<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bulgurcu-vakfinin-bursiyerleri-kadin-muhendisler-gununu-birlikte-kutladilar-82260</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 11:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bulgurcu Vakfı’nın bursiyerleri Kadın Mühendisler Günü’nü birlikte kutladılar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bugüne kadar 230 kadın mühendislik öğrencisine toplam 6 milyon 181 bin TL burs desteği sağlayan ve 5 yılda 500 kadın mühendis adayına burs vermeyi hedefleyen Bulgurcu Vakfı ülkemize büyük değer katıyor. </p>
<p>Kadın mühendislerin eğitimde ve istihdamda daha güçlü bir şekilde var olmasını hedefleyen Vakıf, 2021 yılından bu yana burs programlarıyla ekonomik zorluk yaşayan kız öğrencilerin mühendislik eğitimleri için kesintisiz ve geri ödemesiz eğitim bursu veriyor. Sağladığı finansal desteğin yanı sıra mentorluk, staj imkânları, teknik geziler, sosyal-kültürel etkinlikler ve eğitim materyalleri gibi birçok alanda öğrencilerin yanında yer alıyor. Kadın mühendislik öğrencilerinin bilim, teknoloji ve mühendislik alanlarında daha güçlü olmaları için onları rol modellerle  bir araya getiriyor. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44d56fcab3f-1782895983.jpg" alt="" width="720" height="480" /></p>
<p>Vakıf bu yıl da 23 Haziran Dünya Kadın Mühendisler Günü’nde bir etkinlik düzenleyerek, İstanbul Minoa Pera’da bursiyerleri iş dünyasının farklı sektörlerinden başarılı kadın liderlerle buluşturdu.  Etkinliğin açılış konuşmalarını BAVAK Yönetim Kurulu Başkanı Ayşen Bulgurcu v BAVAK Genel Müdürü Füsun Aymergen gerçekleştirdi. Bee Propolis Genel Müdürü Dr. Aslı Elif Tanuğur Samancı, İETT Genel Müdür Yardımcısı Zeynep Pınar Mutlu, GE Aerospace Mühendislik Yöneticisi Merve Ceylan ve Unilever Innovation Manager Büşra Şerefoğlu ile birlikte  kariyer yolculuklarımızı ve deneyimlerimizi  paylaştık. Gençlerin enerjisi ve coşkusuna tanık olduk. </p>
<p><strong>Görünmez engelleri aşmak</strong></p>
<p>BAVAK Yönetim Kurulu Başkanı Ayşen Bulgurcu’nun da vurguladığı gibi birçok genç kadın, mühendislik yolculuğunun başında görünmez engellerle karşılaşıyor. Rol model eksikliği ve kalıplaşmış algılar, bu alana yönelme konusunda tereddüt yaratabiliyor. Bulgurcu yaklaşımlarını şu cümlelerle  ifade ediyor:  <em>“Oysa mühendislik; merak eden, sorgulayan ve çözüm üreten herkes için büyük fırsatlar sunuyor. Biz, genç kadınların potansiyellerini ortaya koyabilecekleri bir ortam oluşturmayı hedefliyoruz. Bugün 130u aşkın genç kadın mühendise destek veriyor, onların gelecekte toplumsal dönüşüme liderlik edecek bireyler olarak yetişmelerine katkı sunuyoruz. Çünkü inanıyoruz ki fırsat verildiğinde genç kadınlar hem mesleklerini hem de toplumu ileriye taşıyacak güce sahiptir</em>.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44d59fa71e1-1782896031.jpeg" alt="" width="720" height="480" /></p>
<p><strong>Ben de yapabilirim duygusu</strong></p>
<p>Bulgurcu vakfı çok değerli bir iş yapıyor. Genç kadın mühendis adaylarının eğitimlerine kesintisiz devam edebilmelerini sağlamak, potansiyellerini ortaya çıkarma yolculuklarında yanlarında olmak ve kariyerlerine güvenle adım atmalarını desteklemek için çalışıyor. Ayşen Bulgurcu misyonlarını şu cümleyle özetliyor:  Onlara verdiğimiz her destek, başka kız çocukları için de ilham oluyor; “Ben de yapabilirim” duygusunu güçlendiriyor. Böylece hem cam tavanların kırılmasına katkı sunuyor hem de mühendislik alanında daha fazla kadın görmek için somut adımlar atmış oluyoruz.”</p>
<p>***</p>
<p><strong>Dünyanın En İyi Okulları Ödüllerinin 10 Finalisti arasında Türkiye’den iki okul var</strong></p>
<p>Türkiye’den iki örnek okulumuz Dünya’nın En İyi Okulları Ödülleri 2026 için seçilen 10 finalist arasına girdi. T4 Education tarafından, COVID-19 pandemisinin ardından 2022 yılında hayata geçirilen Dünya’nın En İyi Okulları Ödülleri; sınıflarında ve okul sınırlarının ötesinde hayatları dönüştüren okulların en iyi uygulamalarını dünyayla paylaşmak amacıyla oluşturuldu. </p>
<p>Eğitim dünyasında sıklıkla “Okulların Dünya Kupası” olarak nitelendirilen “World’s Best School Prizes” , küresel ölçekte eğitim alanındaki en prestijli ödüller arasında kabul ediliyor. Bu yıl finalist olan İstanbul’dan Darüşşafaka Eğitim Kurumları,  ve Ankara’nın Etimesgut ilçesinde bulunan Cezeri Yeşil Teknoloji Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencilerini, öğretmenlerini ve tüm okulların yönetim kadrolarını kutlamak istiyorum. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44d5bcdd63d-1782896060.jpeg" alt="" width="720" height="453" /></p>
<p><strong>Türkiye’deki eğitim kurumları dünyanın en iyileri arasında</strong></p>
<p>T4 Education ve Dünya’nın En İyi Okulları Ödülleri’nin Kurucusu Vikas Pota, gönderdiği mesajda Darüşşafaka Eğitim Kurumları ve Cezeri Yeşil Teknoloji Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ni, Dünya’nın En İyi Okulları Ödülleri’nin beşinci yılında kısa listeye kalma başarısı göstermelerinden dolayı tebrik ederek  “Bu okullar, Türkiye’deki eğitim kurumlarının gerçekten dünyanın en iyileri arasında yer aldığını ortaya koyuyor.” ifadesini kullandı. </p>
<p>Vikas Pota ödüller hakkında şu yorumu yaptı: “<em>Bu küresel ödüle finalist olan örnek okullardan her biri, kendine özgü yaklaşımlarıyla gençleri giderek daha belirsiz hâle gelen bir dünyaya hazırlamayı başardı. Artan çatışmalar, derinleşen eşitsizlikler, popülizmin yükselişi ve iklim krizinin etkileri gibi büyük küresel sorunlarla karşı karşıya olduğumuz bugünlerde, okulların geleceğin liderlerini yetiştirme rolü her zamankinden daha büyük önem taşıyor. Bu kurumlar, sınıflarında her gün neyin gerçekten işe yaradığını gösteriyor. Dünyanın dört bir yanındaki hükümetler ve okullar da onların ilham verici örneklerinden öğrenmeli ve bu başarılı uygulamalardan faydalanmalıd</em>ır.”</p>
<p><strong>Darüşşafaka neden seçildi?</strong></p>
<p>İstanbul’da faaliyet gösteren ve tüm öğrencilerine tam burslu yatılı eğitim imkânı sunan Darüşşafaka Eğitim Kurumları, yüksek düzeyde öğrenci desteğini esnek ve uyarlanabilir bir uzaktan eğitim modeliyle birleştirerek eğitim sistemlerinin krizlere verdiği yanıtı dönüştürüyor. Özellikle deprem gibi büyük afetlerin ardından kırılgan durumdaki çocukların eğitimle bağlarını sürdürmelerine, istikrarlı bir öğrenme ortamına erişmelerine ve gelecek fırsatlarına ulaşmalarına katkı sağlayan bu yaklaşımıyla Okul, Overcoming Adversity (Zorlukların Üstesinden Gelme)kategorisinde ilk 10 finalist arasına girdi.</p>
<p><strong>Enerji dedektifileri</strong></p>
<p>Ankara’nın Etimesgut ilçesinde bulunan Cezeri Yeşil Teknoloji Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi ise öğrencilerini birer “enerji dedektifi” olarak yetiştiriyor. Okul, öğrencilerin enerjinin nasıl kullanıldığını, nerelerde israf edildiğini ve günlük davranışların çevresel etkileri azaltacak şekilde nasıl değiştirilebileceğini anlamalarını sağlıyor. Bunu, yaşayan bir laboratuvar niteliğindeki öğrenme ortamında yürütülen proje tabanlı eğitim modeliyle gerçekleştiriyor. Okul, bu yaklaşımıyla Environmental Action (Çevresel Etki) kategorisinde ilk 10 finalist arasında yer aldı. </p>
<p><strong> Seçim süreci nasıl işleyecek?</strong></p>
<p><strong>Toplum İş Birliği, Çevresel Eylem, Yenilikçilik, Zorlukların Üstesinden Gelme ve Sağlıklı Yaşamları Destekleme </strong>kategorilerinde verilen beş Dünya’nın En İyi Okulu Ödülü’nün kazananları, alanında uzman isimlerden oluşan bağımsız bir Jüri Akademisi (Judging Academy) tarafından titizlikle belirlenen kriterler doğrultusunda seçilecek. Her kategoride ilk üç finalist ve ödül sahipleri Kasım ayında açıklanacak.</p>
<p>Bunun yanı sıra, beş ödül kapsamındaki tüm finalist 50 okul, Halk Oylamasına da katılarak <strong>Toplumun Seçimi Ödülü (Community Choice Award)</strong> için yarışacak.</p>
<p>Kazanan ve finalist okullar, 16-17 Ocak 2027 tarihlerinde Birleşik Krallık’ın başkenti Londra’da düzenlenecek <strong>Dünya Okullar Zirvesi’ne (World Schools Summit)</strong> davet edilecek. Zirvede okullar; politika yapıcılar ve küresel eğitim dünyasının önde gelen isimleriyle bir araya gelerek iyi uygulamalarını, uzmanlıklarını ve deneyimlerini paylaşma fırsatı bulacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bulgurcu-vakfinin-bursiyerleri-kadin-muhendisler-gununu-birlikte-kutladilar-82260</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bulgurcu Vakfı’nın bursiyerleri Kadın Mühendisler Günü’nü birlikte kutladılar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/enerjisa-enerjinin-yeni-ceosu-oguzhan-ozsurekci-82270</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerjisa Enerji&#039;nin yeni CEO&#039;su Oğuzhan Özsürekci</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerjisa Enerji, şirketin üst yönetiminde ağustos itibarıyla görev değişimi olacağını duyurdu.</p>
<p>Buna göre, Enerjisa Enerji CEO'su Murat Pınar, 1 Ağustos itibarıyla görevini Enerjisa Dağıtım Şirketleri Genel Müdürü Oğuzhan Özsürekci'ye devredecek.</p>
<p>Özsürekci, görevi devralmasıyla birlikte Dağıtım Şirketleri Genel Müdürlüğü görevini ikinci bir duyuruya kadar vekaleten yürütmeye devam edecek.</p>
<p>Pınar ise Sabancı Holding Stratejik Yatırımlar Başkanlığı görevine atanırken, topluluktaki çeşitli görevlerinin yanı sıra Enerjisa Enerji ve Enerjisa Üretim şirketlerinin Yönetim Kurulu üyeliği görevlerini de yürütecek.</p>
<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen Enerjisa Enerji Yönetim Kurulu Başkanı İhsan Erbil Bayçöl, Pınar'ın uzun yıllardır şirket bünyesinde üstlendiği farklı görevlerde özelleştirme sürecinden bu yana şirketin büyümesine, dönüşümüne ve bugün ulaştığı güçlü konuma önemli katkılar sağladığını belirtti.</p>
<p>Bayçöl, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Liderliğiyle sadece şirketimizin operasyonel başarısına değil, kurumsal kültürüne, sürdürülebilirlik vizyonuna ve paydaşlarımızla kurduğu güven ilişkisine de değer kattı. Aynı zamanda elektrik dağıtım sektörünün dönüşümüne, hizmet kalitesinin gelişimine ve sektörün geleceğine yön veren pek çok çalışmaya öncülük ederek ülkemiz enerji sektörüne önemli katkılar sundu. Kendisine bugüne kadar ortaya koyduğu liderlik ve katkıları için teşekkür ediyor, Sabancı Topluluğu bünyesindeki yeni görevinde başarılar diliyorum. Oğuzhan Özsürekci de Enerjisa Dağıtım Şirketleri bünyesinde farklı sorumluluklar üstlenmiş, şirketimizi, kültürümüzü ve stratejik önceliklerimizi yakından tanıyan güçlü bir lider. Bu görevi şirket içinden yetişen deneyimli bir ismin devralması, Enerjisa Enerji'nin güçlü kurumsal yapısının ve liderlik anlayışının önemli bir göstergesidir. Şirketimiz, güçlü yönetim ekibi ve çalışanlarıyla stratejik hedefleri doğrultusunda müşterileri, yatırımcıları ve tüm paydaşları için değer üretmeye aynı kararlılıkla devam edecektir."</p>
<p>Özsürekci, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği bölümünde lisans, Gazi Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı.</p>
<p>Çalışma hayatına 2002'de Barmek Holding'de başlayan Özsürekci, 2003'te mühendis olarak Başkent Elektrik Dağıtım AŞ'ye katıldı. 2003 - 2013 yıllarında Başkent Elektrik Dağıtım AŞ'de birçok yöneticilik pozisyonunda görev alan ve 2013-2019 arasında sırasıyla Müşteri Operasyonları Direktörlüğü ve Saha Operasyonları Direktörlüğü görevini üstlenen Özsürekci, Kasım 2019'dan itibaren Enerjisa Dağıtım Şirketleri Saha Operasyonları Grup Direktörü olarak görev aldı.</p>
<p>Özsürekci, 2022'den itibaren üstlendiği Enerjisa Enerji Dağıtım Şirketleri Genel Müdürlüğü görevinde, 14 farklı ilde, 21 milyondan fazla kişiye kaliteli ve kesintisiz enerji sunmayı hedefleyen 11 bin kişiden oluşan ekibe liderlik etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/enerjisa-enerjinin-yeni-ceosu-oguzhan-ozsurekci-82270</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/0/1280x720/enerjisa-enerjinin-yeni-ceosu-oguzhan-ozsurekci-1782898677.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerjisa Enerji CEO&#039;su Murat Pınar, ağustos ayı itibarıyla görevini Oğuzhan Özsürekci&#039;ye devredecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bazi-urunlerin-gumruk-vergisiz-ithalati-icin-kontenjan-belirlendi-82269</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bazı ürünlerin gümrük vergisiz ithalatı için kontenjan belirlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bazı sanayi ürünlerinin gümrük vergisiz ithalatına ilişkin Cumhurbaşkanı kararları ile Ticaret Bakanlığının hazırladığı tebliğler, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, fermuar üretiminde kullanılan plastik zincir dişleri monte edilmiş dar şeritler, dizel üretiminde kullanılan bazı kimyasalların da aralarında bulunduğu çok sayıda sanayi ürününün ithalatına yönelik tarife kontenjanı açıldı.</p>
<p>Farklı miktarlardaki gümrük vergisiz kontenjanların süreleri ürünlere göre 31 Aralık 2026 ile 15 Şubat 2027 arasında değişiyor.</p>
<p>İthalatta Kota ve Tarife Kontenjanı İdaresine İlişkin Tebliğ ile bazı sanayi ürünlerinin ithalatında uygulanacak tarife kontenjanlarının dağıtımı ve başvuru esasları da düzenlendi.</p>
<p>Buna göre belirlenen ürünlere ilişkin açılan tarife kontenjanları, yalnızca ithale konu eşyayı kendi üretim faaliyetlerinde ham madde veya ara malı olarak kullanan sanayicilere tahsis edilecek.</p>
<p>Kontenjandan faydalanmak isteyen firmaların, 15 gün içinde Bakanlığın resmi internet sitesinden (www.ticaret.gov.tr) "İthalat Belge İşlemleri" uygulamasını kullanarak başvurularını tamamlamaları gerekiyor.</p>
<p>Birden fazla eşya grubu için kontenjan talebinde bulunacak firmaların, her ürün için ayrı başvuru yapması talep ediliyor.</p>
<p><strong>Dağıtım kriterleri belirlendi</strong></p>
<p>Tarife kontenjanlarının dağıtımı öncelikle "talep toplama" yöntemiyle gerçekleştirilecek. Talebin açılan kontenjandan fazla olması durumunda, firmanın üretim kapasitesi, fiili sarfiyatı, üretim miktarı ve geçmiş yıllardaki kontenjan kullanım performansları gibi kriterler dikkate alınacak.</p>
<p>Talep toplama dönemi sonunda kontenjan kalması durumunda başvurular "ilk gelen ilk alır" yöntemine göre değerlendirilecek.</p>
<p><strong>Lisanslar devredilemeyecek</strong></p>
<p>Bakanlıkça elektronik ortamda düzenlenecek ithal lisansları, 15 Şubat 2027'ye kadar geçerli olacak. İthalat işlemlerinin bizzat lisans sahibi firma tarafından yapılması gerekiyor. Bu lisanslar üçüncü kişilere devredilemeyecek.</p>
<p>Tebliğ hükümlerine aykırı beyanda bulunan veya sunduğu belgelerde tutarsızlık tespit edilen firmaların talepleri, eksiklikler giderilene kadar karşılanmayacak.</p>
<p><strong>Üretimi az bazı ürünler için kota uygulanacak</strong></p>
<p>İthalat Rejimi Kararı'nda Değişiklik Yapılmasına Dair Karar ile de bazı ürünlere ilişkin askıya alma sistemi devreye sokuldu.</p>
<p>Bu kapsamda, Türkiye ve Avrupa Birliği'nde (AB) üretimi bulunmayan bazı sanayi ürünleri için gümrük vergilerini askıya alma, AB ve Türkiye'de üretimi bulunan ancak yetersiz ürünler için ise tarife kontenjanı (kota) uygulanması kararlaştırıldı.</p>
<p>Sanayicilerin ham maddelere erişimini kolaylaştırmak ve uluslararası piyasada rekabetçiliği artırmak amacıyla yapılan düzenlemede söz konusu ürünler de listelendi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bazi-urunlerin-gumruk-vergisiz-ithalati-icin-kontenjan-belirlendi-82269</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/4/1280x720/is-yerlerinde-psikolojik-tacizin-onlenmesi-ile-ilgili-genelge-resmi-gazetede-1741267840.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan karara göre, fermuar üretiminde kullanılan plastik zincir dişleri monte edilmiş dar şeritler, dizel üretiminde kullanılan bazı kimyasalların da aralarında bulunduğu çok sayıda sanayi ürününün ithalatına yönelik tarife kontenjanı açıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hastane-muayene-katki-paylari-artirildi-82264</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hastane muayene katkı payları artırıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Resmi Gazetenin 1 Temmuz günlü sayısında yayımlanan SGK Sağlık Uygulama Teblii (SUT) değişikliği ile hastanelere başvuran kişilerin ödediği katkı paylarında artış yapıldı ancak aile hekimlerine başvuru ve sevk zincirini destekleme amaçlı olarak, aile hekimlerinin sevkiyle hastanelere başvuru yapılması halinde bu tutarların yarısı kadar ödeme yapılması uygulaması başlatıldı. </p>
<p>Buna göre, ikinci basamak resmi sağlık kuruluşlarına (devlet hastaneleri) başvurularda katkı payı 50 TL olarak ödenecek. Sağlık Bakanlığı eğitim ve araştırma hastaneleri, devlet eğitim araştırma hastaneleri ile devlet üniversite hastanelerinde ise 90 TL katkı payı alınacak. Vakıf üniversitelerinin hastanelerinin katkı payı ise 100 TL olarak belirlendi. </p>
<p>Katkı payları artırılırken, birinci basamak (aile hekimleri) başvuruyu özendirme amaçlı olarak ise katkı paylarının yeni belirlenen tutarlarından indirim usulü getirildi. Aile hekimlerinin sevk ettiği hastalar, katkı paylarını yüzde 50 daha düşük ödeyecek.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hastane-muayene-katki-paylari-artirildi-82264</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/saglik-doktor.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan tebliğ değişikliği ile hastanelere başvuran kişilerin ödeyeceği katkı payları artırıldı. Aile hekimlerinin sevkiyle hastanelere başvuru yapılması halinde ise miktarın yarısı kadar ödeme yapılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kdvde-yeni-duzenleme-ithalatciya-maliyet-ymmye-sure-sorunu-cikardi-82234</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 08:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> KDV’de yeni düzenleme ithalatçıya maliyet, YMM’ye süre sorunu çıkardı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>2026 yılıyla birlikte ithalat yapan mükellefler açısından önemli bir uygulama hayata geçti. 2023 yılında yayımlanan düzenlemeyle, ithalatta ödenen bazı vergilere ilişkin KDV indirim hakkı kaldırılırken, altı aylık dönemde ithalat tutarı 2 milyon 600 bin TL’yi aşan firmalara Yeminli Mali Müşavir (YMM) raporu zorunluluğu getirilmişti. 31 Ocak 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 57 Seri No’lu KDV Genel Uygulama Tebliği ile de yeni bir bildirim ve raporlama sürecinin başladı. Buna göre, altı aylık dönemde bu kapsamdaki ithalat tutarı 2 milyon 600 bin TL’yi aşmayan firmalar bildirim, bu tutarı aşan firmalar ise YMM raporu vermekle yükümlü. Ancak uygulamanın ilk döneminde takvim sıkışıklığı dikkat çekiyor.</p>
<h2>"İthalatçının maliyet, nakit akışı ve vergi yükünü artırıyor" </h2>
<p>1–20 Temmuz tarihleri arasındaki Mali Tatil, 28 Temmuz’daki KDV beyanname süresi ve 31 Temmuz YMM raporu son günü, hem firmalar hem de meslek mensupları açısından ciddi bir zaman baskısı yaratıyor. Sektör temsilcileri, bu durumun yalnızca muhasebe hatalarına değil, önemli vergi risklerine de yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Bulut Gümrükleme Yönetim Kurulu Başkanı Gümrük Müşaviri İlhan Bulut ile Yeminli Mali Müşavir– Bağımsız Denetçi Osman Biçeroğlu, EKONOMİ’ye yaptıkları değerlendirmede, teknik bir muhasebe değişikliği gibi görünse de ithalatçıların maliyet yapısını, nakit akışını ve vergi yükünü doğrudan etkilediğini vurguladılar.</p>
<h2>“İthalatçı artık verginin KDV’sini de maliyet olarak ödüyor” </h2>
<p>Son yıllarda ithalat işlemlerinde firmalar üzerindeki mali yüklerin yalnızca gümrük vergileriyle sınırlı kalmadığını belirten İlhan Bulut, gözetim uygulamaları, ek mali yükümlülükler, dampinge karşı vergiler ve ilave gümrük vergilerinin ithalat maliyetlerini ciddi biçimde artırdığını söyledi. 23 Kasım 2023 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7846 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile; gözetim farkları, ek mali yükümlülükler, dampinge karşı ve telafi edici vergiler nedeniyle KDV matrahına dahil edilen tutarlara isabet eden KDV’nin indirim hakkının kaldırıldığını hatırlatan Bulut; “Bu düzenleme ile ithalatçı yalnızca vergi değil, verginin KDV’sini de ödemekte. Üstelik bu KDV artık indirilemiyor ve doğrudan eşyanın maliyet unsuru haline geliyor. Özellikle yüksek hacimli ithalat yapan firmalar için maliyet baskısı kalıcı olacak” uyarısında bulundu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44c527348d8-1782891815.png" alt="" width="300" height="246" /></p>
<h2>"Takvim sıkışıklığı uygulamayı zorluyor"</h2>
<p>“Uygulamanın teknik yapısı ve beyan sisteminin karmaşıklığı dikkate alındığında, eksik ya da hatalı bildirimler nedeniyle firmaların cezai risklerle karşılaşması kaçınılmaz görünüyor,” diyen Bulut, sürelerin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. 2026 yılı Ocak–Haziran dönemine ilişkin bildirim ve YMM raporları için son tarihin 31 Temmuz olduğunu hatırlatan Bulut, Mali Tatil ve beyanname süreleri nedeniyle fiilen 3-4 günlük bir zaman dilimi kaldığını söyledi. Bulut; “YMM’nin bu sürede sağlıklı bir rapor hazırlaması son derece güç, aceleyle yapılan hesaplamalar hem mükellefler hem de mali idare açısından risk doğurur” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h2>“Düşük kâr marjıyla çalışan sektörlerde ciddi maliyet artışı yaratacak” </h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44c53dd3be0-1782891837.png" alt="" width="300" height="246" />Yeminli Mali Müşavir Osman Biçeroğlu, gözetim uygulamasında referans fiyat ile gerçek ithalat bedeli arasındaki fark üzerinden hesaplanan KDV’nin artık indirilemeyecek olmasının, özellikle düşük kâr marjıyla çalışan sektörlerde ciddi maliyet artışı yaratacağını söyledi.</p>
<p>“Tebliğ, yalnızca gerçek ithalat bedeline isabet eden KDV’nin indirilebileceğini düzenliyor” diyen Biçeroğlu, yeni dönemde gümrük giriş beyannamesindeki vergi kodlarının tek tek analiz edilmesinin zorunlu hale geldiğini vurguladı. Aynı beyannamede hem indirilebilir hem de indirilemeyen KDV unsurlarının birlikte yer alabileceğine dikkat çeken ve 57 Seri No.lu KDV Genel Uygulama Tebliği ile uygulamaya açıklık getirildiğini belirten Biçeroğlu, en sık yapılacak hatanın 40 kodlu KDV satırındaki toplam tutarın tamamının indirilecek KDV sanılması olacağını ifade etti. Bu tutarın ayrıştırılmadan 191 İndirilecek KDV hesabına alınmasının, Gelir İdaresi Başkanlığı’nın elektronik kontrolleriyle tespit edilerek cezalı tarhiyat riskine yol açabileceğini söyledi. Biçeroğlu, indirilemeyen KDV’nin stokta bulunan mallar için maliyet, satılan mallar için ise gider olarak kaydedilmesi gerektiğini, bu giderlerin ticari kazancın tespitinde indirim konusu yapılabildiğini sözlerine ekledi.</p>
<h2>"İndirim hakkının sınırlandırılması ileride tartışma yaratabilir" </h2>
<p>Yeni düzenleme ile birlikte yalnızca doğru muhasebeleştirmenin değil, bu işlemlerin YMM tarafından tevsik edilmesinin de kritik hale geldiğini kaydeden Biçeroğlu, düzenlemenin hukuki boyutuna da dikkat çekerek, Anayasa Mahkemesi’nin KDV Kanunu’nun 36’ncı maddesindeki “iade hakkı”na ilişkin iptal kararının, Cumhurbaşkanı’na tanınan yetkinin sınırları konusunda yeni tartışmaları beraberinde getirdiğini belirtti. Biçeroğlu, aynı gerekçelerin, KDV indirim hakkının sınırlandırılması açısından da ileride anayasal tartışmalara konu olabileceği değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İNDİRİMİ YASAKLANAN BAŞLICA VERGİ KODLARI</span></h2>
<p>▶ 20 – Dampinge Karşı Vergi<br />▶ 21 – Telafi Edici Vergi<br />▶ 33 – Anti-damping KDV<br />▶ 34 – Adet Bazlı Ek Mali Yükümlülük<br />▶ 38 – Ek Mali Yükümlülük KDV<br />▶ 39 – Ad valorem Ek Mali Yükümlülük<br />▶ 61 – Telafi Edici Vergi</p>
<p>Ayrıca beyannamede “Yurt Dışı Gider” satırında gösterilen gözetim farkı ve buna isabet eden vergilerin KDV’si de indirim kapsamı dışında bırakıldı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">KISMİ İNDİRİM İMKÂNI OLAN BAŞLICA KODLAR</span></h2>
<p>▶ 10 kodlu Gümrük Vergisi, <br />▶ 59 kodlu İlave Gümrük Vergisi, <br />▶ 40 kodlu Katma Değer Vergisi, <br />▶ 50/51/52/93 kodlu ÖTV, <br />▶ 70 kodlu Toplu Konut Fonu gibi kalemlerde ise KDV indirimi tamamen ortadan kaldırılmamış, işlemin niteliğine göre tam veya kısmi indirim imkânı korunmuştur. </p>
<p>Özellikle 10 ve 59 numaralı kodlarda, yalnızca gerçek CIF bedeline isabet eden kısım indirilebilirken, gözetim farkından kaynaklanan bölüm indirilemeyecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kdvde-yeni-duzenleme-ithalatciya-maliyet-ymmye-sure-sorunu-cikardi-82234</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/2/1280x720/vergi-kdv-tl-1767250698.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İthalatta KDV indiriminin sınırlandırılması ve ithalatı 2,6 milyon TL’yi aşan firmalara YMM raporu zorunluluğu, hem maliyet hem de raporlama açısından yeni bir baskı dönemi başlattı. KDV indirim hakkındaki değişiklikler ithalat maliyetlerini artırırken, kısa raporlama süresi muhasebe ve YMM’ler için ciddi zaman baskısı oluşturuyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/damla-kentte-enseyi-karartmak-icin-vakit-erken-82231</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 08:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Damla Kent&#039;te enseyi karartmak için vakit erken</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsada her yeni ürün, ilk günlerinde büyük beklentilerle karşılanıyor. Damla Kent Gayrimenkul Sertifikası (DMLKT) da bunlardan biri oldu. Emlak Konut güvencesi, TOKİ iş birliği ve "küçük tasarruflarla gayrimenkule ortak olma" fikri yatırımcıların ilgisini çekti. Ancak bugünkü tabloya bakan yatırımcıların morali bozulmuş durumda. Paramedya internet sitesinin haberine göre yaklaşık bir yıl önce halka arzdan sertifika alan yatırımcı yüzde 20 zararda. Üstelik aynı para yüzde 37 net getirili risksiz yatırım aracında değerlendirilseydi, ortaya çıkan fırsat maliyeti çok daha yüksek olacaktı. Ancak bu tabloyu görüp "proje başarısız oldu" demek ise henüz erken. Çünkü gayrimenkul sertifikası, klasik hisse senedi değil. Asıl değerini proje teslim tarihi yaklaştıkça ortaya koyabilecek farklı bir mekanizmaya sahip. Bunun en somut örneği 2017'deki Park Mavera III ihracı. O projede de sertifikalar ilk dönemde beklenen performansı göstermemişti. Ancak inşaat tamamlandı, yeterli sertifikayı toplayanlar daire sahibi oldu.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a44a9095cc94-1782884617.png" alt="" width="436" height="245" />
<figcaption><strong>Damla Kent'in gerçek sınavı, inşaat belirli bir olgunluğa ulaştığında ve asli edim hakkını kullanmak isteyenlerin piyasaya girmesiyle başlayacak.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Daire almayan yatırımcılar ise kalan konutların satış gelirinden pay aldı. Sertifika başına ödeme halka arz fiyatının üzerinde gerçekleşti. Yine de yüksek enfl asyon nedeniyle sadece nakit alan yatırımcıların getirisi, konut fiyatlarındaki yükselişin gerisinde kaldı. Damla Kent'te de benzer bir senaryonun yaşanması mümkün. Elbette bunun garantisi yok. Faizlerin seyri, konut piyasasının yönü, inşaatın takvime uygun ilerlemesi ve yatırımcı ilgisi sonucu belirleyecek temel unsurlar olacak. Özellikle teslim tarihi yaklaştıkça daire sahibi olmak isteyen yatırımcıların eksik sertifikalarını borsadan toplama ihtimali, fiyatı arttırıcı rol oynayabilir. Gayrimenkul sertifikalarının doğası gereği en kritik dönem de genellikle bu safha. Bu nedenle bugünkü ile birkaç yıl sonraki fiyat arasında doğrusal bir ilişki kurmak doğru olmayabilir. Evet, bugün ekrana bakan zararda olduğunu görüyor. Bunu inkâr mümkün değil. Ancak ürünün başarı ya da başarısızlığını bugünden ilan etmek de aynı ölçüde hatalı olur. Damla Kent'in gerçek sınavı, inşaat belirli bir olgunluğa ulaştığında ve asli edim hakkını kullanmak isteyenlerin piyasaya girmesiyle başlayacak. O güne kadar fiyat dalgalanmaları konuşulacak, asıl değer ise büyük ihtimalle projenin son virajında ortaya çıkacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/damla-kentte-enseyi-karartmak-icin-vakit-erken-82231</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Damla Kent&#039;in gerçek sınavı, inşaat belirli bir olgunluğa ulaştığında ve asli edim hakkını kullanmak isteyenlerin piyasaya girmesiyle başlayacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/23-sirket-faaliyet-karini-buyuturken-hisse-fiyatlari-yuzde-707lere-kadar-cikti-82230</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 08:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> 23 şirket faaliyet kârını büyütürken hisse fiyatları yüzde 707’lere kadar çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST 100 içinde hem operasyonel kârını büyüten hem de enflasyonun üzerinde kazandıran 23 hisse bulunuyor. Yüzde 707’leri aşan getiriler ve FAVÖK büyümeleri göz kamaştırsa da yatırımcıların her parlak oranın ardında sağlıklı bir nakit akışı olup olmadığını görmesi önemli.</strong></p>
<p>Piyasa, enflasyonu yenen şirketleri her zaman ayakta alkışlar. Yatırımcılar tabloda gördükleri yukarı yönlü okların şirketi kusursuz bir nakit makinesine dönüştürdüğüne inanır. Oysa sadece ciroya bakarak sonuca varmak pek anlamlı değildir. Katılımevim ve Destek Finans Faktoring gibi şirketlerin bulunduğu bu liste, %16,61 seviyesindeki enflasyona karşı güçlü bir direnç sunuyor gibi görünebilir. Ancak enflasyonist dönemlerde şirketler stok kârları veya değerlemelerle bilançolarını şişirebilir. Bu nedenle firmaların ana işinden para kazandığını görebilmek önemli.</p>
<h2>Faaliyet kârı ne diyor?</h2>
<p>Bilançoların satır aralarına girildiğinde asıl sorunun her zaman düşük satışlar olmayabileceğini, finansman giderleri ve ertelenmiş vergi giderlerinin de faktör olarak ele alınması bilmek gerekiyor. Europower Enerji yıllık bazda yüzde 76,42 FAVÖK büyümesi yakalarken fiyatı yılbaşından bu yana %146 arttı. Astor Enerji’nin fiyat artışı %146’ya yaklaştı. Güçlü oranlar faaliyetlerin göz kamaştırıcı olduğunu söylüyor. Kuşkusuz operasyonel kâr üretmek, paranın kasada kaldığı anlamına gelmiyor. Kur farkı zararları veya artan borçlanma maliyetleri, yaratılan FAVÖK rakamını alt satırlara inmeden yutabilmekte. Ereğli veya Kardemir gibi sanayi şirketlerinin sırasıyla %75,32 ve %58,83 fiyat primiyle yatırımcısını koruduğu görülüyor.</p>
<h2>FAVÖK ile yetinmemeli</h2>
<p>Kârın varlığı olumlu; ancak borç sarmalı veya ağır yatırım harcamaları kârı anında nakit yakımına çevirebiliyorsa, ortada sağlıklı bir büyümeden bahsedilemeyecektir. Sadece FAVÖK’e bakarak yetineneler veya yüksek finansman giderlerinin bilançoyu nasıl kemirdiğini gözden kaçıranlar kaybetme riski ile karşı karşıya kalabileceklerini göz ardı etmemeli.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44a8402351b-1782884416.png" alt="" width="999" height="543" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>AÇIĞA SATIŞ MI, KISITLAMA MI?</strong></p>
<p><strong>Açığa satış</strong>; düşüşten kâr, likidite katkısı, riskten korunma, balon engelleme. Sınırsız zarar, panik sarmalı, borçlanma maliyeti, pozisyon sıkışması.</p>
<p><strong>Açığa satış kısıtlaması</strong>; varlık koruması, panik freni, şirket savunması, güven, uzun vade. Fiyat şişkinliği, likidite daralması, kaçış, korunma zorluğu.</p>
<p><strong>Türkiye Varlık Fonu geçen ay borsa dışında blok hisse satarken talepte artış yaşanmadı</strong></p>
<p>Türkiye Sigorta’da kurumsallar pay almasına rağmen fiyat neden yükselmiyor? ● Kemal Alp</p>
<p>Kemal, kurumsalların borsada alım yapması artan taleple birlikte fiyatı yukarı yönlü baskılasa da borsa dışına alımlarda fiyata doğrudan etkisi olmaz. Dolaylı etkisi olur. Türkiye Sigorta hissesinde geçtiğimiz mayıs ayında Varlık Fonu %7,4 iskontolu olarak borsa dışında blok satışta bulundu. Aynı tarihte şirket de %100 bedelsiz sermaye artırımına gitti ve neticede şirketin halk açıklık oranı ile derinliği arttı. Bununla birlikte hisseye yönelik talepte bir atış yaşanmayınca hissenin fiyatında yukarı eğilim gündeme gelmedi. Hisse bir aydır yatayda.</p>
<p><strong>İdari birimlerini yeni fabrikaya taşırken yapı kullanımına dair gerekli belgeyi aldı</strong></p>
<p>Tarkim’in yeni yere taşınması tamamlanınca kapasitesi ne kadar artacak? ● Alper Kurt</p>
<p>Alper; Tarkim, Turgutlu OSB’de inşa ettiği yeni fabrika yatırımında önemli bir aşamayı geçerek idari birimlerini geçtiğimiz nisan ayında tesise taşıdı. Üretim ve lojistik faaliyetleri ise kısa bir süre daha mevcut lokasyondan yürütülmeye devam edeceğini belirtti. Haziranın ilk haftasında da yapı kullanımına ilişkin izinleri aldığını duyurdu. Yakın tarihli açıklamaları arasında taşınma sürecini tamamladığında üretim kapasitesinin ne kadar büyüyeceğine dair bir paylaşımı bulunmuyor. İlk çeyrekte satışlarını %2 büyüten firma, zarardan kâra döndü.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>GKG fonu temettü ödeyen hisse senetleriyle son bir yılda %48 getiri elde etti</strong></p>
<p>Garanti Portföy’ün yönettiği Kar Payı Ödeyen Hisse Senedi (TL) Fonu (GKG), Mart 2025’ten bu yana işlem görüyor. Geçtiğimiz mayısta en yüksek seviyesi 1,46 TL’yi görse de şubattan bu yana yatayda dalgalı bir seyri söz konusu. Fonun büyüklüğü ocaktan bu yana bazen azalıp bezen artsa da son noktada büyüyen bir ivme sergiliyor. Haziranda 3,9 milyon TL nakit girişi yaşanırken büyüklüğü 47,5 milyon TL seviyesinde bulunuyor. Son altı ayda yatırımcı sayısında artış dikkat çekiyor. Haziranda sayı 1.680 kişiye çıktı. Yatırım stratejisi, düzenli temettü ödeyen yerli şirketlere yatırım üzerine kurulu. Portföyünün %83,87’si hisse senedi ve %16,13’ü Takasbank para piyasasında değerlendiriyor. Hem değer artışı hem de nakit akışı arayanlara hitap ediyor. Yıllık %48,38 getiri ile endeksin bir miktar gerisinde duruyor.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Tacirler Yatırım, piyasadan %50,32 bileşik faizle 1,2 milyar TL borçlandı</strong></p>
<p>Tacirler Yatırım, nitelikli yatırımcılara yönelik 26.06.2026 vade başlangıç tarihli finansman bonosu ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 1.200.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %43, bileşik faizi ise %50,32 olarak belirlendi. 95 gün vadeli bononun vadeye isabet eden faizi %11,19 düzeyinde. Bononun itfa tarihi 02.10.2026 olarak açıklandı. 29 Haziran itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. Tacirler Yatırım’ın verdiği %43 basit faiz oranı, TLREF’in 3,01 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarında makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli likidite ihtiyacını karşılayacak. Bono, piyasada TRFTCMDE2613 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44a801d9b71-1782884353.png" alt="" width="967" height="242" /></strong><strong>LİNK BİLGİSAYAR</strong></p>
<p><strong>Eskişehir’deki şehir güvenliği ile ilgili kamu projesinde sözleşmeyi imzaladı</strong></p>
<p>Link Bilgisayar, Eskişehir’de kazandığı ihale kapsamında Eskişehir Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı ile KDV dahil 13,6 milyon TL tutarındaki sözleşmeyi imzaladığını duyurdu. Proje, şehir güvenliğinin artırılması ve akıllı şehir uygulamaları kapsamında anahtar teslim bir entegrasyonu içeriyor. Elde edilecek tutar, yıllık geliri 1,4 milyar TL’yi aşan firma açısından anlamlı bir rakam ifade etmemekle birlikte kamu kurumlarından alınan ihalelerin önemi yadsınmamalı. Bu tür ihaleler ileriye dönük referans oluşturma ve daha güçlü işler alınmasının yolunu açmakta.</p>
<p><strong>ERCİYAS ÇELİK BORU</strong></p>
<p><strong>Mersin fabrikasında üretimi durdururken 95 çalışanın iş akdini sonlandırıyor</strong></p>
<p>Ocak 2022’de borsaya gelen Erciyas Çelik Boru, küresel ekonomik koşullar, yurt dışı piyasalardaki rekabet şartlarının değişmesi ve yaklaşık iki yıldır azalan siparişler nedeniyle maliyet düşürücü tedbirlere yöneldiğini belirtti. Bu çerçevede, Mersin fabrikasının üretimini 30 Haziran itibarıyla belirsiz süreyle durduracak. Mevcut üretimini daha yüksek verimlilikle çalışan beş hatlı Düzce fabrikasında sürdürecek. Mersin’deki makine ve ekipmanların bakıma alınacağı ve 95 çalışanın iş sözleşmeleri yaklaşık 67 milyon TL kıdem ve ihbar tazminatı ödenerek feshedilecek.</p>
<p><strong>ÖZYAŞAR TEL</strong></p>
<p><strong>Yüzde 51 iştirakin yatırımı tamamlandı. Kapasiteyi artıran hat üretime geçiyor</strong></p>
<p>Özyaşar Tel, Adana’da faaliyet gösteren %51 bağlı ortaklığı Çokyaşar Tel’in yeni galvaniz hattı yatırımını tamamlayarak deneme üretimine başladığını duyurdu. Temmuz 2026’da ticari üretime geçmesi beklenen hatla birlikte bağlı iştirakin mevcut 50 bin ton olan yıllık üretim kapasitesi %100 artarak 100 bin tona ulaşacak. Öte yandan firma Malatya Hekimhan’da tesis edilen 9,41 MWp kapasiteli GES projesini işletmeye aldığını ve diğer iştiraklerdeki iki ayrı GES’in de temmuz ayında elektrik üretimine başlayacağını bildirdi. Özyaşar Tel, girişimiyle kârlılığını destekliyor.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Türk Telekom marttan bu yana yatayda dalgalı hareket ederken taban oluşturuyor</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44a7e105fbd-1782884321.png" alt="" width="301" height="238" />Türk Telekom’da fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %2,82 ile toplamda 592,9 bin lot azalarak 20,5 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 92’den 84’e geriledi. ZPX30.F fonu 548,3 bin lot ile en fazla satışı yaparken, TCD fonu 658,3 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Türk Telekom hakkında bugüne kadar 22 aracı kurum öneride bulunurken sadece 1 kurum model portföyüne aldı. En yüksek öneriyi Bulls Yatırım 109,20 TL ile verdi. En düşük öneri 62 TL ile HSBC Yatırım’dan geldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/23-sirket-faaliyet-karini-buyuturken-hisse-fiyatlari-yuzde-707lere-kadar-cikti-82230</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 23 şirket faaliyet kârını büyütürken hisse fiyatları yüzde 707’lere kadar çıktı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/elektrikli-otomobilde-aluminyum-donemi-82228</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 08:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrikli otomobilde ‘alüminyum’ dönemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a44a58dd7aa5-1782883725.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Elektrikli otomobil üreticileri, artan bakır fiyatları ve hafif araç tasarımı ihtiyacının etkisiyle kablolama sistemlerinde alüminyum kullanımını hızlandırıyor. Yıllardır elektrik iletiminde standart kabul edilen bakırın yerini tamamen almasa da, daha düşük maliyet ve ağırlık avantajı sunan alüminyum giderek daha fazla modelde tercih edilmeye başladı.</p>
<p>Sektörde başlayan dönüşüm yalnızca maliyet hesabına dayanmıyor. Elektrikli araçlarda her kilogramın menzil üzerinde doğrudan etkili olması nedeniyle üreticiler daha hafif malzemelere yönelirken, yükselen bakır fiyatları da bu değişimi ekonomik açıdan destekliyor.</p>
<p>JPMorgan’ın hesaplamalarına göre alüminyum ikamesi bu yıl küresel bakır talebinin yaklaşık yüzde 2’sini etkileyecek. Banka, yüksek bakır fiyatlarının kalıcı hale gelmesi halinde bu oranın 2030 yılında yüzde 6’ya ulaşabileceğini öngörüyor.</p>
<p>Ferrari’den Tesla’ya ortak yönelim Sektörde dönüşümün öncüleri arasında elektrikli araç üreticileri yer alıyor. Reuters’ın analizine göre, Tesla’nın ardından Ferrari, BMW ve bazı Çinli üreticiler de yeni nesil modellerinde alüminyum kablolamaya geçişi hızlandırdı.</p>
<p>Ferrari, hibrit 296 modelinde geçen yıl kullanmaya başladığı alüminyum güç kablolarını yeni elektrikli modeli Luce’ye de taşıdı. Şirket, bu sayede toplam kablo ağırlığında yüzde 20’ye varan tasarruf sağlandığını belirtiyor.</p>
<p>BMW ise alüminyum iletkenleri ilk kez 2011 yılında kullanmaya başladı. Alman üretici, yeni nesil eDrive elektrikli platformunda yüksek ve düşük voltaj sistemlerinde çok sayıda alüminyum kablo kullanıyor.</p>
<p>Sektör kaynaklarına göre Stellantis de benzer dönüşümü başlatırken, Çin’de AVATR, XPeng ve Xiaomi gibi üreticiler de Tesla’nın açtığı yolu izliyor</p>
<p style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a44a68c3be15-1782883980.png" alt="" width="600" height="403" /></p>
<h2>Fiyat farkı dönüşümü hızlandırıyor </h2>
<p>Bakır ile alüminyum arasındaki fiyat makasının açılması üreticilerin kararında önemli rol oynuyor. Yıl içinde 14 bin doları deviren bakırın tonu şu sıralar 13.300 dolar civarındayken, alüminyum yaklaşık 3.120 dolar seviyesinde bulunuyor. Böylece bakırın fiyatı alüminyumun dört katından fazla seviyeye ulaştı.</p>
<p>Bununla birlikte uzmanlar alüminyumun her uygulamada bakırın yerini alamayacağını belirtiyor. Elektrik iletkenliği daha düşük olduğu için aynı akımı taşımak adına daha fazla alüminyum kullanılması gerekiyor. Ayrıca üretim sürecindeki yüksek enerji tüketimi de dezavantaj olarak görülüyor.</p>
<p>Buna rağmen özellikle elektrikli otomobillerde ağırlık avantajı ve maliyet tasarrufu, alüminyumu giderek daha cazip hale getiriyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Çin dönüşümü hızlandırıyor</span></h2>
<p>Dünyanın en büyük metal tüketicisi Çin, Mart 2025’te yayımladığı politika belgesiyle sanayide bakır yerine alüminyum kullanımını teşvik etti. Danışmanlık şirketi Zhuochuang’a göre enerji, otomotiv ve beyaz eşya sektörlerinde bugün bakır kullanılan parçaların yüzde 25-30’u 2030 yılına kadar alüminyuma dönüşebilir. Hydro verilerine göre elektrikli araç bataryalarını sistemlere bağlayan bara (busbar) uygulamalarının halen yaklaşık yüzde 85’i bakırdan üretiliyor. Bu alan alüminyum için en büyük büyüme potansiyellerinden biri olarak görülüyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Fiyatlar nasıl seyrediyor?</span></h2>
<p><strong>BAKIR</strong>: Vadeli işlemlerde bakırın pound başına fiyatı 6,17 dolarla geçen yılın yüzde 22 üzerinde. Londra’da 3 ay vadeli bakırın ton başına fi yatı ise 1 yılda yüzde 30’dan fazla artarak 13.300 dolar civarına çıktı. Bu ay fiyatlarda Fed’in faiz arışı endişesiyle yüzde 4 geri çekilme yaşandı. Fed’in daha sıkı para politikası beklentisi fiyatları baskılıyor. Goldman Sachs ise elektrikli araçlar, yenilenebilir enerji, veri merkezleri, savunma yatırımları ve yapay zekâ kaynaklı talebin uzun vadede bakırı desteklemeyi sürdüreceğini öngörüyor. </p>
<p><strong>ALÜMINYUM</strong>: Londra’da 3 ay vadeli fi yat yaklaşık 3.122 dolar/ton seviyesinde. ABD-İran görüşmeleri sonrası Körfez’den arzın yeniden artabileceği beklentisi fiyatları son dört ayın en düşük seviyesine çekti. Çin ve Endonezya’da üretimin artması ile Çin’deki zayıf ekonomik görünüm de fi yatlar üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/elektrikli-otomobilde-aluminyum-donemi-82228</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/elektrikli-otomobil.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektrikli araçlarda maliyetleri düşürme ve ağırlığı azaltma arayışı, otomotiv sektörünü elektrik tesisatının vazgeçilmezi olan bakır yerine alüminyuma yöneltiyor. Ferrari, BMW, Tesla ve çok sayıda Çinli üreticinin hız verdiği dönüşümün bu yıl küresel bakır talebinin yaklaşık yüzde 2’sini etkilemesi bekleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/en-dusuk-emekli-maasina-kalici-cozum-ekim-ayinda-bulunacak-82227</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 08:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;En düşük emekli maaşına kalıcı çözüm ekim ayında bulunacak&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>AK Parti’nin 33. İstişare ve Değerlendirme toplantısının adresi bu kez Kızılcahamam yerine Sapanca oldu. Dikkat çeken sadece kamp adresi değil, formatında da önemli değişiklikler oldu. Bakanların uzun uzun icraat sunumlarının yapıldığı oturumlar bu kez "soru-cevap-talep" şeklinde gerçekleşti. Milletvekilleri MKYK üyeleri, bakanları talep yağmuruna tuttu. Ekonomi ve emekli maaşlarına ilişkin sorular ise en fazla Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’i terletti. En fazla talep ise Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Uraloğlu’na gitti. Köyüne yol isteyen de vardı, Van’a hızlı tren de. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise neredeyse oturumların tamamına katıldı. AK Parti, bir değişiklik yaparak yıllardır vazgeçemediği Kızılcahamam yerine, 33. İstişare ve Değerlendirme toplantısını Sapanca’ya taşıdı. Adres değişikliğinin yanı sıra alışagelmiş kamp toplantılarının formatları da değişti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44a5124c8e6-1782883602.jpg" alt="" width="700" height="437" /><strong>Değişmeyen tek konu ekonomi ve emekli maaşları </strong></p>
<p>Değişikliklerin yanı sıra değişmeyen tek konusu ise ekonomik sıkıntılar, emekli maaşlarının düşük olması konusunda vatandaşın beklentilerinin kamp toplantısında da gündeme gelmesi oldu. Bakanların uzun uzun sunumları yerine, bu kez MKYK üyeleri ve milletvekillerinin soru ve taleplerine yanıt verdi. Emeklilerin maaşlarının artırılması, üreticilere verilen desteklerin güçlendirilmesi talepleri ilgili bakanlara iletildi. Bu konuda ise tüm soru, beklenti ve şikayetler Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e yöneltildi. Şimşek de en düşük emekli maaşına kalıcı çözümün Ekim ayında Meclis’e gelecek yasal düzenleme ile aşılacağını söylediği öne sürüldü.</p>
<p>Düşük gelirli hareler için uzun süredir hazırlıkları devam eden Gelir Tamamlayıcı Aile Destek (GETAD) sistemi en düşük emekli maaşları içinde çözüm olacak. Söz konusu düzenlemenin  Ekim ayında Meclis gündemine gelmesi bekleniyor. GETAD modelinin hayata geçmesiyle mevcut düzenlemede en düşük emekli aylıklarına belli dönemlerde yapılan genel artışlar yerine, ekonomik desteğin doğrudan ihtiyaç  sahiplerine verilmesi hedefleniyor. </p>
<p>Kamp toplantısında en fazla talep Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu’na geldi. Talepler arasında köyüne yol isteyen de vardı, yarım kalan köprünün tamamlanmasını isteyen de. Talepler tek tek not alındı. Van’a hızlı tren talebi ise hem Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan hem de Ulaştırma Bakanı’ndan sözü verilen istekler arasına girdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/en-dusuk-emekli-maasina-kalici-cozum-ekim-ayinda-bulunacak-82227</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/2/1280x720/simsek-1776501507.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti’nin 33. İstişare ve Değerlendirme toplantısında Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek’in en düşük emekli maaşına kalıcı çözümün ekim ayında Meclis’e gelecek yasal düzenleme ile aşılacağını söylediği iddia edildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/100-kobinin-rekabetini-artiracak-donusum-icin-300-milyon-dolarlik-kaynak-82226</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> 100 KOBİ’nin rekabetini artıracak dönüşüm için 300 milyon dolarlık kaynak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Türkiye’de sıkı para politikası ve makroihtiyati tedbirlerle finansmana erişim sorunu yaşayan KOBİ’lere İş Bankası ve İstanbul Sanayi Odası’ndan yeni bir programla destek geldi. KOBİ’lerin verimlilik artışının yanı sıra üretimlerini hizmetleştirmesini de hedefleyen ‘Değer odaklı dijitalleşme ve büyüme programı’ ile şirketin değeri ile hisse fiyatlarında da artış yaşanması öngörülüyor. 3 pilot şirkette denenen programda İSO’dan danışmanlık alan KOBİ’lerin çizilen yol haritasında gereken yatırım finansman ihtiyaçları ise uygun faizlerle İş Bankası tarafından karşılanacak. Bir takvim yılında 100 KOBİ’ye ulaşmayı hedefleyen programda ortalama yatırım bütçesinin ortalama 2-3 milyon dolar en fazla 10 milyon dolar seviyesinde olması bekleniyor. Böylece program kapsamında en az 300 milyon dolarlık bir yatırım finansmanı sağlanmış olacak. </p>
<h2>KOBİ’ler hayatta kalma mücadelesi veriyor </h2>
<p>İSO ve İş Bankası’nın programına ilişkin dün düzenlenen basın toplantısında İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, imalat sanayi ve KOBİ’lerin kaderini değiştirecek programı kurgulamaya özen gösterdiklerini dile getirerek bunun bir takım çalışması olduğunu İSO ve İş Bankası’nın yanı sıra KOSGEB ile Ticaret ve Sanayi Bakanlığı’nın da katkılarının bulunduğuna işaret etti. Aran, programın arkasında güçlü bir ittifak yapısı bulunduğunu söyleyerek şöyle konuştu: “Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alındığında bu tarz projeler daha önemli oluyor. Çok uzun bir süredir uygulanan sıkı para politikası kapsamında makroihtiyati tedbirlerle kredi genişlemesine önemli büyüme kısıtları getirilmiş durumda. Yatırım amaçlı krediler kısıttan muaf ama bu işletme sermayesi ihtiyacı ile yatırım altındaki her bileşen kısıtlardan muaf değil. Ciddi bir şekilde krediye erişim sorununun olduğu bu dönemde KOBİ’lerin hayatta kalma mücadelesi verdiği dönemde bırakın KOBİ’leri hayatta kalmayı uluslararası pazarlara açılma, küresel rekabette fark yaratacak kendi gelir modelini getirecek bir programdan bahsediyoruz.”</p>
<h2>Birçok kazanım ortaya çıkacak </h2>
<p>Aran, KOBİ’lerin teknolojik dönüşüm, yeşil dönüşüm boyutu, değer odaklı büyüme boyutu olduğu gibi hizmetleşme bacağını çok önemsediklerini kaydederek üretici şirketlerin bu ürettiklerini hizmete dönüştürebilmelerinin sağlanacağını vurguladı. KOBİ’lerin jeostratejik problemlere karşı da dayanıklılık geliştirmesine yardımcı olacaklarını belirten Aran, uyguladıkları 3 pilot şirketin programla birlikte ekipman verimliliğinde yüzde 30 artış, maliyetlerde yüzde 18’e varan tasarruf elde ettiklerini dile getirdi. Aran, “İddialı bir program KOBİ’ler bunu uyguladıklarında verimlilik artışının yanına hisse fiyatına, şirket değerine, rekabet gücüne etki edecek kazanımlar ortaya çıkıyor. Program hazırlığında İSO halka arza hazırlıyor gibi bir yatırım bankası gibi destek veriyor. Bu danışmanlık sonrasında KOBİ’nin dönüşüm hikayesinde yatırım bütçesini uygun maliyetle İş Bankası karşılayacak” dedi.</p>
<h2>Bir takvim yılında en az 100 KOBİ </h2>
<p>Sorular üzerine Aran, imalat sanayinde yer alan üretici şirketlerin bu programa gireceğini belirterek “Her KOBİ başına yaklaşık 2 -3 milyon dolar arası yatırım bütçesi hesaplayabilirsiniz. Bazılarında 10 milyon dolara kadar çıkabilir bu miktar. Ancak 10 milyon doların üzerine çıkacak yatırımla karşılaşacağımızı sanmıyorum. Bir takvim yılında 100 KOBİ’ye ulaştığımız düşünüldüğünde bir toplam yatırım bütçesi hesaplanabilir” diye konuştu. Aran, programın doğası gereği kayda değer bir kısmı kredi kısıtlarından muaf olacağını vurgulayarak kısıta konu olan bölümlerde ise banka olarak tercihlerinin bu programdan yana olacağını kaydetti. Aran bu programın 1 yıl sürecek diye bir şartı olmadığı gibi 100 KOBİ’den fazlasına da ulaşabileceğini vurgulayarak belki zaman içinde devletin teşvik politikaları içinde yer alabilen bir boyuta dönüşebileceğini de dile getirdi.</p>
<h2>Oldukça sıkışık bir 6 ay bizi bekliyor </h2>
<p>Uygulanan ekonomi politikasının etkilerinin şiddetlenerek son bir yılda görülmeye başladığını ve etkilerinin son 1 yıl içinde arttığına dikkat çeken Aran, şunları söyledi: “Bu programın devam ettiğini düşünürse oldukça sıkışık bir ikinci altı ay bizi bekliyor, KOBİ’leri de bekliyor. Açıkladığımız program bu sıkışıklığa deva olacak, batan, kapanan fabrikaları açacak bir program değil. OVP boyunca tüm finansman güçlüklerine dayanmış ayakta kalmayı başarmış olan KOBİ’lerin bundan sonra stratejik üstünlük sağlamasını hikayesine katkı sağlayacak bir program. Bu bir yapılandırma programı değil, sıkışıklıkta olan KOBİ’lerin bu sıkışıklık üzerine bir daha yatırım yapması programı değil. Sanayide rakamlara bakınca sistematik risk olarak adlandırılacak boyutta oluşmadığı görülüyor. Risk sistematik boyuta ulaşmadığı sürece yaşanılan sıkıntı, batışları ve kapanışları ekonomideki genel verimliliğin sağlanması açısından ayıklanma olarak değerlendirebiliriz.”</p>
<h2>Sevimli yanı olmayan bir program </h2>
<p>Aran bir soru üzerine enflasyonla mücadele programının enflasyonun sürdürülebilir tek haneli noktalara getirilmesinin çok zorlayıcı olduğunu Türkiye ekonomisi için de sanayici için de sevimli yanı olmayan bir program olduğunu dile getirdi. Programın başarıya ulaşıp ulaşmadığını yolunda gidip gitmediğini karnesini gösteren öncü göstergelerin sanayicinin şikayet ettiği konular olduğunu vurgulayan Aran, şöyle konuştu: “Ülke büyümesi potansiyel büyümesinin altında kalıyorsa, istihdamda işsizlik oranı artıyorsa, ekonomide talep daralması varsa bu programın aslında hedefe yaklaştığını uygun olduğunu gösteren, enflasyonda artık düşüş beklentileri olabileceğini gösteren şeyler. Bazen ne yaptığımızı amacının ne olduğunu sonrasında da o yaptığımızla birlikte karşılaştığımız sonuçların birbiriyle bağını kurmadan problem olarak adlandırıyoruz. Gerçekçi olmak gerekirse enflasyonla mücadele bedeli yüksek olan bu tarz sonuçları doğuran ve tüm sanayinin şikayetini gerektiren bir program. Programa dair eleştiriler yükselirken ve söylemler sertleşirken, bunun arkasında yatan temel neden; enflasyonun düşürülmesi ve başarıya ulaşıldıktan sonra sürdürülebilir bir büyüme hikâyesi yazılabilmesi için çekilmesi, katlanılması gereken sancılı bir dönüşüm sürecinin yaşanıyor olmasıdır. Bunu biraz dillendirmiyor, biraz da görmezden geliyoruz."</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bahçıvan: Sanayinin geleceğine sahip çıkıyoruz</span></h2>
<p>İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, sanayinin küresel ölçekte büyük bir dönüşüm sürecinden geçtiğini belirterek, jeopolitik gelişmeler, korumacılık eğilimleri, finansmana erişimde yaşanan zorluklar ve iklim risklerinin iş dünyasının önündeki en önemli başlıklar arasında yer aldığını söyledi. Yaklaşık üç yıl önce kurulan İSO Stratejik Dönüşüm Merkezi’nin bu dönüşüme rehberlik etmek amacıyla çalışmalar yürüttüğünü belirten Bahçıvan, merkez bünyesinde operasyonel dijital dönüşüm, yeşil dönüşüm, değer odaklı büyüme ve servisleşme, insan kaynağı dönüşümü ile jeostratejik gelişmelere uyum olmak üzere beş temel dönüşüm alanı belirlendiğini kaydetti.</p>
<p>Bahçıvan, hazırlanan SDM KOBİ Dönüşüm Programı’nın özellikle kaynakları sınırlı işletmelerin dönüşüm yol haritalarını oluşturmayı amaçladığını belirterek, “Sanayicimizin ihtiyaçlarını yalnızca tespit etmekle kalmıyor, bunları uygulanabilir dönüşüm projelerine dönüştürüyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Programın ilk etapta Türkiye İş Bankası iş birliğiyle iki temel alana odaklanacağını ifade eden Bahçıvan, bunların operasyonel dijital dönüşüm ile değer odaklı büyüme ve servisleşme olduğunu söyledi. Operasyonel dijital dönüşümle üretim süreçlerinde verimlilik ve veri temelli yönetim kapasitesinin artırılmasının hedeflendiğini belirten Bahçıvan, değer odaklı büyüme yaklaşımıyla ise şirketlerin ürünlerinin etrafında yeni hizmetler ve gelir modelleri geliştirerek rekabet güçlerini artırmalarının amaçlandığını dile getirdi.</p>
<p>Bahçıvan, “Sanayiye sahip çıkmak, Türkiye’ye sahip çıkmaktır. Bugün attığımız adımı yalnızca bir programın lansmanı değil, Türk sanayisinin geleceğine yönelik güçlü bir yatırım olarak görüyoruz” dedi. Bahçıvan, umutla içinde bulunduğumuz sürecin hassasiyetinin Ankara tarafından karşılanarak bir çözüm paketinin gelmesini beklediklerini vurguladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/100-kobinin-rekabetini-artiracak-donusum-icin-300-milyon-dolarlik-kaynak-82226</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/8/1280x720/dolar-dollar-1778823964.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, yeni ortak program ile finansmana erişim sorunu olan KOBİ’lerin rekabet gücünü artıracaklarını belirterek dönüşüm için gereken finansmanın uygun maliyetlerle İş Bankası tarafından karşılanacağını dile getirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/teknolojik-donusum-ve-yuksek-katma-degerli-uretim-82224</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Teknolojik dönüşüm ve yüksek katma değerli üretim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bugün dünyada ekonomiler artık sadece “çok üretmekle” değil, “akıllı üretmekle” yarışıyor. Eskiden bir ülkenin gücü, fabrikalarının sayısıyla, tarlalarının büyüklüğüyle ya da ham madde zenginliğiyle ölçülürdü. Ama artık tablo değişti. Bugün asıl belirleyici olan; teknolojiyi ne kadar iyi kullandığınız ne kadar yenilik ürettiğiniz ve ürettiğiniz her ürüne ne kadar “katma değer” eklediğinizdir.</p>
<p>İşte bu yüzden “teknolojik dönüşüm” ve “yüksek katma değerli üretim” kavramları artık sadece ekonomistlerin değil, herkesin konuşması gereken konular haline geldi.</p>
<p><strong>Eski model: Çok üret, az kazan</strong></p>
<p>Uzun yıllar boyunca birçok ekonomi gibi Türkiye de daha çok “emek yoğun” ve “ham maddeye dayalı” üretim modeliyle büyümeye çalıştı. Yani ürün üretiliyor ama o ürünün içinde ileri teknoloji, tasarım ya da yenilik payı düşük kalıyordu.</p>
<p>Mesela bir tekstil ürünü düşünün. Kumaşı üretiyorsunuz, dikiyorsunuz, satıyorsunuz. Ama markası, tasarımı, teknolojisi başka ülkelerde olunca kazancın büyük kısmı oraya gidiyor. Ya da bir otomobil parçası üretiyorsunuz ama o parçanın tasarımı, yazılımı, markası dışarıdaysa, siz sadece üretimden sınırlı bir pay alıyorsunuz.</p>
<p>Bu durum ekonomide şuna yol açıyor: Çok çalışıyorsunuz ama kazanç beklenen seviyeye çıkmıyor. Çünkü asıl değer, üretimin “fikrinde” ve “teknolojisinde” saklı.</p>
<p><strong>Yeni dönem: Değeri üreten </strong><strong>ülkeler kazanıyor</strong></p>
<p>Bugün gelişmiş ülkelere baktığımızda ortak bir özellik görüyoruz: Bu ülkeler artık sadece üretim yapan değil, üretimi yöneten, tasarlayan ve teknoloji geliştiren ülkeler.</p>
<p>Yani bir ürünün sadece “imalat kısmı” değil, asıl para eden kısmı olan yazılımı, tasarımı, Ar-GE’si ve markası bu ülkelerde oluşuyor.</p>
<p>Örneğin bir cep telefonu düşünelim. İçinde yüzlerce parça var. Ama o telefonun gerçek değeri sadece metal ve plastikten ibaret değil. Asıl değer; yazılımında, işlemcisinde, tasarımında ve markasında yatıyor. İşte bu yüzden aynı ağırlıktaki iki telefon arasında on kat, hatta bazen daha fazla fiyat farkı olabiliyor.</p>
<p>Bu farkı yaratan şey, teknolojik dönüşümdür.</p>
<p><strong>Teknolojik dönüşüm nedir?</strong></p>
<p>Teknolojik dönüşüm, en basit ifadeyle üretim biçimlerinin teknolojiyle yeniden şekillenmesidir. Yani fabrikaların robotlarla çalışması, üretim süreçlerinin dijitalleşmesi, yapay zekânın karar süreçlerine dahil olması ve verinin üretimin merkezine yerleşmesidir.</p>
<p>Artık makineler sadece üretmiyor; aynı zamanda öğreniyor, analiz ediyor ve öneriyor. Bir fabrikada hangi ürünün ne kadar üretileceğine bile artık veri analizleri karar verebiliyor.</p>
<p>Bu dönüşüm sadece büyük şirketleri değil, küçük işletmeleri de etkiliyor. Çünkü teknolojiye uyum sağlayan kazanıyor, sağlayamayan ise rekabette geri kalıyor.</p>
<p><strong>Yüksek katma değer </strong></p>
<p><strong>neden bu kadar önemli?</strong></p>
<p>Katma değer, en basit haliyle bir ürünün ham halinden nihai haline gelene kadar kazandığı değer artışıdır. Ama “yüksek katma değer” dediğimiz şey, bu artışı sadece üretimle değil, bilgiyle, teknolojiyle ve tasarımla sağlamaktır.</p>
<p>Bir kilogram demiri 1 liraya satmakla, o demirden bir makine yapıp 100 liraya satmak arasında büyük fark vardır. İşte bu fark, katma değerdir.</p>
<p>Eğer bir ülke sürekli düşük katma değerli ürünler üretirse, gelir seviyesi sınırlı kalır. Ama yüksek katma değerli ürünler üretirse hem gelir artar hem de dışa bağımlılık azalır.</p>
<p><strong>Türkiye için fırsat ve zorluklar</strong></p>
<p>Türkiye gibi genç nüfusa sahip, üretim tecrübesi olan ülkeler için teknolojik dönüşüm aslında büyük bir fırsattır. Ancak bu fırsatın değerlendirilebilmesi için bazı temel alanlarda güçlü adımlar atılması gerekir.</p>
<p>Bunların başında eğitim gelir. Çünkü teknoloji üretmek için en önemli şey insandır. Mühendislikten yazılıma, tasarımdan veri analizine kadar her alanda yetişmiş insan gücü olmadan dönüşüm mümkün değildir.</p>
<p>İkinci önemli konu Ar-GE yatırımlarıdır. Yani yeni fikirlerin desteklenmesi, üniversiteler ile sanayi arasındaki bağın güçlendirilmesi gerekir. Bir ülkede ne kadar çok yeni fikir çıkarsa, o kadar çok yüksek değerli ürün ortaya çıkar.</p>
<p>Üçüncü olarak da dijital altyapı önemlidir. İnternet hızından veri merkezlerine, yapay zekâ sistemlerinden üretim otomasyonuna kadar her şey bu altyapıya bağlıdır.</p>
<p><strong>Küçük işletmeler için de dönüşüm şart</strong></p>
<p>Teknolojik dönüşüm sadece büyük fabrikaların işi değildir. Küçük esnaf da orta ölçekli işletmeler de bu değişimin içindedir.</p>
<p>Bugün bir küçük işletme bile e-ticaret yaparak dünya pazarına açılabilir. Sosyal medya üzerinden marka oluşturabilir, dijital ödeme sistemleriyle satış yapabilir. Yani teknoloji artık sadece büyüklerin değil, herkesin elindedir.</p>
<p>Ama önemli olan bu teknolojiyi doğru kullanabilmektir.</p>
<p><strong>Dünya rekabeti sertleşiyor</strong></p>
<p>Küresel ekonomide rekabet artık çok daha sert. Çünkü ülkeler sadece kendi iç pazarlarıyla değil, tüm dünya ile yarışıyor. Çin, ABD, Almanya, Güney Kore gibi ülkeler teknolojik üretimde sürekli yeni adımlar atıyor.</p>
<p>Bu yarışta geri kalmamak için sadece üretmek yetmiyor; sürekli yenilenmek gerekiyor. Çünkü teknoloji çok hızlı değişiyor. Bugün yeni olan bir sistem, birkaç yıl içinde eskiyebiliyor.</p>
<p><strong>Geleceğin ekonomisi: Bilgi ekonomisi</strong></p>
<p>Geldiğimiz noktada şunu net bir şekilde söylemek mümkün: Geleceğin ekonomisi “bilgi ekonomisi” olacak. Yani ham madde değil, bilgi değerli olacak. Kas gücü değil, beyin gücü öne çıkacak.</p>
<p>Bir ülkenin zenginliği artık yer altı kaynaklarından değil, insanlarının ürettiği fikirlerden gelecek.</p>
<p><strong>Sonuç: Dönüşüme ayak </strong></p>
<p><strong>uyduran kazanacak</strong></p>
<p>Teknolojik dönüşüm artık bir tercih değil, zorunluluk haline gelmiştir. Bu dönüşümü doğru yakalayan ülkeler yüksek gelirli, güçlü ve bağımsız ekonomiler kuracaktır. Yakalayamayanlar ise düşük gelir tuzağında sıkışıp kalacaktır.</p>
<p>Yüksek katma değerli üretim ise bu dönüşümün en önemli anahtarıdır. Çünkü gerçek zenginlik, çok üretmekte değil; akıllı, yenilikçi ve değerli üretmektedir.</p>
<p>Sonuç olarak, geleceği kazanmak isteyen toplumların yapması gereken şey açıktır: Teknolojiyi takip etmek değil, teknoloji üretmek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/teknolojik-donusum-ve-yuksek-katma-degerli-uretim-82224</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Teknolojik dönüşüm ve yüksek katma değerli üretim ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/aldatici-reklamlara-karsi-yeni-duzenleme-82268</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aldatıcı reklamlara karşı yeni düzenleme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Bakanlıktan yapılan açıklamada, dijitalleşmeyle birlikte daha fazla reklam ve ilana maruz kalan tüketicilerin aldatıcı reklamlara karşı daha etkin korunması amacıyla yönetmelikte değişiklikler yapıldığı belirtildi.</p>
<p>Söz konusu düzenlemelerle, hedefli reklamcılıktan yapay zekayla oluşturulan reklamlara, sosyal medya içerik üreticileri aracılığıyla yapılan tanıtımlardan indirimli satış reklamlarına kadar birçok alanda tüketicilerin korunmasına yönelik yeni kurallar getirildiği bildirilen açıklamada, "Tüketicilerin çevrim içi davranışları ve kişisel verilerinin analiz edilerek belirli kişi veya gruplara özel reklam içeriklerinin sunulduğu hedefli reklamcılık uygulamalarına ilişkin düzenlemeler yapılmıştır. Buna göre reklam verenler, reklamın hangi kriterler kullanılarak tüketiciye gösterildiğine ve bu kriterlerin nasıl değiştirilebileceğine ilişkin doğrudan ve kolay erişilebilir bilgileri tüketiciye sunmaları şartıyla bu tür reklam uygulamalarını gerçekleştirebilecektir." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>Açıklamada, çocuklara yönelik olarak kişisel verilere dayalı profilleme yöntemleri kullanılarak hedefli reklam yapılmasının yasaklandığına işaret edildi.</p>
<p><strong>"Koşullu satış reklamları da indirimli satış reklamlarına ilişkin kurallara tabi olacak"</strong></p>
<p>Sosyal medya içerik üreticilerinin paylaşımlarında, herhangi bir kazanç, indirimli ürün veya hizmet ya da bir etkinliğe katılım yoluyla menfaat elde edilmesi durumunda, söz konusu paylaşımlarda açıkça reklam niteliğinin anlaşılmasını sağlayacak şekilde "reklam" veya "tanıtım" ibarelerinin kullanılmasının zorunlu hale getirildiğine dikkati çekilen açıklamada, indirimli satış reklamlarındaki yeni kurallara ilişkin şu değerlendirmelerde bulunuldu:</p>
<p>"Tüketicilere indirim ya da başka bir fayda sağlanmasını bir şarta bağlayan koşullu satış reklamları da indirimli satış reklamlarına ilişkin kurallara tabi olacak. İndirimli satış reklamlarında, indirimin başlangıç tarihinden önceki son 10 gün içinde uygulanan en düşük fiyat, üzeri çizilerek indirimden önceki fiyat olarak sunulabilecektir. Meyve ve sebze gibi çabuk bozulabilen mallar ile hizmetlere ilişkin reklamlarda ise indirimli fiyattan bir önceki fiyat esas alınacaktır."</p>
<p><strong>"Yaygın denetimler kararlılıkla sürüyor"</strong></p>
<p>Açıklamada, falcı, medyum, astrolog ve benzerleri tarafından verilen hizmet reklamları ile yasa dışı bahis ve kumar oyunlarına yönelik reklam yasağının genişletilerek, yasa dışı şans oyunlarının da yasak kapsamına alındığı belirtilerek, 1 Ağustos'ta yürürlüğe girecek söz konusu düzenlemelerle tüketicilerin daha etkin korunmasının sağlanacağına işaret edildi.</p>
<p>Tüketicileri yanıltan, bilgi ve tecrübe eksikliklerini istismar eden ve haksız rekabete yol açan reklam ve ticari uygulamalara karşı yoğun ve yaygın denetimlerin kararlılıkla sürdüğüne dikkati çekilen açıklamada, "Tüketici şikayetlerinin yayımlanmasından önce satıcı veya sağlayıcılara açıklama yapma veya cevap verme hakkını kullanabilmeleri için tanınan 72 saatlik süre 48 saate düşürülmüştür. Bu süre içinde cevap verilmediği takdirde değerlendirmeler doğrudan yayımlanacaktır." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>Açıklamada, yapay zekayla oluşturulan reklamlara getirilen düzenlemeye ilişkin bilgi verilerek, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Reklamlarda yapay zeka teknolojileri kullanılarak insandan ayırt edilemeyecek dijital karakterlere yer verilmesi halinde, bu durumun açık, anlaşılır ve ayırt edilebilir şekilde belirtilmesi zorunlu tutulmuştur. Ayrıca gerçek bir kişinin yapay zeka teknolojileri kullanılarak oluşturulmuş dijital kopyasının, bir mal veya hizmeti bizzat deneyimlediği izlenimi verdiği ya da tavsiyede bulunduğu reklamların yapılması yasaklanmıştır."</p>
<p><strong>"'Çevre dostu' gibi genel içerikli kavram ve ibarelerin açıklama yapılmadan kullanılması yasaklandı"</strong></p>
<p>Çevresel beyan içeren reklamlarda "çevre dostu" gibi genel içerikli kavram ve ibarelerin açıklama yapılmadan kullanılmasının yasaklandığı bildirilen açıklamada, bu beyanların, mal veya hizmetlerin yaşam döngüsünün hangi aşamasına ilişkin olduğunun belirtilmesinin zorunlu hale getirildiğine dikkati çekildi.</p>
<p>Açıklamada, çevresel beyan içeren reklamlarda belirtilen sertifika ve onayların, yetkili kurum ve kuruluşlardan, üniversitelerin ilgili bölümlerinden veya akredite ya da bağımsız araştırma, test-değerlendirme kuruluşlarından alınan belgelerle ispatlanmasının zorunlu tutulduğu bildirildi.</p>
<p>Takviye edici gıdaların, normal beslenme kapsamında tüketilen gıdaların yerine geçtiği izlenimi uyandıracak şekilde reklamının yapılmasının yasaklandığı belirtilen açıklamada, bu ürünlerin, sağlık beyanı kapsamına giren hususlar hariç olmak üzere karşılaştırmalı reklamının yapılabileceği ifade edildi.</p>
<p>Açıklamada, ticari reklam ve ilanlarda, tüketicilerin bilgi ve tecrübe eksikliğinin istismar edilmesinin önlenmesi amacıyla akademik ünvanların yanıltıcı ve aldatıcı şekilde kullanılamayacağına ilişkin hükmün yönetmeliğe eklendiğine işaret edilerek, "Satın alım sürecine ilişkin doğrulama yapılmasının mümkün olmadığı mecralardan alınan tüketici değerlendirmeleri yayınlanamayacaktır. Ayrıca değerlendirmelerin mal, hizmet, teslimat, satıcı veya sağlayıcı gibi farklı başlıklar altında ayrı ayrı yayınlanması durumunda, bu değerlendirmelerin tümüne aynı alanda açık, anlaşılır, ayırt edilebilir ve kolaylıkla erişilebilir şekilde yer verilmesi zorunlu hale getirilmiştir." değerlendirmesinde bulunuldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/aldatici-reklamlara-karsi-yeni-duzenleme-82268</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/5/1280x720/ticaret-bakanligi-1752063094.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığından yeni düzenleme hakkında yapılan açıklamada, &quot;Tüketici şikayetlerinin yayımlanmasından önce satıcı veya sağlayıcılara açıklama yapma veya cevap verme hakkını kullanabilmeleri için tanınan 72 saatlik süre 48 saate düşürülmüştür.&quot; denildi. Açıklamada ayrıca, &quot;Reklamlarda yapay zeka teknolojileri kullanılarak insandan ayırt edilemeyecek dijital karakterlere yer verilmesi halinde, bu durumun açık, anlaşılır ve ayırt edilebilir şekilde belirtilmesi zorunlu tutulmuştur.&quot; ifadeleri kullanıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasindan-zorunlu-karsilik-karari-82267</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası&#039;ndan zorunlu karşılık kararı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), makrofinansal istikrarı güçlendirmek ve parasal aktarım mekanizmasının etkinliğini desteklemek amacıyla sadeleşme yönünde yeni adımlar attı.</p>
<p>TCMB'nin internet sitesinde yer alan açıklamaya göre, Banka, 2023 yılında yürürlüğe alınan ve halen yüzde 2,5 oranında uygulanan döviz cinsinden mevduat/katılım fonları için Türk lirası cinsinden ilave zorunlu karşılık tesisi uygulamasını yürürlükten kaldırdı.</p>
<p>Yabancı para mevduat/katılım fonlarına uygulanan zorunlu karşılık oranları, vadesiz ve 1 aya kadar vadeli hesaplarda yüzde 30'dan yüzde 32'ye, daha uzun vadeli hesaplarda ise yüzde 26'dan yüzde 28'e yükseltildi.</p>
<p>Yeni oranlar üzerinden zorunlu karşılık tesisinin 17 Temmuz'da yapılacağı belirtildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasindan-zorunlu-karsilik-karari-82267</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/merkez-bankasi-tcmb.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TCMB, 2023&#039;te yürürlüğe alınan ve yüzde 2,5 oranında uygulanan &quot;döviz cinsinden mevduat/katılım fonu için Türk lirası cinsinden ilave zorunlu karşılık tesisi&quot; uygulamasını yürürlükten kaldırdı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/faize-faiz-yurutme-yasagi-ve-vergi-hukukunda-danistayin-yaklasimi-82223</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Faize faiz yürütme yasağı ve vergi hukukunda Danıştay&#039;ın yaklaşımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EZGİ TÜRKMEN - </strong>ezgi.turkmen@pwc.com   </p>
<p><strong>YEŞİM DİKİCİ - </strong>yesim.dikici@pwc.com</p>
<p>Türk hukukunda, gerek özel hukuk gerekse kamu hukukunda faize faiz yürütülmesi (bileşik faiz/mürekkep faiz) yasağı temel hukuk ilkelerden biridir. Bu yasağın temeli, borçlunun hukuken aşırı yükümlülük altına girmesini engellemektir.</p>
<p>Faize faiz yürütme yasağı, kamu düzeni ile doğrudan ilgili olması sebebiyle mahkemelerce resen gözetilmesi gereken emredici nitelikte bir düzenlemedir. Nitekim gerek Danıştay, gerek Yargıtay, anapara alacağına işlemiş faiz eklenmek suretiyle toplam alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesinin bu yasağa aykırı olduğunu kararları ile açıkça ortaya koymaktadır.</p>
<p>Faize faiz yürütülmesi yasağının yasal dayanakları nedir diye baktığımızda, öncelikle karşımıza özel hukuk alanında Türk Borçlar Kanunu ve 3095 Sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun çıkmaktadır. Vergi hukuku uygulamaları bakımından da 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu ile 6183 Sayılı Kanun’un faiz hesabına yönelik hükümleri büyük önem taşımaktadır.  </p>
<h4>·      6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu</h4>
<p>Faize faiz yürütülmesi yasağının temel yasal dayanağı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun iki ayrı hükmünde yer almaktadır. Kanunun 121/3. maddesinde temerrüt faizine ayrıca temerrüt faizi yürütülemeyeceği hükme bağlanmıştır. Ayrıca, aynı Kanunun 388/3. maddesinde ise "faizin anaparaya eklenerek birlikte yeniden faiz yürütülmesinin kararlaştırılamayacağı" açıkça düzenlenmiştir. Söz konusu hükümler emredici nitelikte olup tarafların aksini kararlaştırması mümkün değildir.</p>
<h4>·      3095 Sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun</h4>
<p>3095 sayılı Kanunun 3. maddesi, bileşik faiz yasağını doğrudan ve açık bir biçimde yasaklamaktadır. Buna göre, Türk Ticaret Kanunu hükümleri saklı tutulmak suretiyle, kanuni faiz ve temerrüt faizi hesaplanırken bileşik faiz uygulanamaz. Bu hüküm, vergi hukuku alanındaki uygulamalara da doğrudan etki etmektedir; zira kamu hukukunda özel bir düzenleme bulunmadığı hallerde, özel hukukun biçim ve kavramlarının uygun düştüğü ölçüde ilke olarak kabul edilmesi gerekmektedir.</p>
<h4>·      6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'ndaki İstisnalar</h4>
<p>Faize faiz yürütülmesi yasağının tek istisnası Türk Ticaret Kanunu'nun 8/2 maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, "üç aydan aşağı olmamak üzere, faizin anaparaya eklenerek birlikte tekrar faiz yürütülmesi şartı, yalnız cari hesaplarla her iki taraf bakımından da ticari iş niteliğinde olan ödünç sözleşmelerinde geçerlidir. Şu şartla ki, bu fıkra, sözleşenleri tacir olmayanlara uygulanmaz." Dolayısıyla bu istisna hüküm yalnızca tacirler arasındaki cari hesap ve ticari ödünç sözleşmelerinde geçerli olup vergi hukuku ilişkilerine uygulanma olanağı bulunmamaktadır.</p>
<h4>·      6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun</h4>
<p>6183 sayılı AATÜH Kanun'un 51. maddesi, amme alacağının ödeme müddeti içinde ödenmeyen kısmına vadenin bitim tarihinden itibaren her ay için ayrı ayrı gecikme zammı uygulanacağını düzenlemektedir. Buradaki "her ay için ayrı ayrı" ibaresi, gecikme zammının basit faiz esasına göre hesaplandığını göstermektedir. Bu da gecikme zammı hesaplanırken faize faiz uygulanmadığının yasal dayanağıdır.</p>
<h4>·      213 Sayılı Vergi Usul Kanunu</h4>
<p>213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 112. maddesinde düzenlenen gecikme faizinde de faize faiz uygulanmamaktadır. Gecikme faizi, ikmalen, re'sen veya idarece tarh olunan vergiler için vade tarihi ile tahakkuk tarihi arasında hesaplanan, vergi aslına uygulanan fer'i nitelikteki bir müeyyidedir. Gecikme faizinin hesaplanmasında aylık esas geçerli olup ay kesirleri dikkate alınmamaktadır. Fazla veya yersiz olarak tahsil edilen vergilerin iadesinde uygulanan faiz konusunda da faize faiz yürütülmesi yasağı geçerlidir. VUK'un 112/4. maddesine göre, fazla veya yersiz olarak tahsil edilen vergiler, tecil faizi oranında hesaplanan faiz ile birlikte mükellefe red ve iade edilir. Bu iadede de hesaplanacak faize ayrıca faiz yürütülmesi, yani faizin faizi hesaplanması mümkün değildir.</p>
<p>Her ne kadar 6183 sayılı Kanunun 51. maddesinin son fıkrasında Cumhurbaşkanı'na gecikme zammını bileşik faiz usulüyle hesaplatma yetkisi verilmişse de, bu yetki bugüne kadar kullanılmamıştır. Dolayısıyla mevcut yasal düzenlemeler kapsamında vergi alacaklarına yönelik gecikme zammı ve gecikme faizi, basit faiz esasına göre hesaplanmaktadır.</p>
<h4>·      Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu'nun Güncel İçtihadı</h4>
<p>Tam da bu noktada Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun, E:2023/950, K:2024/104 sayılı kararında bu mesele açıkça ele alınmıştır. Anılan Kararda, olay örgüsüne baktığımızda, davacı şirketçe talep edilen faiz alacağına faiz işletilmesinin, yani faizin belli süreler sonunda anaparaya eklenmesi suretiyle yeniden oluşan tutara faiz yürütülmesinin bileşik faiz olarak adlandırıldığı ortaya konulmuştur. Kurul, "dava konusu faiz alacağının dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemi, faize faiz yürütülmesi hukuken mümkün olmadığından hukuka uygun görülmemiştir" şeklinde hüküm tesis etmiştir.</p>
<p>Kurul’un bu kararı, vergi hukukunda faize faiz yürütülmesi yasağının uygulanmasına ilişkin temel nitelikte bir karar olma özelliği taşımaktadır.</p>
<p>Kurul, anılan kararda, Türk Borçlar Kanunu'nun 121/3. ve 388/3. maddeleri ile 3095 sayılı Kanunun 3. maddesindeki düzenlemelere atıf yapmak suretiyle, özel hukukta dahi belli şartlar altında tatbik alanı bulabilecek nitelikte olan faize faiz yürütülmesi kavramının, belirli ve öngörülebilir nitelikte bir yasal düzenleme olmaksızın kamu hukukunda uygulanmasının mümkün olmadığı sonucuna varmıştır.</p>
<p>Faize faiz yürütülmesi yasağının vergi hukukundaki dayanağı, vergilerin kanuniliği ilkesi ve hukuki belirlilik ile de doğrudan ilişkilidir.</p>
<p>Sonuç olarak belirtmek isteriz ki, vergi hukuku uygulamalarında faize faiz yürütülmesi yasağı ilkenin temelinde, vergilerin kanuniliği ilkesi, hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ile kamu düzeninin korunması hususları yatmaktadır. Nitekim Kurul’un anılan kararında da, faize faiz yürütmenin kamu hukukunda uygulanabilmesi için belirli ve öngörülebilir nitelikte bir yasal düzenlemenin varlığının zorunlu olduğu hususu önemle vurgulanmıştır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/faize-faiz-yurutme-yasagi-ve-vergi-hukukunda-danistayin-yaklasimi-82223</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Faize faiz yürütme yasağı ve vergi hukukunda Danıştay&#039;ın yaklaşımı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/liyakat-yoksa-marka-yok-ekonomi-yok-82222</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Liyakat yoksa marka yok, ekonomi yok!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünya Kupası'nda yaşadıklarımız, bir kez daha acı gerçeği suratımıza çarptı: <strong>İşinin ehli olmayan insanlarla sonuç üretemezsiniz</strong>. Özellikle dünyanın dört bir yanından en iyilerin buluştuğu bir arenada başarılı olamazsınız. Metaforik anlamda orası, kıran kırana bir savaşın yaşandığı Kolezyum'dur. Çaylakları sağ çıkarmazlar. Şans yetmez. Çekirge en fazla üç sıçrar ve biz o hakkımızı play-off maçlarında kullandık.</p>
<p>Hâlâ gaz vermekle, boyunu aşan hedefler göstermekle, slogan ve manipülasyonlarla idare edeceğimizi sanıyoruz. Başarısızlığı kabul edip özür dilemek, sonucun nedenlerini tespit etmek yerine hâlâ topu taca atıyoruz. Hâlâ gerçekle yüzleşmekten kaçıyor, bahanelere sığınıyoruz. <strong>Teşhis yoksa, tedavi de edemezsiniz. Hastalıklı hâlimiz düzelmez ve biz bu utanç verici manzaraları görmeye devam ederiz.</strong></p>
<p>Uruguay Teknik Direktörü'nün yaptığını yapmak çok mu zor? Başarısız olan makamı bırakır. İstifanın da bir hizmet olduğunu neden anlamıyoruz? Senden sonra başarının gelmesi için yolu açman gerekir. Hiçbir şahıs, kurum ya da odak, milletin karşısında duramaz. Zamanında bırakmayanlar gün geçtikçe daha zor duruma düşer, giderek yalpalar ve eninde sonunda devretmek zorunda kalır. <u>Onurlu bir veda dururken direnmek, inatlaşmak ve tüm kamuoyuyla savaşmak yersiz bir enerji ve zaman kaybı</u>. Belki futbol kulüplerindeki hizipleri istismar ederek oralarda bir süre kalabilirsiniz ama millî takım tüm Türkiye'yi ilgilendirir. <strong>Zedelediğiniz, yalnızca bir taraftarın değil; bir ulusun ve her bir vatandaşın onurudur.</strong></p>
<p>Tarihi, günü ve geleceği ile kocaman bir ülkenin bu hâllere düşürülmesi, gerçekten çok yazık. Tüm bir milleti temsil eden koltukları, eğitimi, vizyonu ve azmiyle görevi hak eden yetişmiş vatan evlatları doldurur.</p>
<p>Örneği futboldan veriyoruz ama kolketif başarının gelmesi ve ekonominin büyümesi için eğitimden sağlığa, özel sektörden kamuya kadar her alanda en nitelikli insanların istihdam edilmesi gerekir. <strong>İnovasyon, Ar-Ge, markalaşma, global rekabet ve kalıcı başarı ancak alanının en iyileriyle mümküm</strong>. <u>Bu insanları yetiştirmeliyiz. Yetişmiş olanları daha da yetkinlendirmeli, layık oldukları makamlara getirmeliyiz. Eksik olduğumuz alanlarda, insan yetiştirene kadar gerekirse yurt dışından uzman getirmeliyiz. Bu profiller için cazip bir ülke olmak zorundayız.</u></p>
<p>Örneğin santrforumuz yoksa pekâlâ Afrika ve Balkanlar başta olmak üzere komşu ülkelerden oyuncu transfer edebilirdik. Ukrayna, Kosova, Somali, Libya, Suriye ve Lübnan gibi ülkelerden, kendi ülkesi Dünya Kupası'na katılamadığı için Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak böyle küresel bir vitrinde oynamak isteyecek yüzlerce futbolcu bulunabilir. Örneğin <strong>Trabzonsporlu Paul Onuachu</strong>. Millî takımımızın oyun yapısına uygun çok iyi bir santrfor. Nijerya Millî Takımı'nda değil. Türkiye'yi ve Türk insanını tanıyor. Kendisine böyle bir davet yapıldı mı?</p>
<p>Bu benim işim değil. O makamları işgal edenler, bu ve benzeri alternatifleri çalışmalıydı. İşinizin ehli değilseniz hiçbir şeyi etkili çalışmazsınız. Çalışsanız bile sonuç üretemezsiniz!...</p>
<p><strong>Not:</strong> Yoğun bir dönemin ardından kısa bir yaz molası zamanı geldi. Yeni sezonda görüşmek üzere.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/liyakat-yoksa-marka-yok-ekonomi-yok-82222</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Liyakat yoksa marka yok, ekonomi yok! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ilk-yari-bitti-ikinci-yarida-ana-tema-denge-82221</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> İlk yarı bitti: İkinci yarıda ana tema denge</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borçlanma araçları tarafında haziran ayında dikkat çekici bir toparlanma gördük. Tahvil ağırlıklı FIT – Fiba Portföy, GUV – Garanti Portföy ve TBT – TEB Portföy gibi fonlarda aylık %7’nin üzerinde getiriler oluştu. Bu hareketi petrol fiyatlarındaki geri çekilme, enflasyon beklentilerindeki yumuşama ve yeniden canlanan faiz indirimi temasıyla birlikte okumak gerekiyor.</strong></p>
<p>Haziran ayı, piyasaların aynı anda birden fazla senaryoyu fiyatladığı oldukça yoğun bir dönem oldu. Ayın başında ABD-İran hattında daha pozitif bir haber akışı ve ateşkes beklentisi risk iştahını desteklerken, sonrasında İsrail-Lübnan ve İran-İsrail hattında artan tansiyon piyasalarda oynaklığı artırdı. Petrol fiyatlarındaki yükseliş ilk etapta enflasyon beklentilerini bozarken, haber akışının yumuşamasıyla petrol-enflasyon-faiz üçgeninde daha dengeli bir fiyatlama oluştu.</p>
<p><strong>Borsa İstanbul için yapıcı </strong><strong>bir senaryo masada duruyor</strong></p>
<p>Küresel tarafta Fed’de yeni yönetimle birlikte faiz patikasına ilişkin belirsizlik devam ederken, teknoloji hisselerinde de nisan-mayıs dönemindeki güçlü yükselişin ardından haziran ayında bir miktar soluklanma gördük. Buna rağmen yapay zeka, çip ve yarı iletken teması yılın ilk yarısında fon performanslarının en önemli taşıyıcılarından biri olmayı sürdürdü. İçeride ise butlan tartışmaları, MSCI’ın Türkiye’ye yönelik uyarısı ve siyasi başlıklar risk iştahını zaman zaman baskıladı. Buna karşılık enflasyon beklentilerindeki gerileme, faiz indirimi beklentisinin yeniden güçlenmesi Borsa İstanbul tarafında ikinci yarı için daha yapıcı bir senaryoyu masada tutuyor.</p>
<p>Haziran fon performanslarına baktığımızda en güçlü hareketin yine momentum yakalayan fonlarda olduğunu görüyoruz. Hisse senedi fonlarında PHE-Pusula Portföy aylık %29,3 getiriyle öne çıkarken, bankacılık hisse senedi fonları TAU-İş Portföy ve YZH-TEB Portföy gerileyen ABD-İran tansiyonu ile de çift haneli getirilerle dikkat çekti. Değişken fonlarda ise PBR-Pusula Portföy %27,7 getiriyle ayın en güçlü fonlarından biri oldu. Yine düşen jeopolitik tansiyon ve gerileyen petrol fiyatlarından etkilenen Turizm Seyahat temalı GZY-Garanti Portföy ve teknoloji hisselerindeki gerileme ile rotasyonun yöneldiği sağlık temalı GZG-Garanti Portföy de haziran ayında pozitif ayrışan değişken fonlar arasında yer aldı.</p>
<p><strong>Sağlık, turizm ve bankacılık gibi </strong><strong>temalarda rotasyon işaretleri oluşuyor</strong></p>
<p>Yılbaşından itibaren tablo daha da çarpıcı. PHE %156 getiriyle hisse senedi fonları içinde açık ara öne çıkarken, değişken fonlarda PBR %131, <strong>YIT-Garanti Portföy Yarı İletken Teknolojileri Değişken Fon</strong> %77,9 ve <strong>IJC-İş Portföy Yarı İletken Teknolojileri Değişken Fon</strong> %75,4 getiri sağladı. Bu tablo bize yılın ilk yarısında doğru tema seçiminin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Yarı iletken, çip ve teknoloji teması yılın ilk yarısında güçlü kaldı; ancak haziran ayında sağlık, turizm ve bankacılık gibi temalarda da rotasyon işaretleri oluşmaya başladı.</p>
<p>Borçlanma araçları tarafında haziran ayında dikkat çekici bir toparlanma gördük. Tahvil ağırlıklı FIT – Fiba Portföy, GUV – Garanti Portföy ve TBT – TEB Portföy gibi fonlarda aylık %7’nin üzerinde getiriler oluştu. Bu hareketi petrol fiyatlarındaki geri çekilme, enflasyon beklentilerindeki yumuşama ve yeniden canlanan faiz indirimi temasıyla birlikte okumak gerekiyor. Yılın ilk bölümünde tahvil tarafında oldukça temkinliydik; ancak ikinci yarıda enflasyonda düşüş eğilimi belirginleşirse Türk tahvilleri ve borçlanma araçları fonları yeniden daha fazla ilgi görebilir.</p>
<p>Para akışları yatırımcı davranışını daha net gösteriyor. Haziran ayında en yüksek para girişi TLY – Tera Portföy, PRY – Pusula Portföy Para Piyasası ve PHE’de görüldü. TLY’ye 26,3 milyar TL, PRY’ye 24,2 milyar TL, PHE’ye 20,6 milyar TL net giriş oldu. Yılbaşından itibaren bakıldığında da TLY, TP2 – Tera Portföy Para Piyasası, PRY ve PHE ilk sıralarda yer alıyor. Bu tablo yatırımcının bir tarafta yüksek faiz ve likiditeyi koruduğunu, diğer tarafta ise getiriyi yakalayan hisse ve değişken fonlara yöneldiğini gösteriyor. Yatırımcı sayısı artışında da benzer bir görüntü var. Haziran ayında PHE yatırımcı sayısını 47,5 bin kişi artırırken, PBR’de 22,2 bin, IJC’de 11,2 bin kişilik artış yaşandı.</p>
<p><strong>Sadece para piyasası fonlarıyla </strong><strong>ilerlemek yeterli olmayabilir</strong></p>
<p>Yılın ikinci yarısı için benim ana senaryomda para piyasası fonları hâlâ portföylerin temel taşı olmaya devam ediyor. Yıl sonu enflasyonunun %30 civarında, faizlerin ise %35-37 bandında kalabileceği bir ortamda TL cazibesini koruyor. Bu nedenle temkinli portföylerde %70’e kadar, dengeli portföylerde %40 civarında, daha atak portföylerde ise en az %20 para piyasası fonu bulundurmak hâlâ anlamlı.</p>
<p>Ancak sadece para piyasası fonlarıyla ilerlemek de yeterli olmayabilir. ABD-İran hattında pozitif haber akışı kalıcı olursa, Fed’in daha şahin duruşu gevşeyebilir, küresel risk iştahı artabilir ve Türk varlıklarına yönelik ilgi güçlenebilir. Böyle bir senaryoda borçlanma araçları fonları, banka/holding ağırlıklı fonlar ve BIST30 tarafı yılın ikinci yarısında daha fazla öne çıkabilir. Yerli hisse tarafında ise sadece büyük ölçekli hisseler değil, ilk yarıda momentum yakalayan fonların da seçici şekilde portföylerde yer alması gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p><strong>Sağlık, hem defansif hem de yapay zeka </strong><strong>dönüşümünden faydalanabilecek bir sektör</strong></p>
<p>Yabancı hisse tarafında teknoloji temasını tamamen bırakmak doğru olmaz. Yapay zeka, veri merkezleri, çip ve yarı iletken yatırımları hâlâ güçlü. Ancak teknoloji tarafında soluklanma dönemlerinde portföyü sadece bu temaya bağlamamak gerekiyor. Çin, G20, gelişmekte olan ülkeler, enerji ve sağlık gibi temalarla çeşitlendirme yapılmalı. Sağlık tarafını özellikle önemsiyorum; çünkü hem defansif hem de yapay zeka dönüşümünden faydalanabilecek bir sektör olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Altın ve gümüş tarafında ise daha temkinli olmak gerektiğini düşünüyorum. Altında momentum zayıfladı; 4.000 dolar üzerindeki tutunma önemli olacak. Merkez bankası alımları uzun vadeli destek unsuru olmaya devam etse de, ETF akımlarının terse dönmesi ve Fed beklentileri kısa vadede altını baskılıyor. Bu nedenle altın, gümüş ve hatta bakır portföylerden tamamen çıkarılmamalı ama ağırlığı sınırlı tutulmalı.</p>
<p>Sonuç olarak yılın ilk yarısı bize şunu gösterdi: Fon piyasasında kazanan tek bir tema yok. Bazen para piyasası, bazen teknoloji, bazen momentum hisseleri, bazen de borçlanma araçları öne çıkıyor. Yılın ikinci yarısında başarı, en çok kazandıran fonu bulmaktan çok, farklı senaryolara dayanabilecek doğru portföy dağılımını kurmaktan geçecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ilk-yari-bitti-ikinci-yarida-ana-tema-denge-82221</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İlk yarı bitti: İkinci yarıda ana tema denge ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyonla-mucadele-baska-seylere-emanet-82220</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyonla mücadele başka şeylere emanet...</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>3 yıl boyunca enflasyonla mücadelede performans yüzde 15 kadar olmuş. Milyonlarca hane halkının çektiği çile bunun çok daha üzerinde. Asgari ücretlisi, emeklisi, sabit ve dar gelirlisi, öğrencisi, ev hanımı herkesin canı yanmış durumda.</strong></p>
<p>Sevgili meslektaşım Eski Hesap Uzmanı Şükrü Dilaver, Kocaeli Gazetesinin 28 Haziran 2026 tarihli yazısında güzel bir yazı kaleme almış. Ben de tam bu konuyu ele almak istemiştim. Dolayısıyla anlamlı bir benzetim olacaktı benim için...</p>
<p>Şükrü Dilaver yazısına şöyle başlamış: <em>“Gabriel García Márquez’in o sarsıcı başyapıtı Kırmızı Pazartesi’yi bilirsiniz. Kasabadaki herkes, Santiago Nasar’ın o sabah öldürüleceğini adı gibi bilir. Katiller planlarını gizlemez; hatta birileri çıksın da kendilerini durdursun diye adeta bağırarak ilan ederler. Ancak romanda dehşet verici bir toplumsal felç anı yaşanır. Herkes sorumluluğu bir başkasına devreder, "Nasılsa biri müdahale eder" konforuna sığınır ve o cinayet, tüm kasabanın gözleri önünde, göstere göstere işlenir.”</em></p>
<p><em>​</em>Bu örneği şunaya bağlamış: “<em>Bugün makroekonomik dengelerimizi altüst eden, yapısal bir kansere dönüşen enflasyon dalgası da tam olarak bu kolektif eylemsizliğin ve sorumluluktan kaçışın bir  izdüşümüdür. Ekonomi yönetimi, iş dünyası ve sokaktaki vatandaş... Hepimiz enflasyonu düşürmek için ne yapılması gerektiğini, o acı reçetenin muhteviyatını çok iyi biliyoruz. Fakat rasyonel adımları atmak ve faturayı göğüslemek yerine, çözümü sürekli bir başkasından bekleyerek bu toplumu yapısal bir çözümsüzlüğe doğru sürüklüyoruz.”</em></p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in liderliğini yaptığı enflasyona mücadele veya dezenflasyon program 3 yılını doldurdu.. Artık 4 yıldan gün alaya başladı bile.</p>
<p>Enflasyonla mücadelede nereden başladığımız ve nereye vardığımız ortada.</p>
<p>Sözüm ona dezenflasyon programının başladığı 2023 Haziran ayında TCMB faizi yüzde 15 iken aylık enflasyon yüzde 3.92 ve yıllık enflasyon yüzde 38.21. Üç yılın sonunda bugün 2026 Mayıs sonu itibariyle TCMB faizi yüzde 37 ve aylık enflasyon yüzde 1.71 ve yıllık enflasyon yüzde 32.61.</p>
<p>Yani 3 yıl boyunca enflasyonla mücadelede performans yüzde 15 kadar olmuş. Milyonlarca hane halkının çektiği çile bunun çok daha üzerinde. Asgari ücretlisi, emeklisi, sabit ve dar gelirlisi, öğrencisi, ev hanımı herkesin canı yanmış durumda.</p>
<p>Peki ekonomi yönetimi bu sürede görevini tam olarak yapabildi mi? Hayır!...</p>
<p>Çünkü enflasyonla mücadele adeta başka şeylere emanet edilmiş durumda; yani dışsal faktörlere bırakmışız.</p>
<p>- Her şeyden önce mücadele tamamen TCMB Başkanı’na emanet. Yani sadece para ve kredi politikalarına dayalı tedbirler. Bunun yetmediği ve yetmeyeceği ortada. İşin bilimi de pratiğini de tek başına para politikalarının enflasyonla mücadeleye yetmediğini ortaya koyuyor.</p>
<p>- Enflasyon belasının yumuşak karnı konumundaki en önemli kısmi hava koşullarına bağlı gıda fiyatları. Aşırı kuraklık, don, sel ve benzeri hava koşulları ister istemek gıda üretimini etkiliyor. Bu da enflasyona yansıyor. Oysa gıdada tedarik zinciri yönetiminde nelerin yapılması gerektiği halde yapılmadığı vurgulanmıyor. Hava koşulları iyi gitmediği için gıda fiyatlarının arttığı ve dolayısıyla enflasyonun düşürülemediği gerekçesi uyduruluyor.</p>
<p>- Enerji fiyatlarındaki gelişmeler de bir başka bahane. İran, ABD savaşının petrol fiyatlarına yansıması ve varilinin 120 dolara çıkması kehaneti henüz hafızalardan silinmiş değil. Şimdi de kalıcılığı belli olmayan petrolün varilinin 70 dolarlara gerilemesinin enflasyon beklentilerinde yaratacağı iyileşme gündemde.</p>
<p>- Dünya konjonktüründeki gelişmeler de bir başka enflasyonu etkileyen başlık.. ABD, Çin, AB gibi otorite ve coğrafyaların kararları Türkiye’deki enflasyonun önemli belirleyicisi.</p>
<p>Peki enflasyonla mücadele adına;</p>
<p>- Maliye politikası enstrümanları eş güdümlü kullanılıyor mu?</p>
<p>- Hukuk ve adalet sisteminde gerekli ve kalıcı kökten iyileştirmeler yapılıyor mu?</p>
<p>- Yapısal düzenlemelere yer veriliyor mu?</p>
<p>- Özellikle kamuda verimlilik ve tasarruf gibi konular gündeme geliyor mu?</p>
<p>Hayır!...</p>
<p>Bu gidişle sadece gelir bölüşümü değil, aynı zamanda servet dağılımı daha da bozulacak.</p>
<p><em> </em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyonla-mucadele-baska-seylere-emanet-82220</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyonla mücadele başka şeylere emanet... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/akdenizin-iki-ucunda-cift-motorlu-uretim-stratejisi-82219</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akdeniz’in iki ucunda çift motorlu üretim stratejisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye otomotiv sanayisi için ise asıl çıkarım, Bursa’nın Tanca’nın greenfield avantajlarına karşı brownfield dönüşümünü nasıl hızlandırabileceği sorusunda yatıyor. Tanca’nın %90 yenilenebilir enerji başarısı Bursa için bir benchmark niteliğinde; Türkiye’nin YEKA projeleri ve OYAK’ın enerji yatırımları bu açığı kapatma potansiyeli taşıyor.</strong></p>
<p>Renault Grubu, Akdeniz havzasındaki iki kritik üretim üssünü birbirinin alternatifi değil, stratejik DNA’ları tamamen farklı iki organ olarak konumlandırıyor. 2025 verileriyle Fas platformu 394 bin adetlik üretimiyle grubun Fransa’dan sonraki ikinci büyük merkezi konumundayken, Bursa OYAK-Renault niteliksel derinliği ve ürün karmaşıklığıyla ayrışıyor. Fransız kaynaklarda Tanca için “usine vitrine” vitrin fabrika, Bursa için “usine de référence” referans fabrika tanımlarının kullanılması, bu ayrışmanın kurumsal düzeyde kodlandığını gösteriyor. Grup içinde Tanca büyüme ve maliyet liderliğinin, Bursa ise kalite ve teknolojik geçişin sigortası işlevini görüyor.</p>
<p><strong>Bursa’nın 400 milyon Euro’luk </strong><strong>yatırımla “referans fabrika” konumu</strong></p>
<p>Bursa OYAK-Renault, 1969’dan bu yana Clio ve Megane gibi B/C segment çekirdek modellerin üretimini üstlenen, daha karmaşık gövde birleştirme süreçleri ve daha yüksek otomasyon seviyesiyle çalışan bir tesis. Devreye alınan E-Tech hibrit batarya montaj hattı, tesisi yalnızca üretim merkezi olmaktan çıkarıp teknoloji transfer üssüne dönüştürüyor. Aralık 2023’te duyurulan ve 400 milyon Euro’yu aşan yatırım paketiyle şekillenen dört model programı, Renault Duster, Yeni Clio, Renault Boreal ve Dacia Striker, tesisin ürün portföyünü yeniden tanımlıyor. Özellikle Striker, Dacia markasının Türkiye’deki ilk yerel üretimi ve tek küresel üretim merkezi olarak Bursa’nın stratejik ağırlığını artırıyor.</p>
<p>Tedarik zinciri tarafında Bursa, %80’in üzerindeki yerlilik oranı ve 200’den fazla tedarikçisiyle derinlik ve esneklikte Tanca’nın önünde yer alıyor. Türkiye’nin köklü yan sanayi havuzu, parça temininde çeşitlilik ve hız avantajı sağlarken, bu yapı aynı zamanda jeopolitik risklere karşı dayanıklılık sigortası işlevi görüyor. Lojistik mimaride ise Bursa, Gemlik ve Derince limanlarına karayolu bağlantısıyla çalışıyor; bu durum Tanca’ya kıyasla lojistik maliyetlerde değişkenlik yaratsa da, niteliksel tedarik zinciri derinliği bu dezavantajı dengeleme kapasitesi taşıyor.</p>
<p>Sürdürülebilirlikte Bursa, on yıllara yayılan mevcut bina yapısı ve fiziksel kısıtlar altında brownfield dönüşümünün gerçekçi sınırları içinde ilerliyor. Yenilenebilir enerji payını artırma yol haritası net, su geri kazanımı mevcut ancak sıfır sıvı deşarj hedefi altyapı yatırımı gerektiriyor. Tanca’nın doğuştan gelen CBAM avantajı karşısında Bursa’nın bu alandaki konumu, bir başarısızlık değil, yeşil dönüşümün brownfield gerçekliğindeki temposunun yansıması… Yetkinlik tarafında ise Bursa, on yıllara yayılan ustalık geleneği, ReKnow University ile yönetilen dönüşüm ve yerleşik problem çözme kültürüyle deneyim havuzunda eşsiz; Striker gibi sıfırdan bir modelin tek küresel üretim merkezi olarak seçilmesinde de bu kurumsal hafıza belirleyici rol oynamış görünüyor.</p>
<p><strong>Tanca, Greenfield avantajıyla </strong><strong>“Extended Europe”un vitrini</strong></p>
<p>Tanca fabrikası ise 2012’deki açılışından itibaren iki üretim hattı ve üç vardiyalı çalışma düzeniyle saatte 60 araçlık çıkış hızına ulaşmış, tam entegre bir üretim zincirine sahip. 2025’te 299 bin adetlik üretim gerçekleştiren tesise, 95 bin adetle Kazablanka SOMACA eşlik ediyor. Tanca’nın ürün gamı Dacia Sandero (222 bin adet), Dacia Jogger (53 bin adet) ve Renault Express (20 bin adet) üzerine kurulu. Afrika kıtasında benzersiz olan High-Speed XXL pres hattı, dört pres boyunca 5.600 ton basınç uygulayarak günde 15 bine kadar strok kapasitesi sunuyor; tüm presler Renault’nun Fransa’daki Flins tesisinden tahmine dayalı bakım sistemiyle küresel çapta izleniyor.</p>
<p>Tanca’nın yapısal üstünlüğü, Tanger Med limanı ve tedarikçi serbest bölgesiyle aynı çeper içinde konumlanmasında yatıyor. Fabrika sahasına doğrudan giren iki demiryolu hattı, yıllık 1.440 tren seferiyle araçları limana taşıyor. Renault’ya tahsisli özel rıhtım, 20 hektarlık araç terminali, yıllık 1 milyon araç kapasitesi, 290 gemi çıkışı ve haftalık 8 bin araçlık sevkiyat hacmi, üretim ile sevkiyat arasındaki mesafeyi operasyonel olarak sıfırlıyor. Gelen akışta yıllık 69 bin kamyon ve 12 bin konteyner, giden akışta ise 26 bin kamyonluk hareket; üç ayrı dijital kontrol kulesiyle gelen parça, araç teslimatı, iş sürekliliği gerçek zamanlı yönetiliyor. Yapay zeka destekli bu kuleler, Avrupa’daki satış ve dağıtım merkezleriyle anlık veri alışverişi içinde çalışarak fiziksel mesafeyi operasyonel olarak anlamsız kılıyor.</p>
<p>Sürdürülebilirlikte Tanca, greenfield yatırım avantajını somut rekabetçilik göstergelerine dönüştürüyor… Enerjinin %90’ından fazlası biyokütle ve rüzgardan, yıllık 100 bin tonun üzerinde karbondioksid önleniyor. Su yönetiminde fiziko-kimyasal ve biyolojik arıtma, ultrafiltrasyon, ters ozmoz ve çift buharlaştırma aşamalarından oluşan kapalı devre sistemle %100 endüstriyel su geri dönüşümü ve sıfır sıvı deşarj sağlanıyor; araç başına ~1 metreküp su tüketimi, küresel 1,78 m³ ortalamanın oldukça altında. Çelik hurdalarının yerel üretici Maghreb Steel aracılığıyla yeniden üretime kazandırıldığı döngüsel model, sürdürülebilirliğin tedarik zincirine de entegre edildiğini gösteriyor. Bu performans, tesisi CBAM kapsamında doğal bir ticari üstünlükle donatıyor.</p>
<p>Ekosistem derinleşmesinde ise 2016’dan bu yana devletle imzalanan anlaşmalarla sistematik biçimde artan yerel entegrasyon dikkat çekiyor. 2025’te %67,3’e ulaşan yerlilik oranının 2030’da %75’e çıkarılması hedeflenirken, aynı dönemde tedarikçi sayısı 26’dan 88’e, yerel kaynak hacmi 2,5 milyar Euro’ya yükselmiş, 2030 için de 3 milyar Euro hedeflenmiş. IFMIA aracılığıyla bugüne kadar 3,2 milyon saatin üzerinde eğitim verilerek sıfırdan iş gücü inşa edilmiş; enstitü faaliyetlerinin %30’u Renault dışındaki tedarikçilere ve bölgedeki genç iş arayanlara yönlendiriliyor. 2025’te faaliyete geçen Renault Technology Morocco Ar-Ge merkezi ve 2023’teki Renault Digital Morocco ile montajdan mühendisliğe geçiş sürüyor.</p>
<p><strong>Tamamlayıcılığın endüstriyel anatomisi</strong></p>
<p>Türkiye ve Fas’taki iki tesis, pazar odaklılıkta da net çizgilerle ayrışıyor. Tanca üretiminin %82’sini 63 destinasyona ihraç ederek tamamen dış pazara endeksli çalışıyor; Fransa, İtalya, İspanya, Almanya ve Türkiye başlıca koridorlar. Fas iç pazarında ise %38’lik birleşik payla Dacia birinci, Renault ikinci marka. Bursa ise dengeli bir iç-dış pazar karmasıyla konumlanıyor; Türkiye’de yüksek marka sadakati, Avrupa’da Clio ve Megane ile kalite segmentinde varlık gösteriyor. Striker ile birlikte Dacia’nın C segmentine yükselişi de, Bursa’ya emanet edilmiş durumda.</p>
<p>Dijitalleşme araçları her iki tesiste ortak; Plant Connect, AI destekli kalite kontrol ve tahmine dayalı bakım sistemleri hem Tanca’da hem Bursa’da devrede. Ancak Tanca’da bu altyapı tesisin doğuştan DNA’sıyken, Bursa’da mevcut hatlara sonradan adapte ediliyor. Buna karşılık Bursa, daha karmaşık gövde birleştirme ve daha yüksek otomasyon seviyesiyle üretim teknolojisinde Tanca’dan önde…</p>
<p>FutuREady stratejisinde Tanca, Growth-ready ve Excellence-ready önceliklerinin maliyet ve ölçek boyutunu temsil ederek geleceğin hacim savaşlarının üssü olarak konumlanırken; Bursa, Tech-ready ve Trust-ready önceliklerinin kalite ve teknoloji boyutunu taşıyarak marka itibarının ve teknolojik geçişin sigortası işlevini görüyor. Dacia’nın Sandero ve Jogger ile giriş segmentindeki hacim liderliğini Tanca, Striker ile C segmentine yükselişini Bursa üstleniyor. Bu tamamlayıcı yapı, Renault Grubu’nun farklı pazar segmentlerine ve coğrafyalara aynı anda hitap edebilme kabiliyetini kazandıran endüstriyel omurgayı oluşturuyor.</p>
<p>Türkiye otomotiv sanayisi için ise asıl çıkarım, Bursa’nın Tanca’nın greenfield avantajlarına karşı brownfield dönüşümünü nasıl hızlandırabileceği sorusunda yatıyor. Tanca’nın %90 yenilenebilir enerji başarısı Bursa için bir benchmark niteliğinde; Türkiye’nin YEKA projeleri ve OYAK’ın enerji yatırımları bu açığı kapatma potansiyeli taşıyor. Sıfır sıvı deşarj hedefi teknik olarak ulaşılabilir, ancak altyapı yatırımı gerektiriyor; Tanca’nın ters ozmoz ve evapokonsantrasyon deneyimi buraya transfer edilebilir. Bursa’nın %80’i aşan yerlilik oranı ise Tanca’nın %75 hedefinden daha güçlü; bu avantaj lojistik maliyet dezavantajını dengeleme kapasitesine sahip. Ayrıca, Bursa’nın deneyimli kadrosu Tanca’nın genç ekibine mentorluk yapabilecek konumda.</p>
<p>Otomotiv endüstrisinde “yakınlık” kavramının artık kilometrelerle değil, operasyonel senkronizasyonun derinliğiyle ölçüldüğü bu yeni dönemde, Renault’nun Akdeniz’deki iki ucunun birlikte inşa ettiği bu model, küresel rekabetçilik için çift motorlu bir formül sunuyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Greenfield / Brownfield</strong></span></p>
<p>Renault’nun stratejisinde Greenfield yatırımı temsil eden Tanca fabrikası, boş bir arazide sıfırdan ve en ideal verimlilik esaslarına göre tasarlanarak doğuştan dijital ve yeşil bir yapıya kavuşurken; Brownfield dönüşümünü temsil eden Bursa OYAK-Renault fabrikası ise mevcut fiziksel kısıtlar altında ve üretim devam ederken modernize edilmenin zorluklarını taşısa da, on yıllara dayanan deneyim ve kalifiye iş gücü gibi görünmez varlıklarıyla kalite ve esneklikte referans noktası. Renault Grubu’nun başarısı, Tanca’nın sıfırdan inşa edilmenin verdiği maliyet ve sürdürülebilirlik avantajıyla Bursa’nın köklü sanayi mirasını dönüştürme becerisinin birbirini tamamlamasında yatıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/akdenizin-iki-ucunda-cift-motorlu-uretim-stratejisi-82219</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/9/1280x720/oto-1782881668.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akdeniz’in iki ucunda çift motorlu üretim stratejisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/su-gidince-82218</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Su gidince</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çocukluğumda, ailece pikniğe gitmek dört gözle beklediğim bir şeydi. Düzenli gittiğimiz bir yer vardı. Ankara'dan 45 dakika mesafede küçük bir gölün etrafı. Gölgelikli, suyu durgun, sessiz bir yer.</p>
<p>Yıllar sonra, İstanbul’dan Ankara’ya bir gidişimde, orayı tekrar görmek istedim. Aynı yola girdim. Aynı virajları döndüm, gözüm o tanıdık yeri aradı. Ama göl yoktu.</p>
<p>Yerinde çatlamış bir çukur, kurumuş bir yatak vardı. Su gitmişti. Onunla beraber, herkes.</p>
<p><strong>Suyun çocukları</strong></p>
<p>İlk insanlar suyun kıyısına yerleşti. Bütün ilk uygarlıklar bir nehrin çocuğu olarak doğdu. Mısır, Nil'in; Indus uygarlığı, Indus'un; Çin, Sarı Irmak'ın kıyısında kuruldu.</p>
<p>İnsanlığın ilk yerleşik hayata geçtiği o topraklara verilen adı düşünün: <em>Mezopotamya. </em>Yani <em>"iki nehir arası."</em> Bir coğrafyayı, içinden geçen iki nehirle, Dicle ve Fırat'la tanımlamışız.</p>
<p>Şehirler suyun etrafında kuruldu. Su çekildiğinde ne olduğunu da yine tarih kaydetti.</p>
<p>Bundan dört bin yıl öncesine gidelim. Akad İmparatorluğu tarihin en büyük imparatorluklarından biriydi. Fakat MÖ 2200'ler civarında Mezopotamya uzun süren bir kuraklık dönemine girdi.</p>
<p>Kuzey Mezopotamya'da yerleşimler boşaldı, insanlar suya erişimin daha mümkün olduğu bölgelere yöneldi. Güney yönetimleri kuzeyden gelen göçleri sınırlamak için uzun savunma hatları inşa etti. Bunlardan biri tarih kayıtlarına "<em>Amorluları Uzak Tutan Duvar" </em>adıyla geçti.</p>
<p>Kuraklığın Akad İmparatorluğu'nu tek başına yıkıp yıkmadığı hâlâ tartışmalı. Ama, iklim baskısı, zaten kırılgan siyasal ve ekonomik düzeni daha da zayıflattı.</p>
<p>Tarih bize şunu gösteriyor. Su yalnızca bir doğal kaynak değil. Toplumların görünmeyen altyapısı.</p>
<p><strong>Çölde paslanan tekneler</strong></p>
<p>Bir zamanlar yeryüzünün dördüncü büyük gölü olan Aral, yarım yüzyılda neredeyse tümüyle kurudu. Bugün o gölün eski kıyısındaki kasabaların fotoğraflarında manzara olarak kupkuru kumun üstünde yatan paslı balıkçı tekneleri var.</p>
<p>Afrika'nın ortasında, Çad Gölü'nün hikâyesi daha da acı. 1960'lardan bu yana gölün yüzde doksanı yok oldu. Otuz milyondan fazla insanın hayatı bu göle bağlıydı. Sular çekildikçe balık bitti, tarlalar çoraklaştı, hayvanlar telef oldu. Geriye susuzluk, açlık ve kavga kaldı.</p>
<p>Çok yakın bir tarihte, 2018 yılının başında Güney Afrika'nın Cape Town kenti de benzer bir sorunla yüzleşti. Tüm şehir, büyük bir tedirginlikle geri sayım yapıyordu. Beklenen bir seçim, bir savaş ya da salgın değildi. Geri sayımın konusu suydu.</p>
<p>Şehir yönetimi buna bir isim bile vermişti. <strong><em>Day Zero.</em></strong> Yani musluklardan artık suyun akmayacağı gün. Barajlar alarm veriyordu. Yağışlar yıllardır beklenen seviyenin altındaydı.</p>
<p>Yetkililer ilk kez modern şehir tarihinde radikal bir plan hazırladı. Eğer <em>Day Zero</em> gelirse, evlere verilen su tamamen kesilecekti. Tüm şehir, kurulacak 200 dağıtım noktasına gidip, kişi başına belirlenmiş miktarda su almak zorunda kalacaktı. Elektrik kesilse jeneratör var. Telefon çalışmazsa alternatif bulunabilir. Ama su yoksa, hayat durur.</p>
<p>Neyse ki <em>Day Zero</em> hiçbir zaman gelmedi. Yağışlar geri döndü. Kısıtlamalar işe yaradı. Tüketim ciddi ölçüde düştü. Şehir son anda kurtuldu. İlk kez milyonlarca insan modern hayatın aslında ne kadar kırılgan olduğunu gördü. Yüzyıllardır şehirleri güç, sermaye, teknoloji ve altyapı üzerinden anlatıyoruz. Oysa Cape Town başka bir gerçeği hatırlattı. Bütün o güç, bir musluğun akmasına bağlı.</p>
<p><strong>Ve bizim göllerimiz</strong></p>
<p>Bunlar yalnızca uzak coğrafyaların konusu değil. Zaman zaman böyle bir yanılgıya düşüyoruz. Oysa, tüm bu krizler maalesef kendi evimizde de yaşanıyor.</p>
<p>Türkiye'nin tam ortasındaki Tuz Gölü, 2021 yazında son yılların en ağır kuraklıklarından birini yaşadı. Flamingoların yuva yaptığı alanların büyük bölümü kurudu. Geriye kilometreler boyunca uzanan çatlamış tuz tabakaları kaldı. Hemen yanı başında, Türkiye'nin tahıl ambarı olarak bilinen Konya Ovası ise başka bir sessiz krizle karşı karşıya. Yıllardır süren aşırı yeraltı suyu kullanımı, kuraklık ve binlerce ruhsatsız kuyu nedeniyle su seviyesi giderek düşüyor.</p>
<p><strong>Önce su gider, sonra insan</strong></p>
<p>Dünya Bankası'na göre, ciddi adımlar atılmazsa, 2050'ye kadar yalnızca kendi ülkeleri içinde yer değiştirecek iklim göçmeni sayısı 216 milyonu bulabilir. Bir kıtanın nüfusu kadar insan, suyun bittiği yerden, suyun hâlâ olduğu yere doğru hareket edecek.</p>
<p>Türkiye'nin yeni <strong>Ulusal Su Planı</strong> da suyu artık bir kamu hizmeti ya da çevre meselesi olarak değil, bir milli güvenlik meselesi olarak konumlandırıyor. Kasımda Antalya'da toplanacak <strong>COP31'de</strong> de su; enerji, tarım, kentleşme ve atık kararlarının kaçınılmaz türevi olarak masaya gelecek. Yani suyu kurtarmak için suyu konuşmak yetmiyor. Onu kurutan her kararı konuşmak gerekiyor.</p>
<p>Su gidince geriye sadece terk edilmiş bir yurt kalıyor. Bir insanın ödeyebileceği en ağır bedel bu. Doğduğu, yaşadığı yeri ve anılarını geride bırakmak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/su-gidince-82218</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Su gidince ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rekabet-gucundeki-zayiflik-ihracatimizi-olumsuz-etkiliyor-82217</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rekabet gücündeki zayıflık, ihracatımızı olumsuz etkiliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TÜSİAD’ın çeyreklik bazda açıkladığı maliyet bazlı rekabet endeksi, sıkıntıların 2026’nın ilk çeyreğinde de artarak sürdüğüne işaret ediyor. Tarihsel olarak en düşük düzeylerine yakın seyreden endeks, bu yılın ilk çeyreğinde, 2025’in son çeyreğine göre %1,7 gerilerken, bir önceki çeyrekte rekabetçilikte kaydedilen hafif toparlanmanın kalıcı bir nitelik kazanmadığını ortaya koymuş oldu. TÜSİAD’ın açıklamasına göre, yurtiçi enerji maliyetlerinin olumlu seyrine rağmen, ara malı ve işgücü maliyetlerindeki artışın rakip ülkelerin üzerinde gerçekleşmesi, endeksin bu dönemdeki gerilemesinde belirleyici oldu. İşgücü verimliliği rakip ülkelere benzer düzeyde gelişim göstererek rekabet gücü endeksi üzerinde bir etki yaratmadı.</p>
<p>TÜSİAD’ın endeksine baktığımızda, Türkiye’nin rekabetçiliğini dört ana bileşen üzerinden takip ettiklerini görüyoruz. Bunlardan ilki olan ara malı maliyetlerinde, son üç yılda Türkiye’de, rakip ülkelere kıyasla daha hızlı bir artış olduğunu görüyoruz. İkinci bileşen olan işgücü maliyetlerinde de durum farklı değil. 2018 ile 2024 arasında Türkiye’nin görece daha avantajlı olduğu bu alanda, 2024’in ilk çeyreğinden itibaren makas Türkiye aleyhine hızlı bir şekilde açılıyor. Verilerle ifade etmek gerekirse, 2022’nin üçüncü çeyreğinde 70 seviyesinde bulunan Türkiye işgücü maliyeti endeksi, 2026’nın ilk çeyreğinde 190’a yükselmiş! Aynı dönemde rakip ülkelere ait endeks ise 110’dan 138’e çıkmış. Onlarda da işgücü maliyetleri artmış ama bizdeki artış çok çarpıcı. Üçüncü bileşen finansman maliyetleri. Çalışmanın başladığı 2015’ten, 2023 sonuna kadar genellikle başa baş seyreden bu endekste, 2024’in ilk çeyreğinden itibaren Türkiye aleyhine bir hareket görülüyor. Hatta, rekabetçilik bileşenlerinde, Türkiye’nin rakip ülkelere göre en dezavantajlı olduğu alan, finansman maliyetleri. TÜSİAD’ın endeksinin son bileşeni olan enerji maliyetlerinde ise daha iyi bir görüntü var. Son üç senede enerji maliyetlerimiz, rakiplere benzer seviyelerde seyretmiş. Hatta 2026’nın ilk çeyreğinde, enerji maliyetleri endeksi bizde hafif düşerken, rakiplerde hafif yükselmiş.</p>
<p>Rekabetçilik dediğimizde akla ilk olarak dış ticaret alanındaki performansımız geliyor. Aynı pazarlara mal satmak istediğimiz rakip ülke üreticilerine göre, birim maliyetlerimiz daha hızlı artıyorsa, bunun sonucunda da bizim mallarımız rakiplere kıyasla giderek daha pahalı hale geliyorsa, ihracatımızın bundan olumsuz etkilenmesi kaçınılmaz. Şirketlerimiz, üretim maliyetlerindeki artışları, pazar kaybetmemek için bir süreliğine fiyatlarına yansıtmayabiliyorlar. Bu durum elbette kar marjlarında düşüşe yol açıyor. Kısa süreli olduğu sürece, birçok şirketimizin kar marjlarındaki daralmaya katlanabildiğini daha önce defalarca gördük. Ne var ki, kar marjları üzerindeki baskı daha uzun süreli bir problem haline geldiğinde, şirketlerimiz ister istemez fiyatlarını artırmak durumunda kalıyorlar. Aynı süreçte, kurların çok yavaş arttığını da göz önüne aldığımızda, euro ya da dolar cinsinden bizim mallarımız daha da pahalı hale geliyor.</p>
<p>Şimdi gelin, rekabetçilikte gerilemenin başladığı 2023 sonundan itibaren ihracatımız nasıl geliştiğine bakalım: TÜİK verilerine göre, 2023’te 255,6 milyar dolar olan toplam ihracatımız, 2024’te 261,8 milyar dolar, 2025’te ise 273,2 milyar dolara yükselmiş. 2026’nın ilk çeyreğinin sonunda ise yıllık ihracatımız 271,2 milyar dolara gerilemiş. Yani, 2024 sonundan itibaren ihracatımız kümülatif olarak %6,1 artmış. Dünyada, özellikle de ana pazarımız olan Avrupa’da, büyümenin yavaş seyrettiği, rekabetçilik endeksinin de gerilediği bir dönemde, pek de fena bir performans değil diyebiliriz. Lakin, daha sağlıklı bir değerlendirme için, ihracatımızın seyrini izleyebileceğimiz diğer bir gösterge olan, ihracat miktar endekslerine de bakmakta fayda var. İhracat miktar endeksi, fiyattan bağımsız olarak bir ülkenin dışarıya sattığı malların fiziki hacmindeki (miktar, kilo, adet vb.) değişimi gösterir. Yine TÜİK verilerini kullanarak, ülkemizin rekabetçilik endekslerinde zayıflığın başladığı 2023 sonuna göre durumuza bakmakta fayda var. Buna göre, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış ihracat miktar endeksi, 2023 sonunda 159,4 iken, 2026’nın ilk çeyreği sonunda 132,1’e gerilemiş. Yani, fiziki ihracatımız söz konusu dönemde %17,1 düşmüş.</p>
<p>Bu iki veriyi bir arada değerlendirdiğimizde iki farklı mesaj alıyoruz: Birincisi, fiziksel olarak daha az mal ihraç ettiğimiz halde, dolar cinsinden ihracat gelirimiz artmış. Bu da, birim ihracat değerimizin arttığına işaret ediyor ki, normal şartlar altında memnun olunması gereken bir durum. Diğer yandan, üretim maliyetlerindeki artışın etkisiyle, ihraç ettiğimiz ürünleri eskiye göre daha yüksek fiyata saymaya başlamışız. Lakin, bunun sonucu olarak da miktar bazında ihracat kaybetmişiz. Bu da pek sevinilecek bir durum değil. Eğer, hem ihracat miktarımız fiziksel olarak artmış olsa, hem de birim ihracat değerimiz yükselse, elbette tadından yenmez. Ne var ki, mevcut üretim maliyetleri, yurtdışı pazar koşulları ve küresel rekabeti göz önüne aldığımızda, ideal durumdan çok uzak olduğumuzu görüyoruz.</p>
<p>Dolayısıyla, rekabetçilikle ilgili verileri ve ihracatçılardan gelen geribildirimleri, sadece dolar bazındaki ihracat rakamlarına bakarak göz ardı etmek, ihracatta yaşadığımız sıkıntıların daha da ağırlaşmasına yol açabilir. Aman dikkat.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rekabet-gucundeki-zayiflik-ihracatimizi-olumsuz-etkiliyor-82217</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rekabet gücündeki zayıflık, ihracatımızı olumsuz etkiliyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/teknoloji-issizlik-ve-surdurulebilirlik-82216</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Teknoloji, işsizlik ve sürdürülebilirlik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapay zekânın hemen her gün hem Türkiye'de hem de dünyada farklı boyutlarıyla tartışıldığı bir dönemden geçiyoruz. Artık bu dönüşümü yalnızca teknolojiyi kullanan bireyler olarak değil, çevremizde yaşanan ekonomik ve toplumsal değişimleri gözlemleyen insanlar olarak da çok net hissediyoruz. Yapay zekâ, bir taraftan üretkenliği artırırken diğer taraftan bazı yeteneklerimizi ona devretmemize neden oluyor. Bunun doğal sonucu olarak da işimizi kaybetme endişesi giderek daha fazla gündeme geliyor.</p>
<p>Aslında teknolojik gelişmelerin işsizliği artıracağı yönündeki kaygılar yeni değil. Sanayi Devrimi'nden bu yana her büyük teknolojik sıçramada benzer tartışmalar yaşandı. Ancak geçmiş deneyimler, kaybolan mesleklerin yerine teknolojiyle uyumlu yeni iş alanlarının ortaya çıktığını gösterdi. Bu nedenle korkulduğu ölçüde kalıcı bir işsizlik bugüne kadar yaşanmadı.</p>
<p><strong>Teknoloji istihdamı zorlamaya başladı</strong></p>
<p>Bugün ise farklı bir döneme giriyoruz. Yapay zekânın yalnızca teknoloji şirketlerinin değil, sanayi, finans ve hizmet sektörleri başta olmak üzere reel sektörün hemen her alanında kullanılmaya başlanması dönüşümün kapsamını ciddi biçimde genişletiyor. Teknoloji şirketleri uzun süredir yüksek verimlilik artışları sağlarken aynı zamanda önemli sayıda çalışan sayısını azaltıyor. Şimdi benzer eğilimlerin teknoloji dışındaki sektörlere de yayılmaya başladığını görüyoruz.</p>
<p>Henüz bunun makro verilerde çok güçlü bir yansımasını görmesek de teknolojide öncü şirketlerin normal koşullarda yaratacakları istihdamın oldukça altında çalışan sayısıyla çok daha yüksek üretim, verimlilik ve kârlılık elde ettiklerini izliyoruz. Bugüne kadar bu dönüşüm daha çok teknoloji şirketleriyle sınırlıydı. Oysa bugün yapay zekânın üretim süreçlerine yaygın biçimde entegre olduğu yeni bir döneme giriyoruz. Önümüzdeki yıllarda bunun iş gücü piyasaları üzerindeki etkilerini çok daha belirgin biçimde gözlemleyeceğiz.</p>
<p><strong>Peki neden henüz büyük bir işsizlik dalgası yaşamıyoruz?</strong></p>
<p>Bunun en önemli nedenlerinden biri demografik gelişmeler olabilir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında, 1946-1964 yılları arasında doğan ve "Baby Boomer" olarak adlandırılan kuşak artık emeklilik dönemine girmiş durumda. Bu durum özellikle gelişmiş ülkelerde iş gücü arzını azaltıyor. Dolayısıyla teknolojinin istihdam üzerindeki olumsuz etkileri, iş gücündeki doğal daralma nedeniyle şimdilik tam olarak hissedilmiyor.</p>
<p>Bu kuşak aynı zamanda birçok ülkede gelir ve servetten en büyük payı alan nesil olma özelliğini taşıyor. Emeklilik dönemlerinde yaptıkları harcamalar, çocuklarına ve torunlarına sağladıkları finansal destek sayesinde tüketim talebini canlı tutuyorlar. Böylece hem ekonomik büyümeye katkı sağlıyor hem de teknolojinin yaratabileceği işsizliğin sosyal etkilerini bir süre daha sınırlıyorlar.</p>
<p>Ancak bu geçici bir denge olabilir. Zaman içerisinde yapay zekânın üretimde daha yaygın kullanılmasına karşın iş gücü talebinin aynı hızda artmaması, işsizlik oranlarının yükselmesine yol açabilir. Geleceğin düşündüğümüzden daha erken geldiği bir dönemde yaşıyoruz ve bu nedenle teknolojik işsizliğin de beklediğimizden daha erken ortaya çıkması şaşırtıcı olmayacaktır.</p>
<p>Nitekim ilk sinyaller gelmeye başladı. Özellikle teknoloji alanında lisans mezunlarının yüksek lisans veya doktora yapmadan iş bulmasının zorlaştığına ilişkin hem anekdot niteliğinde bilgiler hem de bazı sayısal göstergeler dikkat çekiyor. Şimdilik bu gelişmeler daha çok büyük teknoloji şirketleriyle sınırlı görünse de yapay zekânın reel sektöre yayılmasıyla etkilerin çok daha geniş bir alana yayılması beklenebilir.</p>
<p>Bu nedenle konuyu yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal ve siyasal istikrar açısından da değerlendirmek gerekiyor. Önümüzdeki yıllarda dünyada en çok tartışılacak başlıklardan biri muhtemelen teknolojik işsizliğin nasıl yönetileceği olacaktır.</p>
<p><strong>Vatandaşlık geliri tek çözüm olamaz</strong></p>
<p>Bugüne kadar en fazla gündeme gelen çözüm önerisi, koşulsuz temel gelir ya da vatandaşlık geliri uygulamalarıdır. İstihdamda olsun ya da olmasın her vatandaşın belirli bir asgari gelir elde ettiği modellerin önümüzdeki dönemde daha fazla tartışılacağını ve yaygınlaşarak devreye girebileceğini düşünüyoruz.</p>
<p>Ancak burada önemli bir sorun bulunuyor. Ortalama yaşam süresinin giderek uzadığı bir dünyada insanların yalnızca temel gelirle yaşamlarını sürdürmeleri, ruh sağlığı, sosyal aidiyet ve toplumsal istikrar açısından önemli riskler doğurabilir. Sadece buna dayanan bir sistemi sürdürmek çok kolay olmayacaktır.</p>
<p><strong>Çalışma sürelerini kısaltarak, vardiya sayısını arttırabiliriz</strong></p>
<p>Bu noktada üzerinde uzun süredir düşündüğümüz farklı bir alternatifi burada açmak istiyoruz. Pandemi sonrasında hibrit ve uzaktan çalışma modelleri hızla yaygınlaştı. Önümüzdeki dönemde bunun bir adım ötesine geçilebilir. Çalışma sürelerinin kısaldığı ve işlerin iki farklı vardiyaya bölündüğü yeni bir istihdam modeli gündeme gelebilir. Tıpkı geçmişte okullarda uygulanan sabahçı-öğlenci sistemi gibi işletmelerde de çalışanlar iki farklı vardiyada görev yapabilir. Zaten imalat sanayi, güvenlik hizmetleri, yeme,içme gibi birçok alanda vardiya usulü çalışıldığını biliyoruz. Bu tür sektörlerde de çalışma süreleri kısılarak vardiya sayısı arttırılabilir. Yöneticiler açısından böyle bir model her zaman uygulanabilir olmayacaktır. Ancak birçok operasyonel görev için bu yaklaşım mümkün görünüyor. Böyle bir sistem aynı üretim kapasitesi içinde çok daha fazla kişinin istihdam edilmesini sağlayabilir ve teknolojinin yaratacağı işsizliği önemli ölçüde hafifletebilir. Elbette böyle bir geçiş için işgücü piyasalarına yönelik yasal düzenlemelerin de devrede olması gerekecektir.</p>
<p>Bu öneri beraberinde ücret tartışmasını da getirecektir. Yarım gün çalışan insanların yarım ücret alacağı düşünülebilir. Ancak uzun vadede bunun sürdürülebilir olmayacağı kanaatindeyiz. Talebin korunabilmesi için insanların gelir seviyelerinin de korunması gerekecektir. Başlangıçta bunun maliyetini sermaye üstlenecek gibi görünse de kitlesel işsizliğin oluştuğu ve talebin çöktüğü bir ekonomide şirketlerin kârlılıklarını korumaları zaten mümkün olmayacaktır. Sonuçta sermayenin de yaşayabilmesi için talep yaratan bir gelir düzeyinin korunması zorunludur.</p>
<p><strong>Kar maksimizasyonundan sürdürülebilirlik maksimizasyonuna</strong></p>
<p>Tam da bu nedenle önümüzdeki dönemde kapitalizmin temel hedefinin de dönüşmeye başlayacağını düşünüyoruz. Bugüne kadar işletmelerin temel amacı kâr maksimizasyonu olarak kabul edildi. Oysa artık iklim değişikliği, gelir dağılımı, toplumsal eşitlik, sosyal sorumluluk ve çevresel etkiler şirketlerin karar süreçlerinin ayrılmaz parçaları haline geliyor.</p>
<p>Nitekim geçtiğimiz hafta Avrupa'da, özellikle Paris'te yaşanan olağanüstü sıcaklıklar iklim değişikliğinin artık geleceğin değil bugünün sorunu olduğunu bir kez daha gösterdi. 2050'lerde beklenen sıcaklıkların daha şimdiden yaşanmaya başlaması sürdürülebilirlik kavramının neden bu kadar önem kazandığını açık biçimde ortaya koyuyor.</p>
<p>Birleşmiş Milletler'in Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları ve giderek genişleyen çevresel ve sosyal düzenlemeler şirketleri yalnızca finansal performanslarıyla değil, topluma ve çevreye yaptıkları katkılarla da değerlendiren yeni bir çerçeve oluşturuyor.</p>
<p>Bu nedenle önümüzdeki dönemde firmaların yalnızca kârlarını değil, sürdürülebilirliği de maksimize etmeye çalışacakları yeni bir ekonomik anlayışın güçleneceğini düşünüyoruz. Belki de kapitalizm tarihinin yeni evresi, kâr maksimizasyonundan sürdürülebilirlik maksimizasyonuna doğru gerçekleşecek bu dönüşüm olacaktır.</p>
<p>Yaşadığımız teknolojik devrimin verimlilik artışı boyutunu ya da risklerini çok konuşuyoruz. Özellikle, riskler kısmında çok ciddi argümanlar var. Her biri geleceğimiz ve varlığımız açısından çok önemli ve mutlaka tartışılması gerekiyor. Bu yazıda henüz çok ortaya çıkmamış ama bir şekilde gelme ihtimali yüksek işsizlik konusunda nasıl bir çözüm üretebiliriz ve bu durum kapitalist sistemde nasıl bir evrime yol açabilir konusunda görüşlerimizi paylaşmaya çalıştık. Bu görüşleri akademik bir çalışmaya dönüştürmeyi de planlıyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/teknoloji-issizlik-ve-surdurulebilirlik-82216</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Teknoloji, işsizlik ve sürdürülebilirlik ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zenginin-parasiyla-zengin-olunur-mu-82215</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zenginin parasıyla zengin olunur mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Financial Times’ın geçenlerde paylaştığı bir grafiğe göre, ABD’de en üst yüzde 10’luk gelir grubu, toplam tüketim harcamalarının neredeyse yarısını yapar hâle gelmiş. Buna karşılık nüfusun alt yüzde 80’lik kesiminin tüketim harcamalarındaki payı geriliyor. Bu tabloyu ilk anda “zenginler ekonomiyi taşıyor” diye okumak mümkün. Ancak bu okuma doğru olmakla birlikte biraz eksik. Çünkü tüketimin gelir dağılımına göre analizinde iki ayrı gerçeği aynı anda görmek gerekir.</p>
<p>Birinci gerçek şudur: Üst gelir grupları toplam tüketim pastasında mutlak rakam olarak büyük pay alır. Çünkü gelirleri yüksektir, varlık sahibidirler, daha pahalı mal ve hizmetlere erişirler, seyahat, sağlık, eğitim, finansal hizmetler, lüks tüketim, otomobil, teknoloji, konut ve deneyim harcamalarında daha büyük mutlak tutarlar yaratırlar. Dolayısıyla toplam harcama içinde üst gelir grubunun payının büyümesi şaşırtıcı değildir.</p>
<p><strong>Düşük gelirli hane için tüketim </strong><strong>tercih değil zorunluluktur</strong></p>
<p>İkinci gerçek ise en az birincisi kadar önemlidir: Düşük gelirli kesimler gelirlerinin çok daha büyük bir oranını tüketime ayırır. Hatta çoğu zaman tasarruf edemez, borçlanır veya geçmiş birikimini tüketir. Çünkü düşük gelirli hane için tüketim tercih değil zorunluluktur. Gıda, kira, elektrik, doğalgaz, ulaşım, sağlık, eğitim ve temel ihtiyaçlar ertelenemez. Üst gelir grubu gelirinin bir kısmını tasarrufa, yatırıma, finansal varlıklara veya gayrimenkule yönlendirebilirken; düşük gelirli hane çoğu zaman gelirinin tamamını, hatta bazen daha fazlasını harcamak zorunda kalır.</p>
<p>Bu nedenle grafiği değerlendirirken “kim toplamda daha çok harcıyor?” sorusuyla “kim gelirinin daha büyük kısmını harcıyor?” sorusunu birbirinden ayırmak gerekir. Üst gelir grubu toplam tüketimin büyük kısmını yapabilir; ama düşük ve orta gelir grupları ekonominin hacim, adet, yaygınlık ve günlük talep tarafını oluşturur. Birincisi tüketimin değerini büyütür; ikincisi tüketimin tabanını oluşturur.</p>
<p>İş dünyası açısından asıl ders burada başlıyor. Firmalar para kazanırken sadece zenginlere satış yaparak büyümezler. Elbette lüks tüketim, premium hizmetler, özel sağlık, özel eğitim, finansal danışmanlık, lüks otomobil, yüksek segment turizm ve deneyim ekonomisi üst gelir grubuna dayanır. Fakat dünyanın en büyük cirolu şirketlerine baktığımızda başka bir gerçek görürüz: Büyük ciro çoğu zaman geniş kitlelere sürekli ve tekrarlanan satış yapabilen firmalardan gelir.</p>
<p>Walmart’ın, Amazon’un, büyük enerji şirketlerinin, büyük perakende zincirlerinin, telekom operatörlerinin, gıda devlerinin, hızlı tüketim malları üreticilerinin, ilaç dağıtım şirketlerinin, akaryakıt şirketlerinin ve lojistik ağlarının büyüklüğü buradan gelir. Bu şirketler yalnızca zengine satmaz. Zengin-fakir ayırmadan geniş nüfusa ulaşır. Birim kârı bazen düşük olabilir ama satış hacmi büyüktür. Onların gücü fiyatı çok yüksek ürün satmaktan değil, milyonlarca hatta yüz milyonlarca tüketiciye düzenli satış yapabilmekten gelir.</p>
<p>Bu yüzden “zenginler tüketimi taşıyor” cümlesi tek başına yeterli değildir. Doğru cümle şudur: Zenginler toplam tüketim pastasında yüksek pay alır; fakat kapitalizmin en büyük ciro makinesi geniş kitlelere erişebilen şirketlerdir.</p>
<p>Burada tüketim ekonomisinin temel ayrımı ortaya çıkar: Değer bazlı tüketim ve adet bazlı tüketim. Üst gelir grubu değer bazlı tüketimi büyütür. Daha pahalı ürünler, daha yüksek sepet tutarı, daha fazla hizmet, daha çok deneyim, daha yüksek marj burada oluşur. Düşük ve orta gelir grupları ise adet bazlı tüketimi büyütür. Gıda, temizlik, enerji, iletişim, ulaşım, uygun fiyatlı giyim, temel teknoloji, hızlı tüketim ürünleri, zincir marketler ve dijital platformlar burada genişler.</p>
<p>Bir ekonominin sağlıklı olması için ikisinin de dengede olması gerekir. Sadece üst gelir grubunun harcamasına dayanan bir ekonomi gösterişli ama kırılgandır. Lüks restoranlar dolar, premium markalar satış yapar, seyahat harcamaları artar, varlık fiyatları yükselir; fakat geniş kitlelerin alım gücü zayıflıyorsa bu büyüme toplumsal refaha dönüşmez. Buna karşılık sadece düşük fiyatlı, düşük marjlı, zorunlu tüketime dayanan bir yapı da firmaların kârlılığını, yatırım kapasitesini ve inovasyon gücünü sınırlar.</p>
<p>ABD grafiğinin anlattığı mesele tam da bu aslında. Üstteki yüzde 10’un tüketimdeki payının artması, yalnızca zenginlerin daha fazla harcadığını değil, aynı zamanda tüketimin giderek daha fazla varlık sahibi ve yüksek gelirli kesime bağımlı hâle geldiğini gösterir. Bu, makro ekonomi açısından tehlikeli bir durum. Çünkü üst gelir grubunun harcaması servet etkisine, finansal piyasalara, hisse senetlerine, gayrimenkul değerlerine ve güven duygusuna daha fazla bağlıdır. Borsa düşerse, varlık fiyatları gerilerse, yüksek gelirli tüketici harcamasını yavaşlatabilir. O zaman ekonominin altında güçlü bir orta sınıf talebi yoksa iç talep hızla zayıflar.</p>
<p>Düşük ve orta gelir grupları ise farklı çalışır. Bu kesimler gelirlerinin yüksek oranını harcar; çünkü harcamak zorundadır. Ancak gelirleri baskılandığında, enflasyon arttığında, kira ve gıda maliyetleri yükseldiğinde, kredi kartı borcu büyüdüğünde harcama kaliteleri bozulur. Daha ucuz markalara geçerler, gramaj düşürürler, eğlence ve dayanıklı tüketimi ertelerler, giyimi kısarlar, dışarıda yemeyi azaltırlar, tatil planlarını iptal ederler. Yani harcamayı tamamen bırakmazlar ama tüketim sepeti aşağıya doğru kayar.</p>
<p>Firmalar için bu ayrım hayati önem taşır. Çünkü “tüketici” diye tek bir kitle yoktur. Üst gelir grubu başka tüketir, orta sınıf başka tüketir, düşük gelirli kesim başka tüketir. Üst gelir grubu hız, kalite, deneyim, marka, güven, kişiselleştirme ve statü arar. Orta gelir grubu fiyat-performans, taksit, dayanıklılık, güvenilirlik ve kampanya arar. Düşük gelirli kesim erişilebilir fiyat, temel ihtiyaç, küçük ambalaj, yakın satış noktası ve günlük nakit akışına uygun ödeme arar.</p>
<p>Bu nedenle en başarılı firmalar sadece “zengine satalım” diyenler değildir. En başarılı firmalar, farklı gelir gruplarının farklı ihtiyaçlarını anlayıp ölçek ekonomisi kurabilenlerdir. Walmart’ın başarısı, düşük fiyat ve geniş erişim vaadidir. Amazon’un başarısı, kolaylık, çeşitlilik ve teslimat hızıdır. Büyük gıda ve temizlik markalarının başarısı, hemen her gelir grubunun alışveriş sepetine girebilmektir. Telekom şirketlerinin gücü, abonelik tabanının genişliğidir. Enerji şirketlerinin ciro büyüklüğü, neredeyse herkesin enerji tüketmek zorunda olmasından gelir. Yani en büyük ciro çoğu zaman lüksün değil, yaygınlığın eseridir.</p>
<p>Türkiye açısından bu analiz daha da önemlidir. Çünkü Türkiye’de gelir dağılımı bozuldukça, tüketim davranışı ikiye hatta üçe bölünüyor. Üst gelir grubu enflasyondan korunmak için gayrimenkul, döviz, altın, otomobil, özel eğitim, özel sağlık, yurtdışı seyahat ve premium tüketim alanlarına yönelirken; orta sınıf fiyat-performans arayışına giriyor. Düşük gelirli kesim ise giderek daha fazla gıda, kira, enerji ve ulaşım gibi zorunlu harcamalara sıkışıyor.</p>
<p>Bu tablo, Türkiye’de toplam tüketim rakamlarının neden dikkatle okunması gerektiğini gösterir. Perakende satışlar artıyor olabilir. Kredi kartı harcamaları yükseliyor olabilir. Otomobil satışları güçlü görünebilir. Restoranlar bazı bölgelerde dolu olabilir. Ama bu göstergeler tek başına toplumun tamamının refahının arttığını göstermez. Çünkü enflasyonist ortamlarda insanlar bazen zenginleştikleri için değil, paranın değer kaybından kaçmak için harcar. Bazen tüketim refahın değil, korunma refleksinin sonucudur.</p>
<p>Ayrıca Türkiye’de düşük gelirli hanelerin gelirden tüketime ayırdığı pay çok yüksektir. Bu kesim tasarruf yapamadığı için enflasyona karşı da en kırılgan kesimdir. Üst gelir grubu fiyat artışlarını varlıklarıyla, dövizle, altınla, gayrimenkulle veya finansal araçlarla bir ölçüde dengeleyebilir. Düşük gelirli hane ise fiyat artışını doğrudan sofrasında hisseder. Bu yüzden enflasyon sadece fiyatları artırmaz; tüketim kalitesini de bozar. Daha ucuz, daha düşük kaliteli, daha küçük gramajlı ürünlere geçiş hızlanır.</p>
<p><strong>Avrupa’da tablo daha dengeli</strong></p>
<p>Avrupa ülkelerinde tablo Türkiye ve ABD’ye göre daha dengeli görünüyor. Avrupa’da da üst gelir grupları daha fazla harcar, fakat sosyal devlet mekanizmaları, kamu hizmetleri, sağlık ve eğitim sistemleri, işsizlik sigortası, ücret pazarlıkları ve gelir destekleri tüketim eşitsizliğini bir ölçüde yumuşatır. Bu nedenle Avrupa’da düşük gelirli haneler tamamen korunmuş değildir ama ABD’ye göre daha güçlü sosyal tamponlara sahiptir. Buna rağmen Avrupa’da da enerji krizi, kira artışları, gıda fiyatları ve düşük büyüme orta sınıfı zorluyor desem yanlış olmaz.</p>
<p>Burada Avrupa’dan alınacak ders şudur: Tüketimin geniş tabana yayılması sadece piyasanın kendi kendine çözeceği bir mesele değil. Gelir politikası, sosyal politika, vergi sistemi, konut arzı, kamu hizmetleri ve rekabet politikası birlikte çalışmalı. Düşük gelirli hane gelirinin çoğunu harcadığı için ona verilen destek doğrudan tüketime döner. Üst gelir grubuna verilen avantaj ise daha yüksek oranda tasarrufa veya finansal varlıklara gidebilir. Bu nedenle ekonomi politikasında kime ne destek verildiği, toplam talebin niteliğini de belirler.</p>
<p>Bu noktada eski analizimizi geliştiren temel fikir şudur: Üst gelir grupları toplam tüketimde büyük paya sahip olabilir; ama düşük ve orta gelir grupları tüketim ekonomisinin çarpan etkisini yaratır. Çünkü gelirlerinin büyük kısmını harcarlar. Bu kesimlerin alım gücü güçlendiğinde para hızla piyasaya döner. Market, ulaşım, giyim, temel hizmetler, küçük esnaf, zincir mağaza, yerel üretici, lojistik ve dağıtım kanalları bundan faydalanır. Yani düşük ve orta gelir gruplarına giden gelir artışı çoğu zaman ekonomide daha hızlı dolaşır.</p>
<p>Buna karşılık üst gelir grubuna giden ek gelir her zaman aynı hızla tüketime dönmez. Bir kısmı tasarrufa, finansal varlıklara, yurtdışı harcamalara, lüks ithalata veya gayrimenkule gider. Elbette bunların da ekonomik etkisi vardır; ama geniş tabanlı iç talep yaratma etkisi sınırlı olabilir. Bu nedenle sadece üst gelir grubunun harcamasına yaslanan büyüme, ciroyu bazı sektörlerde artırır ama toplum genelinde refah hissini güçlendirmez.</p>
<p><strong>En büyük şirketler “herkesin </strong><strong>hayatına giren” şirketlerdir</strong></p>
<p>Firmalar açısından en akıllı strateji, gelir piramidini doğru okumaktır. Her firma en üst gelir grubuna oynayamaz; oynasa bile ölçek sınırına takılır. Lüks markalar yüksek marjla çalışır ama sınırlı adet satar. Geniş kitle markaları düşük marjla çalışabilir ama yüksek adet ve süreklilik sayesinde dev ciro yaratır. Bu yüzden dünyanın en büyük şirketleri çoğu zaman “herkesin hayatına giren” şirketlerdir. Enerji, gıda, perakende, e-ticaret, sağlık dağıtımı, telekom, finansal ödeme sistemleri ve lojistik gibi alanların ciro büyüklüğü buradan gelir.</p>
<p>Bu gerçek, Türkiye’de iş dünyası için de önemli bir uyarı diye düşünüyorum. Eğer gelir dağılımı bozuluyorsa, şirketler yalnızca premium segmentte büyümeye çalışarak başarılı olamaz. Orta sınıfın sıkıştığı, düşük gelirlinin zorunlu harcamalara yöneldiği, üst gelir grubunun ise kalite ve deneyim aradığı bir dönemde ürün mimarisi yeniden düşünülmelidir. Aynı marka içinde farklı gramajlar, farklı paketler, farklı fiyat noktaları, taksit seçenekleri, abonelik modelleri, sadakat programları ve erişilebilir ürün gamları önem kazanır.</p>
<p>Bu nedenle “zengine satmak mı, kitleye satmak mı?” sorusu basit bir tercih değildir. Sektöre göre cevap değişir. Ancak makro ölçekte bakarsak, ekonomiyi kalıcı büyüten şey geniş kitlelerin düzenli satın alma gücüdür. Üst gelir grubu büyümenin görünen parlak yüzünü oluşturabilir; ama ekonominin günlük ritmini alt ve orta gelir grupları belirler. Market rafı, toplu taşıma, uygun fiyatlı giyim, temel teknoloji, fatura ödemeleri, gıda sepeti, küçük ev aletleri ve dijital abonelikler ekonominin sessiz motorudur.</p>
<p>Bu noktada kamu politikası ile şirket stratejisi birleşir. Kamu tarafında amaç, sadece toplam tüketimi artırmak değil, alım gücünü daha dengeli dağıtmaktır. Enflasyonu düşürmek, kira ve gıda baskısını azaltmak, dolaylı vergileri temel ihtiyaçlarda hafifletmek, rekabeti artırmak, ücretleri verimlilikle birlikte yükseltmek, sosyal destekleri hedefli yapmak ve orta sınıfı güçlendirmek gerekir. Çünkü güçlü orta sınıf, sağlıklı iç talebin temelidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zenginin-parasiyla-zengin-olunur-mu-82215</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/5/1280x720/6-1782881285.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zenginin parasıyla zengin olunur mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dem-gam-dongusu-hayatin-gercegi-82214</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dem-gam döngüsü hayatın gerçeği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İnsan, suya düştüğü zaman değil, suda kaldığında boğulur. Ekonomi zaman zaman krize girer ancak bu durum, sürgit olamaz. Bir süre sonra krizler; fırsatlarını da getirir. Fakat çürümenin çaresi yoktur.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Bilinir ki hiçbir kriz, <strong>sonsuza dek</strong> sürmez. <strong>Tedbir</strong> alınır, <strong>maliyet</strong> ödenir ve <strong>kriz şartları</strong> ortadan kalkar, <strong>normale dönüş</strong>; kaçınılmaz olur. Sorun; <strong>normalleşmenin maliyetine</strong> dairdir. Ancak <strong>çürüme</strong> farklıdır. <strong>Krize çare vardır, çürümenin çaresi yoktur</strong>. Ta ki <strong>çürüme şartları </strong>değişene dek.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Eskilerin sıkça kullandığı hatta <strong>hüsnü hat</strong> (<em>kaligrafi</em>) ile duvarına astığı cümle şuydu: “<strong>Ne dem baki, ne gam baki.</strong>” Dem de yani <strong>bolluk</strong> <strong>refah</strong>; sürgit olmaz. Tıpkı <strong>gam</strong> yani kriz, sıkıntının de sürgit olmayacağı gibi. Buradaki problem, <strong>demin de gamın da </strong>ne kadar süreceğine dair <strong>tahmin</strong> olmuştur.</p>
<p><strong>KARA GÜN KARARIP KALMAZ</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Bugün; <strong>OVP</strong>’nin savunduğu gibi “<strong>ekonomi tıkırında</strong>” değil. <strong>İflaslar</strong>, <strong>konkordatolar</strong> yaygınlaşıyor. <strong>Sanayici</strong> üretimde zorlanıyor, <strong>KOBİ</strong>’ler bir “<strong>nefes krediye</strong>” muhtaç hale geldi. <strong>Ücretli</strong> geçinemiyor, <strong>ihracatçı</strong> kurdan bunalmış, <strong>imalat sektörü</strong> istihdam kaybeder olmuş. <strong>Gam zamanı</strong> yani…</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Ancak <strong>her krizin fırsat barındırdığı</strong> da bir gerçek; <strong>fırsat kapıyı her zaman çalar</strong>. Bu yüzden, <strong>kulağın</strong> <strong>kapıda </strong>olsun. <strong>Fırsat, ona hazır olana akar</strong>. Kara gün kararıp kalmayacağı kesindir de bu “<strong>dem-gam döngüsü</strong>” herkes için farklı süreyi kapsayacaktır. <strong>Sen, dem’e hazır mısın</strong>? Sorun bu…</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>2 SORU 2 CEVAP / Gam ve Dem’e dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Kara gün tahminen ne kadar sürer?</em></strong></p>
<p>Türkiye pratiğinde <strong>en fazla 3 yıl</strong>. Genelde <strong>2’nci yıl sonunda</strong> düzelme başlar ve piyasalar, gam zamanı kaybettiklerini, <strong>gayet hızlı</strong> toparlar. <strong>Krizden çıkış</strong> konusunda <strong>son derece başarılı örneklerimiz</strong> vardır.</p>
<p><strong><em>Peki, bu kara gün neden bitmiyor?</em></strong></p>
<p>Çünkü bizdeki krizden ziyade, <strong>çürüme karakteri</strong> gösteriyor. <strong>İş etiği</strong> gitmiş, testiyi kıranla suyu getireni bir tutan <strong>enflasyon belası</strong> başımıza tebelleş olmuş durumda. Şükür ki <strong>çürümeyenlerimiz</strong> hayli fazla.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>YAĞMUR DUASINA ŞEMSİYESİZ ÇIKILMAZ</strong></p>
<p>Tüm köy, <strong>yağmur duasına</strong> çıkmıştı. İçerinden yalnızca bir küçük kız, <strong>yanına şemsiyesini</strong> almıştı. Gerisi; kuraklık krizinin geçmesi için, <strong>içtensiz</strong>, <strong>inançsız</strong> söylendi durdu. Şu anda ekonomideki <strong>kara günlerin geçmesi </strong>için tüm sektör temsilcilerinden aynı “<strong>şemsiyesiz yağmur duası</strong>” söylemlerini dinliyorum.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>DEM-GAM LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Kriz</strong>: Ekonomide son 3 çeyreğin üst üste küçülmeyle tanımlanan genel sıkıntı hali</p>
<p><strong>Fırsat</strong>: Krizlerle gelen anlayış değişikliğiyle ortaya çıka yeni iş ve zenginlik alanları</p>
<p><strong>Çürüme</strong>: Toplumda değerler erozyonu ile dayanışmanın azalması, ahlaksızlığın tırmanması</p>
<p><strong>Kara gün</strong>: İşlerin yolunda gitmemesi, kuraklık, afet, kıtlık, salgın ve savaş gibi sorunlar yumağı</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dem-gam-dongusu-hayatin-gercegi-82214</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dem-gam döngüsü hayatın gerçeği ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ayna-ayna-soyle-bana-issizlik-oranimiz-yuzde-8-degil-mi-82213</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> “Ayna ayna söyle bana işsizlik oranımız yüzde 8, değil mi?”</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İşsizlikteki düşük oranı duymak isteyen ve bundan mutluluk duyacak olanlar, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’in kötü karakterli kraliçesinin sihirli aynanın karşısına geçip güzelliğini tescil ettirmeye çalışması gibi<strong> “Ayna ayna söyle bize işsizlik oranımız yüzde 8, değil mi”</strong> diye sorsalar başlangıçta alacakları yanıt aynı masaldaki gibi muhtemelen<strong> “Evet”</strong> olurdu.</p>
<p>Ama gerçek değişmezdi ki… Gerçek bir şekilde ortaya çıkar, işsizliğin görünen yüzde 8’in kat be kat üstünde olduğu anlaşılırdı.</p>
<p>İşte son veriler… Görünen işsizlik oranı yüzde 8,2 düzeyinde. Üstelik görünen işsizlik 2020’nin ortasından beri, yani altı yıldır genel bir düşüş eğiliminde. Bundan daha iyi ne olabilir?</p>
<p>Ama o sihirli aynanın da bir süre sonra söylemeden duramadığı gerçek suratımıza çarpıyor. Görünen işsizlik iyi güzel de, gerçek işsizlik tam yüzde 31 düzeyinde. Çalışabilir nüfusun neredeyse üçte biri gerçek anlamda işsiz.</p>
<h2>Üç dönem...</h2>
<p>Görünen işsizlik ile gerçek işsizliği yansıtan atıl işgücü arasındaki makas ilginç bir eğri çiziyor.</p>
<p>TÜİK’in istihdama ilişkin veri seti 2014 yılından bu yana olan dönemi kapsıyor. İşte 12 yıl 5 aylık bu dönemi temelde üç dönem olarak incelemek mümkün.</p>
<p>Birinci dönem 2014’ün ocak ayından pandeminin başlangıcına kadar olan yılları kapsıyor. Bu dönemde işsizlik oranı genel olarak yüzde 10-11 dolayında.</p>
<p>Atıl işgücü oranı da çok yüksek değil. Yüzde 15-18 bandında bir atıl işgücü oranı var.</p>
<p>İkinci dönemle birlikte, yani pandemiyle birlikte tüm göstergeler değişiyor. İşsizlik oranı haliyle yükseliyor; ama atıl işgücü oranındaki tırmanış çok daha dikkat çekici.</p>
<p>Üçüncü dönem ise pandeminin sona ermesinden bu yana geçen dönem. Pandeminin hemen ardından faiz indirimi başlıyor; bir buçuk yılı aşkın bir süre öyle geçiyor, ardından da bu kez tam tersine görece yüksek faiz dönemine geçiliyor.</p>
<p>Bu üçünü dönemle birlikte görünen işsizlik oranı belirgin olarak gerileme eğilimi içine giriyor. Ancak diğer yandan atıl işgücü oranında ya da gerçek işsizlik oranında tırmanışın başladığı dikkati çekiyor.</p>
<h2>Makasa bakın makasa!</h2>
<p>2018’in eylül ayı... Görünen işsizlik oranı yüzde 11,5, gerçek işsizlik oranı yüzde 16,2 düzeyinde ve arada yalnızca 4,7 puanlık fark var.</p>
<p>Hani İstanbul Boğazı’nın en dar yeri gibi… Son 12 yılı aşkın dönemin en dar yeri!</p>
<p>Sonra makas açılıyor; pandemiyle birlikte atıl işgücü oranı o dönem için rekor düzeylere çıkıyor, ardından bir düşüş ve 2023 yılıyla birlikte adeta soluksuz tırmanış.</p>
<p>İşte gelinen son durum… Bu yılın mayıs ayı ve yüzde 8,2 düzeyindeki görünen işsizliğe karşılık yüzde 31 düzeyinde bir atıl işgücü oranı ve arada tam 22,8 puanlık bir makas.</p>
<p>2018’in eylülünden 2026’nın mayısına; yaklaşık sekiz yıl ve makasta inanılmaz bir açılma.</p>
<h2>Nedir bu atıl işgücü?</h2>
<p>Görünen işsizlik oranının ne olduğu belli de uzun süredir veri olarak açıklanmakla birlikte bu atıl işgücü oranıyla ne kastedildiği hâlâ zaman zaman merak ediliyor.</p>
<p>Atıl işgücü hesaplanırken önce işsizlik oranı alınıyor. Bu orana zamana bağlı eksik istihdam oranı ekleniyor. Zamana bağlı eksik istihdam ne mi; bunu TÜİK şöyle açıklıyor:</p>
<p><strong>“İstihdamda olan ve 40 saatten daha az süre çalışıp daha fazla gelir elde etmek amacıyla daha fazla süre çalışmak istediğini belirten ve mümkün olduğu durumda daha fazla çalışmaya başlayabilecek olan kişiler.”</strong></p>
<p>Yani bu kişiler istihdamda ama işinden memnun değil, daha çok çalışmak ve para kazanmak istiyor ve o yüzden aslında iş arıyor. Dolayısıyla aslında bu kişileri bir başka bakış açısıyla aslında işsiz saymak gerekiyor.</p>
<p>Bir de potansiyel işgücü var. Bu tanıma girenler de görünen işsizlik oranı ve zamana bağlı eksik istihdamın bütünleşik oranına ekleniyor. Potansiyel işgücü de şu gruplardan oluşuyor:</p>
<p>■ İşbaşı yapabilecek durumda olduğu halde iş bulacağına inanmadığı için iş aramayanlar.<br />■ Çeşitli nedenlerle iş aramayan, ancak iki hafta içinde işbaşı yapmaya hazır olduğunu belirtenler.<br />■ Son dört hafta içinde en az bir iş arama kanalını kullanan fakat iki hafta içinde işbaşı yapamayacak durumda olanlar.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a449b3966338-1782881081.png" alt="" width="327" height="308" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ayna-ayna-soyle-bana-issizlik-oranimiz-yuzde-8-degil-mi-82213</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “Ayna ayna söyle bana işsizlik oranımız yüzde 8, değil mi?” ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yakici-rekabet-yasiyoruz-kilit-groupla-buyumede-daha-guclu-yol-alabiliriz-82212</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Yakıcı rekabet’ yaşıyoruz Kilit Group’la büyümede Daha güçlü yol alabiliriz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>UNICO </strong>Sigorta Genel Müdürü <strong>Ender Güzeler</strong>’le görüşmeye giderken öncelikle şirketin tarihçesine baktım, bilgilerimi tazeledim:</p>
<ul>
<li><strong>1988: </strong>Commercial Union Sigorta unvanıyla sigortacılık faaliyetlerine başladı.</li>
<li><strong>1995: </strong>Şirketin hisse senetleri halka arz edildi.</li>
<li><strong>1999: </strong>Commercial Union olarak hayat dışı/elementer branşta hizmet verileceği açıklandı.</li>
<li><strong>2004: </strong>Birleşik Krallık’ın en büyük sigorta şirketlerinden Aviva International Holdings Limited, şirketin hisselerini devraldı. Unvanı Aviva Sigorta’ya dönüştü.</li>
<li><strong>2005: </strong>Yeni yabancı yatırımcıyla Türkiye genelinde 400 acente, 400 banka satış kanalına ulaşıldı.</li>
<li><strong>2009: </strong>Aviva Sigorta’nın kayıtlı sermaye tavanı ve ödenmiş sermayesi 75 milyon lira oldu.</li>
<li><strong>2010: </strong>Aviva Grubu, Türkiye’ye en çok sigorta yatırımı yapan yabancı kuruluş oldu.</li>
<li><strong>2013: </strong>Kayıtlı sermaye tavanı 250 milyon lira oldu.</li>
<li><strong>2014: </strong>Aviva International, Aviva Sigorta’daki hisselerini Hollanda menşeli Kibele B.V.’ye devretti.</li>
<li><strong>2015: </strong>Aviva Sigorta’nın unvanı Unico Sigorta olarak değişti.</li>
<li><strong>2016: </strong>Dijital dönüşüm kapsamında UniKolay platformu oluşturuldu.</li>
<li><strong>2019: </strong>Unico Sigorta’nın pay sahipleri arasına Heksagon Mühendislik ve Tasarım A.Ş. katıldı.</li>
<li><strong>2021: </strong>Unico Sigorta’nın özsermayesi 375 milyon liraya çıktı.</li>
<li><strong>2022: </strong>Şirkette <strong>“Değişim, Dönüşüm ve Gelişim” </strong>süreci başlatıldı. Özsermaye 819 milyon liraya yükseldi.</li>
<li><strong>2023: </strong>35’inci yılını kutlayan Unico Sigorta’nın özsermayesi 1.9 milyar liraya ulaştı.</li>
</ul>
<p>Sektörde 25 yılı aşkın deneyimi olan <strong>Ender Güzeler, </strong>Unico Sigorta’ya 2021 yılında katıldı, yönetim kurulunda murahhas üye oldu:</p>
<p>-          <strong>Şirkette değişim, dönüşüm yolculuğu başlattık. 4.5 yılda sektörde ağırlığı olan bir şirkete dönüştük. 53-54 ayın 51 ayı kârlı geçti. Özkaynak büyüklüğümüz Mayıs 2026’da 6.1 milyar liraya ulaştı. Yıl sonunda 9 milyar lirayı bulur.</strong></p>
<p><strong>Güzeler, </strong>şirketin merkez ofisinde yaptığımız sohbette ağırlıklı elementer sigortacılıkta yer aldıklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Sağlıkta da varız. Geçen yılın son çeyreğinde girdik. İddialıyız. Yani, </strong>“Onlar da sağlık sigortası yapıyormuş” <strong>desinler diye değil, oldukça iddialıyız. 4-5 yılda sağlık sigortasında da önemli oyuncular arasına gireriz.</strong></p>
<p>Tarım sigortasına da girmeye hazırlandıklarını kaydedip trafik sigortasına değindi:</p>
<p>-           <strong>Trafik sigortasının şirkette park süresi kısa. Gelir, nihai hasarı karşılamıyor. Aslında SEDDK bu alanı önemli ölçüde disipline etti.</strong></p>
<p>Bu tür sigorta ürünleri için en sıkıntılı sürecin <strong>“düşük faiz, yüksek enflasyon dönemi” </strong>olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          “Düşük faiz, yüksek enflasyon” <strong>en dayanıksız dönemdi. Zor bir sınav oldu. Şimdi de </strong>“Yüksek enflasyon, yüksek faiz” <strong>dönemindeyiz. Orta Vadeli Programa (OVP) uyum söz konusu. Sigorta sektörü penetrasyonu artıramıyor.</strong></p>
<p>Kasko başta olmak üzere elementer tarafta çok ciddi fiyat rekabeti olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Ben 30 yıla yakın süredir sektördeyim, böylesine yakıcı fiyat rekabeti olan dönem görmedim. Kaskoda fiyat güncellemeleri hasar endeksine bağlı. Ayrıca SDDK sermaye şartını da büyütüyor. Yani, sigortalamayı sermaye ile ilişkilendiriyor.</strong></p>
<p>Sigorta sektöründe daha sıkı regülasyondan yana olduklarını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Biz bir risk alıyoruz, maliyeti daha sonra ortaya çıkıyor. Yüksek enflasyon ortamında maliyet hesabının tutmama riski artıyor. Örneğin, trafik sigortasında fiyatı otorite belirliyor, hasar maliyeti serbest. Yüksek enflasyon marjı ortadan kaldırıyor.</strong></p>
<p>Kilit Group’un Unico’nun çoğunluk hisselerini Heksagon’dan almak üzere adımlarını attığını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Rekabet Kurulu’ndan hisse devri konusuna izin çıktı. Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu’dan  (SEDDK) da onaylar çıktıktan sonra hisselerin çoğunluğu Kilit Group’a geçmiş olacak.</strong></p>
<p>Büyük hissedarın değişmesinin etkilerini sordum, şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Kilit Group, özellikle turizm sektöründe oldukça güçlü. Devreye girmeleriyle birlikte başta BES olmak üzere yeni gireceğimiz alanlar ve büyüme konusunda elimiz daha da güçlenir.</strong></p>
<p>1988 yılında Commercial Union olarak sektöre giren şirket, geçen 38 yılda sektöre en büyük yabancı sermaye girişi, isim değişiklikleri gibi önemli dönüm noktaları yaşadı.</p>
<p>2015’te adı Unico’ya dönüşen şirket, Kilit Group’un çoğunluk hissedarlığı ile birlikte sektördeki <strong>“iddialı konum” </strong>hedefini daha da yukarı taşıyacak gibi görünüyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘UniMap’le sigorta İçin depremin risk Haritasını hazırlattı</span></h2>
<p><strong>UNICO </strong>Sigorta Genel Müdürü <strong>Ender Güzeler, </strong>3 yıl önce Kocaeli Üniversitesi ile sigorta sektörüne özel depremin risk haritasını hazırlama çalışmasına giriştikleri bildirdi:</p>
<p>-          “UniMap” <strong>bu çalışmadan doğdu. Sigortacılığın geleceği, riski oluştuktan sonra yönetmekten ziyade oluşmadan önce anlamaya dayanıyor.</strong></p>
<p><strong>“UniMap”</strong>in bu yaklaşımın en somut örneklerinden biri olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye gibi deprem ve doğal afet riski yüksek bir ülkede, klasik risk modelleri artık yeterli değil. </strong>“UniMap” <strong>ile deprem ve sel risklerini zemin yapısı, fay hatlarına uzaklık, topografik eğim, yerel jeolojik özellikle ve yeraltı su seviyesi gibi birçok parametreyle analiz ediyoruz.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Bu sayede riski daha oluşmadan öngörebiliyor, hem müşterilerimize hem de kendi risk yönetimimize sağlam bir zemin oluşturabiliyoruz. </strong>“UniMap”<strong>i veri, bilim ve sigortacılığın kesişim noktasında konumlanan stratejik bir platform olarak görüyoruz.</strong></p>
<p><strong>Ender Güzeler, “veri”</strong>nin dönüşümün temel taşı olduğuna işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Sigortacılık özünde veriyle çalışan bir sektör ve bu nedenle veri bizim için en kritik varlık. Doğru veriyi doğru şekilde analiz etmek, doğru ürün geliştirmekten doğru fiyatlamaya kadar tüm süreçlerin temelini oluşturuyor.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Bu doğrultuda veri analitiğini organizasyonun merkezine yerleştirerek daha hızlı, daha doğru ve daha çevik kararlar alabilen bir yapı kuruyoruz. Bu yaklaşım hem müşteri memnuniyetini hem de finansal performansı doğrudan etkiliyor.</strong></p>
<p><strong>Güzeler, </strong>teknoloji konusunu şöyle irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Teknoloji yatırımlarımızı yalnızca mevcut sistemleri iyileştirmek olarak görmüyoruz. Bu nedenle Teknokent içinde konumlanarak inovasyonu kurumsal bir yetkinlik haline getirdik.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Poliçe sayısı 2 milyonu aşıyor</span></h2>
<p><strong>UNICO </strong>Sigorta Genel Müdürü <strong>Ender Güzeler, </strong>şirketin sektördeki faaliyet yelpazesini paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Yangın sigortaları, zorunlu deprem sigortası, hukuksal koruma sigortası, sağlık sigortaları, oto sigortaları, oto dışı kaza sigortaları, sorumluluk sigortaları, mühendislik sigortaları, nakliyat sigortaları, kredi sigortaları.</strong></p>
<p>Unico Sigorta ile ilgili şu verileri aktardı:</p>
<p>-          <strong>Poliçe sayısı 2 milyonu aşıyor. 3 bin 500 iş ortağımızla 1.5 milyonu aşkın müşteriye ulaşıyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Jan Nahum başkan, Tuncay Kilit başkanvekili</span></h2>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a4499cb01e73-1782880715.jpg" alt="" width="700" height="352" />
<figcaption><strong>Jan Nahum - Tuncay Kilit</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>UNICO </strong>Sigorta’nın sitesinden yönetim kurulunda yer alan isimlere baktım:</p>
<ul>
<li><strong>Jan Nahum: </strong>Yönetim Kurulu Başkanı</li>
<li><strong>Tuncay Kilit: </strong>Yönetim Kurulu Başkanvekili</li>
<li><strong>Ender Güzeler: </strong>Yönetim Kurulu Üyesi, Genel Müdür</li>
<li><strong>Reyhan Topçu Turan: </strong>Yönetim Kurulu Üyesi</li>
<li><strong>Serdar Güler: </strong>Yönetim Kurulu Üyesi</li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sigorta sektörüne Galeri Kristal ile girdi</span></h2>
<p><strong>UNICO </strong>Sigorta’da çoğunluk hisseleri devralmak için SEDDK’nın onayını bekleyen Kilit Group’un çatısı altında bulunan şirketlerden bazıları şöyle:</p>
<ul>
<li><strong>Nirvana Hotels</strong></li>
<li><strong>Ctystal Hotel</strong></li>
<li><strong>Southwind Airlines</strong></li>
<li><strong>Ar Yıldız</strong></li>
</ul>
<p>Tarihçesi 1955 yılına uzanan Kilit Group, turizmden zücaciyeye kadar farklı sektörlerde faaliyet gösteriyor. Kilit Group, Unico Sigorta’nın çoğunluk hisselerini <strong>“Galeri Kristal Turizm İnşaat Pazarlama ve Ticaret A.Ş.” </strong>ile devralıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yakici-rekabet-yasiyoruz-kilit-groupla-buyumede-daha-guclu-yol-alabiliriz-82212</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/2/1280x720/ender-guzeler-1782880920.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘Yakıcı rekabet’ yaşıyoruz Kilit Group’la büyümede Daha güçlü yol alabiliriz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-82211</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi yılın ikinci yarısına yoğun ajandayla başlayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Ekonomi Yılın İkinci Yarısına Yoğun Ajandayla Başlayacak! | Ekonomi Masası | 1 Temmuz" src="https://www.youtube.com/embed/R40NTNq6188" width="700" height="570" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-82211</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/8/1280x720/guldag-berfin-cipa-1770786551.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiye-uretim-icin-yeni-bir-vizyon-olusturmali-82209</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Türkiye üretim için yeni bir vizyon oluşturmalı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MARUF BUZCUGİL - HÜSEYİN GÖKÇE - MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>EKONOMİ Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ’ın moderatörlüğünü yürüttüğü Sanayi Oturumunda, geçmişte hızla daha az gelişmiş ülkelere üretimi kaydırılan tekstil-hazır giyim örneğini vererek, ABD’nin özellikle California bölgesinin, yakın zamanda dünyanın en fazla tekstil-hazır giyim makine yatırımı yapan ülke haline geldiğine işaret ederek, bu değişim döneminin nasıl yönetilmesi gerektiği sorusunu gündeme taşıdı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>SANAYİ OTURUMU</strong></span></p>
<h2>"Paydaşlarla masa baştan doğru kurulmalı, yeni teknolojik ortama uyum sağlanmalı"</h2>
<p><span style="color: #000000;"><strong>ASO Genel Sekreteri Mehmet Cansız: Türkiye çok önemli kazanımlar sağladı ama bu noktada devreyi kapatmak gerekiyor</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44953a398ba-1782879546.jpg" alt="" width="700" height="466" /></strong></span>Son 25 yılda bazı ülkeler makas değiştirdi ve gelişmiş ülke konumlarına geldiler. Bunların başında da Kore geliyor. Türkiye olarak son 25 yılda çok önemli kazanımlar sağladığımızı görüyoruz ama artık geleceğimiz noktada devreyi kapatmak gerekiyor. Bundan sonra yapacağımız şey Türkiye’de derinlik açığını kapatmak. Bir derinlik açığı var. Derinlik açığını kapatabilmek için niteliği, liyakati artırmanız gerekiyor ülke olarak. Ekosistemi doğru kurgulayarak yapacağız. Yani hiçbir başarı tesadüf değil. Temel yaklaşımımız; bugünün bir sorunu varsa bu geçmişteki çözümünüzden kaynaklanır. Bu anlamda masayı doğru kurmak, o masada da sanayicinin taleplerini, ekosistemin taleplerini doğru aktarmak artık bizim önümüze koyduğumuz temel hedeflerden bir tanesi diye düşünüyorum.</p>
<p><strong>“Her şeyi desteklerseniz hiçbir şey destekleyemezsiniz”</strong></p>
<p>Ölçek önemli. Ankara’daki toplam kârın yüzde 75’ini 100 firma yapıyor. Yani bu artık bizim o KOBİ ölçeğinden çıkabilecek bir büyüme perspektifine geçmemiz gerektiğini gösteriyor. Türkiye’nin savunma sanayindeki başarısı sadece bir mühendislik başarısı değil, mühendisliği bir sonraki aşamaya götürüp sürdürülebilir hale getiren bir ekosistem kurmasıdır. Devreyi kapatmak bağlamında buradaki yeteneğin, buradaki öğrenilmiş sistemin mesela Ankara için sağlık teknolojilerine aktarılması gerekir. Burada masa çok aktörlü ama Sağlık Bakanlığı’nın içinde bir daire başkanlığı çerçevesinde yürütülüyor. Bunu daha üst seviyeye yani savunma sanayi başkanlığı gibi bir başkanlık inşa ederek masanın baştan doğru kurulması gerekiyor.</p>
<p>Sanayi Bakanı olsam ne yaparsınız diye sordunuz:</p>
<p>1-Odaklanırım. Her şeyi destekleyerek hiçbir şeyi destekleyemezsiniz. Talebi desteklemekle değil, çıktıyı desteklemek üzerinden bir yaklaşım gerekiyor. Bizim KOBİ ölçeğindeki verimliliğimizin kesinlikle birleşmesi, bir küme etrafında yoğunlaşması, bir birleşme stratejisinin KOBİ’ler tarafından benimsenmesi gerekiyor. Diğeri üniversite reformu. Üniversitelerin nitelik değiştirmesi, örneğin bir hocanın (akademik) yükselmesi için OSTİM ile birlikte bir projeyi tamamlaması gerekiyor.</p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Ankara Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Duhan Kalkan: Yaşam kalitesi yüksek Ankara’ya nasıl yatırımcı çekilebilir?</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a449563d08e1-1782879587.jpg" alt="" width="700" height="466" /></strong></span>“Uzun zamandır çalıştığımız konu Ankara’nın kent kimliğinin inşası. Çok farklı alanlarda Ankara’nın çok güçlü kasları var. Ankara’yı bir bürokrasi şehri olarak nitelendirdiğimizde, Ankara’nın aslında çok güçlü olan diğer kaslarını geri plana atmış sayılıyoruz. Ticaretinden turizme, kültürden sanayiye, eğitime çok farklı alanlarda aslında ekonomiye hizmet eden ve Ankara’nın ekonomisini aslında çıta atlatabileceğimiz konulardan bahsediyoruz. Oxford’un hazırladığı Dünya Başkentleri listesi var. Ankara, 169 şehir arasında 59. Sırada. Türkiye’yi ilk 10 ekonomi arasına sokmak istiyoruz ama ülkenin başkenti 59. sırada. Yani aslında yapılacak çok şey var.</p>
<p>2024-2028 bölge planımız bizim yol haritamız: Yaşam kalitesi yüksek, dünya ile rekabet eden düşünce ve yeniliğin başkenti.. Ankara’ya nasıl yatırımcı çekebiliriz? Bunu sadece yurt dışından yabancı yatırımcı anlamında değil, aynı zamanda farklı şehirlerden Ankara’ya nasıl yatırımcı çekebiliriz... İstanbul’da bir deprem söylentileri var; Ankara ülkenin tam ortasında, kuzeyden güneye, doğudan batıya önemli bir aslında lojistik aksı üzerinde Ankara. Orta Koridor ve Güney Koridorun kesişme noktası. Lojistik üssünün genişletilmesiyle alakalı çok güzel bir çalışma yaptık ATO ile birlikte. Seyit Başkanımız bahsetti, "serbest bölge" meselesi... Bunlar bizim fizibilite olarak yapıp -ki benim çok önemsediğim bir şey bu- lobi gücü oluşturmak, şehrin gündemine taşımak.</p>
<p>Ankara’da kırsal yatırımlar, otel yatırımlarıyla alakalı bir başlık da var, Ankara’da sağlık/medikal teknolojilerle alakalı bir başlık da var. Güçlü olduğumuz dört konu başlığı: 1. Savunma sanayisi, 2. İnşaat ve iş makineleri, 3. Bilişim sektörü ve 4. İlaç alanı. Bu dört alanda Ankara’yı ciddi anlamda güçlendirmeyi planlıyoruz. Sanayi alanında da inşallah biraz önce algıyı kırıp biraz önce bahsettiğim algıyı kırıp Ankara’yı tam anlamıyla sanayiyle anılan bir şehre dönüştürmeyi hedefliyoruz.</p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>ODTÜ Öğretim Üyesi Erol Taymaz: Sanayi güçlü ama metal işlemede yoğunlaşmış, ama gelecek o yönde değil</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44958b3eb76-1782879627.jpg" alt="" width="700" height="466" /></strong></span>Ankara’daki sanayinin geleceğine bakarken Türkiye’deki sanayinin geleceği ya da Türkiye ekonomisinin geleceği ne olacak ona bakmak lazım. Çünkü bu gelecek kendiliğinden olan bir şey değil, bunu şekillendirebiliyorsunuz. Bence mevcut durumu değiştirebilecek üç önemli faktör var: Bir tanesi teknoloji, işte yapay zeka bunun klasik örneği. İkincisi, her şeyde her yerde Çin var Çin’i unutup bir şey yapamazsınız. Üçüncüsü Türkiye açısından da Avrupa Birliği önemli. Çünkü Türkiye’nin en önemli ticaret ortaklarından bir tanesi.</p>
<p>Dünya değişti ama hala ihracat içindeki en önemli kalem makine ve ulaşım araçları. En büyük döviz kazandırıcı sektör ise hala tekstil sektörü. Peki günümüzde konuştuğumuz teknolojiler neler? Elektronik, yapay zeka vb. Bu sektörlerdeki payımız çok düşük, yüzde 5’ler düzeyinde.</p>
<p>Şimdi bunu temel almamız lazım. Sanayimiz güçlü ama daha çok metal işleyen sanayiler ama gelecek o yönde değil. Gelecek nerede? Daha çok yazılım temelli teknolojiler gelişiyor, yapay zeka gelişiyor, robot gelişiyor onunla birlikte. Zaten robotların gelişmesini sağlayan da yapay zeka olacak gibi görünüyor.</p>
<p>Bizim açımızdan önemli, AB Sanayiyi Hızlandırıcı Yasasını çıkardı. Artık AB arz yönlü politikalar izliyordu, yeni teknolojilerle talep yönlü politika uygulamaya başladı. Bizim de uygulamamız lazım. Türkiye açısından bakarsak ne yapabilir: Yeni teknolojilere bakılmalı. Nature her yıl dünyanın en önemli araştırma merkezlerini sıralıyor, 10 merkezden 1’i ABD’de, 9’u Çin’de. Çin sadece böyle emek yoğun alanlarda değil, bilimsel alanda da güçlü ve gücünü sürdürecek.</p>
<p>Küresel düzeydeki zincirler kopuyor. Türkiye nerede yer alacağını saptaması lazım. AB ile mi devam edeceksin yoksa farklı bir şeyler olabilir mi ki bence zor. Yeni teknolojilerde de bir üretici konumunda olamazsak mevcut konumumuzu da koruyamayabiliriz. Yeni teknolojilerde ölçek gerekiyor, bunun için de belki bizim gibi orta düzeydeki ülkelerle iş birliği yaparak ancak mevcudu koruyabiliriz. Son olarak, "açık kaynak kod" yazılımları var, büyük ölçek sağlıyor. Türkiye’nin de bu yolda çok büyük efor harcaması gerekiyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>TİCARET OTURUMU</strong></span></p>
<h2>"Kırsal kalkındırılmalı, vergi reformu gerekli"</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44972b0397e-1782880043.jpg" alt="" width="700" height="499" />EKONOMİ Gazetesi Genel Koordinatörü Vahap Munyar, moderatörlüğünü yürüttüğü panelin açılışında, sayısal dönüşüm ile akıllı yazılımlar ile ticaretin ekonomi içindeki ağırlığına vurgu yaptı. Panelde istihdamın korunması ve yetkinliğin artırılması ön plana çıktı.</p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>ATO Mali Danışmanı Nazmi Karyağdı: Vergide tek oranlı sisteme geçilmeli</strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4495b3dffac-1782879667.jpg" alt="" width="700" height="452" /></span></strong>“Türkiye’nin vergi reformuna ihtiyacı var. Ayrıca, Türkiye'nin istihdam üzerindeki yüklerinin fazla olması bir sorun. OECD üyesi ülkelerde istihdam üzerindeki toplam yük SGK ve gelir vergisi olmak üzere yüzde 34, Türkiye'de yüzde 39. İstihdamı arttırmayı düşünüyorsak bunu aşağı çekmekten başka bir çare yok. Türkiye'deki istihdamın çoğunluğu hizmet sektöründe sağlanıyor. Gelir vergisi düz oranlı sisteme geçmelidir. Türkiye'de gerçekte bir artan oranlılık yoktur, çok kazanandan çok, az kazanandan vergi al. Çok kazanandan çok vergi alınmıyor. Ekonomi Gazetesi'nde bir haber yapmıştık: 1 milyon lira kazanan kişi ne kadar vergi ver? Sıfır TL 250 bin ödeyen de var. Böyle bir vergi sistemi olabilir mi? İstisnalar var diyeceksiniz. O nedenle yüzde 20 düz oranlı vergiye geçmemiz lazım. Kurumlar Vergisinde de yüzde 20 düz oran mantıklı olur. Şu soruyu sormak önemli: Kim ne kadar kar dağıtıyor? Halka açık olanlar dışında diğerlerinde bir müddet sonra biz mali müşavirlere soruluyor, ne yapmamız lazım, gayrimenkul mü alsak, gayrimenkulü şirkete mi satsak diye çünkü orada kar var ama öyle bir kar yok aslında. O kâr çoktan gitmiş. Vergi Usul Kanunu kağıt üzerindeki düzeni (sayısal olmayan) düzenliyor. Dolayısıyla yeniden yazılmalı. Algoritmaların, sorgulamanın arttığı yerde mükellef haklarının korunacağı Kurul’un açılması lazım. Artık, hala takdir komisyonu gibi bir ilkeliliğin olmaması lazım.</p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Cumhurbaşkanlığı Eğitim-Öğretim Politikaları Kurulu Üyesi ve ÖZDER Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Akça: Ankara ihracatında teknoloji payının yüzde 20 olması tesadüf değil</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4495dd8afcb-1782879709.jpg" alt="" width="700" height="372" /></strong></span>Şehirler sadece nüfuslarıyla, ekonomisiyle değil ruhlarıyla büyüdü ve medeniyetleriyle yükseldiler. Medeniyet ise kültürle, eğitimle, üretimle ve insanla inşa edilir. Ankara tam da böyle bir şehirdir aslında. Cumhuriyetimizin başkentidir ama aynı zamanda Anadolu'nun kadim birikiminin modern dünyayla buluştuğu merkezdir. Ankara'nın en büyük avantajı da bu. Ankara bilgi üreten, insan yetiştiren ve bu bilgiyi ekonomik değerlere dönüştüren bir şehir olmuştur. Bugün Türkiye'nin en yüksek beşeri kalkınma endeksine sahip ili olması tesadüf değildir. Bu başarı eğitimde, sağlıkta ve yaşam kalitesinde oluşturduğu güçlü altyapının sonucudur. Yaklaşık 6 milyon nüfusa sahip Ankara, ülke nüfusunun yalnızca yüzde 6.8'ini oluşturmasına rağmen Türkiye ekonomisinin yüzde 10.5'ini üretmektedir.</p>
<p>Ankara'nın ihracatında yüksek teknolojinin, teknoloji ürünlerinin payının yüzde 20 seviyesine ulaşması tesadüf değildir. Türkiye ortalamasının yaklaşık 7 katı olan bu oran Ankara'nın bilgi ekonomisine geçişte önemli bir mesafe aldığını göstermektedir. Ankara'nın sahip olduğu insan kaynağı üniversiteleri, sanayi, sanayisi, ticareti, Kültürel mirası, tarımsal potansiyeli ve güçlü kurumlarıyla önünde çok büyük bir gelecek vardır. Bizlere düşen görev ise bu unsurları birbirinden bağımsız alanlar olarak değil, aynı medeniyet tasavvurunun parçaları olarak görmektir. Çünkü eğitim ekonomiyi besler, ekonomi kültürü güçlendirir, kültür toplumu bir arada tutar, toplum medeniyeti inşa eder, medeni Niyet ise güçlü devletlerin en sağlam temelidir.</p>
<p><strong>“Mesleki Eğitimde Ankara Modeli”</strong></p>
<p>Bu aşamada bizim Ankara Ticaret Odası olarak son 4 yılda yapmış olduğumuz en önemli çalışma mesleki eğitimde Ankara modeli olarak ortaya koymuş olduğumuz büyük bir çalışmadır. Bu çalışmayla bizler sadece ATO ve meslek liseleri değil bunun Milli Eğitim Bakanlığının uhdesinde Hacettepe Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, Ostim Üniversitesi, İş-Kur gibi temel paydaşları da bu işe dahil ederek bir çalışmayı yürütüyorduk. Çocuklarımız daha öğrencilik yıllarından teorik olarak öğrendikleri bilgileri yeteneğe ve üretime dönüştürürken aynı zamanda bunun ahlaki alt yapısını da almaları, bir ticarette güvenin, kalitenin, söz vermenin ve yaptığı işin hiç kimse kontrol etmese bile en nitelikli bir iş olması gerektiği inancının ve kazancını paylaşmanın ve toplumsal fayda üretmenin temel uhdelerinde içeren bir çalışmayı Sayın Başkanımızın da önderliğinde ve Yönetim kurulumuzun vermiş olduğu büyük destekle yürütüyoruz. İşte bu çalışmanın Ankara'ya da büyük bir katkı sağlayacağına inanıyoruz.</p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>TOBB Tarım Meclisi Başkanı Ülkü Karakuş: Bir insan niye metropole göçer?</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44960d6c95e-1782879757.jpg" alt="" width="700" height="372" /></strong></span>Tarımdan Sanayiye ve sanayiden hizmetler sektörüne geçiş bütün gelişmiş ülkelerde olduğu gibi Türkiye'de de olmuş. Tarımda yüzde 55 nüfusun kalması zaten beklenemez ama 90’lı yıllarda tarımdan hizmetler sektörüne doğrudan atlamışız. Yani tarım-sanayi entegrasyonundaki bir kopukluk. Nereye getirmiş bizi? İşsizliğin fazla olduğu, meslek liselerinin atıl hale geldiği, insanların bir an önce iş kovalamak için büyük metropollere göçme zorunluluğu sonucuyla. Nüfusun üçte biri kırsalda bu sürdürülebilir bir şey değil.</p>
<p>Bir insan niye büyük metropole göçer? Geçim kaygısı. Niye köyleri kırsalı boşaltır? Yaptığı işten yeterince kar etmiyordur. Konuşmacılar söyledi, iki neden: Televizyon ve internet. O şehirdeki şartların bir kısmını köye taşıyabilirsek orada kalırlar insanlar.</p>
<p>Deprem döneminde tartıştık: Kahramanmaraş tekstil merkezi. Maraş’ta binalar yapılacak. Bir de 30 bin kişilik tekstil kent kuralım. Urfa’da un-bakliyat ise onu, Hatay’da yapılacaksa narenciyeyi… Ekonomi Gazetesi aracılığıyla bu tür kentlerin oluşturulması ve genelgelerin gelmesi için yapmamız lazım.</p>
<p>Mazıdağı’nda bir fabrika var. Güzel sosyal tesisler, lojmanlar yapılmış. Genel Müdürü söyledi Diyarbakır’a hafta sonları servis kaldırılıyor eğlenmeye gidenleri götürün-getiriyor. Böyle daha geniş bir perspektifte bakmak lazım belki.</p>
<p>Dünyanın en büyük komünist ülkesi Çin, diyor ki "Duvarları yıkın.” En büyük kapitalist ABD Meksika’ya duvar örüyor. Biz Güneydoğu sınırımıza duvar örüp NATO’daki yerimizi kesinleştiriyoruz ama Türkiye serbest pazar ekonomisini bütün kurallarıyla işletmek durumunda. Mesela, dalgalı kur diyoruz ama uygulanmıyor. Aslında yıl sonu bana 50-52 TL deseler daha rahat edeceğim. Biz kamuyu 3 yerde istiyoruz, 3D diyorum: Düzenleme, destekleme ve denetleme. Kamunun bu düzenleyici ve denetleyici etkisinin, kamusal alandaki eksikliğinin bu serbest pazar ekonomisindeki açıklarının da vergi kaybı ile ilgili oluşan orantısızlıkların da nedeninin denetim eksikliğinden kaynaklandığını dolayısıyla kamu özel sektör işbirliğinin üniversitelerle birlikte olması gerektiği şartı var. Efendim bir de haddim olmayarak Ekonomi tarifi ile ilgili.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>TARIM OTURUMU</strong></span></p>
<h2>"Akıllı tarımla verimlilik artırılmalı"</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44975a65532-1782880090.jpg" alt="" width="700" height="342" />EKONOMİ Ankara Haber Müdürü Hüseyin Gökçe’nin moderatörlüğünü gerçekleştirilen Tarım Oturumunda, gıda güvencesi, tarımsal verimlilik, tarımsal destekleme modelleri ve tarımda teknoloji kullanımı masaya yatırıldı.</p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Başkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Şahinöz: Üretim ölçeğinden uzak politika tarımı bu hale getirdi</strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44964198e05-1782879809.jpg" alt="" width="700" height="466" /></span></strong>Gıda güvencesi çok önemli. Tarım politikaların temelini oluşturan aslında gıda güvencesidir. Herkesin her zaman her yerde yeterli sağlıklı gıdaya erişimdir. Gıda ulaşım bir insan hakkı olarak ele alınmaya başlandı. 2007 dünya gıda krizinde bu konu yeniden gündeme geldi. Kuraklık kaynaklı olağanüstü fiyat artışı başladı. 1994 DTÖ Tarım Anlaşması ile tarımsal üretim ve ticaret tamamen piyasanın yönetimine bırakılıyor. Dolayısıyla devletin tarıma müdahalesi azalıyor, kamu stokları azalıyor. Spekülatör ataklarıyla fiyat artıyor.</p>
<p>Gelişmiş ülke tarım politikalarında yeni eğilim ortaya çıkıyor gıda güvencesi stratejik hedefi yeniden tarım politikalarında yer tutuyor. AB güvenlik ağı geliştiriyor. Fiyat 2010-2020 arası sabitleşmeye başlıyor. 2020 COVID sonrası dalgalanmalar durmuyor. Hızlı kentleşmeyle beraber oluşan talep artışı da etkili olmaya başladı Çin, Hindistan gibi ülkelerde. 2020’de pandemide içerde kalan insanlar dışarı çıkmaya başlayınca, 2021’de talep şoku yaşanıyor ve fiyatlar da ona bağlı olarak artmaya başlıyor. Rusya Ukrayna savaşında ise enerji, gübre fiyatlarında küresel artış yaşandı.</p>
<p>AB de gıda güvencesine bağlı tarım politikası savaş sonrası ortaya çıktı. 1’nci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı sonrası biz de yaşadık, pancar üretiliyor şeker yok, pamuk üretiliyor tekstil yok. Sonradan bunların fabrikası kuruluyor. Devlet destekli modernleşmeyle yaşanan verim artışı ithal ikamesini finanse etti. Türkiye tarihsel olarak sermaye yoksulu bir ülkedir.</p>
<p>Gıda güvencesi zaafına götüren politikalar 2000’li yıllarda tarım reformuyla başladı. Doğrudan Gelir Desteği gelişmiş ülkelerin tarımına göre dizayn edilmiş politikalardır. Tarımda üretim sorunun çözmüşler üreticiye destek veriyorlar. 90’lı yıllarda partiler tarımı siyasi rant aracı olarak kullandılar ama bunun çözümü Tarım Reformu değildir. Yapısal sorunlardan, üretim ölçeğinden uzak politika Türkiye tarımını bugünkü duruma getirdi. Çiftçi tarımı terk etti. Toprak boş kaldı, tarımdan göç eden üretim faktörlerinin yerini alacak verimlilik artışı olmadığı için tarımsal arz açığı oluştu.</p>
<p>2000’den bugüne nüfus 64’ten 85 milyona çıktı. Gelir arttı, gelir artışıyla talep arttı. Arzı yeterince artıramadık. Üretim girdileri önemli ölçüde dışa bağımlı.</p>
<p>İnsanları stoka yönelten şey yanlış tarım politikalarıdır. Doğrudan Gelir Desteği değil, sosyal uzlaşmaya dayalı tarımsal planlama olması lazım.</p>
<p>Gıda güvencesi tanımını yaparken, herkesin her zaman yeterli sağlıklı gıdaya ulaşımıdır. 28 bin lira asgari ücret, 36 bin lira açlık sınırı. 5 yıldır talebe baskı yaparak enflasyonla mücadele ediyoruz. İnsanların önceliği beslenmedir. Bunun çözümü etkili tarım politikalarıdır:</p>
<p>-Fark ödeme sistemine dayalı tarım politikası, hem fiyat istikrarı, hem tüketici refahı, hem çiftçi gelirine güvence, hem dış koruma.</p>
<p>-Prim sistemi de kullanılabilir. Ayçiçeği gibi yetersiz olan ürünlerde ve kalitesi istediğiniz üründe olabilir.</p>
<p>Doğrudan Gelir Desteği ise kırsal kalkınmada yeterli geliri olmayanlara sosyal politika aracı olarak verilebilir. Bu bir ekonomi politikası aracı değildir.</p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Caner Koç: Artık kozlar veri üretip satanların elinde</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a449674a8896-1782879860.jpg" alt="" width="700" height="466" /></strong></span>Nüfus artışına karşılık kaynaklarımız kıt tüm dünyada olduğu gibi, daha verimli üretim yapmamız gerekiyor. Küresel ısınma, ani yağışlar, kuraklık teknoloji kullanım ihtiyacını ortaya çıkarıyor. Ülkemizde tarımsal nüfusun yaş ortalaması 55-59 arasında değişiyor. Akıllı tarım için nelere ihtiyacımız var. Artık kozlar, verileri üreten, elinde tutan ve satan kişilerin elinde.</p>
<p>Şimdi hassas tarım diye de bir olgu var, verileri bir araya getirip bunları kullanmayı içeriyor. GBS, haritalandırma ile yüksek yoğunluklu tarım yapmaya çalışıyoruz. Akıllı tarım girdilerin azaltılarak, çıktıların maksimize edilmesi olarak adlandırabiliriz. Öncelikle Ar-Ge ye büyük önem vermeliyiz.</p>
<p>Türkiye’de Ar-Ge harcamalarında tarımın payı yüzde 10 civarında. Normal şartlarda Ar-Ge’ye yapılan her 1 dolarlık yatırımın çıktısı 12 dolar, çevrenin korunması vs. gibi diğer unsurları da eklediğimizde bu miktar 36 dolara kadar çıkıyor. Yapay zekanın temel şartı veri üretmekten geçiyor, Tarım 5.0 konuşuluyor, yapay zeka, makine öğrenmesi, anlık karar veren robotlara ihtiyacımız bulunuyor.</p>
<p>Drone, otonom tarım robotları, pandemiden bu yana büyük evrim geçirdiler. Çok fazla üretim yapılmaya başlandı. Dünya genelinde 2030 yılına kadar 30 milyar dolar civarında tarım robotu piyasasının ulaşması bekleniyor. Türkiye’deki tarım makinelerinin kg fiyatı 5-6 dolar aralığında, Oysa 2020’de Almanya’da 12 dolar iken, bugün 25 dolar seviyesine çekti. Tarım makineleri sektörü 3 milyar dolar büyüklüğe sahip.</p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Gülçubuk: Yıllarca, üretim insan olmadan yapılıyor zannettik</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44969728509-1782879895.jpg" alt="" width="700" height="466" /></strong></span>Bizler bilim insanı olarak kırsal nüfus niye azaldı, ortalama çiftçi yaşı niye yükseldi ona bakarız. Türkiye’de tarım politikalarında insana destek verilmedi, onların temel yaşam gereksinimlerine bakılmadı. 1990’lı yıllara kadar çiftçi bunu kabullendi. Ancak bu tarihten itibaren, internet, TV devreye girince işin şekli değişti. Kadınlar TV’lerde gördüklerini talep etmeye başladılar. Ardından “Onlar bana gelmiyorsa ben onlara giderim” diyerek kentlere göç etmeye başladılar. Konuta ve ulaşıma artık çok daha fazla para verilir oldu. Bunun toplumsal maliyeti de giderek artmaya başladı.</p>
<p>Yıllarca insan olmadan bir şeyler kendi kendine üretiliyormuş gibi davrandık. TKDK kredileri ilk çıktığında AB standardında hayvan refahını öngören ahırlara destek sağlanıyordu. Adamın oturduğu ev o standarda sahip değil ki. Türkiye’de desteklerde her zaman insan olmak hayvan olmaktan daha az makbul. Türkiye’de sigortalı hayvan oranı sigortalı işçi oranının 4 katı.</p>
<p>Dünyada Kırsal Gençlik Ağı diye bir yapı var 17 -18 milyon civarında üyesi bulunan. Biz dünyanın gıda güvencesini sağlamaya tabiyiz diye bir manifesto yayınladı bu gençler. Biz ayrım yapmadan birlikte çalışmaya hazırız, tarımla ilgili kararlara da ortak olmaya hazırız diyorlar.</p>
<p>Oysa Türkiye’de bugün tarımla ilgili karar verenlerin yaş ortalaması 70, biz diyoruz ki gençler köylere niye gelmiyor? Kırsal alanlarda tarım dışı istihdam alanları yaratamadık. Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanlığında 1993 yılında bir kırsal sanayi sempozyumu düzenlendi. Aradan 33 yıl geçti ikincisi yapılamadı. Sosyal adaleti gözetmeyen bakış açısıyla bakıldı. Son 15 yılda dünyada 78 milyon arazi satılmış veya kiralanmış. Başka ülkeler tarafından. Kuzey ülkeleri, Ortadoğu ülkeleri gidip Latin Amerika’dan, toprak 3’üncü dünya ülkelerinden toprak alıyorlar.</p>
<p>Suudi Arabistan tek başına Kamboçya’dan 400 bin ha arazi satın aldı. tarımda iklimi, teknolojiyi, yapay zekayı da düşünen geniş bir perspektifle ele alınmalı. COVID 19 tedarik zincirlerini kırdı, neyi nereden temin edeceksin bilemiyorsun.</p>
<p>Rusya-Ukrayna savaşı tahıl ticaretini alt üst etti, son ortaya çıkan İran-ABD savaşı petrol ve gübre maliyetlerini alt üst etti. Güney Amerika’da El nino her şeyi alt üst etti. Savaşlar nedeniyle milyonlarca hektar tarım alanı devre dışı kalırken, kadınların kırsal alandaki iş yükü yüzde 42 artmış, bunun sosyolojik boyutu da var. Veriye ne kadar sahipseniz o kadar hakimsiniz ve iklimle uyumlu üretim de yapabilirsiniz. Eskiden kim daha fazla üretiyor ona bakılırken, şimdi kim daha az karbon salımı yapar, kim daha az enerji harcar, kim daha kaliteli veri kullanır, ona bakılıyor.</p>
<p>Kırsal alan sadece üretim değil, yaşam, teknoloji, veri üretimi gibi alanlar da olmalı. Yeni destekleme araçlarına yönelinmesi lazım. Bugün mazot, gübre, ilaç vs desteği veriliyor. Toprağı koruyup, karbon salımını azaltan, suyu tasarruflu kullananlara destek veriliyor. ABD desteklemede önceliği iklim dirençli tarıma veriyor. Türkiye nasıl büyüyen bir dev ise Ankara da aynı şekilde. Ancak, diğer sektörler tarımı geride bıraktı. Bir çok tarım ürününde Türkiye’de ilk üçte yer alan Ankara’nın tarım ürünleri ihracatından aldığı pay yüzde 2 civarında.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">ANKARA EKONOMİ ZİRVESİNDE ÖNE ÇIKAN ÖNERİLER</span></h2>
<p><strong>SANAYİ</strong>: SANAYİ DAHİL TÜM EKONOMİ SİSTEMİ YENİDEN YAPILANDIRILMALI<br /><strong>TİCARET</strong>: VERGİDE TEK ORANLI SİSTEME GEÇİLMELİ<br /><strong>TARIM</strong>: SİGORTALI İNEK SAYISI SİGORTALI İNSANIN 4 KATI, TARIMDA İNSANA DESTEK VERİLMELİ</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiye-uretim-icin-yeni-bir-vizyon-olusturmali-82209</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/9/1280x720/96-1782879507.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara Ticaret Odası (ATO), Ankara Sanayi Odası (ASO) ve Ankara Ticaret Borsası (ATB) ile EKONOMİ’nin düzenlediği Ankara Ekonomi Zirvesinde, küreselleşmeyle oluşan üretim değer zincirindeki paradigma değişikliği ve Türkiye ile Ankara’nın bu değişim içinde nasıl bir yol izlemesi gerektiği tartışıldı. Panelistler, tarım ve sanayide yeni bir vizyonun oluşturulmasını ön plana çıkardı. Ticarette ise istihdamın korunması ve adil ticaret vurgusu yapıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursaraya-284-milyarlik-filo-takviyesi-82252</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> BursaRay&#039;a 2,84 milyarlık filo takviyesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Büyükşehir Belediyesinin, 40 kilometrelik hat uzunluğu ve 40 istasyonuyla hizmet veren BursaRay’ın 138 araçlık filosunu güçlendireceği bildirildi.</p>
<p>Verilen bilgiye göre Bursa Büyükşehir Belediyesi Raylı Sistemler Dairesi Başkanlığı, BursaRay filosuna 20 adet yeni hafif raylı sistem aracı alınması için ihale düzenledi. İhaleyi 2 milyar 840 milyon TL ile en avantajlı teklifi veren CRRC Zhuzhou Locomotive firması kazandı. Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba, yüklenici firma CRRC Zhuzhou Locomotive Türkiye Genel Müdürü Zhang Wenfeng ve şirket yöneticileriyle bir araya gelerek gerçekleştirilen ihale ve ulaşım konusunda karşılıklı fikir alışverişinde bulundu. Toplantıda Raylı Sistemler Dairesi Başkanı Vefa Rona ve BURULAŞ Genel Müdürü Kürşat Çapar yer aldı. Başkan Vekili Biba ve yüklenici firma temsilcileri, ihale konusu iş hakkında hazırlanan sözleşmeye imza attı. Sözleşme kapsamında BursaRay filosunu güçlendirecek yeni araçlarda yüzde 60 yerlilik şartı uygulandı. Yüklenici firma, araçları bu yeterliliğe uygun olarak Ankara Sincan’daki tesisinde üretmeye başladığını bildirdi. Yeni araçların, 15 ay içerisinde sisteme entegre edilmesi planlandı.</p>
<h2>"1.2 milyar lira tasarruf"</h2>
<p>Başkan Vekili Şahin Biba, “138 araçla günde 320 bin yolcu taşıyoruz. Bu ihaleyle birlikte filomuzu 20 araçla daha güçlendireceğiz. Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin tamamıyla öz kaynaklarıyla ve Türk Lirası cinsiyle yapılan bir ihale gerçekleştirdik. Döviz kurundan etkilenmeyerek, bu ihale sayesinde 1 milyar 200 milyon lira gibi bir miktarın Bursa Büyükşehir Belediyesi kasasında kalmasını sağladık. Mevcut araç kapasitemizle iki buçuk dakikalık seferler planlanabiliyorken yeni araçlarla birlikte sistemin imkân tanıdığı ölçüde bu süreyi iki dakikalara kadar çekeceğiz” değerlendirmelerinde bulundu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursaraya-284-milyarlik-filo-takviyesi-82252</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/2/1280x720/bursaraya-284-milyarlik-filo-takviyesi-1782892827.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BursaRay&#039;ın 138 araçlık filosu 20 yeni hafif raylı sistem aracıyla büyüyor. Ankara&#039;da yüzde 60 yerlilik oranıyla üretilecek araçların 15 ay içinde teslim edilmesi planlanırken, yatırımın sefer sıklığını artırması ve yolcu kapasitesini güçlendirmesi bekleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-turk-savunma-sanayiinde-cok-daha-stratejik-bir-yer-tutacak-82250</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Bursa, Türk savunma sanayiinde çok daha stratejik bir yer tutacak&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nın (BTSO) Haziran Ayı Meclis Toplantısı’nda Bursa iş dünyası temsilcileriyle bir araya geldi.</p>
<p>Dünyada güvenlik dengelerinin yeniden şekillendiğini belirten Prof. Dr. Haluk Görgün, güçlü savunma sanayiinin artık yalnızca platform sayısıyla değil, üretim kapasitesi, tedarik zinciri derinliği, mühendislik kabiliyeti, kritik bileşenlere erişim ve sürdürülebilirlik gibi unsurlarla değerlendirildiğini ifade etti. Türkiye'nin bu yeni döneme hazırlıklı girdiğini vurgulayan Görgün, son 23 yılda savunma sanayiinde önemli bir dönüşüm yaşandığını kaydetti.</p>
<h2>“Yerlilik oranı yüzde 80'in üzerine çıktı”</h2>
<p>Türk savunma sanayiinin bugün 4 bin 500 firma, bin 400’ü aşkın proje ve 100 binden fazla doğrudan istihdamla güçlü bir ekosisteme dönüştüğünü belirten Görgün, yerlilik oranının yüzde 80’i aştığını söyledi. Savunma ve havacılık ihracatının ise 2002 yılında 250 milyon dolar seviyesinden son 12 aylık dönemde yaklaşık 11 milyar dolara ulaştığını belirten Görgün, Türkiye'nin dünyanın en büyük 11.’ci savunma ve havacılık ihracatçısı konumuna yükseldiğini ifade etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44c7bb4fdc0-1782892475.jpg" alt="" width="614" height="409" /></p>
<h2>“Bursa’nın üretim gücü savunmaya değer katıyor”</h2>
<p>Bursa'nın yüksek katma değerli üretim yapısıyla Türkiye ortalamasının üzerinde bir ihracat performansı sergilediğini dile getiren Görgün, kentten geçen yıl 7 bin 500 firmanın 200'den fazla ülkeye 20 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdiğini söyledi. Bursa firmalarının artık yalnızca parça üretimi yapan şirketler olmaktan çıkarak ana yüklenicilerin stratejik çözüm ortakları haline geldiğini vurgulayan Görgün, ASELSAN, TUSAŞ ve ROKETSAN’ın Bursa’dan gerçekleştirdiği tedarik hacminin her yıl ortalama yüzde 50 arttığını söyledi. Görgün, TUSAŞ’ın bu yılın ilk altı ayında Bursalı tedarikçilerine 35,5 milyon doların üzerinde sipariş verdiğini, ASELSAN’ın ise 2021 yılından bu yana Bursa merkezli 215 firmadan toplam 135 milyon dolarlık yüksek teknoloji bileşeni temin ettiğini açıkladı.</p>
<h2>“Otomotiv altyapısı savunma sanayiine avantaj sağlayacak”</h2>
<p>Bursa’nın güçlü otomotiv sanayii altyapısının savunma sektörüne önemli katkılar sağlayacağını belirten Görgün, dünyada otomotiv tesislerinin savunma üretimine yöneldiği hibrit fabrika modellerinin yaygınlaştığını söyledi. Bursa’nın kalite kültürü ve hassas üretim kabiliyetinin savunma sanayiinin ihtiyaçlarıyla buluşmasının önemli fırsatlar oluşturacağını ifade eden Görgün, Savunma Sanayii Yetenek Envanteri’nde 242 Bursalı firmanın yer aldığını, EYDEP kapsamında ise 127 firmanın değerlendirilerek sertifikalandırıldığını açıkladı. Prof. Dr. Haluk Görgün, BTSO iş birliğinde ekim ayında Bursa'da kapsamlı bir savunma sanayii çalıştayı düzenleyerek sektörün yol haritasını oluşturacaklarını da duyurdu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44c7d727747-1782892503.jpg" alt="" width="654" height="436" /></p>
<h2>“Tam bağımsızlık güçlü ekonomiyle mümkündür”</h2>
<p>BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay ise savunma sanayiini Türkiye’nin bağımsızlığının en önemli güvencelerinden biri olarak gördüklerini belirtti. Güçlü savunma kabiliyetinin ancak güçlü ekonomiyle mümkün olacağını vurgulayan Burkay, Bursa sanayisinin son yıllarda geliştirilen yerli ve milli savunma projelerinde önemli bir pay sahibi olduğunu söyledi. Bursa’nın otomotiv, makine, tekstil, kimya ve kompozit alanlarındaki üretim altyapısının savunma sanayiine önemli katkılar sunduğunu ifade eden Burkay, 2013 yılında kurdukları BASDEC'in bugün 160’ın üzerinde üyesiyle sektörün ortak aklını temsil ettiğini kaydetti. Bursa firmalarının savunma sanayiindeki etkinliğinin her geçen gün arttığını dile getiren Burkay, GUHEM bünyesinde Milli Eğitim Bakanlığı iş birliğiyle açılacak havacılık lisesiyle de geleceğin mühendislerini, pilotlarını ve teknoloji liderlerini yetiştirmeyi hedeflediklerini söyledi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-turk-savunma-sanayiinde-cok-daha-stratejik-bir-yer-tutacak-82250</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/0/1280x720/bursa-turk-savunma-sanayiinde-cok-daha-stratejik-bir-yer-tutacak-1782892532.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nın konuğu olan Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün, Bursa iş dünyası temsilcileriyle bir araya geldi. Türkiye’nin savunma sanayiinde elde ettiği dönüşüme dikkat çeken Görgün, Bursa’nın üretim altyapısı, mühendislik yetkinliği ve girişimcilik kültürüyle sektörün yeni döneminde çok daha kritik bir rol üstleneceğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/denizlerdeki-100-yillik-bagimsizlik-her-sektore-katki-sundu-82248</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Denizlerdeki 100 yıllık bağımsızlık, her sektöre katkı sundu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44c6a6cba89-1782892198.png" alt="" width="999" height="70" />Türkiye’nin denizlerdeki egemenlik hakkını ekonomik anlamda da güçlendiren tarihi bir adımın yıldönümü olan Kabotaj Bayramı, 100’ncü kez kutlanıyor. 1926 yılında yürürlüğe giren Kabotaj Kanunu ile Türk karasularında yük ve yolcu taşıma hakkının Türk bayraklı gemilere verilmesi, yalnız denizcilik sektörünün önünün açılmasına vesile olmadı. Aradan geçen yüzyıllık süreçte denizcilik ve ulaştırmanın yanı sıra tersane endüstrisinden, liman ve marina işletmeciliğiyle birlikte enerji, savunma sanayii, turizm başta olmak üzere tüm sektörleri destekleyen stratejik alan haline geldi.</p>
<p>Bugün küresel ticaretin omurgasını deniz taşımacılığı oluşturuyor. Dünya ticaret hacminin yaklaşık yüzde 80'i hacim bazında deniz yoluyla taşınıyor. Artan jeopolitik riskler, tedarik zinciri dönüşümü ve yakın coğrafyaya üretim eğilimi de limanların ve deniz lojistiğinin stratejik önemini her geçen gün artırıyor.</p>
<p><strong>Limanlar ekonominin nabzını tutuyor </strong></p>
<p>Türkiye, coğrafi konumu sayesinde Avrupa, Asya ve Orta Doğu arasındaki ticaret koridorunun merkezinde yer alıyor. Bu avantaj liman trafiğine de yansıyor. İMEAK Deniz Ticaret Odası'nın Haziran 2026 Denizcilik Sektörü Göstergeleri raporuna göre, yılın ilk dört ayında Türk limanlarında elleçlenen yük miktarı 185,6 milyon tona ulaştı. Aynı dönemde konteyner elleçlemesi ise 4,55 milyon TEU olarak gerçekleşti. Bu rakamlar, Türkiye'nin bölgesel lojistik merkez olma iddiasını güçlendirdiğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Türkiye'de Aliağa, Kocaeli, Mersin, İskenderun, Ceyhan, Tekirdağ ve Ambarlı gibi limanlar yalnızca dış ticaretin değil, sanayi üretiminin de önemli merkezleri haline geldi. Özellikle organize sanayi bölgelerine yakın liman yatırımları ihracatçının rekabet gücünü artırırken, lojistik maliyetlerin düşürülmesine de katkı sağlıyor. Kabotaj taşımacılığı, yalnızca yük hareketliliğini değil, şehirler ve adalar arasındaki ulaşımı da destekleyen önemli bir faaliyet alanı olmayı sürdürüyor. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı verilerine göre 2025 yılında kabotaj hatlarında faaliyet gösteren şirketler tarafından 119 milyon yolcu ve 9,6 milyon araç taşındı.</p>
<p><strong>Tersaneler yüksek katma değer üretiyor </strong></p>
<p>Denizcilikte son yılların en dikkat çekici gelişmelerinden biri ise gemi inşa sanayisinde yaşanıyor. Türkiye artık yalnızca ticaret gemisi değil; römorkör, balıkçı gemisi, feribot, askeri platform ve özel amaçlı yüksek teknolojili gemiler de üretiyor. İMEAK Deniz Ticaret Odası verilerine göre, gemi ve yat ihracatı 2026'nın ilk dört ayında 932 milyon doları aşarak geçen yılın aynı döneminin yaklaşık iki katına ulaştı. Bu artış, Türk tersanelerinin küresel pazarda daha fazla tercih edildiğini gösteriyor.</p>
<p>Son yıllarda özellikle çevreci gemiler, hibrit ve elektrikli deniz araçları ile düşük emisyonlu çözümler öne çıkarken, Türk tersaneleri Avrupa başta olmak üzere birçok ülkeye yüksek katma değerli üretim gerçekleştiriyor.</p>
<p><strong>Kruvaziyer ve deniz turizmi büyüyor </strong></p>
<p>Denizcilik ekonomisinin önemli ayaklarından biri de kruvaziyer turizmi. Pandemi sonrası yeniden ivme kazanan sektör, Türkiye limanlarına yönelik ilgiyi artırdı. 2025 yılında kruvaziyer gemi ve yolcu sayısında tarihi seviyelere ulaşılırken, 2026 yılında da hareketlilik sürüyor. Kruvaziyer taşımacılığı yalnızca liman gelirlerini değil; konaklama, yeme- içme, perakende ve ulaşım gibi birçok sektörü de doğrudan destekliyor.</p>
<p><strong>Savunma sanayisi denizciliği destekliyor </strong></p>
<p>Türkiye'nin denizcilikte yükselen alanlarından biri de savunma sanayisi. Milli fırkateynler, insansız deniz araçları, sahil güvenlik gemileri ve askeri destek platformlarının önemli bölümü yerli tersanelerde üretiliyor. Bu üretim kapasitesi yalnızca savunma alanına değil, sivil gemi inşa sanayisine de teknoloji transferi sağlayarak sektörün uluslararası rekabet gücünü artırıyor. Nitelikli iş gücü, mühendislik altyapısı ve yan sanayide oluşan kapasite, Türkiye'nin denizcilikte katma değerli üretimini destekleyen önemli unsurlar arasında yer alıyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Yüzüncü yılda yeni hedef; mavi ekonomiden daha fazla pay</strong></span></p>
<p>Önümüzdeki dönemde rekabet yalnızca gemi sayısıyla değil; dijital limanlar, yeşil dönüşüm, alternatif yakıtlar, akıllı lojistik sistemleri ve karbon emisyonunun azaltılması üzerinden şekillenecek. Türkiye liman altyapısını geliştirmesi, demiryolu bağlantılarını güçlendirmesi, denizcilikte dijitalleşmeyi hızlandırması ve yüksek teknolojili gemi üretimine odaklanması halinde küresel mavi ekonomiden aldığı payı daha da artırabilir. Kabotaj Kanunu'nun yürürlüğe girişinin 100'üncü yılında sektör temsilcileri denizlerdeki ekonomik bağımsızlığın artık yalnızca bayrak taşımakla değil; güçlü limanlar, rekabetçi lojistik, ileri teknoloji tersaneler ve sürdürülebilir denizcilik politikalarıyla mümkün olduğuna dikkat çekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/denizlerdeki-100-yillik-bagimsizlik-her-sektore-katki-sundu-82248</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir asır önce Türkiye&#039;nin denizlerde ekonomik bağımsızlığının simgesi olarak yürürlüğe giren Kabotaj Kanunu, bugün yalnızca deniz taşımacılığını değil; limancılıktan gemi inşaya, ihracattan kruvaziyer turizmine kadar uzanan geniş bir ekonomik ekosistemi temsil ediyor. Küresel ticaretin yaklaşık yüzde 80&#039;inin deniz yoluyla gerçekleştiği dünyada Türkiye, liman yatırımları, tersaneleri ve büyüyen denizcilik sanayisiyle mavi ekonomide daha büyük pay almayı hedefliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/komuru-yesil-ekonomiye-ceviren-nrwden-turk-sanayisine-cagri-82246</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kömürü yeşil ekonomiye çeviren NRW&#039;den Türk sanayisine çağrı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FERZAN ÇAKIR</strong></p>
<p>Avrupa’nın kömür ve çelik üretimiyle özdeşleşen Ruhr Bölgesi, bugün sanayide yeşil dönüşümün en dikkat çekici örneklerinden biri olarak gösteriliyor. Bir dönem kömür madenciliğiyle büyüyen bölge, bugün çevre teknolojileri, hidrojen, döngüsel ekonomi ve yeşil inovasyon alanlarında yeni yatırımlara öncülük ediyor. EKONOMİ Gazetesi ve NRW.Global Business Türkiye iş birliğinde İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) ev sahipliğinde düzenlenen “Yeşil Ekonomi Sohbetleri: Almanya/Kuzey Ren-Vestfalya Özelinde Döngüsel Sanayi ve Avrupa Deneyimleri” etkinliğinde, bölgenin yatırım ve iş birliği fırsatlarının yanı sıra Ruhr Metropolü’nün yeşil dönüşüm süreci, Duisburg’un sürdürülebilir sanayi çalışmaları, Avrupa’da hidrojen ekosistemi ve Türk şirketlerinin Almanya pazarındaki deneyimleri değerlendirildi.</p>
<p><strong>AKIN: REKABETİN TEMEL BELİRLEYİCİSİ</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44bc0f29f53-1782889487.png" alt="" width="468" height="245" />İSO Genel Sekreteri Haktan Akın, toplantının açılış konuşmasını yaparak, yeşil dönüşümün sanayi için artık ertelenebilir bir başlık olmadığını vurguladı. Akın, “İklim değişikliği, kaynak verimliliği, enerji güvenliği ve sürdürülebilir üretim artık yalnızca çevresel bir sorumluluk alanı değil; sanayi politikalarının, yatırım kararlarının ve uluslararası rekabetin temel belirleyici unsurları arasında yer alıyor” dedi. Döngüsel ekonomiyi benimseyen, kaynaklarını verimli kullanan ve yeşil dönüşüm süreçlerini yöneten şirketlerin rekabette öne çıkacağını belirten Akın, Türk sanayisinin Avrupa’daki teknoloji, inovasyon ve yatırım ekosistemleriyle daha güçlü bağlar kurmasının önemine dikkat çekti.</p>
<p><strong>OKUMUŞ: ALMANYA’NIN EN YÜKSEK GSYH’YE SAHİP EYALETİ</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44bda105c90-1782889889.png" alt="" width="428" height="224" /></strong>NRW.Global Business Türkiye İrtibat Ofisi Yöneticisi Akın Okumuş, Kuzey Ren-Vestfalya’nın Avrupa pazarına açılmak isteyen şirketler için stratejik bir yatırım ve ticaret merkezi olduğunu söyledi. Hollanda, Belçika ve Fransa’ya komşu olan eyaletin konumu sayesinde yaklaşık 46 milyon kişilik pazara erişim sağladığını belirten Okumuş, bu avantajın bölgeyi uluslararası yatırımlar açısından cazip hale getirdiğini ifade etti.</p>
<p>Almanya’nın ekonomik üretiminin beşte birinden fazlasını tek başına gerçekleştiren Kuzey Ren-Vestfalya’nın 18 milyon nüfusuyla ülkenin en büyük eyalet ekonomisi olduğunu kaydeden Okumuş, 909,4 milyar euroluk ekonomik büyüklüğüyle de Almanya’nın en yüksek GSYH’ye sahip eyaleti konumunda bulunduğunu söyledi. Türkiye’den Almanya’ya yapılan mal ve hizmet ihracatının önemli bölümünün de bu eyalete gerçekleştiğine dikkat çeken Okumuş, Ruhr Metropolü’nün ise sanayi üretimi ve yeşil dönüşüm çalışmalarının merkezi olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>HAFIZOĞLU: DUİSBURG AĞIR SANAYİYİ DÖNÜŞTÜRÜYOR</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44bdc331373-1782889923.png" alt="" width="379" height="198" /></p>
<p>Ruhr dönüşümünün en somut örneklerinden biri Duisburg. Duisburg Business &amp; Innovation temsilcisi Ömür Hafızoğlu, kentin Avrupa’nın en büyük çelik üretim merkezlerinden biri ve dünyanın en büyük iç limanına ev sahipliği yaptığını söyledi. Ren ve Ruhr nehirlerinin kesişimindeki Duisburg, Rotterdam ve Antwerp limanlarıyla bağlantıları sayesinde Avrupa’nın önemli lojistik merkezleri arasında yer alıyor.</p>
<p>Kentte yaklaşık 170 bin kişinin çalıştığını, istihdamın yarısının ağır sanayi ve lojistikten geldiğini belirten Hafızoğlu, Almanya’nın karbondioksit emisyonlarının yaklaşık yüzde 3’ünün Duisburg’dan kaynaklandığını söyledi. Bu nedenle kentin hedefinin ağır sanayiyi düşük karbonlu üretimle dönüştürmek olduğunu ifade eden Hafızoğlu, hidrojenin bu dönüşümün merkezinde yer aldığını kaydetti. 2030’a kadar iç limanda amonyak terminali kurulmasının planlandığını aktaran Hafızoğlu, buradan elde edilecek hidrojenin Ruhr’daki sanayi ve kimya tesislerine dağıtılmasının hedefl endiğini söyledi. Yaklaşık 3 milyar euroluk doğrudan indirgeme tesisinin ise ilk aşamada doğal gaz ve hidrojen karışımıyla, nihai olarak yeşil hidrojenle çalışacağını belirten Hafızoğlu, 2027’de üretime başlaması planlanan yatırımın Kuzey Ren-Vestfalya emisyonlarını tek başına yüzde 2 azaltabileceğini ifade etti. Hafızoğlu, Duisburg’un gerek Türkiye kökenli nüfusuyla gerek Türk yatırımlarıyla dikkat çektiğini belirterek, “Örnek vermek gerekirse, Duisburg Limanı’nda yani Duisport iş birliği ile Arkas önemli bir intermodel yatırımı hayata geçirdi” dedi.</p>
<h2>Türk şirketlerine somut çözüm tavsiyesi</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44bffb2fb9c-1782890491.png" alt="" width="700" height="176" /></p>
<p>EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ’ın moderatörlüğünde düzenlenen “Döngüsel Ekonomi Modelleri ile Sürdürülebilir Üretim” başlıklı panelde 13 yıldır NRW.Global Business Türkiye Ofisi işbirliğinde toplantılar yapıldığına dikkat çekildi. Güldağ, başlangıçta Türkiye’den Kuzey Ren-Vestfalya Eyaleti’ne yapılan yatırımların sayısının 100’ü bulmazken, bugün gelinen noktada rakamın 500'ün üzerinde şirkete çıktığını vurguladı.</p>
<p>Panelde konuşan İstanbul Medipol Üniversitesi Öğretim Üyesi ve SURKAM Müdürü Prof. Dr. Rana Atabay Kuşçu da yeşil dönüşüm sürecini ağırdan alan şirketlerin yeni döneme uyum sağlamakta zorlanacağını söyledi. Bu sürecin artık yalnızca şirketlerin değil, kamu, üniversite, finans kuruluşları, odalar ve STK’ların birlikte hareket etmesini gerektirdiğini belirten Atabay Kuşçu, özellikle KOBİ’ler için destek mekanizmalarının sadeleştirilmesinin kritik olduğunu dile getirdi. Türk yazılım şirketlerinin ise Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, karbon ayak izi, veri yönetimi, mevcut durum analizi ve sektör bazlı raporlama alanlarında geliştirecekleri çözümlerle sanayiye katkı sağlayabileceğini ifade etti.</p>
<p>Panelde Greentech.Ruhr Yöneticisi Christina Zollmarsch, Ruhr’daki dönüşümün kamu fonları, Avrupa Birliği destekleri ve bölgenin güçlü olduğu alanlara odaklanan bir eylem planıyla mümkün olduğunu söyledi. Zollmarsch, Türk şirketlerine Almanya pazarına fuarlar ve iş ağları aracılığıyla girmelerini, geliştirdikleri teknolojileri ise yalnızca tanıtmak yerine hangi ihtiyaca çözüm sunduğunu somut örneklerle anlatmalarını tavsiye etti. Döngüsel ekonominin daha az hammadde kullanımı ve kaynak verimliliği sayesinde şirketlere maliyet avantajı sağlayabileceğini de vurguladı.</p>
<h2>Hidrojende altyapı tamam sırada regülasyon var</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44c125c19aa-1782890789.png" alt="" width="700" height="161" /></p>
<p>Moderatörlüğünü EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ’ın üstlendiği “Türkiye ve Kuzey Ren-Vestfalya Perspektifinden Avrupa’da Hidrojen Ekosistemi” panelinde hidrojen dönüşümünde altyapı, maliyet ve regülasyon başlıkları öne çıktı.</p>
<p>Hydrogen Metropole Ruhr Yöneticisi Jörn Kleinelümern, Ruhr’un mevcut doğal gaz altyapısını hidrojene dönüştürme avantajına sahip olduğunu ve bölgede yaklaşık 500 kilometrelik hidrojen omurgası oluşturulduğunu söyledi. Kleinelümern’e göre sanayide hidrojen kullanımının yaygınlaşması için kilogram başına maliyetin 3-5 euro seviyesine gerilemesi gerekiyor. Aksi halde doğal gazdan hidrojene geçiş sanayi şirketleri açısından ekonomik olmayacak.</p>
<p>Koç Üniversitesi Hidrojen Teknolojileri Merkezi Direktörü Prof. Dr. Can Erkey, Türkiye’de hidrojen alanında güçlü bir araştırma altyapısı bulunduğunu ancak laboratuvarda geliştirilen teknolojilerin sanayiye taşınmasını sağlayacak pilot üretim ve prototip aşamalarında eksiklik olduğunu söyledi. Erkey, Koç Üniversitesi’nin Tüpraş, Ford Otosan, Otokar ve Aygaz gibi şirketlerle yeşil hidrojen, yakıt pilleri ve hidrojen taşıma sistemleri üzerine çalıştığını aktardı.</p>
<p>H2DER Yeşil Hidrojen Üreticileri Derneği Başkanı Yusuf Günay da Türkiye’nin güçlü yenilenebilir enerji potansiyeli ve coğrafi yakınlığıyla Avrupa’nın hidrojen tedarik zincirinde daha fazla rol üstlenebileceğini söyledi. Almanya’nın hidrojen tedariki için uzak coğrafyalarla da iş birliği arayışında olduğunu belirten Günay, Türkiye’nin bu denklemde önemli bir seçenek olabileceğini ifade etti.</p>
<p>Günay, elektrik fiyatlarının düştüğü dönemlerde yenilenebilir kaynaklardan üretilen elektriğin yeşil hidrojen üretiminde değerlendirilebileceğini söyledi. Pazarın gelişmesi için ise yeşil hidrojenin yasal çerçevesinin netleşmesi, gerekli regülasyonların oluşturulması ve kamu desteğinin sağlanması gerektiğini dile getirdi.</p>
<h2>Almanya pazarı sabır ve somut teknolojik çıktı istiyor</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44c201ce736-1782891009.png" alt="" width="700" height="155" />NRW.Global Business Türkiye İrtibat Ofisi Yöneticisi Akın Okumuş’un moderatörlüğündeki yatırımcı oturumunda, Almanya’da faaliyet gösteren Türk şirketlerinin pazara giriş deneyimleri aktarıldı.</p>
<p>Oturumda konuşan IFS Mechanical &amp; Industrial Engineering GmbH Kurucusu Aziz Kılıç, Almanya’da şirket kurmanın özellikle hidrojen projeleri ve fon başvurularında avantaj sağladığını söyledi. Demir çelikte kömür yerine hidrojen indirgemesi üzerine çalıştıklarını belirten Kılıç, pazara girişte istikrar, fizibilite ve uzun vadeli öz sermaye planlamasının kritik olduğunu vurguladı.</p>
<p>Pure.energy Yönetim Kurulu Üyesi Argun Karaçay ise Almanya elektrik piyasasının Türkiye’ye kıyasla yaklaşık 20 kat daha derin olduğunu belirterek, 4 bin 500 megavatlık yenilenebilir enerji portföyü yönettiklerini aktardı. Karaçay, Almanya’da başarı için disiplin, tutarlılık, nitelikli ekip ve uzun vadeli bakış gerektiğini söyledi.</p>
<p>NANOTerial CEO’su Prof. Dr. Ozan Akdoğan da elektronik atıklardan mıknatıs geri kazanımıyla Avrupa’nın Çin’e bağımlı olduğu bir alana alternatif geliştirdiklerini anlattı. Avrupa Birliği’nin yılda yaklaşık 1 milyar euroluk, Almanya’nın ise tek başına 600 milyon euroluk mıknatıs alımı yaptığını belirten Akdoğan, Kuzey Ren-Vestfalya'daki Circular Valley programının Almanya’daki büyük sanayi oyuncularıyla temas kurmalarını sağladığını ifade etti.</p>
<p>Duisburg Business &amp; Innovation’dan Ömür Hafızoğlu ise Almanya’da yatırım sürecinin sabır ve istikrar gerektirdiğini belirterek, özellikle bürokrasi, vize ve oturum süreçlerinin yatırımcılar açısından zaman zaman zorluk yarattığını söyledi. Kurum olarak yatırımcılara arsa ve ofis arayışından belediye, banka ve mali müşavir görüşmelerine kadar birçok konuda rehberlik ettiklerini belirten Hafızoğlu, Türk şirketlerinin Duisburg’da yatırım yapmasını kolaylaştırmaya çalıştıklarını ifade etti.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Kuzey Ren-Vestfalya, Almanya’daki toplam Türk nüfusunun neredeyse üçte birine ev sahipliği yapıyor</strong></span></p>
<p>Greentech. Ruhr Proje Yöneticisi Christina Zollmarsch ve Hydrogen Metropole Ruhr Yöneticisi Jörn Kleinelümern toplantının açılışında Almanya’nın en çok nüfusa sahip eyaleti Kuzey Ren-Vestfalya'yı tanıttılar. Eyaletin bir özelliği de Almanya’daki toplam Türk nüfusunun neredeyse üçte birine ev sahipliği yapması. </p>
<p><strong>485 BİN MADENCİDEN 250 BİN ÖĞRENCİYE… </strong></p>
<p>Toplantının açılışında konuşan Greentech.Ruhr Proje Lideri Christina Zollmarsch, Kuzey Ren-Vestfalya Eyaleti’nin 150 yıl boyunca kömür madenciliği ve ağır sanayiyle büyüdüğünü, ancak kömür krizinin ardından yeniden yapılanmaya başladığını dile getirdi. Zollmarsch’ın aktardığına göre 1960’ta bölgede 485 bin kişi kömür madenciliğinde çalışırken, üniversite öğrencisi bulunmuyordu. Bugün ise kömür madenciliği sona ermiş durumda ve bölgede 22 üniversitede yaklaşık 250 bin öğrenci eğitim görüyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44c361341eb-1782891361.png" alt="" width="700" height="422" />Yeşil dönüşümün ekonomik olduğu kadar çevresel bir süreç de olduğunu vurgulayan Zollmarsch, hava, su ve toprağın rehabilitasyonuyla birlikte çevre teknolojilerinin geliştiğini söyledi. Bugün Avrupa’nın ilk iklim nötr sanayi bölgesi olmayı hedefleyen Ruhr’da çevre ekonomisi alanında 160 bin 300 kişi çalışıyor. Sektör 14,1 milyar euro katma değer üretirken yıllık yüzde 4,1 büyüyor. Zollmarsch, Türkiye’nin bu deneyimden çıkaracağı temel dersin yatırım kaynaklarını her alana yaymak yerine gelecekte değer yaratacak sektörlere yönlendirmek olduğunu ifade etti.</p>
<p>Hydrogen Metropole Ruhr Yöneticisi Jörn Kleinelümern de eyaletin hidrojen ekonomisindeki konumuna dikkat çekti. Kleinelümern bölgenin 2032’de Almanya’nın hidrojen talebinin yüzde 21,7’sini oluşturmasının beklendiğini ve mevcut doğal gaz altyapısının hidrojene dönüştürülmesinin sanayiye önemli avantaj sağlayacağını söyledi.</p>
<p><strong>Rakamlarla Ruhr Bölgesi'nin yeşil dönüşümü</strong></p>
<p>- 485 bin: Ruhr Bölgesi’nde 1960’ta kömür madenciliğinde çalışan kişi sayısı</p>
<p>- 0: Bugün Ruhr Bölgesi’nde kömür madenciliğinde çalışan kişi sayısı</p>
<p>- 250 bin: Ruhr’daki 22 üniversitede eğitim gören öğrenci sayısı</p>
<p>- 160 bin 300: Ruhr’da çevre ekonomisi alanında çalışan kişi sayısı</p>
<p>- 14,1 milyar Euro: Bölgedeki çevre ekonomisinin yarattığı katma değer</p>
<p>- %4,1: Ruhr’da çevre ekonomisinin yıllık büyüme oranı</p>
<p>- %21,7: Ruhr’un 2032’de Almanya hidrojen talebinden alması beklenen pay</p>
<p>- 909,4 milyar Euro: Kuzey Ren-Vestfalya’nın ekonomik büyüklüğü X%3: Duisburg’un Almanya’daki toplam karbondioksit emisyonları içindeki yaklaşık payı</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/komuru-yesil-ekonomiye-ceviren-nrwden-turk-sanayisine-cagri-82246</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/6/1280x720/67-1782891433.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 1960’larda 485 bin kişinin kömür madenciliğinde çalıştığı Ruhr Bölgesi, bugün hidrojen, çevre teknolojileri ve döngüsel ekonomiyle anılıyor. Almanya’nın en çok nüfusa sahip eyaleti Kuzey Ren-Vestfalya&#039;nın (NRW) dönüşüm liderleri, yeşil ekonominin rekabetçiliğine dikkat çekerek, Türk sanayicisine bu alanda iş birliği çağrısı yaptı. “Yeşil Ekonomi Sohbetleri: Almanya/Kuzey Ren-Vestfalya Özelinde Döngüsel Sanayi ve Avrupa Deneyimleri” başlıklı toplantı EKONOMİ Gazetesi ile Kuzey Ren-Vestfalya Eyaleti dış ticaret ve yatırım destek ajansı NRW.Global Business iş birliğinde İSO’nun ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Toplantıda Türkiye’nin yeşil dönüşüm yolculuğuna da dikkat çekildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ticari-binalarda-verimlilik-firsati-82238</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ticari binalarda verimlilik fırsatı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji verimliliği yalnızca üretim hatlarında aranacak bir fırsat alanı değil. Hastaneler, oteller, alışveriş merkezleri, iş merkezleri ve karma kullanımlı ticari yapılar da yüksek enerji tüketimleriyle dönüşüm gündeminin önemli bir parçası.</p>
<p>Ticari binalarda enerji yönetimi değerlendirilirken fatura azaltımının yanı sıra kullanıcı konforu, iç hava kalitesi, işletme sürekliliği, bakım disiplini, karbon ayak izi ve gayrimenkulün uzun vadeli değeri de aynı çerçevede ele alınmalı. Özellikle enerji fiyatlarının dalgalandığı, karbon düzenlemelerinin güçlendiği ve yeşil finansman kriterlerinin önem kazandığı bir dönemde, ticari binaların enerji performansı doğrudan rekabetçilik konusu haline geliyor.</p>
<p>Türk Sanayisinin Enerji Verimliliği Raporu’nun üçüncü versiyonunda farklı tiplerde 31 ticari binada enerji etüt çalışmaları sonuçları analiz ediliyor. Bu yapıların 2’si 5.000 Ton Eş Değer Petrol (TEP) üzeri, 10’u 1.000 ila 5.000 TEP arası, 19’u ise 1.000 TEP altı tüketime sahip. İncelenen binalar arasında hastane, otel, alışveriş merkezi, iş merkezi ve karma kullanımlı ticari yapılar yer alıyor. Bu çeşitlilik, elde edilen bulguların farklı bina tipleri için anlamlı bir yol haritası sunduğunu gösteriyor.</p>
<p><strong>Tüketim profili </strong></p>
<p>Analiz edilen ticari binalarda toplam enerji tüketiminin %53’ü elektrikten, %47’si ise ısı enerjisinden (ağırlıklı olarak fosil yakıtlardan) kaynaklanıyor. Bu dağılım, ticari binalarda elektrik ve ısı tarafının birbirine oldukça yakın ağırlıkta olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Toplam enerji verimliliği potansiyeli %55,3 seviyesinde. Bunun %25,2’si elektrik tüketiminden, %30,1’i ise ısı enerjisi tarafındaki iyileştirmelerden geliyor. Dolayısıyla enerji verimliliği potansiyeli oldukça yüksek.</p>
<p><strong>İlk üç odak alanı</strong></p>
<p>Etüt sonuçlarına göre sağlanabilecek toplam 100 birim tasarruf potansiyelinin %55’i ısı ve işletme süreçlerinden geliyor. Sonra %12 ile soğutma sistemleri, %11 ile pompa sistemleri yer alıyor. Bu üç başlıkla toplam potansiyelin %78’ine ulaşılıyor.</p>
<p>Bu dağılım ticari binalar için net bir önceliklendirme sunuyor. İlk odak alanı ısıtma, sıcak su, iklimlendirme ve ısı geri kazanımı olmalı. Ardından soğutma sistemleri ve pompa sistemleri detaylı biçimde incelenmeli. Kullanım yoğunluğuna bağlı olarak aydınlatma, otomasyon, asansörler ve yürüyen merdivenler de önemli tasarruf alanları yaratabilir.</p>
<p>Ancak yalnızca cihaz verimine bakmak yeterli olmaz. Binanın kabuğu, kullanım saatleri, doluluk oranı, set değerleri, hava debileri, otomasyon senaryoları ve bakım kalitesi birlikte değerlendirilmeli.</p>
<p><strong>Yatırımın geri dönüşü </strong></p>
<p>Ticari bina etütlerinde 1 TEP enerji tüketimi azaltımı için gereken ortalama yatırım 3.079 dolar. Emisyon azaltımı açısından bakıldığında, 1 ton karbondioksit eş değeri emisyon azaltımı için gereken ortalama yatırım tutarı 565 dolar. Projelerin ortalama geri ödeme süresi ise 4,33 yıl seviyesinde. Bu süre sanayi tesislerinde gördüğümüz bazı sektörlere göre daha uzun olabilir. Bunun temel nedeni binaların sistemlerinin sanayi proseslerine göre yıl içerisinde daha kısa süre çalışması ve kazancın o oranda düşmesi. Ancak ticari binalarda yatırım kararını yalnızca geri ödeme süresiyle değerlendirmek eksik kalır. Çünkü enerji verimliliği projeleri aynı zamanda konforu artırır, arıza riskini düşürür, bakım maliyetlerini azaltır, bina değerini güçlendirir ve karbon ayak izini düşürür.</p>
<p><strong>Sahadan notlar</strong></p>
<p>Eski kazanlar, düşük verimli soğutma grupları, dengesiz pompa sistemleri, hatalı set değerleri, yetersiz otomasyon, sürekli tam kapasite çalışan fanlar ve bakım eksiklikleri toplam tüketimi artırıyor.</p>
<p>Hastane ve otel gibi yapılarda özellikle ısı geri kazanımı ve ısı pompası uygulamaları güçlü bir potansiyel taşıyor. Çünkü bu binalarda aynı anda hem ısıtma hem soğutma ihtiyacı söz konusu ve ısı pompası fosil yakıt tüketimini azaltan önemli bir çözüm. Bina kabuğu da verimlilikte belirleyici bir unsur. Yalıtımın iyileştirilmesi, pencere ve kapılarda düşük ısı geçirgenlik katsayısına sahip doğrama ve camların seçilmesi, güneş ısı kazancını azaltan cam sistemlerinin kullanılması, düşük yayınımlı kaplama ve uygun gaz dolgulu cam tercihleri enerji tüketimini düşürebilir. Doğal gölgeleme elemanları da özellikle yaz aylarında soğutma yükünü azaltır.</p>
<p>Aydınlatma tarafında yüksek verimli armatürler ve doğru kontrol senaryoları önemli katkı sağlar. Alışveriş merkezleri ve iş merkezlerinde kullanım saatlerine göre çalışan otomasyon sistemleri, gereksiz tüketimi azaltır. Pompa sistemlerinde değişken hızlı sürücüler, doğru debi kontrolü ve hidrolik dengeleme ciddi tasarruf fırsatları yaratır.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>Ticari binalarda verimlilik, doğru mühendislik ve iyi işletme disipliniyle hızlı sonuç verebilecek bir alan. Bir sonraki yazımda, bu yüksek potansiyelin neden yeterince hayata geçirilemediğini ele alacağım.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ticari-binalarda-verimlilik-firsati-82238</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticari binalarda verimlilik fırsatı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/arcelik-avrupada-teknoloji-ve-tasarim-sinerjisi-kuruyor-82236</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Arçelik, Avrupa’da teknoloji ve tasarım sinerjisi kuruyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Arçelik’in Whirlpool entegrasyonu sonrası Avrupa’daki yeni büyüme hikâyesi, teknoloji, tasarım, Ar-Ge ve üretim sinerjisiyle şekilleniyor. İtalya’daki Cassinetta işletmeleri, Türkiye’den gelen üretim, Ar-Ge ve teknoloji gücünün, Whirlpool’un köklü marka mirası, İtalyan tasarım kültürü ve Avrupa premium pazarının beklentileriyle buluştuğu stratejik bir merkez olarak öne çıkıyor.</strong></p>
<p>Beyaz eşya sektörü uzun yıllar boyunca üretim kapasitesi, dayanıklılık ve fiyat rekabeti üzerinden değerlendirildi. Bugün ise rekabetin dili değişiyor. Tüketici artık yalnızca iyi çalışan bir ürün değil, yaşam alanıyla bütünleşen, estetik beklentisini karşılayan, sessiz, sezgisel, enerji verimli ve kişisel ihtiyaçlarına uyum sağlayan bir deneyim arıyor. Arçelik’in İtalya’daki Cassinetta işletmeleri, bu dönüşümün Avrupa’daki en somut örneklerinden biri. Burası üretim tesisi olmanın yanı sıra, tasarım, mühendislik, gıda bilimi, yapay zekâ, robotik, dijitalleşme ve sürdürülebilir üretimin aynı ekosistem içinde buluştuğu stratejik bir inovasyon merkezi.</p>
<p>İtalyan tasarım kültürü, Whirlpool’un marka mirası, Arçelik’in mühendislik gücü, Türkiye’nin üretim deneyimi, Avrupa’nın premium tüketici beklentisi ve yapay zekâ destekli yeni üretim teknolojileri Cassinetta’da aynı hikâyede birleşiyor.</p>
<p>Bu nedenle Arçelik’in Avrupa’daki yeni dönemini yalnızca ölçek büyümesi olarak okumak eksik kalır. Burada markalar, teknolojiler, tasarım kültürleri ve üretim kabiliyetleri arasında yeni bir entegrasyon modeli kuruluyor. Türkiye’nin teknoloji ve üretim gücü, Avrupa’nın tasarım ve marka birikimiyle birleştiğinde ortaya yalnızca yeni ürünler değil, yeni bir değer yaratma modeli çıkıyor.</p>
<p><strong>Avrupa yapılanması: Beko Europe</strong></p>
<p>Bugün Arçelik, 57 ülkede 120 iştiraki, yaklaşık 45 bin çalışanı ve 22 markasıyla küresel bir oyuncu. 2025 yılında 10,7 milyar Euro konsolide ciroya ulaşarak Avrupa’nın en büyük beyaz eşya şirketi konumunu güçlendirdi. Şirket, Türkiye beyaz eşya ihracatının yaklaşık yüzde 42,9’unu tek başına gerçekleştiriyor. Whirlpool entegrasyonu sonrasında Arçelik’in Avrupa operasyonları Beko Europe çatısı altında şekillenirken, Arçelik, Beko Europe iştiraki üzerinden 30 ülkede 66 iştiraki, 15 bine yakın çalışanı ve 16 markalık portföyüyle faaliyet gösteriyor ve adet bazında Avrupa’nın 1 numaralı beyaz eşya şirketi konumda.</p>
<p>Cassinetta bu yapının stratejik üretim, tasarım ve Ar-Ge merkezlerinden biri olarak öne çıkıyor. Cassinetta’nın asıl önemi ise, bu ölçeği tasarım, teknoloji ve premium ürün deneyimiyle birleştiren merkezlerden biri olmasından kaynaklanıyor. Burada Türkiye’den gelen mühendislik, üretim disiplini ve Ar-Ge kabiliyeti, İtalya’nın tasarım geleneği, Whirlpool’un marka mirası ve Avrupa tüketicisinin premium beklentileriyle buluşuyor.</p>
<p><strong>Cassinetta: Whirlpool’un evi, Arçelik’in Avrupa’daki sinerji merkezi</strong></p>
<p>1965 yılında kurulan Cassinetta işletmeleri, yaklaşık bin 700 kişiye istihdam sağlıyor. Çalışanların yüzde 51’i kadın, yüzde 49’u erkek. Yaklaşık 1,25 milyon metrekarelik alana yayılan tesiste üç üretim fabrikasının yanı sıra Design Studio Milano, Food Tech Lab ve X-Lab bulunuyor. Cassinetta’da ankastre fırın, ankastre mikrodalga fırın ve ankastre buzdolabı üretiliyor. Ürünler dünya genelinde ihraç ediliyor. Ancak tesisi stratejik kılan yalnızca üretim kapasitesi değil. Cassinetta, tasarım, mühendislik, ürün geliştirme ve üretim süreçlerini aynı ekosistemde buluşturuyor.</p>
<p>Cassinetta 1989’dan bu yana Whirlpool’un Avrupa’daki evi olarak konumlanıyor. Bugün bu miras, Arçelik’in Avrupa’daki yeni yapılanması içinde premium büyüme stratejisinin önemli bir parçası haline geliyor.</p>
<p><strong>Yıllardır teknoloji şirketi olduk şimdi tasarıma yöneliyoruz</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44afb2173c0-1782886322.png" alt="" width="235" height="258" /></strong>Arçelik Global Pazarlama ve Stratejiden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Ragıp Balcıoğlu, Whirlpool’un geleceğinin teknoloji ve tasarımın insan hayatını kolaylaştırdığı yeni bir premium anlayış üzerine kurulduğunu söylüyor. Bu yaklaşımın merkezinde basit ama güçlü bir fikir var: Teknoloji insanı hissetmeli, uyum sağlamalı ve yanıt vermeli. Whirlpool’un 6th Sense teknolojisi de bu yaklaşımın en somut yansıması. Cihazlar yük, koşul ve kullanım alışkanlıklarına göre performansını otomatik olarak optimize ediyor.</p>
<p>Ragıp Balcıoğlu şu yorumları yapıyor: “Whirlpool ile birlikte, teknoloji birikimi ve tasarım mirasını devralmış olduk. Bizim Türkiye’de de çok önemli bir Ar&amp;Ge merkezimiz var. Beko Europe yapısı ile amacımız sinerji yaratmak. Dünyada dengeler değişiyor. Çin tüm endüstri noktalarında ciddi tehdit oluşturuyor. Beko Europe ile ölçeği artırıp, sinerji yaratıp, çok daha rekabetçi bir duruş sergilemeyi hedefliyoruz. Bu sinerjilerden biri de ankastre, diğeri ise pişirme. Buradaki uzmanlıkları, Türkiye ve Avrupa’daki diğer fabrikalara da yansıtıyoruz. Bu bize çok daha büyük bir oyun alanı ve güç veriyor. Öte yanan premium segment çok daha dayanıklı bir segment. Avrupa’da ortalama fiyatlar düşerken, premium segment bundan daha az etkileniyor. Biz yıllardır teknoloji şirketi olduk, şimdi teknolojiden tasarıma yöneliyoruz."</p>
<p><strong>Türkiye’den gelen mühendislik İtalya’da tasarımla buluşuyor</strong></p>
<p>Cassinetta’daki Design Studio Milano, Arçelik’in küresel tasarım organizasyonunun bir parçası. İstanbul ve Shenzhen ile birlikte çalışan bu stüdyo, Avrupa için bir tasarım mükemmellik merkezi işlevi görüyor. Endüstriyel tasarım, kullanıcı deneyimi, arayüz tasarımı, ergonomi, malzeme, renk ve yüzey alanlarında uzmanlaşmış 31 kişilik ekip, Whirlpool’un premium dilini somut ürün deneyimlerine dönüştürüyor.</p>
<p><strong>Food Tech Lab: Gıda bilimi evin mutfağına giriyor</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44b0424733a-1782886466.jpg" alt="" width="500" height="484" /></strong>Cassinetta’daki Food Tech Lab, işin gıda bilimi tarafını temsil ediyor. 2003 yılında kurulan laboratuvarda mühendisler ve gıda bilimciler, pişirme performansını bilimsel yöntemlerle test ediyor. Amaç, profesyonel düzeyde gıda bilimi bilgisini ev tipi cihazlara taşımak. Kullanıcının mutfaktaki davranışı, mühendislik ve gıda bilimiyle ürüne dönüştürülüyor. Böylece fırın, ocak ya da buzdolabı yalnızca teknik bir cihaz değil, yemeğin kalitesini, sağlığını ve deneyimini etkileyen akıllı bir çözüm haline geliyor.</p>
<p><strong>X-Lab: Geleceğin fabrikasına açılan kapı </strong></p>
<p>Cassinetta’daki X-Lab Teknoloji ve İnovasyon Laboratuvarı geleceğin üretim anlayışını temsil ediyor. 2026 yılında hayata geçirilen X-Lab, robotik, yapay zekâ destekli otomasyon, makine görüsü, lojistik otomasyonu, katmanlı üretim ve sanal gerçeklik alanlarında çalışıyor. Burada geliştirilen çözümler önce İtalya’daki diğer fabrikalara, ardından Arçelik’in Avrupa ağına yayılıyor. X-Lab’in adındaki “X”, çapraz iş birliğini simgeliyor. Yani farklı fonksiyonların, tedarikçilerin, üniversitelerin ve dijital merkezlerin bir araya gelerek fikirleri endüstriyel uygulamalara dönüştürmesini ifade ediyor.</p>
<p><strong>Sürdürülebilir üretim premium stratejinin parçası </strong></p>
<p>Cassinetta işletmeleri 2021’den bu yana sıfır atık statüsünde. Üretimden kaynaklanan tüm atıklar geri dönüştürülüyor, yeniden kullanılıyor ya da geri kazanılıyor. Yüksek performanslı kojenerasyon santrali sayesinde CO2 emisyonlarında yıllık yüzde 18 azalma sağlanıyor. Son beş yılda su tüketimi yüzde 25 azaltılmış durumda. 2028 yılına kadar devreye alınması planlanan 6 MW kapasiteli fotovoltaik sistemin ise tesisin elektrik ihtiyacının yüzde 20’sini karşılaması ve yılda 1.542 ton ek CO2 emisyonunu önlemesi bekleniyor.</p>
<p><strong>Premium artık sadece pahalı ürün demek değil </strong></p>
<p>Premium segmentteki büyüme, tüketici beklentilerindeki değişimi de ortaya koyuyor. Ragıp Balcıoğlu’nun sunumunda paylaşılan verilere göre tüketicilerin yüzde 51’i kendi bireysel ihtiyaçlarına göre uyarlanmış ürünler istiyor. Premium kategorilerde yıllık büyüme yüzde 9,8 seviyesinde. Premium ürünlerin ana akım ürünlere kıyasla 3,2 kat daha fazla değer yarattığı belirtiliyor. Bu segmentin stratejik alanlarından biri ankastre ürünler. Avrupa’da ankastre mutfak cihazları pazarı 2024’te 6 milyar dolar düzeyindeyken, 2030’da 9 milyar doların üzerine çıkması bekleniyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/arcelik-avrupada-teknoloji-ve-tasarim-sinerjisi-kuruyor-82236</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/6/1280x720/56-1782886287.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Arçelik, Avrupa’da teknoloji ve tasarım sinerjisi kuruyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mesleki-ozerklik-icin-onemli-bir-hukuk-karari-82235</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mesleki özerklik için önemli bir hukuk kararı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Anayasa Mahkemesi’nin TÜRMOB’un düzenleme yetkisine ilişkin kararı, meslek kuruluşlarının görev ve sorumlulukları açısından önemli bir değerlendirme ortaya koydu.</strong></p>
<p>Bir mesleğin gücü yalnızca sahip olduğu yetkilerle değil, o yetkileri hangi sorumluluk bilinciyle kullandığıyla ölçülür. Serbest muhasebeci mali müşavirlik ve yeminli mali müşavirlik mesleği de yıllardır kamu yararı doğrultusunda; finansal sistemin (muhasebe), vergi ve denetim sisteminin güvenilirliği için önemli bir görev üstlenmektedir.</p>
<p>Bu nedenle meslek örgütlerinin kurumsal özerkliği bir ayrıcalık değil, Anayasa’nın tanıdığı kamusal bir güvencedir. TÜRMOB tarafından açılan dava neticesinde; Anayasa Mahkemesi, yeminli mali müşavirlik sınav komisyonunun çalışma usulleri, sınav konuları ve sınava ilişkin diğer esasların belirlenmesinde TÜRMOB tarafından çıkarılacak yönetmelik için öngörülen “Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınmak suretiyle” şartını, Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti. (Anayasa Mahkemesinin, 12/2/2026 tarihli ve E.2026/25, K.2026/25 sayılı kararı, 23 Haziran 2026 tarihli RG.) Daha önce de TÜRMOB tarafından, Genel Kurul Kararları uyarınca çıkarılacak olan 3568 sayılı Yasayla ilgili Disiplin Yönetmeliği, Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik, Oda ve Birlik Yönetmelikleri hakkında da Anayasa Mahkemesi aynı yönde karar tesis etmişti.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi’nin verdiği bu kararlar, anılan yönetmeliklerin yasaya aykırı olmaması şartıyla, yalnızca bir kanun maddesindeki ifadenin iptali değil, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının anayasal konumunu ve mesleki özerklik anlayışını yeniden hatırlatan önemli bir değerlendirmeleri içermektedir.</p>
<p>Meslek kuruluşları, üyelerinin ortak çıkarlarını koruyan yapılar olmanın ötesinde; mesleğin standartlarını belirleyen, etik ilkeleri geliştiren ve kamu adına sorumluluk taşıyan kurumlardır. Bu nedenle bu yapıların görevlerini yerine getirirken belirli bir özerkliğe sahip olması gerekir. Devletin, meslek kuruluşları üzerindeki idari gözetim ve mali denetim yetkisi, meslek kuruluşunun yerine geçmek anlamına gelemez. Bir yönetmeliğin yürürlüğe girebilmesinin idarenin “uygun görüşüne” bağlanması, görüş bildirme sınırını aşarak uygulamada onay mekanizmasına dönüşmektedir. Bu da meslek kuruluşunun düzenleme yapma yetkisinin ve özerkliğinin ortadan kaldırılması demektir.</p>
<p>TÜRMOB, kanunla kurulmuş, tüzel kişiliğe sahip, kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşudur. Mesleki standartları yükseltmek, sınav süreçlerini düzenlemek ve kamu yararını gözetmek gibi görevlerini etkin biçimde yerine getirebilmesi için kurumsal özerkliğinin korunması zorunludur. Özerklik, kamu yararından bağımsız bir alan değil; tam tersine kamu yararının daha etkin şekilde gerçekleştirilmesine hizmet eden bir sorumluluk anlayışıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mesleki-ozerklik-icin-onemli-bir-hukuk-karari-82235</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mesleki özerklik için önemli bir hukuk kararı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozelden-nato-aciklamasi-ankarada-utanc-verici-seyler-oluyor-82225</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özel’den NATO açıklaması: Ankara’da utanç verici şeyler oluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>CHP Grup Başkanı Özgür Özel, 7-8 Temmuz 'da Ankara’da gerçekleşecek NATO zirvesi için, “Ankara'da utanç verici bir şeyler oluyor. NATO Zirvesi olacak, yabancı liderler gelecek diye kendi insanına çile tasarlayan, güvenlik önlemini akıl almaz boyutlara taşıyan bir acayip hal var” dedi.</p>
<p>TBMM’de grup toplantısında konuşan Özgür Özel, 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleşecek NATO zirvesi için güvenlik amacıyla gözaltı ve tutuklama kararlarına tepki gösterdi. “Önleyici tutuklama yapıyorlar” diyen Özel, “Ankara'da utanç verici bir şeyler oluyor. NATO Zirvesi olacak, yabancı liderler gelecek diye kendi insanına çile tasarlayan, güvenlik önlemini akıl almaz boyutlara taşıyan bir acayip hal var. NATO Zirvesi'nden önce pikniğe giden TEMA gönüllülerini tutukluyorlar. Gazetecileri, akademisyenleri, sivil toplum temsilcilerini tutukluyorlar; 'NATO Zirvesi'nde eylem yapacaklar' diye. 30 yıl öncesinde, 40 yıl öncesinde kalmış örgütlerin isimlerini söyleyip bu örgütleri üyelikle suçluyorlar. Ve diyorlar ki; 'bunlar gelir, burada eylem yapar.' Bırakın önleyici gözaltıyı, önleyici tutuklama yapıyor adamlar. Cümle alem biliyor hiçbir suçları yok” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>“Güçlü liderin şakadan, espriden ödü kopmaz” </strong></p>
<p>Stand-up gösterisinin ardından kamuoyunda hedef gösterilen komedyen Deniz Göktaş'a ilişkin Özel, “Kendi insanından korkan bir rejimin; düşünceye, fikre, espriye, şakaya tahammül edemeyen aciz bir haldeki bir rejimin tükeniş dönemini hep beraber yaşıyoruz. Güçlü liderin şakadan, espriden, fıkradan ödü kopmaz. Güçlü lider bunlarla güçlenir” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Ekonomide en kötü dönemi yaşıyoruz” </strong></p>
<p>Ekonomide tarihin en kötü döneminin yaşandığına dikkat çeken Özgür Özel, “Bitmeyen, sonu görünmeyen bir ekonomik krizin içindeyiz ve bunun en yakıcı tarafı, gıda enflasyonu. Dünyadaki 200 ülkenin lideri, ortalama gıda enflasyonu yüzde 2’ye, ortalama enflasyonu yüzde 3.3’e düşürmeyi başardı. Bir tek ‘dünya lideri’ diye yalandan parlattıkları, enflasyonu dünyanın 17 katında tutmayı başardı” diye konuştu.</p>
<p>En düşük emekli maaşlarına yönelik gelecek yasal düzenlemeye işaret eden Özel, “Emekliye zam yapılacak, kanuna muhtaç kök maaşlardan dolayı. Orada yine grubumuz mücadele verecek ama TÜİK’in maskelenmiş, hem yanlış sepetten hesaplanan hem de yöntemsel olarak yanlış olan, emekliyi milli gelir artışında var görmediği için büyümeden pay vermeyen, bu yüzden bağıl olarak küçülten anlayışla yine hem ilgili komisyonda, hem de Meclis Genel Kurulu’nda mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>Bahçeli: Türkiye NATO’da temel kaldıraçtır</strong></span></p>
<p>MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkiye’nin NATO haritasında ittifakın Güney Doğu kanadını ayakta tutan temel kaldıraç olduğunu belirterek, Kore’den Afganistan’a, Kosova’dan Libya’ya, Bosna- Hersek’ten Irak’a kadar Türk askerinin, müttefiklik hukukunun gereğini yıllardır sahada gösterdiğini belirtti. Gelecek hafta Ankara’da yapılacak NATO zirvesi öncesinde Türkiye’nin NATO’daki önemine dikkat çeken MHP Genel Başkanı Bahçeli, “Ankara’da yapılacak ve ev sahibi olduğumuz NATO Zirvesi bakımından Türkiye; ittifakın geçmişini, bugününü ve muhtemel yarınını muazzam bir senteze ulaştıracak, ittifakın yarınlarının yeniden biçimlendirilmesinde başat rol üstlenecektir. Bugün NATO yeni bir dönemin başındadır. Brüksel’de yapılan son savunma bakanları toplantısında caydırıcılık, savunma kapasitesinin artırılması, mühimmat stokları, savunma harcamaları, nükleer caydırıcılık, Rusya-Ukrayna savaşı gündemin merkezine oturmuştur. “NATO 3.0” olarak ifade edilen bu arayış, ittifakın yeniden sert güce, hızlı karar alma kabiliyetine, üretim kapasitesine ve yüksek hazırlık seviyesine yöneldiğini göstermektedir. İşte Türkiye, bugün NATO’nun önündeki bütün hayati ve kritik başlıkların tam kalbinde duran devlettir” dedi.</p>
<p>Meclis grup toplantısında konuşan Bahçeli, bugün NATO içerisinde askeri hastanesi bulunmayan tek ülkenin Türkiye olduğunu belirterek, askeri hastanelerin yeniden açılması ve ordu bünyesine kazandırılmasının hayati bir mesele olduğunu söyledi. Bahçeli, “Mukaddes GATA geleneği; cephe gerisinden cephe hattına kadar uzanan askeri tıp disiplininin, Mehmetçiğe adanmış fedakâr hekimlik ruhunun ve harp şartlarında çelikleşmiş sağlık aklının ta kendisidir. Askeri hastanelerin yeniden yapılandırılması; Gülhane ruhunun çağın modern ihtiyaçlarına göre yeniden ihyası ve harp cerrahisinin güçlendirilmesi tekraren ifade ediyorum, milli beka meselesidir" diye konuştu. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozelden-nato-aciklamasi-ankarada-utanc-verici-seyler-oluyor-82225</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/2/5/1280x720/ozgur-ozel-1782882415.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özel’den NATO açıklaması: Ankara’da utanç verici şeyler oluyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/savas-bitti-tur-operatorleri-ile-otelciler-arasinda-fiyat-indirimi-krizi-82210</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savaş bitti, tur operatörleri ile otelciler arasında ‘fiyat indirimi’ krizi başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>ABD-İsrail ile İran arasındaki savaş, 4 yıldır devam eden Rusya Ukrayna savaşı ile enflasyonun yüksek seyretmesi, döviz kurunun düşük seyretmesi ve maliyetlerinin aşırı düzeyde artması hem turizm işletmelerini olumsuz etkilemeye devam ediyor. ‘Türkiye pahalı’ algısıyla birlikte Avrupalı turist daha ucuz olan tatil ülkeleri tercih yaptı.</p>
<p>Otelciler, maliyetlerinin yüzde 50’nin üzerinde arttığını, gelirlerinin ise döviz kuru baskısı nedeniyle istenilen düzeyde olmadığını belirterek, tur operatörlerinin daha fazla fiyat indirim taleplerine yanıt veremeyeceklerini dile getiriyorlar.</p>
<p>Hürmüz boğazındaki savaşın küresel petrol fiyatlarına yansıması domino etkisi yaratarak havacılık ve turizm sektörünü de olumsuz etkileyerek uçak biletlerinin artmasına yol açtı.</p>
<p>Akdeniz Turistik Otelciler Birliği (AKTOB) Başkanı Kaan Kavaloğlu, küresel havacılıkta yeni bir dönem yaşandığını, artan yakıt maliyetlerinin turizm rekabetini yeniden şekillendirdiğini söyledi. Kavaloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Orta Doğu’da yaşanan jeopolitik gelişmeler ve Hürmüz Boğazı’ndaki tanker trafiğinde meydana gelen aksamalar, küresel havacılık sektörünün en önemli maliyet kalemi olan jet yakıtını yeniden gündemin merkezine taşıdı. Küresel jet yakıtı üretiminin yaklaşık yüzde 14’ünü karşılayan Körfez bölgesindeki arz riskleri ve Asya rafinerilerindeki üretim baskısı, havayolu sektöründe maliyetleri artırırken, uluslararası turizm hareketlerinin de önümüzdeki dönemde yeni bir dengeye oturacağı öngörülüyor.’’</p>
<p>Jet yakıtı fiyatlarındaki yükselişin yalnızca ham petrol fiyatlarından değil, rafineri kapasitesindeki daralma ve tedarik zincirindeki aksaklıklardan da kaynaklandığını anlatan Kavaloğlu, ‘’Uzmanlar, maliyet artışlarının önümüzdeki aylarda kademeli olarak bilet fiyatlarına yansıyacağını ve bazı hatlarda kapasite planlamalarının yeniden gözden geçirileceğini değerlendiriyor’’ dedi.</p>
<p><strong>Küresel turizmde yeni rekabet dönemi</strong></p>
<p>Bu gelişmelerin sadece kısa vadeli maliyet artışı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Kavaloğlu, küresel turizmde yeni bir rekabet döneminin başladığını söyledi.</p>
<p>Yakıt fiyatlarındaki artışın yalnızca havayollarının maliyet sorunu olarak görülmemesi gerektiğine dikkat çeken Kaan Kavaloğlu, şunları söyledi:</p>
<p>‘’Enerji maliyetlerinin uzun süre yüksek seyretmesi, havayollarının filo yatırımlarından uçuş ağlarına, kapasite planlamasından destinasyon tercihlerine kadar birçok stratejik kararı yeniden şekillendirecek. Bunun etkilerini sadece bu sezon değil, önümüzdeki birkaç yıl boyunca küresel turizm hareketlerinde göreceğiz. Enerji maliyetleri küresel turizmde yeni bir seçici mekanizma oluşturacak. Yüksek yakıt maliyetleri uzun vadede küresel turizm akışlarını yeniden şekillendirecek’’ dedi.</p>
<p><strong>Savaş bitti, otelci ve tur operatörü arasında fiyat savaşı başladı</strong></p>
<p>LMX Touristik Türkiye Koordinatörü Serdar Bayraktar da, ABD-İsrail ve İran savaşının ardından, turizm sektöründe yeni bir mücadele dönemi başladığına dikkat çekti.</p>
<p>Otelciler ile tur operatörleri arasında fiyat savaşı başladığını vurgulayan Bayraktar, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Fiyatlarını düşüren ve daha rekabetçi teklifler sunan oteller, henüz hedeflenen rezervasyon sayılarına ulaşamamış olsalar da mevcut talebi kendi taraflarına çekmeyi başarıyorlar. Bununla birlikte, geçen yıla göre özellikle Orta Avrupa pazarında rezervasyon akışında belirgin bir düşüş yaşanıyor. Türkiye’de konaklama maliyetlerinin her geçen gün artması ve döviz kurlarının aynı oranda yükselmemesi sektörün rekabet gücünü olumsuz etkiliyor. Buna ek olarak yüksek enflasyon, turizm sektöründe yaşanan nitelikli personel sıkıntısı ve bu yıl yürürlüğe giren yangın yönetmeliğinin getirdiği ek yükümlülükler de işletmeler üzerinde ciddi baskı oluşturmaktadır. Tüm bu gelişmeler sonucunda, oldukça iyi başlayan erken rezervasyon döneminin ivmesi ne yazık ki sürdürülememiştir.’’</p>
<p><strong>"Gelecek sezon rekabet daha da sertleşecek"</strong></p>
<p>Küresel turizm pazarında rekabet şartlarının değiştiğini, fiyat avantajının farklı destinasyonların eline geçtiğine dikkat çeken Bayraktar, ‘’Önümüzdeki dönemde fiyat rekabetinin daha da sertleşmesi bekleniyor. Uçak garantisi bulunan tur operatörleri, bir yandan uçuş risklerini azaltmak amacıyla satış fiyatları üzerinde baskı kurarken, diğer yandan otellerden daha avantajlı fiyatlar alabilmek için pazarlıklarını artıracaklardır. Sonuç olarak, doğru satış fiyatını yakalayan tur operatörleri pazarda avantaj sağlayacaktır’’ diye konuştu.</p>
<p><strong>‘’Kârdan değil gelecekten zarar ediyoruz’’</strong></p>
<p>Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği (POYD) Başkanı Hakan Saatçıoğlu ise Türk turizminin derin bir çıkmaz içinde bulunduğunu söyledi. Maliyetlerin iki katına çıktığını, kur baskısı yüzünden Türkiye’nin yurt dışında ‘pahalı’ hale gelindiğini ifade eden Saatçioğlu, ‘’Bu şartlar altında 2027'de otellerimizi yenileyemeyeceğiz. Sektörde acilen devlet destekli bir üst akla ve ‘her şey dahil’ sisteminde reforma ihtiyaç var’’ dedi.</p>
<p>Tur operatörlerinin ‘Türkiye pahalı’, otelcilerin ise ‘Maliyetlerden dolayı daha fazla fiyat indiremeyiz’ restleşmesini değerlendiren Saatçıoğlu, turizmcinin enflasyona karşı savaş yaşadığını bildirdi.</p>
<p>Otelcilerin artık seçime kadar sabredeceğini ifade eden Saatçioğlu, özetle şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Giderler TL, gelirler döviz. Bu duruma seçime kadar sabredeceğiz. Ülkedeki durum belli, turizmci her alanda kötü durumda. Bir sonraki seçimlere kadar kurun bu şekilde kontrollü artırılmasından dolayı turizmci her geçen gün daha da zor duruma düşecek. Çünkü bütün gelirlerimiz döviz (Euro/Dolar) bazında, giderlerimiz ise tamamen Türk Lirası. Gelirlerimiz enflasyon karşısında yeniliyor ve yurt dışında pahalı kalıyoruz. Burada yapacak bir şey yok, seçime kadar hepimiz sabredeceğiz."</p>
<p><strong>"2027’de oteller yenilenmeyecek"</strong></p>
<p>2026 turizm sezonunun savaşların da etkisiyle ciddi kayıplarla ve beklendiği gibi geçmediğini anlatan Hakan Saatçioğlu, özetle şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Şu anda kardan çok ciddi şekilde zarar ediyoruz. Bizim amacımız kar edip otellerimizi yenilemektir. Fakat bu şartlar altında 2027 için otellerimizi yenileyemeyeceğiz gibi gözüküyor. Oteller ister istemez eskiyor ve bizi en çok düşündüren, korkutan konu bu. 2027'de bu tablodan farklı bir senaryo olmayacak. Dayanabilen olacak, dayanamayan olacak. Küçük oteller zor durumda kalacak ve sektörde el değiştirmeler çoğalabilir. Fiyat indirim taleplerine de kapıyı kapatıyoruz. Zaten yüzde 15 ila yüzde 40 arasında indirim yapanlar var. Bu karları tamamen yok ediyor. Daha fazla fiyat indiremeyiz. Eskiden 5 yıldızlı, ‘her şey dahil’ bir otelin kişi başı günlük maliyeti (cost) 30 Euro civarındaydı, şimdi ise 55 Euro oldu. Bir otelin kara geçebilmesi için 100 Euro’nun aşağısında satmaması gerekir.’’</p>
<p><strong>"Gelecek sezona eksi 1 milyon euro ile başlıyor"</strong></p>
<p>Antalya’da kış sezonunda otellerin yüzde 70’inin kapandığına dikkat çeken Saatçioğlu, ‘’Otellerin gizli kış gideri var. Antalya’daki otellerin yüzde 70’i kışın kapanıyor. Bu oteller Ocak-Nisan döneminde cepten yiyor ve 1 Nisan'da kapıyı açtığında sezona otomatik olarak eksi 1 milyon Euro ile başlıyor. İşletmenin yaz aylarında hem bu zararı kapatması hem de kara geçmesi lazım. Umut ‘son dakika’ rezervasyonlarında’’ dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/savas-bitti-tur-operatorleri-ile-otelciler-arasinda-fiyat-indirimi-krizi-82210</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/04/BAYRAM-tURIST.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Turizmde hedefleri tutmayan otelciler, yüksek sezona girildiği şu dönemde tur operatörlerinin fiyat indirim taleplerini karşılamaya çalışırken, maliyetlerinin daha da artacağını belirtiyor. Otel doluluklarının istenilen düzeyde olmaması nedeniyle işletmeler, yüzde 15 ile yüzde 40 arasında fiyat indirimine gitti. Turizmcilerin umudu ‘son dakika’ya kaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yuksek-teknoloji-ve-sanayi-ihracatin-yonunu-belirledi-82208</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yüksek teknoloji ve sanayi ihracatın yönünü belirledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından açıklanan “Türkiye’nin İlk 1000 İhracatçısı – 2025” araştırması, ihracat hacmindeki değişimlerin yanı sıra kârlılık yapısındaki dönüşümü de ortaya koydu. Küresel talepteki dalgalanma, parite etkileri ve sektör bazlı maliyet baskıları, firmaların finansal performansında ayrışmayı artırdı. Rapora göre, Türk ihracatının zirvesinde köklü bir değişim yaşanmazken, savunma sanayii ile otomotiv sektöründeki bazı üreticilerin milyar dolarlık sıçramaları ve kârlılık haritalarındaki radikal değişimler yıla damgasını vurdu. Küresel pazarlardaki daralmaya rağmen Türkiye'nin en büyük ihracatçıları vites artırırken, geleneksel sektörlerde ve kârlılık rasyolarında çarpıcı dönüşümler kayıtlara geçti.</p>
<h2>Liderlik koltuğu değişmedi, Ford hacimsel rekor kırdı</h2>
<p>Türkiye geneli mal ve hizmet ihracatçılarının yer aldığı sıralamanın en tepesinde, her yıl olduğu gibi yine hizmet ihracatının küresel markası Türk Hava Yolları yer aldı. Şirket, 2024 yılındaki 17 milyar 235 milyon dolarlık performansını yüzde 3,2 oranında artırarak 2025 yılında 17 milyar 780 milyon dolarlık ihracat hacmine ulaştı ve liderlik tahtını korudu. Listenin asıl hacimsel büyüme şampiyonu ve ikinci basamağında yer alan ismi ise Ford Otomotiv oldu. Ford Otomotiv, bir önceki yıl gerçekleştirdiği 8 milyar 545 milyon dolarlık ihracatı tam 2 milyar 808 milyon dolar artırarak 11 milyar 353 milyon dolara yükseltti.</p>
<p>Üçüncü sırada 3 milyar 912 milyon dolarlık ihracatıyla Toyota Otomotiv yer alırken, şirketin dış satımında bir önceki yıla göre yüzde 15,2’lik bir daralma kaydedilmesi dikkat çekti. Listenin dördüncü sırasını aracı kurum olarak 3 milyar 189 milyon dolar ile TGS Dış Ticaret alırken, beşinci sıraya ise savunma sektöründe faaliyet gösteren Arca Savunma yerleşti.</p>
<h2>Savunma ve lüks segment öne çıktı</h2>
<p>Listenin en çarpıcı gelişim eğrisi savunma ve havacılık sanayii ile lüks tüketim odaklı sektörlerde yaşandı. Genel sıralamada beşinci olan Arca Savunma, rekor bir büyümeye imza attı. Şirket, 2024 yılındaki 598,7 milyon dolarlık ihracat tutarını 2025 yılında 2 milyar 946 milyon dolara çıkarttı. Dolar bazında sağladığı net 2 milyar 347 milyon dolarlık büyüme performansı ile Ford Otomotiv'in ardından en yüksek hacimsel artış yakalayan ikinci firma oldu. Savunma sanayiinin bir diğer küresel gücü olan Baykar Makina, ihracat hanesine net 595,7 milyon dolar ekleyerek toplam ihracatını 2 milyar 92 miktar dolara taşıdı ve genel sıralamada 11'inci sıraya yerleşti.</p>
<p>Bu şirketlerin yanı sıra, yüzde bazında büyüme liderlerinde de savunma ve yüksek teknoloji firmaları öne çıktı. KCR Dış Ticaret, yüzde 411’lik rekor ihracat artışıyla ihracatını 49,1 milyon dolardan 251 milyon dolara ulaştırdı ve genel sıralamada 120’nci sıraya tırmanarak listenin en dinamik aktörlerinden biri oldu. Hem savunma hem de ticari araç üretim kapasitesiyle öne çıkan Otokar da ihracatını yüzde 118 oranında büyüterek 244,5 milyon dolardan 533,2 milyon dolara ulaştırdı.</p>
<h2>Otomotiv sektöründe ihracat artışı geniş tabana yayıldı</h2>
<p>Türkiye'nin geleneksel ihracat şampiyonu olan otomotiv sektörü, listenin net dolar artışı bazındaki sıralamalarında öne çıktı. Sektörün ve tüm listenin hacimsel artış rekortmeni Ford Otomotiv oldu. Firma, bir önceki yıl gerçekleştirdiği 8 milyar 545 milyon dolarlık performansın üzerine net 2 milyar 808 milyon dolar daha koyarak toplam ihracatını 11 milyar 353 milyon dolara ulaştırdı.</p>
<p>Otomotivdeki bu agresif büyümeyi diğer küresel üreticiler de destekledi. Mercedes-Benz Türk, ihracat rakamını net 433 milyon dolar yükselterek 1 milyar 192 milyon dolardan 1 milyar 625 milyon dolara çıkardı. Ağır ticari ve otobüs segmentinin güçlü oyuncularından Man Türkiye, ihracatını net 375,3 milyon dolar artışla 536,1 milyon dolardan 911,4 milyon dolara taşımayı başardı. Tofaş ise ihracat hanesine net 343 milyon dolar ekleyerek yılı 823,8 milyon dolar ihracat büyüklüğüyle tamamladı. Toplu taşıma ve raylı sistem çözümlerine odaklanan Bozankaya Raylı Sistemler de yüzde 122,2'lik ihracat büyüme oranı yakalayarak ihracatını 51,5 milyon dolardan 114,6 milyon dolara çıkardı.</p>
<h2>Çelik sektöründe yatırımların karşılığı alındı</h2>
<p>Küresel emtia fiyatlarındaki dalgalanmalara rağmen, Türkiye'nin çelik sektörü katma değerli ürün grupları ve yeni pazar arayışları sayesinde listede basamakları en hızlı tırmanan bir diğer alan oldu. Sektörün en büyük hacimsel hamlesine Habaş imza attı. İhracat hanesini net 303,4 milyon dolar büyüten firma, toplam sektörel ihracat tutarını 1 milyar 212 milyon dolara yükselterek çelik kategorisinde zirvedeki yerini sağlamlaştırdı.</p>
<p>Yüzde bazındaki büyüme ve basamak atlama şampiyonluklarında da çelik üreticileri öne çıktı. Tosyalı Toyo Çelik, ihracatını yüzde 273,4 gibi çok yüksek bir oranda artırarak 35,5 milyon dolardan 132,6 milyon dolara çıkardı ve listede 666 basamak yükseldi. Grubun bir diğer şirketi olan Tosyalı Demir Çelik ise ihracat cirosunu yüzde 240,5'lik sıçramayla 120,2 milyon dolardan 409,4 milyon dolara yükseltirken, net artış bazında da hanesine 289,2 milyon dolar ekledi. Bir diğer dikkat çeken performans ise Atakaş Çelik'ten geldi. Şirket, yüzde 127,1'lik büyüme oranı yakalayarak ihracat rakamını 72,6 milyon dolardan 165 milyon dolara ulaştırdı.</p>
<h2>Hizmet ve lüks segmentte hızlı büyüme</h2>
<p>Listenin genel yapısı incelendiğinde, butik üretim yapan lüks tüketim alanları ve hizmet ihracatı kalemlerinde ciddi artışlar kaydedildi. Yatçılık alanında faaliyet gösteren Bilgin Yatçılık, yakaladığı yüzde 267,9'lik büyüme ivmesiyle ihracatını 31,9 milyon dolardan 117,4 milyon dolara çıkardı. Şirket bu performansıyla İlk 1000 listesinde tam 727 basamak birden tırmanarak yılın en hızlı yükselen firması oldu. Hizmet ve turizm ihracatı bacağında ise Odeon Turizm, ihracat gelirlerini net 314 milyon dolar artırarak 1 milyar 260 milyon dolardan 1 milyar 574 milyon dolara tırmandırdı. Ev aletleri üretim segmentinde yer alan Evas Ev Aletleri ise yüzde 160,6'lık ciro artışıyla ihracatını 35,3 milyon dolardan 92,1 milyon dolara yükselterek sıralamada 559 basamak yukarı çıktı.</p>
<h2>Gıda ve emtia sektörlerinde ihracat performansı zayıfladı</h2>
<p>Madalyonun diğer yüzünde ise küresel piyasalardaki talep daralması, parite etkileri, ham madde fiyatlarındaki gerileme ve artan iç maliyetler sebebiyle ligde ciddi kan kaybeden devler yer aldı. Otomotiv sektörünün köklü üreticilerinden BMC Otomotiv, 2024 yılındaki 175'inci sırasından, ihracatında yaşanan yüzde 77,7'lik sert düşüş nedeniyle 2025 yılında 885'inci sıraya kadar geriledi.</p>
<p>Kimya ve tekstil ham maddeleri alanında faaliyet gösteren Meltem Kimya yüzde 61,9 düşüşle 313'üncü sıradan 894'üncülüğe inerken, dış ticaret şirketlerinden Zorlu Dış Ticaret de yüzde 58,5’lik daralmayla 111’inci sıradan 310’uncu sıraya düştü. Kıymetli madenler ve kuyumculuk sektöründe yer alan Oro İstanbul Altın ve Gümüş ise yüzde 55,2 düşüşle 145’inci sıradan 369’unculuğa geriledi.</p>
<p>Tarım, gıda ve emtia fiyatlarındaki küresel geri çekilmenin bir yansıması olarak gıda ve tarım odaklı firmalarda da belirgin kayıplar gözlendi. Gıda sektöründe iç ve dış pazar dengelerini kurmakta zorlanan firmalardan Mersin merkezli Dicle Gıda, ihracatında yüzde 54'lük bir kayıp yaşayarak 395’inci sıradan 916’ncılığa indi. Benzer şekilde un ve tarım ürünleri ihracatı gerçekleştiren Mardin merkezli Hacışakiroğulları Un Gıda yüzde 51,9'luk daralmayla 422'nci sıradan 936'ncılığa düşerken, zeytinyağı ve bitkisel yağ üreticisi Verde Yağ yüzde 48,1'lik gerilemeyle 232'nci sıradan 481'inci sıraya indi. Ağır sanayide ise Kocaer Çelik yüzde 52,2 düşüşle 92’ncilikten 230’unculuğa, Borçelik Çelik ise yüzde 51,7 düşüşle 57’ncilikten 163’üncü sıraya geriledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sayıda yerli üreticiler, hacimde küresel ortaklıklar önde</span></h2>
<p>Araştırma kapsamındaki firmaların ortaklık ve sermaye yapıları incelendiğinde, Türkiye'nin en büyük ihracat hacimlerinin arkasındaki kurumsallaşma modelleri sayısal verilerle ortaya kondu. İlk 1000 ihracatçı listesinde yer alan firmaların tam 519 tanesinin yüzde 100 yerli (Türk) sermayeli yapılardan oluştu. Buna karşılık, mülkiyetinin tamamı uluslararası yatırımcılara ait olan yüzde 100 yabancı sermayeli firma sayısı ise 85 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Listenin üst sıralarındaki devlerin karma sermaye yapıları ise sanayideki küresel ortaklık modellerini gözler önüne serdi. Listenin bütününe bakıldığında yerli üretici-ihracatçıların sayısal üstünlüğü bulunurken, ciro ve ihracat büyüklüğü segmentinde halka açık sanayi şirketleri ile çok uluslu yabancı ortaklıkların baskın rolü sürdü.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kârlılık şampiyonu hazır giyimden çıktı</span></h2>
<p>Araştırmanın en dikkat çeken verilerinden biri ‘vergi öncesi kâr’ oldu. İhracat genel sıralamasında 139,2 milyon dolarlık hacmiyle 222’nci sırada bulunan hazır giyim perakende devi LC Waikiki, tam 47 milyar 418 milyon TL’lik vergi öncesi kâr tutarı ile İlk 1000 ihracatçı arasında Türkiye’nin en yüksek kâr elde eden firması oldu. Hem yaygın yurt dışı mağaza ağı hem de iç pazar operasyonları şirketi kârlılıkta zirveye taşıdı.</p>
<p>Kârlılık tablosunun ikinci sırasında, ihracatta genel klasmanda 7’nci olan enerji devi TÜPRAŞ yer aldı. Şirket, 2025 yılında gerçekleştirdiği 2,7 milyar dolarlık ihracatın yanı sıra 43 milyar 768 milyon TL vergi öncesi kâr beyan etti. Üçüncü sırada 31 milyar 76 milyon TL kâr ile genel lig lideri Türk Hava Yolları yer alırken, dördüncü sırayı ihracat hacminde 485'inci sırada bulunan ancak finansal gücüyle 29 milyar 869 milyon TL kâr açıklayan Halk Bankası aldı. Kamu madencilik kuruluşu Eti Maden İşletmeleri ise 1,19 milyar dolarlık dış satımı ve 28 milyar 125 milyon TL’lik mali kârı ile listenin beşinci en kârlı kuruluşu oldu. Savunma sanayiinin lokomotifi Aselsan ise 344,1 milyon dolarlık ihracatına karşılık 27 milyar 958 milyon TL kâr elde ederek 6'ncı sıraya yerleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yuksek-teknoloji-ve-sanayi-ihracatin-yonunu-belirledi-82208</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/9/1280x720/ihracat-ithalat-1748241556.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TİM’in açıkladığı ‘İlk 1000 İhracatçı’ listesinde sektörler arası ayrışma belirginleşti, bu durum finansal sonuçlara da doğrudan yansıdı. Yüksek teknoloji ve sanayi odaklı sektörler ihracat performansını belirlerken savunma, otomotiv ve çelik gibi alanlar artış kaydetti. Emtia, gıda ve geleneksel sektörlerde ise daha sınırlı bir performans görüldü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/yurt-disindaki-memurlarin-ayliklariyla-ilgili-kararda-degisiklik-82266</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yurt dışındaki memurların aylıklarıyla ilgili kararda değişiklik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sürekli Görevle Yurt Dışında Bulunan Memurlara Ödenecek Aylıklara İlişkin Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanı Kararı, Resmi Gazete'nin mükerrer sayısında yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, emsal katsayı uygulanmadan transfer edilecek ödemeler kapsamında ek gösterge, memuriyet taban aylığı ve kıdem aylığı ile yabancı dil tazminatı göstergelerinin bunlar için tespit edilen yurt içi katsayılarla çarpılmasından elde edilen tutarlardan, Gelir Vergisi Kanunu'nun ve Damga Vergisi Kanunu'nun ilgili fıkraları uyarınca hesaplanan ücret istisnası tutarları da dikkate alınarak her türlü kanuni kesintiler çıkarıldıktan sonra net tutar belirlenecek.</p>
<p>Ayrıca, yurt dışı aylıklarına esas ülke grupları ile emsal cetvellerinde değişikliğe gidildi.</p>
<p>Söz konusu düzenleme, kararın yayımını izleyen ay başından geçerli olmak üzere yürürlüğe girdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/yurt-disindaki-memurlarin-ayliklariyla-ilgili-kararda-degisiklik-82266</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan karara göre, Sürekli Görevle Yurt Dışında Bulunan Memurlara Ödenecek Aylıklara İlişkin Karar&#039;da emsal katsayısı uygulanmadan transfer edilecek ödemelere yönelik düzenlemeye gidildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kit-ve-ozellestirilecek-kuruluslarin-borcu-16-trilyon-lira-82265</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> KİT ve özelleştirilecek kuruluşların borcu 1,6 trilyon lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, 2026 yılının ilk çeyreği itibarıyla Kamu İktisadi Teşebbüslerinin (KİT) ve özelleştirme programındaki kuruluşların cari fiyatlarla stok borçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre, kuruluşların iç borç toplamı 1 trilyon 238 milyar 809 milyon 669 bin lira, dış borçları ise 346 milyar 913 milyon 846 bin lira oldu. Böylece toplam borç stoku, 1 trilyon 585 milyar 723 milyon 515 bin lira olarak tespit edildi.</p>
<p>İç borçlar içinde en yüksek kalemi 629 milyar 582 milyon 697 bin lirayla resmi dairelerin borçları oluştururken, bunu 264 milyar 402 milyon 523 bin lirayla ticari bankalar, 167 milyar 498 milyon 747 bin lirayla kamu işletmeleri borçları izledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kit-ve-ozellestirilecek-kuruluslarin-borcu-16-trilyon-lira-82265</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/3/1280x720/para-tl-1767355285.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakanlık verilerine göre, KİT ve özelleştirme programındaki kuruluşların cari fiyatlarla borç stoku, yılın ilk çeyreği itibarıyla yaklaşık 1,6 trilyon lira oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sigorta-ve-yabanci-uyruklu-tekne-sahipleri-bakimindan-alacak-tahsiline-iliskin-uygulama-sorunlari-ve-cozum-onerileri-82263</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sigorta ve yabancı uyruklu tekne sahipleri bakımından alacak tahsiline ilişkin uygulama sorunları ve çözüm önerileri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye, sahip olduğu coğrafi konum, iklim koşulları ve gelişen marina altyapısı sayesinde Akdeniz’in önemli yat turizmi destinasyonlarından biri hâline gelmiştir. Son yıllarda marina yatırımlarındaki artış ve yat turizminin gelişmesiyle birlikte marina işletmeleri yalnızca bağlama hizmeti sunan ticari işletmeler olmaktan çıkmış; deniz emniyetinin sağlanması, çevrenin korunması, yangın güvenliği ve deniz turizminin sürdürülebilirliği açısından da önemli sorumluluklar üstlenmiştir. </p>
<p>Bununla birlikte marina işletmeleri uygulamada; marina alacaklarının özellikle yabancı uyruklu tekne sahiplerinden tahsilinde yaşanan güçlükler, tekne sigortalarının yetersizliği, üçüncü şahıs mali mesuliyet sigortasına ilişkin uygulama sorunları, sigorta poliçelerinin doğrulanamaması ve belirli yaş üzerindeki teknelerin sigortalanmasında karşılaşılan güçlükler nedeniyle önemli hukuki ve idari sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır. </p>
<p>Özellikle Türkiye’de yerleşik olmayan yabancı uyruklu tekne sahiplerinin marina borçlarını ödemeden ülkeyi terk etmeleri hâlinde alacakların tahsil edilmesi güçleşmekte; mevcut hukuki mekanizmalar ise marina işletmeleri açısından hem uzun hem de yüksek maliyetli süreçlere dönüşebilmektedir. </p>
<p><strong>Marina alacaklarının tahsilinde türkiye’de yerleşik olmayan yabancı uyruklu tekne sahipleri bakımından yaşanan sorunlar</strong></p>
<p>Marina işletmeleri açısından uygulamada en fazla sorun yaşanan konulardan biri, Türkiye’de yerleşik olmayan yabancı uyruklu tekne sahiplerinin marina borçlarını ödemeden Türkiye’den ayrılmaları sonrasında alacakların tahsilinde karşılaşılan güçlüklerdir. </p>
<p>Türkiye’de yerleşik tekne sahipleri bakımından genel hükümlere göre icra takibi yapılabilmekte ve alacakların tahsili için mevcut hukuki yollar işletilebilmektedir. Buna karşılık Türkiye’de yerleşik olmayan yabancı uyruklu tekne sahiplerinin ülkeden ayrılmaları hâlinde tebligat işlemlerinin yürütülmesi, yabancı ülkelerde alacak takibi yapılması ve gerektiğinde mahkeme kararlarının tanınması veya tenfizi hem uzun zaman almakta hem de marina işletmeleri açısından ciddi maliyetler doğurmaktadır. </p>
<p>Mevcut uygulamada marina işletmeleri, marina alacaklarını güvence altına alabilmek amacıyla çoğu zaman ihtiyati tedbir kararı almak zorunda kalmaktadır. Ancak ihtiyati tedbir kararları için ödenmesi gereken harçlar, yatırılması gereken teminatlar ve diğer yargılama giderleri, özellikle alacağın miktarıyla kıyaslandığında önemli bir ekonomik yük oluşturmaktadır.</p>
<p>Bu nedenle birçok marina işletmesi hukuki sürecin maliyetini gözeterek ihtiyati tedbir yoluna başvurmaktan vazgeçebilmekte ve bunun sonucunda marina alacakları tahsil edilemeden Türkiye’de yerleşik olmayan yabancı uyruklu tekne sahiplerinin ülkeden ayrılması mümkün olabilmektedir.</p>
<p>Bu durum, marina işletmelerinin mali sürdürülebilirliğini olumsuz etkilemekte ve mevcut hukuki koruma mekanizmalarının uygulamada yetersiz kaldığını göstermektedir.¹ </p>
<p>Marina işletmesi tarafından düzenlenecek “Borcu Bulunmadığına Dair Yazı” önerisi marina alacaklarının daha etkin korunabilmesi amacıyla, yalnızca Türkiye’de yerleşik olmayan yabancı uyruklu tekne sahipleri bakımından idari nitelikte tamamlayıcı bir güvence mekanizmasının oluşturulması değerlendirilebilir. Bu kapsamda, marina veya liman çıkışına ilişkin belirli idari işlemler sırasında marina işletmesi tarafından düzenlenecek borcu bulunmadığına dair yazının ibraz edilmesi zorunlu tutulabilir.</p>
<p>Söz konusu yazı, tekne sahibinin ilgili marina işletmesine karşı bağlama ücretleri, hizmet bedelleri ve diğer marina alacakları bakımından vadesi gelmiş herhangi bir borcunun bulunmadığını gösteren resmî bir yazı niteliğinde düzenlenebilir. </p>
<p>Bunun amacı, Türkiye’de yerleşik olmayan yabancı uyruklu tekne sahiplerinin marina borçlarını ödemeden Türkiye’den ayrılmalarını önlemek suretiyle marina işletmelerinin alacaklarını güvence altına almak değil; kesinleşmiş marina alacaklarının korunmasına yönelik idari bir kontrol mekanizması oluşturmaktır. Böyle bir uygulama, yüksek maliyetli ihtiyati tedbir süreçlerine duyulan ihtiyacı azaltabileceği gibi, marina işletmeleri ile tekne sahipleri arasındaki hukuki güvenliği de artıracaktır.</p>
<p><strong>Üçüncü şahıs mali mesuliyet sigortasının önemi</strong></p>
<p>Marina işletmeleri bakımından en önemli sigorta türü üçüncü şahıs mali mesuliyet sigortasıdır (Third Party Liability Insurance). </p>
<p>Marina içerisinde teknede meydana gelebilecek yangın, patlama, batma, yakıt veya sintine kaynaklı çevre kirliliği, çarpışma ya da komşu teknelere verilebilecek zararlar çok yüksek tutarlı maddi kayıplara neden olabilmektedir. </p>
<p>Bu nedenle uluslararası marina uygulamalarında üçüncü şahıs mali mesuliyet sigortası, marina bağlama sözleşmelerinin temel şartlarından biri olarak kabul edilmektedir.²</p>
<p>Buna rağmen uygulamada bazı teknelerin yetersiz teminat limitleriyle sigortalandığı, bazılarının ise geçerli üçüncü şahıs mali mesuliyet sigortası bulunmaksızın marina hizmetlerinden yararlandığı görülmektedir. </p>
<p>Özellikle marina içerisinde meydana gelebilecek büyük çaplı bir yangın veya çevre kirliliği olayında, yetersiz teminatlı poliçeler hem tekne sahiplerini hem de marina işletmelerini ciddi hukuki ve mali risklerle karşı karşıya bırakmaktadır.</p>
<p><strong>Sigorta poliçelerinin doğrulanamaması ve merkezi doğrulama sistemi ihtiyacı </strong></p>
<p>Marinaların uygulamada karşılaştığı en önemli sorunlardan biri de tekne sigortalarının doğrulanmasına yönelik merkezi bir sistemin bulunmamasıdır. </p>
<p>Tekne sahipleri marina yönetimlerine sigorta poliçelerini ibraz etmekte; ancak marina işletmeleri mevcut durumda poliçenin yürürlükte olup olmadığını, iptal edilip edilmediğini veya üçüncü şahıs mali mesuliyet teminatını içerip içermediğini bağımsız olarak doğrulayamamaktadır. </p>
<p>Bu sorun yalnızca Türkiye’de düzenlenen poliçeler bakımından değil, yabancı sigorta şirketleri tarafından düzenlenen poliçeler bakımından da marina işletmeleri açısından önemli belirsizlikler yaratmaktadır. </p>
<p>Ayrıca, kişisel verilerin korunmasına ilişkin mevzuat kapsamında marina işletmelerinin sigorta şirketlerinden doğrudan bilgi alamaması, poliçelerin doğrulanmasını daha da güçleştirmektedir. </p>
<p>Bu nedenle kara araçlarında uygulanan Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi (SBM) benzeri bir elektronik doğrulama sisteminin deniz araçları için de oluşturulması faydalı olacaktır. </p>
<p>Kurulacak sistem sayesinde marina işletmeleri yalnızca poliçenin geçerli olup olmadığını, üçüncü şahıs mali mesuliyet teminatının bulunup bulunmadığını ve asgari teminat şartlarının sağlanıp sağlanmadığını görüntüleyebilmeli; poliçenin ticari sır niteliğindeki diğer içeriklerine erişim ise sınırlandırılmalıdır. </p>
<p><strong>10–20 metre arası teknelerde sigortalanma sorunları ve 20 yaş üstü teknelerde sigorta güçlükleri </strong></p>
<p>Son yıllarda sigorta sektöründe gözlemlenen en önemli değişikliklerden biri, özellikle 10–20 metre uzunluğundaki tekneler ile ileri yaş grubundaki teknelerin sigortalanmasına ilişkin risk değerlendirmelerinin önemli ölçüde değişmesidir. </p>
<p>Artan hasar maliyetleri, döviz kuruna bağlı olarak yükselen bakım ve onarım giderleri, yedek parça teminindeki güçlükler ile yüksek tazminat ödemeleri nedeniyle sigorta şirketleri bu segmentte yer alan teknelere yönelik daha ihtiyatlı bir underwriting politikası izlemektedir. Bu durum yalnızca orta boy tekneleri değil, aynı zamanda 20 yaş ve üzerindeki tekneleri de doğrudan etkilemektedir.</p>
<p>Bunun sonucu olarak bazı tekne sahipleri oldukça yüksek prim teklifleriyle karşılaşırken, bazı tekneler için ise talep edilen teminat kapsamına uygun poliçe düzenlenememektedir. Özellikle marina işletmeleri açısından bu durum önemli bir risk oluşturmaktadır. Zira bağlama sözleşmeleri kapsamında sigorta yaptırılması zorunlu olmasına rağmen, tekne sahiplerinin uygun şartlarda sigorta temin edememesi marina işletmeleri ile tekne sahipleri arasında uyuşmazlıklara neden olabilmektedir.</p>
<p>20 yaş ve üzerindeki tekneler bakımından ise sorun daha da belirgin hale gelmektedir. Birçok sigorta şirketi, belirli bir yaşın üzerindeki tekneler için tekne kasko sigortası Hull &amp; Machinery Insurance düzenlememekte veya yalnızca kapsamlı ekspertiz raporları ve ek şartlar karşılığında teminat sağlamaktadır. Bazı durumlarda ise primlerin ekonomik olmaktan çıkacak seviyelere yükseldiği görülmektedir. Daha da önemlisi, bazı sigorta şirketlerinin teknenin yaşı nedeniyle üçüncü şahıs mali mesuliyet sigortası düzenlemekten de kaçınabildiği uygulamalarla karşılaşılmaktadır. </p>
<p>Oysa teknenin yaşı tek başına üçüncü kişilere verilebilecek zararın ölçüsü değildir. Düzenli bakımları yapılmış, teknik kontrollerden geçmiş bir tekne, yaşı ne olursa olsun güvenli şekilde kullanılabilir. Buna karşılık yeni bir tekne de önemli zararlara neden olabilecek riskler taşıyabilir.</p>
<p>Bu nedenle hem 10–20 metre arası tekneler hem de ileri yaş grubundaki tekneler bakımından, sigorta değerlendirmelerinde yalnızca yaş ve segment kriterlerine dayalı yaklaşımlar yerine; teknik uygunluk, bakım geçmişi, kullanım amacı ve ekspertiz raporlarını esas alan daha dengeli ve sürdürülebilir modellerin geliştirilmesi önem taşımaktadır. Sigorta sektörü ile marina işletmeleri arasında yürütülecek ortak çalışmalar, bu alandaki sorunların çözümüne katkı sağlayacaktır.³ </p>
<p>Türk marinalarında yaşanan sigorta ve Türkiye’de yerleşik olmayan yabancı uyruklu tekne sahiplerinden alacak tahsiline ilişkin sorunlar, yalnızca marina işletmelerini değil; tekne sahiplerini, sigorta sektörünü ve kamu idaresini de yakından ilgilendirmektedir. Mevcut uygulamalar birçok konuda ihtiyacı karşılamakla birlikte, özellikle uluslararası nitelik taşıyan marina faaliyetleri bakımından yeni düzenlemelere ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. </p>
<p><strong>Kaynakça  </strong></p>
<p>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu.</p>
<p>5684 sayılı Sigortacılık Kanunu.</p>
<p>6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu.</p>
<p>International Council of Marine Industry Associations ICOMIA, Guidelines for Marina Design and Operation. The Yacht Harbour Association TYHA, Marina Standards. </p>
<p><strong>Dipnotlar        </strong></p>
<p>1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 389 ve devamı maddelerinde ihtiyati tedbir kurumu düzenlenmiştir. Bununla birlikte marina alacaklarının korunmasına yönelik özel bir idari düzenleme mevcut değildir.</p>
<p>2. International Council of Marine Industry Associations (ICOMIA), Guidelines for Marina Design and Operation; ayrıca The Yacht Harbour Association (TYHA) Marina Standards. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sigorta-ve-yabanci-uyruklu-tekne-sahipleri-bakimindan-alacak-tahsiline-iliskin-uygulama-sorunlari-ve-cozum-onerileri-82263</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sigorta ve yabancı uyruklu tekne sahipleri bakımından alacak tahsiline ilişkin uygulama sorunları ve çözüm önerileri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/hepsiburadanin-yeni-ceosu-ender-ozgun-82261</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hepsiburada&#039;nın yeni CEO&#039;su Ender Özgün</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hepsiburada, 29 Aralık 2025'te duyurulan planlı CEO geçişi sürecinin tamamlandığını duyurdu. </p>
<p>Buna göre, Nilhan Onal Gökçetekin'den yarından itibaren boşalacak Hepsiburada CEO görevine Ender Özgün getirilecek. Özgün, şirketin genel yönetiminden sorumlu olarak görevini sürdürecek.</p>
<p>Yeni yapılanma kapsamında halihazırda Hepsiburada'nın lojistik işinden sorumlu CEO olarak görevine devam eden Hakan Karadoğan, bundan sonraki süreçte raporlamalarını Hepsiburada Yönetim Kurulu Başkanı Mikheil Lomtadze ile Yönetim Kurulu'na yapacak.</p>
<p>Yeni atamalar, Hepsiburada'nın büyüme sürecinin bir sonraki aşamasıyla uyumlu şekilde gerçekleşirken, temel e-ticaret platformuyla lojistik kabiliyetlerine ayrı ayrı odaklanan liderlik yaklaşımıyla şirket içinden yetişen deneyimli liderlerin terfilerini destekliyor.</p>
<p>Mayıs 2023'ten bu yana Hepsiburada'da Ticari Grup Başkanı olan Özgün, daha önce şirketin Pazarlama Grup Başkanı olarak görev yaptı.</p>
<p>Özgün, kariyerinin önceki döneminde Vodafone Türkiye'de üst düzey yöneticilik pozisyonlarında bulundu, dijital dönüşüm, büyüme ve müşteri segmentasyonu stratejilerine liderlik etti.</p>
<p>Kariyerine Procter &amp; Gamble'da pazarlama ve marka yönetimi alanında başlayan Özgün, Boğaziçi Üniversitesi Endüstri ve İnşaat Mühendisliği bölümlerinden mezun oldu. Özgün, yüksek lisansını Bahçeşehir Üniversitesi Marka Yönetimi ve Pazarlama Stratejileri alanında yaptı.</p>
<p>Hakan Karadoğan da Mart 2024'ten bu yana Hepsiburada'da Lojistik CEO'su olarak görev yaptı. Hepsiburada'ya katılmadan önce Amazon Türkiye Operasyonları Genel Müdürü olarak görev yapan Karadoğan, şirketin 2018'de Türkiye operasyonlarının hayata geçirilmesine liderlik eden ekipte yer aldı.</p>
<p>Ayrıca General Electric gibi uluslararası firmalarda mühendislik, üretim, tedarik zinciri ve iş yönetimi alanlarında üst düzey yöneticilik görevleri dahil olmak üzere 20 yılı aşkın yönetim deneyimine sahip olan Karadoğan, İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği bölümünden mezun oldu.</p>
<p><strong>"Gökçetekin, şirketin finansal disiplinini ve operasyonel altyapısını daha da güçlendirdi"</strong></p>
<p>Hepsiburada Yönetim Kurulu Başkanı Mikheil Lomtadze, Yönetim Kurulu adına, Nilhan Onal Gökçetekin'e Hepsiburada'ya yaptığı katkılar için teşekkürlerini sunduğunu belirtti.</p>
<p>Lomtadze, Gökçetekin'in görev süresi boyunca şirketin finansal disiplinini ve operasyonel altyapısını daha da güçlendirdiğini ifade etti.</p>
<p>Bu geçiş sürecinin, Hepsiburada'nın sürekliliğini ve gelecekteki başarısını önceliklendirerek birlikte planlandığına ve sorumlulukla yönetildiğine dikkati çeken Lomtadze, şunları kaydetti:</p>
<p>"Ender ve Hakan, Hepsiburada bünyesinde yetişmiş ve kendilerini kanıtlamış liderler. Müşterilerimizi, iş ortaklarımızı, satıcılarımızı ve operasyonlarımızı çok iyi tanıyorlar. Şirketi bir sonraki büyüme dönemine taşıyacak deneyim ve yetkinliğe sahipler. Ender, şirketin genel yönetiminden sorumlu CEO olarak Hepsiburada'ya liderlik edecek. Hakan ise lojistik işimizin CEO'su olarak görev yapacak."</p>
<p><strong>Hepsiburada'da yeni dönem mesajı</strong></p>
<p>Nilhan Onal Gökçetekin de Hepsiburada'ya liderlik etmenin, oldukça yetenekli, özverili bir ekiple çalışmanın kendisi için büyük bir ayrıcalık olduğunu aktardı.</p>
<p>Birlikte başardıklarından ve şirketin bir sonraki büyüme dönemine sağlam bir temel oluşturmuş olmaktan gurur duyduğunu anlatan Gökçetekin, "Yönetim Kuruluna, çalışma arkadaşlarıma, iş ortaklarımıza, satıcılarımıza ve müşterilerimize güvenleri ve destekleri için içtenlikle teşekkür ediyorum. Hepsiburada'nın yolculuğunu bundan sonra da büyük bir güven ve takdirle takip etmeye devam edeceğim." değerlendirmelerinde bulundu.</p>
<p>Ender Özgün de Hepsiburada'nın güvenilir markası, güçlü ekibi, müşterileri ve satıcılarının hayatındaki benzersiz yeriyle Türkiye'nin önde gelen teknoloji ve ticaret platformlarından biri olduğunu belirtti.</p>
<p>Özgün, önceliğinin müşterilerin ve satıcıların, sürdürülebilir büyümesini sağlamak ve Hepsiburada'nın uzun vadeli başarısını inşa etmek olacağını anlattı.</p>
<p>Hakan Karadoğan da lojistik alanının Hepsiburada deneyiminin en kritik unsurlarından biri olduğunu vurgulayarak, lojistik işine CEO olarak liderlik edecek olmaktan büyük heyecan duyduğunu ve müşteri, satıcı ve iş ortakları için hız, güvenilirlik, verimlilik ve hizmet kalitesini daha da ileri taşımaya devam edeceklerini kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/hepsiburadanin-yeni-ceosu-ender-ozgun-82261</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/hepsiburada-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hepsiburada, CEO&#039;luk görevine Ender Özgün&#039;ün getirildiğini duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazine-153-trilyon-liralik-ic-borclanmaya-gidecek-82259</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazine, 1,53 trilyon liralık iç borçlanmaya gidecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, temmuz-eylül dönemine ilişkin iç borçlanma stratejisini açıkladı.</p>
<p>Buna göre Hazine, söz konusu dönemde, 1 trilyon 500,3 milyar liralık iç borç servisine karşılık, 1 trilyon 538 milyar liralık iç borçlanma yapacak.</p>
<p>Bakanlığın iç borçlanma stratejisinde, temmuzda 638,7 milyar liralık iç borç servisine karşılık 606,8 milyar liralık, ağustosta 597,1 milyar liralık iç borç servisine karşılık 627 milyar liralık, eylülde 264,5 milyar liralık iç borç servisine karşılık 304,2 milyar liralık iç borçlanma yapılması öngörülüyor.</p>
<p>Temmuzdaki iç borçlanmanın 256,8 milyar lirasının piyasadan, 330 milyar lirasının doğrudan satışlardan, 20 milyar lirasının kamuya satışlardan, ağustostaki iç borçlanmanın 378 milyar lirasının piyasadan, 210 milyar lirasının doğrudan satışlardan, 39 milyar lirasının kamuya satışlardan, eylüldeki iç borçlanmanın da 254,2 milyar lirasının piyasadan, 10 milyar lirasının doğrudan satışlardan ve 40 milyar lirasının kamuya satışlardan oluşması bekleniyor.</p>
<p>Bu dönemde, 16 tahvil ihalesi düzenlenecek, 3 hazine bonosu ihraç edilecek, 6 kira sertifikasının doğrudan satışı yapılacak.</p>
<p>Temmuzda 703,8 milyar lira, ağustosta 645,5 milyar lira ve eylülde 306,5 milyar lira ödeme yapılacak. Bu ödemelerin 155,4 milyar lirası, dış borç servisinden oluşacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazine-153-trilyon-liralik-ic-borclanmaya-gidecek-82259</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/hazine-ve-maliye-bakanligi-oib.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakanlığı, 3 aylık dönemde 1,5 trilyon liralık iç borç servisine karşılık, 1,53 trilyon liralık iç borçlanmaya gidecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/cop31e-giderken-atik-yonetiminde-yeni-yol-haritasi-cagrisi-82255</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> COP31&#039;e giderken atık yönetiminde &#039;yeni yol haritası&#039; çağrısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Biotrend ev sahipliğinde gerçekleştirilen Atık Yönetiminde Yapısal Dönüşüm ve Yeni Dönem Çalıştayı’nda kamu kurumları, yerel yönetimler, akademi ve sektör temsilcileri bir araya geldi. </p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, Türkiye son 30 yılda atık yönetimi alanında önemli bir dönüşüm yaşadı. Düzenli depolama tesisleri yaygınlaştı, atıktan enerji üretimi gelişti, çevresel standartlar yükseldi ve yıllarca önemli bir sorun olarak görülen vahşi depolama büyük ölçüde kontrol altına alındı. Bu dönüşümün en somut göstergelerinden biri, atık bertaraf altyapısında yaşanan gelişim oldu. 1995 yılında belediye atıklarının yaklaşık yüzde90'ı kontrolsüz depolama alanlarına bırakılırken, yalnızca yüzde6,9'u düzenli depolama tesislerinde bertaraf ediliyordu. Bugün ise Türkiye'de belediye atıklarının yaklaşık yüzde81'i düzenli depolama tesislerinde çevre mevzuatına uygun şekilde yönetiliyor. Bu gelişim, Türkiye'nin atık yönetimi altyapısında kaydettiği en önemli çevresel kazanımlardan biri olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Türkiye'nin COP31 sürecine hazırlandığı bir dönemde gerçekleştirilen çalıştayda ise, bu kazanımların korunarak geleceğe taşınmasının önemi vurgulandı. Katılımcılar, atık yönetiminin yalnızca çevresel bir konu değil; aynı zamanda iklim değişikliğiyle mücadele, döngüsel ekonomi ve net sıfır dönüşümünün temel bileşenlerinden biri olduğuna dikkat çekti.</p>
<p>Çalıştay boyunca dile getirilen ortak görüşlerden biri, atık yönetiminin yalnızca çevresel değil aynı zamanda ekonomik ve stratejik bir konu olduğu yönündeydi. Katılımcılar, son yıllarda artan işletme maliyetleri, değişen ekonomik koşullar ve yatırım ortamındaki belirsizliklerin sektör üzerinde önemli bir baskı yarattığını ifade etti. Özellikle mevcut tesislerin sürdürülebilirliği ve yeni yatırımların devamlılığı açısından finansal öngörülebilirliğin kritik önem taşıdığına dikkat çekilirken, bugüne kadar oluşturulan altyapının korunmasının yeni yatırımlardan önce gelen bir öncelik olduğu vurgulandı.</p>
<p>Katılımcılar, atık yönetiminin COP31'e giden süreçte Türkiye'nin iklim politikalarının önemli bir parçası olduğunu ifade etti. Düzenli depolama alanlarından kaynaklanan emisyonların azaltılması, kaynak verimliliğinin artırılması, geri kazanım oranlarının yükseltilmesi ve döngüsel ekonomi uygulamalarının yaygınlaştırılmasının, Türkiye'nin uzun vadeli iklim hedeflerine ulaşmasında kritik rol oynayacağı değerlendirildi.</p>
<p>Toplantıda yalnızca mevcut sorunlar değil, çözüm alanları da kapsamlı şekilde ele alındı. Karbon piyasaları, biyometan üretimi, alternatif yakıt uygulamaları ve geri kazanım süreçleri sektörün yeni gelir alanları arasında öne çıkarken; atık yönetiminin sunduğu çevresel ve kamusal faydaların finansman modellerine daha güçlü şekilde yansıtılması gerektiği görüşü paylaşıldı.</p>
<p>Yerel yönetimlerle yürütülen süreçler de çalıştayın önemli gündem maddeleri arasında yer aldı. Belediye sözleşmelerinin standardizasyonu, ihale süreçlerinde öngörülebilirliğin artırılması, atık yönetimi planlamalarının daha bütüncül bir yaklaşımla ele alınması ve tesislerin uzun vadeli sürdürülebilirliğini destekleyecek yönetişim modellerinin geliştirilmesi gerektiği yönünde görüş birliği oluştu.</p>
<p><strong>Canan Özsoy: Bugün önceliğimiz mevcut kazanımları korumak</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a44cfe899196-1782894568.jpg" alt="" width="700" height="393" /></strong>Çalıştayı değerlendiren Biotrend Yönetim Kurulu Başkanı Mevhibe Canan Özsoy, atık yönetiminin çevresel olduğu kadar ekonomik ve stratejik bir konu olduğuna dikkat çekerek, “Türkiye atık yönetimi alanında son 20 yılda çok önemli bir mesafe kat etti. Bugün geldiğimiz noktada önümüzdeki temel konu, elde ettiğimiz kazanımları koruyarak sistemi geleceğe hazırlamak. COP31'e doğru ilerlerken atık yönetimi sektörünün iklim değişikliğiyle mücadelede üstlendiği rol daha da önem kazanıyor. Döngüsel ekonomi hedeflerine ulaşabilmek, kaynaklarımızı daha verimli kullanabilmek ve net sıfır dönüşümünü destekleyebilmek için mevcut altyapının korunması ve güçlendirilmesi gerekiyor. Bu çalıştayın en değerli çıktılarından biri, sektörün geleceğine ilişkin ortak önceliklerin farklı paydaşların katkısıyla ortaya konulması oldu. Ortaya çıkan görüşler, uzun vadeli planlamanın, güçlü iş birliğinin ve öngörülebilir mekanizmaların önemini bir kez daha gösterdi. Bundan sonraki süreçte de bu diyaloğun sürmesini ve ortak aklın somut adımlara dönüşmesini önemsiyoruz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Çalıştayın sonunda ortaya çıkan ortak mesajın net olduğu belirtilerek, "Türkiye atık yönetiminde önemli bir başarı hikâyesi yazdı. Ancak bu başarının sürdürülebilir olması, bugüne kadar oluşturulan altyapının ve mevcut tesislerin kesintisiz şekilde faaliyetlerini sürdürebilmesine bağlı." denildi. </p>
<p>Katılımcılar, mevcut destek mekanizmasının sektörün mevcut ihtiyaçları doğrultusunda yeniden değerlendirilmesinin ve sürdürülebilir bir finansman yapısının hayata geçirilmesinin, yeni yatırımları destekleyecek öngörülebilir bir yapının oluşturulmasının ve sektörün uzun vadeli sürdürülebilirliğinin güvence altına alınmasının Türkiye'nin çevre, iklim ve döngüsel ekonomi hedefleri açısından stratejik bir öncelik olduğu konusunda ortak görüş bildirdi.</p>
<p>Çalıştayda ortaya çıkan değerlendirmelerin ilgili paydaşlarla paylaşılması ve sektörün geleceğine yönelik ortak çalışma alanlarının geliştirilmesi hedefleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/cop31e-giderken-atik-yonetiminde-yeni-yol-haritasi-cagrisi-82255</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/5/1280x720/r47-1782894755.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Atık Yönetiminde Yapısal Dönüşüm ve Yeni Dönem Çalıştayı’nda, COP31 sürecine hazırlanan Türkiye&#039;nin döngüsel ekonomi, iklim ve sürdürülebilir kalkınma hedefleri kapsamında atık yönetiminin geleceği, sektörün finansal sürdürülebilirliği ve yeni dönem ihtiyaçları ele alındı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kutahya-osb-yonetim-kurulu-sanayi-1973-restaurant-loungeda-toplandi-82254</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kütahya OSB Yönetim Kurulu, Sanayi 1973 Restaurant Lounge&#039;da toplandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KÜTAHYA</strong></p>
<p>Kütahya Organize Sanayi Bölgesi (OSB) Yönetim Kurulu, haziran ayının son toplantısını, temmuz ayının ilk haftasında hizmete açılması planlanan Sanayi 1973 Restaurant Lounge'un toplantı salonunda gerçekleştirdi.</p>
<p>Kütahya OSB Yönetim Kurulu Başkanı Tolga Eskioğlu başkanlığındaki toplantıya Başkan Vekili Ali Alper Olgun, yönetim kurulu üyeleri Süleyman Ölçer, M. Kamil Olçar, M. Zeyit Damar, Ahmet Tava, Fatih Karabulut ile Bölge Müdürü Tunahan Ergin katıldı.</p>
<p class="isSelectedEnd">Toplantıda gündem maddeleri görüşülerek karara bağlandı. Toplantının ardından yönetim kurulu üyeleri, hizmete açılması için son hazırlıkları sürdürülen Sanayi 1973 Restaurant Lounge'da incelemelerde bulundu.</p>
<p class="isSelectedEnd">Kütahya OSB iştiraki olarak hayata geçirilen tesiste yürütülen çalışmalar kapsamında işletmenin fiziki donanımı, sosyal alanları ve hizmet süreçlerine ilişkin yetkililerden bilgi alındı.</p>
<p class="isSelectedEnd">Temmuz ayının ilk haftasında hizmet vermesi planlanan Sanayi 1973 Restaurant Lounge'un, yatırımcılar ve sanayicilerin iş toplantılarının yanı sıra kurumsal organizasyonlar ile sosyal etkinliklere de ev sahipliği yapması hedefleniyor.</p>
<p>Kütahya Organize Sanayi Bölgesi'nin, üretim altyapısına yönelik yatırımlarının yanında sosyal yaşamı destekleyen projelerini de sürdürdüğü belirtildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kutahya-osb-yonetim-kurulu-sanayi-1973-restaurant-loungeda-toplandi-82254</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/4/1280x720/kutahya-osb-yonetim-kurulu-sanayi-1973-restaurant-loungeda-toplandi-1782893769.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kütahya Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu, yakın zamanda hizmete açılacak Sanayi 1973 Restaurant Lounge&#039;da toplandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sirketler-de-sporcular-gibidir-basari-sistemle-kazanilir-82233</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şirketler de sporcular gibidir: Başarı sistemle kazanılır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İş dünyasını anlatmak için bir sporu daha düşünmek gerekiyor: Yelken. Yelken yarışlarında kazanan tekne her zaman en güçlü motoru olan değildir. Asıl farkı yaratan; rüzgârı okuyabilen, değişen koşullara göre rotasını değiştirebilen ve ekibiyle aynı anda hareket edebilenlerdir.</strong></p>
<p>Başarılı şirket liderlerinin hayatlarına baktığımızda ortak bir özellik dikkat çeker: Birçoğu sporla güçlü bir bağ kurmuştur. Çünkü spor yalnızca fiziksel bir aktivite değildir; liderlik için gereken birçok temel davranışı öğretir.</p>
<p>Odaklanmayı öğretir. <br />Disiplini öğretir. <br />Sabırlı olmayı öğretir. <br />Kısa vadeli sonuçlar yerine uzun vadeli gelişime yatırım yapmayı öğretir.</p>
<p>Başarılı sporcular gibi başarılı liderler de bilir ki büyük sonuçlar tek bir performans anında ortaya çıkmaz. Her gün tekrarlanan doğru alışkanlıkların, görünmeyen emeğin ve sürekli gelişim kültürünün sonucudur.</p>
<p>Bu nedenle iş dünyası aslında yalnızca bir yarış değil; doğru stratejiyi, doğru tempoyu ve doğru dayanıklılığı gerektiren uzun soluklu bir yolculuktur.</p>
<p>Milli takımın elenmesi hepimizi üzdü. Ancak beni düşündüren yalnızca skor olmadı. Turnuva öncesinde büyük bir heyecan vardı. Reklam filmleri, sosyal medya paylaşımları, yıldız oyuncular, yükselen beklentiler… Ama sahaya baktığımızda, beklentiyi taşıyacak kadar olgunlaşmış bir oyun göremedik.</p>
<p>Bu sadece futbola ait bir durum değil. İş dünyasında da benzer bir hatayı sıkça görüyoruz. Pazarlamaya, görünürlüğe ve iletişime büyük yatırım yapıyoruz. Peki aynı yatırımı ürüne, yetkinliğe, organizasyona ve sürekli gelişime de yapıyor muyuz?</p>
<p>Çünkü pazarlama beklenti yaratır.</p>
<p>Ürün ise güven yaratır.</p>
<p>Pazarlama ilk müşteriyi getirir.</p>
<p>Ürün ikinci müşteriyi.</p>
<p>Liderlik de tam burada başlar.</p>
<p>Beklentiyi yükseltmek değil, o beklentiyi taşıyabilecek sistemi kurabilmek...</p>
<p>Aynı günlerde bir başka milli takımımızı da izliyoruz: <strong>Filenin Sultanları</strong></p>
<p>Onları izlerken yalnızca kazandıkları maçları görmüyoruz. Bir kültürü görüyoruz; yıllara yayılan bir emeği, altyapıya yapılan yatırımı, disiplini, her gün tekrarlanan antrenmanları, sürekli gelişme isteğini...</p>
<p>Başarılarının arkasında tek bir turnuva değil, yıllar boyunca inşa edilmiş bir sistem var.</p>
<p>İnsan ister istemez şu soruyu soruyor:</p>
<p><strong>Başarı, yıldız oyuncuların toplamı mıdır, yoksa güçlü bir sistemin doğal sonucu mudur?</strong></p>
<p>İş dünyasında da cevap değişmiyor. Kalıcı başarı, büyük lansmanlarla değil; güçlü süreçlerle gelir. İyi reklamlarla değil; her gün biraz daha iyi olmaya çalışan ekiplerle gelir.</p>
<p>Sporun bize öğrettiği çok önemli bir gerçek var: Hiçbir büyük sporcu, bir yenilgiden sonra bütün sistemini çöpe atmaz. Önce analiz eder. Neyi doğru yaptı? Neyi eksik yaptı? Rakibi neden daha iyiydi? Sonra ertesi gün yeniden antrenmana çıkar. Çünkü bilir ki başarı, maç günü değil; antrenman sahasında kazanılır.</p>
<p><strong>Belirsizlik çağında maraton koşmak</strong></p>
<p>Belki de burada futboldan çıkıp başka bir sporu düşünmek gerekiyor. Çünkü iş hayatı aslında bir futbol maçı değil, bir maraton.</p>
<p>Maratonda ilk kilometreyi önde koşmanız kimseyi ilgilendirmez. Hatta başlangıçta çok hızlı koşanlar, çoğu zaman son kilometreleri tamamlayamaz.</p>
<p>Deneyimli maratoncuların çok iyi bildiği bir gerçek vardır: Temponuzu doğru ayarlarsınız, enerjinizi yönetirsiniz, koşu sırasında değişen hava koşullarına uyum sağlarsınız, su alacağınız noktaları önceden planlarsınız, beklenmeyen durumlara hazırlıklı olursunuz ve en önemlisi yarışı ilk kilometrede değil, son kilometrede kazanacağınızı bilirsiniz.</p>
<p>İş dünyası da artık tam olarak böyle. Artık önemli olan yılın en parlak çeyreği değil. On yıl sonra hâlâ oyunda olup olmadığınızdır.</p>
<p>Bugün en büyük ciroya sahip olabilirsiniz, sektör lideri olabilirsiniz, herkes sizden söz ediyor olabilir ama belirsizlik çağında bunların hiçbiri yarının garantisi değildir. Çünkü yarın sizi geçecek şirket, bugün henüz kurulmamış olabilir. Bu nedenle liderlerin asıl görevi, kısa vadeli alkışların peşinden koşmak değil; uzun soluklu bir organizasyon inşa etmektir.</p>
<p><strong>Futbol bize heyecanı öğretir.</strong></p>
<p><strong>Voleybol bize sistemi öğretir.</strong></p>
<p><strong>Maraton ise sürdürülebilir başarıyı...</strong></p>
<p>Belirsizlik çağında kazananlar, en hızlı koşanlar değil; temposunu koruyanlar, sürekli öğrenenler ve her gün antrenman yapmaya devam edenler olacak.</p>
<p>Belki de geleceğin gerçek rekabet avantajı budur.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Yarın en büyük rakibimiz, henüz kurulmamış bir şirket olabilir.</strong></span></p>
<p>Eskiden strateji daha öngörülebilir bir dünyada yapılırdı. Rakipler belliydi. Pazar daha yavaş değişirdi. Geçmiş deneyimler geleceği anlamak için yeterli olabilirdi. Bugün ise oyunun kuralları değişti. Belirsizlik artık istisna değil, oyunun kendisi. Yapay zekâ, jeopolitik gelişmeler, iklim riskleri, dijital dönüşüm ve değişen müşteri beklentileri… Birkaç yıl içinde sektörlerin liderleri değişebiliyor.</p>
<p><strong> </strong><strong>Yarın en büyük rakibimiz, bugün tanımadığımız hatta henüz kurulmamış bir şirket olabilir.</strong></p>
<p>Belki birkaç girişimcinin geliştirdiği bir fikir, belki bir üniversite laboratuvarında çalışan küçük bir ekip, belki de bugün kimsenin adını bile duymadığı bir teknoloji… İşte belirsizlik tam da budur. Belirsizlik yalnızca risk üretmez. Aynı zamanda daha önce imkânsız görünen fırsatları da ortaya çıkarır.</p>
<p>Bu nedenle bugün stratejinin amacı artık geleceği tahmin etmek değildir. Asıl amaç, hangi gelecek gerçekleşirse gerçekleşsin hazır olabilmektir. Çevik olmak, hızlı öğrenmek, gerektiğinde yön değiştirebilmek ve organizasyonun öğrenme hızını rakiplerinden daha yüksek tutabilmek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sirketler-de-sporcular-gibidir-basari-sistemle-kazanilir-82233</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/3/1280x720/voleybol-1782885390.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şirketler de sporcular gibidir: Başarı sistemle kazanılır ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-aktif-is-gucu-politikalarimizi-uygulamaya-devam-ediyoruz-82203</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 17:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek: Aktif iş gücü politikalarımızı uygulamaya devam ediyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) tarafından açıklanan mayıs ayı iş gücü istatistiklerini değerlendirdi.</p>
<p>Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, mayıs ayında istihdamın aylık 285 bin kişi artarken işsizlik oranının yüzde 8,2 ile yatay seyrettiğini belirten Şimşek, "İstihdamı korumak ve iş gücüne katılımı artırmak amacıyla aktif iş gücü politikalarımızı uygulamaya devam ediyoruz. Başta gençler ve kadınlar olmak üzere istihdamı destekleyen iş başı eğitim, beceri geliştirme ve mesleki dönüşüm programlarını güçlendiriyoruz. Nitelikli insan kaynağını artıran, verimlilik odaklı üretimi destekleyen ve sürdürülebilir büyümeyi güçlendiren yapısal adımlarımızı hayata geçirmeyi sürdüreceğiz." ifadelerini kullandı. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-aktif-is-gucu-politikalarimizi-uygulamaya-devam-ediyoruz-82203</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/mehmet-simsek-2.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in açıkladığı iş gücü verileri hakkında açıklama yapan Bakan Şimşek, &quot;İstihdamı korumak ve iş gücüne katılımı artırmak amacıyla aktif iş gücü politikalarımızı uygulamaya devam ediyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytinoglu-mayis-ayinda-istihdam-edilenlerin-sayisi-285-bin-kisi-artti-82189</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 14:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zeytinoğlu: Sanayinin GSYH&#039;deki payı yüzde 25’e çıkarılmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) açıkladığı mayıs ayı iş gücü verilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Mayıs ayında işsizlik oranı bir önceki aya göre değişmeyerek yüzde 8,2 seviyesinde gerçekleştiğini ifade eden Zeytinoğlu, "Mayıs ayında istihdam edilenlerin sayısı bir önceki aya göre 285 bin kişi artarak 32 milyon 463 bine yükseldi. Geçen yılın aynı ayına göre çalışan sayısı 39 bin kişi, çalışabilir nüfusumuz da 591 bin kişi arttı. Ancak işgücüne dahil olmayanların sayısının geçen yıla göre 647 bin kişi artış göstererek yüksek seyrini koruduğunu görüyoruz" dedi.</p>
<p>Mayıs ayında geniş tanımlı işsizlik oranının yüzde 31,0 genç nüfusta işsizlik oranın ise yüzde 14,8 olduğunu belirten Zeytinoğlu, "Dolayısıyla işgücüne katılım ve istihdam rakamları artış gösterse de, genç işsizlik ve atıl iş gücü oranındaki yükseliş dikkat çekiyor. Genç nüfustaki işsizlik oranı ile mücadelede sosyal politikaların gözden geçirilmesi gerektiğine inanıyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Zeytinoğlu,“AB bugün kendi GSYH’deki yüzde 14 olan imalat sanayi payını 2035’e kadar yüzde 20’ye çıkarmayı hedefliyor. Türkiye’nin de sanayinin GSYH içindeki payını büyük bir hızla yüzde 25’e çıkarması gerekiyor. Ancak üretime devam eden, istihdam sağlayan sanayi kuruluşlarımız yüksek finansman maliyetleri karşısında zorlanmaya devam ediyor. Bu noktada, enflasyonla mücadele sürecinde uygulanan para politikalarının; üretim, yatırım ve istihdam üzerindeki etkilerinin de yakından gözetilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Fiyat istikrarı ile birlikte sürdürülebilir büyüme ve istihdamın desteklenmesinin, ekonomimizin dengeli gelişimi açısından önem taşıdığına inanıyoruz” şeklinde konuştu </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytinoglu-mayis-ayinda-istihdam-edilenlerin-sayisi-285-bin-kisi-artti-82189</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/9/8/1280x720/kso-baskani-ayhan-zeytinoglu-sanayi-uretim-endeksi-hakkinda-degerlendirmelerde-bulundu-1746796813.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK tarafından açıklanan mayıs ayı iş gücü verilerini değerlendiren Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, Türkiye’nin sanayinin GSYH içindeki payını büyük bir hızla yüzde 25’e çıkarması gerektiğini belirterek, &quot;Ancak üretime devam eden, istihdam sağlayan sanayi kuruluşlarımız yüksek finansman maliyetleri karşısında zorlanmaya devam ediyor. Bu noktada, enflasyonla mücadele sürecinde uygulanan para politikalarının; üretim, yatırım ve istihdam üzerindeki etkilerinin de yakından gözetilmesi gerektiğini düşünüyoruz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ab-tanimli-genel-yonetim-borcu-156-trilyon-lira-82188</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 14:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazine garantili dış borç martta 19 milyar dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, 31 Mart itibarıyla Hazine garantili dış borç, kamu net borç ve Avrupa Birliği (AB) tanımlı genel yönetim borç stoku verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye'nin AB tanımlı genel yönetim borç stoku, 15 trilyon 622 milyar lira olarak gerçekleşirken stokun milli gelire oranı yüzde 23,1 oldu.</p>
<p>Kamu net borç stoku da 8 trilyon 960 milyar lira olarak hesaplanırken, stokun milli gelire oranı yüzde 13,3 olarak kaydedildi.</p>
<p>Hazine garantili dış borç stoku ise 19 milyar dolar olarak tespit edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ab-tanimli-genel-yonetim-borcu-156-trilyon-lira-82188</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/7/1280x720/dolar-dollar-1766051989.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakanlık verilerine göre, Hazine garantili dış borç stoku mart itibarıyla 19 milyar dolar, AB tanımlı genel yönetim borç stoku 15,6 trilyon lira, kamu net borç stoku ise 8,96 trilyon lira oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yilmaz-issizlik-oranindaki-tek-haneli-seyir-37nci-aya-tasindi-82187</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 14:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yılmaz: İşsizlik oranındaki tek haneli seyir 37&#039;nci aya taşındı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, mayıs ayı iş gücü istatistikleri hakkında sosyal medya hesabından paylaşımda bulundu.</p>
<p>Yılmaz, uygulanan ekonomi programı ve istihdam odaklı politikalar sayesinde işsizlik oranının tek haneli seviyesini sürdürdüğünü belirterek, "2026 yılı mayıs ayında mevsim etkisinden arındırılmış verilere göre işsizlik oranı yüzde 8,2 olarak gerçekleşmiş, böylece işsizlik oranındaki tek haneli seyir 37'nci aya taşınmıştır." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p>Gençlerde işsizlik oranının geçen yılın aynı ayına göre 0,7 puan, kadınlarda ise 1,5 puan azalarak sırasıyla yüzde 14,8 ve yüzde 10,5 seviyesinde gerçekleştiğini ifade eden Yılmaz, şunları kaydetti:</p>
<p>"Küresel ekonomide zayıf talep koşulları, jeopolitik gerilimler ve ticaret politikalarındaki belirsizlikler üretim, yatırım ve istihdam görünümü açısından risk oluşturmaya devam etmektedir. Bu zorlu konjonktürde, makroekonomik dengeleri güçlendiren politikalarımız, reel sektörün üretim kapasitesini koruyan desteklerimiz ve ihracat odaklı büyüme yaklaşımımız ile iş gücü piyasasının dayanıklılığını artırıcı aksiyonlar almaya devam ediyoruz.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde gençler, kadınlar ve iş gücüne katılımda güçlük yaşayan kesimler başta olmak üzere potansiyel işgücünü istihdama kazandıracak ve istihdamın genel seviyesini artıracak politikalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz. Yatırım, üretim, istihdam ve ihracat ekseninde yürüttüğümüz politikalarla dengeli ve sürdürülebilir büyümeyi desteklemeyi, işsizliği kalıcı biçimde azaltmayı ve vatandaşlarımızın refahını artırmayı hedefliyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yilmaz-issizlik-oranindaki-tek-haneli-seyir-37nci-aya-tasindi-82187</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/cevdet-yilmaz-5.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mayıs ayı iş gücü istatistiklerini değerlendiren Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, &quot;2026 yılı mayıs ayında mevsim etkisinden arındırılmış verilere göre işsizlik oranı yüzde 8,2 olarak gerçekleşmiş, böylece işsizlik oranındaki tek haneli seyir 37&#039;nci aya taşınmıştır.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/denizbanka-efseden-20-milyon-euro-kaynak-82183</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 13:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> DenizBank&#039;a EFSE&#039;den 20 milyon euro kaynak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>DenizBank'ın, Güneydoğu Avrupa için Avrupa Fonu (EFSE) ile gerçekleştirdiği iş birliği kapsamında 20 milyon euro tutarında kaynak temin ettiği bildirildi.</p>
<p>Beş yıl vadeli finansmanın, EFSE'nin Yeşil Liste kriterleriyle uyumlu olarak, sürdürülebilir tarım uygulamalarının yaygınlaştırılması, kaynak verimliliğinin artırılması ve küçük işletmelerin finansmana erişiminin desteklenmesi amacıyla kullanılacağı açıklandı.</p>
<p>DenizBank Hazine ve Finansal Kurumlar Genel Müdür Yardımcısı Bora Böcügöz, banka olarak üreticilerin verimliliklerini artıracak, değişen koşullara uyum kapasitelerini güçlendirecek ve kaynakların daha etkin kullanımını destekleyecek uygulamaların yaygınlaştırılmasını önceliklendirdiklerini belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"EFSE ile hayata geçirdiğimiz iş birliğiyle temin ettiğimiz kaynağın, tarımda sürdürülebilir üretim anlayışının yaygınlaşmasına, su ve diğer doğal kaynakların verimli kullanılmasına katkı sunarken, ekonomimizin temel yapı taşları arasında yer alan küçük işletmelerin finansmana erişimini güçlendirecek olmasından memnuniyet duyuyoruz. Uluslararası finans kuruluşlarıyla geliştirdiğimiz güçlü iş birlikleri sayesinde, ülkemizin kalkınma hedeflerine katkı sunmaya, üretim, yatırım ve istihdamı destekleyen uzun vadeli ve nitelikli kaynakları ekonomimize kazandırmayı sürdüreceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/denizbanka-efseden-20-milyon-euro-kaynak-82183</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/denizbank.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ DenizBank Hazine ve Finansal Kurumlar Genel Müdür Yardımcısı Bora Böcügöz, &quot;EFSE ile hayata geçirdiğimiz iş birliğiyle temin ettiğimiz kaynağın, tarımda sürdürülebilir üretim anlayışının yaygınlaşmasına, su ve diğer doğal kaynakların verimli kullanılmasına katkı sunarken, ekonomimizin temel yapı taşları arasında yer alan küçük işletmelerin finansmana erişimini güçlendirecek olmasından memnuniyet duyuyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/tcmbden-hong-kong-ile-mutabakat-zapti-82182</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 13:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> TCMB&#039;den Hong Kong ile mutabakat zaptı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ve Hong Kong Para Otoritesi arasında her iki bankanın inovasyon fonksiyonları arasındaki iş birliğine yönelik çerçeve belirlemek amacıyla bir mutabakat zaptı imzalandığı bildirildi.</p>
<p>Anlaşmanın finansal inovasyon alanında bilgi paylaşımının kolaylaştırılmasına ve yenilikçi projelerde işbirliğinin geliştirilmesine zemin oluşturması beklendiği ifade edilen açıklamada, mutabakat zaptının, TCMB Başkanı Fatih Karahan ile Hong Kong Para Otoritesi Başkanı Eddie Yue tarafından imzalandığı kaydedildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/tcmbden-hong-kong-ile-mutabakat-zapti-82182</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/tcmb-js3I_cover.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası ile Hong Kong Para Otoritesi arasında finansal teknolojilerde iş birliği için mutabakat zaptı imzalandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/enerji-ithalati-faturasi-yillik-yuzde-434-artti-82181</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 13:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerji ithalatı faturası yıllık yüzde 43,4 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Ticaret Bakanlığı tarafından oluşturulan geçici dış ticaret istatistiklerine göre, mayısta Türkiye'nin toplam ithalatı, 2025'in aynı ayına kıyasla yüzde 10,8 azalarak 28 milyar 70 milyon 620 bin dolar olarak belirlendi.</p>
<p>Bu tutarın 6 milyar 105 milyon 604 bin dolarlık kısmını enerji ithalatı olarak özetlenen "mineral yakıtlar, mineral yağlar ve bunların damıtılmasından elde edilen ürünler, bitümenli maddeler, mineral mumlar" oluşturdu.</p>
<p>Geçen yıl mayısta bu rakam, 4 milyar 258 milyon 662 bin dolar olarak kayıtlara geçmişti. Böylece enerji ithalatı tutarı yıllık bazda yüzde 43,4 arttı.</p>
<p>Bu dönemde ham petrol ithalatı ise yüzde 1,71 artarak 2 milyon 665 bin 664 tona yükseldi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/enerji-ithalati-faturasi-yillik-yuzde-434-artti-82181</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/7/1280x720/diyarbakir-dogal-gaz-1769590601.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Geçici dış ticaret istatistiklerine göre enerji ithalatı için ödenen tutar, yıllık bazda yüzde 43,4 artışla 6,1 milyar dolara yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-cop-31i-uluslararasi-yatirim-cekerek-degerlendirmeli-82172</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 12:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Antalya, COP 31’i uluslararası yatırım çekerek değerlendirmeli&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Sanayici ve İş İnsanları Derneği (ANSİAD) İklim Değişikliği ve Çevre Çalışma Masası ve ARÜV Çevre Müh. AŞ Başkanı Cem Arüv, EKONOMİ gazetesine, iklim finansmanı, yeşil yatırımlar ve Antalya'nın geleceği konusunda bilgi verdi.</p>
<p>COP31 Konferansı’nın Antalya için bir zirveden çok daha fazlası olabileceğini belirten Arüv, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı'nı (COP31) yalnızca birkaç gün sürecek uluslararası bir toplantı olarak görülmesinin büyük bir hata olacağını söyledi.</p>
<p>COP zirvelerinin artık yalnızca iklim değişikliğinin konuşulduğu platformlar olmadığına dikkat çeken Arüv, ‘’COP zirveleri aynı zamanda dünyanın yeşil yatırımlarının, iklim finansmanının ve sürdürülebilir kalkınma modellerinin şekillendiği küresel buluşmalardır. Antalya'nın önünde tarihi bir fırsat var. Bu fırsatı yalnızca ev sahipliği yaparak değil, yatırım çekerek değerlendirebiliriz’’ dedi.</p>
<p><strong>"Dünya trilyonlarca dolarlık iklim yatırımı yapacak"</strong></p>
<p>‘İklim finansmanı’ kavramının öne çıktığını vurgulayan Cem Arüv, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Çünkü iklim değişikliğiyle mücadele artık yalnızca çevre politikası değil, aynı zamanda ekonomi politikasıdır. Dünya, önümüzdeki yıllarda trilyonlarca dolarlık iklim yatırımı yapacak. Asıl soru şudur: Bu yatırımların ne kadarı Antalya'ya gelebilecek?  COP31'de finansman konuşulacak. COP'ta kimse salonlarda para dağıtmıyor. Ancak uluslararası kalkınma bankaları, yatırım fonları, özel sermaye kuruluşları ve teknoloji şirketleri aynı ekosistemde buluşuyor. Eğer siz yatırım yapılabilir projelerle masadaysanız, finansmana erişim ihtimaliniz ciddi şekilde artıyor.’’</p>
<p><strong>Antalya hazır mı?</strong></p>
<p>COP 31’e ev sahipliği yapacak Antalya’nın bu uluslararası finans kaynaklarından yararlanması konusunda hazır olmadığına dikkat çeken Cem Arüv, ‘’Antalya bu konuda tam hazır değil. Çok değerli fikirlerimiz var, güçlü kurumlarımız var, ciddi bir teknik bilgi birikimimiz var. Ancak bunları uluslararası finans kuruluşlarının beklediği formatta yatırım projelerine dönüştürmemiz gerekiyor. Biz mühendislik projeleri hazırlıyoruz ama artık buna ilave olarak ‘yatırım yapılabilir proje’ hazırlamamız gerekiyor. Bir başka ifadeyle teknik olarak doğru olan projeleri, ekonomik, çevresel ve sosyal etkileri hesaplanmış finansman dosyalarına dönüştürmeliyiz’’ dedi.</p>
<p><strong>Antalya STK Platformu</strong></p>
<p>İklim değişikliği ve çevre sorunlarına karşı kentte ortak akıl oluşturmak için Antalya Sivil Platformu oluşturduklarını anlatan Arüv, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Antalya Sivil Platformu'nu tam da bu anlayışla kurduk. Amacımız yalnızca sorunları konuşmak değil; ortak aklı oluşturmak. Platform bünyesinde üniversiteler, meslek kuruluşları, iş dünyası ve uzmanlarla birlikte Antalya'nın iklim değişikliği karşısındaki önceliklerini Su Yönetimi, Enerji ve Karbon Azaltımı, Sürdürülebilir Turizm, Sürdürülebilir Ekosistem ve Tarım ve Dirençli Kentleşme olmak üzere beş ana başlık altında çalışıyoruz. Hazırlayacağımız raporun amacı sadece mevcut durumu tespit etmek değil; Antalya'nın önümüzdeki 20-30 yılına yön verecek yatırım alanlarını belirlemek. Bu rapor tamamlandıktan sonra Antalya'nın İklim Finansmanı Proje Portföyü hazırlanmalı. Yani artık sorunları anlatan raporlardan, çözümü finanse edilebilecek yatırım projelerine geçmeliyiz.’’</p>
<p><strong>"Antalya’nın yatırım kataloğu olacak"</strong></p>
<p>Bu yatırım projelerinin yer aldığı portföyün, Antalya'nın yatırım kataloğu olacağını anlatan Arüv, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>‘’Bu portföy, su, enerji, turizm, sanayi, tarım, kıyılar ve şehircilik alanlarında uluslararası finansman kriterlerine uygun, uygulanabilir projelerden oluşacak. Bu projeleri hiçbir kurum tek başına hazırlamamalı. Valilik, belediyeler, üniversiteler, odalar, sivil toplum, özel sektör ve mühendislik şirketleri aynı vizyon etrafında buluşmalı. İklim değişikliği tek bir kurumun çözebileceği bir konu değildir.’’</p>
<p><strong>"Su bağımsızlığı önemli"</strong></p>
<p>Önümüzdeki yıllarda suyun, enerji kadar stratejik bir kaynak olacağına dikkat çeken Cem Arüv, gelecekte, bir turizm tesisinin yalnızca belediye şebekesine bağlı olmasının yeterli olmayabileceğini söyledi. Arüv, ‘’Bunun için deniz suyundan su üretimi, yağmur suyu hasadı, atıksuyun geri kazanılması ve akıllı su yönetimi konusunun birlikte ele alınmalı. Bu yalnızca çevre yatırımı değil; işletmenin geleceğini güvence altına alan bir dayanıklılık yatırımıdır’’ diye konuştu.</p>
<p><strong>Su Dayanıklı Turizm Bölgesi</strong></p>
<p>Hazırlanan projelerin uluslararası finansman bulabileceğini ifade eden Arüv, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Çünkü uluslararası finans kuruluşları artık yalnızca gelir tablosuna bakmıyor. Su tasarrufu, karbon azaltımı, iklim riskinin azalması, kaynak verimliliği, toplumsal fayda, dayanıklılık gibi kriterler yatırım kararlarında önemli rol oynuyor. Antalya dünyanın en önemli turizm destinasyonlarından biri. Bence Antalya, dünyanın ilk ‘Su Dayanıklı Turizm Bölgesi’ olmayı hedeflemeli. Bu hem çevresel hem de ekonomik açıdan çok güçlü bir marka değeri oluşturacaktır.</p>
<p><strong>"Şirket olarak çözüm ortağı olmak istiyoruz"</strong></p>
<p>Kendi şirketinin geleceğini çizmek istediklerini anlatan Arüv, ‘’Biz artık yalnızca çevre mühendisliği yapan bir şirket olmak istemiyoruz. Hedefimiz, yatırım yapılabilir iklim projeleri geliştiren, uluslararası finansman standartlarına uygun dosyalar hazırlayan, teknik uygulamayı yöneten, performansı izleyen, uzun vadeli çözüm ortağı olan bir yapı kurmak. Biz kredi pazarlayan bir firma değiliz. Bizim işimiz yatırımcının güvenle yatırım yapabileceği projeleri geliştirmek. Finansmana hazır proje üretmek. İyi proje varsa finansman yolu zaten açılır.’’</p>
<p><strong>Antalya’nın öncelikli yatırım alanları</strong></p>
<p>Antalya’nın iklim ve çevresel öncelikli yatırımlarını da anlatan Cem Arüv, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Su güvenliği, döngüsel su yönetimi, karbon nötr turizm, yeşil sanayi, iklim dirençli şehirler, kıyı ve deniz ekosistemleri, doğa temelli çözümler, bunların tamamı hem Antalya'nın ihtiyaçlarına hem de uluslararası yatırım önceliklerine uyuyor. Turizm, tarım, sanayi ve doğal zenginliklerin aynı şehirde bulunması Antalya için avantaj. Antalya geliştirilecek çözümlerin gerçek ölçekte uygulanabileceği bir "yaşayan laboratuvar" olabilir. Başarılı modeller daha sonra Türkiye'nin diğer şehirlerine ve Akdeniz havzasına yayılabilir.’’</p>
<p><strong>"Hiçbir kurum tek başına başarılı olamaz"</strong></p>
<p>Antalya’nın yatırım projelerini bu süreçte hiçbir kurumun tek başına başaramayacağını ifade eden Arüv, ‘’Merkezi yönetim, yerel yönetimler, üniversiteler, özel sektör, sivil toplum aynı masada oturmalı. Çünkü iklim değişikliği ortak akıl gerektiriyor. İklim yatırımlarını bir maliyet olarak görmeyin. Bunlar rekabet gücünü artıran, işletmeleri geleceğe hazırlayan stratejik yatırımlardır. Önümüzdeki yıllarda finansmana erişimde de sürdürülebilirlik önemli bir kriter olacak’’ dedi.</p>
<p><strong>COP31 sonunda Antalya ne kazanacak?</strong></p>
<p>COP 31 sonunda Antalya’nın mutlaka bir kazanım sağlamış gerektiğine dikkat çeken Cem Arüv sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Benim hayalim birkaç günlük başarılı bir organizasyon değil. COP31 sonrasında uluslararası finansman çekebilen, yatırım yapılabilir proje portföyünü hazırlamış, pilot uygulamalarını başlatmış, Akdeniz'in sürdürülebilir şehirlerinden biri haline gelmiş bir Antalya görmek istiyorum. Asıl başarı budur. COP31 bittiğinde Antalya'nın ortak akılla hazırlanmış bir iklim stratejisi, uluslararası standartlarda bir yatırım proje portföyü, finansmanla eşleşmeye hazır projeler, kamu, üniversite, özel sektör ve sivil toplumun birlikte çalıştığı kalıcı bir yönetişim modeli olursa, COP31 sadece başarılı bir organizasyon olarak değil, Antalya'nın yeni kalkınma hikâyesinin başlangıcı olarak tarihe geçecektir. Ben bu vizyonu ‘Antalya İklim Finansmanı Girişimi’ olarak görüyorum. İklim değişikliğini yalnızca konuşma zamanı değil; birlikte proje geliştirme, birlikte yatırım üretme ve birlikte geleceği inşa etme zamanıdır.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-cop-31i-uluslararasi-yatirim-cekerek-degerlendirmeli-82172</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/2/1280x720/568-1782815931.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yaklaşık 150 bin ziyaretçinin beklendiği Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı hazırlıkları sürerken, Antalya’nın bu konferansa sadece ev sahipliği yaparak değil, uluslararası yatırım çekerek değerlendirmesi gerektiği belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracat-mayista-yuzde-95-geriledi-82170</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 12:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracat mayısta yüzde 9,5, ithalat yüzde 10,8 geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Ticaret Bakanlığı iş birliğiyle oluşturulan mayıs ayına ait geçici dış ticaret verileri açıklandı.</p>
<p>Buna göre, Genel Ticaret Sistemi (GTS) kapsamında ihracat, mayısta geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 9,5 azalışla 22 milyar 461 milyon dolara, ithalat yüzde 10,8 düşüşle 28 milyar 71 milyon dolara geriledi.</p>
<p>Dış ticaret açığı, mayısta yıllık bazda yüzde 15,6 azalarak, 6 milyar 663 milyon dolardan 5 milyar 610 milyon dolara düştü.</p>
<p>İhracatın ithalatı karşılama oranı, Mayıs 2025'te yüzde 78,9 iken, geçen ay yüzde 80'e yükseldi.</p>
<p><strong>Ocak-mayıs döneminde dış ticaret açığı yüzde 3,6 arttı</strong></p>
<p>Ocak-mayısta ise ihracat, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 0,2 artarak 111 milyar 118 milyon dolar, ithalat yüzde 1,1 yükselişle 153 milyar 834 milyon dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Söz konusu dönemde, dış ticaret açığı yüzde 3,6 artışla 41 milyar 242 milyon dolardan 42 milyar 716 milyon dolara çıktı.</p>
<p>İhracatın ithalatı karşılama oranı, Ocak-Mayıs 2025 döneminde yüzde 72,9 iken bu yılın aynı döneminde yüzde 72,2'ye geriledi.</p>
<p><strong>Enerji ve altın hariç dış ticaret</strong></p>
<p>Geçen ay enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç ihracat, yüzde 11,5 azalarak, 23 milyar 169 milyon dolardan 20 milyar 500 milyon dolara geriledi.</p>
<p>Enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç ithalat, söz konusu ayda yüzde 16,2 azalışla, 25 milyar 86 milyon dolardan 21 milyar 25 milyon dolara indi.</p>
<p>Enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç dış ticaret açığı, mayısta 525 milyon dolar olarak gerçekleşti. Dış ticaret hacmi, yüzde 13,9 azalışla 41 milyar 525 milyon dolar oldu.</p>
<p>Söz konusu ayda, enerji ve altın hariç ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 97,5 olarak belirlendi.</p>
<p><strong>İmalat sanayisinin payı yüzde 94,5,</strong></p>
<p>Ekonomik faaliyetler incelendiğinde, ihracatta mayısta imalat sanayisinin payı yüzde 94,5, tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün payı yüzde 3,3, madencilik ve taş ocakçılığının payı yüzde 1,6 oldu.</p>
<p>Ocak-mayıs döneminde, ihracatta imalat sanayisinin payı yüzde 93,8, tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün payı yüzde 3,8, madencilik ve taş ocakçılığının payı yüzde 1,7 olarak belirlendi.</p>
<p>Geniş ekonomik gruplar sınıflamasına göre ithalatta mayısta ara mallarının payı yüzde 72,7, sermaye mallarının payı yüzde 13,4 ve tüketim mallarının payı yüzde 13,8 olarak hesaplandı.</p>
<p>İthalatta, yılın ilk 5 ayında ara mallarının payı yüzde 71,5, sermaye mallarının payı yüzde 13,9 ve tüketim mallarının payı yüzde 14,1 oldu.</p>
<p><strong>Almanya ihracatta, Rusya ithalatta ilk sırada</strong></p>
<p>Mayısta ülkeler özelinde ihracatta ilk sırayı 1 milyar 714 milyon dolarla Almanya aldı. Bu ülkeyi, 1 milyar 520 milyon dolarla ABD, 1 milyar 380 milyon dolarla Birleşik Krallık, 1 milyar 144 milyon dolarla İtalya, 922 milyon dolarla İspanya takip etti. Söz konusu ayda, ilk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde 29,7'sini oluşturdu.</p>
<p>Ocak-mayıs döneminde de ihracatta ilk sırayı 9 milyar 276 milyon dolarla Almanya aldı. Bu ülkeyi, sırasıyla 6 milyar 945 milyon dolarla ABD, 6 milyar 776 milyon dolarla Birleşik Krallık, 5 milyar 891 milyon dolarla İtalya ve 4 milyar 640 milyon dolarla Fransa takip etti. İlk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde 30,2'sine karşılık geldi.</p>
<p>Mayısta ithalatta ilk sıra Rusya'nın oldu. Bu ülkeden yapılan ithalatın tutarı 3 milyar 758 milyon dolar olarak hesaplandı. Rusya'nın ardından en fazla ithalat, 3 milyar 431 milyon dolarla Çin'den, 2 milyar 40 milyon dolarla Almanya'dan, 1 milyar 208 milyon dolarla ABD'den, 1 milyar 57 milyon dolarla İtalya'dan yapıldı. İlk 5 ülkeden gerçekleştirilen ithalat, toplam ithalatın yüzde 40,9'unu oluşturdu.</p>
<p>Ocak-mayıs dönemi ithalatında ilk sırada 21 milyar 35 milyon dolarla Çin yer buldu. Bu ülkeyi, 17 milyar 270 milyon dolarla Rusya, 11 milyar 20 milyon dolarla Almanya, 7 milyar 739 milyon dolarla ABD, 6 milyar 261 milyon dolarla İsviçre izledi. İlk 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 41,2'si olarak hesaplandı.</p>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre mayısta bir önceki aya göre ihracat yüzde 0,8, ithalat yüzde 1,9 azaldı. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye kıyasla mayısta geçen yılın aynı ayına göre ihracat yüzde 4,8, ithalat yüzde 4,3 arttı.</p>
<p>Teknoloji yoğunluğuna göre dış ticaret verileri, "ISIC Rev.4" sınıflaması içinde yer alan imalat sanayisi ürünlerini kapsıyor. Mayısta bu sınıflamaya göre imalat sanayisi ürünlerinin toplam ihracattaki payı yüzde 94,5 oldu. Yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayisi ürünleri ihracatındaki payı yüzde 3,1 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Ocak-mayıs döneminde ISIC Rev.4'e göre imalat sanayisi ürünlerinin toplam ihracattaki payı yüzde 93,8, yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ihracatı içindeki payı yüzde 3,4 oldu.</p>
<p>Mayısta imalat sanayisi ürünlerinin toplam ithalattaki payı yüzde 77,1 olarak belirlendi. Yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayisi ürünleri ithalatı içindeki payı yüzde 11,8 olarak kaydedildi.</p>
<p>Ocak-mayıs döneminde imalat sanayisi ürünlerinin toplam ithalattaki payı yüzde 79, yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayisi ürünleri ithalatı içindeki payı ise yüzde 11,9 olarak belirlendi.</p>
<p><strong>Özel Ticaret Sistemi verileri</strong></p>
<p>Özel Ticaret Sistemi'ne göre ise mayısta ihracat, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 8,9 azalarak 20 milyar 634 milyon dolara, ithalat yüzde 10 gerileyerek 26 milyar 389 milyon dolara düştü.</p>
<p>Mayısta dış ticaret açığı, yüzde 13,6 azalışla 6 milyar 662 milyon dolardan 5 milyar 756 milyon dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı Mayıs 2025'te yüzde 77,3 iken bu yılın aynı ayında yüzde 78,2'ye yükseldi.</p>
<p>Özel Ticaret Sistemi'ne göre ihracat, ocak-mayıs döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 1 artarak 101 milyar 934 milyon dolar, ithalat yüzde 2,1 yükselişle 145 milyar 583 milyon dolar olarak belirlendi.</p>
<p>Ocak-mayıs döneminde, dış ticaret açığı yüzde 4,7 artarak 41 milyar 689 milyon dolardan 43 milyar 649 milyon dolara çıktı. İhracatın ithalatı karşılama oranı Ocak-Mayıs 2025'te yüzde 70,8 iken bu yılın aynı döneminde yüzde 70'e geriledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracat-mayista-yuzde-95-geriledi-82170</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/ihracat-ithalat-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mayıs ayı geçici dış ticaret verilerine göre, ihracat yıllık bazda yüzde 9,5 azalışla 22,5 milyar dolara, ithalat da yüzde 10,8 düşerek 28 milyar dolara geriledi. Bu dönemde dış ticaret açığı 5,6 milyar dolar, ihracatın ithalatı karşılama oranı ise yüzde 80 oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/issizlik-orani-mayista-degismedi-82169</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 12:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşsizlik oranı mayısta değişmedi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), mayıs ayına ait iş gücü istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaş grubundaki işsiz sayısı, mayısta bir önceki aya kıyasla 9 bin artarak, 2 milyon 883 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise değişim göstermeyerek yüzde 8,2 seviyesinde kaldı.</p>
<p>İşsizlik oranı, geçen yılın aynı ayına göre ise 0,2 puan azaldı.</p>
<p>Bu oran erkeklerde yüzde 7, kadınlarda yüzde 10,5 olarak tahmin edildi.</p>
<p>Söz konusu ayda, 15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfustaki işsizlik oranı, bir önceki aya göre 0,4 puan artarak yüzde 14,8 oldu. Bu yaş grubunda işsizlik oranı, erkeklerde yüzde 11,2, kadınlarda yüzde 21,8 olarak hesaplandı.</p>
<p>TÜİK, bazı aylara ilişkin verilerde revizyona gitti.</p>
<p>Buna göre 2024-2026 dönemi mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlik oranları şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Yıl/Aylar</td>
<td>Ocak</td>
<td>Şubat</td>
<td>Mart</td>
<td>Nisan</td>
<td>Mayıs</td>
<td>Haziran</td>
<td>Temmuz</td>
<td>Ağustos</td>
<td>Eylül</td>
<td>Ekim</td>
<td>Kasım</td>
<td>Aralık</td>
</tr>
<tr>
<td>2024</td>
<td>9,2</td>
<td>8,6</td>
<td>8,8</td>
<td>8,6</td>
<td>8,4</td>
<td>9,1</td>
<td>9</td>
<td>8,5</td>
<td>8,6</td>
<td>8,7</td>
<td>8,4</td>
<td>8,6</td>
</tr>
<tr>
<td>2025</td>
<td>8,5</td>
<td>8,2</td>
<td>8</td>
<td>8,6</td>
<td>8,4</td>
<td>8,6</td>
<td>8,1</td>
<td>8,5</td>
<td>8,6</td>
<td>8,5</td>
<td>8,6</td>
<td>7,8</td>
</tr>
<tr>
<td>2026</td>
<td>8,1</td>
<td>8,4</td>
<td>8,1</td>
<td>8,2</td>
<td>8,2</td>
<td> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Mevsim etkisinden arındırılmış istihdam edilenlerin sayısı, mayısta bir önceki aya kıyasla 285 bin kişi artarak 32 milyon 463 bin kişi oldu. İstihdam oranı ise 0,4 puan artarak, yüzde 48,5 olarak gerçekleşti. Bu oran erkeklerde yüzde 66,1 iken, kadınlarda yüzde 31,4 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Mevsim etkisinden arındırılmış iş gücü, mayısta bir önceki aya göre 293 bin kişi artarak, 35 milyon 345 bin kişiye ulaştı. İş gücüne katılma oranı ise 0,4 puan artarak yüzde 52,8 olarak gerçekleşti. İş gücüne katılma oranı erkeklerde yüzde 71 iken, kadınlarda yüzde 35 olarak hesaplandı.</p>
<p>İstihdam edilenlerden referans döneminde iş başında olanların mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış haftalık ortalama fiili çalışma süresi, mayısta bir önceki aya göre 0,2 saat artarak, 42,4 saat olarak gerçekleşti.</p>
<p>Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel iş gücü ve işsizlerden oluşan atıl iş gücü oranı mayısta aylık bazda 0,9 puan artışla yüzde 31 oldu. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 20,2 iken, işsiz ve potansiyel iş gücünün bütünleşik oranı yüzde 20,5 olarak tahmin edildi.</p>
<p>Türkiye genelinde nisan ayına ilişkin mevsim etkilerinden arındırılmış temel iş gücü göstergeleri şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>15 ve daha yukarı yaştakiler</td>
<td>Toplam</td>
<td>Erkek</td>
<td>Kadın</td>
</tr>
<tr>
<td>Nüfus (bin kişi)</td>
<td>66.921</td>
<td>33.082</td>
<td>33.838</td>
</tr>
<tr>
<td>İş gücü (bin kişi)</td>
<td>35.345</td>
<td>23.489</td>
<td>11.857</td>
</tr>
<tr>
<td>İstihdam (bin kişi)</td>
<td>32.463</td>
<td>21.854</td>
<td>10.608</td>
</tr>
<tr>
<td>İşsiz (bin kişi)</td>
<td>2.883</td>
<td>1.634</td>
<td>1.248</td>
</tr>
<tr>
<td>İş gücüne dahil olmayanlar (bin kişi)</td>
<td>31.575</td>
<td>9.594</td>
<td>21.982</td>
</tr>
<tr>
<td>İş gücüne katılma oranı (yüzde)</td>
<td>52,8</td>
<td>71</td>
<td>35</td>
</tr>
<tr>
<td>İstihdam oranı (yüzde)</td>
<td>48,5</td>
<td>66,1</td>
<td>31,4</td>
</tr>
<tr>
<td>İşsizlik oranı (yüzde)</td>
<td>8,2</td>
<td>7</td>
<td>10,5</td>
</tr>
<tr>
<td>Genç nüfusta işsizlik oranı (15-24 yaş)</td>
<td>14,8</td>
<td>11,2</td>
<td>21,8</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/issizlik-orani-mayista-degismedi-82169</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/9/1280x720/iskur-1746791015.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mayıs verilerine göre işsizlik oranı, önceki aya göre değişmeyerek yüzde 8,2&#039;de kaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hizmet-uretici-fiyat-mayista-yuzde-523-82168</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 12:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hizmet üretici fiyatları mayısta yüzde 5,23 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Mayıs 2026'ya ait Hizmet Üretici Fiyat Endeksi (H-ÜFE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre H-ÜFE, geçen ay bir önceki aya kıyasla yüzde 5,23, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 24,34, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 38,37 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 35,52 yükseldi.</p>
<p>Endeks, Mayıs 2025'e göre ulaştırma ve depolama hizmetlerinde yüzde 41,27, konaklama ve yiyecek hizmetlerinde yüzde 31,97, bilgi ve iletişim hizmetlerinde yüzde 38,63, gayrimenkul hizmetlerinde yüzde 32,85, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetlerde yüzde 42,60, idari ve destek hizmetlerde yüzde 36,18 arttı.</p>
<p>H-ÜFE'de, mayısta bir önceki aya göre ise ulaştırma ve depolama hizmetlerinde yüzde 3,38, konaklama ve yiyecek hizmetlerinde yüzde 4,27, bilgi ve iletişim hizmetlerinde yüzde 7,80, gayrimenkul hizmetlerinde yüzde 8,28, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetlerde yüzde 7,58, idari ve destek hizmetlerde yüzde 6,73 artış gerçekleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hizmet-uretici-fiyat-mayista-yuzde-523-82168</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/3/1280x720/hizmet-otel-resepsiyon-hotel-1777024503.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mayıs verilerine göre, Hizmet Üretici Fiyat Endeksi, aylık bazda yüzde 5,23, yıllık bazda yüzde 38,37 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/musiad-sameks-haziranda-48-puan-azaldi-82186</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> MÜSİAD SAMEKS haziranda 4,8 puan azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) tarafından hazırlanan Satınalma Müdürleri Bileşik Endeksi'nin (SAMEKS) haziran ayı sonuçları açıklandı.</p>
<p>Buna göre, mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış SAMEKS Bileşik Endeksi, haziranda geçen aya göre 4,8 puan azalarak 44,3 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Bu dönemde Hizmet Sektörü SAMEKS Endeksi aylık bazda 7,2 puan düşüşle 44,5'e, Sanayi Sektörü SAMEKS Endeksi ise 1,4 puan azalarak 45,4 seviyesine geriledi.</p>
<p>Hizmet sektöründe iş hacmi, girdi alımları, stoklar, tedarikçilerin teslim süresi ve istihdam alt endekslerinin tamamı gerileyerek, Bileşik Endeksin genel seyrini aşağı yönlü etkiledi.</p>
<p>Böylelikle mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış SAMEKS Bileşik Endeksi haziranda 44,3 puanla eşik değerin altında gerçekleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/musiad-sameks-haziranda-48-puan-azaldi-82186</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/6/1280x720/musiad-1767170330.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ MÜSİAD SAMEKS, haziranda önceki aya göre 4,8 puan azalışla 44,3&#039;e geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakan-yumakli-yeni-cagri-ilanini-duyurdu-82185</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Yumaklı yeni çağrı ilanını duyurdu: 30 milyon euro bütçeyle başlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, IPARD III Programı 12. başvuru çağrı ilanının yayımlandığını duyurdu. </p>
<p>Yumaklı, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, modernizasyondan kapasite artırımına, gıdanın işlenmesinden teknolojik dönüşüme kadar her alanda üreticinin emeğine değer katmaya devam ettiklerini belirterek, "IPARD III Programı kapsamında, iki önemli gelişmeyi aynı anda paylaşıyoruz. 10. başvuru çağrı ilanı kapsamında et, süt, su ürünleri, meyve-sebze işleme tesisleri ve soğuk hava deposu yatırımlarına yönelik değerlendirme süreci tamamlanan 240 projeye, toplam 2,9 milyar lira hibe sağlıyoruz. Bu tesisler hayata geçtiğinde, ekonomimize 5,8 milyar liralık bir yatırım kazandırmış olacağız. 12. başvuru çağrı ilanı kapsamında ise süt, kırmızı et, kanatlı eti ve yumurta üretimine yönelik yatırımları kapsayan yeni çağrı ilanımızı 30 milyon avro bütçeyle başlatıyoruz. Kırsaldaki tüm girişimcilerimize, üreticilerimize ve ülkemize hayırlı, bereketli olsun." ifadelerini kullandı. </p>
<blockquote class="twitter-tweet">
<p dir="ltr" lang="tr">🤝 Modernizasyondan kapasite artırımına, gıdanın işlenmesinden teknolojik dönüşüme kadar her alanda üreticimizin emeğine değer katmaya devam ediyor; IPARD III Programı kapsamında iki önemli gelişmeyi aynı anda paylaşıyoruz. <br /><br />✅ 10. Başvuru Çağrı İlanı kapsamında et, süt, su… <a href="https://t.co/nNHhES5hW5">pic.twitter.com/nNHhES5hW5</a></p>
— İbrahim Yumaklı (@ibrahimyumakli) <a href="https://x.com/ibrahimyumakli/status/2071861809225605456?ref_src=twsrc%5Etfw">June 30, 2026</a></blockquote> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakan-yumakli-yeni-cagri-ilanini-duyurdu-82185</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/4/1280x720/tavuk-yem-1747291291.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ IPARD III Programı 12. başvuru çağrı ilanının yayımlandığını duyuran Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, süt, kırmızı et, kanatlı eti ve yumurta üretimine yönelik yatırımları kapsayan yeni çağrı ilanının 30 milyon euro bütçeyle başlatıldığını bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hava-durumu-82159</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 10:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hava durumu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ABD’de yeni gösterime giren “Pressure” isimli filmde İkinci Dünya Savaşı’nın en az bilinen ama en kritik karar anlarından birini merkeze alıyor: Müttefiklerin Normandiya çıkarmasının Haziran 1944'ün başlarında gerçekleştirilip gerçekleştirilemeyeceği ya da hava koşullarının, daha ilk asker kumsala ayak basmadan Manş Denizi'ni bir ölüm sahasına çevirip çevirmeyeceği.</p>
<p>Filmdeki bu hikâye, aslında yatırımcılar açısından da ilginç mesajlar içeriyor.</p>
<p>Kraliyet Hava Kuvvetleri meteoroloğu James Stagg, odadaki “uyumsuz" kişiydi. İnatçı bir İskoç olan ve ancak tüm bir komuta kademesine kafa tutmayı göze alabilenlerin sahip olabileceği türden bir zekâya sahip bu adam, eldeki rahatlatıcı hava tahminleriyle örtüşmeyen bir hava sistemiyle karşı karşıyaydı. Tarih belirlenmiş, hazırlıklar tamamlanmış ve pozisyonlar alınmıştı.</p>
<p>Ne var ki Stagg, hava basıncının yükselmekte olduğunu fark etmişti. Diğer bir yanda ise Amerikalı meteorolog Irving Krick vardı; o, hâkim hava düzenine daha fazla güveniyor ve tarihsel verilere dayanmayı tercih ediyordu. Krick'in elindeki tahmin daha net ve sorunsuz görünürken, Stagg'inki çok daha karmaşık ve belirsizdi ama haklı çıkan Stagg oldu.</p>
<p>Stagg’in avantajı, kusursuz bilgiye sahip olması değildi; kimse buna sahip değildi. Hava sistemleri hareket halindeydi, modeller modern standartlara göre ilkeldi ve karar, henüz kesinlik sağlanmadan önce verilmeliydi. Onun avantajı, tahminin koşullara bağlı kalması gerektiğini kavramış olmasıydı. Sadece hava koşulları konusunda kötümser bir bakış açısına sahip değildi. Tahminin dayandığı koşulların kötüye gittiğinin de farkındaydı.</p>
<p>Kötü yatırımların çoğu, o yatırımı destekleyen koşullar ortadan kalktıktan çok sonra bile varlığını sürdüren bir fikirle başlar. Yatırımcı artık piyasada işlem yapmıyor; bunun yerine ilk tahminini savunuyordur. Bir tezi, bir grafiği, kâr-zarar durumunu ya da egosunu korumaya çalışıyordur. İşte bu, söz konusu benzetmedeki "Irving Krick yatırımcısı"dır.</p>
<p>Piyasa gelişmeleri, çizdiğimiz yol haritası paralelinde ilerlemeye devam ediyor. Şu an itibariyle birkaç haftalık bir fırsat penceresi açıldığını ve hem yurt içi hem de yurt dışı piyasaların olumlu olabileceğini, hatta zirvelerini tekrar görebileceğimizi düşünüyoruz.</p>
<p>Daha önce de bahsettiğimiz gibi yurt içi piyasalarının da yurt dışına paralel hareket edebileceğini ve hem Haziran hem de Temmuz enflasyonlarının iyi gelebileceğini bunun da Merkez Bankası’nın faiz indirim sinyalleri vermesini beraberinde getirebileceğini tahmin ediyoruz.</p>
<p>Yurt dışı piyasalarda S&amp;P500 endeksinin 7700 civarına kadar yükselme olasılığını görüyoruz.</p>
<p>İzlediğimiz strateji şu şekilde: Önümüzdeki iki hafta oldukça elverişli koşullar sunuyor bizce. Önceki raporumuzda ele aldığımız mekanik hisse satım baskısı, yeni çeyrek dönemiyle sonlanıyor ve sermaye girişlerinin yeniden başlaması için bir fırsat sunuyor.</p>
<p>Ayrıca Temmuz ayı, genellikle de ilk yarısında en güçlü hareketlerin görüldüğü, mevsimsel takvimin en istikrarlı aylarından biridir. Bu iki unsuru birleştirdiğinizde, karşımıza taktiksel bir destek çıkıyor fakat halihazırda çok artmış olan ve kalabalık pozisyonlanmanın olduğu yarı iletken ve momentum trade’lerin kovalamak yerine; Temmuz ortasındaki bilanço dönemine doğru, değer kaybı yaşamış dev piyasa değeri yüksek (megacap) lider hisselere yönelmek daha makul olabilir.</p>
<p>Mekanik akımlar, olumlu mevsimsellik ve bilanço beklentileri ile güçlü bir Temmuz ayının ilk yarısının ardından çoğu yatırımcının gözden kaçıracağı o kısım gelecek diye düşünüyoruz. O da yaz sona ererken takvim aleyhimize işlemeye başlıyor. Normal bir yılda Ağustos'tan Ekim'e kadar olan dönem, yılın en zayıf ve en volatil sürecidir; üstelik 2026 sıradan bir yıl değil, bu yıl ABD’de ara seçim yılı.</p>
<p>Ara seçim yılı, dört yıllık döngünün en zayıf halkasıdır; piyasa genellikle bu yılın üçüncü veya dördüncü çeyreğinde önemli bir dip seviye oluşturur ve ardından, seçim öncesi yıla uzanan süreçte tüm döngünün en güçlü yükseliş hareketini başlatır.</p>
<p>Piyasalar belirsizlikten hoşlanmaz ve ara seçimler belirsizlik yaratır. Kongre'nin kontrolü söz konusudur; seçim sonrasında vergiler, harcamalar ve düzenlemelerle ilgili izlenecek yol belirsizdir ve seçim kampanyası sürerken politika süreçleri genellikle duraksar. Bu belirsizlik, yılın mevsimsel açıdan en zayıf dönemine denk gelir; işte bu yüzden ara seçim yıllarında volatilite sıklıkla Ekim ayına kadar tırmanış gösterir.</p>
<p>Dolayısıyla Temmuz ayındaki bu fırsat penceresi açık olabilir ancak işler yolunda gittiğinde rehavete kapılmamak gerekir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hava-durumu-82159</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hava durumu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aselsanin-40-milyon-dolarlik-yatirimi-devrede-82167</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ASELSAN&#039;ın 40 milyon dolarlık yatırımı devrede</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ASELSAN'ın, artan sipariş hacmini karşılamak ve üretim altyapısını güçlendirmek amacıyla stratejik yatırımlarını hayata geçirmeye devam ettiği bildirildi.</p>
<p>Şirket tarafından Kamuyu Aydınlatma Platformuna yapılan açıklamada, 40 milyon dolar yatırımla tamamlanan 17 bin 360 metrekare kapalı alana sahip "akıllı mühimmat ve su altı sistemleri ilave üretim ve test merkezlerinin" devreye alındığı belirtildi.</p>
<p>Açıklamaya göre, devreye alınan tesislerle birlikte, hava ve deniz savunma sistemlerinin üretiminde robotik ve otomasyon altyapısı önemli ölçüde güçlendirildi. Seri üretime büyük katkı sunacak tesisler sayesinde ASELSAN'ın teslimat kapasitesi, hız ve kalite kabiliyetinin artırıldığı belirtildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aselsanin-40-milyon-dolarlik-yatirimi-devrede-82167</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/7/1280x720/aselsan-muhimmat-merkezi-1782810078.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ASELSAN, 40 milyon dolar yatırımla tamamlanan &quot;akıllı mühimmat ve su altı sistemleri ilave üretim ve test merkezlerini&quot; devreye aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/secimde-aday-olmayacak-ender-yorgancilar-ebso-baskanligini-birakiyor-82155</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 09:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Seçimde aday olmayacak: Ender Yorgancılar, EBSO başkanlığını bırakıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AHMET USMAN/EKONOMİ</strong></p>
<p>Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar, 17 yıldır sürdürdüğü başkanlık görevini bırakıyor. Yorgancılar, sonbaharda yapılacak olan EBSO seçimlerinde yeniden aday olmayacağını açıkladı.</p>
<p>Açıklamasını ailesinin ve EBSO’nun eski yönetim kurulu başkanlarının konuk olarak katıldığı EBSO haziran ayı olağan meclis toplantısında açıklayan Yorgancılar, yaptığı hizmetler nedeniyle tüm meclis üyeleri tarafından ayakta alkışlandı.</p>
<p>EBSO’ya 1992’de meslek komitesi ve meclis üyesi olarak adım attığını, hemen akabinde yönetim kurulu üyeliğine seçildiğini ifade eden Ender Yorgancılar, 2009’dan bu yana da yönetim kurulu başkanı olarak hizmet verdiğini dile getirdi. EBSO başkanlığı yanında son iki dönemdir Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) başkan vekilliğini yaptığını hatırlatan Yorgancılar, “Göreve geldiğimden bu yana, arkadaşlarımla birlikte hep ‘üretim yoksa kalkınma hayaldir’ mottosuyla çalıştık. Bu anlayış EBSO ile özdeşleşti” diye konuştu.</p>
<p>EBSO’nun 70. Kuruluş yıldönümünü görev döneminde kutlamanın sevincini yaşadığını, TOBB’un akreditasyon sisteminden her zaman tam puan alarak önce İzmir’e, ardından Türkiye’ye ve son olarak aldıkları mükemmellik ödülüyle Asya – Pasifik Bölgesi’ne örnek olduklarını söyleyen Yorgancılar, “EBSO emanetini alnımın akıyla devretmenin gurunu yaşıyorum. Bayrağı devralacak, bizlerden sonra bu sıralarda görev yapacak tüm arkadaşlarıma bir Rus atasözünü hatırlatmak istiyorum. Bozuk paralar daima ses yaparlar. Bu sesler sizin hedefinize, düşüncelerinize, planlarınıza hiçbir zaman için engel olmasın. Ortak aklı koruyun. İzmir'in kurumlarıyla kurduğumuz birlik kültürünü yaşatın. Kararlarınızda EBSO’nun menfaatlerini ön planda tutun. Bu kurum birimizin değil hepimizin. Koltuklar geçici, bırakılan izler kalıcıdır. Üretim yoksa kalkınmak hayaldir dedim. Şimdi sıra bizden sonra bu kıymetli kurumu daha da güçlendirecek arkadaşlarda. Bayrağı ileri taşımaya gayret eden herkesin yanında duracağıma hiç kimsenin şüphesi olmasın. Üretim sevdalısı ve davanın bir ferdi olarak her zaman bilgi, emeğim ve ihtiyaç olduğunda desteğimi vereceğim” dedi.</p>
<p>EBSO Meclis Başkanı İbrahim Gökçüoğlu da, görev döneminde pek çok yeni uygulamayı hayata geçirdiğini belirterek, 4 yıl önce yapılan seçimlerde söz verdiği gibi yeni dönemde EBSO’da hiçbir makam için aday olmayacağını dile getirdi.</p>
<h2>Hakan Ürün: “Suriye’de pozitif ayırımcılığı hak ediyoruz”</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://img.ekonomim.com/rcman/Cw850h568q95gc/storage/files/images/2026/06/30/hakan-urun-satl.jpg" alt="Seçimde aday olmayacak: Ender Yorgancılar, EBSO başkanlığını bırakıyor - Resim : 1" width="700" height="468" data-lightbox="true" /></p>
<p>Türkiye’de imalat sanayisinin sıkıntılı bir süreçten geçtiğini dile getiren EBSO Yönetim Kurulu Başkan Vekili Hakan Ürün, “Rekabet gücümüzü her geçen gün kaybediyoruz. İthalata dayalı bir montaj sanayisine dönüşmek istemiyorsak üretimin önünde hangi engel varsa tek tek çözülmeli, bu durumun beka sorununa dönüşmesine asla izin verilmemeli. Yerli üreticiyi korumak yalnızca sanayiciyi değil ülkenin ekonomik egemenliğini de korumak demektir. Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi her fabrika bir kaledir” dedi.</p>
<p>Yeniden yapılanmakta olan Suriye’nin bile kendi menfaati için üreticilerini koruma gayreti içinde olduğunu vurgulayan Ürün, “Bu kapsamda Suriye’de vatandaşlarına kol kanat geren, yaşananların ceremesini çeken ihracatçılarımıza herhangi bir üçüncü dünya ülkesinden farksız şekilde yüksek oranlı vergiler uyguluyor. Geçenlerde Şam’da düzenlenen inşaat fuarında konuştuğumuz inşaatçılarımız artık Suriye’de iş yapmalarının mümkün olmadığını, çünkü inşaat malzemelerine yüzde 300 – 500 arasında vergi uygulandığını söylediler. Suriye’de yaşananların ceremesini en fazla çeken ülke olarak, bu uygulamayı hak etmiyoruz. Bu konuda hükümetimizin gereken adımları atarak, sanayicimize yardımcı olmasını bekliyoruz. Suriye, Gazze’den beter durumda. Bu kadar inşaat ve altyapıya ihtiyaç olduğu bir yerde, Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan’ın Suriye Başkanı ile olan iletişimi sayesinde Türkiye için pozitif ayırımcılık sağlayacağını umut ediyor, ülkemizin bunu hak ettiğine inanıyoruz. Yalnızca vergiler değil, sınırda bekletilen TIR’larımız nedeniyle lojistik konusunda da ciddi sıkıntılar yaşıyoruz. Bu konunun da çözüme kavuşturulması lazım” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/secimde-aday-olmayacak-ender-yorgancilar-ebso-baskanligini-birakiyor-82155</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/5/1280x720/secimde-aday-olmayacak-ender-yorgancilar-ebso-baskanligini-birakiyor-1782802207.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Bölgesi Sanayi Odası’nda Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar ve Meclis Başkanı İbrahim Gökçüoğlu, sonbaharda yapılacak olan oda seçimlerinde göreve talip olmayacaklarını açıkladılar. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/cin-sincani-orta-asya-icin-one-cikariyor-bolge-ulkelerine-4-maddelik-eylem-onerisi-82198</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çin, Sincan’ı Orta Asya için öne çıkarıyor: Bölge ülkelerine 4 maddelik eylem önerisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/URUMÇİ</strong></p>
<p>Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde yapılan Çin-Avrasya Fuarı'nın dokuzuncusu tamamlandı. Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’nin İpek Yolu Ekonomik Kuşağı’nın Çekirdek Bölgesi olarak tanımlanarak, kara yollarının (Kuşak-Koridor) ana güzergahlarının kesişme noktası olarak ilan edilen Sincan’daki fuar 25-29 Haziran günleri arasında düzenlendi. Fuar öncesi, Urumçi, Turfan ve Hotan illeri ve çevresindeki Çin yatırımlarının ön plana çıkarıldığı, kültürel söylem yönü de bulunan bir uluslararası medya ziyareti de gerçekleştirildi. EKONOMİ’nin de yer aldığı programda, Sincan’a yönelik merkezi hükümetin desteklediği yatırımlar ve projeler, geçmişte sorunlarla ve insan hakları tartışmalarıyla gündeme gelen bölgede daha “özgüvenli ve kapsamlı” bir tanıtım dikkati çekti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a43c9657a457-1782827365.jpg" alt="" width="700" height="395" />Fuar kapsamında Çin’in idari olarak ikinci güçlü kişisi Çin Komünist Partisi (ÇKP) Merkez Komitesi Siyasi Büro Daimi Komitesi Üyesi ve Başbakan Yardımcısı Ding Xuexiang, bölgenin küresel ekonomideki yerine işaret ederek, 4 maddelik bir eylem planı önerisini açıkladı. Öteyandan, Türk medya temsilcilerine kısa bir söyleşi veren Türkiye’nin Pekin Büyükelçisi Selçuk Ünal, Türkiye ile Çin arasındaki Orta Koridor projesinde yeni bir tur görüşme için hazırlık yaptığını açıkladı.</p>
<p><strong>Medya gezi programı</strong></p>
<p>Gezi kapsamında uluslararası medyaya Urumçi, Turfan ve Hotan illerinde enerji, tarım ve makine yatırımları gösterildi. İllerin turizm ve başta makine olmak üzere üretim kapasitesi öne çıkarıldı. Bölgede çok yoğun güneş enerjisine dayalı elektrik üretimi yatırımları dikkati çekti. Bunlar arasında güneş ışınlarının tek noktada toplanmasıyla termik elektrik üretimi ile PV santralin birlikte kullanıldığı 1000 GW kurulu güçte hibrit bir santral da tanıtıldı. Kırsalda ise Uygur nüfusu ağırlıklı köylere yapılan küçük çiftçilere yönelik tarımsal projeler gösterildi. Sincan’ın, Çin’in sanayiciler için en ucuz elektriğin verildiği bölge olarak yatırımcılara avantaj sağladığı belirtiliyor.</p>
<p>Çin merkezi devletinin destekler ve şirketlerin yaptığı bazı yatırımların tanıtıldığı medya gezisinde, kültürel programlar da sunuldu. Genel temalar, Çin’in Komünist devletinin kurulmasının ardından, Sincan’ın da katılmasının 70. Yılı çerçevesindeki sergi ve etkinlikler ile Sincan’ın Çin, Uygur geçmişinin öne çıkarıldığı müze yanında, Çin Halk Cumhuriyeti’nin ilanından sonra Sincan’daki katılım sürecini anlatan özel sergi de yer aldı. Ayrıca, çok sayıda ülkeden gelen medya temsilcileri, 2024 yılından bu yana devam eden Sincan’ın hanedanlık döneminden itibaren Çin ile ilişkisinin, Çin siyasi tarihi temelli anlatıldığı, oldukça büyük bir görsel yapım olan etkileşimli-outdoor gösteriye de götürüldü. Bu gösteri, tarihi saray-kale olan Tianshan Mingyue City’de (Tanrı Dağları Dolunay Şehri) duvarlara video-mapping ile canlı dans, akrobasi ve istasyonlar arası tarihi kostüm giyen oyuncuların de yer aldığı canlandırmalarla gerçekleştiriliyor.</p>
<p><strong>Fuar açılışı: Çin’den “Avrasya” odaklı 4 maddelik ekonomik-siyasi öneri</strong></p>
<p>Medyaya yönelik bölge gösterimleri yanında merkezi hükümetin “küresel çağrısı” Urumçi’de 25-29 Haziran 9. Çin-Avrasya Fuarı (China-Eurasia Expo) açlış töreninde yapıldı. Bölge ölçeğinde büyük sayılabilecek bu fuar, Çin’in ana ekonomik-teknolojik “sahnesi” olarak nitelenebilecek 22-26 Haziran günleri arasında Pekin’deki China International Supply Chain Expo – CISCE ile kesişen tarihlerde yapıldı.</p>
<p>Sincan “kuşak” projesinin “İpek Yolu Ekonomik Kuşağının Çekirdek Bölgesi” olarak tanımlanıyor. Bu resmi isim Çin’in içlerinden gelen tedarik zincirinin Sincan’daki merkezlerde toplanıp üretim ve lojistikle desteklenerek Avrupa ve Hint Okyanusuna uzanan yolların çıkış noktası olarak planlanması politikasına verildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a43c903cc873-1782827267.jpg" alt="" width="700" height="302" />Açılış törenine Çin’in gelecekteki lider adaylarından biri olan Çin Komünist Partisi (ÇKP) Merkez Komitesi Siyasi Büro Daimi Komitesi Üyesi ve Başbakan Yardımcısı Ding Xuexiang yanında Kazakistan Başbakan Yardımcısı Serik Jumangarin, Kırgızistan Başbakan Yardımcısı Erlist Akunbekov ve Pakistan Ulusal Meclis Başkan Vekili Sayed Ghulam Mustafa katıldı.</p>
<p>Ding Xuexiang, “küresel sorunların” yaşandığı ortamda, Kuşak ve Yol Girişiminin ekonomik vaatleri söylemini tekrarlarken Avrasya ülkelerinin “her zamankinden daha fazla birlikte çalışma” arzusunda olduğunu söyledi. Ding Xuexiang bu kapsamda 1- Ülkelerin talep, çıkar ve büyüme eksenlerinin birleştirildiği “kalkınma stratejilerinin uyumlaştırılması”, 2-Tarife ve tarife dışı engellerin azaltılarak dışa açıklığın artırılması için “sürekli dışa açık yapının genişletilmesi”, 3- Fiziki yollar yanında kurumsal-mevzuatın uyumlaştırıldığı, teknoloji ve sermaye yanında insanların da hareketliliğinin sağlandığı (yumuşak bağlantısallık) içeren “çeşitlendirilmiş ve verimli lojistik ağının inşası”, 4- Üretim, bilim-teknoloji ve sanayi inovasyonunun teşviki, güçlü sanayi ve tedarik zinciri inşa edilmesini içeren “kalkınma için yeni dinamikler geliştirilmesi” politikalarını önerdi.</p>
<p><strong>Fuara Türk şirketleri ilgi göstermedi</strong></p>
<p>Fuara Türkiye’den milli katılım organizasyonuyla gelen 4, bağımsız 2 gıda firması katıldı. Çin firmalarının ise robot ve makine-taşımacılık olmak üzere ağırlıklı olarak yüksek teknoloji ürünlerine geniş alan ayırdığı gözlendi.</p>
<p><strong>"İkinci toplantı için Çin tarafından tarih bekliyoruz"</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a43c911267d9-1782827281.jpg" alt="" width="700" height="424" /></strong>Açılış törenin ardından Türk medyasına konuşan Türkiye’nin Çin Büyükelçisi Selçuk Ünal, Çin devletinin bölgenin yeraltı kaynakları, enerji, gıda ve lojistik alanlarına büyük yatırımlar yaptığını vurguladı. 10 ay önce başladığı görevi sonrası üçüncü kez bölgeye geldiğini belirten Büyükelçi, “(Çin) Bu bölgeyi dünyaya ve tabii öncelikle Orta Asya Cumhuriyetlerine açmak istiyor” dedi. Bölgenin “Kuşak” yaklaşımı içinde Türkiye’nin geliştirdiği “Orta Koridor” projesine işaret eden Ünal, “İkinci toplantı için Çin tarafından tarih bekliyoruz. Dolayısıyla bizim burada konuştuğumuz konulardan bir tanesi. ..(Orta Koridor ve Kuşak ve Yol Girişiminin uyumlaştırılması) Pekin’de takip ettiğimiz bir konu, (toplantı) olursa, bu harmonizasyon konusunda çalışmalarımızı sürdüreceğiz” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/cin-sincani-orta-asya-icin-one-cikariyor-bolge-ulkelerine-4-maddelik-eylem-onerisi-82198</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/8/1280x720/sincan-1782827246.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çin-Avrasya Fuarı kapsamında düzenlenen programda Sincan’a yönelik merkezi hükümetin desteklediği yatırımlar ve projeler tanıtıldı. Programda ayrıca bölge ülkelerine 4 maddelik eylem planı önerisi yer aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bolgenin-yatirim-nabzi-kmtsoda-atti-82191</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bölgenin yatırım nabzı KMTSO’da attı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Doğu Akdeniz Kalkınma Ajansı’nın (DOĞAKA) 125. Yönetim Kurulu Toplantısı, bölgenin yatırım, üretim ve kalkınma gündemini ele almak üzere Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası (KMTSO) ev sahipliğinde gerçekleştirildi.</p>
<p>Kahramanmaraş Valisi Mükerrem Ünlüer başkanlığında düzenlenen toplantıya; Osmaniye Valisi Mehmet Fatih Serdengeçti, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, Osmaniye Belediye Başkanı İbrahim Çenet, Osmaniye İl Genel Meclisi Başkanı Mehmet Ali Gizlici KMTSO Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Buluntu, Hatay TSO Başkanı Hikmet Çinçin, Osmaniye TSO Başkanı Devrim Murat Aksoy ve DOĞAKA Genel Sekreteri Oğuz Alibekiroğlu katıldı.</p>
<p><strong>Yatırım, üretim ve kalkınma gündemi değerlendirildi</strong></p>
<p>Toplantıda; 2026 yılı çalışma programı, yatırım destekleri, yeşil dönüşüm, kırsal kalkınma, alternatif turizm ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda yürütülen bölgesel kalkınma programları değerlendirildi.</p>
<p>Deprem bölgesinde ekonomik toparlanmayı hızlandıracak yatırımların ele alındığı toplantıda, Yerel Kalkınma Hamlesi Teşvik Programı kapsamında Kahramanmaraş, Hatay ve Osmaniye illerinden gelen yatırım başvuruları görüşüldü. 2025 yılında toplam yatırım değeri 4 milyar TL’nin üzerinde olan 8 başvurunun teşvik belgesine bağlandığı, 2026 yılı başvurularında ise yatırım tekliflerinin 15 milyar TL’nin üzerine çıkarak yaklaşık 1.650 kişilik yeni istihdam öngördüğü ifade edildi.</p>
<p><strong>Yeşil geçiş ve finansman destekleri ele alındı</strong></p>
<p>Toplantıda ayrıca, Dünya Bankası iş birliğiyle yürütülen Sosyal Kapsayıcı Yeşil Geçiş Projesi kapsamında özel sektör kuruluşlarına yönelik Geri Ödemeli Finansman Desteği de gündeme alındı. Yaklaşık 210 milyon TL’lik kaynağın kullandırılacağı programa 47 başvuru yapıldığı, başvuruların toplam yatırım tutarının ise 300 milyon TL’ye ulaştığı belirtildi.</p>
<p>DOĞAKA tarafından yürütülen destek programları kapsamında bölgede toplam yatırım tutarı 438 milyon TL’nin üzerinde olan 22 projenin sürdürüldüğü kaydedildi. Güdümlü Proje Desteği çerçevesinde ise kırsal bölgelerde üretim koşullarının iyileştirilmesi, tedarik zincirinin güçlendirilmesi, kamp, karavan ve doğa turizmi gibi alternatif turizm alanlarının geliştirilmesine yönelik yeni proje önerileri ele alındı.</p>
<p><strong>İşletmeler için yeşil dönüşüm vurgusu</strong></p>
<p>Yeşil dönüşüm başlığında, TÜBİTAK iş birliğiyle yürütülen Yeşil Dönüşüm Teknik Destek Programı’nın işletmelere sunduğu danışmanlık destekleri değerlendirildi. Programla işletmelerin Yeşil Mutabakat’a uyum ve karbon ayak izinin azaltılması süreçlerine katkı sağlandığı ifade edildi.</p>
<p><strong>Buluntu: Bölgemizin rekabet gücünü yükseltecek her çalışmaya destek vereceğiz</strong></p>
<p>Toplantıya ev sahipliği yapan KMTSO Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Buluntu, bölgesel kalkınmanın ortak akıl, güçlü iş birliği ve üretim odaklı vizyonla mümkün olduğunu belirtti.</p>
<p>Başkan Buluntu, “Depremin ardından şehirlerimizin yeniden ayağa kalkması; üretimin, yatırımın, istihdamın ve ihracatın güçlenmesiyle mümkündür. DOĞAKA’nın yürüttüğü çalışmalar, Kahramanmaraş, Hatay ve Osmaniye’nin kalkınma yolculuğuna önemli katkılar sunmaktadır. KMTSO olarak şehrimizin üretim gücünü artıracak, yatırım iklimini geliştirecek ve bölgemizin rekabet gücünü yükseltecek her çalışmaya destek vermeye devam edeceğiz.” dedi.</p>
<p>DOĞAKA’nın 2027 yılı çalışma programı hazırlıklarının da değerlendirildiği toplantı, bölgesel kalkınmaya yönelik görüş alışverişinin ardından sona erdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bolgenin-yatirim-nabzi-kmtsoda-atti-82191</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/1/1280x720/bolgenin-yatirim-nabzi-kmtsoda-atti-1782820375.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Doğu Akdeniz Kalkınma Ajansı’nın 125. Yönetim Kurulu Toplantısında konuşan KMTSO Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Buluntu, &quot;Depremin ardından şehirlerimizin yeniden ayağa kalkması; üretimin, yatırımın, istihdamın ve ihracatın güçlenmesiyle mümkündür. DOĞAKA’nın yürüttüğü çalışmalar, Kahramanmaraş, Hatay ve Osmaniye’nin kalkınma yolculuğuna önemli katkılar sunmaktadır.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/vanda-yer-alti-suyu-isletme-sahasi-karari-82166</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Van&#039;da yer altı suyu işletme sahası kararı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanlığı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün ilanı Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Van'ın Erçek-Özalp-Saray alüvyonları yer altı suyu işletme sahası oldu.</p>
<p>Belirlenen alanda açılacak yer altı su kuyuları, yalnızca alüvyon akifer içinde kalacak şekilde projelendirilecek, alüvyon birimin tabanını aşacak şekilde sondaj yapılması yasaklanacak.</p>
<p>Su temini maksadıyla kesitleri ne olursa olsun 10 metreden derin açılacak her türlü kuyular ile (el ile açılan kuyular hariç) ufki (yatay) veya meyilli (eğilimli) her türlü galeri, tünel gibi kazılar için belge alınması gerekecek.</p>
<p>İşletme sahasındaki Erçek Gölü Sulak Alan Tampon Bölgesi'nin sınırları içinde yeni su sondaj kuyusu açılmasına da izin verilmeyecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/vanda-yer-alti-suyu-isletme-sahasi-karari-82166</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/4/1280x720/is-yerlerinde-psikolojik-tacizin-onlenmesi-ile-ilgili-genelge-resmi-gazetede-1741267840.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan karara göre, Van&#039;ın Erçek-Özalp-Saray alüvyonları yer altı suyu işletme sahası olarak belirlendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/2-ilde-petrol-arama-ruhsati-uzatildi-82165</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2 ilde petrol arama ruhsatı uzatıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün Petrol Hakkına Müteallik Kararı, Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının (TPAO) Adıyaman ve Şanlıurfa'da bulunan "AR/TPO/K/M41-b" pafta numaralı, 44 bin 474 hektar yüz ölçümüne sahip sahası için petrol arama ruhsatının süresinin 8 Haziran 2028'e kadar uzatılması kararlaştırıldı.</p>
<p>Bu kararın bölgenin hidrokarbon potansiyelinin belirlenerek, ülke ekonomisine kazandırılması amacıyla verildiği belirtildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/2-ilde-petrol-arama-ruhsati-uzatildi-82165</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/TPAO.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TPAO&#039;nun Adıyaman ve Şanlıurfa&#039;da bulunan sahası için petrol arama ruhsatının süresi uzatıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/senden-hizli-kossam-yeterli-82144</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 08:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Senden hızlı koşsam yeterli&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Marsh Türkiye, Doğu Akdeniz ve Hazar Bölgesi CEO’su Tarık Serpil’e göre, yeni risk çağında şirketlerin en büyük sınavı tedarik zincirini, belirsizliği ve çoklu krizleri rakiplerinden daha iyi yönetebilmek.</strong></p>
<p>“İki adam Afrika’da savanada yürüyor. Bir çıta onları kovalamaya başlıyor. Adamlardan biri hemen spor ayakkabılarını giyiyor. Diğeri, “Çıtadan hızlı mı koşacaksın?” diye soruyor. Öbürü şu cevabı veri yor: “Senden hızlı koşsam yeterli.”</p>
<p>Marsh Türkiye, Doğu Akdeniz ve Hazar Bölgesi Üst Yöneticisi CEO’su Tarık Serpil’in risk yönetimini anlatırken verdiği bu örnek, aslında bugünün iş dünyasının içine girdiği yeni dönemi çok iyi özetliyor. Çünkü artık mesele bütün riskleri ortadan kaldırmak değil; aynı belirsizlik ortamında rakiplerden daha hazırlıklı, daha esnek ve daha dayanıklı olabilmek.</p>
<p>Dünya Ekonomik Forumu’nun Küresel Riskler 2026 Raporu da tam olarak bu zemine işaret ediyor. Rapora göre 2026 risk görünümünün tanımlayıcı teması belirsizlik.</p>
<p>Jeoekonomik gerilimler, dezenformasyon, toplumsal kutuplaşma, iklim krizi ve teknolojik kırılmalar artık ayrı ayrı değil; birbirini tetikleyen ve hızlandıran bir risk ağı içinde ilerliyor. Kısa vadede jeoekonomik çatışmalar öne çıkarken, uzun vadede aşırı hava olayları, biyoçeşitlilik kaybı ve ekosistem çöküşü gibi çevresel riskler en ağır başlıklar arasında yer alıyor.</p>
<p>Bu nedenle kurumlar için risk yönetimi artık hasar gerçekleştikten sonra devreye giren bir mekanizma değil; belirsizliği öngörmeye, kırılganlıkları azaltmaya ve çoklu krizlere karşı rekabet avantajı yaratmaya çalışan stratejik bir yönetim alanı.</p>
<p>Marsh Türkiye, Doğu Akdeniz ve Hazar Bölgesi Üst Yöneticisi (CEO) Tarık Serpil ile bu yeni dönemin en kritik sorularına odaklandık:</p>
<p><strong>Plansız şirketler yeni risk çağında yolda kalacak</strong></p>
<p>Tarık Serpil’e göre bugün şirketlerin karşı karşıya olduğu en büyük risklerden biri tedarik zincirinde yaşanan kırılmalar. Jeopolitik gerilimler, savaşlar, enerji fiyatları, navlun maliyetleri ve sigorta fiyatlarındaki artışlar şirketlerin operasyonel sürekliliğini doğrudan etkiliyor.</p>
<p>“Bizzat kafanıza bomba düşmediği sürece en büyük risk tedarik zinciri” diyen Serpil, “Maliyetler artıyor, navlunlar artıyor, yakıt fiyatları artıyor, sigorta fiyatları artıyor. Mutlaka bunun sosyal ve ekonomik yansımaları da olacak. Bizi de etkileyecek” diyor.</p>
<p>Bu yeni dönemde meselenin sadece riski görmek değil, rekabet avantajını koruyacak şekilde yönetebilmek olduğunu vurgulayan Serpil, “Rakibinizden iyi olmak gerekiyor. Tedarik riskini en yakındakinden daha iyi yönetebiliyorsanız ilerliyorsunuz. Bu da planlamakla oluyor. Biz ülke olarak bunu pek sevmiyoruz ama planlamak çok önemli” değerlendirmesini yapıyor.</p>
<p><strong>Ev yanarken eşyaların yerini değiştirmezseniz, yangını söndürürsünüz</strong></p>
<p>Küresel ekonomide yaşanan dönüşümlerin çevre ve sürdürülebilirlik çabalarını da etkilediğini belirten Serpil, varoluşsal risklerin şirketlerin önceliklerini değiştirebildiğini söylüyor:</p>
<p>“Varoluşsal sebepler, çevre ve sürdürülebilirlik çabalarını da köstekliyor. Eviniz yanıyorken mobilyanın yerini değiştirmezsiniz, önce yangını söndürürsünüz. Yaşanan her şeyi zamanla normalleştirme eğilimindeyiz. Petrol fiyatlarının yükselmesi, dünya ekonomisindeki durgunluk, savaşlar ve jeopolitik gerilimler artık birbirinden kopuk değil; risk algısını ve şirket stratejilerini aynı anda dönüştürüyor. Önümüzdeki dönemde sürekli aksaklıklar olmaya devam edecek. Şirketlerin artık kesintisiz ve öngörülebilir bir dünya varsayımıyla hareket etme şansı yok.</p>
<p>”Pandemiden sonra sigorta ve risk yönetimi önem kazandı. Eskiden gıda zincirinin son halkasındaydık. Bugün ise özellikle savaş, el koyma, terör, doğal afet ve politik risk teminatları giderek daha fazla önem kazanıyor. Bugün iş dünyasının karşı karşıya olduğu riskler sadece ekonomik değil; aynı zamanda jeopolitik, teknolojik ve toplumsal. Bu nedenle sigorta sektörünün de yalnızca poliçe satan bir yapı olmaktan çıkıp, şirketlerin sürekliliğine katkı sağlayan özgün çözümler üretmesi gerekiyor.”</p>
<p><strong>Risk haritasını değiştiren başlıklardan biri yapay zekâ</strong></p>
<p>Serpil’e göre bugünkü risk haritasını değiştiren başlıklardan biri de yapay zekâ. Yapay zekâyı “doğal döngüyü bozan” unsurlardan biri olarak tanımlayan Serpil, “Yapay zekâ konusunda her ne oluyorsa, Çin Avrupa’dan iyi. Avrupa’nın vatandaşına iyi davranma gibi bir kaygısı var. Çin ise öncelikle büyüme derdinde” diyor.</p>
<p>Serpil’e göre bu tablo yalnızca teknolojik bir rekabeti değil, aynı zamanda değerler, büyüme modeli ve insan kaynağı açısından da yeni bir ayrışmayı gösteriyor. “Bir yandan her şey insan, bir yandan insana gerek yok” diyen Serpil, insan kaynağının geleceğine ilişkin de dikkat çekici bir değerlendirme yapıyor: “İnsan gücü en rahat yaşayabileceği yerde yaşamak istiyor. O nedenle beyin göçü yaşanıyor. Ekonomi büyümediği için mevcut kaynak mevcuda yetiyor; şu an her şey yavaş. Ama ekonomi yeniden hızlandığında insan ihtiyacı da artacak.”</p>
<p><strong>Dayanıklılık sadece ayağa kalkmak değil, önceden hazırlanmak</strong></p>
<p>Röportajın en kritik kavramlarından biri ise dayanıklılık. Serpil’e göre dayanıklılığın psikolojik bir boyutu var: Kaybettiğinizde yeniden ayağa kalkabilmek. Serpil, Türkiye’nin bu konuda güçlü bir kası olduğunu düşünüyor. Dayanıklılığın diğer boyutu ise planlama. Türkiye’nin en güçlü olmadığı alan da burası. Serpil, planlama bizim en güçlü kasımız değil. Anlık akıl becerimizin yetmeyeceği sorunlarla karşılaşma olasılığımız çok güçlü” diyor. Bu sözler, yeni risk çağının belki de en temel dersini özetliyor: Krizlere karşı hızlı refleks göstermek artık tek başına yeterli değil. Şirketlerin, ülkelerin ve kurumların çoklu krizleri önceden düşünmesi, senaryoları test etmesi ve yalnızca bugünü değil, beklenmeyeni de yönetebilecek bir dayanıklılık mimarisi kurması gerekiyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Türkiye’nin avantajı: Arsanın yeri iyi</strong></span></p>
<p>“Türkiye, bütün bu kırılganlıklar içinde avantajlı bir konuma sahip. Hem bulunduğu yer itibarıyla, hem de herkesle iyi ilişkileri nedeniyle iyi durumda. Arsanın yeri iyi” diyen Serpil, bu avantajın doğru değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor: “Türkiye ucuz iş gücü ülkesiydi, artık değil. Ucuz iş gücü gerektiren işleri yapacak ülke de değil. Örneğin tekstil sektörü zarar görecek. Türkiye’nin güçlü olduğu alanları daha stratejik biçimde büyütmesi gerekiyor. Müteahhitlik, üretim, turizm ve savunma sanayi bu alanların başında geliyor. Dünya büyürken müteahhitlik işlerimiz büyüyecek. Üretim sadece ucuz iş gücü ile değil, birikimle oluyor. Bizim iyi işçilerimiz, ustalarımız var. Klasik üretim endüstrisinde de büyüyeceğiz. Turizmde ise kendimizi yeterince kıymetlendiremedik. Bunu daha iyi yapmamız gerekiyor.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>KOBİ’ler için sağlık sigortasında yeni çözümler</strong></span></p>
<p>Tarık Serpil, kurumsal sağlık sigortasının yaygınlaştırılması yönünde de yeni çözümler geliştirdiklerini belirtiyor. Özellikle 100’den az çalışanı olan şirketlere yönelik özel sağlık ve tamamlayıcı sağlık sigortası çözümlerine odaklandıklarını ifade ediyor: “Kurumsalda sağlık sigortasını yaygınlaştıracağız. KOBİ’ye indireceğimiz bir çözüm oluşturduk. 100’den az çalışanı olan şirketler için özel sağlık ve tamamlayıcı sağlık çözümleri sunuyoruz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/senden-hizli-kossam-yeterli-82144</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/4/1280x720/tarik-serpil-1782798024.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Senden hızlı koşsam yeterli&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/vodafone-red-tasarrufla-25-milyar-tl-fayda-sagladi-82141</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 08:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Vodafone Red, tasarrufla 2,5 milyar TL fayda sağladı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İZMİR</strong></p>
<p>Yüksek enflasyonun hane halkı bütçesi üzerindeki baskısının arttığı dönemde tüketiciler, harcamalarını azaltacak kampanya ve avantaj programlarına daha fazla yönelmeye başladı. Mobil iletişim tarafında da kullanıcıların ilgi gösterdiği bu uygulamalardan biri olan Vodafone Red'in müşterilerine sağladığı ekonomik fayda son bir yılda dikkat çekici şekilde arttı. Geçen yıl yaklaşık 500 milyon TL olarak açıklanan tasarruf tutarı, 2025’in tamamında 2,5 milyar TL'ye yükseldi. Vodafone, artışta sınırsız uygulamalar, yurt dışı kullanım avantajları ve çeşitli kampanyaların etkili olduğunu belirtti. Vodafone Türkiye, premium tarifesi Vodafone Red'in son bir yıllık performansını düzenlenen basın toplantısı ile açıkladı. Açıklanan verilere göre, Red müşterileri tarifeler, yurt dışı kullanım avantajları ve çeşitli kampanyalar sayesinde son bir yılda toplam 2,5 milyar TL tutarında ekonomik fayda sağladı. Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Meltem Bakiler Şahin, yüksek enflasyon döneminde tüketicilerin maliyetlerini daha yakından takip ettiğini belirterek, Vodafone Red’in sunduğu avantajların bu süreçte farklı bir işlev kazandığını söyledi.</p>
<h2>Bir yılda 3,5 milyar GB internet </h2>
<p>Şahin, “Enflasyonist bir ortamda müşterilerimizin her biri tasarruf yapmayı bekliyor. Sunduğumuz avantajları düzenli takip eden ve kullanan müşterilerimiz için Vodafone Red yalnızca bir ayrıcalık programı değil, aynı zamanda bir tasarruf aracına dönüştü. Toplam faturalı müşteri bazımızın yaklaşık yarısını Vodafone Red aboneleri oluşturuyor” dedi. Şirketin paylaştığı verilere göre Vodafone Red kullanıcıları son bir yılda yaklaşık 3,5 milyar GB mobil internet kullandı. Söz konusu rakam bir önceki dönem 3,1 milyar GB idi. yine 2025 yılında Red kullanıcıları 50,5 milyar dakika konuştu ve 1,1 milyar SMS gönderdi. Red abonelerinin aylık ortalama mobil internet kullanımı 30 GB’ın üzerine çıkarken, standart faturalı tarifelere göre 3,3 kat daha fazla veri tüketimi gerçekleşti.</p>
<p>Vodafone'un sınırsız uygulama paketlerinden yararlanan kullanıcılar ise toplam 483 milyon GB interneti ek ücret ödemeden kullandı. Şirket verilerine göre bu kullanım kapsamında sosyal medya uygulamalarında 21 milyon gün geçirildi, mesajlaşma uygulamaları üzerinden yaklaşık 970 milyar mesaj gönderildi, müzik platformlarında 1,8 milyar şarkı dinlendi ve YouTube'da 13,6 milyon video izlendi.</p>
<h2>5G tarifeleri devreye alındı</h2>
<p>Vodafone, 5G'ye hazırlık kapsamında Red portföyünü de yeniledi. Yeni dönemde 40 GB Sınırsız Sosyal, 60 GB Sınırsız Eğlence ve 100 GB Sınırsız TikTok olmak üzere üç yeni 5G Red tarifesi sunulurken, kullanıcılara üç ay süreyle YouTube Premium ve Amazon Prime üyeliği de sağlanıyor. Şirket ayrıca Avrupa seyahatlerine yönelik yeni bir uygulamayı da devreye aldı. 5G Red tarifesini kullanan müşteriler, Avrupa ülkelerinde her ay 10 güne kadar “Avrupa Her Şey Dahil Pasaport” hizmetinden ücretsiz yararlanabiliyor. Vodafone'un verdiği bilgiye göre yaklaşık 1 milyon Red müşterisi bu haktan faydalanabilecek durumda bulunuyor. Hizmetin devreye girdiği ilk 25 günde 6 bin müşteri tarafından kullanıldığı ve toplam 18 milyon TL'lik ekonomik fayda sağlandığı belirtildi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">YURT DIŞI AVANTAJLARI ÖNE ÇIKTI</span></h2>
<p>Vodafone Red'in sunduğu ekonomik faydanın önemli bölümünü yurt dışı kullanım ayrıcalıkları oluşturdu. Şirket verilerine göre Red müşterileri, son bir yılda yurt dışı paketleri, “Her Şey Dahil Pasaport” hizmeti ve “Yurt Dışına Hoş Geldin Hediyesi” gibi uygulamalar sayesinde toplam 189 milyon TL tasarruf etti. Son bir yılda 780 bin müşteri ücretsiz “Yurt Dışına Hoş Geldin Hediyesi” paketinden yararlanırken, 876 bin kullanıcı 200 ülkede geçerli “Her Şey Dahil Pasaport” hizmetini kullandı. Ayrıca 17 bin Red müşterisi tarifelerindeki dakikalarla 23 Vodafone ülkesini ücretsiz arayarak toplam 1,4 milyon dakika konuştu. En fazla aranan ülkeler ise Almanya, Yunanistan, Hollanda, İngiltere ve Fransa oldu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/vodafone-red-tasarrufla-25-milyar-tl-fayda-sagladi-82141</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/6/1280x720/meltem-bakiler-sahin-1750000800.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Meltem Bakiler Şahin, yüksek enflasyon ortamında Vodafone Red&#039;in aynı zamanda bir tasarruf aracı gibi kullanıldığını belirterek abonelerin son bir yılda 2,5 milyar TL fayda elde ettiğini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/epsa-yapi-kimyasallarindaki-gucunu-ingilterede-sergiledi-82194</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> EPSA, InstallerSHOW 2026&#039;ya katıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>EPSA'nın yapı sektörünün en prestijli uluslararası organizasyonlarından biri olan ve İngiltere'nin Birmingham kentinde düzenlenen InstallerSHOW 2026'da yer alarak, yenilikçi ürünlerini global sektör profesyonelleriyle buluşturduğu bildirildi.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, fuarda EPSA, su yalıtım sistemlerinden seramik yapıştırıcılarına, tamir ve güçlendirme harçlarından epoksi ve poliüretan zemin kaplama sistemlerine, astarlardan yapı kimyasalları katkılarına ve ısı yalıtım çözümlerine kadar geniş ürün gamını tanıttı. Açıklamada, "Yüksek performans, uzun ömür, enerji verimliliği ve sürdürülebilir yapı teknolojileri odağında geliştirilen çözümler, uluslararası ziyaretçilerden yoğun ilgi gördü. Fuarda öne çıkan ürünler arasında yüksek performanslı Quadroflex su yalıtım çözümleri, epoksi esaslı zemin sistemleri, seramik yapıştırıcıları, epoksi seramik yapıştırıcı ve derz dolgu sistemleri ile poliüretan derz dolgu çözümleri yer aldı. Bunun yanında, farklı uygulama alanlarına yönelik teknik çözümler ve yeni nesil yapı kimyasalları da uluslararası profesyonellerle buluşturuldu." denildi. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a43b7c534890-1782822853.png" alt="" width="501" height="661" /></p>
<p>EPSA Yönetim Kurulu Başkanı Nurcan Özdemir, InstallerSHOW 2026 katılımına ilişkin yaptığı değerlendirmede, uluslararası fuarların yalnızca ürün sergileme alanları olmadığını, aynı zamanda markaların vizyonunu, üretim gücünü ve teknoloji odaklı yaklaşımını dünyaya anlatabildiği stratejik platformlar olduğunu vurguladı. Özdemir, “InstallerSHOW'da yer almak bizim için yalnızca yeni müşterilerle buluşmak anlamına gelmiyor. Aynı zamanda Türkiye'nin üretim kalitesini, mühendislik gücünü ve yenilikçi yapı kimyasalları çözümlerini uluslararası arenada temsil etmenin gururunu yaşıyoruz. Kurulduğumuz günden bu yana kalite, sürdürülebilirlik ve Ar-Ge yatırımlarını büyümemizin temel unsurları olarak görüyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Küresel pazarlardaki büyüme hedeflerine de değinen Özdemir, “Bugün ürünlerimizi birçok ülkeye ihraç ediyor, farklı coğrafyalardaki iş ortaklarımızla uzun vadeli iş birlikleri geliştiriyoruz. Hedefimiz, yalnızca ihracat yapan bir firma olmak değil, dünya genelinde güven duyulan, tercih edilen ve sektöre yön veren güçlü bir Türk markası olmaktır. Bunun için üretim teknolojilerimize, insan kaynağımıza ve inovasyona yatırım yapmayı kararlılıkla sürdürüyoruz" dedi.</p>
<p>Sürdürülebilir yapı teknolojilerinin geleceğin inşaat sektörünü şekillendireceğini belirten Özdemir, sözlerini şöyle tamamladı: “InstallerSHOW 2026, EPSA için yalnızca ürünlerini sergilediği bir organizasyon olmanın ötesinde; yeni iş birliklerinin temellerinin atıldığı, farklı ülkelerden sektör temsilcileriyle bilgi paylaşımının gerçekleştirildiği ve markanın uluslararası pazardaki görünürlüğünü güçlendirdiği bir platform oldu. EPSA olarak daha güvenli, daha dayanıklı ve daha sürdürülebilir yapılar için çözümler geliştirmeye devam edeceğiz. Geleceğin yapı teknolojilerini geliştiren çözümlerimizle, dünyanın dört bir yanında daha güvenli, daha dayanıklı ve daha sürdürülebilir yapılar için çalışmayı sürdüreceğiz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/epsa-yapi-kimyasallarindaki-gucunu-ingilterede-sergiledi-82194</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/4/1280x720/epsa-yapi-kimyasallarindaki-gucunu-ingilterede-sergiledi-1782822904.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPSA, İngiltere&#039;de düzenlenen InstallerSHOW 2026&#039;da yer aldı. Fuar hakkında değerlendirmelerde bulunan EPSA Yönetim Kurulu Başkanı Nurcan Özdemir, “InstallerSHOW&#039;da yer almak bizim için yalnızca yeni müşterilerle buluşmak anlamına gelmiyor. Aynı zamanda Türkiye&#039;nin üretim kalitesini, mühendislik gücünü ve yenilikçi yapı kimyasalları çözümlerini uluslararası arenada temsil etmenin gururunu yaşıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/liyakate-dayanmayan-atamalar-ile-bir-ulke-kume-duser-82137</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Liyakate dayanmayan atamalar ile bir ülke küme düşer</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sabancı Holding’te çalışırken rahmetli Sakıp Ağa’dan duyduğum bir sözü hep hatırlarım. “Arkadaş, sakın yetkin olmayan birini hatır için işe almayın. Rüşvet diye almaya mecbur olursanız da almayın. Parasını ne ise ödeyin, ama yanlış kişiyi işe almayın. Çünkü bir çürük elma tüm küfeyi çürütür.”</p>
<p><strong>Liyakat ne demek?</strong></p>
<p>Sakıp Ağa’nın yukarıdaki sözleri, liyakatin ne kadar önemli olduğunu göstermesi açısından çok değerlidir. Atamalarda liyakatin ne kadar önemli olduğunu, liyakat göz önüne alınmadığında ortaya çıkan olumsuz sonuçları gördükçe, yaşadıkça daha iyi anlamaktayız. Liyakat değil, biat dediğinizde bunun ceremesini tüm toplum çeker. Belediyelere (Her partiden) eğitim verdiğimde çok tekrarladığım bir söz vardı: İşe alımlarda liyakate önem vermez, partizanlık yaparsanız bunun birincil zararını önce sizin seçmeniniz çeker; siz çekersiniz ve sonunda tüm ülke çeker.</p>
<p>Liyakat, Arapça kökenli bir sözcüktür. Türk Dil Kurumu Sözlüğü’ne göre şöyle tanımlanıyor: 1-Bir kimsenin, kendisine iş verilmeye uygunluk, yaraşırlık durumu; değim.</p>
<p>2-Yeterlilik</p>
<p>Peki bir pozisyonu, bir koltuğu bilgisi, beceri ve davranışları ile dolduramayacak olan yetersiz birisi neden atanır? Önce bu soruyu cevaplayayım.</p>
<p><strong>Neden liyakatsiz atama?</strong></p>
<p>Liyakate dayalı olmayan atamalar için iki durum düşünebiliriz Birincisi: Bir pozisyona uygun olmayan kişiyi atayan yönetici, bu kişinin uygun olmadığını bilmemektedir. İkincisi, kişinin o pozisyona uygun olmadığını bile bile bu atamayı yapmaktadır.</p>
<p>Önce birinci duruma bakalım. Bu durumda çoğu kez ahbap çavuş ilişkisi içinde bir atama yapıldığını düşünebiliriz. Atamayı yapan makam, söz konusu pozisyon için tanıdıkları, bildikleri arasından birini seçer. Bu tanıdıklık, aynı cemaatten, aynı spor takımından veya aynı siyasi görüşten gelebilir. Atamayı yapan kişinin kapasitesi de sınırlıdır. Ve doğal olarak atamayı yapan kişinin ahbaplarının kapasitesi de kendisi gibidir. Kişi büyük olasılıkla şöyle düşünür: Ben bu kapasitem ile bu işi yapabildiğime göre o da o işi yapabilir. Çoğu kez de seçimde,  kişinin bilgi ve becerisine değil de yalama yeteneğine bakılır.</p>
<p>İkinci durum ise bile bile ladestir. Söz konusu koltuğa bile bile düşük kapasiteli biri atanır. Bunun değişik nedenleri olabilir. Birincisi, kurumun başarı veya başarısızlığı atamayı yapan makamı zerre kadar ilgilendirmemektedir. Bu neden, birinci durum için de geçerli olabilir. Özellikle atamayı yapan makama hesap sorulmadığı durumlarda ve çoğu kez de kamu atamalarında rastlanan bir durumdur. Yukarda anlattığım Sakıp Ağa niye atamalara bu kadar önem veriyordu? Çünkü dükkan, ağanındı. Dükkânın kârından da zararından da o sorumlu idi. </p>
<p>Düşük kapasiteli bir kişiyi bile bile atamanın bir nedeni de kişiyi “kullanma” emelidir. Kişi, yetkinliği ile koltuğu doldurmuyorsa bunun diyetini, kendisini atayan makama öder. Hayal edemeyeceği bir yüksekliğe çıkmıştır, buranın havası başını döndürür. O koltuğu kaybetmemek için kendisinden ne istenirse yapar. İstenen de çoğu kez usulsüz, hatta kanunsuz işlerdir,</p>
<p><strong>Liyakatsiz atamaların zararları</strong></p>
<p>Liyakatsiz bir atamanın zararı, atama yapılan pozisyonun yetkisi ile doğru orantılıdır. Başka bir deyişle, pozisyonun yetkisi ne kadar büyükse verebileceği zarar da o kadar büyüktür. Bu tür atamalar bir kurumun surlarında değişik boyutlarda gedikler açar.</p>
<p>1- Yetkin elemanların kaçışına neden olur.</p>
<p>Düşünün, bir kurumda en tepedeki genel müdürün bir altındaki bir pozisyonda çalışıyorsunuz. Ve de başarılısınız. Herkes size gelecekteki genel müdür olarak bakıyor. Derken genel müdürünüz emekli oluyor. Terfi etmeyi beklerken dışardan birisi pat diye genel müdür olarak tepenize atanıyor. Sarımsağı bile gelin etmişler, kırık gün kokusu çıkmamış derler. Ama genel müdürlük gibi bir pozisyona uymayan kişinin kokusu anında yayılır.  Başta siz olmak üzere kurumdaki bütün yetkin kişiler kuruma güvenlerini kaybederler. İlk fırsatta, değerlerini bilecek bir başka yere gitmeye bakarlar.</p>
<p>2- Kurumun insan kaynağı kalitesi düşüşe geçer</p>
<p>Kurumların insan kaynağı kalitesi, tepedeki kişinin kalitesi ile yukardan sınırlıdır. Genel olarak kişiler kendilerinden nitelikli kişileri altlarında istemez. Tepeye atanan niteliksiz kişi ise hiç istemez. Cücelerin olduğu yerde servi boylular barınamaz. Böylece tepeye atanan yetkin olmayan kişi orta ve uzun vadede kendi kapasitesinden daha düşük seviyedeki kişileri atar. Kurumun insan kaynakları kalitesi böylece zaman içinde değer kaybeder.</p>
<p>3- Kurum içindeki motivasyon düşer</p>
<p>Tepeye yapılan niteliksiz atamaya tepki gösteren yetkin, pazar değeri yüksek kişiler hemen kurumu terkeder. Terk etmenin maliyetine katlanamayarak içerde kalanlar de kuruma olan güvenlerini kaybederler. “Ne kadar çalışırsan çalış, ne kadar nitelikli olursan ol, bir torpilin yoksa burada hayat yok” derler. Kurumdaki adalet algısı ve moraller dibe vurur; verim düşer.</p>
<p>4- Usulsüzlük ve yolsuzluğa yol</p>
<p>Bir kere usulsüzlük, niteliksiz kişinin atanması ile başlar. Bu atama usulsüzdür.  Özellikle kurumların başına, yüksek sorumlulukların ve yetkilerin olduğu bir pozisyona niteliksiz atama, yukarda belirttiğim gibi, genelde usulsüz işleri yaptırmak için yapılır. Hak etmediği koltukta oturan kişi, o koltuğu korumak uğruna her tür usulsüzlük hatta yolsuzluğa açık durumdadır, emir bekler.</p>
<p>5- Yanlış kararlar</p>
<p>Yetkinliği olmayan, oturduğu koltuğu hak etmeyen kişi, kafasına büyük şapkası giymiş çocuk gibidir.  Yalpalar, doğru çizgide yürüyemez. Hele de yüksek sorumluluk isteyen bir pozisyonda, örneğin bir kurumun başında ise oturduğu koltuğun gücünü sindiremez. Bir de aynaya bakıp “Ben neymişim be abi” havasına girer. Haddini de bilmez. Saçma kararlar, yanlış kararlar alır.</p>
<p> Sonunda bütün bunlar kurumun ve genişlerse de ulusun hanesine zarar yazdırır.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Ticari işletmeler kâr etmek amacıyla kurulurlar. Sürdürebilirlikleri önemlidir. Ayakta kaldıkları sürece istihdam yaratırlar, vergi verirler, hizmetleri ve ürünleri ile topluma faydalı olurlar. Çarklarının dönmesi için yetişmiş bir insan kaynağına ihtiyaçları vardır. Her kademedeki kişi kurum için önemlidir. Maaş dahi ona sağlanan tüm olanakların maliyeti ötesinde işletmeye katkısı olması gerekir. Bunun için de her pozisyonun oradaki yükü kaldıracak yetkinlikte kişilerle doldurulması gerekir. Ticari işletmeler hayır kurumu değildir. Sadece istihdam yaratmak, ya da işsizliğe çare olmak diye bir misyonları yoktur. Başka bir deyişle her atama liyakate dayalı olmalıdır.</p>
<p>Kamu kurumlarının kâr amaçları yoktur. Ancak bunlar topluma hizmet verirler, verimli çalışma zorunlulukları vardır. Atamaların liyakate dayalı olarak yapılması gerekir. Eğer olmazsa kurumda hangi zararlara neden olacağını yukarda anlattım. Eğer liyakate dayalı olmayan atamalar sıra dışı olmaktan çıkar da toplumda geçerli ana akım olarak ortada görülürse yetkin kişileri ülkede tutmak da sorun olur. Çevrenizdeki nitelikli gençlere sorun bakalım, kaçı ülkede kalmak istiyor. Unutmayalım ki hovardaca harcanmakta olan mirası, bir zamanlar bu ülkede yaşamış olan yetkin kişiler yaratmıştır.</p>
<p>Liyakate dayanmayan atamalar ile bir ülke küme düşer…</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/liyakate-dayanmayan-atamalar-ile-bir-ulke-kume-duser-82137</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Liyakate dayanmayan atamalar ile bir ülke küme düşer ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/denge-82136</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Denge</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Denge kavramı çok önemlidir. Kelimesi kelimesine siyasal-ekonomik “denge” belki de asla ulaşılamayan bir durumdur. Her “durağan durum” denge değildir. Bugünün bilim ve teknoloji sınırında yaşayan ülkeleri bile kolayca dengeye gelememişlerdir. 10 milyonu eğitimsiz, sermayesiz ve mesleksiz köylü olan 12 milyon kişilik göçmen ve imparatorluk kalıntısıyla işe başlayan bir cumhuriyet tarihsel olarak kısa sürede dengeye gelemezdi. Hele hele jeopolitiği itibariyle kolay bir konumda değilse…</p>
<p>Bakalım. İngiltere’de parlamenter sistem zorunluydu çünkü kralın kalmasına karar verilmişti. Örneğin ‘Hem kral kalacak hem Cromwell’ gibi bir siyasal denge yoktur. Hem kral hem başkan olmaz. Kralın kalmasına kesin olarak karar verildiği andan kısa süre sonra 1694 yılında İngiltere Merkez Bankası kuruldu. Bu banka tanımı gereği “bağımsızdır”. Konunun 1990’larda teknik bir konu biçiminde popülerleşen günümüzün ‘merkez bankası bağımsızlığı’ kavramıyla ilgisi olmayıp derin bir toplumsal bağımsızlık söz konusudur. Kral kalmıştır ama ne keyfice vergi salabilir ne savaş kararı alabilir ne de hazine ödeneğini istediği gibi kullanabilir. Merkez bankası bu amaçla kurulmuştur. Bağımsızdır. Kimden? “Kraldan bağımsızdır” ve varlığı City’nin de vergi veren soylu ve tüccarların da “kraldan bağımsızlığı” anlamına gelir. Parlamento maliyeyi, Merkez Bankası da parayı denetler. Kral sonraki yüzyıllarda zaman zaman hakem kılığında kısmen siyasi bir aktör olabilmiş ancak mali ve parasal yetkileri daima mecliste ve merkez bankasında olagelmiştir. Kraliyet ailesinin şahsi harcamalarına bile merkez bankası karar veriyordu. Bugün sembolik bir kraliyet ailesi varsa bu sayededir. Kabul etmeseydi atacaklardı. 1694 kararı bir anlamda Magna Carta’nın devamıdır.</p>
<p>ABD’de büyük ölçekli toprak mülkiyeti var olmuştur; esasen kolonilerden oluşuyordu ve 13 koloni birleşerek ABD’yi kurdular. Toprak/işgücü oranı yüksekti. Kıt faktör işgücüydü. Zenciler bu nedenle getirildi. Önceleri 7 senelik kontratla gelip bu süre boyunca çiftlikte çalıştıktan sonra para ve arazi verilerek kendi toprağına sahip olacağı kontrata yazılan hür Avrupalı göçmenler geniş arazileri işletmeye yetemedi. Ancak ABD’de soyluluğa dayalı toprak mülkiyeti olmamıştır ve 1776 Devrimi ilk andan itibaren bunun olamayacağını hükme bağlamıştır. Sistem “seçilmiş monarkın” yetkilerinin sıkı sıkıya denetlenmesi üzerine bina edilmiştir. Hayli karmaşıktır. Common Law mirası siyasal sistemin stabilitesini sağlamakta son derece etkilidir. Yani hukuk ABD’nin bugünkü gücüne ulaşmasında kritik rol oynamıştır.</p>
<p>Almanya gümrük birliğini ve siyasi birliğini geç oluşturmuş olup eyaletlerin tepesine başkan yerleştirmeyi denememiş değildir. Führer ile yaşananlar nedir? İki kez dünya savaşının çıkmasında ön planda rol oynayan bu ülkenin <em>par excellence</em> başkanlık sistemi denemesidir. Ortaya çıkan felaketten sonra müttefikler ve Fransa Almanya’yı demir-çelik birliğine bağlayarak bir daha sorun çıkarmasını engellemek istemişlerdir. Eyalet yapısı baki kaldığı için değişik bir siyasal sistemi vardır. Almanya’da merkez bankası bağımsızlığın şahikası ve örneğidir. Finansal sistemi kartal gibi tepeden gözlemekte ve düzenlenmesinde büyük rol oynamaktadır. Siyasal sistemin karmaşıklığını dengeleyen bir stabilite kurumudur ve herhangi bir merkez bankasına benzemez. Avrupa Merkez Bankası da aynı ihtiyacın ürünüdür ancak gerek siyasal gerekse bütçe/kamu maliyesi tarafında üye ülkeler yetki devri yapmadıkları için etkisi umulandan az oldu.</p>
<p>İspanya, Portekiz, Yunanistan gibi ülkeler askeri diktatörlük yaşadıktan sonra AB tarafından içerilerek kuşatılmış ve zor kurtuldukları gayya kuyusuna geri dönmeleri engellenmiştir. Bu ülkelerde 20. Yüzyılın ilk yarısının siyasal ve sınıfsal çelişkileri başka biçimler almış ve elbette özleri değişmiştir. Bu ülkelerde 1930’lardan devreden bu durumun uzun sürmesinin en önemli nedeni atalet ve elbette Soğuk Savaş’tır. Örneğin Franco'nun misyonu 1960'ların başında sona ermiştir ancak Frankizmden çıkış için 15 sene kadar beklemek gerekmiştir.</p>
<p>Bugün “dengede” gibi görünen, en azından çok sayıda Asya, Afrika, Orta Doğu ülkesine bakınca kurumlarına stabilite ve etkinlik kazandırmış olan bu ülkeler bile kendilerine büyük avantaj sağlayan siyasal teoloji/siyasal kültür/Rönesans/Reform/Aydınlanma geçmişlerine rağmen buraya kolay gelmediler. Henüz çok erken diyebiliriz. Hatta Orta Çağ’a geri dönüş oralarda da mümkündür. Yine de teknolojinin yayılma etkisini hafife almamak lazım. Yüzyılın ilerleyen safhalarında seyrin hangi yöne olacağını yeni kuşaklar yaşayarak görecek. Bazı bölgelerde demografi iletişim + teknolojiye karşı. AI zaten artık asıl konuya dönüşüyor. İdeoloji ve siyasal kültürün teknolojiye ayak uyduramadığı bir dönem daha yaşanacak gibi görünüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/denge-82136</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Denge ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rotasyon-82135</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rotasyon</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EURUSD paritesindeki baskılanma, çeyreğin son döneminde 1,13-1.14 bölgesine dek çekilişe imkan tanırken, yatırımcılar, orta vadede Fed’in sıkılaşmasının ECB’ye kıyasla daha ağır basacağına yönelik yeni pozisyonlar açıyorlar. Üstelik tüm bunlar, henüz Avrupa sıkılaşırken, Fed’in pas geçtiği ortamda gerçekleşiyor.</strong></p>
<p>Son gelişmelerin ardından jeopolitik risklerin piyasaların odağından neredeyse tam anlamıyla ‘şimdilik’ masadan kalktığı bir ortam söz konusu. Elbette son derece olumlu. Ancak, küçük bir dipnot ile birlikte okuyarak: eğilimin çıkış noktası zaten Nisan’ın ortalarına denk geliyor. Yani, çok yeni bir gelişme konumunda değil. Ancak, risk başlığı olarak konuşulur vaziyetten ayrışması dahi pozitif.</p>
<p>Biraz daha koşulların farklı şeyler konuşmaya imkan tanıması, yatırımcıların da kendi içerisinde olası rotasyon imkanlarını değerlendirmelerine kolaylık sağlıyor. Bunu, ABD varlıkları için konuştuğumuzu ekleyelim. İkinci çeyreğin tamamlanmasına bir kala, teknoloji sınıfındaki primler realize ediliyor. Satışların, ne zamandır beklenen büyük dalga ve kalıcı rotasyona kapı açıp açmayacağını söylemek şimdilik güç. İlk izlenimler, realizasyon eğiliminin ağır bastığını ve biraz daha büyüme ağırlıklı tarafa geçişin gelen son makro verilerin ardından hakim olduğu şeklinde. Haftalık performanslar da bu düşünceyi teyit ediyor: S&amp;P 500’deki %2, Nasdaq bileşikte ise yaklaşık %5’lik değer kayıplarını takip ederken, Dow Jones tarafındaki %0.60’lık sınırlı ama bir o kadar anlamlı yükseliş, küçük de olsa sorgulama yaratıyor. Bu arada, Dow fiyatlamasında üst üste üçüncü haftanın da artıda kapanışa işaret ettiğini, diğer majör endeksler de ise iki haftalık aranın ardından satışların hakim olduğunu ekleyelim. Diğer varlık sınıflarındaki görüntüler ise karışık: tahvil faizleri yaklaşık 10bp gerilerken, dolar endeksi kısa-orta-uzun vadeli ortalamalarının üzerinde, 101-102 aralığında kendisine yer buluyor. EURUSD paritesindeki baskılanma, çeyreğin son döneminde 1,13-1.14 bölgesine dek çekilişe imkan tanırken, yatırımcılar, orta vadede Fed’in sıkılaşmasının ECB’ye kıyasla daha ağır basacağına yönelik yeni pozisyonlar açıyorlar. Üstelik tüm bunlar, henüz Avrupa sıkılaşırken, Fed’in pas geçtiği ortamda gerçekleşiyor. Başkan Warsh sorgulasa da iletişim kanalının gücü, üstelik kendi açıklamalarını takiben, hala daha güçlü şekilde çalışıyor. Sadece son 2 haftada Amerikan dolarındaki dönüş ve biraz daha fazla enflasyon kaygılarının öne çıkmasını bu eksende örneklemek gayet mümkün.</p>
<p>Yurt içi tarafta, bir süredir baskılanan XBANK geri dönüşü, her zamanki gibi tahvil faizleri ve CDS fiyatlaması ile birlikte koordineli oldu. Elbette Haziran ayı enflasyonuna yönelik beklentilerin gölgesinde hareket etti. Ancak, geride kalan haftadaki %5 değer kaybı ve bunun 4 haftanın ardından gerçekleşmesi, ana endeksin de baskılanmasına ve %3 geri çekilmesine zemin hazırladı. Bu harekete sanayi kesiminin de eşlik ettiğini belirtelim. Ekonomi yönetiminin Londra’daki temaslarından basına yansıyan başlıklar arasındaki en dikkat çekici olanı, fonlamadaki normalizasyonun Temmuz sonuna kaydığı oldu. Açıkçası bu, bizim ve genel piyasa beklentilerinin bir miktar zaman olarak ilerisinde. Bizim ana senaryomuz, Temmuz ayında Haziran enflasyonunu takiben kademeli normalleşmenin başlaması ve fonlama maliyetinin de tek seferde olmasa da zamana yayılarak gerilemesiydi. Bu gelişme, XBANK ve BIST 100 baskılanmasında belirleyici faktör olarak öne çıktı. Temmuz ile birlikte şirketlere yönelik 2Ç26 beklentileri şekillendirilecek ve fiyatlamalarda yeniden finansallar konuşulmaya başlanacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rotasyon-82135</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rotasyon ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2025-ilk-1000-ihracatci-analizi-82134</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2025 ilk 1000 ihracatçı analizi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İlk 1.000 İhracatçı listesinin en sonunda yer alan ihracatçının, yaptığı ihracat bedeli 33 milyon ABD dolarına yaslanmış. Bu rakamı 2025 yıl sonu TCMB kurlarını almayıp, yıllık ortalama ABD dolarına göre hesaplasak bile, ihracat bedeli karşılığının 1 milyar TL’nin üzerine çıktığını görüyoruz. Bu da demektir ki cari yasaların tanımlamasına göre, liste kapsamına giren ihracatçıların hiçbirisi KOBİ tanımına uymamaktadır.</strong></p>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi ( TİM ) yayınlamayı geleneksel hale getirdiği, Türkiye’nin en çok ihracat yapanlar firmalar listesini “ İlk 1000 İhracatçı “ 2025 olarak geçtiğimiz günlerde yayınladı.</p>
<p>Biz de yıllardır yaptığımız gibi bu araştırmadaki verilerden hareketle, Türkiye ihracatının son 3 yılını irdeleyeceğiz ve bunların üzerine biraz kalem oynatıp yorumlarınıza bırakacağız.</p>
<p>Her yıl olduğu gibi ilk 1000 ihracatçı ile bunların arasından ilk 10 / 50 / 100 ve 500 ihracatçının Türkiye ihracatındaki paylarını hesapladık ve bunları gösteren çizelgemiz aşağıdadır.</p>
<p>Tabloda da görüleceği üzere İlk 1.000 İhracatçı Türkiye ihracatında, her geçen yıl artan bir şekilde yer almaya devam ediyor.</p>
<p>Bu artış ilk 10, 50, 100 ve 500 firmanın paylarında da aynı şekilde görülüyor.</p>
<p>Bu oranların, KOBİ’ler lehine değişmesinden yana olduğumu hep savunurum amma nafile.</p>
<p>Tüm küresel ekonomilerde olduğu gibi KOBİ ölçeğindeki işletmeler sayısal olarak büyük işletmelerden kat be kat fazladır.</p>
<p>Bu kadar yüksek sayıdaki işletmelerin ihracat pazarlarına katılabilmelerinin sağlanmasının ihracatımızı ciddi boyutta arttıracağı tartışma dışıdır.</p>
<p>İlk 1.000 İhracatçı listesinin en sonunda yer alan ihracatçının, yaptığı ihracat bedeli 33 milyon ABD dolarına yaslanmış.</p>
<p>Bu rakamı 2025 yıl sonu TCMB kurlarını almayıp, yıllık ortalama ABD dolarına göre hesaplasak bile, ihracat bedeli karşılığının 1 milyar TL’nin üzerine çıktığını görüyoruz.</p>
<p>Bu da demektir ki cari yasaların tanımlamasına göre, liste kapsamına giren ihracatçıların hiçbirisi KOBİ tanımına uymamaktadır.</p>
<p>Çünkü yasal KOBİ tanımında işyeri çalışan sayısının 250 altında olması ve net satış hasılatı veya mali bilanço limitinin azami 1 milyar TL olması yer almaktadır.</p>
<p>Öte yandan TÜİK, bültenlerinde belirttiğine göre, ihracat değerlendirmelerinde sadece 250 çalışan sınırını ele almaktadır. Bunu da AB istatistikleri ile uyumlu olma açısından yaptığını belirtmektedir. Doğrudur; AB istatistikleri de ciro hesaplarının istatistiklere katılmasında karşılaşılabilecek sorunlar belirtilerek böyle yapılmaktadır.</p>
<p>Bu şekilde, yasal olarak iki unsur ile yapılan bir tanımlamanın tek unsurunun ele alınması ile KOBİ ölçeğindeki işletmelerin ihracatlarının değerlendirilmesi bizleri eksik ve yanlış sonuca götürecektir.</p>
<p>Bu da makroekonomik kararların odaklanmasında, özellikle desteklerde kaymalara neden olacaktır.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a434af669c9f-1782794998.png" alt="" width="807" height="257" /></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2025-ilk-1000-ihracatci-analizi-82134</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2025 ilk 1000 ihracatçı analizi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elektronik-tebligatin-yeni-duzeni-82133</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektronik tebligatın yeni düzeni</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Anayasa Mahkemesinin E.2025/94 K.2026/11 sayılı Kararı ile Vergi Usul Kanununun (VUK) 107/A maddesinin 3. fıkrasında yer alan <em>“tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye</em>” ibaresini iptal ettiğini daha önce duyurmuş ve Anayasa Mahkemesinin söz konusu iptal kararının gerekçesi ise kısaca aşağıdaki gibi özetlemiştim (7.4.2026 günlü köşe yazım).</p>
<p>- Mükelleflerin elektronik adres kullanmaya ve vergi idaresince yapılacak tebligatları elektronik posta yoluyla kabule zorlanması ve elektronik posta adresine yapılan tebligata hukuki sonuç bağlanması mahkemeye erişim hakkına sınırlama getirmektedir.</p>
<p>- Temel ilkeleri belirlenmeksizin ve çerçevesi çizilmeksizin sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın bir kanun kuralı ile yürütmenin düzenlemesine bırakılması, Anayasaya aykırılık oluşturur</p>
<p>- Vergilendirme geniş bir düzenleme alanını ilgilendirmektedir. Vergilendirmeye ilişkin olarak hüküm ifade eden işlemlerin elektronik ortamda tebliği konusunda kimlere elektronik ortamda tebligat yapılabileceği, elektronik adres kullanma imkânının geniş olmadığı yer, faaliyet ve sektörlerin durumunun gözetilip gözetilmeyeceği, elektronik adres kullanma zorunluluğunun hangi koşullarda başlayacağı ve sona ereceği gibi hususların Kanunla açıkça düzenlenmesi gerekmektedir. Konuya ilişkin usul ve esasları belirleme hususlarında Bakanlığın yetkili olduğunun Kanunla hüküm altına alınması gereken bu hususların Tebliğle düzenlenmesi mümkün değildir.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi, Kararının 9 ay sonra yürürlüğe girmesini de kararlaştırmıştı. Ancak bu arada Danıştay’ın, “Anayasaya aykırılığı sabit olan sisteme göre yapılan tebligatların geçerli olmayacağı” yönünde kararlar oluşturması üzerine Yasa Koyucu konuyu beklemeden hemen ele alarak, 24.6.2026 tarih ve 7587 sayılı Kanunla iptal edilen hükmün yerine yeni bir düzenlemeyi kabul etmiştir.</p>
<p><strong>Sisteme dahil olma </strong></p>
<p>VUK’un yeni kabul edilen 107/A maddesi, ilk önce, kimlerin elektronik tebligat sistemine dahil olacağı konusunu yürütmeye bırakmayarak bizzat kendi düzenlemiştir. Düzenlemeye göre bu sisteme dahil olmak zorunda olanlar;</p>
<p><strong>1-</strong> Kurumlar vergisi mükellefleri,</p>
<p><strong>2-</strong> Ticari, zirai ve mesleki kazançları dolayısıyla gerçek usulde vergilendirilen gelir vergisi mükellefleri,</p>
<p><strong>3-</strong> Kollektif şirketler ile adi komandit şirketler,</p>
<p><strong>4-</strong> Özel Tüketim Vergisi Kanununa ekli (II) sayılı listedeki mallardan kayıt ve tescile tabi olanların ilk iktisabında adına tescil yapılan gerçek kişiler ve tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan teşekküller.</p>
<p>Bu sayılanlar arasında olmakla birlikte engellilik oranı %90 veya daha fazla olan malul ve engellilerin elektronik tebligat sistemine dâhil olma zorunluluğu bulunmamaktadır.</p>
<p>Burada ilk dikkatimi çeken adi veya paylı komandit şirketlerin komanditer ortaklarının sisteme dahil edilmedikleri. Bu sayılanlar arasında olmayanlar, isterlerse bu sisteme dahil olabileceklerdir.</p>
<p><strong>Sistemden çıkış </strong></p>
<p>Maddenin yeni şekli, Anayasa Mahkemesi Kararında da belirtildiği üzere sistemden çıkışı da düzenlemiştir. Çıkış konusundaki esaslar aşağıdaki gibi düzenlenmiştir.</p>
<p><strong>1-</strong> Ticaret siciline kayıtlı tüzel kişiler ticaret sicil kayıtlarının, diğer tüzel kişiler ise tabi oldukları sicil kayıtlarının silindiği tarih dikkate alınarak elektronik tebligat sisteminden çıkarılacaktır</p>
<p><strong>2-</strong> Gerçek kişiler, kişinin ölüm tarihi veya gaipliğine karar verildiği tarih dikkate alınarak elektronik tebligat sisteminden çıkarılacaktır</p>
<p><strong>3-</strong> Zorunlu olarak elektronik tebligat sistemine dâhil olan gerçek kişiler mükellefiyetin sona erdiği tarihi izleyen beşinci takvim yılı sonundan itibaren talep etmeleri halinde ve elektronik tebligat sistemine dâhil olma zorunluluğu gerektiren diğer haller bulunmamak şartıyla, elektronik tebligat sisteminden çıkarılacaktır</p>
<p><strong>4-</strong> İsteğe bağlı olarak elektronik tebligat sistemine dâhil olanlar, talep etmeleri halinde talep tarihleri dikkate alınarak, elektronik tebligat sistemine dâhil olma zorunluluğu gerektiren diğer haller bulunmamak şartıyla elektronik tebligat sisteminden çıkabileceklerdir.</p>
<p><strong>5-</strong> 65 yaşını doldurmuş kişiler, talep etmeleri halinde talep tarihleri dikkate alınarak elektronik tebligat sisteminden çıkartılacaktır</p>
<p>Bu arada maddenin yeni düzenlemesinde elektronik tebligatın bu sistem ile muhatabına iletildiği tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağına ilişkin hüküm korunmuş ve VUK’a eklenen geçici 38. madde ile daha önce bu elektronik tebligat sistemine dâhil olanların, yeni bir başvuru yapmaksızın elektronik tebligat sistemini kullanmaya devam edecekleri de kabul edilmiştir.</p>
<p><strong>Yeni sistemin eksiklikleri </strong></p>
<p>Söz konusu yazımda elektronik tebligat sistemine yönelik kişisel eleştirilerimi de özetlemiştim. Bunların çoğunun giderilmiş olması memnuniyet vericidir. Ancak iki önemli konu, maalesef yeni düzenlemede yer almamıştır. Bunlar;</p>
<p>-  Kendisine tebliğ yapılanlara sms veya mail yoluyla bilgi verilmesi zorunluluğu ve bu şekilde bilgi verilmeyenlere yapılan e-tebligatların geçerli olmayacağı (böylece idarenin zaafiyetinin mükellefe yüklenerek habersizce yapılan tebligatlarla mükelleflerin hak kayıplarına uğramasına yol açılmasının, yargıya erişim hakkının bu suretle yok edilmesinin veya ibraz süresi kaçırtılarak suçlu duruma düşürülmesinin önüne geçilmesi gereği -zira beş günde bir tebliğ var mı diyerek sisteme girmek şeklinde bir zorunluluğun kimseye yüklenemeyeceği-) ,</p>
<p>- Tebliğ konusunda arada PTT A.Ş. gibi tarafsız bir kuruluşun olmayışının, ihtilaflarda yine tebliğ yapan idareye müracaatla sorunun giderilmeye çalışılmasının yargılamalarda silahların eşitliği ilkesine aykırılığı.</p>
<p>Bu iki giderilmeyen sorun, düzenlemeyi yeniden Anayasa yargısına taşıyabilir. Benden söylemesi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elektronik-tebligatin-yeni-duzeni-82133</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektronik tebligatın yeni düzeni ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekada-ideal-ile-gercek-arasinda-acemoglunun-uyarilari-neden-yeterli-degil-82132</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâda ideal ile gerçek arasında: Acemoğlu&#039;nun uyarıları neden yeterli değil?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bugün dünyanın en büyük yapay zekâ yatırımlarını yapan şirketlere baktığımızda ortak bir gerçek görüyoruz. Bu şirketlerin önemli bir bölümü, milyarlarca hatta yüz milyarlarca dolarlık yatırım yapmalarına rağmen hâlâ ciddi zararlar açıklıyor veya yatırım maliyetlerini uzun yıllara yayarak finanse ediyor.</strong></p>
<p>Nobel Ekonomi Ödüllü Daron Acemoğlu'nun Koç Üniversitesi mezuniyet töreninde yapay zekâ üzerine yaptığı değerlendirmeler, teknoloji tartışmalarına önemli bir perspektif kazandırıyor. Özellikle yapay zekânın ekonomik gücü, veriyi ve sermayeyi birkaç ülke ile birkaç teknoloji şirketinin elinde merkezileştirdiği yönündeki tespiti oldukça yerinde. Benzer şekilde, otomasyonun makroekonomik ölçekte bugüne kadar beklenen verimlilik artışını sağlayamadığını, buna karşın gelir dağılımını bozarak toplumsal eşitsizlikleri derinleştirdiğini vurgulaması da üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir uyarı.</p>
<p><strong>Dönüşümü kim gerçekleştirecek?</strong></p>
<p>Acemoğlu'nun önerisi ise oldukça net: Yapay zekâyı insanların yerine geçen bir otomasyon teknolojisi olarak değil, insanların yaratıcılığını artıran, yeni işler oluşturan ve çalışanların üretkenliğini yükselten bir yardımcı teknoloji olarak konumlandırmalıyız. Bunun gerçekleşebilmesi için de bilimin ve üniversitelerin özerk olduğu, demokratik kurumların güçlü çalıştığı bir ekosisteme ihtiyaç olduğunu savunuyor.</p>
<p>Teorik olarak bu yaklaşımın karşısında durmak güç. Ancak burada önemli bir soru ortaya çıkıyor: Bu dönüşümü kim gerçekleştirecek?</p>
<p>Bugün dünyanın en büyük yapay zekâ yatırımlarını yapan şirketlere baktığımızda ortak bir gerçek görüyoruz. Bu şirketlerin önemli bir bölümü, milyarlarca hatta yüz milyarlarca dolarlık yatırım yapmalarına rağmen hâlâ ciddi zararlar açıklıyor veya yatırım maliyetlerini uzun yıllara yayarak finanse ediyor. Veri merkezleri, yapay zekâ çipleri, enerji altyapısı ve model geliştirme maliyetleri tarihte benzeri görülmemiş büyüklüklere ulaşmış durumda.</p>
<p>Böylesine yüksek sermaye yatırımı yapan şirketlerin öncelikli motivasyonunun "çalışan refahı" değil, yatırımlarını geri döndürmek olması şaşırtıcı değildir. Kapitalist ekonominin temel dinamiği de zaten budur. Sermaye, sosyal faydayı öncelediği için değil, yatırımının karşılığını almak için risk üstlenir.</p>
<p>Dolayısıyla yapay zekâ şirketlerinin kısa ve orta vadede çalışan perspektifinden hareket ederek otomasyondan vazgeçip insan yaratıcılığını önceleyen çözümlere yönelmelerini beklemek ekonomik gerçeklerle tam olarak örtüşmeyebilir. Çünkü yatırımcılar, yönetim kurulları ve sermaye piyasaları şirketleri öncelikle verimlilik, maliyet düşürme ve kârlılık üzerinden değerlendirmektedir.</p>
<p>Bu nedenle Acemoğlu'nun önerdiği modelin önündeki temel engel teknolojik değil, ekonomik teşvik mekanizmasıdır.</p>
<p>Ancak bu durum Acemoğlu'nun tezlerini geçersiz kılmaz. Aksine, tartışmayı daha ileri taşımamız gerektiğini gösterir. Asıl soru, şirketlerin çalışan odaklı davranmasını beklemek değil; bunu ekonomik olarak rasyonel hâle getirecek mekanizmaları nasıl oluşturacağımızdır.</p>
<p><strong>Yapay zekânın gelişim sürecinin </strong><strong>tamamlanmadığı unutulmamalı</strong></p>
<p>Belki de yeni dönemin en önemli politikası, otomasyonu sınırlandırmak değil; insanı tamamlayan yapay zekâ uygulamalarını daha cazip hâle getirmektir. Vergi teşvikleri, kamu destekleri, kamu alımları, Ar-Ge fonları ve düzenleyici çerçeveler; yalnızca iş gücünü ikame eden sistemleri değil, çalışanların üretkenliğini artıran çözümleri ödüllendirecek şekilde tasarlanabilir.</p>
<p>Diğer taraftan, yapay zekânın bugünkü gelişim sürecinin tamamlanmadığını da unutmamak gerekir. İnternetin ilk yıllarında olduğu gibi, ilk fazda altyapıya yapılan yatırımların verimlilik etkisi sınırlı görünebilir. Asıl üretkenlik artışı, bu altyapı üzerine geliştirilecek yeni iş modelleriyle ortaya çıkacaktır. Dolayısıyla bugün henüz makro ölçekte sınırlı görülen verimlilik etkisi, yapay zekâ ajanları, fiziksel yapay zekâ, robotik ve sektörel uygulamaların olgunlaşmasıyla farklı bir boyuta ulaşabilir.</p>
<p>Sonuç olarak Acemoğlu'nun uyarıları son derece değerlidir; ancak tek başına yeterli değildir. Yapay zekânın geleceğini yalnızca etik ilkeler, demokrasi veya üniversite ve bilim özerkliği belirlemeyecek. Aynı ölçüde sermaye piyasalarının beklentileri, yatırımcı davranışları ve küresel rekabet de bu geleceği şekillendirecek.</p>
<p>Gerçek mesele, çalışan perspektifi ile kapital perspektifini karşı karşıya getirmek değil; ikisini aynı ekonomik denklem içinde buluşturabilmektir. Yapay zekâ çağının en büyük başarısı, şirketlerin kâr ettiği, çalışanların değer ürettiği ve toplumun refahının birlikte arttığı bir modeli inşa edebilmek olacaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekada-ideal-ile-gercek-arasinda-acemoglunun-uyarilari-neden-yeterli-degil-82132</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâda ideal ile gerçek arasında: Acemoğlu&#039;nun uyarıları neden yeterli değil? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/esitsizlik-bu-kadar-derinken-enflasyon-faizle-duser-mi-82131</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eşitsizlik bu kadar derinken enflasyon faizle düşer mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Harcamaya göre sıralamada en yüksek ile en düşük arasındaki fark gıdada 2.9 kat, konut ve kirada 3.7 kat iken sağlıkta 20.36 kata, eğlence ve kültürde 35.5 kata, lokanta ve konaklamada 16.2 kata, kişisel bakımda 20.6 kata, finansal hizmetlerde 45.3 kata, ulaştırmada 53.7 kata ve eğitimde 292.2 kata çıkıyor.</strong></p>
<p>Yüksek enflasyon, yıllardır ekonomi gündeminin en önde gelen tartışma konusu durumunda. Enflasyonu düşürme politikalarına ilişkin tartışmalara damga vuran başlık, genelde faiz ve kur ile sınırlı. Buna ikinci sırada maliye politikaları da eklenebiliyor. Buna bağlı olarak enflasyon konusu daha çok Merkez Bankası’nın politika ve taktikleri çerçevesiyle sınırlı ele alınıyor.</p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) hanehalkı tüketim harcaması istatistikleri ise bu çerçevenin çok dışında olan ama bu sorunla doğrudan ilgili yapısal bir sorunu tartışma gündeminin ön sıralarına çıkarmak gerektiğine işaret ediyor: Gelir dağılımındaki bozukluk ve buna bağlı olarak tüketimde ortaya çıkan derin eşitsizlik.</p>
<p>Haneleri gelir düzeyine göre sıraladığımızda en yüksek gelire sahip yüzde 20’lik dilim toplam tüketimin yüzde 38.43’ünü gerçekleştiriyor. En yoksul yüzde 20’lik gelir diliminde yer alanların toplam tüketimden aldıkları pay ise sadece yüzde 7.75. En zengin yüzde 20, en yoksul yüzde 20’nin 5 katı fazla tüketim yapıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4349b4a88a9-1782794676.png" alt="" width="656" height="433" /><strong>Tüketimin neredeyse yarısını </strong><strong>en yüksek %20 gerçekleştiriyor</strong></p>
<p>Bu fark hanelerin harcama miktarına göre sıralayarak yüzde 20’lik dilimlere ayırdığımızda iyice artıyor. Bu durumda en yüksek yüzde 20 içindeki hanelerin toplam tüketimden aldıkları pay yüzde 47.17’ye çıkıyor. Yani toplam tüketimin neredeyse yarısını en yüksek yüzde 20 gerçekleştiriyor. En alttaki yüzde 20’nin payı bu sıralamada yüzde 5.98’e düşüyor. En yüksek yüzde 20 ile en düşük yüzde 20 arasındaki fark da 7.9 kata çıkıyor.</p>
<p>En yüksek ve en düşük dilim arasındaki farkın en düşük olduğu ana tüketim kalemleri gıda, alkollü içecekler ve tütün ürünleri ile konut ve kira. Enflasyondaki düşüşü frenleyen ana alan olarak gösterilen hizmetlere geldiğinde, aradaki fark iyice artıyor. Harcamaya göre sıralı yüzde 20’lik dilimlere göre 13 ana harcama kaleminin 6’sında tüketimin yarıdan fazlasını en yüksek yüzde 20 içinde yer alan haneler gerçekleştiriyor. Bu pay hizmet kalemlerinde en yüksek düzeye çıkıyor.</p>
<p>Harcamaya göre en yüksek yüzde 20 içinde yer alan haneler, sağlık harcamalarının yüzde 55.8’ini, eğlence ve kültür harcamalarının yüzde 60’ını, kişisel bakım ve çeşitli mal ve hizmet harcamalarının yüzde 57.3’ünü, finansal hizmetler harcamalarının yüzde 62.5’ini, ulaştırma harcamalarının yüzde 74.7’sini, eğitim harcamalarının yüzde 78.9’unu gerçekleştiriyor.</p>
<p>Harcamaya göre sıralamada en yüksek ile en düşük arasındaki fark gıdada 2.9 kat, konut ve kirada 3.7 kat iken sağlıkta 20.36 kata, eğlence ve kültürde 35.5 kata, lokanta ve konaklamada 16.2 kata, kişisel bakımda 20.6 kata, finansal hizmetlerde 45.3 kata, ulaştırmada 53.7 kata ve eğitimde 292.2 kata çıkıyor.</p>
<p>Aradaki uçurumun en derin olduğu alanın eğitim olması, eşitsizlik sorununun en tehlikeli alanını oluşturuyor. Çünkü eğitimdeki eşitsizlik, eşitsizliği gelecek kuşaklara aktaran, kalıcı hale getiren ve büyüten bir faktör.</p>
<p><strong>Gelir dağılımındaki bozukluk, enflasyon </strong><strong>gündeminin de öncelikli başlığı olmalı</strong></p>
<p>Gelir dağılımındaki bozukluğun doğrudan bir sonucu olan tüketimdeki eşitsizlik, enflasyonla mücadelenin de önündeki temel engellerden birisi. Faiz ve kur çerçevesindeki politikalar, yüksek faiz aracılığı ile tüketimden caydırarak talebi sınırlandırma ve böylece enflasyonu düşürme mantığına dayanıyor.</p>
<p>Tüketimin neredeyse yarısını gerçekleştiren kesimi, yüksek faizin frenlemesi mümkün değil. Bu kesim faize bu anlamda duyarlı değil, faizin bu kesime etkisi ters yönde. Aynı zamanda yüksek tasarruf sahibi olan bu kesim, yüksek faizden nemalanarak daha fazla tüketim yapma olanağı elde ediyor. Yüksek faiz bu kesim için tüketimi frenlemekten çok artırma potansiyeli yaratıyor.</p>
<p>Faize karşı duyarlılığı olan, yüksek faiz nedeniyle borçlanarak tüketim yapmaktan kaçınabilecek kesimin tüketimden aldığı pay zaten düşük. Tüketimin ve talebin lokomotifi bu kesim değil.</p>
<p>Sonuç olarak gelir dağılımındaki bozukluk, enflasyon gündeminin de öncelikli başlığı haline gelmek durumunda.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/esitsizlik-bu-kadar-derinken-enflasyon-faizle-duser-mi-82131</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eşitsizlik bu kadar derinken enflasyon faizle düşer mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/soklar-programin-eksikliginden-kaynaklaniyorsa-82130</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şoklar programın eksikliğinden kaynaklanıyorsa?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Şoklar programın temel eksikliklerinden kaynaklanıyor. Tamam, denilebilir ki “ekonomi programında yargı reformunun ne işi var?”  Olmaz olur mu? Yargı reformunun da işi var, ihale yasasının düzgünleştirilmesinin de, rant yasasının çıkarılmasının da.</strong></p>
<p>Son yazımın başlığı “Suçu şoklarda değil, programda ara” şeklindeydi. Burada üzerinde durulması gereken önemli bir nokta var. Şu: Ya şokların önemli bir kısmı zaten programın eksikliğinden kaynaklanıyorsa? ‘Ya’ dedim ve soru şeklinde yazdım. Oysa çok daha kesin olabilirdim. Öyle yapayım.</p>
<p><strong>Yargı sisteminin yeniden düzenlenmemesi </strong><strong>programın temel eksikliklerinin başında </strong></p>
<p>Son iki yıla yakın bir dönemdir karşı karşıya kaldığımız şokların bir kısmı yurtdışı kaynaklı ve hemen hepsi Trump ve yönetiminin uygulamaları nedeniyle oluştu. Bu şokların patlak vermesini önlemek şüphesiz ne bizim elimizde ne de ABD dışındaki ülkelerin elinde. Ama bir de iç şoklar var ve çok keskin dalgalar oluşturabiliyorlar. Bu şokların büyük çoğunluğunda Merkez Bankası politika faizini yükseltmek ve döviz satmak zorunda kaldı. Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması bu şokların en şiddetlilerinden biriydi. Satılan döviz büyük tutarlara ulaştı. Son aylarda ise Bay Butlan – şirketlere gerekçeleri düzgün biçimde açıklanmadan kayyım atanması – sonra bir kısım kayyım atamalarından ‘pardon’ şeklinde vazgeçilmesi – çok sayıda belediye başkanının gözaltına alınması gibi şoklar yaşadık.</p>
<p>Bu uygulamalara yol açan yargı sistemi yapımızın yeniden düzenlenmemesi –mesela HSYK’nın yapısının değiştirilmemesi- programın temel eksikliklerinin başında geliyor. Dolayısıyla başta sorduğum sorunun yanıtı çok açık: Şoklar programın temel eksikliklerinden kaynaklanıyor. Tamam, denilebilir ki “ekonomi programında yargı reformunun ne işi var?”  Olmaz olur mu? Yargı reformunun da işi var, ihale yasasının düzgünleştirilmesinin de, rant yasasının çıkarılmasının da. Hadi, rant yasası siyaseten çok zor bir iş. Diğer ikisini yapmak (istek varsa) zor bir iş var mı? Mesela bir yandan davaların çok daha kısa sürede karar bağlanmasını sağlarken diğer yandan daha adil işleyen bir sistem kurmak zor olmasa gerek. Bu konuda fikir üreten çok sayıda hukukçu var.</p>
<p><strong>Gerekli koşul </strong><strong>olan ‘istek’ yok!</strong></p>
<p>Ama öte yandan, durun, kızmayın hemen. Biliyorum; zira Türkiye’de yaşıyorum. Her ikisini de gerçekleştirmek çok zor. Zira gerekli koşul olan ‘isteğin’ olmadığı gözleniyor. Hal böyle olunca program çok eksik kalıyor. Mayıs 2023 seçimleri öncesinde ödemeler dengesi krizinin eşiğine gelmiş, açıklanan istatistiklerin yakın tarihimizde hiç görünmediği kadar tartışıldığı, ekonomi politikası seçenekleri üretip karar alıcılara sunacak kadroların liyakat sorunu nedeniyle pek kalmadığı, enflasyonun yüksekliği bakımından dünyanın altıncı ülkesi olan ve yeni atanan Bakanı’nın “rasyonele dönmeliyiz” dediği bir ülkede, ekonomi programı sadece ekonomi programı olamaz. ABD’de, Euro Bölgesi’nde, İngiltere’de ya da Japonya’da bir ekonomi programının salt para ve maliye politikasına dayanması normal karşılanır. Ama Türkiye’de ve de özellikle altını çizdiğim koşullarda olmaz.</p>
<p>Kapsamlı olduğu iddia edilen bir ekonomi programı uygulanırken, ekonomi dışındaki gelişmeler nedeniyle döviz kuru, risk primi ve piyasa faizi artıyor, tepki olarak hem politika faizini yükseltmek hem de döviz satmak zorunda kalınıyorsa, uygulanan programda önemli sorunlar var anlamına gelir. Ekonomi dışında addedilen konuları da bizim gibi ülkelerde ekonomi programının içine almak şart. Alınmıyorsa suçu şoklara atmamak gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/soklar-programin-eksikliginden-kaynaklaniyorsa-82130</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şoklar programın eksikliğinden kaynaklanıyorsa? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankasinin-temmuz-sinavi-82129</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası’nın temmuz sınavı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Para Politikası Kurulu’nun vereceği her karar, bir kesimi memnun ederken diğerini rahatsız edecek. İşte bu nedenle 23 Temmuz toplantısı yalnızca para politikası açısından değil, ekonomi programının geleceği açısından da bir dönüm noktası niteliğinde.</strong></p>
<p>23 Temmuz’da toplanacak Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, belki de son yılların en kritik kararlarından birini verecek. Çünkü masadaki soru yalnızca “faiz indirilsin mi?” değil. Asıl soru, hangi riskin göze alınacağı.</p>
<p>Bir tarafta enflasyon hedeflerinden sapmış bir Merkez Bankası var. Diğer tarafta ise yüksek faiz, pahalı finansman ve değerli TL nedeniyle alarm veren sanayici ve ihracatçılar...</p>
<p>Kurul’un vereceği her karar, bir kesimi memnun ederken diğerini rahatsız edecek. İşte bu nedenle 23 Temmuz toplantısı yalnızca para politikası açısından değil, ekonomi programının geleceği açısından da bir dönüm noktası niteliğinde.</p>
<p>Merkez Bankası ocak ayında politika faizini 100 baz puan indirerek yüzde 37’ye çekmişti. Ancak Ortadoğu’daki jeopolitik gelişmelerin ardından mart, nisan ve haziran toplantılarında frene bastı. Piyasayı ise yüzde 40 gecelik borç verme faizinden fonlayarak faiz artırmadan piyasada hissede sıkılığı fiilen artırdı.</p>
<p><strong>Faiz indirim beklentisi güçleniyor</strong></p>
<p>Şimdi beklenti yeniden gevşeme yönünde oluşmaya başladı.</p>
<p>ABD’li yatırım bankası JP Morgan, petrol fiyatlarındaki düşüş ve TCMB’den gelen mesajlar sonrası yıl sonu politika faizi beklentisini yüzde 37’den yüzde 35’e çekti. Banka, Merkez Bankası’nın repo ihalelerine yeniden başlayarak efektif fonlama faizini yüzde 40’tan yüzde 37’ye indireceğini, ardından eylül ve ekim toplantılarında da faiz indirimlerinin gelebileceğini öngörüyor. Yani JP Morgan’a göre bu kritik toplantıda TCMB pas geçecek ama sonraki toplantılarda faiz indirecek.</p>
<p>Piyasayı yüzde 40’lık gecelik imkan ile fonlamak yerine repo ihaleleri ile fonlamaya başlaması bir efektif faiz indirimi duygusu yaşatacak.</p>
<p>Ancak herkes aynı fikirde değil.</p>
<p><strong>Piyasalar ikiye bölündü</strong></p>
<p>Commerzbank Research analisti Tatha Ghose ise çok daha temkinli. Ghose’a göre Başkan Fatih Karahan gevşemeye kapıyı aralasa da mevcut enflasyon görünümü bunu desteklemiyor. Ghose’un raporundaki özellikle “Repo fonlamasına dönüş efektif faizi düşürecek ancak bu durum Türk lirasında oynaklığı artırabilir ve sert değer kaybı riski oluşturabilir” uyarısı dikkat çekiyor: </p>
<p><strong>Dezenflasyon beklenenden yavaş</strong></p>
<p>Gerçekten de Merkez Bankası’nın önündeki en büyük sorun da burada başlıyor. Çünkü enflasyonda düşüş var ama istenilen hızda değil. Üç yıl önce OVP’de 2026 sonu için yüzde 8,5 enflasyon hedefi konmuştu. Bugün gelinen noktada hedef önce yüzde 16’ya, ardından yüzde 24’e revize edildi. Son tahmin ise yüzde 26. Ancak mayıs verileri bile bu patikanın oldukça zor olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Çekirdek enflasyon hala yüzde 2,92 seviyesinde. Üretici fiyatları güçlü seyrediyor. Fiyatlama davranışlarında katılık devam ediyor. Yani Merkez Bankası’nın kendi tahminleri bile ciddi şekilde test ediliyor.</p>
<p>Buna rağmen ekonomi yönetimi programdan vazgeçmiş değil.</p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, dezenflasyonun temel dayanağının “sıkı para politikası, destekleyici maliye politikası ve arz yönlü reformlar” olduğunu vurguluyor. Piyasalar  Şimşek’ten “Enflasyonun düşmeye devam etmesini bekliyoruz, ancak daha yavaş bir hızda” mesajını aldı.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz da benzer bir çizgide konuştu “Enflasyon ilk 6 ayda programda beklenenden yüksek. Ancak esas olan programdır, önemli olan istikamettir. Enflasyonla mücadeleyi kararlılıkla sürdüreceğiz” mesajını verdi.</p>
<p>Erken bir faiz indirimi, bugüne kadar verilen sıkılaşma mesajlarını zayıflatabilecek bir adım olarak görülebilir.</p>
<p><strong>Reel sektörden alarm zilleri</strong></p>
<p>Fakat madalyonun diğer yüzünde reel sektör bulunuyor.  Sanayiciler artık yüksek sesle “dayanacak gücümüz kalmadı” diyor.</p>
<p>Geçen hafta konuşan İSO Başkanı Erdal Bahçıvan’ın sözleri bunun en net özetiydi. “Üretime devam eden, istihdam yaratan sanayi kuruluşlarımız yüksek finansman maliyetleri, krediye erişim güçlükleri ve artan mali yükler karşısında adeta nefes almakta zorlanıyor,” diyordu Erdal bahçıvan.</p>
<p>Bahçıvan ayrıca “acil finansman konusunda gerekli adımların vakit kaybedilmeksizin atılmasını talep ediyoruz” diyerek Merkez Bankası üzerindeki baskıyı açık biçimde dile getirdi.</p>
<p>Benzer tablo ihracat cephesinde de var. </p>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mustafa Gültepe, 410 milyar dolarlık ihracat hedefi koyduklarını ancak mevcut kur politikasıyla bunun zorlaştığını söylüyor, “Rakiplerimize göre pahalıyız. Rekabetçiliğimizi geri kazandıracak acil ekonomik kararlara ihtiyacımız var,” diyor.</p>
<p>Aslında ihracatçının mesajı oldukça açık. Yüksek faiz TL’yi güçlü tutuyor. Güçlü TL ise ihracatçının fiyat avantajını eritiyor. Sanayici ise hem pahalı krediye hem de finansmana erişim sıkıntısına dikkat çekiyor.</p>
<p>Yine geçen hafta bir sohbet toplantısında konuşan MÜSİAD Başkanı Burhan Özdemir ise farklı bir pencere açtı. “Para politikası yapması gerektiğini yaptı. Artık paradigma değişikliği lazım. Ancak sıkı para politikasından sadece faiz indirerek çıkmak bizi daha derin çatlaklara itebilir” dedi.</p>
<p>Bence çok önemli bir noktaya dikkat çekti MÜSİAD Başkanı. Yani yalnızca faiz indiriminin çözüm olmayacağı, üretim modelinin de dönüşmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p><strong>İndirmenin de indirmemenin de maliyeti var</strong></p>
<p>Anlayacağınız Merkez Bankası’nın işi hiç kolay değil.</p>
<p>Faizi indirirse, TL üzerindeki baskı artabilir. Kur hareketlenebilir. Enflasyon beklentileri yeniden bozulabilir. Şu ana kadar iyi giden rezerv birikimi zorlaşabilir.</p>
<p>İndirmezse, sanayi üzerindeki finansman baskısı büyüyecek. İhracatçının rekabet gücü daha fazla aşınacak. Yatırımlar yavaşlayacak. Büyüme üzerinde aşağı yönlü riskler artacak. Üstelik hükümetin 2026 büyüme hedefleri açısından da daha zorlu bir tablo ortaya çıkabilecek.</p>
<p>Kısacası Merkez Bankası iki kötü seçenek arasında zor bir tercih yapmak zorunda. Bir tarafta fiyat istikrarı, diğer tarafta üretim ve büyüme...</p>
<p>Ekonomi yönetiminin temel önceliği enflasyonu kalıcı biçimde aşağı çekmek olsa da reel sektörün giderek yükselen itirazlarını daha fazla görmezden gelmek de kolay görünmüyor. 23 Temmuz’da açıklanacak karar bu yüzden yalnızca bir faiz kararı olmayacak.</p>
<p>Aynı zamanda Merkez Bankası’nın hangi riski daha büyük gördüğünün de ilanı olacak. Çünkü bugün gelinen noktada faiz indiriminin de sabit bırakmanın da ciddi bir maliyeti var. Kurulun vereceği karar, bundan sonraki aylarda sadece piyasaların değil, Türkiye ekonomisinin yönünü de belirleyecek.</p>
<p><strong>Son kararı kanun vermeli</strong></p>
<p>Bana sorarsanız bu sorunun cevabı bellidir.</p>
<p>TCMB’nin Merkez Bankası Kanunu ile düzenlenen görev ve sorumlulukları, 5 temel alana ayrılmaktadır: Bunlardan ilki fiyat istikrarının sağlamasıdır. Üstelik bu temel amaçtır. Fiyat istikrarı ile ekonomik kararlarda dikkate almayı gerektirmeyecek ölçüde düşük bir enflasyon oranı kastedilmektedir. </p>
<p>Ve Merkez Bankası, bu amaç doğrultusunda uygulayacağı para politikasını ve kullanacağı araçları doğrudan kendisi belirler, bir başka deyişle araç bağımsızlığına sahiptir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankasinin-temmuz-sinavi-82129</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/9/1280x720/54-1782796200.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası’nın temmuz sınavı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/putin-gorevi-birakmak-istemiyor-ama-bakarsiniz-ayriliverir-82128</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Putin görevi bırakmak istemiyor ama bakarsınız ayrılıverir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Putin, ülkesini hem maliyeti çok yüksek hem de mahçup eden bir savaşa sürüklemiş durumda. Evet, savaşın maliyeti çok yüksek çünkü Rusya büyük rakamlara ulaşan insan kaybı vermiş bulunuyor. Ayrıca, savaş Rus ekonomisini zora soktu, bunu Ruslar günlük yaşamlarında hissetmeye başladılar. Fiyatlar sürekli yükseliyor.</strong></p>
<p>Eğer Rusya Ukrayna’ya müdahale etmeden önce bana Rusya’nın böyle bir işi tamamlamak için kaç güne ihtiyacı olduğunu sorsaydınız, herhalde “bir kaç gün içinde bu işi tamamlar” der ve işin içinden sıyrılırdım. Aynı soru size yöneltilmiş olsaydı, benden çok farklı şeyler söyleyeceğinizi de zannetmiyorum. İki ülke arasındaki çatışma şu anda beşinci yılında olduğuna göre, isterseniz sizi bir yana bırakayım ama, ben fena halde yanıldığımı itiraf etmek zorundayım. Ancak benim yanılgıya düşmemin fazla önemi olmadığını da teslim ediyorum. Aralarında benim de yer almayı arzuladığım “uluslararası siyasetten az buçuk anlayanların” sık sık yanılgıya düştükleri bilinmeyen bir şey değildir; başkalarına fazla maliyeti de yoktur. Ancak benim düştüğüm yanılgıya, bana nazaran çok daha ayrıntılı bilgi ve değerlendirmelere ulaşması söz konusu olan Bay Putin de düşmüş bulunuyor. Bunun sonucunda ülkesini hem maliyeti çok yüksek hem de mahcup eden bir savaşa sürüklemiş durumda. Evet, savaşın maliyeti çok yüksek çünkü Rusya büyük rakamlara ulaşan insan kaybı vermiş bulunuyor. Bu rakamın milyonu çok aştığı ileri sürüldü. Ayrıca, savaş Rus ekonomisini zora soktu, bunu Ruslar günlük yaşamlarında hissetmeye başladılar. Fiyatlar sürekli yükseliyor. Şu sıralarda bazı malların bulunmaz olduğu da söyleniyor. Buna karşılık Rusya savaşta mahcup da düştü. Beş yıldır bir türlü savaşı kazanamıyor. Putin halkına zafer vaat ediyor ama ortada Rus kuvvetlerinin bir türlü ilerleyemediği bir çatışma var. Ne zaman ve nasıl biter? Kimse bilmiyor.</p>
<p><strong>Ukrayna, Rusya’ya karşı </strong><strong>etkileyici bir direniş gösteriyor</strong></p>
<p>Peki Rusya nerede yanıldı ya da Rus lideri hangi güçlüklerle karşılaşacağını kestiremedi ki, aradan beş yıla yakın süre geçmiş olmasına rağmen henüz Rus halkına savaşı kazandık diyemiyor? Böyle bir soruyu yanıtlamak herhalde hiç de kolay değil ama belki bir Türk’ün yanıtlaması biraz daha kolaydır. Sebebine gelince, bütün emperyalist devletler artık Türklerin bir daha bellerini doğrultamayacak kadar ağır bir yenilgiye uğradığını düşündüğü bir dönemde, bir Kurtuluş Savaşı vermişler ve adeta yeniden dirilmişlerdir. İşgali amaçlayan devletler, varlık için mücadele etmenin nasıl bir direnme gücü verdiğini algılayamıyorlar. Muhtemeldir ki, Bay Putin’in anlamakta güçlük çektiği husus, giriştikleri mücadeleyi bir ulusal direniş olarak kavramsallaştıran insanlarla karşı karşıya olduğudur. Ukraynalılar, Sovyet İmparatorluğu’nun dağılmasından sonra bağımsızlığına kavuşan Ukrayna’nın bu niteliğini eski efendileri dahil herkese karşı kıskançça korumak istemektedirler. Rusya ise sadece eskiden kendisine ait olduğunu iddia ettiği topraklara kavuşmak arzusunda. İkisi aynı şey değil.</p>
<p>Ukrayna savaşçıları Rus güçlerine karşı gerçekten etkileyici bir direniş göstermiş bulunuyorlar. Görünüşe göre, Bay Putin Moskova sakinlerinin ülkelerinin savaştığını hissetmelerini dahi arzulamamıştır. Bunu sağlamak amacıyla ülkenin uzak köşelerinde yaşayan ve genellikle Rus kökenden gelmeyen ülke vatandaşlarını askere almış ve onları fazla yetiştirmeden cepheye salmıştır. Bunun yanında askerden terhis olmuş ama savaşmaktan başka bir şey bilmeyen ve kim uygun ücret verirse onun için savaşmaya hazır Wagner güçlerinden de yararlanmak istemiş, ancak bunların Putin’in saltanatına göz dikecek kadar tehlikeli olabileceklerini hissedince onları kullanmaktan vazgeçmiş, başlarındaki adamın bir suikaste kurban gitmesi karşısında ise sessizliğini korumuştur. Başvurduğu stratejiler yeterli sonucu sağlamayınca, hapishanelere yönelmiş, yatma süresinin kısaltılması ve yüksek ücret ödenmesi karşılığında mahkumlardan yararlanma yoluna gitmiş, ardından Kuzey Kore’den destek almaya karar vermiştir. Bunun yanında Afrika’dan uygun iş bulmak kaydıyla, aldatılarak genç erkeklerin getirildiği, bunların istekleri hilafına hazırlıksızca cepheye sürüldüğü söylenmektedir. Her halükarda, iyi yetiştirilmemiş, ücreti mukabili savaşan zevatın ağırlıklı olduğu bir gücün savaş amaçlarını gerçekleştiremedikleri aşikar.</p>
<p><strong>Trump’ın politikası </strong><strong>Putin’e nefes aldırdı</strong></p>
<p>İşin ilginç tarafı, Putin’in şansının savaşı kazanmasına yardımcı olabilecek bazı gelişmelerle karşılaşacak kadar yaver gitmiş olmasıdır. Bir kere, Trump artık Avrupa’yı savunmayı düşünmediklerine, Avrupa’nın kendi başının çaresine bakmak durumunda olduğuna dair açıklamada bulunmuştur. Buna paralel olarak Kiev’e yaptığı askeri yardımı azalttığı gibi, Ukrayna yönetimini Ruslarla anlaşma yapmaya, bunun için de Rusların dediklerini kabullenmeye davet etmiştir. Bu sözleri bir yandan Avrupa’nın kendi savunmasına daha fazla eğilmesi gereğini ortaya çıkarıp bu yönde girişimleri davet, diğer yandan da Ukrayna’ya daha fazla askeri yardım yapılmasını teşvik etmiştir. Avrupa kendisini askeri bakımdan tehdit eden gücün (herhalde) Rusya olduğunu, Ukrayna’nın da Rus işgalciliğine karşı koyduğunu düşünmektedir. Yine de, Ruslar muhtemelen Amerika’nın Avrupa’yı nükleer saldırıya karşı aynı türden silahlarla korumaktan vazgeçtiğini düşünerek ferahlamışlardır. Bu konuda yanılma olasılıkları her zaman mevcuttur ama Trump’ın niyetlerini okumaya çalışanların bu türden değerlendirmeler yapabileceklerine de şaşmamak lazımdır.</p>
<p>İkinci olarak, İran’la giriştiği mücadele, Birleşik Devletler’in Rusya’nın petrol ihracatı üzerine koyduğu bazı kayıtları kaldırmasıyla sonuçlanmıştır ki, bunlar arasında en önemli olanın petrol ihracatına konulan düşük fiyat kayıtlarının kaldırılması olduğuna şüphe yoktur. Bu yasağın gözetilmemesi sonucu Rusya savaşın maliyetinin daha büyük bir kısmını halka yansıtmadan karşılayabilme imkanına kavuşmuş olmakla birlikte, anlaşıldığı kadar bu ferahlama yeterli olmamış ve Kremlin yine de ülkedeki iktisadi hayatı zorlayacak bir dizi tedbiri devreye sokmak mecburiyetinde kalmıştır.  Şu sıralarda Trump’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçişin serbest bırakılması için vardığı anlaşmanın petrol fiyatlarını aşağıya çekmesi Rusya’yı pek memnun etmemiştir. Petrolün bollaşması sonucu fiyatların düşmesi hem Rusya’nın petrol gelirlerin azaltacak hem de eski sınırlamaların tekrardan devreye sokulması olasılığını yeniden gündeme getirecektir. </p>
<p><strong>Savaşın yeni eşiği: Nükleer risk</strong></p>
<p>Bir sonuca varmak gerekirse, Rusların sonucu henüz yeterince belli olmayan bir savaş içinde oldukları söylenebilir. Ukraynalıların Rusya’nın yakıt rafine etme ve silah imal etme kapasitesini zayıflatan yıkıcı teknolojiler geliştirmekte başarılı oldukları dikkati çekmektedir. İlk defa olmak üzere, artık Moskova yakınındaki yerler de ateş altına girmekte, böylece tüm Ruslara ülkelerinin savaştığı hatırlatılmaktadır. Bu koşullar altında, Bay Putin’in taktik nükleer silahlara başvurma eğiliminin güçlenmesini beklememiz için her türlü neden mevcuttur. Doğal olarak, nükleer silahların kullanılması savaşın yeni bir aşamaya tırmanması anlamına gelecektir ve çok tehlikelidir. Tabii, şimdilik biraz uzak gözükse de, savaşı derhal sona erdirmek gibi bir başka çözüm daha bulunuyor ama böyle bir adım herhalde Putin yönetiminin de sona ermesi anlamına gelecektir. Şimdilik Bay Putin’in iktidarı bırakmak türünden bir niyeti olduğunu söylemek mümkün değil. Ama hatırlamakta yarar var, Rusya’da demokrasi hüküm sürmüyor. Dolayısıyla oralarda siyasi değişim bizim bildiğimiz geleneksel kanallardan ve geleneksel yöntemlerle gerçekleşmiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/putin-gorevi-birakmak-istemiyor-ama-bakarsiniz-ayriliverir-82128</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/8/1280x720/67-1782794373.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Putin görevi bırakmak istemiyor ama bakarsınız ayrılıverir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dijitokrasi-sistem-kuruyor-ama-insani-ihmal-ediyor-82127</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dijitokrasi sistem kuruyor ama insanı ihmal ediyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dijitokrasi, insanı yönetmeyen ama onu yutan bir sistem düzenidir. Veri varsa değer de olmalı. Algoritmaları kodlayanlar, bu çağın gizli baronları, tiranları olacaksa YZ, iblise dönüşebilir.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Şu anda yaşadığımız çağın adı; <strong>dijitokrasi</strong>... Veri kutsanıyor, <strong>algoritma</strong> yüceltiliyor ama insan unutuluyor. Sistem işliyor görünüyor ama <strong>işleyen sadece yazılım</strong>, işlemeyen ise <strong>sorumluluk</strong>. YZ her şeye cevap veriyor ama hiçbir <strong>sorumluluk</strong> almıyor. Kimileri bu duruma “<strong>algoritrokrasi</strong>” de diyor.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Biliriz ki <strong>insanı dışarda bırakan sistemler</strong>, sadece veri üretir ama <strong>değer üretmez</strong>. Bunu ilerleme sanıyoruz.  Bilelim; <strong>YZ çalışırsa </strong>değil, <strong>insan unutursa</strong> tehlikelidir. <strong>Veriyi yücelttik, değeri küçülttük</strong>. Kod yazdık ama <strong>karakter yazmayı</strong> unuttuk. Dijitokrasi <strong>sorumluluğu</strong> değil, raporu önemser.</p>
<p><strong>KODUN VAR FAKAT KİMLİĞİN YOKSA DÜZEN BOZULUR</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Çalışan sistem, <strong>düzeltilmemiş bir ahlakı</strong>, sonsuza dek olmasa da <strong>uzun süre gizleyebilir</strong>. YZ çok güçlüdür; ancak <strong>yönlendirilmemişse</strong>, tarafsızlığın maskesiyle <strong>hatayı normalleştirir</strong>. Sistem çalışıyorsa sorun yok sanılır. Soru şudur: <strong>Sistem kimi dışarda bıraktı</strong>? Kimi <strong>dijital köle</strong>, bağımlı yaptı?</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Ben buna “<strong>etik körü algoritma</strong>” diyorum. <strong>Çalışır ama düşünmez</strong>. Veriyle konuşur ama <strong>vicdan susar</strong>. Sorgulayanı değil, <strong>güncelleme yapanı </strong>takdir eder. <strong>Sorun çözülmez</strong>,<strong> görmezden gelinir</strong>.<br />Ve hatalar <strong>log dosyalarında</strong> değil, <strong>vicdan kayıtlarında</strong> birikir. Bu durumda <strong>çürüme</strong> kaçınılmaz olur.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>2 SORU 2 CEVAP / Dijitokraside yaşamaya dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Dijitokrasi vicdanlı mı?</em></strong></p>
<p>Kodun yasa, <strong>algoritmanın anayasa olduğu</strong> sistemdir. Ama bu düzende en büyük boşluk; <strong>ahlaki</strong> <strong>protokol</strong> eksikliği... Sistem var, kayıt var, rapor var… Ama <strong>hesap</strong> yok, <strong>sorumluluk</strong> yok, <strong>vicdan</strong> hiç yok.</p>
<p><strong><em>İnsan ne yapmalı?</em></strong></p>
<p>Bu çağda “İ<strong>nsan nasıl var olur</strong>?” sorusuna verilebilecek en net cevap; ‘<strong>kodla değil, duruşla’</strong> olmalı. YZ sistemlerini <strong>sorgulayan</strong>, sorumluluğu paylaşan, <strong>veriye değer katan, </strong>kamu vicdanını bilen <strong>insan</strong> kalır.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>YAPAY ZEKÂLI GÜÇ BARONLARI GEZEGENİN YENİ TİRANLARI</strong></p>
<p><strong>En kötü demokraside dahi</strong> bizi yönetmesi için <strong>kimi seçtiğimizi</strong>, en azından <strong>görerek</strong> bilirdik. <strong>Dijitokraside</strong> ise kararlarımızı, tercihlerimizi, <strong>varlıklarından emin dahi olamadığımız</strong> kodlar belirleyecektir. Bu kodları yazanlar da <strong>dijitokratik rejimlerin</strong> güç baronları, <strong>tiranları</strong> olacaktır.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>DİJİTOKRASİ LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Dijitokrasi</strong>: Yapay zekâ, büyük veri ve denetimlerin toplumsal yaşamı yönettiği yeni yaklaşım</p>
<p><strong>Algoritmik yönetim</strong>: İnsan iradesi yerine, dijital ağları yöneten tiranların kurallarıyla yol almak</p>
<p><strong>Veri egemenliği</strong>: Alışkanlık, tercih ve dijital ayak izleri verilerini, yönetim aracı haline getirmek</p>
<p><strong>Tekno feodalizm</strong>: Kapitalizmin yerini alan, teknoloji tiranlarının yönettiği yeni rant sistemi</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dijitokrasi-sistem-kuruyor-ama-insani-ihmal-ediyor-82127</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/3/1280x720/yapay-zeka-robot-erkek-1754632003.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dijitokrasi sistem kuruyor ama insanı ihmal ediyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bist-30-endeksi-yuzde-269-gerilerken-yabanci-17-hissede-sinirli-alim-yapti-82143</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> BIST 30 Endeksi yüzde 2,69 gerilerken, yabancı 17 hissede sınırlı alım yaptı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST 30 Endeksi geçen hafta %2,69 değer kaybederken, yabancı yatırımcı 13 hissede satış yaparken 17 hissede alım tarafında yer aldı. Endeksin baskılandığı süreçte Kardemir (D) ve THY’nin de içinde olduğu 5 lokomotif hissede yabancı fonlar birikim modu ile hareket etti.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz hafta kimi yatırımcı önlerindeki ekranda gerileyen hisseleri izleyip panik halde satış yaparken, tecrübeliler perde arkasındaki mal toplama operasyonunu izledi. Kardemir (D), Astor Enerji ve İş Bankası gibi büyük hisselerde fiyatların gerilemesi yanıltıcı bir güç kaybı izlenimi verdi. Takas verilerine bakıldığında, kimi hisselerde fiyatlar düşerken yabancı payının kesintisiz yükseldiğini görmek mümkün. Buradaki asıl sorun, endeks genelindeki satıcılı seyrin yarattığı geçici sis perdesi. Kurumsal akıl ise bu düşüşleri ucuz hisse toplama fırsatı olarak değerlendiriyor.</p>
<h2>Yabancının aldığı hisseler</h2>
<p>Kardemir (D) hissesi geçtiğimiz hafta yatay bir seyir izlerken fiyatı %0,54 değer yitirdi. Yabanılarsa bu sürede paylarını 1,72 puan artırarak %16,6’ya çıkardı. Şirket ile ilgili yakın tarihli önemi gelişme Amsted Rail ile imzaladığı sözleşme. Amsted Rail, Amerika’da distribütör ve yeniden satıcı sıfatıyla hareket ederken iş birliğine gittiler. Geçtiğimiz hafta yabancıların BIST 30 içinde en fazla aldığı diğer bir hisse Astor Enerji oldu. Gerçekleştirilen 0,92 puanlık artış ile paylarını %71,5’e yükselttiler. Hissenin fiyatı geçtiğimiz nisan ayının ikinci yarısında güçlü bir çıkışla yükseldi. Haziranın ilk haftası fiyatı 385,75 TL’yi test ederken sonrasında kâr satışlarıyla birlikte geriledi.</p>
<h2>En fazla sattığı hisse</h2>
<p>Geçtiğimiz hafta Türk Altın hissesinde yabancı fonlar 1,87 puan satış yaparken paylarını %28,06’ye indirdiler. Fiyatı, aynı sürede %8,37 geriledi. Geçtiğimiz yılın son çeyreğinde güçlü bir çıkış sergileyen hisse, performansını geçtiğimiz martta en yüksek 64 TL’ye kadar sürdürdü Sonrasında satışlarla birlikte geriledi ve üç aydır tabanda hareket ediyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4355494e90d-1782797641.png" alt="" width="999" height="553" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>SABIR MI, SÜRAT Mİ?</strong></p>
<p>Sabır; bileşik getiri, konfor, maliyet avantajı, ana yön güveni. Sermaye kilitlenmesi, zaman kaybı, kriz riski, fırsat maliyeti, beklenti yorgunluğu. Sürat; nakit akışı, esneklik, fırsat avcılığı, sermaye verimliliği. İşlem maliyeti, yüksek stres, ralli kaybı, hatalı zamanlama, volatilite.</p>
<p><strong>Norveç açılımıyla ilk yıl yaklaşık 10 milyon euroluk ilave iş hacmi oluşması bekleniyor</strong></p>
<p>Kıraç Galvaniz’in Norveçli şirketle yaptığı anlaşmayı nasıl buluyorsunuz? ● İhsan Hacı</p>
<p>İhsan; Kıraç Galvaniz, savunma sanayisi ve acil durum altyapıları alanında faaliyet gösteren Norveçli Nordic Deployment firması ile bir partnerlik anlaşması imzaladı. Söz konusu adım, şirketin ürünlerini katma değerli savunma sanayisi alanında ve uluslararası pazarlarda değerlendirmesine olanak verecek. Anlaşmanın ilk yılında yaratması beklenen 10 milyon euroluk ek iş hacmi finansallar için büyük önem taşıyor. Kıraç’ın ilk çeyrekteki 1,3 milyar TL’lik toplam cirosu dikkate alındığında, oluşacak gelir akışı yıllık büyüme hedefini destekleyecek.</p>
<p><strong>Proje takvime uygun şekilde tamamlanıp fatura kesildi</strong></p>
<p>Link bilgisayar’ın aldığı 1 milyon dolarlık işin parası kasaya ne zaman girer? ● Sinan Yıldız</p>
<p>Sinan; Link Bilgisayar, geçtiğimiz mayıs ayında ünvanını paylaşmadığı bir bilişim firmasıyla kurumsal dijital dönüşüm projesi kapsamında KDV dahil 1 milyon dolarlık anlaşmaya imza attı. Proje takvime uygun biçimde geçtiğimiz 18 Haziran günü teslim edilip faturasının kesildiği belirtildi. Ancak faturanın kesilmiş olması ödemenin hemen alınması anlamına gelmez. Açıklamada ödeme vadesine dair detay paylaşım olmadı. Bununla birlikte faturanın kesilmesi nedeniyle tutarın anlaşma şartlarına bağlı olarak kısa sürede şirkete yapılmasını beklemeli.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>YTD yabancı fon sepeti nisandan bu yana yükselirken bir yılda %57 kazandırdı</strong></p>
<p>Yapı Kredi Portföy’ün idaresindeki Yabancı Fon Sepeti Fonu (YTD), yıl içinde zayıf bir ivme sergilerken 30 Mart günü en düşük 0,69 TL’ye kadar geriledi. Sonrasında yükselen eğilimiyle günümüzde kadar artan bir hareket sergiledi. Pozitif seyre rağmen şubat-mayıs döneminde para çıkışı sürdü. Haziranda 12,2 milyon TL gibi cüzi miktarda da olsa nakit girişi olması önemli. Fonun büyüklüğü 1,83 milyar TL seviyesinde bulunuyor. Haziranda fona yönelik ilgi yatırımcı sayısında da artışa yol açtı; şimdilerde sayı 15.417 seviyelerinde. Fonun doluluk oranı ise %3,84. Temel stratejisi, sahip olduğu değerleri yabancı borsa yatırım fonları ile yabancı yatırım fonlarında değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyünün %89,14’ü yabancı fonlar ve %9,67’si yatırım fonlarından oluşuyor. Son bir yılda %56,72 getiri sağladı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Quick Finansman, piyasadan %44,40 bileşik faizle 270 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Quick Finansman, 26.06.2026 vade başlangıç tarihli finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 270.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %45, bileşik faizi %44,40 olarak belirlendi. 390 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 21.07.2027 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %48,08 düzeyinde. 26 Haziran itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. Quick’in verdiği %45 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 5,01 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRSQUIC72712 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a43550ca0d60-1782797580.png" alt="" width="969" height="244" /><strong>CW ENERJİ</strong></p>
<p><strong>Güneş hücresinde birinci fazı tamamlarken Alman enstitüsüyle iş birliği imzaladı</strong></p>
<p>CW Enerji, bağlı ortaklığı CW Solar bünyesinde Antalya’da yürüttüğü entegre güneş hücresi üretim tesisi yatırımında birinci fazı tamamlayıp üretime başladığını belirtti. İngot üretimi için de İngot dilimleme aşamasından başlayacak 5 GW kapasiteli yatırım hedefi için çalışmaların devam ettiğini duyurdu. Şirket bir diğer açıklamada ise güneş enerjisi teknolojileri alanında faaliyet yürüten araştırma kuruluşu Almanya merkezli Fraunhofer ISE ile yerli üretim teknolojilerinin geliştirilmesi ve maliyet azaltıcı yeniliklerin desteklenmesi için mutabakat zaptı imzaladı.</p>
<p><strong>BLUME METAL</strong></p>
<p><strong>Ürün segmentini genişletiyor, ABD pazarına giriş yaptı. İhracatını büyütecek</strong></p>
<p>Blume Metal, mutfak dolabı ve ahşap ev gereçleri segmentindeki yatırımlarını güçlendirdiğini ve seri üretim öncesi entegrasyon aşamalarının tamamlandığını belirtti. Özkaynaklarıyla finanse ettiği stratejik projenin ardından ABD pazarına ilk ihracatın gerçekleştiren firma, yeni tesisin yüksek katma değeriyle yıl sonuna kadar ABD’ye 1,3 milyon dolar ihracat hacmine ulaşmayı hedefliyor. 2027 yılında Avrupa ve İngiltere pazarını da ağa katarak hedefi 3,5 milyon dolara yükseltmeyi planlıyor. Faaliyet alanını küresel bir satış stratejisiyle çeşitlendirmeyi hedefliyor.</p>
<p><strong>KARDEMİR</strong></p>
<p><strong>Amerikalı Amsted Rail ile küresel ölçekli demiryolu ticari anlaşması imzaladı</strong></p>
<p>Kardemir, demiryolu vagonlarına yönelik bileşenler üreten dünyanın önde gelen tedarikçilerinden ABD merkezli Amsted Rail ile kapsamlı bir ana tedarik ve yeniden satış sözleşmesi imzaladığını duyurdu. Anlaşma uyarınca Amsted Rail, Kardemir’in demiryolu ürünlerinin Kuzey, Orta ve Güney Amerika’daki münhasır distribütörü ve yeniden satıcısı olarak atanmış oldu. Kardemir, anlaşmayla katma değerli demiryolu ürünlerinin ihracatında tüm Amerika kıtasını kapsayan küresel bir satış ağını kurmuş oldu. Katma değerli ürünlerini daha rahat uluslararası pazara ulaştırabilecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Arçelik geçtiğimiz şubat ayından bu yana gerilerken satış baskısı öne çıkıyor</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4354f278113-1782797554.png" alt="" width="304" height="241" /></strong>Arçelik’te fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %5,12 ile toplamda 422,5 bin lot azalarak 7,82 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 32’den 29’a geriledi. PMP fonu 234,4 bin lot ile en fazla satışı yaparken, PYR fonu 121 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Arçelik için bugüne kadar 24 kurum öneride bulunurken model portföyüne alan olmadı. En yüksek öneriyi Yatırım Finansman 245,00 TL ile verdi. En düşük öneri 118 TL ile TEB Yatırım’dan geldi. Hisse, iki yıldır düşüyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bist-30-endeksi-yuzde-269-gerilerken-yabanci-17-hissede-sinirli-alim-yapti-82143</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BIST 30 Endeksi yüzde 2,69 gerilerken, yabancı 17 hissede sınırlı alım yaptı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/akaryakit-fiyatlari-savas-doneminde-ne-kadar-artti-82126</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akaryakıt fiyatları savaş döneminde ne kadar arttı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstatistikle ilgili çok sayıda özlü söz var. Bunlardan ikisi bana çok ilginç gelmiştir. Üstelik bu sözlerden biri bir iktisatçıya değil, bir edebiyatçıya ait.</p>
<p>Bu isimlerden biri Amerikalı iktisatçı Ronald Coase. 1991’de Nobel ekonomi ödülünü kazanan Coase, <strong>“Verilere yeterince işkence ederseniz her şeyi itiraf ederler”</strong> sözünün sahibidir.</p>
<p>Ünlü İskoç şair ve romancı Andrew Lang ise çok ilginç olan şu söze imza atmış:</p>
<p><strong>“İstatistiği, sarhoş bir adamın sokak lambasını kullandığı gibi kullanan insanlar var; aydınlanmak için değil, sadece destek almak için.”</strong></p>
<p>Andrew Lang’in sözü çok anlamlı. Çünkü sanki Türkiye’de bu söze uygun davranışlar çok daha fazla sergileniyor.</p>
<h2>Akaryakıt zammı ne kadar?</h2>
<p>Çok basit bir soru:<strong> “Savaş döneminde akaryakıt fiyatları hangi oranda arttı?”</strong></p>
<p>Soru çok basit de yanıtlar çeşit çeşit!</p>
<p>Acaba bu soruya yanıt verecek yetkililer<strong> “aydınlanmak”</strong> ve <strong>“kamuoyunu aydınlatmak”</strong> mı ister, yoksa o veriyi<strong> “dayanak olarak kullanmak” mı?</strong></p>
<p>Eşel mobil sistemi sayesinde akaryakıt zamlarının nasıl sınırlandırıldığı, bu sisteme geçilmemiş olsaydı zamların çok daha yüksek olacağı şimdiye kadar defalarca söylendi. Bu elbette doğru, bu uygulama sayesinde artış oranı düşük kaldı.</p>
<p>Peki artış oranı ne kadar oldu?</p>
<p>Size üç oran vereceğim, üçü de yanlış değil; ama gerçeği daha iyi yansıtan bir oran var.</p>
<p><strong>İki tarihteki fiyatlara göre:</strong> Savaş mart ayının başında başladı. Dolayısıyla şubat sonundaki fiyatı bugünkü fiyatla karşılaştırmak mümkün. Benzin ve motorin 28 Şubat’tan 29 Haziran’a kadar olan dönemde yüzde 6,7 ve yüzde 6,9 zam gördü. Bu oranlar yanlış değil; ama ya aradaki fiyat hareketleri ne olacak?</p>
<p><strong>İki aydaki fiyatlara göre:</strong> Yalnızca iki güne, iki tarihe bağlı kalmaksızın savaştan önceki ay ile son ayın ortalama fiyatları karşılaştırılınca zam oranı birden değişiyor. Şubat ortalamasındaki fiyatın haziran ortalamasıyla kıyaslanması benzindeki zam oranının yüzde 11,2, motorindeki zam oranının yüzde 13,4 olduğunu gösteriyor. İlk değerlendirmeye göre daha sağlıklı ama yeterli mi, değil. Çünkü arada dikkate alınmayan aylar var. Örneğin özellikle motorinde fiyatların zirve yaptığı nisan ayındaki durum bu hesaplamada da hiç dikkate alınmamış oluyor.</p>
<p><strong>İki dönemdeki fiyatlara göre:</strong> Mart ayının ilk gününden bugüne kadar dört ay, tam 121 gün geçti. İşte yapılması gereken, bu 121 gündeki ortalama fiyatla önceki 121 günün ortalama fiyatını kıyaslamak. Hani biraz önce de vurguladım, motorin fiyatı bir ara çok yükselmiş ve 85 liranın bile üstüne çıkmıştı ya, işte o rekor düzey de hesaba katılınca, ki katılmalı çünkü o günlerde de motorin kullanıldı, zam oranı daha da artıyor.</p>
<p>Sonuç ortada; dörder aylık dönemlerin kıyaslamasına göre savaş döneminde benzin önceki döneme göre yüzde 15,5, motorin yüzde 22,8 daha pahalı satılmış.</p>
<p>Eşel mobil uygulanmasa elbette bu oranlar çok daha yüksek olacaktı ama ortada bir de gerçek var. Eşel mobile rağmen zam oranları bu düzeylere çıktı, tabii ki gerçek zam oranları.</p>
<h2>Yüzde 6’lar destek arayanlar için</h2>
<p>Kayıtlara girmesi için vurgulamak istiyorum. Bir süre sonra savaşın akaryakıt fiyatları yönüyle iç piyasayı etkilememesi ya da az etkilemesi için elden gelen çabanın gösterildiği söylenirken zam oranı olarak şubat sonundaki fiyatla son fiyat karşılaştırılacak ve olabilecek en düşük oran ön plana getirilecek.</p>
<p>Düşük oranda ısrar edenlere ve bu oranı hesaplarken bugün için 64-65 lira dolayında bulunan motorin fiyatını esas alanlara aradaki fiyatları, örneğin 8-9 Nisan’da 86-87 liralara ulaşan motorin fiyatını hatırlatmak gerek.</p>
<p>Ama yazın bir kenara, duyacağımız kesinlikle şu olacak:</p>
<p><strong>“Bakın işte motorin fiyatındaki artışı dört ay toplamında yüzde 7’de tuttuk. Hem de savaşa rağmen…”</strong></p>
<p>Gel de Andrew Lang’i anma! Elde doğruyu gösteren bir istatistik var. Motorin fiyatı son dört ayda önceki dört aya göre yüzde 23’e yakın artmış ama <strong>“Hayır, yüzde 23 de nereden çıkıyor, işte artış oranı yüzde 7”</strong> diye ısrar edileceği de gün gibi ortada.</p>
<p>Yüzde 23 artışa ve bunun ekonomide yol açacağı etkilere odaklanmaktan kaçın, yani veriden, o ışıktan yararlanma, tut Ronald Coase’un dediği gibi<strong> “işkence ederek”</strong> verilerin yüzde 7’yi söylemesini sağla!</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a43475cc589d-1782794076.png" alt="" width="991" height="270" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/akaryakit-fiyatlari-savas-doneminde-ne-kadar-artti-82126</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/akaryakit.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akaryakıt fiyatları savaş döneminde ne kadar arttı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tagsisle-mucadelede-eksik-parca-kayit-var-gercek-onay-yok-82140</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tağşişle mücadelede eksik parça: Kayıt var, gerçek onay yok</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye'de zeytinyağında tağşiş ve taklit ürünlerle mücadele yıllardır gündemde. Tarım ve Orman Bakanlığı'nın açıkladığı listeler büyüdükçe tüketicinin kafası daha da karışıyor. Bir yanda laboratuvar analizleri, diğer yanda evde yapılan "donma testi", "yanma testi" gibi bilimsel temeli olmayan yöntemler... Sonuçta tüketici güveneceği bir referans arıyor.</p>
<p>Akhisarlı zeytinyağı üreticisi Mustafa Alhat da yıllardır bu mücadelenin en görünür isimlerinden biri. Geçtiğimiz günlerde yaptığı dikkat çekici sosyal medya paylaşımında ise bugüne kadar birçok kişinin gözden kaçırdığı önemli bir noktaya işaret etti.</p>
<p>Alhat'ın dikkat çektiği konu, ambalajların üzerinde yer alan ve çoğu tüketicinin "üretim izni" sandığı işletme kayıt numarası. Oysa bu numara bir kalite onayı ya da güvenilirlik belgesi değil; yalnızca işletmenin resmi kayıtlarda yer aldığını gösteren bir kayıt kodu. Başka bir ifadeyle, tüketicinin ürünü gönül rahatlığıyla almasını sağlayacak bir garanti sunmuyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a43504ea454f-1782796366.jpg" alt="" width="700" height="393" />
<figcaption><strong>Bugün hayvansal gıda işletmeleri için uygulanan ve belirli teknik yeterlilikleri zorunlu kılan onay mekanizması, zeytinyağı dahil tüm gıdaları kapsayacak şekilde genişletilmeli.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Bu nedenle belki de bugüne kadar yanlış soruyu sorduk. "Bakanlık neden üretim iznini iptal etmiyor?" diye eleştirirken aslında ortada iptal edilecek bir üretim izni bulunmadığını fark edemedik. İşletme kayıt sistemi, denetim açısından gerekli olsa da tek başına kalite güvencesi oluşturmuyor.</p>
<p>Asıl tartışılması gereken ise Alhat'ın önerdiği çözüm. Bugün hayvansal gıda işletmeleri için uygulanan ve belirli teknik yeterlilikleri zorunlu kılan onay mekanizmasının, zeytinyağı dahil tüm gıdaları kapsayacak şekilde genişletilmesi. Çünkü onay belgesi, sadece kayıt altına almakla kalmıyor; işletmenin belirli standartları sağlamasını şart koşuyor ve ihlal halinde askıya alınabiliyor ya da iptal edilebiliyor. Bu belgeniz olmayınca da üretim yapamıyorsunuz.</p>
<p>Yeni bir belge sistemi elbette tek başına tüm sahteciliği ortadan kaldırmaz. Etkin denetim, ağır yaptırımlar ve düzenli laboratuvar kontrolleri yine vazgeçilmez olacak. Ancak mevcut sistemin yalnızca kayıt tutmaya dayalı yapısı, sahteciliğin önüne geçmekte yetersiz kalıyor. Zeytinyağında güven yeniden tesis edilecekse, tartışmanın evde yapılan testlerden ya da etiket üzerindeki numaralardan çıkıp denetlenebilir ve yaptırımı olan bir onay sistemine taşınması gerekiyor. Belki de gerçek mücadele tam da burada başlıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tagsisle-mucadelede-eksik-parca-kayit-var-gercek-onay-yok-82140</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tağşişle mücadelede eksik parça: Kayıt var, gerçek onay yok ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-82124</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Açığa satış yasağının kaldırılmasının etkisi ne olacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Açığa Satış Yasağı Kaldırıldı! Borsaya Etkisi Ne Olacak? | Ekonomi Masası | 30 Haziran" src="https://www.youtube.com/embed/JCFIZfDzjrQ" width="700" height="570" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-82124</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/1/1280x720/guldag-cipa-1781757268.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kavuk-ailesi-cozum-destegi-istedi-point-bornovayi-yesle-aldi-82125</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 07:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kavuk Ailesi ‘çözüm desteği’ istedi, Point Bornova’yı ‘Yes’le aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>GÜRBAŞLAR </strong>Grubu Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Adnan Başdemir</strong>’den geleneksel davet geldi:</p>
<ul>
<li><strong>Dostlarla buluşmak, muhabbet etmek, hasret gidermek, geçmişteki güzel günleri yad etmek, bol çay içmek için </strong>“Lale Çay Evi”<strong>ne davetlisiniz.</strong></li>
</ul>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a434661bea9f-1782793825.jpg" alt="" width="800" height="489" /></strong><strong>Adnan Başdemir, </strong>grubu birlikte kurdukları abisi <strong>Mustafa Başdemir</strong>’le ilk ticari işleri olan Lale Çay Evi’ni 1975 yılında İstanbul Laleli’de açmışlardı. Lale Çay Evi, bir anlamda Gürbaşlar Grubu’nun temelini oluşturmuştu.</p>
<p><strong>Adnan Başdemir, </strong>son 30 yıldır yolu <strong>“Lale Çay Evi”</strong>nden geçen arkadaşlarını, dostlarını onlara eklemeler yaparak davet ediyor, nostaljik buluşma gerçekleşiyor. Bir yandan anılar tazelenirken, diğer taraftan konuklar uzmanlık alanlarında görüşlerini paylaşıyor.</p>
<p>Cumartesi günü <strong>“Lale Çay Evi” </strong>buluşmasından dönerken <strong>Adnan Başdemir</strong>’den bir mesaj ulaştı:</p>
<p>-          <strong>Gürbaşlar Grubu olarak 50’nci yılımızda grup şirketlerimizden </strong>“Yes Oto A.Ş.” <strong>bünyesinde Point Bornova Alışveriş Merkezi’nin mülkiyetini 23 Haziran 2026 itibariyle devralmış bulunuyoruz.</strong></p>
<p><strong>“Yes Oto A.Ş.”</strong>nin ana işine işaret etti:</p>
<p>-          “Yes Oto”, <strong>dünyanın en büyük araç kiralama markası olan </strong>“Enterprise Rent-A-Car”<strong>ın Türkiye ana lisans sahibi olarak 100’ü aşkın hizmet noktasıyla faaliyet gösteriyor. Son 3 yıldır </strong>“Enterprise”<strong>ın bulunduğu ülkeler arasında müşteri memnuniyetinde il</strong><strong>k</strong><strong> sırada yer alıyor.</strong></p>
<p>Perakende ve gayrimenkul işlerine dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Perakende gayrimenkul alanında ise yaklaşık 17 yıldır yatırımcısı olduğumuz MalatyaPark Alışveriş Merkezi’nden edindiğimiz deneyimi Point Bornova’ya taşıyacağız.</strong></p>
<p>Esas Gayrimenkul’le AVM’deki işbirliklerine değindi:</p>
<p>-          <strong>Aynı zamanda, bugüne kadar Esas Gayrimenkul tarafından oluşturulan yüksek standartları devam ettirerek üzerine birlikte değer katmayı ve daha güçlü bir alışveriş merkezi deneyimi sunmayı hedefliyoruz.</strong></p>
<p>Point Bornova ile ilgili yeni dönem temel öncelikleri üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Point Bornova’nın ticari performansını güçlendirmek, ziyaretçi deneyimini sürekli geliştirmek ve iş ortaklarımızla karşılıklı güvene dayalı, uzun soluklu işbirlikleri oluşturmak.</strong></p>
<p>Birlikte kazanmanın sürdürülebilir başarının temel unsuru olduğuna inandıklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Tüm çalışmalarımızı bu anlayışla şekillendiriyoruz. Hedefimiz Point Bornova’yı İzmir’in en sevilen ve en verimli alışveriş merkezlerinden biri haline getirmek. Bu doğrultuda ihtiyaç duyulan yatırımları planlı bir şekilde hayata geçireceğiz.</strong></p>
<p>Point Bornova’daki mevcut kiracılara şu mesajı verdi:</p>
<p>-          <strong>Mülkiyet devri sonrasında mevcut kira sözleşmelerinizle birlikte ve operasyonel işleyişiniz aynı şekilde devam edecek. Geçiş sürecinin sorunsuz ve kesintisiz işlemesi için gerekli tüm hazırlıklar titizlikle yürütülüyor.</strong></p>
<p><strong>Adnan Başdemir</strong>’in Gürbaşlar Grubu adına bütün iş ortaklarına gönderdiği notu okuduktan sonra Point Bornova’nın devir öyküsünü araştırdım.</p>
<p>Point Bornova’yı 350 milyon dolarlık yatırımla Kasım 2015’te hizmete açan Kavuklar Grubu’nun sahibi <strong>Kavuk </strong>Ailesi, Malatya Girişim Grubu’ndaki ortakları ve Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Adnan Başdemir</strong>’in kapısını çaldı:</p>
<p>-          <strong>QNB’ye 140 milyon Euro borcumuz vardı. Bir kısmını ödedik ama tekrar temerrüde düştük, faiz işletildi. Şu anda akaryakıt istasyonlarımız, evlerimiz ne varsa her şey ipotekli. Eş ve çocuklarımız da kefil. Point Bornova’yı alın, bizi bu durumdan kurtarın.</strong></p>
<p><strong>Adnan Başdemir, </strong>önce QNB yönetimiyle görüştü, şu yanıtı aldı:</p>
<p>-          <strong>Kavuklar Grubu işinin içinde TMSF de var. O nedenle hiçbir şey yapamıyoruz. Kavuklar bize ödeme de yapmıyor. Eğer Point Bornova’yı peşin ödemeyle alacaksanız size yardımcı olalım.</strong></p>
<p><strong>Başdemir, </strong>QNB yönetimine şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Peşim öderim.</strong></p>
<p><strong>Başdemir, </strong>bunun üzerine önce Malatya Girişim Grubu’ndaki diğer ortaklarını yokladı. Point Bornova’nın alımına sıcak bakan olmadı:</p>
<p>-          <strong>20 senedir borç ödüyoruz. Hiç temettü de alamadık. Yeni bir borca girmek istemeyiz.</strong></p>
<p>Ardından Gürbaşlar Grubu yönetimini topladı, karar verildi:</p>
<p>-          <strong>Point Bornova’yı biz alalım…</strong></p>
<p>Bu kararla birlikte TMSF yönetimiyle görüştü, olumlu işareti aldı:</p>
<p>-          <strong>Biz de Point Bornova işinin çözüme kavuşmasını isteriz. Eğer söz konusu borcu ödeyecekseniz, muvafakat veririz.</strong></p>
<p>Gürbaşlar Grubu, TMSF’den olumlu işareti alınca QNB’ye olan borcu kapattı. Ardından TMSF Point Bornova’yı ihaleye çıkardı. Gürbaşlar Grubu, <strong>“Yes Oto” </strong>ile girdiği ihalede muhammen bedeli aşan ödemeyle, QNB’nin borcunu kapatma işlemini de mahsup ederek Point Bornova’yı satın aldı.</p>
<h2>350 milyon dolar yatırdı, 24 katlı bina yapar gibi kazık çaktı</h2>
<p><strong>2015 </strong>yılı Kasım ayının ikinci yarısında eski Yeşilyurt (Malatya) Belediye Başkanı, Kavuklar Grubu Onursal Başkanı <strong>Mehmet Kavuk </strong>aradı:</p>
<p>-          <strong>Bizim çocuklar İzmir’de alışveriş merkezi açıyor, bekliyoruz.</strong></p>
<p>Davet üzerine gittiğim Point Bornova’ya girdiğimde törene Malatya’dan ve İstanbul’daki Malatyalılardan yoğun ilgi olduğunu gördüm. Törende görebildiğim, karşılaştığım isimler şöyleydi:</p>
<ul>
<li><strong>Necmettin Bitlis, Selahattin Bitlis, Metin Emiroğlu, Şahin Nalbant, İbrahim Nalbant, İlhan Şahintürk, Osman Baykan, Tülin Ersöz, Prof. Mesut Parlak, Şaban Taçyıldız, Necdet Narin, Bahattin Doğan, Kadriye Yüksel, Halil İbrahim Daşöz (Malatya eski Valisi), Selahattin Gürkan, Vahap Küçük (Doğanşehir Belediye Başkanı), Haluk Cömertoğlu (Arapgir Belediye Başkanı).</strong></li>
</ul>
<p>Törende Kavuklar Grubu Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Abdullah Kavuk, </strong>Yardımcısı <strong>Şahin Kavuk, </strong>yönetim kurulu üyeleri <strong>Mehmet Ali Kavuk </strong>ve <strong>İlhan Kavuk </strong>ev sahipliği yaparken kürsüye üçüncü kuşaktan Gayrimenkul Geliştirme Grup Başkanı <strong>Metehan Kavuk </strong>çıktı:</p>
<p>-          <strong>Point Bornova için 350 milyon dolarlık yatırım yaptık. 160 bin metrekarelik alışveriş merkezi, 125 bin metrekarelik konut alanı var. Zemin, 72 metre derine gömülen baret kazıklarla güçlendirildi. Bu, 24 kat</strong><strong>l</strong><strong>ı binanın yüksekliğine eşit.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘Hiç 100 yaşında insan görmedim’ diyordum, kendimi o yaşta gördüm</span></h2>
<p><strong>GÜRBAŞLAR </strong>Grubu Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Adnan Başdemir, “Lale Çay Evi” </strong>buluşmasına gittiğimde beni Milli Nizam, Milli Selamet, Refah ve Fazilet partilerinde siyaset yapan, eski Devlet Bakanlarından <strong>Hasan Aksay</strong>’ın oturduğu masaya götürdü.</p>
<p><strong>Başdemir, </strong>Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı olduğumu anlatmaya çalışırken, şu ifadeyi kullandı:</p>
<p>-          <strong>Burhan Felek’in makamında oturuyor…</strong></p>
<p><strong>Hasan Aksay, </strong>bu takdim üzerine ayağa kalktı, elimi sıktı:</p>
<p>-          <strong>Kusura bakmayın, gözlerim pek görmüyor. Yüzde 10 ancak görüyor…</strong></p>
<p>Sonra yaşıyla ilgili şu espriyi yaptı:</p>
<p>-          “Hiç 100 yaşında insan görmedim” <strong>derdim. Kendimi o yaşta görmüş oldum. Şu anda 101 yaşındayım.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Tecdelioğlu ailesi nikah şekeri yerine Malatya Eğitim Vakfı’na bağış yaptı</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a434675d23e7-1782793845.jpg" alt="" width="700" height="453" /></span><strong>İSTANBUL </strong>Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Yönetim Kurulu Başkanı, Çetin Cıvata Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Çetin Tecdelioğlu, </strong>oğlunun nikah davetiyesini gönderdi:</p>
<ul>
<li><strong>Nejla &amp; Kerem</strong></li>
</ul>
<p><strong>Bu özel günümüzde sizleri aramızda görmekten mutluluk duyarız…</strong></p>
<p><strong>Sema-İsmail Dülger</strong>’in kızları <strong>Nejla </strong>ile <strong>Sema-Çetin Tecdelioğlu</strong>’nun oğulları <strong>Kerem</strong>’in düğünü, katılan konuklarla Türkiye İhracatçılar Meclisi ile İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) önde gelen isimlerinin buluşmasına dönüştü.</p>
<p>Nitekim TİM Başkanı <strong>Mustafa Gültepe </strong>ile İSO Başkanı <strong>Erdal Bahçıvan, </strong>şahit olarak <strong>Nejla &amp; Kerem </strong>çiftinin nikah akdine imza atanlar arasında yer aldı.</p>
<p>Nikaha katılanlar arasında <strong>Ahmet Güleç, Kutlu Karavelioğlu, Ahmet Öksüz, Adil Pelister, Serdar Urfalılar, Mustafa Selçuk Çevik, Adnan Dalgakıran, Cem Yalçınkaya, Mehmet Fatih Uysal, Hayrettin Çaycı, Burak Önder, Talha Özger, Gökhan Turhan, Metin Emiroğlu </strong>dikkatimi çekti.</p>
<p>Malatya Eğitim Vakfı (MEV) Yönetim Kurulu Başkanlığını da yürüten Çetin Cıvata Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Mustafa Tecdelioğlu, </strong>masalara her konuk için bırakılan küçük karta işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Nikah şekeri ya da anı yerine geçecek hediye yerine Malatya Eğitim Vakfı’na bağış yapmalarını sağladım. Bu bağış, öğrencilere burs için kullanılacak.</strong></p>
<p>Malatya Eğitim Vakfı’nın hazırladığı küçük kartlarda şu mesaj vardı:</p>
<ul>
<li><strong>Nejla ve Kerem bu özel günlerinde sizler adına Malatya Eğitim Vakfı’na bağışta bulunmuşlardır.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Nejla-Kerem Tecdelioğlu </strong>çiftine ömür boyu mutluluklar diliyorum…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kavuk-ailesi-cozum-destegi-istedi-point-bornovayi-yesle-aldi-82125</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/5/1280x720/adnan-basdemir-1782793876.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kavuk Ailesi ‘çözüm desteği’ istedi, Point Bornova’yı ‘Yes’le aldı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/enflasyon-korkusu-altinin-pesini-birakmiyor-82123</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 07:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyon korkusu altının peşini bırakmıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a4343472015a-1782793031.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Yılın ilk aylarında tarihi zirvelere ulaşan altın piyasasında rüzgâr tersine döndü. Ons altın geçen hafta Kasım 2025'ten bu yana ilk kez 4 bin doların altını test ettikten sonra yeniden 4.050 dolar seviyesine toparlansa da piyasada satış baskısı devam ediyor. Haftalık bazda yüzde 5,5, aylık bazda ise yüzde 10'a ulaşan değer kaybı, yatırımcıların rotasını yeniden faiz beklentilerine çevirdi.</p>
<h2>Petrolde toparlanma altının işine gelmiyor </h2>
<p>ABD ile İran arasında Hürmüz Boğazı çevresinde yeniden tırmanan gerilim kısa süreli güvenli liman alımları yaratsa da petrol fiyatlarının yükselmesiyle birlikte enflasyon endişeleri yeniden ön plana çıktı. Bu durum yatırımcıların Fed'in faiz indirimlerini daha da öteleyeceği beklentisini güçlendirdi. Piyasalar şimdi ABD istihdam verileri ve ISM imalat endeksi gibi göstergelerden gelecek yeni sinyalleri bekliyor.</p>
<h2>Artık savaş değil faiz konuşuluyor </h2>
<p>Uzmanların değerlendirmesine göre altındaki son düzeltmenin temel nedeni jeopolitik gelişmeler değil, faiz beklentilerinin yeniden fiyatlanması oldu. Fed'in son açıklamalarının ardından tahvil faizleri yükselirken dolar güç kazandı. Bu tablo faiz getirisi olmayan altının cazibesini azaltırken ETF yatırımcılarının da önemli ölçüde kâr realizasyonuna yönelmesine neden oldu.</p>
<h2>Altın ETF varlıkları bu yıl %1.5 geriledi </h2>
<p>Yılın başında altın rallisini destekleyen ETF girişleri mart ayından itibaren tersine döndü. Küresel altın ETF varlıkları yıl başına göre yaklaşık yüzde 1,5 gerilerken özellikle Kuzey Amerikalı yatırımcıların satışları dikkat çekti.</p>
<p>Analistler, güvenli liman talebinin bu kez enflasyon endişelerinin gölgesinde kaldığını ve piyasanın savaş riskinden çok para politikasına odaklandığını belirtiyor.</p>
<h2>Merkez bankaları desteği sürüyor </h2>
<p>Yatırımcı talebindeki zayıflamaya karşın merkez bankaları altın piyasasının en önemli destek unsuru olmaya devam ediyor. Yılın ilk çeyreğinde resmi kurumlar yaklaşık 244 ton altın alımı gerçekleştirdi. Çin üst üste 19 ay rezervlerine altın eklerken Polonya da en büyük alıcılar arasında yer aldı.</p>
<p>Dünya Altın Konseyi'nin son araştırmasına göre merkez bankalarının yüzde 84'ü önümüzdeki beş yılda rezervlerde altının payının artacağını öngörüyor. Yaklaşık yüzde 90'ı ise gelecek 12 ay içinde altın rezervlerini artırmayı planlıyor. Bu tablo, kısa vadeli satış baskısına rağmen uzun vadeli yapısal talebin güçlü kalmaya devam ettiğine işaret ediyor.</p>
<h2>Fiyat beklentileri düşüyor </h2>
<p>Uzmanlar altının uzun vadeli yükseliş hikâyesinin bozulmadığını ancak yukarı yönlü hareketin beklenenden daha yavaş ve daha dalgalı olacağını belirtiyor. Örneğin ING, üçüncü çeyrek ortalama ons altın tahminini 4.850 dolardan 4.300 dolara, dördüncü çeyrek beklentisini ise 5.000 dolardan 4.600 dolara düşürdü. Merkez bankalarının rezerv çeşitlendirme politikaları ve jeopolitik riskler altın için orta ve uzun vadede önemli destek olmaya devam edecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Gümüşte satış daha sert oldu</span></h2>
<p>Altındaki düzeltme gümüş piyasasında çok daha sert hissedildi. Haftalık bazda yaklaşık yüzde 10, aylık bazda ise yüzde 22,5 gerileyen gümüş fiyatları 59 dolar civarında işlem görüyor. Büyük kurumların güncel beklentileri ise şöyle:</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4345374a2c9-1782793527.png" alt="" width="380" height="181" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/enflasyon-korkusu-altinin-pesini-birakmiyor-82123</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/3/1280x720/altin-piyasa-gold-1782793310.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Jeopolitik riskler devam etmesine rağmen altın güvenli liman özelliğini tam olarak kullanamıyor. Yükselen tahvil faizleri, güçlü dolar ve Fed&#039;in şahin duruşu fiyatları baskı altına alıp kritik 4.000 dolar bandında tutuyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiye-ekonomisi-yapisal-donusumle-kabuk-degistiriyor-82122</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 07:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Türkiye ekonomisi yapısal dönüşümle kabuk değiştiriyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MARUF BUZCUGİL - HÜSEYİN GÖKÇE - MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Ankara ekonomisi ve Türkiye ekonomisine katkısı, Ankara Ticaret Odası, Ankara Sanayi Odası ve Ankara Ticaret Borsası’nın desteğiyle EKONOMİ’nin düzenlediği “Ankara Ekonomi Zirvesi”nde gündeme taşındı. Ticaret Bakanı Ömer Bolat zirvede yaptığı konuşmada, Ankara’nın yüksek teknolojiye dayalı üretimine vurgu yaparken, bunun da etkisiyle Türkiye’nin ihracatında yüksek ve orta yüksek teknolojili ürünlerin payındaki artışın sürdüğünü açıkladı. Ankara Ticaret Odası Başkanı Gürsel Baran ve Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç, ayrı ayrı Ankara’nın üretim gücü ve potansiyeline dikkat çekerek, serbest bölge kurulması gerekliliğini vurguladı. Ankara Ticaret Borsası Başkanı Faik Yavuz da tarımın teknoloji kullanımı yönüne işaret ederek, gıda arz güvenliğinin kritik önemine dikkat çekti ve iklim değişikliğiyle birlikte daha az su tüketme, doğru zamanda doğru girdiyi kullanma, maliyeti azaltmanın iklim değişikliğinin yaşandığı bir ortamda zorunluluk haline geldiğinin altını çizdi.</p>
<h2>Yoğun katılım gerçekleşti</h2>
<p>Bilgi ve Teknoloji Kurumu salonunda düzenlenen zirveye, Ticaret Bakanı Ömer Bolat yanında, Ankara Ticaret Odası Başkanı Gürsel Baran, Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç, Ankara Ticaret Borsası Başkanı Faik Yavuz yanında, Kamu İhale Kurumu Başkanı Hamdi Güleç, Ankara Defterdarı Yüksel Duman, ATO Başkan Yardımcıları Temel Aktay Ve Halil İbrahim Yılmaz, Yönetim Kurulu Üyesi Ali İhsan Güçlü, ASO Yönetim Kurulu Üyesi Levent Akçakoca, OSTİM Başkanı Orhan Aydın, Ankara YMM Odası Başkan Yardımcısı Yılmaz Sezer, Anadolu OSB Başkanı Hüseyin Kutsi Tuncay ve iş ve akademi dünyasından yetkin isimler katıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4341e54d2c0-1782792677.jpg" alt="" width="800" height="348" /></p>
<h2>İhracat kabuk değiştiriyor</h2>
<p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, konuşmasında, Türkiye ekonomisinin savaş ortamı, küresel korumacılık dahil ekonomik zorluklar, pandemi gibi son dönem dışsal sorunlara rağmen büyümesini sürdürdüğünü, ihracatını da artırdığını vurguladı. Salgın öncesi G7 ülkelerinin 100 kabul edilen ekonomik gelişmişlik düzeylerinin halen 100’ün altında olduğunu, Türkiye’nin ise 135 seviyesine geldiğini belirten Ömer Bolat, ekonominin son 23 çeyrektir büyüdüğünü, son 5 yılda ortalama büyümenin 5.4 olarak gerçekleştiğini hatırlattı. Bunun, kredi genişlemesi ya da devalüasyon gibi “şişirme” politikalarla olmadığını belirten Bolat, deprem yaralarının sarılması için 104 milyar dolarlık harcama, bölgesel savaşlar ortamında gerçekleştiğinin altını çizdi. Sanayinin ihracat içindeki payının artışına, bunun içinde de orta ve yüksek katma değerli ürünlerin payındaki yükselişe dikkat çeken Bolat sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<h2>Yapısal bir dönüşüm süreci</h2>
<p>“Türkiye ekonomisinde kabuk değişimi ve yapısal bir dönüşüm de gerçekleşmekte. Orta yüksek ve yüksek teknolojili ürünlerin payı giderek artmakta ve toplam ihracat içinde Mayıs sonu itibariyle yüzde 44’e yükseldi. Belki Haziran rakamı daha güzel gelecek. Gerçekten yılın ilk yarı yıl karnesi ortaya çıkacak ve bu karne Allah'a çok şükür iyi bir karne olacak. Takvim etkileri ilk 5 ayda aleyhimize çalıştı, altıncı ayda daha iyi bir tabloyla dengeledik. Yıl sonu hedeflerine de ulaşacağız inşallah ve cari açıkta da savaşın ortaya çıkmasıyla olan çok endişe kaygı verici tabloda inşallah o kadar olmayacak.”</p>
<p>Ankara’nın da güçlü olduğu makine, elektronik, elektrikli ürünlerde 43 milyar dolarlık ihracatla iyi bir noktaya geldiğini belirten Ömer Bolat, sanayi, bilişim, tarım ve kamu yönetimiyle büyümesini sürdürdüğünü vurguladı. Ankara’nın üniversite altyapısı ve ARGE kapasitesi yanında, sağlık merkezi haline de geldiğini kaydetti. Bakan Bolat, “Ankara savunma sanayinin kalbi oldu. Büyük kuruluşlarımızın hepsi burada ve kümelenme modeli oldu. Türkiye'nin her tarafına iş dağıtan bir merkez haline dönüştü. ..Bu anlamda da savunma sanayinin lokomotifi haline geldi ki savunma sanayimiz on milyar dolarlık bir büyüklüğe geçen yıl son itibariyle ulaştı” diye konuştu.</p>
<h2>“Dünya markası yaratıldı”</h2>
<p>Türkiye’nin orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürün ihracat payının yüzde 44'e yükselmesinde Ankara'daki teknoloji ordusunun büyük payı bulunduğunu ifade eden Ömer Bolat, Ankara'nın savunma sanayisinde bir dünya markası haline geldiğini de söyledi. Bolat, TUSAŞ, ASELSAN, ROKETSAN ve HAVELSAN gibi kurumlar ve onlara iş yapan binlerce alt yüklenicinin bir kümelenme modeli oluşturduğunu anlattı.</p>
<p>Yakın coğrafyadaki savaş ve çatışmalara rağmen Türkiye'nin istikrarını korumayı başardığını anlatan Bolat, “Türk sanayi ürünleri artık dünyada kalitenin ve itibarın sembolüdür. Ankara da bu milli mücadelenin en güçlü motorlarından biridir” diye konuştu.</p>
<p>Ankara’nın Türkiye’nin en iyi işleyen lojistik merkezlerinden birine sahip olduğunu ve her gittiği yerde örnek gösterdiğini kaydeden Bakan Bolat, demiryolu ve havayolu ile serbest bölgeler ve limanlara doğrudan erişim sağladığını, bu nedenle gelecek dönemde de gücünü artıracak bir altyapıya eriştiğini anlattı.</p>
<p>ATO Başkanı Gürsel Baran: Ankara sanayi, ticaret, nitelikli tarım, teknoloji ve küresel inovasyon başkenti haline geldi<br />Ankara’nın Cumhuriyetin ikinci yüzyılında farklı ve iddialı bir ekonomi vizyonunu temsil ettiğini, idari ve siyasi başkent olmaktan öteye geçerek, sanayi, ticaret, nitelikli tarım, teknoloji ve küresel inovasyon başkenti haline geldiğini belirten Ankara Ticaret Odası Başkanı Gürsel Baran, NATO ve Türk Devletleri Teşkilatları zirveleriyle uluslararası görünürlüğünün de bu yıl ivme kazanacağını anlattı. Ankara’nın iki ayrı projesini gündeme taşıyan Gürsel Baran şöyle konuştu:</p>
<p>“Bunlardan ilki Ankara’da bir Serbest Bölge kurulmasıdır. Bugün Türkiye'de faaliyet gösteren serbest bölgeler, ihracatın artırılmasında ve uluslararası yatırımların çekilmesinde önemli görev üstleniyor. Savunma sanayi, ileri teknoloji, sağlık teknolojileri, yazılım ve yüksek katma değerli üretim alanlarında faaliyet gösteren firmalarımızın uluslararası rekabet gücünü artıracak bir serbest bölge, Ankara'nın ihracatına, istihdamına ve yatırım kapasitesine büyük katkı sağlayacaktır. Bu adım, ihracatçımızın rekabet gücünü artıracak, yabancı yatırımcıları şehrimize çekecek ve Ankara’yı uluslararası ticaret rotalarının merkezine yerleştirecektir. Ankara'nın lojistik üstünlüğü, üniversiteleri, teknokentleri ve sanayi altyapısı dikkate alındığında, serbest bölge için Türkiye'deki en doğru adrestir.” İkinci olarak Ankara’nın turizm potansiyeline işaret eden ATO Başkanı Baran, Gordion, Aslanhane Camii, Beypazarı, Kızılcahamam, Ankara Kalesi ve Cumhuriyet mirasına sahip olduğunu, yerli ve yabancı turistlerin şehirde daha fazla zaman geçirmesini sağlayacak yeni çekim merkezlerine ihtiyaç nedeniyle “Outlet Köyü” oluşturulmasını önerdiklerini belirtti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ardıç: Hangi ülkenin neyi, nerede ürettiği artık bir güvenlik ve rekabet meselesidir</span></h2>
<p>Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç da konuşmasında, jeopolitik kırılma, yapay zeka, yeşil dönüşüm ve tedarik zincirlerinin yeniden oluşması büyük eğilimlerine işaret ederek, “Yaşadığımız şey sıradan bir ekonomik dalgalanma değildir” dedi. Ardıç sözlerini şöyle sürdürdü: “Bütün bu gelişmelerin tek bir ortak sonucu var: Hangi ülkenin neyi, nerede ürettiği artık bir güvenlik ve rekabet meselesidir. Bilginin ekonomik değeri ise ilk kez fiziki sermayenin önüne geçmektedir. Çünkü dünya artık yalnızca ne ürettiğinize değil; nasıl ve kiminle ürettiğinize, bilgiyi ne kadar hızlı değere çevirdiğinize bakıyor. Yeni rekabet, tam da burada başlıyor. Burada açıkça söylemem gereken bir şey var. Ekonomi yalnızca bugünün faizini, kurunu ya da aylık büyüme rakamını konuşarak yönetilemez. Bunlar önemlidir; ama bunlar termometredir. Bizim işimiz ateşi ölçmek değil, hastalığın kökenini tedavi etmektir.” Sorunların çözümüne ilişkin, teşvik yerine üretim anlayışının baştan kurgulanmasını önerdiklerini vurgulayan Seyit Ardıç, Ankara’nın de bu perspektifle geleceği yeniden tasarlaması gerektiğini kaydetti. Ardıç, güçlü üretim geleneği ve girişimcilik kültürü ile genç nüfusu avantajlar arasında sayarken, özellikle gençlerin kaybedilmemesi gerektiğinin altını çizdi. Ankara Sanayi Odası olarak, İleri Teknolojik Gelişmişlik Endeksi oluşturarak kapasite ve durum ölçtüklerini, Ankara’nın Türkiye’de ilk sırada bulunduğunu hatırlatan Ardıç, ancak bu kapasite ve bilginin üretime dönüşmesinin önem taşıdığını, “derinlik açığı” kavramıyla tanımladı. Ardıç, bu açığın kapatılması için Üç Rapor, Tek Hikâye — Türkiye’nin Derinlik Açığı raporunu yayınladıklarını belirtti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yavuz: Tarımın geleceğini belirleyecek en önemli unsur teknoloji olacaktır</span></h2>
<p>Ankara Ticaret Borsası Başkanı Faik Yavuz da Ankara’nın önemli tarımsal ürünlerde ve hayvancılıkta Türkiye genelinde ilk üçte yer aldığını hatırlatarak, borsa olarak güçlü bir laboratuvar kurduklarını, Ankara’da satılan ve gelen tüm tarımsal ürünleri tağşiş ve taklitçiliğe karşı incelemek için çaba harcadıklarını kaydetti. Gıdada taklit ve tağşişin ağır sağlık sorunu olması yanında, ciddi bir rekabet bozucu etkisi bulunduğunu da belirten Yavuz, bunun işini doğru yapmak isteyenlerin tahribatına yol açtığının altını çizdi. Tarımsal üretimin teknoloji ile birlikte düşünülmesi, kritik öneminin farkedilmesi gerektiğini söyleyen Yavuz “Pandemiler, jeopolitik krizler, enerji maliyetleri ve iklim değişikliği; ülkelerin tarım politikalarını yeniden değerlendirmesine neden oldu. Bugün güçlü ekonomilerin temel göstergelerinden biri, kendi insanının güvenilir ve yeterli gıdaya sürdürülebilir şekilde ulaşmasını sağlamaktır” dedi. Tarımda teknolojinin yeni yeni konuşulmaya başlandığını vurgulayan Faik Yavuz, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Tarımın geleceğini belirleyecek en önemli unsur teknoloji olacaktır. Bugün dünyada tarım; artık yalnızca geleneksel yöntemlerle değil, veri, yapay zekâ, sensör teknolojileri, hassas tarım uygulamaları ve dijital takip sistemleriyle şekilleniyor. Daha az suyla daha fazla üretim yapmak, doğru zamanda doğru girdiyi kullanmak ve maliyetleri azaltmak artık bir tercih değil zorunluluktur. Tarım sadece tarladan ibaret değildir; tarımın temeli köydür, üreticidir, alın teridir. Köylerimiz ne kadar güçlü olursa, üretim zincirimiz de o kadar sağlam olur."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiye-ekonomisi-yapisal-donusumle-kabuk-degistiriyor-82122</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/2/1280x720/54-1782792654.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara Ticaret Odası, Ankara Sanayi Odası ve Ankara Ticaret Borsası ile EKONOMİ’nin düzenlediği Ankara Ekonomi Zirvesi gerçekleştirildi. Zirveye katılarak bir konuşma yapan Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Ankara’nın elektronik, makine, savunma sanayii, medikal sektörlerde yüksek katma değerli üretimine işaret ederken, Türkiye’nin de orta yüksek ve yüksek teknolojili ürünlerin ihracatını artırdığını vurguladı. Bakan Bolat, Ankara&#039;nın savunma sanayisinde bir dünya markası haline geldiğini; TUSAŞ, ASELSAN, ROKETSAN ve HAVELSAN gibi kurumlar ile binlerce alt yüklenicinin bir kümelenme modeli oluşturduğunu kaydetti. Bolat, “Türk sanayi ürünleri artık dünyada kalitenin ve itibarın sembolüdür. Ankara da bu milli mücadelenin en güçlü motorlarından biridir” diye konuştu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ege-sanayisinin-direnis-karnesi-zorlu-kosullarda-uretim-kararliligi-82173</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ege sanayisinin direniş karnesi: Zorlu koşullarda üretim kararlılığı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) tarafından açıklanan 2025 yılı "Üretimden Satışlara Göre 100 Büyük Sanayi Kuruluşu" araştırması, Ege Bölgesi'nin sanayi gücünü ve üretim kapasitesini bir kez daha gözler önüne serdi. Küresel ekonomik belirsizlikler, yüksek finansman maliyetleri ve ihracat pazarlarındaki daralmaya rağmen bölgenin öncü sanayi kuruluşları üretim, istihdam ve ihracattaki performanslarıyla dikkat çekti. EBSO Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar’ın da belirttiği üzere, sanayiciler artan maliyet baskılarına rağmen üretimden vazgeçmezken, Türkiye'nin sürdürülebilir büyümesi için sanayi ve ihracat odaklı bir ekonomik modele duyulan ihtiyaç her zamankinden daha belirgin hale geldi.</p>
<h2>Zirvede enerji ve petrokimya devleri var</h2>
<p>2025 yılı sonuçlarına göre listenin zirvesinde, enerji ve petrokimya sektörünün devleri hakimiyetini sürdürüyor. Star Rafineri, 330,3 milyar TL’lik net satış rakamıyla birinci sıradaki yerini korurken; onu Tüpraş İzmir Rafinerisi ve Petkim Petrokimya Holding takip etti. İlk 10 içerisinde ayrıca İzmir Demir Çelik, Philip Morris, JTI Tütün, Abalıoğlu Yağ, Abalıoğlu Lezita, Kardemir Çelik ve Kocaer Çelik gibi demir-çelik ve tütün sektörünün güçlü temsilcileri yer aldı. Bu tablo, özellikle Aliağa merkezli yatırımların Türkiye sanayisinin lokomotifi olmaya devam ettiğini kanıtlıyor.</p>
<p>Ender Yorgancılar’ın 2024 yılını sanayi sektörü için "kayıp bir yıl" olarak nitelendirmesi, araştırmanın arka planındaki zorlukları özetliyor. İlk 100 içerisinde yer alan şirketlerin üretimden satışları yüzde 24,3 artmış görünse de yüksek enflasyon ve maliyet kalemlerindeki reel artışlar kârlılık üzerinde ciddi bir baskı oluşturdu. Nitekim, listedeki firmaların sadece 66’sı kar bildirebilirken, 90 firmanın ihracat yapmış olması sanayicinin dış pazarlara tutunma çabasını gösteriyor. Sanayicinin en büyük sorunu haline gelen yüksek finansman maliyetleri ve borçluluk oranlarındaki yükseliş, yatırım motivasyonunu sarsma riskini taşıyor.</p>
<h2>İhracatçı yapı ve OSB’lerin stratejik gücü</h2>
<p>Araştırmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri, bölge sanayisinin dış ticaretteki ağırlığı. Ancak küresel daralma ve rekabet baskısı nedeniyle 100 büyük firmanın ihracatı yüzde 4,5, ithalatı ise yüzde 5,9 oranında geriledi. Yorgancılar’ın vurguladığı gibi, sanayiciler Çin ve Hindistan gibi devlerle aynı kalitede mal üretmesine rağmen, döviz kurunun enflasyonun gerisinde kalması nedeniyle fiyat rekabetinde zorlanıyor. Bu zorlu süreçte OSB’ler başarının temel taşı olmaya devam ediyor. Özellikle İzmir Atatürk OSB’nin (İAOSB) listede 30 firma ile temsil edilmesi, bölgedeki üretim altyapısının gücünü ortaya koyuyor.</p>
<p>EBSO İlk 100 araştırması, yalnızca bir sıralama olmanın ötesinde, Ege ekonomisinin geleceğine ilişkin kritik mesajlar veriyor. Enerji, petrokimya ve demir-çelik sanayinin omurgasını oluştururken, teknoloji yatırımları, dijital dönüşüm ve sürdürülebilir üretim anlayışı önümüzdeki dönemin belirleyici unsurları olacak.</p>
<p>Bölgedeki 56 firmanın Ar-Ge çalışması yürütmesi bu vizyonun somut bir adımı. Ege Bölgesi, güçlü üretim altyapısı ve yatırımcı sanayicileriyle Türkiye ekonomisinin büyümesinde kritik rol üstlenmeye devam ederken, başarıyı kalıcı kılmak için ekonomi yönetiminin sanayiciyi faiz-kur-enflasyon sarmalından kurtaracak adımlar atması gerekiyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ege-sanayisinin-direnis-karnesi-zorlu-kosullarda-uretim-kararliligi-82173</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/3/1280x720/ege-sanayisinin-direnis-karnesi-zorlu-kosullarda-uretim-kararliligi-1782812044.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege sanayisinin direniş karnesi: Zorlu koşullarda üretim kararlılığı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/neden-istanbulun-da-bir-iklim-haftasi-olmasin-82148</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Neden İstanbul&#039;un da bir İklim Haftası olmasın?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye, COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanırken iklim diplomasisi açısından tarihi bir fırsatla karşı karşıya. Bugün küresel iklim liderliği yalnızca COP zirvelerine ev sahipliği yapmakla ölçülmüyor. Fark yaratan, zirvelere giden süreçte ülkelerin oluşturduğu iş birlikleri, geliştirdiği politikalar ve ortaya koyduğu dönüşüm vizyonu.</p>
<p>Bu nedenle dünyanın önde gelen şehirleri COP süreçlerinin önemli bir parçası haline gelen “İklim Haftaları” düzenliyor. Londra ve New York gibi küresel merkezler, iklim haftalarını yalnızca çevresel bir farkındalık etkinliği olarak değil; finansın, teknolojinin, yatırımın ve iş dünyasının geleceğini şekillendiren platformlar olarak konumlandırıyor.</p>
<p>Bizim için de İstanbul’un da bir İklim Haftası neden olmasın sorusunu sormanın tam zamanı.</p>
<p><strong>İklim gündemi artık ekonomi gündemi</strong></p>
<p>İklim değişikliği uzun zamandır sadece çevresel bir konu olmaktan çıktı. Bugün enerji güvenliğinden ticarete, yatırımlardan rekabetçiliğe kadar ekonominin tüm dinamiklerini etkileyen stratejik bir dönüşüm alanına dönüştü.</p>
<p>Dünya ekonomisi düşük karbonlu bir geleceğe doğru ilerlerken şirketlerin, finansal kuruluşların ve ülkelerin başarısı bu dönüşüme ne kadar hızlı uyum sağlayabildikleriyle ölçülüyor. Önemli olan yalnızca karbon emisyonlarını azaltmak değil, aynı zamanda yeni yatırım fırsatları yaratmak, ekonomik dayanıklılığı artırmak ve geleceğin rekabet gücünü inşa edebilmek.</p>
<p>İstanbul İklim Haftası tam da bu nedenle önemli bir girişim olacak, iklim ile ekonomi arasındaki güçlü bağı daha görünür hale getirecektir.</p>
<p><strong>Türkiye’nin yeşil dönüşümüne güçlü bir katalizör </strong></p>
<p>Türkiye üretim kapasitesi, ihracat potansiyeli ve genç nüfusuyla önemli avantajlara sahip. Ancak küresel ticaret sistemi hızla değişiyor. Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakatı, sınırda karbon düzenlemeleri ve sürdürülebilir finans kriterleri, şirketlerin yalnızca ürünleriyle değil, üretim biçimleriyle de rekabet edeceği yeni bir dönemi başlatıyor. Bu süreçte Türk iş dünyasının dönüşümü yalnızca çevresel bir zorunluluk değil, ekonomik bir gereklilik haline geliyor.</p>
<p>İstanbul İklim Haftası şirketlerin, yatırımcıların, düzenleyici kurumların ve akademinin aynı platformda buluşarak ortak çözümler geliştirebileceği güçlü bir ekosistem oluşturabilir. Zira dönüşüm ancak ortak akıl ve iş birliği ile mümkün.</p>
<p><strong>İstanbul bölgesel bir sürdürülebilir finans merkezi olabilir </strong></p>
<p>Küresel iklim hedeflerinin gerçekleştirilmesi için çok ciddi finansmana ihtiyaç duyuluyor. Bu nedenle iklim mücadelesinin merkezinde artık finans sektörü yer alıyor. Yeşil tahviller, sürdürülebilirlik bağlantılı krediler, geçiş finansmanı ve etki yatırımları önümüzdeki dönemin en önemli sermaye akımlarını oluşturacak. İstanbul’un gelişen finansal altyapısı, bankacılık sektörü ve sermaye piyasaları düşünüldüğünde İstanbul, bölgesel ölçekte önemli bir sürdürülebilir finans merkezi olma potansiyeline sahip.</p>
<p>İstanbul İklim Haftası, Türkiye›nin bu alandaki kapasitesini uluslararası yatırımcılara gösterebileceği önemli bir vitrin görevi görebilir. Bu aynı zamanda ülkeye yeni sermaye akışlarının çekilmesine ve sürdürülebilir kalkınma yatırımlarının hızlanmasına katkı sağlayabilir.</p>
<p><strong>İş dünyasının geleceği bu platformlarda şekilleniyor </strong></p>
<p>Dünyadaki başarılı örneklere baktığımızda iklim haftaları yalnızca konuşulan değil, kararların alındığı platformlar olduğunu görüyoruz. Yeni ortaklıklar, yatırım olanakları, yeni teknoloji iş birlikleri geliştiriliyor, yeni politika önerileri şekilleniyor ve bir anlamda sürdürülebilir geleceğin yapısı bu platformlarda inşa ediliyor.</p>
<p>Üstelik, İstanbul’da var olan girişimcilik ekosistemi, teknoloji şirketleri, üniversiteler, güçlü özel sektör ve sivil toplum kuruluşları düşünüldüğünde bu inisiyatifin yaratacağı etki son derece yüksek olacaktır.</p>
<p><strong>Toplumun tüm kesimlerini bir araya getiren bir platform </strong></p>
<p>İklim değişikliğiyle mücadele yalnızca hükümetlerin veya şirketlerin sorumluluğunda değil. Başarılı bir dönüşüm için kamu, özel sektör, yerel yönetimler, finans sektörü, akademi, sivil toplum ve gençlerin aynı hedef doğrultusunda hareket etmesi son derece önemli.</p>
<p>İstanbul İklim Haftası, farklı paydaşları ortak bir gelecek vizyonu etrafında bir araya getiren kapsayıcı bir platform oluşturabilir. Bu yönüyle yalnızca bir etkinlik değil, toplumsal dönüşümün de önemli bir aracı olabilir.</p>
<p><strong>COP31’e giden yolda güçlü bir mesaj </strong></p>
<p>Türkiye’nin COP31 ev sahipliği, ülkemizin uluslararası görünürlüğü açısından önemli bir fırsat sunuyor. Ancak bu fırsatın kalıcı bir değere dönüşebilmesi için COP öncesinde güçlü bir hazırlık sürecine ihtiyaç olduğu gibi COP sonrası içinde sürdürülebilir bir etki yaratılması gerekiyor.</p>
<p>İstanbul İklim Haftası, bu anlamda Türkiye›nin iklim diplomasisindeki iddiasını ortaya koyan, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine bağlılığını gösteren ve yeşil dönüşüm vizyonunu dünyaya anlatan en güçlü platformlardan biri olabilir.</p>
<p>Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey yalnızca bir etkinlik takvimi değil; geleceği şekillendirecek bir vizyon. İstanbul tarih boyunca ticaretin, finansın ve kültürlerin buluşma noktası oldu. Şimdi ise sürdürülebilirlik ve iklim dönüşümünün buluşma noktalarından biri olma potansiyeline sahip.</p>
<p>COP31’e giden yolda Türkiye’nin anlatacağı sürdürülebilir güçlü bir hikâye varsa, o hikâyenin en önemli bölümlerinden biri İstanbul’da yazılmalı. İstanbul İklim Haftası COP ev sahipliği yapan bir ülke olarak sürdürülebilir geleceğe doğru karalı bir adım olacaktır.</p>
<p>Üstelik İstanbul'a bir İklim Haftası gerçekten yakışır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/neden-istanbulun-da-bir-iklim-haftasi-olmasin-82148</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Neden İstanbul&#039;un da bir İklim Haftası olmasın? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/new-yorkun-toplu-konutlarina-mutfak-dolabi-ve-kapi-satiyor-82142</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> New York’un toplu konutlarına mutfak dolabı ve kapı satıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SADİ ÖZDEMİR</strong></p>
<p>Sakarya’da (Kaynarca) yıllık 90 bin adet kapı, Tuzla’da yıllık 10 bin takım mutfak dolabı (160 bin adet dolap) üretim kapasitesine sahip iki fabrikası bulunan Aslandağ Grubu, ABD pazarına ihracatını hızlı artıracak. New York’taki toplu konutlarda üç tedarikçiden biri olan firma, şimdi de ABD genelinde perakende zincirlere girmeye hazırlanıyor.</p>
<p>Türkiye geçen yıl mobilyada 4,7 milyar dolarlık ihracat ve 1,4 milyar dolarlık ithalat gerçekleştirdi. 2026 Ocak-Mayıs dönemindeki ihracat ise geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5,4 gerilemeyle 1,7 milyar dolar oldu. Mobilya üreticilerimiz, uzun yıllardan beri ABD pazarında daha etkin olmanın yollarını arıyor. Bunlardan biri olan Aslandağ Grubu, 7 yıldır New York’ta sayıları 60 bini bulan kamu mülkiyetindeki toplu konutlara kapı ve mutfak dolabı tedarik ediyor. Aslandağ Grubu Yönetim Kurulu Başkan Vekili Aydın Aslandağ, ABD genelindeki ‘mutfak perakende sistemine’ yayılmak için beş yıllık bir yatırım stratejisi geliştirdiklerini belirtiyor ve buna bağlı olarak da hem mutfak hem de kapı fabrikaları kapasiteleri artıracaklarını söylüyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4353e42d632-1782797284.jpg" alt="" width="700" height="340" /><strong>ABD pazarımız büyüyor</strong></p>
<p>Aydın Aslandağ, şöyle konuşuyor: “Şu anda ABD’de yedi noktada bayilik ve temsilciliklerimiz var. New York’ta var. New Jersey’de kendi mağazamızı da açtık. Boston, San Francisco, Chicago’da bayilerimiz var. Toplu satışlar yapan temsilcilerimizle mutfak ağırlıklı satıyoruz ama kapı da satıyoruz. New York temsilcimiz orada kamunun idaresinde olan konutlara (Kahverengi tuğlalı binalar, onlarda 60 bine yakın konut var) hizmet veriyor. İlgili kamu kuruluşunun ihalelerine giriyor ve şu anda 3 tedarikçiden biri olmuş durumdayız. Onlar üç ana ürün alıyorlar. Bu kurumlardan başka şehirlerde de var. Bu nedenle biz de toplu projelere satış için ayrı ekip oluşturduk. Bu alanda satışlara yedi yıl önce başladık. Şu anda ABD’ye yıllık yaklaşık 2,5 milyon dolarlık ihracat yapıyoruz. Bu rakam büyüyor ve yeni bir çalışma başlattık. ABD’de mutfak mağazaları farklı markaların ürünlerini satabiliyor ve ülke genelinde böyle 60 bin civarı mağaza var. Bu mağazalarda ‘toptan fiyatlarla’ yaklaşık 20 milyar dolarlık iş var. Şimdi bu mağazalara da ürün vermek için görüşmeler yapıyoruz. Bunun için bir altyapı kurmak ve yatırım yapmak gerekiyor. 5 yıllık plan dahilinde yapacağımız yatırımları belirledik. Bu süre sonunda 124 bayiye ürün ulaştırabilir konuma geleceğiz. Bu da aylık 250 takım mutfak satabiliriz anlamına geliyor. İlk 2 yılda yatırımımızı tamamlarız ki bu yatırımın 1,2 milyon dolar olacağını tahmin ediyoruz. Tabii ki küresel genel şartları da takip ediyoruz. Malum, tarifeler hareketli, yeni kurallar gelebilir ama önümüzü açacak gelişmeler de olabilir.”</p>
<p><strong>“Yüzde 35’i ihracattan 750 milyon lira ciro bekliyoruz"</strong></p>
<p>Aslandağ Grubu’nun geçen yılki cirosunun geçen yıl 550 milyon lira ciro yaptığını belirten Aydın Aslandağ  diğer ülkelere ihracatla birlikte toplam ciroda ihracatın payının yüzde 25 olduğunu söylüyor ve “Bir dönem ciromuzun yüzde 50’si ihracattan geliyordu. Ancak son yıllarda ciddi geriledi. Geçen yıl oran yükseldi, bu yılsonunda yüzde 35’inin ihracattan olacağını tahmin ediyoruz. 2026 ciromuzu da yaklaşık 750 milyon lira bekliyoruz” diyor.</p>
<p><strong>Üretim alanı 50 bin metrekareye ulaşacak</strong></p>
<p>1988’e bir aile şirketi olarak üretime başladıklarını ve dört kardeş olduklarını, şu anda üç kardeş yola devam ettiklerini anlatan Aydın Aslandağ şöyle konuştu: “200 metrekarelik bir atölye-dükkânda mobilya dekorasyon işine başlamıştık. 2005’te Ümraniye’de 5 bin metrekare kapalı alanı olan bir fabrikaya geçtik ve üretimi büyüttük. Kapıda Artella, mutfakta Tresette marka olarak kendi yolumuzu çizdik. 30 dakikadan 120 dakikaya kadar yangına dayanan tek ve çift kanat camlı kapılar, akustik özellikli kapılar, hastaneler için radyasyon geçirmeyen kapılar üretiyoruz. Dış kapı olarak da çok özel çelik kapılar üretiyoruz. Tuzla’daki fabrikamızda kapı üretim kapasitemiz yıllık 90 bin adet, Sakarya Kaynarca’da, Mobilya İhtisas Sanayi Bölgesi’ndeki mutfak dolabı tesisimizde ise yıllık 10 bin takım mutfak kapasitemiz var. Ünite olarak bakınca 160 bin adet dolap diyebiliriz. Bizim orada 40 bin 500 metrekare arsamız var. Birinci etap yatırımı olarak 8 bin 500 metrekaresinde fabrikamızı tamamladık, geçen yıl temmuz ayında deneme üretimlerimiz başladı. Buradaki arsamızda toplam yatırımı tamamladığımızda 50 bin metrekarelik tesisimiz olacak. Yatırımı tamamlama hedefi olarak 2030’u belirledik. Dış pazarlarımızı genişlettikçe etaplar halinde tamamlayacağız. Abimiz (Salih) emekli kaptandır, o ayrı biz üç kardeş ortak işlerimizi yönetiyoruz.”</p>
<p><strong>“Lisansla ‘Pedini üretmeye’ başladık”</strong></p>
<p>Aslandağ Grubu Yönetim Kurulu Başkan Vekili Aydın Aslandağ, ‘Çin ile rekabet’ konusundaki sorumu şöyle yanıtladı: “Bizim rakiplerimiz artık Avrupa firmaları, özellikle de İtalyan ve Alman markaları. Ürün kalitemiz ve tasarım yeteneğimiz gereği böyle. Biz, Çin ya da Vietnam ile rekabet etmiyoruz. Ürün grubumuz onlarınkinden çok farklılaştı. Altı ay önce Kaynarca fabrikamızda, İtalya markası Pedini üretmeye başladık. Uzun yıllar Türkiye temsilcisiydik ve yeni bir anlaşma imzaladık. Sattığımız Pedini ürünlerini kendimiz üretiyoruz. İleride onlar da bizim ürettiğimiz ürünleri satabilirler. Bize güveniyorlar, iyi gidiyoruz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/new-yorkun-toplu-konutlarina-mutfak-dolabi-ve-kapi-satiyor-82142</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/2/1280x720/aydin-aslandag-1782797258.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sakarya’da yıllık 90 bin adet kapı, Tuzla’da yıllık 10 bin takım mutfak dolabı üretim kapasitesine sahip iki fabrikası bulunan Aslandağ Grubu, ABD pazarına ihracatını hızlı artıracak. New York’taki toplu konutlarda üç tedarikçiden biri olan firma, şimdi de ABD genelinde perakende zincirlere girmeye hazırlanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/enerjide-yeni-donem-kucuk-ureticiler-pazari-devlestirdi-82139</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerjide yeni dönem: Küçük üreticiler pazarı devleştirdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a434eee94168-1782796014.png" alt="" width="999" height="144" />Türkiye'nin en yüksek fatura oluşturan ekonomik kırılganlıklarından biri uzun yıllardır enerji ithalatı oldu. Petrol ve doğal gazda dışa bağımlılık nedeniyle küresel fiyatlardaki her dalgalanma cari açığa, üretim maliyetlerine ve enflasyona doğrudan yansıdı. Türkiye, 2025 yılında enerji ithalatı için 62,5 milyar dolar ödedi. Bu tutar hala ekonominin en büyük ithalat kalemlerinden biri olmayı sürdürse de bu tutar, 2024'teki 65,5 milyar dolar seviyesine göre yaklaşık yüzde 5’lik bir düşüşe işaret ediyor. Bu düşüşte küresel enerji fiyatlarındaki değişimin yanı sıra yenilenebilir enerji yatırımlarının hızlanması ve yerli elektrik üretimindeki artış da etkili oldu.</p>
<p>Son yıllarda ise bu dönüşüme yeni bir boyut eklendi. Artık mesele yalnızca daha fazla enerji üretmek değil, üretilen enerjiyi ticarete konu edebilmek. Enerji artık fabrikaların yalnızca gider kalemi olmaktan çıkıp gelir yaratabilen bir ekonomik değere dönüşüyor. Çatısına güneş paneli kuran sanayi tesisleri, organize sanayi bölgelerindeki işletmeler ve lisanssız üreticiler, hem kendi tüketimlerini karşılıyor hem de ihtiyaç fazlasını sisteme satarak enerji ticaretinin yeni aktörleri arasında yer alıyor.</p>
<h2>Büyük santrallerin yanına binlerce küçük üretici eklendi </h2>
<p>Türkiye'de enerji piyasasının en dikkat çekici değişimlerinden biri üretimin tabana yayılması oldu. Eskiden elektrik üretimi denildiğinde akla büyük barajlar ya da dev santraller gelirdi. Bugün ise organize sanayi bölgelerindeki fabrikalar, tekstil tesisleri, gıda üreticileri hatta çatısına güneş paneli kuran işletmeler dahi elektrik üretebiliyor. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) verilerine göre, 2025 yılında lisanssız elektrik üretimi yüzde 40'ın üzerinde büyüdü. Bu artış, binlerce işletmenin kendi enerjisini üretmeye başladığını ve ihtiyaç fazlasını sisteme satarak enerji ticaretine dahil olduğunu gösteriyor.</p>
<h2>Çatılar yeni enerji santraline dönüştü </h2>
<p>Güneş enerjisi yatırımları bu dönüşümün lokomotifi konumunda. Son birkaç yılda sanayi tesislerinin çatılarına kurulan güneş enerji santralleri hızla arttı. Birçok işletme önce kendi elektrik ihtiyacını karşılıyor, ardından oluşan fazla elektriği sisteme vererek gelir elde ediyor. Türkiye’de toplam kurulu gücün 123 bin megavatı aşmasında yalnızca büyük yatırımlar değil, ülkenin dört bir yanındaki bu küçük ölçekli üreticiler de önemli rol oynuyor. Enerji üretiminin tabana yayılması aynı zamanda arz güvenliğini güçlendirirken yatırımın Anadolu'ya yayılmasını da sağlıyor.</p>
<h2>Enerji ekonominin yeni yatırım alanına dönüşüyor </h2>
<p>Enerji ticareti artık yalnızca enerji şirketlerini ilgilendiren teknik bir konu olmaktan çıktı. Bir fabrikanın kendi elektriğini üretmesi yalnızca enerji maliyetini düşürmüyor; gerektiğinde bu elektriği satarak ek gelir elde etmesini de sağlıyor. Bu nedenle enerji yatırımları artık üretim yatırımı kadar finansal bir yatırım olarak da değerlendiriliyor. Uzmanlara göre yenilenebilir enerji yatırımlarının hız kesmeden sürmesi, doğal gaz ticaret merkezi hedefinin hayata geçirilmesi ve enerji piyasalarının daha da derinleşmesi halinde Türkiye önümüzdeki yıllarda yalnızca enerjiyi tüketen bir ülke değil, bölgesinde fiyat oluşturan ve enerji ticaretine yön veren önemli aktörlerden biri haline gelebilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ENERJİ BORSASINDA İŞLEM HACMİ BÜYÜYOR</span></h2>
<p>Enerji ticaretinin ulaştığı ekonomik büyüklük ise Türkiye'nin enerji borsası olan EPİAŞ'ın rakamlarına yansıyor. Şirketin 2025 Faaliyet Raporu'na göre organize elektrik piyasalarında geçen yıl 229,9 teravatsaat (229,9 milyar kilovatsaat) elektrik el değiştirdi. Bu işlemlerin toplam parasal büyüklüğü ise 1,22 trilyon liraya ulaştı. Başka bir ifadeyle Türkiye'de elektrik artık yalnızca santrallerde üretilip evlerde tüketilen bir ürün değil; her gün milyarlarca liralık işlemin gerçekleştiği dev bir ticaret ve finans piyasasının konusu haline geldi. Enerji sektöründeki hareketlilik yatırım rakamlarına da yansıyor. EPDK verilerine göre 2025 yılında elektrik, doğal gaz, petrol, LPG ve şarj hizmetleri piyasalarında verilen lisans sayısı yaklaşık 12 bine ulaştı. Bu tablo yalnızca büyük enerji şirketlerinin değil, orta ölçekli sanayicilerin ve yeni yatırımcıların da sektöre ilgisinin arttığını gösteriyor. Özellikle güneş ve rüzgâr yatırımları ile elektrikli araç şarj ağına yönelik yatırımlar enerji ticaretinin önümüzdeki yıllarda daha da büyüyeceğine işaret ediyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/enerjide-yeni-donem-kucuk-ureticiler-pazari-devlestirdi-82139</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/9/1280x720/enerji-ges-gunes-ruzgar-1764155342.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye uzun yıllardır enerjide dışa bağımlı bir ülke olarak milyarlarca dolarlık ithalat faturası ödüyor. Son yıllarda tablo yavaş yavaş değişiyor. Bir yandan yerli kaynaklar devreye girerken diğer yandan çatısına güneş paneli kuran fabrikalar, organize sanayi bölgelerindeki işletmeler ve küçük üreticiler enerji piyasasının yeni oyuncularına dönüşüyor. Elektrik artık yalnızca tüketilen bir maliyet kalemi değil; alınıp satılan, gelir üreten ve ekonomiye yeni bir hareket kazandıran stratejik bir ticaret alanı haline geliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-kuresel-teknoloji-kurulusu-turkiyede-neden-gastronomi-alanina-yatirim-yapar-82138</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir küresel teknoloji kuruluşu Türkiye’de neden gastronomi alanına yatırım yapar?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu soruyu geçen hafta İstanbul Neo Lokal’de Dyson Türkiye’nin düzenlediği Chefs’ Kitchens With Dyson” projesinin lansman toplantısında Dyson Türkiye Genel Müdürü Tümay Yavrucuk ve  Dyson Kurumsal İletişim Müdürü Doğukan Süzer’e sordum. </p>
<p>Malum Dyson bir mühendislik ve teknoloji firması.  İngiliz mühendis, tasarımcı ve girişimci  James Dyson’un  torbasız elektrikli süpürge teknolojisiyle gelen başarısı sayesinde şirket hızla büyüdü. Markanın inovasyon çalışmaları ve özgün tasarımları yoğun rekabetin olduğu pazarlarda bile  öne çıkmasını sağladı.  Dyson son yıllarda ülkemizde de elektrikli süpürge, saç bakım ürünleri, hava temizleyicileri ve el kurutma sistemleriyle önemli bir pazar payı elde etti.</p>
<p>Dyson bugüne kadar ağırlıklı olarak evlerde ve bazı ofislerde kendisine yer bulmuştu. Şimdi çok daha büyük bir alana giriş yapıyor. Yenilikçi ve bütünsel yaklaşımını “Chefs’ Kitchens With Dyson” projesiyle profesyonel mutfak dünyasına taşıyor.</p>
<p>Tümay Yavrucuk, Dyson ürünlerinin yalnızca yaşam alanlarında değil; yoğun tempo ve uzmanlık gerektiren profesyonel mutfaklarda da doğal bir karşılık bulduğunu ortaya koymak istediklerini ifade ediyor. </p>
<p>Tümay Yavrucuk, bu açılımdan çok umutlu. Dyson için teknolojinin sadece mühendislik, laboratuvar veya üretim teknikleri anlamına gelmediğini söylüyor ve ekliyor: “T<em>eknolojinin gelişmesini sağlayan inovasyonlar, tasarımlar, sürdürülebilirlik, tarım ve hatta gerçek hayatta insanların karşılaştıkları problemler Dyson ürünlerinin ortaya çıkmasında rol oynuyor</em>”.</p>
<p><strong>Peki bu proje kapsamında ne yapılacak?</strong></p>
<p>Dyson Kurumsal İletişim Müdürü Doğukan Süzer’in verdiği bilgiye göre, proje Türkiye ekibi tarafından yaratılmış. Bir başka deyişle tüm çalışma “yerel düşün, yerel davran” yaklaşımının bir ürünü.</p>
<p>Restoranlarda yer ve hava temizliği konusunda Dyson ürünlerinin kullanılması fikrinden yola çıkan proje kapsamında  Michelin yıldızlı ve uluslararası alanda farklı kategorilerde ödüllerle öne çıkan 6 şefle iş birliği yapılıyor. </p>
<p>Şeflerin ortak özelliği ise, hepsinin yerel ürün kullanımına özen göstermeleri, sürdürülebilir gıda ve sürdürülebilir işletme yaklaşımlarına sahip olmaları ve yaptıklarıyla sadece Türkiye’de değil dünya çapında dikkat çeken girişimciler olmaları. </p>
<p><strong>“Chefs’ Kitchens With Dyson” projesinde kimler var?</strong></p>
<ul>
<li>Modern Türk mutfağını dünyaya tanıtma misyonuyla hareket eden, Michelin yıldızlı Şef Maksut Aşkar;</li>
<li>Tarladan sofraya akımının Türkiye’deki ilk uygulayıcılarından olan Michelin yıldızlı Şef Osman Sezener;</li>
<li>Doğadaki dönüşümü menüsüne yansıtan ve Urla’nın ilk şef restoranının kurucusu olan 2 Michelin yıldızlı Şef Ozan Kumbasar;</li>
<li>Sunduğu yenilikçi ve rafine lezzetlerle ön plana çıkan Michelin yıldızlı Şef Emre Şen; Başarılarıyla dikkat çeken ve Türkiye’nin Michelin yıldızlı ilk kadın şefi olan Zeynep Pınar Taşdemir;</li>
<li>Anadolu'nun zengin tarihi ve kültürel mirasının etkilediği yemek kültürünü koruyup gelecek nesillere aktarmak amacıyla çalışmalarını sürdüren ve 2025 yılı Michelin Rehberi’nde tavsiye listesine giren Şef Sinem Özler.</li>
</ul>
<p><strong>Profesyonel mutfaklara uygun ürünler</strong></p>
<p>Doğukan Süzer, süpürge kategorisindeki, Spot+Scrub Ai robot süpürge, Clean+Wash Hygiene ıslak zemin temizleyici, Pencilvac kablosuz süpürge, Pencilwash ıslak zemin temizleyici, V16 Piston Animal Submarine ürünleri ve hava temizleme kategorisindeki Hushjet kompakt hava temizleyici şeflerin mutfaktaki en büyük yardımcısı olduklarını ifade ederek: <em>“Dyson ürünleri, profesyonel mutfaklarda hava kalitesi, ergonomi, temiz çalışma alanı, koku yönetimi ve konsantrasyon gibi temel ihtiyaçlara çözüm sunuyor</em>.”yorumunu yapıyor.  </p>
<p><strong>Kampanyada şefler başrolde</strong></p>
<p>“Chefs’ Kitchens With Dyson” iletişimi 2026 yılı süresince, şeflerle çekilecek özel videolar aracılığıyla yapılacak.  Her şefin mutfağında geçen hikâyeler; disiplin, tutku, sadakat, yaratıcılık ve sessiz güç gibi değerler çerçevesinde ifade edilecek.</p>
<p>Ben kampanyayı çok yaratıcı ve yenilikçi buldum. Önümüzdeki dönemde Dyson yönetiminin başka ülkelerde de aynı projeyi kullanacağını  ve Türkiye’nin kampanyayı ihraç edeceğini tahmin ediyorum. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-kuresel-teknoloji-kurulusu-turkiyede-neden-gastronomi-alanina-yatirim-yapar-82138</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/8/1280x720/55-1782795312.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir küresel teknoloji kuruluşu Türkiye’de neden gastronomi alanına yatırım yapar? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/neapco-turkiye-tekerlek-entegreli-vitesli-otomatik-sanziman-teknolojisine-odaklaniyor-82149</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Neapco Türkiye, tekerlek entegreli vitesli otomatik şanzıman teknolojisine odaklanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Otomotiv güç aktarma sistemleri üzerine faaliyet gösteren Neapco Türkiye, Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi’ndeki tesisinde aks mili üretimi gerçekleştirirken elektrikli araçlara yönelik yeni nesil teknolojilere de yatırım yapıyor.</p>
<p>Neapco Türkiye Yönetim Kurulu Başkan Vekili Hüseyin Erdem, küresel ölçekte 1921 yılında kurulan Neapco'nun bugün 6 ülkede, 12 lokasyonda ve 3 bin 200 çalışanla faaliyet gösterdiğini belirtti. Amerika, Çin, Meksika, Polonya, Türkiye ve Almanya'daki tesislerde üretim yaptıklarını aktaran Erdem, yılda 2,5 milyon kardan mili ve yaklaşık 6 milyon aks mili ürettiklerini söyledi. Bir tondan 100 tona kadar farklı araç segmentlerine yönelik üretim gerçekleştirdiklerini ifade eden Erdem, Türkiye operasyonunun ise 2020 yılında kurulduğunu kaydetti.</p>
<p>Dilovası'nda başlayan yatırımlarını daha sonra Eskişehir'e taşındığını anlatan Erdem, 20 bin metrekare alan üzerine kurulu tesiste seri üretimin 2024 yılında başladığını ve çalışan sayısının 100'e ulaştığını dile getirdi.  Eskişehir tesisinde aks mili montajı, dış mafsal montajı, talaşlı imalat ve satış sonrası müşteri destek hizmetleri sunduklarını belirten Erdem, yıllık 1,5 milyon adet aks mili üretim kapasitesine sahip olduklarını bildirdi. Modern montaj ve işleme hatları sayesinde hem yüksek hacimli üretim gerçekleştirdiklerini hem de müşteri taleplerine göre esnek çözümler geliştirebildiklerini vurgulayan Erdem, güçlü lojistik ve kalite altyapısıyla müşterilerine zamanında teslimat sağladıklarını söyledi.</p>
<p><strong>“Elektrikli araç teknolojilerinde yeni ürünleri devreye almayı hedefliyoruz”</strong></p>
<p>Elektrikli araç dönüşümünün gelecek stratejilerinde önemli yer tuttuğunu belirten Hüseyin Erdem, şunları kaydetti: “Küresel organizasyonumuzun teknik bilgi birikimi ve mühendislik gücüyle önümüzdeki dönemde elektrikli araçlara yönelik çözümlerimizi genişletmeyi planlıyoruz. Tekerlek içi motorlar, rulmanlar ve fren sistemleri gibi yeni nesil ürün gruplarında daha aktif rol alacağız. Hâlihazırda tekerlek içi motorlara yönelik prototip çalışmalarımız devam ediyor. Bunun yanında geliştirmeyi hedeflediğimiz Tekerlek Entegreli 1 veya 2 Vitesli Otomatik Şanzıman teknolojisiyle elektrikli araçlarda daha yüksek verimlilik, daha düşük ağırlık ve maliyet avantajı sunmayı amaçlıyoruz. Önümüzdeki beş yıllık dönemde bu ürünleri ticari faaliyetlerimizin önemli bir parçası haline getirmeyi hedefliyoruz.”</p>
<p>Üzerinde çalıştıkları tekerlek entegreli şanzıman sisteminin 16 inç jant içerisinde 2 bin 550 Nm'ye kadar tork üretebildiğini belirten Erdem, sistemin ayırma ve rölanti fonksiyonları sayesinde enerji verimliliğine katkı sunduğunu ifade etti. Söz konusu teknolojinin daha uzun menzil veya daha küçük batarya kullanımına imkan tanıyabileceğini kaydeden Erdem, araç geliştirme sürecinde şasi üzerinde daha az değişiklik gerektirmesi ve montajda daha az parça kullanılması sayesinde maliyet avantajı sağlayabileceğini dile getirdi. Tam yağ soğutmalı motor ve güç elektroniği teknolojilerinin de ürün geliştirme çalışmalarında öne çıktığını aktaran Erdem, bu sistemlerin yüksek termal kararlılık, verimlilik ve sürüş dinamikleri sunduğunu söyledi.</p>
<p><strong>“Katma değeri artıracak yatırımlara odaklanıyoruz”</strong></p>
<p>Ar-Ge faaliyetleri kapsamında aks millerinin dayanıklılığını ve kullanım ömrünü artırmaya yönelik projeler yürüttüklerini ifade eden Hüseyin Erdem, özel yağlama teknolojileriyle titreşim ve sürtünmeyi azaltarak daha yüksek performans elde ettiklerini belirtti. Ürün ağırlığını azaltmaya yönelik yeni malzeme çalışmaları gerçekleştirdiklerini aktaran Erdem, “Üretim süreçlerinde yerlilik oranını artırmaya odaklandık. Aks mili montajıyla başladığımızı üretim yolculuğumuzda, CNC işleme teknolojilerinin üretim hatlarına entegrasyonuyla daha fazla katma değer oluşturmayı hedefliyoruz. Üretim üssümüzde aks mili üretimini büyütmeye odaklandı. Önümüzdeki dönemde yeni nesil mobilite çözümlerine yönelik yatırımlarımızı da hızlandıracağız” diye konuştu.  </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/neapco-turkiye-tekerlek-entegreli-vitesli-otomatik-sanziman-teknolojisine-odaklaniyor-82149</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/9/1280x720/neapco-turkiye-tekerlek-entegreli-vitesli-otomatik-sanziman-teknolojisine-odaklaniyor-1782800122.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Güç aktarma sistemleri alanında faaliyet gösteren Neapco Türkiye, geliştirmeyi hedeflediği tekerlek entegreli ve vitesli otomatik şanzıman teknolojisiyle elektrikli araçlarda ağırlık, maliyet ve enerji verimliliği avantajları sunmayı hedefliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turk-kirazina-cinli-gorucu-82121</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 01:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kiraza Çinli görücü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Uzun yıllardır, dünyanın en büyük kiraz ithalatçı olan Çin Halk Cumhuriyeti, Türk kirazı için görücüye geldi. Yılda 500 bin ton kiraz ithalatı yapan Çin Halk Halk Cumhuriyeti’nin Gümrükler Genel İdaresinden 2 teknik uzman, Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan 3, Ege ihracatçı Birliği ve Batı Akdeniz İhracatçı Birliği’nden de birer temsilci olmak üzere bir hafta boyunca İzmir Bornova Zirai Mücadele Araştırma Enstitüsü ile Manisa, Denizli, Isparta ve Afyonkarahisar'da kiraz bahçeleri ile paketleme tesislerini inceledi.</p>
<p>BAİB Başkanı Mehmet Ali Can ve BAİB Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Erdoğan, Çin teknik ekibine Türkiye’deki kiraz üretimi, ihracat ve ihracat sürecinde yapılan işlemler ile ilaç kalıntısı olmayan sağlıklı gıda üretimi ile tarladan sofraya gerçekleşen işlemler hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Çin Halk Cumhuriyeti teknik heyetinin yaptığı inceleme ve ziyaretlerin olumlu geçtiğini belirten Can, ‘’Uzun yıllardır kiraz için Pazar arayışlarımız sürüyor. Çin, dünyanın en büyük kiraz ithalatçısı durumunda. Latim Amerika ülkelerinden ithalat yapıyor. Türkiye, lojistik anlamda Çin’e kısa sürede ürün gönderebilecek durumda. Bu nedenle dünyanın en büyük kiraz ithalatçısı Çin, ülkemiz açısından çok önemli sektörü yeniden düzenleyebilir. THY fiyatları yüksek ama sirkülasyon olduğu zaman THY gerekli desteği veriyor’’ dedi.</p>
<p>Türkiye’de yılda 750 bin ton kiraz üretimi yapılıyor ve bunun ancak yüzde 10’u ihraç edilebildiğine dikkat çeken Can, Çin’e ihracat gerçekleşmesi halinde, Türkiye’nin buu karşılayabileceğini kaydetti.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turk-kirazina-cinli-gorucu-82121</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/1/1280x720/turk-kirazina-cinli-gorucu-1782771210.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yılda 500 bin ton kiraz ithalatı gerçekleştiren Çin Halk Cumhuriyeti, kiraz için görücüye geldi. Çin’den gelen teknik ekip Ege bölgesinde kiraz bahçeleri ve paketleme tesislerinde incelemelerde bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-otelleri-cop-31-ile-surdurulebilirlik-donusumunu-hizlandiracak-82120</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 01:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Antalya otelleri, COP 31 ile sürdürülebilirlik dönüşümünü hızlandıracak&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği (POYD Başkanı Hakan Saatçioğlu, Antalya’nın COP31'e sadece ev Sahipliği yapmayacağını, sürdürülebilirlikte dünyaya da örnek olacağını söyledi. </p>
<p>Dünyanın en önemli iklim organizasyonlarından biri olan COP31’in, Antalya'nın bugüne kadar ev sahipliği yapacağı en büyük uluslararası organizasyonlardan biri olacağını ifade eden Saatçioğlu, ‘’POYD olarak inanıyoruz ki, bu organizasyon yalnızca kongre salonlarında gerçekleşmeyecek. Antalya'nın gerçek başarısı, havalimanından ulaşıma, konaklamadan yeme-içmeye kadar her noktada sürdürülebilirlik anlayışını misafirlerine hissettirebilmesi olacaktır’’ dedi.</p>
<p>Antalya otellerinin COP 31 ile birlikte, turizm de sürdürülebilirlik konusunda dönüşümü hızlandıracağını ifade eden Saatçioğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Artık sürdürülebilirlik yalnızca bir sertifika veya çevre politikası değildir. Misafirin her geçen gün doğrudan içinde olduğu, katıldığı ve deneyimlediği bir yaşam biçimine dönüşmektedir. Birçok otelimiz, su tüketiminin azaltılması, plastik kullanımının en aza indirilmesi, enerji verimliliğinin artırılması, atık oluşumunun engellenmesi, atıkların kaynağında ayrıştırılması veya geri dönüşümü, Her şey dâhil sisteminde, masadaki israfı azaltma ve yerel üreticilerin desteklenmesi gibi uygulamalarla sürdürülebilirlik çalışmalarına büyük önem vererek başarıyla yürütmektedir.’’</p>
<p><strong>"Müşteriler ödüllendiriliyor"</strong></p>
<p>Artık otellerin, misafirlerini bu sürecin aktif bir parçası haline getirmek için çeşitli ödüllendirme sistemleri uygulamaya başladığına dikkat çeken Hakan Saatçioğlu, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Havlusunu her gün değiştirmeyen, gün içinde gereksiz plaj havlusu kullanımını azaltan, plastik tüketimini düşüren, israfı önleyici önlemler alan veya sürdürülebilirlik uygulamalarına gönüllü olarak katılan misafirlere çeşitli ayrıcalıklar ve farklı ödüller sunulmaktadır. Burada dikkat çekici olan ise verilen ödüllerin ekonomik boyutudur. Otellerimiz arasında, müşterilerine hediye verenler var, ücretli a la cartlardan ücretsiz yararlandırma ya da ek para verip otelde harcama yaptıranlar var. Birçok otel, misafir tarafından gönüllü sağlanan su tüketimi ve plastik azaltma veya enerji tasarrufundan elde edeceği kazançtan çok daha yüksek maliyetli ödülleri misafirlerine sunmaktadır. Çünkü amaç yalnızca tasarruf etmek değildir. Amaç, çevre ve sürdürülebilirlik bilincini artırmak, misafiri bu yolculuğun bir parçası yapmak ve sürdürülebilirliği, birlikte yaşanılan bir kültüre dönüştürmektir.’’</p>
<p><strong>"COP31 bir fırsat"</strong></p>
<p>Antalya turizminin artık misafirine sadece kaliteli hizmet sunmadığın vurgulayan Hakan Saatçioğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>‘’Antalya turizm sektörü aynı zamanda gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakabilmek için birlikte hareket etmeyi de öneriyor. COP31, Antalya'nın bu vizyonunu tüm dünyaya gösterebilmek için çok önemli bir fırsattır. POYD olarak tüm üyelerimizi sürdürülebilirlik uygulamalarını daha da geliştirmeye, misafirlerini bu sürece dâhil edecek inovatif projeler üretmeye davet ediyoruz. Bugün attığımız her adım, yarın Antalya'nın uluslararası turizmdeki marka değerini daha da yukarı taşıyacaktır. COP31 günü geldiğinde dünyaya yalnızca ne söylediğimizi değil, bugüne kadar neleri hayata geçirdiğimizi göstermeliyiz. Çünkü sürdürülebilirlik sözle değil, uygulamayla anlam kazanır.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-otelleri-cop-31-ile-surdurulebilirlik-donusumunu-hizlandiracak-82120</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/0/1280x720/antalya-otelleri-cop-31-ile-surdurulebilirlik-donusumunu-hizlandiracak-1782771109.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin turizm lokomotifi olan Antalya’da oteller, kasım ayında gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansına hazırlanırken, Antalya otellerinin bu organizasyonla birlikte sürdürülebilirlik dönüşümünü hızlandıracağı belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/burdur-yeni-osbde-5-bin-istihdam-ve-10-milyar-liralik-ticaret-hacmi-hedefliyor-82118</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 01:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Burdur yeni OSB’de 5 bin istihdam ve 10 milyar liralık ticaret hacmi hedefliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/BURDUR</strong></p>
<p>Burdur Ticaret ve Sanayi Odası (BUTSO) Başkanı Yusuf Keyik, ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalı olan Burdur’da 4. Organize Sanayi Bölgesi yer onayının resmiyet kazandığı müjdesini verdi. Keyik, Batı Burdur OSB’nin üretim, yatırım, ihracat ve istihdamda bölgenin kalkınma merkezi olacağını belirtti.</p>
<p>Batı Burdur’un yıllardır beklediği büyük kalkınma hamlesinde tarihi bir eşiğin daha aşıldığını ifade eden Yusuf Keyik, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yayımlanan resmi yazı ile Burdur Batı Organize Sanayi Bölgesi’nin yer seçimi resmen kesinleşti. Böylece Burdur merkezde bulunan 2 Organize Sanayi Bölgesi ve Bucak Organize Sanayi Bölgesi’nin ardından, Batı Burdur’un ilk OSB’si ve Burdur’un toplamda 4. Organize Sanayi Bölgesi resmiyet kazanmış oldu. Yaklaşık 118 hektarlık alanda kurulacak Batı Burdur OSB; Çavdır başta olmak üzere Gölhisar, Altınyayla, Tefenni, Karamanlı, Yeşilova ve çevre bölgeler için yeni bir üretim, yatırım ve istihdam merkezi olacaktır. Bölgenin stratejik konumu sayesinde Batı Burdur OSB; Burdur, Antalya ve Denizli üçgeninde önemli bir sanayi, üretim ve lojistik merkezi olma potansiyeli taşımaktadır.’’</p>
<p><strong>5 bin kişiye istihdam</strong></p>
<p>2024 yılında hazırlanan ön fizibilite çalışmalarının 2026 yılı ekonomik verileriyle güncellenmesi sonucunda, Batı Burdur OSB’nin tam kapasiteye ulaştığında yaklaşık 3 bin 500 kişilik doğrudan istihdam oluşturmasının beklendiğini belirten Yusuf Keyik, şöyle devam etti.</p>
<p>‘’Bu istihdamın yaklaşık 3 bin kişisinin mavi yaka ve teknik personel, 500 kişisinin ise mühendislik, yönetim ve idari kadrolardan oluşan beyaz yaka personel olması öngörülmektedir. Ayrıca lojistik, taşımacılık, servis, yemek, bakım, tedarik, ticaret ve yan sektörlerle birlikte yaklaşık bin 500 kişilik dolaylı istihdam oluşması bekleniyor. Toplam istihdam etkisinin ise  5 bin kişiye yaklaşacağı değerlendirilmektedir. 2026 yılı ekonomik projeksiyonlarına göre Batı Burdur OSB’nin yerel ekonomiye yıllık yaklaşık 2 milyar TL seviyesinde doğrudan ekonomik hareketlilik kazandırması hedefleniyor. Üretim kapasitesi açısından değerlendirildiğinde ise Batı Burdur OSB’nin tam kapasiteyle birlikte yıllık yaklaşık 10 milyar TL üzerinde üretim hacmine ulaşabileceği öngörülmektedir.’’</p>
<p><strong>7-8 milyar dolarlık ihracat hedefleniyor</strong></p>
<p>Batı Burdur OSB’nin teknoloji yoğun ve yüksek katma değerli yatırımların artmasıyla birlikte bu ekonomik büyüklüğün ilerleyen süreçte daha da yukarı taşınmasının hedeflendiğini anlatan Keyik, üretilecek ürünlerin yaklaşık yüzde 40’ının ihracata yönelmesiyle birlikte yıllık yaklaşık 7 ila 8 milyar TL seviyesinde katma değerli ihracat oluşturabileceği bildirdi. Keyik, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>‘’Antalya Limanı’na, ana ulaşım arterlerine ve üretim merkezlerine yakınlığı sayesinde Batı Burdur OSB’nin yatırımcılar açısından önemli lojistik avantajlar sunacağı öngörülmektedir. Batı Burdur OSB’nin aynı zamanda “Yeşil OSB” vizyonuyla planlanması; yenilenebilir enerji, çevre dostu üretim altyapısı ve sürdürülebilir sanayi modeli açısından Batı Burdur’a önemli bir vizyon kazandıracaktır. Yenilenebilir enerji altyapıları, çevre dostu üretim sistemleri ve sürdürülebilir sanayi yatırımlarıyla birlikte bölgenin uzun vadeli kalkınmasına katkı sağlanması hedeflenmektedir.”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/burdur-yeni-osbde-5-bin-istihdam-ve-10-milyar-liralik-ticaret-hacmi-hedefliyor-82118</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/8/1280x720/burdur-yeni-osbde-5-bin-istihdam-ve-10-milyar-liralik-ticaret-hacmi-hedefliyor-1782770808.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Burdur Ticaret ve Sanayi Odası öncülüğünde Batı Burdur bölgesinde yapılacak olan organize sanayi bölgesinde 5 bin kişilik istihdam ve yılda 10 milyar liralık ekonomik hacim hedefleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/amazonlarin-kenti-giresun-ve-ufkun-otesini-gormek-82174</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Amazonların kenti Giresun ve ufkun ötesini görmek…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HAKAN ATİS - info@hakanatis.com</strong></p>
<p>Göklerdeki gururumuz Türk Hava Yolları’nın iştiraki A Jet’in Boeing 737-800 model modern yolcu uçağı Karadeniz’in üstünde süzülürken doğanın dantel gibi işlediği yemyeşil kıyıları izliyorum. Türk Halk Müziği’nin efsane sesi Ümit Tokcan, Hekimoğlu İbrahim’in sevda dolu isyanını benzersiz yorumuyla anlatıyor. Ümit Ağabey’in saygın adıyla hafızalarımızda yer eden ünlü türküyü yerinde dinlemek bir başka oluyor. Mavi gökyüzünde bembeyaz bulutların eşlik ettiği keyifli yolculuğum Giresun-Ordu Havalimanı’na kartal gibi süzülen pilotlarımızın ustalığıyla son buluyor. Önemli ve büyük bir hizmet. Emeği geçenlerin tümünü kutluyorum. Benzerleri dünyanın çeşitli ülkelerine renk katıyor. Örneğin, Japonya’da Osaka Körfezi’ne kucak açan ve yapay ada kurularak inşa edilen Kansai Uluslararası Havaalanı. Güney Kore’nin cazibe merkezi Seul’deki Incheon Uluslararası Havalimanı vb gibi. Ancak, böylesine önemli bir yapıyı kendi ülkemde görmek beni doğal olarak gururlandırıyor. Dünyanın her yerinde Türk mühendislerinin imza attığı önemli eserler olduğunu biliyorum. Onlardan birini yurdumda görmek beni sonsuz derecede mutlu ediyor. Giresun-Ordu Havalimanı çıkışında değerli dostlarla buluşuyorum. Onur Ağan ve Önder Özgür Özdemir’le güncel gelişmeleri değerlendirerek yola koyuluyorum. Yeşiline bakmaya doyamadığım eşsiz coğrafyaya Giresun Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Çakırmelikoğlu’nun konuğu olarak adım atıyorum. Kendisiyle makamında gerçekleştirdiğim sohbette söz dönüp dolaşıp meslek büyüğüm Yavuz Ağabey’den (Donat) açılıyor. Başkan aramamı rica edince elim hızla telefonuma  gidiyor. O an Yavuz Ağabey’in sıcacık sesi odayı kaplıyor. Sonrası yörenin lezzetli çayları eşliğinde keyifli sohbet. Karadeniz’deyim, Giresun’dayım… Bundan daha güzel ne olabilir?</p>
<p><strong>Yatırımcılara davet</strong></p>
<p>Sekiz yıldır ülkemizin çeşitli kentlerinde sürdürdüğüm solo söyleşilerimin odak noktasını 40  yılı bulan mesleki deneyimimle harmanladığım iletişim ve medya ilişkileri konusundaki görüşlerim oluşturuyor. Bu sürecin en sevdiğim kısmını soru cevap bölümü oluşturuyor. Giresun Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Çakırmelikoğlu’da yöreye özgü açık sözlülüğü ve misafirperverliği ile kurumunun kapılarını coşkuyla açınca benim için keyifli bir seyahat kaçınılmaz oluyor. Türkiye’ye ‘Freşa’ markasıyla doğal maden suyu başta olmak üzere çeşitli ürünler sunan ve sektörünün önemli kuruluşları arasında olan Çakırmelikoğlu Grubu, anlaşılan o ki istikrarlı büyümesini başarıyla sürdürecek. Yolları açık, işleri Ege’nin bal incirleri gibi bereketli olsun.  GTSO’nun tarihi binasında kurumun basın danışmanı değerli meslektaşım Murat Çakır ve kentin nabzını tutan Yeşil Giresun Gazetesi’nin üçüncü kuşak sahibi Egemen Öğütçü ile sohbet ederken önemli bilgiler ediniyorum. Onlarla sohbeti tamamladıktan sonra demli çayları ile ünlü makam odasına yöneliyorum. Giresun Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Çakırmelikoğlu, çelebi sohbetiyle güne renk katarken not defterime onun şu sözlerini kaydediyorum “Kentimizin sanayi yatırımlarındaki büyümesini yeni OSB projeleriyle sürdürmeye hazırlanıyoruz.  Mevcut durumda faaliyetlerini sürdüren Giresun 1’nci  ve 2’nci OSB’lerde yaklaşık 6 bin kişiye istihdam sağlanıyor. Kentimizin ihracatı 2025’te 1 milyar doların üzerine çıkarak Doğu Karadeniz’de ilk sıraya yükseldi. Bölgemizin üretim ve istihdam kapasitesini artıracak üç yeni OSB’nin 2026 sonu ile 2027 yılı içinde yatırımcı tahsis aşamasına getirilmesi hedefleniyor. Bu kapsamda Espiye Adabük Mahallesi ile Tirebolu Düzköy sınırlarında bulunan 63 hektarlık alan beş yıl önce OSB olarak ilan edildi. Tamamı özel mülkiyete ait 125 parselden oluşan alanda yatırımcı tahsis sürecine geçilebilmesi için gereken yasal işlemlerin büyük bölümü tamamlandı. OSB yatırımları kentimizin üretim gücünü daha da artıracak ve yeni istihdam alanları oluşturacak. Bu nedenle yatırımcıları bölgeye davet ediyoruz.”</p>
<p><strong>Lezzet ve kitaplar</strong></p>
<p>Giresun’da Türkiye’nin en kaliteli fındıkları yetiştiriliyor. Bu nedenle ülkemizin diğer bölgelerinde üretilen fındıklar levant olarak adlandırılıyor. Diğer yandan yeşil ile mavinin kucaklaştığı bu güzel kentin mutfağı da oldukça ünlü. Yolunuz düşerse fırından yeni çıkmış mısır ekmeğinin yanında hamsi diblesi ve mısır çorbası tavsiye ederim. İsterseniz tereyağlı sos yerine soğuk yoğurtla deneyebilirsiniz. Bir önerim daha olacak…Kent merkezinde sahilde bulunan Grava Lounge’da biftek, Piraziz Eğrice mevkiindeki Özkukul’da yöreye has nefis pideleri mutlaka tadın. Yazımı birazdan tamamlıyorum. Karadeniz’in cennet köşesinde İzmir’in fahri elçisi gibi arı titizliğiyle çalışan Giresun Ticaret ve Sanayi Odası Genel Sekreteri Şükrü Cebeci ve kent ekonomisinin daha da ileri gitmesi için vizyon sergileyen Meclis Başkanı Necmettin Şükrü Ataün ile Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Çakırmelikoğlu başta olmak üzere tüm dostlara mavi selamlarımı ve teşekkürlerimi sunuyorum. Bu keyifli seyahatte bana Stefan Zweig’in Olağanüstü Bir Gece ve Gabriel Garcia Marquez’in Kayıp Bir Denizci isimli eserleri eşlik etti. Yol arkadaşı arayanların bilgisine sunuyorum. </p>
<p><strong>Yol haritası</strong></p>
<p>Ülkemizin her yanı cennet lakin Karadeniz’e ve Giresun’a doymak mümkün değil. Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Hasan Çakırmelikoğlu’nun yönetiminde nice başarılara imza atacaklarına inanıyorum. Faaliyetlerini bütünleşik kurumsal iletişim yaklaşımları ve organizasyonuyla güçlendirmeleri halinde daha da etkili olacaklarına eminim. Türkiye’nin her yerinden ve yurtdışından yatırımcı bekliyorlar. Bu fırsatın iyi değerlendirilmesi lazım. Bence fındık alanında sahip oldukları küresel ham madde ihracatçısı kimliğini güçlendirerek dijital dünya, yayla ve özel sağlık turizmi, gastronomi, lojistik gibi alanlarda da söz sahibi olabilirler. Bu güzel şehir Doğu Karadeniz’in Orta Asya ve Kafkasya’daki yeni cazibe merkezi yapılabilir. Giresun bunu fazlasıyla hak ediyor. Yöre yılın 8 hatta 10 ayı uzaktan çalışmaya uygun. Uydu kentler ve ortak çalışma alanlarıyla Avrupa’daki şirketler için aranan bir merkez haline getirilebilir. Hatta tarihe not düşmek için özellikle yazıyorum… Biyo-karbon dönüşüm tesisleri hayata geçirilerek işlenecek fındık kabukları sayesinde çelik ve alimünyum sektöründe AB’nin gözdesi olabilirler. Sakarya ve Ordu’da fındık kabuklarından yüksek karbon elde edilen tesisler var. Ancak biyo-karbon hammaddesine dönüştüren işletme henüz yok! Bildiğim kadarıyla Ordu Büyükşehir Belediyesi de sanayiden tıbba kadar birçok alanı kapsayan aktif karbon üretimine hazırlanıyor. Sözün özü… Karadeniz’in yeşil cenneti Giresun fırsatlar diyarı olarak sizleri bekliyor. Kolları sıvayın. Neden olmasın? Giresun Ticaret ve Sanayi Odası ufkun ötesini görmek ve bilmek için çalışıyor. Bu yaklaşım günümüzün rekabet yoğun dünyasında onların yıldızını parlatıyor. Yolları açık olsun. Kalemimle yanlarında olmaya devam edeceğim. Temmuz sayımızda yeniden buluşmak üzere esen kalın.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/amazonlarin-kenti-giresun-ve-ufkun-otesini-gormek-82174</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Amazonların kenti Giresun ve ufkun ötesini görmek… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tvf-petrokimya-yatirimindan-vazgecti-sanayici-ithal-hammaddeye-mahkum-82171</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TVF petrokimya yatırımından vazgeçti, sanayici ithal ham maddeye mahkûm!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SERKAN AKSÜYEK - </strong><strong>serkan@ibailetisim.com</strong></p>
<p>Dikkatli okurlar anımsayacaktır. Ekonomi Gazetesi’nin 31 Mart 2026 tarihli sayısında, yaşamsal önem taşıyan bir müjdeyi paylaşmıştık. Türkiye Varlık Fonu (TVF) bünyesindeki TVF Rafineri ve Petrokimya A.Ş’nin, hem ihracat hem de ithalat rekorları kıran “kimyevi maddeler ve mamulleri” sektörünün en büyük oyuncularıyla el ele vererek Adana-Ceyhan’da kurmayı planladığı ve ÇED süreçleri tamamlanan “yeni petrokimya kompleksi”nin detaylarını aktarmıştık. <em>(Bknz, Nasıl Bir Ekonomi 31,03,2026)</em></p>
<p><strong>TVF VAZGEÇTİ</strong></p>
<p>Türkiye’nin ilk ve tek petrokimyasal ham madde üreticisi Petkim’in kurumsal iletişim süreçlerini uzun yıllar yöneten bir iletişimci olarak bu müjdeyi vermekten büyük keyif de almıştım. Aradan üç ay geçtikten sonra ise aynı konuda bu kez üzücü haberi yine ilk kez okurlarla paylaşmak bana düşüyor. Kulağımıza çalınan ve teyit ettiğimiz bilgiler, TVF yönetiminin Adana’nın Ceyhan ilçesinde BOTAŞ’ın mülkiyetinde bulunan arazilerde inşa etmeyi planladığı yeni petrokimya üretim kompleksi yatırımından tamamen vazgeçtiğini gösteriyor.</p>
<p>Bu kritik ve stratejik projenin ön mühendislik süreçlerinde görevlendirilmesi için transfer edilen yetkin mühendis kadrolarının iş sözleşmelerine son verildiğini de büyük üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz. Bu kadrolar arasında, yurt dışındaki şirketlerde başarıyla görev yaparken, bu dev yatırıma katkı sağlamak için düzenini bozarak heyecan içinde ülkesine dönen yetkin mühendisler de bulunuyor.</p>
<p>2019 yılında “Enerji İhtisas Bölgesi” olarak ilan edilen BOTAŞ arazisine komşu olan arazilerde en az 10 milyar dolara mal olacak yatırımla başta alçak yoğunluk polietilen, yüksek yoğunluk polietilen, polipropilen (PP), polivinil klorür (PVC), vinil klorür monomer (VCM) ve saf tereftalik asit (PTA) gibi Türkiye içerisinde tüketimi en yüksek petrokimyasal ürünlerin üretilmesi hedefleniyordu.</p>
<p><strong>NEDEN İPTAL OLDU? </strong></p>
<p>TVF bünyesindeki TVF Rafineri ve Petrokimya Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından gerçekleştirilmesi öngörülen ve ÇED raporu aşaması dahi tamamlanan bu yatırımın iptal edilme sebepleri arasında “tanıdık” nedenler olduğu da anlaşılıyor.</p>
<p>Risk paylaşımını mümkün kılacak bir ortaklık yapısıyla inşa edilmesi planlanan yatırımda en önemli soru işareti, üretimde kullanılacak ham maddenin ne olacağının yanı sıra, nerede ve nasıl üretileceğiydi. Türkiye’de petrokimyasal ürünleri en yüksek seviyede tüketen yerli ve yabancı sermayeli dev firmaların da yer alması hedeflenen bu oyun planında, reel sektöre “tükettiğin ham maddenin üreticisi ol” mesajı da verilmişti. Ancak mesele mesaj vermekle çözülmedi.</p>
<p>Petrokimyasal üretime odaklanacak bir rafinerinin (petro-rafineri) en iyimser tahminle 3,5-4 milyar dolara mal olması ve bu maliyete reel sektör şirketlerinin dahil olmak istememesi, projeyi akamete uğratan en önemli sebepler arasında yer alıyor. Petkim gibi dünyanın en pahalı ham maddelerinden nafta ile yapılacak bir üretim, daha ilk adımda rekabetçi olmaktan uzaklaşma riskini barındırıyor. Başta Ortadoğu olmak üzere petrol ve doğal gaz kaynaklarına sahip olan ülkelerin hemen hepsinde nafta bazlı bir üretim uzun yıllar önce terk edilmiş durumda. Yeni tesisler doğal gazla üretimini sürdürüyor.</p>
<p>Ceyhan’da gerçekleştirilmesi planlanan bu yatırıma dahil olmayı planlayan firmaların, rafinerinin yüksek maliyetine katlanmak istememesi, bu yatırımın devlet eliyle yapılmasını istemeleri, planı bozan en önemli gerekçeler arasında.</p>
<p><strong>EVDEKİ HESAP ÇARŞIYA UYMADI</strong></p>
<p>Firmalar, rafinerinin ürettiği ham maddeyi kullanarak onlarca sektöre ham madde üretecek fabrikaları, devletin de içinde bulunduğu risk paylaşımı modeliyle inşa etmeye sıcak bakıyorlardı. Ancak evdeki hesabın çarşıya uymadığı anlaşılıyor. Bu durumda 10 puanlık sınav sorusunu sorma hakkımız doğuyor:</p>
<p>Türkiye’de 1960’lı yıllarda İzmit-Yarımca’da, 1980’li yıllarda ise İzmir-Aliağa’da dev petrokimya kompleksleri kuran devlet, yerli üretimin yüzde 7 seviyesine kadar düştüğü 2026 yılında, neden bu yatırıma yanaşmıyor?</p>
<p>Çelişki şurada: Yıllık 15 milyar dolar ithalat ile Çin’den sonra “dünyanın en büyük ikinci petrokimyasal ham madde ithalatçısı” olan Türkiye için petrokimya kompleksi yatırımı yaşamsal önem taşırken; aynı devlet milyarlarca lira zarar eden ve sadece 30 bin adet/yıl üretim kapasitesine sahip olan TOGG’u yere göğe sığdıramıyor. “TOGG mu önemli yerli petrokimya kompleksi mi?” sorusu, anlamsızca askıda kalmayı sürdürüyor. Emeklisinin bayram ikramiyesine zam dahi yapmayan devlet, petrokimyaya odaklanacak bir rafineri için 3,5-4 milyar dolarlık yatırımı sanırım “gereksiz” buluyor.</p>
<p><strong>FAİZE VAR YATIRIMA YOK</strong></p>
<p>Aynı kamu idaresinin faize ödediği ve hepimizin alın teri olan bütçe büyüklüğü konusunda fikriniz var mı? Yardımcı olayım: Bu yılın ilk beş ayında 1 trilyon 262 milyar 642 milyon TL faiz ödeyen Maliye Bakanlığımızın, 2026 bütçesinde yılın tamamı için öngörülen faiz gideri 2 trilyon 741 milyar 656 milyon TL. ABD dolarının bugünkü değeri olan 45 TL dikkate alındığında, sadece bu yılın ilk beş ayında faiz giderlerinin 28 milyar doların üzerinde olduğu anlaşılıyor. Geçen yıla göre yüzde 51’lik bir artıştan söz ediyoruz. 2026 yılının tamamında ise faiz gideri 60 milyar dolara ulaşacak ya da bu seviyeye çok yaklaşacak.</p>
<p>Hal böyle olunca; başta faize, her türlü gereksiz harcamaya ve elbette saltanata kaynak bulmakta zorlanmayan devletin, yeni bir petrokimya kompleksi için kolları sıvamasını beklemek Türk reel sektörünün hakkı olsa gerek. Dünyanın hemen her ülkesinde rafineri gibi stratejik özellik taşıyan yatırımlar, devletlerin doğrudan ya da dolaylı içinde olduğu iş modelleri üzerinden kurgulanıyor.</p>
<p>Bugünün dünyasında kalkınmışlık seviyesi yüksek ülkelerin, aynı zamanda kimya sektöründe önemli üreticiler olmaları elbette tesadüf değil. Kimya, onlarca üretim sektörünün doğrudan ya da dolaylı ham madde üreticisi konumunda olduğu için stratejik özellik taşıyan bir sektör aynı zamanda.</p>
<p>Geleceğe umutla bakmamızı sağlayacak bu yatırımlara bir an önce başlanmasını diliyorum.</p>
<p><strong>TVF’NİN AKTİF BÜYÜKLÜĞÜ 360 MİLYAR DOLARA ULAŞTI </strong></p>
<p>2025 yılı sonu itibarıyla Türkiye Varlık Fonu (TVF) envanterinde 7 farklı sektörde 36 şirket, 2 lisans ve çeşitli gayrimenkuller bulunuyor. Kurulduğu günden bugüne sermaye artışları, birleşme ve satın alma işlemleri ve sıfırdan yatırımlarla toplam 18 milyar dolar yeni yatırım gerçekleştiren TVF’nin varlık büyüklüğü ise 360 milyar dolara yükselmiş durumda. TVF bu aktif büyüklüğüyle varlık fonlarının global düzeydeki görünümünü izleyen Global SWF'in uluslararası ulusal varlık fonları sıralamasında da ilk 10 varlık fonu arasında yer alıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tvf-petrokimya-yatirimindan-vazgecti-sanayici-ithal-hammaddeye-mahkum-82171</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/1/1280x720/tvf-petrokimya-yatirimindan-vazgecti-sanayici-ithal-hammaddeye-mahkum-1782811899.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TVF petrokimya yatırımından vazgeçti, sanayici ithal hammaddeye mahkûm! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tskbnin-yurt-disi-tahvil-ihracinda-nominal-tutar-300-milyon-82164</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TSKB&#039;nin yurt dışı tahvil ihracında nominal tutar 300 milyon dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB), Medium Term Note (MTN) Programı kapsamında yurtdışında ihracının yapılması planlanan tahvillerin ihracında nominal tutar 300 milyon dolar olarak belirlendi.</p>
<p>TSKB tarafından Kamuyu Aydınlatma Platformu'na (KAP) yapılan açıklamada, "29 Haziran 2026 tarihli özel durum açıklamamızda Bankamızın MTN Programı kapsamında yurt dışında ihracının yapılması planlanan tahvillerin ihracı ile ilgili olarak Arab Banking Corporation (B.S.C.), Banco Bilbao Vizcaya Argentaria S.A., BNP PARIBAS, Citigroup Global Markets Limited, ING Bank N.V., J.P. Morgan Securities plc, Morgan Stanley Co International plc, SMBC Bank International Plc ve Standard Chartered Bank'den oluşan bankaların yetkilendirildiği ve yatırımcı görüşmelerinin yapılacağı duyurulmuştu. Bu kapsamda, söz konusu ihraca ilişkin yatırımcılardan talep toplama süreci tamamlanmıştır." denildi. </p>
<p>Nominal tutarı 300 milyon dolar, itfa tarihi 7 Temmuz 2031 olan sabit faizli 5 yıl vadeli tahvilin kupon oranının yüzde 7,25 olarak belirlendiği aktarılan açıklamada, tahvil ihraç tavanı tutarının 750 milyon dolar olduğu bildirildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tskbnin-yurt-disi-tahvil-ihracinda-nominal-tutar-300-milyon-82164</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/07/tskb-ZVqU_cover.jpg.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TSKB&#039;nin yurt dışı tahvil ihracında nominal tutarın 300 milyon dolar olarak belirlendiği bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bakioglu-holding-2026-bahar-doneminde-3-bine-yakin-ogrenciyle-bulustu-82156</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakioğlu Holding, 2026 bahar döneminde 3 bin öğrenciyle buluştu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Bakioğlu Holding ve Ambalaj Grubu Şirketleri Bak Ambalaj, Polibak, Bak Gravür, Bareks ve Bakcycle'nin, 2026 Bahar Dönemi boyunca gerçekleştirdiği Kampüs Günleri kapsamında genç yeteneklerle bir araya gelmeye devam ettiği bildirildi.</p>
<p>Şirket açıklamasına göe, kariyer fuarlarından teknik gezilere, ders katılımlarından seminer ve söyleşilere, mülakat simülasyonlarından kariyer buluşmalarına kadar uzanan geniş bir etkinlik yelpazesiyle öğrencilerin kariyer gelişimlerine katkı sağlayan Bakioğlu Holding, dönem boyunca yaklaşık 3 bin öğrenciyle buluştu.</p>
<p>Bahar dönemi boyunca 10 farklı üniversitede gerçekleştirilen 18 etkinlikte öğrencilerle bir araya gelen Bakioğlu Holding çalışanları, iş yaşamına dair deneyimlerini paylaşırken gençlerin kariyer planlamalarına destek olmayı ve sektör hakkında daha yakından bilgi edinmelerine katkı sağlamayı amaçladı.</p>
<p>Genç yeteneklerle yalnızca işe alım süreçlerinde değil, öğrenme ve gelişim yolculuklarının farklı aşamalarında buluşmayı önemseyen Bakioğlu Holding, üniversite iş birliklerini uzun vadeli değer yaratma yaklaşımının önemli bir parçası olarak görüyor. Şirket, geleceğin profesyonelleriyle erken dönemde bağ kurarak karşılıklı öğrenme ve gelişim fırsatları oluşturmayı hedefliyor.</p>
<p>2026 Bahar Dönemi Kampüs Günleri kapsamında gerçekleştirilen etkinlikler, öğrencilerin sektör profesyonelleriyle doğrudan iletişim kurmasına, iş dünyasını yakından tanımasına ve kariyer hedeflerini şekillendirmesine katkı sağladı. Etkinlikler aynı zamanda Bakioğlu Holding’in “Seninle Baki” işveren markasını genç yeteneklerle buluşturduğu önemli temas noktaları arasında yer aldı.</p>
<p>Bakioğlu Holding, genç yeteneklerle yeniden buluşmak üzere 2026 Güz Dönemi Kampüs Günleri’nde üniversite kampüslerinde yerini almaya hazırlanıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bakioglu-holding-2026-bahar-doneminde-3-bine-yakin-ogrenciyle-bulustu-82156</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/6/1280x720/bakioglu-holding-2026-bahar-doneminde-3-bine-yakin-ogrenciyle-bulustu-1782802474.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bahar dönemi boyunca 10 farklı üniversitede gerçekleştirilen 18 etkinlikte öğrencilerle bir araya gelen Bakioğlu Holding çalışanları, iş yaşamına dair deneyimlerini paylaştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ick-kalip-dijital-yatirimla-urun-gamini-100-bin-kaleme-cikaracak-82151</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İCK Kalıp dijital yatırımla ürün gamını 100 bin kaleme çıkaracak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Eskişehir’de 1988 yılından bu yana faaliyetlerini sürdüren İCK Kalıp AŞ'nin, kalıp ve üretim ekipmanları alanındaki uzmanlığını dijital tedarik yatırımlarıyla büyüttüğü bildirildi. Pres-sac kalıp sistemlerinden plastik enjeksiyon kalıplarına, bağlantı elemanlarından CNC kesici takımlara kadar üretim sanayisinin ihtiyaç duyduğu geniş bir ürün grubunda faaliyet gösteren şirketin, 2000 yılında kurduğu Sanalbur markasıyla dijital satış ve tedarik altyapısını güçlendirmeye odaklandığı belirtildi.</p>
<p>İCK Kalıp AŞ Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Cem Kılınç, 3 bin metrekare kapalı alanda hem standart ürün tedariki hem de müşteriye özel üretim gerçekleştirdiklerini belirterek, üretim süreçlerini dijitalleşme yatırımlarıyla desteklediklerini söyledi. Kalıp ve bağlantı elemanları tarafında üretim yaparken, dijital ortamda oluşturdukları üç boyutlu datalarla müşterilerin üretim süreçlerine daha hızlı entegre olmasına katkı sunduklarını ifade eden Kılınç, “Sanalbur markamız üzerinden yürüttüğümüz e-ticaret ve B2B platformumuzu daha kapsamlı hale getirmek için yatırımlarımıza devam ediyoruz. Mevcut ürün gamımızı yalnızca kalıp ve bağlantı elemanlarıyla sınırlı tutmuyoruz. Hırdavat, cıvata, iş güvenliği ekipmanları, kaynak malzemeleri ve makine çeşitlerini de portföyümüze dahil ediyoruz. Hedefimiz, üretime dair ihtiyaç duyulan A’dan Z’ye tüm ürünleri tek bir platform üzerinden sunabilmek. Bu doğrultuda ürün çeşitliliğimizi 100 bin kaleme çıkarmayı planlıyoruz. Barkodlu sistem altyapısı, hızlı sipariş ve stok yönetimi tarafında da dijital yatırımlarımız sürüyor. Kalıpların üç boyutlu datalarının doğrudan platforma aktarılabilmesi için çalışmalar yürütüyoruz” dedi.</p>
<p><strong>“Türkiye genelinde bayilik sistemi kurmayı hedefliyor”</strong></p>
<p>Dijital platform yatırımlarının toplam büyüklüğünün 3 milyon TL seviyesine ulaştığını kaydeden İsmail Cem Kılınç, orta vadede yurtdışında distribütörlük anlaşmalarıyla doğrudan ihracata yönelmeyi planladıklarını söyledi. Otomotiv sektörünün kalıp teknolojilerinin en yoğun kullanıldığı alanlardan biri olduğunu ifade eden Kılınç, şöyle konuştu: “Otomotiv ana sanayi ve yan sanayisinin ihtiyaç duyduğu kalıp, bağlantı elemanları, kesici takımlar ve üretim destek ürünleri konusunda çözüm sunuyoruz. Özellikle metal pres kalıpları, plastik enjeksiyon kalıpları ve kalıp elemanları tarafında hızlı ve sürdürülebilir tedarik sağlamayı hedefliyoruz. Otomotiv sektöründe zaman, kalite ve süreklilik kritik öneme sahip. Bu nedenle yalnızca ürün tedarik eden bir firma değil, üretim süreçlerine teknik katkı sunan bir çözüm ortağı olmayı önemsiyoruz. Dijital ortamda oluşturduğumuz üç boyutlu data desteğiyle müşterilerimizin tasarım ve üretim süreçlerini hızlandırmayı amaçlıyoruz. Türkiye genelinde güçlü bir bayilik sistemi oluşturmayı ve üreticilere daha yakın olmayı hedefliyoruz.”</p>
<p><strong>“Sektörün rekabet gücü yerli tedarik altyapısıyla artacak”</strong></p>
<p>Türkiye otomotiv sanayisinin güçlü bir üretim ekosistemine sahip olduğunu dile getiren Kılınç, sektörün hız, kalite, maliyet avantajı ve dijitalleşme konularına her geçen gün daha fazla odaklandığını söyledi. Tedarik süreçlerinde yaşanan zaman kayıplarının üretim planlamasını doğrudan etkilediğine dikkat çeken Kılınç, “Otomotiv sektörü Türkiye sanayisinin en stratejik alanlarından biri. Ana sanayi, yan sanayi, kalıpçılık, talaşlı imalat, plastik enjeksiyon ve metal işleme gibi birçok üretim kolunu besleyen büyük bir yapıdan söz ediyoruz. Son dönemde üreticilerin hızlı tedarik, doğru ürün seçimi ve teknik destek konularına daha fazla önem verdiğini görüyoruz. Kalıp ve üretim ekipmanları tarafında güçlü bir yerli tedarik altyapısının oluşması, otomotiv sanayisinin rekabet gücünü artıracaktır. Biz de hem üretim tecrübemiz hem de dijital tedarik yapılanmamızla sektöre katkı sunmaya devam ediyoruz” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ick-kalip-dijital-yatirimla-urun-gamini-100-bin-kaleme-cikaracak-82151</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/1/1280x720/ick-kalip-dijital-yatirimla-urun-gamini-100-bin-kaleme-cikaracak-1782800516.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İCK Kalıp, dijital tedarik altyapısına yaptığı 3 milyon TL’lik yatırımla ürün gamını genişletiyor. Şirket, Sanalbur markası üzerinden yürüttüğü yapılanmayla ürün çeşitliliğini 100 bin kaleme çıkarmayı ve Türkiye genelinde bayilik ağını büyütmeyi hedefliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/amerika-ve-avrupalilarin-halilari-antalya-hali-tarlasinda-temizleniyor-82119</guid>
            <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Amerika ve Avrupalıların halıları Antalya ‘halı tarlası’nda onarılıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA  </strong></p>
<p>Başta Türkiye olmak üzere yurt dışından eskiyen, kirlenen halıların temizlenmesi ve onarımı Antalya’nın Döşemealtı ilçesi Killik köyünde gerçekleştiriliyor.</p>
<p>El dokuması halı ve kilimler temizlenip onarıldıktan sonra renklerinin açılması amacıyla biçilmiş ekin tarlalarında güneşe seriliyor. Tarlalara serilen binlerce halının büyük ilgi çektiği, özellikle hafta sonlarında gezginlerin uğrak yeri haline geldiği belirtildi.</p>
<p>Topkara Halı Yıkama şirketi sahibi Hasan Topkara da halı tarlalarını oluşturan işletmecilerden biri. Topkara, 1978 yılında babası Ali Topkara’dan aldığı işi severek yapıp bugünlere getirdiğini söyledi.</p>
<p>Halı Tarlası sezonun 20 Haziran’da başlayıp 20 Eylül’de sona erdiğini ifade eden Topkara, el dokuması ile ünlü Antalya’nın Döşemealtı Halısının artık üretiminin yapılmadığını kaydetti.</p>
<p>Sadece Türkiye’den değil yurtdışından da temizlenmesi ve bakım onarımının yapılması için halı ve kilim gönderildiğini belirten Topkara, Rusya-Ukrayna, hem de ABD-İsrail ile İran savaşlarının halı sektörünü çok olumsuz etkilediğini söyledi.</p>
<p>Yurt dışından yıkanmak, temizlenmek ve onarılmak üzere gelen kilim ve halıların yüzde 80’inin ABD, diğer kalan kısmının da Almanya, Fransa, Bulgaristan ve Moldavya’dan ‘Geçici ithalat’ karşılığı geldiğini belirten Hasan Topkara, ‘’ABD’den gelen halıların çoğu İran halısı.  Bulgaristan’dan göçmen kilimi, Moldavya’dan da Moldov kilimi geliyor. Sektör bu aralar çok zayıfladı. Rusya ve Ukrayna savası zaten iki sezondur kötü gidiyordu. ABD-İsrail ile İran savaşı büyük olumsuzluk yarattı. Avrupa’ya halı satışı düştü’’ dedi.</p>
<p><strong>300 dönüm tarlada 44 bin adet halı</strong></p>
<p>Her iki savaş öncesi 44-45 bin adet halı ve kilim yıkayıp onardığına dikkat çeken Topkara, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Türkiye’den temizlenmek ve onarılmak üzere gelen halıların yüzde 95’i İstanbul olmak üzere, Kayseri ve Konya ile diğer şehirlerden geliyor. Halı ve kilimlerin kullanımı 30 ile 60 yıl arasında değişiyor. Geçmiş dönemde 300 dönüm tarlada 44-45 bin adet halı serip güneşe sererdik.  Ancak savaşlar nedeniyle şu anda 7-8 bin adet halı ve kilim serebiliyoruz. Savaşlar nedeniyle son iki sezondur büyük düşüş yaşanıyor. El dokuma halı ve kilim yıkanmaz ise güve yer. Nemli ortamlarda kullanılan halılarda da çürüme olur. Yıkanan halı ve kilimleri güneşe sererek bakterilerden kurtulmasını sağlıyoruz.’’</p>
<p><strong>"Afgan halısı Türk halısına darbe vuruyor"</strong></p>
<p>Son yıllarda Türkiye’ye çeşitli yollardan Afgan halısı girdiğini, bunun da Türk halı sektörüne darbe vurduğunu söyledi. Topkara, ‘’Sıkıntıların çoğu yurtdışından gelen Afgan halıları. Kalitesi çok düşük. Satıcılar 20 dolardan Afgan halısı getiriyor. El dokuma boya ve dokuması daha kaliteli olan Türk kilim ve halısı rekabet edemiyor’’ diye konuştu. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/amerika-ve-avrupalilarin-halilari-antalya-hali-tarlasinda-temizleniyor-82119</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/9/1280x720/amerika-ve-avrupalilarin-halilari-antalya-hali-tarlasinda-temizleniyor-1782771013.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya’da halı yıkama ve onarımı yapıldıktan sonra kuruması için tarlalara serilen &quot;halı tarlası&quot;na Amerika ve Avrupa ülkelerinden de yoğun talep olduğu belirtiliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oyak-cimentodan-alman-pure-energy-ile-is-birligi-82110</guid>
            <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 16:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> OYAK Çimento&#039;dan Alman Pure Energy ile iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>OYAK Çimento'nun, Ankara’da düzenlenen 7. Türk-Alman Enerji Ortaklığı Forumu kapsamında geleceğin enerji stratejilerini şekillendirecek bir iş birliğine gittiği bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre OYAK Çimento, sanayide enerji esnekliğinin değerlendirilmesi ve karbonsuzlaşma süreçlerinin hızlandırılması amacıyla Almanya merkezli "temiz teknoloji" şirketi Pure Energy ile iş birliği protokolü imzaladı.</p>
<p>"Enerji Güvenliği için Ortaklık" ana temasıyla toplanan ve iki ülke arasındaki siyasi kararlılığı somut projelere dönüştürmeyi amaçlayan forumda, iş birliği kapsamı daha da genişletilerek ortaklığın adı "Türk-Alman Enerji ve Maden Ortaklığı" olarak güncellendi.</p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ile Almanya Ekonomi ve Enerji Bakanı Katherina Reiche’nin katılımıyla gerçekleşen organizasyon, sanayinin geleceğine yönelik stratejik dönüşüm başlıklarına ev sahipliği yaptı. Bu stratejik protokol ile OYAK Çimento ve Pure Energy'nin, enerji verimliliğini artırmak, yenilikçi enerji çözümlerini değerlendirmek, sanayide esneklik ile karbonsuzlaşma odağında sürdürülebilir üretim yaklaşımını daha da güçlendirmek üzere ortak çalışmalar yürüteceği belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, "Protokolün diğer imzacısı olan Almanya merkezli Pure Energy, yenilenebilir enerji varlıklarının ve batarya depolama sistemlerinin ticari optimizasyonu, enerji ticareti, proje geliştirme ve uygulamalı danışmanlık hizmetleri alanlarında uzmanlaşmış, özel bir temiz teknoloji şirketi olarak öne çıkıyor. İki şirketin bir araya gelerek başlattığı bu süreç, forumda çizilen vizyonun sahada projelere dönüşmesinin ilk somut adımlarından birini oluşturuyor." denildi. </p>
<p><strong>“Sanayinin dönüşümüne öncülük ediyoruz”</strong></p>
<p>İmza töreninin ardından stratejik ortaklığa ilişkin değerlendirmelerde bulunan OYAK Çimento Ülke CEO’su Murat Sela, "Geleceğin enerji sistemleri; güçlü iş birlikleri, ortak vizyon ve sürdürülebilir dönüşüm odağında şekilleniyor. Türk-Alman Enerji Ortaklığı Forumu kapsamında Pure Energy ile imzaladığımız bu stratejik protokol, sanayide enerji esnekliğinin değerlendirilmesi ve karbonsuzlaşmanın desteklenmesi adına son derece somut bir adım olma özelliği taşıyor. OYAK Çimento olarak düşük karbonlu üretim vizyonumuz doğrultusunda sanayinin dönüşümüne katkı sağlayacak hamleleri kararlılıkla yapıyoruz. Bu iş birliği sayesinde enerji verimliliğimizi artırmayı, yenilikçi enerji çözümlerini operasyonlarımıza entegre etmeyi ve sürdürülebilir üretim yaklaşımımızı daha da pekiştirmeyi hedefliyoruz. Sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek amacıyla değer üretmeye kesintisiz devam edeceğiz." ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oyak-cimentodan-alman-pure-energy-ile-is-birligi-82110</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/0/1280x720/4664-1782741397.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OYAK Çimento ile Almanya merkezli Pure Energy arasında, 7. Türk-Alman Enerji Forumu kapsamında iş birliği protokolü imzaladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yasa-disi-hasar-takibiyle-ilgili-yeni-duzenleme-82107</guid>
            <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 16:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yasa dışı hasar takibiyle ilgili yeni düzenleme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Trafik sigortalarındaki değer kaybı kaynaklı uyuşmazlıkların asgari seviyeye indirilmesi ve tazminat süreçlerinin etkin, adil ve hızlı şekilde yönetilmesi amacıyla hazırlanan eylem planı kapsamında yapısal reformların kararlılıkla hayata geçirildiği bildirildi.</p>
<p>Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK) açıklamasında, bu kapsamda eksper hesaplamalarının standartlaştırılması, eksper atamalarında akıllı sisteme geçilmesi ve değer kaybı tazminatının hak sahiplerine herhangi bir ilave başvuru şartı aranmaksızın maddi hasarla birlikte hesaplanarak ödenmesi yönünde yakın dönemde üç önemli değişikliğin hayata geçirildiği hatırlatıldı.</p>
<p>Eylem planının dördüncü aşamasında, kanuna aykırı şekilde hasar aracılığı faaliyetinde bulunan ve bu yolla vatandaşların mağduriyetine neden olan yasa dışı yapıların engellenmesine yönelik yeni bir genelgenin yayımlanarak yürürlüğe girdiği belirtilen açıklamada, "Yapılan düzenlemeyle, söz konusu yapılara yönelik gerekli adli ve idari yaptırımların daha etkin uygulanması suretiyle hasar süreçlerinin doğrudan sigorta şirketi ile sonuçlandırılması amaçlanmaktadır." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>Açıklamada, eylem planının beşinci aşamasında ise vatandaşların kaza ihbarını tek bir merkeze kolay ve hızlı şekilde iletebilmelerini sağlamak amacıyla tüm sigorta şirketlerinin entegre olacağı Ortak Hasar İhbar Merkezi'nin (OHİM) yakın tarihte devreye alınacağı kaydedilerek, "Kurumumuz, sigorta hasar tazmin süreçlerini basitleştirerek işlem yükünü azaltıp işlem hızını artıran düzenlemelere devam edecektir." denildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yasa-disi-hasar-takibiyle-ilgili-yeni-duzenleme-82107</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/1/1280x720/arac-otomobil-tamiri-otomotiv-1753626787.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SEDDK açıklamasında, kanuna aykırı şekilde hasar aracılığı faaliyetinde bulunan ve bu yolla mağduriyete neden olan yasa dışı yapıların engellenmesine yönelik yeni bir genelgenin yayımlanarak yürürlüğe girdiği belirtilerek, &quot;Yapılan düzenlemeyle, söz konusu yapılara yönelik gerekli adli ve idari yaptırımların daha etkin uygulanması suretiyle hasar süreçlerinin doğrudan sigorta şirketi ile sonuçlandırılması amaçlanmaktadır.&quot; ifadeleri kullanıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracat-talep-endeksi-mayista-995e-geriledi-82106</guid>
            <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 16:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracat Talep Endeksi mayısta 99,5&#039;e geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM), önemli pazarlarda talebi oluşturan koşullar ile küresel ekonomideki talep ve risklerin takip edildiği İhracat Pazar Monitörü'nün mayıs ayı sonuçları paylaşıldı.</p>
<p>Buna göre, ihraç edilen ürünlere olan talep koşullarını ihracat yapılan pazarlar üzerinden temel ve öncü makroekonomik göstergeleri kullanarak takip eden İhracat Talep Endeksi, mayısta aylık bazda yüzde 0,1, geçen yılın aynı dönemine göre ise yüzde 0,7 azalışla 99,5 oldu. Böylece endeks, uzun dönem ortalamasının altında seyretti.</p>
<p>Mayısta sanayi üretimi ve enflasyondaki kısmi iyileşmelere karşın, işsizlik, iş güveni ve tüketici güvenindeki gerilemeler talep endeksinin uzun dönem ortalamasının altında kalmasında etkili oldu.</p>
<p>Uzun ve kısa vadeli sosyal, ekonomik ve politik göstergelerden yararlanılarak oluşturulan ve ihracat pazarlarının risklere karşı direncini ölçen TİM Pazar Dayanıklılık Endeksi ise mayısta aylık bazda yüzde 0,9 artış gösterirken geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 0,4 azalarak 98,8 olarak hesaplandı.</p>
<p>Küresel jeopolitik risklerdeki kısmi azalışa rağmen İhracat Talep Endeksi'nin uzun dönem ortalamasının altında kalmayı sürdürmesi, ihraç pazarlarının genel dayanıklılığını olumsuz etkiledi. Bu gelişmeyle birlikte Pazar Dayanıklılık Endeksi de uzun dönem ortalamasının altında seyrini sürdürdü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracat-talep-endeksi-mayista-995e-geriledi-82106</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/7/1280x720/ihracat-ithalat-1778239788.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TİM&#039;in İhracat Pazar Monitörü mayıs ayı sonuçlarına göre, İhracat Talep Endeksi yıllık yüzde 0,7 azalarak 99,5&#039;e, Pazar Dayanıklılık Endeksi de yüzde 0,4 azalarak 98,8&#039;e geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-elektronik-haberlesme-sirketlerinin-ilk-ceyrek-yatirimi-263-milyar-lira-82105</guid>
            <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 16:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uraloğlu: Elektronik haberleşme şirketlerinin ilk çeyrek yatırımı 263 milyar lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun (BTK) hazırladığı yılın ilk çeyreğine ait Türkiye Elektronik Haberleşme Sektörü Üç Aylık Pazar Verileri Raporu'nu değerlendirdi.</p>
<p>Yazılı açıklamasında, ocak-mart döneminde elektronik haberleşme sektöründe faaliyet gösteren işletmeci sayısının 416'ya, bu işletmecilere verilen yetkilendirme sayısının ise 782'ye ulaştığını belirten Uraloğlu, 16 Ekim 2025'te gerçekleştirilen 5G hizmetine ilişkin yetkilendirme ihalesinin ardından 1 Nisan'da ülke genelinde hizmete sunulan 5G abone sayısının 43 milyonun üzerine çıktığını ifade etti.</p>
<p>Uraloğlu, hızlı yaygınlaşmayı destekleyen yatırımların da hız kesmeden devam ettiğine dikkati çekerek, şöyle devam etti:</p>
<p>"5G'nin sunduğu yüksek hız, düşük gecikme ve artan veri kapasitesi ihtiyaçları doğrultusunda işletmeciler, hem mobil şebekelerini hem de fiber altyapılarını güçlendirmeye yönelik yatırımlarını artırdı. 5G ihalesinde oluşan bedelleri yatırım hesaplamalarına dahil ettiğimizde, yüksek kapasiteli mobil iletişim yatırımları başta olmak üzere elektronik haberleşme sektöründeki şirketlerin toplam yatırım tutarı 2026 yılının ilk çeyreğinde 263 milyar liraya ulaştı. Böylece söz konusu yatırım miktarı, 2025 yılının ilk çeyreğine göre yüzde 1300 artış gösterdi."</p>
<p>Bu yılın birinci çeyreğinde sabit telefon abone sayısının 8,3 milyon, gerçek kişi mobil abone sayısının yaklaşık 86 milyon, makineden makineye iletişim (M2M) abone sayısının ise 12,3 milyon olduğunu aktaran Uraloğlu, "2026 yılının ilk çeyreğinde mobil şebekelerdeki toplam trafik miktarı yaklaşık 71,8 milyar dakika, sabit şebekelerdeki trafik miktarı ise 1,3 milyar dakika olarak gerçekleşti. Böylece mobil ve sabit hatlarda toplam 73,1 milyar dakikayı aşan görüşme gerçekleştirildi." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Uraloğlu, toplam mobil abonelerin yaklaşık yüzde 78'inin bireysel, yüzde 22'sinin ise kurumsal abonelerden oluştuğuna işaret ederek, bu yılın birinci çeyreğinde 439 dakikalık ortalama aylık mobil kullanım süresiyle Türkiye'nin önceki dönemde olduğu gibi incelenebilen Avrupa ülkeleri arasında ilk sırada yer aldığının altını çizdi.</p>
<p><strong>Üç ayda 3,5 milyon abone numarasını taşıdı</strong></p>
<p>Söz konusu dönemde yaklaşık 3,5 milyon mobil abonenin numarasını taşıdığı bilgisini veren Uraloğlu, 31 Mart'a kadar taşınan mobil numara sayısının toplam yaklaşık 211,3 milyon olduğunu bildirdi.</p>
<p>Uraloğlu, bu yılın birinci çeyreği itibarıyla geniş bant internet abone sayısının 21,2 milyonunun sabit, 78,3 milyonunun mobil abone olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Toplam 99,5 milyon geniş bant internet abone sayısına ulaştık. İnternet abone sayısı geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 2,1 artarken en yüksek artış yüzde 29,2'lik oranla 'Eve Kadar Fiber' abone sayısında gerçekleşti. Fiber altyapı açısından ise 2025 yılının ilk çeyreğinde 618 bin kilometre olan fiber uzunluğu 2026'nın ilk çeyreğinde yüzde 12,8'lik artışla 697 bin kilometreye ulaştı. Böylece fiber ağımız, dünyanın çevresini 17 kez dolaşacak uzunluğa erişti."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-elektronik-haberlesme-sirketlerinin-ilk-ceyrek-yatirimi-263-milyar-lira-82105</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/0/1280x720/uraloglu-1781355763.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakan Uraloğlu, &quot;5G&#039;nin sunduğu yüksek hız, düşük gecikme ve artan veri kapasitesi ihtiyaçları doğrultusunda işletmeciler, hem mobil şebekelerini hem de fiber altyapılarını güçlendirmeye yönelik yatırımlarını artırdı. 5G ihalesinde oluşan bedelleri yatırım hesaplamalarına dahil ettiğimizde, yüksek kapasiteli mobil iletişim yatırımları başta olmak üzere elektronik haberleşme sektöründeki şirketlerin toplam yatırım tutarı 2026 yılının ilk çeyreğinde 263 milyar liraya ulaştı. Böylece söz konusu yatırım miktarı, 2025 yılının ilk çeyreğine göre yüzde 1300 artış gösterdi.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/faruk-celik-kobiler-uretimin-ve-ihracatin-omurgasidir-82100</guid>
            <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 14:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Faruk Çelik: KOBİ’ler üretimin ve ihracatın omurgasıdır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa plastik sektörünün önde gelen sanayicileri, üretim, ihracat, finansman ve yeşil dönüşüm başlıklarını değerlendirmek amacıyla düzenlenen sektörel toplantıda buluştu. SFA Grup AŞ ile Poliner-İnterkan AŞ'nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen toplantıda, üretim maliyetlerinden ihracat rekabetine kadar birçok konu ele alındı.</p>
<p>Toplantıya katılan AK Parti Artvin Milletvekili Faruk Çelik, Türkiye'nin üretim altyapısının güçlenmesinde KOBİ'lerin kritik rol üstlendiğini vurgulayarak, kamu politikalarının bu işletmeleri merkeze alması gerektiğini söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a425959d19dd-1782733145.jpeg" alt="" width="862" height="270" /></p>
<p>Yaklaşık 30 yıllık siyasi yaşamı boyunca üretim ve yatırım odaklı politikaları desteklediklerini ifade eden Çelik, Bursa'daki organize sanayi bölgelerinin gelişim sürecinde aktif görev aldıklarını hatırlattı. Türkiye'deki işletmelerin yüzde 99,6’sını KOBİ’lerin oluşturduğunu belirten Çelik, “İstihdamın, üretimin ve ihracatın temel gücü KOBİ’lerdir. Bu nedenle devlet destekleri ve teşvik mekanizmalarında öncelik mutlaka KOBİ’lere verilmelidir. Uzatılacak ilk el KOBİ'lere uzatılmalıdır” dedi. Üretim ve yatırımın Türkiye’nin sürdürülebilir büyümesi açısından stratejik önem taşıdığına dikkat çeken Çelik, sanayicinin rekabet gücünü artıracak politikaların kararlılıkla sürdürülmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a42597b6d4be-1782733179.jpeg" alt="" width="602" height="736" /></p>
<h2>“Meslek komiteleri çözüm üreten yapılar olmalı”</h2>
<p>Sektörel temsil mekanizmalarının daha etkin çalışmasının önemine değinen Çelik, meslek komitelerinin yalnızca sorunları dile getiren değil, çözüm süreçlerini takip eden yapılar haline gelmesi gerektiğini ifade etti. Özellikle geri dönüşüm, çevre mevzuatı ve sanayiyi ilgilendiren düzenlemelerde sektör temsilcilerinin ilgili kurumlarla sürekli temas halinde olması gerektiğini belirten Çelik, sektörün sorunlarının Ankara'da da takipçisi olacağını söyledi.</p>
<h2>“Plastik sektörünün sesi daha güçlü çıkmalı”</h2>
<p>Toplantının açılışında konuşan SFA Grup Yönetim Kurulu Başkanı Safa Yaşar Çelik ise plastik sektörünün ortak sorunlarına dikkat çekerek, sektörün daha güçlü temsil edilmesi gerektiğini söyledi. Son aylarda gerçekleştirdikleri firma ziyaretlerinde benzer sorunlarla karşılaştıklarını belirten Çelik, üreticilerin beklentilerini ortak akılla çözebilecek bir temsil anlayışını hayata geçirmek istediklerini ifade etti. Toplantıda, plastik sektörünün yeşil dönüşüm süreci, geri dönüşüm yatırımları, ihracatın artırılması ve küresel rekabet gücünün korunmasına yönelik iş birliğinin önemine de dikkat çekildi. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4259b995c48-1782733241.jpeg" alt="" width="662" height="865" /></p>
<h2>“Sanayicinin gündeminde maliyet ve finansman var”</h2>
<p>Poliner Plastik Ambalaj ve Geri Dönüşüm Genel Müdürü Eyüp Görgülü de plastik sektörünün mevcut üretim koşullarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Artan enerji fiyatları, yükselen işçilik maliyetleri, finansmana erişimde yaşanan sıkıntılar ve hammadde maliyetlerindeki dalgalanmaların üreticiler üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu belirten Görgülü, birçok işletmenin bugün kârlılığı değil üretimi sürdürebilmeyi öncelik haline getirdiğini söyledi. Buna rağmen sektörün üretimden, ihracattan ve yatırım hedeflerinden vazgeçmediğini ifade eden Görgülü, rekabet gücünün korunabilmesi için maliyetleri düşürecek ve finansmana erişimi kolaylaştıracak destek mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/faruk-celik-kobiler-uretimin-ve-ihracatin-omurgasidir-82100</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/0/1280x720/6767-1782795560.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa’da plastik sektörünün temsilcileri, üretimden ihracata uzanan sorunları ve çözüm önerilerini değerlendirmek üzere bir araya geldi. Toplantıda konuşan AK Parti Artvin Milletvekili Faruk Çelik, Türkiye ekonomisinin temel taşı olan KOBİ&#039;lerin daha güçlü desteklenmesi gerektiğini belirterek, “Uzatılacak ilk el KOBİ&#039;lere uzatılmalıdır.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/golda-gida-halka-aciliyor-82109</guid>
            <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Golda Gıda halka arz ediliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Golda Gıda paylarının yüzde 35'lik bölümü Bera Holding AŞ tarafından halka arz edilecek.</p>
<p>Halka arzın detayları Bera Holding Yönetim Kurulu Başkanı Haşim Şahin ve Golda Gıda Genel Müdürü Fatih Doğan'ın katılımıyla Bera Konya Otel'de düzenlenen basın toplantısında kamuoyuyla paylaşıldı.</p>
<p>Toplantıda verilen bilgilere göre, Golda Gıda'nın çıkarılmış sermayesinin 200 milyon liradan 250 milyon liraya yükseltilmesi dolayısıyla 50 milyon lira nominal değerli paylar sermaye artırımı, 37 milyon 499 bin 998 lira nominal değerli paylar ise ortak satış olmak üzere toplam 87 milyon 499 bin 998 lira nominal değerli pay yatırımcılara sunulacak.</p>
<p>Pay başına 9,20 lira sabit fiyatla gerçekleşecek halka arzın büyüklüğünün yaklaşık 805 milyon lira, halka açıklık oranının ise yüzde 35 olması bekleniyor.</p>
<p>Katılım endeksine uygun olan Golda Gıda payları, Borsa İstanbul Ana Pazar'da GOLDA koduyla işlem görecek. Gedik Yatırım ve Misyon Yatırım Bankası liderliğinde gerçekleştirilecek halka arz kapsamında talep toplama, 1-2 Temmuz tarihlerinde Borsa İstanbul Birincil Piyasa'da "Borsada Satış-Sabit Fiyatla Talep Toplama ve Satış" yöntemiyle yapılacak.</p>
<p>Bera Holding Yönetim Kurulu Başkanı Haşim Şahin, toplantıda yaptığı açıklamada, Golda Gıda'nın 2012 yılından beri Borsa İstanbul'da işlem gören Bera Holding'in bağlı ortaklığı olduğunu belirterek, şöyle konuştu:</p>
<p>"Golda Gıda'nın halka arzını yalnızca şirketimiz açısından değil, bölgemiz açısından da önemli bir gelişme olarak görüyoruz. Üretim kültürüyle öne çıkan bölgemizden sermaye piyasalarına katılan şirket sayısının artmasını son derece değerli buluyoruz. Bu halka arzla birlikte Golda Gıda, Karaman'ın ilk, Konya'nın ise dokuzuncu halka açık şirketi olacak."</p>
<p>Şahin, Bera Holding olarak, kurumsal yapısını güçlendiren, sürdürülebilir büyüme potansiyeline sahip şirketlerini sermaye piyasalarıyla buluşturmaya devam edeceklerini ifade etti.</p>
<p><strong>"Kurumsal yapımızı daha da güçlendirecek şeffaflık ve hesap verebilirlik anlayışımızı ileri taşıyacağız"</strong></p>
<p>Golda Gıda Genel Müdürü Fatih Doğan da yaklaşık 30 yıldır kalite odaklı üretim anlayışıyla faaliyet gösterdiklerini söyledi.</p>
<p>Karaman'daki 1 milyon 78 bin metrekarelik entegre üretim alanında makarna, un, irmik, bakliyat, bisküvi ve gofret üretimi gerçekleştirdiklerini anlatan Doğan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Ürünlerimizi bugün 6 kıtada 60'tan fazla ülkeye ulaştırıyoruz. Ciromuzun yarıdan fazlasını, toplam ihracatımızın ise yaklaşık yüzde 76'sının makarnadan elde ediyoruz. Halka arzı şirketimizin yurt içi ve yurt dışındaki büyüme hedeflerini destekleyecek stratejik bir adım olarak görüyoruz. Kurumsal yapımızı daha da güçlendirecek şeffaflık ve hesap verebilirlik anlayışımızı ileri taşıyacağız. Güçlü üretim altyapımızı yeni yatırımlarla destekleyerek, hem üretim kapasitemizi hem de operasyonel verimliliğimizi artırmayı hedefliyoruz."</p>
<p><strong>"Kapasite artışı ve modernizasyon yatırımlarında kullanılacak"</strong></p>
<p>Doğan, halka arzdan elde edilecek gelirin yüzde 50-60'lık bölümünü makarna, irmik, bakliyat ve bisküvi üretim hatlarına yönelik kapasite artışı ve modernizasyon yatırımlarında kullanacaklarını aktardı.</p>
<p>Kalan yüzde 40-50'lik bölümünü ise işletme sermayesinin güçlendirilmesinde değerlendirmeyi planladıklarını dile getiren Doğan, "Anadolu buğdayının kalitesini ve lezzetini daha geniş pazarlara ulaştırmayı hedefliyoruz. Bunun yanında katma değeri yüksek ürün gruplarına odaklanacak, ürün çeşitliliğimizi artıracak, yeni pazarlara açılırken mevcut ihracat pazarlarımızdaki etkinliğimizi de güçlendireceğiz." diye konuştu.</p>
<p>Şirketin finansal performansına ilişkin de bilgi veren Doğan, "2026 yılının ilk çeyreğinde hasılatımız 685 milyon lirayı aşarken özkaynaklarımız 3,9 milyar liraya ulaştı. Aynı dönemde brüt karımız geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 10 artışla yaklaşık 91 milyon lira olarak gerçekleşti. Halka arzdan sağlayacağımız kaynakla kapasite artışı, modernizasyon ve verimlilik yatırımlarımızı hızlandırarak rekabet gücümüzü daha da artırmayı hedefliyoruz." dedi.</p>
<p>Sürdürülebilirliği uzun vadeli büyüme stratejisinin temel unsurlarından biri olarak gördüklerini kaydeden Doğan, Sıfır Atık Belgesi, ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi Sertifikası, kojenerasyon tesisi ve 1,8 megavat kurulu güce sahip güneş enerji santraliyle enerji verimliliğini artırmaya yönelik önemli yatırımlar gerçekleştirdiklerini söyledi.</p>
<p>Doğan, verimlilik ve kapasite artışını desteklemek amacıyla ilave güneş enerji santrali ve enerji depolama yatırımlarını da değerlendirdiklerini belirterek, çevreye ve topluma değer üreten sürdürülebilir üretim anlayışını geliştirmeye devam edeceklerini ifade etti.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/golda-gida-halka-aciliyor-82109</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/9/1280x720/785-1782740830.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bera Holding Yönetim Kurulu Başkanı Haşim Şahin, &quot;Golda Gıda&#039;nın halka arzını yalnızca şirketimiz açısından değil, bölgemiz açısından da önemli bir gelişme olarak görüyoruz. Üretim kültürüyle öne çıkan bölgemizden sermaye piyasalarına katılan şirket sayısının artmasını son derece değerli buluyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
