<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yapi-krediden-700-milyon-dolarlik-kaynak-81422</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 14:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapı Kredi&#039;den 700 milyon dolarlık kaynak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapı Kredi'nin, 700 milyon dolar tutarında Diversified Payment Rights (DPR) işlemi gerçekleştirdiği duyuruldu.</p>
<p>Açıklamaya göre, Yapı Kredi, 10 ile 12 yıl vadeler arasında havale akımlarına dayalı gelecekteki nakit akışları (future flow) ve hazine işlemlerini içeren fonlama yapısını hayata geçirdi.</p>
<p>İşlemin, uluslararası piyasalarda Yapı Kredi'ye duyulan güçlü güveni ve bankanın uzun vadeli, çeşitlendirilmiş fonlama stratejisindeki istikrarlı yaklaşımını bir kez daha ortaya koyduğu belirtildi.</p>
<p>Yapı Kredi Üst Yöneticisi (CEO) Gökhan Erün, güçlü risk yönetimi yaklaşımı ve etkin likidite yönetimi sayesinde uluslararası piyasalarda istikrarlı şekilde kaynak yaratmaya devam ettiklerini belirtti.</p>
<p>Uzun vadeli ve çeşitlendirilmiş fonlama stratejileri doğrultusunda hayata geçen 700 milyon dolarlık DPR işleminin Yapı Kredi'ye duyulan güçlü güvenin somut bir yansıması olduğunu aktaran Erün, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu sayede bankamızın uzun vadeli büyüme hedeflerini desteklerken, aynı zamanda Türkiye ekonomisine de katkı sağlamaya devam ediyoruz. Önümüzdeki dönemde de finansman kaynaklarımızı çeşitlendirmeye, uluslararası yatırımcılarla ilişkilerimizi derinleştirmeye ve sürdürülebilir büyüme stratejimiz doğrultusunda ülkemiz ekonomisine katkı sağlamaya kararlılıkla devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yapi-krediden-700-milyon-dolarlik-kaynak-81422</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/7/1280x720/gokhan-erun-1762532626.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapı Kredi CEO Gökhan Erün, &quot;Uzun vadeli ve çeşitlendirilmiş fonlama stratejimiz doğrultusunda hayata geçirdiğimiz 700 milyon dolarlık DPR işlemi, uluslararası piyasalarda Yapı Kredi&#039;ye duyulan güçlü güvenin somut bir yansıması oldu.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/iibnin-5-aylik-ihracati-53-milyar-dolar-81430</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İİB&#039;nin 5 aylık ihracatı 5,3 milyar dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul İhracatçı Birliklerinin (İİB) ocak-mayıs dönemindeki ihracatının 2025'in aynı dönemine göre yüzde 3,3 artışla 5 milyar 342 milyon dolara yükseldiği açıklandı.</p>
<p>Bu dönemde 190 ülkeye dış satım yapan İİB'nin ülke ihracatındaki payının yüzde 5,5 olduğu bildirildi.</p>
<p>En yüksek ihracat 355 milyon dolarla ABD'ye yapıldı. Bu ülkeye en fazla şeker ve şekerli mamuller ile kağıt ve karton ürünleri satıldı. ABD'yi Norveç, Birleşik Krallık, Almanya ve Irak izledi.</p>
<p>İİB tarafından yapılan ihracatta Norveç'te "gemi", Birleşik Krallık'ta "kağıt ve karton ürünleri" ile "gemi", Almanya'da "fındık ve mamulleri" ile "kağıt ve karton ürünleri", Irak'ta ise "ağaç ve orman ürünleri" ile "hayvansal mamuller" öne çıktı.</p>
<p>Ülke grupları baz alındığında en fazla ihracat yüzde 2,8 artış ve 1 milyar 363 milyon dolarla Avrupa Birliği (AB) ülkelerine yapıldı.</p>
<p><strong>En yüksek ihracat mobilya ve orman ürünlerinden</strong></p>
<p>Yılın ilk beş ayında İİB bünyesinde bulunan birlikler arasında en yüksek ihracatı 1 milyar 479 milyon dolarla İstanbul Mobilya, Kağıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği gerçekleştirdi.</p>
<p>Onu, 1 milyar 442 milyon dolarla İstanbul Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İHBİR), yaklaşık 1,3 milyar dolarla Gemi, Yat ve Hizmetleri İhracatçıları Birliği (GYHİB), 452 milyon dolarla İstanbul Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği (İSHİB), 398 milyon dolarla İstanbul Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İFMİB) izledi.</p>
<p>İstanbul Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği 234 milyon dolar, İstanbul Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (KUMİB) ise 123 milyon dolar ihracat yaptı.</p>
<p><strong>"Yılın ilk yarısını ihracat artışıyla kapatmayı öngörmekteyiz"</strong></p>
<p>İİB Koordinatör Başkanı Erkan Özkan, ilk 5 ayda ihracatlarını bölgedeki gerilimlere ve resmi tatillere rağmen yüzde 3,3 artırdıklarını belirterek, "Yılın ilk yarısını ihracat artışıyla kapatmayı öngörmekteyiz. İİB'nin her zaman katma değerli ve sürdürülebilir ihracat hedefi oldu. Birliğimizin amacı, sektörlerimizin, ülkemizin ve sanayicimizin dünyada bıraktığı etkiyi ve ortaya koyduğu katma değeri artırmak." ifadelerini kullandı.</p>
<p>İİB için geçen ayın oldukça yoğun geçtiğini kaydeden Özkan, mayısta düzenledikleri organizasyonlara ve milli katılım gerçekleştirdikleri uluslararası fuarlara ilişkin bilgiler verdi.</p>
<p>Özkan, gemi, yat ve hizmetleri sektöründe başarılı ihracatçıların ödüllendirildiğini kaydederek, İstanbul Mobilya, Kağıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliğince yürütülen CartonBridge Türkiye Uluslararası Rekabetçiliğin Geliştirilmesi (UR-GE) Projesi kapsamında eğitimler düzenlendiğini anlattı.</p>
<p>İHBİR tarafından "Teorik ve Uygulamalı Raf Ömrü ve Hızlandırılmış Raf Ömrü Analizleri" eğitimi gerçekleştirildiğini anımsatan Özkan, İİB tarafından ise "İhracatta Risk Yönetimi, Ödeme, Lojistik ve Hukuki Güvenceler" konusunda çevrim içi eğitim düzenlediğini bildirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/iibnin-5-aylik-ihracati-53-milyar-dolar-81430</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/2/1280x720/erkan-ozkan-1771926590.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul İhracatçı Birliklerinin ihracatı yılın ilk 5 ayında yıllık bazda yüzde 3,3 artarak 5,3 milyar dolara çıktı. İİB Koordinatör Başkanı Erkan Özkan, &quot;Yılın ilk yarısını ihracat artışıyla kapatmayı öngörmekteyiz. İİB&#039;nin her zaman katma değerli ve sürdürülebilir ihracat hedefi oldu. Birliğimizin amacı, sektörlerimizin, ülkemizin ve sanayicimizin dünyada bıraktığı etkiyi ve ortaya koyduğu katma değeri artırmak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kisa-vadeli-dis-borc-1716-milyar-dolara-cikti-81408</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 12:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kısa vadeli dış borç 171,6 milyar dolara çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Nisan 2026'ya ait Kısa vadeli dış borç (KVDB) istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, KVDB stoku bu dönemde bir önceki aya göre yüzde 3 artarak 171,6 milyar dolara yükseldi.</p>
<p>Orijinal vadesine bakılmaksızın vadesine 1 yıl veya daha az kalmış borçları gösteren kalan vadeye göre KVDB stoku, 242 milyar dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Bankalar kaynaklı KVDB stoku, bir önceki aya göre yüzde 5,8 artarak 75,5 milyar dolar oldu.</p>
<p>Yurt içi bankaların yurt dışından kullandıkları kısa vadeli kredi ve menkul kıymet yükümlülükleri, bir önceki aya göre yüzde 4,1 artışla 8,7 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Yurt dışı yerleşik bankaların yurt içindeki mevduatı yüzde 6,7 yükselişle 18,6 milyar dolara çıktı.</p>
<p>Banka hariç yurt dışı yerleşiklerin döviz tevdiat hesabı yüzde 1,9 artarak 22,2 milyar dolara, TL cinsinden mevduatlar yüzde 9,2 artışla 26 milyar dolara, diğer sektörler kaynaklı KVDB stoku, yüzde 2,8 artarak 71,4 milyar dolara yükseldi.</p>
<p>Dış ticaret işlemlerinden kaynaklanan ticari kredi yükümlülükleri, yüzde 1,3 artışla 64,4 milyar dolar olurken, nakit kredi kaynaklı yükümlülükler yüzde 19,6 artarak 7 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>KVDB stoku içerisinde doları ve avronun payı azalırken, Türk lirası ve diğer döviz cinslerinin payında artış oldu.</p>
<p>Buna göre, stokun yüzde 34,8’ini dolar, yüzde 26,7’sini avro, yüzde 24,5’ini Türk lirası ve yüzde 14'ünü diğer döviz cinsleri oluşturdu.</p>
<p>Kalan vadeye göre KVDB stokunda, mevduat yükümlülükleri 66,8 milyar dolara, kredi ve menkul kıymet yükümlülükleri 74,9 milyar dolara yükseldi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kisa-vadeli-dis-borc-1716-milyar-dolara-cikti-81408</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/7/1280x720/dolar-dollar-1776399941.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın nisan verilerine göre, kısa vadeli dış borç stoku, aylık bazda yüzde 3 artışla 171,6 milyar dolara yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/konut-satislari-yillik-yuzde-312-azaldi-81407</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 12:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Konut satışları yıllık yüzde 31,2 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Mayıs 2026'ya ait konut ve iş yeri satış istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye genelinde satılan ilk el konut sayısı, mayısta geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 27,9 azalarak 30 bin 196'ya geriledi. İkinci el konut sayısı aynı dönemde yüzde 32,7 azalışla 63 bin 137 oldu. Böylece, geçen ay satılan toplam konut sayısı 2025'in aynı ayına göre, yüzde 31,2 düşüle 93 bin 333 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Toplam konut satışları içinde ilk el konut satışlarının payı yüzde 32,4, ikinci el olanların payı yüzde 67,6 oldu.</p>
<p>Türkiye genelinde ipotekli konut satışları, mayısta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2,8 azalarak 19 bin 754 olarak hesaplandı.</p>
<p>Diğer konut satışları ise mayısta yıllık bazda yüzde 36,2 azalışla 73 bin 579 olarak gerçekleşti. Toplam konut satışları içinde ipotekli satışların payı yüzde 21,2, diğer satışların payı yüzde 78,8 oldu.</p>
<p>Takvim etkilerinden arındırılmış serilerde, mayısta 2025'in aynı ayına göre ilk el konut satışları yüzde 3,6, ikinci el konut satışları yüzde 11,3 azaldı.</p>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış serilerde de bir önceki aya göre ilk el konut satışları yüzde 3,4, ikinci el konut satışları yüzde 0,5 düşüş gösterdi.</p>
<p><strong>Yabancılara 1387 konut satıldı</strong></p>
<p>Yabancılara yapılan konut satışları, mayısta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 27 azalarak 1387 oldu. Mayısta toplam konut satışları içinde yabancılara yapılan konut satışının payı yüzde 1,5 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Geçen ay ülke uyruklarına göre en fazla konut satışı 268 ile Rusya, 125 ile İran ve 88 ile Ukrayna vatandaşlarına yapıldı.</p>
<p><strong>Ocak-mayıs dönemi</strong></p>
<p>Bu yılın ocak-mayıs döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla ilk el konut satış sayısı yüzde 3,4 azalarak 178 bin 81'e geriledi. İkinci el konut satış sayısı aynı dönemde yüzde 7,9 düşüşle 391 bin 456 oldu. Böylece söz konusu dönemde satılan toplam konut sayısı, 2025'in aynı dönemine göre yüzde 6,6 azalışla 569 bin 537 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>İpotekli konut satışı, ocak-mayıs döneminde yüzde 25,8 artışla 116 bin 801'e çıktı. Bu yılın 5 aylık döneminde diğer konut satışları, yüzde 12,4 azalışla 452 bin 736'ya geriledi.</p>
<p>Aynı dönemde yabancılara yapılan konut satışları, geçen yılın ocak-mayıs dönemine göre yüzde 15,1 azalarak 7 bin 68 oldu.</p>
<p><strong>İlk el iş yeri satışları yüzde 24,8, ikinci el yüzde 33,1 azaldı</strong></p>
<p>Türkiye genelinde ilk el iş yeri satış sayısı mayısta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 24,8 azalarak 3 bin 255 oldu. İkinci el iş yeri satışları ise yıllık bazda yüzde 33,1 azalarak 8 bin 179'a geriledi.</p>
<p>Böylece geçen ay satılan toplam iş yeri sayısı, 2025'in aynı ayına göre yüzde 30,9 azalışla 11 bin 434 olarak hesaplandı.</p>
<p>Ülke genelinde ipotekli iş yeri satışları, mayısta geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 22,9 artarak 536 olurken diğer iş yeri satışları ise yüzde 32,4 azalarak 10 bin 898 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre, mayısta geçen yılın aynı ayına göre ilk el iş yeri satışları yüzde 0,4, ikinci el iş yeri satışları yüzde 12,9 azalış gösterdi.</p>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış serilerde ise bir önceki aya göre ilk el iş yeri satışları yüzde 2,8, ikinci el iş yeri satışları yüzde 6,2 azaldı.</p>
<p><strong>Ocak-mayıs dönemi</strong></p>
<p>Türkiye'de ocak-mayıs döneminde ilk el iş yeri satış sayısı yıllık bazda yüzde 6,6 azalarak 18 bin 768, ikinci el iş yeri satışları da yüzde 10,9 gerileyerek 50 bin 195 oldu.</p>
<p>Böylece yılın 5 ayında satılan toplam iş yeri sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 9,7 azalışla 68 bin 963 olarak hesaplandı.</p>
<p>Ocak-mayıs döneminde ipotekli iş yeri satışı yüzde 62,6 artışla 3 bin 260'a çıktı. Aynı dönemde diğer iş yeri satışları ise yüzde 11,7 azalışla 65 bin 703'e geriledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/konut-satislari-yillik-yuzde-312-azaldi-81407</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/9/1280x720/konut-1766377672.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mayıs verilerine göre, ülke genelinde satılan konut sayısı, yıllık bazda yüzde 31,2 azalışla 93 bin 333&#039;e geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ibrahim-burkay-btsonun-projeleriyle-bursa-yeni-ekosisteme-en-hazir-sehir-81400</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 12:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> İbrahim Burkay: BTSO’nun projeleriyle Bursa yeni ekosisteme en hazır şehir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, DOSAB’da farklı sektörlerde üretim yapan firmaları ziyaret ederek, iş dünyasının görüş, beklenti ve önerilerini dinledi.</p>
<p>BTSO Meclis Başkanı Ali Uğur, yönetim kurulu ve meclis divanı üyelerinin de katıldığı ziyaretlerde, üretimden ihracata, yeni nesil yatırımlardan yapay zekâya kadar Bursa iş dünyasının gelecek vizyonu ele alındı. Firma ziyaretlerinin ardından DOSAB Sosyal Tesisleri’nde bölge sanayicilerinin ve iş dünyası temsilcilerinin yoğun katılımıyla düzenlenen programda önemli mesajlar verildi.  BTSO Yönetim Kurulu Başkanı Burkay, Bursa’nın üretim gücünü geleceğin teknolojileriyle daha ileriye taşıma hedefinde birlik ve beraberliğin belirleyici olduğunu söyledi. Bursa’nın Türkiye ekonomisindeki güçlü konumunu koruması için üretim, teknoloji, ihracat ve nitelikli insan kaynağı alanlarında attığı adımların önemine değinen İbrahim Burkay, 2013 yılından bu yana BTSO’nun ortaya koyduğu projelerin Bursa iş dünyasının ortak iradesiyle hayata geçtiğini kaydetti. Başkan Burkay, BTSO’nun BUTEKOM, MESYEB, GUHEM, Model Fabrika, KFA Fuarcılık, EVM ve TEKNOSAB gibi merkezlerle firmaların küresel rekabet gücünü artırmaya odaklandığını kaydetti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a33b51e3cfaf-1781773598.jpeg" alt="" width="738" height="432" /></p>
<h2><strong>“Bu şehir için dertlenmek gerekiyor”</strong></h2>
<p>Bursa iş dünyasının üretirken aynı zamanda şehrin ve ülkenin geleceğine katkı sağladığını belirten Burkay, sivil toplum kuruluşlarında ortaya konan çabanın büyük bir bilgi birikimi ve tecrübenin sonucu olduğunu söyledi. Burkay, “Bu salonda bu şehrin meseleleriyle dertlenen, ülkesinin geleceğine katkı sunmak isteyen kıymetli insanlar var. Bizim bir araya gelişimizin temelinde değer üretme iradesi bulunuyor. Kazançlarımızla devletimize karşı sorumluluklarımızı yerine getirirken, elde ettiğimiz tecrübeyi de şehrimizin hizmetine sunuyoruz. Sivil toplum çalışmalarını, bu bilgi birikiminin zekâtı olarak görüyorum. Bursa’nın geleceğine omuz veren bu birlikteliği çok kıymetli buluyorum.” dedi.</p>
<h2><strong>“DOSAB’da anlattığımız hayalleri birer birer hayata geçirdik”</strong></h2>
<p>Başkan Burkay, BTSO olarak yola çıktıkları ilk dönemde DOSAB’da Bursa sanayisi için önemli hedefleri paylaştıklarını hatırlattı. 2013 yılında ortaya koydukları 16 projenin tamamını hayata geçirdiklerini belirten Burkay, bu projelerin sayısını 60’ın üzerine çıkartarak Bursa iş dünyasının hizmetine sunduklarını ifade etti. Başarıların temelinde menfaat değil, örnek birlikteliğin ve dayanışmanın bulunduğuna işaret eden İbrahim Burkay, “Biz bu yolculuğa çıkarken Bursa için büyük hedefler ve hayaller ortaya koyduk. DOSAB’da sanayicilerimize Türkiye’nin en önemli üretim merkezlerinden birini oluşturma irademizi anlattık. Uzay, havacılık, mükemmeliyet merkezleri, MESYEB, BUTEKOM ve farklı alanlardaki projelerimizi o gün paylaşmıştık. Aradan geçen süreçte bu projeleri tek tek hayata geçirdik. Hatta bu 16 projenin üzerine onlarca yeni çalışmayı daha ekledik. Bunu mümkün kılan şey, birlik ve beraberliğimiz oldu. DOSAB ve DOSABSİAD’a hem mevcut çalışmalarımıza destekleri hem de Bursa için ortaya koyduğumuz 2030 vizyonumuza olan inançları için teşekkür ediyorum. Birlikte çok daha büyük başarılara imza atacağımıza inanıyorum.” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a33b544c4ba5-1781773636.jpeg" alt="" width="654" height="436" /></p>
<h2><strong>“Bursa vizyonunu kaybetmemeli”</strong></h2>
<p>BTSO Yönetim kurulu Başkanı İbrahim Burkay, şehirlerin geleceğe bilim, teknoloji ve doğru iş modelleriyle hazırlanacağını belirterek, “Bu şehir, geçmişte ortaya konan doğru kararlarla Türkiye’nin üretim başkentlerinden biri haline geldi. 1961 yılında ilk organize sanayi bölgesi kurulduğunda o gün bu yatırımlara öncülük eden büyüklerimiz belki bugünkü tabloyu tam olarak öngöremedi ama doğru bir iş yaptıklarını biliyorlardı. Bugün bizim de aynı cesarete ve vizyona ihtiyacımız var. Dünyayı iyi okuyarak, bilimin merkezinde duran projeler geliştirmek durumundayız. BUTEKOM ve mükemmeliyet merkezleri bu anlayışın en güçlü örnekleri arasında yer alıyor. Bursa bu vizyonu korursa gelecekte çok daha güçlü bir konuma ulaşacaktır” ifadelerini kullandı.</p>
<h2><strong>“Yeni nesil alanlarda oyunun içinde yer almalıyız”</strong></h2>
<p>Yeni dönemde yapay zekâ, veri merkezleri, otomasyon, girişimcilik ve dijital dönüşümün firmalar için belirleyici hale geldiğini söyleyen Başkan Burkay, iş dünyasının bu alanlarda daha etkin rol alması gerektiğini belirtti. BTSO liderliğinde yeni nesil yatırımlar ve fon modelleriyle Bursa firmalarını geleceğin ekonomisine hazırlamayı amaçladıklarını ifade eden Burkay, şirketlerin teknoloji ve dijital yetkinliklerini güçlendirmesi gerektiğini vurguladı. İbrahim Burkay, “Kendi işlerimize sahip çıkarken başımızı kaldırıp dünyada neler olduğunu da görmek zorundayız. Yeni nesil alanlarda, girişimcilikte, yapay zekâda, veri merkezlerinde ve dijital dönüşümde oyunun içinde yer almalıyız. Bugün birçok genç girişimci, büyük şirketlerin sahip olduğu yeni değer alanları oluşturuyor. Bursa olarak bizler bu ekosistemin dışında kalamayız. Model Fabrika’dan mükemmeliyet merkezlerine kadar bütün çalışmalarımızı bu dönüşüme göre şekillendiriyoruz. Yeni dönemde maliyetleri düşüren, kapasiteyi artıran ve şirketlere organizasyon kabiliyeti kazandıran sistemler öne çıkacak. Bu süreçte farkındalık sahibi olmak ve aksiyon almak çok önemli.” dedi. Başkan Burkay, Bursa’nın güçlü üretim altyapısı, yetişmiş insan kaynağı ve BTSO öncülüğünde hayata geçirilen projelerle dünyada yaşanan yeni ekosisteme en hazır şehirlerden biri olduğunu söyledi. </p>
<p>DOSAB Başkanı Levent Eski, BTSO’da İbrahim Burkay başkanlığında hayata geçirilen projelerin Bursa için önemli kazanımlar sağladığını belirterek, bu yatırımların sürdürülebilir şekilde geliştirilmesinin şehre ve topluma daha fazla katkı sunacağını söyledi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ibrahim-burkay-btsonun-projeleriyle-bursa-yeni-ekosisteme-en-hazir-sehir-81400</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/0/1280x720/ibrahim-burkay-btsonun-projeleriyle-bursa-yeni-ekosisteme-en-hazir-sehir-1781773667.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi’nde (DOSAB) faaliyet gösteren firmaların yoğun katılımıyla düzenlenen programda konuştu. Başkan Burkay, 2013 yılından bu yana Bursa iş dünyasının desteğiyle 60’ın üzerinde makro projeyi hayata geçirdiklerini belirterek, “Projelerimiz, tüm Türkiye’ye örnek oldu. Odamızın liderliğindeki projelerle Bursa’mız bugün dünyadaki yeni ekosisteme en hazır şehir” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/vakifbanktan-200-milyon-euroluk-swap-islemi-81420</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> VakıfBank&#039;tan 200 milyon euroluk swap işlemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>VakıfBank'ın, kalkınma odaklı değer bankacılığı vizyonu doğrultusunda, üretim, ihracat, istihdam, teknoloji gibi Türkiye'nin stratejik yatırımlarını destekleyen projelere uzun vadeli finansman çözümlerini sunmayı sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Banka, 1915 Çanakkale Köprüsü ve Otoyolu Kınalı-Malkara Kesimi proje finansmanı kapsamında 200 milyon euro tutarında ilk sürdürülebilirlik bağlantılı uzun vadeli faiz swap (IRS) işlemini hayata geçirdiğini duyurdu.</p>
<p>Açıklamaya göre, sadece bugünün ihtiyaçlarına değil, Türkiye'nin gelecekteki büyüme potansiyeline katkı sağlayacak alanlara odaklanan banka, kaynaklarını Türkiye'ye katma değer sağlayan yatırımlara yönlendirmeye ve reel sektörün sürdürülebilir büyümesini destekleyen yenilikçi finansman çözümleri geliştirmeye devam ediyor.</p>
<p>Bankanın 200 milyon euro tutarında ve yaklaşık 10 yıl vadeli söz konusu işleminin, altyapı yatırımlarında risk yönetimi ile sürdürülebilir finansman yaklaşımını bir araya getirirken, sürdürülebilirlik kriterlerinin türev ürünlere entegrasyonu açısından da öncü uygulama niteliği taşıdığı bildirildi.</p>
<p>Bankanın, sürdürülebilir finansmanı yalnızca kaynak sağlayan yapı olarak değil, risk yönetiminden finansman modellerine kadar tüm süreçlere entegre edilen stratejik yaklaşım olarak değerlendirdiği vurgulandı. </p>
<p>Açıklamaya göre, gerçekleştirilen işlemle proje finansmanına ilişkin faiz riskinin daha etkin yönetilmesi sağlanırken, çevresel ve sosyal performans kriterlerini risk yönetimi süreçlerine entegre eden yenilikçi yapı oluşturuldu.</p>
<p>Açıklamada, "Çevresel ve sosyal performans kriterlerine dayalı model, altyapı yatırımlarında sürdürülebilir finansman uygulamalarının farklı alanlarda kullanımına ilişkin örnek niteliği taşırken, sürdürülebilirlik kriterlerinin türev ürünlere entegrasyonu açısından da öne çıkıyor." denildi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/vakifbanktan-200-milyon-euroluk-swap-islemi-81420</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/vakifbank.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ VakıfBank, 1915 Çanakkale Köprüsü ve Otoyolu Kınalı-Malkara Kesimi proje finansmanı kapsamında 200 milyon euro tutarında sürdürülebilirlik bağlantılı swap işlemini hayata geçirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/cimento-sektorunden-ilk-5-ayda-551-milyon-dolarlik-ihracat-81423</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 11:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çimento sektöründen ilk 5 ayda 551 milyon dolarlık ihracat</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>"Çimento Sektör Toplantısı" TİM Dış Ticaret Kompleksi'nde gerçekleştirildi.</p>
<p>Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri İhracatçıları Birliği (ÇCSİB) üyesi firmaların temsilcilerinin katıldığı toplantıda, 2025'te 100 milyon tona yakın üretime ve 1,3 milyar dolar ihracata imza atarak küresel liderliğini koruyan çimento sektörünün güncel sorunlarının, yeşil dönüşüm stratejilerinin ve sektörün küresel pazarlardaki rekabet koşullarının değerlendirildiği bildirildi.</p>
<p>ÇCSİB Başkanı Ender Şahin, buradaki konuşmasında, jeopolitik krizlere rağmen sektörel istikrarın devam ettiğini belirterek, çimentonun başta inşaat, altyapı, konut ve ağır sanayi olmak üzere girdi sağladığı tüm alanlarda zamanlama hatasını kabul etmeyen, doğrudan proje takvimini ve üretimin sürekliliğini belirleyen stratejik bir ürün olduğunu kaydetti.</p>
<p>Şahin, söz konusu sektörlerin ihtiyaç duyduğu çimentonun zamanında tedarik edilememesinin, devasa yatırımların durması anlamına geldiğine dikkati çekerek, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Bu stratejik gerçek göz önüne alındığında, Hürmüz Boğazı'nın kapatılması gibi küresel ticareti felç eden majör krizlerin ortasında Türk çimento sektörünün esnek lojistik kabiliyeti ve proaktif rota yönetimiyle taahhütlerini eksiksiz ve zamanında yerine getirebilmesinin değeri daha net anlaşılıyor. Herkes, en zorlu kriz anlarında bile Türkiye'nin ne kadar dayanıklı ve güvenilir bir ortak olduğunu bir kez daha açıkça görmüştür. Tüm dünyada yankı uyandıran bu güvenin ve katma değerli üretim stratejimizin bir sonucu olarak Ocak-Mayıs 2026'da ihracatımız miktar bazında 9 milyon ton, değer bazında ise 551 milyon dolar olarak gerçekleşti. Küresel lojistik daralmalara rağmen, kriz yönetimindeki başarımız sektörümüzün gücünün en somut göstergesi oldu."</p>
<p>İhracatçının finansal alanda göğüslemek zorunda kaldığı zorluklara da değinen Şahin, döviz kurunun serbest piyasa koşullarında dengelenmesinin Türkiye'nin küresel pazar payını koruması adına stratejik bir zorunluluk olduğuna işaret etti.</p>
<p><strong>Türkiye'nin uzak coğrafyalarda da yer aldığı vurgusu</strong></p>
<p>Şahin, sektörün yeni dönemde en büyük vizyonunun karbonsuzlaşma olduğunu belirterek, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'nın (SKDM) ihracatçı işletmeler için riskler oluşturacağını, yeşil dönüşümün Türkiye'nin ihracat gücünü koruması için bir zorunluluk olduğunu ifade etti.</p>
<p>Türk çimentosunun küresel ölçekteki en büyük gücünün coğrafi sınırları aşması olduğunu kaydeden Şahin, ülkenin çimento ihracatı anlamında sadece yakın coğrafyasına bağımlı olmadığını bildirdi.</p>
<p>Şahin, artan deniz taşımacılığı maliyetlerinin, uzak coğrafyalardaki kalıcılığı doğrudan etkilediğini ifade ederek, "Eximbank kredi ve sigorta limitlerine erişimin kolaylaştırılması ve uygun maliyetli işletme sermayesi finansman imkanlarının artırılmasının, Türkiye'nin en stratejik pazarlardaki bayrak gücünü ve milyarlarca dolarlık ihracat gelirini koruyacak adımlar olduğuna inanıyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Türkiye'nin ABD'ye çimento ihracatında ilk sıraya yerleşmesi nedeniyle, bu ülkede yerleşik çimento üreticilerinin son dönemde anti-damping konusunda lobi çalışmalarına başladığını ifade eden Şahin, şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye, ABD pazarını kazanmak üzere uzun yıllar sürdürülen çalışmalar neticesinde bölgede güven duyulan, önemli bir aktör haline geldi. Arz güvenliği açısından büyük önem taşıyan Türkiye gibi önemli bir tedarikçiye karşı böyle bir anti-damping soruşturması ihtimali, Türkiye açısından ciddi bir prestij kaybına sebep olacaktır. Bu durumdan, ABD'deki çimento ithalatçısı firmalar da rahatsız. Konuyla ilgili Türkiye'nin de lobi çalışmalarını acil ve kesintisiz olarak sürdürmesi gerekir."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/cimento-sektorunden-ilk-5-ayda-551-milyon-dolarlik-ihracat-81423</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/cimento-insaat.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ÇCSİB Başkanı Ender Şahin, çimento sektörünün yılın ilk 5 ayında 551 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdiğini açıkladı. Şahin, &quot;Hürmüz Boğazı&#039;nın kapatılması gibi küresel ticareti felç eden majör krizlerin ortasında Türk çimento sektörünün esnek lojistik kabiliyeti ve proaktif rota yönetimiyle taahhütlerini eksiksiz ve zamanında yerine getirebilmesinin değeri daha net anlaşılıyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sisecamdan-25-milyon-euroluk-yeni-kaplamali-cam-hatti-81406</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şişecam&#039;dan 25 milyon euroluk yeni kaplamalı cam hattı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Şişecam, kaplamalı camlarda artan talebi karşılamaya yönelik yeni hattını Mersin ilinin Tarsus ilçesinde devreye aldığını duyurdu.</p>
<p>Yyıllık 7 milyon metrekare üretim kapasitesine sahip kaplamalı cam hattı yatırımıyla Şişecam, katma değerli ürün payını artırmayı ve rekabet gücünü desteklemeyi hedefliyor.</p>
<p>Son 6 ay içinde Tarsus'ta yıllık brüt 432 bin ton kapasiteli düz cam ve yıllık 47 milyon metrekare kapasiteli enerji camı hatlarını devreye alan şirket, aynı tesiste yıllık 7 milyon metrekare üretim kapasitesine sahip yeni kaplamalı cam hattı yatırımını da tamamladı.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre, toplam 25 milyon euro yatırım ile kurulan yeni hat, Şişecam'ın katma değerli ürün portföyünü genişletirken, global pazarlardaki rekabet gücünü de ileriye taşıyacak önemli bir adım olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Yeni hat ile üretilecek ürünler yalnızca iç pazara değil, Orta Doğu - Kuzey Afrika, Doğu Avrupa ve Güney Asya başta olmak üzere geniş bir coğrafyaya ihraç edilecek.</p>
<p>Şişecam stratejik bir konumda yer alan bu üretim kompleksi ile düz cam üretiminde katma değerli ürünlerin payını artırmayı, tedarik zinciri esnekliğini güçlendirmeyi ve operasyonel verimliliğini daha da ileri taşımayı hedefliyor.</p>
<p>Şişecam'ın, 2026 yılı başından bu yana kaplamalı cam yatırımlarını küresel ölçekte hızlandırdığı bildirildi.</p>
<p>Buna göre Bulgaristan'daki düz cam tesisinde yıllık 6 milyon metrekare kapasiteli yeni hattını ocak ayında tamamlayan şirket, şubat ayında ise İtalya'nın San Giorgio di Nogaro tesisinde yeni hattını devreye aldı.</p>
<p>Tarsus yatırımının da faaliyete geçmesiyle birlikte Şişecam'ın dünya genelindeki kaplamalı cam hattı sayısı 7'ye, toplam kaplamalı cam üretim kapasitesi ise 48,1 milyon metrekareye ulaştı.</p>
<p>Şişecam Genel Müdürü Can Yücel, kaplamalı cam alanındaki yatırımlarına hız kesmeden devam ettiklerini belirtti.</p>
<p>Bulgaristan ve İtalya'daki yatırımlarının ardından Tarsus hattını da devreye almaktan büyük memnuniyet duyduklarını aktaran Yücel, "Kaplamalı cam yatırımlarımız, Türkiye'deki lider konumumuzu güçlendirirken, küresel rekabet gücümüzü de pekiştiriyor. Katma değerli ürünlerin üretimimiz içindeki payını artırmaya yönelik bu adımlar, sürdürülebilir kârlılık ve operasyonel verimlilik hedeflerimize doğrudan katkı sağlıyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yücel ayrıca, yatırımın orta ve uzun vadede şirketin karlılığına ve nakit yaratma kapasitesine olumlu katkı sağlamasının beklendiğini vurguladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sisecamdan-25-milyon-euroluk-yeni-kaplamali-cam-hatti-81406</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/7/1280x720/can-yucel-1762671566.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şişecam, yeni kaplamalı cam hattını Mersin&#039;de devreye aldı. Şişecam Genel Müdürü Can Yücel, &quot;Kaplamalı cam yatırımlarımız, Türkiye&#039;deki lider konumumuzu güçlendirirken, küresel rekabet gücümüzü de pekiştiriyor. Katma değerli ürünlerin üretimimiz içindeki payını artırmaya yönelik bu adımlar, sürdürülebilir kârlılık ve operasyonel verimlilik hedeflerimize doğrudan katkı sağlıyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/saglam-odemeye-faaliyet-izni-81405</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sağlam Ödeme&#039;ye faaliyet izni</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB), Resmi Gazete'de yayımlanan kararına göre, Sağlam Ödeme ve Elektronik Para Hizmetleri AŞ için Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanun'un 14'üncü, 15'inci, 18'inci ve 19'uncu maddeleri kapsamında değerlendirme yapıldı.</p>
<p>Sağlam Ödeme ve Elektronik Para Hizmetleri AŞ'ye ödeme hizmetleri ve elektronik para ihraç hizmetini sunmak üzere elektronik para kuruluşu olarak faaliyet izni verilmesine karar verildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/saglam-odemeye-faaliyet-izni-81405</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/tcmb-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası, Sağlam Ödeme ve Elektronik Para Hizmetleri AŞ&#039;ye faaliyet izni verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gumruksuz-satis-yapan-magazalar-icin-duzenleme-81404</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gümrüksüz satış yapan mağazalar için düzenleme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan Gümrüksüz Satış Mağazaları Yönetmeliği'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre ön izin başvurusu uygun bulunan ve mağaza/depo açma izni başvurusunda bulunacak kişilerin, ön izin başvurusu sırasında sundukları dışında vereceği belgelerde düzenlemeye gidildi.</p>
<p>Bu kapsamda, sermaye ve kurumlar vergisi şartının karşılandığını gösteren belgeler ile yeminli mali müşavir veya serbest muhasebeci mali müşavir raporu talep edilecek.</p>
<p>Parfüm ve kozmetik numunelerinin, antrepo stok kayıtlarından ve antrepo beyannamelerinden düşümünün yapılabilmesi için söz konusu numunelerin boş şişelerinin birer aylık dönemler itibarıyla aylık satış listesi gereken süre içinde gümrük müdürlüğüne ibraz edilmesi gerekecek. Boş şişesi gümrük idaresine ibraz edilmeyen her parfüm numunesi ve kozmetik ürün için gümrük vergileri tahsil edilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gumruksuz-satis-yapan-magazalar-icin-duzenleme-81404</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gümrüksüz satış mağazaları ile depolarının açılmasına, işleyişine ve buralarda yapılacak eşya satışıyla ilgili usul ve esaslarda yapılan düzenleme Resmi Gazete&#039;de yayımlandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/istanbulda-9-jeotermal-kaynak-icin-ihale-81403</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstanbul&#039;da 9 jeotermal kaynak için ihale</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığının ihale ilanı Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, İstanbul'un Eyüpsultan, Maltepe, Sarıyer, Arnavutköy, Beykoz, Çatalca ve Şile ilçelerindeki 9 alan, açık teklif usulüyle ihale edilecek.</p>
<p>Sahaların ihaleleri 30 Haziran Salı günü 10.00-11.20 saatlerinde Valilik Ek Hizmet Binası'nda yapılacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/istanbulda-9-jeotermal-kaynak-icin-ihale-81403</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/resmi-gazete-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul&#039;da 9 jeotermal kaynak ve mineralli su arama ruhsatlı saha için ihale yapılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sumer-holdinge-ait-9-tasinmaz-satilacak-81397</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sümer Holding&#039;e ait 9 taşınmaz satılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığının (ÖİB) taşınmaz satışına ilişkin ilanı Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre Amasya'nın merkez ilçesinde 1, Ankara'nın Gölbaşı ilçesinde 3, Balıkesir'in Savaştepe ilçesinde 1, Elazığ'ın merkez ilçesinde 1, Kastamonu'nun Tosya ilçesinde 1, Kilis'in merkez ilçesinde 2 taşınmazın satışı yapılacak.</p>
<p>Bu taşınmazlar için ihale şartnamesi bedeli 5 bin lira olarak belirlendi. Geçici teminat bedeli ise 100 bin lira ile 500 bin lira arasında değişiyor.</p>
<p>Son teklif verme tarihi söz konusu taşınmazlar için 22 Temmuz olarak belirlendi.</p>
<p>İhaleler, birden fazla teklif sahibinden kapalı zarfla teklif almak ve görüşmeler yapmak suretiyle "pazarlık" usulüyle gerçekleştirilecek. Ardından pazarlık görüşmelerine devam edilen teklif sahiplerinin katılımıyla yapılacak açık artırma suretiyle sonuçlandırılacak.</p>
<p>İhalelere ilişkin belgelerin Sümer Holding'in Ankara'daki adresine son teklif verme tarihinde saat 17.00'ye kadar elden teslim edilmesi gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sumer-holdinge-ait-9-tasinmaz-satilacak-81397</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/4/1280x720/is-yerlerinde-psikolojik-tacizin-onlenmesi-ile-ilgili-genelge-resmi-gazetede-1741267840.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özelleştirme İdaresi Başkanlığı Sümer Holding&#039;e ait 6 ilde bulunan 9 taşınmazı satış yöntemiyle özelleştirecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiyeden-urun-tedarik-etmek-isteyen-baeli-firmalar-ile-gso-uyesi-firmalar-bir-araya-geldi-81417</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> BAE’li firmalar ile GSO üyesi firmalar bir araya geldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Sanayi Odası’nda (GSO) Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Ticaret ve Yatırım Fırsatları Forumu ve İkili İş Görüşmeleri (B2B) programı gerçekleştirildi.</p>
<p>Birleşik Arap Emirlikleri pazarı, ticaret ve yatırım fırsatları ile iki ülke arasındaki iş birliği imkanlarının ele alındığı programın açılış toplantısına, Birleşik Arap Emirlikleri Ankara Büyükelçisi Saeed Thani Hareb Al Dhaheri, GSO Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi, GSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Başar Küçükparmak, GSO Yönetim Kurulu Üyesi Melike Yüksel, GSO Genel Sekreteri Yusuf İzzettin İymen, BAE Ankara Büyükelçi Yardımcısı Dr. Moza Alhosani, BAE İstanbul Başkonsolosu Saeed Saqer Al Muhairi ve beraberlerindeki BAE iş dünyası temsilcileri ile Gaziantepli firma yetkilileri katıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a33cab434225-1781779124.jpeg" alt="" width="700" height="473" /></p>
<p><strong>“BAE ile ilişkiler önemli ölçüde gelişti”</strong></p>
<p>Programın açılış konuşmasını yapan GSO Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi, özellikle son yıllarda Türkiye ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ilişkilerin önemli ölçüde geliştiğini ifade ederek, bunu Gaziantep’ten yapılacak ikili iş birlikleri ile daha da üst seviyeye taşımak istediklerini söyledi. Gaziantep’in, tedarik zinciri açısından tüm ihtiyaçlara cevap verebilecek üretim gücüne ve köklü bir ticaret kültürüne sahip olduğunu da vurgulayan Ünverdi, şunları dile getirdi: “Gaziantep Sanayi Odası olarak bizler de şehrimiz ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki dostluk ve ticari bağlarımızı güçlendirmeyi hedefliyoruz. Yapılacak iki tarafın katılımlarıyla yapılacak ikili iş görüşmelerinin bu sürece çok önemli katkılarının olacağına yürekten inanıyorum. Gaziantep bu anlamda bölgesinin en güçlü sanayi, ihracat ve ticaret kentlerinden biri olarak bu sürece katkı sunmaya hazırdır. Tarımsal sanayi ve hububat ürünleri, gıda sanayi ve ambalaj, halı ve tekstil ürünleri ile hammaddeleri, kimya ve plastik ürünleri, makine ve ekipmanları, inşaat malzemeleri, medikal dayalı üretimler ile ayakkabı ve terlik sektörü en yüksek üretim ve ihracat kapasitesine sahip olduğumuz alanların başında gelmektedir.”</p>
<p>Ünverdi, Birleşik Arap Emirlikleri Ankara Büyükelçisi Saeed Thani Hareb Al Dhaheri, Büyükelçi Yardımcısı Sayın Dr. Moza Alhosani, BAE İstanbul Başkonsolosu Saeed Saqer Al Muhairi ve beraberlerindeki BAE iş dünyası temsilcilerine katılımlarından dolayı teşekkür ederek iş birliği sürecinin devam etmesi temennisinde bulundu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a33cad1d543c-1781779153.jpeg" alt="" width="700" height="467" /></p>
<p><strong>“İşbirliğinin geliştirimesi her iki taraf için de büyük fırsatlar sunacaktır”</strong></p>
<p>Birleşik Arap Emirlikleri Ankara Büyükelçisi Saeed Thani Hareb Al Dhaheri de toplantıda yaptığı açılış konuşmasında, Türkiye ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ekonomik ve ticari iş birliğinin daha da geliştirilmesinin her iki taraf için de büyük fırsatlar sunduğunu ifade etti. BAE’nin yatırım dostu yapısına ve küresel ticaret ağındaki stratejik konumuna dikkat çeken Al Dhaheri, özellikle lojistik, enerji, sanayi ve teknoloji alanlarında geniş yatırım imkânlarının bulunduğunu vurguladı. Türkiye’nin üretim gücü ile Birleşik Arap Emirlikleri’nin finansal ve ticari kapasitesinin birleşmesinin, karşılıklı kazanım sağlayacak güçlü bir ortaklık oluşturduğunu dile getirdi. Gaziantep’in sanayi ve ihracat potansiyelinin bölge için önemli bir değer taşıdığını ifade eden Al Dhaheri, iki ülke iş dünyası arasındaki temasların artırılmasının ve B2B görüşmeler gibi organizasyonların sürdürülebilir ticari ilişkilerin gelişmesine katkı sağladığını belirtti. Al Dhaheri, konuşmasının sonunda organizasyona ev sahipliği yapan Gaziantep Sanayi Odası’na teşekkür ederek, forumun iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin güçlenmesine önemli katkılar sunacağına inandığını ifade etti.</p>
<p>Açılış konuşmalarının ardından Birleşik Arap Emirlikleri’nin ekonomik yapısı, yatırım ortamı, öncelikli sektörleri ve Türkiye ile geliştirilmesi hedeflenen ticaret ve iş birliği alanlarına ilişkin bir sunum gerçekleştirildi. Sunumda ayrıca iki ülke arasındaki mevcut ekonomik ilişkilerin güçlendirilmesine yönelik fırsatlar ve ortak yatırım potansiyelleri ele alındı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a33cade91ecf-1781779166.jpeg" alt="" width="700" height="525" /></p>
<p><strong>BAE’li firmalar ile GSO üyesi firmalar bir araya geldi</strong></p>
<p>Programın devamında, Gaziantep’ten ürün tedarik etmek isteyen BAE firmaları ile GSO üyesi firmalar arasında ikili iş görüşmeleri (B2B) gerçekleştirildi. Yapılan görüşmelerde, sektör bazlı ihtiyaçlar, karşılıklı tedarik imkanları ve potansiyel yatırım alanları görüşüldü. Görüşmelerin, yeni ticari bağlantıların kurulmasına ve mevcut ilişkilerin güçlendirilmesine önemli katkı sağlaması bekleniyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiyeden-urun-tedarik-etmek-isteyen-baeli-firmalar-ile-gso-uyesi-firmalar-bir-araya-geldi-81417</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/1/7/1280x720/turkiyeden-urun-tedarik-etmek-isteyen-baeli-firmalar-ile-gso-uyesi-firmalar-bir-araya-geldi-1781779196.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’den ürün tedarik etmek isteyen BAE’li firmalar ile Gaziantep Sanayi Odası üyesi firmalar bir araya geldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/gumruk-uzlasma-komisyonlarinin-yetki-sinirlarina-duzenleme-81402</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gümrük uzlaşma komisyonlarının yetki sınırlarına düzenleme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan "Gümrük Uzlaşma Yönetmeliği'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik" Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.​​​​​​​</p>
<p>Buna göre düzenleme kapsamına giren başvurularda, konusu 7 milyon liraya kadar olanlar için gümrük ve dış ticaret bölge müdürlüğü uzlaşma komisyonları, 7 milyon lirayı aşanlarda ise merkezi uzlaşma komisyonları yetkili kılındı.</p>
<p>Bugüne kadar sınır 3 milyon lira olarak uygulanıyordu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/gumruk-uzlasma-komisyonlarinin-yetki-sinirlarina-duzenleme-81402</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/7/1280x720/resmi-gazete-1746862710.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan değişikliğe göre, Gümrük Uzlaşma Yönetmeliği kapsamındaki başvurularda, konusu 7 milyon liraya kadar olanlar için gümrük ve dış ticaret bölge müdürlüğü uzlaşma komisyonları, bu miktarı aşanlarda merkezi uzlaşma komisyonları yetkili olacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aysem-sargin-sorun-yetenek-degil-algi-81378</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 08:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ayşem Sargın: Sorun yetenek değil, algı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FERZAN ÇAKIR/İSTANBUL</strong></p>
<p>Kadınlar küresel havacılık sektöründeki iş gücünün yaklaşık yüzde 42’sini oluşturuyor. Ancak IATA verileri, pilotluk söz konusu olduğunda kadınların hâlâ sektörün en az temsil edilen gruplarından biri olduğunu ortaya koyuyor. Dünyadaki pilotların yalnızca yüzde 6’sı kadınlardan oluşurken, üst düzey yönetim pozisyonlarında da kadın oranı yaklaşık üçte bir seviyesinde kalıyor. Boeing Türkiye’nin ilk Türk ve kadın Genel Müdürü Ayşem Sargın’a göre ise bu tablonun temel nedeni yetenek eksikliği değil, algılar.</p>
<p>İstanbul'da düzenlenen Küresel Kadınlar Zirvesi’nde (Global Summit of Women), iş dünyasında kadınların karşılaştığı zorlukları, cam tavanları ve yavaş da olsa yaşanan dönüşümü Boeing’in Türkiye’deki ilk Türk ve ilk kadın Genel Müdürü Ayşem Sargın ile konuştuk. Havacılıkta kadın görünürlüğünü artırmak amacıyla kurulan GökyüzündeyİZ Havacılıkta Kadın Platformunun öncülerinden olan Ayşem Sargın, cam tavanların tamamen ortadan kalkmadığını ancak kadınların artık birçok sektörde görünürlük kazandığını söylüyor. Ona göre temel sorun yetenek eksikliği değil, algı.</p>
<h2>Bankacılıktan havacılığa uzanan yol</h2>
<p>Ayşem Sargın’ın kariyeri Türk Eximbank’ta başladı. Daha sonra Amerikan Büyükelçiliği’nde Türkiye-ABD yatırım ve ticaret ilişkileri üzerine çalıştı. Ardından enerji, petrol-gaz, savunma ve sanayi gibi erkek egemen sektörlerde görev aldı. BP ve GE deneyimlerinin ardından Boeing’in yönetimine geçti. Bugün geriye dönüp baktığında kariyerini şekillendiren en önemli unsurun yaptığı işe duyduğu bağlılık olduğunu düşünüyor.</p>
<p>“Biz kadınların yaptığımız işte en iyisi olarak her alanda güveni tesis ederek ve ilişkileri doğru yöneterek, kendimizi cinsiyet ayrımının ötesinde konumlandırma hedefimiz olmalı” diyen Sargın, kariyerinde karşısına çıkan fırsatları değerlendirirken konfor alanından çıkmanın önemini vurguluyor ve hiçbir zaman “Farklı sektörlerde başarabilir miyim?” sorusunun onu durdurmadığını anlatıyor. Enerjiden savunmaya, ulaştırmadan havacılığa kadar uzanan kariyer yolculuğunda ortak noktanın güven inşa etmek olduğunu vurgulayan Sargın, “Şirketlerle devletler arasında, farklı iş kültürleri arasında ve gelenekselle dönüşüm arasında köprü olduğumu düşünüyorum. Ülkenizi tanıyor, kurumların ve tarafların beklentilerini iyi anlıyorsanız kazan-kazan iş birliği alanlarını ortaya çıkarabiliyorsunuz” ifadelerini kullanıyor.</p>
<h2>“Havacılıkta kadınlar olmaz” algısı sürüyor</h2>
<p>Sargın’a göre havacılık sektöründeki en büyük engel ayrımcılık değil; yıllardır süregelen algılar. Son yıllarda Türkiye'de mühendislik fakültelerinden mezun olan kadınların sayısında önemli artış yaşansa da bunun üst düzey yönetime aynı ölçüde yansımadı görülüyor. Ancak Sargın, tabloya karamsar yaklaşmıyor. Boeing'in İstanbul'daki mühendislik merkezinde kadın mühendis oranının yüzde 40'a ulaştığını belirten Sargın, bunun şirket içinde özel olarak zorlanan bir hedef değil, doğal bir sonuç olduğunu söylüyor.</p>
<p>"Ben pozitif ayrımcılık yaklaşımını benimsemek istemiyorum. Çünkü bir kadının yalnızca kadın olduğu için o göreve getirildiğinin varsayılmasını ve bunun üzerinden liyakatinin sorgulanmasını doğru bulmuyorum. Kadın mühendislerimiz bu işlere hak ederek geliyorlar, başarılı oluyorlar ve görevlerini çok iyi yapıyorlar” diyor. Sargın’a göre asıl problem, havacılığın hâlâ birçok genç kadın tarafından kendilerine uzak görülen bir sektör olması. “Havacılık alanında global olarak da kadınlar bu alanda olmaz algısı var. Sorun biraz burada başlıyor” değerlendirmesinde bulunuyor.</p>
<h2>“Cam tavanlar var ama ilerleme de var”</h2>
<p>Kadın liderlik denildiğinde en sık kullanılan kavramlardan biri olan cam tavan konusunda ise Ayşem Sargın oldukça gerçekçi. “Cam tavanlar var, buna katılıyorum” diyen Sargın, çözümün yalnızca kurumsal politikalarla değil, bireysel başarı hikâyeleriyle de mümkün olduğunu düşünüyor. Kadınların yaptıkları işi en iyi şekilde yapmasının sonraki kuşakların önünü açacağını vurgulayan Sargın, bunun kurumlar içinde algıları değiştirdiğini belirtiyor. “Bir kadın o görevi çok iyi yaptığında, aynı pozisyon için daha sonra yeniden kadın adayların değerlendirilmesi kolaylaşıyor. Çünkü insanlar ‘Daha önce de bir kadın yaptı ve çok başarılı oldu’ diyebiliyor” diyor.</p>
<p>Ancak bunun tek başına yeterli olmadığını düşünüyor. Kadınların birbirlerine mentorluk yapmasının ve deneyimlerini paylaşmasının kritik olduğunu vurgulayan Sargın, “Kadınların birbirine el verme sorumluluğu var. Koçluk, mentorluk, deneyim paylaşımı... Bunların hepsini yapmamız gerekiyor” görüşünü dile getiriyor.</p>
<h2>“Belki erkekler bir birim çaba harcıyor, biz beş”</h2>
<p>35 yıllık iş hayatına baktığında ilerleme gördüğünü söyleyen Sargın, buna rağmen kadınların hâlâ kendilerini daha fazla kanıtlamak zorunda kaldığını düşünüyor. “Belki bir erkek bir birim çaba harcıyorsa biz beş birim harcıyoruz. Kendimizi kanıtlamak zorunda kalıyoruz. Aynı sorgulamaya çoğu zaman erkek adaylar maruz kalmıyor” diyor. Buna rağmen kadınların enerjilerini yalnızca karşılaştıkları engellere değil, kendi gelişimlerine yönlendirmeleri gerektiğini savunuyor. “Kitleler halinde cam tavanı kaldırıyoruz diye bir şey yok. Hepimiz kendi alanımızda hedefimizi belirleyip ona doğru ilerlemek zorundayız” değerlendirmesini yapıyor.</p>
<h2>“Geleceğin liderlik anlayışı kadınlara avantaj sağlayacak”</h2>
<p>Son dönemde çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık programlarının sorgulanması ve bazı şirketlerin bu alanda geri adım atması da zirvede tartışılan konular arasındaydı. Sargın, kısa vadeli geri dönüşlerin yaşanabileceğini kabul etmekle birlikte uzun vadede kadın liderliğinin güçleneceğini düşünüyor. Bunun nedenini ise değişen liderlik anlayışında görüyor. “Yıllarca kadınların daha fazla vurguladığı empatiyi, iş birliğini, sosyal etkiyi konuştuk. Şimdi yeni nesil tam da bu başlıklara odaklanıyor. Bu nedenle kadın liderliğinin önümüzdeki dönemde daha da önem kazanacağına inanıyorum” diyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Gökyüzündeyiz Havacılıkta Kadın Platformu genç kadınlara ulaşmaya çalışıyor</span></h2>
<p>■ “Havacılıkta kadınlar olmaz” algısını değiştirmek amacıyla 2026 yılında Boeing’in öncülüğünde ve Türk havacılık sektörünün önde gelen şirketlerinin katılımıyla GökyüzündeyİZ Havacılıkta Kadın Platformu kuruldu. Platform aracılığıyla üniversite öğrencileriyle bir araya geldiklerini anlatan Sargın, genç kadınlara havacılıkta yalnızca pilotluk değil çok farklı kariyer yolları bulunduğunu göstermeye çalıştıklarını söylüyor. “Öğrencilere diyoruz ki; mühendislikte olabilirsiniz, tedarik zincirinde olabilirsiniz, üretimde olabilirsiniz, yönetici olabilirsiniz. Havacılıkta her alan size açık. Türkiye’de de dünyada da büyüyen bir sektör. Önce bunun farkına varılması gerekiyor” diye vurguluyor. Sargın’a göre görünürlük arttıkça kadınların sektöre ilgisi de artıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aysem-sargin-sorun-yetenek-degil-algi-81378</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/8/1280x720/aysem-sargin-1781762495.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Boeing Türkiye’nin ilk Türk ve ilk kadın Genel Müdürü Ayşem Sargın’a göre havacılıkta kadınların önündeki en büyük engel yetenek eksikliği değil, hâlâ değişmekte zorlanan algılar. “Havacılıkta kadınlar olmaz” kalıbını kırmak için görünürlüğün, rol modellerin ve kadınlar arası dayanışmanın kritik olduğunu vurgulayan Sargın, geleceğin liderlik anlayışında empati, iş birliği ve sosyal etkinin kadınlara yeni bir alan açacağını söylüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-celik-sektorunun-gelecegi-karbonsuzlasma-hizina-bagli-81376</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 08:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye çelik sektörünün geleceği karbonsuzlaşma hızına bağlı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünyada çelik sektörü, 2030 karbonsuzlaşma hedeflerine yaklaşılırken kritik bir dönemece girmiş durumda. Bir yanda altyapıdan otomotive, enerjiden inşaata kadar hemen her sektörün vazgeçilmez girdisi olan çelik var. Diğer yanda ise bu üretimin giderek daha fazla görünür hale gelen karbon faturası. Bugün demir-çelik sektörü, küresel CO2 emisyonlarının yaklaşık yüzde 11’inden sorumlu. Sektördeki sera gazı emisyonlarının yüzde 88’i ise kömür bazlı üretimden kaynaklanıyor. Global Energy Monitor’ün bu yıl altıncısını yayımladığı çelik sektörü raporu, dönüşüm hızının Paris Anlaşması hedefleriyle uyumlu olmadığını ortaya koyuyor. Fosil yakıta dayalı yatırımların sektörde hâlâ güçlü biçimde devam etmesi, net sıfır hedefleri açısından en büyük risklerden biri olarak öne çıkıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a33887e2265e-1781762174.png" alt="" width="333" height="327" /></p>
<p><strong>Türkiye’de emisyonların % 65’i üç entegre tesisten geliyor</strong></p>
<p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3388a552809-1781762213.png" alt="" width="148" height="211" /></strong>Türkiye açısından tablo daha dikkat çekici. İstanbul Politikalar Merkezi Araştırmacısı Dursun Baş’ın aktardığı verilere göre, Türkiye’de ham çelik üreten 40’tan fazla tesis 2021 yılında yaklaşık 40 milyon ton sera gazı saldı. Bu miktar, ülkenin toplam sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 10’una karşılık geliyor. Türkiye’nin çelik üretiminde hurdaya dayalı elektrik ark ocaklı tesislerin payı yüksek. Ham çeliğin yaklaşık yüzde 70’i bu tesislerde üretiliyor. Bu yönüyle Türkiye, kömür bazlı yüksek fırın üretiminin daha baskın olduğu birçok ülkeye göre daha avantajlı görünüyor. Ancak bu avantaj tek başına yeterli değil. Çünkü elektrik ark ocaklarında kullanılan elektriğin önemli bölümü hâlâ ithal kömüre dayalı kaynaklardan geliyor. Daha kritik sorun ise demir cevherinden üretim yapan üç entegre tesisin emisyon yoğunluğu. Baş’a göre Türkiye’de çelik sektöründeki sera gazı salımlarının yüzde 65’i yalnızca bu üç entegre tesisten kaynaklanıyor. Buna rağmen bu tesislerde henüz somut ve ölçekli bir dönüşüm yatırımı görülmüyor. Çelik sektörünün karbonsuzlaşmasında yalnızca teknoloji seçimi değil, kapasite yönetimi de belirleyici olacak. Türkiye’nin işletmedeki ham çelik üretim kapasitesi 60 milyon tonun üzerinde. 2025 yılında üretim 38 milyon ton olarak kaydedilirken, en yüksek seviye 40 milyon tonla 2021’de görüldü. Dursun Baş, kapasite fazlası olan ürün gruplarında dahi yeni yatırımların ve kapasite artışlarının sürdüğüne dikkat çekiyor. Baş, “Verimlilik yatırımları yapılsa bile çelik üretimindeki artış, sektörde sera gazlarını sınırlayan bağlayıcı bir mevzuat olmadığı için kirlilik ve emisyon faturasını kabartmaya devam edebilir” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>En erişilebilir yol: verimlilik, yenilenebilir enerji ve üretim planlaması</strong></p>
<p>Çelik sektörünün dönüşümü için uzun vadede yeşil hidrojen, doğrudan indirgenmiş demir ve düşük emisyonlu birincil çelik üretimi gibi teknolojiler öne çıkıyor. Ancak kısa vadede Türkiye için daha erişilebilir azaltım alanları da bulunuyor.</p>
<p>Baş’a göre malzeme ve enerji verimliliği, metalurjik optimizasyon, dijitalleşme, yenilenebilir enerjiye geçiş ve iyi mühendislik uygulamalarıyla ciddi bir emisyon azaltım potansiyeli yaratılabilir. Elektrik ark ocaklarında yenilenebilir enerji kullanımının artırılması ve üretim kapasitesinin planlanması, kısa vadeli azaltım için en uygulanabilir adımlar arasında yer alıyor. Ancak bu potansiyelin 2030’a kadar hayata geçirilebilmesi için gönüllü adımlar yeterli değil. Baş, bağlayıcı bir düzenleyici çerçeveye, etkin denetim mekanizmalarına ve güçlü bir kamusal iradeye ihtiyaç olduğunu vurguluyor.</p>
<p><strong>2030-2035 için bağlayıcı hedef şart</strong></p>
<p>İstanbul Politikalar Merkezi’nin “Türkiye Çelik Sektörünün Karbonsuzlaşması Politika ve Aktör Analizi” raporu, sektörün geleceği için temel yol haritasını ortaya koyuyor. Rapora göre Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefi önemli olmakla birlikte, çelik gibi karbon yoğun sektörlerde dönüşümün çok daha yakın vadeli hedeflerle desteklenmesi gerekiyor. Dursun Baş’a göre gerçek dönüşüm için 2053’e ertelenmiş hedefler yerine 2030- 2035 yılları için sektörel ve bağlayıcı hedefler konmalı. Sera gazı ve endüstriyel kirleticiler için kamuya açık bir izin, bilgi ve denetim sistemi kurulmalı. Çelik sektörü özelinde üretim planlaması yapılmalı. Çünkü çeliğin geleceği artık yalnızca ne kadar üretildiğiyle değil, nasıl üretildiğiyle belirlenecek. Türkiye’nin rekabet gücü de iklim hedefleri de bu soruya verilecek yanıtın hızına bağlı olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-celik-sektorunun-gelecegi-karbonsuzlasma-hizina-bagli-81376</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye çelik sektörünün geleceği karbonsuzlaşma hızına bağlı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/vadeli-kontrati-varken-yipe-giren-ilk-hisse-kontrolmatik-81373</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 08:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vadeli kontratı varken YİP’e giren ilk hisse Kontrolmatik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Borsa İstanbul tarihinde yaşanmamış yaşanıyor. Pandemi döneminde halka arz olan ve ‘uzay projeleri’ ile büyük umutlar beslenen Kontrolmatik hisseleri yakın izleme pazarına atıldı. Böylece borsa tarihinde ilk kez vadeli kontratı işlem gören ve BİST30 endeksinde olan bir şirket hissesi yakın izleme pazarına girerken vadeli kontratları da haziran sonrası artık işlemden kaldırılacak. Tüm bu gelişmeler yaşanırken şirket hisseleri dalgalı bir seyir izledi nisandaki bu yılki zirvesinden kaybı ise yüzde 57’ye dayandı.</p>
<p>Kontrolmatik ilk halka arz olduğunda piyasada oldukça ses getirdi. Kontrolmatik Yönetim Kurulu Başkanı Sami Aslanhan sık sık hem medyada hem de piyasa oyuncularıyla bir araya gelerek vizyonlarını ve geleceğe yönelik planlarını açıkladı ve büyük ilgi gördü. SpaceX ile görüştüklerini uydu projeleri yapacaklarını söylemeleriyle yatırımcının da hisseye talebi oldukça arttı. Şirket hisseleri performanslarıyla BİST30’da yer aldı, kurumsal yönetim endeksine girdi. Ancak bugün gelinen noktada yüksek borçluluk, ödenemeyen tahviller, endekslerden atılan bir şirketle karşı karşıya kalındı. Geçmiş iki yılda teknolojik ve sanayi yatırımları yaptıklarını dile getiren hatta 2024 yıllık bilanço öncesi 10 kata kadar dolar bazlı büyüme sağladıklarını söyleyen Aslanhan, borçluluk oranlarını da yatırımlardan kaynaklandığını söyledi.</p>
<h2>ORTAKLARIN SATIŞLARI SÜREKLİ DEVAM ETTİ </h2>
<p>Halka arz edildiğinde şirket içindeki payı yüzde 40 oranında olan Aslanhan dönem dönem yaptığı satışlarla Kontrolmatik’teki payını da azalttı. Yakından bakalım. Kontrolmatik paylarında patron satışı 2022 yılında dikkat çekici şekilde başladı. Kamuyu Aydınlatma Platformu’na yapılan açıklamalara göre yerli ve yabancı kurumsal yatırımcılara yapılan satışlarla 2022 sonunda Aslanhan’ın payları yüzde 29,09’a indi. Aynı şekilde halka arz öncesinde şirket hisselerinin yüzde 50’sine sahip olan Ömer Ünsalan’ın payları da bu seviyeye geriledi, satışlar beraber açıklandı. 2023 sonunda da gerçekleşen satışlarla Ünsalan'ın payı yüzde 28,29'a, Aslanhan'ın payı da yüzde 28,34'e indi.</p>
<p>2024 sonunda da Ünsalan'ın şirketteki payı yüzde 25,08'e gerilerken yılsonu yapılan satışın geliri şirketin teknoloji odaklı yatırımlarına özkaynak ve finansman sağlanması amacıyla sıfır faizle Kontrolmatik'e borç olarak verildi. Aslanhan'ın da payı yüzde 24,99'a indi son satış geliri aynı şekilde Kontrolmatik'e aktarıldı. 2025 sonuna gelindiğinde Ünsalan'ın payı yüzde 10,06'ya, Aslanhan'ın payı da yüzde 10,02'ye geriledi.</p>
<h2>YÖNETİM KURULUNDA İSTİFALAR </h2>
<p>2026 yılı oldukça karışık başladı Kontrolmatik için. KAP'a yapılan özel durum açıklamaları da bu durumu ortaya koyuyor. Yılın ilk günlerinde genel müdür Alper Çelebi istifa ederken vekaleten genel müdürlüğe şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Vekili Ömer Ünsalan atandı. 22 Ocak açıklaması yönetim kurulu üyesi Murat Tanrıöver'in istifasını duyururken boşalan üyeliğe Ethem Umut Beytorun atandı. Beytorun sadece 19 Şubat'a kadar şirkette kaldı ve Tera Portföy'e genel müdür atanması nedeniyle Kontrolmatik yönetim kurulu üyeliğinden istifa etti. Beytorun'dan boşalan üyeliği ilk genel kurulun onayına sunulmak üzere Cebrail Taşkın'ın atanmasına karar verildi. 2 Nisan'da ise bağımsız yönetim kurulu üyesi Bikem Kanık kendi isteğiyle istifa etti. Daha 19 Şubat'ta yönetim kurulu üyesi atanan Taşkın ise Tera Yatırım Teknoloji Holding tarafından yapılan bildirim çerçevesinde, yeni kurumsal temsil yapısı uygulaması nedeniyle 2 Nisan’da tüm görevlerinden istifa etti. Tera Yatırım Teknoloji tüzel kişi yönetim kurulu üyesi olarak Kontrolmatik’e atandı. Temsilcisi ise yine Cebrail Taşkın oldu. 20 Mayıs'ta ilk olağan genel kurulda seçilmek üzere Erkan Baki Erdal ile Harun Nedim Alpa'nın bağımsız yönetim kurulu üyeliği için SPK'ya başvuru yapıldı. Genel kurul ise yeterli çoğunluk sağlanamadığı için gerçekleştirilemedi, 7 Temmuz’da yapılması bekleniyor.</p>
<h2>BANKALARA YAPILANDIRMA BAŞVURUSU </h2>
<p>15 ve 28 Nisan'da ortaklar Aslanhan ve Ünsalan'dan pay satışı bildirimleri geldi. Bu satışların geliri de şirketin kısa vadeli işletme sermayesinin güçlendirilmesi ve projelerin finansmanında özkaynak desteği sağlanması amacıyla kullanılmak üzere Kontrolmatik'e sıfır faizle borç olarak verildi. Haziran 2025'te ihraç edilen tahvillerin ödemeleri ise Mart 2026'ya kadar gerçekleştirilebildi. Ancak 15 Mayıs'ta yapılan açıklama şirkette sıkıntıları daha da gün yüzüne çıkardı. İki tahvilin kupon ödemesinin mevcut finansal koşullar nedeniyle vadesinde gerçekleştirilemediği belirtildiği gibi iki bankaya da finansal yeniden yapılandırma için başvurulduğu açıklandı. 15 Mayıs KAP açıklamasında Kontrolmatik için Halkbank'a şirketin iştiraki Pomega Enerji için de Vakıfbank'a finansal yeniden yapılandırma çerçeve anlaşması için başvurulduğu belirtildi.</p>
<h2>KREDİ NOTU TEMERRÜT SEVİYESİNDE </h2>
<p>18 Mayıs'ta kredi derecelendirme kuruluşu JCR Avrasya'dan değerlendirme geldi. Aslında JCR Avrasya Nisan’da yaptığı açıklamada kredi notunda indirim yapmış ve kuruluş değerlendirmesinde finansal yapısında ve ödeme performansında gözlemlenen bozulma doğrultusunda kredi notunun BB seviyesinden B- seviyesine görünümün ise durağandan negatife revize edildiğini duyurmuştu. Tahvillerin ödenememesi sonrası ise şirketin B- görünümü negatif olan notunu prD’ye indirdi ve negatifte tuttu. Bu not temerrüt seviyesi oluyor ve kurumun verdiği en düşük not. </p>
<h2>VADELİ KONTRATLARINDA İŞLEMLER SONA ERECEK </h2>
<p>4 Haziran'da yine tahvil kupon ödemesinin yapılamadığı KAP'ta duyurulan şirketin hisselerine ilişkin de Borsa İstanbul'dan adımlar atılmaya başladı. Borsa İstanbul kupon ödemesi yapılmayan iki borçlanma aracını borçlanma araçları piyasası gözaltı pazarına alırken 12 Haziran’da şirket hisseleri BIST Kurumsal Yönetim Endeksi'nden çıkarıldı. Son olarak da VİOP’ta kontratları işlem gören BİST30 endeksine dahil Yıldız Pazar şirketi Kontrolmatik Yakın İzleme Pazarı'na alındı. Vadeli kontratları ise artık açılmayacak daha önce açıklanan mayıs ve haziran kontratları temmuz sonuna kadar işlem görecek.</p>
<p>Temmuz 2024'te yüzde 100 bedelsiz sermaye artırımı yapan şirket 2025 sonunda ise yüzde 100 bedelli sermaye artırımı yaptı. Bu bedelli sermaye artırımından elde edilen gelirin 84.6 ile 84.8 milyon liraları Aslanhan ve Ünsalan'ın borçlarına mahsup edilirken 200.2 milyon lirası işletme sermayesi güçlendirilmesine, 300.3 milyon lirası da kısa vadeli finansal borç ödemesine aktarıldı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">YENİDEN BEDELLİ ARTIRIM BAŞVURUSU</span></h2>
<p>Şirket önceki gün güncel durum bilgilendirmesi yaptı. Açıklamada şirketin faaliyetlerini sürdürdüğü finansal ve operasyonel zorluklara rağmen sürekliliğin sağlanması için çalışıldığı belirtildi. SPK nezdinde bedelli sermaye artırım süreci başlattıklarını açıklayan Kontrolmatik bu artırım gerçekleşirse şirketin özkaynak yapısının güçlendirilmesi, likidite imkanlarının artırılması ve yükümlülüklerinin karşılanmasına katkı sağlaması hedeflendiğini belirtti. Şirket yönetiminin finansal yükümlülüklerin azaltılması ve nakit akışının desteklenmesi amacıyla çeşitli alternatifleri değerlendirdiği savunulan açıklamada “Bu kapsamda ihtiyaç duyulması halinde şirket aktifinde bulunan bazı varlıkların satışına ilişkin seçenekler de değerlendirilmekte olup, alınacak kararlar şirket ve pay sahiplerinin menfaatleri gözetilerek yürütülecektir” denildi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ÇALIŞAN ÜCRETLERİ ÖDEMELERİNDE SIKINTI</span></h2>
<p>Genel kurulun ise 7 Temmuz’da yapılmasının planlandığı kaydedildi. Genel kurul yapılamadığı için şirket temsil ve yetkilendirme süreçlerinden kaynaklanan bazı operasyonel ve bankacılık işlemlerinde gecikmeler yaşanabildiği ileri sürülen açıklamada “Bu kapsamda şirketimiz bazı finansal işlemleri gerçekleştirmekte geçici zorluklarla karşılaşmaktadır. Söz konusu durumun genel kurul sürecinin tamamlanmasını müteakip çözüme kavuşması beklenmektedir. Yetkilendirme işlemlerine ilişkin gecikmeler ve nakit akışında yaşanan geçici sıkışıklık nedeniyle çalışan ücretlerinin bir kısmında gecikmeler meydana gelmiştir. Şirket yönetimi çalışanların ücret ve özlük haklarına ilişkin yükümlülüklerin yerine getirilmesini öncelikli konular arasında değerlendirmekte olup geciken ödemelerin giderilmesine yönelik çalışmalarını sürdürmektedir” denildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/vadeli-kontrati-varken-yipe-giren-ilk-hisse-kontrolmatik-81373</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/3/1280x720/kontrolmatik-1781761533.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kontrolmatik şirketi uzaya çıkacakken hisseleri yakın izleme pazarına girdi. 2020’den bu yana süren borsa macerasında şirket tahvil ödemelerini yapamadı, genel kurulunu toplayamadı, ortakları hisse sattı ve gelinen noktada bankalarla yeniden yapılandırma masasına otururken kredi notu çöp seviyesine indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/alternatif-yakitta-metanol-ve-etanol-devri-81371</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 08:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Alternatif yakıtta metanol ve etanol devri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a33828c2f764-1781760652.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>ABD ile İran arasında varılan anlaşma petrol piyasalarında tansiyonu düşürse de sektör temsilcileri normalleşmenin zaman alacağı görüşünde. Hürmüz Boğazı'nın kapanma riski, enerji güvenliğinin yalnızca petrol arzına bağlı olmasının yarattığı kırılganlığı yeniden ortaya koydu. Yaşanan süreç, denizcilik sektöründe metanol, etanol ve LNG gibi alternatif yakıtların ekonomik ve stratejik önemini artırırken, şirketler tek yakıtlı dönemin sonuna yaklaşıldığını değerlendiriyor. Sektör uzmanlarına göre fiyatların düşmesi tek başına piyasanın normale döndüğü anlamına gelmiyor.</p>
<p>Krizin en önemli sonuçlarından biri ise alternatif yakıtlara yönelik ilginin hızlanması oldu. Özellikle metanol, etanol ve LNG, sadece karbon emisyonlarını azaltan çevreci seçenekler olarak değil, aynı zamanda enerji arzını çeşitlendiren stratejik yakıtlar olarak görülmeye başlandı.</p>
<p>Dünyanın en büyük denizcilik şirketlerinden Maersk, bu yıl yüzde 100 etanol kullanan ilk ticari seferlerini tamamladı. Şirket, etanolü metanolün tamamlayıcısı olarak değerlendirirken, mevcut metanol motorlarında büyük teknik değişiklik gerektirmemesi önemli avantaj sağlıyor.</p>
<p> Brezilyalı madencilik devi Vale de hem etanol hem metanol hem de geleneksel yakıtla çalışabilecek yeni nesil gemiler sipariş etti. Singapur merkezli X-Press Feeders ise etanol-metanol karışımı yakıt denemelerini sürdürüyor.</p>
<p>Uzmanlara göre alternatif yakıt yatırımlarını hızlandıran tek unsur karbon düzenlemeleri değil. Jeopolitik krizlerin yarattığı arz riski de şirketleri farklı yakıt seçeneklerine yöneltiyor.</p>
<h2>Etanol maliyet avantajı sunuyor </h2>
<p>Etanolün öne çıkmasının en önemli nedenlerinden biri küresel üretim kapasitesi. ABD ve Brezilya'nın mısır üretimindeki artış sayesinde etanol arzı güçlü seyrederken, fiyatı da yeşil metanole göre daha rekabetçi durumda bulunuyor. Sektör verilerine göre etanolün enerji yoğunluğu metanolden yaklaşık yüzde 35 daha yüksek. Ton başına yaklaşık 700-800 dolar seviyesinde işlem gören etanol, bugün düşük kükürtlü deniz yakıtlarıyla benzer maliyet sunarken yeşil metanolden belirgin şekilde ucuz kalıyor.</p>
<h2>LNG’nin ve metanolün rekabet gücü arttı </h2>
<p>Petrol fiyatlarının yükseldiği dönemlerde LNG ve metanol gibi alternatiflerin rekabet gücü daha da artıyor. Kurulu altyapının genişlemesiyle birlikte alternatif yakıtların önümüzdeki birkaç yıl içinde denizcilik sektöründe çok daha büyük pay alması bekleniyor.</p>
<p>Uzmanlar, Hürmüz krizinin enerji piyasasına verdiği en önemli mesajın açık olduğunu vurguluyor: Geleceğin rekabeti yalnızca en ucuz yakıtı değil, en güvenli ve en sürdürülebilir yakıtı bulabilen şirketler arasında yaşanacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">PETROL PİYASASI ‘DÜŞÜK TALEP BOL ARZ’ DÖNEMİNE GİRİYOR</span></h2>
<p>Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), 2026 yılı için talep tahminini bir kez daha düşürerek, tüketimdeki büyük düşüşlerin, başlangıçta ABD-İran savaşından en çok etkilenen sektörlerin ve bölgelerin ötesine yayıldığını belirtti. 2027 için ilk tahmini ise küresel çapta geniş bir petrol fazlası öngörüyor. </p>
<p>- Uluslararası Enerji Ajansı ( IEA), Petrol Piyasası Raporu'nda, 2026 yılı için talep tahminini Mayıs ayındaki raporundaki 104 milyon varil/gün rakamına kıyasla 103,3 milyon varil/gün olarak belirledi. </p>
<p>- Bu 2025 yılına göre 3,9 milyon varil/ günlük bir düşüş anlamına geliyor. </p>
<p>- Ön verilere göre, ikinci çeyrekteki talep, yüksek fiyatlar ve ürün tedarikindeki aksamalar nedeniyle bir önceki yıla göre 5 milyon varil/gün daha düşük olacak. </p>
<p>- Ajans, 2027'de talebin "nispeten mütevazı" bir şekilde 105,3 milyon varil/güne yükseleceğini öngörüyor. </p>
<p>- Ancak 2027'de Orta Doğu Körfezi üretiminin toparlanması ve OPEC+'ın üretim hedeflerini yükseltmesiyle arzda 8 milyon varil/günlük bir artışla 110,3 milyon varil/güne ulaşacağını tahmin ediyor. Bu arz ve talep tahminleri, 2027'de geniş bir petrol fazlası olacağını gösteriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/alternatif-yakitta-metanol-ve-etanol-devri-81371</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/5/1280x720/petrol-hurmuz-bogazi-1768283690.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Alternatif yakıtta metanol ve etanol devri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/mikro-ihracatin-yildizi-romanya-oldu-satislar-ikiye-paket-sayisi-uce-katlandi-81370</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 08:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mikro ihracatın yıldızı Romanya oldu, satışlar ikiye, paket sayısı üçe katlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türk şirketlerinin son yıllarda Avrupa’da büyümek için kullandığı en önemli kanallardan biri olan mikro ihracatta yeni bir yıldız doğuyor. Ticaret Bakanlığı’nın “Basitleştirilmiş Gümrük Beyannamesi Kapsamında İhracat Rotaları 2025” raporuna göre Türkiye'nin mikro ihracat hacmi, son 10 yılda yaklaşık 15 kat büyürken, Romanya, son dönemde Türk e-ihracatçılar için en hızlı büyüyen pazarlardan biri haline geldi. Avrupa Birliği üyesi olması, Türkiye’ye coğrafi yakınlığı, hızla büyüyen tüketici pazarı ve gelişen e-ticaret altyapısı sayesinde Romanya, Türk firmalarının sınır ötesi satışlarında öne çıkan ülkelerden biri oldu. Rapora göre Romanya’ya yönelik mikro ihracat hacmi 2024 yılında 108 milyon dolar seviyesindeyken 2025 yılında 234 milyon dolara ulaştı. Böylece yalnızca bir yıl içinde ihracat hacmi yüzde 117 büyüdü.</p>
<h2>Paket sayısında patlama var!</h2>
<p>Büyümenin asıl dikkat çekici tarafı gönderi sayılarında görüldü. 2024 yılında Romanya’ya yaklaşık 5,1 milyon taşıma senedi kapsamında ürün gönderilirken, bu sayı 2025 yılında 14,8 milyona yükseldi. Başka bir ifadeyle Romanya’ya gönderilen mikro ihracat paketlerinin sayısı yaklaşık üç kat arttı. Bu veri, Türk firmalarının Romanya’da yalnızca daha fazla satış yapmadığını, aynı zamanda çok daha geniş bir tüketici kitlesine ulaşmaya başladığını gösteriyor. Özellikle sınır ötesi pazaryerlerinin yaygınlaşması, teslimat sürelerinin kısalması ve Türk markalarının Avrupa’da görünürlüğünün artması bu büyümeyi destekleyen unsurlar arasında yer alıyor.</p>
<h2>Ürün başına gelir azaldı </h2>
<p>Ancak rapor, büyümenin önemli bir maliyetini de ortaya koyuyor. Paket sayısı ihracat değerinden daha hızlı arttığı için ürün başına elde edilen gelirde düşüş yaşandı. 2024 yılında taşıma senedi başına ortalama ihracat değeri yaklaşık 21 dolar seviyesindeyken, 2025 yılında bu rakam 15,8 dolara geriledi. Böylece birim gelir yaklaşık yüzde 25 düştü. Bu durum, Romanya pazarında yoğun bir fiyat rekabetinin yaşandığını ve şirketlerin pazar payı kazanmak için daha düşük fiyatlı ürünlere yöneldiğini gösteriyor.</p>
<h2>Ayakkabı ve giyim fiyatı geriledi </h2>
<p>Ürün grupları incelendiğinde fiyat baskısının özellikle ayakkabı ve temel giyim kategorilerinde yoğunlaştığı görülüyor. Rapora göre ayakkabı grubunda taşıma senedi başına ortalama değer 28,3 dolardan 20,8 dolara düştü. Kazak ve süveter grubunda ortalama değer 17,7 dolardan 13,7 dolara geriledi. Tişört ve iç giyim grubunda ise ortalama değer 14,1 dolardan 10,6 dolara indi. Bu tablo, Romanya’daki büyümenin büyük ölçüde fiyat odaklı ürünlerden kaynaklandığını ortaya koyuyor.</p>
<h2>Kadın giyimi pozitif ayrıştı </h2>
<p>Raporda dikkat çeken bir diğer unsur ise kadın giyim ürünleri oldu. Mikro ihracatta en yüksek hacimli ürün gruplarından biri olan kadın dış giyim ürünlerinde ortalama değer düşmek yerine yükseldi. Kadın dış giyim kategorisinde taşıma senedi başına ortalama ihracat değeri 17,22 dolardan 17,40 dolara çıktı. Bu durum, Türk moda markalarının ve katma değerli ürünlerin Romanya pazarında fiyatlama gücünü koruyabildiğini gösteriyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3381f6cef44-1781760502.png" alt="" width="635" height="189" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">AVRUPA'DA EN DÜŞÜK İADE YOĞUNLUĞUNA SAHİP ÜLKE</span></h2>
<p>Romanya’yı diğer Avrupa pazarlarından ayıran en önemli özelliklerden birisi iade performansı oldu. Raporda yer alan ülke analizine göre yüksek ihracat hacmine rağmen Romanya, mikro ihracatta en düşük iade yoğunluğuna sahip ülkeler arasında bulunuyor. Bu durum özellikle hazır giyim ve ayakkabı gibi iadelerin yüksek olduğu sektörler açısından önemli bir avantaj sağlıyor. Çünkü sınır ötesi e-ticarette iade maliyetleri çoğu zaman satış maliyetleri kadar kritik hale gelebiliyor. Türk e-ihracatçılarının uzun yıllardır ağırlıklı olarak Almanya, Fransa, İngiltere ve Hollanda gibi pazarlara odaklandığı düşünüldüğünde Romanya’nın yükselişi dikkat çekici bir değişime işaret ediyor. Yaklaşık 19 milyonluk nüfusu, artan satın alma gücü, gelişen lojistik altyapısı ve AB üyeliği sayesinde Romanya, Türk firmaları için yalnızca bir satış noktası değil aynı zamanda Doğu Avrupa’ya açılan bir kapı haline geliyor. Öte yandan başta Trendyol olmak üzere ürk markalarının büyük yatırımlar yaptığı, depo kurduğu ve bölgesel üs olarak gördüğü Romanya’nın artık yalnızca alternatif bir pazar değil, Türk mikro ihracatının en hızlı büyüyen merkezlerinden biri olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/mikro-ihracatin-yildizi-romanya-oldu-satislar-ikiye-paket-sayisi-uce-katlandi-81370</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/7/1280x720/ihracat-ithalat-1778239788.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Romanya’ya yapılan mikro ihracat geçen yıl yüzde 117 artarak 108 milyon dolardan 234 milyon dolara çıktı, gönderi sayısı yaklaşık üç katına yükseldi. Bu büyüme ürün başına gelirlerde düşüşü de beraberinde getirirken taşıma senedi başına ortalama ihracat değeri 21 dolardan 15,8 dolara geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ette-fiyat-artislarinin-temel-nedeni-uretim-maliyetleri-81369</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 08:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Ette fiyat artışlarının temel nedeni üretim maliyetleri&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>Beyaz ve kırmızı et fiyatlarında yaşanan fahiş artışlar, sektördeki rekabet ihlalleri ile 13 firmaya yönelik yürütülen operasyonlar İYİ Parti'nin verdiği önergeyle Meclis gündemine taşındı. Fiyat artışlarının temel nedeninin üretim maliyetlerinden kaynaklandığına dikkat çeken muhalefet partileri, şirketlere yönelik operasyonların sektöre zarar vereceğini belirterek kayyum uygulamasını eleştirdi. Muhalefetten sonbahar ayları ile birlikte fiyatların yeniden yükselebileceği uyarısı da geldi. İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez, Ramazan ayından önce Ticaret Bakanlığı’nın beyaz et ihracatını yasakladığını ve ‘fiyatları artırmayın’ diye şirketlere yazılar gönderildiğini belirterek, “Bu yazıyı gönderirken üreticilerin girdi maliyetleri hakkında hiçbir fikirleri yoktu, beyaz etin saklama maliyeti yüksek olduğu için, hepsi de planlanmış üretim olduğu için çaresizce sektör bu baskıya boyun eğdi; bir kısmı ihracat piyasasını kaybetti ve fiyatlar Ramazan ayında yükselmedi, çok da haklı olarak daha sonra fiyatlar yükselmeye başladı” diye konuştu.</p>
<p><strong>"Oturup sektör temsilcileri konuşulsa bunlar olmazdı" </strong></p>
<p>Fiyat artışlarının üretim maliyetlerindeki artıştan kaynaklandığını ifade eden Çömez, “Polis zoruyla fiyatları kontrol etmeye çalışacağınıza, oturup sektör temsilcileriyle konuşulsa; girdi maliyetleriniz ne kadar arttı, problemleriniz nelerdir, sektörü ayakta tutabilmek ve vatandaşa ucuz protein kaynağı temin edebilmek için neler yapmamız lazım diye tartışabilselerdi bu problem olmayacaktı. Bir süre daha fiyatlar düşük gidecek, belki üç, dört ay, belki sonbahara kadar ama bu sopayla fiyatları düşürme anlayışınız ters tepecek ve göreceksiniz sonbahardan sonra beyaz et fiyatlarının önüne geçemeyeceksiniz. Çünkü yemin yüzde 70'i, yüzde 80'i ithal, enerjinin bir o kadarı ithal, veteriner ilaçları ithal…” diye konuştu.</p>
<p><strong>ESK yüzde 84.2’lik zam yaptı </strong></p>
<p>Kırmızı et fiyatlarına dikkat çeken Çömez, canlı hayvan ithalatını yapan Et ve Süt Kurumu’nun 2025 yılında kilo başına canlı hayvana 228 lira olarak verdiği fiyatı geçtiğimiz günlerde 420 lira olarak açıkladığı belirtti. Çömez, “Et ve Süt Kurumu yurt dışından ithal edilen hayvanlara yüzde 84,2'lik bir zam yapmış. Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar fahiş bir zam yok. Peki, ESK'ye kayyum atamayacak mısınız, onların üzerine gitmeyecek misiniz?” diye sordu.</p>
<p>CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, kayyum uygulamasını eleştirerek, “Yurttaşlarımız tabii ki ucuz et yesinler, rekabet olsun, fiyatlar artmasın, fiyat akışına müdahale edilmesin, bunlar çok doğru işler ama hepimiz biliyoruz ki, bütün bunlar ceza yargısının konusu değil. Sonuçta, bununla ilgili oluşturulmuş kurullar var, kurumlar var. O kurumlar öncelikle bu işlerle ilgili hâle gelirler, sonra, eğer konusu ceza yargısını gerektiren bir şey varsa, ceza yargısı devreye girer ama burada, doğrudan doğruya ceza yargısının devreye girdiği bir olayı görüyoruz” dedi.</p>
<p>AK Parti Malatya Milletvekili Bülent Tüfenkci ise eleştirilere yanıt verirken ilgili bakanlıkların ve Rekabet Kurumunun koordinasyon içinde çalıştığını, girdi maliyetlerinin düşürülmesi için hükümetin ciddi destekler verdiğini belirterek, “İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının başlattığı soruşturma özellikle tüketiciler tarafından da olumlu karşılanmaktadır” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ette-fiyat-artislarinin-temel-nedeni-uretim-maliyetleri-81369</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/9/1280x720/tbmm-meclis-1781760262.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Muhalefet partileri, beyaz et sektöründe yaşanan sıkıntıları meclise taşıdı. Fiyat artışlarının temel nedeninin üretim maliyetlerinden kaynaklandığına vurgu yapan muhalefet partileri, şirketlere yönelik operasyonların sektöre zarar vereceğini belirterek kayyum uygulamasını eleştirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hayirli-isler-81367</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hayırlı işler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu aralar müşteri deneyimi ile ilgili olarak günde beş vakit toplantı yapılıyor. Güzel ve doğru şeyler anlatılıyor, konunun farklı boyutları önümüze seriliyor. Bunları yapanlara çok teşekkür etmek lazım. Ancak önemli bir noktayı atladığımızı düşünüyorum. Biz eskiden çevremizdeki esnafa “hayırlı işler” derdik. Bizim hayatımızı sürdürmemiz için gereken şeyleri satın aldığımız esnafla aramızda bir sevgi bağı vardı. Şimdi girdiğimiz dükkanlarda kasa dışında bir noktada kimseyle karşılaşmıyoruz. Asgari ücretle çalışan insanlarla, ürünlerin fiyatı dışında kimsenin fazla bir sohbeti de kalmadı.</p>
<p>Bu yazının yazıldığı 17 Haziran 2026 sabahı, birazdan hazırlanıp 40 önce kapısından girdiğim İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik Fakültesi’nde açılacak yapay zekâ laboratuarını görmeye gideceğim. Orada yapay zekânın teknolojisi dışında insan hikâyesi bulup bulamayacağımı merak ediyorum. Gelen davette Aksoy Holding ve İstanbul Teknik Üniversitesi iş birliğiyle hayata geçirilen Erdal Aksoy Endüstriyel Robotik ve Yapay Zekâ Laboratuarı’nın açılışını sizlerle paylaşmaktan memnuniyet duyarız.” yazıyordu. Unuttuğumuz “hayırlı işler” ifadesi, bu cümleyi okuyunca aklıma geldi. Aksoy Holding Kurucu Başkanı Erdal Aksoy’un adının yanında “İTÜ Y. Elektrik Elektronik Mühendisi-1966 Yılı Mezunu” yazıyor. Aksoy Holding “hayırlı işler” denilmesi gereken bir iş yapmış; buradaki izlenimlerimi daha sonraki bir yazımda aktaracağım ancak yedi yıl okuduğum fakültenin ve babamın DNA’sının bana aktardığı matematik zekâsını kullanmadan bile ben üniversiteye girmeden 20 sene daha geriye gitmemiz gerektiğini görebiliyorum. Y. yani yüksek mühendis ifadesi ise altı yıllık bir öğrenim süresine işaret ediyor. Yani 80 yıldan önce başlamış bir hayatın bugüne yansımasını görmeye gidiyor olacağım. Bu, kendimi yazmakla sorumlu kıldığım bu yazıyı baştan savmak anlamına gelmiyor ama teknolojiden çok insana odaklı bazı şeyler aktarmak istiyorum.</p>
<p><strong>Engin Alan’ın kitabı</strong></p>
<p>Robosme CEO’su Engin Alan ile yanılmıyorsam geçen yıl tanıştık. Bir basın kahvaltısı buluşmasının ardından bana ve diğer basın mensuplarına kitabını imzaladı. Buraya kadar olan hikâyeyi yapay zekâya sorarak öğrenebilirsiniz: “Yapay zeka tabanlı müşteri ilişkileri yönetimi (AI-CRM) platformu Robosme'nin kurucu CEO’su <strong>Engin Alan</strong>’dır. Aynı zamanda Binovist’in kurucu ortağı olan Engin Alan, <em>Yapay Zeka Çağında Dijitalleşme ve CRM</em> kitabının yazarıdır.” yanıtını almak için “Robosme CEO” yazmanız yeterli.</p>
<p>Benim için iki hikâyeyi birleştiren nokta, benim düşüncelerimin Alan’ın yazdıklarına götürmesi oldu. Düşünce akışımda iki hikâye birkaç noktada temas ediyor. Önce konunun teknik boyutu ile ilgili olarak Alan’ın, kitabın giriş bölümünde CRM’in ne olduğunu anlattığı kısmı alıntılamak istiyorum. Alan’ın hedefi CRM’in ne olduğunu derli toplu bir biçimde anlatmak ancak metin müşteri ilişkileri yönetimini sözcük sözcük açıklarken bana ihtiyaç duyduğum veriyi sağlıyor. Şöyle yazıyor Alan:</p>
<p><strong>“Müşteri Nedir?</strong></p>
<p>Müşteri, yalnızca bir ürün veya hizmetin talepçisi değildir, ötesinde değer zincirinin temel taşı, işletmelerin varlık sebebidir.</p>
<p>Müşteriyi tanımlarken, onu bir ihtiyaçlar bütününün ötesinde, bir varlık olarak ele almalıyız. Her müşteri, bir markayla kurduğu etkileşimde kendi hikâyesini inşa eder, işletmeye kimliğini kazandırır. Bu bakış açısıyla müşteri, işletmeler için hem bir “ayna” hem de bir “merkez” işlevi görür; onun beklentileri, duyguları ve davranışları, işletmelerin dönüşümünü ve stratejik yönünü belirler. Belki de müşteriyi anlamak, işletmelerin kendilerini anlamaya yönelik ilk adımıdır.</p>
<p><strong>İlişki nedir?</strong></p>
<p>İlişki, iki taraf arasında kurulan geçici bir bağlantı olarak görülebilir, ancak her etkileşimde yeniden inşa edilen dinamik bir bağ olarak görmek daha doğrudur. Felsefi açıdan, ilişki bir “karşılaşma”dır ve her karşılaşma, tarafları dönüştürme potansiyeline sahiptir. Bir müşteri ile işletme arasındaki ilişki de bu dönüşüm sürecinden bağımsız düşünülemez. İlişki, yalnızca satış veya satın almayı değil, duygusal bir bağ kurmayı, güven inşa etmeyi ve iki taraf arasında bir anlam yaratmayı kapsar. Öyle ki, her etkileşim tarafların yeniden tanımlandığı bir “yaratım anı”dır. İşte bu yüzden, ilişki yalnızca var olmakla kalmaz, her etkileşimde yeniden doğar.</p>
<p><strong>Yönetim Nedir?</strong></p>
<p>Yönetim, bir süreci kontrol altında tutma, düzenleme çabası mıdır, yoksa karmaşıklık içinde düzen yaratma sanatı mı? Felsefi bir bakış açısıyla yönetim, bir sistemin karmaşıklığını anlamaya ve onu yönlendirmeye çalışmaktır. Yönetim, yalnızca bir süreci “kontrol” etmek değil, değişen koşullara uyum sağlamak ve geleceğe yönelik adımlar atmaktır.</p>
<p>Müşteri ilişkileri yönetiminde de yönetim, statik bir eylem değil, sürekli bir “hareket”tir; müşteri talepleri, pazar dinamikleri ve işletme hedefleri arasında dengeli bir yolculuk yapma sanatıdır. Bu açıdan yönetim, bir yön tayini değil, bir “yoldaşlık”tır; müşteriyi anlayarak, ona uyum sağlayarak ortak bir yolculuğa çıkma becerisidir.</p>
<p>Şimdi bu kavramları birleştirdiğimizde ihtiyaçları karşılıklı olarak karşılanan, bunun için sürekli ve dinamik bir etkileşimde olan ve yine karşılıklı olarak birbirlerini yönlendiren, hareketleriyle değişimlerde uyumlanma çabasına giren “müşteri” ve “tedarikçi” CRM için önemli iki paydaştır diyebiliriz.</p>
<p>Müşteriler, markaların ve hizmetlerin temel yapı taşları olarak kabul edilir. CRM, yani “Customer Relationship Management” (Müşteri İllşkileri Yönetimi), işte bu müşteri odaklı düşüncenin en kapsamlı stratejilerinden biridir.* CRM, müşterilerle daha uzun vadeli, anlamlı ve sadık ilişkiler kurmak için geliştirilmiş bir sistemdir. Amacı, yalnızca müşteri kazanmak değil, aynı zamanda mevcut müşterilerin bağlılığını sürdürmek ve müşteri deneyimini sürekli iyileştirmektir.”</p>
<p>Ülkelerin vatandaşlarını vatanlarının hem hissedarı, hem üreticisi hem de müşterisi olarak ele alırsak, bu metin bize vatanımızla ilişkimizi nasıl yönetmemiz gerektiği hakkında da muazzam bir içgörü sağlıyor. İşin yapay zekâ boyutu ile bağlantı ise, benim kitabı aylarca sonra okumaya başlamama neden olan yoğunluğu aşmayı sağlayacak zamanı yapay zekâ ile elde edebilecek olmamdan kaynaklanıyor. Ancak asıl hikâye kitabın önsözünde yatıyor yani Alan’ın kendi hikâyesi, anlattıklarından daha büyük önem taşıyor. Benim hikâyemde ise, tam bu noktada önce patisini uzatarak başlayan sabah ilişkimizde klavyeye ve elime vurmaya başlayan kedimiz Külhan’a rutin uygulamamızda olduğu gibi pencereyi açma gereği yer alıyor. Benim işimin olması, Külhan için rutininden taviz vermesini gerektiren bir durum yaratmıyor. Bu farzı yerine getirdikten sonra Alan’ın hikâyesine dönüyorum.</p>
<p><strong>Alan’ın hayatının akışı</strong></p>
<p>Alan, kitabının önsözünde kendi süreci ile ilgil olarak şunları yazıyor:</p>
<p>“Profesyonel iş yaşamıma atıldığım 2006’da, genç bir yazılımcı olarak gittiğim iş görüşmesinde bana ERP alanında yazılımcı olmam teklif edildi. Bunun arkasındaki asıl neden, lise yıllarımı hem bir ticaret meslek lisesinde geçirmem hem de aynı zamanda bir muhasebe ofisinde çalışmamdı. ERP danışmanının başarısını doğrudan etkileyen faktörlerden biri işletme ve fonksiyonlarını bilmektir. Bunun ötesine geçip, muhasebe ve finans gibi alanları, tedarik zinciri yönetimini öğrenirseniz büyük avantaja sahip olursunuz. Maliyet muhasebesi dahil tüm süreçlere hâkim bir genç olmam, görüşmeyi yaptığım yöneticinin gözünden kaçmadı.</p>
<p>Benim muhasebeyle olan geçmişim ise yöneticinin bakış açısından çok daha farklı bir deneyimdi. Ortaokul son sınıfta babamın bilgisayar kursuna göndermek için ön koşul o|arak istediği şey, muhasebe kursuna katılmamdı. Çok iyi an|amama rağmen sertifika almamak için sınavda bilinçli olarak başarısız olmayı denedim. Soruları belirli bir puanın sınırında kalacak şekilde cevapladıysam da eğitmenimiz henüz 14 yaşında olmamdan dolayı babam ve harcadığı para için üzülmüş olsa gerek, geçer not verip benim muhasebeci sertifikası almamı sağladı, Lise hayatım boyunca harçlık kazanmak üzere çalıştığım muhasebe ofisinde tek düzen hesap planı, yevmiye defteri işlemleri, vergi hesabı ve nakit akışını öğrendim. Elbette evrakları dosyalara yerleştirmek, dönemi geçen klasörleri arşive taşımak, vergi dairelerinde memurlarla uğraşmak ve tahsilat için müşteri peşinde koşmak çok hoş değildi. Bu süreç beni muhasebeden soğuttu ve ERP ile zihnimde oluşan kötü örüntü, aldığım iş teklifini şiddetle reddetmemi, CRM dünyasına merhaba dememi sağladı.</p>
<p>Bugün geriye dönüp baktığımda o günkü deneyimlerin bana kattıklarını çok iyi anlıyorum ve o yaşlarıma, işverenime, müşterilerime teşekkür ediyorum. Sadece ERP için değil, ilişkisel olarak CRM için de pek çok şeyi hayatıma katmışım. Bugün, takvimler 2024’ün sonlarına yaklaşırken, neredeyse yirmi yıllık CRM tecrübesine sahibim. Bu zaman içinde ülkemizin iyi bilinen üç farklı üniversitesinde CRM dersleri verdim, yüz kadar şirketle proje gerçekleştirdim. Ancak ne öğrencilerime ne de müşterilerime CRM’in ne olduğunu, iyi bir projeyi nasıl yapılandıracaklarını anlatan ve bunu teknik bir dille yapmayan bir kitaba rastgeldim.</p>
<p>Önemli olduğunu vurgulamak istediğim bir diğer husus, önce Amerika ve sonrasında Avrupa pazar|arında hayat bulan CRM felsefesi ve uygulamaları günümüzde çok ciddi bir teknolojik dönüşüme uğramış ve dünya geneline yayılmıştır. Her ne kadar son elli yılın mevzusu gibi gözükse de alışveriş bir dengedir ve satın alan ile karşılığını veren taraf olarak tedarikçi ve müşteri ilişkisi insanlık tarihine yakındır, dolayısıyla müşteriyi mutlu etme çatısı altında pek çok CRM yaklaşımı yüzyıllardır farklı sektörlerde uygulanmıştır. Endüstriyel üretimden hizmet sektörüne, tarımdan eğitime pek çok tarihi örneği okudum ve deneyimledim.</p>
<p>Geçmiş deneyimlerimden ve araştırmalarımdan faydalanarak kaleme aldığım bu kitap gerek akademik çalışma yapan öğrencilere, gerek CRM projesi için adım atmış şirketlere ve danışmanlara fayda sağlamak için yazıldı. Kitabın içeriğinde CRM ile ilgili kısa bir tarihçe ve dijital dönüşüm kavramlarına dair açıklamalar da bulunuyor. Teknik olarak herhangi bir CRM uygulamasına referans vermediğim kitabımda, CRM projeleri için nelerin yapılması veya yapılmaması gerekliliğini bilgi ve tecrübemle aktarmaya çalıştım. Sektörel uyarlamalara dair ipuçlarını da sıraladığım bir bölümle dikey çözüm oluşturmak isteyenlere ışık tutmak istedim.</p>
<p>Son olarak vurgulamak istediğim önemli bir husus daha var. Her ne kadar kitapta CRM temasıyla ilerlemiş olsam da, insana ve insanların yönettiği projelere, şirketlere dair pek çok tavsiyem var. Dolayısıyla kitabımın tüm profesyoneller ve işletmeler için bir referans kaynağı olduğunu, gerek CRM gerek diğer yazılım projelerine ve hatta bazı yaşamsal sorun|ara farklı bir bakış katacağına eminim.”</p>
<p>İddialı bir ifade ama yaşananlara bakılırsa bu iddianın altı boş değil. Son dönemde aklımın içinden sürekli “Her insanın kendi gerçekliği olabilir ama hakikat bir tanedir” diye bir ifade geçiyor. Bunu nerede duyduğumu ya da okuduğumu bilmiyorum ve ne acıdır ki yapay zekâdan alabileceğim bir yardım da yok. Ancak bunu kendi gerçekliğim olarak kabul ettiğimde, bugünkü yazımda bunları yazmam gerektiği sonucuna vardım. Keşke Aksoy’un hikâyesini de bilip burada aktarabilseydim ama şu an için bu bilgiye sahip değilim.</p>
<p><strong>Benim müşteri bilgim</strong></p>
<p>Üzerinden kaç yıl geçtiğini hatırlamamakla birlikte yaklaşık 30 yıl önce olduğunu tahmin ettiğim bir çevirim bana bu konuda net bir bakış açsısı sağlıyor. Yapay zekâ bana geçmişimi şu şekilde hatırlatıyor.</p>
<p>“Varlık Yayınları'ndan çıkan <strong>80/20 İlkesi</strong>, Richard Koch tarafından kaleme alınmış ve Pareto İlkesi'ni (80/20 kuralı) iş dünyasına ve kişisel yaşama uygulayan temel bir eserdir. Sonuçların %80'inin eylemlerin sadece %20'sinden kaynaklandığını vurgular.</p>
<p><strong>Kitabın Künye Bilgileri</strong></p>
<ul>
<li><strong>Yazar:</strong> Richard Koch</li>
<li><strong>Yayınevi:</strong> Varlık Yayınları</li>
<li><strong>Çevirmen:</strong> Kerem Özdemir</li>
<li><strong>Sayfa Sayısı:</strong> 296</li>
</ul>
<p><strong>Pareto İlkesi'nin Temeli</strong></p>
<p>İtalyan iktisatçı Vilfredo Pareto tarafından ortaya atılan ve sonradan geliştirilen bu ilke temel olarak şunları savunur.</p>
<ul>
<li><strong>Sebep-Sonuç Dengesizliği:</strong> Çabalarımızın (girdilerin) küçük bir kısmı, elde ettiğimiz sonuçların büyük bir kısmını oluşturur.</li>
<li><strong>Örnekleme:</strong> Örneğin; işletmelerde kârın %80'i müşterilerin %20'sinden gelir.</li>
<li><strong>Odaklanma:</strong> En çok etkiyi yaratan kritik %20'lik kısma odaklanarak zamanı ve kaynakları verimli kullanmayı hedefler.”</li>
</ul>
<p>Bu kitabı çevirdikten yıllar sonra 57/77 ilkesini keşfettim. Bunu da yapay zekâ yardımıyla size aktarmak isterim. 57’inci alayı biliyorsunuz; kendini feda ederek Çanakkale Savaşı’nı kazanmamızın temelini oluşturan alay.</p>
<p>“Çanakkale Cephesi'nde 77. Alay (ve 72. Alay), çoğunlukla Arap kökenli askerlerden ve bölgeden toplanan redif birliklerinden oluşturulmuştu. Arıburnu ve Seddülbahir gibi kritik cephelerde görev alan bu birlikler, cephenin zorlu şartlarında ve bazı muharebelerde dağınık veya başarısız durumlara düşerek tarihi kayıtlara geçmişlerdir.</p>
<p><strong>Tarihi Kaynaklardaki Yeri:</strong></p>
<ul>
<li><strong>Birlik Yapısı:</strong> Alayın tamamı olmamakla birlikte önemli bir kısmı Suriyeli ve bölge halkı Araplardan oluşuyordu.</li>
<li><strong>Savaş Performansı:</strong> Cephedeki bazı kaynaklarda (örneğin Fahrettin Altay'ın hatıralarında), bu birliklerin şiddetli düşman taarruzları karşısında tutunamayarak geri çekildiği veya dağıldığı belirtilir.</li>
<li><strong>Belgelerdeki Vaka:</strong> Alay'a bağlı bazı taburlar ve bölükler (örneğin Azmakdere-Ece Limanı çevresinde) kısıtlı kuvvetlerle örtme ve tutma görevlerini icra etmeye çalışmıştır. Ancak alayın genel performansı askerî tarihçiler ve araştırmacılarca sıkça tartışılan, zaman zaman ciddi eleştirilere maruz kalan bir konu olmuştur.”</li>
</ul>
<p>Hayat aslında bu iki gücün kendi içindeki çelişkisi etrafında şekilleniyor. Orhan Veli yıllar sonra başka bir alanda buradaki hakikati</p>
<p>“Neler yapmadık bu vatan için!<br />Kimimiz öldük;<br />Kimimiz nutuk söyledik.”</p>
<p>dizeleriyle ortaya koymuş.</p>
<p>Bugün size farklı gerçeklikleri aktarmak istedim. Şimdi yeni gerçeklere uzanmak için okuluma gitmem gerekiyor. Müsadenizle.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hayirli-isler-81367</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hayırlı işler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sanayiyi-guclendirmeden-rekabetciligi-geri-kazanamayiz-81365</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Sanayiyi güçlendirmeden rekabetçiliği geri kazanamayız&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ</strong></p>
<p>Küresel ticaret yalnızca ürünlerin değil, üretim merkezlerinin de yeniden şekillendiği bir sürece girdi. ABD'den Avrupa'ya, Asya'dan Afrika'ya kadar birçok ülke üretim kapasitesini korumaya, sanayisini güçlendirmeye ve tedarik zincirlerini çeşitlendirmeye çalışıyor. "China Plus One", "Near-shoring" ve "Re-shoring" gibi kavramlar artık yalnızca akademik tartışmaların değil, ekonomi politikalarının merkezinde yer alıyor.</p>
<p>Türkiye ise bu dönüşümün tam ortasında bulunuyor. Coğrafi konumu, üretim tecrübesi ve sanayi altyapısıyla yeni dönemin önemli oyuncularından biri olabilecek potansiyele sahip. Ancak son yıllarda artan maliyetler, finansmana erişimde yaşanan zorluklar ve rekabet gücündeki aşınma ihracat performansını baskılıyor.</p>
<p>Ev ve mutfak eşyaları sektörü de bu dönüşümü yakından hisseden alanlardan biri. Türkiye'nin en güçlü ihracatçı sektörlerinden biri olan züccaciye sektörü, bir yandan küresel talepteki değişimleri takip ederken diğer yandan yükselen maliyetlerle mücadele ediyor. Züccaciyeciler Derneği (ZÜCDER) Başkanı Burak Önder'e göre, Türkiye'nin önünde önemli fırsatlar bulunuyor ancak bu fırsatların değerlendirilebilmesi için üretim ekosisteminin güçlendirilmesi gerekiyor.</p>
<p>Burak Önder, şunları anlattı:</p>
<p><strong>Sanayici rekabet gücünü neden kaybediyor?</strong></p>
<p>Bugün hâlâ Türkiye'ye ciddi bir ilgi var. Ancak bunu Türkiye'nin eski rekabetçi gücünü koruduğu şeklinde yorumlamak doğru olmaz. Son birkaç yıldır rekabetçilikten uzaklaşıyoruz. Bunun tek nedeni kur değil. Kur önemli ama hikâyenin tamamını anlatmıyor.</p>
<p>2022'den bu yana işçilik maliyetlerinde çok ciddi artış yaşandı. İşçiliğin cirodan aldığı pay yüzde 15'lerden yüzde 30-35 seviyelerine çıktı. Küresel rekabet içinde yer almak isteyen bir sanayi için bu çok yüksek bir oran. Fiyatlama gücümüzü doğrudan etkiliyor. Uluslararası pazarlarda fiyat tutturmak her geçen gün daha zor hale geliyor.</p>
<p>Bunun yanında sanayide dijital dönüşümü yeterince hızlı gerçekleştiremediğimizi de görüyoruz. Rekabetçilik artık yalnızca maliyetle açıklanamaz. Verimlilik, otomasyon ve teknoloji yatırımları da belirleyici hale geldi. Dünyada üretim yapan şirketler daha az iş gücüyle daha fazla katma değer üretmeye çalışırken bizim de bu dönüşümü hızlandırmamız gerekiyor. Bugün birçok sektörde yaşanan sorun aslında talep eksikliğinden çok rekabetçilik sorunu. Müşteri var ama fiyat tutturamıyorsunuz. Talep var ama siparişi başka ülke alıyor. Bu ayrımı doğru yapmak gerekiyor.</p>
<p><strong>Talep var ama ihracat aynı oranda büyümüyor</strong></p>
<p>İhracat iklim endeksi iki yıldır pozitif bölgede seyrediyor. Bu bize ana pazarlarımızdaki talebin tamamen kaybolmadığını gösteriyor. Buna rağmen ihracatımız aynı ölçüde büyüyemiyorsa burada dönüp rekabet gücüne bakmamız gerekiyor.</p>
<p>Aslında dünya üretim tarafında yeni bir döneme giriyor. Şirketler artık bütün üretimlerini tek bir ülkeye bağımlı hale getirmek istemiyor. "China Plus One" yaklaşımı bunun sonucu. Çin'in yanına ikinci ve üçüncü üretim merkezleri aranıyor. Bugün gelişmiş ülkeler de gelişmekte olan ülkeler de aynı şeyi yapıyor; tarımını ve sanayisini koruyor. Re-shoring, Near-shoring ve Friend-shoring kavramlarının tamamı bu anlayışın ürünü. Amerika üretimi geri çağırıyor. Avrupa yakın coğrafyadan tedariki artırmaya çalışıyor. Herkes sanayisini daha güçlü hale getirmenin yollarını arıyor.</p>
<p>Türkiye bu dönüşümde avantajlı ülkelerden biri. Avrupa ile Asya arasında güçlü bir üretim merkezi. Genç nüfusu, sanayi tecrübesi ve üretim kabiliyetiyle önemli fırsatlara sahip. Ancak bu avantajlarımızı destekleyecek politikalar geliştiremezsek fırsatlar başka ülkelere gider. Bugün Mısır'dan Fas'a, Romanya'dan Bulgaristan'a kadar birçok ülke yatırım çekmek için özel politikalar uyguluyor. Sanayiciye arsa veriyor, finansman sağlıyor, yatırım ortamını kolaylaştırıyor. Dünyanın her yerinde yatırım çekme yarışı yaşanıyor.</p>
<p><strong>Ev ve mutfak ihtiyaçları tamamen ortadan </strong><strong>kalkmaz, bu nedenle daha dayanıklıyız</strong></p>
<p>Bizim sektörümüz diğer bazı sektörlere göre farklı bir yapıya sahip. Sonuçta insanlar yaşamaya devam ettiği sürece evinde tencere kullanacak, bardak kullanacak, saklama kabı kullanacak. Biz yaşamı tamamlayan ürünler üretiyoruz. Bu nedenle krizlerden genellikle daha geç etkileniyoruz. Bir otomobil ya da beyaz eşya alımını erteleyebilirsiniz ama temel ev ve mutfak ihtiyaçları tamamen ortadan kalkmaz. Bu da sektörümüzü görece daha dayanıklı kılıyor.</p>
<p>Ancak buna rağmen bugün biz de ihracatta çift haneli daralmalar görüyoruz. Özellikle Ortadoğu pazarında son dönemde belirgin bir yavaşlama yaşanıyor. Bunun arkasında hem bölgesel gelişmeler hem de artan rekabet baskısı bulunuyor.</p>
<p><strong>İlk ihtiyaç finansman, ikinci adım sanayide dönüşüm</strong></p>
<p>Bugün önümüzdeki öncelikleri sıralamam gerekirse ilk sıraya finansmana erişimi koyarım. Kamunun kaynakları sınırlı olabilir ancak mevcut kaynakların üretime yönlendirilmesi gerekiyor. Sanayicinin uygun maliyetli finansmana erişebilmesi lazım. Çünkü finansman üretimin nefes borusudur. Finansmana ulaşamayan bir işletmenin yatırım yapması, kapasitesini büyütmesi ya da yeni pazarlara açılması kolay değildir.</p>
<p>Finansmandan sonra en önemli başlık sanayide dönüşümdür. Türkiye daha fazla otomasyon, daha fazla dijitalleşme ve daha fazla verimlilik üretmek zorunda. Bugün işçilik maliyetlerinin ciro içindeki payı sürekli artıyorsa bunun çözümü ücretleri baskılamak değil, verimliliği artırmaktır. Liman masrafları, konteyner maliyetleri ve yerel operasyon giderleri birçok rakip ülkeye göre yüksek seviyelerde. Bu durum rekabetçiliğimizi olumsuz etkiliyor.</p>
<p>Türkiye'nin hava taşımacılığında elde ettiği başarıyı deniz taşımacılığında da göstermesi gerekiyor. Güçlü lojistik altyapısı artık rekabet gücünün ayrılmaz bir parçası haline geldi. Ürün kadar onu doğru maliyetle ve doğru zamanda ulaştırabilmek de önem taşıyor.</p>
<p><strong>Sanayi arsalarının yatırım aracı olmaktan çıkarılması gerekiyor</strong></p>
<p>Bir diğer önemli sorun ise sanayi arsaları. Üretim yapacak yatırımcı yüksek arsa maliyetleriyle karşılaşıyor. Avrupa'da çok daha erişilebilir seviyelerde olan sanayi arazileri Türkiye'de ciddi bir maliyet unsuruna dönüşmüş durumda. Bugün birçok sanayici üretime, teknolojiye ve otomasyona ayırması gereken kaynağı arsa ve bina maliyetlerine harcamak zorunda kalıyor. Bu da yatırımların niteliğini olumsuz etkiliyor.</p>
<p>Sanayi arsalarının yatırım aracı olmaktan çıkarılması gerekiyor. Üretim yapmayacak kişilerin sanayi arazilerini spekülatif amaçlarla kullanmasının önüne geçilmeli. Sanayi alanları üretim için var olmalı.</p>
<p><strong>Türkiye'nin geleceği sanayisini, üretim </strong><strong>kültürünü koruyabilmesine bağlı</strong></p>
<p>Sanayi yalnızca ekonomik bir faaliyet değildir. Aynı zamanda bir kültürdür. Eğer üretim kültürünü koruyamazsak, yeni kuşakları üretime yönlendiremezsek uzun vadede çok daha büyük sorunlarla karşılaşırız. Eskiden aileler çocuklarının tarımla uğraşmasını istemezdi. Şimdi benzer bir risk sanayi için oluşuyor. Üretimin giderek zorlaştığı bir ortamda sanayiciler çocuklarının bu işi sürdürmesini istememeye başlayabilir. Bu çok önemli bir kırılma noktası olur. Çünkü sanayicilik nesilden nesile aktarılan bir birikimdir. Üretim kültürü kaybolursa onu yeniden inşa etmek çok uzun yıllar alır.</p>
<p>Bugün dünyanın yeniden keşfettiği şey üretimin gücü. Herkes kaybettiği sanayi kapasitesini geri kazanmanın peşinde. Türkiye'nin de geleceği sanayisini, üretim kültürünü ve rekabet gücünü koruyabilmesine bağlıdır.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Yol haritasında 7 kritik adım</strong></span></p>
<p>ZÜCDER Başkanı Burak Önder'e göre Türkiye'nin yeniden güçlü bir üretim ve ihracat merkezi haline gelmesi için şu başlıklara odaklanması gerekiyor:</p>
<p><strong>1- FİNANSMANA ERİŞİM:</strong> Üretimin sürdürülebilirliği için ilk şartın finansman olduğunu belirten Önder, mevcut kaynakların öncelikle üretime yönlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.</p>
<p><strong>2- SANAYİDE DÖNÜŞÜM:</strong> Dijitalleşme, otomasyon ve verimlilik yatırımları hızlandırılmalı. İşçilik maliyetlerinin yükseldiği bir ortamda rekabet gücünün korunmasının yolu teknoloji yatırımlarından geçiyor.</p>
<p><strong>3- LOJİSTİK GÜCÜNÜN ARTIRILMASI:</strong> Liman, konteyner ve yerel lojistik maliyetleri ihracatçının rekabetçiliğini olumsuz etkiliyor. Türkiye'nin deniz taşımacılığı ve lojistik altyapısında yeni yatırımlara ihtiyacı var.</p>
<p><strong>4- SANAYİ ARSALARINDA RANTIN ÖNLENMESİ</strong>: Üretim yapmayacak kişi ve kurumların sanayi arazilerini yatırım aracına dönüştürmesinin önüne geçilmeli. Sanayi arsaları sanayici için erişilebilir hale getirilmeli.</p>
<p><strong>5- ÜRETİM ODAKLI TEŞVİKLER: </strong>Dünya yeniden sanayiye yatırım yaparken Türkiye'nin de üretim, ihracat ve teknoloji yatırımlarını destekleyen politikaları güçlendirmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>6- REKABET İÇİNDE İŞ BİRLİĞİ: </strong>UR-GE projeleri, kümelenme çalışmaları ve ortak ihracat modelleri yaygınlaştırılmalı. Önder'e göre ‘rekaberlik’ olarak tanımlanan rekabet içinde iş birliği kültürü de ihracatın büyümesi açısından kritik önem taşıyor.</p>
<p><strong>7- SANAYİ KÜLTÜRÜNÜN KORUNMASI:</strong> Türkiye'nin uzun vadeli refahı üretim kültürünün yeni nesillere aktarılmasına bağlı. Sanayicinin üretimden kopmaması ve genç kuşakların üretime yönelmesi için uygun koşullar oluşturulmalı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Dünya yeniden sanayiye dönüyor</strong></span></p>
<p>Dünyada son dönemde "Re-shoring", "Near-shoring" ve "Friend-shoring" olarak tanımlanan yeni yaklaşımlar, üretimin yalnızca maliyet değil güvenlik ve sürdürülebilirlik perspektifiyle de değerlendirildiğini gösteriyor. Şirketler artık tüm üretimlerini tek bir ülkeye bağımlı hale getirmek yerine alternatif tedarik merkezleri oluşturmayı tercih ediyor.</p>
<p>Burak Önder'e göre bu dönüşüm Türkiye için önemli fırsatlar sunuyor. Stratejik konumu, üretim tecrübesi ve güçlü sanayi altyapısıyla Türkiye'nin yeni dönemin kazananlarından biri olabileceğini belirten Önder, bunun için rekabet gücünü yeniden artıracak adımların hızla atılması gerektiğini ifade ediyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>PORTRE</strong></span></p>
<p><strong>Üretim, ihracat ve sektör </strong><strong>örgütlenmesinde aktif rol alıyor</strong></p>
<p>Züccaciyeciler Derneği (ZÜCDER) Başkanı Burak Önder, ev ve mutfak eşyaları sektöründe üretim, ihracat ve kurumsal yapılanma alanlarında yürüttüğü çalışmalarla öne çıkan isimler arasında yer alıyor. Önder, sektörün uluslararası pazarlardaki rekabet gücünün artırılması ve üretim kapasitesinin sürdürülebilir şekilde geliştirilmesi hedefiyle çeşitli projelerde görev alıyor.</p>
<p>1982 yılında İstanbul’da doğan Burak Önder, İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde İşletme Yöneticiliği yüksek lisansını tamamladı. İş hayatına, plastik ev ve mutfak eşyaları üretimi yapan Qlux Ideas Mutfak Eşyaları Sanayi ve Ticaret A.Ş.’de ihracat müdürü olarak başladı. Daha sonra aynı şirkette genel koordinatörlük görevini üstlenen Önder, halihazırda şirketin genel müdürlüğünü yürütüyor. Sektörel örgütlenme tarafında da aktif görevler üstlenen Önder; EVSİD Kurucu Başkanlığı, İKMİB Yönetim Kurulu Üyeliği, TİM Yurt Dışı Projelerden Sorumlu Başkan Danışmanlığı ve Genç TİM Başkan Vekilliği görevlerinde bulundu. 9 Nisan 2025 tarihinde ZÜCDER Başkanlığına seçilen Önder, görevini sürdürüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sanayiyi-guclendirmeden-rekabetciligi-geri-kazanamayiz-81365</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/5/1280x720/burak-onder-1781759076.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ZÜCDER Başkanı Burak Önder&#039;e göre, Türkiye&#039;nin ihracatta yaşadığı temel sorun talep eksikliği değil, rekabet gücündeki aşınma. Önder, dünyada üretimin yeniden değer kazandığı bir dönemde Türkiye&#039;nin de sanayiyi merkeze alan yeni bir büyüme hikayesi yazması gerektiğine dikkat çekiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tegvden-sanliurfada-yaza-merhaba-senligi-81419</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TEGV’den Şanlıurfa’da ‘Yaza Merhaba’ şenliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ŞANLIURFA</strong></p>
<p>Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV) Şanlıurfa Sevgi Erdoğan Gönül Eğitim Parkı, ChildGen sponsorluğunda "Yaza Merhaba Şenliği" düzenlendi.</p>
<p>Şenlik kapsamında kurulan şişme oyun parkurları, yaratıcı atölyeler ve çeşitli eğlence etkinlikleriyle çocuklar hem eğlendi hem de sosyal becerilerini geliştirme fırsatı buldu.</p>
<p>TEGV, “Bir Çocuk Değişir, Türkiye Gelişir” vizyonuyla çocukları nitelikli eğitim desteğiyle buluşturdu. Gün boyunca devam eden etkinliklerde çocuklar oyun, sanat ve üretim temelli atölyelerde bir araya gelerek yaz tatiline neşe dolu bir başlangıç yaptı. Çocukların güvenli, kapsayıcı ve eğitici bir ortamda keyifli vakit geçirmelerini amaçlayan şenlik, çocuklar ve gönüllüler tarafından da büyük ilgi gördü.</p>
<p><strong>“Her çocuğun eşit fırsatlarla büyümeyi hak ettiğine inanıyoruz”</strong></p>
<p>ChildGen Kurucusu ve CEO'su Buse Öngen, etkinliğe ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: "ChildGen olarak oyunun ve yaratıcılığın her çocuğun en temel gelişim alanlarından biri olduğuna inanıyoruz. Özellikle dezavantajlı bölgelerde yaşayan çocukların hayal kurabilecekleri, kendilerini özgürce ifade edebilecekleri alanlar yaratmayı çok kıymetli buluyoruz. Bu etkinlikte amacımız yalnızca eğlenceli bir deneyim sunmak değil; çocukların üretmenin, paylaşmanın ve birlikte öğrenmenin mutluluğunu hissetmelerine katkı sağlamak. Her çocuğun eşit fırsatlarla büyümeyi hak ettiğine inanıyor, TEGV gibi değerli kurumlarla yürüttüğümüz sosyal fayda projelerini en önemli sorumluluklarımızdan biri olarak görüyoruz."</p>
<p><strong>“Çocuklarımızın yüzlerindeki mutluluğa ortak olan tüm paydaşlarımıza teşekkür ediyoruz”</strong></p>
<p>TEGV Şanlıurfa Sevgi Erdoğan Gönül Eğitim Parkı Yöneticisi Ezgi Hamzaoğulları ise iş birliğinin çocuklar üzerindeki olumlu etkisine dikkat çekerek şunları ifade etti: "TEGV olarak çocuklarımızın yalnızca akademik gelişimlerini değil sosyal, duygusal ve yaratıcı yönlerini de destekleyen öğrenme ortamları sunmaya önem veriyoruz. ChildGen'in değerli desteğiyle gerçekleştirdiğimiz Yaza Merhaba Şenliği, çocuklarımızın birlikte eğlenebildiği, üretebildiği ve yeni deneyimler kazanabildiği çok özel bir buluşma oldu. Özellikle fırsat eşitliğinin güçlendirilmesine katkı sunan bu tür iş birlikleri, çocuklarımızın potansiyellerini keşfetmeleri ve kendilerine güven duyan bireyler olarak yetişmeleri açısından büyük önem taşıyor. Çocuklarımızın yüzlerindeki mutluluğa ortak olan ve bu güzel etkinliğin hayata geçmesine katkı sağlayan tüm paydaşlarımıza teşekkür ediyoruz."</p>
<p>Çocukların gelişimini destekleyen sosyal sorumluluk projelerine devam etmeyi hedefleyen ChildGen ve TEGV, gelecekte de benzer etkinliklerle daha fazla çocuğa ulaşmayı amaçlıyor.</p>
<p><strong>TEGV’de yaz etkinlik dönemi başlıyor</strong></p>
<p>Verilen bilgiye göre, Yaza Merhaba Şenliği'nin yanı sıra TEGV’in geleneksel hale gelen yaz etkinlikleri de 30 Haziran’da başlıyor. İlköğretim çağındaki tüm çocuklara açık ve ücretsiz olarak gerçekleştirilecek etkinlikler, 31 Temmuz’a kadar devam edecek. “Yaz Evde Değil TEGV’de Geçer” sloganıyla düzenlenen etkinliklerde çocuklar oyun, sanat, bilim ve yaşam becerileri alanlarında eğlenirken öğrenme fırsatı bulacak. Fiziksel etkinlik noktalarının yanı sıra TEGV Akademi de etkileşimli ve oyun temelli içerikleriyle çocuklara bulundukları her yerden ücretsiz öğrenme imkânı sunacak. TEGV yaz etkinlikleri, çocukların yalnızca yeni bilgiler edinmelerini değil aynı zamanda zamanı etkin kullanma, grup çalışması, iletişim kurma, eleştirel ve yaratıcı düşünme gibi yaşam becerilerini geliştirmelerini de amaçlıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tegvden-sanliurfada-yaza-merhaba-senligi-81419</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/1/9/1280x720/tegvden-sanliurfada-yaza-merhaba-senligi-1781780047.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı Şanlıurfa Sevgi Erdoğan Gönül Eğitim Parkı, &quot;Yaza Merhaba Şenliği&quot; düzenledi. TEGV Şanlıurfa Sevgi Erdoğan Gönül Eğitim Parkı Yöneticisi Ezgi Hamzaoğulları, &quot;ChildGen&#039;in değerli desteğiyle gerçekleştirdiğimiz Yaza Merhaba Şenliği, çocuklarımızın birlikte eğlenebildiği, üretebildiği ve yeni deneyimler kazanabildiği çok özel bir buluşma oldu.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/27-sirket-favokunu-katlarken-biri-2-gunde-alacagini-tahsil-ediyor-81375</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 27 şirket FAVÖK’ünü katlarken biri 2 günde alacağını tahsil ediyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sıkı para politikasının piyasayı zorladığı ortamda, FAVÖK büyümesi %3.498’e kadar çıkan 27 şirket dikkat çekiyor. İlk sırada %3.497’lik artışla Cosmos Yatırım Holding’in yer aldığı tablo, kârlı kalmak kadar o kârı hızla nakde çevirmenin de önemli olduğunu hatırlatıyor.</strong></p>
<p>Bilançolarda %500’leri aşan operasyonel büyümeler görüldüğünde o şirketin nakit zengini olduğu sonucuna varılabilir. Şüphesiz Cosmos Yatırım Holding veya %797 büyüyen Say Yenilenebilir Enerji’nin faaliyet kârlarını katlaması ilgi çekicidir. Fakat, sadece FAVÖK’teki artışa bakıp şirketin zenginleştiğini sanmak yanıltıcı olur. Finansmana erişimin tıkandığı süreçte paranın bilançoda alacak olarak kalması en büyük sorundur. Ebebek’in 2,03 günlük tahsil süresi operasyonel çevikliği işaret ederken, tahsil süresi 130 günü aşan Koroplast, parayı müşterisinde bekleterek eritiyor. Enflasyonist ortamda kârlılık kadar tahsil süresinin ne kadar hızlı işlediği de sorgulanmalı.</p>
<h2>FAVÖK’ü hızlı büyüyenler</h2>
<p>Sıralamanın en başında yer alan Cosmos Yatırım Holding, ilk çeyrete gelirini %4 artırırken esas faaliyetlerinden 11,67 milyon TL zarar yazdı. Oluşan zararda 34,8 milyon TL şüpheli alacak karşılığı ayırmasının etkisi bulunuyor. FAVÖK’ü %3.497 artışla 25,7 milyon TL olan Cosmos’un dönem sonu zararı ise 11,8 milyon TL seviyesinde. İkinci sırada yer alan Say Yenilenebilir Enerji, üç aylık dönemde gelirini %68 büyütürken, esas faaliyet kârını %91 artırdı. FAVÖK’ünü %797’lik artış ile 106,3 milyon TL’ye çıkaran firma, dönem sonunda zarardan kâra dönmeyi başardı. 16,2 milyon TL net kâr elde eden şirkete ait hissenin fiyatı ise Ekim 2023’te ulaştığı 144,20 TL’nin gerisinde.</p>
<h2>Tahsilatı hızlı yapıyor</h2>
<p>Ebebek, perakende ticaretiyle doğrudan son tüketiciye hitap ediyor. Bu da tahsili 2,03 gün gibi kısa bir zaman dilimine indirmesini sağlamakta. Şirket ilk çeyrekte gelirini %23 büyütürken esas faaliyetlerden 84,5 milyon TL zarar yazdı. Parasal pozisyon kazancı dönem sonunda bilançoyu 70,6 milyon TL kâra döndürdü.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a338770387e2-1781761904.png" alt="" width="999" height="527" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>LİKİDİTE Mİ, LİKİT SIKIŞIKLIĞI MI?</strong></p>
<p><strong>Likidite</strong>; hızlı manevra, rahatlık, pazarlık gücü, operasyonel devamlılık. Enflasyon riski, fırsat maliyeti, atıl sermaye, tüketim eğilimi, düşük getiri.</p>
<p><strong>Likidite sıkışıklığı</strong>; disiplin, fırsat avcılığı, finansal ayıklanma, verimlilik mecburiyeti. Nakit ve kredi sorunu, varlık tahribatı, stres, büyüme freni.</p>
<p><strong>Sabiha Gökçen Havalimanı’na yapılacak servisin üç ortaklı olması geliri sınırlayacak</strong></p>
<p>Platform Turizm Sabiha Gökçen hattı ile gelirlerini ne kadar artırabilir? ● Birol Işık</p>
<p>Birol, Platform Turizm, Sabiha Gökçen Havalimanı ile Sakarya arasında yolcu taşımak için iki şirketle ortak girişim kurdu. Firma, ilk çeyrekte satışlarını 2,5 milyar TL’ye taşırken dönem sonu net kârı %99 eriyerek 1,2 milyon TL’ye düştü. Yeni proje üçlü bir ortaklık olduğundan elde edilecek gelir oranlar farklı olma ihtimali bulunsa da ister istemez üçe bölünecek. Bu itibarla ciro hacminde etki sınırlı kalacaktır. Bununla birlikte düzenli yolcu trafiği, şirketin daralan kâr marjlarını toparlaması açısından kasaya düzenli nakit girişi olumlu görülmeli.</p>
<p><strong>Mayıs ayındaki iki açılışla mağaza sayısı 133’e çıktı. Geliri artsa da kârda düşüş var</strong></p>
<p>Mopaş’ın yeni mağaza açılışları kârlılığını destekleyecek boyutta mı? ● Orhan Yücel</p>
<p>Orhan; Mopaş, mayıs ayında Tuzla’da 1.350 ve Darıca’da 2.050 metrekarelik iki yeni mağazasıyla birlikte şube sayısını 133’e yükseltti. Firma, girişimleriyle perakende ağını genişletmeye devam ediyor. Bu tür yeni mağaza açılışları, pazardaki erişimini ve toplam satış hasılatını büyütmeye olanak verir nitelikte. Üç aylık finansal tablolara bakıldığında ise cironun %8 artışla satışları desteklediği söylenebilir. Ancak büyüme kârlılık oranlarına henüz olumlu yansımış değil. Şirketin brüt kârı %4, esas faaliyet kârı %61, net dönem kârı ise %29 geriledi.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>BTJ fonu düşük risk ve algoritmalarla son altı ayda ancak %16 getiri sağladı</strong></p>
<p>Atlas Portföy’ün yönettiği İstatistiksel Arbitraj Hisse Senedi Serbest Fon (BTJ), Ağustos 2025’ten bu yana işlem görüyor. Fon, istikrarlı bir yükseliş kaydetse de zayıf bir ivmeye sahip olduğunu not etmek gerekiyor. Büyüklüğü şimdilerde 18,7 milyon TL seviyesinde bulunuyor. Ocaktan bu yana yatırımcı sayısı düzenli olarak azalarak haziranda sayı 58 kişiye geriledi. Bununla birlikte son ay 78,4 bin TL gibi cüzi de olsa nakit girişi söz konusu. BTJ’nin temel stratejisi, fiyat uyuşmazlıkları ve arbitraj fırsatlarını değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyünün %95,12’si hisseden ve %8,26’sı vadeli işlem teminatlarından oluşuyor. Borsada düşük risk arayan yatırımcıya hitap ediyor. Henüz bir yılını doldurmayan fon, son altı ayda %16,2 kazandırırken, endeksin aynı süredeki %26,5 çıkışının gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Alnus Yatırım, piyasadan TLREF + %4,75 faizle 631 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Alnus Yatırım, nitelikli yatırımcılara yönelik 16.06.2026 vade başlangıç tarihli finansman bonosu ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 631.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%4,75 olarak belirlendi. 182 gün vadeli bono, 3 ayda bir ve 2 kupon ödemeli olacak. Bononun vade tarihi 15.12.2026 olarak açıklandı. 16 Haziran itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,99 seviyesinde bulunuyor. Alnus Yatırım’ın verdiği %4,75 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFSRMDA2629 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a33873a5fe59-1781761850.png" alt="" width="984" height="244" /><strong>MHR GAYRİMENKUL</strong></p>
<p><strong>Çekmeköy projesinde revizyona gitti. Paylaşım oranı şirket lehine değiştirildi</strong></p>
<p>MHR Gayrimenkul, Çekmeköy Reşadiye’de geliştirmeyi planladığı villa projesi kapsamında maliyet artışlarını minimize etmek amacıyla yeni kararlar aldı. Önceki müteahhitlik teklifl erinin yüksek çıkması nedeniyle yeni firmalarla görüşeceğini belirtirken, arsa sahibi ile yaptığı anlaşmanın revize edildiğini açıkladı. Yeni protokole göre projeden elde edilecek bağımsız bölümlerin paylaşım oranı şirket lehine artırılarak %52,09 seviyesine çıkarıldı. Projenin ekonomik fizibilitesini güçlendirecek şekilde maliyet avantajı sağlanırken kârlılığını destekleyecek.</p>
<p><strong>GİRİŞİM ELEKTRİK</strong></p>
<p><strong>Bosna Hersek’te 26,9 milyon euroya GES, trafo merkezi ve iletim hattı kuracak</strong></p>
<p>Girişim Elektrik, Bosna-Hersek devlet elektrik kurumu EPBiH tarafından açılan ve Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası fonuyla desteklenen GES, trafo merkezi ve iletim hattı inşası ihalesini kazandı. Gračanica bölgesinde yapılacak projenin bedeli KDV hariç 26,87 milyon euro olarak belirlendi. Firma, yurt dışı müteahhitlik pazarındaki etkinliğini uluslararası kurumların finanse ettiği büyük ölçekli projeyle bir adım daha ileriye taşımış oldu. Enerji altyapı sektöründe Avrupa pazarlarında çok yönlü taahhüt işleri üstlenmek yüksek kaliteli döviz geliri sağlama olanağı veriyor.</p>
<p><strong>FORTE BİLGİ İLETİŞİM</strong></p>
<p><strong>İştiraki üzerinden Havelsan’dan 2,7 milyon dolarlık iş aldı. Gelirini büyütüyor</strong></p>
<p>Forte Bilgi İletişim’in bağlı ortaklığı MilSOFT Yazılım ile Havelsan arasında Komuta Kontrol faaliyet alanı kapsamında bir sözleşme imzalandı. Anlaşmanın toplam bedeli kdv hariç 2,7 milyon dolar olduğu belirtildi. Şirket, savunma sanayisi ve yazılım ekosistemindeki stratejik iş birliğine bir sipariş daha ekleyerek konumunu güçlendiriyor. Tutar yıllık gelirinin %4,66 seviyesinde. Bilişim ve savunma teknolojilerinde faaliyet gösteren firmalar için Havelsan gibi sektör büyükleriyle çalışmak güvenilir bir gelir imkanı sağlarken uzun vadeli nakit akışı olanağı tanıyor.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>İş Yatırım nisanın ikinci yarısından bu yana sürekli gerilerken fonlar satıyor</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3387213a4eb-1781761825.png" alt="" width="297" height="244" /></strong></p>
<p>İş Yatırım’da fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %5 ile toplamda 1,1 milyon lot azalarak 20,82 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 57’den 56’ya geriledi. GHS fonu 938,3 bin lot ile en fazla satışı yaparken, GSP fonu 492,97 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. İş Yatırım için bugüne kadar 3 aracı kurum öneride bulunurken 1 kurum model portföyüne aldı. En yüksek hedef öneriyi Oyak Yatırım 71,40 TL ile verdi. Yıl içinde en düşük öneri 63,17 TL ile Marbaş Yatırım’dan geldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/27-sirket-favokunu-katlarken-biri-2-gunde-alacagini-tahsil-ediyor-81375</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 27 şirket FAVÖK’ünü katlarken biri 2 günde alacağını tahsil ediyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kurumlarin-transit-ticaret-gelirlerine-vergi-indirimi-81364</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kurumların transit ticaret gelirlerine vergi indirimi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonomi gazetesinin 21 Mayıs 2026 tarihli sayısında yayınlanan <strong>“Komisyon Görüşmeleri Sonrası Yeni Kanun Teklifinin Getirecekleri” </strong>başlıklı yazımızda yer verilen ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmekte olan Kanun Teklifi kabul edilerek 7582 Sayılı Kanun olarak 4 Haziran 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.</p>
<p>Bilindiği üzere; <strong>Kurumlar Vergisi Kanunu’</strong>nun <strong>10. </strong>maddesi hükmü uyarınca, kurumlar vergisi matrahının tespitinde; kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde ayrıca gösterilmek şartıyla, kurum kazancından sırasıyla maddede belirtilen indirimler yapılmaktadır.</p>
<p>7582 sayılı Kanunla Kurumlar Vergisi Kanununun <strong>10’</strong>uncu maddesinin <strong>birinci</strong> fıkrasının <strong>(i)</strong> bendinde yapılan düzenleme ile <strong>kurumların;</strong></p>
<p>- <strong>Yurt dışından satın aldıkları</strong> malları Türkiye’ye getirmeksizin <strong>yurt dışında satmalarından</strong> veya</p>
<p>- <strong>Yurt dışında gerçekleşen mal alım satımlarına aracılık etmelerinden</strong></p>
<p>elde ettikleri <strong>kazançların</strong> <strong>%95</strong>’inin kurum kazancından <strong>indirilebileceği;</strong></p>
<p> - Ayrıca, 4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanunu kapsamında kurulan <strong>endüstri bölgelerinden</strong>, yabancı yatırım yoğunluğuna göre <strong>Cumhurbaşkanınca uygun bulunanlarda</strong> <strong>faaliyet gösteren kurumlar</strong> ile 22/6/2022 tarihli ve 7412 sayılı İstanbul Finans Merkezi Kanunu hükümlerine göre <strong>katılımcı belgesi</strong> alarak <strong>İstanbul Finans Merkezi Bölgesinde faaliyette bulunan</strong> kurumlar bakımından bu oranın <strong>%100</strong> olarak uygulanacağı</p>
<p>hüküm altına alınmıştır.</p>
<p>Henüz Resmi Gazetede yayınlanmamakla birlikte, anılan madde hükmünün uygulanma <strong>usul</strong> ve <strong>esasları</strong>na ilişkin olarak hazırlanan ve <strong>“Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No: 1)’de Değişiklik Yapılmasına Dair 26 Seri Nolu Tebliğ”</strong> de Gelir İdaresi Başkanlığının internet sitesinde duyurulmuştur.</p>
<p>Anılan düzenlemeler uyarınca, uygulama şöyle olacaktır:</p>
<ul>
<li><strong>İndirimden Faydalanma Şartları</strong></li>
</ul>
<p>Kurumların söz konusu <strong>indirimden yararlanabilmeleri için;</strong></p>
<p>- Kazancın, <strong>yurt dışından satın alınan malların</strong> Türkiye’ye getirilmeksizin <strong>yurt dışında satılmasından</strong> veya <strong>yurt dışında gerçekleşen mal alım satımlarına aracılık edilmesinden</strong> elde edilmesi,</p>
<p>- Aracılık faaliyetine ilişkin <strong>malların satıcısı </strong>ve<strong> alıcısının Türkiye’de bulunmaması</strong>,</p>
<p>- <strong>Kazancın</strong>, elde edildiği hesap dönemine ilişkin yıllık kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar <strong>Türkiye’ye transfer edilmiş olması</strong>,</p>
<p>- <strong>İstanbul Finans Merkezi Bölgesinde</strong> faaliyette bulunan kurumların 7412 sayılı Kanun kapsamında <strong>katılımcı belgesine sahip olmaları,</strong></p>
<p>- <strong>Endüstri bölgelerinde</strong> faaliyette bulunan kurumlar için bölgenin yabancı yatırım yoğunluğuna göre Cumhurbaşkanınca uygun bulunmuş <strong>endüstri bölgesi olması</strong></p>
<p><strong>gerekmektedir.</strong></p>
<p>Türkiye’ye getirilen malların satışından elde edilen kazançlar dolayısıyla ise, bu indirimden yararlanılmayacaktır.</p>
<p> Yurt dışından satın alınan malların Türkiye’ye getirilmeksizin yurt dışında satılmasından veya yurt dışında gerçekleşen mal alım satımlarına aracılık edilmesinden sağlanan kazançların elde edildiği dönemde kurum kazancına dâhil edilmesi zorunlu olup, bu kazançların kurumlar vergisi beyannamesinin verilme süresinin sonuna kadar Türkiye’ye transfer edilmeyen kısmı için indirimden yararlanılmayacaktır. Türkiye’ye bu süre içinde transfer edilmeyen kazançlar, daha sonraki yıllarda Türkiye’ye transfer edilse dahi anılan indirimden faydalanılamayacaktır. </p>
<ul>
<li><strong>İndirim Tutarının Tespiti</strong></li>
</ul>
<p>İndirim kapsamında kabul edilen faaliyetlerden elde edilen hasılattan bu faaliyetler nedeniyle yüklenilen gider ve maliyet unsurlarının düşülmesi sonucu bulunan kazanç hesaplamaya konu olacak ve  </p>
<p>-  4737 sayılı Kanun kapsamında uygun bulunan endüstri bölgelerinde ve İstanbul Finans Merkezi Bölgesinde faaliyet gösteren kurumlar bakımından <strong>%100’ü</strong>,</p>
<p>- Bu bölgeler dışındaki kurumlar bakımından ise <strong>%95’i</strong></p>
<p>kurumlar vergisi beyannamesinin <strong>“Kazancın Bulunması Halinde İndirilecek İstisna ve İndirimler”</strong> bölümünde gösterilmek suretiyle indirim konusu yapılabilecektir.</p>
<p>Diğer indirim ve istisnalar ile geçmiş yıl zararları nedeniyle <strong>indirim konusu yapılamayan tutar izleyen dönemlere devredilemeyecektir</strong>. Faaliyet sonucunun zararlı olması halinde ise indirim söz konusu olmayacaktır.</p>
<ul>
<li><strong>Kazançların Kayıtlarda İzlenmesi </strong></li>
</ul>
<p>İndirime konu kazanç ile buna bağlı olarak kurumlar vergisi matrahının tespiti açısından, indirim kapsamında bulunan ve bulunmayan <strong>hasılat, maliyet</strong> ve <strong>gider</strong> unsurlarının <strong>ayrı ayrı</strong> <strong>izlenmesi </strong>ve indirim kapsamında olan faaliyetlere hasılat, maliyet ve gider unsurlarının diğer faaliyetlerle ilişkilendirilmemesi ve kayıtların da bu ayrımı sağlayacak şekilde tutulması gerekmektedir.</p>
<ul>
<li><strong>Esas Faaliyet Konusu Dışındaki Gelirler </strong></li>
</ul>
<p>Söz konusu indirimden yararlanan şirketlerin indirime konu faaliyetleri dışındaki diğer gelirleri (kasadaki nakitlerin değerlendirilmesi sonucu oluşan faiz gelirleri, dövizlerin değerlemesinden kaynaklanan kur farkları ve iktisadi kıymetlerin elden çıkarılmasından doğan gelirler gibi) ile olağan dışı gelirlerinin indirim kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir.</p>
<ul>
<li><strong>İndirimin Uygulanmaya Başlanma Dönemi</strong></li>
</ul>
<p>7582 sayılı Kanunla Kurumlar Vergisi Kanununun <strong>10</strong> uncu maddesinin <strong>birinci</strong> fıkrasının <strong>(i)</strong> bendinde yapılan düzenleme <strong>1/7/2026 tarihinden itibaren verilmesi gereken beyannamelerden başlamak</strong> ve <strong>1/1/2026 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemine</strong> (özel hesap dönemi tayin edilen kurumlar için 1/1/2026 tarihinden itibaren başlayan hesap dönemine<strong>) ait kurum kazançları</strong> için geçerli olmak üzere Kanunun yayınlandığı 4 Haziran 2026 tarihinde yürürlüğe girmiştir.</p>
<p>Dolayısıyla, <strong>anılan indirimler</strong> kurumların <strong>1/1/20206 tarihinden itibaren (</strong>özel hesap dönemi tayin edilen kurumlar için 1/1/2026 tarihinden itibaren başlayan hesap dönemine ilişkin)<strong> bu kapsamdaki kazançları</strong> için geçerli olup, <strong>1/7/2026 tarihinden itibaren verilmesi gereken geçici vergi beyannamelerinden itibaren uygulanabilecektir. </strong>Geçici Vergi Beyannameleri döneminde kazancın Türkiye’ye getirilmiş olması şart olmayıp, anılan kazancın ilgili dönem yıllık kurum beyannamelerinin verilmesi gereken tarihe kadar Türkiye’ye transfer edilmiş olması yeterlidir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kurumlarin-transit-ticaret-gelirlerine-vergi-indirimi-81364</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kurumların transit ticaret gelirlerine vergi indirimi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekanin-is-dunyasindaki-stratejik-etkisi-donusumun-anahtari-81363</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekânın iş dünyasındaki stratejik etkisi: Dönüşümün anahtarı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapay zekâ (YZ), günümüz iş dünyasının en dönüştürücü güçlerinden biri haline geldi.</p>
<p>Rutin görevlerin otomasyonundan stratejik karar alma süreçlerine, müşteri deneyiminden tedarik zinciri optimizasyonuna kadar geniş bir yelpazede köklü değişiklikler yaratıyor.</p>
<p>2025-2026 raporlarına göre YZ’yi stratejik olarak benimseyen şirketler verimlilikte önemli artışlar, maliyet düşüşleri ve rekabet avantajı elde ediyor.</p>
<p>PwC, McKinsey ve Deloitte gibi kurumların araştırmaları, YZ’nin sadece bir teknoloji aracı olmadığını, aynı zamanda yeni iş modelleri ve rekabet stratejilerinin temelini oluşturduğunu gösteriyor.</p>
<p>Açık kaynaklardan yararlandığım yazımda ( Kaynaklar: McKinsey State of AI, PwC AI Predictions, Deloitte State of AI in the Enterprise ve sektör raporları temel alınmıştır.) YZ’nin iş dünyasındaki stratejik etkilerini detaylı olarak ele alacağız: Operasyonel dönüşüm, karar alma mekanizmaları, sektör bazlı uygulamalar, rekabet avantajı, karşılaşılan zorluklar ve gelecek perspektifi.</p>
<ol>
<li><strong> Operasyonel Verimlilik ve Otomasyon</strong></li>
</ol>
<p>YZ’nin en belirgin stratejik etkisi, operasyonel süreçlerdeki devrimdir.</p>
<p> Rutin ve tekrar eden görevler (veri girişi, fatura işleme, kalite kontrol gibi) otomasyonla hızlanır, hata oranı minimize edilir.</p>
<p>Verimlilik Artışı: PwC’nin araştırmasına göre, YZ’ye maruz kalan sektörlerde iş verimi neredeyse 5 kat artabiliyor.</p>
<p>CEO’ların %84’ü YZ’nin çalışan verimliliğini artıracağını öngörüyor.</p>
<p>Maliyet Düşüşü: Otomasyon sayesinde operasyonel maliyetler azalırken, kaynaklar daha stratejik alanlara kaydırılıyor.</p>
<p>AI Ajanları: 2026 itibarıyla görev odaklı AI ajanlarının kurumsal uygulamalarda yaygınlaşması bekleniyor.</p>
<p>Bu ajanlar, karmaşık iş akışlarını bağımsız yöneterek insan ekiplerini yaratıcı ve yüksek katma değerli işlere yönlendiriyor.</p>
<p>Sonuç: Şirketler daha yalın, çevik ve ölçeklenebilir yapılara kavuşuyor.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Karar alma süreçlerinde devrim</strong></li>
</ol>
<p>YZ, büyük veri setlerini gerçek zamanlı analiz ederek öngörüsel içgörüler sunar.</p>
<p>Bu, stratejik kararları hızlandırır ve kalitesini yükseltir.</p>
<p><strong>Tahmin ve risk yönetimi</strong>: Pazar trendleri, talep tahmini ve risk analizi YZ ile daha doğru hale gelir.</p>
<p><strong>Veri odaklı strateji:</strong> McKinsey’ye göre, YZ kullanan şirketlerin %64’ü inovasyonda ilerleme kaydediyor. Yüksek performans gösterenler (high performers), YZ’yi sadece verimlilik için değil, büyüme ve inovasyon için de kullanıyor.</p>
<p><strong>Gerçek zamanlı kararlar</strong>: Dinamik piyasa koşullarında YZ destekli sistemler, anlık uyum sağlar.</p>
<p><strong>Stratejik etki</strong>: Karar alma döngüleri kısalır, rekabet üstünlüğü artar.</p>
<p>Yöneticiler “içgüdü”den ziyade veri destekli strateji geliştirir.</p>
<ol start="3">
<li><strong> müşteri deneyimi ve kişiselleştirme</strong></li>
</ol>
<p>YZ, hiper-kişiselleştirme çağını başlatmıştır.</p>
<p>Müşteri davranışlarını analiz ederek bireysel deneyimler sunmak, sadakati ve satışları artırır.</p>
<p><strong>Örnekler:</strong> E-ticarette öneri sistemleri, finansal hizmetlerde kişiselleştirilmiş danışmanlık, sağlıkta hasta odaklı çözümler.</p>
<p><strong>2026 trendi</strong>: Kişiselleştirme, rekabet avantajından temel beklentiye dönüşmüştür.</p>
<p>AI destekli müşteri hizmetleri (chatbot’lar, sanal asistanlar) 22 kata varan artış gösteriyor.</p>
<p><strong>Stratejik değer</strong>: Müşteri merkezli iş modelleri güçlenir, yeni gelir akımları oluşur.</p>
<ol start="4">
<li><strong> Sektörel dönüşümler ve örnekler</strong></li>
</ol>
<p>YZ’nin etkisi sektöre göre değişir, ancak stratejik sektörlerde (finans, sağlık, üretim, perakende, tarım) dönüştürücüdür:</p>
<p><strong>Üretim ve Tedarik Zinciri:</strong> Tahmin modelleri ile stok optimizasyonu, öngörücü bakım ile arıza önleme.</p>
<p><strong>Finans:</strong> Dolandırıcılık tespiti, algoritmik trading, risk değerlendirmesi.</p>
<p><strong>Sağlık:</strong> Teşhis desteği, ilaç keşfi, hasta yönetimi.</p>
<p><strong>Perakende</strong>: Talep tahmini, dinamik fiyatlandırma.</p>
<p><strong>Tarım ve diğerleri</strong>: Verim artırıcı dronlar, sensör analizi.</p>
<p>Türkiye ve küresel raporlar, 22 ana sektörde verimlilik, kalite ve müşteri deneyimi kazanımlarını vurgular.</p>
<ol start="5">
<li><strong> Rekabet stratejisi ve iş modeli yeniliği</strong></li>
</ol>
<p>YZ, klasik rekabet avantajlarını (ölçek, maliyet) yeniden tanımlar:</p>
<p><strong>Hız ve Çeviklik</strong>: Küçük şirketler bile AI ajanları sayesinde büyük rakiplerle rekabet edebilir.</p>
<p><strong>Yeni İş Modelleri:</strong> YZ tabanlı platformlar, abonelik hizmetleri veya veri odaklı ürünler yaratır.</p>
<p><strong>Sürdürülebilirlik:</strong> AI, kaynak optimizasyonu ve çevre dostu operasyonlarla sürdürülebilirlik hedeflerini destekler.</p>
<p>McKinsey ve PwC raporları, üst düzey performans gösteren şirketlerin iş akışlarını yeniden tasarladığını ve YZ’yi kurumsal DNA’larına entegre ettiğini belirtiyor.</p>
<ol start="6">
<li><strong> Karşılaşılan zorluklar ve riskler</strong></li>
</ol>
<p>YZ’nin stratejik benimsenmesi kolay değildir:</p>
<p><strong>Veri ve altyapı:</strong> Kaliteli veri eksikliği, entegrasyon sorunları.</p>
<p><strong>Yetkinlik ve iş gücü</strong>: Beceri açığı; çalışanların yeniden eğitilmesi gerekir.</p>
<p>Bazı roller dönüşür veya azalırken yenileri doğar.</p>
<p><strong>Etik ve regülasyon:</strong> Gizlilik, bias (önyargı), şeffaflık ve yasal uyum kritik.</p>
<p>Yatırım Getirisi (ROI): Birçok şirket pilot aşamasında kalıyor; ölçeklendirme zor.</p>
<p><strong>Güvenlik:</strong> Siber tehditler ve AI güvenliği yeni önlemler gerektirir.</p>
<p>Başarılı şirketler, üst yönetimden başlayan bütüncül strateji, yönetişim çerçevesi ve değişim yönetimi ile bu zorlukları aşar.</p>
<ol start="7">
<li><strong> Gelecek perspektifi (2026 ve ötesi)</strong></li>
</ol>
<p>2026, YZ’nin “deneme”den “kurumsal ölçeklendirme”ye geçtiği yıl olarak görülüyor:</p>
<p>Kurumsal stratejiler üst yönetimden aşağı inecek.</p>
<p>AI ajanları günlük operasyonların parçası olacak.</p>
<p>Sürdürülebilirlik ve inovasyon odaklı YZ entegrasyonu artacak.</p>
<p>Küresel ekonomi için trilyonlarca dolarlık katkı potansiyeli var.</p>
<p>Şirketler YZ’yi “temel altyapı” olarak görmeli; stratejiyi sürekli güncellemeli ve etik çerçeveyi güçlendirmeli.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Yapay zekâ, iş dünyasını yeniden şekillendirerek stratejik bir zorunluluk haline gelmiştir.</p>
<p>Verimlilik, inovasyon ve rekabet avantajı sağlayan bu teknolojiyi benimseyenler geleceğin kazananı olacak.</p>
<p>Ancak başarı, sadece teknoloji yatırımıyla değil; vizyoner liderlik, insan odaklı dönüşüm ve sorumlu kullanım ile mümkün.</p>
<p><strong>Türk iş dünyası için fırsatlar büyük</strong>:</p>
<p>Dijital dönüşüm hızını artırarak küresel rekabette öne çıkmak mümkün.</p>
<p>Şirketler, YZ stratejilerini iş hedefleriyle uyumlu hale getirerek, çalışanlarını geliştirerek ve etik ilkeleri ön planda tutarak bu dönüşümden en yüksek değeri elde edebilir. Güncel gelişmeler için profesyonel danışmanlık önerilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekanin-is-dunyasindaki-stratejik-etkisi-donusumun-anahtari-81363</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekânın iş dünyasındaki stratejik etkisi: Dönüşümün anahtarı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergi-incelemeleri-ve-pismanlik-81362</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 07:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vergi incelemeleri ve pişmanlık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir vergi türünde belli bir dönemi incelenmekte olan mükelleflerin, inceleme türü vergiye ilişkin olarak incelenenden farklı vergilendirme dönemleri için pişmanlıkla beyanda bulunabileceklerini düşünüyorum.</strong></p>
<p>Vergi Usul Kanunu’nun 371. maddesinde düzenlenen pişmanlık müessesesi, iştirak halinde işlenenler de dahil mükellefler (veya vergi sorumluları) hakkında vergi ziyaı cezası kesilmesini, kaçakçılık suçlarının kovuşturulmasını, bu suçları işleyenler hakkında cezaya hükmolunmasını önleyen bir vergi ceza hukuku müessesesidir. Müessesenin amacı, vergi uyuşmazlıklarının baştan ortadan kaldırılması veya barışçıl çözüm yolları içerisinde giderilmesini sağlamak olduğu kadar vergi idaresinin ıttılaı dışında kalan hadiseleri öncelikle öğrenmesini ve hazinenin kaybının giderilmesini de sağlamaktır.  </p>
<p><strong>Pişmanlık müessesesinin şartları ve kapsamı</strong></p>
<p>Anılan maddeye göre; “beyana dayanan vergilerde vergi ziyaı cezasını gerektiren fiilleri işleyen mükelleflerle bunların işlenişine iştirak eden diğer kişilerin kanuna aykırı hareketlerini ilgili makamlara kendiliğinden dilekçe ile haber vermesi hâlinde haklarında vergi ziyaı cezası kesilmez”. Ancak bu hükmün uygulanması aşağıdaki koşullara bağlı kılınmıştır.</p>
<p>1- Mükellefin keyfiyeti haber verdiği tarihten önce bir muhbir tarafından haber verilen husus hakkında ihbarda bulunulmamış olması,</p>
<p>2- Haber verme dilekçesinin mükellef nezdinde haber verilen olayın ilgili olduğu vergi türüne ilişkin bir vergi incelemesine başlandığı veya olayın ve ilgili olduğu vergi türünün takdir komisyonuna intikal ettirildiği günden evvel verilmiş olması,</p>
<p>3- Hiç verilmemiş veya eksik yahut yanlış verilmiş vergi beyannamelerinin mükellefin haber verme dilekçesinin verildiği tarihten itibaren, onbeş gün içinde verilmesi veya tamamlanması yahutdüzeltilmesi,</p>
<p>4- Mükellefçe haber verilen ve ödeme süresi geçmiş bulunan vergilerin, ödemenin geciktiği her ay ve kesri için, gecikme zammı oranında bir zamla birlikte haber verme tarihinden başlayarak onbeş gün içinde ödenmesi.</p>
<p>Pişmanlık müessesesinin sadece beyana dayalı vergilerde uygulanabilirliği nedeniyle emlâk vergisi, motorlu taşıtlar vergisi gibi vergilerde uygulanması mümkün değildir.</p>
<p>2008 yılında yeniden düzenlenen bu müessesede bugüne kadar yapılan tek değişiklik, yukarıda 2 no.lu koşul olarak belirttiğimiz koşulu karşılayan bentte 7338 sayılı (14.10.2021) Kanun ile yapılmıştır. Bu değişiklikten önce her hangi bir vergi incelemesine başlanılmasından sonra, bütün konuların vergi idaresinin ıttılaına girdiği görüşü ile pişmanlık talepleri kabul edilmemekteydi. Ancak 7338 sayılı Kanunla “<em>haber verilen olayın ilgili olduğu vergi türüne ilişkin bir vergi incelemesine başlandığı” </em>şeklinde ibare değişikliği yapılmıştır. Bu değişiklik sonucunda vergi incelemesine alınan mükelleflerin sadece vergi incelemesine alındığı vergi türünde incelemeye başlanılmasından sonra pişmanlık talebinde bulunamayacakları, inceleme kapsamı dışında kalan vergi türlerinde ise pişmanlık talebinde bulunabilecekleri kabul olunmuştur.</p>
<p><strong>Vergi incelemesi dönemi </strong><strong>pişmanlık hakkını sınırlar mı?</strong></p>
<p>İncelemenin pişmanlık uygulamasına etkisi inceleme konusu vergi türü itibariyle açıklığa kavuşmuş olmakla birlikte bu defa dönem sorunu ortaya çıkmıştır. Sorunu “incelemenin, vergi türü itibariyle pişmanlık uygulamasına engel olmasının yanı sıra inceleme dönemi dışında da pişmanlığa engel olup olmadığı” şeklinde ortaya koyabiliriz.</p>
<p>Bu soruna “Vergi İncelemelerinde Uyulacak Usul Ve Esaslar Hakkında Yönetmelik” hükümlerinden hareketle yaklaşarak bir çözüme ulaşmak mümkündür. Yönetmeliğin tam incelemeyi tanımlayan 3. maddesinde tam incelemenin ancak belli bir vergilendirme dönemi” için yapılabileceği, 6. maddesinde “Vergi incelemesinin, sadece inceleme görev yazısında belirtilen konu ve döneme ilişkin olarak yapılacağı”, 11. maddesinde “incelemeye başlama bildiriminde inceleme dönemimin de belirtileceği”, 19. maddesinde “inceleme raporlarının her bir vergilendirme dönemi için ayrı ayrı düzenleneceği” hükme bağlanmıştır. Yönetmeliğin bu düzenlemelerine göre incelemelerde dönem esası geçerlidir. Bu nedenle incelemenin incelenen dönemle ilgili sonuç doğurmasının asıl olması gerekir. İncelemelerin sonuç ve etkilerinin incelenen dönem dışına taşmaması asıldır.</p>
<p>Aktardığım düşüncelerle bir vergi türünde belli bir dönemi incelenmekte olan mükelleflerin, inceleme türü vergiye ilişkin olarak incelenenden farklı vergilendirme dönemleri için pişmanlıkla beyanda bulunabileceklerini düşünüyorum. Ancak uygulamada gördüğüm bu konuda vergi dairelerinin söz konusu pişmanlık taleplerini değerlendirmekte tereddüt ettiği veya beyanı kabul etse dahi sonradan ceza tarh ederek tebliğ yönüne gittiği şeklinde. Bu nedenle uygulama birliğini sağlamak adına bir görüş açıklaması yapılması, pek çok ihtilafı ortadan kaldıracak nitelikte olacaktır. Daha önce de bu sorunu gündeme getirdimse de maalesef ilgilenen olmadı. Ben de bir daha yazayım dedim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergi-incelemeleri-ve-pismanlik-81362</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vergi incelemeleri ve pişmanlık ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/amerikan-borsasinda-opsiyonlar-ile-risk-yonetimi-2-81361</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Amerikan borsasında opsiyonlar ile risk yönetimi (2)</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kullanım fiyatlarının çok yüksek veya çok düşük olduğu noktalarda alım opsiyonu aşırı içsel değerli veya aşırı içsel değersizdir. Bu nedenle piyasa volatilite miktarı da en yüksek seviyesindedir.  Opsiyonun başa baş olduğu nokta piyasa volatilite miktarının en düşük olduğu noktadır. Benzer yaklaşım satım opsiyonları için de geçerlidir.</strong></p>
<p>Opsiyon ürününe yönelik olarak gerekli temel kavramları, opsiyon primine etki eden parametreleri ve dayanak varlık fiyat hareketinin opsiyon fiyatına etkileri gibi kritik unsurları içeren teknik bilgileri geçtiğimiz haftaki yazım içerisinde sizlere aktarmıştım. Bu hafta sizlerle yaygın olarak kullanılan bir kaç opsiyon stratejisi ile birlikte ABD borsası üzerinden güncel bir kaç opsiyon fiyatlamasını paylaşacağım.</p>
<p><strong>Opsiyon stratejileriyle farklı piyasa </strong><strong>senaryolarına pozisyon almak</strong></p>
<p><strong>Boğa yayılma (bull spread) stratejisi: </strong>Boğa yayılma (bull spread) stratejisi, ilgili dayanak varlık fiyatında bir artış beklentisini içermektedir. Düşük fiyattan 1 Alım (call) opsiyonu alınarak daha yüksek fiyattan başka 1 Alım (call) opsiyonun satılmasıyla bu strateji oluşturulabilir.</p>
<p>Örneğin yıl sonuna kadar Microsoft hissesinin (MSFT) mevcut 400 dolarlık fiyatından 500 dolara kadar yükseleceği beklentisini taşıdığımızı düşünelim. Bu durumda 20 Kasım tarihine 500 dolar kullanım fiyatından 1 alım (call) opsiyonu satımı ile 400 dolar kullanım fiyatından 1 alım (Call) opsiyonu alım stratejisini uygulayabiliriz. Opsiyon alımına 39.70 dolar prim ödemesi yaparken, opsiyon satımından 11.22 dolar prim tahsili yapmak suretiyle toplamda 28.48 dolar prim ödemesi yapmaktayız.</p>
<p>Microsoft hisse opsiyonu stratejimizin başa baş fiyatı 428.48 dolar olurken vade sonuna kadar spot fiyatın 500 dolara yükselmesi durumunda pozisyon kârımız 7.152 dolar çıkmaktadır. Netice 2 adet opsiyon pozisyonu (200 hisse karşılığı) net maliyet 2.848 dolar olurken maksimum kâr miktarı 7.152 dolar ile sınırlı olmaktadır.</p>
<p>Bu tür bir strateji, volatiliteye dair bir beklentiden çok fiyat seviyesine ait bir yükseliş beklentisine sahip yatırımcılar tarafından uygulanmaktadır. Düşük kullanım fiyatından alınan alım (call) opsiyonun maliyeti yüksek kullanım fiyatlı alım (call) opsiyonun satılması ile bir miktar azaltılmaktadır.</p>
<p><strong>Ayı ayılma (Bull Spread) Stratejisi: </strong>Ayı (bear) spread stratejisi, ilgili dayanak varlık fiyatında bir düşüş beklentisini içermektedir. Düşük fiyattan 1 satım (put) opsiyon satılarak daha yüksek fiyattan başka 1 satım (put) opsiyonun alınmasıyla bu strateji oluşturulabilir.</p>
<p>Örneğin yaz sonuna kadar Chevron hissesinin (CVX) mevcut 180 dolarlık fiyatından 150 dolara kadar düşeceği beklentisini taşıdığımızı düşünelim. Bu durumda 18 Eylül tarihine 150 dolar kullanım fiyatından satım (put) opsiyonu satımı ile 180 dolar kullanım fiyatından satım (put) opsiyonu alım stratejisini uygulayabiliriz. Opsiyon alımına 9.40 dolar prim ödemesi yaparken, opsiyon satımından 1.27 dolar prim tahsili yapmak suretiyle toplamda 8.13 dolar prim ödemesi yapmaktayız.</p>
<p>Chevron hisse opsiyonu stratejimizin başa baş fiyatı 171.87 dolar olurken vade sonuna kadar spot fiyatın 150 dolara düşmesi durumunda pozisyon kârımız 2.187 dolar şeklindedir. Neticede 2 adet opsiyon pozisyonu (200 hisse karşılığı) net maliyet 813 dolar olurken maksimum kâr miktarı 2.187 dolar ile sınırlı olmaktadır. Pozisyon stratejisi yatırımının geri dönüş miktarı (ROI) %269 olmaktadır.</p>
<p><strong>Kelebek (butterfly) stratejisi:</strong> Dayanak varlığın fiyatında olası sert bir hareket yerine dar bir bantta yatay kalmasını hedefleyen sınırlı riskli bir işlem stratejisidir. Stratejinin temeli Boğa Yayılma (Bull Spread) ve Ayı Yayılma (Bear Spread) stratejilerinin aynı anda izlenmesiyle oluşturulur.</p>
<p>Kelebek stratejisi dayanak varlıktaki mevcut volatilitenin beklenen volatiliteden daha düşük olduğu durumlarda yapılabilir. Alınan uzun opsiyon pozisyonları sayesinde zarar riski sınırlanmış olur. Kelebek stratejisinde Boğa Yayılma ve Ayı Yayılma stratejilerinden farklı olarak dayanak varlık fiyatına dair herhangi bir yön beklentisi yoktur.</p>
<p>Yatırımcı, fiyatın ne çok yükseleceğini ne de çok düşeceğini, aksine orta noktadaki kullanım fiyatı seviyesine yakın bir yerde kalacağını öngörmektedir. Yatırımın hem maksimum riski (genellikle ödenen primle sınırlıdır) hem de maksimum kazancı pozisyon hazırlanırken en baştan bellidir.</p>
<p>Örneğin yine Microsoft hissesinde 1 adet 400 dolar başa baş fiyattan (ATM) 21 Ağustos vadeli alım (call) opsiyonu satın aldığımızı, 2 adet 410 dolardan 21 Ağustos vadeli alım (call) opsiyonu sattığımızı ve 1 adet 415 dolardan 21 Ağustos vadeli alım (call) opsiyonu satın aldığımızı farz edelim.</p>
<p>Bu şekilde oluşturduğumuz kelebek stratejisinde 400 dolar alım opsiyonu satın almak için 26 dolar prim ödemesi yaparken, 2 adet 410 dolar kullanım fiyatlı alım opsiyonu satımından 21.50 dolar prim tahsili elde edilirken, 415 dolar kullanım fiyatlı alım opsiyonu satın alımına 19.32 dolar prim ödemesi yapmaktayız. Neticede stratejinin başa baş dayanak varlık spot fiyatı 402.32 dolar olurken pozisyonun net toplam maliyeti 232 dolar ve işlemdeki maksimum kâr miktarımız spot hisse fiyatının 410 dolara yükselmesi durumunda 768 dolar şeklinde olmaktadır.</p>
<p><strong>Volatilite ve kullanım fiyatı </strong><strong>opsiyon primini nasıl etkiliyor?</strong></p>
<p>Birçok başka strateji ile çeşitlendirilebilecek diğer örnekleri göz önüne aldığımızda opsiyon stratejileri ile piyasalardaki tüm fiyat riskimizi yönetebiliriz.</p>
<p>Ancak temel prensipleri tekrar hatırlatmak gerekirse dayanak varlık volatilitesi arttıkça, dayanak varlık fiyatlarını opsiyonu içsel değerli yapacak seviyeye getirme ihtimali artacağından dalgalanmanın artması sonucu opsiyon primi, opsiyonun alım veya satım opsiyonu olduğu fark etmeksizin artar, azalması sonucunda ise opsiyon primi azalır.</p>
<p>İçsel değeri çok yüksek olan veya aşırı içsel değersiz opsiyonların piyasa volatilitesi (implied) başa baş opsiyonların piyasa volatilitesinden belirgin ölçüde yüksektir. Kullanım fiyatlarının çok yüksek veya çok düşük olduğu noktalarda alım opsiyonu aşırı içsel değerli veya aşırı içsel değersizdir. Bu nedenle piyasa volatilite miktarı da en yüksek seviyesindedir.  Opsiyonun başa baş olduğu nokta piyasa volatilite miktarının en düşük olduğu noktadır. Benzer yaklaşım satım opsiyonları için de geçerlidir.</p>
<p>Piyasalarda genellikle volatilite kümelenmesi (clustering) durumu söz konusudur.  Piyasalarda gerçekleşen bir yüksek volatilite durumunu yüksek volatilite hareketi tekrar takip etmektedir.</p>
<p>Normal volatilite koşullarına geri dönüş için bir volatilite erime süresi geçmektedir. Döviz piyasaları stokastik volatilite ortamına uygun hareket sergilemektedir. Faiz piyasaları faiz düzeylerine dayalı bir volatilite döngüsü içerisinde bulunmaktadır. Hisse senetlerinde kısa vadede ani sıçramalar ve uzun zaman içerisinde volatilite dağılması durumları söz konusudur.</p>
<p>Genel olarak 2 haftalık bu yazı dizisini kısaca şu şekilde özetleyebilirim. İlgilendiğiniz finansal piyasadaki genel pozisyonumuz nedir? Korunma yönlü mü işlemleri daha çok tercih ediyoruz? Yoksa spekülatif yönde pozisyonları mı taşımaktan hoşlanıyoruz? Ya da tamamen mutlak getiri odaklı bir pozisyon taşıma amacınız mı daha ağır basıyor?</p>
<p>Opsiyon işlemlerine girmeden önceki genel piyasa beklentiniz nedir? Dayanak varlık spot fiyatındaki ileriye dönük fiyat beklentiniz yukarı-aşağı-yatay şekilde nasıl şekillenmektedir? Aynı şekilde dayanak varlık fiyat volatilitesi ile ilgili olarak geleceğe dönük beklentiniz ne şekildedir? Bu durumun yukarı-aşağı-yatay bir volatilite hareketinin gerçekleşmesi gibi düşünebiliriz. Piyasa zamanlaması kavramını da pozisyona girmeden önce ilgili teknik indikatörlerden incelemek yerinde bir karar olacaktır. Son olarak da kişisel risk iştahınızı tam olarak biliyor musunuz? Tek yönde alım veya satım ya da ortak çeşitli opsiyon stratejisi kombinasyonları oluşturmak şeklinde kendinizi çok iyi tanımanız gerekmektedir.</p>
<p>Son olarak burada vermiş olduğum gerçek piyasa fiyatlamalarına dayanan örnekler herhangi bir yatırım tavsiyesi niteliği taşımamaktadır. Sadece konuyu desteklemek üzere seçilmiş olan rassal hisselerdir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/amerikan-borsasinda-opsiyonlar-ile-risk-yonetimi-2-81361</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Amerikan borsasında opsiyonlar ile risk yönetimi (2) ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cari-acik-dusuyor-ama-sorun-cozuldu-mu-81360</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cari açık düşüyor ama sorun çözüldü mü?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Küresel tedarik zincirlerinde yaşanabilecek yeni kırılmaların Türkiye’yi yeniden güvenilir üretim ve lojistik merkezi haline getirme potansiyeli de bulunuyor. Ancak asıl mesele ihracatın niteliğinde yatıyor. Türkiye’nin cari açık sorununu kalıcı biçimde çözebilmesi için yüksek katma değerli üretim ve ihracat kapasitesini artırması gerekiyor.</strong></p>
<p>Türkiye ekonomisinin en hassas göstergelerinden biri olan cari işlemler dengesi, son yıllarda yeniden iyileşme sinyalleri veriyor.  Cari açığın milli gelire oranı geçen yıl yüzde 1,9 düzeyinde gerçekleşti. Bu tarihsel ortalamamalarımızın çok altında bir orandı.</p>
<p>Merkez Bankası’nın açıkladığı verilere göre Nisan 2026’da cari işlemler hesabı 5,7 milyar dolar açık verdi. İlk bakışta yüksek görünen bu rakama rağmen yıllıklandırılmış cari açık 37 milyar dolara gerileyerek Eylül 2025’ten bu yana ilk kez düşüş kaydetti. Yılın ilk çeyreği itibarıyla cari açık milli gelir oranı ise yüzde 2,4 seviyesinde bulunuyor. Geçen yıla göre bir artış var ama artmış haliyle bile hâlâ Türkiye’nin tarihsel ortalamalarının altında.</p>
<p>Bu tablo doğal olarak “Türkiye’nin kronik cari açık sorunu gerçekten çözülüyor mu?” sorusunu akla getiriyor.</p>
<p>Bu soruya kesin bir yanıt vermek için henüz erken. Çünkü cari açıktaki iyileşmenin ne kadarının yapısal dönüşümden ne kadarının ekonomideki yavaşlamadan kaynaklandığını ayırt etmek kolay değil. Yapısal dönüşüm oldu mu, olduysa ne ölçüde oldu? Bundan da emin değiliz ama Türkiye ekonomisinin geçmiş tecrübesi bu konuda bize bazı ipuçları veriyor.</p>
<p><strong>Cari açık ve büyüme arasındaki tarihsel ilişki</strong></p>
<p>Bu konuda son 10 yılda yapılan analizler Türkiye’nin büyüme modeli ile cari açık arasındaki ilişkiye dikkat çeker. Bu analizlere göre Türkiye uzun yıllardır büyümek için dış tasarruflara ihtiyaç duyuyor; iç tasarruflar yatırımları finanse etmeye yetmiyor. Bu nedenle ekonomi büyüdüğünde cari açık artıyor, cari açığın daraldığı dönemler ise çoğu zaman ekonomik durgunluk ya da kriz yıllarına denk geliyor. 1994, 1999, 2001 ve 2019 bunun en belirgin örnekleri.</p>
<p>Bugün de benzer bir durumla karşı karşıya olup olmadığımızı dikkatle izlemek gerekiyor. Çünkü son iki yıldır uygulanan sıkı para politikası iç talebi belirgin şekilde yavaşlattı. Tüketim ve yatırım harcamalarındaki frenleme ithalat talebini de aşağı çekiyor. Cari açıktaki gerilemenin bir bölümü bu nedenle ortaya çıkıyor olabilir. Eğer iyileşme büyük ölçüde talep daralmasından kaynaklanıyorsa, bunun kalıcı bir başarı hikayesi olarak görülmesi mümkün değil.</p>
<p><strong>İhracatta yüksek teknolojinin </strong><strong>payı artıyor mu?</strong></p>
<p>Öte yandan yapısal tarafta da bazı olumlu işaretler bulunuyor. Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın da sık sık vurguladığı gibi Türkiye’nin ihracat pazarlarını çeşitlendirmesi, ürün yelpazesini genişletmesi ve teknolojik kapasitesini artırması dış denge açısından önemli avantajlar sağlıyor. Küresel tedarik zincirlerinde yaşanabilecek yeni kırılmaların Türkiye’yi yeniden güvenilir üretim ve lojistik merkezi haline getirme potansiyeli de bulunuyor.</p>
<p>Ancak asıl mesele ihracatın niteliğinde yatıyor. Türkiye’nin cari açık sorununu kalıcı biçimde çözebilmesi için yüksek katma değerli üretim ve ihracat kapasitesini artırması gerekiyor. Geçmişteki birçok yazıda da altını çizdiğimiz yapısal problem hâlâ büyük ölçüde geçerliliğini koruyor. Yani, Türkiye yüksek ve orta-yüksek teknolojili ürünleri ithal ederken, daha düşük teknoloji yoğunluklu ürünleri ihraç ediyor. Başka bir ifadeyle pahada ağır ürünleri satın alıyor, pahada görece hafif ürünleri satıyor.</p>
<p>Bu nedenle bu hafta açıklanan sanayi üretim verileri ayrıca dikkat çekiciydi. TÜİK verilerine göre imalat sanayii üretimi nisan ayında yıllık yüzde 6,8, aylık bazda ise yüzde 4,4 arttı. Daha da önemlisi bu büyümenin lokomotifi orta-yüksek ve yüksek teknolojili sektörler oldu. Yüksek teknolojili ürünlerde üretim yıllık yüzde 36,8 artarken, orta-yüksek teknolojili ürünlerdeki artış yüzde 15,6’ya ulaştı.</p>
<p><strong>İHA ve SİHA etkisi</strong></p>
<p>Ancak burada da verileri dikkatle okumak gerekiyor. Gazetemiz yazarı Alaattin Aktaş’ın önceki günkü değerlendirmesine göre söz konusu performansın önemli bölümü “diğer ulaşım araçları imalatı” kaleminden kaynaklanıyor. Alaattin, bu grubun ağırlıklı olarak İHA ve SİHA üretimini içerdiğini belirtiyor. Nitekim bu kalemde üretim geçen yılın aynı ayına göre yüzde 92’nin üzerinde arttı ve imalat sanayindeki büyümeye tek başına 2,8 puan katkı yaptı.</p>
<p>Bu durum iki farklı gerçeği aynı anda ortaya koyuyor. Birincisi, Türkiye savunma sanayii ve ileri teknoloji alanlarında önemli bir üretim kapasitesi oluşturmaya başladı. Bu kapasite ihracatın teknoloji içeriğini yükseltme potansiyeli taşıyor. İkincisi ise teknolojik dönüşümün henüz ekonominin geneline yayılmış bir karakter kazanmamış olması. Sanayi üretimindeki güçlü görünümün önemli kısmı birkaç sektörün performansından kaynaklanıyor.</p>
<p>Özetle, cari açık tarihsel ortalamaların altında seyrediyor ve bu olumlu bir gelişme. Ancak bunun kalıcı bir yapısal dönüşümün sonucu mu, yoksa ekonomideki yavaşlamanın geçici bir yansıması mı olduğu henüz netleşmiş değil. Bu sorunun cevabını önümüzdeki dönemde ihracatın teknoloji düzeyi, sanayi üretiminin sektörel yaygınlığı ve büyüme hızının seyri verecek. Türkiye’nin gerçek başarısı, sadece düşük büyüme dönemlerinde değil, güçlü büyürken de ödemeler dengesinde düşük cari açık verebildiği gün başlayacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cari-acik-dusuyor-ama-sorun-cozuldu-mu-81360</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cari açık düşüyor ama sorun çözüldü mü? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cin-korkusu-81359</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çin korkusu!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Fransa Strateji ve Yüksek Planlama Komisyonu  raporunda Çin’in çoğu yüksek teknolojili sektörde artık hem teknoloji hem de maliyet avantajına sahip olduğu özellikle vurgulanıyor. Raporda bir de ‘özlü söz’ var: “Avrupa düşük kaliteyi daha çok paraya üretiyor.” Bu avantaj sadece üçüncü ülkelerde satılan mallar için geçerli değil; aynı zamanda iç pazar için de söz konusu.</strong></p>
<p>Şubat 2026’da Fransa Strateji ve Yüksek Planlama Komisyonu üç yazarlı bir rapor yayımladı: ‘Avrupa Sanayisi Çin’in Devasa Gücüyle Karşı Karşıya’. Çok kabaca özetlemek gerekirse, Avrupa sanayisi açısından durumun giderek vahimleştiğini gösteriyor rapor. Raporun girişinden (yapay zeka tercümesinden yararlanarak) alıntı yapıyorum:</p>
<p>“Avrupa sanayisi eşi benzeri görülmemiş bir şokla karşı karşıya. Sadece birkaç yıl içinde, Çin’in sanayideki yükselişi sektörel bir olgu olmaktan çıkıp, Avrupa üretim tabanına yönelik sistemik bir tehdit haline geldi. Otomotiv, bataryalar, endüstriyel ekipman, kimyasallar: Avrupa sanayisinin tarihsel kaleleri artık doğrudan hedef alınıyor.<br />Strateji ve Planlama Yüksek Komisyonu, çığır açan bir analizde, bu değişimin boyutunu ilk kez belgeleyerek, sektör sektör ve ülke ülke, Avrupa'nın hem ihracat hem de iç pazarlarda Çin rekabetine maruz kalma derecesini ölçüyor. Bu değerlendirme, Avrupa'nın yanıtında bir paradigma değişikliğine duyulan ihtiyacı vurguluyor.”</p>
<p>Çin’in çoğu yüksek teknolojili sektörde artık hem teknoloji hem de maliyet avantajına sahip olduğu özellikle vurgulanıyor. Raporda bir de ‘özlü söz’ var: “Avrupa düşük kaliteyi daha çok paraya üretiyor.” Bu avantaj sadece üçüncü ülkelerde satılan mallar (ihracat) için geçerli değil; aynı zamanda iç pazar için de söz konusu. Rapor özellikle Almanya’nın derinden etkileneceğini gösteriyor. Çalışmaya göre Almanya’nın ihracatının üçte biri, yerli üretiminin ise üçte ikisi tehdit altında. Fransa’nın ihracatının da üçte birinin aynı sorunla karşı karşıya olduğu vurgulanıyor. Rapor bu değerlere ulaşırken hem gelişmiş yöntemler kullanıyor hem de Avrupa sanayicileriyle yapılan birebir görüşmelerden yararlanıyor.</p>
<p>Raporda yakın geçmişten çarpıcı bir de örnek var: Tüm dünyada güneş panellerinin yaklaşık yüzde 40’ı 1990’lı yılların başlarından 2010’a kadar Avrupa’da üretilirken, şimdi bu oran yüzde 5’in altında. Dönüşüm 2010’dan 2025’e kadar geçen on beş yılda yavaş yavaş olmuyor, çok hızlı gerçekleşiyor. Rapora göre bu ani dönüşüm bu sektörde 2010-2011’de gerçekleşmiş. Otomobil ihracatı ile makine ve teçhizat ihracatından da çarpıcı gelişmelere yer veriliyor. Şu aşamalara dikkat çekiyor rapor: Çin devletinin desteği ile çok hızlı bir kapasite artışı -küresel kapasite artışı; büyük bir fiyat baskısı- Avrupalı üreticilerin (karşı savunma mekanizmaları geliştirmelerine fırsat kalmadan) marjinalleşmeleri...</p>
<p>Bu büyük soruna karşı aşamalı bir çözüm planı uygulanmasının işe yaramayacağının altı çiziliyor. Sanayisizleşmenin şiddetlenmemesi için Avrupa’nın karşısında iki seçenek olduğu belirtiliyor: Birincisi, Çin ürünlerine karşı yüzde 30 gümrük vergisi uygulaması öneriliyor. İkincisi ise Euro’nun önemli ölçüde değersizleştirilmesi. Önerilen çözümler ne kadar yaraya merhem olur bilmiyorum ama durumun vahametini oldukça güzel gösteriyorlar. Aynı kurumun internet sayfasında yakınlarda çıkan bir çalışmanın başlığı da dikkat çekici: ‘Çin’in 15. Beş Yıllık Kalkınma Planı: Pekin Hızlanıyor, Peki ya Biz?’</p>
<p> Not: İlk rapora şu bağlantıdan ulaşabilirsiniz: https://www.strategie-plan.gouv.fr/en/publications/chinese-steamroller-quantifying-systemic-threat-europes-industrial-base.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cin-korkusu-81359</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çin korkusu! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zeytinde-rekor-uretime-hazir-misiniz-81358</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zeytinde rekor üretime hazır mısınız?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TÜİK’in açıkladığı ilk tahmin tutarsa zeytin üretiminde yeni bir rekor gerçekleşecek. Zeytinde üretim bir yıl yüksek olduğunda ertesi yıl daha düşük olur. Bu durum üretimin çok olduğu yıl “var yılı”, üretimin az olduğu yıl ise “yok yılı” olarak adlandırılıyor. 2026, zeytinde var yılı. Dolayısıyla yüksek bir üretim bekleniyor.</strong></p>
<p>Tarımda birçok üründe üretim artışı bekleniyor. Türkiye İstatistik Kurumu(TÜİK) tarafından açıklanan 2026 yılı Bitkisel Üretim 1. Tahmini, 2025 yılı üretim verileri ile karşılaştırıldığında genel olarak birçok üründe yüksek artış olacağı görülüyor. Karşılaştırma 2025 yılı ile yapıldığında bu artış daha da dikkat çekiyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a337984b0345-1781758340.jpeg" alt="" width="700" height="471" />
<figcaption><strong>Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği’nde önceki gün düzenlenen basın toplantısında sektörün genel durumu ve bu yılki rekolteyle ilgili değerlendirmeler yapıldı.</strong></figcaption>
</figure>
<p>2025 yılında yaşanan zirai don, kuraklık ve benzeri iklim olayları nedeniyle üretimde ciddi düşüş oluş ve tarım sektörü yüzde 8,8 oranında küçülmüştü. İklim bakımından 2025 yılına göre çok daha olumlu koşulların olduğu, yağışların arttığı, kuraklık riskinin olmadığı 2026 yılında üretimin artması doğal.</p>
<p><strong>Zeytinde beklenen üretim </strong><strong>artışı yüzde 55,7</strong></p>
<p>Üretimin en çok artacağı ürünlerden birisi de zeytin. TÜİK’in açıkladığı ilk tahmin tutarsa zeytin üretiminde yeni bir rekor gerçekleşecek. Zeytinde üretim bir yıl yüksek olduğunda ertesi yıl daha düşük olur. Bu durum üretimin çok olduğu yıl “var yılı”, üretimin az olduğu yıl ise “yok yılı” olarak adlandırılıyor. 2026, zeytinde var yılı. Dolayısıyla yüksek bir üretim bekleniyor.</p>
<p>Geçen yıl 2 milyon 450 bin ton olan zeytin üretiminin 2026’da yüzde 55,7 oranında artışla 3 milyon 814 bin tona ulaşması tahmin ediliyor. Bundan önceki en yüksek üretim 2024 yılındaki 3 milyon 750 bin tonluk üretimdi. Son 5 yılın en düşük üretimi ise 2023 yılında 1 milyon 520 bin ton olarak gerçekleşti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a33799be6c54-1781758363.png" alt="" width="656" height="230" /></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3379ae01b07-1781758382.png" alt="" width="194" height="247" />TÜİK’in açıkladığı elbette ilk tahmin. Temmuz ve Ağustos ayını geçirmeden zeytinde net bir tahmin ve veri ortaya koymak doğru değil. Ancak, sahaya bakıldığında üretimin yüksek olacağı anlaşılıyor. Türkiye’nin zeytin üretimindeki bu yükselişi nasıl değerlendireceği üzerinde çalışılması, konuşulması gerekir.</p>
<p><strong>Zeytinde hedefler tuttu, </strong><strong>arz fazlası ne olacak?</strong></p>
<p>Zaman zaman hatırlatıyorum, Mehdi Eker’in tarım bakanlığı döneminde, 2009 yılında zeytincilikte 5 yıllık bir strateji belirlendi. Bu stratejiye göre; Türkiye, 5 yıl içinde yani 2014 yılına kadar zeytin dikim alanını 1 milyon hektara, zeytin ağacı sayısını 180 milyona, sofralık zeytin üretimini 650 bin tona, yağlık zeytin üretimini 2,5 - 3 milyon tona, zeytinyağı üretimini 750 bin tona, kişi başına zeytinyağı tüketimini 5 litreye çıkaracaktı.</p>
<p>Bu veriler sonucunda, Türkiye, sofralık zeytinde dünyada birinci, zeytinyağında İspanya’dan sonra dünyanın 2. büyük üreticisi olacaktı. Belirlenen bu hedeflere 5 yılda değil ama 2024 yılında büyük oranda ulaşıldı. Zeytin ağacı sayısı 204 milyonun üzerinde. Toplam zeytin üretimi 2024 yılında 3,7 milyon ton oldu. Kişi başına zeytinyağı tüketimi 5 litre yerine hâlâ 2 litre civarında. En önemlisi zeytinyağında İspanya’dan sonra ikinci ülke olma hedefi gerçekleşti.</p>
<p><strong>Uyarılar dikkate </strong><strong>alınmadı, üretici endişeli</strong></p>
<p>Bu hedefler gerçekleşti, ancak artan zeytin ve zeytinyağının nasıl değerlendirileceği konusunda planlama yapılmadığı için üretim artınca üretici “ürünümü satamam, fiyat düşer” endişesi yaşıyor. Üretim artışının faturası üreticiye kesiliyor.</p>
<p>Tarım Bakanlığı<strong>, </strong>2009 yılında bu hedefleri açıklarken o zaman da defalarca yazmış ve uyarmıştık; “Türkiye, 750 bin ton yağı nasıl pazarlayacak, kime satacak? Bunun da bugünden planlanması, buna göre önlemler alınması gerekiyor.” dedik. Bu uyarılar dikkate alınmadı, planlama yapılmadığı gibi son birkaç yılda varilli ve dökme yağ ihracatına defalarca yasak getirildi. Uygulanan yasaklarla Türkiye, mevcut pazarlarını ve pazarda prestij kaybetti.</p>
<p><strong>İhracatçılardan önemli uyarılar</strong></p>
<p>Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği’nde önceki gün düzenlenen basın toplantısında sektörün genel durumu ve bu yılki rekolteyle ilgili bazı değerlendirmeler yapıldı. Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Başkanı Emre Uygun, nisan ayında göreve başlayan yeni yönetim kurulu ile düzenlediği basın toplantısında özetle şu bilgileri verdi:</p>
<p><strong>1-</strong> Zeytin ve zeytinyağı; sıfır ithal girdi bağımlılığıyla ülkemize net döviz kazandıran, ekonomimizin en stratejik can damarlarından biridir. Yakın geçmişte hayata geçirilen doğru tarım uygulamaları ve üreticilerimizin yoğun emeği sayesinde Türkiye’nin zeytinlik sahaları genişlemiş; ülkemiz sofralık zeytinde birinci, zeytinyağında ise ikinci sıraya yükselerek küresel ölçekte devasa bir güce ulaşmıştır. ,</p>
<p><strong>2-</strong> Ancak bu büyük üretim gücüne rağmen, ihracat politikalarımızda ve uluslararası pazarlarda karşılaştığımız tablo; maliyet baskıları, kur politikaları ve idari kararlar açısından dikkatle, öngörüyle ve özeleştiriyle değerlendirmemiz gereken yapısal bir süreçten geçmektedir.</p>
<p><strong>İhracatta yüzde 62 düşüş var</strong></p>
<p><strong>3-</strong> İhracatımız 31 Mayıs 2026 sonu itibarıyla 260 milyon dolar seviyesinde gerçekleşmiştir. Geçtiğimiz sezonun aynı dönemiyle kıyasladığımızda, küresel fiyatlardaki gerileme ve iç piyasaya yönelik idari tedbirlerin birikimli etkisiyle toplam ihracat gelirlerimizde yaklaşık yüzde 34 oranında bir düşüş yaşandığını görüyoruz. Bu süreçte sofralık zeytin ihracatımız 172,5 milyon dolarla güçlü seyrini korurken, zeytinyağı ihracatımız değer bazında yüzde 62’lik bir düşüşle 69 milyon dolara gerileyerek hem miktar hem de değer bazında ciddi bir daralma ile karşı karşıya kalmıştır. Katma değerli ve ambalajlı ihracat elbette her zaman nihai hedefimizdir; ancak küresel rakiplerimizle rekabet edebilmemiz için dökme ve ambalajlı ürün dengesini yasaklarla değil, serbest piyasa koşullarının işlediği öngörülebilir politikalarla yönetmek zorunda olduğumuz bu rakamlarla bir kez daha açıkça ortaya çıkmıştır.</p>
<p><strong>4-</strong> Türkiye, zeytin ve zeytinyağında tarihinin en büyük rekoltelerinden birine hazırlanıyor. Sahadan ve üretim bölgelerinden aldığımız ilk veriler, önümüzdeki sezonda tarihin en güçlü ve en yüksek rekoltelerinden birine şahitlik edeceğimizi net bir şekilde ortaya koymaktadır. Ağaçlarımızdaki verimlilik ve doğa, bizlere muazzam bir ürün bolluğunun müjdesini vermektedir.</p>
<p><strong>Üretim doğru yönetilmezse fiyat krizi yaşanır</strong></p>
<p><strong>5-</strong> Bu ürün bolluğu, doğru politikalarla yönetilmediği takdirde üretici için bir fiyat krizine, ihracatçı için ise stok yüküne dönüşebilir. Bu devasa rekolteyi katma değere dönüştürebilmemiz için dökme, varilli veya ambalajlı ayrımı yapılmaksızın tüm ihracat kanallarının açık kalması sektörümüzün geleceği için çok önemlidir. İhracatçının önünü görebilmesi ve uluslararası alıcılarla uzun vadeli büyük tonajlı kontratlar imzalayabilmesi için bu güvence hayati önemdedir.</p>
<p><strong>Destekler acilen artırılmalı</strong></p>
<p><strong>6-</strong> Bolluk döneminde iç piyasada üretici fiyatlarının maliyetlerin altına düşmesini engelleyecek, aynı zamanda dış pazarlarda rekabetçi fiyatlarla agresif bir pazarlama yapmamızı sağlayacak esnek mekanizmalar devreye alınmalıdır. Bununla birlikte, tarlada zorlu şartlar altında üretim yapan çiftçimizin korunması adına zeytin ve zeytinyağına yönelik üretici desteklerinin acilen artırılması da bu sürecin en kritik parçasını oluşturmaktadır.</p>
<p><strong>7-</strong> Çok güçlü bir rekolteye doğru ilerlerken, göğüslemek zorunda kaldığımız maliyet artışlarını da göz ardı edemeyiz. Enerji, işçilik, sulama, hasat, ambalaj, lojistik ve finansman giderlerindeki durdurulamaz yükseliş; üreticilerimiz, sanayicilerimiz ve ihracatçılarımız üzerinde ağır bir maliyet baskısı oluşturmaktadır. Bu maliyet artışlarının döviz kuru gelişmeleriyle dengelenemediği dönemlerde, ihracatçılarımızın uluslararası pazarlarda rekabetçi fiyat sunabilmesi imkânsız hale gelmektedir.</p>
<p><strong>Finansman sorununa çözüm üretilmeli</strong></p>
<p><strong>8-</strong> Özellikle önümüzdeki büyük rekolteyi dünyaya pazarlarken rakiplerimizle fiyat savaşına girebilmemiz için öngörülebilir bir kur politikası şarttır. İhracatçının mevcut pazarlarını koruyabilmesi ve yeni rekolteye pazar bulabilmesi için maliyet-kur dengesinin sektörün ihtiyaçları gözetilerek acilen yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir. Üyelerimizden ve sahadan bizlere ulaşan en acil, en yoğun talep finansmana erişimin kolaylaştırılması yönündedir. Üretim ve ihracat süreçlerinde yüksek maliyetlerle karşı karşıya kalan firmalarımızın finansman yükünü hafifletecek, rekabet güçlerini korumalarını sağlayacak destek mekanizmalarının güçlendirilmesi ve döviz dönüşüm desteği gibi can suyu olan uygulamaların artarak devam etmesi en temel beklentimizdir. İhracatçımıza nefes aldıracak bu enstrümanların esnetilmesi ve sektörel ihtiyaçlara göre optimize edilmesi, hem üretim gücümüzün korunmasına hem de ülkemizin döviz arzına çok güçlü bir katkı sağlayacaktır.</p>
<p><strong>Rekolte tespitinde İspanya modeli uygulanmalı</strong></p>
<p><strong>9-</strong> Tarımda tahminlerle değil, verilerle yönetilen bir döneme geçmek zorundayız. Elimizdeki verilerin güvenilirliğini her zamankinden daha kritik hale getirmektedir. Eksik veya hatalı rekolte verileri, sektörümüz açısından telafisi güç zararlar doğurabilecek yanlış politikaların temelini oluşturmaktadır. Sektörün önünü görebilmesi için saha sayımlarının ve rekolte tahminlerinin hata payını en aza indirecek bilimsel yöntemlerle güncellenmesi gerekmektedir. 25 Mart’ta düzenlediğimiz sektör çalıştayımızda, dünyanın en büyük üreticisi olan İspanya’dan Tarım Bakanlığı uzmanlarını ağırlamış ve ülkelerindeki bilimsel rekolte tahmin yöntemleri ile zeytinyağı takip sistemlerini yakından incelemiştik. Hedefimiz, orada gördüğümüz veriye dayalı vizyonu ülkemize kazandırmak ve yaklaşan bu büyük üretim dalgasını geleneksel tahminler yerine teknolojinin ışığında, kesin verilerle yönetebilmektir.</p>
<p><strong>10-</strong> Zeytinyağında dijital takip sistemi, sektörümüz için bir tercih değil zorunluluktur. Bu amaçla, Bornova Zeytincilik Araştırma Enstitüsü ile geçtiğimiz günlerde bir araya gelerek ilk önemli adımı attık. Enstitümüz ile gerçekleştirdiğimiz çok verimli istişare sürecinde, tıpkı İspanya’daki örnekte olduğu gibi tarladan sıkım tesisine, depolardan ambalaja kadar uzanan tüm süreci şeffaf bir şekilde izleyebileceğimiz entegre bir Çevrimiçi Zeytinyağı Üretim Takip Sistemi’nin kurgulanması üzerine fikir alışverişinde bulunduk.</p>
<p><strong>AB kotası en az 60 bin ton olmalı</strong></p>
<p><strong>11-</strong> Küresel arenada rekabet gücümüzü kalıcı kılmak adına, devletimizden ve ilgili bakanlıklarımızdan beklentilerimizi ve sektörümüzü geleceğe taşıyacak stratejik adımları bir kez daha vurgulamak istiyoruz. Avrupa Birliği(AB) kotaları konusunda AB,Kuzey Afrika’daki rakip üretici ülkelere on binlerce tonluk gümrüksüz giriş avantajı sağlarken, ülkemize yıllık yalnızca sembolik 100 tonluk bir kota uygulamaktadır. Bu açık negatif ayrımcılığın ortadan kaldırılması için, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi süreçlerinde bu kotanın en az 60 bin tona çıkarılması yönünde devlet düzeyinde kararlı bir ticaret diplomasisi yürütülmelidir. Dünyanın ikinci büyük üreticisine 100 ton kota, ticaretin ruhuna da gerçeklerine de uygun değildir.</p>
<p><strong>12-</strong> Bununla birlikte gübre, mazot, sulama ve hasat gibi temel girdi maliyetleri karşısında üreticilerimiz zorlanmaktadır.  Zeytin ve zeytinyağında uygulanan prim sistemlerinin günümüz ekonomik koşullarına uygun şekilde güncellenmesi ve dünya standartlarında kaliteli üretimi teşvik edecek seviyeye çıkarılması şarttır.</p>
<p><strong>13-</strong> Firmalarımızın rekabet gücünü koruyabilmesi için, 2022 yılında kaldırılan ihracat sübvansiyonlarının yeni bir destek yöntemi ile acilen yeniden devreye alınmasını hayati önemde görüyoruz.</p>
<p><strong>Hedef 1 milyar dolar ihracat</strong></p>
<p><strong>14- </strong>Temel hedefimiz; Türkiye’nin güçlü üretim kapasitesini daha yüksek katma değerli, markalı ve ambalajlı ihracata dönüştürerek sektör ihracatımızı yeniden 1 milyar dolar seviyelerine ve üzerine çıkarmaktır. Önümüzdeki büyük rekolte dönemi, bu hedefe ulaşmamız için bize tarihi bir fırsat sunmaktadır. Politika yapım süreçlerinde öngörülebilirliğin artırılması, yasaklar yerine veri temelli kararların alınması durumunda Türk zeytin ve zeytinyağı sektörü dünya liginde kalıcı ve hak ettiği konuma ulaşacaktır.</p>
<p>Özetle, tahminler tutarsa zeytin ve zeytinyağında tarihi bir rekor üretim olabilir. Artan üretimin doğru değerlendirilmesi için zaman yitirilmeden gerekli önlemler alınmalı. Artan maliyet karşısında üreticiye zarar ettirmeyecek, para kazandıracak bir fiyat ve alım politikası uygulanmalı. 2024 yılı itibariyle kaldırılan fark ödemesi, prim sistemi etkin bir şekilde uygulanmalı. İhracattaki kaybı telafi edecek, Türkiye’nin rekabet gücünü artıracak bir dış ticaret politikası uygulanmalı. Zeytinyağı tüketiminin artması için tüketiciyi koruyacak önlemlerin alınması gerekir. Bu yıl devlete çok iş düşecek. Devlet bu görevi yapmazsa herkes bundan zarar görecektir.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zeytinde-rekor-uretime-hazir-misiniz-81358</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/6/1280x720/sofralik-zeytin-ihracatinda-255-milyon-dolarlik-tarihi-rekor-1759650798.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zeytinde rekor üretime hazır mısınız? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/reel-sektorde-guven-ne-durumda-81357</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Reel sektörde güven ne durumda?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Reel Kesim Güven Endeksi 2007 senesinden beri yayınlanmakta. En yüksek değerine de o sene ulaşmış! Ondan beri de iktisadi konjonktüre göre dalgalanan bir şekilde, ancak temelde düşük bir düzeyde seyrediyor.</strong></p>
<p>Geçen hafta Türkiye’de tasarruf sahiplerinin güven duygusunun düşüklüğünün kurumsal sebeplerini, ve ekonomik kalkınmaya etkilerini ele almaya çalıştım. Sonucu çok kısa özetlersem: İktidarlar yeteri ölçüde katma değer üretemedikçe birikim sahiplerinin tasarruflarına el atmaya (ve yurtdışından borçlanma yoluyla kaynak sağlamaya) yönelmişler. Bu durum da birikim sahiplerinin güven duygusunu zedeleyerek tasarruflarını sistem dışına taşımaya yöneltmiş. DTH’ların serbest bırakılması da bu kaçışı bir ölçüde önlemek için neredeyse bir zorunluluk olarak ortaya çıkmış.</p>
<p><strong>Tasarrufların sistem dışına </strong><strong>taşınma ihtiyacı belirdi</strong></p>
<p>Birikimlere el konulması bazen bilinçli olarak yapılırken, bazen de (ör: enflasyon) kötü iktisadi yönetimin kaçınılmaz sonucu olarak ortaya çıktı. (Enflasyon esasen sadece birikimi olanları değil, tüm halkı etkilediği için, esasen İktidarların istemeyeceği bir gelişmedir. Ancak, Türkiye’de enflasyondan çıkış yolu olarak kurumsal reformlar yapmaktansa hep palyatif tedbirler tercih edildi. Eskiden en basitinden maaşlar  enflasyon oranında artırılarak uzun vadede çözümsüz bir “öteleme” politikası izlenirdi, bugün ise döviz kurunu sabit tutarak TL’yi aşırı değerleştiren gene tek başına çıkışı olmayan bir politika izleniyor.) Ancak, her durumda tasarruf sahipleri açısından bir güven erozyonu ve tasarruflarını koruma güdüsüyle sistem dışına taşıma ihtiyacı belirdi.</p>
<p>Sonuçta da Türkiye milli tasarrufların TL dışına ve/veya yurtdışına kaçmasını engellemek için hep ödememesi gereken bir yüksek risk primi ödemek zorunda kalmış, bu durum da ister istemez ekonomik performans ve gelişmeyi sub-optimal bir düzeyde tutmuştur.</p>
<p>Güven konusunu tasarruf sahipleri açısından ele almıştım. Tabi bir de olayın yatırımcılar ve müteşebbislerden oluşan bir özel sektör tarafı var. Eğer birikim sahiplerinin güven duygusu düşük ise genel olarak reel sektörün güven duygusunun da yüksek olmasını bekleyemeyiz doğal olarak. Bu durum da neticede fiili yatırım kararlarına yansır.</p>
<p>Türkiye’de bu konuda bakabileceğimiz aylık olarak yayınlanan başlıca 2 veri var: Reel Kesim Güven Endeksi ve TCMB Yatırım Eğilimi Anketi. Reel Kesim Güven Endeksi (RKGE) 2007 senesinden beri yayınlanmakta. En yüksek değerine de o sene ulaşmış! Ondan beri de iktisadi konjonktüre göre dalgalanan bir şekilde, ancak temelde düşük bir düzeyde seyrediyor. 2007 ortalaması 111.6 olan bu endeksin, sonraki 20 sene ortalaması 103.0 olmuş. (Son Mayıs 2026 değeri ise 101.0.) Tabi ki bu değer iktisadi aktivitenin daha canlı olduğu dönemlerde yükseliyor. Ancak, ortalama değerin 20 senedir belirgin bir şekilde düşük kalması reel kesim güveninin orta vadede arzu edilen seviyeye bir türlü çıkarılamadığını gösteriyor. </p>
<p>İkinci veri olan Yatırım Eğilimi Anketi ise işverenlerin 12 ay içerisinde yatırım harcamalarını “artacak, aynı kalacak, azalacak” şeklinde cevaplamasından oluşuyor. Benzer bir şekilde, 2007’de işverenlerin %35,7’si bu soruya “artacak” şeklinde cevap verirken, 2025’te bu ortalama sadece %21,2 olmuş. Son Mayıs 2026 rakamı ise %22,6.</p>
<p><strong>Yatırım iştahını belirleyen </strong><strong>tek kriter güven değil</strong></p>
<p>TÜİK 2011’den sonra RKGE’ye tüketici, hizmet, perakende ticaret ve inşaat güven endekslerini ekleyerek bir Ekonomik Güven Endeksi de yayınlıyor. Bu endeksin tüketici güveni dışında kalan alt endekslerinin grafiğine baktığımızda da hepsinde 2011’den 2024 ortasına kadar belirgin bir gerileme görüyoruz. O tarihten sonra ise gerilemeye devam eden inşaat sektörü haricinde diğer alt endekslerde dalgalı bir seyir var. Ancak hepsi de 2011 değerlerinin çok altında seyrediyor.</p>
<p>Tabii ki, Türkiye bir açık ekonomi ve yatırım iştahını belirleyen tek kriter güven değil. Hele bugünlerde AB ilişkileri ve bu bağlamda Gümrük Birliği ve “Made in EU” konuları, yeni ticaret yollarının şekillenmesi, Batı-Çin ilişkileri, çevremizdeki jeopolitik gelişmeler gibi pek çok dışsal faktör de belirleyici olacak. Ancak biz de kendi ev ödevimizi yaparak yatırım ortamını ve iştahını en yüksek düzeyde tutmak zorundayız. Bunu sağlayacak en önemli 2 kriter enflasyonun kalıcı bir şekilde düşürülerek ekonominin “normalize” olması ve yatırım ortamının iyileştirilmesi. Maalesef ki, bu noktalarda terakki değil, tedenni olduğu algısı her gün güçleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/reel-sektorde-guven-ne-durumda-81357</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Reel sektörde güven ne durumda? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekadaki-gelismeleri-kavramsal-gecisler-odagindan-degerlendirelim-81356</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâdaki gelişmeleri &#039;kavramsal geçişler&#039; odağından değerlendirelim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yarı iletken teknolojinin kol gücü uzantısı olmanın ötesine geçerek zihin gücünün uzantısı olması yaşam tarzlarımızı ve yaşam biçimlerimizi değiştiriyor. Bu değişim, doğrusal büyümenin ötesine geçen katlanarak büyüme yaratabiliyor; insanlık tarihinde ilk kez yüzleştiğimiz yeni durum yaşanan büyük dönüşümün çekirdek gücünü oluşturuyor.</strong></p>
<p>Siddharta Mukherjee, “Teknoloji tarihi genelde ürünler üzerinden yazılır: Tekerlek, mikroskop, uçak, internet. Aynı tarihe kavramsal geçişler üzerinden bakmak daha aydınlatıcı olabilir. “Tekerlek, doğrusal hareketten dairesel harekete geçiş; mikroskop, normal boyutlardan mikro boyutlara geçiş; uçak, karadan hareketten havadan harekete geçiş; internet, fiziksel bağlantılardan sanal bağlantılara geçiş” tanımlamasını yapar. Yapay zekâ alanındaki gelişmeleri de kavramsal geçişler odağından bakarak değerlendirmeliyiz.</p>
<p>Gözleyebildiğimiz kadarıyla yarı iletken teknoloji 57 yıldır yedi kavramsal geçişin biriken etkisiyle ilerliyor:  </p>
<p><strong>1-</strong> Kol gücünün zihin gücüne,</p>
<p><strong>2-</strong> Doğrusal büyümeden katlanarak büyümeye,</p>
<p><strong>3-</strong> Sınırlı kullanım alanından her alana yayılmaya,</p>
<p><strong>4-</strong> Organik beyin kapasitesinden inorganik beyin kapasitesine,</p>
<p><strong>5-</strong> Veri üretim hızını aşan işleme kapasitesine,</p>
<p><strong>6-</strong> İnsanın performansını artırmaya ve insanınyerini almaya,</p>
<p><strong>7-</strong> Süreçleri uçtan uca kaydetmeye odaklı geçişler yaşanıyor.</p>
<p><strong>Kol gücünden zihin gücüne</strong></p>
<p>Teknoloji, insanların çıplak güçleriyle yapamadıklarını akıllarını kullanarak buldukları araç-gereç ve metotlarla yapabilmesidir. Yarı iletken teknoloji de gözleme, izleme, ölçme, sayma, görselleştirme, malumat, bilgi, anlama ve anlamlandırma alanlarını derinden etkiliyor. Geçişler, insanların işlerindeki konumlarını köklü bir dönüşüme doğru sürüklüyor. Bilginin temel üretim girdisi olması, insanlığın yarısını oluşturan kadınların iş yaşamına girmesini büyüme ve gelişmenin gerek şartı haline getiriyor. Eğitim-öğretim, iş bulma ve kariyer geliştirme, ömür boyu öğrenme ile işi güven altına alma süreçleri yeni kapsam ve içerik gerektiriyor.   </p>
<p>Zihin gücü, evrende sonsuz büyük oluşumları anlamamıza yardımcı oluyor. Uzayın derinliklerinde yeni galaksiler keşfediliyor, kozmik ve canlılar dünyasında var oluşun iç dinamikleri derinliğine kavranıyor.  Sonsuz büyük ile sonsuz küçük olana erişebilme potansiyelinin değerlendirilmesi kozmik evrene ve canlılar dünyasına bakışımızı değiştiriyor.</p>
<p>Gözleme, izleme, ölçme, sayma, görselleştirme, malumat ve bilgi erişimi artıyor, anlama ve anlamlandırmanın yol ve yöntemleri değişiyor.</p>
<p>Yazının ilerleyen bölümlerinde değinilen otomasyon ve otonom uygulamaları işle insan arasındaki iletişim ve etkileşimi kaçınılmaz biçimde değiştiriyor.</p>
<p>İnsanlığın temel amacı olan maddi ve kültürel zenginlik üreterek yaşamı kolaylaştırmanın ilke, kural, yasa, yol ve yöntemlerini yeniden tanımlamak gerekiyor.</p>
<p>Yarı iletken teknolojinin kol gücü uzantısı olmanın ötesine geçerek zihin gücünün uzantısı olması yaşam tarzlarımızı ve yaşam biçimlerimizi değiştiriyor. Bu değişim, doğrusal büyümenin ötesine geçen katlanarak büyüme yaratabiliyor; insanlık tarihinde ilk kez yüzleştiğimiz yeni durum yaşanan büyük dönüşümün çekirdek gücünü oluşturuyor.</p>
<p><strong>Katlanarak büyüme...</strong></p>
<p>Yarıiletken teknolojinin önemli kavramsal geçişlerinden biri de değişmeleri alışık olduğumuz doğrusal büyüme ekseninden çıkarmış olması. Yarı iletken teknolojinin katlanarak büyümeye geçişi bağlantı, iletişim, rekabet ve iş birlikleri ağlarının yeniden örülmesini gerektiriyor.  Ulaşılabilirlik ve erişilebilirliğin fiziki yapılanmaları kadar zihinsel kapasitelerini de değiştiriyor,</p>
<p>Bir başka boyut,  teknolojinin katlanarak büyüme etkisinin çok kısa zamanda geniş kitlelere erişmesinin önünü açması. Çok değişik platformlarda satıcıların, alıcıların, sahiplerin ve diğer aktörlerin konumlanmaları yeni teknik ve sosyal beceri ihtiyaçları yaratıyor.</p>
<p>Yarı iletken teknolojinin taklit, kullanma, geliştirme konusunda daha önceki teknolojilere göre erişilebilirliğinin kolay olması da önemli. Bu kavramsal geçiş, katlanarak büyüme bağlamında ele alındığında, uzun dönemli stratejilere sahip olan toplumlar için teknolojik dönüşüme uyum daha hızlı ve etkili olabiliyor.</p>
<p>Katlanarak büyüme bir başka kavramsal geçişle de pekişiyor: Sınırlı alanda uygulanan teknolojinin, hiç kimsenin vazgeçemeyeceği temel meta haline gelmesi. Başka bir anlatımla, sınırlı alanda kullanımın, üretim örgütlenmesinin bütün alanlarına yayılması, ‘<em>genel teknolojiye dönüşmesi</em>” çok hızlı ilerliyor.</p>
<p><strong>Sınırlı uygulamadan genel teknolojiye...</strong></p>
<p>Yarı iletken teknolojinin yarattığı bir başka kavramsal geçiş, iş süreçlerini uçtan uca gözleme, izleme, analiz etme, kaydetme, geribildirimlerle sorgulama olanakları yaratması.  Uçtan-uca gözleme ve kaydetme, iş sürecini hızlandırırken, işgücü kalitesinde köklü değişmeleri de beraberinde getiriyor. İş sahibi olmak kadar, işi korumak için de sürekli kendine yatırım yapmak gerekiyor. İşgücünün teknik becerisi kadar sosyal becerileri de önem kazanıyor.</p>
<p>Yarı iletken teknolojinin genel teknolojiye dönüşmesi, piyasadan çekilen işler kadar yeni işlerin de kaynağı. Bu kavramsal geçişin izleri bizleri yaşam biçimi ve yaşam tarzlarındaki değişmelere kadar götürüyor. Ayrıca, uluslararası rekabet, jeopolitik ilişkiler, dünya düzeni de gelişmelerden ciddi biçimde etkileniyor.</p>
<p>Yarı iletken teknolojinin yarattığı önemli geçişlerden bir başkası da organik beyin kapasitesini aşan inorganik beyine  -makine öğrenimine- geçişte gözleniyor.</p>
<p><strong>İnorganik beyin kapasitesine…</strong></p>
<p>Canlı beyninin, özellikle insan beyninin kapasitesini küçümsemek yanlış olur ama inorganik beynin, makinelerin; veriyi üretme, saklama, kümeleme, ehlileştirme ve değerlendirme kapasitesi yaratması bütün yaşamı derinden etkileyecek bir geçiş. Büyük verinin üretilme hızının, yapay zekânın modellerinin yarattığı işleme kapasitelerinin aşmış olması yeni, ama güçlü bir geçiş sürecini gündemimize yerleştiriyor.</p>
<p>Veri üretimi, veri depolaması, verilerin ehlileştirilerek işlenebilir hale getirilmesi, makine öğrenimi sayesinde umulmadık yaygınlık ve derinliğe erişiyor.</p>
<p>Veri üretimi hızı yakın zamana kadar veri işleme hızından daha öndeydi. Yapay zekâ modelleri ilk kez işleme kapasitesinin, veri hızının önüne geçmesini sağladı. Karşılaştığımız yeni durum, yapay zekânın olumlu ve olumsuz etkilerini büyütme potansiyeline sahip. Gelişmeyi değişik açılardan değerlendirilme ihtiyacını önemsemeliyiz.</p>
<p><strong>İşleme kapasitesi…</strong></p>
<p>Yarı iletken teknolojinin kavramsal geçişleri arasında, veri üretme hızının işleme hızının gerisinde kalması, otomasyon ve otonom uygulamalarda yeni bir aşamaya işaret ediyor. Eğer veri üretimi ve kayıt sistemi büyük sayılar yasasını işler kılacaksa,  belirsizliği azaltan yeni bir aşamaya geçilebilir.</p>
<p>Teknoloji tarihi kanıtlıyor ki her yeni teknolojik aşama ve yeni teknolojilerin kendi içlerindeki geçişlerin hızlanması eşitsizlik yaratabiliyor. Temel amaç olan maddi ve kültürel zenginlikler üreterek insan yaşamını kolaylaştırma ilkesi zedelenebiliyor. Yapay zekâ bağlamında sorgulamalar, yarı iletken teknolojinin  “<em>insanın performansını artırması kadar, yerini alma eğilimini”</em>  güçlendiriyor.</p>
<p><strong>İnsanın yerini alma...</strong></p>
<p>Veri işleme kapasitesinin veri üretim kapasitesini aşması, otonom uygulamaların önünü açacağı beklentisini yükseltiyor. Bu geçiş, teknolojinin insanın yerini alması anlamına geliyor. İnsanların işsiz ya da düşük gelirli olmaları, temel içgüdülerden biri olan “ <em>nesli sürdürmeyi</em>” arka plana itebiliyor. Gelecekle ilgili kuşkuya düşme, azalan ve yaşlanan nüfus olgusuyla birlikte önemli bir sorunu gündemin ilk sıralarına yerleştiriyor.</p>
<p>İnsanların yaşamı  “<em>anlamlandırma ve değer katma</em>” konusunda umutsuzluğa kapılması, tamiri imkansız bir hayata yol açabilir.</p>
<p>Sonsuz büyükle sonsuz küçüğe erişimin kozmik ve canlı dünyasının bütün mekanizmalarını kontrol edebilecek bir düzeye erişirse, makineler ve algoritmalar insanın yerini alırsa, yaşamı neyin anlamlı kılacağını sorgulamak gerekir. Her şeyin kayıt altına alınması büyük sayılar yasasını geçerli kılabilir; ama o zaman bilim araç olma özelliğini yitirir mi?</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Süreçleri uçtan uca kaydetme...</strong></span></p>
<p>Fizikçi Carl Sagan’ın uyarısını anımsayalım: Eğer her şey sabit olsa, hiçbir şey değişmeseydi, bilime ihtiyaç olmazdı. Eğer, her şey tam bir kaos olsa, hiçbir şeyi anlamak mümkün olmasa yine bilim olamazdı. Bilim, çaba gösterildiğinde yaşadığımız evreni kavrayabilmemizin aracı.</p>
<p>Eğer yarı iletken teknolojinin geliştirdiği yapay zekâ yaşamın bütün süreçlerini kaydedebilecekse bunun sonu insanlık için nereye varabilir?</p>
<p>Teknolojiyi ürün üzerinden değil, kavramsal geçişler bağlamıyla analiz edersek yaratabileceği sonuçları öngörebilir ve önlem alabiliriz.</p>
<p>Bu yazı kapsamında anlatılan geçişleri sorgulamalıyız. Sorgulamalıyız ki insanlık olarak bindiğimiz dalı kesmeden geleceği inşa edebilelim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekadaki-gelismeleri-kavramsal-gecisler-odagindan-degerlendirelim-81356</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/6/1280x720/67-1781760983.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâdaki gelişmeleri &#039;kavramsal geçişler&#039; odağından değerlendirelim ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gelecek-korlugu-tahminiyle-temenniyi-karistirma-81355</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gelecek körlüğü tahminiyle temenniyi karıştırma</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Batı dillerinde “hatır, gönül, vefa” kelimeleri yoktur zira o sosyolojilerde bunların karşılığı yoktur. Bizde plan, vizyon yoktur. Kervan yolda düzülür, gözümüzle düşünür, önce ateş edilir, sonra nişan alınır.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: İnsan, <strong>gelecek</strong> körüdür. Ama onu <strong>merak etmekten</strong> vazgeçmez. Ülkede günde <strong>2 milyon kahve falı</strong>, geleceğe dair bir işaret umuduyla açılır... <strong>Yarın, hiç kimseye vaat edilmemiştir</strong>. Yarını tahmin etmenin en garanti yolu, onu <strong>inşa</strong> etmekten geçer... Bunun da kendi içinde riskleri vardır.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Yarını merak edenin en büyük yanılgısı (<strong>Parmenides yanılgısı</strong>) gelecek körlüğüdür. Zira insan, yarını tahmin ederken; <strong>bugünü geleceğe uzatır.</strong> Yarını <strong>bugünün tekrarı</strong> ya da <strong>doğrusal devamı</strong> sanır. Yanılgı, <strong>kırılmaları</strong> görememesidir. Zira her gün yeni bir başlangıçtır ve belirsizliklerle doludur.</p>
<p><strong>TÜRKİYE “UÇACAK” DEDİK AMA KANAT GEREKTİĞİNİ UNUTTUK</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Ülke için “<strong>10 yıl içinde uçacak</strong>” tahmini, yüzlerce fırsatın (siyasi, ekonomik, çevre, şartlar, savaş, yenileşim, doğal kaynak vs.) oluşturacağı <strong>kırılmaya göre</strong> şekilleniyordu.  Ancak 15 yıl öncesi <strong>anlı şanlı tahmin modelleri</strong> ve uzmanlarca yarın öngörülerine bakıp<strong>, gelecek körlüğünü</strong> kavrayabiliriz.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Cumhuriyet’in 100’üncü yılında <strong>2 trilyon  $</strong> milli gelir, <strong>500 milyar $</strong> ihracat, turist başına <strong>1000 $</strong> gelir, Ar-Ge’ye %3 pay, savunmada  <strong>25 milyar $</strong> ve bu liste uzar gider. <strong>Enflasyon mu</strong>?  Yüzde <strong>5</strong> tabii ki… İşsizlik; varla yok arası <strong>%5</strong>. Tahmini temenniye dönüştüren <strong>yöntemsizliktir,</strong> bize plan gerekir.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Gelecek körlüğüne dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Tahminlerin tutmamasının nedeni nedir?</em></strong></p>
<p>Aslında her gelecekçinin (<strong>futurist</strong>) tutmayacak bir tahmini vardır. Bırakın falcılık tekniklerini, 2026 bütçesini planlayanları dahi çuvallamasına, “<strong>öngörülemeyen gelişmeler</strong>” yol açar ve açıyor da…</p>
<p><strong><em>Kulvar atlatacak fırsatları nasıl yakalarız?</em></strong></p>
<p><strong>Fırsatlar gelirken ve önü kesilerek yakalanır</strong>. Fakat fırsat görülemez ardından koşulursa yakalanamaz. <strong>Sözde değil özde yapısal reform</strong> yapmaz, hukuktan verimliliğe <strong>ahlak inşa edemezseniz</strong>, asla olmaz.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>TAHTINI YAPARSIN DA BAHTINI YAPAMAZSIN</strong></p>
<p>Tahtın; öngördüğün, tahminindir; bahtın ise hayatın sana sunduğu… <strong>Tahminler kataloğu</strong> olmanın ötesinde geleceği tasarlayan <strong>beş yıllık kalkınma planlarımız</strong> vardı; DPT’miz vardı. Bunları işlevsiz kıldık ve şimdi enflasyonun pençesinde, orta gelir tuzağında debelenip duruyoruz. Ah şu plansızlığımız…</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>GELECEK KÖRLÜĞÜ LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Tahmin</strong>: Mevcut verilere, deneyim ve sezgilere dayanarak gelecekteki durumu kestirme</p>
<p><strong>Temenni</strong>: Bir şeyin gerçeklemesini dileme, arzu etme, eylemsiz gelecek rüyaları görme</p>
<p><strong>Parmenides körlüğü</strong>: Yarını tahmin ederken bugünü değiştirmeden geleceğe uzatma yanılgıs</p>
<p><strong>Gelecek planları</strong>: Yarın ulaşılmak İstenen hedefi belirleyip ona uygun stratejik adımlar tasarımı</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gelecek-korlugu-tahminiyle-temenniyi-karistirma-81355</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gelecek körlüğü tahminiyle temenniyi karıştırma ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cambaz-ip-ustunde-is-birlikcilerinin-eli-vatandasin-cebinde-81354</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cambaz ip üstünde, iş birlikçilerinin eli vatandaşın cebinde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ankara’ya bir gün madenciler akın ediyor, haklarını alabilmek için… Bir gün öğretmenler… Ama hiçbiri Ankara’nın umurunda değil. Çünkü Ankara başka bir dünyada yaşıyor… Genellikle öyleydi de, şimdi o umursamazlık had safhada.</p>
<p>Ankara eylemleri bastırma merkezi!</p>
<p>Ankara aynı zamanda söylem merkezi!</p>
<p>Başkent’te konuşulur, konuşulur; siyasi vaatler havada uçuşur, ekonomi şaha kaldırılır, enflasyonun vatandaşı ezmesi şöyle dursun, vatandaş enflasyonu ezer geçer!</p>
<p>Ama bu söylemler yetmezse birileri çıkar ya da çıkartılır, onlar da muhalefete muhalefet görevini inanılmaz bir şevkle yerine getirir.</p>
<p>Bu arada madenci yerlerde sürüklenmiş, üç kuruş maaşa bile dünden razı öğretmen hakkını alabilmek için itilip kakılmayı göze almış, kimin umurunda.</p>
<p>Yıllarca çalışmış ve şimdi emekli maaşıyla geçinmeye çalışanlar mı; gözlerinde bıkkınlık, ne yapacağını bilememe haliyle ip üstündeki cambazı izlemeye devam eder.</p>
<p>Ankara’nın üstünden geçen ipin üstünde o kadar çok cambaz vardır ki, tüm televizyonlar kameralarını bu cambazlara çevirmiştir ama kafalar havada olunca ve bu hünerler nasıl sergileniyor diye dikkatler ip üstüne verilince ceplerden bir türlü çıkmayan o el hiç fark edilmez.</p>
<h2>Hâlâ aynı masal</h2>
<p>Bir çocuğa aynı masalı anlatın, üç beş kez dinledi mi sıkılır. Ama bizde vatandaşın büyük bir kısmının ne yazık ki sıkılmadan dinlediği, anlatanın da <strong>“Madem dinliyorlar yenisine ne gerek var”</strong> diye düşündüğü bir masal var:</p>
<p><strong>“Biiiiz, vatandaşımızı enflasyona ezdirmedik.”</strong></p>
<p>Bir kere bu söz,<strong> “Enflasyona karşı başarılı olamadık”</strong> itirafıdır da onunla pek ilgilenilmez. Geniş kitleler “Sahi bu enflasyon niye var” diye düşünmez. Düşünen ve tüm dünyadaki gelişmeleri izleyenler(!) de <strong>“Ama enflasyon tüm dünyanın sorunu”</strong> diye ahkâm keser.</p>
<p>Şimdi… Vatandaşın enflasyona ezdirilmediği iddia ediliyor ya. Ben de aksini iddia ediyorum; hatta iddia etmekle kalmıyor, TÜİK’in pek de itibar edilmeyen enflasyon oranlarıyla bile bunu kanıtlıyorum.</p>
<p>Bu verileri, bu hesaplamayı doğru bulmayanlara da hodri meydan diyorum…</p>
<h2>TÜİK enflasyonuna göre bile…</h2>
<p>Bakın çalışanlar enflasyona nasıl ezdiriliyor; tane tane gidelim.</p>
<p>Önce şunu belirteyim; burada kastettiğim kamu çalışanları. Özel sektörde durum çok daha vahim olabiliyor. Çünkü kamuda çalışanlar altı ayda bir enflasyon farkını kesin olarak alıyor; özel sektörde bunun garantisi de yok.</p>
<p>Diyelim bu yılın ocak ayındaki maaş 10 bin lira. İlk altı ay boyunca bu maaş ödeniyor. Haziran enflasyonu ne olur, bilmiyorum; o yüzden de haziran-aralık dönemi için her ay geçen yılki enflasyonun gerçekleşeceğini varsaydım.</p>
<p>Buna göre hazirandaki artışla birlikte ilk altı aydaki enflasyon, o da TÜİK’in TÜFE’sindeki artış yüzde 18,2 olacak. Böylece ilk altı ayda 10 bin lira olan maaş ikinci altı ayda 11 bin 819 liraya çıkacak. Yılın toplamındaki maaş ne kadar; 130 bin 917 lira.</p>
<h2>Ya enflasyona göre ödenseydi…</h2>
<p>Ocak ayı… Maaş 10 bin lira ama o ay yüzde 4,8 enflasyon yaşandı. Yani maaş enflasyon kadar artsaydı, yani çalışan enflasyona ezdirilmeseydi 10 bin değil 10 bin 484 lira ödenmesi gerekiyordu.</p>
<p>Çalışan enflasyona daha ilk aydan ezdirildi.</p>
<p>Tabloda aylık maaşların ne olduğunu, enflasyona göre ne olması gerektiğini ve aradaki farkı görüyorsunuz.</p>
<p>Yıla 10 bin lira maaşla başlayanın yıllık kaybı 12 bin 822 lira.</p>
<p>En düşük emekli maaşı olan 20 bin lira. Buna göre bir yıldaki kayıp 25 bin 644 lira.</p>
<p>Bu hesaplama tabii yalnızca en düşük maaş alanları ve emeklileri ilgilendirmiyor. Ortalama emekli maaşı daha yüksek. Kamuda halen çalışmakta olanların maaşları da. Dolayısıyla enflasyondan kaynaklanan bu kayıp çok daha yüksek tutarlara ulaşıyor. Herkes 10 bin lira örneğinden yola çıkarak kendi hesabını yapabilir.</p>
<p>Haziran-aralık dönemindeki aylık enflasyonun geçen yılın üstüne çıkması durumunda tutarın daha da büyüyeceği, aksi durumda küçüleceği de ortada.</p>
<p>Bu verilerin ışığında şimdi bir kez daha soralım:</p>
<p><strong>“Çalışanlar enflasyona ezdiriliyor mu, ezdirilmiyor mu?”</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3377d0b4e3a-1781757904.png" alt="" width="658" height="419" /></strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cambaz-ip-ustunde-is-birlikcilerinin-eli-vatandasin-cebinde-81354</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/4/1280x720/para-tl-1781763305.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cambaz ip üstünde iş birlikçilerinin eli vatandaşın cebinde ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/faturayi-goren-musterinin-keyfi-kaciyor-ciro-var-ama-karsizlik-sancisi-cekiyoruz-81353</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Faturayı gören müşterinin keyfi kaçıyor, ciro var ama kârsızlık sancısı çekiyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İSTANBUL </strong>Frankie’nin kurucusu <strong>Kaya Demirer, </strong>2012 yılında Nişantaşı’nda Sofa Otel’in terasında açtığı restoranının geçen yıl taşındığı Galataport’ta yeni dönem mönüsünün hazırlıkları sırasında taşınmanın nasıl gündeme geldiğini düşündü:</p>
<p>-          <strong>AKM’nin üstündeki restoranın yatırımcısı Doğuş Holding’le orada marka ve konsept yaratıcılığını temel alan işbirliğimiz sırasında Frankie’yi de Galataport’a taşıma fikri gündeme gelmişti.</strong></p>
<p><strong>Kaya Demirer, </strong>Frankie’yi Galataport’a Doğuş Grubu’nun yatırım işbirliği ile taşırken yer seçimi üzerinde çalıştı:</p>
<p>-          <strong>Dev kruvaziyer gemileri limana yanaştığında Galataport’taki mekanların büyük bölümünün manzarası kapanıyor. Frankie’yi kruvaziyer gemilerinin önünü kapatmayacağı bir noktada açmak en doğrusu olur.</strong></p>
<p>Yeri belirlerken Galataport’u yapıp işleten Doğuş Grubu’yla işbirliği avantajını arkasına aldı, kruvaziyer gemilerinin manzarasını kapatmadığı bir noktayı seçti:</p>
<p>-          <strong>Doğuş grubuyla işbirliğimiz başta Frankie olmak üzere restoran markamızı yeri ve zamanı geldiğinde yurt dışına açma planını da kapsıyor.</strong></p>
<p><strong>Kaya Demirer, </strong>Nişantaşı’ndan ayrılırken konseptte de değişikliklere gitti:</p>
<p>-          <strong>Sofa Otel’in terasındaki mekanımızda canlı müzik vardı. Galataport’ta canlı müzik yok. DJ ile sonradan hareketlenen bir mekan kurguladık. Menüyü de farklılaştırdık.</strong></p>
<p>Galataport’ta da terası da içine alan mekan seçiminin etkisini irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Yaz akşamları bütün Galataport’u en son toparlayan bir yere dönüşüyor. Yani, başka yerde yemek yiyenler de terastaki barımızda geceyi noktalamayı istiyor.</strong></p>
<p><strong>Kaya Demirer</strong>’in davetiyle Frankie’nin yeni dönem mönüsünün tanıtıldığı buluşmaya bir grup meslektaşımla katıldım. <strong>Demirer, </strong>şef <strong>Hakan Çabuk</strong>’u tanıtıp, Galataport’a geçerken mutfağı nasıl kurguladıklarını anlattı:</p>
<p>-          <strong>Mutfağımızda Akdeniz ürünleri Asya’nın pişirme teknikleri, baharatlar ve saklama teknikleriyle sunuluyor. Mutfağımızdaki Akdeniz-Asya buluşmasının patentini de aldık. Ama yüzde 100 Akdeniz’i veya yüzde 100 Asya’yı yansıtan tabaklarımız da var.</strong></p>
<p><strong>Demirer</strong>’e Galataport’tan memnun olup olmadıklarını sorduk, şöyle yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Ekonomik koşullara paralel bir şekilde olabildiğimiz kadar memnunuz. Buradaki fark, bir cebimiz kiralayan, </strong><strong>bir </strong><strong>cebimiz de kiracı. Daha iyi olacağımızı düşündüğümüz ama </strong>“Çok şükür bugünleri de gördük” <strong>dediğimiz bir dönemden geçiyoruz.</strong></p>
<p>Frankie’yi başka yerde açmayı düşünüp düşünmediklerini merak ettik, paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de kısa vadede bir başka yerde Frankie’yi açmayı düşünmüyoruz. Ancak, yatırımcımızla ortak karar alırsak yurt dışında yatırım neden olmasın? Bir Türk markasını yurt dışın</strong><strong>a</strong><strong> götürmüş oluruz.</strong></p>
<p><strong>Kaya Demirer</strong>’e Turizm Restoran Yatırımcıları ve Gastronomi İşletmecileri Derneği (TURYİD) Yönetim Kurulu Başkanı şapkasıyla sektörün genel durumunu sordum, yanıtı şöyle oldu:</p>
<p>-          <strong>Misafir restorana giriyor, siparişini veriyor. Yemeğini yiyor. Keyifli vakit geçiriyor. Hesabı istediğinde faturayı görünce rengi değişiyor, </strong>“Yediğim yemeğin, içtiklerimin bedeli bu kadar olamaz” <strong>diyor, keyfi kaçıyor.</strong></p>
<p>Duruma işletmeci penceresinde baktı:</p>
<p>-          <strong>Faturayı görünce keyfi kaçan müşteri haklı. Ancak, işletmeciler olarak da bakıyoruz, ciro var, kârlılık söz konusu olamıyor. Kısacası ciro var, kâr yok. Çünkü, bizim giderlerde de çok ciddi artış söz konusu.</strong></p>
<p>Son 1-2 yılda İstanbul, Bodrum, İzmir’deki önde gelen restoranların fiyatı, İspanya, İtalya, İngiltere, Almanya gibi ülkelerdeki benzerlerinden pahalı hale geldi.</p>
<p>TURYİD Başkanı <strong>Kaya Demirer </strong>bu durumu, <strong>“Faturayı gören misafirin keyfi kaçıyor” </strong>sözleriyle açıklıyor…</p>
<p>Enflasyon hissedilir düzeyde düşmedikçe müşteri, <strong>“İstanbul’daki restoranlar Avrupa ülkelerinden bile pahalı” </strong>demeyi sürdürecek, restoran işletmecileri de, <strong>“ciro var, kâr yok” </strong>yakınmasıyla yanıt verecek gibi duruyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘Dinamik fiyatlama’ hareketliliği bütün haftaya yayabilir</span></h2>
<p><strong>TURİZM </strong>Restoran Yatırımcıları ve Gastronomi İşletmecileri Derneği (TURYİD) Yönetim Kurulu Başkanı olan <strong>Kaya Demirer</strong>’e Frankie’deki doluluk-hareketlilik durumunu sorunca, bütün sektör için düşündükleri formül üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Uçaklarda, otellerde olduğu gibi bizim de sektör olarak </strong>“dinamik fiyatlama”<strong>ya geçmemizde yarar var. TURYİD olarak bu konu üzerinde çalışıyoruz.</strong></p>
<p>TURYİD üyesi restoranların hafta sonları ve akşamları daha yoğun olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Hafta içi ve gündüz saatlerinde </strong>“dinamik fiyatlama” <strong>ile hareketliliği artırabilir miyiz, ona bakıyoruz. Uçaklarda ve otellerde bu formül gayet iyi çalışıyor.</strong></p>
<p><strong>“Dinamik fiyatlama”</strong>nın devreye girmesi halinde algıyı iyi yönetmek gerektiğini kaydetti:</p>
<p>-          “Dinamik fiyatlama”<strong>da işlerin yoğunluğunun düşük olduğu hafta içi günlerde farklı teklifler sunmamız lazım misafirlerimize. Tabi, oluşan fiyat farkını da iyi anlatmamız gerekiyor.</strong></p>
<p>Düşündükleri <strong>“dinamik fiyatlama”</strong>yı şöyle anlattı:</p>
<p>-          <strong>Fast food gibi mekanlarda tamamen fiyat odaklı bir müşteri kitlesi söz konusu. Lüks restoranlarda </strong>“dinamik fiyatlama”<strong>yı indirim gibi düşünmemek lazım. Belki aynı fiyata </strong>“daha yüksek değer” <strong>olarak görülen sunum ve hizmet devreye girebilir.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Markanın isim hakkı ve yönetimi Demirer’de</span></h2>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a3376ef19f4f-1781757679.jpg" alt="" width="500" height="554" />
<figcaption><strong>Çetin Kolukısaoğlu</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>DOĞUŞ </strong>Grubu Hospitality &amp; Retail Deneyim Direktörü <strong>Çetin Kolukısaoğlu, </strong>Galataport Frankie’deki buluşmada, <strong>Kaya Demirer</strong>’le grubun işbirliği üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Frankie markasının isim hakları ve yönetimi Kaya Bey’de. Biz onun markasıyla Galataport’ta yatırım yapmış olduk. Kaya Bey, aynı zamanda Yönetim Kurulu Başkanımızın (Ferit Şahenk) hospitality alanında danışmanlığını da yapıyor.</strong></p>
<p>Galataport’a taşınma sürecindeki değişime işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Frankie, Galataport’a taşınırken konsept ve mönü değişimini Kaya Bey yönetti.</strong></p>
<p><strong>Çetin Kolukısaoğlu, </strong>Doğuş Grubu’nun çatısı altında otomotiv ve inşaatın ilk sıralarda yer aldığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Turizm, ağırlama ve perakende de Doğuş Grubu’nda önemli bir pay alıyor. Bunun içinde benim yönettiğim alanlar arasında Volkswagen Arena, Parkorman, restoranlar, lüks perakende bulunuyor.</strong></p>
<p><strong>Koluk</strong><strong>ı</strong><strong>saoğlu, </strong>sayıları 300 civarında olan restoranlardan Günaydın markası üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Günaydın Köfte-Döner’lerin üç farklı tipi var. Birinde döner, lahmacun yer alıyor. Kebapçı modeli var. Ayrıca et restoranı var. Günaydın Köfte-Döner yanılmıyorsam</strong><strong>,</strong><strong> 50 dolayında restoranı var. Büyük restoranları 20-30 tane.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Aslan Balığı mönüye girsin, denizler kurtulsun</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a337709237c6-1781757705.png" alt="" width="641" height="228" /></span><strong>KAYA Demirer, </strong>Galataport’a taşınmaları sonrası Frankie’nin mönüsüne <strong>“Aslan Balığı Ceviche”</strong>nin girdiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Aslan Balığı’nı mönümüze biraz da sosyal sorumluluk olarak aldık.</strong></p>
<p>Denizlerin Aslan Balığı’ndan temizlenmesi gerektiğini, bu yönde de bir mücadelenin sürdüğünü vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Biz restoranlarımızda Aslan Balığı’nı mönülere koyarsak, balıkçılar da daha fazla avlamaya yönelir. Böylece mücadelenin kapsamı da alanı da genişler.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">O konser ‘demek ki İstanbul riskli değil’ dedirtti</span></h2>
<p><strong>FRANKIE</strong>’nin kurucusu ve TURYİD’in Başkanı <strong>Kaya Demirer, </strong>İstanbul’da gerçekleşen <strong>Kanye West </strong>konserine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>O konseri 118 bin kişi izledi. Konseri izlemeye yurt dışından da çok gelen oldu. Hiçbir sorun yaşanmadı.</strong></p>
<p><strong>Kanye West </strong>konserinin İstanbul’un dünyadaki algısına olumlu yönde önemli katkısı olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>ABD ve İsrail’in İran’a saldırısıyla patlayan savaş, ülkemizi yakından bilmeyen yabancı turistlerde olumsuz algı yarattı. İstanbul’a gelmeyi bile riskli görenler oldu.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Kanye West konserinin 118 bin seyirciyle gerçekleşmesi, </strong>“Demek ki İstanbul riskli değil” <strong>dedirtti.</strong></p>
<p><strong> </strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/faturayi-goren-musterinin-keyfi-kaciyor-ciro-var-ama-karsizlik-sancisi-cekiyoruz-81353</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/3/1280x720/kaya-demirer-1781757665.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Faturayı gören müşterinin keyfi kaçıyor, ciro var ama kârsızlık sancısı çekiyoruz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-81351</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasa Fed Başkanı Warsh’un açıklamalarını nasıl fiyatladı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Fed Pas Geçti! Piyasa Warsh’un Açıklamalarını Nasıl Fiyatladı? | Ekonomi Masası | 18 HAZİRAN" src="https://www.youtube.com/embed/0Lhj4CFiyf8" width="700" height="570" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-81351</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/1/1280x720/guldag-cipa-1781757268.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/devlet-eli-ile-kasanizdaki-paralar-yari-yariya-aliniyor-81352</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Devlet eli ile kasanızdaki paralar yarı yarıya alınıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Fast Company Türkiye tarafından Hepsiburada ana sponsorluğunda düzenlenen Perakende Buluşması'26, “Sektörde Ne Oldu, Ne Olacak?” ana temasıyla gerçekleştirildi. Birleşmiş Markalar Derneği (BMD) işbirliğiyle yapılan zirvede konuşan Karaca Grubu Kurucusu Arif Karaca, 53. kuruluş yıl dönümünü geride bırakan Karaca’nın hikayesini anlattı. Karaca, Malatya’dan borçlu bir şekilde İstanbul'a göç ederek çok düşük sermaye ile kurulan şirketin Süleymaniye’de 30 metrekare alanda ticaret hayatına başladığını ve geride kalan dönemde tüm dünyada 500 mağazalık bir zincir haline geldiğini anlattı. Bu süreçte dünyanın birçok ülkesinden mal getirdiklerini ve çeşitli engellerle karşılaştıklarını dile getiren Karaca, “Birkaç defa da batmanın eşiğine geldik. Türkiye’de krizlerin sonu gelmiyor. Maşallah peşi peşine krizler yaşıyoruz. 8-10 senede bir geliyor. Neticede biz çekle senetle malı satıyoruz. Ürünü dolarla, Euro ile alıp getiriyor, çekle senetle satıyorsunuz. Çeki senedi kasaya koyuyorsunuz sonra bir gün kalkıyorsunuz yüzde bilmem kaç devalüasyon olmuş. Ondan sonra sermayemiz yarıya inmiş. Türkiye’de biz global markalar çıkaramıyoruz. Çünkü sermaye birikmiyor. Neticede devlet eli ile cebinizdeki, kasanızdaki paralar yarı yarıya alınıyor. Sermaye birikmeyince marka da çıkmıyor” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Bitmeyen savaş eltiler savaşı </h2>
<p>Bu dönemde grup ve aile olarak olmazsa olmazlarını da paylaşan Arif Karaca, iş ve aile yaşamındaki prensiplerine ilişkin şu açıklamaları yaptı:</p>
<p>“Biz 5 kardeşiz. Büyükçekmece’de güzel de bir evimiz var bahçeli. Ben orada oturuyorum. İkinci nesli evlendirirken hepsine şart koşuyoruz. Hafta 7 gün. 6 günü sizin ama bir gününü mutlaka bize ayıracaksınız, kesinlikle hastaydım, arkadaşımın düğünü var gibi bahaneler üretmeyeceksiniz. Herkes pazar günü orada olacak. Bizim pazar sofralarımızda en az 50 kişi bir araya geliyoruz. Biz orada hem aile kaynaşıyor hem şirketimizde konuşamayacağımız birçok şeyi konuşuyoruz. Türkiye’de aile şirketlerinin en büyük problemi bu. Anadolu’dan çok küçük sermaye ile gelen şirketler burada İstanbul’da çok zor günleri birlikte yaşıyorlar. Birlikte aç kalıyor, birlikte susuz kalıyorlar ama şirketlerini ciddi bir şekilde büyütüyorlar. Herkes işin bir tarafından tutuyor ve büyüyorlar. Birinci kuşak, ikinci kuşak büyütüyor ama burada ciddi kararlar almak lazım. Biz kendimiz bu konuda birçok yok olmak üzere olan markayı satın aldık. Emsan, Jumbo, Homend, Kaşmir Halı bunlardan bazıları. Bunları satın alıp yok olmaktan kurtardık. Anadolu’dan gelip altında acıklı hikayelerin olduğu aile şirketlerinin kolay kolay yok olup gitmemesi için tedbirler almak lazım. Biz 5 kardeşiz. 4 erkek, bir kız. Dünyada bitmeyen savaş eltiler savaşı. Aile şirketlerinin de önündeki en büyük tehlikelerden biri eltiler savaşı. Bu eltiler savaşı olduğu sürece aile şirketleri çok zor günler yaşamak zorundalar. Bu eltiler savaşını barışa döndürebilirseniz işi kurtarırsınız”.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">PERAKENDECİ KAR KAYBEDİYOR TURİST HARCAMASI DÜŞÜYOR</span></h2>
<p>Etkinlikte konuşan BMD Başkanı Sinan Öncel de perakende sektörünün içinden geçtiği sürece ilişkin tespitlerini veriler ile paylaştı. Maliyet enfl asyonunun herkesi yakından ilgilendiren ve patronların da yakından ilgilenmesi gereken bir konu olduğunu vurgulayan Öncel, “Bu şirketleri konkordatoya kadar götürecek bir sürecin başlangıcıdır” dedi. Öncel, gerçekleştirdikleri anketin sonuçlarına göre mayıs ayında üyelerin yüzde 52’sinin geçen yılın mayıs ayına göre yüzde 30’un altına ciro artışı bildirdiğini belirtti. Öncel, “Yüzde 50’sinde işler iyi, kalanında düşük akla geliyor. İndirimli satışların toplam satışa oranı yüzde 40 ve üzeri olanların oranı yüzde 56 olmuş. Yani sadece ciroya bakarak perakendede işler iyidir, zayıftır, yavaştır demek o da mümkün değil. Cironun nasıl sağlandığı da çok önemli. Ciro indirimli satışlarda karsız bir şekilde sağlanıyorsa çok sağlıksız bir yapı. Bu oranın giderek artıyor olması da işletme sermayesi ve borç sermayesi kullanımı ihtiyacını daha da çok artıyor” diye konuştu. Bir diğer önemli konunun da kira ciro oranı olduğunu dile getiren Öncel, şöyle devam etti: “Yüzde 10-15 arası ideal olan oranın 2025’te yüzde 16 ve üzeri diyenlerin oranı yüzde 56’ya çıkmış. Bu bize perakende sektörünün çok ciddi anlamda kar kaybettiğini gösteriyor. Yine 2022 Haziran'ında 6 bin 68 olan 100 bin TL kiranın dolar karşılığı bu haziranda 11 bin 164 dolara gelmiş. Bu artışa rağmen en fazla şikayet fahiş kira artışı talebinden geliyor. Bu konuda 3 bakanlıkla da görüşme halindeyiz. Diğer taraftan turist alışverişi de ciddi anlamda düşüyor. Yabancı kartlar ile Türkiye’de yapılan harcama tutarı 2025 yılında 284 milyar TL imiş. 2026’da bu ilk 4 ayda 229 milyar TL’ye düşmüş. Yerli kartlar ile yurtdışında yapılan harcama ise 225 milyar TL’den 342 milyar TL’ye çıkmış. Harcama yurtdışına kayıyor çünkü fiyatlar, gümrük vergileri çok yüksek. Yabancılar da Türkiye’den almak yerine komşu ülkelerden alıyorlar. Üretimde değil ithalatımızda da ciddi artışlar var, bu da ciddi problem oluşturuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/devlet-eli-ile-kasanizdaki-paralar-yari-yariya-aliniyor-81352</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/2/1280x720/67-1781757340.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Karaca Grubu Kurucusu Arif Karaca, &quot;Türkiye’de krizlerin sonu gelmiyor. Ürünü dolarla, Euro ile alıp getiriyor, çekle senetle satıyorsunuz. Bir gün kalkıyorsunuz yüzde bilmem kaç devalüasyon olmuş. Ondan sonra sermaye yarıya inmiş. Neticede devlet eli ile cebinizdeki, kasanızdaki paralar yarı yarıya alınıyor” ifadelerini kullandı. Karaca, aile şirketlerindeki eltiler savaşını da gündeme getirerek, &quot;Eltiler savaşını barışa döndürebilirseniz işi kurtarırsınız” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/finansman-maliyeti-devleri-frenliyor-81350</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 07:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Finansman maliyeti devleri frenliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN - YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından 1968 yılından bu yana açıklanan ve ‘Türk sanayisinin en kapsamlı röntgeni’ kabul edilen İSO-Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu Araştırması’nın 2025 yılı sonuçları açıklandı. İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan tarafından açıklanan araştırmanın sonuçları, sanayi devlerinin üretimden satışlarda son 3 yılda reel olarak yaşanan daralmanın ardından bu yıl kısmi de olsa toparlanmaya başladığını, ancak finansman giderlerindeki yükün toparlanmayı baskıladığını ortaya koydu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a33732d86443-1781756717.jpg" alt="" width="800" height="312" />Araştırma sonuçlarına göre, üretimden satışlarda (net) en büyük ilk üç kuruluş 2023 ve 2024’te olduğu gibi bu yıl da değişmedi. TÜPRAŞ, 2025 yılında elde ettiği 698,7 milyar TL’lik üretimden satış tutarı ile birinci olurken; Ford Otomotiv 538,2 milyar TL’lik üretimden satışı ile ikinci; 327,8 milyar TL’lik üretimden satış tutarıyla da Star Rafineri üçüncü sırada yer aldı. İlk 10’daki en dikkat çekici gelişme 2025’te ilk kez 2 savunma sanayi şirketinin listeye girmesi oldu. TUSAŞ ilk 10’a yedinci sıradan girerken, Aselsan dokuzuncu sırada kendine yer buldu.</p>
<h2>İlk 50’nin payı yüzde 48,6</h2>
<p>Türk sanayisi küreselde tarife savaşları ve jeopolitik gerilim, içeride de sıkı para politikası ve yavaşlayan dezenflasyonun etkisi altında 2025 yılını geçirirken, söz konusu koşullar İSO 500 göstergelerinde de etkili oldu. 2025 yılında İSO 500’ün üretimden satışları yüzde 28 artışla 8 trilyon 688 milyar liradan 11 trilyon 118 milyar liraya yükseldi. 2025’te yüzde 25,4 olan yıllık ortalama Yurt İçi ÜFE enflasyonu baz alındığında ise üretimden satışların reel olarak yüzde 2,1 oranında arttığı görüldü. Böylece 2022’te yüzde 4,2; 2023’te yüzde 5,2 ve 2024’te yüzde 3,4 olan reel düşüş, 2025 yılında ılımlı bir pozitif büyümeye dönüştü. Bununla beraber söz konusu sınırlı reel artış, satışlardaki zayıf performansın devam ettiğine işaret etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a337270c5ced-1781756528.png" alt="" width="800" height="333" /></p>
<p>Araştırmada, üretimden satışların 50’lik gruplara göre dağılımına bakıldığında, İSO 500 içinde ölçek yapısının genel olarak korunduğu görülüyor. İlk 10 şirketin İSO 500’deki ağırlığı, geçen yıllara göre 0,4 puan gerileyerek yüzde 24,4 olarak gerçekleşti. İlk 50 kuruluşun payı da 2025 yılında ılımlı bir gerileme göstererek yüzde 48,6 olarak hesaplandı. Buna rağmen, uzun yıllardır olduğu gibi İSO 500’ün yarısına yakınını oluşturmaya devam etti. Dolayısıyla bu tablo, büyük ölçekli üretimin sanayi içindeki belirleyici ağırlığını da bir kez daha ortaya koymuş oldu.</p>
<h2>İhracatta Türkiye genelini solladı</h2>
<p>Türkiye ihracatının yüzde 4,4; sanayi malları ihracatının da yüzde 4,5 arttığı 2025 yılında İSO 500’ün ihracatı çok daha yüksek bir ivme gösterdi. Zorlu küresel rekabet koşullarına rağmen, devlerin ihracatı 2024 yılındaki yüzde 1,5’lik ılımlı artışın ardından, 2025 yılında yüzde 8,4 oranında büyüyerek 104,7 milyar dolara çıktı. İSO 500’ün Türkiye sanayi ihracatı içindeki payına bakıldığında da sonuçlar, İlk 500’ün lokomotif rolünü bir kez daha tescilledi. Buna göre, 2025 yılında Türkiye ihracatının yüzde 38,3’ü, sanayi ihracatının ise yüzde 39,7’si İSO 500 şirketleri tarafından yapıldı. Bu oranlar bir önceki yıl sırasıyla yüzde 36,9 ve yüzde 38,3 olarak gerçekleşmişti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a33725a2f231-1781756506.png" alt="" width="646" height="348" /></p>
<h2>Kârlılıkta güçlü artış var, ama…</h2>
<p>Araştırmada yakından takip edilen göstergelerin başında karlılık geliyor. Bu noktada 2024’teki zayıf tablonun aksine, 2025 yılında karlılık rasyolarında güçlü nominal artışlar dikkat çekiyor. Buna göre, İSO 500’ün faaliyet karı 2025’te yüzde 57,1 oranında artarak 641 milyar liradan 1 trilyon liraya yükseldi. Buna paralel olarak faaliyet karlılığı oranı da yüzde 6,2’den yüzde 7,7’ye çıktı. Ancak bu oran, 2015-2024 ortalaması olan yüzde 10,4’ün oldukça altında kaldı.</p>
<p>2025’te İSO 500’ün vergi öncesi kar ve zarar toplamı yüzde 64,7 artışla 267 milyar liradan 441 milyar liraya ulaştı. Vergi öncesi dönem kar ve zarar toplamının net satışlara oranı ise yüzde 2,6’dan yüzde 3,4’e yükseldi. Ancak bu oranın da son on yılın ortalaması olan yüzde 6,8’in oldukça altında gerçekleştiği görülüyor. Yanı sıra faiz, amortisman ve vergi öncesi kar ve zarar toplamı da (FAVÖK) yüzde 37,5 ile daha sınırlı bir artış göstererek 1 trilyon 137 milyar liradan 1 trilyon 811 milyar liraya yükseldi. Bu artış, FAVÖK karlılığı oranını yüzde 12,8’den yüzde 13,9’a çıkararak, 2015-2024 ortalaması olan yüzde 14’e yakınsadı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a337238d3ec8-1781756472.png" alt="" width="332" height="614" /></p>
<h2>Zarar edenlerde rekor yinelendi</h2>
<p>Kârlılık rasyolarında yaşanan güçlü nominal iyileşmelere rağmen, zarar eden kuruluş sayısı değişmedi. Vergi öncesi dönem kârı/zararı büyüklüğüne göre zarar eden firma sayısı, 2001 krizi sonrası rekor seviyeye ulaştığı 2024 düzeyini koruyarak 152’de kaldı. Faiz, amortisman ve vergi öncesi kâr/zarar göstergesinde ise zarar eden firma sayısı yalnızca 1 adet azalarak 18’e geriledi. Finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı, 2024’te büyük bir sıçramayla yüzde 96,6’ya kadar yükseldikten sonra 2025’te yüzde 84,9’a geriledi. Bu oran, İSO 500’ün uzun yıllardır düzelmeyen en kritik göstergelerinden biri olmayı sürdürüyor.</p>
<h2>Toplam borçlar, aktif toplamı ve özkaynaklardan hızlı arttı</h2>
<p>İSO 500’ün kârlılık bileşenlerine bakıldığında, 2024’te 35 milyar lira civarında olan net kambiyo zararı, 2025’te yaklaşık 172 milyar liraya yükseldi. Böylece bir önceki yıl net satışlara oranla yüzde 0,3 seviyesinde olan kambiyo net zararı, 2025’te 1 puan artarak yüzde 1,3’e çıktı. Kambiyo zararı dışındaki üretim faaliyeti dışı gelir ve giderlerden elde edilen net kâr ise 2025’te geçen yıla göre yüzde 43 oranında artarak 484 milyar liraya yükseldi.</p>
<p>Araştırmanın bilanço göstergelerine mercek tutulduğunda, 2 yıl uygulandıktan sonra enflasyon muhasebesinin uygulanmadığı 2025’te, aktif toplamı ve özkaynaklardaki artışlar enflasyonun altında kalırken toplam borçlar daha hızlı büyüdü. Aktif tarafında dönen varlıklar yüzde 31,5; duran varlıklar ise yüzde 16,2 oranında artış gösteri. Aktif toplamındaki artış yüzde 23 oldu. Pasif tarafında ise özkaynaklar yüzde 15,8 artarken, toplam borçlardaki artış yüzde 30,8 ile daha yüksek oldu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3371edaceae-1781756397.png" alt="" width="649" height="706" /></p>
<h2>Çalışan başına maaş ve ücretlerde reel artış %5,9</h2>
<p>İstihdamdaki gelişmelere yönelik olarak, araştırmada şu ifadeler kullanıldı:</p>
<p>“Türkiye'de 2025 yılında toplam istihdam 54 bin kişi azalırken, sanayi sektöründeki istihdam kaybı 169 bin ile çok daha yüksek gerçekleşmiştir. 2025 yılında İSO 500'ün istihdamı sanayinin geneli ile aynı oranda, yüzde 2,5 (20.568 kişi) gerileyerek 803.677 kişiye inmiştir. İstihdamdaki gerileme, hem özel (yüzde 2,1; 16.200 kişi) hem kamu kuruluşları (yüzde 9,6; 4.368 kişi) için geçerli olmuştur. 2025 yılında İSO 500'de ödenen brüt maaş ve ücretler (tam istihkak olarak) yüzde 39,3 oranında artarak 1,1 trilyon TL olmuştur. Ödenen maaş ve ücretlerindeki artış, yüzde 2,5'lik istihdam düşüşü ile değerlendirildiğinde, çalışan başına ödenen maaş ve ücretlerdeki artış yüzde 42,9'a çıkmaktadır. Söz konusu oran yıllık ortalama TÜFE enflasyonundan (yüzde 34,9) arındırıldığında çalışan başına ödenen maaş ve ücretler 2025 yılında reel olarak yüzde 5,9 oranında artmıştır."</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a337184911ad-1781756292.png" alt="" width="994" height="247" /></p>
<h2>2025’te belirgin bir şekilde sektörel ayrışma yaşandı</h2>
<p>İstanbul Sanayi Odası’nın açıkladığı İSO 500 araştırmasının sonuçlarını değerlendiren Bahçıvan, geride bıraktığımız yıl sanayide belirgin sektörel ayrışmaların öne çıktığını söyledi. Bahçıvan, “Özellikle emek-yoğun geleneksel sektörlerimiz önemli ölçüde zorlanırken, savunma sanayii başta olmak üzere teknoloji yoğun sektörlerde güçlü üretim artışlarının yaşandığını gözlemlemekteyiz” dedi.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a33719eab5a0-1781756318.png" alt="" width="318" height="327" /> <img src="/storage/uploads/0/0/0/6a3371a5ae179-1781756325.png" alt="" width="331" height="342" /> <img src="/storage/uploads/0/0/0/6a3371bf72638-1781756351.png" alt="" width="321" height="341" /></p>
<p>Son iki yıldır yüksek seyreden faiz ve finansman maliyetlerinin üretimden yatırıma, istihdamdan rekabet gücüne kadar sanayinin tüm alanlarını olumsuz etkilediğini ifade eden Bahçıvan, Türkiye’nin en büyük sanayi kuruluşlarının dahi bu yük altında faaliyetlerini sürdürmekte zorlandığını belirtti. Bahçıvan, küçük ve orta ölçekli işletmelerin karşı karşıya kaldığı tablonun ise çok daha ağır olduğunu söyledi. Dirençli enflasyon ve yüksek faiz ortamının 2026 yılında da devam edeceğine işaret eden Bahçıvan, özellikle ihracat kredileri dahil olmak üzere finansmana erişimi zorlaştıran uygulamaların yeniden değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti. Bahçıvan, kamu bankalarının genel müdürleriyle yapılacak toplantıda kredi maliyetleri ve finansmana erişim sorunlarının ayrıntılı biçimde ele alınacağını açıkladı.</p>
<h2>İhracat ve AR-GE’de olumlu tablo</h2>
<p>Zorlu koşullara rağmen İSO 500 verilerinin sanayinin dayanıklılığına da işaret ettiğini söyleyen Bahçıvan, şirketlerin ihracatının yüzde 8,4 artışla 104,7 milyar dolara yükseldiğini belirtti. Bu sonucun Türk sanayisinin küresel pazarlardaki güçlü konumunu koruduğunu gösterdiğini ifade etti. Araştırmada AR-GE harcaması yapan firma sayısının ve toplam AR-GE harcamalarının artmasının yenilikçilik kapasitesindeki gelişimi ortaya koyduğunu vurgulayan Bahçıvan, yüksek teknoloji yoğunluklu sektörlerin üretimden aldığı payın yüzde 7,6’ya yükselmesinin de geleceğe yönelik umutları artırdığını söyledi.</p>
<h2>Halka açık şirket sayısı arttı</h2>
<p>İSO 500 içinde halka açık kuruluş sayısının 91’e yükseldiğine dikkat çeken Bahçıvan, bunun sermayenin tabana yayılması ve şirketlerin nitelikli finansmana erişimi açısından önemli bir gelişme olduğunu dile getirdi. İstihdam verilerinin sanayide farklı bir dönüşüme işaret ettiğini belirtilen Bahçıvan, çalışan sayısındaki sınırlı gerilemenin artık rekabet gücünün yalnızca çalışan sayısıyla değil, nitelikli insan kaynağıyla ölçüldüğünü gösterdiğini söyledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yurtdışı borçlanma eğilimi artıyor</span></h2>
<p>Toplantıda basın mensuplarının sorularını da yanıtlayan İSO Başkanı Bahçıvan, İSO 500 araştırmasında en çarpıcı verinin hangisi olduğu yönündeki soruya, “En önemli mutabakat noktası finansmandaki yüksek gider payı. Geçen sene 96 olan değer bu dönem 80 civarına olan ve ortalaması da 85’e yakın olan bir finansman ortalaması tüm sanayi kuruluşlarının yakındıkları en önemli konu. Birinci önceliğimiz bu” dedi.</p>
<p>Gıda sanayiindeki firma sayısının artışının nedenine yönelik soruya ise Bahçıvan, “Halkın tüketimini en rahat gerçekleştirebileceği yer gıdaya dönük harcamalar oluyor. Bu konuda da Türkiye’de gıda firmaları kendilerini geliştirecek yeni ürün ve ihracat çalışmaları içindeler. Sadece enflasyondan kaynaklanan bir gelişme olarak görmüyorum. Halkın tüketimindeki gıda payının özellikle de zorlu dönemlerde gıdanın toplam tüketimindeki payının artmasının payı var” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kurda bir düzeltme olması ihtiyacı olup olmadığı yönündeki soruya ise Bahçıvan, “Konsolidede kambiyo yüzde 90.9'luk bir değişim varken kamyon zararlarında da yüzde 108.9'luk bir değişim var. İkisinin toplam paçalı -171. Geçen yıla göre yüzde 0.3'ten 1.8'e bir yükselme var. Onun için çok rahatsız edici bir tablo yok. Burada bazı firmalarımızın taşıdığı döviz yüklerinin oluşturmuş olduğu bir paçaldan da kaynaklanıyor olabilir. Ama bir gerçek var şirketlerimizin giderek yurtdışı kaynaklı borçlara yöneldiğini görüyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İSO 500’de öne çıkanlar</span></h2>
<p>■ İSO 500’ün üretimden satışları yüzde 28 artışla 8 trilyon 688 milyar liradan 11 trilyon 118 milyar liraya yükseldi.<br />■ İSO 500’ün ihracatı 2025 yılında yüzde 8,4 oranında büyüyerek 104,7 milyar dolara çıktı.<br />■ İSO 500’ün Türkiye sanayi ihracatı içindeki payı 2025 yılında 1,4 puan artışla yüzde 39,7’ye yükseldi.<br />■ İSO 500’ün faaliyet karı 2025’te yüzde 57,1 oranında artarak 641 milyar liradan 1 trilyon liraya yükseldi.<br />■ Faaliyet karlılığı oranı yüzde 6,2’den yüzde 7,7’ye çıktı. Ancak bu oran, 2015-2024 ortalaması olan yüzde 10,4’ün oldukça altında kaldı.<br />■ 2025’te İSO 500’ün vergi öncesi kar ve zarar toplamı yüzde 64,7 artışla 267 milyar liradan 441 milyar liraya yükseldi. Vergi öncesi dönem kar ve zarar toplamının net satışlara oranı ise yüzde 2,6’dan yüzde 3,4’e ılımlı bir artış gösterdi.<br />■ 2025 yılında İSO 500 şirketlerinin devreden KDV tutarı yüzde 42,1 oranında artarak 120 milyar liranın üzerine çıktı.<br />■ İSO 500’de 2025 yılında yaratılan katma değer içinde en yüksek pay yüzde 33 ile düşük ve orta-düşük teknoloji yoğunluklu sektörlerden geldi.<br />■ 2024 yılına göre düşük teknolojili sektörlerin payı 1,6 puan azalırken, orta-düşük teknolojili sektörlerin payı aynı oranda arttı. Orta-yüksek teknolojili sanayiler grubunun payı ise 0,3 puan gerileyerek yüzde 26,4’e düştü.<br />■ 2023 ve 2024 yıllarında 265 ile aynı seviyede kalan Ar-Ge harcaması yapan kuruluş sayısı, 2025 yılında 8 adet artarak 273’e yükseldi ve 2018’den sonraki en yüksek seviyesine ulaştı.<br />■ 2025 yılında İSO 500’ün AR-GE harcamaları, yüzde 31,4 artarak 79,7 milyar TL’ye yükseldi. AR-GE harcamalarının üretimden satışlara oranı da yüzde 0,72 ile bugüne kadar ölçülen en yüksek düzeyine ulaştı.<br />■ 2025 yılında İSO 500 istihdamı yüzde 2,5 düşüşle 804 bin kişiye geriledi. Aynı yılda tam istihkak olarak ödenen brüt maaş ve ücretlerin yüzde 39,3 ile 1,1 trilyon liraya yükseldi. Çalışan başına ödenen maaş ve ücretlerdeki artış yüzde 42,9’a çıktı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yurtdışı borçlanmadan korkmamak lazım</span></h2>
<p>■ Döviz açık pozisyonu üzerindeki artışının risk unsuru oluşturup oluşturmadığı yönündeki soruyu yanıtlayan Bahçıvan, “Firmalarımızın iç piyasadaki kaynak bulma noktasındaki kısıtlar, yurtdışından kaynak bulma ihtiyacını artırıyor. Yurtdışına dönük borçlanmada ivme artışımız var. Türkiye yurtdışından borç alabilen bir ülke konumuna döndü. Son 2-3 yıldır oluşan kredibilite böyle bir fırsatı Türk sanayicisine verdi. Bundan çok korkmamak lazım” diye konuştu. Önümüzdeki dönem iflas dalgasının büyük şirketlere sıçramasının beklenip beklenmediğine yönelik ise İSO Başkanı Bahçıvan, çok kritik rakamlara ulaşmasa da zor durumda olan firmaların sayısının arttığını belirterek, “Sanayi sektörünün farklı bir finansman anlayışı ile değerlendirilmesi gerekiyor” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Devlerin 3'te 2'si düşük ve orta-düşük teknolojili</span></h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a33711beeb51-1781756187.png" alt="" width="800" height="309" />Araştırmada teknoloji yoğunluklarına göre katma değer dağılımına bakıldığında, burada sanayinin nitelikli ve teknoloji odaklı dönüşüm ihtiyacı bir kez daha gözler önüne seriliyor. Buna göre, 2024 yılında yaratılan katma değer içerisinde düşük ve yüksek teknoloji yoğunluklu sektörlerin payı artarken, orta-düşük ve orta-yüksek teknolojili sektörlerin payları gerilemişti. 2025 yılında ise düşük teknoloji yoğunluklu sektörlerin payı 1,6 puan azalırken, orta-düşük teknolojinin payı ise 1,6 puan artış göstermiştir. Böylece 2024'te sırasıyla yüzde 34,6 ve yüzde 31,4 olan bu iki grubun payı 2025 yılında yüzde 33 olarak birbirine eşitlendi.</p>
<p>Orta-yüksek ve yüksek teknoloji yoğunluklu sektörlerin paylarında ise değişim görece sınırlı oldu. Orta-yüksek teknolojili sektörlerin payı 0,3 puan düşüşle yüzde 26,4'e gerileyerek son 5 yılın en düşük seviyesinde gerçekleşirken, yüksek teknolojinin payı ise kademeli artış eğilimini sürdürerek yüzde 7,4'ten yüzde 7,6'ya çıktı. Veri geçmişine göre, yüksek teknoloji yoğunluklu sektörlerin payı ilk kez 2018 yılında hissedilir bir artış göstererek yüzde 5'in üzerine çıkmış, 2019'da yüzde 6,9'a kadar ulaştıktan sonra üst üste iki yıl kısmi düşüşle 2021'de yüzde 6,1'e gerilemişti. Takip eden dört yıl boyunca artış eğilimi gösteren oran, 2025 yılında şimdiye kadar ölçülen en yüksek düzeye ulaştı. 2025 yılı itibarıyla 473 imalat sanayi firmasından 179'u düşük, 136'sı orta-düşük, 138'i orta-yüksek ve 20'si yüksek teknoloji yoğunluklu sektörlerde faaliyet gösteriyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ar-Ge harcamalarının yüzde 72’si 3 sektörden</span></h2>
<p>2025 yılında İSO 500'ün Ar-Ge harcamaları, anket verilerine göre 79,7 milyar TL olarak gerçekleşirken, bir önceki yıla göre yüzde 31,4 oranında artış gösterdi. Böylece Ar-Ge harcamalarının üretimden satışlara oranı çok sınırlı bir artışla yüzde 0,7'den yüzde 0,72'ye yükselerek ve 2015'ten bu yana en yüksek düzeye ulaştı. Ar-Ge harcamalarındaki artış yıllık ortalama Yİ-ÜFE enflasyonu baz alındığında yüzde 4,8'lik reel artışa işaret ediyor. 2025'te en yüksek Ar-Ge harcaması gerçekleştiren ilk üç sektör değişmeyerek sırasıyla motorlu kara taşıtları (39,1 milyar TL), elektrikli teçhizat imalatı (9,7 milyar TL) ve bilgisayar-elektronik (8,6 milyar TL) oldu. İSO 500'ün toplam Ar-Ge harcamalarının yüzde 72,1'ini bu üç sektördeki kuruluşlar yaptı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/finansman-maliyeti-devleri-frenliyor-81350</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/9/1280x720/sanayi-1776403586.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İSO 500’ün üretimden satışları, 3 yıl üst üste gerçekleşen reel daralmanın ardından 2025’te yüzde 2,1 ile sınırlı büyüdü. 2024 yılında karlılık göstergelerindeki zayıf performansın ardından geçen yıl nominal güçlü iyileşmeler yaşansa da, faaliyet karının yüzde 84,9’unu finansman giderine kaptıran devlerde toparlanma zayıf kaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/2-sirketin-sermaye-artirimina-onay-81396</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2 şirketin sermaye artırımına onay</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), haftalık bültenini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, Kurul, Ostim Endüstriyel Yatırımlar ve İşletme AŞ'nin 206 milyon 500 bin liralık, BMS Birleşik Metal Sanayi ve Ticaret AŞ'nin 150 milyon liralık bedelsiz sermaye artırım talebini onayladı.</p>
<p>Ulusal Faktoring AŞ'nin 300 milyon liralık, İstanbul Faktoring AŞ'nin 300 milyon liralık, Quick Finansman AŞ'nin 270 milyon liralık, Deniz Eko Enerji ve Geri Dönüşüm AŞ'nin 1 milyar liralık, Turkcell İletişim Hizmetleri AŞ'nin 15 milyar liralık, Ata Yatırım Menkul Kıymetler AŞ'nin 450 milyon liralık, Midas Menkul Değerler AŞ'nin 1 milyar 450 milyon liralık, Bulls Yatırım Menkul Değerler AŞ'nin 5 milyar 450 milyon liralık ve Deniz Finansal Kiralama AŞ'nin 50 milyon avroluk borçlanma aracı ihraç başvurusuna izin verildi.</p>
<p>SPK, Pasha Yatırım Bankası AŞ Vaden Otomotiv Varlık Finansmanı Fonu'nun 10 milyar liralık, DK Yıldız Varlık Kiralama AŞ'nin 250 milyon liralık ve DK Varlık Kiralama AŞ'nin 9 milyar 500 milyon liralık kira sertifikası ve VİDMK ihracı başvurusunu onayladı.</p>
<p><strong>Yeni faaliyet izinleri ve suç duyuruları</strong></p>
<p>Kurul, Katılım Emeklilik ve Hayat AŞ’nin Katılım Emeklilik ve Hayat AŞ Katılım Karma Emeklilik Yatırım Fonu’nun kuruluşuna izin verilmesi ve fon paylarının Kurul kaydına alınması talebinin olumlu karşılanmasına karar verdi.</p>
<p>Ayrıca, "BtcTurk Portföy Yönetimi AŞ Para Piyasası Şemsiye Fonu", "HSBC Portföy Yönetimi AŞ Katılım Şemsiye Fonu" ve "Meksa Portföy Yönetimi AŞ Para Piyasası Şemsiye Fonu"nun kurulmasına izin verildi.</p>
<p>SPK, farklı şirketlerde yapılan incelemeler sonucunda 2 şahsa toplamda 20 milyon 46 bin 138 lira, 6 tüzel kişiye ise toplamda 39 milyon 559 bin lira para cezası uygulandı.</p>
<p>Mega Polietilen Köpük Sanayi ve Ticaret AŞ’nin (Şirket) hesap ve işlemlerinin 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ve ilgili mevzuat kapsamında incelenmesi sonucunda 6 kişiye farklı nedenlerden dolayı suç duyurusunda bulunuldu. Aynı mevzuat çerçevesinde 5 internet sitesinin içerik sağlayıcıları, 4 şirketin yetkilileri ve 2 kişinin adına kayıtlı 2 telefon numarası hakkında farklı eylemler nedeniyle suç duyurusunda bulunma kararı alındı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/2-sirketin-sermaye-artirimina-onay-81396</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/spk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK, Ostim Endüstriyel Yatırımlar ve İşletme AŞ&#039;nin ile BMS Birleşik Metal&#039;in bedelsiz sermaye artırım talebini onayladı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enver-gecgel-turizmin-arkasindaki-sir-81372</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enver Geçgel Turizm&#039;in arkasındaki sır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Havalimanı’ndan dönüşte önümdeki otobüsün yan tarafındaki şirket ismi dikkatimi çekti: Enver Geçgel Turizm. Aklımdan “Adında Geçgel sözcüğü olan bir şirketin otobüsüne binilir mi?” diye geçirmekle birlikte eve dönünce bir araştırma yapmaktan da kendimi alamadım. Sordum soruşturdum, merakımı giderdim.</p>
<p>Kafamdaki soruların cevabını buluncaya kadar ilk başta kelime oyunu yapıp "Acaba bu otobüsler hep geç mi kalıyor?" diye hafifçe gülümsediğimi de itiraf edeyim. Ancak işin aslı tamamen farklıymış. Meğer "Geçgel", öz Türkçe kökenli bir kelimeymiş. Sözlük anlamı öyle gecikmeyle falan ilgili değil; aksine toplumda "makbul, sözü geçen, nüfuzlu ve kabul gören" kişi demekmiş. 1934'teki Soyadı Kanunu döneminde, Güneydoğu Anadolu’nun özellikle de Şanlıurfa'nın köklü aileleri, toplumdaki ağırlıklarını ve sözü geçen yapılarını vurgulamak için bu tarz güçlü Türkçe soyadlarını seçmişler.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a338450a7e18-1781761104.png" alt="" width="431" height="280" />
<figcaption>Direksiyondayken fotoğraf çekemediğim için şirketin web sitesi imdadıma yetişti</figcaption>
</figure>
<p>Şimdi gelelim Enver Geçgel Turizm’in öyküsüne. Karayollarında yıllardır gördüğümüz "Astor Turizm" bir anda "Enver Geçgel Turizm" oluvermiş. Neden? İşte burası tam bir ticari strateji hikayesi. Aslında bu şirketin temellerini 2009’da Şanlıurfa Suruçlu Geçgel ailesinden iki büyük kardeş Feridun Geçgel ve Enver Geçgel atmış. Geçgel kardeşler hisseleri Borsa İstanbul’da işlem gören milyarlarca dolar değerindeki transformatör üreticisi Astor Enerji'nin de sahipleri. Kardeşler, 2016’da ana işleri olan trafo ve enerji sektörüne tamamen yoğunlaşmak için otobüs işini başka bir şirkete devredip turizmden çekilmişler. Ancak ilerleyen süreçte ortaklık yapıları değişip, eski şirket de faaliyetini sonlandırınca, Enver Geçgel bu sektörel mirasa ve tecrübeye yeniden sahip çıkmak istemiş.</p>
<p>Böylece, 25 Nisan 2025’te büyük bir lansmanla, geçmişin yolculuk kültürünü kendi adıyla, yani "Enver Geçgel Turizm" olarak sıfırdan ve yepyeni bir vizyonla sektöre geri kazandırmış. Yani isim değişikliği alelade bir tabeladan ibaret değil; doğrudan kurucusunun ve arkasındaki dev enerji ailesinin kendi imzasını yollara taşıma kararıymış. Ön yargıyla yaklaştığım o isim, meğer sıfırdan zirveye tırnaklarıyla kazıyarak gelmiş bir başarı öyküsünün somut haliymiş. Merakımı uyandıran bir tabela, bana yine hayatın göründüğünden çok daha derin olduğunu bir kez daha öğretti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enver-gecgel-turizmin-arkasindaki-sir-81372</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enver Geçgel Turizm&#039;in arkasındaki sır ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bu-fincan-sanat-yolunda-basarili-bir-sanat-odakli-sosyal-etki-modeli-yaratti-81366</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Bu Fincan Sanat Yolunda&#039; başarılı bir  Sanat Odaklı sosyal etki modeli yarattı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanat çağlar boyunca bireyler ve genelde toplum üzerinde belirleyici bir güç oldu. Mağara duvarlarındaki resimlerden, yapay zeka algoritmalarıyla yapılan çalışmalara kadar, insanlığın ürettiği her çalışma ortak hafızamızın bir parçası oldu. Aristoteles, sanatın görevinin şeylerin iç anlamını göstermek olduğunu,  Nietzche,  hayatı yaşanabilir kıldığını, Adorno günlük yaşama anlam kattığını, Kant ise sanatın özgür düşünme yeteneğini geliştirdiğini savundular. </p>
<p>İstanbul Modern de filozofların dediği gibi bizleri sanatlar buluşturarak yıllardır ülkemize renk, farklı bakış açıları ve düşünme biçimleri sunuyor, hayatımızı güzelleştiriyor. İki yıldır, kapsama alanını daha da genişleterek, İstanbul dışındaki etkinliklerle sekiz farklı kentteki genç sanatçılara ulaşıyor. Onların yeteneklerini besleyen,  hayallerini ateşleyen çalışmalar yapıyor. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a337d1f9b2a1-1781759263.jpeg" alt="" width="700" height="468" /><strong>İki yılda 8 ilde 200 genç sanatçıya ulaşan program </strong></p>
<p>Geçen hafta İstanbul Modern’in  Nescafé Gold ve Migros işbirliğiyle gerçekleştirdiği   “Bu Fincan Sanat Yolunda” programının ayrıntılarını, sanatçıların ve eğitmenlerin deneyimlerini dinledik. Nestlé Türkiye İçecekler İş Birimi Genel Müdürü Umut Tavaşoğlu ve İstanbul Modern Eğitim ve Sosyal Projeler Direktörü Neslihan Varol verdiği bilgiye göre, program 2025’te Nevşehir, Mardin, Trabzon ve Van’da başladı.  2026 yılı programı kapsamında Adana, Diyarbakır, Artvin ve Kars rotasındaki çalışmalar tamamladı. 25-35 yaş arası güzel sanatlar mezunlarına açık olan ve ücretsiz olarak yürütülen program kapsamında toplamda 200 katılımcı yüz yüze ve çevrim içi buluşmalarla üretim süreçlerini geliştirerek İstanbul Modern’den katılım belgesi almaya hak kazandı.</p>
<p> Nescafé olarak, gençleri her zaman odağa aldıklarını ve ihtiyaçlarına yanıt vermeyi önemsediklerini vurgulayan Nestlé Türkiye İçecekler İş Birimi Genel Müdürü Umut Tavaşoğlu projenin amacının, genç sanatçıların potansiyellerini ortaya koyabilecekleri gelişim alanları yaratmak olduğunu. İki yıl sonra gelinen noktada projenin, görünürlüğün ötesine geçen, öğrenmeyi, üretimi ve dayanışmayı destekleyen güçlü bir sosyal etki modeli haline geldiğini görmekten büyük mutluluk duyduklarını ifade etti.</p>
<p><strong>Hedef: ”Sanat eğitimini farklı şehirlerde erişilebilir kılmak”</strong></p>
<p>İstanbul Modern Eğitim ve Sosyal Projeler Direktörü Neslihan Varol ise projenin eğitim misyonuna ve sürdürülebilir yapısına değindi. Varol Programın, doğrudan sanat alanına katkı sağlamayı amaçlayan bir eğitim projesi olduğunu ve  sanat eğitimini yalnızca merkezde değil, farklı şehirlerde de erişilebilir kılmayı hedeflediklerini vurgulayan Varol, misyonlarını şu cümlelerle ifade etti:</p>
<p><em>“Genç sanatçıların üretim süreçlerini desteklerken çağdaş sanat tarihine ve kuramlarına dair birikimlerini güçlendirmeyi; üretime ilişkin yol ve yöntemleri paylaşarak sanatsal ifade becerilerini geliştirmeyi amaçlıyor. Türkiye’nin farklı üniversitelerinden ve çeşitli sanat disiplinlerinden mezun gençlerin üretim pratiklerini ve çalışmalarını paylaşabilecekleri bir zemin sunuyor. Aynı zamanda farklı şehirlerde profesyonel sanat üretimi yapmanın imkânlarını ve fırsatlarını görünür kılıyor. İki yıl boyunca elde ettiğimiz olumlu sonuçlar, projenin sürekliliği konusundaki motivasyonumuzu artırıyor. Yeni dönemde de bu etkiyi daha da genişletmeyi hedefliyoru</em>z”</p>
<p><strong>8 şehirde sanat atölyeleri. Çevrimiçi dersler…</strong></p>
<p>Peki “Bu Fincan Sanat Yolunda”  projesi kapsamında neler yapıldı?</p>
<p>İstanbul Modern Eğitim ve Sosyal Projeler Direktörü Neslihan Varol’un verdiği bilgiye göre, </p>
<p>Projenin hayata geçirildiği ilk yıl olan 2025’te; Nevşehir'de Prof. Dr. Necla Rüzgâr ile “İnsan Etkisi”, Trabzon’da Prof. Dr. Alper Maral ile “Ses ve Kültür”, Mardin'de Sabire Susuz ile “Otantik Özne” ve Van'da Doç. Dr. Ali Asgar Çakmakcı ile “Doğa ve Sanat” başlıklarıyla atölyeler gerçekleşti.</p>
<p>2026'da ise rota Adana, Diyarbakır, Artvin ve Kars illerine uzandı. Bu dönemde Adana’da Neriman Polat ile “Bellek ve Kolektif Hafıza”, Diyarbakır'da Seçkin Pirim ile “Yeni Form Arayışları”, Artvin’de Ahmet Elhan ile “Nesneler ve Gölgeler” ve Kars’ta Bager Akbay ile “Kavramsal Sanat, Portfolyo ve Yapay Zekâ Destekli Araştırma” başlıkları etrafında şekillenen atölyeler başarıyla tamamlandı.</p>
<p>Yüz yüze gerçekleştirilen atölyelerin yanı sıra çevrimiçi dersler de uygulandı. Doç. Dr. Seda Yavuz ve Doç. Dr. Ebru Nalan Sülün tarafından yürütülen, modern ve çağdaş sanatı kronolojik bir perspektifle ele alan Sanat Tarihi Seminer Programı ile Doç. Dr. Fırat Arapoğlu tarafından yürütülen kuramsal çözümlemeye dayalı Panel Programı, proje kapsamında yıl boyunca devam etti.</p>
<p>Migros mağazalarında yer alan özel tasarım Nescafé Gold paketleriyle de desteklenen proje, sanat eğitimini ve üretimini daha geniş kitlelere ulaştırma hedefiyle önümüzdeki dönem çalışmalarını şekillendirmeyi sürdürecek.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bu-fincan-sanat-yolunda-basarili-bir-sanat-odakli-sosyal-etki-modeli-yaratti-81366</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/6/1280x720/74-1781759250.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Bu Fincan Sanat Yolunda&#039; başarılı bir  Sanat Odaklı sosyal etki modeli yarattı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/canakkalenin-bag-rotasi-ekonomiye-ve-turizme-katki-saglayacak-81391</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çanakkale’nin bağ rotası ekonomiye ve turizme katkı sağlayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA SULTAN AZİZOĞLU/İSTANBUL</strong></p>
<p>Çanakkale’nin tarih, kültür, gastronomi ve bağcılık mirasını aynı rotada buluşturan Troia Bağ Yolu Projesi’nin bu yıl ikincisi düzenlenen tanıtım lansmanı, 11 Haziran 2026 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirildi. Bölgenin turizm potansiyelini artırmayı hedefleyen proje, ziyaretçilere Çanakkale’nin binlerce yıllık tarihi ile doğal güzelliklerini ve köklü bağcılık geleneğini bir arada deneyimleme fırsatı sunuyor.</p>
<p>Sektör temsilcileri, üreticiler, turizm profesyonelleri ve davetlilerin katıldığı lansmanda, Troia Bağ Yolu’nun bölgesel kalkınmaya sağlayacağı katkılar ve gastronomi turizmi açısından taşıdığı potansiyel ele alındı. Etkinliğe Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odası’nı temsilen Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Murat Aydoğdu, Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Çelik ve Meclis Üyesi Esra Talay katıldı.</p>
<p>Lansmanda konuşan Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Murat Aydoğdu, Troia Bağ Yolu’nun yalnızca bir turizm rotası değil, aynı zamanda bölgenin üretim, kültür ve gastronomi değerlerini bütüncül bir hikaye etrafında birleştiren stratejik bir destinasyon çalışması olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>‘Troia Bağ Yolu projesi Çanakkale’nin cazibesini arttıracak’</strong></p>
<p>Aydoğdu, “Troia Bağ Yolu sayesinde bölgemizin bağcılık geleneği, yerel ürünleri ve gastronomik zenginlikleri daha geniş kitlelere ulaşma imkanı bulacak. Projenin, üreticilerimizin ve turizm paydaşlarımızın uluslararası ölçekte görünürlüğünü artıracağına inanıyoruz” dedi.</p>
<p>Deneyim odaklı turizm anlayışının dünya genelinde giderek önem kazandığını vurgulayan Aydoğdu, bağ rotaları ve gastronomi temelli projelerin destinasyonların rekabet gücünü yükselttiğine dikkat çekti. Troia Bağ Yolu’nun ziyaretçilerin bölgede daha uzun süre konaklamasına katkı sağlayacağını ifade eden Aydoğdu, bunun yerel ekonomiyi güçlendireceğini ve kırsal alanlarda yeni ekonomik fırsatlar oluşturacağını belirtti.</p>
<p>Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odası olarak üretim ile turizmi buluşturan ve yerel kalkınmayı destekleyen projelerin yanında olmaya devam edeceklerini kaydeden Aydoğdu, “Kentimizin marka değerini yükselten bu değerli oluşumun hayata geçirilmesinde emeği geçen tüm paydaşları kutluyor, Troia Bağ Yolu’nun bölgemize ve ülke turizmine hayırlı olmasını diliyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Çanakkale’nin tarihsel mirasını, bağcılık kültürünü ve gastronomi değerlerini turizm ekseninde bir araya getiren Troia Bağ Yolu Projesi’nin, önümüzdeki dönemde bölgeyi yerli ve yabancı turistler açısından önemli bir cazibe merkezi haline getirmesi hedefleniyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/canakkalenin-bag-rotasi-ekonomiye-ve-turizme-katki-saglayacak-81391</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/9/1/1280x720/canakkalenin-bag-rotasi-ekonomiye-ve-turizme-katki-saglayacak-1781767690.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Troia Bağ Yolu Projesi’nin lansmanında konuşan Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Murat Aydoğdu, Troia Bağ Yolu’nun yalnızca bir turizm rotası değil, aynı zamanda bölgenin üretim, kültür ve gastronomi değerlerini bütüncül bir hikaye etrafında birleştiren stratejik bir destinasyon çalışması olduğunu söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/chpde-sali-sakin-gecti-carsamba-gunu-yeniden-hareketlendi-81368</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> CHP’de salı sakin geçti, çarşamba günü yeniden hareketlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Mutlak butlan kararının ardından, Kemal Kılıçdaroğlu geçen hafta partisinin MYK’sını topladı. MYK’da 9 milletvekilinin tedbirli ihraçları istendi. İhraçların parti tüzüğüne aykırı olduğu tartışmaları devam ederken, dün sabah saatlerinde kulisler ihraç edilen 9 milletvekilinin parti üyelikleri Yargıtay tarafından silindiği haberleriyle hareketlendi. CHP Ankara Milletvekili Umut Akdoğan sosyal medya hesabı üzerinde yaptığı paylaşımda, e-Devlet üzerinden CHP üyeliğinin silindiği fark etti. Akdoğan, “Bu ne acele. YDK’ya usulsüz bir sevk var. Savunma hakkımız var. Mahkemeye itiraz hakkımız var. Biz CHP üyesiyiz” sözleri ile itirazını dile getirdi. Üyeliklerin silinmesinin ardından 138 olan CHP milletvekili sayısı 129’a düştü.</p>
<p><strong>Kurultay imzaları teslim edildi, 74 il başkanından kurultay çağrısı yapıldı </strong></p>
<p>Ardından karşı hamle Özgür Özel tarafından geldi. Daha önce açıklandığı üzere dün CHP'de olağanüstü kurultay talebiyle toplanan 833 delegenin imzası, CHP Genel Merkezi'ne teslim edildi. CHP İl Başkanları adına açıklama yapan CHP Eskişehir İl Başkanı Talat Yalaz, “olağanüstü kurultay” çağrısında bulunarak, “Belirlediğimiz makul süre 10 gündür. 10 gün içinde kurultay kararı verilmezse, gereken başvurularda bulunacağız” dedi. İmzaların teslim edilmesinin ardından TBMM’de basın toplantısı düzenleyen Grup Başkanvekili Murat Emir, "mutlak butlan" kararı ve olağanüstü kurultay talebine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Emir, parti tüzüğünün amir hükümlerini hatırlatarak, "Salt çoğunluktan bir fazla kurultay delegesi eğer 'kurultay yapılsın' diye usulüne uygun olarak başvuruda bulunmuşsa artık genel başkanın elinde bir seçenekli durum söz konusu değildir, 45 gün içerisinde kurultayı toplamak zorundadır" dedi.</p>
<p><strong>Parti Meclisi dışında hiçbir organ milletvekillerini disipline sevk edemez </strong></p>
<p>9 milletvekilinin üyeliğinin Yargıtay tarafın düşürülmesini “olağan olmayan” bir durum olarak değerlendiren Murat Emir, “Milletvekillerini disipline sevk edecek organ Parti Meclisidir. Başka hiçbir organ milletvekillerini disipline sevk edemez. 'Yok, biz ederiz MYK marifetiyle', edemezsiniz. Usul şudur: Parti Meclisi'ne gidecek, Parti Meclisi'nde karar verilecek Yüksek Disiplin Kurulu'na gitsin diye. Karar verici Yüksek Disiplin Kurulu'dur. Yüksek Disiplin Kurulu dosyayı açacak, süresi içerisinde çağrıda bulunacak, süresi içerisinde ifadesini alacak kişinin ve buna göre karar verecek. Türkiye'de Yargıtay neyse partide de Yüksek Disiplin Kurulu budur” diye konuştu. Bu arada Özgür Özel, kurultay talebinin genel merkeze iletilmesinin ardından 74 il başkanıyla Ankara’da bir otelde bir araya geldi. Özel, bundan sonra atılacak adımlarla ilgili yol haritasını il başkanlarıyla istişare etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/chpde-sali-sakin-gecti-carsamba-gunu-yeniden-hareketlendi-81368</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/8/1280x720/67-1781759836.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CHP’de salı sakin geçti, çarşamba günü yeniden hareketlendi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dunyanin-buyuk-zincir-marketleri-yas-meyve-sebze-icin-izmire-gelecek-81349</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünyanın büyük zincir marketleri yaş meyve sebze için İzmir’e gelecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Meyve, Sebze, Ambalaj, Depolama, Lojistik &amp; Yeni Teknolojiler Fuarı’nı (Interfresh Eurasia) düzenleyen ANTEXPO AŞ Genel Müdürü Murat Özer, yaş meyve sebze sektörünün Türkiye’de tek fuarı olan Interfresh Eurasia’nın 8-10 Eylül tarihleri arasında İzmir’de gerçekleştirileceğini bildirdi.</p>
<p>Bu yıl fuarın, sektörün inovasyon, sürdürülebilirlik ve küresel ticaretin buluşma noktası olacağını belirten Özer, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Türkiye'nin üretim kapasitesi ve stratejik konumuyla küresel taze ürün ticaretinde üstlendiği belirleyici rol, 2018'den bu yana düzenlenen Interfresh Eurasia Fuarı 2026'da yeni teknolojileri, girişimleri, sürdürülebilir üretimi ve küresel alıcı bağlantılarını tek çatı altında buluşturan güçlü bir uluslararası platforma dönüştürüyor. Eş zamanlı düzenlenen Interfood Eurasia Fuarı ise, dondurulmuş, kurutulmuş, konserve ve meyve suları üretici ve ihraççılarını dünya pazarı ile buluşturacak.’’</p>
<p><strong>Hedef 100 ülke</strong></p>
<p>Geçen yıl 71 ülkeden alıcıların fuara katıldığını vurgulayan Özer, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Başta Avrupa, Orta Doğu, Kuzey Afrika, Orta Asya ve Balkanlar olmak üzere geniş bir uluslararası kitleyi hedefliyoruz. 2025'te 71 ülkeden profesyoneli ağırladık, 2026 hedefimiz 100'den fazla ülke hedefledik. Uluslararası alım heyetleri ile Dünyanın sayılı büyük Zzncir marketleri olan Dole, Sainsbury's, Asda, X5, Vkusvill, Magnit, Samokat ve Azbuka Vkusa, Gomez,  Maxi, Mercator, Konzum, Plodine ve Bingo, Lidl,  Edeka, Rewe ve Auchan gibi süpermarket zincirleri başta olmak üzere, Avrupa’daki etnik market zincirleri, hallerdeki toptancılar, ithalatçılar, Türk üretici ve ihracatçılarla doğrudan buluşacak.’’</p>
<p>Özellikle Avrupa'ya ihracat yapan üreticilerin, sürdürülebilirliğin artık bir tercih değil zorunluluk olduğunun farkında olduğunu vurgulayan Murat Özer, ‘’Üretici ve ihracatçılar geri dönüştürülebilir malzemeler, hafifletilmiş ambalaj ve tedarikçilerle uzun vadeli ortaklıklar yoluyla maliyetleri dengelemeye çalışıyorlar. Sürdürülebilir ambalaj; ürün kalitesi, raf ömrü, lojistik verimlilik ve marka algısı açısından da stratejik bir öncelik hâline geldi’’ dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dunyanin-buyuk-zincir-marketleri-yas-meyve-sebze-icin-izmire-gelecek-81349</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/meyve-sebze.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Başta Avrupa olmak üzere Rusya ve Orta Doğu bölgelerinin en büyük zincir marketleri temsilcileri, İzmir’de düzenlenecek Meyve, Sebze, Ambalaj, Depolama, Lojistik &amp; Yeni Teknolojiler Fuarı’nda ihracatçılarla buluşacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/antepsan-turkiyenin-sanayi-devleri-arasinda-yukselisini-surduruyor-81412</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antepsan İSO 500&#039;de 83 sıra yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep’in önde gelen sanayi kuruluşlarından Antepsan Kuruyemiş, İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından açıklanan 2025 yılı “Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu” araştırmasında önceki yıla göre 83 sıra birden yükseldi. Şirket, Türkiye genelinde 334’üncü, Gaziantep'te ise 17’nci sıraya yerleşti.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, Türkiye sanayisinin en kapsamlı ve prestijli araştırmalarından biri olarak kabul edilen İSO 500 listesinde elde edilen bu yükseliş, Antepsan’ın üretim gücünü, yatırım vizyonunu ve sürdürülebilir büyüme stratejisini bir kez daha ortaya koydu.</p>
<p>Açıklamanın devamında, "Kurulduğu günden bu yana kalite odaklı üretim anlayışıyla faaliyetlerini sürdüren Antepsan, gerçekleştirdiği yatırımlar, ihracat odaklı büyüme politikası ve yenilikçi yaklaşımıyla sektördeki konumunu her geçen yıl daha da güçlendiriyor. Ar-Ge çalışmalarına verdiği önemle dikkat çeken firma, geliştirdiği yeni ürünler ve modern üretim teknolojileriyle hem yurt içi hem de uluslararası pazarlarda büyümesini sürdürüyor. Üretimden paketlemeye kadar tüm süreçlerinde kalite ve sürdürülebilirliği ön planda tutan Antepsan, bölge ekonomisine sağladığı katkı ve oluşturduğu istihdamla da öne çıkıyor." denildi. </p>
<p>Antepsan Yönetim Kurulu Başkanı Murat Bakır, İSO 500 listesinde elde edilen yükselişin şirketin uzun yıllara dayanan istikrarlı büyüme politikası ve üretim odaklı yaklaşımının bir göstergesi olduğunu söyledi. Bakır, “Kurulduğumuz günden bu yana kaliteyi, güveni ve sürdürülebilir büyümeyi temel ilke olarak benimsedik. Gerçekleştirdiğimiz yatırımlar ve geliştirdiğimiz projeler sayesinde hem üretim kapasitemizi hem de ihracat gücümüzü artırıyoruz. Gaziantep’in ve ülkemizin değerlerini dünya pazarlarında daha güçlü şekilde temsil etmek için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Önümüzdeki dönemde de üretime, istihdama ve katma değer oluşturan yatırımlara öncelik vermeye devam edeceğiz” dedi.</p>
<p>Türkiye’nin köklü gıda markalarından biri olma hedefi doğrultusunda ilerleyen Antepsan, elde ettiği başarılarla hem Gaziantep’in hem de Türkiye’nin sanayi ve ihracat gücüne katkı sağlamayı sürdürüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/antepsan-turkiyenin-sanayi-devleri-arasinda-yukselisini-surduruyor-81412</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/1/2/1280x720/antepsan-turkiyenin-sanayi-devleri-arasinda-yukselisini-surduruyor-1781777142.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antepsan Kuruyemiş, “Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu” araştırmasında geçen yıla göre 83 sıra yükselerek Türkiye genelinde 334’üncü sıraya, Gaziantep sıralamasında ise 17’nci sıraya yerleşti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/marmarabirlikten-kahvalti-pazarina-yeni-hamle-81409</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Marmarabirlik&#039;ten kahvaltı pazarına yeni hamle</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Marmarabirlik, ürün portföyünü genişletme stratejisi kapsamında geliştirdiği Zeytinyağlı Kakaolu Fındık Kreması'nı tüketicilerle buluşturdu.</p>
<p>Birlikten yapılan açıklamaya göre ürün, Türkiye genelindeki yerel zincir marketlerde satışa sunuldu. Ürünün ilk ihracatı da Almanya, Avusturya, İsviçre ve İngiltere'ye gerçekleştirildi.</p>
<p>Marmarabirlik Yönetim Kurulu Başkanı Ali Yıldız, yeni ürünün kurumun 72 yıllık üretim tecrübesi ve kalite anlayışının bir sonucu olduğunu belirterek, değişen tüketici beklentilerine uygun katma değerli ürünler geliştirmenin artık bir tercih değil zorunluluk haline geldiğini söyledi. Marmarabirlik'in gücünü üretici ortaklarından, kurumsal hafızasından ve zeytincilik kültüründen aldığını ifade eden Yıldız, “Amiral gemimiz olan siyah zeytinin değerini korurken marka gücümüzü yeni kategorilere taşımayı hedefliyoruz. Zeytinyağlı Kakaolu Fındık Kreması da bu anlayışın yeni temsilcilerinden biri” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a33bd920c58a-1781775762.jpg" alt="" width="599" height="399" /></p>
<h2>Kahvaltı kategorisinde büyüme hedefi</h2>
<p>Marmarabirlik'in zeytin, zeytinyağı, zeytin ezmesi ve soslu zeytin ürünleriyle kahvaltı sofralarında güçlü bir konuma sahip olduğunu vurgulayan Yıldız, yeni ürünün bu bütüncül stratejinin önemli bir halkası olduğunu kaydetti. Yıldız, “Hedefimiz tüketicinin kahvaltı sofrasında ihtiyaç duyduğu her kategoride Marmarabirlik kalitesini sunabilmek. Zeytinyağlı Kakaolu Fındık Kreması, kahvaltı kategorisindeki büyüme vizyonumuzun önemli adımlarından biridir” diye konuştu. Ürünün geliştirilme sürecinde tüketici beklentilerinin detaylı şekilde analiz edildiğini belirten Ali Yıldız, özellikle ailelerin ve ebeveynlerin hassasiyetlerini dikkate aldıklarını söyledi. Trans yağ, palm yağı ve koruyucu içermeyen formülasyonun yanı sıra yüksek fındık oranı ve zeytinyağı içeren reçeteyle farklılaştıklarını ifade eden Yıldız, ürünün temiz içerik anlayışıyla güçlü lezzeti bir araya getirdiğini dile getirdi. Geçtiğimiz ay Türkiye genelindeki bayilere tanıtılan ürünün lansman sürecinde olumlu geri dönüşler aldığını belirten Yıldız, kısa sürede yerel zincir marketlerde raflara çıktığını söyledi. Ürünün önümüzdeki dönemde ulusal market zincirlerinde de tüketiciyle buluşturulması hedefleniyor.</p>
<h2>İlk ihracat dört ülkeye</h2>
<p>Yeni ürünün yurt dışı pazarlara açılmaya başladığını açıklayan Yıldız, ilk ihracatın Almanya, Avusturya, İsviçre ve İngiltere'ye yapıldığını belirtti. Öncelikli hedeflerinin yurt dışındaki etnik pazarlarda güçlü bir konum elde etmek olduğunu kaydeden Yıldız, ardından Avrupa başta olmak üzere uluslararası pazarlarda büyümeyi amaçladıklarını söyledi. Yıldız, Marmarabirlik'in üretici gücünü ve marka değerini yeni ürün kategorilerine taşıyarak büyümesini sürdüreceğini sözlerine ekledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/marmarabirlikten-kahvalti-pazarina-yeni-hamle-81409</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/9/1280x720/marmarabirlikten-kahvalti-pazarina-yeni-hamle-1781775790.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Marmarabirlik, zeytinyağı ile zenginleştirilmiş kakaolu fındık kremasını piyasaya sundu. Ürün Türkiye genelinde raflardaki yerini alırken, ilk ihracat Almanya, Avusturya, İsviçre ve İngiltere&#039;ye gerçekleştirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/salihliden-4-firma-turkiyenin-500-buyuk-sanayi-kurulusu-listesinde-yer-aldi-81399</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Salihli’den 4 firma İSO 500 listesinde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/MANİSA</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası’nın açıkladığı “Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu” listesinde merkezleri Salihli’de bulunan Vergo Enerji Sistemleri ile Lider Petfood’un yanı sıra Salihli’de faaliyet gösterip, merkezleri başka illerde olan Ofis Yem Gıda ve Sanko Enerji yer aldı.</p>
<p>Salihli Ticaret ve Sanayi Odası’na kayıtlı olan enerji ekipmanları tedarikçisi Vergo Enerji Sistemleri, İSO’nun listesinde 344. sıradan girdi. Salihli Organize Sanayi Bölgesi’nde 3 yıl önce faaliyete geçen Vergo Enerji, bir önceki sene 262. sırada yer almıştı. Evcil hayvan maması üreticisi Lider Petfood ise listeye 453. sıradan girdi. Salihli Organize Sanayi Bölgesi’nde üretim yapan Lider Petfood bir önceki yıl 473 olan sırasından 20 basamak yukarılara tırmanarak iyi bir performans sergilemiş oldu.</p>
<p>Merkezi Ankara’da olup Ankara Sanayi Odası’na kayıtlı ve Salihli’de şubesi bulunan Ofis Yem Gıda Sanayi ve Tic. A.Ş. şirketi ise 500 dev arasına 284. sıradan girdi. Merkezi Gaziantep’te olup Salihli’de şubesi bulunan Sanko Enerji Sanayi ve Tic. A.Ş. ise sıralamaya 335. olarak katılım sağladı. </p>
<p>İstanbul Sanayi Odası tarafından açıklanan “Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu”  listesinde 4 firma ile temsil edilmenin gururunu yaşadıklarını belirten Salihli Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Yüksel, sanayi alanındaki performansı artan Salihli’nin ekonomisinin her geçen yıl giderek daha da güçlendiğini kaydetti. Yüksel, gelişmelerle ilgili şu değerlendirmeyi yaptı: “2025 yılı verileri analiz edilerek yapılan sıralamada odamızın üyesi olan firma sayısı 2, başka bir Oda’ya kayıtlı olup Salihli’de faaliyet gösteren 2 şube ile birlikte devler listesinde 4 firma ile temsil edilmemiz sevindirici. Bir önceki yıl da yine aynı firmalar 500 büyük sanayi kuruluşu listesinde yer alıyordu. Bunlardan 3’ünün bu yıl listede daha da ön sıralara tırmanmış olduğunu görüyoruz. Firmalarımızın gösterdiği performans bizi mutlu ediyor.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a33b188dbd79-1781772680.JPG" alt="" width="700" height="496" /></p>
<p>Salihli OSB’nin ikinci etabında yeni fabrikaların yükselmeye devam ettiğini ve ikinci kısmın yüzde 100 doluluğa ulaşması halinde sanayinin ilçe ekonomisindeki ağırlığını daha da hissettireceğine dikkat çeken Yüksel, “Salihli OSB’nin bu başarıda büyük bir payı olduğu kuşkusuzdur. Başarılı performans gösteren sanayi kuruluşlarımızın yöneticilerini ve çalışanlarını gönülden tebrik ederiz” şeklinde görüşlerini dile getirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/salihliden-4-firma-turkiyenin-500-buyuk-sanayi-kurulusu-listesinde-yer-aldi-81399</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/9/9/1280x720/salihliden-4-firma-turkiyenin-500-buyuk-sanayi-kurulusu-listesinde-yer-aldi-1781772662.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul Sanayi Odası, geleneksel olarak her yıl yaptığı gibi, Türkiye genelindeki firmaları 2025 yılındaki performanslarına göre değerlendirdi. Salihli’de faaliyet gösteren 4 firma, 500 şirket arasına girmeyi başardı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/pine-bay-turkiye-konaklama-sektorunun-ilk-efqm-5-yildiz-yetkinlik-belgesini-aldi-81395</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pine Bay, konaklama sektörünün ilk EFQM 5 Yıldız Yetkinlik Belgesi’ni aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Göçtur bünyesinde faaliyet gösteren Pine Bay Hotels &amp; Resorts, Türkiye konaklama sektörünün ilk "EFQM 5 Yıldız Yetkinlik Belgesi" almaya hak kazandı.</p>
<p>EFQM Tanıma ve Ödül Programı dış değerlendirme süreci, Avrupa Kalite Yönetimi Vakfı (EFQM) ulusal iş birliği ortağı Türkiye Kalite Derneği’nin (KalDer) yönetiminde gerçekleşti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://img.ekonomim.com/rcman/Cw850h567q95gc/storage/files/images/2026/06/18/pinebay2-n3tz.jpg" alt="Pine Bay, Türkiye konaklama sektörünün ilk EFQM 5 Yıldız Yetkinlik Belgesi’ni aldı - Resim : 1" width="700" height="467" data-lightbox="true" /></p>
<p>Göçtur’un ilk yatırımı ve amiral gemisi Pine Bay Hotels &amp; Resorts, EFQM Tanıma ve Ödül Programı dış değerlendirme süreci sonrasında, Türkiye konaklama sektöründe "EFQM 5 Yıldız Yetkinlik Belgesi" almaya hak kazanan ilk kuruluş oldu. Pine Bay Hotels &amp; Resorts, ayrıca Ege Bölgesi Üstün Performans Ödülü’nün de sahibi oldu.</p>
<p>Avrupa Kalite Yönetimi Vakfı’nın (EFQM) ulusal iş birliği ortağı Türkiye Kalite Derneği (KalDer) yönetiminde gerçekleşen EFQM Tanıma ve Ödül Programı, kuruluşları değişimi yönetme ve performansı artırma konusunda destekleyen, dünya çapında tanınan bir yönetim çerçevesi oluşturuyor.</p>
<p>Pine Bay Hotels &amp; Resorts, Kuşadası’nda kendine ait koyunda, aile konsepti ve mavi bayraklı özel plajıyla 30 yılı aşkın süredir hizmet veriyor.</p>
<h2>Türkiye konaklama sektöründe bir ilk</h2>
<p>Türkiye konaklama sektörünün ilk "EFQM 5 Yıldız Yetkinlik Belgesi"ni almaya hak kazanan Pine Bay Hotels &amp; Resorts’un başarısı, ülkemiz turizminde kalite yönetimi ve kurumsal mükemmellik başlıklarının daha görünür hale gelmesine de katkı sunuyor.</p>
<p>Göçtur Otellerden Sorumlu İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Rena Çukurova, EFQM Tanıma ve Ödül Programının ve değerlendirme sürecinin kurum için taşıdığı anlamı şöyle değerlendirdi: “Almaya hak kazandığımız EFQM 5 Yıldız Yetkinlik Belgesi ile sektörümüzde bir ilki başarmanın gururunu yaşıyoruz. Başvurumuzu yaptığımız Ege Bölgesi’nde, Ege Bölgesi Üstün Performans Ödülü kazanmış olmak ayrı bir gurur. Bu başarı, turizmde rekabet gücünün yalnızca tesis yatırımı, lokasyon ya da hizmet çeşitliliğiyle değil; ölçülebilir yönetim kalitesi, sürekli iyileştirme disiplini ve sürdürülebilir performans anlayışıyla da güçlendiğini ortaya koyuyor. Paydaşların bakış açısını da merkeze alan değerlendirme sürecinde, otelimizde görev yapan çalışma arkadaşlarımızın da görüşlerine başvuruldu. Bu başarı, uzun süredir üzerinde çalıştığımız kalite, kurumsallaşma ve sürdürülebilir gelişim yaklaşımının somut bir göstergesi. EFQM, güçlü yanlarımızı ve gelişim alanlarımızı uluslararası kabul görmüş bir model üzerinden değerlendirmemizi sağladı. Ulusal Kalite Hareketi katılımcısı olarak, değerlendirmeden aldığımız geri bildirimlerle gelişim yolculuğumuzu aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Bu başarıyı birlikte inşa ettiğimiz tüm çalışanlarımıza, paydaşlarımıza ve tüm misafirlerimize, titiz değerlendirme süreci için KalDer Yönetimine ve EFQM değerlendiricilerine teşekkür ediyoruz.”</p>
<p>Pine Bay Hotels &amp; Resorts’un almış olduğu ödül ve EFQM dış değerlendirme sonucu, KalDer İzmir Şubesi tarafından 26’ncısı düzenlenen Mükemmelliği Arayış Sempozyumu’nda açıklandı. EFQM dış değerlendirme süreci başvurusunu Ege Bölgesi’nden yapan Pine Bay Hotels &amp; Resorts, Pine Bay Hotels &amp; Resorts, Ege Bölgesi Üstün Performans Ödülü’ne layık görülürken, Türkiye’de konaklama sektöründe bir ilki gerçekleştirerek EFQM 5 Yıldız Yetkinlik Belgesi’nin de sahibi oldu.</p>
<h2>3 ana alanda, 7 değerlendirme kriteri</h2>
<p>Avrupa Kalite Yönetimi Vakfı (European Foundation for Quality Management) tarafından sanayi temsilcileri ve akademisyenlerin desteği ile geliştirilen EFQM Modeli, ilk uygulanmaya başladığı 1991 yılından bu yana dünya çapında tanınan bir yönetim çerçevesi oluşturuyor. Kuruluşların iyileştirme ve yenileşim kültürü geliştirmeleri için rehber oluşturan EFQM Modeli, değişimi yönetme ve performans iyileştirmesi alanlarında destek sağlıyor. EFQM Modeli stratejik niteliği, operasyonel performans ve sonuç odaklılığıyla birlikte ele alıyor; mevcut çalışma biçimleri, zorluklara ve sorunlara verilen yanıtlar da dikkate alınarak katılımcı kuruluşların geleceğe ilişkin amaçlarının tutarlılığı ve uyumunu irdelemek için ideal bir çerçeve sunuyor. Süreç; Yön, Uygulama ve Sonuçlar olmak üzere 3 ana alanda, 7 değerlendirme kriteri içeriyor.</p>
<p>Değerlendirme sonucu, Pine Bay Hotels &amp; Resorts için sürekli gelişim yolculuğunda yönetim kalitesi ve kurumsal olgunluk alanında yeni bir referans noktası oluşturuyor. Değerlendirme sonucunda elde edilen geri bildirimler, Pine Bay Hotels &amp; Resorts’un gelecek dönem gelişim yol haritasına da yön verecek.</p>
<h2>Başarı yolculuğunda S.A.D.E. bir yaklaşım</h2>
<p>Göçtur’un kurum kültürünü oluşturan S.A.D.E. yaklaşımı da Pine Bay Hotels &amp; Resorts’un başarı yolculuğunun önemli dayanaklarından biri olarak konumlanıyor. Sanat, Aile, Doğa ve Eğitim başlıklarından oluşan S.A.D.E., grubun hizmet anlayışını, çalışanlarla kurduğu ilişkiyi, çevreye bakışını ve öğrenme kültürünü tanımlayan bir çerçeve olarak kullanılıyor.</p>
<p>Rena Çukurova, SADE yaklaşımı ile EFQM başarısı arasındaki ilişkiyi şu sözlerle anlattı: “Göçtur kurum kültürünün bileşenlerini Sanat, Aile, Doğa ve Eğitim (S.A.D.E.) oluşturuyor. Bu bizim için kurum içinde kullanılan bir kavramdan öte, iş yapış biçimimizi tarif eden bir kültür çerçevesi. Sanat, hayata ve mekâna değer katma biçimimizi; Aile, aidiyet ve süreklilik anlayışımızı; Doğa, içinde bulunduğumuz çevreye karşı sorumluluğumuzu; Eğitim ise sürekli gelişim ve öğrenme irademizi temsil ediyor. EFQM değerlendirmesinden başarıyla geçmek, bu değerleri daha sistematik ve ölçülebilir bir yönetim yaklaşımıyla buluşturduğumuzu göstermesi açısından bizim için çok kıymetli.”</p>
<p>Kurum, değerlendirme süreci çıktılarını kalite yönetimi, operasyonel verimlilik, çalışan deneyimi, sürdürülebilirlik ve misafir memnuniyeti alanlarında sürekli gelişim kapsamında kullanmayı hedefliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/pine-bay-turkiye-konaklama-sektorunun-ilk-efqm-5-yildiz-yetkinlik-belgesini-aldi-81395</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/9/5/1280x720/pine-bay-turkiye-konaklama-sektorunun-ilk-efqm-5-yildiz-yetkinlik-belgesini-aldi-1781771213.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pine Bay Hotels &amp; Resorts, Türkiye konaklama sektöründe &quot;EFQM 5 Yıldız Yetkinlik Belgesi&quot; almaya hak kazanan ilk kuruluş oldu. Göçtur Otellerden Sorumlu İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Rena Çukurova, &quot;Bu başarı, turizmde rekabet gücünün yalnızca tesis yatırımı, lokasyon ya da hizmet çeşitliliğiyle değil; ölçülebilir yönetim kalitesi, sürekli iyileştirme disiplini ve sürdürülebilir performans anlayışıyla da güçlendiğini ortaya koyuyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ege-tat-firin-sosyal-sorumluluk-projelerine-hiz-verdi-81393</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ege Tat Fırın sosyal sorumluluk projelerine hız verdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Geçen yıl devreye aldığı üretim tesisinin ardından 2 yeni şube daha açarak sayıyı 16'ya yükseltip büyümesini sürdüren Ege Tat Fırın'ın, gelecek dönem fiziki büyüme yanında sosyal sorumluluk projelerine de hız vereceği belirtildi.</p>
<p>Bir yandan ilk yurtdışı şubesini açmak için çalışmalarına devam eden marka, bünyesinde kurduğu Egetat Akademi’de düzenlediği eğitim programlarıyla da hizmet kalitesini, verimliliğini ve insan kaynağı gücünü artırıyor.</p>
<p>Geleceğe dair hedeflerini ve yol haritalarını Türkiye ve dünyadaki ekonomik gelişmeleri de analiz ederek çizdiklerini belirten Ege Tat Fırın Yönetim Kurulu Başkanı Selahattin Söğüt, “Büyüme planlarımızla ilgili araştırmalarımız neticesinde kararlar alıyor ve netleştiriyoruz. Bu yıl itibariyle  ise franchisinge ağırlık vererek yeni şubeler için görüşmelerimiz sürüyor. Uygun zemin bulduğumuzda gereken büyüme adımlarını atıyoruz. Nitekim bu yıl 2 yeni şube açarak şube sayımızı 16’ya yükselttik” diye konuştu.</p>
<p>Ekonomik konjonktüre ve önlerine çıkan fırsatlara göre şube sayısını artıracaklarını ama bu yıl asıl konsantrasyonlarını sosyal sorumluluk projelerine yönlendirdiklerini dile getiren Söğüt, “Bu topraklardan doğan bir marka olarak müşterilerimiz yanında çevre ve toplum için de değer oluşturmayı ilke edindik. Bu kapsamda çeşitli projeler hayata geçirdik. Okullar, kadın sığınma evleri, yetiştirme yurtları, spor kulüpleri gibi kuruluşlara yaptığımız yardımlar yanında, kaymakamlıklar ve yerel yönetimlerin yönlendirmesiyle dezavantajlı kesimlere yönelik destekler sunuyoruz” dedi.</p>
<p>Bünyelerindeki Egetat Akademi ile hem üretime, pazarlamaya, satışa dair mesleki eğitimler, hem de akademik ve kişisel gelişim eğitimleri verdiklerini vurgulayan Söğüt, “Bu kapsamda 9 Eylül Üniversitesi ve Katip Çelebi Üniversitesi başta olmak üzere bir çok profesyonel eğitim ve danışmalık şirketleriyle protokol ve anlaşmalar yaptık. Her hafta düzenli olarak eğitimler düzenliyoruz. Böylece kendi personelimizi yetiştiriyor, geliştiriyor, eğitiyor ve büyüyoruz. Hem yönetici pozisyonları hem de işe yeni başlayacak olanlar için düzenli olarak eğitimlerimiz var. Burada eğitim alan arkadaşlarımız başka şirketlere geçseler bile, biz bunu mesleğimizin gelişimine sunulmuş bir katkı olarak görüyoruz” dedi.</p>
<h2>“Yurtdışına açılma hedefimiz devam ediyor”</h2>
<p>Şu an ikisi franchising olmak üzere 16 şubelerinin bulunduğunu belirten Selahattin Söğüt, “75’i Menemen’deki imalat tesisimizde olmak üzere 250 kişiye istihdam sağlıyoruz. Yurtdışında şube açma hedefi doğrultusunda çalışmalarımız devam ediyor. Bu kapsamda yurtdışı merkezli bir fon ile görüşüyoruz. İlk yurtdışı şubelerimizi de bu fon ile belirleyeceğimiz ülkelerde açacağız. Dubai ya da Almanya olması büyük bir olasılık. Şu an bütün şubelerimiz İzmir’de. İmalathanemize 3 saatlik mesafeyi aşmayan Balıkesir, Aydın, Manisa gibi illerde yeni şubeler açabiliriz. Zincir bir işletme olmamıza rağmen şimdiye kadar klasik günlük taze üretim geleneğimizi bozmadık, bozmayı da düşünmüyoruz. Uzun vadeli hedefimiz bölgesel üretim tesisleri kurmak. Ülke geneline bu şekilde yayılmayı planlıyoruz. Bölgesel teşviklerin daha yüksek olduğu Manisa radarımızda. Ekonomik ortam uygun olduğunda adımlarımızı atacağız” dedi.</p>
<h2>Fikri Altay Spor Kulübü’nden Ege Tat Fırın’a plaket</h2>
<p> <img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://img.ekonomim.com/rcman/Cw850h1134q95gc/storage/files/images/2026/06/18/whatsapp-image-2026-06-18-at-10-vlxr.jpg" alt="Ege Tat Fırın sosyal sorumluluk projelerine hız verdi - Resim : 1" width="500" height="667" data-lightbox="true" /></p>
<p>Fikri Altay Spor Kulübü yöneticileri Ege Tat Fırın Yönetim Kurulu Başkanı Selahattin Söğüt’ü ziyaret ederek, kulübe verdiği desteklerden dolayı teşekkür plaketi sundular. Plaket töreninde eğitim ve spor büyük önem verdiklerini anlatan Selahattin Söğüt, “Özellikle imkanları kısıtlı olan çocuklar ve gençleri spora yönlendirmeye çalışıyoruz. Bu kapsamda işletmemizin doğduğu yer olan Şemikler’deki Fikri Altay Spor Kulübü ile Karşıyaka Spor Kulübü’nün basketbol takımına destek veriyoruz. Spor ya da çalışma hayatına kazandırdığımız her bireyi toplum için birer kazanım olarak görüyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Fikri Altay Spor Kulübü Başkanı ve Ekonomi Gazetesi Ege Bölge Temsilcisi Yaşar Kuş da amatör kulüplerin finansal açıdan zor durumda olduğu bu dönemde, Ege Tat Fırın’ın sağladığı desteğin kulüp için adeta can suyu olduğunu vurguladı. Fikri Altay Spor Kulübü olarak 350 kişilik bir sporcu havuzuna sahip olduklarını anlatan Kuş, “Misyonumuz bu öğrencilerin sadece spor yapmaları değil aynı zamanda verdiğimiz eğitimle topluma ve ülkeye yararlı bir birey olmaları. Bu da Ege Tat Fırın’ın misyonları arasında yer alan kurumsal sosyal sorumluluk ilkesi ile örtüşüyor” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ege-tat-firin-sosyal-sorumluluk-projelerine-hiz-verdi-81393</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/9/3/1280x720/34663-1781771259.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Tat Fırın Yönetim Kurulu Başkanı Selahattin Söğüt, bu yıl sosyal sorumluluk projelerine yoğunlaşacaklarını belirterek, “Bu topraklardan doğan bir marka olarak müşterilerimiz yanında çevre ve toplum için de değer oluşturmayı ilke edindik. Bu kapsamda çeşitli projeler hayata geçirdik. Okullar, kadın sığınma evleri, yetiştirme yurtları, spor kulüpleri gibi kuruluşlara yaptığımız yardımlar yanında, kaymakamlıklar ve yerel yönetimlerin yönlendirmesiyle dezavantajlı kesimlere yönelik destekler sunuyoruz.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atsoya-kadin-baskan-adayi-81387</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ATSO’ya kadın başkan adayı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası’nda (ATSO) Ekim ayında yapılması planlanan seçimler nedeniyle başkan adayları ortaya çıkmaya başladı.</p>
<p>Bu yıl 11 milyar lira ciro hedefleyen Lokman Grup yönetim kurulu Başkanı ve ATSO Yönetim Kurulu üyesi Hatice Öz ve Reşat Güney başkan adayı olduklarını açıkladılar.</p>
<p>ATSO Yönetim Kurulu üyesi Hatice Öz, yaptığı yazılı açıklamada, ATSO Başkanlığına aday olduğunu ve seçimlerde oy pusulasının Turuncu olacağını bildirdi. Adaylığını sosyal medyadan da paylaşan Öz, ‘’Geleceğe umutla bakan, değişimi ve gelişimi birlikte inşa eden bir anlayışla ATSO’nun yarınlarını hep birlikte şekillendireceğiz’’ dedi.</p>
<p>Antalya merkezli sağlık, ilaç, teknoloji, tarım ve sağlık turizmi alanlarında entegre 8 şirketten oluşan Lokman Grup Yönetim Kurulu Başkanı Hatice Öz, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’2025 yılında yüzde 50 büyüme ile 8 milyar lira ciroya ulaşan, 2026 yılında yurt içi ve yurt dışında genişleyen operasyonlarla 11 milyar TL ciro hedefliyoruz. Antalya, girişimciliği, üretimi, ticareti ve enerjisiyle Türkiye’nin en güçlü şehirlerinden biri. ATSO’yu geleceğe daha güçlü taşımak, üyelerimizin sesini daha güçlü duyurmak ve ATSO’yu yeniden şehrimizin ekonomik dönüşümüne yön veren bir kurum haline getirmek amacıyla, ATSO Başkanlığı’na aday oldum.”</p>
<p>Açıklamasında şeffaflığı esas alacaklarını vurgulayan Öz, ‘’Bu bir kişinin değil, birlikte üretmeye inananların yolculuğu. Şeffaflığı esas alan, ortak akılla hareket eden, gençlerin ve kadınların daha fazla söz sahibi olduğu, her sektörün kendisini temsil edilmiş hissettiği bir ATSO için yola çıktım’’ dedi.</p>
<p>Antalya’nın güneşin, üretimin, enerjinin ve umudun şehri olduğuna dikkati çeken Hatice Öz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Biz de bu enerjiyi temsil eden, Antalya’nın rengi Turuncu Liste ile yola çıkıyoruz. Geleceğe umutla bakan, değişimi ve gelişimi birlikte inşa eden bir anlayışla ATSO’nun yarınlarını hep birlikte şekillendireceğiz. Antalya’nın potansiyeline inanıyoruz. Üyelerimizin gücüne inanıyoruz. Birlikte başaracağımıza inanıyoruz. Çünkü ATSO hepimizin. Hep birlikte daha güçlü bir ATSO, daha güçlü bir Antalya için… Hayırlı olsun.”</p>
<p><strong>Reşat Güney de aday</strong></p>
<p>ATSO Yönetim Kurulu üyesi Hatice Öz gibi Reşat Güney de ikinci kez ATSO’ya başkan adayı olduğunu açıkladı. ATSO’nun, kentin lokomotifi olması gerektiğini belirten Güney, önümüzdeki günlerde ATSO projelerini kamuoyu ile paylaşacağını bildirdi.</p>
<p>ATSO’nun, kentte kamuoyu oluşturabilecek ve ekonominin de lokomotifi olması gerektiğini vurgulayan Güney, ‘’ATSO üyeleri arasında yönetimde değişim talepleri var. 2026 bütçesi 787 milyon lira olan ATSO, yılın ilk yarısında üyelerine yönelik somut bir iş yapmadı. Akdeniz Üniversitesi Hastanesi için bağışlanan 50 milyon lirayı olumlu buluyoruz. Demek ki bu para istenildiği zaman kullanılabiliyormuş’’ dedi.</p>
<p>KGF Kredilerinin de sanayicilerin yarasına merhem olamayacağını öne süren Reşat Güney, ‘’KGF kredisi olarak 100 milyar lira dağıtılacak. Bunu 81 ile paylaştırdığınızda 1 milyon 300 bin Lira düşüyor. 10 banka KGF kredisi veriyor. Her kentte şube başına 4 kişiye KGF verilmiş olacak’’ diye konuştu.</p>
<p>Geçen dönem Yüksek Seçim Kurulu kararıyla başkanlığı elinden alınan Davut Çetin ile deniz kazasında yaşamını kaybeden Ali Bahar’ın kardeşi Berkay Bahar’ın da önümüzdeki günlerde adaylıklarını açıklaması bekleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atsoya-kadin-baskan-adayi-81387</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/7/1280x720/atsoya-kadin-baskan-adayi-1781766081.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Lokman Grup yönetim kurulu Başkanı ve ATSO Yönetim Kurulu üyesi Hatice Öz, ATSO için başkan adaylığını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fed-faizi-sabit-tuttu-81386</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fed faizi sabit tuttu, Warsh&#039;tan &#039;kararlılık&#039; vurgusu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ABD Merkez Bankası (Fed), politika faizini beklentiler doğrultusunda yüzde 3,5-3,75 aralığında sabit tuttu.</p>
<p>Fed'den yapılan açıklamada, politika faizinin sabit tutulması kararının oybirliğiyle alındığı belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, Federal Açık Piyasa Komitesi'nin (FOMC) bankanın hedeflerini desteklemek amacıyla federal fon oranı için hedef aralığı yüzde 3,5-3,75 seviyesinde tutmaya karar verdiği bildirildi.</p>
<p>Fed'in açıklamasında, Komite'nin ayrıca bankacılık sisteminde yeterli rezerv bulundurulması politikasını yeniden teyit ettiği aktarıldı.</p>
<p>Ekonomik faaliyetin kısmen Orta Doğu'daki çatışmadan kaynaklanan yüksek belirsizliğe rağmen sağlam bir hızda büyümeye devam ettiği belirtilen açıklamada, verimlilik artışı ve sermaye yatırımlarının güçlü seyrettiği kaydedildi.</p>
<p>Açıklamada, istihdam artışının iş gücüyle uyumlu bir şekilde devam ettiği, işsizlik oranında sınırlı değişim görüldüğü belirtildi.</p>
<p>Enflasyonun enerji dahil bazı sektörlerde fiyat artışlarına yol açan arz şoklarının da etkisiyle bankanın yüzde 2 hedefinin üzerinde kalmayı sürdürdüğüne işaret edilen açıklamada, Komite'nin fiyat istikrarını sağlamaya kararlı olduğu vurgulandı.</p>
<p>Öte yandan, Kevin Warsh başkanlığında gerçekleştirilen ilk FOMC toplantısının ardından yayımlanan karar metninin önceki açıklamalara kıyasla belirgin şekilde kısaltıldığı dikkati çekti. Metinden, gelecekteki faiz indirimlerine yönelik eğilime işaret eden ifadelerin çıkarıldığı görüldü.</p>
<p><strong>Üst üste dördüncü toplantıda politika faizi değişmedi</strong></p>
<p>Fed, geçen yılın ilk beş toplantısında politika faizini sabit tutarken, eylül, ekim ve aralık aylarında toplam 75 baz puan indirime gitmişti.</p>
<p>Banka, geçen yıl art arda üç faiz indirimi yapmasının ardından bu yılın ilk üç toplantısında da politika faizini sabit tutmuştu.</p>
<p>Son kararla birlikte, Fed'in yeni Başkanı Warsh'un görevdeki ilk toplantısında politika faizinde değişikliğe gidilmemiş oldu.</p>
<p><strong>Fed, tahminlerini de açıkladı</strong></p>
<p>Fed, federal fon oranına ilişkin yıl sonu tahminini mart ayında öngördüğü yüzde 3,4'ten yüzde 3,8'e yükseltti.</p>
<p>Banka, federal fon oranına ilişkin 2027 tahminini yüzde 3,1'den yüzde 3,6'ya ve 2028 tahminini yüzde 3,1'den yüzde 3,4'e yükseltti. Fed uzun dönem ortalama faiz beklentisini ise yüzde 3,1 olarak korudu.</p>
<p>Söz konusu tahminler, Fed'in 2026'da faiz artışı yapılabileceğinin sinyalini verdi.</p>
<p>FOMC üyelerinin gelecekteki faiz beklentilerini gösteren nokta grafiği de 18 yetkiliden 9'unun bu yıl en az bir faiz artırımı öngördüğünü ortaya koydu.</p>
<p><strong>Enflasyon tahmini bu yıl için yükseltildi</strong></p>
<p>Bankanın enflasyon tahminleri ise bu yıl için yüzde 2,7'den yüzde 3,6'ya, 2027 için yüzde 2,2'den yüzde 2,3'e çıkarılırken, 2028 için yüzde 2'de sabit bırakıldı.</p>
<p>Değişken enerji ve gıda fiyatlarını içermeyen çekirdek enflasyona ilişkin tahminler de bu yıl için yüzde 2,7'den yüzde 3,3'e, 2027 için yüzde 2,2'den yüzde 2,5'e ve 2028 için yüzde 2'den yüzde 2,1'e revize edildi.</p>
<p><strong>Bu yılki büyüme tahmininde aşağı yönlü revizyon</strong></p>
<p>ABD ekonomisine ilişkin büyüme tahmini, bu yıl için yüzde 2,4'ten yüzde 2,2'ye düşürüldü. Büyüme tahmini 2027 için yüzde 2,3'te bırakılırken, 2028 için yüzde 2,1'den yüzde 2,2'ye yükseltildi.</p>
<p>İşsizlik oranına ilişkin tahminler bu yıl için yüzde 4,4'ten yüzde 4,3'e düşürülürken, 2027 için yüzde 4,3 ve 2028 için yüzde 4,2 olarak korundu.</p>
<p><strong>Warsh, fiyat istikrarını sağlama kararlılığını vurguladı</strong></p>
<p>Fed Başkanı Kevin Warsh, başkanlık görevini devralmasının ardından düzenlenen ilk FOMC toplantısı sonrası basın toplantısı düzenledi.</p>
<p>Fed'in politika faizini beklentiler doğrultusunda yüzde 3,5-3,75 aralığında tutmasının ardından açıklamalarda bulunan Warsh, bankanın fiyat istikrarı ve maksimum istihdam hedeflerine işaret ederek son toplantıda alınan kararların bu doğrultuda şekillendiğini söyledi.</p>
<p>Warsh, enflasyonun Fed'in yüzde 2'lik enflasyon hedefinin oldukça üzerinde seyrettiğini ve bu durumun 5 yıldan fazla bir süredir devam ettiğinin farkında olduklarını belirtti.</p>
<p>"Bu Komite fiyat istikrarını sağlayacak" diyen Warsh, Komite'nin bu konuda "net ve hemfikir" olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>Politika metnindeki sadeleşmeye dikkati çekti</strong></p>
<p>Warsh, toplantının ardından yayımlanan politika metninde yapılan değişikliklere işaret ederek, metnin daha kısa ve daha sade olduğunu, bazı eski ifadelerin çıkarıldığını aktardı.</p>
<p>Fed Başkanı Warsh, "Açıklama, elimizden geldiğince değerlendirdiğimiz kadarıyla sadece olguları ortaya koyuyor. Ayrıca, mevcut politika konjonktürüne pek uygun olmadığı konusunda hemfikir olduğumuz ileriye dönük yönlendirme (forward guidance) de bu açıklamada yer almıyor." dedi.</p>
<p>Bankanın toplantının ardından yayımladığı ekonomik projeksiyonlara da değinen Warsh, Komite üyelerinin tahminlerini sunmaya devam ettiğini ancak kendisinin mevcut yapısıyla projeksiyonlara dair uzun süredir benimsediği görüşler doğrultusunda bir tahmin sunmaktan kaçındığını dile getirdi.</p>
<p><strong>Para politikasının işleyişine yönelik 5 çalışma grubu oluşturulacağını duyurdu</strong></p>
<p>Warsh, para politikasının yürütülmesinde merkezi öneme sahip 5 alanda çalışma grubu oluşturulacağını belirterek, Fed'in iletişim faaliyetleri, bilanço politikası, mevcut veri kaynaklarının kullanımı, dönüşüm çağında verimlilik ve istihdam ile Fed'in enflasyon çerçevelerinin bu alanlar olduğunu aktardı.</p>
<p>Bu çalışma grupları için ekonomi camiasının içinden ve dışından isimlerin bir araya getirileceğini belirten Warsh, bu ekiplerin Fed çalışanları tarafından destekleneceğini kaydetti.</p>
<p>Warsh, çalışma gruplarının amaçlarının mevcut uygulamaları sorgulamak, alternatifleri değerlendirmek ve politika yapıcılara öneriler sunmak olduğunu anlattı.</p>
<p>Çalışma gruplarının gelecek birkaç hafta içinde faaliyetlerine başlayacağını belirten Warsh, çalışmalarının büyük bölümünün yıl sonuna kadar tamamlanmasının beklendiğini kaydetti.</p>
<p><strong>"Fiyat istikrarı hedefimizi gerçekleştirme kapasitesine sahibiz"</strong></p>
<p>Basın mensuplarının sorularını da yanıtlayan Warsh, Fed'in enflasyon tahminleri ve bu süreçte ne kadar sabırlı olunabileceği ile hangi koşullarda faiz artırımı gibi ek adımların gündeme gelebileceğine ilişkin bir soru üzerine, "Fiyat istikrarı hedefimizi gerçekleştirme kapasitesine ve kararlılığına sahibiz, tam olarak yapacağımız şey de budur." dedi.</p>
<p>Enflasyon hedefini tutturma konusundaki kararlılık ve kapasite yeniden tesis edilene kadar yüzde 2 hedefini gözden geçirmek için bir neden görmediğini vurgulayan Warsh, konunun buna ilişkin çalışma grubunun kapsamı dışında kalacağını anlattı.</p>
<p>Warsh, FOMC üyelerinin nokta grafiğine tahminlerini "tepesinde silgi olan kalemlerle" işaretlediklerini belirterek, "Tahminlerini sunarken büyük bir kararlılık görmedim. Aksine, bence sahip olmamız gereken türden bir alçakgönüllülük hakimdi." dedi.</p>
<p><strong>"Masada tek bir öneri vardı"</strong></p>
<p>Fed'in iletişim stratejisine yönelik soruya cevaben Warsh, basın toplantılarının faydalı bir yöntem olabileceğini söyledi.</p>
<p>Warsh, "Bence yeni ve ilginç şeyler ortaya çıkaracağız, bugün bazı değişiklikler yaptık. Daha fazla değişikliğin olmasını bekliyorum ve bunların bazıları bir basın bülteni yayınlamaya değer olabilir." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Veri kaynaklarına dair oluşturulacak çalışma grubu hakkındaki soru üzerine Warsh, kullanılan verilerin çoğunun eski yöntemlere dayandığını, yeni analitik yöntemler kullanılarak resmi istatistiklerin güncel standartlara nasıl taşınabileceği konusunda önerilere açık olduğunu belirtti.</p>
<p>Warsh, finansal piyasa fiyatlarının muhtemelen merkez bankacılarına yol gösteren en önemli bilgi kaynağı olduğuna işaret ederek, ancak finansal piyasaların verilere tepki vermek yerine Fed'in söylediklerini yansıtması durumunda bunun daha az verimli hale geleceğini söyledi.</p>
<p>Toplantıda gelecekte bir faiz indirimi yapılması konusunun gündeme gelip gelmediğine yönelik soruya ilişkin Warsh, masada tek bir öneri olduğunu ve başka herhangi bir öneri üzerine tartışma yapılmadığını anlattı.</p>
<p>Warsh, çalışma gruplarında karar alma yetkisini başkalarına devretmediklerini, onlardan tavsiye gelebileceğini ancak nihai kararın kendilerine ait olacağını dile getirdi.</p>
<p><strong>"Finansal piyasaların sindirmesi gereken büyük bir değişim var"</strong></p>
<p>Son 30 veya 60 dakika içinde piyasalarda görülen tepkilere dair yorum yapmayacağını kaydeden Warsh, "Piyasalara sunduğumuz şey, merkez bankası adına yeni bir dönem ve taze bir bakış açısıdır. Bu, finansal piyasaların sindirmesi gereken büyük bir değişim. Piyasaların ilk birkaç dakikada ya da hatta birkaç gün boyunca nasıl tepki vereceğiyle ilgilenmiyorum. Bence en önemli husus, finansal piyasaların ve en az onlar kadar önemli olan hane halkları ile işletmelerin, merkez bankasının fiyat istikrarını sağlayacağını bilmeleridir." şeklinde konuştu.</p>
<p>Warsh, doğrudan Fed'in faaliyetleriyle ilgili olmayan fiyatlar üzerinde bir etki yaratamayacaklarını ancak petrol, dana eti, yumurta veya süt gibi ürünlerin fiyatlarındaki değişimlerin ekonominin geneline yayılmasını ve ikincil ya da üçüncül etkiler doğurmasını önlemek gibi bir görevleri olduğunu ifade etti.</p>
<p>FOMC'nin yapay zeka ve verimlilik konularını da ele aldığını söyleyen Warsh, yapay zekanın hem büyük fırsatlar hem de riskler barındırdığını, her iki konuyu da son derece ciddiye aldığını dile getirdi.</p>
<p>Warsh, faiz artırımına yönelik soruya, "Bu masanın etrafındaki 19 kişiden hiçbiri tarafından dile getirilmedi. Altı hafta sonra tekrar toplanacağız. Konuyu yeniden ele alacağız." yanıtını verdi.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fed-faizi-sabit-tuttu-81386</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/1/1280x720/kevin-warsh-1778745323.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fed, politika faizini yüzde 3,5-3,75 aralığında sabit tuttu. Başkan Warsh karar hakkında, &quot;Fiyat istikrarı hedefimizi gerçekleştirme kapasitesine ve kararlılığına sahibiz, tam olarak yapacağımız şey de budur.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/abddeki-halkbank-davasi-kapandi-81340</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 18:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> ABD&#039;deki Halkbank davası kapandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Halkbank, ABD'de mahkemenin ceza davasının düşürülmesini onaylamasıyla, banka hakkında 9 yıldır devam eden hukuki sürecin tamamen sona erdiğini duyurdu.</p>
<p>Halkbank'ın açıklamasında, ABD Güney New York Bölge Mahkemesi'nin ABD Adalet Bakanlığı Güney New York Bölge Savcılığı ile Halkbank'ın ceza davasının düşürülmesi için yaptığı müşterek başvuruyu onayladığı bildirildi.</p>
<p>Mahkemenin başvuruyu onaylamasıyla 9 yıldır devam eden ceza davası sona ermiş oldu.</p>
<p>Halkbank'tan Kamuyu Aydınlatma Platformu'na (KAP) yapılan açıklamada da şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Bankamız hakkında ABD'de yıllardır devam eden ceza davası kesin ve nihai olarak kapanmıştır. Kararın Bankamıza, yatırımcılarımıza, müşterilerimize ve çalışanlarımıza hayırlı olmasını dileriz. Ülkemiz ekonomisine 88 yıldır hizmet sunan Bankamız, faaliyetlerini geçmişte olduğu gibi bugün ve gelecekte de tüm ulusal ve uluslararası düzenlemelere uygun, güçlü, güvenilir ve kesintisiz bir şekilde sürdürecek olup hem bankacılık sektörünün hem de ülke ekonomisinin büyümesine katkı sağlamaya devam edecektir."</p>
<p><strong>"Hukuki süreç herhangi bir yaptırım olmadan tamamlandı"</strong></p>
<p>Halkbank Genel Müdürü Recep Süleyman Özdil konuya ilişkin yaptığı açıklamada, "Bu uzun ve zorlu dava sürecinde bize destek olan ve her zaman yanımızda duran başta devletimiz ve milletimiz olmak üzere herkese şükranlarımı sunuyorum." ifadesini kullandı.</p>
<p>Hukuki sürecin Banka açısından herhangi bir adli veya idari yaptırım olmadan tamamlandığını belirten Özdil, "Titizlikle yürüttüğümüz sürecin olumlu şekilde tamamlanması, ulusal ve uluslararası finansal düzenlemeler doğrultusunda oluşturduğumuz hassas uyum politikalarımızı, şeffaflık ve güven esaslı bütünleşik yaklaşımımızı bir kez daha teyit etmiştir. Bu karar, faaliyetlerimize daha öngörülebilir ve daha yüksek bir motivasyonla odaklanmamıza imkan sağlayacaktır." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Özdil, gelecek dönemde Bankanın uluslararası piyasalardaki konumunun daha da güçleneceğini vurgulayarak, şöyle devam etti:</p>
<p>"Bu gelişmenin, yurt dışı kaynak temin imkanlarımızı artırmasını, muhabir bankalarla mevcut ilişkilerimizi daha ileriye taşımasını ve uluslararası finans kuruluşlarıyla iş birliklerimizi derinleştirmesini bekliyoruz. Yeni dönemde, uluslararası yatırımcılar ile finans çevrelerinin Bankamıza yönelik güveninin istikrarlı şekilde artacağını ve yatırımcıların Bankamız ürünlerine olan ilgisinin güçleneceğini öngörüyoruz. Artan güven ve uluslararası işbirlikleri finansman kaynaklarımızı çeşitlendirecek, kaynak maliyetlerimizi yönetmede manevra alanı oluşturacak ve büyüme hedeflerimize önemli katkı verecektir. Böylece uluslararası piyasalardan sağlayacağımız kaynakları daha etkin şekilde reel sektörün hizmetine sunabilecek, üretimin, yatırımın, istihdamın ve ihracatın finansmanına verdiğimiz desteği daha da artırabileceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/abddeki-halkbank-davasi-kapandi-81340</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/2/1280x720/halk-katilim-bankasi-as-halkbank-1749032373.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD&#039;deki Halkbank ceza davasının nihai olarak kapandığı bildirildi. Halkbank Genel Müdürü Recep Süleyman Özdil, &quot;Bu gelişmenin, yurt dışı kaynak temin imkanlarımızı artırmasını, muhabir bankalarla mevcut ilişkilerimizi daha ileriye taşımasını ve uluslararası finans kuruluşlarıyla iş birliklerimizi derinleştirmesini bekliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sifir-kilometre-arac-satislari-mayista-yuzde-20-azaldi-81338</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 17:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sıfır kilometre araç satışları mayısta yüzde 20 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Quick Finans, SmartIQ iş birliğiyle hazırladığı 2. El Oto Raporu'nun mayıs ayına ait verilerini açıkladı. </p>
<p>Buna göre, Türkiye'de sıfır otomobil ve hafif ticari araç satışları, 2026 Mayıs'ta 2025 Mayıs'a göre yüzde 22,55 daralma ile 83 bin 442 adet gerçekleşerek, geçen aya göre de yüzde 20'ye geriledi.</p>
<p>Bu yıl Ocak-Mayıs döneminde ise geçen yılın aynı dönemine göre, yüzde 7,40 daralarak 453 bin 138 adet olarak gerçekleşti. Distribütörlerin agresif fiyatlı kampanyaları mevduat faizlerinin cazibesinin yanında, savaş ve altının düşüşü ile ortaya çıkan olumsuz servet etkilerini aşmada yetersiz kaldı.</p>
<p>İkinci el 15 yaş ve 350 bin kilometre sınırına kadar olan otomobil satışlarında ise uzun tatil günlerine rağmen bayram etkisi ile sıfır kilometre otomobile göre nispeten talep canlı kaldı ve önceki aya göre yüzde 3 arttı.</p>
<p>Geçen yıl mayısa göre yüzde 10 daralmanın ise bayramlar dolayısıyla gerçekleşen 6 eksik iş gününden kaynaklandığı düşünülürken, sıfır kilometre otodaki daralmaya karşın, ikinci el otomobilde trendde ucuz araçlara yönelim ile reel fiyatlamadaki gerileme etkili oldu.</p>
<p>İkinci El Otomobil pazarında martta başlayan toparlanma eğilimi mayısta da devam etti. Nisan ayında 334 bin 154 adet olarak gerçekleşen satışlar, mayısta 344 bin 158 adede ulaşarak aylık bazda yaklaşık yüzde 3 oranında artış gösterdi.</p>
<p>Ancak aylık bazdaki bu olumlu görünüme rağmen pazar, geçen yılın aynı dönemine göre daha düşük seviyelerde seyretmeye devam ediyor. Mayısta gerçekleşen satışlar, 2025'in aynı ayında kaydedilen 383 bin 614 adetlik seviyenin yaklaşık yüzde 10 altında kaldı.</p>
<p>Mayısta ikinci el otomobil pazarında stokta kalma süreleri yükselmeye devam etti. Pazar ortalaması 45 günden 48 güne çıkarken, binek araçlarda süre 45 günden 48 güne, ticari araçlarda ise 44 günden 45 güne ulaştı.</p>
<p>Satış adetlerinde gözlenen toparlanmaya rağmen stok devir hızındaki yavaşlama, talebin henüz stokları daha hızlı eritecek seviyeye ulaşmadığını gösteriyor.</p>
<p>İkinci el hafif ticari araç pazarında mayısta satışlar adetleri yükselişini sürdürdü. Nisanda 47 bin 398 adet seviyesinde gerçekleşen satışlar, mayısta 49 bin 310 adede ulaşarak aylık bazda yaklaşık yüzde 4 artış kaydetti. Böylece yılın ilk aylarında görülen dalgalı görünümün ardında pazarda ikinci ay üst üste büyüme gerçekleşmiş oldu.</p>
<p>Buna karşın hafif ticari araç pazarı, geçen yılın aynı döneminin gerisinde kalmaya devam ediyor. Mayısta gerçekleşen satışlar, 2025'in aynı ayındaki 60 bin 324 adetlik seviyenin yüzde 18 altında kaldı.</p>
<p>Mayısta 15 yaş üstü araç pazarında satış adedi ve fiyatı önceki aya yakın seviyelerde gerçekleşti. Nisanda 129 bin 451 adet olan satışlar, mayısta 129 bin 223 adet olarak kaydedildi. Ortalama fiyatlar ise 414 bin lira seviyesinde yatay seyrini sürdürdü.</p>
<p>Öte yandan stokta kalma süresi 50 günden 51 güne yükseldi. Satış hacmindeki durağan görünüm ve stok süresindeki artış, segmentte talebin istikrarlı olmakla birlikte araçların stoktan çıkış hızında belirgin bir iyileşme yaşanmadığını gösteriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sifir-kilometre-arac-satislari-mayista-yuzde-20-azaldi-81338</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/06/otomobil.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Quick Finans&#039;ın mayıs ayı raporuna göre, sıfır kilometre otomobil ve hafif ticari araç satışları, geçen yıla kıyasla yüzde 22,55 daralırken, aylık bazda da yüzde 20 geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kadooglu-holdingin-iso-500de-yukselisi-suruyor-81346</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 17:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kadooğlu Holding’in İSO 500’de yükselişi sürüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Kadooğlu Yağ'ın, küresel ve bölgesel tüm ekonomik zorluklara rağmen üretim, ihracat ve istihdam odaklı büyümesini sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Şirket, İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından açıklanan "Türkiye'nin En Büyük 500 Sanayi Kuruluşu 2025" listesinde 178. sırada yer aldı.</p>
<p>Şirket açıklamasında göre, İSO 500 verilerinde elde edilen rekor yükseliş, şirketin istikrarlı gelişimini bir kez daha gözler önüne serdi.</p>
<p><strong>"Krizleri aşma konusunda büyük bir deneyime sahibiz"</strong></p>
<p>Kadooğlu Yağ Yönetim Kurulu Üyesi Azime Kadooğlu Akbulut, dünya genelinde ve Türkiye’nin yakın coğrafyasında yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen ülke kalkınmasına destek vermeye devam ettiklerini belirtti.</p>
<p>Küresel ölçekteki ekonomik sorunları aşmanın yolunun çalışmaktan ve üretmekten geçtiğini vurgulayan Akbulut, şunları söyledi:  “Global dünyada yaşanan sorunlar elbette dünya ticaretini de yakından etkilemektedir. Ancak bizler, krizleri aşma konusunda gerçekten büyük deneyimler kazandık. Bu süreçte üretimimize ara vermeden, dünya pazarlarındaki yerimizi koruyarak yeni pazarlara yöneldik. İSO 500 sıralamasındaki bu gurur verici yerimiz büyük bir emeğin, çabanın ve özverinin sonucudur. Başarıda payı olan tüm mesai arkadaşlarımız başta olmak üzere, bizlere güvenen yurt içi ve yurt dışındaki tüketicilerimize teşekkür ederim.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kadooglu-holdingin-iso-500de-yukselisi-suruyor-81346</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/6/1280x720/kadooglu-holdingin-iso-500de-yukselisi-suruyor-1781721494.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kadooğlu Yağ, İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından açıklanan &quot;Türkiye&#039;nin En Büyük 500 Sanayi Kuruluşu 2025&quot; sıralamasında 178. sıraya yükseldi. Şirket, Gaziantep il genelindeki sıralamada ise iki basamak birden atlayarak 7. sıradaki yerini aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sanko-holding-dort-sirketi-ile-iso-500-listesinde-81345</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 17:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanko Holding, dört şirketi ile İSO 500 Listesi’nde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından şirketlerin üretimden net satışları baz alınarak her yıl geleneksel olarak gerçekleştirilen "Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu" araştırmasının sonuçları açıklandı.</p>
<p>Temelleri 1904 yılında atılan ve günümüzde tekstil, enerji, ambalaj ile çimento-yapı başta olmak üzere birçok stratejik sektörde küresel ölçekte faaliyet gösteren SANKO Holding, bu yıl da dört şirketiyle listede yer aldı. </p>
<p>2025 yılı net satış verilerine dayalı araştırma sonuçlarına göre, SANKO Holding çatısı altında üretim yapan ÇİMKO Çimento ve Beton Sanayi Ticaret 101’inci, SANKO Tekstil İşletmeleri Sanayi ve Ticaret 250’nci, Süper Film Ambalaj 295’inci ve SANKO Enerji ise 335’inci sıraya yerleşti. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a32e6f184916-1781720817.jpg" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p>Şirketten yapılan açıklamada, "SANKO Holding şirketleri, üretim kapasiteleri ve satış performanslarıyla listede dikkat çekici başarılara imza attı. Yatırımlarına hız kesmeden devam eden Süper Film Ambalaj, sergilediği yüksek performansla listede 2024 yılı sonuçlarına göre 11 sıra yükselerek 295’inci sıraya yerleşti ve konumunu güçlendirdi. Yenilenebilir enerji yatırımlarıyla dikkat çeken SANKO Enerji ise 2025 yılında, geçen yılın sonuçlarına göre listede 2 basamak yükselerek 335’inci sıraya yerleşti. Yüzyılı aşkın geçmişiyle Türkiye’nin sanayileşme yolculuğuna liderlik eden SANKO Holding, dört büyük lokomotif şirketiyle İSO 500 listesinde yer alarak ülke ekonomisine sağladığı katma değeri bir kez daha tescillemiş oldu. Grup, her yıl düzenli olarak yer aldığı bu prestijli listedeki kalıcı başarısını; Ar-Ge yatırımları, sürdürülebilir üretim modelleri, yüksek istihdam gücü ve küresel pazarlardaki etkin ihracat stratejileriyle pekiştiriyor." denildi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sanko-holding-dort-sirketi-ile-iso-500-listesinde-81345</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/5/1280x720/sanko-holding-dort-sirketi-ile-iso-500-listesinde-1781720840.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SANKO Holding, İstanbul Sanayi Odası tarafından açıklanan “Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu” listesinde bu yıl da dört şirketiyle yer alarak üretimdeki liderliğini korudu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dunya-bankasindan-400-milyon-euroluk-ek-finansmane-onay-81332</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 15:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya Bankası&#039;ndan 400 milyon euroluk ek finansmana onay</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünya Bankası, Türkiye'nin yenilenebilir enerji piyasasını büyütmek, rüzgar enerjisi ve ticari ölçekli batarya depolama yatırımlarına desteği genişletmek üzere 400 milyon euro (468,4 milyon dolar) tutarında ilave finansmanı onayladığını bildirdi.</p>
<p>Açıklamada, 2024'te onaylanan ve ülkenin alçak gerilimli dağıtık güneş enerjisi piyasasında güçlü bir ivme yaratan ilk fazın başarısı üzerine inşa edilen Dağıtık Enerjiye Geçişin Hızlandırılması Programı'nın kapsamının genişletildiği belirtildi.</p>
<p>Genişleyen finansmanın, Türkiye'nin garantisi altında, Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası AŞ (TKYB) ve Türkiye Sınai Kalkınma Bankası AŞ'ye (TSKB) sağlanan iki adet 200 milyon euro tutarında IBRD krediden oluştuğuna işaret edilen açıklamada, "Sonuç odaklı finansman modeliyle uygulanan programda, ödemeler önceden belirlenen hedeflere ulaşıldıkça ve bağımsız olarak doğrulandıkça yapılmaktadır. Yeni faz ile programın kapsamı, dağıtık güneş enerjisi yatırımlarının yanı sıra kara tipi rüzgar enerji projelerini ve yeni nesil Batarya Enerji Depolama Sistemleri (BESS) yatırımlarını da içerecek şekilde genişletilmektedir." denildi.</p>
<p>Açıklamada, Türkiye'nin son 10 yılda yenilenebilir enerji hedeflerini önemli ölçüde yükselttiği, en güncel Yenilenebilir Enerji Yol Haritasının, 2035'e kadar toplam rüzgar ve güneş kurulu gücünü 120 bin megavat seviyesine çıkarmayı ve batarya depolama kapasitesinde büyük artış sağlamayı öngördüğüne işaret edilerek, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Güçlü yenilenebilir enerji potansiyeline ve Avrupa Birliği'nin 2026'da yürürlüğe giren Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'na (CBAM) yanıt olarak artan ticari ve sanayi talebine rağmen, dağıtık rüzgar ve batarya depolama yatırımları için uzun vadeli finansmana erişim halen sınırlıdır. Yerel ticari bankalar, kısa vadeli yükümlülük yapıları nedeniyle bu yüksek sermaye gerektiren yatırımları finanse etmekte zorluk yaşamaktadır."</p>
<p>Ayrıca açıklamada, genişletilen programın bu sorunlara yönelik vade uyumsuzluğunu gidermek amacıyla kalkınma bankaları aracılığıyla uzun vadeli finansman sağlamak, yeni şebeke teknolojilerine ilişkin riskleri değerlendirebilecek piyasa kapasitesi ve finansal uzmanlık geliştirmek, özel sektör yatırımlarını teşvik ederek ticari finansmanı harekete geçirmek olarak tarif edilen yöntemleri ele aldığı vurgulandı.</p>
<p>Erken dönem piyasa risklerini üstlenmesi ve kredi vadelerini uzatması sayesinde programın yenilenebilir enerji kapasitesinde 1579 megavat artış, 392 megavatsaat batarya depolama kapasitesinin desteklenmesi, 405 milyon dolara kadar özel sektör finansmanının mobilize etmesinin beklendiğinin altı çizilen açıklamada, şu bilgiler paylaşıldı:</p>
<p>"Türkiye'ye yönelik finansman, programın toplam kaynak çerçevesinde önerilen 2,96 milyar dolar tutarındaki artışın bir parçası olup, bölge genelinde yenilenebilir enerji yatırımlarının daha da genişletilmesine imkan tanımaktadır. Bu bölgesel bilgi paylaşımı, Dünya Bankası’nın Avrupa ve Orta Asya Enerji Bilgi Ağı (EKN) aracılığıyla desteklenmektedir. 21 ülkeden 180'den fazla enerji sektörü uzmanını bir araya getiren bu platform, yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği alanlarında oluşturulan uygulama toplulukları sayesinde Türkiye gibi ülkelerde geliştirilen başarılı piyasa yaklaşımları, düzenleyici gelişmeler ve teknik çözümlerin bölge genelinde paylaşılmasını sağlamaktadır."</p>
<p><strong>"Türk sanayisinin rekabet gücünü destekleyecek"</strong></p>
<p>Dünya Bankası Türkiye Ülke Direktörü Humberto Lopez, batarya depolama ve dağıtık rüzgar yatırımlarının ölçeklendirilmesinin, Türkiye'nin enerji şebekesini geleceğe hazırlamak açısından bir sonraki kritik adım olduğunu belirterek, "Kamu kalkınma bankaları aracılığıyla ticari finansman açığının kapatılması, yatırımı hazır projelerin finansal kapanışa ulaşmasını sağlayarak Türk sanayisinin rekabet gücünü destekleyecek, ulusal enerji güvenliğini güçlendirecek ve yenilenebilir enerji değer zinciri boyunca yerel istihdam yaratacaktır." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Dünya Bankası Avrupa ve Orta Asya Altyapı Bölge Direktörü Charles Cormier ise "Türkiye, ECARES programı açısından öncü bir rol üstlenmektedir. Çatı ve ticari ölçekli güneş enerjisi, kara tipi rüzgar ve batarya depolama alanlarında elde edilen başarılar sayesinde Türkiye, elektrik şebekelerinin modernizasyonu, yenilenebilir enerji entegrasyonu ve enerji güvenliğinin güçlendirilmesi açısından bölge genelinde yaygınlaştırılabilecek iyi uygulama örnekleri ve bilgi birikimi oluşturmaktadır." ifadesini kullandı.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dunya-bankasindan-400-milyon-euroluk-ek-finansmane-onay-81332</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/1/9/1280x720/res-ruzgar-1770366787.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya Bankası, Türkiye&#039;nin rüzgar ve depolama yatırımları için 400 milyon euroluk ilave finansmanı onayladığını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yerel-kalkinma-hamlesi-tesvik-programinin-sonuclari-belli-oldu-81325</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 13:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yerel Kalkınma Hamlesi Teşvik Programı&#039;nın sonuçları belli oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Yerel Kalkınma Hamlesi Teşvik Programı 2025 Çağrısı sonuçlarının belli olduğunu duyurdu. </p>
<p>Kacır, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Topyekûn kalkınma vizyonuyla şehirlerimizde yatırımı, üretimi ve istihdamı büyütüyoruz. Yerel Kalkınma Hamlesi Teşvik Programı 2025 yılı çağrısı sonuçları belli oldu. Tarımdan turizme, madencilikten imalat sanayisine 303 yatırım projesini destekliyoruz. Şehirlerimizin potansiyelini harekete geçirecek ve 22 bini aşkın yeni istihdamın önünü açacak 185 milyar TL’lik yatırım şehirlerimize ve ülkemize hayırlı olsun! 2026 yılı çağrısı başvurularının değerlendirmelerini de hızla tamamlayacak, sonuçları yakında açıklayacağız. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdogan’ın liderliğinde, kuzeyden güneye, doğudan batıya ülkemizin dört bir yanında yatırımları hızlandırmaya, şehirlerimizi tüm imkanlarımızla desteklemeye devam edeceğiz." ifadelerini kullandı. </p>
<blockquote class="twitter-tweet">
<p dir="ltr" lang="tr">Topyekûn kalkınma vizyonuyla şehirlerimizde yatırımı, üretimi ve istihdamı büyütüyoruz.<br /><br />📌 Yerel Kalkınma Hamlesi Teşvik Programı 2025 yılı çağrısı sonuçları belli oldu. Tarımdan turizme, madencilikten imalat sanayisine 303 yatırım projesini destekliyoruz. Şehirlerimizin… <a href="https://t.co/QaWr5deQCo">pic.twitter.com/QaWr5deQCo</a></p>
— Mehmet Fatih KACIR (@mfatihkacir) <a href="https://x.com/mfatihkacir/status/2067171142180233439?ref_src=twsrc%5Etfw">June 17, 2026</a></blockquote>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yerel-kalkinma-hamlesi-tesvik-programinin-sonuclari-belli-oldu-81325</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/0/1280x720/odeme-money-para-1777473706.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yerel Kalkınma Hamlesi Teşvik Programı 2025 Çağrısı sonuçlarının açıklandığını belirten Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, &quot;Şehirlerimizin potansiyelini harekete geçirecek ve 22 bini aşkın yeni istihdamın önünü açacak 185 milyar liralık yatırım şehirlerimize ve ülkemize hayırlı olsun.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/egiad-kaan-ozhelvaci-markalasma-artik-pazarlama-degil-stratejik-liderlik-meselesidir-81316</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 12:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özhelvacı: Markalaşma artık pazarlama değil, stratejik liderlik meselesidir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapay zekânın iş dünyasında üretimden pazarlamaya, tüketici davranışlarından marka stratejilerine kadar tüm dengeleri yeniden tanımladığı bir dönemde, markalaşma artık yalnızca iletişim ve reklam faaliyetlerinin ötesine geçerek stratejik bir dönüşüm alanı haline geliyor.</p>
<p>Bu kapsamda Ege Genç İş İnsanları Derneği (EGİAD) tarafından düzenlenen “Yapay Zekâ Çağında Markalaşma Forumu”, küresel akademi ve iş dünyasının önde gelen isimlerini İzmir’de bir araya getirerek, markaların geleceğini belirleyecek yeni dinamikleri tartışmaya açtı.</p>
<p>Açılışta konuşan EGİAD Yönetim Kurulu Başkanı M. Kaan Özhelvacı, markalaşmanın artık yalnızca pazarlama departmanlarının konusu olmadığını belirterek, küresel rekabet gücünü belirleyen stratejik bir liderlik alanına dönüştüğünü söyledi. Özhelvacı, “Bugün yalnızca bir marka forumu düzenlemiyoruz. İzmir iş dünyasını; yapay zekânın, algoritmaların, dijital toplulukların, derin müşteri içgörülerinin ve yeni nesil tüketici davranışlarının şekillendirdiği büyük bir dönüşüm alanıyla buluşturuyoruz. Markalaşmayı yalnızca pazarlamanın bir başlığı olarak değil; şirketlerimizin geleceğe kalma becerisini belirleyen stratejik bir yönetim sorumluluğu olarak ele alıyoruz” dedi.</p>
<p>Türkiye’nin üretim gücü, girişimcilik enerjisi, genç insan kaynağı, sanayi tecrübesi ve ihracat kapasitesiyle önemli bir potansiyele sahip olduğunu belirten Özhelvacı, bu potansiyelin küresel marka değerine dönüştürülmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p>İzmir’in köklü ticaret kültürü, güçlü sanayi altyapısı, liman kenti kimliği, yaratıcı sektörleri, tarım ve gıda potansiyeli ile teknoloji ve inovasyon ekosistemi sayesinde önemli bir marka değerine sahip olduğunu kaydeden Özhelvacı, kentin bu potansiyelinin daha görünür ve ayırt edici bir küresel kimliğe taşınması gerektiğini ifade etti. “İzmir’i yalnızca üreten bir şehir olarak değil; tasarlayan, anlatan, dönüştüren, markalaşan ve dünyaya değer sunan bir şehir olarak konumlandırmalıyız” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/egiad-kaan-ozhelvaci-markalasma-artik-pazarlama-degil-stratejik-liderlik-meselesidir-81316</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/6/1280x720/egiad-kaan-ozhelvaci-markalasma-artik-pazarlama-degil-stratejik-liderlik-meselesidir-1781687601.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Genç İş İnsanları Derneği tarafından düzenlenen “Yapay Zekâ Çağında Markalaşma Forumu”, yapay zekânın markalaşma stratejilerinden tüketici davranışlarına kadar iş dünyasında yarattığı dönüşümü masaya yatırdı. Forumda, markalaşmanın artık stratejik bir yönetim alanına dönüştüğü ve İzmir’in küresel marka değeri oluşturma potansiyelinin güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-uretimi-yillik-yuzde-21-artti-81322</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 11:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnşaat üretimi yıllık yüzde 2,1 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Nisan 2026'ya ait inşaat üretim endeksi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre endeks, nisanda yıllık bazda yüzde 2,1 artış kaydetti.</p>
<p>İnşaatın alt sektörleri incelendiğinde, söz konusu ayda geçen yılın aynı ayına kıyasla bina inşaatı sektörü endeksi aynı kalırken, bina dışı yapıların inşaatı sektörü endeksi yüzde 12,3 ve özel inşaat faaliyetleri sektörü endeksi yüzde 2,7 arttı.</p>
<p>İnşaat üretim endeksi, nisanda aylık bazda da yüzde 0,7 artış gösterdi.</p>
<p>Bina inşaatı sektörü endeksi aylık yüzde 0,9, bina dışı yapıların inşaatı sektörü endeksi yüzde 1,4 artarken, özel inşaat faaliyetleri sektörü endeksi yüzde 0,5 azaldı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-uretimi-yillik-yuzde-21-artti-81322</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/insaat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in nisan verilerine göre inşaat üretim endeksi, yıllık bazda yüzde 2,1 oranında yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkiyenin-500-buyuk-sanayi-kurulusu-81331</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Türkiye&#039;nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu&#039; açıklandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, İSO tarafından hazırlanan "Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu" araştırmasının sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Araştırmaya göre, Türkiye Petrol Rafinerileri AŞ (TÜPRAŞ) üretimden satışlarda 698 milyar 789 milyon lirayla listede ilk sırayı alırken, Ford Otomotiv 538 milyar 268 milyon lirayla yine ikinci sıranın sahibi oldu.</p>
<p>Star Rafineri AŞ 327 milyar 854 milyon lirayla üçüncü olurken, önceki yıl 6'ncı sırada bulunan OYAK-Renault 235,5 milyar lirayla 4'üncülüğe yükseldi. Onu 206,3 milyar liralık üretimden satışla Toyota Otomotiv, 165,7 milyar lirayla Arçelik izledi.</p>
<p>Geçen yılki listede ilk 10'da bulunmayan ve 11. sırada yer alan TUSAŞ'ın 140,9 milyar liralık üretimden satışla 7'nciliğe, 16. basamakta bulunan Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı 138,8 milyar lirayla 8'inciliğe, 17. sıradaki ASELSAN'ın 130,2 milyar lirayla 9'unculuğa yükselmesi dikkati çekti.</p>
<p>Mercedes-Benz ise 127 milyar liralık üretimden satışla 12'ncilikten 10'unculuğa yükselerek ilk 10'a girdi.</p>
<p>İSO tarafından hazırlanan "Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025" araştırmasına göre ilk 10 sanayi kuruluşu şu şekilde:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>
<p>Bulunduğu Sıra (2024)</p>
</td>
<td>
<p>Bulunduğu Sıra (2025)</p>
</td>
<td>
<p>Kuruluş</p>
</td>
<td>
<p>Üretimden Satışlar (Net/TL)</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>1</p>
</td>
<td>
<p>1</p>
</td>
<td>
<p>TÜPRAŞ</p>
</td>
<td>
<p>698.789.218.726</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>2</p>
</td>
<td>
<p>2</p>
</td>
<td>
<p>Ford Otomotiv</p>
</td>
<td>
<p>538.267.883.167</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>3</p>
</td>
<td>
<p>3</p>
</td>
<td>
<p>Star Rafineri</p>
</td>
<td>
<p>327.854.252.634</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>6</p>
</td>
<td>
<p>4</p>
</td>
<td>
<p>OYAK-Renault</p>
</td>
<td>
<p>235.451.564.919</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>4</p>
</td>
<td>
<p>5</p>
</td>
<td>
<p>Toyota Otomotiv</p>
</td>
<td>
<p>206.261.752.184</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>7</p>
</td>
<td>
<p>6</p>
</td>
<td>
<p>Arçelik</p>
</td>
<td>
<p>165.720.710.029</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>11</p>
</td>
<td>
<p>7</p>
</td>
<td>
<p>TUSAŞ</p>
</td>
<td>
<p>140.894.845.580</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>16</p>
</td>
<td>
<p>8</p>
</td>
<td>
<p>Türkiye Petrolleri A.O.</p>
</td>
<td>
<p>138.780.059.253</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>17</p>
</td>
<td>
<p>9</p>
</td>
<td>
<p>ASELSAN</p>
</td>
<td>
<p>130.249.849.498</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>12</p>
</td>
<td>
<p>10</p>
</td>
<td>
<p>Mercedes-Benz</p>
</td>
<td>
<p>126.983.846.962</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Araştırmaya göre, Türkiye'nin 500 büyük sanayi kuruluşunun üretimden satışları geçen yıl 2024'e göre yüzde 28 artışla 11 trilyon 118 milyar liraya çıktı. 2025'te yüzde 25,4 olan yıllık ortalama Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) baz alındığında, üretimden satışların reel olarak yüzde 2,1 arttığı görüldü.</p>
<p>Böylece 2022'de yüzde 4,2, 2023'te yüzde 5,2 ve 2024'te yüzde 3,4 olan reel düşüş, 2025 yılında ılımlı bir pozitif büyümeye döndü. Bununla birlikte, bu sınırlı reel artış, satışlardaki zayıf performansın sürdüğüne işaret etti.</p>
<p>Üretimden satışların 50'lik gruplara göre dağılımına bakıldığında İSO 500 içinde ölçek yapısının genel olarak korunduğu görüldü. İlk 10 şirketin İSO 500'deki ağırlığı, önceki yıllara göre hafif bir düşüş gösterse de yüzde 24,4 ile yüzde 25 bandına yakın seyrini sürdürdü.</p>
<p>İlk 50 kuruluşun payı yüzde 48,6, ikinci 50'nin payı yüzde 13,4 oldu. Sıralamada 101-150 arasındaki şirketler üretimden satışlarda yüzde 9,1, 151-200 arasındakiler yüzde 6,8, 201-500 arasındakiler ise yüzde 22,1 pay aldı.</p>
<p>Söz konusu tablo, büyük ölçekli üretimin sanayi içindeki belirleyici ağırlığını gösterdi. Aynı zamanda, İSO 500 kapsamındaki firmalar arasında ölçek farklarının halen belirgin olduğunu ortaya koydu.</p>
<p><strong>İSO 500'den 104,7 milyar dolarlık ihracat</strong></p>
<p>Türkiye'nin 2025 yılında gerçekleştirdiği 273,3 milyar dolarlık ihracatın 104,7 milyar dolarını İSO 500'deki şirketler yaptı. 2025'te Türkiye'nin genel mal ihracatı yüzde 4,4 artarken, İSO 500'ün ihracat artışının yüzde 8,4 olması dikkati çekti.</p>
<p>Dış rekabet koşullarının giderek zorlaştığı bir dönemde, İSO 500 kuruluşlarının ihracatını daha güçlü bir ivmeyle artırması, Türk sanayisinin dış pazarlardaki dayanıklılığını ve rekabet gücünü ortaya koydu.</p>
<p>İSO 500'ün Türkiye sanayi ihracatı içindeki payı 1,4 puan artışla yüzde 39,7'ye yükselerek yüzde 40 bandındaki seviyesini sürdürdü.</p>
<p><strong>Faaliyet kârı yüzde 57,1 artarak 1 trilyon liraya ulaştı</strong></p>
<p>Araştırmaya göre, 2025 yılında uygulanan dezenflasyon politikaları ve dış pazarlardaki durgunluk, satış gelirleri üzerinde baskı yaratırken yüksek faiz oranları ve artan finansman yükleri, karlılık göstergelerini sınırlamaya devam etti. Buna karşın, şirketlerin maliyet yönetiminde sağladığı göreli başarı, karlılığın ılımlı düzeyde de olsa korunmasında belirleyici oldu.</p>
<p>Sanayi kuruluşlarının karları, 2024 yılındaki sert düşüşlerin ardından 2025'te güçlü nominal iyileşmeler kaydetti. Buna rağmen karlılık göstergeleri tarihsel ortalamaların gerisinde seyretti.</p>
<p>En büyük 500 sanayi şirketinin faaliyet karı geçen yıl 2024'e göre yüzde 57,1 artarak 1 trilyon liraya yükseldi. Buna paralel olarak faaliyet karlılığı oranı da yüzde 6,2'den yüzde 7,7'ye çıktı. Ancak bu oran, 2015-2024 ortalaması olan yüzde 10,4'ün altında kaldı.</p>
<p>Söz konusu şirketlerin vergi öncesi kar ve zarar toplamı da yüzde 64,7 artışla 441 milyar liraya yükseldi. Vergi öncesi dönem kar ve zarar toplamının net satışlara oranı ise yüzde 2,6'dan yüzde 3,4'e çıktı.</p>
<p>Faiz, amortisman ve vergi öncesi kar (FAVÖK) toplamı da yüzde 37,5 artarak 1,8 trilyon lira oldu. Bu artış, FAVÖK karlılığı oranını yüzde 12,8'den yüzde 13,9'a çıkardı. Böylece söz konusu oran, 2015-2024 ortalaması olan yüzde 14'e yakın gerçekleşti.</p>
<p>Geçen yıl İSO 500'de karlılık göstergelerinde nominal toparlanma yaşandı. Ancak yüksek finansman maliyetleri, zayıf talep koşulları nedeniyle tarihsel ortalamaların altında kalan bu göstergeler, sanayi kuruluşlarında karlılığın halen baskı altında olduğunu gösterdi.</p>
<p><strong>Kâr ve zarar eden şirket sayısı değişmedi</strong></p>
<p>Türkiye'nin en büyük 500 sanayi kuruluşu içerisinde 2025'te 348 şirket kar ederken 152 kuruluş zarar açıkladı. Söz konusu rakamlar bir önceki araştırmaya göre değişmedi.</p>
<p>FAVÖK göstergesinde ise zarar eden firma sayısı 1 adet azalarak 18'e geriledi ve görece düşük bir sayıda kaldı.</p>
<p>Şirketlerin 2024'te 35 milyar lira civarında olan net kambiyo zararı, 2025'te 172 milyar liraya yaklaştı. Böylece bir önceki yıl net satışlara oranla yüzde 0,3 seviyesinde olan kambiyo net zararı, 1 puan artarak yüzde 1,3'e çıktı.</p>
<p>Kambiyo zararı dışındaki üretim faaliyeti dışı gelir ve giderlerden elde edilen net kar ise 2025'te yüzde 43 artarak 484 milyar liraya yükseldi.</p>
<p><strong>AR-GE harcamaları 79,7 milyar liraya yükseldi</strong></p>
<p>İSO 500'de teknoloji yoğunluklarına göre katma değer dağılımı, Türk sanayisinin nitelikli ve teknoloji odaklı dönüşüm ihtiyacını bir kez daha net biçimde ortaya koydu. 2025 yılında yaratılan katma değer içinde en yüksek payın yüzde 33 ile düşük ve orta-düşük teknoloji yoğunluklu sektörlere ait olması, sanayinin üretim gücünü koruduğunu ancak katma değerin artırılması noktasında istenilen başarının yakalanamadığını gösterdi.</p>
<p>Geçen yıl düşük teknolojili sektörlerin payı 1,6 puan azalırken orta-düşük teknolojili sektörlerin payı aynı oranda arttı. Orta-yüksek teknolojili sanayiler grubunun payı 0,3 puan gerileyerek yüzde 26,4'e düştü. Yüksek teknoloji yoğunluklu sanayiler grubunun payının 0,2 puan artışla yüzde 7,6'ya yükselmesi umut verdi.</p>
<p>Orta-yüksek ve yüksek teknoloji yoğunluklu sektörlerde yer alan firmaların yaratılan katma değerden aldığı pay, 2023 yılında yüzde 37,4 ile rekor seviyeye ulaştıktan sonra 2024'te yüzde 34,1'e, 2025'te ise yüzde 34'e geriledi.</p>
<p>İSO 500'de AR-GE harcaması yapan kuruluş sayısı 2025'te 8 adet artarak 273'e yükseldi ve 2018'den sonraki en yüksek seviyesine ulaştı. İSO 500'ün AR-GE harcaması yüzde 31,4 artarak 79,7 milyar liraya yükseldi. AR-GE harcamalarının üretimden satışlara oranı da yüzde 0,72 ile bugüne kadar ölçülen en yüksek düzeyine ulaştı.</p>
<p><strong>Çalışan başına ödenen maaş ve ücretlerdeki artış yüzde 42,9'a yükseldi</strong></p>
<p>En büyük 500 sanayi kuruluşunun istihdamı yüzde 2,5 düşüşle 804 bin kişiye geriledi. Tam istihkak olarak ödenen brüt maaş ve ücretlerin yüzde 39,3 ile enflasyonun üzerinde artarak 1,1 trilyon liraya yükseldiği görüldü.</p>
<p>İstihdamdaki yüzde 2,5 düşüşle değerlendirildiğinde, çalışan başına ödenen maaş ve ücretlerdeki artışın yüzde 42,9'a çıktığı gözlendi.</p>
<p><strong>Halka açık şirket sayısı 91 ile rekor kırdı</strong></p>
<p>İSO 500'de halka açık kuruluş sayısında son yıllarda yaşanan dikkati çeken ivme 2025'te de sürdü. 2022'de 73'e, 2023'te 85'e, 2024'te ise 88'e yükselen halka açık şirket sayısı geçen yıl 3 adet daha artarak 91'e çıktı ve İSO 500 tarihindeki en yüksek seviyesine ulaştı.</p>
<p>Bu gelişme, sanayi şirketlerinin sermaye piyasalarına ilgisinin artması ve finansman yapılarının çeşitlenmesi açısından olumlu bulundu.</p>
<p>Yabancı sermaye paylı kuruluş sayısı 6 azalışla 118'e geriledi.</p>
<p>Sanayinin bölgesel dağılımında İSO 500'de Anadolu lehine gelişen eğilimin devam ettiği görüldü. 500 büyük şirket arasında başı 129 üye ile İSO çekerken onu 48 kuruluşla Ankara Sanayi Odası, 43 ile Kocaeli Sanayi Odası, 39 ile Ege Bölgesi Sanayi Odası, 29 ile Gaziantep Sanayi Odası, 23 kuruluşla Bursa Ticaret ve Sanayi Odası, 16 ile Adana Sanayi Odası izledi.</p>
<p><strong>"Saygın bir arşive dönüştü"</strong></p>
<p>İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, araştırmanın, yalnızca bir şirketler sıralaması olmadığını, 60 yıla yaklaşan birikimiyle Türkiye sanayisinin hafızası, ekonominin üretim aynası ve reel sektörün en güvenilir check-up'ı niteliğinde olduğunu söyledi.</p>
<p>İSO 500'ün reel sektörde üretimin, ihracatın, istihdamın, finansman yapısının, katma değerin ve teknoloji yoğunluğunun yıllar içindeki seyrinin izlenebileceği büyük bir bilgi hazine olduğunu dile getiren Bahçıvan, Türkiye'nin sanayileşme serüvenini adım adım izleyen ve şirketlerin gelişimini kayıt altına alan bu araştırmanın ekonomi tarihine ışık tutan saygın bir arşive dönüştüğünü anlattı.</p>
<p>Konuşmasının ilk bölümünde küresel büyüme, global ekonominin karşı karşıya kaldığı zorluklar, ABD yönetiminin tarife adımları, maliyetlerdeki artış, enerji fiyatlarındaki yükseliş, ihracat pazarlarındaki talep daralması gibi gelişmelerden bahseden Bahçıvan, jeopolitik riskler ile ABD ve Çin arasındaki rekabete de değindi.</p>
<p>Bahçıvan, bu dış faktörler çerçevesinde Türkiye ekonomisinin 2025'te yüzde 3,6 büyüme oranıyla hafif ivme kazandığını anımsatarak, büyümeyi iç talebin sürüklediğini, dış talebin zayıf seyrettiğini, enflasyon beklentilerinde iyileşmenin zaman aldığını, hizmet sektöründeki fiyat katılıklarının sürdüğünü, dönem dönem finansal dalgalanmalar yaşandığını anlattı.</p>
<p>Geçen yıl boyunca İSO Türkiye İmalat PMI endeksinin 50 eşiğinin altında kaldığını hatırlatan Bahçıvan, 2025'in yüksek faizlerin ve finansmana erişim koşullarının sanayi şirketleri üzerinde ciddi baskı oluşturduğu bir yıl olduğunu söyledi.</p>
<p>Bahçıvan, "Bu koşullar altında sanayicimiz, artan finansman maliyetleri, zayıflayan iç talep, kur ve maliyet dengesi, yatırım iştahındaki yavaşlama ve rekabet gücünü koruma ihtiyacı arasında zorlu bir denge kurmaya çalıştı." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Finansmana erişim üretimin devamlılığı için hayati bir gereklilik"</strong></p>
<p>Erdal Bahçıvan, Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025 araştırmasının sonuçlarına ilişkin, üretimden net satışlar, ihracat, İSO 500'ün sanayi içindeki payı gibi temel göstergeleri paylaştı.</p>
<p>Sanayi kuruluşları açısından finansmana erişimin yalnızca bir maliyet unsuru değil, üretimin devamlılığı, işletme sermayesi ihtiyacının karşılanması ve yatırım kapasitesinin korunması bakımından hayati bir gereklilik olduğunu vurgulayan Bahçıvan, finansmana erişimin zorlaştığı ve borçlanma maliyetlerinin yüksek seyrettiği bir ortamda, bu gerekliliğin firmalar üzerinde ağır bir karlılık baskısına dönüştüğünü söyledi.</p>
<p>Bahçıvan, finansman giderlerinin faaliyet karına oranının 2024'te büyük bir sıçramayla yüzde 96,6'ya kadar yükseldikten sonra 2025'te yüzde 84,9'a gerilediğini kaydederek, bu verinin, son iki yıldır sanayi firmalarının faaliyetten elde ettikleri karın çok büyük bölümünü finansman giderlerine ayırmak zorunda kaldığını gösterdiğini aktardı.</p>
<p>Erdal Bahçıvan, "Tablo açık biçimde göstermektedir ki finansmana erişimin güçleştiği ve finansman maliyetlerinin yüksek kaldığı bir ortamda, sanayi kuruluşlarının esas faaliyetlerinden yarattıkları değer, önemli ölçüde finansman yükü tarafından aşındırılmaktadır. Bu durum, sadece dönem karlılığını değil, firmaların yatırım yapma, büyüme ve rekabet güçlerini koruma kapasitesini de doğrudan sınırlandırmaktadır." dedi.</p>
<p><strong>"İSO 500 şirketlerinin devreden KDV tutarı 120 milyar liranın üzerine çıktı"</strong></p>
<p>İSO Yönetim Kurulu Başkanı Bahçıvan, geçen yıl İSO 500'ün toplam borçlarının öz kaynaklara göre çok daha hızlı büyüdüğünü, bu gelişmelere bağlı olarak, toplam aktifler içinde öz kaynakların payının 2024'ün ardından 2025'te de azaldığını ve yüzde 52,1'den yüzde 49,1'e gerilediğini söyledi.</p>
<p>Bahçıvan, "Böylece 2023 yılında enflasyon düzeltmesinin etkisiyle öz kaynak ağırlıklı hale gelen İSO 500 konsolide bilançosunun, aradan geçen iki yılın ardından yeniden borç ağırlıklı bir yapıya döndüğünü görüyoruz." şeklinde konuştu.</p>
<p>İSO 500'ün toplam borçlarının yüzde 30,8 büyüdüğünü dile getiren Bahçıvan, mali borçlardaki artışın yüzde 41,6'ya ulaştığını, diğer borçların ise yüzde 21 ile daha sınırlı yükseldiğini bildirdi.</p>
<p>Bahçıvan, 2021-2024 döneminde diğer borçlar mali borçlardan daha hızlı büyürken 2025'te bu eğilimin tersine döndüğünü belirterek, yüksek finansman maliyetleri ve kredi koşullarındaki sıkılaşmaya rağmen firmaların kredi ihtiyacının güçlü seyrini koruduğunu, bu nedenle mali borçların toplam borçlar içindeki payının yeniden yüzde 50'nin üzerine çıktığını anlattı.</p>
<p>Devreden KDV konusunu uzun yıllardır her platformda gündeme taşıdıklarını ve bunun sanayicilerin en önemli yapısal sorunlarından biri haline geldiğini kaydeden Bahçıvan, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"2025 yılında İSO 500 şirketlerinin devreden KDV tutarı yüzde 42,1 artarak 120 milyar liranın üzerine çıkmıştır. Özellikle finansmana erişimin zorlaştığı, finansman maliyetlerinin yüksek seyrettiği ve firmaların işletme sermayesine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğu mevcut ekonomik koşullarda, sanayicinin kaynaklarının devreden KDV yoluyla sistem içinde kilitli kalmaya devam etmesi son derece düşündürücüdür. Üretim yapan, yatırım gerçekleştiren, istihdam oluşturan ve ihracat yapan sanayicimiz, hak ettiği kaynağı kullanamamakta, bu kaynak fiilen kamu tarafından uzun süreli ve maliyetsiz bir şekilde tutulmaktadır. Sanayimizin rekabet gücünü desteklemek, işletmelerimizin finansman imkanlarını güçlendirmek ve üretim odaklı büyümeyi hızlandırmak için devreden KDV yükünün azaltılmasına yönelik somut ve kalıcı adımların artık daha fazla gecikmeden hayata geçirilmesini beklediğimizi bir kez daha vurgulamak istiyoruz."</p>
<p><strong>"Kara, deniz taşıtları ve yan sanayisi" sektörü ilk sıraya yükseldi</strong></p>
<p>Erdal Bahçıvan, İSO 500'ün sektörel dağılımına bakıldığında dikkat çekici bir yer değişimi yaşandığını belirterek, şu bilgileri verdi:</p>
<p>"Geçen yıl üretimden satışlara göre en yüksek paya sahip sektör, yüzde 19,5 ile 'kara, deniz taşıtları ve yan sanayisi' olmuştur. 2024 yılında üçüncü sırada yer alan bu sektörün payının 2025'te 1,9 puan artması, özellikle otomotiv ve savunma sanayisindeki güçlü performansın İSO 500 tablosuna belirgin biçimde yansıdığını göstermektedir. Yüzde 17,8 payla ikinci sırada yer alan 'ana metaller ve makine imalatı sanayisi' ise 2024'te en büyük paya sahip sektör konumundayken, geçen yıl payı 2,9 puan gerilemiştir. Bu düşüşte, değerli metaller dışındaki emtia fiyatlarında yaşanan gerilemenin ilgili sektörlerin performansı üzerindeki olumsuz etkisi belirleyici olmuştur."</p>
<p>Bahçıvan, üçüncü sırayı yüzde 17'lik payla "gıda ürünleri" ile "kimyasal ürünler, plastik ve kauçuk ürünleri" sektörlerinin paylaştığını ifade ederek, gıda ürünleri sektörünün payını 1 puan artırdığını, kimya sektörünün payında ise 1,4 puan azalma yaşandığını söyledi.</p>
<p>İSO 500'ün sektörel dağılımı Türkiye sanayisinin hem geleneksel güçlü alanlarını hem de stratejik sektörlerdeki dönüşüm potansiyelini bir arada yansıttığını dile getiren Bahçıvan, "Önümüzdeki dönemde bu yapının yüksek katma değerli, teknoloji yoğun ve ihracat odaklı üretimle daha da güçlendirilmesi büyük önem taşımaktadır." dedi.</p>
<p><strong>"Savunma sanayisinde ve teknoloji yoğun sektörlerde güçlü üretim artışları yaşandı"</strong></p>
<p>İSO Yönetim Kurulu Başkanı Bahçıvan, 2025'te sanayide belirgin sektörel ayrışmaların öne çıktığını belirterek, "Özellikle emek-yoğun geleneksel sektörlerimiz önemli ölçüde zorlanırken, savunma sanayisi başta olmak üzere teknoloji yoğun sektörlerde güçlü üretim artışlarının yaşandığını gözlemlemekteyiz." diye konuştu.</p>
<p>Sanayicinin karşı karşıya kaldığı olumsuzluklardan bahseden Bahçıvan, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Bugün sanayicimizin sahada en fazla hissettiği sorunların başında finansman maliyetlerinin yüksekliği gelmektedir. Son iki yıldır çok yüksek seviyelerde seyreden finansman maliyetleri, yalnızca bilançolara yansıyan bir kalem değil, üretimden yatırıma, istihdamdan rekabet gücüne kadar sanayinin bütün kesimlerini etkileyen temel bir gerçekliktir. Türkiye'nin en güçlü sanayi kuruluşları dahi bu kadar yüksek finansman yükü altında faaliyetlerini sürdürmeye çalışırken, aynı güce ve imkanlara sahip olmayan daha küçük ölçekli işletmelerin karşı karşıya kaldığı zorlukların çok daha ağır olduğunu gözden kaçırmamamız gerekir. Direnen enflasyon ve faizler, finansmandaki bu haksız tablonun 2026'da da süreceğini bize göstermektedir. Özellikle en çok etkilenen sektörler gözetilerek kredi maliyetlerini yükselten ve ihracat kredileri de dahil olmak üzere finansmana erişimi sınırlayan tüm faktörlerin gözden geçirilmesi gerekmektedir."</p>
<p><strong>"Sonuçlar sanayinin tüm zorlu koşullara rağmen potansiyelini de ortaya koyuyor"</strong></p>
<p>Erdal Bahçıvan, sonuçların Türk sanayisi için önemli göstergeleri de ortaya koyduğunu aktararak, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"İSO 500, sanayimizin tüm zorlu koşullara rağmen sahip olduğu dayanıklılığı ve potansiyeli ortaya koyan önemli işaretler de vermektedir. Örnek vermem gerekirse, İSO 500 şirketlerinin ihracatının yüzde 8,4 artışla 104,7 milyar dolara ulaşması, sanayi kuruluşlarımızın küresel pazarlardaki güçlü konumunu koruduğunu göstermektedir. AR-GE harcaması yapan firma sayısındaki ve toplam AR-GE harcamalarındaki artış ise yenilikçilik kapasitemizin gelişmeye devam ettiğine işaret etmektedir."</p>
<p>Bahçıvan, yüksek teknoloji yoğunluklu sanayilerin payının yüzde 7,6'ya yükselmesinin geleceğe ilişkin umutları güçlendirdiğini kaydederek, "Halka açık kuruluş sayısının 91'e yükselmesi de sermayenin tabana yayılması ve nitelikli finansmana erişim açısından son derece olumlu bir gelişmedir. Veriler, aynı zamanda istihdam tarafında farklı bir dönüşüme de işaret etmektedir. Çalışan sayısındaki sınırlı gerileme, artık sanayide rekabet gücünün yalnızca nicelikle değil, nitelikli insan kaynağıyla belirlendiğini göstermektedir." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Bahçıvan, sanayi sektörünün öneminin altını çizerek, "Sanayi sektörü, ekonomik büyümenin ötesinde istihdamın, ihracatın, teknolojik dönüşümün, sürdürülebilir kalkınmanın ve milli rekabet gücünün temel taşıdır. Bu nedenle sanayiye sahip çıkmak üretime, istihdama, ihracata, teknolojiye, inovasyona ve en önemlisi Türkiye'nin geleceğine sahip çıkmaktır." diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkiyenin-500-buyuk-sanayi-kurulusu-81331</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/3/1/1280x720/bahcivan-1781698739.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İSO&#039;nun &quot;Türkiye&#039;nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu&quot; araştırmasına göre, TÜPRAŞ, geçen yıl, üretimden satışlarda 698,8 milyar lirayla Türkiye&#039;nin en büyük sanayi kuruluşları sıralamasında zirvede yer aldı. TÜPRAŞ&#039;ı 538,3 milyar lirayla Ford Otomotiv ve 327,9 milyar lirayla Star Rafineri izledi. Araştırmaya göre, en büyük 500 sanayi kuruluşunun üretimden satışları geçen yıl yüzde 28 artarak 11 trilyon 118 milyar liraya çıktı. İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, &quot;İSO 500, sanayimizin tüm zorlu koşullara rağmen sahip olduğu dayanıklılığı ve potansiyeli ortaya koyan önemli işaretler vermektedir.&quot; dedi. Bahçıvan, &quot;Devreden KDV yükünün azaltılmasına yönelik somut ve kalıcı adımların artık daha fazla gecikmeden hayata geçirilmesini beklediğimizi bir kez daha vurgulamak istiyoruz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hizmet-uretimi-yillik-yuzde-22-artti-81313</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 10:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hizmet üretimi yıllık yüzde 2,2 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Nisan 2026'ya ait hizmet üretim endeksi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre endeks, nisanda geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 2,2 yükseldi.</p>
<p>Alt sektörler incelendiğinde, yıllık bazda konaklama ve yiyecek hizmetleri yüzde 4, bilgi ve iletişim hizmetleri yüzde 13,9, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetler yüzde 8,9 artarken ulaştırma ve depolama hizmetleri yüzde 2, gayrimenkul hizmetleri yüzde 3,8, idari ve destek hizmetleri ise yüzde 0,6 düşüş kaydetti.</p>
<p><strong>Aylık veriler</strong></p>
<p>Hizmet üretim endeksi, nisanda bir önceki aya göre, yüzde 0,6 azalış gösterdi.</p>
<p>Alt sektörler incelendiğinde, aylık bazda bilgi ve iletişim hizmetleri yüzde 2,6, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetler yüzde 0,5 yükselirken konaklama ve yiyecek hizmetleri yüzde 2,2, ulaştırma ve depolama hizmetleri yüzde 0,9, gayrimenkul hizmetleri yüzde 1,6, idari ve destek hizmetleri ise yüzde 1,1 düşüş kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hizmet-uretimi-yillik-yuzde-22-artti-81313</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/3/1280x720/hizmet-otel-resepsiyon-hotel-1777024503.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in nisan verilerine göre, hizmet üretim endeksi, yıllık bazda yüzde 2,2 artarken aylık bazda yüzde 0,6 azaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bayraktar-turkiye-rekabetci-fiyatlarla-guvenli-nukleer-teknolojiye-sahip-olmak-istiyor-81311</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 10:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bayraktar: Türkiye rekabetçi fiyatlarla güvenli nükleer teknolojiye sahip olmak istiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar'ın, Romanya Köstence'de bulunan Kanada menşeli CANDU reaktör teknolojisinin kullanıldığı Cernavoda Nükleer Güç Santrali'ni ziyaret ederek reaktörler ve teknoloji hakkında bilgi aldığı bildirildi.</p>
<p>Bayraktar, burada yaptığı açıklamada, Türkiye'nin 2050'ye kadar 20 bin megavatlık bir nükleer kapasiteye sahip olma hedefi bulunduğunu ifade etti.</p>
<p>Nükleer enerjinin, Türkiye'nin "2053 Net sıfır Emisyon" hedefi için olmazsa olmaz olduğuna işaret eden Bayraktar, şöyle devam etti:</p>
<p>"Türkiye hem rekabetçi fiyatlarla nükleere sahip olmak, bu yatırımları yapmak istiyor hem de en güvenli teknolojiye sahip olmak istiyor. Nükleer atık yönetimi ve nükleer yakıt tedarikiyle alakalı da daha kapsamlı, daha bütüncül bir yaklaşımla inşallah önümüzdeki ikinci, üçüncü projeleri hayata geçireceğiz. Ülkemizin hem enerji arz güvenliğini teminat altına almak hem de Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu '2053 Net sıfır Emisyon' hedefine ulaşmak için nükleer bizim için olmazsa olmaz bir husus."</p>
<p>Bayraktar, Akkuyu'da dört nükleer reaktörün inşasının devam ettiğini, 20 bin megavatlık hedefe ulaşmak için Sinop ve Trakya'da da planlanan santraller bulunduğunu belirtti.</p>
<p>Bunların yanında küçük modüler reaktörler konusunun da gündemlerinde olduğunu dile getiren Bayraktar, "Türkiye, şu anda kritik bir süreçte. Biz bu noktada özellikle Akkuyu sonrasında yapacağımız santrallerde teknoloji seçimiyle alakalı, birlikte bu alanda ortaklık yapacağımız, birlikte çalışacağımız teknolojiler ve ülkelerle alakalı çalışmaları yürütüyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>Kanadalı şirket yöneticileri ile görüşme olacak</strong></p>
<p>Bakan Bayraktar, bu konuda Çin ile uzun yıllardır yürütülen bir müzakere süreci ve bir çalışma olduğunu, Çin'in yanı sıra Güney Kore ile çok yakın zamanda daha yoğun bir şekilde çalışmaya başladıklarını anımsattı.</p>
<p>Kanada'daki nükleer teknolojiyle alakalı da son aylarda özellikle çok yoğunlaşan bir çalışma süreci bulunduğunu ifade eden Bayraktar, şunları söyledi:</p>
<p>"Bununla beraber özellikle bu teknolojinin uygulamalarını yerinde görmek adına da bugün ülkemize çok yakın bir mesafede, 'komşumuz' diyebileceğimiz ve çok iyi ilişkilerimizin olduğu Romanya'da CANDU teknolojisiyle kurulmuş iki reaktörü görme fırsatımız oldu. Türkiye hem rekabetçi fiyatlarla nükleere sahip olmak, bu yatırımları yapmak istiyor hem de en güvenli teknolojiye sahip olmak istiyor. Nükleer atık yönetimi ve nükleer yakıt tedarikiyle alakalı da daha kapsamlı, daha bütüncül bir yaklaşımla inşallah önümüzdeki ikinci, üçüncü projeleri hayata geçireceğiz."</p>
<p>Bakan Bayraktar, Kanadalı bir şirketin Türkiye'deki tedarikçilerle ve ekipman sağlayıcılarla haziran sonunda veya temmuz başında toplantı yapacağını kaydetti.</p>
<p><strong>Köstence'de Yaşayan İş İnsanı ve Soydaşlarla Buluşma programı</strong></p>
<p>Bakan Bayraktar, Romanya'daki temasları çerçevesinde, Köstence'de Yaşayan İş İnsanı ve Soydaşlarla Buluşma programına da katıldı.</p>
<p>Programa, Türkiye'nin Bükreş Büyükelçisi Özgür Kıvanç Altan ile Köstence Başkonsolosu Asiye Derya Dingiltepe de iştirak etti.</p>
<p>Romanya'da bulunan Türklere hitaben Bakan Bayraktar, şunları kaydetti:</p>
<p>"Sizler, burada bu ülkenin gelişiminde, ilerlemesinde ve Türkiye ile olan ikili işbirliğinin daha ileri gitmesi noktasında çok önemli bir yer tutuyorsunuz. Sizin buradaki varlığınız, buradaki faaliyetleriniz ve yaptığınız çalışmalar, Romanya'nın ekonomisine, Romanya'nın ekonomik ve içtimai hayatına çok önemli katkılar yapıyor. Her ne konuda olursa olsun arkanızda olduğumuzu, çok güçlü bir devlet olarak her alanda sizlere destek olduğumuzu ve olacağımızı, devletimizi temsil eden tüm kurumlarımız adına ifade ediyorum."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bayraktar-turkiye-rekabetci-fiyatlarla-guvenli-nukleer-teknolojiye-sahip-olmak-istiyor-81311</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/1/1280x720/56563-1781681817.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakan Bayraktar, &quot;Türkiye hem rekabetçi fiyatlarla nükleere sahip olmak, bu yatırımları yapmak istiyor hem de en güvenli teknolojiye sahip olmak istiyor. Nükleer atık yönetimi ve nükleer yakıt tedarikiyle alakalı da daha kapsamlı, daha bütüncül bir yaklaşımla inşallah önümüzdeki ikinci, üçüncü projeleri hayata geçireceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/petrol-ithalati-yillik-yuzde-126-azaldi-81310</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 10:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petrol ithalatı yıllık yüzde 12,6 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) "Nisan 2026 Petrol Piyasası Sektör Raporu"nu paylaştı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye'nin toplam petrol ithalatı içinde en büyük kalemi oluşturan ham petrol ithalatı yüzde 9,19 azalarak 2 milyon 620 bin 645 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>Bu dönemde motorin türlerinin ithalatı ise yüzde 26,22 azalarak 802 bin 329 ton oldu. İthalatın kalan kısmını havacılık ve denizcilik yakıtları ile diğer ürünler oluşturdu.</p>
<p>Böylece toplam ithalat, nisanda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 12,6 azalarak 3 milyon 757 bin 501 ton olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>En fazla ham petrol ve petrol ürünleri ithalatı, 1 milyon 758 bin 314 tonla Rusya'dan yapılırken bu ülkeyi 529 bin 551 tonla Kazakistan ve 314 bin 827 tonla Irak izledi.</p>
<p>Yurt içi benzin satışları nisanda geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 6,08 artarak 466 bin 449 ton oldu. Toplam petrol ürünü satışları yüzde 2,06 azalarak 2 milyon 602 bin 949 ton, motorin satışları ise yüzde 4,10 azalarak 2 milyon 4 bin 871 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p><strong>Petrol piyasasında ihracat yüzde 22,78 azaldı</strong></p>
<p>Aynı dönemde petrol piyasasında toplam ihracat yüzde 22,78 azalışla 1 milyon 69 bin 143 ton oldu.</p>
<p>Türkiye'nin denizcilik yakıtları ihracatı yüzde 47,82 artarak 98 bin 578 ton olarak belirlenirken motorin türleri ihracatı yüzde 77,47 azalarak 101 bin 235 ton olarak kaydedildi.</p>
<p>Havacılık yakıtları ihracatı yüzde 14,29 azalarak 508 bin 950 ton, benzin türleri ihracatı ise yüzde 39,98 azalarak 4 bin 190 ton oldu.</p>
<p>Aynı dönemde toplam rafineri petrol ürünleri üretimi yüzde 6,07 azalışla 3 milyon 200 bin 59 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>Havacılık yakıtları üretimi nisanda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 16,61 artarak 669 bin 985 ton, benzin türleri üretimi yüzde 5,02 artarak 445 bin 902 ton oldu. Motorin türlerinin üretimi ise yüzde 7,44 azalarak 1 milyon 300 bin 381 ton olarak kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/petrol-ithalati-yillik-yuzde-126-azaldi-81310</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/8/1280x720/petrol-tankeri-1772598101.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin nisan verilerine göre, toplam petrol ve petrol ürünleri ithalatı, yıllık bazda yüzde 12,6 azalışla 3,75 milyon tona geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bandirmanin-beyaz-altini-tavuk-eti-81389</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 09:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bandırma’nın beyaz altını tavuk eti…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bazı sektörler vardır; sadece üretim yapmaz, şehirleri ayakta tutar. Bazı fabrikalar vardır; sadece mal üretmez, yaşamların güvencesi olur, umut da üretir. Bazı işletmeler vardır; bilanço rakamlarından çok daha fazlasını ifade eder. İşte Bandırma'nın beyaz et sektörü tam da böylesi bir anlamlar ortaya koyar.</p>
<p>12 Haziran'da beyaz et sektörünün önde gelen 13 firmasına yönelik gerçekleştirilen operasyon, kamuoyunda doğal olarak geniş yankı uyandırdı.</p>
<p>Hukuk devletinde elbette herkes yargı önünde eşittir ve süreç kendi mecrasında ilerler. Ancak yaşanan gelişmeleri değerlendirirken gözden kaçırılmaması gereken çok önemli bir gerçek var: Bu sektörün arkasında yalnızca şirketler değil, binlerce emekçi aile bulunuyor.</p>
<p>Bandırma, Türkiye'nin kanatlı hayvancılık alanındaki en önemli merkezlerindendir. İlçede faaliyet gösteren Banvit ve BuPiliç gibi markalar sadece ticari kuruluşlar değil; bölgenin ekonomik damarlarını besleyen, kırsal kalkınmayı destekleyen ve binlerce kişiye geçim sağlayan yapılardır. Rakamlar her şeyi anlatıyor aslında...Bandırma ve çevresinde beyaz et üretimine bağlı yüzlerce işletme faaliyet gösteriyor. Bandırma’da Banvit ve BuPiliç firmaları bugün Türkiye’nin beyaz et üretiminin yaklaşık yüzde 15’ine yakın kısmını üretiyor.</p>
<p>Banvit ve BuPiliç’in mevcut çalışan, direk ve dolaylı ekmek kapısı sağladığı ortalama 7 binin üzerinde kişi var. Sadece Banvit ve BuPiliç bünyesinde ortalama 86 sözleşmeli yetiştirici işletme bulunuyor.Bu iki firmanın Türkiye genelinde 977 adet tavuk işletmesi mevcut.</p>
<p>Bu işletmelerin önemli bir kısmı aile işletmesi niteliği taşıyor. Kümeslerde yalnızca üreticiler değil; eşler, çocuklar, kardeşler ve hatta aynı ailenin birkaç kuşağı birlikte çalışıyor.Yani burada söz konusu olan tavuk üretimi kadar kırsalda yaşamın devam etmesi, gençlerin köylerini terk etmemesi ve ailelerin gelir elde ederek ayakta kalabilmesidir.</p>
<p>Kanatlı sektörü, yem üreticisinden nakliyecisine, veterinerinden ekipman tedarikçisine kadar geniş bir ekonomik zinciri besliyor. Bir kümesin ışığı yandığında yalnızca üretim başlamıyor; onlarca farklı sektör de hareketleniyor. Bir üreticinin kazancı, başka bir işletmenin cirosuna dönüşüyor. İşte bu nedenle beyaz et sektörü yalnızca bir tarım kolu değil, bölgesel kalkınmanın en önemli aktörlerinden biridir. İhracat rakamları da bu gerçeği ortaya koyuyor.</p>
<p>Banvit ve BuPiliç tarafından; 2026 yılının ilk beş ayında 13 milyon 557 bin kilogramı aşan ihracat gerçekleştirilirken, 2025 yılı toplamında 52 milyon 522 bin kilogramlık ihracat hacmine ulaşıldı. Bu rakamlar yalnızca firmaların başarısını değil, ihracat yasaklarına rağmen Türkiye'ye kazandırılan dövizi ve ülke ekonomisine sağlanan katkıyı da gösteriyor.</p>
<p>Ben sizlere, Bandırma'nın temel geçim kaynağı beyaz et sektörünü şehrimiz özelinde tarif etmeye çalıştım. Tarım yazarımız, değerli ağabeyim Ali Ekber Yıldırım'ın dünkü yazısı da beyaz et sektörünün Türkiye ekonomisindeki yerini ortaya koyması açısından önem taşıyordu.</p>
<p>Dolayısıyla bu sektörün gücü yalnızca üretim rakamlarıyla değil, toplumsal faydasıyla da ölçülmelidir. Bugün tartışılması gereken yalnızca şirketler değil, o şirketlerin etrafında oluşan dev ekonomik ekosistemdir.</p>
<p>Mesele birkaç firmanın hikâyesi değil...Mesele Bandırma'nın ekmeğidir.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bandirmanin-beyaz-altini-tavuk-eti-81389</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bandırma’nın beyaz altını tavuk eti… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/akilli-telefon-ithalati-ilk-kez-dusus-gosterdi-81291</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 08:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akıllı telefon ithalatı ilk kez düşüş gösterdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Sektör raporları, özellikle giriş ve orta segment telefonlarda üretim maliyetlerinin hızla arttığını, bunun da bazı düşük fiyatlı modellerin piyasadan çekilmesine yol açabileceğini ortaya koyuyor. Gelişmeler Türkiye’nin dış ticaret verilerine de yansıdı.</p>
<p>2022 yılında 1,29 milyar dolar olan ithalat değeri, 2025 yılında 3,04 milyar dolara yükseldi. Üç yılda ithalat faturası yüzde 135,7 artarak 1,75 milyar dolar büyüdü. Aynı dönemde ithal edilen telefon adedi de 3,25 milyondan 6,16 milyona çıkarak yüzde 89,7 arttı. 2026 yılının ilk dört ayı ise pazar yavaşlama sinyalleri verdi. Geçen yılın aynı döneminde 1,92 milyon adet olan akıllı telefon ithalatı, bu yılın ilk dört ayında 1,89 milyon adede gerileyerek yüzde 1,7 düştü. İthalat değeri ise artan maliyetlere paralel olarak 855,7 milyon dolardan 1,03 milyar dolara çıkarak yüzde 20,4 arttı. Bu durum adet bazında talebin zayıfladığını, ancak daha yüksek fiyatlı modellerin ithalatının etkisiyle toplam ithalat değerinin büyümeye devam ettiğini gösterdi.</p>
<h2>Bellek fiyat artışları dengeyi değiştirecek</h2>
<p>TrendForce verilerine göre akıllı telefonların en kritik bileşenlerinden biri olan mobil DRAM belleklerde fiyat artışları ikinci çeyrekte hız kazanacak. LPDDR4X belleklerin ortalama satış fiyatlarının yüzde 70-75, LPDDR5X çözümlerinin ise yüzde 78-83 oranında yükselmesi bekleniyor. Yapay zekâ veri merkezlerinden gelen yoğun talep nedeniyle üreticilerin kapasiteyi bu alana kaydırması, mobil cihaz üreticilerinin maliyet baskısını artırıyor.</p>
<h2>150 dolarlıkların üretimi tehlikede</h2>
<p>Bellek maliyetlerindeki artışın en fazla giriş ve orta segment cihazları etkilemesi bekleniyor. Sektör uzmanları, 150 doların altında satılan bazı modellerin ekonomik olarak üretilemez hale gelebileceğini belirtiyor. Üreticilerin artan maliyetleri nihai satış fiyatlarına yansıtması halinde tüketicilerin yeni telefon alım kararlarını ertelemesi de olası görülüyor. Pazar araştırma şirketi Counterpoint Research, bu nedenle küresel akıllı telefon sevkiyatlarının 2026 yılında yüzde 13,9 gerileyerek 1,08 milyar adede düşebileceğini öngörüyor. Bu oran, daha önce açıklanan yüzde 12,4’lük daralma tahmininin de üzerinde bulunuyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a32356887d4a-1781675368.png" alt="" width="631" height="184" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Dev firmalar, katlanabilir modelleriyle yeni bir rekabet savaşına hazırlanıyor</span></h2>
<p>■ Genel pazarda daralma beklentisine rağmen katlanabilir telefon segmentinde güçlü büyüme öngörülüyor. Counterpoint Research verilerine göre küresel katlanabilir telefon sevkiyatlarının 2026 yılında yüzde 20 artması bekleniyor. Bu büyümenin arkasında üreticilerin premium segment stratejileri bulunuyor. Samsung’un yeni nesil yatay ve dikey katlanabilir modellerini tanıtması, Apple’ın ilk katlanabilir iPhone’unu piyasaya sürmeye hazırlanması ve Google ile Motorola’nın yeni ürün hamleleri segmentte rekabeti artırıyor. 2025 yılında küresel katlanabilir telefon pazarının yaklaşık yüzde 40’ını elinde bulunduran Samsung’un payının 2026’da yüzde 31’e gerilemesi beklenirken, Apple’ın ilk yılında yüzde 28 pazar payına ulaşabileceği tahmin ediliyor. Huawei’nin payının yüzde 23 seviyesinde gerçekleşmesi öngörülüyor.</p>
<p>Uzmanlar, akıllı telefon sektöründe yeni dönemin “yüksek performans ve yüksek fiyat” ekseninde şekilleneceğini değerlendiriyor. Yapay zekâ destekli cihazlara yönelik talep üreticileri premium modellere yönlendirirken, artan bellek maliyetleri düşük fiyatlı telefonların rekabet gücünü azaltıyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde pazarda daha az sayıda giriş seviyesi model, buna karşılık daha fazla yapay zekâ destekli ve katlanabilir cihaz görülmesi bekleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/akilli-telefon-ithalati-ilk-kez-dusus-gosterdi-81291</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/cep-telefonu.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2025&#039;in ilk dört ayında 1,92 milyon adet olan akıllı telefon ithalatı, bu yıl 1,89 milyona gerileyerek yüzde 1,7 düştü. İthalat değeri ise 855,7 milyon dolardan 1,03 milyar dolara çıkarak yüzde 20,4 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yemek-kartlari-hr-teche-yan-haklar-stratejik-guce-evrildi-81290</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 08:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yemek kartları HR Tech’e, yan haklar stratejik güce evrildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yemek kartları, insan kaynakları teknolojileri platformuna doğru evrilirken, dijitalleşme, esneklik ve sürdürülebilirlik üçgeninde büyüyen sektör, yetenek savaşlarında ve iş barışında stratejik bir güce dönüştü. Pluxee Türkiye CEO’su Eda Uluca Özcan, “4,5 milyonu aşkın çalışan her gün bu sistemin içinde. Bu çalışanların 2 milyonu ise her gün Pluxee ile işlem yapıyor. Bu sadece çalışana değil, işverene, devlete ve üye iş yerlerine aynı anda katkı sağlayan bir yapı” dedi.</p>
<p>Pluxee Türkiye CEO’su Eda Uluca Özcan, yemek kartlarının yan haklar alanında artık insan kaynakları teknolojileri (HR Tech) platformuna dönüştüğünü belirterek, çalışan yan hakları dünyasının Türkiye’de hızla genişleyen ve etkisini artıran bir ekosistem haline geldiğini belirtti.</p>
<p>“Bu alan artık yalnızca bir yemek kartı hizmeti değil, çalışan, işveren ve yerel ekonomi arasında güçlü bir bağ kuran bir yapı” diyen Özcan, sektörün ölçeğini şu sözlerle anlatıyor: “Bugün 4,5 milyonu aşkın çalışan her gün bu sistemin içinde. Bu sadece çalışana değil, işverene, devlete ve üye iş yerlerine aynı anda katkı sağlayan bir yapı.”</p>
<p>Restoranların gelirlerinin önemli bölümünün bu sistemden geldiğini hatırlatan Özcan, “Bazı küçük işletmelerde cironun neredeyse tamamı buradan oluşabiliyor. Bu yüzden biz sadece bir hizmet sağlayıcı değil, bir ekosistemiz” diyor.</p>
<p>Sektörün geçirdiği dönüşümün en kritik başlığı ise dijitalleşme. Özcan, Pluxee’yi artık bir teknoloji şirketi olarak tanımladıklarını belirterek, “Yemek kartı sektörü olarak başlayıp bugün çalışanların tüm yan haklarını yönetebildiği bir platforma dönüştük. Çalışanın neye sahip olduğunu bilmesi ve bunu aktif kullanabilmesi çok önemli” şeklinde konuşuyor. Bu dönüşümde mobil uygulamaların rolünün belirleyici olduğunu kaydeden Özcan, Türkiye’nin bu alana hızlı adapte olduğuna dikkat çekerek, “Artık yemek kartlarını bir kredi kartı gibi cüzdanlarımızda taşımıyoruz. Mobil kullanım oranı yüzde 95’in üzerine çıktı. Kart neredeyse ortadan kalktı” diyor. Pandemiyle birlikte online harcamaların hızlandığını anımsatan Özcan, “Bu da online yemek platformlarını büyüttü. Biz pandemiden hemen önce 2019 Kasım’ında mobil uygulamamızı devreye almıştık. Hemen arkasından online yemek platformlarında kullanılabilir hale geldik. Online kanallardan gelen sipariş adedimiz geçen seneye oranla %40 artış gösterdi. Bu oran giderek artıyor” bilgisini paylaşıyor.</p>
<h2>TREND, KİŞİSELLEŞTİRİLMİŞ YAN HAKLAR</h2>
<p>Özcan’a göre çalışan beklentilerindeki değişim, sektörün yönünü de belirliyor. “Tek tip yan hak dönemi sona erdi” diyen Özcan, “Eskiden yılda bir kez verilen destekler vardı. Şimdi her ay, farklı ihtiyaçlara göre, kişiselleştirilmiş çözümler bekleniyor.</p>
<p>Hatta çalışanın ailesi de bu sürece dahil oluyor. Artık çalışan sadece kendisi için değil, çocuğu, ailesi için de destek bekliyor” diyor. Takdir ve ödüllendirme sistemlerinin de değiştiğini söyleyen Özcan, “Doğum günü, başarı, özel anlar… Şirketler çalışanına dokunduğunu göstermek istiyor” diye konuşuyor. Özcan, tüm bu yan hakların çalışanların refahını artırdığının da altını çiziyor. Yan haklar dünyasının artık veri odaklı ilerlediğini de belirten Özcan, şirketlerin çalışan davranışlarını analiz ederek daha doğru yan haklar belirlediğini anlatıyor. Özcan, “Hangi çalışan neyi tercih ediyor, hangi destek daha çok kullanılıyor… Bunları görebiliyoruz. Bu da daha doğru çözümler üretmemizi sağlıyor. Şirketler bu sayede bütçelerini daha verimli yönetiyor. Artık yetenek savaşlarında yan haklar yönetimi başlı başına bir strateji alanı” şeklinde konuşuyor.</p>
<h2>“ÇALIŞAN DENEYİMİ ARTIK HAYATIN TAMAMINI KAPSIYOR”</h2>
<p>Özcan’a göre en büyük dönüşüm, çalışan kavramının değişmesinde. Özcan, şunları kaydediyor: “Artık tek tip bir çalışan yok. Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de ileri yaşlarda çalışma artık hayatın bir gerçeği. Farklı yaş grupları, farklı beklentiler, farklı yaşam evreleri var ve bunlar aynı şirketin bünyesinde. Bu da yan hakların tamamen yeniden tasarlanmasını gerektiriyor. IPSOS’la yaptığımız bir araştırma da ortaya koydu ki çalışan bağlılığı artık koşulsuz değil; denge, anlam ve karşılıklı değer üzerine kurulu. Bizim işimiz artık sadece bir kart vermek değil. Çalışanın hayatını kolaylaştıran, ona değer katan ve işverenle güçlü bir bağ kuran bir deneyim sunmak. Gelecek burada şekilleniyor.”</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye globalde ilk 5 ülke arasında</span></h2>
<p>Pluxee’nin 28 ülkede operasyonları var. Bu ülkeler arasında Türkiye’nin ayrı bir konumda olduğunu belirten Eda Uluca Özcan, “Türkiye hem büyüklük hem de teknoloji açısından ilk 5 ülke arasında” diyor. Özellikle mobil dönüşümde öncü olduklarını vurgulayan Özcan, “İnsanımız teknolojiyle dost. Bizim de 285 kişilik ekibimizin %42’si teknoloji ekiplerinde görev alıyor. Fransa’daki merkezimizden elbette bir takım teknolojiler geliyor. Ama bu ülkenin çözümlerini bu ülkeye göre üretiyoruz. Türkiye olarak mobil karta geçen ilk ülkelerden biriyiz. Dijital dönüşümde hızlı hareket ediyoruz ve bu globalde örnek gösteriliyor” ifadelerini kullanıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kız öğrencilerin ‘Yanında’ oldu Stop Hunger’dan ödül aldı</span></h2>
<p>Pluxee Türkiye, sürdürülebilirliği yalnızca çevresel bir sorumluluk olarak değil; sosyal etki projeleriyle de geliştiriyor. Şirketin ajandasında 2035 yılı için belirlenen net sıfır karbon hedefi önemli bir yer tutuyor. Operasyonel tarafta ise kağıt kullanımının azaltılması, enerji verimliliği yüksek ofis uygulamaları ve araç filosunda çevreci dönüşüm gibi adımlar öne çıkıyor. Tedarikçi seçiminde sürdürülebilirlik sertifikalarının kriter olarak benimsenmesi de bu yaklaşımın bir parçası. Eda Uluca Özcan, “Sürdürülebilirlik sadece çevre değil; yerel işletmelerin ayakta kalması, kadınların güçlenmesi ve sosyal etki yaratmak da bu işin parçası” diyor ve şunları ekliyor: “Bunun en somut örneklerinden biri ise deprem sonrası hayata geçirdiğimiz Yanında Projesi. İhtiyaç Haritası iş birliğiyle yürüttüğümüz proje kapsamında özellikle depremden etkilenen kız öğrencilerin temel ihtiyaçlarına destek sağlandı. Projeye sadece şirket olarak destek vermedik. Çalışanlarımız, iş ortaklarımız ve müşterilerimiz de dahil oldu. Ailesi deprem bölgesinde yaşayan üniversite öğrencilerine, aylık bakiyelerle yüklenen mobil yemek kartları ulaştırılarak temel gıda ihtiyaçları karşılandı. Böylece eğitime ara vermeden devam etmelerini sağlamaya çalıştık. Bu projemizle Stop Hunger’dan (Açlığı Durdur) Paris’te ödül aldık.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">KOBİ’ler sisteme dahil oluyor, Ege dikkat çekiyor</span></h2>
<p>Yan haklar dünyasındaki büyümenin önemli bir kısmı KOBİ’lerden geliyor. Özcan, özellikle Ege Bölgesi’ne dikkat çekere, “KOBİ segmentinde ciddi bir büyüme var. Özellikle Ege ve İzmir’de penetrasyon oldukça yüksek. Büyük şirketler zaten belli bir olgunluğa ulaştı, büyüme daha çok KOBİ’lerden geliyor. Ayrıca çalışma koşulları da değişti. Hibrit uygulamalar var, merkezlerdeki ya da fabrikalardaki çalışanlar için yemekhane kullanılırken, mobil ekiplerde, evlerinde çalışanlar için daha çok yemek kartı sistemi kullanılıyor. Türkiye genelinde 81 ilde ve 170 bin noktada hizmet veriyoruz. Çalışan nerede ise biz de orada olmak zorundayız” diyor.</p>
<p>Kart komisyonları konusunda çok doğru bir regülasyon yapıldığını ve restoranlarla komisyonun yüzde 6 olarak sabitlendiğini anımsatan Özcan, bu karar sayesinde özellikle küçük aile işletmesi şeklindeki lokantaların desteklendiğini kaydediyor. Yüksek enflasyon yüzünden işletmelerin etkilenip etkilenmediğinin sorulması üzerine Özcan, “Biz restoranlarımızın tanıtımına da uygulamamızda yer veriyoruz. Bu sayede yakındaki iş yerleri de görünür oluyor” şeklinde konuşuyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yemek-kartlari-hr-teche-yan-haklar-stratejik-guce-evrildi-81290</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/0/1280x720/eda-uluca-ozcan-1781675012.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yemek kartları HR Tech’e, yan haklar stratejik güce evrildi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/petrol-dustu-ancak-denizciler-ikna-olmadi-81288</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 08:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petrol düştü ancak denizciler ikna olmadı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a322fccc0ab5-1781673932.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>ABD ile İran arasında savaşı sona erdirmeyi ve Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmayı amaçlayan çerçeve anlaşma petrol piyasalarında sert bir rahatlama yaratırken, denizcilik sektörü temkinli yaklaşıyor. Dünyanın en kritik enerji geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılacağı beklentisi Brent petrol fiyatlarını 80 doların altına çekerken, armatörler ve tanker operatörleri anlaşmanın kâğıt üzerindeki hükümlerinden çok sahadaki güvenlik koşullarına odaklandılar.</p>
<h2>Ticarette büyük kesinti</h2>
<p>Şubat sonunda başlayan ABD-İsrail saldırıları sonrasında Hürmüz Boğazı üzerinden yapılan taşımacılık büyük ölçüde durmuştu. Çatışmalar nedeniyle yüzlerce gemi Körfez içinde mahsur kalırken, küresel enerji, gübre ve metal ticaretinde ciddi aksaklıklar yaşandı.</p>
<h2>Mayın riski ortadan kalkmalı</h2>
<p>Sektör temsilcilerine göre anlaşmanın açıklanması olumlu bir gelişme olsa da, gemi sahiplerinin yeniden sefer planlaması yapması için daha somut güvencelere ihtiyaç var. Uluslararası denizcilik kuruluşları, mayın riski başta olmak üzere güvenlik tehditlerinin tam olarak ortadan kalktığının doğrulanmasını bekliyor.</p>
<p>BIMCO Güvenlik Direktörü Jakob Larsen, bir sonraki aşamanın gemi sahiplerinin Hürmüz'den geçişin yalnızca izin verilen değil aynı zamanda güvenli olduğuna da ikna edilmesi olduğunu belirtirken Japon, Norveçli, Alman ve Danimarkalı armatör birlikleri de benzer görüşte. Birçok şirket anlaşmayı memnuniyetle karşılarken, operasyonel kararlar için erken olduğu görüşünü dile getiriyor. Dünyanın en büyük konteyner taşımacılığı şirketlerinden Hapag-Lloyd bile gemilerin bu hafta hareket edebileceğini umduğunu, ancak güvenlik değerlendirmelerini sürdürdüğünü açıkladı.</p>
<h2>166 petrol ve kimya gemisi bölgede</h2>
<p>Piyasadaki en önemli sorunlardan biri de Körfez'de biriken gemi trafiği. Kpler verilerine göre 15 Haziran itibarıyla bölgede petrol ve kimyasal taşıyan yaklaşık 155 tanker bulunuyor. Savaş öncesinde Hürmüz'den günde yaklaşık 135 gemi geçerken, son haftalarda bu sayı neredeyse sıfıra yaklaşmıştı. Uzmanlar normal şartlarda biriken trafiğin 8-10 gün içinde eritilebileceğini ancak mayın temizleme faaliyetleri ve sigorta maliyetlerinin normale dönmesinin haftalar hatta aylar sürebileceğini belirtiyor.</p>
<h2>Tanker devinden uyarı: Birkaç hafta hatta bir ay sürebilir</h2>
<p>● Dünyanın en büyük tanker operatörlerinden biri olan Mitsui O.S.K. Lines (MOL), ABD-İran anlaşmasının tek başına Hürmüz Boğazı'nda normalleşme için yeterli olmayacağı uyarısında bulundu. MOL CEO'su Jotaro Tamura'ya göre, gemi sahipleri güvenlik konusunda ikna olmadan seferlere başlamayacak. Hürmüz'de somut ve sahaya yansıyan güvenlik önlemleri görülmeli. Son aylardaki başarısız ateşkes girişimleri sektörde güven kaybına yol açtı. Normalleşmenin "en az birkaç hafta hatta bir ay" sürmesi muhtemel. Şirketin boğazdan geçmeyi bekleyen en az yedi gemisi bulunuyor. IMO'nun Körfez'de bekleyen yaklaşık 500 geminin geçişini koordine etmesi gerekebilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Enerji piyasasında bundan sonra ne bekleniyor?</span></h2>
<p>Uluslararası Enerji Ajansı'na göre Hürmüz'ün kapanması nedeniyle günlük 14 milyon varilden fazla petrol üretimi devre dışı kaldı. Bu miktar küresel talebin yaklaşık yüzde 14'üne karşılık geliyor.</p>
<p><strong>Üretimin toparlanması aylar sürecek</strong></p>
<p>Wood Mackenzie'ye göre etkilenen sahalar üç ay içinde eski kapasitenin yüzde 70'ine, altı ay içinde ise yüzde 90'ına ulaşabilecek. Tam toparlanma daha uzun sürecek.</p>
<p><strong>Rafineriler darboğaz yaratabilir</strong></p>
<p>Savaş sırasında günlük 3,52 milyon varillik rafineri kapasitesi devre dışı kaldı. Körfez rafinerilerinin yüzde 90-95 kapasiteye ulaşması için 40-60 gün gerekebileceği belirtiliyor.</p>
<p><strong>LNG piyasasında etkiler yıllarca sürebilir</strong></p>
<p>Katar'da LNG kapasitesinin yüzde 17'si zarar gördü. Uzmanlara göre LNG üretiminin tamamen normale dönmesi yıllar alabilir.</p>
<p><strong>Petrol stokları yeniden oluşturulacak</strong></p>
<p>Analistlere göre savaşın başlamasından bu yana küresel petrol stokları 1 milyar varilden fazla azaldı. Hükümetlerin stratejik stokları yeniden inşa etme çabaları nedeniyle petrol piyasasında etkilerin birkaç yıl hissedilmesi bekleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/petrol-dustu-ancak-denizciler-ikna-olmadi-81288</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/8/1280x720/petrol-oil-1781674111.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İran’da savaşı sona erdirecek anlaşma petrol fiyatlarını aşağı çekti, ancak denizcilik sektörü Hürmüz’de normalleşme için sahadaki güvenlik koşullarının netleşmesini istiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/rekoltedeki-artis-pirincten-mercimege-kadar-fiyati-asagi-cekti-81286</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rekoltedeki artış pirinçten mercimeğe kadar fiyatı aşağı çekti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Son yıllarda olumsuz hava koşulları nedeniyle düşük rekolte beklentileriyle girilen hasat dönemlerinde, kuru gıda fiyatları yukarı yönde hareketlenirken, bu yıl tablo tersine döndü. Hem ekim hem de hasat döneminde seyreden olumlu hava koşulları sonucu rekolte artışları kuru gıda piyasasında dengeleri değiştirdi.</p>
<p>Reis Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Reis, geçtiğimiz yılların aksine bu yıl birçok tarımsal üründe rekolte artışlarının yaşandığını bu durumun da fiyatlara yansıdığını söyledi. Reis, kırmızı mercimek hariç diğer ürünlerde üretici fiyatlarındaki yıllık artışların, hem manşet enflasyonun hem de gıda enflasyonunun altında kaldığını söyledi. Reis, “Mayıs ayında için açıklanan yıllık gıda enflasyonu yüzde 34,86 seviyesinde. Kırmızı mercimek hariç çoğu üründe fiyat artışları bunun altında. Tarım ürünleri üretici fiyat endeksindeki yıllık artış ise yüzde 42’nin üzerinde. Üretici maliyetlerine rağmen piyasada sert fiyat artışları yaşanmadı. Nedeni ise artan arzın fiyatlar üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturması” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a322d1ee2224-1781673246.png" alt="" width="373" height="309" /></p>
<h2>Pirinçte fiyatlar geri çekildi </h2>
<p>Üretici fiyatlarındaki düşüşün en somut örneğinin pirinçte yaşandığını vurgulayan ve Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) hasat döneminde üretici lehine seyreden piyasa koşullarını dikkate alarak 2025 yılı baldo çeltik alım fiyatını 40 lira olarak açıkladığını hatırlatan Reis, “Serbest piyasada 44 liraya kadar çıkan Baldo çeltik fiyatı 35 liraya kadar düştü. Buna paralel dökme ürün fiyatları da geriledi. Bu düşüş perakende fiyatlara da yansıdı. Baldo pirinçte raf fiyatlarında son 2–3 ayda yüzde 5 ile 10 arasında bir gerileme söz konusu” diye konuştu.</p>
<p>Nohutta da 2026 sezonu için rekolte artışı beklendiğini vurgulayan Reis, şunları söyledi: "Geçen yıl kuraklık nedeniyle sadece rekolte kaybı değil, aynı zamanda kalite ve kalibrede de ciddi düşüşler yaşanmıştı. Özellikle 9 milimetre nohutta ciddi sıkıntı vardı. Bu yıl ise nohutun daha iri olacağı yönünde beklentiler var. Özellikle kalibre açısından olumlu sinyaller alıyoruz. Geçtiğimiz yıl rekolte 412 bin ton civarındaydı. Bu yıl ise yaklaşık yüzde 23 artarak 510 bin tonluk bir üretim bekleniyor. Sahadan gelen bilgiler de bu beklentiyi destekliyor. Nohut üretiminde esas belirleyici bölge İç Anadolu… Çorum’da görüştüğüm üreticiler, bitki gelişiminin oldukça iyi olduğunu ifade etti. Gaziantep ve Güneydoğu’da da üretim var ancak bu bölgelerde çıkan ürünler genellikle paketlemeye girmeden hızlı şekilde piyasaya sunuluyor.”</p>
<h2>Kırmızı mercimek 90'dan 70'e indi </h2>
<p>Kırmızı mercimekte geçen yıl yaşanan olumsuz iklim şartlarından dolayı yüzde 38 rekolte kaybının fiyatları yukarı taşıdığını hatırlatan Reis, “Yeni mahsulle birlikte fiyatlarda sert bir düşüş yaşandı. TÜİK verilerine göre bu yıl kırmıza mercimek üretimi yüzde 54 artışla 385 bin tona çıkması bekleniyor. Türkiye’nin kırmızı mercimek üretiminin yüzde 94’ünün karşılandığı Güneydoğu’da kırmızı iç mercimeğin 90 liranın üzerine çıkan dökme fiyatı, yeni mahsulle birlikte 70 liranın altına indi. Yeşil mercimekte de üretim artışı ön görülüyor. 48 bin tona ulaşılacağı tahmin ediliyor” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kuru fasulyede düşük rekolte etkisi fiyatlara yansıyabilir</span></h2>
<p>Kuru fasulyede ise farklı bir tablo yaşandığını belirten Reis Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Reis, geçen dönemde verilen 40 bin tonluk ihracat izninin ardından fiyatlarda hızlı bir yükseliş görüldüğünü dile getirdi. İki yıl boyunca fiyatların önemli ölçüde artmadığını ifade eden Reis, bu yıl ekim alanlarındaki daralmanın üretimi olumsuz etkileyeceğini belirterek şunları söyledi:</p>
<p>"TÜİK'in Bitkisel Üretim 1. Tahmin Raporu da bunu doğruluyor. Geçen yıl 247 bin ton olan kuru fasulye üretiminin bu yıl yüzde 15 azalarak 210 bin tona gerilemesi bekleniyor. Bu durum fiyatlara da yansıyor. Geçen yıl kilogramı 59 lira seviyesinde olan 8-8,5 milimetre kuru fasulye bugün 85 liraya kadar yükselmiş durumda."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/rekoltedeki-artis-pirincten-mercimege-kadar-fiyati-asagi-cekti-81286</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/bakliyat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kırmızı mercimek hariç diğer ürünlerde üretici fiyatlarındaki yıllık artışların enflasyonun altında kaldığını belirten Reis Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Reis, “Mayıs ayında için açıklanan yıllık gıda enflasyonu yüzde 34,86 seviyesinde. Kırmızı mercimek hariç çoğu üründe fiyat artışları bunun altında. Tarım ürünleri üretici fiyat endeksindeki yıllık artış ise yüzde 42’nin üzerinde. Üretici maliyetlerine rağmen piyasada sert fiyat artışları yaşanmadı.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gida-fiyatlarindaki-volatilitenin-vatandasin-sofrasina-etkisi-81285</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gıda fiyatlarındaki volatilitenin vatandaşın sofrasına etkisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Son yıllarda vatandaşın en çok konuştuğu konuların başında gıda fiyatları geliyor. Bir hafta önce alınan ürünün fiyatı ile bir hafta sonraki fiyatı arasında ciddi farklar oluşabiliyor. Pazara, markete ya da manava giden vatandaş artık alışverişe çıkmadan önce bütçesini birkaç kez gözden geçirmek zorunda kalıyor. Ekonomide bu ani ve sık fiyat değişimlerine “volatilite” adı veriliyor. Gıda fiyatlarındaki volatilite ise hem üreticiyi hem satıcıyı hem de tüketiciyi doğrudan etkiliyor.</p>
<p>Gıda ürünleri insanların temel ihtiyaçları arasında yer alıyor. Ekmek, süt, peynir, sebze, meyve ve et gibi ürünler her evin mutfağında bulunuyor. Bu nedenle bu ürünlerde yaşanan fiyat dalgalanmaları toplumun tamamını ilgilendiriyor. Vatandaş için önemli olan sadece fiyatların yüksek olması değil, aynı zamanda fiyatların öngörülemez hale gelmesi. Çünkü insanlar bütçelerini ancak fiyatların belli bir istikrar içinde olduğu dönemlerde sağlıklı şekilde planlayabiliyor.</p>
<p>Gıda fiyatlarındaki oynaklığın birçok nedeni bulunuyor. Bunların başında iklim koşulları geliyor. Kuraklık, aşırı yağış, don olayları veya sıcak hava dalgaları tarımsal üretimi doğrudan etkiliyor. Bir bölgede yaşanan doğal afet nedeniyle üretim azalınca piyasaya sunulan ürün miktarı düşüyor. Arzın azalması ise fiyatların yükselmesine neden oluyor. Özellikle sebze ve meyve fiyatlarında mevsimsel etkiler çok daha belirgin şekilde hissediliyor.</p>
<p>Tarım sektöründe girdi maliyetleri de fiyat dalgalanmalarının önemli nedenleri arasında yer alıyor. Gübre, mazot, tohum, yem, elektrik ve sulama maliyetleri arttığında üreticinin maliyeti yükseliyor. Üretici bu maliyetleri ürün fiyatlarına yansıtmak zorunda kalıyor. Ancak maliyetlerdeki artışın ne zaman ve ne ölçüde gerçekleşeceği her zaman öngörülemiyor. Bu durum da fiyatlarda ani hareketlere yol açabiliyor.</p>
<p>Küresel gelişmeler de gıda fiyatlarını etkiliyor. Dünya genelinde yaşanan savaşlar, ticaret kısıtlamaları, enerji fiyatlarındaki yükselişler ve lojistik sorunları gıda piyasalarında dalgalanma yaratabiliyor. Örneğin petrol fiyatlarının yükselmesi taşıma maliyetlerini artırıyor. Nakliye giderleri arttığında ürünlerin raf fiyatları da yükseliyor. Bir ülkede yaşanan üretim sorunu bile binlerce kilometre uzaklıktaki ülkelerde fiyatların değişmesine neden olabiliyor.</p>
<p>Gıda fiyatlarındaki volatilitenin en büyük yükünü ise sabit gelirli vatandaşlar taşıyor. Maaşı ayda bir kez artan bir çalışan ya da emekli, fiyatların haftadan haftaya değiştiği bir ortamda bütçesini korumakta zorlanıyor. Market alışverişine ayrılan pay büyüdükçe eğitim, sağlık, kültür veya sosyal faaliyetler için ayrılabilecek kaynaklar azalıyor. Bu durum yaşam kalitesini de olumsuz etkiliyor.</p>
<p>Üreticiler açısından da fiyat oynaklığı önemli bir sorun oluşturuyor. Çiftçi ürününü ekerken gelecekte oluşacak fiyatları tam olarak tahmin edemiyor. Hasat zamanı geldiğinde fiyatların beklenenden düşük olması durumunda zarar edebiliyor. Buna karşılık bazı dönemlerde fiyatların aşırı yükselmesi tüketiciyi zor durumda bırakıyor. Yani fiyat dalgalanmaları hem üreticiyi hem de tüketiciyi memnun etmeyen bir tablo ortaya çıkarabiliyor.</p>
<p>Uzmanlar gıda fiyatlarında istikrarın sağlanabilmesi için tarımsal üretimin güçlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Sulama yatırımlarının artırılması, modern tarım tekniklerinin yaygınlaştırılması, depolama imkanlarının geliştirilmesi ve üretim planlamasının daha etkin yapılması bu konuda önemli adımlar arasında gösteriliyor. Ayrıca üreticilerin maliyetlerini azaltacak desteklerin artırılması da fiyat istikrarına katkı sağlayabiliyor.</p>
<p>Bunun yanında tedarik zincirinin daha verimli hale getirilmesi büyük önem taşıyor. Tarladan sofraya kadar geçen süreçte yaşanan kayıpların azaltılması, lojistik maliyetlerinin düşürülmesi ve ürünlerin daha hızlı şekilde tüketiciye ulaştırılması fiyat dalgalanmalarının etkisini azaltabiliyor. Soğuk hava depoları ve modern lojistik altyapısı bu noktada kritik rol oynuyor.</p>
<p>Gıda fiyatlarındaki volatilite yalnızca ekonomik bir konu değil, aynı zamanda sosyal bir mesele olarak da karşımıza çıkıyor. Çünkü gıda herkesin ortak ihtiyacı. Fiyatların aşırı yükseldiği ve sık değiştiği dönemlerde toplumun geniş kesimleri bundan etkileniyor. Bu nedenle fiyat istikrarının sağlanması sadece ekonomi yönetiminin değil, üreticiden tüketiciye kadar tüm paydaşların ortak hedefi olmalı.</p>
<p>Sonuç olarak gıda fiyatlarındaki volatilite, vatandaşın mutfak masraflarını artıran ve bütçe planlamasını zorlaştıran önemli bir sorun olarak gündemdeki yerini koruyor. İklim koşullarından küresel gelişmelere, üretim maliyetlerinden lojistik süreçlere kadar birçok unsur fiyatları etkiliyor. Kalıcı çözüm ise üretimin güçlendirilmesi, maliyetlerin azaltılması ve piyasaların daha öngörülebilir hale getirilmesinden geçiyor. Sofradaki ekmeğin, pazardaki sebzenin ve market rafındaki ürünlerin fiyatında istikrar sağlanabildiğinde hem üretici hem de tüketici daha güvenli bir ekonomik ortamda hareket edebilecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gida-fiyatlarindaki-volatilitenin-vatandasin-sofrasina-etkisi-81285</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gıda fiyatlarındaki volatilitenin vatandaşın sofrasına etkisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nitelikli-hizmet-merkezleri-duzenlemesindeki-vergi-tesvikleri-81284</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 08:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nitelikli hizmet merkezleri düzenlemesindeki vergi teşvikleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>7582 sayılı Kanunla Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10. maddesine eklenen düzenleme uyarınca, 4875 sayılı Kanun kapsamında nitelikli hizmet merkezi olarak faaliyet gösteren kurumların, münhasıran bu faaliyetleri kapsamında yurt dışından elde ettikleri kazançların %95’i kurum kazancından indirilebilecektir.</strong></p>
<p>Türkiye, çok uluslu şirketlerin yalnızca üretim ve satış faaliyetlerini değil, bölgesel yönetim ve yüksek katma değerli hizmet fonksiyonlarını da ülkeye çekmeyi hedefleyen yeni bir vergi teşvik sistemi oluşturuyor. Bu kapsamda 7582 sayılı Kanun ile mevzuatımıza giren “nitelikli hizmet merkezi” düzenlemesi, uluslararası şirket grupları bakımından dikkatle değerlendirilmesi gereken önemli bir imkân sunuyor.</p>
<p>Uygulama esasları için Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından 26 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği Taslağı ile 334 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği Taslağı hazırlanmıştır. 26 Seri No.lu Taslak kurumlar vergisi indirimini; 334 Seri No.lu Taslak ise nitelikli hizmet personeline sağlanan ücret istisnasını açıklamaktadır.</p>
<p>Nitelikli hizmet merkezlerine ilişkin teşvikler iki ana başlıktadır: Yurt dışından elde edilen kazançlara yönelik kurumlar vergisi indirimi ve çalışan nitelikli hizmet personeline sağlanan ücret istisnası. Bu yönüyle düzenleme, hem kurum kazancı hem de istihdam maliyeti bakımından önemli avantajlar içermektedir.</p>
<p><strong>Nitelikli hizmet merkezi nedir?</strong></p>
<p>Nitelikli hizmet merkezi kavramı, 7582 sayılı Kanun ile 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’na eklenen düzenleme ile mevzuata girmiştir. Genel olarak nitelikli hizmet merkezi; en az üç farklı ülkede faaliyet gösteren bir şirketler topluluğunun parçası olan ve Türkiye’de sermaye şirketi olarak kurularak grup içindeki ilişkili şirketlere nitelikli hizmet sunan yapıdır.</p>
<p>Bu merkezlerin temel özelliği, Türkiye’den yurt dışındaki grup şirketlerine finans, hukuk, risk, strateji, yönetim, nakit ve likidite yönetimi gibi fonksiyonlara ilişkin hizmet sunmalarıdır.</p>
<p>Bu nedenle her hizmet şirketinin kendisini nitelikli hizmet merkezi olarak kabul etmesi mümkün değildir. Merkezin gerçekten 4875 sayılı Kanun’daki tanıma girmesi, grup yapısının ve verilen hizmetlerin bu kapsama uygun olması gerekir.</p>
<p><strong>Kurumlar vergisi indirimi </strong><strong>nasıl uygulanacak?</strong></p>
<p>7582 sayılı Kanunla Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10. maddesine eklenen düzenleme uyarınca, 4875 sayılı Kanun kapsamında nitelikli hizmet merkezi olarak faaliyet gösteren kurumların, münhasıran bu faaliyetleri kapsamında yurt dışından elde ettikleri kazançların %95’i kurum kazancından indirilebilecektir.</p>
<p>Bu oran bazı bölgelerde daha da avantajlıdır. Yabancı yatırım yoğunluğuna göre Cumhurbaşkanınca uygun bulunan endüstri bölgelerinde faaliyet gösteren merkezler ile katılımcı belgesi alarak İstanbul Finans Merkezi Bölgesinde faaliyet gösteren nitelikli hizmet merkezleri bakımından indirim oranı %100 olarak uygulanacaktır.</p>
<p><strong>Teşvik 20 hesap dönemi </strong><strong>boyunca uygulanacak</strong></p>
<p>Nitelikli hizmet merkezlerine tanınan kurumlar vergisi indiriminin en dikkat çekici yönlerinden biri süresidir. Düzenlemeye göre bu indirim, nitelikli hizmet merkezinin faaliyete geçtiği hesap dönemi dahil olmak üzere yirmi hesap dönemi boyunca uygulanacaktır. Faaliyete geçilen hesap döneminin kıst dönem olması halinde, bu dönem de bir hesap dönemi olarak dikkate alınacaktır.</p>
<p>Bu nedenle teşvik kısa süreli bir avantaj değil, yatırım kararlarını etkileyebilecek uzun vadeli bir düzenleme niteliğindedir.</p>
<p><strong>Kazancın yurt dışından elde edilmesi şart</strong></p>
<p>İndirimden yararlanılabilmesi için kazancın münhasıran nitelikli hizmet merkezi faaliyeti kapsamında ve yurt dışından elde edilmesi gerekir. Nitelikli hizmet merkezi olarak kurulan bir şirketin bütün gelirleri otomatik olarak indirim kapsamına girmez. Sadece bu faaliyet kapsamında yurt dışındaki ilişkili şirketlerden elde edilen kazançlar indirim konusu yapılabilir.</p>
<p>Şirketin Türkiye içindeki müşterilere verdiği hizmetlerden elde ettiği gelirler, esas faaliyet dışı gelirleri, faiz gelirleri, kur farkları, duran varlık satış kazançları veya olağan dışı gelirleri bu kapsamda değerlendirilemez. Bu nedenle hizmet sözleşmeleri, fatura açıklamaları ve muhasebe kayıtları birlikte değerlendirilmelidir.</p>
<p><strong>Türkiye’ye transfer ve kayıt şartı</strong></p>
<p>İndirimden yararlanmanın bir diğer önemli şartı, yurt dışından elde edilen kazancın ilgili hesap dönemine ilişkin kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar Türkiye’ye transfer edilmesidir. Süresinde Türkiye’ye transfer edilmeyen kazançlar, daha sonra Türkiye’ye getirilse dahi bu indirimden yararlanamayacaktır.</p>
<p>Nitelikli hizmet merkezi kazanç indirimi, doğru bir muhasebe altyapısı da gerektirir. İndirim kapsamındaki hasılat, maliyet ve gider unsurları ile indirim kapsamı dışında kalan unsurların ayrı izlenmesi gerekir. Aynı şirket bünyesinde farklı faaliyetlerin yürütülmesi halinde, teşvik kapsamındaki kazancın diğer gelir unsurlarıyla karıştırılmaması önem taşır.</p>
<p>26 Seri No.lu Tebliğ Taslağında, bu indirimin yurt içi asgari kurumlar vergisi hesabında kurum kazancından düşülebilecek indirimler arasında sayılması da öngörülmektedir. Böylece teşvikin asgari kurumlar vergisi nedeniyle fiilen etkisini kaybetmesinin önüne geçilmek istenmiştir.</p>
<p><strong>Ücret istisnası da var</strong></p>
<p>Nitelikli hizmet merkezlerine ilişkin teşvik sistemi yalnızca kurumlar vergisi indirimiyle sınırlı değildir. 334 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği taslağında, bu merkezlerde istihdam edilen nitelikli hizmet personelinin ücretlerine ilişkin gelir vergisi istisnasına da yer verilmiştir.</p>
<p>Buna göre, nitelikli hizmet merkezlerinde çalışan nitelikli hizmet personelinin ücretlerinin brüt asgari ücretin 3 katını aşmayan kısmı gelir vergisinden istisna edilmektedir. İstanbul Finans Merkezi ve belirli endüstri bölgelerinde bu sınır 5 kat olarak uygulanmaktadır. Gelir vergisinden istisna edilen ücret kısmı bakımından damga vergisi istisnası da söz konusudur.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Nitelikli hizmet merkezi düzenlemesi, Türkiye’nin yüksek katma değerli hizmet ihracından daha fazla pay alma hedefi açısından önemli bir adımdır. Bu merkezlerin yurt dışından elde ettikleri kazançlara %95, İstanbul Finans Merkezi ve uygun endüstri bölgeleri bakımından ise %100 kurumlar vergisi indirimi tanınması, düzenlemeyi uluslararası şirket grupları için cazip hale getirmektedir.</p>
<p>Bununla birlikte teşvikin güvenli şekilde uygulanabilmesi için merkezin gerçekten nitelikli hizmet merkezi tanımına girmesi, kazancın münhasıran bu faaliyetten ve yurt dışından elde edilmesi, süresinde Türkiye’ye transfer edilmesi ve muhasebe kayıtlarının bu ayrımı gösterecek şekilde tutulması gerekir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nitelikli-hizmet-merkezleri-duzenlemesindeki-vergi-tesvikleri-81284</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nitelikli hizmet merkezleri düzenlemesindeki vergi teşvikleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ispanyol-inovasyonlari-81282</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> İspanyol inovasyonları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İnovasyon çalışmaları için İspanya'dayım. Daha önce Barcelona’da 1 yıl yaşadıktan sonra güney İspanya'ya (Endülüs) şimdi gelme fırsatı yakaladım. <strong>İspanya, 1,7 trilyon dolar büyüklüğü ile dünyanın en büyük 12., Avrupa'nın ise 5. ekonomisi.</strong></p>
<p>Birçok global markası var: <strong>Zara, Mango, Telefonica, Glovo, Garanti’yi satın alan BBVA, SEAT bazıları.</strong> Yüksek hızlı tren teknolojileri, yenilenebilir enerji ve altyapı projelerinde de uluslararası ölçekte rekabet gücüne sahip. Sanayi sektörü, her ne kadar turizmin gölgesinde kalsa da, ekonominin önemli bir bileşeni. Özellikle otomotiv, kimya, ilaç, gıda işleme, yenilenebilir enerji ekipmanları ve havacılık sektörleri güçlü. Avrupa'nın en büyük otomobil üreticilerinden biri ve birçok uluslararası otomotiv markasının üretim tesislerine ev sahipliği yapıyor.</p>
<p><strong>Granada, Malaga, Cordoba ve Sevilla’yı kapsayan Endülüs (Andalucía),</strong> 8,5 milyonluk nüfusuyla İspanya'nın en kalabalık özerk bölgesi. Ekonomisi geleneksel olarak tarım ve turizme dayansa da son yıllarda tablo değişiyor. Endülüs, dünyanın en büyük zeytinyağı üretim merkezlerinden. Bunun yanında narenciye, sebze ve meyve ihracatı da bölge ekonomisinde önemli.</p>
<p>Turizm, Endülüs'ün en önemli gelir kaynaklarından. Bölgede Kuzey Afrika üzerinden İslam ve Arap etkisi hâlen canlı. Saraylar, kaleler, bahçeler tam olarak enfes ve her yıl milyonlarca ziyaretçiyi çekiyor. Özellikle Costa del Sol kıyıları, Avrupa'nın en önemli turizm ve ikinci konut pazarlarından biri.</p>
<p><strong>Gençlerle bolca sohbet ettim. Hepsi mutlu. Ülkesini terk eden yok</strong>. Hayat canlı ve renkli. Mutfağı, müziği ve kültürleri ile gurur duyuyorlar. Ülkelerini çok seviyorlar Bu durum sadece İspanyolların değil, her yerden girişimci ve inovatörlerin dikkatini çekmiş durumda. Son yıllarda özellikle Málaga, teknoloji ve inovasyon alanında dikkat çekici bir dönüşüm yaşıyor. Çok sayıda uluslararası teknoloji şirketinin bölgeye yatırım yapması, teknoloji parklarının büyümesi ve nitelikli iş gücünü çekmesi sayesinde şehir, <strong>Akdeniz'in Silikon Vadisi</strong> olmuş. Ülkenin en büyük teknoloji parkı burada.</p>
<p>Özetle İspanya, sanayisi, global markaları, güçlü turizm ve tarım sektörü ve yüksek yaşam kalitesiyle Avrupa'nın en mutlu ülkelerinden. <strong><u>İnovasyonu insan yapar, yüksek yetenekli insanlar. Bu profilleri kaçırırsanız inovasyon yapamazsınız. Biz savaştan sonra ülkemize gelen Rus ve Ukraynalı sanatçıları, teknoloji girişimcilerini ve startup kurucularını dahi tutamadık. Hepsi koşar adım kaçtı. Üstüne kendi yeteneklerimizi de kaçırıyoruz. Burhanları, butlanları tartışırken tren bir kez daha gidiyor ve Türkiye'ye çok yazık oluyor...</u></strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ispanyol-inovasyonlari-81282</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İspanyol inovasyonları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/dost-katilim-bankasina-kurulus-izni-81309</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dost Katılım Bankası&#039;na kuruluş izni</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK) Dost Katılım Bankası AŞ'ye ilişkin kararı, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Bankacılık Kanunu ve Bankaların İzne Tabi İşlemleri İle Dolaylı Pay Sahipliğine İlişkin Yönetmelik kapsamında, kurucu ortaklar BİM Birleşik Mağazalar AŞ, Desto Atık Yönetimi AŞ, Dost Global Danışmanlık AŞ, GDP Gıda Paketleme Sanayi ve Ticaret AŞ ve Es Global Gıda Sanayi Ticaret AŞ tarafından Türkiye'de 10 milyar lira kuruluş sermayeli Dost Katılım Bankası AŞ unvanlı bir katılım bankasının kurulmasına izin verildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/dost-katilim-bankasina-kurulus-izni-81309</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/bddk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BDDK, Dost Katılım Bankası&#039;nın 10 milyar lira sermayeyle kurulmasına izin verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kosulsuz-iade-yatasi-batirmamis-81281</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Koşulsuz iade Yataş&#039;ı batırmamış</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Üç kardeş (Yavuz Altop, Hakkı Altop, Osman Altop) ve iki kuzenin (Yılmaz Öztaşkın, Mehmet Öztaşkın) 1976’da mobilya sektöründe faaliyet göstermek amacıyla Kayseri’de kurduğu Yataş bu yıl 50. yaşını 50 milyon euro yatırımla kurduğu sünger fabrikasıyla kutluyor Bir grup gazeteciyle sohbet için bir araya gelen Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Altop ve Grup CEO’su Nuri Öztaşkın ile birlikte Anadolu’daki ilk sünger fabrikası yatırımının l geçmişine yolculuk yaptık.</p>
<p>Altop’un anlattıkları bizi hem şaşırttı, hem de düşündürdü. Anlattığına göre Yataş’ın bugüne kadar ne çeki karşılıksız çıkmış, ne de senedinin arkası yazılmış. Altop “Ülkedeki ihtilallere, ekonomik krizlere, siyasi dalgalanmalara rağmen gemiyi su almadan limana getirmeyi başardıklarını” söylüyor. Sohbette hem kuruluş süreci hem de sonrasıyla ilgili ilginç anılarının bazılarını da anlattı.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a3227da793cf-1781671898.png" alt="" width="361" height="269" />
<figcaption><strong>Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Altop (sağda) ve Grup CEO’su Nuri Öztaşkın, Yataş'ın 50 yıllık yolculuğunu anlattılar </strong></figcaption>
</figure>
<p>Ortaklar 1976’da sünger fabrikası kurmak için kolları sıvadıklarında bakmışlar ki Kayseri’de işi bilen yok. Gidip işin merkezi İstanbul’dan benzer işi yapan bir şirketin emekli müdürünü getirmişler. Operasyonun başındaki İngiliz mühendisle laboratuara girmiş müdür. Birkaç ay sonra da “Burada Erciyes dağı var, Kayseri’nin havası bana iyi gelmedi” deyip, tası tarağı toplamış.“Anladım ki İstanbul’daki rakipler müdürü satın almış, sonra ağzımda maske İngilizle laboratuara girip işi öğrendim” diyerek anlatıyor o günleri Altop ve ekliyor: “ABD’de öğrenmiştim herkesin her işi yapması gerekebileceğini. Daha sonra kardeşime de öğrettim işi.”</p>
<p>“Satılan mal iade alınmaz” tabelalarının mağazalarda sıkça görüldüğü yıllardan 1978’de Divan Otel’deki bayi toplantısında açıklamış bir başka sürprizini Altop. “Beğenmeyen getirsin malı geri, yenisini vereceğiz bundan sonra” demiş bayilere. Ürettikleri malın kalitesine o gün de güvendiğini anlatan Altop’a ortaklarının “Büyük laf ettin, ifl as edeceğiz” demesi de para etmemiş. Ancak zaman kendisini haklı çıkarmış “Koşulsuz iade” uygulaması yaygınlaşmış, Yataş da batmamış.</p>
<p>İşte o batmayan Yataş 50 yıl önce başladığı yolculuğunda bugün bünyesinde 5 fabrikayı barındıran, yaylı yatak, ev tekstili, koltuk ve panel mobilya üreten büyük bir grup haline geldi. Bugün de Kayseri’de üretiminin yüzde 40’ını ihraç edeceği fabrikayı devreye alıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kosulsuz-iade-yatasi-batirmamis-81281</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Koşulsuz iade Yataş&#039;ı batırmamış ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/akilli-hizli-ve-vicdansiz-81280</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akıllı, hızlı ve vicdansız!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İnsanların karar verdiği piyasalardan, sinyallerin yarıştığı piyasalara geçiyoruz. Ama koruyucu mimarimiz, bu hızda bir dünya için kurulmadı. Kurumlar bu açığı kapatmak için <em>dayanıklılık fetişizmine yükleniyor.</em> Daha çok stres testi, daha kalın tampon, daha ayrıntılı senaryo, daha yüksek teknoloji yatırımı...</strong></p>
<p>Klasik iktisadın kurucu miti <em>Homo Economicus'tu</em>. Piyasada, kendi faydasını azamileştirerek dolaşan sözde hiper-rasyonel insan. Buna karşı, <em>Kahneman </em>gibi teorisyenler bunun aksini, yani insanın rasyonel olmadığını ortaya koydu. İnsan kayıptan kaçar, sürüye uyar, sezgiyle yanılır, duyguyla karar verir.</p>
<p>Şimdi, insanın yanına, onun irrasyonelliğin tam tersi davranan bir aktör geliyor. <em>Algoritmalar!</em> Bunun yaratacağı kırılma her alanda dramatik olacak. Piyasalarda, risk yönetiminde, pazarlamada, iletişimde…</p>
<p>Sebebi de algoritmaların sürtünmesiz ve keskin rasyonelliği. İnsanın karar vermesini etkileyen sezgiler, duygular, korku ve gecikmeler aslında bir kusur değil, tampondu. Algoritmalar o tamponu kaldırıyor. Geriye sadece saf optimizasyon kalıyor. Ve o saf optimizasyon gücü, sisteme risk yaratan bir yumruğa dönüşüyor.</p>
<p>İnsan krizde ne yapar? Korkar. Bekler. Başkalarını takip eder. Duygusal kararlar verir. Algoritmalar ne yapar? Mikro saniyeler içinde rasyonel bir karar verir. Herhangi bir duygusal ya da sezgisel frene sahip değildir. Verilerle hareket eder. Ve bunun sonuçları çok yıkıcı olabilir.</p>
<p><strong>Verimliliğin tiranlığı!</strong></p>
<p>Toplulukları ayakta tutan şey yalnızca akıl değil. Yavaşlık da önemli. Tereddüt de. Şüphe de. Hatta bazen kararsızlık bile.</p>
<p>Bir kurumun içinde, bir grup yöneticinin, aynı anda ortak karar verememesi çoğu zaman bir verimsizlik gibi görünür. Oysa, sistemlerin dayanıklılığı için bazen bu uyumsuzluk gereklidir. Birisi itiraz eder. Birisi gecikir. Birisi farklı düşünür. Birisi yanlış gittiğini hisseder. Bu küçük sürtünmeler, büyük kırılmaları engelleyen görünmez tamponlardır. Elbette bir ölçü içinde.</p>
<p>Modern dünyanın <em>verimlilik tiranlığı</em> ise bu sürtünmeleri ortadan kaldırmaya çalışıyor. Çünkü bunlar büyük bir <em>verimsizlik </em>olarak görülüyor.</p>
<p>Yapay zekâ ve algoritmalar yalnızca işleri hızlandırmıyor. Kararları da birbirine benzetiyor. Aynı veriyi kullanan, aynı sinyalleri izleyen, aynı hedeflere göre optimize edilen sistemler, zamanla aynı sonuçlara ulaşmaya başlıyor.</p>
<p>Bu noktada yeni bir risk ortaya çıkıyor. Sorun tek bir algoritmanın yanlış karar vermesi değil. Binlerce algoritmanın aynı anda, benzer kararı vermesi. Çünkü sistemler çoğu zaman hatalardan değil, korelasyonlardan çöker. Özellikle de herkes aynı anda ve aynı yöne hareket ettiğinde.</p>
<p>Böylece <em>hız, </em>sistem için<em> yeni</em> bir risk kategorisi haline geliyor. Örnekleri de yaşandı. 2010'daki <em>Flash Crash</em> sırasında, yüksek frekanslı işlem algoritmalarının birbirini besleyen hareketleri sonucu, ABD piyasalarında yaklaşık 1 trilyon dolarlık piyasa değeri 36 dakika içinde buharlaştı. Sonrasında büyük ölçüde geri geldi.</p>
<p>2012'de <em>Knight Capital'in</em> bir yazılım hatası, 45 dakikada 440 milyon dolar zarar yarattı. Şirket acil kurtarma sermayesi bulsa da varlığını sürdüremedi ve kısa süre sonra başka bir kurum tarafından devralındı. 2023'te ise <em>Silicon Valley Bank'ten</em> tek bir günde 42 milyar dolar çekildi. Sosyal ağlar ve dijital bankacılık sayesinde bir banka hücumu, tarihte benzeri az görülmüş bir hızda gerçekleşti.</p>
<p>Bu kusursuz fırtınanın mekanizması aslında basit. Bu tür bir müşteri hücumunu engelleyen şey insanların sakinliği değil, hareketin maliyetidir. Sürtünme zaman kazandırır. Oysa, algoritmalar zamanı sıfırlıyor. Sürtünme yok. Tereddüt yok. Hareketin maliyeti neredeyse sıfır olunca, kendini gerçekleştiren kehanet de <em>anında</em> yaşanıyor.</p>
<p>Ajan, algoritmalarla şirket zamanı arasındaki açığı sömürüyor. Şirketin tepki vermesi dakikalar alıyor. Onun karar vermesi ise sadece mikro saniyeler. Üstelik, bu algoritma sürüsünün vicdanı yok. Sorumluluk duygusu yok. Sadece hedef fonksiyonu var. Bu arada kötü niyet de şart değil. Algoritma sadece rasyonel davranıyor. Ama sonuçta sistemi çökertiyor.</p>
<p><strong>Yeni risk kategorisi: Hız!</strong></p>
<p>İnsanların karar verdiği piyasalardan, sinyallerin yarıştığı piyasalara geçiyoruz. Ama koruyucu mimarimiz, bu hızda bir dünya için kurulmadı. Kurumlar bu açığı kapatmak için <em>dayanıklılık fetişizmine yükleniyor.</em> Daha çok stres testi, daha kalın tampon, daha ayrıntılı senaryo, daha yüksek teknoloji yatırımı...</p>
<p>Risk yönetiminin tanımı da evriliyor. Artık, algoritmaların sürü psikolojisi de risk odaklı yönetilmek zorunda. Yani, tek tek ajanların kararını değil, ajanların kararlarının korelasyonunu da modellere katmak gerekiyor.</p>
<p>Eşiği biri kodladı. Toleransı biri belirledi. Hangi sinyalde hareket edileceğine biri karar verdi. Sürünün içinde sorumluluk yok. Ama birileri de o sürünün çobanlığını yapıyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/akilli-hizli-ve-vicdansiz-81280</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akıllı, hızlı ve vicdansız! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/butcede-adi-olan-kendi-olmayan-odenekler-var-81279</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bütçede adı olan kendi olmayan ödenekler var!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>2026 Mayıs ayı ve Ocak-Mayıs dönemi merkezi yönetim bütçesi açıklandı.</p>
<p>Buna göre mayıs ayında 1 trilyon 86 milyar lira bütçe gelirine karşılık 1 trilyon 384 milyar lira bütçe gideri yapılmış ve ayın bütçe açığı 298 milyar lira olarak gerçekleşmiş.</p>
<p>Ocak-Mayıs döneminde ise 6 trilyon 278 milyar lira bütçe gelirine karşılık 7 trilyon 335 milyar lira bütçe gideri yapılmış ve 5 ayın bütçe açığı ise 1 trilyon 56 milyar lira olmuş.</p>
<p>Yılın tamamına ait bütçe geliri hedefi 16 trilyon 266 milyar lire ve bütçe gideri 18 trilyon 979 milyar lira öngörülmüş ve dolayısıyla 2 trilyon 713 milyar lira bütçe açığı hedeflenmiş.</p>
<p>Bu durumda bütçe açığının yüzde 39’u ilk 5 ayda gerçekleşmiş. Buradan yılsonu hedefinin içinde ve hatta altında kalınacağı anlaşılıyor. Zaten Hazine ve Maliye Bakanının temel hedefi de bu genel tabloyu tutturabilmek. Yani işin nitel yönünden çok nicel boyutunu yakalamak.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a322707033d2-1781671687.png" alt="" width="627" height="137" /><strong>Bütçede öne çıkan göstergeler</strong></p>
<p>Çok açık ve net olarak söylemek gerekirse bu bütçe bir hizmet bütçesi değil. Tipik bir transfer bütçesi. Transfer bütçesi olarak da başta cari transferler olmak üzere faiz harcamaları öne çıkıyor. Bu iki kalem 5 aylık toplam bütçe harcamalarının yüzde 53’ünden fazla. Buna verimlilikten uzak ve adeta transfer bütçesi veya gizli işsizlik ödeneği gibi personel giderlerini de eklediğinizde pay yaklaşık yüzde 82’ye çıkıyor.</p>
<p>Gerçekten de personel giderleri Mayıs ayında bir önceki yıla göre yüzde 48,1 artmış. Oysa enflasyon yüzde 31 civarında. Yani personel harcamaları enflasyondan neredeyse yüzde 60 daha fazla artmış. Bunu sakın personele ilave bir refah payı verildiği gibi düşünmeyelim. Personelin ne kadar düşük ücret aldığı ortada. Ancak personel sayısının sürekli artması nedeniyle bu kalemin arttığını unutmayalım. Yani kamu kesimi yaklaşık 5,5 milyon kamu personel sayısıyla sürekli artış sergiliyor. Bu artışlar memur, işçi, sözleşmeli, geçici ve KİT, BİT benzeri yapılar üzerinden çeşitli kadrolarla sürdürülüyor. Norm kadroların olmaması, verimliliğin akla dahil gelmemesi, sürekli olarak yeni yapılar oluşturulması nedeniyle personel ücretleri artıyor.</p>
<p>Faizler zaten bir başka utanç vesilesi…2000’li yıllara girişteki faizlerin bütçe içerisindeki payı ile aynı noktaya gelindi. Artık faiz giderlerinin bütçe giderleri içerisindeki payı yüzde 15’lere dayandı. Bir önceki yıl faiz giderleri 5 ayda yüzde 51 arttı. Malum bütçe ve maliye teorisinde faiz giderleri, karşılığında mal ve hizmet edinilmeyen tipik bir transfer harcaması niteliğinde. Dolayısıyla yerli ve yabancı birtakım çevrelere tarifsiz yüksek tutar ve oranlarda faiz aktarımları devam ediyor.</p>
<p>Gelelim transfer harcamaları kalemine...</p>
<p>Bu kalemde yüzlerce irili ufaklı alt başlıklar var. Bazılarının tutarı küçük ve fakat önemi büyük. Bazıları ise zaten vazgeçilmez!</p>
<p>Transfer bütçesi 2 trilyon 943 milyar lira. Bunun önemli bir kısmı yani 864 milyar lirası görevlendirme gideri olup bunun da aslan payı 600 milyar lira ile sosyal güvenlik kurumlarına ait.</p>
<p><strong>Bu kalemde adı olan ve kendi olmayan ödenekler var!</strong></p>
<p>Yukarıda da belirttiğimiz üzere bu kalemde çok sayıda alt başlık var. Ama ödenekleri yok. Oysa bu ödemeler hem mahiyeti itibariyle ve hem de alıcısı itibariyle önemli.</p>
<p>Şöyle bir göz attığımızda şu kalemlerde ve alt başlıklarında ya ödenek yok ya da çok sembolik ödeneklerine rağmen fiili kullanımları yok. Örneğin;</p>
<p>- Tarım sigorta desteği yok</p>
<p>- Hayvancılık desteği için 5 ayda kullanılan sadece 9,3 milyar lira. Ödeneği de 17,8 milyar lira</p>
<p>- Bitkisel üretim desteği için 5 ayda kullanılan sadece 900 milyon lira</p>
<p>- Kırsal kalkınma desteği yok</p>
<p>- Fark ödemesi nitelikli tarım desteği yok</p>
<p>- Sosyal amaçlı transferler ödeneği 91 milyar lira ve 5 ayda kullanılan 18,5 milyar lira.</p>
<p>- Ekonomik amaçlı transfer ödeneği de 44 milyar lira ve kullanım 3 milyarı biraz aşkın.</p>
<p>Sonuç olarak; bütçede hizmet kalemleri yok. Transfer bütçesinde de her kalem yok. Yani ödenek de yok harcama da yok.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/butcede-adi-olan-kendi-olmayan-odenekler-var-81279</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bütçede adı olan kendi olmayan ödenekler var! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/savasin-ekonomimizde-buyume-etkisi-81278</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savaşın ekonomimizde büyüme etkisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yaklaşık 100 gün süren ve sona ermesini umduğumuz Orta Doğu’daki savaşın dünya ekonomisine olduğu kadar Türkiye ekonomisine etkileri de giderek daha belirgin hale gelmeye başladı. Tahmin edildiği gibi en hızlı ve en görünür etki enflasyon tarafında ortaya çıktı.  Hanehalkından piyasa katılımcılarına, reel sektörden Merkez Bankası’na kadar hemen tüm ekonomik aktörlerin gelecek döneme ilişkin enflasyon beklentileri ciddi biçimde yukarı yönlü revize edildi.</p>
<p>Savaşın büyüme üzerindeki etkileri ise son dönemde açıklanan verilerle daha net görünmeye başladı. Şubat sonunda savaşın başlamasıyla tüketici güveninde belirgin bir gerileme yaşandı. Ayda iki kez ön ve nihai endeks olarak açıklanan Bloomberg HT Tüketici Güven Endeksi, mart ayının ilk yarısında bir önceki ay sonuna göre yüzde 10,46 düşerek 68,0 seviyesine geriledi. Endeksin alt kalemlerinden biri olan Tüketim Eğilimi Endeksi ise yüzde 17,24 gibi oldukça sert bir düşüşle 69,32 seviyesine indi.</p>
<p>Tüketim Eğilimi Endeksi, tüketicilerin mevcut dönemde başta otomobil ve konut olmak üzere dayanıklı tüketim mallarına yönelik talebini ölçen önemli bir öncü gösterge niteliği taşıyor. Bu olumsuz eğilim hız keserek de olsa mayıs ayı sonuna kadar devam etti. Tüketimdeki düşüş ve özellikle tüketim eğilimindeki gerileme, iç talepte belirgin bir yavaşlamaya işaret ediyordu. Nitekim otomobil satışlarından perakende satışlara, beyaz eşya satışlarından konut satışlarına kadar birçok göstergede bu yavaşlamanın izlerini görmeye başladık. Perakende satış endeksindeki artış hızının gerilemesi, otomobil ve konut satışlarındaki zayıflama bu tabloyu destekledi.</p>
<p>Konut piyasasında da benzer bir görünüm ortaya çıktı. Nisan ayında toplam konut satışları yıllık bazda yüzde 2,6 artarken, ikinci el konut satışları yüzde 0,3 geriledi. İpotekli satışlarda yüzde 40 gibi güçlü bir artış görülmesine rağmen diğer satış türlerinde yüzde 4’lük bir düşüş yaşandı. Yaşanan savaşın maliyetleri ve dolayısıyla konut fiyatlarını artıracağı beklentisi ile kredi faizlerinde yükseliş olabileceği düşüncesi, özellikle kredi kullanarak konut almayı planlayan tüketicilerin talebini öne çekmiş görünüyor. Ancak artan tatil günlerinin de etkisiyle mayıs ayında konut satışlarında yavaşlama olacağını tahmin ediyoruz.</p>
<p>Otomobil piyasasında da benzer bir tablo söz konusu. Mayıs ayında otomobil ve hafif ticari araç pazarı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 22,3 daraldı. Ayrıca pazarın büyüklüğü son beş yılın mayıs ayı ortalamasının da yüzde 5,1 altında gerçekleşti. Sonuç olarak tüketici güvenindeki bozulmanın öncü talep göstergelerine de yansıdığını açık biçimde izlemiştik.</p>
<p>Bununla birlikte haziran ayında tablo yeniden değişmeye başlamış görünüyor. Bloomberg HT Haziran Ön Tüketici Güven Endeksi bir önceki aya göre yüzde 7,46 artarak 74,95 seviyesine yükseldi. İç talebin daha güçlü bir göstergesi olan Tüketim Eğilimi Endeksi de yüzde 5,64 artışla 75,10 değerine çıktı. Özellikle mayıs ayının ortalarından itibaren tüketici güveni ve tüketim eğiliminde gözlenen toparlanmanın önümüzdeki dönemde somut tüketim verilerine de yansıması beklenebilir. Haziran ve sonrasındaki yaz aylarına ilişkin göstergeler iç talepte yeniden bir canlanmaya işaret ediyor.</p>
<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi Finansal Uygulama ve Araştırma Merkezi olarak şimdi tahmin yöntemi ile hesapladığımız büyüme eğilimleri de benzer sonuçlar ortaya koyuyor. Savaşın başlamasıyla birlikte bu yılın ikinci çeyreğine ilişkin büyüme tahminimiz yüzde 3,40 seviyelerinden yüzde 2,57’ye kadar gerilemişti. Ancak 12 Haziran itibarıyla gelen son veriler, ikinci çeyrek büyümesinin yüzde 3,29 civarında gerçekleşebileceğine işaret ediyor. Benzer şekilde mart ayı başında 2026 yılı büyüme tahminimizi yaklaşık yüzde 4,73 olarak öngörürken, bu tahmin savaşın etkileriyle yüzde 3,38 seviyelerine kadar gerilemişti. Son veriler ışığında ise büyüme beklentimiz yeniden yüzde 3,94 düzeyine yükselmiş bulunuyor.</p>
<p>Özetle son dönemde açıklanan otomobil, konut ve perakende satış verileri iç talepte belirli bir yavaşlamaya işaret ediyor. Merkez Bankası da bu gelişmeleri ekonomide soğuma ve dezenflasyon sürecinin bir parçası olarak değerlendiriyor. Ancak öncü göstergeler talepte yeniden canlanma sinyalleri veriyor. Önümüzdeki bir ila bir buçuk yıllık dönemde erken seçim ihtimalinin göz ardı edilemeyeceği ve seçimlere yaklaşırken büyüme odaklı politikaların daha belirgin biçimde devreye girebileceği dikkate alındığında, hem bu yıl hem de gelecek yıl için büyüme tahminlerinin yukarı yönlü revize edilme potansiyelinin yüksek olduğunu düşünüyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/savasin-ekonomimizde-buyume-etkisi-81278</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savaşın ekonomimizde büyüme etkisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mulkiyet-hakkinin-korunamadigi-ulkelerde-buyume-ve-kalkinma-olur-mu-81277</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mülkiyet hakkının korun(a)madığı ülkelerde büyüme ve kalkınma olur mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Güçlü kurumlarınız varsa ve mülkiyet hakları güvence altındaysa, o zaman bireylerin rant peşinde koşma, keyfi müsadere ve/veya vergilendirme gibi kimi yasadışı, kimi de verimsiz olan yöntemlerle zenginleşmeye çalışmaları zorlaşır. Bunun yerine bireyler, daha yüksek katma değer elde edebilmek için, inovasyon yapma ve değerli bir şeyler üretmeye çalışırlar.</strong></p>
<p>İki hafta önceki yazımda, refah ve kalkınma için demokrasi ve güçlü kurumların ne kadar önemli olduğundan bahsetmiştim. Yazının mürekkebi kurumadan, tavukçuluk sektöründe faaliyet gösteren bazı şirketlere kayyum atanmasıyla ilgili haberler geldi. Bu nedenle, kalkınma ve refah için güçlü kurumlara neden ihtiyaç duyduğumuzu, bu sefer daha dar ama bir o kadar da hayati bir konu olan mülkiyet haklarının korunması çerçevesinde değerlendirmek istiyorum.</p>
<p>Türkiye’de, 24 Ocak 1980 kararlarıyla birlikte, ekonomide kamunun rolünün azaldığı, özel sektör ağırlıklı bir serbest piyasa ekonomisinin desteklendiği bir ekonomi anlayışı hâkim oldu. Bugün itibariyle ülkemizdeki ekonomi anlayışının, rekabetçi bir serbest piyasa ekonomisi olduğunu söylemek herhalde yanlış olmaz. En azından söylemde ve kâğıt üzerinde durum bu. Dolayısıyla, böyle bir ekonomik anlayış ve sistem dahilinde, ekonomik kalkınma ve refah artışını sağlayabilmek için, bu sistemin gerektirdiği şartları sağlamamız beklenir. 1980 sonrasındaki 46 yıllık sürece baktığımızda, ülkeyi yöneten bütün hükümetlerin istisnasız bir şekilde bu ekonomik anlayışa bağlı kaldıklarını ve ekonomi politikalarının da genel itibariyle bu sistemin gereksinimlerine göre şekillendiğini görüyoruz. 1980’de dış ticaretin serbestleştirilmesi, 1980’lerin ikinci yarısında finansal liberalizasyon, 1989 yılında TL’nin tam konvertibilitesi ve sermaye akımlarının tam liberalizasyonu, 2001 krizi sonrasındaki IMF programı ve 2004’ten itibaren AB uyum paketleri ile kurumların güçlendirilmesine yönelik düzenlemeler hep bu temel varsayıma dayanıyordu: Türkiye için en doğru ekonomik sistem, özel sektör ağırlıklı, rekabetçi bir serbest piyasa ekonomisi.</p>
<p><strong>Serbest piyasa ekonomilerinin </strong><strong>başarısı için kurumların gücü önemli</strong></p>
<p>Uluslararası ekonomi literatürünü incelediğimizde, serbest piyasa ekonomilerinin başarısı için kurumların gücüne büyük önem atfedildiğini biliyoruz. Kurumların gücü denildiğinde de ilk akla gelen mülkiyet haklarının korunması oluyor. Mülkiyet hakları dediğimizde genel itibariyle şunları kastediyoruz: Tapu, senet ve sözleşmeler de dahil olmak üzere üretim araçlarının mülkiyeti; patentler, telif hakları ve ticari markalar da dahil olmak üzere fikri mülkiyet hakları ve bağımsız ve tarafsız hukuk sistemi. Güçlü kurumlarınız varsa ve mülkiyet hakları güvence altındaysa, o zaman bireylerin rant peşinde koşma, hırsızlık, keyfi müsadere ve/veya vergilendirme gibi kimi yasadışı, kimi de verimsiz olan yöntemlerle kendilerini zenginleştirmeye çalışmaları zorlaşır. Bunun yerine bireyler, daha yüksek katma değer elde edebilmek için, inovasyon yapma ve değerli bir şeyler üretmeye çalışırlar. Bir başka ifadeyle, inovasyon, beşerî sermaye oluşumu ve gelişimi, ve daha düşük işlem maliyetleri yoluyla sürekli ekonomik büyüme, uygulanabilir ve güvence altındaki mülkiyet haklarının varlığına bağlıdır.</p>
<p>Daha önce de çalışmalarına referans verdiğim Daron Acemoğlu ve James Robinson, özel mülkiyet haklarının, siyasal iktidarı elinde bulunduranlardan etkin bir şekilde korunabildiği, iktisadi kurumsallığa sahip olan toplumların kalkınabildiklerini iddia ediyorlar. Çünkü, özel mülkiyetin korunmadığı toplumlarda, kişiler ekonomik kalkınmayı teşvik eden yenilikçilik ve inovasyon, girişimcilik ve iş kurma, kar etme ve servet biriktirme motivasyonlarına sahip olmuyorlar. Bu da sahip olduğumuz kıt kaynakların bir kısmının atıl kalmasına neden oluyor.</p>
<p><strong>İyi işleyen bir yargı </strong><strong>sistemi </strong><strong>olmazsa olmaz</strong></p>
<p>Özel mülkiyet haklarının korunmasında, sözleşme/kontrat güvenliği çok önemli bir rol oynar. Bireylerin ve şirketlerin birbirleriyle imzaladıkları herhangi bir sözleşmedeki şartların yerine getirilmemesi durumunda, iyi işleyen bir hukuk sisteminin, mağdurun haklarını koruması beklenir. Hukukun üstünlüğüne saygı ve sözleşmeden doğan hakların etkin bir şekilde korunması kuşku altındaysa, ekonomik ve sosyal ilerleme kaydedilemez. Davaları makul bir süre içinde çözen, öngörülebilir, halkın kolayca erişebileceği, iyi işleyen bir yargı sistemi, günümüz serbest piyasa ekonomilerinin olmazsa olmazıdır. Dünya Bankası’nın çalışmalarına göre, mahkemelerin sözleşmeye dayalı yükümlülükleri etkin bir şekilde uygulayabildiği, daha verimli bir yargı sistemine sahip ekonomiler, daha gelişmiş kredi piyasalarına ve genel olarak daha yüksek bir kalkınma düzeyine sahiptir. Daha güçlü bir yargı sistemi, küçük firmaların daha hızlı büyümesiyle de ilişkilendirilmektedir. Genel olarak, yargı sisteminin etkinliğinin artırılması iş ortamını iyileştirebilir, inovasyonu teşvik edebilir, doğrudan yabancı yatırımları çekebilir ve vergi gelirlerini güvence altına alabilir.</p>
<p>Yine Dünya Bankası kaynaklarında yer alan, Arjantin ve Brezilya'nın farklı eyaletlerindeki mahkeme etkinliğini inceleyen bir araştırma, daha etkin mahkemelere sahip eyaletlerde bulunan firmaların krediye daha kolay erişebildiğini ortaya koymuştur. Meksika'ya odaklanan bir başka çalışma ise daha iyi mahkeme sistemlerine sahip eyaletlerin daha büyük ve daha verimli firmalara sahip olduğunu göstermiştir. Hindistan'da yapılan bir araştırma, sözleşme yoğunluklu sektörlerdeki firmaların, sözleşmelerin etkin bir şekilde uygulandığı bölgelerde konumlanma eğiliminde olduğunu bulmuştur. Etkin mahkemeler firmaların karşılaştığı riskleri azaltır ve yatırım yapma isteklerini artırır. Brezilya, Peru ve Filipinler'deki firmalar, mahkemelere daha fazla güvenebilmeleri halinde daha fazla yatırım yapmaya istekli olacaklarını belirtmektedir.</p>
<p>Hukuki kurumların etkisiz olduğu yerlerde, kanunlardaki iyileştirmelerin etkisi sınırlı kalabilir. Doğu Avrupa ve eski Sovyetler Birliği'nin 1992-1998 yılları arasındaki geçiş ekonomilerini inceleyen bir araştırma, şirket ve iflas kanunlarındaki reformların mali kurumların gelişimi üzerinde çok az etkisi olduğunu ortaya koymuştur. İyileşmeler ancak hukuki kurumlar daha verimli hale geldikten sonra başlamıştır.</p>
<p>Adalet mülkün temelidir şiarını benimsemiş bir ülkede yaşıyoruz. Buradaki mülkün “devlet” anlamına geldiğini elbette biliyorum. Fakat aynı yaklaşımı, özel mülkiyet için de kullanmak pekâlâ mümkün. Ülkemizde yasalara saygılı olan tüm vatandaşlarımızın, sahip oldukları menkul ya da gayrimenkul, üretim araçları, şirketler, markalar, patentler, fikirler, beşerî sermaye ve diğer her türlü mülkle ilgili haklarının, adalet sisteminin tam güvencesi altında olduğundan en ufak kuşkusunun olmaması gerekir.  Aksi takdirde, ülkemizin şiddetle ihtiyaç duyduğu yatırımlar için, hem yerli hem de yabancı yatırımcıları ikna etmek çok zorlaşır. O zaman da hayalini kurduğumuz kalkınma ve refah, hayal olur.</p>
<p>Tüm bu yazdıklarım, Türkiye’nin hâlâ tam rekabetçi, özel sektöre dayalı bir serbest piyasa ekonomisi olduğu, ya da olmasına çalışıldığı varsayımına dayalı. Hükümetin orta vadeli ekonomik programlarında da bu husus çok net bir şekilde ifade ediliyor. Durum böyleyse, Türkiye’de güçlü kurumlar, özel mülkiyet haklarına saygı ve sözleşme güvenliği konularında, eylemlerimiz ve söylemlerimizle, hiçbir tereddüde yer bırakmamız gerekir. Lakin, ya durum böyle değilse? Eğer büyüklerimiz, Türkiye’nin daha farklı bir ekonomik sistem ile, kalkınma ve refah yolunda daha hızlı ilerleyebileceği kanaatine sahipse, demokratik bir ülkede bunu da bilmek hepimizin hakkı. Umarım tüm bu olup bitenlerin cevabı bu değildir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mulkiyet-hakkinin-korunamadigi-ulkelerde-buyume-ve-kalkinma-olur-mu-81277</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/7/1280x720/56-1781671527.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mülkiyet hakkının korun(a)madığı ülkelerde büyüme ve kalkınma olur mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kalici-baris-mi-yoksa-oyalama-taktigi-mi-81276</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kalıcı barış mı yoksa oyalama taktiği mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Trump için “savaşı kazandım” kadar önemli bir şey varsa, o da “anlaşmayı ben yaptım” diyebilmek. Bu yüzden mutabakat, askeri zaferden çok siyasi gösteri değeri yüksek bir dosya haline gelmiş olabilir.</strong></p>
<p>ABD ve İran arasında bir anlaşmanın yapıldığı haberini değerlendirirken ilk cümleyi dikkatli kurmak gerekiyor: Haberlerde anlatılan mutabakat tamamen imkânsız değil, fakat çok kırılgan, çok şartlı ve siyasi olarak patlamaya hazır bir metin gibi görünüyor. Çünkü ABD ile İran arasında Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması, yaptırımların kademeli hafifletilmesi, teknik müzakerelerin başlaması ve İran’a yönelik büyük ölçekli bir yeniden inşa ya da yatırım fonu oluşturulması fikri son haftalarda farklı kaynaklarda zaten yer alıyordu. Axios’un aktardığı taslak bilgilerde mutabakatın Hürmüz’ün yeniden açılması, İran’a uyuma bağlı yaptırımın hafifletilmesi ve 60 günlük yeni diplomatik süreç içerdiği belirtilmişti. İran haber ajansları da taslakta 300 milyar dolarlık yeniden inşa programından söz edildiğini yazmıştı. Ancak bu tip haberlerde kritik nokta şu: “Mutabakat zaptı imzalandı” demek, “kalıcı barış geldi” demek değil.</p>
<p>Gerçekçilik meselesinde birkaç şüpheli nokta var. Birincisi, İran tarafında imzacı olarak Cumhurbaşkanı ya da Dışişleri Bakanı yerine Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın adının geçmesi alışılmış bir diplomatik mimari değil. İran sisteminde nihai kararın dini liderlik, Devrim Muhafızları, Ulusal Güvenlik Konseyi ve hükümet arasında karmaşık bir güç dengesiyle şekillendiğini biliyoruz. Dolayısıyla Kalibaf’ın imzası “bu henüz nihai devlet anlaşması değil, siyasi çerçeve metni” anlamına da gelebilir. İkincisi, 300 milyar dolarlık fon çok büyük bir rakam. Vance’in açıklamalarına dayanan haberlerde bu kaynağın ABD bütçesinden değil, Körfez ülkeleri ve uluslararası yatırım kanalları üzerinden şekillenebileceği iddia edildi. Bu da metnin ekonomik kısmını daha gerçekçi yapıyor ama daha kolay hale getirmiyor. Çünkü Körfez Ülkeler para vermeden önce şartlar ileri süreceklerdir.</p>
<p><strong>İran açısından tablo daha net</strong></p>
<p>ABD açısından böyle bir mutabakatın imzalanmış olmasının arkasında üç temel siyasi sıkışma olabilir. Birincisi enerji fiyatları. Hürmüz Boğazı küresel petrol ve LNG akışının en hassas geçiş noktalarından biri olduğu için, burada yaşanan her tıkanma ABD’de benzin fiyatına, enflasyon beklentisine ve seçmen psikolojisine kadar gider. Petrol fiyatı yükseldikçe Trump yönetiminin “güçlü ekonomi” anlatısı zarar görüyor. İkincisi askeri yorgunluk. ABD, İran’la doğrudan savaşın maliyetini büyütmek istemiyor; çünkü böyle bir savaş kısa sürede Irak ya da Afganistan gibi uzun ve pahalı bir bölgesel bataklığa dönüşebilir. Üçüncüsü Trump’ın siyasi üslubu. Trump için “savaşı kazandım” kadar önemli bir şey varsa, o da “anlaşmayı ben yaptım” diyebilmek. Bu yüzden mutabakat, askeri zaferden çok siyasi gösteri değeri yüksek bir dosya haline gelmiş olabilir.</p>
<p>İran açısından tablo daha da net. İran ekonomisi yaptırımlar, savaş baskısı, enerji altyapısındaki hasar, sermaye çıkışı ve içerideki toplumsal yorgunluk nedeniyle nefes almak zorunda. 300 milyar dolarlık bir yeniden inşa fonu, yaptırım hafifletilmesi ve petrol ihracatında rahatlama Tahran için sadece ekonomik değil, rejim güvenliği açısından da önemli. İran yönetimi içeride “direndik, taviz vermeden masaya oturduk” anlatısını kurabilir. Dışarıda ise Hürmüz kartını gösterip masadan ekonomik kaynakla kalkmaya çalışır. Yani İran açısından bu mutabakat teslimiyet değil, kontrollü nefes alma hamlesi olarak pazarlanabilir.</p>
<p>Fakat İsrail penceresi bu işin en zor kısmı. İsrail için İran’ın nükleer kapasitesi, balistik füze programı ve bölgesel vekil güçleri varoluşsal güvenlik başlıkları. Eğer mutabakat sadece Hürmüz’ü açıyor, yaptırımları hafifletiyor ve nükleer dosyayı ileri teknik görüşmelere erteliyorsa, İsrail bu metni yetersiz görebilir. Le Monde’un değerlendirmesinde de anlaşmanın İran’ın balistik füze programı, bölgesel vekil ağları ve yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyumun akıbeti gibi kritik konularda net çözüm sunmadığına dikkat çekiliyor. Bu nedenle İsrail’in rahatsızlığı anlaşmanın en kırılgan noktası. Çünkü Washington “enerji piyasasını rahatlatmak” isterken, Tel Aviv “İran tehdidini kalıcı biçimde sınırlamak” istiyor. </p>
<p>Özetle, ABD savaşı büyütmek istemiyor, İran ekonomik çöküşü derinleştirmek istemiyor, Körfez ülkeleri Hürmüz krizinin petrol gelirlerini ve güvenliklerini tehdit etmesini istemiyor, Avrupa enerji ve enflasyon şokundan korkuyor. İsrail ise İran’ın zaman kazanmasından endişe ediyor. Bu nedenle ortaya çıkan şey muhtemelen “sorunu çözen anlaşma” değil, “daha büyük bir savaşı erteleyen mutabakat”. Bu kötü bir durum değil elbette. </p>
<p>Piyasalar açısından kısa vadeli etki oldukça açık: Petrol düşer, risk iştahı artar, borsalar rahatlar, enerji ithalatçısı ülkeler nefes alır. Nitekim anlaşma haberleri sonrası Brent petrolün 83 doların altına indiği, Avrupa gaz fiyatlarının gerilediği ve küresel borsaların yükseldiği görülüyor. Wall Street’te ve Avrupa piyasalarında risk iştahının arttığı, petrol fiyatındaki düşüşün enflasyon ve faiz beklentilerini de rahatlattığı belirtiliyor. </p>
<p>Ancak petrol tarafında fazla iyimser olmamak gerekir. Kısa vadede Brent Petrol Fiyatının aşağı gelmesi doğal, ama fiyatların hemen savaş öncesi düşük seviyelere dönmesi kolay değil. Çünkü Hürmüz’de geçişin normale dönmesi, mayın temizliği, tanker güvenliği, sigorta primleri, liman operasyonları ve zarar görmüş enerji altyapısının onarımı zaman alacak. The Guardian’ın aktardığı analizlerde tam normalleşmenin aylar sürebileceği, bazı enerji akışlarının ve altyapı sorunlarının daha uzun vadeye yayılabileceği uyarısı yapılıyor. Yani petrol fiyatı ilk şokta gevşe de risk primi tamamen silinmeyecek.</p>
<p>Emtia piyasalarında petrol dışı etki de önemli. Enerji ucuzlarsa nakliye, gübre, kimya, metal işleme ve tarım maliyetleri üzerindeki baskı azalacaktır. Bu da özellikle enerji yoğun emtialarda fiyatları aşağı çekebilir. Fakat anlaşma İran’ın yeniden inşasını gerçekten başlatırsa, orta vadede çelik, bakır, alüminyum, çimento, enerji ekipmanı ve altyapı yatırımlarına bağlı emtialarda talep beklentisi artabilir. Yani kısa vadede “risk primi düşüşü” emtiaları rahatlatır; orta vadede “yeniden inşa talebi” bazı sanayi metallerinin fiyatını yükseltebilir. </p>
<p>Borsalar için ilk tepki pozitif oldu elbette. Özellikle enerji ithalatçısı ülkeler, havacılık, ulaştırma, petrokimya dışı sanayi, perakende ve teknoloji hisseleri bu gelişmeden fayda görecektir. Petrolün düşmesi enflasyon beklentisini aşağı çeker, merkez bankalarına daha rahat hareket alanı sağlar, şirket maliyetlerini azaltır. Birçok analist petrol ithalatçısı Asya ekonomilerinin Hürmüz’ün yeniden açılmasından fayda sağlayacağı, Japonya, Güney Kore, Tayvan ve Hindistan gibi piyasaların olumlu etkilenebileceği söylüyor. Ancak enerji şirketleri ve savunma hisseleri için tablo daha karışık; savaş primiyle yükselen sektörlerde kâr realizasyonu görülebilir.</p>
<p>Peki işler ters giderse ne olur? Anlaşmanın bozulması halinde ise film hızla tersine döner. Petrol yeniden 100 doların üzerine çıkabilir, hatta Hürmüz’de gerçek bir tıkanma yaşanırsa daha sert seviyeler konuşulur. Sigorta primleri artar, tanker trafiği yavaşlar, LNG fiyatları yükselir, enerji ithalatçısı ülkelerde cari açık ve enflasyon baskısı büyür. Altın yeniden güçlenir, dolar ve İsviçre frangı gibi güvenli limanlara talep artar, borsalarda satış gelir. Özellikle havacılık, ulaştırma, sanayi, perakende ve gelişen piyasa varlıkları baskı altında kalır.</p>
<p><strong>Anlaşmanın çökmesi, ikinci </strong><strong>şoku daha sert yapar</strong></p>
<p>Daha kötüsü, anlaşmanın bozulması sadece finansal bir düzeltme yaratmaz; güveni de yok eder. Çünkü piyasa bir kez “barış geliyor” diye pozisyon aldıktan sonra anlaşmanın çökmesi, ikinci şoku daha sert yapar. İlk şok savaş korkusudur; ikinci şok ise diplomasinin başarısızlığıdır. Bu yüzden anlaşmanın bozulması halinde fiyatlama sadece “eski seviyeye dönüş” olmaz, daha yüksek bir risk primi eklenir.</p>
<p>Benim kanaatim şu: Bu mutabakat gerçek olabilir, ama kalıcı barıştan çok kırılgan bir ateşkes ve pazarlık çerçevesi gibi okunmalı. ABD enerji fiyatlarını ve seçim ekonomisini düşünerek masaya oturmuş olabilir. İran ekonomik nefes almak için imza atmış olabilir. Körfez ülkeleri Hürmüz’ün kapanmasından korktuğu için finansal mimariye destek vermiş olabilir. İsrail ise bu metni yeterli bulmayabilir ve en büyük siyasi sorun burada doğabilir.</p>
<p>Kısacası piyasalar bu habere sevinmekte haklı, ama rehavete kapılmak doğru olmaz. Petrol kısa vadede düşer, altın bir miktar yükselir, borsalar rahatlar, enerji ithalatçıları nefes alır. Orta vadede ise her şey üç soruya bağlı kalır: Hürmüz gerçekten güvenli biçimde açılacak mı? İran nükleer dosyada ölçülebilir ve denetlenebilir taviz verecek mi? İsrail bu süreci sabote etmeyecek ya da kendi güvenlik hamleleriyle yeniden kriz yaratmayacak mı?</p>
<p>Bu üç sorunun cevabı olumlu gelirse dünya ekonomisi bir-iki ay nefes alır. Cevaplardan biri bile olumsuz gelirse, bugün fiyatlanan iyimserlik hızla geri alınır. Çünkü Ortadoğu’da anlaşmalar imzayla değil, sahadaki davranışla yaşar. Şimdilik piyasa imzayı satın alıyor. Ama asıl sınav, mürekkep kuruduktan sonra başlayacak desem yanlış olmaz.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Hürmüz riskinin azalması </strong><strong>Türkiye için iyi haber</strong></span></p>
<p>Türkiye açısından da bu gelişme önemli elbette. Petrol düşerse cari açık baskısı azalır, akaryakıt ve enerji maliyetleri üzerinden enflasyon beklentileri bir miktar rahatlar, Merkez Bankası üzerindeki baskı hafifler. Ancak bu “her şey düzeldi” anlamına gelmez. Türkiye için petrolün 5-10 dolar gerilemesi olumlu bir nefes alanıdır, ama kalıcı dezenflasyon için tek başına yeterli değildir. Kur, vergi ayarlamaları, iç talep, ücretler, beklentiler ve güven meselesi devam eder. Yine de Hürmüz riskinin azalması Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler için açık biçimde iyi haberdir.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kalici-baris-mi-yoksa-oyalama-taktigi-mi-81276</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/3/1280x720/iran-savas-1749999188.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kalıcı barış mı yoksa oyalama taktiği mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vezir-fedasiyla-sahi-mat-etmek-81275</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vezir fedasıyla şahı mat etmek…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Satranç için “hayatın oyunu” derler ancak tavla daha uygun bu tanıma, zira zar da var. ABD “cehar attı, şeş oynadı ama yine İran Trump’ı yendi. İsrail ise yenilince güreşe doymayan pehlivan gibi...</strong></p>
<p><strong>İran</strong>’dan söz ediyoruz. Hani <strong>satranç</strong> oyununu icat eden <strong>Pers</strong> uygarlığının varisinden… Amerika Birleşik Devletleri ile arasındaki savaşın “<strong>zaferle</strong>” sonuçlandığı iddiasıyla <strong>gündemdeki başat yerini</strong> koruyan... <strong>Trump,</strong> bunu <strong>kendi zaferi</strong> olarak nitelendire dursun, bu <strong>savaşın tartışmasız galibi</strong>, komşumuz <strong>İran</strong>’dır.</p>
<p><strong>Savaşı başlatan</strong> <strong>Trump</strong> oldu. <strong>İran’ın yönetim kadrosunu yok ederek</strong>, saldırdı. İran ise tıpkı usta bir <strong>satranç oyuncusu</strong> gibi; <strong>veziri feda etti ancak şahı da mat etmeyi bildi</strong>. Şimdi konuşulan, bu “<strong>sözde</strong> <strong>barış</strong>” sürecinin nereye evirileceği… Fakat unutulan şu ki <strong>İsrail varsa asla barış tesis edilmeyecektir</strong>.</p>
<p><strong>BİR YERDE İSRAİL VARSA HUZURUN O YERDE ADI YOKTUR</strong></p>
<p>Daha Trump; “<strong>anlaştık</strong>” dediği anda “<em>ben başka bir ülkeyim, bu anlaşmayı tanımıyorum</em>” diyen İsrail, <strong>Lübnan’a saldırarak</strong> insan öldürmeye hız verdi. Her ne kadar Trump’ın Netanyahu’yu arayarak “<strong>barışa uy</strong>” diye uyarıp, <strong>tehdit edip küfretmiş</strong> olsa bile daha uzun süre <strong>İsrail-İran çatışması sürecek</strong>.</p>
<p><strong>Türkiye’nin</strong> bu süreçte <strong>takınacağı tutum</strong>; İsrail’in bölge barışını bozma emelinde <strong>son derece etkin rol</strong> oynayacak. Şimdiye dek başarıyla götürdüğümüz “<strong>tarafsızlık</strong>” tutumu <strong>ucuz petrol</strong>, <strong>akışkan dış ticaret</strong>, <strong>jeopolitik istikrar</strong>, <strong>göçmenlik sorunu</strong> hatta <strong>cari açığımız</strong> gibi alanların da <strong>selameti </strong>açısından hayatidir.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Barışa dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Bölgeye huzur gelir mi?</em></strong></p>
<p><strong>Hayır</strong>. İsrail’in saldırgan tutumu devam edecektir. Kaldı ki <strong>İsrail’in tek derdi İran değildir</strong>. Kehanetim şu: İsrail, önümüzdeki 5 yılda, Suriye’deki emelleri üzerinden bizim <strong>Kilis komşumuz</strong> olma niyetindedir.</p>
<p><strong><em>Ekonomiye yansıması?</em></strong></p>
<p><strong>Hürmüz</strong> yeniden açılırsa, <strong>enerji faturamıza </strong>olumlu etki yapar. <strong>Petrol varil fiyatı</strong>, İsrail yeni bir sorun çıkarmazsa, <strong>70-80 $’a</strong> sabitlenir. Bu da cari <strong>açığımızı hafifletir</strong> fakat <strong>enflasyonu indirmeye yetmez</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>ALTIN BARIŞA İNANMADI, ANLAŞMAYI ONAYLAMADI</strong></p>
<p><strong>ABD-İsrail-İran savaşının</strong> anlaşmayla bittiği duyuruları, her ne <strong>kadar borsaları coşturmuş</strong> olsa bile, <strong>altındaki tırmanışa bakıp</strong>, beyanın <strong>inandırıcı olmadığı</strong> söylenebilir. <strong>Güvensizlik endeksi</strong> kabul edilen altın, anlaşma duyurusuyla <strong>inmeliydi</strong> ama arttı. Bu; <strong>faiz oranlarına</strong> bağlasa da altın “<strong>hayır</strong>” dedi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>BÖLGE BARIŞI LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Kazanan</strong>: Kesinlikle İran… İsrail’in demir kubbesini deldi, Trump’ın fiyakasını bozdu</p>
<p><strong>Kaybeden</strong>: Kesinlikle ABD… Savurduğu tüm tehditlerin işe yaramadığını dünya da gördü</p>
<p><strong>Netanyahu</strong>: Barışın huzurun, insanlığın kasabı katil politikacı, sorun olmayı sürdürecek</p>
<p><strong>Jeopolitik riskler</strong>: Küresel piyasalar “azaldı” dese de ülkemiz için bölgesel huzur hala uzakta</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vezir-fedasiyla-sahi-mat-etmek-81275</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/satranc.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vezir fedasıyla şahı mat etmek… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yine-su-harcama-agirligi-meselesi-81274</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yine şu harcama ağırlığı meselesi…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TÜİK, Maliye Bakanlığı ile ilişkili bir kuruluş; bağlı değil, ilişkili. Peki TÜFE’de ağırlık belirleme yöntemi tümüyle değişirken ve konut harcamalarının payı düşerken TÜİK hangi bakanlığın ilişkili kuruluşuydu? Tabii ki yine Maliye Bakanlığı’nın.</p>
<p>Maliye Bakanı Mehmet Şimşek geçtiğimiz günlerde CNN Türk’te katıldığı bir programda hanelerin en yoksul yüzde 20’lik kesiminin harcamalarının yüzde 77’sini gıda, konut ve ulaştırma için yapmak durumunda olduklarını söyledi. Bu oran TÜİK tarafından açıklanan hanehalkı tüketim harcaması çalışmasındaki verilere dayanıyor.</p>
<p>Bırakın en yoksul yüzde 20’lik kesimle TÜFE ağırlıkları arasındaki devasa farkı, toplam hanehalkı harcamalarının dağılımı ile TÜFE ağırlıkları arasında da büyük bir fark var.</p>
<h2>Özellikle konut harcamalarında</h2>
<p>Bu fark kendini özellikle konut harcamalarında gösteriyor.</p>
<p>TÜFE’de bu yıl konut harcamalarının ağırlığı yüzde 11,4 düzeyinde.</p>
<p>Buna karşılık haneler harcamalarının yüzde 29,3’ünü konut için yaptıklarını belirtiyor.</p>
<p>Hele hele en yoksul ilk yüzde 20’lik kesimde konuta ayrılan pay yüzde 38,7’yi buluyor.</p>
<p>İkinci yüzde 20 konut için yüzde 35, üçüncü yüzde 20 ise konut için yüzde 30,4 pay ayırmak durumunda.</p>
<p>Tuhaf olan tabii ki şu:<strong> “TÜFE kapsamındaki konut grubu harcamalarının ağırlığını yüzde 11,4 olarak belirleyen de TÜİK, vatandaşın tüketim harcamasında ortalamada konuta yüzde 29,3 pay ayrıldığını belirleyen de TÜİK.”</strong></p>
<h2>Yöntem değişti, böyle oldu</h2>
<p>Böylesine açık bir şekilde gözlenebilen bu ağırlık çelişkisi, tümüyle Avrupa ile uyum çerçevesinde atılan adımdan kaynaklanıyor.</p>
<p>TÜİK geçmiş yıllarda TÜFE ağırlıklarını belirlerken temel olarak hanehalkı bütçe anketi çalışmasını ve tüketim harcamasındaki payları esas alıyordu.</p>
<p>2026’da Avrupa’ya uyum çerçevesinde yöntem değiştirildi. Ağırlık belirlemede hanehalkı bütçe anketi yerine ulusal hesaplardan elde edilen nihai tüketim harcamalarının kullanılması ilkesi benimsendi.</p>
<p>İki kavramın kapsamı çok farklı. <strong>“Ne var bunda, sonuçta ikisi de harcamalara dayanıyor”</strong> denilemez.</p>
<p>Çünkü nihai tüketim harcamaları Türkiye’de yapılan tüm harcamaları kapsıyor. Yani bu kapsama Türkiye’de ikamet etmeyen Türkler ve yabancılar da giriyor, onların buradaki harcamaları da dikkate alınıyor.</p>
<p>Böyle olunca özellikle konut grubu harcamaları ve bu kapsamda da kiranın payı düşüyor. Yalnızca kiranın değil tabii ki, elektriğin de, doğal gazın da, suyun da. Türkiye’ye gelen yabancı bir turist burada kira mı ödüyor, elektriğe, suya, doğal gaza para mı harcıyor, tabii ki hayır. Bu yüzden de konut grubu harcamalarının toplam harcamadaki payı düşüyor.</p>
<p>Ama diğer yandan burada yaşayan vatandaş, yani yurt içi yerleşikler ağırlıkla konut için, kira için, evin diğer harcamaları için para ayırmak durumunda.</p>
<p>TÜFE’ye göre konut grubuna her 100 liranın 11,4 lirası ayrılıyor, o kadar.</p>
<p>Ama hanehalkı tüketim harcamalarının dağılımı en yoksul yüzde 20’lik kesimin her 100 liralık harcamasının 38,7 lirasını konut grubu için yapmak durumunda kaldığını gösteriyor.</p>
<p>İki oranı da söyleyen bir kez daha vurgulayayım, TÜİK.</p>
<p>En yoksul kesimlerin harcamasının yüzde 77’sini gıda, konut ve ulaştırmaya yaptığını dile getiren de TÜİK’in ilişkili olduğu Bakan Mehmet Şimşek.</p>
<p>Maliye Bakanı Şimşek bu ağırlık konusunu konut ve kiraların yüksekliğine çözüm bulmak amacıyla konut arzını artıracak adımlar atılacağını belirtmeden önce dile getirdi. Yani dar gelirlinin durumu vahimdi ve onlar için bir şeyler yapmak gerekiyordu.</p>
<p>Temel soru şu: <strong>Vatandaşın harcamasındaki ağırlıklardan çok farklı olan TÜFE’deki ağırlıklarla doğru bir enflasyon ölçümü yapılabilir mi?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a32244540839-1781670981.png" alt="" width="455" height="279" /></strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yine-su-harcama-agirligi-meselesi-81274</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/9/1280x720/para-tl-1778826657.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yine şu harcama ağırlığı meselesi… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-81272</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi Masası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Ekonomi Masası | 17 HAZİRAN" src="https://www.youtube.com/embed/uIa3zik9Npc" width="700" height="570" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-81272</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/8/1280x720/guldag-berfin-cipa-1770786551.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bu-is-suistimale-cok-acik-arsanin-imar-durumunu-da-kapsayan-kunyesi-olmali-81273</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 07:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu iş suistimale çok açık, arsanın imar durumunu da kapsayan künyesi olmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ARSAVEV </strong>Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Bülent Öztürk, </strong>şirketinin kuruluşunun 4’üncü yılına girdiği bugünlerde çok kısa geçmişine dönüp baktı:</p>
<p>-          <strong>Şirketimiz 3 yılda çok hızlı büyüdü. 2025 yılında çok güçlü bir büyüme yaşadık. Yüzde 107’yi bulan bir büyüme oldu. 3 yılda çok hızlı büyüyünce 2026 için enflasyon kadar büyüme öngördük. Yine de ilk 5 ayda yüzde 42.1’lik büyüme yaşadık.</strong></p>
<p>Arsa satışlarında <strong>“aşamalı konut modeli”</strong>nin de etkili olduğunu irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Eskiden örneğin bir grup eczacı, hukukçu, gazeteci toplanır, kooperatif kurup arsasını alır, sonra da arsanın bir bölümünü müteahhide bırakarak kat karşılığı konut yapardı. Bugün biz bunun benzeri bir modeli uyguluyoruz.</strong></p>
<p>Kooperatif modelini daha regüle şekilde yürütmeye çalıştıklarını düşündü:</p>
<p>-          <strong>Arsa satışı yapılırken bölgenin kat karşılığı oranları dikkate alınıyor. Kimi yerde müteahhide yüzde 60 pay kalırken bazı projelerde bu oranlar değişebiliyor. Bu işten müteahhidin de para kazanması gerekiyor ki konutları zamanında bitirip hak sahiplerine teslim edebilsin.</strong></p>
<p>Arsadan konuta geçerken şu noktaya dikkat edildiği üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Çok eski bir modeli daha regüle şekilde devrede tutmaya çalışıyoruz. Bu model sayesinde oldukça uygun maliyetlerle ev sahibi olabilmek sağlanabiliyor. Denetim ArsaVev kontrolünde gerçekleşiyor.</strong></p>
<p>ArsaVev Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Bülent Öztürk</strong>’le bir grup meslektaşımla birlikte buluştuk, arsa satışlarını, arsadan konuta <strong>“kat karşılığı” </strong>modeliyle dönüşü konuştuk.</p>
<p><strong>Öztürk, </strong>geçen yıl ArsaVev’in 3 bin 531 arsa satışı gerçekleştirdiğini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Bu yılın ilk 5 ayında da 3 milyar liralık satış gerçekleşti. Bu para 1200 adetlik satışa denk geldi. Konuta dönüşebilecek lokasyonlar oldukça arsa satışları daha da hareketleniyor.</strong></p>
<p>Bu yıl kooperatif benzeri modelle başlattıkları bazı projelerde teslimlerin başlayacağını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Kuşadası’nda 808 konut, Foça’da 382 villa teslim aşamasına geldi. Bu projelerde müşteriler arsa alarak girdi. Arsanın kalan kısmı müteahhide kat karşılığı verildi. Projeye arsadan girenler yakında evlerine kavuşacak.</strong></p>
<p>Projelerin hayata geçtiği adresleri sıraladı:</p>
<p>-          <strong>Kuşadası, Ören, Foça, Dikili, Yalova, İzmir merkez, Uzundere, Balıkesir, Avşa. Modelimizde konuta erişim konusunda güven oluştu. Model benimsendi. Nitekim yüksek faiz döneminin uzaması üzerine başka firmalar da benzeri modelle konut üretimine girdi.</strong></p>
<p><strong>Bülent Öztürk, </strong>hem arsa satışında hem de kooperatif benzeri modelle konut satışında regülasyon eksikliği olduğunu savundu:</p>
<p>-          <strong>Öncelikle tüketicinin hakkını koruyacak regülasyonun bir an önce devreye girmesinde fayda var. Bir kere kat karşılığı modelinde oranların nasıl belirleneceğinin regülasyonla ortaya konulması gerekiyor. Bugün oran fiyatlamaya göre belirleniyor.</strong></p>
<p>Kat karşılığı oranlarını SPK’dan belgeli ekspertizlerin belirlemesini önerdi:</p>
<p>-          <strong>3 farklı SPK belgeli ekspertiz uzmanı oranları belirlese, 3’ünün ortalaması alınsa daha güvenilir bir model oturur. Ayrıca inşaatı yapan müteahhitlerin de lisanslı olmasına özen gösterilmesi gerekiyor.</strong></p>
<p>Arsa satışı yapanlar için de lisans zorunluluğu bulunmadığının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Aslında teknik altyapısı olmayanların arsa satışı işinde de faaliyet göstermemesi lazım.</strong></p>
<p>Pandemi döneminde Türkiye’de arsa satışlarının hızlandığına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Pandemiden buyana satılan arsa sayısı 5 milyonu geçti. Pandemi, deprem, faizlerin yüksekliği, konut fiyatlarının beyaz yaka için de erişilemez noktada olması nedeniyle arsa alternatif yatırım alanı olarak öne çıktı.</strong></p>
<p>Arsaya yönelen talebin bu alanın suistimale açıklığını da ortaya koyduğuna dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>ArsaVev olarak 4’üncü faaliyet yılımızdayız. Arsa satışı tarafının da mutlaka regüle edilmesi gerektiğine inanıyoruz. Regülasyon devreye girmeli, sektör denetlenebilir olmalı.</strong></p>
<p>Şirketlerin klasik denetimlerden geçtiğine vurgu yaptı:</p>
<p>-          <strong>Ancak, teknik denetim söz konusu değil. Yani, satışa sunulan arsa şirketin kendi stokunda mı, başkasının malı mı, bunun müşteri tarafından bilinmesi lazım. Şu anda sektör regülasyona tabi olmadan faaliyet gösteriyor.</strong></p>
<p>Bu noktada şu öneriyi ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de her arsanın dijital bir künyesi olmalı. Bir arsanın kaç metrekare olduğu görülebiliyor ama imar durumunu alıcı göremiyor. Müşteri o arsanın olduğu bölgede altyapı var mı yok mu, yoksa ne zaman ulaşacak bilmiyor.</strong></p>
<p>Akıllardaki soru işaretlerini biraz daha açtı:</p>
<p>-          <strong>Müşteri arsayı alacağı bölgenin planlarını da görebilmeli. Örneğin, kaldırım ya da yol nedeniyle arsasının bölünme riski taşıyıp taşımadığını bilmeli. Yani, vatandaş alacağı arsayla ilgili her ayrıntıyı şeffaf görebilmeli. Böyle bir sistem kurulmalı.</strong></p>
<p><strong>Bülent Öztürk</strong>’ü dinlerken dijitalleşmenin gündeme gelmesiyle birlikte İstanbul’daki ve Anadolu’daki bazı belediyelerin kentlerin arsa, gayrimenkul stoklarıyla ilgili verileri vatandaşın da görebilmesine dönük çalışmalar yaptıklarını anımsadım.</p>
<p>Yine de suistimal yollarının tıkanması için <strong>Öztürk</strong>’ün <strong>“Her arsanın bir dijital künyesi olsun” </strong>önerisini dikkate alıp, regülasyona yoğunlaşmakta yarar görünüyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘Artık ev almam çok zor’ diyenlerin oranı her geçen gün artıyor</span></h2>
<p><strong>ARSAVEV </strong>Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Bülent Öztürk, </strong>bireylerin imar durumu, tarım arazisi gibi kavramları teknik olarak bilmesinin beklenmemesi gerektiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Kamu, bu konuda arsa sahibi olmayı düşünenlerin yatırım güvenliğini sağlayacak adımları atması gerekiyor.</strong></p>
<p>Pandemi öncesine, 2019 yılına döndü:</p>
<p>-          <strong>Özellikle büyük arsa alımlarını daha çok şirketler yapardı. Onlar da konuya profesyonelce yaklaşabiliyordu. 2020 yılından itibaren başta beyaz yakalılar olmak üzere bireyler arsa alımına daha fazla yöneldi. O nedenle </strong>“dijital arsa künyesi” <strong>şimdi daha büyük ihtiyaç.</strong></p>
<p><strong>Öztürk, </strong>piyasanın nabzını tutabilmek için sıklıkla araştırma yaptırdıklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>O araştırmalardan konut imarlı arsa alımına yönelenlerin, </strong>“Ev almaya mali gücüm yetmiyor” <strong>diyerek durumlarını ortaya koyduklarını görüyoruz. Bu bireyler en azından, </strong>“Arsa değerlenince satar, konut için peşinat yaparım” <strong>diye düşünüyor.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Arsa almaya çalışanların bir bölümü de, </strong>“Belki yavaş yavaş kendim evimi yaparım” <strong>diye de düşünüyor. Araştırmalarda gün geçtikçe arsaya yönelenlerin oranının arttığını görüyoruz.</strong></p>
<p>ArsaVev’in aynı zamanda bir data şirketi olduğunu aktardı:</p>
<p>-          <strong>Yıllık 400 bin müşteriyle çoklu çağrılarla 1 milyon 200 bin bağlantı kuruyoruz. Bu da bize önemli bir veri gücü sağlıyor. Araştırmalarda, nabız tutmada bu gücümüzü kullanıyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Müşterilerin yüzde 62’sini kadınlar oluşuyor</span></h2>
<p><strong>ARSAVEV </strong>Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Bülent Öztürk, </strong>müşteri kitlelerinin yüzde 62’sinin kadınlardan oluştuğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Kadınlar, arsaya yatırımı biraz daha tasarruf gibi görüyor. Arsa alımlarında kadınların çok etkili olduğunu gözlüyoruz.</strong></p>
<p>Kadın müşteri yoğunluğunun ArsaVev’i sponsorlukta kadın takımlarına yönlendirdiğini bildirdi. 3 takımın göğüs ve isim sponsoru olduklarını kaydedip sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>ArsaVev Hatay Kadın Voleybol Kulübü</strong></li>
<li><strong>ArsaVev İzmir Ege Gücü Ampute Spor Kulübü</strong></li>
<li><strong>Fenerbahçe ArsaVev Kadın Futbol Kulübü</strong></li>
</ul>
<p>Hatay Kadın Voleybol Kulübü’nün 8 oyuncusunun 6 Şubat 2023 depremlerinde hayatını kaybettiğini anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Takım uzun süre konteynerlerde yaşadı. Takım şampiyonluğa oynadı ama son anda kaybetti. Takımın şampiyonluğa oynaması da çok değerliydi.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Doğuştan yetenekli değilim, bilardoda çalışarak kazandım</span></h2>
<p><strong>BİR </strong>süre önce Işık Plastik’in sahibi <strong>Çeker </strong>Ailesi tarafından devralınan US Polo Assn., Pierre Cardin ve Cacharel markalarının Türkiye ve farklı ülkelerdeki haklarını elinde bulunduran Aydınlı Grubu, <strong>“Geleceği Birlikte Nasıl Şekillendireceğiz?” </strong>başlığıyla tedarikçileriyle buluştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a322388430ef-1781670792.png" alt="" width="547" height="280" /></p>
<p>Aydınlı Grubu CEO’su <strong>Abdullah Çeker</strong>’in ev sahipliğinde gerçekleşen buluşmada Türkiye’nin dünyada öne çıkan bilardo oyuncusu <strong>Semih Saygıner, “Rağmen Başarılı Olmak” </strong>başlıklı bir konuşma yaptı. <strong>Semih Saygıner, </strong>bilardo kariyerinin öyküsünü anlattığı konuşmasında şu mesajları verdi:</p>
<ul>
<li><strong>Başarısızlıklarımdan öğrenerek yol aldım.</strong></li>
<li><strong>Bana ilk yıllarda, </strong>“Çok şanslı, toplar hep yan yana geliyor” <strong>derlerdi. Hayır, şans değil, vuruş tekniğimle topları yan yana getiriyordum.</strong></li>
<li><strong>Kimi zaman, </strong>“Doğuştan yetenekli, doğuştan bilardocu” <strong>derlerdi. İlgisi yok. Çalışarak bu noktaya geldim.</strong></li>
<li><strong>Orta öğretim yıllarımda bir gün öğretmen, </strong>“Okula gelmiyorsun” <strong>dedi. Ben de, </strong>“Kahvede kariyer yapıyorum” <strong>cevabı verdim.</strong></li>
<li><strong>O yıllarda okulu kırıp bilardoya, bazen de bilardoyu kırıp okula gidiyordum.</strong></li>
<li><strong>Üzülmek işe yaramaz. Mağduriyetten nefret ederim.</strong></li>
<li><strong>Hayat boyu öğrenci olun.</strong></li>
<li><strong>Kahvede çalışırken İngilizce kursuna giden tek kişi olabilirim.</strong></li>
<li><strong>İş amaç, para araçtır…</strong></li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bu-is-suistimale-cok-acik-arsanin-imar-durumunu-da-kapsayan-kunyesi-olmali-81273</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/3/1280x720/bulent-ozturk-1781670678.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bu iş suistimale çok açık, arsanın imar durumunu da kapsayan künyesi olmalı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/surdurulebilir-pamukta-turkiye-ornek-ulke-oluyor-81271</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Sürdürülebilir pamuk&#039;ta Türkiye örnek ülke oluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Sürdürülebilir tekstil ve moda alanında faaliyet gösteren ve kâr amacı gütmeyen uluslararası bir kuruluş olan Textile Exchange tarafından yayımlanan “Pamuk Yaşam Döngüsü Değerlendirmesi (LCA)” raporunda Türkiye; geleneksel üretim, organik pamuk, rejeneratif pamuk ve geri dönüştürülmüş pamuk alanlarının tamamında veri seti oluşturulan sınırlı sayıdaki ülkeden biri olarak yer aldı. Bu durum, Türkiye'nin yalnızca önemli bir pamuk üreticisi değil, aynı zamanda sürdürülebilir üretim ve döngüsel ekonomi uygulamalarında da küresel ölçekte takip edilen ülkelerden biri haline geldiğini ortaya koydu. Bu sayede Türk pamuğunun çevresel performansı uluslararası kabul gören bir metodolojiyle ölçülebilir hale gelirken çalışma, Türk pamuk ve tekstil sektörünün karbon ayak izi, su kullanımı ve diğer çevresel göstergelerinin küresel markalar tarafından daha şeffaf şekilde değerlendirilebilmesine olanak sağlamış oldu. Ayrıca rapor, Türkiye’nin güçlü geri dönüşüm altyapısının çevresel avantajlarını görünür kılarken, sürdürülebilir pamuk ve döngüsel tekstil ekonomisindeki konumunu da güçlendirebilecek önemli bir referans niteliği taşıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a322129980ed-1781670185.png" alt="" width="500" height="158" /></p>
<h2>Rakip ülkelerden bir adım öne geçti</h2>
<p>Raporda Türkiye'nin yanı sıra ABD, Çin, Hindistan, Brezilya, Pakistan, Peru, Tanzanya ve Bangladeş gibi ülkeler incelendi. Ancak Türkiye, hem geleneksel hem organik hem de rejeneratif pamuk üretiminin yanı sıra sanayi sonrası ve tüketici sonrası geri dönüştürülmüş pamuk kategorilerinde de kapsamlı şekilde değerlendirilen nadir ülkeler arasında yer aldı.</p>
<h2>Çevresel performansta üç kritik alan</h2>
<p>Araştırmaya göre pamuk üretiminde çevresel etkileri belirleyen en önemli faktörler gübre kullanımı, sulama ve enerji tüketimi olarak sıralandı. Özellikle azotlu gübrelerden kaynaklanan emisyonlar iklim değişikliği üzerindeki etkinin temel nedenleri arasında gösteriliyor. Sulama ise hem su tüketimini hem de enerji kaynaklı emisyonları doğrudan etkiliyor. Raporda, su verimliliğini artıran teknolojilerin ve düşük karbonlu gübre kullanımının çevresel etkileri azaltmada önemli rol oynayabileceği vurgulandı. Türkiye açısından bakıldığında bu başlıklar ayrı önem taşıyor. Güneydoğu Anadolu başta olmak üzere sulamalı pamuk üretiminin yoğun olduğu bölgelerde su verimliliği ve enerji kullanımı, sektörün gelecekteki rekabetçiliğini belirleyecek unsurlar arasında gösteriliyor.</p>
<h2>Geri dönüşümde Türkiye avantajlı</h2>
<p>Raporda geri dönüştürülmüş pamuk için elektrik tüketimi ve taşımacılık en önemli çevresel etki kaynakları olarak öne çıkarken, tüketici sonrası atıkların üretildiği ülkede işlenmesinin çevresel ayak izini önemli ölçüde düşürebileceği belirtildi. Türkiye'nin güçlü tekstil üretim altyapısı ve gelişen tekstil geri dönüşüm kapasitesi dikkate alındığında bu alanın önemli bir fırsat sunduğu değerlendiriliyor. Araştırma ayrıca geri dönüştürülmüş pamuk üretiminde yenilenebilir enerji kullanımının yaygınlaşmasının çevresel etkileri ciddi ölçüde azaltabileceğine işaret ediyor.</p>
<h2>Temel gösterge toprak sağlığı</h2>
<p>Çalışmada toprak sağlığı için organik karbon miktarı temel gösterge olarak ele alındı. Örtü bitkileri, organik gübre kullanımı ve azaltılmış toprak işleme uygulamalarının topraktaki karbon stoklarını artırabileceği ve uzun vadeli verimliliği destekleyebileceği belirtildi. Biyolojik çeşitlilik açısından ise pestisit kullanımı, arazi değişimi ve su tüketiminin azaltılmasının olumlu etkiler yaratabileceği kaydedildi.</p>
<p>Rapor yalnızca çevresel etkileri değil sosyal boyutu da değerlendirdi. Buna göre pamuk tedarik zincirinde çocuk işçiliği ve toplumsal cinsiyet eşitliği alanlarında bazı ilerlemeler görülse de zorla çalıştırma, jeopolitik riskler, artan maliyetler ve iklim değişikliğinin yarattığı sosyal baskılar hâlâ önemli sorunlar arasında yer alıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">PAMUKTA HEM ÜRETİCİ, HEM İHRACATÇI, HEM DE NET İTHALATÇI ÜLKEYİZ!</span></h2>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı Tarım Ürünleri Piyasaları Raporu’na göre Türkiye’den 2024/25 sezonunda 467 bin hektar alanda 2,2 milyon ton kütlü pamuk, eş değer olarak 830 bin ton lif pamuk üretildi. Buna karşın Türkiye’nin yıllık lif pamuk tüketimi 1,8 milyon ton seviyesinde bulunuyor. Üretim ile tüketim arasındaki fark nedeniyle Türkiye, dünyanın önemli pamuk ithalatçıları arasında yer alıyor. 2023/24 sezonunda 777 bin ton lif pamuk ithal eden Türkiye’nin en büyük tedarikçileri Brezilya, ABD ve Yunanistan oldu. Aynı dönemde pamuk ekim alanları yaklaşık yüzde 17 daralırken, iklim değişikliği ve zararlılar nedeniyle verimde de düşüş yaşandı. Rapora göre Türkiye’nin 2025 yılı kütlü pamuk üretiminin 2,2 milyon ton seviyesinde gerçekleşmesi bekleniyor.</p>
<p>Türkiye'nin pamuk elyafı dış ticaret verileri, tekstil sanayisinin yüksek ham madde ihtiyacı nedeniyle ithalata bağımlılığın sürdüğünü ortaya koyuyor. 2022 yılında 394,7 milyon dolarlık ihracata karşılık 3,2 milyar dolarlık ithalat gerçekleştiren sektör, 2024 yılında ihracatını 478 milyon dolara yükseltmesine rağmen 1,52 milyar kilogramlık ithalatla dış alıma olan ihtiyacını korudu. 2025'in ilk dört ayında ise ihracat 223,2 milyon dolar, ithalat ise 610,7 milyon dolar olarak gerçekleşti. Miktar bazında bakıldığında aynı dönemde 123,6 milyon kilogram ihracata karşılık 352,1 milyon kilogram ithalat yapıldı. Veriler, Türkiye'nin pamuk elyafında önemli bir ihracatçı olmasına rağmen, güçlü tekstil ve hazır giyim sanayisinin talebini karşılamak için net ithalatçı konumunu sürdürdüğünü gösteriyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/surdurulebilir-pamukta-turkiye-ornek-ulke-oluyor-81271</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/pamuk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Textile Exchange’in küresel pamuk yaşam döngüsü değerlendirme raporunda yer alan Türkiye organik, rejeneratif ve geri dönüştürülmüş pamuk kategorilerindeki uygulamaları ile küresel ölçekte takip edilen ülkeler arasına girdi. Bu gelişme, Türkiye&#039;nin sürdürülebilir pamuk ve döngüsel tekstil ekonomisindeki konumunu güçlendirebilecek önemli bir referans niteliği taşıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ozkaynak-karliligi-enflasyona-yenik-81270</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 07:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özkaynak kârlılıklarında enflasyon baskısı artıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Bankacılık sektörü 2018 yılından bu yana özkaynak kârlılığında enflasyonun altında kalıyor. Sektörün net kârı nominal olarak yüksek görünse de Nisan 2026 itibarıyla bankacılıkta özkaynak kârlılığı yüzde 26,8’e geriledi. Makroihtiyati tedbirler ve fonlama maliyetlerindeki yüksek seyir sektörün özkaynak kârlılığını baskılarken Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Başkanı Alpaslan Çakar da en büyük problemlerden birinin özkaynak kârlılığında enflasyon altı seyir olduğunu söyledi. Yıl sonuna yönelik özkaynak kârlılığı ve enflasyon beklentileri, bu yıl da bankacılık sektörünün enflasyonu yenemeyeceğine işaret ediyor.</p>
<h2>Düşük faiz dönemi makası açtı</h2>
<p>Türkiye Bankalar Birliği verilerine göre sektörde yıllık tüketici enflasyonunun üzerinde bir özkaynak kârlılığı en son 2017 yılında yaşandı. 2017 sonunda bankaların ortalama özkaynak kârlılığı yüzde 14,9 olurken yıl sonu tüketici enflasyonu yüzde 11,92 olarak gerçekleşti. 2017 sonrası ise tablo değişti. Verilere göre 2018 sonunda bankacılık sektörünün ortalama özkaynak kârlılığı yüzde 13,8 iken yıl sonu enflasyon yüzde 20,3; 2019 yılında yüzde 10,6 özkaynak kârlılığına karşılık yüzde 11,84 enflasyon yaşandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a322008b8e85-1781669896.png" alt="" width="267" height="271" />Pandemiyle birlikte özkaynak kârlılığı oranı ile enflasyon arasındaki makas daha da açılmaya başladı. Bankacılık sektörü zorlu 2020 yılını yüzde 10,5 özkaynak kârlılığı ile tamamlarken enflasyon yüzde 14,6 oldu; düşük faiz oranına dayalı yeni bir para politikasının devreye alındığı 2021 yılında yüzde 14 özkaynak kârlılığına karşın enflasyon yüzde 36,08’e yükseldi. 2022 yılında özkaynak kârlılığı yüzde 40,3’e yükselse de yüzde 64,27 olan enflasyonun çok gerisinde kalırken, 2023 yılında yüzde 34,5’e gerileyen özkaynak kârlılığına karşılık enflasyon yüzde 64,77’ye çıktı.</p>
<h2>Nisan itibarıyla %26,8’e geriledi</h2>
<p>Haziran 2023’ten itibaren uygulanmaya başlayan sıkı para politikası ile birlikte 2024 yıl sonunda özkaynak kârlılığı yüzde 26,5’e indi, enflasyon ise yüzde 44,38 gerçekleşti. Geçen yıl dezenflasyon programının devreye girmesiyle enflasyonda düşüş yaşansa da yüzde 27,2’lik özkaynak kârlılığına karşılık yüzde 30,89’luk enflasyon oldu. Bu yıl nisan itibarıyla TBB verilerine göre bankacılık sektörünün özkaynak kârlılığı yüzde 26,8 seviyesinde. Nisan itibarıyla yıllık tüketici enflasyonu ise yüzde 32,61. 2026 yılına umutla başlayan sektörün özkaynak kârlılığı yine enflasyonun altında kalmaya devam ediyor. Makroihtiyati önlemler and yüksek fonlama maliyetleri bu durumda etkili oluyor.</p>
<h2>Net faiz gelirleri kârlılığı baskılıyor</h2>
<p>Bankacılık sektörü kaynaklarının verdiği bilgiye göre özkaynak kârlılığı bankacılık sektörünün en önemli göstergelerinden biri. TBB Başkanı Alpaslan Çakar da güçlü özkaynak yapısının, bankacılık sektörünün olası konjonktürel risklere karşı dayanıklılığını artıran en temel unsurlardan biri olduğunu belirterek “2026 Nisan ayı itibarıyla, özkaynaklarımız 4.4 trilyon TL. Sektörümüzün ortalama özkaynak kârlılığı ise yüzde 26,8 olmuş ve enflasyonun bir miktar altında kalmıştır. Özkaynak kârlılığımızın minimum enflasyon oranında olması ihtiyatlı risk yönetimi, sürdürülebilir büyümenin finansmanına kesintisiz katkı verilebilmesi açısından da kritik önemdedir” dedi.</p>
<p>İşte bu derece önemli gösterge enflasyonu yenemeyince bankalar için olumlu olmuyor. Bankacılık kaynaklarının verdiği bilgiye göre sektörde tüm değerlendirmeler özkaynak kârlılığı oranına bakılarak gerçekleşiyor. Çünkü bankacılık sektörünün net kârı yüksek görünse de reel gelir elde edebilmek özkaynak kârlılığının enflasyonu yenmesine bağlı. Özkaynak kârlılığı bankanın sermayesinin etkinliğini de ortaya koyarken özkaynak kârlılığı başta net faiz marjı olmak üzere birçok unsurdan etkileniyor. Ama son yıllarda özkaynak kârlılığını baskılayan en önemli unsur net faiz marjı. Net faiz marjını da makroihtiyati tedbirler ile sıkı para politikası belirliyor.</p>
<h2>Yıl sonu beklentisi %25-29 seviyesinde</h2>
<p>2026 başında bankacılık sektöründe özkaynak kârlılığı beklentileri yüzde 25-29 bandında şekillenmişti ve savaş öncesi yıl sonu enflasyon tahminleri ışığında bankacılık sektörünün özkaynak kârlılığında enflasyonu yenme olasılığı vardı. Ancak şimdi piyasanın yıl sonu enflasyon beklentisi TCMB beklenti anketi verilerine göre yüzde 29,14 ile yüzde 30’a yakın seyrediyor. Bu durum 2026 yılında da bankacılık sektörünün özkaynak kârlılığının enflasyonun altında kalma olasılığının yüksek olduğuna işaret ediyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">BANKA GRUBU BAZINDA DEĞİŞİM GÖSTERİYOR</span></h2>
<p>İş Yatırım ekonomistlerinin hazırladığı raporda ortalama özkaynak kârlılığının banka grubu bazında değişim gösterdiğine dikkat çekildi. Rapora göre Nisan 2025 - Nisan 2026 döneminde sektör ortalaması yüzde 25-35 bandında seyretti. Gruplar arasında rapora göre katılım bankaları Mart 2026’da yaklaşık yüzde 56 seviyesine yükselerek veri setindeki en yüksek aylık özkaynak kârlılığına ulaştı. Rapora göre Mart 2026’daki güçlü toparlanma, faiz indirim döngüsünde kâr payı maliyetlerinin aktif getirilerden daha hızlı gerilemesinin kârlılığı geçici olarak desteklediğine işaret ederken nisanda ise ortalama özkaynak kârlılığı yaklaşık yüzde 26,5 seviyesine gerileyerek kısmi normalleşme gösterdi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">EN İYİ ÖZKAYNAK KARLILIĞI MEVDUATSIZLARDA</span></h2>
<p>Kalkınma ve yatırım bankaları da ikinci en güçlü grup oldu aynı dönemde. Yüzde 39-45 oranında özkaynak kârlılığı yakalayan kalkınma ve yatırım bankaları sektör ortalamasının belirgin üzerinde kaldı. İş Yatırım ekonomistleri bu tabloda yüksek faiz ortamında bu grubun mevduat maliyetlerinin bulunmamasının önemli avantaj sağladığını belirtti; kalkınma yatırım bankaları nisanda özkaynak kârlılığı yüzde 35,9 ile enflasyonu yendi.</p>
<p>Geçen yıl yaşanan iç siyasi gerilimde kamu mevduat bankalarının özkaynak kârlılığının yüzde 45’ten yüzde 9’a sert gerilediğini, diğer gruplarda yüzde 15-20 bandına düştüğünü kaydetti. Ardından yaşanan toparlanma sonrası ise Mart 2026’da yaklaşık yüzde 27 seviyesinde bulunan kamu mevduat bankaları ortalama özkaynak kârlılığının, Nisan 2026’da yüzde 13,9’a düşerek sektör ortalamasının belirgin altında kaldığı raporda yer aldı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">YABANCI MEVDUATTA SERT HAREKET YOK</span></h2>
<p>Özel mevduat bankaları, sektör ortalamasına en yakın seyreden grup oldu. Mayıs - Temmuz 2025 döneminde yaklaşık yüzde 15 seviyesine gerileyen grubun özkaynak kârlılığı, bu dönemde daha faize duyarlı mevduat tabanı nedeniyle net faiz marjı baskısıyla karşı karşıya kaldığını gösterdi. 2025’in ikinci yarısında toparlanma kademeli şekilde gerçekleşti ve Mart 2026’da yaklaşık yüzde 36 seviyesine ulaştı. Ancak nisanda grup yaklaşık yüzde 11,2 seviyesine sert gerileyerek veri setindeki en düşük seviyesini gördü.</p>
<p>Yabancı mevduat bankaları ise dönem boyunca yüzde 25-35 bandında kalarak en istikrarlı profili sergiledi. Bu grubun Nisan 2026’daki yaklaşık yüzde 29,4 seviyesi de bu dirençli görünümü teyit etti. İş Yatırım ekonomistleri “Bu durum, Türkiye’de faaliyet gösteren yabancı mevduat bankalarına özgü daha muhafazakâr risk iştahı ve daha sıkı maliyet disiplinini yansıtmaktadır. Bununla birlikte, aynı özellikler grubun olumlu faiz dönemlerinde yerli gruplar kadar yukarı yönlü potansiyel yakalayamamasına da neden olmaktadır” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ozkaynak-karliligi-enflasyona-yenik-81270</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/1/1280x720/lira-para-1776054271.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Bankalar Birliği verilerine göre sektörde yıllık tüketici enflasyonunun üzerinde bir özkaynak kârlılığı en son 2017&#039;de yaşandı. O yıl sonunda bankaların ortalama özkaynak kârlılığı yüzde 14,9 olurken tüketici enflasyonu yüzde 11,92 olarak gerçekleşmişti. Sonraki yıllarda tablo sürekli bankaların aleyhinde gelişti, Nisan 2026 itibariyle enflasyon yüzde 32,37 iken özkaynak karlılığı yüzde 26,8&#039;e geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/calisanlar-is-yerinde-yapay-zekaya-karisik-duygularla-yaklasiyor-81381</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çalışanlar iş yerinde yapay zekaya karışık duygularla yaklaşıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Hazırlayan &amp; Derleyen: Umut Özbağcı - Datassist CEO</strong></p>
<p>Çalışanların iş hayatlarında yapay zekaya bakış açısının ne kadar karmaşık bir tablo çizdiğini ortaya koydu. Yapay zekaya yönelik iyimserlik bir miktar artış gösterse de iş gücü genelinde ciddi kaygılar varlığını korumaya devam ediyor.</p>
<p>Tutumlarda kademeli iyileşmeler yaşansa da araştırma, birçok İngiliz çalışanın yapay zekanın günlük iş süreçlerine entegrasyonu karşısında bunaldığını vurguluyor. Bu aşırı yüklenme hissi, organizasyonların yeni teknolojileri çalışanların rahatça adapte olabileceğinden daha hızlı hayata geçirdiğine işaret ediyor.</p>
<p>Bulgular, iş yerinde yapay zeka benimseme sürecinin altında yatan köklü korkuları gün yüzüne çıkarıyor. Çalışanlar yalnızca iş güvencesi konusunda değil, aynı zamanda gelişen yetkinlik gereksinimleri ve değişen iş talepleriyle başa çıkabilme kapasiteleri konusunda da endişe duyuyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a338ea98eb53-1781763753.jpg" alt="" width="700" height="391" />İnsan kaynakları ve bordro profesyonelleri için bu araştırma, teknoloji geçiş dönemlerinde yeterli eğitim ve destek sağlamanın önemini bir kez daha gözler önüne seriyor.</p>
<p><strong>Yeni mezunların iş arayışında 100’den fazla başvuru artık standart</strong></p>
<p>Yeni mezunlar için istihdam ortamı giderek zorlaşıyor. Güncel veriler, üniversiteden yeni mezun olanlar için çarpıcı bir gerçeği gözler önüne seriyor. Her beş mezundan biri iş bulma sürecinde 100'den fazla başvuru yapıyor.</p>
<p>Mezuniyetten bir yıldan uzun süre sonra tam zamanlı iş bulan mezunların oranı düşüyor. Bu değişim, eğitimden kariyere geçiş sürecinin önceki yıllara kıyasla daha uzun sürdüğünü gösteriyor.</p>
<p>Bir pozisyon elde etmek için gereken başvuru sayısı, sektörler genelinde rekabetin arttığına işaret. Mezunlar, öne çıkmanın giderek zorlaştığı kalabalık bir pazar ortamıyla karşı karşıya.</p>
<p><strong>İnternet tarihinde bir ilk: Yapay zekâ ajanları insanları geçti</strong></p>
<p>İnternet tarihinde ilk kez yapay zekâ ajanları ve botlar tarafından oluşturulan trafik, insan trafiğini geride bıraktı. Mayıs 2026 itibarıyla internet trafiğinin yaklaşık %57’si botlar ve AI ajanlarından gelirken, insanların payı %43 seviyesinde kaldı.</p>
<p>Son dönemde hızla yaygınlaşan <strong>Agentic AI (Ajan Tabanlı Yapay Zekâ)</strong> sistemleri; web sitelerini ziyaret edebiliyor, bilgi toplayabiliyor, form doldurabiliyor, araştırma yapabiliyor ve belirli görevleri insan müdahalesi olmadan yerine getirebiliyor. Bu durum internet üzerindeki makine-makine etkileşimini daha önce görülmemiş seviyelere taşıdı.</p>
<p>Bu gelişme, şirketlerin dijital varlıklarını yalnızca insanlar için değil, yapay zekâ ajanları için de optimize etmeleri gereken yeni bir dönemin başladığını gösteriyor.</p>
<ul>
<li>Web sitelerini ziyaret edenlerin önemli bir kısmı artık insanlar olmayabilir.</li>
<li>Arama ve bilgiye erişim alışkanlıkları değişiyor.</li>
<li>Yapay zekâların kolay anlayabileceği yapılandırılmış veri ve API’lerin önemi artıyor.</li>
<li>Dijital pazarlama, SEO ve kullanıcı deneyimi yaklaşımları yeniden şekillenebilir. </li>
</ul>
<p><strong>Microsoft’tan geri adım: Yapay zekâ maliyeti beklentileri aştı</strong></p>
<p>Microsoft, çalışanlarının yoğun şekilde kullandığı Anthropic’in kod üretim aracı Claude Code için verdiği lisansların büyük bölümünü sonlandırma kararı aldı. Şirket, mühendisleri kendi çözümü olan GitHub Copilot CLI’a yönlendiriyor. Kararın arkasındaki en önemli nedenlerden biri ise hızla yükselen yapay zekâ kullanım maliyetleri.</p>
<p>Son yıllarda yapay zekânın çalışan maliyetlerini azaltacağı yönünde güçlü bir beklenti oluşmuştu. Ancak büyük teknoloji şirketlerinden gelen son sinyaller, özellikle “agentic AI” olarak adlandırılan otonom yapay zekâ araçlarının ciddi bir maliyet kalemi haline geldiğini gösteriyor.</p>
<p>Claude Code gibi araçlar yoğun kullanımda milyonlarca token tüketebiliyor ve bu da şirketlerin bütçelerini beklenenden çok daha hızlı eritiyor. Bazı raporlara göre Microsoft, Uber ve diğer teknoloji şirketleri AI harcamalarını yeniden değerlendirmeye başladı.</p>
<p>Bu gelişme, yapay zekâ yatırımlarında yeni bir döneme işaret ediyor:</p>
<ul>
<li>Soru artık “AI kullanalım mı?” değil, “AI’ı ekonomik olarak nasıl kullanalım?” haline geliyor.</li>
<li>Şirketler kullanım bazlı (token) maliyetleri daha yakından takip ediyor.</li>
<li>Verimlilik artışı ile maliyet artışı arasındaki denge yeniden sorgulanıyor.</li>
<li>AI projelerinde ROI (yatırım getirisi) baskısı güçleniyor. </li>
</ul>
<p><strong>Ücret karşılaşmaları: Bu sezon tuğla gibi sert bir düşüş yok</strong></p>
<p><em><strong>Temel ücret vs. brüt ücret</strong></em></p>
<p>İşverenler ücretleri düşürmeyi sevmez. İş gücü piyasası dengedeyken çalışanları elde tutmak için genellikle tek seferlik bonuslara başvururlar. Kalıcı ücret artışları ise yetenek rekabetinin yoğunlaştığı dönemlerde daha sık görülür.</p>
<p>2022 ile 2024 ortası arasında iş gücü piyasası oldukça sıkışıktı; açık pozisyon sayısı iş arayanlardan çok daha fazlaydı. Bu nedenle mevcut işinde kalan çalışanların (<strong>job-stayers</strong>) temel ücret artışları, brüt ücret artışlarından daha hızlı gerçekleşti.</p>
<p>Piyasa dengelenmeye başladıkça temel ücret artışları da yavaşladı ve istikrar kazandı. Buna karşılık brüt ücret artışları 2025 sonbaharına kadar dalgalı bir seyir izledi. Sonrasında daha düzenli bir yükseliş görüldü; yalnızca Şubat 2026’da kısa süreli bir yavaşlama yaşandı.</p>
<p>ADP Pay Insights verilerine göre Mayıs 2026 itibarıyla:</p>
<ul>
<li>Temel ücretler yıllık bazda <strong>%3,1</strong></li>
<li>Brüt ücretler ise <strong>%3,9</strong> arttı.</li>
</ul>
<p>Bu da toplam çalışan gelirlerinin güçlendiğini ancak temel ücret artışlarının kontrollü bir seviyede kaldığını gösteriyor.</p>
<p><strong>İşinde kalanlar vs. iş değiştirenler</strong></p>
<p>Rekabetçi iş gücü piyasalarında çalışanlar daha yüksek ücret elde etmek için iş değiştirme eğilimindedir.</p>
<p>2020 sonrasında güçlü çalışan talebinin olduğu dönemlerde iş değiştirenlerin (<strong>job-changers</strong>) ücret artışları dikkat çekici seviyelere ulaştı. İş değiştirenlerle mevcut işinde kalanlar arasındaki ücret artış farkı, Nisan 2022’de <strong>8,2 puanla zirveye çıktı.</strong></p>
<p>Ancak Ağustos 2025’ten itibaren bu fark yaklaşık <strong>2 puanlık</strong> daha dar bir bantta seyretmeye başladı ve o tarihten bu yana büyük ölçüde aynı seviyede kaldı.</p>
<p>Bu durum, iş değiştirenlerin hâlâ ücret avantajı elde ettiğini ancak işverenlerin çalışanları elde tutma konusunda daha başarılı hale geldiğini gösteriyor.</p>
<p>Özel Sektör İşverenleri Mayıs ayında 122.000 Yeni iş Ekledi</p>
<p>Geçen ay 10 ana sektörün 8’inde istihdam artışı görüldü ve her ölçekten işveren işe alım yaptı.</p>
<p>ADP Baş Ekonomisti Nela Richardson: “Mayıs ayında işe alımlar, son birkaç yılda gördüğümüzden daha geniş tabanlıydı. İş gücü piyasası, yaz işe alım sezonuna girerken istikrarlı momentumunu sürdürmeye devam ediyor.”</p>
<p>Mayıs Ayında İş Değiştirmeyen Çalışanların Ücretleri <strong>%4,4</strong> Arttı</p>
<p>İş değiştiren çalışanlarda ise ücret artışı <strong>bir miktar yavaşlayarak </strong>Nisan’daki %6,6 seviyesinden <strong>%6,5’e</strong> geriledi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/calisanlar-is-yerinde-yapay-zekaya-karisik-duygularla-yaklasiyor-81381</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/1/1280x720/calisan-1781769069.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çalışanlar iş yerinde yapay zekaya karışık duygularla yaklaşıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kalder-izmir-is-dunyasini-gelecege-hazirliyor-81319</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Gelecek, başka türlü olabilme cesaretidir&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Türkiye Kalite Derneği (KalDer) İzmir Şubesi tarafından geleneksel olarak düzenlenen ve Ege Bölgesi’nin önemli yönetim ve kalite buluşmaları arasında yer alan 26. Mükemmelliği Arayış Sempozyumu (MAS) geniş katılımla yapıldı.</p>
<p>"Başka Türlü" temasıyla Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde gerçekleştirilen etkinliğin açılışında konuşan KalDer İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Ünlü, Mükemmelliği Arayış Sempozyumu’nun yalnızca bir etkinlik değil, kurumların kendilerine, süreçlerine, insan kaynağına, karar alma biçimlerine ve geleceğe bakışlarına yeniden odaklandığı güçlü bir paylaşım zemini olduğunu söyledi.</p>
<p>KalDer İzmir Şubesi olarak yıllardır kurumların, liderlerin ve bireylerin sürdürülebilir başarı yolculuklarına katkı sunmayı görev edindiklerini dile getiren Ünlü, kalite kültürünün ve sürekli gelişim anlayışının yaygınlaşmasının kurumların geleceğe hazırlanması açısından belirleyici olduğunu ifade etti. Ünlü, “Kalite bir sonuç değil, bir düşünme biçimi. Mükemmellik ise ulaşılacak bir nokta değil, sürekli devam eden bir arayış. Bu nedenle Mükemmelliği Arayış Sempozyumu, 26 yıldır değişen dünyayı anlamaya, geleceği okumaya ve yeni sorular sormaya çalışan bir platform olarak yoluna devam ediyor” dedi.</p>
<p>Bu yılki sempozyum temasının “Başka Türlü” olarak belirlenmesinin tesadüf olmadığını anlatan Ünlü, teknolojinin baş döndürücü bir hızla geliştiği, yapay zekânın iş yapış biçimlerini yeniden tanımladığı, ekonomik ve sosyal dönüşümlerin kurumları her zamankinden daha fazla zorladığı bir dönemden geçildiğini ifade ederek, “Kurallar değişiyor, beklentiler değişiyor, başarı tanımları değişiyor. Geleceğin, mevcut kalıpları biraz daha iyi uygulayanların değil, gerektiğinde o kalıpları sorgulama cesareti gösterenlerin ellerinde şekilleneceğine inanıyoruz. Mottomuzda ifade ettiğimiz gibi; gelecek, başka türlü olabilme cesaretidir” diye konuştu.</p>
<h2>Ege Bölgesi Yerel Kalite Ödülleri sahiplerini buldu</h2>
<p>KalDer İzmir Şubesi tarafından bu yıl 26’ncısı düzenlenen Ege Bölgesi Yerel Kalite Ödülleri kapsamında verilen Ege Bölgesi Üstün Performans Ödülü ile Yılın Başarılı Ekibi Ödülleri sahiplerini buldu. Ödül töreninde konuşan KalDer İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Ünlü, ödül sürecine katılan tüm kurumlara teşekkür ederek başarı gösteren ekipleri kutladı.</p>
<h2>Lezita ve ESHOT Altın Ödüllerin sahibi oldu</h2>
<p>Tören konuşmalarının ardından ödüller sahiplerini buldu. Yılın Başarılı Ekibi ödülleri Sürecinde, Bronz Ödül’e Cevher Jant A.Ş. FLOW AND GLOV Ekibi, Gümüş Ödül’e Haus Makine A.Ş. ETKİN PROJE Ekibi layık görülürken, Altın Ödül’ün sahibi Abalıoğlu Lezita Gıda’nın Lezita Enerji Gözcüleri Ekibi oldu. Kar Amacı Gütmeyen Projeler de ise Gümüş Ödül, İZELMAN Anaokulları Eğitimde Kentsel Adaletin Güçlendirilmesi Ekibi’ne verilirken, Altın Ödül’ün sahibi ise ESHOT Telemetri Projesi Ekibi oldu.</p>
<h2>Ege Bölgesi Üstün Performans Ödülü Pine Bay Hotels&amp;Resorts’e verildi</h2>
<p>Bu yıl Ege Bölgesi Üstün Performans Ödülü kategorisinde değerlendirilen Göçtur Turizm A.Ş. bünyesindeki Pine Bay Hotels &amp; Resorts Ege Bölgesi Üstün Performans Ödülü’nün sahibi oldu.</p>
<p>Pine Bay Hotels &amp; Resorts, Ege Bölgesi Üstün Performans Ödülü’ne layık görülürken, Türkiye’de konaklama sektöründe bir ilki gerçekleştirerek EFQM 5 Yıldız Yetkinlik Belgesi’nin sahibi olmuştur.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kalder-izmir-is-dunyasini-gelecege-hazirliyor-81319</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/9/1280x720/kalder-izmir-is-dunyasini-gelecege-hazirliyor-1781689130.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KalDer İzmir Şubesi tarafından bu yıl 26’ncı kez düzenlenen Mükemmelliği Arayış Sempozyumu&#039;nda iş dünyası, akademi, sivil toplum ve genç profesyoneller bir araya gelirken; kalite, sürdürülebilirlik, yapay zekâ, liderlik, insan kaynağı, çeviklik ve kurumsal dönüşüm başlıkları masaya yatırıldı. KalDer İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Ünlü, &quot;Kurallar değişiyor, beklentiler değişiyor, başarı tanımları değişiyor. Geleceğin, mevcut kalıpları biraz daha iyi uygulayanların değil, gerektiğinde o kalıpları sorgulama cesareti gösterenlerin ellerinde şekilleneceğine inanıyoruz. Mottomuzda ifade ettiğimiz gibi; gelecek, başka türlü olabilme cesaretidir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/cimko-surdurulebilir-yatirimlar-icin-uluslararasi-kalkinma-finansmani-devleriyle-guclerini-birlestirdi-81312</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çimko&#039;dan sürdürülebilir yatırımlar için uluslararası finans kuruluşlarıyla iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Sanko Holding’e bağlı Çimko'nun, sürdürülebilirlik vizyonunu küresel ölçekte tescillemeye devam ettiği belirtildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre şirket, uluslararası sermaye piyasalarında gerçekleştirdiği başarılı tahvil ihraçlarının ardından, Almanya merkezli kalkınma finansmanı kuruluşu DEG ve Fransa Kalkınma Ajansı’nın (AFD) iştiraki olan Fransız kalkınma finansmanı kuruluşu Proparco ile stratejik bir iş birliği protokolüne imza attı.</p>
<p>Sanko Holding Yönetim Kurulu Başkanı Adil Sani Konukoğlu, DEG CEO’su Roland Siller ve Proparco Üretim, Tarım ve Hizmet Sektörleri Küresel Başkanı Reza Hassam Daya’nın katılımıyla düzenlenen törenle resmiyet kazanan anlaşmanın, Çimko’nun küresel piyasalardaki finansal disiplininin ve sürdürülebilir büyüme stratejisinin yeni bir kilometre taşını oluşturduğu ifade edildi.</p>
<p><strong>Sürdürülebilir geleceğe ve yurt dışı yatırımlarına küresel fon</strong></p>
<p>Verilen bilgiye göre, stratejik iş birliği kapsamında elde edilen finansman, Çimko’nun düşük karbonlu ekonomi geçiş planlarını ve çevre dostu teknoloji yatırımlarını desteklemek amacıyla kullanılırken, Çimko, söz konusu finansman ile karbon azaltım stratejileri, ön kalsinasyon yatırımları, enerji verimliliğinin artırılması ve emisyonların minimize edilmesi gibi kritik sürdürülebilirlik projelerine hız verecek. Bu hamlenin, Çimko'nun küresel standartlarda üretim yapma kabiliyetini artırmasının yanı sıra, uluslararası pazarlardaki rekabetçi gücünü ve yurt dışı yatırım fırsatlarına olan açık duruşunu da pekiştireceği vurgulandı. </p>
<p>Anlaşmanın önemine ve Çimko’nun gelecek vizyonuna değinen Sanko Holding Yönetim Kurulu Başkanı Adil Sani Konukoğlu, iş birliğine dair şunları söyledi: "Çimko olarak, uluslararası sermaye piyasalarında elde ettiğimiz başarıları, küresel finansın saygın kuruluşları olan DEG ve Proparco ile imzaladığımız bu stratejik iş birliği anlaşmasıyla bir adım daha ileriye taşımanın gururunu yaşıyoruz. Tahvil ihraçlarımıza gösterilen bu küresel ilgi, şirketimizin finansal disiplinine, kurumsal yönetim standartlarına ve en önemlisi sürdürülebilir büyüme stratejimize duyulan güveni gösteriyor. Sürdürülebilirliği bir iş modeli olarak benimsiyor, bu doğrultuda karbon azaltımı ve enerji verimliliği yatırımlarımıza kararlılıkla devam ediyoruz. DEG ve Proparco ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliği, sadece çevre dostu projelerimize güçlü bir kaynak yaratmakla kalmayacak, aynı zamanda uluslararası yatırımcı tabanımızı çeşitlendirerek küresel pazarlardaki varlığımızı daha da derinleştirecektir. Çimko olarak, küresel finansal ekosistemle kurduğumuz bu güçlü bağlar sayesinde, yurt dışı yatırımlarına ve küresel ölçekteki yeni büyüme fırsatlarına her zaman açık bir vizyonla ilerlemeyi sürdüreceğiz."</p>
<p>DEG CEO'su Roland Siller konuya ilişkin şu değerlendirmede bulundu: “DEG olarak, Çimko’nun ESG ve düşük karbonlu sürdürülebilirlik yolculuğunu destekleme konusunda stratejik bir ortak olarak hareket etmekten büyük mutluluk duyuyoruz. Bu işlemle, sadece sermaye sağlamanın çok ötesine geçen kararlılığımızı bir kez daha teyit ederken; Çimko’nun karbon azaltım yol haritasının uygulanmasını, raporlama ve yönetişim standartlarının güçlendirilmesini destekliyoruz. Özel sektörün deneyimli bir iş ortağı olarak, bu iş birliği sürdürülebilir iş modellerinin yatırım yapılabilirliğine yönelik güçlü bir mesaj niteliği taşımaktadır.”</p>
<p>Proparco Üretim, Tarım ve Hizmet Sektörleri Küresel Başkanı Reza Hassam Daya şunları kaydetti: “Ortağımız DEG ile birlikte, Çimko’ya yönelik bu stratejik yatırım aracılığıyla Sanko Grubu ile olan ortaklığımızı güçlendirmekten memnuniyet duyuyoruz. Çimento gibi karbon azaltım dönüşümünde kritik öneme sahip sektörlerin karbonsuzlaştırma sürecini desteklemek, ekonomik büyümeyi sürdürürken iklim hedefleriyle uyumlu dönüşümü mümkün kılmak Proparco’nun öncelikleri arasında yer almaktadır. Endüstriyel liderliği sürdürülebilirlik konusundaki güçlü bağlılığıyla birleştiren bir grubu desteklemekten gurur duyuyor; iklim, toplum ve Türkiye ekonomisi için pozitif değer yaratmak adına Sanko Grubu ile iş birliğimizin devamını diliyoruz.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/cimko-surdurulebilir-yatirimlar-icin-uluslararasi-kalkinma-finansmani-devleriyle-guclerini-birlestirdi-81312</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/2/1280x720/cimko-surdurulebilir-yatirimlar-icin-uluslararasi-kalkinma-finansmani-devleriyle-guclerini-birlestirdi-1781681887.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çimko&#039;nun, Alman DEG ve Fransız Proparco ile imzaladığı stratejik iş birliği anlaşmasıyla karbon azaltımı ve enerji verimliliği odaklı yurt dışı yatırımlarının finansman altyapısını sağlamlaştırdığı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kimya-petrokimyada-verimlilik-potansiyeli-yuzde-235-81295</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kimya &amp; petrokimyada verimlilik potansiyeli: Yüzde 23,5</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk sanayisinin sektörel enerji verimliliği potansiyelini ele aldığım bu seride, beyaz eşya, otomotiv ve gıda sektörlerinin ardından bu hafta kimya ve petrokimya sektörüne odaklanmak istiyorum. Kimya ve petrokimya, birçok sanayi koluna girdi sağlayan, enerji yoğunluğu yüksek, üretim sürekliliği ve kalite disiplini açısından kritik bir sektör.</p>
<p>Türk Sanayisinin Enerji Verimliliği Raporu’nun üçüncü versiyonunda yer alan kimya ve petrokimya sektörü analizleri kapsamında 46 tesiste yapılan enerji etütleri, sektörün somut ve uygulanabilir bir iyileştirme alanına sahip olduğunu gösteriyor. Bu tesislerin 26’sı 5.000 Ton Eş Değer Petrol (TEP) üzeri, 8’i 1.000 ila 5.000 TEP arası, 12’si ise 1.000 TEP altı tüketime sahip. Bu dağılım, bulguların hem büyük ölçekli üretim tesisleri hem de daha küçük ölçekli işletmeler açısından anlamlı olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Tüketim profili</strong></p>
<p>Bu tesislerde toplam enerji tüketiminin %21’i elektrikten, %79’u ise ısı enerjisinden (ağırlıklı olarak fosil yakıtlardan) kaynaklanıyor. Yani kimya ve petrokimya sektöründe ısı enerjisi merkezi bir rol oynuyor. Buhar, sıcak yağ, sıcak su, reaktör ısıtma, kurutma, damıtma, evaporasyon ve farklı sıcaklık seviyelerindeki süreç ihtiyaçları, bu yapının temel nedenleri arasında yer alıyor.</p>
<p>Toplam enerji verimliliği potansiyeli %23,5 seviyesinde. Bunun %11’i elektrik tüketiminden, %12,5’i ise ısı enerjisi tarafındaki iyileştirmelerden elde edilebilir. Bu tablo, sektörün enerji verimliliği yol haritasında hem ısı sistemlerini hem elektrikli yardımcı işletmeleri birlikte ele almak gerektiğini gösteriyor.</p>
<p><strong>İlk üç odak alanı</strong></p>
<p>Etüt sonuçlarına göre sağlanabilecek toplam 100 birim tasarruf potansiyelinin %61’i ısı ve üretim süreçlerinden, %10’u soğutma sistemlerinden, %9’u ise basınçlı havadan geliyor. Bu üç başlıkla toplam potansiyelin %80’ine ulaşılıyor.</p>
<p>Bu dağılım sektör açısından çok net bir önceliklendirme sunuyor. Kimya ve petrokimya tesislerinde ilk bakılması gereken alan ısı üretimi, ısı dağıtımı, süreç sıcaklıkları ve atık ısı noktaları. Kazan daireleri, buhar hatları, kondens dönüş sistemleri, sıcak yağ devreleri, eşanjörler, kurutucular ve reaktör çevrimleri çoğu zaman yüksek tasarruf potansiyeli taşıyor.</p>
<p>Soğutma sistemleri daha düşük paya sahip görünse de sektör için kritik önemde. Çünkü birçok tesiste aynı anda hem ısıtma hem soğutma ihtiyacı bulunuyor. Bu eş zamanlı ihtiyaç, soğutma sistemi rehabilitasyonu ötesinde doğru mühendislikle tasarlanmış ısı pompası ve ısı geri kazanım uygulamaları için güçlü bir zemin oluşturuyor.</p>
<p><strong>Yatırımın geri dönüşü</strong></p>
<p>Kimya ve petrokimya sektörü etütlerinde 1 TEP enerji tüketimi azaltımı için gereken ortalama yatırım 1.768 dolar olarak hesaplanıyor. Projelerin ortalama geri ödeme süresi ise 2,70 yıl seviyesinde.</p>
<p>Emisyon azaltımı açısından da güçlü bir gösterge var. 1 ton karbondioksit eş değeri emisyon azaltımı için gereken ortalama yatırım tutarı 538 dolar. Bu veri, enerji verimliliği projelerinin kimya ve petrokimya sektöründe karbon yönetimi açısından ölçülebilir ve yatırım planına bağlanabilir bir araç sunduğunu gösteriyor.</p>
<p><strong>Sahadan notlar</strong></p>
<p>Kimya ve petrokimya tesislerinde en önemli fırsat alanı çoğu zaman ısı geri kazanımı. Yüksek sıcaklıkta atılan baca gazları, sıcak ürün akışları, egzotermik reaksiyon ile atıl ısı, kondens, soğutma suyu devreleri ve kurutma çıkışları doğru analiz edildiğinde başka bir prosesin ön ısıtma ihtiyacını karşılayabilir. Bir nevi tesis içi mikro simbiyoz imkanı sunar. Bu yaklaşım yakıt tüketimini azaltırken aynı zamanda sistem genelindeki enerji dengesini iyileştirir.</p>
<p>Isı pompası uygulamaları da sektör için giderek daha önemli hale geliyor. Özellikle farklı sıcaklık seviyelerinde aynı tesiste soğutma ve ısıtma ihtiyacının birlikte bulunması, bu teknolojinin uygulanabilirliğini artırırken fosil yakıt tüketimini azaltan güçlü bir çözüm olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p>Yardımcı işletmeler tarafında da önemli fırsatlar var. Verimsiz soğutma grupları, sabit hızlı pompa sistemleri, gereğinden yüksek debiyle çalışan hatlar, vana kısma yöntemiyle yapılan kontrol, basınçlı hava kaçakları ve yüksek işletme basınçları toplam tüketimi artırıyor. Bu alanlarda yapılacak revizyonlar, çoğu zaman üretim sürecine doğrudan müdahale etmeden hızlı ve ölçülebilir tasarruf sağlayabilir.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>46 tesisten çıkan sonuçlar, ortalama 2,70 yıllık geri ödeme süresi ile sektörde %23,5 seviyesinde enerji verimliliği potansiyeli bulunduğunu ve bu potansiyelin VAP destekleri ile birlikte finansal olarak da savunulabilir olduğunu ortaya koyuyor. Doğru önceliklendirme yapıldığında sektör için enerji verimliliği; maliyetleri azaltan, karbon ayak izini düşüren ve üretim güvenliğini destekleyen stratejik bir yatırım alanına dönüşüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kimya-petrokimyada-verimlilik-potansiyeli-yuzde-235-81295</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kimya &amp; petrokimyada verimlilik potansiyeli: Yüzde 23,5 ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iklim-krizi-masadan-kalkmiyor-dil-degistiriyor-herkes-biliyor-kimse-adini-anmak-istemiyor-81294</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İklim krizi masadan kalkmıyor, dil değiştiriyor: Herkes biliyor, kimse adını anmak istemiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Harry Potter evrenindeki Voldemort gibi, iklim krizi de küresel diplomaside herkesin varlığını bildiği ama bazı masalarda adını anmaktan kaçındığı bir başlığa dönüşüyor. Bonn’da gelişmekte olan ülkeler uyum, kayıp-zarar ve fosil yakıtlardan adil çıkış için somut finansman isterken; Evian’da G7 liderleri aynı krizi enerji güvenliği, kritik mineraller ve tedarik zincirleri üzerinden konuşuyor. COP31’e giden yol artık yalnızca emisyon hedeflerinden değil, söz ile kaynak arasındaki güven açığının nasıl kapatılacağından geçiyor.</strong></p>
<p>Bonn’daki Dünya Konferans Merkezi’nde iklim müzakereleri ikinci haftasına girerken, birkaç yüz kilometre ötede başka bir diplomasi sahnesi gündemde. Fransa’nın Evian kentinde G7 liderleri yıllık zirveleri için bir araya geldi. Masada Ukrayna var, Ortadoğu var, yapay zekâ var, ticaret gerilimleri var, kritik mineraller var, ama iklim krizi yok. Aslında yok değil, sadece adı anılmıyor. İklim, ne yazık ki küresel diplomaside yeniden “söylenmemesi gereken kelimeye” dönüşüyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3237f23b283-1781676018.png" alt="" width="466" height="621" />Harry Potter evrenindeki Lord Voldemort gibi: Herkes varlığını biliyor, herkes yarattığı tehdidin farkında, ama bazı masalarda adını söylemek siyaseten riskli hale geliyor. Evian’daki G7 zirvesi ile Bonn’daki iklim müzakerelerinin aynı haftaya denk gelmesi, küresel iklim siyasetindeki kırılmayı daha görünür hale getirmiş durumda. Bir tarafta dünyanın en zengin ülkeleri, iklim krizini doğrudan konuşmadan enerji güvenliği ve tedarik zinciri risklerini tartışıyor. Diğer tarafta gelişmekte olan ülkeler, iklim krizinin bedelini her yıl daha ağır ödediklerini hatırlatıyor.</p>
<p>Bu çelişki yeni değil ama bugün daha sert. Çünkü iklim krizi artık yalnızca çevre başlığı değil, enflasyon, gıda fiyatları, enerji güvenliği, göç, borç sürdürülebilirliği, sigorta maliyetleri, sağlık sistemleri ve siyasi istikrarı yakından ilgilendiriyor. G7’nin iklimi gündemden çıkarması, iklimin etkilerini ortadan kaldırmıyor, sadece krizin adını değiştirmiş oluyor.</p>
<p><strong>Diplomasi dilinde kullanılmayan kelime “iklim”</strong></p>
<p>G7 liderleri, ABD Başkanı Donald Trump yönetimiyle açık bir iklim gerilimi yaşamamak için gündemi özellikle “iklim” kelimesinden arındırmış durumda. Trump’ın küresel ısınmayı geçmişte “aldatmaca” olarak nitelendiren yaklaşımı, yalnızca Washington’un iklim politikasını değil, çok taraflı diplomasinin dilini de değiştiriyor. Ülkeler iklim eylemini savunmaktan vazgeçmiş değil, ama bunu daha az görünür, daha az çatışmacı, daha dolaylı başlıklar altında gündeme getirmeye çalışıyor. Bu nedenle Evian’da “iklim” yokmuş gibi görünse de, enerji güvenliği, kritik mineral tedarik zincirleri, Çin’in temiz teknoloji üstünlüğü, borçlu ülkelerin uygun maliyetli sermayeye erişimi ve kalkınma finansmanı gibi başlıkların tamamı aslında iklim krizinin diğer adları. Bonn’da ise iklim krizinin adı da belli, faturası da… Ve o faturanın kimin tarafından, nasıl, hangi araçlarla ödeneceği sorusu neredeyse bütün başlıkları kilitlemiş durumda.</p>
<p><strong>Bonn’un kirli kelimesi: Finansman</strong></p>
<p>Bonn görüşmelerinde en fazla duyulan kelime “uygulama” olsa da, en fazla gerilim yaratan kelime yine “finansman”. Gelişmekte olan ülkeler açısından iklim eylemi artık yeni hedefler açıklamakla değil, mevcut hedefleri hayata geçirecek kaynaklara erişmekle ilgili. Uyum yatırımları, kayıp-zarar mekanizmaları, enerji dönüşümü, dirençli altyapı, tarımda iklim riski, sağlık sistemlerinin güçlendirilmesi, erken uyarı sistemleri, şehirlerin sıcak hava dalgalarına hazırlanması… Hepsi aynı soruya bağlanıyor: Para nereden gelecek? Bonn’da tartışılan yeni iklim finansmanı çalışma programı bu nedenle kritik. Ancak daha başlangıç aşamasında bile anlaşmazlık büyük. Gelişmekte olan ülkeler, finansman tartışmasının merkezinde kamu kaynaklarının, hibelerin ve düşük maliyetli finansmanın yer almasını istiyor. Çünkü borç yükü altındaki ülkeler için “iklim finansmanı” adı altında yeni kredi yaratmak, çözüm değil yeni kırılganlık anlamına geliyor. Zengin ülkeler ise finansmanı daha geniş bir akış olarak tanımlamak istiyor: Özel sektör yatırımları, çok taraflı kalkınma bankaları, karma finansman, sigorta mekanizmaları, piyasa araçları ve risk azaltıcı modeller. Bu araçların önemli olduğu tartışmasız, ancak gelişmekte olan ülkelerin itirazı burada başlıyor: İklim krizinin tarihsel sorumluluğu ile finansmanın gönüllü piyasa mantığına bırakılması arasında ciddi bir adalet açığı var. Kısacası Bonn’da teknik gibi görünen tartışma aslında son derece politik: İklim finansmanı dayanışma yükümlülüğü mü olacak, yoksa yatırım fırsatı olarak mı tasarlanacak?</p>
<p><strong>Rakam verilmeyen hedefin güven yaratması zor</strong></p>
<p>İklim müzakerelerinin en tuhaf çelişkilerinden biri, yeni finansman hedefleri belirlenirken, bu hedefler için net rakam belirtilmemesi. Uyum finansmanı bunun en çarpıcı örneği. COP30’da uyum finansmanının üç katına çıkarılması taahhüt edilmişti. Gelişmekte olan ülkeler şimdi bu taahhüdün Küresel Uyum Hedefi kararına somut bir rakamla girmesini istiyor. Masadaki talep yıllık 120 milyar dolar düzeyinde. Çünkü uyum, sel baskınına karşı kanalizasyon sisteminin yenilenmesi, kuraklığa dayanıklı tarım altyapısı, sıcak hava dalgalarına karşı sağlık sisteminin hazırlanması, kıyı kentlerinde yükselen deniz seviyesine karşı koruma, orman yangınları için erken uyarı, gıda güvenliği ve temiz su erişimi anlamına geliyor. Buna rağmen gelişmiş ülkeler net rakam vermeye sıcak bakmıyor. Savunma harcamalarının arttığı, bütçelerin sıkıştığı, borçlanma maliyetlerinin yükseldiği, jeopolitik krizlerin derinleştiği bir dönemde yeni finansman taahhütleri siyasi açıdan zorlaşıyor. Ancak gelişmekte olan ülkeler açısından tablo çok net: Rakam yoksa güven yok. Güven yoksa uygulama yok.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>COP31 için asıl test: Güven</strong></span></p>
<p>●Bugün gelişmekte olan ülkelerin temel sorunu hedef eksikliği değil; hedeflerin finansmanla desteklenmemesi. Küresel Güney, daha iddialı emisyon azaltım planları, daha güçlü uyum politikaları ve fosil yakıtlardan çıkış için daha fazlasını yapmak zorunda bırakılıyor. Ama aynı anda finansman vaatlerinin geciktiğini, hibe yerine borç araçlarının öne çıktığını, kalkınma alanının daraldığını ve zengin ülkelerin kendi bütçe gerekçeleriyle sorumluluktan kaçındığını düşünüyor. Bonn’un verdiği yanıt şimdilik temkinli. Müzakereler ilerliyor, teknik başlıklar çalışılıyor, yol haritaları yazılıyor. Ama iklim diplomasisinin kalbinde hâlâ aynı eksik var: Söz ile kaynak arasındaki mesafe. Bonn görüşmeleri, COP31’e giden yolda Türkiye açısından da önemli bir uyarı niteliğinde. Antalya’da başarılı bir sonuç alınacaksa, bunun yalnızca güçlü diplomasiyle değil, güven inşa eden bir gündemle mümkün olacağı açık. Antalya’da yalnızca “ne yapılmalı” sorusuna değil, “kim, hangi kaynakla, hangi takvimle, hangi adalet ilkesiyle yapacak” sorusuna yanıt aranacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iklim-krizi-masadan-kalkmiyor-dil-degistiriyor-herkes-biliyor-kimse-adini-anmak-istemiyor-81294</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İklim krizi masadan kalkmıyor, dil değiştiriyor: Herkes biliyor, kimse adını anmak istemiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/muhasebe-mesleginin-gelecegi-guven-teknoloji-ve-donusum-81293</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Muhasebe mesleğinin geleceği: Güven, teknoloji ve dönüşüm</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Gençlerin muhasebe mesleğini bir kariyer mesleği olarak tercih etmelerini sağlamak için IFAC ile birlikte yürüttüğümüz kampanyanın sloganı ile ifade edecek olursak; “Her şeyin muhasebeye ihtiyacı var.” Dün de bu ihtiyaç vardı, yarın da her şeyin muhasebeye ihtiyacı olacak... </strong></p>
<p>Muhasebe mesleği, ekonomik hayatın sağlıklı işleyişinin temel unsurlarından biridir. Ancak son yıllarda yaşanan ekonomik, teknolojik ve toplumsal dönüşüm, mali müşavirlerin rolünü yeniden tanımlamaktadır. Günümüzde mali müşavirler; işletmelerin karar alma süreçlerine yön veren, riskleri öngören, şeffaflığı sağlayan ve ekonomik hayatın en önemli unsuru olan güveni üreten stratejik aktörler konumundadır.</p>
<p>Bunun en somut göstergelerinden biri, 16-20 Kasım 2026 tarihlerinde Güney Kore’de düzenlenecek Dünya Muhasebe Kongresi’dir. Kongrenin teması olan “Yarınları Birlikte Şekillendiriyoruz”, aslında muhasebe mesleğinin yeni rolünü de özetlemektedir. Artık mali müşavirlik mesleğinin rolü yalnızca işletmelerin mali tablolarını hazırlamak değil; veriyi anlamlandırmak, riskleri öngörmek, sürdürülebilirliği desteklemek, yatırımcı güvenini güçlendirmek ve kamu yararını korumaktır. Yapay zekanın rutin işlemleri dönüştürdüğü bir dünyada, mesleğin asıl değeri bilgi üretme kapasitesinden çok güven üretme kapasitesinde ortaya çıkmaktadır. Dünyada bugün konuşulan pek çok başlık, aslında uzun yıllardır ülkemizde muhasebe camiasının da gündeminde yer almaktadır. Bu konuları Türkiye Muhasebe Kongrelerinde; kamu kurumlarının temsilcileri, akademisyenler, meslek örgütleri ve iş dünyasıyla aynı masa etrafında tartışıyor, mesleğin geleceğine yönelik ortak bir akıl oluşturuyoruz.</p>
<p>Dünya Muhasebe Kongresi ile bağlantılı olarak TÜRMOB tarafından 7-10 Ocak 2027 tarihlerinde Antalya’da gerçekleştireceğimiz 22. Türkiye Muhasebe Kongresi ile mesleğimizin geleceğini yalnızca tartışan değil, aynı zamanda bu geleceğe yön veren ortak aklı daha da güçlendirmeyi hedefliyoruz.</p>
<p>Mali müşavirlik mesleğinin yasal statüye kavuşmasının 37. yılı Geçtiğimiz hafta sonu 13 Haziran’da, mali müşavirlik mesleğinin yasal statüye kavuşmasının 37. yılını geride bıraktık. Bu vesileyle, 3568 sayılı Kanun ile kurumsal kimliğine kavuşan mesleğimizin, ülkemizin ekonomik ve mali hayatında üstlendiği kritik rolü bir kez daha hatırlıyoruz. Aradan geçen 37 yılda mali müşavirler ve yeminli mali müşavirler; kayıt dışı ekonomiyle mücadeleden mali disiplinin güçlendirilmesine, şeffaf ve güvenilir finansal bilginin üretilmesinden ekonomik güvenin tesisine kadar çok önemli sorumluluklar üstlenmiştir. Bugün geldiğimiz noktada mesleğimiz, yalnızca muhasebe kayıtlarının tutulduğu bir alan değil; işletmelere yön veren, riskleri analiz eden ve ekonominin güven altyapısını güçlendiren stratejik bir meslek haline gelmiştir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/muhasebe-mesleginin-gelecegi-guven-teknoloji-ve-donusum-81293</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Muhasebe mesleğinin geleceği: Güven, teknoloji ve dönüşüm ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/donem-karini-yuzde-2820-artirirken-209-fonun-alma-gerekcesi-neydi-81287</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dönem kârını yüzde 2.820 artırırken 209 fonun alma gerekçesi neydi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada enflasyonist baskıyı geride bırakarak kârlılık rasyolarını pozitife çeviren 21 şirket, piyasadaki zorlu şartlara adeta meydan okuyor. Yüksek kâr sıçramasıyla Tüpraş’ın ilk sırada yer aldığı farklı sektörlerdeki firmaların kâr büyüme oranı %2.820’ye kadar çıktı.</strong></p>
<p>Şirketlerin ilk çeyrek bilançolarında enflasyonu katlayan astronomik kâr büyüme oranlarını gören kimi yatırımcı, kasaya giren nakdin aynı hızla çoğaldığını düşünebilir. Kuşkusuz Tüpraş veya BİM gibi şirketlerin zorlu ekonomik koşullarda kârlılıklarını reel olarak artırması takdiri hak eden bir başarıdır. Ancak, yüksek oranların kaynağının sorgulanması önemli bir ayrıntıdır. Kârdaki olağanüstü sıçramaların tamamı şirketin ana faaliyetlerinden elde ettiği satışlardan beslenmez. Yeniden değerlemeler veya ertelenmiş vergi gelirleri kağıt üzerinde kâr yaratsa da, ortada reel bir nakit akışı olmayabilir. Oluşan kârın ne kadarının kasadaki paraya dönüştüğünü takip etmek asıl meseledir.</p>
<h2>Kârı hızlı büyüyenler</h2>
<p>Yılın ilk çeyreğinde Tüpraş’ın net kârı 127 milyon TL’den 3,7 milyar TL’ye çıkarken artış oranı %2.820 oldu. Üç aylık dönemde satışlarını %24 ve esas faaliyet kârını %124 büyüten şirketin dönem sonu kârının hayli güçlü artmasında 258,3 milyar TL’ye ulaşan satış gelirleri belirleyici oldu. Hissede 209 fon pozisyon almış görünüyor. Gübre Fabrikaları üç aylık dönemde net kârını %278 artırırken listenin ikinci sırasında yer aldı. Gelirini %23 artışla 22,4 milyar TL’ye çıkaran firmanın esas faaliyet kâr büyümesi %68 artış kaydetti. Dönem sonunda oluşan 3,07 milyar TL net kârda satış gelirinin etkisi öne çıkıyor. Hissenin fiyatı ise bir aydır düşüyor.</p>
<h2>Fiyatı istikrarlı yükselen</h2>
<p>Listede yer alan şirketlerden Katılımevim güçlü performansı ile öne çıkıyor. Hisse, borsaya geldiği Haziran 2023’ten bu yana güçlü ivmesini sürdürürken geçen zaman diliminde fiyatını 15 kat artırmayı başardı. Yılbaşından bu yana yükselişi ise %705 oldu. Firma, ilk çeyrekte gelirini %40 ve dönem sonu net kârını %203 büyüttü.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a322f09d68ae-1781673737.png" alt="" width="900" height="478" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>YATIRIM TEMİNATLI MI, TEMİNATSIZ MI?</strong></p>
<p>Teminatlı yatırım; sermaye koruması, güveni bekleyiş, düzenli akış, tahsilat önceliği. Düşük kazanç, varlık erimesi, nakit sıkışıklığı, masraf yükü. Teminatsız yatırım; yüksek potansiyel, hız, geniş seçenek, büyüme ortaklığı. Sermaye tahribatı, tahsilat zorluğu, psikolojik yük, piyasa duyarlılığı.</p>
<p><strong>Aldığı iş tek başına ciro sıçramasına yol açmasa da 3 yıl düzenli gelire olanak verecek</strong></p>
<p>VBT Yazılım’ın aldığı yaklaşık 15 milyon dolarlık işin kara katkısı olur mu? ● Baran Akyol</p>
<p>Baran, VBT Yazılım ünvanını açıklamadığı bir bankayla donanım ve bakım üzerine opsiyonlar dahil 15 milyon dolara 3 yıllık sözleşme imzaladı. Bu tutarın 2026 cirosunu tek başına katlamasını beklemek gerçekçi olmaz. Sözleşme 3 yıla yayıldığı için, 15 milyon dolarlık gelirin tamamı yıl sonu bilançosuna tek seferde yansımayacak. İlk çeyrekteki 774 milyon TL’lik gelir düşünüldüğünde, yıllık yaklaşık 5 milyon dolarlık bu ek döviz girdisi ciroya pozitif yansıyacağı muhakkak. Asıl fayda ciroda ani patlamadan ziyade, döviz bazlı nakdin üç yıl boyunca gelmesi.</p>
<p><strong>Başakşehir’deki arsalarını satarak durağan varlıklarını kullanacağı nakde çeviriyor</strong></p>
<p>Torunlar GYO’nun milyarlık arsa satışı kârı ne boyutta büyütür? ● Serdar Çakır</p>
<p>Serdar, Torunlar GYO, Başakşehir’deki arsalarını KDV hariç 1,19 milyar TL bedelle sattı. Yüksek hacimli satış bilançoya önemli bir nakit girişi sağlayacak. Ancak arsanın satış fiyatı ile değerleme raporundaki 1,196 milyar TL neredeyse aynı. Firmanın mülklerini bilançoda güncel ekspertiz değeriyle taşıdığından, bu satıştan doğacak ekstra muhasebe kârı yok denecek kadar az görünüyor. Bu itibarla söz konusu hamle, bilançosunda ek kâr dalgası yaratmayacak. Durağan bir varlığı likide dönüştürerek kasasına yaklaşık 1,2 milyar TL nakit girişi sağlayacak.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>IDH fonu Endeksin dışındaki hisselere yatırım yaparak yıllık %46 kazandırdı</strong></p>
<p>İş Portföy’ün idare ettiği BIST 100 Dışı Şirketler Hisse Senedi (TL) Fonu (IDH), arada yukarı ataklar gerçekleştirip ardında yatay hareket eden bir görüntü sergiliyor. Son olarak geçtiğimiz mayısta 13,47 TL’yi test etti ve sonra tekrar yatayda dalgalı bir seyre yöneldiği gözleniyor. Son altı ayda şubat hariç diğer aylarda nakit çıkış yaşandı. Haziranın ilk yarısında fondan çıkan tutar 31,4 milyon TL olurken fonun hacmi 1,01 milyar TL seviyesinde duruyor. IDH’nin yatırımcısı düşük miktarlarda da olsa azalıyor, sayı şimdilerde 21.978’e indi. Temel stratejisi, fon varlıklarının borsada BIST 100 Endeksi haricindeki hisse senetlerinde değerlendirme üzerine kurulu. Portföyün %95,01’i hisse ve %4,61’i ters repo işlemlerinden oluşuyor. Son bir yılda %46,26 getiri elde eden portföy, endeksin gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Kayatur Filo Kiralama, piyasadan TLREF + %4 faizle 300 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Kayatur Filo Kiralama, nitelikli yatırımcılara yönelik 15.06.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 300.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+% 4 olarak belirlendi. 364 gün vadeli bono, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 4 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 14.06.2027 olarak açıklandı. 15 Haziran itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı %39,99 seviyesinde bulunuyor. Kayatur’un verdiği %4 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFKYTR62728 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a322f1d7d565-1781673757.png" alt="" width="982" height="240" /></strong><strong>LİLA KAĞIT</strong></p>
<p><strong>Erzurum’daki üretim tesisinin ilk fazını tamamladı. İkinci faz seneye devrede</strong></p>
<p>Lila Kağıt, Erzurum’da temelini attığı üretim tesisinin birinci fazı olan konverting üretim yatırımını tamamladığını ve faaliyete başlamak için hazır olduğunu duyurdu. İkinci faz olan kağıt üretim tesisinin ise 2027 yılında devreye girmesi hedefleniyor. Tesisin devreye alınmasıyla Doğu Anadolu, Karadeniz ve sınır komşusu ülkelere yapılacak satışlarda güçlü bir lojistik avantaj sağlanması amaçlanıyor. Şirket, hem iç pazarda hem de Kafkasya ve Orta Doğu ihracat rotasında operasyonel verimliliğini artırmayı hedeflerken gelire katkısı ikinci fazla birlikte beklenmeli.</p>
<p><strong>ASTOR ENERJİ</strong></p>
<p><strong>Amerika’daki müşterisinden yaklaşık 72 milyon dolarlık yeni bir sipariş aldı</strong></p>
<p>Astor Enerji, ABD’deki bir firmayla güç transformatörü tedariki için 71,98 milyon dolarlık sözleşme imzaladı. Sipariş edilen ürünlerin teslimatı 2027’nin ikinci ve üçüncü çeyreklerinde gerçekleştirilecek. Söz konusu tutarın 2025 yılı hasılatına oranı %9,39 seviyesinde bulunuyor. Firma son aylarda özellikle ABD’deki müşterilerden güçlü siparişler alıyor. Astor Enerji, uluslararası enerji altyapısı pazarındaki gücünü sağladığı bağlantılarıyla gerçekleştirirken, gelişmiş pazarlara büyük çaplı endüstriyel ürünler ihraç edilmesi kalitenin kabulüne işaret ediyor.</p>
<p><strong>FORMET METAL</strong></p>
<p><strong>Gerekli inşaat çalışmalarını tamamladı, yeni yere taşınarak faaliyete geçti</strong></p>
<p>Formet Metal, Beydeğirmeni fabrikasında bahçe mobilyaları tesisinin işlemesi için gerekli inşaat çalışmalarını tamamlarken üretim tesisini adrese taşıyarak faaliyete geçti. Böylece, planladığı kapasite artışı doğrultusunda üretim hatlarını yeni bir fiziksel alana entegre etmiş oldu. Üretim kapasitesini artırmak için yeni ve modern tesislere geçiş yapmak firmaların büyüme hikayesinin doğal parçası olarak görülmeli. Eski tesiste mekansal kısıtlamalarla mücadele etmek yerine, yatırımı tamamlanmış yeni bir fabrika alanına geçmek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Rönesans Gayrimenkul üç aydır yükselen ivmesiyle dikkat çekerken fonlar alıyor</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a322ef8130d9-1781673720.png" alt="" width="301" height="238" /></strong>Rönesans Gayrimenkul’de fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %137,05 ile toplamda 5,06 milyon lot artarak 8,75 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 45’ten 81’e yükseldi. HKH fonu 770 bin lot ile en fazla alımı yaparken, FNT 305 bin lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Rönesans hakkında bugüne kadar 6 aracı kurum öneride bulunurken sadece biri model portföyüne aldı. En yüksek öneriyi Ak Yatırım 349,00 TL ile verdi. Yıl içinde en düşük öneri 265,00 TL ile Ünlü Yatırım’dan geldi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/donem-karini-yuzde-2820-artirirken-209-fonun-alma-gerekcesi-neydi-81287</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dönem kârını yüzde 2.820 artırırken 209 fonun alma gerekçesi neydi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kdv-beyannamesi-gelisiyor-81283</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> KDV beyannamesi gelişiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>KEMAL OKTAR</strong></p>
<p>Gelir İdaresi Başkanlığı 1 no.lu KDV beyannamesine yeni satırlar eklemek suretiyle, mükelleflerin işlemlerinin detaylı bir şekilde beyan edilmesini amaçlamaktadır.</p>
<p><strong>KDV indirimlerinin düzeltilmesi</strong></p>
<p>2026/Mart vergilendirme döneminden itibaren geçerli olmak üzere;</p>
<p>- Zayi olan mallara ait daha önce indirim konusu yapılan KDV’nin 507.</p>
<p>- Konaklama işletmelerinde kullanılan alkollü içecekler dolayısıyla yüklenilen KDV’nin 508.</p>
<p>- Kanunen kabul edilmeyen giderler nedeniyle indirim konusu yapılan KDV’nin 509.</p>
<p>numaralı satırlara yazılması öngörülmüştür. Söz konusu gelir kayıt alt tür seçenekleri ile oluşturulacak gelir kayıt işlemlerinin 1 no.lu KDV beyannamesinin “Matrah-Diğer İşlemler” tablosuna otomatik aktarımının sağlanacağı da belirtilmiştir.</p>
<p>Bu satırlara, mükelleflerin faaliyetlerine ilişkin olarak satın aldığı mal ve hizmetler için ödediği ve KDV indirimi yapılmasına engel bir durum olmadığı için indirim konusu yaptığı KDV’nin, daha sonra indirilemeyecek KDV’ye dönüşmesi üzerine indirimin düzeltilmesi amacıyla kayıt yapılacaktır.</p>
<p>Mal veya hizmetlerin satın alındığı dönemde KDV’sinin indirim konusu yapılması mümkün olmayan, ancak yanlışlıkla indirilecek KDV satırlarında beyan edilen tutarların, hatanın ortaya çıktığı dönem KDV beyannamesinin 507, 508 veya 509 no.lu satırlarına yazılmak suretiyle düzeltilmesi söz konusu değildir. Bu durumda düzeltme, hatalı olarak indirim konusu yapılan dönem için düzeltme beyannamesi verilmek suretiyle yapılmalıdır.</p>
<p>Nitekim Gelir İdaresi Başkanlığı 13 Nisan 2026 tarihinde internet sitesinde yayınladığı açıklamada, KDV Kanununun 30/d maddesi uyarınca, Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunlarına göre kazancın tespitinde indirimi kabul edilmeyen giderler dolayısıyla ödenen KDV’nin indirimi mümkün olmadığından, cari dönemde bu kapsamda olduğu açık olan giderlere ait KDV’nin, 1 no.lu KDV beyannamesinde “İndirimler” kulakçığı altındaki “Diğer İndirimler” tablosundaki 108- yurtiçi alımlara ilişkin KDV satırında beyan edilmeyeceği, dolayısıyla bu dönemde “Matrah” kulakçığı altındaki “Diğer İşlemler” tablosundaki 509- KKEG nedeniyle indirim konusu yapılan KDV satırına herhangi bir kayıt yapılmayacağını belirtilmiştir.</p>
<p>İndirim düzeltilmesi amacıyla 1 no.lu KDV beyannamesine eklenen satırların açıklamaları aşağıdadır.</p>
<p><strong>507- Zayi Olan Mallara Ait Daha Önce İndirim Konusu Yapılan KDV satırı:</strong></p>
<p>Satın alınan ve KDV’si indirilen malların daha sonraki dönemlerde hırsızlık, kaza, yangın gibi nedenlerle kısmen veya tamamen zayi olması veya son kullanma tarihinin geçmesi gibi nedenlerle imha edilmesi halinde, daha önce indirilmiş olan KDV’nin zayi olan veya imha edilen mala isabet eden kısmı, zayi ya da imha olayının meydana geldiği döneme ait 1 no.lu KDV beyannamesinin 507 no.lu satırına yazılmak suretiyle düzeltilecektir.</p>
<p>Deprem, sel felaketi ve Maliye Bakanlığının yangın sebebiyle mücbir sebep ilân ettiği yerlerdeki yangın sonucu zayi olan mallara ait KDV’nin indirim konusu yapılmasına izin verildiğinden, bu şekilde zayi olan mallar için indirim düzeltilmesi, dolayısıyla bu satırlara kayıt yapılmayacaktır.</p>
<p>Öte yandan, zayi olan malların amortismana tabi iktisadi kıymet niteliğinde olması ve Maliye Bakanlığınca belirlenen faydalı ömürlerini tamamlamış bulunması halinde yüklenilen KDV’nin indirim konusu yapılmasına izin verdiğinden, faydalı ömrünü tamamlamış olan Amortismana Tabi İktisadi Kıymetlerin (ATİK) zayi olması halinde de bu satıra kayıt yapılmasına gerek olmayacaktır. Faydalı ömrünü kısmen tamamlamış olan ATİK’lerin zayi olması halinde ise, faydalı ömrün tamamlanan kısmına isabet eden KDV düzeltilmeyecek, faydalı ömrün tamamlanmadığı kısma isabet eden KDV 507 no.lu satıra yazılacaktır.</p>
<p><strong>508- Konaklama İşletmelerinde Kullanılan Alkollü İçecekler Dolayısıyla Yüklenilen KDV satırı:</strong></p>
<p>Alkollü içecek bedelleri için ayrı fatura düzenlemek veya faturada ayrıca göstermek suretiyle KDV hesaplayan konaklama tesisinin, “her şey dahil” sistemi uyguladığı müşterileri için alkollü içecek bedelinin de dahil olduğu konaklama faturası düzenlemesi halinde, her şey dahil sistemi çerçevesinde sunulan alkollü içecekler için ödediği ve indirim konusu yapmış olduğu KDV’yi, hizmetin sunulduğu döneme ait KDV beyannamesinin 508 no.lu satırına yazmak suretiyle düzeltmesi gerekecektir.</p>
<p>Tamamen her şey dahil sisteme göre hizmet veren konaklama işletmeleri ise bu hizmetlerinde sunduğu alkollü içeceklere ödediği KDV’yi indirim hesaplarına almaları mümkün olmadığından, 508 no.lu satırda herhangi bir beyan yapmayacakları tabiidir.</p>
<p><strong>509 KKEG Nedeniyle İndirim Konusu Yapılan KDV satırı:</strong></p>
<p>Mükelleflerin önceki dönemlerde gerçekleşen alımlarına ilişkin olarak ilgili dönemlerde KDV’si indirilen mal veya hizmetlerin, Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunlarına göre kısmen veya tamamen indirimi kabul edilmeyen giderler dolayısıyla ödenen KDV olarak ortaya çıkması halinde, indirim konusu yapılmış olan KDV, bu durumun ortaya çıktığı döneme ait 1 no.lu KDV beyannamesinin "Matrah" kulakçığının "Diğer İşlemler" tablosundaki "509- KKEG Nedeniyle İndirim Konusu Yapılan KDV" satırında beyan edilecektir.</p>
<p>Örneğin işletme faaliyetlerinde kullanılmak üzere satın alınan ve KDV’si indirim konusu yapılan malların, gelir veya kurumlar vergisi mevzuatına göre gider yazılmasına imkân vermeyecek şekilde ayni olarak bağışlanması halinde, kanunen kabul edilmeyen gidere dönüşen bu teslimle ilgili indirilmiş olan KDV, teslimin yapıldığı dönem KDV beyannamesinin 509 no.lu satırına yazılmak suretiyle düzeltilecektir.</p>
<p>Malların satın alındığı dönemde gelir veya kurumlar vergisi uygulamasında gider yazılmasına imkân vermeyecek şekilde bağışlanması halinde ise ödenen KDV indirim hesaplarına alınmaksızın KKEG yapılacağından, 509 no.lu satırda bir beyan yapılmayacaktır.</p>
<p><strong>Gider yansıtılması</strong></p>
<p>2026/Nisan vergilendirme döneminden itibaren geçerli olmak üzere, kendisine ait olmayan giderler dolayısıyla adına düzenlenen faturada gösterilen KDV’yi indirim konusu yapan mükellefler, ilgili kişi veya kuruluşlara aktardıkları giderleri 510 no.lu satırda beyan edeceklerdir.</p>
<p>Örneğin adına düzenlenen su faturasındaki KDV’yi, limanda faaliyet gösteren mükelleflerin süzme saatlerine göre bu işletmelere dağıtan liman işletmesi, dağıttığı tutarları 1 no.lu KDV Beyannamesinin 510 no.lu satırlarına yazmak suretiyle beyanda bulunacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kdv-beyannamesi-gelisiyor-81283</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KDV beyannamesi gelişiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/nto-hizmet-kalitesini-belgelendirdi-81317</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Üyelerimize sunduğumuz hizmeti şansa bırakmıyoruz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Nizip Ticaret Odası'nın (NTO) Türk Standartları Enstitüsü (TSE) tarafından gerçekleştirilen 2026 yılı gözetim tetkiklerini başarıyla tamamladığı bildirildi.</p>
<p>Bölge iş dünyasının küresel pazarlara açılmasında öncü bir rol üstlenen NTO'nun, hizmet standardizasyonunu en üst seviyede tutmaya devam ettiği bildirildi. Yapılan açıklamaya göre, oda bünyesinde yürütülen TS ISO 10002:2018 Müşteri Memnuniyeti Yönetim Sistemi 1. Gözetim yenileme denetimi ile TS EN ISO 9001:2015 Kalite Yönetim Sistemi 2. Gözetim Denetimi süreçleri hiçbir uygunsuzluk tespit edilmeksizin başarıyla tamamlandı.</p>
<p>TSE Gaziantep Belgelendirme Müdürlüğü Baş Tetkik Görevlisi Musa Yaşar tarafından titizlikle yürütülen resmî tetkik sürecinde, NTO Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Özyurt, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mahmut Polat, Genel Sekreter Dilek Süzer, Genel Sekreter Yardımcısı Halil İbrahim Avşaroğlu ve ilgili birim personeli tam kadro hazır bulundu. TSE denetim ekibi, NTO'nun üye memnuniyetini tüm idari mekanizmalarına pürüzsüzce entegre ettiğini ve dijital dönüşüm süreçlerini toplam kalite mantığıyla yönettiğini vurguladı.</p>
<p><strong>"Başarılarımızın temelinde yüksek hizmet kalitemiz yatıyor"</strong></p>
<p>Denetimlerin başarıyla sonuçlanmasının ardından NTO’nun kurumsal vizyonuna dair açıklamalarda bulunan NTO Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Özyurt, standardizasyonun sürdürülebilir kalkınmadaki önemine dikkat çekti. Başkan Özyurt, "Nizip Ticaret Odası olarak, son dönemde Türkiye geneli İhracatçı Birlikleri kayıtlarına yansıyan 166 milyon doları aşkın resmî ihracat rekorumuzun, altyapısı hızla ilerleyen Nizip 2. OSB hamlemizin ve Bakanlık destekli UR-GE projelerimizin arkasındaki en büyük gizli güç, ödün vermediğimiz kurumsal kalitemizdir. Üyelerimize sunduğumuz hizmeti şansa bırakmıyor, uluslararası standartlarla yönetiyoruz. Kalite yönetim sistemimiz ve üye memnuniyeti odaklı yaklaşımımız sayesinde kurumsal gelişimimizi kalıcı hale getirdik. Odamızın kalitesini bir kez daha tescilleyen bu sürece emek veren yönetim kurulumuza, meclisimize, genel sekreterliğimize, personelimize ve bizlere rehberlik eden TSE Baş Tetkik Görevlisi Sayın Musa Yaşar’a şükranlarımı sunuyorum" dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/nto-hizmet-kalitesini-belgelendirdi-81317</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/7/1280x720/nto-hizmet-kalitesini-belgelendirdi-1781687869.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ NTO Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Özyurt, &quot;Üyelerimize sunduğumuz hizmeti şansa bırakmıyor, uluslararası standartlarla yönetiyoruz. Kalite yönetim sistemimiz ve üye memnuniyeti odaklı yaklaşımımız sayesinde kurumsal gelişimimizi kalıcı hale getirdik.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/transit-ticarette-kurumlar-vergisi-tesviki-basliyor-81315</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Transit ticarette kurumlar vergisi teşviki başlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MUSTAFA AK - </strong><strong>Vizyon şirket ortağı</strong></p>
<p>Vergi kanunlarında önemli değişiklikler yapan 7582 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 4 Haziran 2026 tarihli ve 33270 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Daha önce Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10/1-i maddesinde İstanbul Finans Merkezi’nde (İFM) yer alan katılımcıların yararlandığı transit ticarete tanınan kazanç indirimi tüm transit ticaretle uğraşanların yararlanacağı şekilde genişletildi.</p>
<p>Ayrıca bu faaliyetin İFM’de yapılması durumunda kazanç indirimi oranı %100 olarak belirlendi.</p>
<p>Bu yazımızda yeni getirilen bu teşviki soru-cevap şeklinde özetleyeceğiz. Ayrıca bu faaliyeti İFM’de yapmanın sağladığı diğer avantajları anlatacağız.</p>
<p><strong>Transit ticaret faaliyetinde bulunanlara getirilen kazanç indirimi nedir? </strong></p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanununun 10/1-i maddesine göre yurt dışından satın alınan malların Türkiye’ye getirilmeksizin yurt dışında satılmasından sağlanan kazançların %95’i kurum kazancından indirilir.</p>
<p>Bu müessese bir istisna değil indirimdir, kurum kazancı bulunması durumunda uygulanır.</p>
<p>Örneğin 2026 yılında transit ticaretten 100 milyon TL gelir elde edilirse bu kazancın 95 TL’si matrahtan indirilir, 5 milyon TL üzerinden vergi ödenir.</p>
<p><strong>“Türkiye’ye getirilmeksizin yurt dışında satılmasından” ifadesinden ne anlaşılmalıdır?</strong></p>
<p>Kanun ve tebliğde buna ilişkin bir açıklama yoktur. Türkiye’ye getirilmeksizin yurtdışında satılması ifadesine 60 no.lu KDV sirkülerinde rastlamaktayız. Bu sirkülerde transit (doğrudan) ihracat işlemi de KDV’nin konusuna girmeyen işlemlerdendir.</p>
<p>Gümrük Kanununun 84.maddesine göre transit rejimi ithalat vergileri ve ticaret politikası önlemlerine tabi tutulmayan serbest dolaşıma girmemiş veya ihracatla ilgili gümrük işlemleri tamamlanmış eşyanın, gümrük gözetimi altında Türkiye Gümrük Bölgesi içindeki bir noktadan diğerine taşınmasına uygulanır. Yani transit rejiminde mallar fiziken Türkiye’ye gelse de serbest dolaşıma girmediğinden Türkiye’ye girmemiş sayılır.</p>
<p>Malların Türkiye’ye fiziken gelmeksizin yurtdışından yurtdışına satışında indirimin uygulanacağı konusunda tartışma yoktur. Bunun yanında transit rejimine tabi mallar için de (yani fiziken Türkiye’ye gelmiş ancak serbest dolaşıma girmemiş) söz konusu indirimin uygulanabileceğini düşünmekteyiz. Ancak maddenin lafzi yorumu tartışmaya açık olduğundan idarenin konuya açıklık getirmesi uygun olur.</p>
<p><strong>Aracılık faaliyetinde de indirim var mıdır?</strong></p>
<p>Yurt dışında gerçekleşen mal alım satımlarına aracılık edilmesinden elde edilen kazançlarda da bu indirim uygulanır. Aracılık faaliyetine ilişkin malların satıcısı ve alıcısının Türkiye'de olmaması gerekir.</p>
<p><strong>İFM katılımcılarında oran nedir?</strong></p>
<p>İFM Kanununa göre katılımcı belgesi alarak İFM’de faaliyette bulunan kurumlarda bu oran %100 olarak uygulanır. Yani münhasıran bu faaliyette bulunanlar bu kazançları üzerinden vergi ödemezler.</p>
<p><strong>Uygulama ne zaman başladı?</strong></p>
<p>Kanunun bu hükümleri 1/7/2026 tarihinden itibaren verilmesi gereken beyannamelerden başlamak ve 1/1/2026 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemine ait kurum kazançları için geçerli olmak üzere 4 Haziran 2026 tarihinde yürürlüğe girmiştir.</p>
<p>Yani bu indirim ilk kez 3.geçici vergi döneminde ve 9 aylık kazançlara uygulanabilir.</p>
<p><strong>Kazancın Türkiye’ye getirilmesi şart mı?</strong></p>
<p>Kazancın, elde edildiği hesap dönemine ilişkin yıllık kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar Türkiye'ye transfer edilmesi şarttır.</p>
<p>Transfer edilecek tutar kazanç tutarıdır. Kazançtan anlaşılması gerekenin indirime konu kazanç olması gerektiğini, yani gelirin tamamının transfer şartı olmadığını düşünmekteyiz.</p>
<p>Türkiye’ye kısmi transfer yapılırsa transfer edilen kısım için indirimden yararlanılır, edilmeyen kısım için yararlanılamaz. Örneğin 100 milyon TL’lik kazancın 50 milyon TL’si Türkiye’ye getirilmişse 50 milyon TL’ye %95 oranı uygulanır, yani 47,5 milyon TL için indirim uygulanır. Kalan 52,5 milyon TL vergiye tabidir.</p>
<p>Türkiye’ye bu süre içinde transfer edilmeyen kazançlar, sonraki yıllarda Türkiye’ye transfer edilse dahi anılan indirimden faydalanılamaz.</p>
<p>Transfer banka kanalıyla da olur, fiziken de olabilir. Fiziki işlemlerin gümrük belgeleriyle tevsik edilmesi gerekir.</p>
<p><strong>Kazanç nasıl tespit edilir?</strong></p>
<p>İndirim kapsamında kabul edilen faaliyetlerden elde edilen hasılattan bu faaliyetler nedeniyle yüklenilen gider ve maliyet unsurları düşülür. Bulunacak kazancın %95’i, beyannamenin “Kazancın Bulunması Halinde İndirilecek İstisna ve İndirimler” bölümünde gösterilmek suretiyle indirilir.</p>
<p>Diğer indirim ve istisnalar ile geçmiş yıl zararları nedeniyle indirim konusu yapılamayan tutar izleyen dönemlere devredilemez. Faaliyet sonucunun zararlı olması halinde ise indirim söz konusu olmayacaktır.</p>
<p><strong>Kazanç kayıtlarda nasıl izlenir?</strong></p>
<p>İndirime konu kazanç ile buna bağlı olarak kurumlar vergisi matrahının tespiti açısından, indirim kapsamında bulunan ve bulunmayan hasılat, maliyet ve gider unsurları ayrı ayrı izlenir.</p>
<p><strong>Esas faaliyet konusu dışındaki gelirler indirimden faydalanır mı?</strong></p>
<p>İndirime konu faaliyetler dışındaki diğer gelirler (kasadaki nakitlerin değerlendirilmesi sonucu oluşan faiz gelirleri, dövizlerin değerlemesinden kaynaklanan kur farkları ve iktisadi kıymetlerin elden çıkarılmasından doğan gelirler gibi) ile olağan dışı gelirlerinin indirim kapsamında değerlendirilmez.</p>
<p>İndirim kapsamındaki faaliyetlere ilişkin oluşan cari hesapların kur değerlemesinden kaynaklanan gelirlerinse indirimden faydalanabileceğini düşünmekteyiz.</p>
<p><strong>İhracat faaliyetlerinden elde edilen kazançlarda 5 puan indirimli kurumlar vergisi nasıl uygulanır?</strong></p>
<p>Yurt dışından satın alınan malların Türkiye’ye girmeksizin başka bir ülkedeki müşteriye satılmak suretiyle ihraç edilmesi halinde bu faaliyetten elde edilen kazanç için kurumlar vergisi oranı 5 puan indirimli uygulanır. Yani normal oran %25 ise bu faaliyetler için bu oran %20’dir.</p>
<p>%95 kazanç indiriminden yararlanmayan kısım üzerinden hesaplanacak vergi bu hüküm nedeniyle 5 puan indirimli uygulanabilir.</p>
<p><strong>Transit ticaretle uğraşanlarda ücret istisnası var mı?</strong></p>
<p>İFM dışında transit ticaretle uğraşanlarda çalışanlara yönelik böyle bir istisna yok.</p>
<p>İFM’de yer alan katılımcıların istihdam ettikleri personele ödedikleri aylık ücretin gerçek safi değerinin; yurt dışında en az beş yıllık mesleki tecrübeye sahip kişilerde %60’ı, yurt dışında en az on yıllık mesleki tecrübeye sahip kişilerde ise %80’i gelir vergisinden müstesnadır.</p>
<p>Bu fıkra kapsamında belirtilen istisna, İFM’de çalışmaya başlamadan önceki son üç yılda Türkiye’de çalışmamış olan personelin ücret gelirlerine uygulanır. </p>
<p><strong>İFM’de yer alan ve transit ticaretle uğraşanların gayrimenkul kiralamalarında istisna var mı?</strong></p>
<p>İFM’de yer alan taşınmazların kiralanmasına dair işlemler her türlü harçtan ve bu işlemlere ilişkin düzenlenen kâğıtlar damga vergisinden müstesnadır.</p>
<p>Transit ticaretle uğraşan şirketlerin yaptığı ofis kiralamlarında da bu istisna uygulanır.</p>
<p><strong>Transit ticaretle uğraşan katılımcılar yabancı para cinsinden defter tutabilir mi?</strong></p>
<p>İFM’de bulunan ve faaliyetleri münhasıran transit ticaret olan katılımcılardan dileyenler defter kayıtlarını TCMB tarafından günlük olarak kuru belirlenen bir yabancı para birimi ile yapabilir.</p>
<p>Başkaca faaliyetleri de bulunan katılımcılardan bölge içerisindeki şubelerine münhasır olmak üzere yabancı para birimi ile tutmak isteyenler, GİB’e yazılı olarak başvuruda bulunur, izin alıp bunlar da döviz cinsinden defter tutar.</p>
<p>İFM’dışında transit ticaretle uğraşanlar yabancı para cinsinden defter tutamazlar (VUK 215 hariç).</p>
<p><strong>Transit ticaretle uğraşan katılımcılar asgari kurumlar vergisi öder mi?</strong></p>
<p>Transit ticaretten sağlanan kazanç indirimi asgari kurumlar vergisi matrahından düşülebilmektedir. Başka bir deyişle bu kazançlar üzerinden asgari kurumlar vergisi ödenmez.</p>
<p><strong>Özetle</strong></p>
<p>Türkiye’de transit ticaret yapmak bir hayli avantajlı hale gelmiştir. Bu faaliyet nedeniyle KDV maliyeti doğmadığı gibi artık kurumlar vergisi maliyeti de neredeyse yoktur.</p>
<p>İFM bünyesinde bu faaliyeti yürütmek ise KDV ve kurumlar vergisi yanında, yabancı para cinsinden defter tutma ve duruma göre stopaj istisnası avantajı sunmaktadır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/transit-ticarette-kurumlar-vergisi-tesviki-basliyor-81315</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Transit ticarette kurumlar vergisi teşviki başlıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baskan-kara-gagiadin-33-kurulus-yil-donumu-kutladi-81314</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Başkan Kara, GAGİAD’ın 33. kuruluş yıl dönümünü kutladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Mesajında, “17 Haziran 1993 tarihinde, Gaziantep’in girişimci ruhunu, üretim gücünü ve genç iş dünyasının dinamizmini temsil etmek amacıyla kurulan Gaziantep Genç İş İnsanları Derneği (GAGİAD), bugün 33. kuruluş yıl dönümünü kutlamanın gururunu yaşamaktadır” diyen Başkan Kara devamında şu ifadelere yer verdi:</p>
<p>“Kuruluşundan bu yana GAGİAD, yalnızca iş dünyasının gelişimine katkı sunan bir sivil toplum kuruluşu olmakla kalmamış; aynı zamanda şehrimizin ekonomik, sosyal, kültürel ve çevresel kalkınmasına değer katan önemli bir paydaş olmuştur. Üyeleri arasında güçlü bir dayanışma kültürü oluşturan derneğimiz, ortak akıl ve ortak hedefler doğrultusunda çalışmalarını sürdürmektedir.</p>
<p>33 yıllık bu köklü yolculuk boyunca; girişimciliğin desteklenmesi, genç iş insanlarının gelişimi, kadınların iş hayatındaki etkinliğinin artırılması, eğitim, kültür-sanat, çevre ve sosyal sorumluluk alanlarında birçok projeye imza attık. Yerel değerlerimizi korurken küresel gelişmeleri yakından takip ederek üyelerimize ve şehrimize yeni fırsatlar sunmaya devam ediyoruz.</p>
<p>Bugün geldiğimiz noktada dijital dönüşüm, sürdürülebilirlik, yenilikçilik ve toplumsal fayda odaklı çalışmalarımızı daha da güçlendirerek geleceğe emin adımlarla ilerliyoruz. Gaziantep’in üretim kültüründen aldığımız güçle, ülkemizin kalkınmasına katkı sağlayacak projeler üretmeye ve iş dünyasına yön vermeye devam edeceğiz.</p>
<p>Bu anlamlı yıl dönümünde, GAGİAD’ın bugünlere ulaşmasında katkısı bulunan tüm Başkanlarımıza, Yönetim Kurulu Üyelerimize, üyelerimize ve destek veren herkese şükranlarımı sunuyorum. GAGİAD olarak, geçmişimizden aldığımız güç ve geleceğe dair sorumluluğumuzla; genç iş insanlarının gelişimi, şehrimizin sürdürülebilir kalkınması ve toplumsal faydanın artırılması için çalışmaya devam edeceğiz.</p>
<p>33 yıllık birlikteliğimizin, dayanışmamızın ve başarı hikâyemizin nice yıllar boyunca büyüyerek devam etmesini diliyor; GAGİAD çatısı altında emek veren, üreten ve değer katan herkesi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baskan-kara-gagiadin-33-kurulus-yil-donumu-kutladi-81314</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/4/1280x720/baskan-kara-gagiadin-33-kurulus-yil-donumu-kutladi-1781682310.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Genç İş İnsanları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Yunus Kara, derneğin 33. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla bir mesaj yayımladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kuresel-kadin-gucu-antalyada-bulustu-81308</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel kadın gücü Antalya’da buluştu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Valiliği himayelerinde gerçekleştirilen Global Phoenix Women in Business Summit, (Zirvedeki Ankalar) etkinliği Belek tatil bölgesinde İnvista Oteli’nde gerçekleştirildi.</p>
<p>19 ülkeden kadın girişimciler, yatırımcılar ve sivil toplum kuruluş temsilcilerinin yer aldığı etkinliğe, Antalya Valisi Hulusi Şahin ve eşi Ebru Şahin de katıldı.</p>
<p>Dört gün süren etkinlikte, uluslararası kadın iş birliklerinin geliştirilmesi, yeni ticaret fırsatlarının oluşturulması ve kadın liderliğinin güçlendirilmesi hedefleniyor.</p>
<p>Antalya Valisi Hulusi Şahin konuşmasında, "Her başarılı kadının arkasında, yıkıp parçaladığı engelin enkazı vardır" dedi. Vali Şahin, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Kadınların iş ve sosyal hayatta karşılaştıkları zorluklar var. Kadınların toplumdaki dönüştürücü gücü var. Kadınlar hayat yolculuklarında tarifsiz engellerle karşılaşıyorlar. Önleri kesiliyor, gelişim alanları sınırlandırılıyor. Ancak tüm bunlara rağmen başarıya ulaşıyorlar. Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın var, her başarılı kadının arkasında, yıkıp parçaladığı engelin enkazı vardır."</p>
<p>Kadınların hem iş hayatında hem de aile yaşamında üstlendikleri sorumlulukları büyük bir özveriyle yerine getirdiğini belirten Şahin, kadınların sahip olduğu gücün toplumların gelişiminde belirleyici rol oynadığını söyledi.</p>
<p>Türk tarihinin kadın liderler ve kahramanlarla dolu olduğuna dikkat çeken Şahin, kadınlara fırsat verildiğinde ekonomiden ihracata, turizmden yönetime kadar her alanda büyük başarılara imza attıklarını kaydetti.</p>
<p>Zirvedeki Ankalar kurucu ortağı Yasemin Arslan da, Türk kadınının tarih boyunca yalnızca toplumun bir parçası değil, aynı zamanda toplumun kurucusu, taşıyıcısı ve geleceği olduğunu belirtti. Kadınların günümüzde yalnızca iş hayatına katılan bireyler değil, ekonomiyi şekillendiren, istihdam yaratan, ihracat yapan ve yatırımlara yön veren liderler haline geldiğini anlatan Arslan, şunları söyledi:</p>
<p>"Türk kadını yalnızca başarı hikâyelerinin kahramanı değildir. Türk kadını geleceği şekillendiren güçtür. Ve geleceğin dünyasında kadınların sesi daha güçlü çıkacaksa, o sesin en güçlü yankılarından biri mutlaka Türkiye'den yükselecektir."</p>
<p>Zirvedeki Ankalar etkinliği kurucu ortağı Tuğba Avcı ise "İnsanların birbirine ilham olduğu, başarının olduğu kadar mücadelelerin de paylaşıldığı, umut veren hikâyelerin çoğaldığı, üretmenin, gelişmenin ve dayanışmanın konuşulduğu bir platform oluşturmak istedik. Zirvedeki Ankalar, yalnızca bir etkinlik değil, kadınların birlikte büyüdüğü ve güçlendiği uluslararası bir dayanışma ağı oldu’’ dedi.</p>
<p>Etkinliklerde tarım, gıda ve lojistik, spor, kongre ve agro turizmi, uluslararası sağlık turizmi ile hospitality yatırım ve donanım alanlarında sektör liderleri, yatırımcılar ve uluslararası alım heyetleri bir araya gelecek. Zirvede ayrıca  bin planlı B2B görüşme ile kadın girişimciler, yatırımcılar ve sektör temsilcileri arasında yeni ticari ortaklıkların temelleri atıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kuresel-kadin-gucu-antalyada-bulustu-81308</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/8/1280x720/kuresel-kadin-gucu-antalyada-bulustu-1781681236.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kadın girişimciliği özendirmeyi ve kadın istihdamını artırmayı amaçlayan uluslararası kadınların yer aldığı ‘’Zirvedeki Ankalar’’ etkinliği Antalya&#039;da düzenlendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/denetim-kayyimi-sirketlerde-hukuki-koruma-ve-ekonomik-guven-dengesi-81301</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Denetim kayyımı: Şirketlerde hukuki koruma ve ekonomik güven dengesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Prof. Dr. NECDET SAĞLAM - Anadolu Üniversitesi İİBF</strong></p>
<p>Sermaye şirketleri, yalnızca ortaklarına ait hukuki yapılar değil, çalışanları, tedarikçileri, alacaklıları, bankaları, müşterileri ve faaliyet gösterdikleri piyasa ile birlikte ekonominin önemli aktörleri arasında yer alırlar. Bu nedenle bir şirkette ortaya çıkan yönetim krizi, ortaklar arasındaki uyuşmazlık, şirket organlarının çalışamaz hale gelmesi veya şirket malvarlığının korunmasına yönelik riskler çoğu zaman sadece şirket içi bir sorun olarak kalmaz. Bu tür gelişmeler, şirketin finansmana erişimini, ticari itibarını, piyasa güvenini ve ekonomik değerini de doğrudan etkileyebilir.</p>
<p>Şirket yönetiminde yaşanan ciddi sorunlar bazı hallerde mahkeme müdahalesini gündeme getirebilir. Bu müdahale yollarından biri de kayyımlık müessesesidir. Kayyım, belirli bir işi görmek, bir malvarlığını yönetmek veya belirli işlemleri denetlemek üzere mahkeme tarafından görevlendirilen kişi ya da kişilerdir.</p>
<p>Şirketler bakımından kayyımlık uygulaması farklı şekillerde karşımıza çıkmaktadır. Uygulamada <strong>çağrı kayyımı, yönetim kayyımı ve denetim kayyımı </strong>şeklinde bir ayrım yapılmaktadır. Bu yazıda özellikle denetim kayyımı üzerinde durulacaktır.</p>
<p>Ekonomik açıdan bakıldığında denetim kayyımı yalnızca hukuki bir tedbir olarak görülmemelidir. Doğru sınırlarla uygulandığında şirket varlığının korunmasına, finansal disiplinin sağlanmasına, alacaklıların ve ortakların menfaatlerinin gözetilmesine katkı sağlayabilir. Ancak sınırları belirsiz, geniş yorumlanan ve ölçüsüz uygulanan bir kayyımlık tedbiri; şirketin karar alma süreçlerini yavaşlatabilir, kredi ilişkilerini zorlaştırabilir, tedarik zincirinde güven kaybına yol açabilir ve şirket değerini olumsuz etkileyebilir.</p>
<p>Son dönemde bazı sektörlerde kamu yararı, piyasa düzeni, şirket faaliyetlerinin denetlenmesi ve şirket malvarlığının korunması gibi gerekçelerle kayyımlık uygulamaları yeniden gündeme gelmektedir. Bu nedenle denetim kayyımının hukuki niteliğinin, sınırlarının ve ekonomik etkilerinin doğru anlaşılması; şirketler, ortaklar, alacaklılar, finans kuruluşları ve meslek mensupları açısından önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>Denetim Kayyımı</strong></p>
<p>Denetim kayyımı, şirket yönetimini tamamen devralan kişi değildir. Şirketin mevcut yönetim kurulu görevine devam eder; yönetim kurulu toplantı yapabilir, şirket faaliyetlerini sürdürebilir, üretim, satış, personel ve günlük ticari faaliyetler devam eder. Ancak mahkeme kararında belirtilen bazı önemli kararlar, mali işlemler, sözleşmeler, varlık devirleri veya şirket açısından riskli görülen tasarruflar denetim kayyımının onayına tabi hale getirilebilir.</p>
<p>Ancak mahkeme kararında belirtilen bazı işlemler bakımından yönetim kurulunun tek başına hareket etmesi sınırlandırılabilir. Örneğin yüksek tutarlı mal alım satımı, önemli varlık devri, taşınmaz satışı, kredi kullanımı, olağan dışı ödeme yapılması veya şirketi ciddi şekilde borç altına sokacak sözleşmeler kayyım onayına bağlanabilir.</p>
<p>Bu yönüyle denetim kayyımı, şirketin faaliyetlerini durduran değil, belirli riskli işlemleri kontrol altına alan bir tedbirdir. Amaç şirketi kilitlemek değil; şirket varlığını, ortakların haklarını, alacaklıların menfaatlerini ve gerektiğinde kamu yararını korumaktır.</p>
<p>Denetim kayyımı, özellikle şirket yönetimiyle ilgili ciddi endişelerin bulunduğu, şirket malvarlığının korunması ihtiyacının ortaya çıktığı veya yönetim işlemlerinin belirli bir denetime tabi tutulmasının gerekli görüldüğü hallerde gündeme gelir. Bununla birlikte, bu tedbirin istisnai nitelikte olduğu unutulmamalıdır.</p>
<p><strong>Kötü Yönetim Tek Başına Yeterli midir?</strong></p>
<p>Uygulamada en çok karıştırılan konulardan biri, kötü yönetim iddiasının tek başına denetim kayyımı atanması için yeterli olup olmadığıdır. Bir şirketin kötü yönetildiği, zarar ettirildiği veya ortaklar arasında ciddi uyuşmazlık bulunduğu ileri sürülebilir. Ancak genel yaklaşım, bu iddiaların tek başına kayyım atanması için yeterli olmadığı yönündedir.</p>
<p>Şirket yönetiminin hatalı kararlar aldığı, basiretsiz davrandığı veya şirketi zarara uğrattığı iddia ediliyorsa, öncelikle Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) öngörülen olağan hukuki yolların işletilmesi beklenir. Bunlar arasında yönetim kurulu üyelerinin azli, sorumluluk davası açılması, genel kurul mekanizmalarının çalıştırılması veya diğer dava yolları yer alır.</p>
<p>Mahkemeler, aktif yönetim organı bulunan bir şirkete kayyım atanmasını şirketin iç işleyişine ağır bir müdahale olarak görmektedir. Bu nedenle denetim kayyımı, her ortaklık uyuşmazlığında veya her yönetim krizinde başvurulabilecek olağan bir çözüm yolu değildir.</p>
<p>Daha çok şirket organlarının işlevsiz hale geldiği, temsil yetkisinin kullanılamadığı, şirket malvarlığının ciddi ve somut bir risk altında bulunduğu veya mahkeme müdahalesini zorunlu kılan istisnai durumlarda gündeme gelebilir. Başka bir ifadeyle, kayyım tedbiri şirket yönetimindeki her aksaklığın çözüm aracı değil; olağan yolların yetersiz kaldığı özel durumlarda başvurulabilecek bir mekanizmadır.<strong>Hukuki Dayanak ve Sınırlar</strong></p>
<p>TTK’da doğrudan “denetim kayyımı” adıyla ayrıntılı bir düzenleme bulunmamaktadır. TTK’da özellikle genel kurulun toplantıya çağrılması için çağrı kayyımı düzenlenmiş; ayrıca şirket organlarının eksikliği bakımından TTK’nın 530. maddesi önem taşımıştır.</p>
<p>Bunun dışında uygulamada Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) kayyımlığa ilişkin genel hükümlerine başvurulmaktadır. Özellikle temsil kayyımlığı ve yönetim kayyımlığına ilişkin hükümler, ticaret şirketleri bakımından somut olayın özelliğine göre değerlendirilmektedir.</p>
<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 133. maddesi ise ayrıca ele alınmalıdır. Bu madde, şirket faaliyetleri çerçevesinde suç işlendiğine dair kuvvetli şüphe bulunması halinde başvurulan geçici bir koruma tedbiridir. CMK 133 kapsamındaki kayyım ataması, özel hukuk kaynaklı ortaklık uyuşmazlıklarından farklıdır. Burada amaç suç şüphesinin araştırılması, delillerin korunması ve şirket faaliyetlerinin hukuka uygun biçimde sürdürülmesidir.</p>
<p>CMK 133 kapsamında atanan kayyımın yetkisi mahkeme kararına göre değişebilir. Bazı durumlarda yönetim organının kararları kayyım onayına bağlanabilir. Bazı durumlarda ise yönetim yetkisi tamamen kayyıma verilebilir. Bu nedenle her CMK 133 kayyımını doğrudan denetim kayyımı olarak nitelendirmek doğru değildir. Kayyımın hukuki niteliği, mahkeme kararının içeriğine göre belirlenmelidir.</p>
<p>Bu noktada en önemli meselelerden biri, kayyım kararının sınırlarının açık olmasıdır. Hangi işlemlerin kayyım onayına tabi olduğu, kayyımın görev süresi, raporlama yükümlülüğü ve şirket yönetimiyle ilişkisi açıkça belirlenmelidir. Aksi halde uygulamada yetki karmaşası doğabilir.</p>
<p><strong>Yönetim Kayyımı ile Denetim Kayyımı Farkları</strong></p>
<p>Denetim kayyımı ile yönetim kayyımı arasındaki fark, yalnızca hukuki açıdan değil, ekonomik sonuçlar bakımından da önemlidir.</p>
<p>Yönetim kayyımı atandığında şirketin yönetim ve temsil yetkisi tamamen veya büyük ölçüde kayyıma geçer. Bu durumda şirket yönetimi fiilen el değiştirir. Kararları kayyım alır, şirket adına işlemleri kayyım yürütür.</p>
<p>Denetim kayyımında ise mevcut yönetim görevine devam eder. Kayyım yalnızca mahkeme kararında belirtilen işlemleri denetler, onaylar veya gerektiğinde engeller. Dolayısıyla denetim kayyımı, şirketin ticari faaliyetlerinin devamına daha fazla imkân tanıyan bir modeldir.</p>
<p>Bu ayrım açık yapılmadığında şirket içinde yetki karmaşası doğabilir. Yönetim kurulu, kayyım, ortaklar, bankalar, tedarikçiler ve üçüncü kişiler hangi işlemin kimin onayıyla yapılacağını bilemez hale gelebilir. Bu da şirketin karar alma hızını düşürür, ticari faaliyetlerini yavaşlatır ve piyasa güvenini zedeler.</p>
<p>Özellikle finansal işlemler, kredi kullanımı, varlık satışı, önemli sözleşmeler ve olağan dışı ödemeler bakımından bu ayrımın uygulamada net olması gerekir. Çünkü şirketin ticari muhatapları, işlem yaparken kimin yetkili olduğunu ve hangi onayların gerekli olduğunu bilmek ister.</p>
<p><strong>Denetim Kayyımının Ekonomik Önemi</strong></p>
<p>Denetim kayyımı çoğu zaman sadece hukuki bir konu gibi ele alınır. Ancak şirketler açısından bunun önemli ekonomik sonuçları vardır. Bir şirkete kayyım atanması, piyasaya güçlü bir mesaj verirken; bu mesajın olumlu mu yoksa olumsuz mu algılanacağı; kararın gerekçesine, kapsamına ve uygulama biçimine bağlıdır. Eğer kayyım uygulaması şirketin malvarlığını korumak, şeffaflığı artırmak ve finansal disiplini sağlamak amacıyla açık sınırlar içinde uygulanırsa, şirket açısından güven artırıcı bir etki doğurabilir. Buna karşılık belirsiz, geniş ve şirket faaliyetlerini yavaşlatan bir uygulama; kredi ilişkilerini, tedarik zincirini, müşteri güvenini ve şirket değerini olumsuz etkileyebilir.</p>
<p>Bankalar açısından kayyım atanmış bir şirket daha yakından izlenmesi gereken bir risk alanıdır. Şirketin kredi kullanımı, teminat yapısı, nakit akışı ve ödeme kabiliyeti yeniden değerlendirilir. Benzer şekilde tedarikçiler de şirketin ödeme gücü ve karar alma süreçlerinin nasıl işleyeceği konusunda daha dikkatli davranır.</p>
<p>Bu nedenle denetim kayyımı yalnızca mahkeme kararının uygulanması meselesi değildir. Aynı zamanda şirketin finansal itibarı, likiditesi, ticari ilişkileri ve piyasa algısı üzerinde doğrudan etkili olabilecek bir kurumsal yönetim konusudur.</p>
<p>Şirketin piyasadaki güvenilirliği, çoğu zaman bilançosundaki rakamlar kadar yönetim yapısının istikrarıyla da ilişkilidir. Kayyım atanması, yönetim mekanizmasında olağan dışı bir durum bulunduğunu gösterdiği için şirketin ilişkide olduğu tüm taraflar açısından dikkatle izlenir. Bu nedenle kayyım kararının kapsamı, süresi ve uygulanma biçimi mümkün olduğunca açık olmalıdır.</p>
<p><strong>Ekonomi İçin Temel Mesele: Güven ve Öngörülebilirlik</strong></p>
<p>Şirketler ekonominin canlı hücreleridir ve bu hücrelerin birinde yönetim krizi yaşandığında, bunun etkisi yalnızca ortaklarla sınırlı kalmaz; çalışanlar, tedarikçiler, bankalar, müşteriler ve piyasa aktörleri de bu süreçten etkilenir.</p>
<p>Bu nedenle denetim kayyımı gibi tedbirlerde temel denge iyi kurulmalıdır. Bir yandan şirket malvarlığı, ortakların ve alacaklıların hakları korunmalı; diğer yandan şirketin üretim, ticaret ve finansman kanalları gereksiz yere tıkanmamalıdır.</p>
<p>Öngörülebilir, sınırları belirli ve ölçülü bir kayyım uygulaması şirketi koruyabilir. Ancak sınırları belirsiz, geniş yorumlanan ve ticari hayatı yavaşlatan bir uygulama şirket değerini düşürebilir, finansmana erişimi zorlaştırabilir ve piyasa güvenini zedeleyebilir.</p>
<p>Şirketlerin sağlıklı işleyişinde güven ve öngörülebilirlik en az sermaye kadar önemlidir. Bir şirketin hangi kararları kimin alacağı, hangi işlemlerin hangi onaya tabi olduğu ve ticari faaliyetlerin nasıl devam edeceği açık değilse, piyasa aktörleri doğal olarak temkinli davranır. Bu da şirketin faaliyetlerini ve ekonomik değerini olumsuz etkileyebilir.</p>
<p>Türkiye’de şirketlerin daha sağlıklı, şeffaf ve öngörülebilir bir kurumsal yönetim yapısına kavuşması için denetim kayyımı uygulamasının hukuki sınırlarının daha açık belirlenmesi önemlidir. Çünkü mesele yalnızca hukuk meselesi değildir; aynı zamanda şirket değeri, yatırımcı güveni, finansal istikrar ve piyasa disiplini meselesidir.</p>
<p><strong>Meslek Mensupları Açısından Değerlendirme</strong></p>
<p>Yeminli ve Mali müşavirler, bağımsız denetçiler ve şirket danışmanları açısından denetim kayyımı uygulaması yalnızca hukuki bir gelişme değildir. Bu durum şirketin muhasebe, finans, raporlama ve iç kontrol süreçlerini doğrudan etkileyebilir.</p>
<p>Kayyım atanmış bir şirkette özellikle şu konulara dikkat edilmelidir:</p>
<ul>
<li>Kayyım onayına tabi işlemler açık şekilde belirlenmelidir.</li>
<li>Yüksek tutarlı ödemeler, varlık satışları, kredi işlemleri ve olağan dışı sözleşmeler bakımından onay süreci takip edilmelidir.</li>
<li>Şirketin defter, belge ve mali tabloları düzenli, izlenebilir ve denetime hazır olmalıdır.</li>
<li>Kayyımın talep ettiği mali raporlar zamanında ve doğru hazırlanmalıdır.</li>
<li>Şirket yönetimi ile kayyım arasındaki yetki sınırı yazılı olarak izlenmelidir.</li>
<li>Onaya tabi olduğu halde kayyım onayı alınmadan yapılan işlemlerin hukuki geçerliliği tartışmalı hale gelebilir.</li>
</ul>
<p>Bu nedenle kayyım atanmış şirketlerde muhasebe kayıtlarının doğru tutulması tek başına yeterli değildir. İşlemlerin yetkili kişilerce yapılıp yapılmadığı, gerekli onayların alınıp alınmadığı ve şirketin finansal yükümlülüklerini yerine getirme kapasitesi de ayrıca değerlendirilmelidir.</p>
<p>Meslek mensupları açısından bu süreçte dikkat edilmesi gereken bir diğer konu da belge düzeni ve izlenebilirliktir. Kayyımın onayına tabi işlemlerde onay sürecinin yazılı olarak belgelenmesi, ileride doğabilecek hukuki ve mali tartışmaların önlenmesi bakımından önemlidir.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Denetim kayyımı, şirket faaliyetlerini tamamen durdurmadan belirli işlemleri kontrol altına almayı amaçlayan istisnai bir hukuki tedbirdir. Bu yönüyle yalnızca hukuk tekniği bakımından değil, şirketlerin ekonomik sürekliliği, finansal itibarı ve piyasa güveni bakımından da önem taşımaktadır.</p>
<p>Şirketler ekonominin canlı aktörleridir. Bir şirkette yaşanan yönetim krizi, ortaklar arasındaki uyuşmazlık veya şirket malvarlığının korunmasına yönelik riskler; çalışanları, tedarikçileri, alacaklıları, bankaları ve müşterileri de etkileyebilir. Bu nedenle denetim kayyımı uygulamasında temel amaç, şirketi yönetimden koparmak değil; şirket varlığını korurken ticari hayatın devamını sağlamaktır.</p>
<p>Ancak denetim kayyımı, her kötü yönetim iddiasında veya her ortaklık uyuşmazlığında başvurulabilecek olağan bir çözüm yolu değildir. Şirketin organları çalışıyor, yönetim kurulu görevini sürdürüyor ve temsil yetkisi kullanılabiliyorsa, yalnızca zarar ettirme, hatalı karar alma veya ortaklar arasında anlaşmazlık bulunması tek başına kayyım atanması için yeterli görülmemektedir. Bu tür durumlarda öncelikle yöneticilerin azli, sorumluluk davası, genel kurul mekanizmalarının işletilmesi ve TTK’da öngörülen diğer hukuki yollar gündeme gelmelidir.</p>
<p>Ekonomik açıdan bakıldığında ise denetim kayyımı kararının kapsamı ve uygulanma biçimi büyük önem taşır. Sınırları açık, ölçülü ve şirket faaliyetlerini aksatmayacak şekilde uygulanan bir denetim kayyımı; şirket malvarlığının korunmasına, finansal disiplinin sağlanmasına, alacaklıların ve ortakların menfaatlerinin gözetilmesine katkı sağlayabilir. Buna karşılık sınırları belirsiz, geniş yorumlanan ve karar alma süreçlerini yavaşlatan bir uygulama; şirketin kredi ilişkilerini, tedarik zincirini, müşteri güvenini ve piyasa değerini olumsuz etkileyebilir.</p>
<p>Bu nedenle denetim kayyımı uygulamasında hukuki koruma ile ekonomik süreklilik arasında hassas bir denge kurulmalıdır. Şirketin varlıkları korunurken üretim, ticaret, ödeme ve finansman kanallarının gereksiz yere tıkanmaması gerekir. Kayyımın görevi, şirketi kilitlemek değil; riskli işlemleri denetlemek, şeffaflığı artırmak ve şirketin sağlıklı şekilde faaliyetlerine devam etmesine katkı sağlamaktır.</p>
<p>Sonuç olarak denetim kayyımı, doğru şartlarda ve doğru sınırlarla uygulandığında şirket varlığını, ortakları, alacaklıları ve piyasa güvenini koruyabilecek faydalı bir kurumdur. Ancak mevcut yasal düzenleme ve yargı uygulaması dikkate alındığında, özellikle özel hukuk uyuşmazlıklarında uygulama alanı sınırlıdır. Bu konuda daha açık, öngörülebilir ve ticaret hayatının ihtiyaçlarına uygun bir yasal çerçevenin oluşturulması hem şirketler hem yatırımcılar hem finans kuruluşları hem de uygulayıcılar açısından belirsizlikleri azaltacaktır.</p>
<p>Mesele yalnızca bir hukuk meselesi değildir; aynı zamanda şirket değeri, finansal istikrar, kurumsal yönetim ve piyasa güveni meselesidir.</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, Madde 1, Madde 412 ve Madde 530</li>
<li>4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, Madde 403, Madde 426 ve Madde 427</li>
<li>Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 28.03.2017 tarihli, 2016/1427 E. ve 2017/3461 K. sayılı kararı.</li>
<li>İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2019/1599 E. ve 2021/842 K. sayılı kararı.</li>
<li>İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi, 2019/771 E. ve 2021/751 K. sayılı kararı.</li>
<li>Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2021/94 E. ve 2021/352 K. sayılı kararı.</li>
<li>Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2019/776 E. ve 2019/910 K. sayılı kararı.</li>
<li>İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2012/1650 E. ve 2013/378 K. sayılı kararı.</li>
<li>Battal, Ahmet. “Kayyım Denetimindeki Anonim Şirketin Yönetimi”, Ticaret ve Fikri Mülkiyet Hukuku Dergisi, 2016, Sayı 1.</li>
<li>Altaş, Soner. “Anonim Şirkete TTK ve TMK Uyarınca Kayyım Atanması”. (https://www.jurix.com.tr/article/5208?u=0&amp;c=0)</li>
<li>Göksel, Beyza Nur. “Anonim Şirketlerde Denetim Kayyımı Atanmak Suretiyle Yönetim Kurulu Faaliyetlerinin Denetlenmesi Mümkün müdür?”, Özgün Law Makaleler. (https://www.ozgunlaw.com/makaleler/anonim-sirketlerde-denetim-kayyimi-atanmak-suretiyle-yonetim-kurulu-faaliyetlerinin-denetlenmesi-mumkun-mudur-1061)</li>
<li>CNBC-e Gıda Piyasası Gündem Haberleri. Beyaz et sektöründeki rekabet soruşturması kapsamında şirketlere denetim kayyımı atanmasına ilişkin haber ve değerlendirmeler. (https://www.cnbce.com/haberler/beyaz-et-sektorune-sorusturma-13-sirkete-denetim-kayyumu-atandi-h31489)</li>
</ul> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/denetim-kayyimi-sirketlerde-hukuki-koruma-ve-ekonomik-guven-dengesi-81301</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Denetim kayyımı: Şirketlerde hukuki koruma ve ekonomik güven dengesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/makaza-altin-insaat-rotasini-nitelikli-konuta-cevirdi-81300</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Makaza Altın İnşaat rotasını nitelikli konuta çevirdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Bursa merkezli Makaza Altın İnşaat'ın, konut sektöründeki değişen talep yapısına paralel olarak proje stratejisini yeniden şekillendirdiği belirtildi. Verilen bilgiye göre, Nilüfer başta olmak üzere Bursa’nın gelişen bölgelerinde bugüne kadar yaklaşık 500 konut üreten şirket, son dönemde tamamladığı Kurşunlu projesinin ardından yeni yatırımlarını daha seçici ve yüksek katma değerli projelere yöneltiyor. 2015 yılında kurulan ve Gold Life, Gold Life Bulvar, Gold Life Bulvar Elite, Altın Bahçe Evleri gibi projelerle Bursa konut sektöründe yer edinen şirket, özellikle Nilüfer bölgesindeki projeleriyle büyümesini sürdürdü.</p>
<p>Makaza Altın İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Altın, son olarak Mudanya Kurşunlu’da 35 daire ve 2 ticari üniteden oluşan projeyi tamamladıklarını belirterek, bölgede pandemi sonrası değişen yaşam tercihlerinin etkisini gördüklerini söyledi. Altın, doğal yaşamla iç içe lokasyonların son yıllarda daha fazla talep çektiğini ifade etti. Şirketin gündemindeki en önemli yatırımın ise Mudanya Çağrışan’da geliştirilen “Altın Koru Villaları” projesi olduğunu açıklayan Mustafa Altın, projede her biri farklı konseptte tasarlanan 6 müstakil villanın yer alacağını söyledi. Üst segment konut talebindeki artışın yeni projelerde belirleyici olduğunu kaydeden Altın, son yıllarda orta gelir grubunun konuta erişiminin zorlaştığını, bu nedenle sektörde iki farklı eğilimin öne çıktığını belirtti. Buna göre firmalar ya daha küçük metrekareli ve ulaşılabilir fiyatlı konutlara yöneliyor ya da yüksek gelir grubuna hitap eden butik projeler geliştiriyor.</p>
<h2>“Bursa’da konut maliyetini arsa belirliyor”</h2>
<p>Sektörün mevcut durumunu değerlendiren Mustafa Altın, Bursa’da konut üretiminin önündeki en büyük engelin arsa maliyetleri olduğunu vurguladı. Bursa’da yeni imarlı alanların sınırlı kalmasının arsa fiyatlarını yukarı çektiğini belirten Altın, konut maliyetleri içinde arsanın payının yüzde 48 seviyelerine ulaştığını söyledi. Mustafa Altın, “Bugün birçok bölgede arsa sahipleri yüzde 50’nin altında kat karşılığı anlaşmaya yanaşmıyor. Bu da konut maliyetlerini doğrudan artırıyor ve yeni proje üretimini zorlaştırıyor” dedi. Değişen aile yapısı, tek kişilik hane sayısındaki artış ve ekonomik koşulların yeni konut trendlerini belirlediğini ifade eden Altın, 1+1 ve 2+1 dairelere olan talebin arttığını söyledi. Bursa’nın göç almaya devam eden bir kent olduğunu hatırlatan Altın, özellikle Nilüfer ve Mudanya aksında konut talebinin güçlü seyrini koruduğunu söyledi. Kentin uzun yıllardır beklediği 1/100 bin ölçekli çevre düzeni planının önemine dikkat çeken Altın, sanayi, konut ve ulaşım yatırımlarının sağlıklı şekilde yönlendirilebilmesi için kapsamlı planlama yapılması gerektiğini belirtti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/makaza-altin-insaat-rotasini-nitelikli-konuta-cevirdi-81300</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/0/1280x720/makaza-altin-insaat-rotasini-nitelikli-konuta-cevirdi-1781678529.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa’da 2015 yılından bu yana yaklaşık 500 konut üreten Makaza Altın İnşaat, tamamladığı Kurşunlu projesinin ardından şimdi de Çağrışan’da geliştirdiği Altın Koru Villaları ile üst gelir grubuna yönelik yeni bir projeyi hayata geçiriyor. Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Altın, üst segment konut talebindeki artışın yeni projelerde belirleyici olduğunu belirterek, son yıllarda orta gelir grubunun konuta erişiminin zorlaştığını, bu nedenle sektörde iki farklı eğilimin öne çıktığını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/estu-patent-tescilinde-turkiye-birincisi-oldu-81297</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ESTÜ, patent tescilinde Türkiye birincisi oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Patent başvurularında yalnızca sayıya değil, ticarileşmeye de odaklanan Eskişehir Teknik Üniversitesi (ESTÜ), 2025 Üniversite İzleme ve Değerlendirme Genel Raporu'nda "Olumlu Sonuçlanan Patent Yüzdesi" göstergesinde yüzde 16 ile Türkiye birincisi oldu.</p>
<p>Üniversitenin patent portföyü incelendiğinde, 2018-2021 döneminde ölçüm sistemleri, malzeme teknolojileri, biyoteknoloji, eğitim teknolojileri ve yapı mühendisliği gibi alanların öne çıktığı görülürken, son yıllarda elektrikli araç şarj sistemleri, batarya teknolojileri, havacılık, insansız hava araçları, otonom sistemler, sürdürülebilir malzemeler ve çevre teknolojileri gibi yüksek katma değerli alanlara yönelim dikkat çekti. 2024 sonrasında ise yapay zekâ destekli karar destek sistemleri, GPS ve uydu tabanlı konumlama teknolojileri, yarı iletken uygulamaları, savunma sanayii, akıllı ulaşım ve yeşil rota optimizasyonu gibi alanlarda geliştirilen teknolojiler patent portföyünde ağırlık kazandı.</p>
<p><strong>"Patentlerin ürüne dönüşmesini önceliklendiriyoruz"</strong></p>
<p>ESTÜ TTO Yöneticisi Öğr. Gör. Dr. Orkun Başkan, üniversitede yürütülen teknoloji transferi modelinin yalnızca patent üretimine değil, bu patentlerin ekonomik değere dönüşmesine odaklandığını söyledi. Başkan, "Patent başvuru sayıları elbette önemli ancak bizim için asıl başarı, geliştirilen teknolojilerin sanayiyle buluşması ve topluma katma değer üretmesidir. Bu nedenle araştırmacılarımızı yalnızca fikri mülkiyet koruması konusunda değil, lisanslama, patent devri ve ticarileştirme süreçlerinde de aktif olarak destekliyoruz. Oluşturduğumuz teknoloji transfer mekanizması sayesinde akademik bilgi laboratuvar sınırlarını aşarak üretime, istihdama ve ekonomik değere dönüşüyor. Türkiye birinciliğiyle sonuçlanan patent kabul performansımız da bu bütüncül yaklaşımın somut bir göstergesi oldu" dedi.</p>
<p>Üniversitenin sanayiyle yürüttüğü çalışmalar kapsamında ASELSAN, ERİAD, Tanatar Kalıp, Başarsoft ve FLO gibi farklı sektörlerden kuruluşlarla teknoloji geliştirme ve ticarileştirme faaliyetleri gerçekleştirildi. Bu iş birliklerinin, proje geliştirme süreçlerinin yanı sıra patent devirleri, tasarımların sektöre aktarılması ve teknolojik çıktıların ekonomik değere dönüştürülmesine de katkı sunduğu ifade edildi.</p>
<p><strong>Cam köpüğü teknolojisi sanayiye aktarılıyor</strong></p>
<p>ESTÜ'nün ticarileştirme süreçlerinde öne çıkan çalışmalardan biri de "Geri Dönüşüm Camlardan Elde Edilen Çok Amaçlı Cam Köpüğü" başlıklı patent oldu. Atık camların yüksek katma değerli cam köpüğü ürünlerine dönüştürülmesini sağlayan teknoloji, patent devri yoluyla sanayiye aktarıldı. Söz konusu buluşun, yakın dönemde Eskişehir'de kurulacak yeni bir işletme aracılığıyla üretime taşınmasının planlandığı bildirildi.</p>
<p>Üniversitenin sanayiye devredilen bir diğer teknolojisi ise Başarsoft Bilgi Teknolojileri A.Ş.'ye aktarılan "Yol Eğiminden Türetilen Yakıt Tüketimi ve Emisyon Modeli ile Yeşil Rota Üretimi Gerçekleştiren Optimizasyon Sistemi ve Yöntem" başlıklı buluş oldu. Akıllı ulaşım sistemleri ve sürdürülebilir lojistik alanında geliştirilen teknolojiyle yakıt tüketimi ve karbon emisyonlarının azaltılmasına katkı sağlanması hedefleniyor.</p>
<p>Tanatar Kalıp Pres İşleri San. ve Tic. Ltd. Şti. ile yürütülen iş birliği kapsamında geliştirilen "Bakır İçermeyen ve Çevre Dostu Bir Fren Balatası Kompozisyonu" başlıklı patent de sanayiye aktarılan çalışmalar arasında yer aldı. Patentin, geleneksel fren balatalarında kullanılan bakırın çevresel etkilerini azaltmaya yönelik yeni nesil bir kompozisyon geliştirdiği belirtildi.</p>
<p><strong>"Bilgiyi ekonomik ve toplumsal faydaya dönüştürüyoruz"</strong></p>
<p>Patentlerin yanı sıra tasarım odaklı çalışmalarda da önemli iş birlikleri geliştirdiklerini ifade eden Öğr. Gör. Dr. Orkun Başkan, "Teknoloji transferini yalnızca mühendislik alanındaki patentlerle sınırlı görmüyoruz. Tasarım, yaratıcı endüstriler ve farklı disiplinlerde ortaya çıkan fikirlerin de ekonomik karşılık bulmasını önemsiyoruz. FLO ile yürüttüğümüz tasarım çalışmaları bunun başarılı örneklerinden biri oldu. Aynı zamanda üniversitemizde geliştirilen çevre teknolojileri, akıllı ulaşım çözümleri ve sürdürülebilir üretim uygulamalarını sanayiye aktararak ülkemizin yeşil dönüşüm ve dijitalleşme hedeflerine katkı sağlamayı sürdürüyoruz. Araştırma çıktılarının toplum, çevre ve ekonomi için somut faydaya dönüşmesi en temel önceliklerimiz arasında yer alıyor" diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/estu-patent-tescilinde-turkiye-birincisi-oldu-81297</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/7/1280x720/estu-patent-tescilinde-turkiye-birincisi-oldu-1781677192.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eskişehir Teknik Üniversitesi, &quot;Olumlu Sonuçlanan Patent Yüzdesi&quot; göstergesinde yüzde 16 ile Türkiye birincisi oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/b-recete-uygulamasi-geri-cekilsin-talebi-81269</guid>
            <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 23:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> B-reçete uygulaması geri çekilsin talebi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Antalya Şube Başkanı Ebru Kaçın düzenlediği toplantıda, sürdürülebilir tarımsal üretimin, gıda güvenliği ve halk sağlığı açısından vazgeçilmez olduğunu söyledi.</p>
<p>Pilot bölgelerde uygulanan B-Reçete sisteminin başarıya ulaşmadığını ve yeni sorunlar ortaya çıkardığını belirten Kaçın, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’B-Reçete uygulaması izlenebilirliğin artırılması ve pestisit kalıntılarının azaltılması amacıyla gündeme getirilmiştir. Ancak pilot uygulamalardan elde edilen sonuçlar, sistemin mevcut haliyle temel hedeflere katkı sunmak yerine sahada yeni sorunlar yarattığını açıkça ortaya koymuştur. Bu nedenle 1 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe girmesi planlanan B-Reçete uygulamasının mevcut haliyle acilen geri çekilmesi gerekmektedir. Bugün itibarıyla üreticilerin büyük çoğunluğu sisteme kayıtlı değildir. Kayıtlı olan üreticiler açısından ise en önemli sorunlardan biri, üretimini yaptıkları birçok bitki türünde ruhsatlı etkili madde bulunmamasıdır. Özellikle süs bitkileri başta olmak üzere bazı üretim alanlarında ruhsatlı ürün sayısının son derece yetersiz olması, üreticileri ciddi bir belirsizlikle karşı karşıya bırakmaktadır.’’</p>
<p>Üreticinin mücadele edebileceği ruhsatlı ürün bulunmadığı koşullarda sistemin sağlıklı işlemesinin mümkün olmadığını vurgulayan Kaçın, ‘’Sorunların üzeri örtülmemeli, sahadaki gerçekler görmezden gelinmemelidir. B-Reçete uygulamasına geçilmeden önce ruhsat genişlemesi yapılarak pestisitlerin kullanılabileceği bitki alanları artırılmalıdır. Bugün sahada aynı aktif maddeye sahip onlarca bitki koruma ürünleri bulunmasına rağmen, bu ürünlerin farklı bitkiler için farklı ruhsat kapsamlarına sahip olması üreticiler, bayiler ve meslektaşlarımız açısından ciddi belirsizliklere yol açmaktadır’’ dedi.</p>
<p><strong>"5 aktif madde için reçete zorunluluğu var"</strong></p>
<p>Aynı aktif maddenin bir üründe belirli bir bitki için ruhsatlı iken, başka bir üründe aynı bitki için ruhsatlı olmayabileceğine dikkat çeken Kaçın, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Bu durum sahada hem uygulama karmaşası yaratmakta hem de reçete sisteminin sağlıklı ve adil şekilde işlemesini zorlaştırmaktadır. Bugün yalnızca 5 aktif madde için reçete zorunluluğu bulunmasına rağmen sistemde çok sayıda aksaklık yaşanmaktadır. Bu kadar sınırlı bir uygulamada dahi sorunlar çözülememişken, reçete zorunluluğunun tüm bitki koruma ürünlerine yayılması halinde sürecin sahada içinden çıkılmaz bir hale dönüşeceği açıktır. Bu risk göz ardı edilmemeli; uygulama genişletilmeden önce mevcut sistem tüm yönleriyle yeniden değerlendirilmelidir.’’</p>
<p>Türkiye’de 7 bin 643 zirai bayi ve milyonlarca üreticinin,  Antalya’da ise 686 zirai ilaç bayisinin bu uygulamadan doğrudan etkileneceğini anlatan Ebru Kaçın, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Bu rakamlar, B-Reçete sisteminin yalnızca teknik bir düzenleme olmadığını; üreticiden bayiye, ziraat mühendisinden tüketiciye kadar geniş bir kesimi ilgilendiren önemli bir uygulama olduğunu göstermektedir. Üreticilerin yalnızca sınırlı bir bölümünün sisteme kayıtlı olduğu dikkate alındığında, uygulamanın mevcut haliyle yürürlüğe girmesi üretimde aksamalara, verim ve rekolte kayıplarına neden olabilecektir. Bunun sonucunda piyasada arz eksiklikleri yaşanması, tüketicilerin gıdaya erişiminde sorunlarla karşılaşılması ve fiyat artışlarının gündeme gelmesi ihtimali göz ardı edilmemelidir.</p>
<p><strong>"Çözüm olmadı"</strong></p>
<p>B-Reçete uygulamasında sahadaki sorunların çözüme ulaşmadığını ifade eden Kaçın, ‘’Sistemin işleyişi, teknik altyapısı ve uygulama süreçleri yeniden ele alınmalı, sektör temsilcilerinin görüşleri doğrultusunda daha işlevsel, adil ve uygulanabilir bir yapı oluşturulmalıdır’’ dedi.</p>
<p>Doğru planlama ile Antalya’nın yaş sebze üretimi ve ihracatındaki izlenebilirlik sisteminin hem gıda güvenliğine hem de ihracata önemli katkılar sağlayacağını dile getiren Ebru Kaçın sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Ancak iyi niyetli hedefler, eksik hazırlanan ve sahadaki gerçeklerle örtüşmeyen uygulamalarla gerçekleştirilemez. Sorunları çözmesi beklenen bir sistemin yeni sorunlar üretmesine izin verilmemelidir. Mevcut koşullar altında B-Reçete uygulamasının yürürlüğe girmesi, faydadan çok zarar doğurma riski taşımaktadır. Bu nedenle B-Reçete uygulaması mevcut haliyle acilen geri çekilmeli; teknik altyapı eksiklikleri giderilmeli, ruhsatlı etkili madde ve ruhsat genişlemesi sorunları çözülmeli, üreticilerin kayıt süreçleri tamamlanmalı ve sistem, sektörün tüm paydaşlarının görüşleri doğrultusunda yeniden tasarlanmalıdır.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/b-recete-uygulamasi-geri-cekilsin-talebi-81269</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/9/1280x720/b-recete-uygulamasi-geri-cekilsin-talebi-1781641117.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ziraat Mühendisleri Odası Antalya Şubesi, pilot bölgelerde uygulanan B-Reçete sisteminin elde edilen sonuçlarla mevcut haliyle temel hedeflere katkı sunmak yerine sahada yeni sorunlar yarattığını bu nedenle uygulamanın geri çeki çekilmesini istedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiye-tohumculuk-sektorunde-dunyada-5-siraya-goz-dikti-81268</guid>
            <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 23:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Antalya tohumculukta stratejik bir üretim üssü&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Türkiye Tohumcular Birliği (TÜRKTOB) ve Türkiye Tohumculuk Endüstrisi Derneği (TÜRKTED) iş birliği ile 1-5 Aralık tarihlerinde Asya Pasifik Tohumcular Birliği (The Asia and Pacific Seed Alliance)  tarafından Antalya’da düzenlenecek Uluslararası Asya Tohumculuk Kongresi (Asian Seed Congress / ASC 2026) ön tanıtım toplantısı Antalya Ticaret Borsası’nda gerçekleştirildi.</p>
<p>Türkiye’de ilk kez düzenlenecek Uluslararası Asya Tohumculuk Kongresi (Asian Seed Congress / ASC 2026), tohumculuk sektörünün küresel ölçekteki önemli buluşma noktası olacak. Kongreye başta Asya – Pasifik ülkeleri olmak üzere sektör temsilcileri, tohum firmaları, ulusal ve uluslararası meslek örgütlerini, bitki ıslahçıları, araştırmacıları, akademisyenleri, politika yapıcıları ve ilgili tüm paydaşlar katılacak.</p>
<p>Türkiye Tohumculuk Endüstrisi Derneği (TÜRKTED) Başkanı Burak Gönen,  1980’li yılların ortasından itibaren özel sektör öncülüğünde gelişimini sürdüren Türk tohumculuk sektörünün dünyada hak ettiği yeri aldığını söyledi.</p>
<p>Türk tohumculuk sektörünün gelişimini sürdürmeye devam ettiğini belirten Gönen, ‘’Sektörümüz bu gelişme süreci içinde uluslararası ticaret ve rekabet alanlarında da iyi bir performans göstermektedir. TÜRKTOB ve TÜRKTED birlikte tohumculuk sektörümüzü Asya Pasifik Bölgesinde de tanıtmak için 2023 yılında tarihinde ilk defa Asya Tohumculuk Kongresini ülkemizde düzenlemek için müracaat etmişti’’ dedi.</p>
<p>Türkiye Tohumcular Birliği (TÜRKTOB) Başkanı Kayhan Yıldırım da, tohumculuğun bugün yalnızca tarımsal üretimin değil, gıda arz güvenliğinin, sürdürülebilirliğin, dış ticaretin ve ülkelerin stratejik geleceğinin en önemli alanlarından biri hâline geldiğini kaydetti. Yıldırım, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Türkiye tohumculuk sektörü, son yıllarda üretim kapasitesi, ihracat başarısı, AR-GE birikimi ve uluslararası pazarlardaki etkinliğiyle önemli bir gelişim göstermiştir. 1-5 Aralık 2026 tarihlerinde Antalya’da gerçekleştireceğimiz Uluslararası Asya Tohumculuk Kongresi’nin, ülkemizin bu alandaki birikimini ve başarısını dünyaya daha güçlü şekilde tanıtacağına inanıyoruz. Bu kongre, sektörümüz için yeni iş birliklerinin kurulmasına, Asya-Pasifik Bölgesi ile ticari ve teknik ilişkilerin geliştirilmesine, Antalya’mızın uluslararası organizasyon gücünün daha görünür hâle gelmesine katkı sağlayacaktır.’’</p>
<p><strong>"Antalya’da tohum üretimi katma değeri 12 milyar TL’ye ulaştı"</strong></p>
<p> Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır ise Türk tohumculuk sektörünün son yıllarda önemli bir gelişim gösterdiğini belirterek, ‘’Türkiye sadece kendi ihtiyacını karşılayan değil, 100’ün üzerinde ülkeye ihracat yapan, dış ticaret fazlası veren ve küresel rekabette güç kazanan bir konuma ulaştı’’ dedi.</p>
<p>Antalya’nın ise bu başarının en güçlü merkezlerinden biri olduğunu vurgulayan Çandır, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Antalya yalnızca yaş sebze ve meyve üretimiyle değil, özellikle sebze tohumculuğu, fide, fidan ve süs bitkileri gibi yüksek katma değerli alanlarda da stratejik bir üretim üssüdür. Bugün Türkiye’de sebze tohumu üretimi yapan 365 firmanın 118’i (3’te 1’i), sebze fidesi üretimi yapan 249 firmanın ise 107’si (5’te 3’ü) Antalya’da faaliyet göstermektedir. 2025 yılında Antalya’da 258 ton standart ve hibrit sebze tohumu üretilmiş, bu üretimin ekonomik değeri 12 milyar TL’ye ulaşmıştır. Ayrıca geçtiğimiz yıl kentimizde 1,9 milyar adet fide üretimi gerçekleşmiş, bunun ekonomik değeri ise 16 milyar TL olmuştur.’’</p>
<p>Çandır, APSA Tohumculuk Kongresi’nin Antalya’da düzenlenecek olmasının Türkiye için büyük bir fırsat olduğunu sözlerine ekledi.</p>
<p><strong>"Türkiye, tohumculukta 922 milyon dolarlık dış ticaret hacmine ulaştı"</strong></p>
<p>TÜRKTED Başkanı Burak Gönen ve TÜRKTOB Başkanı Kayhan Yıldırım, konuşmaların ardından Dünya ve Türkiye tohumculuk sektörü hakkında ortak açıklama yaptı.</p>
<p>Açıklamada, ‘Köklü geçmişten yenilikçi ve sürdürülebilir geleceğe’ temasıyla düzenlenecek kongrede, tohumculuk sektörünün bugünü ve geleceği, sürdürülebilir üretim, gıda arz güvenliği, iklim değişikliğine uyum, araştırma ve geliştirme (AR-GE) ve inovasyon, bitki ıslahı, uluslararası ticaret, sektörel iş birlikleri ve yeni teknolojiler gibi birçok başlık ele alınacağı belirtildi.</p>
<p>Asya Pasifik Bölgesi başta olmak üzere Avrupa, Türk Cumhuriyetleri, Afrika ve Amerika kıtasından bin 500’e yakın temsilcinin kongreye katılacağı ifade edilen açıklamada, şu görüşlere yer verildi:</p>
<p>‘’Türk tohumculuk sektörü geleneksel tedarik yöntemlerinden, ileri teknolojiye dayalı, araştırma ve geliştirme (AR-GE) odaklı ve dış ticaret fazlası veren küresel bir aktör konumuna evrilmiştir. Türk tohumculuk sektörü 2018 yılından bu yana ithalattan daha fazla ihracat yapmaktadır. 2025 yılında ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 141’e yükselmiştir. Sektör 2025 yılında 539 milyon dolar ihracat yaparak 922 milyon dolarlık dış ticaret hacmine ulaşmıştır. Hedefimiz dünya tohum ticaretinde 10. sırada olan yerimizi ilk 5’e taşımaktır.’’</p>
<p><strong>Tohumculukta yeni pazarlar Asya-Pasifik</strong></p>
<p>Türkiye’nin sadece tohum olarak 117, fidan ve süs bitkileri eklendiğinde 130 ülkeye tohumluk ihraç ettiğine dikkat çekilen açıklamada, şöyle denildi:</p>
<p>‘’Sektörümüz 2025 yılında 1 milyon 350 bin ton sertifikalı tohum, 203 milyon meyve fidanı ve çilek fidesi, 7 milyar adet sebze fidesi ve 2 milyar adedi aşkın süs bitkisi üreterek üretim hacmini genişletmiştir. Türk tohumculuk sektörü bir yandan piyasa ihtiyaçlarını karşılarken diğer taraftan dış pazara açılma ve küresel tohum pazarında etkili şekilde yer alma çabası içindedir. Sektör katma değeri yüksek, markalaşmış yeni çeşitlere ait tohumların, çoğaltım materyallerinin ve teknolojik ürünlerin dış ticarete konu edilmesi için yoğun çalışmalar yürütmektedir. Bu çabaların odak noktalarından biri de dünya tohumculuk sektörünün en hızlı büyüyen ve stratejik öneme sahip pazarlarından biri olan Asya-Pasifik Bölgesi’dir. Asya-Pasifik ticari tohum pazarı yaklaşık 22,3 milyar ABD doları büyüklüğündedir. Pazarın 2030 yılına kadar yaklaşık 30 milyar ABD dolarına ulaşması beklenmektedir.’’</p>
<p>Açıklamada, Türkiye’nin 2025 yılında Çin’e 1,8 milyon, Pakistan’a 1,5 milyon, Hindistan’a 1,2 milyon ve Japonya’ya 1,1 milyon olmak üzere toplam 5,6 milyon ABD doları ihracat gerçekleştirirken, aynı dönemde bu ülkelerden ise 500 bin ABD doları ithalat yapıldığı bildirildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiye-tohumculuk-sektorunde-dunyada-5-siraya-goz-dikti-81268</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/8/1280x720/turkiye-tohumculuk-sektorunde-dunyada-5-siraya-goz-dikti-1781641022.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya&#039;nın yalnızca yaş sebze ve meyve üretimiyle değil, özellikle sebze tohumculuğu, fide, fidan ve süs bitkileri gibi yüksek katma değerli alanlarda da stratejik bir üretim üssü olduğunu belirten  Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, &quot;Bugün Türkiye’de sebze tohumu üretimi yapan 365 firmanın 118’i, sebze fidesi üretimi yapan 249 firmanın ise 107’si (5’te 3’ü) Antalya’da faaliyet göstermektedir. 2025 yılında Antalya’da 258 ton standart ve hibrit sebze tohumu üretilmiş, bu üretimin ekonomik değeri 12 milyar TL’ye ulaşmıştır.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/antalya-liman-hizmet-ucretlerine-zam-yapti-81267</guid>
            <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 23:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antalya Liman hizmetlerine zam</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Katar sermayeli QTerminals tarafından işletilen, ihracatçıların sık sık fiyatların yüksekliğinden şikayet edilen Antalya Liman hizmetlerine zam yapıldı. Yeni fiyat artışları 1 Temmuz'dan itibaren uygulanacak.</p>
<p>QTerminals Antalya Limanı işletmesi tarafından ihracatçılara gönderilen yazıda, bölge dış ticaretinin sürdürülebilir büyümesine katkı sağlamak, operasyonel verimliliği arttırmak ve müşterilerine daha hızlı, güvenli ve yüksek standartlarda hizmet sunabilmek amacıyla  12 milyon dolarlık yatırım ile liman altyapısını ve ekipman parkını güçlendirdikleri, yatırımları da aralıksız devam ettirdiklerini bildirdi.</p>
<p>Nisan ayından itibaren limanda genel yük, dökme yük ve konteyner operasyonlarının kapasite ve verimliliğini artırmaya yönelik, liman işletmesi ve operasyon hizmet sağlayıcıları tarafından toplam 12 milyon doların üzerinde ekipman yatırımı devreye alındığı ifade edilen açıklamada, şöyle denildi:</p>
<p>‘’Yatırımlarla liman ekipmanlarının yaklaşık yüzde 40’ı yenilenmiştir. Yatırımlar sayesinde limanımızın genel yük, dökme yük ve konteyner operasyonlarında önemli kapasite ve verimlilik artışları sağlanmıştır. Genel kargo yüklerinde 7 bin ton/gün, dökme kargo yüklerinde ise 15 bin ton/gün yükleme/tahliye rate’lerine ulaşılmıştır. Yeni ekipmanların operasyonlara dahil edilmesi ve gemi vinçlerinin kullanım oranı arttırılarak 9 No’lu rıhtımın aktif hale getirilmesi ile gemilere daha hızlı hizmet verilmeye başlandı. Operasyon süreleri kısaldı ve liman verimliliği önemli ölçüde yükseldi.’’</p>
<p><strong>"Jeopolitik gelişmeler maliyet artışına yol açtı"</strong></p>
<p>Konteyner operasyonlarında yapılan yatırımlar sayesinde hem saha hem de gemi operasyonlarında daha yüksek verimlilik yaratıldığı, düşük emisyon değerlerine sahip yeni nesil ekipmanlarla çevre dostu ve sürdürülebilir operasyon yapısına geçiş sağlandığı belirtilen yazıda, şu görüşlere yer verildi:</p>
<p>‘’Önümüzdeki dönemde de özellikle konteyner gemi operasyonları ve gemi kabul kapasitesini artırmaya yönelik yatırımlar önceliğimizdir. Son dönemde küresel ölçekte yaşanan ekonomik ve jeopolitik gelişmeler limancılık ve lojistik sektöründe operasyon maliyetleri üzerinde ciddi baskılar oluşturmaktadır. Enerji maliyetlerinde yaşanan artışlar, akaryakıt fiyatlarındaki dalgalanmalar ve işgücü maliyetlerindeki artışlar operasyonel giderleri önemli ölçüde artırmıştır.’’</p>
<p><strong>Artışlar 1 Temmuz'dan itibaren uygulanacak</strong></p>
<p>Yazıda, enerji maliyetlerindeki artışların liman operasyonları üzerindeki etkisi doğrultusunda, sürdürülebilir ve kesintisiz hizmet yapısının korunabilmesi amacıyla 1 Temmuz 2026 tarihi itibarıyla tarife düzenlemesine gidileceği bildirildi.</p>
<p>QTerminals Antalya Liman işletmesi tarafından yeni fiyat tarifesi hakkında şu bilgilere yer verildi:</p>
<p>"Enerji Katkı Payı, her bir dolu konteyner (İthalat/İhracat) için 10,00 USD+KDV/Konteyner olarak uygulanacaktır. Uygulama, konteyner ithalatlarında yükün veya konteynerin liman çıkışından önce ardiye ödemeleri ile birlikte tahsil edilecektir. Konteyner ihracatlarında limanda dolum yapılan konteynerler için DBA tartım iş emirleri ile birlikte tahsil edilecek ve iş emri düzenlenecektir.</p>
<p>Limana dolu giriş yapan konteynerlerde DBA tartım iş emri ile birlikte tahsil edilecek ve iş emri düzenlenecektir. DBA’sı liman dışında yapılmış dolu konteyner girişlerinde ise liman girişinden önce Konteyner Enerji Katkı Payı ödemesi yapılarak iş emri alınacaktır.</p>
<p>Konteyner İçi Blok Mermer Takozlama Hizmetleri 65,00 USD+KDV/Konteyner olarak uygulanacaktır. Liman Sahasında Depolanan Blok Mermer Terminal Hizmeti 1,00 USD/Ton terminal tarifesi uygulanacaktır. (01 Temmuz 2026 tarihinden önce liman depoya giriş yapmış olan blok mermerler için 0,70 USD/ton terminal tarifesi uygulanacaktır).</p>
<p>Artan enerji maliyetlerinin zaruri kıldığı bu tarife düzenlemelerini büyük bir hassasiyetle değerlendirerek siz değerli müşterilerimizin rekabet gücünü sekteye uğratmayacak şekilde minimum oranlarla sınırlı tutmaya çalıştık ve maliyet artışına dayanmayan hiçbir tarife artışı yapılmadı."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/antalya-liman-hizmet-ucretlerine-zam-yapti-81267</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/7/1280x720/antalya-liman-hizmet-ucretlerine-zam-yapti-1781640917.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Liman hizmetlerine yapılan zam 1 Temmuz&#039;dan itibaren uygulanacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mermer-uretici-ve-ihracatcilari-ormandan-indirim-bekliyor-81266</guid>
            <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 23:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mermer üretici ve ihracatçıları indirim bekliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Batı Akdeniz İhracatçılar Birliği (BAİB) Başkan Yardımcısı Mustafa Küçükyaman,  Yönetim Kurulu Üyesi Orhan Çiçek, BAİB Maden Sektörü Koordinatörü Ahmet Tekin ve Genel Sekreter Ümit Sezer ile Burdur Milletvekili Adem Korkmaz, mermer üretici ve ihracatçılarının orman alanlarında yaşadıkları sorunların çözülmesi için Orman Genel Müdürü Bekir Karacabey’i ziyaret etti.</p>
<p>Ziyarette, doğal taş sektörünün güncel olarak orman bedelleri, izin süreleri ve sahada çalışırken yaşanan bazı teknik ve hukuki sorunlar dile getirildi.</p>
<p>Mermer üretici ve ihracatçılarının yaşadıkları sorunların başında, yüksek orman bedelleri ve ekonomik sürdürülebilirlik sorunu geldiği belirtildi. BAİB Başkan Yardımcısı Mustafa Küçükyaman, yaşadıkları sorunları ve çözüm önerilerini içeren dosyayı Orman Genel Müdürü Bekir Karacabey’e sundu.</p>
<p><strong>Mermercilerin sorunları</strong></p>
<p>Ağaçlandırma bedeli, arazi izin bedeli ve her yıl yeniden değerleme oranında (BAK) artan sürekli ödemelerin, özellikle küçük ve orta ölçekli maden işletmelerinin nakit akışını bozduğu ve uluslararası rekabet gücünü zayıflattığı belirtildi.</p>
<p>Doğal taş izin alanının tamamının aynı anda açılmadığı halde, tüm saha üzerinden bedel tahsil edildiğini belirten BAİB Başkan Yardımcısı Mustafa Küçükyaman, Orman Genel Müdürür Karacabey’e ilettikleri sorunları özetle şöyle anlattı:</p>
<p>‘’Cari yıl ağaçlandırma birim metrekare bedel artışlarının asgari ücret artışına endekslenmesi, maliyetleri ödenemez boyuta ulaştırmıştır. Bu yüksek bedeller sebebiyle birçok ruhsat terk edilmiş veya iptal edilmiş, sektörde küçülme meydana gelmiştir.</p>
<p>Orman yolları ve altyapı bedellerinde indirime gidilmesi veya kademeli ödeme planı sunulmalı. Arazi izin bedelleri, projenin toplam ruhsat alanı üzerinden değil, o yıl fiilen çalışılan ve bitki örtüsü kaldırılan ‘aktif işletme alanı’ üzerinden hesaplanmalı veya faaliyet alanında tatil verilmesi durumunda faaliyette bulunulmamak üzere firmaları çok zora sokmayacak bir miktarda pasif kira adı altında bir bedel belirlenmesi çözüm öneriyoruz.’’</p>
<p>İhracatçılar olarak, yüksek orman bedelleri ve yönetmelik uygulamalarına yönelik talepleri de dile getirdiklerini anlatan Küçükyaman, önerilerini şöyle sıraladı.</p>
<p>‘’Arazi izin bedeli hesaplamalarında kullanılan izin türü katsayısı, ekolojik denge katsayısı ve il katsayısı oranlarının biri veya birkaçı düşürülmeli. Yıllık arazi izin bedeli artışları asgari ücret endeksli BAK (Birim Ağaçlandırma Maliyeti) oranı yerine enflasyon oranına göre artırılmalı. Mevcut uygulanacak BAK oranı ise yüzde 50 düşürülmeli. Tarım ve Orman Bakanlığı onayına tabi ruhsat/orman izinleri sonucu tahakkuk eden ve Orman Genel Müdürlüğü tarafından kiraya verilen taşınmazlardan tahsil edilecek orman yasal bedel ödemeleri de yapılandırma kapsamına dahil edilmeli.16. Madde Uygulama Yönetmeliğindeki İki yıl üst üste Arazi İzin Bedeli ödenmemesi durumunda izin iptaline gidilmesi maddesi bazı Bölgelerde yanlış yorumlanmaktadır. Örneğin firma 2025 Arazi İzin Bedelini gecikmeli yatırmış, 2026 Arazi İzin Bedelini de gecikmeli yatırması halinde İzin İptal işlemleri başlatılmaktadır. Bu durum açıklayıcı bir şekilde Bölge Müdürlüklerine yazılı bir talimat ile gecikmeli ödemelerin bu durumu kapsamadığı hususunda tebliğ edilmesine ihtiyaç bulunmaktadır.’’</p>
<p>Orman izin ve arazi izin bedellerinin tek seferde peşin olarak ödenmesi yerine 3-4 taksitte ödenmesine olanak sağlanmasını istediklerini vurgulayan Küçükyaman, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Orman İzin Süreleri Konusu önemli. Orman İzinlerine ilişkin yapılan başvurularda süreler öncekine göre hızlanmıştır. Ancak yine de süreler konusunda iyileştirmelere ihtiyaç duyulmaktadır. Ayrıca, doğal taş üreticilerinin KATBİS (Kamu Taşınmazları Bilgi Sistemi) onay aşamasında sürelerin kısalması beklentisi bulunmaktadır. Bu konular sektör için en önemli konulardan biridir.</p>
<p>Ayrıca, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü tarafından işletme ruhsatı verilen bir sahaya, OGM tarafından ‘orman hassasiyeti’ gerekçesiyle yıllarca izin verilmeyebilmektedir. Yatırımcı, iki farklı devlet kurumu arasında kalmakta ve ciddi sermaye kaybı yaşamaktadır. Çözüm önerisi olarak, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığı arasında ‘Ortak Entegre Coğrafi Bilgi Sistemi’ kurularak ruhsat ihalesi öncesinde orman idaresinin kırmızı alanları (kesinlikle izin verilmeyecek gen koruma, muhafaza ormanları vb.) sisteme işlenmeli, yasaklı alanlar baştan ruhsatlandırılmamalıdır.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mermer-uretici-ve-ihracatcilari-ormandan-indirim-bekliyor-81266</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/6/1280x720/mermer-uretici-ve-ihracatcilari-ormandan-indirim-bekliyor-1781640780.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mermer üretici ve ihracatçıları, mermer üretiminde orman sahalarında yaşadıkları sorunların giderilmesini istiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/isparta-halicilik-degerini-kaybetti-81265</guid>
            <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 23:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Isparta halıcılık değerini kaybetti&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ISPARTA</strong></p>
<p>Isparta Ticaret ve Sanayi Odası (ITSO) tarafından ilki düzenlenen ve ‘Dünyaya açılan şehir markaları’ temasıyla ‘’Şehir ve Marka Sohbetleri’’ toplantısı yoğun ilgi gördü.</p>
<p>TOBB Isparta Akademik Danışmanı Öğretim Görevlisi Dr. Günseli Boşgelmez moderatörlüğündeki toplantının konuşmacıları arasında ise ITSO Başkanı Metin Çelik, Gülsha kurucusu Gülşah Gürkan ve Contempo Carpets kurucu ortağı Eda Büyükçam Kosif yer aldı.</p>
<p>Isparta’nın ekonomik ve kültürel değerlerini markalaşmasının ele alındığı etkinlikte, Isparta firmalarının başarı hikâyeleri ve uluslararası pazarlara açılma süreçleri anlatıldı.</p>
<p>Isparta’nın köklü üretim kültürüne dikkat çeken ITSO Yönetim Kurulu Başkanı Metin Çelik, kentin marka değerlerinin dünya pazarlarında daha güçlü bir şekilde yer almasının önemini vurguladı. Çelik, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Isparta denildiğinde akla gelen en önemli değerlerden biri şüphesiz halıcılıktır. Yörük ve Türkmen kültürünün desenleriyle zenginleşen Isparta halıları, zaman içerisinde kendine özgü motifleriyle Türkiye’nin ve dünyanın tanıdığı önemli bir marka haline gelmiştir. Ancak değişen üretim teknolojileri ve sektör dinamikleri nedeniyle Isparta, halıcılıktaki öncü konumunu zaman içerisinde kaybetmiştir. Buna rağmen köklü meslek kültürümüz bugün de kıymetli ailelerimiz ve firmalarımız tarafından yaşatılmaya devam etmektedir.”</p>
<p>Isparta halıcılığının yeni nesil temsilcilerinden Eda Büyükçam Kosif ve sektörde faaliyet gösteren firmalara teşekkür eden Çelik, ‘’Bu kültürel mirasın gelecek nesillere aktarılması büyük önem taşıyor’’ dedi.</p>
<p><strong>"Isparta gülyağı üretiminde dünyanın merkezi"</strong></p>
<p>Isparta’nın bir diğer önemli değeri olan gül üretimine de değinen Çelik, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Bugün gül ve gülyağı üretiminde dünyanın merkezi konumunda bulunan Isparta, bu alandaki bilgi birikimini modern teknoloji ve Ar-Ge çalışmalarıyla birleştirmektedir. Gülsha Kurucusu Gülşah Gürkan  gibi bazı firmalarımız atalarımızdan miras kalan bu değerli üretim alanını yenilikçi çalışmalarla geliştirerek hem ülkemizde hem de uluslararası alanda önemli markalar ortaya çıkarmıştır. Ürettiği kozmetik ürünler, Ar-Ge temelli ve kaliteli yapılarıyla Isparta’nın marka değerine önemli katkılar sunmaktadır.”</p>
<p>Gülsha Kurucu CEO’su Gülşah Gürkan da, Isparta gülünün uluslararası alandaki tanınırlığının her geçen gün arttığını söyledi. Damask gülü olarak bilinen Isparta gülünün, esansiyel yağ verimliliği açısından son derece değerli bir tür ve parfüm sektöründe önemli bir yere sahip olduğunu belirten Gürkan, ‘’Dünya çapındaki kozmetik markaları artık ürünlerinde Türk gülü kullandıklarını özellikle vurguluyor. Bu durum, Isparta gülünün uluslararası alandaki bilinirliğinin arttığını göstermektedir. Türk gülünün özellikle cilt üzerindeki olumlu etkilerini anlatarak hem markamızı hem de Isparta gülünü tanıtmaya çalışıyorum” dedi.</p>
<p>Contempo Carpets Kurucu Ortağı Eda Büyükçam Kosif ise üçüncü kuşak temsilci olarak halıcılık sektöründeki faaliyetlerini sürdürdüklerini anımsatarak, üç yıl önce Isparta’da yeni bir üretim tesisi kurduklarını bildirdi. Kosif, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Özellikle yurt dışında markamızın tanınırlığını artırmak için çalışmalar yürütüyoruz. Bu konuda önemli yol aldık. Üretmeye ve markamızı daha ileri taşımak için çalışmaya devam edeceğiz. Kendi memleketimde, kendi insanlarımla birlikte olmaktan ayrıca mutluluk duyuyorum.”</p>
<p>ITSO yönetim kurulu, bu tür etkinliklerle Isparta’nın başarılı iş insanlarını ve marka hikâyelerini kamuoyuyla buluşturarak şehrin ekonomik, kültürel ve ticari değerlerinin ulusal ve uluslararası düzeyde tanıtımına katkı sağlamayı hedefliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/isparta-halicilik-degerini-kaybetti-81265</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/5/1280x720/isparta-halicilik-degerini-kaybetti-1781640654.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye&#039;de ve dünyada bir dönem halıları ile ünlü olan Isparta’nın gelişen teknoloji karşısında halıcılık kültürünü kaybettiği belirtildi. Isparta Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Metin Çelik, ‘’Bu kültürel mirasın gelecek nesillere aktarılması büyük önem taşımaktadır’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/anason-uretimindeki-sorunlar-ankaraya-tasindi-81264</guid>
            <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 23:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Anason üretimindeki sorunlar Ankara’ya taşındı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/BURDUR</strong></p>
<p>Burdur Ticaret Borsası Başkanı Ömer Faruk Gündüzalp ve yönetim kurulu üyeleri ile Burdur milletvekillerinden oluşan heyet, bölgede anason üretiminde yaşanan sorunları, Tarım ve Orman Bakanlığı Tütün ve Alkol Dairesi Başkanı Uğur Yalçın ve bakanlık bürokratları ile ikinci kez bir araya gelerek anason üretimi ve ticaretinde yaşanan sorunları masaya yatırdı.</p>
<p>Burdur Ticaret Borsası Başkanı Ömer Faruk Gündüzalp, bölge tarımının en önemli değerlerinden biri olan anasonun üretim ve ticaret potansiyelinin güvence altına alınması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Anasonun iç ve dış pazardaki yerinin sağlamlaştırılması adına önerilen yeni tarım politikalarını detaylı bir şekilde değerlendirdiklerini beliren Gündüzalp, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Anason üretiminde rekoltenin ve verimliliğin yükseltilmesi, mevcut kalite standartları taviz verilmeden korunmalı. İç ve dış pazarda anason ticaretinin desteklenmesi ve pazar payının güvence altına alınması, üreticiyi pazar risklerine karşı koruyan, fiyat ve alım garantisi sunarak mağduriyetleri önleyen; aynı zamanda sanayicinin hammadde tedarikini güvence altına alacak ‘Sözleşmeli Tarım’ modeli yaygınlaştırılarak altyapısı güçlendirilmeli.’’</p>
<p><strong>"Anason en stratejik tarımsal miras"</strong></p>
<p>Anasonun hak ettiği katma değere ulaşması için yoğun çaba harcadıklarını belirten Ömer Faruk Gündüzalp, ‘’En büyük hedefimiz, şehrimizin en stratejik tarımsal miraslarından anasonun üretimde sürdürülebilirliğini sağlamak. Üreticimizin emeğinin tam karşılığını alması, pazar risklerinden korunması ve anasonun sektörde hak ettiği katma değere ulaşmasını istiyoruz’’ dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/anason-uretimindeki-sorunlar-ankaraya-tasindi-81264</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/4/1280x720/anason-uretimindeki-sorunlar-ankaraya-tasindi-1781640445.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Burdur bölgesinin önemli ve stratejik ürünlerinden anason üretim ve sorunları Ankara’ya taşındı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/adm-elektrik-fethiye-kiyilarini-kirmizi-isikla-aydinlatacak-81263</guid>
            <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 22:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fethiye kıyıları kırmızı ışıkla aydınlatılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/FETHİYE</strong></p>
<p>Nüfus artışı, özellikle kıyı bölgelerinde yaz aylarında doğal yaşam üzerindeki baskıyı artırıyor. Kentleşmenin hız kazanması ve teknolojik dönüşümün etkileri, biyoçeşitliliğin korunmasına yönelik uygulamaların önemini her geçen gün daha da artırıyor. Bu bağlamda kıyı ekosistemlerinin sürdürülebilirliğini destekleyen çalışmalar ve doğal yaşamı gözeten uygulamalar, kritik önem taşıyor.</p>
<p>Aydın, Denizli ve Muğla’nın elektrik dağıtım şirketi Adm Elektrik'in, bu anlayışla deniz kaplumbağalarının doğal yaşamını korumaya yönelik önemli bir projeyi hayata geçireceği belirtildi. Pilot uygulamasını 2025 yılında Muğla’nın Fethiye ilçesinde, Karaot plajında gerçekleştiren Adm, projeyi Fethiye’de Kocaçalış Plajı bölgesinde genişletiyor. Verilen bilgiye göre, Pamukkale Üniversitesi ve Adm’nin ortaklaşa yürüttüğü proje, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın akademisyenler öncülüğünde uzun yıllardır hayata geçirdiği koruma çalışmalarına katkı sağlayacak.</p>
<p>Pamukkale Üniversitesi Deniz Kaplumbağası Uzmanı Öğr. Gör. Dr. Doğan Sözbilen danışmanlığında Aydem Enerji’nin katkısı ve Adm Elektrik öncülüğünde hayata geçirilen proje ile, yumurtlama dönemlerinde şehir ışıklarından olumsuz etkilenen deniz kaplumbağaları için sokak aydınlatmaları kırmızı ışığa dönüştürülmeye başlandı. Kırmızı ışığı algılamayan deniz kaplumbağaları böylece hem güvenli şekilde yuva yapabilecek hem de yumurtadan çıkan yavrular deniz yönüne giderek suya kavuşabilecek. Fethiye kumsallarında hayata geçirilen uygulama, insan faaliyetleriyle doğal yaşamın uyum içinde sürdürülebileceğine dair önemli bir örnek teşkil ediyor.</p>
<h2>Sözbilen: Fethiye’deki proje Türkiye’de bir ilk ve öncü</h2>
<p>Fethiye kıyılarının, Türkiye’de deniz kaplumbağalarının en önemli yuvalama alanları arasında yer aldığını söyleyen Sözbilen, projenin bilimsel önemine dikkat çekerek, "Fethiye kumsalları, T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü tarafından izleme ve koruma çalışmalarının en uzun süreyle kesintisiz sürdürüldüğü bir alan. Bununla birlikte, şehir ve yuvalama kumsalının iç içe olduğu yoğun bir turizm bölgesi. Deniz kaplumbağaları, dinozorlardan daha eski canlı türleri olarak milyonlarca yıllık evrimsel süreç içerisinde edindikleri uyum sayesinde yaşamlarını günümüzde de sürdürüyor. Ancak kıyı bölgelerinde artan insan baskısının yansıması olan yapay aydınlatmalar, özellikle beyaz ve parlak ışıklar hem yetişkin dişilerin yuvalama davranışlarını hem de yavruların denize yönelimlerini olumsuz etkileyebiliyor. Yapılan bilimsel çalışmalar, kırmızı ışığın deniz kaplumbağaları üzerinde çok daha düşük etki yarattığını ortaya koyuyor. Bu nedenle kırmızı ışık uygulamaları, dünyada yaygınlaştırılmaya çalışılan bir koruma uygulaması olarak son yıllarda ön plana çıkmaya başladı. Adm Elektrik ile hayata geçirdiğimiz bu proje, Türkiye’de bir ilk” dedi.</p>
<p>Yavruların yumurtadan çıktıktan sonra denizin doğal aydınlığını izleyerek suya ulaştığını belirten Sözbilen, bu nedenle yapay ışıkların önemli bir tehdit oluşturduğunu vurgulayarak “Kocaçalış Plajı’ndaki bu uygulama sayesinde kaplumbağalar kendi dünyaya geldikleri yerde özgürce yavrulayacak. Akdeniz genelinde yuva sayısında artış eğilimi görülürken, Fethiye'de geçtiğimiz 30 yıl içinde belirgin bir değişim yaşanmadı. Bu nedenle alınacak her türlü önlem kritik önem taşıyor. Deniz kaplumbağaları, kendileri dünyaya geldikleri kumsallara yıllar sonra yuvalamak için geri dönen canlılar. Bugün koruduğumuz yavruların yaklaşık 20 yıl sonra sağlıklı yuvalama alanları bulabilmesi için bu kumsalları gelecekte de korumaya devam etmeliyiz” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a31a0563585c-1781637206.jpg" alt="" width="700" height="467" /></p>
<h2>Kalkan: Projeyi bölgemizde yaygınlaştırmayı hedefliyoruz</h2>
<p>Projeye ilişkin değerlendirmede bulunan Adm Elektrik Genel Müdürü Emrah Kalkan ise, “Aydın, Denizli ve Muğla illerini kapsayan bölgemizde çevresel ve sosyal projeleri hayata geçirirken en önemli kriterimiz, projenin sürdürülebilir olması. Şirket olarak sahip olduğumuz değerler arasında yer alan ‘Hayata Dokunmak’ anlayışı doğrultusunda, dünyamızın geleceğini korumaya, faaliyet bölgemizde tüm canlılara fayda sağlayacak projeleri hayata geçirmeye devam ediyoruz. Ekosistem için büyük önem arz eden deniz kaplumbağalarının en önemli üreme alanları, bölgemizde yer alıyor. Biz de sokak aydınlatmalarını kırmızı ışıklara dönüştürüyoruz. Böylece hem deniz kaplumbağaları rahatça denize ulaşabiliyor hem de müşterilerimiz için aydınlatma kesintisiz devam ediyor. Projeyi bölgemizde yaygınlaştırmayı hedefliyoruz” açıklamasında bulundu.</p>
<p>Deniz kaplumbağalarının üreme sezonu mayıs ayında başlıyor, eylül sonunda bitiyor. Yaklaşık 45-60 günlük kuluçka sürecinin ardından yavruların temmuz ortasından itibaren denizle buluşması bekleniyor. Dişiler genellikle 2-3 yılda bir yumurta veriyor ve bir sezonda birkaç yuva da yapabiliyor. Bir yuvada genellikle 50-100 yumurta bulunuyor. Bu süreçte dişi kaplumbağaların yuvalama davranışları, yuva sayıları ve yavruların denize ulaşma başarıları sistematik olarak takip ediliyor. Deniz kaplumbağalarının erginleşmesi 20-25 yılı bulduğu için ilk etapta yuva sayısı konusunda dramatik bir değişim beklenmiyor. Her yıl düzenli olarak sürdürülmesi beklenen bu çalışmalarla elde edilecek ilk bulguların eylül ayında değerlendirilerek raporlanması planlanıyor. Projenin etki değerlendirmesi ise önümüzdeki yıllarda yapılacak izleme çalışmalarıyla takip edilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/adm-elektrik-fethiye-kiyilarini-kirmizi-isikla-aydinlatacak-81263</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/3/1280x720/adm-elektrik-fethiye-kiyilarini-kirmizi-isikla-aydinlatacak-1781637151.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Adm Elektrik&#039;in, deniz kaplumbağalarının doğal yaşam döngüsünü korumak için Fethiye kıyılarını “kırmızı ışık” ile aydınlatacağı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/siemens-healthineers-turkiyede-nalan-abdullahoglu-donemi-81254</guid>
            <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 17:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Siemens Healthineers Türkiye&#039;de Nalan Abdullahoğlu dönemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Siemens Healthineers Türkiye Yönetim Kurulu Başkanlığı ve CEO'luk görevini 1 Temmuz'dan itibaren Nalan Abdullahoğlu'nun üstleneceği bildirildi.</p>
<p>Siemens Healthineers Türkiye bünyesinde uzun yıllardır finansal ve stratejik süreçlere liderlik eden Abdullahoğlu, atamayla şirketin ülke liderliğini devraldı.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, şirket bünyesinde 30 yıla yakın kurumsal hafızaya sahip olan Abdullahoğlu, 1997'den itibaren şirkette farklı ticari ve finansal rollerde stratejik sorumluluklar aldı.</p>
<p>Abdullahoğlu, 2011'de Ülke Finans Direktörü, 2016'da Yönetim Kurulu Üyesi ve Ülke Finans Lideri (CFO) görevlerini üstlendi.</p>
<p>Bu görevleri boyunca şirketin finansal raporlama, bütçeleme, risk yönetimi ve kurumsal yönetişim süreçlerini yöneten Abdullahoğlu, Türkiye sorumluluğunun yanı sıra şirketin global yapısında da önemli liderlik görevleri yürüttü.</p>
<p>Abdullahoğlu, Nisan 2023'ten bu yana Orta ve Doğu Avrupa ile Orta Asya (CEECA) bölgesinde Romanya, Bulgaristan, İsrail ve Kazakistan'daki finans liderlerine rehberlik ederek bölgesel finansal süreçlerin gelişimine katkı sağladı.</p>
<p>İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu olan ve iş dünyasında kadının varlığını güçlendiren çalışmalara ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarına destek veren Abdullahoğlu, aynı zamanda yürüttüğü mentörlük faaliyetleriyle de mesleğin genç isimlerine rehberlik etmeyi sürdürüyor.</p>
<p>Siemens Healthineers Türkiye Çeşitlilik, Kapsayıcılık ve Aidiyet Komitesi ile Eğitim Komitesine de liderlik eden Abdullahoğlu, bu alandaki vizyoner katkılarını ve toplumsal fayda odaklı çalışmalarını yeni göreviyle daha geniş bir perspektiften sürdürmeyi hedefliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/siemens-healthineers-turkiyede-nalan-abdullahoglu-donemi-81254</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/4/1280x720/nalan-abdullahoglu-1781620046.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nalan Abdullahoğlu, temmuzdan itibaren Siemens Healthineers Türkiye&#039;nin Yönetim Kurulu Başkanlığı ve CEO&#039;luk görevini üstlenecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/magaradan-cikis-81252</guid>
            <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 16:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mağaradan çıkış</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Platon'un özgür bırakılmış mahkumu, aydınlanmayı hemen kucaklamaz; onun için gerçek, şaşırtıcı, hatta acı vericidir. Platon'un mahkumları, gerçeği zaten bildiklerine inandıkları için direnç gösterirler. Platon bu süreci onları kendi gözleriyle görmeye, yeni deneyimlere zorla bir giriş yapmaya zorlamak olarak sunar. Ancak Platon, Sempozyum'unda daha nazik bir yol sunar: epistemik baştan çıkarma... Gerçeğin veya iyiliğin peşinde koşmak kendiliğinden oluşmasa da güzelliğe verdiğimiz tepki doğal, istemsiz ve motive edici olarak bilinir. Rehberin becerisi, önce kişinin güzel bulduğu, sevdiği şeyi bulmak ve sonra bunu gerçeğe açılan bir kapı olarak kullanmak olarak izah edilebilir.</p>
<p>Platon'un mahkumları gölgeleri gerçeklikle karıştırır. Çağdaş yaşamın en aldatıcı "gölgeleri" olarak da, Baudrillard’ın da değindiği gibi, bugün sanal gerçekliği benimsiyor olmamız var. Görüntüler, yanılsamalar, taklitler, simülasyonlar ve şimdi de aldatmacayla dolu "yapay" zekâya dalmış durumdayız. Sadece gerçeğe olan bağlılığımızı değil, nesnel gerçek kavramını, gerçekliğe olan bağımızı da kaybediyoruz.</p>
<p>2 Haziran tarihli ve “Yaz Sıcak Geçecek” başlıklı yazımızda “Taktiksel bir bakış açısı ile daha kısa vadeli bakacak olursak, kısa vadede 7200-7300 arasında bir yerde son bulabilecek bir geri çekilme görebiliriz. Bu geri çekilme tamamlandıktan sonra ise 7700-7800 seviyelerine kadar bir yükseliş bekliyoruz” diye yazmıştık. Ayrıca “Şu anki görüşümüze göre, SPX'in 7700 ile 7800 arasında Haziran ayında veya Temmuz başında nihai zirvesine ulaşacağını tahmin ediyoruz. Bundan sonra, ikinci aşama ile Haziran-Temmuz'dan Ekim'e kadar yüzde 10'dan fazla bir düzeltme bekliyoruz. Bu geri çekilme alım fırsatı verecek ve 2027'ye kadar sürecek patlayıcı bir son ralli yaşanacak diye düşünüyoruz. Bu rallinin sona ermesinden sonra, değerlemeleri daha makul seviyelere indirecek bir ya da iki yıllık bir ayı piyasası öngörüyoruz. Tarihsel olarak, hisse senedi piyasası her zaman yüksek ve düşük değerleme dönemleri arasında dalgalanmıştır. Bu sefer de farklı olmayacağı kanaatindeyiz” şeklinde görüşlerimizi paylaşmıştık.</p>
<p>Bu görüşlerin arkasındayız. SPX,  zirveye çıktığı gün yani 2 Haziran Salı SPX için bir tepe oldu, sonradan7200-7300 seviyelerine kadar düştü ve oralardan tepki geldi. Tepki ise beklediğimiz bölgeye oldukça yaklaştı. Nasdaq tek bir günde yüzde 4 düştü; bu, genellikle 18 ayda bir gerçekleşen bir hareket. Ancak neyse ki düşüşü de tepkiyi de önceden tahmin etmiştik. Yol haritamız sayesinde, geri çekilme ve tepki beklendiği gibi gerçekleşti.</p>
<p>Düşen petrol fiyatları, tahmin edilebilir bir gecikmeyle enflasyon verilerini etkiler. Haziran ortasında yaşanan keskin bir petrol düşüşü, kısmen Temmuz ortasında açıklanan Haziran ayı TÜFE raporunda, tamamen ise Ağustos ayında açıklanacak raporda ABD ekonomisinde kendini gösterecek. Bu noktada, aylık TÜFE verilerine 40-50 baz puan civarı yukarı yönlü baskı sağlayan enerji sektörü, enflasyonist bir engel olmaktan çıkıp dezenflasyonist bir destek haline gelir.</p>
<p>Fakat İran konusu tam anlamıyla çözülmüş değil bizce. 14 Haziran'da ABD ve İran, savaşı sona erdirmek için bir çerçeve anlaşması duyurdu ve resmi imza töreni 19 Haziran'da İsviçre'de yapılacak. Geçici anlaşmaya göre, ABD, İran'ın nükleer programı konusunda teknik bir anlaşmaya doğru ilerleme kaydedilmesi karşılığında, İran limanlarına uyguladığı deniz ablukasını kademeli olarak kaldıracak ve yaptırımları gevşetecek/dondurulmuş İran varlıklarını serbest bırakacaktır. Anlaşmanın amacı, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasını ve boğazdan geçiş özgürlüğü, İran'ın nükleer programı, yeniden yapılanma ve yaptırımların kaldırılması gibi daha hassas konuları ele almaktır. Bu konuların da pürüzsüz halledilmesi zor gözüküyor.</p>
<p>Ayrıca dikkate alınması gereken başka faktörler de var. Bunları da risk kategorisinde değerlendirmek lazım. Daha önce de belirttiğimiz gibi önümüzdeki dönemde gerçekleşecek halka arzlar ve ikincil arzlar, bu yıl boyunca sürekli bir engel oluşturabilir. Dahası, ara seçimler sonbahara girerken yatırımcılar arasında bazı endişelere yol açabilir.</p>
<p>Şu konular da önemli bizce: FINRA'nın marj borcu Nisan ayında rekor seviyeye ulaşarak 1,30 trilyon dolara çıktı. Bu, bir yılda üçte birden fazla bir artış anlamına geliyor ve şu anda GSYİH'nin yaklaşık yüzde 4'ü seviyesinde seyrediyor, uzun vadeli ortalamanın ise yüzde 1,5 civarında olduğu biliniyor. M2'ye göre ölçüldüğünde, 2000 ve 2007 zirvelerinden önceki zirvelere yakın bir seviyede olduğu söylenebilir. Nisan’dan beri açıklanan benzer veriler de bu trendin devam ettiğini düşündürüyor.</p>
<p>Tahviller ve hisse senetleri arasındaki matematiksel karşılaştırma yaptığımızda, ABD 10 yıllık Hazine tahvilinin getirisi şu anda yaklaşık yüzde 4,45’ken, S&amp;P 500'ün geçmiş kazanç getirisinin (earnings yield) yüzde 3,7 civarında olduğu biliniyor.</p>
<p>“Hisse Senedi Arz Artışı”ndan daha önce bahsetmiştik. Alphabet'in 80 milyar dolarlık ikincil halka arzı, SpaceX'in 75 milyar dolarlık halka arzı ve OpenAI, Anthropic ve hiper ölçekli şirketlerden gelen mega fonlama kuyruğu, piyasanın yeni bir kağıt yığını absorbe etmesi gerektiği anlamına geliyor. Aynı dolarları kovalayan daha fazla hisse senedi, tek günlük bir şok değil, sürekli bir olumsuzluk olarak yorumlanabilir. Ayrıca en değerli isimlerin hepsi aynı anda çıkışa koştuğunda, kimin neden sattığını sormak faydalı olur.</p>
<p>ABD borsaları için mevsimsellik açısından yılın en zayıf dönemine giriyoruz. Mayıs-Ekim dönemi, 1950'den bu yana ortalama yüzde 1,7'lik bir S&amp;P 500 kazancı sağladı. Oysa Kasım-Nisan döneminde bu oran yüzde 7'nin üzerindeydi. Seçim döngüsüne baktığımızda 2026 bir ara seçim yılı ve ara seçim yılları, dört yıllık başkanlık döngüsünün en zayıf ve değişken dönemi olarak adlandırılır.</p>
<p>Sağlıklı bir geri çekilmeyi daha derin bir şeye dönüştürecek katalizör,geleceğe yönelik kazanç beklentilerinin düşüşe geçtiği ve yapay zekâ gibi piyasaların değerlemelerin tarihin en yüksek seviyelerinde seyrettiği noktalarda geleceğe ilişkin sorgulamalar olacaktır diye düşünüyoruz.</p>
<p>Yapay zekâ teması ile ilgili soru işaretleri artabilir diye düşünüyoruz. Her ne kadar barış haberleri ile üzerinde durulmadıysa da ABD Hükümeti’nin Anthropic'in Fable 5 ve Mythos 5 yapay zekâ modellerini fiilen devre dışı bırakması, önemli bir olaydı ve yaklaşan yapay zeka halka arzlarını, ABD yapay zeka modellerinin küresel olarak benimsenmesini, yapay zekanın gelecekteki yolunu ve ABD teknoloji sektörünün devam eden istisnai konumunu etkileyebilir.</p>
<p>Cuma akşamı, ABD hükümeti ihracat kontrol düzenlemelerini kullanarak yabancı uyrukluların "ABD içinde veya dışında" modellere erişimini engelledikten sonra Anthropic, en güçlü Mythos 5 ve Fable 5 yapay zekâ modellerini kapatmak zorunda kaldı. Esasen, bu, ABD'nin yapay zekâ liderliğinin, sanki devlet / askeri sırmış gibi güvenlik politikasıyla korunması gereken değerli bir ulusal kaynak olduğunu ilan etmek anlamına geliyor.</p>
<p>Hiç sözü edilmese de bu piyasaya ciddi bir uyarı niteliğinde gibi okunabilir. Piyasalar, firmalar ve hükümetler, ABD'nin düğmelere basma gücünü kullanmaya karar vermesi durumunda yapay zekâ patlamasının bir risk olduğu gerçeğine uyanacaklar. Yapay zekâ açıkça stratejik bir kaynak. ABD yapay zekâ modellerini kullanmak çok riskli hale gelecek mi? Avrupa ve Asya'nın kendi bağımsız yapay zekâ sistemlerini geliştirmesi ve yenilik yapması ne kadar zor olacak? Bu yasak, veri merkezlerine dayalı ABD hiper ve büyük ölçekli yapay zekâ modellerini (LLM) benimsemek yerine, içselleştirilmiş açık ağırlıklı küçük dil modellerinin (SLM) inovasyonu yoluyla veri ve yeteneklerin korunması hakkındaki tartışmaları artırabilir.</p>
<p>ABD Hükümetin Anthropic modellerini kapatma yönündeki ani talebinin tetikleyicisi, Çinli aktörlerin Anthropic modellerini tersine mühendislik yoluyla çözmeye "damıtma" çalışması ve yapay zekâ modelinin etrafındaki güvenlik önlemlerinin atlanabileceği "hapisten kurtulma" riskiyle bağlantılı gibi görünüyor. İlginç bir şekilde, "hapisten kurtulma" güvenlik risklerini hükümete "sunan" Amazon oldu ki Anthropic, Amazon'un tercih ettiği yapay zekâ geliştirme laboratuvarı ortağı; bu nedenle, sistemden çıkma riskleri gerçek ve önemli olmalıydı.</p>
<p>Tüm bunlar, yılın ilerleyen aylarında gerçekleşmesi planlanan devasa Anthropic ve OpenAI halka arzları öncesinde yatırımcıları biraz şaşırtabilir. Geçen hafta SpaceX'in büyük halka arzının ardından, her iki yapay zekâ geliştirme laboratuvarı için de beklentiler yüksekti. Bu durum böyle kalacak mı yoksa Mythos'un kapanması büyük bir engel mi olacak?</p>
<p>Şimdiye kadar yapay zekâ, önde gelen yapay zekâ laboratuvarları OpenAI ve Anthropic'in, hiper ölçekli şirketlerin altyapı yatırımları trilyonlarca dolar tarafından kovalanmasıyla, yapay zekâ geliştirmenin hızı ile bir yarış halindeydi. Bu da yapay zekâ değerlemelerindeki köpürmeyi tetikliyor.</p>
<p>Üzerinde hiç durulmayan ama piyasalar açısından gördüğümüz en büyük risk bu. Yani yapay zekânın yaratım hızı, iş yerlerinde yapay zekânın benimsenme hızına ilişkin anlatıyı tetikledi ve bu da yapay zekâ ekosisteminde muazzam değerlemelere yol açtı. Peki ya Mythos ve Fable'ın engellenmesi bu döngü açısından bir fren görevi görürse? Ani durdurma, derinleşen düzenleyici denetim korkuları, yabancı kullanıcılar için kapatma düğmesi ve damıtma riskleri, yatırımcılar üzerinde birdenbire baskı oluşturabilir.</p>
<p>Son aylarda Körfez savaşı anlaşılır bir şekilde manşetlere hakim oldu, ancak kredi piyasalarının anlatacak başka bir hikayesi daha var. Yapay zekâ ve büyük ölçekli veri merkezi tahvillerinin ihraçları kamu piyasalarında adeta patlama yaşıyor. Karşılaştırma yapmak gerekirse, dot-com dönemi boyunca internet ve teknoloji alanındaki ihraçlar 2001 yılında 85 milyar dolara ulaşarak 2000-2001 yılları arasındaki toplam ihraçların ortalama yüzde 14,5'ini oluşturmuştu. Mevcut döngü bu dönemi gölgede bırakma tehdidi taşıyor: Bazı tahminlere göre, yapay zekâ ve hiper ölçekli şirketlerle ilgili toplam ihraçlar yatırım derecesinde 400 milyar dolara ve yüksek getirili tahviller ve kredilerde ise 65 milyar dolara ulaşabilir ve bu da toplam ihraçların yaklaşık yüzde 20'sini oluşturabilir. 2015 yılının başında hiper ölçekli şirketlerin (Amazon, Microsoft, Meta, Alphabet ve Oracle) pazarın yüzde 1'inden azını temsil ettiğini de unutmamak gerekir. Büyük ölçekli veri merkezleri, serbest nakit akışında bir dönüm noktasına yaklaşıyor; yapay zekâ sermaye harcamaları artık işletme nakit akışlarının yüzde 90'ından fazlasını tüketiyor. Örneğin Oracle, 30 yıllık pozitif nakit akımı yarattıktan sonra 5 yıl boyunca negatif nakit akımı yaratacak.</p>
<p>Yarı iletken değerlemeleri mükemmellik varsayımıyla fiyatlandırılıyor ve hata payı çok az kalıyor. Yaklaşan yapay zekâ halka arzları, yapay zekâ harcama planlarının sürdürülebilirliği konusunda önemli bir açıklık sağlayacaktır. Ayrıca, özel kredi piyasasında bir dizi yüksek profilli temerrüt bu konuların tekrar gündeme gelmesine sebep olabilir.</p>
<p>Yurt içi için ise piyasa görüşümüzü şöyle ifade etmiştik: “Enflasyonun kısa vadede olumlu sürpriz yapma olasılığına rağmen piyasa bazlı faizlerin yüksek seviyelerinde kalması muhtemel diye düşünüyor, PPK toplantısında ise faiz arttırımı beklemiyoruz. Borsada Mayıs ayı ortasında gördüğümüz düşüşün ardından, BIST’in 13,000 üzerindeki taban oluşturma sürecinin devam ettirmesi ve 15 binli seviyelere geriye gelmeye çalışması muhtemel. Enflasyondan gelecek olumlu sinyaller ve petrol fiyatlarının 110 seviyelerinden gerilemesi kısa vadeli olumlu etkiler olarak karşımıza çıkıyor. Ancak bu olumlu gelişmelere rağmen borsamızın sert düşüş sonrası tekrar zirve bölgesini aşması çok da kolay olmayacaktır diye düşünüyoruz. Muhtemelen bizim piyasalar da global piyasalara paralel bir seyir izleyecektir kanaatindeyiz” Bu görüşlerimizin de arkasındayız ve bizim piyasaların da global piyasalara paralel hareket etmeye devam edeceğini düşünüyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/magaradan-cikis-81252</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mağaradan çıkış ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
