<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/halka-arz-kimin-can-simidi-78480</guid>
            <pubDate>Mon, 04 May 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Halka arz, kimin can simidi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Finansal raporlama altyapısının yetersizliği, stratejik planlama eksikliği ve mevzuata uyum konusundaki deneyimsizlik, -başta SPK- piyasa aktörleri ile iletişimdeki sorunlar halka arz sürecinin uzun ve maliyetli olmasına neden oluyor.</strong></p>
<p>Günümüz ekonomik konjonktüründe şirketler için finansmana erişim belirgin şekilde zorlaşmış durumda. Krediler; artan faiz oranları ve tahsis kısıtları nedeniyle hem pahalı hem de sınırlı hale geldi. Yüksek ülke risk primi, döviz riski ve küresel finansal koşullardaki sıkılaşma, birçok Türk şirketi için dış borçlanmayı da güçleştiriyor. İç kaynaklar ise çoğu şirketin zararda olması ya da kârlı olsalar bile artan işletme sermayesi ihtiyacı nedeniyle yetersiz kalıyor. Bu kriz şablonu aynı zamanda sermaye piyasası finansmanının son yıllardaki artan önemini de  açıklıyor. Nitekim son yıllarda BİST özel sektör borçlanma araçları piyasası ve halka arz piyasası hızla büyüdü. Hisse senedi halka arzı da, birçok şirket için yalnızca bir büyüme aracı değil, aynı zamanda bir “finansal dengeleyici” ve hatta bir “can simidi” olarak öne çıkıyor.</p>
<p><strong>Halka arz, kolay </strong><strong>iş </strong><strong>değil</strong></p>
<p>Halka arz, kısa vadeli bir finansman çözümü değil. Aksine, uzun soluklu ve disiplinli bir hazırlık sürecinin ürünü. Şirketlerin finansal şeffaflık, kurumsal yönetim ve düzenli kamuyu aydınlatma yükümlülüklerine uyum sağlamasını gerektiren, yönetim felsefesini kökten değişime zorlayan bir süreç. Bu süreç, özellikle aile ve patron şirketleri için ciddi bir kültürel dönüşümü de beraberinde getiriyor. Yönetim yapısının profesyonelleşmesi ve kurumsallaşma mekanizmalarının kurulması, halka arzın başlıca ön koşulları arasında.</p>
<p>30 yılını regülasyon tarafında geçiren bir borsa profesyoneli olarak, tecrübemiz birçok şirketin bu gereklilikleri karşılamakta zorlandığı yönünde. Finansal raporlama altyapısının yetersizliği, stratejik planlama eksikliği ve mevzuata uyum konusundaki deneyimsizlik, -başta SPK- piyasa aktörleri ile iletişimdeki sorunlar halka arz sürecinin uzun ve maliyetli olmasına neden oluyor. Şirket tarafındaki belki de en temel sorun; halka arzın, yalnızca bir finansman işlemi değil; şirketin tüm iş yapış biçimini yeniden tanımlayan bir dönüşüm projesi olarak görülmemesi.</p>
<p><strong>Türkiye’deki halka arz istatistikleri</strong></p>
<p>Türkiye’de halka arz piyasası son yıllarda önemli bir yavaşlama içinde. TSPB verilerine göre, 2022 yılında 40 olan halka arz edilen şirket sayısı, 2023 yılında 54 gibi tarihi bir zirveye ulaştıktan sonra, 2024 ve 2025 yıllarında sırasıyla 34 ve 16 adet olarak gerçekleşti. 2026 yılının ilk çeyreğinde ise 11 halka arz yapıldı. Bunun nedeni şirketlerin halka arzdan soğuması değil. SPK’nın güncel “ilk halka arz başvurusu” listesindeki şirket sayısı 132. İlk ve son sıradaki şirketlerin halka arz başvuru tarihleri ise sırasıyla 17.10.2023 ve 30.3.2026. Yani şirketlerimiz halka arz için istekli.<strong><sup>1</sup></strong></p>
<p>Kaynak: TSPB (Türkiye Sermaye Piyasaları Nisan 2026)<strong><sup>2</sup></strong></p>
<p><strong>Halka arzlar neden yavaşladı? Yine açılır mı?</strong></p>
<p>Peki, 2024 sonrasında halka arzlardaki belirgin yavaşlamanın nedenleri ne? Bu durumun  ilk nedeni halka arzlara yönelen finansal kaynakların, diğer yatırım alanlarını tercih etmesi olabilir. İkincisi, değerleme konusundaki belirsizlikler ve piyasa oynaklığı, hem yatırımcı hem de ihraççı tarafında temkinli bir yaklaşımı beraberinde getiriyor. Halka arz fiyat performansının şirket kadar, yatırımcıyı da mutlu etmesi bu noktada çok önemli. Üçüncüsü, kurumsal kalitesi veri olmakla birlikte, SPK’nın mevcut insan kaynağı ile bu boyuttaki talebi hızla karşılamasındaki güçlükler olabilir. Kurul canla başla çalışıyor ama sıradaki ve plan içindeki şirket sayısına iş olarak yetişmek kolay değil. Ancak kanımızca halka arzlarda son yıllardaki durumun belki de en önemli nedeni; BİST’in mevcut ekonomik koşullarda, bu kadar çok sayıda yeni şirketi piyasa etkinliğini bozmadan hazmedip hazmedemeyeceği meselesidir. 2026 yılı da maalesef bu öngörünün geçerliliğini önemli ölçüde koruduğu bir yıl olacak gibi görünüyor.</p>
<p> </p>
<p><sup>1</sup>https://spk.gov.tr/istatistikler/basvurular/ilk-halka-arz-basvurusu</p>
<p><sup>2</sup>https://tspb.org.tr/wp-content/uploads/2026/04/Turkish_Capital_Markets-202604-TR.pdf</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/halka-arz-kimin-can-simidi-78480</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Halka arz, kimin can simidi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cin-sadece-uretmiyor-standardi-koyuyor-78478</guid>
            <pubDate>Mon, 04 May 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çin sadece üretmiyor, standardı koyuyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Auto China 2026, Çin’in otomotivde üretim niceliğinin üzerine, batarya kimyasından otonom algoritmaya, yapay zekâ entegrasyonundan küresel tedarik zincirlerine ve kalite yönetimine kadar her katmanda standart belirleyen bir inovasyon merkezi olduğunu tescil etti.</strong></p>
<p>Pekin’de dün tamamlanan dünyanın en büyük otomobil fuarı Auto China 2026, “Çağa Öncülük Et, Akıllı Gelecek” temasıyla Çin otomotiv endüstrisinin dünya lideri üretim gücünün yanında küresel standartları yeniden yazan bir inovasyon merkezine dönüştüğünü herkese gösterdi.</p>
<p>Öncelikle Geely ve Xpeng’in sürücüsüz robotaksi ekosistemine tüketici odaklı geçişle ilgili direksiyonsuz ve pedalsız araç örnekleri gibi fuarda her markanın “mavi ışıklı” yeni modelleri, otonom sürüşü resmen başlattıklarına işaretti. Ayrıca sürüş algoritmalarıyla “fiziksel yapay zeka” vizyonları, kokpit deneyiminden aktif güvenliğe kadar tüm katmanlara entegre edilmişti.</p>
<p><strong>800-900V yüksek voltaj </strong><strong>mimarisi artık sektör standardı</strong></p>
<p>Enerji depolama ve şarj altyapısında mesela BYD, -30°C’de %20’den %97’ye 12 dakikada devrim yaratan soğuk iklim performansıyla menzil kaygılarını tarihe karıştıracak sıçramalarını tanıttı. 800-900V yüksek voltaj mimarisi artık sektör standardı olurken, SAIC ortaklığındaki 35 bin dolarlık Çin Audi’si E7X de, %10-80 şarjı 13 dakika tamamlamasıyla erişilebilir lüks segmentinde yeni bir referans noktası gibiydi. Katı hal batarya araştırmaları ve MegaWatt süper şarj istasyonları fuarın teknik gündemini domine ederken, Çinli üreticilerin küresel pazarların altyapı gerçeklerine uyum sağlamak üzere stratejik esneklik arayışı, Chery Exeed EX7, Li Auto L9 Livis ve Xpeng GX’in 1.600 km’ye ulaşacak çoklu güç aktarma organlarıyla hibrit ve menzil uzatıcı teknolojilerde yoğunlaşmıştı.</p>
<p>“Çin’de Geliştir, Dünyaya İhraç Et” fikri ise, Volkswagen CEO’su Oliver Blume’un “Artık Çin’de yaptıklarımızı tüm dünyaya ihraç edeceğiz” açıklamasıyla teyit edildi. Alman devleri bile, Çin’in inovasyon ekosistemini küresel Ar-Ge üssü olarak benimsemiş görünüyor. Stellantis’in Leapmotor’un Avrupa genişlemesine verdiği destek, sektörün yeni ittifaklar üzerinden şekillenmeye devam edeceğini akla getiriyor.</p>
<p>Pekin’in en dikkat çekici modelleri ise 1.000 beygir gücünü aşan motoru, 2 saniyenin altında 0’dan 100’ü ve karbon fiber gövdesiyle BYD Denza Z; aktif aerodinamik yapısı ve yapay zekâ destekli sürüş kontrolüyle Geely Lynk &amp; Co GT; 476 HP’lik hibrit sistemi ve 1.500 km menziliyle Chery Tiggo X sınırları zorluyordu. Retro-fütürist tasarımı, 27 inçlik 4K ekranı ve CATL bataryasıyla Hyundai Ioniq V; Huawei ADS 5 otonom sistemi ve 800V mimarisiyle küresel pazarlara hazırlanan Chery’nin Land Rover’dan satın aldığı Freelander isminin ilk modeli 8; tam elektrikli platformu ve 2028’e kadar 4 yeni araç planıyla VW-FAW işbirliğindeki Jetta X; ayrıca 2027 seri üretim hedefiyle karbon fiber süper otomobil konsepti Fang Cheng Bao Formula X… Bunlar, Çinli ve Batılı ortak markaların tasarım, performans ve dijital entegrasyonda ilk göze çarpan yenilikleriydi.</p>
<p><strong>Çin otomotiv endüstrisinde </strong><strong>derin dönüşümü gördük</strong></p>
<p>Çin otomotiv endüstrisinin nicelikten niteliğe, maliyet rekabetinden sistem düzeyinde yeteneğe geçişi, daha derin bir dönüşüm olarak tam karşımızdaydı. Örneğin; 2025 J.D. Power’da yeni otomobil kalitesi, ürün çekiciliği, satış memnuniyeti, satış sonrası hizmet ve uzun vadeli güvenilirlik başlıklarının hepsinde zirveye oturarak “beş taçlı” tarihi başarı elde eden Chery’nin yöneticileri, “Kalite 1’dir, diğer her şey 0’dır” diyorlar. 30 kalite kontrol faaliyeti, %40 fazla doğrulama, 130 ülkede 1.000 test senaryosuyla kalitede artık mühendislik metriği kadar duyusal deneyimin de kritik olduğunun farkındalar. Koltukta çok katmanlı yastıklama, vücut tiplerinin %95’ini kapsayan veritabanı, elektrikli-hibrit geçişinde titreşimin %70 azaltılması, kabin gürültüsünün 1 dB altına azaltılması, vs. “kalite olmadan ne ölçek ne de küreselleşme anlam taşır” felsefelerinin sonucu. Elektrifikasyon ve akıllı araçlar çağında kaliteyi yeniden tanımlarken, batarya güvenliği, yazılım kararlılığı ve veri güvenliğini vazgeçilmez bileşenler olarak önemsiyorlar. Marka DNA’sı, kullanıcıyla birlikte yaratma ve duygusal tasarım etrafında yeniden yapılandırılıyor. Akustik laboratuvarlarında “altın kulak” uzmanları yapay zeka destekli kalibrasyonla ses sistemlerine ince ayar yaparken, “altın burun” ekipleri Avrupa çevre standartlarını karşılayan malzemelerle düşük koku emisyonları sağlamış. 1.000’den fazla kullanıcıyla 100’den fazla ortak oturum düzenleyerek; sessiz kabin “bebek modu”, uzun sürüşler için yorgunluk uyarı sistemleri ve tek dokunuşla dinlenme modları gibi yenilikçi çözümler hazırlanmış…</p>
<p>2025’te Çin’de yıllık NEV üretimi 16 milyonu, ihracat 7 milyonu aşmıştı. 2026 ilk çeyrekte toplam ihracat %56,7 artışla 2,23 milyon adet, NEV ihracatında %120 büyümenin ardından şimdi Avrupalı tüketicilerin yarısı sıradaki aracında Çin markalarını değerlendiriyor. Norveç, İngiltere ve İtalya’da pazar payı %10’u aşarken; dünyanın en değerli 100 otomotiv markası arasında artık 24 Çinli firmayı sayabiliyoruz.</p>
<p>Alman lüksü statüyle, Japon otomobili uzun vadeli değerle ilişkilendirilirken, Çin’in eski algısını kırmak için sıradaki aşamada güvenilirlik, 2. el satış değeri ve marka değerinde küresel güven inşa etmek şart…</p>
<p>Auto China 2026, Çin’in otomotivde üretim niceliğinin üzerine, batarya kimyasından otonom algoritmaya, yapay zeka entegrasyonundan küresel tedarik zincirlerine ve kalite yönetimine kadar her katmanda standart belirleyen bir inovasyon merkezi olduğunu tescil etti. Teknoloji ihracatı ve stratejik ortaklıkları yeni rekabet eksenine alan Çinli markaların dijital platformları, yazılım tabanlı çözümleri ve sistemsel kalite yaklaşımları, otomotiv tarihinin en dinamik ve çok boyutlu dönüşüm evrelerinden birini başlatıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cin-sadece-uretmiyor-standardi-koyuyor-78478</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/7/8/1280x720/5-1777869689.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çin sadece üretmiyor, standardı koyuyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tarihin-en-pahali-insasi-78477</guid>
            <pubDate>Mon, 04 May 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarihin en pahalı inşası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsa endekslerindeki iyimserliğin, savaşın biteceğine dair bir beklentiyle ilgisi yok. Yaşanan rallinin ana motoru yine yapay zekâ hikâyesidir. Yıla başlarken teknoloji sektöründeki sermaye harcamalarının yavaşlayacağı düşünülüyordu. Ancak ChatGPT, Gemini ve Claude gibi dil modellerinin güncel sürümleri peş peşe vitrine çıktı. Algıyı değiştiren temel faktör, Anthropic şirketinin yeni projesi Mythos’a dair sızıntılar oldu. Henüz piyasaya sürülmeyen bu ürün, sektördeki bir sonraki sıçramanın en güçlü göstergesi sayılıyor.</p>
<p>Yapay zekâ altyapısına akıtılan sermaye akıl sınırlarını zorluyor. Teknoloji devlerinin geçen hafta yayımlanan ilk çeyrek bilançolarına göre, sadece bu yılki harcama tutarı 1,3 trilyon dolara ulaşabilir. Rakamın büyüklüğünü kavramak için birkaç kıyaslama yapmak şart. Yatırım hızı bu ivmeyle devam ederse, İkinci Dünya Savaşı’nın küresel faturası yakında yakalanacak. Karşımızdaki bütçe, Japonya’nın kamu harcamalarının yüzde 50 üzerindedir. Avrupa’nın lokomotifi Almanya’nın yıllık bütçesinin iki katından fazladır.</p>
<p>Yapay zekâ devrimini başlatan ChatGPT’nin arkasında OpenAI şirketi bulunuyor. Ilya Sutskever bu şirketin kurucu ortaklarındandı. İki yıl önce ekipten ayrılan mühendis kısa süre önce şu çarpıcı ifadeleri kullandı: "Beni şaşırtan asıl şey bu sistemin gerçekten çalışmasıdır. Bundan sonraki modeller bir insanın yapabildiği her şeyi başarabilecek." Gelecekte tarih kitapları bu dönemi değerlendirirken, geçici savaşlardan ziyade aklın dijitalleşmesini öne çıkaracaktır.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tarihin-en-pahali-insasi-78477</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarihin en pahalı inşası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/baskan-trumpin-tehditleri-sonrasi-iyimser-hava-devam-eder-mi-78476</guid>
            <pubDate>Mon, 04 May 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Başkan Trump&#039;ın tehditleri sonrası iyimser hava devam eder mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmaya devam ettiği bir senaryoda iyimser havanın korunması zor. Savaşın başında 8,4 milyar varil olarak tahmin edilen petrol stokunun, geçtiğimiz iki ay içinde 800 milyon varile yakın gerileyerek 7,6 milyar varile gerilediği tahmin ediliyor. </strong></p>
<p>Petrol fiyatlarında son iki günde 10 dolara yakın gerilemenin verdiği iyimserlikle haftaya başlıyoruz. İran’ın barış görüşmeleri boyunca bir ay süre ile Hürmüz Boğazı’nın açılması önerisi piyasaları heyecanlandırdı, ama ABD tarafından sıcak karşılanmadı. </p>
<p>Cumhuriyetçi medya ablukanın İran’ı barışa zorlamak için etkili olduğunu, ekonomisi çöküşün eşiğinde olan İran’ın yakında ABD’nin şartlarını kabul edeceğini iddia ediyor. Başkan Trump’ın Hürmüz Boğazı’nın ABD kontrolünde açıldığı, İran’ın zenginleştirilmiş uranyumunun ele geçirildiği bir sonuç elde etmeden ablukayı bırakmaması gerektiğini savunuyor. </p>
<p>Enerji piyasasında yukarı yönlü oynaklığa rağmen çoğu uluslararası yatırım bankası Hürmüz Boğazı’nın Haziran ayında kademeli açılacağı görüşünü savunuyor. İyimser kamp, mayıs ortasındaki ABD-Çin görüşmeleri öncesinde düğümün çözüleceğine inanıyor. </p>
<p>Açıklanan öncü göstergeler enerji şokunun ekonomi üzerindeki etkisinin havacılık, otelcilik gibi hizmet ağırlıklı sektörler ile sınırlı olduğunu, sanayi üretiminin mart ayındaki geri çekilme sonrasında toparlandığını gösteriyor. Yapay zekâ ağırlıklı Asya merkezli üretim artışı dipten dönüşün arkasındaki itici güç. </p>
<p><strong>Hürmüz Boğazı bu ay açılmazsa </strong><strong>ekonomilerde yavaşlama devam eder</strong></p>
<p>Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmaya devam ettiği bir senaryoda bu iyimser havanın korunması zor. Savaşın başında 8,4 milyar varil olarak tahmin edilen petrol stokunun, geçtiğimiz iki ay içinde 800 milyon varile yakın gerileyerek 7,6 milyar varile gerilediği tahmin ediliyor. </p>
<p>Enerji yoğun alanlarda sanayi üretiminde düşüş, uçak trafiğinde gerileme, ticaret amaçlı yakıt harcamasında azalma ile günlük petrol tüketiminin iki ayda 4 milyon varile yakın azaldığı tahmin ediliyor. Mayıs ayında Hürmüz açılmazsa ekonomilerde yavaşlama ve petrol talebinin kısılması devam eder. </p>
<p><strong>ABD hariç tüm ülkeler endeksindeki kayıp %3 ile sınırlı</strong></p>
<p>Varlık fiyatlamaları savaş fiyatlamasının enerji ve tahvil fiyatlamalarında etkili olduğunu, hisse senetlerinin savaş haberleri ile dalgalansa da kendi yörüngelerinde kaldığını gösteriyor. Kur cephesi doların sınırlı değer kazancı ile savaşa cevap verdi.</p>
<p>Petrol fiyatları Mart başından beri %50 artış ile enerji şokunu en sert fiyatlayan varlık gurubu. Tahvil getirileri 40-70 baz puan arasında değişen artış ile savaşın enflasyon etkisini satıyor. MSCI ABD hisseleri güçlü ilk çeyrek kârları sonrası savaş başından beri %5 yükseliş ve yeni zirve ile yoluna devam ediyor. ABD hariç tüm ülkeler endeksindeki kayıp %3 ile sınırlı. </p>
<p>Ankara kısa süreli bir şok öngörüsü ile Ortadoğu’da savaşa cevap verdi. Para politikasında geçici sıkılaşma, vergi indirimi ile enflasyonist etkileri sınırlama, kurumlar vergisi indirimi ile ihracatçıların desteklenmesi ve Dubai bazlı uluslararası şirketlerin ülkeye çekilmesi ile Türkiye’nin ayrıştırılması hedeflendi. </p>
<p>Atılan yapıcı adımlar sayesinde ülke risk priminde artış ve borsadaki gerileme büyük ölçüde geri alındı. Tahvil cephesinde ise uluslararası yatırımcının çıkışı ile verim eğrisinin kısa orta kısmında 5 puan, uzun ucunda 3 puana yakın getirilerde yükseliş görüldü. </p>
<p>İran’ın 12 maddelik teklifi sonrası piyasalarda oluşan iyimser hava devam eder mi? Başkan Trump’ın uyarılarını ve Cumhuriyetçi medyanın “Hürmüz kapalı kalmalı”, “saldırı tehdidi devam etmeli” açıklamalarını ciddiye alıyorsanız, iyimser havayı satış fırsatı olarak kullanabilirsiniz. Savaşı iki tarafın da bitirmek istediğine inanan iyimserler grubundaysanız, tribünlere yapılan açıklamaları umursamayıp ABD teknoloji hisseleri, Türkiye tahvilleri ile yolunuza devam edebilirsiniz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/baskan-trumpin-tehditleri-sonrasi-iyimser-hava-devam-eder-mi-78476</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Başkan Trump&#039;ın tehditleri sonrası iyimser hava devam eder mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupanin-yeni-guc-alani-madencilik-sahneye-geri-dondu-78475</guid>
            <pubDate>Mon, 04 May 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa’nın yeni güç alanı: Madencilik sahneye geri döndü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Daha temiz enerji sistemleri için daha fazla madencilik gerekiyor. Yani iklim değişikliğiyle mücadele, aynı zamanda madencilik faaliyetlerinin artmasını zorunlu kılıyor. Bu durum, sektörün hem sorunun bir parçası hem de çözümün anahtarı olduğunu ortaya koyuyor.</strong></p>
<p>Avrupa uzun yıllar boyunca madenciliği çevresel kaygılar ve düşük maliyetli ithalatın sağladığı avantajlar nedeniyle geri plana itti. Ancak 22 Nisan’da Brüksel’de gerçekleşen Euromines 30’uncu yıl dönümü etkinliği, bu yaklaşımın köklü biçimde değiştiğini gösteriyor. Sektör temsilcileri, politika yapıcılar ve uzmanların bir araya geldiği etkinlikte verilen mesaj netti: Madencilik artık eski ekonominin bir kalıntısı değil, Avrupa’nın geleceğinin merkezinde yer alıyor.</p>
<p>Avrupa’nın bu dönüşümünün arkasında üç güçlü dinamik bulunuyor. Bunların ilki, yeşil dönüşüm hedefleri. Elektrikli araçlar, batarya teknolojileri ve yenilenebilir enerji sistemleri; lityum, kobalt ve nadir toprak elementlerine büyük ölçüde bağımlı. İkinci olarak, jeopolitik gerçekler karşımıza çıkıyor. Küresel işleme kapasitesinde Çin’in belirleyici rolü, Avrupa için ciddi bir tedarik riski yaratıyor. Üçüncü dinamik ise sanayi politikası. Avrupa Birliği artık yalnızca düzenleyici bir aktör olmak istemiyor; aynı zamanda üretim zincirinde söz sahibi olmayı hedefliyor. Bu üç unsur birleştiğinde, madencilik sektörü Avrupa için yeniden bir stratejik egemenlik meselesine dönüşmüş durumda.</p>
<p>Etkinlikte öne çıkan kavramlardan biri “açık stratejik otonomi” oldu. Bu yaklaşım, Avrupa’nın kendi kaynaklarını geliştirmesini savunurken aynı zamanda küresel ticaretten kopmamayı hedefliyor. Planın üç ayağı var: Avrupa içinde üretimi artırmak, tedarik kaynaklarını çeşitlendirmek ve geri dönüşümü güçlendirmek. Bu yaklaşımın özü, tam bağımsızlık değil; daha çok kontrollü bağımlılık. Avrupa, dış dünyaya açık kalırken kırılganlıklarını azaltmak istiyor.</p>
<p><strong>Kritik hammaddeler, daha fazla </strong></p>
<p><strong>jeopolitik araç haline geliyor</strong></p>
<p>Brüksel’deki tartışmalar, kritik hammaddelerin artık yalnızca ticari ürünler olmadığını da gösterdi. Bu kaynaklar giderek daha fazla jeopolitik araç haline geliyor. Tedarik zincirlerinin belirli ülkelerde yoğunlaşması, ihracat kısıtlamalarını ve politik baskıları mümkün kılıyor. Artık rekabet yalnızca kimin daha fazla kaynağa sahip olduğu üzerinden yürümüyor; asıl belirleyici olan, bu kaynakları işleme, teknolojiye dönüştürme ve finanse etme kapasitesi. Bu çerçevede Çin’in entegre yaklaşımı sıkça referans verilen örneklerden biri oldu.</p>
<p>Etkinlikte en hararetli tartışmalardan biri sürdürülebilir madencilik üzerineydi. Avrupa’nın yüksek çevresel standartları bir yandan etik bir zorunluluk olarak görülürken, diğer yandan rekabet gücü açısından soru işaretleri yaratıyor. Eleştiriler, yüksek maliyetlerin yatırımları Avrupa dışına itebileceği yönünde yoğunlaşırken; savunma tarafı uzun vadede “temiz üretim”in küresel pazarda bir avantaj sağlayacağını belirtiyor. Bu tartışma, madenciliğin artık yalnızca teknik değil, aynı zamanda ekonomi politik bir mesele olduğunu açıkça ortaya koyuyor.</p>
<p>Toplantıda dikkat çeken bir diğer başlık ise kaynak zengini ülkelerin değişen rolüydü. Özellikle Demokratik Kongo gibi ülkeler artık sadece hammadde ihraç etmekle yetinmek istemiyor; daha fazla katma değer yaratmak ve işleme kapasitesi geliştirmek istiyor. Bu eğilim, küresel değer zincirlerinin yeniden şekillenebileceğine işaret ediyor.</p>
<p><strong>Asıl mesele hâlâ masada duruyor</strong></p>
<p>Tartışmalarda sıkça dile getirilen bir başka gerçek ise “yeşil paradoks” oldu. Daha temiz enerji sistemleri için daha fazla madencilik gerekiyor. Yani iklim değişikliğiyle mücadele, aynı zamanda madencilik faaliyetlerinin artmasını zorunlu kılıyor. Bu durum, sektörün hem sorunun bir parçası hem de çözümün anahtarı olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p>Euromines 30’uncu yıl etkinliği, Avrupa’nın önünde yeni bir yol haritası açmış görünüyor. Ancak asıl mesele hâlâ masada duruyor: Avrupa, kritik hammaddeler çağında oyunun kurallarını belirleyen bir aktör mü olacak, yoksa başkalarının koyduğu kurallara uyum sağlayan bir pazar olarak mı kalacak? Brüksel’deki tartışmalar, bu sorunun artık ertelenemeyeceğini gösteriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupanin-yeni-guc-alani-madencilik-sahneye-geri-dondu-78475</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa’nın yeni güç alanı: Madencilik sahneye geri döndü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iran-savasi-bitti-mi-trumpin-ic-hukuk-mucadelesi-78474</guid>
            <pubDate>Mon, 04 May 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> İran savaşı bitti... mi? Trump’ın &#039;iç hukuk&#039; mücadelesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABD’de mevcut yasalar uyarınca Başkan’ın Kongre onayı olmadan askeri operasyon yürütme yetkisi sadece 60 günle sınırlı. Trump, Kongre’ye tam da İran’a askeri müdahalenin 60’ıncı gününde gönderdiği mektupta, “çatışmalar sona erdi” diyerek,  bu 60 günlük sürenin hukuken yeniden başlamasına imkan tanıyabilecek bir hukuki yorum alanı yaratıyor.</strong></p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump geçen hafta Amerikan Kongresi’ne mektup göndererek “İran’la çatışmalar sona erdi” bilgisini verdi. Ancak Trump’ın mektubundaki “çatışmalar bitti” ifadesi, diplomatik bir kapanış mesajı gibi görünse de Washington’ın hukuk ve güç dengeleri açısından çok daha karmaşık bir tabloya işaret ediyor. Metin, aynı anda hem savaşın bittiğini ilan ediyor hem de askeri baskının süresiz biçimde devam edebileceği bir esneklik alanı yaratıyor.<br />Trump’ın Kongre’ye ilettiği mektupta dört temel mesaj var. Amerikan Başkanı mektubunda;<br />- İran’la ateşkesin sürdüğünü;<br />-  Çatışmaların sona erdiğini;<br />-  İran kaynaklı tehdidin hâlâ ciddi olduğunu;<br />- ABD’nin askeri konuşlanmasının güncellenerek devam edeceğini vurguluyor. <br />Bu dört mesaj birlikte okunduğunda ortaya çıkan sonuç ise İran meselesinde sahada gerilim düşerken, ABD’nin stratejik baskı mekanizmasının devam edeceği yönünde.</p>
<p><strong>Trump’ın “meşruiyet” hamlesi</strong></p>
<p>Türkiye’de Cumhurbaşkanı Erdoğan için “En çok ihtiyaç olduğu şey meşruiyet. Biz de bunu ona verelim” dediği bizzat Ankara’ya atadığı Amerikan Büyükelçisi Tom Barrack tarafından açıklanmış olan Trump, şimdi kendisi, İran savaşı için Amerikan hukuk sistemi içinde “meşruiyet” arayışında. Nitekim Kongre’ye gönderdiği mektup da bu arayışın somut göstergesi. </p>
<p>ABD’de mevcut yasalar uyarınca Başkan’ın Kongre onayı olmadan askeri operasyon yürütme yetkisi sadece 60 günle sınırlı. Trump, Kongre’ye tam da İran’a askeri müdahalenin 60’ıncı gününde gönderdiği mektupta, “çatışmalar sona erdi” diyerek,  bu 60 günlük sürenin hukuken yeniden başlamasına imkan tanıyabilecek bir hukuki yorum alanı yaratıyor. Yani “çatışmalar sona erdi” ifadesi, teknik olarak bir “savaşın bitişini” değil, ABD Başkanı’nın Kongre’ye karşı sorumlu olduğu hukuki sürenin sıfırlanması anlamına geliyor. Trump yönetimi, Amerikan yasalarındaki “gri alanlarda” dolayarak, İran’a olası yeni bir saldırı için -deyim yerindeyse- hukuken kronometreyi sıfırlıyor.</p>
<p><strong>Savaş biçim değiştirdi</strong></p>
<p>Trump’ın Kongre mektubunun en dikkat çekici yönlerinden biri de “çatışmalar sona erdi” ifadesine rağmen askeri pozisyonun korunduğunu bildirmesi.  ABD’nin bölgedeki kuvvet konuşlandırmasını sürdürmesi, deniz ablukası ve caydırıcılık mekanizmasının aktif kalması, fiili durumun tam bir “barış” hali olmadığını gösteriyor.<br />Trump’ın daha önce dile getirdiği “liman ablukası” stratejisi, klasik askeri müdahaleden ziyade ekonomik boğma üzerinden ilerleyen bir baskı modeli olarak öne çıkıyor. Bu yaklaşımda hedef, İran’ı doğrudan savaşla değil, ticaret damarlarını kontrol ederek nükleer programdan geri adım atmaya zorlamak gibi görünüyor. <br />Dolayısıyla mektubun en kritik sonucunun, Trump yönetiminin kendisine geniş bir hareket alanı açması olduğu söylenebilir; Bir yandan “savaş bitti” denilerek diplomatik baskı azaltılıyor, diğer yandan İran’a yönelik tehdit algısı korunarak askeri seçenek masada tutuluyor. </p>
<p>Ortaya çıkan tablo, klasik savaş tanımlarının ötesinde, hibrit bir çatışma modeline işaret ediyor. Trump’ın Kongre’ye gönderdiği mektup nedeniyle artık ne tam bir savaş durumundan, ne de tam bir barıştan bahsetmek mümkün değil. Mektupta kullanılan hukuki dil, askeri gerçekliğin önüne geçerek yeni bir gri alan oluşturuyor.</p>
<p><strong>Çatışmanın yeniden başlama olasılığı büyük</strong></p>
<p>Trump yönetimi Washington’da Kongre’ye karşı hukuki meşruiyet hamleleri yaparken, sahadaki ateşkes her geçen gün daha kırılgan hale geliyor.  Pakistan arabuluculuğunda yürütülen temaslarda İran’ın yeni teklifini sunması için belirlenen kritik eşik aşıldı, ancak tarafların temel pozisyonlarında kayda değer bir esneme görülmedi. Washington, İran’ın nükleer silah geliştirmeyeceğine dair net ve denetlenebilir güvenceler talep ederken, Tahran yönetimi nükleer programı ve füze kapasitesinden geri adım atmayacağını açıkça ortaya koydu. Bu tablo, müzakerelerin ilerlemekten çok zaman kazanmaya oynanan bir sürece dönüştüğü yorumlarını güçlendiriyor.</p>
<p>Sahada ise gerilim kontrollü ama tehlikeli bir şekilde tırmanıyor. ABD’nin ekonomik baskıyı artırma stratejisi sürerken, denizdeki hareketlilik dikkat çekici boyuta ulaşmış durumda. Hürmüz Boğazı’nda karşılıklı kısıtlamalar devam ediyor. ABD’nin İran limanlarına giriş-çıkış yapan çok sayıda gemiyi durdurması ya da yönlendirmesi de fiili bir abluka görüntüsü veriyor. Buna karşılık İran’dan gelen “misilleme” mesajları, askeri küçük bir adımın hızla daha geniş bir çatışmaya dönüşebileceğine işaret ediyor. </p>
<p><strong>Savaş bitse de Tahran’daki iç </strong><strong>karışıklık dinmeyecek gibi</strong></p>
<p>İran’dan yansıyan gelişmeler ise, çatışmaların sona ermesinin ardından Tahran’da başlayan bir güç savaşına işaret ediyor. Mevcut tablo ülkenin savaş sonrası döneme çok zayıflamış, ama bir o kadar da sertleşmiş bir rejimle gireceğini gösteriyor. </p>
<p>Dini otoritenin el değiştirmesi  ve yürütmenin zayıflamasıyla birlikte Devrim Muhafızları (IRGC) -özellikle Ahmed Vahidi’nin de komutan olarak atanmasıyla-  iyiden iyiye merkezi aktör haline geldi. Ancak bu yükseliş, sağlam bir hakimiyetten çok hasarlı bir güç birikimine işaret ediyor. Üst düzey kadrolardaki kayıplar, komuta zincirindeki parçalanma, güvenlik mimarisini daha da karmaşık ve öngörülemez hale getiriyor.</p>
<p>Ortaya çıkan tablo askeri etkinin arttığı, fakat kurumsal bütünlüğün zayıfladığı bir sistemi gösteriyor. Bu nedenle İran’da savaş sonrası dönemde net bir askeri diktatörlükten ziyade, anayasal görünümünü koruyan, ancak fiilen güvenlik aygıtının gölgesinde işleyen hibrit bir yapı öne çıkabilir. Meşruiyet üretmekte zorlanan bu yeni düzen, elitler arası rekabet ve toplumsal baskılarla birlikte uzun süreli bir istikrarsızlık riskini de içinde barındırıyor.</p>
<p><strong>Körfez Arapları da bölündü</strong></p>
<p>Savaşın bir etkisi de Körfez Arap ülkelerinde ortaya çıktı; Herkes savaş sonrası hesaplarını yapmaya çalışıyor. Bu çerçevede, ABD’nin Ortadoğu’yu terketmesi halinde, Arap ülkelerinin savunma alanında “kime yanaşacağı” ve ne gibi ittifaklara gireceğine ilişkin ilk işaretler de gelmeye başladı. Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn son yıllarda Tel Aviv’le güvenlik eksenli ilişkilerini hızla geliştirirken, Suudi Arabistan, Katar ve Umman daha mesafeli bir tutum sergiliyorlar. </p>
<p>İsrail’in füze saldırılarına karşı geliştirdiği Iron Dome- Çelik Kubbe sisteminin ilk kez ülke dışına çıkarılarak Birleşik Arap Emirlikleri’nde konuşlandırıldığı iddiası, bu iş birliğinin geldiği noktayı anlatan çarpıcı bir örnek. İran’dan geldiği belirtilen füze tehditlerine karşı kullanıldığı öne sürülen bu sistem, iki ülke arasındaki askeri koordinasyonun artık daha derin bir boyuta ulaştığını gösteriyor. İsrail böylece yalnızca kendi güvenliğini değil, Körfez’deki müttefiklerinin güvenliğini de üstlenebilecek bir rol inşa etmeye çalışıyor.</p>
<p>Arap ülkeleri arasında ciddi bir silahlanma çabası da hakim olmaya başladı; ABD son birkaç hafta içinde Katar’a milyarlarca dolarlık Patriot sistemleri, Kuveyt’e gelişmiş komuta altyapısı ve hem BAE’ye hem de İsrail’e yeni mühimmat satışlarını onayladı. Kısacası, bölgede gerilim sürdükçe, kazanan yine ABD olmaya devam ediyor. </p>
<p><strong>Trump’ın halkı iknası zor</strong></p>
<p>ABD’de İran’a yönelik olası bir askeri müdahaleye dair kamuoyunun, önceki savaşlara kıyasla çok daha hızlı sertleştiğini düşünüyorum. Washington Post-ABC News-Ipsos anketine göre, Amerikalıların %61’inin böyle bir savaşı “hata” olarak gördüğünü gösteriyor; bu oran Irak ve Vietnam’ın en olumsuz dönemleriyle aynı seviyede. Ancak asıl fark hızda: Irak’ta bu tepki yıllar içinde oluşmuştu, Vietnam’da daha da uzun sürmüştü. Bugün ise birkaç hafta yeterli oldu. Bu durum, Amerikan toplumunun “önleyici savaş” söylemine karşı toleransının ciddi biçimde azaldığını ortaya koyuyor. Bu tablo seçmenin savaşlara tanıdığı “başlangıç kredisinin” giderek daraldığına da işaret ediyor. Ekonomik kaygılar ve belirsiz stratejik sonuçlar, tepkiyi erkenden tetikliyor. Siyasi manevralar zaman kazandırsa da meşruiyet hızla aşınıyor.</p>
<p>Oysa “meşruiyet” herkese lazım...</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iran-savasi-bitti-mi-trumpin-ic-hukuk-mucadelesi-78474</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İran savaşı bitti... mi? Trump’ın &#039;iç hukuk&#039; mücadelesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/guney-kafkasya-artik-dunyanin-merkezidir-78473</guid>
            <pubDate>Mon, 04 May 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güney Kafkasya artık dünyanın merkezidir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ticaret koridorları üzerinde yeniden düşünmeye başlamak demek. En iyi rota diye, maliyeti düşüren Hürmüz Boğazı yolunu seçmenin nasıl bütün yumurtaları aynı sepete koymak demek olduğunu artık gördük. Şimdi rotaların çeşitlenme zamanı.</strong></p>
<p>Dünden bugüne dünyanın nasıl değiştiğinin farkında mısınız? İyi ya da kötü değil. Öyle. Amerika ve İsrail’in İran’a saldırısı ile ortaya çıkan Hürmüz Boğazı krizi dünyamızı bir daha geri dönmemek üzere değiştirdi.</p>
<p>Düne kadar lojistik hatlar, ticaret koridorları söz konusu olduğunda kafalarda hep bir maliyet hesabı olurdu. Artık yok. Gelin bakın nasıl değişti?</p>
<p><strong>Tıkanır mı, tıkanmaz mı? </strong><strong>Artık asıl mesele bu</strong></p>
<p>Doğrusu ben TEPAV araştırmacılarına hep böyle soruyordum eskiden. “O rotadan gidince konteynerler, bu işin zaman maliyeti nedir? Kaç günde hedefe varmak mümkün oluyor? Yetmez.  Bu zaman maliyetini göze alınca ne kadar masrafa katlanmak gerekiyor? O rotanın finansal maliyeti ne kadar? O da yetmez, şimdi bir de karbon maliyeti hesabı lazım.”</p>
<p>Ama bakın şimdi geldiğimiz noktada, artık rotanın güvenli olup olmadığı, tıkanıp tıkanmayacağı, teslim ettiğiniz malın hedefe ulaşıp ulaşamayacağı bir numaralı problem haline geldi. Hürmüz Boğazı tıkanıklığından sonra hayat böyle.</p>
<p>Eskiden rota tıkanıklığı yoktu. Artık var. Bu durumda, en iyi rota artık yola çıkardığınız malı eninde sonunda teslim edebilen rota oldu. Bir ara, en pahalı enerji olmayan enerjidir denirdi. Şimdi de en kötü rota yola çıkardığınız malı bir türlü teslim edemeyen rota artık. Hürmüz Boğazı etkisi işte tam da bu.</p>
<p>Bu ne demek? Ticaret koridorları üzerinde yeniden düşünmeye başlamak demek. En iyi rota diye, maliyeti düşüren Hürmüz Boğazı yolunu seçmenin nasıl bütün yumurtaları aynı sepete koymak demek olduğunu artık gördük. Şimdi rotaların çeşitlenme zamanı.</p>
<p><strong>Ermenistan-Türkiye sınırını </strong><strong>açmanın vakti geldi</strong></p>
<p>Düne kadar maliyetli diye üzerinde çok düşünülmeyen ticaret koridorlarının gündemde olacağı bir yeni döneme girdik böylece. Doğrusu ya, ben bu yeni dönemde, Güney Kafkasya’nın önemli bir geçiş noktası olacağını düşünüyorum. İsterseniz haritaya bir bakın. Kuzeyde Rusya-Ukrayna savaşı, güneyde İran savaşı ve güncel Hürmüz tıkanıklığı var. Öyle duruyor ki, iran-ABD barış görüşmelerinde, İran’ın Hürmüz’ü kontrolü temel mesele olacak. Nedir? Bu barış görüşmeleri kolay başlamaz, kolay da bitmez.</p>
<p>Ne oluyor bu durumda?  Hem kuzey güney bağlantısında, hem doğu-batı bağlantısında Güney Kafkasya’nın önemi artıyor. Güney Kafkasya ile birlikte Türkiye’nin önemi de artıyor. Eskiden Megri koridoru, sonra Zengezur koridoru gerken şimdi Trump rotası adını alan TRIPP bağlantısı da önemli tabii.</p>
<p>Düne kadar Hazar geçişinin ne kadar maliyetli olduğundan bahsederdik. Hazar’ı geçmek bir gün, her bir kıyıda malın elleçlenmesi onar gün sürüyordu. Şimdi maliyetin değil, teslimatın önem kazandığı Hürmüz tıkanıklığı sonrası yeni durumda Hazar geçişi maliyeti bile katlanılabilir duruyor doğrusu. Dedim ya, artık farklı bir dönem bu.</p>
<p>Bu dönemde, Hazar geçiş maliyetini elden geçirmek için atılacak her adım Güney Kafkasya’nın dünyanın merkezi olduğu tespitini yalnızca güçlendirecek. Dün düşünülmeyenleri düşünebilmek için olumlu bir ortamdayız.</p>
<p>Güney Kafkasya, dünyanın merkezi olurken, Güney Kafkasya’daki konnektivite meselelerini bir bir elden geçirmek önemli olacak. Hazar geçişi ve TRIPP rotasının işlerliği kadar, Ermenistan-Türkiye sınırının açılması da zaman geçirmeden ele alınması gereken meselelerden. Onu da söylemiş olayım.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f821e080173-1777869280.png" alt="" width="575" height="432" /></p>
<p><strong>Bugün genç olmak düne göre daha mı kolay?</strong></p>
<p>Alıştığımız referans noktaları kayboluyor, dünyamız yine değişiyor. Karl Marks üstadımız bu durumu “katı olan her şey buharlaşıyor” diye anlatırdı. Yine öyle oluyor. Alıştığımız yollar ortadan kalkarken, endişe etmemek mümkün değil aslında.</p>
<p>Sosyal medya etkisi sayesinde dünyanın her tarafını aynı anda görme imkanı kazanan gençlerin bu durumdan nasıl etkilendiklerini ciddiye alıp değerlendirmek gerekiyor. Rakamlar ortada gençlerin hayattan memnuniyeti, Türkiye’de geriliyor.</p>
<p>Habitat Derneği’nin “Türkiye’de Gençlerin İyi Olma Hali Raporu” 18 ilde 18-29 yaş arası gençlerle konuşarak yapılmış. 2017’de hayattan memnuniyet düzeyi yüzde 70 iken 2026’da bu oran yüzde 50 seviyesine geriliyor.</p>
<p>Aynı durum, EuroStat verilerinden de görülebiliyor. 25 yaş altı yaşam memnuniyeti oranı 2025 yılında, 2013 yılına göre geriliyor.</p>
<p>Bugünün gençleri, dünün gençlerine göre daha endişeli. Ank-Ar bu Nisan ayında sormuş: “Sizce bugün genç olmak, yirmi yıl önce genç olmaktan daha mı zor, daha mı kolay?” diye. Ankete katılan yaklaşık 2000 kişi’nin yüzde 59,9’u bugün genç olmak, yirmi yıl öncesine göre daha zor” demiş.</p>
<p>Kimler zor diyor. Gençler. Ankete katılan 18-25 yaş grubunda olanlarda, “bugün genç olmak yirmi yıl öncesine göre daha zor” diyenlerin oranı yüzde 85,5’e çıkıyor. Ankete katılan 55-65 yaş grubunda ise, “bugün genç olmak, yirmi yıl öncesine göre daha zor” diyenlerin oranı neredeyse yarı yarıya azalarak yüzde 40,4’e düşüyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f821f214a33-1777869298.png" alt="" width="606" height="341" /></p>
<p>Rakamlar bir süreden beri gençlerin zaten endişeli olduğunu gösteriyordu. Ank-Ar rakamları da bunun üstüne geldi. Neden endişeli gençler? Hayattan, gelecekten. Ama bence burada yaşlıların gençlerle aynı kanaatte olmamasını da dikkate almak gerekiyor.</p>
<p>Dünya gözlerimizin önünde büyük bir hızla daha bir görünür hale geliyor. Elden geçirilmesi gereken malumat seti süratle büyüyor. Katı olan her şeyin buharlaşmakta olduğunu görüyoruz. Alıştığımız referans noktaları kayboluyor, dikkate almamız gereken yenilikler biçimleniyor.</p>
<p>Türkiye yok olana, bitene değil, yeniye ve doğmakta olana odaklanmamızı sağlayacak politikalara ihtiyaç duyuyor. Hürmüz’e takılana değil, Güney Kafkasya’da doğmakta olana odaklanmak gerekiyor. Dubai’de batana değil, bölgenin olası yeni Dubai’lerine bakmak gerekiyor.</p>
<p>Ben bu ortamda en çok gençlerin gelecek endişesinden, umutsuzluktan kaynaklanan mutsuzluğundan korkuyorum doğrusu. O endişeden beslenen hınçtan, hakkını almak için harekete geçen öfkeden. </p>
<p>Türkiye’de değişen bir şeyler var ve bunu idrak etmeliyiz. Bugün karşı karşıya olduğumuz mesele gençlerin önüne güvenilebilir bir gelecek tahayyülü koyamamaktan kaynaklanıyor.</p>
<p>Ortada heyecan duymayı ve geleceğe ilişkin değerlendirme yapmayı imkansız kılan bir ideolojik boşluk var esasen. İleriye yönelik bir heyecan, neşe ve bir iş başarmanın şevki yok.</p>
<p>Gençlerin hayatına yeniden yön, anlam ve öngörülebilirlik kazandıracak politikalar kurulmadıkça ne uyuşturucuyla mücadele sonuç verir ne de artan şiddet dalgası durur.</p>
<p>Bir daha söylemiş olayım.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/guney-kafkasya-artik-dunyanin-merkezidir-78473</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Güney Kafkasya artık dünyanın merkezidir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-78472</guid>
            <pubDate>Mon, 04 May 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Canlı - Ekonomi Masası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Ekonomi Masası | 04 Mayıs" src="https://www.youtube.com/embed/8Viyk7fYHjw" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-78472</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/3/1280x720/berfin-cipa-talip-aktas-1771825245.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dijital-esaretin-faturasi-78471</guid>
            <pubDate>Mon, 04 May 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dijital esaretin faturası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2015’te 3, 2025’te 5 milyar dolar olan diğer iş hizmetleri alanında yurtdışından yaptığımız alımların toplamı 2025 yılında ilk kez 10 milyar doları geçti. Yükselişi normal bulmakla birlikte, artış hızının aşırı olduğunu düşünüyorum.</strong></p>
<p>2015’te Türkiye’de aktif sosyal medya hesabı sayısı 40 milyon idi. Şu sıralarda 63 milyona ulaşmış durumda. İnternet uygulamalarına göre yaklaşık kullanıcı hesabı sayılarımız şöyle:</p>
<p>- Instagram: 62 milyon</p>
<p>- Youtube: 58 milyon</p>
<p>- Tiktok: 45 milyon</p>
<p>- Facebook: 35 milyon</p>
<p>- Linkedin 21 milyon</p>
<p>- Snapchat: 16 milyon</p>
<p>- X: 18 milyon</p>
<p>Bu veriler sizi şaşırtmadıysa bir de şuna bakın: Ülkemizde sosyal medya uygulamalarında harcanan ortalama süre haftalık 25 saat. Yani haftanın bir gününü sosyal medyada geçiriyoruz.</p>
<p><strong>Telefona baktığımız </strong><strong>süre giderek uzuyor</strong></p>
<p>Kullanıcı sayısı artıyor, abone sayısı artıyor, geleneksel medya yerine dijital medya üzerinden gündem takibi eğilimi güçleniyor ve insanlar her geçen gün daha uzun süreyi ellerindeki telefona bakarak geçiriyor. Elbette konuşulacak çok şey var ama aslında bugünkü amacım başka bir konuya dikkatinizi çekmek.</p>
<p>Ülkemizde milyonlarca kişi bu uygulamalara üyelik, reklamsız abonelik vb. amaçlarla kayıt bedeli ödüyor. Yine yüzbinlerce firma ya da girişimci bu uygulamalar üzerinden kendi ürün ya da işletmelerine yönelik reklam veriyor.</p>
<p>Bu ödemeler Türkiye’nin dış ticaret verilerinde giderek daha önemli bir pay almaya başladı. Kapsam itibarıyla hizmet ithalatına giren bu kalemleri ödemeler dengesinde, cari işlemler hesabı altında, hizmetler dengesi içindeki “diğer iş hizmetleri” başlığında görüyoruz.</p>
<p>Diğer iş hizmetleri sadece bu yazıya konu olan başlıkları içermiyor; muhasebe, insan kaynakları, tasarım, mimarlık gibi yurt dışında yerleşik kişilerle gerçekleştirilen teknik ve ticari ve diğer ticari hizmetleri de kapsıyor. Dolayısı ile az sonra okuyacağınız bol sıfırlı verilerin içinde, sosyal medya harcamalarımız ve gelirlerimiz yanında bu saydığım alanlardaki işlemler de var. Ancak tutarların önemli bir bölümünü, sosyal medya kaynaklı ödemeler oluşturuyor.</p>
<p><strong>Sosyal medya için harcadığımız </strong><strong>zaman büyük bir israf</strong></p>
<p><strong>2015’te 3, 2025’te 5 milyar dolar olan diğer iş hizmetleri alanında yurtdışından yaptığımız alımların toplamı 2025 yılında ilk kez 10 milyar doları geçti.</strong> Bu, bazılarımız için hiçbir şey ifade etmeyebilir. Bazılarımız “dijitalleşme arttıkça, küresel trendlere uygun şekilde bizim harcamalarımız da artıyor, bu normal bir trend” diyebilir. Bazılarımız ise tutarı “aşırı yüksek” bulabilir. Ben ikinci ve üçüncü grubun arasındayım. Yükselişi normal bulmakla birlikte, artış hızının aşırı olduğunu, sosyal medya kullanımı için harcadığımız zamanın tarif edilemeyecek kadar büyük bir israf olduğunu, bazıları için dijital bir esarete dönüşen bu zaman israfının psikolojik ve sosyal yan etkileri yanında ekonomimiz için de (faydalarının yanında) verimsizliğe neden olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Kendi yorumunuza katkı olsun diye, size 10 milyar doların nasıl bir büyüklük olduğunu anlamamıza yardımcı olacak bazı bilgiler vereyim:</p>
<p>Türkiye’nin mal ve hizmet ihracatını desteklemek için devlet bütçesinden ayırdığı ödenek yıllık yaklaşık 1 milyar dolar.</p>
<p>1915 Çanakkale Köprüsü’nün maliyeti 2,5 milyar dolar civarında</p>
<p>Son dönemde maliyet artışları nedeniyle sıkıntı yaşayan emek yoğun sektörler için uygulamaya konan destek programının büyüklüğü yaklaşık 2,2 milyar dolar.</p>
<p>Konya, Kayseri ve Antalya’nın yıllık mal ihracatı toplamı 10 milyar dolar.</p>
<p>Türkiye’deki 7 bine yakın ayakkabı imalatçısının yıllık üretim değeri 3 milyar dolar.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dijital-esaretin-faturasi-78471</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dijital esaretin faturası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kendi-yapay-zeka-balonunu-sisirme-78470</guid>
            <pubDate>Mon, 04 May 2026 07:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kendi yapay zekâ balonunu şişirme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İş dünyası yapay zekâ yatırımlarında coştu. Çok azı, ihtiyacı ölçüsünde YZ kullanırken çoğu, moda haline gelen YZ için milyarlarca dolar harcıyor. Kazanan kullanıcılar değil YZ şirketleri oluyor</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Üretken yapay zekâ araçlarını benimseyen şirketlerde <strong>kafa karıştırıcı</strong> bir çelişki ortaya çıkıyor: Çalışanlar büyük ölçüde <strong>teknolojiyi benimseme</strong> zorunluluklarına uyarken, çok azı bunun <strong>gerçek bir değer yarattığını</strong> görüyor. Kullananlar <strong>vaat edilen faydaların %5’ini</strong> hayata geçirebilmişler.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Oysa YZ için <strong>yatırımların %15’i</strong> kadar kaynak harcanmış. <strong>MIT Media Lab</strong> raporu, kuruluşların <strong>%95</strong>'inin bu teknolojilere yaptıkları yatırımdan <strong>ölçülebilir bir geri dönüş görmediğini</strong> ortaya koymuş. Bu kadar çok <strong>faaliyet</strong>, bu kadar çok <strong>coşku</strong>, bu kadar <strong>az geri dönüş</strong>. Neden? <strong>YZ bir balon mu yoksa</strong>?</p>
<p><strong>İNSAN GİBİ DÜŞÜNEN MAKİNE ÜRETİLEBİLİR Mİ?</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: YZ neredeyse <strong>KOBİ düzeyinde</strong> herkesin ajandasında… Şirketler YZ yatırımları üzerinden adeta <strong>rekabet</strong> halinde. Fakat çok azı YZ’yi “<strong>üretken yapay zekâ</strong>” çerçevesinde kullanıyor, <strong>verimlilik</strong> üretiyor. <strong>Karar süreçleri iyileştirmede</strong> işe yarayan <strong>YZ’yi abartmayıp </strong>başardığı alanı deneyip benimse.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: YZ <strong>savaşta</strong> da kullanılıyor ama o kadar da değil. Zira karar aşamasında, <strong>hatadan kim sorumlu olacak</strong> konusu ortada<strong>… İnsan gibi düşünen makine yapmayacaksın</strong>. Zira insanın <strong>sezgisi</strong>, <strong>aklı</strong>, <strong>zekâsı</strong>, varsa <strong>ruhu</strong> ve daha nice bilinmezi bileşkesinde karar veriyoruz. <strong>Kendi YZ balonuna üfürme</strong>.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Yapay zekâ balonuna dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>YZ yüzünden işinden olan var mı?</em></strong></p>
<p><strong>Henüz yok</strong>. Ancak bazı <strong>rutin işlerini</strong> YZ’ye devredenler var. <strong>Veri girişi</strong> gibi işlerde çalışanlar da zaten benzeri alanlara kaydırılıyor. <strong>Kitleler halinde işsiz kalınacağı söylemini</strong> doğrulayan kanıtlar henüz yok.</p>
<p><strong><em>Alanında uzmanlar ne diyor?</em></strong></p>
<p>Dedikleri şu: “<em>Benim alanımda tam bir cahil ve yalancı ama diğer konularda çok iyi</em>.” Yani uzmanlık sahipleri YZ’nin sonuçlarını <strong>yetersiz</strong> buluyor fakat <strong>bilmedikleri şeyleri YZ’nin bildiği</strong> yanılgısındalar.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>“HERKES YATIRIM YAPIYOR, ACABA BİR ŞEY Mİ KAÇIRIYORUM?”</strong></p>
<p>Görüştüğüm nice iş insanı, böyle söylüyor? Bazı <strong>otomasyonlarda</strong> kullandık işe yarıyor ama <strong>henüz bir mucizesini</strong> görmedik.” İyi de <strong>neden bu kadar para harcıyorsun</strong> ve dilinde? “<em>Rakiplerimden geri kalamam, onlar YZ diyorsa ben de</em>…” Fakat YZ’nin vaat ettiklerinin ancak <strong>20’de 1’i </strong>gerçekleşebilmiş.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>YAPAY ZEKÂ BALONU LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Yapay zekâ</strong>: İnsan beyninin kafatasının dışına taşması, dijital sinir ağlarıyla zekâlar arası iletişim</p>
<p><strong>YZ balonu</strong>: Yapay zekâdan beklentilerin abartılması, tıpkı 2001 dot.com krizi öncesindeki gibi</p>
<p><strong>YZ modası</strong>: Herkesin dilinde pelesenk haline gelerek YZ’ye güzelleme yarışına girme histerisi</p>
<p><strong>Gerçek YZ</strong>: Yapay zekânın üretkenlikte, karar süreçleri desteğinde ve araştırmada kullanımı</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kendi-yapay-zeka-balonunu-sisirme-78470</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kendi yapay zekâ balonunu şişirme ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cari-acik-nisanda-45-milyarda-kalabilir-78469</guid>
            <pubDate>Mon, 04 May 2026 07:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cari açık nisanda 4,5 milyarda kalabilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Savaşla birlikte tüm dengeler sarsıldı. Başta petrol olmak üzere enerji fiyatlarında ve buna bağlı olarak tüm ithal malların fiyatında yaşanan artış ve sekteye uğrayacağından endişe edilen ihracat yine o klasik kaygıyı, hatta kaygı ötesine geçip korkuyu depreştirdi.</p>
<ul>
<li>
<p><em>Ya ticaret açığı çok büyür ve dövizsiz kalırsak…</em></p>
</li>
<li>
<p><em>Ya cari işlemler açığını finanse etmekte zorlanırsak… (Bu durum genellikle<strong> “Ya cari açığı finanse edemezsek”</strong> şeklinde ifade edilir de böyle bir durum söz konusu olmaz. <strong>“Önce açık, sonra finansman”</strong>dan söz edilemez; ya <strong>“önce finansman, sonra açık”</strong> olur ya da ikisi eş zamanlı gerçekleşir. Ama açığın finansman kalitesi bozulur ve maliyet artar, o ayrı tabii ki.)</em></p>
</li>
<li>
<p><em>Ya bunların sonucunda döviz kuru tırmanır giderse…</em></p>
</li>
</ul>
<p>Gerçi laf aramızda döviz kurunda tırmanış yaşanması içten içe istenmiyor da değil.</p>
<p>Hadi pek ithal girdi kullanmayan ihracatçı kur artsın ister, turizm sektörü elbette kur artsın ister, elinde döviz bulunan, altın bulunan kur artsın da varlığım büyüsün ister; ama diğer yanda kur artışından zerre kadar çıkarı olmadığı gibi bundan çok büyük zarar görecek geniş kitleler kurun artmasını niye ister, işte onu anlamak çok zor. Bir de<strong> “Böyle gitmez, gitmemeli, kur artmalı, eli kulağında, artmak üzere, artıyor”</strong>cular var!</p>
<p>Neyse, bugünkü konu kimin niye kur artışı istediği değil, o konuya başka zaman yine değinirim.</p>
<p>Dönelim bu yıl için en çok korkulan, kaygı duyulan cari dengede ortaya çıkması muhtemel bozulmaya. Aslında cari denge ilk üç ayda çok fena gitti. Her ne kadar mart ayı verisi henüz açıklanmadıysa da nasıl bir açık oluştuğunu iyi kötü tahmin etmek zor değil.</p>
<p>Cari işlemler dengesinde ocakta 7 milyar, şubatta 7,5 milyar olmak üzere iki ayda 14,5 milyar dolar açık verildi. Şubat sonundaki yıllık açık da 35,4 milyar dolar oldu.</p>
<p>Mart ayında 11,2 milyar dolar olan ticaret açığından yola çıkılarak yapılan tahminler, 9 milyar dolar civarında bir cari açık oluşacağına işaret ediyor. Geçen yılın mart ayındaki cari açık 4,9 milyardı. Yani bu yılki açık 9 milyar olursa, yıllık tutara yaklaşık 4 milyar daha eklenecek, bu da şubat sonunda 35,4 milyar olan açığın mart sonunda 40 milyara dayanması anlamına gelecek.</p>
<h2>Nisanda yön aşağı dönecek</h2>
<p>Merkez Bankası ödemeler dengesinde henüz şubatı açıkladı ve mart tahminini yukarıda özetledim. Peki Ticaret Bakanlığı’nın açıkladığı tahminlerin çok ötesinde olumlu gelen nisan ayı dış ticaret gerçekleşmesinden sonra cari işlemlerde nisanda nasıl bir gidişat ortaya çıkar, gelin şimdi de ona bir göz atalım…</p>
<p>Nisan aylarının klasiğidir; dış ticaret açığının yaklaşık yarısı düzeyinde bir cari açık oluşur. Diğer bölümde detaylı olarak aktaracağım; nisan ayındaki dış ticaret açığı 8,5 milyar dolar oldu. Bu tutardan cari açığa yansımanın 4,5 milyar dolar civarında olması beklenir.</p>
<p>Geçen yılın nisan ayı, Cumhuriyet tarihinin en yüksek cari açığının verildiği üçüncü aydı. En yüksek açıklar 10,2 milyarla 2023’ün ocak ve 8,8 milyarla aynı yılın şubat ayında verilmişti. Geçen yılın nisanındaki açık da 8,4 milyarla üçüncü sırada yer almıştı.</p>
<p>Şimdi bu yıl nisanda 4,5 milyar dolar civarında bir açık bekleniyor. Gerçekleşme bu düzeyde olduğu takdirde bu yılın ilk dört ayındaki açık; ocaktaki 7 milyar ve şubattaki 7,5 milyarlık gerçekleşmeden sonra marttaki 9 milyar ve nisandaki 4,5 tahminle birlikte 28 milyar dolara ulaşacak.</p>
<h2>Yıllık açık gerileyecek</h2>
<p>Yıllık cari açığın mart sonunda 40 milyar dolara dayanacağı hesaplanıyor.</p>
<p>Yıllık açık, nisan ayında ise gerileyecek ve 35-36 milyar dolara inecek. Bunun nasıl olacağı belli; Mayıs 2025-Nisan 2026 toplamı alınırken hesaptan geçen yılın nisanındaki 8,4 milyar dolar çıkacak ve onun yerine bu yılın nisanında 4,5 milyar dolar civarında tahmin edilen açık girecek.</p>
<h2>Nisan ihracatı çölde vaha gibi geldi</h2>
<p>Ticaret Bakanlığı’nın açıkladığı nisan ayına ilişkin geçici dış ticaret verileri, özellikle ihracat gerçekleşmesi herkes için sürpriz oldu.</p>
<p>Savaş yüzünden ithalatın tırmanıp gideceği, buna karşılık ihracatın dibe oturacağı sanılırken tam tersi yaşandı. İhracatta nisan aylarının rekoru kırıldı.</p>
<p>Ticaret Bakanlığı verilerine göre nisan ayı ihracatı geçen yılın tam yüzde 22 üstüne çıkarak 25,4 milyar dolara ulaştı. Bu artışla dört aylık ihracat 88,6 milyar dolarla geçen yılki düzeye göre yüzde 3 arttı.</p>
<p>Bu arada yıllık ihracatta da rekor kırıldı. Nisan sonundaki yıllık ihracat 275,8 milyar dolara yükseldi.</p>
<h2>Nisan ithalatında korkulan olmadı</h2>
<p>Nisan ayında geçen yıl 32,9 milyar dolar olan ithalat bu yıl 33,9 milyar dolar olarak gerçekleşti ve artış oranı yüzde 3’te kaldı.</p>
<p>Ocak-nisan döneminde 125,4 milyar dolar olan ithalat geçen yılın yüzde 4,3, nisan itibarıyla 370,5 milyar dolar olan yıllık ithalat da geçen yılın yüzde 5,4 üstünde. Ancak yıllık ithalat 2023 ortasında daha yüksek düzeye çıkmıştı, onu da not etmek gerek; yani bu yıl nisandaki 370,5 milyar dolar bir rekora işaret etmiyor.</p>
<p>İthalatın bu savaş koşullarında bu düzeyde kalması doğrusu pek beklenmiyor ve çok daha yüksek bir gerçekleşme olabileceğinden kaygı duyuluyordu.</p>
<p>Ancak hem ihracat, hem de ithalat açısından nisanda oluşan bu olumlu gerçekleşme uzun soluklu olacak mı, o konuda bir yargıda bulunmak zor.</p>
<h2>Açıkta üçte bire yakın azalma</h2>
<p>Nisan ayında ihracatın ithalattan çok daha yüksek oranda artması ticaret açığının yüzde 30 azalmasını sağladı.</p>
<p>Geçen yılın nisanında 12,1 milyar dolar olan ticaret açığı, bu yıl 8,5 milyar dolarda kaldı.</p>
<p>Nisandaki bu olumlu gelişmeye rağmen ilk dört aydaki açık geçen yılın yüzde 7,4, yıllıklandırılmış açık ise yüzde 9,2 üstünde bulunuyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Şu enerji ithalatı olmasaydı!</span></h2>
<p>Enerji hariç tutularak hesaplanan dış ticaret verileri nisandaki ithalatın geçen yılın altında kaldığını ortaya koyuyor.</p>
<p>Buna göre ithalat geçen yılın nisanından yüzde 1,5 aşağıda.</p>
<p>İhracattaki artışın oranı ise toplama göre daha yüksek, yüzde 24.</p>
<p>Enerji hariç hesaplamada geçen yıl nisanda 8,4 milyar dolar olan ticaret açığı, bu yıl 3,3 milyarda kaldı ve yüzde 60 azaldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cari-acik-nisanda-45-milyarda-kalabilir-78469</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cari açık nisanda 4,5 milyarda kalabilir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/silahta-yerlilik-yuzde-97ye-ulasti-80-ulkeye-ihracati-200-milyon-dolari-buldu-78468</guid>
            <pubDate>Mon, 04 May 2026 07:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Silahta yerlilik yüzde 97’ye ulaştı, 80 ülkeye ihracatı 200 milyon doları buldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>GEÇEN </strong>hafta Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Latif Aral Aliş </strong>ev sahipliğinde Sarsılmaz Silah Sanayi’nin Düzce’deki tesislerindeki toplantıya giderken arşivimi taradım, daha önceki yazılarıma baktım.</p>
<p>Düzce’deki fabrikaya en son Kasım 2021’de gittiğimde yazıma şu başlığı atmışım:</p>
<ul>
<li><strong>Silah ihracatı 100 milyon dolara ulaştı, kilo başına geliri 200 dolara çıktı…</strong></li>
</ul>
<p>Temelleri 1880 yılında Harput’ta <strong>Abdullatif </strong>Bey tarafından çakmaklı silah üretimiyle atılan Sarsılmaz Silah Sanayi, ailenin 4’üncü kuşağından <strong>Latif Aral Aliş</strong> yönetiminde Kasım 2021’de Düzce Organize Sanayi Bölgesi’nde 50 bin metrekaresi kapalı olmak üzere 65 bin metrekarelik üretim alanı büyüklüğüne ulaşmıştı.</p>
<p>Geçen 4.5 yılda Sarsılmaz Silah Sanayi’nin Düzce’deki yatırım ve üretim alanını 120 bin metrekareye çıkardığını gördük. Sarsılmaz’ın entegre tesisini <strong>Aral Aliş </strong>ve Genel Müdür Yardımcısı <strong>Murat Akalın </strong>rehberliğinde gezdik.</p>
<p><strong>Aral Aliş, </strong>fabrika turu sırasında ekibinden bizi üretimde kullanılan takımların bulunduğu bölüme de yönlendirmelerini istedi:</p>
<p>-          <strong>Üretimde kullandığımız burada gördüğünüz tüm takımları da kendimiz üretiyoruz.</strong></p>
<p>Takımlara varıncaya kadar ürettiklerini öğrenince Sarsılmaz’da ulaşılan yerlilik düzeyini merak ettim, paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Ürünlerimize göre değişmekle birlikte ortalama yerlilik oranımız yüzde 97 dolayında bulunuyor. Bu düzeyde yerlilik oranı</strong><strong>nı</strong><strong> başka sektörde göremezsiniz.</strong></p>
<p>Tabancadan makineli tüfeğe, her üretim bölümüne girdiğimizde kullanılan robotları gösterdi:</p>
<p>-          <strong>Tesislerimizin bir bölümü </strong>“karanlık fabrika” <strong>olarak tanımlanacak düzeyde. Tesislerimiz 7/24 çalışıyor. Robotların malzeme aldığı noktaya ham malzeme yerleştiriliyor. Üretilecek ürünle ilgili bilgiler yükleniyor. Robotlar üretimi hatasız şekilde gerçekleştiriyor.</strong></p>
<p>Tüfek namlusunu zımparalayıp parlatan robota dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Bu robot 6 personelin yapacağı işi aynı sürede hatasız bir şekilde yapıyor.</strong></p>
<p>Robot gövde ve kollarının ithal olduğunu belirtip, ekledi:</p>
<p>-          <strong>Yazılımını Ar-Ge merkezimizdeki mühendislerimiz yapıyor. Burası gördüğünüz gibi önemli bir teknoloji merkezi.</strong></p>
<p>Bu noktada tarihçesi 146 yıl önceye uzanan Sarsılmaz’ın geldiği aşamayı şöyle özetledi:</p>
<p>-          <strong>Köklü bir mühendislik, üretim ve teknoloji birikimine dönüştü. Bu süreçte yalnızca değişen ihtiyaçlara uyum sağlayan bir şirket olmadık, bu ihtiyaçları öngören, teknolojiye cevap veren ve savunma sanayisinin dönüşümüne katkı sağlayan bir yapı inşa ettik.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Tabancadan piyade tüfeğine, makineli tüfekten toplara, robotik sistemlerden anti-drone çözümlerine kadar birçok alanda üretim yapıyoruz. Artık yalnızca silah üreticisi değil, geniş kapsamlı bir teknoloji şirketi konumundayız.</strong></p>
<p>İhracatla ilgili güncel durumu sorduk, paylaştı:</p>
<p>-          <strong>80 ülkeye ihracatımız 200 milyon doları buluyor…</strong></p>
<p>Kilo başına ihracatta da güncel durumu öğrenmek istedik, hesapladı:</p>
<p>-          <strong>Kilo başına ihracat değeri ürüne göre değişiyor. Daha yüksek olanlar var ama ortalaması 150 dolar dolayında seyrediyor.</strong></p>
<p>Geçmişte Başkanlığını yürüttüğü, şimdi Başkan Yardımcısı olduğu Savunma ve Havacılık Sanayi İhracatçıları Birliği şapkasını dikkate alarak ihracatla ilgili şu ayrıntıyı sordum:</p>
<p>-          <strong>Sektörün 2025 yılı toplam ihracatı 10.4 milyar dolar oldu. Bunun içinde silahın payı ne kadardır? Türkiye’nin silah ihracatı geliri ne kadar?</strong></p>
<p>Hesaplamaya çalıştı, tahminini ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>10.4 milyar doların 2 milyar dolarını silah ihracatı oluşturuyor.</strong></p>
<p>Yine sorularım üzerine Türkiye’nin savunma sanayinin silah üretim tarafındaki gücünü irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Artık Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) her türlü silah ihtiyacı sektörümüz tarafından karşılanabiliyor. İthalata ihtiyaç kalmıyor. Biz Sarsılmaz olarak bir askeri birliğin tüm ihtiyaçlarını uçtan uca karşılayabilecek ürün çeşitliliğine sahibiz.</strong></p>
<p>Sarsılmaz Silah Sanayi, Türkiye’nin savunma sanayinde ulaştığı üretim ve teknoloji gücünü ortaya koyan önde gelen tesisler arasında yer alıyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ABD’de üretime Miami’den giriyor</span></h2>
<p><strong>SARSILMAZ </strong>Silah Sanayi Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Aral Aliş, </strong>Kasım 2021’de Düzce’deki fabrika ziyaretinde ABD’deki şirketlerinin <strong>“SAR USA” </strong>olduğunu belirtip, şu bilgiyi vermişti:</p>
<p>-          <strong>ABD’ye 30 yıldır tabanca-silah ihracatı yapıyoruz. Tabancalarımız ABD’de ödüller alıyor, sektörün önemli dergilerine kapak oluyor. ABD pazarında İtalya’yı geçtik.</strong></p>
<p>Geçen haftaki buluşmada ABD’de üretim planlarının olup olmadığını sordum, şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Miami’de üretim için hazırlıklarımız var?</strong></p>
<p>Soruyu sürdürdüm:</p>
<p>-          <strong>Neden Miami?</strong></p>
<p><strong>Aral Aliş, </strong>anlattı:</p>
<p>-          <strong>Miami’de büyük bir depomuz var. Ke</strong><strong>n</strong><strong>dimize ait. Orayı üretim tesisine dönüştürebileceğimizi düşünüyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kaan için geliştirildi dakikada 2 bin atış yapabiliyor</span></h2>
<p><strong>SARSILMAZ </strong>Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Aral Aliş</strong>’le birlikte Mekatronik bölümüne geçerken, yine Kasım 2021’e döndüm, o günkü şu sözlerini anımsadım:</p>
<p>-          <strong>Atak Helikopteri’nin topunu da üretiyoruz. Hürkuş için silah da üretiyoruz. Drone için silah üretimine de başladık.</strong></p>
<p><strong>Aral Aliş, </strong>TR Mekatronik Genel Mdürü <strong>Fatih Çevik</strong>’e sözü bıraktı:</p>
<p>-          <strong>Kaan uçağı için geliştirdiğimiz 6 namlulu 20 mm top sistemi, 5 Mayıs 2026’da açılacak </strong>“SAHA 2026”<strong>da sergilenecek. 6 namlulu versiyonla dakikada 2 bin atımlı hava platformuna takılacak bir çalışmaya geçtik. Kaan için sözleşmemiz var.</strong></p>
<p>Söz konusu silahı Türkiye’de üretilen farklı platformlarda da alternatif kullanım için çalışmalar yaptıklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Dakikada 3 bin atım hava savunma sistemleri üzerinde de çalışmalarımız sürüyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Turkish Technic, dünyada ilk 3’e yerleşti, DB Tarımsal’la ‘sürdürülebilirlik’ atağına geçti</span></h2>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69f81eec4bf74-1777868524.jpeg" alt="" width="600" height="474" />
<figcaption><strong>Prof. Murat Şeker</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>TÜRK </strong>Hava Yolları’nın (THY) yeni Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. <strong>Murat Şeker, </strong>Genel Müdür <strong>Ahmet Olmuştur, </strong>Genel Müdür Yardımcıları <strong>Metin Gülşen, Harun Baştürk, Akif Konar, Levent Konukcu, Abdulkerim Çay, Mehmet Kadaifçiler, Kerem Kızıltunç, Ali Türk, </strong>İletişim Başkanı <strong>Yahya Üstün </strong>ve Ajet Genel Müdürü <strong>Kerem Sarp</strong>’la birlikte düzenlediği sohbet toplantısında ekrana diğer iş kollarından örnekler yansıtıp şu mesajı verdi:</p>
<ul>
<li><strong>Faaliyet gösterdiğimiz diğer iş kolları geleceğimiz için önemli kaldıraç unsurları olacak.</strong></li>
</ul>
<p>3’ü üzerinde durdu:</p>
<ul>
<li><strong>Widect: </strong>Kapıdan kapıya paket teslimi yapan bu iş kolumuz yıllık 50 milyon dolarlık gelir katkısı sağlıyor.</li>
<li><strong>Turkish Airlines HOLIDAYS:</strong>Yıllık 60 milyon dolarlık gelir katkısı var.</li>
<li><strong>TKCONNECT:</strong>Yıllık 100 milyon dolar maliyet tasarrufu sağlıyor.</li>
</ul>
<p>Turkish Technic’in verilerine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Turkish Technic, 2017’de 1.1 milyar dolar gelir, dünyada da yüzde 1.1’lik pazar payına sahipti. 2025’te gelirleri 2.7 milyar dolara, dünyada pazar payı yüzde 2.1’e yükseldi.</strong></p>
<p>Bu noktada sözü yatırım ve stratejiden sorumlu Genel Müdür Yardımcısı <strong>Levent Konukcu</strong>’ya bıraktı:</p>
<p>-          <strong>Turkish Technic, dünyada uçak bakımında 3’üncü büyük konumunda. Rolls-Royce uçak motorları için 300 milyon dolarlık yatırımla motor bakım merkezi kuruyoruz. Dünyada öne çıkacak bir uçak motoru bakım merkezi olacak.</strong></p>
<p>Prof. <strong>Murat Şeker, </strong>sunumunun <strong>“vizyon” </strong>sayfasına geçti:</p>
<ul>
<li><strong>Vizyonumuz, ekosistemimizi katma değerli bir şekilde geliştirmek, işbirliklerimizi artırmak.</strong></li>
</ul>
<p>Bu sayfadaki yatırımlarından <strong>“DB Tarımsal Enerji” </strong>konusunda da sözü <strong>Levent Konukcu</strong>’ya verdi:</p>
<p>-          <strong>Ülkemizin en büyük biyodizel üreticisi şirketin yüzde 40’ını devralıyoruz. İzmir’de bir yatırım yapacağız. Yatırım 2-2.5 yıl sürecek. Önce atık bitkisel yağlardan yakıt üretimi söz konusu olacak. Sonra doğrudan bitkiden biyoyakıt üretimi de gerçekleşecek.</strong></p>
<p>Yatırımın gerekçesini de şöyle özetledi:</p>
<p>-          <strong>THY’nin sürdürülebilirlik hedefleri ile ulusal ve uluslararası regülasyonlar çerçevesinde </strong>“Sürdürülebilir Havacılık Yakıtı (SHY/SAF)” <strong>ihtiyacının güvence altına alınması, sürdürülebilir tedarik altyapısının oluşturulması.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/silahta-yerlilik-yuzde-97ye-ulasti-80-ulkeye-ihracati-200-milyon-dolari-buldu-78468</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/8/1280x720/46-1777868505.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Silahta yerlilik yüzde 97’ye ulaştı, 80 ülkeye ihracatı 200 milyon doları buldu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-revizyona-gider-faizi-degistirmez-78467</guid>
            <pubDate>Mon, 04 May 2026 07:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;TÜFE’de revizyon olur, faiz değişmez&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69f81c7ee4876-1777867902.png" alt="" width="333" height="154" /></p>
<p>Şans Sohbetleri'nde bu hafta, Ekonomist Ali Ağaoğlu ve gazeteci Hakan Güldağ, Hürmüz Boğazı'nda kilitlenen savaşın enflasyon ve faiz başta, piyasalara etkisi ele aldı. </p>
<p><strong>Güldağ</strong>: Başkan Trump, "Korsan gibiyiz, İran gemilerine el koyuyoruz" diyor. İran'ın çöküşün eşiğine geldiğini öne sürüyor. İran, Hürmüz için 12 maddelik yönetmelik hazırlamış; "İsrail gemileri asla geçemez. İran'a düşmanca girişimde bulunan ülkelerin gemileri de savaş tazminatı ödeyecek" diyor. Oynak piyasada petrol 10 dolar geriledi...</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: Petrolün ekranlarda gördüğümüz finansal kısmı ile fiziki teslimat fiyatı farklı. Ekranda bir ara 120 dolara kadar çıkmıştı. Ancak fiziksel kısmı, yani teslimat fiyatı varil başına en az 15-20 dolar yukarıdaydı. Rafinerilerin işi çok zor. Hedge etmeleri dahi neredeyse imkansız. Bu çok sürdürülemez... </p>
<p><strong>Güldağ</strong>: The Economist'in son kapağı; "Petrol piyasası hayal dünyasında" başlığını taşıyor. Analistlere dayandırdığı yorumu da şöyle; "Ne yazık ki, bu daha başlangıç..." </p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: Şu anda yaşananlar kitaplara girecek bir durum. Üç ay içerisinde biter tahminim vardı, kaldı bir ay, bakalım. Çünkü piyasa da bu belirsizliği ancak umutla fiyatlıyor. Yoksa bölgede depolama sorun. Kuyuları açık tutmak sorun. Bugünden yarına yeni tank da yapamazsınız. Kapasiteler dolunca petrol üretimini durdurmanız gerekiyor. Bir kez durdu mu kuyular, basınç, katılaşma vb. sorunlar nedeniyle barış gelse bile o petrolü tekrar üretmeye başlamanız zaman alacak. </p>
<p><strong>Güldağ</strong>: Demek ki, Hürmüz açılsa bile, ki Amerikan yönetimi en azından kısa vadede pek öyle düşünmüyor anlaşılan, ekonomiler yavaşlar. Tabii bu petrole olan talebi de kısmen sınırlar. Nedir petrolde fiyat beklentin?</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: 120 dolara çıkmasının arkasındaki en önemli sebeplerden bir tanesi görüşmelerin uzayıp gitmesiydi. Böyle bir senaryonun gerçekleşme ihtimali fiyatları yüksek tutuyor. Vadeli kontratlara baktığımızda Amerikan Batı Teksas tipi ham petrolüyle, Brent'in aynı vadelerde; haziran-haziran ya da aralık-aralık kontratlarına baktığımızda aradaki fark bir ara 12-13 dolarlara kadar çıkmıştı. Bu yakın vadede problemin devam edeceği beklentisiydi. Uzun vadedeki fark ise 5-6 doları çok aşmamıştı savaşın başında. Bazı iniş çıkışlar oldu. Bugün de uzun vadede henüz büyük bir rahatlamayı piyasa fiyatlamıyor. Bugün 100 dolar da, 6 ay sonra 50 dolar olacak diye bir fiyatlama yok. </p>
<p><strong>Güldağ</strong>: Demek ki, enerji fiyatları yüksek kalacak. Enerjiyi yoğun kullanan kağıttan inşaat malzemelerine sektörler ciddi fiyat baskısı altında. Yüksek akaryakıt fiyatları, zaten üretim maliyetleri, finansman yükü ve lojistikteki verimsizlikler nedeniyle artan gıda fiyatlarını daha da yukarı çekiyor. Gıdada faaliyet kârlılığı korunsa da, yüksek finansman gideri net kârlılığı aşağı çekiyor. Çiftçi, üretici para kazanamayınca arzı sürdürmek zorlaşıyor. Uzun tedarik zincirleri, İstanbul, Ankara gibi merkezlerde talep düşse dahi, fiyatlar yüksek kalıyor. Nisan enflasyonunda bunu yaşıyoruz. İTO aylık 3,74 geldi. TEPAV'ın gıda enflasyonu yeniden yükselişe geçerek nisanda 3,59 oldu. Devamı da gelecek gibi...</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: Benim ceviz-ıspanak endeksi daha yukarıda; 4,5 civarında... Mevsim geçişinin bir parça etkisi var ama akaryakıt fiyatlarındaki, dış sebeplerle yaşanan artış gıda enflasyonunu yukarıya ittiriyor. Küçücük bir iyimser bilgi vereyim; kira düşüyor. Kiradaki artış oranı demiyorum, reel olarak kiralar düşmeye başlamış görünüyor. Gelir artmadığı, kiraları ödeyebilen sayısı da azaldığı için, orta düzey kiralamalarda gerileme var. </p>
<p><strong>Güldağ</strong>: Hükümet, reel sektörce yetersiz bulunsa da, vergi bazlı bazı destekleri devreye soktu. Yine de 14 Mayıs'taki enflasyon raporunda bir revizyon kaçınılmaz gibi... </p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: Enflasyon raporunda ben de bir iyileştirme bekliyorum. Politika faiz oranlarını sabit tutmasını doğru buldum Merkez Bankası’nın. Bekleyip görmek lazım. Lakin süre uzuyor ve enflasyonun inişi zaman alacak. Merkez gerçekçi davranıp, enflasyon tahminini güncelleyecektir. Savaş şartları da TCMB'ye bir esneme payı veriyor. </p>
<p><strong>Güldağ</strong>: Beraberinde faiz artırımı gelir mi?</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: Enflasyon tahmini düzeltmesi faizleri artırmasını gerektirmiyor. Zaten şu anda 40'lar seviyesindeki bir faiz, 20'li banttaki bir enflasyon seviyesiyle uyumlu değil. Merkez Bankası gerçeklerden ne kadar uzaklaşırsa kredibilitesi azalıyor, güvenilirliği yıpranıyor. Onun için daha samimi, uygulanabilir, yere basan bir politika izlediğini de göstermesi lazım. Ki, hep birlikte ikna olalım. Merkez Bankası’ndan bir revizyon bekliyorum ama bunun faiz oranlarında herhangi bir değişikliğe yol açacağını da tahmin etmiyorum. Faiz oranları piyasanın yılın başında beklediğinden daha yavaş inecek. </p>
<h2>Altın yine düşebilir</h2>
<p><strong>Güldağ</strong>: Bu arada parite de oynak. Ne beklersin?</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: Paritede herhangi bir beklentim yok. Orada, 1,18, hatta 1,20'nin üzerinde bir haftalık kapanış olmadığı sürece parite 1,1650'leri ziyaret edebilir. ki, zaten birkaç kez ziyaret etti. Oralarda kalabilir. Dolar endeksi 98'in biraz üzerinde. 99'lara giden ama 100 düzeyini de görmeyen bir dolar endeksi tahmin ediyorum. Japon Yeni, 159-160 seviyesinden 157'ye geldiği için bir nebze paritede aşağı yönlü bir hareket olacağını düşünüyorum. </p>
<p><strong>Güldağ</strong>: Ne kadarlık bir süre için bu tahminin?</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: Önümüzdeki birkaç hafta için. Uzun değil. </p>
<p><strong>Güldağ</strong>: Altın yukarı doğru hareketlendi yine....</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: Önce 4510 dolar seviyesini gördük. 4615'ten kapattı haftayı. Ancak hem kapanış, hem de 50 günlük ortalaması 12 Nisan'daki 4890'lar seviyesindeki düzeyini aşamadı. Tekrar aşağıya inme potansiyelinin daha güçlü olduğunu düşünüyorum. </p>
<p><strong>Güldağ</strong>: Nereye doğru inebilir, tabii bir de gümüş...</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: Önce 4450 bandına ineceğini, sonra da 4300'lere kadar gerilemesini, ancak 4300'ün de altına inilmemesini bekliyorum. İki hafta süre içinde. Gümüş de, aynı şekilde cuma yükselişle kapattı. Ama onun da altın gibi yukarı çıkma potansiyelini az görüyorum. 58,35'teki 50 günlük hareketli ortalamasının çok üzerine çıkmayacağını; 58,60 seviyelerinde seyredeceğini tahmin ediyorum. </p>
<p><strong>Güldağ</strong>: Borsa İstanbul için beklentin nedir?</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: Borsada dolar bazlı endeks de çok gerçeği yansıtmıyor artık. Hem dolar kurundan, hem de eskiden yabancılar gelse ne yaparlar diye dolara bakıyorduk. Yabancı gelmiyor ve gelmeyecek yakın zamanda. Şu sıra fiyatlamalar çok sağlıklı değil.</p>
<p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Petrol Krizi Büyüyor! Hürmüz, OPEC ve Piyasalar Nereye Gidiyor? | Şans Sohbetleri" src="https://www.youtube.com/embed/oRXQuwjBE7o" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-revizyona-gider-faizi-degistirmez-78467</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/merkez-bankasi-tcmb.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomist Ali Ağaoğlu ve gazeteci Hakan Güldağ, haftanın sohbetinde Hürmüz’de kilitlenen savaşın enflasyon ve faiz beklentileri ile piyasalara olası etkilerini tartıştı. Enerji maliyetlerindeki sert yükselişin özellikle gıda fiyatları üzerinden enflasyonist etkisine işaret eden Güldağ, TCMB’nin bu ay açıklayacağı Enflasyon Raporu’nda revizyonun “kaçınılmaz” göründüğüne işaret etti. Ali Ağaoğlu ise Merkez Bankası’nın enflasyon tahminini yukarı çekeceği beklentisini taşıdığı, ancak yapılacak revizyonun faiz artışı gerektirmediği görüşünü dile getirdi. Ağaoğlu, bununla birlikte faiz oranlarının beklenenden daha yavaş ineceğini kaydetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tarimsal-fiyatlarda-yeni-cikis-dalgasi-78466</guid>
            <pubDate>Mon, 04 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarımsal fiyatlarda yeni çıkış dalgası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69f81a34bb78e-1777867316.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Küresel tarım piyasaları, Ortadoğu’daki savaşın enerji ve gübre maliyetlerini yukarı çekmesi ve olumsuz hava koşullarının üretim risklerini artırmasıyla yeni bir fiyat döngüsüne girdi. 2023’ten bu yana en yüksek seviyelere çıkan fiyatlar, özellikle tahıllar ve yağlı tohumlar tarafında yukarı yönlü beklentileri güçlendiriyor.</p>
<p>Dünya Bankası projeksiyonlarına göre, gıda fiyat endeksi bu yıl ve ardından 2027’de yükselişini sürdürecek. Bu artışın ana yükünü tahıllar, yağlı tohumlar ve gübre maliyetleri oluşturacak.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f81b7585c34-1777867637.png" alt="" width="637" height="326" />Tahıl piyasaları artan gübre maliyetleri nedeniyle en hassas ürün grupları arasında yer alıyor. </p>
<p>■ Buğday vadeli işlemlerinde bu yıl ortalama fiyatın yüzde 4, 2027’de ek yüzde 3 yükselmesi bekleniyor. Kuraklık, ekim alanlarında daralma ve lojistik sorunlar fiyatları yukarı taşıyor. <br />■ Mısır fiyatlarında 2026’da yüzde 4’e yakın artış, 2027’de yüzde 1 ek yükseliş öngörülüyor. Gübre maliyetleri ve ABD’de ekim alanlarının daralması ana risk unsuru olarak gösteriliyor. <br />■ Soya fasulyesi vadeli işlemlerinde bu yıl için yüzde 6 artış beklentisi hakim. Biyoyakıt talebi ve soya yağına yönelim fiyatları destekliyor. <br />■ Soya yağı ve bitkisel yağlara bakıldığında, 2026’da yaklaşık yüzde 8 artış, 2027’de yatay seyir beklentisi var. Enerji piyasasındaki yükseliş, bitkisel yağlar ve yağlı tohumlar üzerinde doğrudan etkili oluyor. Biyoyakıt talebinin artması, özellikle ABD ve Güneydoğu Asya’da bitkisel yağ kullanımını artırırken, arzın bir kısmının enerjiye kayması gıda tarafında fiyatları yukarı çekiyor. Bu eğilimin sürmesi halinde, yağlı tohum piyasasında fiyatların beklenenden daha güçlü kalabileceği değerlendiriliyor. <br />■ Pirinç: Bu yıl ortalama fiyatta yüzde 2 düşüş olabilir fakat gelecek yıl yüzde 3 toparlanma öngörülüyor. Arz fazlası kısa vadede fiyatları baskılıyor. <br />■ Şeker: Bu yıl ortalama fiyatın geçen yıla göre biraz gerilemesi bekleniyor. 2027’de ise yüzde 3 ek gerileme öngörülüyor. Ancak petrol fiyatlarına bağlı olarak etanol talebi bu düşüşü sınırlayabilir. <br />■ Sığır eti: Bu yıl fiyatların yüzde 11 artması, 2027’de bunun üzerine yüzde 3 daha yükselmesi bekleniyor. Arz sıkışıklığı ve güçlü talep fiyatları yukarı çekiyor.</p>
<h2>Fiyatların itici gücü maliyet şokları </h2>
<p>Piyasalarda dikkat çeken en kritik unsur, arzdan ziyade maliyet kaynaklı baskı. Özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki aksamalar, gübre ve enerji fiyatlarını sert şekilde yukarı çekerek tüm tarım zincirinde maliyet tabanını yükseltti. Piyasadaki en çarpıcı değişim, fiziksel arzın halen görece yeterli olmasına rağmen üretim maliyetlerindeki artış kaynaklı olarak fiyatların yükselmesi.</p>
<h2>Hava riski ikinci dalgayı getirebilir </h2>
<p>2026’nın ikinci yarısı için en büyük risk ise El Nino ihtimali. Uzmanlar, %60’ın üzerinde olasılıkla gelişebilecek bu hava olayı nedeniyle özellikle mısır, palm yağı, kahve, şeker gibi ürünlerde arz şoklarının yeniden gündeme gelebileceğini belirtiyor. Bu senaryonun gerçekleşmesi halinde mevcut fiyat artışlarının daha da hızlanabileceği vurgulanıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kakao ve kahvede sert geri çekilme</span></h2>
<p>Küresel içecek piyasalarında 2025’teki sert yükselişin ardından 2026’da güçlü bir düzeltme süreci öne çıkıyor. Dünya Bankası verilerine göre içecek fiyat endeksi ilk çeyrekte yüzde 20 gerileyerek geçen yılın yaklaşık üçte bir altına indi. Kahve tarafında arzın toparlanması belirleyici oldu. Küresel üretimin 2025-26 sezonunda yaklaşık yüzde 2 artışla 179 milyon çuvala ulaşması beklenirken, fi yatlarda da sert düşüş öngörülüyor. Arabica fiyatlarının 2026 genelinde yüzde 14’ten fazla, Robusta’nın ise yüzde 18 gerilemesi bekleniyor. ABD’nin Brezilya kahvesine yönelik tarifeleri kaldırması da fi yatları aşağı çeken unsurlar arasında yer alıyor. Kakao piyasasında ise daha da keskin bir düzeltme dikkat çekiyor. Batı Afrika’da üretimin toparlanmasıyla birlikte fi yatların 2026’da yüzde 50’den fazla düşmesi bekleniyor. Arz-talep dengesinin normale dönmesiyle stok/kullanım oranı yeniden uzun vadeli ortalamalara yaklaşıyor. Buna karşın riskler tamamen ortadan kalkmış değil. Özellikle yılın ikinci yarısında oluşabilecek El Niño kaynaklı kuraklık, kahve ve kakao üretiminde yeni dalgalanmalara yol açabilir.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f81b8ff3e7e-1777867664.png" alt="" width="346" height="316" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Gübrede maliyet şoku derinleşiyor</span></h2>
<p>Tarım piyasalarında asıl baskı ürün fiyatlarından çok maliyet tarafında yoğunlaşıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki aksamalar, özellikle gübre piyasasında sert bir arz şokuna yol açtı. Azotlu gübrelerin temel ürünü olan üre fiyatı mart ayında ton başına 725 dolara çıkarak aylık bazda yaklaşık yüzde 55 arttı. 2026 genelinde ise gübre fi yatlarında yüzde 60’a varan artış bekleniyor. Amonyak ve fosfat tarafında da üretim kesintileri sürerken, Çin’in ihracat kısıtlamaları ihtimali arzı daha da sıkılaştırabilecek bir risk olarak öne çıkıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Pamuk ve kauçuk yükselişte</span></h2>
<p>Tarımsal hammaddeler tarafında ise daha dengeli bir görünüm var. Vadeli işlemlerde bu yıl yüzde 27 yükselen pamuk fiyatlarının 2027’ye yükselişle girmesi bekleniyor. Bu yılın başından bu yana neredeyse yüzde 20 yükselen doğal kauçuk fiyatlarının geçen yılki ortalama fiyata göre yüzde 7 yükselmesi ve yükselişini gelecek yıl sürdürmesi bekleniyor. Ancak enerji maliyetleri ve küresel büyüme görünümü bu dengeyi hızla değiştirebilecek temel faktörler olmaya devam ediyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tarimsal-fiyatlarda-yeni-cikis-dalgasi-78466</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/6/1280x720/tarimsal-1777867750.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel tarım piyasaları yeniden yükseliş trendine girdi. Orta Doğu’daki savaş, Hürmüz Boğazı’ndaki aks amalar, gübre fiyatlarındaki sert artış ve kötü hava koşulları; tahıldan bitkisel yağlara kadar geniş bir ürün grubunda fiyat beklentilerini 2026 ve 2027 için yukarı çekiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zamanin-icinden-suzulen-hikayeler-78481</guid>
            <pubDate>Mon, 04 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zamanın içinden süzülen hikâyeler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Fazıl Say bu kez cazla konuşuyor</strong></p>
<p>Bir dönem gelir sanatçıların kariyerlerinde öyle bir eşik olur ki, geriye bakmakla ileriye yürümek aynı anda gerçekleşir. <strong>Fazıl Say</strong>’ın yeni projesi <em>“</em><em>Say Plays Jazz on Tour with Škoda”</em> tam da böyle bir eşikte duruyor. Yıllardır klasik müzikle kurduğu derin ilişkiyi bu kez cazın doğaçlamacı diliyle genişletiyor; ama bunu bir <em>“geçiş”</em> gibi değil, bir <em>“genişleme” </em>olarak yapmak istiyor. Çünkü burada mesele yalnızca tür değiştirmek değil. Mesele, anlatının biçimini yeniden kurmak. Sanatçının klasik müzikteki yaratıcı diliyle cazın doğaçlama ruhunu buluşturduğu bu özel proje, Fazıl Say Jazz Quintet ile hayat bulurken Škoda, bu yolculuğa eşlik ediyor. <strong>Pozitif Müzik</strong> organizasyonuyla gerçekleşecek turne, Türkiye genelinde 7 şehir ve 10 konserle müzikseverlerle buluşuyor.</p>
<p>Projeye yakından bakınca şunu fark ediyorsunuz: Bu bir yorum projesi değil. Fazıl Say, cazı <em>“çalmak”</em> yerine onun içinde yeniden yazıyor. Yeni besteler var, eski eserlerin dönüştürülmüş halleri var ama asıl olan, bu iki dünyanın birbirine değdiği o ince hat. Ve o hatta yalnız müzik yok: Toplumsal meseleler, doğa, şehir, insan… Hepsi bu repertuvarın içine sızmış durumda. Bu nedenle konser, yalnızca kulağa değil, zihne de hitap eden bir deneyime dönüşüyor.</p>
<p>Bu yazımın devamı ve köşemdeki diğer yazılarımın ayrıntıları için lütfen <a href="https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi">https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi</a> adresine geçiniz...</p>
<p><strong>BİFO ile geçmişten bugüne uzanan bir gece</strong></p>
<p>Daha ilk notasında size nasıl bir akşam yaşayacağınızı fısıldayacak bir konser: <strong>František Macek</strong> yönetimindeki Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası, Alman romantizminin o karanlık ve büyülü dünyasına açılan bir kapıyla dinleyiciyi karşılıyor: <strong>Carl Maria von Weber</strong>’in <em>Freischütz</em> Uvertürü…<br />Doğanın, aşkın ve bilinmeyenin iç içe geçtiği bir atmosfer. Sanki sahnede yalnız müzik değil, bir hikâye de kuruluyor. Daha ilk bölümde dinleyici, konser salonundan çok bir masalın içine giriyor.</p>
<p>Ardından sahne, edebiyatın en büyük aşk hikâyelerinden birine açılıyor. <strong>Pyotr İlyiç Çaykovski</strong>’nin <em>Romeo ve Jülyet Uvertürü</em>… <strong>Shakespeare</strong>’in kelimelerle kurduğu o trajik dünya, bu kez melodilerle yeniden anlatılıyor. Tutku, çatışma, kaçınılmaz son… Hepsi müziğin içinde, ama sözsüz. Bazı hikâyeler okunmaz, duyulur.</p>
<p>Gecenin bir başka önemli durağı ise genç kuşağın dikkat çeken isimlerinden <strong>Salih Can Gevrek</strong>. Zarif tekniği ve şiirsel yorumuyla tanınan Gevrek, bu konserde yalnızca bir solist olarak değil, anlatının taşıyıcılarından biri olarak sahnede. Eğitimini Ankara’dan Londra’ya uzanan bir çizgide tamamlayan, Wigmore Hall ve Barbican Centre gibi sahnelerde iz bırakmış bir müzisyen olarak, bu akşamki performansında farklı bir katman açıyor. Çünkü bu kez repertuvar, alışıldık klasiklerden biraz daha öteye uzanıyor.</p>
<p><strong>Osmanlı sultanları ve saray yüksek erkânına ait müzelik eserler müzayedesi</strong></p>
<p>Eski eşyalar yalnızca bir nesne değildir. Onlara baktığınızda, bir dönemin havasını, bir insanın gölgesini, bir tarihin ağırlığını hissedersiniz. Arthill’in 10 Mayıs’ta gerçekleştireceği bu müzayede de tam olarak böyle bir karşılaşma vaat ediyor. Osmanlı sultanlarından devlet erkânına uzanan geniş bir yelpazede 132 eser bulunuyor… Ama mesele sayı değil. Mesele, bu parçaların taşıdığı hikâye.</p>
<p>Müzayedede öne çıkan eserler arasında, Sultan <strong>Abdülaziz</strong>’in bastonu, Sultan <strong>II. Abdülhamid</strong>’in fişek tabancası ve Sultan <strong>V. Mehmed Reşad</strong>’a ait altın yüzük gibi parçalar yer alıyor. Bu tür objelere bakarken insan ister istemez şunu düşünüyor: Bir zamanlar bir sarayın içinde, bir odada, bir elin parçasıydılar. 10 Mayıs’ta ise bir koleksiyonun parçası olmaya hazırlanıyorlar. Tarih, bazen bu kadar sessiz yer değiştiriyor.</p>
<p>Bu müzayede yalnızca Osmanlı’yı anlatmıyor. Aynı zamanda geçişleri de gösteriyor. <strong>Mustafa Kemal Atatürk</strong>’ün adına basılmış CHF altını, bu tarihsel sürekliliğin bir başka yüzü. Yanında <strong>Mehmet Talat Paşa</strong>’nın cep saati, <strong>Fahreddin Paşa</strong>’nın mührü ve tüfeği, <strong>Mehmet Fazıl Paşa</strong>’nın tabakası… Hepsi birlikte bakıldığında, bu toprakların sadece siyasi değil, kişisel tarihini de gözler önüne seriyor.</p>
<p><strong>Kuşaklar arasında yeniden konuşmayı öğrenmek</strong></p>
<p>İletişim dediğimiz şey, çoğu zaman konuşmakla karıştırılıyor. Oysa mesele konuşmak değil, anlaşabilmek. Hele ki farklı kuşaklar söz konusu olduğunda… Bugünün dünyasında aynı evde yaşayan insanlar bile farklı zamanların içinden geliyor. Birinin alışkanlığı, diğerinin itirazı; birinin doğrusu, diğerinin sorgusu oluyor. Ve çoğu zaman bu farklar, sessiz bir mesafeye dönüşüyor.</p>
<p>İşte bu noktada TİKAV’ın başlattığı <em>“Kuşaktan Kuşağa Konuşuyoruz”</em> projesi, bu mesafeyi azaltmaya değil, önce onu fark etmeye davet ediyor.</p>
<p>Proje, özellikle kırsal bölgelerde yaşayan kadınlara odaklanıyor. Ama mesele yalnızca coğrafya değil. Bu aslında Türkiye’nin birçok yerinde, birçok evde yaşanan ortak bir durum.</p>
<p>Akfen Yenilenebilir Enerji’nin desteklediği proje kapsamında, rüzgâr, güneş ve hidroelektrik santrallerinin bulunduğu bölgelerde eğitimler düzenleniyor. Mersin’den Osmaniye’ye, Aydın’dan farklı yerleşimlere uzanan bu yolculuk, yalnızca bir eğitim programı değil; aynı zamanda bir farkındalık süreci. Kadınlar burada yalnızca iletişimi öğrenmiyor, kendi seslerini de yeniden keşfediyor.</p>
<p><strong>20 yıllık bir hafıza arşivi: Kadın Gözüyle Hayattan Kareler</strong></p>
<p>Fotoğraf dediğimiz şey, çoğu zaman bir anı dondurmak olarak anlatılır. Oysa mesele sadece zamanı durdurmak değil; o ana nasıl baktığımızdır. Anadolu Hayat Emeklilik tarafından düzenlenen <em>Kadın Gözüyle Hayattan Kareler</em> yarışması, tam 20 yıldır bu bakışı görünür kılıyor. Aynı şehirler, aynı sokaklar, aynı hayatlar… Ama farklı bir dikkat, farklı bir duyarlık, farklı bir sezgiyle yeniden kuruluyor. Bu yılın sonuçları da bunu bir kez daha hatırlatıyor.</p>
<p>Birincilik ödülünü <strong>İlham Kazdal</strong>, <em>“Bulmaca”</em> adlı fotoğrafıyla aldı. İsmi bile yeterince şey söylüyor aslında. Hayatın kendisi gibi… Parçalı, katmanlı, bazen çözülemeyen.</p>
<p>İkincilikte <strong>Ayşe Eslem Aydın</strong> var. <em>“Rengârenk Gülümse”</em>… Başlığın içindeki iyimserlik, fotoğrafın duygusunu neredeyse önceden fısıldıyor.</p>
<p>Üçüncülük ise <strong>Gülsün İnan</strong>’ın <em>“Momentum”</em> adlı karesine verildi. Hareketin, geçişin ve zamanın içindeki o görünmez akışın fotoğrafı gibi. Mansiyon alan eserler de en az bu üçlü kadar güçlü:<br /><strong>Afet Şener</strong> <em>“Ateşle Dans”</em>, <strong>Belma Arslan</strong> <em>“Yokluk”</em>, <strong>Berrin Kahraman</strong> ise <em>“Torakçılar”</em> ile ödüle uzanıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zamanin-icinden-suzulen-hikayeler-78481</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zamanın içinden süzülen hikâyeler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/insan-mi-daha-degerli-yapay-zeka-mi-78479</guid>
            <pubDate>Mon, 04 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnsan mı daha değerli yapay zekâ mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Müşteri Deneyimi Yönetimi ve Teknolojileri Derneği (MDYD) başlıktaki soruya yanıt oluşturacak önemli bir inisiyatife imza atıyor. Derneğin şirketlerin imzasına açtığı “İnsani Deneyim Sözleşmesi”, yapay zekâ (AI) yatırımlarının hızla arttığı günümüzde, insan emeğinin değerini korumayı ve teknoloji ile insan arasında doğru bir denge kurmayı amaçlayan bir çağrı olarak tanımlanıyor. Buradaki değer dengesi ile ilgili ilgi çekici bir ikilem bulunuyor.</p>
<p>Yapay zekâya bu sözleşmenin tam metnini sorduğumda yanıt alamadım. Oysa tanıtım toplantısında çok etkileyici bir metin görmüştüm ve bu yazıyı onun üzerine kurgulamak istiyordum. Tanıdıkları arayıp metni isteyebilirdim ancak pazar sabahı bu kadar erken saatte insanları böyle bir şey için rahatsız etmek benim alışkanlıklarım arasında değildi. Buna bir deneyim olarak baktığımızda yetersiz veya kötü bir deneyim olarak adlandırabilirim. Koşullar bunu gerektirdi. Şirketlerin yapay zekâyı maliyet kalemi ve iş yüklerini karşılamalarını sağlayan bir araç olarak iki açıdan değerlendirdiği dünyada hem insan zekâsı hem de yapay zekâyı birlikte kullanarak bu makûs kaderi değiştirebilenler gerçek anlamda değerli karakterler olarak bu sözleşmenin etki alanında yer alacaklar diye düşünüyorum.</p>
<p>Sözleşmeden benim aklımda kalan, yapay zekâ çağında, sanayi toplumunun insanı makineleştirmesine benzer bir süreçten kaçınmak gerektiği ve insanın eğitimine kaynak ayrılmasına yapılan vurgu oldu. Yapay zekâyı eğitmek için milyarlarca dolar harcarken insanın eğitimi için biraz para harcamayı çok görmemek lazım, değil mi? Bu sorunun yanıtı o kadar basit değil. Yıllar önce Bağcılar’daki gazete binasına giden servisi kaçırınca işe otobüsle gitmek zorunda kalmıştım. Arka koltukta iki çağrı merkezi çalışanı önlerine bir klasör açmış, müşterinin ayrılmasını (churn) engelleyecek yanıtlara çalışıyorlardı. Bir kısmı çok sıradan ve arayanı bıktırmaya yönelik olan bu yanıtların bir kısmı gerçekten akıllıcaydı. Ancak bu yanıtları ezberlemek tamamen anlamsızdı.</p>
<p>O zamanın metrikleriyle değerlendirirsem, o sıralarda yurtdışında bir telekomünikasyon toplantısından yeni dönmüştüm ve şirketler açısından bu, başka türlü bir hesaptı. O zamanın teknolojisini kullanan analitik araçlar, bir müşterinin o operatörden servis almaktan vazgeçeceğini gösteriyordu ve çağrı merkezinden yapılan aramayla o kişiyi şebeke içinde tutmak için hatta kontör yüklemek gibi hediyeler ya da araçlar kullanılıyordu. Yani asıl operasyon, üzdüğün müşterinin gönlünü almak için hediye vermekti. Gerisi fasa fisoydu.</p>
<p>Bugünden geriye baktığımda ise, yapay zekânın sadece saniyeler içinde yapabileceği işi gece gündüz ezber yapan insanlara öğretmeye çalışmanın abesle iştigal olduğunu düşünüyorum. Bunu birkaç müşteri deneyimi örneği ile açıklayayım.</p>
<p>Birinci örnek, mağazasını kiraya verip daha düşük kiralı bir mağazada havlu ve ev tekstili satmaya başlayan Ramazan ile ilgili. Çin malları pazarı istila etmeden önce yerli markaların gücüne inanıp uzun vadeli sözleşme yapan Ramazan, (adını sorduğumda “bana Ramo diyebilirsin ağabey” demişti) yıllar içinde piyasa dinamikleri değişince ciddi sıkıntı içinde kalmıştı. Her yere astığı “Kapatıyoruz” yazıları dikkatimi çekmişti ve 20 yıllık sözleşmenin son günlerinde olduğunu öğrendim. Alt kat ve asma kattaki depoları boşaltıyordu. “Yedi milyon liralık mal sattık, hâlâ satıyoruz” demişti. Dükkânın kapanacak olmasının yarattığı fırsatı yakalamaya çalışanlar mağazayı dolduruyordu. İndirimi görenin dükkâna saldırması, hem inanılmaz bir ciro oluşturuyor hem de sözleşme nedeniyle ne kadar büyük stok altına girdiğini gösteriyordu. Belirli miktarda satın alma yapmayı öngören bir sözleşme ile çalıştığı anlaşılıyordu. Birkaç sene önce raflar boşalırken sermaye nakde dönüyordu ve Ramo, bambaşka bir deneyimi yönetiyordu. “Daha önce gelen müşteri yeniden gelsin diye herkese hediye veriyordum. Şimdi umurumda değil; pazarlık da yapmıyorum.” dedi Ramo ve aldığı şeyin yanında hediye isteyen bir müşteriye nazik ama kararlı bir biçimde olumsuz yanıt verdi. Müşteri deneyimi tamamen değişmişti ve insanlar kapanacak mağazanın mallarını almaya devam ediyordu çünkü herkes ürünlerin kaliteli olduğunu ve bu fiyata alamayacağını biliyordu. Herkes yerinde dururken zincirlerdeki şişirilmiş fiyat üzerinden yüzde 70-80’lik indirim tabelalarının peşinden koşanların neden olduğu müşteri erozyonu, kapanışta tersine dönmüştü. “Bir daha bulamayacağız” şeklindeki temel içgüdü egemen olmuştu. Ramo’nun bu dik duruşuna neden olan ise, farklı bir dinamikti. Yaptığı iş ayda 100 bin lira civarında bir gelir oluştururken dükkanı kiralamak isteyenler 450 bin-500 bin lira veriyordu. İşin bu yanı, fiyatlamadan iletişime kadar bütün müşteri deneyimi boyutunu şekillendiriyordu.</p>
<p>İkinci örnek, tuhafiyeci Mustafa... Kornişlerin kenarına takılan bir parça var ve adının ne olduğunu aklımda tutamıyorum. Geçenlerde perdeleri yıkadıktan sonra bu parçadan almak için Mustafa’ya gittim. “Perdeleri yıkadık da…” diye söze başladım. “Tamam. Anladım.” dedi. İki farklı tipte parçanın olduğu farklı poşetlerden birer tane getirdi ve “Bu mu, bu mu?” diye sordu. Her müşteri gibi daha önce görmediğime yönelip “Bu nasıl kullanılıyor ki?” diye sorunca, “Sen bildiğini al.” diye alışık olduğumu uzattı. “Ne kadar?” diye sorunca “20 lira” dedi. Ödeyip çıktım; o da mahalleye yeni taşınmış birisinin sorularını yanıtlamak için yeniden yanına oturdu. Mustafa’nın işinin ilginç bir yanı var. Küçücük dükkânda çeşit çeşit ürün bulunuyor. Dolayısıyla müşterinin içeriye girip dolaşması durumunda görüp satın alacak bir şey bulması yüksek ihtimal. Ancak bir ihtiyacı karşılamak için gelen birinin derdini hızlıca çözüp onu göndermek de işin diğer boyutu. Mustafa bunları çok iyi dengelerken, her ürünün yerini bildiği için stok yönetimini de optimum düzeyde yapabiliyor. Burada önemli olan, Mustafa’nın “gerçek insan” olması… MDYD Başkanı Banu Hızlı, sözleşmeyi anlatırken “gerçek insan deneyimi” dediğinde aklıma Mustafa geldi ve bu ifadeyi “gerçek insan-deneyimi” olarak böldüm. Mustafa, işi dışında da insan: Kendisi bildiğimi bilmiyor ama, artık sokağa çıkamayan yaşlı bir mahalle komşumuzu arayıp ne istediğini sorarak ona yemek götürüyormuş.</p>
<p>Bir diğer örnek, mahallemizin fotoğrafçısı Kudret ağabey ya da Foto Kudret... 1979’da Kadıköy Anadolu Lisesi sınavını yedek listede üçüncü olarak kazandığımda Merkez Bankası’nın İzmir’deki kampındaydık. Gazeteler, okula asılan listelerin sadece asıl liste kısmını bastıkları için İzmir’de bundan haberimiz olmamıştı. Pazar akşamı İstanbul’a döndük, annemin bir arkadaşını görünce “mutlu haberi” aldık. Onun benimle yaşıt olan oğlu da aynı sınavı kazandığı için listeye bakmış ve benim adımı da görmüştü ancak bir sorun vardı: pazartesi günü kaydın son günüydü. Sabah erkenden açtığı dükkanına gittiğimiz Kudret ağabey, flaşlarını ayarladı, bana poz verdirdi ve fotoğrafımı çekti. Bugünkü dijital fotoğrafçılık gibi değil, fotoğraf basmak uzun iş. Ama Kudret ağabey işin ciddiyetini gördüğü için, biz diğer evrakları toparlarken filmi banyo etti, kağıda bastı, kuruttu ve vesikalık boyutlarda kesip şıklığından hiç taviz vermediği fotoğraf kaplarından birine koyarak bize sundu. Annem ne para ödedi bilmiyorum ama bugünkü birikimimle yaptığı işlemin bu olduğunu ve önemli bir işimizi çözdüğünü biliyorum.</p>
<p>Bugün eğer müşteri deneyimi merkezlerinde “gerçek insan deneyimi” sunan insanların değerinden bahsedeceksek bu insanlara saygımızı sunmamız ve onlara atıfta bulunmamız gerekiyor; ve tabii onlardan örnek almamız da... Banu Hızlı’nın önümüze koyduğu metinde, sanayi toplumunun insanı değersizleştirip sistemin maliyet kalemini düşürmesini eleştirdiğini düşündüğüm ifadeyi bir adım ileri götürerek bu boyutu ekledim. İnsan olarak bu boyutu anlarsak gerisini daha kolay hallederiz diye düşünüyorum.</p>
<p><strong>Yeni ekonomiyi keşfetmek gerekiyor</strong></p>
<p>Bu saydığım insanlara yönelik borcumuz, içinden geçtiğimiz dönemde yaşananları iyi analiz edip hem onların hem de kendimizin ayakta kalmasını sağlayacak bir sistem kurmayı gerektiriyor. Bunun ikinci kısmı daha karmaşık bir iş ama ilk kısmına değineyim.</p>
<p>Sözleşmenin metnini ararken karşıma çıkan haberler arasında ekonomim’deki haber ilk sırada yer aldı. (https://www.ekonomim.com/sirketler/mdydden-sektore-mesaj-yapay-zeka-buyurken-insan-emegi-one-cikiyor-haberi-891425) Google beni tanıyor diye düşündüm ve habere tıklayıp okurken Google reklamları dikkatimi çekti: “Uzaktan AI çeviri: $20/saat”. İşin ilginci hemen yanındaki İngilizce ilanda ücret 25 dolardı. Bu yazının konusu olmadığı için bu ayrıntıya takılmadım ama “Dil bilginizi AI training’de kullanın. Saatlik $20’den çeviriler, esnek saat”. Bu ifadeler arkadaşların gerçekten dilbilgisine ihtiyacı olduğunu gösteriyor. Ancak bu ilanların gösterdiği daha önemli şey, “işe gitmek” kavramının maliyeti.</p>
<p>Günde sekiz saat çalışarak böyle bir işte 160 dolar kazanmanız mümkün. Mesaili çalıştığım dönemde yemek kartlarının 22 gün üzerinden hesaplandığını sanıyorum. Bu da o tür bir işte 3 bin 520 dolar gelir anlamına geliyor. Bunun vergisini falan bilmiyorum ama 160 bin lira civarında bir şey tuttuğunu görebiliyorum. Ama benim ilgilendiğim bu değil: her gün iki saat gidiş ve iki saat de dönüş olarak yolda geçen dört saatin maliyeti bu sistemde aylık 80 bin lira. Bunu ister 240 bin lira kazanacakken bunun üçte ikisi ile yetinmek zorunda kalmak; ister kendi şahsi genel gider kaleminizi görmek için kullanın; değerli insandan bahsedeceksek insanın genel giderini ya da kaybını da buraya koymamız gerekiyor. Reklam zekâsının bu habere bu ilan yerleştirmesi şans mı, rastlantı mı bilemiyorum ama MDYD’nin önerdiği sözleşmenin muhasebesini oluşturduğu kesin.</p>
<p>Tam bu noktada, sözleşmenin ne olduğunu anlatma konusunda yapay zekâdan destek almanın akıllıca olacağını düşünüyorum. Sağolsun kendileri, bana göre çok daha kısa ve maddeler halinde yazıyor.</p>
<p><strong>“İnsani Deneyim Sözleşmesi” ne anlama geliyor</strong></p>
<p>Yapay zekânın bana bu soruyla ilgili yanıtı konuyu tatmin edici bir biçimde toparlıyor:</p>
<p> “Bu sözleşme ve ilgili kampanya hakkında öne çıkan detaylar şöyledir:</p>
<ul>
<li>İnsan-Yapay Zekâ Dengesi: Kampanya, yapay zekânın operasyonel süreçlerdeki gücünü kullanırken, insan odaklı yaklaşımı ve duygusal zekâyı merkeze almayı hedefler.</li>
<li>İnsan Emeğinin Önemi: Yapay zekâ büyürken, nihai müşteri deneyiminde insan emeğinin ve yaratıcılığının vazgeçilmez olduğu vurgulanmaktadır.</li>
<li>CEO Çağrısı: Sözleşme, markaların üst düzey yöneticilerini (CEO) insan ve yapay zekâ dengesini gözetmeye davet eden bir metin olarak kurgulanmıştır.</li>
<li>Amaç: Teknolojik yatırımlarla insan deneyimini (human experience) dengeleyerek, hem verimliliği artırmak hem de insani değerleri korumak.</li>
</ul>
<p>Bu girişim, teknoloji odaklı dönüşümde insanı geri plana atmadan, teknolojiyi insanın yeteneklerini artıran bir araç olarak konumlandırma vizyonunu yansıtmaktadır.</p>
<p>Sözleşmenin Temel Maddeleri ve İçeriği</p>
<p>Sözleşme, özellikle yapay zekâ (AI) ve insan emeği arasındaki dengenin korunmasına yönelik şu prensipleri içerir:</p>
<ul>
<li>Duygusal Zekânın Korunması: Yapay zekâ ne kadar gelişirse gelişsin, müşteri deneyiminin (CX) merkezindeki "insani bağ"ın, empati yeteneğinin ve duygusal zekânın korunacağı taahhüt edilir.</li>
<li>İnsan ve Teknoloji İş Birliği: Teknolojinin, insanın yerini alan bir unsur değil; insanın yetkinliklerini artıran, onu tekrarlayan işlerden kurtarıp daha yaratıcı süreçlere odaklayan bir "asistan" olarak konumlandırılması hedeflenir.</li>
<li>Yapay Zekâda Etik ve Şeffaflık: AI yatırımları yapılırken insani değerlerin göz ardı edilmeyeceği ve teknolojik dönüşümün etik sınırlar içinde yönetileceği vurgulanır.</li>
<li>İş Gücü Dönüşümü: Çalışanların yapay zekâ çağında yeni yetkinlikler kazanması için desteklenmesi ve insan emeğinin değerinin düşürülmemesi ilkesi yer alır.</li>
<li>Müşteri Deneyiminde "İnsan" İmzası: Nihai kullanıcıya sunulan hizmette, teknolojinin hızı ile insanın sıcaklığının harmanlanması gerektiği savunulur.</li>
</ul>
<p>Neden önemli?</p>
<p>Bu metin, dijitalleşme hırsıyla sadece verimlilik ve maliyet odaklı hareket eden kurumlara karşı; insan deneyimini (Human Experience - HX) önceliklendiren bir manifestodur. <u>MDYD resmi web sitesi</u> üzerinden dernek faaliyetlerini ve bu tür etik duruş sergileyen projelerin güncel detaylarını inceleyebilirsiniz.”</p>
<p>Siz de Google’da AI Bakışı içeriği olarak muhtemelen bu yanıtı alırsınız. Madem insandan bahsediyoruz; o zaman insanın sorularının şekillendirdiği bir dünya kuralım.</p>
<p><strong>İnsanın değerini nasıl koruruz?</strong></p>
<p>İnsan olarak sormamız gereken soru şu: “Yapay zekânın insanın yerini alarak yapabileceği işlerde insanın değerini korumak için neler yapabiliriz?” Gemini’ın yanıtı şu şekilde:</p>
<p>Yapay zekânın (AI) yükselişi, "insan ne işe yarar?" sorusunu her zamankinden daha kritik bir hale getirdi. Bu dönüşümde insanın değerini korumak, makinelerle yarışmaktan ziyade makinelerin yapamadığı alanlara odaklanmayı ve toplumsal yapıları buna göre güncellemeyi gerektiriyor.</p>
<p>İşte bu süreçte insanın yerini ve değerini sağlamlaştıracak temel stratejiler:</p>
<ol>
<li>“Yapma”dan “Karar Verme”ye Geçiş</li>
</ol>
<p>AI, verileri işleme ve uygulama konusunda bizden hızlı olabilir ancak niyet ve bağlam hâlâ insana aittir. İnsanın değeri, bir işi "nasıl" yapacağından ziyade, o işin "neden" yapılması gerektiğine karar vermesinde yatar.</p>
<ul>
<li>Stratejik Muhakeme: Karmaşık, çok katmanlı ve etik ikilemler içeren durumlarda nihai kararı insanın vermesi.</li>
<li>Yaratıcı Niyet: AI bir resim çizebilir ama o resmin hangi duyguyu temsil etmesi gerektiğine sadece bir insan karar verebilir.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li>“Yüksek Dokunuş” (High-Touch) Becerileri Geliştirmek</li>
</ol>
<p>AI "yüksek teknoloji" (high-tech) sunarken, insanın rekabet avantajı "yüksek dokunuş" dediğimiz insani bağlarda gizlidir.</p>
<ul>
<li>Radikal Empati: Psikoloji, danışmanlık, bakım hizmetleri ve karmaşık müzakereler gibi derin duygusal zekâ gerektiren alanlar.</li>
<li>Kültürel Bağlam: Yerel kodları, mizahı ve toplumsal hassasiyetleri bir algoritmanın tam anlamıyla kavraması oldukça zordur.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li>Eğitim Sisteminin Yeniden İnşası</li>
</ol>
<p>Bilgi depolayan insan modeli artık geçerliliğini yitirdi. Geleceğin eğitim sistemi şu üç direk üzerine kurulmalı:</p>
<ul>
<li>Eleştirel Düşünce: AI tarafından üretilen bilginin doğruluğunu ve taraflılığını sorgulayabilme yetisi.</li>
<li>Adaptasyon Kabiliyeti: Statik bir meslek sahibi olmak yerine, sürekli yeni araçlar öğrenebilme becerisi.</li>
<li>AI Okuryazarlığı: AI ile rekabet etmek yerine, onu bir "kuvvet çarpanı" olarak kullanmayı öğrenmek.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li>Etik ve Denetim Mekanizmaları</li>
</ol>
<p>AI sistemlerinin "kara kutu" olmasını engellemek için insani denetim (Human-in-the-loop) şarttır.</p>
<ul>
<li>Algoritmik Hesap Verilebilirlik: Makinelerin verdiği kararların arkasındaki mantığı sorgulayacak ve gerektiğinde müdahale edecek etik uzmanlarına ihtiyaç artacaktır.</li>
<li>İnsan Odaklı Tasarım: Teknolojinin insanın yerini alması için değil, insanın kapasitesini artırması (augmentation) için tasarlanması teşvik edilmelidir.</li>
</ul>
<ol start="5">
<li>Ekonomik ve Sosyal Güvenlik Reformları</li>
</ol>
<p>Eğer AI iş gücünün büyük bir kısmını üstlenirse, "çalışma" ve "gelir" arasındaki bağın yeniden tanımlanması gerekebilir.</p>
<ul>
<li>Değer Kayması: Sadece piyasa değeri olan işlerin değil; sanatsal üretim, gönüllü toplumsal hizmetler ve bakım emeği gibi "insani değer" üreten alanların da ekonomik olarak ödüllendirilmesi.</li>
</ul>
<p>AI'ın insanın yerini alması bir tehdit olduğu kadar, bizi sıkıcı ve tekrarlayan işlerden kurtarıp "gerçekten insan olan" yanlarımıza odaklanmaya zorlayan bir fırsat da olabilir.</p>
<p>Bu son cümleyi kendisi mi düşündü yoksa benden mi gördü bilmiyorum ama insan ile yapay zekânın aynı şeyi düşünmesi noktasındaki başarımız nedeniyle değerli dostum Gemini’ı kutluyorum.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/insan-mi-daha-degerli-yapay-zeka-mi-78479</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İnsan mı daha değerli yapay zekâ mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gul-suyunda-sentetik-oyunu-son-bulacak-78455</guid>
            <pubDate>Sun, 03 May 2026 12:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Gül suyunda sentetik oyunu son bulacak&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ISPARTA </strong></p>
<p>Isparta Ticaret Borsası (ITB) Başkanı Hüdai Şahin, Dünya gül üretiminin büyük bölümünü gerçekleştiren Isparta’da gerçek gül suyunun değerini korumak ve sektördeki bilgi kirliliğine son vermek istediklerini belirtti.</p>
<p>Isparta’nın dünya markası olan gül suyunun saflığını korumak istediklerini ifade eden Şahin, Ankara’da Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) Denetim Hizmetleri Başkan Yardımcısı Eray Kaplan ve Kozmetik Denetim Dairesi Başkanı Harun Cengiz Özmen ile görüştüklerini söyledi.</p>
<p>Görüşmede, raflarda sentetik olmasına rağmen ‘gül suyu’ ve ‘güllü su’ imajıyla satılan ürünlerin oluşturduğu haksız rekabet ve tüketici mağduriyetini masaya yatırıldığını ifade eden Hüdai Şahin, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Üyelerimizin alın terini ve tüketicinin güvenini korumaya kararlıyız. Hazırladığımız kapsamlı çözüm öneri dosyasını ve doğal gül suyunun eşsiz serüvenini anlatan tanıtım filmini ilettik. Sektör paydaşlarının haklarını koruma konusundaki kararlılığız. Isparta’mızın en kıymetli hazinelerinden biri olan Isparta Gülünün, sentetik karışımlarla gölgelenmesine asla müsaade edemeyiz. Piyasada 'sentetik gül suyu' veya 'sentetik güllü su' ibareleriyle yer alan ürünler, hem bin bir emekle üretim yapan üyelerimizin ticari menfaatlerine zarar vermekte hem de saf ve doğal ürün arayan tüketicimizi yanıltmaktadır.’’</p>
<p>Önceliklerinin gerçek gül suyunun kendine has, ayırt edici özelliklerini bilimsel ve yasal düzlemde en iyi şekilde ortaya koymak istediklerini vurgulayan Şahin, ‘’Sektörümüzde faaliyet gösteren her bir üyemizin alın terini korumak, sahte ile gerçeği birbirinden ayıracak yasal setleri inşa etmekten geçiyor. Bu haksız rekabetin önüne geçerek, Isparta gülünün itibarını küresel pazarda ve iç piyasada en üst seviyede tutmaya devam edeceğiz" dedi.</p>
<p>TİTCK Başkan Yardımcısı Eray Kaplan ve Kozmetik Denetim Dairesi Başkanı Harun Cengiz Özmen, üretici ve ihracatçı ile sektör paydaşlarının hassasiyetini yakından takip edeceklerini belirttiler. Özmen, sentetik ürünlerin isimlendirilmesi ve denetimi noktasında gerekli yasal sürecin ivedilikle başlatılacağını ve Isparta gülünün marka değerini koruma yolunda atılacak her adımda iş birliği içinde olacaklarını bildirdi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gul-suyunda-sentetik-oyunu-son-bulacak-78455</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/5/1280x720/gul-suyunda-sentetik-oyunu-son-bulacak-1777801602.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin gül üretim merkezi Isparta’da gül suyunun değerini korumak ve kalitesini artırmak ve sektörde bilgi kirliliğini önlemek amacıyla Isparta Ticaret Borsası, Ankara’da girişimlerde bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/nisan-ayinda-meyve-sebze-miktari-azaldi-fiyatlar-artti-78454</guid>
            <pubDate>Sun, 03 May 2026 12:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nisan ayında meyve sebze miktarı azaldı, fiyatlar arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret Borsası tarafından hazırlanan Toptancı Halleri Nisan ayı endeksi açıklandı. Buna göre, Antalya hallerinde işlem gören domates miktar endeksi Nisan ayında yıllık yüzde 51,65 azalırken fiyat endeksi yüzde 265,79 arttı. Meyve miktar endeksi yıllık yüzde 3,81 azaldı, fiyat endeksi de yüzde 19,98 arttı. Sebze miktar endeksi de yıllık yüzde 36,87 azaldı, fiyat endeksi yüzde 148,76 artış oldu.</p>
<p>Nisan ayı miktar endeksi aylık meyve yüzde 16,22 arttı, domates yüzde 19,25 ve sebzede ise yüzde 0,33 azaldı.  Nisan ayı miktar endeksi yıllık domateste yüzde 51,65, meyvede yüzde 3,81, sebzede ise yüzde 36,87 azalma yaşandı.</p>
<p><strong>Domates ve sebze miktarında rekor düşüş, fiyatlarında rekor artış</strong></p>
<p>Nisan ayında yıllık miktar endeksleri, meyvede ortalama civarında, domates ve sebzede ise rekor düşüş meydana geldi. Yıllık fiyat endeksi meyvede ortalama, sebze ortalamanın üstünde, domateste ise rekor artış gösterdi.</p>
<p>Domates fiyat endeksi yıllık yüzde 265,79 artarken işlem miktarı ise yüzde 51,65 azaldı. Meyve fiyat endeksi yıllık yüzde 19,98 arttı, işlem miktarı yüzde 3,81 azaldı. Miktardaki azalış fiyatların artışında etkili oldu.</p>
<p>Sebze fiyat endeksi yıllık yüzde 148,76 arttı, işlem miktarı ise yüzde 36,87 düştü. Miktarda ki düşüş fiyatların artmasına yol açtı.</p>
<p>Son yedi yılın verilerine göre Nisan ayında, domates ve sebze satış miktar endeksinde rekor düşüş yaşandı. Meyve satış miktar endeksi ortalama düzeyde arttı. Domates ve sebze fiyat endeksinde rekor artış olurken meyve fiyat endeksi ortalama civarında artış gösterdi. Domates işlem miktar endeksi yüzde 19,25 ile rekor düşüş yaşanırken, işlem fiyat endeksinde ise yüzde 39,59 artarak rekor kırıldı.</p>
<p>Meyve işlem miktar endeksi yüzde 16,22, işlem fiyat endeksi yüzde 26,38 arttı. Son yedi yılın Nisan ayına göre, hem işlem miktar  hem de işlem fiyat endeksinde üçüncü en büyük artış oldu.  Nisan ayında sebze işlem miktar endeksi yüzde 0,33 ile rekor düzeyde azalırken, işlem fiyat endeksi yüzde 7,66 ile rekor artış olarak gerçekleşti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/nisan-ayinda-meyve-sebze-miktari-azaldi-fiyatlar-artti-78454</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/4/1280x720/nisan-ayinda-meyve-sebze-miktari-azaldi-fiyatlar-artti-1777801434.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya toptancı hallerinde nisan ayında sebze ve meyve miktar endeksinde düşüş meydana gelirken fiyatlar arttı. Domates fiyat endeksi yüzde 265,79, sebze fiyat endeksi ise yüzde 148,76 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalyadaki-osblerin-gucu-artirilacak-78453</guid>
            <pubDate>Sun, 03 May 2026 12:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antalya’daki OSB’lerin kapasiteleri artırılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Organize Sanayi Bölgeleri Üst Kuruluşu (OSBÜK) Yönetim Kurulu Başkanı Memiş Kütükçü ve Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Oruç Baba İnan yönetiminde faaliyetine devam eden, altyapı çalışmaları süren Antalya, Manavgat, Korkuteli ve Kaş Organize Sanayi Bölgeleri değerlendirme toplantısı yapıldı.</p>
<p>Toplantıya Antalya OSB Başkanı Hasan Ali Gönen, Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Yusuf Hacısüleyman, Manavgat OSB ve Manavgat TSO Başkanı Seydi Tahsin Güngör, Korkuteli OSB Başkanı Osman Bahçe, Kaş Gıda İhtisas OSB Başkanı ve Kaş Kaymakamı Tevfik Kumbasar ile ilgili kamu kurumlarının il müdürleri katıldı.</p>
<p>Toplantıda, bölgedeki Organize Sanayi Bölgelerinin mevcut durumu, yatırım süreçleri, altyapı çalışmaları ve sanayinin geleceğine yönelik planlamalar sanayicilerin ihtiyaçları ve üretim ekosisteminin güçlendirilmesi, sanayinin sürdürülebilir gelişimine, yatırım ortamının güçlendirilmesine ve OSB’lerin ortak hedeflerine yönelik değerlendirmeler yapıldı.</p>
<p><strong>"Manavgat OSB stratejik yatırım"</strong></p>
<p>Manavgat TSO ve Manavgat OSB Başkanı Seydi Tahsin Güngör,  ilçede altyapı çalışmaları devam eden OSB’nin son durumu hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Manavgat OSB’nin yalnızca bir sanayi alanı değil, aynı zamanda kentin ekonomik dönüşümünü sağlayacak stratejik bir yatırım olduğunu belirten Güngör, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Manavgat OSB faaliyete geçmesiyle kent için önemli fırsatlar oluşacak. Manavgat OSB ile sadece bir yatırım sürecinden değil, Manavgat’ın kaderini değiştiren tarihi bir dönüşümden söz ediyoruz. Bu proje, yıllardır hayal edilen üretim gücünü, istihdam artışını ve katma değerli ekonomiyi gerçeğe dönüştüren en büyük adımdır. Bu vizyonla Manavgat’ın yıllardır kurduğu büyük hayali gerçeğe dönüştürüyoruz. Üretimin, emeğin ve yatırımın merkezi olacak bir Manavgat inşa ediyoruz. Hedefimiz 2026 yılı içerisinde yatırım sürecini başlatarak ekonomik bir ivme kazandırmanın yanı sıra Manavgat’ı bölgemizde örnek gösterilen bir sanayi ve üretim üssü haline getirmektir. Manavgat OSB, Manavgat’ın geleceğini yeniden yazan, hayalleri gerçeğe dönüştüren stratejik bir hamledir.”</p>
<p><strong>"Ön Tahsis sürecini hızla tamamlıyoruz"</strong></p>
<p>Manavgat OSB’de ön tahsis sürecinin bölgenin geleceği açısından belirleyici bir aşama olduğuna dikkat çeken Güngör, şöyle devam etti:</p>
<p> ‘’Ön tahsis süreci Manavgat OSB’nin geleceği açısından kritik bir eşik olacak. Ön tahsis süreci hızla tamamlanarak yatırımcıya netlik kazandırılmalı ve OSB’nin bir an önce üretime açılması adına tüm imkanlar seferber edilmeli. Manavgat iş dünyasının yıllardır beklediği bu büyük yatırımın artık sonuç aşamasına gelmesi için var gücümüzle çalışıyoruz. Manavgat iş dünyasının uzun yıllardır büyük bir beklentiyle takip ettiği Manavgat OSB’nin artık somut yatırım ve üretim aşamasına taşınması için yoğun çaba gösteriyoruz. Manavgat OSB’yi en kısa sürede faaliyete geçirerek kentimizin üretim ve yatırım üssü haline getirmektir.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalyadaki-osblerin-gucu-artirilacak-78453</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/3/1280x720/antalyadaki-osblerin-gucu-artirilacak-1777801249.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya ve ilçelerinde faaliyette bulunan, yapımı ve altyapı çalışmaları devam OSB&#039;lerin son durumu ele alınarak kapasite güçlerinin artırılması için çalışmalar yapılacağı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/tbbnin-yeni-baskani-vahap-secer-78441</guid>
            <pubDate>Sat, 02 May 2026 18:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TBB&#039;nin yeni Başkanı Vahap Seçer</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) Meclisi, Başkan, Meclis Başkanlık Divanı, İhtisas Komisyonu Üyeleri ile Encümen Üyeleri seçimi yapılması amacıyla Ankara'da bir otelde toplandı.</p>
<p>Meclis toplantısının Divan Başkanlığını Meclis 1. Başkan Vekili Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu üstlendi. Bodrum Belediye Başkanı Tamer Mandalinci ve Korkuteli Belediye Başkanı Saniye Caran da Divan'da katip üye olarak görev aldı.</p>
<p>TBB Başkanvekili ve Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer'in açılış konuşmalarının ardından, gündem maddeleri görüşülerek karara bağlandı ve sonrasında seçime geçildi.</p>
<p>Seçimde, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer ve Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, TBB başkanlığı için aday oldu.</p>
<p>864 üyeden oluşan Birlik Meclisinde yapılan seçimde, 446 oy alan Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer TBB Başkanı seçildi. Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel ise 311 oy aldı.</p>
<p><strong>Teşekkür konuşması</strong></p>
<p>Oylama sonrası yaptığı konuşmada, seçim sonucunun hayırlı olmasını dileyen Seçer, "Ben ve arkadaşlarım, değerli belediye başkanlarımıza mahcup olmamak için adalet, hakkaniyet duygusunu ön plana alarak, yardımlaşmayı her zaman parti farkı gözetmeksizin öne alarak belediyelerimizin, beldelerine hizmet etmelerine katkı sunmaya devam edeceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Seçer, TBB'nin, tüm belediye başkanlarının destekçisi olacağını belirtti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/tbbnin-yeni-baskani-vahap-secer-78441</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/1/1280x720/vahap-secer-1777743933.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Belediyeler Birliği Başkanlığına, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer seçildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-bolat-mal-ihracatinda-yeni-bir-rekor-kirildi-78438</guid>
            <pubDate>Sat, 02 May 2026 14:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Bolat: Mal ihracatında yeni bir rekor kırıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe ile Ordu Üniversitesi'nde düzenlediği basın toplantısında, nisan ayı dış ticaret rakamlarını açıkladı.</p>
<p>Birçok rekorun kırıldığı harika bir nisan ayı ihracat tablosu elde ettiklerini ifade eden Bolat, "Cumhuriyet tarihimizin en yüksek ikinci aylık mal ihracatı rakamı elde edildi." diye konuştu.</p>
<p>Bakan Bolat şunları söyledi:</p>
<p>"Biliyorsunuz aralık 2025'te ihracatımız 26,3 milyar dolardı. Ondan bir tık aşağıda nisan ayı, ihracatçılarımızın çok iyi bir performans kaydettiği ay oldu. Tabii böyle olunca tüm zamanların ikinci ve en yüksek nisan ihracatı gerçekleştirildi. Ve iki gün önce Perşembe günü de neredeyse 2 milyar dolara yakın ihracat ile en fazla ihracat yapılan 4'üncü günü gerçekleştirdik. Ve nisan ayındaki ihracat artışımız hem oran olarak hem de mutlak değer olarak son 52 ayın yani Kasım 2021'den bu yana en fazla ihracat artışı sağlanan ay oldu. Ve beşincisi de yine çok güzel bir veri. Nisan ayı itibarıyla son 12 ay yıllıklandırılmış ihracatımız 275,8 milyar dolara ulaşarak mal ihracatında yeni bir rekor kırılmıştır."</p>
<p><strong>"Mal ve hizmet ihracatı nisan itibarıyla yıllık bazda 398 milyar dolara yükseldi"</strong></p>
<p>Bakan Bolat, ocak ve şubat aylarında emtia fiyatlarında yaşanan sert yükselişlere, enerji krizinin tetiklediği maliyet baskılarına ve çevre coğrafyada yaklaşık on iki ülkeyi etkileyen Körfez kaynaklı jeopolitik gerilimlere rağmen, mal ve hizmet ihracatının nisan itibarıyla yıllık bazda 398 milyar dolara yükseldiğini belirtti.</p>
<p>Bolat, nisan ayı rekorlarına ek olarak şunları söyledi:</p>
<p>"İhracatçılarımızın ve bakanlığımızın yoğun çalışmalarıyla elde edilen nisan ayı sonuçları hamdolsun yüz güldüren sonuçlar olarak tarihe geçti. Nisan ayı 25,4 milyar dolar olarak gerçekleştirildi. Aralık ayındaki 26,3 milyar dolardan sonra en büyük artış. Dikkatinizi artış oranına çekmek istiyorum. Yüzde 22,3 bu artışımız."</p>
<p>Bolat, Cumhuriyet tarihinin en yüksek aylık ihracat rakamlarına dikkati çekerek bunların beşinin son yıllarda kırıldığını söyledi. Bolat, şöyle konuştu:</p>
<p>"Geçen yıl nisanda 20 milyar 800 milyon dolarken 25,4 milyar dolar olunca nette 4,6 milyar dolar artış sağladık. Bu büyük bir rakam. Cumhuriyet tarihimizin en yüksek aylık ihracat rakamlarına baktığımızda, aralık ayı 26,3 demiştim. Nisan ayı 25,4, geçen yıl temmuz ayı 24,9, Mayıs 2025 24,8 milyar dolar, Mayıs 2024 24,2 milyar dolar. Bunlar bizim aylık rekorlarımızdı. Dikkatinizi çekelim. Beş kere rekor, Mayıs 2024-25, Temmuz 2025, Aralık 2025 ve şimdi Nisan 2026. İnşallah önümüzdeki aylarda da bu rekor devam edebilir."</p>
<p><strong>"2 günlük bir artışımız oldu"</strong></p>
<p>Birçok rekorun kırıldığı "harika" bir nisan ayı ihracat tablosu elde ettiklerini, bu duruma parite ve takvim etkisinin önemli katkı yaptığını ifade eden Bolat, "Mart ayında Ramazan Bayramı marta kaydığı için bu sene takvim etkisi olarak 2 günlük bir artışımız oldu olumlu anlamda. Bu da nisan rakamını olumlu etki etti. Yaklaşık parite ve takvim etkisi olarak 2,5 milyar dolarlık bir katkı yaptı." dedi.</p>
<p>Söz konusu takvim etkisinin mayıs ayında ters etki yapacağını ancak durumun haziran ayında tekrar düzeleceğini belirten Bolat, şunları kaydetti:</p>
<p>"Mayıs ile ilgili de şu gerçekleri söylememiz lazım. Bu yıl 2026'da hep uzun bayram tatilleri oluyor. Milli bayramlar aşağı yukarı hep hafta arasına geliyor. Pazartesi, perşembe veya cuma olunca arada köprü yapma durumu oluyor ve köprü etkisiyle de biz iş günü kaybına uğruyoruz. Köprü etkisi bizi olumsuz etkiledi. Şubat ayında ihracatımızı arttırdık. 365 milyon dolar. Mart ayında Ramazan Bayramı nisandan marta geldiği için takvim etkisi dezavantajı oldu. 1,5 milyar dolar gerilemiştik. Toplam 2 milyar dolar gerilemiştik. Bu nisan ayında da 4,6 milyar dolar fazlalık olunca, ne oldu? Biz artı 2,6 milyar dolar aralık ayının üstüne ilave etmiş olduk. Neredeyse 276 milyar dolarlık 12 aylık yıllıklandırılmış ihracat rakamını yaşadık. Ancak mayıs ayı uzun tatiller dönemi olacak. Geçen yıl mayıs ayında 21 iş günümüz vardı. Kurban Bayramı hazirana gelmişti. Bu yıl Kurban Bayramı mayısa denk geliyor ve uzun tatil dönemi olacak. Buna 19 Mayıs, 1 Mayıs’ı da eklediğimizde, 14 iş günü var. Dolayısıyla ihracat rakamları ciddi anlamda olumsuz etkilenecek. Ama bunu inşallah haziran ayında da fazlasıyla telafi edeceğiz."</p>
<p><strong>Nisanda ihracata etki eden faktörler</strong></p>
<p>Bakan Bolat, nisan ayındaki bu 4,6 milyar dolarlık net ihracat artışının Körfez pazarındaki hızlı toparlanma, 166 ülkede talep genişlemesi, orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürünlerin payının yükselmesi ve emek yoğun sektörlerde çift haneli büyümenin geri dönmesi, kamu destekleri ve lojistikte talebin Türkiye’ye kaymasıyla gerçekleştiğini söyledi.</p>
<p>Körfez ülkelerine olan ihracatta belirli bir toparlanma sağlandığına işaret eden Bolat, şöyle devam etti:</p>
<p>"Savaşın başladığı 28 Şubat'tan sonra mart ayında Körfez ülkelerine ihracatımızda aylıkta yüzde 30, yıllıkta yüzde 37 azalma vardı. Nisan ayında ise geçen yılki nisandan bile daha fazla ihracat artışı sağlayarak bu mart ayındaki Körfez ülkelerine yönelik azalan ihracatımızı telafi etmiş olduk. Bir diğer önemli husus orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürün ihracatımızda ciddi bir artışımız var. Ve bunların hepsinin toplamında emek yoğun sektörler, şimdi orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürün ihracatımız son birkaç senede düzenli bir şekilde artıyor. Ama son 3 yılda tekstil, konfeksiyon, deri, ayakkabı gibi sektörlerimizde bir düşüş vardı. Nisan ayı itibarıyla bu sektörlerimizde de ihracat artışı hem de çift taneli olarak sağlanıyor. Tekstilde yüzde 16 artış var, 1,2 milyar dolar. Konfeksiyonda yüzde 16,5 artış var, 1,4 milyar dolar, deri ürünlerinde yüzde 10,5 artış var, 134 milyon dolar. Mobilyada da yüzde 5,7 artış var, 279 milyon dolar. Hükümetimizin istihdamı korumak için sektörlere verdiği destekler, ihracat reeskont kredilerinin günlük limitlerinin arttırılması, faiz oranlarının düşürülmesi ve Merkez Bankamızın döviz dönüşüm desteğini 1 Mayıs'tan bu yana, geçen seneden bu yana yüzde 3 olarak uygulaması ve bunun da evvelsi gün itibarıyla yeniden üç ay uzatılması... Bütün bu destekler ile Körfez'deki savaş ve lojistik hatlarındaki kırılmaların yeniden Batı bölgelerindeki taleplerin Türkiye'ye doğru kaydırılmaya başlanması özellikle bu emek yoğun sektörlerimizde ihracat artışımıza büyük bir ivme kazandırdı."</p>
<p>Bakan Bolat, orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürünlerde de ihracatın nisan ayında 2,4 milyar dolar artış gösterdiğine vurgu yaparak, "Bu da çok önemli bir kayda değer gelişme. Türkiye'nin toplam mal ihracatında orta-yüksek, yüksek teknolojili ürünlerin payı yüzde 45'e (44,4) yaklaştı. Bu rakam 2002'de yüzde 30'du. Geçen yıl yüzde 43,5'ti. Şimdi yüzde 44,5'e doğru evrildik." diye konuştu.</p>
<p><strong>Dış ticaret açığı</strong></p>
<p>Bakan Bolat, nisan ayında ithalatta yüzde 3,1'lik artış yaşandığını, ihracattaki yüzde 22,5 artışa kıyasla ithalattaki artışın frenlendiğinin görüldüğünü belirterek, şu bilgileri verdi:</p>
<p>"Ve bu rakamın (yıllıkta) 33,9 milyar dolar olarak gerçekleştiğini görüyoruz. Nette 1 milyar dolar artış var. Geçen yıl 32 milyar 900 milyon dolardı. Bu yıl 33 milyar 900 milyon dolar oldu. Dış ticaret açığında bu durumda olumlu bir gerileme oldu. Geçen yıl nisan ayında 12 milyar dolar dış ticaret açığımız vardı. Bir ay önce 11,2 milyar dolardı. Bu yıl nisan ayında açığımız 8,5 milyar dolara geriledi. Geçen yılın 12 milyar dolarına kıyasla yaklaşık yüzde 30 dış ticaret açığımız azaldı. Nette ise dış ticaret açığımız nisan ayında 3,6 milyar dolar azalmış oldu. Bu da çok olumlu, önemli bir gelişme olarak hamdolsun nisan ayına damga vuruluyor. Ve ithalatı karşılama oranı da yüzde 75'e yükseldi. Orada da 11,7 puanlık bir artışımız var. Çünkü geçen yıl nisanda karşılama oranı yüzde 63,2 idi."</p>
<p>Bolat, dört aylık ve yıllıklandırılmış dış ticaret verileri hakkında ise şunları söyledi:</p>
<p>"Bakın 2025-2026 ocak-nisan tablosuna. İhracattaki artış oranımız yüzde 3'e yükseldi. Yani mart ayı itibarıyla 2 milyar dolar gerideydi. Yani eksiydi. Şimdi artı yüzde 3'e yükseldi. Böylece 88 milyar 630 milyon dolara yükseldi. İthalatımızdaki artış oranı yüzde 4,3, ocak-marta göre bu oran düştü biraz. İthalatımız bu dönemde 125 milyar 804 milyon dolar olmuştur. Yani burada görünen şu; ihracattaki artışımız yaklaşık 2 milyar 450 milyon dolar, 2,5 milyar dolar diyelim, ithalattaki net artışımız da, 5 milyar 150 milyon dolarlık bir artış var. Allah'a şükür kontrollü gidiyoruz. Ocak-nisan döneminde 214 milyar 434 milyon dolarlık dış ticaret hacmine ulaştık. Açık da dört ayda 37 milyar 174 milyon dolar. Geçen yıl bu rakam 34,6 milyar dolarmış. Yani burada da 2,5 milyar dolar bir dış ticaret açığımızda artış var. İhracatın, ithalatı karşılama oranı geçen ilk dört ayda yüzde 71,3 iken bu yıl yüzde 70,5 oranında. Son on iki yıla da bakalım hızlıca. Orada da biliyorsunuz biz yılı 11,7 milyar dolar net mal ihracat artışı ve 273,4 milyar dolarlık toplam ihracat ile kapadık. Son 12 ay nisandan-nisana neredeyse 275 milyar 850 milyon dolara geldik. Nerdeyse 276 diyebiliriz. İthalatta da 370 milyar 540 milyon dolar. Toplam dış ticaretimiz 646 milyar dolara ulaşmış oldu son bir yılda. Açığımız da 94 milyar 700 milyon dolar. Geçen yıl aralığı kaçta bitirmiştik hatırlayalım? 92 milyar 200 milyon dolardı."</p>
<p>Ticaret Bakanlığı olarak Türkiye Yüzyılı’nda “yatırım, üretim, ihracat, istihdam ve cari denge” yoluyla ekonomik büyüme hedeflerine taviz vermeden devam edeceklerini vurgulayan Bakan Bolat, konuşmasını, ihracatı artırma ve Türkiye'yi yatırım için cazibe merkezi yapma konusunda emek veren ihracatçılara, sanayicilere ve iş insanlarına teşekkür ederek sonlandırdı.</p>
<p><strong>Gültepe: 2026'yı 282 milyar dolarlık hedefin üzerinde tamamlayacağımıza inanıyorum</strong></p>
<p>TİM Başkanı Mustafa Gültepe, burada yaptığı konuşmada, yeşilin maviyle buluştuğu, toprağının bereketi ihracatla birleşen Ordu'da olduklarını söyledi.</p>
<p>"Ordu" denilince akla ilk fındığın geldiğini belirten Gültepe, "Fındık, Ordu'nun en önemli ihracat ürünü. Geçen yıl Ordu'dan 236 milyon dolarlık fındık ihracatı gerçekleştirdik. Fındık sadece bu bölgenin değil, Türkiye'nin çok önemli bir değeri. Fındığın yanı sıra kimya, mobilya ve maden sektörlerimiz de Ordu'dan önemli ihracatlardır." diye konuştu.</p>
<p>Özellikle bentonitten üretilen kedi kumunda dünyanın en iddialı ülkelerinden birisi olduklarını belirten Gültepe, "90'a yakın ülkeye bu ihracatı yapıyoruz. Ordu, geçen yıl toplamda 514 milyon dolarlık ihracat hacmine ulaştı. Önümüzdeki yıllarda hep birlikte çok daha yüksek ihracat rakamlarına ulaşacağına inanıyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Gültepe, nisanda herkesi gururlandıran bir ihracat performansı gösterildiğine işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Geçen ay 25,4 milyar dolarlık ihracat yaptık. 2025'in aynı ayına göre yüzde 22,3 artıdayız. Böylece bugüne kadarki en yüksek nisan ayı ihracat rakamına hep beraber imza atmış olduk. Aynı zamanda tüm zamanların en yüksek ikinci aylık ihracatını da gerçekleştirmiş olduk. İlk 4 aylık ihracatımız 88,6 milyar dolara, 12 aylık ihracatımızsa yaklaşık 276 milyar dolara yükseldi. 4 aylık ihracatta yüzde 3, 12 aylık ihracatta ise yaklaşık yüzde 4,2 artıdayız."</p>
<p>Geçen ay takvimin de etkisiyle tüm sektörlerin ihracatlarını artırdığını dile getiren Gültepe, şunları kaydetti:</p>
<p>"İlk 5 sektörümüze baktığımız zaman otomotiv 3,9 milyar dolarla liderliğini sürdürdü. Kimya 3,1 milyar dolar, elektrik elektronik 1,8, hazır giyim 1 milyar 451 milyon, çelik sektörü ise 1 milyar 438 milyon dolarla ilk 5 sırayı paylaşan sektörlerimiz oldu. TİM verilerine göre, geçen ay 61 ilimiz ihracatını artırdı. En çok ihracat yapan illerimize baktığımız zaman İstanbul, Kocaeli, Bursa, Ankara ve İzmir şeklinde sıralandığını görüyoruz. Kocaeli, Bursa, Adana, Yalova, Tekirdağ, Nevşehir ile Niğde aylık ihracatta en yüksek seviyelerine ulaştı."</p>
<p>Nisanda 1018 firmanın ilk kez ihracat yaptığını vurgulayan Gültepe, bu firmaların ihracata katkısının yaklaşık 122 milyon dolar olduğunu bildirdi.</p>
<p><strong>"Körfez bölgelerinde de ibre nisan ayında yukarıya döndü"</strong></p>
<p>Gültepe, en çok ihracat yapılan ülkelerin Almanya, ABD, İtalya, Birleşik Krallık ve İspanya şeklinde sıralandığını belirterek, şöyle konuştu:</p>
<p>"Toplamda 166 ülke ve bölgeye ihracatımızı artırdık. Sadece 54 ülkede ihracatımız düşüş gösterdi. Almanya, İspanya ve Endonezya'nın aralarında bulunduğu 13 ülkede bugüne kadarki en yüksek ihracatı gerçekleştirdik. Elbette gözümüz savaş nedeniyle mart ayında çok büyük ihracat kaybı yaşadığımız Körfez ülkelerindeydi. Çok şükür Körfez bölgelerinde de ibre nisan ayında yukarıya döndü. Geçen ay yüzde 15 artışla 2 milyar 365 milyon dolara yükseldik. Özellikle Birleşik Arap Emirlikleri ihracatımızda 300 milyon dolarlık artışın altını çizmek isterim."</p>
<p>Nisanda TİM ve ihracatçı birlikleri olarak yoğun bir heyet takvimleri olduğunu dile getiren Gültepe, "Geçen ay 17 ülkede ticaret heyetleri gerçekleştirdik. En son Romanya'nın başkenti Bükreş'te önemli görüşmeler yaptık. Tüm pazarlarda güçlü bir 'Made in Türkiye' algısı olmasından büyük bir gurur duyuyoruz." dedi.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın açıkladığı Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı'nı memnuniyetle karşıladıklarını vurgulayan Gültepe, şunları kaydetti:</p>
<p>"Yabancı yatırımların Türkiye'ye çekilmesi konusundaki kararlılığı son derece kıymetli buluyoruz. Kurumlar vergisi indirimi başta olmak üzere üretim ve ihracat için sağlanan destekler nedeniyle Cumhurbaşkanımıza huzurlarınızda şükranlarımı sunuyorum. Bu pozitif adımların yanı sıra rekabetçiliğimizi ön plana çıkaracak hamleleri de hızla hayata geçirmemiz gerekiyor. Bunları gerçekleştirdiğimizde üretim ve ihracatta yeniden hızlı bir çıkış yakalayabiliriz. Öte yandan, döviz dönüşüm desteğinde sürenin uzatılması da bizim için önemliydi. Desteği 3 ay daha uzatan karar için Merkez Bankası Başkanımıza teşekkür ediyoruz."</p>
<p>Gültepe, desteklerinden dolayı Ticaret Bakanı Bolat ve bakan yardımcılarına teşekkür ederek, "Biz tüm gücümüzle üretmeye ve ihracat yapmaya devam ediyoruz. Tüm zorluklara rağmen 2026'yı 282 milyar dolarlık hedefin üzerinde tamamlayacağımıza inanıyorum. Her zaman söylediğimiz bir slogan var. 'İşimiz üretim, gücümüz ihracat.' diyor hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p>(AA)</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-bolat-mal-ihracatinda-yeni-bir-rekor-kirildi-78438</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/8/1280x720/5-1777721618.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanı Ömer Bolat, &quot;Nisan ayı ihracatı 25,4 milyar dolar olarak gerçekleşti. Aralık ayındaki 26,3 milyar dolardan sonra en büyük rakam. Dikkatinizi artış oranına çekmek istiyorum. Bu artışımız yüzde 22,3.&quot; dedi. Bolat, &quot;Nisan ayı itibarıyla son 12 ay yıllıklandırılmış ihracatımız 275,8 milyar dolara ulaşarak mal ihracatında yeni bir rekor kırılmıştır.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dis-ticaret-acigi-nisanda-yuzde-298-dustu-78437</guid>
            <pubDate>Sat, 02 May 2026 14:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dış ticaret açığı nisanda yüzde 29,8 düştü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığının nisan ayına ait geçici dış ticaret istatistiklerinden oluşan veri bülteni yayımlandı.</p>
<p>Genel Ticaret Sistemi (GTS) esas alınarak hazırlanan verilere göre ihracat, geçen ay Nisan 2025'in aynı ayına kıyasla yüzde 22,3 artışla 25 milyar 403 milyon dolar, ithalat da yüzde 3,1 yükselerek 33 milyar 909 milyon dolar olarak belirlendi.</p>
<p>Aynı dönemde dış ticaret hacmi yüzde 10,5 artışla 59 milyar 312 milyon dolar olarak gerçekleşti. Dış ticaret açığı bu dönemde yüzde 29,8 düşüşle 8 milyar 506 milyon dolar oldu.</p>
<p>İhracatın ithalatı karşılama oranı, geçen ay yıllık bazda 11,7 puan artarak yüzde 74,9, enerji verileri hariç tutulduğunda 18 puan yükselişle yüzde 87,9, enerji ve altın verileri hariç tutulduğunda 14,8 puan artışla yüzde 90,5 olarak hesaplandı.</p>
<p><strong>Ürün, ülke ve ülke gruplarına göre ihracat</strong></p>
<p>Geçen ay en çok ihracat yüzde 20,6 artış ve 13 milyar 75 milyon dolarla "ham madde (ara mallar)" grubunda yapıldı. Bu grubu yüzde 15,1 yükseliş ve 7 milyar 871 milyon dolarla "tüketim malları", yüzde 34,9 artış ve 3 milyar 861 milyon dolarla "yatırım (sermaye) malları" takip etti.</p>
<p>Söz konusu ayda sektörlere göre ihracatın payı, imalat sanayisinde yüzde 94,2 (23 milyar 929 milyon dolar), tarım, ormancılık ve balıkçılıkta yüzde 3,2 (825 milyon dolar), madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 1,8 (449 milyon dolar) oldu.</p>
<p>Nisanda en fazla ihracat yapılan ülke, 2 milyar 112 milyon dolarla Almanya olarak öne çıktı. Bu ülkenin ardından 1 milyar 591 milyon dolarla ABD ve 1 milyar 423 milyon dolarla İtalya geldi.</p>
<p>İhracatta en çok paya sahip ilk 10 ülkenin toplam ihracat içindeki payı yüzde 46,5 olarak hesaplandı.</p>
<p>Nisanda en fazla ihracat yapılan ülke grupları, 11 milyar 314 milyon dolarla Avrupa Birliği (AB), 3 milyar 644 milyon dolarla Yakın ve Orta Doğu ülkeleri, 3 milyar 504 milyon dolarla diğer Avrupa ülkeleri olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>İthalat verileri</strong></p>
<p>Nisanda en çok ithalat, yüzde 5,6 artış ve 24 milyar 109 milyon dolarla "ham madde (ara mallar)" grubunda yapıldı. Bu grubu yüzde 6,7 düşüş ve 4 milyar 998 milyon dolarla "tüketim malları", yüzde 1,6 artış ve 4 milyar 668 milyon dolarla "yatırım (sermaye) malları" izledi.</p>
<p>Sektörlere göre ithalat payları, yüzde 78,7 ile imalat sanayisinde (26 milyar 693 milyon dolar), yüzde 13,5 ile madencilik ve taş ocakçılığında (4 milyar 572 milyon dolar), yüzde 5 ile tarım, ormancılık ve balıkçılıkta (1 milyar 700 milyon dolar) hesaplandı.</p>
<p>Nisanda en fazla ithalat yapılan ülkeler, 4 milyar 478 milyon dolarla Çin, 2 milyar 590 milyon dolarla Rusya ve 2 milyar 363 milyon dolarla Almanya oldu.</p>
<p>İthalatta en çok paya sahip ilk 10 ülkenin toplam ithalat içindeki payı yüzde 51,1 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Söz konusu ayda en fazla ithalat yapılan ülke grupları, 10 milyar 225 milyon dolarla AB, 8 milyar 347 milyon dolarla Asya ülkeleri ve 4 milyar 913 milyon dolarla diğer Avrupa ülkeleri olarak sıralandı.</p>
<p><strong>Ocak-nisan döneminde dış ticaret açığı yüzde 7,4 arttı</strong></p>
<p>GTS kapsamında ocak-nisan döneminde geçen yılın aynı dönemine göre ihracat, yüzde 3 artarak 88 milyar 630 milyon dolar, ithalat yüzde 4,3 yükselişle 125 milyar 804 milyon dolar, dış ticaret hacmi yüzde 3,7 artışla 214 milyar 434 milyon dolar olarak hesaplandı.</p>
<p>Söz konusu dönemde dış ticaret açığı yüzde 7,4 yükselişle 37 milyar 174 milyon dolar olarak kayıtlara geçti. İhracatın ithalatı karşılama oranı da yüzde 70,5 oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dis-ticaret-acigi-nisanda-yuzde-298-dustu-78437</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/9/1280x720/ihracat-ithalat-1748241556.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığının nisan verilerine göre, ihracat, yıllık bazda yüzde 22,3 artarak 25,4 milyar dolar, ithalat da yüzde 3,1 yükselişle 33,9 milyar dolara çıktı. Dış ticaret açığı bu dönemde yüzde 29,8 düşüşle 8 milyar 506 milyon dolar oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aselsan-logosunu-yeniledi-78436</guid>
            <pubDate>Sat, 02 May 2026 14:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> ASELSAN logosunu yeniledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ASELSAN'ın, küresel marka olma ve geleceğe yönelik vizyonunu daha net yansıtan yeni motto ve logosunu tanıttığı bildirildi.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, modern tasarım anlayışıyla hazırlanan yeni logo, sınırları aşarak iz bırakan ASELSAN’ın küresel liderlik yolunda yükselişini simgeliyor.</p>
<p>Açıklama şöyle:</p>
<p>"50 yıllık teknolojik birikimiyle küresel marka olma yolunda ilerleyen ASELSAN’ın yeni logo ve mottosu, oyun değiştirici teknolojilerle Türkiye’nin sınırlarını aşan şirketin, attığı her adımda iz bıraktığını gösteriyor.</p>
<p>Logonun en altında bulunan yay dünyayı temsil ederken, ok formunun ufuktan yükselişi küresel liderlik vurgusu yapıyor. Dünyanın üzerinde yükselen A formlu ok, ASELSAN’ın ilk amblemine, dolayısıyla bu yükselişin sağlam temeller üzerinde oluşuna gönderme yapıyor. Aynı zamanda ASELSAN’ın yedi kıtadaki varlığının ivmeli bir şekilde güçlenmesini ifade ediyor.</p>
<p>Yedigenin sınırlarını aşan okun tepe noktası, 'ötesi' kavramına gönderme yaparken, ASELSAN’ın faaliyet gösterdiği her alanda bilinen teknolojilerin ötesine geçtiğini anlatıyor. Bütüncül olarak düşünüldüğünde; yeni amblem, kurumsal kimliğin ana unsuru olan yedigenle aynı dili konuşuyor.</p>
<p>Yeni tasarım ASELSAN’ın teknolojisini dünya standartlarının ötesine geçmek adına sürekli geliştirdiğini, kendi ekosistemindeki çerçeveye sığmayan öncü konumunu dünyaya kabul ettirmek için yetkin mühendislik kabiliyetlerini esneklik ve çeviklikle birleştirdiğini ön plana çıkarıyor.</p>
<p>Yeni logo aynı zamanda ASELSAN’ın küresel ölçekteki ağırlığını satışlar ve iş birlikleri aracılığıyla artırarak dünya devleri arasındaki yerini sağlamlaştırma vizyonunu kelime ve çizgilere döken bir anlatı içeriyor.</p>
<p>ASELSAN’ın yeni mottosu 'securing beyond' söylemiyle de dünyanın dört bir yanına sunulan ürünlerle güven veren teknolojilerin sınırsızlığına vurgu yapıyor.</p>
<p>Böylece ürün, sistem platform, yer, zaman, koşul gibi kavramların ötesindeki oyun sahası işaret ediliyor. 'Beyond' kavramıyla ASELSAN’ın geliştirdiği teknolojiler ve yetkin mühendislik gücüyle hayal bile edilemeyenin ötesine, yeni hedeflere hazır olduğuna işaret ediliyor."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aselsan-logosunu-yeniledi-78436</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/6/1280x720/aselsan-1777720943.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ASELSAN, yeni motto ve logosunu tanıttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ito-verileri-nisanda-fiyati-en-cok-domatesin-artti-78435</guid>
            <pubDate>Sat, 02 May 2026 14:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> İTO verileri: Nisanda fiyatı en çok domatesin arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Ticaret Odası (İTO), İstanbul'da perakende fiyatı en fazla artan ve azalan ürünleri açıkladı.</p>
<p>Nisanda bir önceki aya göre indekste yer alan 336 ana üründen 250'sinin fiyatında artış izlenirken, 15 ürünün fiyatı azaldı.</p>
<p>Geçen ay fiyatı en fazla artan ürün yüzde 50,54 ile domates oldu. Bunu yüzde 29,87 ile diğer sağlık ürünleri, yüzde 25,14 ile aydınlatma, yüzde 25 ile ısınma ve yüzde 24,72 ile etek takip etti.</p>
<p>Fiyatı en çok artan diğer ürünler ise yüzde 22,34 ile tişört (kadın), yüzde 20,77 ile elbise, yüzde 20,63 ile gömlek (erkek), yüzde 19,99 ile gömlek (kadın), yüzde 19,30 ile havuç ve yüzde 18,87 ile pantolon (kadın) oldu.</p>
<p>Sivri biberin fiyatı yüzde 16,87, kıvırcık salatanın yüzde 16,84, çarliston biberin yüzde 16,45 ve tunikin yüzde 15,60 yükseldi.</p>
<p>Nisanda bir önceki aya göre fiyatı en çok azalan ürün ise yüzde 63,20 ile gıda ve alkolsüz içecekler harcamaları grubunda yer alan patlıcan oldu. Onu yüzde 38,12 ile salatalık, yüzde 32,59 ile kabak, yüzde 27,15 ile çilek, yüzde 20,35 ile taze fasulye ve yüzde 11,05 ile oyuncak takip etti.</p>
<p>Fiyatı en çok azalan diğer ürünler ise yüzde 5,80 ile yumurta, yüzde 5,29 ile şehirlerarası otobüs bilet ücreti, yüzde 2,36 ile maydanoz, yüzde 1 ile ceket (erkek), yüzde 0,83 ile sinema bileti ve yüzde 0,34 ile salça oldu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ito-verileri-nisanda-fiyati-en-cok-domatesin-artti-78435</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/domates.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul Ticaret Odası&#039;nın nisan verilerine göre, en yüksek fiyat artışı yüzde 50,54 ile domateste, en fazla fiyat azalışı ise yüzde 63,20 ile patlıcanda görüldü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakarya-universitesi-ile-keskin-kimya-arasinda-is-birligi-protokolu-imzalandi-78426</guid>
            <pubDate>Sat, 02 May 2026 11:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sakarya Üniversitesi ile Keskin Kimya arasında iş birliği protokolü imzalandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Sakarya Üniversitesi ile Keskin Kimya Sanayi A.Ş. arasında iş birliği protokolü imzalandı. Protokol törenine Sakarya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hamza Al, Keskin Kimya Genel Müdürü Yahya Keskin, Keskin Emaye Akademisi Koordinatörü Gülşah Akbaba, SAU Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Halit Yaşar, Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ertan Bol ve akademisyenler katıldı. Protokol, Sakarya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hamza Al ile Keskin Kimya Genel Müdürü Yahya Keskin tarafından imza altına alındı.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f5b83c8d3cb-1777711164.jpeg" alt="" width="700" height="393" /></p>
<p>Protokol kapsamında taraflar, emaye ve ilgili malzeme teknolojileri alanında eğitim, uygulama, araştırma, danışmanlık ve teknik destek faaliyetleri yürütecek. Taraflar ayrıca sektörün ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesine yönelik ortak çalışmalar gerçekleştirecek.</p>
<p>İş birliği çerçevesinde Sakarya Üniversitesi Sanat Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Seramik ve Cam Bölümü bünyesinde emaye sektörüne yönelik teknik ve uygulamalı mesleki eğitim programları geliştirilecek. Öğrencilere uygulamalı eğitim ve staj imkanları sunularak seminer, çalıştay ve sertifika programları düzenlenecek.</p>
<p>İş birliği kapsamında ayrıca ortak eğitim programları geliştirilecek, araştırma ve proje faaliyetleri yürütülecek ve ulusal ile uluslararası bilimsel etkinliklerin düzenlenmesine destek verilecek.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f5b8269ceb9-1777711142.jpeg" alt="" width="700" height="394" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakarya-universitesi-ile-keskin-kimya-arasinda-is-birligi-protokolu-imzalandi-78426</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/6/1280x720/sakarya-universitesi-ile-keskin-kimya-arasinda-is-birligi-protokolu-imzalandi-1777711211.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sakarya Üniversitesi ile Keskin Kimya arasında imzalanan protokol kapsamında taraflar, emaye ve ilgili malzeme teknolojileri alanında eğitim, uygulama, araştırma, danışmanlık ve teknik destek faaliyetleri yürütecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/aci-biber-yeme-yarismasi-78452</guid>
            <pubDate>Sat, 02 May 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kumluca&#039;da acı biber yeme yarışması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya'nın Kumluca ilçesinde düzenlenen 27. Tarım ve Seracılık Festivalinde bu yıl ilk kez acı biber yeme yarışması düzenlendi. Yarışma büyük ilgi gördü. Yarışmaya 3’ü kadın 36 yarışmacı katıldı. Jüri üyeleri yarışmacılara biberleri tartarak verdi.</p>
<p>Altını almak için en acı biberi yemek için yarışan yarışmacılar ilginç görüntülere yol açtı. Biberlerin acısına dayamayan yarışmacılar acıyı bastırmak için ayran içip domates yedi. 3 dakika boyunca domates ve ayran eşliğinde acı biber tüketen yarışmacıların çektikleri acı zaman zaman yüzlerine yansıdı. Acı biberin açısına dayamayan Mehmet Karakaya alana gelen itfaiye eri tarafından köpük sıkılarak serinletildi.</p>
<p>Yarışma da erkeklerde 474 gram acı biberi yiyen Celal Derin birinci olurken, 370 gram acı biber yiyen Yetkin Tuncer ikinci, 322 gram acı biber yiyen Mehmet Yılmaz üçüncü oldu. Kadın yarışmacılar arasında da 146 gram ile en çok acı biber yiyen Nazime Sartık birincisi oldu. Yarışmada birinci olanlara yarım altın hediye verildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/aci-biber-yeme-yarismasi-78452</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/2/1280x720/aci-biber-yeme-yarismasi-1777801072.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kumluca Belediyesi tarafından bu yıl 27. Tarım ve Seracılık Festivali’nde acı biber yeme yarışması düzenlendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turk-fintechleri-londrada-buyuyor-78407</guid>
            <pubDate>Sat, 02 May 2026 08:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türk fintech’leri Londra’da büyüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET DOĞAN ERDOĞAN/LONDRA</strong></p>
<p>Türkiye ile Birleşik Krallık arasındaki yıllık ticaret ve havale hacminin yaklaşık 28 milyar sterline ulaşması, fintech yani finansal teknoloji şirketleri açısından güçlü bir motivasyon kaynağı oluşturuyor. Birleşik Krallık’ta Türk diasporasını hedefleyen ya da Türk girişimciler tarafından kurulan fintech şirketlerinin sayısı hızla artıyor. Pazarda dikkat çeken başlıca Türk girişimleri ve yatırımları şu şekilde sıralanıyor:</p>
<p>RUUT: İş Bankası iştiraki Moka United ve Algbra Labs ortaklığıyla hayata geçirilen proje, Türk diasporası için önemli bir alternatif oluşturuyor.</p>
<p>İşbank UK: RUUT projesinin ana destekçilerinden olan kurum, Londra şubesiyle iki ülke arasındaki finansal koridoru yöneten en köklü aktörlerden biri konumunda.</p>
<p>Papara: Emlak Katılım bünyesine geçen Papara, İspanya merkezli Rebellion Pay’i satın alarak Avrupa’daki varlığını büyüttü. Şirket, Birleşik Krallık da dahil 100›den fazla ülkeye para transferi sağlıyor.</p>
<p>TurkishBank UK: Londra merkezli geleneksel bankacılık lisansına sahip kurum.</p>
<p>Sipay: Gömülü finans altyapısına ve geniş POS ağına sahip şirket, küresel büyüme vizyonu doğrultusunda İngiltere ve Avrupa pazarına yönelik özel çözümler geliştiriyor.</p>
<p>Turan: Halihazırda Türkiye’den Türk devletlerine ve bazı Avrupa ülkelerine para transferine odaklanan cüzdan uygulaması, diaspora odaklı modeliyle ilerleyen süreçte İngiltere gibi pazarlar için de potansiyel taşıyor.</p>
<h2>Revolut’un Türkiye hamlesi netleşiyor</h2>
<p>İki yönlü trafiğin diğer ucunda, 70 milyondan fazla kullanıcısıyla Avrupa'nın en değerli fintech şirketlerinden Revolut yer alıyor. Londra merkezli şirketin uygulaması nisan itibarıyla Türkiye’deki Google Play ve App Store’da indirilebilir hale geldi. Ancak kullanıcılar şu aşamada yalnızca bekleme listesine kayıt olabiliyor.</p>
<p>Revolut’un Türkiye pazarına girmek için dijital bankacılık faaliyet izni alan FUPS Bank›ı satın alma seçeneğini değerlendirdiği biliniyor. Revolut, kasımda tamamlanan ikincil hisse satışında 75 milyar dolar değerlemeye ulaşmıştı.</p>
<h2>İngiltere'de 3 binden fazla fintech var </h2>
<p>Birleşik Krallık hükümeti, sektördeki rekabet gücünü korumak amacıyla nisan ayında düzenlenen Fintech Week kapsamında kapsamlı bir reform paketi açıkladı. Reform kapsamında geleneksel ödeme sistemleri ile blokzincir üzerinde tokenlaştırılmış finansal varlıkları tek çatı altında toplayacak bütüncül bir düzenleyici çerçeve oluşturulacak. İngiltere’de ihraç edilecek stablecoin’ler de yeni düzenlenmiş faaliyetler kapsamında denetim altına alınacak.</p>
<p>İngiltere'de 3 binden fazla fintech şirketi faaliyet gösteriyor ve sektör geçen yıl 2,6 milyar sterlinin üzerinde yatırım çekti. Birleşik Krallık, ABD’nin ardından dünyanın en büyük ikinci fintech ekosistemi konumunda.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turk-fintechleri-londrada-buyuyor-78407</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/7/1280x720/5252-1777699403.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Birleşik Krallık’ta 70 milyon kullanıcılı Revolut, Türkiye pazarına girmek için FUPS Bank’ı satın alma görüşmelerini sürdürüyor. RUUT, Papara ve TurkishBank UK gibi Türk kökenli oyuncular da konumunu güçlendiriyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-sektorunde-iyimserlik-artarken-risk-istahi-azaliyor-78406</guid>
            <pubDate>Sat, 02 May 2026 08:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnşaat sektöründe iyimserlik artarken risk iştahı azalıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>KPMG'nin dünya genelindeki inşaat şirketlerinde görev yapan 375 yöneticinin katılımı ile gerçekleştirdiği Küresel İnşaat Araştırması'nın sonuçları yayımlandı. İnşaat sektöründeki fırsatlara ve zorluklara ışık tutan araştırmanın 2025 ve 2026 yıllarını kapsayan sonuçlarına göre dünya genelinde inşaat sektörü, “ilerleme paradoksu” olarak adlandırılan kritik bir dönüm noktasından geçiyor. Raporda dikkat çeken en önemli sonuçlardan biri yöneticilerin risk iştahındaki belirgin gerileme oldu. Belirsizliğin arttığı bu ortamda risk almaya yönelik isteğin azalması, “risk deltası” olarak tanımlanan durumu doğuruyor; yani sektördeki riskler hızla artarken, bu riskleri üstlenme isteği aynı hızda azalıyor. Rapora göre, sektördeki iyimserlik oranı 2023 yılındaki yüzde 66 seviyesinden yüzde 71'e yükselmiş olsa da katılımcıların yüzde 75'i daha temkinli hale geldiklerini, yani risk almaktan giderek daha fazla kaçındıklarını ifade ediyor. Artan riskler ile yükselen riskten kaçınma eğilimi arasındaki bu gerilim hem bölgeler genelinde hem de tüm değer zincirinde stratejileri yeniden şekillendiriyor.</p>
<p>Önümüzdeki 12 ayda büyümeye en fazla katkıyı sağlaması beklenen üç ana sektör su ve kamu hizmetleri, yeşil enerji üretimi ve altyapı olarak öne çıkıyor. Diğer yandan inşaat sektörü yöneticileri, artan belirsizlik ortamında büyümeyi sürdürebilmek için operasyonel dönüşümün artık ertelenemez bir ihtiyaç olduğunun giderek daha fazla farkına varıyor. Bu yıl öne çıkan en çarpıcı bulgulardan biri de sektörün, bu dönüşümün artık “olup olmayacağına” değil, “ne kadar hızlı gerçekleşeceğine” odaklanması oldu. Nitekim katılımcıların yüzde 53'ü, bu dönüşüme gereken hızda uyum sağlama konusunda endişe duyduklarını belirtiyor.</p>
<h2>Stratejik ve operasyonel öncelikler </h2>
<p>Araştırma sonuçları, yöneticilerin sürdürülebilir büyüme için dört temel stratejik alana odaklandığını ortaya koyuyor. Üstelik bu önceliklerin mevcut operasyonel imkânlarla güçlü bir şekilde örtüşmesi, daha dayanıklı ve çevik bir büyüme için net bir yol haritasına işaret ediyor. Yöneticilerin stratejik önceliklerine bakıldığında, ilk sırada yüzde 75 ile operasyonel verimlilik ve kârlılık geliyor; yani daha üretken, daha kârlı ve projeleri daha etkin şekilde tamamlayabilen bir yapı kurmak öne çıkıyor. Bunu, yüzde 72 ile yeni pazarlara açılma ve müşteri ihtiyaçlarına daha hızlı yanıt verme hedefine göre şekillenen pazar genişlemesi ve müşteriyi odağa alma izliyor. Üçüncü sırada, yüzde 61 ile teknoloji ve inovasyon yer alıyor; ileri veri ve teknoloji yatırımlarıyla desteklenen yeni çalışma biçimlerinin benimsenmesi öncelikler içerisinde bulunuyor. Son olarak yüzde 53 ile risk ve dayanıklılık yönetimi de öncelikli stratejiler arasında yer alıyor. Yöneticilerin gündemindeki operasyonel öncelikler içinde ise yüzde 76 ile iş gücü büyük önem taşıyor. Bunu teknoloji takip ediyor. İnşaat sektöründeki yöneticilerin yüzde 68'i teknolojiyi stratejik öncelikleri açısından kritik olarak değerlendiriyor. Yöneticilerin yüzde 61'i de yeni teslimat modellerinin stratejik öncelikleri açısından kritik olduğunu ifade ediyor.</p>
<h2>Sektöre yol gösterici bir rehber </h2>
<p>KPMG Türkiye İnşaat Sektör Lideri Görkem Yapan rapor hakkında yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: “Araştırmamıza katılan yöneticiler, sektörün gidişatına dair olumlu bir görüş belirtse de belirsizlik hâlâ sürüyor. Kırılgan tedarik zincirleri, artan düzenleyici baskılar ve giderek büyüyen yetenek açığı nedeniyle her dört katılımcıdan üçü riskten kaçınma eğiliminde olduğunu ifade ediyor. Global ölçekte ortaya çıkan bu tablonun Türkiye'deki firmalar açısından da benzer yansımaları olduğunu görüyoruz. Araştırmamızda ülkemizi temsil eden firma yöneticilerinin önümüzdeki 12 aya ilişkin büyüme beklentileri orta derecede olumlu bir görünüm sergilerken, küresel büyümedeki yavaşlama ve Orta Doğu'da yaşanan jeopolitik gerilimler gibi etkenler, bu coğrafyada faaliyet gösteren Türk firmalarının uluslararası yatırım kararlarını daha temkinli bir zeminde şekillendirmesine neden oluyor."</p>
<h2>Türkiye güçlü konumunu koruyor </h2>
<p>Türkiye'nin küresel inşaat arenasındaki güçlü konumunu koruduğunu belirten Yapan şöyle devam etti: "ENR Dergisi'nin Dünyanın En Büyük 250 Uluslararası Müteahhidi 2025 listesinde 6 yeni katılımcıyla birlikte toplam 45 firma ile temsil edilen Türkiye, toplam firma sayısı bakımından Çin'in ardından ikinci sırada yer alıyor. Bu tablo, Türkiye'de müteahhitlik sektörünün uluslararası ölçekteki rekabet gücünü ve deneyimini açık biçimde ortaya koyuyor. Büyüme potansiyelinin ve risklerin bir arada bulunduğu bu rekabetçi ortamda öne çıkmak ve kazanımları kalıcı hâle getirmek için sektör liderlerinin sağlam bir yol haritasına ihtiyacı var. Raporumuz hem mevcut durumu analiz eden bir değerlendirme hem de yol gösterici bir rehber niteliği taşıyor. Sektörün bugünkü görünümünü ortaya koyarken, liderlerin daha akıllı, daha dayanıklı ve geleceğe hazır organizasyonlar inşa etmesine yardımcı olacak somut içgörüler sunuyor.” </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-sektorunde-iyimserlik-artarken-risk-istahi-azaliyor-78406</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/insaat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KPMG&#039;nin Küresel İnşaat Araştırması&#039;na göre sektörde iyimserlik artsa da yöneticiler daha temkinli davranıyor, riskler artarken risk alma isteği giderek azalıyor; bu da dünya inşaat sektöründeki stratejileri yeniden şekillendiriyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
