<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/mayista-en-yuksek-fiyat-artisi-hava-yolu-ve-yurt-ici-yolcu-tasimaciliginda-80523</guid>
            <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 12:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mayısta en yüksek fiyat artışı hava yolunda</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), mayıs ayında fiyatı en çok artan ve azalan ürünleri açıkladı. </p>
<p>Buna göre, tüketici fiyatları bazında mayısta en yüksek fiyat artışı yüzde 15,65 ile "hava yolu ile yurt içi yolcu taşımacılığı"nda görülürken, en çok ucuzlayan ürün yüzde 22,21 ile "meyvesi yenen sebzeler, taze soğutulmuş (domates, biber, salatalık, kabak gibi)" oldu.</p>
<p>Mayısta yüzde 15,65 olan "hava yolu ile yurt içi yolcu taşımacılığı"ndaki fiyat artışını, yüzde 14,88 ile "erkek ve erkek çocuk giysileri" ve yüzde 14,29 ile "hava yolu ile yurt dışı yolcu taşımacılığı" kategorileri izledi.</p>
<p>Mayısta fiyatı en çok artış gösteren diğer ürünler arasında yüzde 13,97 ile "diğer sebzeler, taze veya soğutulmuş (soğan, sarımsak, havuç, mantar, zeytin gibi)" yüzde 13,05 ile "kadın ve kız çocuk giysileri", yüzde 9,53 ile yağlar, yüzde 8,66 ile "tuz, çeşniler ve soslar" yer aldı.</p>
<p><strong>En çok meyvesi yenen sebzeler ucuzladı</strong></p>
<p>Geçen ay en fazla fiyat düşüşü, yüzde 22,21 ile "meyvesi yenen sebzeler, taze soğutulmuş (domates, biber, salatalık, kabak gibi)" kategorisinde gerçekleşti. Bunu, yüzde 19,97 ile "yeşil baklagil sebzeleri, taze veya soğutulmuş", yüzde 15,54 ile "yeşil yapraklı veya saplı sebzeler, taze veya soğutulmuş", yüzde 7,7 ile motorin, yüzde 3,78 ile "diğer küçük ev aletleri", yüzde 3,14 ile "çikolata, kakao, kakao bazlı gıda ürünleri", yüzde 2,96 ile "kahvaltılık tahıl ürünleri" takip etti.</p>
<p>TÜİK'in tüketici fiyatları endeksine göre, mayısta aylık bazda fiyatları en fazla artan ürünler ile bunların bir önceki aya göre değişim oranları şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Hava yolu ile yurt içi yolcu taşımacılığı</td>
<td>15,65</td>
</tr>
<tr>
<td>Erkek ve erkek çocuk giysileri</td>
<td>14,88</td>
</tr>
<tr>
<td>Hava yolu ile yurt dışı yolcu taşımacılığı</td>
<td>14,29</td>
</tr>
<tr>
<td>Diğer sebzeler, taze veya soğutulmuş (soğan, sarımsak, havuç, mantar, zeytin gibi)</td>
<td>13,97</td>
</tr>
<tr>
<td>Kadın ve kız çocuk giysileri</td>
<td>13,05</td>
</tr>
<tr>
<td>Yağlar</td>
<td>9,53</td>
</tr>
<tr>
<td>Tuz, çeşniler ve soslar</td>
<td>8,66</td>
</tr>
<tr>
<td>Hurma, incir ve tropikal meyveler, taze</td>
<td>8,64</td>
</tr>
<tr>
<td>Üzümsü meyveler, taze</td>
<td>8,07</td>
</tr>
<tr>
<td>Yoğurt ve benzeri ürünler</td>
<td>7,99</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Mayısta fiyatı en fazla düşen seçilmiş maddeler ile bir önceki aya göre değişim oranları ise şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Meyvesi yenen sebzeler, taze soğutulmuş (domates, biber, salatalık, kabak gibi)</td>
<td>-22,21</td>
</tr>
<tr>
<td>Yeşil baklagil sebzeleri, taze veya soğutulmuş</td>
<td>-19,97</td>
</tr>
<tr>
<td>Yeşil yapraklı veya saplı sebzeler, taze veya soğutulmuş</td>
<td>-15,54</td>
</tr>
<tr>
<td>Motorin</td>
<td>-7,7</td>
</tr>
<tr>
<td>Diğer küçük ev aletleri</td>
<td>-3,78</td>
</tr>
<tr>
<td>Çikolata, kakao, kakao bazlı gıda ürünleri</td>
<td>-3,14</td>
</tr>
<tr>
<td>Kahvaltılık tahıl ürünleri</td>
<td>-2,96</td>
</tr>
<tr>
<td>Buz, dondurma ve buzlu şerbet (sorbe)</td>
<td>-2,65</td>
</tr>
<tr>
<td>Kişisel ulaşım araçları için diğer yakıtlar</td>
<td>-2,28</td>
</tr>
<tr>
<td>Yiyecek pişirme ve işlemede kullanılan küçük aletler</td>
<td>-2,16</td>
</tr>
<tr>
<td>Et, taze, soğutulmuş veya dondurulmuş</td>
<td>-1,81</td>
</tr>
<tr>
<td>İçecek hazırlamada kullanılan küçük aletler</td>
<td>-1,72</td>
</tr>
<tr>
<td>Kahve</td>
<td>-1,67</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/mayista-en-yuksek-fiyat-artisi-hava-yolu-ve-yurt-ici-yolcu-tasimaciliginda-80523</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/ucak-ucus.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mayıs verilerine göre, tüketici fiyatları bazında en yüksek fiyat artışı yüzde 15,65 ile &quot;hava yolu ile yurt içi yolcu taşımacılığı&quot;nda görüldü. Bu dönemde en çok ucuzlayan ürün ise yüzde 22,21 ile sebze çeşitleri oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/mayis-enflasyonu-yuzde-171-80520</guid>
            <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 11:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mayıs enflasyonu yüzde 1,71</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) mayıs ayı Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) verilerini açıkladı. </p>
<p>Buna göre TÜFE, aylık bazda yüzde 1,71, Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) yüzde 2,75 artış gösterdi.</p>
<p>Yıllık enflasyon, tüketici fiyatlarında yüzde 32,61, yurt içi üretici fiyatlarında yüzde 28,93 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Mayısta 12 aylık ortalamalar dikkate alındığında, tüketici fiyatları yüzde 32,24, yurt içi üretici fiyatları yüzde 26,96 yükseldi.</p>
<p>TÜFE, mayısta geçen yılın aralık ayına göre yüzde 16,61, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 32,61 yükseliş kaydetti.</p>
<p>Yİ-ÜFE'de Aralık 2025'e göre yüzde 14,04, geçen yılın mayıs ayına kıyasla yüzde 28,93 artış oldu.</p>
<p>Yİ-ÜFE, mayısta bir önceki aya kıyasla yüzde 2,75, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 14,04, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 28,93 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 26,96 yükseldi.</p>
<p><strong>Kira artış oranı belli oldu</strong></p>
<p>Mayıs enflasyon verilerinin açıklanmasıyla kira artış oranı da belli oldu.</p>
<p>Haziranda ev ve iş yerleri için uygulanacak kira artış oranı, yüzde 32,24 olarak belirlendi.</p>
<p><strong>4 sektör</strong></p>
<p>Sanayinin 4 sektörünün yıllık değişimleri incelendiğinde, madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 42,74, imalatta yüzde 30,72, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 6,88 ve su temininde yüzde 35 artış gerçekleşti.</p>
<p>Ana sanayi gruplarının yıllık değişimlerine bakıldığında, ara mallarında yüzde 27,76, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 31,39, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 31,05, enerjide yüzde 31,45 ve sermaye mallarında yüzde 23,73 yükseliş kaydedildi.</p>
<p>Sanayinin 4 sektörünün aylık değişimlerinde ise madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 2,85, imalatta yüzde 1,99, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 12,04 ve su temininde yüzde 3,37 artış görüldü.</p>
<p>Ana sanayi gruplarının aylık değişimlerine bakıldığında, ara malında yüzde 2,94, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 1,31, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 1,29, enerjide yüzde 6,6 ve sermaye mallarında yüzde 1,58 yükseliş oldu.</p>
<p><strong>En yüksek artış giyim ve ayakkabıda </strong></p>
<p>Ana harcama grupları itibarıyla mayısta bir önceki aya göre düşüş gösteren gruplar 0,48 ile gıda ve alkolsüz içecekler, yüzde 0,02 ile alkollü içecekler ve tütün oldu. Söz konusu dönemde, en yüksek artışın yaşandığı ana grup ise yüzde 11,29 ile giyim ve ayakkabı olarak hesaplandı.</p>
<p>En yüksek ağırlığa sahip üç ana harcama grubunun aylık değişimlerine bakıldığında, gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 0,48 azalış görülürken ulaştırmada yüzde 2,03, konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda da yüzde 2,28 artış gerçekleşti.</p>
<p>İlgili ana grupların aylık değişime olan katkıları ise gıda ve alkolsüz içeceklerde eksi 0,12, ulaştırmada 0,35 ve konutta 0,27 yüzde puan oldu.</p>
<p><strong>Yıllık değişimler</strong></p>
<p>Mayısta, geçen yılın aynı ayına göre en az artış gösteren ana grup, yüzde 14,08 ile giyim ve ayakkabı olarak kayıtlara geçti. Geçen yılın aynı ayına göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 50,06 ile eğitim olarak tespit edildi.</p>
<p>En yüksek ağırlığa sahip üç ana harcama grubunun yıllık değişimlerine bakıldığında, gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 34,86, ulaştırmada yüzde 34,29, konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda yüzde 45,59 artış görüldü.</p>
<p>İlgili ana harcama gruplarının yıllık değişime katkıları ise gıda ve alkolsüz içeceklerde 8,60, ulaştırmada 5,63, konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda 6,07 yüzde puan oldu.</p>
<p>Endekste kapsanan 174 alt sınıftan 28'inde düşüş gerçekleşirken 9 alt sınıfın endeksinde değişim olmadı, 137 alt sınıfın endeksinde ise artış kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/mayis-enflasyonu-yuzde-171-80520</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/7/1280x720/tuketici-guveni-enflasyon-market-alisveris-1766131097.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mayıs verilerine göre enflasyon aylık bazda yüzde 1,71, yıllık bazda ise yüzde 32,61 oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayide-calisan-kisi-basina-uretim-endeksi-ilk-ceyrekte-artti-80519</guid>
            <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 11:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayide çalışan kişi başına üretim endeksi ilk çeyrekte arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Ocak-Mart 2026 dönemine ait verimlilik istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış toplam sanayide çalışan kişi başına üretim endeksi, bir önceki döneme göre yüzde 0,8, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3 artış gösterdi.</p>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış toplam sanayi çalışılan saat başına üretim endeksi, bir önceki döneme göre yüzde 2,2, yıllık bazda ise yüzde 5,1 yükseldi.</p>
<p><strong>En fazla artış sermaye malları sektöründe</strong></p>
<p>Takvim etkilerinden arındırılmış ana sanayi grupları verileri incelendiğinde, çalışan kişi başına üretim endeksinde yıllık bazda en fazla artış yüzde 6,6 ile sermaye malları sektöründe gerçekleşti.</p>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış çalışan kişi başına üretim endeksinde bir önceki çeyreğe göre en fazla artış yüzde 5,5 ile enerji sektöründe oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayide-calisan-kisi-basina-uretim-endeksi-ilk-ceyrekte-artti-80519</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/imalat-sanayii.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı verilerine göre, sanayide çalışan kişi başına üretim endeksi, ilk çeyrekte yıllık yüzde 3 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ureticiler-icin-gelir-garantili-besicilik-projesi-80518</guid>
            <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 11:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üreticiler için &#039;Gelir Garantili Besicilik Projesi&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Et ve Süt Kurumu (ESK) ile Türkiye Kırmızı Et Üreticileri Merkez Birliği (TÜKETBİR) arasında imzalanan protokolle küçük ölçekli besicileri merkeze alan Gelir Garantili Besicilik Projesi'ni hayata geçirdiklerini duyurdu. </p>
<p>Yazılı açıklama yapan Yumaklı, projeyle besicinin gelirinin ve emeğinin karşılığının güvence altına alındığını vurgulayarak şunları kaydetti:</p>
<p>"Sayın Cumhurbaşkanı'mız tarafından yayımlanan kararla ESK'ye tahsis edilen tarife kontenjanı kapsamında bu yıl 108 bin baş besilik hayvanı, besi ahırı kapasitesi 200 başın altında olan küçük ölçekli üreticilerimize dağıtmak üzere ayırdık. Bu kapsamda, küçük aile işletmelerimizi doğrudan desteklemek üzere pozitif ayrımcılık uyguluyoruz. Programla belli bir puanlama sistemi üzerinden belirlenen üreticilerimize 30 baş besilik hayvan teslim ediyoruz. Projeden faydalanan üreticilerimiz, hayvanlarını, 200 baş ve üzeri kapasiteye sahip büyük işletmelere uygulanan fiyata kıyasla kilogram başına 110 lira yani yüzde 26 daha uygun koşullarda alacak. Başvuruları il ve ilçe tarım ve orman müdürlüklerimiz üzerinden elektronik olarak aldık. Hak sahibi besicilerimiz, önceden ilan edilen objektif kurallara göre işleyen bir puanlama usulüyle belirlendi. Böylece dağıtımda şeffaflık, izlenebilirlik ve fırsat eşitliği sağlandı. Hak kazanan 3 bin 600 besicimizin yer aldığı liste hazırlandı. Teslimat süreci de bu liste esas alınarak yürütülüyor."</p>
<p><strong>ESK hayvanları satın alacak</strong></p>
<p>Yumaklı, model sayesinde küçük ölçekli üreticilerin makul bir kar güvencesiyle ve sürdürülebilir bir sistem içinde besicilik yapma imkanına kavuşacağının altını çizerek, besicilerin, teslim aldıkları hayvanları en az 4 ay, en fazla 9 ay besledikten sonra ESK'ye satacağını ifade etti.</p>
<p>ESK'nin bu hayvanları besicinin sözleşmesinde belirlenen ve karını güvence altına alan geri alım fiyatı üzerinden satın alacağını belirten Yumaklı, geri alım fiyatının her ay enflasyona endeksli güncellenmesiyle besicinin, besi süresi boyunca oluşabilecek fiyat dalgalanmalarına karşı korunacağını ve besi süresinin sonunda gelirinin büyük ölçüde garanti altına alınmış olacağını bildirdi.</p>
<p><strong>"Vatandaşlarımızın daha uygun şekilde ete ulaşmasını sağlayacak"</strong></p>
<p>Yumaklı, üreticinin makul kar güvencesiyle ve sürdürülebilir bir sistem içinde besicilik yapma imkanına kavuşacağını vurgulayarak şunları kaydetti:</p>
<p>"Model, küçük üreticinin gelecek kaygısı taşımadan üretime devam etmesinin önünü açıyor. Bu yapı, üreticiye kazancını önceden öngörebilme imkanı sunarken, küçük işletmelerin mevcut ahır kapasitelerini tam olarak değerlendirerek üretime kazandırmasına olanak sağlıyor. Model ayrıca sürdürülebilir bir ortaklık ilişkisi de kuruyor. Hayvanlarını süresinde ESK'ye teslim eden besicilerimiz, bir sonraki yılın besilik dağıtımında da önceliklendirilecek. Programla küçük üretici, uygun maliyetli hayvan ve gelir garantisiyle üretime kazandırılırken, diğer yandan ESK, besi sonunda elde edeceği etle piyasayı regüle ederek vatandaşlarımızın daha uygun şekilde ete ulaşmasını sağlayacak."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ureticiler-icin-gelir-garantili-besicilik-projesi-80518</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/8/1280x720/buyukbas-hayvancilik-besici-1780647569.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Gelir Garantili Besicilik Projesi&quot; hakkında açıklama yapan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, &quot;ESK&#039;ye tahsis edilen tarife kontenjanı kapsamında bu yıl 108 bin baş besilik hayvanın, besi ahırı kapasitesi 200 başın altında olan küçük ölçekli üreticilere dağıtmak üzere ayırdıklarını bildirdi. Yumaklı, &quot;ESK, besi sonunda elde edeceği etle piyasayı regüle ederek vatandaşlarımızın daha uygun şekilde ete ulaşmasını sağlayacak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dogayla-uyumlu-ve-kendi-kaynaklariyla-buyuyen-bir-turkiye-insa-etmek-icin-gayret-ediyoruz-80517</guid>
            <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 10:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Doğayla uyumlu ve kendi kaynaklarıyla büyüyen bir Türkiye inşa etmek için gayret ediyoruz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>"2053 Net Sıfır Emisyon" hedefi doğrultusunda stratejiler geliştiren Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının, çevreci uygulamalara imza attığı belirtildi.</p>
<p>Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, 2019-2025 yılları arasında çevre faaliyetlerine toplam 4,41 milyar liralık yatırım yaptı. Bu yatırımlarla 7,62 milyar liralık tasarruf sağlandı.</p>
<p>Bakanlığın, yenilenebilir enerji yatırımlarıyla çevrenin korunması için önemli kazanımlar elde ettiği bildirilen açıklamaya göre, geçen yıl gerçekleştirilen 156 bin 999 gigavatsaat yenilenebilir enerji üretimi sayesinde yaklaşık 91 milyon ton karbondioksit emisyonu önlendi. Bu miktar, yaklaşık 8,27 milyar ağacın bir yılda önleyebileceği emisyona eş değer olarak hesaplanıyor.</p>
<p>Açıklamaya göre Bakanlık, sadece 2025'te toplam 371,29 hektarlık alana 531 bin 869 fidan dikerken, bu çalışmalarla yaklaşık 5 bin 851 ton karbondioksite denk gelen emisyon azaltımı sağladı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 2019-2025 döneminde toplam 4 bin 532 hektar alana 4,9 milyon fidan dikti. Böylece, 7 yılda toplam 54 bin 409 ton karbondioksit salımı önlenmiş oldu.</p>
<p>Sıfır Atık Yönetimi Projesi ile 2025'te 7 bin 174 ton atığın geri kazanımı sağlanırken, bu kazanımla 8 bin 960 ağacın kesilmesinin önüne geçildiği, Bakanlığın çalışmaları kapsamında 2025'te 10,2 milyon metreküp su arıtılırken, bunun yüzde 83'ü geri kazanıldığı belirtildi.</p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, sosyal medya hesabından konuya ilişkin yaptığı paylaşımda, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Gelecek nesillere daha yaşanabilir, yeşil ve temiz bir dünya bırakmak için çalışıyoruz. Ülkemizin yeşil dönüşümüne ivme kazandıracak adımları kararlılıkla atıyor, doğayla uyumlu ve kendi kaynaklarıyla büyüyen bir Türkiye inşa etmek için gayret ediyoruz. Sıfır atık ve enerji verimliliğini aynı anlayışın iki temel unsuru olarak görüyoruz. Tabiatın bize sunduğu eşsiz emaneti korumak adına israfın önüne geçiyor, doğal kaynaklarımızı en doğru şekilde değerlendiriyoruz. Daha yeşil ve temiz yarınlara ulaşma inancıyla Dünya Çevre Günü ve Türkiye Çevre Haftası kutlu olsun."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dogayla-uyumlu-ve-kendi-kaynaklariyla-buyuyen-bir-turkiye-insa-etmek-icin-gayret-ediyoruz-80517</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/Alparslan-Bayraktar.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından 7 yılda yapılan yatırımlarla 7,62 milyar liralık tasarruf sağlandığı bildirildi. Bakan Bayraktar, &quot;Ülkemizin yeşil dönüşümüne ivme kazandıracak adımları kararlılıkla atıyor, doğayla uyumlu ve kendi kaynaklarıyla büyüyen bir Türkiye inşa etmek için gayret ediyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yapi-krediden-11-milyar-dolarlik-sendikasyon-kredisi-anlasmasi-80515</guid>
            <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 10:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapı Kredi&#039;den 1,1 milyar dolarlık kredi anlaşması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapı Kredi'nin, 1,1 milyar dolar tutarında sendikasyon kredisi anlaşması imzaladığı bildirildi.</p>
<p>Sendikasyon kredisinin 2 ve 3 yıllık dilimleri Yapı Kredi'nin Sürdürülebilir Finans Çerçevesi kapsamında kullandırılacağı açıklandı. </p>
<p>Bankadan yapılan açıklamaya göre kredi, 25 ülkeden 49 finansal kurumun katılımıyla sağlanırken, 255,5 milyon dolar ve 482,25 milyon euro tutarında 367 gün vadeli, 178 milyon dolar ve 65 milyon euro tutarında 734 gün vadeli, ayrıca 33,5 milyon dolar tutarında 1101 gün vadeli olmak üzere 5 ayrı dilimden oluşuyor.</p>
<p>Vadesi 367 gün olan dilimlerin toplam maliyeti dolar ve euro için sırasıyla SOFR + yüzde 1,25 ve Euribor + yüzde 1,10 olarak gerçekleşirken, 734 gün vadeli dilimlerin toplam maliyeti dolar ve euro için sırasıyla SOFR + yüzde 1,75 ve Euribor + yüzde 1,60 oldu. 1101 gün vadeli dolar diliminin toplam maliyeti ise SOFR + yüzde 2 olarak belirlendi.</p>
<p>Yapı Kredi CEO'su Gökhan Erün, uluslararası piyasalardan sağlanan yaklaşık 1,1 milyar dolarlık kaynağın Yapı Kredi'ye ve ülke ekonomisine duyulan güvenin en somut göstergelerinden biri olduğunu belirtti.</p>
<p>Ülkenin kalkınmasına katkı sağlama hedefiyle müşterilerinin finansman ihtiyaçlarını desteklemeye devam ettiklerini vurgulayan Erün, şunları kaydetti:</p>
<p>"Böylece ülkemiz ekonomisinin gelişimi için kaynaklarımızı çeşitlendirirken uluslararası alandaki öncü rolümüzü daha da güçlendiriyoruz. Önümüzdeki dönemde de güçlü bilanço yapımız, etkin risk yönetimimiz ve müşteri odaklı yaklaşımımızla ülkemize uzun vadeli kaynak sağlamaya ve ekonomik büyümenin finansmanına sürdürülebilir katkıda bulunmaya devam edeceğiz."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yapi-krediden-11-milyar-dolarlik-sendikasyon-kredisi-anlasmasi-80515</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/7/1280x720/gokhan-erun-1762532626.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 1,1 milyar dolarlık sendikasyon kredisi hakkında açıklama yapan Yapı Kredi CEO&#039;su Gökhan Erün, &quot;Ülkemiz ekonomisinin gelişimi için kaynaklarımızı çeşitlendirirken uluslararası alandaki öncü rolümüzü daha da güçlendiriyoruz. Önümüzdeki dönemde de güçlü bilanço yapımız, etkin risk yönetimimiz ve müşteri odaklı yaklaşımımızla ülkemize uzun vadeli kaynak sağlamaya ve ekonomik büyümenin finansmanına sürdürülebilir katkıda bulunmaya devam edeceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/koc-holding-ulke-ve-demokrasi-vurgusuyla-100-yasini-ankarada-kutladi-80495</guid>
            <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 08:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Koç Holding, &#039;ülke ve demokrasi&#039; vurgusuyla 100. yaşını Ankara’da kutladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye’nin en büyük sanayi ve hizmet sektörü grubu durumunda bulunan ve küresel büyük firmaların sıralandığı Fortune 500 listesindeki tek Türk şirketi Koç Holding kuruluşunun 100. yılını ilk şirketlerinin tescil edildiği Ankara’da kutladı. </p>
<p>Koç Topluluğunun, Vehbi Koç’un 31 Mayıs 1926’da Ankara Ticaret Odası’na ilk ticari şirketini tescil ettirmesiyle temelleri atıldığını hatırlatan Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç törendeki konuşmasında, “Bize bir asırdır teveccüh gösteren milletimize ve desteklerini esirgemeyen devletimize müteşekkiriz” diyerek, çalışanlar, bayiler ve iş ortaklarına teşekkür etti.</p>
<p>Ömer Koç, “İkinci asrımıza adım atarken genç nüfusumuzun girişimcilik kabiliyetinden, sanayi tecrübemizin ve yetişmiş insan kaynağımızın ülkemizi çok daha ileriye taşıyacağına eminiz. Bundan sonra da Büyük Atatürk'ün açtığı medeniyet yolunda layık Cumhuriyet'in değerlerine sahip çıkarak aynı inanç, aynı çalışma azmi ve aynı memleket sevgilisiyle yolumuza devam edeceğiz” dedi. Törene katılan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz da konuşmasında, Koç Topluluğu'nun Türkiye’nin sanayileşme yolculuğunda iz bıraktığını vurguladı. Koç Topluluğu 100. Yıl kutlamaları kapsamında 5 Haziran günü, Koç Holding desteğiyle ünlü sanatçı Tarkan ücretsiz bir konser de veriyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2266e780dc0-1780639463.jpg" alt="" width="700" height="466" />Ankara Ticaret Odası’na ait ATO Congresium’da yapılan kuruluş yılı töreni ve resepsiyonuna, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz yanında, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fatih Mehmet Kacır, CHP Grup Başkanı Özgür Özel, AK Parti Genel Başkan Vekili Mustafa Elitaş, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu,  DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı Hulusi Akar, CHP Grup Başkanı Özgür Özel, eski TBMM Başkanı Bülent Arınç, Koç Holding Onursal Başkanı Rahmi Koç, Koç Vakfı Başkanı Semahat Arsel, Ankara Ticaret Odası Başkanı Gürsel Baran, Ankara Sanayi Odası Başkanı yanında, iş ve siyaset dünyası ile diplomatik temsilciler katıldı. </p>
<p><strong>Konuklar, Vehbi Koç’un sözleri ve Koç Topluluğunun tarihçesinin görselleriyle karşılandı  </strong></p>
<p>Törenin düzenlendiği ATO Congresium büyük salonu fuayesinde Koç Holding’in kuruluşundan itibaren dönüm noktalarını gösteren görseller ile fotoğraf çektirme alanı olarak düzenlenmiş Vehbi Koç’un resminin ve “Ülkem varsa ben varım. Demokrasi varsa hepimiz varız” sözlerinin yer aldığı pano konuldu. Vehbi Koç’un salonda panoya yazılan bu sözleri, Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç’un konuşmasında, Tören için hazırlanmış özel filmde Onursal Başkan Rahmi Koç tarafından, Koç Holding’i anlatan filmde ve törenin sunucusu Jülide Ateş’in sunumunda tekrarlandı. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2266fac02d5-1780639482.jpg" alt="" width="700" height="324" /><strong>Türkiye ihracatının yüzde 8’i</strong></p>
<p>Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç, geçen 100 yılda 60’tan fazla ülkede 130’un üzerinde şirketle faaliyette olduklarını ve 120 bin çalışana ulaştıklarını belirterek, 155’ten fazla ülkeye, Türkiye ihracatının yüzde 8’ini gerçekleştiren büyüklüğe ulaştıklarını vurguladı. Türkiye’nin ilk holdingi, ilk özel vakfı, ilk endüstriyel girişimi, ilk uluslararası ortaklığı, ilk halka arzını gerçekleştirerek öncü rolüne vurgu yapan Ömer Koç sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Geride bıraktığımız yüz yıl boyunca attığımız her adımda yatırımı ve istihdamı müşterek refahın unsurları olarak telakki ettik. Büyümeyi hiçbir zaman sadece rakamlarla tarif etmedik. Asıl başarıyı, memleketimizin sanayi ve mühendislik birikimini güçlendirmekte, beşeri sermayeyi desteklemekte ve Türkiye'nin rekabet gücünü ileriye taşımakta gördük. ..Fortune Global 500'de yer alan tek Türk şirketi olma başarısını sürdürüyoruz. Hangi coğrafyada faaliyet gösterirsek gösterelim, daima memleketimize karşı duyduğumuz mesuliyetin ve bayrağımızı dünyanın dört bir yanında dalgalandırmanın şevkiyle hareket ediyoruz.”</p>
<p><strong>İkinci yüzyılın vizyonu</strong></p>
<p>Ömer Koç, topluluğun ikinci yüzyılında genç nüfusun girişimciliği, sanayi tecrübeleri ve yetişmiş insan kaynağının Türkiye’yi ileriye taşıyacağını vurgulayarak, “Bundan sonra da Büyük Atatürk'ün açtığı medeniyet yolunda laik Cumhuriyet'in değerlerine sahip çıkarak aynı inanç, aynı çalışma azmi ve aynı memleket sevgisiyle yolumuza devam edeceğiz” diye konuştu. </p>
<p><strong>Törenden Notlar: Siyasetçiler ve Koç Ailesi üyeleri bir arada oturdu</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a22671262a32-1780639506.jpg" alt="" width="700" height="404" /></strong>• Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç, konukları binanın dışında karşılarken, tören öncesi kokteyl alanında kadar Ali Koç eşlik etti. Kokteyl alanında düzenlenen oturma grubunda siyasetçiler ve Koç Ailesi’nin büyükleri Rahmi Koç ile Semahat Arsel birarada oturdu. Konuklara, Koç Holding’in ilk şirketinin kurulduğu Ankara Ticaret Odası Başkanı Gürsel Baran da eşlik etti.  </p>
<p>• Törende, Koç Holding Onursal Başkanı Rahmi Koç ile Koç Vakfı Başkanı Semahat Arsel’in eski fotoğraflara bakarak Ankara anıları ile Koç Holding’in temel felsefesine yönelik sohbet ettiği “İki Kardeş İki Yüzyıl” ismi verilen film gösterildi. Filmde Rahmi Koç ve Semahat Arsel’in birlikte olduğu çocukluk fotoğrafı yanında, ikisinin Atatürk’ü görmeleri anısı da yer aldı.  </p>
<p>• CHP Grup başkanı Özgür Özel’i eleştiren isimlerden olan Devlet Bahçeli ve Özgür Özel oturma alanında karşılaştığında tokalaştı. </p>
<p>• Törende, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tebrik mesajı okundu. </p>
<p>• Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’a günün anısına düzenlenmiş özel tasarım bir levha Rahmi Koç tarafından hediye edildi. </p>
<p>• ATO Congresium’un fuar alanı ile büyük salonunu ile fuayesinin tören için özel tasarım duvar ve yer kaplaması ile düzenlendi. Mumlarla ve hareketli tavan ışıklandırmasıyla süslenmiş fuar alanında verilen resepsiyonda suşi ve şaşimi ikramı yanında, Ankara Döneri de ikram edildi. </p>
<p>• Koç Holding ve bağlı şirketlerinden çok sayıda kişinin kırmızı kravat taktığı gözlendi. </p>
<p>• Konuklara kravat ve şal hediye edildi ve Oksijen gazetesi tarafından özel olarak hazırlanmış KOÇ 100 Yıl Gazetesi dağıtıldı. </p>
<p>• Tören öncesi, Koç Holding çalışanları ve yöneticileri kalabalık bir heyet olarak Anıtkabir’i ziyaret etti. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a22672070de9-1780639520.jpg" alt="" width="600" height="509" /><strong>Yılmaz: Koç Topluluğunun hikayesi Cumhuriyetimizin ekonomik kalkınmasıyla örtüşüyor</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Cevdet Yılmaz törendeki konuşmasında, Koç Topluluğunun Türkiye’nin sanayileşme sürecindeki dönüm noktalarında hep izinin görüldüğünü belirterek, kurumsal bir yapıya ulaşarak önemli bir başarı sağladığını vurguladı. </p>
<p>Cevdet Yılmaz, insan odaklı bir kalkınmaya ihtiyaç olduğunun altını çizerek, şahsi olarak Cumhuriyetin en önemli özelliğinin tüm yurttaşlarına eşit fırsat sağlaması olduğunu görüşünü vurguladı. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2267331bfd3-1780639539.jpg" alt="" width="700" height="467" />Yılmaz, Mustafa Kemal Atatürk'ün “Siyasi, askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsun, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa, kazanılacak başarılar yaşayamaz ve sürekli olamaz” sözlerini hatırlatarak, “Güçlü değilseniz, bir üretim altyapınız yoksa, kurumsal altyapınız yoksa, kağıt üstünde bağımsız olsanız da fiili olarak gerçekten bağımsız olamazsınız. Dolayısıyla bu tespiti aslında bütün Cumhuriyet'in ekonomik kalkınma mücadelesinin özeti diye ifade etmek istiyorum. Cumhuriyetimizin ilk yıllarında ekonomik bağımsızlığını güçlendirmeyi hedefleyen Türkiye geçen 100 yıl boyunca üretim kapasitesini artıran, sanayi altyapısını geliştiren ve küresel ekonomideki konumunu her geçen gün daha da ileriye taşıyan son derece önemli bir dönüşüm gerçekleştirmiştir. Bu bakımdan Koç Topluluğu'nun hikayesi Cumhuriyetimizin ekonomik kalkınma serüveni ile kesişen, örtüşen bir hikayedir” diye konuştu. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/koc-holding-ulke-ve-demokrasi-vurgusuyla-100-yasini-ankarada-kutladi-80495</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/9/5/1280x720/omer-koc-1780639428.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Koç Holding, kuruluşunun 100. yılını ilk şirketlerinin tescil edildiği Ankara’da kutladı. Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç, &quot;İkinci asrımıza adım atarken genç nüfusumuzun girişimcilik kabiliyetinden, sanayi tecrübemizin ve yetişmiş insan kaynağımızın ülkemizi çok daha ileriye taşıyacağına eminiz. Bundan sonra da Büyük Atatürk&#039;ün açtığı medeniyet yolunda layık Cumhuriyet&#039;in değerlerine sahip çıkarak aynı inanç, aynı çalışma azmi ve aynı memleket sevgilisiyle yolumuza devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-donusum-artik-rekabet-meselesi-80491</guid>
            <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 08:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeşil dönüşüm artık rekabet meselesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TSKB Genel Müdürü Ozan Uyar, Dünya Çevre Günü’nde yeşil dönüşümün artık yalnızca çevresel bir sorumluluk değil, şirketlerin rekabet gücünü, dayanıklılığını ve finansmana erişimini belirleyen stratejik bir eşik olduğunu söylüyor. TSKB’nin son beş yılda yaklaşık 5 milyar dolar iklim finansmanı temin ettiğini belirten Uyar’a göre düşük karbonlu ekonomiye geçişte doğru proje, güçlü regülasyon ve yenilikçi finansman modelleri belirleyici olacak. </strong></p>
<p>Dünya Çevre Günü artık yalnızca doğayı koruma çağrısı yapılan sembolik bir gün değil. İklim krizinin ekonomik dengeleri, ticaret ilişkilerini, yatırım kararlarını ve şirketlerin rekabet gücünü doğrudan belirlediği yeni bir dönemin hatırlatıcısı. Bugün çevre başlığı, sanayiden enerjiye, ulaşımdan altyapıya, gayrimenkulden finansmana kadar tüm sektörlerin geleceğini yeniden tanımlıyor. TSKB Genel Müdürü Ozan Uyar’a göre iklim krizi artık tüm temel risk başlıklarıyla kesişen yapısal bir dönüşüm alanı. Bu nedenle kalkınma ve yatırım bankacılığı da yalnızca finansman sağlamakla sınırlı kalamaz. Uyar, TSKB’nin teknik uzmanlığı, danışmanlık hizmetleri, uluslararası fon kaynakları ve çok paydaşlı iş birlikleriyle reel sektörün dönüşüm yolculuğunda stratejik bir çözüm ortağı olarak konumlandığını vurguluyor.</p>
<p>TSKB’nin son beş yılda uluslararası kalkınma finansmanı kurumları ve sermaye piyasalarından yaklaşık 5 milyar dolar iklim finansmanı temin etmesi, bu yaklaşımın somut göstergelerinden biri. Ancak Uyar’ın altını çizdiği asıl konu, finansmanın tek başına yeterli olmadığı. Yeşil dönüşümün hızlanması için doğru projelerin tasarlanması, teknik kapasitenin güçlendirilmesi, şirketlerin karbon düzenlemelerine hazırlanması ve sürdürülebilirliğin iş modellerinin merkezine alınması gerekiyor. Ozan Uyar’ın mesajı net: Önümüzdeki dönemde sürdürülebilirliği iş modelinin merkezine alan kurumlar, yalnızca çevresel ve sosyal açıdan değil, ekonomik açıdan da daha güçlü olacak:</p>
<p><strong>“5 milyar dolar iklim finansmanı temin ettik”</strong></p>
<p>“Kuruluşumuzdan bu yana Türkiye’nin sürdürülebilir ve kapsayıcı kalkınmasına katkı sağlamayı temel misyonumuz olarak benimsiyoruz. Bugün iklim krizini yalnızca çevresel bir konu olarak değil; ekonomik dayanıklılıktan enerji güvenliğine, sosyal eşitsizliklerden küresel ticaret dinamiklerine kadar uzanan çok boyutlu bir dönüşüm alanı olarak değerlendiriyoruz. İklim krizinin tüm temel risk başlıklarıyla kesişen yapısal bir dönüşüm alanına dönüştüğü bu süreçte, biz de kalkınma ve yatırım bankacılığı perspektifimizle yalnızca finansman sağlayan bir kurum olmanın ötesine geçiyoruz. Teknik uzmanlığımız, danışmanlık hizmetlerimiz ve güçlü paydaş iş birliklerimizle reel sektörün dönüşüm yolculuğuna bütüncül bir yaklaşım sunuyoruz. Karma finansman modelleri ve ülke hedefleriyle uyumlu fon yapılarıyla dönüşümün finansmanını çeşitlendirirken, düşük karbonlu ekonomiye geçişi destekleyen ve uzun vadeli değer yaratan yatırımlara odaklanıyoruz. Bu kapsamda son 5 yılda uluslararası kalkınma finansmanı kurumları ve sermaye piyasalarından yaklaşık 5 milyar ABD doları seviyesinde iklim finansmanı temin ettik.”</p>
<p><strong>“COP31 uzun vadeli yeşil dönüşüm için önemli bir kaldıraç etkisi yaratacak”</strong></p>
<p>“COP31 sürecini Türkiye açısından yalnızca belirli bir döneme yönelik bir iklim gündemi olarak değil, uzun vadeli dönüşümü destekleyen stratejik bir fırsat alanı olarak değerlendiriyoruz. Bu süreç Türkiye’nin yeşil dönüşüm, sürdürülebilir finansman ve kapsayıcı kalkınma alanındaki iyi uygulamalarını uluslararası platformda daha görünür kılması ve farklı ülkelerden paydaşlarla bilgi ve deneyim paylaşımını güçlendirmesi açısından önemli bir zemin sunuyor. Son dönemde ilgili bakanlıklar öncülüğünde atılan adımların hem ülke ekonomisinin hem de uygulama ekosisteminin dönüşümünde önemli bir rol oynadığını gözlemliyoruz. Bu çerçevede, uluslararası paydaşlarla geliştirilecek yeni iş birliklerinin, finansman imkanlarının ve bilgi paylaşımının dönüşüm sürecini daha da hızlandıracağına inanıyoruz.”</p>
<p><strong>“Düşük karbon artık rekabetin yeni dili”</strong></p>
<p>“Sanayi, enerji, ulaşım og altyapı gibi karbon yoğun sektörlerde düşük karbonlu üretimin rekabet gücünde belirleyici bir unsur haline geldiğini görüyoruz. Yeşil dönüşümün başlayabilmesi için gönüllü adımlara ek olarak, ölçeklendiren en kritik unsurun güçlü bir regülasyon çerçevesi olduğunu değerlendiriyoruz. Bu kapsamda İklim Kanunu’nu takiben hayata geçirilmesi beklenen Ulusal Yeşil Taksonomi ve Emisyon Ticaret Sistemi gibi düzenlemelerin, Türkiye’nin dönüşüm sürecinde önemli bir eşik oluşturacağını düşünüyoruz. TSKB olarak, Türkiye’nin yenilenebilir enerji toplam kurulu gücünün yüzde 14’ünü bizim desteklediğimiz projeler oluşturuyor. Bugüne kadar finansmanında yer aldığımız yenilenebilir enerji projeleri ile emisyon azaltımına yıllık yaklaşık 15 milyon ton CO2 katkı sağladık. Enerji ve kaynak verimliliği odaklı yatırımlar, 2025 yıl sonu itibarıyla kredi portföyümüzün %8’ini oluşturuyor. 2030'a kadar SKA bağlantılı 15 milyar dolar finansman sağlama ve 5 milyar dolar seviyesinde iklim finansmanı sağlama hedefimiz bulunuyor. Bu yıl ek olarak sosyal finansman için de 3 milyar dolar seviyesinde finansman sağlama taahhüdünde bulunduk. Yıl sonu itibarıyla SKA bağlantılı kredilerin portföyümüze oranı %93 iklim ve çevre odaklı bağlantılı kredilerin oranı ise yaklaşık Finansman artık yalnızca kredi değil, dönüşüm aracı”</p>
<p><strong>“Finansman artık yalnızca kredi değil, dönüşüm aracı”</strong></p>
<p>“2024 yılında Sürdürülebilir Finans Çerçevemizi, Uluslararası Sermaye Piyasaları Birliği tarafından yayımlanan en güncel prensipleri ve iyi uygulama örneklerini dikkate alarak güncelledik ve dünyada ilk uygulamalar arasında yer alarak geçiş finansmanı boyutunu kattık. Reel sektörün dönüşümünü yalnızca kredilendirme faaliyetleriyle desteklemekle kalmıyor, aynı zamanda geliştirdiğimiz çeşitli ve yenilikçi finansman çözümleriyle dönüşüm süreçlerine aktif katkı sunuyoruz. Bu kapsamda T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı garantörlüğünde Dünya Bankası’ndan temin kredi ile kurduğumuz, emisyon azaltımı ve kapsayıcı dönüşüm odaklı girişim sermayesi olan Türkiye Yeşil Fonu’nun kapsamında iki yatırım gerçekleştirdik.”</p>
<p><strong>Kubilay Kavak: Türkiye iyi uygulamaları küresel iklim gündemine taşıyabilir</strong></p>
<p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a225fd64e169-1780637654.png" alt="" width="167" height="224" /></strong>Escarus Genel Müdürü Dr. Kubilay Kavak'a göre çevre başlıkları, özellikle sanayi başta olmak üzere manyak sektörde artık çok daha öncelikli hale geldi. Emisyon ve deşarj sınır değerleri sıkılaşırken, büyük alıcılar da tedarik zincirindeki üreticileri daha çevre dostu seçeneklere yönlendiriyor. Kavak, doğayla barışık üretim modellerinin döngüsel ekonomi, biyoçeşitlilik, atık yönetimi ve enerji verimliliği gibi başlıkları birlikte ele alan sistematik bir yaklaşımla geliştirilmesi gerektiğini vurguluyor. Türkiye'nin COP sürecine tarihinde ilk kez ev sahipliği yapacak olmasının da önemli bir fırsat sunduğunu belirtiyor. Kavak'a göre Türkiye, küresel iyi pratiklerle örtüşen ama aynı zamanda özgün yönleri olan örnekleri toplayıp sınıflandırarak bunları küresel iklim gündemine model olarak taşıyabilir.</p>
<p><strong>Makbule Yönel Maya: ESG artık gayrimenkul değerlemesinin parçası</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2260027c92e-1780637698.png" alt="" width="173" height="225" /></strong>TSKB Gayrimenkul Değerleme Genel Müdürü Makbule Yönel Maya'ya göre Dünya Çevre Günü, gayrimenkul sektörü açısından da çevreyle kurulan ilişkiyi yeniden düşünmek için önemli bir farkındalık alanı sunuyor. Artık gayrimenkul projelerinin yalnızca fiziksel özellikleri değil, çevresel, sosyal ve yönetişim boyutları da değerleme süreçlerinin ayrılmaz parçası haline geliyor. Maya, Uluslararası Değerleme Standartları'nın 2025 versiyonu kapsamında bina ve projelerin ESG kriterleri açısından da değerlendirildiğini belirtiyor. Çevresel etkilerin ölçümü görece daha kolay görünse de sosyal ve yönetişim boyutlarının objektif kriterlerle ele alınması daha kapsamlı bir yaklaşım gerektiriyor. Buna rağmen küresel yatırım fonlarının ve finansman kaynaklarının giderek ESG uyumlu projelere yönelmesi, sürdürülebilirlik odaklı dönüşümün gayrimenkullerin yatırım değeri ve finansal performansı üzerinde daha belirleyici hale geleceğini gösteriyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>“Doğru proje, doğru finansman kadar kritik”</strong></span></p>
<p>“Yeşil dönüşümün finansmanı kadar, doğru projelerin tasarlanması ve yapılandırılması da kritik bir öneme sahip. Bugün bir sanayi şirketi bize ulaştığında yalnızca 'Hangi finansmana erişebilirim?' sorusunu değil; 'Hangi yatırım gelecekte rekabetçiliğimi korur?', 'Karbon düzenlemelerine ve ihracat pazarlarındaki yeni beklentilere nasıl hazırlanırım?' gibi daha stratejik soruları da gündeme getiriyor. Bu noktada finansman sağlamanın ötesine geçerek teknik değerlendirme, kapasite geliştirme, uluslararası standartlara uyum, etki ölçümü ve uygun yatırım alanlarının belirlenmesi gibi konularda da aktif destek sunuyoruz. Çünkü yeşil dönüşümün yalnızca bir finansman konusu değil; aynı zamanda stratejik bir dönüşüm ve rekabetçilik meselesi olduğuna inanıyoruz. Dünya Bankası ile imzalanan kredi sözleşmesi kapsamında geliştirdiğimiz AdapTool, bu alandaki ilk uygulamalardan biri olarak öne çıkıyor. Bu araç sayesinde firmaların iklim risklerine karşı farkındalıkları artırılırken, kırılganlık profillerine göre ihtiyaçları sistematik şekilde analiz ediliyor.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>“Portföyün merkezinde düşük karbonlu gelecek var”</strong></span></p>
<p>“2026 yılı ilk çeyreği itibarıyla Bankamızın kredi portföyü; sürdürülebilir kalkınma odağını korurken, reel sektörde dönüşümü destekleyen alanlarda dengeli ve çeşitlendirilmiş bir yapı sergiliyor. Kur etkisinden arındırılmış bazda kredilerimizde yüzde 6,3 büyüme kaydederken, portföyümüzün sektörel dağılımına bakıldığında, elektrik üretimi yüzde 30,1 (yenilenebilir enerji kredileri elektrik üretimi içerisinde yüzde 95'lik payı oluşturuyor) ile açık ara en büyük payı oluşturuyor. COP31 öncelikli temaları arasında yer alan temiz enerji dönüşümü ile paralel olarak yenilenebilir enerji yatırımları özelinde, finansmanını sağladığımız santrallerin büyük bir kısmı YEKDEM veya YEKA mekanizmalarından yararlanmakta olup toplam kurulu güç 6 bin 330 MW seviyesine ulaşmış durumda. Sürdürülebilirlik yaklaşımımızın önemli göstergelerinden biri olan SKA bağlantılı kredilerin portföydeki payı yüzde 93 seviyesinde seyrederken, iklim ve çevre odaklı SKA bağlantılı krediler yaklaşık yüzde 60 düzeyinde. Önümüzdeki dönemde önceliklerimizin merkezinde Türkiye'nin düşük karbonlu ekonomiye geçiş sürecine katkı sağlamak yer alıyor. Stratejik odak alanlarımız; düşük karbonlu dönüşüm, iklim değişikliğine uyum ve depremden etkilenen bölgelerin desteklenmesi ekseninde şekilleniyor.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>“Dünya Çevre Günü: Uyumdan rekabete geçiş çağrısı”</strong></span></p>
<p>“Bugün, çevresel risklerin ekonomik ve sosyal etkilerinin giderek daha görünür hale geldiği bir dönemdeyiz. Bu nedenle Dünya Çevre Günü'nü, sürdürülebilirliği yalnızca bir uyum başlığı olarak değil; rekabet gücü, dayanıklılık ve uzun vadeli değer yaratma perspektifiyle yeniden düşünmek için önemli bir fırsat olarak görüyoruz. Özel sektörün bu dönüşüm yolculuğunda cesur, uzun vadeli ve etki odaklı adımlar atması kritik önem taşıyor. Finans dünyasının ise bu dönüşümü destekleyen yenilikçi finansman modelleri geliştirmesi, iş birliklerini güçlendirmesi ve kapsayıcı çözümler üretmesi bu yolculuğun en önemli kaldıraçlarından biri olacak.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-donusum-artik-rekabet-meselesi-80491</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/0/1280x720/ozan-uyar-1770204651.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeşil dönüşüm artık rekabet meselesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/85-milyarlik-ozkaynak-varken-bedelsiz-hayalleri-cokebilir-mi-80488</guid>
            <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> 8,5 milyarlık özkaynak varken bedelsiz hayalleri çökebilir mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada özkaynak büyüklüğü sermayesinin en az 200 katına ulaşan 21 şirket, piyasanın dikkat çeken firmaları olarak öne çıkıyor. Ege Endüstri’nin sermayesini 2.682’ye katladığı yardımı ve THY’nin 700 katlık güçle boy gösterdiği bu astronomik rasyolar, güçlü bedelsizin işareti olabilir mi?</strong></p>
<p>Bir şirketin özkaynağı, sermayesinin çok üzerine çıktığında yatırımcılar o hissede bedelsiz sermaye artırımı hikayesinin yaklaştığına inanma eğilimindedir. Oysa bilançoların detaylarına inip Ege Endüstri, Konya Çimento veya Migros’un oranlarına baktığımızda, bedelsiz beklentisinden çok daha yapısal bir gerçeği görmek mümkün. Bu astronomik makasın asıl nedeni, yıllarca üretilen kârların içeride tutulması veya varlık değerlemeleri olabilmekte. Şüphesiz sermayesi sembolik kalmış güçlü firmalar hisselerini bölerek yatırımcı tabanını genişletebilir. Ancak, sadece bedelsiz beklentisiyle çarpanları şişmiş hisselerin peşinden koşmak ağır bir hayal kırıklığı yaşatabilir.</p>
<h2>Özkaynağı yüksekler</h2>
<p>Ege Endüstri 8,45 milyar TL ile sermayesinin 2.682 kat üzerinde bir özkaynağa sahip. Kârlı bir yapıda olan firma geçtiğimiz yıl zarar yazdı. Son açıkladığı üç aylık mali tablolarında da satışlarını %34 geriletirken dönem sonu zararı devam etti. Düzenli temettü ödemesini sürdüren şirket, 2000 yılından bu yana sermayesini artırmadı.</p>
<p>Listenin ikinci sırasında yer alan Lydia Yeşil Enerji’nin özkaynağı sermayesinin 1.734 kat üzerinde duruyor. Kayda değer bir geliri olmayan şirket, geçen yıl portföyündeki 2,3 milyar TL hisse değer artışıyla kârını büyüttü. Yılın ilk çeyreğinde ise yine zarara döndü. Borsaya geldiği 2020’den bu yana, kâr payı ya da bedelsiz vermedi.</p>
<h2>Özkaynağı düşük olan</h2>
<p>Altınyunus Çeşme, 5,2 milyar TL özkaynağa sahip bulunuyor. Tutar, sermayesinin 209 katına varan bir rakama denk geliyor. Son üç yıl zarar üretirken, üç aylık mali dönemde de zarar yazmayı sürdürdü. Son nakit temettüsünü 2003’te ve son bedelsizini 2004’te veren firma, 2005 ve 2019’da da bedelli sermaye artırımına gitmişti.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a225a96c7c02-1780636310.png" alt="" width="900" height="475" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP’E SOR</span></h2>
<p><strong>POPÜLER Mİ? GÜÇLÜ MÜ?</strong></p>
<p><strong>Popüler</strong>; likidite bolluğu, talep rüzgarı, bilgi erişimi, sürü konforu. Balon riski, spekülasyon tuzağı, toplu panik, geçicilik, temel kopukluğu.</p>
<p><strong>Güçlü</strong>; kriz kalkanı, finansal sağlık, bileşik büyüme, düzenli gelir, zihin konforu. Hantallık, sabır zorluğu, fırsat maliyeti, sermaye kilitlenmesi.</p>
<p><strong>İlk çeyrekte zarar açıklasa da satışları büyüdü. Adette yüksek tek haneli artış bekliyor</strong></p>
<p>Asuzu yıl sonu için nasıl bir beklentisi olduğu hakkında bilgi edinebilir miyim? ● Dinçer Kaplan</p>
<p>Dinçer, yılın ilk dört ayında toplam otomotiv üretimi geçen yılın aynı dönemine göre %3 azaldı. Anadolu Isuzu ise ilk çeyreğinde zarar açıklasa da gelirini %31 büyütmeyi başardı. Firma yıl sonunda konsolide satış adedinde yüksek tek haneli artış hedefliyor. Türkiye operasyonlarında ağır ticari satışlarının yatay kalması, hafif ticaride ise orta onlu yüzdelerde büyüme öngörüyor. Artan vergiler nedeniyle pickup pazarında beklediği yüksek 30’lu yüzdelik daralma; ihracattaki düşük tek haneli ve Özbekistan’deki orta 10’lu satış artışlarıyla dengelenecek.</p>
<p><strong>Yurt dışından alınan krediler farklı alanlara yönelik ihtiyacı karşılamayı amaçlıyor</strong></p>
<p>Vakıfbank’ın marttan bu yana üç büyük kredi almasındaki amaç nedir? ● Akif Güçlüer</p>
<p>Akif, bankalar farklı temalara bağlı olarak zaman zaman kaynak teminine giderler. Vakıfbank’ın da son aylarda yurt dışından sağladığı üç kredi paketinin temel amacı, bankanın kaynak yapısını çeşitlendirerek farklı stratejik ve tematik alanları finanse etmek olarak değerlendirmeli. Dünya Bankası garantili 1,5 milyar euroluk krediyle; KOBİ’lerle kadın ve genç girişimciler destekleniyor. 1,2 milyar dolarlık sendikasyon kredisi sürdürülebilirlik temasına odaklanırken; Apollo’dan alınan 1,3 milyar dolarlık kredi uzun vadeli kaynak sağlayacak.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>PHE fonu güçlü performansıyla son bir yılda yatırımcısına %175 kazandırdı</strong></p>
<p>Pusula Portföy’ün idaresindeki Hisse Senedi Fonu (PHE), yatayda dalgalı bir seyir izlerken özellikle geçtiğimiz yıl kasımdan itibaren artan bir ivmeyle yönünü yukarı çevirdi. Fona aralıktan bu yana her ay düzenli nakit girişi gözlenirken mayıstan itibaren nakit çıkışı öne çıktı. Haziranda da nakit çıkışı devam ederken 2,6 milyar TL’yi buldu. Fonun büyüklüğü de aralıkta 63,9 milyon TL iken şimdilerde 35,6 milyar TL seviyesinde duruyor. Fona yönelik ilgi mayıstan itibaren zayıflayıp 85.516’ya gerilese de aralıktaki 816 olan yatırımcının hayli üzerinde duruyor. PHE, hisse senetlerinde ve fonlarda pozisyon alarak getiriyi büyütme yoluna gidiyor. Şimdilerde portföyünde ağırlıklı olarak GUNDG, KTLEV, ODINE, PASEU ve HEDEF bulunuyor. Son bir yılda %175,31 getiri elde ederken endeksin %58,82’lik çıkışını aştı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Teknosa, piyasadan TLREF + %1,25 faizle 500 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Teknosa, nitelikli yatırımcılara yönelik 03.06.2026 vade başlangıç tarihli finansman bonosu ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 500.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%1,25 düzeyinde bulunuyor. 181 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 01.12.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı değişen TLREF’e göre belirlenecek. 3 Haziran itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. Teknosa’nın verdiği %1,25 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, bunun yanı sıra piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFTKNOA2613 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a225a62b214a-1780636258.png" alt="" width="233" height="170" /></strong><strong>İndeks Bilgisayar marttan bu yana yükselen ivmesiyle öne çıkarken fonlar alıyor</strong></p>
<p>İndeks Bilgisayar’da fonlar alım ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktarı %14,82 ile toplamda 6,35 milyon lot artırarak 49,16 milyona çıkardılar. Hissedeki fon sayısı 44’den 51’e yükseldi. NKC 1,75 milyon lot ile en fazla alımı yaparken, MTH 1,4 milyon lot ile en çok satışı gerçekleştiren fon oldu. İndeks Bilgisayar için bugüne kadar 6 aracı kurum öneride bulunurken biri model portföyüne aldı. En yüksek öneriyi Marbaş Yatırım 20,58 TL ile verdi. En düşük öneri 10,59 TL ile Halk Yatırım’dan geldi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a225a3cb524a-1780636220.png" alt="" width="959" height="241" /><strong>KARSAN</strong></p>
<p><strong>Hem İspanya’dan yeni sipariş aldı hem de İsveç’teki kaza söylentisini düzeltti</strong></p>
<p>Karsan, Bayram öncesi iki önemli açıklama yaparak hem Avrupa’daki otonom araç operasyonlarına dair bir düzeltme hem de yeni bir ihracat bağlantısını paylaştı. İlk açıklama İspanya’daki bayisi üzerinden satış anlaşması yapılan 9 adet e-Ata 12 metrelik araç satışı ile ilgili. Diğeri ise İsveç’in Göteborg şehrinde hizmet veren otonom e-Atak aracına arkadan gelen bir tramvayın çarpmasıyla oluşan kazayla alakalı. Açıklamada kazanın otonom sistemden kaynaklanmadığı, standart bir trafik olayı olduğu belirtildi. Şirket, yılın ilk çeyreğinde gelirini %140 artırırken kâra döndü.</p>
<p><strong>ŞİŞECAM</strong></p>
<p><strong>ABD’deki liman projesinden vazgeçti. Yüzde 50 ile kurduğu iştirakini tasfiye etti</strong></p>
<p>Şişecam, ABD’deki Stockton limanı projesini sonlandırdı. Şirket, soda külü sektöründeki görünüm ve potansiyel liman ihtiyacı üzerine yaptığı fizibilite çalışması sonucunda, projenin yürütülmesi için kurduğu ve %50 paya sahip olduğu Stockton Soda şirketinin tasfiyesini gerçekleştirdi. Geçtiğimiz şubat ayında alınan karar tasfiye sürecinin tamamlanması ile birlikte yatırımcıyla paylaşıldı. Firmaların beklentiyi karşılamayan bir yatırımı inatla sürdürmek yerine, projeyi erken aşamada sonlandırarak kaynak israfını engelleme yoluna gitmesi olabilecek bir durumdur.</p>
<p><strong>MLP SAĞLIK</strong></p>
<p><strong>Budapeşte’deki zayıf kalan hastaneyi kapatırken Ankara’da yeni hastane açacak</strong></p>
<p>MLP Sağlık, verimlilik odaklı yaklaşım çerçevesinde Budapeşte’de faaliyet gösteren Liv Duna Medical Center Hastanesi’ne ilişkin operasyonların sonlandırılmasına karar verdi. Öte yandan yurt içi büyüme planı kapsamında Ankara Ümitköy’de yaklaşık 40.000 metrekare kapalı alana sahip 185 yataklı yeni bir hastanenin kiralanması konusunda anlaşmaya vardı. Hastane binasının 18 ay içerisinde tamamlanarak faaliyete başlanması planlanıyor. Şirket varlık dağılımını yeniden kurgulayarak getiri potansiyeli zayıf bölgelerden çıkarken, verimliliğini artırma yoluna gidiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/85-milyarlik-ozkaynak-varken-bedelsiz-hayalleri-cokebilir-mi-80488</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 8,5 milyarlık özkaynak varken bedelsiz hayalleri çökebilir mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kadin-ceolarin-yuksek-kar-etme-olasiligi-daha-fazla-80487</guid>
            <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 07:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> CWDI araştırdı: Kadın CEO’ların &#039;yüksek kâr&#039; etme olasılığı daha fazla!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>EKONOMİ Gazetesi'nin medya paydaşları arasında yer aldığı ve dünya genelinde “Kadınlar için Davos” olarak anılan Küresel Kadın Zirvesi İstanbul'da devam ediyor.</p>
<p>Zirve kapsamında düzenlenen basın toplantısında Corporate Women Directors International (CWDI) tarafından hazırlanan “Kadın CEO’lar: Yönetim Kurullarına ve Üst Yönetim Kademelerine Açılan Kapılar” başlıklı raporun sonuçları paylaşıldı.</p>
<p>Araştırma, kadın CEO’ların şirketlerde yalnızca temsili artırmakla kalmadığını, kurumsal dönüşümü de hızlandırdığını ortaya koydu. Toplantıda konuşan CWDI Başkanı ve zirvenin kurucusu Irene Natividad, kadınların şirket yönetimlerindeki ilerleyişini yaklaşık 30 yıldır takip ettiklerini belirterek, “Ölçmediğiniz şeyi geliştiremezsiniz” dedi. Yıllardır farklı ülkeler, sektörler ve şirketler bazında veri topladıklarını ifade eden Natividad, bu yılki araştırmanın odağına bu nedenle kadın CEO’ları aldıklarını söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a225880926f0-1780635776.jpg" alt="" width="700" height="467" /></p>
<h2>251 şirketi kadın CEO yönetiyor</h2>
<p>71 ülkeden 3 bin 222 büyük ölçekli halka açık şirketin incelendiği araştırmaya göre, yalnızca 215 şirket kadın CEO tarafından yönetiliyor. Bu da toplamın yüzde 6,7'sine karşılık geliyor. Ancak rapor, kadın CEO'ların görev yaptığı şirketlerde kadın temsilinin belirgin biçimde arttığını da ortaya koyuyor. Kadın CEO'ların yönettiği şirketlerde kadın yönetim kurulu üyelerinin oranı yüzde 38,3'e ulaşırken, bu oran küresel ölçekte yüzde 28,9 seviyesinde kalıyor. Üst yönetim kademelerinde ise kadın temsil oranı kadın CEO'ların görev yaptığı şirketlerde yüzde 36,8 olurken, küresel ortalama yüzde 21 seviyesinde bulunuyor. Araştırmanın dikkat çeken bulgularından biri de CEO değişimlerinde ortaya çıkıyor. Buna göre erkek bir CEO'nun ardından göreve gelen kadın CEO'larla birlikte, yönetim kurullarındaki kadın oranı ortalama yüzde 34,5'ten yüzde 56,1'e yükseliyor. Natividad'a göre bu sonuç, kadın CEO'ların etkisinin yalnızca temsiliyetle sınırlı kalmadığını, şirket kültürünü ve liderlik yapısını da dönüştürdüğünü gösteriyor.</p>
<h2>Krize karşı dayanıklılık yüksek </h2>
<p>Raporda yer verilen araştırmalar, kadın liderliğinin yalnızca eşitlik açısından değil, şirket performansı açısından da önemli avantajlar sunduğunu ortaya koydu. Buna göre cinsiyet çeşitliliğine sahip yönetim kurulları ve liderlik ekipleri bulunan şirketlerin, piyasa dalgalanmalarının yoğun olduğu dönemlerde daha yüksek kârlılık açıklama olasılığı yüzde 21 daha fazla. Araştırmalar ayrıca çeşitlilik düzeyi yüksek şirketlerin uzun vadeli stratejilere daha fazla odaklandığını, risk yönetiminde daha başarılı sonuçlar elde ettiğini ve kriz dönemlerinde daha dayanıklı performans sergilediğini gösteriyor. Kadın CEO'ların yönettiği şirketlerin de birçok piyasada hisse performansı açısından genel endekslerin üzerinde sonuçlar elde ettiği belirtiliyor.</p>
<p>Natividad, kadın liderliğinin artık yalnızca temsil meselesi olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek, "Veriler son derece açık. Kadın liderler yalnızca cam tavanları kırmıyor, şirketlerin karar alma süreçlerine ve performansına da katkı sağlıyor" değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h2>BIST 30’daki tek kadın </h2>
<p>CEO Toplantıda rapora ilişkin değerlendirmelerde bulunan Pegasus Hava Yolları CEO'su Güliz Öztürk, BIST 30 endeksinde yer alan şirketler arasında kadın CEO tarafından yönetilen tek şirketin Pegasus olduğunu söyledi. Türkiye'de son yıllarda ilerleme kaydedildiğini ancak dönüşümün hâlâ yavaş ilerlediğini ifade eden Öztürk, Borsa İstanbul'da işlem gören şirketlerde kadın yönetim kurulu üyesi oranının yüzde 19,4, kadın yönetim kurulu başkanı oranının yüzde 9,7 ve kadın CEO oranının yüzde 5,3 seviyesinde bulunduğunu kaydetti. Kadın CEO'ların yönettiği şirketlerde kadın temsilinin daha yüksek olmasının tesadüf olmadığını belirten Öztürk, havacılık sektörünün geleneksel olarak erkek egemen alanlardan biri olduğuna dikkat çekerek, kadın pilot oranının son yıllarda yüzde 2'den yüzde 8'e yükseldiğini söyledi. Pegasus'un 2030 yılına kadar yönetim kademelerinde eşit temsile ve eşit değerde işe eşit ücrete ulaşmayı amaçladığını kaydeden Öztürk, çeşitlilik ile performans arasında bir tercih yapılması gerekmediğini, verilerin iki unsurun birbirini güçlendirdiğini gösterdiğini ifade etti.</p>
<h2>Güvenli alana ihtiyacı var </h2>
<p>Basın toplantısında konuşan Kasikornbank Yönetim Kurulu Başkanı Khobkarn Wattanavrangkul ise Dünya Ekonomik Forumu verilerine göre kadın liderlik oranında dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer alan Tayland’da sorunun fırsat eksikliği değil, kadınların liderlik pozisyonlarına aday olma konusundaki çekinceleri olduğunu söyledi. Bu nedenle son yıllarda kadınların liderlik becerilerini, iletişim yetkinliklerini ve özgüvenlerini geliştirmeye yönelik çalışmalar yürüttüklerini belirten Wattanavrangkul, genç kadınların konfor alanlarının dışına çıkmaları gerektiğini ifade etti. Kadınların yalnızca kendi kariyerleri için değil, ülkelerinin ekonomik gelişimi ve toplumların geleceği için de liderlik sorumluluğu üstlenmesi gerektiğini kaydeden Wattanavrangkul, üst düzey kadın yöneticilerin birbirlerini destekleyebilecekleri güvenli alanlara ihtiyaç duyduğunu vurguladı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">CWDI’den şirketlere dört öneri</span></h2>
<p>Kurumsal Kadın Direktörler Uluslararası (Corporate Women Directors International-CWDI) Birimi, şirketlere yönetim konusunda şu önerilerde bulunuyor: </p>
<p>● Yüksek potansiyele sahip kadın çalışanlara kâr-zarar sorumluluğu ve operasyon yönetimi içeren görevler verilmesi. <br />● Cinsiyet dengesinin kariyerin ilk basamaklarından itibaren gözetilmesi. <br />● Mentorluk ve sponsorluk programlarının kurumsal yapıya entegre edilmesi. <br />● Kadın liderliğinin finansal performansa etkisini ortaya koyan araştırmaların yönetim kurulları tarafından daha fazla dikkate alınması.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kadin-ceolarin-yuksek-kar-etme-olasiligi-daha-fazla-80487</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/9/1280x720/kadin-1777959847.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CWDI tarafından hazırlanan rapora göre, dünya genelinde kadın CEO’ların görev yaptığı şirketlerde kurumsal dönüşümün hızlandığı, şirket performansının arttığı ortaya kondu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ankara-nato-zirvesine-hazirlaniyor-80486</guid>
            <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ankara, NATO zirvesine hazırlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye 7-8 Temmuz tarihlerine kilitlendi. Ankara’da o tarihlerde gerçekleşecek NATO zirvesi için hazırlıklara başlandı. Olağanüstü güvenlik önlemlerinin alınacağı zirve için 40 binden fazla personel görev yapacak. Görev alacak personellerin o tarihlerde alacakları izinler de ertelendi.</p>
<p>Ankara füze savunma sistemleri ile İHA ve dron savar sistemleriyle korunacak. En üst seviyeye çıkan hazırlıklar için başta Meclis olmak üzere kamu kurumlarında da çeşitli alanlardan personel Külliye’ye takviye edilecek. Dünya liderlerinin bir araya geleceği kritik zirve öncesinde, sadece Ankara değil çevre illerde de güvenlik önlemleri alınacak. Günler öncesinden giriş ve çıkışlar kontrol altına alınacak. Zirve süresince başta Türkiye Büyük Millet Meclis’i o tarihlerde çalışmalarına ara verecek.</p>
<p>Aciliyeti olmayan kamu kurumlarında o tarihlerde personel idari izinli sayılacak. Havaalanı ile Beştepe arasında özel yetiştirilmiş çelik kuvvet görev alacak.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>AYM ‘süresiz nafaka’ yı iptal etti, Bakan Gürlek "Karar son derece kıymetli" dedi</strong></span></p>
<p>Anayasa Mahkemesi (AYM) boşanan eşe süresiz nafaka verilmesine ilişkin düzenlemeyi oy çokluğuyla iptal etti. AYM, dün Genel Kurul gündeminde Antalya 12. Aile Mahkemesinin, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesinde hüküm altına alınan yoksulluk nafakasının süresiz olmasına ilişkin düzenlemenin iptali için yaptığı başvuruyu görüştü. AYM, düzenlemenin oy çokluğuyla iptaline, iptal hükmünün 9 ay sonra yürürlüğe girmesine karar verdi.</p>
<p>AYM’nin kararının ardından sosyal medya hesabından açıklama yapan Adalet Bakanı Akın Gürlek, boşanma sonrası süreçlerde hem tarafların haklarını koruyacak hem de toplumsal huzuru ve aile kurumunun saygınlığını zedelemeyecek, dengeli ve adil bir modelin inşasının öncelikli gündem maddelerinden biri olduğunu belirtti. Gürlek, vatandaşlardan gelen yoğun talepler ve sahadaki uygulamalar doğrultusunda, bu konunun zaten hazırlıklarına titizlikle katkı sundukları Yargı Paketi'nin en temel konu başlıklarından birini oluşturduğunu kaydetti. Gürlek, “Bu çerçevede Anayasa Mahkemesinin, Türk Medeni Kanunu'ndaki 'süresiz nafaka' düzenlemesine ilişkin verdiği iptal kararını, adalet ve hakkaniyet ilkeleri adına son derece kıymetli buluyoruz. AYM'nin tanıdığı yasal süreci de dikkate alarak, bir tarafı ömür boyu adil olmayan bir yükümlülük altında mağdur etmeyen, hakkaniyete uygun yeni yasal düzenlemeyi yüce Meclisimizin takdirine sunacağız. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Türkiye Yüzyılı'nı adaletin ve toplumsal huzurun yüzyılı kılmak adına reform adımlarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ankara-nato-zirvesine-hazirlaniyor-80486</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/nato-bayraklar-abd-turkiye.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara 7-8 Temmuz’da gerçekleşecek NATO zirvesine hazırlanıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iklim-eylemi-ve-su-guvenligi-icin-simdi-tam-zamani-80485</guid>
            <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> İklim eylemi ve su güvenliği için şimdi tam zamanı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a22532df18ef-1780634413.png" alt="" width="271" height="110" /></p>
<p><strong>Ülkemizde bu yıl yağışlar görülse de bu durum yanıltıcı olmamalıdır. Kuraklık dönemlerinde yeraltı sularındaki azalma faktörü 2 ila 5 kat hızlanmaktadır ve birikmiş su açığını kapatmak için mevcut yağışlar yeterli değildir.</strong></p>
<p>Bugün, 5 Haziran Dünya Çevre Günü. Bu yıl küresel düzeyde Azerbaycan’ın ev sahipliğinde <strong>“İklim Değişikliği ve İklim Eylemi”</strong> odağında, <strong>#NowForClimate</strong> (#İklimİçinŞimdi) etiketiyle kutlanan bu anlamlı gün, ülkemizde de Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı öncülüğünde <strong>“Dünya Bize Emanet”</strong> temasıyla ele alınmaktadır. İklim Değişikliği Politika ve Araştırma Derneği Başkanı olarak belirtmek isterim ki, gezegenimiz artık sessiz sinyaller değil, yüksek sesli uyarılar gönderiyor. Bu uyarıların yaratacağı yıkımları azaltmak için üretilen çözümlerin ise zaman zaman yanlış bilgilerle engellenmeye çalışıldığına tanık oluyoruz. Bu nedenle bazı yanlışları bilgileri düzeltmemiz gerekiyor.</p>
<p><strong>Korkunç tablo: Rakamlarla küresel </strong><strong>iklim krizi ve kuraklık riski</strong></p>
<p>Bilimsel veriler durumun vahametini net bir şekilde ortaya koymaktadır. 2015-2025 yılları arası, kayıtlara geçen en sıcak 11 yıl olmuş; 2025 yılı ise sanayi öncesi dönemin <strong>1,43 °C üzerinde</strong> bir sıcaklıkla tarihin en sıcak yıllarından biri olarak tescillenmiştir. Bu ısınmanın bedelini ekosistemlerimiz ağır ödemektedir. Okyanuslar, son 20 yıldır her yıl yıllık insan enerji kullanımının yaklaşık <strong>18 katına eşdeğer</strong> ısıyı emmeye devam etmektedir. Arktik deniz buzu miktarı rekor düzeyde düşük seviyelere inerken, Yerkürenin enerji dengesizliği 65 yıllık kayıt tarihinin en yüksek noktasına ulaşmıştır</p>
<p>Bu ısınmanın en yıkıcı sonucu kuraklıktır:</p>
<p>Dünya genelinde <strong>1,84 milyar insan</strong> kuraklıktan etkilenmiş durumdadır ve bu nüfusun %4,7’si şiddetli veya aşırı kuraklığa maruz kalmaktadır.</p>
<p>- 2100 yılına kadar aşırı kuraklığa maruz kalan küresel nüfusun <strong>%3’ten %8’e çıkacağı</strong> öngörülmektedir.</p>
<p>- Türkiye’nin de içinde bulunduğu Akdeniz havzasında, kuraklık nedeniyle tahıl ürünlerinde <strong>%70’e varan kayıplar</strong> yaşanırken, hidroelektrik üretiminde <strong>%50’ye varan düşüşler</strong> kaydedilmiştir.</p>
<p>Ülkemizde bu yıl yağışlar görülse de bu durum yanıltıcı olmamalıdır. Kuraklık dönemlerinde yeraltı sularındaki azalma faktörü <strong>2 ila 5 kat hızlanmaktadır</strong> ve birikmiş su açığını kapatmak için mevcut yağışlar yeterli değildir.</p>
<p><strong>Bulut tohumlama hakkında </strong><strong>yanlış bilinen gerçekler </strong></p>
<p>İklim krizine sebep olan sera gazlarının azaltım çabalarının yetersizliği bizi iklim değişikliğine uyum (adaptasyon) süreçlerini önceliklendirmeye zorlamaktadır. Bu noktada <strong>bulut tohumlama</strong>, su kaynaklarımızın yönetiminde stratejik bir araçtır. Ancak bu teknoloji hakkında kamuoyunda ciddi yanlış bilgiler dolaşmaktadır.</p>
<p><strong>- “Bulut hırsızlığı” bir mittir:</strong> En büyük yanılgı, bir bölgede yağışı artırmanın rüzgar altındaki başka bir bölgenin yağışını “çalacağı” düşüncesidir. Oysa atmosfer, binlerce kilometre yukarı uzanan devasa bir su rezervuarıdır ve içinde <strong>12,5 trilyon metreküpten fazla su</strong> barındırır.</p>
<p><strong>- Sadece %1’lik etki:</strong> Atmosferik su bütçesinin <strong>sadece yaklaşık %1’i</strong> bulut tohumlamadan etkilenir; geri kalan devasa nem kütlesine dokunulmaz. Bulutlardaki suyun çok küçük bir kısmı doğal olarak yağışa dönüşür; tohumlama sadece bu verimliliği artırır.</p>
<p><strong>- Pozitif toplamlı etki:</strong> 50 yılı aşkın araştırmalar, bulut tohumlamanın rüzgar altı bölgelerde kuraklığa yol açmadığını, aksine <strong>hem hedef bölgede hem de 240 km ötesine kadar olan rüzgar altı bölgelerde</strong> yağışı artırarak “pozitif toplamlı” bir kazanç sağladığını kanıtlamıştır.</p>
<p><strong>- Hızlı yenilenme:</strong> Atmosferdeki su buharı her <strong>9 günde bir</strong> tamamen yenilenir; bu da sistemin nemi tüketmediğinin en büyük kanıtıdır.</p>
<p><strong>- Çevre ve sağlık riski yoktur:</strong> Gümüş iyodür (AgI) gibi yaygın kullanılan ajanların, bugüne kadar yapılan çalışmalarda insan sağlığı veya çevre üzerinde önemli bir olumsuz etkisi saptanmamıştır.</p>
<p><strong>Sektörel ve ekonomik kazanımlar</strong></p>
<p>Bulut tohumlama, iklim uyumu için en düşük maliyetli yöntemlerden biridir:</p>
<p><strong>- Tarım ve sulama:</strong> Hedef bölgelerde yağış ve kar miktarını <strong>%10 ile %15 oranında artırabilmektedir</strong>.</p>
<p><strong>- Enerji ve su:</strong> ABD’deki teknolojik uygulamalar sadece bir sezonda <strong>143 milyon galon ek tatlı su</strong> sağlamış, bu da binlerce hanenin su ihtiyacına ve hidroelektrik kapasitesine doğrudan katkı sunmuştur.</p>
<p><strong>Sonuç ve çağrı: Su kanunu </strong></p>
<p><strong>taslağı tarihi bir fırsattır</strong></p>
<p>Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO), özellikle kış dönemi dağlık bölgelerdeki tohumlama çalışmaları hakkında <strong>“bilimsel temelli nedensel bir ilişki kanıtlandığını”</strong> belirterek bu yönteme dair pozitif bir görüş sunmaktadır. Türkiye’nin su güvenliğini sağlamak için bu teknolojilerin yasal bir zemine kavuşması şarttır.</p>
<p>Şu an hazırlık aşamasında olan <strong>Su Kanunu Taslağı</strong>, bulut tohumlama ve atmosferik su yönetimi stratejilerinin mevzuatımıza girmesi için tarihi bir fırsattır. İklim değişikliğine uyum belgelerinde de vurgulandığı üzere, bu teknolojiler su döngüsünü desteklemek için stratejik bir uyum aracı olarak kanunda yer almalıdır.</p>
<p>Gelecek nesillere yaşanabilir bir çevre bırakmak için sadece azaltım değil, doğru ve bilimsel uyum politikalarıyla doğaya sahip çıkmalıyız. Unutmayalım ki; dünya bize emanettir ve bu emaneti korumak için iklim eylemi şimdi, hemen gereklidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iklim-eylemi-ve-su-guvenligi-icin-simdi-tam-zamani-80485</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İklim eylemi ve su güvenliği için şimdi tam zamanı! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hegemonya-kimin-elinde-turkiye-nerede-80483</guid>
            <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hegemonya kimin elinde; Türkiye nerede?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Düzen bir günde yıkılmıyor. İşlevini kaybetse de kurumları bir süre yerinde duruyor. Parası kullanılmaya, ordusu korku salmaya, üniversiteleri, şirketleri, medyası, kültürü cazibe üretmeye devam ediyor. Düzen işler gibi durduğundan yaşayanlar neyin tükendiğini hemen anlayamıyor.</p>
<p>Amerikan hegemonyasının sonu sık telaffuz ediliyor? Neden… niye şimdi? Yerine kim geçer? Türkiye hegemon tartışmasında nerede?</p>
<p>Bizim gibi konumu belirsizliğini koruyan bir ülke için daha dar ve derin bir yaklaşım sunmak için sıralanabilecek kritik ve dar soru kümesi; İran ve Ukrayna örneklerine işaret ediyor. Her ikisi de savaş halinde olan bu ülkelerden İran, yaptırımlara ve baskılara rağmen ayakta kalabilme kapasitesiyle incelenmeli. Ukrayna, savaş koşullarında dayanıklılık üretme biçimiyle okunmalı. Türkiye söz konusu örnekleri, ekonomik direnç başlığı altında değerlendirmeli. Hegemonya tarifi ve kapsamını eskisinden farklı anlamlandırmak gerektiğini yazıda tarihi ve güncel perspektifle detaylandırdım.</p>
<p><strong>Eskinin gölgesinde yeni mi?</strong></p>
<p>Hegemonya kelimesi literatürde yaygın kullanılıyor, anlamı sandığımızdan geniş ve derin. Bu yazıda görüşlerine başvurduğum Dr. Şahin Yaman bu tema ve başlıkta yaygın fikir ve makale ürettimi bulunuyor.</p>
<p>“Amerikan hegemonyasında çöküş sessiz ilerledi” görüşü, bir grup uluslararası ilişkiler fikir önderinin savı. Özetle diyorlar ki; ticaretin düzenleyici zemini zayıfladı. Finans kurumları ağırlığını kaybetti. Savaş, barışın önüne geçti. Enerji, tedarik zinciri, nadir element, çip, LNG, kaya gazı ve askeri sanayi aynı dosyanın içine girdi. Dış politika ekonomi meselesi oldu; sanayi, teknoloji, güvenlik meselesi oldu.</p>
<p>Amerikan hegemonyasının çöktüğünü savunan Dr. Şahin Yaman, uluslararası ticaret, jeoekonomi, enerji politikaları ve küresel ekonomik yönetişim alanlarında çalışan bir isim. Ticaret Bakanlığı’nda uzun yıllar görev yaptı. 2002-2015 arasında Türkiye’nin Cenevre Daimi Temsilciliği’nde, Dünya Ticaret Örgütü nezdinde ticaret müşavirliği yaptı. 2023’te Ticaret Bakanlığı’ndan emekli oldu. Akademik birikimi, devlet tecrübesi ve Dünya Ticaret Örgütü içinden gelen gözlemi, bu tartışmayı sıradan bir “ABD zayıflıyor mu?” sorusunun ötesine taşıyor.</p>
<p>Yaman’ın iddiası, ABD artık hegemon işlevini yerine getirmiyor. Kurduğu düzeni kendisi zedeliyor. Ticaret sistemini tıkıyor. Finansal mimaride tekel pozisyonunu kaybediyor. Barışı çoğaltmak yerine çatışma üretiminde merkezi aktör haline geliyor. Dolar ayakta, Amerikan ordusu büyük, Amerikan teknolojisi etkili. Hegemonu, hegemon kılan taşıyıcı kolonlar çalışmıyor:</p>
<p><strong><em>“…Güçlü devlet başka hegemon başka. Hegemon, kendi çıkarını dayatan aktör değil, sistem kurar, işletir, ticaretin akmasını sağlar, finansal krizlerde likidite üretir, güvenlik şemsiyesi sunar. Hatta rakiplerine bile belli ölçüde fayda sağlar. Dünya ekonomisine kamu malı verir...”</em></strong></p>
<p><strong>Hegemonya ne anlama geliyordu?</strong></p>
<p>Hegemonya tanımını yaparken Yaman’ın referansı, tartışmayı dünya ekonomisinin istikrarı üzerinden kuran Charles Kindleberger. Kindleberger’e göre hegemon, küresel ekonomiyi ayakta tutan kamu mallarını sağlar. Para sistemini taşır. Ticaret akışını korur. Finansal düzeni dengeler. Güvenlik sağlar.</p>
<p>İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan Amerikan düzeni bu mantıkla çalıştı. IMF, ödemeler dengesi krizlerinde devreye girdi. Dünya Bankası, kalkınma finansmanının ana adreslerinden biri oldu. GATT ve ardından Dünya Ticaret Örgütü, küresel ticaretin kurallarını belirledi. Dolar, sistemin ana para birimi haline geldi. Amerikan donanması, ticaret yollarının güvenlik zemini oldu. NATO, askeri mimarinin ana taşıyıcılarından biri olarak çalıştı. Hatta önemli bir katman daha eklendi: Yumuşak güç. Amerikan üniversiteleri, teknoloji şirketleri, sineması, medyası, popüler kültürü, yönetim dili, iş yapma biçimi, marka mimarisi ve eğitim sistemi bu düzenin zihinlerde kabul görmesini sağladı.</p>
<p><strong>Neden girdik hegomanyaya, neden çıkıyoruz?</strong></p>
<p>Amerikan düzeni baskı üretirken anlatı da üretti (story telling). O kadar güçlü ki, kendisini serbest ticaret, açık piyasa, kalkınma, hukuk, kurumsallık, demokrasi, modernleşme ve güvenlik diliyle anlattı. Bu anlatı dünyanın büyük bölümü için çekici oldu. Kimi ülkeler bu düzene zorunlu olarak dahil oldu. Kimi ülkeler fırsat gördü. Kimi ülkeler Batı sistemiyle bütünleşmeyi kalkınma yolu saydı.</p>
<p>Bu düzenin askeri ayağı ABD’nin küresel üs ağı, donanması, NATO içindeki belirleyici rolü, güvenlik mimarisini taşıdı. Finansal ayağı, IMF, Dünya Bankası ve dolar… ticaret ayağı, GATT ve Dünya Ticaret Örgütü, kuralların evrensel göründüğü zemini oluşturdu. Bir kültürel ayağı vardı. Eğitim, teknoloji, medya, sinema, İngilizce ve Amerikan yaşam tarzı, sisteme rıza üretti.</p>
<p>Hegemonya 2001’de sarsıldı. 2001, iki yönlü bir kırılma yılıydı. Çin, Dünya Ticaret Örgütü’ne girdi. Aynı yıl ABD, Afganistan’ı işgal etti. 2003’te Irak savaşı başladı; Doha Kalkınma Müzakereleri ve Cancun süreci küresel ticaret sistemi açısından sonuç üretemedi. 2008 finans krizi Batı’nın ekonomik yönetim kapasitesine güveni sarstı. 2019’da Dünya Ticaret Örgütü’nün temyiz sistemi fiilen kilitlendi. Bugün, Hong Kong’la birlikte düşünüldüğünde Çin’in ticaret hacmi 4,6-4,7 trilyon dolar bandına ulaşıyor. ABD’nin ticaret hacmi yaklaşık 2,2 trilyon dolar civarında kalıyor.</p>
<p><strong>Yeni araçlar; dolar, enerji, nadir element, çip</strong></p>
<p>Hegemonya araçları çoğaldı. Enerji, nadir elementler, çip, LNG, kaya gazı, tedarik zinciri ve kritik üretim kapasitesi aynı dosyanın parçası oldu.</p>
<p>Yaman, doların Merkez Bankası rezervlerindeki payının yüzde 55-57 bandında olduğunu söylüyor; “Bu ağırlık tek başına hegemonya üretmeye yetmiyor. Para, algının en geç değiştiği alanlardan biridir.”</p>
<p>Diğer başlıkları Yaman’ın ifadelerinden kopararak vermek yazının kurgusu açısından sağlıklıı olacak;</p>
<ul>
<li>“…Kaya gazı, ABD’yi 2020’lere gelirken dünyanın en büyük petrol ve gaz üreticilerinden biri haline getirdi. Pahalı bir enerji. Yüksek fiyat ortamı gerekir.</li>
<li>“…Ukrayna savaşı Rusya gazının Avrupa’dan çekilmesi, Amerikan LNG’sine alan açtı. Almanya’nın enerji maliyetleri arttı. Avrupa sanayisinin rekabet gücü zorlandı. Enerji arz güvenliği, sanayi gücü, bağımlılık ilişkisi ve jeopolitik yön tayini meselesi.</li>
<li>“…Nadir elementler; Savunma sanayi, ileri teknoloji, yapay zekâ altyapısı, elektronik sistemler, füze teknolojisi ve çip üretimi bu kaynaklara bağlı. Çin bu alanda güçlü bir işleme ve tedarik kapasitesine sahip. ABD’nin bağımlılığı kısa sürede kırması kolay görünmüyor.</li>
<li>“…Çip ise yeni dönemin en stratejik başlıklarından biri. Çip olmadan savunma sanayi, yapay zekâ, sağlık teknolojileri, otomotiv, haberleşme ve enerji sistemleri çalışamaz. Çip milli güvenlik meselesidir.”</li>
</ul>
<p><strong>İngiltere; önce fiilen, sonra zihinde çöktü</strong></p>
<p>Yaman, Amerikan hegemonyasını anlatırken İngiliz hegemonyasına geçiş yaptı. “Tarih tekerrür ediyor” demek istedi: “19’uncu yüzyılda İngiltere dünya sisteminin merkezindeydi. Sterlin güçlüydü. İngiliz donanması ticaret yollarını kontrol ediyordu. İngiliz İmparatorluğu küresel ticaretin ve deniz gücünün simgesiydi. “Üzerinde güneş batmayan imparatorluk” ifadesi yalnızca bir övünç cümlesi değildi. Bir dünya düzenini anlatıyordu.”</p>
<p>Yaman’ın ifadesi çarpıcı: “Eski inançlar kolay ölmez. Çünkü kurumlar hâlâ oradadır. Para hâlâ tedavüldedir. Donanma denizdedir, dil güçlüdür. Algı, gerçekliğin arkasından gelir.”</p>
<p>Bugüne geldiğimizde argümanı konuğumun sözlerinden özetlemek isterim; “Doların hâlâ güçlü olması, Amerikan hegemonyasının sağlıklı olduğu anlamına gelmiyor. Amerikan ordusunun hâlâ büyük olması, sistem kurma kapasitesinin sürdüğü anlamına gelmiyor. Amerikan teknolojisinin hâlâ etkili olması, küresel düzenin aynı merkezden yönetildiği anlamına gelmiyor. Güç ile hegemonya arasındaki fark bu.”  </p>
<p><strong>Ve Türkiye; nerede duruyor?</strong></p>
<p>Amerikan hegemonyasının çöküşü, ABD’nin sahneden çekildiği anlamına gelmiyor. ABD hâlâ dünyanın en etkili güçlerinden biri. Hegemonya çöktüğünde boşluk doğuyor. Ticaret savaşları kaynak savaşlarına yaklaşıyor. Enerji maliyeti dış politikayı belirliyor. Çip üretimi milli güvenlik başlığı oluyor. Nadir element tedariki savunma stratejisine dönüşüyor. Sanayi coğrafyası ülkenin kaderini belirliyor.</p>
<p>Yaman’a göre Türkiye’nin ilk önceliği savaş ekonomisi, deprem, salgın ve olağanüstü hal koşullarına göre ekonomik dayanıklılık inşa etmek olmalı. İkinci öncelik stratejik sektör kaleleri kurmak. Konut, gıda, enerji ve ulaşımda dayanıklı sistemler tasarlamak, yeni dünya düzeninde sosyal politika kadar jeoekonomik güvenlik meselesidir.</p>
<p>Yaman’a göre Türkiye’nin önümüzdeki dönemde üç temel jeoekonomik önceliği var.</p>
<ul>
<li>Birincisi savaş ekonomisine hazırlık. Cephe savaşı anlamında kullanmıyor. Deprem, salgın, olağanüstü hal, büyük saldırı, bölgesel kriz ve tedarik zinciri kırılmaları aynı hazırlık mantığı içinde düşünülmeli;</li>
</ul>
<p>“…Marmara Bölgesi, Türkiye’nin en kritik risk alanı olarak öne çıkıyor. Sanayi, finans, lojistik ve nüfus yoğunluğu büyük ölçüde Marmara’da toplanmış durumda. Bu yoğunlaşma normal zamanda verimlilik sağlar. Kriz zamanında kırılganlık üretir. Büyük bir deprem, askeri saldırı, altyapı çöküşü ya da olağanüstü bir kriz, Türkiye ekonomisinin kalbini aynı anda hedef alabilir…”</p>
<p>Sanayi riskinin dağıtılmasını savunuyor. İç Anadolu, Çukurova ve farklı bölgeler stratejik üretim açısından yeniden düşünülmeli. Bu bölgesel kalkınma tartışması değil. Milli güvenlik tartışması.</p>
<ul>
<li>İkinci öncelik stratejik sektör kaleleri oluşturmak. Savunma sanayi Türkiye için önemli bir örnek. Bu alanda devlet desteği, özel sektör çevikliği, mühendislik kapasitesi ve siyasi uzlaşma belirli bir model ortaya çıkardı. Yaman’a göre benzer yaklaşım tıbbi cihaz, ilaç, sağlık sistemleri, mikroçip, nadir elementler ve kritik teknoloji alanlarına taşınmalı.</li>
</ul>
<p>Burada önerilen klasik kamulaştırma değil. Devlet aklı ile özel sektör dinamizmini birleştiren, siyasal ranttan uzak, uzun vadeli, milli güvenlik odaklı bir üretim modeli. Savunma sanayinde oluşan hassasiyetin başka stratejik sektörlere yayılması gerekiyor.</p>
<ul>
<li>Üçüncü öncelik temel yaşam maliyetleri. Yaman, konut, gıda, enerji, ulaşım ve sağlık gibi alanlarda Türkiye’nin daha güçlü, daha erişilebilir ve daha dayanıklı modeller geliştirmesi gerektiğini söylüyor. İnsanların ömrünü ev, araba ve temel ihtiyaç maliyetlerine harcamadığı bir düzen mümkün olabilir. Bu da yalnızca sosyal politika değil, üretim politikasıdır.</li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hegemonya-kimin-elinde-turkiye-nerede-80483</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hegemonya kimin elinde; Türkiye nerede? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/istirahat-raporlarinin-duzenlenmesinde-yetkiler-sureler-ve-itiraz-80481</guid>
            <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstirahat raporlarının düzenlenmesinde yetkiler, süreler ve itiraz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sağlık raporlarının ne şekilde hangi sağlık hizmeti sunucularında düzenleneceği, formatları ve itiraz süreçlerini düzenleyen <strong>Sağlık Raporları Yönetmeliği</strong> 19.05.2026 tarihli, 33258 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.</p>
<p>Söz konusu yönetmelikte başvuru, muayene esasları ve sağlık kurullarının teşkili, istirahat raporları, engelli sağlık kurulu raporları, emniyet teşkilatına alınacak öğrenciler ve memurlar hakkında düzenlenecek sağlık kurulu raporu, silah bulundurma veya taşıma ruhsatı alacak kişilere verilecek sağlık raporu , diğer raporlar, adli hekimlik hizmetleri, raporların formatı ve düzenlenmesi, özel sağlık hizmeti sunucularında sağlık raporu düzenlenmesi ve raporlara itiraz konuları ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.</p>
<p>Yazımızda, yeni yürürlüğe girmiş olan <strong>Sağlık Raporları Yönetmeliği</strong> ve <strong>SGK mevzuatı</strong> dikkate alınarak daha çok çalışanları ilgilendiren <strong>istirahat raporları</strong>, bu raporları düzenleme konusunda hekimlerin yetkileri ve raporlara itiraz süreçlerine değinilecektir.</p>
<p><strong>İstirahat raporlarında </strong><strong>yetkiler ve süreler</strong></p>
<p>İstirahat raporları muayenenin bir parçası olup, Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) bağlı çalışanların hastalık, iş kazası, meslek hastalığı veya analık gibi nedenlerle işlerini geçici bir süreyle yerine getirememesi durumunda, yetkili hekimler veya sağlık kurulları tarafından verilen kişinin geçici olarak çalışamayacağını kanıtlayan resmi bir belge olup, gerekli şartların sağlanması durumunda da SGK'dan geçici iş göremezlik ödeneği (rapor parası) alınmasına imkan sağlamaktadır.</p>
<p>Öncelikle belirtmek gerekir ki istirahat raporlarının sosyal güvenlik yönünden geçerli olabilmesi ve bu raporlara istinaden geçici iş göremezlik ödeneği alınabilmesi için Sağlık Bakanlığınca yetkilendirilmiş ve SGK ile sözleşmeli ya da sözleşmesiz sağlık hizmeti sunucularında görev yapan hekimlerce düzenlenmesi gerekmektedir.</p>
<table width="0">
<tbody>
<tr>
<td colspan="4" width="624">
<p><strong>İstirahat raporlarında düzenleme yetkisi ve süreler</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="168">
<p><strong>Raporu düzenleyen</strong></p>
</td>
<td colspan="2" width="210">
<p><strong>İstirahat süresi</strong></p>
</td>
<td width="246">
<p><strong>Açıklamalar</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2" width="186">
<p><strong>İşyeri Hekimi</strong></p>
</td>
<td width="192">
<p>En fazla 2 gün</p>
</td>
<td width="246">
<p>Aynı vaka ve aynı kişi için</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2" width="186">
<p><strong>Tek Hekim/Aile Hekimi</strong></p>
</td>
<td width="192">
<p>Bir defada en fazla 10 gün</p>
</td>
<td width="246">
<p>1)İstirahat raporunda <strong>kontrol muayenesi öngörülmüş ise</strong> kontrol muayenesi sonrasında tek hekim tarafından <strong>en çok 10 gün daha</strong> istirahat raporu verilebilir.<br />2) Kontrol muayenesi sonrasında <strong>10 günden fazla</strong> istirahat verilmesinin gerekmesi durumunda bu raporun <strong>Sağlık Kurulunca </strong>verilmesi zorunludur.<br />3)<strong>Bir takvim yılı içinde</strong> <strong>tek hekim tarafından aynı kişiye</strong> verilecek istirahat raporlarının toplamı <strong>40 günü geçemez.</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2" width="186">
<p><strong>Sağlık Kurulu</strong></p>
</td>
<td width="192">
<p>İlk tedaviye başlandığı tarihten itibaren en fazla 6 ay</p>
</td>
<td width="246">
<p>Tedaviye devam edilmesi hâlinde malullük hâlinin önlenebileceği veya önemli oranda azaltılabileceği <strong>sağlık kurulu raporu ile tespit edilirse bu süre uzatılır.</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="210"> </td>
<td width="23"> </td>
<td width="240"> </td>
<td width="308"> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Özel muayenehane hekimlerince </strong><strong>düzenlenen istirahat raporları</strong></p>
<p>SGK Sağlık Uygulama Tebliği’nde, “İş Yeri Hekimlikleri, Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik” kapsamında açılan <strong>özel poliklinikler</strong>, “Ağız ve Diş Sağlığı Hizmeti Sunulan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik” kapsamında açılan <strong>ağız ve diş sağlığı hizmeti veren özel sağlık kuruluşları</strong> birinci basamak özel sağlık kuruluşu olarak tanımlanmıştır.</p>
<p>Bu tanıma istinaden ağız ve diş sağlığı hizmeti sunan sağlık kuruluşu kapsamında olanlar hariç olmak üzere <strong>“muayenehaneler”</strong> sağlık hizmet sunucuları arasında belirtilmediğinden, <strong>herhangi bir sağlık tesisine bağlı olmadan özel muayenehanesi olan hekimler tarafından </strong>sigortalılar adına düzenlenen raporlara istinaden sigortalıların istirahatli bırakıldığı sürelere ait geçici iş göremezlik ödenekleri ödenmemektedir.</p>
<p>Bu durumda özel muayenehane hekimleri tarafından istirahati uygun görülen sigortalıların geçici iş göremezlik ödeneği almak istemeleri halinde SGK ile sözleşmeli veya sözleşmesiz sağlık hizmet sunucularına müracaat etmeleri gerekmekte olup, yapılacak muayene sonucu sigortalının istirahatine lüzum görülmesi halinde yeniden düzenlenen istirahat raporlarına istinaden gerekli şartları sağlamaları durumunda SGK’dan geçici iş göremezlik ödeneği alınabilecektir</p>
<p><strong>İstirahat raporlarına itiraz işlemleri</strong></p>
<p>Zaman zaman düzenlenen istirahat raporlarına itiraz gündeme gelebilmektedir.</p>
<p>Sağlık Raporları Yönetmeliğine göre<strong>, istirahat raporlarının fenne uygunluğu konusunda tereddüt bulunması</strong> ve <strong>rapor süresinin tek seferde 2 günü</strong>, <strong>yıl içinde toplamda 5 günü aşması hâlinde</strong> kişi hastalık izni kullanıyor sayılmakla birlikte, bağlı bulunduğu kurumca doğrudan, Sağlık Bakanlığınca belirlenen hakem hastane listesinde yer alan sağlık hizmeti sunucularından kişinin bulunduğu yere en yakın aynı veya üst roldeki bir hastaneye sevk edilmekte ve sonucuna göre işlem yapılmaktadır.</p>
<p>İtiraza konu istirahat raporunu ilk düzenleyen hastane aynı zamanda hakem hastane listesinde yer alıyor ise kişi listede yer alan aynı veya üst roldeki diğer en yakın hastaneye sevk edilmektedir.</p>
<p>Hakem hastaneye sevk edilen kişi, sevk yazısı ile birlikte ilgili hastaneye doğrudan müracaat etmektedir.</p>
<p>İstirahat raporlarına yönelik yapılan itirazlar, sevkin yapıldığı <strong>hakem hastanenin sağlık kurulunca</strong> değerlendirilmektedir.</p>
<p><strong>Hakem hastanenin sağlık kurulu kararları kesin olup, bu kararlara itiraz edilememektedir.</strong></p>
<p>Kamu kurum ve kuruluşlarında görevde bulunan kamu personelinin istirahat raporlarına kurumlarınca yapılan itiraz hâlinde ücret talep edilmemekte, bunlar dışındaki istirahat raporlarına itiraz hâlinde ise ortaya çıkacak <strong>sağlık hizmeti giderleri itirazda bulunandan</strong> tahsil edilmektedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/istirahat-raporlarinin-duzenlenmesinde-yetkiler-sureler-ve-itiraz-80481</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstirahat raporlarının düzenlenmesinde yetkiler, süreler ve itiraz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rus-ekonomisinin-havuz-problemi-80480</guid>
            <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 07:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rus ekonomisinin havuz problemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a225d6765d39-1780637031.jpeg" alt="" width="227" height="285" />Dr. MAKBULE YALIN</strong></p>
<p><strong>TBMM AB Uyum Komisyonu Danışmanı - TOBB ETÜ Yarı Zamanlı Öğretim Görevlisi</strong></p>
<p><strong>Güçlü rublenin ithalatı ucuzlatması sayesinde nisan ayında enflasyonun %5,7’ye yavaşlaması ve Rus turistlerin Türkiye turlarına hücum etmesi, yapısal çürümenin üzerindeki geçici bir makyajdan ibaret.</strong></p>
<p>Batı medyasının "Rusya'nın Davos'u" olarak adlandırdığı St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu ile Kremlin dünyaya "Hâlâ küresel ekonominin çekim merkeziyiz" illüzyonunu satmaya çalışıyor. Ancak bu gösterişli vitrinin arkasında, manşetleri deşifre eden iki sarsıcı gerçek var: Bir yanda Orta Doğu şokuyla şahlanan bir Rus rublesi, diğer yanda ise Ukrayna İHA’larıyla delinen Rus petrol rafinerileri.</p>
<p>Tam da bu noktada, iktisat biliminin temel laboratuvar kuralı olan <em>Ceteris Paribus</em> (diğer tüm durumlar sabitken) varsayımı, jeopolitiğin vahşi arenasında paramparça oluyor. Gerçek dünyada hiçbir değişken sabit değil; Rusya, ABD-İran gerilimi gibi tamamen kendi dışındaki bir jeopolitik krizden gelen kısa vadeli bir fiyat zaferinin illüzyonuyla günü kurtarıyor. Oysa madalyonun diğer yüzünde, fiziksel olarak kilitlenen üretim miktarı ve artan bütçe maliyetleri, Rus ekonomisini uzun vadede kendi havuzunun dibine doğru sessizce çekiyor.</p>
<p><strong>Üstteki musluk: Zehirli fiyat hediyesi</strong></p>
<p>İktisat kuramına göre, kısa dönemde piyasalar şoklara öncelikle fiyat mekanizması üzerinden tepki verir. Şubat ayında varili 44 dolar seviyesinde olan Rus Urals ham petrolü, Orta Doğu’daki ABD-İran gerilimi ve Hürmüz Boğazı’na yönelik kısıtlamaların ardından nisan ayında 94 dolara kadar yükseldi. Rusya’nın doğrudan müdahalesi olmadan gelişen bu jeopolitik süreç, ülke ekonomisi üzerinde belirgin bir dışsal etki yarattı.</p>
<p>Bu dışsal şokun getirdiği gelirler, piyasaya yaklaşık bir buçuk aylık bir zaman gecikmesiyle (time lag) yansıdı. Petrol fiyatlarındaki artışa bağlı olarak döviz girişinin yükselmesi, rubleyi dolar karşısında destekledi. Mart ayında 86 seviyesinin üzerinde olan dolar/ruble kuru, haziran ayı itibarıyla 71 seviyelerine kadar geriledi. Kremlin, dışarıdan gelen bu petrol gelirleri sayesinde Ukrayna’daki askeri operasyonlarını finanse edecek acil nakit akışını sağlamış oldu.</p>
<p>Ancak kısa dönemli fiyat hareketlerinin uzun dönemdeki yapısal etkileri tamamen farklı bir yön izliyor. Karşımıza çıkan ilk çelişki, Rusya bütçesinin kendi kurgusunda saklı. Rusya Maliye Bakanlığı, bütçeyi daha yüksek bir döviz kuru ve 59 dolarlık taban petrol fiyatı üzerine planlamıştı. Rublenin dış şokla aşırı değer kazanması, ihraç edilen petrolden elde edilen yerel para cinsinden bütçe gelirlerini azalttı. Güçlü ruble sebebiyle Rus bütçesi ayda yaklaşık 100 ila 150 milyar ruble arasında bir gelir kaybına uğruyor. Bu durum ithalatçılar ve döviz cinsi gideri olan şirketler için avantaj yaratsa da, büyük ihracatçıların yatırım programlarını daraltmasına yol açıyor.</p>
<p><strong>Savaş finansmanı ve küçülen ekonomi</strong></p>
<p>Rusya Merkez Bankası Eski Başkan Yardımcısı Oleg Vyugin, bütçe kaynaklarının dağılımındaki bu çözümsüzlüğü net bir ekonomik çerçeveye oturtuyor. Vyugin’e göre Rusya, bir resesyon ile askeri harcamaların azaltılması arasında tercih yapmak zorunda. Askeri finansmanın mevcut düzeyde sürdürülmesi, sürekli artan kamu harcamalarını, vergi artışlarını, ekonominin resesyona girmesini ve reel gelirlerin düşmesini beraberinde getiriyor.</p>
<p>Petrol gelirlerinin sivil yatırımlar yerine askeri harcamalara kanalize edilmesi, Rus ekonomisinde yapısal bir tıkanıklığa yol açmış durumda. Merkez Bankası’nın enflasyonu baskılamak için uyguladığı yüksek politika faizi, sivil sektördeki kredileri ve yatırımları kısıtlıyor.</p>
<p>Bu durum ekonomik büyüme rakamlarına doğrudan yansımaktadır: Rusya ekonomisi 2024 yılındaki %4,9’luk büyümenin ardından geçen yıl %1 seviyesine geriledi. 2026 yılının ilk çeyreğinde ise ekonomi %0.2 oranında küçülme kaydetti. Yüksek faiz oranları, Batı yaptırımları ve güçlü rublenin yarattığı bütçe baskısı birleştiğinde, bu yılki büyüme tahmini %0,4 gibi oldukça sınırlı bir düzeyde kalıyor. Putin’in ilk 15 yılındaki ekonomik büyüme trendiyle ulaşılan 2,3 trilyon dolarlık hacim, bugün Rus devlet verilerine göre yaklaşık 2,9 trilyon dolara çıksa da, bu büyüklük 45 trilyon dolarlık NATO ittifakının toplam ekonomik gücü karşısında oldukça sınırlı bir rasyoya işaret ediyor. Nisan ayında enflasyonun %5,7’ye gerilemesi ve iç tüketimdeki geçici hareketlilik, tabandaki bu yapısal durgunluğu değiştirmiyor. Başka bir ifade ile güçlü rublenin ithalatı ucuzlatması sayesinde Nisan ayında enflasyonun %5,7’ye yavaşlaması ve Rus turistlerin Türkiye turlarına hücum etmesi, yapısal çürümenin üzerindeki geçici bir makyajdan ibaret.</p>
<p><strong>Miktar kısıtı ve yanan rafineriler</strong></p>
<p>Havuzun altındaki ikinci ve en ölümcül delik ise Ukrayna’nın askeri stratejisinde gizli. Uzun dönemde ekonomi fiyatla değil, miktar ve kapasiteyle (quantity) konuşur. Ukrayna, Rusya’nın ham petrol boru hatlarını değil, o petrolü işleyip katma değerli ürüne (benzin, dizel, jet yakıtı) dönüştüren rafinerilerini vuruyor. Son haftalarda Rusya’nın merkezindeki neredeyse tüm büyük rafineriler İHA saldırıları nedeniyle üretimi durdurmak veya azaltmak zorunda kaldı.</p>
<p>Bu durum Rusya ekonomisini katı bir "miktar kısıtına" (quantity constraint) çarptı. İçeride yakıt krizi baş gösterince Kremlin jet yakıtı ihracatını yasakladı; benzin ve dizel ihracatını kısıtlama planları yapıyor. Rafineriler işleyemediği için Rusya, elindeki ham petrolü acilen batı limanlarına (Primorsk, Ust-Luga, Novorossiysk) yönlendirdi. Mayıs ayında bu limanlardan yapılan ham petrol ihracatı %15 artarak günlük 2,5 milyon varile ulaştı. Bu, rafinerilerin yine vurulduğu Eylül 2025’ten bu yana en yüksek ham petrol ihracat miktarı.</p>
<p>Ancak iktisadi gerçek şu: Rusya’nın batı limanlarının ihracat kapasitesi sınırlı. Yani dünyada petrol fiyatı İran krizi yüzünden ne kadar artarsa artsın, Rusya rafinerileri yandığı ve liman kapasitesi dolduğu için fiziksel olarak daha fazla petrol satıp bu fiyattan yararlanamıyor. Miktar kilitlendiği için, fiyat artışının getirdiği tüm avantaj sınırda kalıyor. Üstelik Ukrayna, Novorossiysk Limanı’nı ve Transneft boru hatlarını bombalayarak bu sınırlı çıkış kapılarını da sürekli taciz ediyor.</p>
<p><strong>Barışın ertelendiği yeni soğuk savaş</strong></p>
<p>Günün sonunda, rublenin döviz piyasasındaki kısa vadeli hareketi, Rus ekonomisinin yapısal gerçeklerini örtmeye yetmiyor. Rusya, küresel sistemin "yeni bir Soğuk Savaş" mekanizmasına evrilişini tecrübe ediyor. Bu süreç, sıcak bir dünya çatışmasından ziyade, barış ihtimalinin sürekli ertelendiği ve çözümsüzlüğün kronikleştiği bir yıpranma dönemidir.</p>
<p>Çözümsüz geçen her ay, faturayı sadece cephe hatlarına kesmiyor, küresel ekonomik dengeleri de yıpratıyor. Rusya, tamamen kendi dışındaki bir krizden (İran geriliminden) elde ettiği kısa vadeli fiyat artışıyla bütçesini ve savaşı finanse ettiğini varsayıyor. Ancak uzun dönemin miktar kısıtları, hasar gören rafineriler ve Oleg Vyugin’in işaret ettiği bütçe maliyetleri, ekonomik havuzun tabanındaki sızıntıyı büyütüyor. Barışın ertelendiği bu yeni Soğuk Savaş ikliminde zaman, kısa vadeli fiyat illüzyonuna rağmen, uzun vadeli kapasitesi kilitlenen Rusya’nın aleyhine işliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rus-ekonomisinin-havuz-problemi-80480</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/0/1280x720/677-1780633682.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rus ekonomisinin havuz problemi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dusuk-buyume-yuksek-enflasyon-donemi-80479</guid>
            <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 07:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Düşük büyüme, yüksek enflasyon dönemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu hafta açıklanan veriler, Türkiye ekonomisinin 2026 yılında zorlu bir dönemece girdiğini bir kez daha ortaya koydu. Karşımızda düşük büyüme, yüksek enflasyon ve yapısal sorunların iç içe geçtiği bir ekonomik tablo bulunuyor.</p>
<p><strong>Büyümede sert yavaşlama</strong></p>
<p>Öncelikle büyüme tarafına bakalım. Bu hafta açıklanan milli gelir verileri, ekonominin yılın ilk çeyreğinde neredeyse yerinde saydığını gösterdi. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış verilere göre ekonomi bir önceki çeyreğe kıyasla yalnızca yüzde 0,1 oranında büyüdü. Bu oran, son iki yılın en düşük büyüme performansına işaret ediyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a225490c0d91-1780634768.png" alt="" width="482" height="331" />Ancak sorun yalnızca büyümenin yavaşlaması değil. Büyümenin kompozisyonu da uzun süredir uygulanmakta olan makro-finansal istikrar programının hedeflediği ekonomik dengelenmeden uzak bir görünüm sergiliyor. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış verilere göre yılın ilk çeyreğindeki büyümenin tamamı tüketim kaynaklı gerçekleşti. En hızlı artan kalem ise kamu tüketim harcamaları oldu. Buna karşılık sabit sermaye oluşumu, yani yatırımlar, bir önceki çeyreğe göre yüzde 2,2 oranında azaldı. En sert düşüş ise dış talepte yaşandı. Mal ve hizmet ihracatı bir önceki çeyreğe göre yüzde 7,5 oranında küçüldü.</p>
<p><strong>Enflasyonda kalıcı atalet</strong></p>
<p>Ekonomik faaliyet tarafında zayıflama görülmesine rağmen maakesef enflasyonda kayda değer bir iyileşme sağlanamadı. Yılın ilk çeyreğinde ortalama enflasyon yüzde 31 olurken ikinci çeyrekte bu %32 civarında gerçekleşecek görünüyor.</p>
<p>Üstelik ekonomi, jeo-politik gelişmelerden enerji fiyatlarına, kur hareketlerinden maliyet baskılarına kadar çok sayıda eş zamanlı şoka maruz kalmaya devam ediyor. Bu görünüm altında yıl sonu enflasyonunun yüzde 30'un altına gerilemesi giderek daha düşük bir olasılık haline geliyor.</p>
<p>Bu durum, Türkiye ekonomisinin bir süredir mücadele ettiği düşük büyüme-yüksek enflasyon ikileminin devam ettiğini gösteriyor.</p>
<p><strong>Yükün büyük bölümü </strong><strong>çalışanların üzerinde</strong></p>
<p>Ekonomik büyümenin düşük, enflasyonun ise yüksek seyrettiği dönemlerde en büyük yükü sabit gelirli kesimler taşır. Nitekim son yıllarda bunun etkilerini toplumsal refahtaki gerileme ve gelir dağılımındaki bozulma şeklinde gözlemledik.</p>
<p>Bu tablonun bir diğer yansıması da iş gücü piyasasında ortaya çıkıyor. Manşet işsizlik oranı yüzde 8 ile tarihsel ortalamalara göre nispeten düşük görünse de daha geniş bir gösterge olan âtıl işsizlik oranı yüzde 30’lar civarında seyrediyor. Bu oran, pandemi döneminden bu yana görülen en yüksek seviyeler arasında yer alıyor. Başka bir ifadeyle, resmi işsizlik verileri görece olumlu görünse de iş gücü piyasasında önemli bir âtıl kapasite bulunmaya devam ediyor.</p>
<p><strong>Önümüzdeki dönemin </strong><strong>temel sınaması</strong></p>
<p>Özetle, Türkiye ekonomisi büyümenin belirgin şekilde yavaşladığı, enflasyonun ise yüksek seyrini koruduğu bir döneme girmiş durumda. Bu tablo, uygulanan makro-finansal sıkılaşma politikalarının kaçınılmaz ödünleşmelerini daha görünür hale getiriyor.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde temel soru, fiyat istikrarını sağlamak amacıyla katlanılan ekonomik maliyetlerin ne kadar süreceği ve bu maliyetlerin toplumun farklı kesimleri üzerindeki yükünün nasıl paylaşılacağı olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dusuk-buyume-yuksek-enflasyon-donemi-80479</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Düşük büyüme, yüksek enflasyon dönemi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cheapflation-ne-kadar-dikkate-aliniyor-80478</guid>
            <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 07:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Cheapflation&#039; ne kadar dikkate alınıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Düşük gelirli haneler, bütçelerinin çok daha büyük bir kısmını "kalite merdiveninin" alt basamaklarında yer alan ucuz ürünlere ayırıyor. Bu ürünlerdeki fiyat artış oranları yüksek olduğunda, yoksul hanelerin maruz kaldığı kişisel enflasyon oranı, zengin hanelere göre çok daha yüksek hale geliyor.</strong></p>
<p><strong>Uzun bayram tatilinden sonra iki önemli verinin geldiği haftadayız. </strong>Bu verilerden ilki haftanın ilk günü gelen 1. çeyrek büyüme verisi iken, diğeri haftanın son günü açıklanan Mayıs ayı enflasyon verisi.</p>
<p><strong>Ben yazıyı yazarken TÜİK enflasyonu henüz açıklanmamıştı. Fakat yine de mayıs ayı verisine ışık tutabilecek 2 farklı enflasyon verisi gördük. </strong></p>
<p>Bunlardan ilki; İstanbul Ticaret Odası tarafından açıklanan ‘<strong>İstanbul Tüketici Fiyat İndeksi Mayıs 2026’ </strong>verisi. Mayıs ayında aylık değişim yüzde 1,83 olurken, gıda ve alkolsüz içecek grubunun aylık bazda yüzde 0,83 arttığını, buna karşılık lokanta ve oteller grubundaki aylık artışın ise yüzde 4,14 seviyesinde gerçekleştiğini görmüş olduk.</p>
<p>Diğeri ise Web TÜFE. Burada da mayıs ayında enflasyon artış oranı yüzde 1,55 olarak gerçekleşmiş. İTO TÜFE’ye benzer şekilde hizmetler grubunda ‘<strong>lokantalar ve konaklama hizmetleri’</strong>ndeki artış yüzde 4,25 ile çok yüksek bir oranda görülmekte. Gıda ve alkolsüz içecekler grubunun taze meyve ve sebze fiyatlarındaki sert mevsimsel düşüş sonucunda aylık yüzde -0,88’e gerileyerek Web TÜFE'ye -0,23 puan negatif katkı yaptığını ve bu hareketin Web TÜFE artışını sınırlandıran temel faktör olduğunu da yine bültenden öğrenmiş olduk.</p>
<p>Her iki enflasyon ölçümünde de mevsimsel etkilerden kaynaklı <strong>‘gıda fiyatlarındaki düşüş’</strong>ün aylık enflasyonun yüzde 2 altında gelmesine ana neden olduğu gözükse de <strong>Web TÜFE’de, Mayıs 2026 itibarıyla, taze sebze ve meyvelerin yıllık artış oranının yüzde 51,3, ekmek ve tahıllar grubunun yüzde 41,5, işlenmemiş gıda grubunun ise yüzde 40,1 artış gösterdiğini görüyoruz. </strong></p>
<p><strong>İTO TÜFE verisinde genel endeks yıllık yüzde 36,77 iken, gıda ve alkolsüz içecekler grubunda yıllık artış oranı 38,94. benzer bir durum TÜİK TÜFE’sinde de mevcut. </strong></p>
<p>Bu hafta içinde ‘<strong>National Bureau of Economic Research</strong><strong>’ </strong>tarafından yayınlanan bir dizi çalışma arasında Kunal Sangani’nin 35235 numaralı ‘<strong>Cheapflation Cycles</strong>’ başlıklı çalışması, enflasyonu daha uzun süre tartışacağımızı ve enflasyonun uzun süre gündemimizde olacağını dikkate aldığımızda, dikkat edilmesi gereken noktaları bize sunan bir çalışma.</p>
<p><strong>Firmalar, girdi maliyetlerindeki artışı </strong><strong>fiyatlara mutlak değerle yansıtıyor</strong></p>
<p>Sangani’nin bulduğu sonuçlara birazdan değineceğim ancak <strong>"Cheapflation"</strong> terimi ile ilk defa karşılaşanlara, bunun açıklamasını yapmak daha doğru olacaktır.</p>
<p><strong>Ucuz ürün enflasyonu, "ucuz" ve "enflasyon"un bir araya geldiği bir ekonomi terimi.</strong> <strong>"Cheapflation"</strong> akademik yazında aynı malın ucuz çeşitlerinin fiyatlarındaki artış hızının, daha pahalı çeşitlerinin fiyatlarına göre daha hızlı olduğunu ifade etmekte. Biraz daha açarsak, elimizde aynı ürünün bütçeye uygun diyeceğimiz (Cheap) ucuz bir markası olsun; diğerinin de daha pahalı olarak adlandıracağımız, ‘premium’ adı verilen bir markası olduğunu varsayalım. Premium ürünün kâr marjı daha yüksek olduğu için, fiyat artışlarına karşı söz konusu marj bir koruma kalkanı oluştururken, ucuz ürün için böyle bir kalkandan söz edilebilmesi mümkün değil.</p>
<p><strong>Bir başka gerçeklik ise maliyet enflasyonu yaşandığında firmaların girdi maliyetlerindeki artışı fiyatlara yüzdesel olarak değil, artış bazında kuruş, lira, sent, dolar olarak, yani mutlak değerle yansıtma eğiliminde olmaları.</strong></p>
<p>Örneğin; kahve çekirdeği fiyatları arttığında, kahve üreticileri genellikle hem pahalı hem de ucuz kahve markalarının fiyatlarını kilogram başına benzer miktarda artırır. Aynı miktardaki mutlak artış, düşük fiyatlı (ucuz) ürün için çok daha büyük bir <strong>yüzdesel değişim</strong> anlamına gelir. Örneğin, 2011 yılındaki emtia artışında, en ucuz birim fiyat grubundaki kahvelerin enflasyonu yüzde 40'a ulaşırken, en pahalı gruptakilerin enflasyonu yalnızca yüzde <strong>12</strong>'de kalmıştı. <strong>Bu olguya "cheapflation" (ucuz ürün enflasyonu) denilmekte.</strong></p>
<p>Benzer bir durumu fast food sektöründe de görebilmek mümkün. Örneğin Mc Donalds’ın iki bilinen ürününün 2014 ve 2024 fiyatlarına baktığımızda; Mc Chicken fiyat artışı yüzde 199, Mc Double yüzde 168 iken, Mc Donalds’ın en bilinen ürünü Big Mac’in fiyat artışı yüzde 50’de kalmış (https://www.visualcapitalist.com/charted-mcdonalds-price-inflation-2014-2024/)</p>
<p><strong>Düşük gelirliler, enflasyona </strong><strong>daha fazla maruz kalıyor</strong></p>
<p>Düşük gelirli haneler, bütçelerinin çok daha büyük bir kısmını "kalite merdiveninin" alt basamaklarında yer alan ucuz ürünlere ayırmakta. <strong>Bu ürünlerdeki fiyat artış oranları yüksek olduğunda, yoksul hanelerin maruz kaldığı kişisel enflasyon oranı, zengin hanelere göre çok daha yüksek hale gelmekte.</strong> Düşük gelirli haneler, tüketim sepetlerinin daha büyük bir bölümünü gıda ve enerji gibi temel mal ve hizmetlerden oluşturdukları için enflasyonun olumsuz etkilerine daha fazla maruz kalıyorlar. </p>
<p>Bununla birlikte, gelirimiz azaldığında sadece "daha az" harcamayız; harcama yapımızın "kimyası" değişir. Alışverişlerimiz daha fazla ucuz ürünlere doğru döner. Bu ‘zorunluluk’ enflasyona daha fazla maruz kalmamıza neden olur aslında.</p>
<p>Sangani çalışmasında özetle;</p>
<p>Fiyat seviyelerindeki geçişin, girdi fiyatlarındaki dalgalanmalara yanıt olarak ürün çeşitleri arasında enflasyonda sistematik farklılıklar yarattığını, girdi fiyatlarının göreceli fiyatı yükseldiğinde "cheapflation" yani "ucuz ürün enflasyonu" oluşturduğunu irdelemiş.</p>
<p><strong>Resmi istatistiklerin, maliyet kaynaklı enflasyonun gelir dağılımındaki eşitsiz yükünü olduğundan düşük gösterdiğini, </strong>hatta hesaplamalarına göre; enflasyon oynaklığı ve yukarı yönlü maliyetlere duyarlılığın çeşitli ölçütleri için, resmi enflasyon istatistiklerindeki toplamanın gelir grupları arasındaki eşitsizlikleri yüzde 70 ila yüzde 90 oranında olduğundan düşük gösterdiğini söylüyor. </p>
<p>Toplu verilerin kullanımından kaynaklanan sapmaların, özellikle 2021-2023 dönemi gibi (Pandemi sonrası dönem) girdi fiyatlarının keskin bir şekilde arttığı durumlarda daha da şiddetli olduğunu, bulduğu sonuçların, <strong>politika yapıcılar için, yaşam maliyetinin en hızlı arttığı dönemlerin aynı zamanda enflasyon eşitsizliğinin de arttığı dönemler olduğunu ve resmi istatistiklerin bu dönemlerdeki enflasyon eşitsizliğinin boyutuna ilişkin yetersiz bir rehber olabileceğini gösterdiğini savunuyor. </strong></p>
<p>Çalışma, gelir grupları arasında maliyet şoklarının eşitsiz dağılımına odaklanırken, aynı zamanda şehirlerin ve ülkelerin ortak maliyet şoklarına maruz kalma düzeylerinde de farklılıklar olduğunu ima ediyor.</p>
<p>Daha düşük fiyatlı çeşitlere sahip şehirlerin ulusal maliyet şoklarına yanıt olarak daha yüksek enflasyonla karşı karşıya kaldığını ve daha düşük fiyatlı çeşitleri ithal eden ülkelerin küresel maliyet şoklarının ardından, yüksek ithalat fiyat enflasyonuna daha fazla maruz kaldığını istatistiksel olarak gösteriyor. </p>
<p><strong>Ucuzcu marketlerde ki yüksek fiyat artışlarının tek nedeni yüksek kâr hırsı olmayabilir. Bu yönüyle de irdelemek lazım bence. </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cheapflation-ne-kadar-dikkate-aliniyor-80478</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cheapflation ne kadar dikkate alınıyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanciya-tesvik-sanayiciye-sikilasma-80477</guid>
            <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancıya teşvik, sanayiciye sıkılaşma</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in Nomura Yatırım Forumunda bu hafta verdiği mesajlar, dezenflasyon programından taviz verilmeyeceğini ortaya koyuyor. Bütçe açığının kontrol altına alınması ve kur hedefi gözetmeksizin Türk lirasına olan güvenin artırılması gibi ifadeler, makro dengelerin korunacağını gösteriyor. Tabii finansal hedeflere ulaşmaya ve istikrarı sağlamaya odaklanırken, üretimin kalbini oluşturan reel sektörü göz ardı etmek Türkiye’nin uzun vadeli ekonomik yapısını sarsma potansiyeli taşıyor.</p>
<p>Nitekim yılın ilk çeyreğinde ekonomik büyümenin hız kesmesi ve sanayi sektörünün yüzde 0,8 daralması, uygulanan politikanın bir yansımasıdır. Hâlihazırdaki öncü göstergeler de yüksek finansman maliyetleri altındaki sanayicinin zorlandığını tescilliyor. Sıkılaşma adımlarının üretim tabanında kalıcı bir zayıflamaya yol açması, dezenflasyon sürecinin getirdiği en kritik risklerden biri olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p>Yabancı sermayeye sağlanan geniş teşviklerin, daralma sürecine giren sanayiciden de esirgenmemesi gerekiyor. Enflasyon düşürülmeye çalışılırken, kaynakların verimli dağıtılması ve istihdam deposu olan sektörlerin seçici kredi kanallarıyla desteklenmesi önem arz ediyor. Üreticilerin korunmadığı bir ortamda, dışarıdan yeni yatırımları çekmek beklenen ekonomik faydayı sağlamayabilir. Dış pazarlarda iddialı ve yüksek katma değerli ihracat hedeflerini yakalamak, ancak sanayinin üretim gücü korunarak mümkün olabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanciya-tesvik-sanayiciye-sikilasma-80477</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancıya teşvik, sanayiciye sıkılaşma ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/papanin-yapay-zeka-hakkinda-goruslerinin-turkiye-icin-onemi-80476</guid>
            <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 07:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Papa’nın yapay zekâ hakkında görüşlerinin Türkiye için önemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bilmem farkında mısınız, son zamanlarda özellikle internette okuduğumuz metinlerde "sadece.... değil, aynı zamanda..." kalıbının kullanımı çok arttı. Oysa "not only... but also" kalıbı İngilizce'de yaygın olsa da dilimizde bu kadar yaygın bir kullanıma sahip değil. Herhalde bu kalıp, İngilizce’de dahi Shakespeare dönemine öykünerek yazanlar tarafından daha çok tercih ediliyordu; ta ki ChatGPT çıkana kadar. Ancak "sadece.... değil, aynı zamanda..." diye yazılan tüm metinlerin ChatGPT’nin eseri olduğunu düşünmeyin. Bunların bazılarını artık insanlar yazıyor. Zira bu durum sadece metinlerin ChatGPT'ye yazdırılmasından değil, aynı zamanda insanların giderek ChatGPT’leşmesinden de kaynaklanıyor.</p>
<p>Diller başka dillerden etkilenir. Geçmişte Türkçe, Farsça ve Arapça’dan etkilense de Osmanlı’nın son döneminden başlayarak, Fransızca ve İngilizce’den birçok kelime ödünç almıştır. Bu etkileşimle hem yeni kelimeler ithal ettik hem de yeni düşünce biçimlerini benimsemeye başladık. Zaten söz konusu diller, o dönemin hâkim düşünce biçiminin araçları olduğu için bizim lisanımızı da etkiledi. Burada bir tuhaflık yok. Şimdi ise yeni olan, bu etkileşimin insanlardan insanlara değil, yapay zekâdan insanlara doğru olması. “Artık sadece ChatGPT kullandığımız için değil, aynı zamanda ChatGPT gibi düşünmeye başladığımız için de ChatGPT gibi yazıyoruz!”</p>
<p>ABD’de üniversiteye başvururken her öğrencinin bir metin yazması beklenir. Bu metinde neden o okulda okumak istediğinizi anlatırsınız. Üniversiteler de bu başvuruları incelerken yalnızca test sonuçlarına, okul notlarına ve aldığınız referanslara bakmaz. Ayrıca, yazdığınız bu metinde kendi hikâyenizi nasıl anlattığınızı da değerlendirir. Yani, eğitimli her Amerikalının bir kez yazması gereken standart bir metinden bahsediyoruz. Bu amaçla yazılıp üniversitelere sunulmuş 370 bin metin üzerinde yapılan bir araştırmaya göre, ChatGPT icat edildiğinden beri metinlerin dil kalitesi, kullanılan ifadelerin canlılığı ve renkliliği artmış. Buna mukabil, metinlerdeki orijinal fikir sayısı azalmış. Neden? Çünkü ChatGPT insanlığın bugüne kadar yazdığı neredeyse tüm metinlerden öğrenen bir istatistiksel model. Oradaki zenginliği metninize aktarabiliyor, ama nihai kertede bu metinler aynı tornadan çıkmış gibi birbirine yakınsıyor. Malum, rahmetli Hasan Ersel’in dediği gibi “Ortalama, karaktersiz bir şeydir.” Yapay zekâdan yeni fikirler çıkmıyor. Cümleler havalı hâle geliyor, ancak birbirine benziyor.</p>
<p>ChatGPT’leşme meselesine ülkemiz özelinde bakalım: ChatGPT’leşme problemi hızla ödevlerden fabrikanızdaki kalite raporuna, şirketinizin teklif dosyasından bankaların kredi analizine, yönetim kuruluna yapılan sunumdan kamu kurumlarının hazırladığı raporlara ve hatta mahkeme iddianamelerine kadar yayılıyor. ChatGPT’leşmek, vasatlığın hızlı ve prezantabl hâle gelmesidir. Peki, Türkiye’nin yine bir başka Vasatistan olarak adlandırılmasının önüne geçmek için ne yapmalı? ChatGPT kullanımını yasaklayalım mı? En azından 16 yaşından küçükler için yasaklayıp sakıncalı etkilerini sınırlasak olmaz mı?</p>
<p>Hayır! Marifet, yapay zekâyı doğru kullanmak. Örneğin, ben yazılarımı yazarken yapay zekâyı üç aşamada kullanıyorum: Birincisi, örnekler bulmak için (Perplexity). İkincisi, beni zorlayacak karşı argümanlar geliştirmesi için (ChatGPT ve Claude). Üçüncüsü, bilgileri teyit etmek için (tekrar Perplexity). Ancak yazılarımı kendim yazıyorum. Bu süreç hoşuma da gidiyor. Çünkü sürecin sonunda ortaya çıkan yazı aslında bir ürün değil, aynı zamanda düşünme sürecinin bizatihi kendisi. İnsan yazarken düşüncelerini bir çerçeveye oturtuyor, bazen de saçmaladığını görüyor ve çelişkilerini fark ediyor, bazen de aklına hiç gelmeyecek bir fikir geliveriyor.</p>
<p>Rekabet Kurumu’nda işe ilk başladığımda bana verilen önemsiz bir dosyada çok uğraşıp kısa bir rapor yazmıştım. Üstadım bu rapora bakıp, “Bu rapor kısa olmuş, devlet kalın sever!” demişti. Açıkçası, bu kurumda daha sonra yazmaya ve düşünmeye dair çok şey öğrendim. Eğer kamu kurumlarımız ve şirketlerimiz de yapay zekânın doğru şekilde kullanılmasını mükâfatlandırırsa, o zaman yapay zekâdan gerçekten faydalanabiliriz. Fakat niceliksel olarak çok ama niteliksel olarak vasat olan çıktıyı ödüllendirirseniz, yapay zekâ artık bu alanda gayet marifetli.</p>
<p>Ben bunları düşünürken Papa 14. Leo, geçtiğimiz hafta “<em>Magnifica Humanitas</em>” adlı bir genelge yayımladı. Papalar bu uzun genelgeleri nadiren yayımlayıp, asrın önemli konularına dikkat çeker. Mesela 1891’de de <em>Rerum Novarum </em>isimli bir genelgede sanayi devriminin getirdiği sorunlar dini zeminde tartışılmış. “Magnifica Humanitas” ise yapay zekâyı tartışıyor. Dikkat çektiği birçok husus arasında vardığı sonuç şu: Yapay zekâdan gelen esas risk, yapay zekânın gelişmesi ve çok kullanılması değil; doğal zekânın yapay zekâlaşması ve insanların bir yapay zekâ modeli gibi davranmaya başlaması. Diğer bir ifadeyle, her şeyi kaynaklar arasında bir optimizasyon meselesi olarak görmesi. Oysa bizi insan yapan acı çekebilme, halden anlayabilme, haysiyetli davranabilme gibi özelliklerimiz ve iyiyle kötüyü kolayca ayırt etmemizi sağlayan, muhakeme kabiliyetimiz. Bir de bu kabiliyetleri kullanarak, adeta spor salonunda ağırlık kaldırınca kaslarınızın gelişmesi gibi aklımızı geliştirebilme becerimiz var. Eğer tembel kurumlar ve tembel insanlar bu insanî özellikleri yapay zekâya delege ederse yapay zekâda bu özellikler olmadığı için işler yanlış yürümeye başlayacaktır. Bir diğer risk ise toplum olarak da bu önemli melekelerimizi kaybetmek olacak.</p>
<p>Önümüzdeki hafta ülkemizin yeni yapay zekâ eylem planı açıklanacak. Bu açıdan Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızın, hızla gelişen yapay zekâ dünyasını yakalamak adına bir başka strateji belgesi yerine, somut adımlar içeren bir eylem planı ile bu sürece yön vermesi kıymetli. Bu çerçevede atılacak pratik adımların yanında, en önemli unsur yapay zekâ çağında ülkemizi ileri taşıyacak insan kaynağı ve kurumsal kapasiteyi muhafaza etmemiz olacak. Konuya yukarıdaki gibi insanî bir perspektiften bakınca, yapay zekâya dair veri, işlemci gücü ve modellerin Kaliforniya ve Pekin’de birkaç şirketin elinde toplanması ya da gelişmekte olan ülkelerin verilerinin bu şirketler tarafından kolonize edilmesi gibi –yine Papa’nın genelgesinde yer alan-- tartışmalar anlamını yitiriyor. Zira, yazısının ilk taslağını kendi yazamayan kişi düşünme becerisini; çırağı olmayan şirket ustasını; kurumsal muhakeme kapasitesini yitiren devlet de egemenliğini kaybeder.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/papanin-yapay-zeka-hakkinda-goruslerinin-turkiye-icin-onemi-80476</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Papa’nın yapay zekâ hakkında görüşlerinin Türkiye için önemi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zehiri-ilactan-ayiran-sey-dozudur-kredi-sinirlamalari-80475</guid>
            <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 07:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zehiri ilaçtan ayıran şey dozudur: Kredi sınırlamaları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>22 Mayıs 2026 tarihli yazımda TL reel olarak değer kazandığı sürece, kredi kısıtlamalarının sistemin en önemli sigortası olduğunu belirtmiştim. Gerçekten de 23 Mayıs’ta siyasi risk artıp, finansal piyasalar dalgalanınca, Merkez Bankası önlem olarak kredi sınırlamalarını artırdı. Artırdı ama bu sefer de kredileri fazla sıkmış olabilir.</p>
<p>Gelin şu “makroihtiyati” çerçeveye biraz daha geniş açıdan bakalım. Makroihtiyati çerçevenin iki ana parçasından biri olan kredi kısıtlamalarının son üç yıldaki gelişimini bir hatırlayalım. Sonra da bu gelişim üzerine biraz düşünelim. Kredi sınırları hala ilaç düzeyinde mi yoksa biraz fazla mı kaçtı?</p>
<p><strong>Krediler hep sınırlanmış</strong>: Tabloda seçilmiş kredi türleri için uygulanan kredi kısıtlarının son üç yıldaki seyrini görüyorsunuz. İlk dikkatimizi çekmesi gereken gelişme, Temmuz 2023’ten bugüne, yaklaşık üç yıldır kredilerin giderek daha çok kısıtlanması. Temmuz 2023’ten önce 8 haftada yüzde 6 büyümesine izin verilen her türlü TL kredi devamlı sıkılaştırılmış ve ticari krediler yüzde 2’ye, ihtiyaç kredileri yüzde 3’e düşürülmüş. Nispeten korunmaya çalışıldığı görülen KOBİ kredileri bile yüzde 6’dan 4,5’a ve yabancı para kredilerin büyümesi de düzenli olarak kısıtlanarak yüzde 0,5’e düşürülmüş.</p>
<p><strong>Finansal riskler hiç azalmadı mı:</strong> Buradaki tuhaflığa dikkat lütfen. Kredi kısıtlamaları finansal sistemde oluşan riskleri kontrol etmek için kullanılır. Risk ortadan kalkınca kredilerin yeniden gevşetilmesi beklenir. Üç yıl boyunca kredi kısıtlarının bazen artırıldığı, bazen azaltıldığı bir seyir görmemiz gerekirken, tam tersi kredi piyasasının giderek daha çok sıkıştırıldığı bir seyir görüyoruz. Neden? Tek olası açıklama son üç yılda finansal risklerin hiç azalmadığı, tam tersine düzenli bir şekilde arttığıdır.</p>
<p>Yurtdışında savaş, yurtiçinde siyasi tansiyon gibi nedenlerle piyasalar etkilendiğinde kredilerin kısıtlanmasını normal karşılayabiliriz ama piyasalar normale döndüğünde krediler neden tekrar gevşememiş? Demek ki kredi kısıtlarının arkasında bir defalık şokların getirdiği tekil riskler değil, devamlı ve giderek biriken bir risk var. İşte o risk kanımca TL’nin değer kazanmasından geliyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2254fa7dbf4-1780634874.png" alt="" width="795" height="221" /><strong>TL kredi artışı en fazla yüzde 22:</strong> En son getirilen kısıtların ne kadar zorlayıcı olduğunu anlamak için kredilerin yıllık bazda ne kadar artmasına izin veriliyor, buna bir bakalım mı? Eğer kredi kuruluşları buradaki kısıtlara birebir uyarlarsa, ticari TL krediler yıllık bazda en fazla yüzde 14, KOBİ TL kredileri yüzde 33, döviz kredileri yüzde 3 ve bireysel ihtiyaç kredileri yüzde 21 artabilecek. Toplam TL krediler en fazla yüzde 22 artarken, döviz kredileri neredeyse duracak. Dikkat ederseniz KOBİ kredileri hariç her kredi türü için enflasyonun altında bir artış, yani reel olarak daralma öngörülüyor. Aslında enflasyonun yükselmesini beklediğimiz için KOBİ kredileri de reel olarak küçülecek. TL ticari krediler ve döviz kredilerde ise reel küçülme çok şiddetli olacak.</p>
<p><strong>Yük ihracatçıya ve turizmciye binecek:</strong> TL’nin döviz karşısında reel bazda değer kazanması hepimiz için enflasyondan bağımsız bir pahalılık yaratıyor ama en çok etkilenen tabii ki ihracat ve turizm gibi döviz kazandırıcı sektörler. Döviz kredilerini de en çok bu sektörler kullanıyor. Riskli fakat bir o kadar da avantajlı olan döviz kredileri, döviz kazandırıcı sektörler için finansman maliyetini riskli bir yolla da olsa düşürmek, kaybını telafi etmek için bir fırsat sunuyordu. Şimdi bu fırsat büyük ölçüde azalıyor. Dolayısıyla yeni kredi kısıtlarının getirdiği yükten ihracatçı ve turizmci daha çok etkilenecek.   </p>
<p>Son olarak şunu ekleyelim. Son getirilen kredi kısıtları o kadar zorlayıcı ki, bunların bir sene boyunca devam edebileceğini düşünmemek lazım. Yoksa zaten enflasyonda artış beklenen bir dönemde, ayrıca kredi kısıtları nedeniyle büyümenin de olumsuz etkilenmesi, çok riskli bir karışım olacaktır. Paracelcus’un dediği gibi “Zehiri ilaçtan ayıran şey, dozudur.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zehiri-ilactan-ayiran-sey-dozudur-kredi-sinirlamalari-80475</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zehiri ilaçtan ayıran şey dozudur: Kredi sınırlamaları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/arz-yonlu-soklarda-kalkinma-bankalarini-dusunmek-80474</guid>
            <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 07:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Arz yönlü şoklarda kalkınma bankalarını düşünmek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><em>İsveç’in tek özel bankası Stockholms Banco iflas ettiğinde ne yapıldı? Fransız Devrimi’nden sonraki hiperenflasyon döneminde, Napolyon hükümeti parasız kaldığında ne yapıldıysa o: Bir merkez bankası kuruldu. Tarih, merkez bankalarının kurtarıcı olarak görüldüğü örneklerle dolu.</em> Geçen yıl 28 Mart’ta, “Merkez Bankaları Pelerin Takmaz” başlığıyla yayımlanan yazıma bu cümlelerle başlamıştım. Bugün ise size, küresel ekonomide yapısal sorunlar büyüdüğünde kurtarıcı olarak görülen bir diğer grubu anlatacağım: Kalkınma Bankaları.</p>
<p>Kalkınma bankalarının tarihi çok eskiye dayanıyor. 1816’da Fransa’da ve 1850’de İtalya’da kurulan kalkınma bankaları, üzerinden geçen 2 yüzyıla rağmen hâlâ ayakta. Bugün ise dünyada yaklaşık 550 tane kalkınma bankası ve kalkınma finansmanı kuruluşu olduğu tahmin ediliyor. Adet olarak baktığımızda, kalkınma bankaları ve kalkınma finansmanı kuruluşlarının payı, toplam bankacılık içerisinde %5’in altında ama dünyadaki yatırımın %10’unu finanse ediyorlar. Elbette arada ciddi ölçek farkları var ama şurası kesin: Kalkınma bankaları, kendi ağırlıklarından daha fazlasını mobilize edebiliyor.</p>
<p>Kalkınma bankaları hâlâ II. Dünya Savaşı sonrası dönemdeki misyonlarıyla hatırlanıyor: Başta Avrupa ve Japonya olmak üzere, savaşın yıkıntısı ile uğraşan ülkeleri ayağa kaldırmak. Ondan birkaç on yıl sonra da Afrika’yı destekleyen programlarla akıllara kazınıyor kalkınma bankaları.</p>
<p>Tarihsel perspektiften bu aktarım doğru olsa da hikâyenin bütününü kapsamıyor. Bu şekilde anlatmak, çok temel iki yanılgıyı tetikliyor.</p>
<p>- Pek çok kişi, kalkınma bankalarının görevini gelir düzeyi düşük toplumların desteklenmesi ile sınırlı görüyor. Bir dönem akademik literatürde, ülkelerin gelir seviyesi arttıkça kalkınma bankalarının görevlerinin kendiliğinden sona ereceği görüşü bile vardı. Ancak mevcut durum bu beklentinin gerçekçi olmadığını gösteriyor. Çünkü kalkınma bankaları ve kalkınma finansmanı kuruluşlarının %60’tan fazlası yüksek-orta gelirli ve yüksek gelirli ülkelerde bulunuyor. Demek ki gelir grubu yükselince, kalkınma ihtiyacı bitmiyor.</p>
<p>- Bir diğer yanılgı da gelir grubundan bağımsız olarak küresel ekonomik gelişmelerin kalkınma bankalarına duyulan ihtiyacı ortadan kaldırdığıydı. Burada, beni de şaşırtan bir veriyi paylaşmak istiyorum: Mevcut kalkınma bankalarının dörtte biri, son 20 yılda kurulmuş. Yani yakın dönem küresel gelişmeler, kalkınma bankalarına duyulan ihtiyacı artırmış.</p>
<p>Ne diyeyim muhteremler, dünya ekonomisi insanı dert sahibi yapıyor olabilir ama belli ki derdin dermanı kalkınma bankalarında aranıyor. Bu elbette şaşırtıcı değil. 2008 Küresel Finansal Krizi sonrasında, politika faizlerinin Sıfır Alt Sınırı’na (Zero Lower Bound) çarpması, pek çok kişiye para politikası dışında bir çıkış aramak gerektiğini hatırlattı. Ekosistem krizinin tetiklediği dış şokların şiddeti ve frekansı artarken, üstüne gelen pandemi ve artan jeopolitik şoklar, arz yönlü iyileşmelerin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlattı. Sonra bir kez daha ve bir kez daha... İşte mevcut kalkınma bankalarının %25’inin son 20 yılda kurulmasının hikmeti de bu.</p>
<p>Grafik, dünya genelinde 500’ün üzerinde kalkınma bankasının odaklandığı alanları gösteriyor. Elbette her ülke, kendi yapısal ihtiyacına göre ilerliyor. Bu nedenle skala epey geniş.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a224e2381ad3-1780633123.png" alt="" width="700" height="335" />Bu başlıkların pek çoğu bugün dünyada da Türkiye’de de potansiyel büyümeyi baskılayan ve/ya enflasyonu tetikleyen, yapısal sorunların olabildiği alanlar. Dolayısıyla bu alanlardaki iyileşmeleri destekleyen arz yönlü politikalar ve finansman hem potansiyel büyümeyi yukarı çekme hem de enflasyonla mücadeleye destek verme potansiyeli taşıyor. Fosil bağımlılığını düşürüp yenilenebilir enerji üretiminizi artırdığınızda, petrol fiyat şokuna daha dayanıklı oluyorsunuz, değil mi? Bu sadece bir örnek, çoğaltmak mümkün. Ama mesaj net: Kalkınma bankalarının dezenflasyonist etkilerini konuşmak için güzel bir gün.</p>
<p>Biz de üçüncüsünü bu hafta içinde gerçekleştirdiğimiz “TSKB Kalkınma Günü” etkinliğimizde, çok kıymetli paydaşlarımızla hem 76. yılımızı kutladık hem de kalkınmanın ve bu amaçla harekete geçmenin öneminin altını bir kez daha çizdik. Etkinlikteki sunumumun son cümlesi, yazımda da son cümlem ve çağrım olsun: <strong>Kalk’ın! Çünkü geride kimseyi bırakmamalıyız!</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/arz-yonlu-soklarda-kalkinma-bankalarini-dusunmek-80474</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Arz yönlü şoklarda kalkınma bankalarını düşünmek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yoresel-kalkinma-yerel-kabiliyetle-mumkun-80473</guid>
            <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 07:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yöresel kalkınma, yerel kabiliyetle mümkün</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Darı ambarı üzerinde yayılan inekler olmayı bırakalım da kabiliyetlerimizi bilelim. Yerel kabiliyet, bizi hayata bağlayan en hayati bağdır ve onu geliştirmedikçe zenginliğimiz kalıcı olmayacaktır.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Başlıktaki bu kavram, yörenin, kentin; <strong>tarih sahnesinde var kalabilmesinin</strong> en kritik faktörü… Diğer ikisi, <strong>tarihi kültürel miras</strong> ve <strong>doğal kaynaklardır</strong>. Fakat bu ikisini zamanın ruhuyla yoğurup zenginliğe çeviren, <strong>yerel kabiliyettir</strong>. Tarih, doğal kaynak olsa da, yerel kabiliyet şart…</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: O kentin <strong>aklı</strong>, <strong>eşrafı</strong>, <strong>yöneticisi</strong>, <strong>lideri</strong>, <strong>insan kaynağı</strong> ve tabii ki bunları yetiştiren <strong>kurumları</strong>, <strong>okulları</strong>, <strong>üniversiteleri</strong>… Kalkınma öykümüzde “<strong>deneme yanılma</strong>” dışı yöntem kullanmadığımızdan bu <strong>modern anlayış düzlemine ulaşmamız</strong> zaman aldı. Kısaca <strong>yerel kabiliyetleri fazlaca küçümsedik</strong>.</p>
<p><strong>KABİLİYET YERİNE AĞALARI DESTEKLEDİK</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Önce, her kenti <strong>eşit kalkındırma</strong> sevdasıyla, <strong>yöresel kalkınma</strong> planları yaptık. İlhamımız, <strong>Sovyetler</strong>’in “<strong>büyük planı</strong>” idi. Tutmadı, zaten <strong>kıt olan kaynakları</strong> heba ettik, <strong>kalkınmış yöre yerine kalkınmış ağalar </strong>yarattık. Kabiliyeti desteklemedik, <strong>feodal düzen artıklarından</strong> medet umduk.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Sonra <strong>akıllandık</strong>, gördük ki <strong>her yörenin imkânı da kabiliyeti de farklı</strong>… <strong>Muş</strong> ile <strong>İzmir</strong>’i aynı dinamiklerle geliştirmem mümkün değil. Ancak her iki kenti de kendi <strong>gelişim DNA’sıyla</strong> kalkındırabilmek de mümkün… Fakat kolay değil. Zira <strong>veri</strong>, <strong>akademik bilgi</strong>, <strong>değerli gayret</strong> gerekiyor.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Yerel kabiliyete dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Üniversitelerin işlevi nedir?</em></strong></p>
<p><strong>Her kentte üniversite</strong> var ya… Bunlar <strong>yerel kabiliyet eğitmeye odaklanmalı. Harran</strong>’da ziraat varsa ülkedeki en iyisi olsun. <strong>Gabar’da petrol varsa Şırnak Üniversitesi enerji ihtisasında yoğunlaşsın</strong>.</p>
<p><strong><em>Teşvikin bu işte rolü?</em></strong></p>
<p>Büyük şehirde <strong>kalifiye eleman bulamayan</strong> hazır giyimciler çareyi Doğu’da bulduysa, teşvikin de yardımıyla yörede bu <strong>insan kaynağını üretecek eğitim kurumlarını</strong> geliştirsinler ki <strong>kalkınma sürsün.</strong></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>KARS ÜNİVERSİTESİ’NDE PEYNİR ÜZERİNE DOKTORA YAPAN KAÇ ÖĞRENCİ VAR?</strong></p>
<p><strong>Elbette yok</strong>. Zira peynir gibi hafif(<strong>!</strong>) konularla hangi bilim insanı ilgilenir ki? Oysa kazın ayağı hiç de öyle değil. <strong>De Gaulle</strong>; “<strong>180 çeşit peyniri olan bir ülkeyi yönetmek kolay mı</strong>?” diye sitemler yağdırıyordu muhaliflerine… Bizde ise <strong>400’e yakın peynir çeşidi</strong> var ama <strong>envanterimiz</strong> dahi yok.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>YEREL KALKINMA LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Yerel kalkınma</strong>: Bir bölgenin sosyal ve kültürel potansiyelini, o bölge kaynaklarıyla değerlendirme</p>
<p><strong>Kümelenme</strong>: Aynı veya benzer alanda faaliyet gösterenlerin iş birliği ve iş bölümü ile bütünleşmesi</p>
<p><strong>Yığın</strong>: Birbiriyle işi, ilişkisi, iş birliği ve iletişimi olmayanların aynı coğrafi konumda bulunmaları</p>
<p><strong>Yerel kabiliyet</strong>: Bölgenin girişimci sermayesi ve kent eşrafının aynı ufka bakması durumu</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yoresel-kalkinma-yerel-kabiliyetle-mumkun-80473</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/7/3/1280x720/sirnak-university-1780640270.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yöresel kalkınma, yerel kabiliyetle mümkün ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/issizlige-asil-bu-pencereden-bakmali-80472</guid>
            <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 07:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşsizliğe asıl bu pencereden bakmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yıllar önce izlediğim, adını ve konusunu çoktan unuttuğum bir filmin hâlâ hatırladığım bir sahnesi var. Gayet modern görünümlü onlarca kişinin çalıştığı büyük bir ofis ve devasa pencerede şahane bir deniz manzarası. Ama meğer bu çalışma alanı yerin metrelerce altında ve duvardaki deniz manzarası da yalnızca bir yansımaymış. Bir düğmeye basılıyor ve o soğuk duvar ortaya çıkıveriyor. Görünenle gerçek bambaşka…</p>
<p>Türkiye’nin işsizlik verileri de aynen böyle…</p>
<p>Görünen işsizlik başka, oysa gerçek bambaşka…</p>
<p>Görünen işsizlik fena değil, hatta son yıllarda azalma eğiliminde. Öte yandan gerçek işsizlikte yön yukarı doğru.</p>
<p>Görünen işsizlik yer altındaki ofisin duvarına yansıtılan manzara.</p>
<p>Gerçek işsizlik ise o manzarayı yansıtan düğme kapatıldıktan sonra ortaya çıkan sevimsiz çıplak duvar.</p>
<p>Bize hep manzara izlememizi söylüyor ve öneriyorlar ama biliyoruz ki geri planda o sevimsiz duvar var.</p>
<h2>Nisan verileri</h2>
<p>TÜİK’in dün açıkladığı nisan ayına ilişkin işgücü istatistiklerinde önceki dönemlere göre kayda değer bir değişiklik yok; zaten işgücü istatistiklerinin öyle aydan aya önemli bir değişiklik göstermesi de pek beklenmez.</p>
<p>Görünür işsizlik oranı marttan nisana yüzde 8,1’den yüzde 8,2’ye çıktı, gerçek işsizliğin göstergesi olan atıl işgücü oranı ise yüzde 31,3’ten yüzde 30,1’e geriledi.</p>
<p>Bu oranlarda önemli olan aylık küçük oynamalar değil zaten, uzun dönemli eğilimin neye işaret ettiği…</p>
<h2>Görünen aşağı, gerçek yukarı…</h2>
<p>Duvardaki manzara gayet güzel, zaman geçtikçe daha da güzelleşiyor. Nasıl mı?</p>
<p>Görünen işsizlik oranı 2014 yılından bu yana olan dönemde en yüksek düzeye pandeminin etkisiyle 2019-2020 yıllarında çıktı. Bu yıllarda kimi aylar işsizlik oranı yüzde 14’ü bile aştı.</p>
<p>Pandemi geride kaldı, işler normale döndü, işsizlik oranı da tek haneli düzeylere indi.</p>
<p>2021’in ortasında yüzde 13,5 dolayında bulunan görünür işsizlik oranı yavaş yavaş azaldı ve yüzde 8’lere oturdu.</p>
<p>Ya bu manzaranın arkasına adeta hapsolan duvar, yani gerçek işsizlik, yani atıl işgücü oranı?</p>
<p>Atıl işgücü oranı 2022 yazından bu yana inişli çıkışlı bir eğri çizse de genel olarak hep artıyor.</p>
<p>Gerçek işsizlik oranı yönünü aşağı çevirmişken atıl işgücü oranının artması çelişki gibi görünmekle birlikte bunlar aslında birbirini tamamlayan göstergeler.</p>
<p>İnsanlar adeta ne iş bulursa çalışmak istiyor ve çalışıyor ama bir yandan da arayış içinde. Zamana bağlı eksim istihdam olarak nitelenen bu kavramı TÜİK şöyle açıklıyor:</p>
<p><strong>“İstihdamda olan ve 40 saatten daha az süre çalışıp daha fazla gelir elde etmek amacıyla daha fazla süre çalışmak istediğini belirten ve mümkün olduğu durumda daha fazla çalışmaya başlayabilecek olan kişiler.”</strong></p>
<p>Yani bu kişiler istihdamda ama işinden memnun değil, daha çok çalışmak ve para kazanmak istiyor ve o yüzden aslında iş arıyor. Dolayısıyla aslında bu kişileri bir başka bakış açısıyla aslında işsiz saymak gerekiyor.</p>
<p>Bir de klasik işsizlik tanımı içinde yer almayan potansiyel işgücü var. Bu grupta yer alanlar üç başlıkta toplanıyor:</p>
<p>■ İşbaşı yapabilecek durumda olduğu halde iş bulacağına inanmadığı için iş aramayan kişiler.</p>
<p>■ Çeşitli nedenlerle iş aramayan, ancak iki hafta içinde işbaşı yapmaya hazır olduğunu belirtenler.</p>
<p>■ Son dört hafta içinde en az bir iş arama kanalını kullanan fakat iki hafta içinde işbaşı yapamayacak durumda olan kişiler.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a224d174b278-1780632855.png" alt="" width="412" height="287" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/issizlige-asil-bu-pencereden-bakmali-80472</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/issizlik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşsizliğe asıl bu pencereden bakmalı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cok-sevenim-var-siyasete-girip-onlari-neden-uzeyim-80471</guid>
            <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 07:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Çok sevenim var, siyasete girip onları neden üzeyim?&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DÜNYACA </strong>ünlü tenor <strong>Murat Karahan, Sibel Kaya</strong>’nın organize ettiği <strong>“Patronlar Okulu” </strong>buluşmasında öyküsünü anlatmaya çocukluğundan girdi:</p>
<p>-          <strong>Çok yazık olmuş iki yetenekli insanın çocuğu olarak Ankara’da dünyaya geldim. Annemin ve teyzemin sesi muhteşemdi. Babamın sesi bir başka muhteşem.</strong></p>
<p>Baba tarafının tüccar, anne tarafında da siyaset (<strong>İsmet Sezgin </strong>dayısıydı) olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Çocukken aklımda hiç sanatçı olmak yoktu. Babam gibi tüccar veya idolüm olan İsmet dayım (Sezgin) gibi siyasetçi olmak istiyordum.</strong></p>
<p>Annesinin teşvik ve çabalarıyla kendisini bir anda sınavda bulduğunu anımsadı:</p>
<p>-          <strong>Aslında o günlerde anneme itiraz ederdim, </strong>“Ne yani <strong>Pavarotti </strong>gibi tayt giyip sahneye mi çıkacağım” <strong>derdim. 200 kişi sınava girdik. Operayı kazanan 4 kişiden biri oldum. Bir ay sonra da rol verdiler.</strong></p>
<p>İtirazları sırasında annesinin sık sık yinelediği yanıtı aktardı:</p>
<p>-          <strong>Annem, </strong>“Bir gün dünya çapında sanatçı olacaksın, gelip benden özür dileyeceksin” <strong>diyordu.</strong></p>
<p><strong>Sibel Kaya, </strong>Limak Holding’in kurucularından <strong>Nihat Özdemir, </strong>Pegasus Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Mehmet Nane, </strong>Akkök Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve UN Global Compact Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Ahmet Dördüncü</strong>, bankacı <strong>Hakan Ateş</strong>’in konukları arasında yer aldığı buluşmada <strong>Murat Karahan</strong>’a sordu:</p>
<p>-          <strong>Annenizden özür dilediniz mi?</strong></p>
<p><strong>Karahan </strong>soruya şöyle yanıt verdi:</p>
<p>-          <strong>Operada ilk rolü aldıktan sonra </strong>“sanat ve sahne zehiri” <strong>o anda kanıma girdi. Annemin öngörüsü muhteşemdi. Gittim, anneme sarılıp </strong>“Allah senden razı olsun” <strong>diyerek ağladım.</strong></p>
<p>Siyasetin içine doğduğunu ortaya koyan şu cümleyi kullandı:</p>
<p>-          <strong>Dayım İsmet Sezgin, kirvem 9. Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’di. Ayrıca babam da </strong><strong>I</strong><strong>spartalı’dır.</strong></p>
<p><strong>Sibel Kaya, </strong>bu noktada şu soruyu yöneltti:</p>
<p>-          <strong>Ülkemizin dünyaca ünlü tenoru olduktan sonra siyaset hiç aklınızdan geçti mi? Düşünüyor musunuz?</strong></p>
<p>Arada milletvekilliğinin aklından geçtiğini belirtip, yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Bugünkü siyasi iklim bana uymuyor. Ayrıca çok sevenim var. Siyasete girip neden onları üzecek adımlar atayım?</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Sosyal medyada hiç siyasi paylaşım yapmam. İdeolojik tavır sergilemem. Bana göre sanatçı etrafında gördüğü yanlışlara muhalefet eder, partilere değil.</strong></p>
<p>Kendini, <strong>“Atatürk milliyetçisi” </strong>olarak tanımladı:</p>
<p>-          <strong>Sahnede, seyircinin kalbindeyim. Bu noktaya ulaşmışken siyaseti düşünür müyüm? Sanmıyorum.</strong></p>
<p><strong>Sibel Kaya, Karahan</strong>’a Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü ve Genel Sanat Yönetmenliği görevini anımsattı. <strong>Karahan, </strong>şu değerlendirmeyi yaptı:</p>
<p>-          <strong>6 yıl o görevi yaptım. Sanat kariyerimi engelleme noktasına gelmişti. Ben de idari görevi bırakma yolunu seçtim. Çünkü, davet edildiğim 10 prodüksiyonun ancak ikisine gidebilir durumdaydım.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Benim en mutlu olduğum yer sahne…</strong></p>
<p>Sanatın yanı sıra ticarete de girdiğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Ticarette kendime bir hedef koydum. Bir şirket kurdum. Konser organizasyonlarımızı o şirket üzerinden yürütüyoruz. Şirketteki ekibim o işleri yürütüyor.</strong></p>
<p><strong>Murat Karahan, </strong>Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğüne atandığında rahmetli <strong>Hıncal Uluç, </strong>Sabah Gazetesi’ndeki köşesinde çok sert eleştirmişti:</p>
<p>-          <strong>Murat Karahan, sanatı değil, bürokratlığı seçmiş…</strong></p>
<p><strong>Karahan, </strong>aile dostu olan <strong>Hıncal </strong>Abi’ye şu yanıtı vermişti:</p>
<p>-          <strong>Merak etme abi, genel müdürlük görevim yurt dışı temsillere çıkmamı engellemez…</strong></p>
<p><strong>Karahan, </strong>Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü görevindeki 6 yılın ardından, <strong>“sanat kariyerimi engelliyor” </strong>duygusunu yaşayınca, tercihini sanatından yana koydu…</p>
<p><strong>Karahan </strong>artık, sanat yönetmenliğini yürüttüğü Limak Filarmoni Orkestrası’yla projeler de dahil tümüyle sanata odaklanmış bulunuyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ankara sevdalısıyım</span></h2>
<p><strong>MURAT Karahan, “Patronlar Okulu”</strong>nda <strong>Sibel Kaya</strong>’nın sorularını yanıtlarken, doğup büyüdüğü, halen ikamet ettiği Ankara’ya düşkünlüğünü şöyle tanımladı:</p>
<p>-          <strong>Tam bir Ankara sevdalısıyım…</strong></p>
<p>Ankara’nın <strong>“bozkır” </strong>olmadığını savundu:</p>
<p>-          <strong>Ankara, sanıldığının aksine yeşildir. Her evin bahçesinde mutlaka en az bir ağaç vardır.</strong></p>
<p>Ardından sözü Türkiye’ye taşıdı:</p>
<p>-          <strong>İşim nedeniyle uzun süreli seyahatlerim çok oluyor. Dünyanın önemli merkezlerinde sahneye çıkıyorum. Hiçbirinde </strong>“Ben burada yaşasam” <strong>diye düşünmüyorum. Hiçbir yer Türkiye kadar güzel olamaz.</strong></p>
<p>Yurt dışına taşınmayı, yerleşmeyi hiç düşünmediğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Ne olursanız olun, ünlü, varlıklı, fark etmez, sonuçta başka ülkede </strong>“el”<strong>siniz. Yani, yabancısınız.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Emekçilikten geliyoruz, bizde ücretin ‘asgarisi’ yok</span></h2>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a224c357918c-1780632629.jpg" alt="" width="700" height="554" />
<figcaption><strong>Dr.</strong> <strong>Hakan Yavuz</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>DAVİVA </strong>Healthcare Group Yönetim Kurulu Başkanı Dr. <strong>Hakan Yavuz, </strong>Başkanvekili <strong>Mehmet Suat (Fuat) Akın </strong>ve Yönetim Kurulu Üyesi Dr. <strong>Tarkan Dizdar</strong>’la birlikte sohbet ederken, 19 ildeki 53 diyaliz merkezi ve yeni aldıkları hastaneleri işaret ederek bir iddiasını ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Bizde asgari ücret yoktur… En düşük ücretimiz asgari ücretin üstündedir…</strong></p>
<p>Bunun üzerine sordum:</p>
<p>-          <strong>Hizmet aldığınız taşeronlar da bu iddialı duruşunuza dahil mi?</strong></p>
<p>Yanıtı netti:</p>
<p>-          <strong>Taşeron şirketlerle anlaşırken </strong>“personele verdiğiniz en düşük ücret, asgari ücretin mutlaka üstünde olacak” <strong>şeklinde sözleşmeye madde koyarız. Aksi halde anlaşmayız.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Biz emekçilikten geldik, bizde ücretin </strong>“asgarisi” <strong>olmaz…</strong></p>
<p>Dr. <strong>Hakan Yavuz, </strong>personel ücretleriyle ilgili şu ayrıntıyı da paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Bankaların personel ücretleri için verdiği promosyonun tek kuruşu bizim boğazımızdan geçmez.</strong></p>
<p>2023 yılını anımsadı:</p>
<p>-          <strong>Diyaliz merkezlerimiz için cihaz satın almış, 4 milyon Euro borçlanmıştık. O yıl personelimizin ücretleri için bankanın verdiği promosyon 1 milyon Euro oldu. </strong>“O 1 milyon Euro’yu borç ödemede kullansak” <strong>düşüncesi aklımızdan bile geçmedi…</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Hasta sayısı 100’ün altına inen 6 diyaliz merkezini çalışanlara devrettik</span></h2>
<p><strong>DAVİVA </strong>Healthcare Group Yönetim Kurulu Başkanı Dr. <strong>Hakan Yavuz, </strong>Türkiye’nin 19 ilinde 53 diyaliz merkezlerinin olduğunu belirtince, illeri sordum, bir çırpıda sayılarıyla sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>İstanbul </strong>(10 merkez), <strong>İzmit </strong>(2 merkez), <strong>Bursa </strong>(5), <strong>Manisa </strong>(1), <strong>İzmir </strong>(10), <strong>Aydın </strong>(1), <strong>Antalya </strong>(3), <strong>Mersin </strong>(1), <strong>Adana </strong>(2), <strong>Hatay </strong>(1), <strong>Gaziantep </strong>(1), <strong>Kahramanmaraş </strong>(1), <strong>Kayseri </strong>(3), <strong>Konya </strong>(2), <strong>Nevşehir </strong>(1), <strong>Ankara </strong>(2), <strong>Samsun </strong>(4), <strong>Ordu </strong>(2).</li>
</ul>
<p>Şu stratejileri üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Hasta sayısı 100’ün altında olan diyaliz merkezlerimizi elimizden çıkardık.</strong></p>
<p>O merkezlerin bulunduğu il ve ilçeleri paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Malatya, Beyşehir, Erzurum, Merzifon, Konya Ereğlisi, Kırşehir, Lüleburgaz, Balıkesir…</strong></p>
<p>Bu merkezlerden 6’sını çalışanların devraldığını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Benim de diyaliz merkezi sahibi olma öyküm, çalıştığım merkeze ortaklıkla başladı. Biz hasta sayısı 100’ün altına inen merkezleri elimizden çıkarma kararı verdiğimizde 6 merkezde işin başında olan arkadaşlar talepte bulundu. Biz de onlara devrettik.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İlaca ‘fason’la girdik, kendi fabrikamızı kurma planımız var</span></h2>
<p><strong>DAVİVA </strong>Healthcare Group Yönetim Kurulu Başkanı Dr. <strong>Hakan Yavuz, </strong>diyaliz merkezleri ile büyüdükleri sağlık sektöründe bir ekosistem oluşturmayı hedeflediklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Diyaliz merkezi işimize iki hastane ile genel hastanecilik işini de ekledik. Ayrıca, sağlık alanında üretime de girmeyi hedefe koymuştuk. Nitekim ilk aşamada 5 ruhsat satın alıp fason üretim yaptırarak ilaç sektörüne de adım attık.</strong></p>
<p>Böbrek ilaçlarına odaklandıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>İlaç üretimini zamanla kendi fabrikamızda yapma planımız var. Bu yatırım için de hazırlıklarımız sürüyor. Daviva İlaç’ın Genel Müdürlük görevini Can Hisarlı arkadaşımız yürütüyor.</strong></p>
<p><strong>“Diyalizör” </strong>üretimi hazırlıklarını da anımsatıp ekledi:</p>
<p>-          <strong>Üreteceğimiz ürünlerin yüzde 40-50’sini kendi diyaliz merkezlerimiz ve hastanelerimizde tüketmeyi planlıyoruz.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cok-sevenim-var-siyasete-girip-onlari-neden-uzeyim-80471</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/7/1/1280x720/663-1780632480.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çok sevenim var, siyasete girip onları neden üzeyim? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gto-baskani-aslantas-yeni-dunya-duzenini-takip-eden-degil-takip-edilen-konuma-gelmek-zorundayiz-80516</guid>
            <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aslantaş: Yeni dünya düzenini takip eden değil, takip edilen konuma gelmek zorundayız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli Kongre Merkezi'nde düzenlenen Çevre Teknolojileri ve Lojistik Zirvesi’nde çevre teknolojileri, sürdürülebilir üretim ve lojistikte dönüşüm başlıkları ele alındı. Kamu, sanayi ve lojistik sektörlerinden temsilcilerin bir araya geldiği programda, küresel ticarette giderek önem kazanan karbon yönetimi ve yeşil dönüşüm süreçleri değerlendirildi.</p>
<p>Programda konuşan Gebze Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aslantaş, üreticilerin ve sanayicilerin yeni dünya düzenine uyum sağlamasının artık bir tercih değil, zorunluluk haline geldiğini ifade etti. Karbon salımı analizlerini yapmayan ve dönüşüm süreçlerini başlatmayan işletmelerin önümüzdeki dönemde önemli rekabet sorunlarıyla karşı karşıya kalabileceğini dile getiren Aslantaş, küresel pazarlarda varlığını sürdürmek isteyen firmaların bu sürece hazırlıklı olması gerektiğini vurguladı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/06/05/whatsapp-image-2026-06-05-at-09-z1en.jpg" alt="" width="700" height="394" /></h2>
<h2><br />Yeşil dönüşüm ve karbon yönetimi konusunda 10 eğitim programı</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/06/05/whatsapp-image-2026-06-05-at-09-7sqp.jpg" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p>Gebze Ticaret Odası olarak bu alanda öncü adımlar attıklarını belirten Aslantaş, öncelikle karbon salımı analizini yaptırarak üyelerine örnek olduklarını, yeşil dönüşüm ve karbon yönetimi konusunda yaklaşık 10 eğitim programı düzenlediklerini ve üyelerin bu sürece uyum sağlamaları için çalışmalarını sürdürdüklerini söyledi. Aslantaş, “Yeni dünya düzenini takip eden değil, takip edilen bir konuma gelmek zorundayız. Üretim gücümüzü korumanın ve rekabet avantajımızı sürdürmenin yolu dönüşüme bugünden hazırlanmakla mümkündür.” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gto-baskani-aslantas-yeni-dunya-duzenini-takip-eden-degil-takip-edilen-konuma-gelmek-zorundayiz-80516</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/6/1280x720/gto-baskani-aslantas-yeni-dunya-duzenini-takip-eden-degil-takip-edilen-konuma-gelmek-zorundayiz-1780646153.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli Kongre Merkezi&#039;nde düzenlenen zirvede çevre teknolojileri, sürdürülebilir üretim ve lojistikte dönüşüm başlıkları ele alındı. Zirvede konuşan Gebze Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aslantaş, karbon salımı analizini yapmayan ve dönüşüm süreçlerini başlatmayan firmaların küresel pazarda rekabet şansını kaybedeceğini ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kikaf-metef-2026-kapilarini-acti-80510</guid>
            <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> KİKAF METEF 2026 kapılarını açtı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KÜTAHYA</strong></p>
<p>Kütahya Valiliği himayelerinde; Kütahya Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü (İŞKUR), Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası (KUTSO), Kütahya Organize Sanayi Bölgesi, 30 Ağustos Organize Sanayi Bölgesi, Zafer Organize Sanayi Bölgesi ve Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü iş birliğiyle düzenlenen KİKAF METEF 2026 Kariyer ve Mesleki Eğitim Fuarı kapılarını açtı. Fuarın açılışı, yaklaşık 5 bin kişinin katıldığı kortej yürüyüşü ile gerçekleştirildi. Öğrenciler, öğretmenler, kamu kurum temsilcileri, sanayiciler ve vatandaşların katıldığı yürüyüşün ardından protokol üyeleri fuar alanına geçti.</p>
<p>KİKAF METEF 2026'nın açılış programına Milli Eğitim Bakan Yardımcısı Sayın Cihad DEMİRLİ katılım sağladı. Söyleşi alanında gerçekleştirilen açılış konuşmalarında mesleki eğitimin önemi, eğitim ile istihdam arasındaki güçlü bağ, nitelikli insan kaynağının geliştirilmesi ve gençlerin kariyer planlamalarına yönelik çalışmalar ele alındı. Konuşmaların ardından gerçekleştirilen kurdele kesimiyle fuarın resmi açılışı yapıldı. Açılış sonrasında Milli Eğitim Bakan Yardımcısı Sayın Cihad DEMİRLİ, Kütahya Valisi Sayın  Musa IŞIN ve il protokolü fuar alanındaki stantları tek tek ziyaret ederek katılımcı firmalarla bir araya geldi. Kütahya Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Tolga ESKİOĞLU ve Bölge Müdürü Sayın Tunahan ERGİN de fuar alanındaki stantları ziyaret ederek firma temsilcileriyle görüşmeler gerçekleştirdi. </p>
<p>Bu yıl 49 firmanın katılım sağladığı KİKAF METEF 2026, ilk gününde binlerce ziyaretçiyi ağırladı. Öğrenciler ve iş arayan vatandaşlar, firmaların insan kaynakları temsilcileriyle birebir görüşme imkânı bulurken çok sayıda özgeçmiş (CV) firmalara ulaştırıldı. Katılımcılar, sektör temsilcileriyle doğrudan iletişim kurarak kariyer ve istihdam fırsatları hakkında bilgi edinme şansı yakaladı. Fuar kapsamında düzenlenen söyleşi programları da ziyaretçilerden yoğun ilgi gördü. Açılış gününde spor spikeri Hünkar MUTLU, eski hakem Bünyamin Gezer ve eski futbolcu Tarık ÜSTÜN, KİKAF ziyaretçileriyle bir araya gelerek kariyer yolculukları, başarı hikâyeleri ve tecrübelerini paylaştı.</p>
<p>KİKAF METEF 2026'nın ikinci gününde ise Kütahya Valisi Sayın Musa IŞIN ve ünlü sanatçı Ceyda DÜVENCİ'nin ziyaretçilerle bir araya gelmesi bekleniyor.  Gerçekleştirilecek söyleşi ve buluşmalarla fuarın kariyer, eğitim ve kişisel gelişim alanlarında katılımcılara önemli katkılar sunmaya devam etmesi hedefleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kikaf-metef-2026-kapilarini-acti-80510</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/0/1280x720/kikaf-metef-2026-kapilarini-acti-1780643183.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kütahya’da düzenlenen KİKAF METEF 2026 Kariyer ve Mesleki Eğitim Fuarı, yaklaşık 5 bin kişinin katıldığı kortej yürüyüşüyle başladı. 49 firmanın yer aldığı fuar, gençleri iş dünyasıyla buluştururken mesleki eğitim, istihdam ve kariyer planlaması ekseninde binlerce ziyaretçiyi ağırladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btso-baskan-adayi-ozer-matli-bursanin-gelecegini-hep-birlikte-insa-edecegiz-80504</guid>
            <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> BTSO Başkan Adayı Özer Matlı: Bursa&#039;nın geleceğini hep birlikte inşa edeceğiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>BTSO Başkan Adayı Özer Matlı, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası'nın (BTSO) 137. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla mesaj yayımladı. Matlı, mesajında, BTSO'nun 137 yıldır Bursa iş dünyasının en önemli çatı kuruluşlarından biri olduğunu söyledi. Matlı, “Bugün sahip olduğumuz güçlü sanayi altyapısında, üretim kültüründe ve girişimcilik ruhunda BTSO'nun çok önemli katkıları vardır. Bu köklü kurumun kuruluşunda emeği geçenlerden bugüne kadar görev alan tüm başkanlarımıza, meclis üyelerimize ve iş dünyası temsilcilerimize şükranlarımı sunuyorum” dedi.</p>
<h2><strong>“Bursa'nın geleceği kapsayıcı bir anlayışla şekillenmeli”</strong></h2>
<p>Bursa'nın son yıllarda önemli bir ekonomik gelişim gerçekleştirdiğini belirten Matlı, bundan sonraki dönemin yalnızca büyümeyi değil, geleceği planlama dönemi olması gerektiğini söyledi. Matlı, "Bursa sanayi odaklı büyümesini sürdürürken artık bugünü değil, önümüzdeki 20-30 yılı konuşmamız gerekiyor. Şehrimizin geleceği; üreten, ticaret yapan, hizmet sunan ve istihdam sağlayan tüm kesimlerin katkısıyla şekillenmelidir. BTSO da bu anlayışın en güçlü temsil merkezi olmalıdır." ifadelerini kullandı.</p>
<h2><strong>BTSO'da katılımcı yaklaşım vurgusu</strong></h2>
<p>BTSO’nun 60 bin üyesiyle Bursa iş dünyasının en geniş temsil gücüne sahip kuruluş olduğunu belirten Matlı, üyelerin yaklaşık 45 bininin ticaret ve hizmet sektörlerinde, 15 bininin ise sanayi ve üretim alanlarında faaliyet gösterdiğine dikkat çekti. Matlı, “BTSO, ticaretten hizmete, üretimden sanayiye kadar Bursa ekonomisinin tüm dinamiklerini bünyesinde barındıran büyük bir yapıdır. Üyelerimizin yaklaşık dörtte üçünü oluşturan ticaret ve hizmet sektörleri, Bursa ekonomisinin canlılığını sağlayan en önemli güçlerden biridir. Yeni dönemde sanayicimizin yanında olmaya devam ederken, ticaret erbabımızın ve hizmet sektörlerimizin beklenti ve ihtiyaçlarını da daha güçlü şekilde gündeme taşıyacağız. Biz BTSO'nun her üyeyi dinleyen, her fikre değer veren ve tüm sektörleri karar süreçlerine dahil eden bir yapıya kavuşması gerektiğine inanıyoruz. Şeffaflık, istişare ve kapsayıcılık kurum kültürünün vazgeçilmez unsurları haline gelmelidir” dedi.</p>
<h2><strong>“Kimseyi ötekileştirmeden, kimseyi küstürmeden”</strong></h2>
<p>Bursa'nın birlik ve beraberlik ruhunun korunmasının önemine dikkat çeken Matlı, iş dünyasının kutuplaşmaya değil dayanışmaya ihtiyacı olduğunu söyledi. Matlı, “Bu şehirde üretime, istihdama ve ihracata katkı sağlayan herkes değerlidir. Bizim anlayışımızda ayrıştırmak değil, birleştirmek vardır. Kimseyi ötekileştirmeden, kimseyi küstürmeden, tüm kesimleri aynı masa etrafında buluşturan bir yönetim anlayışını hâkim kılmak istiyoruz. Çünkü Bursa'nın gücü birlikten gelir” dedi.</p>
<h2><strong>“Bursa yeni bir lige yükselmeli”</strong></h2>
<p>Bursa'nın artık sadece bir sanayi kenti olarak anılmasının yeterli olmadığını ifade eden Matlı, şehrin ulusal ve uluslararası ölçekte daha güçlü bir konuma taşınması gerektiğini belirtti. Matlı, “Geçmişte Bursa'nın en büyük gücü üretim kapasitesiydi. Bugün de öyle. Ancak artık yeni bir döneme giriyoruz. Bursa yalnızca Türkiye'nin değil, dünyanın konuştuğu şehirlerden biri olmak zorundadır. Ticaretiyle, sanayisiyle, hizmetleriyle, teknolojisiyle, tarımıyla, turizmiyle, kültürüyle ve girişimcilik ekosistemiyle yeni bir lige yükselmelidir. Biz Bursa'nın sadece Türkiye'deki gelişmeleri takip eden değil, Türkiye'ye yön veren; sadece ulusal ölçekte değil, uluslararası ölçekte de söz sahibi olan bir şehir haline gelmesi gerektiğine inanıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2><strong>“Bursaspor Bursa'nın Ortak Değeridir”</strong></h2>
<p>Bursa'nın ekonomik gelişiminin yanı sıra sosyal ve sportif değerlerinin de güçlenmesi gerektiğini belirten BTSO Başkan Adayı Özer Matlı, Bursaspor'un şehrin en önemli ortak markalarından biri olduğunu vurguladı. Matlı, “Bursaspor sadece bir spor kulübü değil, Bursa'nın ortak değeridir. Sanayicisi, ticaret erbabı, esnafı ve gençleriyle tüm Bursa'yı aynı hedef etrafında buluşturan güçlü bir markadır. Bursa iş dünyası olarak geçmişte olduğu gibi yeni dönemde de Bursaspor'umuzun yanında olacağız. Güçlü bir Bursa ekonomisi ile güçlü bir Bursaspor'un birbirini tamamlayan iki önemli değer olduğuna inanıyoruz” dedi.</p>
<p>Mesajının sonunda BTSO'nun 137. kuruluş yıl dönümünü kutlayan Matlı, “Bu köklü kurumun geçmişinden aldığı güçle geleceğe daha emin adımlarla yürüyeceğine yürekten inanıyorum. Bursa iş dünyamızın tüm temsilcilerinin ve BTSO ailemizin 137. kuruluş yıl dönümünü kutluyorum” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btso-baskan-adayi-ozer-matli-bursanin-gelecegini-hep-birlikte-insa-edecegiz-80504</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/4/1280x720/btso-baskan-adayi-ozer-matli-bursanin-gelecegini-hep-birlikte-insa-edecegiz-1780642322.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Ticaret ve Sanayi Odası&#039;nın 137. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla bir mesaj yayımlayan BTSO Başkan Adayı Özer Matlı, Bursa&#039;nın ekonomik gelişiminde BTSO’nun üstlendiği tarihi role dikkat çekerek, yeni dönemde daha katılımcı, daha şeffaf ve birlikteliğe dayalı bir yönetim anlayışını hâkim kılacaklarını ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yesil-donusum-kuresel-ticarette-rekabetin-ana-unsuru-oldu-80493</guid>
            <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeşil dönüşüm küresel ticarette rekabetin ana unsuru oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a22629a04b4a-1780638362.png" alt="" width="900" height="136" />Türkiye’de sanayi, tarım, enerji ve lojistik sektörleri başta olmak üzere birçok alanda çevresel sürdürülebilirlik yatırımları hız kazanırken, Dünya Çevre Günü bu dönüşümün ekonomik boyutunu yeniden gündeme taşıdı. Özellikle ihracat odaklı üretim yapan şirketler açısından karbon ayak izinin azaltılması, enerji verimliliği, döngüsel ekonomi uygulamaları ve yenilenebilir enerji yatırımları stratejik önem kazanmaya başladı. Küresel ölçekte iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında uygulamaya alınan yeni düzenlemeler, çevre konusunu şirketlerin sosyal sorumluluk faaliyetlerinin ötesine taşıdı. Artık yatırım kararlarından kredi kullanımına, ihracat süreçlerinden tedarik zinciri yönetimine kadar birçok başlıkta çevresel performans belirleyici unsur olarak öne çıkıyor.</p>
<h2>Karbon maliyetleri yeni dönemin belirleyicisi</h2>
<p>Avrupa Birliği tarafından hayata geçirilen Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, Türkiye’nin en büyük ihracat pazarı olan Avrupa’ya satış yapan firmalar için yeni yükümlülükler getiriyor. Artık, gıdadan demir-çeliğe, otomotivden enerjiye, tekstilden turizme kadar neredeyse her sektörde faaliyet gösteren işletmeler, üretim ve hizmet süreçlerinde ortaya çıkan karbon emisyonlarını raporlamak ve azaltmak durumunda. Uzmanlar, önümüzdeki dönemde karbon maliyetlerinin şirket bilançolarında enerji ve hammadde giderleri kadar önemli bir kalem haline geleceğini belirtiyor. Bu nedenle işletmeler üretim süreçlerini daha verimli hale getirecek teknolojilere yönelirken, enerji tüketimini azaltan yatırımlara da ağırlık veriyor. Sanayi kuruluşları açısından enerji verimliliği projeleri, atık ısı geri kazanımı, yenilenebilir enerji santralleri ve dijital izleme sistemleri en çok tercih edilen uygulamalar arasında. Bu yatırımlar hem karbon salımını azaltıyor hem de uzun vadede işletme maliyetlerinin düşmesine katkı sağlıyor.</p>
<h2>Sürdürülebilirlik finansmana erişimi de etkiliyor </h2>
<p>Yeşil dönüşüm yatırımlarının hız kazanması için finansmana erişim kritik önem taşıyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, şirketlerin dönüşüm sürecinde karşılaştığı en büyük zorluklardan birinin teknolojiye erişim ve uygun maliyetli finansman olduğunu vurguluyor. Özellikle enerji verimliliği, yenilenebilir enerji, sürdürülebilir üretim ve karbon azaltım projeleri yüksek yatırım gerektirirken, şirketler uluslararası finansman kaynaklarına daha fazla ihtiyaç duyuyor.</p>
<p>Uzmanlara göre önümüzdeki dönemde yeşil krediler, sürdürülebilirlik bağlantılı finansman modelleri ve uluslararası iklim fonları dönüşümün en önemli araçları arasında yer alacak. Karbon emisyonlarını azaltan ve kaynak verimliliğini artıran projelerin finansmana erişimde daha avantajlı hale gelmesi bekleniyor. Bu süreçte uluslararası finansman programları da dönüşümün önemli araçları arasında öne çıkıyor. Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) öncülüğünde yürütülen Türkiye Yeşil Ekonomi Finansman Programı (GEFF), son onaylanan 1 milyar Euro büyüklüğündeki üçüncü fazıyla birlikte toplam 2,25 milyar Euro’luk finansman hacmine ulaştı. Enerji verimliliği, yenilenebilir enerji, yeşil bina ve karbon azaltım projelerine yönelik kaynak sağlayan program, şirketlerin çevresel yatırımlarını hızlandırırken Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’na uyum sürecinde de önemli bir finansman altyapısı oluşturuyor. Antalya’da düzenlenecek COP31 Zirvesi'nin de Türkiye’nin bu alandaki hedeflerini ve iş dünyasının dönüşüm kapasitesini uluslararası platformda ortaya koyması bekleniyor.</p>
<h2>Atıklar değere dönüşüyor </h2>
<p>Uzun yıllar boyunca üretim süreçlerinde hakim olan “üret-kullan-at” anlayışı yerini artık kaynakların mümkün olduğunca sistem içinde tutulduğu yeni bir modele bırakıyor. Bu modelde atık olarak görülen birçok malzeme yeniden hammaddeye dönüşüyor, üretim süreçlerine geri kazandırılıyor ve ekonomik değer yaratmaya devam ediyor. Özellikle sanayi kuruluşları açısından döngüsel ekonomi artık yalnızca çevresel bir sorumluluk olarak görülmüyor. Artan hammadde maliyetleri ve kaynaklara erişimde yaşanan zorluklar, şirketleri daha verimli üretim modellerine yöneltiyor. Bu nedenle birçok işletme geri dönüşüm yatırımlarını artırırken, atık yönetimi süreçlerinde dijital teknolojilerden yararlanıyor. Bugün bir fabrikanın üretim sırasında ortaya çıkan metal hurdası yeniden eritilip üretime kazandırılabiliyor, plastik atıklar yeni ürünlerin hammaddesi haline gelebiliyor, gıda üretiminden çıkan organik atıklar ise enerji veya gübre olarak değerlendirilebiliyor. Benzer şekilde cam, kağıt ve elektronik atıklar da ekonomiye yeniden dahil edilerek hem çevresel yük azaltılıyor hem de yeni kaynak ihtiyacı düşürülüyor.</p>
<h2>Geleceğin ekonomisi: Yeşil dönüşüm </h2>
<p>Dünya Çevre Günü artık yalnızca çevre bilincini artıran sembolik bir gün olmaktan çıktı. İklim değişikliğiyle mücadele, kaynak verimliliği, temiz enerji kullanımı ve sürdürülebilir üretim modelleri küresel ekonominin temel gündem maddeleri haline geldi. Bu yüzden yeşil dönüşüm, şirketler için yeni maliyetler doğuran bir zorunluluktan çok, verimlilik artışı, finansmana erişim, ihracat kapasitesinin korunması ve uzun vadeli rekabet gücü sağlayan stratejik bir yatırım alanı olarak değerlendiriliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yesil-donusum-kuresel-ticarette-rekabetin-ana-unsuru-oldu-80493</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/9/3/1280x720/cevre-iklim-1780638471.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 5 Haziran Dünya Çevre Günü, iş dünyasında çevresel sorumlulukların ötesine geçen yeni bir döneme işaret ediyor. Avrupa Birliği’nin sınırda karbon düzenlemeleri, sürdürülebilir finansman kriterleri ve tüketici beklentilerindeki değişim, şirketleri çevre yatırımlarını hızlandırmaya zorluyor. Uzmanlara göre yeşil dönüşüm artık sadece doğayı koruma değil, küresel pazarlarda var olabilmenin temel şartlarından biri haline geldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/spk-uyanik-genel-mudure-niye-sattin-diye-soracak-mi-80489</guid>
            <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> SPK &#039;uyanık&#039; genel müdüre &#039;Niye sattın&#039; diye soracak mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yılın ilk çeyreğinde kar açıkladıktan sonra hisseleri tırmanışa geçen Türk İlaç ve Serum Sanayi A.Ş. hafta başında konkordato ilan etti ve ardından Yakın İzleme Pazarı'na (YİP) alındı. Türkiye gibi siyasetin ve ekonominin inişli çıkışlı seyir izlediği bir ülkede konkordato da iflas da şaşırtıcı değil belki ama olanlara bakınca “Bu kadar da olmaz” diyeceğiz.</p>
<p>Başlayalım anlatmaya. Paramedya adlı internet sitesinin haberine göre şirketin genel müdürü ve hissedarı Yunus Emre Battal konkordato ilanından yaklaşık bir ay önce elindeki tüm hisseleri satmış.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a22639069f7c-1780638608.jpg" alt="" width="700" height="389" />
<figcaption><strong>Türkiye gibi siyasetin ve ekonominin inişli çıkışlı seyir izlediği bir ülkede konkordato da iflas da şaşırtıcı değil belki ama Türk İlaç genel müdürünün yaptığına bakınca “Bu kadar da olmaz” diyeceğiz.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Genel müdür, Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) bildirimine göre 8 Mayıs 2026’da 3,65-3,70 TL fiyat aralığından toplam 120 milyon 167 bin 793 TL nominal tutarlı hissesini elden çıkartmış. Açıklamasında da ”Satış sonrası şirketteki payının yüzde 0’a düştüğü” nü belirtmiş. Yani şirketin konkordato ilan edeceğini tahmin ettiği (!) için 18 işlem günündeki yüzde 53’lik tırmanışın yüksek noktalarından satış yapıp belki kar da etmiş. Ancak kendisi kadar “uyanık” olmayan binlerce küçük yatırımcı ise hisselerle baş başa kalmış.</p>
<p>Zaten bir hissenin YİP’e alınması yatırımcıyı hayli zora sokan bir gelişme. Dün YİP’e taşınan hisse artık sürekli işlem görmüyor. Yatırımcılar bu hisseyi gün içinde yalnızca 5 kez tek fiyat yöntemiyle ve ancak belirlenmiş saatlerde alıp satabiliyorlar.</p>
<p>Olayın bir başka rahatsız edici yanı ise şirket takasında son bir ayda gözlenen değişiklik. Özellikle kurumsal yatırımcıların satış yaptığı bu dönemde hisselerin büyük bölümünün bireysel yatırımcıların sırtına yüklendiği görüldü. Kurumsal yatırımcıların payı yüzde 17,59’dan yüzde 1,81’e gerilerken, bireysel yatırımcıların payı da yüzde 82,41’den yüzde 98,19’a kadar çıktı. Hisselerden kurtulan kurumsal yatırımcıların “isabetli” satış kararlarını öngörü ve araştırmanın sonucu olarak kabul etsek bile, aklıma “aracı kurumları küçük yatırımcıları neden</p>
<p>Konuyla ilgili görüşünü almak için genel müdürü aradım. Asistanına derdimi anlattım. Gerekli yerlere bilgi vereceğini ve bana geri dönüş yapacaklarını söyledi. Ancak herhalde söyleyecekleri inandırıcı olmayacağı için bana dönmediler. Bunu da bilin istedim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/spk-uyanik-genel-mudure-niye-sattin-diye-soracak-mi-80489</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK &#039;uyanık&#039; genel müdüre &#039;Niye sattın&#039; diye soracak mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/reeskont-cifte-kiskac-altinda-80470</guid>
            <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 06:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Reeskont çifte kıskaç altında!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Artan üretim maliyetleri, döviz kuru üzerindeki baskı ve rekabetçilik kaybı nedeniyle zorlu bir dönemden geçen ihracatçılar, finansmana erişimde can simidi olan reeskontta da sıkıntı yaşamaya başladı. Aşırı teminatlandırma nedeniyle çifte finansman yükü altına girdiklerini savunan ihracatçılar, yoğun başvuru nedeniyle de tahsis için aralık ayına sıra verilmeye başlandığını belirtiyor. Konuya yakın kaynaklardan edinilen bilgiye göre, ticari kredi faizleri yüzde 50’nin üzerinde seyrederken, ihracatçılar faiz oranı yüzde 19-20 civarında olan TL reeskont kredilerine yüklendi. Günlük 4,5 milyar TL olan reeskont kredisinin başvurular alınmaya başladıktan 5-10 dakika içerisinde tükendiği belirtilirken, normal dönemlerde 30 gün içinde alınan krediler için 6 ay sonrasına sıra verilmeye başlandığı öğrenildi. Limitlerin talebi karşılamakta yetersiz kaldığını vurgulayan ihracatçılar, jeopolitik gelişmelerin Türk ihracatçısı için birtakım fırsatlar açtığı bu dönemde, reeskontta günlük limitin artırılmasının rahat nefes aldıracağına işaret ediyor.</p>
<h2>"Boşluğa verilen teminat" eleştirisi </h2>
<p>Reeskont kredilerinde son dönemde tahsis sürelerinin uzaması gibi bir diğer sıkıntı da yüksek teminat mektubu konusunda yaşanıyor. Şu anda TL reeskont faizi yüzde 19- 20 seviyesinde. Ancak faizi peşin alındığı için maliyeti yüzde 25,50’ye çıkıyor. İstenen teminat tutarı ise talep edilen kredinin yüzde 30 daha üzerinde oluyor. Basit bir hesapla, 10 milyon TL’lik bir reeskont kredisi talep eden ihracatçı, 13 milyon TL’lik teminat mektubu vermek zorunda. Faiz peşin kesildiği için ihracatçı 10 milyon TL’lik TL reeskont talep ettiğinde eline geçen tutar 7,9 milyon TL oluyor. Böylece ihracatçı 7,9 milyon TL’lik kredi için aslında 13 milyon TL’lik teminat göstermek zorunda kalıyor.</p>
<p>Sektörlerde teminat limitlerinin tükendiğini belirten sektör temsilcileri, sistematiğin acilen ihracatçı lehine değiştirilmesi çağrısında bulunuyor. Teminat sorununu İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) mayıs ayı meclis toplantısında gündeme getiren İSO Başkanı Erdal Bahçıvan da durumu ‘akıl sır ermeyen bir teminat mektubu sistematiği çalışıyor’ diyerek eleştirirken, ihracatçının henüz eline geçmeyen paranın ve üstlendiği total riskin yüzde 100 kadar fazlasına karşılık gelen bir teminat mektubu vermek zorunda kaldığına dikkat çekmişti. İş dünyası, adeta ‘boşluğa verilen’ bu fazladan teminatların bankalardaki limitleri yok yere tükettiğini ve yüksek mektup komisyon masrafları yarattığını belirterek, ekonomi yönetiminden acil bir dinamik model revizyonu bekliyor.</p>
<h2>“Limit TL bazlı artsa da yetmiyor” </h2>
<p>TOBB Hazır Giyim ve Konfeksiyon Sektör Meclisi Başkanı Şeref Fayat, emek yoğun sektörlerde yaşanan finansman çıkmazının temelinde maliyet kadar ‘teminat bulamama’ sorununun da yattığını söyledi. Firmaların kredi limitlerinin dolduğunu belirten Fayat, "Şu an reeskont kredilerinde en büyük ve en öncelikli engelimiz teminat bulamamak. Firmalarımızın limitleri tükendi. Cumhurbaşkanımız tarafından ilan edilen 100 milyar TL’lik seçici sektör destek paketindeki gayri nakdi kredilerin, İhracatı Geliştirme A.Ş. (İGE) ve KGF kefaletleriyle çok daha aktif ve agresif bir şekilde reeskont taleplerine yansıtılması gerekiyor. Teminat kanalları açılmazsa bu uygun finansmanın sahada hiçbir anlamı kalmıyor" dedi. Teminat krizini aşamayan firmaların reeskont yerine piyasa faizlerine mahkum olduğunu ifade eden Fayat, bunun da darboğazı büyüttüğünü vurguladı. Reeskont kredilerinde uzayan tahsis sürelerine ilişkin de konuşan Fayat, “Ulaşmak çok zor ve limit yetmiyor. TL reeskont kredisinin de dahil olduğu toplam Eximbank kredilerinin Türkiye ihracatına oranla gelişimine bakıldığında, burada birkaç yıldır düşüş görüyoruz. TL bazında günlük limit artmış olsa da yetişmiyor. Bunun artırılması gerekiyor” diye konuştu.</p>
<h2>“Enfl asyonu artırıcı bir yönü yok” </h2>
<p>Reeskont kredilerindeki sıra çıkmazının temelinde günlük limit yetersizliği olduğunu doğrulayan TOBB Plastik, Kauçuk ve Kompozit Sanayi Meclisi Başkanı Yavuz Eroğlu, ekonomi yönetiminin dezenflasyon programı çerçevesindeki yaklaşımını değerlendirdi. Enflasyonla mücadele için iç talebi kısma çabasını anladıklarını belirten Eroğlu, reeskont kredisinin ise tamamen ihracat belgeleriyle kapatılan bir enstrüman olduğuna dikkat çekti. Eroğlu, "Eskiden bu paraların içeride tüketime gittiği endişesi vardı ancak mevcut sistemde böyle bir durum söz konusu değil. Dolayısıyla ekonomi yönetiminin kaygılanacağı, enflasyonu artırıcı bir yönü yok. Aksine şu an ihracatımız istediğimiz gibi gitmiyor ve bu musluğun açılması ihracatçının sıkıntılarını en kolay çözecek formüldür. Bu artış dezenflasyon sürecine zarar vermez" dedi. Sistemdeki aşırı teminatlandırma yüküne de değinen Eroğlu, teminat maliyetlerinin tarihin en yüksek seviyelerinde olduğunu hatırlattı. Eximbank'ın kuruluş felsefesine vurgu yapan Eroğlu, şunları söyledi: "Teminat risk için alınır ama burada dengeli olunmalı. Türk Eximbank, tüzüğü gereği ülkede ihracatı artırmak ve ihracatçının işini kolaylaştırmak için kurulmuş bir kamu kuruluşudur. Bu nedenle bu kadar aşırı ihtiyatlı bir teminat yapısı oluşturmak istemesi felsefeye aykırıdır. Bir kredide yüzde 65 marj olmaz. Geçmişte finansmana ulaşmak kolay, teminat maliyeti düşüktü ve bu durum göze batmıyordu. Ancak bugün bu yük doğrudan maliyet olarak ihracatçıya yansıyor. Bakış açısının acilen düzeltilmesi ve marjın küçük bir ihtiyat payı dışında tamamen makul bir seviyeye çekilmesi şarttır."</p>
<h2>"Para 6 ay sonra gelirse anlamı kalmaz" </h2>
<p>Finansmana erişim sorununun ivedilikle çözülmesi gerektiğini vurgulayan Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkan Vekili ve Mobilya Dernekleri Federasyonu (MOSFED) Başkanı Ahmet Güleç, küresel pazarlardaki belirsizlikler ve jeopolitik riskler nedeniyle ihracatçının zaten zorlu bir süreçten geçtiğini hatırlattı. Finansman kanalları açılmazsa rekabetçiliğin kaybedileceğine dikkat çeken Güleç, "Karşımıza Asya ülkeleri gibi yeni rakipler çıkıyor. Bugün Avrupa mobilya pazarında Polonya ile bile yarışamaz hale geldik. Çünkü onların finansmanı hem ucuz hem kolay. Bizde ise hem maliyet yüksek hem de teminat süreçlerinden uzun bekleme sürelerine kadar ciddi engeller var" dedi. Reeskont kredilerindeki tahsis sürelerinin 6 aya kadar uzamasının yaratacağı sıkıntılara da değinen Güleç, "İhracatçıya para bugün lazımsa bugün kullanması gerekir. 6 ay sonra gelecek kredinin bir anlamı yok, günlük limitler acilen artırılmalı" diye konuştu. İhracattaki düşüş nedeniyle şirket bilançolarının zayıfladığını ve firmaların ayakta kalmak için varlık satışına gittiğini belirten Güleç, bu hassas dönemde teminat krizini aşmak için KGF ve İGE gibi kefalet fonlarının daha aktif devreye alınması çağrısında bulundu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Finansmanda en ufak bir iyileşme bile çarpan etkisi yapar”</span></h2>
<p>Züccaciyeciler Derneği (ZÜCDER) Başkanı Burak Önder de hem küresel pazarlardaki gelişmeler hem ihracat ayağı hem de iç piyasa dinamikleri nedeniyle son 3 yıldır ciddi anlamda zorlanan bir süreçten geçildiğini doğruladı. Sanayideki öz sermaye yetersizliğinin altını çizen Önder, "En büyük sıkıntılarımızdan biri öz sermaye yetersizliğidir. Bu yüzden devamlı dış kaynağa ihtiyaç duyuyoruz. Son 3 yıldır finansmanın kalitesini bir kenara bıraktık, finansmanın kendisi ve krediye erişim her geçen gün daha da zorlaşıyor" diye konuştu. İhracat pazarlarında geçmişte hiç olmadığı kadar zorlu bir rekabetin yaşandığını söyleyen Önder, şöyle devam etti: "Bölgesel gelişmelerden ötürü Türkiye’ye dönük bir talep hareketi oldu ancak bunun kalıcı olup olmayacağını takip edeceğiz. Böyle bir dönemde, eskiden çok fazla üzerinde durmadığımız küçük destekler bile artık hayati bir kıymet kazanmaya başladı. Bunlardan biri de reeskont kredi limitlerinin artırılması. Finansman tarafında yaşanacak en ufak bir rahatlama bile ihracatçı için can suyu niteliğinde olacaktır." Önder, maliyet unsurlarındaki en ufak bir iyileşmenin çarpan etkisi yaratacağına dikkat çekerek, "Bu dönemde ihracatçıya gelecek yüzde 1'lik, yüzde 2'lik her türlü destek, doğrudan Türkiye ekonomisine kar olarak dönecektir. Teminat mektubu masrafları ve teminat sistematiği ihracatçının lehine şekillenir, maliyet unsurları biraz olsun azaltılırsa, bu zorlu virajda sanayiciye çok önemli bir katkı sağlanmış olur" ifadelerini kullandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“İhracatçının üretim için bekleme lüksü yok”</span></h2>
<p>Ayakkabı sektöründe reeskont kredilerine dönük yığılmanın diğer sektörler kadar yoğun olmadığını belirten Türkiye Ayakkabı Sanayicileri Derneği (TASD) Başkanı Berke İçten, buna rağmen ticari kredi faizlerinin yüzde 50’yi aştığı bir ortamda reeskontun ihracatçı için hala çok kıymetli bir mekanizma olduğunu söyledi. İçten, "İhracatta bir düşüş yaşanıyor olsa da neticede devam eden bir faaliyet var ve yüksek faiz ortamında üretimi, ihracatı sürdürmeyi başaran firmalarımız için reeskont mevcut şartlar altındaki en uygun enstrüman. İhracatçının malzeme tedariki ve üretim için bekleme lüksü yok, zamanı çok kıymetli. Bu nedenle Merkez Bankası’nın limitlerde sağlayacağı bir genişleme sektöre mutlaka fayda sağlayacaktır" dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/reeskont-cifte-kiskac-altinda-80470</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/7/1280x720/para-money-lira-1776345346.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracatçılar, ticari kredi faizlerine kıyasla daha uygun maliyeti nedeniyle TL reeskonta yüklenince, normal zamanda 30 gün içinde tahsis edilen kredi için yıl sonuna sıra verilmeye başlandı. Günlük 4,5 milyar TL’lik limit açılır açılmaz tükenirken, ihracatçı mevcut limitlerin acilen artırılmasını istiyor. Talepler arasında teminat mektubu sistematiğinin değiştirilmesi de bulunuyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/peynirin-izinde-80482</guid>
            <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Peynirin izinde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bayram öncesinde “Peynirin İzinde” Kırklareli’ndeydim. Pazartesi günkü <em>Yaşam Keyfi</em>’nde (https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi) yolculuğumu, yaşadıklarımı ve karşılaştığım insanları anlattım. Bugün ise Akademisyen Şef <strong>Asuman Kerkez</strong>’in moderatörlüğünde, Şefler <strong>Arzu Öztürk</strong> ve <strong>Aydın Demir</strong> ile birlikte gerçekleştirdiğimiz panelde yaptığım konuşmayı <em>Odak</em> köşeme taşımak istiyorum”</p>
<p>Bugün burada yalnızca peynir konuşmak için toplanmadık aslında. Bir coğrafyayı, bir üretim kültürünü, bir yaşam biçimini konuşmak için bir aradayız. Çünkü peynir dediğimiz şey sadece bir süt ürünü değildir. Peynir; toprağın, iklimin, emeğin ve zamanın birlikte yazdığı uzun bir kültür metnidir.</p>
<p>Üstelik bu kültürün en güçlü biçimde yaşatıldığı şehirlerden birindeyiz:</p>
<p>Kırklareli’nde.</p>
<p>Trakya’nın bu kadim şehri yalnızca tarihiyle değil; meralarıyla, süt kültürüyle ve Balkanlardan taşıdığı üretim birikimiyle de çok özel bir yere sahip. Kırklareli’ne baktığınızda aslında Anadolu ile Balkanlar arasında kurulmuş güçlü bir kültür köprüsü görürsünüz.</p>
<p>Burada rüzgârın bile tadı vardır.</p>
<p>Istranca Dağları’nın eteklerinden gelen hava, meraların çeşitliliği, hayvancılık geleneği ve kuşaklar boyunca aktarılan üretim bilgisi sütü değiştirir. Süt değişince peynir değişir. Peynir değişince de kültür oluşur.</p>
<p><strong>Coğrafyanın tercümesi</strong></p>
<p>Yıllardır gastronomi kültürü üzerine yazıyorum. Türkiye’nin dört bir yanında üreticilerle konuştum, sofralara konuk oldum, mutfakların izini sürdüm. Şunu çok net gördüm:</p>
<p>Bir ülkenin karakterini anlamak istiyorsanız önce peynirine bakın.</p>
<p>Çünkü peynir yalnızca damakta yaşayan bir tat değildir; hafızada yaşayan bir kültürdür.</p>
<p>Kırklareli’nde bunu daha güçlü hissedersiniz.</p>
<p>Trakya mutfağı çoğu zaman sessiz bir mutfaktır. Gösterişli değildir. Ama derindir. Balkanlardan gelen ailelerin tarifleri, göçlerin bıraktığı izler ve yüzyıllardır süren süt işleme bilgisi vardır içinde. Kırklareli’nin beyaz peynir kültürü, eski kaşar üretimi ve koyun sütüne verdiği önem bölgenin gastronomik kimliğinin temel taşlarıdır.</p>
<p>Bugün Kırklareli’nde üretilen eski kaşarlar yalnızca bir gıda ürünü değildir. Onlar aynı zamanda Balkanlardan taşınan üretim bilgisinin yaşayan temsilcileridir. Her tekerlek peynirin içinde meraların, göçlerin ve ustaların izi saklıdır.</p>
<p>Bir zamanlar Trakya’da hemen her evin kendi peyniri vardı. Tenekeler hazırlanır, kilerler kurulurdu. Kış hazırlıkları yapılır, komşular birbirine tattırırdı. Peynir yalnızca yenmezdi; paylaşılırdı.</p>
<p>Çünkü Anadolu’da sofraya peynir koymak sadece bir ikram değildir.</p>
<p><em>“Evime hoş geldin”</em> demektir.</p>
<p>Ben çocukluğumu düşündüğümde peynirin hep bir anlam taşıdığını hatırlıyorum. Köyden gelen tenekeleri, kahvaltı sofralarındaki o beyaz peynir kokusunu, ekmek-peynirle kurulan dostlukları...</p>
<p>Çünkü peynir biraz da sadeliktir.</p>
<p><strong>Çağımızın yeni lüksü</strong></p>
<p>Bugün dünyanın en pahalı restoranları bile sadeliğin peşinde. Çünkü çağımızın en büyük lüksü gösteriş değil; gerçeklik. İnsanlar artık şunu soruyor:</p>
<p><em>“Bu ürün nereden geliyor?”</em></p>
<p><em>“Kim üretiyor?”</em></p>
<p><em>“Hangi hayvanın sütü kullanılıyor?”</em></p>
<p><em>“Hangi mera?”</em></p>
<p><em>“Hangi mevsim?”</em></p>
<p>İnsanlar aslında ürünün kökenini, karakterini ve üretim hikâyesini bilmek istiyor. İşte Kırklareli tam da bu nedenle çok kıymetli. Çünkü burada hâlâ kimliğini koruyan ürünler var.</p>
<p>Bugün Fransa peynirini kültürel bir değer olarak koruyor. İtalya peynirini küresel bir marka olarak dünyaya sunuyor. İsviçre peynirini ulusal kimliğinin bir parçası olarak görüyor. Bizim ise belki onlardan çok daha zengin bir çeşitliliğimiz var.</p>
<p>Türkiye’nin peynir haritası başlı başına bir medeniyet atlası. Ezine başka anlatır bu toprakları. Kars gravyeri başka. Van otlu başka. Tulum başka. Ama Trakya peynirleri çok özel bir dinginlikle konuşur. Özellikle Kırklareli’nde peynirin tadında mera hissedilir. Çünkü iyi peynirin sırrı yalnızca ustalık değildir. Hayvanın ne yediği önemlidir. O otun hangi toprakta yetiştiği önemlidir. Rüzgâr bile önemlidir.</p>
<p>Aslında peynir biraz da coğrafyanın tercümesidir.</p>
<p><strong>Yerellik geleceğin ekonomisidir</strong></p>
<p>Bugün dünya gastronomisinin en güçlü kavramlarından biri yerellik. Ama biz yerelliği çoğu zaman yalnızca nostalji olarak görüyoruz. Oysa yerellik geleceğin ekonomisidir. Bir peynir yalnızca peynir değildir artık. Turizmdir. Markadır. Kültürel mirastır. Şehir kimliğidir. Kırsal kalkınmadır.</p>
<p>Bugün insanlar bir şehre yalnızca yemek yemeye gitmiyor. O şehrin kültürünü, üretim biçimini ve yaşam anlayışını deneyimlemeye gidiyor. Bu nedenle yerel peynir yalnızca sofraya gelen bir ürün değildir; aynı zamanda kadın emeğinin, kooperatifçiliğin, üreticinin ayakta kalmasının ve gastronomi turizminin önemli bir parçasıdır.</p>
<p>Bir kilogram peynirin değeri yalnızca satış fiyatıyla ölçülemez. O peynir aynı zamanda üreticinin köyde kalmasını, meranın korunmasını ve şehrin marka değerinin yükselmesini sağlar. Kırklareli’nin de böyle büyük bir potansiyeli var.</p>
<p>Gastronomi artık yalnızca şeflerin alanı değil. Çiftçinin, üreticinin, akademinin, yerel yönetimlerin, kooperatiflerin ve gençlerin birlikte çalıştığı büyük bir kültür alanı.</p>
<p>Bir şehir kendi ürününü koruyabiliyorsa geleceğini de koruyabilir.</p>
<p><strong>Peynir ve zaman</strong></p>
<p>Son yıllarda şunu çok düşünüyorum:</p>
<p>Teknoloji ilerledikçe insanlar yeniden toprağa dönmek istiyor. Yapay zekâ çağında bile insanlar hâlâ gerçek peynir arıyor. Çünkü insan doğallığı unutamıyor. Ve peynirin çok özel bir tarafı var: İnsanla birlikte yaş alıyor. Bazı peynirler gençtir. Bazıları olgunlaşır. Bazıları yıllanır. Bazıları sertleşir. Bazıları derinleşir. Bir bakıma insana benzer. Sabır ister. Emek ister. Beklemek ister. Bugünün hız çağında peynir bize başka bir hayat ritmi öneriyor:</p>
<p><em>“Her şey hızlı olmak zorunda değil.”</em></p>
<p>Belki de bu yüzden peynir kültürü aynı zamanda bir yaşam felsefesi.</p>
<p>Merayı koruyamazsak peyniri koruyamayız. Üreticiyi yaşatamazsak kültürü yaşatamayız. Bugün <em>“Peynirin İzinde”</em> başlığı altında buluşmamızın anlamı da burada. Çünkü peynirin izini sürmek aslında insanın izini sürmektir. Göçlerin izini… Toprağın izini… Emeğin izini… Sabırın izini… Ve kültürün izini…</p>
<p>Türkiye gastronomide önümüzdeki yıllarda dünyada daha güçlü bir yer edinecekse bunu yalnızca büyük restoranlarla değil, kendi ürünlerine sahip çıkarak başaracaktır. Kırklareli de bu yolculuğun önemli duraklarından biri olacaktır. Çünkü burada hâlâ toprağın sesi duyuluyor. Hâlâ üreticinin emeği hissediliyor. Hâlâ sofraya gelen peynir yalnızca bir tat değil, bir kültür taşıyor.</p>
<p>Ve unutmayalım:</p>
<p>Bir ülke geleceğini korumak istiyorsa önce toprağını, merasını ve peynirini korumalıdır. Çünkü bazı tatlar yalnızca geçmişi hatırlatmaz; geleceği de kurar.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/peynirin-izinde-80482</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/2/1280x720/kirklareli-1780633931.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Peynirin izinde ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-mevduati-31-trilyon-lirayi-asti-80462</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 16:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılık mevduatı 31 trilyon lirayı aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre bankacılık sektörünün toplam mevduatı, 26 Mayıs ile biten haftada yüzde 1,4 ve 436 milyar 590 milyon 944 bin lira artışla 30 trilyon 620 milyar 444 milyon 47 bin liradan, 31 trilyon 57 milyar 34 milyon 992 bin liraya çıktı.</p>
<p>Aynı dönemde bankalardaki Türk lirası cinsi mevduat yüzde 0,3 artarak 16 trilyon 549 milyar 153 milyon 69 bin lira, yabancı para (YP) cinsinden mevduat yüzde 1,4 yükselişle 10 trilyon 494 milyar 94 milyon 510 bin lira oldu.</p>
<p>Bankalarda bulunan toplam YP mevduatı söz konusu dönemde 270 milyar 696 milyon dolar düzeyinde gerçekleşirken bu tutarın 230 milyar 427 milyon doları yurt içinde yerleşik kişilerin hesaplarında toplandı.</p>
<p>Yurt içi yerleşiklerin toplam YP mevduatında parite etkisinden arındırılmış veriler dikkate alındığında, 26 Mayıs itibarıyla 1 milyar 488 milyon dolarlık artış görüldü.</p>
<p><strong>Yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri arttı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri, bu dönemde yüzde 1,2 artışla 6 trilyon 412 milyar 359 milyon 139 bin liraya çıktı.</p>
<p>Söz konusu kredilerin 782 milyar 917 milyon 909 bin lirası konut, 44 milyar 232 milyon 854 bin lirası taşıt, 2 trilyon 409 milyar 993 milyon 909 bin lirası ihtiyaç kredileri, 3 trilyon 175 milyar 214 milyon 467 bin lirası ise bireysel kredi kartlarından oluştu.</p>
<p>Bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi de 26 Mayıs ile biten haftada 129 milyar 221 milyon 251 bin lira artarak 25 trilyon 261 milyar 896 milyon 655 bin liraya yükseldi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-mevduati-31-trilyon-lirayi-asti-80462</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/6/1280x720/bankacilik-mevduati-193-milyar-lira-azaldi-1747313419.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haftalık verilerine göre, bankacılık sektörünün toplam mevduatı, 436,6 milyar lira artarak 31 trilyon lirayı aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabancidan-226-milyon-dolarlik-satis-80455</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 16:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancıdan 226 milyon dolarlık satış</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, "Haftalık Menkul Kıymet İstatistikleri"ni yayımladı.</p>
<p>Buna göre, yurt dışında yerleşik kişiler 26 Mayıs haftasında 91,1 milyon dolarlık hisse senedi, 134,5 milyon dolarlık Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) ve 0,5 milyon dolarlık Genel Yönetim Dışındaki Sektör İhraçları (ÖST) sattı.</p>
<p>Yurt dışında yerleşik kişilerin 22 Mayıs haftasında 41 milyar 532,6 milyon dolar olan hisse senedi stoku, 26 Mayıs haftasında 41 milyar 590,5 milyon dolara yükseldi.</p>
<p>Aynı dönemde yurt dışında yerleşik kişilerin DİBS stoku 14 milyar 515,6 milyon dolardan 14 milyar 421,9 milyon dolara inerken, ÖST stoku 1 milyar 545,8 milyon dolardan 1 milyar 542,2 milyon dolara geriledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabancidan-226-milyon-dolarlik-satis-80455</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/8/1280x720/dolar-dollar-1778823964.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haftalık verilerine göre, yurt dışında yerleşikler, 91,1 milyon dolarlık hisse senedi, 134,5 milyon dolarlık DİBS ve 0,5 milyon dolarlık ÖST sattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasinin-rezervleri-160-milyar-dolarin-altina-indi-80454</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 16:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası&#039;nın rezervleri 160 milyar doların altına indi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, 26 Mayıs itibarıyla Merkez Bankası brüt döviz rezervleri 990 milyon dolar azalışla 53 milyar 234 milyon dolara indi. Brüt döviz rezervleri, 22 Mayıs'ta 54 milyar 224 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu.</p>
<p>Bu dönemde altın rezervleri ise 41 milyon dolar artarak 105 milyar 951 milyon dolardan 105 milyar 992 milyon dolara çıktı.</p>
<p>Böylece Merkez Bankasının toplam rezervleri 26 Mayıs haftasında bir önceki haftaya göre 949 milyon dolar azalarak 160 milyar 175 milyon dolardan 159 milyar 226 milyon dolara indi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasinin-rezervleri-160-milyar-dolarin-altina-indi-80454</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/7/1280x720/merkez-bankasi-rezervleri-gecen-hafta-1711-milyar-dolara-yukseldi-1742473095.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın toplam rezervleri, geçen hafta 949 milyon dolar azalışla 159 milyar 226 milyon dolara geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizmde-moraller-duzeliyor-80453</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 16:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turizmciler hazirandan umutlu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Hürmüz Boğazı'nda ABD-İsrail ile İran arasında devam eden anlaşmazlık, dünyada maliyetleri artırırken tüm sektörleri olduğu gibi turizmi de olumsuz etkiledi.</p>
<p>ABD-İsrail ve İran savaşı ile Rusya ve Ukrayna arasındaki savaşın yanında uçak biletlerinin yüksek olması, döviz kurlarının baskılanması ve maliyetlerin sürekli artması Türk turizm sektörünün rakipleriyle rekabette olumsuzluk yaratmaya başladı.</p>
<p>Türkiye’de olduğu gibi Avrupa’da da maliyetlerin artması seyahat severleri ve tatilcileri de etkiliyor. Orta Doğu pazarından Türkiye’ye gelen turist sayısı azalırken, aynı zamanda turizmde birinci pazar olan Rusya ile Ukrayna’dan gelen turist sayısında da önemli oranda düşüş yaşanıyor.</p>
<p>Antalya Hava Limanı yetkililerinden edinilen bilgiye göre, 2026 Mayıs ayında ‘Türk Rivierası’ olarak bilinen Antalya’ya gelen turist sayısı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 7 düştü. Mayıs ayında Antalya’ya 1 milyon 689 bin 587 turist giriş yaptı.</p>
<p>Ocak, Şubat, Mart, Nisan ve Mayıs aylarında Antalya’yı ziyaret eden turist sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 8 düştü. Yılın beş aylık döneminde Antalya’yı 3 milyon 512 bin 636 turist ziyaret etti.</p>
<p><strong>Gurbetçi ziyareti arttı</strong></p>
<p>Mayıs ayında yüzde 11 düşüş yaşanmasına rağmen en fazla turist Rusya’dan gelirken ikinci sırada yer alan Alman turist sayısı yüzde 9 artttı. Türkiye turist pazarı açısından üçüncü sırada yer alan İngiltere’den gelen turist sayısı da yüzde 9 azaldı.  Polonyalı turist sayısı yüzde 11, Hollandalı turist sayısı yüzde 4, Ukraynalı turist sayısı ise yüzde 5 düştü.</p>
<p>Yılın beş aylık döneminde Avrupa’da yaşayan gurbetçilerimiz tatil tercihlerini Antalya’dan yana kullandı. Gurbetçi sayısında yüzde 9,53 artış oldu.</p>
<p>Yılın beş aylık döneminde de Antalya’ya gelen turist sayısında düşüşler yaşandı. Özellikle üç önemli turizm pazarındaki düşüşler dikkat çekti.</p>
<p>Yılın beş aylık döneminde Antalya’ya en fazla turist gönderen ülkelerin başında gelen Alman turist sayısı yüzde 2, Rus turist sayısı yüzde 10, İngiliz turist sayısı yüzde 11, Polonyalı yüzde 16, Ukraynalı turist sayısı da yüzde 2 azaldı.</p>
<p><strong>Rezervasyonlar açılmaya başladı</strong></p>
<p>Dokuz günlük kurban bayramında moralleri yerine gelen otelciler, haziran ayından itibaren de daha umutlu görünüyor.</p>
<p>Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği (POYD) Başkanı Hakan Saatçioğlu, Kurban Bayramı tatilinin Antalya turizmi açısından yoğun ve verimli geçtiğini, otellerin doluluklarının yüzde 95’i geçtiğini vurguladı. Rezervasyonların önünün açıldığını belirten Saatçioğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"Turizm sezon savaş ve ekonomi daralmasından dolayı geç açıldı. Yılın ilk aylarında turizm sektörü bazı dış etkenlerden dolayı beklenen tempoya ulaşmakta zorlandı. Şu an rezervasyonlarımızın önü açıldı, beklediğimiz gibi güzel bir rezervasyon akışı almaya başladık. Geçen yıl ki rakamları yakalayacağımızı düşünüyoruz. Antalya turizmi yaz sezonunun geri kalanında toparlanma sürecine girdi. Mevcut rezervasyon akışı sektör açısından olumlu sinyaller veriyor. Sezondan beklentimiz, geçen yıl ki rakamları yakalayacağımız yönünde. Sezon sonu açığı büyük ölçüde kapatırız.’’</p>
<p><strong>Bakan Ersoy’u ziyaret</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a217e27df982-1780579879.jpeg" alt="" width="800" height="215" /></strong>Akdeniz Turistik Otelciler Birliği (AKTOB) Başkanı Kaan Kavaloğlu ve yönetim kurulu üyeleri de Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’u ziyaret etti.</p>
<p>Ziyarette, 2026 turizm sezonuna ilişkin güncel gelişmeler, küresel turizmde yaşanan dönüşümler, uluslararası pazarlardaki son durum ve sektörün gündeminde yer alan başlıklar kapsamlı şekilde değerlendirildi. Toplantıda, Türkiye ve Antalya turizminin geleceğine yönelik vizyon, 12 ay turizm hedefi, ürün çeşitliliğinin geliştirilmesi, sürdürülebilir büyüme, yeni kaynak pazarlara yönelik çalışmalar ve turizmde katma değerin artırılmasına yönelik stratejiler ele alındı.</p>
<p>Antalya'nın sahip olduğu güçlü turizm altyapısı, uluslararası marka değeri ve deneyimiyle Türkiye turizminin lokomotifi olmayı sürdürdüğü vurgulanırken, ülkemizin turizmdeki küresel konumunun daha da güçlendirilmesi ve Türkiye algısının uluslararası pazarlarda desteklenmesine yönelik çalışmalar da değerlendirildi. AKTOB Başkanı Kavaloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Görüşmede küresel ölçekte yaşanan jeopolitik gelişmeler, ekonomik dalgalanmalar ve değişen seyahat eğilimlerinin turizm sektörü üzerindeki etkileri ele alındı. Türkiye'nin son yıllarda küresel turizmi etkileyen tüm dalgalanmalara rağmen güçlü performansını koruduğuna dikkat çekilirken, olası risklerin etkilerini azaltacak, sektörün dayanıklılığını artıracak ve rekabet gücünü destekleyecek önlemler üzerinde görüş alışverişinde bulunuldu.’’</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizmde-moraller-duzeliyor-80453</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/3/1280x720/turizmciler-hazirandan-umutlu-1780580623.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yılın ilk beş ayında ‘Türk Rivierası’ olarak bilinen Antalya’ya gelen yabancı turist sayısı yüzde 8 düşerken, turizmciler haziran ayından itibaren morallerin düzelmeye başladığını belirtiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kkm-72-milyon-lira-azaldi-80452</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 15:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> KKM, 72 milyon lira azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) haftalık bültenini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi, geçen hafta itibarıyla 120 milyar 658 milyon lira artarak 25 trilyon 806 milyar 818 milyon liradan 25 trilyon 927 milyar 476 milyon liraya çıktı.</p>
<p>Bankacılık sektöründe toplam mevduat ise bankalar arası dahil geçen hafta 242 milyar 335 milyon lira artarak 29 trilyon 316 milyar 41 milyon liradan 29 trilyon 558 milyar 376 milyon liraya yükseldi.</p>
<p><strong>Tüketici kredileri 3 trilyon 243 milyar liraya yükseldi</strong></p>
<p>Tüketici kredilerinin tutarı, bu dönemde 14 milyar 382 milyon lira artarak 3 trilyon 243 milyar 148 milyon liraya yükseldi. Söz konusu tutarın 783 milyar 658 milyon lirası konut, 44 milyar 344 milyon lirası taşıt ve 2 trilyon 415 milyar 146 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu.</p>
<p>Bu dönemde taksitli ticari kredilerin tutarı, 10 milyar 27 milyon lira artarak 4 trilyon 22 milyar 717 milyon lira oldu. Bankaların bireysel kredi kartı alacakları ise yüzde 1,9 artışla 3 trilyon 174 milyar 708 milyon lira düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p>Bireysel kredi kartı alacaklarının 1 trilyon 188 milyar 763 milyon lirasını taksitli, 1 trilyon 985 milyar 945 milyon lirasını taksitsiz borçlar oluşturdu.</p>
<p><strong>Yasal öz kaynaklar arttı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe takipteki alacaklar, 26 Mayıs itibarıyla önceki haftaya göre 4 milyar 971 milyon lira artışla 723 milyar 856 milyon liraya çıktı. Takipteki alacakların 544 milyar 596 milyon lirasına özel karşılık ayrıldı.</p>
<p>Aynı dönemde bankacılık sisteminin yasal öz kaynakları, 31 milyar 326 milyon lira artarak 5 trilyon 640 milyar 83 milyon liraya yükseldi.</p>
<p>Kur korumalı Türk lirası mevduat ve katılma hesapları (KKM) bakiyesi ise geçen hafta 72 milyon lira azalarak 312,5 milyon liraya düştü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kkm-72-milyon-lira-azaldi-80452</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/8/1280x720/lira-para-1768278911.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BDDK&#039;nin haftalık verilerine göre, kur korumalı Türk lirası mevduat ve katılma hesapları, 72 milyon lira azalışla 312,5 milyon liraya indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/savunma-ve-havacilik-sanayisinden-mayista-992-milyon-dolarlik-ihracat-80450</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 15:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savunma ve havacılık sanayisinden mayısta 992 milyon dolarlık ihracat</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, savunma ve havacılık sanayisinin mayıs ayında güçlü büyümesini sürdürdüğünü belirtti.</p>
<p>2026 yılı mayıs ayında savunma ve havacılık sanayisinin, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 33,9 artışla 992 milyon dolar ihracat gerçekleştirdiğini bildiren Görgün, şunları kaydetti:</p>
<p>"Ocak-mayıs döneminde ise ihracatımız geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 29,5 artışla 3 milyar 863 milyon dolar seviyesine ulaşmıştır. Elde edilen bu sonuç, savunma ve havacılık sanayimizin üretim kapasitesinin, mühendislik yetkinliğinin, ihracat kabiliyetinin ve uluslararası rekabet gücünün somut bir göstergesidir. Yüksek katma değerli ürünlerimiz, sahada etkinliği kanıtlanmış sistemlerimiz ve genişleyen uluslararası işbirliklerimiz ihracat performansımızı desteklemeye devam etmektedir. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu güçlü irade ve stratejik vizyon doğrultusunda, savunma ve havacılık sanayimiz teknoloji geliştiren, üreten ve ihraç eden yapısını kararlılıkla güçlendirmektedir."</p>
<p>Görgün, derinleşen ekosistemleri, artan üretim kapasiteleri ve sürdürülebilir ihracat anlayışlarıyla Türkiye'ye değer üretmeye devam edeceklerini belirterek, "Bu başarıda emeği bulunan savunma sanayisi şirketlerimize, çalışanlarımıza, mühendislerimize, teknisyenlerimize ve tüm paydaşlarımıza teşekkür ediyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/savunma-ve-havacilik-sanayisinden-mayista-992-milyon-dolarlik-ihracat-80450</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/8/1280x720/haluk-gorgun-1759130482.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mayıs ayında 992 milyon dolarlık dış satım gerçekleştirildiğini belirten Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, &quot;Ocak-mayıs döneminde ihracatımız geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 29,5 artışla 3 milyar 863 milyon dolar seviyesine ulaşmıştır.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/aym-suresiz-nafaka-duzenlemesini-iptal-etti-80449</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 15:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> AYM, &#039;süresiz nafaka&#039; düzenlemesini iptal etti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Anayasa Mahkemesi (AYM), Genel Kurul gündeminde Antalya 12. Aile Mahkemesinin, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesinde hüküm altına alınan yoksulluk nafakasının "süresiz olması"na ilişkin düzenlemenin iptali için yaptığı başvuruyu görüştü.</p>
<p>Edinilen bilgiye göre, Yüksek Mahkeme, ilgili düzenlemenin oy çokluğuyla iptaline, iptal hükmünün 9 ay sonra yürürlüğe girmesine karar verdi. Kararın gerekçesi daha sonra yazılacak.</p>
<p>Türk Medeni Kanunu'nun "yoksulluk nafakası" başlıklı 175. maddesi, "Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz." hükmünü içeriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/aym-suresiz-nafaka-duzenlemesini-iptal-etti-80449</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/aym-anayasa-mahkemesi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Anayasa Mahkemesi, boşanan eşe süresiz nafaka verilmesiyle ilgili düzenlemeyi iptal etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/erden-offshore-ruzgar-santrali-yeni-buyume-alani-acisindan-cok-onemli-80448</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 15:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Erden: Offshore Rüzgar santrali yeni büyüme alanı açısından çok önemli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye Rüzgâr Enerjisi Birliği (TÜREB) Başkanı İbrahim Erden, Cumhurbaşkanlığı’nda düzenlen yenilenebilir enerji yatırımlarının açılış töreninin ardından yaptığı yazılı değerlendirmede, bu toplantıda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alplarslan Bayraktar tarafından da gündeme getirilen Türkiye’nin ilk deniz kıyısı offshore rüzgar santrali yarışmasına değindi.</p>
<p>Offshore ve karada Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) modeli ile yapılacak yatırımların önemine vurgu yapan İbrahim Erden, deniz üstünde yapılacak ilk santral için yarışmanın hem yeni bir büyüme alanı hem de teknoloji potansiyeline dikkat çekti. Erden, “Önümüzdeki dönemde deniz üstü rüzgâr enerjisi yatırımlarının da sektörümüz için yeni bir büyüme alanı oluşturacağına inanıyoruz. Türkiye, güçlü rüzgâr kaynakları, gelişen sanayi altyapısı ve üretim kabiliyetiyle offshore rüzgârda da önemli bir potansiyele sahiptir. İlk deniz üstü rüzgâr projelerinin hayata geçirilmesiyle birlikte ülkemizin yenilenebilir enerji yolculuğunda yeni bir sayfa açılacak ve Türkiye, rüzgâr enerjisinde bölgesel bir üretim ve teknoloji merkezi olma hedefine bir adım daha yaklaşacaktır." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Rüzgara dayalı elektrik üretiminin enerji arz güvenliği açısından stratejik bir rol oynayan teknoloji olduğunu belirten İbrahim Erden, enerji arz güvenliğinin teknik olmanın ötesine geçerek stratejik bir niteliğe büründüğünü anlattı. Erden, “Rüzgâr enerjisi bugün yalnızca yenilenebilir bir kaynak değil, aynı zamanda Türkiye'nin enerji arz güvenliğinin temel unsurlarından biridir. Rüzgâr artık bir alternatif değil, enerji arz güvenliğinin temel taşıdır” yorumunu yaptı. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/erden-offshore-ruzgar-santrali-yeni-buyume-alani-acisindan-cok-onemli-80448</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/8/1280x720/ibrahim-erden-1780577409.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜREB Başkanı İbrahim Erden, rüzgara dayalı elektrik üretiminin enerji arz güvenliğinde stratejik bir yerde durduğunu belirterek, bu alanda yatırımların önemine dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-bolat-gunluk-ortalama-ihracatimiz-13-milyar-dolara-ulasti-80442</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 14:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Bolat: Günlük ortalama ihracatımız 1,3 milyar dolara ulaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe ile Ticaret Bakanlığı Konferans Salonu'nda düzenlediği basın toplantısında, mayıs ayı dış ticaret verilerini açıkladı.</p>
<p>Dünya ekonomisinin zor bir dönemden geçtiğini, jeopolitik meydan okumalar ve lojistik zincirlerindeki aksamaların sürdüğünü dile getiren Bolat, küresel ekonomik büyüme tahminlerinin aşağı çekildiği bir ortamda Türkiye'nin büyüme, istihdam ve ihracat noktasında dayanıklı bir performans sergilediğini söyledi.</p>
<p>Bolat, milli gelirin yılın ilk çeyreğinde yüzde 2,5 büyüdüğünü, böylece 23 çeyrek üst üste büyümenin devam ettiğini anımsatarak, Türkiye'nin ekonomik büyüklüğünün 1 trilyon 639 milyar dolara yükseldiğini ifade etti.</p>
<p>Nisan ayında işsizlik oranının yüzde 8,2 olduğunu belirten Bolat, 36 aydır işsizlik oranının tek haneli seviyesini koruduğunu ve yüzde 10'un altında kalmaya devam ettiğini söyledi.</p>
<p>Bolat, geçen ay ihracatın, takvim etkisinin dezavantajına rağmen iyi bir performans gösterdiğini belirterek şöyle devam etti:</p>
<p>"Mayıs 2025'te 24,8 milyar dolarla Cumhuriyet tarihinin aylık ihracat rekorunu kırmıştık. Mayıs ayındaki resmi tatiller doğal olarak ihracata olumsuz etki yaptı ancak ithalatı ve dış ticaret açığımızı da düşürerek ihracatın ithalatı karşılama oranında yükseliş sağladı. Mayıs ayında yüzde 9,3 azalışla 22,5 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdik. Günlük ortalama ihracatımız 1,3 milyar dolara ulaştı."</p>
<p>Haziran ayında milli veya dini bayram tatilinin bulunmadığına işaret eden Bolat, bu ay geçen yıla göre ihracatı artıracaklarını ve yıllıklandırılmış bazda daha yüksek rakamların görülebileceğini bildirdi.</p>
<p>Bolat, 22 Mayıs'ta 2,4 milyar dolarla tüm zamanların en yüksek günlük ihracat rakamına ulaşıldığını belirterek, "Körfez ülkelerine ihracatımızda çatışmalar nedeniyle mart ayında şok dalgası ile aylık bazda yüzde 30 azalma olmuştu. Ancak nisan ayında toparladık, artış yakaladık. Mayıs ayında da benzer bir trend bulunuyor. İhracat aslında artıyor, ancak takvimin olumsuz etkileri olabiliyor." ifadesini kullandı.</p>
<p><strong>"Gerçek değerlendirmeyi yılın ilk yarısını tamamladığımızda yapacağız"</strong></p>
<p>Türkiye'nin orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürünlerin ihracatında da önemli bir aşama kaydettiğini söyleyen Bolat, ocak-mayıs döneminde söz konusu ürünlerin ihracat payının yüzde 44'e ulaştığını bildirdi.</p>
<p>Bolat, ithalatın ise mayıs ayında yüzde 10,7 azalışla 28 milyar 103 milyon dolara gerilediğini, ihracatta 2,3 milyar dolar azalış yaşanırken ithalatın 3,4 milyar dolar azaldığını ve böylece dış ticaret açığında iyileşme kaydedildiğini ifade etti.</p>
<p>Ocak-mayıs dönemi itibarıyla ithalatın yüzde 0,8 azaldığını söyleyen Bolat, "Bu düşüşte altın ithalatındaki azalmanın da rolü var. Otomotiv ithalatında da ilk 5 ay itibarıyla bir miktar hız kaybetme durumu söz konusu. Bunlar ithalat artışı üzerinde frenleme etkisi yaptı. Öte yandan, petrol ithalatımızda yaklaşık 2,5 milyar dolara yakın artış var. Doğal gaz ithalatı ise ilk 5 ay itibarıyla aynı seviyede seyretti." diye konuştu.</p>
<p>Bolat, dış ticaret açığında ilk 5 ayda yüzde 15,7 azalış görüldüğünü belirterek, bu dönemde ihracatın ithalatı karşılama oranının yüzde 72,2 olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Takvim etkileri büyük ölçüde ortadan kalkacağı için haziran ayı sonunda çok daha net bir tablonun görüleceğini vurgulayan Bolat, şunları kaydetti:</p>
<p>"Yıllıklandırılmış olarak ise 273,5 milyar dolar ihracatımız var. Burada 250 milyon dolarlık mütevazı bir artış söz konusu. Ancak gerçek değerlendirmeyi yılın ilk yarısını tamamladığımızda yapacağız. Yıllıklandırılmış ithalatımız yüzde 4,2 artışla 367 milyar 200 milyon dolar oldu. Dış ticaret açığımız ise 93 milyar 650 milyon dolar seviyesinde. Biz 31 Aralık'ta bu rakamı 92,2 milyar dolarda kapatmıştık. İlk 5 ayın sonunda yıllıklandırılmış bazda dış ticaret açığımız sadece 1 milyar 450 milyon dolar artmış durumda. İhracatın ithalatı karşılama oranı da yıllıklandırılmışta yüzde 74,5 olarak kayıtlara geçti. Bu yılın ilk 5 ayında ithalatımız yüzde 1,2 artışla yaklaşık 154 milyar dolar, ihracatımız yüzde 0,3 artışla 111,2 milyar dolar, dış ticaret hacmimiz 265 milyar dolar oldu. Dış ticaret açığımız ilk 5 ay itibarıyla 42,7 milyar dolarda kaldı."</p>
<p><strong>"Hizmetler ihracatında hedef 128 milyar dolar"</strong></p>
<p>Hizmetler ticaretinin jeopolitik gerilimlerden olumsuz etkilendiğini ancak dünyada bu alanda en çok ticaret fazlası sağlayan ülkenin Türkiye olduğunu dile getiren Bolat, hizmetler ihracatının geçen yıl 122,6 milyar dolarla kapatıldığını, 63,5 milyar dolar dış ticaret fazlası verildiğini söyledi.</p>
<p>Bolat, bu yıl hizmetler ihracatında hedefin 128 milyar dolar olduğunu belirterek, bu doğrultuda çalışmayı sürdürdüklerini, söz konusu ihracatta zor ayların geride kaldığını dile getirdi.</p>
<p>Yılın sadece ilk 3 aylık döneminde 21,6 milyar dolar hizmetler ihracatı gerçekleştiğine dikkati çeken Bolat, bu alanda da geleceğe yönelik hedeflere ulaşmayı beklediklerini ifade etti.</p>
<p>Bolat, cari işlemler açığının Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) içindeki payının son 23 yıldaki ortalamasının yüzde 3,4 olduğunu, bu yılın ilk çeyreğinde ise söz konusu oranın yüzde 2,4 olarak gerçekleştiğini söyledi. İSO Türkiye İmalat PMI Endeksi'nin nisanda 45,7 iken mayısta 49,8'e yükseldiğine dikkati çeken Bolat, şöyle devam etti:</p>
<p>"Yılın ilk çeyreğinde emtia piyasalarındaki çalkantılar ve soğuk hava şartları etkiliydi. Ardından 28 Şubat'ta başlayan bölgedeki çatışmaların genişlemesiyle bir şok dalgası yaşandı. Bu durum enflasyon üzerinde olumsuz etki yaptı. 20 aylık bir yavaşlama döneminin ardından yeni ihracat siparişleri de yeniden yükselişe geçti ve mayısta 51'e (Nisanda 43,8) ulaştı. Bu, son 36 ayın da en yüksek seviyesi oldu."</p>
<p><strong>"İlk 5 aylık ihracatımızda ilk sırada Almanya var"</strong></p>
<p>Türkiye'nin ilk 5 aydaki ihracatında en çok yükseliş gösteren ilk 5 ülkenin, 433 milyon dolarla Slovakya, 366 milyon dolarla Çin, 319 milyon dolarla ABD, 317 milyon dolarla Ukrayna ve 315 milyon dolarla İtalya olduğu bilgisini veren Bolat, söz konusu dönemde dış satımda en çok azalış gösteren ülkelerin ise yaklaşık 900 milyon dolarla Irak, 541 milyon dolarla Yunanistan, 428 milyon dolarla Birleşik Arap Emirlikleri, 404 milyon dolarla Romanya, 385 milyon dolarla İngiltere olduğunu bildirdi.</p>
<p>Bolat, bu yılın ocak-mayıs döneminde ithalatta ise en çok düşüş gösteren ilk 5 ülkenin 2,4 milyar dolarla Rusya, 1,3 milyar dolarla Birleşik Arap Emirlikleri, 1 milyar dolarla İtalya, 912 milyon dolarla Almanya, 650 milyon dolarla Fransa olduğunu ifade etti.</p>
<p>Bu dönemde ithalatta en çok artış gösteren ilk 5 ülkenin ise 960 milyon dolarla ABD, 955 milyon dolarla Çin, 655 milyon dolarla Kazakistan, 496 milyon dolarla Meksika, 460 milyon dolarla Polonya olduğunu dile getiren Bolat, "AB, yine en çok ihracat yaptığımız bölge. Toplam ihracatımızdaki payı yüzde 43 ve bu yılın ilk 5 ayında ihracatımızda ilk sırada Almanya var. Bu ülkenin ardından ABD, İngiltere, İtalya, Fransa, Irak geliyor. AB'ye ihracatımızda yüzde 0,6 artışla 48,6 milyar dolara ulaştık. 6 iş günü kaybı olmasaydı bu artış yüzde 3,5'lerde olabilecekti." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Bu yıl rekor hububat hasılası olacak"</strong></p>
<p>Bolat, ilk 5 ayda mal bazında bakıldığında ihracatta en büyük artışın 943 milyon dolarla savunma sanayisinde sağlandığını ifade etti.</p>
<p>Bunun yanı sıra gemi ihracatında 683 milyon dolar, elektrikli makine ve cihazlarda 604 milyon dolar, motorlu kara taşıtlarında 445 milyon dolar, meyvelerde ise 322 milyon dolar artış olduğunu belirten Bolat, en çok azalış gösteren ilk 5 faslın ise 1,5 milyar dolarla altın-gümüş ihracatı, 516 milyon dolarla mineral yakıtlar, 365 milyon dolarla hava taşıtları, 262 milyon dolarla hububat, 176 milyon dolarla örülmemiş giyim eşyası olarak sıralandığını bildirdi.</p>
<p>Bolat, ocak-mayıs döneminde altın-gümüş ithalatında 1 milyar 900 milyon dolar azalış gerçekleştiğini, bunun da olumlu bir gelişme olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Aynı dönemde motorlu kara taşıtları ithalatında 1,8 milyar dolar, kakaoda 403 milyon dolar, plastik ürünlerde 277 milyon dolar, iplikte 210 milyon dolar düşüş olduğunu anlatan Bolat, artış gösteren ithal ürünlerin ise 1,1 milyar dolarla elektrikli makine ve cihazlar, 700 milyon dolarla hububat, 679 milyon dolarla mineral yakıtlar, 638 milyon dolarla bakır, 554 milyon dolarla kazan ve makine olduğu bilgisini verdi.</p>
<p>Bolat, bu yıl rekor hububat hasılası beklendiğine işaret ederek, "Un ve makarna ihracatçılarının kalite anlamında, bazen dahilde işleme kapsamında getirdikleri ürünler nedeniyle hububatta ithalat var." dedi.</p>
<p>Ticaret diplomasisine önem verdiklerini, bu kapsamda geçen yıl 71 ülkeyle 215 görüşme yaptıklarını söyleyen Bolat, 19 ülkeyle Karma Ekonomik Komisyon (KEK) toplantısı yapıldığını, 5 ülke ile Ekonomi ve Ticaret Ortak Komitesi kurucu anlaşmaları imzaladıklarını dile getirdi.</p>
<p>Bolat, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ticaret diplomasisinde kendilerine "kaptanlık" yaptığını belirterek, "Bu anlamda, Ukrayna ile yapılan Serbest Ticaret Anlaşması'nın da yakın bir zamanda Ukrayna'da onay sürecinin tamamlanacağı bilgisini aldık. O da çok önemli ayrı gelişme olacak." diye konuştu.</p>
<p><strong>İhracatçılara finans desteği için atılan adımlar</strong></p>
<p>Özellikle ihracatçıların finans ihtiyaçları konusunda da önemli adımlar attıklarını vurgulayan Bolat, bu ay içinde günlük ihracat reeskont kredilerinde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının artış yapacağı yönünde bilgi aldıklarını ifade etti.</p>
<p>Bolat, Türkiye'ye döviz kazandırmak ve yatırım çekmek için TBMM'de kabul edilen yeni yasa kapsamında kurumlar vergisi oranının yüzde 12,5'e indirilmesinin ihracat, imalat, tarımsal kurumsal yatırımlar için büyük bir teşvik unsuru olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Hizmet ihracatı gelirlerinin vergi muafiyetinin de yüzde 80'den yüzde 100'e çıkarıldığını hatırlatan Bolat, İstanbul Finans Merkezi'nde faaliyet gösteren firmalar için transit ticaret gelirlerinde de yüzde 100 vergi muafiyeti getirildiğini kaydetti.</p>
<p><strong>Gültepe: 28 il ihracatını artırdı</strong></p>
<p>TİM Başkanı Mustafa Gültepe de, geçen ay 28 ilin ihracatını artırdığını belirterek, "En çok ihracat yapan 5 ilimiz, İstanbul, Kocaeli, Ankara, Bursa ve İzmir şeklinde sıralandı." dedi.</p>
<p>Gültepe, Ticaret Bakanı Ömer Bolat'ın katılımıyla Bakanlık'ta yapılan ve mayıs ayı dış ticaret verilerinin açıklandığı basın toplantısında, mayısta milli ve dini bayramlar nedeniyle çalışma gününün az olduğunu anımsattı.</p>
<p>Söz konusu ayda küresel pazarlarda iki önemli gelişme yaşandığını dile getiren Gültepe, bunlardan ilkinin Avrupa ve Amerika bölgesinde talebin canlanması, ikincisinin de Çin'de kapasite kullanım oranlarının gerilemesi olduğunu söyledi.</p>
<p>Gültepe, Türkiye ekonomisinin yılın ilk çeyreğinde yüzde 2,5 büyüdüğünü, sanayi ve ihracatın büyümeye katkısının negatif olduğunu ifade etti.</p>
<p>Ekonominin sathı müdafaasının fabrikalar olduğunu belirten Gültepe, "Biz sanayi üretimini, milli güvenliğin ve ekonomik bağımsızlığın en önemli unsurlarından biri olarak değerlendiriyoruz. Tam da bu nedenle sağlıklı ve sürdürülebilir kalkınma için büyümenin en az yarısının ihracata yönelik sanayi üretiminden gelmesi gerekiyor. Rekabetçiliğimizi geri kazanıp yeniden hızlanabilmemiz için sanayimizi yatırım, üretim ve ihracat eksenine oturtmak durumundayız." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Mayısta ilk kez ihracat yapan firmalarımızın sayısı 888"</strong></p>
<p>Gültepe, geçen ay ihracatın yıllık bazda yüzde 9,3 azalışla 22,5 milyar dolar olduğunu, bu kaybı haziranda telafi edeceklerini söyledi.</p>
<p>İhracatın ilk 5 ayda 111,2 milyar dolara, 12 aylık dönemde de 273,5 milyar dolara yükseldiğini belirten Gültepe, "Sektörlere baktığımızda, otomotiv sektörümüz 3,3 milyar dolarla bu ay da birinciliği sürdürüyor. İkinci sektör 3 milyar dolarla kimya, üçüncü sektör 1,5 milyar dolarla elektrik-elektronik. Çelik sektörümüz, 1 milyar 426 milyon dolarla dördüncülüğe yükseldi. Hazır giyim sektörümüzün ihracatı da 1 milyar 289 milyon dolar oldu. Böylece ilk 5 sırayı paylaşan sektörlerimiz bunlar oldu." ifadesini kullandı.</p>
<p>Gültepe, illere göre ihracata ilişkin ise şu bilgileri verdi:</p>
<p>"Geçen ay 28 ilimiz ihracatını artırdı. En çok ihracat yapan 5 ilimiz, İstanbul, Kocaeli, Ankara, Bursa ve İzmir şeklinde sıralandı. Mayısta ilk kez ihracat yapan firmalarımızın sayısı 888, bu firmalarımızın ihracata katkısı yaklaşık 90 milyon dolar oldu. Birim ihracat değerimizi ise 1,62 dolara kadar yükselttik. Parite ihracatımıza bu ay yaklaşık 347 milyon dolar artı yazdı."</p>
<p><strong>"Tüm gücümüzle üretmeye ve ihracata devam ediyoruz"</strong></p>
<p>En çok ihracat yapılan ülkelerin Almanya, ABD, İtalya, Birleşik Krallık ve İspanya olduğunu ifade eden Gültepe, Körfez bölgesine ihracatın yüzde 16,2 azaldığını belirtti.</p>
<p>Gültepe, ticaret heyetlerini ara vermeden sürdürdüklerine dikkati çekerek şunları kaydetti:</p>
<p>"Mayısta TİM ve ihracatçı birlikleri olarak yoğun bir heyet takvimimiz vardı. 16 ticaret heyeti, 3 alım heyeti, 32 fuar katılımı ve 4 UR-GE faaliyeti gerçekleştirdik. Bu ay, 34 fuar katılımı, 8 sektörel ticaret heyeti ve 4 UR-GE faaliyeti yapmayı hedefliyoruz. Tüm gücümüzle üretmeye ve ihracata devam ediyoruz. Takvim kaymaları nedeniyle aylık ihracatta dalgalanmalar olabiliyor. Haziran ayının verileri ortaya çıktığında yılın ilk yarısının resmini çok daha net şekilde göreceğiz. Her şeye rağmen hedeflerimiz doğrultusunda yolumuza devam ediyoruz. 26 Haziran Cuma günü Türkiye'nin ilk 1000 ihracatçısını açıklayacağımız İhracatın Şampiyonları Ödül Töreni'mizi ve TİM Genel Kurulu'muzu gerçekleştireceğiz. Cumhurbaşkanı'mız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın teşrif edeceği programda ihracat ailemizle bir araya geleceğiz."</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-bolat-gunluk-ortalama-ihracatimiz-13-milyar-dolara-ulasti-80442</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/2/1280x720/57-1780572223.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mayıs ayı dış ticaret verilerini açıklayan Ticaret Bakanı Ömer Bolat, &quot;Mayıs ayında yüzde 9,3 azalışla 22,5 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdik. Günlük ortalama ihracatımız 1,3 milyar dolara ulaştı. Yıllıklandırılmış olarak ise 273,5 milyar dolar ihracatımız var. Burada 250 milyon dolarlık mütevazı bir artış söz konusu. Ancak gerçek değerlendirmeyi yılın ilk yarısını tamamladığımızda yapacağız.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dis-ticaret-acigi-mayista-yuzde-157-dustu-80441</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 14:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dış ticaret açığı mayısta yüzde 15,7 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığının, Mayıs 2026 dönemine ait geçici dış ticaret istatistiklerinden oluşan veri bülteni yayımlandı.</p>
<p>Genel Ticaret Sistemi'ne (GTS) esas alınarak hazırlanan verilere göre, ihracat geçen ay Mayıs 2025'in aynı ayına kıyasla yüzde 9,3 azalışla 22 milyar 504 milyon dolar, ithalat da yüzde 10,7 düşüşle 28 milyar 103 milyon dolar olarak belirlendi.</p>
<p>Aynı dönemde, dış ticaret hacmi yüzde 10,1 azalarak, 50 milyar 607 milyon dolar olarak gerçekleşti. Dış ticaret açığı, bu dönemde yüzde 15,7 düşüşle 5 milyar 599 milyon dolar oldu.</p>
<p>İhracatın ithalatı karşılama oranı, geçen ay yıllık bazda 1,2 puan artarak yüzde 80,1, enerji verileri hariç tutulduğunda 8,8 puan yükselişle yüzde 95,2, enerji ve altın verileri hariç tutulduğunda 5,2 puan artışla yüzde 97,6 olarak hesaplandı.</p>
<p>Geçen ay en çok ihracat yüzde 4,2 azalışla ve 11 milyar 735 milyon dolarla "ham madde (ara mallar)" grubunda yapıldı. Bu grubu, yüzde 18,8 azalış ve 6 milyar 956 milyon dolarla "tüketim malları", yüzde 18,7 azalış ve 2 milyar 954 milyon dolarla "yatırım (sermaye) malları" takip etti.</p>
<p>Söz konusu ayda sektörlere göre ihracatın payı, imalat sanayisinde yüzde 94,5 (21 milyar 274 milyon dolar), tarım, ormancılık ve balıkçılıkta yüzde 3,3 (732 milyon dolar), madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 1,6 (352 milyon dolar) oldu.</p>
<p>Mayısta en fazla ihracat yapılan ülke, 1 milyar 713 milyon dolarla Almanya olarak öne çıktı. Bu ülkenin ardından 1 milyar 532 milyon dolarla ABD ve 1 milyar 160 milyon dolarla İtalya geldi.</p>
<p>İhracatta en çok paya sahip ilk 10 ülkenin toplam ihracat içindeki payı, yüzde 46 olarak hesaplandı.</p>
<p>Mayısta en fazla ihracat yapılan ülke grupları, 9 milyar 396 milyon dolarla Avrupa Birliği (AB), 3 milyar 94 milyon dolarla diğer Avrupa ülkeleri, 3 milyar 392 milyon dolarla Yakın ve Orta Doğu ülkeleri olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>İthalat verileri</strong></p>
<p>Mayısta en çok ithalat, yüzde 3,9 azalışla ve 20 milyar 430 milyon dolarla "ham madde (ara mallar)" grubunda yapıldı. Bu grubu yüzde 30,1 düşüş ve 3 milyar 891 milyon dolarla "tüketim malları", yüzde 18,4 azalış ve 3 milyar 757 milyon dolarla "yatırım (sermaye) malları" izledi.</p>
<p>Sektörlere göre ithalat payları, yüzde 77,1 ile imalat sanayisinde (21 milyar 673 milyon dolar), yüzde 15,3 ile madencilik ve taş ocakçılığında (4 milyar 290 milyon dolar), yüzde 4,7 ile tarım, ormancılık ve balıkçılıkta (1 milyar 329 milyon dolar) hesaplandı.</p>
<p>Mayısta en fazla ithalat yapılan ülkeler, 3 milyar 430 milyon dolarla Çin, 2 milyar 483 milyon dolarla Rusya ve 2 milyar 42 milyon dolarla Almanya oldu.</p>
<p>İthalatta en çok paya sahip ilk 10 ülkenin toplam ithalat içindeki payı, yüzde 48,8 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Söz konusu ayda en fazla ithalat yapılan ülke grupları, 8 milyar 76 milyon dolarla AB, 6 milyar 810 milyon dolarla Asya ülkeleri ve 4 milyar 343 milyon dolarla diğer Avrupa ülkeleri olarak sıralandı.</p>
<p><strong>Ocak-mayıs döneminde dış ticaret açığı yüzde 3,6 arttı</strong></p>
<p>GTS kapsamında ocak-mayıs döneminde geçen yılın aynı dönemine göre ihracat, yüzde 0,3 artarak 111 milyar 169 milyon dolar, ithalat yüzde 1,2 yükselişle 153 milyar 905 milyon dolar, dış ticaret hacmi yüzde 0,8 artışla 265 milyar 74 milyon dolar olarak hesaplandı.</p>
<p>Söz konusu dönemde, dış ticaret açığı yüzde 3,6 yükselişle 42 milyar 736 milyon dolar olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>İhracatın ithalatı karşılama oranı da yüzde 72,2 oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dis-ticaret-acigi-mayista-yuzde-157-dustu-80441</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/03/ihracat-dis-ticaret.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığının mayıs ayı verilerine göre ihracat yıllık yüzde 9,3 azalışla 22 milyar 504 milyon dolar, ithalat da yüzde 10,7 azalarak 28 milyar 103 milyon dolar oldu. Bu dönemde dış ticaret açığı, yüzde 15,7 düşerek 5,6 milyar dolara indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsekten-enflasyon-aciklamasi-yili-yuzde-20li-seviyelerin-ortalarinda-tamamlamayi-bekliyoruz-80440</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 14:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek&#039;ten enflasyon açıklaması: Yılı yüzde 20&#039;li seviyelerin ortalarında tamamlamayı bekliyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, "Nomura Yatırım Forumu Asya 2026" etkinliğinde "Türkiye'nin Finansal İstikrara Giden Yeni Rotası" başlıklı oturumuna video konferans yöntemiyle katıldığını bildirdi. </p>
<p>Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Türkiye'nin şoklara açık bir dünyada ve zorlu bir coğrafyada bulunduğunu ifade eden Şimşek, şokların, ekonomi programının hedeflerine ulaşma hızını yavaşlatabileceğini ancak gidişatın yönünü değiştirmesinin pek olası olmadığını belirtti.</p>
<p>Şimşek, dezenflasyon programında duruşlarının net olduğuna dikkati çekerek, "Büyük şokların yaşandığı bir yılda bile enflasyonun düşmeye devam etmesini ve yılı yüzde 20'li seviyelerin ortalarında tamamlamayı bekliyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Elde ettikleri başarıların kendisini açıkça gösterdiğini aktaran Şimşek, son 23 yılda Türkiye'nin ortalama bütçe açığının Gayri Safi Yurt İçi Hasıla'ya (GSYH) oranının yüzde 2,6 olduğunu anımsattı.</p>
<p><strong>"Bütçe açığını GSYH'nin yüzde 3'ünün altında tutma yolunda kararlılıkla ilerliyoruz"</strong></p>
<p>Şimşek, harcama disiplini, kayıt dışılıkla mücadele, güçlü vergi uyumu, denetim ve tahsilattaki iyileşmeler sayesinde bütçe açığını 2023'teki yüzde 5,1 seviyesinden geçen yıl yüzde 2,9'a düşürdüklerine işaret ederek, "Yüksek petrol fiyatlarının etkisini hafifletmek için eşel mobil sistemiyle mali alanı kullanmış olmamıza rağmen 2026 hedefimize ulaşma ve orta vadede bütçe açığını GSYH'nin yüzde 3'ünün altında tutma yolunda kararlılıkla ilerliyoruz." ifadesini kullandı.</p>
<p>Belirli kur hedeflerinin olmadığını aktaran Şimşek, programın başından bu yana Türk lirasına olan güvenin önemli ölçüde arttığına dikkati çekti.</p>
<p>Şimşek, bu durumun sıkı para politikası duruşu, etkili makroihtiyati tedbirler ve geçmiş dalgalanma dönemlerine kıyasla temelden çok daha güçlü döviz rezerv pozisyonunun sonucu olduğunu kaydetti.</p>
<p>Yüksek enerji fiyatlarının muhtemel cari açığı artırmasının yönetilebilir düzeyde olduğuna işaret eden Şimşek, iç talepteki yavaşlamanın ve ihracattaki dayanıklılığın savaşın olumsuz etkilerini sınırlamasını beklediklerini bildirdi.</p>
<p>Şimşek, ihracatın, tedarik zincirlerinin yeniden şekillenmesi, avro/dolar paritesi ve yüksek katma değerli üretim ile desteklendiğini belirterek, cari açığın, uzun vadeli ortalamanın altında kalarak GSYH'nin yaklaşık yüzde 3'ü seviyesinde gerçekleşmesini beklediklerini aktardı.</p>
<p>Şimşek, doğrudan yabancı yatırımları, nitelikli iş gücünü ve sermayeyi çekmek amacıyla kapsamlı bir düzenleme yaptıklarını belirterek, paylaşımında bu kapsamdaki hususlara ilişkin bilgi verdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsekten-enflasyon-aciklamasi-yili-yuzde-20li-seviyelerin-ortalarinda-tamamlamayi-bekliyoruz-80440</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/2/1280x720/simsek-1776501507.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nomura Yatırım Forumu&#039;na video konferans yöntemiyle katılan Bakan Şimşek, &quot;Büyük şokların yaşandığı bir yılda bile enflasyonun düşmeye devam etmesini ve yılı yüzde 20&#039;li seviyelerin ortalarında tamamlamayı bekliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/egede-sezon-acildi-ama-turizm-durdu-80439</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 13:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ege&#039;de sezon açıldı ama turizm durdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR</strong></p>
<p>Turizm sezonunun başlamasıyla birlikte sahil destinasyonlarında hareketlilik artsa da sektör temsilcileri bu yazdan beklentilerini aşağı çekti. Yüksek maliyetler, fiyat rekabetinde yaşanan zorluklar ve tatil planlarının son dakikaya bırakılması nedeniyle rezervasyon akışının yavaş ilerlediğini belirten turizmciler, sezonun belirsizlik içinde başladığını ifade ediyor. Bodrum’da sezonun geçen yıla göre yüzde 5 daralmayla tamamlanabileceği öngörülürken, Kuşadası’nda ise kaybın yüzde 10’e ulaşabileceği dile getiriliyor.</p>
<h2>Çiçek: Geçen yılın yüzde 10 gerisindeyiz</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6a215aca4710d-1780570826.jpg" alt="" width="700" height="517" /></p>
<p>Ortadoğu’daki gerilimin turizm sektörünü doğrudan etkilediğini belirten Peninsula Tour Genel Müdürü Fahrettin Çiçek, “Savaş ve bölgedeki karışıklık başlayana kadar satışlarımız geçen yılın yüzde 20 üzerinde seyrediyordu. Ancak savaşla birlikte ciddi iptaller almaya başladık ve haftalık bazda satışlarımız yüzde 80 oranında düştü. Şu an geçen yılın yaklaşık yüzde 10 gerisindeyiz. 2026 sezonuna çift haneli büyüme hedefiyle girmiştik ancak şu anda geçen yılın çift haneli altında seyrediyoruz. Uçuş iptalleri ve petrol fiyatlarına bağlı artan ulaşım maliyetleri de bizi zorluyor. İç pazarda da beklenen hareketlilik oluşmadı. Yüksek sezon için de kaygılarımız sürüyor” dedi.</p>
<h2>Girgin: Bodrum özelinde yüzde 5’lik bir düşüş öngörüyoruz</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a21598a4e4af-1780570506.JPG" alt="" width="700" height="468" /></p>
<p>2026 yaz sezonuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği (POYD) Bodrum Temsilcisi Yiğit Girgin, “Savaşın yarattığı atmosfer nedeniyle turizm sektöründe bir duraklama dönemi yaşıyoruz. Talep istenilen seviyede değil. Savaşın yarattığı ekonomik sonuçlar, ulaşım maliyetleri, yakıt fiyatları ve tedarik süreçlerindeki aksaklıklar insanları tatil planlarını ertelemeye itiyor. Bölgedeki uçuş iptalleri de turist akışını etkileyebilecek önemli bir risk oluşturuyor. Bodrum özelinde yüzde 5’lik bir düşüş öngörüyoruz” diye konuştu.</p>
<h2>Deliveli: Dalaman Havalimanı sezonu en az yüzde 10 ve üzeri düşüşle kapatacak</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a21599bbc834-1780570523.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p>Turizm sektöründe işlerin beklenen seviyede gitmediğini belirten Emre Hotels CEO’su Mustafa Deliveli, “İngiltere’de kayıplar devam ediyor, geçen senenin çok altındayız. Dış pazarda sadece İngiltere değil Rusya’da da ciddi sıkıntı var; büyük operatörlerde uçak bulamama, lisans sorunları gibi problemler etkili. Küçük pazarlar da kayboluyor; örneğin İsveç hattı haftalık tek uçuşla iptal edildi, Bulgaristan uçuşları da Mayıs sonu-Haziran başı için iptal oldu. Dalaman Havalimanı’nın sezonu çift haneli, yani en az yüzde 10 ve üzeri bir düşüşle kapatacağını düşünüyorum” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/egede-sezon-acildi-ama-turizm-durdu-80439</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/7/1280x720/tatil-yaz-turizm-1776497022.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Turizm sezonuna yüksek beklentilerle giren sektör, artan maliyetler, zayıf talep ve son dakika rezervasyonlarının etkisiyle hayal kırıklığı yaşıyor. Sektör temsilcileri Bodrum’da sezonun yüzde 5, Kuşadası ve Dalaman hattında ise çift haneli kayıplarla tamamlanabileceğini öngörüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hizmet-uretici-fiyatlari-mayista-yuzde-323-artti-80438</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 13:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hizmet üretici fiyatları mayısta yüzde 3,23 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), mayıs ayına ait Hizmet Üretici Fiyat Endeksi (H-ÜFE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre H-ÜFE, geçen ay bir önceki aya kıyasla yüzde 3,23, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 18,17, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 34,62 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 35,43 yükseldi.</p>
<p>Endeks, Mayıs 2025'e göre ulaştırma ve depolama hizmetlerinde yüzde 38,46, konaklama ve yiyecek hizmetlerinde yüzde 31,79, bilgi ve iletişim hizmetlerinde yüzde 29,91, gayrimenkul hizmetlerinde yüzde 31,78, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetlerde yüzde 34,04, idari ve destek hizmetlerde yüzde 32,44 arttı.</p>
<p>H-ÜFE'de, mayısta bir önceki aya göre ise ulaştırma ve depolama hizmetlerinde yüzde 4,45, konaklama ve yiyecek hizmetlerinde yüzde 3,55, bilgi ve iletişim hizmetlerinde yüzde 1,24, gayrimenkul hizmetlerinde yüzde 3,4, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetlerde yüzde 0,68, idari ve destek hizmetlerde yüzde 3,27 artış gerçekleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hizmet-uretici-fiyatlari-mayista-yuzde-323-artti-80438</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/1/1280x720/otel-rezervasyon-1764315521.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mayıs verilerine göre Hizmet Üretici Fiyat Endeksi, aylık bazda yüzde 3,23, yıllık bazda da yüzde 34,62 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/hitachi-energy-dilovasinda-70-milyon-dolarlik-yatirim-gerceklestirdi-80437</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 13:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hitachi Energy&#039;den Dilovası’na 70 milyon dolarlık yatırım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Hitachi Energy, Kocaeli Dilovası’nda kurduğu yeni Güç Transformatörleri Fabrikası Ve Servis Merkezi’ nin açılışı gerçekleştirildi. Açılış töreniyle devreye alınan tesis, şirketin Türkiye’de yaklaşık 60 yıla dayanan transformatör üretim geçmişindeki önemli yatırımlardan biri olacak.</p>
<p>2025 yılında duyurulan 70 milyon dolarlık stratejik yatırım kapsamında hayata geçirilen tesis; Türkiye’nin Avrupa, Asya, Orta Doğu ve Afrika arasında bölgesel üretim, ihracat ve servis üssü olma konumunu güçlendirmeyi hedefliyor. Şirketten yapılan açıklamaya göre, yeni yatırımla birlikte Hitachi Energy’nin Türkiye’deki üretim kapasitesi yüzde 70 artarken, ülkenin güvenilir, esnek ve sürdürülebilir enerji altyapısına yönelik artan ihtiyacına da destek sağlanacak.</p>
<h2>50’den fazla ülkeye ihracat yapılacak</h2>
<p>Dilovası’nda açılan tesisin, kamu hizmetleri, yenilenebilir enerji projeleri, sanayi kuruluşları, ulaşım altyapıları ve veri merkezlerine yönelik küçük, orta ve büyük ölçekli güç transformatörlerinin üretimini gerçekleştirecek şekilde tasarlandığı bildirildi. Yerel üretim ve servis kapasitesinin artırılmasıyla birlikte yatırımın; şebeke modernizasyonu, yenilenebilir enerji entegrasyonu ve enerji arz güvenliği alanlarında Türkiye’nin dönüşüm sürecine katkı sağlaması hedefleniyor. Tesiste üretilen ürünler aynı zamanda 50’den fazla ülkeye ihraç edilecek.</p>
<h2>"Türkiye yenilenebilir enerji kapasitesini artıracak"</h2>
<p>Japonya Türkiye Büyükelçisi Masami Tamura yatırımın Türkiye’nin enerji dönüşümü ve bölgesel enerji altyapısı açısından önemli bir adım olduğunu dile getirdi. Tamura, “Türkiye yenilenebilir enerji kapasitesini artırırken aynı zamanda enerji iletim altyapısını da güçlendirme konusunda önemli bir dönüşüm gerçekleştiriyor. Dilovası’nda hayata geçirilen bu yatırımın yalnızca ileri teknolojilerin Türkiye’ye kazandırılması açısından değil, aynı zamanda mühendislik bilgi birikiminin paylaşılması, yerel istihdamın desteklenmesi ve Türkiye’nin bölgesel bir üretim üssü olarak konumunun güçlenmesi açısından da büyük değer taşıdığına inanıyoruz. Japonya ile Türkiye arasındaki uzun yıllara dayanan güçlü iş birliğinin enerji alanında da somut projelerle gelişmesinden memnuniyet duyuyoruz" diye konuştu.</p>
<p>Gerçekleşen yatırımın Avrupa’nın transformatör teknolojileri ve üretimindeki küresel lider konumunu güçlendirdiğini ifade eden Hitachi Energy Avrupa Bölge Başkanı Maxine Ghavi, “Dilovası gibi donanımlı tesisler; kıta genelinde ve ötesinde şebeke genişlemesini, elektrifikasyonu ve sistem dayanıklılığını mümkün kılan Avrupa sanayi altyapısının önemli bir parçasını oluşturuyor. Elektrik talebinin hızla arttığı bu dönemde, kritik şebeke ekipmanlarında Avrupa’nın üretim kapasitesini güçlendirmek; güvenli, rekabetçi ve sürdürülebilir bir enerji geleceği açısından büyük önem taşıyor" dedi.</p>
<h2>Müşterilere hızlı ve etkin hizmet sunma kapasitesi arttı</h2>
<p>Hitachi Energy Türkiye Genel Müdürü Yasemin Öztekin, “Dilovası güç transformatörleri fabrikası ve servis merkezi, Türkiye’ye duyduğumuz uzun vadeli güvenin ve ülkenin enerji ile sanayi hedeflerine katkı sağlama konusundaki güçlü kararlılığımızın bir göstergesidir. Müşterilerimize daha hızlı ve etkin hizmet sunma kapasitemizi artıran yatırım; aynı zamanda Türkiye’nin sürdürülebilir büyüme, enerji dönüşümü ve yüksek katma değerli üretim ile nitelikli istihdam hedeflerini de destekliyor” dedi.</p>
<p>Öztekin, "Fabrika bünyesinde faaliyet gösterecek servis merkezi ise Hitachi Energy’nin yaşam döngüsü hizmetleri alanındaki yetkinliklerini güçlendirecek. Merkez; danışmanlık, ekipman kurulumu ve devreye alma süreçlerinden bakım, onarım, modernizasyon, yedek parça ve kullanım ömrü uzatma hizmetlerine kadar geniş kapsamlı çözümler sunacak" dedi.</p>
<h2>"Türkiye'nin iklim ve karbon azaltım hedeflerine katkı sağlayacak"</h2>
<p>Sürdürülebilirlik yaklaşımı doğrultusunda ultra düşük karbonlu üretim tesisi olarak tasarlanan Dilovası Fabrikası, geleneksel üretim tesislerine kıyasla karbon emisyonlarını yaklaşık yüzde 95 oranında azaltmayı hedefliyor. Tesiste yenilenebilir elektrik kullanımı, yüksek verimlilik sağlayan üretim ve HVAC sistemleri, saha içi güneş enerjisi entegrasyonu ile yağmur suyu toplama ve gri su geri kazanımı gibi ileri su yönetimi uygulamalarının kullanılacağı bilgisi verildi. Tesisin, Türkiye’nin iklim ve karbon azaltım hedeflerine katkı sağlaması amaçlanıyor.</p>
<p>Tesisle birlikte iş gücü kapasitesinin yüzde 30 artırılması ve mühendislik ile teknik alanlarda yeni istihdam fırsatları yaratılması hedefleniyor.</p>
<p> </p>
<p><br /><br /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/hitachi-energy-dilovasinda-70-milyon-dolarlik-yatirim-gerceklestirdi-80437</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/7/1280x720/hitachi-energy-dilovasinda-70-milyon-dolarlik-yatirim-gerceklestirdi-1780569876.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hitachi Energy’nin, Dilovası’nda hayata geçirdiği Güç Transformatörleri Fabrikası ve Servis Merkezi açıldı. 70 milyon dolarlık yatırımla kurulan tesisin, Türkiye’nin enerji dönüşümü hedeflerine katkı sunarken, üretim kapasitesini yüzde 70, istihdamı ise yüzde 30 artıracağı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/vergi-duzenlemeleri-resmi-gazetede-80429</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 11:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vergi düzenlemeleri Resmi Gazete&#039;de</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Vergiye yönelik düzenlemeleri de içeren Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, amme borcunun vadesinde ödenmesi veya haczin tatbiki ya da haczolunmuş malların paraya çevrilmesi, amme borçlusunu çok zor duruma düşürecekse borçlu tarafından yazı ile istenmiş ve teminat gösterilmiş olmak şartıyla, alacaklı amme idaresince veya yetkili kılacağı makamlarca amme alacağı 72 ayı geçmemek üzere ve faiz alınarak tecil olunabilecek.</p>
<p>Amme borçlusunun alacaklı tahsil daireleri itibarıyla tecil edilen borçlarının toplamı 1 milyon lirayı aşmadığı takdirde teminat şartı aranılmayacak. Bu tutarın üzerindeki amme alacaklarının tecilinde, gösterilmesi zorunlu teminat tutarı 1 milyon lirayı aşan kısmın yarısı olacak. Cumhurbaşkanı, bu tutarı 10 katına kadar artırmaya, yarısına kadar indirmeye, yeniden kanuni tutarına getirmeye ve alacaklı amme idareleri itibarıyla bu hadler arasında farklı tutar belirlemeye yetkili olacak.</p>
<p><strong>Yurt dışından elde edilen kazanç ve iratlar için vergi istisnası</strong></p>
<p>Gelir Vergisi Kanunu'nda "yurt dışından elde edilen kazanç ve iratlar için vergi istisnası" başlıklı yeni madde ihdas edildi. Buna göre, ülkede yerleşmiş sayılan gerçek kişilerin, Türkiye'de yerleşmiş sayılmasından önceki son 3 takvim yılında ülkede ikametgahının ve vergi mükellefiyetinin bulunmaması şartıyla Türkiye dışında elde ettiği kazanç ve iratları, 20 yıl boyunca gelir vergisinden müstesna tutulacak.</p>
<p>Bu kanunda yapılan değişikliğe göre, Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu'nda tanımlanan nitelikli hizmet merkezlerinde istihdam edilen nitelikli hizmet personelinin ücretlerinin brüt asgari ücretin 3 katını aşmayan kısmı için (Endüstri Bölgeleri Kanunu kapsamında kurulan endüstri bölgelerinde, bölgenin yabancı yatırım yoğunluğuna göre Cumhurbaşkanınca uygun bulunanlar ile katılımcı belgesi alarak İstanbul Finans Merkezi'nde faaliyet gösteren nitelikli hizmet merkezleri açısından brüt asgari ücretin 5 katı) gelir vergisi istisnası uygulanacak.</p>
<p>Cumhurbaşkanı, bu bentte yer alan 3 ve 5 katlarını birlikte veya ayrı ayrı bir kata kadar belirlemeye, iki katına kadar artırmaya yetkili olacak.</p>
<p><strong>Yurt dışından getirilerek ekonomiye kazandırılan varlıklar</strong></p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanunu'na eklenen hükme göre, vergiye gönüllü uyumu artırmak amacıyla, gerçek veya tüzel kişilerce, yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları, 31 Temmuz 2027'ye kadar banka veya aracı kurumlara bildirilecek. Bu kapsamda bildirilen varlıkların, bildirimin yapıldığı tarihten itibaren 2 ay içinde Türkiye'deki banka ya da aracı kurumlarda adlarına açılan hesaplara transfer edilmesi veya yurt dışından fiziki olarak getirilenlerin bu hesaplara yatırılması gerekecek. Fiziki olarak yurt dışından getirilen varlıklar, yurda getirildiği gümrük idaresine yapılacak beyana ilişkin belgeler ile tevsik olunacak. Gümrük idaresi, bu kapsamda aldığı beyanları, alındığı ayı takip eden ayın sonuna kadar Gelir İdaresi Başkanlığına bildirecek.</p>
<p>Gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sahip olunan ve Türkiye'de bulunan ancak kanuni defter kayıtlarında yer almayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları, 31 Temmuz 2027'ye kadar banka veya aracı kurumlara bildirilecek. Bildirilen varlıkların bildirim tarihi itibarıyla banka veya aracı kurumlara yatırılmak suretiyle tevsik edilmesi zorunlu olacak. Bu kapsamda bildirilen varlıklar, Vergi Usul Kanunu uyarınca defter tutan mükellefler tarafından bildirim tarihi itibarıyla kanuni defterlere kaydedilecek. Bilanço esasına göre defter tutan mükellefler, bu kapsamdaki hükümler uyarınca kanuni defterlerine kaydettikleri kıymetler için pasifte özel fon hesabı açacak. Bu fon hesabı, bildirim tarihinden itibaren 2 yıl geçmedikçe işletmeden çekilemeyecek. Sermayeye ilave dışında başka bir amaçla kullanılamayacak, işletmenin tasfiye edilmesi halinde ise vergilendirilmeyecek. Serbest meslek kazanç defteri ile işletme hesabı esasına göre defter tutan mükellefler, söz konusu kıymetleri defterlerinde ayrıca gösterecek. Bu varlıklar, dönem kazancının tespitinde dikkate alınmayacak ve bildirim tarihinden itibaren 2 yıl geçmesi koşuluyla vergiye tabi kazancın ve kurumlar için dağıtılabilir kazancın tespitinde dikkate alınmaksızın işletmeden çekilebilecek.</p>
<p>Cumhurbaşkanı, 31 Temmuz 2027 tarihini, bitim tarihinden itibaren her defasında 6 ayı geçmeyen süreler halinde bir yıla kadar uzatmaya, Hazine ve Maliye Bakanlığı hüküm kapsamına giren varlıkların Türkiye'ye getirilmesi ve bildirimi ile işletmeye dahil edilmelerine ilişkin hususları, bildirim ve beyana esas şekli ile hükmün uygulanmasında kullanılacak bilgi ve belgeler ile uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkili olacak.</p>
<p><strong>"Teknogirişim" rozetine sahip halka açık olmayan şirketlere ilişkin düzenleme</strong></p>
<p>Kanunla Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanunu'nda yapılan düzenlemeye göre de Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca verilen "Teknogirişim" rozetine sahip, halka açık olmayan şirketlerin paya dönüştürülebilir borç sözleşmelerine dayanarak yapacakları şarta bağlı sermaye artırımlarında Türk Ticaret Kanunu'nun şarta bağlı sermaye artırımına ilişkin hükümleri uygulanmayacak. Bu kapsamda yer alan şirketlerin şarta bağlı sermaye artırımlarının usul ve esasları, Ticaret Bakanlığının görüşü üzerine Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca belirlenecek.</p>
<p>İstanbul Finans Merkezi'nde katılımcı belgesi alarak finansal faaliyette bulunan kuruluşların kazançları için yüzde 100 olarak uygulanan kurumlar vergisi indirimi uygulamasının süresi 2047 yılına kadar uzatıldı. Ayrıca bu kuruluşlara kuruluş ve izinleri için finansal faaliyet harçları yönünden 5 yıl süreyle sağlanan muafiyet 20 yıla çıkarıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/vergi-duzenlemeleri-resmi-gazetede-80429</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/4/1280x720/kdv-vergi-1767328296.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan düzenlemeyle, Türkiye&#039;de yerleşmiş sayılan gerçek kişilerin, bundan önceki son 3 takvim yılında ülkedeki ikametgahının ve vergi mükellefiyetinin bulunmaması şartıyla ülke dışında elde ettiği kazanç ve iratları, 20 yıl boyunca gelir vergisinden müstesna olacak. Amme alacağına ilişkin tecillerde azami taksit süresi 36 aydan 72 aya, teminatsız tecil tutarı 1 milyon liraya çıkarılıyor. Gerçek veya tüzel kişilerce, yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının 31 Temmuz 2027&#039;ye kadar banka veya aracı kurumlara bildirilmesi halinde, söz konusu varlıklara isabet eden tutarlara ilişkin hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmayacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakarya-universitesinde-afrika-calismalari-merkezi-kuruldu-80444</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sakarya Üniversitesi’nde Afrika çalışmaları merkezi kuruldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Sakarya Üniversitesi bünyesinde Afrika Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi kuruldu.</p>
<p>Sakarya Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösterecek merkez, Türkiye'de Afrika çalışmalarının gelişimine katkı sunmayı, bu alandaki bilimsel araştırmaları teşvik etmeyi ve ulusal ile uluslararası iş birliklerini güçlendirmeyi amaçlıyor.</p>
<p>Sakarya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hamza Al, Sakarya Üniversitesi olarak Türkiye’nin ihtiyaçları ile akademik potansiyeli bir araya getirmeyi amaçladıklarını söyledi.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2170184bf75-1780576280.jfif" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p><strong>Afrika Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi</strong></p>
<p>Afrika kıtasıyla karşılıklı saygı ve kardeşlik temelinde yürüttükleri stratejik ilişkilere güçlü bir akademik zemin kazandırmayı hedeflediklerini belirten Prof. Dr. Hamza Al şu bilgileri verdi: “Devletimizin Afrika açılımına ve kamu diplomasisine stratejik bilgi üretmek ve bilimsel destek sunmak en temel önceliğimizdir. Afrika Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi, Afrika üzerine yürütülen bilimsel araştırmaları destekleyecek, ulusal ve uluslararası iş birliklerini güçlendirecek ve bu alanda özgün bilgi üretimine katkı sağlayacak. Merkez kapsamında Afrika çalışmaları alanında akademik yayınlar ve araştırma projeleri yürütülecek, ulusal ve uluslararası seminer, konferans, kongre ve sempozyumlar düzenlenecek. Ayrıca Afrika çalışmalarına yönelik bir ihtisas kütüphanesi oluşturulacak ve ilgili kurumlarla ortak araştırmalar gerçekleştirilecek.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakarya-universitesinde-afrika-calismalari-merkezi-kuruldu-80444</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/4/1280x720/sakarya-universitesinde-afrika-calismalari-merkezi-kuruldu-1780576337.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sakarya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hamza Al, Sakarya Üniversitesi olarak Türkiye’nin ihtiyaçları ile akademik potansiyeli bir araya getirmeyi amaçladıklarını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/issizlik-nisanda-01-puan-artti-80424</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 10:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşsizlik nisanda 0,1 puan arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Nisan 2026'ya ait iş gücü istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaş grubundaki işsiz sayısı, nisanda bir önceki aya kıyasla 5 bin azalarak, 2 milyon 868 bin kişiye geriledi. İşsizlik oranı ise 0,1 puan artışla yüzde 8,2 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>İşsizlik oranı, geçen yılın aynı ayına göre ise 0,5 puan azaldı.</p>
<p>İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 6,8, kadınlarda yüzde 11 olarak tahmin edildi.</p>
<p>Söz konusu ayda, 15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfustaki işsizlik oranı, nisanda bir önceki aya göre 0,8 puan azalarak yüzde 14,5 oldu. Bu yaş grubunda işsizlik oranı, erkeklerde yüzde 12, kadınlarda yüzde 19,4 olarak hesaplandı.</p>
<p>TÜİK, bazı aylara ilişkin verilerde revizyona gitti.</p>
<p>Buna göre 2024-2026 dönemi mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlik oranları şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Yıl/Aylar</td>
<td>Ocak</td>
<td>Şubat</td>
<td>Mart</td>
<td>Nisan</td>
<td>Mayıs</td>
<td>Haziran</td>
<td>Temmuz</td>
<td>Ağustos</td>
<td>Eylül</td>
<td>Ekim</td>
<td>Kasım</td>
<td>Aralık</td>
</tr>
<tr>
<td>2024</td>
<td>9,2</td>
<td>8,6</td>
<td>8,8</td>
<td>8,6</td>
<td>8,4</td>
<td>9,1</td>
<td>9</td>
<td>8,5</td>
<td>8,5</td>
<td>8,7</td>
<td>8,4</td>
<td>8,6</td>
</tr>
<tr>
<td>2025</td>
<td>8,5</td>
<td>8,2</td>
<td>8</td>
<td>8,7</td>
<td>8,4</td>
<td>8,6</td>
<td>8,1</td>
<td>8,5</td>
<td>8,6</td>
<td>8,5</td>
<td>8,6</td>
<td>7,8</td>
</tr>
<tr>
<td>2026</td>
<td>8,1</td>
<td>8,4</td>
<td>8,1</td>
<td>8,2</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Mevsim etkisinden arındırılmış istihdam edilenlerin sayısı, nisanda bir önceki aya kıyasla 356 bin kişi gerileyerek 32 milyon 166 bin kişi oldu. İstihdam oranı ise 0,6 puan azalışla, yüzde 48,1 olarak gerçekleşti. Bu oran erkeklerde yüzde 65,4 iken, kadınlarda yüzde 31,2 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Mevsim etkisinden arındırılmış iş gücü, nisanda bir önceki aya göre 361 bin kişi azalarak, 35 milyon 34 bin kişiye ulaştı. İş gücüne katılma oranı ise 0,6 puan düşerek yüzde 52,4 olarak gerçekleşti. İş gücüne katılma oranı erkeklerde yüzde 70,2 iken, kadınlarda yüzde 35 olarak hesaplandı.</p>
<p>İstihdam edilenlerden referans döneminde iş başında olanların mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış haftalık ortalama fiili çalışma süresi, nisanda bir önceki aya göre 0,3 saat artarak, 42,1 saat olarak gerçekleşti.</p>
<p>Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel iş gücü ve işsizlerden oluşan atıl iş gücü oranı nisanda aylık bazda 1,2 puan azalarak yüzde 30,1 oldu. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 19,3 iken, işsiz ve potansiyel iş gücünün bütünleşik oranı yüzde 20,5 olarak tahmin edildi.</p>
<p>Türkiye genelinde nisan ayına ilişkin mevsim etkilerinden arındırılmış temel iş gücü göstergeleri şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>15 ve daha yukarı yaştakiler</td>
<td>Toplam</td>
<td>Erkek</td>
<td>Kadın</td>
</tr>
<tr>
<td>Nüfus (bin kişi)</td>
<td>66.861</td>
<td>33.054</td>
<td>33.807</td>
</tr>
<tr>
<td>İş gücü (bin kişi)</td>
<td>35.034</td>
<td>23.202</td>
<td>11.832</td>
</tr>
<tr>
<td>İstihdam (bin kişi)</td>
<td>32.166</td>
<td>21.630</td>
<td>10.536</td>
</tr>
<tr>
<td>İşsiz (bin kişi)</td>
<td>2.868</td>
<td>1.572</td>
<td>1.297</td>
</tr>
<tr>
<td>İş gücüne dahil olmayanlar (bin kişi)</td>
<td>31.826</td>
<td>9.852</td>
<td>21.974</td>
</tr>
<tr>
<td>İş gücüne katılma oranı (yüzde)</td>
<td>52,4</td>
<td>70,2</td>
<td>35</td>
</tr>
<tr>
<td>İstihdam oranı (yüzde)</td>
<td>48,1</td>
<td>65,4</td>
<td>31,2</td>
</tr>
<tr>
<td>İşsizlik oranı (yüzde)</td>
<td>8,2</td>
<td>6,8</td>
<td>11</td>
</tr>
<tr>
<td>Genç nüfusta işsizlik oranı (15-24 yaş)</td>
<td>14,5</td>
<td>12</td>
<td>19,4</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/issizlik-nisanda-01-puan-artti-80424</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/issizlik-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in nisan verilerine göre işsizlik oranı, aylık bazda 0,1 puan artışla yüzde 8,2&#039;ye yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tobb-nefes-kredisi-ucuncu-kez-devreye-giriyor-80423</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 10:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> 3. &#039;Nefes&#039; kredisi, 25 milyar liralık dilimle devreye giriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Finansman sıkıntısı çeken işletmelere TOBB kaynaklarıyla KGF kefaletiyle geçen yıl iki dilimde 55 milyar lira olarak kullandırılan nefes kredisinin üçüncü dönem 8 Haziran Pazartesi günü itibarıyla başlayacak.</p>
<p>TOBB, KGF ve Bankaların iş birliğinde verilecek kredide, firma başına üst limit 3 milyon lira olarak uygulanacak. Geçen yıl kullandırılan nefes kredilerinde limit 1.5 milyon lira düzeyindeydi. Faiz 24 ay vadeye kadar yıllık yüzde 36, 24 ay üzerindeki vadelerde ise yıllık yüzde 34 faiz uygulanacak. Kredi 6 ay anapara ödemesiz dönem dâhil, toplam azami 48 ay vadeli olacak. Yeni Nefes Kredisinde reel sektöre toplam 25 milyar liralık kaynak aktarılacak. Bu yıl içerisinde yeni paketlerle birlikte toplam limitin 100 milyar liraya çıkması hedefleniyor.</p>
<p>Kredi, TOBB, KGF ve bankaların iş birliğiyle kullandırılacak ve başvurular 8 Haziran Pazartesi günü başlayacak. Destekten TOBB’a bağlı oda ve borsa üyesi işletmeler yararlanabilecek.</p>
<p><strong>Toplam 9 banka aracılık edecek</strong></p>
<p>Nefes Kredisi’ne; Akbank, Denizbank, QNB Bank, Ziraat Bankası, Garanti Bankası, Halkbank, Vakıfbank, Yapı ve Kredi Bankası ve Ziraat Katılım Bankası olmak üzere 9 banka aracılık edecek.</p>
<p>Ekonomi yönetimiyle sağlanan koordinasyon ile hayata geçirilen Nefes Kredisinde geçen yıl 61 bin şirket, 81 milyar liralık kredi kullanmıştı.</p>
<p><strong>Hisarcıklıoğlu: Amacımız zor günlerde çarkın dönmesini sağlamak</strong></p>
<p>Nefes Kredisindeki yeni dönemi değerlendiren TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, reel sektörün en büyük sorununun finansmana erişim olduğunun altını çizerek,</p>
<p>“Özellikle KOBİ kredilerine uygulanan büyüme sınırı krediye erişimi zorlaştırıyor. Böyle bir dönemde KOBİ’lerimize destek olmak için yeni bir kaynak oluşturduk” dedi.</p>
<p>Bu kapsamda KGF ve bankalarla güç birliği yaptıklarını ifade eden Hizarcıklıoğlu,</p>
<p>“Amacımız zor günlerde KOBİ’lerimizin yanında durup çarkların dönmesini sağlamak. 2025 yılı içerisinde üç aşamada TOBB Nefes Kredisi'nden 61 bin firma yararlandı. KOBİ’lere sağladığımız destek 81 milyar Türk Lirası’na ulaştı. Kredi Garanti Fonu (KGF) Özkaynak Kefalet Programı kapsamında 2026 için de toplam 100 milyar Türk Lirası tutarında bir kredi hacmi oluşturmayı hedefliyoruz”  diye konuştu.</p>
<p>Dilimler halinde kullandırılması planlanan bu yeni paketin 25 milyar liralık ilk diliminin üyelerin erişimine açıldığını dile getiren Rifat Hisarcıklıoğlu, destek için Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimsek'e, Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan'a, KGF Yönetim Kurulu Başkanı Erdoğan Özegen’e ve katılan bankaların yöneticilerine teşekkür etti.</p>
<p><strong>KİMLER BAŞVURABİLİR?</strong></p>
<p>TOBB'a bağlı Oda-Borsa üyesi işletmeler TOBB Nefes Kredisi'ne başvurabilir.</p>
<p><strong>NE ZAMAN BAŞLIYOR?</strong></p>
<p>Başvurular, 8 Haziran 2026 tarihi itibariyle başlıyor.</p>
<p><strong>KREDİ LİMİTİ</strong></p>
<p>TOBB Nefes Kredisi'nden bir firma azami 3 milyon TL kredi kullanabilecek.</p>
<p><strong>KREDİ HACMİ</strong></p>
<p>Kredi hacminin toplam büyüklüğü 100 milyar Türk Lirası olacak. İlk aşamada 25 milyar Türk Lirası iş dünyasının kullanımına sunulacak.</p>
<p><strong>ÖDEME KOŞULLARI</strong></p>
<p>Krediler, 6 ay anapara ödemesiz dönem dahil toplam azami 48 ay vadeli olacak. Kredi, 24 aya kadar yıllık yüzde 36, 24 ay üzeri yıllık yüzde 34 faizle kullandırılacak.</p>
<p><strong>KREDİYİ HANGİ BANKALAR VERECEK?</strong></p>
<p>* Akbank</p>
<p>* Denizbank</p>
<p>* QNB Bank</p>
<p>* Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası</p>
<p>* Türkiye Garanti Bankası</p>
<p>* Türkiye Halk Bankası</p>
<p>* Türkiye Vakıflar Bankası</p>
<p>* Yapı ve Kredi Bankası</p>
<p>* Ziraat Katılım Bankası</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tobb-nefes-kredisi-ucuncu-kez-devreye-giriyor-80423</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/3/1280x720/para-tl-1780558831.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KOBİ’lere uygun şartlarda finans imkânı sağlayan TOBB Nefes Kredisi’nde yeni dönem başvuruları 8 Haziran&#039;da başlayacak. Yeni dönemde reel sektöre toplam 25 milyar liralık kaynak aktarılacak. Yıl içerisinde toplam limitin 100 milyar liraya çıkarılması hedefleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/meyvede-var-yili-ihracat-rekoru-getirebilir-80420</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 10:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Meyvede ‘var yılı’ ihracat rekoru getirebilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Uludağ Yaş Meyve Sebze İhracatçılar Birliği (UYMSİB) Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Taner, yaş meyve sebze sektöründe hem fiyatları hem de ihracat performansını etkileyen gelişmeleri değerlendirdi.</p>
<p>Taner, 2025 yılında görülen gıda enflasyonunun temel nedeninin geçen yıl yaşanan şiddetli don olayları olduğunu söyledi. Taner, Nisan ayında meydana gelen donun yalnızca yaz meyvelerini değil, kışlık ürünleri de ciddi şekilde etkilediğini belirterek “Elma, armut, kiraz gibi ürünlerde önemli kayıplar yaşandı. Bu ürünlerin önemli bir kısmı yılın ilk çeyreğinde iç pazara ve ihracata sunulduğu için fiyatlar yılın başında da yüksek seyretti” dedi. Kış dönemindeki üretim kayıplarına ek olarak bu yılın başında yaşanan yoğun yağışların da sektöre etkisine değinen Taner, baraj doluluklarının olumlu bir gelişme olduğunu ancak Antalya ve Çukurova gibi önemli üretim bölgelerinde sel ve fırtınaların sebze üretimini olumsuz etkilediğini ifade etti. Küresel enflasyon ve artan girdi maliyetlerinin de fiyatlar üzerinde baskı oluşturduğunu belirten Taner, bazı dönemlerde piyasalarda spekülatif fiyat hareketlerinin de görülebildiğini, bu kapsamda denetimlerin önemine dikkat çekti.</p>
<h2>“2026 var yılı, güçlü rekolte bekliyoruz”</h2>
<p>Sektörde bu yılın “var yılı” olduğuna işaret eden Taner, iklim koşullarının üretim açısından oldukça elverişli geçtiğini söyledi. Kışın soğuk ve dengeli geçmesinin, çiçeklenme ve tozlanma süreçlerini desteklediğini belirten Taner, “Taş çekirdekli, yumuşak çekirdekli ve narenciye gruplarında yüksek rekolte bekliyoruz” dedi. Ağaçların geçen yıl düşük verim nedeniyle dinlendiğini ifade eden Taner, 2026’nın ihracat açısından rekor yılı olabileceğini dile getirdi. Ürün bolluğunun yeni bir risk alanı oluşturabileceğini vurgulayan Taner, bu dönemde en kritik konunun pazar yönetimi olduğunu söyledi. İç piyasa ve ihracat kanallarının aynı anda güçlü çalışması gerektiğini belirten Taner, “Ürün fazla olduğunda doğru yönetilmezse dalında kalma, fiyat düşüşü ve üretici zararı gibi sonuçlar doğabilir” dedi. Avrupa ve diğer ana pazarlarda süpermarketlerin bu yıl satış artırma ve promosyon stratejilerine odaklandığını aktaran Taner, bunun Türkiye için fırsat yaratabileceğini ifade etti. 2026’nın ilk çeyreğinde yaş meyve sebze ihracatının 1,3 milyar dolara ulaştığını ve geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 35 artış kaydedildiğini söyleyen Taner, miktar bazında düşüşe rağmen değer artışının dikkat çekici olduğunu vurguladı. Taner, yaz ürünlerinin devreye girmesiyle birlikte yılın daha güçlü kapanabileceğini ifade etti. </p>
<h2>Sınır kapıları ve lojistik en büyük darboğaz</h2>
<p>İhracatta en önemli sorunlardan birinin lojistik olduğuna dikkat çeken Taner, Bulgaristan ve Yunanistan sınır kapılarında yaşanan 3–5 günlük beklemelerin taze ürün ihracatını zorlaştırdığını söyledi. İhracatçılara verilen yüzde 3’lük desteklerin Temmuz’a kadar uzatılmasını olumlu bulduklarını söyleyen Taner, bu desteğin devam etmesi gerektiğini ifade etti. Enerji, ambalaj ve akaryakıt maliyetlerindeki artışın sektörü zorladığını belirten Taner, ihracatta en çok tartışılan konulardan biri olan pestisit kalıntılarına da değinerek ülkeler arasındaki limit farklılıklarının zaman zaman sorun yarattığını söyledi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/meyvede-var-yili-ihracat-rekoru-getirebilir-80420</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/0/1280x720/meyvede-var-yili-ihracat-rekoru-getirebilir-1780557429.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uludağ Yaş Meyve Sebze İhracatçılar Birliği Başkanı Hamdi Taner, 2025’te yaşanan don ve iklim kaynaklı kayıpların gıda enflasyonunu yukarı taşıdığını belirtirken, 2026 için “yüksek rekolte ve ihracat rekoru” beklentisi açıkladı. Taner, buna karşın lojistik, maliyet ve sınır kapısı sorunlarının risk oluşturmaya devam ettiğini vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/hakan-dogu-elektrikli-araclarda-egitim-yatirimlari-stratejik-onemde-80418</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 10:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hakan Doğu: Elektrikli araçlarda eğitim yatırımları stratejik önemde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Türkiye Araç Satış Sonrası Hizmetler Federasyonu (TOBFED) Başkan Yardımcısı Hakan Doğu, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası'nın (BTSO) elektrikli ve hibrit araç teknolojilerine yönelik eğitim yatırımlarının Türkiye açısından stratejik öneme sahip olduğunu söyledi.</p>
<p>BTSO ile TOBFED arasında mesleki eğitim, teknolojik dönüşüm ve nitelikli insan kaynağının geliştirilmesine yönelik iş birliği protokolünün imzalanmasının ardından TOBFED heyeti, BTSO Eğitim ve Teknoloji Kampüsü'nü ziyaret etti. Hakan Doğu, kampüs bünyesinde faaliyet gösteren Yeni Nesil Araç Teknolojileri Sektörel Mesleki Eğitim Yetkinlik Geliştirme ve Mükemmeliyet Merkezi'nde incelemelerde bulunarak yürütülen çalışmalar hakkında bilgi aldı. Elektrikli ve hibrit araçların otomotiv sektöründe köklü bir dönüşümü beraberinde getirdiğini ifade eden Doğu, bu süreçte en önemli ihtiyaçlardan birinin eğitimli teknik personel olduğunu vurguladı. Türkiye'de bu alanda faaliyet gösteren merkezlerin sayısının sınırlı olduğuna dikkat çeken Doğu, BTSO'nun hayata geçirdiği merkezin sektörün geleceği açısından önemli bir boşluğu dolduracağını belirtti. Yeni nesil araç teknolojilerinin güvenli ve yaygın şekilde servis hizmeti alabilmesi için teknik eğitim altyapısının güçlendirilmesi gerektiğini kaydeden Doğu, elektrikli ve hibrit araçların bakım ve onarım süreçlerinde uzmanlaşmış insan kaynağına duyulan ihtiyacın her geçen gün arttığını söyledi. Bursa'nın otomotiv üretimindeki güçlü konumuna işaret eden Doğu, kentte başlatılan bu eğitim hamlesinin zamanla Türkiye geneline yayılacağını ifade etti. Elektrikli ve hibrit araçlarda güvenliğin en kritik başlıklardan biri olduğunu belirten Doğu, teknolojideki hızlı değişime paralel olarak teknik bilgi ve uygulama yetkinliklerinin de geliştirilmesi gerektiğini dile getirdi. Doğu, bu alanda verilecek eğitimlerin hem çalışan güvenliği hem de sektörün sürdürülebilir büyümesi açısından hayati önem taşıdığını vurguladı.</p>
<p>BTSO ile TOBFED arasında kısa süre önce imzalanan iş birliği protokolü; otomotiv satış sonrası hizmetler sektöründe mesleki eğitim ve belgelendirme, nitelikli insan kaynağının geliştirilmesi, standardizasyon, Ar-Ge, inovasyon, sürdürülebilirlik ve ulusal-uluslararası projelerde ortak çalışmalar yürütülmesini kapsıyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/hakan-dogu-elektrikli-araclarda-egitim-yatirimlari-stratejik-onemde-80418</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/1/8/1280x720/hakan-dogu-elektrikli-araclarda-egitim-yatirimlari-stratejik-onemde-1780557092.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TOBFED Başkan Yardımcısı Hakan Doğu, BTSO Eğitim ve Teknoloji Kampüsü&#039;ndeki Yeni Nesil Araç Teknolojileri Merkezi&#039;nin Türkiye&#039;nin elektrikli ve hibrit araç dönüşümüne hazırlığında kritik rol üstleneceğini belirterek, &quot;Bursa&#039;da yakılan bu ateş tüm Türkiye&#039;ye yayılacak&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bayraktar-depoda-sogan-patates-kalmadi-fiyat-yuzde-45-artti-80412</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 09:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bayraktar: Depoda soğan patates kalmadı, fiyat yüzde 45 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Mayıs ayında üretici ile market arasındaki fiyat farkı en yüksek ürün yüzde 388 ile elma oldu. Üreticiden 18 liraya alınan elma markette 91 liraya satıldı. Fiyatı en çok artan ürün ise yüzde 44,7 ile soğan oldu. </p>
<p>Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Başkanı Şemsi Bayraktar, Mayıs ayında üretici market fiyatlarındaki farklılıklarla, girdi maliyetlerinde yaşanan gelişmelere yönelik açıklama yaptı.</p>
<p>Bayraktar’ın verdiği bilgilere göre üretici ile market arasındaki en yüksek fiyat farkı yüzde 388 ile elmada gözlenirken, bunu yüzde 278.6 ile havuz, yüzde 215.3 ile kabak, yüzde 206.5 ile fındık takip etti.</p>
<p><strong>Depoda ürün kalmadı</strong></p>
<p>Marketlerde satılan 36 üründen 22’sinde fiyat artışı, 13’ünde fiyat azalışı yaşanırken, bir ürünün fiyatı değişmedi. İç Anadolu Bölgesi’nde depolarda ürün kalmaması sebebiyle soğan yüzde 44.7’lik artışla fiyatı en çok yükseler ürün oldu. Bunu yüzde 32.7 ile patates, yüzde 27.3 ile limon, yüzde 20.1 ile havuç takip etti.</p>
<p>Fiyatı en çok azalan ürün yüzde 54.3 ile sivri biber olurken, çilek fiyatı yüzde 33.5, marul fiyatı yüzde 32.7, domates fiyatı yüzde 13.8 azaldı.</p>
<p><strong>Soğan üreticide de yüzde 72 attı</strong></p>
<p>Üreticilerdeki fiyat artışında da kuru soğan ilk sırada yer aldı. Soğan fiyatı yüzde 77.2 artarken, patates fiyatı yüzde 45.5, limon fiyatı yüzde 43.8, havuç fiyatı yüzde 36.4 artış gösterdi.<br />Üreticide fiyatı en çok düşen ürün ise yüzde 54.7 ile domates olurken, bunu yüzde 50.8 ile kabak ve yüzde 47.4 ile sivri biber izledi.</p>
<p>Şemsi Bayraktar, soğan ve patates fiyatının depolarda ürün kalmaması sebebiyle arttığını, limonun depolara girmeye başladığı için havuçta ise arz  düşüşü sebebiyle fiyatın yükseldiğini bildirdi.<br />Bayraktar Mayıs ayında yıllık bazda gübre fiyatında yüzde 57-85.4, yem fiyatında yüzde 35.4, elektrik fiyatında yüzde 25.1, ilaç fiyatında yüzde 27.8 artış olduğunu bildirdi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bayraktar-depoda-sogan-patates-kalmadi-fiyat-yuzde-45-artti-80412</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/sogan.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TZOB Başkanı Şemsi Bayraktar&#039;ın verdiği bilgilere göre, İç Anadolu Bölgesi’nde depolarda ürün kalmamasından dolayı soğan yüzde 44.7’lik artışla fiyatı en çok yükselen ürün oldu. Bunu yüzde 32.7 ile patates, yüzde 27.3 ile limon, yüzde 20.1 ile havuç takip etti. Bayraktar, elmada üretici market fiyat farkının yüzde 388 olduğunu belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yatirim-ekosistemi-eskisehirde-bulusuyor-hakan-kara-ekonomik-gorunumu-degerlendirecek-80410</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 09:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yatırım ekosistemi Eskişehir’de buluşuyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>TOBB Eskişehir Genç Girişimciler Kurulu (GGK) ile ATAP iş birliğinde düzenlenecek olan “Yatırımcı–Girişimci Buluşması”, yatırım dünyasının temsilcileri ile girişimcilik ekosisteminin paydaşlarını Eskişehir’de bir araya getirecek.</p>
<p>Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi (OSB) Yaşam Park’ta Corvelle Event Venue’de 9 Haziran Salı günü gerçekleştirilecek etkinlikte, girişim sermayesi fonları, melek yatırımcılık, kitlesel fonlama, yatırım ekosistemindeki dönüşüm süreçleri ve ekonomik gelişmeler ele alınacak. Organizasyon, yalnızca bir panel veya networking etkinliği olmanın ötesinde, Eskişehir’in girişimcilik vizyonunu güçlendirmeyi ve kenti yatırım ekosisteminde daha görünür hale getirmeyi amaçlıyor.</p>
<p><strong>Hakan Kara ekonomik görünümü anlatacak</strong></p>
<p>Türkiye ekonomisi ve para politikaları üzerine çalışmalarıyla tanınan eski Merkez Bankası Başekonomisti Hakan Kara, etkinlik kapsamında gerçekleştireceği söyleşide, “Dünya ve Türkiye’de Yatırım İklimini Etkileyen Ekonomik Gelişmeler” başlığı altında değerlendirmelerde bulunacak. Küresel ekonomide yaşanan gelişmeler, enflasyon görünümü, faiz politikaları, sermaye hareketleri ve yatırım ortamına ilişkin beklentilerin ele alınacağı söyleşinin, iş dünyası ve yatırımcılar açısından etkinliğin en dikkat çeken bölümlerinden biri olması bekleniyor.</p>
<p><strong>Yatırımcılar ve girişimciler Eskişehir’de buluşacak</strong></p>
<p>Türkiye’nin farklı şehirlerinden melek yatırım ağı temsilcileri, yatırımcılar ve girişimcilerin katılım sağlayacağı organizasyonda; Ankara Tekmer CEO’su İmran Gürakan, DCP Ventures ortağı Altan Küçükçınar, Arya Investment’tan Özlem Tümer Ege, Onicorn CEO’su Gökhan Akar, Pusula Portföy Yöneticisi Serhat Şahin ile Onedio, Maçkolik, Mynet, Yemek.com, Webtekno, TV Ekstra ve Hisse.net CEO’su Kaan Kayabalı da konuşmacı olarak yer alacak.</p>
<p><strong>Eskişehir’in girişimcilik vizyonuna katkı hedefleniyor</strong></p>
<p>Eskişehir Ticaret Odası, Eskişehir Sanayi Odası, Eskişehir Ticaret Borsası, Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi ve Ankara Tekmer'in paydaşları arasında bulunduğu etkinlik; üniversitelerin teknoloji transfer ve girişimcilik merkezleri tarafından da destekleniyor. Eskişehir Genç Girişimciler Kurulu tarafından yapılan açıklamada Eskişehir’in sanayisi, üniversiteleri, genç nüfusu ve üretim kültürüyle Türkiye’nin önde gelen girişimcilik merkezlerinden biri olabilecek potansiyele sahip olduğu belirtilerek, bu hedefe ulaşılabilmesi için iş dünyası, yatırımcılar, sanayiciler, girişimciler ve kamu kurumlarının ortak hareket etmesinin önemine dikkat çekildi. Etkinliğin yalnızca bir günlük buluşma olarak değil, Eskişehir’de uzun vadeli yatırım ve girişimcilik kültürünün güçlendirilmesine yönelik bir başlangıç adımı olarak değerlendirdiklerini ifade edildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yatirim-ekosistemi-eskisehirde-bulusuyor-hakan-kara-ekonomik-gorunumu-degerlendirecek-80410</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/4/1280x720/hakan-kara-1778818533.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eski Merkez Bankası Başekonomisti Hakan Kara, Eskişehir’de düzenlenecek “Yatırımcı–Girişimci Buluşması”nda dünya ve Türkiye ekonomisindeki güncel gelişmelerin yatırım iklimine etkilerini değerlendirecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/temiz-elektrikten-elektrikli-ekonomiye-80409</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 08:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Temiz elektrikten elektrikli ekonomiye</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ekonomiyi “prize takma” zamanı geldi… SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi’nin yayımladığı “Elektrifikasyon: Enerji Dönüşümünün Omurgası” başlıklı çalışmaya göre mesele artık yalnızca elektriği temiz üretmek değil, aynı zamanda ekonominin tamamını elektrikle çalışır hale getirmek.</strong></p>
<p>Dünyada iklim değişikliğiyle mücadele artık sadece yenilenebilir enerji yatırımı yapmak, kömürden çıkmak ya da enerji verimliliğini artırmak üzerinden tartışılmıyor. Enerji dönüşümünün başarısı elektriği hayatın her alanına taşıyabilmekle mümkün olacak. Bu nedenle son dönemde iklim politikalarının merkezine yerleşen kavramlardan biri elektrifikasyon. SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi’nin yayımladığı “Elektrifikasyon: Enerji Dönüşümünün Omurgası” başlıklı çalışmaya göre elektrifikasyon; ulaşımda petrol ürünlerinin, binalarda doğal gaz ve kömürün, sanayide ise fosil yakıt temelli enerji kullanımının elektrikle ikame edilmesi anlamına geliyor. Başka bir ifadeyle mesele yalnızca elektriği temiz üretmek değil, aynı zamanda ekonominin tamamını elektrikle çalışır hale getirmek.</p>
<p>Bugün dünyanın karşı karşıya olduğu temel sorunlardan biri de burada ortaya çıkıyor. Küresel nihai enerji tüketiminin yalnızca yaklaşık yüzde 21’i elektrikten oluşuyor. Geri kalan büyük bölüm hâlâ doğrudan fosil yakıtlarla karşılanıyor. Bu nedenle enerji dönüşümünün bir sonraki aşaması, yenilenebilir enerji yatırımlarını hızlandırırken aynı zamanda sanayi, ulaşım ve binalarda elektriğin payını artırmak olacak.</p>
<p>Aslında elektrifikasyon sadece iklim meselesi değil. Enerji güvenliği, ekonomik rekabetçilik ve verimlilik açısından da giderek daha kritik hale geliyor. Elektrikli sistemler, fosil yakıtların üretim ve kullanım süreçlerinde ortaya çıkan önemli enerji kayıplarını ortadan kaldırabiliyor. Dijital teknolojilerle birleştiğinde ise daha akıllı, esnek ve verimli bir enerji sistemi kurulmasına olanak tanıyor. Özellikle enerji ithalatına bağımlı ülkeler açısından bu dönüşüm stratejik önem taşıyor.</p>
<p><strong>Talep büyüyor, dönüşüm yavaş ilerliyor</strong></p>
<p>Elektrikli araçlar, ısı pompaları, veri merkezleri ve sanayide kullanılan yeni elektrikli teknolojiler sayesinde küresel elektrik talebi hızla artıyor. Uluslararası senaryolar, elektriğin nihai enerji tüketimindeki payının 2050’ye kadar yüzde 50 seviyelerine ulaşabileceğini gösteriyor. Ancak mevcut politika ve yatırım eğilimleri devam ederse bu dönüşüm beklenenden çok daha yavaş gerçekleşecek.</p>
<p>SHURA’nın aktardığı verilere göre, mevcut gidişat 2035 yılında küresel elektrifikasyon oranını yalnızca yüzde 25 seviyesine taşıyabilecek. Oysa Paris Anlaşması ile uyumlu senaryolar yaklaşık yüzde 35’lik bir seviyeye işaret ediyor. Başka bir deyişle dünya hâlâ hedeflenen dönüşüm hızının gerisinde bulunuyor.</p>
<p><strong>Türkiye’nin önündeki büyük fırsat</strong></p>
<p>Türkiye son yıllarda elektrik üretiminde yenilenebilir enerji kapasitesini hızla artırdı. Ancak son kullanım sektörlerine bakıldığında tablo farklı. Sanayi, ulaştırma ve binalarda fosil yakıtlara bağımlılık devam ediyor. Bugün Türkiye’de elektriğin nihai enerji tüketimindeki payı yaklaşık yüzde 20 düzeyinde. Ulusal Enerji Planı bu oranı 2035 yılında yüzde 25’e çıkarmayı hedefliyor. Ancak SHURA’nın analizleri, net sıfır emisyon hedefleriyle uyumlu bir dönüşüm için bu oranın en az yüzde 30’a yükseltilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. 2053 perspektifinde ise elektriğin enerji tüketimindeki payının yüzde 55 seviyelerine ulaşması gerekiyor.</p>
<p>Bu hedeflere ulaşabilmek için yalnızca yeni enerji santralleri kurmak yeterli olmayacak. Elektrik şebekelerinin güçlendirilmesi, enerji depolama yatırımlarının artırılması, karbon fiyatlandırması gibi piyasa mekanizmalarının devreye alınması ve fosil yakıt teşviklerinin yeniden değerlendirilmesi gerekiyor. Aynı zamanda sanayi, binalar ve ulaşım için ayrı elektrifikasyon yol haritalarının hazırlanması da önem taşıyor.</p>
<p>Çünkü enerji dönüşümünün başarısı artık sadece ne kadar yenilenebilir enerji ürettiğimizle değil; sanayiyi, ulaşımı ve günlük yaşamı ne kadar hızlı şekilde temiz elektrikle buluşturabildiğimizle ölçülecek. Ve bu yarışta kazananlar, elektriği yalnızca bir enerji kaynağı olarak değil, ekonomik dönüşümün temel altyapısı olarak gören ülkeler olacak. Geçtiğimiz günlerde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum da aynı yönde çağrı yapmış ve dünya ekonomisinin elektrifikasyon hızının acilen artırılması gerektiğini belirterek, bunun hem iklim değişikliğiyle mücadele hem de önceki COP’larda verilen taahhütlerin uygulamaya geçmesi açısından kritik olduğunu söylemişti. Belki de bugün iklim politikalarının yeni adı tam olarak budur: elektrifikasyon.</p>
<p><strong>SANAYİ, BİNALAR VE ULAŞIM DÖNÜŞÜMÜN MERKEZİNDE</strong></p>
<p>Türkiye’nin enerji tüketiminde en büyük pay sanayi sektörüne ait. Nihai enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 30’u sanayide gerçekleşiyor. Kömür tüketiminin yüzde 71’i, doğal gaz kullanımının ise yaklaşık yüzde 36’sı yine sanayiden kaynaklanıyor. Bu nedenle düşük ve orta sıcaklık gerektiren proseslerde elektrikli teknolojilere geçiş, elektrifikasyonun en kritik adımlarından biri olarak görülüyor. Binalarda ise doğal gaz hâlâ baskın enerji kaynağı. Konutlarda enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 53’ü doğal gazdan karşılanırken elektriğin payı yüzde 20 seviyesinde bulunuyor. Isı pompaları ve elektrikli ısıtma sistemleri bu alandaki dönüşümün temel araçları olarak öne çıkıyor. Ulaştırma sektöründe ise dönüşüm henüz başlangıç aşamasında. Bugün sektörde elektriğin payı yalnızca yüzde 1 civarında. Elektrikli araçların yaygınlaşması, şarj altyapısının geliştirilmesi ve toplu taşımada elektrifikasyon yatırımları bu nedenle kritik önem taşıyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>COP31 İÇİN YENİ BİR GÜNDEM</strong></span></p>
<p>Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31, elektrifikasyon konusunu küresel iklim gündeminin merkezine taşıyabilecek önemli bir fırsat sunuyor. Bugüne kadar iklim zirvelerinde ağırlıklı olarak enerji üretimi, emisyon azaltımı ve finansman başlıkları öne çıktı. Ancak önümüzdeki dönemin asıl sorusu, üretilen temiz elektriğin ekonominin tamamına nasıl yayılacağı olacak. SHURA’ya göre COP31, elektrifikasyonun enerji dönüşümünün temel unsurlarından biri olarak uluslararası düzeyde kabul görmesi, ülkelerin sektörel yol haritalarını açıklaması, finansman mekanizmalarının güçlendirilmesi ve uygulama odaklı iş birliklerinin geliştirilmesi açısından önemli bir platform olabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/temiz-elektrikten-elektrikli-ekonomiye-80409</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/9/1280x720/elektrikli-enerji-1780552427.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Temiz elektrikten elektrikli ekonomiye ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hz-muhammed-sav-ne-demisti-80404</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 08:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hz. Muhammed (S.A.V.) ne demişti?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar, Eskişehir Mihalıççık’taki madende alacaklarının çalıştıkları şirket tarafından ödenmemesi üzerine protesto için Ankara’da bakanlığının önüne gelen işçilerle ilgili Nisan sonunda gazetecilere yaptığı açıklamada "Doruk Maden nereye gitse problem. Bu şirket işçilerine maaş ödememeyi alışkanlık haline getirdi” demişti.</p>
<p>Ardından hem kendisi, hem İçişleri Bakanı, hem de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı garantör oldu ve anlaşmaya varıldı. İşçi sendikası ve Doruk Madencilik’in sahibi Yıldızlar SSS Holding de “Tamam” dediler. İşçilerin 3 ile 8 maaş arasında değişen alacakları ödendi ve direniş sona erdi. Anlaşmanın maaşların ödenmesi dışında başka maddeleri de vardı. Onlardan birisi de isteyen işçilerin kıdem ve ihbar tazminatını alarak ayrılmalarını hükme bağlıyordu.</p>
<p>Sonrasında aylarca maaşsız çalışmaktan bıkan işçilerden 129’u “Artık çalışmayacağız” deyip haklarını istedi.</p>
<p>Ancak tazminatlar ödenmedi, kısa süre önce yine direniş başladı ve ardından şirketten suya sabuna dokunmayan bir açıklama geldi.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a210cf34767a-1780550899.jpg" alt="" width="700" height="361" />
<figcaption><strong>Doruk Madencilik işçileri nisan ayındaki direnişi 3 bakanının alacaklar konusunda garantör olması sonucu bitirmişlerdi. </strong></figcaption>
</figure>
<p>Buna göre haziran itibarıyla aktif çalışanların maaş ve ücret kaynaklı herhangi bir alacağı yoktu. Hepsi ödenmişti. Yaz başında işçileri sokaklara döken olay “sadece” işten ayrılan personelin yasal hak ve kıdem tazminatı süreçlerine ilişkindi. Bu parayı “huylu huyundan vazgeçmez” prensibi uyarınca işçileri yorup, üzüp de verebilirdiniz. Öyle de oldu. Her ne kadar Hz. Muhammed (S.A.V.) bir Hadis-i Şerif'te "İşçinin hakkını alnının teri kurumadan veriniz" demişse de Yıldızlar SSS Holding yöneticilerine göre parayı hemen ödemeye gerek yoktu. Milleti canından bezdirmek şarttı.</p>
<p>Sendika başkanıyla konuştum. Sıra işveren görüşüne gelmişti. Yıldızlar SSS Holding’den bir yetkiliye ulaşamadım. Sendikadan şirket CEO’sunun telefonunu alıp birkaç kez aradım. Birkaç cevapsız arama sonrası asistanı döndü. Derdimi anlattım. Yazıda işveren görüşünün de bulunmasını istediğimi söyledim. Ardından şirket CEO’su Ali Vahit Atıcı aradı. Sorularımı sıraladım. Bakanlıklarla ilgili söyledikleri “aramızda kalmak” şartıyla ayrılan işçilerin yasal hak ve kıdem tazminatını ödenmeye başlandığını ve en geç 1 ay içinde tamamlanacağını söyledi. İnandım mı? Bilmem. Siz inandınız mı? Sürenin sonunda sözler tutulmamışsa garantör bakanlarımızın üzerlerine düşeni yerine getireceklerinden eminiz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hz-muhammed-sav-ne-demisti-80404</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hz Muhammed (S.A.V.) ne demişti? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kuresel-ekonomide-kara-senaryo-masada-80402</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 08:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel ekonomide ‘kara senaryo’ masada</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a210ad2b6f9b-1780550354.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Küresel ekonomide savaşın yarattığı enerji şokunun etkileri büyürken, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nden (OECD) dikkat çekici bir uyarı geldi. Paris merkezli kuruluş, Ortadoğu’daki çatışmaların enerji arzını uzun süre sekteye uğratması halinde dünya ekonomisinin “karanlık bir senaryo” ile karşı karşıya kalabileceğini açıkladı.</p>
<p>OECD’nin “Baskı Altında” temasıyla yayımladığı Ekonomik Görünüm raporunda, küresel ekonomi için iki farklı yol haritası ortaya konuldu. İlk senaryoda enerji krizinin görece kısa sürede kontrol altına alınması öngörülürken, ikinci senaryoda Körfez bölgesindeki enerji üretim ve ihracat sorunlarının 2027’nin ikinci yarısına kadar sürmesi varsayılıyor.</p>
<p>Kuruluşun en büyük endişesi ise Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanan gerilimin kalıcı hale gelmesi. Dünya petrol ve LNG ticaretinin en kritik geçiş noktalarından biri olan bölgede yaşanacak uzun süreli aksaklıkların sadece enerji fiyatlarını değil, küresel büyüme, yatırım ve istihdam görünümünü de olumsuz etkileyeceği belirtiliyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a210b7929fc4-1780550521.png" alt="" width="690" height="232" /></p>
<h2>İki farklı gelecek senaryosu</h2>
<p>OECD’nin temel senaryosu, enerji piyasalarındaki bozulmanın sınırlı kalacağı ve ticaret akışlarının kademeli olarak normale döneceği varsayımına dayanıyor. Temel senaryoya göre:</p>
<p>■ Küresel büyüme 2025’teki yüzde 3,4 seviyesinden bu yıl yüzde 2,8’e gerileyecek.</p>
<p>■ 2027 yılında büyüme yeniden yüzde 3,1’e yükselecek.</p>
<p>■ G20 enflasyonu yüzde 3,4’ten yüzde 4’e çıkacak.</p>
<p>■ Büyük merkez bankaları faizleri büyük ölçüde sabit tutabilecek.</p>
<p>■ Petrol, gaz ve gübre fiyatlarında ek yüzde 10’luk düşüş yaşanması halinde büyüme desteklenecek.</p>
<h2>Uzun vadeli kriz senaryosunda büyüme yarıya iniyor</h2>
<p>Rapora göre Körfez’deki enerji arzı sorunlarının 2027’ye kadar sürmesi halinde dünya ekonomisi son yılların en sert yavaşlamalarından biriyle karşı karşıya kalabilir. Uzun süreli kriz senaryosunda:</p>
<p>■ Küresel büyüme bu yıl yüzde 2,1’e düşecek.</p>
<p>■ 2027 büyümesi yalnızca yüzde 1,8 olacak.</p>
<p>■ Birçok ekonomi resesyona girecek.</p>
<p>■ İşsizlik oranları yükselecek.</p>
<p>■ Küresel enflasyon 2026’da 0,4 puan, 2027’de 1,3 puan artacak.</p>
<p>■ Merkez bankaları faizleri 50-75 baz puan yükseltmek zorunda kalacak.</p>
<p>OECD Başekonomisti Stefano Scarpetta, bu tablonun küresel finans krizi veya Covid-19 pandemisi dışında görülmeyen ölçüde zayıf büyüme anlamına geldiğini belirterek, «Umarım henüz bu uzun süreli aksaklık senaryosuna girmemişizdir çünkü bu gerçekten çok karanlık bir senaryo" değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h2>Asya ilk darbeyi alabilir</h2>
<p>OECD’ye göre enerji krizinden en fazla etkilenebilecek bölgelerin başında Asya geliyor. Körfez ülkelerinden petrol, LNG ve sanayi girdisi ithalatına yüksek düzeyde bağımlı olan ekonomiler, arz kesintilerine karşı daha savunmasız durumda bulunuyor.</p>
<p>OECD, enerji fiyatlarının mevcut vadeli piyasa beklentilerinin yüzde 50 üzerine çıkabileceği uyarısında bulunurken, bunun yatırım kararlarını ve tüketici güvenini de olumsuz etkileyebileceğini vurguladı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye’de büyüme tahmini aşağı çekildi</span></h2>
<p>OECD, Türkiye ekonomisinin enerji fiyatlarındaki yükselişten etkileneceğini ancak doğrudan arz güvenliği açısından birçok ülkeye göre daha avantajlı bir konumda bulunduğunu belirtiyor. OECD’nin Türkiye beklentileri:</p>
<p>■ Ekonominin 2026’da yüzde 3,1 büyümesi bekleniyor.</p>
<p>■ 2027 büyüme tahmini yüzde 3,8 olarak korunuyor.</p>
<p>■ Yıllık enflasyonun 2027’nin ilk yarısında yüzde 20’nin altına gerilemesi öngörülüyor.</p>
<p>■ Tüketici güvenindeki toparlanma ve beklenen faiz indirimleri iç talebi destekleyebilir.</p>
<p>■ Enerji fiyatlarındaki yeni yükselişler dezenflasyon süreci için önemli risk olmaya devam ediyor.</p>
<p>OECD, Türkiye’nin petrol, doğal gaz ve gübre ithalatının büyük bölümünün doğrudan Basra Körfezi’ne bağlı olmaması nedeniyle arz kesintilerine karşı görece daha dayanıklı olduğunu vurguluyor. Buna karşın Avrupa ekonomilerindeki yavaşlama ve küresel ticarette Çin’in artan rekabeti, Türkiye açısından temel risk unsurları arasında yer almayı sürdürüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kuresel-ekonomide-kara-senaryo-masada-80402</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/borsa-piyasa.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OECD, Körfez’deki enerji kesintilerinin 2027’ye kadar devam etmesi durumunda dünya büyümesinin yüzde 1,8’e kadar gerileyebileceği uyarısında bulundu. Kuruluşa göre bu oran, küresel finans krizi ve pandemi gibi olağanüstü dönemler dışında nadiren görülen seviyelere işaret ediyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/26-sirketin-kari-56-kata-kadar-cikti-finansal-makyajlar-nasil-asilacak-80400</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 08:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> 26 şirketin kârı 56 kata kadar çıktı, finansal makyajlar nasıl aşılacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yılın ilk çeyreğinde kârını 56 kata kadar artıran 26 şirket, yatırımcısında heyecan yaratıyor. Ancak büyümenin ne kadarının operasyonel akıştan, ne kadarının muhasebenin getirdiği kağıt üstündeki düzenlemelerden beslendiğini bilmek, doğru hisseyi seçmek adına hayli önemli.</strong></p>
<p>Bir şirketin kârının katlanması, kasasının da aynı hızla parayla dolup taştığı anlamına gelmez. Selçuk Ecza Deposu, Tüpraş veya Coca-Cola İçecek gibi şirketlerin bilançolarına yansıyan yüksek kâr artışları, operasyonel verimliliği ve güçlü pazar hakimiyetini ortaya koyuyor. Ancak her kâr patlamasının nakit girişi anlamına gelmediğini de göz ardı etmemeli. Kimi güçlü şirketler artan satış hacimleriyle kazancın arkasını doldururken, bazıları sadece dönemsel muhasebe ayarlamalarının getirdiği rüzgarlarla kağıt üzerinde parıldar. Sadece yüzdesel coşkuya kapılmak yerine rakamların arkasındaki nakit üretme becerisini doğru okuyanlar, finansal tuzaklardan sıyrılıp gerçek kazananlar kulübüne dahil olur.</p>
<h2>Kârını güçlü artıranlar</h2>
<p>Selçuk Ecza Deposu yılın ilk çeyreğinde net kârını 56 kat artırarak 1,54 milyar TL’ye çıkarırken listenin ilk sırasında yer aldı. Şirket, üç aylık dönemde gelirini %6 büyüterek 51,9 milyar TL’ye çıkardı; esas faaliyet kârını da %455 artışla 3,08 milyar TL’ye yükseltti. Şirket pazar payını öncelikli hedef olarak konumlandırıyor.</p>
<p>Şubatta borsaya gelen Ata Turizm, ilk hafta tavan serisi ile yatırımcısına kısa sürede güçlü bir getiri sağladı. Nisandan bu yana yatayda dalgalı seyrediyor. Yılın ilk çeyreğinde gelirini %24 düşürürken, esas faaliyetlerden zarar yazdı. Dönem sonundaki 1,8 milyon TL net kâr, önceki sembolik kârdan ötürü oransal orak yüksek görünüyor.</p>
<h2>Kârı yüksek olan</h2>
<p>LDR Turizm, yılın ilk çeyreğinde gelirini %35 düşürerek 453,8 milyon TL’ye indirdi. Buna karşın dönem sonunda 4,78 milyar TL net kâr açıkladı. Tutarın cirosunun üzerinde gerçekleşmesinde şirketin hisse senedi ve fon işlemlerinden elde ettiği 7,3 milyar TL gelirin etkisi öne çıkıyor. Geliri büyümeli.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2109a816e95-1780550056.png" alt="" width="900" height="481" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP’E SOR</span></h2>
<p><strong>MALI BASKI MI, KÂR POTANSİYELİ Mİ?</strong></p>
<p><strong>Mali baskı</strong>; disiplin gücü, kaldıraç etkisi, ortaklık koruması, enflasyon katkısı. Nakit emilimi, batma riski, büyüme engeli, yüksek stres, kredi maliyeti.</p>
<p><strong>Kâr potansiyeli</strong>; büyüme, yatırımcı cazibesi, temettü, esneklik, gelecek vizyonu. Düşen beklenti, zamanlama hatası, spekülasyon tuzağı, fırsat kaybı.</p>
<p><strong>Yılın ilk çeyreğinde ihracatı daraltıp iç pazara ağırlık vererek kâr marjını büyüttü</strong></p>
<p>Tat Gıda’nın ihracat yerine iç pazara ağırlık vereceğini söylemesinin mantığı nedir? ● Ercan Yar</p>
<p>Ercan, Tat Gıda kârlılık odaklı strateji çerçevesinde yılın ilk çeyreğinde iç pazara ağırlık verirken yurt dışını tercihen daralttı. Bunun sonucundadır ki yılın ilk çeyreğinde %6’lık brüt kâr marjı elde ederken yıl boyunca da aynı performansın sürdürüleceğini ifade ediyor. Bunun arkasındaki temel ekonomik gerekçe; döviz kurlarının yatay seyretmesi ve maliyet artışlarının gerisinde kalması olarak açıklanıyor. İç piyasada enflasyonist fiyatlama gücünün şirketler lehine devam ettiği dönemlerde yurt içi satışlar daha yüksek kâr marjı bırakabilmekte.</p>
<p><strong>Çin’de yatırım riskini üstlenmeden fason üretim yaptırarak alan açmayı hedefliyor</strong></p>
<p>Anadolu Efes’in Çin’de kendi tesisini kurmak yerine fason üretmesi riskli değil mi? ● Yılmaz Kahraman</p>
<p>Yılmaz, Anadolu Efes’in Çin gibi geniş bir pazarda fason üretim anlaşmasıyla yerel üretime geçmesi, satışları sadece hacimsel olarak büyütmekle kalmayıp kârlılığında da yapısal bir iyileşme yaratması beklenmeli. Ürünleri Türkiye veya diğer coğrafyalardan bölgeye ihraç etmek; yüksek navlun maliyetleri, uzayan tedarik zincirleri ve gümrük bariyerleri nedeniyle raftaki fiyat rekabetini zora sokarken, yerinde üretim modeli tüm bu lojistik ve gümrük maliyetlerini tek kalemde sıfırlayacaktır. Ayrıca yüksek yatırım giderini de ortadan kaldıracak.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>IKL fonu sağlık şirketlerine odaklanarak son bir yılda %31 getiriye çıkabildi</strong></p>
<p>İş Portföy’ün idaresindeki Sağlık Şirketleri Karma Fon (IKL), son bir yılda sergilediği çıkışı geçtiğimiz şubat ayına kadar sürdürdü. Şubatın ikinci yarısında en yüksek 8,99 TL’yi test ettikten sonra zayıflayan bir görüntü verdi. Mevcut işlem fiyatı halen şubat ayındaki seviyenin gerisinde duruyor. Fonun büyüklüğü de son üç aydır daralıyor. Mayısta hacim 203,2 milyon TL’de bulunuyor. Yatırımcısı ocaktan bu yana azalmakla birlikte aylık bazda sürekli nakit çıkıyor. Mayısta giden tutar 4,6 milyon TL oldu. Doluluk oranı %4,82 seviyesinde olan IKL, sağlık sektöründe faaliyet gösteren şirketlere yatırım yaparak getiriyi büyütmeyi hedefliyor. Portföyünün %67,36’sı yabancı hisse %12,22’si bono ve %8,1’i tahvilde bulunuyor. Son bir yıldaki getirisi %31,42 ile grubun %39,17’lik yükselişinin gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>QNB Faktoring, piyasadan TLREF + %0,70 faizle 500 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>QNB Faktoring, nitelikli yatırımcılara yönelik 02.06.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 500.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%0,70 düzeyinde bulunuyor. 182 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 01.12.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı değişen TLREF’e göre belirlenecek. 2 Haziran itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. QNB Faktoring’in verdiği %0,70 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Finansman bonosu, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFQNBFA2618 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2109f94d68b-1780550137.png" alt="" width="233" height="170" /></strong>Ofis Yem ocaktan bu yana düşen eğilimle hareket ediyor. Fonlar satmayı sürdürüyor</p>
<p>Ofis Yem’de fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %20,22 ile toplamda 92,6 bin lot azalarak 365,3 bine indi. Hisseyi tutan fon sayısı 11’den 8’e geriledi. YHB, 25 bin lot ile en fazla alımı yaparken, TVE, 55 bin lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Ofis Yem için bugüne kadar 2 aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan olmadı. En yüksek öneriyi İnfo Yatırım 72 TL ile verdi. En düşük öneri 69,30 TL ile Deniz Yatırım’dan geldi. Eylül 2023’teki zirvesi 61 TL’nin gerisinde duruyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞIRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2109d13ac47-1780550097.png" alt="" width="958" height="242" /><strong>EFOR YATIRIM</strong></p>
<p><strong>Sezon açıldı. Bu yıl 100 bin ton yaş çay almayı ve 20 bin ton kuru çay üretmeyi hedefliyor</strong></p>
<p>Efor Yatırım, 2026 yılı yaş çay kampanyasının açılışıyla birlikte üretim sezonuna başladığını duyurdu. Sezon boyunca 100 bin ton yaş çay alımı ve 20 bin ton kuru çay üretimi hedefliyor. Şirket ayrıca üretim süreçleri için uluslararası Gıda Güvenliği sertifikası almaya hak kazandığını belirtti. Tarımsal sanayide ham madde tedariğini sezon başında hedefli planlamak, fabrikalarda ölçek ekonomisi yaratarak birim maliyetleri aşağı çekmeye olanak tanır. Küresel standartlardaki gıda güvenliği sertifikasyonlar ise ürünlerin ihracat pazarlarındaki erişim bariyerlerini kaldırır.</p>
<p><strong>DCT TRADİNG DIŞ TİCARET</strong></p>
<p><strong>Doğrudan tüketiciye ulaşarak bölgedeki potansiyeli gelire çevirmeyi hedefliyor</strong></p>
<p>DCT Trading, bağlı ortaklığı üzerinden yürüttüğü faaliyetler kapsamında Yunanistan’ın Dedeağaç bölgesinde üçüncü perakende satış mağazasını açtı. Şirket bu mağazada kendi üretimi olan kiraz ve yaban mersinlerini doğrudan tüketiciye satacak. Tarımsal üretim yapan şirketlerin ürünlerini toptancı zincirlerine vermek yerine kendi perakende ağıyla son tüketiciye ulaştırması, aracı maliyetlerini ortadan kaldırarak kâr marjını yukarı çeker. Turizm potansiyeli yüksek ve döviz bazlı gelir yaratan pazarlarda doğrudan satış noktaları oluşturmak, nakit akışını güçlendirir.</p>
<p><strong>BAREM AMBALAJ</strong></p>
<p><strong>Konya fabrikasındaki yangın önemli bir soruna yol açmazken hurda kağıtlar zayi oldu</strong></p>
<p>Barem Ambalaj, Konya Ereğli fabrikasının açık hammadde depolama alanında çıkan yangının itfaiye müdahalesiyle söndürüldüğünü, olayda yaralanma olmadığını dan ateşin fabrikaya sıçramadıgını belirtti. Yaklaşık 1.500 ton hurda kağıdın zayi olduğu yangının ardından tesiste üretimin normal seyrinde devam ettiği belirtildi. Sanayi tesislerinde meydana gelen kazaların ana üretim bantlarına zarar vermeden kontrol altına alınması operasyonel süreklilik açısından önemli. Hurda kağıt stoklarında yaşanan kayıp ise finansal tablolara tek seferlik bir gider kalemi oluşturacak</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/26-sirketin-kari-56-kata-kadar-cikti-finansal-makyajlar-nasil-asilacak-80400</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 26 şirketin kârı 56 kata kadar çıktı, finansal makyajlar nasıl aşılacak? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayinin-elektrik-tuketimi-iki-yil-oncesinin-seviyesinde-80399</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 08:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayinin elektrik tüketimi iki yıl öncesinin seviyesinde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>EPDK mart ayı raporuna göre, sanayinin tükettiği faturalanan elektrik miktarı, 2025 aynı döneme göre yüzde 0,8 oranında arttı. 2025 Mart ayında dönemsel olarak sanayinin elektrik tüketimi yüzde 1,4 oranında gerilemişti. Bu bakımdan, baz etkisiyle birlikte 2026 ilk çeyrekte sanayinin tükettiği elektrik neredeyse sabit kalırken, 2024 tüketim seviyelerinde seyrini sürdürdü. 2024 Ocak-Mart döneminde sanayide tüketilen elektrik 29.4 milyon MWh düzeyindeyken, 2026 Ocak-Mart döneminde 29.2 milyar MWh olarak belirlendi. Tüketim miktarı düzenli olarak ise ticarethanelerde artışını sürdürüyor. 2026 Ocak-Mart döneminde ticaret ve büro tüketimi yüzde 5,89, konut tüketimi 6,84, genel tüketim ise yüzde 3,44 oranında arttı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2108d518989-1780549845.png" alt="" width="700" height="197" />Sanayi elektrik tüketimi 2025’in ilk yarısında ciddi düşüş yaşadıktan sonra yıl sonuna doğru toparlanmıştı. Buna karşılık 2026’da neredeyse sabit bir seviyede gidiyor. Üstelik bu, baz etkisi nedeniyle 2025’in ilk aylarına denk geldiği için bir miktar artış ya da sabit bir seviye gösterse de, 2024 ile hemen aynı seviyelerde ya da daha düşük olarak gerçekleşiyor.</p>
<p>Nitekim, 2026 ilk çeyrekte, bir önceki yıl aynı aya göre kısmi bir artış olsa da, sanayinin tükettiği elektrik 2024’ün az bir miktar altında, hemen hemen aynı seviyede gerçekleşti. EPDK verileri, bildirimlere dayalı olduğu için aylık bazda sonradan bildirim değişikliklerine bağlı revizeler olabiliyor ancak genel eğilimde değişiklik gözlenmiyor. Buna göre, sanayinin elektrik tüketimi 2024’ten bu yana neredeyse sabit durumda devam ediyor. Türkiye’nin genel elektrik tüketimi ise konutlardan ve ticaret sektöründen kaynaklı yükselişini sürdürüyor. Bu iki grubun tüketimi yıllardır düzenli şekilde artıyor. Nitekim, yılın ilk çeyreğinde konutlarda elektrik tüketimi yüzde 6,84, ticarethaneler ve kamu kuruluşlarının tükettiği elektrik yüzde 5,89 oranında arttı. Tarımsal faaliyetler ise hem kaçak kullanım, hem de son dönemde kayıt dışı olanların kayıt altına alınması nedeniyle genel eğilimden sürekli ayrışıyor. Tarımsal sulamada faturalanan elektrik 2015’te yine ortalamayı bozacak şekilde hızla artmıştı. Bu yıl ilk çeyrekte ise yüzde 21,65 oranında geriledi. Bunda yağışların yüksek olmasının etkisi de bulunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayinin-elektrik-tuketimi-iki-yil-oncesinin-seviyesinde-80399</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/4/1280x720/sanayi-fabrika-1772087725.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Baz etkisiyle birlikte 2026&#039;nın ilk çeyreğinde sanayinin tükettiği elektrik neredeyse sabit kalırken, 2024 tüketim seviyelerinde seyrini sürdürdü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yatirimci-bayrama-satarak-girdi-80398</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yatırımcı bayrama satarak girdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Merkez Bankası haftalık menkul kıymet istatistiklerine göre yabancı yatırımcılar 22 Mayıs haftasında 293.1 milyon dolarlık hisse senedi, 334.8 milyon dolarlık Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) ve 36.5 milyon dolarlık Genel Yönetim Dışındaki Sektör İhraçları (ÖST) sattı. Yabancının 15 Mayıs haftasında 44 milyar 399,7 milyon dolar olan hisse senedi stoku, 22 Mayıs haftasında 41 milyar 532,6 milyon dolara geriledi. Aynı dönemde yurt dışında yerleşik kişilerin DİBS stoku 15 milyar 60,2 milyon dolardan 14 milyar 515,6 milyon dolara inerken, ÖST stoku 1 milyar 588,9 milyon dolardan 1 milyar 545,8 milyon dolara geriledi. Yılbaşından bu yana yabancı yatırımcılar 1.86 milyar dolar hisse senedi alırken, devlet tahvillerinde 540 milyon dolar satış gerçekleştirdi. Haftalık para ve banka verilerine göre 22 Mayıs haftasında yurtiçi yerleşiklerin toplam yabancı para mevduatı parite etkisinden arındırılmış olarak 333 milyon dolar arttı. Gerçek kişilerin yabancı para mevduatı parite etkisinden arındırılmış olarak 359 milyon dolar artarken, tüzel kişilerin yabancı para mevduatı parite etkisinden arındırılmış 26 milyon dolar azaldı. Gerçek kişilerin kıymetli maden depo hesaplarında parite etkisinden arındırılmış 236 milyon dolarlık artış dikkat çekti.</p>
<p>Öte yandan BDDK haftalık verilerine göre 22 Mayıs haftasında kur korumalı mevduat hesapları 5 milyon lira azalarak 384.2 milyon liraya geriledi. Bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi, 130 milyar 500 milyon lira artarak 25 trilyon 676 milyar 319 milyon liradan 25 trilyon 806 milyar 818 milyon liraya çıktı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yatirimci-bayrama-satarak-girdi-80398</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/7/1280x720/dolar-dollar-1776399941.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası verilerine göre 22 Mayıs ile biten haftada yabancı yatırımcılar 664.4 milyon dolarlık hisse, tahvil satışı yaparken parite etkisinden arındırılmış olarak yurt içi yerleşiklerin yabancı para mevduatı 333 milyon dolar arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kultur-yolu-festivali-sakarya-etkinligi-4-temmuzda-basliyor-80465</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sakarya Kültür Yolu Festivali 4 Temmuz’da başlayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN / SAKARYA</strong></p>
<p>Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hayata geçirilen, Kültür Yolu Festivali Sakarya takvimi belli oldu. Dünyanın en kapsamlı ve Türkiye’nin en büyük festivali olma özelliğine sahip olan Türkiye Kültür Yolu Festivali 4-12 Temmuz tarihlerinde düzenlenecek.</p>
<p>Takvime göre 9 sanatçı 8 gün boyunca sürecek festivalde sahne alacak.</p>
<p>Tiyatrolar, söyleşiler, atölyeler, sergiler ve çocuk etkinliklerin yer alacağı Kültür Yolu Festivalinin Sakarya programı, Millet Bahçesi’nde gerçekleşecek.</p>
<p>8 gün sürecek festivalde Türkiye’nin ünlü ses sanatçıları Sakarya’ya gelecek. Sefo, Demet Akalın, Ebru Yaşar, Haluk Levent, Ferhat Göçer, Oğuzhan Koç, Resul Dindar, Kıraç ve Bayhan Sakarya’da sevenleriyle buluşacak.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a218467af582-1780581479.jpg" alt="" width="700" height="393" /></p>
<p><strong>Türkiye Kültür Yolu Festivali Sakarya programı:</strong></p>
<p>4 Temmuz</p>
<p>Haluk Levent Konseri- Millet Bahçesi – Saat:21.00</p>
<p>4 Temmuz</p>
<p>Osmanlı’nın Mukaddes Emanetleri Sergisi</p>
<p>Sakarya Müzesi Serdivan Belediyesi Kubbealtı Sergi Salonu</p>
<p>4 Temmuz</p>
<p>Yaşayan Miras: Sakarya Sergisi</p>
<p>Ofis Sanat Merkezi</p>
<p>5 Temmuz</p>
<p>Ferhat Göçer Konseri-Millet Bahçesi - Saat:21.00</p>
<p>6 Temmuz</p>
<p>Demet Akalın Konseri-Millet Bahçesi - Saat:21.00</p>
<p>7 Temmuz</p>
<p>Sefo Konseri-Millet Bahçesi- 21.00</p>
<p>8 Temmuz</p>
<p>Ebru Yaşar Konseri-Millet Bahçesi - Saat:21.00</p>
<p>9 Temmuz</p>
<p>Resul Dindar Konseri-Millet Bahçesi – Saat:21.00</p>
<p>10 Temmuz</p>
<p>Bayhan Konseri-Millet Bahçesi - Saat:21.00</p>
<p>11 Temmuz</p>
<p>Oğuzhan Koç Konseri-Millet Bahçesi - Saat:21.00</p>
<p>11 Temmuz</p>
<p>Süt Kardeşler Tiyatro Oyunu</p>
<p>AKM</p>
<p>12 Temmuz</p>
<p>Kıraç Konseri-Millet Bahçesi - Saat:21.00</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kultur-yolu-festivali-sakarya-etkinligi-4-temmuzda-basliyor-80465</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/5/1280x720/haluk-levent-1780592250.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sakarya, 8 gün sürecek Kültür Yolu Festivali&#039;nde pek çok ünlü ismi ağırlayacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/akasya-12nci-yilini-kutluyor-80435</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akasya, 12&#039;nci yılını kutluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Akkök Holding iştiraki Akiş GYO bünyesinde yer alan Akasya, 12'nci yaşını gastronomiyi kültür, paylaşım ve sürdürülebilir yaşam yaklaşımıyla buluşturan özel bir etkinlikle kutlamaya hazırlanıyor.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre, 6-7 Haziran tarihlerinde gerçekleştirilecek "Akasya'da Tadı Damağında" deneyimi, yıldızlı şeflerden artizan üreticilere, Ege mutfak kültüründen iyi yaşam odaklı markalara uzanan zengin içeriğiyle ziyaretçilerini gastronomi etrafında şekillenen farklı bir deneyime davet edecek.</p>
<p>"Akasya'da Tadı Damağında" öncesinde düzenlenen basın kahvaltısında etkinliğin içeriği, gastronomiye yaklaşımı ve sürdürülebilir yaşam odağında kurgulanan deneyim alanlarına ilişkin detaylar paylaşıldı.</p>
<p>Buna göre, Ege Mutfağı Araştırmacısı ve Eğitmen Şef Ahmet Güzelyağdöken, Danışman Şef ve Yemek Stilisti Dilek Yetkiner ile Cunda'nın sevilen restoranı L'Arancia'nın Executive Chef'i Tongar Fırat ve Chef de Cuisine'i Mehmet Güngör etkinlikte yer alacak isimler arasında bulunuyor.</p>
<p>Etkinlik kapsamında oluşturulan "Yıldızlı Şefler Sahnesi"nde Türkiye gastronomisinin önde gelen isimleri ziyaretçilerle buluşacak.</p>
<p>Telezzüz'ün Executive Chef'i Bahtiyar Büyükduman, Paper Moon İstanbul'un Executive Chef'i Giuseppe Pressani, The Barn - Grandma's Wonderland Executive Chef'i Buğra Özdemir, Yakamengen III şefi Duru Akgül ve Nicole Restaurant Executive Chef'i Serkan Aksoy sahnede gastronomiye dair yaklaşımlarını paylaşacak, özel tadım deneyimlerine imza atacak.</p>
<p>Etkinlik kapsamında AVOYA, BİBERCO, Itz Nutz, NutReal, Podisi Bean to Bar Chocolate, Siyou Tarla ve The Good Wild gibi markalar da ziyaretçilerle buluşacak.</p>
<p>Yerel üretim, iyi gıda, bilinçli tüketim ve sürdürülebilir yaşam yaklaşımını odağına alan markalar iki gün boyunca deneyim alanlarında ürünlerini tanıtacak.</p>
<p><strong>“12’nci yılında gastronomiyi merkeze alıyoruz”</strong></p>
<p>Akiş GYO Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdürü Levent Çanakçılı,  Akasya’nın 12’nci yılında gastronominin günümüzde yeme içme deneyiminin ötesine geçtiğine dikkat çekerek değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>“Bugün, Ege esintileriyle büyük bir özenle hazırlanmış çok keyifli bir atmosferde buluştuk. Akasya’yı açtığımız günden bu yana kültür, sanat ve yaşam odaklı birçok projeye ve etkinliğe ev sahipliği yaptık. Bu yıl ise bizim için ayrıca özel bir anlam taşıyan alışveriş merkezimizin 12’nci yılını kutluyoruz. Bu kutlamanın merkezine de gastronomi deneyimini yerleştirmek istedik. Bu kapsamda ziyaretçilerimizi yıldızlı ve alanında çok değerli şeflerle bir araya getirmeyi hedefliyoruz. Misafirlerimiz, şeflerimizin hazırladığı lezzetleri deneyimleme fırsatı bulurken aynı zamanda onların hikâyelerini dinleme ve kendileriyle tanışma şansı da elde edecekler.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/akasya-12nci-yilini-kutluyor-80435</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/5/1280x720/levent-canakcili-1780569695.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akasya&#039;nın açıldığı günden bu yana kültür, sanat ve yaşam odaklı birçok projeye ve etkinliğe ev sahipliği yaptıklarını belirten Akiş GYO Genel Müdürü Levent Çanakçılı, &quot;Bu yıl ise bizim için ayrıca özel bir anlam taşıyan alışveriş merkezimizin 12’nci yılını kutluyoruz. Bu kutlamanın merkezine de gastronomi deneyimini yerleştirmek istedik.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/otomotiv-sektorunde-verimlilik-rotasi-80408</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otomotiv sektöründe verimlilik rotası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk sanayisinin sektörel enerji verimliliği potansiyelini ele aldığım bu seride, beyaz eşya sektörünün ardından bu hafta otomotiv sektörüne odaklanmak istiyorum. Otomotiv, Türkiye’nin üretim kabiliyeti, ihracat gücü, tedarik zinciri derinliği ve kalite disiplini açısından en stratejik sektörlerinden biri. Ana sanayi, yan sanayi, boya, yüzey işlem, montaj ve test hatlarıyla çok katmanlı bir üretim yapısı var.</p>
<p>Bu yapı içinde enerji maliyeti yalnızca fatura kalemi olarak görülmemeli. Üretim sürekliliği, kalite, teslimat güveni, karbon ayak izi ve ihracat pazarlarına uyum açısından doğrudan rekabetçilik başlığı olarak ele alınmalı. Türk Sanayisinin Enerji Verimliliği Raporu’nun üçüncü versiyonunda yer alan otomotiv sektörü analizleri de bu açıdan önemli bir fotoğraf sunuyor.</p>
<p>Farklı ölçeklerde 42 tesiste yapılan enerji etütleri, otomotiv sektöründe güçlü ve uygulanabilir bir verimlilik potansiyeli olduğunu gösteriyor. Bu tesislerin 16’sı 5.000 Ton Eş Değer Petrol (TEP) üzeri, 16’sı 1.000 ila 5.000 TEP arası, 10’u ise 1.000 TEP altı tüketime sahip. Bu dağılım, bulguların ana sanayi yanında yan sanayi ve farklı ölçeklerdeki üretim yapıları için de anlamlı olduğunu gösteriyor.</p>
<p><strong>Tüketim profili </strong></p>
<p>Analiz edilen tesislerde toplam enerji tüketiminin %58’i elektrikten, %42’si ise ısı enerjisinden, ağırlıklı olarak fosil yakıtlardan kaynaklanıyor. İlk bakışta elektrik tüketiminin payı daha yüksek görünüyor. Presler, robotik hatlar, kompresörler, soğutma sistemleri, pompalar, fanlar ve yardımcı işletmeler elektrik tüketimini yukarı taşıyor.</p>
<p>Toplam verimlilik potansiyeli incelendiğinde ise ısı enerjisi tarafı güçlü bir iyileştirme alanı olarak öne çıkıyor. Boya hatları, kurutma fırınları, yüzey işlem banyoları, sıcak su sistemleri, kazan daireleri ve atık ısı noktaları odaklanılması gereken noktalar.</p>
<p>Otomotiv sektöründe toplam enerji verimliliği potansiyeli %30 seviyesinde. Bunun %11,4’ü elektrik tüketiminden, %18,6’sı ise ısı enerjisi tarafındaki iyileştirmelerden geliyor.</p>
<p><strong>İlk üç odak alanı </strong></p>
<p>Etüt sonuçlarına göre sağlanabilecek toplam 100 birim tasarruf potansiyelinin %32’si ısı ve proseslerden geliyor. İkinci sırada %26 ile soğutma sistemleri, üçüncü sırada ise %12 ile basınçlı hava yer alıyor. Bu üç başlıkla toplam potansiyelin %70’ine ulaşılıyor.</p>
<p>Bu dağılım otomotiv sektörü için önemli bir yönetim mesajı taşıyor. Enerji verimliliği çalışmaları çok sayıda küçük aksiyona dağılmadan önce, etki alanı en yüksek sistemler belirlenmeli. Isı ve üretim süreçleri, soğutma ve basınçlı hava ilk teknik odak alanları olarak planlanmalı.</p>
<p>Özellikle soğutma sistemlerinin %26 gibi yüksek bir paya sahip olması dikkat çekici. Üretim alanlarında iklimlendirme ihtiyacı, üretim soğutması, kalıp ve ekipman soğutması, kısmi yük performansı ve işletme sıcaklıkları bu potansiyeli belirleyen ana unsurlar arasında yer alıyor.</p>
<p><strong>Yatırımın geri dönüşü </strong></p>
<p>Otomotiv sektörü etütlerinde 1 TEP enerji tüketimi azaltımı için gereken ortalama yatırım 2.220 dolar olarak hesaplanıyor. Projelerin ortalama geri ödeme süresi ise 2,68 yıl seviyesinde. Bu tablo, verimlilik yatırımlarının teknik olarak kapsamlı olabildiğini, buna karşın geri ödeme süresinin sanayi yatırımları açısından yönetilebilir bir aralıkta kaldığını gösteriyor.</p>
<p>Emisyon azaltımı açısından da önemli bir gösterge var. 1 ton karbondioksit eş değeri emisyon azaltımı için gereken ortalama yatırım tutarı 622 dolar. Bu veri, enerji verimliliği projelerinin otomotiv sektöründe karbon azaltımı için ölçülebilir ve yatırım planına bağlanabilir bir araç sunduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Sahadan notlar </strong></p>
<p>Otomotiv tesislerinde fırsatlar üç alanda yoğunlaşıyor. İlk alan olarak boya hatları, kurutma fırınları, yüzey işlem banyoları, sıcak su sistemleri ve kazan dairelerinde ısı geri kazanımı, yanma verimi, izolasyon, atık ısı kullanımı ve sıcaklık ayarları önemli tasarruf fırsatları yaratıyor.</p>
<p>Soğutma gruplarında düşük verimli ekipman kullanımı, hatalı sıcaklık set değerleri, gereksiz eş zamanlı ısıtma ve soğutma, kısmi yük verimsizliği ve bakım eksiklikleri toplam tüketimi artırıyor. Basınçlı hava tarafında ise kaçaklar, yüksek basınçta çalışma, yanlış kompresör seçimi, yetersiz otomasyon ve hat tasarımı enerji kaybına yol açıyor.</p>
<p>Otomotiv sektöründe verimlilik çalışmasının başarısı, enerji akışının üretim akışıyla birlikte okunmasına bağlı. Üretim süreçleri doğru analiz edildiğinde özellikle ısı pompası teknolojilerinin kullanım alanı daha kapsayıcı olabilir ve fosil yakıttan çıkış ivmelenir.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>Otomotiv sektörü Türkiye’nin küresel sanayi haritasındaki en güçlü alanlarından biri. Doğru önceliklendirme yapıldığında otomotivde enerji verimliliği maliyetleri azaltan, karbon ayak izini düşüren ve ihracat rekabetini güçlendiren somut bir kaldıraç haline geliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/otomotiv-sektorunde-verimlilik-rotasi-80408</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/9/1280x720/otomobil-otomotiv-arac-1767154907.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Otomotiv sektöründe verimlilik rotası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tahsilat-ve-odemelerin-tevsiki-zorunlulugu-ve-vergileme-80397</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tahsilat ve ödemelerin tevsiki zorunluluğu ve vergileme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Vergi alacağı vergi kanunlarını vergiyi bağladıkları olayın meydana gelmesi veya hukuki durumun tekemmülü ile doğar. Vergi alacağı mükellef bakımından vergi borcunu teşkil eder. Vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti yemin hariç her türlü delille ispatlanabilir.</p>
<p>Bu çerçevede, vergi kanunlarının vergiyi bağladıkları olayın, bankalar ve ödeme kuruluşları gibi belli kurumların kayıt ve belgeleri yardımıyla tespit edilmesi ve böylece kayıt dışılığı önlemek amacıyla, tahsilat ve ödemelerin finansal kurumlar aracıyla yapılmasına ilişkin düzenlemeler uygulanmıştır.</p>
<p>Bu düzenlemelerle mükelleflerin mal ve hizmet alımları ve hukuki işlemlere ilişkin ödemelerinin nasıl yapılabileceği belirlenmiştir.</p>
<p>Tevsik (belgelendirme) zorunluluğu kapsamında olanların yapacakları, 30.000 TL’yi aşan tutardaki her türlü tahsilat ve ödemelerini aracı finansal kurumlar kanalıyla yapmaları ve bu tahsilat ve ödemeleri söz konusu kurumlarca düzenlenen belgeler ile tevsik etmeleri zorunludur.</p>
<p>Kanuni düzenlemeler ve genel tebliğlerle tevsik (belgelendirme ve ispat) zorunluluğunun kapsamı ve tutarı, tevsik zorunluluğu kapsamında olanlar, tevsik zorunluluğu kapsamında olmayan tahsilat ve ödemeler, aracı finansal kurumlar, tevsik zorunluluğuna uyulmaması durumunda uygulanacak cezalar belirlenmiştir.</p>
<p><strong>Tevsik zorunluluğu kapsamında olanlar</strong></p>
<p><strong>Vergi Usul Kanununa göre;•</strong> Birinci ve İkinci Sınıf Tüccarlar, • Serbest Meslek Erbabı,</p>
<p>- Kazançları Basit Usulde Tespit Edilenler,• Defter Tutan Çiftçiler • Vergiden Muaf Esnaflar,</p>
<p>- Mükellef Olmayanlar (Nihai Tüketiciler Dahil) ,tevsik zorunluluğu kapsamındadır.</p>
<p><strong>Aracı finansal kurumlar</strong></p>
<p><strong>Tahsilat ve ödemelere aracılık eden</strong> bankalar,  ödeme ve menkul kıymet mutabakat sistemleri, ödeme hizmetleri ve elektronik para kuruluşları hakkında kanun kapsamında</p>
<p>yetkilendirilmiş ödeme kuruluşları, Posta ve Telgraf Teşkilatı AŞ, aracı finansal kurumlardır.</p>
<p>Tevsik zorunluluğu kapsamında olanların yapacakları, 30.000 TL’yi aşan tutardaki her türlü tahsilat ve ödemelerini aracı finansal kurumlar kanalıyla yapmaları ve bu tahsilat ve ödemeleri söz konusu kurumlarca düzenlenen belgeler ile tevsik etmeleri zorunludur.</p>
<p>Mükellef olmayanların kendi aralarında yapacakları işlemlerin tutarı, 30.000 TL’yi aşsa dahi tevsik zorunluluğu kapsamı dışındadır.</p>
<p><strong>Bu kapsamda</strong>;</p>
<p>- Her türlü mal teslimi veya hizmet ifasına ilişkin tahsilat ve ödemelerin,</p>
<p>- Avans, depozito, pey akçesi gibi suretlerle yapılacak tahsilat ve  ödemelerin,</p>
<p>- İşletmelerin kendi ortakları ve/veya diğer gerçek ve tüzel kişilerle yaptığı her türlü tahsilat ve ödemelerin 30.000 TL’yi aşması durumunda aracı finansal kurumlar kanalıyla yapılması ve bu işlemlerin söz konusu kurumlarca düzenlenen belgeler ile tevsik edilmesi zorunludur.</p>
<p><strong>Mükellef olmayanlar da</strong> tevsik zorunluluğu kapsamında olanlardan yapacakları alımlarına ilişkin 30.000 TL’yi aşan tahsilat ve ödemelerini aracı finansal kurumlar kanalıyla yapacaklardır.</p>
<p>Söz konusu tahsilat ve ödemede tevsik zorunluluğuna uyulmaması durumunda hem mükellef olmayan hem de satıcı işletme cezaya muhatap olur.</p>
<p><strong>Banka hesabı veya kredi kartı </strong><strong>bulunmayanların tevsik zorunluluğu</strong></p>
<p>Tevsik zorunluluğu kapsamındaki ödemelerin tahsilatı yapanın hesabına, bizzat aracı finansal kurumların şubelerine gidilmek ve işleme ait açıklamalara da yer verilmek suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, tevsik zorunluluğuna uyulmuş sayılacaktır.</p>
<p><strong>Tevsik zorunluluğu </strong><strong>kapsamında belge düzeni</strong></p>
<p>Aracı finansal kurumlar kanalıyla yapılması zorunlu bulunan tahsilat ve ödemelerde aracı kurumlarca düzenlenen dekont, hesap bildirim cetveli, alındı belgesi vb. belgeler tahsilat veya ödemenin tevsiki sayılacaktır.</p>
<p>Tevsik zorunluluğu kapsamında yapılan işlemler için <strong>aracı finansal kurumlar tarafından düzenlenen belgeler, yapılan işlemi değil o işleme ilişkin tahsilat veya ödemeyi tevsik etmektedir</strong>.</p>
<p>Tahsilat ve ödemelerin tevsik zorunluluğu kapsamında aracı finansal kurumlar aracılığıyla yapılması, bu zorunluluğu ortaya çıkaran işleme ilişkin olarak Vergi Usul Kanununda yer alan belgeleri (fatura, fiş, gider pusulası vb.) düzenleme zorunluluğunu ortadan kaldırmaz.</p>
<p><strong>İşletme ortak ve personeline yapılan </strong><strong>ödemelerde tevsik zorunluluğu</strong></p>
<p>Personel sayısı ile sınırlı olmaksızın personele ilgili ayda yapılan ücret, tazminat, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her türlü ödemenin kanuni kesintiler düşüldükten sonra kalan net tutarının 30.000 TL’yi aşması halinde söz konusu ödemelerin aracı finansal kurumlar aracılığıyla yapılması ve ödemelerin söz konusu kurumlarca düzenlenen belgelerle tevsik edilmesi gerekmektedir.</p>
<p>9İşletmelerin kendi ortakları ve/veya diğer gerçek ve tüzel kişilerle yaptığı her türlü tahsilat ve ödemelerin 30.000 TL’yi aşması durumunda, aracı finansal kurumlar aracılığıyla yapılması ve bu işlemlerin söz konusu kurumlarca düzenlenen belgeler ile tevsik edilmesi zorunludur.</p>
<p>Ayrıca<strong>, </strong>İş Kanunu’na göre 4 ten fazla işçi çalıştıran iş verenin  maaş, ikramiye ve diğer ödemeleri finans kuruluşları aracılığı ile yapması zorunludur.</p>
<p><strong>Aynı günde aynı kişi veya </strong><strong>kurumlarla yapılan işlemler</strong></p>
<p>Aynı günde aynı kişi veya kurumlarla yapılan işlemler ile ödemesi kısım kısım yapılan işlemlerin toplam tutarının30.000 TL’yi aşması durumunda, işlemlerin her biri işlem bazında belirlenen haddin altında kalsa bile, aştığı işlemden itibaren işleme konu tahsilat ve ödemelerin de aracı finansal kurumlar aracılığıyla yapılması zorunludur.</p>
<p><strong>Ayrıca, tahsilat ve ödemeye konu işlem tutarının</strong> tevsik zorunluluğu kapsamında30.000 TL’yi aşması halinde, bedelin farklı tarihlerde kısım kısım ödenmesinde işlemin toplam tutarı dikkate alınacak ve her bir tahsilat ve ödeme, tevsik zorunluluğu kapsamında aracı finansal kurumlar aracılığıyla gerçekleştirilecektir.</p>
<p><strong>Kapsamda olmayan </strong><strong>tahsilat ve ödemeler</strong></p>
<p>- 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununda yer alan merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri ile bunlara ait döner sermaye işletmelerinin işlemlerine konu tahsilat ve ödemelerin,</p>
<p>- 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununda tanımlanan sermaye piyasası aracı kurumlarında yapılan işlemlere konu tahsilat ve ödemelerin,</p>
<p>- Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Kararda tanımlanan yetkili döviz müesseselerinin yapacakları döviz alım satım işlemlerine ilişkin tahsilat ve ödemelerin,</p>
<p>- Tapu sicil müdürlüklerinde gerçekleştirilen işlemler karşılığında yapılan</p>
<p>tahsilat ve ödemelerin,</p>
<p>- Noterlerde gerçekleştirilen işlemler karşılığında yapılan tahsilat ve ödemelerin,</p>
<p>- 5018 sayılı Kanunda yer alan merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri, il özel idareleri, belediyeler ile bunların teşkil ettikleri birlikler, kanunla kurulan diğer kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına ait veya tabi olan veyahut bunlar tarafından kurulan ve işletilen müesseseler ile döner sermayeli kuruluşlar veya bunlara ait veya tabi diğer müesseseler tarafından yapılan ihale işlemlerine ilişkin yatırılması gereken teminat tutarlarına ilişkin tahsilat ve ödemelerin,</p>
<p>- 6362 sayılı Kanun uyarınca kurulan Borsa İstanbul A.Ş. bünyesinde yer alan Kıymetli Madenler Piyasasında işlem yapma yetkisi verilenlerin, faaliyet konuları kapsamında yapacakları işlemlere ilişkin tahsilat ve ödemelerin,</p>
<p>- Gerçek usulde vergiye tabi olmayan çiftçiler tarafından; 11/3/2010 tarihli ve 5957 sayılı Sebze ve Meyveler ile Yeterli Arz ve Talep Derinliği Bulunan Diğer Malların Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun hükümlerine göre kurulmuş olan toptancı hallerinde faaliyet gösteren tüccar, üretici, üretici örgütleri ve komisyonculara yapılan sebze ve meyve, et ve et ürünleri, süt ve süt ürünleri, su ve su ürünleri, bal ve yumurta gibi diğer gıda maddeleri, kesme çiçek ve süs bitkileri satışları ile söz konusu yerler dışında yapılmakla birlikte anılan Kanunun 4 üncü maddesi kapsamında bildirime tabi tutulmuş</p>
<p>satışlara ilişkin tahsilat ve ödemelerin,</p>
<p>- Gerçek usulde vergiye tabi olmayan çiftçilere ait ürünlerin, 18/5/2004 tarihli ve 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu kapsamında kurulan ticaret borsalarına mezkur Kanunun 46 ncı maddesinde belirtilen süreler dahilinde tescil ettirilerek gerçekleşen satışlarına ilişkin tahsilat ve ödemelerin,</p>
<p>- Tevsik zorunluluğu kapsamında olanların (mükellef olmayanlar hariç olmak üzere) yabancılar ve/veya Türkiye mukimi olmayan gerçek kişilerle yapacakları işlemlere ilişkin tahsilat ve ödemelerin (Şu kadar ki, düzenlenecek faturalarda yabancıların ve/veya Türkiye mukimi olmayan gerçek kişilerin pasaport numaralarının yazılması şart olup, bunun dışında pasaportların bir suretinin faturanın ekine konulmasına gerek bulunmamaktadır. Ayrıca, tahsil edilen tutarların tahsilatı takip eden ilk iş günü sonuna kadar aracı finansal kurumlara yatırılması zorunluluğu aranılmayacaktır.), aracı finansal kurumlar aracılığıyla yapılması zorunluluğu bulunmamaktadır.</p>
<p><strong>Ceza uygulaması, indirim </strong><strong>ve uzlaşma imkanı</strong></p>
<p>Tahsilat ve ödemelerin aracı finansal kurumlar aracılığıyla yapılması zorunluluğuna uyulmaması durumunda, Vergi Usul Kanununun mükerrer 355 inci maddesine göre özel usulsüzlük cezası uygulanacaktır.</p>
<p>Tahsilat ve ödemelerini banka, benzeri finans kurumları veya posta idarelerince düzenlenen belgelerle tevsik etme zorunluluğuna uymayanların her birine, her bir işlem için anılan maddeye göre uygulanan cezalardan az olmamak üzere işleme konu tutarın %10’u oranında özel usulsüzlük cezası kesilecektir.</p>
<p>Kesilecek ceza birinci sınıf tüccarlarla serbest meslek erbabı için 35.000 TL den az olmayacaktır. Bir takvim yılı içinde kesilecek toplam özel usulsüzlük cezası 35.000.000 TL’sini aşamayacaktır.</p>
<p>İkinci sınıf tüccarlar, defter tutan çiftçiler ile kazançları basit usulde tespit edilenler için bu ceza 17.000 TL’dir. Bir takvim yılında kesilebilecek maksimim toplam ceza 17.000.000 TL olabilecektir.</p>
<p>Yukarıdakiler dışında kalanlar hakkında ceza her bir belge için 8.700 TL yıllık maksimum toplam özel usulsüzlük cezası 8.700.000 TL’dir.</p>
<p>Tevsik zorunluluğuna uymayanlar için asgari ve azami miktarları belirtilmiş olan tutarlar ile ceza miktarları, her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak 213 sayılı Vergi Usul Kanunu uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında, takvim yılı başından geçerli olmak üzere artırılarak uygulanır.</p>
<p>Tevsik zorunluluğuna aykırı bir şekilde ödeme yapanların; durumu, ödemeyi takip eden beş iş günü içerisinde kendiliğinden idareye bildirmesi halinde, ödemede bulunan adına özel usulsüzlük cezası kesilmeyecektir.</p>
<p>Mükellef veya vergi sorumlusu cezalarda indirim ve uzlaşma imkanına sahip olup talep dilekçelerini, ihbarnamenin tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde bağlı  bulundukları vergi dairesine yapabilecekleri gibi Dijital Vergi Dairesi üzerinden elektronik ortamda da yapabileceklerdir.</p>
<p>Tevsik zorunluluğuna uyulmaması durumunun 2025 ve sonraki yıllarda da devam etmesi halinde, bu yıllar için belirlenecek asgari ceza tutarları dikkate alınacaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tahsilat-ve-odemelerin-tevsiki-zorunlulugu-ve-vergileme-80397</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tahsilat ve ödemelerin tevsiki zorunluluğu ve vergileme ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-kobilerin-guncel-durumu-ve-donusum-hikayesi-80395</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ: KOBİ’lerin güncel durumu ve dönüşüm hikayesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Günümüzde yapay zekâ (AI), özellikle küçük ve orta büyüklükteki işletmeler (KOBİ’ler) için bir lüks olmaktan çıkıp rekabetin temel unsuru haline geldi.</p>
<p>Açık kaynaklardan yararlandığım yazımda ‘Yapay zekâ: KOBİ’lerin güncel durumu ve dönüşüm hikayesi’ni paylaşacağım.</p>
<p>2026 itibarıyla Türkiye ve globalde KOBİ’ler, AI teknolojilerini benimseyerek verimliliklerini artırıyor, maliyetleri düşürüyor ve büyük oyuncularla rekabet etme şansı yakalıyor.</p>
<p>Ancak bu dönüşümde fırsatlar kadar zorluklar da var.</p>
<p>KOBİ’lerde AI Benimseme Oranları ve Güncel Tablo</p>
<p>2025-2026 döneminde AI adopte etme hızı belirgin şekilde arttı.</p>
<p>Global araştırmalara göre birçok küçük işletmede AI araç kullanımı %70-90 seviyelerine ulaştı; bazı raporlarda bu oran %89’a kadar çıkıyor.</p>
<p>Özellikle günlük görevlerde (e-posta yazma, pazarlama içeriği üretme, veri analizi) AI araçları yaygınlaştı.</p>
<p>Türkiye’de de durum benzer:</p>
<p>-  AI destekli chatbot’lar müşteri hizmetlerini dönüştürüyor.</p>
<p>-  AI analizleri satış ve stok yönetimini optimize ediyor.</p>
<p>- Hedefli pazarlama kampanyaları daha verimli hale geliyor.</p>
<p>Mastercard’ın 2025 trend raporunda vurgulandığı gibi, 2026’da AI, sürdürülebilirlik ve e-ticaret üçgeni KOBİ’ler için kritik öneme sahip.</p>
<p>AI kullanan KOBİ’lerin %90’ı operasyonel verimlilikte iyileşme rapor ediyor.</p>
<p>Bazı Türk KOBİ’ler “dijital çalışan” kavramıyla tanıştı ve AI yatırımları 2026’da somut sonuçlar vermeye başladı.</p>
<p><strong>AI’nin KOBİ’lere sunduğu somut faydalar</strong></p>
<p><strong>1</strong>-  Verimlilik ve maliyet azaltma</p>
<p>Doğru kullanılan AI araçları verimliliği %30-40 oranında artırabiliyor.</p>
<p> Stok maliyetlerinde %30 iyileşme, operasyonel süreçlerde önemli zaman tasarrufu sağlanıyor.</p>
<p><strong>2-</strong> Karar alma ve analiz gücü</p>
<p>Küçük ekipler bile büyük veriyi hızlı analiz edip stratejik kararlar alabiliyor.</p>
<p> Satış tahminleri, müşteri davranış analizi ve risk yönetimi gibi alanlarda AI fark yaratıyor.</p>
<p><strong>3</strong>-  Müşteri deneyimi ve pazarlama</p>
<p>Kişiselleştirilmiş öneriler, chatbot’lar ve otomatik kampanyalar sayesinde KOBİ’ler büyük şirketlerle aynı seviyede müşteri deneyimi sunabiliyor.</p>
<p><strong>4</strong>-  Rekabet eşitliği</p>
<p>Eskiden sadece büyük firmaların erişebildiği otomasyon ve analitik yetenekler, artık uygun maliyetli SaaS çözümleriyle KOBİ’lere açıldı.</p>
<p> Bu, “dijital uçurum” riskini azaltıyor ancak erken harekete geçenleri avantajlı kılıyor.</p>
<p>Türkiye’de devlet destekleri (Ticaret Bakanlığı projeleri, hackathon’lar) ve yerel girişimler (örneğin Kobi AI gibi platformlar) bu dönüşümü hızlandırıyor.</p>
<p><strong>Karşılaşılan zorluklar</strong></p>
<p>-  Maliyet ve Uzmanlık Eksikliği: Birçok KOBİ için başlangıç maliyeti ve yetenekli personel bulmak hâlâ engel.</p>
<p>-  Veri Kalitesi ve Entegrasyon: Mevcut sistemlerle AI entegrasyonu sorun yaratabiliyor.</p>
<p>- Güven ve Regülasyon: Veri gizliliği ve etik kaygılar ön planda.</p>
<p>- Ölçekleme Sorunu: Pilot projeler yaygın ancak tam ölçekli entegrasyon sınırlı kalıyor (globalde büyük firmalar bu konuda önde).</p>
<p>2026 ve Ötesi: Ne Bekliyor?</p>
<p>Uzmanlar 2026’yı “AI’nin olgunlaşma yılı” olarak görüyor. Agentic AI (özerk ajanlar), multi-agent sistemler ve sektöre özel modeller KOBİ’ler için yeni kapılar açacak.</p>
<p> Türkiye’de İTO gibi kurumlar KOBİ’leri AI’ye hazırlık yapmaya çağırıyor.</p>
<p><strong>Başarı için öneriler:</strong></p>
<p>-  Stratejiyle başlayın: İş hedeflerinizle uyumlu AI projeleri seçin.</p>
<p>- Küçük adımlarla ilerleyin: Tek bir süreçten (stok, müşteri hizmetleri) başlayın.</p>
<p>- Eğitim yatırımı yapın: Çalışanların AI okuryazarlığını artırın.</p>
<p>- Yerel/uygun maliyetli çözümleri tercih edin.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Yapay zeka, KOBİ’ler için bir tehdit olmaktan ziyade büyük bir fırsat penceresi.</p>
<p>Erken benimseyen ve akıllıca kullanan işletmeler 2026’da rekabet üstünlüğü yakalayacak.</p>
<p>Türkiye ekonomisinin omurgası olan KOBİ’lerin bu dönüşümü başarıyla tamamlaması hem bireysel büyüme hem de ulusal ekonomi için kritik önem taşıyor.</p>
<p>AI artık “büyüklerin oyunu” değil; ölçeği ne olursa olsun, geleceğini düşünen her işletmenin gündeminde olmalı.</p>
<p>Harekete geçme zamanı şimdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-kobilerin-guncel-durumu-ve-donusum-hikayesi-80395</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/3/1280x720/kobi-1765863117.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ: KOBİ’lerin güncel durumu ve dönüşüm hikayesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uygulanan-politika-ortodoks-olabilir-ama-rasyonel-degil-80392</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uygulanan politika &#039;ortodoks&#039; olabilir, ama &#039;rasyonel&#039; değil!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Mayısta taze gıda fiyatlarında da önemli bir oranda gerileme bekleniyor. Buna rağmen 12 aylık enflasyonda az da olsa gene de bir artış söz konusu olacak. Ancak enflasyonun gidişatı açısından asıl takip edilmesi gereken hizmet sektörü fiyatlamaları. Bu da büyük ölçüde bir türlü kırılamayan enflasyon beklentilerine bağlı.</strong></p>
<p>Türkiye’deki son dönem gelişmeleri kısaca tanımlamak istersek iktisadi tasarımların başarısızlığı karşısında siyasi tasarımların ön plana çıktığı bir dönemden söz edebiliriz. Ben ise burada iktisadi tasarımların neden istenen sonuçları elde edemediğine dair bir kaç noktaya değinmek istiyorum. (Siyasi tasarımları ise nereden baktığınıza bağlı olarak mevcut iktidarın devamlılığını sağlamak için yapılan manevralar veya Türkiye’nin siyasal ve ekonomik olarak egemen güçlerle eklemleşme çabaları olarak okumak mümkün.)</p>
<p>Proramın başarı(sız)lığını irdelerken bazı “dışsal” (ekzojen) faktörleri tamamen göz ardı etmek yanlış olur. Bunlar hepimizin bildiği gibi sırasıyla COVUD-19 pandemisi, Rusya-Ukrayna savaşı, Kahramanaraş depremi ve ABD-İran savaşı. Tüm bunların ekonomimiz üzerinde ciddi etkileri olduğu yadsınamaz. Ancak, her şeye rağmen, bu faktörler enflasyonu kontrol altına alma başarısızlığının bir gerekçesi de olamaz.</p>
<p><strong>Son 3 ayda artan enerji fiyatları </strong><strong>başarısızlığın bir gerekçesi olamaz</strong></p>
<p>Öncesinde, enflasyonu kontrolden çıkaran “irrasyonel” politikayı biliyoruz: Türkiye gibi sermaye serbestisi olan, güçlü bir para birimi (hard currency) olmayan, son derece yüksek bir dolarizasyon ve de -böyle bir deyim yok ama- altınizasyon (ki esasen dolarizasyon ile aynı şey) oranı olan bir ekonomide Mart 2021’den Haziran 2023’e kadar finansal baskılama rejimi uygulanmaya çalışılması...</p>
<p>Asıl sorulması gereken soru ise “ekonomi yönetimi kendince “rasyonel” politikalara geçtikten sonraki 3 yılda neden hedeflenen sonuçlara ulaşılamadı?” sorusu. Baştan söyleyeyim, son 3 ayda artan enerji fiyatları bu başarısızlığın bir gerekçesi olamaz. Buradan gelen etkinin yansımadığı mart ayı sonuçları da enflasyon bağlamında başarısızdı. Sonrasında ise eşel mobil sistemi sayesinde enerji fiyat artışları izole edildi. Hatta, bu sayede Mayıs’ta enerji fiyatlarında bir miktar gerileme bile olmuş olabilir.</p>
<p>Keza, mayısta taze gıda fiyatlarında da önemli bir oranda gerileme bekleniyor. Buna rağmen 12 aylık enflasyonda az da olsa gene de bir artış söz konusu olacak. Ancak enflasyonun gidişatı açısından asıl takip edilmesi gereken hizmet sektörü fiyatlamaları. Bu da büyük ölçüde bir türlü kırılamayan enflasyon beklentilerine bağlı.</p>
<p><strong>‘Star’ sektör savunmaya rağmen </strong><strong>dış açık gidişatı parlak değil</strong></p>
<p>Mayıs dış ticaret rakamları da henüz yayınlanmadı, ancak TL’nin her ay artan değerliliğinin ticaret açığımızı artırmakta olduğu çok net. Bu ay ihracatta anormal bir düşüş de görülebilir, ancak bu önemli ölçüde takvim etkisinden kaynaklanacaktır. (Bayram tatilinin bu sene Haziran’dan Mayıs’a kaymasının etkisi.) Neticede, savunma sanayi gibi bazı “star” sektörlerimize rağmen dış açık gidişatı parlak değil.</p>
<p>Uygulanılmaya çalışılan “ortodoks” politikalara göre enflasyonu düşürmenin tek yolu büyümenin iyice daraltılması. Ancak iktisat siyasetten bağımsız yürütülemez. Özellikle Türkiye bağlamında “rasyonellik” bu olgunun da ekonomi politikalarını belirlerken dikkate alınmasını gerektirir. Halbuki, 14 Mayıs’taki Enflasyon Raporu’ndaki meşhur enflasyon tahminleri grafiği çıktı açığının önümüzdeki 6 ay içinde daha da artırılmasını ve yaklaşık 1.5 sene daha düşük seviyelerde götürülmesini öngörüyor. Orada yazmayan ama hepimizin bildiği paralel bir politika da bu gelecek 2 senede kurların baskılanarak TL’nin daha da değerli hale getirileceği.</p>
<p>Peki, böyle bir politika kurgusu rasyonel mi? İlk çeyrekte gelen %2,5’lik büyümenin bile pek çok sektörde ciddi sancılar yarattığı bir ortamda ekonomiyi daha da daraltmak, üretim ve ihracatı azaltmak, yüksek reel faizlerle üretim maliyetlerini daha da artırmak, ve bu kurgudan üreticilerin fiyat düşürmek zorunda kalması sayesinde azalan bir enflasyon beklemek “rasyonel” mi? Türkiye’de enflasyon bu şekilde ne zaman düşmüş, ve bu düşüş kalıcı olmuş mu? Yoksa, asıl rasyonel davranan bir türlü enflasyon beklentilerini düşürmeyen hanehalkları mı?</p>
<p>Halbuki, arzı kısmadan “rasyonel” sanayi ve tarım politikalarıyla şu 3 senede hem enflasyon, hem büyüme konusunda önemli kalıcı adımlar atılabilirdi. (Bu arada 1. çeyrek milli gelir rakamları tarım ve imalat sanayimiz için büyük alarm vermekte. Her 2 sektörün de milli gelir içindeki payı son 30 senenin en düşük seviyelerine gerilemiş durumda!) Ancak buna hazırlıklı bir altyapı olmadığı gibi, yönetimde böyle bir bilinç de yok. Varsa yoksa sıcak para yatırımcılarının kısa vadeli kâr beklentilerini beslemek ve bu uğurda bütçe açığını daraltmak gibi “performans kriterleri”ni tutturmaya çalışmak!</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uygulanan-politika-ortodoks-olabilir-ama-rasyonel-degil-80392</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uygulanan politika &#039;ortodoks&#039; olabilir, ama &#039;rasyonel&#039; değil! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-bir-sekuler-durgunluk-cagina-mi-giriyoruz-80391</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni bir &#039;seküler durgunluk&#039; çağına mı giriyoruz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dün açıklanan haberler ilk bakışta birbirinden bağımsız gibi görünebilir. OECD küresel büyüme tahminlerini aşağı çekiyor. EBRD Türkiye için büyüme beklentilerini azaltıyor. ABD, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 60 ülkeye yeni gümrük vergileri getirmeye hazırlanıyor. Orta Doğu'daki çatışmalar enerji fiyatları üzerinde baskı oluşturuyor. Ancak bu gelişmeler bir araya getirildiğinde daha büyük ve bizim için de sıkıntılı bir hikayeye işaret ediyor. Dünya ekonomisi uzun süreli düşük büyüme dönemine doğru sürükleniyor olabilir.</p>
<p>Dün CNBC-e haber toplantısında, cnbce.com Yayın Yönetmeni Barış Erkaya Deustche Bank'ın bir raporunu aktardı. Deutsche Bank, Dünya Ekonomik Görünüm raporunda, "Dünya ekonomisi, kalıcı yapay zeka kaynaklı iyimserlik ile Orta Doğu çatışmasının yıkıcı gücünün karmaşık bir etkileşimiyle boğuşuyor ve bu da 1999’un 1990 ile buluşması gibi hissettiriyor, ama umarız 1973'e benzemez," diyerek hem 1997 ve arkasından 1998 Asya krizlerini takip eden 1999'daki dotcom devrimi ve balonu dönemine hem de 1990'daki küresel resesyona vurgu yaptı. </p>
<p>Barış son gelişmelerin eski durgunluk dönemlerini hatırlattığını söyleyince aklıma bir zamanlar çok popüler olan "seküler durgunluk" kavramı geldi.</p>
<p>Seküler durgunluk kavramı ilk kez 1930'lu yıllardaki Büyük Buhran sonrasında ekonomist Alvin Hansen tarafından ortaya atıldı. Ancak popülerliğini 2008 küresel finans krizinden sonra eski ABD Hazine Bakanı Lawrence Summers sayesinde kazandı. Temel fikir basit ama çarpıcıdır. Summers'a göre sorun ekonominin zaman zaman yavaşlaması değil; ekonominin normal koşullarda bile yeterince hızlı büyüyemeyecek hale gelmesidir.</p>
<p>Bu nedenle Summers, seküler durgunluğa karşı yalnızca para politikasının değil, kamu yatırımları, altyapı harcamaları ve verimliliği artıracak yapısal reformların da gerekli olduğunu savunur. Ancak son yıllarda enerji şokları, jeopolitik gerilimler ve korumacılığın yükselmesi nedeniyle tartışma yeni bir boyut kazandı. Dünya ekonomisi düşük büyüme ile karşı karşıya kalırken aynı zamanda enflasyonist baskılar da yaşayabiliyor. Bu durum, bazı ekonomistlerin "seküler durgunluk ile stagflasyonun birleşimi" olarak tanımladığı yeni bir döneme işaret ediyor.</p>
<p><strong>Küresel büyüme hız kesiyor</strong></p>
<p>Bugün karşımızda tam da böyle bir tablo oluşuyor.</p>
<p>OECD'nin dün açıklanan son raporuna göre dünya ekonomisinin büyüme hızı 2025'te yüzde 3,4'ten 2026'da yüzde 2,8'e gerileyecek. Daha kötüsü, Hürmüz Boğazı çevresindeki enerji ve lojistik sorunlarının uzaması halinde büyüme yüzde 2,1'e kadar düşebilir. Bu oran küresel ekonomi açısından alarm seviyesine yakın bir rakamdır. Çünkü her yıl milyonlarca iş yaratmak zorunda olan dünya ekonomisi yüzde 2'nin biraz üzerindeki bu büyüme oranlarında istihdam yaratmakta zorlanır.</p>
<p>Üstelik yaşadığımız bu yavaşlama sıradan bir konjonktürel döngüye de benzemiyor. Konjonktürel olsaydı, "Nasıl olsa gelip geçer" diyebilirdik.</p>
<p>Dünya nüfusu yaşlanıyor. Çin'in çalışma çağındaki nüfusu azalıyor. Avrupa'da doğum oranları tarihi dip seviyelerde. Gelişmiş ülkelerde tüketim iştahı eski gücünü kaybediyor. Bir zamanların lokomotifi olan imalat sanayiinin yerini almaya başlayan teknoloji şirketleri ise geçmişin sanayi devleri kadar büyük fiziksel yatırım gerektirmiyor. Bir otomobil fabrikası on binlerce kişiye iş yaratırken, milyarlarca dolar değerindeki bir yapay zeka şirketi çok daha az çalışanla faaliyet gösterebiliyor. Yani istihdam anlamında dibine ışık vermeyen mum gibiler.</p>
<p><strong>Stagflasyonun modern </strong><strong>versiyonu mu?</strong></p>
<p>Bu nedenle tasarruflar artarken yatırım ihtiyacı aynı hızda büyümüyor. İşte seküler durgunluğun özü burada yatıyor.</p>
<p>Klasik seküler durgunluk düşük enflasyon ve düşük faiz ortamıyla tanımlanırdı. Oysa bugün büyüme düşerken enflasyon riskleri canlı kalıyor. Enerji fiyatları yükseliyor, jeopolitik riskler artıyor ve tedarik zincirleri kırılganlaşıyor.</p>
<p>Belki biraz erken olacak ama birçok ekonomist, bu yeni tabloyu bazen "stagflasyonun modern versiyonu" olarak tanımlıyor. Yani hem yavaş büyüme hem de maliyet kaynaklı fiyat baskıları aynı anda yaşanıyor.</p>
<p>ABD'nin son gümrük vergisi hamlesi de bu eğilimi güçlendirebilir. Washington yönetimi onlarca ülkeye ek tarifeler uygulamaya hazırlanıyor. Oysa gümrük duvarları kısa vadede bazı sektörleri korusa da uzun vadede küresel verimliliği düşürür, maliyetleri artırır ve büyümeyi yavaşlatır. Küreselleşmenin son 40-50 yılda yarattığı verimlilik kazanımları artık tersine dönmeye başlıyor olabilir.</p>
<p><strong>Türkiye'yi bekleyen risk </strong></p>
<p>Türkiye açısından ise tablo daha da karmaşık.</p>
<p>Bir taraftan OECD ve EBRD, Türkiye'nin büyüme tahminlerini aşağı çekiyor. Anlaşılabilir bir durum aslında. Enerji fiyatlarındaki yükseliş, Avrupa'daki talep durgunluğu ve küresel ticaretteki parçalanma Türkiye'nin ihracatını zorlayabilir. Üstelik ABD'nin yeni tarife listesinde Türkiye'nin de yer alması dikkat çekici.</p>
<p>Umutlu olacağımız bazı avantajlarımız da yok değil. Enerji tedarikinin tamamı Basra Körfezi'ne bağlı değil. Bankacılık sistemi geçmiş krizlere kıyasla daha güçlü. Mali ve dış denge tamponları son yıllarda belirli ölçüde güçlendirildi.</p>
<p>Yine de asıl soruyu sormadan geçemiyoruz. Eğer dünya ekonomisi gerçekten yeni bir seküler durgunluk dönemine giriyorsa Türkiye nasıl büyüyecek?</p>
<p>Geçmişte gelişmekte olan ülkeler küresel ticaretin genişlemesinden besleniyordu. Avrupa büyüdükçe Türkiye ihracat yapıyor, dünya sermayesi bol oldukça yatırım çekiyordu. Fakat önümüzdeki dönemde küresel ekonominin kendisi küçülürse, büyümenin kaynağını içeride yaratmak gerekecek.</p>
<p>Bu da verimlilik artışını, teknoloji yatırımlarını, eğitim reformlarını ve yüksek katma değerli üretimi her zamankinden daha önemli hale getiriyor. Sorun sadece OECD'nin, EBRD'nin ya da finans kuruluşlarının büyüme tahminlerini aşağı çekmeleri değil. Sorun, dünyanın alıştığı büyüme modelinin sessizce sona eriyor olma ihtimali.</p>
<p>Eğer öyleyse, önümüzdeki yılların en kritik ekonomik kavramı yeniden "seküler durgunluk" olacak. Bu defa mesele ekonomistlerin akademik tartışması olmaktan çıkıp, şirketlerin yatırım kararlarını, istihdamı, çalışanların kariyer planlarını ve ülkelerin kalkınma stratejilerini belirleyen temel bir sorun haline gelebilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-bir-sekuler-durgunluk-cagina-mi-giriyoruz-80391</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni bir &#039;seküler durgunluk&#039; çağına mı giriyoruz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kati-diye-avunma-bir-sicrar-ki-sasirma-80390</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Katı diye avunma, bir sıçrar ki şaşırma</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bu ülkede yıllık ortalama enflasyon 2004-2016 döneminde yüzde 6,3 ile yüzde 10,4 arasında dalgalandı. Bu dönemin ortalama enflasyonu yüzde 8,3 oldu. Küresel krizin başladığı 2008’deki yüzde 10,4 değerini dışarıda bırakırsak, hep tek hanede kaldı. Çok belirgin bir katılık söz konusuydu.</strong></p>
<p>Bazı yabancı analistler uygulanmakta olan ekonomi programının Türkiye’yi krizin eşiğinden kurtardığını belirtiyorlar. Mayıs 2023 seçimleri öncesindeki koşullar dikkate alındığında, duruma sanki öyle de bakılabilir gibi geliyor ilk anda. Ama o an -ki çok kısa bir süre- geçince hemen birkaç sorunun sorulması kaçınılmaz oluyor. Birincisi, krize ramak kalan ekonomi programı uzaydan mı geldi? İkincisi, o programın uygulanmasına yol açan kurumsal yapı ve yönetim anlayışı değişti mi? Mesela, karar alıcıların uygulanmasını arzu ettikleri faiz politikasını Merkez Bankası’na uygulatmak için gerekli yönetim değişikliklerini yapmalarına izin veren yasal değişiklikler yapıldı mı? Merkez Bankası bağımsızlığı güvencede mi?</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a210c4744fa1-1780550727.png" alt="" width="330" height="293" /><strong>Sorun salt ekonomi </strong><strong>programı değil ki</strong></p>
<p>Geçmişi bırakıp program dönemine bakalım. Yukarıdaki iki soruya ek olarak iki soru daha var sırada: Üçüncüsü, son iki çeyreğin ortalama çeyreklik büyüme hızının 0,25, bunun yıllıklandırılmış değerinin ise yüzde 1 olduğu dikkate alındığında, bu kadar düşük büyümeye şimdi uygulanmakta olan program yol açmadı mı? Dördüncüsü, cuma günü açıklanacak ve yüzde 32 civarında olması beklenen mayıs ayı enflasyonu ile birlikte, son 11 aydır enflasyon yüzde 30,7 ile 33,5 arasında hapsolmaktan nefessiz kalmadı mı?</p>
<p>Farklı bir ifadeyle, asıl soru şu: Anayasamızda yapılan değişiklikler sonrasında geçtiğimiz yeni sistemde yaşanmadı mı bunlar? Bu çerçevede bakıldığında, sorun salt ekonomi programı değil ki. Ekonomideki gidişat salt tasarlanan ve uygulanmakta olan ekonomi programından etkilenmiyor ki. Siyasette olan biten ya da yargı kararları ekonomide önemli hareketlere yol açmıyorlar mı?</p>
<p>Geldiğimiz durum şu: Büyüme düşerken enflasyonda önemli bir katılık oluştu. Bu katılığı hem az önce verdiğim yıllık enflasyon değerleri hem de aşağıdaki grafik net biçimde ortaya koyuyorlar. “Katı ama hiç olmazsa kontrolden çıkıp yükselmiyor” diye de düşünenler olabilir. İşte burada yakın geçmişe bakmak gerekiyor. Bu ülkede yıllık ortalama enflasyon 2004-2016 döneminde yüzde 6,3 ile yüzde 10,4 arasında dalgalandı. Bu dönemin ortalama enflasyonu yüzde 8,3 oldu. Küresel krizin başladığı 2008’deki yüzde 10,4 değerini dışarıda bırakırsak, hep tek hanede kaldı. Çok belirgin bir katılık söz konusuydu. Hatta, yüzde 6,3 (2009) ve yüzde 6,5 (2011) gibi iki düşük değer daha dışarıda bırakılıp kalan on yıla bakılırsa, enflasyonun neredeyse yüzde 8’e yapışıp kaldığı görülür. Türkiye’nin artık kalıcı olarak tek haneli bir enflasyon ülkesi olduğu, ilerideki hedefin ise enflasyonu daha da düşürmek olduğu düşünülüyordu.</p>
<p>Ama sonra ne oldu? 2017-2021 döneminde ortalama yüzde 15’e, dönemin sonunda ise yüzde 20’ye yükseldi. Ve nihayet şapkadan tavşan çıktı, 2022’de yüzde 72’ye (TÜİK) sıçradı. İTO’ya göre bu değer çok daha yüksek oldu: Yüzde 87. Kıssadan hisse: Katı diye avunma, bir sıçrar ki şaşırma… </p>
<p>      </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kati-diye-avunma-bir-sicrar-ki-sasirma-80390</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Katı diye avunma, bir sıçrar ki şaşırma ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/levant-anadolu-ve-devlet-akli-80389</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Levant, Anadolu ve ‘devlet aklı’...</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hem Türkiye'deki, hem de etrafındaki ülkelerdeki siyasi gelişmeler baş döndürücü. ABD, Suriye'de Esad yönetiminin yerine bir zamanların "teröristi" El Şara'yı yerleştirirken, Türkiye'de de adı terörle anılan bir başka isim, PKK elebaşı Abdullah Öcalan, iktidar koalisyonunun liderleri tarafından "kurucu önder" olarak anılmaya başlandı.</p>
<p>Şimdilerde ise İran savaşını gerekçe gösteren Washington yönetimi, Çin'le rekabete yoğunlaşabilmek için geri çekilmek istediği Ortadoğu'da yeni bir düzen kurmaya çalışıyor. Bu düzenin temel özelliği, bölgenin birbirleriyle çatışan aktörlerden oluşan dağınık yapısının, ABD'nin doğrudan askeri varlığı yerine yerel ortaklar üzerinden yönetilebilir hale getirilmesi.</p>
<p>Washington'un bu çabasının merkezindeki isimlerden biri ise kuşkusuz ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack.</p>
<p>Önce "Trump'ın yakın dostu" sıfatıyla Ankara'ya gelen Barrack, ardından Suriye Özel Temsilcisi oldu. Daha sonra görev alanına Irak da eklendi. Böylece Washington, Türkiye, Suriye ve Irak dosyalarını büyük ölçüde aynı isim üzerinden yürütmeye başladı.</p>
<p>Barrack'ın yaptığı son açıklamalar da bunun tesadüf olmadığını gösteriyor. Barrack, Irak-Suriye-Türkiye üçgenini Ortadoğu'nun geleceğini belirleyecek stratejik eksen olarak tanımlıyor ve bu üç ülke arasında Amerikan çıkarlarını temsil edecek "tek temas noktası" modelinden söz ediyor.</p>
<p>Bu yaklaşım, aslında Washington'un bölgede yeni bir mimari kurmaya çalıştığını da ortaya koyar nitelikte.</p>
<p><strong>Levant'tan Anadolu'ya yeni düzen arayışı</strong></p>
<p>Barrack'ın kullandığı dil dikkat çekici; "Levant ve Anadolu" kavramlarını aynı stratejik çerçevede ele alması, Irak-Suriye-Türkiye hattını birbirinden bağımsız ülkeler olarak değil, tek bir jeopolitik alan olarak gördüğünü gösteriyor.</p>
<p>Bu nedenle bugün yaşanan gelişmeleri birbirinden kopuk başlıklar olarak okumak giderek zorlaşıyor; Türkiye'deki İmralı süreci, Suriye'de El Şara liderliğindeki yeni yapılanma, yine Suriye'de Fırat'ın doğusundaki yapılanmanın dağıtılması ve Şam'a entegrasyonu, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nde Peşmerge güçlerinin yeniden yapılandırılması ilk bakışta birbirleriyle ilgili değil gibi görünseler de, aslında aynı bölgesel dönüşümün parçaları gibi duruyorlar.</p>
<p>Özellikle son dönemde ABD'nin Irak'ta KDP ve KYB'ye bağlı Peşmerge güçlerini daha merkezi bir komuta yapısı altında toplama girişimi dikkat çekici; yaklaşık otuz yıldır Amerikan yönetimlerinin teşvik ettiği ancak sonuç alamadığı askeri entegrasyon süreci bugün yeniden gündemde. Yapılanları,  bölgesel ölçekte yeni bir güvenlik mimarisinin inşası olarak değerlendirmek yanlış olmaz. Barrack'ın bakış açısı, Suriye'de Fırat'ın doğusundaki meselenin ne yalnızca Suriye'nin iç meselesi, ne de Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nin geleceğinin sadece Irak'ın iç konusu olmadığına işaret ediyor.</p>
<p><strong>İmralı süreci ve Ankara'nın hesapları</strong></p>
<p>Bu noktada Türkiye'de yürüyen İmralı süreci de farklı bir anlam kazanıyor. Tam da bu noktada Bahçeli'nin son dönemde kullandığı siyasi dil kritik önemde;</p>
<p>"Kurucu önder" tartışmaları, etnik ve mezhepsel temsile dayalı siyasi formüller ve yeni anayasa tartışmaları, bazı çevrelerde Türkiye'nin klasik vatandaşlık temelli Cumhuriyet modelinden daha farklı bir siyasal yapıya yönelip yönelmediği sorularını gündeme getiriyor.</p>
<p><strong>"Devlet aklı" kimin aklı?</strong></p>
<p>Şimdilerde yeniden tedavüle sokulan bir başka kavram da "devlet aklı";</p>
<p>CHP'de mahkeme kararı sonrasında yeniden etkili hale gelen Kemal Kılıçdaroğlu'na en yakın isimlerden Bülent Kuşoğlu'nun, mutlak butlan sürecinin "devlet aklıyla" yürütüldüğü savunması manidar.</p>
<p>Kuşoğlu'nun çıkışıyla birlikte "hangi devlet", "kimin aklı" soruları akıllara düşerken, CHP'de izledikleri politikalarını etnik ya da dini aidiyete değil, ideolojiye dayandıran Özgür Özel ve onunla birlikte CHP'nin son üç kurultayında seçilmiş isimlerin görevden mahkeme kararıyla uzaklaştırılıyor olmasını es geçmek mümkün değil.</p>
<p>Türkiye siyasi koridorlarında AK Parti-MHP'nin yanına DEM ve Kılıçdaroğlu CHP'sini de alarak 400 vekili bulabileceği, TBMM'de "yeni Anayasa yapılabileceği" konuşulmaya başlandı bile.</p>
<p>Öcalan'ın "kurucu önder" sayıldığı bir siyasi ortamda, yeni sistemin de etnik ve dini yönü kuvvetli partilere dayanması pek ihtimal dışı değil elbette;</p>
<p>Tıpkı Lübnan gibi, Bosna-Hersek ya da Irak gibi. Ancak yönetim sistemleri etnik ve dini grupları temsil eden siyasi partiler üzerinde yükselen bu üç ülkenin de küresel alanda "failed states-iflas etmiş ülkeler" olarak görüldüğü de gözönüne alınmalı.</p>
<p><strong>Baskın seçim olur mu?</strong></p>
<p>Türkiye ve dünyadaki baş döndürücü siyasi gelişmelerin bir başka düşündürdüğü ihtimal ise, "baskın seçim"</p>
<p>Yine Ankara siyasi kulislerinde Kasım 2026 ayının son haftasında seçim olasılığı konuşulmaya başlanmış durumda. Mutlak butlan hamlesi altında dağınık CHP, "terörsüz Türkiye" sürecine kendisini kaptırmış DEM Parti'yle girilecek bir seçimde iktidar kanadının kendisini daha şanslı görmesi hem akla, hem de mantığa uygun.</p>
<p>Bir de buna İran'da yaşanan savaşın, küresel alanda artan petrol fiyatlarının Türk ekonomisine yansımaları, enflasyonun bir türlü beklenen ve hedeflenen noktaya getirilememesi, ekonomik büyüme hızının düşmesi de eklenince, iktidar kanadının bir seçimle "sil baştan" yetki almayı düşünmesi şaşırtıcı olmaz.</p>
<p>Üstelik Türkiye'de bir  "baskın seçim" küresel gelişmelere de uygun düşüyor; ABD Başkanı Trump'ın hemen her fırsatta Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yönelik övgüleri malum. AK Parti hükümeti, Trump'ın selefi Joe Biden döneminde göremediği ilgi ve desteği görüyor Washington'dan bugünlerde.</p>
<p>Oysa Trump da kendi ülkesinde siyaseten zor durumda; İran savaşını kendi vatandaşlarına anlatamayan Trump, bunun getirdiği ekonomik yükü giderek daha fazla reddeden bir Amerikan seçmeniyle karşı karşıya. Nitekim Kasım'da ABD'de yapılacak ara seçimlerde hem Senato, hem de Temsilciler Meclisi'nde Cumhuriyetçi Parti'nin çoğunluğunu kaybedebileceği, Trump için de "azil sürecinin" gündeme gelebileceği yüksek sesle tartışılıyor. Böyle bir ortamda, kendi derdine düşecek ABD Başkanı'nın Ortadoğu'ya, Türkiye'ye, hatta İsrail'e ilgisinin eskisi gibi olmayacağı da hesaplanıyor olabilir. ABD kendi seçimini yaşamadan "Trump rüzgarını arkasına alıp, güven tazelemek" pek çok ülkeden siyasetçiler açısından çekici bir olasılık gibi durmuyor mu?</p>
<p><strong>Washington'dan ekonomik destek mi?</strong></p>
<p>İşin bununla bağlantılı  dikkat çekici bir başka boyutu ise ekonomi;  Son günlerde uluslararası finans çevrelerinde ABD'nin Türkiye'ye swap hattı sağlayabileceği yönünde değerlendirmeler yapılmaya başlandı.</p>
<p>Uzmanlara göre böyle bir mekanizmanın devreye girmesi teknik olmaktan çok siyasi bir karar anlamına geliyor. Özellikle Fed yerine ABD Hazine Bakanlığı üzerinden geliştirilebilecek böylesi bir model, Washington'un Ankara'ya yönelik stratejik desteğinin göstergesi olarak yorumlanıyor..</p>
<p>Böyle bir adımın Türkiye ekonomisinin ihtiyaçlarından çok, Türkiye'nin bölgesel rolüyle bağlantılı değerlendirilmesi daha gerçekçi görünüyor.</p>
<p><strong>Türkiye Ortadoğu dosyasına mı taşınıyor?</strong></p>
<p>Ve yine ABD'den Türkiye'yle ilgili başka dikkat çekici gelişmenin ise, Amerikan Dışişleri Bakanlığı'nın idari yapılanmasında ortaya çıktığı aşikar;</p>
<p>2025 sonunda tamamlanan yeni yapılanmada Türkiye artık klasik Avrupa-Eurasya çerçevesinde değerlendirilmiyor. ABD Dışişleri Türkiye için "Hibrit Bölgesel Görev Merkezi" tanımını kullanıyor. Bu tanım aslında Washington'un Türkiye'yi giderek Avrupa'nın bir parçası olmaktan çok Ortadoğu'nun şekillenmesinde merkezi rol oynayan bir aktör olarak gördüğünü gösteriyor.</p>
<p>Barrack'ın Türkiye, Irak ve Suriye'yi aynı stratejik denklem içinde ele alması da bu yaklaşımın sahadaki yansıması niteliğinde.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>Trump gelmeden, Erdoğan ABD'YE gidebilir</strong></span></p>
<p>ABD Başkanı Trump'ın 7 Temmuz'da Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi'ne katılması beklenirken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da bundan birkaç gün önce ABD'de olması gündemde. Diplomatik çevrelerde konuşulan takvime göre Erdoğan'ın, ABD'nin 250. kuruluş yıl dönümü kutlamaları kapsamında 4 Temmuz'da Washington'u ziyaret etmesi bekleniyor. Washington ziyaretinin sembolik boyutu da dikkat çekici. ABD, Kanada ve Meksika ile birlikte 2026 FIFA Dünya Kupası'na ev sahipliği yapan ülkeler arasında yer alıyor. Türkiye Milli Takımı'nın da uzun yıllar sonra Dünya Kupası finallerine katılma hakkı elde etmiş olması, Türk kamuoyunda turnuvaya yönelik ilgiyi artırmış durumda. Bu nedenle Erdoğan'ın ABD temasları sırasında Türk Milli Takımı'nın maç programına uygun bir takvim oluşması halinde karşılaşmalardan birini tribünden takip etmeyi tercih edebileceği de Ankara kulislerinde konuşulan ihtimaller arasında yer alıyor. Temmuz ayının ilk haftası, iki müttefik arasındaki ilişkilerin geleceğine dair önemli mesajların verileceği yoğun bir diplomasi trafiğine sahne olabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/levant-anadolu-ve-devlet-akli-80389</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/9/1280x720/levant-anadolu-amerika-middle-east-1780548473.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Levant, Anadolu ve ‘devlet aklı’... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abd-turkiye-arasinda-olasi-swap-anlasmasi-80388</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> ABD-Türkiye arasında olası swap anlaşması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2016 yılından itibaren son 10 yıldır Türkiye’de iç siyaset gündeminin ekonomik gerçekliklerin önünde gidiyor olmasını dikkate aldığımızda, Mayıs 2028’de olması gereken genel seçim veya 2027 son çeyreğinde olabilecek bir erken seçim öncesinde ABD’den döviz destek talebi söz konusu olabilir.</strong></p>
<p>Bloomberg International ekonomi ve finans haber ajansında geçtiğimiz gün seçim öncesinde Türk siyasetini etkileme potansiyeli içeren önemli bir haber yayınlandı. Habere göre Jefferies International stratejisti Durukal Gün, ABD’nin önümüzdeki genel seçim öncesinde Türkiye’ye dolar swap hattı sağlayabileceğini ifade etti. Durukal Gün, açıklamasında böyle bir adımın Merkez Bankası döviz rezervlerini güçlendireceğini, piyasalara güven vereceğini ve Türk Lirası üzerindeki baskıyı azaltabileceğini ifade etmiş.</p>
<p>Jefferies International stratejisti tarafından hazırlanan rapora göre, Trump yönetiminin Türkiye’ye sağlayabileceği olası bir döviz swap imkanı, geçen yıl Arjantin’e seçim öncesinde sunulan destek mekanizmasına benzer bir işlevi görebilir.</p>
<p>2025 yılında ABD Hazinesi ile Arjantin arasında <strong>20 milyar dolarlık </strong>bir döviz swap anlaşması yapıldı. Arjantin’in Başkanı Milei, ABD kredisinin <strong>2,5 milyar dolarlık</strong> bölümünü kullandı. ABD’den aldığı geçici döviz imkanını para birimi pesodaki aşırı değer kaybının önüne geçmek için kullandı. Diğer yandan IMF’ye olan kredi borç taksidinin ödenmesinin sonrasında 2026 yılı başında swap borç bakiyesini de kapattı.</p>
<p>ABD Hazine Bakanı Bessent o tarihlerde Arjantin'in ciddi bir likidite sıkıntısıyla karşı karşıya olduğunu, kendilerinin doğrudan Arjantin pesosu satın aldıklarını açıklamıştı. ABD Hazinesi tarafından yapılan bu hamle uzunca bir süre sonra ilk kez doğrudan Amerika’nın yabancı bir gelişmekte olan ülke para birimine müdahalesi şeklinde değerlendirilmişti.<strong><sup>1</sup></strong></p>
<p>ABD tarafından yapılan cömert finansal desteğin arkasında Arjantin’deki seçim öncesinde Milei hükümetine karşı politik bir destek hamlesi olduğu çok açıktır. Bessent ise, Ekim 2025’te yaptığı açıklamasında Arjantin’deki mevcut ekonomik durumu “<strong>şok bir likidite krizi</strong>” olarak ifade etmişti. ABD’nin bu işlemdeki hedefinin pesodaki değer kaybını durdurmak ve piyasalardaki risk iştahını hızla yatıştırmak olduğunu söylemişti.</p>
<p>Uluslararası ekonomi basınında Türkiye’ye de 2028 genel seçimi öncesinde benzer bir tarifenin uygulanabileceği gündeme geldiğine göre konuyu biraz daha incelemeye devam edebiliriz. Amerikan Hazinesi’nin geçen sene Arjantin’e sunduğu böylesi bir destek adımının ardından Demokrat kanattan sıkı eleştiriler de gelmişti. Senatörler tarafından yapılan eleştirilerin temelde 2 ana dayanak noktası bulunmaktaydı.</p>
<p>Birincisi, böyle bir siyasi adımda Fed yerine Amerikan Hazinesi üzerinden doğrudan döviz alımının yapılmasının sıradışı bir uygulama olduğu ifade edilmektedir. Arjantin’e sağlanan döviz fonlaması “<strong>Döviz İstikrar Fonu</strong>” (ESF:Exchange Stabilization Fund) şeklinde kamu kesimi üzerinden yapılmakta olduğu için bir eleştiri konusu olmaktadır. Yapılan operasyon belirli bir vadeye kadar geçerli olan USD/ARS döviz swap alım/satım işleminden ibarettir. Temelde ilgili vadeye kadar iki ülke para birimi arasındaki faiz farkının spot kur üzerine ilave edilen maliyeti (swap points) söz konusudur.</p>
<p>Amerika tarafından sağlanan bu destek özünde Arjantin hükümetine dolaylı olarak kredi kullandırımından başka bir şey değildir.</p>
<p>İkincisi eleştiri konusu ise, seçim öncesinde yapılan bu işlemin herhangi bir rasyonel ekonomik gerekçelere dayandırılmaksızın sadece politik saiklerle gerçekleştirilmiş olduğu gerçeğidir. ABD’nin Arjantin ile arasındaki ticaret hacmi <strong>26 milyar</strong> <strong>dolar</strong> gibi oldukça düşük seviyelerdedir. Milei’nin Trump hükümetine duyduğu yakınlık ve her iki liderin de popülist müesses siyasi akımın öncüleri olması gibi etkenler tarafları böyle bir anlaşmaya götürdüğü aşikardır.</p>
<p><strong>Swap imkanı kullanım amacı</strong></p>
<p>Küresel piyasalarda ticaretin ve finansal sistemin en önemli aracı olan dolara erişimin zorlaşması ve maliyetinin aşırı yükselmesi durumunda bu imkan gündeme gelmektedir. Fed swap hatları açarak ABD dışındaki finansal sistemin çökmesini ve ABD ekonomisinin bundan zarar görmesini engellemeyi amaçlamaktadır.</p>
<p>Ülkeler arasında belirlenen vade yapısına göre Fed, ABD dolarını yabancı merkez bankalarına verirken, karşılığında eşdeğer miktarda yabancı para birimini teminat olarak almaktadır. Swap anlaşmasının süresi bittiğinde, alınan para birimi ve hesaplanan faiz farkı geri ödenerek pozisyonlar kapatılmaktadır.</p>
<p><strong>Ülkelere tanınan swap limitleri</strong></p>
<p>Fed, anlaşmaları iki farklı kategoride gerçekleştirmektedir;</p>
<p><strong>Sınırsız likidite imkanı</strong>: Öncelikle Avrupa, Kanada, İngiltere, Japonya ve İsviçre ile sınırlı olan bu swap imkanları Ekim 2008'de gerçekleşen küresel finansal kriz neticesinde limitler kaldırılmıştır. Bu şekilde merkez bankaları, piyasaların ihtiyacı kadar sınırsız doları Fed'den çekebilme imkânı bulmaktadır.</p>
<p><strong>Belirli limitli imkanlar:</strong> Gelişmekte olan ekonomiler için belirlenen limitli swap imkanlarıdır. Fed, 2008'in sonlarında Brezilya, Meksika, Güney Kore ve Singapur merkez bankalarına <strong>30 milyar </strong><strong>dolarlık </strong>swap imkânı sağlamıştır. Yeni Zelanda ve Avustralya gibi ülkelere de <strong>15'er milyar</strong> <strong>dolarlık</strong> limitler açılmıştır.</p>
<p>Küresel kriz döneminde kullanılan döviz swap işlemleri 2010 yılı başında sona erdirilse de, ortaya çıkan bu yöntem daha sonra 2020 pandemi krizi gibi küresel ekonomik daralma döneminde yeniden devreye sokulmuştur.</p>
<p>2020 COVID-19 döneminde Fed, küresel dolar likiditesi krizini engellemek için 2008'de kurulan eski mekanizmasını genişleterek hem swap hatlarını yeniden aktif hale getirmiş hem de yeni bir repo kolaylığı imkanını (FIMA) devreye almıştır. Swap imkanı listesinde yer almayan diğer merkez bankaları <strong>için 31 Mart 2020'de FIMA</strong> (Yabancı ve Uluslararası Para Otoriteleri) repo imkanı getirildi.</p>
<p>Swap imkanından farklı olarak, bu sistemde ülkeler kendi yerel para birimlerini değil, ellerindeki ABD hazine tahvillerini teminat göstererek Fed'den dolar alabilmektedir. Getirilen bu yeni finansman kanalının amacı ise, ülkelerin dolar ihtiyacı için ellerindeki ABD tahvillerini piyasada alelacele satmalarını ve tahvil faizlerinin aşırı yükselmesini engellemektir.</p>
<p>O dönemde toplam swap imkanı kullanımı <strong>Mayıs 2020 sonunda 449 milyar </strong><strong>dolar</strong> ulaşmıştır. En fazla miktarda dolar talep eden kurum Japonya Merkez Bankası (yaklaşık 225 milyar dolar) olmuştur. Türkiye, o dönemde Fed ile swap anlaşması yapmak için çeşitli  görüşmeler yürütmüş olsa da, 14 ülke listesinin içerisine dahil edilmemiştir.</p>
<p><strong>Daimi (sınırsız) swap hatları</strong> aracılığı ile Fed'in hali hazırda "<strong>daimi</strong>" statüde olan 5 büyük merkez bankasıyla (Avrupa (ECB), Japonya, İngiltere, Kanada ve İsviçre) yaptığı anlaşmaların şartlarını iyileştirmiştir. 15 Mart 2020'den itibaren bu bankalar için swap maliyetleri düşürüldü ve operasyon sıklığı (7 günlük ihaleler) haftalıktan günlüğe çıkarıldı. Bu ülkeler için günümüzde herhangi bir swap miktar sınırı bulunmamaktadır.</p>
<p>19 Mart 2020'de Fed, 2008 krizinde olduğu gibi 9 ek ülke ile geçici swap hatları kurdu. Bu hatlar başlangıçta 6 ay için açılmış olsa da daha sonra Aralık 2021'e kadar uzatıldı. Brezilya, Güney Kore, Meksika, Singapur, Avustralya ve İsveç için <strong>60 milyar </strong><strong>dolarlık</strong> swap işlem limiti tanımlandı. Danimarka, Norveç ve Yeni Zelanda için ise, <strong>30 milyar </strong><strong>dolarlık</strong> swap limiti tanımlandı.</p>
<p>Türkiye açısından bugüne geldiğimizde 2025 yılında yaşanan iç siyaset kaynaklı ani döviz türbülansı neticesinde carry trade bazlı yabancı yatırımcı çıkışı ve yerli yatırımcının döviz talebi birlikteliğinde TCMB, <strong>60 milyar</strong> <strong>dolar</strong> civarında döviz rezervini kısa süre içerisinde kaybetmişti. 2026 Şubat sonunda başlayan İran-ABD-İsrail savaşı ile birlikte TCMB’deki döviz rezervindeki erime daha az düzeyde gerçekleşmiştir.</p>
<p>Mayıs 2026 sonu itibarıyla TCMB’nin <strong>brüt rezervi 160 milyar </strong><strong>dolar,</strong> <strong>net döviz pozisyonu 23 milyar</strong> <strong>dolar</strong> düzeyindedir. Kısa vadeli swap işlemleri üzerinden ülkede bulunan carry-trade döviz stoku <strong>50 milyar</strong> <strong>dolar</strong> düzeyine yakın seviyededir.  </p>
<p>Bayram öncesinde yargı tarafından CHP kurultayına yönelik alınan mutlak butlan kararının akabinde TCMB’nin erittiği döviz rezervi miktarı yaklaşık <strong>9 milyar</strong> <strong>dolar</strong> düzeyindedir.</p>
<p>2016 yılından itibaren son 10 yıldır Türkiye’de iç siyaset gündeminin ekonomik gerçekliklerin önünde gidiyor olmasını dikkate aldığımızda, Mayıs 2028’de olması gereken genel seçim veya 2027 son çeyreğinde olabilecek bir erken seçim öncesinde ABD’den döviz destek talebi söz konusu olabilir.</p>
<p>[1] https://www.congress.gov/crs-product/R48780</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>2008 krizinde Fed, 14 ülkeye </strong><strong>swap imkanı sağlamıştı</strong></span></p>
<p>Geçmişte 2008 küresel finansal krizi döneminde ABD Merkez Bankası (Fed), küresel piyasalarda oldukça yüksek düzeylerde seyreden dolar likiditesi sıkışıklığını gidermek amacıyla 14 ülkenin merkez bankası ile karşılıklı döviz takas (swap) imkanları geliştirmişti. O dönemde oluşturulan imkan sayesinde yabancı bankaların kendi ülkelerinde ABD doları cinsinden fonlama yapabilmesine ve dolar kurundaki aşırı oynaklığın yatışmasına destek olduğunu hatırlıyoruz.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abd-turkiye-arasinda-olasi-swap-anlasmasi-80388</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/8/1280x720/46-1780548309.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD-Türkiye arasında olası swap anlaşması ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sasirdim-ama-dusundum-de-80387</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şaşırdım, ama düşündüm de</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Öğrenmenin  <em>“etken</em>”  değil, “<em>edilgen</em>” olduğunu, kendi zihnimizde öğrenme isteği yaratmamışsak, hiçbir ölçünün, sayının, görselin, kavramın, modelin, metodun, okulun ve öğretmenin bize öğreteceği bir şey yoktur</strong></p>
<p>Bundan önceki beş yazımda oda ve borsa seçimlerinde aday olanların hangi sorunları tartışması gerektiğine ilişkin düşüncelerimi paylaştım. Kendilerini 30 yılı aşkın zamandır tanıdığım, sivil toplum örgütlerinde görev almış, başkanlıklar yapmış dostum, bayram için aradı.  Telefon söyleşisinin bir yerinde yazdıklarımla ilgili değerlendirme yaptı: “<em>İlk yazınının başlığını okuduğumda, ‘bir gazeteci olarak odalar ve borsaları yönetmeye mi kalkıyor? Biz işin içinde olanlar tartışacak sorunları bilmiyoruz da, gazetede köşe yazarı mı biliyor?’ soruları zihnimde dolaştı. Bayramda arar ve sorarım diye düşündüm; beş yazıyı da okudum. Bizi rakiplerimizi belden aşağı dedikodularla değil, değişik açılardan bakan tartışmalara çağırmanın bir yazarın temel görevi olduğunu düşündüm. Doğru yoldasın, enerjini bizler için kullanıyorsun</em>” dedi.</p>
<p>Şaşırmadığımı söylersem önce kendimi, sonra da siz okuyucuları yanıltmış olurum. Şaşırdım, ama düşündüm de: <strong><em>Ülkemizin sorunu nedir</em></strong>?</p>
<p><strong>Yeni gündem</strong></p>
<p>Son üç ay içinde, <em>Le Monde Diplomatique</em>’den Frederic Lordon, <em>Oksijen</em>’e yazan <em>Ayşegül İldeniz</em> ve Nobel ödülü sahibi ekonomi tarihçisi Joel Mokry’nin yazılarından aldığım, “<em>zamanın ruhunu anlama dosyasında</em>” sakladığım notlara baktım. Gördüm ki yapay zekâ alanındaki gelişmeler zamanın ruhunu doğru okuyabilmek için bizlere bambaşka bir gündem sunuyor:</p>
<p>- İleriye yönelik düşünce ve eylemler giderek önem kazanıyor; öngörme-önlem alma disiplini var olmanın ve varlığı korumanın gerek şartı olma özelliğini koruyor.</p>
<p>- İş süreçleri köklü biçimde değişiyor, iş yapma modellerini yeniden kurgulamak gerekiyor,</p>
<p>- Çok değişik işler ve meslekler piyasadan çekilirken, yenileri piyasada güçleniyor.</p>
<p>- Eğitim biçimi iş bulma kadar işi korumada etkili araç olma özelliğini pekiştiriyor,</p>
<p>- İşleri etkin yapabilmek için derin uzmanlık kadar, disiplinler arası bağlantısal bütünlüğü gözetmenin önemi artıyor,</p>
<p>- İş akışlarının yönleri ve hızlarındaki değişmeyi yakından gözlemek, izlemek ve analiz etmek önemli bir sorumluk haline geliyor,</p>
<p>- Veriye erişme,  verimli biçimde bilgiye dönüştürme kadar, analitik düşünme, sorun çözme, yaratıcı yenilik, etkin iletişim ve hızlı uyum yetkinliklerine bağımlılıklar farklılaşıyor,</p>
<p>- “Meslek” kavramının bileşen ve bağlamları değişiyor; yeni tanımlar gerekiyor.</p>
<p>- Rekabetin odağına yerleşen yaratıcı yıkım sürecini doğru yönetebilmek için kümülatif yaratıcı yenilik, yaratıcı yeniliği teşvik eden kurumlar, serbest ve adil piyasa koşullarında rekabet ve mekanik yetkinlik olmazsa olmazımız haline dönüşüyor.</p>
<p>Bakış açımıza göre gündeme eklenebilecek ya da öncelik sırası değiştirilebilecek onlarca sorunumuz var.</p>
<p><strong>Merkez düşüncemiz netleşmeli</strong></p>
<p>Sayıları giderek artan akademisyen ve uygulamacı, kurumların ekonomik büyümenin temel gücü olduğu tezini savunuyor. Bilinmezle yüzleşmeyi meslek edinmiş akademisyenlerin, araştırmacıların ve öğretmenlerin çalışmaları gösteriyor ki, üretken bir etkileşim kültürel zemin gerektiriyor.</p>
<p> Toplumun benimsediği fikirler, derin inançlar, düşünce ve kararlar büyüme dinamiğini belirlemezse, toplumsal çeşitlilik dengesi aranmazsa, kurallara ciddi bir baskı gücüyle yüzleşir; tek seslilik egemen olur. Tek seslilik doğada olduğu gibi toplum yaşamında da direnci kırar.</p>
<p>Kültürün ister değerini ele alalım, istenirse unsurlarının etkilerini analiz edelim; endüstriyel aydınlanma ve gelişmeyi büyük ölçüde belirleyici olduğun gözleriz. İnsanların inandıkları, bildikleri ve düşündüklerinden oluşan kültürü dikkate almadan kaynakları etkin ve verimli değerlendiremeyiz.</p>
<p>Kurumlar, teşvikleri belirleyen kurallar ve gelenekler olduğuna göre, kültür ile teşvik bileşeni arasındaki etkileşimi geliştirmeden ülke ölçeğinde ve bölgesel düzeyde yaratmak istediğimiz büyüme ve gelişmenin yakınına bile yaklaşamayız.</p>
<p>Büyüme ve refah konularını irdelerken merkez düşüncemiz çok nettir: Sermaye<em> birikimi tek başına sürdürülebilir bir büyüme ve gelişme yaratamıyor; büyüme ve gelişmeyi güven altına alabilmemiz için <strong>yararlı bilginin yaygınlaştırılması</strong>, <strong>derinleştirilmesi, toplumsallaştırılarak</strong> <strong>güç haline getirilmes</strong>i de gerekiyor.</em></p>
<p>Merkez düşüncemiz odağından bakarak gelişmeleri değerlendirdiğimiz zaman, ülkemizin dört büyük sorunu olduğunu gözlüyoruz: <strong><em>Entelektüel merak düzeyi </em>düşük,  f<em>ikri takip alışkanlığı</em> yetersiz, y<em>üzleşme özgüvenini</em> zayıf ve gerekçesiz <em>kendini savunma eğilimlerimiz güçlü.</em></strong></p>
<p><strong>Sorgulamadan kendimizi nasıl geliştiririz?</strong></p>
<p>Öğrenmenin  <em>“etken</em>”  değil, “<em>edilgen</em>” olduğunu, kendi zihnimizde öğrenme isteği yaratmamışsak, hiçbir ölçünün, sayının, görselin, kavramın, modelin, metodun, okulun ve öğretmenin bize öğreteceği bir şey yoktur. Öğrenme isteğimizi diri tutmazsak, sözel anlatımın gevşek disiplininin kısa mesaja dayalı iletişimi öne çıkar; düşünce geliştirmeden uzak, slogan üzerine kurulu sığlığının konforu zihnimizi hapseder. Bu çıkmazdan kurtulmanın yolu değişik düşünceleri değerlendirerek içselleştirmedir.</p>
<p>Ülkenin en büyük sivil inisiyatiflerinde yer alanlar, yazıların içeriğini okumadan, “<em>Bizim işimizi bize yazan çizenler mi anlatacak?</em>”<em> d</em>iye peşin hüküm batağına saplanır, savunma kalkanlarını kaldırırlarsa ekonomik büyüme ve gelişmeye katkıları olmaz.</p>
<p>Zamanın ruhunu belirleyen etkenler belli…  Büyük değişim ve dönüşümlerin gündeme taşıdığı sorunlar açık. Yapılacak iş de net: Sorgulama merakımızı diri tutmalıyız…Aklımızı herhangi bir konfora emanet etmemeliyiz. Her gün karşımıza çıkan binlerce yenilikle yüzleşme özgüvenimizi artırmalıyız. Uygulamaların geriye ve ileriye dönük etkilerini sorgulamalıyız. Alanda pozisyonumuzu güçlendirerek ileri adımlar atacak gücü oluşturmalıyız. Ancak o zaman sermayemizi gerek şart, yararlı bilgilerimizi yeter şart olarak değerlendirebilir; gerçek kalkınma ve refaha ulaşarak, yüzyılın Türkiye’sini inşa edebiliriz.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sasirdim-ama-dusundum-de-80387</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şaşırdım, ama düşündüm de ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gunes-ufuktan-simdi-dogar-buyuyelim-arkadaslar-80386</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güneş ufuktan şimdi doğar, büyüyelim arkadaşlar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Refah üretmeyen büyüme, şişmekle eşdeğerdir. İstihdamı artırmadığı gibi gelir dağılımını daha da bozar. Üstelik üretmek ve ürettiğini satmak zorunda olan Türkiye’nin yarınını fazlaca riske atar.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Enflasyonsuz büyüyen bir Türkiye… <strong>Rüya gibi</strong>… Ufuktan doğacak bir güneş bekleniyorsa ancak böylesi bir umuda sarılabilir insan... <strong>Umut; her şeydir ama asla bir yöntem değildir</strong>. Yöntemsiz umut; boş bir hayaldir. Kaldı ki bir ulusa verilecek en büyük zarar onu <strong>bir umudun içine</strong> hapsetmektir.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Son büyüme rakamlarına bakıyoruz. Yılın ilk çeyreğinde Türkiye ekonomisi <strong>%2,5</strong> büyüdü. Büyümeye en yüksek katkıyı <strong>3,5 puanla hane halkı tüketimi</strong> verirken sanayi üretimi daraldı, net dış ticaretin büyümeye <strong>negatif katkısı</strong> genişledi. Belli ki bu yıl <strong>büyümeden umut kesme riski</strong> yükselmiş.</p>
<p><strong>BASKILANAN TÜKETİM BÜYÜTTÜ, DESTEKLENEN ÜRETİM DARALDI</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Bu ne yaman çelişkidir ki Orta Vadeli Program ile muradımız <strong>tüketimi kısmak</strong> ve <strong>üretimi</strong> <strong>zıplatmak</strong> iken tam tersi tecelli etti. Böylece büyüme <strong>baskılanan tüketimden</strong> gelirken üretim daralmaya başladı. Sorulması gereken hayati soru şudur: <strong>Biz nerede, neyi, niye yanlış yapıyoruz?</strong></p>
<p><strong>4-YÖNTEM</strong>: Türkiye, üretmek ve <strong>ürettiğini satmak</strong> zorunda olan bir ülke. Bunu yıllar ve dünyaya ispat ettik zaten. O halde neden <strong>ülkenin fabrika ayarlarıyla</strong> oynuyoruz? Bize en az <strong>%5’lik büyüme</strong> lâzım. Hatta bahtına talip olduğumuz ülkelere yetişmek için <strong>%7</strong> gerekiyor. <strong>Kalkınmanın da yolu bu zaten</strong>…</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Büyümeye dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Büyümenin kalitesi?</em></strong></p>
<p>Elbette <strong>kötü</strong>. Zira üreterek ve ürettiğini satarak değil, <strong>tüketerek büyüyebiliyoruz</strong>. Bir bakıma ekonominin göbeği, <strong>bebek değil, gaz </strong>barındırıyormuş. Buna <strong>büyüme değil, şişme</strong> diyebiliriz.</p>
<p><strong><em>Enflasyon boyutu?</em></strong></p>
<p>Yönetim, <strong>ekonomiyi yanlış yerden soğutmayı</strong> seçti. <strong>Üretimi daraltan politikalar</strong> yüzünden enflasyon inemedi hatta “<strong>kamuflasyon</strong>” sebebiyle artmaya başladı. Oysa <strong>enflasyon ancak üreterek çözülebilir</strong>.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>12 SİLİNDİRLİ PERFORMANS ARABASIYIZ AMA 6 SİLİNDİRİ BOŞTA</strong></p>
<p>Genç nüfus kartını harcadık, <strong>hızla yaşlanıyoruz</strong>. Çalışma çağındaki <strong>her 100 kişiden 30’u</strong>, ailesinin kaynaklarına mahkûm, <strong>ev genci</strong> durumunda… Umudu kestikleri için <strong>iş aramıyorlar</strong>, <strong>eğitim talepleri</strong> de yok. Oysa bu dinamizmi <strong>üretime yönlendirebilseydik</strong>, çok farklı ufuklara doğru yol alıyor olurduk.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>KÖTÜ BÜYÜME LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Kötü büyüme</strong>: <em>Jobless or ruthless growth</em>. Toplumsal refahı artırmayan, gelir adaletini bozan</p>
<p><strong>Ekonomik şişme</strong>: Makroekonomik verilerin iyileşmediği, değerlerin şiştiği, enflasyon tarlası olma hali</p>
<p><strong>Tüketim histerisi</strong>: Ürettiğinden fazlasını tüketmek, kazandığından fazlasını harcama tuzağına düşmek</p>
<p><strong>OVP</strong>: 3 yıllık planlarımızın vaadi refahı artırmak iken uygulamada bir kesime kaynak aktarmanın adı</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gunes-ufuktan-simdi-dogar-buyuyelim-arkadaslar-80386</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/05/Yatirim-K2.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Güneş ufuktan şimdi doğar, büyüyelim arkadaşlar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dogrudan-yatirim-mi-gelir-gelir-80385</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğrudan yatırım mı, gelir gelir!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Neredeyse kronik hale gelmiş bir hastalığınız var. Doktor doktor geziyorsunuz, çare peşindesiniz. Ama olmuyor. Hiçbir doktor hastalığınızı iyi edemiyor. Arabanızdan gelen sese takıntılısınız, yanınızdakinin duyamayacağı kadar küçük bir ses var ama siz tamirci tamirci geziyorsunuz.</p>
<p>Ne hastalığınıza çare bulabilen doktor var, ne arabanızdaki sesi giderebilen bir usta.</p>
<p>Çünkü ikisi de çok büyük sorunlar arıyor. Oysa vücudunuzdaki hastalık da, arabanızdan gelen ses de meğer çok basit bir sorundan kaynaklanıyormuş. Onlar adeta daha büyük sorun peşindeler, o yüzden de küçük ama önemli ayrıntıları gözden kaçırıyorlar.</p>
<p>Türkiye’nin ekonomik sorunları da biraz öyle değil mi…</p>
<p>Enflasyonla mücadele ettiğini söyleyenler toplumun bu konudaki güvensizliği üstünde hiç durmuyor, bu güvensizliği yok etmeden enflasyona karşı başarılı olunmasının çok zor olduğunu görmüyor ya da görmezden geliyor.</p>
<p>Aynı şekilde yabancı yatırım çekmenin tek yolu olarak önemli teşvikler getirmenin gerektiğini düşünenler, hatta bunu yeterli görenler sonra tutuyor, <strong>“Hayret, bu kadar adım attık, teşvik sağladık, yabancılar hâlâ niye gelmiyor, Türkiye’de niye yatırım yapmıyor” </strong>diye şaşırabiliyor.</p>
<h2>Gelmiyorlar, gelmeyecekler, gelmezler!</h2>
<p>Bu köşede bir süre önce doğrudan yabancı sermaye girişine ilişkin bir grafik kullanmıştıım. Aynı grafiği bu kez tanımı biraz genişleterek ve yeni açıklanan bu yılın mart sonuna ilişkin yıllıklandırılmış veriyi ekleyerek tekrar vermek istiyorum.</p>
<p>Grafikte yurt dışı yerleşiklerin Türkiye’de yaptıkları yatırımla yurt içi yerleşiklerin yurt dışı yatırımlarını ve aradaki net tutarı görüyorsunuz.</p>
<p>Yabancıların Türkiye’deki ve Türklerin yurt dışındaki yatırımlarında gayrimenkul alımına ilişkin tutarlar bulunmuyor. Bunlar yatırım sayılmayacağı için o tutarları toplamdan düştüm. Ancak doğrudan yatırıma ek olarak dışarıdan Türkiye’deki yatırımlara aktarılan kredi benzeri tutarları, yine Türkiye’den bu amaçla yurt dışı yatırımlara aktarılan tutarları ekledim. Böylece gayrimenkul dışındaki toplam tutarlar ortaya çıkmış oldu.</p>
<p>Ancak bu tutarları daha da detaylandırmak gerekiyor da o konuda veri yok. Gerek yurt içinde, gerek yurt dışında yapılan doğrudan yatırımların ne kadarının yeni, yani sıfırdan yatırım olduğu bilinmiyor. Bu yatırımların çoğu kurulu bir tesisin el değiştirmesinden ibaret. Bu da ne yeni bir üretim demek, ne yeni bir istihdam, ne de yeni bir vergi geliri. Olan biten yalnızca döviz giriş çıkışı, o kadar.</p>
<p>Veriler bize ne söylüyor, kısaca bakalım…</p>
<p>■ Net doğrudan yabancı sermaye girişinde genel eğilim aşağı yönde, bu çok açık. 2006, 2007 ve 2008 yıllarında AB’ye tam üyelik müzakereleri sürecinde tırmanan ve yıllık bazda 15 milyar doların üstüne çıkan net giriş bir daha o düzeyleri göremedi.</p>
<p>■ Grafikte mavi çizgiyle gösterilen yabancı sermaye girişi son yıllarda artış gösterdi ama asıl artış yurt dışında yapılan yatırımlarda olduğu için net tutar çok geriledi.</p>
<p>■ Yurt içi yerleşiklerin yurt dışındaki doğrudan yatırımları bu yılın mart ayı itibarıyla yıllıklandırılmış bazda 7,8 milyar dolar düzeyinde ve bu bir rekor. Bu tutarın içinde, yurt dışında alınan gayrimenkuller için çıkarılan dövizin bulunmadığını, aynı şekilde yabancıların getirdikleri dövize de gayrimenkul alımının dahil olmadığını bir kez daha belirteyim.</p>
<p>■ Bu yılın mart ayındaki yıllıklandırılmış veri son durumu gösteriyor. Buna göre bir yılda Türkiye’de yapılan net yatırım 10,1 milyar dolar, yurt dışındaki yatırım 7,8 milyar dolar ve net tutar yalnızca 2,3 milyar dolar.</p>
<h2>Çare hem kolay, hem çok zor</h2>
<p>Bir yabancı şirketin Türkiye’de yatırım yaparken temelde ne arayacağını herkes biliyor, tekrara gerek yok. O yüzdendir ki kendini garantiye almak isteyenler Türk mahkemeleri yerine Londra’yı adres gösteriyor ve gücü yetenler bunu sağlıyor. Gerçi bunu yapanların çoğu Türkiye’de yargının iyi işlemeyeceği değil, gün gelip belki çok daha iyi işleyeceği kaygısıyla bunu tercih ediyor.</p>
<p>Aslında yabancıların Türkiye’de yatırım yapıp yapmayacağını tartışmak da insana bazen tuhaf geliyor. Sanki Türk yatırımcılar Türkiye’de yatırım yapmaya çok niyetli mi ki yabancılar niye gelmiyor diye bir sorgulama içine girmek gereksin!</p>
<p>Şu son iki haftada yaşananlara bakan hiç kimse Türkiye’de olan bitene akıl sır erdiremez.</p>
<p>Bu koşullarda kalkıp Avrupa’dan, ABD’den ya da Uzakdoğu’dan gelip Türkiye’de yatırım yapmak…</p>
<p>Kendinizi onların yerindeymiş gibi düşünerek bakmayı deneseniz Türkiye’ye carry trade dışında para getirmeyi düşünür müsünüz?</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2101b9cfb8b-1780548025.png" alt="" width="421" height="317" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dogrudan-yatirim-mi-gelir-gelir-80385</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/7/1280x720/dolar-dollar-1766051989.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Doğrudan yatırım mı, gelir gelir! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/1-milyar-dolara-dayandi-turkiyedeki-sirketi-dunya-iss-liginde-3uncu-yapti-80384</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> 1 milyar dolara dayandı, Türkiye’deki şirketi ‘dünya  ISS ligi’nde 3’üncü yaptı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>GAZETEMİZE </strong>ziyarete gelen Danimarka merkezli tesis yönetimi grubu ISS’nin Türkiye’deki CEO’su ve ortağı <strong>Cavit Habib</strong>’i Haber Koordinatörümüz <strong>Mustafa Kemal Çolak</strong>’la birlikte karşılamaya hazırlanırken, arşivime girdim, önceki yazılarımı taradım.</p>
<p><strong>Cavit Habib</strong>’le COVID-19 pandemisinin dünyayı sardığı dönemde, Haziran 2020’de online yaptığımız sohbet sonrasında yazdığım yazıya şu başlığı attığımı gördüm:</p>
<ul>
<li><strong>ISS, 50 ülkede var, başka ülkede böyle büyüme yok…</strong></li>
</ul>
<p><strong>Cavit Habib, </strong>sektöre 1992 yılında 15 bin dolar sermaye ile kurduğu Proser’le girmiş, şirketinin yüzde 70 hissesini 2005 yılında ISS’ye satmıştı. Şirketin o günlerde 6 bin kişilik istihdamı, 40 milyon Euro cirosu vardı. ISS, zamanla Türkiye’deki şirketteki payını yüzde 90’a çıkarmıştı.</p>
<p>Haziran 2020’deki sohbette, ISS Türkiye’nin 2019 yılı sonunda ulaştığı noktayı şöyle anlatmıştı:</p>
<p>-          <strong>2019’da 4 şirketimizde çalışan 42 bin kişiyle 473 milyon Euro ciroya ulaştık. ISS, 50 ülkede faaliyet gösteriyor. Başka ülkede Türkiye’deki gibi bir büyüme yok. 42 bin personelin 10 bini sağlık sektöründe çalışıyor. Türkiye’deki AVM’lerin yüzde 90’ına hizmet veriyoruz.</strong></p>
<p><strong>Cavit Habib, </strong>ISS’nin diğer ülkelerdeki şirketlerinin çoğunun <strong>“eksi EBİTDA”</strong> noktasında bulunduğunu belirtip, Türkiye’deki büyüklükleriyle ilgili şu verileri de aktarmıştı:</p>
<p>-          <strong>Günlük hayatımızda her 7 kişiden birine hizmetlerimizle dokunuyoruz. Bankalardan AVM’lere, okullardan hastanelere, bahçe bakımına kadar her yerde hayatınıza dokunmuş oluyoruz. Kadın çalışan sayısı bakımından Türkiye’nin 3’üncü büyük işvereniyiz.</strong></p>
<p>Sonra 14 Temmuz 2022 tarihli yazımı okudum:</p>
<ul>
<li><strong>Türkiye’de tam bir büyüme ve başarı hikayesi yaşıyoruz…</strong></li>
</ul>
<p>ISS Global CEO’su <strong>Jacob Aarup-Andersen, </strong>Temmuz 2022’de İstanbul’a geldiğinde <strong>Cavit Habib</strong>’in davetiyle şirketin merkezinde buluşmuş, sohbet etmiştik.</p>
<p><strong>Cavit Habib, </strong>konuğunu hizmet verdikleri Başakşehir’deki Çam ve Sakura Hastanesi’ne götürmüş, <strong>Jacob Aarup Andersen, </strong>ISS Türkiye Grubuyla ilgili gözlemini şöyle paylaşmıştı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de tam bir büyüme ve başarı hikayesi yaşıyoruz. Buradaki şirketimiz hem Türkiye’de sektörünün en büyüklerinin başında yer alıyor hem de ISS dünyasında ilk sıralarda bulunuyor.</strong></p>
<p>Arşivi tararken <strong>Cavit Habib</strong>’in EKONOMİ Gazetesi ile birlikte düzenledikleri <strong>“ISS Ekonomi Buluşmaları”</strong>nın Bursa durağındaki açıklamasını da yeniden gözden geçirdim.</p>
<p><strong>Habib, </strong>2024 Mayıs ayı başında gerçekleşen toplantıda ISS Türkiye ile ilgili şu bilgileri ortaya koymuştu:</p>
<p>-          <strong>ISS Türkiye olarak 2005-2009 arasında 11 şirket satın aldık. 2005 yılında 40 milyon Euro olan ciromuz bugün 900 milyon Euro’ya yükselmiş bulunuyor.</strong></p>
<p><strong>Cavit Habib</strong>’le gazetedeki sohbetimize ISS Türkiye COO’su <strong>Ilgın </strong><strong>A</strong><strong>şık </strong>ile Pazarlama ve Kurumsal İlişkiler Direktörü <strong>Esin Müftüoğlu </strong>eşlik etti. <strong>Habib,</strong> söze kısa süre önce gerçekleşen önemli bir gelişmeyi aktararak girdi:</p>
<p>-          <strong>ISS, 2021 yılında Actera’ya verdiği yüzde 40 hisseyi yakın dönemde geri aldı. Bu, ISS’in global merkezinin Türkiye’ye olumlu bakışının güçlü şekilde sürdüğünü gösteriyor.</strong></p>
<p>Actera’nın ISS Türkiye’deki ortaklığının 5 yıl sürdüğünü kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Actera, hisseleri satmayı gündemine aldığında ISS global yönetimine geri alım konusunu ısrarla tavsiye ettim. Onlar da Türkiye’deki büyüme seyrimizin sürdüğünü görünce ikna olup yeniden şirketteki paylarını yüzde 90’a çıkardılar.</strong></p>
<p>ISS Türkiye’nin globaldeki yerini merak ettim, paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Ciromuz 1 milyar dolara dayandı. Şu anda ISS dünyasında 3’üncü sıraya yükselmiş bulunuyoruz.</strong></p>
<p>Bu yıl cirolarının 1 milyar Euro’yu bulmasını beklediklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>1.5-2 yılda ISS dünyasının liderliğini yakalayabileceğimizi düşünüyoruz. Liderliği hedef olarak önümüze koyduk.</strong></p>
<p>Actera’nın ISS Türkiye ortaklığından ayrılırken elde ettiği satış gelirini öğrenmek istedik, şu bilgiyi vermekle yetindi:</p>
<p>-          <strong>Actera ortaklığı gerçekleştiğinde ISS Türkiye’nin cirosu 500 milyon Euro idi. ISS dünyasında da 5’inci sıradaydık. Şimdi 3’üncü sıradayız ve ciromuz da 1 milyar dolara dayanmış durumda.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Bizim işimizin ölmesi söz konusu değil. Pandemide bile yüzde 25 küçüldük ama işimiz devam etti. Kâr marjları yüksek değil ama hep işimiz var.</strong></p>
<p><strong>Cavit Habib</strong>’in 1992 yılında 15 bin dolarla girdiği iş, ISS’nin 2005’teki büyük hissedarlığı ile büyüme ivmesi kazandı.</p>
<p><strong>Habib, </strong>ilk ortaklıktan itibaren ISS global yönetimine Türkiye’deki fırsatları anlattı, şirketi başarıyla yönetti…</p>
<p>1 milyar dolarlık ciro, ISS dünyasında 3’üncülüğe yükseliş, <strong>Habib </strong>ve ekibinin başarısını ortaya koyuyor…</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">ISS Türkiye gücüyle hedefe bölgeyi aldı</span></h2>
<p><strong>ISS </strong>Türkiye Ortağı ve CEO’su <strong>Cavit Habib, </strong>sohbet sırasında yeni hedeflerini paylaştı:</p>
<p>-          <strong>ISS Türkiye’nin gücüyle Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’a açılmayı düşünüyoruz. Oralarda bizim açımızdan ciddi potansiyel görüyoruz.</strong></p>
<p>Birçok Batılı şirketin ABD-İsrail-İran savaşının patlamasıyla bölgeden ayrılma eğitimine girdiğini anımsattık, şu değerlendirmeyi yaptı:</p>
<p>-          <strong>Herkes kaçarken bizim bölgeye gitmemiz lazım.</strong></p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Bursa’daki hastane açılırken asgari ücretten yüzde 25 fazla verdik, 700 kişi aldık</span></h2>
<p><strong>ISS </strong>Türkiye Ortağı ve CEO’su <strong>Cavit Habib, </strong>Bursa’daki hastane açılışı sırasında eleman açığının kapatılmasıyla ilgili şu bilgileri aktardı:</p>
<ul>
<li><strong>İhaleye girerken yeni alınacak personele asgari ücretin yüzde 25’i düzeyinde fazla vermeyi planladık. İhaleye o teklifle kazandık.</strong></li>
<li><strong>15 gün gibi kısa bir sürede hastanede bizim vereceğimiz hizmetler için 700 kişi işe almamız gerekiyordu. Asgari ücretin yüzde 25 fazlasını teklif edince, 15 günde 700 kişiyi işe alabildik.</strong></li>
</ul>
<p>Bu noktada şu yorumu yaptı:</p>
<p>-          <strong>Avrupa’da birçok ülkede asgari ücret kalktı. Artık </strong>“geçinme endeksi”<strong>ni konuşmak ve dikkate almak daha doğru gibi geliyor bana.</strong></p>
<h2><span style="color: #236fa1;">Türkiye’de 250 mutfağımız var, günde 1 milyon öğün yemek ‘yapay zeka’ tasarımıyla çıkıyor</span></h2>
<p><strong>ISS </strong>Türkiye Ortağı ve CEO’su <strong>Cavit Habib, </strong>üstlendikleri hizmetlerde ilk sırada temizlik işlerinin bulunduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Temizlik, bizim iş yelpazemizde açık ara birinci. Onu yemek işi takip ediyor. Sağlık tarafı da işlerimizin yüzde 40’ını oluşturuyor. Yemek ve temizlik işimiz kafa kafaya gelmek üzere.</strong></p>
<p>Türkiye’de toplam 250 mutfaklarının olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Sardunya’nın yerinde yemek pişirme tarafını almıştık. </strong>“ISS Catering”<strong>i kurup yemek işimizi büyüttük. Günde 1 milyon öğün yemek hazırlayıp, yerinde servis ediyoruz. Biz yemek taşımıyoruz.</strong></p>
<p>Kişi başına yemek ücretlerini merak ettik, anlattı:</p>
<p>-          <strong>Şirket ve kurumların taleplerine göre 180-200 lira olan da var, 300-400 lira olan da. Yabancı şirketler ve kurumlar 300-400 lira bandını tercih ediyor.</strong></p>
<p>Menü hazırlamada <strong>“yapay zeka”</strong>yı kullandıklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>İmzaladığımız şartnamelerde yer alan beklentiler sisteme yükleniyor. Haftalık hava koşulları, gıda fiyatları gibi değişen koşullara göre </strong>“yapay zeka” <strong>desteğiyle sunulan yemeklerin toplam kalorisinin düşmemesine dikkat edilerek öğünler belirleniyor.</strong></p>
<p>Fiyatlara göre öğün tasarımına örnek verdi:</p>
<p>-          “Yapay zeka” <strong>desteğiyle hazırlanan yemeklerin girdi maliyetleri çok ince detaya kadar hesaplanıyor. Örneğin, o hafta havuç fiyatı yükselmişse, onu çıkarıp m</strong><strong>e</strong><strong>nüye patates ekliyor.</strong></p>
<p>Servis edilen yemeklerin tüketim grafiğinin de <strong>“yapay zeka” </strong>desteğiyle hazırlandığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Örneğin servis edilen ıspanak yemeğinin yüzde 20’si tüketilmiyorsa ona göre öğün tasarımı yapılıyor. Yani, tüketim verisine göre öğünlerdeki çeşitleri değiştiriyoruz.</strong></p>
<p>Güçlü bir aşçı kadrosuna sahip olduklarını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>1000’e yakın aşçı istihdam ediyoruz.</strong></p>
<p>ISS Türkiye’nin istihdamının 46 bini bulduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Güvenlik tarafı için eleman bulmada sıkıntı var</strong><strong>.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/1-milyar-dolara-dayandi-turkiyedeki-sirketi-dunya-iss-liginde-3uncu-yapti-80384</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/4/1280x720/cavit-habib-1780552712.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 1 milyar dolara dayandı, Türkiye’deki şirketi ‘dünya  ISS ligi’nde 3’üncü yaptı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-80383</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı kurumlar Türkiye büyüme tahminlerini düşürdü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Yabancı Kurumlar Türkiye Büyüme Tahminlerini Düşürdü! | Ekonomi Masası | 04 HAZİRAN" src="https://www.youtube.com/embed/QIGmEScFk6E" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-80383</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/3/1280x720/seref-oguz-berfin-cipa-1771303069.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/saglikli-hayata-katki-fonu-olusturulacak-80382</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 07:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Sağlıklı Hayata Katkı Fonu&#039; oluşturulacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Sağlık Bakanlığı’nın, sağlık alanında kamu kurum ve kuruluşlarına kaynak aktarımı ve okullardaki beslenmeyi destekleme amacıyla “Sağlıklı Hayata Katkı Fonu” kurulması için bir taslak hazırladığı öğrenildi. EKONOMİ’nin elde ettiği taslak metnine göre, bu fona şekerli içeceklerden içerdikleri şeker oranına göre 2 TL-5 TL, paketli tütün ürünlerinden 20, paketsiz tütün ürünlerinden kg başına 100 TL, atıştırmalıklardan satış fiyatının yüzde 20’si, nişasta bazlı şeker içeren gıdalardan şekerli içecekler için belirlenin şeker oranlarına bağlı olarak 4 ve 10 TL kesilerek fona aktarılacak. Fon kamu tüzel kişiliği olarak Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulacak ve yönetim kurulu kararıyla harcama yapacak. Fonun Yönetim Kurulu Sağlık Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı bakan yardımcılarından oluşacak.</p>
<h2>Fon vergiden muaf olacak </h2>
<p>Taslağa göre, fon kurumlar vergisinden muaf olacak, ayrıca elde ettiği gelirler bakımından iktisadi işletme oluşmuş sayılmayacak. Fonun kazanç ve iratları üzerinden Gelir Vergisi ve Kurumlar Vergisi kesintileri de yapılmayacak. Fonun damga vergisinden, bağışlar bakımından veraset ve intikal vergisinden, projesi kabul edilen yararlanıcılara aktarımlarda bankalar ve finansman şirketleri tarafından tahsil edilen faiz tutarları ve kar payları BSMV ve KKDF’den müstesna tutulması taslakta öngörüldü. Yine taslağa göre, fona yapılan nakit bağış ve yardımlar, gelir ve kurumlar vergisinden indirilebilecek.</p>
<h2>Biriken para nasıl aktarılacak? </h2>
<p>Fon, genel sağlığın korunması amacını taşıyor. Bu kapsamda proje bazlı çalışılacak. Projelere, teşvik, hibe, destek ve kredi programlarıyla kaynak aktarılacak. Okullarda sağlıklı beslenme programları, çocukluk obezitesinin izlenmesi, diş sağlığı taramaları, okul kantinlerine destek, gıda sanayiinde şeker azaltma ve ürün formülasyonu için AR-GE çalışmalarına kaynak verilecek.</p>
<p>Ayrıca, beslenmede tüketici farkındalığı için reklam ve tanıtımlara para aktarılacak. Tütün karşıtı reklam ve kampanyalar da desteklenecek. Belediyelerin sağlıklı yaşam projeleri kapsamında park, yürüyüş yolu, spor sahası, okul salonlarının modernizasyonuna para verilecek. Bunun yanında, ulusal yürüyüş ve egzersiz kampanyaları, sağlıklı hayat merkezi kurulması, mevcutlarının kapasite artışı, mobil sağlık ekiplerince dezavantajlı bölgelerde obezite taraması, beslenme eğitimi, çocukların şeker tüketim ulusal haritası, akademik araştırmalarına kaynak sağlanacak. Pasif sigara etkilenmesini önlemek için kapalı alan denetimlerinin yaygınlaştırılmasıyla tütünle ilişkili hastalıkların izlenmesi, bunların tespiti için gerekli cihaz ve sarf malzemesi alımları da desteklenecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Fonun gelir kaynakları ve sektöre yönelik pay oranları</span></h2>
<p>Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan Sağlıklı Hayat Fonu kurulmasına yönelik yasa taslağında, tütün ve şekerli içecek, yiyecek sektörüne yönelik pay alınması ana gelir kaynağı olarak önerildi. Bu paylar üreten veya ithal eden gerçek ve tüzel kişilerden tahsil edilecek. Taslağa göre pay alınacak ürünler ve pay oranları-tutarları şöyle: </p>
<p>■ Şekerli içeceklerde, a)100 mililitredeki şeker 5 ila 7,5 gram ise 100 mililitre başına 1 TL; 7,5 gramdan 11 grama kadar şeker içerenlerde 100 mililitre başına 2 TL; 11 gram ve üzerinde şeker içeren içecekler için 100 mililitre başına 5 Türk lirası. </p>
<p>■ Tütün ürünlerinde, b) Paketli tütün ürünlerinde paket başına 20 TL; Paketsiz olarak satılan tütün ürünlerinde kilogram başına 100 TL. </p>
<p>■ Atıştırmalıklarda, c) Aşırı tüketimi tavsiye edilmeyen atıştırmalık gıdalarda satış fiyatı üzerinden yüzde 20; ç) İçerdiği şeker miktarına ya da oranına bakılmaksızın nişasta bazlı şeker içeren gıdalardan; içeceklerde (a) bendinde belirlenen en yüksek tutarın (5 TL) iki katı olarak 10 TL; aşırı tüketimi tavsiye edilmeyen atıştırmalık gıdalar için ise (c) bendinde belirlenen oranın (Yüzde 20) iki katı (Yüzde 40) pay alınacak.</p>
<p>Paylar aylık olarak ödenecek. Pay ödemeleri 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine tabi olacak. Taslak, Cumhurbaşkanı’na tutar ve oranları yarıya kadar indirmeye ve iki katı kadar artırmaya yetki veriyor. Tutarlar her yıl yeniden değerleme oranı kadar artırılacak. Fon gelirlerine yurt içi ve yurt dışı nakdi bağış, yardım ve hibeler de dahil edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/saglikli-hayata-katki-fonu-olusturulacak-80382</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/gida-market.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sağlık kuruluşlarına kaynak sağlamak ve okullarda beslenmeyi desteklemek amacıyla “Sağlıklı Hayata Katkı Fonu” kuruluyor. Taslak metne göre, oluşturulacak bu fona; şekerli içecekler, ambalajlı atıştırmalıklar ve tütün ürünlerinin satış fiyatlarından kesinti yoluyla kaynak sağlanacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/perakendede-asil-sorun-ciro-degil-karsizlik-oldu-toparlanma-otelendi-80381</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 07:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Perakendede asıl sorun ciro değil kârsızlık oldu, toparlanma ötelendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Perakende Günleri 2026, “Hızla Değişen Perakende Sektöründe Öncü Olmak” ana temasıyla 25’inci kez düzenlendi. 10 bin 800’ü aşkın katılımcıya ve 4 bin 500’den fazla firmaya ev sahipliği yapan organizasyon; konferans programı, fuar alanı, B2B görüşmeler, özel toplantılar ve networking fırsatlarıyla perakende ve e- ticaretin tüm ekosistemini bir araya getirdi. Bugün sona erecek etkinlik kapsamında perakende dernekleri başkanlarının bir araya gelerek sektörel sorunları ele aldığı bir de basın toplantısı düzenlendi.</p>
<h2>İyileşme olmadan yatırım zor </h2>
<p>Toplantıda konuşan sektör temsilcileri, perakende ve hizmet sektöründe temel sorunun satış hacminden çok karlılık olduğunu vurguladı. Artan maliyetler, yüksek faiz ortamı ve zayıflayan satın alma gücü nedeniyle şirketlerin cirolarını koruyabilmesine rağmen kar marjlarının ciddi şekilde daraldığına dikkat çekildi. Zincir Mağazalar Derneği (ZMD) Başkanı Serhan Tınastepe, perakende sektörünün büyümesinin önündeki en büyük engellerin yüksek faiz, yüksek enflasyon ve finansmana erişim sorunları olduğunu belirterek, ekonomik göstergelerde kalıcı iyileşme sağlanmadan yeni yatırımların hız kazanmasının zor olduğunu söyledi. Tınastepe, mevcut faiz seviyelerinde şirketlerin yeni mağaza açma, yatırım yapma veya büyüme konusunda isteksiz davrandığını ifade etti. Yeni markaların ortaya çıkabilmesi için yatırım ikliminin iyileştirilmesi gerektiğini vurgulayan Tınastepe, faiz ve enflasyonun düşmesinin yanı sıra finansmana erişimin kolaylaştırılması ve halka arz süreçlerinin hızlandırılmasının da kritik önem taşıdığını kaydetti. Türkiye’de potansiyeli yüksek birçok markanın bulunduğunu ancak halka açık şirket sayısının halen sınırlı kaldığını belirten Tınastepe, güçlü kurumsal yapılar ve profesyonel yönetim anlayışının daha fazla markaya yayılmasının hem sektör hem de ülke ekonomisi açısından önemli kazanımlar sağlayacağını söyledi.</p>
<h2>Kira en büyük maliyet kalemi </h2>
<p>Sektörün en büyük maliyet kalemlerinden birinin kira giderleri olduğunu dile getiren Tınastepe, asıl sorunun düzenli kira artışlarından ziyade sözleşme yenileme dönemlerinde talep edilen yüksek artış oranları olduğunu ifade etti. Bu konuda iş yeri sahipleriyle öncelikle uzlaşma aradıklarını belirten Tınastepe, anlaşma sağlanamayan durumlarda ise hukuki süreçlerin devreye girdiğini söyledi. Perakende sektöründe ilginç bir tablo yaşandığını belirten Tınastepe, birçok şirketin bütçelerinde öngördüğü ciro hedeflerine ulaşabildiğini ancak aynı başarının karlılıkta görülmediğini söyledi. “Sorun ciroda değil, marjlarda yaşanıyor” diyen Tınastepe, tüketici talebini canlı tutmak ve nakit akışını korumak amacıyla yoğun kampanyalar ve yüksek oranlı indirimler uyguladıklarını, bunun da kar marjlarını aşağı çektiğini ifade etti.</p>
<h2>Toparlanma 2027’ye ötelendi </h2>
<p>Alışveriş Merkezleri ve Yatırımcıları Derneği (AYD) Başkanı Nuri Şapkacı, perakende sektörünün küresel belirsizlikler, jeopolitik riskler ve yüksek maliyet baskıları nedeniyle zorlu bir dönemden geçtiğini belirterek, yıl başında beklenen hızlı toparlanmanın gerçekleşmediğini ve daha dengeli bir iyileşme beklentisinin 2027 yılına ötelendiğini söyledi. Şapkacı, Nisan ayında AVM ziyaretçi sayılarının geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4,5 arttığını ancak bu hareketliliğin satışlara aynı ölçüde yansımadığını ifade etti. Kategori bazında bakıldığında kişisel bakım ve kozmetik sektörünün yüzde 55,5, teknolojinin ise yüzde 42,8 nominal büyüme ile öne çıktığını dile getiren Şapkacı, yiyecek-içecek kategorisinin de yüzde 34,4 büyüdüğünü söyledi. Moda ve eğlence gibi kategorilerin ise tüketicilerin harcamalarını ertelediği alanlar olarak enflasyonun altında performans gösterdiğini belirtti. Yatırımcı tarafında ise yüksek finansman maliyetleri, krediye erişim sorunları ve ekonomik belirsizliklerin yeni AVM yatırımlarını sınırladığını belirten Şapkacı, yeni yatırımların olmamasının pazara girmek isteyen markaların yer bulmasını, büyümek isteyen markaların ise genişlemesini zorlaştırdığını söyledi.</p>
<h2>İhtiyaç odaklı hareket başladı </h2>
<p>Tüketicilerin alışverişten vazgeçmediğini ancak daha seçici ve ihtiyaç odaklı hareket ettiğini ifade eden Şapkacı, artık ürün ve hizmetin yanında deneyim, kolaylık ve teknoloji kullanımının da önem kazandığını kaydetti. Özellikle 25 bin metrekarenin altındaki küçük ölçekli AVM’lerde dönüşüm ihtiyacının belirginleştiğini belirten Şapkacı, mevcut alışveriş merkezlerine yönelik yatırımların sürdürülmesinin sektörün geleceği açısından kritik olduğunu söyledi. Ticari gayrimenkullerde daha öngörülebilir bir yatırım ortamına ihtiyaç duyulduğunu dile getiren Şapkacı, ticari kira rejiminin konut kira rejiminden ayrılması ve sözleşme serbestisinin güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<h2>Restoran dolu, işletme karsız </h2>
<p>Tüm Restoranlar ve Turizmciler Derneği (TÜRES) Başkanı Ünal Dölek, yiyecek- içecek sektöründe işletmelerin en büyük sorununun kârsızlık olduğunu belirterek, dışarıdan bakıldığında restoranların dolu görünmesine rağmen birçok işletmenin ay sonunda ya çok düşük kazanç elde ettiğini ya da zarar ettiğini söyledi. Dölek, sektörün bugün ciddi bir maliyet baskısı altında faaliyet gösterdiğini ifade ederek, “Asıl soru restoranların dolu olup olmadığı değil, işletme sahibinin ay sonunda cebine ne kadar para koyabildiğidir. Birçok işletme ayakta kalma mücadelesi veriyor” dedi.</p>
<h2>Ciro-kira oranı yüzde 40'a yaklaşıyor </h2>
<p>Türkiye’de kira yükünün uluslararası standartların oldukça üzerine çıktığını belirten Dölek, dünyada ciro-kira oranının genellikle yüzde 5-8 seviyelerinde bulunduğunu, Türkiye’de ise bu oranın birçok işletmede yüzde 25-30’a, bazı örneklerde yüzde 40’a kadar yükseldiğini söyledi. Bu yapının sürdürülebilir olmadığını vurgulayan Dölek, sektörün en büyük maliyet kalemlerinin artık hammadde değil işçilik ve kira giderleri haline geldiğini ifade etti. Dijital yemek siparişi platformlarının da sektör üzerindeki baskıyı artırdığını söyleyen Dölek, bazı restoranlarda komisyon ve reklam maliyetlerinin sipariş tutarının yüzde 40-50’sine kadar ulaşabildiğini belirterek, “Bin liralık bir siparişin 400-500 lirası platform maliyetlerine gidebiliyor. Yoğun kurye trafiği piyasada canlılık görüntüsü oluşturuyor ancak birçok işletme bu siparişlerden yeterli kârlılığı sağlayamıyor” dedi.</p>
<h2>Maliyetler kontrolden çıktı </h2>
<p>GPD Başkanı Alp Önder Özpamukçu, maliyetlerin kontrol edilemez noktaya geldiğini belirterek, “Farklı yükümlülükler ile gelen ek maliyetler ile perakendecilerin hem operasyonları zorlanıyor hem de haksız rekabete yok açıyor. Bunlar sonuçta tüketiciye yansıyan, enflasyon ile mücadeleyi zorlayan faktörler. Gıda perakendesinde gıda enflasyonu olarak baktığımızda zorlayıcı oluyor. Bu tarz ek maliyetlerin mutlaka gözden geçirilerek düşürülmesi gerekiyor. Gıda güvenliği tüketicinin güvenli gıdaya erişmesinde son derece önemli. Dünyada üretilen gıdanın üçte biri tüketilmeden kaybediliyor. İsraf oluyor. Türkiye’de ise bu rakam 23 milyon ton. Gıda kaybıyla mücadelede bütüncül bir yaklaşım sergilenmeli.</p>
<p>BMD Başkanı Sinan Öncel, tam kapasite çalışamayan ya da sipariş hacmi düşen üretim tesislerinin mevcut maliyet yapısıyla faaliyetlerini sürdürmekte zorlandığını anlattı. Öncel, “Bu nedenle bazı işletmeler küçülme ya da faaliyetlerini sonlandırma yoluna gitmek zorunda kalıyor. Yılbaşından bu yana kapanan veya üretimini azaltan firmaların önemli bir kısmı, artan maliyetler karşısında ayakta kalmakta zorlandı. Bu sürecin bir süre daha devam etmesi muhtemel görünüyor. Daralan bir pazarı sürekli borçlanarak finanse etmek mümkün değil. Özellikle enflasyonun yüzde 30'un altına gerilemesi önemli bir eşik olacaktır” ifadelerini kullandı. TURTÜD Başkanı Kaya Demirer de konuşmasında yenilen yemeğin ederini bulamadıkları bir dönemden geçildiğine dikkat çekerek, “Bu 3 yıldır hafiflemeyen bir baskıyla devam ediyor. Hammaddemiz gıda ürünleri ve tarihi bir rekorla fiyatı artıyor” dedi. ETÜDER Başkanı Melih Şahinöz de ülkenin tüketici için pahalı kalma gerçeğinin değişmediğini belirterek, “Eskiden restorana gidenler şimdi ağırlığı zincir marketlere gidip alıp evde ya da parkta yeme yoluna gidiyor” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/perakendede-asil-sorun-ciro-degil-karsizlik-oldu-toparlanma-otelendi-80381</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/avm-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Perakende Günleri’nde bir araya gelen sektör temsilcileri, satışların belirli ölçüde devam etmesine rağmen karlılığın hızla eridiğine dikkat çekti, toparlanma beklentisinin 2027’ye ötelendiğini ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/konkordato-oncesinde-hissede-ralli-patron-ve-fonlardan-satis-80380</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 07:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Konkordato öncesinde hissede ralli, patron ve fonlardan satış!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Borsa İstanbul’a Mart 2021’de katılan Türk İlaç Serum önceki gün konkordato kararı aldığını duyurdu. Borsa macerası dalgalı seyir izleyen şirket hisseleri konkordato kararı öncesinde mayıs başında bir ralli yaşadı. ortaklar da bu hareketleri ortaklar hisse satışıyla değerlendirdi. 21 Mayıs’ta kredi derecelendirme şirketi JCR Eurasia’dan şirketin kötü durumuna yönelik uyarılar yer aldı öncesinde 4 Mayıs’tan itibaren yatırım fonlarında hisseden hızlı çıkışlar gözlendi. Türk İlaç Serum’un iki borçlanma aracı ihracı da yatırım fonlarında yer alıyor ve bu ayrı bir riske de işaret ediyor. Piyasa uzmanları Sermaye Piyasası Kurumu’nun daha hızlı davranması gerektiğini küçük yatırımcıların bu hikayede oldukça zarar gördüğünü vurguladı.</p>
<h2>Bedelsiz sermaye artırımı geldi </h2>
<p>Türk İlaç Serum pandemi döneminde borsaya açılan çoğu şirket gibi macerasına tavan serisiyle başladı. Özellikle pandemide aşı ihtiyacı ve üretim konusunda açıklamalarla ümit veren şirketin Mayıs 2024’te kadar hisse hareketleri daha sakin seyrederken o tarihten itibaren yukarı ve aşağı yönlü hızlı gidiş gelişler yaşanmaya başladı. Geçen yıl ağustosta da yükselen hisselerde en dikkat çekici hareketler ise bu yıl 27 Nisan’da yüzde 540,89 oranında bedelsiz sermaye artırımı sonrası gerçekleştirdi. Bu işlemle birlikte Türk İlaç Serum hisse sahiplerinin elindeki her 100 adet hisse 640 adete yükseldi. Şirket mevcut sermayesini 161 milyon 805 bin liradan 1 milyar 37 milyon liraya çıkardı. Ve hisse ralliye başladı. Hisse fiyatı 27 Nisan’dan rekor kırdığı 8 Mayıs’a kadar yüzde 35 yükseldi ve aynı gün şirket ortaklarından hisse satış duyurusu Kamuyu Aydınlatma Platformu’na yansıdı.</p>
<h2>Yatırım fonlarından hızlı satış </h2>
<p>Piyasa uzmanlarının verdiği bilgiye göre bedelsiz sermaye artırımı öncesinde şirket ortaklarının borsada işlem gören tipe dönüştürdüğü hisseler de bu dönemde satışa konu oldu. Ayrıca yüklü şirket hissesi elinde bulunduran yatırım fonlarında 4 Mayıs’tan itibaren KAP’a açıklamalar düşmeye başladı. Bir yatırım fonu ara ara Türk İlaç Serum hisselerinde satışa başladı ve o günden düne kadar sattığı miktar 100 milyon lotun üzerine çıktı. Uzmanlar şirket ortaklarının işlem gören tipe dönüştürdüğü hisselerin de bu ralli döneminde satıldığını kaydetti. Özellikle 8 Mayıs’ta şirket ortaklarının satışı sonrasında 10 Mayıs’ta yaşanan yüklü satış öne çıktı. Piyasa uzmanları ortada henüz bir açıklama yokken yatırım fonlarındaki bu hızlı satışın dikkat çekici olduğunu bu durumun da piyasa regülatörleri tarafından incelenmesi gerektiğini dile getirdi.</p>
<h2>İki bonosu yatırım fonlarında </h2>
<p>Bu arada şirket 18 Mart'ta 30 milyon liralık, 30 Mart'ta 336 milyon liralık iki finansman bonosu ihracı gerçekleştiren şirketin tahvilleri de yatırım fonlarında bulunuyor. Henüz mayıs ayına ilişkin yatırım fonlarının portföy açıklamaları olmadığı için nisan sonu itibariyle hemen hemen 20 fonda Türk İlaç Serum şirketinin ihraç ettiği bonolar yer alıyor. Bu fonlar arasında borçlanma araçları, serbest şemsiye, değişken şemsiye ve para piyasası fonları yer alıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">KAP açıklaması, bugünün geleceğinin habercisi oldu</span></h2>
<p>21 Mayıs’a gelindiğinde KAP’a düşen açıklama bugünün geleceğinin habercisi gibi oldu. Kredi derecelendirme kuruluşu JCR Eurasia, şirketin izleme ve gözden geçirme faaliyetleri kapsamında değerlendirmeye tabi tutulduğunu belirtti. Kredi derecelendirme kuruluşunun açıklamasında kredi geri ödemelerine ilişkin olarak 14 Mayıs 2026’da başlayan ve inceleme tarihi itibarıyla henüz kapatılmadığı görülen gecikme kayıtlarına, 20 Mayıs 2026 tarihinde oluşan karşılıksız çek kayıtlarına, gözden geçirme tarihi itibarıyla kısa vadede yoğunlaşan yüksek tutarlı çek ödeme yükümlülüğünün bulunmasına dikkat çekildi. Kurum ayrıca 2026 ilk çeyrek sonu itibarıyla dönem karı elde edilmiş olmasına rağmen, 2025 yılsonunda oluşan yüksek dönem zararı olduğuna ve artarak devam ettiği görülen ve gözden geçirme tarihi itibarıyla da yüksek seviyesini sürdüren banka kredilerinin kısa vade ağırlıklı yapısına işaret etti. Tüm bu uyarılardan sonra Türk İlaç Serum’un Uzun Vadeli Ulusal Kurum Kredi Rating Notu 'BBB (tr)' seviyesinden 'BB (tr)' seviyesine, not görünümü ise 'Durağan' dan 'Negatif'e revize edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/konkordato-oncesinde-hissede-ralli-patron-ve-fonlardan-satis-80380</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/01/konkordato_EK.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsada daha geçen ay bedelsiz sermaye artırımı yapan ve hisse fiyatındaki ralli ile dikkat çeken Türk İlaç Serum şirketi konkordato kararı aldı. Bu karar öncesinde şirket ortaklarının yüklü hisse satışı ile yatırım fonlarının şirket hisselerinden çıkışı dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kavuncu-goleti-ve-ornitofaunasinin-akibeti-80407</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kavuncu Göleti ve Ornitofaunasının akıbeti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kavuncu Göleti 2022’deki incelemelerde “Öneri Doğal Sit Alanı” ilan edildi. Çevre Bakanlığı ihale yoluyla ‘Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporu’ hazırladı. Bölgenin Doğal Sit Alanı ilan edilmesi beklenirken, hemen sınır ötesi Eskişehir Özel Endüstri Bölgesi ilan edildi. </strong></p>
<p>Sango 3 ve 5 anlamına geliyor; “3 temel bağ”, “5 değişmez erdem” Bu rakamların altındaki ilkeler, Konfüçyüs’ten beslenen Çin toplumunda ideal bir toplum ve birey olmanın anahtarı olan ahlaki ve sosyal düzenin şifreleri olarak kabul ediliyor.</p>
<p>Sango Otomotiv adından da anlaşılacağı üzere bu ilkeleri de gözeterek dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi 2002’den bu yana Gebze’deki fabrikasında egzoz ve susturucu sistemleri üretiyor. Bu ürünler ne kadar çevre dostu olarak geliştirilirse geliştirilsin sonuçta araçlardan çıkan karbona aracı oluyorlar.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a211046f07f5-1780551750.png" alt="" width="454" height="396" />Bu nedenle olsa gerek 1928’den bu yana üretim yapan şirket; Çin, Türkiye, Tayland, ABD, Endonezya, Kanada, Meksika, Hindistan ve Japonya’daki 17 fabrikasında Sango Ormanları oluşturarak bir tur karbon emici ağaç kuşağı ile ‘karbon dengesi’ peşinde koşuyor. Hız için, daha verimli olmak için Japon botanikçi Akira Miyawaki tarafından geliştirilen ve yoğun, doğal ormanlar oluşturmaya yardımcı olan bir teknik kullanılıyor. Sango’nun fabrikalarında bugüne kadar 326 bin 175 ağaç dikildiğini, birinci aşama hedefin 350 bin ağaç olarak belirlendiğini de ekleyelim.</p>
<p>Aslında üretim yaparken karbon salanlar, zorunlu olmasalar da ağaç dikmek yerine, karbon kredisi alarak bir tür ‘ahlaki’ denge sağlayabilirler. ClimeCo Türkiye Başkanı Volkan Ural dünyada karbon kredisi satın alma konusunda 15-20 yıldır çalışan gönüllü pazarlar olduğunu, Türkiye’de de bu pazarın gelişmekte olduğunu anlatıyor. Bu alışverişte öncelikle doğanın ne kadar kirletildiğinin hesaplanması gerekiyor. Böylelikle x birimlik doğa zararı karşısında, y birimlik temiz enerji satın alınarak bir denge kuruluyor. Ardından bu alışverişin yetkili kurumlarca tescillenmesi gerekiyor.</p>
<p>Bu alışverişin bir de zorunlu olan tarafı var. Bu da hükümetler ve uluslararası kuruluşlar tarafından belirlenen karbon emisyon sınırlarına uymak zorunda olan şirketler için düzenlenen piyasa.</p>
<p>Avrupa Birliği’nin sınırda karbon mekanizmasının özeti de bu zaten. ”Bana mal satacaksan içindeki karbon bedelini ödeyeceksin.” Türkiye emisyon ticaret sistemini kurduğu takdirde sanayici üründe saklı karbonun bedelini burada ödeyecek, kuramazsa AB sınırında… Nitekim geçtiğimiz günlerde karbon sertifika fiyatı belirlendi: Ton başına 75,36.</p>
<p>Üretimi nerede yaparsan yap, üründe karbon yer almasını önleyemiyorsan, bedelini ödesen de ödemesen de çevreye zarar veriyorsun demektir. Bu durumda Eskişehir’de ilan edilen Mega Endüstri Bölgesi’nin sınırında yer alan Kavuncu Göleti’nin akıbetini de düşünmek zorundayız. Sadece Kavuncu Göleti değil, bu göletten beslenen göçmen kuşları da.</p>
<p>Kavuncu Göleti 2022’deki incelemelerde “Öneri Doğal Sit Alanı” ilan edildi. Çevre Bakanlığı Kavuncu Göleti için ‘Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporu’ hazırlanması için ihale yaptı. Uzman akademisyenler alanı 4 mevsim yerinde inceleyerek hazırladıkları raporu bakanlığa sundular.</p>
<p>Bölgenin Doğal Sit Alanı ilanı beklenirken, tam da bu aralarda yaklaşık 34 milyon metrekare büyüklüğündeki Eskişehir Özel Endüstri Bölgesi ilan edildi. Hem de ham toprak ve mera alanı üzerinde ve Kavuncu Göleti’ne sınır olacak şekilde…</p>
<p>Eskişehir’in Günyüzü İlçesinde bulunan Kavuncu Göleti’ndeki kuş türlerini tespit etmek amacı ile 2018-2020 yılları arasında Emir Özay ve Nuri Kaan Özkazanç tarafından yapılan bir çalışmaya göre “Alanda 19 takıma ait 50 familyadan 206 kuş türü tespit edildi. Tespit edilen türlerden 2 küresel ölçekli olarak tehlike altında, 3 adedi hassas ve 5 adedi ise tehdide yakın” olarak sınıflandırıldı. Bunlar; Küçük Akbaba, Dikkuyruk, Elmabaş Patka, Şah Kartal, Toy, Pasbaş Patka, Kara Akbaba, Ala Doğan, Çamur Çulluğu ve Gökkuzgun kuşları.</p>
<p>Ayrıca başta pembe flamingo, balıkçıl, atmaca, şahin, doğan, baykuş, leylek, bıldırcın, keklik ve martılar olmak üzere tanıyamadığımız, ismini bilmediğimiz nice kuş türlerinden 100 tür yerli, 79 tür yaz göçmeni, 21 tür kış göçmeni ve 6 tür ise transit tür olarak kayıtlanmış. Araştırmada, ‘kuş cenneti’ olarak da nitelendirilen bu alanın farklı etmenler sebebi ile habitat bozulması ile karşı karşıya olup büyük bir tehlike altında olduğu dile getirilmiş.</p>
<p>Bu bölgenin mega endüstriyel alan ilan edilmesiyle büyük bir sınav yaşayacağımız ortada. Bir yanda doğaya verdiğimiz zararı telafi etmek için gönüllü olarak ‘zararı telafi etmeye’ çalışırken, diğer yandan küresel kurallara uyarak içeride ya da dışarıda üretilen mala gizlenmiş karbonun vergisini ödemek zorundayız…</p>
<p>Dünya eski dünya değil. Bu nedenle yaylayı ve merayı endüstriyel üretime açmanın sorumluluğu çok daha ağır olacak. Yaylada, merada, çevre ile sanayiyi barış içinde tutmayı ve her ikisini de yaşatmayı başarabilirsek dünya ölçeğinde örnek olacak bir iş yapmış olacağız.</p>
<p>Karbona gönüllü ya da gönülsüz vergi biçilen bir çağda aksini düşünmek mümkün bile değil.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kavuncu-goleti-ve-ornitofaunasinin-akibeti-80407</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kavuncu Göleti ve Ornitofaunasının akıbeti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayinin-yapay-zeka-destegiyle-donusumu-icin-yolun-basindayiz-80405</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Sanayinin yapay zekâ desteğiyle dönüşümü için yolun başındayız&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>LEVENT AKBAY</strong></p>
<p>Başta KOBİ’ler olmak üzere sanayinin ‘yapay zekâ’ desteğiyle dönüşmesi için henüz yolun başında olduğumuz ortaya çıktı. Yapay Zekâ Etki Çalıştayı’nın 6 sektördeki ilk sonuçları Türkiye’nin en fazla sanayileştiği bölgelerde bile yapay zekânın ‘yoklar dizisi’ altında gelişmeye çalıştığını ortaya koydu.</p>
<p>Kocaeli Üniversitesi ev sahipliğinde; Kocaeli Valiliği, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi (KOSTÜ) ve Kocaeli Sanayi Odası iş birliğiyle düzenlenen “Yapay Zekâ Etki Çalıştayı”nın ilk sonuçlarına göre dile getirilen ve gelişmeyi önleyen ‘yok’lar kabarık bir listeyi oluşturuyor.</p>
<p>Yapay zekânın gelişme hızını ve diğer sektörlere desteğini belirleyecek ‘yok’lar arasında; “Anonimleştirilmiş veriler, bu verilerin biriktirildiği veri merkezleri, verileri işleyecek yapay zekâ merkezleri, yapay zekâ kullanılarak geliştirilecek KOBİ’lerle iş birliği projeleri, sektörün gelişmesine yönelik özel teşvikler, yapay zekânın yararları, zararlarına ilişkin farkındalık çalışmaları, veri güvenliği sağlanması, yüksek maliyetler nedeniyle ortak kullanılacak altyapılar, ‘sızıntı’ riski nedeniyle üretilecek yerli çözümler, kamu-akademi-iş sanayi iş birliği uyumu, projenin alt dallarını içeren eylem planları, veri toplamayı destekleyen yasal düzenlemeler” ilk sıralarda yer alıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a210f1d0eaad-1780551453.jpg" alt="" width="700" height="466" /><strong>80 katılımcı ‘yapay zekâ’yı masaya yatırdı…</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nuh Zafer Cantürk rektörlüğündeki Kocaeli Üniversitesi’nin 2026 yılı boyunca “Bilim, Kent ve Gelecek Vizyonu Çalıştayları” kapsamında düzenlenen Yapay Zekâ Etki Çalıştayı’nda 6 masada 80 kadar bilim adamı, sanayici ve kamu temsilcisi ‘yapay zekâ’yı konuşarak yapay zekâ teknolojilerinin farklı disiplinler üzerindeki etkileri çok yönlü olarak ele alındı. “Mühendislikte Yapay Zekâ: Akıllı Sistemlerden Otonom Geleceğe”, “Tıpta Yapay Zekâ: Tanıdan Tedaviye Akıllı Dönüşüm”, “Eğitim ve Yükseköğretimde Yapay Zekâ”, “Hukuk, Etik ve Yapay Zekâ”, “Sosyal Bilimlerde Yapay Zekâ” ve “Yapay Zekâ ve İstihdam” başlıklarında yürütülen oturumlarda; yapay zekânın mevcut etkileri, gelecekte oluşturacağı dönüşümler ve sektörlere yönelik fırsatlar kapsamlı şekilde değerlendirildi. Çalıştayda ortaya çıkan bulgular ve alınması gereken önlemler şöyle:</p>
<p><strong>İSTIHDAM VE YAPAY ZEKÂ</strong></p>
<p>▶ Yapay zekâ çağında istihdam teknik değil toplumsal bir dönüşüm meselesidir. Değerlerimizi ve stratejik verimizi koruyan, deneyime dayalı iş gücünü yetiştiren ve kuşakları birlikte çalışan kültüründe buluşturan bir devlet politikası olmadan bu çağ yönetilemez. Devlet politikası ile kapalı devre özgün bir yapay zekânın geliştirilmesi gerekiyor. Bu kadar zengin bir yapıya sahip olan ülkemiz için oldukça önemli. Kendi yapay zekâmızı verilerimizi ve stratejik gelişmişliğimizi koruyarak, kapalı devre işleyecek ve verimlilik politikasıyla sürdürülecek bir yapıya ihtiyacımız var. Bu yapının tüm bilgi sistemleriyle entegre çalışabilen bir sistem olması gerekiyor.</p>
<p>Eğitim, çalışma, aile ve benzeri alanlarda mevzuatsal, hukuki ve toplumsal dönüşüme uygun politikaların belirlenmesi ve proje teşvik mekanizmalarının bu yöndeki dönüşümü destekleyecek şekilde ayrı temalarla yeniden yapılandırılması, gözden geçirilmesi, özellikle kalkınma ajansları, KOSGEB gibi istihdama yönelik projelerin geliştirildiği kurumlardaki proje desteklerinin bu yola evrilmesi gerekli.</p>
<p>Yapay zekâ kuşağının işe uyumunun sağlanması, mevcut çalışanlarda yapay zekânın araç olarak kullanım farkındalığının kazandırılması ve farklı çalışan kuşaklarının birlikte çalışma kültürünün yaygınlaştırılması sağlanmalı. Yeterliliğe ve yetkinliğe dayalı meslek kodlarının yeniden güncellenmesi gerekli. Artık meslek kodları ile ilgili ciddi çalışmalar yapılmalı ve yetkinlikler bazlı tanımlamaların yaygınlaştırılmalı.</p>
<p>KOBİ’lerin çok fazla orana sahip olduğu düşünüldüğünde farkındalık için sektörel bazda çok ciddi çalışmalar yapılması gerektiğini görünüyor.</p>
<p><strong>MÜHENDİSLİK VE YAPAY ZEKÂ</strong></p>
<p>▶ En büyük sorun veri, veriye erişim, veri kalitesi ve altyapı yetersizliği. Veri güvenliği ve pahalı çözümler nedeniyle olabildiğince yerli çözümün geliştirilmesi. Bir numaralı problem doğru ve nitelikli veriye erişim. Verinin gürültüden arındırılmış olması, etik onayların alınmış olması, KVKK gibi programlardan arındırılmış olması gerekli. Tıbbi veriler, ekonomik veriler, finansal veriler gibi her sektörde bu sorun var. Bu nedenle sektörel verilerinin anonimleştirilmesi gibi bir büyük engel var.</p>
<p>Araştırmacıların ortak kullanımına açılacak ve bürokratik zorlukları aşabilecek nitelikte veri merkezlerinin kurulması, genel veri merkezlerinin kurulması, bu merkezlerle ilgili verilerin anonimleştirilmesi gerekli.</p>
<p>Firmalardan, sektörden çıkmadan veri güvenliğinin sağlanması da bir yöntem. Bu çerçevede sektörel bazlı dernekler ve odalar aracılığı ile akademi ve sanayi arasında veri konusunda iş birlikleri başlatılmalı, toplantılar ve diğer etkinliklerde bir araya gelinmeli, sanayideki her tür problemler bu ortamlarda çalışabilmeli.</p>
<p>Veri sızıntıların önlenmesi önemli. Bu çerçevede veri güvenliğinin sağlanması ve verinin korunması öncelikli konular arasında. Kamu kurumlarında veri kullanımının bu çerçevede planlanması, kullanıcı yetkilendirmelerinin formüle edilmesi sağlanmalı.</p>
<p>Yani bir diğer sorun altyapı sorunu. Yerel çözümlerinin geliştirilememesi, buluta bağlı sistemlerin maliyetli çözümler üretmesi nedeniyle, bu sorunlardan hareketle ortak bir GPU altyapısının kurulması gerekli. Altyapı sorunlarının çözülmesi sırasında olabildiğince yerli çözümlere yönelmenin sağlanmalı. Bunlar kamu düzeyinde planlanabilir mi?</p>
<p>KOBİ’lerin yapay zekâ dönüşümlerini destekleyecek yapay zekâ merkezlerinin kurulması ve öğrencilerin gerçek sektör programları üzerinde çalışarak sürece dahil edilmeleri sağlanmalı.</p>
<p><strong>EĞİTİM VE ÖĞRETİMDE YAPAY ZEKÂ</strong></p>
<p>▶ Yapay zekânın artış hızı ve insanın ona yetişememe korkusu başlı başına bir sorun. Hızlı değil, derin öğrenmeliyiz. Hızlı gidersek derinlik açısından sorunlar yaşayabiliriz. Eğitimde yapay zekâ entegrasyonu teknik ve etik yetkinliğine sahip akademik kadroların rehberliğinde fırsat değişikliğini güvence altına alan esnek ve beceri odaklı bir ekosistemin kullanılmasını zorunlu kılmaktadır.</p>
<p>Eğitimde dijital bölüme ve yapay zekâ teknolojisine erişilebilirlik en önemli sorun. Yapay zekâ kullanma konusunda herkes aynı erişim birikimine sahip değil. Üst versiyonların belli bedeller karşılığı sağlanabilmesi problemin başlıca nedenlerinden. Bu sorun giderek büyüyecek.</p>
<p>Eğitim paylaşımının yapay zekâ kullanımındaki rolü ve farkındalık yetersizliği juga sorun. Yapay zekâ araçlarında “yapay zekâ hata yapabilir” ifadesi yazıyor. Aslında o “Size hata yaptırtabilirim.” anlamına geliyor. Bir diğer sorun; bilişsel, duyusal ve sosyal öğrenme becerilerindeki zayıflama riski. Yani hepimiz bir tembellik riski altındayız. Bu her yaş için geçerli.</p>
<p>Fırsat eşitliğinin sağlanması adına eğitim kurumlarının bilişim altyapı planlamalarını ve bütçelerinde yapay zekâ teknolojilerinin kullanım maliyetlerine stratejik olarak yer vermesi gerekecek. Yani sandalye masa alır gibi bunlar için de bir bütçeye ayrılması gerekecek.</p>
<p>Yüksek öğretim kurumlarının kaynaklarına uygun stratejiler doğrultusunda paydaşlara yönelik farkındalık eğitimleri ve kılavuzların düzenlenmesi, ders ve akademik metinler için eylem planlarının uygulanmasının izlenmesi ve modüler öğretim programının yaygınlaştırılmasını içeren bütüncül bir politika metin, strateji ve hedefler doğrultusunda bir eylem planının aciliyeti var.</p>
<p>Öğretim süreçlerinde yetkinlik tabanlı ve esnek öğrenme modellerinin yaygınlaştırılması gerekli. Ölçme değerlendirme aşamasında sürece dayalı beceri odaklı ve performans temelli yaklaşımların yaygınlaştırılması gerekli. Öğrencilerin çalışmaları konusunda sınavlardaki güvenlik açısından, ciddi bir dönüşüme ihtiyaç var.</p>
<p><strong>HUKUK VE YAPAY ZEKÂ</strong></p>
<p>▶ Veri işlenmesine sorumlu bir özgürlüğe ihtiyaç var. Dolayısıyla veriyi işlemeyi engellediğimiz zaman inovatif uygulamalardan veya girişimlerden dezavantajlı bir duruma düşüyoruz. KVKK gibi veri işlemeyi engelleyen düzenlemeler inovasyonu engelliyor. Kore’de olduğu gibi serbest veri işleme bölgelerinin veyahut da belirli bazı veri türlerinin serbestçe işlenebilmesinin hukuki olarak önünün açılması gerekli.</p>
<p>Teknoloji, üniversite, sanayi iş birliği çerçevesinde teknoparkların serbest veri işleme görevi alabilmelerine ilişkin bir yasal düzenleme olabilir. En önemli problemlerden birisi ulusal güvenlik konusunu da ilgilendiriyor. Burada çok ciddi anlamda veri sızıntısı problemi var. Çünkü yabancı yapay zekâ algoritmaların yüklemiş olduğu bütün verilerle, biz esasında ulusal verilerimizi direkt olarak vermiş olsak bile, büyük veri itibarıyla baktığımız zaman ulusal verilerimizde sürekli olarak yapay zekâ modelleri üzerinde yükleme yapıyoruz.</p>
<p>Makul ücretlerle ve bedellerle erişilecek veri merkezleri yeterli değil. Türkiye’de veri merkezlerimiz var ama bunların maliyetleri özellikle akademik çalışma yapan veya ürün geliştirme yapan kişiler bakımından yüksek.</p>
<p>Devletin özellikle belki üniversiteler üzerinden belki YÖK üzerinden en azından bilimsel çalışmaların yapılabileceği veya hatta inovatif çalışmalarının yapılabileceği veri merkezleri kurulmalı.</p>
<p>Bu merkezlerde iş istasyonları ve altyapılarının geliştirilmesi ve hatta ülkemizde sunucu kurmak isteyen uluslararası şirketlerin belirli bir kısmının da işte bilimsel çalışmalar ve inovatif faaliyetlerle ilgili olarak makul ücretlerle ve hatta ücretsiz olarak bu merkezleri kullandırması teşvik edilebilir.</p>
<p>Bazı yapay zekâ enstitüleri var ama bu enstitüler bir kapalı devre enstitü. Oysa bu alanda çalışmak isteyen ve herkesin katılımını sağlayabileceği bir model ile bir enstitü mahiyetinde çalışmalı. Burada bir ulusal yapay zekâ özellikli dil modülleri geliştirilmeli.</p>
<p><strong>SOSYAL BILIMLER VE YAPAY ZEKÂ</strong></p>
<p>▶ Yapay zekâya tamamen mekanik bakılıyor oysa insan olma nedeniyle yapay zekâya karşı insani figürleri geliştirmek gerekiyor. İnsani figürlerin ortadan kalkmaması bakımından, sorumluluk ve ilkeleri, etik kuralları doğru belirlenmiş ya da insanlar tarafından algılanmış bir yapay zekâ kullanımı daha güvenli, daha sağlıklı olacaktır.</p>
<p>Yapay zekânın bilgiyi tekelleştiriyor. Yapay zekâya dayalı bilgi biriktirmesi insani kısmımızı değersizleştiriyor. Öğrenmeyi, düşünmeyi, fikir üretmeyi ve yaratıcı zekâ gelişimini önlüyor.</p>
<p>Burada kamu kuruluşları, üniversiteler, eğitim kurumları dahil topyekün bir yapay zekâ kullanımı ve yapay zekânın bizim üzerimizdeki etkisini insanlara anlatacak onlarda bir davranış geliştirecek etik yaklaşımın, ahlaki yaklaşımını geliştirecek bir sürecin başlatılması gerekiyor.</p>
<p>Belki çünkü hazırlıklı olmadığımız bir durumdayız. Herkes rastgele kullanıyor. Neyin ne kadar olduğunu bilmiyoruz. Yıllar sonra nasıl bir tabloyla karşılaşacağımızı bilmiyoruz.</p>
<p>Bir enstitü kurulmalı, ana okulu çocukları dahil yapay zekâ kullanımı konusunda insanlar aydınlatılmalı, bilinçlendirme kampanyası yapılmalı.</p>
<p>Yapay zekânın bilimsel metin üretiminde ne düzeyde kullanılabileceği ile bir etik politika geliştirilmeli.</p>
<p><strong>TIP VE YAPAY ZEKÂ</strong></p>
<p>▶ Tıp alanında verilerin bir araya getirilmesi, toplanması ve paylaşılması oldukça zor görülüyor. İnsan kaynağı ile ilgili problem var. Mühendisler hekimlere ulaşamamaktan şikâyetçi, hekimler mühendislere ulaşamamaktan şikâyetçi. Taraflar daha çok bir araya gelebilirse tıpta yapay zekâ kullanımında ileri adımlar atılabilir.</p>
<p>Yapay zekânın en büyük girdisi veri. Fakat bu verinin toplanması ile ilgili ciddi problemler var hâlen. Özellikle tıbbi görüntülerin farklı kaynaklara dağılmış olması, her hastanenin farklı regülasyonlarının olması, veri tanımlarının ayrı olması. Dolayısıyla bu verileri bir araya toparlama ile ilgili olarak ortak bir veri yönetim sisteminin olması gerekiyor.</p>
<p>Biyomedikal mühendisliğinin önemi arttı. Çünkü aynı dili konuşan iki taraf daha hızlı yol alacak.</p>
<p>Sağlıkçı hocalar verileri paylaşmak istemiyorlar, mühendisler kendi başlarına açık kaynak veri setlerinden sonuç alıyor ama yorumlayamıyorlar.</p>
<p>Konu tıp olduğu için Etik Kurul sınırlamaları var. Türk Patent’in yaptığı gibi ücretli başvurusu olan bir Etik Kurul oluşturulabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayinin-yapay-zeka-destegiyle-donusumu-icin-yolun-basindayiz-80405</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/5/1280x720/sanayi-1780551481.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay Zekâ Etki Çalıştayı’nın 6 sektördeki sonuçlarına göre Türkiye’nin en fazla sanayileştiği bölgede bile yapay zekâ ‘yoklar dizisi’ altında gelişmeye çalışıyor. Bu yoklar arasında; kamu-akademi-iş sanayi iş birliği, veriler, veri merkezleri, yapay zekâ merkezleri, KOBİ’lerle iş birliği projeleri, özel teşvikler, farkındalık, veri güvenliği, ortak altyapı, yerli çözümler, eylem planları, veri toplamayı önleyen yasal kısıtlar ilk sıralarda yer alıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-kupasi-birlesme-ve-ayrisma-80396</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya Kupası: Birleşme ve ayrışma</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>11 Haziran’da başlayacak Dünya Kupası öncesinde yapay zekâ ile yaptığım çalışma ilklere sahne oldu. Bu ilklerden en önemlisi, Google AI Modu’nun bana iki seçenek sunup hangisiyle ilerlemek istediğimi sorması oldu. Bunu daha önce Sovyetler Birliği ile ilgili “iki mektup bırak” diye biten ya da Temel’e “şu mu bu mu” diye sorarak gittiği hastanenin arka kapısından dışarı atan fıkralardan biliyordum ama arama motorunda gerçekten iyi sonuç verdi. İki yanıtı da okudum ve bana daha uygunu seçtikten sonra akışı takip ettiğim ve önerileri değiştirdiğim ikili bir yöntemle kendi köşe yazıma ulaştım. Anladığım kadarıyla ilki Instagram ve Anadolu Ajansı verileri ile başlayan daha lokal bir içerik ve ikincisi de daha uluslararası bakış açılı bir içerikti. Umarım konuya ikinci gözlükle bakmamdan memnun kalırsınız.  </p>
<p>Ben yaşlı bir adam olmaya doğru ilerlediğim için daha fazla geçmiş deneyimlerim ile düşünüyorum. Bu nedenle işi ileri taşırken 1990’daki İtalya Dünya Kupası ve 2010’daki metriklerimin etkisi altında kaldım. 2010’da Fatih Terim yönetimindeki A Milli Futbol Takımı, Avrupa elemelerinde İspanya, Bosna-Hersek, Belçika, Estonya ve Ermenistan ile birlikte <strong>5. Grup</strong>’ta İspanya ve Bosna-Hersek'in ardından <strong>üçüncü sırada</strong> tamamlayarak Güney Afrika’ya gidememişti. Haziran ve temmuz aylarında düzenlenen turnuvaya Türkiye’nin gidememesi, önemli bir riskten arınmamızı sağlamıştı. İTÜ’de bizim dönemde okumuş arkadaşlardan biri, aramızda sadece bir saat olan Güney Afrika’da gün içi sıcağında klimalar çalışırken televizyonların açılmasının elektrik şebekesini ciddi biçimde zorlayacağını ve hatta çatlatacağını hesaplamıştı. Dolayısıyla Güney Afrika’ya gidememek aslında önemli bir mühendislik problemini çözmüştü. Bakalım Google AI Modu, bizim dönemin tedrisatına hâkim mi diye birlikte çalışmamızın sonunda kendisine maçlar nedeniyle oluşacak elektrik arz yükünü sordum. Verileri kontrol etmedim ama değerlendirme sağlıklı geldi. Amerika kıtası ile aramızdaki saat farkı nedeniyle maçların ağırlıkla 20:00-23:00 arasına denk gelmesi ve o saatlerde havanın daha serinliyor olması, çok sınırlı bir riske işaret etmemizi gerektiriyordu. Yanıt şöyleydi:</p>
<p>Haziran 2026'daki Dünya Kupası maç saatlerinde Türkiye genelinde büyük ölçekli, sistemik bir elektrik kesintisi veya arz yetersizliği yaşanma ihtimali oldukça düşüktür.</p>
<p>Ancak aşırı sıcak dalgaları ve maç yayınlarının çakıştığı pik saatlerde, bölgesel dağıtım şebekelerinde aşırı yüklenmeye bağlı lokal trafo arızaları ve kısa süreli kesintiler tetiklenebilir.</p>
<p>Mevcut TEİAŞ, meteoroloji ve şebeke verileri ışığında bu ihtimalin analizi şu şekildedir:</p>
<ol>
<li><strong> Arz Güvenliği ve Kurulu Güç Avantajı</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Rekor Kurulu Güç:</strong> Türkiye'nin toplam elektrik kurulu gücü <strong>125 bin 478 megavata (MW)</strong> ulaşmıştır.</li>
<li><strong>Yenilenebilir Enerji Desteği:</strong> Kurulu gücün <strong>%62,5'ini temiz enerji kaynakları</strong> oluşturmaktadır. Özellikle Haziran ayında güneş enerjisi santralleri (26.837 MW) gün içi üretimde rekor kırarak şebekeyi ciddi şekilde rahatlatmaktadır.</li>
<li><strong>Gündüz Maçları Risk Taşımaz:</strong> ABD'deki maçların Türkiye saatiyle öğleden sonra veya akşamüstüne denk gelen bölümlerinde, güneş enerjisi üretimi zirvede olacağı için arz sorunu yaşanmayacaktır.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> Kritik Zaman Dilimi: Gece Maçları ve Klima Talebi</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Pik Saat Çakışması:</strong> En büyük risk, Türkiye saatiyle <strong>20.00 ile 23.00 arasında oynanacak maçlarda</strong> ortaya çıkacaktır. Bu saatlerde güneş enerjisi devre dışı kalırken, televizyon/ekran kullanımı, ev içi aydınlatma ve yaz sıcağı nedeniyle klima yükü aynı anda tepe noktasına (pik tüketim) ulaşacaktır.</li>
<li><strong>Akşam Piki Karşılaması:</strong> Türkiye'nin pik tüketim rekorları saatlik bazda genellikle 40.000 - 43.000 MW civarındadır. Türkiye'nin elindeki 25.041 MW'lık esnek doğal gaz ve 32.334 MW'lık hidroelektrik (barajlı) kurulu gücü, akşam saatlerinde ani artan bu talebi hızla devreye girerek dengeleme yeteneğine sahiptir. </li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> Bölgesel Riskler ve Dağıtım Altyapısı</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Bölgesel Trafolar Sınanacak:</strong> Ulusal şebekede (iletim hatlarında) elektrik yetersizliği olmasa bile, Akdeniz (Antalya, Adana), Ege (İzmir, Aydın) ve Marmara (İstanbul) gibi yoğun nüfuslu ve turistik bölgelerde <strong>yerel dağıtım trafoları</strong> risk altındadır.</li>
<li>Maçların en heyecanlı anlarında milyonlarca kişinin klimaları aynı anda en düşük dereceye getirmesi ve televizyonların çalışması, mahalle bazındaki trafoların aşırı ısınarak sigorta atmasına veya arızalanmasına neden olabilir.</li>
</ul>
<p><strong>Özet Risk Değerlendirmesi</strong></p>
<p>Türkiye'nin elektrik altyapısı, Haziran ayındaki dönemsel tüketim artışlarını yönetecek <strong>fazlasıyla yeterli yedek kapasiteye (rezerv) sahiptir</strong>. Dünya Kupası maçları nedeniyle ülkenin karanlıkta kalması gibi bir senaryo olası değildir. Karşılaşılabilecek tek olumsuz durum, aşırı sıcak günlerde lokal şebekelerin aşırı yüklenmesinden doğacak <strong>mahalle ölçekli kısa süreli teknik arızalardır</strong>.</p>
<p>Tabii ben bu yanıtta durmadım. “Madem akşam oynanıyor maçlar, aydınlatma tüketimi sorunu nasıl katlar?” sorusunu bu kadar şiirsel olmayan bir biçimde sordum. Yanıtını bir kez daha gözden geçirdi.</p>
<p>Aydınlatma faktörünün (özellikle akkor halojen sokak lambaları, ev içi aydınlatma yükleri ve ticari LED ekranlar) analize eklenmesi, <strong>ulusal çapta bir arz krizine yol açmaz</strong> ancak akşam saatlerindeki <strong>ani talep zıplamasını (ramp-up oranı) ve bölgesel trafo stresini</strong> bir kademe daha yukarı taşır.</p>
<p>Haziran 2026 verileri ve aydınlatma yükü doğrultusunda yenilenmiş risk analizi şu şekildedir:</p>
<ol>
<li><strong> Akşam "Karanlık Çöküşü" ve Çift Yönlü Yük Zıplaması</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Kritik 21.00 - 22.00 Dönemi:</strong> Haziran ayında Türkiye'de gün batımı saati 20.30 civarıdır. Tam bu saatte oynanacak bir Dünya Kupası maçı esnasında, güneş enerjisi üretimi dakikalar içinde sıfıra inerken; sokak aydınlatmaları, bina dış cephe ışıkları ve ev içi aydınlatmalar <strong>aynı anda</strong> devreye girer.</li>
<li><strong>Aydınlatma + Klima + Ekran Gücü:</strong> Maç izleyen milyonlarca hanede ışıkların açılması, televizyonların çalışması ve klimaların soğutma yükü üst üste biner. Bu durum, TEİAŞ'ın şebeke frekansını sabit tutmak için hidroelektrik ve doğal gaz santrallerini <strong>çok hızlı bir şekilde (ani esneklikle) devreye sokmasını</strong> gerektirir.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> LED Teknolojisi Sayesinde Hafifleyen Risk</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Eski Dönem Tüketimi Yok:</strong> Geçmiş yıllardaki turnuvaların aksine, Türkiye genelindeki sokak aydınlatmalarının, evlerin ve ticari işletmelerin çok büyük bir bölümü yüksek tasarruflu <strong>LED teknolojisine</strong> geçmiştir.</li>
<li>Bir LED ampul, eski akkor ampullere göre %80 daha az enerji harcar. Bu nedenle, milyonlarca hanede ışıkların açılmasının şebekeye getireceği ek yük, 15-20 yıl öncesine kıyasla <strong>çok daha yönetilebilir</strong> seviyededir.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> Ticari Alanlar ve Dev Ekranların Yarattığı "Noktasal Yük"</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Fan Zone ve Meydan Yoğunluğu:</strong> Maç saatlerinde belediyelerin meydanlara kuracağı dev LED ekranlar, kafelerin, barların ve restoranların projeksiyon ve aydınlatma sistemleri, elektriği şebekeden <strong>noktasal ve konsantre</strong> olarak çeker.</li>
<li><strong>Lokal Kesinti Riskinde Artış:</strong> Kadıköy, Beşiktaş, Alsancak veya Antalya Konyaaltı gibi eğlence mekanlarının ve dev ekranların kümelendiği bölgelerde, aydınlatma ve soğutma yükünün birleşmesi <strong>bölgesel dağıtım trafolarının termal sınırlarını zorlayacaktır</strong>. Ulusal şebeke elektriği üretse bile, bu mahallelerdeki trafoların aşırı ısınarak devre dışı kalma (sigorta atma) ihtimali aydınlatma yüküyle birlikte %15-20 oranında artar.</li>
</ul>
<p><strong>Yenilenmiş Sonuç Sonucu</strong></p>
<p>Aydınlatmanın eklenmesi, Türkiye'nin kurulu güç kapasitesini (125.478 MW) aşacak bir yük oluşturmaz; çünkü Haziran ayında sanayi üretimi gece saatlerinde yavaşlar ve bu durum evsel/aydınlatma yükü için bir alan (marj) yaratır. Özetle, <strong>ulusal bir elektrik sistemi çöküşü imkansıza yakındır; ancak eğlence bölgelerinde maçın en heyecanlı dakikalarında "trafonun patlaması" nedeniyle karanlıkta kalma riski hâlâ masadadır.</strong></p>
<p><strong>Dev futbol organizasyonunun ekonomisi</strong></p>
<p><strong> </strong>Ters açıdan bakanın dostu yapay zekâ dememi gerektiren bu analizi bir kenara bırakıp Türk A Millilerin yıllar sonra katıldığı Dünya Kupası’nın gerçek ekonomik boyutunu ele alayım. Tabii yine yapay zekâ desteğiyle ama benim seçtiğim ikinci sonuçla.</p>
<p>Haziran 2026'da başlayacak <strong>48 takımlı yeni formatıyla 2026 FIFA Dünya Kupası</strong>, küresel ölçekte <strong>80 milyar doları aşan brüt bir ekonomik hacim</strong> oluşturacak. <strong>ABD, Meksika ve Kanada</strong> ortaklığında düzenlenecek bu dev organizasyon, küresel Gayri Safi Yurt İçi Hasıla'ya (GSYH) doğrudan <strong>40,9 milyar dolarlık katkı</strong> sunacak.</p>
<p>Ekonomik analizler ve kurumların projeksiyonları doğrultusunda, turnuva döneminde öne çıkacak makroekonomik ve sektörel etkiler şu şekildedir:</p>
<p><strong>Makroekonomik Projeksiyonlar ve FIFA Gelirleri</strong></p>
<ul>
<li><strong>Devasa Hasıla:</strong> Turnuvanın küresel ekonomide yaratacağı brüt ekonomik çıktı <strong>80,1 milyar dolara</strong> ulaşacak.</li>
<li><strong>FIFA'nın Gelir Rekoru:</strong> <u>T24</u> analizlerine göre FIFA, bilet, yayın ve sponsorluklardan <strong>8,4 milyar dolar gelir</strong></li>
<li><strong>Sınırlı GSYH Etkisi:</strong> <u>Oxford Economics</u> raporlarına göre büyüme, ev sahibi dev ekonomilerin (özellikle ABD) toplam GSYH'sinde fark edilmeyecek kadar <strong>yerel ve geçici</strong></li>
</ul>
<p><strong>Kazançlı Sektörler ve Turizm Patlaması</strong></p>
<ul>
<li><strong>Turist Akını ve Harcamalar:</strong> Turnuva boyunca ev sahibi ülkelere <strong>6,5 milyon kişinin</strong> seyahat etmesi bekleniyor.</li>
<li><strong>Doğrudan Tüketim:</strong> Ziyaretçilerin konaklama, yemek ve eğlence için toplamda <strong>13,9 milyar dolar harcayacağı</strong> tahmin ediliyor.</li>
<li><strong>Sektörel Canlanma:</strong> Turizm, perakende, ulaştırma, konaklama ve yeme-içme sektörleri Haziran-Temmuz döneminde <strong>en yüksek dönemsel kârlılığı</strong></li>
</ul>
<p><strong>Finansal Piyasalar ve Borsaya Etkisi</strong></p>
<ul>
<li><strong>İşlem Hacminde Düşüş:</strong> investing.com verilerine göre, özellikle futbol tutkusu yüksek ülkelerde maç saatlerinde <strong>borsa işlem hacimleri düşüş</strong> gösterecek.</li>
<li><strong>Borsa Şampiyonu Primi:</strong> Tarihsel verilere göre, kupayı kazanan ülkenin borsası turnuvayı takip eden bir ay içinde küresel endekslerden <strong>ortalama %5,5 daha iyi performans</strong></li>
<li><strong>Ev Sahibi Performansı:</strong> Ev sahibi ülkelerin piyasaları turnuva öncesi ve sırasında güçlü kalırken, <strong>turnuva bittikten sonra performans zayıflıyor</strong>.</li>
</ul>
<p><strong>Riskler ve Altyapı Maliyetleri</strong></p>
<ul>
<li><strong>Maliyet Aşımı Riski:</strong> Mega spor organizasyonları bütçelerini <strong>ortalama %172 oranında</strong> aşıyor ve bu yük genellikle kamu maliyesine kalıyor.</li>
<li><strong>Beyaz Fil Sendromu:</strong> Stadyumlar için yapılan büyük yatırımların turnuva sonrasında <strong>atıl ve bakımı pahalı yapılara</strong> dönüşme riski bulunuyor.</li>
</ul>
<p><strong>Dünya Kupası’nın makroekonomik etkisi</strong></p>
<p>2026 Dünya Kupası döneminde yatırım ve finans dünyasını şekillendirecek ana dinamikler, kısa vadeli spekülatif kazançlar ile uzun vadeli kurumsal yatırımların kesişiminde yer alıyor.</p>
<p>Finansal piyasalar, sponsorluk anlaşmaları ve yatırım araçları özelinde öne çıkan analizler şu şekildedir:</p>
<ol>
<li><strong> Borsada "Dünya Kupası Etkisi" ve Sektörel Hisseler</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Tüketim ve Perakende Rallisi:</strong> Spor giyim (Adidas, Nike, Puma), içecek, hızlı tüketim ve atıştırmalık şirketlerinin hisseleri turnuva öncesinde ve ilk haftalarında yüksek hacimli işlemlerle değer kazanma eğilimindedir.</li>
<li><strong>Yayıncılık ve Medya:</strong> Maç yayın haklarını elinde bulunduran medya devleri ve dijital yayın platformlarının hisselerinde reklam gelirleri beklentisiyle hareketlilik yaşanır.</li>
<li><strong>Hacim Kuruması:</strong> Maç saatlerinde yatırımcıların odağı piyasalardan uzaklaştığı için küresel borsalarda genel işlem hacimleri geçici olarak düşer ve likidite azalır.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> Şampiyonluk Primi (The Winner's Premium)</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Kazanana Yatırım:</strong> Tarihsel finansal veriler, kupayı müzesine götüren ülkenin ulusal borsa endeksinin, turnuvayı takip eden <strong>1 ila 3 ay içinde küresel piyasalardan ortalama %5,5 daha pozitif ayrıştığını</strong> göstermektedir.</li>
<li><strong>Geçici Etki:</strong> Bu yükseliş kalıcı bir ekonomik büyümeden ziyade, ülke içindeki tüketici güveninin patlaması ve uluslararası yatırımcı algısının kısa süreli iyileşmesinden kaynaklanır.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> Sponsorluk ve Kurumsal Yatırımlar</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Finans Devlerinin Rekabeti:</strong> FIFA'nın resmi ortakları (Visa gibi) ve turnuva sponsorları, milyarlarca izleyiciye ulaşarak küresel pazar paylarını artırmak için bu dönemde pazarlama bütçelerini zirveye çıkarır.</li>
<li><strong>Kripto ve Dijital Finans:</strong> Geçmiş turnuvalarda olduğu gibi, bu kupada da dijital varlık platformları, fintech girişimleri ve Web3 projeleri görünürlüklerini artırmak için büyük bütçeli sponsorluk yatırımları yapmaktadır.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li><strong> Döviz ve Döviz Kurları (Forex)</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Yerel Para Birimlerine Talep:</strong> Milyonlarca turistin ABD, Meksika ve Kanada'ya akın etmesiyle, bu ülkelerin yerel para birimlerine (özellikle Meksika Pesosu ve Kanada Doları) olan kısa vadeli nakit talebi artar.</li>
<li><strong>Etki Sınırı:</strong> ABD Doları küresel rezerv para birimi olduğu için bu turizm hareketi dolar endeksi (DXY) üzerinde majör bir değişim yaratmazken, Meksika Pesosu gibi gelişmekte olan ülke para birimlerinde dönemsel oynaklık (volatilite) yaratabilir.</li>
</ul>
<ol start="5">
<li><strong> Alternatif Yatırımlar ve Spor Finansı</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Fan Token ve NFT Piyasaları:</strong> Turnuva süresince milli takımların performanslarına bağlı olarak kripto para piyasasındaki taraftar tokenları (Fan Tokens) ve dijital spor koleksiyon kartları son derece spekülatif ve yüksek riskli yatırım hareketlerine sahne olur.</li>
</ul>
<p><strong>Dünya Kupası’nın yerel ekonomilere etkisi</strong></p>
<p>2026 Dünya Kupası, maçların oynanacağı 16 ev sahibi şehirdeki yerel işletmeler için <strong>iki ucu keskin bir bıçak</strong> (ekonomik terimle "yer değiştirme etkisi") yaratacak. Turnuvanın yerel esnaf, KOBİ'ler ve şehir ekonomileri üzerindeki doğrudan etkileri şu şekildedir:</p>
<p><strong>En Çok Kazanacak Yerel Sektörler</strong></p>
<ul>
<li><strong>Yeme-İçme ve Eğlence:</strong> Stadyum çevrelerindeki ve şehir merkezlerindeki restoranlar, barlar, kafeler ve publar kupa tarihinin en yüksek cirolarına ulaşacak. Özellikle maç günlerinde ve dev ekranların kurulacağı fan bölgelerinde (Fan Zone) yerel gıda tedarikçileri kârlılık patlaması yaşayacak.</li>
<li><strong>Kısa Vadeli Konaklama:</strong> Otellerin yanı sıra evlerini Airbnb veya Vrbo üzerinden kiralayan yerel mülk sahipleri, kupa döneminde fiyatlarını normalin 2 ila 3 katına çıkararak ciddi bir ek gelir elde edecek.</li>
<li><strong>Ulaşım ve Lojistik:</strong> Taksi şoförleri, Uber/Lyft sürücüleri, yerel araç kiralama şirketleri ve özel tur rehberleri için 11 Haziran - 19 Temmuz 2026 tarihleri arasında talep zirve yapacak.</li>
</ul>
<p><strong>Yerel İşletmelerin Karşılaşacağı Zorluklar ve Zararlar</strong></p>
<ul>
<li><strong>"Yer Değiştirme" (Displacement) Etkisi:</strong> Maçlar nedeniyle şehirlere akın eden futbol taraftarları, yüksek harcama yapan normal turistleri (iş insanları, kültür turistleri) ve yerel halkı kaçıracak. Maçla ilgisi olmayan yerel tiyatrolar, müzeler, lüks butikler ve alışveriş merkezleri bu dönemde müşteri kaybı yaşayacak.</li>
<li><strong>Maliyet Enflasyonu:</strong> Bölgedeki yoğun talep; gıda, temizlik malzemeleri, iş gücü ve enerji maliyetlerini artıracak. Yerel işletmeler, kupa süresince tedarik zincirinde geçici fiyat artışlarıyla mücadele etmek zorunda kalacak.</li>
<li><strong>Geçici Yoğunluk Yanılgısı:</strong> Restoran ve kafelerin sadece kupa dönemi için fazladan personel istihdam etmesi veya kapasite artırıcı yatırımlar yapması, turnuva bittikten sonra "atıl kapasite" ve zarar riski doğuracak.</li>
</ul>
<p><strong>Kent İçi Ticari Dinamikler</strong></p>
<ul>
<li><strong>Güvenlik ve Ulaşım Bariyerleri:</strong> Stadyum çevrelerinde uygulanacak sıkı güvenlik çemberleri, yolların kapatılması ve trafik kısıtlamaları, o bölgelerdeki bazı yerel esnafın mal tedarik etmesini veya normal müşterilerine ulaşmasını zorlaştıracak.</li>
<li><strong>FIFA'nın Ticari Hakları:</strong> FIFA, stadyumların çevresindeki belirli bir alanda (ticari koruma bölgesi) sadece kendi resmi sponsorlarının satış yapmasına izin verir. Bu durum, stadyuma çok yakın olan yerel markaların kupa tabelası veya lisanssız ürün satarak kâr etmesini engelleyecek.</li>
</ul>
<p><strong>Ertesi gün ne olacak?</strong></p>
<p>Yaşlanan adam olarak 1990 Dünya Kupası için yapılan yatırımların daha sonra atıl kalması tartışmalarını hatırlıyorum. Yapay zekâdan o dönemi hatırlatmasını istedim. Hatırlattı.</p>
<p>İtalya’nın ev sahipliğinde düzenlenen <strong>1990 FIFA Dünya Kupası (Italia '90)</strong>, spor ekonomisi literatüründe milyarlarca dolarlık devasa altyapı yatırımlarının turnuva sonrasında nasıl kronik bir <strong>atalete ve ekonomik yüke ("Beyaz Fil" sendromu)</strong> dönüştüğünü gösteren en çarpıcı ilk örnek kabul edilir.</p>
<p>İtalya, turnuva için yaklaşık <strong>1 milyar avro</strong> (dönemin kuruyla devasa bir bütçe) harcayarak 10 stadyumu baştan aşağı yenilemiş ve 2 yeni stadyum inşa etmiştir. Ancak planlama hataları, siyasi baskılar ve bütçelerin %84 oranında aşılması, turnuva biter bitmez ülkeyi büyük bir yapısal atalet dalgasıyla karşı karşıya bırakmıştır.</p>
<p>İtalya '90 sonrasında yaşanan finansal ve fiziksel ataletin temel nedenleri ve sonuçları şu şekildedir:</p>
<ol>
<li><strong> Atıl Kalan ve Yıkılan Stadyumlar (Fiziksel Atalet)</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Stadio delle Alpi (Torino):</strong> Italia '90 için sıfırdan inşa edilen bu devasa stadyum, mimari bir fiyaskoya dönüştü. Tribünlerin önüne eklenen atletizm pisti yüzünden taraftarlar sahayı göremiyordu. Turnuva sonrası Juventus ve Torino maçlarını burada oynasa da kışın Alplerden gelen soğuk rüzgarlar ve görüş açısı bozukluğu nedeniyle 69 bin kişilik stadyuma ortalama sadece 10-15 bin kişi geliyordu. Kulüpler stadyumu işletemedi, bakım maliyetleri devlete yük oldu ve nihayetinde <strong>2009 yılında tamamen yıkılarak</strong> yerine bugünkü Allianz Stadyumu yapıldı.</li>
<li><strong>Stadio San Nicola (Bari):</strong> Ünlü mimar Renzo Piano tarafından tasarlanan bu stadyum, kupa sonrası Serie A seviyesinde bir takımı (Bari) sürekli barındıramadığı için alt lig maçlarına ev sahipliği yapmak zorunda kaldı. Devasa bakım maliyetleri yerel belediyenin sırtında kaldı ve tribün çatılarının teflon membranları yıllarca tamir edilemediği için yapı hızla eskidi.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> Yarım Kalan ve Terk Edilen Altyapı Projeleri (Lojistik Atalet)</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>6 Maçlık Tren İstasyonları:</strong> Roma'da taraftarların şehir merkezinden Stadio Olimpico'ya taşınması amacıyla inşa edilen <strong>Olimpico-Farnesina tren istasyonu</strong>, hatalı mühendislik nedeniyle çift hat yerine tek hat olarak yapıldı. Stadyuma 1 km uzaklıkta olan bu istasyon <strong>sadece 6 maç boyunca hizmet verdi</strong> ve kupa bittiği gün bir daha hiç açılmamak üzere terk edildi.</li>
<li>Kuzey Roma'daki <strong>Vigna Clara istasyonu</strong> da 80 milyar liret harcanarak turnuva için açıldı ancak kupa biter bitmez kapatılarak ancak otuz yıl sonra (2022'de) yeniden işlevlendirilebildi.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> Mülkiyet Yapısı ve Finansal Tıkanıklık (Ekonomik Atalet)</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Belediye Mülkiyeti Bariyeri:</strong> İtalya'daki stadyumların %93'ü kulüplere değil, yerel belediyelere aittir. 1990'da devlet parasıyla yenilenen stadyumlar kulüplere devredilmediği için, kulüpler bu alanları ticari olarak (restoran, müze, konser alanı) işletemedi.</li>
<li>Bu durum, İtalyan kulüplerinin maç günü gelirlerinde Avrupa'nın (İngiltere ve İspanya) çok gerisinde kalmasına neden oldu. 1990'da yapılan tesisler modernize edilemediği için İtalyan futbol ekonomisi 2000'lerden sonra büyük bir duraklama dönemine girdi.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li><strong> Beklenen Turizm Patlamasının Yaşanmaması</strong></li>
</ol>
<ul>
<li>Turnuva öncesinde İtalyan turizmciler otellerin dolup taşacağını öngörüyordu. Ancak <u>LA Times</u> arşivlerine göre, normal kültür turistleri futbol holiganlarından ve kalabalıktan kaçtığı için, İtalya 1990 yılının Haziran ayında normal yıllara oranla <strong>%30 ila %50 arasında turizm kaybı</strong> yaşadı.</li>
</ul>
<p>Özetle; Italia '90 için yapılan yatırımlar, <strong>"turnuvayı kurtarma" odaklı kısa vadeli planlandığı</strong> için uzun vadeli sürdürülebilir bir model oluşturamadı. Bu durum, İtalya'nın bugün bile hâlâ stadyum altyapısı bakımından Avrupa'nın en yaşlı ülkelerinden biri olmasına yol açtı ve bu ataleti kırmak için İtalya gözünü <strong>EURO 2032</strong> stadyum modernizasyon projelerine çevirmiş durumdadır.</p>
<p><strong>Yeni ev sahipleri ve İtalya’nı farkı var mı?</strong></p>
<p>Bu sorunun yanıtı, ABD ile diğer iki ülkenin farklı modeller uyguladığını ortaya koyuyor. Önce ABD:</p>
<p>2026 Dünya Kupası'nın ev sahipleri (özellikle ABD), İtalya '90'da yaşanan tesis ataletini ve finansal çökmeyi engellemek için “Amerikan Spor İşletmeciliği Modeli”ni uygulamaktadır. Bu model, stadyumların sadece 4 yılda bir kullanılan futbol sahaları değil, <strong>yılın 365 günü kâr üreten çok amaçlı eğlence merkezleri</strong> olarak tasarlanmasına dayanır.</p>
<p>2026 turnuvasında "Beyaz Fil" sendromunu sıfırlayacak finansal ve operasyonel stratejiler şu şekildedir:</p>
<ol>
<li><strong> Sıfır Yeni Stadyum Maliyeti (Altyapı Akıllılığı)</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Hazır ve Yaşayan Tesisler:</strong> İtalya'nın aksine ABD, 2026 Dünya Kupası için <strong>tek bir yeni stadyum bile inşa etmemiştir</strong>.</li>
<li><strong>Çoklu Kullanım:</strong> Seçilen tüm stadyumlar (MetLife, SoFi, AT&amp;T vb.) halihazırda haftalık olarak NFL (Amerikan Futbolu) ve MLS (Futbol) maçlarına ev sahipliği yapan, koltuk başına gelir üretimi en yüksek devasa komplekslerdir.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> Yılın 365 Günü Gelir Modeli</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Konser ve Etkinlik Canavarları:</strong> Bu stadyumlar Taylor Swift, Beyoncé gibi dünya yıldızlarının turnelerine, Monster Jam yarışlarına, dev kongrelere ve diğer spor müsabakalarına ev sahipliği yapacak şekilde tasarlanmıştır.</li>
<li><strong>Kupa Sonrası Garantisi:</strong> Turnuva 19 Temmuz 2026'da bittiği an, stadyumlar Ağustos ayında başlayacak olan NFL sezonu ve dev konser serileriyle hiçbir kesinti yaşamadan <strong>nakit akışı sağlamaya devam edecektir</strong>.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> Özel Sektör Mülkiyeti ve Ticari Esneklik</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Kulüp ve Şirket Mülkiyeti:</strong> İtalya'daki hantal belediye mülkiyetinin aksine, ABD'deki stadyumların büyük kısmı özel kulüp sahiplerine veya çok uluslu spor şirketlerine aittir.</li>
<li><strong>Maksimum Ticari Alan:</strong> Stadyumların içinde turnuva sonrasında da açık kalacak devasa perakende mağazaları, lüks restoranlar, barlar, oteller ve kumarhaneler (bahis merkezleri) yer alır. Bu sayede maç günü dışındaki günlerde de yerel halktan gelir elde edilir.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li><strong> İsim Hakları (Naming Rights) ve Sponsorluk Gelirleri</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Sürekli Finansman:</strong> ABD modelinde stadyumların isim hakları (örneğin SoFi, Mercedes-Benz, Gillette) milyar dolarlık kurumsal sponsorlara onlarca yıllığına satılır. Bu sponsorluk sözleşmeleri, turnuva bitsede stadyumların bakım ve modernizasyon maliyetlerini tamamen karşılar ve kamu bütçesine hiçbir yük bindirmez.</li>
</ul>
<ol start="5">
<li><strong> Modüler ve Teknolojik Altyapı</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Geri Dönüştürülebilir Çözümler:</strong> Dallas'taki AT&amp;T veya Atlanta'daki Mercedes-Benz gibi stadyumlar, modüler zemin ve tribün teknolojilerine sahiptir. FIFA kuralları gereği kupa döneminde değiştirilen geniş doğal çim sahalar, turnuva biter bitmez hızla NFL'in yapay çim zeminlerine veya konser platformlarına dönüştürülebilir.</li>
</ul>
<p>Özetle; ABD, turnuva bittiğinde kapısına kilit vurulacak istasyonlar veya boş kalacak tribünler yerine; <strong>zaten milyarlarca dolar üreten makineleşmiş bir eğlence endüstrisini</strong> 1 aylığına FIFA'ya kiralamış durumdadır.</p>
<p>Kanada ve Meksika daha farklı modeller uyguluyor:</p>
<p><strong>Meksika ve Kanada</strong>, ABD’nin tamamen özel sektöre ve sponsorluklara dayalı ticari "Amerikan modeline" tam anlamıyla ayak uyduramamış; turnuvayı <strong>kamu kaynakları ve doğrudan devlet finansmanıyla</strong> sırtlamak zorunda kalmıştır. ABD tek bir yeni harcama yapmazken, bu iki ülke FIFA standartlarını karşılayabilmek için bütçe aşımı ve altyapı krizleriyle karşı karşıya kalmıştır.</p>
<p>Meksika ve Kanada'nın turnuva döneminde yaşadığı finansal zorluklar ve yönetim modelleri şu şekildedir:</p>
<p><strong>Kanada: Kamu Borcu ve "Geçici Koltuk" Maliyetleri</strong></p>
<p>Kanada, ABD modelinin aksine turnuva maliyetlerini karşılamak için <strong>doğrudan federal ve eyalet bütçelerine</strong> başvurmuştur. <u>Kanada Parlamento Bütçe Ofisi (PBO)</u> raporlarına göre, sadece Vancouver ve Toronto şehirlerinin toplam harcamaları başlangıç tahminlerini katlamıştır.</p>
<ul>
<li><strong>BMO Field (Toronto):</strong> Stadyumu FIFA standartlarına (en az 45.000 kapasite) ulaştırmak için <strong>157,9 milyon dolar</strong> harcanarak 17.000 adet <strong>geçici tribün koltuğu</strong> eklenmiştir. Turnuva bittiğinde bu koltuklar söküleceği için, yapılan devasa yatırımın doğrudan bir altyapı mirası (legacy) kalmayacak ve harcanan para "uçup gidecektir". Toronto'nun toplam kupa bütçesi <strong>380 milyar doları</strong> bulmuştur.</li>
<li><strong>BC Place (Vancouver):</strong> Eyalet hükümeti, stadyumun yenilenmesi, dev skorbordlar, asansörler ve geçici doğal çim zemin için <strong>196 milyon dolara yakın</strong> harcama yapmıştır. Vancouver'ın toplam operasyonel ve güvenlik maliyetleri ise <strong>685 milyon ile 729 milyon Kanada Doları</strong> arasına fırlayarak maç başına yaklaşık 104 milyon dolarlık devasa bir kamu yükü oluşturmuştur.</li>
<li><strong>Finansal Sonuç:</strong> Kanada, harcamaların büyük kısmını otel vergileri ve federal yardımlarla sübvanse etmeye çalışsa da, <u>BMO Economics</u> analizleri turnuva sonrasında yerel hükümetlerin sırtında <strong>konsantre bir borç yükü</strong> kalacağını doğrulamaktadır.</li>
</ul>
<p><strong>Meksika: Tarihi Altyapı ve Sponsorluk Çelişkisi</strong></p>
<p>Meksika, futbol kültürünün en zengin olduğu ülke olsa da, tesislerin yaşlı olması ve FIFA'nın katı ticari kuralları ülkeyi finansal olarak zorlamıştır.</p>
<ul>
<li><strong>Estadio Azteca Yenileme Krizi:</strong> Dünya Kupası tarihinin en ikonik stadyumu olan Azteca, turnuvaya yetişebilmek için <strong>150 milyon dolarlık</strong> büyük bir modernizasyon (kapasiteyi 90.000'e çıkarma, LED ekranlar, lüks localar) sürecine girmiştir. Ancak yılların getirdiği bakım yetersizliği nedeniyle projede ciddi maliyet aşımları ve operasyonel gecikmeler yaşanmıştır.</li>
<li><strong>FIFA'nın İsim Ambargosu ve Gelir Kaybı:</strong> Amerikan modelinde stadyum isim sponsorlukları en büyük gelir kalemiyken, FIFA kuralları gereği kupa boyunca kurumsal isimler yasaklanmıştır. Bu yüzden örneğin <em>Estadio Akron</em>, turnuva süresince <strong>"Guadalajara Stadyumu"</strong> adını almak zorunda kalmış; bu da yerel işletmecilerin kupa döneminde en çok ihtiyaç duyduğu "isim hakkı" gelirlerinden mahrum kalmasına yol açmıştır.</li>
<li><strong>Devlet Desteği ve Vergi Teşvikleri:</strong> Meksika hükümeti, ABD gibi özel bütçeler oluşturamadığı için turnuva şehirlerinde (Mexico City, Monterrey, Guadalajara) yatırımları çekebilmek adına <strong>özel vergi muafiyetleri (tax exemption)</strong> uygulamıştır. Bu durum, turnuva döneminde devletin doğrudan tahsil edeceği vergi gelirlerinden feragat etmesi anlamına gelmektedir.</li>
</ul>
<p><strong>Model Karşılaştırma Özeti</strong></p>
<table width="100%">
<tbody>
<tr>
<td>
<p><strong>Finansal Metrik [1, 2, 6, 11] </strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>ABD Modeli</strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>Kanada ve Meksika Uygulaması</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Finansman Kaynağı</strong></p>
</td>
<td>
<p>Tamamen Özel Sektör / Yerel Komiteler</p>
</td>
<td>
<p>Doğrudan Devlet Bütçesi ve Vergi Muafiyetleri</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Stadyum Yatırımı</strong></p>
</td>
<td>
<p>0$ (Mevcut devasa NFL Tesisleri)</p>
</td>
<td>
<p>Yüz milyonlarca dolar (Kapasite artırımı/Modernizasyon)</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Kupa Sonrası Risk</strong></p>
</td>
<td>
<p>Sıfır (NFL ve konserler anında devam ediyor)</p>
</td>
<td>
<p>Yüksek (Sökülecek geçici tribünler / Hantal kamu tesisleri)</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Meksika ve Kanada örnekleri, Amerikan spor endüstrisinin yarattığı "hazır altyapı" avantajına sahip olmayan ülkelerin, aynı organizasyonda <strong>ciddi bütçe açıkları ve kamu borçlanması riskiyle</strong> yüzleştiğini kanıtlamaktadır.</p>
<p>İnsanları birleştirmesini beklediğimiz bu dev spor organizasyonunun birleştirici ve ayrıştırıcı boyutlarını güzelce anlatabildiğimizi düşünüyorum. Teşekkürler yapay zekâ.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-kupasi-birlesme-ve-ayrisma-80396</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya Kupası: Birleşme ve ayrışma ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pazarlamanin-yeni-kurallari-yapay-zeka-duygu-ve-veri-analizi-80394</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pazarlamanın yeni kuralları: Yapay zekâ, duygu ve veri analizi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a210573c5f6e-1780548979.jpg" alt="" width="300" height="190" /></strong><strong>FERHAN ÖRS - </strong><strong>Uyumsoft Pazarlama Direktörü</strong></p>
<p>Teknolojinin hızla geliştiği günümüzde yapay zekâ, gündelik yaşamdan iş dünyasına kadar birçok alanı derinden etkilemeye devam ediyor. Son yıllarda öne çıkan teknolojik yenilikler, pazarlama stratejilerinin de ayrılmaz bir parçası haline gelerek kalıcı bir yer ediniyor. Önümüzdeki dönemde otonom sistemler, üretken yapay zekâ, duygu temelli kampanyalar, yeni nesil veri kaynakları ve sosyal sorumluluk projeleri pazarlama dünyasının belirleyici unsurları arasındaki yerini alacak.</p>
<p>Dijital kanalların hızla çeşitlenmesi ve kullanıcı beklentilerinin anlık değişmesi, markaların daha esnek ve veri temelli stratejiler geliştirmesini zorunlu kılıyor. Dijital pazarlama ekosisteminin dönüşüm evresinden geçiyor. Yapay zekâ giderek merkezi bir rol üstleniyor ve artan veri çeşitliliği ve gelişen deneyim teknolojilerinin etkisiyle pazarlamanın geleceği daha dinamik ve tüketici odaklı bir yapıya kavuşacak.</p>
<p><strong>Hız, kişiselleştirme </strong><strong>ve akıllı teknolojiler </strong></p>
<p>Üretken yapay zekâ, duygusal hedefleme, otonom pazarlama sistemleri ve mikro topluluk stratejilerinin dijital dünyada hız ve verimlilik artışı getirecek. İçerik üretimi, üretken yapay zekâ ile hızlanırken bütünleşik ekosistemler oluşuyor. Reklamcılıkta ise yapay zekâ, kullanıcıların duygularını analiz ederek daha hassas hedefleme modelleri geliştiriyor. Kampanya stratejilerindeki duygu analizi verileri, markalar ile tüketiciler arasında güçlü bağlar kuruyor. Otonom pazarlama sistemleri, kampanyaları gerçek zamanlı verilerle optimize ederek verimliliği artırırken profesyonellerin rolünü yeniden şekillendiriyor. Mikro topluluk etkileşimleri ise kişiselleştirilmiş iletişimi güçlendiriyor. Teknolojideki gelişmeler dijital iletişim dünyasına hız ve verimlilik kazandırmaya devam edecektir.”</p>
<p><strong>Pazarlamanın geleceğini inşa </strong><strong>edecek teknolojik gelişmeler </strong></p>
<p><strong>1-</strong> Üretken yapay zeka ile çoklu içerik ekosistemleri:</p>
<p>Üretken yapay zeka teknolojileri, içerik üretim süreçlerini yeniden tanımlıyor. Tek bir yaratıcı fikir, eş zamanlı olarak farklı mecralara uyarlanarak video veya yazılı içeriklere dönüşebiliyor. Bu gelişme, üretim hızını artırırken markalara ölçeklenebilir bir iletişim gücü kazandırıyor. İçeriklerin hedef kitle beklentilerine uygun, özgün ve güvenilir bir yapıda sunulması markaların dijital dünyadaki itibarını doğrudan etkiliyor.</p>
<p><strong>2-</strong> Duygu merkezli yapay zeka ile hassas hedefleme:</p>
<p>Reklamcılıkta hedefleme anlayışı, klasik veri analizinin ötesine geçerek duygusal katmanlara yöneliyor. Yapay zeka sistemleri, kullanıcıların yalnızca davranışlarını değil, ruh hallerini de analiz edebiliyor. Böylece reklam içerikleri, ihtiyaç ortaya çıkmadan önce o ihtiyaca zemin hazırlayan duygulara hitap edecek şekilde sunuluyor. Bu yaklaşım, reklam verimliliğini artırırken kullanıcı deneyimini daha kişisel hale getiriyor.</p>
<p><strong>3-</strong> Duygu odaklı kampanya tasarımları:</p>
<p>Yakın gelecekte kampanya stratejilerinde duygu analizi belirleyici bir unsur olacak. Kullanıcıların dijital ortamdaki yazışmaları ve davranış kalıpları, duygusal durumlarını anlamak için önemli veriler sunuyor. Bu veriler doğrultusunda hazırlanacak kampanyalar ile bireyin psikolojik durumuna uygun içerikler üretilmesi hedefleniyor. Böylece markalar ile tüketiciler arasında daha güçlü bağlar kurulması planlanıyor.</p>
<p><strong>4-</strong> Otonom karar mekanizmalarıyla kendi kendini yöneten pazarlama:</p>
<p>Yapay zeka destekli sistemler, pazarlama süreçlerinde giderek otonom bir rol üstleniyor. Artık kampanyalar sadece insanlar tarafından yönetilmiyor; algoritmalar da sürecin aktif bir parçası haline geldi. Bu sistemler kampanyaları tasarlıyor, test ediyor ve en yüksek performansı sağlayacak şekilde optimize edebiliyor. Gerçek zamanlı veri akışı sayesinde bütçeler en etkili kanallara yönlendiriliyor.</p>
<p><strong>5-</strong> Çok kaynaklı veri setlerinin senkronize entegrasyonu:</p>
<p>Çerezsiz internet dönemine geçiş, veri ekosisteminde köklü bir değişim tetikliyor. Kullanıcıların gönüllü paylaştığı veriler, giyilebilir teknolojilerden elde edilen biyometrik bilgilerle birleşecek. Akıllı saatler ve sensörlü cihazlar, günlük yaşama dair sürekli veri akışı sağlayacak. Bu bütünleşik yapı, daha kişiselleştirilmiş ve bağlamsal iletişim modellerinin önünü açarken veri güvenliğini de zorunlu kılacak.</p>
<p><strong>6-</strong> Mikro topluluklarda derin bağ kurmaya yönelik stratejiler:</p>
<p>Geleneksel kitle iletişimi, yerini daha küçük ve etkileşimi yüksek topluluklara bırakıyor. Markalar, sınırlı sayıda kişiden oluşan bu gruplarla daha derin ilişkiler kurmayı planlıyor. Özel içerikler ve kişiselleştirilmiş kampanyalar bu yaklaşımın temelini oluşturuyor. Bu strateji yüksek sadakat getirirken, yankı odalarının güçlenmesi riskini de beraberinde getirecektir.</p>
<p><strong>7-</strong> Somut çıktılarla güçlenen sosyal sorumluluk projeleri:</p>
<p>Tüketiciler, markalardan topluma somut ve ölçülebilir katkılar sağlamalarını bekliyor. Bu beklenti, sosyal sorumluluk projelerinin daha sistematik ve veri odaklı gerçekleşmesini sağlıyor. Sürdürülebilirlik projelerinin somut çıktılar üretmesi ve doğrulanabilir olması önemli bir kriter haline gelmiştir. Sosyal sorumluluk artık sadece iyi niyet göstergesi değil, stratejik bir yaklaşım olarak tanımlanıyor.</p>
<p>Yapay zekânı duygusal zekâyla birleştiği bu yeni dönem, markaların tüketiciyle olan bağını temelden dönüştürecek. Veri çeşitliliği ve gelişen teknolojik imkanlarının etkisiyle pazarlama süreçleri çok daha dinamik ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pazarlamanin-yeni-kurallari-yapay-zeka-duygu-ve-veri-analizi-80394</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pazarlamanın yeni kuralları: Yapay zekâ, duygu ve veri analizi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/loreal-turkiye-her-1-kisilik-istihdamla-12-ek-istihdam-olusturuyor-80393</guid>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> L’Oréal Türkiye, her 1 kişilik istihdamla 12 ek istihdam oluşturuyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünyanın en önemli güzellik şirketlerinden L’Oréal ülkemizde 40 yıldır faaliyette bulunuyor.  22 markası, 1000 çalışanı ve Türkiye nüfusunun yaklaşık üçte  birine denk gelen 27 milyon tüketiciye dokunan ekosistemiyle büyümeye devam eden L’Oréal kendisini “Tekno-güzellik kuruluşu” olarak tanımlıyor. </p>
<p>Geçtiğimiz haftalarda İstanbul’da büyük bir etkinlik düzenleyen kuruluş, çalışmalarını paydaşlarıyla paylaştı.  Etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren L’Oréal Türkiye Ülke Genel Müdürü Vanya Panayotova, misyonlarını “G<em>üzelliği görünenin ötesinde bireyleri güçlendiren, toplumsal kalkınmayı destekleyen ve ekonomiyi dönüştüren stratejik bir güç olarak ele alıyoruz”</em> ifadesiyle tanımladı.</p>
<p>“<em>Tek işi güzellik olan bir teknoloji şirketi olarak inovasyon, bilim ve sürdürülebilirliği işimizin merkezine koyuyor, geleceğin güzelliğini bugünden yaratmaya devam ediyoruz.”</em> diyen Panayotova, Türkiye ekonomisine yaptıkları katkı hakkında rakamlar paylaştı. </p>
<p>Panayotova’nın verdiği bilgiye göre, faaliyet gösterdiği kategorilerdeki yüzde 25 pazar payıyla lider olan L’Oréal, Türkiye ekonomisine değer zinciri bütününde 40 milyar TL’lik etki sağlıyor. L’Oréal Türkiye’nin operasyonları doğrudan ve dolaylı olarak 10.000’den fazla tam zamanlı istihdam yaratıyor. Global bir araştırmaya göre L’Oréal ekosisteminde yaratılan her 1 kişilik istihdam, Türkiye genelinde 12 ek istihdam oluşturuyor. Tedarikçilerden eczanelere, kuaförlerden perakende ortaklarına, STK’lardan start-up’lara kadar uzanan geniş ekosistem; büyümeyi ve sosyal kalkınmayı destekliyor.</p>
<p><strong>40 yılda Türkiye’de güçlü büyüme: Türkiye nüfusunun üçte birine dokunan marka </strong></p>
<p>L’Oréal Türkiye, “Tüketici Ürünleri, Lüks, Profesyonel Ürünler ve Dermatolojik Güzellik” başlıklı dört ana iş birimi altında, faaliyet gösteriyor.  22 markası ve 8.500’den fazla ürün çeşidiyle Türkiye genelinde yüz binlerce satış noktasında tüketicilere ulaşıyor. Yaklaşık 27 milyon tüketicinin hayatına dokunan L’Oréal Türkiye, bugün güzellik pazarının lideri konumunda bulunuyor. Şirket, her yıl pazar büyüme oranının yaklaşık 1.5-2 katı üzerinde büyümeyi hedefleyerek, bu başarıyı sürdürülebilir bir liderliğe dönüştürmek amacıyla çalışıyor.</p>
<p><strong>Tek işi güzellik olan bir teknoloji şirketi</strong></p>
<p>L’Oréal, kendisini yalnızca bir güzellik şirketi olarak değil, “<em>Tek işi güzellik olan bir teknoloji şirketi”</em> olarak tanımlıyor. Şirket, yıllık yaklaşık 1 milyar Euro Ar-Ge yatırımı, dünya genelinde 4.000’den fazla bilim insanı, yılda 725 patent ve 5.900 teknoloji ve veri uzmanıyla geleceğin güzelliğini bugünden inşa etme vizyonuyla çalışıyor.  İstanbul grubun dünya genelindeki 7 Açık İnovasyon Merkezi'nden biri olarak dikkat çekiyor. </p>
<p><strong>Dijitalleşmeye yatırım</strong></p>
<p>L’Oréal Türkiye, 2014 yılından beri dijitalleşmeye düzenli bir biçimde kaynak ayırıyor.  14’ü aktif olmak üzere toplam 22 dijital servis ile hizmet veren kuruluş,   2025’te dijital servislerinde 7 milyon oturuma ulaştı. L’Oréal Türkiye Ülke Genel Müdürü Vanya Panayotova’nın verdiği bilgiye göre, kuruluş yapay zekâ ve artırılmış gerçeklik destekli servislerle tüketicilere ultra kişiselleştirilmiş güzellik deneyimleri sunuyor. Sanal cilt analizlerinden makyaj denemelerine, saç ve cilt bakım önerilerinden online güzellik danışmanlığına kadar uzanan bu ekosistem, e-ticaret, veri ve CRM gücüyle birleşerek tüketiciyle daha derin ve anlamlı bağlar kurulmasını sağlıyor.</p>
<p><strong>Sürdürülebilirlik hedeflerinde başarılı sonuçlar</strong></p>
<p>Sürdürülebilirliği iş yapış biçiminin ayrılmaz bir parçası olarak gördüğünü ifade eden L’Oréal Türkiye; bu yaklaşımını 2020 yılında başlattığı ve Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin 17 maddesinin 16’sını kapsayan “Gelecek İçin L’Oréal” programı üzerine kurguluyor. </p>
<p>Türkiye’deki tesislerinde %100 yeşil enerji kullanan şirket, sürdürülebilirliği ürün geliştirmeden son kullanıcıya kadar uzanan bütünsel bir dönüşüm alanı olarak ele alarak, teknoloji ve bilimi yalnızca inovasyon için değil, sürdürülebilirlik için de kullanıyor. </p>
<p>L’Oréal Türkiye; İstanbul içi lüks ve profesyonel ürün dağıtımlarında yıllık 58 ton karbon emisyonunun önüne geçerken, direkt e-ticaret sitelerinden yapılan tüm teslimatlarda sıfır plastik kullanıyor.   Mağaza teslimatlarında yeniden kullanılabilir kutu sistemine geçerek yıllık 400 ton su tasarrufu elde eden kuruluş,  müşterilerine sunduğu yeşil dönüşüm desteğiyle yeşil salon ve yeşil eczane projelerine destek veriyor. </p>
<p>Garnier Sosyal ve Çevresel Etiketleme sistemi ile tüketicilere ürünleriyle ilgili şeffaflık sunuyor.  Impact+ iş birliği ile dijital medya kampanyalarında 41 ton karbon emisyonu azaltımı sağlıyor. Tedarik zinciri aracılığıyla %61’i kadın girişimci ve %39’u KOBİ’lerden oluşan toplam 146 kişiye istihdam desteği sağlıyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/loreal-turkiye-her-1-kisilik-istihdamla-12-ek-istihdam-olusturuyor-80393</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/9/3/1280x720/vanya-panayotova-1780548873.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ L’Oréal Türkiye, her 1 kişilik istihdamla  12 ek istihdam oluşturuyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/solen-3-fabrikasiyla-dunyanin-en-buyuk-cikolata-merkezlerinden-biri-oldu-80379</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 19:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şölen 3. fabrikasını Gaziantep&#039;te açtı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Biscolata, Luppo, Ozmo gibi markaların sahibi Şölen Çikolata, üçüncü “Türkiye’nin Çikolata Fabrikası”nı Gaziantep’te faaliyete geçirdi.</p>
<p>Akıllı deposu ve robotlarıyla  bir “teknoloji üssü” konumunda olan yeni fabrikanın, yaklaşık 100 milyon dolarlık yatırımla hayata geçirildiği bildirildi. İkisi Gaziantep’te, biri İstanbul Silivri’de bulunan 3 fabrikasında 500’den fazla robota ve 300 bin metrekareye yakın üretim alanına sahip olan şirketin, üretim alanı büyüklüğü bakımından dünyanın en büyük çikolata üretim merkezlerinden biri olduğu belirtildi.</p>
<p>Fabrikanın açılışı Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Gaziantep Valisi Kemal Çeber, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Şölen Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Çoban, Şölen Çikolata Yönetim Kurulu Üyesi ve CEO’su Erdoğan Çoban, Şölen Çikolata Yönetim Kurulu Üyeleri, Şölen’in bayileri, iş ortakları, çalışanlar ve iş insanlarının katılımıyla düzenlenen törenle gerçekleştirildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a205cadda265-1780505773.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p>Törenin açılışında konuşan Bakan Kacır, Türkiye'nin üretim gücünü artıracak her yatırımın ülkenin kalkınma hedeflerine önemli katkılar sunduğunu belirterek, 100 milyon dolarlık yatırımın Gaziantep'in sanayi ve istihdam kapasitesine yeni bir ivme kazandıracağını söyledi.</p>
<p><strong>“Küresel dönüşümden güçlenerek çıktık”</strong></p>
<p>Konuşmasında, dünya ekonomisinde ticaret dengelerinin yeniden şekillendiği bir dönemin yaşandığına dikkat çeken Bakan Kacır, ülkelerin artık rekabetçi ve sürdürülebilir üretim modellerini merkeze alan politikalarla hareket ettiğini ifade etti. Türkiye'nin gelişmiş sanayi altyapısı, güçlü üretim kabiliyeti ve lojistik avantajları sayesinde küresel dönüşüm sürecinden güçlenerek çıktığını vurgulayan Kacır, hedeflerinin Türkiye'yi yüksek katma değerli üretim ve teknoloji geliştirme alanlarında dünyanın önde gelen ülkeleri arasına taşımak olduğunu kaydetti.</p>
<p><strong>“Gıda sanayisi stratejik öneme sahip”</strong></p>
<p>Konuşmasında gıda sektörünün Türkiye ekonomisindeki kritik rolüne de değinen Bakan Kacır, gıda sanayisinin üretim, istihdam, ihracat ve markalaşma açısından ülkenin en güçlü sektörlerinden biri olduğunu söyledi. Küresel krizler, iklim değişikliği, lojistik darboğazlar ve bölgesel çatışmaların gıda tedarik zincirleri üzerindeki etkilerine işaret eden Kacır, sürdürülebilir üretim, verimlilik, teknoloji kullanımı ve katma değerli ürün kapasitesinin artırılmasının artık stratejik bir zorunluluk haline geldiğini belirtti.</p>
<p><strong>Gıda yatırımlarına 1 trilyon liralık destek</strong></p>
<p>Bakan Kacır, 2002 yılından bu yana gıda ürünleri imalatına yönelik 8 bin 911 yatırım teşvik belgesi düzenlendiğini açıklayarak, bu kapsamda 1 trilyon 90 milyar liralık sabit yatırımın ve 258 bin kişilik istihdamın önünün açıldığını söyledi. Türkiye genelinde faaliyet gösteren 211 organize sanayi bölgesinde gıda ürünleri üretimi yapıldığını belirten Kacır, bunların 12'sinin Gıda İhtisas Organize Sanayi Bölgesi olarak faaliyet gösterdiğini ifade etti. Türk gıda sanayisinin yalnızca iç pazarı besleyen bir sektör olmadığını dile getiren Kacır, sektörün ihracattaki başarısına dikkat çekti. Geçtiğimiz yıl 22,3 milyar dolarlık ihracat gerçekleştiren gıda sektörünün önümüzdeki dönemde yeni başarı hikâyeleri yazmaya devam edeceğine inandığını söyledi.</p>
<p><strong>Ar-Ge ve inovasyona büyük destek</strong></p>
<p>Milli Teknoloji Hamlesi vizyonu doğrultusunda gıda sektöründe Ar-Ge odaklı üretimi desteklediklerini belirten Kacır, son 23 yılda TÜBİTAK destek programları kapsamında gıda alanında yürütülen 3 bin 126 projeye ve 3 bin 700 araştırmacıya 16 milyar liranın üzerinde destek sağlandığını açıkladı. Türkiye'nin en büyük gıda Ar-Ge ve inovasyon projelerinden biri olan INNOFOOD kapsamında Gıda İnovasyon Merkezi ile Türkiye Gıda İnovasyon Platformu'nun kurulduğunu hatırlatan Kacır, ayrıca farklı şehirlerde hayata geçirilen gıda test ve analiz laboratuvarlarıyla sektörün kalite ve rekabet gücünün artırıldığını ifade etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a205dbcb1a9a-1780506044.JPG" alt="" width="700" /></p>
<p><strong>“Atıştırmalık sektöründe küresel güç”</strong></p>
<p>Türkiye'nin bisküvi, çikolata, şekerleme, kek, gofret ve kuruyemiş bazlı ürünlerde dünyanın önde gelen üreticileri arasında bulunduğunu belirten Bakan Kacır, gelişmiş gıda işleme sanayisi, güçlü ambalaj altyapısı ve stratejik coğrafi konum sayesinde Türk atıştırmalık sektörünün küresel ölçekte önemli bir rekabet avantajına sahip olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>“Şölen'in yeni tesisi üretim kapasitesini yüzde 70 artıracak”</strong></p>
<p>Gaziantep'te açılışı gerçekleştirilen fabrikanın Türkiye'nin atıştırmalık ürünler alanındaki üretim ve ihracat gücünü daha ileri taşıyacağını vurgulayan Kacır, 100 milyon dolarlık yatırımla hayata geçirilen tesisin Şölen Çikolata'nın üretim kapasitesini yüzde 70 artıracağını açıkladı. Yeni fabrikanın doğrudan 500 kişiye, dolaylı olarak ise yaklaşık 2 bin kişiye istihdam sağlayacağını belirten Kacır, yatırımın Gaziantep ekonomisine ve sosyal refahına önemli katkılar sunacağını ifade etti.</p>
<p><strong>Robotik üretim ve akıllı depolama altyapısı</strong></p>
<p>Tesiste yaklaşık 500 robotun görev yaptığını, 30 bin palet kapasiteli akıllı depo ve gelişmiş lojistik sistemlerin kullanıldığını belirten Bakan Kacır, yatırımın ileri üretim teknolojilerinin gıda sanayisine başarılı şekilde entegre edildiği örnek projelerden biri olduğunu söyledi. Şölen'in Ar-Ge merkezlerinde geliştirilen yeni nesil ve yüksek katma değerli ürünlerin bu tesiste üretilecek olmasının yatırımın önemini daha da artırdığını ifade eden Kacır, fabrikanın yalnızca üretim kapasitesini büyüten bir yatırım değil, aynı zamanda teknoloji ve inovasyon odaklı bir dönüşüm projesi olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>“Üretenin ve yatırım yapanın yanındayız”</strong></p>
<p>Konuşmasının sonunda yatırımın Gaziantep'e ve bölgeye hayırlı olmasını dileyen Bakan Kacır, üretim yapan, yatırım gerçekleştiren ve istihdam oluşturan girişimcilerin her zaman yanında olmaya devam edeceklerini söyledi. Gaziantep'in yeni yatırımlarla büyümeyi sürdüreceğini belirten Kacır, “Gaziantep'i Türkiye Yüzyılı'nın parlayan yıldızı haline getirmek için çalışmaya devam edeceğiz. Şehrimizin üretim gücüne yeni halkalar ekleyerek yerelden genele yayılan örnek başarı hikâyeleri oluşturacağız” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a205ce9738b7-1780505833.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p><strong> “5 kıtada 120’den fazla ülkeye ihracat yapıyoruz”</strong></p>
<p>Şölen Çikolata CEO’su Erdoğan Çoban ise konuşmasında, 36 yılda 1 milyar doları aşan yatırımla Türkiye’nin gücünü dünyaya ulaştıran bir ihracat üssü kurduklarını söyledi. “Türkiye’de tüm gıda kategorilerinde ihracat lideriyiz. Dünyada ilk 10’a girme hedefimize kararlılıkla yürüyoruz” diyen Erdoğan Çoban, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Şölen Çikolata olarak, bugüne kadar sadece üretim tesisleri değil, bu topraklardan aldığımız gücü dünyaya yansıtan bir "ihracat üssü" kurduk. Son 10 yılda 500 milyon doları aşan yatırımın tamamını Gaziantep’e yaptık. 36 yılda ise yatırımlarımızın tamamı toplamda 1 milyar doları aşmış durumda. Bugün 5 kıtada 120’den fazla ülkeye ihracat yapıyor, milyarlarca tüketiciye ulaşıyoruz. Tüm gıda kategorilerinde ihracat lideriyiz. Ar-Ge merkezimizde 35 patentle geleceği tasarlıyoruz. Yeni fabrikamızla birlikte 3 üretim tesisimizde 300 bin metrekareye ulaşan üretim alanımızla dünyanın en büyük çikolata üretim merkezlerinden biri olduk. Teknolojiyi ve insanı bir araya getirerek hayata geçirdiğimiz üçüncü fabrikamız tam bir yüksek teknoloji üssü. Yeni üretim hatları, ileri otomasyon sistemleri, robotik teknolojiler ve veri temelli üretim altyapısı sayesinde hem kapasitemizi artırdık, hem üstün kalite standartlarımızı ve gıda güvenliğini çok daha ileri bir noktaya taşıdık, hem de kalite, hız ve esneklik açısından global ölçekte çok daha rekabetçi bir konuma ulaştık. Bu yatırımla birlikte, mevcut istihdamımıza ek olarak 2 bin kişiye de dolaylı istihdam sağlıyoruz. Tüm tesislerimizde sürdürülebilirlik odaklı çalışıyoruz, sıfır atık ve 216 bin ağaca denk gelen karbon emisyonu önlemini iş modelimizin her adımında uyguluyoruz.”</p>
<p><strong>“Hedefimiz dünyada kendi sektörümüze ilk 10’a girmek, 2030 yılında 1.2 milyar dolar ciro”</strong></p>
<p>Şölen’in cirosunu son 5 yılda 300 milyon dolardan 650 milyon doların üzerine çıkarak iki kat büyüme elde ettiklerini belirten Çoban, hedeflerle ilgili olarak şu bilgileri verdi: “Beş yıl içinde tonajda yüzde 40 büyüme sağladık. 2025 yılında ise bir önceki yıla göre çift haneli büyümeyle 360 milyon dolarlık ihracata ulaştık. Bu yıl, yeni fabrikamız, ileri teknoloji, inovasyon ve Ar-Ge odaklı üretim anlayışımız, çevik yönetim yapımız ve başarısını kanıtlamış markalarımızdan aldığımız güçle yatırımlarımızı ve istikrarlı büyümemizi sürdürüyoruz. 2026’da iç pazarda yüzde 17-20 büyüme hedefliyoruz. Yeni ürünler de gelmeye devam edecek. İhracatta ise dolar bazında yaklaşık çift haneli büyüme ve 386 milyon dolar ciro öngörüyoruz. Dünyada kendi sektörümüzde ilk 10’a girme hedefimize kararlılıkla yürüyoruz. Biz bu topraklara inanıyoruz, ülkemizin üretim gücüne güveniyoruz. 36 yıldır olduğu gibi bayrağımızı dünyada gururla dalgalandırmayı sürdüreceğiz.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a205d080a82c-1780505864.JPG" alt="" width="700" height="898" /></p>
<p><strong>“Aile büyüklerimizden aldığımız bayrağı en iyi şekilde taşımaya gayret ettik”</strong></p>
<p>Şölen Çikolata Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Çoban da törende, “Bugün burada bizleri yalnız bırakmayarak, mutluluğumuza ve gururumuza ortak olan herkese hem Şölen hem Çoban Aileleri adına gönülden teşekkür ediyorum. Bugün açılışını yaptığımız bu tesis bizim yeni bir üretim tesisi veya kapasite artışı değil. Bu yatırım daha fazla insana istihdam sağlayacağımız ve ihracatımızı artırıp, şanlı bayrağımızı dünyanın daha fazla ülkesinde gururla dalgalandırmamızı sağlayacak bir tesis. Bugün de bunun gururunu sizlerle beraber yaşıyoruz. Aile büyüklerimizden aldığımız bayrağı daha fazla üreterek ve daha fazla insanın hayatına dokunarak en iyi şekilde taşımaya gayret ettik” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a205d15bc20e-1780505877.JPG" alt="" width="700" height="998" /></p>
<p>Törende konuşan Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin ise, Gaziantep’e böylesine bir tesis kazandırılmış olmasının heyecan ve mutluluğunu yaşadıklarını belirterek, “Şölen Ailesi’nin, Çoban Ailesi’nin her bir ferdi ile gurur duyuyor ve hepsine bizlere bu gururu, heyecanı ve mutluluğu yaşattıkları için teşekkür ediyorum. Tesisin, şehrimize, bölgemize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a205d250d959-1780505893.JPG" alt="" width="700" height="998" /></p>
<p>Gaziantep Valisi Kemal Çeber de, Şölen Çikolata ve Çoban Ailesi’nin bugün yaşadıkları gururun daha fazlasını şehir olarak yaşadıklarını söyledi. Vali Çeber, “120’den fazla ülkede insanlar Şölen’in ürünlerini ellerine aldıklarında ‘made in Türkiye’ yazısını ve Gaziantep’i görecekler. Bu gurur hepimize yeter ve Gaziantepliler olarak ne kadar gurur duysak azdır” dedi.</p>
<p>Açılış konuşmalarının ardından Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ve protokol üyeleri, tesiste incelemelerde bulundu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/solen-3-fabrikasiyla-dunyanin-en-buyuk-cikolata-merkezlerinden-biri-oldu-80379</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/9/1280x720/solen-3-fabrikasiyla-dunyanin-en-buyuk-cikolata-merkezlerinden-biri-oldu-1780505967.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şölen Çikolata, üçüncü “Türkiye’nin Çikolata Fabrikası”nı Gaziantep’te açtı. Açılışta konuşan Bakan Kacır, 100 milyon dolarlık yatırımla hayata geçirilen tesisin Şölen Çikolata&#039;nın üretim kapasitesini yüzde 70 artıracağını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/erdogan-enerjide-arz-guvenligi-sadece-kalkinma-degil-milli-guvenlik-meselesi-80372</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 16:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Erdoğan: Enerjide arz güvenliği sadece kalkınma değil, milli güvenlik meselesidir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MARUF BUZCUGİL/ANKARA</strong></p>
<p>Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi'nde 2025 Yılı Yenilenebilir Enerji Yatırımları Toplu Açılış Töreni düzenlendi. </p>
<p>Törenin açılışında konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin 2025’te 5 milyar Dolar değerinde 6 bin 818 MW kurulu güçte yenilenebilir enerji yatırımının yapıldığını söyledi. </p>
<p>Türkiye’nin enerji yatırımlarının iki yönüne işaret eden Erdoğan, bunlardan ilkinin Türkiye’nin enerji alanında bir kavşak olması, diğerinin de enerjide tam bağımsızlık olduğunu belirtti. Erdoğan, ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı sonrası başlayan savaş ve Hürmüz boğazının kapanmasıyla ortaya çıkan küresel ekonomik sorunlara işaret ederek, “28 Şubat'ta başlayan ve henüz çözülemeyen İran merkezli kriz Türkiye'nin küresel enerji tedarikindeki kritik rolünü perçinlemiştir. İran Savaşı'nın ilk günlerinden itibaren neler yaşandığını hep beraber takip ettik. Dünyada enflasyonlar artmaya başladı. Birkaç ay öncesine kadar küresel alanda toparlanma beklenirken bugün pek çok ülke kendini resesyona hazırlıyor. Rusya-Ukrayna savaşıyla, Hürmüz'ün kapanması şunu öğretmiştir, enerji arz güvenliği sadece kalkınma meselesi değil, egemenlik ve milli güvenlik meselesidir. Milli enerji ve maden politikamız ile daha çok yerli, daha çok yenilenebilir stratejimizin hedefi enerjide dışa bağımlılığımızı sıfırlamaktır. Enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi, verimliliğin artırılması ve yenilenebilir enerji kaynaklarının değerlendirilmesine büyük önem veriyoruz." dedi.  </p>
<h2>"Enerji talebi artmaya devam edecek"</h2>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, Dünyanın 16. büyük ekonomisi olarak 23 çeyrektir büyümesini sürdürdüğünü hatırlatan Erdoğan, bunun enerji talebinin artacağı anlamına geldiğini de söyleyerek, “(küresel) Enerji talebinin artacağını hepimiz biliyoruz. Sadece yapay zeka odaklı veri merkezlerinin elektrik tüketiminin gelecek 5 yılda iki katına çıkacağı öngörülüyor. Türkiye olarak hızla gelişen diğer tüm ülkeler gibi bizim enerji talebimiz de yıldan yıla yükselmektedir. Son 20 yılda ülkemizin enerji ihtiyacı iki katına çıkmıştır. 2025 yılında elektrik tüketimimiz önceki yıla kıyasla yüzde 2,1 oranında artmıştır. Elektrik talebimizin 2035 yılına kadar en az yüzde 50 oranında artmasını bekliyoruz. Şu an enerji arzımızda ithal kaynakların payı yüzde 57 civarındadır. Her yıl değişmekle birlikte enerjide 60 ila 100 milyar dolar arasında bir ithalat faturamız var” diye konuştu. </p>
<p>Erdoğan konuşmasında çevre eylemlerine de değinerek, “İnsanımızın çevre hassasiyetlerini istismar edenlere, yenilenebilir enerji yatırımlarımızı sabote etmeye çalışanlara teslim olmayacağız” ifadesini kullandı. </p>
<p>Muhalefet eleştirisini de sürdüren Cumhurbaşkanı “Ana muhalefeti esir alan bu sağlıksız ruh hali değişmedikçe anlaşılan o ki herkes bir gün hedef tahtasına konulacak. Ne ülkenin meseleleriyle ilgileniyorlar ne de dünyada ne olup bittiğini takip ediyorlar, gündemlerinde sadece koltuk kavgası var.” diye konuştu. </p>
<h2>Bayraktar: 2025’te rekor kurulu güç</h2>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ise konuşmasında 2025 yılında rekor kurulu güç sözlerini yerine getirdiklerini belirterek bu alanda tahsislerin ve yatırımların devam edeceğini kaydetti. Bayraktar, “Bu yıl bin 500 MW’ı rüzgar olmak üzere toplam 2 bin megavatın üzerinde yeni YEKA yarışmasını gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Önümüzdeki dönemin en önemli gelişmelerinden biri deniz üstü yani offshore rüzgar alanında olacak. Saros Körfezi, Gökçeada, Bozcaada ve Edremit açıklarında dört ayrı saha belirledik. Türkiye'nin ilk deniz üstü rüzgar YEKA yarışmasını gerçekleştireceğiz. 2035'e kadar offshore rüzgarda 5 bin megavat kurulu güce ulaşmayı hedefliyoruz." bilgisini verdi. </p>
<h2>Elektriğin TANAP’ı yapılacak</h2>
<p>Türkiye’nin COP29’da 2035 yılına kadar 120 bin MW yenilenebilir enerji kurulu gücü hedefi açıkladığını hatırlatan Bayraktar, bu yatırımların aynı zamanda bölge ve komşu ülkelerle enterkoneksiyonu da gerektirdiğini belirterek, “Yenilenebilir enerjideki kapasite artışını yönetebilmek için hem altyapıya ciddi yatırım yapmamız hem de komşularımızla, bölge ülkeleriyle enterkoneksiyon kapasitemizi artırmamız gerekiyor. Bu doğrultuda, 30 milyar dolarlık yatırımla, ülkemizin dört bir yanında toplamda 30 bin kilometre uzunluğunda elektrik iletim hatları inşa edeceğiz. Ayrıca Türkiye, Gürcistan, Azerbaycan ve Bulgaristan ile birlikte elektriğin TANAP'ı diyebileceğimiz yeni bir projeyi de hayata geçirmek istiyoruz" diye konuştu. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/erdogan-enerjide-arz-guvenligi-sadece-kalkinma-degil-milli-guvenlik-meselesi-80372</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/2/1280x720/54-1780494718.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji yatırımları için yapılan törende konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, &quot;Rusya-Ukrayna savaşıyla, Hürmüz&#039;ün kapanması şunu öğretmiştir, enerji arz güvenliği sadece kalkınma meselesi değil, egemenlik ve milli güvenlik meselesidir. Milli enerji ve maden politikamız ile daha çok yerli, daha çok yenilenebilir stratejimizin hedefi enerjide dışa bağımlılığımızı sıfırlamaktır. Enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi, verimliliğin artırılması ve yenilenebilir enerji kaynaklarının değerlendirilmesine büyük önem veriyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/roche-ilac-turkiye-ile-tusebden-is-birligi-80366</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 14:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜSEB ile Roche İlaç Türkiye&#039;den iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Roche İlaç Türkiye ile Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB), Türkiye'de klinik araştırmaların geliştirilmesi, araştırma kapasitesinin artırılması ve uluslararası araştırmalardaki rekabet gücünün desteklenmesi amacıyla iş birliği protokolü imzaladı.</p>
<p>Roche İlaç Türkiye'den yapılan açıklamaya göre, Ankara'da Sağlık Bakanlığında düzenlenen imza törenine, TÜSEB Başkanı Prof. Dr. Ümit Kervan, Roche İlaç Türkiye Genel Müdürü Farid Bidgoli, Roche İlaç Türkiye Klinik Operasyonlar Ülke Direktörü Mina Nejadamin, Ülke Terapötik Alan Lideri İrem Akat Kul ve İletişim Ortağı Hande Hazinedaroğlu Hatırnaz katıldı.</p>
<p>Protokol kapsamında, Roche İlaç Türkiye tarafından Türkiye'de yürütülmesi planlanan klinik araştırmalar için ülke ve merkez fizibilite süreçlerinin desteklenmesi, uygun araştırma merkezlerinin belirlenmesine yönelik içgörü paylaşılması ve şehir hastaneleriyle yürütülecek araştırma iş birliklerinin desteklenmesi hedefleniyor.</p>
<p>İş birliği ayrıca Roche İlaç Türkiye'nin 20 yılı aşkın süredir sürdürdüğü Roche Klinik Çalışmalar Okulu kapsamında verilen temel ve ileri düzey İyi Klinik Uygulamalar eğitimlerinin TÜSEB iş birliğiyle düzenlenmesini ve araştırma ekosistemini güçlendirmeye yönelik ortak projelerin hayata geçirilmesini kapsıyor.</p>
<p>İş birliğiyle Türkiye'nin uluslararası klinik araştırmalardaki rekabet gücünün artırılması, araştırma kapasitesinin geliştirilmesi ve yenilikçi tedavilere erişimin desteklenmesi amaçlanıyor.</p>
<p><strong>"İş birliği Türkiye'nin klinik araştırma altyapısının gelişmesine katkı sağlayacak"</strong></p>
<p>TÜSEB Başkanı Prof. Dr. Ümit Kervan, Türkiye'nin sağlık alanındaki araştırma kapasitesini güçlendirmenin, bilimsel üretimi artırmanın ve ülkeyi uluslararası araştırma ekosisteminde daha güçlü konuma taşımanın TÜSEB'in temel öncelikleri arasında bulunduğunu belirtti.</p>
<p>"Üreten Sağlık" vizyonu doğrultusunda kurulan iş birliğinin klinik araştırma altyapısının gelişmesine ve Türkiye'nin bu alandaki potansiyelinin daha görünür hale gelmesine katkı sağlayacağına inandıklarını aktaran Kervan, "Araştırma ekosistemini güçlendirecek her adımı, Türkiye'nin sağlıkta küresel rekabet gücünü artıran stratejik bir yatırım olarak görüyoruz." ifadesi kullandı.</p>
<p>Roche İlaç Türkiye Genel Müdürü Farid Bidgoli de bilimsel araştırmaları sağlık hizmetlerinin geleceğini şekillendiren en önemli unsurlardan biri olarak gördüklerini kaydetti.</p>
<p>Türkiye'nin güçlü sağlık altyapısı ve deneyimli araştırmacılarıyla klinik araştırmalar açısından önemli potansiyele sahip olduğunu vurgulayan Bidgoli, "TÜSEB ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliğiyle Türkiye'nin uluslararası klinik araştırmalardaki rekabet gücünü artırmaya, araştırma süreçlerini daha etkin hale getirmeye ve yenilikçi tedavilere erişimi desteklemeye katkı sunmayı hedefliyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Roche İlaç Türkiye Klinik Operasyonlar Ülke Direktörü Mina Nejadamin, klinik araştırmaların sürdürülebilir şekilde gelişmesinin güçlü araştırma merkezleri, nitelikli insan kaynağı ve paydaşlar arasında etkin iş birlikleriyle mümkün olduğunu belirtti.</p>
<p>Nejadamin, TÜSEB ile hayata geçirilen iş birliği kapsamında araştırmacıların yetkinliklerinin geliştirilmesine, araştırma merkezlerinin görünürlüğünün artırılmasına ve uluslararası standartlarda klinik araştırmaların Türkiye'de daha yaygın hale gelmesine katkı sağlamayı amaçladıklarını ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/roche-ilac-turkiye-ile-tusebden-is-birligi-80366</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/6/1280x720/7-1780488062.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Roche İlaç ile yapılan iş birliği hakkında açıklama yapan TÜSEB Başkanı Prof. Dr. Ümit Kervan, &quot;Araştırma ekosistemini güçlendirecek her adımı, Türkiye&#039;nin sağlıkta küresel rekabet gücünü artıran stratejik bir yatırım olarak görüyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/faktoringde-islem-hacmi-ilk-ceyrekte-5346-milyar-liraya-cikti-80363</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 14:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Faktoringde işlem hacmi ilk çeyrekte 534,6 milyar liraya çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Finansal Kurumlar Birliği (FKB), 2025 yılını yüzde 39,5 büyüme ve 1,7 trilyon lira işlem hacmiyle tamamlayan faktoring sektörünün yeni yılda da büyümesini sürdürdüğünü açıkladı.</p>
<p>Buna göre, ilk çeyrek sonu itibarıyla sektörün işlem hacmi geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 52,4 artarak 534,6 milyar lira, aktif toplamı yüzde 52,8 büyüyerek 525,1 milyar lira, alacaklar kalemi ise yüzde 51,4 yükselişle 471 milyar lira seviyesine ulaştı.</p>
<p>Aynı dönemde öz kaynakların yüzde 50 artışla 100,3 milyar liraya ulaşması, faktoring sektörünün mali yapısındaki güçlenmeyi ve sürdürülebilir büyüme kapasitesini destekleyen önemli bir gösterge olarak öne çıktı.</p>
<p>Sektörün yılın devamında da büyümesini sürdürmesi beklenirken, küresel ticarette artan belirsizliklerin, finansman koşullarındaki sıkılaşmanın ve reel sektörde nakit akışı baskısının devam etmesinin buna katkı sağlaması öngörülüyor.</p>
<p><strong>"İşletmelerin nakit akışlarını daha etkin yönetmelerine katkı sağlıyoruz"</strong></p>
<p>FKB Faktoring Sektörü Başkanı Nurcan Taşdelenler, faktoring sektörünün, işletmelerin yalnızca finansmana erişimini değil, ticari faaliyetlerinin sürekliliğini de destekleyen bir yapı olarak büyümeye devam ettiğini bildirdi.</p>
<p>Taşdelenler, "Özellikle ticaret hacminin ve vadeli işlemlerin yüksek olduğu dönemlerde işletmelerin nakit akışlarını daha etkin yönetmelerine katkı sağlıyoruz. İlk çeyrek verileri, faktoring sektörünün reel ekonominin finansmanında üstlendiği rolün güçlenerek devam ettiğini ortaya koyuyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Artık şirketler için satış hacminin değil, bu satışın ne kadar sürede nakde dönüştüğünün belirleyici olduğunu kaydeden Taşdelenler, "Vadelerin uzadığı ve tahsilat sürelerinin öngörülebilirliğinin azaldığı bir dönemde, nakit akışının sürekliliği işletmeler açısından en kritik başlık haline gelmiş durumda. Bu süreçte faktoring sektörü özellikle işletme sermayesi yönetimi ve tahsilat riskinin dengelenmesi açısından daha yoğun şekilde tercih ediliyor." açıklamasında bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/faktoringde-islem-hacmi-ilk-ceyrekte-5346-milyar-liraya-cikti-80363</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/3/1280x720/nurcan-tasdelenler-1777613216.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Faktoring sektörünün büyüklüğünün ilk çeyrek sonu itibarıyla geçen yıla göre yüzde 52,4 artışla 534,6 milyar liraya yükseldiği bildirildi. FKB Faktoring Sektörü Başkanı Nurcan Taşdelenler, &quot;İlk çeyrek verileri, faktoring sektörünün reel ekonominin finansmanında üstlendiği rolün güçlenerek devam ettiğini ortaya koyuyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cantimur-vergi-konseyi-baskani-oldu-80362</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 14:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cantimur, Vergi Konseyi Başkanı oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Vergi Konseyinin yeni yönetimi belli oldu.</p>
<p>Vergi Konseyi, vergi politikalarını oluşturan birimlerle mükellef arasında köprü vazifesi görerek tüm tarafların temsil edildiği toplumsal bir mutabakat platformu olarak görev yapıyor.</p>
<p>Edinilen bilgilere göre, Konseyde yeni dönemde görev yapacak başkan, genel sekreter, genel sekreter yardımcıları, icra kurulu üyeleri, doğal üyeler, uzmanlar, akademisyenler, sivil toplum kuruluşları, sektör temsilcileri, müteşebbis üyeler ve kamu kurumları temsilcileri belirlendi.</p>
<p>Konseyin yeni yapılanmasıyla, Türkiye'de vergi sisteminin geliştirilmesine yönelik çalışmaların ortak akıl, uzlaşma, teknik uzmanlık ve katılımcılık temelinde yürütülmesi hedefleniyor.</p>
<p>Vergi Konseyi Başkanlığı görevini Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Abdullah Erdem Cantimur üstlendi. Genel Sekreterlik görevine Hasan Gül, genel sekreter yardımcılıklarına da Sevilay Akay Güvendi ve Gamze Memur Demir getirildi.</p>
<p>Konseyin çalışma gündeminin oluşturulması, teknik raporların değerlendirilmesi ve Bakanlığa sunulacak önerilerin olgunlaştırılması görevini üstlenen İcra Kurulu, Konsey Başkanı Cantimur ve Genel Sekreter Gül ile birlikte İsa Coşkun, Abdülkadir Kahraman, Erdal Aydın, Abdullah Kiraz, Soner Ülgen, Recep Bıyık, Prof. Dr. Ersan Öz, Prof. Dr. Adnan Gerçek ve İrfan Vural'dan oluşacak.</p>
<p>Bakanlık ve bağlı/ilgili birimlerin üst düzey temsilinden oluşan Vergi Konseyinin doğal üyeleri, Konsey çalışmalarının kamu idaresiyle doğrudan koordinasyon içinde yürütülmesini sağlayacak. Doğal üyelerde Gelir İdaresi Başkanı Bekir Bayrakdar, Vergi Denetim Kurulu Başkanı Muhsin Atcı ve Vergi Konseyi Genel Sekreteri Hasan Gül yer alıyor.</p>
<p><strong>Daha etkin rol üstlenecek</strong></p>
<p>Yeni dönemde, vergi, muhasebe, denetim, finans, ekonomi ve sektör uygulamaları alanlarında uzmanlarla vergi politikalarının yalnızca kamu idaresi perspektifiyle değil, akademik, mesleki ve sektörel bakış açılarıyla da değerlendirilmesi için sivil toplum kuruluşları ve sektör temsilcileri de yeniden belirlendi. Ayrıca, Konseydeki müteşebbis üyeler ve kamu kurumları üyeleri de yenilendi.</p>
<p>Vergi Konseyinin yeni döneminde vergi mevzuatının sadeleştirilmesi, uygulamada yaşanan sorunların azaltılması, vergi idaresinin etkinliğinin artırılması, mükellef uyumunun güçlendirilmesi ve uluslararası gelişmelerin yakından takip edilmesi gibi başlıklarda Bakanlığa teknik katkı sunması öngörülüyor.</p>
<p>Yeni yapılanmayla birlikte Konseyin, kamu-özel sektör-akademi-sivil toplum işbirliğini güçlendiren platform olarak daha görünür ve etkin rol üstlenmesi bekleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cantimur-vergi-konseyi-baskani-oldu-80362</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/4/1280x720/kdv-vergi-1767328296.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Abdullah Erdem Cantimur, Vergi Konseyi Başkanı olarak görevlendirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ipard-iii-programi-11-basvuru-icin-cagri-ilani-80361</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 14:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> IPARD III Programı 11. başvuru için çağrı ilanı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, IPARD III Programı 11. başvuru çağrı ilanının yayımlandığını duyurdu. </p>
<p>Sosyal medya hesabından paylaşım yapan Yumaklı, kırsala bereket, girişimcilere güç olmaya kararlılıkla devam ettiklerini belirterek, "30 milyon avro bütçeli IPARD III Programı 11. başvuru çağrı ilanı bugün yayımlandı. Tarım ve Balıkçılık Ürünlerinin İşlenmesi ve Pazarlanması tedbiri kapsamında, süt, et, yumurta, meyve-sebze ve su ürünleri işleme tesislerini, süt toplama merkezlerini, soğuk hava depolarını destekleyeceğiz. Üretimin ve üreticinin yüzyılında, vatandaşlarımızı desteklerle buluşturarak, üretim gücümüzü artırmayı sürdüreceğiz. Hayırlı, uğurlu olsun." ifadelerini kullandı. </p>
<blockquote class="twitter-tweet">
<p dir="ltr" lang="tr">🌱 Kırsala bereket, girişimcilerimize güç olmaya kararlılıkla devam ediyoruz.<br /><br />📈 30 milyon avro bütçeli IPARD III Programı 11. Başvuru Çağrı İlanı bugün yayımlandı.<br /><br />"Tarım ve Balıkçılık Ürünlerinin İşlenmesi ve Pazarlanması" tedbiri kapsamında;<br />🐟 Süt, et, yumurta, meyve-sebze… <a href="https://t.co/b3d5wD5JrI">pic.twitter.com/b3d5wD5JrI</a></p>
— İbrahim Yumaklı (@ibrahimyumakli) <a href="https://x.com/ibrahimyumakli/status/2062059289703850322?ref_src=twsrc%5Etfw">June 3, 2026</a></blockquote>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ipard-iii-programi-11-basvuru-icin-cagri-ilani-80361</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/6/1280x720/yumakli-1770294211.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ IPARD III Programı 11. başvuru çağrı ilanı hakkında açıklama yapan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, &quot;Tarım ve Balıkçılık Ürünlerinin İşlenmesi ve Pazarlanması tedbiri kapsamında süt, et, yumurta, meyve-sebze ve su ürünleri işleme tesislerini, süt toplama merkezlerini, soğuk hava depolarını destekleyeceğiz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hisarciklioglu-cop31-is-dunyasi-elcisi-olarak-gorevlendirildi-80360</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 14:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kurum: Dönüşümde en büyük zorluğun uygun maliyetli finansman olduğunun farkındayız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Birleşmiş Milletler’in iklim değişikliğiyle mücadele çalışmaları kapsamında bu yıl Antalya’da düzenlenecek COP31 Konferansı’nda küresel iş dünyasının resmi temsilcisi Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) oldu. Başkan Rifat Hisarcıklıoğlu ise “COP31 İş Dünyası Elçisi” (Private Sector Envoy) olarak görevlendirildi. Küresel iş dünyasının COP 31’e katılımı da TOBB tarafından koordine edilecek.</p>
<p>COP31 Business Forum’un tanıtım toplantısı Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ve TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun katılımıyla TOBB’da gerçekleştirildi.</p>
<p>Toplantıya;  TÜSİAD, MÜSİAD, DEİK, YASED, TİM, TBB, TİSK ve TÜRKONFED gibi iş dünyası kuruluşları, oda ve borsalar ile küresel ölçekte şirketler katıldı.</p>
<p>Forum, dünya genelinde 1.000’i aşkın oda ve özel sektör kuruluşuyla iş birliği yapmayı, çatı kuruluşlar aracılığıyla da 45 milyondan fazla işletmeye ulaşmayı hedefliyor.</p>
<p>Forumu sonra yapılacak COP başkanlıklarına devredilebilecek kurumsal miras olarak tasarladıklarını kaydeden TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, iklim değişikliğinin sadece çevre meselesi olmadığını, sanayi ve rekabet mücadelesi olduğunu bildirdi.</p>
<p><strong>Hisarcıklıoğlu: Derdimiz dönüşümün seyircisi değil belirleyicisi olmak</strong></p>
<p>Hisarcıklıoğlu, yeşil dönüşümün fabrikalarını, tedarik zincirlerini ve standartlarını kim belirlerse, bu yüzyılın sanayi hiyerarşisini de onun belirleyeceğini anlattı.</p>
<p>Enerjisinin yaklaşık yüzde 70’ini ithal eden Türkiye için enerji verimliliği ve yenilenebilir enerjinin bir tercih değil, makroekonomik bir zorunluluk olduğuna değinen  Hisarcıklıoğlu,  “Bizim derdimiz bu dönüşümün seyircisi olmak değil; Türk iş dünyasını kuralı yazanlar safına, oyunun belirleyicisi konumuna taşımaktır” dedi.</p>
<p><strong>Küresel iş dünyası ile istişareler yürütülecek</strong></p>
<p>Hisarcıklıoğlu, Birliğin Dünya Odalar Federasyonu Başkanlığı ve ICC Yönetim Kurulu üyeliği gibi uluslararası görevler vesilesiyle oluşturduğu küresel ağı Forum’u güçlendirmek için kullanacağını belirtti.</p>
<p>TOBB’un hazırladığı yol haritası, bir yıla yayılan üç aşamalı bir süreç olarak tasarlandı: kur, aktar, devret. 3 Haziran’daki başlangıç toplantısının ardından 22-23 Haziran’da Londra İklim Eylem Haftası ve 22-27 Eylül’de New York İklim Haftası’nda küresel iş dünyasıyla istişareler yürütülecek. Ayrıca, 12-13 Kasım’da Antalya Mavi Alan’da düzenlenecek COP31 İş ve Yatırım Zirvesi gerçekleştirilecek. Zirvenin ardından Forum, taahhütlerin takibini yaparak yapıyı sonraki COP başkanlığına düzenli biçimde devredecek.</p>
<p><strong>Bakan Kurum: En büyük zorluk uygun finansman</strong></p>
<p>COP 31’e başkanlık edecek olan Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Başkanı Murat Kurum’un başta deprem felaketinde verdiği destek olmak üzere TOBB’un çalışmalarına ilişkin teşekkürlerini iletti. Kurum,  COP 31’i uluslararası zirve olmanın yanı sıra, reel sektörümüzün yeşil dönüşüm kapasitesini dünyaya göstereceği bir dönüm noktası olarak gördüklerini söyledi.</p>
<p>Bu süreçte TOBB’un ulusal ve küresel oda-borsa ağı, yüksek kurumsal kapasitesi, tecrübesi, sektör meclisleri ve KOBİ erişiminin kendileri için vazgeçilmez olduğunun altını çizen Bakan Kurum,</p>
<p>“Biz Türkiye olarak vizyonumuzu “Geleceğin COP’u: Uygulama COP’u” yaklaşımı üzerine inşa ediyoruz. Çünkü dünyamızın daha fazla taahhüte değil; hedefleri sahaya indirmeye, uygulamayı hızlandırmaya ve dönüşümü ölçülebilir ekonomik sonuçlara çevirmeye ihtiyacı olduğunu çok iyi biliyoruz” dedi.</p>
<p>COP31’de hedeflerini sözün aksiyona dönüştüğü, aksiyonun sahaya yayıldığı bir zirve temeline oturttuklarına vurgu yapan Kurum,  “Bu yaklaşımın sahadaki en önemli araçlarından biri olan Eylem Gündemimizi on öncelikli alan etrafında yapılandırıyoruz. Bu gündem; sıfır atık ve döngüsel ekonomi, temiz enerji dönüşümü ve yeşil, düşük karbonlu sanayileşmenin desteklenmesini kapsamaktadır” diye konuştu.</p>
<p>Kurum, şehirlerin iklime dayanıklı hale getirilmesi, iklim eylemini destekleyen finansal ve kurumsal mekanizmaların güçlendirilmesi, gençlerin sürece katılımının artırılması, dayanaklı sağlık sistemlerinin geliştirilmesini de bu çerçevede ele aldıklarını aktardı.</p>
<p><strong>“Özel sektör ve finans dünyasının daha güçlü katılımı”</strong></p>
<p>Günümüz dünyasında, küresel ticaret kurallarının, "Yeşil Dönüşüm" ekseninde baştan yazıldığını dile getiren Murat Kurum,  “Biz, bu dönüşüm sürecinde karşılaştığınız en büyük zorluğun teknolojiye erişim ve uygun maliyetli finansman olduğunu çok iyi biliyoruz. İşte tam da bu nedenle özel sektörün ve finans dünyasının iklim eylemine daha güçlü katılımı olmazsa olmazımız” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Güçlü ve etkin katılımın sanayicinin ihtiyaç duyduğu uluslararası iklim finansmanının da anahtarı olacağını belirten Kurum,</p>
<p>“COP31 sürecine yalnızca genel değerlendirmelerle değil; somut öneriler, finansmana hazır projeler ve uygulanabilir iş modelleriyle gelin. Önümüzde devasa yatırım alanları var. Özellikle artan küresel enerji talebine karşı en akılcı çözüm olan binalarda enerji verimliliği uygulamaları ve yeşil sertifikasyon süreçleri, inşaat ve malzeme sanayimiz için muazzam bir inovasyon ve yatırım sahasıdır” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hisarciklioglu-cop31-is-dunyasi-elcisi-olarak-gorevlendirildi-80360</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/0/1280x720/688-1780486699.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ COP31 Business Forum’un tanıtım toplantısında TOBB, COP31 sürecinde küresel iş dünyasının resmî temsilcisi olurken, TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu da COP31 İş Dünyası Elçisi olarak görevlendirildi. Toplantıda konuşan Bakan Kurum,  “Biz, bu dönüşüm sürecinde karşılaştığınız en büyük zorluğun teknolojiye erişim ve uygun maliyetli finansman olduğunu çok iyi biliyoruz. İşte tam da bu nedenle özel sektörün ve finans dünyasının iklim eylemine daha güçlü katılımı olmazsa olmazımız.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oktem-kullanicilarimiz-ve-hissedarlarimiz-icin-uzun-vadeli-deger-yaratmaya-devam-edecegiz-80358</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 14:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Öktem: Kullanıcılarımız ve hissedarlarımız için uzun vadeli değer yaratmaya devam edeceğiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>New York Borsası’na (NYSE) kote Türkiye’nin tek teknoloji şirketi Martı'nın, 2026 ilk çeyrek finansal sonuçlarını açıklamasının ardından analist güncellemelerini almaya başladığı açıklandı. Şirketi takip eden beş analistten üçünün raporlarını revize ettiği, yapılan tüm güncellemelerin yukarı yönlü gerçekleştiği bildirildi.</p>
<p>Martı Kurucusu Oğuz Alper Öktem, ilk çeyrekte gelirlerini yüzde 156 artırarak 15,4 milyon dolara çıkardıklarını belirtti. Öktem, “Ölçeklenebilir iş modelimiz ve verimlilik odaklı yaklaşımımız sayesinde büyümemizi sürdürürken, kullanıcılarımız ve hissedarlarımız için uzun vadeli değer yaratmaya devam edeceğiz” dedi.</p>
<p>Martı aynı zamanda raporlama sıklığını artırdığını açıkladı. Şirket bundan böyle finansal sonuçlarını altı aylık dönemler yerine her çeyrek sonunda kamuoyuyla paylaşacak.</p>
<p><strong>Litchfield Hills Research 6 dolarlık hedef fiyatını korudu</strong></p>
<p>6 dolarlık hedef fiyat ve “Al” tavsiyesi korundu. Raporda Martı hisselerinin benzer büyüme profiline sahip teknoloji şirketlerine kıyasla %90’ın üzerinde, benzer şirketlere göre ise yaklaşık %36 iskontolu işlem gördüğü vurgulandı.</p>
<p>5 dolarlık hedef fiyat ve “Al” tavsiyesi korundu. Raporda Martı’nın Türkiye’deki ölçeklenmiş tek mobilite platformu olduğu belirtilirken, yüzde 70–80 sürdürülebilir brüt kâr marjı potansiyeline dikkat çekildi. Şirketin marj yapısının küresel benzerlerine göre Türkiye'deki yapısal nedenlerin etkisiyle daha güçlü olduğu belirtildi.</p>
<p><strong>Cantor Fitzgerald hedef fiyatını yukarı revize etti</strong></p>
<p>Hedef fiyat 2,15 dolardan 2,40 dolara yükseltildi. 2027 düzeltilmiş FAVÖK beklentisi 5 milyon dolar artırılarak 21,5 milyon dolara çıkarılırken, 2027 gelir tahmini de 123,6 milyon dolardan 124,4 milyon dolara yükseltildi.</p>
<p>Güncellenen raporlar, Martı’nın güçlü gelir büyümesini sürdürdüğüne, platform ekonomisinin marjları hızla iyileştirdiğine ve Şirket’in pozitif düzeltilmiş FAVÖK hedefine yaklaştığına işaret etti. Analistlerin ilk kez 2027 projeksiyonlarını paylaşmaya başlaması ise şirketin uzun vadeli kârlılık görünümünün giderek netleştiğini ortaya koydu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oktem-kullanicilarimiz-ve-hissedarlarimiz-icin-uzun-vadeli-deger-yaratmaya-devam-edecegiz-80358</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/0/1280x720/oguz-alper-oktem-1758719567.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Martı’nın ilk çeyrek finansal sonuçlarının ardından şirketi takip eden üç uluslararası araştırma kuruluşunun değerlendirmelerinde güçlü gelir büyümesinin, hızla iyileşen marj yapısının ve ölçeklenebilir iş modelinin öne çıktığı belirtildi. Martı Kurucusu Oğuz Alper Öktem, “Ölçeklenebilir iş modelimiz ve verimlilik odaklı yaklaşımımız sayesinde büyümemizi sürdürürken, kullanıcılarımız ve hissedarlarımız için uzun vadeli değer yaratmaya devam edeceğiz.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yaz-sicak-gececek-80357</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 14:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yaz sıcak geçecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p style="text-align: right;"><em>“Eğer zihnimiz neyle karşı karşıya olduğumuz konusunda net değilse, kaçınılmaz olarak, bilinçli veya bilinçsiz olarak, ne yapacağımızı merak ederek eylemsizliğe düşeriz. Bize ne yapacağımızı söyleyecek binlerce insan var: uzmanlar ve tuhaf kişiler. Sorunun muazzam karmaşıklığını anlamadan önce, ona müdahale etmek istiyoruz. Sorunun tamamını görmekten çok, harekete geçmekle ilgileniyoruz. Asıl mesele zihnimizin kalitesidir; bilgisi değil, bilgiyle buluşan zihnin derinliğidir. Zihin sonsuzdur, evrenin doğasıdır, kendi düzenine, kendi muazzam enerjisine sahiptir. Sonsuza dek özgürdür. Beyin, şu anki haliyle, bilginin kölesidir ve bu nedenle sınırlı, sonlu, parçalıdır. Beyin koşullanmasından kurtulduğunda, beyin sonsuz olur. Ancak o zaman zihin ve beyin arasında bir ayrım kalmaz.”</em></p>
<p style="text-align: right;"><em>- J. Krishnamurti</em></p>
<p>Önceki yazılarımızda piyasalarda Mayıs ayının ikinci yarısında sert düşüşler beklediğimizi ifade etmiştik. Bizim borsamızda bu düşüş gerçekleşti ve BIST yüzde 15’e yakın geriledi. Global piyasalarda ise gerileme değil, bilakis yükseliş yaşandı.</p>
<p>Dolayısıyla tahminimizin bu kısmında yanıldık. Peki önümüzdeki haftalarda ne olabilir, hala bir düşüş olabilir mi yoksa bu görüşümüzden vaz mı geçtik?</p>
<p>İkinci aşama diye nitelendirdiğimiz piyasa geri çekilmesini görmedik ve piyasa hala 1. aşamada diye düşünüyoruz. Bununla birlikte, önümüzdeki haftalarda 2. aşamaya girme olasılığı artık bizce önemli ölçüde daha yüksek görünüyor. Neden böyle düşünüyoruz ve Haziran’da piyasa seyri nasıl olabilir?</p>
<p>Şu anki görüşümüze göre, SPX'in 7700 ile 7800 arasında Haziran ayında veya Temmuz başında nihai zirvesine ulaşacağını tahmin ediyoruz. Bundan sonra, ikinci aşama ile Haziran-Temmuz'dan Ekim'e kadar yüzde 10'dan fazla bir düzeltme bekliyoruz. Bu geri çekilme alım fırsatı verecek ve 2027'ye kadar sürecek patlayıcı bir son ralli yaşanacak diye düşünüyoruz.</p>
<p>Bu rallinin sona ermesinden sonra, değerlemeleri daha makul seviyelere indirecek bir ya da iki yıllık bir ayı piyasası öngörüyoruz. Tarihsel olarak, hisse senedi piyasası her zaman yüksek ve düşük değerleme dönemleri arasında dalgalanmıştır. Bu sefer de farklı olmayacağı kanaatindeyiz.</p>
<p>Piyasaları aslında son dönem sürükleyen ana etkenler arasında; para akımları (flowlar) ve özellikle büyük teknoloji şirketlerinde beklenen kar büyümesi olduğunu görüyoruz. Yine de bu değerlemelerin anlamsız olduğu şeklinde algılanmama sadece vade olarak daha uzun döngüleri kapsıyor.</p>
<p>Nitekim değerleme açısından baktığımızda çoğu önemli değerleme ölçütüne göre, piyasa şu anda son derece pahalı. Örneğin Buffett Indicator, CAPE Ratio, S&amp;P 500 Trailing P/E Ratio, S&amp;P 500 Forward P/E Ratio, S&amp;P 500 Price-to-Book Ratio ve Tobin’s Q Ratio gibi değerleme metriklerine göre piyasa tarihsel olarak epey yüksek seviyelerde. Ayrıca, lokomotif diyeceğimiz büyük teknoloji şirketlerine indirgenmiş nakit akımıyla baktığımızda ise değerlemelerin önemli bir kısmının terminal değerden geldiğini görüyoruz. Yakın zaman değer/serbest nakit akımı ise birçoğunda yüzün üzerinde ancak daha önce de belirttiğimiz gibi, bu aşırılıkların hâlâ genişleme potansiyeline sahip olduğuna ve aşırılıkların da aşırı hale gelebileceğine dair görüşlerimizle çelişmiyor. 1999 senesini örnek vermiştik. Esasında 1929 ve 2007'de de benzer aşırılıklar vardı.</p>
<p>Taktiksel bir bakış açısı ile daha kısa vadeli bakacak olursak, kısa vadede 7200-7300 arasında bir yerde son bulabilecek bir geri çekilme görebiliriz. Bu geri çekilme tamamlandıktan sonra ise 7700-7800 seviyelerine kadar bir yükseliş bekliyoruz. Ardından ise başta bahsettiğimiz ikinci aşamanın yani Mayıs ayında bizdeki duruma benzer sert bir satış dalgası (yüzde 10 civarı) bekliyoruz. Bu, birkaç nedenden dolayı temel senaryomuz olmaya devam ediyor. En önemlisi, tarihin en büyük üç halka arzı olan SpaceX, Anthropic ve OpenAI'nin önümüzdeki haftalarda halka arz edilmeleri planlanıyor.Bu mega halka arzlar, mevcut hisse senetleri üzerinde iki temel şekilde satış baskısı yaratabilir: Halka arz öncesi nakit toplama: Fonlar, halka arz tahsisleri için nakit serbest bırakmak amacıyla (çoğunlukla büyük teknoloji ve Mag7 şirketlerinin hisselerini) satabilir. Hızlı endeks dahil etme: Nasdaq-100 ve S&amp;P 500'e eklendikten sonra, pasif fonlar ve ETF'ler yeni devleri satın almak zorunda kalıyor; bu da onları endekslerdeki diğer tüm hisse senetlerinin orantılı miktarlarını satmaya zorluyor.</p>
<p>Sonuç, kısa vadeli bir geri çekilmeyi tetikleyebilecek geçici bir likidite kaybıdır; bu da beklediğimiz ikinci aşama zamanlamasına uyuyor. Ayrıca, taktiksel anlamda risklerin arttığına dair birçok emare var. Yapay zekâ "darboğazından" pozitif etkilenmesi beklenen birçok hisse bizce kırılgan bir zeminde ilerliyor. Özellikle büyük teknolojilerdeki pozisyonlar o kadar kalabalık ve korelasyonlu ki, herhangi bir momentum kaybı bir zincirleme reaksiyonu tetikleyebilir.</p>
<p>Bizce buna odaklanmak ve riski buna göre ayarlamak mantıklı bir seçenek. En kırılgan savunmasız alanlar da bellek, yarı iletkenler ve Güney Kore piyasası olarak öne çıkıyor. İkinci aşamada teminat çağrıları hızlanabilir çünkü kalabalık ve kaldıraçlı pozisyonlar çözülmeye başlar, belki de ilk olarak Güney Kore'de bu durum yaşanabilir. Daha sonra korelasyonlar devreye girer çünkü hisse senedi portföyleri bu aynı işlemlerin hepsini tutmaktadır.</p>
<p>Güney Kore'ye tekrar değinirsek, orada riskleri daha da artıran, Hong Kong'da listelenen çift kaldıraçlı SK Hynix ETF'si ki bu yıl 10 kat büyüdü ve HK piyasasındaki tüm ETF varlıklarının neredeyse yüzde 10'unu elinde tutuyor. Şu anda Hong Kong'daki üçüncü en büyük ETF ve şu anda dünyanın en büyük tek hisse senedi ETF'si. SK Hynix ve Samsung'un yükselişi nedeniyle, birçok fon Güney Kore'nin katı yüzde 10'luk tek hisse senedi tutma sınırlarını aştı.Bu sınırlar, bu hisseler için yerel kurumsal bir talep sınırı oluşturuyor. Marjinal olarak buradan net satıcı konumundalar. Konsantrasyon sınırlarını ihlal etmeden yarı iletkenlere maruz kalmayı sürdürmek için kurumlar "gölge hisselere" yöneliyor. Örneğin, SK Hynix'te yüzde 20'lik büyük bir hisseye sahip olan SK Square, yatırımcıların alternatif olarak kullanmasıyla yükselişe geçti. Bunların hepsi de spekülatif işlemlerin arttığına dair sinyaller. Güney Kore’de enflasyonun yükselmekte olduğunu bunun da faizlerde yükseliş getirmesi ve borsaları etkilemesi de göz önünde bulundurulması gereken bir detay.</p>
<p>Global özellikle ABD piyasaları için önemli bir nokta da son iki ayda, agresif bir "gama sıkışması", hisse senedi piyasasının ilk çeyrekteki satış dalgasından hızlı bir şekilde toparlanmasına katkıda bulunduğu gerçeği. Bana göre, agresif pozisyon değişiklikleri ve opsiyonlar, ETF'ler ve bireysel hisse senetleri genelinde yoğun kaldıraç kullanımı, piyasanın yükselişini hızlandırmaya yardımcı oldu. Dolayısıyla da bir momentum piyasasının çoğu niteliğini gösteriyor. O an için ortada bariz sebep yokken bile yükseliş kendi kendine de momentum kaybedebilir. Yatırımcılar, özellikle alım opsiyonlarındaki işlem faaliyetlerini yakından takip etmelidir bence. Piyasa değeri yüksek büyük teknoloji şirketleri ve yarı iletken şirketleriyle bağlantılı call opsiyonlara olan talep azalmaya başladığında, bu bir satış dalgasının yakın olduğunun işareti olabilir.</p>
<p>VIXEQ/VIX rasyosu tarihi yüksek seviyelerde. Opsiyon spekülasyonu tarihi bir aşırı seviyede: Bireysel hisse senetlerinde alım opsiyonu alımı o kadar agresif ki, S&amp;P bileşen hisse senetlerinin oynaklığı VIX'e göre rekor bir primle işlem görüyor.</p>
<p>Bu seviyede olduğu son üç zirve: (1) S&amp;P'nin yüzde 11 düzeltmesinden hemen önce 2023, (2) S&amp;P'nin yüzde 10 düzeltmesinden hemen önce 2024, (3) 2025 zirvesi öncesi ki bu aynı zamanda Nasdaq ve Teknoloji'de çok aylık bir zirveydi. Bu S&amp;P düzeltmelerinde, SOX endeksi (1) 2023'te yüzde 19, (2) 2024'te yüzde 28 ve (3) 2025'in sonlarında yüzde 17 düştü. SOX'un S&amp;P'ye göre aşağı yönlü betası sırasıyla 2x, 3x ve 3x’ti.</p>
<p>Geçmişteki olaylara nazaran, SOX bugün daha da kırılgan bizce. SOX, son günlerdeki bazı gün içi düşüşlerinde S&amp;P'ye göre *8* Beta ile işlem gördü. Tarihsel örneklere bakarsak S&amp;P'de standart yüzde 10'lukk bir geri çekilme, SOX endeksinde yüzde 30'luk bir düşüşü tetikleyebilir. SOX yani yarı iletken endeksinin son iki aylık değişim oranlarına baktığımızda tüm zamanların en büyük teknoloji rallisinde bile, SOX bu değişim oranını son gün içi zirvesine kadar sadece altı gün boyunca sürdürebildi. Kapanış zirvesi ise bundan iki gün önce gerçekleşmişti. Bu görüşüm ışığında, daha önce bahsettiğimiz gibi yarı iletkenlerden yazılım sektörüne rotasyon fikrimizin arkasındayız. Rotasyon yapılacak diğer bir sektör olarak da sağlık sektörü makul olabilir.</p>
<p>Japonya Merkez Bankası Başkanı Kazuo Ueda'nın bu haftaki açıklamaları ve gelecek haftaki Japonya Merkez Bankası kararı sonrasında, USD/JPY kurunun 162 seviyesinin üzerine çıkmasını bekliyoruz - bu bir "olacak mı" değil, "ne zaman olacak" sorusu. Bu nedenle, USD/JPY psikolojik ve politik olarak uygun 160 seviyesini aşsa bile, bu durum Japonya Merkez Bankası faiz artırımı yapana kadar doların yükselmesine/yen'in düşmesine neden olacaktır. Maliye Bakanlığı, başarısız 74 milyar dolarlık müdahalenin getiri oranının azaldığını göstermiştir ve sorunun örtbas edilmesi, yapısal faiz açığı sorununu çözmez.</p>
<p>162'nin üzerine çıkmak, yenin düşüşünü hızlandıracaktır - ta ki 16 Haziran veya daha sonraki bir Japonya Merkez Bankası toplantısı faiz artırımını zorunlu kılana kadar; ki bu da küresel carry trade'in çözülmesine yol açabilecek ve hisse sentlerine etki edecek başka bir tetikleyici olabilir. 16 Haziran’da FOMC toplantısı var ve FED’in de daha şahin bir tutum takınması muhtemel.</p>
<p>Yurt içine dönecek olursak piyasaların iç politika gelişmelerini takip etmeye devam etmesi olası görünüyor. Son açıklanan GSYH verilerinde Türkiye ekonomisinde büyümede momentum kaybının daha savaş başlamadan önce başladığını görüyoruz. Tüketim yine ana motor olurken net ihracatın eksi katkısı da göze çarpıyor. O günden bu yana açıklanan verilerde bu resimle büyük oranda uyumlu olduğunu düşünüyoruz.</p>
<p>Enflasyonun kısa vadede olumlu sürpriz yapma olasılığına rağmen piyasa bazlı faizlerin yüksek seviyelerinde kalması muhtemel diye düşünüyor, PPK toplantısında ise faiz arttırımı beklemiyoruz.</p>
<p>Borsada Mayıs ayı ortasında gördüğümüz düşüşün ardından, BIST’in 13,000 üzerindeki taban oluşturma sürecinin devam ettirmesi ve 15 binli seviyelere geriye gelmeye çalışması muhtemel. Enflasyondan gelecek olumlu sinyaller ve petrol fiyatlarının 110 seviyelerinden gerilemesi kısa vadeli olumlu etkiler olarak karşımıza çıkıyor ancak bu olumlu gelişmelere rağmen borsamızın sert düşüş sonrası tekrar zirve bölgesini aşması çok da kolay olmayacaktır diye düşünüyoruz. Muhtemelen bizim piyasalar da global piyasalara paralel bir seyir izleyecektir diye düşünüyoruz. İran konusu da hala bir bilinmez olarak karşımıza çıkıyor ama yukarıdaki yorumların çoğu Haziran ayı içinde bir çözüme ulaşılacağını öngörüyor. Aksi durumda bizce petrol ve faizlerde yukarı, borsalarda aşağı yönlü baskı artacaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yaz-sicak-gececek-80357</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yaz sıcak geçecek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kuru-uzum-ihracatinda-rekolte-artisiyla-pazarlarin-geri-kazanilmasi-bekleniyor-80356</guid>
            <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 14:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kuru üzüm ihracatında rekolte artışıyla pazarların geri kazanılması bekleniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR </strong></p>
<p>Türkiye'nin geleneksel ihraç ürünleri arasında yer alan çekirdeksiz kuru üzümde Avrupa pazarındaki talep daralması ihracat rakamlarına yansıdı. </p>
<p>Ege Bölgesi'nden gerçekleştirilen çekirdeksiz kuru üzüm ihracatı yılın ilk dokuz ayında miktar yüzde 14, döviz geliri ise yüzde 18 düştü. </p>
<p>Sektörün en önemli pazarları arasında bulunan Almanya, Hollanda ve İngiltere'ye yapılan ihracattaki düşüş dikkat çekerken, ihracatçılar artan küresel rekabetin ve rekolte düşüşünün ihracatı olumsuz etkilediğine işaret etti.</p>
<p>Ege İhracatçı Birlikleri’nin verilerine göre, Türkiye’nin çekirdeksiz kuru üzüm ihracat rakamları, 1 Eylül 2025 ile 30 Mayıs 2026 tarihleri arasındaki sezonda toplam 104 bin 442 ton ürün ihraç edildi. Çekirdeksiz kuru üzüm ihracatı 2024/25 sezonunun aynı döneminde 120 bin 836 ton olarak kayıttlara geçmişti. Çekirdeksiz kuru üzüm ihracatı miktar bazında yüzde 14 düşüş yaşadı. </p>
<p>Döviz getirisi bazında bakıldığında ise Türkiye 2025/26 sezonunun 9 aylık döneminde çekirdeksiz kuru üzüm ihracatından 352 milyon 805 bin dolarlık bir ihracat geliri elde etti. Çekirdeksiz kuru üzüm ihracatı 2024/25 sezonunun 9 aylık diliminde 430 milyon 781 bin dolar olmuştu. Türkiye’nin çekirdeksiz kuru üzüm ihracatında döviz getirisinde 2024/25 sezonunun yüzde 18 uzağında kaldı. </p>
<p>Çekirdeksiz kuru üzüm ihraç fiyatı 2024/25 sezonunda 3 bin 565 dolar iken, 2025/26 sezonunda yüzde’lik kayıpla 3 bin 378 dolara düştü. </p>
<h2>Gabay: Uzak Doğu ve Hindistan yeni hedef pazarlarımız</h2>
<p>Üretim maliyetlerindeki artış nedeniyle önemli pazar kayıpları yaşandığını belirten Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Gabay, “Özellikle en büyük pazarlarımız olan Almanya, Hollanda ve İngiltere'de kayıplar yaşadık. Türkiye'nin pahalı kalması nedeniyle bu pazarlarda rakip ülkelere yönelim oldu. Özbekistan, Çin ve Güney Afrika en önemli rakiplerimiz. Güney Afrika son zamanlarda da fiyat avantajıyla en güçlü rakiplerimizden biri haline geldi. Rakip ülkelerin fiyat politikaları Türkiye'nin rekabet gücünü zayıflattı. Bu nedenle yeni pazar arayışlarımız var. Uzak Doğu ve Hindistan gibi yeni pazarlara yöneliyoruz. Bu pazarlarda bazı dezavantajlarımız bulunsa da devlet destekleriyle daha güçlü bir konuma gelmeyi hedefliyoruz. Yeni sezondan içinse umutluyuz ve güzel bir rekolte bekliyoruz” diye konuştu.</p>
<h2>Özgür: Rekolte kaybı ve maliyet artışı ihracatta rekabet gücünü zorluyor</h2>
<p>İklim kaynaklı rekolte kayıplarının ihracata doğrudan yansıdığını belirten Türkiye Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçı Birlikleri Sektör Kurulu Başkanı Şemsettin Özgür, “Geçtiğimiz sezon yaşanan rekolte düşüşü nedeniyle ihracatımızda gerileme oldu. Rekolte azaldığında ürün fiyatları yükseliyor, buna bir de makroekonomik gelişmelerden kaynaklanan maliyet artışları eklenince uluslararası pazarlarda rekabetçi fiyat oluşturmakta zorlanıyoruz. Fiyatlarımızın rakip ülkelere göre yüksek kalması nedeniyle bazı pazarlarda müşteri kayıpları yaşadık. Özellikle Çin ve Özbekistan'ın daha uygun fiyatlarla ürün sunabilmesi, alıcıların bu ülkelere yönelmesine neden oluyor. Aradaki fiyat farkının açılması Türkiye'nin rekabet gücünü zayıflatıyor ve pazar kayıplarını beraberinde getiriyor. Geçen yıl sektör açısından oldukça zorlu bir dönemdi. Ancak bu sezon üzümde daha yüksek ve kaliteli bir rekolte bekliyoruz. Elimizde yeterli hammadde olduğu takdirde kaybettiğimiz pazarlarda yeniden güçlenmek ve ihracatımızı artırmak için yoğun çalışma yürüteceğiz. Bunun yanında mevcut pazarlardaki konumumuzu korurken yeni pazar arayışlarımızı da sürdürüyoruz" dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kuru-uzum-ihracatinda-rekolte-artisiyla-pazarlarin-geri-kazanilmasi-bekleniyor-80356</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/kuru-uzum.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İklim kaynaklı rekolte düşüşü ve artan maliyetler nedeniyle ihracatta rekabet gücünün zayıfladığını belirten sektör temsilcileri, Güney Afrika’nın fiyat avantajıyla öne çıktığını, buna rağmen yeni sezon için daha yüksek rekolte ve yeni pazar arayışlarıyla toparlanma beklediklerini ifade ediyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
