<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/2025-vergi-rekortmenleri-belli-oldu-85359</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 13:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2025&#039;in vergi rekortmenleri belli oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Gelir İdaresi Başkanlığı (GİB), 2025 vergilendirme dönemine ait yıllık gelir ve kurumlar vergisi beyannamelerinin değerlendirilmesi sonucunda Türkiye genelinde en fazla vergi beyan eden 100 mükellef listesini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar ve Baykar Genel Müdürü Haluk Bayraktar, 2021-2025 yıllarında art arda 5 kez Türkiye'nin en çok gelir vergisi ödeyen mükellefleri oldu.</p>
<p>2025 vergilendirme döneminde Selçuk Bayraktar 2 milyar 991 milyon 536 bin lira, Haluk Bayraktar da 2 milyar 502 milyon 27 bin lira gelir vergisi beyan etti. İki yöneticinin ödediği toplam gelir vergisi 5 milyar 493,6 milyon lirayı buldu.</p>
<p><strong>Üçüncü sırada Mustafa Rahmi Koç yer aldı</strong></p>
<p>2025 vergilendirme dönemine ilişkin en fazla gelir vergisi beyan eden mükellefler listesinin üçüncü sırasında 830 milyon 795 bin 72 lirayla Koç Holding Şeref Başkanı Mustafa Rahmi Koç bulunuyor.</p>
<p>Listenin dördüncü sırasında 676 milyon 261 bin 752 lirayla Mehmet Sinan Tara yer aldı.</p>
<p>Listenin, 5, 6 ve 8'inci sırasındaki kişiler isimlerinin açıklanmasını istemedi.</p>
<p>Listede yedinci sırada 557 milyon 655 bin 112 lirayla Erman Ilıcak, dokuzuncu sırada 448 milyon 694 bin 701 lirayla Mehmet Cengiz, onuncu sırada 430 milyon 317 bin 466 lirayla Ceyda Lale Tara yer aldı.</p>
<p><strong>Kurumlar vergisi</strong></p>
<p>2025 yılına ilişkin vergilendirme döneminde en fazla kurumlar vergisi beyan eden mükellefler listesinde de 70 milyar 394 milyon 682 bin lira vergi tahakkuku ile Ziraat Bankası birinci oldu.</p>
<p>Listenin ikinci sırasındaki kurum isminin açıklanmasını istemezken, 22 milyar 908 milyon 19 bin lirayla Türkiye Vakıflar Bankası üçüncü sırada yer buldu.</p>
<p><strong>5,6 milyon mükellef beyanname verdi</strong></p>
<p>Türkiye genelinde yıllık gelir vergisine ilişkin 5 milyon 586 bin 760 mükellef tarafından beyanname verildi. Bu beyannamelerle 2 trilyon 394 milyar 768 milyon 820 bin 670 lira matrah beyan edildi. Bu tutar üzerinden 710 milyar 565 milyon 105 bin 352 lira gelir vergisi tahakkuku gerçekleştirildi.</p>
<p>Türkiye genelinde 2025 vergilendirme dönemi için her bir mükellef ortalama 428 bin 651 lira matrah beyanında bulunurken, bu matrah üzerinden ortalama 127 bin 187 lira gelir vergisi tahakkuku yapıldı.</p>
<p>Gelir vergisi mükelleflerinden en fazla vergi tahakkuk ettirilen ilk 100 mükellefin illere göre dağılımında 78 isimle İstanbul ilk sırayı aldı. İstanbul'u 10 mükellefle Ankara, 3 mükellefle İzmir, 2 mükellefle Kocaeli, birer mükellefle Bursa, Kayseri, Eskişehir, Tekirdağ, Aksaray, Rize ve Karabük izledi.</p>
<p><strong>78 mükellef isminin açıklanmasını istemedi</strong></p>
<p>Türkiye'nin 2025 yılı en fazla vergi verenler listesinde ilk sırada Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar yer alırken, kendisine 2 milyar 991 milyon 536 bin 761 lira vergi tahakkuk edildi.</p>
<p>Listedeki ikinci isim, 2 milyar 502 milyon 27 bin 661 lirayla Haluk Bayraktar oldu. Koç Holding Şeref Başkanı Mustafa Rahmi Koç da 830 milyon 795 bin lirayla üçüncü sırada yer aldı.</p>
<p>Listede 78 mükellef ise isminin açıklanmasını istemedi.</p>
<p>2025 vergilendirme dönemi gelir vergisi Türkiye geneli ilk 20 sıralaması şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>SIRA</td>
<td>ADI SOYADI</td>
<td>FAALİYET TÜRÜ</td>
<td>TAHAKKUK EDEN VERGİ TUTARI (TL)</td>
<td>İLİ</td>
</tr>
<tr>
<td>1</td>
<td>SELÇUK BAYRAKTAR</td>
<td>KENDİ ADINA MENKUL SERMAYE İRADI FAALİYETLERİ</td>
<td>2.991.536.760,62</td>
<td>İSTANBUL</td>
</tr>
<tr>
<td>2</td>
<td>LÜTFÜ HALUK BAYRAKTAR</td>
<td>KENDİ ADINA MENKUL SERMAYE İRADI FAALİYETLERİ</td>
<td>2.502.027.660,87</td>
<td>İSTANBUL</td>
</tr>
<tr>
<td>3</td>
<td>MUSTAFA RAHMİ KOÇ</td>
<td>KENDİ ADINA MENKUL SERMAYE İRADI FAALİYETLERİ</td>
<td>830.795.072,17</td>
<td>ANKARA</td>
</tr>
<tr>
<td>4</td>
<td>MEHMET SİNAN TARA</td>
<td>KENDİ ADINA MENKUL SERMAYE İRADI FAALİYETLERİ</td>
<td>676.261.751,92</td>
<td>İSTANBUL</td>
</tr>
<tr>
<td>5</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
</tr>
<tr>
<td>6</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
</tr>
<tr>
<td>7</td>
<td>ERMAN ILICAK</td>
<td>KENDİ ADINA MENKUL SERMAYE İRADI FAALİYETLERİ</td>
<td>557.655.112,13</td>
<td>ANKARA</td>
</tr>
<tr>
<td>8</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
</tr>
<tr>
<td>9</td>
<td>MEHMET CENGİZ</td>
<td>KENDİ ADINA MENKUL SERMAYE İRADI FAALİYETLERİ</td>
<td>448.694.700,95</td>
<td>İSTANBUL</td>
</tr>
<tr>
<td>10</td>
<td>CEYDA LALE TARA</td>
<td>KENDİ ADINA MENKUL SERMAYE İRADI FAALİYETLERİ</td>
<td>430.317.465,73</td>
<td>İSTANBUL</td>
</tr>
<tr>
<td>11</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
</tr>
<tr>
<td>12</td>
<td>AHMET CENGİZ</td>
<td>KENDİ ADINA MENKUL SERMAYE İRADI FAALİYETLERİ</td>
<td>417.497.090,84</td>
<td>İZMİR</td>
</tr>
<tr>
<td>13</td>
<td>MEHMET ÖMER KOÇ</td>
<td>ÜCRET GELİRİ ELDE ETME FAALİYETLERİ</td>
<td>414.993.536,41</td>
<td>İSTANBUL</td>
</tr>
<tr>
<td>14</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
</tr>
<tr>
<td>15</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
</tr>
<tr>
<td>16</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
</tr>
<tr>
<td>17</td>
<td>EKREM CENGİZ</td>
<td>KENDİ ADINA MENKUL SERMAYE İRADI FAALİYETLERİ</td>
<td>397.509.699,21</td>
<td>İSTANBUL</td>
</tr>
<tr>
<td>18</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
</tr>
<tr>
<td>19</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
<td>(*)</td>
</tr>
<tr>
<td>20</td>
<td>VELİ ERGİN İMRE</td>
<td>KENDİ ADINA MENKUL SERMAYE İRADI FAALİYETLERİ</td>
<td>297.765.221,63</td>
<td>İSTANBUL</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p>(*) Mükellef bilgilerinin açıklanmasını istemeyenler</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/2025-vergi-rekortmenleri-belli-oldu-85359</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/02/kdv-vergi-hesap.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ GİB verilerine göre, Türkiye&#039;nin 2025&#039;te en fazla gelir vergisi ödeyen ismi, ihracat gelirleriyle Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar oldu. İkinci sırada Baykar Genel Müdürü Haluk Bayraktar, üçüncü sırada Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi Koç yer aldı. En fazla kurumlar vergisi beyan eden mükellefler listesinin ilk sırasında Ziraat Bankası yer aldı. İkinci sırasındaki kurum isminin açıklanmasını istemezken, listede Türkiye Vakıflar Bankası üçüncü sırada yer buldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasi-yil-sonu-enflasyon-tahminini-yukseltti-85345</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 12:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası yıl sonu enflasyon tahminini yükseltti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, yılın üçüncü Enflasyon Raporu'nun tanıtımı amacıyla İstanbul Finans Merkezi'ndeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Yerleşkesi'nde düzenlenen bilgilendirme toplantısında konuştu.</p>
<p>Karahan, küresel büyüme görünümüne ilişkin beklentilerin jeopolitik gelişmelerin etkisiyle zayıf seyrini sürdürdüğünü belirtti.</p>
<p>Bu bağlamda, dış talep varsayımlarını 2026 yılı için aşağı yönde sınırlı olarak güncellediklerini söyleyen Karahan, "İkinci güncellememiz petrol ve ithalat fiyatlarıyla ilgili. Ateşkesin ardından düşen ancak sonraki gerilimlerle yeniden yükselen petrol fiyatlarında, gerçekleşmelerin de etkisiyle aşağı yönlü bir güncelleme yaptık." ifadesini kullandı.</p>
<p>Karahan, sürecin seyrine ilişkin belirsizlik devam etmekle birlikte petrol fiyatlarının 2026 yılı içinde kademeli olarak gerileyeceğini varsaydıklarını dile getirdi.</p>
<p>2027 yılı petrol fiyatları varsayımlarını ise savaşın gidişatını göz önünde bulundurarak yukarı yönlü güncellediklerini belirten Karahan, öte yandan, motorin rafineri marjları, doğal gaz ve diğer bazı emtia fiyatlarının da etkisiyle 2026 yılı ithalat fiyatları varsayımlarını bir miktar yukarı yönlü revize ettiklerini söyledi.</p>
<p>Karahan, 2027 ithalat fiyatı varsayımlarını ise baz etkisi kaynaklı olarak aşağı çektiklerini ifade etti.</p>
<p>TCMB Başkanı Karahan, bunlara ek olarak, gıda fiyatları varsayımlarını, gerçekleşme ve tarımsal emtia fiyatlarındaki görünüm kaynaklı olarak yükselttiklerini belirterek şöyle devam etti:</p>
<p>"Tahminlerimizi oluştururken, para politikasında sıkı duruşun korunduğu bir görünüm esas aldık. Ayrıca, ekonomi politikalarındaki eş güdümün de devam edeceği varsayımını yansıttık. Şimdiye kadar özetlediğim görünüm altında 2026 yıl sonu enflasyon tahminimizi yüzde 28 olarak yukarı yönlü güncelledik. Enflasyonun 2027 yıl sonunda yüzde 15'e, 2028 yıl sonunda ise yüzde 9'a geriledikten sonra orta vadede enflasyon hedefi olan yüzde 5 seviyesinde istikrar kazanacağını öngörüyoruz.</p>
<p>2026 yıl sonu tahmininde yapılan 2 puan güncellemede, motorin, doğal gaz ve enerji dışı emtia fiyatlarındaki görünüm etkili oldu. Eşel mobil uygulamasına yönelik düzenlemelerin etkisini de tahminlerimize yansıttık. Bunun yanı sıra gıda enflasyonu varsayımında yapılan yukarı yönlü güncelleme ile yönetilen/yönlendirilen fiyatlar da enflasyon tahminimizin yükselmesinde rol oynadı."</p>
<p>Karahan, çıktı açığı tahminlerinde ise önceki rapor dönemine göre kayda değer bir güncelleme olmadığını ifade etti. Finansal koşullardaki sıkılığın korunmasıyla yurt içi talebin zayıf seyrini gelecek dönemde sürdürmesini beklediklerini dile getiren Karahan, "Ayrıca geçmiş enflasyona endeksleme eğiliminin güçlü olduğu hizmet kalemlerinde ataletin zayıflamasıyla hizmet enflasyonundaki düşüşün giderek daha belirgin hale geleceğini öngörüyoruz. Sıkı parasal duruşun beklenti ve fiyatlama davranışlarındaki iyileşmeyi desteklemesiyle enflasyonun ana eğilimindeki gerilemenin önümüzdeki dönemde sürmesini bekliyoruz." dedi.</p>
<p>TCMB Başkanı, mayıs toplantısına atıfta bulunarak, "tahmin iletişimine" ilişkin yeni bir yaklaşım belirlediklerini anımsattı. Bu kapsamda öne çıkan riskleri paylaşan Karahan, savaş ve ateşkesin gidişatına bağlı olarak petrol ve doğal gaz fiyatlarının daha uzun süre yüksek kalmasının yukarı yönlü risklerin başında geldiğini söyledi.</p>
<p>Ayrıca motorin fiyatlarında rafineri marjları kaynaklı yükselişlerin de enerji fiyatları üzerindeki yukarı yönlü riskleri canlı tuttuğunu ifade eden Karahan, "Diğer taraftan, ateşkese ilişkin haber akışının daha olumlu olması durumunda ise petrol fiyatları temel varsayımlardan düşük kalarak enflasyon üzerinde aşağı yönlü etki yapabilir." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Sıkı para politikası duruşumuz sayesinde iç talepteki zayıf seyir belirginleşti"</strong></p>
<p>Fatih Karahan, gıda fiyatları tarafında da uluslararası tarımsal emtia fiyatlarının, tarımsal girdi fiyatlarının, iklim koşullarının ve arz gelişmelerinin her zamanki gibi önemini koruduğunu, özellikle işlenmemiş gıda grubunda arz yönlü gelişmelerin, kısa vadeli enflasyon görünümü üzerinde her iki yönde de etkili olabileceğini belirtti.</p>
<p>Bunun yanı sıra farklı arz yönlü şokların son dönemlerde art arda ve daha sık görülmesinin fiyatlama davranışları ve enflasyon ataleti açısından riskler barındırdığını dile getiren Karahan, "Para politikası duruşumuzu oluştururken risklerin yönünü ve enflasyon beklentileri üzerindeki olası etkilerini bütüncül bir yaklaşımla değerlendirmeye devam edeceğiz." dedi.</p>
<p>Jeopolitik gelişmelere ve bu gelişmelerin makroekonomik etkilerine ilişkin belirsizliklerin sürdüğüne dikkati çeken Karahan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Dezenflasyon süreci, yaşanan bu gelişmelerin de yansımalarıyla ivme kaybetmesine rağmen devam ediyor. Sıkı para politikası duruşumuz sayesinde iç talepteki zayıf seyir belirginleşti. Ayrıca, piyasa katılımcılarının beklentileri bir miktar yükselse de reel sektör ve hanehalkı beklentileri geriledi. Para politikasının daha yoğun etkilediği kalemlerde enflasyonda yavaşlamayı daha net görüyoruz. Ancak arz yönlü şoklar nedeniyle bu gelişmenin manşet enflasyona yansımaları sınırlı kaldı. Bu şokların etkisi hafifledikçe sıkı para politikası duruşumuzun katkısıyla dezenflasyon sürecinin yeniden hızlanacağını öngörüyoruz. Her fırsatta vurguladığım gibi fiyat istikrarı, sürdürülebilir büyüme ve toplumsal refah artışı için bir ön koşul. Bu nedenle ara hedeflerle uyumlu bir seyir içinde fiyat istikrarı sağlanana kadar sıkı para politikası duruşumuzu kararlılıkla sürdüreceğimizi yeniden belirtmek isterim."</p>
<p><strong>"Tüm araçlarımızı kararlılıkla kullanmaya devam edeceğiz"</strong></p>
<p>Dezenflasyon sürecinin seyrinde bu yıl öne çıkan jeopolitik gelişmelerin, Mayıs Enflasyon Raporu’ndan bu yana dalgalı seyrini koruduğunu belirten Karahan, bu gelişmelerin enflasyon görünümü üzerindeki etkilerini proaktif bir şekilde takip ettiklerini ifade etti.</p>
<p>Karahan, savaşın seyrine ilişkin söz konusu yüksek belirsizlik ortamında sıkı ve ihtiyatlı duruşu sürdürürken, para politikasını kısa vadeli gelişmelerin yanı sıra orta vadeli enflasyon görünümünü de gözeterek şekillendirmeye devam ettiklerini kaydetti.</p>
<p>Jeopolitik gelişmelerin yol açtığı arz yönlü şokların dezenflasyon sürecine olumsuz yansıdığını aktaran Karahan, "Para politikamızın talep koşulları üzerindeki sıkılaştırıcı etkilerini açık bir şekilde gözlemliyoruz. Bu bağlamda, maliyet artışlarına karşın temel mal enflasyonu düşük seviyelerini korurken, belli başlı hizmet kalemlerinde de enflasyon ataleti zayıfladı ve dezenflasyon devam etti. Yurt içi dinamiklerde izlediğimiz bu olumlu gelişmeleri kararlı politikamızın bir sonucu olarak değerlendiriyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Karahan, enflasyon beklentileri ile fiyatlama davranışlarının da önemini koruduğunu belirterek, "Bu dönemde sıkı duruşumuzu sürdürecek, temel amacımız olan fiyat istikrarına ulaşmak için tüm araçlarımızı kararlılıkla kullanmaya devam edeceğiz." diye konuştu.</p>
<p>Haziranda ABD ile İran arasında varılan mutabakatın ardından jeopolitik risklerde geçici bir gerileme gözlediklerini dile getiren Karahan, sonrasında jeopolitik risklerin, savaşın seyri ve taraflar arasında yeni bir anlaşma ihtimaline ilişkin haber akışı nedeniyle dalgalı bir görünüm sergilediğini söyledi.</p>
<p>Karahan, bu durumun küresel ekonomik görünüme ilişkin belirsizliklerin devam etmesine yol açtığını, küresel arz koşullarında sınırlı bir iyileşme gözlenmesine rağmen, girdi ve navlun maliyetlerinin yüksek seyrini koruduğunu ve tedarik zincirlerindeki aksamaların da devam ettiğini kaydetti.</p>
<p>Küresel enerji arzı açısından kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı’ndan gemi geçişlerinin, mutabakatın ardından bir miktar arttığını anlatan Karahan, şunları değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Ancak izleyen dönemde geçişler yeniden azalarak durma noktasına geldi. Petrol fiyatları da mutabakatın akabinde savaş öncesi seviyelere yakınsadı, ardından yeniden yükseldi. Mevcut durumda petrol fiyatları yüksek ve oynak seyrini sürdürüyor. Doğal gaz fiyatlarında da benzer bir görünüm hakim. Daha genel baktığımızda gerek enerji gerekse enerji dışı emtia fiyatları savaş öncesine kıyasla yüksek düzeylerini koruyor. Buna bağlı olarak ithalat fiyatlarının da savaş sonrasında belirgin ölçüde arttığını gözlüyoruz.</p>
<p>Küresel büyümenin 2026'da ivme kaybetmesi bekleniyor. 2027'de ise baz etkilerinin de katkısıyla, büyüme görünümünün bir miktar toparlanması öngörülüyor. Diğer taraftan savaşın seyrine bağlı olarak küresel büyüme üzerindeki riskler her iki yönde de geçerliliğini koruyor. Dalgalı bir seyir izleyen enerji fiyatları, küresel enflasyon ve enflasyon beklentileri üzerinde etkili olmayı sürdürüyor. Savaşla birlikte yukarı yönlü güncellenen enflasyon tahminlerinin yüksek seviyelerini koruduğunu görüyoruz. İkincil etkiler nedeniyle küresel enflasyon görünümünde bozulmanın devam edebileceği değerlendiriliyor."</p>
<p>Karahan, söz konusu durumun küresel olarak daha sıkı para politikası beklentilerini de güçlendirdiğini ifade ederek, artan jeopolitik belirsizlik nedeniyle gelişmekte olan ülkelere yönelik portföy hareketlerinin de dalgalı bir seyir izlediğini belirtti.</p>
<p>Son dönemde gelişmekte olan ülke hisse senedi piyasalarından çıkışlar, tahvil piyasalarına ise girişlerin gözlendiğini söyleyen Karahan, "ABD Merkez Bankası (Fed) sözlü yönlendirmeyi bırakması sonrası faiz patikasına yönelik belirsizliğin arttığını görüyoruz. Öte yandan, Japonya Merkez Bankasının (BoJ) atacağı adımlar da küresel piyasalar açısından önem taşıyor. Bu gelişmeler de küresel risk iştahı ve portföy hareketleri üzerinde belirleyici olacak." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Yılın ilk çeyreğinde büyüme yavaşlamaya devam etti"</strong></p>
<p>Karahan, yurt içi makroekonomik gelişmelere ilişkin değerlendirmelerinde ise "Yılın ilk çeyreğinde büyüme yavaşlamaya devam etti. Bu çerçevede, mevcut büyüme verileri, sıkı para politikası duruşumuzun hedeflenen bir sonucu olarak talep koşullarının dezenflasyonist düzeyde kaldığını teyit etti. İkinci çeyreğe ilişkin görünüm ise büyümenin, özel tüketimdeki zayıf seyre karşın, dış talep kaynaklı olarak bir miktar toparlandığını ima ediyor." açıklamalarında bulundu.</p>
<p>Yılın ikinci çeyreğine ilişkin göstergelere değinen Karahan, 2025'in son çeyreğinde ve bu yılın ilk çeyreğinde görece yatay bir seyir izleyen sanayi üretiminin, ihracatın beklenenden güçlü seyretmesinin de katkısıyla arttığını ve oynaklığı yüksek sektörler dışlandığında da benzer bir eğilimin söz konusu olduğunu ifade etti.</p>
<p>Karahan, hizmet üretiminin nisan ve mayıs aylarında aylık bazda gerilediğini ve çeyreklik bazda yataya yakın seyrettiğini belirterek, "İmalat sanayi kapasite kullanım oranı yılın ikinci çeyreğinde sınırlı olarak artmakla birlikte tarihsel ortalamasının altındaki seyrini sürdürdü. Temmuzda ise bir miktar geriledi. İş gücü piyasasında, ikinci çeyrekte manşet işsizlik oranının gerilediğini görüyoruz. Buna göre işsizlik oranı geçmiş dönem ortalamalarının oldukça altında seyrederken, geniş tanımlı göstergeler daha az sıkı bir iş gücü piyasasına işaret ediyor. Nitekim, atıl iş gücü oranı ve ilan başına başvuru sayıları yüksek seyrediyor." şeklinde konuştu.</p>
<p>Talep koşullarına da değinen Karahan, altın hariç bakıldığında perakende satışların büyümesinin bir önceki çeyreğin altında gerçekleştiğini, trendinden arındırılmış verilerin de perakende satışlardaki ivme kaybının sürdüğünü gösterdiğini söyledi.</p>
<p><strong>"Küresel ticaret ve jeopolitik koşullardaki zorluklara rağmen ikinci çeyrekte ihracatta artış gerçekleşti"</strong></p>
<p>Karahan, ikinci çeyrekte gerileyen kart harcamalarının da talepteki yavaşlamanın belirginleştiğini teyit ettiğini kaydederek, temmuz ayına ilişkin verilerin kart harcamalarındaki zayıf seyrin üçüncü çeyrekte de sürdüğüne işaret ettiğini belirtti.</p>
<p>Talebe ilişkin verilerin bir bütün olarak ikinci çeyrekte talep koşullarının dezenflasyonist düzeyde olduğunu gösterdiğini ifade eden Karahan, farklı yöntemlerle hesapladıkları çıktı açığı göstergelerinin büyük çoğunluğunun ve ortalamasının, bir süredir olduğu gibi ikinci çeyrekte de negatif düzeye işaret ettiğini kaydetti.</p>
<p>Karahan, yılın geri kalanında talep koşullarında dezenflasyonist görünümün korunacağını öngördüklerini bildirdi.</p>
<p>İktisadi faaliyete ilişkin değerlendirmelerde bulunan Karahan "Küresel ticaret ve jeopolitik koşullardaki zorluklara rağmen ikinci çeyrekte ihracatta artış gerçekleşti. İhracattaki güçlü görünümde, jeopolitik gelişmelerin ve artan lojistik maliyetlerinin, talebi kısmen Türkiye'ye kaydırmasının da rol oynadığını değerlendiriyoruz." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Cari açığın milli gelire oranının uzun dönem ortalamasının altında gerçekleşeceğini öngörüyoruz"</strong></p>
<p>Karahan, bu dönemde, savaşın başlamasından sonra Orta Doğu ülkelerine ihracattaki düşüşün bir miktar telafi edildiğini, Afrika, Avrupa Birliği ve Kuzey Amerika ülkelerine ihracatın ise arttığını kaydetti.</p>
<p>Aynı dönemde, ithalatta nispeten daha düşük bir artış olduğunu belirten Karahan, yüksek fiyatlar nedeniyle enerji ithalatının arttığını, altın ve enerji hariç ithalatta ise düşüş gerçekleştiğini belirtti.</p>
<p>Karahan, böylelikle dış ticaret açığının ikinci çeyrekte ilk çeyreğe kıyasla gerilediğini belirterek, "Temmuz ayı geçici verileri de önceki çeyrek seviyelerinin altında bir görünüme işaret etmekte. Tüketim malı ithalatına baktığımızda ikinci çeyrekteki gerilemede büyük oranda binek otomobil ithalatındaki yavaşlamanın rol oynadığını görüyoruz. Temmuz ayı geçici verileri tüketim malı ithalatında sınırlı bir artış ima ediyor. Bununla birlikte söz konusu artış ilk iki çeyrekteki gerilemeyi telafi edecek ölçüde görünmüyor." ifadesini kullandı.</p>
<p>Cari işlemler dengesi gelişmelerine de değinen Karahan, "İkinci çeyrekte cari açık milli gelire oranla tarihsel ortalamaların altında bir seyir izledi. Savaş nedeniyle artan enerji fiyatları, enerji ithalatında belirgin yükselişe neden oldu. Bir önceki çeyreğe göre gerileyen altın ithalatı ise cari açıktaki artışı sınırladı. Yılın geri kalanında cari açık üzerinde uluslararası ticarette artan korumacı önlemler, jeopolitik gelişmeler ve enerji fiyatlarındaki artış kaynaklı yukarı yönlü riskler var." diye konuştu.</p>
<p>Karahan, bu gelişmelere rağmen, 2026 yılında cari açığın milli gelire oranının uzun dönem ortalamasının altında gerçekleşeceğini öngördüklerini belirtti.</p>
<p><strong>"Dezenflasyon sürecinin yavaşladığı bir dönemden geçtik"</strong></p>
<p>Enflasyon gelişmelerine dair değerlendirmelerini paylaşan Karahan, "Son aylarda, dezenflasyon sürecinin yavaşladığı bir dönemden geçtik. Arz yönlü baskılar önceki rapor dönemine kıyasla bir miktar hafiflese de dezenflasyonda ivme kaybına neden olmaya devam etti. Bu dinamikler eşliğinde, yıllık tüketici enflasyonu temmuz ayı itibarıyla yüzde 31,8 seviyesinde gerçekleşti. Çekirdek enflasyon göstergeleri ise manşet enflasyonun biraz altında kaldı. Nitekim enerji ve gıdayı dışlayan C endeksinde, yıllık enflasyon yüzde 30'un hafif altında gerçekleşti." dedi.</p>
<p>Karahan, yönetilen, yönlendirilen ürünlerde fiyat artışlarının bir süredir TÜFE'nin üzerinde seyrettiğini ifade ederek, söz konusu ürünleri dışlayan F endeksinin manşet enflasyonun altında seyrettiğini söyledi.</p>
<p>Temmuzda enflasyonun ana eğiliminde dağılım bazlı göstergeler öncülüğünde gerileme görüldüğünü belirten Karahan, "Bu göstergeler, B ve C gibi dışlamaya dayalı göstergelere kıyasla daha belirgin geriledi, bu nedenle ana eğilim tahminlerimize göre daha düşük gerçekleşti." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Karahan, bu görünümde, temel mal ve işlenmiş gıda gibi alt kalem sayısı fazla olan geniş kapsamlı gruplardaki fiyat gelişmelerinin öne çıktığını kaydederek, son üç aydaki yıllıklandırılmış ana eğilim hesaplandığında, takip ettikleri altı göstergenin ortalamasının yüzde 27'li seviyelere işaret ettiğini belirtti.</p>
<p><strong>"Enerji ve temel mal grubu enflasyonlarında ikinci çeyrekte bir güçlenme izledik"</strong></p>
<p>Fatih Karahan, tasarım gereği daha uzun vadeli eğilimleri yansıtan ve tek seferlik etkileri dışlayan trend enflasyon göstergesinin görece yatay seyrettiğini söyleyerek, "Ana eğilimin iki temel bileşenine yakından baktığımızda, temmuz ayı itibarıyla temel mal enflasyonu düşük seviyelerini korurken, hizmet enflasyonu görece yüksek seyrini sürdürüyor. Bildiğiniz gibi, jeopolitik şokun enflasyondaki ilk yansımaları ağırlıklı olarak enerji ve petrokimya ile bağlantısı güçlü alt gruplar üzerinden gerçekleşti. Bu doğrultuda, enerji ve temel mal grubu enflasyonlarında ikinci çeyrekte bir güçlenme izledik. Temmuz ayına geldiğimizde bu etkiler bir miktar azaldı." diye konuştu.</p>
<p>Son dönem enflasyon gelişmelerinde öne çıkan bir diğer unsurun gıda fiyatları olduğuna dikkati çeken Karahan, "2026 yılına ilişkin ilk bitkisel üretim tahminleri, geçen yıl kuraklık ve zirai don nedeniyle zayıflayan üretimin, bu yıl meyve ve tahıllar öncülüğünde yeniden toparlandığına işaret ediyor. Üretimdeki bu iyileşme, gıda enflasyonu açısından olumlu bir arz yönlü görünüm sunuyor. Ancak, bu genel iyileşmeye karşın, gıda enflasyonundaki olumsuz ayrışma belirginleşti." dedi.</p>
<p>Karahan, arz koşullarındaki iyileşmenin gıda fiyatlarına etkisi alt gruplar itibarıyla değişkenlik gösterdiğini kaydederek, "Sebze üretimi genel olarak yatay bir görünüm sergilerken, ürün bazında farklılaşmalar görüyoruz. Ağırlığı yüksek bazı ürünlerde haziran-temmuz döneminde arz sıkıntısı yaşandı ve fiyatlar yüksek oranda arttı. Süt, et ve bunlara bağlı ürünler son bir yıllık dönemde fiyat artışları ile öne çıkan diğer ürünler oldu. Son aylarda alkolsüz içecek fiyatlarında da bir hızlanma izliyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"Jeopolitik gelişmeler temel mal fiyatlarını da etkiledi"</strong></p>
<p>TCMB Başkanı Karahan, enerji fiyatlarının ise jeopolitik gelişmelere bağlı olarak oynak bir seyir izlediğini belirterek, jeopolitik gelişmeler eşliğinde artan belirsizlikler neticesinde enerji fiyatlarının temmuz ayında yeniden yükseldiğini ve öncü göstergelerin de bu etkilerin ağustos ayına da sarktığına işaret ettiğini kaydetti.</p>
<p>Karahan, savaş döneminde en belirgin fiyat artışları doğal gaz ve elektrikte olurken, eşel mobil uygulamasının akaryakıt fiyatlarındaki artışları sınırladığını ifade etti.</p>
<p>Akaryakıt tarafında ham petrol fiyatlarının yanı sıra, motorinde rafineri marjlarındaki yükselişin de fiyatlara olumsuz yansıdığını söyleyen Karahan, "Jeopolitik gelişmeler yalnızca enerji fiyatlarını değil, temel mal fiyatlarını da etkiledi. Nitekim, son dönemde temel mal enflasyonundaki artışta bu etkileri kısmen gördük. Örneğin, petrokimya ürünleriyle yakından bağlantılı olan kişisel bakım ve ev temizlik ürünlerinde, jeopolitik çalkantı sırasında önemli fiyat artışları kaydedildi." diye konuştu.</p>
<p>Karahan, bu dönemde dayanıklı tüketim malları enflasyonunun nispeten yatay kaldığını belirtirken, temel mal grubunda yıllık enflasyonun yüzde 17 ile manşet enflasyonun belirgin altındaki seyrini sürdürdüğünü ve sıkı para politikasının tüketim talebinde yol açtığı yavaşlamanın, temel mal enflasyonundaki artışı sınırlayan önemli bir faktör olduğunu kaydetti.</p>
<p>Son dönemde yaşanan şokların enflasyon üzerindeki etkilerinin sınırlı kalmasında, sıkı para politikasının önemini bir kez daha gördüklerini belirten Karahan, talep koşullarının enflasyon üzerindeki etkilerini hizmet sektöründe de gördüklerini kaydetti.</p>
<p>Karahan, arz şoklarına rağmen, hizmet enflasyonundaki yavaşlamanın devam ettiğini ifade ederek, "Talebin zayıflaması bu görünüme katkıda bulunuyor. Nitekim, yıllıklandırılmış son üç aylık ana eğilimin, yıllık enflasyonun altında olması, bu eğilimin devamını ima ediyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Bir defalık etki oluşturan temmuz ayındaki muayene katılım payı düzenlemesi ile son dönem akaryakıt artışlarının, ulaştırma hizmetleri üzerinden hizmet enflasyonunu yukarı yönlü etkilediğini söyleyen Karahan, bu etkileri dışladığımızda, hizmet enflasyonunun ana eğilimindeki düşüşün daha belirgin hale geldiğini belirtti.</p>
<p>Karahan, hizmet enflasyonundaki yavaşlamada, özellikle kira ve eğitim hizmetlerinin rolü belirgin olduğunu ifade ederek, "Yılın ilk yedi ayındaki birikimli enflasyona bakıldığında her iki kalemde de enflasyon geçen yıla göre önemli ölçüde geriledi. Bu durum, hizmet enflasyonunda bu kalemlerden gelen ataletin gücünü yitirdiğini gösteriyor." diye konuştu.</p>
<p>Kira tarafında, yeni kiracı endeksi gibi öncü göstergelerin düşüş eğiliminin önümüzdeki dönemde de devam edeceğine işaret ettiğini söyleyen Karahan, "Eğitim hizmetlerinde ise fiyat ayarlamalarında son 24 ay yerine 12 aylık enflasyonu esas alan düzenlemeleri, önemli bir adım olarak değerlendiriyoruz. Bu değişikliklerin geriye dönük endeksleme eğilimini zayıflatmaya devam edeceğini ve dezenflasyon sürecini destekleyeceğini öngörüyoruz. Bu bakımdan, ağustos-eylül döneminde vakıf yükseköğretim ücretlerindeki gelişmelerin enflasyon üzerindeki etkilerini yakından takip edeceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Karahan, ulaştırma ve haberleşme hizmetlerinde ise farklı bir seyir izlediklerini kaydederek, akaryakıt fiyatlarındaki artışın etkileriyle ulaştırma hizmetlerinin ilk yedi aydaki fiyat artışlarının güçlü olduğunu belirtti.</p>
<p>Son dönemde haberleşme hizmetleri enflasyonunun da güçlendiğini söyleyen Karahan, bu iki kalemin, hizmet enflasyonundaki iyileşmeyi sınırladığını ifade etti.</p>
<p>Karahan, talep koşullarına duyarlılığı görece yüksek olan lokanta-oteller gibi alt kalemlerde dezenflasyonun devam ettiğini kaydederek, bu dönemde beklentiler kanalıyla ortaya çıkabilecek ikincil etkileri de yakından takip ettiklerini sözlerine ekledi.</p>
<p>Enflasyon beklentilerine de değinen Karahan, "Küresel gelişmelerin enflasyon beklentileri üzerindeki etkisi sektörler arasında farklılık gösterdi. Önceki rapor dönemine kıyasla piyasa katılımcılarının beklentileri yükselirken, reel sektör ve hanehalkı beklentileri de geriledi. Raporumuzda yer alan bir kutu çalışması da gösteriyor ki zayıf talep koşulları maliyet artışlarının enflasyon beklentilerine etkisini sınırlıyor. Para politikasının sıkılığını, enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışlarının dezenflasyon sürecine katkı verecek şekilde oluşturmaya devam edeceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"TL mevduat payını artırmayı hedefleyen düzenlemeleri finansal koşullara göre revize ederek uyguluyoruz"</strong></p>
<p>Fatih Karahan, bu yılın ocak ayında politika faizini 100 baz puanlık bir indirimle yüzde 37 seviyesine getirdiklerini ifade ederek, mart ayı başından bu yana yaşanan savaş ve jeopolitik gelişmelerin enflasyon görünümüne etkilerini sınırlamak amacıyla, sıkı duruşu koruyarak politika faizini sabit tuttuklarını hatırlattı.</p>
<p>Son rapor döneminden bu tarafa sıkı para politikası duruşunu desteklemek amacıyla, 1 hafta vadeli repo ihalesi açmadıklarını söyleyen Karahan, piyasanın likidite ihtiyacını ise üst banttan yapılan gecelik fonlama işlemleri ile karşılamayı sürdürdüklerini söyledi.</p>
<p>Karahan, iki rapor arasında, kısa bir dönem piyasada likidite açığı oluşsa da genellikle likidite fazlası koşullarının hakim olduğunu, bu dönemde, likidite fazlasını sterilize etmek amacıyla depo alım ve swap ihalelerine devam ettiklerini belirtti.</p>
<p>Etkin likidite yönetimi ile para piyasalarında gerçekleşen faiz oranlarının üst bant olan yüzde 40’a yakın seviyelerde oluşmasını sağladıklarını kaydeden Karahan, "TL mevduat, kredi büyümesi ve likidite yönetimi odaklı makro ihtiyati tedbirleri sıkı parasal duruşumuzu desteklemek üzere uygulamaya devam ediyoruz. TL mevduat payını artırmayı hedefleyen düzenlemeleri finansal koşullara göre revize ederek uyguluyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"Sıkı para politikası duruşumuz yurt içi yerleşiklerin TL mevduat tercihinin korunmasında etkili oldu"</strong></p>
<p>Karahan, kredi büyümesindeki dalgalanmaları yönetmek için büyüme sınırlarını kullandıklarını söyleyerek, mevduat ve ticari kredi faiz oranlarının, ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti ile uyumlu hareket ettiğini belirtti.</p>
<p>Tüketici kredisi faizleri üzerinde ise ağırlıklı ortalama fonlama maliyetinin yanı sıra makro ihtiyati tedbirler ile kredi riski gelişmelerinin etkili olduğunu değerlendirdiklerini ifade eden Karahan, "2025 yılından itibaren kıymetli maden fiyat gelişmeleri ve artan jeopolitik riskler sonucunda TL payında dalgalanmalar yaşandı. Ancak sıkı para politikası duruşumuz ve destekleyici makro ihtiyati araç setimiz yurt içi yerleşiklerin TL mevduat tercihinin korunmasında etkili oldu." açıklamalarında bulundu.</p>
<p>Özellikle ikinci çeyrekten itibaren TL mevduata girişlerin hızlanması ile birlikte TL mevduatın payının yüzde 62’ye yükseldiğini dile getiren Karahan, yatırım fonlarını dahil ettiklerinde de bu görünümün değişmediğini paylaştı.</p>
<p><strong>"Şubat sonunda yüzde 34,6 seviyesinde olan toplam kredi büyümesi yüzde 25 dolayına geriledi"</strong></p>
<p>TCMB Başkanı Karahan, kredi büyümesine ilişkin yaptığı değerlendirmelerde şunları kaydetti:</p>
<p>"2025 yılı son çeyreğinde hızlanan kredi büyümesi 2026 yılı ikinci çeyreğinden itibaren belirgin yavaşladı. Para politikasındaki sıkı duruşa ilave olarak KMH limitlerinin büyüme sınırına dahil edilmesi, büyüme sınırlarının düşürülmesi ve istisna kredilerin kapsamının daraltılması gibi adımlar bu yavaşlamada etkili oldu. Sonuç olarak şubat sonunda yüzde 34,6 seviyesinde olan toplam kredi büyümesi yüzde 25 dolayına geriledi. Kredi büyümesindeki bu yavaşlama tüm kredi türlerinde görülüyor.</p>
<p>TL ticari ve bireysel kredi büyümeleri yüzde 35 seviyesine gerilerken, YP kredi büyümesi yüzde 10’un altına geriledi. Kredi piyasasındaki bu gelişmelerin kredi kompozisyonunu iyileştirerek finansal istikrarı destekleyeceğini ve iç talepteki dengelenmeye katkı vereceğini değerlendiriyoruz. İki rapor dönemi arasında kısa vadeli tahvillere yönelik artan ilgiyle birlikte getiri eğrisinin kısa ucu geriledi. Orta-uzun vadelerde ise sınırlı bir yükseliş oldu."</p>
<p>Karahan, artan jeopolitik belirsizliklerin risk göstergelerinde yol açabileceği bozulmayı kararlı ve proaktif politika duruşu ile sınırlı tuttuklarını söyledi.</p>
<p>Risk priminin ve döviz kuru oynaklığının bir önceki rapor dönemine kıyasla da belirgin iyileşme kaydettiğini ve söz konusu gelişmeler öncesindeki seviyelerine yakınsadığını ifade eden Karahan, "27 Mart’ta 155 milyar dolar olan brüt rezervler 30 milyar dolar artışla 12 Ağustos itibarıyla 185 milyar dolar seviyesine yükseldi. Swap hariç net rezervler aynı dönemde 35 milyar dolar artışla 56 milyar dolar seviyesine ulaştı."</p>
<p> </p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasi-yil-sonu-enflasyon-tahminini-yukseltti-85345</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/8/1280x720/karahan-1778914668.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyon Raporu Bilgilendirme Toplantısı&#039;nda konuşan Merkez Bankası Başkanı Karahan, &quot;2026 yıl sonu enflasyon tahminimizi yüzde 28 olarak yukarı yönlü güncelledik. Enflasyonun 2027 yıl sonunda yüzde 15&#039;e, 2028 yıl sonunda ise yüzde 9&#039;a geriledikten sonra orta vadede enflasyon hedefi olan yüzde 5 seviyesinde istikrar kazanacağını öngörüyoruz.&quot; dedi. Karahan, &quot;2026 yıl sonu tahmininde yapılan 2 puan güncellemede, motorin, doğal gaz ve enerji dışı emtia fiyatlarındaki görünüm etkili oldu. Eşel mobil uygulamasına yönelik düzenlemelerin etkisini de tahminlerimize yansıttık. Bunun yanı sıra gıda enflasyonu varsayımında yapılan yukarı yönlü güncelleme ile yönetilen/yönlendirilen fiyatlar da enflasyon tahminimizin yükselmesinde rol oynadı.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasindan-net-hata-ve-noksan-analizi-85344</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 11:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası&#039;ndan &#039;Net Hata ve Noksan&#039; analizi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) Veri Yönetişimi ve İstatistik Genel Müdürlüğü'nde Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapan Murat Topkaya, Müdür olarak görev yapan Barış Babaoğlu, Kıdemli Uzman Kerem Önde, Uzman Özgecan Çatalçam tarafından hazırlanan "Finans Hesabı Revizyonları ve Net Hata ve Noksan’a Etkileri" başlıklı analiz bankanın blog sayfası Merkezin Güncesi'nde yayımlandı.</p>
<p>Analizde, Ödemeler Dengesi İstatistikleri'nin son yıllarda en çok gündeme gelen kalemlerinden birinin Net Hata ve Noksan (NHN) olduğu belirtildi.</p>
<p>2021-2022 yıllarında yüksek pozitif değerler alan bu kalemin, 2023’ten itibaren belirgin bir negatif seyir izlediği belirtilen analizde, bu seyrin "NHN’deki negatif birikim, kayıtlara girmeyen dış ticaret işlemlerine mi, yoksa finansal hesaplardaki ölçüm ve kapsam boşluklarına mı işaret ediyor?" sorularını gündeme getirdiği aktarıldı.</p>
<p>Analizde, Ödemeler Dengesi İstatistikleri'nin uluslararası ticaret ve finans hareketlerinin farklı veri kaynaklarından derlenmesiyle oluşturulduğu kaydedilerek, "Verilerin değişik kaynaklardan elde edilmesi, değerleme, ölçme, sınıflandırma ve kayıt zamanı farklılıkları yaratabiliyor. Oluşan farklar NHN kalemine 'kalıntı' şeklinde yansıyor. Dolayısıyla NHN, cari işlemlerdeki ölçüm eksiklerinden kaynaklanabileceği gibi Finans Hesabı’ndaki bazı işlemlerin kayıtlara eksik yansımasından da doğabiliyor." denildi.</p>
<p>TCMB'nin 24 Temmuz 2026 tarihli basın duyurusunda açıklanan ve 13 Ağustos 2026'da yayımlanan Haziran 2026 Ödemeler Dengesi İstatistikleri ile yapılan üç Finans Hesabı revizyonunun bu konuda önemli bir bulgu sunduğu anımsatılan analizde, söz konusu yazıda, NHN'deki son dönemde yaşanan negatif artışın önemli bir bölümünü açıklayan revizyonların dayanaklarının ve ödemeler dengesi açısından sonuçlarının ele alındığı bildirildi.</p>
<p><strong>Yerleşik kişilerin yurt dışı mevduat varlıkları, BIS çeyreklik istatistikleri kullanılarak hesaplanıyor</strong></p>
<p>Analizde, ilk revizyonun, yurt içi yerleşiklerin yurt dışı mevduatlarının derlenmesine ilişkin olduğu belirtilerek, şu değerlendirmelere yer verildi:</p>
<p>"Türkiye’de yerleşik gerçek ve tüzel kişilerin yurt dışı mevduat varlıkları, Uluslararası Ödemeler Bankasının (BIS) çeyreklik istatistikleri kullanılarak hesaplanıyor. Ancak BIS verilerinin ülke kapsamının sınırlı olması ve özellikle çifte vatandaşlık gibi durumlarda yerleşiklik bilgisinin doğru belirlenememesi, bazı hareketlerin eksik veya farklı kaydedilmesine yol açabiliyor. Örneğin, mevcut veri kaynağıyla izlenemeyen bir yurt dışı mevduat Türkiye’ye getirildiğinde, Türkiye’deki bankaların yabancı para varlıklarına yansırken yurt dışındaki azalışın karşı kaydı oluşmayabiliyor.</p>
<p>Tersi işlemlerde de benzer ölçüm farkları ortaya çıkabiliyor. Bu sorunları azaltmak amacıyla yurt içi yerleşik gerçek kişilerin yurt dışı mevduat hareketlerinin derlenmesinde SWIFT verileri kullanılmaya başlandı. Böylece sınır ötesi mevduat transferleri daha doğru ölçülebiliyor. Bu uyarlamanın Ocak 2023-Mayıs 2026 döneminde NHN üzerindeki birikimli etkisi eksi 13,3 milyar ABD doları olarak hesaplanıyor. Bu tutar yeni bir kaynak çıkışını değil, daha önce NHN’ye yansıyan hareketlerin doğru kalemde gösterilmesini ifade ediyor."</p>
<p>Analizde, ikinci revizyonun, yurt içi yerleşiklerin (bankalar ve diğer sektörler) yurt dışı yerleşiklerle yaptığı finansal türev işlemlerinden doğan kar ve zararların hesaplanmasına ilişkin olduğu bildirildi.</p>
<p>Swap, forward ve opsiyon gibi işlemlerde kar veya zarar, dayanak varlığın getirisinden değil türev sözleşmesinin değerinden kaynaklandığı ifade edilen analizde, bu nedenle tutarların Birincil Gelir Dengesi kalemi yerine Finans Hesabı’ndaki Finansal Türevler kaleminde kaydedildiği belirtildi.</p>
<p>Analizde, bankaların farklı muhasebe yöntemleri kullanması ve işlemlerin teknik karmaşıklığı nedeniyle yurt dışı yerleşiklerle yapılan türev işlemlerinden doğan kar ve zararların istatistiklere tam yansıtılamadığına atıfta bulunarak, söz konusu işlemlerin dayanak varlığına ilişkin hareketleri bankaların döviz varlığına yansırken kar ve zararlara ilişkin karşı kaydın eksik kalmasının NHN’ye sebep olduğu bildirildi.</p>
<p>Veri eksikliğinin giderilmesi amacıyla Merkezi Kayıt Kuruluşu ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu verilerine dayanan sözleşme bazlı bir hesaplama altyapısı oluşturulduğu bilgisi paylaşılan analizde, "Yabancı para, değerli metal veya Türk lirasını konu alan işlemlerin kar ve zararları, sözleşmedeki kur ve faiz oranları kullanılarak 2014 yılından itibaren hesaplanıyor. Böylece işlemler Finans Hesabı’nda ekonomik niteliğine uygun biçimde gösteriliyor. Finansal türev işlemlerine yönelik revizyonun Ocak 2014-Mayıs 2026 döneminde NHN üzerindeki birikimli etkisi 6,5 milyar ABD dolar tutarında net zarar olarak hesaplanıyor." ifadesine yer verildi.</p>
<p><strong>Yurt içi kaynaklı efektif hareketlerin dış işlemlerden ayrıştırılması</strong></p>
<p>Analizde üçüncü revizyonun, yurt içi yerleşiklere ait efektifin, yani döviz banknotlarının, bankacılık sistemine giriş ve çıkışlarının kaynağına göre ayrıştırılmasına ilişkin olduğu kaydedildi.</p>
<p>Bankacılık sistemindeki her efektif hareketin dış ekonomik işlemden kaynaklanmadığı belirtilen analizde, "Yerleşiklerin finansal sistem dışında tuttukları dövizleri bankaya yatırması veya bankadan çekmesi, bankaların döviz varlıklarını değiştirse de yurt dışı yerleşiklerle işlem oluşturmuyor. Bu nedenle söz konusu hareketlerin dış ekonomik işlemlerden ayrıştırılması gerekiyor." denildi.</p>
<p>Analizde, geçmiş uygulamada, kaynağı doğrudan belirlenemeyen efektif hareketlerinin tamamının yurt dışı işlemlerden kaynaklandığının varsayıldığı anımsatıldı.</p>
<p>Bu yaklaşımın, yastık altı döviz ile bankacılık sistemi arasındaki hareketlerin yoğunlaştığı dönemlerde NHN’de belirgin dalgalanmalara yol açabildiğine değinilen analizde, şu değerlendirmeler yer aldı:</p>
<p>"Efektif hareketlerini kaynağına göre ayrıştırmak amacıyla 2021 yılından itibaren aylık frekansta bir regresyon modeli kullanılıyor. Net efektif girişlerin seyahat harcamaları ve sınır ticaretiyle açıklanabilen bölümü yurt dışı kaynaklı kabul edilirken, gerçekleşen hareket ile model tahmini arasındaki fark (model kalıntısı) yurt içi kaynaklı efektif hareketi olarak değerlendiriliyor. Ayrıştırma sonuçları NHN’de belirli dönemlerdeki aşırı dalgalanmaların yurt dışı ekonomik işlemlerden bağımsız efektif hareketlerinden kaynaklandığını gösteriyor. Söz konusu revizyon ilgili dönemdeki birikimli NHN’yi etkilememekle birlikte dönemsel NHN’leri mutlak değer olarak dengeliyor."</p>
<p><strong>Revizyonun toplam etkisi</strong></p>
<p>Analizde, Finans Hesabı’nda yapılan üç revizyon ile birlikte Ocak 2014-Mayıs 2026 dönemine ilişkin birikimli NHN'nin eksi 34,3 milyar dolardan eksi 14,5 milyar dolara, yani sıfır çizgisine yaklaştığı bildirildi.</p>
<p>Revizyon sonuçlarında iki noktanın vurgulanmasının önemli olduğunun altı çizilen analizde, şu ifadelere yer verildi:</p>
<p>"Birincisi, revizyonlar tek yönlü çalışmıyor, 2021-2022’nin yüksek pozitif NHN’sini aşağı, 2023-2025’in negatif NHN’sini yukarı çekiyor. İkincisi, revizyon öncesi ve sonrası serilerin en belirgin ayrıştığı dönem olan 2023-2026 arasında eksi 57,8 milyar dolara ulaşan NHN, revizyon sonrasında eksi 23,5 milyar dolar olarak gerçekleşiyor. Diğer bir ifadeyle, son dönemdeki negatif birikimin yarıdan fazlasının kaynağı tespit edilmiş ve ilgili Finans Hesabı kalemlerine taşınmış durumda. Bununla birlikte 2026 yılının ilk beş ayında NHN, revizyon sonrasında da görece yüksek negatif düzeyde. Ancak bu döneme ilişkin veriler henüz geçici nitelikte olduğundan kesin veriler elde edildiğinde daha sağlıklı değerlendirme yapılabilir."</p>
<p>Analizde, son olarak revizyonların Cari İşlemler Hesabı'nı değiştirmediği belirtilerek, daha önce NHN’ye yansıyan bazı tutarların ekonomik niteliklerine uygun Finans Hesabı kalemlerinde gösterilmesini sağladığı, bu nedenle, cari açık aynı kalırken NHN’nin mutlak büyüklüğünün azalması, NHN’nin önemli bir bölümünün Finans Hesabı’ndaki kapsam, sınıflandırma, değerleme ve kayıt zamanı farklılıklarından kaynaklandığını ortaya koyduğu belirtildi.</p>
<p>Söz konusu değişimin, yeni bir kaynak girişini veya çıkışını değil, gerçekleşmiş işlemlerin doğru kalemler altında kaydedilmesini ifade ettiği aktarılan analizde, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Bu sonuçlar, NHN’nin tamamını cari işlemler açığına ekleyen değerlendirmelerin, Finans Hesabı kaynaklı ölçüm farklarını dış ticaretle ilişkilendirerek yanıltıcı çıkarımlara yol açabileceğini ortaya koyuyor. Yeni veri kaynaklarının kullanılması ise istatistiklerin kapsamını, sınıflandırmasını ve tutarlılığını güçlendirerek, cari açık ve dış finansman ihtiyacının daha sağlıklı değerlendirilmesini sağlıyor. Bu çerçevede, veri kalitesini artırmaya yönelik çalışmalar sürdürülüyor."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasindan-net-hata-ve-noksan-analizi-85344</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/merkez-bankasi-tcmb.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın &quot;Finans Hesabı Revizyonları ve Net Hata ve Noksan&#039;a Etkileri&quot; analizinde, Ödemeler Dengesi İstatistikleri hakkında, &quot;Verilerin değişik kaynaklardan elde edilmesi, değerleme, ölçme, sınıflandırma ve kayıt zamanı farklılıkları yaratabiliyor. Oluşan farklar NHN kalemine &#039;kalıntı&#039; şeklinde yansıyor. Dolayısıyla NHN, cari işlemlerdeki ölçüm eksiklerinden kaynaklanabileceği gibi Finans Hesabı’ndaki bazı işlemlerin kayıtlara eksik yansımasından da doğabiliyor.&quot; ifadelerine yer verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sabanci-holdingden-ilk-yarida-145-milyar-lira-net-kar-85341</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 11:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sabancı Holding&#039;den ilk yarıda 14,5 milyar lira net kâr</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sabancı Holding, 2026'nın ilk yarısına ait finansal sonuçlarını açıkladı. </p>
<p>Buna göre, stratejik odak alanlarında büyümesini sürdüren holding, bu dönemde Akçansa'daki yüzde 39,72 oranındaki hisselerinin tamamını 1,1 milyar dolar şirket değeri üzerinden satarak, yaklaşık 428 milyon dolar nakit elde etti.</p>
<p>Yılın ilk yarısındaki net kârı 14,5 milyar lira olarak gerçekleşen holdingin hisse devri 31 Temmuz'da tamamlanan CarrefourSA satışının finansal sonuçlarına yılın üçüncü çeyreği itibarıyla yansıması bekleniyor.</p>
<p>Türkiye'nin elektrik altyapısının güçlendirilmesine yönelik yatırımlarını hızlandıran Enerjisa Enerji'nin, yılın ilk yarısında elektrik dağıtım şebekesi yatırımlarını geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 153 artırdığı, şebekenin modernizasyonu, dijitalleşmesi ve artan elektrik talebine hazırlanmasına yönelik yatırımlarıyla Türkiye'nin enerji dönüşümünü desteklediği bildirildi.</p>
<p>Enerjisa Üretim, Manisa, Balıkesir, Aydın ve Muğla'da toplam 269 megavat (MW) kurulu güce sahip 4 rüzgar enerji santralini devreye aldı. Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA-2) yolculuğunu tamamladığında Türkiye'nin toplam rüzgar kurulu gücünün yaklaşık yüzde 10'unu tek başına karşılamayı hedefleyen şirket, devam eden yatırımların tamamlanması ve yeni kapasite artışlarının devreye alınmasıyla 2028'in sonu itibarıyla en az 6 bin 250 MW kurulu güce ulaşmayı planlıyor.</p>
<p>ABD'deki enerji alanında büyüme yolculuğunda önemli bir adımı tamamlayan Sabancı Renewables, Teksas eyaletinde toplam 286 MWdc kapasiteli Lucky 7 ve Pepper güneş enerjisi santralleri için 382 milyon dolar proje finansmanı ve 151 milyon dolar vergi teşviki bazlı finansman sağladı.</p>
<p>Türkiye ekonomisini desteklemeyi sürdüren Akbank'ın, yılın ilk yarısında sağladığı kredi desteğini 2 trilyon 233 milyar lirası nakdi olmak üzere toplam 2 trilyon 913 milyar lira seviyesine çıkardığı belirtildi.</p>
<p>Çimsa, kalsiyum alüminat çimento (CAC) üretiminde ve satışında aylık bazda kendi tarihinin en yüksek seviyesine ulaşırken, global büyüme vizyonu doğrultusunda CAC ürün ailesini ilk kez Japonya'ya ihraç etti. Eskişehir Fabrikası'nda Atık Isıdan Elektrik Üretim Tesisi yatırımını tamamlayarak devreye alan şirket, İrlanda'daki Mannok tesisine çatı tipi güneş enerjisi santrali (GES) kurmak için çalışmalara başladı. Mannok, satın almanın ardından kısa süre içinde temettü dağıtımını gerçekleştirdi. Mannok'un, Çimsa'nın uluslararası büyüme stratejisine güçlü nakit üretimi ve hissedar değeri yaratan sürdürülebilir performansıyla katkı sağlamaya devam ettiği vurgulandı.</p>
<p>Özellikle yenileme segmentindeki güçlü büyüme, etkin kanal yönetimi ve iyileşen ürün karmasının katkısıyla yılın ilk yarısında başarılı bir operasyonel performans sergileyen Brisa'nın, hacim artışını kârlılığa dönüştürerek faiz, amortisman ve vergi öncesi kâr (FAVÖK) marjını artırıp, uluslararası pazarlarda büyümesini sürdürerek Moldova'nın başkenti Kişinev'de tabelalı mağazasını açtığı belirtildi.</p>
<p><strong>Temsa satışlarını adet bazında yüzde 20 artırdı</strong></p>
<p>Açıklamaya göre, geçen yıl Endonezya'da yaşanan sel felaketinin ardından operasyonel faaliyetlerini hızla yeniden normalleştiren Kordsa, kompozit iş kolundaki yüksek katma değerli büyümesini sürdürürken, operasyonel verimlilik ve güçlü ürün karması sayesinde ilk yarıda değer yaratmaya devam etti.</p>
<p>Türkiye'de ve uluslararası pazarlarda araç parkını genişletmeyi sürdüren Temsa, yılın ilk yarısında satışlarını adet bazında yüzde 20 artırdı. Söz konusu dönemde, elektrifikasyon dönüşümünün Avrupa'daki öncülerinden Litvanya'ya 15 elektrikli otobüs teslim eden Temsa'nın, bu yıl içinde teslimatı planlanan diğer araçlarla Litvanya yollarındaki araç sayısı 321'e ulaşacak.</p>
<p>Hayat ve bireysel emeklilik alanında faaliyet gösteren Agesa, ilk yarıda hayat sigortası ve bireysel emeklilik iş kollarındaki büyümesini sürdürerek, prim üretimini ve operasyonel kârlılığını artırdı.</p>
<p>Teknosa'da ise yönetim kadrosunda değişikliğe gidildi. Yeni dönemde Teknosa, güçlü marka mirasıyla müşteri deneyimini daha da ileri taşımayı hedefliyor.</p>
<p>Dijital teknolojiler alanında faaliyet gösteren Bulutistan'ın, gerçekleştirdiği stratejik iş birliği sayesinde kurumsal ölçekte güvenli ve erişilebilir yapay zeka ses teknolojilerini ekosistemine dahil ettiği ifade edildi.</p>
<p><strong>"Portföyümüzü dinamik ve disiplinli bir anlayışla yönetiyoruz"</strong></p>
<p>Sabancı Holding CEO'su Kıvanç Zaimler, sahip oldukları portföyü dinamik ve disiplinli bir anlayışla yönettiklerini belirtti.</p>
<p>Bu süreçte en büyük önceliklerinin portföylerinin sürdürülebilir değer yaratmasını sağlamak olduğunu vurgulayan Zaimler, "Sahip olduğumuz portföyü daha dirençli ve geleceğe daha hazır hale getirirken, bazı işlerimizi doğru zamanda devretmeyi de dinamik portföy yönetimi anlayışımız için gerekli bir disiplin olarak değerlendiriyoruz. Akçansa ve Carrefoursa'da gerçekleştirdiğimiz pay devirlerimiz de bu anlayışın bir göstergesi. Bu devirlerin finansal sonuçlarımıza olumlu katkısını yılın geri kalan dönemlerinde daha net şekilde göreceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Sabancı'nın güçlü bilanço yapısını korurken, odaklandığı büyüme alanlarında da yatırıma devam ettiğine değinen Zaimler, "2021 yılından bu yana toplam yatırımlarımız banka ve finansal hizmetler dahil 9,7 milyar dolara ulaşırken, yatırımlarımız içerisinde ülkemiz için seferber ettiğimiz yatırımların oranı da yüzde 90 seviyesinde gerçekleşti. Bu oran, Sabancı'nın yatırımlarında her zaman Türkiye'yi önceliklendirdiğinin en önemli göstergesi." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sabanci-holdingden-ilk-yarida-145-milyar-lira-net-kar-85341</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/8/1280x720/kivanc-zaimler-1772720862.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sabancı Holding, yılın ilk yarısında 14,5 milyar liralık net kâr açıkladı. Sabancı Holding CEO&#039;su Kıvanç Zaimler, &quot;Sahip olduğumuz portföyü daha dirençli ve geleceğe daha hazır hale getirirken, bazı işlerimizi doğru zamanda devretmeyi de dinamik portföy yönetimi anlayışımız için gerekli bir disiplin olarak değerlendiriyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/konut-satislari-yillik-yuzde-17-geriledi-85340</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 11:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Konut satışları yıllık yüzde 17 geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), temmuz ayına ait konut ve iş yeri satış istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye genelinde satılan ilk el konut sayısı, temmuzda geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 8,6 azalarak 42 bin 529'a geriledi. İkinci el konut sayısı aynı dönemde yüzde 20,8 azalışla 81 bin 74 oldu. Böylece, geçen ay satılan toplam konut sayısı, 2025'in aynı ayına göre yüzde 17 düşüşle 123 bin 603 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Toplam konut satışları içinde ilk el konut satışlarının payı yüzde 34,4, ikinci el olanların payı yüzde 65,6 oldu.</p>
<p>Türkiye genelinde ipotekli konut satışları, temmuzda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 23,7 artarak 23 bin 888 olarak hesaplandı.</p>
<p>Diğer konut satışları ise temmuzda yıllık bazda yüzde 23,1 azalışla 99 bin 715 olarak gerçekleşti. Toplam konut satışları içinde ipotekli satışların payı yüzde 19,3, diğer satışların payı yüzde 80,7 oldu.</p>
<p>Takvim etkilerinden arındırılmış serilerde, temmuzda 2025'in aynı ayına göre ilk el konut satışları yüzde 8,6, ikinci el konut satışları yüzde 20,9 azaldı.</p>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış serilerde de bir önceki aya göre ilk el konut satışları yüzde 5,1, ikinci el konut satışları yüzde 5,4 geriledi.</p>
<p><strong>Yabancılara 2 bin 120 konut satıldı</strong></p>
<p>Yabancılara yapılan konut satışları, temmuzda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 1,9 artarak 2 bin 120 oldu. Temmuzda, toplam konut satışları içinde yabancılara yapılan konut satışının payı yüzde 1,7 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Geçen ay uyruklarına göre en fazla konut satışı 394 ile Rusya, 189 ile İran, 145 ile Ukrayna vatandaşlarına yapıldı.</p>
<p><strong>Ocak-temmuz dönemi</strong></p>
<p>Bu yılın ocak-temmuz döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla ilk el konut satış sayısı yüzde 0,8 azalarak 264 bin 16 oldu. İkinci el konut satış sayısı aynı dönemde yüzde 7,5 azalışla 559 bin 103'e geriledi. Böylece söz konusu dönemde satılan toplam konut sayısı, 2025'in aynı dönemine göre yüzde 5,5 azalışla 823 bin 119 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>İpotekli konut satışı, ocak-temmuz döneminde yüzde 30,9 artarak 166 bin 682'ye çıktı. Bu yılın 7 aylık döneminde diğer konut satışları, yüzde 11,7 azalışla 656 bin 437'ye geriledi.</p>
<p>Aynı dönemde yabancılara yapılan konut satışları, geçen yılın ocak-temmuz dönemine göre yüzde 7,3 azalarak 11 bin 203 oldu.</p>
<p><strong>İkinci el iş yeri satışı yüzde 12,2 azaldı</strong></p>
<p>Türkiye genelinde ilk el iş yeri satış sayısı temmuzda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 16,4 artarak 5 bin 777, ikinci el iş yeri satışları ise yıllık bazda yüzde 12,2 azalarak 10 bin 956 oldu.</p>
<p>Böylece geçen ay satılan toplam iş yeri sayısı, 2025'in aynı ayına göre yüzde 4,1 düşüşle 16 bin 733 olarak hesaplandı.</p>
<p>Ülke genelinde ipotekli iş yeri satışları, temmuzda geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 57,6 artarak 695 olurken, diğer iş yeri satışları yüzde 5,7 azalışla 16 bin 38 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre, temmuzda geçen yılın aynı ayına göre ilk el iş yeri satışları yüzde 16,5 artarken, ikinci el iş yeri satışları yüzde 12,2 azalış gösterdi.</p>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış serilerde ise bir önceki aya göre ilk el iş yeri satışları yüzde 8,2 artarken, ikinci el iş yeri satışları yüzde 3,1 azaldı.</p>
<p><strong>Ocak-temmuz dönemi</strong></p>
<p>Türkiye'de ocak-temmuz döneminde ilk el iş yeri satış sayısı yıllık bazda yüzde 2,4 artarak 29 bin 671, ikinci el iş yeri satışları da yüzde 7,9 gerileyerek 72 bin 590 oldu.</p>
<p>Böylece yılın 7 ayında satılan toplam iş yeri sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5,1 azalışla 102 bin 261 olarak hesaplandı.</p>
<p>Ocak-temmuz döneminde ipotekli iş yeri satışı yüzde 65,2 artışla 4 bin 700'e çıktı. Aynı dönemde diğer iş yeri satışları ise yüzde 7 azalışla 97 bin 561'e geriledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/konut-satislari-yillik-yuzde-17-geriledi-85340</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/6/1280x720/konut-1758522292.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in temmuz verilerine göre Türkiye genelinde satılan toplam konut sayısı, geçen yıla kıyasla yüzde 17 azalarak 123 bin 603&#039;e indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tarim-ufede-aylik-yuzde-23luk-artis-85339</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 11:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarım ÜFE&#039;de aylık yüzde 2,3&#039;lük artış</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), temmuz ayına ilişkin Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi (Tarım ÜFE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre endeks, temmuzda bir önceki aya kıyasla yüzde 2,31, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 10,22, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 18,81 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 35,12 artış gösterdi.</p>
<p>Sektörlerde bir önceki aya göre değişime bakıldığında, tarım ve avcılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 2,52, balık ve diğer balıkçılık ürünleri, su ürünleri, balıkçılık için destekleyici hizmetlerde yüzde 0,82 artış, ormancılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 1,66 azalış gerçekleşti.</p>
<p>Ana gruplarda bir önceki aya göre, tek yıllık (uzun ömürlü olmayan) bitkisel ürünlerde yüzde 0,62 azalış olurken, çok yıllık (uzun ömürlü) bitkisel ürünlerde yüzde 8,33, canlı hayvanlar ve hayvansal ürünlerde yüzde 0,67 artış meydana geldi.</p>
<p>Yıllık değişimin en yüksek olduğu alt grup yüzde 84,34 artış ile sebze ve kavun-karpuz, kök ve yumrular, aylık değişimin en yüksek olduğu alt grup yüzde 13,61 azalış ile tropikal ve subtropikal meyveler olarak kayıtlara geçti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tarim-ufede-aylik-yuzde-23luk-artis-85339</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/3/1280x720/tarim-ufe-subatta-yuzde-27-artti-1742205120.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in temmuz verilerine göre Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi, aylık bazda yüzde 2,31, yıllık bazda ise yüzde 18,81 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cari-acik-haziranda-42-milyar-dolar-85338</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 11:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cari açık haziranda 4,2 milyar dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) haziran ayına ait ödemeler dengesi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, haziran ayında cari işlemler hesabı 4 milyar 194 milyon dolar açık verirken, altın ve enerji hariç cari işlemler hesabı ise 1 milyar 462 milyon dolar fazla verdi.</p>
<p>Ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığı 8 milyar 533 milyon dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Yıllıklandırılmış verilere göre, haziran ayında cari açık yaklaşık 38,9 milyar dolar olurken, ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret dengesi de 76,5 milyar dolar açık verdi. Aynı dönemde hizmetler dengesi 63,7 milyar dolar fazla, birincil ve ikincil gelir dengesi sırasıyla 24,2 milyar dolar ve 2 milyar dolar açık kaydetti.</p>
<p>Hizmetler dengesi kaynaklı net girişler haziranda 6 milyar 851 milyon dolar seviyesinde gerçekleşti. Bu kalem altında taşımacılık hizmetleri ve seyahat kalemlerinden kaynaklanan net gelirler​​​​​​​ sırasıyla 2 milyar 597 milyon dolar ve 4 milyar 857 milyon dolar oldu.</p>
<p><strong>Net rezerv azalışı 27,2 milyar dolar</strong></p>
<p>Verilere göre, yıllıklandırılmış cari açığın finansmanına net doğrudan yatırımlar 0,3 milyar dolar, net portföy yatırımları 6,4 milyar dolar ve krediler 52,9 milyar dolar katkı verirken, finansal türevler 5,3 milyar dolar, ticari krediler 0,1 milyar dolar ve net efektif ve mevduatlar 21,8 milyar dolar negatif yönlü etki yaptı.</p>
<p>Merkez Bankasının döviz cinsinden net rezerv azalışı 27,2 milyar dolar oldu.</p>
<p>Haziran ayında doğrudan yatırımlar kaynaklı net çıkışlar 899 milyon dolar olarak kaydedildi. Yurt dışı yerleşiklerin Türkiye’ye toplam doğrudan yatırımları 210 milyon dolar artarken, yurt içi yerleşiklerin yurt dışındaki doğrudan yatırımları 1 milyar 109 milyon dolar arttı.</p>
<p>Gayrimenkul yatırımları incelendiğinde, yurt içi yerleşiklerin yurt dışında 248 milyon dolar gayrimenkul alımı ve yurt dışı yerleşiklerin ise Türkiye’de 297 milyon dolar net gayrimenkul alımı yaptığı görüldü.</p>
<p>Portföy yatırımları haziran ayında 2 milyar 537 milyon dolar tutarında net giriş kaydetti.</p>
<p>Yurt dışı yerleşiklerin hisse senedi ve yatırım fonu piyasasında 2 milyar 920 milyon dolar ve DİBS piyasasında 1 milyar 185 milyon dolar net alış yaptığı görüldü.</p>
<p>Yurt dışındaki tahvil ihraçlarıyla ilgili olarak, yurt dışı yerleşiklerin bankalar ve diğer sektör ihraçlarında sırasıyla 462 milyon dolar ve 375 milyon dolar net alış, Genel Hükümet ihraçlarında ise 896 milyon dolar net satış yaptığı tespit edildi.</p>
<p>Yurt dışından kredi kullanımlarında bu ay bankalar, Genel Hükümet ve diğer sektörler sırasıyla 3 milyar 495 milyon dolar, 3 milyon dolar ve 1 milyar 800 milyon dolar net kullanım gerçekleştirdi.</p>
<p>Diğer yatırımlar altında, yurt dışı bankaların yurt içindeki mevduatları, Türk lirası ve yabancı para cinsinden sırasıyla 2 milyar 168 milyon dolar ve 1 milyar 721 milyon dolar olmak üzere toplam 3 milyar 889 milyon dolar net azalış kaydetti.</p>
<p>Resmi rezervlerde bu ay 1 milyar 39 milyon dolar net artış oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cari-acik-haziranda-42-milyar-dolar-85338</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/3/8/1280x720/dollar-dolar-1786610270.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haziran verilerine göre Türkiye&#039;nin cari işlemler hesabında 4,2 milyar dolarlık açık verildi. Altın ve enerji hariç cari işlemler hesabında ise yaklaşık 1,5 milyar dolar fazla kaydedildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-simsekten-motorin-aciklamasi-yil-sonuna-kadar-kademeli-uygulamaya-geciyoruz-85336</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 11:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Şimşek&#039;ten motorin açıklaması: Yıl sonuna kadar kademeli uygulamaya geçiyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Cumhurbaşkanı Kararı ile motorin için getirilen kademeli özel tüketim vergisi (ÖTV) uygulamasını değerlendirdi.</p>
<p>Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda bütçede harcama disiplini ve kayıt dışılıkla mücadeleyle sağlanan mali alanı, dezenflasyon sürecini desteklemek için kullandıklarını vurgulayan Şimşek, "Jeopolitik gelişmelerin etkisiyle motorin fiyatlarında yaşanan yüksek artışın tüketici ve üreticilere yansımasını sınırlamak için ağustos ayının kalanında motorinde ÖTV'yi sıfırlıyor ve yıl sonuna kadar kademeli uygulamaya geçiyoruz. Böylece maliyet baskılarını hafifletmenin yanı sıra enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışları üzerindeki etkileri de azaltmayı amaçlıyoruz. Kalıcı refah artışı ve daha adil gelir dağılımının ön koşulu olan fiyat istikrarını sağlamaya yönelik politikalarımıza kararlılıkla devam edeceğiz." ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-simsekten-motorin-aciklamasi-yil-sonuna-kadar-kademeli-uygulamaya-geciyoruz-85336</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/1/1280x720/mehmet-simsek-1770707941.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ağustos ayının kalanında motorinde ÖTV&#039;yi sıfırlayıp yıl sonuna kadar kademeli uygulamaya geçeceklerini belirten Bakan Şimşek, &quot;Böylece maliyet baskılarını hafifletmenin yanı sıra enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışları üzerindeki etkileri de azaltmayı amaçlıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/elektrikte-ptfde-yukselis-faturaya-yansiyor-85326</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 10:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Elektrikte PTF’de yükseliş faturaya yansıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Antalya Şube Başkanı Şaban Tat, elektrik piyasasında yaşanan fiyat artışlarını dikkatle takip ettiklerini söyledi. </p>
<p>EMO Antalya Şube Başkanı Şaban Tat yaptığı açıklamada, esnafın kira, personel ve finansman maliyetleriyle mücadele ettiğini, sanayicinin üretimi sürdürmekte zorlandığını, çiftçinin de artan girdi maliyetleri altında ezildiğini, vatandaşında geçim sıkıntısıyla karşı karşıya kaldığını belirtti.</p>
<p>Elektrik faturalarının kabarık geldiğini ifade eden Tat, ‘’Özellikle Son Kaynak Tedarik Tarifesi (SKTT) kapsamında bulunan tüketiciler açısından önemli bir risk oluşmaktadır. Elektriğe doğrudan yeni bir zam açıklanmasa dahi, piyasa takas fiyatlarındaki (PTF) yükseliş faturaya yansımaktadır’’ dedi.</p>
<p>Türkiye ekonomisinin zor günlerden geçtiği bir dönemde, elektrik piyasasında yaşanan fiyat artışlarını dikkatle takip ettiklerini ifade eden Tat, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Elektrikte sessiz zam: Fatura sadece eve değil, çarşıya pazara da yansıyacak. Şimdi bu tablonun üzerine bir de artan elektrik maliyetleri ekleniyor. Bunun vatandaş açısından anlamı açıktır. Faturada sessiz bir zam etkisi oluşmaktadır. Antalya için konu daha da önemlidir. Çünkü bizim kentimizde yaz aylarında klima bir lüks değil, ihtiyaçtır. Esnafın soğutucusu, marketin dolabı, otelin kliması, çiftçinin sulama sistemi çalışmak zorundadır. Dolayısıyla elektrik fiyatındaki artış yalnızca elektrik faturasını büyütmez. Esnafın maliyetini artırır, üreticinin maliyetini yükseltir, çiftçinin yükünü ağırlaştırır ve sonunda vatandaşın karşısına çarşıda, pazarda, markette daha yüksek fiyat olarak çıkar.’’</p>
<p>Bugün elektrikte yaşanan artışın, yarın hayat pahalılığı olarak vatandaşların karşısına çıkacağına dikkat çeken Şaban Tat, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Özellikle yıllık elektrik tüketimi 4.000 kWh’ın üzerinde olan mesken aboneleri ile 15.000 kWh’ın üzerinde tüketimi bulunan ticarethane ve sanayi abonelerimiz SKTT kapsamına girmektedir. Bu nedenle söz konusu abonelerimizin faturalarını, tüketim miktarlarını ve uygulanan tarife koşullarını dikkatle takip etmelerini önemle öneriyoruz.</p>
<p>Ancak çözüm vatandaşa (daha az elektrik kullan) demek değildir. Antalya’da Ağustos ayında vatandaşa (klimanı kapat), esnafa (dolabını çalıştırma), üreticiye (üretimini azalt) diyemeyiz. Enerji politikalarının sosyal ve ekonomik gerçeklerle birlikte değerlendirilmesi gerekir. Buradan yetkililere çağrımızdır: Ekonomik darboğazın bu kadar ağır hissedildiği bir dönemde enerji maliyetlerindeki artışın yükü bir kez daha esnafın, üreticinin ve vatandaşın omuzlarına bırakılmamalıdır. Çünkü elektrik artık sadece bir fatura kalemi değildir. Elektrik; üretimin, ticaretin ve günlük yaşamın temelidir. Bugün gerekli tedbirler alınmazsa, yarın bunun bedelini yalnızca elektrik faturasında değil, çarşıda, pazarda ve soframızda öderiz.’’</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/elektrikte-ptfde-yukselis-faturaya-yansiyor-85326</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/2/6/1280x720/elektrikte-ptfde-yukselis-faturaya-yansiyor-1786605777.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektrik piyasasında meydana gelen fiyat artışlarını dikkatle takip ettiklerini belirten Elektrik Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Şaban Tat, ‘’Özellikle Son Kaynak Tedarik Tarifesi kapsamında bulunan tüketiciler açısından önemli bir risk oluşmaktadır. Elektriğe doğrudan yeni bir zam açıklanmasa dahi, piyasa takas fiyatlarındaki yükseliş faturaya yansımaktadır.’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/rekor-hasat-gida-arzini-guclendirecek-finansman-baskisi-un-sanayisini-zorluyor-85325</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 10:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Finansman baskısı un sanayisini zorluyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>2026 hububat hasadını değerlendiren Dramalı Un Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Tüydeş, son iki sezonda Marmara Bölgesi'nin hem verim hem de kalite açısından başarılı bir dönem geçirdiğini söyledi.</p>
<p>Bu yıl yağışların artmasının yabancı ot yoğunluğunu artırarak üreticilerin ilaçlama maliyetlerini yükselttiğini belirten Tüydeş, buna karşın başak olgunlaşma döneminde etkili olan poyrazın tane dolgunluğunu artırarak rekolteye olumlu katkı sağladığını ifade etti. Marmara Bölgesi'nde dönüm başına ortalama 650-700 kilogram verim elde edildiğini aktaran Tüydeş, bu seviyenin Türkiye ortalamasının üzerinde gerçekleştiğini ve üreticilerin birim maliyetlerini önemli ölçüde aşağı çektiğini kaydetti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6a7d78f60c03c-1786607862.jpg" alt="" width="600" height="498" /></p>
<h2>“En büyük maliyet kalemi mazot”</h2>
<p>Tarımsal üretimde en büyük maliyet baskısının enerji kaynaklı olduğuna dikkat çeken Tüydeş, özellikle akaryakıt fiyatlarındaki yükselişin kalite üzerinde de dolaylı etkiler oluşturduğunu söyledi. Çiftçilerin artan mazot maliyeti nedeniyle gübreleme, çinko uygulaması ve süne mücadelesi gibi kaliteyi doğrudan etkileyen işlemleri azaltmak zorunda kaldığını belirten Tüydeş, bunun hem ürün kalitesini hem de satış fiyatını olumsuz etkilediğini ifade etti. Tüydeş, “Üretimin sürdürülebilirliği için çiftçiye yönelik sübvansiyonlu akaryakıt desteği artık ihtiyaç olmaktan çıkıp zorunluluk haline geldi” dedi.</p>
<h2>“TMO alımları piyasaya destek verdi”</h2>
<p>Toprak Mahsulleri Ofisi'nin (TMO) yürüttüğü alımların üretici açısından önemli bir güvence oluşturduğunu belirten Tüydeş, 21 Mayıs-25 Temmuz döneminde yaklaşık 8,5 milyon ton hububat alımı gerçekleştirildiğini, ülke genelindeki yaklaşık 650 alım noktasında alımların sürdüğünü söyledi. TMO depolarındaki doluluk oranının yüzde 70 seviyelerine ulaştığının tahmin edildiğini belirten Tüydeş, Karadeniz havzasında üreticilerin buğdayı 200-230 dolar/ton seviyesinde satarken TMO'nun yaklaşık 300 dolar/ton düzeyinde alım yaptığını ifade etti. Ancak üretim maliyetlerindeki yükseliş nedeniyle mevcut fiyatların üreticiyi tam anlamıyla memnun etmediğini dile getirdi.</p>
<h2>“23,5 milyon tonluk üretim mümkün”</h2>
<p>Türkiye'nin bu sezon yaklaşık 23,5 milyon tonluk hububat üretimine ulaşarak son 20 yılın rekorunu kırmasının beklendiğini söyleyen Tüydeş, son iki yılda iklim koşullarının üretim açısından elverişli seyretmesi ve tarım teknolojilerindeki gelişmeler sayesinde azalan ekim alanlarına rağmen verimliliğin yükseldiğini belirtti. Küresel ölçekte savaşlar, liman sorunları ve enerji fiyatlarındaki dalgalanmalara rağmen Türkiye'nin güçlü bir üretim sezonu geçirdiğini ifade eden Tüydeş, bu tablonun gıda arz güvenliği açısından önemli bir avantaj oluşturacağını söyledi.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7d79049395c-1786607876.jpg" alt="" width="816" height="245" />“İhracatın açılması stok baskısını azaltacak”</h2>
<p>TMO'nun 29 Temmuz itibarıyla ekmeklik buğday ve buğday kırıkları ihracatını yeniden serbest bırakmasını sektör açısından olumlu değerlendiren Tüydeş, kararın kamu stoklarının ve finansman yükünün azaltılmasına katkı sağlayacağını belirtti. İhracatın kontrolsüz şekilde yapılmayacağını vurgulayan Tüydeş, başvuruların Orta Anadolu İhracatçı Birlikleri üzerinden alınarak TMO onayıyla yürütülecek kontrollü bir mekanizmanın uygulanacağını ifade etti.</p>
<h2>“Karadeniz piyasasında fiyat baskısı sürüyor”</h2>
<p>Karadeniz havzasında Rusya ve Ukrayna'daki hasadın savaşın gölgesinde devam ettiğini belirten Tüydeş, limanlara erişim sorunları, gemi bulunabilirliği ve sigorta maliyetlerinin ihracatı zorlaştırdığını söyledi. Geçmiş dönem stoklarının yüksek seyretmesi ve ihracattaki aksaklıkların Karadeniz buğday fiyatları üzerinde yüzde 10-15 oranında baskı oluşturduğunu belirten Tüydeş, üreticilerin 180-200 dolar/ton seviyelerine gerileyen fiyatlardan memnun olmadığını, ihracatın hız kazanmaması halinde fiyatlarda kısa vadede güçlü bir toparlanma beklenmediğini ifade etti.</p>
<h2>“Un sanayisinin gündemi finansman”</h2>
<p>Un sanayisinin öncelikli gündeminin finansmana erişim olduğunu belirten Tüydeş, yüksek kredi faizleri ve tahsilat sorunlarının sektörün nakit akışını öngörülemez hale getirdiğini söyledi. Geçmiş yıllarda aylık üretim kapasitesinin 7-8 katına ulaşan stoklarla çalışılabildiğini hatırlatan Tüydeş, mevcut finansman maliyetleri nedeniyle bu modelin sürdürülemediğini belirtti. Sektörün, TMO'nun ekim ayı satış programının revize edilmesini veya vadeli satış uygulamasının yeniden devreye alınmasını beklediğini sözlerine ekledi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/rekor-hasat-gida-arzini-guclendirecek-finansman-baskisi-un-sanayisini-zorluyor-85325</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/8/1280x720/un-ihracatinda-hedef-3-milyon-ton-1751887644.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin 2026 sezonunda son 20 yılın en yüksek hububat üretimine ulaşmasının beklendiğini belirten Dramalı Un Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Tüydeş, rekor rekoltenin gıda arz güvenliği açısından önemli bir avantaj sağlayacağını söyledi. Ancak artan üretim maliyetleri, yüksek faiz ortamı ve finansmana erişim sorunlarının hem çiftçiyi hem de un sanayisini zorladığını ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/avdagicten-yeni-ovpde-hedefli-uretim-koruma-politikasi-gelistirme-onerisi-85342</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 10:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avdagiç&#039;ten yeni OVP’de &#039;hedefli üretim koruma politikası&#039; geliştirme önerisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, yaptığı açıklamada sıkı para politikasının üretim üzerindeki maliyeti ve küresel ekonomideki belirsizlik ortamı hakkında değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Yazılı açıklamasında reel sektör için yeni politika önerilerini açıklayan Avdagiç, "Kısa bir süre sonra güncellenerek açıklanacak yeni Orta Vadeli Program’da (OVP), dezenflasyon programına halel getirmeyecek şekilde, para politikasının yanında 'hedefli bir üretim koruma politikası' geliştirilmelidir. Buradaki amaç genel bir kredi genişlemesi veya yeniden enflasyon oluşturacak bir talep teşviki değildir. Hedef üretim kapasitesini, ihracatı ve yatırımı koruyacak seçici finansman mekanizmaları oluşturmaktır" değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Türkiye'nin ihtiyacının genel bir teşvik ekonomisine geri dönmek olmadığını belirten Şekib Avdagiç, “İhtiyacımız olan üretim kapasitesini koruyan, ihracatı destekleyen ve teknolojik dönüşümü hızlandıran yeni ve yenilikçi bir sanayi politikasını gerçekleştirmektir" ifadelerini kullandı.</p>
<p>Avdagiç, iş dünyası için yeni OVP’de finansman mekanizmalarının 5 başlığı kapsamasına ihtiyaç bulunduğunu belirterek, önerilerini şöyle sıraladı:</p>
<p>"Mekanizmanın ilk ayağı, ihracatçı ve üretici firmalar için uzun vadeli ve sürdürülebilir ve öngörülebilir finansman kanallarının güçlendirilmesi olmalıdır. Eximbank ve benzeri mekanizmalar yalnızca ihracat gerçekleştiren firmaları değil, ihracat potansiyeli taşıyan üreticileri de kapsayacak biçimde genişletilmeli. İşletme sermayesi ve yatırım kredilerinde üretim ve ihracat performansı temel alınmalıdır.</p>
<p>İkinci olarak yatırım kredileri ile işletme sermayesi kredileri birbirinden ayrılmalıdır. Enflasyonla mücadele kapsamında genel kredi genişlemesi sınırlanırken, teknoloji yatırımı yapan, ihracat kapasitesi oluşturan ve ithal girdiyi azaltan yatırımlar için daha uzun vadeli ve daha düşük maliyetli finansman kanalları oluşturabilmeliyiz.</p>
<p>Üçüncüsü baskılanan kurun, ihracatçının maliyet artışını karşılayacak şekilde doğru ve etkili mekanizmalarla dengelenmesine ihtiyaç vardır. Bu kapsamda döviz dönüşüm desteğinin sembolik olmaktan çıkarılması ve aradaki makası kapatacak bir seviyeye getirilmesine ihtiyaç var. Enflasyon ile kur arasındaki farkın ihracatçı üzerindeki maliyet baskısını sürekli artıran bir yapının önüne geçilmelidir.</p>
<p>Dördüncüsü vergi ve sosyal güvenlik yükleri konusunda üretim yapan ve istihdam sağlayan firmalara yönelik seçici düzenlemeler gündeme alınmalıdır. Özellikle yüksek istihdam sağlayan ve ihracat yapan sektörlerde maliyet artışlarının doğrudan istihdam kaybına dönüşmesini engelleyecek yeni güçlendirici mekanizmalar geliştirilmelidir.</p>
<p>Ve son olarak ithalat politikası yalnızca korumacı reflekslerle değil, sanayi politikası perspektifiyle ele alınmalıdır. Türkiye'nin üretmediği kritik girdilerde maliyetleri aşağı çekecek gümrük rejiminin benimsenmesi, buna karşılık yerli üretim kapasitesinin bulunduğu alanlarda haksız rekabetin önlenmesi gerekir."</p>
<p><strong>"Temel sorun dezenflasyonun kendisi değil, üretim kapasitesi üzerindeki maliyetinin artmasıdır"</strong></p>
<p>Türkiye'de uygulanan sıkı para politikasının enflasyonun düşürülmesi açısından önemli bir dengeleme sağladığını vurgulayan Şekib Avdagiç, "Ancak bunun üretim tarafındaki maliyeti giderek daha fazla görünür hale geliyor. Yüksek faiz, işletme sermayesi maliyetlerini artırırken özellikle KOBİ'lerin finansmana erişimindeki sıkıntılar devam ediyor." dedi.</p>
<p>Üreten ekonominin karşı karşıya kaldığı sorunlar için gerekli tedbirlerin alınmasının çok önemli olduğuna vurgu yapan Avdagiç, "Geldiğimiz noktada temel sorun, dezenflasyonun kendisi değil, dezenflasyonun üretim kapasitesi üzerindeki maliyetinin giderek artmasıdır. Dolayısıyla üreten ekonomimizin karşı karşıya kaldığı sorunlar için gerekli tedbirlerin alınması çok önemli" ifadelerini kullandı.</p>
<p>İTO Başkanı Avdagiç, "Bu dönemde üretim tabanının korunmasının üzerinde, dikkatle ve hassasiyetle durmamız gerekiyor. İhracatımızın sürdürülebilirliğinin dış talebin yanı sıra Türkiye'deki üretim kapasitesine, bu kapasitenin maliyet ve finansman koşullarına da bağlı olduğunu unutmamalıyız" açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>"Emek yoğun sektörlerde kapasite kaybı yaşanmasına izin vermemeliyiz"</strong></p>
<p>Emek yoğun sektörlerde işin sıkı tutulması gerektiğini vurgulayan Avdagiç, "Tekstil, hazır giyim, mobilya, metal, makine ve benzeri sektörlerde yüksek finansman maliyetleri firmaları fiyat rekabetinde zorluyor. Bu sektörlerde kapasite kaybı yaşanmasına hem bugünümüz hem de yarınımız için izin vermemeliyiz" ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türkiye ekonomisinin önündeki denklemin giderek netleştiğini belirten Avdagiç, "Kısa vadede dezenflasyonun korunması gerekiyor. Ancak orta ve uzun vadede üretim kapasitesinin ve ihracat rekabetçiliğinin kaybedilmesine izin veremeyiz" dedi.</p>
<p>Avdagiç, "Türkiye'nin yeni ekonomik politikası, enflasyonu düşürmek ile üretimi korumak arasında bir tercih yapmak arasında sıkışamaz. İkisini aynı anda gerçekleştirecek seçici ve hedefli ve etkili araçlar üretmek zorundayız. Türkiye bunu başarabilecek güce ve birikime sahip" değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Türkiye'nin klasik iktisat teorilerinin ve uygulamalarının arasında sıkışmadan kendi çıkışını oluşturacak güce ve ekonomik birikime sahip olduğunu belirten Avdagiç, "Türkiye bunun örneğini oluşturabilecek, siyasi başarılarının rengini ekonomik başarılara verebilecek kapasitededir. Biz iş dünyası olarak buna inanıyor, hükümetimizin de beklentileri karşılayacak şekilde attığı adımları daha da hızlandıracağına güveniyoruz" ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/avdagicten-yeni-ovpde-hedefli-uretim-koruma-politikasi-gelistirme-onerisi-85342</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/2/1280x720/avdagic-1786611482.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Türkiye&#039;nin yeni ekonomik politikası, enflasyonu düşürmek ile üretimi korumak arasında bir tercih yapmak arasında sıkışamaz. İkisini aynı anda gerçekleştirecek seçici ve hedefli ve etkili araçlar üretmek zorundayız.&quot; diyen İTO Başkanı Avdagiç, &quot;Kısa bir süre sonra güncellenerek açıklanacak yeni Orta Vadeli Program’da, dezenflasyon programına halel getirmeyecek şekilde, para politikasının yanında &#039;hedefli bir üretim koruma politikası&#039; geliştirilmelidir.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-kacir-ay-aracimizi-2027nin-ilk-aylarinda-uzaya-gonderecegiz-85334</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Kacır: Ay aracımızı 2027&#039;nin ilk aylarında uzaya göndereceğiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Afyonkarahisar'daki Emre Gölü'nde gerçekleştirilen 28. TÜBİTAK Gökyüzü Gözlem Etkinliği'nde basın mensuplarına değerlendirmede bulundu.</p>
<p>Türkiye'nin Milli Teknoloji Hamlesi iddiasında uzayın çok önemli bir yer tuttuğunu dile getiren Kacır, uzay ve uzay teknolojilerinin savunma sanayisi gibi kritik alanlar için de en stratejik altyapıları oluşturduğunu söyledi.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde çok kritik çalışmaları gerçekleştirdiklerini vurgulayan Kacır, uydu teknolojileri alanında BİLSAT, RASAT, GÖKTÜRK-2, Türksat 6A ve İMECE ile çok önemli bir kabiliyet oluşturduklarına dikkati çekti.</p>
<p>Kacır, Milli Uzay Programı kapsamında derin uzay projelerini sürdürdüklerini belirterek şunları ifade etti:</p>
<p>"Mühendislerimiz, araştırmacılarımız, bilim insanlarımız Türkiye'nin kendi ay aracını geliştiriyorlar. Kendi hibrit itki roket sistemine sahip Ay aracımızı 2027'nin ilk aylarında uzaya göndereceğiz. Şu anda fırlatma takvimi de netleşmiş oldu. Tüm testler başarıyla gerçekleşti. İnşallah böyle bir iddiayı da Türkiye olarak, dünyada çok az sayıda ülkenin başarabileceği bir teknolojik kabiliyeti ülkemize kazandırarak hayata geçirmiş olacağız."</p>
<p><strong>Uzay limanı projesi</strong></p>
<p>Uzaya bağımsız erişimin Türkiye için stratejik bir hedef olduğunu söyleyen Kacır, Türkiye'nin roket ve füze teknolojilerinde çok önemli kabiliyetlere sahip olduğunu dile getirdi.</p>
<p>ROKETSAN, TÜBİTAK SAGE ve Delta V'nin de bu noktada çok önemli çalışmaları olduğunu belirten Kacır, şöyle devam etti:</p>
<p>"Bu çalışmaların artık kendi uydularımızı kendi imkanlarımızla uzaya göndereceğimiz roketleri üretme noktasına gelmesine adım adım yaklaşıyoruz. Uzaya bağımsız erişim için uzay limanı altyapısına sahip olmayı da önceliklendiriyoruz. Uzay limanları uzaya erişimin en maliyet etkin olduğu noktalarda kuruluyor. Ekvator bölgeleri dünyanın dönüş hızından da yararlanıldığı için daha maliyet etkin yollarla uzaya erişim fırsatı sunan bölgeler. Türkiye olarak çok stratejik bir adım atıyoruz ve Somali'de kendi uzay limanımızı inşa ediyoruz. İnşallah o proje de hızla tamamlanacak ve Türkiye kendi roketleriyle kendi geliştirdiği uyduları ve uzay araçlarını kendi uzay limanından uzaya gönderme kabiliyetine erişecek."</p>
<p>Kacır, bütün bunların bir ekosistemle mümkün olduğunun altını çizerek, ODTÜ'de kuracakları uzay teknoparkının, bu alanda tüm kurumların ve şirketlerin kümelendiği, AR-GE faaliyetlerinin bir arada yürütüldüğü bir altyapı olacağını söyledi.</p>
<p>Türkiye'nin gerçekleştirdiği insanlı uzay bilim misyonlarına değinen Kacır, "Bunun devamı da gelecek. Türkiye inşallah önümüzdeki dönemde yeni kurulacak uluslararası uzay istasyonlarında teknoloji bileşenlerini geliştiren, üreten bir ülke olarak bu sürece katılmaya hazırlanıyor. Bu yönde pek çok uluslararası işbirliğine imza atmaya gayret ediyoruz." dedi.</p>
<p><strong>"IAC 2026'da ilk kez Antalya'dan bir deklarasyon yayımlanacak"</strong></p>
<p>Kacır, 5-9 Ekim tarihlerinde düzenlenecek 77'nci Uluslararası Uzay Kongresi'ne (IAC 2026) Antalya'da ev sahipliği yapacaklarını belirterek, burada 100'den fazla ülkeden 10 binin üzerinde katılımcıyla Türkiye tarihinin en büyük bilimsel organizasyonlarından birinin gerçekleştirileceğini ifade etti.</p>
<p>İlk kez böyle bir kongreye ev sahipliği yapmak ve dünyanın dört bir yanından katılım sağlayacak misafirleri Antalya'da ağırlamak konusunda çok heyecanlı olduklarını dile getiren Kacır, kongrenin Türkiye'nin hem kabiliyetlerini dünyaya tanıtmada büyük imkanlar sunacağına hem de yeni uluslararası işbirliklerinin kapısını aralayacağına inandıklarını söyledi.</p>
<p>Kacır, dünyada pek çok konuda çok derin ayrışmaların yaşandığı bir dönemde bulunulduğunu, Türkiye'nin böyle bir dönemde hem bölgesine hem dünyaya barış ve istikrar mesajı veren çok güçlü bir ülke olduğunu ifade etti.</p>
<p>Uzayın iş birliklerine açık bir alan olduğunu söyleyen Kacır, böyle bir dönemde Türkiye'nin kendi uluslararası misyonuyla ve iddiasıyla çok uyumlu bir alanda, dünyanın dört bir tarafından akla gelebilecek tüm ülkelerden katılımın sağlanacağı bir kongreye ev sahipliği yapmasını çok anlamlı bulduklarını dile getirdi.</p>
<p>Kacır, söz konusu kongrelerin en büyüğüne Türkiye'nin ev sahipliği yapacağını, tüm ön kayıt istatistiklerinde ve bilimsel makale başvurularında rekor kırdıklarını söyledi.</p>
<p>Kongrede yeni nesil uzay teknolojisi girişimlerine yönelik de bir alan oluşturduklarını belirten Kacır, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu alan 'Yeni Uzay'ın sadece büyük şirketlerin, büyük kurumların var olduğu değil, aslında pek çok alanda olduğu gibi paradigma değişimine odaklanan teknoloji girişimlerinin de güçlü şekilde temsil edildiği bir platform olacak. Bu da bu kongreye özgün bir yaklaşım kazandıracak. IAC 2026'da ilk kez Antalya'dan bir deklarasyon yayımlanacak. Önceki kongrelerde böyle bir uygulama da yoktu. Biz bu deklarasyonun da özellikle barış, güven ve istikrar mesajlarını içermesini hedefliyoruz. Bunu biz Uluslararası Uzay Federasyonuna teklif ettik. Kongrenin başlangıcından bir gün önce dünyanın dört bir yanından parlamenterlerin ve hükümet temsilcilerinin katıldığı bir toplantı gerçekleşecek ve 'Antalya Deklarasyonu' buradan yayımlanacak. İstiyoruz ki uzay, barış ve işbirliği mecrası olmaya ve insanlığa hizmet edecek teknolojilerin geliştirilmesine bir platform sunmaya devam etsin. Antalya'daki kongre, aslında yaşamakta olduğumuz dünyadaki tüm uluslararası diplomatik süreçlere çok anlamlı ve güçlü bir mesaj vermemize vesile olacak."</p>
<p> </p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-kacir-ay-aracimizi-2027nin-ilk-aylarinda-uzaya-gonderecegiz-85334</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/3/4/1280x720/3566-1786609062.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, &quot;Kendi hibrit itki roket sistemine sahip Ay aracımızı 2027&#039;nin ilk aylarında uzaya göndereceğiz. Şu anda fırlatma takvimi de netleşmiş oldu. Tüm testler başarıyla gerçekleşti.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/nukleer-tesislerde-bazi-ekipman-testlerine-akreditasyon-istisnasi-85333</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nükleer tesislerde bazı ekipman testlerine akreditasyon istisnası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Nükleer Düzenleme Kurumunun (NDK) kararı Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Nükleer Tesislere İlişkin Yetkilendirmeler Yönetmeliği kapsamında öngörülen test hizmetlerinde, NDK ile tüm tedarikçi ve alt tedarikçileri bünyesinde ilgili test metodunda akredite laboratuvar bulunmaması halinde, üretimi 15 günden kısa süren ekipmanlara yönelik testler için akreditasyon şartına istisna uygulanacak.</p>
<p>Söz konusu testlerin, ilgili test metotlarını uygulamaya yönelik altyapı, tesis ve yetkinliğe sahip, TS EN ISO/IEC 17025 veya eşdeğeri standarda göre akredite başka bir kuruluşun gözetiminde gerçekleştirilmesi ve raporlanması gerekecek.</p>
<p>Ayrıca test sonuçlarının, ürünün tip testi raporunda belirtilen değerlere ve ilgili imalat standardında öngörülen tolerans sınırlarına uygun olması şartı aranacak.</p>
<p>Bu koşulların birlikte sağlanması ve kuruluşun bu kapsamda NDK'ye yapacağı başvurunun uygun bulunması halinde söz konusu testler bakımından akreditasyon şartı aranmayacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/nukleer-tesislerde-bazi-ekipman-testlerine-akreditasyon-istisnasi-85333</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nükleer Düzenleme Kurumu, üretimi 15 günden kısa süren ekipmanlara yönelik bazı testlerde belirli şartların sağlanması halinde akreditasyon şartı aramayacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/menemen-serbest-bolgesinde-ne-bekleniyor-neden-bekleniyor-85314</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 08:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Menemen Serbest Bölgesi’nde ne bekleniyor, neden bekleniyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Aziz Nesin’in en bilinen kitaplarından biridir, “Yaşar Ne Yaşar, Ne Yaşamaz”. Nüfus müdürlüğünde yapılan bir hata yüzünden resmi olarak ölü görünen adaşım Yaşar’ın hikayesini anlatır. Kitap, temelde bir bürokrasi eleştirisidir. İzmir’de bir serbest bölge var buna benzer. Var diyoruz ama yok. Yani var ama yok. Ya da yok ama var, Yaşar gibi yani. Uzatmaya gerek yok. Menemen Serbest Bölgesi’nden bahsediyoruz, Menemen ilçesindeki diğer serbest bölge olan İzmir Serbest Bölgesi’nden (İZBAŞ) değil, karıştırmayalım. Yapay zeka karıştırıyor örneğin. İnternette Menemen Serbest Bölgesi’ni arattığınızda karşınıza daha çok İzmir Serbest Bölgesi çıkıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7d5cf00e93d-1786600688.jpeg" alt="" width="700" height="354" /></p>
<p>Biraz karışık olduğu doğru. Baştan anlatalım. Faaliyetlerini uzun yıllardır başarılı bir şekilde sürdüren İzmir Serbest Bölgesi, yeni yatırımlara alan yaratmak için 4-5 yıl önce genişleme kararı aldı. Doğal olarak bunun için sınırında yer alan Menemen Belediyesi’ne ait yaklaşık 1.5 milyon metrekarelik alana talip oldu. O zamana kadarki işleyiş gereği bu alanı alıp, serbest bölge ilan edilmesi için başvuru yapması gerekiyordu. Fakat bu aşamada işleyiş bir anda değişti. Türkiye’de ilk kez bir bölge başvuru olmadan serbest bölge ilan edildi ve Menemen Belediyesi kendisine ait sıradan bir parseli değil, serbest bölge ilan edilmiş bir alanı ihale etti. Söz konusu alanın sınırında serbest bölge işleten İZBAŞ’ın da katıldığı 435 milyon TL muhammen bedelle çıkılan ihaleyi 576,4 milyon TL ile Muş merkezli Kay-Sa İnşaat isimli şirket kazandı.</p>
<p>Ancak asıl tartışma bundan sonra başladı. İhalenin rekabet ilkelerine uygun yürütülmediğini savunarak Menemen Belediyesi'ne iptal başvurusunda bulunan İZBAŞ yönetimi, konuyu yargıya taşımayı da seçenekleri arasına aldı ama çok fazla değişen bir şey olmadı. İhaleden bir yıl kadar sonra 29 Mayıs 2024 tarihli resmi gazetede yayınlanan Cumhurbaşkanlığı kararıyla Menemen Serbest Bölgesi’ni kurup işletmek üzere, Menemen Serbest Bölgesi Kurucu ve İşleticisi AŞ (MENSER) 30 yıl süreyle yetkili kılındı. O tarihten sonra da proje adeta rafa kalktı. Faal olmadığı için doğal olarak bakanlığın serbest bölgelerle ilgili istatistiklerinde MENSER yer almıyor. İnternette bu isimle arama yaptırdığınızda son olarak karşınıza Bursa merkezli bir inşaat firmasının referansları arasında Menemen Serbest Bölgesi’nin  “İmar Planı, Arazi Tesviyesi ve Altyapı Etüt – Proje Mühendislik Hizmetleri İşi”nin tamamlandığı bilgisi çıkıyor. MENSER’in kurumsal internet sitesini görmek bile mümkün olmuyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7d5cc92bb37-1786600649.jpeg" alt="" width="700" height="393" /></p>
<p><strong>“Hadi serbest bölge kur” demekle iş bitmiyor</strong></p>
<p>Serbest bölgelerin ülke ekonomisine pek çok faydası var. Ama, “ben kurdum” ya da “hadi sen kur” demekle iş bitmiyor. Serbest bölgeyi işletmek beceri ve deneyim istiyor. İzmir, bu konuda şanslı. Türkiye’deki mevcut 19 serbest bölge içinde (MENSER hariç) hemen her türlü istatistiki verinin zirvesinde Ege Serbest Bölgesi yer alıyor. İzmir Serbest Bölgesi de azımsanmayacak başarılara sahip. Üstelik, Menemen Serbest Bölgesi hamlesinin boşa çıkmasının ardından satın aldığı yeni genişleme alanındaki çalışmalarını da hızlı bir şekilde sürdürüyor. ESBAŞ öncülüğünde İzmir’in kuzey aksında hayata geçirilen Türkiye’nin 19. serbest bölgesi olan Batı Anadolu Serbest Bölgesi’nde (BASBAŞ) fabrikalar yükselmeye başladı. Türkiye’de; İzmir’de 4 (MENSER dahil), İstanbul’da 3, 11 ilde de birer serbest bölge bulunurken, Menemen bir ilçe olarak iki serbest bölgeye birden ev sahipliği yapıyor. Bu, Menemen için büyük bir nimet. Ama, ikinci serbest bölgenin hikayesi tamamına ererse.</p>
<p> </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7d5cde57bf6-1786600670.jpeg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p>MENSER’in kurulmasının üstünden 2 yıldan fazla zaman geçti. Yani 30 yıllık işletme süresinin yüzde 7’si geçti bile. Uygulama imar planlarının tamamlanması, altyapı yatırımları, gümrük altyapısının oluşturulması, Ticaret Bakanlığı nezdindeki işletme ve organizasyon süreçlerinin tamamlanması derken daha geçilecek çok aşama var.</p>
<p>İzmir’in Çiğli, Menemen, Aliağa, Bergama, Dikili, Kınık ilçelerinden oluşan kuzey aksı, hızlı bir büyüme ivmesi yakaladı. Bölgede yer alan veya yeni kurulan organize sanayi bölgeleri, organize tarım bölgeleri, serbest bölgeler bu büyümenin lokomotifi konumundayken, Menemen Serbest Bölgesi’nin durumunu ne yazık ki sadece “potansiyel” olarak ifade edebiliyoruz. Ne beklendiği, neden beklendiği bir an önce açıklığa kavuşturulmalı. Projenin başarıya ulaşması yalnızca Menemen'e değil, Ege Bölgesi’nin ihracat kapasitesine de önemli katkı sağlayacaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/menemen-serbest-bolgesinde-ne-bekleniyor-neden-bekleniyor-85314</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Menemen Serbest Bölgesi’nde ne bekleniyor, neden bekleniyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/binalarda-yasam-dongusu-analizi-donemi-85313</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 08:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Binalarda yaşam döngüsü analizi dönemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FERZAN ÇAKIR</strong></p>
<p>Türkiye’de yapı sektörünün karbon hesabında yeni bir dönem başlıyor. 1 Ocak 2027’den itibaren yapı ruhsatı alacak, inşaat alanı 10 bin metrekare ve üzerindeki binalarda Bina Yaşam Döngüsü Analizi Belgesi zorunlu olacak. Böylece binaların yalnızca kullanım sırasındaki enerji tüketiminden kaynaklanan emisyonları değil, ham madde temininden inşaata, bakım ve yenilemeden yıkım ve geri kazanıma kadar tüm yaşam döngüsü boyunca neden olduğu sera gazı emisyonları hesaplanacak. Doç. Dr. Duygu Erten, yeni düzenlemeyi yapı sektörü açısından “bir kırılmanın başlangıcı” olarak tanımlıyor. Erten’e göre asıl değişim, karbon hesabının yalnızca bir belge olmaktan çıkıp tasarım kararlarını, kamu ihalelerini, finansmanı ve bina değerlemelerini etkilemeye başlamasıyla yaşanacak.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7d5c038f3b3-1786600451.png" alt="" width="374" height="386" /></p>
<h2>Karbon hesabı tasarımın başına taşınacak</h2>
<p>Yaşam döngüsü analiziyle beton, çelik, cam ve yalıtım malzemelerinin üretiminden kaynaklanan emisyonların yanı sıra nakliye, şantiye, bakım, yenileme, yıkım ve geri kazanım süreçleri de hesaba dahil edilecek. Erten, “Artık karbon hesabı projenin sonunda hazırlanan bir rapor değil, tasarımın başındaki bir karar aracı olacak” diyor. Taşıyıcı sistemden cephe oranına, kullanılan malzeme miktarından yapının ömrüne kadar pek çok karar karbon performansıyla birlikte değerlendirilecek. Ancak sektörün bu dönüşüme eşit ölçüde hazır olmadığını vurgulayan Erten, uygulamanın yaygınlaşmasının önündeki engellerden birinin maliyet olduğunu, temel eksiklerden birinin ise yapı malzemelerine ilişkin güvenilir veri olduğunu belirtiyor. Türkiye’de çevresel ürün beyanlarının yaygınlaşması ve hesaplamalarda kullanılabilecek yerel verinin geliştirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.</p>
<h2>“Gerçek emisyon azaltımı mevcut binalardan gelecek”</h2>
<p>Yeni düzenleme ilk aşamada 10 bin metrekare ve üzerindeki yeni binaları kapsıyor. Ancak Erten’e göre Türkiye’nin bina kaynaklı emisyonlarını gerçekten azaltmak için asıl odağın mevcut yapı stokuna çevrilmesi gerekiyor. “Yeni binalar toplam stok içinde sınırlı bir paya sahip. Enerji tüketimi ve dönüşüm ihtiyacı ise milyonlarca mevcut binada yoğunlaşıyor” diyen Erten, öncelikle enerji tüketimi yüksek konutların, kamu binalarının, okulların ve sağlık yapılarının belirlenmesini öneriyor. Yapı yaşı, enerji performansı, iklim bölgesi ve deprem riskinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirten Erten, kamu kaynaklarının da en yüksek enerji tasarrufu ve toplumsal faydanın sağlanacağı yapılara yönlendirilebileceğini söylüyor. Mevcut binaların yenilenmesinde finansman da önemli bir sorun. Erten’e göre düşük faizli ve uzun vadeli krediler, vergi avantajları, hibeler ve enerji tasarrufuna bağlı destekler dönüşümü hızlandırabilir. Yenilemenin yalnızca mantolama veya cihaz değişimi olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Erten, deprem güvenliği ile enerji ve karbon performansının birlikte ele alınması gerektiğini ifade ediyor.</p>
<h2>Düşük karbonlu malzemeler avantaj kazanacak</h2>
<p>Yaşam döngüsü analizinin zorunlu hale gelmesi yapı malzemeleri sektörünü de doğrudan etkileyecek. “Ölçmediğiniz bir değeri satın alma kriteri haline getiremezsiniz” diyen Erten’e göre, aynı teknik performansı sunan ürünler karbon değerleri üzerinden karşılaştırılmaya başlandığında düşük klinkerli çimento, geri dönüştürülmüş içeriği yüksek çelik ve yeniden kullanılabilir yapı elemanları avantaj kazanacak. Türkiye’nin çimento, çelik, cam, seramik ve yalıtım sektörlerinde güçlü bir üretim kapasitesi bulunduğunu hatırlatan Erten, özellikle ihracatçı şirketlerin bu dönüşümün baskısını şimdiden hissettiğini söylüyor. Küçük ve orta ölçekli üreticilerin veri üretimi, ürün beyanı ve temiz teknoloji yatırımlarında desteklenmesi halinde ise düşük karbon dönüşümünün sanayi açısından bir rekabet fırsatına dönüşebileceğini belirtiyor.</p>
<h2>Kentsel dönüşümde karbon da hesaba girecek</h2>
<p>Erten’e göre yaşam döngüsü yaklaşımı, kentsel dönüşümde “yık ve yeniden yap” anlayışını da değiştirebilir. Mevcut bir binanın güçlendirilmesi ile yıkılıp yeniden yapılması seçeneklerinin yalnızca maliyet ve deprem güvenliği açısından değil, yaratacağı karbon yükü açısından da karşılaştırılması gerektiğini söylüyor. Çünkü yıkım atık yaratırken, yeni bina için beton, çelik ve diğer malzemelerin yeniden üretilmesi de yeni emisyon anlamına geliyor. Ancak Erten, karbon kriterinin deprem güvenliğinin önüne geçmeyeceğinin altını çiziyor. Önce binanın güvenli olması gerektiğini belirten Erten, bu koşulu sağlayan projelerde daha sonra karbon ayak izi, malzeme verimliliği ve yeniden kullanım oranlarının devreye girebileceğini söylüyor. Bu göstergeler ileride ihale, kredi veya kamu desteğinde kriter haline gelebilir. Eski binalardaki taşıyıcı elemanların yeniden kullanılması ise deprem riski ve malzeme geçmişinin bilinmemesi nedeniyle her zaman mümkün değil. Erten, Türkiye için kısa vadede seçici yıkım yapılmasını, çelik ve betonun geri kazanılmasını; kapı, doğal taş, ahşap ve cam gibi taşıyıcı olmayan parçaların yeniden kullanılmasını daha gerçekçi buluyor.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Yeşil bina deneyimini kitaba taşıdı</span></h2>
<p>■ Duygu Erten, yeşil bina alanındaki deneyimini Greg Kats’ın çalışmasıyla bir araya getirerek “Yapısal Çevrenin Yeşil Dönüşümü” adlı kitapta Türkiye’ye uyarladı. Türkiye’deki yeşil dönüşümü ve yerel uygulama örneklerini de anlatan kitapta yeşil binaların ilk yatırım maliyeti, enerji ve su tasarrufu ve yatırımların geri dönüş süresi farklı projeler üzerinden ele alınıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"ÖLÇMEK YETMEYECEK, SINIR DA GEREKECEK"</span></h2>
<p>Yeni düzenleme emisyon hesabını zorunlu hale getiriyor ancak binalar için henüz bağlayıcı bir karbon üst sınırı bulunmuyor. Erten, "Hesaplama yükümlülüğünün tek başına emisyon azaltmasını bekleyemeyiz" diyerek bir sonraki adımın ne olması gerektiğine işaret ediyor. Erten'e göre önce farklı bina türleri ve iklim bölgeleri için metrekare başına yaşam döngüsü karbon değerleri ortaya konulmalı. Yeterli veri toplandıktan sonra bu değerler kademeli olarak sıkılaşan karbon sınırlarına dönüştürülebilir. Konut, ofis, okul, hastane ve otel gibi yapıların aynı sınırla değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Erten, binanın kullanım biçimi ve bulunduğu iklim bölgesinin de hesaba katılması gerektiğini söylüyor. İlk aşamada kamu binaları ve büyük projelerle başlanıp uygulamanın zamanla diğer yeni yapılara genişletilebileceğini ifade ediyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“YEŞİL BİNA MUTLAKA DAHA PAHALI DEMEK DEĞİL”</span></h2>
<p>Düşük karbonlu malzemeler ve daha yüksek performanslı sistemler bazı projelerde ilk yatırım maliyetini artırabiliyor. Ancak Erten, "Yeşil binalar mutlaka daha pahalıdır" yaklaşımına katılmıyor. Karbon ve enerji hedefleri daha tasarım aşamasında ele alındığında gereksiz malzeme kullanımının azaltılabileceğini, taşıyıcı ve mekanik sistemlerin daha verimli tasarlanabileceğini söylüyor. Erten'e göre asıl sorun, bir binanın maliyetine yalnızca ilk yatırım bedeli üzerinden bakılması. Enerji ve bakım giderleri, yenileme ihtiyacı, kullanıcı sağlığı, iklim riskleri ve gelecekte ortaya çıkabilecek karbon yükümlülükleri de hesaba katıldığında tablo değişiyor. "Bugün ucuz diye baktığınız bir bina, 30 yıl sonunda size çok daha pahalıya mal olabilir" diyen Erten, karbon performansı yüksek ve işletme giderleri düşük binaların gelecekte değerlerini daha iyi koruyacağını belirtiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/binalarda-yasam-dongusu-analizi-donemi-85313</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/7/1280x720/yuzyilin-konut-projesi-1767709330.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 1 Ocak 2027’den itibaren 10 bin metrekare ve üzerindeki yeni binalarda yaşam döngüsü analizi zorunlu olacak. TURKECO Kurucusu Doç. Dr. Duygu Erten, düzenlemeyi yapı sektörü için önemli bir başlangıç olarak değerlendirirken, Türkiye’de gerçek emisyon azaltımının büyük ölçüde milyonlarca binanın yenilenmesinden geleceğine dikkat çekiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enerji-verimliliginin-eksik-hesaplanan-degeri-85312</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 08:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerji verimliliğinin eksik hesaplanan değeri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji verimliliği yatırımlarını değerlendirirken çoğu zaman ilk bakılan göstergeler yatırım tutarı, yıllık enerji tasarrufu ve geri ödeme süresidir. Ancak bu üç temel gösterge yeterli değildir. Çünkü iyi tasarlanmış bir verimlilik projesi faturayı düşürmenin yanında üretim hattını daha kararlı çalıştırır, bakım ihtiyacını azaltır, kaliteyi iyileştirir, kaynak kullanımını düşürür ve rekabet gücünü destekler.</p>
<p>Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) bu yıl Haziran ayında yayımladığı Multiple Benefits of Energy Efficiency for Business (İşletmeler için Enerji Verimliliğinin Çoklu Faydaları) raporu da bu noktaya dikkat çekiyor. Rapora göre üretkenlik, ürün kalitesi, marka algısı, çalışan sağlığı, bakım maliyeti, su ve malzeme kullanımı gibi başlıkların yatırım kararında daha görünür hale gelmesi gerekiyor.</p>
<p>Bu bakış açısı sanayi tesisleri ve ticari binalar için önemli. Çünkü verimlilik projeleri çoğu zaman “Kaç yılda geri döner” sorusuna sıkışıyor. Oysa aynı proje daha az arıza/duruş/ fire, daha iyi iç ortam kalitesi ve daha güçlü müşteri algısı yaratıyorsa yatırımın gerçek değeri fizibilite tablosunda görünenden daha büyüktür.</p>
<p><strong>Fizibilite tablosu genişlemeli</strong></p>
<p>Bir pompa değişimi, soğutma sistemi yenilemesi, atık ısı geri kazanımı veya basınçlı hava iyileştirmesi enerji tüketimini azaltırken sistemin çalışma rejimini de değiştirir. Daha kararlı çalışan ekipman daha az zorlanır. Daha iyi kontrol edilen proses daha az hata ve fireyle çalışır.</p>
<p>IEA raporunda bu ilişkinin somut karşılıkları da var. ABD’de KOBİ’lerde 1.023 enerji verimliliği önlemi üzerinden yapılan analize göre, her 1 dolarlık enerji maliyeti tasarrufuna ortalama 13 sentlik ilave üretkenlik kazanımı eşlik ediyor. Bazı uygulama kategorilerinde bu değer 30 sente kadar çıkabiliyor. Rapor ayrıca verimli ve elektrikli teknolojilerde bakım maliyetlerinin önemli ölçüde azalabildiğini belirtiyor.</p>
<p>Ülkemizdeki verimlilik artırıcı projelere (VAP) sağlanan %30 hibe desteği de dikkate alındığında yatırım bedeli neredeyse yarı yarıya düşebiliyor. Bu nedenle klasik geri ödeme süresi tek gösterge olmamalı. Toplam sahip olma maliyeti, bakım etkisi, duruş riski, kapasite kullanımı, kalite kayıpları, su ve malzeme tüketimi, emisyon azaltımı ve iş sağlığı etkisi birlikte ele alınmalı.</p>
<p><strong>Kalite ve güven odaklı değer yaratır</strong></p>
<p>Enerji verimliliğinin önemli faydalarından biri kalite üzerindeki etkisi. Daha hassas kontrol edilen ve daha iyi izlenen üretim sistemlerinde hata oranı düşebilir. Bu da hurda, yeniden işleme, müşteri şikâyeti ve teslimat riski gibi dolaylı maliyetleri etkiler.</p>
<p>IEA’nın aktardığı imalat sanayi çalışmasında, enerji verimliliği önlemleri sonrasında şirketlerin önemli bir bölümü hatalı üretimde azalma bildirmiş. Bu sonuç, enerji verimliliği ile operasyonel mükemmellik arasındaki ilişkiyi gösteriyor.</p>
<p>Benzer ilişki tedarik zinciri tarafında da görülüyor. Büyük alıcıların tedarikçilerinden enerji ve karbon performansı beklentisi artıyor. Bu nedenle enerji verimliliği, iç maliyetleri düşüren bir uygulama olmanın yanında müşteri nezdinde bir güven oluşturma ve rekabetçi kalma aracı.</p>
<p><strong>Binalarda kullanıcı etkisi </strong></p>
<p>Enerji verimliliğinin çoklu faydaları üretim tesisleriyle sınırlı değil. Ticari binalarda verimli iklimlendirme, iyi otomasyon, doğru havalandırma, kaliteli aydınlatma ve etkin işletme yaklaşımı enerji tasarrufunun yanında çalışma koşullarını iyileştirir. Daha iyi iç ortam kalitesi çalışan sağlığı, üretkenlik, kullanıcı memnuniyeti, kiracı bağlılığı ve varlık değeri üzerinde olumlu sonuçlar doğurur.</p>
<p><strong>Karar alma biçimi değişmeli </strong></p>
<p>Son dönemde jeopolitik gelişmeler ve ekonomik koşullar nedeniyle enerji verimliliği kararlarının ya ertelendiğini ya da yalnızca dar finansal göstergelerle ele alındığını gözlemliyorum. Yatırım kararı alındığında ise çoğu zaman en ucuz alternatif öne çıkıyor. Bunun sonucunda, bu yatırımların en temel faydası olan maliyet azaltımı bile planlandığı şekilde sağlanamayabiliyor. Doğru karar ve çoklu fayda için enerji verimliliği yatırımları üretim, bakım, kalite, finans, satın alma, sürdürülebilirlik ve üst yönetim tarafından ortak bir iş kararı olarak ele alınmalı.</p>
<p>Bu yaklaşım yeşil finans açısından da önemli. Ölçülebilir tasarruf, garanti edilen performans, bakım etkisi, emisyon azaltımı ve işletme riski birlikte anlatıldığında proje daha güçlü bir finansman dosyasına dönüşür.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>Çoklu faydaları yatırım kararlarına dahil edebilen işletmeler, verimlilik projelerini rekabet gücünü artıran, riski azaltan ve yeşil dönüşümü hızlandıran stratejik yatırımlar olarak yönetir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enerji-verimliliginin-eksik-hesaplanan-degeri-85312</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji verimliliğinin eksik hesaplanan değeri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/altin-yukselis-kapisini-aciyor-85308</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 08:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Altın yükseliş kapısını açıyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a7d52b2234e6-1786598066.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Altın piyasasında son haftalarda belirginleşen toparlanma, değerli metalin yeniden yatırımcıların radarına girdiğini gösteriyor. Ons altın dün yaklaşık yüzde 1,5 yükselerek 4.420 dolara ulaşırken, fiyat Haziran başından bu yana en yüksek seviyesine çıktı. Böylece uzun süredir aşılması beklenen teknik dirençlerin üzerine çıkılması, piyasada “altına dönüş” beklentisini güçlendirdi.</p>
<h2>Yükselişin 3 yakıtı var</h2>
<p>● ABD Merkez Bankası’na ilişkin beklentilerdeki değişim , toparlanmanın arkasındaki en önemli gelişmelerden biri oldu. Zayıf gelen istihdam verileri sonrasında Eylül ayında faiz artışı ihtimali yüzde 60’tan yüzde 50’ye geriledi. Faiz baskısının azalması, faiz getirisi bulunmayan altın için daha elverişli bir zemin oluşturdu. Piyasanın gözü şimdi ABD’nin açıklayacağı enfl asyon verisinde. TÜFE’nin seyri, Fed’in önümüzdeki dönemdeki politika yönü açısından belirleyici olacak. </p>
<p>● Çin Merkez Bankası'nın altın rezervlerini temmuz ayında yaklaşık 20 ton artırması, resmi alımların 21 aydır kesintisiz sürmesi açısından dikkat çekiyor. Çin'in rezervlerini çeşitlendirme politikası, altına yönelik yapısal talebin devam ettiğini gösteriyor. </p>
<p>● Batılı yatırımcı tarafında da yeniden hareketlenme işaretleri var. Dünya Altın Konseyi verilerine göre küresel fiziki destekli altın ETF’leri temmuz ayında 3 milyar dolarlık net giriş çekti. Böylece iki aylık çıkış dönemi sona ererken, ETF’lerdeki toplam altın varlığı 23 ton artarak 4.068 tona ulaştı. Girişlerin büyük bölümünü Avrupa fonları oluşturdu. Kuzey Amerika’nın katkısı ise sınırlı kaldı.</p>
<h2>Toparlanma kırılgan olabilir </h2>
<p>Altının önündeki en büyük risk, toparlanmanın henüz tam anlamıyla teyit edilmemiş olması. Temmuzda başlayan ETF girişlerinin kalıcı bir portföy değişikliğine dönüşeceği garanti değil. Özellikle Kuzey Amerika’daki yatırımcı katılımı hâlâ sınırlı. Daha önemlisi, ABD enflasyonunun yeniden hızlanması Fed’in faiz politikasına ilişkin beklentileri tersine çevirebilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Saxo Bank: Asıl sınav 4.500 dolarda!</span></h2>
<p>Saxo Bank ise teknik görünümde 4.200 dolar bölgesinin artık önemli bir destek haline geldiğine dikkat çekiyor. Buna karşılık asıl sınav 4.500 dolar civarında. Bu bölgenin üzerinde kalıcı bir hareket, altının 4.690 dolardaki yüzde 50 Fibonacci seviyesine ve ardından 4.860 dolardaki yüzde 61,8 seviyesine doğru ilerlemesinin önünü açabilir. Dolayısıyla piyasadaki temel soru artık yalnızca “altın yükselecek mi?” değil. Asıl soru, fiyatın 4.500 dolar eşiğini kalıcı biçimde aşarak yeni bir yükseliş dalgasını başlatıp başlatamayacağı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">5.300 dolarlı senaryo masada</span></h2>
<p>Bankaların fiyat tahminleri de altındaki yükseliş potansiyelinin henüz sona ermediğine işaret ediyor. RBC Capital Markets’ın en iyimser senaryosu, altının 2027’de ortalama 5.296 dolar seviyesinde işlem görmesini öngörüyor. Bu senaryoda fiyatın 2027’nin üçüncü çeyreğinde 5.321 dolara, dördüncü çeyreğinde ise 5.318 dolara ulaşması bekleniyor. RBC’nin daha ılımlı merkez senaryosu ise altının 2026’da ortalama 4.577 dolar, 2027’de 4.225 dolar seviyesinde kalacağı varsayımına dayanıyor. Kurumun en iyimser senaryosu ile en kötümser senaryosu arasındaki fark ise oldukça geniş. Kötümser tabloda altının 2027 ortalaması 3.661 dolara kadar gerileyebiliyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/altin-yukselis-kapisini-aciyor-85308</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/5/1/1280x720/altin-gold-dollar-1786081395.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Altın, ABD enflasyon verisi öncesinde 4.420 dolar seviyesine tırmanarak 10 haftanın zirvesini gördü. Fed’e ilişkin daha az şahin beklentiler, Çin gibi merkez bankalarının alımları ve ETF’lere geri dönen yatırımcılar fiyatın yeniden güç kazanmasını sağladı. Fiyat senaryoları yukarı yönlü potansiyelin canlı olduğuna işaret ediyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/internetten-elde-edilen-kazanclarda-vergi-85306</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnternetten elde edilen kazançlarda vergi </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İnternetten para kazanmanın yolları çeşitlenirken, vergi mevzuatındaki 20/B istisnasının kapsamı da genişliyor. Eğitimden ürün tanıtımına, dijital içerikten kullanıcı yönlendirmeye kadar pek çok gelir modeli kapsama girebiliyor. Ancak her internet geliri 20/B kapsamında değil.</strong></p>
<p>İnternetten para kazanmanın yolları her geçen gün çeşitleniyor. Birkaç yıl önce konu daha çok YouTube’dan reklam geliri elde edenler veya Instagram’da ürün tanıtanlar üzerinden tartışılıyordu. Bugün ise internetten eğitim veren, dijital içerik hazırlayan, mobil uygulama geliştiren, ürün tanıtan, hatta takipçilerini başka bir uygulamaya yönlendirerek gelir elde eden çok daha geniş bir kesim var.</p>
<p>Vergi mevzuatımızda bu gelirlerin önemli bir bölümü için ayrı bir düzenleme bulunuyor: Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 20/B maddesi.</p>
<p>Kamuoyunda zaman zaman “YouTuber istisnası” olarak adlandırılsa da 20/B artık bunun çok ötesinde.</p>
<p><strong>20/B’nin kapsamı 2024’te genişledi</strong></p>
<p>Düzenlemenin ilk halinde sosyal ağ sağlayıcıları üzerinden metin, görüntü, ses ve video gibi içerikler paylaşan sosyal içerik üreticilerinin kazançları, mobil cihazlar için uygulama geliştirenlerin elektronik uygulama paylaşım ve satış platformlarından elde ettikleri kazançlar kapsama alınmıştı.</p>
<p>7491 sayılı Kanun’la kapsam genişletildi. 1 Ocak 2024’ten itibaren internet ve benzeri elektronik ortamlar üzerinden içerik paylaşanların yanında, bu ortamlar üzerinden bireysel kurs, eğitim, veri işleme ve geliştirme, ürün tanıtımı gibi hizmetlerden kazanç sağlayan gerçek kişiler de 20/B kapsamına girdi.</p>
<p>Buradaki “gibi” ifadesi önemli. Kanunda yapılan sayım sınırlı değil. Bu nedenle internet üzerinden ortaya çıkan yeni hizmet modellerinin de niteliğine bakılarak 20/B kapsamında değerlendirilmesi mümkün.</p>
<p><strong>Peki, sistem nasıl işliyor?</strong></p>
<p>İstisnadan yararlanmak isteyen kişinin önce bağlı olduğu vergi dairesinden istisna belgesi alması gerekiyor. Sonrasında Türkiye’de kurulu bir bankada bu faaliyete ilişkin hesap açılıyor ve kapsamdaki faaliyetlerden elde edilen hasılatın tamamı bu hesap üzerinden tahsil ediliyor.</p>
<p>Banka, hesaba aktarılan hasılat üzerinden yüzde 15 gelir vergisi kesiyor.</p>
<p>2026 yılı için önemli rakam <strong>5 milyon 300 bin TL</strong>.</p>
<p>Burada hasılat-kazanç ayrımına dikkat etmek gerekiyor. Bankanın yüzde 15 tevkifatı hesaba aktarılan hasılat üzerinden yapılırken, Kanundaki 5 milyon 300 bin TL’lik sınır kazanç toplamı üzerinden belirleniyor.</p>
<p>Kazanç toplamı bu tutarı aşmıyorsa bu kazançlar için yıllık gelir vergisi beyannamesi verilmiyor. Başka gelirler nedeniyle beyanname verilmesi halinde de 20/B kapsamındaki kazançlar beyannameye dahil edilmiyor.</p>
<p><strong>5 milyon 300 bin TL aşılırsa?</strong></p>
<p>Bu defa kazancın tamamının yıllık gelir vergisi beyannamesiyle beyan edilmesi gerekiyor. Bankanın yıl içinde kestiği yüzde 15 vergiler de beyannamede hesaplanan gelir vergisinden mahsup ediliyor.</p>
<p>Başka bir ifadeyle, belirlenen sınırın altında banka kesintisiyle tamamlanan vergileme, sınır aşıldığında yıllık beyan ve artan oranlı gelir vergisi tarifesine taşınıyor.</p>
<p>KDV tarafında ise durum farklı. KDV Kanunu’nun 17/4-a maddesi, Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 20/B maddesi kapsamında vergilendirilen kazançlara konu teslim ve hizmetleri KDV’den istisna ediyor. 20/B kapsamındaki kazancın yıllık sınırı aşması nedeniyle beyanname verilmesinin bu KDV istisnasına etkisi yok.</p>
<p><strong>GİB’in yeni özelgeleri ne söylüyor?</strong></p>
<p>Gelir İdaresi Başkanlığı’nın temmuz ayında internet sitesinde yayımladığı özelgeler dikkat çekici örnekler içeriyor.</p>
<p>Özelgelerden birinde mükellef, Instagram ve YouTube üzerinden yemek tarifleri paylaşarak sosyal içerik üreticiliği yapıyor. Bunun yanında takipçilerine bir mobil uygulamayı tanıtıyor ve uygulamayı indirip üye olan her kullanıcı üzerinden gelir elde ediyor.</p>
<p>Burada para Instagram veya YouTube’dan gelmiyor. Gelir, başka bir uygulamaya kullanıcı yönlendirilmesi karşılığında elde ediliyor.</p>
<p>İdare, yukarıda açıkladığımız şartların yerine getirilmesi halinde bu kazancın da mükerrer 20/B kapsamında değerlendirilebileceğini belirtiyor.</p>
<p>Bence özelgenin dikkat çekici tarafı da burası. Çünkü dijital ekonomide artık klasik reklam gelirinin yanında satış ortaklığı, yönlendirme, üyelik veya performansa bağlı ödeme modelleri giderek yaygınlaşıyor.</p>
<p><strong>İnternetten eğitim verenler açısından da önemli</strong></p>
<p>Bir başka özelgede Instagram üzerinden e-kitap tanıtımı, internetten e-kitap satışı ve Zoom üzerinden kişisel gelişim kursları verilmesi ele alınıyor.</p>
<p>Özellikle internet üzerinden verilen kurs ve eğitimler açısından 2024’te yapılan değişikliğin uygulamadaki karşılığını burada görüyoruz. Bireysel kurs ve eğitim hizmetleri artık Kanunda açıkça örnek verilen faaliyetlerden.</p>
<p>Ancak kişinin internet üzerinden birkaç farklı iş yapması, bütün gelirlerinin otomatik olarak 20/B’ye gireceği anlamına gelmiyor. Hangi gelirin hangi faaliyetten doğduğuna ayrıca bakmak gerekiyor.</p>
<p><strong>Ödemenin adı değil, neyin karşılığında yapıldığı önemli</strong></p>
<p>Dijital dünyada gelir sadece reklam bedelinden ibaret değil. Sponsorluk, ürün tanıtımı, tıklama başına ödeme, satıştan komisyon, kullanıcı veya üyelik başına ödeme gibi çok farklı modeller var.</p>
<p>Özelgeler, ödemenin adından çok geliri doğuran faaliyetin niteliğinin önem taşıdığını gösteriyor. Sosyal medya üzerinden yapılan bir tanıtımın karşılığının sabit reklam bedeli yerine satış veya yönlendirme başına ödenmesi tek başına 20/B uygulamasına engel değil.</p>
<p><strong>Her internet geliri 20/B’ye girmez</strong></p>
<p>Bir kazancın internet üzerinden elde edilmesi, tek başına 20/B kapsamında olduğu anlamına gelmiyor. Faaliyetin içerik üretimi, bireysel kurs ve eğitim, veri işleme ve geliştirme, ürün tanıtımı veya mobil uygulama geliştirme gibi maddede öngörülen faaliyetlerle bağlantısının bulunması gerekiyor.</p>
<p>Üstelik aynı kişinin bazı gelirleri 20/B kapsamındayken bazı gelirleri kapsam dışında kalabilir. Özellikle birden fazla gelir kanalı bulunanların her faaliyeti ayrı değerlendirmesinde fayda var.</p>
<p>Gelir İdaresi’nin temmuz ayında yayımladığı özelgeler bize şunu gösteriyor: 20/B artık sadece YouTube veya Instagram’dan reklam geliri elde edenleri ilgilendiren bir düzenleme değil. İnternetten eğitim verenden ürün tanıtana, uygulama geliştirenden başka bir uygulamaya kullanıcı yönlendirene kadar oldukça geniş bir alan var.</p>
<p>Ama sınırın nerede çizileceği her zaman bu kadar kolay değil.</p>
<p>Bu nedenle internetten gelir elde edenlerin “Yüzde 15 vergi kesiliyor, konu kapanıyor” demeden önce şu soruya cevap vermesi gerekiyor:</p>
<p><strong>Benim elde ettiğim kazanç gerçekten mükerrer 20/B kapsamında mı?</strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/internetten-elde-edilen-kazanclarda-vergi-85306</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İnternetten elde edilen kazançlarda vergi  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/odinein-yolculugu-85305</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Odine’in yolculuğu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’nin 5G’nin temelindeki teknolojiyi geliştirmesine rağmen bu alanda küresel bir oyuncu çıkaramamasının ardından Odine, yazılım ve yapay zekâ gücüyle telekom altyapısında dünya ligine çıkma iddiasını büyütüyor.</strong></p>
<p>Tiflis’te Kaspersky’nin Cyber Security Weekend etkinliğinde Kaspersky META Bölgesi Genel Müdürü Toufic Derbass, kısa konuşmasında “Biliyorsunuz, biz 29 yıldır bu işteyiz.” dedi. İlk olarak Kaspersky Lab olarak kurulan şirketin kuruluş tarihinin 26 Haziran 1997 olduğu o zaman aklımda değildi. Sonrasında bu tarihi Google’da buldum. Benim yarı yaşımdaymış. İnsan sürekli karşılaştığı ve takip ettiği bir markanın ezelden beri var olduğunu ve ebediyen var olacağını düşünüyor. Bu nedenle belirli bir anda dikkat çekici bir şey gördüğünde bunu yapma konusunda gereken refleksi gösteremiyor. Aile büyüklerini kaybetmeden bunun nasıl bir hata olduğunu fark etmek pek mümkün olmuyor. Benim bu tür bir kaygısızlık günahı içinde olduğum şirketlerden biri Odine.</p>
<p>Son dönemde sürekli karşıma çıkmasına karşın iş modeli ve bu başarılı iş modeli kurgusunun yarattığı sonuçları ele almayı sürekli erteledim. Herhalde bir yıllık bir süreyi bulmuştur. 1999’da kurulan Odine, son günlerde gazetemizin BIST endeksinde ilk 20 şirketi sıraladığı listede karşıma çıktı, Bilişim 500 ödüllerinde kendi kategorisinde yine birinci oldu ve 5G çağının önemli bir ihtiyacını karşılayarak devlerle rekabet edebileceği kendi niş alanında oyun kurabiliyor.</p>
<p>Yıllar önce Netaş CEO’su Müjdat Altay ile 5G’yi ele alırken Müjdat Ağabey, 5G’yi “kod tabanı üzerinde sanallaştırılmış bir dünya” olarak tanımlamıştı. Odine’in yaşlarının bizden küçük olduğunu düşündüğüm kurucuları bizim sözle tanımladığımız dünyada gerçek servisler yaratıyor.</p>
<p>Asıl büyük başarı burada yatıyor. Daha önce de 5G ile ilgili olarak Erdal Arıkan’ın hikâyesini yazmıştım. Gemini’ın yardımıyla özetleyeyim:</p>
<p>“5G teknolojisinin temelini oluşturan (kutupsal kodlama / polar codes teorisini ortaya koyan) makalenin yazarı Türk akademisyen Prof. Dr. Erdal Arıkan'dır. Bilkent Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi olan Prof. Dr. Erdal Arıkan, 2009 yılında yayımladığı "Channel Polarization: A Method for Constructing Capacity-Achieving Codes for Symmetric Binary-Input Memoryless Channels" başlıklı çığır açan makalesiyle, bilgi teorisinde yarım asırdır çözülemeyen bir probleme çözüm getirmiş ve günümüzde küresel 5G mobil haberleşme standardının ana omurgasını oluşturan kutupsal kodlama (polar coding) sisteminin temelini atmıştır. “</p>
<p>Huawei ve Samsung’un plaket verdiği Arıkan’ın makalesi üzerine 5G’yi inşa edenin, ülke olarak biz olamamamız sıkıntıyı tanımlıyor. Odine’e değinmemin nedeni, tanımlama ile icraatı birlikte gerçekleştiriyor ve bütün bunları müşteri odaklı olarak yapıyor olması. 2019’dan beri sıralamada üst sıralarda yer alan şirketin liderlerinden Odine Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Fırat Kerim Ersoy, “Odine olarak Ar-Ge ve mühendislik yetkinliğimizi, yapay zekâ ile dönüşen teknoloji dünyasında kurumların altyapı kaynaklarını daha verimli kullanmasını, karmaşık teknoloji ortamlarını daha etkin yönetmesini ve verileri üzerindeki kontrolünü güçlendirmesini sağlayan güvenli, ölçeklenebilir ve sürdürülebilir çözümlere dönüştürüyoruz.” sözleriyle genel çerçeveyi çiziyor.</p>
<p>Operasyonlardan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Bora Yücel, yapay zekâ sistemlerinin yalnızca bilgi üreten araçlardan, şirketler adına karar alan ve bu kararları uygulayan yapılara dönüştüğünü belirterek şirketin çıkarım (inference) çağına da hazır olduğunu ortaya koyuyor. Yücel, bu dönüşümle birlikte operasyonel kontrol, güvenlik ve teknolojik egemenlik konularının şirketler ve ülkeler açısından stratejik önem kazandığını vurguluyor. Tamamen katılmamak mümkün değil. Bunları yapmak için iş modelini doğru tanımlayarak doğru yönde ilerlemek gerekiyor. Hem teknoloji hem de yatırımcı dünyası bunun doğru yapıldığına olan inancını ortaya koymuş görünüyor.</p>
<p><strong>Odine yıllar içinde nasıl evrildi?</strong></p>
<p>Bugün dünya genelinde pek çok farklı ülkede, onlarca global telekomünikasyon operatörüne ve büyük kurumsal müşteriye hizmet veren bir şirket olan Odine ya da tam adıyla Odine Solutions Teknoloji Ticaret ve Sanayi A.Ş., sabit ve mobil şebekelerin buluta taşınması, uçtan uca yönetimi ve sürdürülebilir telekom altyapılarının kurulması konularında sektörün global oyuncuları arasında yer alıyor. Küresel telekomünikasyon sektörüne yazılım, bulut bilişim ve altyapı çözümleri sunan öncü bir teknoloji şirketi olarak tanımlanan Odine’in tarihçesine baktığımızda şunu görüyoruz. Gemini, bu seyirdeki ana aşamalar ve dönüm noktalarını şu şekilde özetliyor:</p>
<ol>
<li><strong><em> Kuruluş ve İlk Yıllar (1999 - 2000'ler)</em></strong></li>
</ol>
<p>- Resmi Kuruluş: Şirket, 30 Aralık 1999 tarihinde resmi olarak kurulmuş, 2000'li yılların başından itibaren operasyonel faaliyetlerine ağırlık vermiştir.</p>
<p>- Odak Noktası: Kuruluş aşamasından itibaren telekomünikasyon sektöründeki değişen ihtiyaçları görerek bilgi teknolojileri, yazılım ve donanım entegrasyonu alanlarında uzmanlaşmıştır.</p>
<ol start="2">
<li><strong><em> Küreselleşme ve bölgesel büyüme (2010'lar)</em></strong></li>
</ol>
<p>- Şirket, geleneksel telekom altyapılarından yeni nesil sanal şebekelere ve bulut tabanlı sistemlere geçiş sürecinde önemli roller üstlendi.</p>
<p>- Türkiye sınırlarının dışına açılarak Orta Doğu, Avrupa, Afrika ve İngiltere gibi farklı coğrafyalarda operasyonlar yürütmeye başladı. Bu süreçte uluslararası iştirakler (örneğin; Odine UK Limited, Odine Solutions FZ LLC, Çekya'daki Odine Engineering Services vb.) kurarak küresel iş ağını genişletti.</p>
<ol start="3">
<li><strong><em> Ar-Ge, yeni nesil teknolojiler ve stratejik yatırımlar (2020'ler)</em></strong></li>
</ol>
<p>- Yazılım Odaklı Dönüşüm: Telekom operatörlerinin dijital dönüşüm süreçlerinde; bulut native (cloud-native) çözümler, yapay zeka destekli altyapı yönetimi ve 5G teknolojilerine yönelik kritik yazılım ve hizmetler geliştirdi.</p>
<p>- Şirket Satın Almaları ve Yeni İştiraklar: Küresel pazardaki etkinliğini artırmak amacıyla Logate D.O.O. gibi bölgesel şirketlerin hisse alımlarını gerçekleştirdi ve OdineLabs markası altında yazılım ve bilişim yatırımlarını artırdı.</p>
<p>- Güney Afrika Açılımı: Küresel coğrafi varlığını genişletme stratejisi doğrultusunda uluslararası operasyonlarına yenilerini ekleyerek Güney Afrika'da yeni bir şirket kurulumunu tamamladı.</p>
<ol start="4">
<li><strong><em> Halka arz ve Borsa dönemi (2025) </em></strong></li>
</ol>
<p>- Borsa İstanbul (BIST): Odine Solutions, büyüme finansmanını desteklemek ve kurumsal yapısını güçlendirmek amacıyla halka arz sürecini tamamlayarak Borsa İstanbul'da işlem görmeye başladı (ODINE koduyla).</p>
<p><strong>Odine’in Borsa İstanbul performansı</strong></p>
<p>Bu yazıyı yazmama neden olan girdilerden biri, Odine’i endekste ilk 20 içinde görmemdi. Yapay zekâ Gemini her ne kadar bu sıralamanın sürekli değiştiğini belirterek net bir sıralama vermese de, Ekonomim kaynağında getir deyince BIST 100’de 11. sırada olduğunu belirtti ve</p>
<p>“Nasıl Bir Ekonomi gazetesinin analiz ve haberlerinde Odine, Borsa İstanbul genelindeki en yüksek piyasa değerine sahip şirketler sıralamasında 11. sırada gösterilmektedir.</p>
<p>Gazetede yer alan değerlendirmelere göre şirket, 321 milyar TL'yi aşan piyasa değeriyle bu konumda yer almakta ve yatırım fonlarının portföylerindeki yüksek ağırlığıyla dikkat çekmektedir.” yanıtını verdi.</p>
<p>Yazının yazıldığı 12 Ağustos 2026 itibariyle genel görünüm ise şu şekilde:</p>
<p>11 Ağustos 2026 itibarıyla Odine Solutions Teknoloji (ODINE), Borsa İstanbul'da yüzlerce şirket arasından piyasa değeri büyüklüğü sayesinde BIST 100 endeksi içerisindedir.</p>
<p>Borsa İstanbul'da şirketlerin sıralaması (örneğin BIST 100 içindeki 1. ile 100. arasındaki exact sıra numarası); aracı kurum raporları, dönemsel endeks değişiklikleri ve anlık piyasa değeri dalgalanmaları (hisse fiyatının saniyelik değişimleri) nedeniyle her gün güncellenen dinamik bir yapıya sahiptir.</p>
<p>11 Ağustos 2026 seans kapanış verilerine göre:</p>
<p>Hisse Kapanış Fiyatı: 3.080,00 TL</p>
<p>Piyasa Değeri: Yaklaşık 340 milyar TL seviyelerinde bulunmakta ve BIST 100 endeksi içerisindeki ağırlığı yaklaşık %3,05 civarında seyretmektedir.</p>
<p>Biraz daha ayrıntılı anliz yapmak istersek şu veriye ulaşabiliyoruz:</p>
<p>Borsa İstanbul’da ODINE koduyla işlem gören Odine Solutions Teknoloji Ticaret ve Sanayi A.Ş. şirketinin Ağustos 2026 itibarıyla güncel piyasa değeri ve temel finansal göstergeleri şu şekildedir:</p>
<p><strong>Piyasa değeri ve temel veriler</strong></p>
<p>- Güncel Hisse Fiyatı: ~3.080,00 TL - 3.090,00 TL bandında seyretmektedir.</p>
<p>- Piyasa Değeri: Yaklaşık 325 Milyar TL - 340 Milyar TL aralığında hareket etmektedir.</p>
<p>- Ödenmiş Sermaye: 110.500.000 TL</p>
<p>- Halka Açıklık Oranı: %43,20</p>
<p><strong>Değerleme çarpanları ve oranlar </strong></p>
<p>- Fiyat / Kazanç (F/K) Oranı: Şirketin piyasa fiyatlamasına kıyasla çok yüksek katlarda (yaklaşık 10.600 - 11.400+ F/K seviyelerinde) fiyatlanmaktadır.</p>
<p>- Piyasa Değeri / Defter Değeri (PD/DD): ~146,17 oranındadır.</p>
<p>Şirket hisseleri, yazılım ve telekomünikasyon altyapı alanındaki faaliyetleri ve son dönemdeki piyasa hareketliliğiyle birlikte 3.135,00 TL olan 52 haftalık zirve seviyelerine oldukça yakın bir seyir izlemeyi sürdürmektedir.</p>
<p><strong>İş modelinin ayrıntılarına baktık</strong></p>
<p>Odine Solutions Teknoloji, özellikle telekomünikasyon operatörleri ve kurumsal işletmeler için yeni nesil dijital altyapı, bulut-yerel (cloud-native) çözümler ve yapay zekâ odaklı ağ teknolojileri geliştirmektedir.</p>
<p>Şirketin odaklandığı ana teknoloji ve faaliyet alanları başlıca şunlardır:</p>
<ol>
<li><strong><em> Telekomünikasyon ve 5G altyapıları </em></strong></li>
</ol>
<p>-Yazılım Tanımlı Ağlar (SDN) ve Sanallaştırma: Geleneksel donanım bağımlı ağ mimarilerini daha çevik, yazılım tabanlı sistemlere dönüştürür.</p>
<p>- 5G ve Ötesi Teknolojiler: Yeni nesil mobil haberleşme ağlarının planlanması, tasarlanması, O-RAN (Açık Radyo Erişim Ağı) ve özel ağ çözümleri sunulması.</p>
<p>- Ağ Orkestrasyonu ve Otomasyonu (MANO): Karmaşık telekomünikasyon altyapılarının otomatik olarak yönetilmesini ve optimize edilmesini sağlayan sistemler.</p>
<ol start="2">
<li><strong><em> Yapay zekâ ve inovasyon odaklı ürünler </em></strong></li>
</ol>
<ul>
<li>Yapay Zekâ Destekli Ağ Yönetimi: Ağ üzerindeki trafiği tahmin eden, optimize eden ve olası kesintileri önceden öngören otonom sistemler.</li>
<li>Üretken Yapay Zekâ ve Doküman Analizi: Kurumlar için diyalog tabanlı üretken yapay zekâ platformları ve akıllı veri analitiği çözümleri.</li>
<li>Patent Başvuruları Bulunan Teknolojiler: Yapay zekâ destekli politika orkestrasyon sistemleri ve semantik iletişim teknolojileri gibi Ar-Ge odaklı yenilikler.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li>Bulut Dönüşümü ve Sistem Entegrasyonu</li>
</ol>
<ul>
<li>Çoklu Bulut (Multi-Cloud) Yönetimi: Kurumların iş yüklerini özel, hibrit veya genel bulut ortamlarında esnek, güvenli ve uyumlu bir şekilde çalıştırabilmesi için uçtan uca entegrasyon.</li>
<li>Ağ Dijital İkizleri: Fiziksel ağ altyapılarının sanal kopyalarını oluşturarak simülasyonlar yapılması ve performansın test edilmesi.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li>Kurumsal ve Sektörel Çözümler</li>
</ol>
<p>Odine, geliştirdiği bu altyapı ve yapay zekâ yetkinliklerini sadece telekomünikasyon sektörüyle sınırlı tutmayıp; finans, bankacılık, enerji, sağlık, sigortacılık ve kamu gibi yüksek güvenlik ve kesintisiz süreklilik gerektiren kritik sektörlerin dijital dönüşüm süreçlerine uyarlamaktadır.</p>
<p><strong>Rekabet analizi de yaptık</strong></p>
<p>Bunları yazdıktan sonra Gemini’a piyasadaki diğer şirketlerle karşılaştırmasını yaptırmasam olmazdı. Gemini şu tabloyu verdi:</p>
<p>Borsa İstanbul’un teknoloji ve bilişim sektöründe (BIST Teknoloji / XUTEK) faaliyet gösteren şirketler; odaklandıkları alanlara (telekomünikasyon altyapısı, kurumsal yazılım, savunma bilişimi, finansal teknolojiler vb.) göre farklılık gösterir.</p>
<p>Odine Solutions Teknoloji’yi bu alandaki diğer şirketlerle kıyaslarken niş odaklanma, piyasa büyüklüğü ve değerleme yapıları öne çıkan temel kıstaslardır:</p>
<ol>
<li><strong><em> Faaliyet alanı ve iş modeli farkı</em></strong></li>
</ol>
<p>- Odine (Telekom &amp; Bulut Altyapısı): Doğrudan küresel telekomünikasyon operatörlerine bulut-yerel şebeke yazılımları, 5G altyapıları ve yapay zekâ tabanlı ağ orkestrasyonu sunar. BIST’teki pek çok yazılım şirketinden farklı olarak telekom çekirdek şebekelerine (core network) entegre çalışan kritik altyapı sağlayıcısı konumundadır.</p>
<p>- Diğer BIST Bilişim Şirketleri (Örn. ATP, Logo, Arena, Indeks, Link vb.): Sektördeki diğer büyük oyuncular genellikle kurumsal kaynak planlaması (ERP), finansal teknolojiler (Fintech), e-ticaret/tedarik zinciri çözümleri veya donanım dağıtımı odaklıdır. Odine ise tamamen şebeke sanallaştırma ve telekom operatörlerinin dijital dönüşümüne odaklanmasıyla bu gruptan ayrılır.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Piyasa Değeri ve Büyüklük Karşılaştırması</strong></li>
</ol>
<p>- Borsa İstanbul’un bilişim ve teknoloji endeksinde yer alan şirketlerin çoğunluğu milyarlarca TL’lik piyasa değerlerine sahipken, Odine kaydettiği yüksek piyasa değeri (320-340 Milyar TL bandı) ile sektörün en yüksek piyasa değerine sahip şirketleri arasında üst sıralarda yer almaktadır.</p>
<p>- Bu durum, şirketin piyasa tarafından sadece bir "yazılım şirketi" değil, aynı zamanda küresel potansiyeli olan bir "altyapı ve teknoloji devi" olarak fiyatlandığını göstermektedir.</p>
<ol start="3">
<li><strong><em> Çarpanlar ve fiyatlama davranışı (F/K ve PD/DD)</em></strong></li>
</ol>
<p>- Yüksek Değerleme Çarpanları: Borsa İstanbul'daki teknoloji şirketleri genel olarak gelecekteki büyüme beklentileri (growth-stock) nedeniyle yüksek F/K oranlarıyla işlem görür; ancak Odine’in piyasa değeri ile net kârlılığı arasındaki makas (10.000+ F/K oranları ve 140+ PD/DD seviyeleri), şirketin mevcut kârından ziyade gelecekteki küresel büyüme ve 5G/Yapay Zekâ yatırımlarına bağlanan beklentilerin fiyatlamada çok baskın olduğunu gösterir.</p>
<p>- Sektördeki bazı kurumsal yazılım veya dağıtıcı şirketlerde ise daha dengeli (geleneksel kârlılık oranlarına dayalı) F/K ve PD/DD çarpanları izlenebilmektedir.</p>
<p>Genel olarak Odine; telekomünikasyon altyapı yazılımlarındaki niş küresel rolü ve Borsa İstanbul’daki piyasa büyüklüğü ölçeğiyle, yerli yazılım ekosistemindeki standart kurumsal uygulama veya entegratör şirketlerden farklı bir kulvarda konumlanmaktadır.</p>
<p>Global rekabet ise şu şekilde:</p>
<p>Odine Solutions Teknoloji, telekomünikasyon altyapıları, bulut-yerel (cloud-native) yazılımlar, yapay zekâ tabanlı şebeke yönetimi ve servis orkestrasyonu (MANO) alanlarında faaliyet göstermektedir. Doğrudan küresel telekomünikasyon operatörlerine (Tier-1) hizmet sunan bu niş ve kritik altyapı pazarında dünyada benzer misyona sahip ölçekli teknoloji şirketleri bulunmaktadır.</p>
<p>Bu alandaki global benzerler ve ekosistem oyuncuları genel olarak şu kategoriler altında incelenebilir:</p>
<ol>
<li><strong><em> Açık Altyapı ve Bulut-Yerel Telekom Ortakları (Örn. Rakuten Symphony)</em></strong></li>
</ol>
<p>- Odak Alanı: Geleneksel donanım bağımlı telekom ağlarını tamamen yazılım tabanlı, bulut-yerel (cloud-native) ve Open RAN mimarilerine dönüştürmektir.</p>
<p>- Benzerlik: Odine, bu alandaki küresel vizyonu doğrultusunda Rakuten Symphony gibi devasa ekosistemlerle stratejik ortaklıklar yürütmektedir. Rakuten Symphony, Japonya merkezli Rakuten grubunun telecom altyapısını dünyaya pazarlayan ve telekomünikasyon endüstrisini buluta taşıyan öncü küresel oyunculardan biridir.</p>
<ol start="2">
<li><strong><em> Küresel telekom yazılımı ve şekillendiricileri (Örn. Amdocs, Ericsson Cloud &amp; Software, Nokia Cloud and Network Services)</em></strong></li>
</ol>
<p>- Odak Alanı: Büyük telekom operatörlerinin şebeke yönetimi, faturalandırma, dijitalleştirme ve yapay zekâ entegrasyonlarını sağlayan devasa yazılım segmentleridir.</p>
<p><strong>- Benzerlik / barklılık:</strong></p>
<ol>
<li>i) Amdocs (İsrail/ABD merkezli): Telekomünikasyon sektöründe yazılım, bulut dönüşümü ve müşteri deneyimi yönetimi alanında küresel bir devdir. Odine'in operasyonel süreç otomasyonu ve şebeke yazılımları bu devlerin hedeflediği pazarla kesişmektedir.</li>
<li>ii) Nokia Cloud &amp; Network Services / Ericsson: Geleneksel olarak donanım (baz istasyonu vb.) üreticisi olmalarına rağmen, tıpkı Odine gibi artık tamamen "Cloud RAN" ve yazılım tanımlı şebeke servislerine odaklanmaktadırlar.</li>
</ol>
<p> </p>
<ol start="3">
<li><strong><em> Özel şebeke (Private 5G) ve çekirdek şebeke yazılımı sağlayıcıları (Örn. Druid Software, Celona, Infovista)</em></strong></li>
</ol>
<p>- Odak Alanı: Kurumlar ve kritik altyapılar için özel 5G/LTE çekirdek (core network) yazılımları, yapay zekâ destekli ağ güvencesi (network assurance) ve otomasyon sunmaktır.</p>
<p>- Benzerlik:</p>
<p>i) Druid Software (İrlanda): Sadece hücresel çekirdek ağ yazılımlarına odaklanan global bir oyuncudur.</p>
<p>ii) Infovista: Yapay zekâ destekli ağ otomasyonu ve servis güvencesi (service assurance) çözümleriyle bilinir. Odine’in Türk Telekom veya Turkcell gibi devlerle geliştirdiği yapay zekâ tabanlı ağ dijital ikizleri ve otonom şebeke yönetimi projeleri bu küresel ölçekteki yenilikçi çözümlerle benzerlik gösterir.</p>
<p><strong>Global ölçekte Odine’in konumu</strong></p>
<p>Devasa donanım ve altyapı üreticileriyle (Huawei, Ericsson, Nokia gibi yüz milyarlarca dolarlık devlerle) doğrudan bir büyüklük yarışından ziyade; Odine, çevik yazılım entegrasyonu, satıcı bağımsız (vendor-agnostic) yapı, operatörlere özel yapay zekâ orkestrasyonu ve bulut-yerel esneklik sunmasıyla ayrışır. Dünyada telekomünikasyon operatörlerinin OpEx (operasyonel gider) maliyetlerini düşürmek için bu tarz bağımsız ve çevik teknoloji ortaklarına yönelmesi, Odine'in küresel benzerlerinin pazar dinamiklerini de açıklamaktadır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/odinein-yolculugu-85305</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Odine’in yolculuğu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/24-sirkette-ucuz-carpan-varken-fk-orani-15in-altinda-kalir-mi-85311</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 24 şirkette ucuz çarpan varken F/K oranı 15’in altında kalır mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada hem yıllıkta hem de ikinci çeyrekte kârını büyüten şirketlerden F/K oranı 15 ve PD/DD oranı 3 çarpanının altında olan 24 şirket bulunuyor. Liste ilgi çekici olsa da değer yatırımcısı kârın ana faaliyetlerden mi yoksa tek seferlik bir kaynaktan mı geldiğini kontrol etmesi önemli.</strong></p>
<p>Borsada dönem sonu kârını katlayan ve çarpanları cazip seviyelerde bulunan şirketler dikkat çekiyor. Aradığımız kriterleri karşılayan 24 şirket, piyasada yön arayanlara önemi ipuçları veriyor. İnfo Yatırım, Tofaş Oto ve Galata Wind gibi şirketlerin yüksek seviyedeki kâr artışlarının devamının gelip gelmeyeceği yatırımcıların asıl merak ettiği husus. Tera Yatırım ise 2,06 F/K oranıyla yaklaşık 2 yılda fiyatını kârıyla geri kazanabilme gücü olduğunu işaret ederken listenin üst sıralarında yer alıyor. Ancak tablodaki göstergeler cazip görünse de gelir kaynaklarının kontrol edilmemesi gerektiği unutulmamalı.</p>
<h2>İkinci Çeyreğin hızlıları</h2>
<p>Galata Wind, altı aylık dönemde gelirini %30 düşürse de dönem sonunda kârını büyütmeyi başardı. Şirket ikinci çeyrekte kârını %348 büyüterek 24 şirket içinde en yüksek performansı sergiledi. Gelirinde düşüş olmasına rağmen altı aylık dönem sonunda 1,78 milyar TL net kâr elde etmesinde ertelenmiş vergi kaleminde yer alan 1,34 milyar TL tutarındaki rakam etkili oldu. Tüpraş, altı aylık dönemde satışlarını %43 artırırken, dönem sonunda 49,8 milyar TL net kâr yazdı. Yılın ikinci çeyreğindeki kâr büyümesi %291 seviyesinde gerçekleşti. Firmanın kârının yüksek çıkmasında artan gelirlerinin yanı sıra daha sınırlı büyüyen gider ve maliyetlerin etkisi hissediliyor. Hissenin fiyatı ise son bir yıldır yükseliyor.</p>
<h2>Yıllıkta fark attı</h2>
<p>Listenin ilk sırasında yer alan İnfo Yatırım, yıllıkta kârını %894 büyüterek çarpıcı bir performans ortaya koyuyor. Şirket son açıkladığı altı aylık mali tablolarında da istikrarlı büyüme sürüyor. Esas faaliyet kârı %146 artarken, dönem sonu kâr artışı %395’e çıktı. Mali performansı son günlerde hisseye yönelik talep artışını destekliyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7d59bea60d8-1786599870.png" alt="" width="999" height="531" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>BORÇ ORANI MI, ÖZKAYNAK ORANI MI?</strong></p>
<p><strong>Borç oranı</strong>; kaldıraç gücü, vergi avantajı, hızlı büyüme, enflasyon kalkanı, sermaye verimliliği. İflas tehlikesi, finansman yükü, kırılganlık, baskı. <br /><strong>Özkaynak oranı</strong>; bağımsızlık, dayanıklılık, kesintisiz kârlılık, dinginlik. Yavaş büyüme, kaldıraç feragati, yüksek maliyet, tembel sermaye.</p>
<p><strong>Rekabet Kurumu’nun para cezasını erken ödeyip yükü hafifletirken iptal davası açacak</strong></p>
<p>Goodyear’ın Rekabet Kurumu’ndan aldığı ceza kârlılığı ne boyutta etkiler? ● Kağan Doğru</p>
<p>Kağan, Rekabet Kurumu lastik sektörüne yönelik yürüttüğü inceleme neticesinde geçtiğimiz haziran ayında Goodyear’a toplam 672,3 milyon TL para cezası verdi. Şirket gerekçeli kararın kendisine tebliğ edilmesinin ardından tüm yasal haklarını kullanacağını belirtti. Bu çerçevede para cezasının iptali için dava yoluna başvuracağı anlaşılıyor. Öte yandan %25 erken ödeme indiriminden yararlanarak nakit çıkışını hafifletme yoluna da gidecektir. İptal davasını kazanması halinde tutar iade alınacak olsa da, tek seferlik bir maliyet baskısı gündemde.</p>
<p><strong>Üç madenin ruhsat devri için sözleşme imzalandı. Üretimle birlikte tahsilat başlayacak</strong></p>
<p>İhlas Gayrimenkul sattığı ocaklardan ne kadar gelir elde edecek? ● Ahmet Taş</p>
<p>Ahmet; geçtiğimiz haziranda İhlas Gayrimenkul Manisa, Balıkesir ve Burdur’daki toplam üç maden ruhsatının devri için sözleşme imzaladı. Söz konusu devirlerden toplam 5 milyon dolarlık gelir sağlanacak. Ancak bedeller sabit bir takvim yerine doğrudan üretim başlangıcına bağlı olarak tahsil edilecek. Şirketin açıklamalarına göre tüm devir bedelleri, ilgili sahalarda madencilik üretimi başladıktan sonra taksitler halinde gelecek. Öte yandan, sahalarda gerçekleşecek üretim ve satışlar süresince belirlenen oranlarda düzenli bir payı da alınacak.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>GBV blockchain teknolojisine yatırımla son bir yılda %60 getiriye ulaştı</strong></p>
<p>Garanti Portföy’ün idaresindeki Blockchain Teknolojileri Değişken Fon (GBV), yatay ardından yükselen ve sonrasında tekrar yataya dönen bir seyir izliyor. Nisandan hazirana kadar yükselen bir eğilim sergiledi ve en yüksek 14,22 TL’yi gördü ve tekrar geriledi. Büyüklüğü haziranda 2,73 milyar TL’ye kadar çıkarken ardından küçüldü ve şimdilerde 2,49 milyar TL hacme sahip bulunuyor. Fonda marttan bu yana haziran hariç sürekli nakit çıkışı yaşanıyor. Ağustosta çıkan tutar 8,4 milyon TL. Yatırımcı sayısı ise temmuzda gerilerken ağustosta düşüş devam ederek sayı 22.792 kişiye indi. Temel stratejisi, blockchain teknolojisi şirketlerine yatırım yapmak üzerine kurulu. Portföyün %62,98’i yabancı hisseler ile %15,14’ü yerli hisselerden oluşuyor. Bir yılda %59,57 getiri sağlarken endeksin çıkışını geçti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Tacirler Yatırım, piyasadan %49,07 bileşik faizle 1,1 milyar TL borçlandı</strong></p>
<p>Tacirler Yatırım, 10.08.2026 tarihinde nitelikli yatırımcılara yönelik finansman bonosu ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 1.100.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %42, bileşik faizi ise %49,07 olarak belirlendi. 92 gün vadeli bononun vadeye isabet eden faizi %10,59 düzeyinde. Bononun itfa tarihi 11.11.2026 olarak açıklandı. 11 Ağustos itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,90 seviyesinde bulunuyor. Tacirler’in verdiği %42 basit faiz oranı, TLREF’in 2,1 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarında makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli likidite ihtiyacını karşılayacak. Bono, piyasada TRFTCMDK2615 kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7d597f516e2-1786599807.png" alt="" width="981" height="242" /></strong><strong>MONDİ TURKEY</strong></p>
<p><strong>Üretim içindeki payı düşük olan Gebze fabrikasının kapanış işlemini tamamladı</strong></p>
<p>Mondi Turkey Oluklu Mukavva’nın daha önce aldığı verimlilik kararları çerçevesinde Gebze Fabrikasındaki üretim ve satış faaliyetini sonlandırdığını ve şube kapanışının 4 Ağustos günü tescil edildiğini duyurdu. Hizmet sözleşmeleri sona erdirilen 104 çalışana toplam 66,76 milyon TL kıdem ve ihbar tazminatı ödendi. Şirket, Gebze tesisinin toplam üretim içindeki payının çok düşük olduğunu ve diğer fabrikaların müşteri taleplerini aksaksız karşıladığını ifade etti. Verimsiz fabrikasını kapatan firma, kaynaklarını diğer üretim merkezlerine yönlendirme yoluna gitmekte.</p>
<p><strong>EKOS TEKNOLOJİ</strong></p>
<p><strong>Tahkim davasında karar aleyhe çıkarken hem hukuki hem de uzlaşma arayışı sürüyor</strong></p>
<p>Ekos Teknoloji, Nisan 2025’te duyurduğu Societe Algerienne ile arasındaki sözleşmenin feshi ile ilgili tahkim yargılamasının sonuçlandığını duyurdu. Karar ile şirket aleyhine 3,22 milyon euro ile 300,24 milyon Cezayir dinarı ödemeye hükmedildiğini bildirdi. Açıklamada hukuki başvuru yollarının değerlendirildiğini ve karşı tarafla sulh görüşmelerinin de devam ettiğini belirtti. Tahkim kararlarına karşı hem hukuki mercileri işletmek hem de sulh imkanlarını aramak gerçekçi bir yaklaşımdır. Uzlaşma zemini aramak bilançoya yönelebilecek nakit çıkışını azaltacaktır.</p>
<p><strong>KİLER HOLDİNG</strong></p>
<p><strong>Suudi Arabistan’da kurduğu inşaat firması ile gelirini artırmayı hedefliyor</strong></p>
<p>Kiler Holding, uluslararası projelerde etkinliğini artırmak amacıyla Riyad’da 500 bin Suudi Arabistan riyali sermayeli Kiler Construction ünvanıyla yeni bir bağlı ortaklık kurdu. Ticaret sicil belgesi tamamlanan iştirak; gayrimenkul geliştirme, konut, kamu binası ve altyapı inşaatları alanlarında faaliyet gösterecek. Şirket bu hamlesiyle, Orta Doğu’nun en büyük inşaat ve gayrimenkul pazarlarından birinde doğrudan operasyonel yapı kurmuş oldu. Kiler Holding’in Suudi Arabistan’da %100 bağlı bir şirket kurması ihalelere katılım ve lisans süreçlerini hızlandıracak.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Altınkılıç Gıda son bir ayda hareketlenirken fonlar alım yönlü işlemler yapıyor</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7d59617b7c8-1786599777.png" alt="" width="293" height="236" /></strong>Altınkılıç’ta fonlar alım ağırlıklı işlem yapıyor. Portföylerindeki miktar %112,88 ile toplamda 7,25 milyon lot artarak 13,67 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 12’den 11’e indi. TLY fonu 7,5 milyon lot ile en fazla alımı yaparken, PHE 337,8 bin lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Hisse için 2026 yılı içinde öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Hisseye Tera Portföy’ün ilgisi dikkat çekiyor. Kurumun yönettiği TLY fonu haricinde TMV fonu da 200 bin lot alımla payını artırdığı gözlendi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/24-sirkette-ucuz-carpan-varken-fk-orani-15in-altinda-kalir-mi-85311</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 24 şirkette ucuz çarpan varken F/K oranı 15’in altında kalır mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ankaranin-yeni-dis-politika-formulu-abdden-kopmadan-bolgesel-guc-olmak-85303</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ankara’nın yeni dış politika formülü: ABD’den kopmadan bölgesel güç olmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye, ABD ile savunma ilişkilerini yeniden güçlendirirken Suudi Arabistan ve Pakistan’la kurduğu yeni güvenlik hattıyla bölgesel ağırlığını artırıyor. Ancak Ukrayna’ya silah transferi Ankara-Moskova dengesini, üçlü pakt ise Tahran ve Yeni Delhi ile ilişkileri yeni bir sınavla karşı karşıya bırakıyor.</strong></p>
<p>Türk dış politika çok hareketli;</p>
<p>Mekke'de kurulan Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan savunma paktı ile tek kalemde hem İran, hem de Hindistan'da “kaşların kalkmasına” neden oldu. Şimdi ise, ülkedeki eskiyen Amerikan silahlarını Ukrayna'ya satma adımıyla, Moskova'yla kurulmuş hassas denge tehlikeye atılıyor.</p>
<p>Ankara'nın dış politikada son dönemde attığı her adım ABD ile daha fazla yakınlaşmayı sağlıyor.</p>
<p>Türkiye'nin ABD ile yakınlaşmasının en görünür alanı savunma sanayi;</p>
<p>S-400 krizi, F-35 programından çıkarılma ve CAATSA yaptırımları sonrasında uzun süre gerilimli seyreden ilişkilerde bugünlerde yeni bir dönem yaşanmaya başlandı. Ankara-Washington hattında bugünlerde F-16 modernizasyonu, Türkiye'nin yeniden F-35 satın alma ihtimali ve NATO'nun yeni savunma yapılanmasında Ankara'ya verilen yeni roller gündemin ilk sıralarında.</p>
<p>Bu aşamada Trump yönetiminin Kongre'ye sunduğu yeni bildirim ise, hem ABD-Türkiye savunma ilişkilerinde, hem de Ankara-Moskova hattında yeni bir dönemin işaretlerini taşıyor.</p>
<p>Trump yönetiminin ABD Kongresi'ne sunduğu 6 Ağustos 2026 tarihli bildirime göre Türkiye, envanterindeki eski ABD yapımı savunma malzemelerinin Ukrayna'ya kalıcı transferi için Washington'dan izin istedi. Yaklaşık 284 milyon dolarlık ilk tedarik değerine sahip paket kapsamında 70 M39 ATACMS füzesi, 12 M270 MLRS lançeri, 2 bin 524 M26 DPICM roketi ve 47 bin adet 203 milimetrelik DPICM mühimmatı bulunuyor. Transferde Türkiye'den MKE AŞ, ASFAT AŞ ve ARCA Savunma'nın yanı sıra Bulgaristan'dan VTIC International Ltd. ve ABD'den şirketler yer alıyor.</p>
<p>Ankara açısından bunun anlamı yalnızca Ukrayna'ya mühimmat gönderilmesi değil; Türkiye eski sistemleri elden çıkarıyor, envanterini temizliyor ve savunma kaynaklarını modernizasyona yönlendiriyor.</p>
<p>Ancak Washington açısından başka bir anlamı daha var; Türkiye'nin ABD ile savunma alanında yeniden aynı masada oturmaya başladığının göstergesi olacak bu satışlar.</p>
<p><strong>Ankara’nın yeni, dış politika “formülü” işler mi? </strong></p>
<p>Son gelişmeler bakınca, Türkiye'nin ABD'ye bu kadar yakınlaşırken, AK Parti hükümet yetkililerinin sürekli ifade ettikleri "dış politikadaki özerkliği" korumak mümkün olabilir mi? En büyük soru işareti burada yatıyor.</p>
<p>Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın imzaladığı yeni savunma anlaşmasını bu açıdan da incelemekte fayda var;</p>
<p>Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın NATO'nun 5. maddesine benzettiği yeni üçlü savunma paktı, aynı zamanda üç ülkenin farklı kriz alanlarında birbirine yakın politika izleme taahhüdünü de zımnen içeriyor.</p>
<p>Sudan bunun en açık örneklerinden biri; Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan farklı araçlarla Sudan ordusu ve General Abdulfettah el-Burhan yönetimine destek veren bir çizgide bulunuyor. Türkiye'nin askeri ve savunma sanayisi kapasitesi, Suudi Arabistan'ın finansal gücü ve Pakistan'ın askeri desteği aynı sahada kesişiyor.</p>
<p>Benzer bir ortaklık zemini Kızıldeniz, Somali, Yemen ve Afrika Boynuzu'nda da ortaya çıkıyor.</p>
<p>Dolayısıyla Mekke Anlaşması sıfırdan kurulmuş bir ortaklığın başlangıcı olarak okumak mümkün değil; ABD'nin üç müttefikinin Ortadoğu'dan Afrika'ya kadar çok geniş bir coğrafyada "birlikte yürümesi" diye tarif etmek daha doğru bir yaklaşım. Kurulan paktı da, üç ülke arasında zaten var olan işbirliğinin güvenlik şemsiyesi altında kurumsallaştırılması nitelemek mümkün.</p>
<p><strong>Mısır’ın “Hayır”ı çok şey anlatıyor</strong></p>
<p>Ancak tam bu açıdan, Mısır'ın anlaşmaya katılmaması oldukça dikkat çekici;</p>
<p>Mısır'ın tercihi bölgedeki yeni yapılanmanın sınırlarını gösteriyor. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan bir savunma paktı ile bir araya gelirken, diğer tarafta Yunanistan, Kıbrıs Rum Yönetimi, İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin politikalarını ortaklaştırma adımları ortada. Yani bölgedeki bir "pakta" girdiğinizde, kalanları otomatik olarak "rakip" ilan etme tehlikesi var.</p>
<p>Nitekim, Kahire yönetimi, Suudi Arabistan'la Kızıldeniz'de güvenlik işbirliği yapmaya hazır bir görüntü çizmesine rağmen, Suudi Arabistan'a yönelik bir saldırıyı otomatik olarak kendi savaşı kabul edeceği bağlayıcı bir askeri ittifaka girmek istemiyor.</p>
<p>Çünkü Mısır aynı anda Suudi Arabistan'la, BAE' ile Türkiye'yle, Hindistan'la, Yunanistan'la ve Kıbrıs dosyasıyla ilişkilerini yönetmek zorunda. Dolayısıyla Mısır'ın mesajı aslında basit: İşbirliğine evet, bloklaşmaya hayır.</p>
<p>Bu tavır Türkiye açısından da önemli bir uyarı. Çünkü Ankara'nın da, kurduğu güvenlik ağları büyüdükçe, başka ülkelerin “taraf seçme” baskısı hissetmesi mümkün.</p>
<p><strong>Moskova’nın hesabı değişebilir</strong></p>
<p>Türkiye'nin yeni yönelimi Rusya ile ilişkilerde "maliyet" olarak ortaya çıkabilir.</p>
<p>Ankara uzun yıllardır Rusya ile Batı arasında hassas bir denge yürütüyordu. Bir taraftan Moskova ile enerji, ticaret ve Suriye gibi alanlarda işbirliği yaparken, diğer taraftan Ukrayna'nın toprak bütünlüğünü destekliyordu.</p>
<p>Ancak Suriye'de Esad yönetiminin düşmesi ve Şam'ın kontrolünü ele geçiren Colani/El Şara'nın giderek ABD'ye daha fazla yakınlaşmasıyla Suriye konusundaki Ankara-Moskova işbirliği de düştü.</p>
<p>Şimdi Washington'la savunma ilişkileri yeniden güçlendiren Ankara, Ukrayna'ya ABD menşeli silahların transferi ile kuzeydeki savaş konusunda kurmuş olduğu "hassas dengeyi" de yitirme olasılığı ile karşı karşıya.</p>
<p>Moskova bunu yalnızca “eski mühimmatın tasfiyesi” olarak görmeyebilir. Özellikle ATACMS ve MLRS gibi sistemlerin Ukrayna sahasına girmesi, Rusya açısından Türkiye'nin Batı savunma mimarisine yeniden yaklaşmasının göstergesi olarak değerlendirilebilir.</p>
<p>Uluslararası siyasette niyet kadar algı da önem taşıyor. Türkiye “denge politikası” dese bile, Moskova Ankara'nın savunma politikasındaki yön değişikliğini daha dikkatli okumaya başlayabilir.</p>
<p><strong>Yeni Delhi rahatsız olabilir</strong></p>
<p>İkinci hassas başkent ise Hindistan;</p>
<p>Pakistan'ın Mekke Anlaşması'nın merkezinde bulunması, Türkiye-Pakistan savunma ilişkilerinin artık üçlü bir güvenlik yapılanmasının parçası olması anlamına geliyor.</p>
<p>Bu durum Yeni Delhi'nin dikkatinden kaçmayacaktır. Mekke'de imzalanan üçlü savunma paktı, bir tarafta Hindistan-İsrail-Yunanistan bağlantısını diğer tarafta Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan hattı belirginleşiyor.</p>
<p>Türkiye'nin Pakistan üzerinden Güney Asya'daki güç dengelerine daha fazla dahil olması, Yeni Delhi'nin Ankara'ya bakışını sertleştirebilir. Ankara açısından bu önemli bir risk…</p>
<p><strong>Tahran da bu yeni hattı izleyecek</strong></p>
<p>İran açısından tablo daha da hassas;</p>
<p>Türkiye'nin Suudi Arabistan'la askeri yakınlaşması ve Washington'la savunma ilişkilerini geliştirmesi Tahran tarafından da dikkatle izlenecektir. Ankara'nın amacı İran'a karşı bir cephe oluşturmak olmasa da, bölgedeki ittifakların algısı çoğu zaman niyetlerden bağımsız okunuyor bölge ülkeleri tarafından.</p>
<p>Türkiye'nin ABD'yle yakınlaşması, Suudi Arabistan'la savunma anlaşması yapması ve Pakistan'la askeri ilişkilerini güçlendirmesi, İran açısından yeni bir güvenlik kuşağının oluştuğu şeklinde yorumlanabilir.</p>
<p>Bu nedenle Ankara'nın önündeki en zor görevlerden biri, Washington ve Riyad'la ilişkilerini geliştirirken Tahran'la bölgesel rekabeti kontrol altında tutmak olacak gibi duruyor.</p>
<p>Kısacası Türkiye, bölgesinde kurmakta olduğu yeni ilişkilerle bölgesel ağırlığını artırmayı hedeflerken, aynı anda riskleri de büyütüyor. Ankara artık yalnızca kendi attığı adımların değil, içinde yer aldığı yeni ittifakların yaratacağı sonuçların da hesabını yapmak zorunda.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ankaranin-yeni-dis-politika-formulu-abdden-kopmadan-bolgesel-guc-olmak-85303</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/3/1280x720/764-1786597264.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara’nın yeni dış politika formülü: ABD’den kopmadan bölgesel güç olmak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kobi-stratejisi-ve-eylem-plani-surdurulebilir-buyume-icin-yol-haritasi-85302</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> KOBİ stratejisi ve eylem planı: Sürdürülebilir büyüme için yol haritası...</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>KOBİ yöneticilerinin bugün atacağı en değerli adımlardan biri, mevcut durumlarını dürüstçe değerlendirip, 3-5 yıllık bir strateji ve buna bağlı eylem planı oluşturmaktır. Bu süreç, sadece büyüme değil, aynı zamanda dirençli ve geleceğe hazır bir işletme inşa etmenin de temelidir.</strong></p>
<p>KOBİ’ler, Türkiye ekonomisinin temel dinamiğini oluşturur.</p>
<p>İstihdamın büyük kısmını sağlayan, inovasyonu destekleyen ve yerel ekonomiyi canlandıran bu işletmeler, doğru strateji ve uygulanabilir bir eylem planı olmadan büyüme potansiyellerini tam olarak kullanamaz. Bu bağlamda açık kaynaklardan yararlandığım yazımda KOBİ Stratejisi ve Eylem Planı: Sürdürülebilir Büyüme İçin Yol Haritası ile ilgili bilgileri sunacağım...</p>
<p><strong>KOBİ’lerde stratejinin önemi</strong></p>
<p>Strateji, işletmenin “nereye gideceğini” ve “nasıl gideceğini” belirleyen uzun vadeli bir yol haritasıdır. KOBİ’ler genellikle kaynak kısıtı, piyasa belirsizliği ve rekabet baskısı altında faaliyet gösterir. Bu nedenle strateji; rastgele kararlar yerine, kaynakları doğru alanlara yönlendiren, riskleri yöneten ve fırsatları yakalayan bir çerçeve sunar.</p>
<p><strong>Etkili bir KOBİ stratejisi şu temel sorulara cevap vermelidir:</strong></p>
<p>- İşletmenin vizyonu ve misyonu nedir?</p>
<p>- Hedef pazar ve müşteri profili kimdir?</p>
<p>- Rekabet avantajı (farklılaşma, maliyet liderliği veya odaklanma) nasıl sağlanacak?</p>
<p>- 3-5 yıllık büyüme hedefleri nelerdir?</p>
<p>Strateji olmadan alınan kararlar kısa vadeli kalır; strateji ile alınan kararlar ise sürdürülebilir rekabet gücü yaratır.</p>
<p><strong>Strateji geliştirme süreci</strong></p>
<p>KOBİ’lerde strateji genellikle aşağıdaki adımlarla oluşturulur:</p>
<p>Durum Analizi (SWOT + PESTLE)</p>
<p>İç çevre (güçlü ve zayıf yönler) ile dış çevre (fırsatlar, tehditler, politik, ekonomik, sosyal, teknolojik, yasal ve çevresel faktörler) değerlendirilir.</p>
<p>Özellikle dijitalleşme, yeşil dönüşüm ve tedarik zinciri riskleri günümüzde kritik başlıklardır.</p>
<p><strong>Vizyon, misyon ve değerler belirleme</strong></p>
<p>Net ve ilham verici bir vizyon, çalışanları ve paydaşları ortak hedefe yönlendirir.</p>
<p>- Stratejik Hedefler Koyma</p>
<p>SMART (Spesifik, Ölçülebilir, Ulaşılabilir, Gerçekçi, Zamanlı) hedefler belirlenir. Örnek: “2027 yılına kadar e-ticaret kanalından ciroyu %40 artırmak” veya “İhracat pazarlarını ikiye çıkarmak”.</p>
<p>- Stratejik seçeneklerin değerlendirilmesi</p>
<p>Büyüme (yeni pazar, yeni ürün), konsolidasyon, dijital dönüşüm, ortaklık veya niş odaklanma gibi alternatifler analiz edilir.</p>
<p><strong>Stratejinin formüle edilmesi</strong></p>
<p>Seçilen yön, kaynak planı ve risk yönetimi ile birlikte netleştirilir.</p>
<p>-Eylem planı: Stratejinin Hayata Geçirilmesi</p>
<p><strong>Strateji kâğıt üzerinde kaldığında hiçbir değer üretmez. </strong></p>
<p>Eylem planı, stratejiyi operasyonel adımlara dönüştürür. İyi bir eylem planı şu unsurları içerir:</p>
<p>- Hedeflerin alt faaliyetlere bölünmesi: Her stratejik hedef, somut projeler ve görevlere ayrılır.</p>
<p>- Sorumluluk atama: Her faaliyet için sorumlu kişi veya ekip belirlenir.</p>
<p>- Zaman Çizelgesi: Başlangıç-bitiş tarihleri ve kilometre taşları netleştirilir (Gantt şeması tercih edilir).</p>
<p>- Kaynak planlaması: Bütçe, insan kaynağı, teknoloji ve dış destek ihtiyacı tanımlanır.</p>
<p>- Performans göstergeleri (KPI’lar): Ölçülebilir metrikler (ciro artışı, müşteri memnuniyeti skoru, stok devir hızı, dijital kanal payı vb.) belirlenir.</p>
<p>İzleme ve Gözden Geçirme Mekanizması: Aylık/çeyreklik takip toplantıları ve sapma durumunda düzeltme adımları tanımlanır.</p>
<p><strong>Uygulamada Dikkat Edilmesi Gerekenler</strong></p>
<p>- Esneklik: KOBİ’ler büyük şirketlere göre daha çeviktir; eylem planı da değişen koşullara göre güncellenebilir olmalıdır.</p>
<p>- Kaynak gerçekçiliği: Aşırı iddialı planlar motivasyonu düşürür.</p>
<p>- Mevcut kapasite dikkate alınmalıdır.</p>
<p>- Çalışan Katılımı: Strateji ve eylem planı sadece üst yönetimde kalmamalı, ekiplere sahiplenme -duygusu verilmelidir.</p>
<p>- Dış destek: KOSGEB, TÜBİTAK, kalkınma ajansları, üniversite iş birlikleri ve danışmanlık hizmetleri strateji ve eylem planı süreçlerinde önemli destekler sunar.</p>
<p><strong>Dijital ve Sürdürülebilirlik Odaklılık:</strong></p>
<p>Günümüz stratejilerinde dijital dönüşüm ve çevresel-sosyal yönetişim (ESG) unsurları mutlaka yer almalıdır.</p>
<p><strong>Sonuç:</strong></p>
<p>KOBİ stratejisi ve eylem planı, işletmenin geleceğini rastlantıya bırakmak yerine bilinçli olarak şekillendirmesini sağlar. Doğru analiz, net hedefler ve disiplinli uygulama bir araya geldiğinde, sınırlı kaynaklarla bile rekabet avantajı yaratmak mümkündür. Strateji “ne” ve “neden” sorularına, eylem planı ise “nasıl”, “kim” ve “ne zaman” sorularına cevap verir.</p>
<p>İkisinin birlikte çalıştığı işletmeler, belirsizlik dönemlerinde bile ayakta kalır ve büyümeyi sürdürülebilir hale getirir.</p>
<p>KOBİ yöneticilerinin bugün atacağı en değerli adımlardan biri, mevcut durumlarını dürüstçe değerlendirip, 3-5 yıllık bir strateji ve buna bağlı eylem planı oluşturmaktır.</p>
<p>Bu süreç, sadece büyüme değil, aynı zamanda dirençli ve geleceğe hazır bir işletme inşa etmenin de temelidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kobi-stratejisi-ve-eylem-plani-surdurulebilir-buyume-icin-yol-haritasi-85302</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/3/1280x720/kobi-1765863117.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KOBİ stratejisi ve eylem planı: Sürdürülebilir büyüme için yol haritası... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dava-acmadan-anayasa-mahkemesi-kararlarindan-yararlanilabilir-mi-85301</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dava açmadan Anayasa Mahkemesi kararlarından yararlanılabilir mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Danıştay’ın önemli bir kararı, “nasıl olsa birileri dava açar” diyerek hak arama yoluna başvurmayan mükelleflerin, sonradan Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararına dayanarak ödedikleri vergileri geri alamayacağını ortaya koyuyor. Karar, Anayasaya aykırılık iddiasının zamanında ve doğrudan yargıya taşınmasının önemini bir kez daha ortaya koyarken, başkasının hukuk mücadelesinin sonucundan yararlanma beklentisinin de önünü kapatıyor.</strong></p>
<p>Resmi Gazete’de “Bölge İdare Mahkemesi Kararları Arasındaki Aykırılığın Giderilmesi” başlığı altında yayımlanan Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun E.2023/2023 K.2023/4 sayılı Kararı, uygulamada karşılaşılan, “nasıl olsa birileri dava açar” şeklindeki görüşün ileride nasıl hak kayıplarına yol açtığını göstermesi bakımından önemli bir karardır. </p>
<p>Danıştay’ın bu yüksek Kurulunun kararının ayrıntılarına, özelliklerine girmeyeceğim. İsteyenler 22.7.2023 günlü Resmi Gazete’den bulup okuyabilirler.</p>
<p>Yüksek Kurul kararında özetle diyor ki;</p>
<p>- Anayasa Mahkemesi kararları yayınlandıkları gün yürürlüğe girer. Bu kural, kazanılmış hakların korunması kadar idari istikrarın ve hukuki kesinliğin korunmasını da amaçlar.</p>
<p>-  Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmedikçe kanunlar Anayasa’ya uygunluk karinesinden yararlanır. Bu sebeple kanunun yürürlüğü sırasında yapılan ve kesinleşen işlemler kanuna uygun kabul edilir, sonradan klanun iptal edilse dahi hukuki geçerliliklerini korur.</p>
<p>- Ve yine bu sebeple kesinleşmiş idari işlemlerin, kanunun Anayasa Mahkemesi’nce iptalinden sonra idari yargıda iptali talep edilemez. Bu konuda Vergi Usul Kanunu’nun “hata ve düzeltme” hükümleri de kullanılamaz. Çünkü işlem yapıldığında, hata yoktur.</p>
<p>- İdarî mahkemeler, Anayasa Mahkemesi’nin kararından önce yapılmış ve uyuşmazlık konusu yapılmamış işlemler için iptal kararından sonra Anayasaya aykırılık iddiası ile yaratılan uyuşmazlıklara dayalı davalarda Anayasa Mahkemesi kararını uygulayamazlar.</p>
<p>- İdarî Mahkemeler, Anayasa Mahkemesi’nin kararını, ancak Anayasa Mahkemesi Kararı’ndan önce Anayasaya aykırılık iddiası ile yaratılan uyuşmazlıklara dayalı davalarda uygulayabilirler.</p>
<p>- Anayasa’ya aykırılık savı, hata ve düzeltme yolunun konusuna girmez. Çünkü bu konu hukuki yorum konusudur. Bu savla hata ve düzeltme yoluna gidilemez.</p>
<p>Karardan benim anladıklarım kısaca ve özetle bunlar.</p>
<p>Peki, o halde, kişilerin kendilerine uygulanan kanun hükümlerinin Anayasa’ya aykırı olduğu ve haklarında Anayasa’ya aykırı vergilendirme yapıldığına inananlar ne yapacak. Bu konuda iki yol karşımıza çıkıyor. Birincisi İYUK md. 10 uyarınca idari müracaatla konuyu mahkemeye taşımak. İkinci yol ise beyanı (veya kendiliğinden tahakkuk söz konusu ise ödemeyi) ihtirazi kayıtla yaparak, doğrudan -30 gün içinde- dava açmak. Bu ikinci yol en garantili yol. Tabii ki ikmalen veya re’sen tarhiyatlar dolayısıyla düzenlenmiş vergi/ceza ihbarnamelerine karşı açılacak davalar da da Anayasaya aykırılık iddiası ileri sürülebilir.</p>
<p>Mali yükümlülük öngören ve kamuoyunda Anayasa’ya aykırılık inancının yaygın olduğu hemen her yasal düzenlemeden, özellikle ek vergiler, asgari kurumlar vergisi, farklı vergi oranlarına tâbi kılınma gibi düzenlemelerden sonra hemen onlarca soru gelir. Soru hep, “Biz dava açmasak da nasılsa biri dava açacaktır. Onların davası, Anayasa’ya aykırılık kararı ile sonuçlandıktan sonra idareye müracaatla ödediklerimizi alabilir miyiz?” şeklinde olur.</p>
<p>Ben bu soruları soranlara “beleşçi” diyorum. Birileri hak arayacak, yargıya gidecek, masraf yapacak, Avukat tutacak, uğraşacak, idareye karşı belki kötü kişi olma riskini alacak, diğerleri sonuca beleş tarafından konup, bir dilekçe ile paralarını alacaklar. Hukukun böyle bir tutumu anlayışla karşılaması kabul edilemez. Herkes hakkını arayacak, hukuki yolları tüketecek. Hakkını kendi aramayıp uyanıklık yapan, başkasının mücadelesinin üstüne konmaya çalışan ise ödediği ile kalacak.</p>
<p>Danıştay Kararı da işte tam bunu söylüyor. Karar, Anayasa’ya aykırılık savının “hata ve düzeltme başvurusuna konu edilemeyeceği”ni açıklığa kavuşturduktan sonra, Anayasa Mahkemesi Kararı’nı müteakip harekete geçenlerin, ihtilaf çıkartmaya çalışanların, yani beleşçilerin yolunu kapatıyor.</p>
<p>Danıştay’ın bu güzide ilke kararını, Anayasaya aykırılık savlarının söz konusu olduğu durumlarda uygulamacılarca veya mükelleflerce mutlaka dikkate alınması gereken kararlardan olması dolayısıyla, gündeme getireyim istedim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dava-acmadan-anayasa-mahkemesi-kararlarindan-yararlanilabilir-mi-85301</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dava açmadan Anayasa Mahkemesi kararlarından yararlanılabilir mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turizm-isletmelerine-sigortali-basina-3500-tl-sigorta-prim-destegi-85300</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turizm işletmelerine sigortalı başına 3.500 TL sigorta prim desteği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Turizm sektöründeki işletmelere çalışan başına aylık 3 bin 500 liraya kadar sigorta prim desteği geliyor. 2026 Mayıs-Aralık dönemini kapsayan ve İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanacak destekten, belirli şartları sağlayan özel sektör konaklama tesisleri yararlanabilecek. Başvuru gerektirmeyen uygulamada kayıt dışı veya eksik bildirim yapan işletmeler destekten yararlanamayacak.</strong></p>
<p>7590 sayılı Kanun’un 11’inci maddesi ile 4447 sayılı sayılı Kanun’a geçici 36’ncı madde eklenmiştir. Eklenen madde ile <strong>turizm işletmesi belgesine sahip</strong> özel sektöre ait <strong>konaklama tesisi işyerlerinde </strong>01/05/2026-31/12/2026 dönemi için sigortalı başına 3.500 TL destek verilmesi öngörülmüştür.</p>
<p>Anılan kanun hükmü 31 Temmuz 2026 günkü Resmi Gazete’de yayımlanmasına rağmen, <strong>2026 </strong>yılı <strong>Mayıs ayı döneminden itibaren</strong> uygulanmak üzere, yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir.</p>
<p>Anılan düzenleme uyarınca; Turizmi Teşvik Kanunu kapsamında <strong>turizm işletmesi belgesine sahip</strong> özel sektöre ait <strong>konaklama tesisi işyerlerinde</strong>, <strong>2026</strong> yılı <strong>Mayıs </strong>ila<strong> Aralık aylarına/dönemlerine</strong> ilişkin olmak üzere, <strong>tesisin faaliyette bulunduğu aylar/dönemler ile sınırlı olarak</strong>, ilgili ayda/dönemde verilen muhtasar ve prim hizmet beyannamesiyle 5510 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında uzun vadeli sigorta kollarına tabi olarak bildirilen sigortalıların prim ödeme gün sayısının <strong>116,67 Türk lirası</strong> ile çarpımı sonucu bulunacak <strong>tutar</strong> (ay içinde tam çalışılması halinde <strong>aylık 3.500,10 TL</strong>), bu işyerlerinin Sosyal Güvenlik Kurumu’na ödeyecekleri sigorta primlerinden mahsup edilmek suretiyle Fondan karşılanacaktır.</p>
<p><strong>Destekten yararlanma şartları</strong></p>
<p>Anılan destekten yararlanabilmek için;</p>
<p>- İşyerinin özel sektöre ait <strong>konaklama tesisi</strong> olması ve <strong>faaliyette olması,</strong></p>
<p>- İşyerinin Kültür ve Turizm Bakanlığınca düzenlenen <strong>turizm işletmesi belgesine sahip olması,</strong></p>
<p>- Muhtasar ve prim hizmet beyannamesinin yasal süresinde verilmesi,</p>
<p>- Primlerin yasal süresinde ödenmesi,</p>
<p>- Kuruma borcun bulunmaması (varsa da yapılandırılmış/tecil ve taksitlendirilmiş olması ve düzenli ödenmesi),</p>
<p>- Kayıt dışı sigortalı çalıştırılmaması, sahte sigortalı bildiriminde bulunulmaması, sigortalıların prime esas kazançlarının eksik bildirilmemesi</p>
<p> gerekmektedir.</p>
<p>Kayıt dışı sigortalı çalıştırıldığının, sahte sigortalı bildiriminin ya da eksik prime esas kazanç bildiriminin tespiti halinde faydalanılan turizm ücret desteği geri alınacaktır. Tespit tarihinden sonra da destek verilmeyecektir.</p>
<p>Yapılan denetim ve incelemelerde veya mahkeme kararı neticesinde ya da kamu kurum ve kuruluşlarından alınan bilgi ve belgelerden 2026 yılı içinde aylık brüt asgari ücretin onda birini (3.303 TL'yi) geçmeyecek tutarda eksik prime esas kazanç bildirimi yapıldığının tespiti durumunda; Kurumca işverene ihtar yapılacak ve on beş günlük süre içinde söz konusu eksikliği gideren işyerleri, asgari ücret desteğinden yararlanmaya devam edecektir.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olup uzun vadeli sigorta kollarına (SSK) tabi olarak turizm tesislerinde görev yapan çalışanlar için bu destekten yararlanılacak olup,<strong> sosyal güvenlik destek primine tabi çalışan sigortalılar</strong>, <strong>yabancı uyruklu sigortalılar</strong> ve <strong>yurtdışında çalıştırılan sigortalılar</strong> için bu <strong>destekten yararlanılamayacaktır</strong>.</p>
<p>Anılan destek tutarı, bu işyerlerinin Sosyal Güvenlik Kurumu’na <strong>ödeyecekleri sigorta primlerinden mahsup edilmek suretiyle</strong> İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanacaktır.</p>
<p>Sigorta prim desteğiyle sağlanacak indirim tutarı, takip eden ay/aylardan doğan sigorta prim borçlarına mahsup edilecektir.</p>
<p>Bu destekten yararlanan işyerlerinin aynı ayda/dönemde diğer sigorta primi teşvik, destek ve indirimlerinden yararlanması hâlinde; sağlanacak destek tutarı, bu teşvik, destek ve indirimler uygulandıktan sonra destekten yararlanılan aya/döneme ait Sosyal Güvenlik Kurumuna ödenmesi gereken sigorta primi tutarını aşamayacaktır.</p>
<p>Bu destekten yararlanmak için bir başvuruda bulunma şartı yoktur.</p>
<p>Mevcut bir işletmenin kapatılarak değişik ad, ünvan veya iş birimi altında açılması, yönetim ve kontrolü elinde bulunduracak şekilde doğrudan veya dolaylı ortaklık ilişkisi bulunan şirketler arasında istihdamın kaydırılması, şahıs işletmelerinde işletme sahipliğinin değiştirilmesi veya bu madde kapsamında sağlanan destekten yararlanmak amacıyla muvazaalı işlem tesis edildiğinin anlaşılması hâlinde, Fondan karşılanan tutar <strong>gecikme cezası</strong> ve <strong>gecikme zammı</strong> ile birlikte işverenden tahsil edilecektir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turizm-isletmelerine-sigortali-basina-3500-tl-sigorta-prim-destegi-85300</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Turizm işletmelerine sigortalı başına 3.500 TL sigorta prim desteği ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/donulmez-aksamin-ufkunda-miyiz-85299</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dönülmez akşamın ufkunda mıyız?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BM’nin “Dünya Sistemi Kırılma Noktası” raporu, iklim krizinde geri dönüşü zor eşiklerin aşılmakta olduğuna dikkat çekerken, yeşil dönüşüm için gereken finansman ihtiyacı ile mevcut kaynaklar arasındaki büyük farkı da gözler önüne seriyor.</strong></p>
<p>Birleşmiş Milletler’in Bilimsel Danışman Kurulu 26 Haziran’da ‘Dünya Sistemi Kırılma Noktası’ başlıklı bir rapor yayımladı. Kırılma noktası (ya da eşik ya da dönüm noktası –tipping point) öyle bir eşik değer ki, birkaç derecelik ısı artışı ile dünya kendini Yahya Kemal Beyatlı’nın ünlü şiirinin başlangıç dizesindeki “dönülmez akşamın ufkundayız” durumunda buluyor.</p>
<p>Rapor, bazı alt sistemlerin bu noktaya ulaşmış, hatta onu aşmış olabileceğine dair güçlü bilimsel kanıtlar olduğuna işaret ediyor: Kutup buzullarının uzun dönemli erime sürecine girmiş olabileceği, Amazon ormanlarındaki savana görünümlü dönüşüm süreci, okyanuslardaki derin su akımı sürecinin yavaşlamış ya da durmuş olabileceği gibi örnekler var. Bu tür değişimlerin birbirlerini tetikleyebileceğinden de korkuluyor.</p>
<p>Bu gelişmelerin iklim değişikliğini yavaşlatma çalışmalarının hızlandırılması zorunluluğunu bir kez daha ortaya koyduğu vurgulanıyor. Altı çizilen bir olgu da şu: Kademeli gelişen çevre risklerinden farklı bir tehlike bu. Doğrusal değil, yani birkaç derecelik ısı artışı felaket niteliğinde bir etki yaratabiliyor ve eşik değerlerin ne olduklarına ilişkin önemli belirsizlikler var. Bu durumda, ‘standart’ yeşil dönüşüm politikalarının yetersiz kalması riski ortaya çıkıyor.</p>
<p>Kaldı ki o ‘standart’ politikalar açısından önemli sorunlar yaşanıyor. Birleşmiş Milletler’in 2025’te yayımlanan ‘Uygulama Açığı’ başlıklı raporunda gelişmekte olan ülkelerin ‘standart’ yeşil dönüşüm çabalarının önemli bir finansman kısıtı ile karşı karşıya olduklarını ortaya koyuluyor. Hedeflenen sonuçlara ulaşılması için gereken finansman mevcut finansmanın 12-14 katı. Raporun kapsamı içinde değil ama bu ülkelerin bir kısmı için bir de AB’nin ‘Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’ gibi mekanizmaların getirdiği ihracat azalması olasılığı mevcut.</p>
<p>Yeşil dönüşümü sanayi politikası ile birlikte düşünmekte yarar var. Bu çerçevede, daha önce sözünü ettiğim sanayi politikasına ilişkin Stiglitz-Rodrik çalışmasında bazı önemli saptamalar yapılıyor. Özellikle vurgulanan noktalardan biri şu: Yeşil dönüşüm yüklü yatırım harcaması ve dolayısıyla bir ‘yatırım hamlesi’ gerektiriyor. Yatırım hamlesinin iyi planlanması büyüme fırsatı anlamına geliyor. Dönüp dolaşıp Birleşmiş Milletler Raporu’nda altı çizilen noktaya geliyoruz: Uygun koşullarda ve miktarda finansman nasıl sağlanacak?</p>
<p>Devam edeceğim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/donulmez-aksamin-ufkunda-miyiz-85299</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dönülmez akşamın ufkunda mıyız? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vosvosta-panik-85298</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vosvos’ta Panik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>1970’lerde Hollywood’ta başrolünde Herbie adında bir Volkswagen Beetle’ın olduğu bir komedi film dizisi çevrilmişti. Hatırladığım kadarıyla da bu filmlerden birinin adı türkçeye “Vosvos’ta Panik” olarak tercüme edilmişti. Kanımca bu ad bugünlerde özellikle Batı’daki otomotiv sektörünün Çin tarafından ele geçirilme korkusunu güzel bir şekilde yansıtıyor. Neredeyse her gün Batı basınında ve medyasında bu konuyla ilgili haberlere rastlıyoruz. FT’nin dünkü başlığı da “Çin, parça tedarikçileri üzerindeki hâkimiyetini artırırken Avrupa otomotiv sanayisi tedirgin”idi.</p>
<p>Makaleye göre Çin'in Avrupa otomotiv sektöründeki etkisi artık yalnızca Çin malı otomobillerin Avrupa'ya satılması meselesi değil. Çinli şirketler, Avrupa'daki otomotiv parçası üreticilerini satın alarak veya kontrol ederek tedarik zincirinin içine iyice yerleşiyorlar. Neticede de Avrupa'nın Çin'den ithalata bağımlılığını azaltma çabası tam tersi bir sonuç doğuruyor: Çin'den doğrudan parça ihraç etmek yerine, Çinli şirketler Avrupa'daki tedarikçileri satın alıyor. Böylece ürün Avrupa'da üretilse bile şirketin teknolojisi, sermayesi ve stratejik kontrolü Çin'e bağlı oluyor. Çin, sadece Avrupa'ya parça ihraç eden bir ülke olmaktan çıkıp, Avrupa'nın kendi üretim kapasitesinin sahibi haline geliyor.</p>
<p>Avrupa Çin ithal ürünlerine gümrük vergisi koyup koymamayı tartışa dursun, Çin’in bu yaklaşımı işi başka boyutlara taşımakta. (Ki, bugün otomotiv endüstrisi ise de, yarın diğer sanayilerde de böyle bir yaklaşım benimsenebilir Çin tarafından). Batı bu durumda ne yapabilir? Gümrük duvarlarından sonra Çin’in yabancı sermaye yatırımlarına da mı kısıtlama getirecek? Böyle bir yaklaşım Batı’nın savunduğu serbest piyasa idealleriyle ne kadar uyumlu olabilir? Daha doğrusu biz savundukları serbest piyasa ideallerinin kendilerinin işine geldiği sürece geçerli olduğunu biliyorduk da, artık bu ikiyüzlü tutumlarının foyası iyice mi ortaya çıkacak?</p>
<p>Unutmayalım, Batı yıllarca bizim gibi “kenar” ekonomilerine bugün Çin’in onlara yaptığını yapmaya çalışmadı mı? Önceleri bize sadece otomobil ihraç etti. Sonraları, üretimin kısmen bize kaymasına izin verdi. Ancak, kritik komponentleri, motor teknolojisini, platform bilgisini, tasarım/Ar-Ge bilgilerini elinde tuttu. Sonuçta 60 senelik bir otomotiv sanayimiz olmasına rağmen halen üretimimizdeki ithalat payı %50’ler civarında. (Sadece TOGG’un yerli payının %80’lere çıktığı hesaplanıyor, ancak onun sektör payı %5 kadar.)</p>
<p>Şimdi, aynı durum Batı’nın başına gelince birdenbire korumacı politikalara sığınmaya başladılar. Bunu da “Çin parasını özellikle değersiz tutup, dış ticarette rekabetçi avantaj yaratıyor, bu nedenle de Dünya üretim pazarlarını domine ediyor” iddiasına dayandırmaya çalışıyorlar. Ancak asıl gerçek şu ki: Çin'de elektrikli araç üretimi Avrupa'ya göre en az %35 daha ucuz. Avrupalı üreticiler ise batmamak ve kâr marjlarını koruyabilmek için kendi tüketicilerinin pahalı otomobil alması pahasına korumacılık duvarlarını yükseltmek peşinde.</p>
<p>Geçenlerde Çin’in ihracat başarısının altındaki asıl nedenin Leninist üretim teknikleri olduğu konusunda The Economist dergisinde bir yazı yayımlandı. Dergiye göre, Çin Leninist seferberlik gücü ile iç pazardaki acımasız rekabetçi kapitalizmi birleştirerek küresel imalat sektöründe kırılması zor bir ölçek ve maliyet üstünlüğü yarattı. Klasik Leninist parti örgütlenmesi sayesinde devlet; sübvansiyonları, kamu bankası kredilerini, ucuz enerjiyi ve arsa tahsislerini doğrudan stratejik sanayi kollarına (batarya, elektrikli araç, yeşil teknoloji, çip gibi) yönlendirdi. Aynı zamanda Çin, yüzlerce özel ve kamu firmasının birbiriyle rekabet etmesine izin vererek hantal bir devlet tekelinden ziyade, pazarda sadece en verimli, hızlı ve ucuz üretim yapanların bir anlamda “en güçlünün ayakta kaldığı” (survival of the fittest) ortam yarattı. Devlet altyapı ve lojistik süreçlerini tek elden ve hızla çözerken tüm tedarik zincirlerinin aynı coğrafi bölgede kümelenmesini sağlamakta; bu da üretim hızını ve maliyet avantajını rakipsiz kılıyor. Böyle bir itirafın The Economist gibi serbest piyasa savunuculuğunun bayraktarı olan bir dergide yayınlanması da ayrıca manidar!</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vosvosta-panik-85298</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vosvos’ta Panik ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kobi-aktorlerinin-gundemi-net-mi-85297</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> KOBİ aktörlerinin &#039;gündemi&#039; net mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>KOBİ’lerin küresel değer zincirinde doğru konumlanabilmesi için önce sağlıklı ve dinamik bir envantere, güvenilir veriye ve ortak akla ihtiyaç var. Asıl mesele ise bu veriyi doğru yönetişim anlayışıyla buluşturacak kurumsal yapıyı oluşturmak.</strong></p>
<p>Son 2 yılda KOBİ’ler üzerine yazdığımız yazıların listesini bir tabloda paylaştık. Düşüncelerimizi yazıya aktarırken ölçülerimizin merkezindeki temel ilkemiz birçok kez açıklandı: <strong><em>Hata kültürünün temeli hatadan korkmadan, ama aynı hatayı tekrarlamadan ilerleme becerisine sahip olmadır. Biz hata kültürü bağlamında “yanılabilme özgürlüğünü” sonuna kadar kullanmaya özen göstermeye gayret ediyoruz.</em></strong></p>
<p>Temel yönelimiz çok net: Sorgulama merakımıza dizgin vurmak istemiyoruz; akıl yürütme disiplinini tam kapasite kullanmak ve bilmediklerimizle yüzleşmenin üretken cesaretini göstermekten yanayız.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7d4a2ac9abf-1786595882.png" alt="" width="838" height="371" /><strong>Akla ilk gelen aktörler</strong></p>
<p>Yanılabilme özgürlüğünü kullanarak KOBİ’lerin servet ve sermaye oluşturması, olgunlaştırması ve çoğaltması süreçlerinde dünya düzenine uyumun nasıl olması gerektiğini yorumlamaya çalışıyoruz. KOBİ’lerin yeni değer yaratma zincirinde doğru konumlanmasının akla ilk gelen aktörleri T.C. ilgili Bakanlıkları, Ziraat Bankası, Halk Bankası, KOSGEB, TÜİK, Kalkınma Ajansları, STK’lar ve medya mensupları.</p>
<p>Düşüncelerimizi paylaşırken kendimizi frenlemek için kullandığımız ölçülerimiz var: “<strong>İnanç konforuna</strong>” sığınmadan, “<strong>kusursuzluğu aradığımız yerde tarihin olamayacağını</strong>” bilerek; “<strong><em>sorgulama ile yargılamanın farkını</em></strong>” zihinde diri tutarak, en büyük gücümüzün “<strong>sorgulama</strong>” olduğunu unutmadan, “<strong>ayrıştırma yerine rızaya dayalı birleşmenin gücünü</strong>” kullanarak yaşamın öz gerçeğine yakın duracak yol ve yöntemleri arıyoruz.</p>
<p>Ülkemizde KOBİ düzleminde kaynaklarımızı etkin ve erimli değerlendirme sorumlu olan aktörlerin rollerini tartışmalıyız.</p>
<p>Başta bakanlar ve bürokratları, görevli bir kurum olarak Ziraat ve Halk Bankası, katı bütçeli kamu kurumları olarak KOSGEB TÜİK ve Kalkınma Ajansları, iletişim akışında nesnelliği sağlama sorumluluğu olan medya mensupları elimizi hep birlikte taşın altına koymalıyız.</p>
<p><strong>Net bilgiye nasıl ulaşırız?</strong></p>
<p>KOBİ’lerle ilgili aktörlerin birinci önceliği “<strong>elimizin menzilindeki KOBİ varlıkları hakkında net bilgi oluşturma mekanizması</strong>” ve net bilgiye ulaşılabilirlik olmalı. Bizi net bilgiye götürecek olan da, tekniğine uygun ve hepimize güven veren, rakamları konusunda kuşkuları azaltan “<em>dinamik bir envanter mekanizması</em>nı” oluşturma ve işler kılmadır.</p>
<p>Türkiye gibi nüfusu seksen milyonu aşmış büyük bir ülkede “<em>hata oranı</em>” kabul edilebilir sınırlar içinde kalan envanter verilerinin oluşturulması geçmişte güç olabildi. Bugünün olanaklarını dikkate aldığımızda bizi net bilgiye yaklaştıracak veri sağlayacak envanterin elimizin menzilinde olması sadece bir niyet ve kararlılık sorunu.</p>
<p>KOBİ sorunlarıyla ilgili olan aktörlerin -Bakanlıklar, KOSGEB, Ziraat Bankası, Halk Bank, STK’lar ve medya mensupları ve benzerlerinin alacakları kararların yaşamın öz gerçeğine yakın durması gibi bir kaygıları varsa; ülkemizin başta insan kaynağı olmak üzere, teknik donanımı ve bilgi birikimi envanteri ve sağlıklı veri oluşturmaya odaklamalı. Veri olmaksızın sorunların ölçeklendirmemiz de mümkün değil. Gerçeğe yakın çözümler üretmemiz de.</p>
<p><strong>Yönetişim kalitesi</strong></p>
<p>Hepimiz önce şu soruyu kendimize yöneltmeliyiz: Elimizdeki veriler, var olan KOBİ’leri nesnel değerlendirilmesini yapabilmek için yeterli midir? Eldeki verilerle KOBİ’lerin küresel değer zincirinde doğru konumlanma yapması için net bilgi ihtiyacını karşılayarak etkin koordinasyonun önünü açabilir mi? Veriler odaklanma sağlayarak yüksek kaliteli yönetişim önündeki engelleri kaldırabilir mi? İkincisi, “<strong>dünya genelinde iş süreçleri ve işgücü profilleri bağlamında KOBİ’lerdeki oluşumlarla ilgili beklentilerin</strong>” netleştirilmesidir. Jeoepolitik gelişmelerin, hükümet kararlarının, işgücü hareketlerinin, nüfus oluşumlarının, kültürel çevre etkilerinin ve teknolojik dönüşümlerin yarattığı yeni iş süreçlerini ve işgücü profillerini kavramadan gelecek inşa edilemez.</p>
<p>KOBİ yapılanmalarının yaygınlığı ve derinliği uygun ölçekte ve gerekli olanaklara sahip kurumsal yapıların desteği gerekir. KOBİ’leri yönlendirmede harcayacağımız her kuruşun hakkını vermek istiyorsak, ilgili kamu birimlerinin, iş dünyası sivil inisiyatiflerinin güçlerini birleştirerek beklentileri netleştirmesi ve bir yön tayin etmesi ivedilikli sorumluluktur.</p>
<p>İş süreçleri ve işgücü profillerindeki değişim ve dönüşümün yönünü, hızını tanımadan, tanımlamadan önlem alamayız. Eğer, böyle bir yapılanmanın “ <em>olanaksız</em>” olduğunu düşünenlerimiz varsa iddialarını gerekçelendirmeli, tartışmaya katılarak katkı ikna edici bilgi ve belgeyi sunmalıdır.</p>
<p>Üçüncüsü, “<strong>KOBİ’ler için öngörülen yeni yapılar, işlevler ve kültürün nasıl yönlendirileceğidir</strong>”. Sağlıklı veri üretilirse yapay zekâ olanaklarından da yararlanılarak ülkemiz için uygun KOBİ yapı, işlev kültürünü tanımlayabiliriz.</p>
<p>İşimizin verimliliklerini yükselterek rekabet gücümüzü artırmamız sağlıklı veri, doğru yapı, uygun işlev ve kapsayıcı kültür temelinde yükselir.</p>
<p>Dördüncüsü, “<strong>Neden kurumsal bir rasyonel otoriteye</strong>” ihtiyacımız var? Sorunun yanıtı çok net: İnsan ilişkilerinin temelinde “<em>güven”</em> vardır; güvenin çekirdeği alış-veriş, iletişim ve etkileşimdir. Güveni de bireysel-odaklı bir zeminde sağlamak mümkün değildir. Güveni oluşturacak, olgunlaştıracak ve derinleştirecek olan kurumlardır.</p>
<p><strong>Enstitü benzeri kapsayıcı yapı</strong></p>
<p>KOBİ sorumluluğu olan aktörler enstitü ya da başka bir yapıda, bağımsız ve “<em>rasyonel otorite</em>” olmayı hedefleyen bir kurumsal işleyişi önemsemeli. Kurum bireylerden bağımsız işlerin sürdürülebilirliğini güven altına alma hedefine odaklanmalı. Kurumun ikinci önemli işlevi olan “ <em>etkili özendirme</em>” kaldıracını kullanmalı.</p>
<p>KOBİ’ler “<strong><em>politika üreten</em></strong>”, ama asla “<strong>politik</strong>” olmayan kurumsal yapıların işleyişiyle yaratılacak güvenle gelişirler. Önerimiz, ilgili aktörlerin bir araya gelerek ya var olan bir yapıyı işler kılarak ya da yeni bir yapı oluşturarak “<strong><em>rasyonel otorite boşluğunu doldurma</em></strong>” hedefine odaklanmalı.</p>
<p>Bir başka alan da “<strong>deneysel mesafe ayarları için sistem kontrolü nasıl tasarlanmalı</strong>” sorusuna kafa yormadır. Günümüz dünyasında “<strong>sistem denetimi ve gözetimini</strong>” işler kılamayan girişimler gerektiği gibi başarılı olamıyor. Diğer alanlarda olduğu gibi KOBİ konusunda “<strong>yaratmak istediğimiz sonuçla ulaştığımız sonuç”</strong> arasındaki makası anlatan “<strong>deneysel mesafe</strong>” ölçümlerini zihinlerde netleştirmeden başarı öyküleri anlatılabilir; ama toplumun zihninde anlamlı hale gelecek başarılar yaratamayız.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kobi-aktorlerinin-gundemi-net-mi-85297</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KOBİ aktörlerinin “gündemi” net mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/toplanan-vergiyi-yapay-zeka-kullandirsin-85296</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Toplanan vergiyi yapay zekâ kullandırsın</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Her teknoloji, onu hizmetine verdiğin alanda fark yaratır. Eğer daha yetkin devlet istersen ona hizmet eder. Eğer sadece vergi salmak için kullanırsan onu başarır. Bizim önceliğimiz refah olmalı…</strong></p>
<p><strong>Yapay zekâ çoktan geldi ama eşit dağıtılmadı</strong>. Bankalar çoktan <strong>üretken YZ modellerini</strong> süreçlerine kattılar. İmalat sanayii, pek çok alanda <strong>YZ üretkenliğini</strong> devreye aldı bile. Ancak kamu<strong>, YZ’yi vergi memuru yaptı bile</strong>. Soru şudur; devlet yapay zekâyı <strong>refah için mi</strong> kullanıyor, yoksa <strong>tahsilat için</strong> mi?</p>
<p><strong>Veri, yeni petroldür</strong> diyorlar. Ama bazı ülkelerde bu petrol; <strong>motoru çalıştırmak için</strong> değil, <strong>halkı yakmak için</strong> kullanılıyor. Soru net: Yapay zekâ vatandaşa <strong>refah üretmek</strong> için mi var, <strong>vergi toplamak</strong> için mi? Geçenlerde <strong>kamu teknolojileri</strong> üzerine çalışan bir danışmanla oturduk, bu konuyu konuştuk.</p>
<p><strong>VERİ Mİ VERGİ Mİ?</strong></p>
<p><strong>E-devlet</strong> sistemleri, <strong>YZ destekli vergi</strong> denetimleri, <strong>ihale analizleri</strong> derken sohbet derinleşti. Şunu söyledi: “<em>devlet veriye sahip ama onu anlamaya değil, yakalamaya çalışıyor</em>.” Yani veriyi yönetemeyen, vatandaşı denetliyor. <strong>E-fatura</strong>, <strong>e-nabız</strong>, <strong>e-ihale</strong>… Her şey ‘<strong>e</strong>’ olmuş.” Tuhaf şey…</p>
<p>Ama “<strong>eh</strong>” dedirten bir şey var: Bu kadar veriye rağmen hala <strong>hizmet değil denetim</strong> merkezli bir anlayış hâkim. Yapay zekâlı sistemlerde amaç hâlâ şu: “<strong>Neyi eksik yaptı, nereden ceza keseriz</strong>?” Refah değil, <strong>fişleme zekâsı</strong>! Neden kamu, <strong>YZ ile topladığı vergiyi</strong>, halkın refahı için <strong>YZ marifetiyle</strong> kullandırmaz?</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU – İKİ CEVAP / Kamu zekâsına dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Yapay zekâ devlette neden çalışır?</em></strong></p>
<p><strong>Vatandaşa kolaylık</strong> sağlamak için değil, <strong>vergi kolaylığı</strong> sağlamak için. Şirket<strong> serverleri girişlerine</strong> YZ kabiliyetli <strong>ajan yazılımlar</strong> işbaşı yaptı bile. <strong>Veri kime hizmet ediyor</strong>? Refaha, güvenliğe mi, yoksa?</p>
<p><strong><em>YZ+devlet= yönetişim mi gözetim mi?</em></strong></p>
<p>Yapay zekâ <strong>yönetişimde</strong> kullanılmalı. Ama ne için? <strong>Vatandaşın sorununu</strong> çözmek mi, yoksa <strong>halka baskı </strong>için mi? Birçok kurumda YZ, <strong>şeffaflık üretmiyor</strong>; işlem hacmini artırıyor. YZ kimin emrinde?</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>HESAP VEREBİLİR YAPAY ZEKÂ YERİNE HESAP SORABİLİR YAPAY ZEKÂ</strong></p>
<p><strong>Veri, devlete silah değil çözüm üretme hakkı verir</strong>.  Vatandaş şeffafsa, devletin de <strong>algoritması</strong> <strong>şeffaf</strong> olmalı. Yapay zekâ ile <strong>hizmet</strong> edemeyen devlet, sadece <strong>ceza</strong> keser. E-devlet zekâyı artırmadıysa, sadece <strong>E-ceza</strong> olmuştur. <strong>Veri, değer üretmiyorsa; vergiye dönüşür</strong>. YZ’den anladığınız vergi midir?</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>YAPAY ZEKÂLI VERGİ LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>YZ tahsilatı</strong>: Verginin hangi noktada oluştuğunu tespit edip nerede tahsil edeceğini kurgulama</p>
<p><strong>YZ tahakkuku</strong>: Paranın ve alışverişin ardında bıraktığı sanal izi izleyip bunu vergiye dönüştürme</p>
<p><strong>YZ defterdar</strong>: Devletin tüm vergi idaresini yapay zekânın üstlenmesi ve süreci akıllıca yönetimi</p>
<p><strong>YZ vergi takip</strong>: Toplanan vergilerin nereye, nasıl, ne kadar harcandığını anında izleyen akıllı sistem</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/toplanan-vergiyi-yapay-zeka-kullandirsin-85296</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/4/1280x720/kdv-vergi-1767328296.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Toplanan vergiyi yapay zekâ kullandırsın ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-85294</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyon raporunda tahmin güncellemesi gelir mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Enflasyon Raporu Sunumunda! Tahmin Güncellemesi Gelir Mi? | Ekonomi Masası | 13 Ağustos" src="https://www.youtube.com/embed/ZAq6TKgUQyc" width="700" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-85294</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/7/1280x720/munyar-cipa-1774503815.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/otomobilde-sifirdan-yuze-faizde-dipten-zirveye-85295</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 07:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otomobilde sıfırdan yüze, faizde dipten zirveye!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bakmayın zirveye dediğime; aslında zirvenin ne olduğu da tam olarak bilinmiyor ki… Ama Hazine’nin iç borçlanma faizindeki seyre bakıp otomobildeki sıfırdan yüze nitelemesinin akla gelmemesi mümkün değil. Ancak otomobildeki sıfırdan yüze, performansa dayalı, olumlu yönde bir niteleme. Faizde ise durum tam tersi.</p>
<p>Hazine’nin çeşitli iç borçlanma yöntem ve araçları var. Bunlar temel olarak <strong>“kuponsuz senetlerle borçlanma, sabit getirili senetlerle borçlanma ve nakit borçlanma”</strong> başlıklarında toplanıyor.</p>
<p>İşte bu borçlanmaların faizi de bir dönem inilen düzey esas alındığında dipten zirveye uzanan bir eğri çiziyor. Her ne kadar son bir iki yılda yönünü biraz aşağı çevirmişse de dip noktaya göre hâlâ çok yüksek bir faiz söz konusu.</p>
<p>Faiz oranlarına ilişkin veriler 2003’ün ocak ayından bu yana var. Bu veriler, Maliye Bakanlığı’nın web sayfasında kamuya açık bir şekilde yer alıyor. Yazımda söz konusu borçlanmalarda her yılın aralık ayında oluşan o yıla ait birikimli faiz oranının tablo ve grafiği yer alıyor. Bir diğer tablo ve grafikte de bu yıl her ay itibarıyla yıllık birikimli faizin nasıl seyrettiğini izlemek mümkün.</p>
<h2>Tek haneden yüzde 40’lara…</h2>
<p>2003’ten 2026’nın temmuzuna kadar uzanan dönem borçlanma faizinde tam anlamıyla bir çanak eğrisi oluştuğunu gösteriyor.</p>
<p>2003, hâlâ 2001 krizinin etkisinin hissedildiği, borçlanmanın kriz yüzünden yüksek faizle yapıldığı bir yıl. Zaten çanağın bir ucu 2003 yılındaki oranlar.</p>
<p>İzleyen yıldaki geçişe dikkat! 2003’ten 2004’e geçiş ne kadar belirgin! Faiz oranları her üç borçlanmada da kabaca yarı yarıya azalmış; 20 puanı aşan gerilemeler söz konusu.</p>
<p>Faizdeki gerileme sonraki yıllarda da hız kesmekle birlikte sürüyor, sürüyor ve 2010 yılından itibaren tek haneye iniliyor. 2010-2016 dönemi Hazine’nin yıllık bazda tek haneli borçlanma lüksü yaşadığı yıllar. Çanağın dibi de orada oluşmuş zaten.</p>
<p>2018’de rahip krizi patlak veriyor ve o krizin etkileri bir sonraki yıla da sarkıyor. Faiz oranları yeniden yükseliyor.</p>
<p>2020’de bir kez daha yarı yarıya azalan oranlar. Hani tam işler yoluna girecek, faizler yine gerileyecek diye umulurken o da ne!</p>
<p>2021’de alınan çok radikal bir karar var. Faiz indirimi… Ama bu indirim faizlerin gerilemesi değil, artması gibi bir sonuç doğuruyor.</p>
<p>Ne kadar tuhaf değil mi; Merkez Bankası’nın faizi indiriliyor ama bunun sonucunda Hazine önceki yıllarla kıyaslandığında olmadık düzeylere yükselen ve şimdilik üç yıla yayılan çok yüksek faizlerle borçlanmak durumunda kalıyor. Çünkü faiz, 2021’de indirilmemesi, hatta bir miktar artırılması gerekirken aşağı çekiliyor.</p>
<p>İşte bunun sonucunda 2003’ten 2026’ya, neredeyse çeyrek yüzyıllık bir dönemde Hazine’nin iç borçlanmasında tam bir çanak eğrisi oluşuyor.</p>
<p><strong>“Hazine’nin borçlanma faizi son üç yılda bu dönemde Merkez Bankası faizi artırıldığı için yükseldi”</strong> denilebilir. İyi de, Merkez Bankası faizinin artırılması da önceki zamansız indirimin bir sonucu değil mi?</p>
<h2>Ya sonrası…</h2>
<p>Bundan sonra ne mi olur? Ne olmayacağını söyleyerek ne olabileceğinin yanıtını vermek mümkün.</p>
<p>Olmayacak şu: Faiz bir daha kolay kolay tek hanelere inmez, inmeyecek. İnmeyecek çünkü enflasyonu öyle üç beş yıl içinde tek haneye çekmek mümkün olmayacak.</p>
<p>Bundan sonra ne olabileceğine ilişkin sorunun yanıtı ortaya çıktı…</p>
<p>Yani bu faiz oranı uzun süre devam eder.</p>
<p>İşler daha olumsuz seyrederse ne mi olur? Daha kötünün, yani daha yüksek faizin sınırı yok ki!</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a7d48431d740-1786595395.png" alt="" width="339" height="787" /> <img src="/storage/uploads/0/0/0/6a7d4853c56ff-1786595411.png" alt="" width="343" height="639" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/otomobilde-sifirdan-yuze-faizde-dipten-zirveye-85295</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/6/1280x720/enflasyon-kimin-umurunda-1741088831.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Otomobilde sıfırdan yüze, faizde dipten zirveye! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/her-5-bogazici-mezunundan-4u-yonetici-oluyor-70-bini-duzenli-sekilde-burs-veriyor-85293</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 07:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Her 5 Boğaziçi mezunundan 4’ü yönetici oluyor, 70 bini  düzenli şekilde burs veriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>11. Dönem Başkanlığını <strong>Sertaç Yerlikaya</strong>’nın yürüttüğü <strong>“Boğaziçi Üniversitesi İş İnsanları Derneği” (BRM) </strong>yönetimi, bir süre önce şu konu üzerinde durdu:</p>
<ul>
<li><strong>1959’dan 2025 yılına kadar Boğaziçi Üniversitesi 120 binden fazla mezun verdi. Boğaziçi Üniversitesi mezunlarının kariyerlerinde ulaştıkları başarıların yanında topluma, bilime, girişimciliğe ve kamu yaşamına katkıları ne düzeyde?</strong></li>
</ul>
<p>BRM Yönetim Kurulu, üniversitelerin gerçek etkisinin mezunları üzerinden ölçülebileceğini irdeleyip kararını verdi:</p>
<ul>
<li><strong>Boğaziçi Üniversitesi mezunlarının Türkiye’ye ve dünyaya nasıl bir değer ürettiğini ortaya koymak üzere bir araştırma yaptıralım.</strong></li>
</ul>
<p>Karar üzerine BRM Üyesi, Future Bright Group Ortağı <strong>Başak Abdula </strong>ile görüşüldü:</p>
<p>-          “Boğaziçi Üniversitesi Mezunları Toplumsal ve Küresel Etki Araştırması” <strong>yapılmasını planlıyoruz.</strong></p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a7d4641bb83d-1786594881.jpg" alt="" width="700" height="646" />
<figcaption><strong>Sertaç Yerlikaya - Başak Abdula</strong></figcaption>
</figure>
<p>Bunun üzerine BRM ile Future Bright Group ekibi birlikte Boğaziçi Üniversitesi’nin 61 şehirden 120 bini aşan mezununu temsil edecek 1412 kişi belirledi. Söz konusu 1412 kişiyle online anket yapıldı. Ankete yansıyan bilgiler derlendi, analiz edildi ve BRM Yönetim Kurulunun hedeflediği verilere ulaşıldı.</p>
<p>Boğaziçi Üniversitesi İş İnsanları Derneği 11. Dönem Başkanı <strong>Sertaç Yerlikaya </strong>ve Future Bright Group Ortağı <strong>Başak Abdula </strong>ile buluştuk, <strong>“Boğaziçi Üniversitesi Mezunları Toplumsal ve Küresel Etki Araştırması”</strong>nın sonuçları üzerine konuştuk.</p>
<p><strong>Sertaç Yerlikaya, </strong>Boğaziçi Üniversitesi’nin en önemli gücünün yetiştirdiği insan kaynağı olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Araştırma, mezunlarımızın Türkiye’nin sosyal ve ekonomik kalkınmasına sunduğu katkıyı ve üniversitemizin güçlü mezun ekosistemini ortaya koyuyor. Mezunların yarattığı çok boyutlu etki, Türkiye’nin toplumsal ve ekonomik gelişimine de uzun vadeli katkı sağlıyor.</strong></p>
<p><strong>Başak Abdula </strong>da araştırmayı şöyle değerlendirdi:</p>
<p>-          <strong>Araştırma, Boğaziçi Üniversitesi mezunlarının bilgi, deneyim ve sosyal birikimlerini hem Türkiye’nin kalkınmasına hem de küresel ölçekte değer üretimine dönüştürdüğünü ortaya koyuyor.</strong></p>
<p><strong>Sertaç Yerlikaya, </strong>araştırmanın perçinlediği bir noktaya işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Üniversitemiz, Türkiye’nin farklı şehirlerinden öğrencileri ortak bir eğitim kültürü etrafında buluşturarak, iş dünyasında, akademide, girişimcilikte, sivil toplumda ve kamu politikalarında etkili roller üstlenmelerine kapı açıyor.</strong></p>
<p>Mezunların yarısından fazlasının Türkiye’nin 61 şehrinden olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Bu çeşitlilik, üniversitenin farklı sosyal, kültürel ve ekonomik arka planlardan gelen öğrencileri bir araya getiren kapsayıcı yapısını ortaya koyuyor. Bu çeşitlilik aynı zamanda mezunların küresel ölçekte hareket ve etki yaratma kapasitesini de destekliyor.</strong></p>
<p>Bu noktada araştırmadan çıkan bazı verileri irdeledi:</p>
<ul>
<li><strong>Mezunlarımızın yüzde 93’ü hayatlarının bir döneminde bağış yaptığını belirtiyor, yüzde 59’u bunu düzenli olarak sürdürdüğünü ifade ediyor.</strong></li>
<li><strong>Mezunlarımızın yüzde 64’ü öğrencilere burs desteği sağladığını kaydediyor. Yüzde 58’i ise halen aktif olarak burs vermeye devam ettiğini bildiriyor.</strong></li>
<li><strong>Yani, 70 bin mezunumuz düzenli olarak öğrencilere burs veriyor.</strong></li>
<li><strong>Bu bursların önemli bir bölümünün Boğaziçi Üniversitesi dışındaki öğrencilere yönelik olması, mezun desteğinin toplumsal faydaya dönüştüğünü gösteriyor.</strong></li>
</ul>
<p>Şu veri de BRM yönetimini memnun etti:</p>
<ul>
<li><strong>Mezunlar arasında her 3 kişiden biri, bir sivil toplum kuruluşunda görev alıyor. Her 10 mezundan biri sivil toplum kuruluşlarında yönetim kurulu düzeyinde sorumluluk üstleniyor.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Yerlikaya, </strong>Boğaziçi Üniversitesi mezunlarının kariyer yolculuklarında erken yaşlardan itibaren sorumluluk üstlendiğini vurguladı:</p>
<ul>
<li><strong>Mezunların yüzde 79’u iş hayatına başlamadan önce staj deneyimi yaşıyor. Yüzde 55’i öğrencilik yıllarında çalışıyor.</strong></li>
<li><strong>Kariyerlerinde yöneticilik sorumluluğu üstlenenlerin oranı yüzde 80’e ulaşıyor.</strong></li>
<li><strong>Araştırmaya katılanların yüzde 93’ü Boğaziçi Üniversitesi mezunu olmalarının kariyerlerine katkı sağladığını, yüzde 96’sı ise yaşamlarına olumlu etkide bulunduğunu kaydediyor.</strong></li>
</ul>
<p>Boğaziçi Üniversitesi’nin kuruluşundan itibaren kısa sürede Türkiye’nin önde gelen üniversiteleri arasında yerini aldı.</p>
<p>48 yıllık meslek hayatımda Boğaziçi Üniversitesi mezunlarının kariyer basamaklarını hızlı çıktıklarına, yönetim kademelerindeki başarılarına, iş dünyasındaki ağırlıklı rollerine tanıklık ettim.</p>
<p><strong>“Boğaziçi Üniversitesi Mezunları Toplumsal ve Küresel Etki Araştırması”</strong>ndan çıkan sonuçlar, benim tanıklıklarımla örtüşüyor…</p>
<p>Araştırmanın sonuçlarını dikkatle inceleyip, Boğaziçi Üniversitesi’nin aynı rol ve etkisini sürdürebilmesi için çaba harcanması gerekiyor…</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Üniversite-sanayi işbirliğinde önemli rol üstleniyor, yeni iş modelleri geliştiriyorlar</span></h2>
<p><strong>BOĞAZİÇİ </strong>Üniversitesi İş İnsanları Derneği (BRM) 11. Dönem Başkanı <strong>Sertaç Yerlikaya, </strong>araştırma verilerinden üniversite-sanayi işbirliği konuna işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Mezunlarımızın iş hayatlarında üniversite ile işbirliği oranı yüzde 76 düzeyinde. Özel sektör Ar-Ge ve düşünce kuruluşları ile temas da güçlü. Araştırma, kurumsal bağın zamanla zayıflamayıp form değiştirdiğini gösteriyor.</strong></p>
<p>Ardından Boğaziçi Üniversitesi mezunlarının girişimcilik ekosisteminde oynadıkları önemli rol üzerinde durdu:</p>
<ul>
<li><strong>Her 10 mezundan 4’ü en az bir girişim deneyimine sahip.</strong></li>
<li><strong>Girişimci mezunların yüzde 79’u toplumsal fayda yaratmayı temel motivasyonları arasında gösteriyor.</strong></li>
<li><strong>Mezunların yüzde 36’sı mentorluk, yüzde 13’ü de yatırımcılık faaliyetleriyle yeni girişimlerin gelişimine katkı sağlıyor.</strong></li>
<li><strong>Böylece mezunlar yalnızca kendi başarı hikayelerini oluşturmakla kalmıyor, yeni nesil girişimcilerin yetişmesine de destek veriyor.</strong></li>
</ul>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Girişimcilik faaliyetleri, mentorluk ağları ve akademik üretimin devamlılığı sayesinde mezunlar, üniversitelerde üretilen bilgi ile iş dünyasının ihtiyaçları arasında köprü kurarak üniversite-sanayi işbirliğinin gelişmesinde önemli rol üstleniyorlar.</strong></p>
<h2><span style="color: #ba372a;">‘Dünya vatandaşı’ olma hali ve vurgusu araştırmaya yansıyor</span></h2>
<p><strong>BRM </strong>11. Dönem Başkanı <strong>Sertaç Yerlikaya, </strong>Boğaziçi Üniversitesi mezunlarının etkilerini en çok dünyaya açık olmaları, farklı bakış açılarını anlayabilmeleri ve vizyon sahibi olmalarıyla tanımladığının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Mezunlarımız kendilerini; sorgulayan, öğrenmeye açık, farklı kültürlerle kolay iletişim kurabilen ve bulundukları ortamlara bu bakış açısıyla katkı sağlayan bireyler olarak görüyorlar.</strong></p>
<p>Özellikle <strong>“dünya vatandaşı” </strong>olma hali ve uluslararası ortamlarda kendini var edebilme vurgusunun araştırmada öne çıktığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bu da mezunların etkisinin tek bir alandan ziyade, gittikleri her yerde yarattıkları bakış açısı ve yaklaşım farkı üzerinden hissedildiğini gösteriyor. Mezunların yüzde 62’si uluslararası alanda tanınan şirket, kurum ve üniversitelerde görev alıyor.</strong></p>
<p>Boğaziçi mezun profilinin uluslararası kuruluşlarda karar alma ve yön verme seviyesinde etkin rol aldığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve Dünya Bankası gibi küresel kuruluşlarda üstlendikleri sorumluluklarla Türkiye’yi uluslararası platformlarda temsil ediyor ve karar alma süreçlerine katkı sağlıyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Kadınlar uluslararası şirketlerde öne çıkıyor</span></h2>
<p><strong>FUTURE </strong>Bright Group Ortağı <strong>Başak Abdula, </strong>yaptıkları araştırmanın dikkat çekici bulgularından birinin de Boğaziçi Üniversitesi mezunu kadınların yarattığı çok boyutlu etki olduğunu belirtti:</p>
<ul>
<li><strong>Araştırma, her 5 kadın mezundan birinin akademisyen veya doktora derecesine sahip olduğunu gösteriyor.</strong></li>
<li><strong>Araştırmaya göre kadınlar uluslararası şirketlerde daha fazla rol alıyor. Bu oran kadınlarda yüzde 62 iken</strong><strong>,</strong><strong>erkeklerde yüzde 38’de kalıyor.</strong></li>
<li><strong>Kadınların 3’te ikisi öğrencilere burs desteği sağlıyor.</strong></li>
<li><strong>Akademik üretimden sosyal sorumluluk çalışmalarına, sivil toplumdan mentorluk faaliyetlerine kadar geniş bir alanda aktif rol üstlenen kadın mezunlar, toplumsal dönüşümün ve fırsat eşitliğinin güçlenmesine önemli katkı sunuyor.</strong></li>
<li><strong>Kadın mezunların büyük bölümü, Boğaziçi mezunu olmanın yaşamlarına ve kariyerlerine önemli katkı sağladığını ifade ediyor.</strong></li>
</ul>
<h2><span style="color: #ba372a;">4 mezundan biri yurt dışında yaşıyor</span></h2>
<p><strong>BRM </strong>11. Dönem Başkanı <strong>Sertaç Yerlikaya, </strong>araştırmanın <strong>“Bir Türkiye Mozaiği-Anadolu’dan Dünyaya” </strong>başlıklı bölümünü açtı:</p>
<ul>
<li><strong>1980 öncesi Boğaziçi Üniversitesi’ne giren 4 öğrenciden biri İstanbul dışından geliyordu.</strong></li>
<li><strong>2000 yılı ve sonrası dönemde 5 öğrenciden 3’ü İstanbul dışından geliyor.</strong></li>
<li><strong>4 mezundan biri bugün yurt dışında yaşıyor.</strong></li>
<li><strong>Yani, Türkiye’nin 61 şehrinden gelip Boğaziçi mezunu olanlar dünyayı şekillendiriyor.</strong></li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/her-5-bogazici-mezunundan-4u-yonetici-oluyor-70-bini-duzenli-sekilde-burs-veriyor-85293</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/3/1280x720/774-1786594920.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Her 5 Boğaziçi mezunundan 4’ü yönetici oluyor, 70 bini  düzenli şekilde burs veriyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/nakit-sikintisi-fondan-cikisi-erteletti-85292</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 07:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nakit sıkıntısı fondan çıkışı erteletti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Re-Pie Portföy Yönetimi kurucusu olduğu Downtown Gayrimenkul Yatırım Fonu’ndan (GYF) satışları geri alım taleplerini karşılayamadığı için 1 yıl erteledi. Re-Pie Portföy Yönetimi’nden Kamuyu Aydınlatma Platformu’na yapılan açıklamada fon katılma paylarının fona iadesi için gerekli likidite sağlanamadığından 1 Eylül’e kadar karşılanması gereken fon katılım payları geri alım taleplerinin azami 1 yıl ertelendiğini duyurdu.</p>
<h2>1 Eylül’e kadar karşılanması gerekiyordu </h2>
<p>KAP açıklamasında fon katılma paylarının fona iadesine ilişkin süreçte; 01.01.2026–01.03.2026 talimat döneminde kurucuya usulüne uygun şekilde iletilen ve fon ihraç sözleşmesindeki olağan işlem takvimi uyarınca 01.09.2026 tarihine kadar karşılanması gereken katılma payı iade talepleri hakkında karar alındığı vurgulandı. Açıklamada SPK’nın III-52.3 sayılı GYF İlişkin Esaslar Tebliği’nin 16’ncı maddesinin altıncı fıkrasına atıfta bulunularak “Fon İçtüzüğü’nün 7.10. maddesi ve Fon İhraç Sözleşmesi’nin 11. maddesi uyarınca; fon katılma paylarının fona iadesi için gerekli likiditenin sağlanamadığının ve fon portföyündeki varlıkların mevcut koşullarda satışının katılma payı sahiplerinin zararına olacağının kurucu tarafından tespit edilmesi hâlinde, katılma paylarının geri alımı azami bir yıl süreyle ertelenebilmekte ve alınan kararın derhâl SPK’ya bildirilmesi gerekmektedir” denildiği belirtildi.</p>
<p>Açıklamada kararın 01.01.2026– 01.03.2026 talimat döneminde kurucuya iletilen ve olağan işlem takvimi uyarınca 01.09.2026 tarihine kadar karşılanması gereken yeni dönem katılma payı iade talepleri hakkında olduğu vurgulandı. Açıklamada bu dönemde kurucuya iletilen katılma payı iade taleplerinin fonun karar tarihi itibarıyla mevcut nakit ve kısa sürede nakde dönüşebilir varlıkları, mevcut ve öngörülebilir yükümlülükleri, portföy yapısı, piyasa koşulları ve ana portföy varlığı olan Downtown AVM’nin güncel operasyonel ve ticari durumu birlikte dikkate alınarak değerlendirildiği ifade edildi.</p>
<h2>Acele satışa konu edilmesi gerekecekti </h2>
<p>Açıklamada şöyle denildi: “Yapılan değerlendirmede fonun mevcut nakit ve kısa sürede nakde dönüşebilir varlıklarının, 01.09.2026 tarihine kadar karşılanması gereken katılma payı iade taleplerinin tamamını karşılamak için yeterli olmadığı, taleplerin tamamının karşılanabilmesi için Downtown AVM’ye ait bağımsız bölümlerin kısa sürede, kısmen veya acele biçimde satışa konu edilmesinin gerekeceği, bu şekilde gerçekleştirilecek satışların AVM’nin kiracı karmasını, bütünsel ticari ve yönetim yapısını, operasyonel sürdürülebilirliğini ve değerleme bütünlüğünü bozarak önemli iskonto ve değer kaybına neden olacağı, söz konusu değer kaybının hem katılma paylarını fona iade etmek isteyen hem de fonda kalmaya devam eden katılma payı sahiplerinin zararına sonuç doğuracağı, sınırlı fon likiditesinin yalnızca belirli yatırımcıların taleplerinin karşılanmasına tahsis edilmesinin, aynı talep dönemindeki katılma payı sahipleri arasında gözetilmesi gereken eşit işlem ilkesini zedeleyeceği tespit edilmiştir.”</p>
<p>Bu tespitler çerçevesinde açıklamada fon malvarlığının ve portföy değerinin korunması, aynı talep döneminde bulunan katılma payı sahipleri arasında eşit işlem ilkesinin gözetilmesi ve tüm katılma payı sahiplerinin ortak menfaatlerinin korunması amacıyla, kurucu yönetim kurulunun 01.09.2026 tarihine kadar karşılanması gereken katılma payı iade taleplerinin karşılanmasına ilişkin geri alım işlemlerinin azami bir yıl süreyle ertelenmesine karar verildiği duyuruldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/nakit-sikintisi-fondan-cikisi-erteletti-85292</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/2/1280x720/re-pie-1786594494.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Re-Pie Portföy Yönetimi AŞ kurucusu olduğu Downtown Gayrimenkul Yatırım Fonu’ndan satışları, geri alım taleplerini karşılayamadığı için 1 yıl süreyle erteledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kredimevduat-orani-esitlige-gidiyor-85291</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 07:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kredi/mevduat oranı eşitliğe gidiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe sıkı para politikasının başladığı dönemlerde yüzde 90’nın altına gerileyen kredi mevduat rasyosu hem yabancı para kredilerdeki hızlanma hem de kısıtlara rağmen istisnalarla artan krediler sayesinde Haziran 2026 itibariyle yüzde 92,64’e yükseldi. Uzmanlar kredi mevduat rasyosunun neredeyse birebire yakın sağlıklı bir orana yükseldiğini belirterek mevduat yerine para piyasası fonu tercihinin de bu değişime etki yaptığını vurguladı.</p>
<h2>Son 3 yılın en yüksek seviyesinde </h2>
<p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) aylık verilerine göre Haziran 2026’da sektörde kredi mevduat rasyonu yüzde 92,64 ile sıkı para politikasının uygulanmaya başladığı Haziran 2023’ten bu yana en yüksek seviyesine çıktı. Haziran 2023 öncesinde yüzde 100’ün üzerinde gerçekleşen ve çok da sağlıklı bir yapıya işaret etmeyen kredi mevduat rasyosu uygulanan politikaların ışığında düşüş eğilimi sergilemişti. Düşük faiz politikasının uygulandığı dönemlerde yüzde 110’ların da üzerine çıkan toplam nakdi kredilerin toplam mevduata oranıyla belirlenen rasyo 2020 Haziran’ında yüzde 111,71 seviyesinde bulunuyordu. 2021 sonunda yüzde 100’ün altına inen kredi mevduat rasyosu Haziran 2023’te ise yüzde 88,16 seviyesindeydi. Yüksek enflasyonla mücadele için sıkı para politikasının devreye girmesi, bankacılık sektörüne TL mevduata yönelik getirilen hedefler ve kredilerdeki makroihtiyati önlemlerle birlikte 3 yıl içinde kredi mevduat rasyosu yüzde 90’ın altında kalmaya devam etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7d4360d54aa-1786594144.png" alt="" width="411" height="285" /></p>
<h2>Yabancı para kredilerde büyüme etkili </h2>
<p>Bu yıl haziranda ise yüzde 92,64 ile sıkı para politikası dönemindeki en yüksek seviyesine çıktı. EKONOMİ’ye bilgi veren bir uzman kredi mevduat rasyosunun neredeyse birebire yakın sağlıklı bir orana yükseldiğini belirterek yükselişin son yıllarda döviz kredileri kaynaklı olduğunu TL kredilerin kısıtlara rağmen sanıldığı kadar yavaş büyümediğini belirtti. Mevduatı kredinin yarattığını dolayısıyla birbirlerine yakın ilerlemeleri doğal olduğunu vurgulayan uzman şunları söyledi: “Yüzde 90 neredeyse birebire yakın sağlıklı oran, yükseliş son yıllarda döviz kredileri kaynaklı, TL kredi rasyosu daha aşağı seviyelerde bulunuyor. TCMB’nin makroihtiyati önlemleriyle kredilerde büyüme kısıtı bulunuyor ama bir sürü istisna da tanımlanmış durumda. Bu yüzden toplam krediler sanıldığı kadar yavaş büyümüyor. Evet TL kredi kısıtları yüzünden seçim öncesindeki yüzde 110’lardan düştü kredi mevduat rasyosu, aynı dönemde yabancı para kredilerde yüzde 60’lardan yükseldi, şimdi toplam yüzde 90 seviyesinde dengeleniyor.”</p>
<h2>Kredi istisnaları büyümeyi hızlandırdı </h2>
<p>Bir diğer uzman ise kredi büyüme istisnalarından dolayı kredi büyüme hızının yüksek seyrettiğini vurguladı. BDDK verilerine göre Haziran 2026 itibariyle toplam 26 trilyon 784,8 milyar lira seviyesinde. Geçen yılın aynı ayına göre toplam kredilerde büyüme yüzde 37 oldu. Yabancı para kredilerin TL karşılığı haziran itibariyle 9.62 trilyon lirayı aştı ve geçen yılın aynı ayına göre artış yüzde 27,15 hesaplandı. TL cinsi kredilerde ise son 1 yılda yüzde 43,23’lük artışla 17.16 trilyon liraya ulaşıldı. TCMB makroihtiyati önlemlerine göre tüketici ihtiyaç kredilerinde 8 haftalık büyüme sınırı yüzde 3, taşıt kredilerinde yüzde 3, tüketicilere tahsis edilen kredili mevduat hesaplarında yüzde 1 seviyesinde. KOBİ’lere kullandırılan TL kredilerde sekiz haftalık yüzde 4,5 büyüme sınırı varken, KOBİ dışı işletmelere kullandırılan TL cinsi kredilerde ise yüzde 2’lik büyüme kısıtı bulunuyor. Yabancı para kredilerde ise sekiz haftalık büyüme sınırı yüzde 0,5 olarak belirlendi. Bu kısıtlardan muaf olan kredilerin başında ihracat kredileri geliyor, ayrıca yatırım, tarım ve kamu kurumlarının kredileri de büyüme sınırlarından istisna tutuluyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yatırım fonlarında büyüme mevduattan hızlı</span></h2>
<p>EKONOMİ’ye bilgi veren iki uzman, mevduatın daha hızlı büyümemiş olabileceğini dile getirdi. Son yıllarda yatırım fonlarına kayış hikayesi olduğuna dikkat çeken uzmanlar kredi mevduat rasyosundaki değişimin bundan kaynaklanmış olabileceğini dile getirdi. BDDK verilerine göre Haziran 2026 itibariyle toplam mevduat tarihte ilk kez 30 trilyon sınırını aştı ve 30.1 trilyon liraya ulaştı. Bu son 1 yılda yüzde 31,37 büyümeye işaret ediyor. Aynı dönemde yatırım fonlarındaki büyüme ise yüzde 65,33 seviyesinde. Yatırım fonlarının portföy değeri Merkez Kayıt Kuruluşu verilerine göre Haziran 2025’te 6.03 trilyon lira iken bu yıl haziran itibariyle 9.97 trilyon liraya ulaşmış durumda.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kredimevduat-orani-esitlige-gidiyor-85291</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/para-bankacilik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sıkı para politikası öncesi yüzde 110’ların üzerinde seyreden kredi mevduat rasyosu yüzde 90’ların altına gerilemişken Haziran 2026 itibariyle yüzde 92,64 ile son üç yılın en yüksek seviyesini gördü. Uzmanlar sağlıklı bir orana yükselen kredi mevduat rasyosunda istisnalar nedeniyle kredilerin sanılandan daha hızlı büyümesi ve yatırım fonlarına kayışın etkili olduğuna dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/orhangazi-tso-100-yilinda-ekonomiye-katki-saglayanlara-odul-85343</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Orhangazi TSO&#039;dan 100. yılda ekonomiye katkı sağlayanlara ödül</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Orhangazi Ticaret ve Sanayi Odasının (OTSO) 100. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen törende, ilçenin üretim, yatırım, ihracat, istihdam ve ekonomik gelişimine katkı sağlayan kişi ve kuruluşlara ödülleri verildi. Orhangazi Hektaş Çiftliği Toplantı Salonu’nda Orhangazi TSO Yönetim Kurulu Başkanı Erol Hatırlı’nın ev sahipliğinde düzenlenen törene İYİ Parti Bursa Milletvekili Selçuk Türkoğlu, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkan Yardımcısı Şekib Avdagiç, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı İbrahim Burkay, Orhangazi Belediye Başkanı Bekir Aydın, Orhangazi Ticaret Odası Meclis Başkanı Cem Kapitan ile sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile çok sayıda oda üyesi katıldı. Tören Orhangazi TSO’nun 1926’dan bugüne uzanan yolculuğunu anlatan tanıtım filmi gösterildi. Filmde, Cumhuriyet'in ilk yıllarından itibaren ilçede yaşanan ekonomik dönüşüm ile bugünkü sanayi ve ticaret yapısına ilişkin gelişmelere yer verildi.</p>
<h2><strong>“Orhangazi’den Türkiye ekonomisine 2 milyar dolar katkı”</strong></h2>
<p>TOBB Başkan Yardımcısı Avdagiç, törende yaptığı konuşmada, bir asırlık emek, üretim, ticaret, dayanışma ve Orhangazi sevdasını kutladıklarını söyledi. Avdagiç, Orhangazi'nin Türkiye ekonomisine 2 milyar dolar üzerinde katkı yaptığını belirterek, şunları kaydetti: “Orhangazi’nin 600 milyon doların üzerinde doğrudan ihracatı var. İthalatıyla beraber 1 milyar doları geçen ihracatı ve ithalatı var. İstihdamı, üretimi, ihracatı, ithalatı, ticaretiyle çok güçlü bir şehir. Ticaret ve üretim Orhangazililerin alın yazısı, damarlarında dolaşan kan gibi. Asırlık çınar olmak hiç de kolay değil. Güven, istikrar ve köklü bir gelenek olmak gerekir. Tüccarın, sanayicinin yanında durmak gerekir. Orhangazi'nin, ekonomisiyle, istihdamıyla, ticaretiyle bunu başardığını görüyoruz.”</p>
<h2><strong>“Bursa 36 milyar dolar dış ticaret hacmine ulaştı”</strong></h2>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay da Bursa’nın 20 milyar doları geçen ihracatı, 16 milyar dolarlık ithalatıyla toplam 36 milyar dolar dış ticaret hacmi olan bir şehir olduğunu dile getirdi. Orhangazi'nin özel endüstri bölgeleri, sanayisi, tarımı ve turizmiyle her alanda Bursa'nın medarıiftiharı olduğunu belirten Burkay, "Orhangazi, iş dünyasına baktığımızda birçok alanda ihracatta çok değerli rakamlar ve performans gösteriyor. Bugün de bu şirketlerin ödül ve gurur gecesi. Dereceye giren şirketleri kendim, ülkem adına tebrik ediyorum” şeklinde konuştu.</p>
<h2><strong>“100 yıl, ortak aklın ve dayanışmanın ortak mirası”</strong></h2>
<p>Orhangazi TSO Yönetim Kurulu Başkanı Erol Hatırlı ise 100. yılın yalnızca geçmişin kutlandığı bir dönüm noktası olmadığını, odanın ikinci yüzyılı için yeni bir başlangıç niteliği taşıdığını söyledi. Bir asırlık kurumların değerinin yalnızca geçmişleriyle değil, geleceğe taşıdıkları vizyonla da ölçüldüğünü anlatan Hatırlı, Orhangazi'de bir asır önce yakılan üretim meşalesinin bugün daha güçlü şekilde devam ettiğini ifade etti. Hatırlı, odanın ikinci yüzyılında dijital dönüşüm, yapay zeka, sürdürülebilir üretim ve yüksek katma değerli ekonomiye odaklanacaklarını kaydetti. Hatırlı, “Geride bıraktığımız 100 yıl, başarı hikayesinin, ortak aklın ve dayanışmanın ortak mirasıdır. Bu mirası gelecek kuşaklara güçlü şekilde emanet etmenin bilincindeyiz” dedi.</p>
<h2><strong>“Orhangazi TSO Özel Ödülü Dr. Rüştü Bozkurt’a”</strong></h2>
<p>Törende, üretim, yatırım, ihracat, istihdam, AR-GE ve inovasyon, girişimcilik ile ilçenin ekonomik gelişimine katkı sağlayan kurum ve kuruluşlara ödülleri verildi. “Orhangazi TSO Özel Ödülü” ise Ekonomi Gazetesi Baş Danışmanı Dr. Rüştü Bozkurt’a verildi. Bozkurt’a ödülünü Şekib Avdagiç, Erol Hatırlı, İbrahim Burkay ve Cem Kapitan birlikte verdi. Gecede “İhracat Başarı” ödülleri kategorisinde Döktaş Dökümcülük, Asil Çelik, Sirena Marine, Cargill ve Aka Otomotiv ödül alan firmalar arasında yer aldı. Kurumlar Vergisi’nde Faurecia Poliflex Otomotiv, “Hızlı Büyüyen İşletmele Başarısı” ödülü Kromeka Makine, “Ar-Ge ve İnovasyon Başarı” ödülü Hektaş Ticaret, “Kadın İstihdam” ödülü Ormo Yün İplik, “Turizm Yatırımı” ödülü Oyak AŞ, “Onur ve Özel” ödül Orhangazi Toprak Sanayi, Semih Yazganoğlu Otomotiv, 100. Yıl Hizmet” ödülü Sibel Uysal, Ahmet Aydın, Erdoğan Teoman, Ödüllerin, ekonomik başarıların yanı sıra Orhangazi'nin kalkınmasına katkı sunan kişi ve kuruluşlara duyulan vefanın bir göstergesi olduğu kaydedildi. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/orhangazi-tso-100-yilinda-ekonomiye-katki-saglayanlara-odul-85343</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/3/1280x720/orhangazi-tso-100-yilinda-ekonomiye-katki-saglayanlara-odul-1786611489.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orhangazi Ticaret ve Sanayi Odası’nın kuruluşunun 100. yılı nedeniyle düzenlenen törende, ilçenin üretim, yatırım, ihracat, istihdam ve ekonomik gelişimine katkı sağlayan kurum ve kuruluşlara ödül verildi. Orhangazi TSO Yönetim Kurulu Başkanı Erol Hatırlı, 100. yılın yalnızca geçmişin kutlandığı bir dönüm noktası olmadığını, odanın ikinci yüzyılı için yeni bir başlangıç niteliği taşıdığını ifade etti. TOBB Başkan Yardımcısı Şekib Avdagiç ise, Orhangazi’nin Türkiye ekonomisine 2 milyar dolar üzerinde katkı yaptığını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/motorinde-kademeli-otv-donemi-85331</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Motorinde kademeli ÖTV dönemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enflasyonla mücadele kapsamında motorinden alınan özel tüketim vergisinde (ÖTV) kademeli uygulamaya geçilirken, bu yakıt eşel mobil sistemi dışına çıkarıldı.</p>
<p>Konuya ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Kararla, motorinde ÖTV düzenlemesi ve eşel mobil uygulamasında değişiklik yapıldı.</p>
<p>Buna göre, bugün itibarıyla motorin üzerinden alınan ÖTV tutarı, ağustos ayının kalan kısmı için sıfır olarak uygulanacak, sonraki aylarda ise yıl sonuna kadar her ay 3'er lira artırılarak belirlenecek. Dolayısıyla ÖTV olarak eylül ayında 3 lira, ekimde 6 lira, kasımda 9 lira, aralıkta 12 lira alınacak.</p>
<p>Belirlenen ÖTV tutarı, 1 Ocak 2027 tarihinden itibaren 13,9006 lira olarak uygulanacak ve eşel mobil uygulaması öncesi seviyeye çıkarılacak.</p>
<p>Motorinde ÖTV tutarları yeniden belirlendiği için eşel mobil uygulaması, motorin türü mallar bakımından yürürlükten kaldırıldı.</p>
<p>Kararla benzin ve LPG türü mallar bakımından mevcut eşel mobil sistemi uygulamasında değişiklik yapılmadı.</p>
<p>Bu mallarda yurt içi rafineri fiyatlarında artış yaşanması durumunda, 30 Eylül'e kadar fiyat artışlarının ÖTV'den karşılanma oranı yüzde 25 olacak, yurt içi rafineri fiyatlarında indirim yaşanması durumunda ise bu indirimin tamamı kadar ÖTV tutarlarında artış uygulamasına devam edilecek.</p>
<p>Eşel mobil sistemi öncesi ÖTV tutarlarına ulaşılmasa bile bu sistem 1 Ekim itibarıyla tamamen yürürlükten kaldırılarak serbest piyasa fiyatlamasına geçilecek.</p>
<p><strong>Kararla dezenflasyon süreci destekleniyor</strong></p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanlığından edinilen bilgilere göre, uluslararası piyasalarda son dönemde yaşanan gelişmelerin etkisiyle motorinin pompa satış fiyatlarında benzine kıyasla önemli artışlar meydana geldi.</p>
<p>Kararla tüketiciler, nakliyeciler ve sanayicilerin üzerindeki fiyat baskısının azaltılması ve enflasyonla mücadele kapsamında motorin fiyatlarının aşağı çekilmesi amaçlanıyor.</p>
<p>Bu kapsamda, benzin ve LPG'de mevcut uygulamanın sürdürülmesine, motorin ÖTV'sinde ise kademeli ve kontrollü bir yaklaşım izlenmesine karar verildi.</p>
<p>Kararla, dezenflasyon sürecinin desteklenmesi yanında ekonomik aktivite ve rekabet gücü üzerindeki maliyet baskısının sınırlandırılması da hedefleniyor. Motorinin başta gıda, ulaştırma ve sanayi olmak üzere ekonominin geneline yayılan ikincil etkileri dikkate alınarak, fiyat artışlarının maliyetlere yansımasının sınırlandırılması ve Türkiye'nin rekabet gücünün korunması öngörülüyor.</p>
<p>Aynı zamanda, motorin fiyatlarında oluşabilecek aşırı dalgalanmaların enflasyon beklentilerini ve fiyatlama davranışlarını bozmasının önüne geçilmesi amaçlanıyor.</p>
<p>Bütçe disiplini ve mali sürdürülebilirlikten taviz verilmeyen uygulamayla, enflasyonla mücadele, reel sektörün rekabet gücü ve kamu maliyesi dengeleri birlikte gözetildi.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/motorinde-kademeli-otv-donemi-85331</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/yakit-benzin-mazot-motorin-utts.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile motorin üzerinden alınan ÖTV tutarı, ağustos ayının kalan kısmı için sıfır olarak uygulanacak, sonraki aylarda ise yıl sonuna kadar her ay 3&#039;er lira artırılarak belirlenecek. Motorinde ÖTV tutarları yeniden belirlendiği için eşel mobil uygulaması, motorin türü mallar bakımından yürürlükten kaldırıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/halka-arz-mi-halka-satis-mi-85310</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Halka arz mı, halka satış mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçenlerde iş dünyasının yakından tanıdığı, başarılı bir iş insanının gönderdiği notta, borsanın işleyişi ve manipülatif işlemlerle ilgili hayli radikal ama bir o kadar da tartışılması gereken öneriler vardı. Bunlardan bence en radikali, halka açılan şirketlerde halka açıklık oranının en az yüzde 80 olmasıydı.</p>
<p>İlk bakışta oran çok yüksek gibi geliyor. Ama düşününce neden olmasın? Şirket belirli bir takvim içinde gerçek anlamda ortakların iradesine açılmalı. Bütün hisselerin oy hakkı eşit olmalı. Altın hisse, imtiyazlı oy gibi düzenlemelerle patronun kontrolü küçük bir pay üzerinden korunamamalı. Hissedarlar gerektiğinde yönetim kurulunu değiştirebilmeli.</p>
<p>Çünkü hisse senedi sahipliğinin bir anlamı olmalı. Şirketin ortağıysanız, yönetime aday gösterebilmeli, kötü yönetilen bir yönetim kurulunun değişmesini sağlayabilmelisiniz.</p>
<p> </p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a7d57fe671be-1786599422.png" alt="" width="622" height="408" />
<figcaption><strong>Halka arz, şirket sahibinin vatandaşın parasına ulaşmasının kolaylaştırılması değil, vatandaşın şirkete gerçek anlamda ortak edilmesi olmalı.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Bugün çok küçük bir kârla borsanın en değerli şirketleri arasına giren, halka açıklık oranı yüzde 20'ler civarında olan bir faktoring şirketini düşünün. Şirketin çok büyük bölümü patronun elinde, küçük bölümü ise piyasada. Binlerce yatırımcının yönetimde ne kadar etkisi olabilir? Piyasa ne düşünürse düşünsün, asıl güç yine patronun elinde kalıyor.</p>
<p>Üstelik yüzde 20 halka açıklık, şirketin piyasa değerinin ve fiyatının küçük bir pay üzerinden oluşması demek. Patronun elindeki büyük hisse, yönetimde olduğu kadar piyasadaki güç dengesinde de belirleyici olabiliyor. Oysa hisselerin yüzde 80'i piyasada olsa şirketin değeri çok daha geniş bir yatırımcı kitlesinin kararıyla oluşacak, patronun ağırlığı azalacaktı. Böyle bir yapıda manipülasyon yapmak da o kadar kolay olmazdı.</p>
<p>Bence mesele tam olarak bu. Halka arz, şirket sahibinin vatandaşın parasına ulaşmasının kolaylaştırılması değil, vatandaşın şirkete gerçek anlamda ortak edilmesi olmalı. Yatırımcı hisseyi alıp satabiliyor ama şirketin yönetimine ve geleceğine etki edemiyorsa burada ortaklıktan çok seyircilik var.</p>
<p>Borsaya güveni yeniden kazandırmanın yolu, MSCI gibi yabancı kuruluşların zorlamasıyla değil, Türkiye'nin kendi yatırımcısına güven vermesiyle mümkün. Bunun yolu daha fazla reklam ve piyasa heyecanı değil; yüksek halka açıklık, eşit oy hakkı, şeffaflık ve gerçek ortaklık. Halka açılıyorsanız, gerçekten halka açılacaksınız.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/halka-arz-mi-halka-satis-mi-85310</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Halka arz, şirket sahibinin vatandaşın parasına ulaşmasının kolaylaştırılması değil, vatandaşın şirkete gerçek anlamda ortak edilmesi olmalı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kumtel-toshiba-is-birligiyle-buyumesini-hizlandiracak-85307</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kumtel, Toshiba iş birliğiyle büyümesini hızlandırmayı hedefliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Kumtel Dayanıklı Tüketim Malları Plastik Sanayi ve Ticaret AŞ, 2026 yılında üretim, ihracat ve lojistik yatırımlarını artırırken, Toshiba ile hayata geçirdiği iş birliğiyle beyaz eşya pazarındaki büyümesini hızlandırmayı hedefliyor. Şirket, geçtiğimiz yılı 12 milyar TL üzerinde bir ciro ve konsolide 6 milyar TL üzerinde ihracat ile kapattı. 2026 yılı sonu itibarıyla ise hem iç pazardaki lider konumunu pekiştirerek hem de yeni pazarlara ve kanallara yeni markalarla açılarak cirosunu bir önceki yılın üzerine hem TL bazlı hem de dolar bazlı artırmayı hedefliyor. </p>
<p>1972 yılından bu yana dayanıklı tüketim sektöründe faaliyet gösteren Kumtel, Kayseri OSB ve İncesu OSB’deki iki üretim tesisinde yıllık 7 milyon adet üretim kapasitesiyle faaliyetlerini sürdürüyor. Yaklaşık 2 bin 500 kişiye istihdam sağlayan şirketin; ankastre ürünlerden küçük ev aletlerine, beyaz eşyadan iklimlendirme ürünlerine kadar geniş bir ürün yelpazesiyle üretim gerçekleştirdiği bildirildi.</p>
<p>Toshiba ile önemli bir iş birliğine de imza atan Kumtel, çalışmalarını EKONOMİ Gazetesi’ne anlattı.</p>
<p>Kumtel Toshiba İş Birimi Başkanı Davut Taşer, şirketin sürdürülebilir büyüme stratejisinin temelinde inovasyon ve verimlilik çalışmalarının yer aldığını söyledi. Bakanlık onaylı Ar-Ge merkezinde üretim süreçlerini geliştiren otomasyon projelerinin yanı sıra enerji tasarruflu ve çevre dostu yeni nesil ürünler üzerinde çalıştıklarını belirten Taşer, "Sektördeki küresel rekabetçiliğimizi korumanın ve sürdürülebilir büyümenin temel anahtarının inovasyon olduğuna inanıyoruz. Ar-Ge merkezimizde hem üretim süreçlerinde verimliliği artıracak projeler geliştiriyor hem de akıllı teknolojilere sahip yeni nesil ürün tasarımları üzerinde çalışıyoruz. Yanı sıra bilişim alt yapımızı geliştirmek amacıyla Erciyes Teknopark’ta yer alan firmamızla projeler üretmeye devam ediyoruz" dedi.</p>
<p><strong>2025'i 10 milyar TL'nin üzerinde ciroyla kapattı</strong></p>
<p>Şirketin finansal performansına ilişkin bilgi veren Taşer, küresel pazarlardaki dalgalanmalara rağmen 2025 hedeflerini yakaladıklarını ifade etti. "2025 yılı, küresel pazarlardaki dalgalanmalara ve bölgesel krizlere rağmen bütçe hedeflerimizi yakaladığımız ve ihracat kaslarımızı güçlendirdiğimiz başarılı bir yıl oldu. 12 milyar TL üzerinde bir ciro ve konsolide 6 milyar TL üzerinde ihracat seviyesiyle kapattık. 2026 yılı sonu itibarıyla ise hem iç pazardaki lider konumumuzu pekiştirerek hem de yeni pazarlara ve kanallara yeni markalarımızla açılarak ciromuzu bir önceki yılın üzerine hem TL bazlı hem de dolar bazlı artırmayı hedefliyoruz” diye konuştu.</p>
<p><strong>"Toshiba iş birliği stratejik büyümenin merkezinde"</strong></p>
<p>Taşer, 2026 programının en önemli başlıklarından birinin Toshiba ile gerçekleştirilen iş birliği olduğunu belirterek, söz konusu anlaşmanın yalnızca distribütörlükten ibaret olmadığını vurguladı. "Toshiba ile attığımız imza sadece bir markanın Türkiye'ye getirilmesi değil; marka, lojistik, servis, stok ve kanal desteğinin tek bir motor gibi birlikte çalıştığı bütünsel bir iş modelidir. Pazara sıfırdan başlayan bilinmeyen bir marka gibi değil, tüketicinin hafızasında yer etmiş ve güven oluşturan bir marka ile giriyoruz" ifadelerini kullandı. Dayanıklı tüketim sektöründe yoğun bir marka rekabeti yaşandığını dile getiren Taşer, tüketicilerin satın alma kararında güven unsurunun her zamankinden daha önemli hale geldiğini söyledi. "Bir marka tek başına başarılı olmaz, ekosistem başarılı olur. Biz de satış ağımız, stok yönetimimiz, lojistik altyapımız ve servis organizasyonumuzla bu ekosistemi eksiksiz kuruyoruz" dedi.</p>
<p><strong>"Ulaşılabilir lüks" stratejisi</strong></p>
<p>Toshiba markasını premium algıyla ancak ulaşılabilir fiyat seviyesinde konumlandıracaklarını belirten Taşer, şirketin hedef kitlesinin kalite arayan ve satış sonrası hizmete önem veren tüketiciler olduğunu söyledi. Taşer, "En pahalı marka olmayı değil, en doğru tercih olmayı hedefliyoruz. Premium marka algısını ulaşılabilir fiyat ve güçlü hizmet anlayışıyla birleştiriyoruz. Tüketiciye yalnızca teknik özellikler sunmuyor, mutfaktan iklimlendirmeye kadar birbirini tamamlayan bir yaşam ekosistemi sunuyoruz" diye konuştu. Satış sonrası hizmetlerin marka algısındaki belirleyici rolüne dikkat çeken Taşer, "Bizim için servis bir maliyet kalemi değil, markanın ta kendisidir. Güvenin arıza anında başladığını biliyoruz. Güçlü servis ağımız, yedek parça organizasyonumuz ve hızlı kurulum altyapımızla tüketicinin yanında olacağız" dedi.</p>
<p><strong>Lojistikte TESLİMX yatırımı</strong></p>
<p>Şirketin son dönemde hayata geçirdiği en önemli yatırımlardan birinin lojistik alanında olduğunu belirten Taşer, TESLİMX markasıyla kurdukları yeni yapının operasyonel süreçlerde önemli avantaj sağlayacağını söyledi. İncesu fabrikası yatırımının etaplar halinde büyümeye devam ettiğini belirten Taşer, lojistik yatırımıyla ise üretimden son kullanıcıya kadar uzanan zinciri tek merkezden yönetmeyi hedeflediklerini ifade etti. "TESLİMX'i yalnızca bir taşımacılık şirketi olarak görmüyoruz. Bu yapı bizim için güçlü bir satış kaldıracı ve kâr koruma mekanizmasıdır. Geliştirdiğimiz yazılım altyapısıyla tüm satış kanallarını tek API üzerinden entegre ediyor, siparişten kuruluma kadar tüm süreci anlık takip edebiliyoruz" dedi. TESLİMX'in klasik teslimat modelinden farklı olarak kurulum hizmetini de kapsadığına dikkat çeken Taşer, "Kurye modeli yerine ürünü teslim eden, kurulumunu yapan ve tüketiciye kullanımını anlatan uzman ekiplerle çalışıyoruz. Böylece hem müşteri memnuniyetini artırıyor hem de hasar ve iade kaynaklı operasyonel maliyetleri önemli ölçüde azaltıyoruz" ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Beyaz eşya ve elektrikli ev aletlerinde ilk 3 marka arasına girmeyi hedefliyor</strong></p>
<p>“İlk kimliğimiz sanayicilik ve bu kimlikten vazgeçmeyeceğiz” diyerek şirketin orta ve uzun vadeli programları hakkında da paylaşımlarda bulunan Kumtel Toshiba İş Birimi Başkanı Davut Taşer, şunları söyledi: “Hem ülkemiz açısından, hem de çalışanlarımız ve tedarikçilerimiz açısından Kumtel’in üretici olarak kalabilmesi çok önemli. Pişirici grubunda bölgede önemli bir üretici kimliğimiz devam edecek. Bunun yanında Kumtel ve Luxell markalarımız bölge ülkelerde Türk markasının bayrağını taşıyan önemli değerlerimiz olacak. Hem Türkiye’de hem de bölge ülkelerde özellikle değişen, verimlilik odaklı tüm kanallarda olacağız. E-ticaret bu kanallar arasında en çok önem vereceğimiz kanallardan birisi olacak. Bütün bunları düşündüğümüzde Türkiye’de beyaz eşya ve elektrikli ev aletlerinde faaliyet gösteren ilk 3 marka/gruptan biri olmak istiyoruz. İhracat yaptığımız hedef ülkelerde de bu hedefimize olabildiğince yaklaşmak istiyoruz.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kumtel-toshiba-is-birligiyle-buyumesini-hizlandiracak-85307</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/7/1280x720/davut-taser-1786599069.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kumtel&#039;in, Toshiba ile hayata geçirdiği iş birliğiyle beyaz eşya pazarındaki büyümesini hızlandırmayı hedeflediği belirtildi. Kumtel Toshiba İş Birimi Başkanı Davut Taşer, &quot;Toshiba ile attığımız imza sadece bir markanın Türkiye&#039;ye getirilmesi değil; marka, lojistik, servis, stok ve kanal desteğinin tek bir motor gibi birlikte çalıştığı bütünsel bir iş modelidir. Pazara sıfırdan başlayan bilinmeyen bir marka gibi değil, tüketicinin hafızasında yer etmiş ve güven oluşturan bir marka ile giriyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yarinlara-kartopu-bilimsel-bilgiyi-ailelerle-bulusturan-sosyal-etki-modeli-85304</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yarınlara Kartopu: Bilimsel bilgiyi ailelerle buluşturan sosyal etki modeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çocuk gelişiminde ilk yıllar kritik. Çocukların yaşamın ilk yıllarında eşit fırsatlara erişebilmesi, yalnızca bireysel gelişimleri değil, toplumun geleceği açısından da büyük önem taşıyor. Yapı Kredi’nin Cumhuriyet’in 100. yılında erken çocukluk döneminde fırsat eşitliğini desteklemek amacıyla hayata geçirdiği Yarınlara Kartopu, kısa sürede Türkiye’nin erken çocukluk alanındaki en yaygın kurumsal toplumsal fayda projelerinden biri haline geldi.</p>
<p>Prof. Dr. Selçuk Şirin ve uzman proje ekibinin katkılarıyla geliştirilen proje bugüne kadar yaklaşık 620 bin kullanıcıya ulaştı. 320 binden fazla çocuk ve ebeveynin yaşamına dokunan Yarınlara Kartopu, dijital eğitim platformu ve saha uygulamalarıyla bilimsel bilgiyi Türkiye’nin dört bir yanındaki ailelerle buluşturuyor.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde Yapı Kredi Kurumsal İletişim Direktörü Arda Öztaşkın’ın davetiyle bir grup gazeteci olarak Kars’taydık. Projenin ayrıntılarını Prof. Dr. Selçuk Şirin’den dinledik; okul öncesi eğitmeni Derya Şirin’in aileler ve çocuklarla yaptığı uygulamaları izledik. Erken çocukluk döneminde bilişsel, sosyal ve duygusal gelişimi destekleyen uygulamaların yanı sıra ebeveynlerin çocuklarının gelişimindeki rolü, oyun temelli öğrenme ve günlük yaşamda uygulanabilecek yöntemler hakkında bilgi aldık.</p>
<p><strong>Kurumsal süreklilik: Eğitim, kültür, sanat ve yayıncılık</strong></p>
<p>Yarınlara Kartopu’nun arkasındaki kurumsal yaklaşımın kökleri oldukça geriye gidiyor. Yapı Kredi, uzun yıllardır sanat, kültür ve eğitime destek veren; farklı alanlarda toplumsal fayda projeleri geliştiren bir kuruluş.</p>
<p>Yapı Kredi Kurumsal İletişim Direktörü Arda Öztaşkın, bu yaklaşımın kurumun kuruluşundan bu yana devam ettiğini vurguluyor: “<em>Kurucumuz Kâzım Taşkent’in, ‘Bizim gibi büyük kuruluşların iki görevi vardır. Birincisi, kendi iştigal konuları ile ilgili görevleri; ikincisi ise topluma karşı olan görevleridir.’ sözü bugün de bize yol göstermeye devam ediyor.</em>”</p>
<p>Çocuklara ve toplumsal gelişime yönelik yaklaşımın önemli kilometre taşlarından biri de 1945’te yayın hayatına başlayan Doğan Kardeş dergisi. 1945-1978 arasında kesintisiz yayımlanan, daha sonra 1988-1993 arasında yeniden okurlarla buluşan dergi; çocuk sineması, sanat gösterileri, yarışmalar ve kitaplarla yalnızca bir yayın değil, aynı zamanda bir eğitim ve kültür platformu işlevi gördü.</p>
<p>Bugün de burslardan akademik işbirliklerine, ‘Okuyorum Oynuyorum’dan eğitime destek çalışmalarına kadar farklı kanallarla eğitim alanındaki faaliyetler sürdürülüyor. Kurumun eğitim yaklaşımı; çocukların kendilerini ifade edebilmesi, okuduklarını ve dinlediklerini anlayıp yorumlayabilmesi ve yaratıcı bireyler olarak yetişmesi hedefi üzerine kuruluyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a7d510f59f23-1786597647.jpg" alt="" width="700" height="472" />
<figcaption>
<p><strong>Soldan Sağa: </strong>Yapı Kredi Medya İlişkileri ve İtibar Yönetimi Yönetmeni Fatma Kahraman, Yapı Kredi Medya İlişkileri ve İtibar Yönetimi Müdürü Öykü Baloğlu, Prof. Dr. Selçuk Şirin,  Yapı Kredi Kurumsal İletişim Direktörü - Arda Öztaşkın, Okul Öncesi Eğitmeni Derya Şirin, Yapı Kredi Stratejik İletişim Müdürü Nilay Karahan</p>
</figcaption>
</figure>
<p><strong>“Erken çocukluk dönemine yapılan yatırım, ülkemizin geleceğine yapılan yatırımdır”</strong></p>
<p>Yapı Kredi Kurumsal İletişim Direktörü Arda Öztaşkın’a göre Yarınlara Kartopu, kurumun toplumsal kalkınmaya katkı sağlama anlayışının önemli yansımalarından biri. Projenin bugün yüz binlerce aileye ulaşan ve bilimsel bilgiye erişimi kolaylaştıran bir sosyal etki platformuna dönüştüğünü belirtiyor.</p>
<p>Prof. Dr. Selçuk Şirin ise erken çocukluk dönemine yatırımın yalnızca çocuklara yönelik olmadığını, ebeveynleri doğru ve güvenilir bilgiyle güçlendirmenin de sürecin önemli bir parçası olduğunu söylüyor. Şirin’in yaklaşımında çocukların ilk ve en önemli öğretmenleri ebeveynleri. Dolayısıyla çocukların gelişimini desteklemek, ailelerin de doğru bilgiye erişebilmesini gerektiriyor. Yarınlara Kartopu’nun temel yaklaşımı da bilimsel bilgiyi akademinin sınırları içinde bırakmadan ailelerin günlük yaşamına taşımak.</p>
<p><strong>Yarınlara Kartopu’nu güçlü bir sosyal etki modeline dönüştüren 9 unsur</strong></p>
<p>620 bin kullanıcı önemli bir ölçek. Ancak sosyal etkinin gücünü yalnızca erişilen kişi sayısıyla ölçmek yeterli değil. Yarınlara Kartopu’nun dikkat çekici yanı; bilimsel altyapıyı, dijital erişimi, yüz yüze uygulamaları, gönüllülüğü ve ölçülebilir sonuçları aynı model içinde buluşturması.</p>
<ol>
<li><strong> Doğru problem tanımı: Erken çocukluk döneminin kritikliği</strong></li>
</ol>
<p>Erken çocukluk dönemine yapılan yatırım, çocukların yaşamı ve toplumların geleceği açısından en yüksek getiriyi sağlayan yatırımlardan biri. Prof. Dr. Selçuk Şirin’in dikkat çektiği gibi, bilimsel araştırmalar beyin gelişiminin büyük bölümünün yaşamın ilk altı yılında gerçekleştiğini gösteriyor. Dil gelişiminden problem çözme becerilerine, sosyal ve duygusal gelişimden öğrenme kapasitesine kadar pek çok yetkinliğin temeli bu dönemde atılıyor.</p>
<p>Yarınlara Kartopu, bu içgörüden yola çıkarak okul öncesi eğitime destek olmayı hedefliyor.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Net hedef: Çocuğu desteklerken ebeveyni güçlendirmek</strong></li>
</ol>
<p>Proje, erken çocukluk döneminde çocukların bilişsel, sosyal ve duygusal gelişimini desteklemek amacıyla ebeveynlere konunun önemini ve oyun temelli öğrenme yaklaşımının yararlarını anlatıyor. Günlük hayatta uygulanabilecek gelişim destekleyici yöntemler sunuyor.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Net hedef kitle: 0-6 yaş grubu çocuğu olan aileler</strong></li>
</ol>
<p>Prof. Dr. Selçuk Şirin’in en büyük hayali, Türkiye’de doğan her çocuğun okula başladığı gün kendini rahatça ifade edebilmesi, öğretmenini anlayabilmesi ve potansiyelini gerçekleştirebilecek güçlü bir başlangıç yapabilmesi. Bunun yolunun ise çocuk kadar aileyi de güçlendirmekten geçtiğini söylüyor.</p>
<p>“Bunun yolu, çocuk kadar aileyi de güçlendirmekten geçiyor. Aileyi güçlendiren her yatırımın, çocuğun geleceğine yapılan yatırım olduğuna inanıyorum” diyen Şirin, Yarınlara Kartopu’nu da bu açıdan uzun soluklu bir yatırım olarak değerlendiriyor.</p>
<ol start="4">
<li><strong> Bilimsel altyapı</strong></li>
</ol>
<p>Yarınlara Kartopu’nun önemli farklarından biri bilimsel içeriği merkeze alması. Dijital eğitim platformunda alanında uzman akademisyenler tarafından hazırlanan, toplam süresi 18 saati aşan 212 eğitim videosu, podcast’ler ve eğitim materyalleri bulunuyor. İçerikler ücretsiz olarak ailelerin kullanımına sunuluyor.</p>
<p>Dijital içeriklerin yanı sıra farklı bölgelerde düzenlenen organizasyonlarla ebeveynlerin uygulamaları yerinde görmesi ve uzmanlarla buluşması sağlanıyor.</p>
<ol start="5">
<li><strong> Hibrit model</strong></li>
</ol>
<p>Dijital yapı, projenin geniş bir kitleye ulaşmasını sağlıyor. Ancak model yalnızca ekrandan ibaret değil.</p>
<p>Eğitim videolarını tamamlayan ailelere eğitim kitleri sunuluyor. Kitaplar ve oyun malzemeleri ebeveynleri sürece dahil ederken, Yapı Kredi gönüllülerinin de katıldığı atölyeler ve uzman buluşmaları ailelere yüz yüze öğrenme deneyimi sunuyor.</p>
<ol start="6">
<li><strong> Erişilebilirlik</strong></li>
</ol>
<p>Bir projenin kaç kişiye ulaştığı kadar, kullanıcıların içerikle nasıl bir ilişki kurduğu da önemli. Yarınlara Kartopu’nda ortalama kullanım süresinin 32 saat olması, 320 binden fazla çocuğun sisteme dahil olması ve 85 binden fazla çocuğun proje sürecini tamamlaması, erişimin ötesinde sürekliliğe işaret ediyor.</p>
<ol start="7">
<li><strong> Çok katmanlı fayda: Aileyi güçlendirmek</strong></li>
</ol>
<p>Çocukların gelişiminde ebeveynleriyle kurdukları ilişkinin rolü büyük. Yarınlara Kartopu, ebeveynlere çocuklarıyla birlikte oyun oynamanın, konuşmanın ve kitap okumanın günlük yaşamın doğal bir parçası haline gelebileceğini gösteriyor.</p>
<p>Böylece yalnızca çocuğun öğrenme ortamı güçlenmiyor; ebeveynlerin çocuklarının gelişimine ilişkin farkındalıkları da artıyor.</p>
<p>Kars’taki buluşmada genç babaların bebekleri kucaklarında etkinlikleri ve Prof. Dr. Selçuk Şirin’in sunumunu ilgiyle takip etmeleri dikkat çekiciydi. Web sitesinde 23.291 babanın üye olması, babaların toplam üyelerin yüzde 22’sini oluşturması da bu katılımın bir başka göstergesi. Yapı Kredi’nin geçmişte AÇEV işbirliğiyle gerçekleştirdiği “Babalar Değişiyor Toplum Değişiyor” çalışması da bu yaklaşımın önceki örneklerinden biri.</p>
<ol start="8">
<li><strong> Gönüllülük hareketi</strong></li>
</ol>
<p>Projenin sahadaki yaygınlaşmasında Yapı Kredi Gönüllüleri de aktif rol üstleniyor. Bugüne kadar 1000 Yapı Kredi Gönüllüsü Yarınlara Kartopu eğitimi aldı. 200’ü aşkın atölye gerçekleştirildi; projenin bilimsel içerikleri farklı şehirlerde çocuklar ve ebeveynlerle yüz yüze buluştu.</p>
<ol start="9">
<li><strong> Ölçeklenebilirlik</strong></li>
</ol>
<p>Yarınlara Kartopu’nun ölçeğini gösteren veriler dikkat çekici. Belirli sayıda eğitim videosunu tamamlayan ailelere sunulan eğitim setlerinin sayısı 110 bine ulaştı. Platforma yaklaşık 620 bin kullanıcı üye oldu; 320.185 çocuk sisteme kaydoldu. Projeye dahil olan çocukların yaş ortalaması 2,87 olarak gerçekleşti. Altı yaş sınırını aşarak projeden “mezun” olan çocukların sayısı ise 85.645.</p>
<p><strong>Uzun vadeli ekonomik ve toplumsal getiri</strong></p>
<p>Erken çocukluk dönemine yapılan yatırımın etkisi yalnızca bugünün çocuklarıyla sınırlı değil. Bu dönemde kazanılan beceriler, ilerleyen yıllardaki öğrenme kapasitesinden sosyal becerilere kadar pek çok alanı etkiliyor. 21. yüzyıl yetkinlikleriyle donanmış gençler, Türkiye’nin ekonomik ve toplumsal geleceğinin en önemli unsurlarından biri olacak. Bu açıdan Yarınlara Kartopu, erken insan sermayesine yapılan yatırımın nasıl somut bir sosyal etki modeline dönüşebileceğini gösteren örneklerden biri.</p>
<p>Kartopu isminin gücü de burada yatıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yarinlara-kartopu-bilimsel-bilgiyi-ailelerle-bulusturan-sosyal-etki-modeli-85304</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/4/1280x720/6-1786597737.PNG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yarınlara Kartopu: Bilimsel bilgiyi ailelerle buluşturan sosyal etki modeli ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/guneydogu-ihracatcisinin-gelecegi-icin-baskentte-kritik-temaslar-85348</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GAİB heyetinden Ankara temasları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri (GAİB) Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği heyeti, Ankara’da bir dizi temaslarda bulundu. Birlik Başkanı Celal Kadooğlu öncülük ettiği heyet, temasları kapsamında Ticaret Bakan Yardımcıları Özgür Volkan Ağar ve Mustafa Tuzcu ile Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Ahmet Bağcı’yı makamlarında ziyaret etti.</p>
<p>Ziyaretlerde sektörü ilgilendiren güncel konular ve önümüzdeki döneme ilişkin planlar üzerine görüş alışverişinde bulunuldu. Heyet, bölge ihracatçısının çantasındaki hayati meseleleri ve çözüm önerilerini içeren kapsamlı dosyaları bakanlıklara sundu.</p>
<p><strong>Güneydoğu ihracatçısı için kapsamlı rapor masada</strong></p>
<p>Toplantılarda söz alan GAİB Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Celal Kadooğlu, Güneydoğulu ihracatçıların küresel pazarlarda ve özellikle bölge ülkeleriyle yapılan ticarette karşılaştığı tüm saha dinamiklerini ve operasyonel aksaklıkları aktardı. Ticaret Bakan Yardımcıları Özgür Volkan Ağar ve Mustafa Tuzcu’ya sunulan dosyada, Bölgesel ve jeopolitik riskler, Suriye pazarı, Irak ticaretindeki saha sorunları, küresel rekabet gücünü artıracak talepler gibi kritik başlıklar öne çıkarıldı. Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Ahmet Bağcı’ya yapılan ziyarette ise sektörel genel konuların yanı sıra yine Karadeniz’de tırmanan güvenlik risklerinin ülkemizin tahıl ve ham yağ tedarik zincirine etkilerini içeren özel rapor sunuldu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7d97c824b18-1786615752.jpeg" alt="" width="700" height="427" /></p>
<p><strong>Bakanlıklardan güçlü destek mesajı</strong></p>
<p>Ziyaret ve görüşmelerden duyulan memnuniyeti vurgulayan Bakan Yardımcıları, Türkiye’nin ihracat vizyonunun teminatı olan üreticilerin ve tüccarların her zaman arkasında olduklarını belirtti. Dile getirilen sorunların ve dosyalanan taleplerin çözümü adına gerekli tüm diplomatik, bürokratik ve teknik girişimlerin kararlılıkla sürdürüleceği ifade edilerek, devletin tüm imkânlarıyla Türk ihracatçısının yanında olmaya devam edeceği vurgulandı.</p>
<p><strong>Çin çıkarmasından Başkent Zirvesi’ne</strong></p>
<p>Ankara temasları sonrası değerlendirmelerde bulunan Birlik Başkanı Celal Kadooğlu, Türk ürünlerinin global pazarlardaki payını artırmak, mevcut pazarlarda hakimiyet kurmak ve pazar yelpazesini genişletmek amacıyla durmaksızın çalıştıklarını dile getirdi. Kadooğlu, şunları söyledi: "Dünyanın her köşesinde Türk bayrağını gururla dalgalandırmak için sahadayız. Çin'de elde ettiğimiz tarihi başarının ardından, yönetim kurulumuzla birlikte Ankara temaslarımız kapsamında Ticaret Bakan Yardımcılarımız Sayın Özgür Volkan Ağar ve Sayın Mustafa Tuzcu ile Tarım ve Orman Bakan Yardımcımız Sayın Ahmet Bağcı’yı ziyaret ettik. Bölge ihracatçımızın gerek jeopolitik gelişmeler gerekse de finansal ve lojistik süreçlerde yaşadığı sorunları ve talepleri içeren detaylı raporlarımızı kendilerine sunduk. Temaslarımızdan aldığımız olumlu dönüşler önümüzdeki süreçte ülkemiz adına gerçekleştirdiğimiz ihracatımızın artması yönünde bizler için büyük moral kaynağı olmuştur. Ülkemizin üretim ve ihracat gücünü daha yukarılara taşımak adına Ankara ile koordineli çalışmamızı kararlılıkla sürdüreceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/guneydogu-ihracatcisinin-gelecegi-icin-baskentte-kritik-temaslar-85348</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/8/1280x720/guneydogu-ihracatcisinin-gelecegi-icin-baskentte-kritik-temaslar-1786615772.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ GAİB Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Celal Kadooğlu, &quot;Çin&#039;de elde ettiğimiz tarihi başarının ardından, yönetim kurulumuzla birlikte Ankara temaslarımız kapsamında Ticaret Bakan Yardımcılarımız Sayın Özgür Volkan Ağar ve Sayın Mustafa Tuzcu ile Tarım ve Orman Bakan Yardımcımız Sayın Ahmet Bağcı’yı ziyaret ettik. Bölge ihracatçımızın gerek jeopolitik gelişmeler gerekse de finansal ve lojistik süreçlerde yaşadığı sorunları ve talepleri içeren detaylı raporlarımızı kendilerine sunduk.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/dijitallesme-10-yilda-toplumun-geneline-yayildi-85316</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dijitalleşme, 10 yılda toplumun geneline yayıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması’nın 2017-2026 yılı verileri, Türkiye’nin son 10 yılda internet kullanımı, e-devlet entegrasyonu ve e-ticaret alışkanlıklarında yaşadığı yapısal değişimi ortaya koydu. Aradan geçen süreçte altyapı erişiminden tüketim pratiklerine kadar dijitalleşme, toplumun geneline yayılırken, 16-74 yaş grubundaki bireylerde 2017 yılında yüzde 66,8 seviyesinde olan internet kullanım oranı, 2022 yılında yüzde 85’e, 2026 yılında ise yüzde 92,3’e tırmandı. Bu süreçte cinsiyetler arasındaki dijital makas da hızla kapandı. 2017’de erkeklerde yüzde 75,1, kadınlarda yüzde 58,7 olan kullanım oranları; 2026’ya gelindiğinde erkeklerde yüzde 94,8’e, kadınlarda ise yüzde 89,9’a ulaştı. Böylece 10 yıl önce 16,4 puan olan cinsiyetler arası fark 4,9 puana kadar geriledi.</p>
<h2>Güneydoğu, İstanbul’a yetişmek üzere </h2>
<p>Bilişim altyapısının yaygınlaşmasıyla birlikte hanelerin evden internete erişim imkanı 2017’deki yüzde 80,7 seviyesinden 2022’de yüzde 94,1’e, 2026’da ise yüzde 96,9’a yükseldi. Bölgesel verilere göre, hanelerde internet erişim oranında yüzde 99,6 ile İstanbul zirvedeki yerini korurken, en büyük sürprizi Güneydoğu Anadolu yaptı. 2017’de yüzde 71,5 ile alt sıralarda yer alan Güneydoğu Anadolu, 10 yılda 26,3 puanlık sıçramayla erişim oranını yüzde 97,8’e çıkararak İstanbul’un ardından ikinci sıraya yerleşti. Ege yüzde 97,5 ile üçüncü sırada yer alırken, internet erişim oranının en düşük kaldığı bölgeler ise yüzde 93,1 ile Kuzeydoğu Anadolu, yüzde 93,6 ile Doğu Karadeniz ve yüzde 93,7 ile Batı Karadeniz oldu. </p>
<h2>E-devlet’i en çok gençler kullandı </h2>
<p>Kamu hizmetlerinin dijitalleşme hızı da istatistiklere yansıdı. İnternet üzerinden e-devlet hizmetlerinden yararlanan bireylerin oranı 2017’deki yüzde 42,4 seviyesinden 2022’de yüzde 68,7’ye, 2026’da ise yüzde 76’ya yükseldi. Kullanım amaçları incelendiğinde bireylerin e-devleti artık bir bilgi edinme portalından ziyade doğrudan işlem merkezi olarak kullandığı görüldü. Nitekim 2017’de ilk sırada yer alan bilgi edinme faaliyetinin aksine, 2026 verilerinde ilk sırayı yüzde 65,6 ile kişisel bilgilere erişim alırken, bunu yüzde 52,6 ile randevu alma işlemleri ve yüzde 45,7 ile bilgi edinme takip etti. Yaş gruplarında ise en yüksek e-devlet kullanımı yüzde 93 ile 25-34 yaş aralığında gerçekleşti.</p>
<h2>E-ticaret, tarihi zirvede </h2>
<p>Tüketim pratiklerinde en radikal dönüşüm ise e-ticaret kanalında yaşandı. 2004 yılında Türkiye’de internet üzerinden alışveriş yapanların oranı yüzde 0,88 ile yüzde 1’in bile altındayken, 2017’de yüzde 24,9’a, 2026 yılında ise yüzde 60’a ulaşarak tarihi bir rekor kırdı. Genel e-ticaret oranlarında erkekler yüzde 63,4, kadınlar ise yüzde 56,6 ile öne çıksa da, ‘son 3 ayda aktif sipariş verenler’ dikkate alındığında cinsiyetler arası makas tamamen kapandı. 2017’de son 3 ayda internetten alışveriş yapan erkeklerin oranı yüzde 17,1, kadınların yüzde 13,2 seviyesindeyken; 2026’da erkeklerde yüzde 48,4, kadınlarda ise yüzde 48,2 olarak gerçekleşti. E-ticarette en çok tercih edilen ürün gruplarında giyim, ayakkabı ve aksesuar yüzde 71,3 ile ilk sırada yer alırken, bunu yüzde 50,2 ile hazır yemek teslimatları ve yüzde 41,9 ile gıda ürünleri takip etti. Dijital içerik tarafında ise yüzde 26,4 ile film ve dizi izleme platformu abonelikleri başı çekti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İnternet üzerinden ‘öğrenme’ye hâlâ uzağız</span></h2>
<p>Sosyal medya ve mesajlaşma uygulamalarındaki ivme de son yıllarda artarak sürdü. 2022 yılında yüzde 82 olan WhatsApp kullanımı 2026’da yüzde 90’a çıkarken, YouTube kullanımı yüzde 67,2’den yüzde 77,6’ya, Instagram kullanımı ise yüzde 57,6’dan yüzde 71,1’e tırmandı. Öte yandan dijitalleşme hane içi teknolojilere de yansıdı. 2026 itibarıyla internet kullanan bireylerin yüzde 62’si internet bağlantılı TV, yüzde 18,6’sı robot süpürge ve akıllı ev aletleri, yüzde 16,7’si ise giyilebilir teknolojiler kullandığını belirtti. İnternet üzerinden öğrenme faaliyeti gerçekleştirenlerin oranı ise 2022’deki yüzde 15,9 seviyesinden yüzde 22,9’a yükseldi. Tüketicilerin donanım satın alma tercihlerinde yüzde 89,3 ile fiyat ilk sırada yer alırken, donanım özellikleri yüzde 74,7 ve cihazın enerji verimliliği yüzde 69,9 oranında bir kriter olarak öne çıktı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/dijitallesme-10-yilda-toplumun-geneline-yayildi-85316</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/0/1280x720/bilgisayar-1746772139.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK verilerine göre, 16-74 yaş grubundaki bireylerde 2017&#039;de yüzde 66,8 seviyesinde olan internet kullanım oranı, 2022&#039;de yüzde 85’e, 2026&#039;da ise yüzde 92,3’e çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/omtec-otomotive-honda-access-europedan-mukemmel-performans-odulu-85324</guid>
            <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> OMTEC Otomotiv’e Honda Access Europe’tan ödül</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa’da otomotiv aksesuarları alanında faaliyet gösteren OMTEC Otomotiv, dünyanın önde gelen otomotiv üreticilerinden Honda tarafından ödüllendirildi.</p>
<p>Honda Access Europe’un her yıl düzenlediği Honda Access Europe Supplier Forum kapsamında verilen “Award in Appreciation of Excellent Performance” (Mükemmel Performans Ödülü), kalite, lojistik, proje geliştirme ve maliyet yönetimi kriterlerinde üstün başarı gösteren tedarikçilere takdim ediliyor.</p>
<p>Bu yıl Türkiye’den prestijli ödüle layık görülen şirketler arasında OMTEC Otomotiv de yer aldı. OMTEC Otomotiv, ödülünü Honda Access Europe Genel Merkezi’nin bulunduğu Belçika’nın Aalst kentinde düzenlenen tedarikçi forumunda teslim aldı. Ödül, şirketin uluslararası kalite standartları, zamanında teslimat performansı ve sürdürülebilir tedarik zinciri yönetimindeki başarısının yanı sıra küresel OEM üreticileriyle kurduğu uzun soluklu iş birliklerinin de önemli bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.</p>
<h2>“30 yıllık emeğimiz uluslararası bir ödülle taçlandı”</h2>
<p>OMTEC Otomotiv Genel Müdürü Enis Özerdem, ödülü Honda Access Europe Başkanı Makoto Nakajo’nun elinden almanın kendileri için büyük bir gurur olduğunu söyledi.</p>
<p>Honda Access Europe’a duydukları güven ve takdir için teşekkür eden Özerdem, “Bu ödül, kalite, yenilikçilik ve güçlü iş ortaklıkları anlayışımızı daha da ileri taşımamız için önemli bir motivasyon kaynağı oldu. Kuruluşumuzun 30. yılında böylesine prestijli bir uluslararası ödüle layık görülmek bizim için ayrı bir anlam taşıyor.” dedi. Ürünlerini başta Avrupa, Amerika ve Kuzey Afrika olmak üzere çok sayıda ülkeye ihraç ettiklerini belirten Özerdem, global otomotiv üreticileriyle OEM iş birliklerini her geçen yıl güçlendirdiklerini ifade etti. Yenilikçi ve sürdürülebilir ürünlerinin dünya markalarının resmi satış kanalları üzerinden son kullanıcılara ulaştığını kaydeden Özerdem, “Bugün aldığımız bu ödül, ekip olarak ortaya koyduğumuz özverili çalışmanın ve kaliteli üretim anlayışımızın uluslararası ölçekte takdir edildiğinin göstergesidir. Honda Access Europe’dan aldığımız bu ödül hem OMTEC Otomotiv hem de Bursa sanayisi adına önemli bir gurur kaynağıdır” diye konuştu. Sektör temsilcileri, Honda Access Europe tarafından verilen bu ödülün yalnızca tedarik performansını değil, aynı zamanda Türk otomotiv yan sanayisinin küresel üretim ağlarındaki güvenilirliğini ve rekabet gücünü de ortaya koyduğunu değerlendiriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/omtec-otomotive-honda-access-europedan-mukemmel-performans-odulu-85324</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/2/4/1280x720/omtec-otomotive-honda-access-europedan-mukemmel-performans-odulu-1786605339.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa merkezli otomotiv aksesuar üreticisi OMTEC Otomotiv, Honda Access Europe tarafından kalite, lojistik, proje geliştirme ve maliyet yönetimi alanlarındaki performansıyla “Mükemmel Performans Ödülü”ne layık görüldü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atsonun-ilk-kadin-baskan-adayi-oz-antalya-is-dunyasi-bugun-bulundugu-noktadan-cok-daha-fazlasini-hak-ediyor-85289</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 23:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hatice Öz: Antalya iş dünyası bulunduğu noktadan çok daha fazlasını hak ediyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası’nın (ATSO) Yönetim Kurulu Üyesi ve Başkan adayı Hatice Öz, ekim-kasım aylarında yapılması planlanan ATSO seçimlerine hazırlık amacıyla Aspendos bulvarında seçim koordinasyon merkezinin açılışını gerçekleştirdi.</p>
<p>Daha verimli, daha güçlü, daha dijital ve daha zengin bir Antalya iş dünyasına taşıyacak yolun ilk adımlarını attıklarını belirten ATSO’nun ilk kadın başkan adayı Öz, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Yıllardır iş dünyasının içerisindeyiz. Üretenin, risk alanın, istihdam sağlayan sanayicinin, turizmcinin, tüccarın ve esnafın karşılaştığı sorunları da, bu sorunların çözüm yollarını da çok iyi biliyoruz. Antalya; girişimciliğiyle, üretimiyle, ticaretiyle devasa bir potansiyele sahip. İnanıyoruz ki, Antalya iş dünyası bugün bulunduğu noktadan çok daha fazlasını hak ediyor. Sahayı geziyoruz, üyelerimizi dinliyoruz. Turizmci 12 ay iş yapmak istiyor, çeşitlilik istiyor, sanayici rekabet gücünü artırmak istiyor, nitelikli iş gücü istiyor, ihracatçı dünya pazarlarına açılmak istiyor, KOBİ’lerimiz finansmana daha kolay erişmek istiyor, kayıt dışı ekonomiyle mücadele istiyor. Bütün bu talepler tek bir gerçeği işaret ediyor. Antalya iş dünyası artık hakkını istiyor.’’</p>
<p>Antalya’nın, hakkını, emeğinin karşılığını almak, fırsatlara erişim eşitliği ve güçlü temsil edilmek olduğunu vurgulayan Öz, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’İşte bu yüzden diyoruz ki: Antalya’nın hakkı güçlü ATSO. Önümüzdeki ATSO başkanlık seçimleri, değişen dünyaya, yapay zekâya, dijitalleşmeye ve yeşil dönüşüme hazırlanan yeni nesil bir kurum olma seçimidir. ATSO artık sadece evrak onaylayan, rutin işlemleri yürüten bir yer olamaz. Bizler, üyesine yol gösteren, ihracatta ön açan, finansmana erişimi kolaylaştıran ve kent ekonomisinin önümüzdeki 10 yılını planlayan şeffaf, katılımcı ve hesap verebilir bir yönetim anlayışını hayata geçireceğiz. Bu seçim koordinasyon merkezi, ortak aklın, birlikte yönetmenin ve Antalya iş dünyası geleceğini planlamanın ana karargâhı olacaktır. Burası sadece bizim değil; derdi Antalya olan, üretmek isteyen, fikri olan her bir üyemizin, her bir yol arkadaşımızın evidir.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atsonun-ilk-kadin-baskan-adayi-oz-antalya-is-dunyasi-bugun-bulundugu-noktadan-cok-daha-fazlasini-hak-ediyor-85289</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/9/1280x720/atsonun-ilk-kadin-baskan-adayi-oz-antalya-is-dunyasi-bugun-bulundugu-noktadan-cok-daha-fazlasini-hak-ediyor-1786567506.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Ticaret ve Sanayi Odası’nın ilk kadın başkan adayı Hatice Öz, üretenin, risk alanın, istihdam sağlayan sanayicinin, turizmcinin, tüccarın ve esnafın karşılaştığı sorunları ve çözüm yollarını da çok iyi bildiğini belirterek, ‘’Antalya iş dünyası bugün bulunduğu noktadan çok daha fazlasını hak ediyor’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-osb-5-tevsi-alaninda-altyapi-tamamlaniyor-85288</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 23:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antalya OSB&#039;de altyapı tamamlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Tarım ve turizm sektörlerinin lokomotifi olan ve nüfusu her geçen gün daha da artan Antalya’da aynı zamanda çevreye duyarlı sanayi bölgesi de büyümeye devam ediyor.</p>
<p>Antalya Organize Sanayi Bölgesinde geçen yıl nisan ayında ihale edilen 108 bin 852 metrekare büyüklüğündeki 5. Tevsii alanı altyapısının yüzde 90 tamamlandığı, 4 fabrikanın ise üretim için çalışmalara başladığı öğrenildi.</p>
<p>Antalya Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Hasanali Gönen, Antalya OSB’nin her geçen gün daha da gelişerek büyümesini sürdürdüğünü söyledi. Gönen, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’5. genişleme alanı ile birlikte Antalya OSB toplam 781 hektar alana ulaşmış olacak. 5. tevsi alanı altyapı çalışmalarının tamamlanmasıyla bu alanda 250’ye yakın fabrika ve işletme kurulacak. Antalya OSB’nin büyüme hedefleri doğrultusunda hayata geçirilen 5. Tevsi Alanında altyapı yatırımları tamamlanma aşamasına geldi. Eş zamanlı olarak sürdürülen çalışmalarla alanın sanayi yatırımlarına hazır hale getirilmesi yönünde önemli bir mesafe kat edildi.’’</p>
<p>Proje kapsamında içme suyu şebekesi ve parsel bağlantıları ile yangın hidrantları ve vana bağlantılarının tamamının bitirildiğini ifade eden Gönen, ‘’Kanalizasyon ve yağmur suyu altyapısında ana imalatlar tamamlanırken, son montaj çalışmalarına geçildi. Atıksu terfi hattının yapımı ve testleri de tamamlanırken, terfi merkezinde çatı, mekanik ve elektrik bağlantılarına yönelik çalışmalar devam ediyor’’ dedi.</p>
<p>Elektrik altyapısı kapsamında da önemli bir aşamanın tamamlandığını anlatan Hasanali Gönen, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’36 kV modüler hücreler ile SCADA haberleşme panolarının, Elektrik Dağıtım Merkezi Yerleşim Projesi’ne uygun şekilde dağıtım merkezlerine yerleştirilmesi tamamlandı. Beş elektrik dağıtım merkezine toplam 59 adet 36 kV modüler hücrenin montajı gerçekleştirildi. Elektrik dağıtım merkezlerinin ana imalatları tamamlanma noktasına gelirken, elektrik ve telekom altyapısındaki kalan bağlantı, montaj ve devreye alma çalışmaları sürdürülüyor. Alanı çevreleyen betonarme duvar ve güvenlik çiti imalatlarının tamamlandığı 5. Tevsi Alanı’nda yol çalışmalarında da son aşamaya geçildi. Sathi kaplama ve yol temel tabakası çalışmalarının tamamlanmasıyla birlikte bölgenin ulaşım altyapısı da yatırıma hazır hale getirilecek.’’</p>
<p><strong>Ağustos ayın içinde tamamlanacak</strong></p>
<p>Gönen, 5. Tevsi Alanının altyapı çalışmalarının yüzde 90’ının tamamlandığını anımsatarak, ‘’Sahadaki çalışmalar planlanan takvim doğrultusunda hızla sürerken, Ağustos ayı içerisinde tüm imalatların tamamlanarak alanın altyapı yönünden sanayi yatırımlarına hazır hale getirilmesi hedefleniyor’’ dedi.</p>
<p>Antalya OSB 5. Tevsi alanını altyapı çalışmalarının tamamlanmasıyla bu bölgede yaklaşık 250 fabrika ve tesisin faaliyete başlaması öngörülüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-osb-5-tevsi-alaninda-altyapi-tamamlaniyor-85288</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/8/1280x720/antalya-osb-5-tevsi-alaninda-altyapi-tamamlaniyor-1786567391.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Organize Sanayi Bölgesinde 5. genişleme alanı altyapı çalışmalarının yüzde 90’ının tamamlandığı bildirildi. Antalya OSB Yönetim Kurulu Başkanı Hasanali Gönen, &quot;5. genişleme alanı ile birlikte Antalya OSB toplam 781 hektar alana ulaşmış olacak. 5. tevsi alanı altyapı çalışmalarının tamamlanmasıyla bu alanda 250’ye yakın fabrika ve işletme kurulacak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gebze-belediyesi-iso-50001-enerji-yonetim-sistemi-sertifikasini-aldi-85280</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 15:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gebze Belediyesi ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi Sertifikası&#039;nı aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Gebze Belediyesinin, kaynakların verimli kullanılması, enerji performansının sürekli iyileştirilmesi ve çevre odaklı hizmet anlayışı doğrultusunda yürüttüğü çalışmalar sonucunda, uluslararası geçerliliğe sahip ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi Sertifikası’nı almaya hak kazandığı bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, kurulan sistemle birlikte enerji tüketimlerinin anlık olarak takip edilmesi, enerji performansının düzenli şekilde değerlendirilmesi ve tasarruf fırsatlarının belirlenmesi sağlanacak.</p>
<p>Gebze Belediyesi, Kocaeli ilçe belediyeleri arasında ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi Sertifikası’nı alan ilk belediye oldu. </p>
<p>ISO 50001 standardı doğrultusunda oluşturulan enerji yönetim sistemiyle birlikte, enerji kullanımının yalnızca izlenmesi değil, elde edilen veriler doğrultusunda sürekli iyileştirilmesi ve verimlilik çalışmalarının sistematik hale getirilmesi hedefleniyor.</p>
<p>Açıklamada, "Sistem kapsamında ana hizmet binasının enerji kullanımı düzenli olarak takip edilirken, belediyenin saha tesisleri ve hizmet noktalarındaki enerji tüketimleri de sistematik şekilde izlenecek. Toplanan veriler üzerinden enerji performans göstergeleri değerlendirilerek yüksek tüketim noktaları belirlenip, tasarruf potansiyelleri analiz edilerek gerekli iyileştirme çalışmaları planlanacak." denildi.  </p>
<p>Gebze Belediyesi, ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi ile birlikte enerji tüketiminin azaltılmasını, kaynakların daha verimli kullanılmasını ve belediye hizmetlerinde çevresel sürdürülebilirliğin güçlendirilmesini amaçlıyor.</p>
<p>Alınan uluslararası sertifikanın, Gebze Belediyesi’nin hizmet üretirken kaynakları etkin kullanma ve gelecek nesillere daha yaşanabilir bir kent bırakma hedefi doğrultusunda yürüttüğü çalışmaların kurumsal bir standartla güvence altına alındığını ortaya koyduğu vurgulandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gebze-belediyesi-iso-50001-enerji-yonetim-sistemi-sertifikasini-aldi-85280</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/0/1280x720/gebze-belediyesi-iso-50001-enerji-yonetim-sistemi-sertifikasini-aldi-1786538761.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gebze Belediyesi, uluslararası geçerliliğe sahip ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi Sertifikası’nı almaya hak kazandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiye-suriye-ticaretinde-yeni-donem-nusaybin-kamisli-sinir-kapisi-aciliyor-85272</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 13:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nusaybin-Kamışlı Sınır Kapısı&#039;nın 3 ay içinde açılması planlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye–Suriye İş Konseyi, iki ülke arasındaki ticari ilişkilerin yeniden canlandırılması amacıyla çalışma toplantısı düzenledi.</p>
<p>Toplantı, Konsey Başkanı Mahsum Altunkaya başkanlığında Şam ve Halep Ticaret Müşavirleri ile Konsey Üyesi Zeki Haşimoğlu ve iş insanlarının katılımıyla gerçekleştirildi. Görüşmelerde Türkiye–Suriye ticaretinin geliştirilmesi, yeni yatırım ve iş birliği fırsatları, gelecek döneme ilişkin heyet ziyaretleri ve Şam’da düzenlenecek fuarlar detaylıca ele alındı.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, toplantının en dikkat çeken ve umut veren gelişmesi ise sınır kapısına ilişkin paylaşılan somut takvim oldu. Suriye tarafınca, Nusaybin-Kamışlı Sınır Kapısı’nın yaklaşık 3 ay içerisinde yeniden faaliyete geçmesinin öngörüldüğü bilgisi aktarıldı. Yıllardır kapalı olan bu stratejik hattın yeniden açılmasının başta Mardin ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi olmak üzere iki ülke arasındaki lojistik akışını hızlandıracağı, ticari hacmi katlayacağı ve bölgesel kalkınmaya ivme kazandıracağı belirtildi.</p>
<p><strong>"Ticari köprüleri yeniden güçlendiriyoruz"</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7c5084d4fa1-1786531972.JPG" alt="" width="700" height="496" /></p>
<p>DEİK Türkiye-Suriye İş Konseyi Başkanı Mahsum Altunkaya, tarihi ve ticari bağların yeniden canlanması için sahadaki çalışmalarını kararlılıkla sürdüreceklerini belirtti. Atılan bu somut adımlarla birlikte, önümüzdeki dönemde bölge ihracatçısını ve tüccarını çok daha hareketli ve bereketli bir ticaret dönemi bekliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiye-suriye-ticaretinde-yeni-donem-nusaybin-kamisli-sinir-kapisi-aciliyor-85272</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/2/1280x720/turkiye-suriye-ticaretinde-yeni-donem-nusaybin-kamisli-sinir-kapisi-aciliyor-1786531992.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Suriye&#039;nin Nusaybin-Kamışlı Sınır Kapısı’nı yaklaşık 3 ay içerisinde yeniden faaliyete geçirmeyi planladığı açıklandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ziraat-bankasindan-ilk-yarida-742-milyar-lira-net-kar-85268</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 13:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ziraat Bankası&#039;ndan ilk yarıda 74,2 milyar lira net kâr</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ziraat Bankası, 2026 yılı ikinci çeyreğine ait finansal sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre banka, yılın ikinci çeyreğinde de büyümesini sürdürerek aktif büyüklüğünü 9,1 trilyon lira seviyesine taşıdı.</p>
<p>Benimsediği müşteri ağırlıklı bilanço stratejisi ile temel bilanço kalemlerinde istikrarlı ve dengeli gelişimini sürdüren bankanın, yılın ilk yarısında ulaştığı 74,2 milyar lira tutarındaki net kâr ile özkaynaklarını güçlendirmeye, başta ana misyonu olan tarımın finansmanı olmak üzere, yatırımı, istihdamı, üretimi ve ihracatı desteklemeye devam ettiği belirtildi.</p>
<p>Bankanın yılın ilk yarısında gerek yurt içi gerekse yurt dışı hizmet ağında sürekli olarak büyüyen finansal kapsayıcılığını geliştirmek üzere yatırımlarına devam ederken ulaştığı yaklaşık 26 milyon aktif mobil bankacılık müşterisi ve geniş ürün seti ile müşterilerinin finansal ihtiyaçlarını karşılamayı sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Açıklamaya göre, uygulanmakta olan Orta Vadeli Program (OVP) ile uyumlu olarak benimsediği seçici kredi politikası ile başta tarım olmak üzere, birçok sektöre destek veren Banka, bu yılın ilk yarısı itibarıyla nakdi kredi hacmini 4,9 trilyon lira, gayri nakdi kredi hacmini 2 trilyon lira olmak üzere toplam kredi hacmini yaklaşık 7 trilyon lira seviyesine taşıdı. Bankanın uyguladığı makroihtiyati politikalara uyumlu kredi politikası doğrultusunda TL kredilerin toplam krediler içindeki payının yüzde 66 olarak gerçekleştiği vurgulandı.</p>
<p>Bankanın, kredi büyümesini sürdürürken benimsediği etkin kredi değerlendirme süreçleri ve etkin risk yönetimi politikası ile takip oranını yüzde 1,9 gibi sektörün oldukça altında bir oranda tuttuğu ifade edildi.</p>
<p>Ana fonlama kaynağını 5,7 trilyon lirayı aşan tabana yaygın mevduat ile oluşturan bankanın, küresel belirsizliklerin baskın olduğu ikinci çeyrekte de yurt dışı fonlama tarafında aktif pozisyonunu koruduğu belirtildi.</p>
<p><strong>Tarım kredisi hacmi yılın ilk yarısında 1 trilyon lira seviyesine ulaştı</strong></p>
<p>Açıklamanın devamında şu bilgilere yer verildi: "Banka, bu dönemde de, kırsal kalkınmaya, kadın ve genç çiftçilere, kooperatifleşmeye, karbon ayak izini azaltan çevreci uygulamalara, ulusal gıda arz güvenliğine ve kırsal ekonomiye sağladığı katkıyı artırmaya devam ederek, tarım kredisi hacmini 2026’nın ilk yarısında 1 trilyon lira seviyesine ulaştırdı. Ziraat Finans Grubu’nu sadece Türkiye’de değil, bölgede de referans ve lider bir finansal güç haline getirme vizyonu doğrultusunda 145 ülkede 1800’e yakın muhabir banka ve 20 ülkedeki iştirak/şube yapılanmasıyla hizmet veren Banka, Arnavutluk Tiran Şubesi’nin faaliyete geçmesiyle küresel coğrafi varlığını 21 ülkeye çıkardı. Banka Orta Koridor, Çin-Avrupa Deniz Yolu ve BRICS Kuşağı dahil 12 küresel ticaret koridorunun tamamında yüzde 20’yi aşan bir dış ticaret pazar payına ulaştı ve Türkiye ihracatının yüzde 25’ine tek başına aracılık etti." </p>
<p><strong>"Liderliğini açık ara sürdüren banka konumumuzu pekiştirdik"</strong></p>
<p>Ziraat Bankası Genel Müdürü Alpaslan Çakar, yılın ikinci çeyreğine ilişkin yaptığı değerlendirmede, küresel ölçekte belirsizliklerin devam ettiği, sıkı parasal koşulların ve bankacılık sektöründe yükselen fonlama maliyetlerinin karlılık ile özkaynaklar üzerinde belirgin bir baskı oluşturduğu zorlu bir dönem olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Çakar, bu konjonktürde Bankanın, güçlü finansal yapısı, yaygın hizmet ağı ve proaktif bilanço yönetimi sayesinde son derece başarılı bir performans sergilediğini ifade ederek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu dönemde aktif büyüklükten kredilere, mevduattan özkaynaklara ve dijital bankacılığa kadar birçok temel alanda sektöre yön veren ve liderliğini açık ara sürdüren banka konumumuzu pekiştirdik. Jeopolitik ve ekonomik dengelerin yeniden şekillendiği bu dönemde, yatırımı, üretimi, istihdamı ve ihracatı merkeze alan anlayışla Türkiye’nin önünde oluşan yeni fırsat alanlarını en etkin biçimde değerlendirerek, ülkemizin stratejik önceliklerine katkı sunmaya devam edeceğiz. Yurt içindeki açık ara güçlü konumumuzu sürdürürken uluslararası alanda da yeni coğrafyalarda büyüyoruz. Nihai hedefimiz, Ziraat’i yalnızca Türkiye’nin değil, faaliyet gösterdiğimiz ülkelerde de güven duyulan, referans alınan markalardan biri haline getirmektir. Dünyada çok önemli ekonomik dönüşümün yaşandığı ve rekabetin yeniden tanımlandığı bu dönemde üreticimizi, ihracatçımızı, girişimcimizi faaliyet gösterdiğimiz her coğrafyada desteklemeye kararlılıkla devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ziraat-bankasindan-ilk-yarida-742-milyar-lira-net-kar-85268</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/1/1/1280x720/alpaslan-cakar-1771409520.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ziraat Bankası&#039;nın 2026 yılının ilk yarısında 74,2 milyar lira net kâr elde ettiği bildirildi. Genel Müdür Alpaslan Çakar, &quot;Bu dönemde aktif büyüklükten kredilere, mevduattan özkaynaklara ve dijital bankacılığa kadar birçok temel alanda sektöre yön veren ve liderliğini açık ara sürdüren banka konumumuzu pekiştirdik.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yalcintas-yurt-disindaki-proje-basarilarimizi-yurt-icine-tasima-hedefimiz-icin-buyuk-bir-donum-noktasi-85266</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 13:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yalçıntaş: Yurt dışındaki proje başarılarımızı yurt içine taşıma hedefimiz için büyük bir dönüm noktası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tekfen'in, çoğunluk payının OYAK hakim ortaklığındaki ON Investment BV'ye devrinin ardından yeni yatırım ve atamalarla büyüme yolculuğuna devam ettiği bildirildi.</p>
<p>Tekfen devir işlemlerinin ardından belirlediği "uzun vadeli büyüme", "dönüşüm" ve "değer yaratma" hedefleri doğrultusunda üst yönetimde görev değişimine gitti.</p>
<p>Gerçekleştirilen Yönetim Kurulu toplantısında alınan karar doğrultusunda, Ekim 2025'ten bu yana Grup Şirketler Başkanı olarak görev yapan Namık Ülke'nin yerine Levent Kafkaslı getirildi.</p>
<p>Bunun yanı sıra Tekfen İnşaat, Fernas İnşaat iş ortaklığıyla katıldığı Pursaklar-Esenboğa Raylı Sistem Hattı İnşaat ve Elektromekanik Sistemler Temin, Montaj ve İşletmeye Alma İşi ihalesini 54,4 milyar lira teklifle kazandı.</p>
<p>OYAK Genel Müdürü ve Tekfen Holding Yönetim Kurulu Başkanı Murat Yalçıntaş, yeni dönemde insan kaynağına, kurum kültürüne ve operasyonel disipline odaklanacaklarını belirtti.</p>
<p>Yalçıntaş, Tekfen Holding'in uluslararası mühendislik tecrübesi, tarımsal sanayideki liderliği ve farklı alanlardaki faaliyetleriyle Türkiye'nin en değerli kurumlarından biri olduğunu ifade etti.</p>
<p>En büyük güçlerinin nitelikli çalışanları, köklü sanayi tecrübeleri ve güvene dayalı kurum kültürleri olduğuna işaret eden Yalçıntaş, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu vizyon ve kurumumuzun yapısını çok iyi bilen bir isimle yola devam ediyoruz. Kariyerine 1990'da Tekfen İnşaat'ta başlayan, bugüne kadar birçok ülkede dev projeleri yöneten ve üst düzey görevlerde bulunan Levent Kafkaslı'yı Grup Şirketler Başkanı olarak atadık. Sayın Kafkaslı liderliğindeki yeni dönemde yönetim anlayışımız, tüm ortaklarımızın ve paydaşlarımızın haklarını gözeten, şeffaf, hesap verebilir ve Tekfen'in uzun vadeli çıkarlarını merkeze alan bir yapıda olacaktır."</p>
<p>Yalçıntaş, Tekfen Tarımsal Sanayi Grubu'nun üretim, lojistik ve serbest bölge imkanlarının, OYAK'ın tarım, lojistik ve enerji alanlarındaki gücüyle birleşerek çok verimli iş birlikleri oluşturacağına inandıklarını vurguladı.</p>
<p>Sahadaki tesislerinden projelerine kadar tüm çalışma arkadaşlarıyla doğrudan iletişim kuracaklarını anlatan Yalçıntaş, şirketlerinin mevcut gücünü daha da büyüterek çok daha hızlı, bütüncül ve sonuç odaklı bir Tekfen inşa edeceklerini kaydetti.</p>
<p><strong>Tekfen Holding'den sürdürülebilir büyüme hedefi</strong></p>
<p>Yalçıntaş, yeni dönemin ilk büyük başarısını Pursaklar-Esenboğa Raylı Sistem Hattı ihalesini kazanarak elde ettiklerini vurgulayarak, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>"Tekfen İnşaat ve Fernas İnşaat ortaklığının kazandığı bu önemli ihale, yurt dışındaki proje başarılarımızı yurt içine taşıma hedefimiz için büyük bir dönüm noktasıdır. 54,4 milyar liralık bu dev proje, güçlü ortaklık yapımızın ve stratejik vizyonumuzun ne kadar somut sonuçlar verebildiğinin ilk önemli kanıtıdır."</p>
<p>Devir sürecinin tamamlanmasıyla hisselerde görülen yaklaşık yüzde 40'lık artışın, bu dönüşüm sürecine yatırımcıların duyduğu güvenin önemli bir göstergesi olduğuna işaret eden Yalçıntaş, operasyonel disiplini artırarak, kaynaklarını doğru kullanarak ve ellerindeki varlıkları en verimli şekilde değerlendirerek Tekfen Holding'i hedefledikleri karlılık seviyelerine ulaştıracaklarını anlattı.</p>
<p>Yalçıntaş ortaklıklarının sadece bir hisse devri olmadığına işaret ederek, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Bu ortaklık tarım, sanayi, mühendislik, enerji ve lojistik alanlarındaki gücümüzü tamamlayan, 2030 Vizyonumuza uygun uzun vadeli stratejik bir birlikteliktir. OYAK'ın güçlü finansal yapısı ve sermaye disiplini ile Tekfen Holding'in varlık kalitesi ve uluslararası proje deneyimi bir araya gelerek, her iki kurum için de eşsiz bir potansiyel yaratıyor. Birbirini tamamlayan bu iki köklü yapının birleşmesiyle sürdürülebilir büyümeyi yakalamayı, küresel rekabet gücümüzü artırmayı ve yatırımcılarımız dahil tüm paydaşlarımız için en yüksek değeri üretmeyi hedefliyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yalcintas-yurt-disindaki-proje-basarilarimizi-yurt-icine-tasima-hedefimiz-icin-buyuk-bir-donum-noktasi-85266</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/1/1280x720/murat-yalcintas-1786362180.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Pursaklar-Esenboğa Raylı Sistem Hattı&quot; projesi hakkında açıklama yapan OYAK Genel Müdürü ve Tekfen Holding Yönetim Kurulu Başkanı Murat Yalçıntaş, &quot;Tekfen İnşaat ve Fernas İnşaat ortaklığının kazandığı bu önemli ihale, yurt dışındaki proje başarılarımızı yurt içine taşıma hedefimiz için büyük bir dönüm noktasıdır. 54,4 milyar liralık bu dev proje, güçlü ortaklık yapımızın ve stratejik vizyonumuzun ne kadar somut sonuçlar verebildiğinin ilk önemli kanıtıdır.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bosch-turkiyede-ust-duzey-atama-85253</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 11:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bosch Türkiye’de üst düzey atama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Dünyanın önde gelen teknoloji ve servis sağlayıcılarından Bosch’un Bursa’da faaliyet gösteren Güç Çözümleri Fabrikası’nın Teknik Müdür görevine Jiri Dvorak atandı.</p>
<p>1 Haziran 2026 tarihi itibarıyla yeni görevine başlayan Dvorak, son olarak Çekya’da Fabrika Teknik Müdürü olarak görev yapmıştı.</p>
<p>Verilen bilgiye göre, Bosch Grubu bünyesinde 2007 yılından bu yana Almanya ve Çekya lokasyonlarında farklı sorumluluklar üstlenen Dvorak, özellikle büyük ölçekli üretim tesislerinin yönetimi ve teknolojik dönüşüm projeleri uzmanlığıyla öne çıkıyor. Bursa’daki görevine başlamadan önce Bosch Çeske Budeyovitze tesisinde Kıdemli Başkan Yardımcısı ve Teknik Fabrika Müdürü olarak görev yapan Dvorak, burada dijital çözümler ve yapay zeka destekli üretim stratejilerini hayata geçirdi. Dvorak, kariyerine 1995 yılında Škoda Auto bünyesinde başlamıştı.</p>
<p>Prag’daki Çek Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünden mezun olan Jiri Dvorak, Çekçe, Almanca ve İngilizce biliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bosch-turkiyede-ust-duzey-atama-85253</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/3/1280x720/bosch-turkiyede-ust-duzey-atama-1786524749.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa’daki Bosch Güç Çözümleri Fabrikası’nda Teknik Fabrika Müdürlüğü görevine, 2007 yılından bu yana Bosch Grubu’nda üst düzey görevler üstlenen Jiri Dvorak getirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/inek-sutu-miktari-yillik-yuzde-65-yukseldi-85251</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 11:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnek sütü miktarı yıllık yüzde 6,5 yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), haziran ayına ait süt ve süt ürünleri üretimi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, toplanan inek sütü miktarı, haziranda yıllık bazda yüzde 6,5 artarak 995 bin 463 tona ulaştı. Ocak-haziran döneminde de 2025'in aynı dönemine göre yüzde 1,5 artışla 5 milyon 853 bin 491 ton oldu.</p>
<p>İçme sütü üretimi haziranda yıllık bazda yüzde 11,7 artarak 139 bin 778 ton olarak hesaplandı. Bu yılın 6 ayında da içme sütü üretimi yıllık bazda yüzde 9,5 yükselişle 911 bin 598 tona çıktı.</p>
<p>Yoğurt üretimi haziranda 2025'in aynı ayına kıyasla yüzde 14,1 artışla 131 bin 876 tona, ocak-haziran döneminde de yıllık bazda yüzde 9,4 artışla 722 bin 928 tona ulaştı.</p>
<p>İnek peyniri üretimi haziranda yıllık bazda yüzde 8,5 artışla 71 bin 644 tona çıkarken ocak-haziran döneminde yüzde 3,7 yükselişle 429 bin 549 ton oldu.</p>
<p>Söz konusu ayda ayran ve kefir üretimi yıllık bazda yüzde 11,4 artışla 98 bin 486 tona yükseldi. Tereyağı ve sade yağ üretimi de yüzde 11,8 artışla 9 bin 690 ton olarak belirlendi.</p>
<p>Ocak-haziran döneminde ayran ve kefir üretimi yüzde 9,4 artarak 532 bin 437 tona çıkarken tereyağı ve sade yağ üretimi yüzde 2,5 azalışla 56 bin 685 tona geriledi.</p>
<p>Mayısta 1 milyon 22 bin 587 ton olan ticari süt işletmelerince toplanan inek sütü miktarı, haziran ayında yüzde 2,7 azaldı.</p>
<p>Aynı dönemde 157 bin 453 ton olan içme sütü üretimi, haziranda yüzde 11,2 azalış gösterdi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/inek-sutu-miktari-yillik-yuzde-65-yukseldi-85251</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/1/1280x720/sut-1762418915.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in haziran verilerine göre Türkiye genelinde toplanan inek sütü miktarı, yıllık bazda yüzde 6,5 artarak 995 bin 463 tona çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracat-yuzde-126-ithalat-birim-degeri-yuzde-129-artti-85250</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 11:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracat birim değeri yüzde 12,6, ithalat yüzde 12,9 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), haziran ayına ait dış ticaret endekslerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre ihracat birim değer endeksi, haziranda geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 12,6 yükseldi.</p>
<p>Endeks, Haziran 2025'e göre gıda, içecek ve tütünde yüzde 5,9, ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 4,8, yakıtlarda yüzde 40,7, imalat sanayisinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 11,6 arttı.</p>
<p>İthalat birim değer endeksi de haziranda yıllık bazda yüzde 12,9 artış kaydetti.</p>
<p>Endeks geçen yılın aynı ayına göre gıda, içecek ve tütünde yüzde 3 azalırken, yakıtlarda yüzde 39,3, ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 9,1, imalat sanayisinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 6,6 artış gösterdi.</p>
<p><strong>Miktar endeksleri</strong></p>
<p>İhracat miktar endeksi, haziranda geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 8,1 arttı. Endeks bu dönemde yakıtlarda yüzde 29,6 azalırken, gıda, içecek ve tütünde yüzde 19,1, ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 25,8 ve imalat sanayisinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 9,7 artış kaydetti.</p>
<p>İthalat miktar endeksi haziranda yıllık bazda yüzde 9 arttı. Endeks, geçen yılın aynı ayına göre yakıtlarda yüzde 7,5 azalırken, gıda, içecek ve tütünde yüzde 46,8, ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 25,9 ve imalat sanayisinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 13,9 artış gösterdi.</p>
<p><strong>Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış veriler</strong></p>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ihracat miktar endeksi, mayısta 147,5 iken haziranda yüzde 5,5 azalarak 139,5 oldu. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ise endeks, Haziran 2025'te 148,9 iken Haziran 2026'da yüzde 5,7 azalışla 140,5 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ithalat miktar endeksi, mayısta 116,3 iken haziranda yüzde 8,3 artışla 126 olarak kayıtlara geçti. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre endeks, geçen yıl haziranda 130,9 iken bu yılın aynı ayında yüzde 2,5 azalışla 127,6 oldu.</p>
<p>İhracat birim değer endeksinin ithalat birim değer endeksine bölünmesiyle hesaplanan ve Haziran 2025'te 90,3 olarak elde edilen dış ticaret haddi, 0,2 puan azalışla Haziran 2026'da 90,1 olarak kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracat-yuzde-126-ithalat-birim-degeri-yuzde-129-artti-85250</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/3/1280x720/ihracat-dis-satim-dis-ticaret-1777380589.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in haziran verilerine göre ihracat birim değer endeksi, yıllık bazda yüzde 12,6, ithalat birim değer endeksi de yüzde 12,9 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tavuk-eti-uretimi-yuzde-147-yumurta-yuzde-21-artti-85249</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 11:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tavuk eti üretimi yüzde 14,7, yumurta yüzde 21 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), haziran ayına ait kümes hayvancılığı üretimi istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, haziranda 232 bin 238 ton tavuk eti üretildi. Üretim, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 14,7, bir önceki aya göre yüzde 14,8 arttı.</p>
<p>Tavuk yumurtası üretimi, haziranda aylık bazda yüzde 1 azalırken, yıllık bazda yüzde 21 yükseldi. Bu dönemde 1 milyar 838 milyon 966 bin tavuk yumurtası üretildi.</p>
<p>Haziranda kesilen tavuk sayısı, yıllık yüzde 14,4 yükselişle 123 milyon 325 bin olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Ocak-haziran döneminde de geçen yılın aynı dönemine kıyasla tavuk yumurtası üretimi yüzde 18,6, kesilen tavuk sayısı yüzde 1,2, tavuk eti üretimi yüzde 0,3 arttı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tavuk-eti-uretimi-yuzde-147-yumurta-yuzde-21-artti-85249</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/3/1280x720/yumurta-tavuk-1750779570.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in haziran verilerine göre tavuk eti üretimi yıllık bazda yüzde 14,7, tavuk yumurtası üretimi de yüzde 21 artış kaydetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/migrostan-ilk-yarida-11-milyar-lira-kar-85248</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 10:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Migros&#039;tan ilk yarıda 1,1 milyar lira kâr</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Migros, 2026'nın ilk yarısına ait finansal sonuçlarını paylaştı.</p>
<p>Buna göre, Migros'un konsolide satışları yüzde 4,5 artarak reel 241,3 milyar liraya ulaştı. Haziran 2026 itibarıyla 5,8 milyar lira serbest nakit akışı yaratan şirketin net nakit pozisyonu 31,8 milyar liraya yükseldi.</p>
<p>Migros'un toplam hızlı tüketim ürünleri (FMCG) pazar payı yüzde 9,7, modern FMCG pazar payı ise yüzde 15,3 seviyesinde gerçekleşti. Yaz sezonunun geçen yıla göre daha geç başlaması nedeniyle sezonluk mağazaların müşteri trafiği olumsuz etkilendi. Diğer taraftan online kanalların toplam satışlar içindeki payı yüzde 23,1'e çıktı.</p>
<p>Yılın ilk 6 ayında farklı formatlarda 115 yeni mağaza açan şirket, toplam mağaza sayısını 3 bin 830'a ulaştırdı. Yeni mağaza açılışları ve mağaza yenilemelerinin yanı sıra yatırım harcamalarının önemli bir bölümü, mağaza içi verimliliği artırmaya yönelik projelere ayrıldı. Bu dönemde 1 milyar 78 milyon lira net kâr elde eden Migros, 2026 yılının ilk yarısında toplam 6,3 milyar lira yatırım gerçekleştirdi.</p>
<p><strong>"Kârlı büyüme odağını koruduk"</strong></p>
<p>Migros Grubu İcra Başkanı Özgür Tort, Migros'un, yılın ikinci yarısına girerken ekosisteminin artan katkısıyla desteklenen karlı büyüme odağını koruduğunu belirtti.</p>
<p>Tort, mevcut enflasyonist koşullarda müşterilerini, yoğun promosyon ve indirim kampanyalarıyla tedarikçilerini de yanlarına alarak desteklediklerini aktararak, "Kampanyalarımızın 2. çeyrek karlılığımız üzerindeki negatif etkisine karşın ilk yarı yılı 1,078 milyon lira net karla bitirdik. Hem fiziki mağazalarımızda hem de online kanallarımızda büyüme stratejimizi kararlılıkla sürdürüyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kişisel bakım, toptan satış, yemek teslimatı gibi büyüme alanlarında yatırımlar gerçekleştirdiklerine değinen Tort, şunları kaydetti:</p>
<p>"Gelişmekte olan tamamlayıcı yeni iş kolları hariç tutulduğunda, ana iş kolumuzdaki karlılığımızı disiplinli maliyet yönetimimiz ve teknoloji destekli verimlilik artışlarımızla sürdürdük. Dağıtım merkezi çalışanlarımızın kadroya geçişi, enflasyon üzerinde bir artışla sonuçlanan toplu iş anlaşmasına rağmen ana iş kolumuzun karlılığını sürdürüyor olması, bu teknoloji destekli verimlilik yatırımlarımızın önemini gösterdi. Temmuz ayında sezonluk mağazalarımızda gözlemlediğimiz müşteri trafiğindeki iyileşme, yıl sonu beklentilerimize ulaşacağımıza yönelik güvenimizi güçlendirdi. Yılın ikinci yarısında da bu ivmeyi koruyarak, hedeflerimizi gerçekleştirmeye odaklanmayı sürdüreceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/migrostan-ilk-yarida-11-milyar-lira-kar-85248</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/1/0/1280x720/ozgur-tort-1764573602.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Migros&#039;un yılın ilk yarısında 1 milyar 78 milyon lira net kâr elde ettiği bildirildi. Migros Grubu İcra Başkanı Özgür Tort, &quot;Gelişmekte olan tamamlayıcı yeni iş kolları hariç tutulduğunda, ana iş kolumuzdaki kârlılığımızı disiplinli maliyet yönetimimiz ve teknoloji destekli verimlilik artışlarımızla sürdürdük.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/firmalara-7-ayda-89-milyar-lira-dis-ticaret-cezasi-85247</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 10:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Firmalara 7 ayda 8,9 milyar lira ek tahakkuk ve ceza kararı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, dış ticaret işlemlerinde vergi kayıp ve kaçağının önlenmesi, kamu gelirlerinin korunması ve gümrük işlemlerini mevzuata uygun şekilde gerçekleştiren dış ticaret erbabının haklarının gözetilmesinin amaçlandığını bildirdi.</p>
<p>Bu kapsamda geçmiş dönemlere ilişkin gümrük ve dış ticaret işlemlerinin denetiminin etkin ve kararlı şekilde sürdürüldüğüne işaret edilen açıklamada, Ticaret Araştırmaları ve Risk Değerlendirme Genel Müdürlüğü koordinasyonunda, risk analizleri ve kontrol çalışmaları yapıldığına değinildi.</p>
<p>Açıklamada, söz konusu çalışmalarda ileri veri analitiği tekniklerinden yararlanıldığı da vurgulandı.</p>
<p>Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlüğü bünyesindeki kontrol şubelerince, ikincil kontrol beyanname incelemeleri yapıldığı bildirilen açıklamada, 3 bin 223 firma tarafından tescil edilen 19 bin 638 gümrük beyannamesinin kontrol edildiği belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, bu incelemeler sonucunda 7,2 milyar liralık ek tahakkuk ve ceza kararı düzenlendiği bilgisi verildi.</p>
<p><strong>"Tutar, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 29 arttı"</strong></p>
<p>Bakanlık müfettişlerince yapılan sonradan kontrol firma denetimleri kapsamında ise 145 firmanın denetlendiğine dikkat çekilerek, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Söz konusu denetimler sonucunda 1,7 milyar lira ek tahakkuk ve ceza kararı düzenlendi. Böylece, bu yılın ilk 7 ayında gerçekleştirilen sonradan ve ikincil kontrol denetimleri sonucunda toplam 8,9 milyar lira ek tahakkuk ve ceza kararı düzenlenmiş oldu. Söz konusu tutar, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 29 artış gösterdi. Bakanlık, dış ticaret işlemlerinin mevzuata uygun şekilde gerçekleştirilmesini sağlamak, vergi kayıp ve kaçağını önlemek ve kurallara uygun faaliyet gösteren firmaların haklarını korumak amacıyla geçmiş dönem gümrük ve dış ticaret işlemlerine yönelik kontrollerini etkin şekilde sürdürecektir."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/firmalara-7-ayda-89-milyar-lira-dis-ticaret-cezasi-85247</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/ihracat-dis-ticaret-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yılın 7 ayında dış ticaret işlemleri kapsamında yapılan sonradan ve ikincil kontrol denetimleri sonucunda toplam 8,9 milyar liralık ek tahakkuk ve ceza kararı düzenlendiği duyuruldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esnafa-dijitallesinuyarisi-85216</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 10:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Esnafa ‘dijitalleşin’ çağrısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Esnaf ve Sanatkar Odaları Birliği (AESOB) Başkanı Adlıhan Dere, değişen tüketici alışkanlıklarıyla birlikte dijitalleşmenin ticaret hayatında her geçen gün daha fazla önem kazandığını,  müşterilerin artık dükkana gelmeden önce esnaf ve sanatkarı internette ziyaret ettiğine ve ona göre alışveriş yaptığına dikkat çekti.</p>
<p>Müşterinin işletmeleri internet üzerinden araştırıp yorumlara göre karar verdiğini, konum bilgisine ulaştığını ve dijital kanallar üzerinden iletişim kurmayı tercih ettiğini ifade eden Dere, dijitalleşmenin esnaf için önemli bir rekabet avantajı sunduğunu söyledi.</p>
<p>Teknolojinin ticaret alışkanlıklarını değiştirdiğine dikkat çeken Adlıhan Dere, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Müşteri artık dükkana gelmeden önce sizi internette ziyaret ediyor. Vatandaşlarımız bir işletmeye gitmeden önce internetten konumuna bakıyor, yorumlarını inceliyor, çalışma saatlerini kontrol ediyor, çoğu zaman sosyal medya hesaplarına göz atıyor. QR menülerden temassız ödemeye, online siparişten WhatsApp iletişimine kadar birçok uygulama günlük hayatın bir parçası haline geldi. Dijitalleşme artık tercih değil, ticaretin yeni gerçeği haline geldi.  Google Haritalarda doğru bilgilerin yer alması, sosyal medya hesaplarının aktif kullanılması, dijital ödeme sistemleri ve online iletişim kanallarının etkin şekilde değerlendirilmesi esnafımızın müşteriye daha kolay ulaşmasını sağlıyor. Dijital dünyada görünür olan işletmeler rekabette bir adım öne çıkıyor. Bu dönüşüm, büyük işletmeler kadar mahalle esnafımız için de önemli fırsatlar barındırıyor.’’</p>
<p>Dijitalleşmenin esnafın yerini almak için değil, işini kolaylaştırmak için kullanılması gerektiğini vurgulayan Dere, ‘’Teknoloji esnafın rakibi olmak yerine en büyük destekçisi olmalı. Hiçbir teknoloji esnafımızın samimiyetinin, güler yüzünün ve güven veren hizmet anlayışının yerini tutamaz. Ancak doğru kullanıldığında işimizi kolaylaştırır, müşterimize daha hızlı ulaşmamızı sağlar ve rekabet gücümüzü artırır. Geleneksel esnaf kültürümüzü korurken teknolojinin sunduğu imkanlardan da en iyi şekilde yararlanmalıyız” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esnafa-dijitallesinuyarisi-85216</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/6/1280x720/esnafa-dijitallesinuyarisi-1786519315.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Esnaf ve Sanatkar Odaları Birliği Başkanı Adlıhan Dere, tüketici alışkanlıklarının değiştiğini belirterek, ‘’Dijitalleşme esnaf ve sanatkar için fırsatlar sunuyor’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bilgi-herkeste-var-ekosistem-insa-edecek-marka-lazim-85206</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 08:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Bilgi herkeste var, ekosistem inşa edecek marka lazım&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekâ çağında rekabetin kurallarının yeniden yazıldığını söyleyen DEİK Dijital Teknolojiler İş Konseyi Başkanı ve Cerebrum Teknoloji Kurucusu Erdem Erkul, Türkiye'nin önünde tarihi bir fırsat bulunduğunu düşünüyor. Erkul'a göre yeni dönemin asıl hedefi yalnızca teknoloji üretmek değil; girişim sermayesi, veri merkezleri ve güçlü insan kaynağını kullanarak Türkiye'de ekosistem yaratacak dünya çapında teknoloji markası çıkarmak.</strong></p>
<p>Teknoloji dünyası artık yalnızca yeni ürünlerin geliştirildiği bir alan değil; ülkelerin ekonomik gücünü, küresel rekabetini ve hatta jeopolitik konumunu belirleyen yeni bir yarış sahası. Yapay zekânın gündelik hayatın merkezine yerleşmesiyle birlikte oyunun kuralları da değişiyor. DEİK Dijital Teknolojiler İş Konseyi Başkanı ve Cerebrum Teknoloji Kurucusu Erdem Erkul, “Bu değişim Türkiye açısından önemli bir fırsat. Artık mesele yeni bir teknoloji icat etmekten çok, mevcut teknolojileri küresel ölçekte büyütecek markalar yaratabilmek” diyor.</p>
<p>"Bilgi artık herkeste var" diyen Erkul, yapay zekânın bilgiye erişim avantajını ortadan kaldırdığını, bundan sonra fark yaratacak unsurun analiz kabiliyeti, doğru soruları sorabilme ve ölçeklenebilir iş modelleri geliştirebilmek olduğunu vurguluyor.</p>
<h2>Bilginin demokratikleştiği çağda farkı marka yaratacak</h2>
<p>Erkul'a göre geçmişte bilgiye ulaşmak başlı başına bir rekabet avantajıydı. Bugün ise yapay zekâ sayesinde herkes aynı bilgiye birkaç saniyede ulaşabiliyor. Dolayısıyla ülkelerin rekabeti artık "kim daha fazla biliyor" üzerinden değil, "kim o bilgiyi daha hızlı değere dönüştürüyor" üzerinden şekilleniyor. Erkul, şunları söyledi:</p>
<p>"ABD’ye baktığımızda neredeyse her beş yılda bir, daha önce adını duymadığımız yeni bir teknoloji markasının dünya sahnesine çıktığını görüyoruz. Bugün Palantir, Anthropic gibi şirketler bunun en güncel örnekleri. Benim anlatmak istediğim de tam olarak bu. Türkiye'nin bugün güçlü markaları var ancak yeni nesil teknolojilerde de küresel ölçekte ses getirecek yeni markalar çıkarmamız gerekiyor. Asıl mesele, bu markaların doğacağı ekosistemi oluşturabilmek."</p>
<p>Türkiye'nin tam da bu noktada önemli bir avantaja sahip olduğunu söyleyen Erkul, toplumun hızlı adapte olabilen yapısını ve pratik çözüm üretme becerisini en önemli sermaye olarak görüyor. Cumhuriyet döneminden bugüne eğitim seviyesindeki yükselişe dikkat eden Erkul, özellikle yapay zekâ okuryazarlığının kısa sürede yaygınlaştırılabileceğine inanıyor. Ona göre Türkiye, dinamik nüfusu sayesinde teknolojik dönüşümü birçok ülkeden daha hızlı gerçekleştirebilir.</p>
<h2>Türkiye, satın almalarla küresel iddiasını artırabilir</h2>
<p>Erkul'un en çok üzerinde durduğu konu ise "marka." Ona göre teknoloji geliştirmek önemli ancak tek başına yeterli değil. Dünyanın en büyük şirketlerinin önemli bölümünün büyümesini satın almalarla gerçekleştirdiğini hatırlatan Erkul, Türkiye'nin de yalnızca yeni girişimler kuran değil, dünya çapında satın alma yapabilecek ve küresel ölçekte büyüyebilecek şirketler çıkarması gerektiğini söylüyor. Bunun için de girişim sermayesi kültürünün güçlenmesini, büyük şirketlerin teknoloji girişimlerine daha fazla yatırım yapmasını ve özel sektörün dönüşüme daha cesur yaklaşmasını öneriyor. Erkul'a göre Türkiye'nin yaratıcı insan kaynağı bu dönüşümü gerçekleştirebilecek kapasiteye sahip.</p>
<h2>Problem çözme kültürü Türkiye'nin en büyük avantajı</h2>
<p>Bugüne kadar 80'den fazla ülkeye gittiğini anlatan Erkul, farklı kültürlerle çalışmanın kendisine önemli bir perspektif kazandırdığını söylüyor. Bu deneyimlerin sonunda vardığı en önemli sonuç ise Türk toplumunun problem çözme refleksinin birçok ülkeden daha güçlü olduğu. Hızlı karar alabilme, zor koşullarda çözüm üretebilme ve kolay vazgeçmeme kültürünün teknoloji girişimciliği açısından büyük avantaj olduğunu belirten Erkul, Türkiye'nin bu özelliğini daha görünür hale getirmesi gerektiğini düşünüyor.</p>
<h2>Veri merkezi yarışı yeni dönemin stratejik alanı olacak</h2>
<p>Erkul’un dikkat çektiği önemli başlıklardan biri de veri merkezleri. Erkul, yapay zekânın yalnızca yazılımdan ibaret olmadığını; veri, işlem gücü, GPU altyapısı ve siber güvenliğin aynı zincirin parçaları olduğunu anlatıyor. Bu nedenle veri merkezlerinin önümüzdeki yıllarda bazı ülkelerin kaderini değiştirecek kadar kritik hale geleceğini düşünüyor. Türkiye'nin belirli alanlarda net hedefler koymasının önemine değinen Erkul, tıpkı savunma sanayiinde olduğu gibi teknoloji alanında da odaklanılmış stratejiler geliştirilmesi gerektiğini ifade ediyor.</p>
<h2>Teknoloji şirketleri artık büyük gemiler değil, hızlı botlar</h2>
<p>Avrupa'daki teknoloji zirvelerinde de aynı tartışmaların yapıldığını anlatan Erkul, günümüz teknolojisinin ağır ve büyük yapılardan çok çevik organizasyonları öne çıkardığını söylüyor. Eskinin dev şirketlerini büyük gemilere benzeten Erkul, yeni teknoloji girişimlerinin ise çok daha küçük ama çok daha hızlı hareket eden botlar gibi çalıştığını ifade ediyor. Bu nedenle Türkiye'nin de büyük ölçekli dönüşümleri beklemek yerine hızlı hareket eden girişim ekosistemini desteklemesi gerektiğini düşünüyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">DEİK'te hedef teknoloji ekosistemini büyütmek</span></h2>
<p>Yaklaşık 4,5 yıldır DEİK Dijital Teknolojiler İş Konseyi Başkanlığı görevini yürüten Erdem Erkul, bu süreçte önceliklerinin teknoloji ekosisteminde ortak bir topluluk oluşturmak olduğunu anlatıyor. Girişim sermayesi, dijital dönüşüm ve yeni teknolojiler konusunda iş dünyası ile kamu arasında farkındalık oluşturmayı amaçladıklarını belirten Erkul, konsey bünyesinde kurulan ilişkilerin yeni iş birliklerine dönüştüğünü ifade ediyor. Ona göre teknoloji dönüşümü ancak kamunun, özel sektörün ve girişimcilik ekosisteminin aynı hedef etrafında buluşmasıyla hız kazanabilir. Erkul, 1,5 yıl daha konseyin başında olacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Dünya küçüldü Türk ağı büyüdü</span></h2>
<p>Erkul'un üzerinde durduğu bir başka konu ise dünyanın farklı ülkelerinde çalışan Türk profesyoneller. Bunu "beyin göçü" olarak değerlendirmediğini söyleyen Erkul, "Önemli olanın insanların bulunduğu yer değil, kalpleri kaybetmezsek, bu bizim yeni gücümüz olur" diyor. Bugün dünyanın birçok büyük teknoloji şirketinde Türk yöneticilerin görev aldığını hatırlatan Erkul, doğru network kurulduğu takdirde bunun Türkiye'nin teknoloji ekosistemi için önemli bir güç oluşturacağını düşünüyor. Ona göre fiziksel sınırlar eski önemini kaybetti; asıl değer bilgi paylaşımı ve güçlü bağlantılar kurabilmek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Meslek seçmeyin beceri geliştirin</span></h2>
<p>Gençlerin geleceğe ilişkin kaygılarının doğal olduğunu söyleyen Erdem Erkul, mesleklerin isimlerinin değişebileceğini ancak becerilerin kalıcı olduğunu vurguluyor.</p>
<p>Analitik düşünme, problem çözme, iletişim kurma ve öğrenmeyi öğrenmenin geleceğin en değerli yetkinlikleri olacağını belirten Erkul, üniversite tercihinin yalnızca bölüm seçmek değil; aynı zamanda bir çevre, kültür ve düşünme biçimi seçmek anlamına geldiğini ifade ediyor.</p>
<p>Gençlere merak ettikleri alanların peşinden gitmelerini tavsiye eden Erkul, hayatın tek bir sınav sonucu ya da tek bir tercih ile şekillenmediğini, karşılaşılan fırsatların ve sürekli öğrenmenin kariyerde belirleyici olduğunu söylüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bilgi-herkeste-var-ekosistem-insa-edecek-marka-lazim-85206</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/6/1280x720/erdem-erkul-1786514314.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Bilgi herkeste var, ekosistem inşa edecek marka lazım&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/erteleme-yerinde-simdi-sira-kalici-cozumde-85205</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 08:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Erteleme yerinde, şimdi sıra kalıcı çözümde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Elektronik karşıt incelemede zorunlu uygulamanın 1 Ocak 2027 tarihine ertelenmesi önemli bir fırsat. Bu süreçte YMM ve SMMM’lerin görev ve sorumluluk dengesi yeniden ele alınmalı, SMMM’lerin iş yükü azaltılmalı ve öngörülen cezai yaptırımlar fiilin niteliği ve etkisine göre daha ölçülü ve kademeli hale getirilmelidir. </strong></p>
<p>Her yönüyle mali uygulamaların giderek daha çok dijital ortama taşındığı bir süreçte; elektronik Karşıt İnceleme (e-Karşıt) uygulamasının da dijital ortama taşınmış olmasının önemli bir adım olduğu açıktır. Ancak sahadan gelen geri bildirimler, e-Karşıt uygulamasının getirdiği iş yükü, öngörülen süreler, uygulanan cezalar ve genel işleyişi bakımından, doğrudan muhatabı mükellef olsa da, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler (SMMM’ler) açısından ciddi zorluklar barındırdığı görülmüştür.</p>
<p>TÜRMOB olarak, ilgili tebliğde öngörülen cezaların azaltılması, bildirimlerin atlanmaması, sürelerin uzatılması ve özellikle iş yükünü artıran hükümlerin kaldırılması başta olmak üzere meslek mensuplarımız lehine değişikliklerin yapılması talebinde bulunulmuştur.</p>
<p>Taleplerimiz kapsamında Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından ilk etapta; 1 Sıra No’lu Karşıt İnceleme Tutanaklarının Elektronik Ortamda Gönderilmesi Hakkında Tebliğde yapılan değişiklikle, elektronik karşıt inceleme uygulamasının zorunlu başlangıç tarihi, 1 Temmuz 2026’dan, 1 Ocak 2027’ye ertelenmiş bulunmaktadır. Bu yalnızca bir tarih değişikliği değil, aynı zamanda sahadan gelen geri bildirimlerin, uygulamada yaşanan güçlüklerin ve mali müşavirlerin dile getirdiği haklı kaygıların İdare tarafından değerlendirildiğini göstermektedir. Ancak bu ertelemenin tek başına sorunlara çözüm getirmediği ortadadır. Bu süre zarfında uygulamanın hukuki, teknik ve operasyonel yönleri yeniden değerlendirilmelidir.</p>
<p>Bu nedenle, Gelir İdaresi Başkanlığınca yapılacak düzenlemelerle, Yeminli Mali Müşavirlerin (YMM’lerin) de karşıt inceleme sürecinde gerekli veri girişlerini gerçekleştirebilmelerine imkân verilmeli, SMMM’lerin de ilgili mükelleflerle birlikte bilgilendirilmeleri, verdikleri hizmetlerin hakkaniyet dahilinde karşılığını alabilmeleri ve bu konuda her iki meslek unvanı arasında görev ve sorumlulukların daha doğru bir şekilde dağıtılması önemli bir adım olacaktır. Ayrıca YMM ve SMMM’ler arasında yapay ayrışmalar yaratılmamalı, doğrudan diyalog ve iş birliği ile mesleğin vakar ve onuruna yakışır bir biçimde mesleki uzmanlıkların entegre edilmesi, mesleğimizin kalitesi, etkinliği ve itibarı açısından çok kıymetli olacaktır.</p>
<p>Ayrıca e-karşıt inceleme sürecinde öngörülen cezai yaptırımların yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir. Cezaların, fiilin niteliği, etkisi ve gecikme süresi dikkate alınarak kademeli bir hale getirilmesi sağlanmalıdır. Aslında Vergi Usul Kanunda benzer beyan ve bildirimlerdeki bütün gecikmeler için kademeli ve kapsayıcı kademeli bir cezai uygulamaya ihtiyaç bulunduğunu düşünmeyiz.</p>
<p>Elektronik karşıt inceleme, 3568 sayılı Kanun çerçevesinde YMM’lerin yapacakları tasdik hizmetinin önemli bir unsurudur. Ancak bunun SMMM’lerin mevcut iş yükünü daha da artıracak, bedeli alınamayan bir angaryaya dönüşmesi engellenmelidir. Dijital dönüşümün temel amacı, iş süreçlerini kolaylaştırmak, mükerrer işlemleri azaltmak ve kamu hizmetlerini daha etkin hale getirmektir. Eğer yeni sistemler ilave bürokrasi oluşturuyor, aynı bilgilerin tekrar tekrar girilmesini gerektiriyor ve mali müşavirlere karşılığı olmayan yeni yükümlülükler getiriyorsa, bu durumda dijitalleşmenin amacına ulaştığını söylemek mümkün olmaz.</p>
<p>Bu amaçla TÜRMOB olarak, Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından uygulamaya konulan e-Karşıt İnceleme Sistemi entegrasyonunu, LUCA Mali Müşavir paketimize ekleyerek meslek mensuplarının kullanımına sunmuş bulunuyoruz. Böylece süresinde etkin çözümler üretebilecek bir entegrasyonla, bir ara dönem çözümü olarak, SMMM’ler birçok veriyi sisteme hızlı ve güvenli bir şekilde otomatik olarak aktarabileceklerdir. Benzer bir entegrasyonu diğer entegratör firmalar tarafından da meslektaşlarımızın hizmetine sunulacağı muhakkaktır.</p>
<p>Elbette bütün bu süreçlerde yalnızca teknik altyapının değil, Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından uygulamanın sözünü ettiğimiz hukuki, operasyonel ve mesleki boyutlarının da gözden geçirilmesini beklediğimizi ve bunu yakından takip edeceğimizi belirtmek isteriz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/erteleme-yerinde-simdi-sira-kalici-cozumde-85205</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Erteleme yerinde, şimdi sıra kalıcı çözümde ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yapay-zeka-emtia-paralarini-destekleyecek-85202</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 08:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zeka ‘emtia paralarını’ destekleyecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a7c06c1b7fe5-1786513089.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Yapay zekanın küresel ekonomide yarattığı dönüşüm, gelişmekte olan ülke para birimleri için yükseliş vaat ediyor. Veri merkezlerinin hızla yayılması, elektrik şebekelerinin genişletilmesi, enerji depolama yatırımları ve robotik uygulamalar, yüksek miktarda metal ve mineral talebi doğururken, bu kaynaklara sahip ülkelerin ihracat gelirlerini ve döviz girişlerini artırabilir.</p>
<h2>Süreç, emtia süper döngüsüne benzetiliyor </h2>
<p>Şili, Peru, Brezilya, Endonezya ve Çin, yapay zekâ destekli yeni emtia döngüsünden yararlanabilecek başlıca gelişmekte olan ekonomiler arasında bulunuyor. Mevcut süreç analistler tarafından 2000’li yılların başında Çin’in hızlı sanayileşmesinin tetiklediği emtia süper döngüsüne benzetiliyor. O dönemde Çin’in kentleşme ve sanayi yatırımları demir cevheri, kömür ve bakır başta olmak üzere emtia talebini sıçratırken, ihracatçı ülkelerin para birimleri de güçlenmişti.</p>
<p>Bu kez talebin merkezinde veri merkezleri ve elektrik altyapısı bulunuyor. Yapay zeka sistemlerinin çalışması için gereken devasa elektrik kapasitesi, yeni üretim tesisleri ve şebeke yatırımlarını beraberinde getiriyor.</p>
<h2>Artan ihracat gelirleri döviz girişini güçlendirdi </h2>
<p>Metal fiyatlarının yükselmesi ise gelişmekte olan ülkelerin para birimlerine birkaç kanaldan yansıyor. Artan ihracat gelirleri döviz girişini güçlendirirken, iyileşen ticaret dengesi yerel para üzerinde doğrudan destek yaratıyor. Madencilik gelirlerindeki artış kamu maliyesini rahatlatabilirken, maden ve işleme yatırımlarının ülkeye yabancı sermaye çekmesi de para birimine ek talep oluşturuyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yapay zekanın yarattığı talebin başında bakır var!</span></h2>
<p>■ Bakır: Yapay zekâ ekonomisinin en önemli metallerinden biri. Veri merkezlerinin kablolaması, elektrik dağıtımı, enerji iletim hatları ve şebeke yatırımlarında yoğun kullanılıyor. Yapay zekâ yatırımları arttıkça elektrik altyapısının genişlemesi de bakır talebini büyütüyor. Şili ve Peru bu nedenle yeni döngünün en doğrudan yararlanıcıları arasında. </p>
<p>■ Nikel: Yapay zekânın artan elektrik tüketimini karşılamak kadar, elektrik talebindeki dalgalanmaları yönetmek de önem taşıyor. Bataryalar ve şebeke ölçekli enerji depolama sistemleri bu noktada devreye giriyor. Dünyanın önemli nikel üreticisi Endonezya, bu zincirde stratejik konuma sahip. </p>
<p>■ Nadir toprak elementleri: Neodimyum, disprosyum ve benzeri elementler güçlü mıknatısların üretiminde kullanılıyor. Çip üretim ekipmanları, robotik sistemler ve yüksek performanslı bilgi işlem altyapısı açısından kritik öneme sahip. Çin, bu tedarik zincirinde özellikle güçlü konumda. </p>
<p>■ Gümüş: Yarı iletken kontaklarında ve yapay zekâ tesislerinin enerji ihtiyacını karşılamada giderek daha fazla kullanılan güneş panellerinde rol oynuyor. *Platin grubu metaller: Elektrik sistemleri, endüstriyel katalizörler ve gelecekte veri merkezlerinin enerji ihtiyacında kullanılabilecek hidrojen yakıt hücreleri açısından önem taşıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Maden zengini ülkelerin parası avantajlı</span></h2>
<p>■ Şili pesosu: Bakır fiyatlarındaki yükselişten en doğrudan yararlanabilecek para birimlerinden biri. Bakır ihracat gelirlerinin artması ticaret dengesini iyileştirerek peso üzerinde destek yaratabilir. </p>
<p>■ Peru solu: Şili’ye benzer biçimde bakır talebindeki artıştan faydalanabilir. Ancak ülkedeki siyasi istikrarsızlığın madencilik yatırımları ve yatırımcı güveni üzerindeki etkisi önemli bir risk unsuru olarak öne çıkıyor. </p>
<p>■ Endonezya rupisi: Nikel ihracatının yanı sıra işleme ve rafineri yatırımlarından da destek bulabilir. Ülkenin ham nikel ihracatını sınırlayarak yerel işleme kapasitesini geliştirmesi, döviz girişlerinin daha yüksek katma değerli ürünlerden sağlanmasını hedefliyor. </p>
<p>■ Brezilya reali: Yapay zekâ kaynaklı emtia yatırımlarından faydalanabilecek ülkeler arasında gösterdiği Brezilya, özellikle geniş maden ve enerji kaynakları sayesinde yeni döngüden yararlanabilir. </p>
<p>■ Çin yuanı: Çin’in nadir toprak elementleri ve mıknatıs tedarik zincirindeki güçlü konumu, ülkeye yapay zekâ altyapısının kritik girdileri üzerinde stratejik avantaj sağlıyor. Tedarik kısıtlamaları ise Çin’in pazarlık gücünü artırırken küresel şirketleri alternatif kaynak arayışına itiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yapay-zeka-emtia-paralarini-destekleyecek-85202</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/4/1280x720/yapay-zeka-1754980540.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ yatırımları yalnızca teknoloji şirketlerinin değerini değil, bakırdan nikele, nadir toprak elementlerinden gümüşe kadar çok sayıda metalin talebini de artırıyor. Bu yeni emtia dalgasının özellikle metal zengini gelişmekte olan ülkelerin para birimlerini destekleyebileceği öngörülüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuzde-415-kar-artisi-gerceklesti-hisseyi-tutan-fon-sayisi-152ye-indi-85201</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 08:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yüzde 415 kâr artışı gerçekleşti, hisseyi tutan fon sayısı 152’ye indi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST 30 Endeksinde bilançosunu açıklayan 18 şirketten 16'sı kârını artırırken ikisinin kârında düşüş gözlendi. Bankacılık ve sanayi şirketlerinin elde ettiği milyarlarca liralık kârlar öne çıkarken, Garanti Bankası yüksek kârlılığı ile en yakın rakibinin açık ara önünde duruyor.</strong></p>
<p>Altı aylık bilançolar gelmeye devam ediyor. Borsanın lokomotifi BIST 30 şirketlerin kârlılık oranları yatırımcıların stratejilerini temelden etkiliyor. Verilerini açıklayanlardan Ereğli %415 ve Tüpraş %320 kâr artışıyla öne çıkıyor. Garanti Bankası 63,70 milyar TL kâr üreterek hacim tarafında liderliğini kimseye bırakmaya niyetli olmadığını gösteriyor. Ancak her şirket için süreç arzu edilen büyümeyle sonuçlanmadı; Ford Otosan ve THY kârı düşen firmalar arasında yer alıyor. Veriler, yatırımcıların hareket ederken gelen sonuçlar ışığında hamlelerini planlamaları gerektiğini hatırlatıyor.</p>
<h2>Kârı güçlü artanlar</h2>
<p>BIST 30 hisseleri içinde altı aylık sonuçlarını açıklayanlardan kârını en fazla artıran Ereğli oldu. Yılın ilk yarısında kârını %415,48 büyüterek 8,9 milyar TL’ye çıkardı. Yılbaşından bu yana %56,93 yükselen hisse, yatırımcısının yüzünü güldürdü. Son dönemde fonlar satış yaparken hisseyi elinde bulunduran fon sayısı 159’dan 152’ye indi.</p>
<p>Listede kârını en çok artıran ikinci firma %320 ile Tüpraş oldu. Şirket gelirdeki artışla birlikte dönem sonu net karını 49,8 milyar TL’ye yükseltti. Haziranın ikinci yarısında en düşük 215,10 TL’yi gördükten sonra yukarı yönelen hisse, 9,71 F/K çarpanıyla işlem görüyor. Firma, varil başına net rafineri marjı beklentisini 6-7 dolardan 13-15 dolara yükseltirken potansiyelini koruyor.</p>
<h2>Kârı yüksek olan</h2>
<p>Açıklanan bilançolar arasında kâr hacmiyle Garanti Bankası en tepede yer alıyor. Yılın altı ayında kârını %18,83 oranında artırarak 63,7 milyar TL’ye taşıyan banka, aynı zamanda gücünü hissettiriyor. Bununla birlikte hissenin fiyatı geride kalan iki yıldan bu yana yatayda dalgalı bir seyir izliyor. Mevcut fiyatı ise Temmuz 2024’teki seviyelerinde bulunuyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7c0658bdfce-1786512984.png" alt="" width="999" height="530" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>GELİŞMİŞ PİYASA MI, GELİŞMEKTE OLAN PİYASA MI?</strong></p>
<p><strong>Gelişmiş piyasa</strong>; istikrar, yüksek likidite, düşük enflasyon, şeffaflık, dayanıklılık. Sınırlı büyüme, düşük getiri, yüksek rekabet, doygun pazar.</p>
<p><strong>Gelişmekte olan piyasa</strong>; yüksek getiri, hızlı büyüme, ucuz değerleme, esneklik, fırsat. Dalgalanma, yüksek risk ve enflasyon, zayıf likidite.</p>
<p><strong>Gelen tutarlar sermaye avansı olduğundan ilerleyen süreçte bedelli gündeme gelecek</strong></p>
<p>DAP Gayrimenkul'ün bedelli sermaye artırımına gitme ihtimali var mı? ● Oktay Özkan</p>
<p>Oktay; DAP Gayrimenkul'ün hesaplarına mayıs ve haziran aylarında dört ayrı işlemle gönderilen ve toplamı 414 milyon TL'yi aşan nakit girişi söz konusu. Şirketin açıklamalarında gelen nakitlerin sermaye avansı olduğu belirtiliyor. Firma, acil nakit ihtiyacını aktarılan avanslarla giderirken, bunu ileride yapılacak bir sermaye artırımının da ön hazırlığı olarak görmek pek de yanlış olmaz. Bu sebeple, ilerleyen zaman diliminde bedelli sermaye artırımının ya da ödemeyi yapanlara yönelik tahsisli sermaye artırımının yapılması gündeme gelecektir.</p>
<p><strong>Mevcut faaliyetlerini iştirakine devrederken kendisi elektrik piyasasına yöneliyor</strong></p>
<p>Özerden Ambalaj neden yaptığı işi yeni kurduğu iştirakine devrediyor? ● Halil Topal</p>
<p>Halil; Özerden Ambalaj'ın mevcut faaliyetlerini yeni kurduğu Bizofol Yalıtım şirketine devretmesinin ana nedeni, stratejik dönüşüm sürecini başlatmasıyla ilgili bulunuyor. Firma, esas sözleşme değişikliği ile elektrik sektöründe faaliyet yürütmek istiyor. Belirlediği yeni alana yönelmek amacıyla mevcut iş kolunu tamamen değiştirmeye gidiyor. Aldığı karar çerçevesinde, mevcut varlıklarıyla operasyonlarını önce Bizofol Yalıtım'a devredecek, sonrasında da iştirakin hisselerinin tamamını satarak sektörden kesin şekilde çıkış yapmış olacak.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>SRL sürdürülebilirlik hisse fonu yatırımcısına bir yılda %56 kazandırdı</strong></p>
<p>Pardus Portföy'ün yönetimindeki Sürdürülebilirlik Hisse Senedi (TL) Fonu (SRL), Mayıs 2025'ten bu yana işlem görüyor. Ocaktaki çıkışın ardından zayıflayan ivme temmuza kadar sınırlı bir performans sergilerken son bir ayda tekrar yönünü yukarı çevirmiş görünüyor. Mayıstan itibaren hacimde belirgin bir artış yaşandı. Ağustosta büyüme devam ederken hacmi 259,54 milyon TL'ye çıktı. Ağustosun ikinci haftası itibarıyla fona 69,61 milyon TL para girişi gözlendi. Doluluk oranı %14,63 seviyesinde olan fonun temel stratejisi, sürdürülebilir şirket paylarına yatırımda bulunmak üzerine kurulu. Portföyünün %77,97'si hisse senedi ve %22,03'ü vadeli işlem teminatlarından oluşuyor. Yıllık bazda %56,26 getiri sağlayan SRL, %25,87 yükselen endeksi geçti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Hedef Araç Kiralama, Piyasadan TLREF + %2,5 faizle 300 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Hedef Araç, nitelikli yatırımcılara yönelik olarak 10.08.2026 vade başlangıç tarihli tahvil ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 300.000.000 TL olan tahvilin yıllık faizi TLREF+%2,5 olarak belirlendi. 424 gün vadeli tahvil, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 5 kupon ödemesi yapılacak. Tahvilin vade tarihi 08.10.2027 olarak açıklandı. 10 Ağustos itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,91 seviyesinde bulunuyor. Hedef'in verdiği %2,5 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. İhraç, şirketin uzun vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRSHDAKE2723 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7c06138f18f-1786512915.png" alt="" width="976" height="239" /><strong>IC ENTERRA YENİLENEBİLİR ENERJİ</strong></p>
<p><strong>Tüm depolamalı rüzgar projelerinin ÇED onayını alırken önemli bir aşamayı geçti</strong></p>
<p>IC Enterra, portföyündeki 485 megavatlık depolamalı rüzgar ve güneş enerjisi projeleri kapsamında son olarak Erzincan'daki Depolamalı Koray RES projesi için ÇED Olumlu raporu aldığını duyurdu. Böylece şirketin ön lisansını aldığı tüm depolamalı rüzgar enerjisi projelerinin ÇED izin süreçleri tamamlanmış oldu. Yenilenebilir enerji yatırımlarında santral kurulumuna geçmek için ÇED onayını almak en önemli idari aşama olarak değerlendirilmekte. ÇED aşamasını tamamlamak yatırım takviminin daha hızlı ilerlemesini sağlarken kapasitesini büyütme yolu da açılmış olmakta.</p>
<p><strong>FORD OTOSAN</strong></p>
<p><strong>Operasyonlarının büyümesi için 2030 yılına kadar kademeli yatırımda bulunacak</strong></p>
<p>Ford Otosan, Ford Trucks operasyonlarının Avrupa pazarındaki büyümesini desteklemek, emisyon ve güvenlik gerekliliklerine uyum sağlamak amacıyla Ford Trucks New-Cab Programı kapsamında yatırım kararı aldığını duyurdu. 2030 yılına kadar kademeli olarak yapılacak net yatırımın 364 milyon euro olduğunu ifade ederken, bunun 122 milyon euroluk kısmını ön fizibilitede harcadığını belirtti. Ayrıca Iveco ile yapılan Ortak Geliştirme Anlaşması ve teşviklerle 96 milyon euroluk ek mühendislik katkısı sağlanarak, yeni nesil kabinin 2028 yılında devreye alınacağını bildirdi.</p>
<p><strong>1000 YATIRIMLAR HOLDİNG</strong></p>
<p><strong>Uzun vadeli planlama kapsamında iştiraki, depolamalı GES projesi satın alıyor</strong></p>
<p>1000 Yatırımlar Holding'in %76,67 iştiraki Meta Mobilite uzun vadeli planları kapsamında elektrik üretim ve depolama portföyü oluşturma yönünde kararını devreye alıyor. Bu doğrultuda, Balpınar Enerji firmasını satın almak üzere anlaştı. Balpınar Enerji'nin, 10 MWe /14,88 MWp kurulu güce sahip Depolamalı GES lisansı bulunurken, alım bedelinin 23,75 milyon TL olduğu belirtildi. Şirket böylece yenilenebilir enerji ve depolama alanındaki ilk lisanslı varlık edinimini gerçekleştirmiş oldu. Mevcut ve hazır bir lisans şirketinin alınması operasyonel takvimi hızlandıracak.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Selçuk Ecza temmuzun ikinci yarısından bu yana gerilerken tutunmaya çalışıyor</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7c05f14e814-1786512881.png" alt="" width="294" height="234" /></strong>Selçuk Ecza'da fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %52,31 ile toplamda 8,24 milyon lot artarak 24,01 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 30'dan 19'a geriledi. TLY fonu 7,71 milyon lot ile en fazla alımı yaparken, RBH 177,8 bin lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Hisse hakkında bugüne kadar 9 aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan olmadı. En yüksek Şeker Yatırım 140 TL ile "TUT" olarak önerirken; Oyak Yatırım 96 TL ile "Endekse Paralel" önerisinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuzde-415-kar-artisi-gerceklesti-hisseyi-tutan-fon-sayisi-152ye-indi-85201</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüzde 415 kâr artışı gerçekleşti, hisseyi tutan fon sayısı 152’ye indi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ayakkabi-ithalatinda-dusus-var-ihracatta-alarm-suruyor-85200</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 08:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ayakkabı ithalatında düşüş var, ihracatta alarm sürüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Ayakkabı sektöründe son iki yıldır hızla artan ithalat 2026’nın ilk yarısında yön değiştirdi. TÜİK Genel Ticaret Sistemi verilerine göre, 2025’in ilk altı ayında 874,9 milyon dolar olan ayakkabı ithalatı, 2026’nın aynı döneminde yüzde 17,7 gerileyerek 720,3 milyon dolara düştü. Böylece ithalat tutarında yaklaşık 154,7 milyon dolarlık azalma yaşandı. Son 10 yılın ilk yarı verileri incelendiğinde, ithalatın 2020’de 242,5 milyon dolar seviyesinden 2025’te 875 milyon dolara kadar çıkarak 5 yılda yaklaşık 3,6 kat büyüdüğü görülüyor. 2026’nın ilk yarısındaki gerileme ise bu yükseliş trendinin ardından gelen ilk belirgin düşüş olarak kayıtlara geçti.</p>
<h2>Zirvenin ardından geri çekildi </h2>
<p>Yıllık verilere göre de ithalat son yıllarda hızlı bir artış sergiledi. 2021’de 587,8 milyon dolar olan ithalat 2022’de 962 milyon dolara, 2023’te 1,42 milyar dolara ve 2024’te 1,71 milyar dolarla tarihi zirvesine ulaştı. 2025 yılında ise 1,68 milyar dolara gerileyerek sınırlı bir düşüş gösterdi. İlk yarıda görülen yüzde 17,7’lik gerileme ise 2026 sonunda yıllık ithalatın da daha düşük gerçekleşebileceğine işaret ediyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7c04f982798-1786512633.png" alt="" width="398" height="284" /></p>
<h2>İhracatta da düşüş sürüyor </h2>
<p>İthalattaki gerilemeye rağmen sektörün ihracat performansı da zayıf seyrediyor. 2025'in ilk yarısında 532,6 milyon dolar olan ayakkabı ihracatı, 2026'nın aynı döneminde yüzde 13,2 azalarak 462,2 milyon dolara indi. Böylece ihracatta yaklaşık 70,4 milyon dolarlık kayıp yaşandı. Yıllık bazda da benzer tablo dikkat çekiyor. 2022’de 1,31 milyar dolarla zirve yapan ayakkabı ihracatı, 2023’te 1,27 milyar dolara, 2024’te 1,16 milyar dolara ve 2025’te 1,01 milyar dolara gerileyerek üst üste üçüncü yıl düşüş kaydetti.</p>
<h2>Dış ticaret açığı da daraldı </h2>
<p>İthalattaki daha sert gerileme nedeniyle sektörün dış ticaret açığında kısmi bir iyileşme yaşandı. 2025'in ilk yarısında ihracat ile ithalat arasındaki fark 342,4 milyon dolar seviyesindeyken, 2026'nın ilk yarısında bu rakam 258,1 milyon dolara geriledi. Buna rağmen ithalatın ihracatı belirgin şekilde aşması, sektörün dış ticaret dengesinde yapısal sorunun devam ettiğini ortaya koydu. Sektör temsilcileri, ilk yarıda ithalattaki düşüşte iç talepteki yavaşlama, yüksek finansman maliyetleri ve tüketimdeki temkinli seyrin etkili olduğuna dikkat çekerken, ihracattaki gerilemenin ise başta Avrupa olmak üzere ana pazarlardaki zayıf talep ve rekabet baskısından kaynaklandığını belirtiyor. İş insanları, kalıcı iyileşme için yalnızca ithalatın gerilemesinin değil, ihracatın yeniden büyüme patikasına girmesinin kritik önem taşıdığını vurgulayarak bu kapsamda yan sanayi ürünlerinin ithalatını kolaylaştırıcı adımlar atılması gerektiğini belirtiyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İlk yarıda ihracat miktarı da sert düştü</span></h2>
<p>Ayakkabı sektörü, 2026 yılının ocak-haziran döneminde ihracatta miktar bazında da önemli bir daralma yaşadı. İstanbul Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği (İDMİB) verilerine göre sektörün ihracat miktarı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 33 azalarak 98 bin 179 çiftten 65 bin 734 çifte geriledi. Geçen yılın ilk yarısında çift başına 4,05 dolar olan ortalama ihracat değeri, bu yıl aynı dönemde yüzde 34,7 artışla 5,46 dolara çıktı. Sektörün en büyük ihracat pazarı Irak’a yapılan satışlar ilk yarıda yüzde 25,7 azalarak 44,6 milyon dolardan 33,2 milyon dolara geriledi. Almanya’ya ihracat da yüzde 20,9 düşüşle 31,2 milyon dolardan 24,7 milyon dolara indi. Polonya pazarı ise yüzde 25,2’lik gerilemeyle 20,3 milyon dolardan 15,2 milyon dolara düştü. Buna karşılık İtalya’ya ihracat yüzde 3,8 artışla 18,7 milyon dolardan 19,4 milyon dolara, Fransa’ya ihracat ise yüzde 3,7 yükselişle 12,4 milyon dolardan 12,9 milyon dolara çıktı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ayakkabi-ithalatinda-dusus-var-ihracatta-alarm-suruyor-85200</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/ayakkabi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK verilerine göre, geçen yılın ilk yarısında 874,9 milyon dolar olan ayakkabı ithalatı, bu yılın aynı döneminde yüzde 17,7 gerileyerek 720,3 milyon dolara indi. Geçen yıl 875 milyon dolar olan ihracatta meydana gelen gerileme ise yükseliş trendinin ardından gelen ilk belirgin düşüş olarak kayıtlara geçti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bookingin-donusunu-saglayacak-teklif-mecliste-85199</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 08:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Booking’in dönüşünü sağlayacak teklif Meclis’te</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye’deki faaliyetleri 2017’de mahkeme kararıyla durdurulan Booking.com’un dönüşünün önünü açacak 10 maddelik teklif TBMM’ye sunuldu. Meclisin 1 Ekim’e kadar tatile girmesi nedeniyle teklifin yasalaşması sonbahara kaldı.</p>
<p>Teklif, yabancı platformların Türkiye’deki faaliyet koşulları, yükümlülükleri ve yaptırımlarını düzenliyor. Platformlar, Kültür ve Turizm Bakanlığından izin belgesi alacak; başka işletme veya izin belgesi aranmayacak.</p>
<p>İki yıl geçerli olacak ve devredilemeyecek belge için 5 milyon lira ödenecek. Her yıl yeniden değerleme oranında artırılacak tutarı Cumhurbaşkanı iki katına çıkarabilecek veya yarısına indirebilecek.</p>
<p>İzin için Dijital Hizmet Vergisi mükellefi olma, vergi borcu bulunmama, Türkiye’de tebligat adresi ile sorumlu gerçek veya tüzel kişi gösterme ve UETS adresini bildirme şartları aranacak. Tüzel kişi temsilcinin sermaye şirketi olması, yetkililerinden en az birinin Türk vatandaşı ve Türkiye’de yerleşik bulunması gerekecek. Gerçek kişi temsilci de bu koşulları taşıyacak. Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansına ödenecek pay, Dijital Hizmet Vergisi matrahı üzerinden hesaplanacak.</p>
<p>Taahhüt edilen hizmetin eksik veya hiç sunulmaması halinde sözleşme başına 50 bin liradan 100 bin liraya kadar ceza verilecek. Turizm payını süresinde yatırmayan platforma 15 gün tanınacak; ödeme yapılmazsa izin iptal edilecek. Ülke yararına aykırı, kamu güvenini sarsıcı veya turizmi baltalayıcı faaliyetler de iptal nedeni olacak. Belgesi iptal edilen platform altı ay başvuru yapamayacak.</p>
<p>Platformlar, Bakanlık belgeli konaklama tesisleri ile izinli turizm konutlarının satışını ve elektronik uçak bileti satışını doğrudan yapabilecek. Diğer seyahat hizmetleri belgeli acentalar, araç kiralama ise Ticaret Bakanlığınca yetkilendirilen işletmeler üzerinden sunulacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yabancı platformların yükümlülükleri</span></h2>
<p>■ İzin belgesi kapsamı dışında faaliyet gösterilemeyecek, başka ürünlerin satışı ve pazarlaması yapılamayacak. <br />■ İzin kapsamındaki hizmetler yalnızca bu amaçla kullanılan elektronik ticaret ortamında sunulacak. <br />■ Belgeye esas bilgilerdeki değişiklikler 15 gün içinde Bakanlığa bildirilecek; istenen belgeler 15 günde gönderilecek. <br />■ Konaklama tesisleri ile turizm amaçlı kiralanan konutların belge numaraları doğrulanarak ilanlarda gösterilecek. <br />■ Satış bedelinden alınan komisyon ve benzeri tutarlar, KDV hariç bedelin yüzde 17’sini aşamayacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bookingin-donusunu-saglayacak-teklif-mecliste-85199</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/1280x720/tbmm-meclis-1786343285.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı platformların Türkiye’deki faaliyet koşulları, yükümlülükleri ve yaptırımlarını düzenleyen 10 maddelik teklif Meclis&#039;e sunuldu. Teklif, Booking.com&#039;un da dönüşünün önünü açacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tesvikler-savasi-yeni-korumacilik-nasil-isliyor-85192</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 08:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Teşvikler savaşı: Yeni korumacılık nasıl işliyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p style="text-align: center;"><strong>YENİ KÜRESEL EKONOMİYİ ANLAMAK III</strong></p>
<p>Devlet, şirketlerin riskini üstlenirken ortaya çıkan kazancın ne kadarının toplumda kalacağını da düşünmek zorundadır. Aksi hâlde sanayi politikası, dönüşümü hızlandıran bir araç olmaktan çıkar; siyasal nüfuzu güçlü şirketlere kaynak aktarma mekanizmasına dönüşür.</p>
<p>Geçen <a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/serbest-ticaretten-stratejik-ozerklige-85115?preview=true" target="_blank" rel="noopener">yazıda</a> serbest ticaret anlayışının neden stratejik özerklik ve ekonomik güvenlik ekseninde yeniden şekillendiğini ele almıştım.</p>
<p>Devletler artık yalnızca bir ürünün nerede daha ucuza üretildiğine bakmıyor. Aynı zamanda o ürüne kriz zamanlarında erişip erişemeyeceklerini, üretimin belirli ülkelerde yoğunlaşmasının ne kadar riskli olduğunu ve kritik teknolojilerde başkalarına ne ölçüde bağımlı kalabileceklerini de hesaplıyor.</p>
<p>Bu değişim, korumacılığın biçimini de değiştiriyor. Eski korumacılık daha kolay tanınırdı. Devlet ithal edilen ürüne gümrük vergisi koyar, miktar kısıtlaması getirir veya bir biçimde yerli üreticiyi dış rekabetten korurdu. Yeni korumacılık ise yalnızca malların sınırdan girişini zorlaştırmıyor. Fabrikaların, araştırma merkezlerinin, patentlerin, nitelikli iş gücünün ve tedarikçi ağlarının hangi ülkede oluşacağını da etkilemeye çalışıyor.</p>
<p>Başka bir ifadeyle yeni rekabetin temel sorusu artık yalnızca, <em>“Kim ne kadar ihracat yapacak?” </em>değil, <em>Geleceğin üretim kapasitesi nerede kurulacak?” </em>sorusu.</p>
<p><strong>Koruma değil yönlendirme</strong></p>
<p>Bugün sanayi politikasının en güçlü araçlarından biri teşvikler. Vergi indirimleri, ucuz krediler, enerji destekleri, kamu alım garantileri, araştırma fonları, altyapı yatırımları ve yerli üretim koşulları aynı hedef için kullanılıyor:</p>
<p>Özel yatırımı belirli sektörlere ve belirli coğrafyalara yönlendirmek. Bu nedenle teşvikleri yalnızca şirketlere verilen mali destekler olarak görmek yanlış olur. Devletler bu araçlarla gelecekte hangi teknolojilerin gelişeceğini, hangi üretim zincirlerinin kurulacağını ve ekonomik değerin nerede birikeceğini de şekillendirmeye çalışıyor.</p>
<p>Çin, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği bu yarışta farklı modeller izliyor. Ama hepsinin ortak bir amacı var: Stratejik olarak gördükleri üretim kapasitesini kendi sınırları içinde veya güvenilir ortaklarının çevresinde toplamak.</p>
<p><strong>Çin sanayi politikasını hiç terk etmedi</strong></p>
<p>Batı dünyasında bugün sanayi politikasının <em>“geri dönüşünden”</em> söz ediliyor. Çin açısından ise ortada geri dönen bir politika yok. Çünkü orada sanayi politikası hiçbir zaman ortadan kalkmadı. Çin, uzun yıllardır kamu bankalarını, yerel yönetimleri, altyapı yatırımlarını, kamu alımlarını ve üretim hedeflerini birlikte kullanıyor. Güneş panellerinde, bataryalarda, elektrikli araçlarda ve kritik minerallerin işlenmesinde ulaştığı ölçek tesadüfen ortaya çıkmadı. Bu sonuç, uzun dönemli ve kararlı bir kapasite oluşturma politikasının ürünü.</p>
<p>Çin modelinin önemli bir özelliği de şu: Destek yalnızca tek tek şirketlere verilmiyor. Bir sektörün çevresindeki üretim ekosistemi bir bütün olarak kuruluyor. Hammaddeye erişimden limanlara, tedarikçilerden araştırma altyapısına kadar birbirini tamamlayan birçok unsur aynı anda geliştiriliyor. Böylece başlangıçta maliyetli görünen yatırımlar zaman içinde ölçek kazanıyor ve küresel rekabet üstünlüğüne dönüşüyor.</p>
<p><strong>ABD yatırımı kendi ülkesine çağırıyor</strong></p>
<p>Amerika Birleşik Devletleri’nin son yıllardaki yaklaşımı ise farklı bir mesaj veriyor:</p>
<p><em>“Yatırımını burada yaparsan seni desteklerim.”</em></p>
<p>Vergi kredileri, araştırma destekleri, kamu kaynakları ve yerli üretim koşulları aracılığıyla yarı iletken, batarya, elektrikli araç ve temiz enerji yatırımlarının ABD’de yapılması teşvik ediliyor. Bu yaklaşım yalnızca Amerikan şirketlerine yönelik değil. Yabancı şirketler de üretimlerini ABD’ye taşıdıkları ölçüde desteklerden yararlanabiliyor.</p>
<p>Burada korumacılık, ithalatın önüne yalnızca bir duvar örmüyor. Fabrikanın yerini değiştirmeye çalışıyor. Bu, klasik gümrük korumasından daha güçlü bir araç. Çünkü yatırım bir kez yapıldığında, beraberinde tedarikçileri, nitelikli çalışanları, araştırma faaliyetlerini ve yeni üretim bilgisini de getirebiliyor.</p>
<p><strong>Avrupa’nın ikilemi</strong></p>
<p>Avrupa Birliği de yeşil dönüşüm, dijital teknoloji, savunma ve kritik girdilerde kendi kapasitesini güçlendirmek istiyor. Ama Avrupa’nın önemli bir sorunu var: Ortak hedefler Avrupa düzeyinde belirlenirken, şirketlere verilecek desteğin önemli bölümü ulusal bütçelerden karşılanıyor. Almanya ve Fransa gibi mali kapasitesi yüksek ülkelerin sunabildiği desteklerle, daha küçük veya bütçe imkânları daha sınırlı ülkelerin verebildiği destekler aynı değil.</p>
<p>Bu nedenle teşvik yarışı yalnızca Avrupa ile ABD ve Çin arasında yaşanmıyor. Avrupa’nın kendi içinde de üretimin mali gücü yüksek ülkelere doğru kayması riski bulunuyor. Draghi Raporu’nun yıllık yüz milyarlarca avroya ulaşan ek yatırım ihtiyacını vurgulaması bu nedenle önemliydi. Mesele birkaç şirkete destek vermekten ibaret değildi. Avrupa’nın enerji sisteminden sermaye piyasalarına, teknolojiden savunmaya kadar uzanan ortak bir yatırım kapasitesi oluşturması gerekiyordu.</p>
<p>Asıl soru hâlâ ortada: <em>Avrupa gerçekten ortak bir sanayi politikası mı kuracak, yoksa ulusal teşviklerin birbirleriyle yarışmasına mı izin verecek?”</em></p>
<p><strong>Teşvik yarışının bedelini kim ödeyecek?</strong></p>
<p>Sanayi politikasının haklı gerekçeleri var. Yeni teknolojiler başlangıçta yüksek maliyetli olabilir. Bir şirket yaptığı araştırmanın bütün getirisini kendisi elde edemeyebilir. Yeşil yatırımlar yalnızca yatırımcıya değil, toplumun tamamına yarar sağlayabilir. Bazı sektörlerin gelişebilmesi için altyapı, eğitim, finansman ve tedarikçilerin eş zamanlı biçimde ortaya çıkması gerekebilir.</p>
<p>Piyasa bu sorunları her zaman tek başına çözemez. Fakat teşvik yarışı başka bir sorun yaratıyor. Yatırım çekme gücü giderek ülkelerin mali kapasitesine bağlanıyor. Bütçesi güçlü ülkeler şirketlere büyük vergi avantajları, ucuz enerji, finansman ve alım garantileri sunabilirken, gelişmekte olan ülkeler aynı yarışa girmekte zorlanıyor.</p>
<p>Bir ülke genç iş gücüne, uygun maliyetlere veya iyi bir coğrafi konuma sahip olsa bile, başka bir ülkenin sunduğu devasa kamu desteği yatırım kararını değiştirebiliyor.</p>
<p>Böylece üretim her zaman en verimli yere değil, en büyük teşvikin verildiği yere kayabiliyor.</p>
<p>Bu durum, küresel ekonomide yeni bir eşitsizlik yaratıyor: Mali gücü yüksek devletler geleceğin üretim kapasitesini kendilerine çekerken, kaynakları sınırlı ülkeler değer zincirlerinin daha düşük katma değerli aşamalarında kalabiliyor.</p>
<p><strong>İyi sanayi politikası ile kaynak </strong><strong>dağıtmak aynı şey değil</strong></p>
<p>Burada temel mesele teşvik verilip verilmemesi değil. Teşvikin ne karşılığında verildiği. Şirket zaten yapacağı bir yatırım için kamu desteği mi alıyor? Yoksa destek sayesinde gerçekten yeni bir üretim ve teknoloji kapasitesi mi oluşuyor? Teşvikler istihdam, ihracat, yerli tedarik, Ar-Ge veya emisyon azaltımı gibi ölçülebilir sonuçlara bağlanıyor mu?</p>
<p>Hedefler gerçekleşmediğinde desteğin geri alınmasını sağlayan kurallar var mı? Destek geçici mi, yoksa şirketlerin sürekli olarak devlete bağımlı hâle geldiği bir sisteme mi dönüşüyor? Başarılı sanayi politikasını başarısız olandan ayıran sorular bunlar. Devletin ekonomiye yeniden girmesi kendi başına başarı değildir. Devlet, şirketlerin riskini üstlenirken ortaya çıkan kazancın ne kadarının toplumda kalacağını da düşünmek zorundadır. Aksi hâlde sanayi politikası, dönüşümü hızlandıran bir araç olmaktan çıkar; siyasal nüfuzu güçlü şirketlere kaynak aktarma mekanizmasına dönüşür.</p>
<p><strong>Asıl mücadele teknoloji üzerinde</strong></p>
<p>Bu noktada Dr. Ali Nejat Ölçen’in yıllar önce yaptığı bir saptama akla geliyor: Ölçen, 21. yüzyılda sermayenin teknolojiyi, teknolojinin de sermayeyi çoğalttığı bir sürece girileceğini ve teknolojik üstünlüğün yeni bir emperyalizm aracına dönüşebileceğini öngörüyordu.</p>
<p>Bugünkü teşvik yarışına bu gözle bakınca mücadelenin yalnızca fabrika sayısı üzerine olmadığı görülüyor. Asıl mücadele patentlerin, üretim bilgisinin, teknik standartların, kritik girdilerin ve tedarik ağlarının kim tarafından kontrol edileceği üzerine.</p>
<p>Bir fabrika başka bir ülkede kurulabilir. Ama temel teknoloji, tasarım, yazılım, marka ve karar gücü yatırımcı ülkede kalabilir.  Dolayısıyla bir ülkeye yatırım gelmesi, o ülkenin mutlaka teknoloji kazandığı anlamına gelmez.</p>
<p><strong>Türkiye hangi soruyu sormalı?</strong></p>
<p>Türkiye’nin ABD, Çin veya büyük Avrupa ekonomileriyle teşvik miktarı üzerinden yarışması gerçekçi değil.</p>
<p>Bu nedenle Türkiye’nin sorusu, <em>“Ne kadar çok teşvik verebiliriz?”</em>olmamalı.</p>
<p>Bizim sorumuz şu olmalı: <em>“Sınırlı kamu kaynaklarını hangi alanlarda, hangi koşullarla ve hangi teknolojik yetkinlikleri kazanmak için kullanmalıyız?”</em></p>
<p>Çünkü yeni küresel ekonomide önemli olan yalnızca yatırım çekmek değil. Yatırımın ülkede ne bıraktığı.</p>
<p><em>Bir sonraki yazıda Türkiye’nin bu yeni düzende nasıl konumlanabileceğini; coğrafi yakınlık, Avrupa ile üretim ilişkileri, yeşil dönüşüm, teknoloji kapasitesi ve kurumsal yapı üzerinden ele alacağım.</em></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tesvikler-savasi-yeni-korumacilik-nasil-isliyor-85192</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/2/1280x720/775-1786513587.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Teşvikler savaşı: Yeni korumacılık nasıl işliyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/serbest-ticaretten-stratejik-ozerklige-85115</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Serbest ticaretten stratejik özerkliğe</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p style="text-align: center;"><strong>YENİ KÜRESEL EKONOMİYİ ANLAMAK (2)</strong></p>
<p><strong>Stratejik özerklik, her şeyi Avrupa’da üretmek demek değil. Asıl mesele, gerektiğinde tercih yapabilme kapasitesine sahip olmak. Enerjide, savunmada, yarı iletkenlerde, ilaçta, kritik minerallerde ve temiz teknolojilerde başkalarının kararlarına bütünüyle bağlı kalmamak. Başka bir ifadeyle bağımlılığı ortadan kaldırmak değil, yönetmek.</strong></p>
<p>Geçen <a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/karbonun-otesinde-avrupada-sanayi-politikasi-geri-donuyor-84981" target="_blank" rel="noopener">yazıda</a> Avrupa’da sanayi politikasının geri dönüşünü ele almıştım.</p>
<p>Karbon fiyatlamasının artık yalnızca çevreyi korumaya yönelik bir araç olmadığını; üretimin yönünü, teknolojik yatırımları ve şirketlerin dönüşümünü şekillendiren bir sanayi politikası aracına dönüştüğünü anlatmıştım.</p>
<p>Bu değişimin arkasında daha büyük bir dönüşüm var.</p>
<p>Yaklaşık otuz yıl boyunca küresel ekonominin temel sorusu şuydu:</p>
<p><em>“Bir ürünü en ucuza nerede üretebiliriz?”</em></p>
<p>Bugün ise giderek başka bir soru öne çıkıyor:</p>
<p><em>“Bu ürünü kimden almak güvenli?”</em></p>
<p>İki soru arasındaki fark, küresel ticaretin geçirdiği dönüşümü özetliyor.</p>
<p><strong>Stratejik özerklik ne demek?</strong></p>
<p>Avrupa Birliği bu dönüşümü “açık stratejik özerklik” kavramıyla anlatıyor.</p>
<p>İlk bakışta biraz çelişkili bir ifade. Hem açık olacaksınız hem de özerk kalacaksınız.</p>
<p>Aslında anlatılmak istenen şu: Avrupa dünya ekonomisinden kopmak istemiyor. Ticaret yapmaya, yabancı yatırım çekmeye ve küresel değer zincirlerinin içinde kalmaya devam etmek istiyor. Ancak yaşamsal önemdeki ürünlerde ve teknolojilerde tek bir ülkeye ya da dar bir tedarikçi grubuna aşırı bağımlı olmak da istemiyor. Avrupa Birliği’nin kendi tanımlamasında da stratejik özerklik, ekonomik açıklığı korurken tercih yapabilme ve aşırı bağımlılıkları azaltabilme kapasitesiyle ilişkilendiriliyor.</p>
<p>Dolayısıyla stratejik özerklik, her şeyi Avrupa’da üretmek demek değil.</p>
<p>Asıl mesele, gerektiğinde tercih yapabilme kapasitesine sahip olmak. Enerjide, savunmada, yarı iletkenlerde, ilaçta, kritik minerallerde ve temiz teknolojilerde başkalarının kararlarına bütünüyle bağlı kalmamak.</p>
<p>Başka bir ifadeyle bağımlılığı ortadan kaldırmak değil, yönetmek.</p>
<p><strong>Bağımlılık ne zaman sorun oldu?</strong></p>
<p>Küresel değer zincirleri uzun yıllar boyunca verimlilik ilkesi etrafında kuruldu. Üretimin her aşaması, en düşük maliyetle nerede yapılabiliyorsa oraya taşındı. Şirketler stoklarını azalttı, tedarikçilerini daralttı ve “tam zamanında üretim” sistemleri geliştirdi.</p>
<p>Normal zamanlarda bu model son derece başarılıydı.</p>
<p>Fakat normal zamanlar sona erdi.</p>
<p>Pandemi sırasında basit tıbbi malzemelerin dahi bulunamaması, tedarik zincirlerindeki yoğunlaşmanın maliyetini gösterdi. Yarı iletken kıtlığı otomotivden elektroniğe kadar birçok sektörde üretimi aksattı. Rusya-Ukrayna Savaşı, ucuz ama tek kaynağa dayanan enerjinin ne kadar kırılgan bir büyüme modeli oluşturduğunu ortaya koydu. Çin’in kritik minerallerden bataryalara kadar birçok stratejik alanda ulaştığı ağırlık ise ekonomik bağımlılığın jeopolitik bir baskı aracına dönüşebileceği kaygısını artırdı. Bu gelişmeler, Avrupa’nın ekonomik güvenlik stratejisinde tedarik zincirleri, teknoloji güvenliği, kritik altyapı ve ekonomik bağımlılıkların birlikte ele alınmasına yol açtı.</p>
<p>Böylece şirketlerin etkinlik hesabına devletlerin güvenlik hesabı eklendi.</p>
<p><strong>Draghi Raporu’nun asıl mesajı</strong></p>
<p>Daha önce yayımlanan bir yazımda Draghi Raporu’nu ayrıntılı biçimde ele almış ve Avrupa’nın zemin kaybetmesinin Türkiye için doğurabileceği fırsatları ve tehditleri tartışmıştım.</p>
<p>Draghi Raporu yeni bir sorun keşfetmedi. Fakat Avrupa’nın inovasyon açığını, yüksek enerji maliyetlerini, yeşil dönüşümünü ve stratejik bağımlılıklarını tek bir bütünün parçaları olarak ele aldı.</p>
<p>Raporun asıl önemi burada yatıyordu.</p>
<p>Avrupa’nın rekabet gücü artık yalnızca daha üretken şirketlere sahip olmakla ilgili değildi. Enerji güvenliği, teknoloji kapasitesi, savunma sanayisi, finansman olanakları ve kritik girdilere erişim de rekabet gücünün parçası hâline gelmişti. Draghi’nin önerilerinin daha sonra Avrupa Komisyonu’nun Rekabetçilik Pusulasına önemli ölçüde yansıması, bu yaklaşımın yalnızca bir rapor olarak kalmadığını da gösteriyor.</p>
<p>Yani ekonomi politikası ile güvenlik politikası birbirine yaklaşıyordu.</p>
<p><strong>Riskten arınmak mı, dünyadan kopmak mı?</strong></p>
<p>Bu yeni dönemin en sık kullanılan kavramlarından biri <em>“de-risking”</em>, yani risk azaltma.</p>
<p>Avrupa, özellikle Çin ile ilişkilerinde <em>“decoupling”</em>, yani ekonomik bağları tamamen koparma fikrinden uzak durduğunu vurguluyor. Bunun yerine belirli ürünlerde tedarikçileri çeşitlendirmeyi, kritik üretim kapasitesini Avrupa’da geliştirmeyi ve güvenilir ortaklarla yeni bağlar kurmayı hedefliyor.</p>
<p>Bu yaklaşım üç kelimeyle özetlenebilir: <strong>Geliştir, koru, ortaklık kur.</strong></p>
<p>Avrupa Birliği’nin ekonomik güvenlik stratejisi de bu üç sütuna dayanıyor. Avrupa bir yandan kendi sanayi, araştırma ve teknoloji kapasitesini geliştirmeye çalışıyor. Diğer yandan yabancı yatırımları, teknoloji transferlerini ve kritik altyapıları daha yakından denetliyor. Aynı zamanda benzer kaygıları paylaşan ülkelerle hammadde, enerji, teknoloji ve ticaret ortaklıkları kuruyor.</p>
<p><em>“Friend-shoring”</em> ve <em>“near-shoring”</em> kavramları da bu noktada önem kazanıyor.</p>
<p>Friend-shoring, üretimin siyasi ve ekonomik açıdan güvenilir görülen ülkelere kaydırılması demek. Near-shoring ise üretimin nihai pazarlara daha yakın coğrafyalara taşınmasını ifade ediyor.</p>
<p>Artık coğrafi yakınlık ve siyasi güvenilirlik, düşük ücret kadar önemli bir üretim faktörü.</p>
<p><strong>Serbest ticaret sona mı eriyor?</strong></p>
<p>Hayır.</p>
<p>Ama serbest ticaretin dayandığı varsayımlar değişiyor. Eski yaklaşımda ekonomik karşılıklı bağımlılığın ülkeleri birbirine yaklaştıracağı ve çatışma ihtimalini azaltacağı düşünülüyordu. Bugün ise aynı bağımlılığın enerji, teknoloji, finans veya kritik hammaddeler üzerinden bir baskı aracına dönüşebileceği kabul ediliyor.</p>
<p>Bu nedenle ticaret politikası artık yalnızca gümrük vergilerini azaltmakla ilgilenmiyor. Hangi teknolojinin ihraç edilebileceği, hangi yatırımın güvenlik incelemesine tabi tutulacağı, hangi girdilerin ülkede üretilmesi gerektiği ve hangi ülkelerle stratejik ortaklık kurulacağı ticaret politikasının merkezine gelmeye başlıyor.</p>
<p>Sonuç, tamamen kapalı bir dünya ekonomisi değil. Daha seçici, daha bölgesel ve güvenlik kaygılarının daha belirleyici olduğu bir küreselleşme. Dünya Ticaret Örgütü bünyesinde yapılan çalışmalar da friend-shoring, near-shoring ve büyük güçler arasındaki ayrışmanın küresel ticaretin parçalanması riskini artırdığına dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>Bu dönüşüm masum mu?</strong></p>
<p>Elbette değil.</p>
<p>Her ülke giderek daha fazla sektörü <em>“stratejik”</em> ilan ederse, stratejik özerklik kolaylıkla korumacılığın yeni adı hâline gelebilir. Ulusal güvenlik gerekçesi sınırsız biçimde kullanıldığında, verimsiz şirketleri korumak, yabancı rakipleri dışlamak ve siyasi olarak güçlü sektörlere kaynak aktarmak kolaylaşır.</p>
<p>Bu nedenle asıl ayrım, açıklık ile kapalılık arasında değil; gerçek bir dayanıklılık politikası ile çıkar gruplarını koruyan keyfî müdahaleler arasındadır.</p>
<p>Hangi bağımlılığın gerçekten kritik olduğu açıkça gösterilmeli. Destekler belirli hedeflere, ölçülebilir sonuçlara ve zaman sınırlarına bağlanmalı.</p>
<p>Aksi hâlde stratejik özerklik, ekonomik güvenliği artırmak yerine maliyeti yüksek bir teşvik ve koruma yarışına dönüşebilir.</p>
<p><strong>Türkiye bu tablonun neresinde?</strong></p>
<p>Türkiye açısından ilk bakışta önemli bir fırsat var. Avrupa’ya coğrafi yakınlık, gelişmiş sanayi altyapısı, Gümrük Birliği ve uzun yıllara dayanan üretim ilişkileri Türkiye’yi doğal bir near-shoring adayı yapıyor. Nitekim Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki mal ticareti 2025 yılında 217,6 milyar avroyu aşmış durumda. Türkiye, Avrupa Birliği’nin dünyadaki en büyük beşinci mal ticareti ortağı.</p>
<p>Ama coğrafi yakınlık tek başına yeterli değil. Yeni dönemde <em>“yakın ülke”</em> olmak ile <em>“güvenilir ortak</em>” olmak aynı şey değil. Avrupa’nın stratejik üretim çevresinde yer almak isteyen bir Türkiye’nin yalnızca düşük maliyetli üretim sunması yetmez. Karbon standartlarına uyum, enerji dönüşümü, dijital güvenlik, fikri mülkiyetin korunması, öngörülebilir kurallar ve kurumsal istikrar da üretim kararlarının parçası hâline geliyor.</p>
<p>Türkiye için asıl soru bu nedenle şudur: Avrupa’nın tedarik zincirlerine daha fazla mal satan bir ülke mi olacağız, yoksa Avrupa’nın yeni ekonomik güvenlik mimarisinin güvenilir ortaklarından biri mi? İkisi aynı şey değil.</p>
<p><strong>Son söz</strong></p>
<p>Serbest ticaret ortadan kalkmıyor. Ama en düşük maliyetin tartışmasız üstünlüğü sona eriyor.</p>
<p>Yeni küresel ekonomide verimlilik hâlâ önemli. Fakat artık tek ölçüt değil. Dayanıklılık, güvenlik, teknolojik kapasite ve siyasi güvenilirlik de ekonomik kararları şekillendiriyor.</p>
<p>Dünün sorusu şuydu:</p>
<p><em>“En ucuza kim üretiyor?”</em></p>
<p>Bugünün sorusu ise şu:</p>
<p><em>“Zor zamanlarda kime güvenebilirim?”</em></p>
<p>Önümüzdeki dönemde ülkelerin küresel ekonomideki yerini belirleyecek olan, bu ikinci soruya verebildikleri cevap olacak.</p>
<p>* <em>Bu yazı, yeni küresel ekonomi politiğin dönüşümünü ele alan yazı dizisinin ikinci halkasıdır. Bir sonraki yazıda, ABD, Avrupa Birliği ve Çin arasında giderek hızlanan teşvik yarışını ve yeni nesil korumacılığın küresel ekonomiyi nasıl değiştirdiğini ele alacağım.</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/serbest-ticaretten-stratejik-ozerklige-85115</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/5/1280x720/677-1786427230.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Serbest ticaretten stratejik özerkliğe ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/karbonun-otesinde-avrupada-sanayi-politikasi-geri-donuyor-84981</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karbonun ötesinde: Avrupa&#039;da sanayi politikası geri dönüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Avrupa Birliği'nde son haftalarda karbon politikalarıyla ilgili önemli bir düzenleme tartışılıyor.</p>
<p>17 Temmuz’da sunulan bu değişiklik önerisi, ilk bakışta oldukça teknik görünüyor. Oysa asıl hikâye karbon değil. Asıl hikâye, Avrupa'nın devlet ile piyasa arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlamaya başlaması.</p>
<p>Önce meseleyi en basit haliyle anlatalım.</p>
<p>Avrupa Birliği yaklaşık yirmi yıldır <u>Emisyon Ticaret Sistemi</u>'ni (ETS) uyguluyor. Bu sistemde belirli sektörlerde faaliyet gösteren şirketler atmosfere saldıkları karbon için bedel ödüyor. Daha az karbon salan şirketler avantaj kazanırken, daha fazla salanlar ilave emisyon hakkı satın almak zorunda kalıyor.</p>
<p>Ancak sistemin başından beri önemli bir sorun vardı. Avrupa'daki üretici karbon maliyetine katlanırken, aynı ürünü karbon maliyeti olmayan ülkelerde üreten firmalar daha avantajlı hâle gelebiliyordu. Bu durum üretimin Avrupa dışına kaymasına yol açabilirdi. Avrupa Birliği bu riski azaltmak amacıyla <u>Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması</u>'nı (SKDM) geliştirdi. Amaç, Avrupa'ya ithal edilen ürünlerin de benzer bir karbon maliyetine katlanmasını sağlamaktı.</p>
<p><strong><em>AB, </em></strong><strong>"Dönüşüm için yatırım </strong><strong>yaparsan seni desteklerim" diyor</strong></p>
<p>Bugün tartışılan değişiklik ilk bakışta ücretsiz emisyon tahsislerinin kaldırılma takvimine ilişkin teknik bir düzenleme gibi görünüyor. Ücretsiz tahsislerin tamamen kaldırılacağı tarihin 2034’ten 2038’e ötelenmesi gündemde.</p>
<p>Ama satır aralarına bakıldığında çok daha önemli bir değişim dikkat çekiyor. Eskiden ücretsiz tahsisler büyük ölçüde Avrupa sanayisinin rekabet gücünü korumak amacıyla veriliyordu. Yeni öneride ise bu tahsislerden tam olarak yararlanabilmek için şirketlerin karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik yatırım yaptıklarını göstermeleri bekleniyor.</p>
<p>Başka bir ifadeyle Avrupa Birliği artık yalnızca, <em>"Kirletiyorsan bedelini öde"</em> demiyor. Şunu da söylüyor: <em>"Dönüşüm için yatırım yaparsan seni desteklerim."</em></p>
<p>İşte asıl haber burada.</p>
<p><strong>Bu değişiklik neden önemli?</strong></p>
<p>Çünkü bu düzenleme yalnızca karbon politikasını değiştirmiyor.</p>
<p>Devlet ile piyasa arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağına dair anlayışın da değiştiğini gösteriyor.</p>
<p>Bunu anlayabilmek için epeyce geriye gitmek gerekiyor.</p>
<p><strong>Otuz yıl boyunca hâkim düşünce neydi?</strong></p>
<p>1989 yılında iktisatçı John Williamson'ın <em>Washington Uzlaşısı</em> adını verdiği yaklaşım, uzun yıllar ekonomi politikalarına yön verdi.</p>
<p>Temel mesaj oldukça açıktı: Piyasalar kaynakları en etkin şekilde dağıtır. Devlet ekonomiye mümkün olduğunca az müdahale etmelidir. Serbest ticaret refah yaratır. Özelleştirme, serbestleşme ve mali disiplin büyümenin temelidir.</p>
<p>Sanayi politikası ise çoğu zaman devletin "<em>kazanan seçmeye</em>" çalıştığı ve kaynak israfına yol açan bir yaklaşım olarak görülüyordu.</p>
<p>Bu anlayış yalnızca gelişmiş ülkelerde değil, gelişmekte olan ülkelere yönelik uluslararası politika önerilerinde de etkili oldu.</p>
<p><strong>İlk büyük kırılma 1997'de yaşandı.</strong></p>
<p>1997 Asya Finansal Krizi, serbest sermaye hareketlerinin ve hızlı finansal serbestleşmenin her zaman beklenen sonuçları üretmediğini gösterdi.</p>
<p>Kriz yalnızca Asya’nın gelişmekte olan ekonomileri sarsmadı. Ekonomi politikalarına ilişkin temel kabulleri de sorgulatmaya başladı.</p>
<p>O dönemde Dünya Bankası'nın baş iktisatçısı olan Joseph Stiglitz, güçlü kurumların, iyi yönetişimin ve devlet kapasitesinin önemini vurgulayarak Washington Uzlaşısını eleştiren en önemli isimlerden biri oldu.</p>
<p>Böylece literatürde <em>Washington Sonrası Uzlaşı</em> olarak anılan yeni yaklaşım şekillenmeye başladı. Bu yeni yaklaşım piyasayı reddetmiyordu. Ama piyasanın tek başına yeterli olmadığını söylüyordu. Kurumlar önemliydi. Devlet önemliydi. Kamu politikalarının niteliği önemliydi.</p>
<p><strong>2008 ise tartışmayı bitirdi.</strong></p>
<p><em>2008 Küresel Finans Krizi</em> yalnızca bankaları değil, eski düşünceyi de sarstı.</p>
<p>Dünyanın en gelişmiş ekonomileri bile finansal sistemi ayakta tutabilmek için devasa kamu müdahalelerine başvurdu.</p>
<p>Birçok siyasetçi ve iktisatçı için bu kriz, Washington Uzlaşısının sonu olarak görüldü. Artık tartışma,</p>
<p><em>"Devlet ekonomiye müdahale etmeli mi?" </em>değil, <em>"Devlet ekonomiye nasıl müdahale etmeli?" </em>sorusuna dönüşmüştü.</p>
<p><strong>Sonra dünya yeniden değişti.</strong></p>
<p>Pandemi küresel tedarik zincirlerinin ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Maske bulunamadı. Çip bulunamadı. İlaç bulunamadı. Limanlar durdu. Nakliye maliyetleri katlandı. Bir anda en düşük maliyet tek hedef olmaktan çıktı. Dayanıklılık da en az verimlilik kadar önemli hâle geldi.</p>
<p>Ardından Rusya-Ukrayna Savaşı enerji güvenliğini yeniden gündemin merkezine taşıdı.</p>
<p>Çin'in kritik mineraller, bataryalar ve temiz teknolojilerde ulaştığı kapasite ise stratejik bağımlılık tartışmalarını hızlandırdı.</p>
<p>Ekonomi ile jeopolitik artık birbirinden ayrı düşünülemiyordu.</p>
<p><strong>Devlet yeniden sahnede.</strong></p>
<p>Üstelik eski yöntemlerle değil. Bugün devletler yalnızca üretimi korumaya çalışmıyor. Dönüşümü yönlendirmeye çalışıyor. Temiz teknolojileri destekliyor. Stratejik sektörleri teşvik ediyor. Kritik hammaddelere erişimi güvence altına almaya çalışıyor. Karbon politikalarını da bu dönüşümün bir parçası olarak kullanıyor.</p>
<p>Aslında bu dönüşümün işaretleri uzun süredir vardı. Başta Dani Rodrik olmak üzere birçok iktisatçı, devletin üretken dönüşümde, teknoloji geliştirmede ve kurumsal kapasite oluşturmada yeniden etkin bir rol üstlenmesi gerektiğini yıllardır savunuyordu.</p>
<p>Bugün Avrupa Birliği'nin izlediği yol, bu tartışmaların uygulamadaki yansımalarından biri olarak okunabilir:</p>
<p>ETS’de önerilen son değişiklik de bu nedenle önemli. Çünkü karbon fiyatlaması artık tek başına bir çevre politikası değil. Aynı zamanda bir sanayi politikası aracı.</p>
<p><strong>Bu korumacılık mı?</strong></p>
<p>Kısmen.</p>
<p>Ama eksik bir tanım olur. Bugün tanık olduğumuz dönüşüm, klasik ithal ikameci sanayi politikalarının geri dönüşü değil. Daha çok, belirli hedeflere bağlı, performansı esas alan ve dönüşümü teşvik eden yeni nesil bir sanayi politikası.</p>
<p>Devlet yeniden ekonomide. Ama eski araçlarla değil. Yeşil dönüşümü, teknolojik gelişmeyi, stratejik özerkliği ve ekonomik dayanıklılığı birlikte gözeten yeni araçlarla.</p>
<p><strong>Türkiye hangi soruyu sormalı?</strong></p>
<p>Türkiye'de tartışmalar çoğu zaman şu soruya sıkışıyor:</p>
<p><em>"SKDM ihracatımızı ne kadar etkileyecek?"</em></p>
<p>Bu önemli. Ama yeterli değil. Asıl soru şu olmalı:</p>
<p><em>“Avrupa'nın sanayi politikası kalıcı olarak değişiyorsa, Türkiye bu yeni döneme nasıl hazırlanacak?”</em></p>
<p>Çünkü Avrupa artık yalnızca karbon emisyonlarını azaltmaya çalışmıyor. Aynı zamanda geleceğin üretim yapısını da şekillendiriyor.</p>
<p><strong>Son söz</strong></p>
<p>Belki de bugün yaşadığımız değişim, serbest ticaretin sonu değil.</p>
<p>Daha doğru ifadeyle, serbest ticaretin yeniden tanımlandığı bir dönemin başlangıcı.</p>
<p>İklim politikası, sanayi politikası, teknoloji politikası ve jeopolitik artık birbirinden ayrı değil.</p>
<p>Bu nedenle Avrupa'da bugün tartışılan ETS değişikliklerini yalnızca teknik bir karbon düzenlemesi olarak okumak eksik kalır. Asıl değişim çok daha büyük. <strong>Karbonun ötesinde, Avrupa'da devlet yeniden sanayi politikası yapıyor.</strong></p>
<p>Ancak burada bir uyarıyı da unutmamak gerekir. Devletin ekonomide daha etkin rol üstlenmesi tek başına başarı garantisi değildir.</p>
<p>Geçmişte pek çok başarısız sanayi politikaları da gördük. Başarılı örnekler de.</p>
<p>Farkı yaratan, devletin ekonomiye müdahale edip etmemesi değil; bunu hangi kurumlarla, hangi kurallarla ve hangi hesap verebilirlik mekanizmalarıyla yaptığıdır.</p>
<p>Önümüzdeki yıllarda asıl tartışma da büyük olasılıkla burada yoğunlaşacak.</p>
<p><em>* Bu yazı, yeni küresel ekonomi politiğin dönüşümünü farklı boyutlarıyla ele almayı amaçlayan bir yazı dizisinin ilk halkasıdır. Bir sonraki yazıda, serbest ticaret anlayışının neden “stratejik özerklik” ekseninde yeniden şekillendiğini ve bunun küresel ticaret sistemi ile Türkiye açısından ne anlama geldiğini ele alacağım.</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/karbonun-otesinde-avrupada-sanayi-politikasi-geri-donuyor-84981</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/1/1280x720/677-1786340506.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Karbonun ötesinde: Avrupa&#039;da sanayi politikası geri dönüyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/basra-irak-turkiye-avrupa-kalkinma-yolunda-petrol-karsiligi-insa-icin-fon-kurulabilir-85198</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Basra-Irak-Türkiye-Avrupa Kalkınma Yolu’nda petrol karşılığı inşa için fon kurulabilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin Türkiye ziyaretinde, 28 Temmuz’da imzalanan 5 anlaşmadan biri Kalkınma Yoluyla ilgiliydi. Irak ulaştırma bakanının kameralar önünde, imza töreninde açıkça İran’ı referans göstererek “sorun çıkarması” projenin ekonomik, siyasi rasyonelitenin ötesinde bir anlam taşıdığını göstermesi açısından diplomasi derslerinde dosya konusu olarak incelenebilecek bir örnekti. Irak Başbakanı’nın sert müdahalesiyle imza atıldı. İçinde “petrol karşılığı inşa” var ama detaylar bilinmiyordu.</p>
<p>Kalkınma Yolu uzun süredir gündemde. Hatta Körfez ülkelerinin katılımıyla inşasına yönelik bir deneme yapıldı, mesafe alınamadı. Şimdi yeni bir konjonktür, yeni bir model var. Projede ciddi bir hızlanma görülüyor. Hızlanmanın bölgedeki siyasi gerilimlerle, ittifaklarla hatta Türkiye’deki “Süreç” ile ilişkilendirmek için delil yok ama tümüyle ilgisiz demek de mümkün değil.</p>
<p>Bölge yeniden yapılanırken Kalkınma Yolu’nun inşasında da mesafe alındığı anlaşılıyor. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu, önceden anonslanmamış olmasına karşılık, gün içinde NTV televizyonuna açıklama yaptı, yeni detaylar verdi. “Proje bitseydi Hürmüz Boğazı gündem olmazdı. Dolayısıyla bize alternatif güzergahlar lazım. Normal zamanda bile alternatif güzergahlarımızın olması lazım. Bu anlamda Kalkınma Yolu’nu hayata geçirdiğimizde Hürmüz bypass ediliyor olacaktır” sözleri, proje bağlamında önümüzdeki günlerde yeni gelişmeler olabileceğini akla getirdi.</p>
<p>■ Fon kurulacak, Türk şirketleri inşa edecek, Türkiye içinde de 500 km demiryolu yapımı-iyileştirmesi gerekli Önemli bilgilerden biri önceliğin demiryoluna verileceği. Uraloğlu, demiryolu ile sadece Körfez değil, Çin’den Avrupa ve Londra’ya kadar ulaşımda yaklaşık 14 gün ile mevcutların içinde en kısa güzergahın ortaya çıkacağını söyledi. </p>
<p>■ Irak tarafındaki inşa için başka bir finansman modeli düşünülmüyor, Türkiye tarafı için AB ile görüşülüyor.</p>
<p>Bir başka önemli detay, imzalanan belgede biraz belirsizlik taşımasına karşılık Irak tarafının inşaat maliyetini petrol karşılığı ödemeyi tamamiyle kabul ettiği bilgisi oldu. Bakan’a göre Türkiye zaten demiryolu inşasında çok büyük müteahhitlik şirketlerine sahip. Irak içindeki yaklaşık 1200 km. demiryolunu Türk şirketleri yapacak, Bir fon kurulacak ve gelirler bu fona aktarılıp, müteahhitlerin ödemesi yapılacak.</p>
<p>Bakan Uraloğlu, Türkiye içinde de yaklaşık 500 km demiryolu inşası-iyileştirmesine ihtiyaç olduğunu açıkladı. Bunun finansmanı için AB kuruluşlarıyla görüşüldüğünü ve onların da finansman sağlamaya istekli olduğunu söyledi.</p>
<p>Peki maliyet ne kadar? Bakan Uraloğlu sadece Irak içindeki bölüm için “15-20 milyar dolar” ifadesini kullandı. Elbette tahmin aralığının 5 milyar dolar farkla söylenmesi, çalışmaların çok ilerlemediği şeklinde yorumlamak mümkün!</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/basra-irak-turkiye-avrupa-kalkinma-yolunda-petrol-karsiligi-insa-icin-fon-kurulabilir-85198</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/8/1280x720/56-1786511404.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Basra-Irak-Türkiye-Avrupa Kalkınma Yolu’nda petrol karşılığı inşa için fon kurulabilir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/krizlerin-kalicilasmasi-ve-gecici-onlemlerle-idare-edilmeye-calisilmasi-85196</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Krizlerin kalıcılaşması ve geçici önlemlerle idare edilmeye çalışılması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Krizlerin kalıcılaşması, yalnızca ekonomik değil sosyal ve psikolojik sonuçlar da doğurmakta. İnsanlar belirsizlik içinde yaşamaya alışmak zorunda kalırken, gelecek planları yapmakta zorlanıyorlar. Bu nedenle sorunları ertelemek yerine köklü çözümler üretmek büyük önem taşımaktadır.</strong></p>
<p>Günümüzde insanlar neredeyse her gün yeni bir kriz haberiyle karşılaşıyor. Ekonomik krizler, barınma sorunları, işsizlik, eğitimde yaşanan sıkıntılar, çevre problemleri ve toplumsal gerilimler artık hayatın sıradan bir parçası haline gelmiş durumda. Oysa kriz denilen şeyin doğası gereği geçici olması beklenir. Bir sorun ortaya çıkar, gerekli tedbirler alınır ve zaman içinde çözülür. Ancak son yıllarda birçok alanda yaşanan gelişmeler, krizlerin geçici olmaktan çıkıp kalıcı hale gelmeye başladığını gösteriyor.</p>
<p>Bunun en önemli nedenlerinden biri, uzun vadeli çözümler yerine günü kurtarmaya yönelik uygulamaların tercih edilmesidir. Sorunun kaynağını ortadan kaldırmak yerine, etkilerini kısa süreliğine hafifletmeye çalışan yaklaşımlar yaygınlaşmaktadır. Böyle olunca da kriz çözülmüyor, sadece bir süreliğine erteleniyor.</p>
<p>Örneğin ekonomik sıkıntılar yaşayan bir ülkede hayat pahalılığı arttığında vatandaşın satın alma gücü düşer. Bu durumda geçici destekler veya kısa süreli kampanyalar insanlara bir nebze nefes aldırabilir. Ancak üretim sorunları, verimlilik eksikliği, yüksek maliyetler veya yapısal ekonomik problemler çözülmediği sürece aynı sıkıntılar tekrar ortaya çıkar. Sonuçta vatandaş sürekli yeni bir destek bekler hale gelirken, temel sorunlar yerinde kalır.</p>
<p>Benzer bir durum şehirlerdeki konut krizinde de görülmektedir. Ev fiyatları ve kiralar yükseldiğinde insanlar barınma konusunda ciddi zorluklar yaşamaktadır. Sorunun temelinde yetersiz konut üretimi, plansız şehirleşme veya gelir dağılımındaki bozukluk gibi nedenler bulunabilir. Ancak kalıcı çözümler üretmek yerine sadece geçici düzenlemeler yapılırsa sorun ortadan kalkmaz. Bir süre sonra aynı tartışmalar yeniden gündeme gelir.</p>
<p>Eğitim alanında da benzer örnekler görmek mümkündür. Sınav sistemlerinde yaşanan sıkıntılar, müfredat tartışmaları veya eğitim kalitesine ilişkin sorunlar yıllardır konuşulmaktadır. Ancak köklü reformlar yerine sık sık yapılan küçük değişiklikler çoğu zaman beklentileri karşılamamaktadır. Sonuç olarak öğrenciler, veliler ve öğretmenler sürekli değişen kurallara uyum sağlamaya çalışırken temel problemler devam etmektedir.</p>
<p>Krizlerin kalıcı hale gelmesinin bir başka nedeni de toplumun zamanla bu sorunlara alışmasıdır. İlk ortaya çıktığında büyük tepki çeken bir problem, yıllar boyunca devam ettiğinde normal kabul edilmeye başlanabilir. İnsanlar başlangıçta geçici olduğunu düşündükleri sıkıntıları hayatın doğal bir parçası olarak görmeye başlayabilir. Bu durum ise çözüm arayışlarını zayıflatır.</p>
<p>Örneğin yüksek enflasyonun uzun süre devam ettiği dönemlerde vatandaşlar sürekli değişen fiyatlara alışmak zorunda kalır. İşletmeler de buna göre hareket eder. Böylece olağan olmayan bir durum zamanla olağanmış gibi algılanmaya başlanır. Ancak alışılmış olması, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmez.</p>
<p>Krizlerin sürekli ertelenmesi, gelecekte daha büyük maliyetlerin ortaya çıkmasına da neden olur. Bugün çözülmeyen bir sorun yarın daha karmaşık hale gelebilir. Küçük bir çatlak zamanında onarılmazsa ileride büyük bir yıkıma dönüşebilir. Toplumsal ve ekonomik meselelerde de aynı durum geçerlidir. Ertelenen her problem zamanla daha fazla kaynak, daha fazla emek ve daha fazla zaman gerektirir.</p>
<p>Bu durum vatandaşların kurumlara olan güvenini de etkileyebilir. İnsanlar aynı sorunların yıllarca devam ettiğini gördüklerinde çözüm üretme kapasitesine ilişkin soru işaretleri yaşamaya başlayabilir. Sürekli geçici tedbirlerle karşılaşan toplumlar, geleceğe dair umutlarını korumakta zorlanabilirler. Çünkü insanlar yalnızca bugünün değil, yarının da güvence altında olmasını ister.</p>
<p>Uzmanlar, kalıcı çözümlerin ancak uzun vadeli planlama, güçlü kurumlar ve kararlı uygulamalarla mümkün olabileceğini vurgulamaktadır. Sorunların kaynağına inmeden yapılan müdahaleler çoğu zaman sadece zaman kazandırır. Oysa asıl ihtiyaç, geleceği düşünerek hareket etmek ve krizlerin tekrar ortaya çıkmasını önleyecek adımları atmaktır.</p>
<p>Elbette bazı durumlarda geçici önlemler kaçınılmaz olabilir. Acil bir sorun karşısında hızlı müdahale etmek gerekebilir. Ancak geçici önlemler kalıcı çözümün yerini almamalıdır. Aksi halde toplum sürekli aynı problemlerle mücadele etmek zorunda kalır.</p>
<p>Sonuç olarak krizlerin kalıcılaşması, yalnızca ekonomik değil sosyal ve psikolojik sonuçlar da doğurmaktadır. İnsanlar belirsizlik içinde yaşamaya alışmak zorunda kalırken, gelecek planları yapmakta zorlanabilmektedir. Bu nedenle sorunları ertelemek yerine köklü çözümler üretmek büyük önem taşımaktadır. Çünkü gerçek başarı, krizleri yönetmek değil, onları kalıcı olarak ortadan kaldırabilmektir. Toplumların güçlü ve sürdürülebilir bir gelecek kurabilmesi de ancak bu anlayışla mümkün olacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/krizlerin-kalicilasmasi-ve-gecici-onlemlerle-idare-edilmeye-calisilmasi-85196</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Krizlerin kalıcılaşması ve geçici önlemlerle idare edilmeye çalışılması ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-ab-ulkeleri-icinde-en-az-calisma-suresine-sahip-ulke-85195</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye, AB ülkeleri içinde en az çalışma süresine sahip ülke…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Eurostat’ın 2025 yılı çalışma sürelerine ilişkin verileri, Türkiye’nin Avrupa ortalamasının oldukça gerisinde olduğunu ortaya koyuyor. Üstelik kadınlarla erkekler arasındaki çalışma süresi farkı da dikkat çekici boyutta. Çalışma süresinin yanı sıra izin ve tatil uygulamalarında da Türkiye’nin kendine özgü bir tablosu bulunuyor.</strong></p>
<p>Eurostat, 2025 yılına ilişkin çalışma sürelerini yayımladı.</p>
<p>Türkiye, her alanda olduğu gibi, bu göstergelerde de sınıfta kalmış görünüyor.</p>
<p>Bir ülke düşünün gelişmiş ülkeler düzeyine gelebilmek adına daha çok çalışması gerektiği halde daha az çalışıyor. AB istatistik biriminin son rakamları Türkiye’nin bu açmazını sergiliyor.</p>
<p>AB’nin 27 ülkesinde 15 üzeri bireylerin tahmini ortalama çalışma süresi 37,5 yıl. 2024 sonuçları da bu şekilde. Bu ülkeler içerisinde Hollanda’nın çalışma süresi 44 yıl. İsveç’in 43,4 yıl, İsviçre’nin 42,8 yıl. Almanya gibi bir teknoloji ülkesinde bu süre 40.2 yıl. AB’nin çalışma süresi en düşük 3 ülkesi ise Bulgaristan, İtalya ve Romanya.</p>
<p>Türkiye’nin ortalama çalışma süresi ise 30,4 yıl. Yani Hollanda’da bir yetişkin Türkiye’nin yaklaşık bir buçuk katı daha fazla süre çalışıyor.</p>
<p>Avrupa’da erkeklerin ortalama çalışma süresi kadınlardan 4,1 yıl daha fazla. Yani AB’de erkeklerin ortalama çalışma süresi 39,5 yıl iken kadınlarda bu süre 35,4 yıl. Cinsiyet açısından bakıldığında, erkeklerde yine Hollanda 45,9 yıl ile en uzun süreli çalışmada ilk sırada yer alıyor. Buna karşın Bulgaristan’da erkekler 35,9 yıl çalışma süresi ile en kısa süreyi ifade ediyor.</p>
<p>Kadınlarda ise 42,3 yıl ile İsveç en uzun süreli çalışmada ilk sırada yer aldığı halde, İtalya 28,4 yıl ile en kısa süreli çalışılan ülke konumunda.</p>
<p>Türkiye özelinde baktığımızda; Türkiye’de kadınların ortalama çalışma süresi 20,7 iken, erkeklerde 39,5 yıl. Kadın ve erkek çalışanlar arasında çok ciddi fark var ve kadınlar erkeklerden 18,8 yıl daha az çalışıyor. Öte yandan Türkiye’de kadınlar AB ülkeleri ortalamasından da 14,7 yıl daha az çalışıyor.</p>
<p>Bunlar yetmiyormuş gibi Türkiye’nin EYT modeli erken emeklilik garabeti veya yanlışı sürekli gündeme geliyor. Önümüzdeki süreçte kademeli veya kademesiz yeni bir EYT yanlışının geleceğini tahmin etmek zor olmuyor.</p>
<p>Aynı şekilde ülkemiz, tatil ve izinler açısından da yeteri kadar cömert!...</p>
<p>Avrupa’da çalışanlara en fazla izin günü sunan ülke <strong>Estonya</strong>. Bu yıl ülkede toplam 40 gün tatil hakkı bulunuyor; bunun 28 günü doğrudan yasal yıllık izinden oluşuyor. Geri kalan günler ise resmi tatil günleri. <strong>İzlanda </strong>ve <strong>Norveç </strong>39’ar günlük izin süresiyle ikinci sırada yer alıyor. Üçüncü sırada ise 38 günlük toplam tatil hakkı sunan Malta ve Avusturya bulunuyor. <strong>Almanya</strong> ise 29 günlük toplam tatil süresiyle listenin üst sıralarından uzak. Ülkede çalışanlara yasal olarak 20 gün yıllık izin ve 9 ulusal resmi tatil günü veriliyor.  Avrupa’nın en az izin hakkı sunan ülkeleri ise Birleşik Krallık ve Hollanda. Her iki ülke de çalışanlara toplamda 28 günlük izin hakkı tanıyor.</p>
<p>Türkiye'de her yıl sabit olan ulusal, resmi ve dini bayramların toplam süresi <strong>15,5 gündür</strong>. Hafta sonlarıyla veya köprü izinlerle birleştirildiğinde bu süre uzayabiliyor. Kamu ve özel sektörde çalışanlara farklı izin süreleri veriliyor. Özel sektörde 1 günden başlıyor ve yükseliyor, buna karşın kamu sektöründe hizmet süresine göre 30 güne kadar çıkabiliyor.</p>
<p>Şimdi şu soruyu kendimize sormamız gerekiyor: Türkiye acaba bu kadar kısa çalışma süresine tabi olmak zorunda mı? Aynı şekilde Türkiye, özellikle Hükümet tasarruflarıyla fiilen 9 güne kadar çıkartılan korsan veya kaçamak tatilleri yapmak durumunda mı?</p>
<p>Bu sorulara küçük konular merceğinden bakmayalım. Ülke genelinde ne kadar olumsuz etki yaptığı konusuna odaklanalım. Çağdaş ülke trendlerinden ve uygulamalarından uzaklaştığımız sürece fiilen de gelişemeyeceğimizi unutmayalım.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-ab-ulkeleri-icinde-en-az-calisma-suresine-sahip-ulke-85195</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye, AB ülkeleri içinde en az çalışma süresine sahip ülke… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-bina-sertifikasi-nedir-4-adimda-nasil-alinir-85194</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeşil bina sertifikası nedir 4 adımda nasıl alınır?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HALİL İBRAHİM DİNDİ - İnvesttime Arsa Ofisi Kurucusu</strong></p>
<p>İklim kriziyle mücadele, karbon ayak izinin azaltılması ve enerji kaynaklarının verimli kullanılması gibi küresel öncelikler, inşaat ve gayrimenkul sektörünü kökten bir dönüşüme zorluyor. Artık bir yapının sadece estetik veya konforlu olması yetmiyor, çevreye ne kadar duyarlı olduğu da bir o kadar önem taşıyor. Sektördeki bu dönüşümle birlikte yatırımcıların ve müteahhitlerin ajandasına giren “Yeşil Bina Sertifikası”, bir mülkün hem prestijini hem de finansal değerini doğrudan artıran en kritik unsurlardan birisi haline geldi. LEED, BREEAM gibi uluslararası sistemlerle tescillenen bu yapılar, enerji tasarrufundan su yönetimine kadar pek çok alanda yüksek standartlar sunuyor.</p>
<p>Yeşil bina sertifikası, bir yapının tasarım aşamasından başlayarak inşaat süreci, işletilmesi ve hatta yıkımına kadar olan tüm yaşam döngüsünde çevreye minimum zarar verdiğini, kaynakları minimum düzeyde tükettiğini kanıtlayan uluslararası geçerliliğe sahip bağımsız bir tescil belgesidir. Yeşil binalar, standart binalara kıyasla %30-%50 arasında enerji, %40’a yakın su tasarrufu sağlıyorlar. Bu durum, işletme maliyetlerini ciddi oranda düşürüyor. Ayrıca, bu sertifikaya sahip mülklerin kira ve satış değerleri daha yüksek olurken, uluslararası fonlardan ve “Yeşil Kredi (Green Loan)” imkânlarından daha kolay yararlanabiliyor. T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hazırlanan yönetmelikler kapsamında, yeşil bina sertifikası alan projelere, belediyeler tarafından imar avantajları, harç indirimleri veya bazı vergi muafiyetleri gibi çeşitli yerel teşvikler de sağlanabilmektedir.</p>
<p><strong>4 maddede aşamalar nelerdir? </strong></p>
<p>Bir yapının, Yeşil Bina Sertifikası alabilmesi için profesyonelce yönetilmesi gereken belirli aşamaları bulunuyor ve sürecin genel hatlarına ilişkin şunlar söylenebilir.</p>
<p><strong>1- Sertifika sisteminin ve hedeflerinin belirlenmesi:</strong> Projenin başında hangi sertifika türünün (Örn: LEED Gold) hedefleneceği netleştirilir.</p>
<p><strong>2- Yeşil bina danışmanı ile çalışma:</strong> Süreç oldukça teknik detaylar barındırdığından, akredite bir yeşil bina danışmanı ile sözleşme imzalanır.</p>
<p><strong>3- Kriterlere uygun tasarım ve inşaat:</strong> Yapı; Sürdürülebilir Arazi Seçimi, Su Verimliliği, Enerji ve Atmosfer (Yenilenebilir Enerji), Malzeme ve Kaynaklar (Geri Dönüşümlü Malzeme), İç Mekan Kalitesi gibi ana başlıklardaki kriterlere uygun olarak inşa edilir.</p>
<p><strong>4- Denetim ve planlama:</strong> İnşaat bitiminde, tüm tasarım ve uygulama verileri ilgili uluslararası kuruluşa (Örn: USGBC) sunulur. Kurumun yaptığı denetimler sonucunda, toplanan puanlara göre “Yeşil Bina Sertifikası” hakkı kazanılır.</p>
<p><strong>Yaygın kullanılan “Yeşil Bina Sertifikası” isimleri nelerdir? </strong></p>
<p>Dünyada ve ülkemizde en yaygın kullanılan yeşil bina sertifika sistemleri şunlardır:</p>
<p>1- LEED (ABD): Dünyada en yaygın kullanılan, gümüş, altın ve platin gibi derecelendirmeleri olan sistemdir.</p>
<p>2- BREEAM (İngiltere): Avrupa menşeili, binaların çevresel performansını ölçen en eski sertifikasyon modelidir.</p>
<p>3- B.E.S.T / ÇEDBİK (Türkiye): Türkiye’nin coğrafi ve kültürel şartlarına uygun olarak Çevre Dostu Yeşil Binalar Derneği tarafından geliştirilen yerli sertifika sistemidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-bina-sertifikasi-nedir-4-adimda-nasil-alinir-85194</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeşil bina sertifikası nedir, 4 adımda nasıl alınır? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/cruise-gemisinde-kaptan-nikahi-toreni-ve-balayi-tatili-populer-hale-geliyor-85290</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cruise gemisinde ‘kaptan nikahı’ ve balayı tatili yaygınlaşıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Selectum Blu Cruises Genel Müdürü Nilda Türe, cruise gemisinde nikâh kıymak ve balayı yaşamanın popüler hale geldiğini belirterek, firmaya ait Türkiye’nilk ve tek cruris gemisi  ‘Blue Sapphire' da da ‘kaptan nikâhı’ ve nikâh tazeleme törenlerine ilginin arttığını söyledi.</p>
<p>Eskiden çiftlerin balayında deniz manzaralı oda aradığını anımsatan Türe, ‘’Günümüzde ise çiftler şimdi o manzaranın içinde yolculuk etmek istiyorlar’’ dedi. Türe şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Kruvaziyerde çiftler bir sabah Rodos'a, ertesi gün başka bir Yunan adasına uyanabiliyor. Nikâh, balayı, gastronomi, eğlence ve seyahat tek bir deneyimde birleşiyor. İnsanlar artık sadece bir yere gitmek değil, unutamayacakları bir hikâyeyle dönmek istiyor. Son dönemde çiftlerin klasik düğün ve balayı anlayışından uzaklaşıp, daha özel ve hatırlanabilir deneyimlere yöneldiğini görüyoruz. Blue Sapphire'da gerçekleştirdiğimiz kaptan nikâhı ve nikâh tazeleme seremonilerine de ilgi giderek artıyor.’’</p>
<p><strong>"Gemide kaptan nikâhı maliyeti en az 140 euro"</strong></p>
<p>Blue Sapphire'da çiftlere, özel Kaptan Nikâhı ve Nikâh Tazeleme Paketini 140 Euro fiyatla sunduklarını ifade eden Türe, ‘’Paket kapsamında kaptan eşliğinde özel seremoni, kaptan imzalı anı sertifikası, iki kişilik özel pasta ve şampanya ikramı yer alıyor. Balayı dahil toplam seyahat maliyeti ise seçilen tarih, rota ve kabin kategorisine göre değişiyor. Kruvaziyerin çiftler açısından en önemli avantajlarından biri; konaklama, ulaşım, yeme-içme, eğlence ve farklı destinasyonları tek bir tatil bütçesinde bir araya getirmesidir’’ dedi.</p>
<p><strong>"Cruise turizmi de artıyor"</strong></p>
<p>Selectum Blu Cruises olarak son 5 yılda yaklaşık 90 bin yolcuyu Blue Sapphire gemisinde ağırladıklarını anlatan Nilda Türe, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Yalnızca 2026 yılında 30 bin misafir sayısını aşmayı hedefliyoruz. Kendi rakamlarımızda gördüğümüz bu gelişim, Türkiye'de kruvaziyer tatiline yönelik ilginin geldiği noktayı da gösteriyor. Dünya genelinde büyümeye devam eden cruise pazarında Türkiye'nin çok daha büyük bir pay alma potansiyeli olduğuna inanıyorum. Ege ve Akdeniz'deki konumumuz, güçlü turizm tecrübemiz ve özellikle yerli misafirin cruise tatilini giderek daha fazla keşfetmesiyle birlikte Türk turizm şirketlerinin bu alandaki yatırımlarının ve Türkiye çıkışlı kruvaziyer kapasitesinin önümüzdeki yıllarda artacağını düşünüyorum.’’</p>
<p><strong>"Rotası romantizm olanlar için kruvaziyer gemisinde nikah trendi"</strong></p>
<p>Nilda Türe, evlilik kararı verenlerin, aklına ilk önce, (Nerede evleneceğiz ve düğünü-nikahı nerede yapacağız) sorusu geldiğini, zaman zaman da çiftler arasında bazı tartışmaların da yaşandığına dikkat çekti. Türe, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>‘’Çiftler, sadece eş-dostun hazır bulunduğu sade bir nikah töreni mi, yoksa tanıdık kim varsa davet edebilecekleri kapsamlı bir düğün töreni mi yapalım arayışında bulunuyor. Ya da evlilik hazırlıkları sırasında birçok ana başlık altında hazırlıklar yapılıp kafa karışıklığı yaşıyor. Son yıllarda oldukça popüler hale gelen sıra dışı bir evlilik töreni-nikah seremonisi için keyifli bir alternatif öne çıkıyor. Devasa bir kruvaziyer gemisinde denizin ortasında evlenmeye ne dersiniz? Veya eşinize sürpriz yaparak tam da evlilik yıldönümünüzde nikah tazelemeye ne dersiniz? Yakınlarınız gelemeyecek diye üzülüyorsanız limanda evlenip, gemiye binmek de güzel bir alternatif .’’</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/cruise-gemisinde-kaptan-nikahi-toreni-ve-balayi-tatili-populer-hale-geliyor-85290</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/kruvaziyer.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’de son dönemlerde çiftlerin klasik düğün ve balayı anlayışından uzaklaşıp, daha özel ve anımsanabilir deneyimlere yöneldiği ve en başta da cruise gemilerinde ‘kaptan nikahı’ kıymak ve balayı tatilini tercih ettikleri belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/isverenler-asgari-ucret-destegini-hangi-durumlarda-kaybeder-85193</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşverenler asgari ücret desteğini hangi durumlarda kaybeder?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2026 yılında işverenlere çalışan başına aylık 1.269,90 lira asgari ücret desteği sağlanırken, destekten yararlanma şartları da sıkı kurallara bağlandı. Sigortasız işçi çalıştırılması, sahte sigortalılık, prime esas kazancın eksik bildirilmesi ve muvazaalı işlemler desteğin kaybedilmesine yol açarken, daha önce alınan destekler de gecikme cezası ve zammıyla birlikte geri alınabilecek.</strong></p>
<p>Asgari ücret desteği, işverenlerin artan işçilik maliyetleri karşısında rekabet güçlerini korumalarına ve kayıtlı istihdamın sürdürülebilirliğine katkı sağlayan önemli bir uygulamadır.</p>
<p>Ancak, bu desteğin sağladığı mali avantaj, işverenler bakımından aynı zamanda dikkatli bir uyum yönetimini de zorunlu kılmaktadır. Zira destekten yararlanma şartlarının ihlali, yalnızca ilgili döneme ilişkin destek hakkının kaybedilmesiyle sınırlı kalmamakta, daha önce yararlanılmış destek tutarlarının fer’ileriyle birlikte geri alınması sonucunu da doğurabilmektedir.</p>
<p>Asgari ücret artışlarının işverenler üzerindeki mali yükünü hafifletmek amacıyla, 2016 yılından bu yana belirli şartlar ve süreler dâhilinde İşsizlik Sigortası Fonundan asgari ücret desteği sağlanmaktadır.</p>
<p>İşverenlere sağlanan asgari ücret desteği, özellikle çalışan sayısı yüksek olmakla birlikte genel ücret seviyesi düşük olan işyerleri açısından büyük önem taşımaktadır.</p>
<p>Bununla birlikte, destekten yararlanmak amacıyla mevzuata aykırı işlemlerle haksız kazanç sağlanması veya muvazaalı işlemlere başvurulması gibi durumlarla da karşılaşılabilmektedir.</p>
<p>Bu yazımızda, 2026 yılı asgari ücret desteğine ilişkin genel bilgiler, destekten yararlanma şartları, muvazaa kavramı ve hileli işlemlere karşı SGK tarafından uygulanan yaptırımlar ele alınacaktır.</p>
<p><strong>Asgari ücret desteği ve verilme amacı</strong></p>
<p>Asgari ücret desteği, işverenlere çalıştırdıkları sigortalı başına belirli bir tutarda Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) aracılığıyla İşsizlik Sigortası Fonundan sağlanan mali destektir. Bu destek, özellikle asgari ücretteki artışların işveren maliyetlerini artırması nedeniyle, işverenlerin yükünü hafifletmek ve kayıtlı istihdamı teşvik etmek amacıyla verilmektedir.<br />İlk olarak 2016 yılında uygulamaya konulan bu destek mekanizması, her yıl yeniden düzenlenerek yürürlüğe girmekte ve ülke genelinde kayıt dışı istihdamla mücadele edilmesi, istihdamın korunması ve yeni iş alanlarının oluşturulması hedeflenmektedir. Bu yönüyle söz konusu destek yalnızca mali bir teşvik niteliği taşımamakta, aynı zamanda sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliğine de katkı sağlamaktadır.</p>
<p><strong>2026 yılı asgari ücret desteği tutarı ve yararlanma şartları</strong></p>
<p>Yapılan yasal düzenleme uyarınca, 2026 yılı Ocak-Aralık döneminde çalışan sayısı ve sektör ayrımı yapılmaksızın işyerlerine <strong>günlük 42,33 TL</strong>, <strong>aylık 1.269,90 TL</strong> tutarında destek sağlanacaktır.</p>
<p>Söz konusu destekten tüm işverenler değil, yalnızca aşağıda belirtilen şartları sağlayan işverenler yararlanabilmektedir.</p>
<p>1.Prim belgelerinin (APHB/ MPHB) yasal süresi içerisinde verilmesi,</p>
<p>2.Tahakkuk edecek cari ay sigorta primlerinin yasal süresinde ödenmesi,</p>
<p>3.Prime esas kazancın eksik bildirildiği veya hiç bildirilmediği yönünde bir tespit yapılmamış olması,</p>
<p>4.İşyerinin yasal ödeme süresi geçmiş prim borcu, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve zammı borçlarının bulunmaması, varsa borçların yapılandırılmış veya tecil ve taksitlendirilmiş olması,</p>
<p>5.Çalıştırdığı kişileri sigortalı olarak bildirmediği veya bildirdiği sigortalıları fiilen çalıştırmadığı yönünde herhangi bir tespitin bulunmaması,</p>
<p>6.2026 yılı öncesi tescil edilmiş olan işyerleri için; 2026/Ocak-Aralık döneminde 5510/4-1 (a) bendi kapsamında uzun vade sigorta kollarından bildirilen sigortalı sayısının, 2025 yılı Ocak ila Aralık ayında 5510/4-1 (a) kapsamında uzun vade sigorta kollarından en az bildirim yapılan aydaki sigortalı sayısından az olmaması,</p>
<p>gerekmektedir.</p>
<p><strong>Asgari ücret desteğini kaybettiren durumlar</strong></p>
<p>Aşağıda belirtilen durumlarda işverenler asgari ücret desteğinden yararlanamamakta, destekten yararlanıldığının sonradan anlaşılması halinde ise yararlanılan destek tutarları iptal edilerek gecikme cezası ve gecikme zammıyla birlikte geri tahsil edilmektedir.</p>
<p><strong>1) Sigortasız işçi çalıştırılması</strong></p>
<p>Kayıt dışı istihdamla mücadelede caydırıcılığı sağlamak amacıyla, hemen hemen tüm sigorta primi teşvik ve desteklerinde sigortasız işçi çalıştırılması halinde söz konusu teşvik ve desteklerden yararlanılamayacağı yönünde düzenlemelere yer verilmektedir.</p>
<p>Asgari ücret desteğinden yararlanma şartları arasında da benzeri bir düzenleme yapılmıştır.</p>
<p>Buna göre, çalıştırılan kişilerin sigortalı olarak bildirilmediği hususunun;</p>
<p>- Denetim ve kontrolle görevli memurlarca yapılan soruşturma ve incelemelerden,</p>
<p>- Mahkeme kararlarından</p>
<p>- Kamu kurum ve kuruluşlardan alınan yazılardan</p>
<p>anlaşılması halinde, 2026/Ocak-Aralık dönemi için destekten yararlanılamayacağı gibi, daha önce yararlanılmış olması durumunda yararlanılan destek tutarları gecikme zammı ve gecikme cezasıyla birlikte geri alınacaktır.</p>
<p><strong>2) Sigortalı olarak bildirilen kişinin fiilen çalıştırılmaması</strong></p>
<p>Asgari ücret desteğinin kaybedilmesine yol açan işlemlerden biri de bazı kişilerin gerçekte işyerinde fiilen çalışmadığı halde çalışıyormuş gibi sigortalı gösterilmesidir. Bu durum uygulamada sahte sigortalılık olarak adlandırılmaktadır.</p>
<p>Buna göre, SGK’ya sigortalı olarak bildirilen kişilerin gerçekte fiilen işyerinde çalışmadığı hususunun;</p>
<p>- Denetim ve kontrolle görevli memurlarca yapılan soruşturma ve incelemelerden,</p>
<p>- Mahkeme kararlarından,</p>
<p>- Kamu kurum ve kuruluşlardan alınan yazılardan,</p>
<p>anlaşılması halinde, 2026/Ocak-Aralık dönemi için destekten yararlanılamayacağı gibi, daha önce yararlanılmış olması durumunda yararlanılan destek tutarları gecikme zammı ve gecikme cezasıyla birlikte geri alınacaktır.</p>
<p><strong>3) Prime esas kazancın eksik bildirilmesi veya hiç bildirilmemesi</strong></p>
<p>İşyerinde çalışan sigortalıların sigorta primine esas kazançlarının eksik bildirildiği veya hiç bildirilmediği hususunun;</p>
<p>- Denetim ve kontrolle görevli memurlarca yapılan soruşturma ve incelemelerden,</p>
<p>- Mahkeme kararlarından</p>
<p>- Kamu kurum ve kuruluşlardan alınan yazılardan</p>
<p>anlaşılması halinde, 2026/Ocak-Aralık dönemi için destekten yararlanılamayacağı gibi, daha önce yararlanılmış olması durumunda yararlanılan destek tutarları gecikme zammı ve gecikme cezasıyla birlikte geri alınacaktır.</p>
<p>Ancak ilgili ayda, 2026 yılına ait <strong>aylık brüt asgari ücretin onda birini (3.303,00</strong> <strong>TL’yi) </strong><strong>aşmayacak</strong><strong> tutarda</strong> eksik prime esas kazanç bildirimi yapıldığının tespiti halinde, Kurumca yapılacak ihtar üzerine on beş günlük süre içinde söz konusu eksikliği gideren işyerleri destekten yararlanmaya devam edebilecektir.</p>
<p><strong>4)</strong> <strong>Muvazaalı işlemlere başvurulması</strong></p>
<p>Hukuki anlamda muvazaa, tarafların gerçek iradelerini gizleyerek bir işlemi gerçekte var olmayan veya tarafların gerçek iradesini yansıtmayan şekilde düzenlemeleri anlamına gelmektedir.</p>
<p>Sosyal güvenlik uygulamalarında muvazaa, genellikle destekten haksız şekilde yararlanmak amacıyla yapılan sahte veya gerçeğe aykırı bildirimler şeklinde ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Asgari ücret desteğinden yararlanmak amacıyla gerçekleştirilen bazı işlemler, SGK tarafından muvazaalı işlem olarak değerlendirilmektedir.</p>
<p>Buna göre, asgari ücret desteğinden yararlanmak amacıyla;</p>
<p>- Mevcut bir işletmenin kapatılarak değişik bir ad, unvan ya da bir iş birimi olarak açılması,</p>
<p>- Yönetim ve kontrolü elinde bulunduracak şekilde doğrudan veya dolaylı ortaklık ilişkisi bulunan şirketler arasında istihdamın kaydırılması,</p>
<p>- Şahıs işletmelerinde işletme sahipliğinin değiştirilmesi,</p>
<p>gibi muvazaalı işlemlere başvurduğu anlaşılan işyerleri, 2026/Ocak-Aralık döneminde asgari ücret desteğinden yararlanamayacak, daha önce destekten yararlanılmış olması halinde ise karşılanan tutarlar gecikme cezası ve gecikme zammıyla birlikte geri alınacaktır.</p>
<p><strong>Sonuç olarak; </strong>Asgari ücret desteği, işverenlerin istihdam maliyetlerini azaltan önemli bir teşvik olmakla birlikte, bu destekten yararlanma hakkı mutlak ve koşulsuz değildir. İşverenlerin destekten yararlanabilmeleri için prim belgelerini süresinde vermeleri, prim borçlarını yasal süresinde ödemeleri, sigortalı bildirimlerini gerçeğe uygun yapmaları ve muvazaalı işlemlerden kaçınmaları gerekmektedir.</p>
<p>Özellikle kayıt dışı istihdam, sahte sigortalılık, eksik prime esas kazanç bildirimi ve destekten yararlanmak amacıyla yapılan organizasyonel değişiklikler SGK tarafından denetlenmekte ve bu tür işlemler destek hakkının kaybına yol açabilmektedir. Bu nedenle, söz konusu imkândan güvenli şekilde yararlanılabilmesi için bordro, sigortalılık, prim ödeme ve işyeri organizasyonu süreçlerinin mevzuata uyumlu yürütülmesi gerekmektedir.</p>
<p><br /><br /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/isverenler-asgari-ucret-destegini-hangi-durumlarda-kaybeder-85193</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşverenler asgari ücret desteğini hangi durumlarda kaybeder? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31e-uc-ay-kala-tablo-nasil-85191</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> COP31’e üç ay kala tablo nasıl?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Haziran ayında Bonn’da yapılan BM iklim toplantıları, Antalya’nın ne kadar zor bir müzakere gündemiyle karşı karşıya olacağını gösterdi. Özellikle Küresel Uyum Hedefi <em>(GGA) </em>konusunda taraflar uzlaşamadı. Uyum göstergelerinin uygulanması, metodoloji ve finansmanla bağlantısı üzerinde ciddi görüş ayrılıkları yaşandı. Uyum Fonu'nun geçiş düzenlemeleri gibi başlıklarda çalışmalar sürse de dosyalar tamamlanmadı.</strong></p>
<p>COP31’e üç ay kaldı. 9–20 Kasım’da Antalya’da yapılacak zirvenin ana çerçevesi artık büyük ölçüde ortaya çıkmış durumda.</p>
<p>Haziran ayında Bonn’da yapılan ara toplantılarda çözülemeyen bazı kritik dosyalar Antalya’ya taşınırken, Türkiye’nin hazırladığı Eylem Ajandası da COP31’i yalnızca bir müzakere zirvesi olmaktan çıkarıp uygulama ve yatırım gündemine taşımayı hedefliyor.</p>
<p>Kısacası Antalya’nın önünde iki ayrı ama birbirine göbekten bağlı gündem var. Hükümetlerin karar vereceği resmi müzakereler ve bu kararların ekonomide, şehirlerde, şirketlerde ve enerji sistemlerinde hayata geçirilmesini amaçlayan uygulama gündemi.</p>
<p>Her açıdan kritik bu uluslararası organizasyon için genel bir toparlama yapmaya çalışalım.</p>
<p><strong>Türkiye ev sahibi, Avustralya </strong><strong>müzakerelerin başında</strong></p>
<p>COP31’in en farklı özelliklerinden biri, Türkiye ile Avustralya arasında oluşturulan ortak yönetim modeli.</p>
<p><strong>Türkiye, COP31’in ev sahibi ve Başkanlığı'nı yürütüyor.</strong> COP31 Başkanı olarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum görev yapıyor. Avustralya ise COP31 Başkanı tarafından atanan <em>“Müzakereler Başkanı” </em>rolüyle resmi müzakere sürecini yönetiyor. Taslak metinlerin hazırlanması, taraflarla istişareler ve müzakere gündeminin yürütülmesi Avustralya’nın sorumluluğunda.</p>
<p><strong>COP öncesi buluşma </strong><strong>bu kez Pasifik’te </strong></p>
<p>COP’ların öncesinde müzakerecilerin ve bakanların bir araya geldiği hazırlık toplantısı Pre-COP31 <em>(Zirve Öncesi Liderler Toplantısı), </em>bu yıl 5–8 Ekim tarihlerinde Fiji’de gerçekleştirilecek. Ancak program bununla sınırlı değil. Tuvalu’da da özel bir liderler buluşması gerçekleştirilecek.</p>
<p>Bu tercih, Pasifik ada devletlerinin iklim gündemindeki ağırlığını artırmayı amaçlıyor. Deniz seviyesinin yükselmesi, aşırı hava olayları, iklim finansmanına erişim ve okyanusların korunması gibi konular, bu ülkeler açısından doğrudan varoluşsal meseleler.</p>
<p>Önemli bir gelişme. Böylece, COP31’in hazırlık süreci Akdeniz ile Pasifik arasında kurulmuş bir iklim diplomasisi hattı üzerinden ilerleyecek.</p>
<p><strong>Antalya’ya kalan dosyalar</strong></p>
<p>Haziran ayında Bonn’da yapılan BM iklim toplantıları, Antalya’nın ne kadar zor bir müzakere gündemiyle karşı karşıya olacağını gösterdi.</p>
<p>Özellikle Küresel Uyum Hedefi <em>(GGA) </em>konusunda taraflar uzlaşamadı. Uyum göstergelerinin uygulanması, metodoloji ve finansmanla bağlantısı üzerinde ciddi görüş ayrılıkları yaşandı. Uyum Fonu'nun geçiş düzenlemeleri gibi başlıklarda çalışmalar sürse de dosyalar tamamlanmadı.</p>
<p>Dolayısıyla Bonn, Antalya’ya çözülmüş bir dosya listesi değil, önemli ölçüde açıkta kalmış müzakere başlıkları bıraktı.</p>
<p><strong>Müzakerenin yanında uygulama gündemi</strong></p>
<p>Türkiye, COP31 Eylem Ajandası’nı da gündeme alıyor. Gündemde sıfır atık ve döngüsel ekonomi, okyanuslar ve denizler, gıda güvenliği, dirençli şehirler, gençlik ve eğitim, yeşil sanayileşme, temiz enerji dönüşümü, iklim-biyoçeşitlilik-çölleşme bağlantısı ve dirençli sağlık sistemleri bulunuyor. Finansman, teknoloji ve kapasite geliştirme ise bütün bu alanların ortak kolaylaştırıcıları olarak tanımlanıyor.</p>
<p>Eylem Ajandası'nın en dikkat çekici hedeflerinden biri elektrifikasyon. Türkiye'nin COP31 Başkanlığı, nihai enerji talebinde elektriğin payının bugün yüzde 20'nin biraz üzerinde olan seviyeden 2035'te yüzde 35'e çıkarılmasını küresel bir hedef olarak ortaya koydu. Bunun yanında binalarda enerji kullanım yoğunluğunun 2035'e kadar en az yüzde 25 azaltılması ve üretimde geri dönüştürülmüş malzeme kullanım oranının en az yüzde 15'e çıkarılması gibi hedefler de gündeme getirildi.</p>
<p>Burada yeni bir kavram öne çıkıyor: İklim Uygulama Köprüsü (<em>Climate Implementation Bridge</em>) Bu yeni bir fon değil. Amaç, ülkelerin iklim hedefleriyle ekonomik ve kalkınma politikaları arasındaki bağı güçlendirmek, NDC'leri yatırım yapılabilir proje portföylerine dönüştürmek ve mevcut finansman kaynaklarıyla özel sermayeyi bu projelere yönlendirmek.</p>
<p>Bu nedenle COP31’de müzakere masasının yanında bir de bu amaçla yatırım masası kurulacak.</p>
<p><strong>Okyanuslar da Antalya gündeminde</strong></p>
<p>Türkiye’nin Eylem Ajandası’nda <strong>okyanuslar ve denizler</strong> de ayrı bir öncelik olarak yer alıyor. Bonn’da düzenlenen 2026 Okyanus ve İklim Değişikliği Diyaloğu da bu başlığın COP31 sürecindeki yerini güçlendirdi.</p>
<p>Deniz ekosistemleri, mavi karbon, deniz kaynaklarının korunması ve iklim direnci bu başlığın temel konuları arasında. Bu yönüyle Pasifik’te yapılacak Pre-COP ile Antalya’daki müzakerelerin okyanuslar konusunda birbirini tamamlaması bekleniyor.</p>
<p><strong>Türkiye de dönüşümünü </strong><strong>Antalya’ya taşıyor</strong></p>
<p>Türkiye’nin COP31 Başkanlığı, kendi iklim politikasındaki dönüşümle aynı zamana denk gelmesi açısından da önemli.</p>
<p>İkinci Ulusal Katkı Beyanı’nda Türkiye, 2035’te sera gazı emisyonlarını referans senaryoya göre <strong>466 milyon ton azaltarak 643 milyon ton CO₂ eşdeğerinde tutmayı</strong> hedefliyor. Uzun vadeli hedefse 2053’te net sıfır emisyon.</p>
<p>İklim Kanunu yürürlükte. Emisyon Ticaret Sistemi için yönetmelik ise henüz taslak aşamasında. Mevcut taslağa göre ETS’nin 2026–2027’de pilot olarak başlaması, 2028–2035 döneminde ilk uygulama dönemine geçmesi planlanıyor.</p>
<p>Enerjide de yeni bir dönem hazırlanıyor. Türkiye 2035’e kadar rüzgâr ve güneşte <strong>120 GW</strong> kurulu güce ulaşmayı hedefliyor. Elektrifikasyon oranı ise bugün ulaştırmada yalnızca binde 5 seviyesinde. Bu oran konutlarda yüzde 22, sanayide yüzde 29, ticari binalarda yüzde 55. Türkiye’nin uzun dönemli enerji planı yenileniyor ve bu yeni hedeflerin de COP31’de açıklanması bekleniyor.</p>
<p>Dolayısıyla Antalya’da Türkiye yalnızca zirveyi yönetmeyecek; kendi enerji, sanayi ve karbon piyasası dönüşümünü de uluslararası yatırım ve finansman gündemiyle birlikte ortaya koyacak.</p>
<p><strong>İklim artık ticaret politikası</strong></p>
<p>Bonn’da ilk kez iklim ve ticaret ilişkisini ele alan resmi diyalog da yapıldı. Bu başlığın Türkiye için doğrudan karşılığı var.</p>
<p>AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması <em>(SKDM),</em> Ocak 2026’da kesin uygulama dönemine girdi. Çelik, alüminyum, çimento, gübre, hidrojen ve elektrik gibi sektörlerde karbon maliyetini ticaretin bir parçası haline getiren sistem, Türkiye’nin AB ihracatını doğrudan etkiliyor.</p>
<p>Bu nedenle yeşil dönüşüm Türkiye açısından artık yalnızca bir iklim politikası değil; aynı zamanda <strong>sanayi, ihracat ve rekabet politikası</strong>.</p>
<p><strong>Antalya’nın önündeki üç ay</strong></p>
<p>Önümüzde artık giderek daralan bir takvim var. Özetlersek, bugün itibarıyla COP31’in önündeki temel dosyalar şöyle:</p>
<p><strong>Müzakerede:</strong> Uyum, emisyon azaltımı, Uyum Fonu ve iklim finansmanı.</p>
<p><strong>Finansta:</strong> 300 milyar dolarlık hedefin nasıl gerçekleştirileceği ve 1,3 trilyon dolarlık ölçeğin nasıl oluşturulacağı.</p>
<p><strong>Uygulamada:</strong> Elektrifikasyon, temiz enerji, yeşil sanayi, dirençli şehirler, sıfır atık, gıda sistemleri ve sağlık.</p>
<p><strong>Türkiye açısından:</strong> Yeni NDC’nin uygulanması, ETS’nin kurulması ve enerji dönüşümünün finansmanı.</p>
<p>Bütün bu başlıkların kesiştiği yer ise hep aynı yere, yani uygulama kapasitesi ve finansmana çıkıyor. İklim hedefleri artık büyük ölçüde açıklandı. Önümüzdeki zorluk, bu hedeflerin ekonominin içine nasıl yerleştirileceği olacak.</p>
<p>Antalya’ya üç ay kala COP31 tam da bu nedenle bir hedefler zirvesinden çok, <strong>uygulamanın nasıl finanse edileceğinin konuşulacağı bir zirveye</strong> dönüşüyor.</p>
<p>Türkiye açısından da COP31’in tarihi önemi tam burada yatıyor. Antalya, bir yandan küresel iklim diplomasisinin karar merkezlerinden biri olacak, diğer yandan Türkiye'nin kendi yeşil dönüşümünü uluslararası yatırım ve finansman gündemiyle buluşturması için önemli bir platform oluşturacak. Maskotu <em>“Caretta” </em>olan COP31’de ülkemiz adına kritik bir fırsat penceresi aralanacak.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Finansman konusu merkezde</strong></span></p>
<p>COP30’da gelişmekte olan ülkelere yönelik uyum finansmanının 2035’e kadar en az üç katına çıkarılması çağrısı yapıldı. Ancak bu hedefin nasıl ölçüleceği, finansmanın ne kadarının kamu kaynaklarından ve hibe veya yüksek imtiyazlı finansman biçiminde sağlanacağı ve kaynakların ihtiyaç sahibi ülkelere ne ölçüde erişilebilir olacağı gibi konular hâlâ tartışmalı.</p>
<p>İklim finansmanının daha geniş çerçevesinde ise COP29’da belirlenen iki rakam Antalya’nın önünde duruyor. Gelişmekte olan ülkeler için 2035’e kadar yıllık en az 300 milyar dolar finansman sağlanması ve tüm kamu ve özel kaynakların harekete geçirilmesiyle yıllık 1,3 trilyon dolar ölçeğine ulaşılması.</p>
<p>Buradaki asıl soru artık yalnızca “ne kadar para?” değil. Daha zor soru “bu para nasıl, kim tarafından, hangi koşullarda ve hangi projelere aktarılacak?” Antalya’da bunun cevabı aranacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31e-uc-ay-kala-tablo-nasil-85191</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/1/1280x720/54-1786510547.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ COP31’e üç ay kala tablo nasıl? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hayvancilikta-yeni-uygulama-her-hayvanin-dijital-kimligi-olacak-85190</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hayvancılıkta yeni uygulama, her hayvanın dijital kimliği olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanlığı, hayvancılıkta dijital küpe sistemine geçiyor. Dijital küpe uzun zamandır gündemdeydi. Savunma Sanayi Başkanlığının koordinasyonunda Aselsan’ın geliştirdiği yerli dijital küpe kullanıma hazır hale geldi ve ilk tanıtımı Kars’ta yapıldı.</p>
<p>Hayvancılık sektörü için son derece önemli bir uygulama. Doğru uygulanması durumunda, hayvan hastalıkları ile mücadele ve izlenebilirlik konusunda çok önemli avantajlar sağlayacaktır. Ayrıca hayvancılıkla ilgili veri toplanması ve bu verilerin doğru kullanılmasında önemli bir işlevi olacaktır.</p>
<p>Türkiye, henüz kaç baş hayvanı olduğunu bile net olarak bilemezken, dijital küpe, ülke genelinde uygulandığında hayvan varlığı, hayvan hareketleri, hastalıklarla mücadele ve benzer birçok konuda elde edilecek doğru verilerle hayvancılık politikasını belirleyebilecek.</p>
<p><strong>Pakdemirli her hayvanın boynuna bir telefon asacaktı</strong></p>
<p>Türkiye’de tarım konusunda çok proje gündeme gelir ama çok az bir bölümü uygulamaya geçer. Dijital küpe konusu da yanlış hatırlamıyorsam ilk olarak 2020 yılında gündeme geldi. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ilk Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin uygulanmayan mega projelerinden birisiydi. Tıpkı elektrikli traktör gibi.</p>
<p>Bekir Pakdemirli, bu konuda ilk kapsamlı açıklamayı Milliyet Gazetesi’ne yapmıştı. Gazetenin internet sayfasında da 17 Şubat 2020 tarihinde yayınlanan haberin özeti şöyle: <em>“</em><em>Türkiye’de hayvan varlığının takibini daha iyi yapmak için yeni tip kulak küpesi üzerine çalıştıklarını belirten Pakdemirli, “Kulak küpesi şu; her hayvanın kulağına bir tane cep telefonu asacağız. Yurtdışı toplantılarında anlatıyorum, çok hoşlarına gidiyor: ‘Bu inekten ineğe konuşmak için değil, insanların bilgi sahibi olması için’. İçinde komple cep telefonu altyapısı olan bir küpe” dedi.</em></p>
<p><em>T</em><em>arım İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nün (TİGEM) çiftliklerinde bu cihazın denendiğini kaydeden Pakdemirli, özetle şunları söylüyordu: “Bu bir cep telefonu ama sürekli çalışan bir cep telefonu değil. Pili 5 sene dayanıyor, 2-3 günde bir uyanacak. Ondan sonra başlayacak; ‘merhaba, benim adım şu, ben buradayım, hayattayım, vücut ısım çok iyi, hasta değilim, kızgınlık dönemindeyim’, veterinere SMS atacak. Hemen gelecek veteriner, döllemesini yapacak mesela. Belli bir coğrafi bölgeyi geçmemesi gerekiyorsa, ‘bana belirlediğiniz alandayım’ diyecek.</em></p>
<p><em>Trakya ari bir bölge mesela. Ama Trakya’ya Van’dan bir hayvan giriyorsa haberimiz olacak. Şap veya diğer hastalıklar. Türk mühendislerince yapılan, orijinal fikri bana ait bir proje.</em></p>
<p><em>Mezbahaneye hayvan kesilince haberimiz olsun diyoruz. Hayvanın kafası gidiyor, kafayla birlikte küpe duruyor. Halbuki burada vücut ısısı düşünce, sizlere ömür diyeceksiniz.”</em> Orijinal fikri Bekir Pakdemirli’ye ait bu proje elbette uygulanmadı.</p>
<p><strong>Güvenli Elektronik Küpe İzleme Sistemi</strong></p>
<p>Bugün gündemde olan Güvenli Elektronik Küpe İzleme Sistemi (GEKİS) ise Tarım ve Orman Bakanlığı ile Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı arasında 2024 yılında imzalanan protokol çerçevesinde  Aselsan tarafından geliştirildi. Bu sistemle, büyükbaş hayvan hareketlerinin ve hastalıklarının izlenmesi ve kontrolü, enfeksiyon hastalıklarının sona erdirilme çalışmalarının kontrollü hale getirilmesi hedefleniyor. GEKİS projesi ile büyükbaş hayvanların doğumundan kesimhaneye kadar bulunan tüm yaşam döngüsünün yüzde 100 takip edilmesi sağlanacak.</p>
<p>Hayvanlara takılacak mikroçipli kulak küpeleri ile her hayvanın dijital bir kimliği olacak. Mikroçipli küpe takılan hayvanlar doğumundan kesimine kadar olan  tüm sağlık, sevk, satış ve kesim süreçlerini dijital olarak izleyecek entegre bir yazılım ve donanım sistemi üretildi. Bu sistem Aselsan tarafından geliştirildi.</p>
<p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı ve Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün’ün katılımı ile geçen hafta (7 Ağustos 2026) Kars'ta düzenlenen programda Güvenli Elektronik Küpe İzleme Sistemi (GEKİS) ilk kez tanıtıldı.</p>
<p><strong>GEKİS iki yılda hayata geçirildi</strong></p>
<p>Savunma Sanayii Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen GEKİS projesi, iki yılı aşkın mühendislik, koordinasyon ve saha çalışmasının ardından hayata geçirildi. Proje sürecinde tüm paydaşların katılımıyla 46 proje gözden geçirme toplantısı gerçekleştirilirken, geliştirilen prototipler gerçek saha koşullarında test edildi. Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün, gıda güvenliği ve arz sürekliliğinin millî güvenliğin ayrılmaz parçaları olduğunu belirterek, tarım ve hayvancılık alanında geliştirilen yerli çözümlerin Türkiye’nin üretim güvenliği ve kurumsal kapasitesi açısından önem taşıdığını vurguladı.</p>
<p><strong>Her hayvanın dijital kimliği olacak</strong></p>
<p>Kars’ta düzenlenen programda konuşan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, projenin ilk uygulama noktası olarak Kars'ı özellikle seçtiklerini, buranın, Türkiye'deki hayvancılık sektörünün en güçlü ve önemli bayrak kenti olduğunu söyledi.</p>
<p>Yeni sistemle birlikte plastik kulak küpeleri yerine elektronik takip altyapısına geçildiğini anlatan Yumaklı, özetle şunları söyledi: "GEKİS sayesinde, artık her hayvanın dijital bir kimliği olacak. Doğumundan başlayıp aşıları, sağlık kayıtları, hareketleri, satış ve kesim süreçleri güvenli şekilde elektronik ortamda takip edilecek. Bu sistem basit bir küpenin ötesinde güvenli kayıt, güçlü takip ve sağlıklı üretimin adı olacak. Böylece hayvan hastalıklarına çok daha hızlı müdahale edebileceğiz, salgın risklerini daha etkin yöneteceğiz. Sahte ve kayıp küpe sorununu da büyük ölçüde ortadan kaldıracağız."</p>
<p>Yumaklı, sistemin üreticilerin işini kolaylaştıracağını, devletin denetim gücünü artıracağını ve tüketicilere daha güvenilir gıda sunulmasına katkı sağlayacağını, bu yeni dönemi de Kars'tan başlattıklarını söyledi.</p>
<p>Türkiye'de 17 milyondan fazla büyükbaş hayvan bulunduğunu belirten Yumaklı, bu hayvanların ekonomik değerinin 1,5 trilyon liranın üzerinde olduğunu ifade etti.</p>
<p>Bu hayvanlardan yılda 1 milyon 313 bin ton sığır eti ve 20 milyon tonun üzerinde inek sütü elde edildiğini aktaran Bakan Yumaklı, bunun yıllık ekonomik karşılığının yaklaşık 1,2 trilyon lira olduğunu, bu varlığın ve üretimin bugüne kadar büyük ölçüde fiziksel yöntemlerle takip edildiğini kaydetti.</p>
<p><strong>Hastalık ve kayıplar azaltılacak, verimlilik artacak</strong></p>
<p>Bugün ise bu büyük değeri güvenli elektronik kimlik sistemiyle dijital olarak takip edebilecek yeni bir döneme geçtiklerini işaret ederek, GEKİS'in yalnızca teknolojik bir yenilik olmadığını vurgulayan Yumaklı, sistem sayesinde hastalık ve kayıpların azalacağını, kayıtlılığın güçleneceğini, ıslah çalışmalarının daha başarılı yürütüleceğini, süt veriminin artacağını, buzağı kayıplarının azalacağını ve desteklemelerin doğru hayvana ulaştırılacağını söyledi.</p>
<p>Yüzde 1'lik bir verim artışının bile yıllık 12 milyar liralık üretimin ülkede kalması anlamına geldiğini belirten Yumaklı, yapılan işi, bugün Türkiye'nin pırıl pırıl genç mühendislerinin ülkeyi getirmiş olduğu noktanın kazancı olarak anlattı.</p>
<p>Yapay zeka çağından söz ederken yapay zekanın kendisine sunulan veri ne kadar sağlıklıysa, ne kadar uygulanabilirse o kadar etkili sonuçlar verdiğini ifade eden Yumaklı, "Eğer sağlıklı bir veriniz yoksa, kayıtlarınız yoksa teknolojiler bile istediğiniz sonucu vermez. Dolayısıyla bu yapay zeka çağında bu sistemle birlikte elde edeceğimiz verilerin işlenmesi ile beraber daha sağlıklı, daha hızlı ve daha uygulanabilir kararları inşallah hayata geçirmiş olacağız" diye konuştu.</p>
<p><strong>Dijital küpenin sahtesi üretilemeyecek</strong></p>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı yetkililerine göre, Aselsan tarafından geliştirilen mikroçipli, dijital küpelerin kopyası üretilemeyecek ve bir başka hayvana takılamayacak. Bu uygulama ile sahte küpe sorunu da çözülmüş olacak. Küpeler uzaktan okunarak herhangi bir müdahale olmadan veriler sisteme aktarılıyor. Bu sayede hastalık takibi gibi konular çok daha güvenli ve hızlı olarak yürütülecek.</p>
<p><strong>Çiftçiye maliyeti ne olacak?</strong></p>
<p>Dijital küpe sistemi doğru ve gecikmiş bir uygulama. Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Meksika, Avustralya, Yeni Zelanda gibi hayvancılıkta gelişmiş ülkelerin uzun yıllardır sığır, koyun ve domuz için kullanılan ve bazı ülkelerde zorunlu olan dijital küpe uygulamasının hızla yaygınlaştırılması gerekiyor.</p>
<p>Görüştüğümüz üreticiler ve üretici örgütü temsilcileri, bu sistemin denemelerinin başarıyla tamamlandığını belirterek dijital küpenin üreticiye maliyetinin açıklanmasını bekliyorlar.</p>
<p>Dijital küpenin fiyatı ne olacak? Üreticilerin bu sisteme hızlıca geçmesi için mutlaka desteklenmesi gerekir. Kaldı ki birçok ülkenin, sisteme geçerken üreticiyi destekleyerek hızla yaygınlaşmasını sağladığı ifade ediliyor.</p>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı’nın dijital küpe sistemine geçişin üreticilere maliyeti ve bu konuda yapılacak desteği açıklaması gerekiyor. Büyük işletmeler bu sisteme daha hızlı adapte olabilir ama küçük aile işletmelerinin adaptasyonu zaman alabilir. Bu konuda üretici örgütleri ile nasıl bir işbirliği yapılacak? Dijital küpeleme işlemi Tarım İl ve İlçe Müdürlükleri tarafından mı yapılacak, üretici örgütleri de devreye girecek mi?</p>
<p>Özetle, dijital küpe sistemi hayvancılık için önemli bir proje. Bu proje sığır için başlatılıyor. Küçükbaş hayvancılıkta da uygulanacak mı? Küpenin üreticiye maliyeti ne olacak? Bu konuda devlet desteği olacak mı? Dijital küpelerin kullanım süresi ne kadar? Kulaktan düşme oranı yüzde kaç? Kaç yılda bir değiştirilmesi gerekecek? Gibi pek çok soru var. Bu sorulara en kısa sürede yanıt verilmeli.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Sistemin faydaları</strong></span></p>
<p>- Doğumdan kesime kadar büyükbaş hayvanların dijital kimlikle takibi.</p>
<p>- Aşı, sağlık geçmişi ve hareketlerin güvenli elektronik ortamda kaydı.</p>
<p>- Sahte küpe ve kayıt dışı hayvan hareketlerinin önlenmesi.</p>
<p>- Salgın hastalıklara daha hızlı müdahale edilmesi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Dünyadaki uygulamalar nasıl?</strong></span></p>
<p>Avrupa Birliği’nde 1998 yılından bu yana hayvancılıkta kulak küpesi zorunlu olarak uygulanıyor. Gelişen teknoloji ile birlikte digital sistemler yaygınlaşıyor. Özellikle hastalıklarla mücadelede bu teknolojiler hastalığın önlenmesi, yayılması konusunda ciddi başarılar elde edilmesini sağlıyor.</p>
<p>Radyo Frekansı ile Tanımlama olarak adlandırılan RFİD (nesneleri veya kişileri radyo dalgaları kullanarak uzaktan ve otomatik olarak tanıyan bir kablosuz iletişim teknolojisi) sistemi ile hayvan hasatlığı anlık olarak tespit ediliyor.</p>
<p>Gıda sektörü ve perakendecilerin izlenebilirlik talepleri bu sistemlerin daha yaygın ve etkin kullanılmasını sağlıyor. Avrupa Birliği’nin “çiftlikten sofraya izlenebilirlik stratejisi” sığır, koyun ve domuz yetiştiriciliği yapılan işletmelerde bu sistem yaygın olarak uygulanıyor.</p>
<p>Özellikle Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Meksika, Uruguay, Avustralya, Yeni Zelanda gibi hayvancılığın geliştiği ülkelerde yaygın uygulanıyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Avustralya’dan örnek sistem</strong></span></p>
<p>1999 yılında Avustralya'da kurulan Ulusal Hayvan Kimlik Sistemi (NLIS), uzmanlar tarafından, dünyadaki en etkili ve kapsamlı hayvan izlenebilirlik sistemlerinden biri olarak kabul ediliyor. Hayvanları doğumdan kesime kadar takip eden NLIS sistemi, biyolojik güvenlik, gıda güvenliği, hastalık önleme ve pazar erişiminde kritik bir rol oynuyor.</p>
<p>Başlangıçta sığırlar için tasarlanan sistem, daha sonra koyun ve keçileri de kapsayacak şekilde genişletildi. Birincil amaç, Avustralya genelinde hayvan hareketleri için sağlam bir izlenebilirlik sistemi sağlamak ve yetkililerin bir hastalık salgını veya gıda güvenliği endişesi durumunda hayvanın geçmişini hızlı ve doğru bir şekilde takip etmelerini mümkün kılmaktı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hayvancilikta-yeni-uygulama-her-hayvanin-dijital-kimligi-olacak-85190</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/1/0/1280x720/hayvan-yemi-hayvancilik-1769933265.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hayvancılıkta yeni uygulama, her hayvanın dijital kimliği olacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/girisim-sermayesi-uzayin-altin-cagina-akiyor-85189</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Girişim sermayesi uzayın altın çağına akıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir kilogramı yörüngeye taşıma maliyetinin son yıllarda 50 bin dolardan 2-3 bin dolar seviyesine gerilemesi, uzay ekonomisinde dengeleri kökten değiştirdi. Küresel uzay ekonomisinin 2040'a kadar 1 trilyon doları aşması beklenirken, fırlatma hizmetlerinden uydu internetine, yer gözleminden Ay ekonomisine kadar pek çok alanda özel şirketler hızla büyüyor. Bu dönüşüm, Türkiye için de özellikle yer gözlemi ve tarımsal veri hizmetlerinde yeni bir fırsat penceresi açıyor.</strong></p>
<p>Uzay ekonomisi, son birkaç yılda o kadar hızlı büyüdü ki artık "niş sektör" demek için geç kaldık desek yanlış olmaz. 2010'ların başında bir kilogramı yörüngeye taşımanın maliyeti 50 bin dolar civarındaydı. Bugün SpaceX gibi girişimlerin yeniden kullanılabilir roketleri bu rakamı 2-3 bin dolara çekti. Bu tek değişken bile tüm uzay ekonomisini baştan yazdı; düşen fiyatlar yeni aktörler için kapıları araladı, yeni aktörler daha fazla talep yarattı, artan talep fiyatları daha da aşağı itti. Tipik bir teknoloji döngüsü-ama bu kez ivme alışılmadık derecede sert.</p>
<p>Morgan Stanley'in tahminlerine göre küresel uzay ekonomisi 2040'a kadar 1 trilyon doları geçecek. 2023 itibarıyla bu rakam 540 milyar dolar düzeyindeydi. Yani önümüzdeki on beş yılda neredeyse iki katına çıkması bekleniyor. Bu kadar büyüyen bir pastanın etrafında girişim sermayesinin toplanmaması mümkün değildi; nitekim 2021-2024 arasında uzay girişimlerine akan özel sermaye 50 milyar doları aştı. Pek çok fon için uzay artık portföy çeşitlendirmesinin standart bir kalemi haline geldi.</p>
<p>Peki, bu girişimler tam olarak ne yapıyor?</p>
<p>İlk ve en büyük dalgayı fırlatma hizmetleri oluşturdu. Küçük ve orta ölçekli uydu operatörlerine yönelik bağımsız fırlatma kapasitesi geliştiren şirketler, NASA ve ordu gibi devlerin tekelini kırdı. İkinci büyük alan yer gözlemi: yüzlerce küçük uyduyu koordineli çalıştırarak tarım, afet yönetimi ve savunma amacıyla neredeyse gerçek zamanlı görüntü üreten platformlar. Üçüncü cephe uydu internet altyapısı; dördüncüsü Ay ve ötesine uzanan yük taşıma hizmetleri; beşincisi ise uzayda fabrikasyon ve madencilik gibi henüz erken ama büyük iddialar taşıyan alanlar. Her birinin farklı olgunluk seviyeleri var; ama ortak payda şu: hepsinde devlet tekeli çözülüyor.</p>
<p>Rocket Lab bu tablonun belki en somut başarı hikâyesi. Yeni Zelanda kökenli şirket, küçük uydu fırlatma pazarında SpaceX'in gölgesinde yok olacağı düşünülürken tam tersini yaptı. Electron roketi ile yüzlerce ticari uydu taşıdı; ardından orta sınıf Neutron roketiyle büyük balıkların sahasına girdi. Bugün Nasdaq'ta işlem görüyor ve piyasa değeri 50 milyar dolar seviyesinde. Başarısının sırrı odaklanma: pazarın henüz dolmamış boşluğuna konumlandı ve orada marka inşa etti.</p>
<p>Planet Labs yer gözlemini demokratikleştirdi. Yüzlerce küçük uydudan oluşan takımyıldızı sayesinde Dünya'nın neredeyse her noktasını günlük frekansta görüntüleyebiliyor. Tarım şirketleri mahsul stresini bu görüntülerle izliyor, sigorta şirketleri hasar tespiti yapıyor, hükümetler ormansızlaşmayı takip ediyor. Uydu görüntüsünü devlet ajanslarının tekelinden çıkaran Planet, uzayı veri endüstrisinin sıradan bir bileşenine dönüştürdü. Ürettiği katma değer artık roketten değil, görüntülerin üzerine inşa edilen analitik platformlardan geliyor.</p>
<p>Axiom Space çok daha büyük bir bahis oynuyor: özel uzay istasyonu. NASA'nın Uluslararası Uzay İstasyonu 2030'da devre dışı bırakılacak; ard arda gelen NASA sözleşmeleriyle büyüyen Axiom bu boşluğa konumlanıyor. Şirket yalnızca istasyon inşa etmiyor, uzayda endüstriyel üretim, eczacılık araştırması ve turizmi bir arada kapsayan bir ekosistem kuruyor.</p>
<p>Intuitive Machines ise Ay'ı merkeze alan yeni dalganın öncüsü. IM-1 göreviyle Odysseus iniş aracı, 2024'te Ay yüzeyine inen ilk özel araç oldu. Bu başarı yalnızca sembolik değil; NASA'nın ticari ay yük hizmetleri programı çerçevesinde taşınan her kilo için şirket doğrudan gelir elde ediyor. Ay ekonomisi hâlâ spekülatif görünebilir, ama su buzu, helyum-3 ve nadir toprak elementi beklentileri somutlaştıkça büyük teknoloji şirketleri ve gelişmiş ülkeler bu masada yer kapmak için acele ediyorlar.</p>
<p>Türkiye bu tabloda etkin bir rol alabilir mi? Ülkemizin elinde anlamlı bir altyapı var: TÜRKSAT onlarca yıllık uydu operasyon deneyimi taşıyor, ROKETSAN orta menzilli füze teknolojisinde olgunlaşmış bilgi birikimine sahip, Türk Uzay Ajansı 2033 vizyonuyla kurumsal çerçeveyi çizmiş. İnsansız hava araçlarında sergilediğimiz mühendislik kapasitesi de uzay teknolojisine transfer edilebilir bir potansiyelin somut göstergesi. Türkiye'nin stratejik hamleyi yapabileceği alan büyük ihtimalle kendi yörünge fırlatma kapasitesinden değil, yer gözlemi ve tarımsal izleme odaklı veri hizmetlerinden geçiyor. Coğrafi konumu ve bölgesel etkisiyle hem Orta Doğu hem Orta Asya için uzay veri merkezi rolünü üstlenebilir. Bunun için gereken büyük bütçe değil; odaklı bir niş strateji, özel sektörün önünü açacak bir düzenleyici çerçeve ve bu alanda tersine beyin göçünü başlatacak cazip bir Ar-Ge ekosistemi. Bunun için gerekli tüm bileşenlere sahip bir dönemdeyiz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/girisim-sermayesi-uzayin-altin-cagina-akiyor-85189</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Girişim sermayesi uzayın altın çağına akıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/altin-fiyatlari-savasi-degil-ihtimalini-sever-85188</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Altın fiyatları savaşı değil, ihtimalini sever&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Altın güvenli liman olarak görülüyor, ancak her koşulda yükselen bir sigorta gibi çalışmıyor. Yatırımcı açısından en büyük risk, değişen tahminlerin maliyetini kendi parasıyla ödemesidir.</strong></p>
<p>Altın piyasasında yaygın bir kabul var: Savaş ihtimali arttığında altın yükselir. Bu düşünce tamamen yanlış değil. Belirsizlik büyüdüğünde yatırımcılar hisse senedi, şirket tahvili veya riskli para birimleri yerine kolay alınıp satılabilen ve karşı taraf riski taşımayan varlıklara yöneliyor. Altın da bu arayıştan yararlanıyor.</p>
<p>Ancak tarihsel hareketlere bakıldığında daha ilginç bir tablo görülüyor. Altın çoğu zaman savaş başladıktan sonra değil, savaş ihtimali yükselirken daha güçlü hareket ediyor. Çatışma başladığında ise piyasa korkulan senaryonun gerçekleşip gerçekleşmediğine bakıyor. Savaş sınırlı kalır, enerji arzı korunur ve büyük ülkeler çatışmaya doğrudan katılmazsa altındaki risk primi hızla azalabiliyor.</p>
<p>Bu durum piyasalarda sık görülen “beklentiyi satın al, gerçekleşmeyi sat” davranışına benziyor. Yatırımcılar savaş ihtimalini önceden fiyatlıyor. Çatışma başladığında yeni ve daha kötü bir gelişme ortaya çıkmazsa, önceden alınan pozisyonlarda kâr satışı başlıyor.</p>
<p>1990-1991 Körfez savaşı bunun en açık örneklerinden biri. Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesinden sonra aylarca devam eden askerî yığınak petrol ve altın fiyatlarına savaş primi ekledi. Fakat ABD öncülüğündeki hava harekâtı 17 Ocak 1991’de başladığında piyasa, savaşın kısa sürebileceği görüşüne yöneldi. Altın ilk saatlerde yükseldikten sonra yön değiştirdi ve bir günde 30 doların üzerinde gerileyerek 397 dolara düştü. Ocak ayının sonunda fiyat 365 dolar civarına kadar indi. Savaş başlamıştı, fakat piyasanın beklediği uzun süreli enerji krizi ortaya çıkmamıştı. Altının içine yerleşmiş savaş primi bu nedenle çözüldü.</p>
<p>2003 Irak savaşı öncesinde de benzer bir hareket görüldü. Altın, savaş beklentilerinin güçlendiği dönemde altı yılın en yüksek seviyesi olan 388 dolar civarına çıktı. Fakat harekâtın başlamasından hemen önce 340 dolar civarına geriledi. Piyasa savaşın kısa süreceği ve Irak dışındaki petrol üretiminin ciddi biçimde etkilenmeyeceği düşüncesine ağırlık verdi. Dönemin işlemcileri, savaş başladığında kısa süreli bir yükseliş yaşanabileceğini ancak ardından satış geleceğini açıkça söylüyordu. NBER tarafından yayımlanan bir çalışma da Irak savaşı ihtimalinin altın ve enerji hisselerini desteklediğini, yani önemli fiyatlamanın çatışmadan önce gerçekleştiğini gösterdi.</p>
<p>Rusya’nın 2022’de Ukrayna’yı işgal etmesi ilk aşamada altını güçlü biçimde destekledi. Altın şubat ayında yüzde 6, ilk çeyrekte yüzde 8 yükseldi. Ancak savaş devam ettiği halde bu yükseliş korunamadı. ABD Merkez Bankası’nın faiz artırımlarına başlaması, tahvil getirilerinin yükselmesi ve doların güçlenmesi savaş etkisinin önüne geçti. Altın yılın ilk yarısını sadece yüzde 0,6 artışla tamamladı. Savaş sona ermemişti, fakat piyasanın ana konusu jeopolitik riskten para politikasına geçmişti.</p>
<p>Ekim 2023’te başlayan İsrail-Hamas çatışması da altının savaş haberlerine nasıl tepki verdiğini gösterdi. Altın, saldırıdan önce 1.810 doların altındayken ay sonuna doğru 2.000 doların üzerine çıktı. Buradaki yükselişi yalnızca Gazze’deki çatışma değil, İran’ın, Lübnan’ın ve diğer bölge ülkelerinin savaşa katılabileceği korkusu destekledi. Daha geniş bir bölgesel savaş ihtimali azaldığında güvenli liman pozisyonları da küçüldü ve altın geriledi.</p>
<p>2026’da ABD ve İsrail ile İran arasında başlayan savaş ise bu davranışın daha çarpıcı bir örneğini sundu. Altın, jeopolitik gerilimin yükseldiği ocak ayında 5.400 doların üzerine çıkarak rekor kırdı. Çatışma 28 Şubat’ta başladıktan sonra ise beklenen yükseliş gelmedi. Fiyat haziran ayında 4.002 dolara kadar geriledi. Avrupa Merkez Bankası, savaşın başlangıcındaki kısa süreli yükselişten sonra altının düşmesini artan reel faizlere, yatırımcıların borçlu pozisyonlarını kapatmasına ve bazı merkez bankalarının satışlarına bağladı. Dünya Altın Konseyi de yılın ilk yarısındaki hareketin, savaş endişesi kadar aşırı pozisyonlanma ve kâr satışlarıyla şekillendiğini belirtti.</p>
<p>Buradan “savaş başlayınca altın düşer” sonucu çıkarmak doğru olmaz. Asıl belirleyici, savaşın piyasa tarafından önceden ne ölçüde fiyatlandığı ve çatışmanın ekonomi üzerindeki etkisi.</p>
<p>Savaş beklenmedik biçimde başlar, başka ülkelere yayılır, enerji tesislerini vurur veya dünya ticaretini aksatırsa altın yükselmeye devam edebilir. Buna karşılık çatışma uzun süredir bekleniyorsa, ilk saldırılar sınırlı kalıyorsa ve piyasadaki en kötü senaryo gerçekleşmiyorsa altındaki savaş primi azalabilir.</p>
<p>Savaşın enflasyon yaratıp yaratmaması da büyük önem taşıyor. Petrol ve doğal gaz fiyatlarının yükselmesi ilk anda altını destekleyebilir. Fakat enerji şoku enflasyonu artırır ve merkez bankalarının faiz indirmesini engellerse ikinci aşamada altın baskı altında kalabilir. Altın faiz ödemediği için reel faizlerin yükseldiği dönemlerde tahvil ve mevduat karşısında daha az cazip hale geliyor.</p>
<p>2026’daki İran savaşı sırasında bu mekanizma açık biçimde görüldü. Hürmüz Boğazı’ndaki kesintiler enerji fiyatlarını yükseltti, enflasyon beklentilerini güçlendirdi ve piyasanın faiz indirimi beklentilerini zayıflattı. Dünya Bankası 2026’da enerji fiyatlarının yüzde 24, genel emtia fiyatlarının yüzde 16 yükselmesini bekliyor. IMF ise küresel enflasyondaki düşüşün durduğunu ve yeni bir askerî tırmanışın emtia fiyatlarını yeniden oynatabileceğini belirtiyor. Bu ortam altın açısından iki yönlü bir etki yaratıyor: Savaş korkusu talebi desteklerken yüksek faiz ve güçlü dolar fiyatı aşağı çekiyor.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde altının yeniden güçlü biçimde yükselmesi için savaş haberinden daha fazlasına ihtiyaç var. İran çatışmasının yeniden genişlemesi, Hürmüz Boğazı’nın uzun süre kapalı kalması, enerji altyapısına yönelik saldırıların artması veya başka büyük ülkelerin doğrudan çatışmaya girmesi güvenli liman talebini yükseltebilir. Küresel büyümenin belirgin biçimde zayıflaması ve merkez bankalarının yeniden faiz indirimine yönelmesi de altını destekler. Düşen reel faizler ve zayıflayan dolar, altının finansal maliyetini azaltır.</p>
<p>Altın fonlarına yeniden güçlü para girişi yaşanması ve merkez bankalarının alımlarını artırması da yükseliş senaryosunu güçlendirir. Dünya Altın Konseyi’nin 2026 araştırmasında rezerv yöneticilerinin yüzde 89’u küresel merkez bankası altın rezervlerinin önümüzdeki on iki ayda artmasını bekliyor. Katılımcıların yüzde 45’i kendi kurumlarının da altın alacağını düşünüyor. Ancak bu sonuç niyeti gösteriyor, alınacak altının miktarını göstermiyor. Merkez bankası talebi devam etse bile hızının yavaşlaması fiyat üzerinde baskı yaratabilir.</p>
<p>Dünya Altın Konseyi mevcut ekonomik koşullar önemli ölçüde değişmezse altının 2026’nın ikinci yarısında yaklaşık yüzde 5’lik bir bant içinde hareket edebileceğini düşünüyor. Ekonomik görünüm bozulur, faiz beklentileri aşağı döner veya yeni bir jeopolitik şok yaşanırsa yüzde 5 ile yüzde 20 arasında yükseliş ihtimali görüyor. Güçlü büyüme, yükselen faizler ve sakinleşen piyasalar ise yüzde 5 ile yüzde 15 arasında bir düşüş yaratabilir. Bunlar kesin fiyat tahminleri değil, farklı ekonomik koşullar altında oluşabilecek hareketleri gösteren senaryolar.</p>
<p>Altında daha belirgin bir düşüş yaşanması için İran savaşında kalıcı ateşkes sağlanması, Hürmüz Boğazı’nın tamamen açılması ve enerji fiyatlarının gerilemesi gerekiyor. ABD ekonomisinin güçlü kalması, enflasyonun yüksek seyretmesi ve Fed’in faizleri uzun süre yüksek tutması da aşağı yönlü baskıyı artırabilir. Dolar güçlenir, reel tahvil getirileri yükselir ve yatırımcılar hisse senetleriyle tahvillere geri dönerse altından para çıkışı hızlanabilir.</p>
<p>Yüksek fiyatların mücevher talebini azaltması ve hurda altın satışlarını artırması da aşağı yönlü risk yaratıyor. Avrupa Merkez Bankası, merkez bankalarının altın alımlarının 2025’te önceki üç yıla göre yavaşladığını ve yüksek fiyatların yeni alımları sınırladığını belirtiyor. IMF de altının uzun vadede çeşitlendirme sağlayabildiğini, fakat kısa vadede oldukça oynak olduğunu ve güvenli liman özelliğinin her kriz döneminde aynı biçimde çalışmadığını vurguluyor.</p>
<p>Yatırımcıların dikkat etmesi gereken bir başka konu da bankaların altın tahminleri. Fiyat yükseldiğinde hedeflerini yükselten, düştüğünde ise faiz, dolar veya jeopolitik koşulların değiştiğini söyleyerek hedeflerini aşağı çeken çok sayıda kurum bulunuyor.</p>
<p>Örneğin Goldman Sachs, Ocak 2026’da yılsonu hedefini 4.900 dolardan 5.400 dolara yükseltti. Haziran ayında ise Fed’in daha sıkı kalacağı beklentisiyle hedefini tekrar 4.900 dolara indirdi. UBS ocak ayında kısa vadeli hedefini 5.000 dolardan 6.200 dolara çıkardı, daha sonra yılsonu tahminini 5.900 dolardan 5.500 dolara çekti. Bank of America da temmuz ayında 2026 ortalama fiyat tahminini yüzde 14 düşürerek 4.360 dolara indirdi, fakat uzun vadede 5.000 doların yeniden görülebileceğini savunmaya devam etti.</p>
<p>Tahminlerin değiştirilmesi tek başına yanlış bir davranış değil. Faiz, savaş, enerji fiyatı ve merkez bankası alımları değiştiğinde beklentilerin de değişmesi normal. Sorun, yeni tahminin eski tahmin unutularak kesin bir öngörü gibi sunulması. Fiyat hedefleri sık sık mevcut piyasa hareketini takip ediyor. Altın yükselirken yükseliş hedefleri, düşerken daha temkinli tahminler öne çıkıyor.</p>
<p>LBMA’nın 2026 anketinde uzmanların altın için verdiği tahmin aralıklarının 3.500 dolar ile 5.500 dolar arasında değişmesi de belirsizliğin büyüklüğünü gösteriyor. Aynı verilere bakan profesyoneller bile birbirinden çok farklı sonuçlara ulaşıyor.</p>
<p>Altın yatırımcısı bu nedenle tek bir savaş haberine veya tek bir bankanın fiyat hedefine göre karar vermemeli. Önce savaş riskinin fiyata ne kadar girdiğine, ardından petrolün, doların ve reel faizlerin nasıl hareket ettiğine bakmalı. Merkez bankalarının ne söylediğinden çok ne kadar altın aldığı, fon yöneticilerinin ne tahmin ettiğinden çok altın fonlarına gerçekten para girip girmediği önem taşıyor.</p>
<p>Savaş ihtimali altını yükseltebilir. Savaşın başlaması ise belirsizliği azaltarak kâr satışına yol açabilir. Çatışmanın genişlemesi altını yeniden yukarı taşıyabilir, enerji kaynaklı enflasyon ve yüksek faiz ise aynı savaş devam ederken fiyatı aşağı çekebilir.</p>
<p>Altın güvenli liman olarak görülüyor, ancak her koşulda yükselen bir sigorta gibi çalışmıyor. Yatırımcı açısından en büyük hata, “savaş varsa altın mutlaka yükselir” düşüncesiyle hareket etmek. İkinci büyük hata ise fiyat yükseldikten sonra hedefini yükselten kurumların yeni tahminini bağımsız bir doğrulama gibi kabul etmek. Tahminler değişebilir. Kurumlar da görüşlerini değiştirebilir. Fakat yatırımcının riski, değişen tahminlerin maliyetini kendi parasıyla ödemesidir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/altin-fiyatlari-savasi-degil-ihtimalini-sever-85188</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/5/1280x720/altin-1765253946.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Altın fiyatları savaşı değil, ihtimalini sever&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/agustos-portfoyleri-ne-soyluyor-85187</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ağustos portföyleri ne söylüyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bu dönem temkinli duruşu korurken fırsatlara bakmak değerli, önümüzdeki dönemde hem Borsa İstanbul'da hem de tahvil tarafında fırsatlar oluşabilir. Ağustos portföyleri bize şunu söylüyor: Piyasa tamamen risk almak için henüz yeterince rahat değil ama sadece para piyasasında beklemek de portföy yöneticileri için yeterli görünmüyor.</strong></p>
<p>Temmuz ayına başlarken beklentiler aslında oldukça olumluydu. ABD-İran geriliminin yumuşaması, petrol fiyatlarının gerilemesi, bunun hem küresel hem de yurt içinde enflasyon baskısını azaltması ve merkez bankalarının üzerindeki faiz baskısını hafifletmesi bekleniyordu. Ancak ay boyunca gelişmeler bu beklentilerin tamamının gerçekleşmesine izin vermedi. Jeopolitik risk yeniden öne çıktı, enerji fiyatlarındaki oynaklık devam etti. Sonuç olarak temmuz ayında para piyasası fonları ve mevduat dışında reel getiri üretmek çok da kolay olmadı.</p>
<p>Ağustos ayına yine benzer beklentilerle ama bence biraz daha temkinli giriyoruz. İlk 10 güne baktığımızda ABD-İran hattındaki haber akışının olumluya dönmesi ve petrol fiyatlarının gerilemesi piyasaları destekliyor. ABD'den gelen istihdam verileri de Fed üzerindeki faiz baskısını azaltırken, içeride TÜFE'nin beklentilerin altında kalması yeniden faiz indirimlerini konuşmamızı sağlıyor. Kısacası temmuz başında beklediğimiz ama tam olarak gerçekleşmeyen senaryo, ağustosun ilk günlerinde yeniden masada.</p>
<p>Tabii riskler ortadan kalkmış değil. Borsa İstanbul açısından MSCI'ın Türkiye piyasasına yönelik erişilebilirlik uyarıları kasım ayındaki gözden geçirme öncesinde yakından takip edilmeli. Diğer taraftan yabancı yatırım bankalarının Borsa İstanbul'un ucuz olduğuna yönelik değerlendirmeleri olumlu tarafta. Bu hafta TCMB'nin Enflasyon Raporu da önemli olacak. Enflasyondaki düşüş eğiliminin korunması ve para politikasında gevşeme alanının güçlenmesi hem hisse senedi hem de tahvil fonları açısından yeni bir hikâye yaratabilir.</p>
<p>Peki, profesyoneller ağustosa nasıl giriyor?</p>
<p>Portföy yönetim şirketlerinin dağılımlarına baktığımda benim çıkardığım sonuç şu: <strong>Temmuzda alınan pozisyonlardan büyük ölçüde vazgeçilmemiş ama kimse de bütün ağırlığıyla riskli varlıklara geçmiş değil.</strong> Para piyasası fonları hâlâ portföylerin önemli bir bölümünü oluştururken, hisse senedi ve borçlanma araçlarında fırsat arayışı devam ediyor. Altın ise hemen hemen bütün dağılımlarda yerini koruyor. Yani savunma hattı bırakılmadan fırsat aranıyor.</p>
<p>İş Portföy'ün orta riskli dağılımı bunun iyi örneklerinden biri. Özel sektör borçlanma araçları %30 ile en yüksek ağırlığa sahipken, hisse senedi %25, borçlanma araçları %15, yabancı hisse, altın ve temkinli değişken fonlar ise %10'ar pay alıyor. Burada özellikle BIST büyük ölçekli hisseleri ile orta vadeli tahviller üzerinden enflasyon ve faiz görünümündeki iyileşmenin fiyatlanmaya çalışıldığını düşünüyorum. Benim çekincem özel sektör borçlanma araçları tarafında. Son dönemde artan konkordato ve ödeme problemi haberleri nedeniyle bu alanda fonun ne taşıdığına bakmadan yatırım yapılmaması gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p>Yapı Kredi Portföy daha temkinli tarafta kalmaya devam ediyor. Para piyasası %40, altın %25. Sadece bu iki kalemin toplamı portföyün %65'ini oluşturuyor. Hisse tarafında %15, yabancı hissede %10 ve borçlanma araçlarında %10 ağırlık var. Altın tarafındaki ağırlık temmuz ayında da %25’ti, bu dönemde biraz yüksek bulduğumu ifade etmeliyim.</p>
<p>Hedef Portföy'de ise diğer kurumlara göre biraz daha fazla risk alma isteği görüyorum. Para piyasasının payı %60'tan %55'e, altının payı %15'ten %10'a düşürülmüş; özel sektör borçlanma araçları tamamen çıkarılmış. Buna karşılık teknoloji ve değişken fonlara %10'ar ağırlıkla yer verilmiş, hisse senedi ise %15'te korunmuş. Özellikle teknoloji ve değişken fonların portföye eklenmesini, küresel risk iştahındaki olası toparlanmadan faydalanma isteği olarak okuyabiliriz.</p>
<p>Kuveyt Türk Portföy'ün faizsiz dengeli portföyünde ise daha temkinli bir yaklaşım var. Para piyasası katılım fonunun ağırlığı %60'tan %65'e çıkarılırken hisse %10'dan %5'e düşürülüyor. Altın-gümüş %10, değişken fonlar ise toplam %20 seviyesinde korunuyor. Burada getiri arayışının doğrudan hisse yerine değişken fonlar üzerinden yapılması bence dikkat çekici.</p>
<p>Bence de bu dönem temkinli duruşu korurken fırsatlara bakmak değerli. Bu nedenle borçlanma araçları ve değişken fonları ben de döneme uygun değerlendiriyorum. Önümüzdeki dönemde hem Borsa İstanbul'da hem de tahvil tarafında fırsatlar oluşabileceğini düşünüyorum. Ancak ABD-İran gelişmelerinin hâlâ kırılgan olması nedeniyle bu fırsatları biraz daha yüksek likiditeyle takip etmeyi tercih ediyorum. Arbitraj fonları portföylerde değerli bir alternatif olabilir. Volatilitenin arttığı dönemlerde piyasanın yönünü tahmin etmek yerine fiyat farklılıklarından getiri üretmeye çalışan bu fonların portföyde denge sağlayabileceğini düşünüyorum.</p>
<p>Yurt dışında ise teknoloji hikâyesinin bittiğini düşünmüyorum. Yapay zekâ, veri merkezleri ve yarı iletken yatırımları uzun vadeli büyüme temasını desteklemeye devam ediyor. Ancak son dönemde yaşanan hareketlerden sonra portföyü sadece teknolojiye bağlamak yerine sağlık, finans ve farklı sektörlerle çeşitlendirmek daha doğru olabilir. Özellikle sağlık tarafını, teknolojiye göre daha defansif olması nedeniyle portföy çeşitlendirmesi açısından değerli buluyorum.</p>
<p>Altın tarafında ise son hafta toparlanma görülse de hızlı karar vermemek gerekiyor. Yatırım bankalarının yıl sonu beklentileri yukarı yönlü potansiyel sunsa da, aynı dönemde para piyasası fonları da güçlü net getiri sağlamaya devam ediyor. Bu nedenle altın ve gümüş portföylerde olmalı ancak tek başına ana hikâye haline getirilmemeli.</p>
<p>Sonuç olarak ağustos portföyleri bize şunu söylüyor: Piyasa tamamen risk almak için henüz yeterince rahat değil ama sadece para piyasasında beklemek de portföy yöneticileri için yeterli görünmüyor. Hisse senedi, borçlanma araçları, altın, yabancı hisse ve değişken fonlar arasında daha dengeli bir dağılım öne çıkıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/agustos-portfoyleri-ne-soyluyor-85187</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ağustos portföyleri ne söylüyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-de-savas-olmasa-85186</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir de savaş olmasa </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Küresel taraftan gelen sinyaller makroekonomik açıdan olumlu seyrediyor. Küresel ekonomi kısmi yavaşlamaya rağmen güçlü büyüyor ve ihracat pazarlarımızdaki talep koşulları oldukça iyi seyrediyor. Fakat biz bu ortama girip yeterince faydalanamıyoruz. Çünkü rekabette zorlanıyoruz.</strong></p>
<p>Küresel piyasaların odağında ve ana yönünün belirlenmesinde iki temel faktör bulunuyor. Bunlardan biri savaşın seyri, diğeri ise özellikle ABD Merkez Bankası Fed’in önümüzdeki dönemde nasıl bir politika izleyeceği.</p>
<p>Temmuz ayında savaşın tekrar sıcak bir noktaya gelmesi, petrol fiyatlarının yükselişiyle artan enflasyonist kaygıların Fed’e yönelik faiz artırımı beklentilerini de beslemesi, piyasalarda oldukça negatif bir tabloya yol açtı. Sıcak çatışmalara tekrar ara verilmesi ve petrol fiyatlarının düşüşe geçmesiyle birlikte piyasalar için yeniden pozitif bir görünüm ortaya çıktı. Fed toplantısının ardından şahin mesajlar beklenirken görece güvercin denilebilecek sinyaller gelmesi de piyasaların faiz artırımına yönelik kaygılarını azaltarak olumlu ivmeye bir başka açıdan destek verdi.</p>
<p>Geçtiğimiz hafta ABD tarım dışı istihdam verilerinin beklenenden düşük gelmesi; gerek petrol fiyatlarındaki düşüş gerekse büyümeye ilişkin ortaya çıkan soru işaretleriyle birlikte Fed’in faiz artırımına kolay kolay yönelmeyeceği beklentisini güçlendirdi. Bu durum piyasaların coşkusunu daha da artırdı.</p>
<p>Önümüzdeki günlerde de iki konu belirleyici olmaya devam edecek: savaş ve Fed’in tavrı.</p>
<p><strong>İstihdam verisi yanıltmasın, Fed faiz arttıracak</strong></p>
<p>Tarihsel veriler Orta Doğu’daki ateşkes süreçlerinin pek kalıcı olamayabileceğine ilişkin onlarca örnekle dolu.  Savaşın gidişatına yönelik net bir çıkarımda bulunmanın çok kolay olmayacağını kabul etmek gerekiyor.  ABD’de tarım dışı istihdam verileri beklenenden düşük gelse ve son iki aylık verilerde negatif revizyonlar olsa bile hizmetlerden tüketime kadar birçok veri, ABD ekonomisinin oldukça iyi bir performans gösterdiğini ortaya koymaya devam ediyor.</p>
<p>Yükselen borsaların yarattığı servet etkisi, özellikle bebek patlaması kuşağının artan tüketim eğilimi ve neredeyse sıfırlara gelen ABD tasarruf oranı, önümüzdeki süreçte ABD’de büyüme tarafında çok da büyük bir sorun yaşanmayacağını düşündürüyor. Tam tersine, enflasyonun hedefin üzerinde kalarak ekonomiyi eninde sonunda bir faiz artırım sürecine götüreceğini düşünüyoruz.</p>
<p><strong>Eylül ayında faiz artırımı zor</strong></p>
<p>Geçtiğimiz yıl eylül ayında Powell’ın faiz artırımı Trump’ın tüm şimşeklerini üzerine çekmesine neden olmuştu. Seçim öncesinde yapılan faiz artırımını kendisine karşı bir tutum olarak değerlendiren Trump, Powell’a ve Fed’e karşı oldukça negatif bir tavır sergilemişti. Yeni Fed Başkanı Warsh’ın yine eylül ayında bir faiz artırımına gitme ihtimali bu nedenle çok yüksek olmayabilir. Geçmişte olduğu gibi, “Fed geç kaldı” yönündeki eleştirileri ve söylemleri fazlasıyla duymaya devam edebiliriz.</p>
<p>ABD’deki kasım seçimlerinden sonra çok muhtemelen en az iki faiz artırımına gidecek olan Fed’in durumu kontrol etmekte güçlük çekme ihtimali, yeni yılla birlikte piyasalarda yeniden olumsuz bir hava estirebilir. Bununla birlikte, teknolojik gelişmelerin yarattığı verimlilik artışının ve Asya’dan gelen ucuz iş gücünün enflasyonu bastırma gücü, her şeye rağmen savaşın olmadığı bir ortamda merkez bankalarının faiz artırımlarını bir noktada frenleyecek ve bir süre sonra faiz indirimlerini tekrar gündeme getirecektir.</p>
<p>Tüm bu çerçeve, piyasaların savaşla ilgili gelişmelere çok daha fazla odaklanacağını ve şu anda tahmin edilmeyen “siyah kuğulara” karşı olası tepkisinin çok daha güçlü olabileceğini gösteriyor. Fakat bu tür arz yönlü şoklar olmadıkça, ara ara düzeltmeler yaşansa bile bunun kalıcı bir çöküş anlamına gelmeyeceğini düşünüyoruz.</p>
<p><strong>Hisse senedi piyasalarında balon konuşmak için erken </strong></p>
<p>ABD başta olmak üzere teknolojik gelişmelerin şirket kârlılıkları üzerinde yarattığı olumlu tablo, fiyat/kazanç oranlarının artışından ziyade kazançlara paralel fiyat artışlarıyla ilerleyen ve pek de bir balon sinyali vermeyen bir görünüme işaret ediyor. Özetle, küresel ekonomide büyümenin, şirket kârlılıklarının ve borsaların olumlu performansının, arz yönlü şoklar olmadıkça devam etmeye aday olduğunu düşünüyoruz.</p>
<p>Büyümenin en önemli öncü göstergelerinden olan küresel PMI verileri de Temmuz ayında yükselişini sürdürdü. İmalat sanayinde bir miktar gerileme olmasına rağmen hizmet sektörü PMI’larındaki güçlü artış, bileşik PMI verilerinin de yukarı yönlü seyrini beraberinde getirdi. Hürmüz Boğazı’nın yavaş yavaş açılması, gerek ticarete gerekse savaşa ilişkin kaygıların yaz mevsiminde biraz da hava şartlarının etkisiyle geride kalması ve turizm faaliyetlerinin bundan olumlu etkilenmesi, küresel ölçekte PMI verilerinin oldukça olumlu seyretmesine katkıda bulunmuş görünüyor.</p>
<p><strong>Dışarıda talep var ama arz etmekte zorlanıyoruz</strong></p>
<p>Bir başka ifadeyle, küresel taraftan gelen sinyaller makroekonomik açıdan olumlu seyrediyor. Küresel ekonomi kısmi yavaşlamaya rağmen güçlü büyüyor ve ihracat pazarlarımızdaki talep koşulları oldukça iyi seyrediyor. İSO’nun yayımladığı İhracat İklimi Endeksi, en çok ihracat yaptığımız pazarlarda 31 aydır kesintisiz bir iyileşmeye işaret ediyor ve Avrupa başta olmak üzere birçok ülkede güçlü talep koşullarının varlığını gösteriyor.</p>
<p>Buna karşılık bizim imalat sanayi PMI verimiz 28 aydır kesintisiz olarak 50 seviyesinin altında, yani daralma bölgesinde bulunuyor. Başka bir ifadeyle, dışarıda talep var, hava güzel ve bundan faydalanabileceğimiz bir ortam bulunuyor; fakat biz bu ortama girip yeterince faydalanamıyoruz. Çünkü rekabette zorlanıyoruz. Bu pazarlardan yeterince faydalanabiliyor olsaydık bizim PMI verilerimiz de güçlü bir yükseliş eğilimi gösterecekti. Fakat bunun pek gerçekleşmediğini görüyoruz. Nitekim sanayi üretim verileri de son dört yıldır 105 ile 110 arasında bir endeks değerinde salınım yapmaya devam ediyor. Bu salınımda aylık ya da yıllık yukarı yönlü hareketlere bakarak yorum yaparsak sorunu fark edemez ve çözüm üretemeyiz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-de-savas-olmasa-85186</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir de savaş olmasa  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomi-kuf-tutarsa-kalici-kopus-gelir-85185</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi küf tutarsa kalıcı kopuş gelir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ekonomini küften uzak tutmak, toplumun kalitesini arttırır. Küflü bir ekonomi anlayışıyla refah üretemezsin. Kıpırda ki küf seni istila etmesin. Hem bedenini hem de zihnini hatta hayal gücünü…</strong></p>
<p><strong>1- SORUN: </strong>Ülke ekonomisi bir kez küf tutmaya görsün, <strong>orta gelir tuzağına</strong> düşersin. Küflü zihinler, <strong>ekonomik düşünceyi</strong> etkiler. Düşünce durunca <strong>üretim</strong> de durur, üretim durunca ne mi olur? Ne<strong> zenginleşirsin</strong> ne de <strong>yoksulluktan</strong> çıkarsın; <strong>küflenmiş bir refahın ortasında kokmaya</strong> devam edersin.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Küf sessizce gelir. Önce <strong>hareketsizliğe</strong> yapışır, sonra <strong>düşünceye</strong>… Durduğun yerde küf seni istila eder; <strong>bedenini</strong>, <strong>zihnini</strong>, hatta <strong>hayallerini</strong> çürütür. <strong>Küflü zihin soru sormaz</strong>, risk almaz, <strong>yeniyi</strong> <strong>denemez</strong>. Sadece “<strong>eskiden böyleydi</strong>” diye mırıldanır. Oysa <strong>zihin</strong> de <strong>beden gibi</strong> hareket ister.</p>
<p><strong>ORTA VADELİ PROGRAM TAM BİR KÜF ÜRETİCİSİ</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Okumak, <strong>tartışmak</strong>, yanılmak, <strong>yeniden denemek</strong>… İşte bunlar küfü kazıyan fırçadır. <strong>Ekonomini küflenmekten koru</strong>. Bunun için <strong>üretim süreçlerini</strong> gözden geçir, <strong>ürün kaliteni</strong> arttır. Her şeyi üretme, <strong>değerli olana</strong> yönel. <strong>Küflenmiş betonla</strong> aya çıkamazsın ama <strong>çip üretirsen</strong> uzaya gidersin.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Bunca <strong>OSB</strong>’miz var ama <strong>ürettiğimizin hayrını göremiyoruz</strong>. Neden? Çünkü <strong>ekonomi yönetimi</strong> küf üretiyor. <strong>OVP tam bir küf üreticisi</strong>, ondan kurtulmalı. <strong>Durağanlaşan girişimci gücümüzü</strong> yeniden harekete geçirecek bir <strong>ruha</strong> ihtiyaç var. <strong>Beton kafalar</strong>, rantiyeler ve <strong>zombiler</strong>; küflenmişliktir.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Küflü ekonomiye dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Küf, hayata nasıl sızar?</em></strong></p>
<p><strong>Fırsatları kaçırmışın son durağı; küflenmektir</strong>. Eller aya biz yaya anlayışı, zihin küflenmesidir. Bürokrasi artar, yolsuzluk, nepotizm çoğalır, adalet yerlerde sürünür ve ekonomi küf bağlayıverir.</p>
<p><strong><em>Küflü zihniyetin zararı?</em></strong></p>
<p><strong>Küflenmiş ilişki</strong>, küf bağlamış dostluklar, <strong>küflü zihniyet</strong>… Uzak durulasıdır. Eğer biri sizin hayatınızdan gitmişse, ilişkinizde <strong>küflenmiş alanlar</strong>, küflenmiş iletişim, <strong>küflenmiş değerler manzumesi</strong> oluşmuştur.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>EKONOMİ YÖNETİM ANLAYIŞIMIZI GÜNEŞE ÇIKARMAK GEREKİYOR</strong></p>
<p><strong>Kürenin saygın ekonomisi </strong>olmak istiyorsan <strong>hayal gücünü güneşe çıkar</strong>. Farklı düşünenleri <strong>koru</strong>, küflenmiş siyasetçiden bürokrattan, patrondan, çalışandan <strong>kurtul</strong>. Küf, hareket edeni sevmez, sen hareket et ki seni sevmesin. <strong>Küflü ekonomi ile sağlıklı bir toplum ve mutlu bireyler üretemezsin</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>KÜFLÜ EKONOMİ LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Üretimde küf</strong>: Ürettiğinden fazlasını tüketmektir ki neticesinde ithalat bağımlısı olursun.</p>
<p><strong>Harcamada küf</strong>: Kazandığından fazlasını harcarsan, borç batağına girersin, zorlanırsın.</p>
<p><strong>Yönetimde küf</strong>: Nimeti alıp külfeti öteleyen anlayış ile toplum ve bireyler de küf tutar.</p>
<p><strong>Ahlakta küf</strong>: Enflasyonu besler, yandaşı kayırırsan ahlak küf tutmakla kalmaz, toplumu çürütürsün.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomi-kuf-tutarsa-kalici-kopus-gelir-85185</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/8/6/1280x720/para-tl-1766384304.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomi küf tutarsa kalıcı kopuş gelir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-hedefi-degismez-tahmin-2-3-puan-artirilabilir-85184</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyon hedefi değişmez, tahmin 2-3 puan artırılabilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Merkez Bankası yılın üçüncü enflasyon raporunu yarın açıklayacak. Kendi tahminim olarak son söyleneceği en başta söyledim, başlıkta yazdım.</p>
<p>Merkez Bankası çok muhtemeldir ki üçüncü raporda 2026’nın enflasyon hedefini değiştirmez ama tahmini belki 2-3 puan yukarı çeker.</p>
<p>2026 enflasyon hedefinin yüzde 24, tahmininin yüzde 26 olduğunu hatırlatayım.</p>
<p>Önceki dönemlere ilişkin de bir hatırlatmada bulunayım… Merkez Bankası geçen yılın üçüncü raporundan önceki dönemde zaten enflasyon hedefi belirleyip açıklamaz, tahmin aralığının orta noktasını tahmin olarak ilan ederdi. Geçen yılın üçüncü raporuyla bu uygulama terk edildi ve alt-üst tahminden bağımsız olarak hedef ilan edilmeye başlandı.</p>
<p>Bu yılın ikinci enflasyon raporunda bir değişikliğe daha gidildi ve tahmin aralığı belirlenmesine de son verildi ve yalnızca tek tahmin ilan edildi. Bu tahminden daha düşük de bir hedef açıklandı.</p>
<p>Son durum bu… 2026 için yüzde 24’lük hedef, yüzde 26’lık tahmin var.</p>
<p>Hatırlanacaktır geçen yılın ikinci raporunda da 2025 için hedef yüzde 24 olarak ilan edilirken tahmin aralığı yüzde 25-29 olarak duyurulmuştu. 2025’in son raporunda ise hedef yüzde 24’te sabit tutulurken tahmin aralığı yüzde 31-33 olarak belirlenmişti.</p>
<h2>“Hedef sık sık değişmeyecek”</h2>
<p>Merkez Bankası geçen yıl enflasyonda tahmin-hedef bağını bir anlamda koparırken hedefi daha önceki dönemlerde olduğu gibi öyle gelişmelere göre sık sık değiştirmeyeceğini vurgulamıştı:</p>
<p><strong>“TCMB, enflasyon raporu dönemlerinde gerçekleşme ve varsayımlardaki değişiklikleri dikkate alarak tahminlerinde güncellemeye gidebilecektir. Ancak, taahhüt ve çıpa işlevi gören ara hedefler varsayım setinde olağanüstü bir güncelleme olmadığı sürece değiştirilmeyecek ve politika faizine ilişkin patikanın içsel olarak belirlenmesinde referans olarak alınacaktır.”</strong></p>
<p>Bu yılın ikinci raporunda savaş etkisi yüzünden varsayım setinde olağanüstü güncellemeler yaşanmıştı ve Merkez Bankası da bunu gözeterek haklı olarak hedefinde değişikliğe gitmişti. Zaten başta yüzde 16 olarak belirlenen hedef savaş olmasa da gerçekçi değildi ama savaşla ve tırmanan petrol fiyatlarıyla birlikte bu oran tümüyle anlamını yitirmişti.</p>
<p>2025’in son enflasyon raporunda bu yılın tahmin aralığı yüzde 13-19, hedefi ise yüzde 16 olarak ilan edilmişti. Merkez Bankası bu yılın ilk raporunda yüzde 16’lık hedefi sabit tuttu ama tahmin aralığını yüzde 15-21 olarak değiştirdi.</p>
<p>Ancak ikinci raporun açıklanacağı mayıs ayına gelindiğinde koşullar öylesine değişmişti ki hedefi de, tahmini de ilk rapor düzeyinde tutmak mümkün değildi. Merkez Bankası, ABD ve İsrail’in İran’a saldırısıyla başlayan savaşla birlikte petrol fiyatlarının hızlı artışı ve ağırlıkla bundan kaynaklanan diğer olumsuzlukları gözeterek zaten tutmayacak olan yüzde 16’lık enflasyon hedefini yüzde 24’e yükseltti.</p>
<p>İkinci raporla birlikte enflasyonda tahmin aralığı uygulamasına da son verildi ve yalnızca yüzde 26’lık tek bir tahmin açıklandı.</p>
<h2>Yarın ne olacağı belli gibi</h2>
<p>Merkez Bankası ilk enflasyon raporunda bu yılın ortalama petrol fiyatını yaklaşık 61 dolar düzeyinde tahmin ediyordu. Ancak savaşla birlikte bu tahminin hiçbir geçerliliği kalmadı. Merkez Bankası mayıs ayında açıkladığı ikinci raporda tahminini 89 dolara çıkardı. İlk dört aydaki gerçekleşmeden sonra yıllık ortalamanın 89 dolar olarak öngörülmesi makuldü, zaten yılın kalan döneminde bu düzeyde bir gerçekleşme olduğu takdirde ortalama da tutacaktı.</p>
<p>Brent petrolün yılın ilk yedi ayındaki ortalama fiyatı yaklaşık 75 dolar oldu. Ancak bu, Türkiye’nin petrol ithalatındaki ortalama fiyatı değil, dünya ortalamasında oluşan fiyatı gösteriyor. Türkiye’nin ham petrol ithalatındaki fiyat açıklanmadığı için tutarı tam olarak bilme şansımız yok. Ancak Türkiye’nin ithalatındaki fiyatın Rusya’dan alınan görece ucuz petrolden dolayı dünya ortalamasındaki düzeyin bir miktar altında oluştuğunu varsaymak mümkün.</p>
<p>Merkez Bankası yılın tümünde 89 dolara razı ve enflasyon hedef ve tahmini olan yüzde 24 ve 26’yı bu fiyata göre oluşturmuş durumda. Son dönemde yıllık ortalamayı 89 doların çok üstüne çıkaracak ölçüde bir olumsuzluk gözlenmiyor. Dolayısıyla Merkez Bankası’nın eli rahat.</p>
<p>Yüzde 24’ün tutmayacağı tabii ki belli ama Merkez Bankası yukarıda aktardığım gibi ne diyor:</p>
<p><strong>“Ara hedefler varsayım setinde olağanüstü bir güncelleme olmadığı sürece değiştirilmeyecek.”</strong></p>
<p>Fiyat artışı ilk yedi ayda gelmiş yüzde 20’ye dayanmış ve yüzde 24’ü tutturmanın mucize ötesi bir durum olduğu anlaşılmış ama yine de Merkez Bankası bu oranı sabit tutacaktır.</p>
<p>Yüzde 26’lık tahmin mi; bakarsınız o oran birkaç puan yukarı çekilir. Zaten Merkez Bankası tahminini yukarı çekerse, ki makul olan çekmesidir, dikkate alınması gereken oran o olacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-hedefi-degismez-tahmin-2-3-puan-artirilabilir-85184</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/tcmb-merkez-bankasi452117h.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyon hedefi değişmez, tahmin 2-3 puan artırılabilir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-85183</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Altın fiyatında seyri ne belirleyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Altında Makas Tersine Döndü! Altın Fiyatında Seyri Ne Belirleyecek? | Ekonomi Masası | 12 Ağustos" src="https://www.youtube.com/embed/u-XimVvYx7E" width="700" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-85183</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/4/1280x720/talip-cipa-1784524336.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yumurtalikta-25-milyar-dolarlik-yatirima-baslamadan-10-milyon-metrekarelik-yeni-alan-istedi-85182</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 07:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yumurtalık’ta 25 milyar dolarlık yatırıma başlamadan 10 milyon metrekarelik yeni alan istedi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERDEMOĞLU </strong>Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>İbrahim Erdemoğlu</strong>’nun davetiyle gittiğimiz Gaziantep’te Merinos Halı’nın 700 bin metrekarelik dev tesisinin idare binasındaki sohbette sık sık Sasa ile ilgili sorularımızı da yönlendirdik.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7bf5f392f0f-1786508787.jpg" alt="" width="700" height="394" /><strong>İbrahim Erdemoğlu, “Bu turumuzun ana konusu Merinos” </strong>diyerek sözü daha çok Merinos Halı Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Mehmet Erdemoğlu</strong>’na bıraktı. Sohbetin sonuna doğru ayağa kalktı, Erdemoğlu Holding Kurumsal İletişim Müdürü <strong>Güler Eruğur </strong>ile dışarıdan iletişim danışmanlığı hizmeti veren <strong>Mehmet Ali Ergün</strong>’e döndü:</p>
<p>-           <strong>Merinos’la ilgili sohbetimiz bittiyse şimdi Sasa’yı, Yumurtalık’taki yatırım konusunu konuşabiliriz.</strong></p>
<p><strong>İbrahim Erdemoğlu </strong>duvarda asılı dünya haritasının başına geçerken araya Borsa İstanbul’un önceki başkanlarından, Merkez Bankası önceki başkan yardımcılarından, Sasa Yönetim Kurulu Üyesi Prof. <strong>İbrahim Turhan </strong>girdi:</p>
<p>-          <strong>Sasa, tam anlamıyla </strong>“kusursuz fırtına” <strong>olarak tanımlanabilecek bir dönem yaşadı. Ukrayna-Rusya Savaşı, 6 Şubat 2023 depremleri, makro ekonomik istikrarsızlık, yatırım planlarında sarkma yaratan bazı aksaklıklar ve Çin’den yönelen haksız rekabet…</strong></p>
<p>Prof. <strong>İbrahim Turhan</strong>’ın <strong>“Çin’den yönelen haksız rekabet” </strong>sözü üzerine <strong>İbrahim Erdemoğlu</strong>’nun Aralık 2024’te Sasa’nın Adana’daki tesislerindeki sohbetimizdeki mesajını anımsadım:</p>
<p>-          <strong>2015 yılından buyana Adana’da Sasa’ya yaptığımız yatırım 4 milyar doları buluyor. Bu yatırımlarla Sasa’ya yüzde 75 düzeyinde bir Sasa daha eklenmiş oldu. Hindistan ve Çin’i dışarıda bırakırsak dünyanın en büyük polyester üreticisi oluyoruz.</strong></p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a7bf61070dc2-1786508816.jpg" alt="" width="700" height="654" />
<figcaption><strong>İbrahim Erdemoğlu - Prof. İbrahim Turhan</strong></figcaption>
</figure>
<p>Prof. <strong>İbrahim Turhan </strong>sürdürdü:</p>
<p>-          <strong>Sasa’nın </strong>“net finansal kaldıraç rasyosu” (borç yükü ve finansal risk seviyesini gösteriyor) <strong>33 kata kadar çıkmıştı. Geçen yıl 16 kata indirdik. </strong>“Paya dönüştürülebilir tahvil ihraç ettik, paya da dönüştü”, <strong>kaldıraç 9 katın altına indi. Bu yılın sonunda 4’e kadar inecek.</strong></p>
<p><strong>“Paya dönüştürülebilir tahvil”</strong>le ilgili şu bilgileri aktardı:</p>
<p>-          <strong>5 yıl vadeli 415 milyon Euro’luk </strong>“paya dönüştürülebilir tahvil” <strong>ihraç ettik. 3 katı taleple karşılaştı. Faizi de yüzde 4.75 düzeyinde gerçekleşti.</strong></p>
<p><strong>“Net finansal kaldıraç rasyosun</strong><strong>da</strong><strong> ideal düzey”</strong>i sorduk, yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>İdeali 4 katın altında olmasıdır.</strong></p>
<p><strong>İbrahim Erdemoğlu, </strong>Yumurtalık’ta toplamı 25 milyar doları bulacak yatırım planlarını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Sasa’yı Yumurtalık’ta planladığımız yatırımlara hazır hale getirmemiz gerekiyor. Dolayısıyla 2027’de kaldıraç düzeyinin çok daha aşağıya inmiş olması lazım.</strong></p>
<p>Türkiye’nin 2025 yılında 23 milyar dolarlık petrokimya ürünü ithal ettiğine dikkat çekip harita üzerinden konuşmaya geçti:</p>
<p>-          <strong>Eğer Amerika, uzun vadede Çin’in Asya bölgesine sıkışmasını hedefliyorsa, bunun uygulanabilmesi için bizim bulunduğumuz coğrafyada alternatif bir üretim üssüne ihtiyaç var. Bölgede Türkiye, Irak ve daha sınırlı şekilde Mısır öne çıkıyor.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Çin’in bugün ürettiği mamullerin bir bölümünü bu coğrafyada ürettirmezseniz, alternatif yaratamazsınız. Bizim 8 yıl önce oluşturduğumuz ana planın temelinde bu düşünce bulunuyor. Yumurtalık’a 25 milyar dolarlık yatırım fikri de buna dayanıyor.</strong></p>
<p>Türkiye’nin en güçlü alternatif olduğunu vurgulayıp şu soruyu sordu:</p>
<p>-          <strong>Peki, yalnız Türkiye mi üretim yapacak?</strong></p>
<p>Kendi sorusunun yanıtını şöyle verdi:</p>
<p>-          <strong>Hayır… Bizim öngörümüze göre Türkiye bölgede bir öncü, merkez veya </strong>“abi” <strong>rolü üstlenecek. Çevresinde Suriye, Irak, Ürdün ve Mısır olacak. Bu coğrafyanın üretim ve tedarik sisteminde merkez ülke Türkiye olacak.</strong></p>
<p>Ardından bu yatırım için Yumurtalık’ın önemi üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Yumurtalık, bu coğrafyanın adeta merkezinde bulunuyor. Bunu güçlendiren bir diğer faktör de Doğu Akdeniz’de petrol ve gaz kaynaklarının olması. Ceyhan-Yumurtalık bölgesi ve Türkiye’nin önemi giderek artabilir.</strong></p>
<p><strong>İbrahim Erdemoğlu, </strong>Yumurtalık’taki bir başka projeyi irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Yumurtalık’taki arazimizin arkasında 33 milyon metrekarelik bir kimya endüstrisi alanı ayrılmış durumda. Özel Kimya İhtisas Endüstri Bölgesi. Biz de o bölgeden şimdiden 10 milyon metrekarelik alan talebinde bulunduk.</strong></p>
<p>Sasa, projesini hazırlayıp uzun süre Yumurtalık’taki arazinin ihalesini bekledi. Araziyi aldıktan sonra <strong>“Özel Endüstri Bölgesi” </strong>ilanı da zaman aldı.</p>
<p>Aralık 2024’te Adana’da <strong>Erdemoğlu </strong>ile konuştuğumuzda, başta Suudi Arabistan olmak üzere Sasa’nın Yumurtalık’taki yatırımına ortak olmak için yabancı ilgisinin yoğunluğu söz konusuydu.</p>
<p>Sasa, şimdi Yumurtalık’taki yatırımın 5.5 milyar dolarlık ilk fazına başlamak için borçlarını azaltmaya, yeniden yabancı ilgisini canlandırmaya çalışıyor…</p>
<p>Aralık 2024’te konuştuğumuzda <strong>Erdemoğlu</strong>’nun hedefinde 2026 yılında ilk temeli atmak vardı… Ekonomik koşullar proje için ortaklıklar ve finansal çözümlerin tamamlanmasının beklenmesi gereğini ortaya koymuş bulunuyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bu aslında bir ülke projesi</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7bf64c2659a-1786508876.jpg" alt="" width="455" height="712" /></span><strong>ERDEMOĞLU </strong>Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>İbrahim Erdemoğlu, </strong>Yumurtalık’ta toplam değeri 25 milyar doları bulacak petrokimya ve rafineri yatırımları konusunda şu mesajı verdi:</p>
<p>-          <strong>Bu aslında sadece Sasa’nın, bir şirketin değil, ülke projesidir. Hükümet de projeye öyle bakıyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın </strong>“Özel Endüstri Bölgesi” <strong>ilanı, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın teşvik mekanizmasını güçlendirmiş olması bu bakışı güçlendiriyor.</strong></p>
<p>Geçen yıl Vitol ile bir anlaşma yaptıklarını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Bunun dışında Yumurtalık’taki projemizde bizimle yol almak isteyen başka kuruluşlar da var. Daha önce Katar’dan ilgi vardı. Suudi Arabistan ve Aramco da ilgileniyordu. Körfez’de yaşanan gelişmeler doğal olarak bu süreçleri etkiledi.</strong></p>
<p><strong>Erdemoğlu, </strong>Aralık 2024 dahil daha önceki görüşmelerimizde Yumurtalık’taki yatırımlarla ilgili aşamaları şöyle anlatmıştı:</p>
<ul>
<li><strong>İlk yatırım 5.5 milyar dolar olacak. Yüzde 100’ü Sasa’ya ait olacak bu yatırımlar adım adım paraksilen, propan, etilen üretimi derken rafineri ve limanla devam edecek.</strong></li>
<li><strong>İlk yatırımın sonuçlarını gördükten sonra 10 milyar dolarlık yatırıma başlayacağız. Yumurtalık’ta yatırımlarımız 3’er yıllık aralıklarla sürecek. Toplamda 25 milyar doları bulacak.</strong></li>
<li><strong>Ham petrol bazlı hammaddeler, ara ürünler derken, nihai ürün ipliğe kadar uzanmış olacağız.</strong></li>
</ul>
<p>İthal ikamesi tahmini de şöyle hesaplamıştı:</p>
<p>-          <strong>Yumurtalık’taki yatırımlarımız devreye girince ülkemizin bu alandaki 22 milyar dolarlık ithalatını ikame etme şansı yakalayacağız.</strong></p>
<p>Yumurtalık projesine ortak alma konusundaki planlarını da şöyle paylaşmıştı:</p>
<p>-          <strong>Yumurtalık’taki yatırım için yüzde 100’ü Sasa’ya ait 5 şirket kuracağız. Sasa değil ama kurulacak şirketlerde yüzde 49’ar hisseyi yabancılara verme konusunda tekliflere açığız.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İhtiyaç duyulan üretim 80 milyar doları bulabilir</span></h2>
<p><strong>ERDEMOĞLU </strong>Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>İbrahim Erdemoğlu, </strong>Yumurtalık’ta kurulması planlanan <strong>“Kimya Özel İhtisas Endüstri Bölgesi”</strong>yle ilgili şu noktaya işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, 33 milyon metrekarelik alan için 5 yıldır çalışmalar yürütüyor. Organize sanayi bölgesi yapısı kurulsun, yatırımcılar yönelsin, Marmara Bölgesi’ndeki bazı sanayi kuruluşları Yumurtalık’a taşınsın diye.</strong></p>
<p>Bugüne kadar Yumurtalık’ta yatırımcıyı çekecek yeterince avantaj, cazibe olmadığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Sasa Yumurtalık’ta petrokimya tesisi ve rafineriyi kurduktan sonra durum değişecek. Çünkü, kimya şirketlerinin ihtiyaç duyduğu hammadde hemen yanlarında üretilecek. Zaman içinde kimya şirketlerinin bölgeye yöneleceğini düşünüyoruz.</strong></p>
<p>Söz konusu yatırımların yönelmesinin yaratacağı etkiye dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Sonuçta ne olacak? Türkiye hem bölgenin en büyük üretim üslerinden biri olacak hem de Avrupa’yı kapsayan geniş coğrafyada önemli bir kimya merkezi haline gelecek.</strong></p>
<p>Türkiye’nin petrokimya ürünleri ithalatının 23 milyar dolar düzeyinde olduğunu anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Yumurtalık’ta kurulması planlanan </strong>“Kimya İhtisas Endüstri Bölgesi” <strong>hedeflenen doluluğa ulaşıp üretim başlarsa, ihtiyaç duyulacak petrokimya ürünü hacmi 70-80 milyar doları bulabilecek.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yumurtalikta-25-milyar-dolarlik-yatirima-baslamadan-10-milyon-metrekarelik-yeni-alan-istedi-85182</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/3/1280x720/ibrahim-erdemoglu-1755445739.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yumurtalık’ta 25 milyar dolarlık yatırıma başlamadan 10 milyon metrekarelik yeni alan istedi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tasarruf-finansmanda-aslan-payi-kara-fren-85181</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 07:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tasarruf finansmanda aslan payı kâra fren</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun geçen hafta yaptığı ve 1 Ekim’de devreye girecek düzenlemeyle tasarruf finansmanı şirketlerinin fon değerlendirmelerini risksiz varlıklara yönlendirmesini öngördü. Bu daha önce serbest fonlara aktarılan paranın artık risk derecesi 1 ve 2 olan para piyasası fonlarında değerlendirilmesi anlamına geliyor. Borsa İstanbul’da işlem gören tek tasarruf finansmanı şirketi Katılımevim’in 42 milyar liraya varan serbest fonlardaki parası da yeniden yönlendirilecek. Şirketin ilk yarıda 23 milyar liraya varan net kârının da yüzde 84’ü yatırım fonlarındaki işlemlerden elde edilen kâra dayanıyor.</p>
<h2>Diğer faaliyet gelirinin %94,2’si fondan </h2>
<p>Katılımevim açıkladığı finansal tablolara göre tasarruf finansmanı gelirleri ilk yarıda yüzde 85,0, çeyreklik yüzde 28,3 arttı. Tasarruf finansman alacakları 18 milyar 975 milyon liradan 37 milyar 805 milyon TL›ye çıkarak yaklaşık iki katına ulaştı. Şirket 151 milyar TL sözleşme hacmi, 106.044 sözleşme ve 102.048 aktif üyeye ulaşırken, 2026›da 12 yeni şube açtı. Toplam özkaynak bir yılda 6 milyar 566 milyon TL›den 34 milyar 358 milyon TL›ye yükseldi. Şirketin net kârı da ilk yarıda 22 milyar 931 milyon liraya çıktı geçen yılın aynı döneminde sadece 2 milyar 820 milyon liraydı. Yüzde 700›ü aşan bir net kâr artışına imza attı. Net kârdaki bu yükseliş faaliyet kârından değil sermaye piyasası işlemlerinden elde edilen güçlü kârdan kaynaklandı. Ahlatçı Yatırım’ın Katılımevim bilanço analizinde net kârın kalitesinin zayıf olduğu vurgulanırken 25 milyar 506 milyon liralık diğer faaliyet gelirlerinin 23 milyar 563 milyon lirasının yani yüzde 92,4›ünün sermaye piyasası işlemleri kârından oluştuğu vurgulandı. Gayrimenkul değer artışının sadece 732 milyon lira seviyesinde kaldığına işaret edilen raporda net kârın yaklaşık yüzde 84›ünün operasyon dışı kaynaklardan geldiğine işaret edildi. Ahlatçı Yatırım analistleri söz konusu kazancın büyük ölçüde gerçekleşmemiş değerleme etkisi taşıdığını belirtirken şu noktalara dikkat çekti: “Gerçeğe uygun değer farkı kâr/zarara yansıtılan yatırım fonları 15 milyar 862 milyon liradan 41 milyar 693 milyon liraya yükseldi. Buna paralel ertelenmiş vergi yükünün 19.2 milyon liradan 7 milyar 26 milyon liraya çıkması kazancın önemli bölümünün nakde dönüşmediğine işaret ediyor. Fonların içeriğinin ve değerleme hiyerarşisinin açıklanmaması şeffaflığı sınırlıyor” denildi. Şirketin aktif kalitesinde de bozulma sinyalleri olduğunu belirten Ahlatçı Yatırım analistleri takipteki tasarruf finansmanı alacaklarının 71.8 milyon liradan 220.3 milyon lira ile yaklaşık 3 katına çıktığını vurguladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tasarruf-finansmanda-aslan-payi-kara-fren-85181</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/1/1280x720/para-lira-1764822156.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BDDK’nın fon kullanımına getirdiği yeni sınırlar, tasarruf finansmanı sektöründe kârlılık dengelerini değiştirecek. İlk yarı net kârının yaklaşık yüzde 84’ü yatırım fonlarındaki işlemlerden gelen Katılımevim, serbest fonların düşük riskli araçlara yönlendirilmesinden en fazla etkilenecek şirketler arasında yer alacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/altinda-makas-tersine-dondu-85178</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 07:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Altında makas tersine döndü!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türkiye altın ve mücevher piyasasında alışılmışın dışında bir fiyatlama ortaya çıktı. Geçmişte talep ve ithalat kısıtlamaları nedeniyle uluslararası piyasanın üzerinde fiyatlanan altın, iç talepteki daralma ve likidite sıkışıklığıyla dünya fiyatlarının altına indi. Kilogramda fark eksi 300 dolara, gram altında 28 TL’ye ulaştı. Yurt dışında 6 bin 708 TL olan gram altın, Türkiye’de 6 bin 680 TL’den satıldı.</p>
<p>İstanbul Mücevherciler Kuyumcular ve Sarraflar Derneği Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Yıldırımtürk, makasın tersine dönmesinde likidite sıkışıklığının belirleyici olduğunu söyledi. Yüksek faiz nedeniyle TL enstrümanlarının cazibesini koruduğunu belirten Yıldırımtürk, nakit ihtiyacı olanların altınlarının bir bölümünü sattığını, yeni alımların ise sınırlı kaldığını kaydetti.</p>
<h2>12 bin dolardan eksi 300 dolara </h2>
<p>Yıldırımtürk’ün verdiği bilgiye göre geçen yıl eylülde kilogram başına 12 bin dolara çıkan iç-dış piyasa fiyat farkı, 2026 başında 5 bin dolara geriledi. İç talebin zayıflamasıyla fark önce 1.500 dolara, yaz aylarında 500-700 dolar aralığına, ardından eksi 300 dolara indi. Yıldırımtürk, fiyat düşüşlerinde yatırımcının ilgisinin azaldığını, yükselişlerin ise talebi tetiklediğini söyledi.</p>
<h2>Standart altında 1.000 dolarlık fark </h2>
<p>Türkiye’de altının uluslararası piyasanın altına inmesi, altını yurt dışında veya İstanbul Altın Borsası’nda değerlendirmek isteyenlerin ilgisini artırdı. Bu işlemlerde sertifikalı standart altına yönelinmesinin, standart ve standart dışı altın arasında kilogram başına 1.000 dolarlık yeni bir makas oluşturduğunu söyleyen Yıldırımtürk, çelişkili fiyatlamanın sürdürülebilir olmadığını ve likidite sıkışıklığından kaynaklandığını belirtti.</p>
<h2>Kapalıçarşı’da 20 bin TL isteyen esnaf var </h2>
<p>Durgunluğun kuyumcu esnafının nakit akışına da yansıdığının altını çizen Yıldırımtürk, esnafın birbirinden 20 bin TL’lik borç istediğini söyledi. Yüksek kira, işçilik ve vergi yükü nedeniyle sektörün “günü kurtarma” noktasına geldiğini belirten Yıldırımtürk, işsizlik ve işten çıkarmaların arttığını, sektörde yaklaşık yüzde 20’lik boşalma yaşandığını ifade etti.</p>
<h2>Düğün sezonu kuyumcuyu hareketlendiremedi </h2>
<p>Düğün sezonu bu yıl beklenen canlılığı yaratmadı. Yıldırımtürk, altın fiyatlarının hane halkı bütçesine göre yüksek kaldığını, düğünlerde alınan altın miktarının azaldığını söyledi. İTO Kuyumculuk Meslek Komitesi Meclis Üyesi Ömer Dinçel de ekonomik sıkıntı ve parasal daralmanın İstanbul piyasasını sakinleştirdiğini belirtti. Daha önce 7-8 bin TL seviyelerinden altın alanların satış için fiyatların yükselmesini beklemesi, piyasadaki arzı ve hareketliliği sınırladı. Dinçel, geçen yıla göre takı satışlarının yarıdan fazla düştüğünü, yatırım amaçlı ürünlerdeki kaybın ise daha sınırlı kaldığını bildirdi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Negatif makas ihracatçıya kısa vadeli avantaj</span></h2>
<p>Mücevher İhracatçıları Birliği Başkanı Mustafa Özcan, negatif fiyat farkının temel nedeninin iç talepteki zayıflama olduğunu, dolar bulma sıkıntısının da fiyatlamayı etkilediğini söyledi. Türkiye’de altının uluslararası piyasadan ucuz hale gelmesi, stok satışlarında ve yolcu beraberinde ihracatta kısa vadeli avantaj sağlıyor. Ancak siparişe dayalı çalışan sektörde, siparişin alınması ile ürünün gönderilmesi arasında yaklaşık 45 gün bulunuyor. Özcan, makasın öngörülemez hale gelmesi nedeniyle firmaların maliyet, satış fiyatı ve kâr marjını hesaplamakta zorlandığını, bunun ihracatçı üzerinde stres yarattığını belirtti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Makas yeniden artıya dönebilir</span></h2>
<p>İstanbul Mücevherciler Kuyumcular ve Sarraflar Derneği Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Yıldırımtürk, negatif farkın kalıcı olmayabileceğini, satışların arzı geçici olarak artırdığını söyledi. Yeni altın girişinin sınırlı kalması ve talebin canlanması halinde makasın yeniden Türkiye aleyhine açılabileceğini belirten Yıldırımtürk, eylül-ekim döneminde kilogram başına 500, 1.000 hatta 1.500 dolarlık pozitif fark oluşabileceğini öngördü. Dubai üzerinden altın girişinin durmuş olması da arz açısından önemli bir risk olarak gösterildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/altinda-makas-tersine-dondu-85178</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/3/2/1280x720/kapali-carsida-altin-krizi-1759940747.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İç talepteki daralma ve likidite sıkışıklığı nedeniyle Türkiye’de kilogram başına altın fiyatı, uluslararası piyasaya kıyasla yaklaşık 300 dolar ucuz kaldı. Sektör temsilcileri, takı satışları yarıdan fazla düşerken, negatif makasın ihracata avantaj sağlasa da belirsizliğin ihracatçı için yeni bir risk oluşturduğunu belirtiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/arada-kalmak-strateji-degildir-85309</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Arada kalmak strateji değildir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p style="text-align: center;"><strong> </strong><strong>YENİ KÜRESEL EKONOMİYİ ANLAMAK (4)</strong></p>
<p>Bu dizinin ilk <a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/karbonun-otesinde-avrupada-sanayi-politikasi-geri-donuyor-84981" target="_blank" rel="noopener">yazısında</a> devletin ekonomiye neden geri döndüğünü ele aldım.</p>
<p>İkinci <a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/serbest-ticaretten-stratejik-ozerklige-85115" target="_blank" rel="noopener">yazıda</a> serbest ticaretin stratejik özerklik ve ekonomik güvenlik ekseninde yeniden tanımlandığını anlattım.</p>
<p>Üçüncü <a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tesvikler-savasi-yeni-korumacilik-nasil-isliyor-85192" target="_blank" rel="noopener">yazıda</a> ise teşviklerin, fabrikaların ve teknolojik kapasitenin nerede oluşacağını belirleyen yeni bir rekabet aracına dönüştüğünü tartıştım.</p>
<p>Şimdi sıra sormak istediğim asıl soruda: <strong>Türkiye bu yeni küresel ekonomide nerede duracak?</strong></p>
<p>İlk bakışta avantajlı olduğumuz düşünülebilir. Avrupa’ya yakınız. Büyük bir iç pazarımız var. Güçlü bir sanayi geleneğine sahibiz. Otomotivden makineye, beyaz eşyadan tekstile kadar pek çok sektörde Avrupa değer zincirlerinin içindeyiz. Üstelik Avrupa Birliği Türkiye’nin açık ara en önemli ticaret ortağı. 2025 yılında iki taraf arasındaki mal ticareti 217,6 milyar avroyu aştı. Türkiye ihracatının yüzde 42,7’si Avrupa Birliği’ne yapıldı.</p>
<p>Bunlar önemli avantajlar. Ama yeterli değil. Çünkü yeni küresel ekonomide coğrafya bir başlangıç noktasıdır. Strateji değildir.</p>
<p><strong>Yakın olmak yetmez</strong></p>
<p>Son yıllarda Türkiye için sıkça “<em>near-shoring fırsatı”</em>ndan söz ediliyor. Avrupalı şirketlerin üretimi daha yakın coğrafyalara taşıması hâlinde Türkiye’nin bundan yararlanacağı düşünülüyor. Bu beklenti tümüyle temelsiz değil. Tedarik süresinin kısalması, gelişmiş lojistik altyapısı, Avrupa ile uzun yıllara dayanan üretim ilişkileri ve Gümrük Birliği Türkiye’yi güçlü bir aday hâline getiriyor.</p>
<p>Fakat burada önemli bir ayrım var. Avrupa’ya yakın olmakla Avrupa’nın stratejik üretim çevresinin içinde yer almak aynı şey değil. Yeni dönemde şirketler yalnızca ücretlere ve nakliye maliyetlerine bakmıyor. Enerji sisteminin güvenilirliğini, karbon yoğunluğunu, dijital altyapıyı, hukuk düzenini, siyasi ilişkileri ve kuralların öngörülebilirliğini de hesaba katıyor.</p>
<p>Dolayısıyla Türkiye’nin Avrupa’ya yakınlığı otomatik bir ekonomik kazanç yaratmayacak. Yakınlık, güvenilirlikle birleşirse değer kazanacak. Aksi hâlde haritada Avrupa’nın yanında, yeni üretim mimarisinin dışında kalabiliriz.</p>
<p><strong>Uyum sağlamak yetmez</strong></p>
<p>Türkiye’de Avrupa’nın yeşil dönüşümü çoğu zaman bir <em>“uyum”</em> meselesi olarak ele alınıyor.</p>
<p>Şirketler karbon emisyonlarını ölçecek. Gerekli raporları hazırlayacak. Avrupa Birliği’nin standartlarına uyacak. İhracat kaybı önlenecek.</p>
<p>Bunların tümü gerekli. Ama yetersiz. Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın mali yükümlülükler içeren dönemi 1 Ocak 2026’da başladı. Böylece karbon içeriği, Avrupa’ya yapılan ihracatın doğrudan maliyet unsurlarından biri hâline geldi. Türkiye’de İklim Kanunu ile emisyon ticaret sistemi için hukuki çerçeve oluşturuldu ama halen çok tartışmalı bir konu. Ulusal sistemin uygulamaya geçirilmesine yönelik çalışmalar da sürüyor.</p>
<p>Fakat Türkiye’nin amacı yalnızca Avrupa sınırında ödenecek karbon maliyetini azaltmak olamaz. Asıl amaç, düşük karbonlu üretimi yeni bir rekabet gücüne dönüştürmek olmalı. Aradaki fark büyük. Birinci yaklaşımda şirketler dışarıdan gelen kurallara uyum sağlar. İkincisinde ise Türkiye kendi enerji, teknoloji ve sanayi dönüşümünü tasarlar. Birincisi savunmadır. İkincisi strateji.</p>
<p><strong>Üretim üssü olmak yeterli mi?</strong></p>
<p>Türkiye uzun yıllardır küresel şirketler için bir üretim merkezi olmaya çalışıyor. Bu kötü bir hedef değil. Üretim yatırım, ihracat ve istihdam yaratır. Tedarikçi firmaların gelişmesine katkıda bulunabilir. Ama her üretim faaliyeti aynı değeri yaratmaz. Bir otomobil Türkiye’de monte edilebilir; tasarımı, yazılımı, batarya teknolojisi ve fikrî mülkiyeti başka bir ülkede kalabilir. Bir makine Türkiye’de üretilebilir; kritik parçaları, sensörleri ve kontrol sistemleri ithal edilebilir. Bir yabancı yatırım büyük ihracat rakamları yaratabilir; fakat yerli tedarikçilerle, üniversitelerle ve araştırma kuruluşlarıyla bağ kurmadan faaliyet gösterebilir. Bu nedenle yatırımın miktarı kadar niteliğini de sormamız gerekiyor. Ülkeye ne kadar sermaye geldi? Evet, önemli. Ama daha önemli sorular var:<em>“Bu yatırım Türkiye’de hangi bilgiyi bıraktı? Kaç yerli tedarikçinin teknolojik kapasitesini geliştirdi? Ne kadar nitelikli istihdam yarattı? Yerli araştırma ve tasarım faaliyetlerine ne ölçüde katkıda bulundu? İthal girdilere bağımlılığı azalttı mı?”</em></p>
<p>Yeni küresel ekonomide üretim üssü olmak ile teknoloji ortağı olmak arasındaki farkı bu sorular belirleyecek. Türkiye yalnızca başkalarının tasarladığı ürünleri üreten bir ülke olarak kalırsa ihracat yapabilir. Ama karar gücü kazanamaz.</p>
<p><strong>Teşvik listesi sanayi politikası değildir</strong></p>
<p>Türkiye’nin büyük ekonomilerle teşvik miktarı üzerinden yarışması mümkün değil. ABD’nin, Çin’in veya büyük Avrupa ülkelerinin şirketlere sunduğu mali destekleri aynı ölçekte vermeye çalışmak hem gerçekçi değil hem de doğru değil. Bizim üstünlüğümüz teşvikin büyüklüğünden değil, isabetinden gelmek zorunda. Bu da seçicilik gerektiriyor.</p>
<p>Fakat seçicilik, her yıl yeni bir <em>“stratejik sektörler”</em> listesi hazırlamak demek değil. Her sektörü stratejik ilan etmek, aslında hiçbir tercih yapmamak demektir. Türkiye’nin sınırlı kamu kaynakları; mevcut üretim yetkinliğinin, gelecekteki talebin ve teknolojik öğrenme potansiyelinin kesiştiği alanlara yönelmeli. Düşük karbonlu çelik, otomotivdeki teknolojik dönüşüm, makine ve güç elektroniği, yenilenebilir enerji ekipmanları ve sanayinin dijitalleşmesi bu gözle değerlendirilebilir. Ancak sektörün adını koymak yetmez. Desteğin koşulunu da koymak gerekir.</p>
<p>Kamu kaynağı alan şirketten emisyon azaltması, araştırma yapması, yerli tedarikçi geliştirmesi, çalışanlarına yeni beceriler kazandırması ve ölçülebilir bir teknolojik ilerleme sağlaması beklenmeli. Hedef gerçekleşmezse desteğin azaltılması veya geri alınması mümkün olmalı. Teşvik şirket bilançosunu değil, ülkenin yetkinliğini büyütmeli. Aksi hâlde sanayi politikası, geleceği inşa eden bir araç olmaktan çıkar; geçmişten gelen güçlü şirketleri kamu kaynağıyla koruma yöntemine dönüşür.</p>
<p><strong>Avrupa bir çapa olabilir</strong></p>
<p>Türkiye’nin yeni küresel ekonomideki yerini Avrupa’dan bağımsız düşünmesi mümkün değil. Ama Avrupa ile yakın ilişki, yalnızca daha fazla mal satmak anlamına gelmemeli. Gümrük Birliği, Türkiye sanayisinin Avrupa üretim ağlarına girmesinde önemli rol oynadı. Fakat bugünün ticareti artık yalnızca sanayi mallarının gümrükten geçişinden ibaret değil. Dijital düzenlemeler, karbon politikaları, hizmetler, kamu alımları, yatırımlar ve ekonomik güvenlik giderek daha belirleyici hâle geliyor. Türkiye ve Avrupa Birliği de Şubat 2026’da Gümrük Birliği’nin yeşil ve dijital dönüşüm ile değişen küresel ticaret koşulları karşısında güncellenmesinin önemini yeniden vurguladı. Bu nedenle Gümrük Birliği’nin güncellenmesi yalnızca bir dış politika dosyası değildir. Türkiye’nin sanayi politikasının parçasıdır. Ancak Avrupa bir çapa olabilir diye Türkiye’nin bütün ekonomik ufkunu Avrupa ile sınırlandırması da doğru olmaz. Stratejik özerklik Avrupa için ne kadar önemliyse, Türkiye için de o kadar önemlidir. Pazarları, enerji kaynaklarını, teknolojik ortaklıkları ve tedarik kanallarını çeşitlendirmek gerekir. Fakat çeşitlendirme, Avrupa’dan uzaklaşmak demek değildir. Tek bir bağımlılığı başka bir bağımlılıkla değiştirmemek demektir.</p>
<p><strong>Asıl eksik para mı?</strong></p>
<p>Türkiye’de yapısal dönüşüm tartışmaları çoğu zaman finansman sorununa bağlanıyor. Elbette yeşil ve teknolojik dönüşüm pahalı. Ama asıl eksik her zaman para değil. Aynı hedef etrafında çalışabilen kurumlar, tutarlı kurallar ve uygulama kapasitesi de gerekiyor. Enerji politikası başka bir yöne, sanayi teşvikleri başka bir yöne, eğitim sistemi başka bir yöne ilerliyorsa ortaya bir dönüşüm stratejisi çıkmaz. Birbirinden kopuk projeler çıkar. Devletin görevi yalnızca teşvik açıklamak değil; enerji, ticaret, teknoloji, eğitim ve finansman politikalarını ortak bir hedef etrafında birleştirmek olmalı. Bunun için de devlet kapasitesi gerekir. Devlet kapasitesi, daha fazla bürokrasi demek değildir. Doğru bilgi üretebilen, özel sektörle konuşabilen ama onun tarafından ele geçirilmeyen, hedef koyabilen, sonuçları ölçebilen ve başarısız politikadan zamanında vazgeçebilen kurumlar demektir. Şirketler yalnızca ucuz kredi aramaz. Öngörülebilirlik de arar. Kuralların sık sık değiştiği, verilen sözlerin güven yaratmadığı ve kamu kararlarının gerekçelerinin bilinmediği bir yerde uzun vadeli teknoloji yatırımı yapmak kolay değildir.</p>
<p><strong>Son söz</strong></p>
<p>Türkiye’nin önünde kolay bir tercih yok. Bir yanda Avrupa ile derin üretim ilişkileri var. Diğer yanda teknolojide, enerjide ve kritik girdilerde önemli dış bağımlılıklar. Bir yanda güçlü bir sanayi altyapısı var. Diğer yanda düşük teknolojili ve düşük katma değerli üretime sıkışma riski. Bir yanda yeni küresel ekonominin açtığı fırsatlar var. Diğer yanda büyük ekonomilerin teşvik gücüyle yeniden çizdiği sert bir rekabet haritası. Bu tablonun karşısında beklemek de bir tercih. Ama iyi bir tercih değil. Çünkü küresel ekonomi yeniden kurulurken yerini kendisi tanımlamayan ülkelerin yeri, başkaları tarafından tanımlanır. Türkiye’nin amacı yalnızca Avrupa’ya yakın bir üretim alanı olmak olmamalı. Teknoloji geliştiren, düşük karbonlu üretim yapabilen, kendi tedarik kapasitesini güçlendiren ve ortaklarının güven duyduğu bir ekonomi olmak olmalı. Bunun için daha fazla slogan değil, daha net tercihler gerekiyor. Daha fazla teşvik değil, daha iyi tasarlanmış teşvikler gerekiyor. Daha fazla proje değil, birbirini tamamlayan bir dönüşüm programı gerekiyor. Daha güçlü şirketler kadar, daha güçlü kurumlar gerekiyor.</p>
<p>Yeni küresel ekonomide Türkiye’nin önünde iki yol var: Başkalarının tasarladığı dönüşüme düşük maliyetli üretimle eklemlenmek. Ya da kendi kapasitesini kurarak dönüşümün ortağı olmak.</p>
<p><strong>Arada kalmak ise üçüncü bir yol değil, yalnızca karar vermeyi ertelemektir.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/arada-kalmak-strateji-degildir-85309</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/9/1280x720/4654-1786621899.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Arada kalmak strateji değildir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-tunelden-fazlasi-gelecegin-sehir-altyapisi-85207</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir tünelden fazlası: Geleceğin şehir altyapısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Avrasya Tüneli, dokuz yılda 180 milyondan fazla güvenli yolculuk, 250 milyon saat zaman tasarrufu ve 2,6 milyar dolarlık ekonomik katkıyla İstanbul trafiğini rahatlatan bir proje olmanın yanı sıra, veri odaklı yönetimi, düşük karbonlu ulaşım yaklaşımı ve dayanıklı altyapısıyla geleceğin şehircilik anlayışına yön veriyor.</strong></p>
<p>“Tünelcilikte sanat, zemin ve kayalarla güreş tutmak değil, onlarla uyum içinde dans etmeyi başarmaktır.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7c0d5ee1c20-1786514782.png" alt="" width="700" height="767" />Bu söz, Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli mühendislerden, Yapı Merkezi Holding Onursal Başkanı merhum Dr. Ersin Arıoğlu’na ait. Ve, sadece tünel mühendisliğini değil, büyük altyapı projelerine bakışın da özeti niteliğinde. Bugün başarılı bir altyapı yatırımı; doğayı zorlayan değil, onu anlayan; beton ve çelikten ibaret olmayan, veriyle, teknolojiyle ve insanla birlikte yaşayan sistemler kurabilen bir mühendislik anlayışını gerektiriyor.</p>
<p>İstanbul Boğazı'nın altından iki kıtayı birbirine bağlayan Avrasya Tüneli bu yaklaşımın en dikkat çekici örneklerinden biri. Dokuz yılda 180 milyondan fazla yolculuğa ev sahipliği yapan tünel, trafik süresini kısaltan bir ulaşım yatırımı olmanın ötesinde gerçek zamanlı veriyle yönetilen, düşük karbonlu ulaşımı destekleyen ve afetlere karşı dayanıklılığıyla öne çıkan stratejik bir şehir altyapısı olarak değerlendiriliyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7c0d7241812-1786514802.png" alt="" width="700" height="345" />Avrasya Tüneli Genel Müdür Yardımcısı Murat Gücüyener, “İstanbul’un akıllı şehir dönüşümünde Avrasya Tüneli’nin iki kıtayı bağlayan bir geçiş noktası olmanın yanı sıra veriye dayalı karar alma, akıllı trafik yönetimi, güvenlik ve düşük karbonlu mobilite uygulamaları açısından örnek oluşturan bir altyapı olarak konumlandırmayı hedefliyoruz” diyor. Gücüyener ile bu ay ikincisi yayımlanan Avrasya Tüneli Sürdürülebilirlik Raporu'nu, veriden yapay zekaya, mobilitiden dayanıklı şehirciliğe uzanan dönüşümün, geleceğin kentlerini nasıl şekillendireceğini konuştuk.</p>
<p><strong>YENİ BAŞARI ÖLÇÜTÜ: ŞEHRE KATILAN DEĞER</strong></p>
<p>“Büyük şehirlerde ulaşım projelerinin başarısını kaç aracın geçtiği ya da yolculuk süresinin ne kadar kısaldığı üzerinden değerlendirmek yeterli değil. Elbette zaman tasarrufu, ulaşımın öngörülebilirliği ve trafik akışındaki iyileşme temel göstergeler olmaya devam edecek. Ancak bunların yanında yakıt tüketiminin ve emisyonların azaltılması, yol güvenliği, operasyonel süreklilik, kullanıcı memnuniyeti ve afetlere karşı dayanıklılık gibi göstergelerin de giderek daha belirleyici olacağını düşünüyorum. Avrasya Tüneli’nde bu bütüncül yaklaşımın somut sonuçlarını görüyoruz. Dokuz yıllık işletme döneminde kullanıcılarımıza toplam 250 milyon saat zaman kazandırdık; 304 bin ton yakıt tasarrufu ve 139 bin ton emisyon azaltımı sağladık. Bu nedenle geleceğin ulaşım yatırımlarında başarıyı, yalnızca ulaştırılan araç sayısıyla değil, şehir yaşamına kazandırılan zaman, çevresel fayda ve toplumsal değer üzerinden ölçmek gerekiyor. Bizim için temel başarı ölçütü, kullanıcılarımıza hızlı bir geçiş sunmanın ötesinde, İstanbul gibi 16 milyonu aşkın nüfusa sahip bir metropolde güvenli, kesintisiz ve öngörülebilir bir ulaşım alternatifi oluşturabilmektir.”</p>
<p><strong>VERİYLE ÇALIŞAN ALTYAPI DÖNEMİ</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7c0d883b823-1786514824.png" alt="" width="524" height="448" /></strong>“Avrasya Tüneli, işletmeye alındığı günden bu yana teknoloji ve veri odaklı bir operasyon anlayışıyla yönetiliyor. Trafik akışını, sistem performansını, tünel içi hava kalitesini ve kullanıcı davranışlarını 7/24 izliyor; elde ettiğimiz veriler doğrultusunda operasyonlarımızı gerçek zamanlı olarak uyarlıyoruz. Önümüzdeki dönemde yapay zekâ, öngörücü analiz ve dijital ikiz gibi teknolojilerin ulaşım altyapılarında çok daha önemli bir rol oynayacağını düşünüyoruz. Bu teknolojiler; olası arızaların önceden öngörülmesi, bakım süreçlerinin daha verimli planlanması, trafik yoğunluğunun tahmin edilmesi ve farklı senaryoların fiziksel sisteme müdahale edilmeden test edilmesi açısından önemli imkanlar sunuyor. Ayrıca teknolojinin gerçek değerinin, onu geliştiren ve etkin biçimde kullanan yetkin insan kaynağıyla ortaya çıktığına inanıyoruz. Bu nedenle dijital dönüşümü çalışanlarımızın sürekli eğitimi ve kurum içi yetkinliklerin geliştirilmesiyle birlikte ele alıyoruz.”</p>
<p><strong>ALTYAPININ GERÇEK DEĞERİ YAŞAM DÖNGÜSÜNDE ORTAYA ÇIKIYOR</strong></p>
<p>“Ulaşım altyapıları sadece insanların ve araçların bir noktadan diğerine ulaşmasını sağlayan fiziksel yapılar değildir. Aynı zamanda şehirlerin ekonomik işleyişini, iş gücü hareketliliğini, ticaretin hızını ve insanların günlük yaşam kalitesini doğrudan etkileyen stratejik yatırımlardır. Avrasya Tüneli’nin dokuz yıllık işletme döneminde Türkiye ekonomisine yaklaşık 2,6 milyar dolar katkı sağlaması bunun güçlü bir göstergesi. Bu değer; kullanıcıların kazandığı zaman, azalan yakıt tüketimi, kısalan mesafeler, düşen emisyonlar ve kaza maliyetlerindeki azalma gibi farklı faydaların bir araya gelmesiyle oluşuyor. Başka bir ifadeyle, ulaşımda sağlanan her dakika bireysel zaman kazancının ötesinde, şehir ölçeğinde üretkenliğe dönüşen ekonomik bir değerdir. Bu nedenle ulaşım yatırımlarını inşaat maliyeti ya da geçiş kapasitesi üzerinden değil, yaşam döngüsü boyunca şehir ve ülke ekonomisine sağlayacağı toplam değer üzerinden değerlendirmek gerekiyor.”</p>
<p><strong>DAYANIKLILIK, ALTYAPININ VAZGEÇİLMEZ ŞARTI</strong></p>
<p>“Avrasya Tüneli, tasarım aşamasından itibaren İstanbul’un deprem riski ve diğer olağandışı durum senaryoları dikkate alınarak geliştirildi. Risklerin niteliği değiştikçe altyapıların, operasyon modellerinin ve müdahale kabiliyetlerinin de sürekli geliştirilmesi gerekiyor. Bugün olaylara ilk müdahale süremizi iki dakikanın, olay sonuçlandırma süremizi ise 10 dakikanın altında tutuyoruz. Enerji tarafında ise elektrik ihtiyacımızın tamamını yenilenebilir kaynaklardan karşılamamız, çatı güneş enerjisi santralimiz ve gerçekleştirdiğimiz verimlilik çalışmaları enerji güvenliği ve çevresel dayanıklılık açısından önemli bir temel oluşturuyor. Güvenli ve kesintisiz bir işletmenin, güçlü bir teknik altyapı ile birlikte yaklaşık 200 kişilik yetkin ekibimiz, sürekli eğitim anlayışımız ve kurum kültürümüzle mümkün olduğuna inanıyoruz.”</p>
<p><strong>AVRASYA TÜNELİ, SÜRDÜRÜLEBİLİR VE AKILLI ŞEHİR MOBİLİTESİNİN STRATEJİK BİLEŞENLERİNDEN BİRİ</strong></p>
<p>“Geleceğin şehir mobilitesini şekillendirecek en önemli kırılma noktalarının elektrifikasyon, bağlantılı ve otonom araçlar, gerçek zamanlı veri paylaşımı, yapay zekâ destekli trafik yönetimi ve farklı ulaşım türlerinin bütünleşmesi olacağını düşünüyorum. Bunun yanında iklim değişikliği ve afet riskleri nedeniyle, mobilite sistemlerinin düşük karbonlu olmasının yanı sıra kesintisiz ve dayanıklı olması da giderek daha fazla önem kazanacak. Gelecekte kullanıcılar sadece daha hızlı bir yolculuk talep etmeyecek. Güvenli, öngörülebilir, çevre üzerindeki etkisi düşük ve farklı ulaşım seçenekleriyle entegre bir deneyim bekleyecek. Avrasya Tüneli olarak kendimizi bu dönüşümün önemli bir parçası olarak görüyoruz. Önümüzdeki dönemde hedefimiz, kullanıcılarımız için hızlı ve güvenli bir kıtalar arası bağlantı sağlamaya devam ederken; akıllı trafik yönetimi, enerji verimliliği, düşük karbonlu ulaşım ve dirençli altyapı alanlarında da öncü uygulamalar geliştirmek. Avrasya Tüneli’ni geleceğin İstanbul’unda bir karayolu geçişi değil, sürdürülebilir ve akıllı şehir mobilitesinin stratejik bileşenlerinden biri olarak konumlandırıyoruz.”</p>
<p><strong>Dünyada bir ilk: Mavi Nokta Ağı Sertifikası</strong></p>
<p>Avrasya Tüneli, OECD'nin teknik çerçevesini oluşturduğu, sürdürülebilir altyapı yatırımlarına verilen Mavi Nokta Ağı (Blue Dot Network) sertifikasını alan dünyanın ilk altyapı projesi oldu.</p>
<p><strong>LEED Gold sertifikalı işletme binası</strong></p>
<p>İşletme binası; yüzde 35 su tasarrufu, %22 enerji tasarrufu ve yüzde 50 geri dönüştürülmüş malzeme kullanımıyla LEED Gold sertifikasına sahip.</p>
<p><strong>Enerjisini güneşten üretiyor</strong></p>
<p>İşletme ve Bakım Binası ile Asya Havalandırma Binalarında kurulan 300,3 kWp gücündeki çatı GES sistemi sayesinde yılda 197 ton karbon emisyonu azaltılıyor. Çatı güneş enerjisi santralinde zarar görerek kullanım dışı kalan bir güneş paneli yeniden işlevlendirildi. Sanatçı ve akademisyen Dr. Işıl Eğrikavuk'un tasarımı ve çalışanların katılımıyla panel, döngüsel ekonomi, yaratıcılık ve ortak üretim kültürünü buluşturan 'Birlikte: Diyalog Çemberi' adlı katılımcı bir sanat eserine dönüştü.</p>
<p><strong>Yüzde 100 yenilenebilir enerji kullanıyor</strong></p>
<p>Tünel, 2027'den bu yana elektrik ihtiyacının tamamını yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılıyor. Bu yaklaşımını I-REC Yeşil Enerji Sertifikası ile belgelendiren işletme, ISO 14064 Karbon Nötr Sertifikasına da sahip.</p>
<p><strong>Hava kalitesi takip ediliyor</strong></p>
<p>Avrasya Tüneli'nde hava kalitesi, tünel içindeki sensörler ve çevredeki izleme istasyonlarıyla 7/24 takip ediliyor. PIARC standartlarına göre yapılan ölçümler, en yoğun trafik günlerinde dahi hava kalitesinin uluslararası limitlerin oldukça altında kaldığını gösteriyor.</p>
<p><strong>Türkiye'de bir ilk, biyofiltrasyon</strong></p>
<p>Avrasya Tüneli'nin Avrupa çıkışında 7 bin 300 metrekarelik alanda kurulan biyofiltrasyon sistemi, bitkiler ve mikroorganizmalar aracılığıyla havadaki kirleticileri doğal yollarla filtreliyor. Uygulama, Türkiye'de bu alandaki ilk örnek olma özelliğini taşıyor.</p>
<p><strong>Patentli sistemle trafikte yüzde 69 iyileşme</strong></p>
<p>Kurum içinde geliştirilen patentli Pacemaker sistemi, trafik sıkışıklığını yüzde 69'a kadar azaltırken, trafik verimliliğini yüzde 8,5 artırıyor ve egzoz emisyonlarını yüzde 12 düşürüyor.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7c0d9f71a98-1786514847.png" alt="" width="333" height="475" /><span style="color: #e03e2d;"><strong>Bir mühendislik vizyonunun müzesi...</strong></span></p>
<p>Avrasya Tüneli'nin hikayesini yalnızca teknik bir altyapı projesinden öte, bir mühendislik vizyonu ve insan emeğinin birleşimi olarak anlatmayı amaçlayan Avrasya Tüneli Dr. Ersin Arıoğlu Müzesi, projenin işletmeye alındığı günden bu yana ziyaretçilerine kapsamlı bir deneyim sunuyor. İstanbul'da Avrasya Tüneli İşletme ve Bakım Binası'nın girişinde yer alan müze, bir yandan geçmişi anlatırken, diğer yandan mühendislik bilgisinin ve projenin nasıl hayata geçirildiğini görünür kılan bir işleve sahip.</p>
<p>Avrasya Tüneli Kurumsal İletişim, Pazarlama ve Kurumsal İlişkiler Direktörü Ceren Alaca Bayındır'ın verdiği bilgilere göre, müze tasarımı, "Bu projeye neden ihtiyaç duyuldu? Tünel nasıl inşa edildi? İnşayı mümkün kılan teknoloji ve makine nasıl çalışıyor? Bu projeyi kimler hayata geçirdi?" olmak üzere dört başlık altında şekillenmiş. Anlatı, projenin fikir aşamasından uygulamaya, mühendislik çözümlerinden insan hikayelerine kadar uzanan bütüncül bir çerçeve sunuyor.</p>
<p>2024 yılı itibarıyla ilkokul öğrencilerinin ziyaretine açılan müze, okulların başvurusu ve referans sistemiyle planlanan programlar kapsamında bugüne kadar yaklaşık 600 öğrenciyi ağırlamış. Dijital teknolojilerle desteklenen müze, büyük ölçekli altyapı projelerinin nasıl hayata geçirildiğini deneyimsel bir anlatımla sunarak, mühendislik ve teknolojiye ilgi duyan yeni nesiller için ilham verici bir merkez olma özelliği taşıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-tunelden-fazlasi-gelecegin-sehir-altyapisi-85207</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir tünelden fazlası: Geleceğin şehir altyapısı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/futbolda-teknik-direktorun-yanina-bir-de-algoritma-oturdu-85204</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Futbolda teknik direktörün yanına bir de algoritma oturdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Eskiden futbolda başarının sırrını çok çalışmak, tecrübe, yetenek ve biraz da şansta arardık. Şimdi bu hesabın içine milyonlarca veri ve yapay zekâ da girdi.</p>
<p>Chelsea’nin futbolcuların sakatlıklarını analiz etmek ve sahalardan uzak kaldıkları süreyi azaltmak için yapay zekâ kullanması bunun örneklerinden biri. Oyuncunun geçmiş sakatlıkları, antrenman yükü ve fiziksel verileri birlikte incelenerek riskler önceden görülebiliyor.</p>
<p>Almanya’da da Hoffenheim, veriyi futbolun merkezine koyan kulüplerin ilk örneklerinden biri. Kulüp SAP’nin kurucularından Dietmar Hopp’ın yatırımıyla, SAP yazılımlarını finans, mağazacılık ve oyuncu veri yönetiminde kullanmaya başladı. Hoffenheim kısa sayılabilecek sürede 5. Lig’den 2008’de Bundesliga’ya çıktı. Bu yükselişi yalnızca teknolojiye bağlamak elbette mümkün değil. Çünkü Hopp’ın yatırımı, doğru sportif yapılanma ve futbol aklı da işin içindeydi. Teknoloji ise bu yapının önemli parçalarından biriydi.</p>
<p> </p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a7c09a3d69ef-1786513827.jpg" alt="" width="738" height="414" />
<figcaption><strong>Fenerbahçe'de antrenman yükünün takibinde de yapay zekâ destekli sistemlerden yararlanılıyor</strong></figcaption>
</figure>
<p>Bugün Hoffenheim ve SAP, yapay zekâyı scouting ve video analizinde kullanıyor. Scout raporları yapay zekâ ile özetleniyor. Mesele artık yalnızca “Hangi oyuncuyu alalım?” değil. Hangi oyuncu hangi sistemde daha iyi oynar, rakip nerede açık verir, hangi antrenman yükü sakatlık riskini artırır? Yapay zeka bunların hepsine aynı anda bakabiliyor.</p>
<p>Türkiye henüz bu seviyede olmasa da umut veren gelişmeler var. Fenerbahçe yönetim kurulu üyesi Tanju Kaya ve futbol direktörü Oğuz Çetin’den aldığım bilgiye göre termal kameralarla yapay zekâ destekli sakatlık risk analizi yapılıyor. Antrenman yükünün takibinde de yapay zekâ destekli sistemlerden yararlanılıyor. Anlattıklarına göre Fenerbahçe’nin analiz departmanında yapay zekâ iki farklı alanda kullanılıyor. İstatistiklerin yorumlanmasında yapay zekâ destekli bir yazılım devreye giriyor. Böylece dev veri havuzunda kaybolmak yerine, veriler yapay zekânın yönlendirmesiyle daha anlamlı hale getiriliyor. Video analizinde de yapay zekâ destekli yazılımlar kullanılıyor; görüntülerin sunuma dönüşmeden önce üç boyutlu olarak hazırlanmasına yardımcı oluyor. Diğer büyük kulüplerin bazılarında da benzer sistemler iş başında. Bu gelişmelerden anlaşılan geleceğin futbolunda teknik direktörün yanında bir algoritma oturacak. Ama son kararı yine insan verecek. Fark şu: Kararın arkasında artık insanın tek başına göremeyeceği kadar büyük bir veri dünyası olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/futbolda-teknik-direktorun-yanina-bir-de-algoritma-oturdu-85204</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Futbolda teknik direktörün yanına bir de algoritma oturdu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/hiltonun-turkiyedeki-100-oteli-istanbul-havalimaninda-acildi-85254</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hilton’un Türkiye’deki 100. oteli İstanbul Havalimanı’nda açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Dünyanın önde gelen konaklama şirketlerinden Hilton, İstanbul Havalimanı’ndaki yeni yatırımı Hilton Istanbul Airport’u hizmete açtı.</p>
<p>100 yılı aşkın süredir otelcilik ve konaklama sektöründe 144 ülke ve bölgede 9.400’den fazla tesisle faaliyet gösteren Hilton’un yeni yatırımının, İstanbul Havalimanına doğrudan bağlantılı konumuyla dikkat çektiği belirtildi. 485 odasıyla hizmet verecek Hilton Istanbul Airport'un, grubun İstanbul’daki yeni yatırımı olmasının yanı sıra Hilton’un Türkiye’deki 100. oteli olarak da önemli bir kilometre taşını temsil ettiği vurgulandı.</p>
<p>Hilton Kıta Avrupası Kıdemli Başkan Yardımcısı David Kelly, "Hilton olarak Türkiye’de 70 yılı aşkın süredir misafirlerimizi ağırlıyoruz. Türkiye’deki 100. otelimiz olan Hilton Istanbul Airport’un açılışı, ülkemizdeki gurur dolu tarihimiz açısından önemli bir dönüm noktasını temsil ediyor. Havalimanına stratejik konumuyla dikkat çeken bu amiral gemisi otelimiz; Hilton’un imza niteliğindeki misafirperverliğini çağdaş tasarım, özenle hazırlanan olanaklar ve günümüzün küresel gezginlerinin ihtiyaç duyduğu güçlü ulaşım ve bağlantı imkânlarıyla buluşturuyor. Bu yıl tarihimizin en yüksek açılış sayısına ulaşarak Türkiye’de rekor düzeyde büyümemizi sürdürürken, Hilton Istanbul Airport da misafirlerimiz için önem taşıyan destinasyon ve lokasyonlarda yüksek kaliteli konaklama deneyimleri sunma taahhüdümüzün güçlü bir göstergesi.” diye konuştu.</p>
<h2>“Hilton Istanbul Airport, havalimanı konaklamasında yeni dönem başlatıyor”</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7c44e43e01e-1786528996.jpeg" alt="" width="700" height="467" />Hilton Istanbul Airport Genel Müdürü Tolga Aytan da, "Dünyanın önemli havacılık merkezlerinden biri olan İstanbul Havalimanı’nda yer alan Hilton Istanbul Airport, Hilton’un Türkiye’deki havalimanı otelciliği alanındaki ilk yatırımı olma özelliğini taşıyor. Terminale kolay erişim sağlayan konumuyla özellikle zaman ve ulaşım kolaylığına önem veren yolculara yönelik hizmet sunan otel, iş ve tatil amaçlı seyahat eden misafirlerin yanı sıra transit yolculara da konaklama imkânı sağlıyor. Hilton Istanbul Airport, konaklama hizmetlerinin yanı sıra farklı yeme-içme ve sosyal alanlarıyla havalimanı çevresindeki konaklama seçeneklerine alternatif oluşturuyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/hiltonun-turkiyedeki-100-oteli-istanbul-havalimaninda-acildi-85254</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/4/1280x720/hilton-1786528433.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hilton, İstanbul Havalimanı’nda Türkiye&#039;deki 100. oteli olan Hilton Istanbul Airport’u hizmete açtı. Hilton Kıta Avrupası Kıdemli Başkan Yardımcısı David Kelly, &quot;Bu yıl tarihimizin en yüksek açılış sayısına ulaşarak Türkiye’de rekor düzeyde büyümemizi sürdürürken, Hilton Istanbul Airport da misafirlerimiz için önem taşıyan destinasyon ve lokasyonlarda yüksek kaliteli konaklama deneyimleri sunma taahhüdümüzün güçlü bir göstergesi.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-karacabeyde-73-milyon-liralik-biyogaz-yatirimi-85217</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa Karacabey’de 73 milyon liralık biyogaz yatırımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa'nın Karacabey ilçesinde biyogazdan enerji üreten tesisin kapasitesinin artırılmasına yönelik yatırım için Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) süreci resmen başladı. Karacabey Biyogaz Enerji Üretim AŞ tarafından hazırlanan proje kapsamında mevcut biyogaz tesisi genişletilirken, kompost tesisi ile organik ve organomineral gübre üretim üniteleri de devreye alınıyor.</p>
<p>ÇED başvuru dosyasına göre yatırımın toplam bedeli 73 milyon 90 bin lira olarak hesaplandı. Proje, Karacabey ilçesi Karasu Mahallesi'nde mevcut tesisin bulunduğu alanda gerçekleştirilecek.</p>
<h2>“Atık işleme kapasitesi 545 tona çıkacak”</h2>
<p>Yatırım kapsamında mevcut durumda günlük 234 ton olan biyobozunur atık işleme kapasitesinin günlük 545 tona yükseltilmesi planlanıyor. Böylece tesisin organik atık değerlendirme kapasitesi yaklaşık yüzde 133 oranında artırılmış olacak. Elektrik üretim kapasitesinde ise herhangi bir değişikliğe gidilmeyecek. Tesis, mevcut 3,002 MWe kurulu güçle faaliyetini sürdürecek.</p>
<h2>“Kompost ve organik gübre üretimi eklenecek”</h2>
<p>Kapasite artışının yanı sıra proje kapsamında tesisin ürün çeşitliliği de artırılacak. Buna göre; ilave sıvı fermente ürün deposu, günlük 70 ton kapasiteli kompost tesisi ve yıllık 32 bin 700 ton kapasiteli organik ve organomineral gübre üretim tesisi yatırım kapsamında hayata geçirilecek. Böylece biyogaz tesisi yalnızca elektrik üreten bir tesis olmaktan çıkarak organik atıkların enerji ve gübreye dönüştürüldüğü entegre bir geri kazanım tesisi niteliği kazanacak.</p>
<h2>“Halkın görüşleri 2 Eylül'de alınacak”</h2>
<p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından başlatılan ÇED süreci kapsamında vatandaşların görüş ve önerilerinin alınması amacıyla 2 Eylül 2026 tarihinde Halkın Katılım Toplantısı düzenlenecek. Projeye ilişkin ÇED Başvuru Dosyası, Bakanlık ile Bursa Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü'nde incelemeye açılırken, vatandaşlar süreç boyunca proje hakkında görüş ve önerilerini ilgili kurumlara iletebilecek.</p>
<h2>“Entegre atık yönetimi hedefleniyor”</h2>
<p>ÇED dosyasındaki bilgilere göre kapasite artışıyla birlikte biyobozunur atıkların enerjiye dönüştürülmesinin yanı sıra kompost ve organik gübre üretiminin de artırılması amaçlanıyor. Yeni yatırımla tesisin entegre bir atık geri kazanım ve yenilenebilir enerji merkezi olarak faaliyet göstermesi hedefleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-karacabeyde-73-milyon-liralik-biyogaz-yatirimi-85217</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/7/1280x720/bursa-karacabeyde-73-milyon-liralik-biyogaz-yatirimi-1786519525.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa’nın Karacabey ilçesinde faaliyet gösteren biyogaz enerji santralinin kapasite artışı ve entegre organik gübre üretim yatırımı için ÇED süreci resmen başladı. Yaklaşık 73 milyon liralık yatırımla atık işleme kapasitesi iki katından fazla artırılırken, proje kapsamında tesise kompost ve organik gübre üretim üniteleri de yapılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/emlak-ilanlari-sosyal-medya-platformlarinda-paylasilacak-85180</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Emlak ilanları sosyal medya platformlarında paylaşılabilecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan düzenleme ile kiralık ve satılık gayrimenkul ilanlarının Instagram, Facebook ve WhatsApp gibi sosyal medya platformlarında paylaşabilmelerinin önünün açıldığı belirtildi.</p>
<p>Manavgat Ticaret ve Sanayi Odası (MATSO) Başkanı Seydi Tahsin Güngör ve Alanya Ticaret ve Sanayi Odası (ALTSO) Başkanı Eray Erdem, yaptıkları girişimlerle, Elektronik İlan Doğrulama Sisteminde (EİDS) yaşanan sıkıntıları çözümü ulaştırdıklarını bildirdi.</p>
<p>MATSO Başkanı Seydi Tahsin Güngör, ‘’Girişimlerimiz sonuç verdi, EİDS’de sosyal medya ilanlarının önü açıldı. Yetki belgeli emlak ve galeri işletmelerinin EİDS doğrulaması yapılmış ilanlarını, belirlenen şartlara uymak kaydıyla sosyal medya platformlarında paylaşabilecek’’ dedi.</p>
<p>Yetki belgeli emlak ve galeri işletmelerinin sosyal medya üzerinden ilan paylaşımında yaşadığı sorunların çözümü amacıyla yaptıkları girişimlerin sonuç verdiğini anlatan Güngör, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Sektör temsilcilerinden gelen talepler üzerine konuyu ilgili kurumlara taşıdık. Konuyla ilgili hazırladığımız dosyayı Ticaret Bakanlığı ilgili birimlere aktardık.   Elektronik İlan Doğrulama Sistemi (EİDS) kapsamında sosyal medya platformlarında gerçekleştirilen taşınmaz tanıtım ve pazarlama faaliyetlerine ilişkin uygulamaların sektörde oluşturduğu sorunlara dikkat çektik. Üyelerimizin sosyal medyanın tanıtım ve pazarlama imkanlarından mevzuata uygun şekilde yararlanabilmeleri için düzenleme talep ettik.’’</p>
<p>Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan düzenlemeyle, yetki belgeli emlak ve galeri işletmelerinin EİDS üzerinden doğrulanmış ilanlarını, belirlenen şartlara uymak kaydıyla Instagram, Facebook ve WhatsApp gibi sosyal medya platformlarında paylaşabilmelerinin önünün açıldığını söyledi.</p>
<p>ALTSO Başkanı Eray Erdem de, EİDS uygulamasıyla birlikte emlak sektöründe en önemli tanıtım kanallarından olan Instagram, Facebook ve WhatsApp gibi sosyal medya platformlarında ilan paylaşımı konusunda ciddi belirsizlikler yaşandığını anımsattı.</p>
<p>Bu konudaki taleplerinin Ticaret Bakanlığı tarafından olumlu karşılandığını ifade eden Erdem, ‘’Ticaret Bakanlığımız tarafından yapılan son düzenlemeyle, EİDS üzerinden doğrulaması yapılmış taşınmaz ilanlarının; ilanla uyumlu fotoğraflar ve belirlenen kurallar çerçevesinde sosyal medya platformlarında paylaşılmasının önü açıldı. Bu gelişmeyi, Alanya emlak sektörümüzün talebinin karşılık bulması açısından memnuniyetle karşılıyoruz’’ dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/emlak-ilanlari-sosyal-medya-platformlarinda-paylasilacak-85180</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/0/1280x720/eray-erdem-1786515853.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ALTSO Başkanı Eray Erdem, &quot;Ticaret Bakanlığımız tarafından yapılan son düzenlemeyle, EİDS üzerinden doğrulaması yapılmış taşınmaz ilanlarının; ilanla uyumlu fotoğraflar ve belirlenen kurallar çerçevesinde sosyal medya platformlarında paylaşılmasının önü açıldı. Bu gelişmeyi, Alanya emlak sektörümüzün talebinin karşılık bulması açısından memnuniyetle karşılıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/antalya/antgiad-36-kurulus-yilini-kutluyor-85179</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ANTGİAD 36. kuruluş yılını kutluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Bu yıl 36. kuruluş yıldönümünü kutlayan Antalya Genç İş İnsanları Derneğinin (ANTGİAD), Antalya iş dünyası ve ekonomisine katkısını sürdürdüğü belirtildi.</p>
<p>ANTGİAD Başkanı Ercan Yavaş, 36 yıldır Antalya’nın geleceğine yatırım yaptıklarını söyledi.</p>
<p>ANTGİAD’ın, Antalya’nın ilk iş insanları sivil toplum kuruluşu olma unvanını taşıdığını vurgulayan Yavaş, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’ANTGİAD, geride bıraktığı 36 yılda üyelerine, iş dünyasına ve kent yaşamına değer katan çalışmalarıyla Antalya’nın en saygın ve en etkin sivil toplum kuruluşları arasında yer alıyor. Otuz altı yıl; emek, fedakarlık, kurumsal hafıza, ortak akıl ve geleceğe duyulan sorumluluğun adıdır. Bugün gururla baktığımız ANTGİAD; yıllar boyunca görev yapan başkanlarımızın, yönetim kurullarımızın, üyelerimizin ve bu büyük aileye gönül veren herkesin ortak eseridir.”</p>
<p>ANTGİAD’ın bugün ulaştığı güçlü yapının birçok kuşağın katkısıyla oluştuğuna dikkat çeken Yavaş, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Kuruluşumuzdan bugüne kadar görev yapan her yönetim kurulumuz, her başkanımız ve her üyemiz bu büyük yapıya yeni bir tuğla ekledi. ANTGİAD’ın hikayesi ortak emeğin, dayanışmanın ve ortak vizyonun hikayesidir. Bizler de bugün bu güçlü emaneti daha ileri taşımakla sorumluyuz. ANTGİAD, Antalya’nın ortak aklına katkı sunan bir kurumdur. ANTGİAD yıllar içinde iş dünyasının ötesine geçen bir etki alanı oluşturarak, Antalya’nın gelişimine katkı sunan önemli bir fikir ve proje merkezi haline geldi. Biz, yaşadığımız şehre karşı sorumluluk taşıyan bir kurum olarak görüyoruz.”</p>
<p>ANTGİAD’ın fikir üreten, çözüm geliştiren, iş birliğini güçlendiren ve kentine değer katmayı görev kabul eden bir yapı olduğunu belirten Ercan Yavaş, ‘’Güçlü şehirler, güçlü sivil toplum kültürüyle yükselir. Ortak aklın geliştiği şehirler geleceğe daha güvenle yürür. Biz de 36 yıldır bu anlayışla Antalya’nın gelişimine katkı sunuyoruz. Üreten, geliştiren ve öncülük eden bir anlayışımız var. ANTGİAD son yıllarda ekonomi, girişimcilik, eğitim, turizm, teknoloji, sosyal sorumluluk ve spor alanlarında çok sayıda projeyi hayata geçirdi. Biz konuşan değil, üreten; eleştiren değil, çözüm geliştiren; izleyen değil, yön veren bir anlayışı benimsiyoruz” dedi.</p>
<p><strong>“Antalya’nın geleceği ortak sorumluluğumuzdur”</strong></p>
<p>Antalya’nın geleceğine ilişkin vizyonlarını da paylaşan Yavaş, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’36 yıllık miras, geleceğe uzanan güçlü bir vizyondur. Önümüzdeki dönemde yapay zeka, dijital dönüşüm, sürdürülebilir kalkınma, girişimcilik, yeşil ekonomi ve genç liderlerin desteklenmesine yönelik çalışmalarımız artarak devam edecek. Geçmişten aldığımız güçle, Antalya’nın ekonomik, sosyal ve kültürel gelişimine katkı sağlayacak projeler üretmeyi sürdüreceğiz. Ortak aklı büyüten, çözüm üreten ve kentine değer katan bir anlayışla yolumuza kararlılıkla devam edeceğiz. ANTGİAD kurulduğu 1990 yılından bu yana dayanışma, üretim ve ortak akıl anlayışıyla faaliyetlerini sürdürüyor.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/antalya/antgiad-36-kurulus-yilini-kutluyor-85179</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/9/1280x720/antgiad-36-kurulus-yilini-kutluyor-1786508154.PNG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya iş dünyasının ilk sivil toplum kuruluşu ünvanına sahip Antalya Genç İş İnsanları Derneği 36. Kuruluş yılını kutluyor. ANTGİAD Başkanı Ercan Yavaş, ‘’Antalya’nın ekonomik, sosyal ve kültürel gelişimine katkı sağlayacak projeler üretmeyi sürdüreceğiz. Ortak aklı büyüten, çözüm üreten ve kentine değer katan bir anlayışla yolumuza kararlılıkla devam edeceğiz’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/domuztepe-hoyugunde-binlerce-yillik-tarih-gun-yuzune-cikiyor-85256</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Domuztepe Höyüğü’nde binlerce yıllık tarih gün yüzüne çıkıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş’ın binlerce yıllık tarihine ışık tutan önemli arkeolojik alanlardan Domuztepe Höyüğü’nde sürdürülen kazı çalışmalarında yeni buluntular gün yüzüne çıkarılmaya devam ediyor.</p>
<p>Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel ve Vali Mükerrem Ünlüer de Pazarcık – Türkoğlu sınırında yer alan höyüğü ziyaret ederek kazı alanında incelemelerde bulundu. Başkan Görgel ve Vali Ünlüer, bölgede yürütülen çalışmalar hakkında kazı başkanı Doç. Dr. Halil Tekin’den bilgi aldı. Kazı alanında gerçekleştirilen incelemelerde; yürütülen çalışmalar, ortaya çıkarılan arkeolojik buluntular, kazıların mevcut aşaması ve Domuztepe Höyüğü’nün bölge tarihindeki yeri ve önemi değerlendirildi.</p>
<p><strong>Binlerce Yıllık Tarihe Işık Tutuyor</strong></p>
<p>Geç Neolitik Dönem’e uzanan Domuztepe Höyüğü, Kahramanmaraş’ın Anadolu’nun kadim yerleşimlerinden biri olduğuna ilişkin önemli veriler barındırıyor. MÖ 9000’li yıllara uzanan kazı çalışmalarında elde edilen buluntular, bölgenin geçmişteki yerleşim yapısı ve yaşam biçimine ilişkin önemli bilgiler sunuyor. Kazı alanında gün yüzüne çıkarılan buluntuları da inceleyen Başkan Görgel ve Vali Ünlüer, Domuztepe’nin taşıdığı tarihsel potansiyelin Kahramanmaraş’ın kültür varlıklarının tanıtılması ve turizm potansiyelinin artırılması açısından büyük önem taşıdığını ifade etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a7c3838d436f-1786525752.jpeg" alt="Domuztepe höyüğü BŞB Belediye Başkanı Fırat Görgel" width="700" height="394" /></p>
<p><strong>“Kahramanmaraş’ımızın Tarihi Zenginliği Ortaya Çıkıyor”</strong></p>
<p>Ziyaretin ardından değerlendirmelerde bulunan Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, Domuztepe’de yürütülen çalışmaların şehrin kültür varlığı açısından büyük önem taşıdığını belirtti. Başkan Görgel, “Sayın Valimizle birlikte Domuztepe kazı alanında incelemelerde bulunduk, çalışmalara ilişkin bilgiler aldık. Burası gerçekten bizi heyecanlandıran bir bölge. Hacettepe Üniversitesinden çok önemli bir ekibimiz burada çalışma yapıyor. Burada önemli kalıntılar elde edildi. Milattan önce 9 binli yılları işaret eden kalıntılar mevcut” ifadelerini kullandı. Domuztepe’de elde edilen arkeolojik verilerin Kahramanmaraş’ın kültürel mirasına önemli katkılar sağlayacağına dikkat çeken Başkan Görgel, Büyükşehir Belediyesi olarak kazı çalışmalarına destek vermeyi sürdüreceklerini kaydetti.</p>
<p><strong>“Dünyanın Pek Çok Yerinden Ziyaretçi Ağırlayacağız”</strong></p>
<p>Domuztepe’nin yalnızca Kahramanmaraş açısından değil, Anadolu’nun tarihsel birikiminin ortaya çıkarılması bakımından da önemli bir değer taşıdığını vurgulayan Başkan Görgel, bölgenin turizm destinasyonuna dönüştürülmesine yönelik çalışmaların da sürdürüleceğini ifade etti. Başkan Görgel, “İnşallah burada elde edilen buluntular Kahramanmaraş’ın kültür varlığına önemli etki edecek. Büyükşehir Belediyesi olarak bizler de buradaki çalışmalara destek olmaya, burayı geliştirecek projeler üretmeye devam edeceğiz. Bakanımız Sayın Vahit Kirişci ve milletvekillerimizin de buraya ilişkin önemli çalışmaları bulunuyor. İnşallah burayı ön plana çıkararak Türkiye ve dünyanın pek çok yerinden ziyaretçiyi ağırlayacağız. Bu değeri gün yüzüne çıkarmak en büyük hedefimiz” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/domuztepe-hoyugunde-binlerce-yillik-tarih-gun-yuzune-cikiyor-85256</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/6/1280x720/domuztepe-hoyugunde-binlerce-yillik-tarih-gun-yuzune-cikiyor-1786525846.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Domuztepe Höyüğü’ndeki arkeolojik kazıları Kahramanmaraş Valisi Mükerrem Ünlüer ile birlikte yerinde inceleyen Büyükşehir Belediye Başkanı Görgel, “Milattan önce 9 binli yıllara uzanan buluntular var. Şu an bölgede çok değerli bir ekip kazı çalışmalarını sürdürüyor. Hedefimiz, alanı yurt içi ve yurt dışı turizme kazandırmak” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtb-baskani-akincidan-fistik-hasadinda-urun-guvenligi-ve-is-birligi-cagrisi-85177</guid>
            <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GTB Başkanı Akıncı’dan fıstık hasadında ürün güvenliği ve iş birliği çağrısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Ticaret Borsası (GTB) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı, Antep fıstığında hasat döneminin başlamasıyla birlikte ürün güvenliğinin önemine dikkat çekerek, güvenlik güçlerinin kırsal bölgelerde büyük bir hassasiyet ve özveriyle yürüttüğü çalışmalara üreticilerin, tüccarların ve ilgili tüm kesimlerin duyarlı yaklaşımlarıyla destek vermesi gerektiğini belirtti.</p>
<p>Antep fıstığının Gaziantep tarımı, ekonomisi ve istihdamı açısından stratejik öneme sahip olduğunu vurgulayan Akıncı, boz fıstıkla başlayan ve kırmızı kabuklu ürün hasadıyla devam edecek sürecin üreticiler açısından yılın en önemli dönemlerinden biri olduğunu söyledi. Akıncı, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Antep fıstığı, binlerce üretici ailemizin geçim kaynağı olmasının yanı sıra şehrimizin tarımsal üretimine, ticaretine, ihracatına ve istihdamına önemli katkılar sağlayan en kıymetli ürünlerimizden biridir. Üreticilerimiz yıl boyunca büyük bir emek ve sabırla bahçelerinin bakımını yapmakta, ürünlerini hasada hazırlamaktadır. Bu emeğin korunması ve üreticilerimizin hasat sürecini huzur içerisinde tamamlaması hepimizin ortak hassasiyetidir.”</p>
<p>GTB 1 No’lu Antep Fıstığı Meslek Komitesi üyeleri ile üreticilerden gelen görüş ve talepleri ilgili güvenlik birimlerine ilettiklerini aktaran Akıncı, “Üreticilerimizin emeğinin korunması için güvenlik güçlerimizle tam bir iş birliği ve sürekli iletişim içerisindeyiz. Sahada titizlikle yürütülen çalışmalara katkı sunmayı sürdürüyoruz” dedi.</p>
<p>Güvenlik güçlerinin kırsal bölgelerde vatandaşların huzurunun ve ürün güvenliğinin sağlanması amacıyla yıl boyunca özveriyle görev yaptığını vurgulayan Akıncı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kırsal alanlarımızda gece gündüz demeden görev yapan Jandarma teşkilatımız ve tüm güvenlik güçlerimiz, hasat dönemlerinde de fıstık üretiminin yoğun olduğu bölgelerde devriye, kontrol ve önleyici güvenlik faaliyetlerini kendi görev planlamaları ve saha değerlendirmeleri doğrultusunda hassasiyetle sürdürüyor. Üreticilerimizin huzuru ve alın terinin korunması için gösterdikleri gayret ve özveriden dolayı sahada görev yapan tüm güvenlik personelimize teşekkür ediyoruz.”</p>
<p><strong>Teknolojik imkânlar ve ek tedbirlerin önemi</strong></p>
<p>Fıstık bahçelerinin geniş alanlara yayılması nedeniyle teknolojik imkânların güvenlik çalışmalarına hayati katkılar sağladığını belirten Akıncı: “Foto kapan, dron ve benzeri teknolojik uygulamalar ile mobil denetimler, kırsal alanlardaki önleyici güvenlik çalışmalarını destekleyen en önemli araçlar arasında yer alıyor. Mevcut çalışmalara ilave olarak bu imkânlardan ihtiyaç duyulan stratejik bölgelerde daha geniş ölçekte yararlanılmasının, sahadaki etkinliği daha da artıracağına ve caydırıcılığı pekiştireceğine inanıyoruz. Borsamız geçmiş yıllarda olduğu gibi güvenlik güçlerimize foto kapan desteğinde bulunmuştu; üreticilerimizin emeğinin korunmasına yönelik her türlü iş birliğinde kurumlarımızın yanında olmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Üretici ve tüccarlara çağrı</strong></p>
<p>Ürün güvenliğinin sağlanmasında üreticilere ve Antep fıstığı ticareti yapan esnafa da önemli sorumluluklar düştüğünü hatırlatan Akıncı, çiftçilerin kendi bahçelerinde gerekli tedbirleri almalarını, komşu üreticiler ve muhtarlıklarla sürekli iletişim hâlinde bulunmalarını istedi. Akıncı, “Şüpheli bir durumla karşılaşılması hâlinde kişisel müdahalede bulunulmadan derhal 112 Acil Çağrı Merkezi aracılığıyla güvenlik güçlerimize bilgi verilmeli. Tüccarlarımız da kaynağı konusunda tereddüt oluşan ürünlere karşı azami dikkat ve hassasiyet göstermeli. Güvenlik güçlerimizin etkin çalışmaları, üreticilerimizin dikkati ve tüccarlarımızın sorumlu yaklaşımıyla bu hasat sezonunu da huzur ve güven içerisinde tamamlayacağımıza inanıyoruz” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtb-baskani-akincidan-fistik-hasadinda-urun-guvenligi-ve-is-birligi-cagrisi-85177</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/7/1280x720/gtb-baskani-akincidan-fistik-hasadinda-urun-guvenligi-ve-is-birligi-cagrisi-1786486789.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı, ürün güvenliğinin sağlanmasında üreticilere ve Antep fıstığı ticareti yapan esnafa da önemli sorumluluklar düştüğünü belirterek, “Şüpheli bir durumla karşılaşılması hâlinde kişisel müdahalede bulunulmadan derhal 112 Acil Çağrı Merkezi aracılığıyla güvenlik güçlerimize bilgi verilmeli. Tüccarlarımız da kaynağı konusunda tereddüt oluşan ürünlere karşı azami dikkat ve hassasiyet göstermeli. Güvenlik güçlerimizin etkin çalışmaları, üreticilerimizin dikkati ve tüccarlarımızın sorumlu yaklaşımıyla bu hasat sezonunu da huzur ve güven içerisinde tamamlayacağımıza inanıyoruz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
