<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/steel-summit-2026-kuresel-celik-sektorunu-ikinci-kez-cesmede-bulusturacak-77361</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 16:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Steel Summit 2026, küresel çelik sektörünü ikinci kez Çeşme’de buluşturacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Küresel demir çelik sektörünün önde gelen temsilcilerini ikinci kez bir araya getirecek olan 2. Uluslararası Çelik Sanayi ve Küresel Piyasalar Zirvesi Steel Summit 2026, 13–15 Mayıs 2026 tarihlerinde İzmir/Çeşme Swissôtel Resort &amp; Spa’da gerçekleştirilecek.</p>
<p>SteelRadar tarafından organize edilen buluşma, ticaret politikalarından yeşil dönüşüme kadar endüstrinin öne çıkan başlıklarına ev sahipliği yapacak. Sektörün en kapsamlı platformlarından biri olma niteliği taşıyan zirve, çelik sektörünün en sıcak gündem başlıklarının ele alınacağı ve üst düzey katılımla gerçekleştirilecek kapsamlı bir platform olma niteliği taşıyor. Üç gün sürecek yoğun program boyunca katılımcılar; çelik ticareti, ham madde tedariki, sürdürülebilirlik, küresel pazar dinamikleri ve ekonomik gelişmeler gibi kritik başlıkları detaylıca masaya yatırırken, özel iş görüşmeleri ve networking etkinlikleri sayesinde uluslararası bağlantılarını güçlendirme fırsatı yakalayacak.</p>
<p><strong>“Sektörün küresel yol haritası Çeşme’de belirlenecek”</strong></p>
<p>SteelRadar Yönetim Kurulu Başkanı Cem Öztüre, zirvenin önemine ilişkin yaptığı açıklamada Türkiye'den ve dünyanın farklı coğrafyalarından 400'den fazla katılımcı ile 200'den fazla şirket temsilcisinin bu büyük buluşmada yer alacağını belirtti.</p>
<p>Zirvenin küresel çelik değer zincirinin ana buluşma noktası olacağını vurgulayan Öztüre, bu konferans ile sektörün küresel yol haritasının çizildiği güçlü bir platform oluşturmayı hedeflediklerini ifade etti.</p>
<p>2025 yılında üretimini yüzde 3,3 oranında artıran Türkiye’nin küresel belirsizliklere rağmen güçlü konumunu koruduğuna dikkat çeken Öztüre, özellikle katma değerli ürünler ekseninde Türk çelik sektörünün sunduğu fırsatları dünya gündemine taşımayı amaçladıklarını sözlerine ekledi.</p>
<p>Zirve kapsamında düzenlenecek altı farklı oturumda ham madde ticaretinden karbon ekonomisine, yassı ve uzun ürün piyasalarından makroekonomik görünüme kadar oldukça geniş bir yelpaze ele alınacak. Etkinliğin öne çıkan konuşmacıları arasında EUROMETAL Başkanı Alexander Julius, Libya Demir Çelik (LISCO) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Mohamed Abdul Malik Elifigh ve Ekonomist Prof. Dr. Emre Alkin gibi isimler bulunuyor.</p>
<p>Avrupa, Amerika, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Asya-Pasifik bölgelerinden geniş bir katılımın beklendiği zirvede; çelik üreticilerinden lojistik firmalarına, teknoloji şirketlerinden finans kuruluşlarına kadar sektörün tüm bileşenleri temsil edilecek. Etkinlik boyunca sunulacak Türkçe-İngilizce simultane tercüme hizmeti ise farklı ülkelerden gelen profesyoneller için kesintisiz bir iletişim ortamı sağlayacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/steel-summit-2026-kuresel-celik-sektorunu-ikinci-kez-cesmede-bulusturacak-77361</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/UC-KA-Demir-Celik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Steel Summit 2026, küresel çelik sektörünün önde gelen temsilcilerini Çeşme’de buluşturacak. Ticaret politikalarından yeşil dönüşüme uzanan geniş gündemiyle dikkat çeken zirve, sektörün geleceğine yön verecek başlıkları uluslararası katılımla masaya yatıracak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baran-hedefimiz-ankarayi-kuresel-markalarin-merkezi-haline-getirmek-77359</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 16:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Baran: Hedefimiz, Ankara’yı küresel markaların merkezi haline getirmek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MARUF BUZCUGİL/ANKARA</strong></p>
<p>Ankara Ticaret Odası (ATO), 24-25 Mayıs tarihlerinde yapılacak  Uluslararası Ankara Marka Buluşmaları’nın beşincisinde “marka yapan zekâlarla, yapay zekâyı” buluşturmaya hazırlanıyor.</p>
<p>Ankara Ticaret Odası (ATO) Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran düzenlediği basın toplantısında, bu yıl marka buluşmalarının “yapay zekâ” teması altında yapılacağını belirterek “Dünya çok hızlı bir değişim sürecinden geçiyor. Bu değişimin merkezinde yapay zekâ var. Biz de Ankara iş dünyası olarak bu dönüşümün dışında kalamayız. Hedefimiz; Ankara’yı yapay zekâ temelli üretimin, ihracatın ve küresel markaların merkezi haline getirmek” dedi.</p>
<p>ATO’nun 170 bini aşkın üyenin üretim gücünü, ticari kapasitesini ve rekabet yeteneğini artırmak için çalıştıklarını anlatan Baran, ticareti, teknolojiyi ve markalaşmayı aynı eksende buluşturan projelere öncülük ettiklerini söyledi. Uluslararası Ankara Marka Buluşmaları’nın bu vizyonun en güçlü yansımalarından biri olduğunu ifade eden Baran, organizasyonun ilk kez 2015 yılında başlatıldığını hatırlattı. Farklı temalarla düzenlenen etkinliğin yıllar içinde gelişerek on binlerce katılımcıya ulaştığını belirten Baran, “Bugün bu organizasyon Ankara’nın marka yolculuğunun önemli bir parçası haline geldi. Şimdi bu birikimi daha ileri taşıyoruz” dedi.</p>
<p><strong>“BRAiND CONFERENCE” temasıyla yeni dönem-</strong></p>
<p>Bu yıl etkinliğin temasını “BRAiND CONFERENCE” olarak belirlediklerini açıklayan Baran, “Brand, Brain ve Artificial Intelligence kavramlarının birleşiminden oluşan bu tema, aslında içinde bulunduğumuz çağın ruhunu anlatıyor. Sloganımız ise çok net: ‘Marka Yapan Zekâlar, Yapay Zekâ ile Buluşuyor’” diye konuştu. Yapay zekânın artık sadece bir teknoloji olmadığını vurgulayan Baran, “Bugün yapay zekâ; bir kalkınma modeli, bir rekabet gücü ve bir gelecek inşa aracıdır. Dünyanın en değerli şirketleri ve şehirleri bu dönüşümü merkeze alarak büyüyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Ankara için büyük fırsat”-</strong></p>
<p>Ankara’nın sahip olduğu potansiyele dikkati çeken Baran, “Güçlü üniversitelerimiz, teknokentlerimiz ve kamu altyapımız var. Yapay zekâ; veriyi değere dönüştüren, üretimi hızlandıran ve tüm ekosistemi ileri taşıyan kritik bir kaldıraçtır. Ankara, bu alanda yeni nesil girişimlerin doğduğu, yüksek katma değerli üretimin yapıldığı ve küresel markaların çıktığı bir merkez olabilir” diye konuştu. ATO olarak hedeflerinin Ankara’yı teknoloji, değer ve kültür üreten bir marka şehir haline getirmek olduğunu vurgulayan Baran, Uluslararası Ankara Marka Buluşmaları’nın da bu hedef doğrultusunda önemli bir rol üstlendiğini kaydetti.<br />Baran, tüm basın mensuplarını, iş dünyasını ve gençler başta olmak üzere tüm Ankaralıları  24–25 Nisan tarihlerinde ATO Congresium’da “BRAiND CONFERENCE” temasıyla gerçekleştirilecek Uluslararası Ankara Marka Buluşmaları’na davet etti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baran-hedefimiz-ankarayi-kuresel-markalarin-merkezi-haline-getirmek-77359</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/9/1280x720/77-1776432540.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 5. Uluslararası Ankara Marka Buluşmaları mayıs ayının son haftasında düzenlenecek. ATO Başkanı Baran, &quot;Hedefimiz; Ankara’yı yapay zekâ temelli üretimin, ihracatın ve küresel markaların merkezi haline getirmek.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-buyuksehir-baskanvekili-bibadan-suya-indirim-mujdesi-77347</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 14:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa Büyükşehir Başkan Vekili Biba’dan &#039;suya indirim&#039; açıklaması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi’nin nisan ayı birinci oturumu, Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili Şahin Biba yönetiminde gerçekleştirildi.</p>
<p>Gündem maddelerinin ve önergelerin görüşüldüğü toplantının açılışında konuşan Başkan Vekili Şahin Biba, okullarda yaşanan olayların herkesi derinden üzdüğünü ve yürekleri yaktığını söyledi. “Bursalıların çözüm bekleyen konuları olduğunun da farkındayız” diyen Başkanvekili Şahin Biba, şehrin beklentilerini iyi bildiklerini ifade etti. Başta su fiyatlarındaki düzenlemeler olmak üzere temel belediyecilik hizmetlerine ilişkin alınması gereken kararların süratle alınacağını ve atılması gereken adımların ivedilikle atılacağını belirten Biba, “Hemşerilerimizin su fiyatlarıyla ilgili dile getirdiği serzenişleri dikkatle takip ediyoruz. Bu konudaki hassasiyetlerini çok iyi biliyoruz. Su, hayatın en temel ihtiyaçlarından biridir. Vatandaşlarımızın bu hizmete erişiminin daha dengeli ve sürdürülebilir şartlarda olması bizim için büyük önem taşımaktadır. Bu anlayışla su fiyatlarıyla ilgili düzenleme çalışması yapıyoruz” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e21f897b6df-1776426889.jpeg" alt="" width="678" height="452" /></p>
<h2>“23 Nisan’da toplum ulaşım ücretsiz”</h2>
<p>23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı Bursa’da büyük bir coşkuyla kutlayacaklarını dile getiren Başkanvekili Biba, “23 Nisan 1920’de açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi, milletimizin bağımsızlık yolculuğundaki en önemli dönüm noktalarından biridir ve egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunun en güçlü ifadesidir. Bu vesileyle başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum. 23 Nisan Perşembe günü saat 13.00’te Çarşıbaşı’ndan başlayacak kortej yürüyüşümüzle bayram coşkusunu yaşayacağız. Ardından saat 14.00’te Merinos Parkı’nda çocuk şenliğini gerçekleştireceğiz. Hemşehrilerimizin etkinliklere rahatça katılabilmesi için 23 Nisan günü toplu ulaşımın ücretsiz olacağını da buradan ifade etmek istiyorum. Aynı gün, hayvanat bahçemiz ücretsiz olacaktır. Uludağ’a teleferikle çıkmak isteyen vatandaşlarımız için de indirimli olarak 200 TL’ye ulaşım imkânı sağlanacak” dedi. Konuşmaların ardından Başkanlık Divanı, encümen ve ihtisas komisyonları üyeliklerinin seçimi gizli oylamayla yapıldı. Meclis birinci başkanvekilliğine Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, ikinci başkanvekilliğine İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban seçildi. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-buyuksehir-baskanvekili-bibadan-suya-indirim-mujdesi-77347</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/7/1280x720/bursa-buyuksehir-baskanvekili-bibadan-suya-indirim-mujdesi-1776427008.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba, Bursalıların su fiyatlarıyla ilgili serzenişlerini dikkatle takip ettiklerini ve hassasiyetlerini çok iyi bildiklerini söyleyerek, “Hazırladığımız düzenlemeyi Mayıs ayındaki BUSKİ Genel Kurulu’nun hemen ardından yapılacak meclis toplantısında tüm meclis üyelerimizle birlikte hayata geçireceğiz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankalari-mesajlari-77341</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 14:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez bankaları mesajları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Küresel piyasalarda İran konusunda diplomatik çözüm beklentileri, geri çekilen petrol fiyatları ve ikinci çeyrek bilançolarına yönelik iyimser beklentilerin tepki yükselişleri gördüğümüz hisse senetlerinde yukarı yönlü hareket etkisini sürdürüyor. Küresel risk barometresi olarak da izlenen S&amp;P 500 endeksi zirve bölgeleri test ederken, petrol fiyatları geri çekildiğini, risk iştahındaki toparlanma ile dolar endeksi ve tahvil faizlerinin gerilediğini, altında ise yatay yukarı yönlü hareketlerin devam ettiğini takip ettik.  ABD Başkanı Donald Trump’ın savaşın sona ermesi için yürütülen müzakerelerin iki gün içinde tekrar başlayabileceğine dair açıklamaları ve ABD ÜFE verilerinin hem manşette hem de çekirdek veride piyasa beklentisinin altında kalması piyasadaki olumlu havaya destek oldu.</p>
<p>Fiyatlamaların haber akışına bağlı olduğunu ve hızlı bir şekilde değişebileceğini hatırlatalım. Daha önceki yorumlarımızda piyasadaki oyun planını üç aşamalı düşündüğümüzü söylemiştik. Bunlardan ilki “tepki yükselişi”, ikincisi “sert bir satış” üçüncüsü ise “alım fırsatı yaratan bir dip.” Bizce hala birinci aşamadayız. Diğer iki aşamanın da Mayıs sonuna kadar gerçekleşeceğini düşünüyoruz.</p>
<p>Makro tarafta ise artan petrol fiyatları eşliğinde stagflasyon sinyallerini izliyoruz. Piyasada enerji fiyatlarındaki artıştan kaynaklanan enflasyonist baskı ile birlikte merkez bankalarının sıkılaşma yanlısı tepkiler vereceği beklentisi gündemde yer almaya devam ediyor. Hatırlanacağı üzere Mart ayındaki toplantılarda başta FED olmak üzere merkez bankalarından daha şahin mesajlar ön plandaydı ve faiz artırımı beklentilerinin öne çıktığını takip etmiştik. FED, her ne kadar 2026 yılı için faiz indirimi beklentisini korusa da FED Başkanı Jerome Powell’ın faiz indirimlerine yeniden başlanabilmesi için enflasyonun düşürülmesinde ilerleme görülmesi gerektiği ve temel senaryo olmasa da faiz artırımlarının tartışıldığına dair ifadeleri önemliydi.</p>
<p>Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Christine Lagarde’ın ise Ortadoğu'daki çatışmaların enflasyonu bir süreliğine yukarı çekmesi halinde politikada bazı ölçülü ayarlamalar gerekebileceğine işaret ederek Euro Bölgesi’nde faizleri artırmaya kapı araladığını gördük. Piyasada ECB’nin Nisan ayından ziyade Haziran ayında faiz artırımına gitme olasılığı güçlü seviyede fiyatlanıyor.</p>
<p>Ancak jeopolitik haber akışı çok hızlı değişiyor ve merkez bankalarının bir sonraki hamlelerini tahmin edebilmek oldukça güç. Dolayısıyla bu hafta makro verilerden gelecek sinyallerle birlikte merkez bankalarından gelecek açıklamalarda, faiz politikasına yönelik sinyaller arayacağız.</p>
<p>Geçen hafta ABD’de açıklanan ve istihdamda zayıf fiyatlarda güçlü sinyaller üreten ISM Hizmet endeksi, yüksek seviyelerini koruyan PCE ve TÜFE verileri ön plandaydı. Verilerdeki bu görünüm FED’in gevşeme alanını daraltıyor, uzun bir süre “bekle-gör” duruşunu koruyacağı yönündeki beklentilere destek oluyor. FED yetkililerinden gelen açıklamalarda, faizlerin İran’daki savaş nedeniyle bir süre daha sabit kalması gerekebileceğine dair mesajlar var. İran operasyonu öncesinde bu yıl için 60 baz puan civarı indirim bekleyen piyasada, son durumda faiz indirimlerinden ziyade FED’in faiz artırımına gitmesi veya uzun süre faizleri sabit bırakması olasılığı daha güçlü gözüküyor. Örneğin, savaş öncesi dönemde büyümede soğuma sinyallerini enflasyondaki katılığa işaret eden FED Bej Kitap’ta, bu hafta bölgesel bankaların, 29 Nisan FED toplantısı öncesinde İran savaşının büyüme ve enflasyona etkilerine yönelik yorumlarını da takip edeceğiz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankalari-mesajlari-77341</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez bankaları mesajları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tcmb-anketi-yil-sonu-enflasyon-beklentisi-artti-77340</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 13:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yıl sonu enflasyon beklentisinde artış</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), reel ve finansal sektör temsilcileri ile profesyonellerden oluşan 70 katılımcıyla gerçekleştirdiği nisan ayı Piyasa Katılımcıları Anketi'ni yayımladı.</p>
<p>Buna göre, geçen ay yüzde 2,11 olan nisan ayı Tüketici Fiyat Endeksi'nde (TÜFE) artışı beklentisi, bu anket döneminde yüzde 2,93'e çıktı. Cari yıl sonu TÜFE artışı beklentisi ise yüzde 25,38'den yüzde 27,53'e yükseldi.</p>
<p>TÜFE'de artış beklentisi 12 ay sonrası için yüzde 22,17'den 23,39'a, 24 ay sonrası için ise yüzde 17,30'dan 18,02'ye çıktı.</p>
<p>Katılımcıların yıl sonu dolar/TL beklentisi 50,9685'ten 51,2285'e, 12 ay sonrası dolar/TL beklentisi de 52,6965'ten 53,6195'e yükseldi.</p>
<p>Bir önceki anket döneminde 31,6 milyar dolar olan yıl sonu cari işlemler açığı beklentisi, bu dönemde 44,3 milyar dolara, gelecek yıl için de 32,3 milyar dolardan 39,8 milyar dolara çıktı.</p>
<p><strong>Cari yıl için büyüme beklentisi yüzde 3,5'e geriledi</strong></p>
<p>Ankette cari yıl için Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) artış beklentisi yüzde 3,8'den 3,5'e, gelecek yıl için de yüzde 4,3'ten 4,1'e indi.</p>
<p>Nisanda TCMB'nin politika faizine ilişkin gelecek ilk toplantı beklentisi yüzde 37,75, ikinci toplantı beklentisi yüzde 37,38 ve üçüncü toplantı beklentisi ise yüzde 36,53 oldu.</p>
<p>12 ay sonrası için politika faizi beklentisi ise yüzde 29,56'ya yükseldi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tcmb-anketi-yil-sonu-enflasyon-beklentisi-artti-77340</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/5/1280x720/enflasyon-kobi-tanimini-da-eritti-guncelleme-zamani-geldi-1741795360.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TCMB&#039;nin nisan ayı Piyasa Katılımcıları Anketi&#039;nde TÜFE&#039;de artış beklentisi yıl sonu için yüzde 27,53&#039;e, 12 ay sonrası için yüzde 23,39&#039;a ve 24 ay sonrası için de yüzde 18,02&#039;ye yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kisa-vadeli-borc-subatta-1735-milyar-dolara-yukseldi-77339</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 13:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kısa vadeli borç şubatta 173,5 milyar dolara yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Şubat 2026 dönemine ait kısa vadeli dış borç (KVDB) istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, KVDB stoku şubatta 28 milyon dolar artarak 173,5 milyar dolara yükseldi. Orijinal vadesine bakılmaksızın vadesine 1 yıl veya daha az kalmış borçları gösteren kalan vadeye göre KVDB stoku, 239,2 milyar dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Bankalar kaynaklı KVDB stoku, şubat ayında bir önceki aya göre yüzde 0,5 azalarak 77,2 milyar dolar oldu.</p>
<p>Yurt içi bankaların yurt dışından kullandıkları kısa vadeli krediler, bir önceki aya göre yüzde 2,1 azalışla 8,8 milyar dolara geriledi.</p>
<p>Yurt dışı yerleşik bankaların yurt içindeki mevduatı yüzde 5,6 azalarak 18,3 milyar dolara indi.</p>
<p>Banka hariç yurt dışı yerleşiklerin döviz tevdiat hesabı 22,2 milyar dolar oldu. Şubatta bir önceki aya göre Türk lirası cinsinden mevduatlar yüzde 3,3 artışla 28 milyar dolara, diğer sektörler kaynaklı KVDB stoku yüzde 1,9 yükselişle 69,6 milyar dolara çıktı.</p>
<p>Dış ticaret işlemlerinden kaynaklanan ticari kredi yükümlülükleri yüzde 1,6 artarak 62,4 milyar dolar, nakit kredi kaynaklı yükümlülükler yüzde 5,4 yükselerek 7,2 milyar dolar oldu.</p>
<p>Döviz kompozisyonu incelendiğinde, KVDB stokunun yüzde 34,6'sının dolar, yüzde 26'sının avro, yüzde 26,5'inin Türk lirası ve yüzde 12,9'unun diğer döviz cinslerinden oluştuğu görüldü.</p>
<p>Kalan vadeye göre KVDB stokunda, bankalar ve diğer sektörlerin kredi ve tahvil yükümlülükleri 70,4 milyar dolara düşerken, ticari kredi yükümlülükleri 63,1 milyar dolara yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kisa-vadeli-borc-subatta-1735-milyar-dolara-yukseldi-77339</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/3/1280x720/dolar-dollar-1770612910.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın şubat verilerine göre, kısa vadeli dış borç stoku 28 milyon dolar artışla 173,5 milyar dolara çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/konut-satislari-yillik-yuzde-21-azaldi-77338</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 13:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Konut satışları yıllık yüzde 2,1 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Mart 2026'ya ait konut ve iş yeri satış istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye genelinde satılan ilk el konut sayısı, mart ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 1,3 artarak 35 bin 725'e yükselirken, ikinci el konut sayısı yüzde 3,6 azalarak 77 bin 642'ye geriledi. Böylece, geçen ay satılan toplam konut sayısı 2025'in aynı ayına göre yüzde 2,1 azalışla 113 bin 367 olarak hesaplandı.</p>
<p>Toplam konut satışları içinde ilk el konut satışlarının payı yüzde 31,5, ikinci el konut satışlarının payı yüzde 68,5 oldu.</p>
<p>Bu yılın ocak-mart döneminde geçen yılın aynı dönemine göre ilk el konut satış sayısı yüzde 1,7 artarak 107 bin 579'a yükselirken, ikinci el konut satış sayısı yüzde 1,2 azalarak 241 bin 817 oldu. Böylece söz konusu dönemde satılan toplam konut sayısı, 2025'in aynı dönemine göre yüzde 0,3 azalışla 349 bin 396 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>İpotekli satışlar arttı</strong></p>
<p>Türkiye genelinde ipotekli konut satışları, mart ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 35,9 artarak 25 bin 978 olarak hesaplandı.</p>
<p>Diğer konut satışları ise martta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 9,6 azalarak 87 bin 389 olarak gerçekleşti. Toplam konut satışları içinde ipotekli satışların payı yüzde 22,9, diğer satışların payı yüzde 77,1 oldu.</p>
<p>Ocak-mart döneminde ipotekli konut satışı, yüzde 31,5 artışla 71 bin 276'ya çıktı. Bu yılın ilk 3 aylık döneminde diğer konut satışları, yüzde 6,1 azalışla 278 bin 120'ye geriledi.</p>
<p>Takvim etkilerinden arındırılmış serilerde, 2025'in aynı ayına göre ilk el konut satışları martta yüzde 1,8, ikinci el konut satışları yüzde 6,2 azaldı.</p>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış serilerde de bir önceki aya göre ilk el konut satışları yüzde 9,6, ikinci el konut satışları yüzde 5,5 azalış gösterdi.</p>
<p><strong>Yabancılara 1353 konut satıldı</strong></p>
<p>Yabancılara yapılan konut satışları, mart ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 20 azalarak 1353 oldu. Mart ayında toplam konut satışları içinde yabancılara yapılan konut satışının payı yüzde 1,2 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Ocak-mart döneminde yabancılara yapılan konut satışları, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 14,9 azalarak 4 bin 165 oldu.</p>
<p>Geçen ay ülke uyruklarına göre en fazla konut satışı, 229 ile Rusya Federasyonu, 130 ile İran ve 84 ile Almanya vatandaşlarına yapıldı.</p>
<p><strong>İlk el iş yeri satış sayısı yüzde 5,4 azaldı</strong></p>
<p>Türkiye genelinde ilk el iş yeri satış sayısı martta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 5,4 azalışla 3 bin 787 oldu. İkinci el iş yeri satışları da yıllık bazda yüzde 12,3 düşüşle 9 bin 712'ye geriledi.</p>
<p>Böylece geçen ay satılan toplam iş yeri sayısı, 2025'in aynı ayına göre yüzde 10,5 azalışla 13 bin 499 olarak hesaplandı.</p>
<p>Toplam iş yeri satışları içinde ilk el iş yeri satışlarının payı yüzde 28,1, ikinci el iş yeri satışlarının payı yüzde 71,9 oldu.</p>
<p>Ülke genelinde ipotekli iş yeri satışları, martta geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 60,1 artışla 698 olurken, diğer iş yeri satışları yıllık bazda yüzde 12,6 azalarak 12 bin 801 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre, martta geçen yılın aynı ayına göre ilk el iş yeri satışları yüzde 8,3, ikinci el iş yeri satışları yüzde 14,8 azalış gösterdi.</p>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre de bir önceki aya göre ilk el iş yeri satışları yüzde 4,3, ikinci el iş yeri satışları yüzde 7,1 geriledi.</p>
<p><strong>Ocak-mart dönemi</strong></p>
<p>Türkiye'de ocak-mart döneminde ilk el iş yeri satış sayısı yıllık bazda yüzde 6,6 azalarak 11 bin 212, ikinci el iş yeri satışları da yüzde 8,9 gerileyerek 30 bin 623 oldu.</p>
<p>Böylece yılın ilk 3 ayında satılan toplam iş yeri sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 8,3 azalışla 41 bin 835 olarak hesaplandı.</p>
<p>Ocak-mart döneminde ipotekli iş yeri satışı, yüzde 64,7 artışla 1966'ya çıktı. Bu yılın aynı döneminde diğer iş yeri satışları, yüzde 10,2 azalışla 39 bin 869'a geriledi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/konut-satislari-yillik-yuzde-21-azaldi-77338</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/22konut-istanbul1tr5t.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mart verilerine göre, Türkiye genelinde satılan konut sayısı geçen yıla kıyasla yüzde 2,1 azaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sunexpress-ceosu-marcus-schnabel-turkiye-seyahat-severler-icin-guvenilir-ve-cazip-bir-destinasyon-olarak-tercih-edilmeye-devam-ediyor-77334</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 13:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> SunExpress, Paskalya tatilinde 680 bin yolcu taşıdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Merkezi Antalya’da bulunan Türk Hava Yolları (THY) ve Lufthansa’nın ortak kuruluşu SunExpress, Almanca konuşulan ülkeler Almanya, Avusturya ve İsviçre olmak üzere Türkiye’ye ve Türkiye’den bu ülkelere gerçekleştirilen uçuşlarda 420 bin turist seyahat etti. Birleşik Krallık - Türkiye arasındaki rotalarda ise yaklaşık 65 bin yolcu Paskalya tatili için SunExpress ile yolculuk yaptı. SunExpress, diğer ülkelerle birlikte Paskalya tatilinde toplam 680 bin yolcuyu taşıdı. Avrupalı turistlerin büyük bölümünün Paskalya tatili için Antalya’yı tercih ettiği bildirildi.</p>
<p>SunExpress Ceo’su Marcus Schnabel, Orta Doğu’daki savaşın ve jeopolitik belirsizliklerin uluslararası seyahatleri ve turizmi de olumsuz etkilediğini, buna rağmen Türkiye’ye olan ilginin arttığını belirtti. Schnabel, şunları kaydetti:</p>
<p>“Küresel seyahat eğilimlerini etkilemeye devam eden jeopolitik belirsizliklere rağmen Paskalya tatili, talebin güçlü olduğu bir dönem oldu. Bu dönemde elde ettiğimiz yolcu rakamları, Türkiye’nin seyahat severler için güvenilir ve cazip bir destinasyon olarak tercih edilmeye devam ettiğini ve tatil amaçlı talebin istikrarlı seyrini koruduğunu gösteriyor.”</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, her yıl 16 milyon yolcu taşıyan SunExpress, 2026 yaz sezonu uçuş tarifesi kapsamında 37 ülkede 106 destinasyonla toplam 250 noktaya ulaşacak. Bu yaz, Almanca konuşulan ülkelerden başlatılan yeni direkt uçuşlar arasında Memmingen-Antalya, Düsseldorf-Hatay, Köln/Bonn-Trabzon, Adana ve Elâzığ ile Münih ve Hannover-Edremit hatları yer alıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sunexpress-ceosu-marcus-schnabel-turkiye-seyahat-severler-icin-guvenilir-ve-cazip-bir-destinasyon-olarak-tercih-edilmeye-devam-ediyor-77334</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/3/4/1280x720/sunexpress-ceosu-marcus-schnabel-turkiye-seyahat-severler-icin-guvenilir-ve-cazip-bir-destinasyon-olarak-tercih-edilmeye-devam-ediyor-1776420759.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SunExpress&#039;in, paskalya tatilinde Avrupa ve İngiltere’den başta Antalya olmak üzere toplam 680 bin yolcu taşıdığı bildirildi. SunExpres Ceo’su Marcus Schnabel, &quot;Türkiye seyahat severler için güvenilir ve cazip bir destinasyon olarak tercih edilmeye devam ediyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/papara-emlak-katilima-devredildi-77358</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Papara, Emlak Katılım&#039;a devredildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), sermaye piyasası kurumlarının ortaklık yapısındaki değişikliğe dair bazı kararlar aldı.</p>
<p>Buna göre, Papara Menkul Değerler AŞ'nin ortaklık yapısındaki değişikliğe izin verilmesi talebinin olumlu karşılanmasına karar vererek, şirketin 220 milyon 384 bin lira tutarındaki bütün paylarının PPR Holding AŞ'den Türkiye Emlak Katılım Bankasına devrini onaylandı.</p>
<p>Papara Elektronik Para ile birlikte Papara Teknoloji, Papara Sigorta Aracılık Hizmetleri ve Papara Menkul Değerler şirketlerinin payları TMSF tarafından ihaleye çıkarılmıştı.</p>
<p>İhale için muhammen bedel 4,27 milyar lira, yani yaklaşık 100 milyon dolar olarak belirlenmişti.</p>
<p>27 Mayıs 2025'te "yasa dışı bahis" soruşturmasında Papara'nın sahibi Ahmed Faruk Karslı dahil çok sayıda kişi gözaltına alınmıştı. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) Papara dahil 10 şirkete kayyum atamıştı.</p>
<p>Papara'nın, yasa dışı bahis para trafiğine önayak olduğu, 26 binden fazla hesabı kontrol eden örgütün elebaşının Karslı olduğu öne sürülmüştü. Gözaltındaki 15 kişiden Karslı dahil 11'i tutuklanmıştı.</p>
<p>TMSF, 22 Ocak'ta PPR Holding'e bağlı Papara Elektronik Para AŞ, Papara Sigorta Aracılık Hizmetleri AŞ, Papara Teknoloji AŞ, Papara Menkul Değerler AŞ şirketlerini satışa çıkarmıştı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/papara-emlak-katilima-devredildi-77358</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/0/1280x720/paparaya-kayyum-atandi-1748329205.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sermaye Piyasası Kurulu, Papara&#039;nın Emlak Katılım Bankasına devrini onayladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/odasin-teknoloji-ve-surdurulebilirlik-odakli-buyume-yolculugu-77328</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 12:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> ODAŞ’ın teknoloji ve sürdürülebilirlik odaklı büyüme yolculuğu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Günümüzde enerji sektörü, yalnızca kurulu güç kapasiteleriyle değil; sürdürülebilirlik, dijitalleşme ve toplumsal etki gibi çok katmanlı faktörlerle yeniden tanımlanıyor. ODAŞ COO’su Caner Demirayak, bu dönüşümün merkezinde yer alan markaların artık sadece birer üretici değil, aynı zamanda teknolojik gelişimin taşıyıcısı olduklarını vurguluyor İki ülkede ve üç farklı şehirde sürdürülen enerji faaliyetleriyle milyonlarca kişiye ulaşan ODAŞ, 514 MW’lık toplam kurulu gücüyle yılda yaklaşık 1,5 milyon hanenin enerji ihtiyacını karşılıyor. ODAŞ yeni nesil şirketlerden ben onları öyle tanımlıyorum. Sürdürülebilirliği bir hedef alarak zaten işe başlıyor bu şirketler. O yüzden de hızla ilerleyerek, büyüyorlar, büyük gövdeli şirketlerin yapamadıklarını kısa sürede gerçekleştiriyorlar. Teknoloji-Sürdürülebilirlik odağı işin artı vazgeçilmez parçası. Caner Demirayak, “Ayrıca, Fethiye’deki “Ahama Living” otel yatırımlarımızla turizm alanında da değer oluşturuyoruz. Bu çeşitlilik hem finansal hem operasyonel sürdürülebilirliğimizin temelini oluşturuyor” diyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e1f8326c24e-1776416818.jpg" alt="" width="333" height="500" /></p>
<h4><strong>Bölgesel Güç ve Operasyonel Çeşitlilik</strong></h4>
<p>ODAŞ’ın stratejik büyüme modelinin temelinde enerji, madencilik ve turizm sektörlerindeki çok yönlü faaliyetleri yatıyor 2. Şirketin enerji üretimindeki amiral gemilerinden biri olan <strong>Çan 2 Termik Santrali</strong>, yerli linyit kömürüyle çalışan sayılı özel sektör projelerinden biri olarak öne çıkıyor. Avrupa’nın en büyük relokasyon projelerinden biri olarak hayata geçirilen bu tesis, son teknoloji baca gazı arıtma sistemleriyle donatılmış durumda. Demirayak, bu projenin benzerlerine kıyasla %300 daha ekonomik bir maliyetle tamamlandığını ve 2025 yılında 1,6 milyon MWh brüt üretim gerçekleştirdiğini ifade ediyor.</p>
<p>Şirketin küresel vizyonu ise Özbekistan yatırımıyla pekişiyor. 174 MWe kapasiteli doğal gaz santrali, ülkedeki özel teşebbüse ait en büyük elektrik santrali olma özelliğini taşıyor ve Harezm bölgesinin elektrik ihtiyacının yaklaşık %35’ini karşılıyor. Bu yatırımlar, ODAŞ’ın sadece yerel değil, bölgesel bir oyuncu olma kararlılığını gösteriyor.</p>
<h4><strong>Teknoloji: Bir Maliyet Değil, Stratejik Kaldıraç</strong></h4>
<p>ODAŞ için teknoloji yatırımları basit bir operasyonel destekten ziyade, rekabet gücünü artıran stratejik bir kaldıraç rolünde. Caner Demirayak, bu vizyonu "Teknolojiyi veriyi üretmenin ötesinde, onu anlamlandıracak sistemler kurmaya odaklanmak" şeklinde tanımlıyor. Şirket, BT altyapısını tamamen bulut tabanlı sistemlere taşıyarak operasyonlarını 7/24 izlenebilir hale getirmiş.</p>
<p>Yapay zekâ (YZ) entegrasyonu ise bu dijitalleşmenin yeni noktasını oluşturuyor. Özellikle "Galameth" adı verilen yapay zekâ destekli siber güvenlik ajanı, geleneksel sistemlerin aksine riskleri analiz edip aksiyon önerileri sunarak proaktif bir güvenlik modeli sağlıyor. Ayrıca maden sahalarında kullanılan YZ destekli araç takip sistemleri, sürüş davranışlarını analiz ederek iş güvenliğini en üst seviyeye taşıyor. Demirayak’a göre, yapay zekâ ve veri analitiği sayesinde enerji santrallerinde arıza süreleri %20’ye kadar azaltılabiliyor ve üretim planlamasında %95’in üzerinde bir doğruluk payı yakalanabiliyor 6, 10.</p>
<h4><strong>Madencilikte Döngüsel Ekonomi ve Stratejik Metaller</strong></h4>
<p>ODAŞ, madencilik alanında 10 yılı aşkın deneyimiyle Avrupa ve Orta Doğu’nun sayılı stratejik metal üreticilerinden biri konumunda. Türkiye’nin tek dikey entegre antimuan trioksit üreticisi olan Suda Maden, savunma sanayiinden batarya üretimine kadar kritik sektörlere hammadde sağlıyor.</p>
<p>Ancak ODAŞ’ın madencilik vizyonu sadece üretimle sınırlı değil. Şirket, Çan 2 Termik Santrali’nde oluşan uçucu külleri ekonomiye kazandırarak döngüsel ekonomiye katkıda bulunuyor. 2020 yılından bu yana gerçekleştirilen uçucu kül ve sentetik alçı taşı ihracatıyla 14 milyon doların üzerinde de gelir elde edilmiş. Bu yaklaşım, kaynak verimliliğini kurum politikasının merkezine yerleştiriyor.</p>
<h4><strong>Etki Yatırımcılığı ve Gelecek Vizyonu</strong></h4>
<p>Şirket, yatırımlarını sadece finansal getiri odaklı değil, ölçülebilir sosyal ve çevresel fayda yaratan "Etki Yatırımı" perspektifiyle ele alıyor. Aslında yeni nesil şirketlerdeki bu vizyon odağı onları diğerlerinden farklı kılıyor.</p>
<p> 2025 yılı itibarıyla yayımlanan ilk sürdürülebilirlik raporu, bu taahhüdün somut bir göstergesi. Sadece Çan 2 Termik Santrali için gerçekleştirilen 250 milyon TL’ye yakın çevre yatırımı dikkat çekiyor.</p>
<p>Caner Demirayak, ODAŞ’ın temel hedefinin tüm iş birimlerinde dijitalleşmeyi yaygınlaştırarak ölçeklenebilir ve şeffaf bir büyüme sağlamak olduğunu belirtiyor. Gelecekte yapay zekâ algoritmalarının üretim ve tahminleme süreçlerine daha derin entegrasyonuyla, küresel standartların bir parçası olacağını söylüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/odasin-teknoloji-ve-surdurulebilirlik-odakli-buyume-yolculugu-77328</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ODAŞ’ın teknoloji ve sürdürülebilirlik odaklı büyüme yolculuğu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/umsmib-omer-faruk-kusculu-donemi-77325</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 11:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> UMSMİB&#039;de Ömer Faruk Kuşçulu dönemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Uludağ Meyve ve Sebze Mamulleri İhracatçıları Birliği’nin (UMSMİB) 2025 Yılı Genel Kurul Toplantısı gerçekleştirildi. </p>
<p>UİB Genel Sekreterliği çok amaçlı toplantı salonunda yapılan toplantı, Uludağ İhracatçı Birlikleri Genel Sekreteri Mümin Karacakayalılar’ın açılış konuşması ile başladı. Divan başkanlığını Musa Alkan’ın yaptığı genel kurulu saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunması ile başladı. Genel kurul, yönetim kurulu çalışma raporunun okunup görüşülmesi, bilanço ve gelir gider hesaplarının görüşülmesi, denetim kurulu raporunun okunup incelenmesi, yönetim ve denetim kurullarının ibrası, müteakip yıl bütçe ve iş programlarının görüşülmesi ve oylanması ile seçimler gündemleri ile devam etti.</p>
<p>Tek adayla girilen genel kurul sonunda Ömer Faruk Kuşçulu, UMSMİB’in yeni başkanı oldu. Kuşçulu tecrübe ve yeni dönemin heyecanı ile devraldıkları hizmet bayrağını daha yukarılara taşımak için çalışacaklarını söyledi.</p>
<p>Genel kurulun ardından gerçekleştirilen seçimlerde Ömer Faruk Kuşçulu yönetimindeki UMSMİB Yönetimi’nde Namsal Gıda Sanayi ve Ticaret, Mevsim Gıda, Penguen Gıda, Fine Food Pazarlama, İlka Şekerleme, Zeytursan Gıda, Frigo-Pak Gıda, Uludağ İçecek, Aroma, Martaş Marmara, Royal Foods Gıda yer aldı. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/umsmib-omer-faruk-kusculu-donemi-77325</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/2/5/1280x720/umsmib-omer-faruk-kusculu-donemi-1776415815.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2025 Yılı Genel Kurul Toplantısı&#039;nda tek aday Ömer Faruk Kuşçulu, UMSMİB’in yeni başkanı oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/martta-kapanan-sirket-sayisi-yuzde-116-artti-77324</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 11:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Martta kapanan şirket sayısı yüzde 11,6 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Mart 2026'ya ait kurulan-kapanan şirket istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, martta kurulan şirket sayısı şubat ayına kıyasla yüzde 11,2 azalışla 9 bin 432'den 8 bin 379'a geriledi. Aynı dönemde kapanan şirket sayısı da yüzde 11,6 artarak 1809'a yükseldi. Şubat ayında 1621 şirket kapanmıştı.</p>
<p>Martta kurulan şirket sayısı geçen yılın aynı ayına göre değişiklik göstermezken, kapanan şirket sayısı yüzde 6,4 azaldı.</p>
<p><strong>Kurulan kooperatif sayısı yüzde 22,1 arttı</strong></p>
<p>Buna göre, martta bir önceki aya göre kurulan kooperatif sayısı yüzde 22,1, gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 13,5 azalış gösterdi.</p>
<p>Aynı dönemde kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 5,2, kooperatif sayısı yüzde 2,2 azaldı.</p>
<p>Martta geçen yılın aynı ayına göre kurulan şirket sayısı değişim göstermezken, kooperatif sayısı yüzde 36,3, gerçek kişi ticari işletme sayısı ise yüzde 4,2 azaldı. Bu dönemde kapanan şirket sayısında yüzde 6,4, kooperatif sayısında yüzde 38,4 azalış olurken, gerçek kişi ticari işletme sayısında yüzde 45,6 artış gerçekleşti.</p>
<p><strong>Tüm illerde şirket kurulumu gerçekleşti</strong></p>
<p>Martta, tüm illerde şirket kuruldu. Söz konusu ayda kurulan toplam 8 bin 379 şirketin 891'inin anonim şirket, 7 bin 488'inin limitet şirket olduğu görüldü. Aynı ay içinde 116 kooperatif kurulurken, şirketlerin yüzde 36,1'inin İstanbul, yüzde 9,8'inin Ankara, yüzde 5,9'unun İzmir'de kurulduğu tespit edildi.</p>
<p>Bu yıl ocak-mart döneminde toplam 29 bin 308 şirket ve kooperatifin kurulduğu belirlendi. Bu dönemde kurulan toplam 26 bin 133 limitet şirket, toplam sermayenin yüzde 73,3'ünü, 2 bin 793 anonim şirket ise yüzde 26,7'sini oluşturdu. Martta kurulan şirketlerin sermayelerinin toplamı, şubat ayına göre yüzde 1,7 azalış gösterdi.</p>
<p>Söz konusu ayda kurulan şirket ve kooperatiflerin 2 bin 792'si toptan ve perakende ticaret, 1286'sı inşaat ve 954'ü imalat sektöründe yer aldı.</p>
<p>Kurulan gerçek kişi ticari işletmelerinin ise 611'i inşaat, 316'sı toptan ve perakende ticaret, 91'i imalat sektöründe faaliyet göstermek üzere çalışmalarına başladı.</p>
<p>Martta kapanan şirket ve kooperatiflerin 606'sının toptan ve perakende ticaret, 274'ünün imalat ve 161'inin inşaat sektöründe olduğu kayıtlara geçti.</p>
<p>Kapanan gerçek kişi ticari işletmelerinden 698'inin toptan ve perakende ticaret, 372'sinin inşaat, 149'unun ise imalat sektöründe faaliyet gösterdiği belirlendi.</p>
<p>Mart ayında 116 kooperatif kurulurken bunların 80'i konut yapı, 16'sı işletme, 7'si tarımsal kalkınma kooperatifi olarak kuruldu.</p>
<p><strong>Yabancı ortak sermayeli şirketler</strong></p>
<p>Geçen ay kurulan 827 yabancı ortak sermayeli şirketin 727'si Suriye, 37'si İran ortaklı oldu.</p>
<p>İşbaşı yapan yabancı ortak sermayeli şirketlerin 58'i anonim, 769'u limitet şirket statüsünde faaliyet gösteriyor.</p>
<p>Söz konusu şirketlerin toplam sermayelerinin yüzde 95,3'ünün yabancı sermayeli ortak payı oluşturdu.</p>
<p>Böylece, bu yılın 3 aylık döneminde kurulan şirketlerin 384'ünün uzmanlaşmamış toptan ticaret, 277'sinin ikamet amaçlı olan ve olmayan binaların inşaatı faaliyetleri, 94'ünün uzmanlaşmamış perakende ticaret için aracılık hizmeti faaliyetleri sektöründe olduğu belirlendi.</p>
<p><strong>Anonim şirket ortaklarının yüzde 13,2'si kadın girişimci</strong></p>
<p>Geçen ay kurulan şirket türüne göre ortaklar arasındaki kadın girişimci oranı anonim şirketlerde yüzde 13,2, limitet şirketlerde yüzde 17,1, kooperatiflerde yüzde 24,4 oldu. Gerçek kişi ticari işletmelerin ise yüzde 13,4'ü kadın girişimciler tarafından kuruldu.</p>
<p>Martta kurulan şirket türüne göre ortakların yaş dağılımı incelendiğinde, anonim şirket ortakların yüzde 29,3'ünün 35-44, limitet şirketlerde yüzde 32,4'ünün 25-34, kooperatiflerin ise yüzde 31,4'ünün 35-44 yaş aralığında olduğu tespit edildi. Gerçek kişi ticari işletmelerin yüzde 32,3'ü de 35-44 yaş girişimciler tarafından kuruldu.</p>
<p><strong>3 ayda 28 bin 926 şirket kuruldu</strong></p>
<p>Türkiye'de bu yılın ocak-mart döneminde kurulan şirket sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1,3 artışla 28 bin 926'ya yükseldi.</p>
<p>Aynı dönemde kapanan şirket sayısı, yüzde 10,2 azalışla 5 bin 34'e geriledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/martta-kapanan-sirket-sayisi-yuzde-116-artti-77324</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/6/1280x720/sirket-ofis-1753218589.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TOBB&#039;un mart verilerine göre kurulan şirket sayısı, aylık yüzde 11,2 azalışla 8 bin 379, kapanan şirket sayısı ise yüzde 11,6 artarak 1809 oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/deprem-konutlari-bedelli-askerlik-ve-engelliye-otv-istisnasi-kararlari-resmi-gazetede-77323</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 11:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Deprem konutları, bedelli askerlik ve engelliye ÖTV istisnasını içeren düzenlemeler Resmi Gazete&#039;de</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Kanuna göre, kurum kazancının tespitinde her türlü şans ve bahis oyunlarına ait ilan ve reklam giderleri, gider olarak kabul edilmeyecek.</p>
<p>Yükseköğretim Kanunu'ndaki düzenlemeyle, vakıf üniversiteleri bünyesinde faaliyet gösteren sağlık kuruluşları, kurumlar vergisi muafiyetinin kapsamı dışında tutuldu. Katma Değer Vergisi Kanunu'nda yapılan değişiklikle, Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınan vakıflarca kurulan yükseköğretim kurumlarına bağlı hastane ve benzeri sağlık kuruluşlarına sağlanan KDV istisnası kaldırıldı.</p>
<p>Serbest Bölgeler Kanunu'ndaki değişiklikle, serbest bölgelerde üretim faaliyetinde bulunan mükelleflerin bu bölgelerde imal ettikleri ürünlerin yurt dışına, serbest bölge içine veya diğer serbest bölgelere satışından elde ettikleri kazançları gelir veya kurumlar vergisinden istisna olacak.</p>
<p>İşsizlik Sigortası Kanunu'ndaki değişikliğe göre, işsizlik sigortası primindeki yüzde 1 devlet payını yarısına kadar artırmaya veya yarısına kadar indirmeye Cumhurbaşkanı yetkili olacak.</p>
<p><strong>BOTAŞ'a ilişkin düzenleme</strong></p>
<p>Kanunla, Doğal Gaz Piyasası Kanunu'na BOTAŞ'a ilişkin geçici madde eklendi. Buna göre, BOTAŞ'ın, düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Ticaret Bakanlığına bağlı tahsil dairelerine vadesi geldiği halde ödenmemiş her türlü vergi, fon ve paylar, idari para cezaları ile bunlara bağlı gecikme zammı ve gecikme faizi borçları şirketin Hazineden görevlendirme bedeli alacaklarına karşılık, merkezi yönetim bütçesinin gelir ve gider hesaplarıyla ilişkilendirilmeksizin mahsup suretiyle Bakanlığa terkin edilecek.</p>
<p>BOTAŞ'ın Hazineden görevlendirme bedeli alacağı tutarını tespit etmeye ve mahsup suretiyle yapılacak terkin işlemlerini belirlemeye Hazine ve Maliye Bakanı yetkili olacak.</p>
<p><strong>Özelleştirmeler</strong></p>
<p>Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'na ekli 2, 3 ve 4 sayılı cetveller kapsamındaki kamu idareleri ve bu idarelere bağlı, ilgili ve ilişkili kamu kurum ve kuruluşları ile kurdukları birlik, müessese, şirket ve işletmeler, fonlar, döner sermayeler, Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'ye tabi olup özelleştirme kapsam ve programında bulunmayan kamu iktisadi teşebbüsleri ile bunların doğrudan veya dolaylı olarak tek başına veya birlikte ya da ayrı ayrı sermayesinin yarısından fazlasına sahip oldukları her çeşit kuruluş, müessese, birlik, işletme ve şirketlerin mülkiyetinde bulunan taşınmazlar, ilgili idarelerin talebi halinde özelleştirme kapsam ve programına alınacak.</p>
<p>Anayasa Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda Özel Tüketim Vergisi Kanunu'nda yapılan değişiklikle, engel oranı yüzde 40 ve üzeri olan ortopedik engellilerden ortopedik engelleri nedeniyle hakkında sürücü belgesi alamayacağına karar verilen engelli bireylere de Kanun kapsamında belirlenen taşıtların ilk iktisabında 10 yılda bir defaya mahsus olmak üzere ÖTV istisnası uygulanacak.</p>
<p>Anayasa Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda Gelir İdaresi Başkanlığı ile İlgili Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun'da defterdarın görev ve sorumlulukları da düzenlendi.</p>
<p><strong>Sigortalarda düzenleme</strong></p>
<p>Kanunla, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun "prime esas kazançlar" hükmüne ilişkin de düzenleme yapıldı.</p>
<p>Buna göre, ayni yardımlar, ölüm, doğum, evlenme yardımları, görev yollukları, seyyar görev, kıdem, ihbar ve kasa tazminatı, iş sonu tazminatı veya kıdem tazminatı mahiyetindeki toplu ödemeler, keşif ücreti, kurumca tutarları yıllar itibarıyla belirlenecek çocuk ve aile zamları, işverenler tarafından sigortalılar için özel sağlık sigortalarına ve bireysel emeklilik sistemine ödenen ve aylık toplamı asgari ücretin yüzde 30'unu geçmeyen özel sağlık sigortası primi ve bireysel emeklilik katkı payları tutarları, işverence iş yerinde veya müştemilatında yemek verilmeyen durumlarda, çalışılan günlere ait bir günlük yemek bedelinin 300 lirasına kadar olan kısmı, prime esas kazanca tabi tutulmayacak.</p>
<p>Bu tutar, her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak Vergi Usul Kanunu'nun ilgili fıkrasına göre belirlenen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanacak. Bu şekilde hesaplanan tutarın yüzde 5'ini aşmayan kesirler dikkate alınmayacak.</p>
<p>Kanunla, Kurumlar Vergisi Kanunu'nda yapılan değişikliğe göre, kurum kazancının tespitinde her türlü şans ve bahis oyunlarına ait ilan ve reklam giderleri, gider olarak kabul edilmeyecek.</p>
<p><strong>Bedelli askerlik ücreti yüzde 25 arttı</strong></p>
<p>Kanunla, bedelli askerlik yapmak üzere başvuranlardan tahsil edilecek tutar yüzde 25 artırıldı.</p>
<p>Askeralma Kanunu'nda yapılan düzenlemeyle, istekli ve askerliğe elverişli olanlardan Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyacı dikkate alınarak Milli Savunma Bakanlığınca belirlenecek sayıda yükümlü, 300.000 gösterge rakamının ödemenin yapıldığı gün geçerli olan memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak bedel tutarını silahaltına alınmadan önce Bakanlıkça belirlenecek sürede peşin ödemeleri ve bir aylık temel askerlik eğitimini tamamlamaları halinde askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılacak.</p>
<p><strong>Afet konutları ve iş yerlerinin borçlanma bedellerine indirim</strong></p>
<p>6 Şubat 2023'teki Kahramanmaraş merkezli depremler nedeniyle genel hayata etkili afet bölgesi olarak kabul edilen yerlerde yürütülen ulusal ve uluslararası projeler kapsamında üretilen konutlara ve iş yerlerine ilişkin borçlandırma bedellerinin, Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun ve Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun kapsamında hak sahibi olarak kabul edilenler tarafından 31 Aralık'a kadar defaten ödenmesi halinde bu bedele en fazla bir konut için yüzde 74, en fazla bir iş yeri için yüzde 48 indirim uygulanacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/deprem-konutlari-bedelli-askerlik-ve-engelliye-otv-istisnasi-kararlari-resmi-gazetede-77323</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan değişiklikle, engel oranı yüzde 40 ve üzeri olan ortopedik engellilerden ortopedik engelleri nedeniyle hakkında sürücü belgesi alamayacağına karar verilen engelli bireylere de ÖTV istisnası uygulanacak. 6 Şubat depremlerinden sonra inşa edilen konutlar ve iş yerlerine ilişkin borçlandırma bedellerinin yıl sonuna kadar kadar defaten ödenmesi halinde bu bedele en fazla bir konut için yüzde 74, en fazla bir iş yeri için yüzde 48 indirim yapılacak. Bedelli askerlik yapmak üzere başvuranlardan tahsil edilecek tutar yüzde 25 artırıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/media-markta-3303-milyon-lira-ceza-77355</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Media Markt&#039;a 330,3 milyon lira ceza</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Küçük ev aletleri sektöründe faaliyet gösteren Fakir Elektrikli Ev Aletleri Dış Ticaret AŞ aracılığıyla Teknosa İç ve Dış Tic. AŞ, Vatan Bilgisayar San. ve Tic. AŞ ve Media Markt Turkey Ticaret Limited Şirketine (MEDIAMARKT) arasında dolaylı bilgi değişimi gerçekleştirilmesi yoluyla Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un ihlal edilip edilmediğinin tespitine yönelik olarak Rekabet Kurulunca yürütülen soruşturmanın tamamlandığı bildirildi.</p>
<p>Rekabet Kurulu, topla-dağıt karteli niteliği sergileyen anlaşma ve/veya uyumlu eyleme taraf olmak suretiyle söz konusu kanunu ihlal ettiği gerekçesiyle MEDIAMARKT'a 330 milyon 322 bin 816 lira idari para cezası uygulanmasına karar verdi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/media-markta-3303-milyon-lira-ceza-77355</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/mediamarkt.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rekabet Kurulu, Media Markt&#039;a 330,3 milyon lira idari para cezası uygulanmasına karar verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/misirda-gumruk-vergisi-yuzde-130dan-yuzde-5e-indirildi-77322</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 10:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mısırda gümrük vergisi yüzde 130’dan yüzde 5’e indirildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Mısır ithalatında yüzde 5 gümrük vergisi ile 3 milyon ton ürün için tarife kontenjanı açıldı. Uygulamanın 1 Ağustos’ta sona ermesinin ardından gümrük vergisi yeniden yüzde 130’a yükseltilecek.</p>
<p>Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararına göre, 1005.90.00.00.19 Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonlu(GTİP) mısır yüzde 5 gümrük vergisiyle ithal edilebilecek. Tarife kontenjanı 20 Nisan-31 Temmuz 2027 tarihleri arasında geçerli olacak. Tarife kontenjanı dışında kalan ürün için yürürlükteki vergi oranları uygulanacak.</p>
<p>Mısır ithalatına getirilen tarife kontenjanının dağıtımına ilişkin tebliğ de aynı Resmi Gazete’de yayımlandı. Buna göre bir belge karşılığında en fazla 8 bin tonluk ithalat yapılabilecek.</p>
<p>Düzenlemeye ilişkin Ticaret Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, tüketici ve üretici refahını birlikte gözetecek biçimde ticaret politikasının tüm araçlarının etkin bir şekilde kullanıldığı bildirildi.</p>
<p>Açıklamada, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın talebi üzerine temel tüketim maddelerinden olan kanatlı üretiminde önemli girdi olan ve bazı gıda ürünlerinin imalatında kullanılan mısır ile ilgili tarife  kontenjanı açıldığı bildirildi.</p>
<p>Yem sektöründe artan tüketim ve uluslararası gelişmelerin de etkisiyle dünya fiyatlarında yaşanan yükseliş eğiliminin de dikkate alındığı belirtilen açıklamada tarife kontenjanının, arz talep dengesi ve yerli üretimin tüketimi karşılamada yetersiz kaldığı miktarda yani 3 milyon ton olarak açıldığı belirtildi.</p>
<p>Uygulamanın, Türkiye’de hasat başlamasından 1 ay önce sona ereceği bildirilirken, bu tarihten itibaren verginin yine yüzde 130 olarak devam edeceği kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/misirda-gumruk-vergisi-yuzde-130dan-yuzde-5e-indirildi-77322</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/misir-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mısır ithalatında yüzde 5 gümrük vergisi ile 3 milyon ton ürün için tarife kontenjanı açıldı. Uygulamanın 1 Ağustos’ta sona ermesinin ardından gümrük vergisi yeniden yüzde 130’a yükseltilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/denib-baskani-osman-ugurlu-dahilde-isleme-rejiminde-3-aylik-ilave-sure-ihracatciya-nefes-oldu-77319</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 10:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uğurlu: Dahilde işleme rejiminde 3 aylık ilave süre, ihracatçıya nefes oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/DENİZLİ</strong></p>
<p>Dahilde işleme rejiminde 3 aylık ilave sürenin ihracatçılara nefes olduğunu belirten Denizli İhracatçılar Birliği (DENİB) Başkanı Osman Uğurlu, mevcut küresel koşullar göz önüne alındığında bu düzenlemenin firmalara önemli bir hareket alanı sağladığının altını çizdi.  </p>
<p>Dahilde işleme rejiminin, üretim ve ihracat zincirinin devamlılığı açısından stratejik bir süreç olduğunu vurgulayan Uğurlu, “Dolayısıyla bu sürecin etkin işleyebilmesi için uygulamanın sahadaki ihtiyaçlarla uyumlu şekilde hareket etmesi büyük önem taşıyor. Sağlanan ek sürenin, firmaların hem operasyonel yükünü hafifleteceğini hem de ihracat hedeflerine odaklanmalarına zemin hazırlayacağını ifade edebiliriz. Bu düzenlemenin özellikle belirsizliğin arttığı dönemlerde ihracatçının elini güçlendiren ve iş dünyasına moral veren olumlu bir gelişme olarak öne çıktığını söyleyebiliriz. Öncelikle bu noktada emeği geçenlere ihracatçı sektörlerimizin sesine kulak verdikleri için teşekkür etmek istiyorum” dedi.</p>
<p>Küresel ticarette son dönemde artan jeopolitik risklerin, bölgesel çatışmaların, tedarik zinciri baskıları ile dış talepteki zayıflamanın, ihracatçı firmaların üretim, tedarik ve teslimat planlamasını her zamankinden daha zor hale getirdiğini söyleyen Uğurlu, “Böylesi bir dönemde, dahilde işleme rejimi kapsamında ihracat taahhüt hesabı henüz kapatılmamış belge ve izinlere yönelik getirilen ilave süre imkânı, ihracatçılarımız açısından son derece yerinde ve kıymetli bir adım. Düzenleme kapsamında uygun başvuru sahiplerine, belge veya izinlerin orijinal süresinin yarısı kadar ancak azami 3 ayı aşmayacak şekilde ek süre verilmesi, mevcut küresel koşullar altında firmalara önemli bir hareket alanı sağlıyor. Bu nedenle verilen ilave süreyi teknik bir kolaylaştırmanın ötesinde; reel sektörün sahadaki gerçekliğini dikkate alan, piyasanın ihtiyaçlarını gören, ihracatçıyı rahatlatan ve zaman baskısını bir nebze olsa azaltan güçlü bir adım olarak değerlendiriyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/denib-baskani-osman-ugurlu-dahilde-isleme-rejiminde-3-aylik-ilave-sure-ihracatciya-nefes-oldu-77319</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/9/1280x720/denib-baskani-ugurlu-1776412804.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Denizli İhracatçılar Birliği Başkanı Osman Uğurlu, dahilde işleme rejiminin, üretim ve ihracat zincirinin devamlılığı açısından stratejik bir süreç olduğunu vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrikli-atv-ithalatinda-referans-fiyat-yeniden-belirlendi-77320</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 10:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrikli ATV ithalatında referans fiyat yeniden belirlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan "İthalatta Gözetim Uygulanmasına İlişkin Tebliğ'de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ", Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Bakanlık tebliğde değişiklik yaparak, elektrikli ATV ithalatında referans fiyatını yeniden belirledi.</p>
<p>Buna göre 8703.21.10.90.19 Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonlu (GTİP) ATV’ler için motor gücüne göre referans fiyatları 5 bin 78 ile 44 bin 890 dolar olacak. Yani söz konusu ürünler hangi fiyattan ithal edilirse edilsin, bu referans fiyata göre gümrük vergisine tabi olacak.</p>
<p>Tebliğ, 30 gün sonra yürürlüğe girecek.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrikli-atv-ithalatinda-referans-fiyat-yeniden-belirlendi-77320</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/4/1280x720/is-yerlerinde-psikolojik-tacizin-onlenmesi-ile-ilgili-genelge-resmi-gazetede-1741267840.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İthalatta Gözetim Uygulanmasına İlişkin Tebliğ’de yapılan değişiklikle elektrikli ATV ithalatında referans fiyat yeniden belirlendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dahilde-isleme-izin-belgelerine-ek-sure-77356</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dahilde işleme izin belgelerine ek süre</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığınca hazırlanan "Dahilde İşleme Rejimi Tebliği'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ", Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, tebliğin geçici 37'nci maddesine 2 yeni fıkra eklenirken daha önce düzenlenmiş ihracat taahhüt hesabı henüz kapatılmamış dahilde işleme izin belgelerine ve dahilde işleme izinlerine (altın, altın döküntüleri ve diğer kıymetli metalden mücevher eşyası hariç), 6 ay içinde Bakanlığa müracaatta bulunulması kaydıyla, müracaatın uygun görüldüğü tarihten itibaren 3 ayı geçmemek üzere belge ve izin orijinal süresinin yarısı kadar ilave süre verilecek.</p>
<p>İhracat taahhüt hesabı henüz kapatılmamış, altın, altın döküntüleri ve diğer kıymetli metalden mücevher eşyalarına yönelik düzenlenmiş dahilde işleme izinlerine ilişkin 6 ay içinde Bakanlığa müracaat yapılması halinde ise müracaatın uygun görüldüğü tarihten itibaren 1 ayı geçmemek üzere izin orijinal süresinin yarısı kadar ilave süre sağlanacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dahilde-isleme-izin-belgelerine-ek-sure-77356</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/resmi-gazete-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracat taahhüt hesabı henüz kapatılmamış dahilde işleme izin belgelerine, 6 ay içinde başvuruda bulunulması şartıyla, belgenin orijinal süresinin yarısı kadar ek süre verilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/seva-holding-gayrimenkulde-halka-arza-hazirlaniyor-77310</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 09:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Seva Holding halka arza hazırlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Seva Holding Yönetim Kurulu Başkanı Oğuzhan Şahinkaya, grubun gayrimenkul yatırımlarını tek çatı altında toplayacak Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı (GYO) dönüşüm sürecini başlattıklarını açıkladı. Şahinkaya, “Gayrimenkul varlıklarımızı daha kurumsal bir yapıya taşımak için GYO’ya dönüşüm sürecindeyiz. Bu yapı tamamlandığında, gayrimenkul yatırımlarımız çok daha şeffaf ve kurumsal bir yapıya kavuşacak. Şu anda süreç devam ediyor. Gerekli izinler ve kuruluş işlemleri üzerinde çalışıyoruz. Hedefimiz 2026 yılı Kasım-Aralık döneminde süreci tamamlamak. Bu aşamadan sonra da halka arz başvurusu yapılacak” dedi. Şahinkaya ayrıca gayrimenkul tarafında finansal araçları da genişlettiklerini belirterek, “Bir gayrimenkul yatırım fonumuz zaten var. Bunun yanında iki yeni gayrimenkul yatırım fonu daha kuruyoruz. Bunlardan biri proje gayrimenkul yatırım fonu olacak, diğeri ise klasik gayrimenkul yatırım fonu. Bu yapıların tamamı gayrimenkul tarafındaki büyümemizi destekleyecek” diye konuştu. Seva Holding’in konut projelerinde de dikkat çeken bir satış performansı yakaladığını belirten Oğuzhan Şahinkaya, güven unsurunun satışlarda önemli rol oynadığını söyledi. Seva Holding’in konut projelerinde kısa vadeli kâr hedeflemediğini vurgulayan Şahinkaya, projelerde kalite standartlarını özellikle yüksek tuttuklarını ifade ederek, “Bizim önceliğimiz kısa vadede çok para kazanmak değil. Bölgenin en iyi konutlarını üretmek istiyoruz. Bu nedenle projelerde kullandığımız malzemeleri de en üst seviyede seçiyoruz” açıklamasını yaptı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e1d85828979-1776408664.jpg" alt="" width="720" height="335" /></p>
<h2><strong>Çeşme’de turizm yatırımı sürüyor</strong></h2>
<p>Seva Holding’in faaliyet yapısı çok sektörlü bir modele dayanıyor. Holdingin faaliyet alanında gayrimenkulün yanı sıra makine sanayi, havacılık, turizm, ticaret, tarım ve hayvancılık gibi sektörler de yer alıyor. Seva Holding’in gayrimenkul tarafında birden fazla proje yürüttüğünü belirten Şahinkaya, özellikle Bursa’daki konut projeleriyle ilgili şu bilgileri verdi: “Balat bölgesinde konut ve ticari alan içeren projelerimiz var. Bunun yanında açık konseptli bir alışveriş çarşısı (street mall) projesi üzerinde çalışıyoruz. Yeni AVM projesi yaklaşık 10.000 metrekare kiralanabilir alana sahip olacak.” Şirket ayrıca öğrencilere ve sağlık çalışanlarına yönelik bin konutluk karma bir proje üzerinde de çalışıyor. Turizm yatırımları kapsamında da Çeşme’de yaklaşık 30 villa ve 120 daireyi kapsayan bir yenileme projesi yürüttüklerini belirten Şahinkaya, ayrıca bölgeye hizmet edecek bir otel yatırımı da planladıklarını aktardı.</p>
<h2><strong>Sanayi yatırımları da büyüyor</strong></h2>
<p>Seva Holding’in sanayi tarafındaki faaliyetleri ise Hisarlar markası üzerinden yürütülüyor. Hisarlar bünyesinde raylı sistem komponentleri, iş makinesi şasileri, lift ve platform sistemleri ile savunma sanayi parçaları üretiliyor. Şahinkaya, üretimin önemli bölümünün ihracata yönelik olduğunu vurgulayarak, “Sanayi tarafında ihracat oranımız %65–70 seviyesinde. Bunun da büyük kısmı Avrupa’ya gidiyor” dedi. Hisarlar aynı zamanda lift üretiminde Türkiye’de alanındaki tek üretici konumunda. Avrupa’da ise 3–4 üreticiden biri. Şirket ayrıca TÜV Austria ile birlikte Türkiye’de bir test merkezi de kurdu. Bu merkez sayesinde platform ve lift sistemleri Avrupa güvenlik standartlarına göre test ediliyor. Türkiye’deki diğer üreticiler de bu merkezden faydalanabiliyor. Hisarlar, savunma sanayinde de zırhlı araç şasileri alanında önemli üretimler yapıyor. Şirket Avrupa pazarına daha yakın olmak amacıyla Almanya’da yeni bir tesis kurmayı planlıyor. Şahinkaya, “Avrupa’daki müşterilerimize daha hızlı hizmet verebilmek için Almanya’da 20 bin metrekare kapalı alana sahip bir üretim ve montaj merkezi kuruyoruz. Bu merkez sayesinde hem lojistik avantaj sağlayacağız hem de Avrupa pazarındaki varlığımızı güçlendireceğiz. Öte yandan Amerika’ya da ihracata başladık” değerlendirmesini yaptı. </p>
<h2><strong>Yeni satın alma gündemde</strong></h2>
<p>Demir çelik sektöründe de halihazırda 1.180 kişinin istihdam edildiği köklü bir firmanın satın alımı için görüşmelerin sürdüğünü ifade eden Şahinkaya, bu satın almaya entegre bir üretim tesisi haline geleceklerini, ayrıca bu alana yerli ve milli bir katkı da sağlamış olacaklarına vurgu yaptı. Şahinkaya, Seva Holding olarak temel stratejilerinin yüksek katma değerli alanlara odaklanmak olduğuna işaret ederek, “Bizim temel yaklaşımımız katma değerli üretim. Hem sanayide hem gayrimenkulde sürdürülebilir büyümeyi hedefliyoruz. Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı süreci de bu stratejinin önemli bir parçası” değerlendirmesini yaptı.</p>
<h2><strong>“Eğitim tarafı bizim için ayrı bir değer”</strong></h2>
<p>Seva Holding’in faaliyet alanları arasında eğitim de önemli bir yer tutuyor. Holding bünyesinde faaliyet gösteren Şahinkaya Eğitim Kurumları, anaokulundan lise seviyesine kadar uzanan yapısıyla yaklaşık 3 bine yakın öğrenciye eğitim veriyor ve üç ayrı kampüste faaliyet gösteriyor. Oğuzhan Şahinkaya, eğitim alanının kendileri için ticari bir faaliyet olmanın ötesinde toplumsal bir sorumluluk olduğunu vurguladı. Oğuzhan Şahinkaya, “Sanayi ve ticaret elbette önemli ama eğitim bizim için farklı bir yerde duruyor. Aileler çocuklarını bize emanet ediyor. Bu güven ve saygınlık çok büyük bir sorumluluk. Birçok aile çocuklarını bize teslim ederken aslında geleceğini de emanet ediyor. Bu güveni korumak bizim için en önemli konu. Biz yalnızca sınav başarısına odaklanan bir eğitim modeli istemiyoruz. Amacımız dünyayı anlayan, sorgulayan ve kendini geliştiren bireyler yetiştirmek” diye konuştu. Şahinkaya Eğitim Kurumları, yeni dönemde eğitim modelini uluslararası standartlara yakınlaştırmayı hedefliyor. Kurumun eğitim yaklaşımı; akademik başarıyı, sosyal gelişimi ve öğrencinin bireysel yeteneklerini birlikte geliştirmeye dayanıyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/seva-holding-gayrimenkulde-halka-arza-hazirlaniyor-77310</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/0/1280x720/seva-holding-gayrimenkulde-halka-arza-hazirlaniyor-1776408712.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Seva Holding, büyüyen gayrimenkul portföyünü Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı çatısı altında yeniden yapılandırırken, 2026 sonunda halka arz hedefiyle sermaye piyasalarına açılmaya hazırlanıyor. Bursa’daki yeni projeler, Çeşme turizm yatırımları ve Avrupa’ya uzanan sanayi hamleleri holdingin büyüme gündeminde öne çıkıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esgiaddan-genclere-egitim-destegi-icin-yeni-fon-ve-balo-adimi-77304</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 09:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> ESGİAD’dan gençlere eğitim desteği için yeni fon ve balo adımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Eskişehir Genç İş İnsanları Derneği (ESGİAD), kentteki gençlerin eğitimine katkı sunmak amacıyla önemli bir projeyi hayata geçirdi. Türk Eğitim Vakfı (TEV) bünyesinde oluşturulan “ESGİAD Gençlik Fonu”, ekonomik zorluklar nedeniyle eğitim hayatında güçlük yaşayan Eskişehirli öğrencileri desteklemeyi amaçlıyor. Kurulan fon kapsamında, aileleri Eskişehir’de yaşayan ancak üniversite eğitimini şehir dışında sürdüren başarılı öğrencilere burs imkanı sağlanacak. ESGİAD, fonun ilk kaynağını oluşturmak amacıyla 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı haftasında, 18 Mayıs 2026’da ESGİAD Gençlik Balosu’nu düzenleyecek. Dernek tarafından geleneksel hale getirilmesi planlanan etkinliğin, iş dünyasını gençlerin eğitimi için bir araya getirmesi hedefleniyor.</p>
<p><strong>Geleneksel destek modeli hedefleniyor</strong></p>
<p>Lansmanda konuşan ESGİAD Başkanı Batuhan Eldem, bu projenin her yıl büyüyen bir destek mekanizmasına dönüşmesini arzuladıklarını belirterek, "Bugün Eskişehirli başarılı gençlerimizin eğitim yolculuğunda yalnız olmadıklarını hissettirmek için önemli bir adım atıyoruz. ESGİAD Gençlik Fonu ile yalnızca burs sağlamak değil, aynı zamanda gençlerimizin geleceğe daha güçlü hazırlanmasına katkı sunmak istiyoruz. Bu fonun her yıl büyüyerek daha fazla öğrenciye ulaşmasını hedefliyoruz. Atatürk’ün ‘Bütün ümidim gençliktedir’ sözünü rehber alarak hareket ediyoruz. 18 Mayıs’ta düzenleyeceğimiz balo ise iş dünyasının gençler için kenetlendiği bir platform olacak. Bu dayanışmanın her yıl artarak devam etmesini arzu ediyoruz ve tüm iş insanlarını bu sürecin parçası olmaya davet ediyoruz” diye konuştu. </p>
<p>Etkinlikte yalnızca burs fonuna kaynak sağlanması değil, aynı zamanda iş dünyası için yeni bağlantı fırsatları oluşturulması da hedefleniyor. Eskişehir protokolünün yanı sıra şehir dışından Genç İş İnsanları Dernekleri başkanları ve yönetim kurulu üyelerinin de katılması beklenen gecede, girişimciler ve iş insanları arasında iş birliklerinin geliştirilmesi planlanıyor. ESGİAD’ın bu adımıyla hem sosyal sorumluluk alanında hem de iş dünyası etkileşiminde sürdürülebilir bir model oluşturulması amaçlanıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esgiaddan-genclere-egitim-destegi-icin-yeni-fon-ve-balo-adimi-77304</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/4/1280x720/batuhan-eldem-1776407145.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eskişehir Genç İş İnsanları Derneği, Türk Eğitim Vakfı bünyesinde Eskişehirli öğrencilerin eğitim hayatını desteklemek amacıyla ESGİAD Gençlik Fonu’nu hayata geçirdiğini duyurdu. Fonun tanıtımı için 18 Mayıs’ta ilki düzenlenecek ESGİAD Gençlik Balosu’nun gelenekselleştirilmesi planlanıyor. ESGİAD Başkanı Batuhan Eldem, bu projenin her yıl büyüyen bir destek mekanizmasına dönüşmesini arzuladıklarını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ito-ve-guvenilir-urun-platformundan-reis-gidaya-ziyaret-77332</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İTO ve Güvenilir Ürün Platformu&#039;ndan Reis Gıda&#039;ya ziyaret</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkan Yardımcısı Ahmet Özer ve Güvenilir Ürün Platformu Başkanı Celal Toprak, "İsrafa Dur De" projesi kapsamında Reis Gıda’nın merkez fabrikasını ziyaret etti.</p>
<p>Verilen bilgiye göre ziyarette, şirketin gıda israfını önlemeye yönelik üretim stratejilerini, sürdürülebilirlik çalışmaları ve toplumsal fayda odaklı projeleri yerinde incelendi. Ziyarette, üretimden tüketime uzanan zincirde kayıpların azaltılmasına yönelik uygulamalar, sıfır atık yaklaşımı, çevresel sorumluluk anlayışı ve yerli üretimi destekleyen projeler öne çıktı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e204abb3550-1776420011.jpeg" alt="" width="900" height="415" />Reis Gıda Yönetim Kurulu Üyesi Işılay Reis, ziyaretle ilgili yaptığı değerlendirmede, “Bugün dünyada gıda güvenliğini belirleyen unsur yalnızca ne kadar ürettiğimiz değildir; ne kadarını koruyabildiğimiz de en az onun kadar önemlidir. Gıda kaybı ve israfı, üretimden tüketime kadar uzanan tüm zinciri kapsayan çok yönlü bir sorumluluk alanıdır. Reis Gıda olarak biz, ham maddenin ilk andan itibaren doğru yönetilmesini, üretim süreçlerinde kayıpların azaltılmasını, kaynakların daha verimli kullanılmasını ve ortaya çıkan her değerin mümkün olan en doğru şekilde değerlendirilmesini son derece önemsiyoruz. Çünkü israfı önlemek; sadece ekonomik kaybı azaltmak değil, toprağı, suyu, emeği ve geleceği korumaktır. İstanbul Ticaret Odası ve Güvenilir Ürün Platformu’nun fabrikamıza gerçekleştirdiği bu kıymetli ziyaretin, gıda israfıyla mücadele konusunda ortak farkındalığı güçlendireceğine inanıyoruz. Gıda sektöründe güven, kalite ve sürdürülebilirlik artık birbirinden ayrı başlıklar değildir; aynı bütünün birbirini tamamlayan unsurlarıdır. Biz de Reis Gıda olarak bu anlayışla çalışmaya, üretmeye ve toplumsal fayda oluşturmaya devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>"Gıda kaybı aynı zamanda emek, zaman, enerji, ambalaj ve maliyet kaybıdır"</strong></p>
<p>Şirketten yapılan açıklamada, "Reis Gıda, gıda israfını yalnızca son tüketim aşamasında ortaya çıkan bir sorun olarak değerlendirmiyor. Reis, ham maddenin tesise kabulünden üretim hattına aktarılmasına, işleme sürecinden paketlemeye, sevkiyattan stok yönetimine kadar her aşamada oluşabilecek kayıpları dikkatle ele alan bir üretim disipliniyle hareket ediyor. Bu kapsamda üretim süreçlerinde meydana gelen kayıpların ölçülmesi, veriyle takip edilmesi, süreç bazlı analizlerin yapılması ve iyileştirme adımlarının sistematik şekilde uygulanması temel öncelikler arasında yer alıyor. Özellikle ham maddelerin kabulü ve işleme hattına aktarımı sırasında yaşanabilecek dökülme kaynaklı kayıpların azaltılması, iş güvenliğinin güçlendirilmesi, ambalaj değişimlerinden doğan firelerin azaltılması ve üretim planlamasının daha verimli hale getirilmesi, Reis Gıda’nın gıda israfıyla mücadele yaklaşımının somut adımlarını oluşturuyor. Reis Gıda, gıda kaybını yalnızca ürün zayiatı olarak değil; aynı zamanda emek, zaman, enerji, ambalaj ve maliyet kaybı olarak da değerlendiriyor." denildi. </p>
<p>Reis Gıda'nın, güven, kalite, sürdürülebilirlik ve toplumsal sorumluluk ekseninde geliştirdiği projelerle, gıda sektöründe yalnızca bugünün ihtiyaçlarına değil, geleceğin gıda sistemine de katkı sunmayı hedeflediği, üretimden başlayan bu yaklaşımın, israfı azaltan, kaynakları koruyan ve toplumsal değeri büyüten bir model olarak dikkat çektiği vurgulandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ito-ve-guvenilir-urun-platformundan-reis-gidaya-ziyaret-77332</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/3/2/1280x720/57-1776420035.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul Ticaret Odası ve Güvenilir Ürün Platformu, Reis Gıda’yı ziyaret etti. Reis Gıda Yönetim Kurulu Üyesi Işılay Reis, &quot;Reis Gıda olarak biz, ham maddenin ilk andan itibaren doğru yönetilmesini, üretim süreçlerinde kayıpların azaltılmasını, kaynakların daha verimli kullanılmasını ve ortaya çıkan her değerin mümkün olan en doğru şekilde değerlendirilmesini son derece önemsiyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/6-ilde-kamulastirma-kararlari-77318</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 6 ilde kamulaştırma kararları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bazı ulaştırma projelerine ilişkin Cumhurbaşkanı kararları Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Çorum-Samsun Hızlı Tren Hattı Yapım İşi 1. Etap Çorum-Havza Projesi kapsamında Amasya, Çorum ve Samsun illeri sınırlarında yer alan taşınmazlar ile üzerindeki muhdesatın Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğünce acele kamulaştırılmasına karar verildi.</p>
<p>Ayrıca, Kahramanmaraş Kuzey Çevre Yolu Projesi kapsamında hattın üzerinde yer alan taşınmaz ve müştemilatın, yol yapım çalışmalarının tamamlanması amacıyla Karayoları Genel Müdürlüğü tarafından acele kamulaştırılması kararlaştırıldı.</p>
<p><strong>Acele kamulaştırma kararı</strong></p>
<p>Muğla ve Edirne'deki bazı taşınmazların acele kamulaştırılmasına karar verildi.</p>
<p>Konuya ilişkin Cumhurbaşkanı Kararları, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, bağlantı anlaşması uyarınca tesis edilecek "400 kV R24-Edirne RES TM-Saros Havza TM Enerji İletim Hattı Projesi" ile Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi (TEİAŞ) ait "154 kV (Muğla Güney-Dalaman) Beş. N.-Köyceğiz Enerji İletim Hattı Projesi"nin güzergahlarına isabet eden taşınmazlarda, direk yerleri mülkiyet şeklinde, iletken salınım gabarisinin ise irtifak hakkı kurulmak suretiyle TEİAŞ Genel Müdürlüğü tarafından acele kamulaştırılmasına karar verildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/6-ilde-kamulastirma-kararlari-77318</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Amasya, Çorum, Samsun, Kahramanmaraş, Muğla ve Edirne&#039;de yapılacak projeler için alınan kamulaştırma kararları Resmi Gazete&#039;de yayımlandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/indirim-degil-yeni-nesil-perakende-modeli-77292</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 08:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> İndirim değil, yeni nesil perakende modeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Mesele artık sadece “harcamamak” değil, “akıllı harcamak”. Tüketicinin daha planlı, daha seçici ve israftan uzak alışveriş eğilimine yanıt veren File, fiyat avantajını kalite ve güvenle birlikte sunan bir model kuruyor.</strong></p>
<p>Perakendede oyun artık yalnızca fiyatla kurulmuyor. Tüketici bugün raftaki etiketin ötesinde, ürünün içeriğini, kaynağını, üreticisini, ambalajını da sorguluyor. Bu nedenle “uygun fiyat” tek başına yeterli değil. Güven vermeyen, kaliteyi korumayan ve tutarlılık sunmayan hiçbir model kalıcı avantaj yaratamıyor. File, indirim marketi algısının ötesine geçen bir perakende iddiası ortaya koyuyor. Yerli üreticiye dayanan tedarik yapısı, özel markalarla güçlenen ürün stratejisi ve sürdürülebilirliği operasyonel kültürün parçası haline getiren yaklaşımıyla, yalnızca satış yapan değil, kendi perakende modelini tarif eden bir yapı kurmayı hedefliyor. File CEO’su Haluk Dortluoğlu’nun verdiği mesajlar da, sektörde asıl rekabetin artık fiyattan çok değer üretme kapasitesi üzerinden şekillendiğini gösteriyor:</p>
<p><strong>“Harcamamak” ile “akıllı harcamak” arasında bilinçli bir denge kuruluyor</strong></p>
<p>“File’yi bir ‘indirim marketi’ olarak tanımlamıyoruz. Yaklaşık 12 yıl önce File’yi çok inandığım bir perakende modeli olarak kurgulamış ve uygulama imkanı bulmuştum. Kuruluşumuzdan itibaren hedefimiz, müşterilerimize sade, net ve güvenilir bir alışveriş deneyimi sunan yeni nesil bir perakende modeli oluşturmak oldu. Bu modelin temelinde; her gün sabit fiyat anlayışı, ferah ve düzenli mağaza yapısı ve güçlü özel markalar var. Tutarlılık bizim için kritik. Müşterilerimizin ne zaman alışveriş yaparlarsa yapsınlar aynı kaliteyi, aynı düzeni ve aynı fiyat istikrarını deneyimlemelerini önemsiyoruz. Tüketiciler artık daha hesaplı, daha akılcı ve daha planlı hareket ediyor. İsraftan kaçınma ve yalnızca ihtiyaç kadar satın alma eğilimi güçlenirken, “harcamamak” ile “akıllı harcamak” arasında bilinçli bir denge kuruluyor. Fiyat hala önemli olmakla birlikte, bu fiyatın sunduğu gerçek değer daha fazla sorgulanıyor. Biz de bu nedenle fiyat avantajını, yüksek kalite standartları ve güvenilir ürün yapısıyla birlikte sunmayı önceliklendiriyoruz.”</p>
<p><strong>Ürün seçimi merkezde yer alıyor</strong></p>
<p>“File, Türkiye genelinde 355 mağazası ile hizmet veriyor. İlk mağazamızı 2015 yılında açtık. File’yi tasarlarken, klasik perakende anlayışının ötesine geçen, farklı bir model oluşturma hedefiyle yola çıktık. Ürün gamından mağaza tasarımına, fiyat yaklaşımından sürdürülebilirlik vizyonuna kadar tüm unsurları bu modelin temel yapı taşları olarak kurguladık. Bu yaklaşımın merkezinde ise ‘ürün seçimi’ yer alıyor. File’de ürün gamını oluştururken temel önceliğimiz kalite, güvenilirlik ve erişilebilirliği birlikte sunabilmek. Çünkü bugün tüketici yalnızca fiyat odaklı değil; ürünün içeriğini, üretim standardını ve sunduğu toplam değeri birlikte değerlendiriyor.”</p>
<p><strong>Üreticilerin neredeyse tamamı yerli firmalar</strong></p>
<p>“Tedarik zincirimizin büyük bölümünü yerel üreticilerle kuruyoruz. Bugün itibarıyla çalıştığımız üreticilerin neredeyse tamamı yerli firmalardan oluşuyor. Bu yaklaşımı yalnızca bir tercih değil, uzun vadeli bir sorumluluk olarak görüyoruz. Yerli üreticiyle çalışmak; kaliteyi yakından takip edebilmemizi, tedarik sürekliliğini sağlamamızı ve ekonomiye katkıyı güçlendirmemizi mümkün kılıyor. File’nin en güçlü farklılaşma alanı, sade ama güçlü bir iş modeline sahip olması. Sınırlı ama doğru seçilmiş ürün gamı, güçlü özel markalar, net fiyat politikası ve tutarlı mağaza deneyimi bu modelin temelini oluşturuyor. Özel markalarımız ise bu modelin omurgasını oluşturuyor. Yalnızca fiyat avantajı sunan değil; içerik, kalite ve sürdürülebilirlik açısından güçlü ürünler geliştiriyoruz. Bu da bize tasarım, içerik ve ambalaj süreçlerine doğrudan müdahil olma imkânı veriyor. Bugün toplam satışlarımızın yaklaşık yüzde 33’ü kendi markalı ürünlerimizden oluşuyor. Bu da satılan her üç üründen birinin kendi markalarımıza ait olduğu anlamına geliyor. Bu markalar yalnızca File mağazalarında satışa sunuluyor. İthal ürünlerde ise seçici bir yaklaşım benimsiyoruz. Ürün çeşitliliğini tamamlayan ve müşteriye gerçek bir değer sunan ürünlerle portföyümüzü dengeliyoruz.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Yılda 300 ton ambalaj atığının oluşmasını engelliyoruz</strong></span></p>
<p>“Kaynakların verimli kullanılması, gıda israfının önlenmesi, ambalaj atıklarının azaltılması ve operasyonel süreçlerde çevresel etkinin düşürülmesi File’de sürdürülebilirliği iş modeline dönüştüren temel sac ayaklarını oluşturuyor. Bilhassa ambalaj tarafında somut adımlar attık. Özel markalı ürünlerimizin ambalajında gerçekleştirdiğimiz iyileştirme çalışmalarıyla yılda yaklaşık 300 ton ambalaj atığının oluşmasını engelliyoruz. Örneğin ambalajlı peynirlerde plastik kutulardan karton kutulara geçtik, yumurtalarda plastik yerine kağıt viyol kullanmaya başladık. Dondurulmuş meyve ve sebzelerde plastik kutu yerine doypack ambalajlara yöneldik. Kasap reyonunda köpük tabak yerine kağıt tabak kullanmaya başladık. Unlu mamullerde kese kağıtlarının hem türünü hem boyutunu optimize ettik. Diş macunlarında dış karton kutuyu tamamen kaldırdık. Aynı zamanda, tek kullanımlık plastik ürünleri raflarımızdan tamamen kaldırdık ve yerine geri dönüştürülebilir kağıt alternatifler sunduk. Tabii bu yolculukta müşterilerimizin bilinçli tercihleri de dönüşümün etkisini büyütüyor.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/indirim-degil-yeni-nesil-perakende-modeli-77292</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/2/1280x720/haluk-dortluoglu-1776404339.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İndirim değil, yeni nesil perakende modeli ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayide-ucretli-calisan-sayisi-1-yilda-159-bin-azaldi-77289</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 08:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayide ücretli çalışan sayısı 1 yılda 159 bin azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Dezenflasyon programıyla birlikte ekonomik hayatta yaşanan yavaşlama, sanayi kesimini olumsuz etkilemeye devam ediyor. Sanayi üretiminde yaşanan daralma dikkat çekerken, bu gelişmeler istihdama da yansıyor. Her ne kadar son 1 yılda toplam ücretli çalışan sayısı artsa da sanayi ve özellikle imalat sanayindeki kan kaybı sürüyor.</p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Şubat ayı ücretli çalışan istatistiklerine göre toplam ücretli çalışan sayısı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 1.3 artarak 15 milyon 297 binden, 15 milyon 501 bine çıktı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e1c4633c978-1776403555.png" alt="" width="483" height="289" />Ancak bu dönemde sanayi kesimindeki istihdam yüzde 3.2’ye karşılık gelen 156 bin kişi azalarak 4 milyon 904 binden, 4 milyon 747 bine geriledi. İmalat sanayinde istihdam kaybı 159 bin kişi olurken, enerji sektöründe 4 bin 700, su temini faaliyetlerinde ise 740 kişilik istihdam artışı oldu. Şubat ayında inşaat sektöründe ücretli çalışanların sayısı 78 bin 814 artarak 1 milyon 828 bine çıkarken, ticaret ve hizmetler sektöründe çalışan sayısı yüzde 3.3’e karşılık gelen 0281 bin 950 kişi artarak 8 milyon 925 bine yükseldi. Ticaret ve Hizmetler sektörünün tüm alt kademelerinde ücretli çalışan sayısı geçen yılın aynı ayına göre arttı. Toplam ücretli sayısı önceki aya göre ise 48 bin kişi artış gösterdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayide-ucretli-calisan-sayisi-1-yilda-159-bin-azaldi-77289</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/9/1280x720/sanayi-1776403586.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Son bir yılda toplam ücretli çalışan sayısı 203 bin kişi artarak 15 milyon 297 bine çıktı. Ancak aynı dönem içinde sanayi sektöründe çalışan sayısı 156 bin 976 azaldı. Sanayideki istihdam kaybının toplam istihdamda yarattığı açığı inşaat ve hizmetler sektörleri kapattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tobb-genel-kurulu-mayista-yapilacak-77287</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 08:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> TOBB Genel Kurulu mayısta yapılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, küçük büyük ülke ekonomisinin bütün bileşenlerini kavrıyor. Kamu hizmetleri olarak verilmiş görevlerinin yanında, hem TOBB hem de oda ve borsalarıyla eğitim, gümrük hizmetleri gibi ekonomik- sosyal faaliyetleri yürütüyor ve bunun da ötesinde tüm sahip olduğu ağ ve yeteneklerle ülke iş dünyasının nabzını gösterme özelliği de bulunuyor. Hal böyle olunca, her yıl mayıs ayında yaptığı mali genel kurullar ve 4 yılda bir yapılan seçimli genel kurulları iş dünyasının mesajlarını iletmesi açısından önemli bir yer tutuyor.</p>
<p>Ekonomiye odaklı olarak ön plana çıkıyor Bu yıl henüz kesin tarihi belli olmadı, kamudan katılımcıların programlarıyla uyum sağlanınca tarihler ilan edilecek. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılması ve konuşma yapması beklenen TOBB Genel Kurul toplantısına her zaman özenli hazırlanıyor.</p>
<p>Geçmişte, siyasi atışmalara da sahne oldu. Son yıllarda ise sadece ekonomiye odaklı olarak ön plana çıktı. Savaş, Türkiye’nin enflasyonla mücadelesi, sanayisizleşme tartışmaları, iş dünyasının yaşadığı finansmandan üretim maliyetlerine ve hatta iş ortamına kadar geniş bir sorun yelpazesi var. TOBB Genel Kurulu mayıs ayında ülke ekonomi gündemini tutacak gibi.</p>
<p>TOBB bünyesindeki oda ve borsalar da bu sonbahardan itibaren kendi Genel Kurullarını yaparak , komite, meclis ve oda başkanlarını seçecekler. Herhangi bir erteleme olmazsa TOBB’un seçimli genel kurulu da bu sürecin tamamlanmasının ardından 2027 yılı Mayıs ayında gerçekleştirilecek.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>CHP ve DEM'den iki ile heyet</strong></span></p>
<p>Okullara yapılan silahlı saldırıların ardından hem CHP hem de DEM Parti de heyetler görevlendirildi. DEM Parti’den dün yapılan açıklamada Şanlıurfa’nın Siverek ilçesi ve Kahramanmaraş’ta okullarda meydana gelen silahlı saldırılara ilişkin incelemelerde bulunmak üzere bir heyetin görevlendirildiği duyuruldu. DEM Parti TBMM Grup Başkanvekili Sezai Temelli, MYK üyesi İlknur Birol ve 5 milletvekilinden oluşan heyetin her iki ilde incelemelerde bulunacağı ve yapılacak inceleme sonrası hazırlanacak raporun kamuoyu ile paylaşılacağı duyuruldu. Kahramanmaraş’taki saldırının ardından CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 4 kişilik bir heyet görevlendirdiğini duyurmuştu. CHP’nin heyetinde, Milli Eğitim Politika Kurulu Başkanı Suat Özçağdaş, İçişleri Politika Kurulu Başkanı Murat Bakan, Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç ve Hatay Milletvekili Nermin Yıldırım Kara yer aldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tobb-genel-kurulu-mayista-yapilacak-77287</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/4/1280x720/tobb-1749731712.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TOBB Genel Kurulu mayısta yapılacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/blaschko-desenlerinin-gorsel-soleni-77283</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 08:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Blaschko desenlerinin görsel şöleni</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kaynağın izlediği yol haritasını görmek tek başına yeterli değildir; asıl mesele, bu akışın nerede kesintiye uğradığını, nerede iz bıraktığını ve hangi noktada sistem dışına saptığını ortaya koyabilmektir.</strong></p>
<p>Blaschko çizgileri embriyonun deri hücrelerinin çoğalma ve göçünün çizgisel dağılım modeli, yani atlasıdır. Moğol lekesi diye adlandırılan, deriye renk veren hücrelerin artması ise; embriyonik dönemde renk oluşturan deri hücrelerinin tam göç edememesinin dışa vurmuş halidir.</p>
<p>Blaschko çizgileri göçün yol haritasını gösterirken, Moğol lekesi bu göçün tamamlanamamasının izlerini ortaya koyar. Tamamlanamayan göç; <strong>y</strong><strong>ön, zaman, sinyal ve yapı arasındaki çoklu uyumsuzluktan doğar.  </strong></p>
<p>Tıpta, görünmeyen bir sürecin hem akışı hem de aksama noktaları deride okunabilir hale gelir. Bu fark ediş, bazen bir klinik vakada, bazen de bir görüntünün zihinde açtığı çağrışımla ortaya çıkar. Bazen tek bir klinik görüntü, bir hekimin zihninde bütün bir haritayı açar; tıpkı nadir vakaların peşine düşen bir hekimin Blaschko çizgilerini gördüğü anda sürecin hem akışını hem de aksama noktalarını aynı anda okuyabilmesi gibi.</p>
<p>Kara para aklama suçunun izini süren uzman için de durum farklı değildir.</p>
<p>Kaynağın izlediği yol haritasını görmek tek başına yeterli değildir; asıl mesele, bu akışın nerede kesintiye uğradığını, nerede iz bıraktığını ve hangi noktada sistem dışına saptığını ortaya koyabilmektir. Finansal iz sürme, katmanlı işlem çözümleme ve şüpheli işlem analizi ancak bu bütüncül bakışla mümkündür.</p>
<p>Blaschko çizgileri, üst üste binen, birleşen, yayılan deri hücrelerinin hareketlerinin betiği ve bileşkesidir. Bir kadının sırtındaki hayat ağacı benzeri betik bileşke görüntüsü, uzun bir göç yolunun zihinde canlandırılmasını içerir.</p>
<p>Dr. Alfred Blaschko’nun yaptığı bir keşif değildi, bir fark edişti. O, akademik merkezden konuşan bir otorite de değildi. Genetik ve embriyonik göçün bilinmediği dönemde gözlemini tekil lezyonlara değil, lezyonların oluşturduğu desene yöneltti. Deseni oluşturan figürlerin rastgele olmadığını gördü. Gerçek, bir desende değil, desene bakan gözlerde tezahür etmişti.</p>
<p>Blaschko’nun yaşadığı Berlin, düzenin, kaydın ve sınıflandırmanın hâkim olduğu bir şehirdi. Her şey kayıt altına alınıyor, kategorize ediliyor ve sistematik hale getiriliyordu. Ancak bu yapı, tekil vakaları görürken, bu vakaların oluşturduğu deseni çoğu zaman gözden kaçırıyordu. Blaschko’yu farklı kılan, bu kayıtların ötesine geçerek tekrar eden yapıyı fark edebilmesiydi.</p>
<p>Finansal akışları inceleyen bir uzman da bu fark edişten ilham alarak, tekil işlemlere değil desene odaklanmak suretiyle analizini derinleştirebilir ve onu yüzeyde görünenin ötesine taşıyabilir. Tekil finans lezyonları olarak görülebilecek işlemler ve yol haritalarının desenleri ve desenlerden oluşan betikler sadece bir fark ediş ile fark edilebilirler.</p>
<p>Sağlık sektöründeki kara para aklamanın oluşturduğu finansal lezyonların yol haritası, kesintiye uğradığı veya kesiştiği desenler çeşitlilik arzeder.</p>
<p><strong>Hiç olmayan tedavinin üretilmesi: </strong>Sahte hasta kayıtları veya şişirilmiş hizmetlerden oluşturulur. Yoğunluklu sıklıkla tekrar eden bu işlemler, klinik kapasite, doktor sayısı ve işlem sayısı arasındaki uyumsuzluk, hasta profili ile işlem türü arasındaki tutarsızlık, akışın sürreal desenini oluşturur.</p>
<p><strong>Katmanlandırılmış fatura zinciri: </strong>Gerçek maliyet ile ödeme arasındaki kopuşun izleri parçalanarak dağıtılan para, ayna hasta dosyasında çok sayıda kurum hareketi, birbiriyle bağlantılı şirketler arasında tekrar eden akışlar, maliyet kalemlerinde orantısız dağılım, dallanıp budaklanan bir akış deseni oluşturur.</p>
<p><strong>Uluslararası hasta üzerinden transfer:</strong> belirli ülkelerden yoğunlaşmış hasta akışı, benzer işlemler için aşırı fiyat farklılıkları, kısa sürede yüksek hacimli döviz giriş çıkışı, tedavi bedeli ile gerçek işlem arasındaki orantının kopuşu, denetimin sınır ötesi bariyerine toslaması nedeniyle, sınırları aşarak büyüyen ve bulanıklaşan akışın deseninin oluşturur.</p>
<p><strong>Tedarik zinciri üzerinden şişirme:</strong>  Aynı ürün için farklı fiyat katmanları, bağlantılı tedarikçiler, stok-fatura uyumsuzluğu, gerçek piyasa değeri ile fatura arasındaki kopuş, ilaç, cihaz, sarf malzemesi alımlarının maliyetleri üzerinden şişirilmiş akış deseni oluşturur.</p>
<p><strong>Hasta üzerinden maskeleme:</strong> Aynı hastanın farklı merkezlerde eşzamanlı görünmesi, hasta kayıtlarında tekrarlar ve çakışmalar, demografik verilerle işlem türü arasındaki uyumsuzluk işlem ile kişi arasındaki bağı koparır. Gerçek kişi yerine başkaları üzerinden işlem yapılması, kimlik ödüncü veya hasta devri yapılması işlemi aynı kılan kişiyi değiştiren bulanık bir desen oluşturur.</p>
<p><strong>Kurumlar arası döngüsel akış: </strong>Aynı şirketler arasında dönen ödemeler, alınmayan danışmanlık hizmetlerinin faturaları, sürekli tekrar eden finansal ilişkiler, klinik, danışmanlık, tedarik şirketleri, tekrar klinik şeklinde kapalı devre para dolaşımı yapan, dönen ama ilerlemeyen akış deseni oluşturur.</p>
<p>Bu desenlerin her biri kendine özgü betiklerdir.</p>
<p>Ama bazen hepsinin bir arada olduğu devasa bir betik oluşur. Bu betiklerin her biri bir finans lezyonu olarak gözden kaçırılabilecekken, doğru gözlerin doğru bakışı ile okunabilir ve anlamlandırılabilir.</p>
<p>Sıradan bir finans uzmanının bir dâhiye dönüşümü bu şekilde mümkün olabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/blaschko-desenlerinin-gorsel-soleni-77283</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Blaschko desenlerinin görsel şöleni ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bagiranin-itibar-kazandigi-cag-77282</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bağıranın itibar kazandığı çağ</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir zamanlar bilgi ağırdı. Taşınırdı, saklanırdı, korunurdu. Kitap raflarında, kütüphane kataloglarında, ustaların zihninde… Ona ulaşmak emek isterdi, sabır isterdi. Bir metni anlamak için tekrar tekrar okumak, bir ustayı kavramak için yıllarca izlemek gerekirdi. Eskiden bir ansiklopedi maddesi için kütüphaneye gitmek, o bilginin doğruluğuna duyulan güvenin kefaletiydi. Bugün ise arama motoru sonuçlarının ilk sırasındaki bilginin doğruluğu değil, sadece popülerliği bizi esir alıyor.</p>
<p>Belki de bu yüzden bilgi, yalnızca edinilen bir şey değil; kazanılan bir şeydi.</p>
<p>Bugün ise bilgi hafif. Ekrandan akıyor, parmak ucuyla kaydırılıyor, birkaç saniye içinde tüketiliyor.</p>
<p>Ama asıl mesele, bilginin kolay ulaşılır hale gelmesi değil.</p>
<p>Asıl mesele, bilginin yerini kanaatin almış olması. Artık bir şeyi bilmek ile o konuda bir fikre sahip olmak arasındaki çizgi neredeyse görünmez. Hatta çoğu zaman gereksiz bile sayılıyor. Çünkü çağımız, bileni değil; hızlı konuşanı, net konuşanı ve en çok yankı uyandıranı ödüllendiriyor. <em>Bunun sonucunda bilgi sahibi olmak statü kaybetti; kanaat ise yeni sermaye haline geldi. </em>Bir konuda <em>“bilmiyorum”</em> demek, sosyal medyada neredeyse utanç verici bir durum. Oysa bilginin başladığı yer tam da orasıdır. Bugün <em>“hızlı yorum yapan”, “keskin fikirli”, “özgüvenli konuşan”</em> insan, bilgili insandan daha çok itibar görüyor.</p>
<p><strong>Kanaat, yeterli oldu</strong></p>
<p>Kanaat bu yüzden güçlü. Çünkü kanaat hızlıdır. Bilgi ise zaman ister. Kanaat bir fast food gibidir: Hemen alınır, hemen tüketilir, hemen unutulur. Bilgi ise yavaş pişirme gibidir: Hazırlanması zaman alır, sindirilmesi sabır ister, ama besleyicidir. Kanaat açlığı anında keser; bilgi ise tokluğu uzun süre taşır. Kanaat nettir. Bilgi çoğu zaman tereddütlüdür. Kanaat kesin konuşur. Bilgi ise <em>“bilmiyorum” </em>deme cesareti taşır. Hatta belki de kanaatin en çekici yanı şudur:</p>
<p>Bir şey hakkında <em>“kanaatim şudur”</em> dediğinizde, onu savunmak zorunda değilsiniz. Kanaat, <em>“bence”</em>nin arkasına sığınır. Oysa bilgi sorumluluk ister. <em>“Bu böyledir”</em> dediğinizde, bunu kanıtlamanız gerekebilir. Kanaat, sorumluluğu askıya almanın en zarif yoludur. Bugün insanların kanaatlere bu kadar sarılmasının bir nedeni de belki budur: Sorumluluktan kaçış.</p>
<p>Bugünün dünyasında ise tereddüt, zayıflık gibi algılanıyor. Oysa düşüncenin başladığı yer tam da orasıdır.</p>
<p><strong>Gastronomi de etkilendi</strong></p>
<p>Bu dönüşümü en çıplak haliyle gördüğümüz alanlardan biri de gastronomi. Artık bir restoran hakkında konuşmak için o mutfağın geleneğini bilmek gerekmiyor. Bir şefi değerlendirmek için teknik bilgiden çok, tabağın fotoğrafı yeterli görülüyor. Mutfak artık bir laboratuvar veya bir kütüphane değil, bir stüdyo olarak görülüyor. Oysa bir şefin 20 yılda kazandığı el ayarı, bir influencer’ın 15 saniyede verdiği <em>“yıkılıyor”</em> hükmünden çok daha sessiz ve derindir.</p>
<p>Bir yemeğin iyi olup olmadığı, çoğu zaman damakta değil; ekranda karar buluyor. Bir lokma tadılmadan verilen hükümler, bir mekâna gidilmeden yazılan yorumlar, bir mutfak kültürü anlaşılmadan kurulan cümleler… Kanaat üretimi hiç olmadığı kadar hızlı.</p>
<p>Ama bu hızın bedeli var. Çünkü gastronomi, aslında yavaş bir bilgidir. Topraktan başlar, mevsimle ilerler, ustanın elinde şekillenir, sofrada anlam kazanır. Bir yemeği anlamak, onun hikâyesini, coğrafyasını, emeğini anlamaktır. Kanaat ise bu katmanların hiçbirine ihtiyaç duymaz.</p>
<p><strong>Kültür dünyası farklı mı?</strong></p>
<p>Aynı durum kültür dünyasında da geçerli. Bir kitap yayımlandığı gün hakkında <em>“yargı”</em> oluşuyor. Bir sergi daha açılmadan <em>“değerlendiriliyor”.</em> Bir konser dinlenmeden <em>“konumlandırılıyor”.</em> Okumadan yorumlamak, görmeden konuşmak, dinlemeden hüküm vermek… Bunlar artık istisna değil, yeni norm.</p>
<p>Çünkü kanaat, bilgiye göre çok daha kolay dolaşıma giriyor. Hatta öyle ki, bugün bir şeyi doğru kılan artık o şeyin kendisi değil; onu söyleyenin kimliği. Bilgi, içeriğini değil; kimin söylediğini konuşturur hale geldi. Artık doğruluğu değil, aidiyeti ikna ediyor. Kanaat, bu boşluğa yerleşti: Birine inanıyorsak, onun kanaati bizim için bilgiye dönüşüyor. Kısa, keskin ve paylaşılabilir olduğu için daha çok yayılıyor. Kanaat sadece hızlı değil, aynı zamanda bulaşıcı; temas ettiği her şeyi kendine benzetiyor. Bir kişinin başlattığı <em>“kanaat dalgası”</em>, bilgiden azade binlerce kişi tarafından kopyalanarak bir <em>“yankı odası”</em> yaratıyor. Sonunda duyduğumuz şey gerçeğin sesi değil, kendi sesimizin yüzlerce kez tekrarlanmış hali oluyor.</p>
<p>Ve böylece bir süre sonra, ses çoğaldıkça içerik azalıyor. Herkesin konuştuğu ama kimsenin derinleşmediği bir gürültü alanı oluşuyor. Bu sadece bireysel bir mesele değil. Bugünün medya düzeni, sosyal ağları, içerik ekonomisi… hepsi hız üzerine kurulu. Hız ise düşünmeye değil, tepki vermeye çalışır. Algoritmalar, uzun düşünceleri değil; hızlı reaksiyonları sever; çünkü ölçebildiği tek şey budur. Bunun nörobilimsel bir nedeni var: Duygusal tepkiler, rasyonel düşünceden çok daha hızlı devreye girer. Kanaat, beynimizin kestirme yoludur; bilgi ise dolambaçlı ama sağlam patika. Bugünün dijital ortamı, sürekli olarak bu kestirme yolları kullanmamız için tasarlandı. Yavaş düşünmek neredeyse doğal olmayan bir çaba haline geldi. Bu yüzden bugün en çok üretilen şey bilgi değil, kanaat. Ve belki de ilk kez, bilgi kendini savunmak zorunda kalıyor.</p>
<p><strong>Çözüm var mı?</strong></p>
<p>Peki bu durumda ne yapmalı? Belki de önce şunu kabul etmek gerekir: Bilgi hâlâ var. Ama artık görünür olan o değil. Görünen, çoğu zaman onun taklidi. Bilgi, yavaş olanın içinde saklı. Detayda, emekte, tekrarın içinde… Bir metni ikinci kez okumakta, bir tabağı dikkatle tatmakta, bir sesi gerçekten dinlemekte… Yani biraz durmakta.</p>
<p>Ancak sessiz olan, gürültüde kayboluyor. Bugün bir konuda gerçekten derinleşmek isteyen biri, önce tonlarca kanaat enkazını kazımak zorunda kalıyor. Bilgi artık bir maden gibi: Yüzeyde değil, derinde, ama derine inmeyi göze alanların sayısı her geçen gün azalıyor. Büyük çoğunluk yüzeydeki parlak taşlarla yetinmeyi tercih ediyor.</p>
<p>Belki de mesele, yeniden durabilmek. Hemen konuşmak yerine biraz beklemek. Hemen hüküm vermek yerine biraz anlamaya çalışmak. Hemen paylaşmak yerine biraz sindirmek. Çünkü bilgi, hızla değil; dikkatle büyür. Belki de zihnimizin gürültüsünü dindirecek tek şey, bir konuda <em>“henüz bir fikrim yok”</em> diyebilme asaletine geri dönmektir. Çünkü bazen susmak, bilginin en saf halidir.</p>
<p>Bugün en büyük yanılgımız şu olabilir: Kanaat sahibi olmayı, bilgi sahibi olmak sanıyoruz. Oysa aralarında ince değil, derin bir fark var. Ve o fark kaybolduğunda, yalnızca düşünce değil; kültür de yüzeyselleşiyor.</p>
<p>Şimdi asıl soru şu:</p>
<p>Gerçekten biliyor muyuz, yoksa sadece konuşuyor muyuz?</p>
<p>Ve belki de daha önemlisi:</p>
<p>Bu kadar çok konuşurken, artık hiçbir şey söylemiyor olabilir miyiz?</p>
<p>Çünkü bir çağın çöküşü, bilgisini kaybettiğinde başlamaz. Kanaatini bilgi sandığında başlar…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bagiranin-itibar-kazandigi-cag-77282</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/2/1280x720/55-1776402304.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bağıranın itibar kazandığı çağ ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/zorluklara-ragmen-turkiye-stratejik-pazarimiz-kalacak-77312</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Zorluklara rağmen Türkiye stratejik pazarımız kalacak&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AYSEL YÜCEL/ALMANYA</strong></p>
<p>Küresel pazarlardaki jeopolitik gerilimler ve talep durgunluğuna rağmen 2025 yılını 91 milyar Euro ciroyla kapatan teknoloji devi Bosch, 2026 yılına "inovasyonla büyüme" rotasında giriyor. Şirket, kârlılığı artırmak amacıyla Strateji 2030 vizyonuyla, otomasyon, dijitalleşme ve yapay zeka alanlarında teknolojik üstünlüğünü pekiştirmeyi hedefliyor. Global teknoloji devlerinden Alman Bosch Grubu, 2025 mali yılı sonuçlarını ve 2026 stratejilerini Renningen’deki merkezinde düzenlenen yıllık basın toplantısıyla duyurdu. "Bugünden. Yarın için" vizyonuyla hareket eden şirket, küresel ekonomideki durgunluk, jeopolitik riskler ve artan maliyet baskısına rağmen büyüme rotasını inovasyon ve yapısal düzenlemelerle korumayı hedefliyor. Bosch Grubu, 2025 yılında zorlu piyasa koşullarına rağmen satış gelirlerini yaklaşık yüzde 4 artışla 91 milyar Euro seviyesine taşıdı. Ancak küresel talep yetersizliği ve 2,7 milyar Euro’yu bulan yeniden yapılandırma harcamaları kârlılık üzerinde baskı oluşturdu. Şirketin faaliyetlerden elde ettiği FAVÖK marjı yüzde 2 olarak gerçekleşti. Bosch Grubu CEO’su Stefan Hartung, "Henüz tehlike geçmiş değil; bürokratik engeller ve düşük talep devam ediyor. Ancak Bosch, elverişsiz koşullarda bile geleceği sunabileceğini kanıtladı" diye konuştu. </p>
<h2>Türkiye’deki 5 şirkette 18 bin çalışanı var</h2>
<p>Şirket yöneticilerinin verdiği bilgiye Bosch, rekabet gücünü artırmak için "en önemli para birimi" olarak tanımladığı inovasyona odaklanıyor. 2025 yılında Ar-Ge faaliyetlerine 7,9 milyar Euro ayıran şirket, sadece Almanya'da 6 bin 300 patent tescil ettirerek liderliğini sürdürdü. Bosch, 2026 yılında yüzde 2 ile 5 arasında bir büyüme ve yüzde 4 ile 6 arasında bir marj hedefliyor. Şirket, sermaye piyasalarına daha esnek erişim sağlamak için tarihinde ilk kez ara dönem mali tablolar yayınlama kararı aldı. Strateji 2030 kapsamında ise hedef; tüm kilit pazarlarda ilk üç tedarikçiden biri olmak. </p>
<p>Dünyanın önde gelen teknoloji ve servis tedarikçilerinden biri olan Bosch Grubu'nun, 31 Aralık 2025 itibarıyla dünya genelinde yaklaşık 413 bin çalışanı bulunuyor. Şirketin faaliyetleri, mobilite, sanayi teknolojileri, dayanıklı tüketim malları ve enerji ve bina teknolojileri olmak üzere dört sektöre ayrılıyor. Türkiye’de de mobilite, sanayi teknolojileri, dayanıklı tüketim malları ve enerji ve bina teknolojileri alanlarında beş ayrı şirketle İstanbul, Bursa, Kocaeli, Manisa ve Tekirdağ’da faaliyetlerini süren Alman şirket, 2024 yılı finansal sonuçlarına göre 18 bin çalışana, 5,5 milyar Euro satış gelirine ulaştı. Bursa, Manisa ve Tekirdağ’da toplam dört Ar- Ge Merkezi, İstanbul ve Bursa’da iki tasarım merkezi bulunan Bosch Türkiye, ülkenin önde gelen teknoloji ve hizmet tedarikçilerinden biri konumunda.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"TÜRKİYE STRATEJİK PAZARIMIZ KALACAK"</span></h2>
<p>Toplantı kapsamında EKONOMİ gazetesinin sorularını yanıtlayan Stefan Hartung, Türkiye’nin Bosch’un küresel stratejisindeki yerinin sarsılmaz olduğunu vurguladı. Hartung, şöyle konuştu: "Türkiye bizim için önemi çok yüksek. Çünkü Türkiye, son derece dinamik bir pazar ve çok genç, hızla büyüyen bir nüfusa sahip. Bu yüzden her şeyden önce bir 'pazar' olarak çok önemli. Ayrıca Asya bölgesine açılan bir merkez (hub) olarak da stratejik bir konumu var. Türkiye’nin şu anda döviz kurlarındaki gelişim ve enflasyon nedeniyle zorluklar yaşadığı bir gerçek. Bu durum küçümsenemeyecek zorluklara yol açıyor. Bu nedenle, Türkiye’deki birimlerimiz de üretkenliği ve rekabet gücünü korumak adına alınan önlemlerden muaf değil; bu durum gelecekte de böyle olmaya devam edecek. Buna rağmen, Türkiye’yi stratejik bir lokasyon olarak görmekten vazgeçmiyoruz. Türkiye’de çok büyük üretim tesislerimiz var ve Bosch Türkiye bizim en büyük birimlerimizden biri." </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ar-Ge'ye 2025’te 7,9 milyar Euro</span></h2>
<p>2025 yılında Ar-Ge faaliyetlerine 7,9 milyar Euro ayıran şirket, sadece Almanya'da 6 bin 300 patent tescil ettirerek liderliğini sürdürdü. Şirketin gelecek hedefleri doğrultusunda odaklandığı üç ana alan var. Verilen bilgiye göre şirket 2031 yılında 440 milyar dolara ulaşması beklenen akıllı sensör pazarında BMI5 platformu ile fark yaratmayı amaçlıyor. Bu sensörler, otonom araçlarda "iç kulak" görevi görerek GPS sinyali olmadan bile aracın konumunu belirlemesini sağlıyor. Yapay zeka destekli mobiliteye yönelik de geliştirmeler yapan Bosch’un yeni yapay zeka kontrollü kokpiti, sürücüyü tanıyan, hava yastıklarını yolcuların konumuna göre optimize eden ve sesli komutla park yapabilen bir asistana dönüşüyor. Isı ve enerji dönüşümünde de Johnson Controls ve Hitachi’nin HVAC (ısıtma, soğutma, havalandırma) iş kolunun satın alınmasıyla Bosch, bu alanda küresel bir oyuncu haline geldi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/zorluklara-ragmen-turkiye-stratejik-pazarimiz-kalacak-77312</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/2/1280x720/hartung-1776409976.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bosch Grubu CEO’su Stefan Hartung, &quot;Türkiye bizim için önemi çok yüksek. Çünkü Türkiye, son derece dinamik bir pazar ve çok genç, hızla büyüyen bir nüfusa sahip.&quot; dedi. &quot;Türkiye’nin şu anda döviz kurlarındaki gelişim ve enflasyon nedeniyle zorluklar yaşadığı bir gerçek.&quot; diyen Hartung, &quot;Türkiye’deki birimlerimiz de üretkenliği ve rekabet gücünü korumak adına alınan önlemlerden muaf değil; bu durum gelecekte de böyle olmaya devam edecek. Buna rağmen, Türkiye’yi stratejik bir lokasyon olarak görmekten vazgeçmiyoruz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/savasin-golgesinde-franchise-sistemleri-lojistik-ve-hukukun-stratejik-onemi-77302</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savaşın gölgesinde franchise sistemleri: Lojistik ve hukukun stratejik önemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Franchise modeli, markaların uluslararası pazarlara açılmasında en etkili yöntemlerden biri olarak öne çıkmaktadır. Türkiye merkezli birçok işletme; İran, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Kuzey Irak gibi farklı coğrafyalarda faaliyet göstermektedir.</p>
<p>Ancak bu pazarlarda varlık göstermek yalnızca ticari fırsatlar sunmaz; aynı zamanda lojistik süreçlerin doğru yönetilmesini ve güçlü bir hukuki altyapıyı zorunlu kılar. Özellikle jeopolitik risklerin ve savaş ihtimallerinin arttığı günümüzde, franchise sistemleri bu tür belirsizliklerden doğrudan etkilenmektedir.</p>
<p><strong>Lojistik: Sistemin temel taşı </strong></p>
<p>Franchise yapılarında başarı çoğunlukla marka değeriyle ilişkilendirilse de, operasyonun sürdürülebilirliği büyük ölçüde lojistik organizasyona bağlıdır.</p>
<p>Ürünlerin zamanında, doğru koşullarda ve standart kalitede bayilere ulaştırılması; müşteri memnuniyetinin korunmasında kritik rol oynar. Bu nedenle lojistik, görünmeyen ama sistemi ayakta tutan ana unsurlardan biridir.</p>
<p><strong>Merkez ve bayi ilişkisi </strong></p>
<p>Franchise sistemlerinde bayiler genellikle merkezi tedarik zincirine bağlı şekilde faaliyet gösterir. Bu yapı: </p>
<p>- Maliyetlerin düşmesini sağlar.<br />- Operasyonel süreçleri kolaylaştırır. <br />- Kalite standardını korur. Ancak kriz dönemlerinde bu merkezi yapı bir risk unsuruna da dönüşebilir. Tedarik zincirinde yaşanacak bir aksama, tüm bayileri aynı anda etkileyebilir.</p>
<p><strong>Soğuk zincir ve teknolojik gelişmeler </strong></p>
<p>Özellikle gıda sektöründe faaliyet gösteren franchise işletmeleri için soğuk zincirin korunması hayati önem taşır.</p>
<p>Günümüzde gelişen teknolojiler sayesinde lojistik süreçler daha güvenli hale gelmiştir. Sensör sistemleri, yapay zekâ destekli planlama araçları ve blockchain tabanlı izleme çözümleri; ürünlerin takibini kolaylaştırmakta ve hata riskini azaltmaktadır.</p>
<p><strong>Kriz ve savaş ortamında lojistik</strong></p>
<p>Savaş ve benzeri olağanüstü durumlar, lojistik sistemleri doğrudan etkileyen en önemli faktörler arasında yer alır. Bu tür durumlar: </p>
<p>- Sınır geçişlerinde aksamalara yol açabilir <br />- Maliyetleri ciddi şekilde artırabilir <br />- Tedarik zincirinde kesintilere neden olabilir Özellikle güvenlik riskinin yüksek olduğu bölgelerde lojistik planlama artık sadece ekonomik değil, aynı zamanda stratejik bir güvenlik meselesi haline gelmiştir.</p>
<p><strong>Sözleşmelerin rolü</strong></p>
<p>Franchise sözleşmeleri, taraflar arasındaki ticari ilişkiyi düzenleyen temel metinlerdir. Ancak olağanüstü durumlarda bu sözleşmelerin nasıl uygulanacağı ayrı bir önem kazanır. Bu noktada öne çıkan başlıca hukuki kavramlar şunlardır: </p>
<p>- Mücbir sebep: Tarafların yükümlülüklerini geçici olarak yerine getirememesine imkan tanır <br />- Aşırı ifa güçlüğü: Değişen koşullar nedeniyle sözleşmenin yeniden değerlendirilmesini gündeme getirir <br />- İfa yükümlülüğünün askıya alınması: Tarafların belirli süreyle borçlarını ertelemesine olanak sağlar.</p>
<p><strong>Hukuki yaklaşım: Riski yönetmek </strong></p>
<p>Günümüz iş dünyasında riskleri tamamen ortadan kaldırmak mümkün değildir. Ancak doğru planlama ile bu riskler kontrol altına alınabilir. </p>
<p>Bu kapsamda: </p>
<p>- Mücbir sebep hükümleri açık şekilde düzenlenmeli <br />- Alternatif tedarik yolları oluşturulmalı <br />- Risk paylaşımı önceden belirlenmeli <br />- Savaş ve benzeri durumlara karşı sigorta yaptırılmalı <br />- Uluslararası tahkim mekanizmaları tercih edilmelidir. Savaş sigortası ise mal kaybı, taşıma zararları ve faaliyet kesintilerinden doğan gelir kayıplarını güvence altına alarak sistemin devamlılığını destekler.</p>
<p><strong>Sonuç </strong></p>
<p>Franchise modeli günümüzde yalnızca büyüme aracı değil, aynı zamanda sürdürülebilirlik gerektiren bir iş yapısıdır. Artan jeopolitik riskler karşısında başarılı franchise sistemleri; güçlü lojistik altyapı, teknolojik çözümler ve sağlam hukuki düzenlemeler ile varlığını sürdürebilecektir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/savasin-golgesinde-franchise-sistemleri-lojistik-ve-hukukun-stratejik-onemi-77302</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/2/1280x720/franchise-1776406240.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savaşın gölgesinde franchise sistemleri: Lojistik ve hukukun stratejik önemi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/humanis-cinden-sonra-abdye-de-ilac-satacak-77295</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Humanis, Çin’den sonra ABD’ye de ilaç satacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Saya Holding bünyesinde faaliyet gösteren ve 2013 yılında üretime başlayan Humanis, bu yıl 250 milyon dolar ciro ve 120 milyon kutu üretim hedefliyor. Çin’e ilaç ihracatı yapan ilk Türk firması olan şirket, küresel pazarlarda da varlığını güçlendirmeyi amaçlıyor. Bu kapsamda şirket 5 yıl içinde ABD pazarına da açılmayı radarına aldı. Saya Holding Yönetim Kurulu Başkanı Cem Mengi, Humanis Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Sancak, Saya Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve Volt Teknoloji Genel Müdürü Metin Sancak, Humanis’in Tekirdağ Çerkezköy’de 200 milyon dolar yatırımla hayata geçirilen üretim tesisinde basın mensuplarıyla bir araya geldi. Humanis Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Sancak, şirket olarak son yıllarda attıkları adımların karşılığını somut şekilde almaya başladıkları bir dönemin içinde olduklarını belirterek, “Türkiye pazarında yalnızca büyüyen değil, bulunduğu yeri sağlamlaştıran bir yapıdayız. İhracat tarafında ise bizim için önemli olan yalnızca rakamsal artış değil, sürdürülebilirlik. Bu yıl toplam ciromuzu 250 milyon dolar, üretim miktarımızı ise 120 milyon kutu olarak gerçekleştirmeyi hedefliyoruz” diye konuştu. </p>
<p><strong>Üretimin yüzde 12-13’ü ihracata gidiyor </strong></p>
<p>Şu anda 20’den fazla ülkeye ihracat gerçekleştirdiklerini söyleyen Sancak, üretimin yüzde 12-13’ünün ihracata gittiğini, bunu yüzde 20’ye çıkarma yönünde bir irade ortaya koyduklarını dile getirdi. Avrupa’daki başarılı işlerinin Çin’e ihracatın da kapısını araladığını söyleyen Sancak, bu bölgeye ihracatlarını daha da artırmak için çalışmalar yaptıklarını, yanı sıra ABD pazarına girmek için de ilaç geliştirme projelerine başladıklarını aktardı. Şirketin, 12 farklı tedavi alanına yayılan 200’ün üzerinde ruhsatlı ürünü olduğunu hatırlatan Sancak, önümüzdeki dönemde diyabet ve onkoloji alanına da girme noktasında iş geliştirme çalışmaları gerçekleştirdiklerini sözlerine ekledi.</p>
<p>Nadir hastalıklar konusunda da yaptıkları çalışmaları anlatan Sancak, Türkiye’de sadece 100 vakanın olduğu Serebrotendinöz Ksantomatozis (CTX) hastalığının da dünyadaki ilk eşdeğer ürününü geliştirdiklerini ve piyasaya sürdüklerini kaydetti. Bu ürünün kamu maliyesine yıllık 400 milyon TL katkı sağladığını vurgulayan Sancak, “Humanis yalnızca ürün geliştiren değil, aynı zamanda sağlık sisteminin verimliliğine ve erişilebilirliğine somut katkı sunuyor” diye konuştu. Şirket olarak sürdürülebilirliğe de büyük önem verdiklerine işaret eden Sancak, 8 milyon dolarlık yatırımla hayata geçirdikleri GES yatırımı ile şu anda üretim tesisinin ihtiyaç duyduğu elektik enerjisi yüzde 70’inin de güneşten karşılandığını dile getirdi. </p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Saya Holding’in konsolide cirosu 14 milyar TL’ye ulaştı</strong></span></p>
<p>Toplantıda açıklamalarda bulunan Saya Holding Yönetim Kurulu Başkanı Cem Mengi, “Saya Holding olarak ilacı, gayrimenkulü ve savunma teknolojilerini aynı stratejik çerçevede ele alarak dengeli bir yapı kurduk. Bu yapı, belirsizliklerin arttığı dönemlerde en büyük gücümüz haline geliyor. Çünkü biz sadece bugünü yönetmiyoruz; yarının risklerine karşı da hazırlık yapıyoruz. Kârlılığımızı koruyarak, kaynaklarımızı doğru alanlara yönlendirerek ilerliyoruz. Amacımız, her koşulda sürdürülebilir büyümeyi sağlayan, dayanıklı ve uzun ömürlü bir yapı inşa etmek” dedi. Mengi, Türkiye pazarında bu yıl 250 milyon dolar ciroya ulaşmayı hedefleyen Humanis’in 2025 yılı cirosunun 6,2 milyar TL olduğunu belirtirken, holding şirketlerinden Folkart’ın 6,2 milyar TL, Volt Teknoloji’nin ise 1,4 milyar TL ciroya ulaştığını, grubun konsolide cirosunun ise 14 milyar TL olduğunu dile getirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/humanis-cinden-sonra-abdye-de-ilac-satacak-77295</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/5/1280x720/haluk-sancak-1776405293.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’den Çin’e ilk ilaç ihracatını yapan Humanis, ABD pazarı için çalışmalara başladı. Humanis Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Sancak, şu an Türkiye’de sektörde kapasite hacmi olarak ilk 3’te yer aldıklarını söylerken, sertifikasyon dahil çalışmalara başladıklarını, 5 yıl içinde ABD’ye de ihracat yapmayı planladıklarını vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enerji-guvenligi-artik-yesil-donusumden-geciyor-77294</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerji güvenliği artık yeşil dönüşümden geçiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bugün dünyanın gündeminde yer alan savaşlar, ticaret gerilimleri ya da diplomatik krizler pek çok temel alanı etkiliyor. Bunların başında enerji arz güvenliği geliyor. Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında Avrupa’nın yaşadığı enerji krizi ve bununla bağlantılı ekonomik kriz, yakınımızda yaşanan savaş, enerjiye erişimin artık yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda stratejik ve ulusal güvenlik meselesi olduğunu açık biçimde ortaya koydu.</p>
<p><strong>Enerjiye erişim bir güvenlik meselesi</strong></p>
<p>Avrupa Birliği’nin son yıllarda yaşadığı dönüşüm, hala belirsizliğin devam ettiği savaş ortamı enerji tedarikinin artık yalnızca maliyet değil, aynı zamanda “jeopolitik risk yönetimi” konusu olduğunu gösteriyor. Halihazırda bildiğimiz temel bir gerçeği de yeniden hatırlatıyor; Enerjide dışa bağımlılık, ekonomik kırılganlığın en önemli nedenlerinden. Petrol ve doğal gaz gibi fosil kaynaklar dünyaya dengeli dağılmış değil ve birçok ülke, enerji ihtiyacını başka ülkelerin belirlediği fiyatlarla, koşullarla ve siyasi risklerle karşılamak zorunda. Bunun sonucu ise yalnızca artan enerji faturası değil, aynı zamanda enflasyon, üretim maliyetleri, üretimin kesintiye uğraması, cari açık ve rekabet gücü üzerindeki doğrudan baskı.</p>
<p><strong>Yenilenebilir enerji artık stratejik güç</strong></p>
<p>Bu gelişmeler alternatif enerji kaynaklarına duyulan ihtiyacı daha açık bir şekilde ortaya koyuyor. Bu nedenle yeşil dönüşüm yenilenebilir enerji kaynakları gelişmekte olan ülkeler için bir lüks değil, bir zorunluluk niteliğinde.</p>
<p>İklim politikalarının çoğu zaman yalnızca çevresel bir gündem olarak ele alındığını biliyoruz. Oysa yenilenebilir enerji yatırımları, enerji arz güvenliği, maliyet istikrarı, sanayi dönüşümü ve dış ticaret dengesi açısından kritik önemde. Bir başka bir ifadeyle, yeşil dönüşüm tek hedefi karbon emisyonlarını azaltımı değil, ülkelerin ekonomik dayanıklılığını ve stratejik bağımsızlığını güçlendirmekteki önemli rolü.</p>
<p>Dünya enerji sistemi de bu yönde hızla değişiyor. Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) 2025 değerlendirmesine göre, küresel enerji talebi 2024 yılında yüzde 2,2 artarken, elektrik talebi yüzde 4,3 yükseldi. IEA verilerine göre, 2024 yılında küresel elektrik üretimindeki artışın yaklaşık yüzde 80’i yenilenebilir kaynaklar ve nükleer enerji tarafından sağlandı. Rapora göre, 2025-2030 döneminde küresel yenilenebilir elektrik kapasitesinin önceki beş yıldaki artışın yaklaşık iki katına çıkması, bu büyümenin yaklaşık yüzde 80’inin güneş enerjisinden gelmesi bekleniyor. Öte yandan rapor, gelişmekte olan ülkelerin temiz enerjiye adil ve hızlı bir geçiş sağlaması için ciddi bir finansman açığıyla karşı karşıya olduğunu hatırlatıyor. Yani, enerji dönüşümü artık geleceğe ait bir hedef değil, bugünün ekonomik gerçeği.</p>
<p>Burada, enerji dönüşümünün yalnızca yeni santral yatırımı olmadığını da belirmek gerekir. Şebeke altyapısının güçlendirilmesi, depolama teknolojilerinin yaygınlaştırılması, enerji verimliliği yatırımlarının artırılması, yerli teknoloji kapasitesinin geliştirilmesi ve finansmana erişimin kolaylaştırılması gerekiyor. Girişimcilik ekosisteminin bu yatırım alanına yönelik olarak desteklenmesi önemli. Konu, yalnızca enerji politikasının değil; sanayi, finans, teknoloji ve kalkınma politikasının ortak kesişim alanı olarak ele alınmak durumunda.</p>
<p><strong>Türkiye için stratejik fırsat </strong></p>
<p>Ülkemiz için de konu hayati önem taşıyor. Enerjide dışa bağımlı olmamız, kur, enflasyon ve dış finansman baskısının en yoğun hissedildiği alanlardan biri. Buna karşılık Türkiye’nin avantajı ise çok ciddi bir yenilenebilir enerji potansiyelinin varlığı. </p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 2025 verilerine göre, Yenilenebilir kaynakların toplam kurulu güç içindeki payı yüzde 57,6, rüzgâr ve güneşin toplam payı ise yüzde 30’un üzerinde. Bu tablo, enerjide dışa bağımlılığı azaltmak açısından son derece kıymetli bir fırsata işaret ediyor. </p>
<p>Elbette bu dönüşüm kısa sürede ve düşük maliyetle gerçekleşmeyecek. Ancak asıl mesele dönüşümün maliyeti değil, dönüşümü ertelemenin maliyetidir. Çünkü ertelenen her yatırım, gelecekte daha yüksek enerji maliyeti, daha fazla dışa bağımlılık ve daha düşük rekabet gücü olarak geri dönüyor. Üstelik bu dönüşüm yalnızca enerji arz güvenliği için değil, ihracatın sürdürülebilirliği, AB "karbon vergisi" sorunu için de kalıcı bir çözüm olacak. </p>
<p>Bugün jeopolitik risklerin arttığı, enerji fiyatlarının bu gelişmelerden hızla etkilendiği bir dünyada enerjiye bakışımızı değiştirmek zorundayız. Yenilenebilir enerji artık yalnızca çevre dostu bir seçenek değil; ekonomik dayanıklılığın, ulusal güvenliğin ve sürdürülebilir kalkınmanın temel unsurlarından birisi.</p>
<p>Türkiye’nin enerji arz güvenliğini güçlendirecek en stratejik adım, yenilenebilir enerji dönüşümünü kamu politikalarının merkezine almaktır. Çünkü enerji bağımsızlığı artık yalnızca bir enerji meselesi değil; doğrudan doğruya kalkınma, rekabet ve gelecek meselesidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enerji-guvenligi-artik-yesil-donusumden-geciyor-77294</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji güvenliği artık yeşil dönüşümden geçiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yatirimci-yuksek-kara-aldanirken-asil-kazanc-nereden-geliyor-77291</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yatırımcı yüksek kâra aldanırken, asıl kazanç nereden geliyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada satışlarını %10’un üzerinde artırırken esas faaliyet kârını çok daha hızlı büyüten 24 şirket bulunuyor. Ciro ne kadar büyükse o kadar iyidir, ezberini bozan bu şirketlerin giderlerinin ciroya oranı %15 ve altında. Peki hepsi gerçekten de başarı hikayesi yazdı mı?</strong></p>
<p>Yatırımcıların çoğu kâr büyümesine hemen aldanır. Oysaki kârın satılan maldan ve kısılan masraftan mı, yoksa kağıt üzerindeki muhasebe hamlesinden mi geldiği asıl önemli olandır. Escort Teknoloji’nin %1’lik mikroskobik gider oranıyla yarattığı kâr mucizesinin ardında tasarruf planından ziyade, değer artışının maliyetsiz bir satış gibi tabloya yansıması yatıyor. Aynı şekilde, Dofer Yapı veya Gediz Ambalaj’daki kâr büyüme yüzdeleri, şirketlerin şahlanmasından çok, geçmiş yıllardaki zayıflığın yarattığı baz etkisi faktörü öne çıkıyor. Firmaların şişkin yüzdelerine bakıp nakit basan bir makineye dönüştüklerini sanmak asıl yanılgıdır.</p>
<h2>Kârı hızlı büyüyenler</h2>
<p>Önceki iki yıl satışlarını düşüren Dofer Yapı, 2025’te net satışlarını %48,5 artırdı ve esas faaliyet kârını %636,33 oranında büyüttü. Listedeki şirketlerden faaliyet kârını en hızlı büyüten konumunda. Kârın büyümesinde maliyetlerle giderlerin kontrol altına alınması belirleyici olurken, dönem sonunda da zarardan kâra dönmeyi başardı.</p>
<p>Gediz Ambalaj %521,48 oranındaki esas faaliyet kâr büyümesiyle ikinci sırada yer alıyor. Net satışlarını %13,2 artırmış olsa da mevcut tutar, 2022 satışlarının hâlâ gerisinde duruyor. Firma, dönem sonu kârını %87 büyütmeye rağmen son beş yıldır inişli çıkışlı bir seyir sergiliyor. Fiyatı ise uzun süredir yatayda dalgalı bir seyir izliyor.</p>
<h2>Faaliyet gideri düşük olan</h2>
<p>Faaliyet giderinin net satışlara oranı %1 ile Escort Teknoloji en düşük orana sahip. Ancak bunda satış kalemindeki 1,67 milyar TL’nin değer artışından gelmesi etkili. Değer artışı nedeniyle maliyet oluşmazken, sadece yönetim gideri söz konusu. Bu da satış kalemindeki tutarın 1,65 milyar TL olarak esas faaliyet kârına dönüşmesini sağladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e1c5237ceaf-1776403747.png" alt="" width="999" height="546" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP’E SOR</span></h2>
<p><strong>GÖRELİ PERFORMANS MI, MUTLAK KAZANÇ MI?</strong></p>
<p><strong>Göreli performans</strong>; gerçekçi ölçüm, rekabet, hedef belirleme, risk yönetimi. Zarar riski, yanıltıcı teselli, nakit eksiği, kıyas zorluğu, sürekli baskı.</p>
<p><strong>Mutlak kazanç</strong>; somut getiri, yüksek kazanç, bağımsızlık, konfor, gerçek büyüme. Fırsat maliyeti, yüksek risk, enflasyon zararı, körlük, baskı unsuru.</p>
<p><strong>Satışı özkaynak değeri üzerinden hissedecek. Ancak temettü kararı halinde nakit gelir</strong></p>
<p>Sanipak’ın satışından Eczacıbaşı Yatırım Holding ne kadar para alacak? ● Mine Dönmez</p>
<p>Mine, Eczacıbaşı Holding, Sanipak firmasını 600 milyon dolara devretmek üzere anlaştı. Eczacıbaşı Yatırım Holding, Eczacıbaşı Holding’de %11,54 paya sahip. Bu hesaba göre satıştan kendisine 69,24 milyon dolarlık değer düşüyor. Ancak tahsilat ana holdingin hesabına geçecek. Firma ise bunu özkaynak değeri üzerinden hissedecek ve yapısını güçlendirmesini sağlayacak. Öte yandan gelecek satış bedelini karar alması halinde Eczacıbaşı Holding’in temettü olarak dağıtması da söz konusu olabilir. Ancak böylesi bir durumda nakit girişi gündeme gelecektir.</p>
<p><strong>Piyasa mevcut kötü tablodan ziyade şirketin yeniden yapılanma ihtimalini fiyatlıyor</strong></p>
<p>Carrefoursa’da ne değişti de şimdilerde hissede hareketlenme yaşanıyor ● Şafak Çakmak</p>
<p>Şafak, Carrefoursa’nın 2025 yılı dönem zararı önceki yıla kıyasla %75 büyüyerek 6,5 milyar TL’ye ulaştı. Özkaynakların 986 milyon TL ekside olması iç açıcı bir görüntü vermiyor. Bununla birlikte fiyatı 6 Nisan’dan itibaren hızla yukarı yöneldi ve getirisi %37’yi buldu. Yakın tarihte ana sözleşme değişikliğine giderek yönetim kurulu üye sayısı 12’den 9’a indirdi. Daralan yönetim yeni bir ortaklık veya sermaye enjeksiyonu beklentisini artırıyor. Piyasa ise mevcut kötü tablodan ziyade şirketin yeniden yapılanma ihtimalini fiyatladığı anlaşılıyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>PTO temettü ödeyen fonlara yatırım yaparken kategorisinin üzerine çıktı</strong></p>
<p>Pardus Portföy’ün yönettiği Temettü Ödeyen Şirketler Hisse Senedi Fonu (PTO), Ekim 2025’ten geçtiğimiz şubatın ilk yarısına kadar hareketli bir ivme sergiledi. Son iki ayda ise yatayda dalgalı bir süreç yaşadı. Martta güçlü hacimsel büyüme nisanda artarak sürdü. Şimdilerde 288,9 milyon TL büyüklüğe çıktı. Portföydeki varlıkların %91,61’i hisse ve %8,38’i vadeli teminatlardan oluşuyor. Martta güçlü nakit girişi alan fona nisanda 14,2 milyon TL para girişi oldu. Fona yönelik ilgi devam ederken yatırımcı sayısı artarak 541’e çıktı. Yüzde 2,01 doluluk oranına sahip olan PTO, Temettü ödeyen hisse senetlerine yatırım stratejisi ile hareket ediyor. 6 risk değeriyle risk alabilen yatırımcı profiline hitap ediyor. Son bir yılda %54,63 getiri sağlarken aynı sürede kategorisindeki fonların ortalaması %42 oldu.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Invest-AZ Yatırım, piyasadan %51,14 bileşik faizle 200 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Invest-AZ Yatırım, 15.04.2026 vade başlangıç tarihli finansman bonosu ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 200.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %44,94, bileşik faizi %51,14 olarak belirlendi. 147 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 09.09.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %18,1 düzeyinde. 15 Nisan itibarıyla TLREF %39,94 seviyesinde bulunuyor. Invest-AZ Yatırım’ın sunduğu %44,94 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 5 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı açısından uygun bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFIAZY92615 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU </span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e1c567156ac-1776403815.png" alt="" width="983" height="239" /></strong><strong>ALKİM KAĞIT</strong></p>
<p><strong>Aksaklıklar ve teknik iyileştirme yatırımının devreye alınmasını geciktirdi</strong></p>
<p>Alkim Kağıt, İzmir Kemalpaşa’daki 125 bin ton kapasiteli ikinci kağıt makinesi yatırımında devreye alma sürecinin uzadığını duyurdu. Montaj aşamasındaki teknik iyileştirme ihtiyaçları ve jeopolitik kaynaklı tedarik aksaklıkları nedeniyle takvim ihtiyatlı bir şekilde yeniden değerlendiriliyor. Daha önce yaptığı açıklamada nisan ayında tesisin devreye alınacağı belirtilmişti. Şirket, elektrik ve hidrolik testlerinin ardından eksik parçaların mayısta gelmesiyle su ve hamur denemelerine geçeceğini duyurdu. Yatırım tamamlandığında kapasitesi 210 bin tona çıkacak.</p>
<p><strong>GATE TEKNOLOJİ</strong></p>
<p><strong>Aldığı iş yıllık gelirinin %76’sını geçti. Gelirini önemli ölçüde destekliyor</strong></p>
<p>Gate Teknoloji, yurt içindeki bir müşterisiyle interaktif içerik geliştirme, oyunlaştırma çözümleri ve kültür sanat organizasyonlarını kapsayan 305 milyon TL tutarlı sözleşme imzaladı. Yazılım ile saha etkinliklerini tek pakette birleştiren anlaşmanın, şirketin cirosuna önemli bir katkısı olacak. Tutar yıllık gelirinin %76,17’sine denk geliyor. Firma geçtiğimiz yıl gelirini 400,4 milyon TL’ye çıkarırken dönem sonunda zarardan 31,7 milyon TL kâra döndü. Şirketin ortaklık yapısının değişmesinin ardından “Senkron Siber Güvenlik” olan ünvanı da ocak ayında değişmişti.</p>
<p><strong>ÖZAK GMYO</strong></p>
<p><strong>Antalya’daki otel projesine 200 milyon euroluk kredi temin etti. İlk dilimi aldı</strong></p>
<p>Özak GMYO, Antalya Kemer'de geliştirdiği otel yatırımını finanse etmek amacıyla 200 milyon euro tutarında proje kredisi sağladı. İlk iki yılı anapara geri ödemesiz ve toplam 10 yıl vadeli olarak kurgulanan paketin 8,5 milyon euroluk ilk dilimi nisanın ilk haftasında kullanıldı. Şirket, büyük ölçekli turizm projesinin ana nakit ihtiyacını uzun vadeye yayarak güvenceye almak istiyor. 2025 yıl sonu bilançosuna göre ise finansal borçları dokuz aylığa göre %32 artırarak 3,78 milyar TL’ye çıkmıştı. Yatırımın geri dönüş süresi uzun olan projelerde, krediler alternatif olabilmekte.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e1c5f59e3aa-1776403957.png" alt="" width="298" height="232" /></strong><strong>Akbank son iki haftada alımlarla yukarı çıkıyor. Fonlar ise kârlarını topluyor</strong></p>
<p>Akbank’da fonlar satış ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki hisseler %4,45 ile toplamda 12,37 milyon lot azalarak 265,52 milyona indi. Hisseyi portföyünde bulunduran fon sayısı 167 seviyesinde. Hissede FYD fonu 3,39 milyon lot ile en fazla satışı yaparken, ADP 1 milyon lot ile en yüksek alımı gerçekleştirdi. Hisse hakkında bugüne kadar 32 aracı kurum öneride bulunurken 17 kurum model portföyüne aldı. En yüksek öneriyi Ziraat Yatırım 133,50 TL ile verdi. En düşük öneri 64 TL ile Morgan Stanley’dan geldi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yatirimci-yuksek-kara-aldanirken-asil-kazanc-nereden-geliyor-77291</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yatırımcı yüksek kâra aldanırken, asıl kazanç nereden geliyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kredi-almak-istemeyen-sirket-hissesini-satiyor-77280</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kredi almak istemeyen şirket hissesini satıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Birikimlerini Borsa İstanbul’da değerlendiren yatırımcıların bazıları, özellikle küçükler bugünlerde hayli kızgın. Çünkü yatırım yaptıkları şirketlerin hisselerinin bir kısmı blok olarak kimi zaman adı açıklanan kimi zaman da açıklanmayan kurumsal yatırımcılara satılmış. Bazı şirketlerde ise patronlar hisselerde TİP dönüşümü yapmışlar. Bunu da “Patron kapıdan çıkacak, hazırlığını yapıyor” diye yorumlayanlar da hayli çok.</p>
<p>Son dönemde bir enerji şirketinin, adı Türkiye’de ilaç sektörünün kurucusu bilinen ailenin hakim ortak olduğu holdingin ve Türkiye’nin en büyük holdinginin petrokimya alanındaki devinin hisselerinin bir kısmı iskontolu fiyatlarla kurumsal yatırımcılara satıldı. Toz dumanın nedeni bu.</p>
<p>Ortalık toz duman ama panik içinde olanların aklına “Bu şirketlerin hisseleri neden satıldı?” sorusu geliyor mu? Bugün yüksek enflasyon ve savaşın iyice belirsizleştirdiği ekonomi nedeniyle şirketlerin bankaya gidip uygun maliyeti kredi almaları mümkün değil. Küresel gelişmelerin de etkisiyle bunun çok daha uzun süre gerçekleşmeyeceği anlaşılıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e1bef9d294c-1776402169.png" alt="" width="463" height="376" />Şirket ne yapsın? Gidip bankaya yüksek maliyetli kredi alsa finansman maliyetleri patlayacak. Bu durumda da dev yatırımlarını finanse etmek için bankalardan yüksek faizli kredi kullanmak yerine akla ve mantığa en uygununu yapıp kurumsal yatırımcılara blok hisse satışı yapıyorlar. Blok hisse yani yüksek miktarda hisse satınca da fiyat doğal olarak iskontolu oluyor. Ama hesaba kitaba oturduğunuzda bunun şirket için yüksek faizli krediden daha az maliyetli olduğu ortaya çıkıyor. Yani amaç küçük yatırımcıların zannettiği gibi patronların bu yolla şirketten kaçmasını değil, yatırımların uygun maliyetle finans edilmesini sağlamak.</p>
<p>Küçük yatırımcıların bu haberlerle hop oturup hop kalkmak yerine blok satışlardan gelen kaynağın nasıl kullanıldığına bakmaları daha iyi olur. X’te paylaşım yapan Mad Men adlı finans yöneticisi işin özünü çok iyi özetlemiş:</p>
<p>“Eğer bir şirketin yatırımları devam ediyorsa, kasasına giren nakit büyümeyi destekliyorsa ve satışlar "kurumsal yatırımcıya" yapılıyorsa bu durum olağandır. Temel analizde bir sorun yoksa, kısa vadeli gürültülere ve TİP dönüşümlerine takılmamak gerekir. Şirketin fiyatına değil, yatırımlarına ve vizyonuna odaklanın.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kredi-almak-istemeyen-sirket-hissesini-satiyor-77280</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kredi almak istemeyen şirket hissesini satıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/petrolun-yeni-arz-ussu-latin-amerika-77278</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petrolün yeni arz üssü Latin Amerika</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69e1bd108fbfa-1776401680.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Ortadoğu’daki savaşın yarattığı arz baskısı, küresel petrol ticaretinin yönünü hızla değiştiriyor. Hürmüz Boğazı’nda yaşanan aksaklıklar ve ABD ablukasının etkisiyle günlük yaklaşık 13 milyon varillik akışın sekteye uğraması, piyasada yeni tedarik arayışını hızlandırdı. Bu tablo, Latin Amerika’yı yalnızca alternatif değil, giderek stratejik bir enerji merkezi haline getiriyor. Uzmanlara göre yaşananlar geçici bir krizden öte, küresel enerji sistemindeki kırılganlığın göstergesi. </p>
<h2>Brezilya ve Arjantin sahneye çıkıyor</h2>
<p>Enerji güvenliğinin öncelik haline gelmesiyle birlikte, yatırım akışlarının jeopolitik riskten uzak coğrafyalara yöneldiği görülüyor. Bu süreçte Latin Amerika, hem coğrafi avantajı hem de keşif potansiyeliyle öne çıkıyor. Mart ayında Brezilya’nın petrol ihracatı: günlük 2,5 milyon varil olurken, bunun 1,6 milyon varili tek başına Çin’e gitti. Arjantin’de Vaca Muerta kaynaklı üretimin yol sonunda 1 milyon verile çıkması planlanıyor.</p>
<p>Rice Üniversitesi Baker Kamu Politikaları Enstitüsü’nde enerji ve jeopolitik uzmanı olan Tony Payan’a göre, Brezilya’nın derin deniz rezervleri, Arjantin’in Vaca Muerta kaya petrolü oluşumu ve Surinam’daki yeni fırsatların, bölgeyi kısa vadede artan küresel talebi karşılayacak konuma getiriyor. Yetkili, Bolivya’nın doğal gaz kaynakları ve Kolombiya’nın petrol ve gaz arama ve üretim potansiyelinin de daha az ölçüde olsa da yatırımcıların ilgisini yeniden çekebileceğini belirtiliyor.</p>
<p>Uzmanlar, Venezuela’nın yeniden küresel pazara dönmesinin ise orta vadede “oyun değiştirici” olabileceğine dikkat çekiyor. Ancak bunun için milyarlarca dolarlık yatırım ve yıllar sürecek altyapı dönüşümü gerekiyor.</p>
<h2>Meksika fırsatı kaçırabilir </h2>
<p>Bölgedeki yükselişe rağmen Meksika aynı hikâyenin dışında kalma riski taşıyor. Sık değişen regülasyonlar ve yatırım ortamındaki belirsizlikler, ülkenin potansiyelini sınırlayan temel faktörler olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Analistlere göre, küresel piyasa alternatif arayışındayken yatırım çekemeyen ülkeler geri planda kalacak. Bu nedenle Meksika’nın kaderi, kaynaklarını ne ölçüde üretime dönüştürebileceğine bağlı olacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ABD LNG için fiyat düşüyor</span></h2>
<p>ABD enerji piyasasında ise farklı bir dinamik öne çıkıyor. LNG fiyatları, Ortadoğu geriliminin başlamasından bu yana en düşük seviyelere gerilerken, talepteki zayıflama ve alıcıların temkinli duruşu fiyatları aşağı çekiyor.</p>
<p>Platts Körfez Kıyısı LNG göstergesi 12,76 dolar/MMBtu seviyesine kadar gerilerken, Asya ve Avrupa teslimat fiyatlarında da benzer düşüşler görüldü. Özellikle Avrupa’da fiyatların yeniden gazlaştırma maliyetlerini karşılamaması, spot LNG talebini sınırlıyor.</p>
<p><strong>Petrol ihracatı artıyor </strong></p>
<p>Buna karşın ABD, petrol tarafında güçlü bir ihracat performansı sergiliyor. Ham petrol ihracatı 5,23 milyon varil/güne, toplam petrol ve ürün ihracatı ise 12,74 milyon varil/günle rekor seviyeye ulaştı. Bu tablo, küresel alıcıların Ortadoğu dışındaki kaynaklara yöneldiğini açıkça ortaya koyuyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/petrolun-yeni-arz-ussu-latin-amerika-77278</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/8/1280x720/petrol-enerji-guney-amerika-1776401977.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hürmüz’de aksayan günlük 13 milyon varillik akış ve küresel arzın yüzde 20’sini taşıyan dar boğaz, piyasayı Latin Amerika’ya yöneltti. Brezilya ve Arjantin öne çıkarken, ABD ihracatı 12,74 milyon varil/günle rekor kırdı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fiyat-etiketlerinin-kalici-golgesi-77277</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fiyat etiketlerinin kalıcı gölgesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Görüşmelerde somut bir ilerleme olmamasına rağmen, finansal piyasalar şaşırtıcı bir iyimserlikle hareket ediyorlar. Öyle ki ABD’de S&amp;P 500 endeksi dün rekor tazeledi. Öte yandan, Hürmüz Boğazı’ndaki fiili kapalılık sekizinci haftasına giriyor. Brent petrolün gösterge fiyatı 95 dolar civarında dalgalanıyor. Diğer taraftan Orta Doğu’da fiziki petrol, Brent fiyatının 40-50 dolar üzerinde el değiştiriyor. Aradaki bu uçurum, arz tarafındaki stresin derinliğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Ekonomiler, hayatın her alanına sirayet eden maliyet artışlarına uyum sağlamaya çalışıyor. Ürün fiyatları bir kez yükseldiğinde, nadiren eski seviyelerine döner. Enerji fiyatlarındaki sert hareketler önümüzdeki dönemde yavaşlayabilir. Ancak bu durumun üretim zincirleri ve son tüketici üzerindeki etkisi kalıcıdır. Bu iklimde oluşan yüksek fiyatlar, hanehalkı ve işletmeler açısından artık hayatın bir parçası hâline geliyor.</p>
<p>Türkiye bir direnç ekonomisi kurmak zorundadır. Bulunduğumuz coğrafya, dört yıl gibi kısa bir zaman diliminde ikinci büyük savaşın ağır sarsıntılarını yaşıyor. Rusya-Ukrayna savaşının nereye evrileceği belirsizdir. Tedarik hatları büyük riskler barındırıyor. Bu kırılganlık, ham madde ve enerji ürünü stoklamayı bir mecburiyet kılıyor. Ülkenin stratejik rezervlerinin güçlendirilmesi hayatidir.  Kısıtlı kaynaklar, yerli üretimi ve ithal ikamesini pekiştiren kritik alanlara aktarılmalıdır. Bu fırtınalı kuşakta ayakta kalmanın yolu hazırlıklı olmaktan geçiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fiyat-etiketlerinin-kalici-golgesi-77277</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fiyat etiketlerinin kalıcı gölgesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/otomatik-bes-sisteminde-isveren-yukumluluklerine-dikkat-77276</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otomatik BES sisteminde işveren yükümlülüklerine dikkat!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) Türkiye’de hem tasarrufların arttırılması hem de nüfusun giderek yaşlanması ile doğabilecek problemlere karşı önlem olarak uygulamaya konulmuştur. Gönüllülük esasına dayalı BES’in yanı sıra, 25 Ağustos 2016 tarihinde kanunlaşan ve 1 Ocak 2017 itibarıyla yürürlüğe giren Otomatik Katılım uygulamasıyla sistemin yaygınlaşması için önemli bir adım atılmıştır.</p>
<p>4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu’nun 1 Ocak 2017 tarihinde yürürlüğe giren otomatik katılıma ilişkin Ek-2’nci madde hükümleri uyarınca, işverenler çalışanlarını Otomatik Katılım Sistemi’ne (OKS) dâhil etmekle yükümlü tutulmuştur.</p>
<p><strong>OKS kapsamına giren kişiler </strong></p>
<p>OKS, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ya da 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 28 inci maddesi kapsamında mavi kart sahibi olan, 45 yaşını doldurmamış, kamuda veya özel sektörde bir işverene bağlı olarak ücretli çalışanları (5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 4a ve 4c maddeleri kapsamındaki çalışanlar ile 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun geçici 20’nci maddesi kapsamında kurulmuş olan sandıkların iştirakçisi olan çalışanları) kapsamaktadır.</p>
<p>4857 sayılı İş Kanunu, 5510 sayılı Kanun ve ilgili diğer kanunlar uyarınca çalışan sıfatını haiz olmak kaydıyla, 18 yaşını doldurmamış çalışanlar da OKS emeklilik planına dahil edilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Diğer taraftan, 2022 yılı Ocak ayında yapılan yasal değişiklikle 45 yaşını doldurmuş çalışanlara da, <strong>talep etmeleri halinde</strong> OKS planlarına dahil olma imkânı verilmiştir.</p>
<p>Yabancı uyruklu çalışanlar OKS’ye dâhil edilmemekte, buna karşın, Türk vatandaşı olmayıp mavi kartı olan çalışanların ise OKS’ye dâhil edilmesi gerekmektedir.</p>
<p><strong>OKS katkı payı tutarının hesaplanması </strong></p>
<p>Çalışan katkı payı; çalışanın 5510 sayılı Kanunun 80 inci maddesi çerçevesinde belirlenen prime esas kazancının (kamu çalışanları için emeklilik keseneğine esas aylığının) <strong>%3’üne</strong> karşılık gelen tutardır. 506 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesi kapsamında kurulmuş olan sandıkların iştirakçisi olan çalışanlar içinse bu çalışanların bağlı bulunduğu sandığa, katılım payı, kesenek veya diğer adlar altında ödediği tutarların hesaplanmasına esas kazancının %3’üne karşılık gelen tutardır.</p>
<p>Ancak, çalışan, otomatik katılıma ilişkin emeklilik sözleşmesinde belirlenen tutardan daha yüksek bir tutarda kesinti yapılmasını işverenden talep edebilmektedir.</p>
<p><strong>Katkı paylarının emeklilik şirketine aktarımı</strong></p>
<p>Hesaplanan OKS katkı payı tutarlarının, <strong>en geç çalışanın ücretinin ödeme gününü takip eden iş günü</strong>, 4632 sayılı Kanun hükümleri uyarınca işveren tarafından emeklilik şirketine aktarılması gerekmektedir.</p>
<p>İşverenin, çalışan için aynı dönem içinde ücret dışında farklı tarihlerde birden fazla ödeme (ikramiye, bonus, maaş farkı, prim vb.) yapması halinde ise her bir ödemeye karşılık gelen katkı payı tutarlarının en geç müteakip ücret ödeme gününü takip eden iş gününe kadar emeklilik şirketine aktarması gerekmektedir.</p>
<p><strong>OKS’de işverenlerin yükümlülük başlangıç tarihleri</strong></p>
<p> Özel sektörde istihdam edilen çalışanların sisteme otomatik olarak dâhil edilmesinde aşağıdaki kademeli geçiş takvimi öngörülmüştür.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e1c6704097a-1776404080.png" alt="" width="413" height="336" />İşverenler, OKS’ye dâhil olduktan sonraki bir tarihte çalışan sayısının azalması durumunda sistemde kalmaya devam etmektedirler.</p>
<p>1 Ocak 2019 tarihinden itibaren ise çalışan sayısı 5 ve üzerinde olan tüm işyerleri sisteme otomatik olarak dâhil edilmektedir.</p>
<p><strong>OKS’de işveren yükümlülükleri</strong></p>
<p>İşverenlerin OKS sisteminde temel olarak aşağıdaki şekilde yükümlülükleri bulunmaktadır.</p>
<p><strong>- Emeklilik şirketinin seçimi</strong></p>
<p><strong>- OKS işlemleri için yetkili belirleme</strong></p>
<p><strong>- Fonların Seçimi</strong></p>
<p><strong>- Kapsama giren çalışanların sisteme dahil edilmesi</strong></p>
<p><strong>- OKS kesintisinin tam ve doğru yapılması</strong></p>
<p><strong>- OKS kesinti tutarının süresinde emeklilik şirketine aktarılması</strong></p>
<p>OKS kapsamına giren işverenler, öncelikle çalışanları adına en az bir emeklilik şirketi ile sözleşme yapmakla yükümlüdür. Bununla birlikte, birden fazla emeklilik şirketi ile de sözleşme yapılması mümkündür.</p>
<p>İşverenler, OKS kapsamındaki işlemleri gerçekleştirmek üzere yetkili birimini ve yetkili kişileri belirlemesi gerekmektedir. Söz konusu yetkili kişi ya da birim, işverenin OKS kapsamındaki yükümlülüklerinin yerine getirilmesi ve çalışanların emeklilik hesaplarına ilişkin taleplerinin ilgili emeklilik şirketine iletilmesinden sorumlu olacaktır. </p>
<p>İşveren olarak, sisteme giriş esnasında çalışanlardan faizli ve faizsiz fon tercihlerini almaları, tercihte bulunmayan çalışanlar için ise söz konusu tercihi işveren tarafından yapmaları gerekmektedir.</p>
<p>Yine, OKS katkı paylarının çalışanların ücretlerinden doğru şekilde kesilip, emeklilik şirketine zamanında ve eksiksiz aktarılması gerekmektedir.</p>
<p>Söz konusu verilerin emeklilik şirketine hatalı olarak gönderilmesi durumunda, çalışanların birikimlerinde oluşacak kayıptan işveren sorumlu tutulmaktadır. Aynı şekilde, katkı paylarını emeklilik şirketine eksik ya da geç aktarılması veya aktarılmaması durumunda da, çalışanların birikiminde oluşan parasal kaybı ve her türlü masrafı karşılamak ve gerekli düzeltmeleri yapmak da işverenin sorumluluğundadır.</p>
<p>Ayrıca, işverenin OKS kapsamındaki kesinleşmiş borçları Emeklilik Gözetim Merkezi (EGM) tarafından 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu ve ilgili diğer mevzuat hükümlerine göre tahsil edilerek emeklilik şirketine aktarılmaktadır.</p>
<p><strong>OKS yükümlülüklerine ilişkin yaptırım</strong></p>
<p>4632 sayılı Kanunun “Çalışanların otomatik olarak bir emeklilik planına dâhil edilmesi” başlıklı Ek-2’nci maddesi uyarınca işverenlerin OKS kapsamındaki yükümlülükleri bakımından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından denetlenmekte, yükümlülüklere aykırılık durumunda da her bir çalışan ve her ay için idari para cezası <strong>(2026 yılında 1617 TL)</strong> uygulanmaktadır.</p>
<p>Emeklilik şirketleri, OKS kapsamında sözleşme akdettikleri işverenlere ilişkin verileri düzenli olarak EGM’ye iletmekte, EGM tarafından da SGK verileri baz alınarak işverenlerin, sözleşme akdetme, çalışanlarını giriş takvimine uygun şekilde sisteme dâhil etme,  katkı payının asgari orana uygunluğu, katkı payının emeklilik şirketine süresinde aktarılıp aktarılmadığı gibi hususlar yönünden kontrol edilmekte ve yükümlülüklerini yerine getirmeyen işverenler Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na raporlanmaktadır. Ayrıca ihbar ve şikâyet üzerine İş Müfettişlerince işverenlerin OKS kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirip getirmedikleri incelenmekte ve yükümlülüklere aykırılık durumunda da  idari para cezası uygulanmaktadır.</p>
<p>Dolayısıyla, işverenlerin gerek idari para cezası gerekse çalışanların birikimlerinde oluşacak parasal kayıp ve masraflardan sorumlu olması gibi yaptırımlarla karşılaşmamak için OKS ile ilgili yükümlülüklerini süresinde yerine getirmeye dikkat etmeleri gerekmektedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/otomatik-bes-sisteminde-isveren-yukumluluklerine-dikkat-77276</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Otomatik BES sisteminde işveren yükümlülüklerine dikkat! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dis-politikamiz-sandiginizdan-basarili-77275</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dış politikamız sandığınızdan başarılı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Küçük devletlerin aksine, Türkiye gibi devletlerin doyurmaları gereken halkları ve idare etmeleri gereken iç çatışmaları var. Buna mukabil nüfuslarıyla orantılı askeri güçleri ve nüfuz alanları da var. Ancak tek başlarına pazarlık güçleri zayıf.</strong></p>
<p>Dış politikamıza dair en büyük tartışmanın büyükelçilerimizin fotoğraf veya video çektikleri kıyafetlerine ilişkin olması, ülkemizin içinde bulunduğu durumun vesikasıdır! Oysa dış politika demek, şirketinizin hangi ülkeye ihracat yapabileceği, hangi ülkeye yatırım yapabileceği demek. Dış politika, nereden finansman bulabileceğinizin anahtarı. Dış politika, hızla parçalara ayrılan dünyada ekonomik hinterlandınızın nasıl şekilleneceğinin de belirleyicisi.</p>
<p>Bu hafta bazı toplantılar için Brüksel ve Riyad’daydım. Türkiye’nin dış politikası yurt dışından bizim içeride gördüğümüzden çok daha iyi görünüyor. Neden mi? Birincisi, her ülkenin entelektüel vatandaşı, tabiatı gereği kendi ülkesine daha eleştirel yaklaşır. İkincisi, Türkiye’de siyasi kutuplaşma ülkemizin dünyadaki pozisyonuna dair görüşlerimizi şekillendiriyor. Üçüncüsü, içe dönük bir toplum olduğumuz için başka ülkelerin içinde bulunduğu durumu ve tartıştığı meseleleri iyi göremiyor, kendi sorunlarımızın daha önemli ve çetrefilli olduğunu zannediyoruz.</p>
<p>Ülkeler arasında iki seviyede ayrışma var: Birincisi, büyüklüklerine göre. Küçük ülkeler dijital çağa büyük bir avantajla girdi. Küçük oldukları için toplumlarında ayrışma daha az, bürokrasinin adaptasyonu daha kolay, dolayısıyla değişime çeviklikle uyum sağlayabiliyorlar. Hele <a href="https://www.ekonomim.com/kose-yazisi/dubainin-sonu-geldi-mi/879957" target="_blank" rel="noopener">BAE ve Singapur</a> gibi varlıklarını ilişki ağları üzerine kurdularsa küresel diplomasi ve ekonomideki yerleri sıkletlerinin üzerine çıkıyor.</p>
<p><strong>ABD Trump ile tekrar </strong><strong>1942 öncesi haline döndü</strong></p>
<p>Diğer yanda iki büyük güç ABD ve Çin var. Çin 1400’lerin başında Afrika’ya gidip zürafalarla dönen donanmasının Çin’den çıkmasını yasaklayan İmparator Hongxi’den beri başka ülkelerin işlerine karışmıyor. Çin’in ana politikası “Siz bana karışmayın, ben de size karışmayayım.” ABD de -neden çıktığını henüz kimsenin anlamadığı İran savaşını saymazsak- Trump ile tekrar 1942 öncesi haline döndü. Dünyanın düzenini korumak için ne para ne de insan kaynağı harcamak istiyor. Böylece kurallara dayalı dünya düzeninin sonuna geldik. Avrupa Birliği’nin bu boşluğu doldurması beklenirdi ama şu an Brüksel’de tarihte görülmüş en vasıfsız Komisyon hüküm sürdüğü ve AB kendi içinde göçmenler, üyeler arasında farklılaşan menfaatler gibi sorunlarla mücadele etmek zorunda kaldığı için AB’nin böyle bir stratejik adım atması mümkün değil. Baksanıza, yanı başında hâlâ üretim yapma kabiliyetine sahip tek dinamik ülke olan Türkiye’yi <a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/made-in-europe-bir-virgulle-disarida-kalabiliriz-76165" target="_blank" rel="noopener">“Made in Europe” programının</a> dışında tutmak için bile ellerinden geleni yapıyorlar.</p>
<p><strong>Belki de en fırsat </strong><strong>dolu noktadayız</strong></p>
<p>Yeni dünya düzensizliğinde, bir yanda küçük-çevik devletler, bir yanda büyük güçler, arada da Türkiye gibi orta sıkletli devletler kalıyor. Aslında belki de en fırsat dolu noktadayız. Bu gruba “orta ölçekli güçler” (<em>middle powers</em>) deniyor. Kanada Başbakanı Mark Carney’nin Ocak ayındaki Davos konuşmasını dinlerseniz ya da Finlandiya Cumhurbaşkanı Alex Stubb’ın Foreign Affairs’daki “<em>The West’s Last Chance</em>” (<em>Batı’nın Son Şansı</em>) başlıklı yazısını okursanız, bu kavrama kafa yoran dünya birçok dünya lideri olduğunu görebilirsiniz.</p>
<p>Ben bu ülkelere “orta ölçekli güçler” değil de “hakiki devletler” demeyi seviyorum. Küçük devletlerin aksine, Türkiye gibi devletlerin doyurmaları gereken halkları ve idare etmeleri gereken iç çatışmaları var. Buna mukabil nüfuslarıyla orantılı askeri güçleri ve nüfuz alanları da var. Ancak tek başlarına pazarlık güçleri zayıf. Söz gelimi, hep söylediğim gibi, Türkiye dünya nüfusunun da dünya ekonomisinin de aşağı yukarı %1’ini oluşturuyor. O yüzden büyük şirketlerle yahut diğer devletlerle pazarlık ederken ittifak kurmak kaçınılmaz.</p>
<p>Son dönemde şekillenen Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan ve Mısır yakınlaşmasına da böyle bakmak lazım. Bu tarz ilişkiler/ittifaklar genelde ya bir ortak düşmana ya da bir ortak güvenlik sorununa karşı oluşuyor. O gündem ortadan kalkınca da zayıflıyor. Oysa eğer ittifak karşılıklı yatırım ve ekonomik iş birlikleri ve küresel arenada ticaret, teknoloji gibi alanlarda ortak pozisyonlarla geliştirilebilse herkes için sürekli fayda sağlar.</p>
<p>Bu dört ülkeye baktığımızda aslında hepsi de “hakiki devlet.” En az nüfusu olan Suudi Arabistan’da 35 milyon kişi yaşıyor. Türkiye dörtlünün en sofistike ve geniş sanayi üreticisi. AB ile gümrük birliğinde. Mısır uygun maliyetli üretim için cennet. Afrika ile aynı serbest ticaret alanında. Pakistan nükleer güç ve teknoloji alanında yükselen bir ülke. Suudi Arabistan zaten dünyanın enerji ve finans devlerinden. Eğer bu ekonomilerin birbirini tamamlayan niteliklere sahip olduğu göz önünde bulundurulursa, yapılacak çok iş var. En basitinden, Türk sanayiciler neden Suudi Arabistan’a teşvikli yatırımı düşünmez?</p>
<p><strong>İş dünyamız, ittifakları iyi okuyup </strong><strong> şekillenmesine katkıda bulunmalı</strong></p>
<p>Türkiye’nin avantajları, dünyanın en az yarısına kıyasla iyi işleyen bürokrasisi, en az dörtte üçüne kıyasla daha geniş ve sofistike üretim becerisi ve her ortama adapte olabilen girişimcilik kültürüne sahip olması. Başkalarına özenmek yerine kendi avantajlarımızı iyi kullanalım. Yeni dünya “düzensizliğinde” Türkiye gibi devletler tek başına değil, kurdukları çeşitli ittifaklarla ve ilişki ağları ile güçlenecek. İş dünyamız da bu ittifakları iyi okumalı ve şekillenmesine katkıda bulunmalı. Eğer Türk şirketleri üretimini Mısır’da ölçeklendirir, finansmanını Suudi Arabistan’dan bulabilir, bazı teknolojilerini Pakistan’dan getirebilir ve Avrupa’ya Türkiye üzerinden satış yapabilirse, ittifaklarımızın ekonomik anlamı olur.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dis-politikamiz-sandiginizdan-basarili-77275</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dış politikamız sandığınızdan başarılı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayilesme-rekabetcilik-ve-devletin-rolu-77274</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayileşme, rekabetçilik ve devletin rolü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İktisat, elbette veri teknik modellere dayalı sosyal bir bilimdir. Ama aynı zamanda hafızadır. Kaybettiğimiz hocalarımızın bıraktığı miras, bugün yapılan teknik çalışmaların üzerinde yükseldiği zemini oluşturuyor.</strong></p>
<p>İktisat çoğu zaman sayılarla konuşur. Ancak bazı dönemlerde asıl tartışma, verilerin ötesine geçerek ekonominin yönünü belirleyen temel sorulara odaklanır: Sanayileşme nasıl gerçekleşir? Rekabet gücü nasıl inşa edilir? Ve bu süreçte devletin rolü ne olmalıdır? Bu hafta gerçekleştirilen Üçüncü İktisat ve Toplum Kongresi, tam da bu sorular etrafında şekillenen, teknik analizlerle uzun vadeli perspektifi bir araya getiren önemli bir tartışma zemini sundu.</p>
<p>Kongre, bir yanda son derece teknik, veri setlerine ve teknik modellere dayanan çalışmalar sundu diğer yanda ise Türkiye iktisat düşüncesine yön vermiş isimlerin ardından yapılan saygı duruşu. Kongrede, yakın zamanda kaybettiğimiz çok değerli iktisatçılarımız için özel oturumlar düzenlendi: Ömer Faruk Çolak, Vedat Ulvi Aslan, Süreyya Serdengeçti, Erdal Ünsal ve Hasan Ersel…</p>
<p>Bu isimlerin ortak özelliği yalnızca akademik üretimleri değil. Türkiye’de iktisat düşüncesinin kurumsallaşmasına yaptıkları katkı, yetiştirdikleri öğrenciler ve kamu politikalarına bıraktıkları iz.</p>
<p>Bir anlamda bu kongre, yalnızca yeni çalışmaların tartışıldığı bir platform değil; aynı zamanda Türkiye’de iktisadın entelektüel sürekliliğinin de yeniden hatırlandığı bir zemin sundu.</p>
<p><strong>Sanayileşme: 200 yıllık </strong><strong>hikâyeye uzun vadeli bakış</strong></p>
<p>Kongrenin açılış oturumunda, onur konuğu Şevket Pamuk’un yaptığı konuşma ise bu hafıza ile geleceği birbirine bağlayan güçlü bir çerçeve sundu.</p>
<p>Şevket Hoca’nın uzun vadeli perspektifi, bugünün tartışmalarını anlamak açısından son derece kıymetliydi. Sanayileşme çoğu zaman Batı Avrupa ve Amerika’da 19. yüzyılda başlamış bir süreç olarak anlatılır. Ancak küresel ölçekte yaygınlaşması ve hız kazanması, aslında 1950’ler sonrasına denk geliyor. Yani sanayileşme, düşündüğümüz kadar erken ve eş zamanlı bir süreç değil.</p>
<p>Türkiye açısından bakıldığında ise tablo daha da çarpıcı: Sanayide asıl sıçrama 1980’ler sonrasında gerçekleşiyor. Bu tespit, bugün sıkça yapılan “neden geri kaldık?” tartışmalarına daha soğukkanlı yaklaşmayı gerektiriyor. Zira mesele yalnızca başlangıç tarihi değil; sürecin nasıl yönetildiği.</p>
<p><strong>Başarılı ülkelerin ortak </strong><strong>noktası: Devlet desteği</strong></p>
<p>Şevket Hoca’nın altını özellikle çizdiği nokta ise son derece net: Sanayileşme sürecinde başarılı olan ülkelerin tamamında devlet, sürecin merkezinde yer alıyor. Tabi başarısız olanlarda da…</p>
<p>Bu, klasik anlamda bir “devlet mi piyasa mı?” tartışmasının ötesinde bir tespit. Daha çok, devletin nasıl bir rol üstlendiği, hangi sektörleri desteklediği ve hangi aşamada nasıl geri çekildiğiyle ilgili.</p>
<p>Türkiye’de ise devlet desteğinin yanı sıra sanayileşmenin seyrinin büyük ölçüde iç siyaset dinamiklerine bağlı olarak şekillendiğini görüyoruz…</p>
<p><strong>Türkiye’nin asıl </strong><strong>meselesi: Rekabetçilik</strong></p>
<p>Bugün geldiğimiz noktada Türk sanayisinin en kritik sorularından biri şu: Düşük ve orta-düşük katma değerli sektörlerde sıkışmış bir üretim yapısıyla küresel rekabette nasıl ayakta kalınacak?</p>
<p>- Fiyat rekabetinde zorlanan bu sektörlerin daha rekabetçi hale getirilmesi mi gerekiyor?</p>
<p>- Yoksa bu alanlardan çıkış ve daha yüksek katma değerli sektörlere geçiş mi hızlandırılmalı?</p>
<p>Her iki durumda da belirleyici olan yine kamu politikaları. Teşvik mekanizmaları, sanayi politikaları, eğitim sistemi, teknoloji yatırımları… Bunların tümü, firmaların verimlilik artışı ve dönüşüm kapasitesi üzerinde doğrudan etkili.</p>
<p><strong>Mikrodan makroya: Aynı </strong><strong>hikâyenin farklı yüzleri</strong></p>
<p>Kongrede sunulan teknik çalışmalar da aslında bu büyük resmin farklı parçalarını tamamlıyor. Benim de başkanlığını yaptığım “Firma Performansı” oturumunda, firma düzeyinde verimlilik artışları, mark-up dinamikleri, yatırımcı davranışları, karbon performansı gibi sanayi açısından kritik konuları teknik boyutta değerlendirdik...</p>
<p>Başka bir ifadeyle, makro tartışmaların zemini mikro verilerle, teknik ekonomik ve ekonometrik modellerle ele aldık.</p>
<p>Bu açıdan bakıldığında kongre, yalnızca akademik bir buluşma değil; aynı zamanda Türkiye ekonomisinin geleceğine dair çok katmanlı bir tartışma alanı sunuyor.</p>
<p><strong>Son söz: İktisat sadece </strong><strong>model değildir</strong></p>
<p>İktisat, elbette veri teknik modellere dayalı sosyal bir bilimdir. Ama aynı zamanda hafızadır. Kaybettiğimiz hocalarımızın bıraktığı miras, bugün yapılan teknik çalışmaların üzerinde yükseldiği zemini oluşturuyor.</p>
<p>Ve belki de bu yüzden, bu kongreden geriye kalan en önemli mesaj şu: Türkiye’nin ekonomik geleceğini anlamak için hem veriye hem de hafızaya aynı anda bakmak gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayilesme-rekabetcilik-ve-devletin-rolu-77274</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/1/1280x720/sanayi-fabrika-1772706619.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayileşme, rekabetçilik ve devletin rolü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/orbanin-16-yillik-iktidarini-yikan-ekonomik-nedenler-neler-77273</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Orban’ın 16 yıllık iktidarını yıkan ekonomik nedenler neler?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Uygulanan kötü ekonomik programın en önemli çıktısı ‘Yüksek Enflasyon’ oldu Macaristan’da. Macaristan, 2020’den bu yana AB ülkeleri arasında en yüksek kümülatif enflasyonu yaşamış bir ülke. Genel olarak, fiyatlar bu dönemde yüzde 57 oranında arttı.</strong></p>
<p>Tisza Partisi (Saygı ve Özgürlük Partisi) lideri Péter Magyar, 12 Nisan 2026’da yapılan Macaristan parlamento seçimlerinden büyük bir zaferle çıkarak, Viktor Orban’ın 16 yıllık başbakanlık dönemini sona erdirdi.</p>
<p>Siyaset bilimciler elbette Viktor Orban dönemini inceliyor ve daha da çok irdeleyip buradan farklı sonuçlar çıkaracaklar, ancak yenilmez denilen bir liderin yenilmesinin ardında 16 yıl boyunca ilmik ilmik dokuduğu o örgünün ya da belki daha doğru bir ifadeyle örgüt yapısına dönüşmüş devlet modelinin tükenişine sebep olan unsurların belki de en başında ekonomik nedenlerin geldiğini de dikkate almak lazım sanırım.</p>
<p>Viktor Orban’ın yenilgisinin arkasında büyük siyasi ve jeopolitik boyutlar taşırken, tarihi hezimetin en önemli sebeplerinden birisinin <strong>“Orbanomics”</strong> olarak adlandırılan kötü ekonomik yönetimdi.</p>
<p><strong>Macaristan Merkez Bankası’nın </strong><strong>bağımsızlığını ortadan kaldırdı</strong></p>
<p>Uygulanan kötü ekonomik programın en önemli çıktısı ‘<strong>yüksek enflasyon</strong>’ oldu Macaristan’da.</p>
<p><strong>Macaristan, 2020’den bu yana AB ülkeleri arasında en yüksek kümülatif enflasyonu yaşamış bir ülke. </strong>Genel olarak, fiyatlar bu dönemde yüzde 57 oranında arttı. Bu oran, Avrupa ülkeleri genelindeki yüzde 28’lik oranın neredeyse iki katı bir oran. <strong>Para birimi Forint’teki (HUF) değer kaybı enflasyonu artırdı ve yaşam standartlarını aşındırdı. </strong>2014 sonundan 2024 sonuna kadar Forint, ABD dolarına karşı yaklaşık yüzde 33,9 oranında değer kaybetti.</p>
<p><strong>Yıllar içerisinde Orban hükümeti Macaristan Merkez Bankası’nın bağımsızlığını istikrarlı bir şekilde ortadan kaldırdı.</strong> COVID-19 pandemisi ve ardından Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sürecinde uygulanan ekonomi politikaları yüksek enflasyonun nedenleriydi. <strong>Ancak enflasyona yönelik asıl neden, Nisan 2022 seçimleri öncesinde, muhalefet tarafından ‘oy satın alma girişimi’ olarak adlandırılan ek mali teşviklerdi. Ocak 2023’te enflasyon yüzde 25,7 ile en yüksek seviyesini gördü.</strong> Aralık 2023’e gelindiğinde enflasyon yüzde 5,5 seviyesine gerilemişti, ancak hâlâ birçok Avrupa ülkesinden yüksek seyreden enflasyonla karşı karşıyaydı Macarlar. <strong>12 Nisan 2026 seçimlerinden önce de Orban hükümeti aynı yola başvurdu, ülke GSYH’sinin yaklaşık yüzde 2,2’sine denk gelen mali yardımlar dağıtıldı, ancak bu sefer başarılı olamadı, hatta geri tepti bu uygulama.</strong></p>
<p><strong>Macaristan’da sanayi üretimi Ocak 2023’ten bu yana sadece 5 ay pozitif bölgede yer aldı.</strong> En yüksek pozitif değeri Nisan 2024’te yüzde 6,1 ile gördü Macaristan. Aralık 2023’te ise yüzde 13,1 ile en yüksek daralmayı yaşadı. <strong>Son üç yıldır üretim neredeyse durmuş durumda.</strong></p>
<p><strong>Seçim yılı olan 2026’ya girilirken Macaristan’da brüt ortalama ücretler, Ocak 2026’da bir önceki aya göre yüzde 26,3 artarak 840.600 HUF’a (Macar forinti) yükselmişti.</strong> Ücretlerdeki bu artış, Şubat 2022’den bu yana görülen en hızlı büyüme hızı oldu ve büyük ölçüde kamu sektöründeki güçlü artıştan kaynaklandı.</p>
<p><strong>Eğitim ve Ar-Ge yatırımları </strong><strong>AB ortalamasının altında kaldı</strong></p>
<p><strong>Macaristan ekonomisi, esas olarak Alman otomobillerinin montajı olmak üzere, düşük katma değerli faaliyetler etrafında şekillenmeye devam etti.</strong> Audi, BMW ve Mercedes-Benz de dahil olmak üzere birçok otomobil üreticisi Macaristan’da fabrikalar açarak yılda yaklaşık 800.000 araç üretir duruma geldiler. <strong>Otomotiv sektörü, Macaristan’ın GSYH’sinin yaklaşık yüzde 5’ini ve sanayi üretiminin dörtte birini oluşturuyor.</strong> Ancak, Alman otomotiv sektörünün düşen bir trend izlemesi ve ağır ABD gümrük vergileri, bu fabrikaların yarattıkları istihdamın, otomobil sektörüne destek diğer sektörlerin ve bunlardan elde edilen vergi gelirlerinin de yavaş yavaş sonunun gelebileceğini bize gösteriyor.  Orban Hükümeti, görev süresi boyunca katma değer yaratan üretime ulaşmakta fazla bir çaba göstermedi. <strong>Macaristan’ın verimlilik artışı kronik olarak düşük ve eğitim ile araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) yatırımları AB ortalamasının çok altında kaldı.</strong></p>
<p><strong>Macaristan şu anda AB’deki emsallerine göre daha düşük bir büyüme oranına sahip. 2023 yılında yüzde -0,9 daralma gösteren Macaristan, 2024’te yüzde 0,6 ve 2025’te yüzde 0,5 GSYH artışı gerçekleştirerek akranlarının epey arkasında kalmış gözüküyor. </strong></p>
<p><strong>Aslında kırılma noktasının 2023 yılı olduğu çok net. </strong></p>
<p><strong>Orban hükümeti yönetimindeki Macaristan’ın ‘post-komünist kalkınma modelin’in can damarı AB’nin yapısal destek fonlarıydı. </strong></p>
<p>Fakat Brüksel, 2022’de Macaristan’a karşı <strong>“şartlılık”</strong> işlemlerine başladı ve kamu alımlarıyla ilgili iddia edilen ihlallerin yanı sıra kontrol ve şeffaflık eksikliği nedeniyle ödemeleri engelleme yolunu tercih etti. Bunun üzerine Macaristan bazı fonların blokajının kaldırılmasına izin veren reformlar yaptı, ancak toplamda 19 milyar Euro dondurulmuş halde kaldı. 19 milyar Euro’nun 1 milyar Euro’luk kısmı kalıcı olarak kaybedilmiş durumda. <strong>2025 yılı sonu itibarıyla, yaklaşık 18 milyar Euro (21 milyar dolar) fon hâlâ bloke. </strong></p>
<p>Macaristan hukuk ihlalleri nedeniyle önemli miktarda AB yardımını da kaybetti. Reformların 2025 yılı sonuna kadar tamamlanması gerekiyordu. Orban hükümeti reform yapmamakta direnince, yaklaşık 1 milyar Euro kadar yardımdan da ayrıca mahrum kalmış oldu Macaristan.</p>
<p><strong>Manşet açık 2024 yılında </strong><strong>GSYH’nin %4,9’una geriledi</strong></p>
<p><strong>AB fonlarından mahrum kalınca, Orban hükümeti bu açığın telafisi amacıyla kamu maliyesinde açıklar vermeye başladı. Denk bütçe fikrinden vazgeçildi.</strong> <strong>Macaristan’ın mali durumu, kırılganlığın önemli bir kaynağı olmaya devam ediyor.</strong> Manşet açık 2024 yılında GSYH’nin yüzde 4,9’una geriledi. 2026 yılında da mali açığın GSYH’nin yaklaşık yüzde 5’i civarında olması bekleniyor. Macaristan’ın borç dinamikleri makroekonomik ve finansal koşullara daha duyarlı olmasına neden oluyor. Finansman ihtiyacı artarken, faiz giderleri de yüksek kalmaya devam ederek mali esnekliği sınırlıyor.</p>
<p>Ekonominin kötü yönetimi ve onun getirdiği fakirleşme, Macaristan’da 16 yıllık bir iktidarı yıkmaya yetti.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/orbanin-16-yillik-iktidarini-yikan-ekonomik-nedenler-neler-77273</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/3/1280x720/orban-1776401202.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orban’ın 16 yıllık iktidarını yıkan ekonomik nedenler neler? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tlnin-reel-degeri-firmalarin-iki-yuku-77272</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> TL’nin reel değeri: Firmaların iki yükü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TL’nin reel değerlenmesi arttıkça, kur üzerinde artış beklentisi oluşmasın diye reel faizler yükselir. TL değerlenmesi arttığı için, reel faiz onu dengelemek için artıyor. Bu faiz yükü de büyük ölçüde firmalar kesimi tarafından ödeniyor tabii.</strong></p>
<p>- Yurtiçi kredi kartlarının yurtdışında yaptığı harcamalar, yurtdışı kredi kartlarının yurtiçinde yaptığı harcamaları ilk defa geçti.</p>
<p>- Lojistik sektöründe yeni kazanç kapısı yurt dışına fabrika taşımak.</p>
<p>- Sadece Ocak ayında tekstil sektöründe 835 şirket kapanırken, istihdam kaybı 11.905’i buldu.</p>
<p>- Reel sektörün döviz pozisyon açığı son 7,5 yılın zirvesinde.</p>
<p>Yukarıda sıraladığımız haberlerin ortak noktası nedir? Görünüşte birbiriyle ilgisiz gibi görünen bu haberlerin hepsi Türk Lirası’nın döviz kurlarına karşı değer kazandığını söylüyor. Ayrıca bu değer kazanımının firmalar kesiminde davranış değişikliklerine yol açacak bir boyuta geldiğini de söylüyor. TL’nin reel değerindeki artış firmalar kesimine, yani üretime iki önemli yük bindirir. Gelin bu iki yüke yakından bakalım.</p>
<p><strong>Firmaların ilk yükü rekabet gücü kaybıdır:</strong> Rekabet gücünü aşındıran mekanizma yaklaşık olarak şöyle çalışıyor: TL değerlendiği için yurtiçi TL maliyetler artıyor. En önemli TL maliyeti olan işçi ücretleri giderek daha pahalı hale geliyor. Bu nedenle özellikle emek yoğun sektörlerdeki şirketler yurtdışına gidiyor veya kapanıyor. İstihdamın pahalı hale gelmesi rekabet gücünü düşürerek, ekonomik faaliyeti her aşamada olumsuz etkiliyor. Türkiye pahalı hale geldiği için ithalat kolaylaşıyor. Buna bir örnek Türklerin yurtdışında yaptığı kredi kartı harcamalarının (yani bir çeşit ithalat) yabancıların Türkiye’de yaptığı kredi kartı harcamalarını (yani bir çeşit ihracat) geçmesi.  </p>
<p><strong>Reel kur hesabıyla TL’nin düzeyini </strong><strong>hesaplamak anlamlı değil</strong></p>
<p>Bu mekanizmada en önemli etken söylediğimiz gibi TL’nin reel değeridir. Peki TL’nin reel değerini nasıl hesaplayacağız? Reel kur hesabıyla mı? Geçen hafta TL’nin reel değerini hesaplarken reel kur endeksine neden güvenilmemesi gerektiği ile ilgili bir değerlendirme yapmıştık. Göz atmak isteyenler için bağlantısı aşağıdadır.</p>
<p>Yazıda da belirtildiği gibi, reel kur hesabıyla TL’nin <strong><em>düzeyini</em></strong> hesaplamak pek anlamlı değil. Düzey belirlemeye hiç kalkışmayalım. Dolar şu kadar TL olmalı demeyelim. Buna karşın TL’nin enflasyon ve kur karşısındaki <strong><em>değişimi</em></strong> bize biraz daha iyi fikir verebilir ve TL’nin reel değerinin yükselmesi nedeniyle firmalar kesiminin üstlenmek zorunda kaldığı ikinci yükü net bir şekilde gösterebilir.   </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e1ba82d212c-1776401026.png" alt="" width="484" height="378" /><strong>Firmaların ikinci yükü yüksek reel faizdir:</strong> Firmalar kesimine binen ikinci yük olan reel faizin mekanizmasını anlamak için grafiği incelememiz gerekiyor. Grafik ekonomideki üç temel fiyat setinin (faiz, kur ve mal fiyatları) değişimlerini kıyaslıyor. Haziran 2023’te her üç fiyat setini 100 kabul edip, Mart 2026’ya kadar değişimleri endekslediğimizde grafikteki serilere ulaşıyoruz.</p>
<p><strong>TL girdi kullanmak giderek </strong><strong>daha zor hale geliyor</strong></p>
<p>Grafikte önce TÜFE ile doların değişimlerine bakalım. Yani en alttaki iki seriye. Bu iki değişken arasındaki açıklık giderek büyüyor. Yani Türkiye’de üretilen mal ve hizmetler dolar bazında giderek daha pahalı hale geliyor. TL girdi kullanmak giderek daha zor hale geliyor. Bu durum yukarıda söylediğimiz ve firmalar kesiminin rekabet gücü kaybetmesine neden olan ilk mekanizmanın temeli. Dikkat lütfen: İki seri bir noktada paralel hale gelmemiş. İki seri arasındaki açıklık giderek artıyor. Yani TL’nin değer kazanma süreci devam ediyor.</p>
<p>Şimdi faiz ve TÜFE serilerine bakalım. Yani üstteki iki seriye. Bu ikisinin arasındaki açıklık reel faizi gösteriyor. Bu açıklık da büyüyor. Yani reel faiz giderek artıyor. Burada durup derin derin düşünmemiz gerekiyor. Reel faiz neden artıyor? Neden belli bir seviyede sabit kalmıyor? Eğer enflasyonla ilgili kısmi de olsa bir başarı elde ettiysek, reel faizin gerilemesini bekleriz. Gerilemese bile en azından reel faizin sabit bir düzeye oturmasını ve öyle devam etmesini bekleyebiliriz. Yani faiz ve TÜFE serilerinin paralel hale gelmesini bekleriz ama öyle olmuyor. Reel faiz giderek artıyor, neden?</p>
<p>Yanıt TL’nin reel değerlenmesidir. Bu değerlenme arttıkça, kur üzerinde artış beklentisi oluşmasın diye reel faizler yükselir. TL değerlenmesi arttığı için, reel faiz onu dengelemek için artıyor. Bu faiz yükü de büyük ölçüde firmalar kesimi tarafından ödeniyor tabii.</p>
<p>Son olarak şunu söylemek gerekiyor. Firmalar kesimine binen yüklerden bahsettik ama göreli fiyatlardaki sapma, finansal davranışlarda bozulmaya yol açarak, ekonominin diğer kesimlerine de farklı yükler bindiriyor.</p>
<p><a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tlnin-degeri-reel-kur-hesabina-neden-guvenmemelisiniz-76718">https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tlnin-degeri-reel-kur-hesabina-neden-guvenmemelisiniz-76718</a></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tlnin-reel-degeri-firmalarin-iki-yuku-77272</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TL’nin reel değeri: Firmaların iki yükü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/savas-dahi-mucbir-sebep-degilse-77271</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savaş dahi mücbir sebep değilse…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Rasyonele dönelim dedik, yola çıktık ama 4 yıldır etkilerinden kurtulamadık. Üstelik enflasyon hedefi de tutturulamadı. O halde önceliğimizi üretimi artırmaya doğru yönlendirelim.</strong></p>
<p><strong>Leadworld Ekonomi Forumu</strong>’ndayız. Kürsüde; asansör konuşmalarında <strong>Vahap Munyar</strong>, İş Bankası Genel Müdürü <strong>Hakan Aran</strong>’ı konuk ediyor. Savaşla şekillenen konjonktürde <strong>mücbir sebepten</strong> söz ediyor; “<em>OVP’den çıkmamız, yeni OVP’ye geçmemiz dışında nefes alacak, umutlanacak yer yok</em>.”</p>
<p>Bu tespitin gerekçesini, tüm detaylarıyla <strong>Merve Yiğitcan</strong>’ın haberinden okuyabilirsiniz. Benim aynen <strong>katıldığım görüş</strong> de bu… Bizi rasyonele döndürmek için üretilen ve <strong>4 yıldan beri</strong> uygulanan <strong>Orta Vadeli Program</strong>, enflasyonu çözemediği gibi kendisinden <strong>beklenen faydaları</strong> sağlamayı başaramadı.</p>
<p><strong>ÇÖZEMİYORSAN YA VAZGEÇ YA DA DEĞİŞTİR</strong></p>
<p><strong>Ekonomiyi yanlış yerden soğutmaya başlaması</strong> da üretim alanında yeni sıkıntıları getirdi. Faydadan vazgeçtim <strong>sanayisizleşme sürecini </strong>tetikledi, <strong>tarımı</strong> geriletti, bazı kesimlere <strong>kaynak aktarma</strong> dışında, makroekonomik verilerde iyileşme sağlasa da adeta <strong>dağ fare doğurdu</strong>, katlandığımıza değmedi.</p>
<p>O halde <strong>Hakan Aran</strong>’ın altını çizdiği “<strong>enflasyonla mücadele programına ara vermeliyiz</strong>” önerisini hükümetin ciddiye alması, <strong>akla yakın</strong> görünüyor. Zira <strong>savaşın</strong> daha da <strong>bozduğu</strong> üretim yapısı, <strong>enflasyonla mücadelede faz değişikliğini</strong> zorunlu kılıyor. <strong>Çözemiyorsan, ya vazgeç ya da değiştir</strong>.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Enflasyonla mücadeleye dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Neden çözemiyoruz?</em></strong></p>
<p>Çünkü bizdeki enflasyon, <strong>kamu kaynaklı</strong>… Bütçe açığının başat aktör olduğu süreçler var. <strong>Doludizgin</strong> <strong>harcama</strong> sürerken <strong>kamuflasyon</strong> dozu artıyor, TÜİK de <strong>kamufle</strong> ediyor. Çözemiyor ama gizliyoruz.</p>
<p><strong><em>Programdan çıkılsa?</em></strong></p>
<p>Zaten <strong>seçim ekonomisinin</strong> devreye alınacağı bu yılsonunda <strong>OVP fiilen son bulacak</strong>, sıkı para politikası gevşeyecek, <strong>enflasyon değirmenine</strong> oluk oluk para akacak. Enflasyonla mücadele <strong>yalan</strong> olacak.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>ÜRETİMİ ARTIRMAYA, SANAYİSİZLEŞTİREN ADIMLARI TERK ETMEYE İHTİYAÇ VAR</strong></p>
<p><strong>Hakan Aran</strong>, enflasyonla mücadele programına ara verilip, <strong>sanayinin dönüşümü programına odaklanılması </strong>gerektiğini savunurken<strong>, üretimi artıracak adımları</strong> da gündeme taşıyor. Savaş ortamı mücbir sebep ve bizim önceliğimiz, başaramadığımız alanda <strong>ısrar</strong> yerine, <strong>üretime odaklanma</strong> olmalı.</p>
<p><strong>ENFLASYONLA MÜCADELE LÛGATI</strong></p>
<p><strong>Kamuflasyon</strong>: Kamunun zam yaparak enflasyonu düşüreceğine dair taşıdığı fantastik düşünce</p>
<p><strong>TÜİK kamuflajı</strong>: Endeks oyunları, sepet ağırlıklarıyla oynayıp enflasyonu kamufle etme davranışı</p>
<p><strong>OVP</strong>: Orta Vadeli Program. Defalarca güncellendi ama öngördüğü hedefler büyük ölçüde ıskalandı</p>
<p><strong>Mücbir sebep</strong>: Deprem, sel, grev, hastalık, ağır ekonomik kriz ve savaş gibi dışsal olaylar bütünü</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/savas-dahi-mucbir-sebep-degilse-77271</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/hakan-aran.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savaş dahi mücbir sebep değilse… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dogrudan-yatirima-her-zamankinden-cok-ihtiyac-duydugumuz-su-gunlerde-77270</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> “Doğrudan yatırıma her zamankinden çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde…”</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’de zaman zaman ekonomik sorunların büyük ölçüde geride kalmasını sağlayacağı varsayılan atılımlar gündeme getirilir.</p>
<p>Örnek mi; birkaç yılda bir yastık altındaki altını ekonomiye kazandırmak için yoğun(!) çalışmalar yapılır. Bu çalışmayı yapanlar da gayet iyi bilir; Türk halkı, özellikle kadınlar hem tasarruf amacıyla tuttukları, hem ziynet olarak kullandıkları altını değil verip karşılığında bir kağıt parçası almak, o altını koklatmaz bile. Ama olsun, ara ara bu konudaki niyet ortaya konulur.</p>
<p>Örnek mi; ne zaman döviz ihtiyacı kendini iyice gösterir, üretim ve ihracat akla gelir, o zaman da <strong>“Doğrudan yatırımları niye artırmıyoruz, yabancılara yeni teşvikler verelim de gelip Türkiye’de yatırım yapsınlar”</strong> şeklinde özetlenebilecek bir düşünce hakim olur. Bu düşünce gündeme gelir gelmeye de gereği pek yapılamaz. Yabancıyı Türkiye’de yatırıma ikna etmenin yolunun yalnızca ekonomik avantaj sağlamaktan geçtiği sanılır, oysa beklenen çok daha başkadır ama onları yapmak da pek işe gelmez.</p>
<h2>Yabancı gelmiyor</h2>
<p>2000 yılından bu yılın şubat sonuna kadar olan dönemin doğrudan yatırımlarına ilişkin verileri tablo ve grafikte görüyorsunuz.</p>
<p>Tartışmasız gerçek şu; net doğrudan yabancı yatırım giderek geriliyor ve bu gidişle bir süre sonra negatife dönerse hiç şaşırmamak gerek.</p>
<p>Doğrudan yatırımın net tutarını bulurken nasıl bir yöntem mi izliyorum:</p>
<p>Yurt dışı yerleşiklerin ya da yabancıların Türkiye’deki toplam doğrudan yatırımları ile yurt içi yerleşiklerin dışarıdaki yatırımları belli. Ama bu yatırımların bir kısmı gerçek anlamda doğrudan yatırım sayılmaz, hele hele bir kısmı yatırım bile sayılmaz. Örneğin gayrimenkul alımları. Toplam tutardan gayrimenkulü düşüyorum. Ayrıca yabancıların Türkiye’deki, Türkiye’deki yatırımcıların yurt dışındaki yatırımlarına sağladıkları sermaye, kredi gibi ödemeleri de düşüyorum ve geriye net yatırım tutarı kalıyor.</p>
<p>İşte tablonun son sütunu bu net yatırım tutarını gösteriyor. Bu yılın şubat ayı sonundaki yıllıklandırılmış net yatırım girişi 1,3 milyar dolar ve bu tutar son yirmi yılı aşkın dönemin en düşük düzeyine işaret ediyor.</p>
<p>İşte başlıkta o yüzden o klasik birlik-beraberlik cümlesini yabancı yatırıma uyarladım ya…</p>
<h2>Yabancı yatırımcı ne ister?</h2>
<p>Yabancıyı çekmek için yeni yeni teşvikler üzerinde kafa yoruluyor. Düşünülüyor; <strong>“Yabancı yatırımcı ne ister, ne yaparsak Türkiye’ye gelir”</strong> diye…</p>
<p>Sorunun basit bir yanıtı var…</p>
<p><strong>“Yabancı gelip burada yatırım yapacaksa tabii ki para kazanmak ister.”</strong></p>
<p>Ölçü yalnızca para kazanmak olarak görüldüğü için de ekonomik yönden teşvik edici kararlar alınmaya, düzenlemeler yapılmaya çalışılıyor.</p>
<p>Para kazanıp kazanamamak yatırımın en öngörülebilir, en ölçülebilir yönü. Zaten bu konuda olumlu veriler elde edilirse yatırım tabii ki yapılır.</p>
<p>Ama ya öngörülemeyenler? Oturup hesap kitap yapıldı, para kazanılacağı görüldü ve yatırıma girişildi, yatırım tamamlandı, işler birkaç yıl iyi gitti.</p>
<p>Sonra bir gün Türkiye’de mevzuatta hiç öngörülmeyen bir değişiklik söz konusu olursa…</p>
<p>Ya da yaşanacak bir ihtilafı gidermekte büyük zorluklar yaşanırsa…</p>
<h2>Giden geleni aşacak gibi…</h2>
<p>Türkiye’de yabancıların yaptığı net yatırım genel olarak gerileme eğilimindeyken, Türklerin yurt dışındaki yatırımları tam tersine artış eğilimi sergiliyor.</p>
<p>Yabancıların Türkiye’deki yatırımları AB’ye tam üyelik müzakerelerinin başladığı yıllarda, 2006 ile birlikte rekor kırmış ve yıllık tutar 20 milyar dolarları bulmuştu. Sonrasında genel eğilim yönünü aşağı çevirdi.</p>
<p>Türklerin yurt dışı yatırımları ise son dönemde yıllık bazda 10 milyar dolara dayandı.</p>
<p>Böyle giderse bir süre sonra net doğrudan yatırım girişi sıfıra inecek ve negatife dönecek.</p>
<h2>Gerçek doğrudan yatırım bilinmiyor</h2>
<p>Bu arada bir bakış açısıyla net yeni yatırım kavramı da gerçeği yansıtmaktan uzak kalıyor. Doğrudan yatırım girişinin bir kısmı, hatta çoğu Türkiye’de kurulu tesislerin satın alınması yoluyla gerçekleşiyor.</p>
<p>Yabancı geliyor, burada yıllardır faaliyette olan bir işletmeyi satın alıyor. Bu tür doğrudan yatırımlar ne yeni bir üretim demek, ne yeni istihdam, ne yeni vergi. Daha önce Türk sermayeli olan şirket, yabancı sermayeli olarak faaliyetine devam ediyor. Bunların içinde özelleştirme ile satılan tesisler de var.</p>
<p>Dolayısıyla gerçek doğrudan yatırım, sıfırdan üretim yapılması demek, yani iktisat diliyle söylersek<strong> “yeşil alan yatırımı”</strong> ya da başka bir ifadeyle <strong>“greenfield yatırım”</strong>…</p>
<h2>Bir de kâr transferi var</h2>
<p>Net yeni doğrudan yatırım girişi ödemeler dengesinin finansman kaleminde yer alıyor. Bir de cari işlemler dengesi altına kaydedilen net kâr transferi var. Tabii ki bu transferler iki yönlü; yabancıların Türkiye’den olan transferi ile Türklerin yurt dışında elde ettikleri kazançları Türkiye’ye transferi.</p>
<p>Bu iki kalemin neti negatif; yani Türkiye’den yurt dışına giden kâr, gelenden daha fazla. Bu tutarla net yeni yatırım giriş-çıkış farkını bir araya getirince nasıl bir tablo ortaya çıkacak, onu da bir başka yazıya bırakalım.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69e1b909b24a5-1776400649.png" alt="" width="484" height="655" /> <img src="/storage/uploads/0/0/0/69e1b913a07c2-1776400659.png" alt="" width="450" height="372" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dogrudan-yatirima-her-zamankinden-cok-ihtiyac-duydugumuz-su-gunlerde-77270</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/3/1280x720/dolar-dollar-1768292317.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “Doğrudan yatırıma her zamankinden çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde…” ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/31-yil-once-eczaneyle-yola-cikti-8-milyar-lirayi-yakalayip-tarim-ve-teknolojiye-odaklandi-77269</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> 31 yıl önce eczaneyle yola çıktı, 8 milyar lirayı yakalayıp tarım ve teknolojiye odaklandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MANAVGAT </strong>doğumlu <strong>Hatice Öz, </strong>Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesini, yine Manavgatlı eşi <strong>İbrahim Öz </strong>de Hacettepe Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra mesleklerini icra etmek üzere Ankara’dan Antalya’ya döndü. <strong>Hatice Öz, </strong>ilk eczanesini 1995 yılında Kumköy’de açtı.</p>
<p>Eczane, bugün cirosu 8 milyar lirayı bulan Lokman Group’un temellerini oluşturdu. <strong>Hatice-İbrahim Öz </strong>çifti, eczaneden edindikleri deneyimi 12 yıl sonra 2007 yılında ecza depoculuğuna taşıdı, işleri büyüttü. <strong>Öz </strong>çifti, ecza deposu alanına girdiğinde şu nokta üzerinde durdu:</p>
<ul>
<li><strong>Eczacılık mesleğinin özü, doğru ürünü güvenle ulaştırarak şifaya katkı sağlamaktır. Ecza depoculuğu sağlık sisteminin kesintisiz işlemesini sağlıyor ve sağlık sisteminin vazgeçilmez omurgaları arasında yer alıyor.</strong></li>
</ul>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69e1b847e4434-1776400455.jpg" alt="" width="700" height="478" />
<figcaption><strong>Soldan sağa: Hakkı Taha Öz, Farma ve Ledbim YK Başkanı, Lokman Group YK Başkanı Hatice Öz ve Murat Özkurt/ Elara Tarım Üretim Müdürü</strong></figcaption>
</figure>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Üyesi olan Lokman Group Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Hatice Öz, </strong>geçenlerde İstanbul’a yolu düştüğünde <strong>Mete Belovacıklı </strong>ile birlikte buluşup öyküsünü dinledik. Önce Lokman Group’un amiral gemisi konumundaki Lokman Ecza Deposu’ndan söze girdi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de </strong>“çevrim içi satış yapan ecza deposu” <strong>olarak öne çıktık. Geniş ıtriyat ürün çeşitliliğine sahibiz. 31 bini aşkın ürünü teknoloji şirketimiz </strong>“Ledbim”<strong>in geliştirdiği dijital altyapı sayesinde Türkiye genelinde 28 bin eczaneye erişme kapasitemiz var.</strong></p>
<p>Online siparişlerin tek merkezden yönetildiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Siparişten depolamaya, reyon yönetiminden sevkiyata kadar tüm süreçler otomasyon sistemiyle yönetiliyor. Bu sistem bize Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu onaylı geniş portföyle eczaneler için güvenilir tedarik altyapısı sunuyor.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Eczacılıkla başlayan yolculukta bugün ilaç, sağlık, sağlık turizmi, tarım, teknoloji ve </strong>“B2B” <strong>dijital ticaret alanlarında faaliyet gösteren çok yönlü bir yapıya dönüştük. Türkiye, İngiltere, Almanya ve KKTC’de konumlanan şirketlerimizle iş modellerimizi geliştiriyoruz.</strong></p>
<p>Lokman Group’un verilerini paylaştı:</p>
<ul>
<li><strong>2024 yılında 7 milyon dolar ihracatımız vardı. 2025’te 8 milyon dolara yükselttik. Bu yıl ihracat hedefimizi 10 milyon dolara çıkardık.</strong></li>
<li><strong>2025 yılında yüzde 50’nin üzerinde büyüdük, 8 milyar lira ciroya ulaştık. Bu yıl 11 milyar lira düzeyinde ciroya ulaşacağımızı öngörüyoruz.</strong></li>
<li><strong>Her yıl net kârımızın yaklaşık yüzde 5’ini Ar-Ge yatırımlarımıza ayırıyoruz.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Hatice Öz, </strong>2026 yılı planlarını ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Yeni nesil ecza depoculuğu modelimizi yaygınlaştırmayı, sağlık turizmindeki uzmanlığımızı derinleştirmeyi ve teknoloji odaklı hizmetlerimizi küresel ölçekte büyütmeyi amaçlıyoruz.</strong></p>
<p>Büyük oğlu <strong>Taha Öz</strong>’ün başında bulunduğu, geliştirdiği teknoloji şirketi Ledbim üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Ledbim, grubumuzun tüm dijital altyapı ve yazılım geliştirme ihtiyaçlarını karşılayan bir venture stüdyo olarak hizmet veriyor.</strong></p>
<p>Sonra <strong>“Medoper”</strong>e geçti:</p>
<p>-          <strong>Lokman Group olarak sağlık turizmi yetki belgeli ihtisas turizmi acentemiz Medoper ve Avrupa ağırlıklı diş tedavi hizmetleri veren bağlantı klinikleriyle faaliyet gösteriyoruz. Medoper ile her yıl 12 farklı ülkeden Türkiye’ye hasta getiriyoruz.</strong></p>
<p>Ortanca oğlu <strong>Ata Öz</strong>’ün yoğunlaştığı tarım tarafına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Elara Tarım markasıyla teknoloji ve sürdürülebilirlik odaklı üretim yapıyoruz. Şu anda Antalya’da 60, Afyon Sandıklı’da ise 22 bin metrekare olmak üzere 82 bin metrekarelik arazide böğürtlen, ahududu, çilek ve fren üzümü üretiyoruz. Üretim 260 tonu buluyor.</strong></p>
<p>Tarımda büyüme planları yaptıklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bu yıl tarımda üretim alanlarımızın büyüklüğünün 300 dönümü aşmasını planlıyoruz.</strong></p>
<p><strong>Hatice Öz</strong>, 1995 yılında eczaneyle temelini attığı Lokman Group’u eşi <strong>İbrahim Öz, </strong>oğulları <strong>Taha </strong>ve <strong>Ata Öz</strong>’le kol kola girip, yelpazesini ilaç ve sağlıktan teknoloji ve tarıma doğru genişletti…</p>
<p>Bu yıl 11 milyar liralık ciroya ulaşmayı hedefleyen grup, teknoloji ve tarıma daha da odaklanacak gibi görünüyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ledbim’le başladı ‘Ördek’, ‘Terapizone’ Ve ‘Wise’ı da ekledi</span></h2>
<p><strong>LOKMAN </strong>Group Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Hatice Öz, </strong>büyük oğlu <strong>Taha Öz</strong>’ün başında bulunduğu teknoloji tarafında nesnelerin interneti ile öne çıkan Ledbim’in ardından başka adımların da geldiğini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Biz teknolojiye dışarıdan bakmak yerine, onu sahadaki ihtiyaçlara göre geliştiriyoruz. Çünkü, problemi doğrudan deneyimlemiş olmak, teknoloji üretiminde en kritik farkı yaratıyor. Nitekim Ledbim, önce kendi operasyonumuzda ortaya çıkan ihtiyaçları çözmek için kuruldu.</strong></p>
<p>Ledbim’in farklı sektörlere hizmet verebilen ve ihracat yapan bir teknoloji şirketi haline geldiğini vurgulayıp şu örnekleri aktardı:</p>
<ul>
<li><strong>Ledbim: </strong>Lokman Group’un kendi teknolojisini üreten ve sistemlerini sürekli geliştiren bütünleşmiş yapısının temelini oluşturuyor.</li>
<li><strong>Pazartane: </strong>Ledbim tarafından geliştirilen çözümler arasında yer alıyor. Eczanelere özel pazaryeri entegrasyonu sağlıyor.</li>
<li><strong>Ördek: </strong>Ledbim, <strong>“B2B” </strong>araç ve eşleşme platformunu <strong>“Ördek” </strong>adıyla devreye aldı.</li>
<li><strong>Terapizone: </strong>Ledbim’in online psikolojik destek uygulaması <strong>“Terapizone” </strong>adıyla hizmet veriyor.</li>
<li><strong>Wise: </strong>Ledbim, depo yönetimi sistemi <strong>“Wise” </strong>devrede bulunuyor.</li>
<li><strong>Datasonik: </strong>Ledbim’in IoT tabanlı ısı ve nem ölçüm cihazı.</li>
<li><strong>FarmaB: </strong>Eczanelere özel pazaryeri girişimi. OTC, ıtriyat, dermokozmetik, medikal ürün kategorilerinde 10 binden fazla eczacıya ulaşıyor.</li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ortanca oğlum tarımı kendisi istedi, takım elbiseyle sera geziyor</span></h2>
<p><strong>LOKMAN </strong>Group Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Hatice Öz, </strong>tarıma 1.5 yıl önce girdiklerini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’nin tarımda ayrıştırıcı rol oynayacağını düşünüyoruz. Teknoloji ağırlıklı tarımla öne çıkmak mümkün.</strong></p>
<p>Gençlerin tarıma özendirilmesi gerektiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Ortanca oğlum Ata Öz, tarımla ilgilenmeyi kendisi istedi. Takım elbise ile sera geziyor.</strong></p>
<p>Tarımda teknolojiye ağırlık vermenin sağladığı avantajı şöyle özetledi:</p>
<p>-          <strong>Maliyetler yüzde 60 azalıyor. Verimlilik 2-3 kata kadar artabiliyor.</strong></p>
<p>Antalya tarımının çok güçlü olduğunu ama aynı zamanda risklerin yaşandığının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Yağışlarda seraların zarar görmesi, riski her defasında ortaya koyuyor. Yani, tarım sadece üretim değil, risk yönetimi ve tekonoloji meselesi.</strong></p>
<p>Kontrollü üretim, kapalı sistemler ve veri odaklı tarım uygulamalarının riskleri minimize etmek açısından kritik önem taşıdığını irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Ela Tarım’da da bu anlayışla hareket ediyoruz. Üretimi tamamen ölçülebilir, izlenebilir ve kontrol edilebilir sistemlerle yönetiyoruz. Böylece sürdürülebilir, kaliteli ve standart üretim yapabilmeyi hedefliyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sağlık turizminde hasta başına gelir 15 bin dolara kadar çıkabiliyor</span></h2>
<p><strong>LOKMAN </strong>Group Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Hatice Öz, </strong>sağlık turizminin önemi üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Sağlık turizmi, turist başına gelir açısından çok daha yüksek bir katma değer yaratıyor. Hasta başına gelir 10-15 bin dolara kadar çıkabiliyor.</strong></p>
<p>Antalya’nın sağlık altyapısı ve coğrafi konumuna dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Biz de bu alanda hem uluslararası hasta akışı hem de hizmet kalitesi tarafında güçlü bir yapı kurmaya odaklanıyoruz. Sağlık turizmini Türkiye’nin marka değerini artıran stratejik bir alan olarak görüyoruz.</strong></p>
<p>Türkiye’nin sağlık turizminde hem maliyet avantajı hem de hizmet kalitesi açısından küresel ölçekte rekabetçi konumda olduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Özellikle Avrupa pazarına yakınlık, hızlı hizmet sunumu ve güçlü sağlık altyapısı bu alandaki büyümeyi destekliyor.</strong></p>
<p>Sağlık turizminin <strong>“iyi yaşam, uzun yaşam ve yaşlı bakımını” </strong>da kapsayan çok geniş ekosistem olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bugün sadece medikal dışı bu alanın dahi dünya genelinde 50 milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaştığı görülüyor. Bu pazarın 2037 yılına kadar 253 milyar dolar seviyesine çıkması bekleniyor.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/31-yil-once-eczaneyle-yola-cikti-8-milyar-lirayi-yakalayip-tarim-ve-teknolojiye-odaklandi-77269</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/9/1280x720/5747-1776400441.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 31 yıl önce eczaneyle yola çıktı, 8 milyar lirayı yakalayıp tarım ve teknolojiye odaklandı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-77265</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> BIST100 haftayı nasıl kapatır?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="BIST100 Haftayı Nasıl Kapatır? | Ekonomi Masası | 17 Nisan" src="https://www.youtube.com/embed/Hz-kcQ2ram4" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-77265</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/7/1280x720/seref-oguz-berfin-1773294621.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ateskesle-tl-varliklar-nefes-aldi-77268</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 07:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ateşkesle TL varlıklar nefes aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısından ağır hasar alan TL varlıklar geçen hafta ateşkesin ilan edilmesiyle pozitife döndü. Merkez Bankası haftalık verilerine göre 7 haftanın ardından yabancı yatırımcı nette devlet tahvillerinde ilk kez alıcı olurken, hisse senedine ise 430.3 milyon dolar giriş gerçekleşti. Yurtiçi yerleşiklerin döviz mevduatı ise geriledi. Merkez Bankası rezervleri de yükseldi.</p>
<p>Merkez Bankası haftalık para ve banka verilerine göre yurtiçi yerleşiklerin yabancı para mevduatı parite etkisinden arındırılmış olarak 987 milyon dolar geriledi. Gerçek kişilerin yabancı para mevduatı parite etkisinden arındırılmış olarak altın mevduatı kaynaklı 25 milyon dolar artarken, tüzel kişilerin döviz mevduatı da 1 milyar 12 milyon dolar geriledi. Tüzel kişilerde yabancı para mevduatındaki gerilemenin kaynağı dolar cinsi mevduattaki düşüş oldu.</p>
<h2>Yabancı yeniden hisse ve tahvilde alımda </h2>
<p>Orta Doğu’yu karıştıran savaş boyunca devlet tahvillerinde sert satış yapan yabancı yatırımcılar ateşkes haftasında yeniden alıma döndü. Merkez Bankası haftalık menkul kıymet verilerine göre 10 Nisan haftasında yabancı yatırımcı 430.3 milyon dolarlık hisse, 712.7 milyon dolarlık da devlet tahvil alımı yaptı. Yabancı yatırımcı geçen hafta 217.8 milyon dolarlık hisse, 784.3 milyon dolarlık tahvil satışı yapmıştı. Böylece yabancı yatırımcılar 7 haftanın ardından ilk kez devlet tahvillerinde net alıcı pozisyonuna geçti. Son dört haftada yabancının toplam hareketi hisse senedi tarafında 211 milyon dolar alım, devlet tahvilleri tarafında ise 1 milyar 572 milyon dolar satış yönünde gerçekleşti.</p>
<p>Uzmanlar yabancı yatırımcıların dezenflasyona yönelik sürecin tekrardan başlamasına da bağlı olarak kademeli olarak tekrar pozisyonlarını artırmasını beklese de bölgedeki gelişmelere bağlı olarak piyasalarda dalgalanmanın yüksek seyretmesini bekliyor. Yılbaşından beri ise 10 Nisan itibariyle yabancıdan hisse senedinde 1 milyar 549 milyon dolarlık net alış, devlet tahvillerinde 1 milyar 581 milyon dolarlık net satış ve özel sektör tahvillerinde 1 milyar 374 milyon dolarlık alışlarla birlikte toplamda 1 milyar 341 milyon dolar giriş görüldü.</p>
<h2>Toplam rezervler 170.9 milyar dolara yükseldi </h2>
<p>Ateşkes kararının açıklandığı geçen hafta Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) toplam rezervleri, bir önceki haftaya göre 9 milyar 270 milyon dolar artarak 170 milyar 915 milyon dolara yükseldi. TCMB, verilerine göre, 10 Nisan itibarıyla Merkez Bankası brüt döviz rezervleri 5 milyar 650 milyon dolar artışla 64 milyar 67 milyon dolara çıktı.</p>
<p>Brüt döviz rezervleri, 3 Nisan'da 58 milyar 417 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu. Bu dönemde altın rezervleri de 3 milyar 618 milyon dolar artışla 103 milyar 229 milyon dolardan 106 milyar 847 milyon dolara yükseldi. TCMB net uluslararası rezervleri 10 Nisan itibarıyla 9.9 milyar dolar arttı ve 55 milyar 591 milyon dolar oldu. Swap hariç rezervler ise 3 Nisan haftasında 18.4 milyar dolarken 10 Nisan haftasında 32.2 milyar dolara yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ateskesle-tl-varliklar-nefes-aldi-77268</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/dolar-tl.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savaştan hasar alan TL varlıklar ateşkesle yeniden güçlendi. Merkez Bankası verilerine göre geçen hafta rezervler yükseldi, yabancı hisse ve tahvile giriş yaptı, yurtiçi yerleşiklerin yabancı para mevduatı ise geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazine-borclanmada-oncu-oldu-77267</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 07:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazine borçlanmada öncü oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı yurtdışı tahvil ihraçlarına hızlı başladığı 2026’da Orta Doğu’da her ne kadar ateşkes süreci başlasa da devam eden belirsizliğe rağmen dün dolar cinsi tahvil ihraç etti. Bu dönemde yurtdışı borçlanmaya çıkan ilk gelişen ülke olan Türkiye’nin ihracına 3 kata yakın talep geldi. 2031 vadeli ihraç 2 milyar dolarla tamamlandı yatırımcıya getirisi yüzde 6,40 seviyesinde gerçekleşti. Uzmanlar, Hazine’den bu dönemde böyle bir ihraç beklemediklerini ve sürpriz olduğunu belirtirken maliyetin oldukça uygun gerçekleştiğini vurguladı.</p>
<h2>2031 vadeli tahvil ihracı </h2>
<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı 2026 yılı dış finansman programı çerçevesinde, ABD doları cinsinden 2031 vadeli tahvil ihracı için 15 Nisan’da Bank of America, Goldman Sachs, ING Bank ve Morgan Stanley’e yetki verdi. Bakanlık açıklamasına göre söz konusu ihraç aynı gün sonuçlandı ve ihraç miktarı 2 milyar dolar olarak gerçekleşti. İhraç tutarı 22 Nisan’da Hazine hesaplarına girecek.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e1b5dbe465d-1776399835.png" alt="" width="380" height="501" /></p>
<p>Tahvilin kupon oranı yüzde 6,375, getiri oranı ise yüzde 6,400 seviyesinde gerçekleşirken ihraca yaklaşık 180 yatırımcıdan, ihraç tutarının 3 katına yakın talep geldi. Açıklamaya göre tahvilin yüzde 44’ü Birleşik Krallık ve İrlanda, yüzde 33’ü ABD, yüzde 13’ü diğer Avrupa ülkeleri, yüzde 8’i Orta Doğu ülkeleri ve yüzde 2’si diğer ülkelerdeki yatırımcılara tahsis edildi. Bu tahvil ihracıyla birlikte 2026 yılında uluslararası sermaye piyasalarından sağlanan toplam finansman tutarı yaklaşık 7.9 milyar dolarına ulaştı. 2026 yılı planlanan dış borçlanma 11 milyar dolar seviyesinde.</p>
<h2>Özel sektör de devreye girecek </h2>
<p>EKONOMİ’ye konuşan uzmanlar 14 Nisan’daki 1.5 milyar dolarlık itfanın yeniden ihracının gerçekleştirildiğini ancak Hazine’den bu savaş belirsizliği döneminde böyle bir hamle beklenmediğine işaret etti. Türkiye’nin 5 yıllık iflas risk primi CDS’i dün itibariyle 234 baz puan seviyesiyle savaş dönemindeki yüksek seyrini geride bıraktı. Uzmanlara göre şaşırtıcı olan ihraca gayet güzel bir geldi ve ihracın maliyeti de uygun gerçekleşirken piyasadaki işlemleri de olumlu devam ediyor. Hazine’nin savaş ortamında parça parça borçlanmaya devam edeceği sinyali verdiğini söyleyen uzmanlar ateşkes döneminin de oldukça uygun şekilde kullanıldığını dile getirdi. Uzmanlar, Türkiye’nin gelişmekte olan ülkelerin uluslararası piyasalarda tahvil ihracına öncülük yaptığına da dikkat çekerken Türkiye’nin ardından diğer gelişmekte olan ülkelerden de tahvil ihraç haberlerinin gelmesini beklediklerini vurguladı.</p>
<p>Bir diğer uzman ise kurumların savaş döneminde çok fazla dış kredi kullanımı gerçekleştirdiğine işaret ederek ancak hiçbir ülkenin uluslararası piyasalara tahvil ihracına çıkmadığını ifade etti. Uzman, ateşkesin ve müzakerelerin devam etmesi, savaşın belirsizliklerinin ortadan kalkmaya başlamasıyla birlikte özel sektör tarafında da tahvil ihraçlarının artacağını ve hacmin genişleyeceğini vurguladı.</p>
<h2>20.3 milyar dolarlık itfa var </h2>
<p>Hazine mart ayında TL karşılığı olarak 36 milyar liralık dış borç geri ödemesine karşı dış borçlanma gerçekleştirmemişti. Dünkü ihraç öncesi son uluslararası tahvil ihracı şubat ayındaki 2 milyar Euroluk işlemdi. Hazine'nin açıkladığı projeksiyonlara göre 2026 yılında Hazine'nin 5 trilyon üzerinde iç borç ödemesi, 20.3 milyar dolar seviyesinde de dış borç ödemesi bulunuyor. Gedik Yatırım Kıdemli Araştırma Uzmanı Burak Pırlanta'nın analizine göre kısa vadeli borç finansmanı ve altına dayalı senetlere ilişkin ödemeler nedeniyle iç borç ödemelerinin öngörülenin üzerine çıkması tahmin ediliyor. İç borçlanmanın bir kısmının ise dış borç geri ödemelerine aktarılmasının muhtemel olduğunu belirten Pırlanda, "2026 yılının tamamı için toplam iç borç servisinin 5.5–6 trilyon TL seviyelerine, faiz ödemelerinin de 2.5-2.6 trilyon TL’ye kadar çıkabileceğini öngörüyoruz. Hazine, 2026 yılı genelinde 5.3 trilyon TL’nin biraz üzerinde iç borçlanma planlarken, bu iç borç çevirme rasyosunun yüzde 106 olarak öngörüldüğünü gösteriyor. Bu oranda belli bir sapma ihtimali olabileceğini düşünmekle beraber, 2025 yılındaki yüzde 136’lık gerçekleşmeye göre önemli bir iyileşmeden bahsedebiliriz" dedi. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">En yüklü geri ödeme ekimde</span></h2>
<p>Hazine projeksiyonuna göre Nisanda 0.5 milyar doları faiz, 1.6 milyar doları ana para olmak üzere 2.1 milyar dolarlık dış borç itfası gerçekleştirilecek. Mayısta 0.6 milyar doları faiz, 0.2 milyar doları ana para 0.8 milyar dolar ödeme varken haziran ayında 0.2 milyar doları faiz, 2.7 milyar doları ana para 3.1 milyar dolarlık ilk yüklü itfa yapılacak. Temmuzda 1.1 milyar doları faiz, 0.2 milyar doları ana para, ağustosta 0.6 milyar doları faiz, 0.4 milyar doları ana para, eylülde 0.8 milyar doları faiz, 0.1 milyar doları ana para dış borç geri ödemeleri varken ekimde 0.5 milyar doları faiz, 3.1 milyar doları ana para olarak 3.6 milyar dolarlık yılın en büyük itfası gerçekleştirilecek. Kasımda 0.7 milyar dolar, aralıkta ise 0.3 milyar dolarlık itfalar yapılacak. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazine-borclanmada-oncu-oldu-77267</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/7/1280x720/dolar-dollar-1776399941.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savaşın yarattığı belirsizlik ortamında gelişmekte olan ülkeler arasında uluslararası piyasalara ilk çıkan ülke Türkiye oldu. Hazine dün 2 milyar dolarlık dış borçlanma gerçekleştirdi, 3 kata yakın talebin geldiği tahvil ihracında getiri yüzde 6,40 oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/artik-yeni-bir-ekonomi-programina-gecilmeli-77266</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 07:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Artık yeni bir ekonomi programına geçilmeli!&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>EKONOMİ Gazetesi, Kayra Medya Akademi ve Strong Medya tarafından düzenlenen LeadWorld İş ve Ekonomi Forumu’nda konuşan İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, enflasyonla mücadele programına ilişkin kritik açıklamalarda bulundu. EKONOMİ Gazetesi Genel Koordinatörü Vahap Munyar’ın sorularını yanıtlayan Aran, çok sıra dışı ve olağanüstü bir dönemden geçildiğini söylerken, bu zamana kadar süregelen küresel, siyasi ve finansal sistemin artık doğru işlemediğini belirtti. Tarafların, ülkelerin ve aktörlerin kendilerine biçilen rollerden, bugüne kadar alıp verdikleri ticaretten çok memnun olmadığına dikkat çeken Aran, “O yüzden bu süreci yeniden bir paylaşım düzeni ve herkesin yeniden farklı bir rol alma çabası diye yorumlamak lazım” dedi.</p>
<p>Bu noktada Türk iş dünyasının Türkiye'nin içinde bulunduğu koşullara odaklanması gerektiğine değinen Aran, Türkiye’nin 4’üncü yılına giren bir enflasyonla mücadele programı uyguladığını hatırlatarak, “Bu program başladığı zaman yüzde 85 olan bir enflasyonumuz vardı; Merkez Bankası’nın rezervleri -60 milyar dolara inmişti ve yüzde 8,5 TL faiz oranı vardı. Yani bu program bu şartlarda başladı. Şimdi bu programın içerisinde bugüne kadar geldiğimiz noktada yüzde 85 olan enflasyonu yüzde 30'a kadar indirebilmiş olduk ve -60 milyar dolarlarda olan Merkez Bankası'nın rezervini de şu anda 160 milyar dolarlara çıkarmış olduk” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>PROGRAMIN KAYBEDENİ REEL SEKTÖR VE BANKALAR </strong></p>
<p>“Bu program KOBİ'lere, sanayiciye, iş insanına iyi gelen bir program değil. Bu program aslında devletin kasasını tekrar doldurmaya ve ekonomide bozulan dengeleri yerine getirmeye odaklı bir program” diyen Aran, “Bu programın kaybedenleri de reel sektör ve bankalar. Ama bu kaybı niye göze alıyoruz? Enflasyon aslında bütün kötülüklerin anası ve bunun düşürülmesi konusunda da ulusal bir mutabakat olduğu için hepimiz buna katlanıyoruz. Enflasyon nedeniyle bugün işçi-işveren sorunları yaşıyoruz. Enflasyon nedeniyle bugün ev sahibi- kiracı sorunu yaşıyoruz. Enflasyon nedeniyle bugün çalışan-emekli problemi yaşıyoruz. (Katılım finansmanı sistemi) Enflasyon nedeniyle bugün ev almanın yanında bir de araba alma konusu da hayal olup ortak finansmana konu oldu. Yani Türkiye'de araba almak o kadar da uzak bir konu değildi. Şimdi katılım sistemine giriyor vatandaşlarımız ve burada ortaklaşa bir araba almaya çalışıyor. Benim ilk iş hayatına girdiğim 90'lı yıllarda araba fiyatları çok artardı. Enflasyon çok yüksekti. Biz 4-5 arkadaş bir araya gelip, kendi aramızda para biriktirip kurayla sırayla araba alırdık. O dönemleri çağrıştırıyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>KÜLTÜREL YARA SARMA DÖNEMİNE İHTİYAÇ VAR </strong></p>
<p>O günlere tekrar geri gelmemek gerektiğine işaret eden Aran, son günlerde okullarda yaşanan ve tüm ülkeyi yasa boğan olayların da yüksek enflasyonla bağlantısına dikkat çekerek, şöyle devam etti: “Dün yaşadığımız o talihsiz olay da, tüm dünyada belki görmeye zaman zaman alışık olduğumuz, ama Türkiye'de görmek şöyle olsun, duyduğumuz zaman bile bu bize olmaz dediğimiz şeylerdi. Ama işte yüksek enflasyonun aslında yarattığı yaşam dengesizlikleri ve bu sıradaki kültürel kopmalar, pek çok alandaki maalesef hızlı bozulmalar, bizim hayretler içinde izlediğimiz şeylerin bizde de yaşanır hale getirdi. O yüzden ne yapıp edip enflasyonun tek haneli seviyelere inmesi ve bozulan dengelerin tekrar sağlanması ve bu noktada da tekrar kültürel bir yara sarma dönemine ihtiyaç var.”</p>
<p><strong>KOBİ’LER EN BÜYÜK DARBEYİ VADELİ SATIŞTAN YİYECEKLER </strong></p>
<p>Bu şartlar altında KOBİ’lerin yapabileceği şeylerin sınırlı olduğunu aktaran Aran, “KOBİ’ler bu ortam içerisinde mutlaka Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın izlediği ve değiştirdiği teşvik sistemini yakından takip etmeli. ‘Kendi ürettiğim alan gözden düşen bir alan mı? Yoksa teşvik edilen bir alan mı’ konusuna bakmalı. Eğer gözden düşen bir alanda üretimdeyse günü yönetmeye, fazla gelecekle ilgili kendi işiyle ilgili plan yapmadan sadece yıl sonunu, gün sonunu, ay sonunu getirmeye odaklanmalı. Ama gelecekte devam edecek olan ve teşvik edilen bir alandaysa da bunu ikili yapmalı. Yani bir taraftan yılı yönetmeli ama öteki taraftan da kendisini o geleceği hazırlayacak olan adımları da düşünmeli, yatırımı da yapmalı” değerlendirmesinde bulundu. Firmaları borç-alacak ilişkisi konusunda da uyaran Aran, “Bu konjonktürde KOBİ’ler en büyük darbeyi vadeli mal verdiği müşterilerinden yiyecekler. Bu konjonktürde önümüzdeki 6 ayda, bir KOBİ’nin bugüne kadar vadeli olarak 3 tane veriyorsam, bir tanesinde belki sorun oluyordu diyorsa; bunun 2'ye çıkacağını düşünmesi lazım. O yüzden kendini buna göre ayarlaması lazım. İkincisi, bankadan alacağı krediyi çok yerinde ve zamanında bu ödeme aksaklığı olduğu zaman kendisini zor duruma düşürmeyecek şekilde doğru yerinde kullanmalı. ‘Zaten ben müşterilerime veriyorum, onları alacağım, yanında da banka kredisini kullandım, onu da ödeyeceğim’ diye bunları bir araya getirirse, müşteriden darbe yediğinde bu sefer onu telafi edecek yeri kalmaz. O nedenle mutlaka banka kredilerini bu dönemde ihtiyaç olduğunda ve zorunlu hale geldiğinde son noktada kullanmayı düşünmeleri gerekiyor” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>KONJONKTÜR PROGRAMI YÜRÜTMEYE İMKAN VERMİYOR </strong></p>
<p>“Sadece yıl sonunu getirip, bu ekonomi programından çıkmamız ve yeni bir ekonomi programına geçmemiz dışında nefes alınacak ya da umutlanacak bir yer görünmüyor” yorumunda bulunan Aran, “(Savaş nedeniyle) Aslında şu anda enflasyonla mücadele etmeyi hala gerekli kılacak ve zorunlu tutacak bir tablo yok. Enflasyonla mücadele konusunda içinde bulunduğumuz konjonktür böyle bir program yürütmeye imkan vermiyor. Petrol fiyatları bu seviyedeyken, arzda problem varken, çok ciddi bir enerji arz şoku içindeyken, doğal gaz fiyatları, navlun ya da içeride bir gün benzine zam ertesi gün indirim varken, bunun tüm sektörlere yansıması; öteki taraftan da gübre aracılığıyla gıda fiyatlarına bunun geçişkenliği… Hepsini düşündüğünüz zaman enflasyon artık kaçınılmaz, tüm dünyada yüksek seyredecek.” </p>
<p><strong>MERKEZ AĞZIYLA KUŞ TUTSA DA ENFLASYON YÜZDE 27 </strong></p>
<p>Aran, “Şimdi Merkez Bankası ağzı ile kuş tutsa, her toplantıda alınabilecek en sert kararları alsa da enflasyon yüzde 27. ‘Enflasyonla mücadele programını bıraktım ve ben farklı bir programa geçiyorum’ derse de enflasyonun geleceği yer yüzde 32. Yani rasyonel bir davranışa geçilmediği, bu konjonktürde bir deneye kalkışılmadığı durumda yüzde 27 ile 32 arasında bir bantta. Şimdi böyle olunca siz enflasyonla niçin mücadele yapacaksınız? Enflasyonla mücadele programı ile yüzde 27’lik enflasyona gelecekseniz, reel sektör çok ciddi yaralanacak. O yüzden her şeyin bir bedeli var ve bu bedel çok arttı. Enflasyonla mücadele programı bence fiili olarak İran Savaşı'nın çıkması ve petrolün 90-100 dolar bandına gelmesi ile beraber bırakılması ve terk edilmesi gereken bir program” İfadelerini kullandı. </p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>PETROL 50-60 DOLARA İNERSE TEKRAR PROGRAMA DÖNÜLÜR</strong></span></p>
<p>Yeni bir ekonomi programına geçilmesi gerektiğini savunan Hakan Aran, sözlerini şöyle sürdürdü: “Y Aran programa geçilmeli. Bu program da aslında Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın ifade ettiği o yerinde ve yerli üretimi destekleyecek, 260 odak alanı, 284 stratejik ürünü HITS 30 programında 30 milyar dolarlık bütçenin olacağı alandır. ‘Ben bunun finansmanı için enflasyondaki yükselişi göze aldım. İçeride tekrar üreten ve Türkiye'yi Avrupa'nın üretim merkezi haline getirecek olan, bir dönüşüme tabi tutuyorum. Bunun için de para harcayacağım ve enflasyonu da yüzde 27-32 bandında tutmak hedefimdir. Düşürmeyeceğim.’ Bu programı, Türkiye'deki sanayinin dönüşüm programına çevirmek lazım. Bu, pek çok kesimi rahatlatır, pek çok sorunu çözer. Enflasyonla mücadele programına da en azından petrol fiyatları tekrar 50'li 60'lı seviyelere indiği zaman devam edilir. İlla her zaman enflasyonla mücadele etmek zorunda değilsiniz. Biz üç haneli enflasyonlarla da yaşamış bir ülkeyiz. Yüksek enflasyonu biliyoruz. Verdiği zararı biliyoruz.” </p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>KENDİ BAŞIMIZA BİR PROBLEM YARATTIK</strong></span></p>
<p>Türkiye’nin şu anda çok güçlü olduğunu söyleyen Aran, mevcut enflasyon sorunuyla ilgili de, “Kendi başımıza bir problem yarattık. Hiç dünyada yokken gereksiz yere yarattık. Bir deneyle yarattık ve o deneyle de enflasyonu ve kuru kaçırdık. Tüm dengeleri bozduk. Şimdi aslında bizim enflasyon dışında hakiki bir sorunumuz yok. Enflasyonla mücadele etmek gerekiyor ama bu konjonktürde değil. Bunu kabullenmek lazım. Şu anda Türkiye'nin, reel sektörün, sanayinin ihtiyaç duyduğu programa dönüşmek lazım. O programın adını koyarak yapmak lazım ve ondan sonra da enflasyonla mücadele programına tekrar döneceğini beyan etmek lazım. Yoksa enflasyonla mücadele yapmayalım demiyorum. Yani siz bir şeyle niye mücadele edersiniz? Yenmek için. E yenemeyeceğinizi gördüyseniz hala o programı devam ettirip yanına başka sorun eklemenin çok mantıklı olmadığını düşünüyorum. Zaten soru şu. Açık iletişim olmadığı için, net iletişim olmadığı için, vatandaş ikna olmadığı için. Hane halkına soruyorlar, ‘Enflasyonu ne görüyorsun?’, ‘Yüzde 50’ diyor. Açıklıyorsunuz enflasyonu yüzde 30-30,5. Hane halkına soruyorsunuz. Yüzde 50, diyor. Yani dolayısıyla zaten hane halkını inandıramamışız ve bir de bu konjonktürde her gün benzine zam yapılırken ‘Ben enflasyonla mücadele programını aksatmadan aynı sertlikte devam ettireceğim’ derseniz, toplumda karşılığı olmuyor. Mutlaka ekonomi yönetimi oturmalı ve bu programdan çıkışı ve yeni bir programa geçişi konuşmalı” değerlendirmelerinde bulundu. </p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>FİNANSMAN MUSLUKLARI YANLIŞ AKMAMALI</strong></span></p>
<p>Finansman musluklarının açılması gerektiğini, ancak eskiden olduğu gibi yanlış alanlara olmaması gerektiğini vurgulayan Aran, “O yüzden Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın o Milli Teknoloji Hamlesi’nde işaret ettiği odak ve teknoloji alanları diyorum. Bakanlık, Türkiye'de mevcut OSB'lerin yaklaşık 10 katı büyüklüğünde mega üretim alanları planlıyor. Organize sanayi bölgelerini önümüzdeki 3 yılda yüzde 37 arttırmayı planlıyor. Batarya üretiminden elektrik araçlara, mobiliteden dijital hizmetlerine kadar pek çok konu kapsam içine alınmış durumda. Ya bunlar iyi okunur, desteklenir, para verilir ve bu para verildiği zaman da enflasyon tabii ki yaratır ama enflasyonu bir amaç için yaratalım. Sonrasında onu tekrar toparlarız” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/artik-yeni-bir-ekonomi-programina-gecilmeli-77266</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/6/1280x720/hakan-aran-1776399565.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, savaşla şekillenen mevcut konjonktürün enflasyonla mücadele programını yürütmeye imkan vermediğini söyleyerek, “Bu ekonomi programından çıkmamız ve yeni bir ekonomi programına geçmemiz dışında nefes alınacak ya da umutlanacak bir yer görünmüyor” dedi. Aran, enflasyonla mücadele programına ara verilip, sanayinin dönüşümü programına odaklanılması gerektiğini savundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-amerikaya-guvenmiyor-77285</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya Amerika’ya güvenmiyor </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e1c0a92f589-1776402601.jpg" alt="" width="251" height="204" /></strong><strong>FRANCIS FUKUYAMA - </strong><strong>Stanford Üniversitesi Olivier Nomellini Kıdemli Araştırma Görevlisi</strong></p>
<p><strong><em>Eğer “Güven” kitabını bugün </em>yeniden yazsaydım, Amerika Birleşik Devletleri’ni yüksek güvene sahip bir toplum olarak nitelendirmezdim. Bu kitap 1990’larda yayınlanırken bile, siyasi kutuplaşma yayılmaya başlamış ve Amerikalılar kendilerini siyasi tercihlerine göre sınıflandırmaya başlamışlardı. Bu kutuplaşma o zamandan bugüne kadar sadece arttı.</strong></p>
<p><em>1995 yılında ikinci kitabım olan “Güven: Sosyal Erdemler ve Refahın Yaratılması”nı </em>yayınladım . Bu kitapta, güvenin insan iş birliğinin temeli olduğu için en değerli sosyal niteliklerden biri olduğunu savundum. Ekonomide güven, firmaların, işlemlerin ve piyasaların işleyişini kolaylaştıran bir yağlayıcı gibidir. Siyasette ise “sosyal sermaye” olarak adlandırılan şeyin temelini oluşturur; yani vatandaşların ortak amaçlar aramak ve demokratik siyasete aktif olarak katılmak için gruplar ve örgütler halinde bir araya gelme yeteneğidir.</p>
<p>Toplumlar genel güven düzeyleri bakımından büyük farklılıklar gösterir. 1990’larda Harvard’dan Robert Putnam, İtalya’nın yüksek güven düzeyine sahip kuzeyi ile güvensizliğin hakim olduğu güneyini karşılaştıran klasik bir çalışma yazdı. Kuzey İtalya, kamusal hayata doku kazandıran sivil dernekler, spor kulüpleri, gazeteler ve diğer kuruluşlarla doluydu. Güney ise, daha önceki bir sosyal bilimci Edward Banfield’in “ahlaksız ailecilik” olarak adlandırdığı bir toplumdu: öncelikle yakın aile üyelerine güvendiğiniz ve çoğunlukla size zarar vermek isteyen yabancılara karşı temkinli bir tutum sergilediğiniz bir toplum. Güneydeki tek büyük örgütler Katolik Kilisesi ve elbette Mafya idi. İkincisi, güvensizliğin doğrudan bir ürünüydü: eğer bir iş insanıysanız, zayıf bir hukuk devleti nedeniyle devletin mülkiyet haklarınızı koruyacağına güvenemezdiniz; biri sizi dolandırırsa, bacaklarını kırması için bir <em>mafya üyesi tutardınız.</em></p>
<p><em>“Güven” </em>adlı kitabımda Amerika Birleşik Devletleri’ni “yüksek güven” toplumu olarak nitelendirdim. Bu görüşün uzun bir geçmişi var. Fransız gözlemci Alexis de Tocqueville, 1830’larda Amerika Birleşik Devletleri’ni ziyaret ettiğinde ve ülkenin yerleşik kesiminin büyük bir bölümünü gezdiğinde, Amerika’da İncil çalışmalarından kulüplere ve karşılıklı yardımlaşma derneklerine kadar çok sayıda sivil derneğin bulunduğunu ve Amerikalıların zorluklar karşısında yabancılarla birlikte çalışmayı nispeten kolay bulduklarını kaydetti. Bunun, kendi memleketi Fransa ile keskin bir tezat oluşturduğunu düşündü; Fransa’da, ortak bir girişimde birlikte çalışmaya hazır 10 Fransız bulamayacağınızı söyledi. Fransa’da, Amerika Birleşik Devletleri’nde bulduğu kendiliğinden sosyalleşme veya sosyal sermayenin çok azı vardı. Amerika’nın yüksek güvene sahip olduğu bu görüş, 20. yüzyılın ortalarında Amerikalıların diğer Amerikalılara Fransa ve diğer birçok ülkedeki insanlardan daha fazla güvendiğini gösteren anket verileriyle desteklendi.</p>
<p><strong>Güven ve sosyal sermaye, ahlaki </strong><strong>erdem temeli üzerine kuruludur</strong></p>
<p><em>Eğer “Güven” kitabını bugün </em>yeniden yazsaydım, Amerika Birleşik Devletleri’ni yüksek güvene sahip bir toplum olarak nitelendirmezdim. Bu kitap 1990’larda yayınlanırken bile, siyasi kutuplaşma yayılmaya başlamış ve Amerikalılar kendilerini siyasi tercihlerine göre sınıflandırmaya başlamışlardı. Bu kutuplaşma o zamandan bugüne kadar sadece arttı. Siyasi bilimcilerin “duygusal kutuplaşma” olarak adlandırdığı bir duruma dönüştü; burada taraftarlar sadece konularda anlaşmazlık yaşamakla kalmıyor, aynı zamanda rakiplerinin son derece kötü niyetli ve dürüst olmayan kişiler olduğuna da inanmaya başlıyorlar. Farklı siyasi grupların üyeleri arasında sosyal sermaye hala mevcut, ancak toplumun genelinde güvensizlik yaygın. Aşı güvenliği veya seçim bütünlüğü gibi konularda ortak bir gerçekler kümesini kabul etmiyoruz ve olayların göründüğü gibi olmadığını bize söyleyen bir dizi komplo teorisiyle yaşıyoruz.</p>
<p>Güven ve sosyal sermaye, ahlaki erdem temeli üzerine kuruludur. Dürüst ve güvenilir olan, sözlerini tutan ve kendilerine hemen bir fayda sağlamasa bile destek sunmaya istekli olan insanlara güveniriz. Güven, tekrarlanan etkileşim süreciyle zamanla oluşur: Başka birinin sözlerini tuttuğunu ve iyiliklere karşılık verdiğini görürsek, biz de aynısını onlar için yapmaya eğilimliyiz ve böylece erdemli bir döngü oluştururuz. Ancak zamanla oluşan bir güven ilişkisi, taraflardan biri bu güveni ihlal eder ve diğerinden faydalanırsa anında bozulabilir. Güven kendi kendini beslediği gibi, güvensizlik de kendi kendini güçlendirebilir: Eğer ihanete uğrarsak, ihanet edenden intikam almaya yöneliriz.</p>
<p><strong>Ülkelere, gözlemlediğimiz </strong><strong>davranışlarına göre güveniriz</strong></p>
<p>Uluslararası ilişkilerde güven de son derece önemlidir. Tıpkı bireylere duyduğumuz güven gibi, diğer ülkelere de gözlemlediğimiz davranışlarına göre güveniriz. Kuralları uygulayan küresel bir güç veya ülkelerin davranışlarını zorlayacak egemen bir devlet yoktur. Güç kullanımı, ancak karşı güçle karşılık verileceği beklentisiyle sınırlıdır; bu ortamda güvenilirlik en önemli unsurdur.</p>
<p>İşte bu durum beni mevcut küresel durum konusunda son derece endişelendiriyor ve dünya düzenimizin nereye doğru gittiğinden korkutuyor.</p>
<p>İran’la yaşanan mevcut savaşın ve Hürmüz Boğazı krizinin Kuzey Atlantik güvenlik yapısında temel bir kırılmayı temsil etmediğini hayal etmek zor. NATO, güven üzerine kurulu bir ittifaktır: caydırıcılık değeri, NATO üyelerinin bir üye saldırıya uğradığında birbirlerine yardım edecekleri inancına dayanmaktadır. 11 Eylül’den sonra da bu yaşandı; birçok ittifak üyesi Afganistan ve Irak’ta Amerika’yı savunmak için harekete geçti. NATO, üçüncü bir tarafa karşı saldırgan bir savaş başlatan bir antlaşma ortağını desteklemek için her amaca uygun bir taahhüt değildir. Trump, ittifak üyelerini Boğazı yeniden açmak için işbirliği yapmayarak Amerika Birleşik Devletleri’ne ihanet etmekle suçluyor; ancak hiç kimse saldırgan bir savaş yürütmek için imza atmadı.</p>
<p>İşin aslı şu ki, Amerika Birleşik Devletleri hiçbir zaman bugün olduğu kadar izole olmamıştı. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, mevcut krizde bazı destekleyici açıklamalar yaptı, ancak bu, alaycı bir hesaplama sonucuydu. Hiçbir aklı başında Avrupalı ​​lider, bugün Amerika Birleşik Devletleri’ne verilen desteğin gelecekte Trumpçı bir Amerika Birleşik Devletleri tarafından karşılık bulacağını düşünemez. Ve Amerikan eylemleri Rusya ve Çin gibi rakiplerine büyük fayda sağlasa da, Amerika Birleşik Devletleri’nin gelecekte çıkarlarına güvenilir bir şekilde hizmet edeceğinden kendilerini kandıramazlar.</p>
<p><strong>Karşılıklılık, Trump’ın asla anlamadığı </strong><strong>ve uygulamadığı bir erdem</strong></p>
<p>Donald Trump, Amerika Birleşik Devletleri’nin başkanlığı döneminde hiç olmadığı kadar saygı gördüğünü iddia etti. Kariyeri boyunca söylediği pek çok yalan arasında bu en saçma olanlardan biri. Amerika Birleşik Devletleri’nin hem geleneksel dostları hem de rakipleri tarafından şu anki kadar güvensiz olduğu bir dönem hiç olmamıştı. Başarılı bir anlaşma yapıcı, anlaşmanın kendi tarafını yerine getireceğine dair asgari düzeyde bir güven oluşturmalıdır. Ancak karşılıklılık, Trump’ın asla anlamadığı veya uygulamadığı bir erdemdir.</p>
<p><strong>Not</strong>: Yazının orijinaline https://www.persuasion.community/p/the-world-simply-does-not-trust-america linkinden ulaşabilirsiniz</p>
<p><strong> </strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-amerikaya-guvenmiyor-77285</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/5/1280x720/abd-nato-ulkeler-1776404917.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya Amerika’ya güvenmiyor  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bugun-yok-olsak-dunya-ne-kaybeder-77284</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bugün yok olsak, dünya ne kaybeder?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Başlığı Dr. Rıza Kadılar’la yaptığım söyleşiden kaptım. Gerçekten, ne kaybeder dünya biz yok olsak? Bu söyleşiyi konuya ters köşe yapmak için kurguladım. Sanırım başardım. Yapay zekâyı geliştirerek “gönüllü alıklaşma” mücadelesi veren bizlerin, övünerek anlattığımız kurumsal başarılarından yola çıktım. “Neden bu kadar tutkuluyuz?” diye sordum. Kadılar, sakince sıraladı: “Oyuncak, ego takviyesi, sonra da yetememe makinesi.”</p>
<p>Dr. Rıza Kadılar, ODTÜ Endüstri Mühendisliği çıkışlı; Amerika’da ve Stanford’da yüksek lisans yapmış, Fransa’da MBA tamamlamış; bankacılık, yönetim danışmanlığı, mentorluk ve liderlik gelişimi alanlarında uzun yıllara yayılan deneyimiyle Türkiye’de olduğu kadar uluslararası çevrelerde de karşılığı olan bir isim. Hollanda’da yaşıyor, yayına Madrid’den katıldı. Bağlandı bağlanacak, gecikecek mi diye telaş ederken, önümde özgeçmişi yok, iki satır bilgi vermem lazım diyerek yapay zekâya sordum. öğretici bir ders oldu. Kadılar’ın çok katmanlı profili bir anda ODTÜ-Boğaziçi-Hacettepe üçlemesine dönüşüverdi. Halüsinasyon! Kontrolsüz kullanım bilgiyi büyütmüyor; güveni küçültüyor.</p>
<p>Buradan oyuncak analojisine döneyim. Çalışanlar, cep telefonunda her LLM’e erişiyor, dış dünyada yapay zekâyla yaşıyor; ama şirket bilgisayarında kapılar kapalı. “Gatekeeper” diyorlar. Kurumsal bekçiler. Güvenlik gerekçesiyle erişim sınırlı. Tuhaf !... Bilgiler dışarı çıkmasın. Ama kurum, teknoloji markalarına zaten mahrem verilerini veriyor.</p>
<p>“Wellbeing” diye kendimizi parçalarken çalışan psikolojisi üzerine de önemli bir saptama çıktı. Kadılar’ın söylediği şu: “Uzun süre psikoloji patolojiyle ilgilendi; oysa bugün sağlıklı insanın da duygu regülasyonu öğrenmeye ihtiyacı var. Demek ki iş dünyasında sorun yalnızca performans değil; performans için ödenen iç bedel. Koçluk ve mentorluk burada performans artırıcı değil, ödenen bedeli azaltıcı bir işleve kavuşuyor.”</p>
<p>Şaka bir yana, büyük teknoloji heyecanının ortasında temel konuyu ıskalıyoruz galiba. Metal yaka göklerde; beyaz ve mavi yaka, bir sınavda.</p>
<p><strong>Cezaların en büyüğü: yalnızlık ve görünmezlik</strong></p>
<p>Yapay zeka desteğiyle kendini sonsuz imkânın içinde hisseden çalışan, çok kısa süre sonra başka bir duyguyla yüzleşiyor: “yetememe”. Üretebiliyor, hızlanabiliyor ve çoğaltabiliyor. Ama “Ne için?” sorusu ortada kalıyor. Kim okuyacak, kim tüketecek, kim değer verecek, kim dönüştürecek? Potansiyel sonsuz; insanın gücü sınırlı. Yeni nesil duygusal faturamız.</p>
<p>Şirket toplantılarında, sunum dosyalarında, işe alım süreçlerinde herkes yapay zekâyı konuşuyor; ama aslında konuşulan şey çoğu zaman kapasite artışı değil, eksiklik korkusu. Çalışan artık yalnızca yetersiz kalmaktan değil, karşılaştırmalı olarak küçülmekten korkuyor. Yapay zekâ yanında durdukça, kişi kendi aklını daha az yeterli görmeye başlıyor. Bu yüzden bugün iş dünyasında birçok kişi çok çalıştığı için değil, yetmediğini hissettiği için yoruluyor. Performans sistemleri hâlâ çıktı ölçüyor; oysa içeride bir duygu çöküşü yaşanıyor.</p>
<p><strong>Koç mu, yapay zekâ mı? Cevap düşündürücü</strong></p>
<p>Kadılar’ın anlattığına göre insanlar, başarısız olacağını bilse bile bazen gerçek koç yerine yapay zekâ koçunu tercih ediyor. Sebep teknik üstünlük değil. Sebep çok daha insani ve daha karanlık: Yargılanmak istememek. Bir insanın size not vermesi, sizi etiketlemesi, hakkınızda fikir geliştirmesi, sizi bir kategoriye yerleştirmesi artık birçok profesyonel için yapay zekânın hata yapmasından daha ürkütücü. Hatta makinenin “halüsinasyon görebilirim” diye baştan itirafta bulunması bile daha güvenilir geliyor. Çünkü makine sizi utandırmıyor. Makine sizi küçültmüyor. Makine size yüz ifadesiyle hüküm vermiyor. İş dünyası bunu yeterince ciddiye almalı. Bugün birçok çalışan zekâ desteği aramıyor; yargısız alan arıyor.</p>
<p><strong>Tanıdığım çok arkadaşım yok</strong></p>
<p>İnsanlar daha fazla bağlantı içindeyken daha az görülüyor. Kadılar’ın özellikle vurguladığı gibi, görünme-görünmeme meselesi yapay zekâdan bile önemli. Çünkü insan psikolojisi temasla çalışıyor. İnsan, temas ettiğinde yaşadığını hissediyor. Tarih boyunca en ağır cezalardan biri tecrit olduysa nedeni bu. Modern iş hayatı yeni bir tecrit türü üretiyor: Kalabalığın içinde görünmemek. Sosyal medyada paylaşım yapıyorsunuz, kurumsal ağlarda aktifsiniz, toplantılarda varsınız, rapor üretiyorsunuz, mesaj trafiğindesiniz. Yine de fark edilmiyorsunuz.</p>
<p>Görünme arzusu giderek daha toksik hale geliyor. Görünmek değer üretmenin sonucu değil, anlık tatminin nesnesi oluyor. Like sayısı, görünürlük metriği, tribün dikkati, şirket içi fark edilme arzusu… Hepsi bir araya gelip insanı zehirliyor. Kadılar’ın ifadesiyle bu bir “intoxication”.</p>
<p>Kurumsal dünya bu zehri yanlış yerde arıyor. Şirketler çalışan bağlılığını sunumlarla, kültür kampanyalarıyla, motivasyon konuşmalarıyla tamir etmeye çalışıyor. Çalışan yalnızca görülmek istemiyor; daha da önce, değersizleştirilmeden var olmak istiyor. Yönetici tarafından görünmeyen kişi ilerleyemiyor. Kurumun içinde duygusal olarak silinen profesyonel, bir süre sonra kendi katma değerine de inancını kaybediyor. Verimlilik kaybı da tam buradan başlıyor.</p>
<p><strong>Trafik memuru yönetici</strong></p>
<p>Günün yöneticisi çoğu zaman trafik memuruna benziyor. Sıra koyuyor, dosya kapatıyor, KPI izliyor, akışı tutuyor. Sabah “Bugün hangi katma değerli işi yapacağım?” diye değil, “Bugün hangi işleri bitireceğim?” diye uyanıyor. Çalışandan beklenen de aynı. Yönetici daralıyor. İnsan yönetmek yerine iş akışı memurluğuna geriliyor.</p>
<p>Yapay zekâ hızır gibi: İşi hızlı sıralıyor, toplantıyı özetliyor, taslağı çıkarıyor, veriyi topluyor. Fakat zor kararları almıyor, güven kurmuyor, kimin neden görünmezleştiğini anlamıyor. Bu yüzden teknoloji arttıkça liderlik boşluğu daha görünür hale geliyor.</p>
<p><strong>Türkiye’de transformasyon mu yaşanıyor?</strong></p>
<p>Kadılar, Türkiye’yi bir transformasyon ekonomisi olarak tarif ediyor. Ne ham madde ekonomisiyiz ne de tam anlamıyla yüksek teknoloji ekonomisi. Aradaki değeri dönüştürerek kazanıyoruz. Sorun şu ki teknoloji bu aradaki katma değeri de emmeye başlıyor. “Kılcal damarlardan” kaynak çekildiğini anlatırken verdiği muhasebeci örneği çok açıklayıcı: yazılım, cloud, abonelik, küçük küçük akışlar… Her yerden değer sızıyor.</p>
<p>Dönüşüm araçlarla ilgili değil. Yakında şirketler insan kaynakları bütçesi kadar token bütçesi de ayırmak zorunda kalacak, maaş kadar makine konuşma hakkı da satın alacak. İnsan maliyeti ile yapay zekâ maliyeti aynı yönetim denklemine girecek. Ve çalışanlarının duygu regülasyonu, yargılanma korkusu, görünmezleşme yükü ve iç bedeli için aynı ciddiyette bütçe, yapı ve zaman ayrılmıyor. Bir başka deyişle, token için plan var; insan için çoğu zaman yalnızca temenni var.</p>
<p><strong>Soft aslında serttir</strong></p>
<p>Kadılar, koçluk ve mentorluk performansı artırabilir görüşünde. Eski model; her sorunun cevabını bilen James Bond tipi bir kahramandı. Yeni modelin ise böyle bir lüksü yok. Yapay zekâ cevap üretebiliyor. Doğru soruyu, doğru zamanda, doğru bağlamda sormak insana kalıyor. Yanlış yerde yanlış soru ilişkiyi yıkıyor; doğru yerde doğru soru dönüşüm başlatıyor. Lider bu yüzden cevap makinesi değil, soru mimarı olmak zorunda.</p>
<p><strong>Anlam meselesi</strong></p>
<p>Kadılar’a kulak verelim: “Biz bugün yok olsak dünya neyi benzersiz biçimde kaybeder?” Eğer bu soruya dürüst ve özgün bir cevap veremiyorsanız, şirketinizin söylemi vardır ama manası yoktur. Mana yoksa görünürlük kampanyası da kültür programı da bağlılık sunumu da bir yere kadar gider. İnsan bir süre sonra inanmayı bırakır. İnanç kaybı ise kurumsal hayatın en büyük sessiz krizidir. Boşluk orada başlar. Sonra o boşluğu ya gösteriş doldurur, ya yorgunluk ya da kör teknoloji sadakati.</p>
<p>Şirketlerin asıl kaybı verimlilik açığı değil, insanın içerden aşınması. Yetememe duygusu büyürken, yargılanma korkusu derinleşirken, görünmezleşme norm haline gelirken sadece daha iyi araç satın almak hiçbir şeyi çözmüyor.</p>
<p>Ayakta kalacak kurum, en çok agent (yapay zekâ asistanı) kullanan kurum olmayabilir. Ama muhtemelen şu üç şeyi yapabilen kurum olacak: İnsanı yargılamadan dinlemek, katma değeri görünür kılmak ve performans için ödenen iç bedeli düşürmek. Geri kalan her şey, pahalı ama eksik bir modernleşme olarak kalabilir. Çünkü makineyle yarışan insanın en büyük sorunu hız değil. Sessizce silinmek.</p>
<p>3 kelimeyle sonlandırmak istiyorum; mana, merak, sezgi. Formula 1’de duvara bakarsanız duvara çarparsınız derler. Şirketler de insanlar da gözünü yalnızca tehdide diker, yalnızca hıza kilitlenir, yalnızca makineyi izlerse sonunda tam da korktuğu yere savrulabilir.</p>
<p>Söyleşimizi Youtube kanalımdan ya da LinkedIn sayfamdan izleyebilirsiniz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bugun-yok-olsak-dunya-ne-kaybeder-77284</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bugün yok olsak, dünya ne kaybeder? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sanko-holding-iklim-elcilerini-gaziantepte-bulusturdu-77350</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;İklim Elçileri&#039; Gaziantep’te buluştu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleşecek olan COP31 sürecine gençlerin de dahil edilmesi amacıyla bir araya gelen iklim elçileri, iki günlük eğitim kampına girdi. SANKO Holding CEO’su Cantekin Dinçerler, İklim Elçileri Eğitim Kampı’nın üç yönüyle öne çıktığını belirterek, “COP31’e Türkiye’nin ev sahipliği yapacak olması, gençlerin bu sürece hazırlanmasına katkı sunacak bu organizasyonun SANKO’nun desteğiyle, holdingin doğduğu şehir Gaziantep’te gerçekleşmesi ve Gaziantep’in de Birleşmiş Milletler’in sıfır atığa doğru 20 şehir listesinde Türkiye’den yer alan tek şehir olması etkinliği bizim için daha da özel kılıyor” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e22188a659f-1776427400.jpg" alt="" width="700" height="467" /></p>
<p><strong>“Gençlerimizi sürdürülebilir çalışmalara dahil ediyoruz”</strong></p>
<p>Etkinliğin Gaziantep’te düzenlenmesinin SANKO Holding için özel anlam taşıdığını dile getiren Dinçerler, sözlerini şöyle sürdürdü: “1904 yılında dokumacılıkla başlayan hikayemiz bugün enerjiden-çimentoya, sağlıktan-eğitime, ambalajdan-tekstile birçok alanı kapsayan Türkiye’nin öncü ekosistemlerinden bir tanesi haline geldi. Bu köklü üretim kültürümüzün ve sorumluluk anlayışımızın yansımalarını faaliyetlerimizde de net şekilde görüyoruz. Enerji tarafında tamamı yenilenebilir kaynaklara dayalı portföyümüzle 1.000 MW’ı aşan kurulu güce ve yıllık 3,4 milyar kWh üretim kapasitesine sahibiz. Döngüsel ekonomi alanında ise, tekstilde dünyanın önde gelen üreticilerinden biri olarak sektörün dönüşümüne yön verecek, tekstilden tekstile geri dönüşüm sağlayan yeni nesil bir teknoloji geliştirdik. Hammadde kaynak kullanımını azaltan, enerji tasarrufu yapan ve karbon ayak izimizi düşüren birçok teknolojik yatırımlar yaptık, yapmaya devam ediyoruz. Bizi heyecanlandıran bir başka konu ise tekstilde attığımız adımlar. Yakın zamanda geri dönüşüm yani kullanılmış tekstil atıklarının dönüşümü ile ilgili son derece güzel çalışmalar yaptık. Bu tabi SANKO’nun yıllardır yaptığı AR-GE ve biriktirdiği bilgilerle geliştirdiği bir teknoloji. Patenti SANKO’ya ait RE&amp;UP tesisimizi teknoloji ile tekstile yön verecek ve dünyada liderlik edeceğimiz bir alan olarak görüyoruz. Teknolojiyi geliştirmeye devam ediyoruz.”</p>
<p>SANKO Holgin’in 2020 yılından beri TEKNOFEST Çevre ve Enerji Teknolojileri Yarışmasının yürütücülüğünü üstlenerek gençleri desteklediğini anımsatan Dinçerler, şunları kaydetti:“TEKNOFEST kapsamında 6 yıldır gençlerimize destek veriyoruz. 6 yıllık süre zarfında 600 binin üzerinde gencimiz bu yarışmaya fikirleriyle başvurdu. Amacımız aydınlık yarınlarımızın teminatı gençlerimizi sürdürülebilir çalışmalara bugünden dahil ederek kendi geleceklerine yön vermeleri için gerekli platformu sunmaktır.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e22196b51e1-1776427414.jpg" alt="" width="700" height="467" /></p>
<p><strong>“En büyük umudumuz İklim Elçilerimiz”</strong></p>
<p>Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin ise yaptığı konuşmada, doğaya dost bir gelecek için en büyük umudu iklim elçilerinde gördüğünü ifade ederek, “Sizler geleceğin dünyasında söz sahibi olacak gençlersiniz. Bu mikrofonu yarın siz devralacaksınız. Öldürenlerin değil, yaşatanların, iyilerin ve doğaya sahip çıkanların tarafında olacağınıza inandığım için bugün burada olmanız çok kıymetlidir” diye konuştu. Gaziantep’in çevre ve iklim başlığında yürüttüğü çalışmaları anlatan Şahin, kentin ulusal ve uluslararası ölçekte birçok örnek uygulamayı hayata geçirdiğini dile getirerek, “Gaziantep, katılımcı yönetim anlayışıyla, kimseyi geride bırakmayan yaklaşımıyla OECD tarafından dünyanın örnek şehirlerinden biri olarak gösterildi. Yine yürüttüğümüz çalışmalar sayesinde Avrupa ve Birleşmiş Milletler nezdinde önemli takdirler ve ödüller aldık” ifadelerini kullandı. COP31 sürecine de değinen Şahin, Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı bu sürecin gençler açısından tarihi bir fırsat olduğunu dile getirdi.</p>
<p><strong>“Çocuklar ve gençler bugünün de güçlü değişim aktörleridir”</strong></p>
<p>UNICEF Türkiye Temsilci Yardımcısı Malti Gandhi UNICEF olarak çocukları ve gençleri iklim tartışmalarının merkezine koymanın bir tercih değil, temel bir sorumluluk olarak gördüklerine vurgu yaparak, “İklim değişikliğinden bugün en çok etkilenenler çocuklar ve gençler. Aynı zamanda yarının liderleri de yine onlar. İklim Elçileri Platformu’nu kuruluşundan bu yana desteklemekten gurur duyuyoruz. Gençlerin iklim alanındaki liderliğini güçlendirmeye devam ediyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“Doğa bize değil biz doğaya muhtacız”</strong></p>
<p>Gaziantep Vali Yardımcısı Sedat Sezik ise Türkiye’nin çeşitli illerinden Gaziantep’e gelen iklim elçilerini ağırlamaktan büyük memnuniyet duyduklarını belirterek, “İklim değişikliği artık sadece bilim insanlarının kendi aralarında konuştuğu bir konu değil, hepimizin günlük yaşamını doğrudan etkileyen küresel bir gerçektir. Unutmayalım ki doğa bize değil, biz doğaya muhtacız. Doğa bizim değil, biz doğanın bir parçasıyız” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e221e684341-1776427494.jpg" alt="" width="700" height="376" /></p>
<p><strong>“İklim değişikliği toplumun her kesimini doğrudan etkiliyor”</strong></p>
<p>İklim değişikliğinin yalnızca geleceğe dair bir tehdit olmadığını ifade eden Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İklim Değişikliği Başkan Yardımcısı Orhan Solak ise konuşmasında şu görüşlere yer verdi: “İklim değişikliği bugünün en somut ve en yakın gerçeklerinden biridir. 2025 yılı, son 55 yılın en sıcak ve en kurak yılları arasında yer alıyor. Yapılan son araştırmalar, ülkemiz topraklarının yaklaşık yüzde 88’inin orta ve uzun vadede çölleşme riski altında olduğunu ortaya koyuyor. Tüm bu etkiler ve bunların çevresel, sosyal ve ekonomik maliyetleri dikkate alındığında, iklim değişikliğini tüm sektörleri ve toplumun her kesimini doğrudan etkileyen bir kalkınma ve güvenlik meselesi olarak değerlendirmek gerekmektedir.”</p>
<p><strong>Sanko Holding İklim Elçileri’ni destekliyor</strong></p>
<p>İklim Değişikliği Başkanlığı bünyesinde bir araya gelen İklim Elçileri, SANKO Holding destekleriyle Gaziantep’te buluştu. Gençlerin iklim değişikliği politikaları, uluslararası müzakere süreçleri ve uygulama mekanizmalarına ilişkin bilgi ve becerilerini geliştirmeyi amaçlayan eğitim kampı kapsamında, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve COP süreçleri ile Türkiye’nin COP31 vizyonu ve ev sahibi ülke rolü hakkında kapsamlı bilgiler sunuldu. Bunun yanı sıra döngüsel ekonomi ve çevre teknolojileri alanındaki güncel gelişmelerin aktarılacağı kampta, iklim okuryazarlığı, gençlik liderliği ve etkili iletişim gibi başlıklarda da uygulamalı eğitimler verildi.</p>
<p><strong>Hedef, güçlü ve etkin gençlik</strong></p>
<p>Program ile gençlerin iklim politikalarına ilişkin teknik bilgi düzeylerinin artırılması, COP31 sürecinde aktif ve görünür rol almalarının sağlanması, tematik ekipler halinde etkin çalışma becerilerinin geliştirilmesi ve ulusal ile uluslararası süreçlere katkı sunabilecek kapasiteye ulaşmaları hedefleniyor.</p>
<p><strong>Geleceğin iklim liderleri yetişiyor</strong></p>
<p>İklim Elçileri Eğitim Kampı, gençlerin iklim değişikliği ile mücadelede yalnızca farkındalık sahibi bireyler değil, aynı zamanda çözümün aktif bir parçası olmalarını desteklemektedir. Program, Türkiye’nin yeşil dönüşüm sürecinde gençlerin rolünü güçlendirmeyi ve iklim diplomasisinde etkin bir gençlik temsiliyeti oluşturmayı amaçlıyor.</p>
<p><strong>İklim Elçileri kimdir?</strong></p>
<p>İklim Elçileri üniversiteler tarafından her yıl seçilerek İklim Değişikliği Başkanlığına bildirilen temsilci gençlerden oluşuyor. İklim Elçileri Hareketi, Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon ve yeşil kalkınma hedefleri doğrultusunda gençlerin iklim politikalarına aktif katılımını artırmayı amaçlayan, 2021 yılında başlatılan bir program. Programla gençlerin karar alma süreçlerine dahil edilmesi ve toplumsal farkındalığın güçlendirilmesi hedeflenmektedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sanko-holding-iklim-elcilerini-gaziantepte-bulusturdu-77350</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/0/1280x720/sanko-holding-iklim-elcilerini-gaziantepte-bulusturdu-1776427515.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İklim değişikliğiyle mücadele çalışmalarında gençlerin katılımını ve kamuoyu farkındalığını güçlendirmek amacıyla İklim Değişikliği Başkanlığı bünyesinde bir araya gelen İklim Elçileri Gaziantep’te buluştu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtu-ve-aztudan-enerji-malzemeleri-alaninda-ortak-yuksek-lisans-programi-77316</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GTÜ ve AzTU’dan enerji malzemeleri alanında ortak yüksek lisans programı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Gebze Teknik Üniversitesi (GTÜ), uluslararasılaşma vizyonu doğrultusunda Azerbaycan Teknik Üniversitesi (AzTU) ile stratejik bir iş birliğine imza attı. Azerbaycan’da gerçekleştirilen törende, Malzeme Mühendisliği (Enerji ve Enerjetik Malzemeler) alanında uluslararası ortak tezli yüksek lisans programı resmiyet kazandı.</p>
<p>Protokol, GTÜ Rektörü Prof. Dr. Hacı Ali Mantar ile AzTU Rektörü Prof. Dr. Vilayat Valiyev tarafından imzalandı. Törene Azerbaycan Milli Eğitim Bakan Yardımcısı İdris İsayev ve Savunma Sanayi Bakan Yardımcısı Hidayet Asimov da katıldı.</p>
<h2>Bilim ve teknolojide ortak adım</h2>
<p>Bu iş birliği, sadece akademik bir ortaklık değil, aynı zamanda savunma sanayisi için kritik öneme sahip insan kaynağı hazırlığını da kapsıyor. İmzalanan protokolün temel hedefleri arasında; savunma sanayisinin ihtiyaç duyduğu yüksek enerjili malzemeler alanında uzmanlaşmış nitelikli mühendislerin yetiştirilmesi, iki üniversitenin laboratuvar imkânlarının birleştirilerek Ar-Ge ve inovasyon faaliyetlerinin genişletilmesi ile yükseköğretim sisteminin küresel ölçekte rekabet gücünün artırılması ve disiplinlerarası çalışmaların teşvik edilmesi yer alıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/04/17/05-uwrp.jpg" alt="" width="700" height="468" /></p>
<h2>Ortak programda Türkçe eğitim ve burs imkanı</h2>
<p>Türkçe eğitim diliyle yürütülecek ortak yüksek lisans programına, her iki üniversitenin akademik kriterlerine göre öğrenci kabul edilecek. Kontenjanların yıllık olarak belirleneceği programda, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı öğrencilere yönelik burs imkânları da değerlendirilecek.</p>
<p>İmza töreninin ardından GTÜ Rektörü Prof. Dr. Hacı Ali Mantar, AzTU bünyesindeki ileri teknoloji laboratuvarları ve araştırma merkezlerinde incelemelerde bulundu. Protokolün, Türkiye ve Azerbaycan arasındaki “Tek Millet, İki Devlet” anlayışını akademik ve teknolojik alanda daha da güçlendirmesi hedefleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtu-ve-aztudan-enerji-malzemeleri-alaninda-ortak-yuksek-lisans-programi-77316</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/6/1280x720/gtu-ve-aztudan-enerji-malzemeleri-alaninda-ortak-yuksek-lisans-programi-1776411953.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gebze Teknik Üniversitesi ile Azerbaycan Teknik Üniversitesi arasında imzalanan protokolle, enerji ve enerjetik malzemeler alanında Türkçe eğitimli ortak tezli yüksek lisans programı hayata geçirildi. Programın, savunma sanayisine nitelikli insan kaynağı kazandırması hedefleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/7-sirketin-sermaye-artirimina-onay-77315</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 7 şirketin sermaye artırımına onay</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) haftalık bültenini yayınladı.</p>
<p>Buna göre, Cem Zeytin AŞ'nin 1 milyar 898 milyon liralık, Turk İlaç ve Serum Sanayi AŞ'nin 875 milyon 195 bin liralık, Merko Gıda Sanayi ve Ticaret AŞ'nin 734 milyon 876 bin 627 liralık, Özyaşar Tel ve Galvanizleme Sanayi AŞ'nin 319 milyon 920 bin liralık, Euro Kapital Yatırım Ortaklığı AŞ'nin 40 milyon liralık, Euro Menkul Kıymet Yatırım Ortaklığı AŞ'nin 40 milyon liralık ve Euro Trend Yatırım Ortaklığı AŞ'nin 40 milyon liralık bedelsiz sermaye artırım talebi onaylandı.</p>
<p>Türkiye Garanti Bankası AŞ'nin 15 milyar liralık, Koç Kablo Sanayi ve Ticaret AŞ'nin 500 milyon liralık, Koç Stellantis Finansman AŞ'nin 2 milyar 552 milyon liralık, Denge Varlık Yönetim AŞ'nin 1 milyar 600 milyon liralık, Pasha Yatırım Bankası AŞ'nin 1 milyar liralık, Sarten Ambalaj Sanayi ve Ticaret AŞ'nin 1 milyar liralık, Matriks Finansal Teknolojiler AŞ'nin 500 milyon liralık ve Burgan Bank AŞ'nin 300 milyon dolarlık borçlanma aracı ihraç başvurusuna izin verildi.</p>
<p>Kurul, TMKŞ Emlak Katılım Birinci Katılım Varlık Finansmanı Fonu'nun 10 milyar liralık ve Türkiye Menkul Kıymetleştirme Şirketi Koç Finans Birinci Varlık Finansmanı Fonu'nun 15 milyar liralık Varlığa Dayalı Menkul Kıymet (VDMK) ihraçları için onay verdi.</p>
<p>BtcTurk Portföy Yönetimi AŞ Değişken Şemsiye Fon ve Perform Portföy Yönetimi AŞ Hisse Senedi Şemsiye Fonu'nun kuruluşuna izin verildi.</p>
<p>Büyükdemir Portföy Yönetimi AŞ'nin faaliyet izni ile portföy yöneticiliği ve yatırım danışmanlığı yetki belgesi verilmesi talebi olumlu karşılayan Kurul, Başkent Menkul Değerler AŞ'nin SPK'nın III-56.1 sayılı "Portföy Saklama Hizmetine ve Bu Hizmette Bulunacak Kuruluşlara İlişkin Esaslar Tebliği" çerçevesinde portföy saklama hizmeti vermek üzere yetkilendirilmesine karar verdi.</p>
<p>Kurul, ayrıca, Çelebi Hava Servisi AŞ'nin, sermayesinin ve oy hakkı veren paylarının tamamına sahip olduğu, halka açık olmayan Çelebi Kargo Depolama ve Dağıtım Hizmetleri AŞ'yi devralması suretiyle gerçekleştireceği kolaylaştırılmış usulde birleşme işlemine ilişkin olarak hazırlanan duyuru metnini onayladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/7-sirketin-sermaye-artirimina-onay-77315</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/spk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK, Cem Zeytin, Turk İlaç, Merko Gıda, Özyaşar, Euro Kapital, Euro Menkul Kıymet Yatırım ve Euro Trend Yatırım&#039;ın bedelsiz sermaye artırım talebini onayladı. Kurul ayrıca, Garanti Bankası, Koç Kablo, Koç Stellantis, Denge Varlık, Pasha Yatırım Bankası, Sarten Ambalaj, Matriks ve Burgan Bank&#039;ın borçlanma aracı ihraç başvurusuna izin verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kardemirin-yeni-yonetim-kurulu-baskan-vekili-sarigul-77313</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> KARDEMİR&#039;in yeni Yönetim Kurulu Başkan Vekili Sarıgül</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Suat Sarıgül'ün Karabük Demir ve Çelik Fabrikaları'nın (KARDEMİR) Yönetim Kurulu Başkan Vekilliğine seçildiği bildirildi.</p>
<p>Konu hakkında yapılan açıklamaya göre, 19 Eylül 2025'ten bu yana yönetim kurulu üyesi olan Suat Sarıgül, 15 Nisan 2026 tarihli toplantıda alınan kararla münhal bulunan Başkan Vekilliği görevine seçildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kardemirin-yeni-yonetim-kurulu-baskan-vekili-sarigul-77313</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/3/1280x720/suat-sarigul-1776411140.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KARDEMİR Yönetim Kurulu Başkan Vekilliğine Suat Sarıgül seçildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/magdeburger-sigorta-genel-muduru-hancioglu-bir-grupla-anlasma-asamasindayiz-77297</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Magdeburger Sigorta Genel Müdürü Hancıoğlu: Bir grupla anlaşma aşamasındayız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SELÇUK ALTUN</strong></p>
<p>Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK), Magdeburger Sigorta'nın mali bünyesindeki zafiyetin giderilememesi nedeniyle tüm branşlarda yeni poliçe düzenleme ve yenileme yetkisini geçici olarak durdurdu. SEDDK tarafından dün yapılan basın duyurusunda, Magdeburger Sigorta’nın bir süredir ilgili mevzuat kapsamında yakın izlemeye alındığı ve kademeli tedbirlerin uygulandığı belirtildi. Ancak alınan önlemlere rağmen şirketin sermaye yeterlilik koşullarını sağlayamadığı vurgulandı. Bu nedenle, şirketin yeni poliçe üretimi ve mevcut poliçelerin yenilenmesi yetkisi, gerekli mali şartlar sağlanana kadar askıya alındı. </p>
<h2>Sigortalıların mevcut hakları korunacak </h2>
<p>Kurum, alınan kararın sigortalıların mevcut haklarını etkilemeyeceğinin altını çizdi. Açıklamada, Magdeburger Sigorta’nın daha önce düzenlemiş olduğu poliçeler kapsamında, özellikle hasar ödemeleri başta olmak üzere tüm yükümlülüklerini yerine getirmesi için gerekli tedbirlerin alındığı ifade edildi.</p>
<p>SEDDK, sigorta sektöründe güven ve istikrarın korunmasının öncelikli hedef olduğunu vurgulayarak, sigortalıların hak ve menfaatlerini korumak amacıyla gözetim ve denetim faaliyetlerinin kararlılıkla sürdürüleceğini bildirdi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“3-4 hafta içinde onay için başvuracağız”</span></h2>
<p>Süreçle ilgili EKONOMİ'ye açıklamada bulunan Magdeburger Sigorta Genel Müdürü Ceyhan Hancıoğlu, şirketin sermaye yapısını güçlendirmeye yönelik önemli bir aşamaya gelindiğini söyledi. Bir yatırımcı grupla anlaşma noktasına ulaştıklarını ifade eden Hancıoğlu, "İsim vermek istemiyoruz, ancak bir grup ile anlaşma aşamasındayız. SEDDK onayı için yakın zamanda başvuru yapacağız. Dosyamız şu anda hazırlanıyor. Önümüzdeki 3-4 hafta içerisinde süreci tamamlayarak resmi başvuruyu gerçekleştirmeyi planlıyoruz" dedi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/magdeburger-sigorta-genel-muduru-hancioglu-bir-grupla-anlasma-asamasindayiz-77297</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/7/1280x720/ceyhan-hancioglu-1776405749.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şirketin, yeni poliçe düzenleme ve yenileme yetkisinin geçici olarak durdurulmasının ardından açıklama yapan Magdeburger Sigorta Genel Müdürü Ceyhan Hancıoğlu, &quot;İsim vermek istemiyoruz, ancak bir grup ile anlaşma aşamasındayız. SEDDK onayı için yakın zamanda başvuru yapacağız.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/acd-muhendislik-surdurulebilirlik-verilerini-tek-platformda-topluyor-77296</guid>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ACD Mühendislik, sürdürülebilirlik verilerini tek platformda topluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TEMEL AKBAŞ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Sanayi ve hizmet sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin sürdürülebilirlik ve çevresel performans süreçleri giderek daha kritik hale gelirken, bu alanlarda dijitalleşme yatırımları da hız kazanıyor. ACD Mühendislik SEM Ürün Yöneticisi Nihal Çağlar, geliştirdikleri yazılım çözümleriyle firmaların enerji, karbon ve üretim süreçlerini tek platform üzerinden yönetebildiğini belirtti.</p>
<p>20 yılı aşkın sektör tecrübesine sahip olduklarını aktaran Çağlar, şirketlerin yalnızca veri toplamakla kalmayıp bu verileri anlamlandırarak karar alma süreçlerine entegre etmesinin önemine dikkat çekerek, ”Sanayi ve hizmet sektöründe faaliyet gösteren firmaların sürdürülebilirlik, enerji ve çevresel performanslarını dijitalleştiren yazılımlar geliştiriyoruz. Amacımız, şirketlerin yalnızca veri toplamasını değil, bu veriyi anlamlandırarak karar alma süreçlerine entegre etmesini sağlamak. Bu doğrultuda geliştirdiğimiz platformlarla firmaların hem operasyonel verimliliklerini artırmalarına hem de ulusal ve uluslararası regülasyonlara uyum sağlamalarına destek oluyoruz. Özellikle son yıllarda artan karbon yönetimi ve enerji verimliliği gereklilikleriyle birlikte, tüm süreçlerin tek platformdan yönetilebildiği entegre çözümler sunuyoruz” dedi.</p>
<p><strong>“Tüm sürdürülebilirlik verileri tek platformda toplanıyor”</strong></p>
<p>Şirketin faaliyetlerini iki ana ürün grubu altında topladığını ifade eden Çağlar, SEM (Smart Energy Map) platformunun enerji yönetimi, karbon ve su ayak izi süreçlerini entegre biçimde sunduğunu belirtti.</p>
<p>Bu platform sayesinde firmaların sürdürülebilirlik verilerini tek noktadan izleyip yönetebildiğini dile getiren Çağlar, uluslararası standartlara uyumlu analiz, hesaplama ve raporlama süreçlerinin de otomatik hale geldiğini vurguladı.</p>
<p>Diğer tarafta yer alan Effix MES yazılımı ile üretim süreçlerinin anlık izlenebildiğini belirten Çağlar, bu sistemin verimlilik analizleri ve operasyonel süreçlerin dijitalleştirilmesinde önemli rol oynadığını söyledi.</p>
<p><strong>“Üretim ve emisyon verileri tek merkezde yönetiliyor”</strong></p>
<p>Geliştirdikleri çözümlerle firmaların karmaşık süreçlerini daha yönetilebilir hale getirdiklerini kaydeden Çağlar, şu değerlendirmede bulundu: “Firmalar için en büyük katma değerimiz, sürdürülebilirlik ve üretim süreçlerini otomatik, izlenebilir ve denetlenebilir hale getirmek. Geliştirdiğimiz entegre platform sayesinde enerji, üretim ve emisyon verileri tek merkezde toplanıyor ve uluslararası metodolojilere uygun şekilde otomatik olarak hesaplanıyor. Aynı zamanda raporlar tek tıkla oluşturulabiliyor, üretim süreçleri anlık olarak izlenip analiz edilebiliyor. Bu yapı, firmaların yalnızca raporlama yapan değil, veriye dayalı karar alan ve sürekli iyileştirme sağlayan organizasyonlara dönüşmesini sağlıyor” diye konuştu.</p>
<p>IoT cihazları, andon panelleri ve özel geliştirilen altyapılar sayesinde sahadan veri toplama süreçlerinin de hızlandığını ifade eden Çağlar, manuel veri girişine olan bağımlılığın önemli ölçüde azaldığını belirtti.</p>
<p><strong>“Enerji verimliliği rekabet avantajı sağlayacak”</strong></p>
<p>Türkiye’de yeşil dönüşüm sürecinin hız kazandığını dile getiren Çağlar, özellikle sınırda karbon düzenlemeleri gibi uygulamalarla birlikte firmalar için bu dönüşümün zorunluluk haline geldiğini söyledi.</p>
<p>Enerji verimliliğinin bu süreçte kritik rol oynadığını vurgulayan Çağlar, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Türkiye’de yeşil dönüşüm hızla ilerliyor ve firmalar için artık bir tercih değil zorunluluk haline geliyor. Ancak sahada verinin dağınık olması ve süreçlerin manuel yürütülmesi, enerji performansının etkin yönetimini zorlaştırıyor. Bu noktada dijitalleşme büyük önem taşıyor. Yazılım destekli enerji ve karbon yönetimi sayesinde şirketler yalnızca raporlama yapmakla kalmıyor, veriye dayalı kararlarla performanslarını sürekli iyileştirebiliyor. Önümüzdeki dönemde enerji verimliliğini stratejik öncelik haline getiren ve emisyonlarını aktif yöneten firmaların rekabette öne çıkacağını düşünüyoruz.”</p>
<p>Sürdürülebilirlik ve dijitalleşmenin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini belirten Çağlar, şirketlerin bu dönüşüm sürecinde entegre ve kullanıcı dostu dijital çözümlerle desteklenmeye devam edeceğini ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/acd-muhendislik-surdurulebilirlik-verilerini-tek-platformda-topluyor-77296</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/6/1280x720/57-1776406386.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ACD Mühendislik SEM Ürün Yöneticisi Nihal Çağlar, şirketlerin sürdürülebilirlik ve enerji verimliliği süreçlerini dijital platformlarla entegre ederek hem maliyet avantajı sağladığını hem de uluslararası regülasyonlara uyumda önemli kazanımlar elde ettiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oyak-cimento-yeni-gunes-enerjisi-santralini-devreye-aldi-77250</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 17:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> OYAK Çimento, yeni güneş enerjisi santralini devreye aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>OYAK Çimento'nun, sürdürülebilirlik odaklı stratejileri ve karbon nötr hedefleri doğrultusunda bir yatırımı daha başarıyla tamamladığı bildirildi. Ankara Beypazarı Güneş Enerjisi Santrali (GES) projesinin TEDAŞ tarafından geçici kabulü yapılarak tesis tam kapasiteyle operasyona başladı.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, çimento sektöründe ölçeği ve niteliği itibarıyla bir ilk olan yatırım, Türkiye’de bir sanayi üreticisi tarafından tek lokasyonda ve münhasıran, öz tüketim amaçlı en büyük yenilenebilir enerji projesi olma özelliğini taşıyor. Yaklaşık 210 futbol sahası büyüklüğüne denk gelen 1.5 milyon metrekare alan üzerine kurulan dev tesiste; 210 bin 834 adet güneş paneli, yaklaşık 2 milyon metre kablo ve 4 bin 900 ton çelik kullanıldı. Yıllık 182 bin MWh temiz enerji üretimi gerçekleştirmesi beklenen santralin, yaklaşık 3,9 milyon ağacın yıllık karbon emilimine eş değer bir çevresel fayda sağlayacağı tahmin ediliyor. Operasyonel maliyetlerde ciddi bir enerji avantajı yaratacak olan projenin, OYAK Çimento Fabrikaları AŞ’nin toplam enerji kullanımındaki yenilenebilir enerji payını yüzde 25 seviyesine yükseltmesi öngörülüyor.</p>
<p>Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan CIMPOR Global-OYAK Çimento Yönetim Kurulu Başkanı Suat Çalbıyık, “TCC Group Holdings çatısı altında, dünya çimento sektöründe üçüncü büyük oyuncu konumuna gelen yapımızın bir parçası olarak, küresel sürdürülebilirlik hedeflerimiz doğrultusunda kararlılıkla ilerliyoruz. Bu doğrultuda hayata geçirilen Beypazarı GES projemiz de OYAK Çimento’nun sürdürülebilirliğe, temiz enerjiye ve sıfır emisyon hedeflerine yönelik sarsılmaz taahhüdünün en güçlü göstergelerinden biri. Sektörümüzde 'Net Sıfır' taahhüdünde bulunan ilk şirket olma sorumluluğuyla, düşük karbonlu üretim ve yenilenebilir enerji yatırımlarımızla geleceği inşa etmeye devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>OYAK Çimento Ülke CEO’su Murat Sela da konu hakkında şunları kaydetti: “Operasyonel mükemmellik ve çevreye duyarlılık prensiplerimiz doğrultusunda, enerji verimliliğimizi en üst seviyeye taşıyacak yatırımlara odaklanıyoruz. Mardin’de başlayan güneş enerjisi yatırımlarımıza, tam kapasiteyle devreye aldığımız Beypazarı GES ile devam ediyoruz. Bu tesisimiz, hem teknik kapasitesi hem de öz tüketim odaklı yapısıyla Türk sanayisi için örnek teşkil eden bir proje. Yenilenebilir enerji alanındaki bu yatırımlarımızla yalnızca maliyetlerimizi optimize etmekle kalmıyor, ürün kalitemizi çevre dostu süreçlerle birleştirerek sektörümüze öncülük etmeyi sürdürüyoruz”.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oyak-cimento-yeni-gunes-enerjisi-santralini-devreye-aldi-77250</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/0/1280x720/suat-calbiyik-1776349683.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OYAK Çimento, Türkiye’de bir sanayi üreticisi tarafından tek lokasyonda ve münhasıran, öz tüketim amaçlı en büyük yenilenebilir enerji projesi olma özelliğini taşıyan güneş enerjisi santralini devreye aldığını duyurdu. CIMPOR Global-OYAK Çimento Yönetim Kurulu Başkanı Suat Çalbıyık, &quot;Sektörümüzde &#039;Net Sıfır&#039; taahhüdünde bulunan ilk şirket olma sorumluluğuyla, düşük karbonlu üretim ve yenilenebilir enerji yatırımlarımızla geleceği inşa etmeye devam edeceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-mevduati-296-trilyon-liraya-cikti-77247</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 16:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılık mevduatı 29,6 trilyon liraya çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class="">Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı.</div>
<div class="card-text">
<div id="habericerikDiv3" class=" v3HaberIcerikDiv ltr">
<p>Buna göre bankacılık sektörünün toplam mevduatı, 10 Nisan ile biten haftada yüzde 0,5 ve 132 milyar 723 milyon 837 bin lira artışla 29 trilyon 443 milyar 729 milyon 929 bin liradan 29 trilyon 576 milyar 453 milyon 766 bin liraya çıktı.</p>
<p>Aynı dönemde bankalardaki Türk lirası cinsi mevduat yüzde 0,2 azalarak 15 trilyon 493 milyar 722 milyon 400 bin lira, yabancı para (YP) cinsinden mevduat yüzde 1 yükselişle 10 trilyon 408 milyar 251 milyon 376 bin lira oldu.</p>
<p>Bankalarda bulunan toplam YP mevduatı geçen hafta 272 milyar 20 milyon dolar düzeyinde gerçekleşirken, bu tutarın 234 milyar 308 milyon doları yurt içinde yerleşik kişilerin hesaplarında toplandı.</p>
<p>Yurt içi yerleşiklerin toplam YP mevduatında parite etkisinden arındırılmış veriler dikkate alındığında, 10 Nisan itibarıyla 987 milyon dolarlık azalış görüldü.</p>
<p><strong>Yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri arttı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri, geçen hafta yüzde 0,6 artışla 6 trilyon 198 milyar 840 milyon 479 bin liraya çıktı.</p>
<p>Söz konusu kredilerin 751 milyar 998 milyon 511 bin lirası konut, 45 milyar 496 milyon 988 bin lirası taşıt, 2 trilyon 368 milyar 14 milyon 749 bin lirası ihtiyaç kredileri, 3 trilyon 33 milyar 330 milyon 231 bin lirası ise bireysel kredi kartlarından oluştu.</p>
<p>Bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi de 10 Nisan ile biten haftada 190 milyar 346 milyon 410 bin lira artarak 24 trilyon 445 milyar 977 milyon 326 bin liraya yükseldi.</p>
<p> </p>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-mevduati-296-trilyon-liraya-cikti-77247</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/7/1280x720/para-money-lira-1776345346.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın verilerine göre bankacılık sektörünün toplam mevduatı, geçen hafta 132,7 milyar lira artarak yaklaşık 29,6 trilyon liraya yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabancidan-11-milyar-dolarlik-alim-77244</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 15:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancıdan 1,1 milyar dolarlık alım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), "Haftalık Menkul Kıymet İstatistikleri"ni yayımladı.</p>
<p>Buna göre, yurt dışında yerleşik kişiler, 10 Nisan haftasında 430,3 milyon dolarlık hisse senedi, 712,7 milyon dolarlık Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) ve 77,2 milyon dolarlık Genel Yönetim Dışındaki Sektör İhraçları (ÖST) aldı.</p>
<p>Yurt dışında yerleşik kişilerin 3 Nisan haftasında 39 milyar 93,8 milyon dolar olan hisse senedi stoku, 10 Nisan haftasında 42 milyar 421,7 milyon dolara yükseldi.</p>
<p>Aynı dönemde yurt dışında yerleşik kişilerin DİBS stoku 14 milyar 303,8 milyon dolardan 15 milyar 208,7 milyon dolara, ÖST stoku da 1 milyar 872,7 milyon dolardan 1 milyar 945,9 milyon dolara çıktı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabancidan-11-milyar-dolarlik-alim-77244</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/8/1280x720/dolar-dollar-1766131459.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın verilerine göre, yurt dışında yerleşikler, geçen hafta 430,3 milyon dolarlık hisse senedi, 712,7 milyon dolarlık DİBS ve 77,2 milyon dolarlık ÖST aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kkm-13-milyon-lira-azaldi-77243</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 15:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> KKM 13 milyon lira azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK) haftalık bültenini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi 10 Nisan itibarıyla 222 milyar 316 milyon lira artarak 24 trilyon 901 milyar 906 milyon liradan 25 trilyon 124 milyar 222 milyon liraya çıktı.</p>
<p>Bankacılık sektöründe toplam mevduat ise bankalar arası dahil geçen hafta 68 milyar 696 milyon lira artarak 28 trilyon 222 milyar 359 milyon liradan 28 trilyon 291 milyar 55 milyon liraya yükseldi.</p>
<p><strong>Tüketici kredileri 3 trilyon 172 milyar liraya yükseldi</strong></p>
<p>Tüketici kredilerinin tutarı bu dönemde 12 milyar 734 milyon lira artarak, 3 trilyon 172 milyar 12 milyon liraya çıktı. Söz konusu tutarın 752 milyar 738 milyon lirası konut, 45 milyar 607 milyon lirası taşıt ve 2 trilyon 373 milyar 667 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu.</p>
<p>Bu dönemde taksitli ticari kredilerin tutarı 43 milyar 748 milyon lira artarak 3 trilyon 886 milyar 522 milyon lira oldu. Bankaların bireysel kredi kartı alacakları ise yüzde 0,7 artışla 3 trilyon 32 milyar 767 milyon lira düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p>Bireysel kredi kartı alacaklarının 1 trilyon 149 milyar 91 milyon lirasını taksitli, 1 trilyon 883 milyar 676 milyon lirasını taksitsiz borçlar oluşturdu.</p>
<p><strong>Yasal öz kaynaklar arttı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe takipteki alacaklar, 10 Nisan itibarıyla önceki haftaya göre 6 milyar 58 milyon lira artışla 688 milyar 632 milyon liraya çıktı. Takipteki alacakların 520 milyar 426 milyon lirasına özel karşılık ayrıldı.</p>
<p>Aynı dönemde bankacılık sisteminin yasal öz kaynakları, 231 milyon lira artarak 5 trilyon 544 milyar 282 milyon liraya yükseldi.</p>
<p>Kur korumalı Türk lirası mevduat ve katılma hesapları (KKM)  bakiyesi ise geçen hafta 13 milyon lira azalarak 1 milyar 502 milyon liraya düştü. Böylece KKM büyüklüğü, toplam mevduatın yüzde 0,01'ini oluşturdu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kkm-13-milyon-lira-azaldi-77243</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/02/kkmde-dusus-hizlandi-doviz-mevduati-sert-geriledi-8uz7_headline.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BDDK&#039;nin geçen haftaya ait verilerine göre KKM bakiyesi 13 milyon lira azalışla 1,5 milyar liraya indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/botastan-2-yeni-gemi-icin-ihale-77242</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 15:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> BOTAŞ&#039;tan 2 yeni gemi için ihale</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Boru Hatları ile Petrol Taşıma AŞ (BOTAŞ), sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) taşıma gemilerinin temini için ihale düzenleyecek.</p>
<p>BOTAŞ'ın duyurusunda, 174 bin metreküp depolama kapasitesine sahip 2 yeni inşa LNG taşıma gemisi alımı için yeterli tecrübeye sahip adaylar teklif vermek üzere ön yeterlilik başvurusuna davet edildi.</p>
<p>İhale için ön yeterlilik değerlendirmesine son başvuru tarihi 28 Nisan Salı saat 11.00 olarak belirlendi.</p>
<p>Alım, BOTAŞ İhale ve Alım Yönetmeliği'ne göre belli istekliler arasında ihale usulü ile gerçekleştirilecek. Ön yeterlilik değerlendirmesi sonucu yeterliği tespit edilenler teklif vermeye davet edilecek.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/botastan-2-yeni-gemi-icin-ihale-77242</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/02/lng.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BOTAŞ, 2 yeni LNG taşıma gemisi alımı için ihaleye çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasinin-rezervleri-93-milyar-dolar-artti-77241</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 15:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası&#039;nın rezervleri 9,3 milyar dolar arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, 10 Nisan itibarıyla Merkez Bankası brüt döviz rezervleri 5 milyar 650 milyon dolar artışla 64 milyar 67 milyon dolara çıktı. Brüt döviz rezervleri, 3 Nisan'da 58 milyar 417 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu.</p>
<p>Bu dönemde altın rezervleri de 3 milyar 618 milyon dolar artışla 103 milyar 229 milyon dolardan 106 milyar 847 milyon dolara yükseldi.</p>
<p>Böylece Merkez Bankasının toplam rezervleri 10 Nisan haftasında bir önceki haftaya göre 9 milyar 270 milyon dolar artışla 161 milyar 645 milyon dolardan 170 milyar 915 milyon dolara çıktı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasinin-rezervleri-93-milyar-dolar-artti-77241</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/7/1280x720/merkez-bankasi-rezervleri-gecen-hafta-1711-milyar-dolara-yukseldi-1742473095.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın toplam rezervleri, geçen hafta 9 milyar 270 milyon dolar artışla 170,9 milyar dolara çıktı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonominin-kalbi-sporda-yildizlasiyor-77232</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 14:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonominin kalbi, sporda yıldızlaşıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kocaeli, uzun yıllardır Türkiye ekonomisinin lokomotif şehirlerinden biri olarak anılıyor. Sanayi üretimi, limanları ve ticaret hacmiyle “ekonominin kalbi” olma unvanını fazlasıyla hak ediyor. Ancak son dönemde ortaya çıkan tablo, bu güçlü kimliğe yeni bir başlık eklendiğini gösteriyor: spor ve yaşam kenti Kocaeli.</p>
<p>Sahaya baktığımda aslında gördüğüm şey sadece skor tabelası değil. Kocaeli’nin giderek büyüyen bir spor hikayesi var ve bu hikaye, tribünlerden çok daha fazlasını anlatıyor. Bir şehir, takımıyla birlikte yeniden ayağa kalkıyorsa, orada futbolun ötesinde bir bağ vardır. Kocaeli’nin göz bebeği Kocaelispor, Çayırova Belediyesi Basketbol Takımı, Efeler Ligindeki Gebze Belediyesi Voleybol Takımı ve 2. Ligdeki Güzide Gebze Spor Kulübü ise bu kültürün daha tabana yayılan yüzü gibi. Bu seviyelerde verilen mücadele, aslında gençler için görünmez bir kapı aralıyor. İşin en önemli tarafı da tam burada başlıyor. Sporun yaygınlaşması, onların sadece fiziksel gelişimini değil, sosyal hayatını da doğrudan etkiliyor.</p>
<p>Gebze Belediyesi’nin düzenlediği basın toplantısında Gebze Belediye Başkanı Zinnur Büyükgöz’ün açıkladığı iki yıllık planı dinlerken şunu düşündüm: Bu anlatılanlar aslında bugünün değil, geleceğin Gebze’sini kurmaya dönük bir başlangıç.</p>
<p>Çünkü ortada sadece sportif bir hareketlilik yok; daha geniş bir şehir vizyonu var. Kentin geleceği artık yalnızca sahada alınan sonuçlarla değil, insanların günlük hayatına dokunan sosyal alanlarla birlikte şekilleniyor. Bu bakış açısı, Kocaeli’nin yavaş yavaş “çalışan şehir” kimliğinden çıkıp, yaşayan ve nefes alan bir şehir olma yoluna girdiğini hissettiriyor.</p>
<p>Bu vizyon kapsamında en çok dikkatimi çeken projelerden biri de Pelitli’de planlanan dev kaydırak oldu. Yaklaşık 207 metre uzunluğunda olması hedeflenen bu yapı, zamanla bölgeye canlılık katacak bir cazibe merkezi olarak düşünülüyor. Ben bu yatırımları, “bugünün Gebze’si” için değil, özellikle “geleceğin mutlu Gebze’si” için atılmış ilk somut adımlar olarak görüyorum. Ve bu adımların etkisi, zamanla sadece şehirde değil, insanların yaşam alışkanlıklarında da kendini gösterecek gibi duruyor.</p>
<p>Burada dikkat çeken bir diğer unsur ise Gebze Belediyesi’nin son dönemde bu alanlara ilişkin düzenleme, çevre iyileştirme ve tanıtım çalışmalarına ağırlık vermesi, tarihi değerlerin günlük yaşamın bir parçası haline getirilmesini hedefliyor. Özellikle restorasyonu süren Osman Hamdi Bey Evi ve Müzesi’nin restorasyonu tamamlanarak bir an önce halkın ziyaretine açılması büyük önem taşıyor. Bu yapının gecikmeden şehre kazandırılması, hem kültürel mirasın görünürlüğünü artıracak hem de bölgeye yeni bir kültürel canlılık katacaktır.</p>
<p>Sonuç olarak Kocaeli’nde ortaya çıkan tablo, planlı bir dönüşümün işareti. Ekonominin kalbi olma özelliğini koruyan şehir, sporda yıldızlaşarak ve sosyal yaşam yatırımlarıyla bu gücünü farklı alanlara yayıyor. Eğer bu vizyon kararlılıkla sürdürülürse, Kocaeli yakın gelecekte yalnızca üretimin değil, yaşam kalitesinin de merkezi olarak anılabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonominin-kalbi-sporda-yildizlasiyor-77232</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin kalbi, sporda yıldızlaşıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uymsibde-hamdi-taner-donemi-77223</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 13:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> UYMSİB’de Hamdi Taner dönemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Uludağ Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği’nin (UYMSİB) Genel Kurulu, sektör paydaşlarının yoğun katılımıyla gerçekleşti. İki listenin kıyasıya yarıştığı seçimler sonucunda Hamdi Taner, birliğin yeni başkanı seçildi. Seçim atmosferinin dostane görüntülere sahne olduğu kurulda Hamdi Taner, rakibi Berdan Ber ile omuz omuza birlik mesajı verdi. Hamdi Taner, yeni yönetim döneminde dış pazarlarda tanıtım faaliyetlerine ağırlık vereceklerini ve Bursa’nın, Türkiye’nin meyve sebze ambarı olma özelliğini dünya çapında bir markaya dönüştürmeyi hedeflediklerini vurguladı.</p>
<p>Yapılan seçimin ardından UYMSİB Yönetim Kurulu; Perla Fruit Gıda, Güngör Zeytin Gıda, Aksun Tarımsal, Cantekin Tarım Ürünleri, Eco Tohum Teknolojileri, Efecan Ambalaj Kağıt Gıda, Erkan Eren, Frig Agro Tarım Sanayi, Kayra Tarımsal Ürünler, Paşam Tarım Turizm Gıda ve Marmarabirlik firmalarından oluştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uymsibde-hamdi-taner-donemi-77223</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/2/3/1280x720/uymsibde-hamdi-taner-donemi-1776337045.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ UYMSİB’de başkanlık yarışını kazanan Hamdi Taner, birlik ve beraberlik mesajı verirken, yeni dönemde dış pazarlarda tanıtımı güçlendirerek Bursa’yı küresel bir meyve-sebze markası haline getirmeyi hedeflediklerini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hizmet-ihracatinin-yuzde-66si-ulastirma-ve-depolama-girisimlerinden-77219</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 13:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hizmet ihracatının yüzde 66&#039;sı ulaştırma ve depolama girişimlerinden</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), "Girişim Özelliklerine Göre Uluslararası Hizmet Ticareti İstatistikleri 2024" bültenini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, 2024'te hizmet ihracatının yüzde 62,3'ü, hizmet ithalatının ise yüzde 56'sı büyük ölçekli girişimler tarafından yapıldı.</p>
<p>Hizmet ihracatının yüzde 8,7'sini yapan 1-9 çalışanı olan mikro ölçekli girişimler, toplam hizmet ihracatı gerçekleştiren girişimlerin yüzde 74,3'ünü oluşturdu.</p>
<p>Çalışan sayısı 10-49 kişi olan küçük ölçekli girişimlerin hizmet ihracatındaki payı yüzde 12,3 iken, 50-249 kişi olan orta ölçekli girişimlerin ihracattaki payı yüzde 16,4 oldu. Hizmet ihracatı yapan girişimlerin yüzde 1,9'unu oluşturan 250 veya daha fazla kişinin çalıştığı büyük ölçekli girişimler, hizmet ihracatının yüzde 62,3'ünü yaptı.</p>
<p>Hizmet ithalatı yapan girişimlerin yüzde 53,2'sini oluşturan 1-9 çalışanı olan mikro ölçekli girişimler, hizmet ithalatının yüzde 7,9'unu gerçekleştirdi.</p>
<p>Çalışan sayısı 10-49 kişi olan küçük ölçekli girişimlerin hizmet ithalatındaki payı yüzde 7,2'yi bulurken, 50-249 kişi olan orta ölçekli girişimlerin payı yüzde 17,7 olarak tespit edildi. Hizmet ithalatı yapan girişim sayısının yüzde 4,6'sını oluşturan 250 veya daha fazla kişinin çalıştığı büyük ölçekli girişimler, toplam hizmet ithalatının yüzde 56'sını gerçekleştirdi.</p>
<p><strong>Ulaştırma ve depolamada 40 milyar 252 milyon dolarlık hizmet ihracatı</strong></p>
<p>Hizmet ihracatının yüzde 66,1'ini, ulaştırma ve depolama faaliyetindeki girişimler yaptı. Söz konusu dönemde, 60 milyar 913 milyon dolar olan hizmet ihracatının 40 milyar 252 milyon dolarını, ulaştırma ve depolama faaliyetindeki girişimlerin gerçekleştirdiği belirlendi.</p>
<p>Bilgi ve iletişim faaliyetindeki girişimlerin hizmet ihracatı, 5 milyar 906 milyon dolar olarak kayıtlara geçti. Hizmet ihracatında 4 milyar 284 milyon dolarlık kısım imalat sanayisindeki girişimler tarafından yapılırken, ana faaliyeti finans ve sigorta olan girişimlerin hizmet ihracatı 2 milyar 929 milyon dolar oldu.</p>
<p>Hizmet ticaretinde 48 milyar 462 milyon dolarlık ithalatın 12 milyar 752 milyon doları, imalat sanayisinde faaliyet gösteren girişimler tarafından gerçekleştirildi. Hizmet ithalatındaki 9 milyar 660 milyon dolar ana faaliyeti toptan ve perakende ticaret olan girişimlere ait iken, 3 milyar 826 milyon dolarlık hizmet ithalatı finans ve sigorta faaliyetinde bulunan girişimlerin oldu. Bilgi ve iletişim faaliyetindeki girişimler ise 2 milyar 728 milyon dolar hizmet ithalatı yaptı.</p>
<p>Hizmet ticaretinde en yüksek paya sahip olan taşımacılık hizmetlerinde yapılan ihracatın yüzde 90,2'sinin, ithalatın ise yüzde 76,2'sinin Türkiye kontrolündeki girişimler tarafından gerçekleştirildiği tespit edildi.</p>
<p>Hizmet ihracatının yüzde 18,8'ini, ithalatının ise yüzde 32'sini yabancı kontrollü girişimler yaptı. Diğer iş hizmetleri ihracatında Türkiye kontrollü girişimlerin payı yüzde 58,1 iken, yabancı kontrollü girişimlerin payı yüzde 41,9 oldu.</p>
<p>Telekomünikasyon, bilgisayar ve bilgi hizmetleri ihracatının yüzde 51,4'ü, ithalatının ise yüzde 32,3'ü yabancı kontrollü girişimler tarafından gerçekleştirildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hizmet-ihracatinin-yuzde-66si-ulastirma-ve-depolama-girisimlerinden-77219</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/ihracat-ticaret-ithalat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in 2024 verilerine göre, hizmet ihracatının yüzde 62,3&#039;üne, hizmet ithalatının ise yüzde 56&#039;sını büyük ölçekli girişimler gerçekleştirdi. Bu dönemde yaklaşık 61 milyar dolarlık ihracatın 40,2 milyarı ulaştırma ve depolama faaliyetindeki girişimler yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ankara-kesikkopru-baraji-arasindaki-boru-hattinin-celigi-erdemirden-77237</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ankara-Kesikköprü Barajı arasındaki boru hattının çeliği Erdemir&#039;den</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Almanya'nın Düsseldorf kentinde düzenlenen "Tube &amp; Wire 2026 Fuarı"na katılan OYAK Maden Metalürji (OMM) şirketlerinden Erdemir, YDA Group ile çelik rulo temini konusunda satış sözleşmesi imzaladığını duyurdu.</p>
<p>Sözleşme kapsamında, Erdemir, Ankara-Kesikköprü Barajı arası toplam 132 kilometre boru hattının çelik tedarikçisi oldu.</p>
<p>Sözleşme, OYAK Genel Müdürü ve Erdemir Yönetim Kurulu Başkanı Murat Yalçıntaş ile Erdemir Yönetim Kurulu Üyesi ve Murahhas Aza Serdar Başoğlu ve YDA Group Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Üst Yöneticisi (CEO) Cüneyt Arslan tarafından imzalandı.</p>
<p>Sözleşmeyle Ankara Su ve Kanalizasyon İdaresi (ASKİ) tarafından yaptırılacak Kesikköprü Barajı-İvedik İçme Suyu Arıtma Tesisleri Arası Su Alma Yapısı, Ana İsale Hattı, Pompa istasyonları ve depo imalatları yapımında Erdemir çeliği kullanılacak.</p>
<p>İş birliği kapsamında yalnızca ürün temininin yanı sıra uzun vadeli stratejik çözüm ortaklığı hedeflendiği, özellikle su yönetimi ve altyapı projelerinde kullanılan yüksek katma değerli ürünlerin iş birliğinin odağında yer aldığı belirtildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, anlaşma, Erdemir'in yerli tedarikçi olarak Türkiye'deki altyapı projelerine daha fazla katkı sağlamasına vesile olacak. İş birliğinin aynı zamanda bölgesel kalkınmayı destekleyeceği ifade ediliyor.</p>
<p>Messe Düsseldorf Fuar Alanı'nda Hall 3, C49 numaralı 252 metrekarelik standında sektör profesyonellerini ağırlayan Erdemir'in katma değerli ürün portföyünü ve geliştirdiği yenilikçi uygulamaları ziyaretçilerine sunduğu bildirildi. </p>
<p>Uluslararası çelik sektörünün önemli buluşma noktalarından biri olan fuarda Erdemir, tel üretimi, tel işleme malzemeleri, tel üretim makineleri, kablo imalatı, kablolar, yay üretimi ile kablo ve boru üretim kontrol sistemlerine yönelik güncel gelişmeleri paylaşıyor.</p>
<p>Şirketin fuar boyunca müşterilerini ağırlamaya ve yeni iş birlikleri geliştirmeye devam edeceği açıklandı.</p>
<p><strong>"Ülkemize değer katan bir projeye katkı sağlıyoruz"</strong></p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Erdemir Yönetim Kurulu Başkanı Murat Yalçıntaş, iş birliğinin Türkiye'deki stratejik projeler açısından önemine dikkati çekti.</p>
<p>Yalçıntaş, "Erdemir olarak YDA Group ile gerçekleştirdiğimiz bu sözleşme ile stratejik altyapı projelerine yüksek kaliteli yerli çelik tedarik ediyoruz. Bu sayede ülkemizin su kaynaklarının verimli kullanımı ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine katkı sağlıyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>İklim değişikliği ve artan kuraklık riskleriyle birlikte tüm dünyada su kaynaklarının giderek daha da stratejik hale geldiğini aktaran Yalçıntaş, "Erdemir olarak, Türkiye'nin tüm önemli ve büyük projelerinde olduğu gibi bu projede de yerli ve milli çelik tedarikçisi olarak yer almaktan ve Ankara-Kesikköprü Barajı arası toplam 132 kilometre boru hattını kapsayan bu kritik ve ülkemiz için çok kıymetli projenin tüm çeliğini karşılamaktan büyük mutluluk duyuyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ankara-kesikkopru-baraji-arasindaki-boru-hattinin-celigi-erdemirden-77237</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/1/1280x720/murat-yalcintas-1768905183.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Erdemir, Ankara-Kesikköprü Barajı arasındaki boru hattının çelik tedarikçisi oldu. Erdemir Yönetim Kurulu Başkanı Murat Yalçıntaş, &quot;Erdemir olarak YDA Group ile gerçekleştirdiğimiz bu sözleşme ile stratejik altyapı projelerine yüksek kaliteli yerli çelik tedarik ediyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/konut-fiyatlari-gecen-ay-yuzde-2-artti-77212</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 11:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Konut fiyatları geçen ay yüzde 2 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Mart 2026'ya ait Konut Fiyat Endeksi (KFE) ve Yeni Kiracı Kira Endeksi (YKKE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Türkiye'deki konutların kalite etkisinden arındırılmış fiyat değişimlerini izlemek amacıyla hesaplanan KFE, martta bir önceki aya göre yüzde 2 artarak 219,7 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 26,4 artan KFE, aynı dönemde reel olarak yüzde 3,4 azaldı.</p>
<p>KFE mart ayında, bir önceki aya göre İstanbul'da yüzde 2,2, Ankara'da yüzde 2,5 ve İzmir'de yüzde 2,8 arttı.</p>
<p>Endeks değerleri bir önceki yılın aynı ayına göre, İstanbul, Ankara ve İzmir'de sırasıyla yüzde 27,8, 30,4 ve 24,3 artış gösterdi.</p>
<p>İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflamasına göre bölgelerin yıllık konut fiyat endeksi değişimleri incelendiğinde, Mart 2026 döneminde en yüksek yıllık artış yüzde 31,5 ile Nevşehir, Niğde, Aksaray, Kırıkkale, Kırşehir, Kayseri, Sivas, Yozgat bölgesinde, en düşük yıllık artış ise yüzde 21,1 ile Edirne, Kırklareli, Tekirdağ bölgesinde gözlendi.</p>
<p><strong>YKKE yüzde 2 arttı</strong></p>
<p>Mart ayında bir önceki aya göre yüzde 2 artan YKKE, bir önceki yılın aynı ayına göre nominal olarak yüzde 34,4, reel olarak ise yüzde 2,7 artış kaydetti.</p>
<p>YKKE, söz konusu dönemde İstanbul'da yüzde 2,2, Ankara'da yüzde 2,4 ve İzmir'de yüzde 3,6 yükseldi.</p>
<p>Endeks değerleri bir önceki yılın aynı ayına göre, İstanbul'da yüzde 39,4, Ankara'da yüzde 37,7 ve İzmir'de yüzde 35 arttı.</p>
<p>İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflamasına göre bölgelerin yıllık yeni kiracı kira endeksi değişimleri incelendiğinde, mart ayında en yüksek yıllık artış yüzde 40,5 ile Erzurum, Erzincan, Bayburt, Ağrı, Ardahan, Kars, Iğdır bölgesinde, en düşük yıllık artış ise yüzde 25,7 ile Hatay, Kahramanmaraş, Osmaniye bölgesinde gözlendi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/konut-fiyatlari-gecen-ay-yuzde-2-artti-77212</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/6/1280x720/konut-1758522292.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın mart verilerine göre Konut Fiyat Endeksi, aylık bazda yüzde 2, yıllık bazda da yüzde 26,4 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/trafige-kayitli-arac-sayisi-martta-155-bin-75-artti-77210</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 11:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Trafiğe kayıtlı araç sayısı martta 155 bin 75 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Mart 2026'ya ait motorlu kara taşıtları istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, martta trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 18,3 azalarak 159 bin 931'e geriledi. Söz konusu dönemde kaydı silinen taşıt sayısı ise yüzde 39,4 artarak 3 bin 484'ten 4 bin 856'ya çıktı. Böylece, trafikteki toplam taşıt sayısı yılın üçüncü ayında 155 bin 75 adet artış gösterdi.</p>
<p>Mart ayında trafiğe kaydı yapılan taşıtların yüzde 50,2'sini otomobil, yüzde 34,8'ini motosiklet, yüzde 10,1'ini kamyonet, yüzde 1,7'sini kamyon, yüzde 1,6'sını traktör, yüzde 1'ini minibüs, yüzde 0,5'ini otobüs ve yüzde 0,1'ini özel amaçlı taşıtlar oluşturdu.</p>
<p>Martta trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısında bir önceki aya göre ise yüzde 31,3 artış gerçekleşti.</p>
<p>Trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı bir önceki aya göre motosiklette yüzde 51, otomobilde yüzde 27,2, traktörde yüzde 19,3, minibüste yüzde 17,7, kamyonette yüzde 12,8, otobüste yüzde 4,5 artarken, özel amaçlı taşıtta yüzde 28,9 ve kamyonda yüzde 10,5 azalış gösterdi.</p>
<p>Mart ayında geçen yılın aynı ayına göre trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı otobüste yüzde 12,6, minibüste yüzde 2,6 artarken, traktörde yüzde 50,1, özel amaçlı taşıtta yüzde 34,2, kamyonda yüzde 25,3, motosiklette yüzde 21,2, otomobilde yüzde 15,4 ve kamyonette yüzde 15 azaldı.</p>
<p><strong>Trafiğe kayıtlı araç sayısı 34 milyonu geçti</strong></p>
<p>Trafiğe kayıtlı araç sayısı, martta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 7 artarak 31 milyon 788 bin 619'dan 34 milyon 23 bin 986'ya yükseldi.</p>
<p>Mart sonu itibarıyla trafiğe kayıtlı taşıtların yüzde 51,8'ini otomobil, yüzde 21,2'sini motosiklet, yüzde 14,6'sını kamyonet, yüzde 6,8'ini traktör, yüzde 3,1'ini kamyon, yüzde 1,6'sını minibüs, yüzde 0,6'sını otobüs ve yüzde 0,3'ünü özel amaçlı taşıtlar oluşturdu.</p>
<p><strong>Devri yapılan araçlar</strong></p>
<p>Devri yapılan toplam 870 bin 992 taşıttan yüzde 68,6'sı otomobil, yüzde 14,8'i kamyonet, yüzde 9,7'si motosiklet, yüzde 2,8'i traktör, yüzde 1,8'i kamyon, yüzde 1,6'sı minibüs, yüzde 0,5'i otobüs ve yüzde 0,2'si özel amaçlı taşıtlar olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Martta trafiğe kaydı yapılan otomobillerin yüzde 15,5'inin Renault, yüzde 8,2'sinin Toyota, yüzde 7,4'ünün Peugeot, yüzde 6,9'unun Volkswagen, yüzde 6,1'inin Hyundai, yüzde 5,9'unun Togg, yüzde 5,1'inin Fiat, yüzde 5'inin Opel, yüzde 5'inin Citroen, yüzde 4,3'ünün Skoda, yüzde 3,3'ünün Mercedes-Benz, yüzde 3,1'inin Kia, yüzde 3'ünün BMW, yüzde 2,6'sının Ford, yüzde 2,2'sinin Audi, yüzde 2'sinin Volvo, yüzde 1,9'unun Mini, yüzde 1,7'sinin Chery, yüzde 1,6'sının Nissan, yüzde 1,2'sinin Tesla ve yüzde 8,4'ünün diğer markalardan oluştuğu tespit edildi.</p>
<p>Ocak-mart döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı yüzde 14,4 azalarak 426 bin 342'ye gerilerken, trafikten kaydı silinen taşıt sayısı yüzde 23,1 artışla 13 bin 42 adet oldu. Böylece yılın ilk 3 ayında trafikteki toplam taşıt sayısı 413 bin 300 adet arttı.</p>
<p>Ocak-mart döneminde trafiğe kaydı yapılan 224 bin 627 otomobilin yüzde 41,1'inin benzin, yüzde 31,5'inin hibrit, yüzde 18,2'sinin elektrikli, yüzde 8,6'sının dizel ve yüzde 0,6'sının LPG yakıtlı olduğu belirlendi.</p>
<p>Mart sonu itibarıyla trafiğe kayıtlı 17 milyon 611 bin 509 adet otomobilin ise yüzde 32,4'ünün dizel, yüzde 31'inin benzin, yüzde 29,8'inin LPG, yüzde 4,4'ünün hibrit ve yüzde 2,3'ünün elektrikli olduğu görüldü. Otomobillerin yüzde 0,2'sinin ise yakıt türü bilinmiyor.</p>
<p>Ocak-mart döneminde trafiğe kaydı yapılan otomobillerin yüzde 33,2'si 1300 ve altı, yüzde 15,9'u 1401-1500, yüzde 13,2'si 1501-1600, yüzde 9,6'sı 1301-1400, yüzde 9,1'i 1601-2000, yüzce 0,8'i 2001 ve üstü motor silindir hacmine sahip bulunuyor.</p>
<p>Söz konusu dönemde trafiğe kaydı yapılan 224 bin 627 otomobilin yüzde 42,1'i gri, yüzde 25,6'sı beyaz, yüzde 11,2'si siyah, yüzde 10,4'ü mavi, yüzde 5,3'ü yeşil, yüzde 3,5'i kırmızı, yüzde 1,3'ü kahverengi, yüzde 0,3'ü turuncu, yüzde 0,2'si sarı ve yüzde 0,2'si diğer renkli araçlardan oluştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/trafige-kayitli-arac-sayisi-martta-155-bin-75-artti-77210</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/mtv-trafik-otomobil.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mart verilerine göre trafiğe 159 bin 931 aracın kaydı yapılırken 4 bin 856 aracın kaydı silindi. Böylece trafikteki toplam araç sayısı 155 bin 75 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ucretli-calisan-sayisi-yillik-yuzde-13-artti-77209</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 11:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ücretli çalışan sayısı yıllık yüzde 1,3 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Şubat 2026'ya ait ücretli çalışan istatistiklerini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, Şubat 2025'te 15 milyon 297 bin 723 kişi olan sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı, şubatta yüzde 1,3 artışla 15 milyon 501 bin 511 kişiye yükseldi.</p>
<p>Söz konusu ayda ücretli çalışan sayısı, sanayi sektöründe yıllık bazda yüzde 3,2 azaldı, inşaat sektöründe yüzde 4,5 ve ticaret-hizmet sektöründe yüzde 3,3 arttı.</p>
<p><strong>Aylık değişim</strong></p>
<p>Sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı şubatta, ocağa göre yüzde 0,4 artış sergiledi.</p>
<p>Bu dönemde ücretli çalışan sayısı, sanayi sektöründe yüzde 0,1, inşaat sektöründe yüzde 0,9, ticaret-hizmet sektöründe yüzde 0,5 artış gösterdi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ucretli-calisan-sayisi-yillik-yuzde-13-artti-77209</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/insaat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in şubat verilerine göre, sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı, yıllık bazda yüzde 1,3 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/magdeburgerin-police-yetkisi-durduruldu-77208</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 11:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Magdeburger&#039;in poliçe yetkisi durduruldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK), Magdeburger Sigorta AŞ'ye yönelik alınan tedbirler hakkında kamuoyunun bilgilendirilmesine ihtiyaç duyulduğunu bildirdi.</p>
<p>Açıklamada, "İlgili mevzuat kapsamında bir süredir yakın izlemeye alınmış olan ve uygulanan kademeli tedbirlere rağmen mali bünye zafiyetini gideremeyen Magdeburger Sigorta AŞ'nin tüm branşlarda yeni sigorta poliçesi düzenleme ve yenileme yetkisi sermaye yeterlilik koşulları sağlanıncaya kadar geçici olarak durdurulmuştur." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>Söz konusu sigorta şirketinin daha önce düzenlemiş olduğu poliçelere ilişkin başta hasar tazmini olmak üzere sigortalılara karşı tüm yükümlülüklerini yerine getirmesi için gerekli önlemlerin alındığı belirtilen açıklamada, "Kurumumuz, sigortalıların hak ve menfaatlerini korumak ve sektörün güvenilir, istikrarlı ve etkin bir şekilde işlemesini sağlamak amacıyla gözetim ve denetim faaliyetlerini kararlılıkla sürdürmektedir." denildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/magdeburgerin-police-yetkisi-durduruldu-77208</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/0/1280x720/sigorta-1771998302.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SEDDK, Magdeburger Sigorta&#039;nın yeni sigorta poliçesi düzenleme ve yenileme yetkisi geçici olarak durdurulduğunu duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dogal-gaz-ithalati-subatta-yuzde-193-azaldi-77205</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 11:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğal gaz ithalatı şubatta yüzde 19,3 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun Şubat 2026 dönemine ait "Doğal Gaz Piyasası Sektör Raporu"nu yayınladı.</p>
<p>Buna göre, ithalatın 2 milyar 321 milyon metreküpü boru hatlarıyla, 2 milyar 938 milyon metreküpü de sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tesisleri aracılığıyla gerçekleştirildi.</p>
<p>Böylece toplam doğal gaz ithalatı, söz konusu dönemde yıllık bazda yüzde 19,34 azalışla yaklaşık 5 milyar 259 milyon metreküp olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Söz konusu dönemde en fazla boru gazı ithalatı 1 milyar 89 milyon metreküple Rusya'dan yapıldı. Bunu 803 milyon metreküple İran ve 428 milyon metreküple Azerbaycan takip etti.</p>
<p>Bu dönemde LNG ithalatında ise ABD 1 milyar 431 milyon metreküple ilk sırada yer aldı. ABD'yi 544 milyon metreküple Nijerya, 385 milyon metreküple Cezayir, 309 milyon metreküple Ekvator Ginesi, 96 milyon metreküple Angola, 91 milyon metreküple Avustralya ve 80 milyon metreküple Umman takip etti.</p>
<p><strong>Konutlarda gaz tüketimi 4 milyar metreküpü aştı</strong></p>
<p>Ülkede toplam doğal gaz tüketimi, şubatta yıllık bazda yüzde 10,31 azalarak yaklaşık 6 milyar 786 milyon metreküp oldu.</p>
<p>Sanayi sektörünün doğal gaz tüketimi 1 milyar 125 milyon metreküp olarak kayıtlara geçti. Elektrik üretimini de kapsayan dönüşüm/çevrim sektöründe doğal gaz tüketimi ise 609 milyon metreküp oldu.</p>
<p>Konutlarda doğal gaz tüketimi bu dönemde 4 milyar 35 milyon metreküpe ulaştı.</p>
<p>Türkiye'de doğal gaz stok miktarı şubat sonunda 4 milyar 224 milyon metreküp olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Doğal gaz stokunun 3 milyar 719 milyon metreküpü yer altı depolama tesislerinde, 504 milyon metreküpü ise LNG terminallerinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dogal-gaz-ithalati-subatta-yuzde-193-azaldi-77205</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/dogalgaz-4.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin şubat verilerine göre doğal gaz ithalatı yıllık bazda yüzde 19,34 azalışla 5,3 milyar metreküpe indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ozer-matli-isini-dogru-yapan-uretici-korunacak-tuketici-dogru-bilgilendirilecek-77202</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 10:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özer Matlı: İşini doğru yapan üretici korunacak, tüketici doğru bilgilendirilecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret Borsası (Bursa TB) Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yayımladığı ‘Türk Gıda Kodeksi Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliği Kılavuzu’ndaki kapsamlı revizyonu değerlendirdi. Bakanlığın güvenli ve sağlıklı gıdaya erişim vizyonuna tam destek verdiklerini vurgulayan Başkan Matlı, hayata geçirilen yeni uygulamaların, sektörde şeffaflık ve güveni güçlendireceğini söyledi. Yeni düzenlemeyle birlikte gıda ambalajlarında kullanılan yanıltıcı ifade ve görsellere son verildiğini belirten Başkan Özer Matlı, “Artık etiketlerde ‘günlük’ ifadesine 24 saat sınırı getirilmesi, aroma kullanılan ürünlerde gerçek meyve görseli kullanımının yasaklanması, ‘doğal’, ‘hakiki’ gibi ispatı olmayan ve tüketiciyi yanıltan ifadelerin suistimal edilmesinin önlenmesi, ambalajlı ürünlerde ‘taze sıkılmış’ gibi ifadelerin kaldırılması tüketicinin doğru ürüne ulaşmasını sağlayacaktır” dedi. Özellikle sanayi tipi üretimlerde ‘ev yapımı’ ifadesinin yasaklanmasının ve işletme isimlerinin tüketiciyi yanıltacak şekilde ön plana çıkarılmamasının haksız rekabeti ortadan kaldıracağını kaydeden Matlı, “Bu durum, sadece vatandaşımızı korumakla kalmayacak, aynı zamanda işini doğru yapan, etik kurallara uygun üretim gerçekleştiren gıda işletmecilerimiz için de adil bir pazar ortamı oluşturacaktır” diye konuştu. </p>
<h2><strong>Restoran ve kafelerde şeffaflık dönemi</strong></h2>
<p>Toplu tüketim yerlerine getirilen bilgilendirme zorunluluğuna dikkat çeken Başkan Matlı, vatandaşların sadece market raflarında değil, restoran, kafe ve kantin gibi alanlarda da ne tükettiğini bilmeye hakkı olduğunu söyledi. Matlı, “Menülerde gıdanın bileşenlerinin ve kalori değerlerinin sunulacak olması, tüketici bilincini en üst seviyeye taşıyacaktır” dedi. Düzenlemenin sosyal sorumluluk boyutuna da değinen Matlı, ambalajlarda çocukların gelişimini etkileyebilecek figürlerin yasaklanmasının çok yerinde bir adım olduğunu ifade ederek, “Gelecek nesillerimizin fiziksel ve psikolojik sağlığını koruyan her türlü düzenlemenin yanındayız” diye konuştu. </p>
<h2><strong>Bilinçli toplumun temeli: Gıda okuryazarlığı</strong></h2>
<p>Bakanlığın attığı bu adımların toplumsal bir kazanıma dönüşmesi için tüketici farkındalığının da artması gerektiğini belirten Özer Matlı, “Düzenlemeler ne kadar güçlü olursa olsun, gıda okuryazarlığı ve etiket okuma alışkanlığı bilinçli toplumun temelidir. Toplumumuzun doğru bilgilendirilmesi ve tarımsal ticaretin güvenli bir zeminde yürütülmesi için atılan bu adımlar dolayısıyla Tarım ve Orman Bakanlığımıza teşekkür ediyorum. Güvenli gıda arzını stratejik bir mesele olarak görüyor ve bu vizyonu her platformda destekliyoruz’ dedi.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ozer-matli-isini-dogru-yapan-uretici-korunacak-tuketici-dogru-bilgilendirilecek-77202</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/2/1280x720/ozer-matli-isini-dogru-yapan-uretici-korunacak-tuketici-dogru-bilgilendirilecek-1776326412.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa TB Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, gıda etiketlerinde yapılan düzenlemeleri memnuniyetle karşıladıklarını açıkladı. Matlı, “Gıda etiketlerinde bilgi kirliliğini bitiren ve tüketiciyi en doğru şekilde bilgilendirmeyi amaçlayan bu yeni dönem, hem halk sağlığını hem de işini doğru yapan üreticiyi koruyan önemli bir adımdır” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/petrol-ithalati-subatta-yuzde-184-azaldi-77201</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 10:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ham petrol ithalatı şubatta yüzde 14 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun (EPDK) Şubat 2026'ya ait "Petrol Piyasası Sektör Raporu"nu yayınladı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye'nin toplam petrol ithalatı içinde en büyük kalemi oluşturan ham petrol ithalatı yıllık yüzde 14,08 artarak 2 milyon 559 bin 916 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>Bu dönemde motorin türleri ithalatı ise yüzde 30,93 azalarak 702 bin 189 ton oldu. İthalatın kalan kısmını, benzin ve fuel-oil türleri, havacılık ve denizcilik yakıtları ile diğer ürünler oluşturdu.</p>
<p>Böylece toplam ithalat, şubatta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 1,84 azalarak 3 milyon 512 bin 919 ton olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>En fazla ham petrol ve petrol ürünleri ithalatı, 1 milyon 508 bin 282 tonla Rusya’dan yapılırken, bu ülkeyi 645 bin 346 tonla Irak ve 550 bin 184 tonla Kazakistan izledi.</p>
<p>Yurt içi benzin satışları şubatta geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 17,73 artarak 417 bin 803 ton oldu. Petrol ürünleri satışları yüzde 3,71 artarak 2 milyon 378 bin 526 ton, motorin satışları yüzde 1,11 artarak 1 milyon 834 bin 490 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p><strong>Petrol piyasasında ihracat yüzde 18,62 azaldı</strong></p>
<p>Aynı dönemde petrol piyasasında toplam ihracat yüzde 18,62 düşüşle 910 bin 559 ton oldu.</p>
<p>Türkiye'nin havacılık yakıtları ihracatı yüzde 30,07 artarak 401 bin 899 ton olurken, motorin türleri ihracatı yüzde 83,43 azalarak 86 bin 439 ton olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Denizcilik yakıtları ihracatı yüzde 29,96 azalarak 52 bin 538 ton, benzin türleri ihracatı ise yüzde 36,90 artarak 7 bin 224 ton oldu</p>
<p><strong>Rafineri petrol ürünleri üretimi yüzde 2,80 arttı</strong></p>
<p>Aynı dönemde toplam rafineri petrol ürünleri üretimi yüzde 2,80 artışla 2 milyon 972 bin 124 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>Havacılık yakıtları üretimi şubatta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 17,55 artarak 488 bin 28 ton, benzin türleri üretimi yüzde 9,57 artarak 398 bin 990 ton oldu. Motorin türleri üretimi ise yüzde 9,72 azalarak 1 milyon 203 bin 133 ton olarak kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/petrol-ithalati-subatta-yuzde-184-azaldi-77201</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/8/1280x720/petrol-4-yil-sonra-ilk-kez-65-dolarin-altinda-1743769631.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin şubat verilerine göre, ham petrol ithalatı yüzde 14,08 artarken, toplam petrol ve petrol ürünleri ithalatı geçen yıla kıyasla yüzde 1,84 azaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ruslar-geri-donuyor-77197</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 10:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnşaat sektörü yabancılara oturum izninin gevşetilmesini istiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in yabancı sermayeyi Türkiye’ye çekmeye yönelik çağrıları Antalya iş dünyasından destek buldu. Alanya Ticaret ve Sanayi Odası (ALTSO) Başkanı Eray Erdem, yabancıya mülk satışlarının önündeki engellerin kaldırılmasını ve ikamet izinlerinin gevşetilmesini istedi.</p>
<p>Erdem, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Sayın Bakanımızın bu yöndeki açıklamalarını sonuna kadar destekliyoruz. Biz de diyoruz ki Yabancıya mülk satışının önündeki engelleri kaldırın. Alanya olarak üzerimize düşen katkıyı yapmaya hazırız. Potansiyelimiz yüksek, ciddi yabancı sermaye girişi yaparız. 2022’den bu yana devam eden ikamet kısıtlaması nedeniyle çok sayıda yatırımcıyı komşu destinasyonlara kaptırdık.’’</p>
<p>Alanya’da halen satılmayı bekleyen çok sayıda gayrimenkul bulunduğunu,  sektörde çok sayıda iflas yaşandığını belirten Eray Erdem, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Kriz halen devam ederken mahalle bazlı kotanın da altında kalınmasına rağmen yabancıya satışın önündeki engeller kaldırılmadı. Ancak halen tecrübesi ve potansiyeli yüksek bir sektör var elimizde. Sayın bakanımızın yabancı sermayeye olan davetlerini bu anlamda çok önemsiyoruz. İvedilikle gerekli düzenlemeler yapılsın, Alanya olarak göreve hazırız mesajını vermek istiyoruz. Alanya uluslararası yatırımcılar açısından büyük bir potansiyele sahip. İlçemizde yabancıya satışı bekleyen çok sayıda gayrimenkul bulunmaktadır. Bu mülklerin ekonomiye kazandırılması, ülkemize ciddi miktarda döviz girdisi sağlayacaktır.”</p>
<p>İnşaat ve emlak sektöründe halen devam eden krizden sektörün de önemli dersler çıkardığını anlatan Erdem, ‘’Geçmişte yapılan hataların tekrarlanmaması adına sektör artık daha planlı ve sürdürülebilir bir yapıya yöneldi. Mevcut potansiyel doğru değerlendirilirse Alanya, kendi ölçeğinde Türkiye ekonomisine çok önemli katkılar sunabilecek güçtedir. Yabancı yatırımcının önünü açacak adımlar, ekonomik büyümeye doğrudan katkı sağlayacaktır” dedi.</p>
<p><strong>"Ruslar dönüyor, büyük talep var"</strong></p>
<p>Antalya’da yabancılara gayrimenkul satışlarında önemli markalar arasında yer alan OveO Gayrimenkul Danışmalık Firması Sahibi Yasemin Morrisey, Türkiye’de konut satın alan ve yatırım yapan yabancıların ikamet izinlerinin zorlaştırılması nedeniyle varlıklı ve yatırımcı Rusların Uzakdoğu ve Ortadoğu’yu tercih etmek zorunda kaldıklarını anımsattı.</p>
<p>Dubai’ye giden Rusların, Ortadoğu’daki savaş nedeniyle yeniden Antalya ve İstanbul’u tercih etmeye başladığını belirten Morrisey, şunları söyledi:</p>
<p>‘’Dubai’ye giden Ruslar yeniden Türkiye’ye geri dönmek istiyor. Çok büyük talep var. Dubai’den gelen zengin Ruslar villalar kiralıyor. Dubai’deki mülklerini satamayan Ruslar, Antalya ve İstanbul’da deniz manzaralı villalar kiralıyor. İstanbul’a daha çok talep var. Yabancılara ikamet izinleri verilmesi konusunda daha esnek olunursa kiralık gayrimenkullerde önemli patlamalar olur. Yabancı yatırımda gelebilir. Savaş sonrası Türkiye’nin bu konuda geleceği de çok iyi görünüyor. Büyük fonlarında Türkiye’ye geleceği öngörülüyor. Gelecekten çok umutluyuz.’’</p>
<p><strong>"Türkiye için fırsat"</strong></p>
<p>TamnoktaNeo Antalya Gayrimenkul Danışmanlık sahibi ve broker Uğur Fer de, çeşitli nedenlerden dolayı Türkiye’den ayrılan Rusların Ortadoğu’daki savaş nedeniyle yeniden Türkiye’ye dönmeye başladıklarını söyledi.</p>
<p>Geri dönüş konusunda varlıklı Rus ve yatırımcılardan büyük istek olduğunu vurgulayan Uğur Fer, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Gayrimenkulu temelden almış, konutu tamamlanmış ancak ikamet izni olmadığı için elektrik ve su abonesi alamayanlar var. Türkiye’de bir yabancının yaşaması demek ekonomi ve ticaretin hareketlenmesi demek. Bizim firma olarak KKTC’de de yatırımlarımız var. Dubai’yi rakip görüyorduk. Ancak yabancı yatırımcı Dubai’yi de gördü. Gayrimenkul ve yatırımlarının bir günde değer kaybettiğini gördü. Rus yatırımcıları KKTC’ye de bekliyoruz.’’</p>
<p>Ortadoğu’daki savaşın Türkiye için fırsat olacağına dikkat çeken Uğur Fer, ‘’Ortadoğu’da barış ortamı olsa bile insanlar tetikte. Para ürkektir, güven ister. Son 20 günde Dubai’deki Ruslar, Antalya’yı tercih etmeye başladı. Antalya’nın Altıntaş bölgesinden konut satın almalara veya kiralamalara başladı.’’  </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ruslar-geri-donuyor-77197</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/7/1280x720/ruslar-geri-donuyor-1776324348.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pandemi ve Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle Antalya’yı tercih eden daha sonra oturum izinlerinin zorlaştırılması sonucu Uzak Doğu ve Orta Doğu ülkelerine giden varlıklı ve yatırımcı Rusların, Orta Doğu’daki savaş nedeniyle başta Antalya ve İstanbul olmak üzere Türkiye’ye dönmeye başladıkları bildirildi. İnşaat ve gayrimenkul sektörü, yabancılara oturum izninin gevşetilmesini istiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/radyasyon-kaynaklarinin-muafiyetiyle-ilgili-usul-ve-esaslar-belli-oldu-77207</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Radyasyon kaynaklarının muafiyetiyle ilgili usul ve esaslar belli oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Radyasyon kaynaklarının muafiyetine ilişkin usul ve esaslar Nükleer Düzenleme Kurumu (NDK) tarafından belirledi.</p>
<p>Kurumun, Radyasyon Kaynaklarının Muafiyetine İlişkin Usul ve Esaslar'ı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, radyasyon tesislerine ve radyasyon uygulamalarına ilişkin faaliyetlerin bireysel veya toplumsal açıdan sağlayacağı fayda göz önünde bulundurularak gerekçelendirilmesi esas olacak.</p>
<p>Gerekçelendirilmeyen faaliyetler kapsamındaki radyasyon kaynakları muafiyet başvuru koşullarını taşısa dahi bu radyasyon kaynaklarıyla faaliyet yürütülemeyecek.</p>
<p>Radyasyon kaynaklarına ilişkin muafiyet süreci, radyasyon kaynağının bu usul ve esaslarda belirlenmiş muafiyet tipine göre, lisans ve izin olmak üzere farklı yetki türleri için ayrı ayrı yürütülecek.</p>
<p>Bu usul ve esaslarda belirlenmiş hususlar uyarınca, muaf olan veya muaf olarak değerlendirilebilecek radyasyon kaynaklarına ilişkin sorumluluk bu radyasyon kaynaklarıyla faaliyet yürütecek gerçek veya tüzel kişiye ait olacak.</p>
<p>Radyasyon kaynaklarıyla faaliyet yürütecek gerçek veya tüzel kişi, faaliyetini kurum tarafından verilen muafiyet kapsamına uygun olarak yürütecek ve muafiyete ilişkin koşulların devamlılığını sağlayacak.</p>
<p>Kurum tarafından muafiyet verilen radyasyon kaynaklarını kullanacak çalışanların, yürütülen faaliyetlere ilişkin radyasyondan korunma, radyasyon güvenliği, radyoaktif atık yönetimi, radyoaktif maddelerin taşınması, radyasyon acil durumlarının yönetimi, radyoaktif kaynakların emniyeti ve kullanılan radyasyon kaynakları hakkında yetkin olması esas olacak.</p>
<p>Muaf olan veya muaf olarak değerlendirilebilecek radyasyon kaynaklarıyla faaliyet yürütecek gerçek veya tüzel kişiler tarafından bu maddede yer alan hükümler uygulanarak radyasyon güvenliğinin ve radyoaktif kaynakların emniyetinin sağlanması esas olacak.</p>
<p>Öte yandan, radyasyon kaynaklarının türüne bağlı olarak taşıması gereken şartlar da belirlendi.</p>
<p>Bu kapsamda, TS, ISO, IEC veya bunların eş değeri olan ulusal ve uluslararası geçerli teknik standartlara göre tasarlanmış, üretilmiş ve güvenlik özelliklerine uygunluğunu teyit etmek üzere gerekli testlerin yapılmış olması gerekiyor.</p>
<p>Aynı zamanda, zırhlama özellikleri ile radyasyon güvenliği donanımı ve ekipmanıyla kullanım ömrü boyunca radyasyondan korunmanın ve radyasyon güvenliğinin teminine olanak sağlaması, radyoaktif kaynağın herhangi bir sızıntı ve radyoaktif kirlilik oluşturmasına karşı etkin bir şekilde korunmasının sağlanmış olması ve ulusal ve uluslararası standartlara uygun radyasyon uyarı işaretine sahip olması bekleniyor.</p>
<p>Öte yandan, usul ve esaslarda muafiyet kapsamındaki radyasyon kaynakları ve radyasyon kaynaklarının sınıflandırılması, muafiyet süreci ve muafiyet başvuru koşulları, muafiyet sonrası işlemler ve bildirimlere ilişkin düzenlemelere de yer verildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/radyasyon-kaynaklarinin-muafiyetiyle-ilgili-usul-ve-esaslar-belli-oldu-77207</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/4/1280x720/is-yerlerinde-psikolojik-tacizin-onlenmesi-ile-ilgili-genelge-resmi-gazetede-1741267840.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Radyasyon kaynaklarının muafiyetine ilişkin usul ve esaslar Resmi Gazete&#039;de yayımlandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/subu-ve-iutet-universiteleri-arasinda-isbirligi-yapilacak-77245</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> SUBÜ ile IUTET arasında iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN / SAKARYA</strong></p>
<p>Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi (SUBÜ) ile Tacikistan Uluslararası Turizm ve Girişimcilik Üniversitesi (IUTET) arasında stratejik iş birliği protokolü imzalandı. Protokol, SUBÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Sarıbıyık ve IUTET Rektörü Prof. Dr. Asrorzoda Ubaidullo Sattor tarafından imza altına alındı. İki ülke arasındaki eğitim ve bilim alanındaki iş birliği anlaşmalarına dayanan protokol ile; akademik değişim, ortak araştırma projeleri ve kültürel etkileşimin arttırılması hedefleniyor.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/69e0db34e378f-1776343860.jpeg" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p><strong>İş birliği detayları</strong></p>
<p>Protokol kapsamında, her iki üniversite arasında ön lisans, lisans ve lisansüstü düzeylerde öğrenci değişimi ile akademik ve idari personel hareketliliği sağlanacak. Eğitim faaliyetlerinin yanı sıra; ortak bilimsel konferanslar, seminerler ve sempozyumlar düzenlenecek, inovasyon ve girişimcilik odaklı araştırma projeleri teşvik edilecek. Ayrıca, kütüphane kaynaklarının ve bilimsel yayınların karşılıklı paylaşımı ile iki kurumun akademik birikiminden ortak fayda sağlanması, kültürel ve sportif etkinliklerle de sosyal bağların güçlendirilmesi planlanıyor.</p>
<p>Tacikistan ile kurulan bağların büyük önem taşıdığını ifade eden SUBÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Sarıbıyık, işbirliği anlaşması ile ilgili olarak şunları söyledi: “Orta Asya ve Tacikistan, ortak tarihi ve kültürel bağlarımızın bulunduğu, bizim için çok kıymetli bir coğrafya. Bugün imzaladığımız bu protokol ile eğitim ve bilim köprülerimizi daha da sağlamlaştırıyoruz. IUTET’in turizm ve girişimcilik odaklı yapısı, bizim ‘bilgiyi beceriyle bütünleştirme’ vizyonumuzla tam bir uyum içerisinde. Birlikte yapacağımız araştırma ve projelerin hem ülkelerimize hem de üniversitelerimize büyük değer katacağına inanıyorum.”<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e0db63460b3-1776343907.jpg" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p>SUBÜ ile iş birliği yapmaktan büyük memnuniyet duyduklarını belirten IUTET Rektörü Prof. Dr. Asrorzoda Ubaidullo Sattor ise şunları söyledi: “Türkiye ve Tacikistan kardeşlik hukuku olan iki ülke. Biz genç ve dinamik bir üniversite olarak, Türkiye’de uygulamalı eğitim dendiğinde akla gelen ilk kurumlardan biri olan SUBÜ’nün tecrübelerini çok önemsiyoruz. Özellikle turizm, girişimcilik ve teknoloji alanlarındaki akademik birikimlerimizi birleştirerek öğrencilerimize uluslararası bir vizyon kazandırmak istiyoruz. Bu protokolün sunduğu imkânlar, araştırma merkezlerimiz ve akademisyenlerimiz için yeni kapılar açacaktır.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/subu-ve-iutet-universiteleri-arasinda-isbirligi-yapilacak-77245</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/5/1280x720/subu-ve-iutet-universiteleri-arasinda-isbirligi-yapilacak-1776343936.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi ile Tacikistan Uluslararası Turizm ve Girişimcilik Üniversitesi arasında imzalanacak protokol kapsamında, ön lisans, lisans ve lisansüstü düzeylerde öğrenci değişimi ile akademik ve idari personel hareketliliği sağlanacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kobileri-guclendirecek-yapisal-reformlar-turkiyeyi-de-buyutecek-77183</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 08:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;KOBİ’leri güçlendirecek yapısal reformlar Türkiye’yi de büyütecek&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED), “Güçlü Türkiye İçin Yapısal Reform Çalıştayları”na başlıyor. İlk çalıştay, “Kobilerin güçlendirilmesi” başlığı ile, TÜRKONFED Yapısal Reformlar Komisyonu tarafından, TÜRKONFED federasyonlarından Sektörel Dernekler Federasyonu’nun (SEDEFED) ev sahipliğinde, SEDEFED üyesi Daha İyi Yargı Derneği’nin desteği ile bugün İstanbul’da düzenlenecek. Bu etkinlik öncesi, TÜRKONFED Başkan Yardımcısı, Yapısal Reformlar Komisyonu Başkanı ve Daha İyi Yargı Derneği Başkanı Av. Mehmet Gün “Güçlü Türkiye İçin Yapısal Reform Çalıştayları”na ilişkin Ekonomi Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ'ın sorularını yanıtladı: </p>
<p><strong>■ Sizinle daha önce Ekonomi ve Hukuk Buluşmaları dizisi gerçekleştirmiştik. O da TÜRKONFED’in desteklediği bir etkinlikti. Aslında avukatsınız ama Daha İyi Yargı Derneği’nin kurucu başkanı olmanın yanı sıra TÜRKONFED’in başkan yardımcısı ve şu sırada da Yapısal Reformlar Komisyonu Başkanı’sınız. Yargı ile ilgili bir sivil toplum kuruluşu ile ekonomi ile ilgili bir sivil toplum kuruluşu sizin şahsınızda nasıl ve neden bir araya geldi?</strong></p>
<p>Daha İyi Yargı Derneği’ni kurarken amacımız, Türkiye’nin, uzlaşma kültürünün egemen olduğu, barış içinde yaşayan, üretken, uluslararası alanda rekabetçi ve müreffeh bir toplum haline gelmesine, yargının daha ilerletilmesi ve geliştirilmesi yolu ile katkıda bulunmaktı. Burada yargı ile ekonomik faaliyet ilişkisi de doğrudan gündeme geliyor. Yargının hukukun üstünlüğünü sağlamaya yetkin, etkin çalışır, verimli, şeffaf, hesapverir ve görevini yerine getirmekte özgür olması ekonomik gelişmenin ve refahın derecesini doğrudan etkiler. Bu ilişkiyi iş dünyasına anlatmak, ekonomik başarılarının hukuka bağlı olduğunu anlatmak ve yargı reformuna desteğini almak için doğru bir yaklaşım olacaktı. Bunun için bir yandan iş dünyasını tanımak diğer yandan da reform önerilerimizi, ekonomik gerekçesini ortaya koyarak anlatmamız gerekiyordu. Bu nedenle önce şahıs olarak Türk Sanayicileri ve İşinsanları Derneği’ne (TÜSİAD) üye oldum, Daha İyi Yargı Derneği de TÜRKONFED bünyesindeki Sektörel Dernekler Federasyonu’na (SEDEFED)…</p>
<p>Daha İyi Yargı Derneği’ndeki yargının sorunlarına çözüm üretmeye çalıştığımız çalışmalarımızda hukukun üstünlüğü ve yargı sorunlarının temsilde adaletsizlik ile birlikte Türkiye’nin “orta demokrasi” sorununa neden olduğunu tespit ettik. Bu sorunun temelinde de yargı ve özellikle yargıda ve kamuda yaşanan hukukun üstünlüğü sorunları olduğunu tespit ettik. Bu konularda çalışma grubumuzun katkıları ile hazırladığımız kapsamlı ve ayrıntılı çözüm önerilerimizi “Türkiye’nin Orta Demokrasi Sorunları ve Çözüm Yolu: Yargı, Hesapverirlik, Temsilde Adalet” adı ile kitap olarak yayınladık. Üyesi olduğumuz SEDEFED ve bağlı olduğu TÜRKONFED de kitaplaşan raporumuzdaki mesajları orta demokrasi ve orta gelir tuzaklarından kurtuluş belgesi olarak benimsedi ve yayınladı. Orta Demokrasi çalışmamız TÜRKONFED üyeleri arasında en beğenilen etkinlik oldu.</p>
<p>Daha sonra, Daha İyi Yargı Derneği’nde bu üç sorunun temelinde yatan yargı sorunlarına tümden çözüm getirmek için 2 yılı aşan bir çalışma sonunda 9 ana başlıkta önerdiğimiz çözüm önerilerini “A’dan Z’ye Türk Yargı Reformu” ismi ile kitaplaştırdık. Çözüm önerilerimizin, ve daha iyi bir yargının ekonomiye kazandıracaklarını iş dünyasına anlatarak onların da daha iyi yargı talep etmelerini sağlamanın doğru bir yaklaşım olacağına kanaat getirdik. Bunun sonucunda yine TÜRKONFED’in desteği ile yurt çapında “Ekonomi ve Hukuk Buluşmaları”nı başlattık.</p>
<p>Yani ekonomi ve hukuk aynı şeyin farklı görüntüleri. Hukuk, ekonomik sonuçlar üreten ilişkilerin ne kadar sağlıklı olduğunu ekonomi ise bu ilişkiler bütünü ile ne sonuçlar üretildiğini ifade eder. Birini ötekinden ayırmak, hukukta başarılı olmadan ekonomik başarı elde etmek, kalkınmış, müreffeh bir Türkiye hedefine ulaşmak mümkün değil. Daha İyi Yargı Derneği’nin, TÜSİAD ve SEDEFED’i de bünyesinde barındıran TÜRKONFED’in bir araya gelmesinin nedeni budur.</p>
<p><strong>■ “Güçlü Türkiye İçin Yapısal Reform Çalıştayları” fikri nereden çıktı? </strong></p>
<p>Nüfusu 85 milyonu aşan, bölgesinde istikrarın güvencesi olan ülkemizin, uluslararası alanda rekabet gücünü daha da artırmak gerekiyor. Bu halkımızın refahı için şart. Bunun için eğitim, çevre, yeşil ve dijital dönüşüm, sağlık ve sosyal güvenlik alanlarında da çağdaşları ile yarışır olması ve refahı daha da artırarak toplumsal adil dağılımını güçlendirmek gerekir. Bütün bunları gerçekleştirmek için güçlü ve rekabetçi ekonomiye, güçlü ve istikrarlı mali ve finansal yapıya, etkin ve verimli çalışan, yalın ve çevik ileri yönetime, kurumsal yapının güçlenmesine ve ahenk içinde işlemesine, bağımsız ve tarafsız yargı ile her alanda ve herkese karşı hukukun üstünlüğüne ihtiyaç var. Bu alanlarda yapısal reform gerektiği hep konuşuluyor. Ama o reformların ne olması gerektiği hakkında derli toplu bir bilgi seti yok. TÜRKONFED Yönetim Kurulu’nda bu gerekliliği tartışıp harekete geçmeye karar verdik. Benim önerimle Yapısal Reformlar Komisyonu kuruldu, başkanlığını da ben üstlendim. Şimdi de bir dizi çalıştay ile yola çıkıyoruz.</p>
<p><strong>■ Yapısal reformların ne olması gerektiğini belirlemek için neden çalıştaylar toplamayı benimsediniz? </strong></p>
<p>Bu çalıştaylar da önceki Ekonomi ve Hukuk Buluşmaları gibi yurdun çeşitli illerinde yapılacak. İstanbul’dan başlayacağız, Konya, Eskişehir, Gaziantep ve Mersin ile devam edeceğiz. İlgili sivil toplum kuruluşları, diğer kurumlar ve kanaat önderleri ile iletişim kurup iş birliği yaparak, ülkemizin ihtiyacı olan yapısal reform konularını belirleyip üzerinde toplumsal mutabakat oluşturmaya çalışacağız. Çalıştay bunun için iyi bir yöntem. Güçlü Türkiye hedefine ulaşmamızı sağlayacak farkındalık, bilinç ve ortak dil oluşmasına katkı vermek; sahada çalıştaylar yoluyla politikalar ve ayağı yere basan sağlam öneriler geliştirmek, iş yapma ortamını geliştirme çalışmalarına, mevzuat yapımına ve gerektiğinde anayasa yapım ve değişiklik çalışmalarına güçlü destek vermek; karar verici yetkililerle sahadaki işletmeler arasında köprü görevi üstlenmek istiyoruz.</p>
<p><strong>■ İlk çalıştayda konu olarak KOBİ’leri seçmişsiniz. Bunun özel bir nedeni var mı? </strong></p>
<p>Ülkemizde sayısı 3 milyon 900 bini aşan işletme var. Bunların yüzde 99’undan fazlası küçük ve orta boy işletme (KOBİ). TÜRKONFED yerelde kalkınmaya destek olmak, işletmelerimizin rekabetçiliğini güçlendirmek, katma değer üretimini artırmak suretiyle daha da güçlenmesine katkıda bulunmak için çalışıyor. Dolayısıyla işletmelerimizi ve özellikle KOBİ’leri güçlendirip büyütecek yapısal reformlar, Türkiye’yi de güçlendirip büyütecek. Bu aşamada KOBİ’lerin penceresinden yapılması gereken yapısal reformların neler olduğunu, çalıştay katılımcılarından öğrenmeye çalışacağız. </p>
<p><strong>■ Çalıştayların sonunda ne olacak? </strong></p>
<p>Aslında çalıştaylar, çalışmalarımızın yapısal reform konularını belirleyeceğimiz birinci fazı. Çalıştayları konferanslar izleyecek. Onlarda da çalıştaylarda belirlenen yapısal reform önerilerini tartışacağız. Bütün bu süreçte, çalıştayların ve konferansların çıktılarından oluşan yazılı ve video kütüphaneler oluşturup herkesin erişimine açık halde bulunduracağız. TÜRKONFED Yapısal Reformlar Komisyonu çalışmalarını eğitim, ekonomi, mali ve finansal yönetimin ve kurumsal yapının güçlendirilmesi, yargı, hukuk ve adalet, çevre, yeşil ve dijital dönüşüm, yapay zekâ, sosyal güvenlik ve sağlık başlıkları altında sürdürecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kobileri-guclendirecek-yapisal-reformlar-turkiyeyi-de-buyutecek-77183</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/02/mehmet-gun.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜRKONFED Başkan Yardımcısı, Yapısal Reformlar Komisyonu Başkanı ve Daha İyi Yargı Derneği Başkanı Avukat Mehmet Gün, Türkiye&#039;de sayıları 4 milyona yaklaşan işletmelerin yüzde 99’undan fazlasını küçük ve orta boy işletmelerin (KOBİ) oluşturduğunu belirterek &quot;KOBİ’lerin penceresinden yapılması gereken reformların neler olduğunu, çalıştay katılımcılarından öğrenmeye çalışacağız. Daha sonra düzenlenecek konferanslarda, çalıştaylarda belirlenen yapısal reform önerileri masaya yatırılacak&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yurt-ici-asgari-kurumlar-vergisi-hesabinda-indirimler-77177</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yurt içi asgari kurumlar vergisi hesabında indirimler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Daha adil ve daha etkin bir vergileme hedefine ulaşmak amacıyla etkin olmayan istisna, muafiyet ve indirimlerin kademeli olarak kaldırılarak vergi tabanının genişletilmesine yönelik politikalar son yıllardaki Orta Vadeli Programların tamamında yer almıştır. Bu politikaya uygun olarak özellikle son yıllarda yapılan yasal düzenlemelerle önemli vergi istisna ve indirimleri ya kaldırılmış ya da kademeli olarak azaltılmıştır. Nakit sermaye faiz indiriminin 5 yılla sınırlandırılması, taşınmaz kısmi bölünmesindeki vergi istisnalarının kaldırılması gibi.</p>
<p>Etkin olmadığı değerlendirilen vergi istisna, muafiyet ve indirimlerindeki miktar, süre ve oranların azaltılması veya kaldırılmasına yönelik bu anlayış, 7524 sayılı Kanun’la getirilen düzenlemelerle uygulamaya geçirilmiştir.</p>
<p>Anılan kanunla; her bir istisna ve indirim için münferit düzenleme yapmak yerine, tek bir düzenlemeyle bunların sağladığı vergi avantajlarının azaltılması amacıyla “yurt içi asgari kurumlar vergisi” adı altında Kurumlar Vergisi Kanunu’na 32/C maddesi eklenmek suretiyle yeni bir yasal düzenleme yapılmıştır. Geçmiş yıllarda da kamu harcamalarını karşılamada ortaya çıkan ek vergi ihtiyacı nedeniyle yurt içi asgari vergi benzeri vergiler alma yoluna gidilmişti. 3824 ve 3946 sayılı Kanunlarla benzeri düzenlemeler yapılmıştı.</p>
<p>Yeni ihdas edilen Kurumlar Vergisi Kanunu’nun Ek 32/C maddesi, 2025 yılı ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlara; özel hesap dönemine tabi olan kurumların ise 2025 takvim yılında başlayan özel hesap dönemi ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlarına uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir.</p>
<p>EKONOMİ gazetemizin geçen perşembe günkü sayısında “Yurt içi asgari kurumlar vergisi mükellefleri ve yararlanacakları istisnalar” üzerinde durmuştuk. Bugün mükelleflerin yurt içi asgari kurumlar vergisinin hesabında yararlanacakları ve yararlanamayacakları indirimler üzerinde duracağız.</p>
<p><strong>A- Yurt içi asgari kurumlar vergisi hesaplamasında kurum kazancından düşülen indirimler: </strong></p>
<p>5520 sayılı Kanun ile diğer kanunlarda yer alan ve asgari kurumlar vergisi matrahından düşülen indirimler, ilgili kanun maddeleri de belirtilmiş olarak aşağıdaki gibidir:</p>
<p><strong>a)</strong> 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 325/A maddesine göre girişim sermayesi fonu olarak ayrılan tutarlarda indirim (5520 sayılı Kanun madde 10/1-g)<br /><strong>b)</strong> 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun’a göre korumalı işyeri indirimi (5520 sayılı Kanun madde 10/1-h)<br /><strong>c)</strong> Ar-Ge ve Tasarım indirimi (5746 sayılı Kanun madde 3 ve 3/A) (6550 sayılı Kanun geçici madde 1/c) (5520 sayılı Kanun madde 10/1-a)</p>
<p><strong>Kurumlar vergisi beyannamesinin “Diğer indirimler” veya “Diğer indirimler ve istisnalar” satırlarında gösterilmekle birlikte</strong>, mahiyet itibarıyla indirim veya istisna kapsamında olmayıp daha çok vergi matrahının doğru hesaplanması amacıyla beyannamenin bu satırlarına yazılan (Türkiye Muhasebe Standartları/Türkiye Finansal Raporlama Standartları ile Vergi Usul Kanunu hükümleri arasındaki değerleme farkları, örtülü sermaye kabul edilen borçlanmalarda borç alan kurum nezdinde Türk Lirası’nın değer kazanması sonucu oluşan kur farkı gelirleri, kıdem tazminatı karşılığı iptali, vergi borçlarına mahsup edilen ve gelir olarak dikkate alınan 193 sayılı Kanun’un mükerrer 121 inci maddesi kapsamındaki indirim hakkı gibi) tutarlar üzerinden asgari kurumlar vergisi hesaplanmayacaktır.</p>
<p><strong>Yürürlükte bulunan çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları kapsamında</strong>, vergilendirme hakkının ilgili ülkede bulunması nedeniyle Türkiye’nin vergi alma hakkı olmadığı veya söz konusu kazançların Türkiye’de istisna edilmesi gerektiği durumlarda, elde edilen ve kurum kazancına dâhil edilerek beyannamenin “Diğer indirimler” ile “Diğer indirimler ve istisnalar” satırlarında matrahtan indirim konusu yapılan tutarlar asgari kurumlar vergisinin kapsamına girmeyecektir.</p>
<p><strong>Ayrıca</strong>, yürürlükte bulunan ikili veya çok taraflı diğer uluslararası anlaşmalar uyarınca kurumlar vergisinden istisna edilen kazançlar da kapsamda değildir.</p>
<p><strong>Öte yandan</strong>, kurumlar vergisi mükelleflerince elde edilen tüm kazançlar kurum kazancına dâhil edilmekte, 5520 sayılı Kanun ile diğer kanunlarda düzenlenen indirim ve istisnalar ise kurumlar vergisi beyannamesinin “Zarar olsa dahi indirilecek istisna ve indirimler” ile “Kazancın bulunması hâlinde indirilecek istisna ve indirimler” bölümünde gösterilmek suretiyle kazancın veya vergiye tabi matrahın tespitinde indirim konusu yapılmaktadır.</p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5’inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde sayılan yatırım fon ve ortaklıklarının istisna kapsamında taşınmazlarından elde ettikleri kazançları, asgari kurumlar vergisinin kapsamındadır.</p>
<p>Yatırım fon ve ortaklıklarının, ticari mal niteliğinde olanlar dâhil sahip oldukları taşınmazlardan elde ettikleri kazançlar; taşınmaz alım satım kazançları, kira gelirleri, taşınmaza dayalı hakların devir ve temlikinden elde edilen kazançlar, taşınmaz inşaat projelerinden elde edilen gelirler, taşınmaz işletme gelirleri gibi doğrudan taşınmazlardan elde ettikleri kazançlardır.</p>
<p><strong>B- 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu ile diğer kanunlarda yer alan ve asgari kurumlar vergisi matrahından düşülemeyen indirimler aşağıdaki gibidir:</strong></p>
<p><strong>a)</strong> Sponsorluk harcamalarında indirim (5520 sayılı Kanun madde 10/1-b)<br /><strong>b)</strong> Bağış ve yardımlarda indirim (5520 sayılı Kanun madde 10/1-c)<br /><strong>c)</strong> Eğitim ve sağlık tesisleri ile yurt inşaatlarına ilişkin bağış ve yardımlarda indirim (5520 sayılı Kanun madde 10/1-ç)<br /><strong>ç)</strong> Kültür ve turizm amaçlı bağış ve yardımlarda indirim (5520 sayılı Kanun madde 10/1-d)<br /><strong>d)</strong> Cumhurbaşkanınca başlatılan yardım kampanyalarına yapılan bağışlarda indirim (5520 sayılı Kanun madde 10/1-e)<br /><strong>e)</strong> Kızılay Derneği ile Yeşilay Cemiyetine yapılan nakdi bağış ve yardımlarda indirim (5520 sayılı Kanun madde 10/1-f)<br /><strong>f)</strong> Yurt dışına verilen yazılım, mühendislik, eğitim ve sağlık hizmetleri kazanç indirimi (5520 sayılı Kanun madde 10/1-ğ)<br /><strong>g)</strong> Nakdi sermaye artışından kaynaklanan faiz indirimi (5520 sayılı Kanun madde 10/1-ı)<br /><strong>ğ)</strong> İstanbul Finans Merkezi Bölgesi’nde faaliyette bulunan kurumların elde ettiği kazançlarda indirim (5520 sayılı Kanun madde 10/1-i)<br /><strong>h)</strong> Yatırım indirimi istisnası (193 sayılı Kanun mülga 19, geçici 61 ve geçici 69)<br /><strong>ı)</strong> Teknogirişim sermaye desteği indirimi (5746 sayılı Kanun madde 3/5)<br /><strong>i)</strong> Teknokent sermaye desteği indirimi (4691 sayılı Kanun geçici madde 4)<br /><strong>j)</strong> Özel kanunlarda yer alan ve asgari vergi matrahına dâhil edilmesi gereken diğer indirimler</p>
<p>5520 sayılı Kanun ile diğer kanunlarda yer alan istisna ve indirimlerin, kurumlar vergisi beyannamesinin ilgili satırlarında gösterilerek indirim konusu yapılması gerekmekte olup, ilgili satırı bulunmayan istisna ve indirimlerin ilgisine göre beyannamenin “Diğer indirimler ve istisnalar” veya “Diğer indirimler” bölümlerinde gösterilerek vergiye tabi matrahın tespitinde dikkate alınması mümkün bulunmaktadır. Bu şekilde indirim konusu yapılan istisna ve indirimler de asgari kurumlar vergisi kapsamına girecektir. Asgari vergi hesabında geçmiş yıl zararları da kurum kazancından düşülmeyecek ve asgari vergi hesaplamasında dikkate alınacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yurt-ici-asgari-kurumlar-vergisi-hesabinda-indirimler-77177</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yurt içi asgari kurumlar vergisi hesabında indirimler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/savasin-plastik-sektorune-etkileri-77175</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savaşın plastik sektörüne etkileri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ABD ve İsrail’in İran’a yönelik ortak askeri operasyonları ile başlayan savaş küresel ekonomiyi derinden etkilemiş durumda.</p>
<p>Savaş, küresel enerji piyasalarında ciddi bir sarsıntıya yol açarak özellikle petrol türevi hammaddelerinde büyük bir baskı oluşturuyor.</p>
<p>Örneğin baskıya maruz kalan sektörlerden biri plastik.</p>
<p>Sektördeki firmalar hammadde alımında ve üretim maliyetlerinde,  satışları belirlemede inanılmaz sorunlarla boğuşuyorlar.</p>
<p>Bu bağlamda, Plastik Sanayicileri Derneği (PAGDER) Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Kenan Benliler ile son dönemde plastik hammaddelerinde yaşanan fiyat artışlarının sektöre etkilerini değerlendirdik.</p>
<p>Jeopolitik gelişmelerin enerji piyasaları üzerinden sanayi üretimini de doğrudan etkilediğine dikkat çeken Benliler, “İran’da devam eden savaşın ardından petrol fiyatlarında oluşan yukarı yönlü hareket, petrokimya ürünlerine de hızla yansıyor.</p>
<p>Bunun sonucu olarak plastik hammaddelerinde kısa süre içinde belirgin maliyet artışlarıyla karşı karşıya kalıyoruz.</p>
<p>Hammadde tarafında oluşan bu baskı, üretimden ihracata kadar sektörümüzün tüm dengesini zorluyor” dedi.</p>
<p>Yalnızca fiyatların değil, tedarik güvenliğinin de önemli bir risk unsuru haline geldiğini vurgulayan Benliler, “Bölgede yaşanan gelişmeler nedeniyle Hürmüz Boğazı’na ilişkin ortaya çıkan belirsizlik, maliyet artışının ötesinde arz sürekliliği açısından da kaygı verici bir tablo oluşturuyor.</p>
<p>Plastik sektörü hammadde bakımından büyük ölçüde dışa bağımlı bir yapı sergilediği için hem fiyat tarafında hem de tedarik tarafında aynı anda baskı hissediyoruz.</p>
<p>Böyle dönemlerde firmaların üretim planlaması yapması, stok yönetimini sağlıklı şekilde yürütmesi ve müşterilerine öngörülebilir teslim takvimi sunması çok daha güç hale geliyor” dedi.</p>
<p>Plastik sektörünün çok sayıda üretim koluna ara mal sağladığını hatırlatan Benliler, “Plastik hammaddelerinde yaşanan maliyet artışlarını yalnızca sektörümüzün kendi içinde değerlendirmek doğru olmaz.</p>
<p>Ambalajdan otomotive, beyaz eşyadan inşaata kadar pek çok alanda plastik girdiler kritik bir rol oynuyor.</p>
<p>Dolayısıyla hammaddede oluşan fiyat baskısı, zaman içinde geniş bir üretim zincirine yayılarak hem iç piyasada maliyetleri yükseltiyor hem de ihracat pazarlarında rekabet gücümüzü zayıflatıyor” dedi.</p>
<p>Küresel dalgalanmalara karşı bazı ülkelerin sanayilerini korumaya yönelik hızlı adımlar attığını belirten Benliler, “Özellikle üretim maliyetlerindeki sıçramaların yaşandığı dönemlerde kamu otoritelerinin sanayiciyi destekleyici geçici tedbirler alması büyük önem taşıyor.</p>
<p>Nitekim bazı ülkelerin petrokimyasal ürünlerde vergi yükünü azaltmaya dönük uygulamaları devreye aldığını görüyoruz.</p>
<p>Ülkemizde de plastik hammaddeler başta olmak üzere stratejik önemi haiz petrokimya ürünlerinde gümrük vergilerinin geçici bir süreyle kaldırılması ya da aşağı çekilmesi, sektörümüz üzerindeki maliyet baskısının hafifletilmesine önemli katkı sağlayacaktır” dedi.</p>
<p>Artan hammadde maliyetlerinin yalnızca firma bilançolarını değil, makroekonomik dengeleri de etkilediğine işaret eden Benliler, “Üretim maliyetlerindeki yükselişin nihai ürün fiyatlarına yansıması kaçınılmaz oluyor.</p>
<p>Bu durum enflasyon üzerinde yukarı yönlü bir etki yaratırken, uluslararası pazarlarda rakiplerimize kıyasla daha kırılgan bir maliyet yapısıyla hareket etmemize de neden oluyor.</p>
<p>Türkiye’nin üretim kapasitesini koruması, sanayide sürekliliği sağlaması ve ihracatta elde ettiği pozisyonu muhafaza edebilmesi için rekabet gücünü destekleyecek adımların zaman kaybetmeden atılması gerekiyor” dedi.</p>
<p>PAGDER Başkanı Sayın Kenan Benliler ’in Plastik sektörüne ilişkin verdiği bilgiler özetle bunlar...</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/savasin-plastik-sektorune-etkileri-77175</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savaşın plastik sektörüne etkileri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-valisi-sahin-antalya-sahip-oldugu-yuksek-turizm-potansiyeli-guclu-altyapisi-ile-ulkemizin-en-onemli-turizm-merkezlerinden-biridir-77204</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vali Şahin: Antalya ülkemizin en önemli turizm merkezlerinden biridir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Turizmin lokomotifi ve ülkeye 18 milyar dolar döviz girdisi sağlayan Antalya’nın, hem ülke ekonomisine hem de istihdama önemli katkı sağladığı belirtildi.</p>
<p>Antalya Valisi Hulusi Şahin, 15–22 Nisan Turizm Haftası nedeniyle mesaj yayımladı. Türkiye ve Antalya’nın sahip olduğu doğal, tarihî ve kültürel zenginlikleri anımsatan Vali Şahin, ‘’Turizm sektörümüzde görev yapan tüm paydaşlarımızın Turizm Haftası’nı kutluyorum’’ dedi. Vali Şahin mesajında, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Antalya, sahip olduğu yüksek turizm potansiyeli, güçlü altyapısı ve çok yönlü destinasyon kimliğiyle ülkemizin en önemli turizm merkezlerinden biridir. Hep belirttiğimiz gibi, deniz, güneş ve kum turizminin yanı sıra; kültür, spor, sağlık, gastronomi, doğa ve kongre turizmi alanlarında sunduğu imkânlarla kentimiz, her yıl milyonlarca yerli ve yabancı ziyaretçiyi ağırlamakta, ülke ekonomisine ve istihdama önemli katkılar sağlamaktadır.’’</p>
<p>Turizmde elde edilen bu başarının, kamu kurumları, yerel yönetimler, sektör temsilcileri ve vatandaşların ortak gayretinin bir sonucu olduğunu ifade eden Vali Şahin, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Temel hedefimiz; Antalya turizmini yalnızca nicelik bakımından değil, nitelik, sürdürülebilirlik, çeşitlilik ve uluslararası marka değeri bakımından da daha ileri seviyelere taşımaktır. Turizm faaliyetlerinin yıl geneline yayılması, çevreye duyarlı uygulamaların güçlendirilmesi ve yüksek katma değer üreten girişimlerin desteklenmesi, öncelikli çalışma alanlarımız arasında yer almaktadır. Antalya Mavi Akdeniz İnisiyatifi ile denizlerin korunması, kıyıların sürdürülebilir kullanımı ve çevre bilincinin artırılmasını amaçlanmaktadır. Antalya’da Deniz Hep Temiz temasıyla hayata geçirilen Antalya Mavi Akdeniz Projesi ile ilimizin doğal mirasının korunmasına yönelik önemli adımlardan biridir. İnanıyorum ki bu adım, sevgili vatandaşlarımızın ve kıymetli misafirlerimizin katkılarıyla, daha güzel yarınlara doğru, kutlu bir yürüyüşe dönüşecektir.’’</p>
<p>Alanya Turistik İşletmeciler Derneği (ALTİD) Başkanı Cem Özcan da turizmin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda kültürel ve sosyal bir köprü olduğuna dikkat çekti.</p>
<p>Turizmin, toplumlar arasında etkileşimi güçlendiren, ortak değerleri görünür kılan ve şehirlerin uluslararası alanda tanıtımına katkı sağlayan en etkili araçlardan biri olduğunu belirten Özcan, bu sürecin doğru yönetilmesinin büyük önem taşıdığını kaydetti. Özcan, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Eşsiz doğası, köklü tarihi ve zengin kültürel mirasıyla Alanya, dünyanın en nadide coğrafyalarından birinde yer almaktadır. Hem ülkemizde hem de uluslararası alanda öne çıkan önemli turizm destinasyonlarından biri konumundadır. Turizm ‘bacasız sanayi’ olarak ülke ekonomisine önemli katkı sağlamaktadır. Sektör sürdürülebilirlik ilkesi doğrultusunda geliştirilmeli. Bölgemizin sahip olduğu değerlerin korunarak gelecek nesillere aktarılması temel önceliğimizdir. Turizmde sürdürülebilir bir anlayışla hareket ederek hem bölgemizin hem de ülkemizin ekonomik gücünü artırmayı hedefliyoruz.”</p>
<p>Turizmin yalnızca ekonomik bir faaliyet değil, aynı zamanda toplumsal birlikteliği pekiştiren önemli bir değer olduğunu vurgulayan Özcan, ‘’Turizmin gelişimi, doğaya sahip çıkmak, kültürel mirası korumak ve gelecek nesillere yaşanabilir bir çevre bırakmakla mümkün olacaktır. Unutulmamalıdır ki turizm, hepimizin ortak sorumluluğudur ve geleceği birlikte şekillendireceğimiz en önemli güçlerden biridir” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-valisi-sahin-antalya-sahip-oldugu-yuksek-turizm-potansiyeli-guclu-altyapisi-ile-ulkemizin-en-onemli-turizm-merkezlerinden-biridir-77204</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/4/1280x720/antalya-valisi-sahin-antalya-sahip-oldugu-yuksek-turizm-potansiyeli-guclu-altyapisi-ile-ulkemizin-en-onemli-turizm-merkezlerinden-biridir-1776327079.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Valisi Şahin, &quot;Antalya, sahip olduğu yüksek turizm potansiyeli, güçlü altyapısı ile ülkemizin en önemli turizm merkezlerinden biridir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hal-yasasi-degisikligi-f-yat-artisina-fren-olur-mu-77190</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hal Yasası değişikliği fiyat artışına fren olur mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı son dönemde sebze ve meyve ticaretinde düzeni sağlamak amacıyla hallere dönük denetimleri artırırken, bir yandan da üreticiyi koruyan, aracılık maliyetlerini azaltarak, tüketiciye daha uygun fiyatlarla ürün ulaştırılmasının sağlayacak şekilde hal yasasında değişikliğe gidilmesi uzun süredir tartışılıyor.</p>
<p>Yapılan taslak çalışmalara rağmen bugüne kadar bu yönde bir yasal düzenleme hayata geçirilemedi. Yakın bir zamanda da TBMM’nin gündemine gelecek gibi görünmüyor. Sorunun çözümünde sadece hal yasasına odaklanılmasının çok doğru olmadığını belirten AK Parti kaynakları, üretim planlaması ve arz dengesinin önemine dikkat çekiyor. AK Parti’de ’ yeni bir hal yasası çıkarılsa bile yeterince ürün arzı yoksa ne işe yarar ‘ değerlendirmeleri yapılırken, bölgesel üretim dengesinin de gözetilmesi gerektiği belirtiyor. İklim şartları, kuraklık, don, son dönemde yaşanan savaşın gübre ve enerji maliyetlerine etkisi gibi jeopolitik faktörlerinde arzı etkilediği dönemler olduğuna ifade edilirken, Tarım Bakanlığı’nın yönlendirdiği üretim planlaması ve sözleşmeli üretimin arz güvenliğinin sağlanmasında önemli bir faktör olduğunu dile getiriliyor.</p>
<p><strong>AK Parti’den muhalefete süreç yasaları çağrısı</strong></p>
<p>TBMM’de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun raporunu tamamlamasının ardından yasal düzenlemeler için ne zaman adım atılacağı konusundaki tartışmalar sürerken, AK Parti, CHP ve DEM Parti’ye yasal düzenlemeler konusundaki önerilerini kamuoyuyla paylaşma çağrısı yaptı.</p>
<p>AK Parti’den üst düzey bir yetkili, sürecin devamı ve yasal düzenlemeler konusunda silah bırakmada teyit ve tespite dikkat çekerek, “Siyaset üzerine düşeni yapmış olmasına rağmen silah bırakmayla ilgili başlangıçtaki tören dışında silah bırakmanın varlığına dair hiçbir şey yapılmadı” değerlendirmesini yaptı.</p>
<p>CHP ve DEM Parti’nin yasa ile ilgili önerilerini kamuoyuyla paylaşmaları çağrısında bulunan AK Partili yetkili, “Önce yasa diyorlarsa, bunu çerçevesi nedir, CHP ve DEM Parti birlikte imzalayıp getirsin. DEM Parti’nin yasadaki tanımı nedir, silah bırakma önemli mi önemsiz mi bunu bir görelim. Kamuoyu ile paylaşsınlar tartışalım “ diye konuştu.</p>
<p>Siyasetin üzerine düşen görevi yerine getirdiğini, TBMM’de Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun kurulmasından İmralı’ya gidilmesine kadar pek çok adım atıldığını hatırlatan AK Partili yetkili, “ Peki DEM Parti ne zaman ‘silahlar bırakıldı” diyecek? Herkese bir görev veriyorlar, Siyaset üzerine düşeni yaptı, bu kadar kıymetli iş yapılmış, başlangıçtaki silah bırakma töreni dışında silah bırakmanın varlığına dair hiçbir şey yapılmadı” değerlendirmesi yaptı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hal-yasasi-degisikligi-f-yat-artisina-fren-olur-mu-77190</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/gida-sebze-meyve.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hal Yasası değişikliği fiyat artışına fren olur mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/batuhan-ozsahin-savasin-ve-hurmuzun-kapanmasinin-tsunami-etkisi-suruyor-77187</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Batuhan Özşahin: Savaşın ve Hürmüz’ün kapanmasının ‘tsunami’ etkisi sürüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hürmüz Boğazı’nın ve enerji koridorlarının kapanması ile küresel piyasaların tam anlamıyla bir ‘tsunami’ etkisine maruz kaldığını anlatan Batuhan Özşahin bundan sonra enerji maliyetlerinin enflasyonu tetiklediği, faiz indirimlerinin erteleneceği küresel enflasyon ve stagflasyon riskinin arttığı yeni bir ekonomik sürecin başlayacağını anlattı.</p>
<p>Batuhan Özşahin’in savaşın küresel finans piyasalarına ve reel sektöre yönelik etkilerine ilişkin değerlendirmeleri şöyle:</p>
<p><strong>Sıra dışı arz şoku</strong></p>
<p>Savaşın patlak vermesiyle birlikte dünya petrol arzının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği <strong>Hürmüz Boğazı</strong>’nın İran tarafından kapatılması, piyasaları daha önce görülmemiş bir arz şokuyla karşı karşıya bıraktı.</p>
<ul>
<li><strong>Fiyat Sıçraması </strong>Brent petrol, çatışmanın ilk günlerinde yüzde 10-13’lük sert bir yükselişle 80-82 dolar bandından hızla <strong>120 dolar</strong> seviyesine tırmandı. Bazı analistler, blokajın uzaması durumunda 170 dolarlık bir felaket senaryosunu fiyatlamaya başladı.</li>
<li><strong>Gevşeme ve Yeniden Tırmanış:</strong> Mart ortasında ABD Başkanı Donald Trump’ın operasyonun kısa süreceğine dair açıklamalarıyla petrol fiyatları 90 doların altına sarksa da nisan ayı başında barış görüşmelerinin tıkanmasıyla fiyatlar yeniden <strong>100 doların üzerine</strong> çıktı.</li>
<li><strong>Rafine Ürünler:</strong> Jet yakıtı ve dizel fiyatları, ham petrol arzındaki kısıtlılık ve rafineri maliyetlerindeki artış nedeniyle iki katına çıktı. Bu durum, küresel havacılık ve lojistik sektöründe bilet iptalleri ve navlun artışlarını beraberinde getirdi.</li>
</ul>
<p><strong>Enflasyon ve faiz baskısı başladı</strong></p>
<p>Savaşın ilk aşamasında yatırımcılar panikle güvenli limanlara sığındı. Ancak sürecin ilerlemesiyle birlikte "enflasyon ve faiz" denklemi altın üzerinde baskı kurmaya başladı.</p>
<ul>
<li><strong>Altın:</strong> Mart ayında tarihi zirvelerini test eden altın, nisan ortası itibarıyla ilginç bir seyir izledi. Petrol fiyatlarının yükselmesiyle artan enflasyon endişeleri, FED'in faiz indirimlerini rafa kaldırmasına neden oldu. Bu durum doları güçlendirirken, ons altını <strong>720 dolar</strong> seviyelerine, gram altını ise Türkiye iç piyasasında <strong>6.800 TL</strong> civarına çekti.</li>
<li><strong>Endüstriyel Metaller:</strong> Bölgeden gelen alüminyum sevkiyatının durma noktasına gelmesi, otomotiv ve ambalaj sektöründe kullanılan bu metalin fiyatlarında aşırı oynaklığa yol açtı.</li>
</ul>
<p><strong>Korku endeksi rekor kırdı</strong></p>
<p>Küresel borsalar, belirsizliğin en yoğun olduğu mart ayının başında adeta bir "satış dalgası" altında kaldı.</p>
<ul>
<li><strong>Korku Endeksi (VIX):</strong> Yatırımcıların tedirginliğini ölçen VIX endeksi, yılbaşına göre yüzde 100'den fazla artış göstererek <strong>35 seviyesinin üzerine</strong> çıktı. Bu, piyasalarda "aşırı korku" bölgesine girildiğinin kanıtıydı.</li>
<li><strong>Endeks Performansları:</strong> S&amp;P 500 ve Dow Jones, enerji maliyetlerinin sanayi üzerindeki yükü nedeniyle baskılanırken; teknoloji ağırlıklı Nasdaq, yapay zekâ yatırımlarının yarattığı iç dinamik sayesinde daha yatay bir seyir izleyerek direnmeye çalıştı.</li>
</ul>
<p><strong>Küresel enflasyon ve stagflasyon riski</strong></p>
<p>Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), bu süreci "küresel enerji güvenliği tarihindeki en büyük meydan okuma" olarak tanımladı.</p>
<ul>
<li><strong>Tedarik Zinciri Kırılması:</strong> Sadece enerji değil, gıda güvenliği de risk altına girdi. Özellikle Körfez ülkelerinin gıda ithalatının yüze 80’inin Hürmüz üzerinden yapılması, bölgede "gıda acil durumu" ilan edilmesine ve temel gıda fiyatlarında yüzde 40 ile yüzde 120 arasında artışlara yol açtı.</li>
<li><strong>Stagflasyon Kâbusu:</strong> Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve IMF, yüksek enerji fiyatlarının düşük büyüme ile birleştiği "stagflasyon" riskine karşı uyarılarda bulundu. 2026'nın ilk yarısında küresel büyümenin yüzde 0,6 oranında daralabileceği öngörülüyor.</li>
</ul>
<p><strong>Türkiye ekonomisi üzerindeki etkiler</strong></p>
<p>Türkiye, savaşın coğrafi yakınlığına rağmen yürüttüğü denge politikasıyla askeri risklerden uzak kalmaya çalışsa da ekonomik etkileri doğrudan hissetti.</p>
<ul>
<li><strong>Enerji İthalatı Maliyeti:</strong> Petrol fiyatlarındaki her 10 dolarlık artışın Türkiye'nin cari açığı üzerindeki baskısı, mart ve nisan aylarında makroekonomik dengeleri zorladı.</li>
<li><strong>Borsa İstanbul:</strong> BIST 100 endeksi, petrol fiyatlarının 120 dolardan 85-90 dolar bandına gerilediği anlarda güçlü tepki alımları görse de bölgedeki kalıcı barışın sağlanamaması nedeniyle volatilite (oynaklık) yüksek kalmaya devam etti.</li>
</ul>
<p><strong>Sonuç: Yeni bir ekonomik düzen mi?</strong></p>
<p>2026 Şubat savaşı, piyasalara "jeopolitik risklerin" asla hafife alınmaması gerektiğini bir kez daha hatırlattı. Nisan ayı itibarıyla piyasalar hala ABD ve İran arasındaki olası bir kalıcı ateşkesin ya da Hürmüz Boğazı'nın tamamen açılmasının haberini bekliyor. Ancak kesin olan bir şey var: 2026'nın ilk çeyreği, enerji maliyetlerinin enflasyonu tetiklediği ve merkez bankalarının "faiz indirimi" hayallerinin ertelendiği bir dönüm noktası olarak tarihe geçti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/batuhan-ozsahin-savasin-ve-hurmuzun-kapanmasinin-tsunami-etkisi-suruyor-77187</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/7/1280x720/batuhan-ozsahin-1776318728.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ata Portföy Genel Müdürü Batuhan Özşahin ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonunun küresel finans tarihine son yılların en büyük jeopolitik şoklarından biri olarak geçtiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iran-savasi-celikte-buyumeyi-sifirladi-77173</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> İran savaşı, çelikte büyümeyi sıfırladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69e06c122fbea-1776315410.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Orta Doğu’da tırmanan İran merkezli gerilim, küresel çelik piyasasında beklenen toparlanmayı daha başlamadan baskıladı. Savaşın enerji, lojistik ve yatırım kanalları üzerinden yarattığı belirsizlik, talep görünümünü aşağı çekerken, sektörün büyüme hikâyesi ciddi bir stres testine girdi. Daha birkaç ay önce yüzde 1’in üzerinde öngörülen 2026 yılı küresel büyüme beklentisi, şimdi neredeyse yerinde sayacak. Dünya Çelik Birliği verilerine göre 2026 yılı küresel çelik talebi artış beklentisi yüzde 0,3’e düşürüldü. Daha önce talepte büyüme beklentisi yüzde 1.3 idi. Toplam talep 1,72 milyar ton seviyesinde kalırken, savaşın özellikle Ortadoğu’da yarattığı daralma bu revizyonun ana nedeni olarak öne çıktı. Mevcut senaryoda 2027’de yüzde 2,2’lik daha güçlü bir büyüme beklense de, çatışmanın uzaması halinde özellikle enerjiye duyarlı bölgelerde yeni aşağı yönlü revizyonlar kaçınılmaz görünüyor. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e06d38ca6b7-1776315704.png" alt="" width="468" height="491" /></p>
<h2>Orta Doğu: Büyümeden daralmaya sert kırılma</h2>
<p>Savaşın en net etkisi Orta Doğu’da hissediliyor. Normal şartlarda güçlü büyüme potansiyeline sahip olan bölge, çatışmalar nedeniyle 2026’da keskin bir talep daralmasıyla karşı karşıya. Enerji arzı ve yatırım akışlarındaki bozulma, çelik tüketimini doğrudan aşağı çekiyor. Bu tablo, gelişmekte olan ekonomilerde genel büyümenin de hız kesmesine yol açıyor. Çin hariç gelişen ülkelerde talep artışı yüzde 5’lerden yüzde 2,5 seviyesine gerilemiş durumda. </p>
<h2>Hindistan: Küresel büyümenin yeni lokomotifi</h2>
<p>Küresel talepteki yavaşlamaya rağmen Hindistan pozitif ayrışıyor. Ülkenin çelik talebinin 2026’da yüzde 7,4, 2027’de ise yüzde 9,2 büyümesi bekleniyor. Altyapı yatırımları, demiryolu projeleri ve otomotiv sektöründeki genişleme, Hindistan’ı çelik piyasasının en güçlü büyüme motoru haline getiriyor. </p>
<h2>Afrika: Sessiz ama güçlü yükseliş</h2>
<p>Afrika’da ise çelik talebi istikrarlı bir yükseliş sergiliyor. 2026’da yüzde 3,8 büyüme beklenen kıta, kentleşme ve altyapı yatırımları sayesinde küresel talepte giderek daha önemli bir rol üstleniyor. </p>
<h2>ABD: İç talep destekli büyüme</h2>
<p>ABD çelik talebi görece daha dirençli. 2026’da yüzde 1,7 büyüme beklenirken, bu artışın altyapı harcamaları ve teknoloji yatırımlarıyla desteklenmesi öngörülüyor. Ancak yüksek faizler ve maliyet baskıları, büyümenin hızını sınırlayan temel faktörler arasında yer alıyor. </p>
<h2>Avrupa: Kırılgan toparlanma</h2>
<p>Avrupa’da ise uzun süren daralmanın ardından sınırlı bir toparlanma sinyali var. AB ve Birleşik Krallık’ta talebin 2026’da yüzde 1,3 artması beklenirken, enerji fiyatlarına olan hassasiyet önemli bir risk olmaya devam ediyor. Rusya-Ukrayna krizinden sonra enerji esnekliğini artıran bölge, İran geriliminin uzaması halinde yeniden baskı altına girebilir. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Çin: Daralma yavaşlıyor, denge aranıyor</span></h2>
<p>Dünyanın en büyük çelik tüketicisi olan Çin’de ise tablo farklı bir eksende şekilleniyor. Gayrimenkul krizinin etkisi sürse de daralmanın 2026’da yüzde 1,5 seviyesine kadar yavaşlaması bekleniyor. Altyapı yatırımları ve ihracat destekli üretim, talepteki düşüşü sınırlarken, piyasa artık sert gerilemeden ziyade “denge arayışı” sürecine girmiş durumda. 2027’de ise talebin yatay seyretmesi öngörülüyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iran-savasi-celikte-buyumeyi-sifirladi-77173</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/2/1280x720/celik-fabrika-1770185234.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel çelik piyasası, 2022’den bu yana süren yapısal dönüşümün ardından toparlanma eşiğine gelmişken, İran savaşı bu süreci sekteye uğrattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/faize-ilk-ceyrekte-876-milyar-tl-odendi-77171</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Faize ilk çeyrekte 876 milyar TL ödendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı 2026 yılı Mart ayı ve yılın ilk çeyreğine ilişkin bütçe uygulama sonuçlarını açıkladı. Buna göre merkez yönetim bütçe gelirleri geçen yılın aynı ayına göre yüzde 61 artarak 1 trilyon 230 milyar liraya yükseldi. Vergi gelirleri kalemindeki artış yüzde 64 artarak 1 trilyon 57 milyar liraya, faiz ve cezalar yüzde 86 artarak 120 milyar liraya çıktı. </p>
<p>Bütçenin harcamalar kalemi yüzde 42 artarak 1 trilyon 460 milyar liraya yükseldi. Toplam bütçe içinde çok yer tutmamakla birlikte sermaye transferi (yatırım) harcamaları yüzde 436 gibi yüksek oranlı artış göstererek 32 milyar 761 milyon liraya yükseldi. Personel giderleri yüzde 44 artarak 406 milyar liraya, mal ve hizmet alımları ise yüzde 41 artarak 113.8 milyar liraya ulaştı. Faiz harcamaları ise yüzde 46 artarak 235.9 milyar liraya çıktı. </p>
<h2>Vergi gelirleri yüzde 64 arttı </h2>
<p>Mart’ta gelirler yüzde 61 artarak 1 trilyon 230 milyar liraya, vergi gelirleri yüzde 64 artarak 1 trilyon 57 milyar liraya ulaştı. Faiz, pay ve ceza kalemi yüzde 86 artarak 20 milyar liraya ulaştı. Böylece Mart ayı bütçe dengesi geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 12 oranında azalan bir açık verdi ve 229.8 milyar liraya geriledi. Geçen yıl Mart’ta 100 milyar lira açık veren faiz dışı denge bu yıl 6 milyar 87 milyon lira fazla verdi.</p>
<p>Ocak-Mart döneminde bütçe gelirleri yüzde 66 artarak 4 trilyon 5 milyar liraya çıkarken, vergi gelirleri de yüzde 66’lık artışla 3 trilyon 360 milyar liraya yükseldi. Faiz, pay ve cezalar kaleminde ise gelir yüzde 72 artarak 329.7 milyar liraya ulaştı. Giderler yüzde 42’lik artışla 4 trilyon 425 milyar liraya, personel gideri yüzde 41 artışla 1 trilyon 298 milyar liraya çıktı. Cari transferler yüzde 66’lık artışla 1.6 trilyon liraya yükselirken, sermaye giderleri yüzde 33 azalarak 116 milyar liraya indi. İlk çeyrekte faiz harcamaları yüzde 89 artarak 876 milyar liraya çıktı. Geçen yılın ilk çeyreğinde 246 milyar lira açık veren bütçe dengesi bu yıl aynı d önemde 456 milyar lira fazla verdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/faize-ilk-ceyrekte-876-milyar-tl-odendi-77171</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/0/1/1280x720/lira-para-1768365030.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mart ayında merkezi yönetim bütçe geliri yüzde 61 artarak 1 trilyon 230 milyar liraya, bütçe harcamaları yüzde 42 artarak 1 trilyon 460 milyar liraya yükseldi. Bu dönemde bütçe açığı geçen yıla göre yüzde 21 azalarak 229 milyar liraya geriledi. İlk çeyrekte faiz ödemesi yüzde 89 artarak 876 milyar liraya çıkarken, bütçe açığı yüzde 41 azalarak 420 milyar 48 milyon liraya geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/resen-vergi-tarhi-ve-adaletsiz-uygulamalari-77169</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Re’sen vergi tarhı ve  adaletsiz uygulamaları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir konuda veya belli bir döneme ilişkin olarak daha önce vergi incelemesi yapılması nasıl ki o konunun veya dönemin tekrar incelenmesine engel değilse, bir konuda daha önce ikmalen veya re’sen tarhiyat yapılması da, sonradan tekrar re’sen tarhiyat yapılmasına engel değildir.</strong></p>
<p>Vergi hukukumuzda tarhiyat yöntemi olarak beyana dayalı tarh, bir çok vergi için asli tarh usulüdür. Ancak beyana dayalı tarh yöntemi, doğal olarak beyanın kontrolünü ve yoklama, inceleme ve bezeri şekillerle yapılan bu kontrolün sonuçlarına dayalı diğer tarh yöntemlerini de gerekli kılar. Vergi Usul Kanunumuzda denetim esaslı tarh yolları olarak ikmalen, re’sen ve idarece tarh yöntemleri benimsenmiştir. Bu yazımda re’sen tarh ve sorunları üzerinde durmak istiyorum.  </p>
<p><strong>Re’sen tarhın </strong><strong>hukuki çerçevesi</strong></p>
<p>Re’sen tarh müessesesi, Vergi Usul Kanunumuzun 30. maddesinde düzenlenmiştir. Maddeye göre re’sen vergi tarhı, “vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere veya kanuni ölçülere dayanılarak tespitine imkân bulunmayan hallerde takdir komisyonları tarafından takdir edilen veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlarca düzenlenmiş vergi inceleme raporlarında belirtilen matrah veya matrah kısmı üzerinden vergi tarh olunması”dır.</p>
<p>Kanun, anılan maddesinde hangi hallerde re’sen tarhiyat yoluna gidilebileceğini sayma yöntemi ile tahdidi olarak belirlemiştir. Bu belirlemeye göre re’sen tarh halleri şunlardır:</p>
<p>- Vergi beyannamelerinin kanuni süresi içerisinde verilmemesi,</p>
<p>- Vergi beyannameleri kanuni veya ek süreleri içerisinde verilmekle birlikte beyannamede matraha ilişkin bilgilere yer verilmemişse,</p>
<p>- Kanunen tutulması zorunlu defterlerin hepsi veya bir kısmı tutulmamış veya tasdik ettirilmemiş olursa veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlara her hangi bir sebeple ibraz edilmezse,</p>
<p>- Defter kayıtları ve bunlarla ilgili vesikalar vergi matrahının doğru ve kesin olarak tespitine yer vermeyecek derecede noksan, usulsüz ve karışık olması dolayısıyla ihticaca salih bulunmazsa,</p>
<p>- Tutulması zorunlu defterlerin veya verilen beyannamelerin gerçek durumu yansıtmadığına ilişkin delil bulunursa,</p>
<p>- 3568 sayılı Kanuna göre yetki almış meslek mensuplarına imzalattırılması zorunluluğu getirilen beyanname ve ekleri imzalattırılmazsa veya tasdik kapsamına alınan konularda yeminli mali müşavir raporu zamanında ibraz edilmezse...</p>
<p><strong>Mükerrerlik ve dönem </strong><strong>kayması sorunu</strong></p>
<p>Bir konuda veya belli bir döneme ilişkin olarak daha önce vergi incelemesi yapılması nasıl ki o konunun veya dönemin tekrar incelenmesine engel değilse, bir konuda daha önce ikmalen veya re’sen tarhiyat yapılması da, sonradan tekrar re’sen tarhiyat yapılmasına engel değildir. Ancak bu gibi hallerde, mükerrer vergileme olmaması için re’sen tarh olunan vergiden daha önce tarh edilmiş olan verginin mahsubu gerekir.</p>
<p>Özellikle dönem kayması dolayısıyla yapılan tarhiyatlarda, örneğin sonraki dönem matrahında yer alan bir tutarın önceki döneme çekilmesi halinde, önceki dönem için tarh olunacak vergi ile sonraki dönem matrahından çıkartılacak tutarın mutlaka mukayesesi gerekir. Tahakkuk eden bir borcun izleyen ödendiği yılda gider yazılması da aynı şekildedir. Adalet bunu gerektirir. Ancak maalesef bu hassasiyet pek gösterilmemekte, genellikle önceki dönem için re’sen vergi salınması gereğine işaret edilerek rapor tamamlanmaktadır. Hatta bazen izleyen (veya önceki) dönem, inceleme ve rapor konusu dahi yapılmamaktadır. Bazı Raporlarda ise, önceki dönem için tarhedilen vergi ile buna ilişkin cezaların faizi ile tam olarak ödenmesi halinde, sonraki dönem için tarh olunan vergilerin aynen iadesi öngörülmektedir.</p>
<p>“Hep bana adaleti” ile yazılan bu tür raporlar, “alacağına şahin, borcuna karga” atasözündeki gibi, mükellef gözünde vergi adaletini zedelemektedir. Örneğin Mart 2025 dönemi KDV beyannamesinde yer alması gereken bir matrah unsuruna mükellef tarafından izleyen Nisan ayı beyannamesinde yer verildiği bir durumda, söz konusu tutarın Mart ayı için re’sen tarha konu edilmesi halinde mükelleften, bu tutarın vergisini bu güne kadar gecikme faizi ile ödemesi, sonra aynı tutarın vergisinin Nisan ayından çıkartılması dolayısıyla aynen o günkü tutarı ile geri alması beklenemez. Hele mükellef tarhiyata karşı dava açmış ve aradan birkaç yıl daha geçmişse, mükellefe “düzeltme zamanaşımı dolduğu gerekçesi ile Nisan ayına ilişkin iade de yapamıyoruz” denilemez. Bu gibi hallerde sadece, bir aylık faiz ile ceza alınması, çıkan vergi aslı borcu ile iade tutarı aynı ise vergi aslının aranmaması gerekir.</p>
<p><strong>Takdir komisyonlarının çalışma </strong><strong>usulleri gözden geçirilmeli</strong></p>
<p>Bugünkü çarpık ve hukuktan ziyade hazine bekçiliği anlayışını yansıtan bu uygulamaların, bir genel tebliğ veya iç genelge ile düzeltilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Öte yandan bir olayda re’sen tarh sebebinin varlığı, mutlaka re’sen matrah takdirini gerektirmez. Beyanname vermeyen bir mükellef için re’sen tarh sebebi oluşuşsa da, eğer mükellef o dönemde gayrifaal ise ortada re’sen tarh edilecek vergi yok demektir. Re’sen tarh sebebinin varlığı, soyut ve varsayıma dayalı olarak matrah belirlenmesi olanağını vermez. Bu konuda özellikle takdir komisyonlarının hiçbir araştırmaya dayanmayan, matbu form doldurma şeklinde belirlediği matrahlar, hukuken itibar edilebilir matrahlar değildir. Zaten uygulamada bu şekilde belirlenen matrahların hemen hemen tamamına yakını, ihtilaf konusu yapıldığında yargı tarafından iptal edilmektedir. Bu konuda, takdir komisyonlarının da oluşum ve çalışma usullerinin gözden geçirilmesi ve belki yeniden yapılandırılması gerekmektedir.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/resen-vergi-tarhi-ve-adaletsiz-uygulamalari-77169</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Re’sen vergi tarhı ve adaletsiz uygulamaları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/butce-yastik-alti-ve-acik-pozisyonlar-77168</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bütçe, yastık altı ve açık pozisyonlar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sayın Şimşek, geçen haftasonunda yaptığı konuşmada yastık altında bulunan döviz miktarının 640 milyar dolar olduğunun tahmin edildiğini söyledi. Bu tabii ki imkansız bir miktar. ABD dışındaki nakit dolar miktarı yaklaşık 1.3 trilyon. Bunun yarısının Türkiye’de olması imkansız.</strong></p>
<p>Bu hafta gündemde olan bir kaç farklı konuya değinmek istedim. Dün, mart ayı bütçe sonuçları yayınlandı. Hatırlanırsa şubat ayında bütçe rakamları fazlasıyla iyi gelmişti. Geçen sene şubatta 310 milyar TL açık veren bütçe bu sene şubatta 24 milyar fazla vermişti. Ancak bu durumun tek sebebi kurumlar vergisi ödeme takviminde yapılan değişimdi. 2022 yılında kaldırılan 4. dönem geçici vergi dönemi geçen sene sonunda alınan kararla tekrar geri kondu. Böylece geçen sene mayıs ayında ödenen kurumlar vergisinin kalan miktarı bu sene şubat ayına taşınmış oldu. Şubatta bu nedenle geçen seneye göre meydana gelen kurumlar vergisi artışı 366 milyardı. Bunu şubat ayı toplam gelirlerinden çıkardığımızda aslında bütçenin 342 milyar TL kadar açık verdiği görülüyordu. (Üstelik bu sene toplanan 366 milyar, geçen sene toplanan 471 milyar TL’nin çok altında. Bunun rakamlar üzerindeki büyük etkisini mayıs ayı rakamlarında göreceğiz.)</p>
<p><strong>Bütçe açığı geçen senenin </strong><strong>%12,1 altında gerçekleşmiş</strong></p>
<p>Mart ayı rakamlarına göre gelirler %60,6, harcamalar ise %42,1 artmış ve bütçe açığı 230 milyar TL ile geçen senenin %12,1 altında gerçekleşmiş. 2 dönem arasında meydana gelen %30 kadar enflasyonu da dikkate aldığımızda bu ayki sonuçlar ilk bakışta müsbet gibi gözüküyor. Ancak, dahilde alınan KDV’deki %127’lik artış, büyük ölçüde bu kalemin geçen seneye göre aylık tahsilat dönemlerindeki farklılıktan kaynaklanıyor. (Mart ayı ekonomik aktivite verileri böyle bir artışa işaret etmiyor.) Öte yandan, sabit giderlerden personel giderleri ise %44 artışla enflasyonun oldukça üzerinde.</p>
<p>Son dönemde gündemi meşgul eden bir konu da yastık altındaki altın ve dolarlarımız. Sn. Şimşek, geçen haftasonunda yaptığı konuşmada yastık altında bulunan döviz miktarının 640 milyar dolar olduğunun tahmin edildiğini söyledi. Bu tabii ki imkansız bir miktar. ABD dışındaki nakit dolar miktarı yaklaşık 1.3 trilyon. Bunun yarısının Türkiye’de olması imkansız. Ancak Sn. Şimşek’in konuşmasının devamını dinleyince aslında sadece yastık altındaki dövizleri değil, aynı zamanda altınları da kastettiği anlaşılıyor. O zaman daha makul bir rakamdan konuşuyoruz.</p>
<p>Sn. Şimşek konuşmasında “vatandaşımızın altın ilgisi tarihi bir ilgi” diyor. Peki, bu neden “tarihi” bir ilgi? Evet, tabii ki özellikle kırsal kesimlerde bankacılık faaliyetlerinin yaygın olmadığı zamanlardan kalma bir alışkanlıkla tasarrufların bir kısmının altında tutulması geleneği vardı. Diğer bir neden de faize duyarlı olan mütedeyyin kesimlerde tasarruf aracı olarak faiz getirmeyen altın ve dövizin tercih edilmesidir. Ancak günümüzde bu birikimlerin bu kadar yüksek meblağlara ulaşmasında başka faktörler de etkili olabilir mi? Örneğin vatandaşımız yaklaşık 50 yıldır enflasyonun yüksek olması ve en son 2021-23 olmak üzere, dönem dönem finansal baskılama (mevduata reel eksi faiz verme) politikalarına maruz kalması nedeniyle birikimlerini korumak amacıyla altın ve dövize yönelmiş olabilir mi acaba?  </p>
<p>Elbette, bu yönelimi hızlandıran ve artıran faktörler de mevcut. Birincisi piyasalarda altın alım ve satımının kolaylaşmış olması. İkincisi son yıllarda altın fiyatlarında meydana gelen artışların spekülatif olarak altına yatırım yapanların sayısını ciddi miktarda artırmış olması. Altın mevduatları ve altın fonlarının popülerlik kazanması da önemli bir etken. Ancak bunlar kenarından da olsa sisteme dahil oldukları için ekonomi yönetimi tarafından biraz daha tercih edilebilir. Ancak bu enstrümanlar yine de karşılığında bankaların kredi verebileceği, finansal sistemi güçlendirici enstrümanlar değil.</p>
<p><strong>Döviz kredilerinin dış ticaret </strong><strong>için verilmediği ortada</strong></p>
<p>Bu durum bir ölçüde DTH’lar için de söylenebilir. Her ne kadar karşılığında döviz kredisi verilse de (ki bir kısmı MB ile döviz swap’ı şeklinde değerlendiriliyor), döviz kredisi kullanımında makro-ihtiyati tedbirler kapsamında sınırlar var. Ancak 2023 sonundan beri bankaların verdikleri döviz kredileri %68 oranında artarak 185 milyar dolara ulaşmış. Halbuki bu kredilere 2024 ortasından itibaren önce %1,5, sonrasında da %1 ve %0,5 aylık artış sınırları getirilmişti! Ayrıca bu döviz kredilerinin hangi amaçla verildiği de önemli. İhracat hacminde bir artış görülmediğine göre bu kredilerin dış ticaret için verilmediği ortada. Yatırımlar için verilmesi de mantıklı değil. Anılan dönemde şirketlerin açık pozisyonunun 70 milyar dolardan 198 milyar dolara çıkmış olması, bu kredilerin ağırlıklı olarak “carry trade” amacıyla kullanıldığını düşündürüyor. Tabii, reel sektörde böyle büyük bir açık pozisyon olması önemli bir risk ve kırılganlık unsuru.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/butce-yastik-alti-ve-acik-pozisyonlar-77168</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bütçe, yastık altı ve açık pozisyonlar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/global-para-sisteminde-degisim-olur-mu-77167</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Global para sisteminde değişim olur mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Döviz piyasasına hükümetlerin karışmadığı bir sistemde, döviz kurları arz ve talep dengesine bağlı olarak oluşacak ve dolayısıyla para gerçek değerini bulmuş olacaktır. Ancak, döviz kurlarının resmi makamlarca belirlendiği sistemlerde ise, daima kurların gerçekçi değerinde olmaması olasılığından söz etmek mümkündür.</strong></p>
<p>İsrail-İran-ABD arasında süren sıcak savaş ortamının ileride geçen haftaki yazıda anlattığım biçimde dünyada işleyen petro-dolar sisteminden kısmen petro-yuan sistemine bir geçişin öncüsü olabilir mi? sorusuna cevap aramaktaydı.</p>
<p>ABD ile Çin arasında 2017 yılında başlayan küresel ticaret savaşından bugüne kadar genişleyen bölgesel sıcak savaş ortamında önümüzdeki yıllarda global para sistemindeki müesses nizamda herhangi bir değişiklik olabilir mi? sorusuna yanıt aramaya çalışacağım.</p>
<p>Uluslararası para sistemi genel anlamda ülkelerin döviz kuru sistemlerini, uluslararası anlaşmalarla yapılan düzenlemeleri, öngörülen mekanizmaları ve oluşturulan mali kuruluşları ifade etmektedir.</p>
<p>Döviz kuru sistemlerinin bir ucunda <strong>sabit kur sistemi</strong>, diğer ucunda ise, <strong>serbest dalgalı kur sistemi</strong> yer almaktadır. En eski sabit kur sistemi <strong>altın standardıdır</strong>. İkinci Dünya Savaşı sonrasından 1973’e kadar uluslararası para sistemi olarak uygulanan <strong>Bretton Woods Sistemi</strong> de bir tür sabit kur sistemiydi.</p>
<p>Uygulamada katı sabit kur sistemleri ile en aşırı serbest dalgalı kur sistemleri arasında çok çeşitli karma sistemler oluşturulmuştur. Bu sistemler sabit ve değişken kur sistemlerinin belirli özelliklerinin birleştirilmesinden elde edilmiştir.</p>
<p>Şayet farklı döviz kuru sistemlerinin bir yelpaze oluşturdukları düşünülürse bu yelpazenin bir ucunda <strong>serbest değişken</strong> veya <strong>dalgalı kur sistemi</strong> (freely fluctuating exchange rate system), diğer ucunda ise, <strong>sabit kur sistemi</strong> (pegged exchange rate system) yer almaktadır.</p>
<p><strong>Altın para standardında 2’nci </strong><strong>deneme kısa ömürlü oldu</strong></p>
<p>Dünyada altın para standardı 19. yüzyılın ikinci yarısından 1. Dünya Savaşı’nın başlangıcına kadar kesintisiz biçimde uygulanmıştır. Savaşın bitişinden sonra ülkeler yeniden altın standardına dönmüşseler de bu ikinci deneme uzun süreli olmamıştır.</p>
<p>Altın para standardında her ülkenin parasının değeri belirli ağırlıkta saf altın olarak tanımlanır. Bu fiyata <strong>altın paritesi</strong> adı verilir. Ulusal paranın değerinin parite düzeyinde sürdürebilmesi için merkez bankası veya darphane gibi görevli bir kurum bu fiyattan dileyen herkese altın satar ve kendisine arz edilen altınları bu fiyattan satın alır. Böylece ülke düzeyinde sabit altın fiyatı uygulaması gerçekleştirilmiş olmaktadır.</p>
<p>Sabit kur sistemlerinin temeli, döviz kurunun belli bir düzeyde belirlenmesi ve piyasada arz ve talep gelişmeleri ne olursa olsun istenen kur düzeyinin uzun bir süre boyunca sürdürülmek istenmesidir. Körfez ülkelerinin çoğunluğu yerel para birimleri ile ABD doları arasında sabit bir parite üzerinden belirledikleri döviz kuru sistemini yıllardır uygulamaktadırlar.</p>
<p>Malum 1970’lerden bu yana petrol üreticisi Körfez ülkelerinin ABD ile ortaklığı bulunmaktadır. Bölgede askeri güvenliği ABD sağlıyor, Suudi Arabistan ve BAE gibi ülkeler de petrol ihraç ediyor. O yıllarda çoğu Körfez ülkesinin petrol ticaretinin dolar ile yapılması konusunda ABD ile anlaşmaya varması, doların dünya petrol ticaretinde rezerv para birimi olarak sabitlenmesine yol açtı.</p>
<p>Serbest değişken döviz kuru sisteminde ise, döviz kurları, rekabetçi piyasa koşulları altındaki bir mal gibi, döviz piyasasında arz ve talep güçlerinin işleyişine bırakılmıştır.</p>
<p>Döviz piyasasına hükümetlerin karışmadığı bir sistemde, döviz kurları arz ve talep dengesine bağlı olarak oluşacak ve dolayısıyla para gerçek değerini bulmuş olacaktır. Ancak, döviz kurlarının resmi makamlarca belirlendiği sistemlerde ise, daima kurların gerçekçi değerinde olmaması olasılığından söz etmek mümkündür.</p>
<p>Kurlar başlangıçta denge düzeyinde belirlenmiş olsa bile, belli bir zaman geçtikten sonra arz ve talep koşulları değiştiğinde sabit resmi kurlar artış gerçek değerleri yansıtmayacaktır.<br />Özellikle enflasyon oranı yüksek olan ekonomilerde katı sabit kur sistemi uygulamalarının doğal sonucu olarak ulusal parada aşırı değerlenme ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Örneğin 2023 Mayıs ayından bugüne kadar Sayın Mehmet Şimşek tarafından uygulanmakta olan katı kontrollü döviz kuru sistemi ile $/TL’de 3 yılın sonunda ortalama <strong>%30</strong> civarında bir değerlenme durumu söz konusudur.</p>
<p>Serbest dalgalı kur sisteminde hükümetler, sabit kur sistemindeki gibi iç ekonomi politikaları belirlerken dış dengeyi bozacağı endişesini taşımazlar. Yani, iç denge amacına yönelik politika uygulamalarında bağımsız hareket etme olanağı elde edilmiş olacaktır.</p>
<p>Ancak sabit kur sisteminin gereği olarak merkez bankaları yüksek miktarlarda döviz rezervlerine sahip olmak zorundadırlar. Değişken kur sisteminin özelliği bu dış rezervlere olan ihtiyacı en aza indirmektir. Böylece ülkeler kıt kaynaklarını dış rezervlere bağlamak gibi bir zorunluluktan kurtulmuş olmaktadırlar.</p>
<p>Bu sistemde sabit resmi bir kur olmadığı için, merkez bankası döviz piyasasına müdahale yapma gereksinimi duymayacaktır. Olabilecek rezerv ihtiyacı yalnızca döviz arz ve talebi arasında görülebilecek geçici dengesizliklere bağlı ortaya çıkabilecektir.</p>
<p>Sabit kur sistemi ulusal ekonomiyi dışarıdan kaynaklanan enflasyon ve deflasyon gibi ekonomik istikrarsızlık etkilerine karşı korumasız bırakmaktadır. Ekonomik istikrarsızlıkların ülkeler arasında hızlı bir şekilde yayılması sabit kur sistemlerinde daha güçlü olmaktadır.</p>
<p>Dalgalı döviz kurlarında hükümet döviz işlemlerini piyasanın işleyişine bırakmıştır. Bu piyasaya karışılmaması anlamına gelmektedir. Sonuç olarak bu sistemde kur sistemini yürütmek için sabit kur sisteminde gerekli olan birçok kurum ve kuruluşa ihtiyaç duyulmamaktadır. Bu durum devletin kaynaklarının daha tasarruflu kullanılması anlamına gelmektedir. Bu nedenle değişken kur sisteminin, en az kaynak maliyeti ile uygulanabilecek etkin bir sistem olduğu söylenmektedir.</p>
<p>Döviz kurlarının arz ve talep güçlerine bağlı olarak kendiliğinden belirlenmesi, kurların piyasadaki gelişmelere göre sürekli değişmesi anlamına gelecektir. Kurların bu şekilde değişebildiği durumda, büyük değişiklikler doğal olarak daha ufak miktarlarda ve uzun sürelerde gerçekleşmektedir. Sabit kur sisteminde bunun aksine, uzun süre zorla elde tutulmaya çalışan kur tutulamayacak duruma geldiği zaman, döviz kurlarında çok büyük değişmelerin olması muhtemeldir.</p>
<p>Bir ülkenin ulusal parası resmi kurdan aşırı değerlenirse, o ülkeye ait kaynaklar Dünya piyasalarında yapay olarak pahalılaşacaktır ve böylece dışarıya satacağı mal ve hizmetlerin hacmi daralırken, ithalatı da genişlemiş olacaktır.</p>
<p>Tam bir serbest değişken kur uygulamacılar tarafından benimsenmemektedir. Gerçek uygulamalara bakıldığında sınırsız bir dalgalanmayı bazı olağan dışı durumlar hariç neredeyse hiçbir ülkede görmemekteyiz.</p>
<p>Günümüzde birçok sanayileşmiş ve gelişmekte olan ülkede kur uygulamaları <strong>yönetimli dalgalanma</strong> (managed float) modeline dayanmaktadır. Bu sistemde kurlar serbest dalgalanmaya bırakılmıştır. Ancak bu dalgalanma merkez bankasının denetimi altında yürütülen bir serbest değişken kur yaklaşımıdır. Yani, kurlar arz ve talebe göre değişebilmektedir, fakat aşırı kabul edilen değişmeler söz konusu olduğunda merkez bankası piyasaya müdahale etmektedir.</p>
<p><strong>Kur istikrarından yana olan </strong><strong>ülkelerde müdahaleler daha yoğun</strong></p>
<p>Merkez bankasının bu müdahaleleri kurlarda arzulanan istikrarın ölçüsüne bağlı olarak belirlenir. Piyasa mekanizmasına daha çok olanak vermeyi amaçlayan ülkelerde merkez bankası müdahaleleri minimum düzeyde olurken, daha çok kur istikrarından yana olan ülkelerde ise bu müdahaleler daha yoğun olmaktadır.</p>
<p>Görüldüğü gibi, yönetimli dalgalanma hem serbest dalgalanan hem de sabit kur sisteminin belirli özelliklerini taşıyan karma bir uygulama niteliğindedir. Bu şekilde, her iki sistemin olumlu yönlerinin bir araya getirilmesiyle her iki sistemden de yararlanmak ve olumsuz yönlerden kaçınmak mümkün olmaktadır.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde sıcak savaşın sönümlenmesi sonrasında kurulacak olan yeni küresel işbirlikleri neticesinde 2. Dünya Savaşı’ndan bugüne kadar iktidarını sürdürmekte olan doların küresel para sistemindeki yüksek rezerv ağırlığı sarsılacak mıdır?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/global-para-sisteminde-degisim-olur-mu-77167</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/7/1280x720/abd-cin-oil-petro-1776316257.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Global para sisteminde değişim olur mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zorbaligin-doyma-noktasi-77166</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zorbalığın doyma noktası…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Zorbalar iktidardan düştükçe, kurulmuş “küresel zorbalık ağının” da zarar gördüğü bir gerçek. ABD Başkan Yardımcısı Vance bunun için Macaristan’a kadar gidip seçim haftasında Orban lehine kampanya yaptı.</strong></p>
<p>Uluslararası ilişkiler tarihi aynı zamanda “trendler” tarihidir; İkinci Dünya savaşı sonrasında kurulan liberal küresel düzenin bizzat kurucu ve kollayıcısı olan ABD eliyle yıkılması için adımlar atılırken, ülkelerdeki genel trend de “agresif yönetime” evrilmeye başlamıştı son zamanlarda. Bu kimi zaman kendi yurttaşlarına karşı “agresif” adımlar, kimi zaman komşu ülkelere, halklara karşı saldırganlık, kimi zaman da tüm dünyaya karşı “zorbalık” olarak kendini gösterdi.</p>
<p><strong>Macaristan’da “agresif yönetimin” sonu</strong></p>
<p>Viktor Orban’ın 16 yıl Başbakan olarak yönettiği Macaristan bunun en görünen örneklerinden biriydi; Orban ülkeyi “bizden ve bizden olmayan” diye ikiye ayırarak, “bizden” dediklerini kayırıp, diğerlerini ekonomik ve sosyal olarak dışlayarak yönetti yıllarca ülkesini.</p>
<p>Orban’ın ilk savaş açtığı bağımsız medya oldu; Vergi memurları ile medya patronları zorbalanarak, ya piyasadan çekilmeleri ya da kendinlerine “çeki düzen vermeleri” sağlandı.</p>
<p>Ardından muhalefet partileri geldi; Önce küçük partilerle “işbirlikleri ve ittifaklar” kuran Orban, bunları teker teker yutarak, kendi partisi içinde eritti. Yutamadığı muhalif partileri seçim yasasında yaptığı değişikliklerle etkisizleştirdi.</p>
<p>Üniversitelerden gelecek eleştirilerin önüne bütçe kısıtlamalarını koydu; Destekçi olan üniversite yönetimleri devlet destekleriyle palazlandırılırken, diğerlerinin sesi bütçe kesintileri ile kısılmaya çalışıldı.</p>
<p>Destekçilerini de hep ödüllendirdi Orban; “ulusal girişimciler yaratma” vaadiyle ihaleler eşe dosta, kendisine siyaseten yakın duranlara dağıtıldı. Damadı, akrabaları devlet eliyle ihya edilirken, siyaseten karşı duranlar dışlandı.</p>
<p>İşi ailelerin iç işleyişine, kadınların kendi bedenleri üzerindeki seçimlerine karışmaya kadar getirdi, bunu da hep muğlak “değerler” üzerinden, “biz-bizden” dediği değerleri topluma empoze etmeye kalkarak yaptı. Ta ki, 16’ıncı yılın sonuna kadar.</p>
<p><strong>İsrail’in Ortadoğu zorbalığı</strong></p>
<p>Macaristan’da Orban kendi halkının üzerine çıkara göre değişen “değerlerini” boca edip, Avrupa Birliği’ni dağılmanın eşiğine getirirken, İsrail’deki Netanyahu yönetimi ise Ortadoğu’yu “zorbaladı” yıllarca; Gazze’deki Filistinliler Netanyahu ve ekibinin soykırıma varan operasyonlarıyla nasibini aldı bu zorbalıktan. Şimdi sıra Batı Şeria’ya gelmiş görünüyor. İsrail’deki ırkçı hükümet bir yandan Yahudi yerleşimciler eliyle yürütülen zorbalıkla Batı Şeria’daki Filistin mal-mülklerine çökmeye, diğer yandan en ufak bir itiraz geliştiren Filistinlileri dışlayarak, hapse atarak, hatta “idam cezasıyla” korkutup sindirmeye çalışıyor. Lübnan’da Hizbullah’ı, Yemen’de Husileri, Irak’ta Haşd-i Şabi güçlerini, yanına yine “zorbalık eğilimi güçlü” ABD Başkanı Trump’ı da alarak elimine etmeye çalışıyor Netanyahu. İran operasyonunu başlatanın da, daha o dönemde İsviçre’de devam eden ABD-İran barış görüşmeleri bitmeden Tahran’ı bombalayan İsrail olduğu da malum.</p>
<p>Şimdilerde de Trump-Netanyahu ikilisi Lübnan’a el atmış görünüyor; Lübnan ve İsrail arasında kurulduğu söylenen “barış masasının” arabuluculuğunu bizzat tehdidin mimarlarından ABD’nin üstleneceğinin açıklanması, akıl ve mantıkla alay etmenin küresel düzeye çıkarılmasının yeni bir örneği sadece. ABD baskısıyla Lübnan masaya oturtturulup, “arabulucu” olarak da yine ABD, Lübnan’ın karşısına koyuluyor. Kötü bir şaka gibi yaşananlar.</p>
<p><strong>Zorbalığa “doyma noktası” yakın gibi</strong></p>
<p>Ancak ülkesel, bölgesel ya da küresel düzeydeki bu zorbalık eğiliminin “doyma noktasının” da yakın olduğuna ilişkin işaretler var. Macaristan’da Orban yönetiminin seçimi, üstelik ezici bir farkla kaybetmesi bunun ilk örneği olacak gibi.</p>
<p>Üstelik “zorbalar” iktidardan düştükçe, kurulmuş “küresel zorbalık ağının” da zarar gördüğü bir gerçek; ABD Başkan Yardımcısı Vance bunun için Macaristan’a kadar gidip seçim haftasında Orban lehine kampanya yaptı.</p>
<p>Orban iktidardan gidince, “zorbalık kardeşliğinin” Ortadoğu’daki ucu İsrail’in de zarar göreceği kesin gibi; Herkesin beklentisi AB içindeki İsrail’e karşı yaptırım kararlarının engellenemeyecek, Ukrayna’da destek eğiliminin güçlenecek olması yönünde.</p>
<p>Üstelik İsrail, küresel bazdaki en büyük destekçilerinden birini kaybedince, zorbalığa karşı duracakların sayısının artma ihtimali de işin cabası; İtalya Başbakanı Meloni ilk örnek oldu mesela. İsrail ile İtalya arasındaki savunma anlaşmalarının otomatik yenilenme işlemini askıya aldıklarını duyurdu.</p>
<p>Yakın tarihteki kendi milletinin zorbalıklarının utancı nedeniyle İsrail’in her yaptığını görmezden gelen Almanya’da bile “yeter” deme eğilimi baş gösterdi. Almanya Şansölyesi Merz, İsrail’i kamuoyu önünde uyarıp,  “Netanyahu ile yaptığım telefon görüşmesinde şunu açıkça belirttim: Batı Şeria'nın fiili ilhakı söz konusu olmamalı" dedi.</p>
<p>İspanya, İrlanda ve Lüksemburg gibi Avrupa ülkeleri zaten İsrail’in Gazze operasyonlarına başından itibaren tepki göstermeye başlamışlardı. Ortadoğu’da ise Trump/Netanyahu ikilisinin “mirası” olacak İbrahim anlaşmaları sistemi yıkılma noktasına kadar geldi. İsrail’in yanında kala kala Birleşik Arap Emirlikleri’nin taşeronluğu kaldı.</p>
<p><strong>Kasım seçimleri Trump’ın ipini çeker mi?</strong></p>
<p>ABD Başkanı Trump’ın önünde ise Kasım’da yapılacak ara seçimler var ve mensubu olduğu Cumhuriyetçi parti kamuoyu yoklamalarına göre hiç iyi gitmiyor. Trump açısından daha kötü haber ise, bizzat Cumhuriyetçiler’in de kendisinin arkasında bir bütün olarak durmuyor olmaları.</p>
<p>İran’a saldırganlık konusunda birlikte yönetime seçildiği Başkan Yardımcısı Vance ile yaşanan görüş ayrılıklarını da aşabilmiş değil Trump. İran’la müzakerelere bizzat Vance’ın gönderilmesi de bundan aslında; iki tarafın müzakere pozisyonlarının adeta birleştirilemez olduğu bir savaşın “barışını” yapmak üzere Vance’ın Pakistan’daki müzakerelere gönderilmesi, Trump’ın “ABD değil, İranlılar uzlaşmıyor, Vance da kendi gözleriyle görsün” yaklaşımının sonucu gibi duruyor.</p>
<p>Üstelik sadece Başkan Yardımcısı olmayacak gibi “batan gemiyi” terk etmeye çalışan. Bizzat Trump’ın ikinci kez Başkan seçildikten sonra atadığı üst düzey bürokratlar zehir zemberek açıklamalarla istifa ediyor, generaller görevden alınıyor, Trump’a bir dönem övgülere doyamayan gazeteciler saf değiştiriyor ABD’de.</p>
<p>İran’a saldırganlığı “meşru ve haklı” bulan Amerikalıların sayısı giderek düşerken, Trump ve ekibi de kamuoyu yoklamalarında boğuluyor gibi.</p>
<p>Eğer gidişat kamuoyu yoklamalarının gösterdiği yönde ilerlerse, Trump Başkanlık görevindeki son iki yılında “topal ördek” olmakla karşı karşıya kalabilir. Demokratların çoğunluğuna geçecek Amerikan Kongresi açacağı İran savaşından, Epstein davasına, Başkanlık yetkilerini kötüye kullanmaya kadar varabilecek soruşturmalarla Trump’ı -azlettiremeseler bile- çalışamaz hale getirebilirler.</p>
<p>Macaristan’da Orban’ın seçim kaybetmesi de, Trump’ın siyasi hayatının gidişatı da, kendi vatandaşlarına ya da komşu ülkelere karşı zorbalığa başvurmaktan çekinmeyen ülke liderlerine örnek olmalı. Zorbalığın, siyasi muhalifleri hapse atıp, medyayı baskılamanın, barışçı sokak gösterilerini engelleyip, hukuku kendisine karşı olanlara silah gibi kullanmanın da bir doyma noktası var.</p>
<p>Zorbalık ne kadar uzun sürer ve ağır olursa, bunu yapanın gidişi de o kadar acıklı oluyor.</p>
<p><strong>Trump’ın küresel düzeyde </strong><strong>“nizam verme” çabası</strong></p>
<p>Orban’ın kendi ülkesi ve AB içinde, İsrail’in içinde bulunduğu Ortadoğu coğrafyasındaki zorbalığı, küresel düzeyde ise ABD’nin mevcut yönetimi eliyle küresel plana taşınmış durumda. Venezuela’da Devlet Başkanı Maduro’nun derdest edilmesi, İran’da rejim değiştirmek için tüm ülkeyi yıkmayı, hatta bizzat Trump’ın sözleriyle “bir medeniyeti yok etmeyi” amaçlayan saldırganlık, Grönland’da hak iddia etmek, tehditlerle Panama kanalının kontrolünü ele geçirmek, gümrük vergilerini kullanarak ülkeleri “nizama sokmaya çalışmak”, mevcut Amerikan yönetiminin birbiri adına attığı zorbalık adımları. Trump ve ekibi iktidarda olduğu sürece daha nelerin sırada olduğunu kimse tahmin bile edemiyor artık.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zorbaligin-doyma-noktasi-77166</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/6/1280x720/6-1776316103.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zorbalığın doyma noktası… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunyanin-ekonomisinde-hava-bozuyor-77165</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya ekonomisinde hava bozuyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>IMF raporu bize diyor ki; merkez bankalarının işi henüz bitmedi. Faizler kolay kolay düşmeyecek ve finansal koşullar sıkı kalmaya devam edecek demek. Diğer tarafta ise jeopolitik kırılma var. Küreselleşmenin yerini daha parçalı bir yapı alıyor.</strong></p>
<p>Salı günü açıklanan IMF Dünya Ekonomik Görünüm (WEO) raporu muhtemelen kimseye sürpriz olmadı. Zaten son haftalarda gelen sinyaller oldukça netti. Küresel ekonominin iyiye gitmediğini söylemeyen kalmamıştı. Hatta birçok analiste göre mesele artık “yavaşlama” değil, daha riskli bir tabloya doğru kayış.</p>
<p>Rapordaki vurgular belli. Büyüme düşüyor, enflasyon yeniden başını kaldırıyor. Kulağa tanıdık geliyor bu manzara. Evet, IMF raporunda açıkça dillendirilmese de 1970’lerin o tatsız kelimesi olan stagflasyon yeniden masaya geldi.</p>
<p><strong>Dünya bu raporlara bakıyor</strong></p>
<p>IMF raporları her zaman tartışılır. Kimi zaman gecikmiş bulunur, kimi zaman fazla iyimser ya da fazla karamsar. Ama bir gerçek var; dünya bu raporlara bakıyor. Hükümetler, merkez bankaları, yatırımcılar bu tahminleri bir şekilde karar süreçlerine dahil ediyor. Yani IMF konuştuğunda, dünya kulak kabartıyor.</p>
<p>O yüzden biz dönelim uyarı dolu rapora. Aslında IMF Başkanı Kristalina Georgieva’nın son açıklamalarına bakınca, tabloyu okumak zor değildi.</p>
<p>Georgieva'nın açıklamalarında daha yüksek enflasyon, daha düşük büyüme, artan jeopolitik gerilimler, enerji arzında sıkıntılar ve bozulan tedarik zincirlerine atıf vardı. Ve en önemlisi artan belirsizlik vurgusu her fırsatta yapılıyordu. Ve bu uyarılar aynen rapora girdi.</p>
<p>Aslında öncesinde de küresel ekonominin havası çok hoş değildi ama özellikle İran savaşı sonrası tablo daha da ağırlaştı. Enerji fiyatları sadece bir maliyet unsuru değil artık; küresel ekonominin sinir uçlarına dokunan bir risk faktörü haline geldi. Petrol arzındaki daralma, zincirleme etkilerle neredeyse her sektörü vuruyor.</p>
<p>Ama asıl kırılgan olanlar yine aynı: Rezervi zayıf, dışa bağımlı, düşük gelirli ülkeler. Onlar için bu süreç sadece “yavaşlama” değil, doğrudan kriz anlamına gelebilir.</p>
<p>İşte raporda da bunları gördük. Rakamlara boğulmadan başlıklarla anlatmak gerekirse;</p>
<p>- Büyüme tahminleri aşağı çekildi.</p>
<p>- Enflasyon beklentileri yukarı revize edildi.</p>
<p>- Ve en kritik vurgu ise enflasyonun düşündüğümüzden daha kalıcı olabileceği uyarısıydı.</p>
<p>Peki bu tablo ne anlama geliyor?</p>
<p>Bu rapor bize diyor ki; merkez bankalarının işi henüz bitmedi. Faizler kolay kolay düşmeyecek ve finansal koşullar sıkı kalmaya devam edecek demek.</p>
<p>Diğer tarafta ise jeopolitik kırılma var. Küreselleşmenin yerini daha parçalı bir yapı alıyor. “Friend-shoring” gibi kavramlar artık akademik tartışma değil, şirketlerin gerçek stratejisi haline geliyor.</p>
<p>Kısacası dünya ekonomisi sadece yavaşlamıyor, aynı zamanda şekil değiştiriyor.</p>
<p>Peki çözüm ne?</p>
<p>Çözüm tarafında yeni bir şey yok. Ya da vardı da ben göremedim.</p>
<p>IMF yine aynı reçeteyi yazdı. Merkez bankalarına sıkı duruş, hükümetlere hedefli destek ve herkese daha fazla iş birliği çağrısı. Böylece “riskler arttı ama kontrollü senaryoda büyüme devam eder” demeye çalışıyor.</p>
<p><strong>Daha sık şok üreten </strong><strong>bir yapı oluşuyor</strong></p>
<p>Bu reçete doğru mu? Büyük ölçüde evet. Ama yeterli mi? İşte orası tartışmalı.</p>
<p>Çünkü içinde bulunduğumuz dönem klasik krizlerden farklı. Daha parçalı, daha öngörülemez ve daha sık şok üreten bir yapı oluşuyor. IMF’nin de son yıllarda sıkça vurguladığı gibi, belki de artık “yeni normal” tam olarak bu. Yani daha düşük büyüme, daha yüksek enflasyon ve daha fazla belirsizlik.</p>
<p>Raporu tek cümlede özetlemek gerekirse, derim ki, “Ekonomiler toparlanmıyor, sadece dengelenmeye çalışıyor. Ve bu denge de aslında pek de konforlu görünmüyor.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunyanin-ekonomisinde-hava-bozuyor-77165</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya ekonomisinde hava bozuyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-yardim-etseniz-77164</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir yardım etseniz...</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>1994’te enflasyonu sıçratacak bir dış gelişme yok. 2022’de bir ölçüde pandemi sonrasının küresel lojistik sorunları var. Ama el insaf, enflasyon yüzde 19’dan bu nedenle yüzde 25’e gelse amenna; 89 puan sıçrıyor. Kısacası, ‘suçu’ başka yerde aramamak, aynaya bakmak gerekiyor.</strong></p>
<p>Son yazımda şu olguya dikkat çekmiştim: 1924-2025 döneminde gerçekleşen yıllık enflasyon oranlarının (GSYH deflatörünün değişiminin) ortalaması yüzde 24,1. Son beş yılın enflasyonu bu ortalamanın üzerinde. 1924-2025 döneminin en yüksek iki enflasyonu da uygulanan ‘garip’ ekonomi politikalarından kaynaklanıyor: 1993 ve 2021 sonlarına doğru uygulanmaya başlanan politikalar bu sonuca yol açıyor. O yazıda yıllık ortalama değerleri kullanarak enflasyonun bu iki dönemde keskin biçimde sıçradığına dikkat çekmiştim.</p>
<p>Aslında aylık frekansta inceleyince, o yazıda altını çizdiğimden daha da vahim bir tablo var: Ocak 1994’te enflasyon yüzde 69,7. Bir yıl sonra, Ocak 1995’te yüzde 130,6 oluyor. Valla oluyor; tamı tamamına 60,9 puan sıçrama. Bitmedi; 2022’deki sıçrama daha da yüksek. TÜİK tüketici enflasyonu Eylül 2021’de yüzde 19,6 iken Ekim 2022’de yüzde 85,5’e yükseliyor: 65,9 puan sıçrama. İTO’nun İstanbul için ölçtüğü enflasyondaki sıçrama ise daha da çarpıcı: Yüzde 19,8’den yüzde 108,8’e çıkmış enflasyon. Tam 89 puan artış. Hani 10.000’den 10.089’a artsa ne gam; 19,8’den 108,8’e sıçrıyor.</p>
<p><strong>Sıçrayışların rasyonel </strong><strong>bir nedeni var mı?</strong></p>
<p>Birkaç gündür bu olguya takıldım. “Ne var bunda takılacak, yıllardır bilinen gerçekler” diyebilirsiniz. Üstelik yıllarca enflasyon konusunda çok sayıda yazı ‘kaleme aldığımı’ da ekleyebilirsiniz. Haksız da olmazsınız. Ama bazen böyle oluyor; takılıyor insan. Takılmamın ana nedeni, doyurucu bir açıklama bulamam. Hadi, doyurucu demeyeyim de Maliye ve Hazine Bakanı’nın uygulanmakta olan ekonomi programı başladığında kullandığı sözcüğü kullanayım: Bu sıçrayışların rasyonel bir nedeni var mı?</p>
<p>İlla akılcı (rasyonel) bir neden aramak lazım madem, bari büyüme rekoru falan kırılmış mı diye bakayım. Yok öyle bir şey. Üstelik 1994’te tam tersi geçerli; ekonomi küçülüyor. Krizden önceki reel GSYH düzeyine ancak altı çeyrek sonra ulaşabiliyoruz. Farklı bir ifadeyle, 1,5 yılı kaybediyoruz. Enflasyon sıçrama rekorunun kırıldığı 2022’deki durum o kadar vahim değil. Ama iç açıcı da değil. 2021’in dördüncü çeyreği ile 2023’ün ilk çeyreği arasında gerçekleşen bir çeyrek öncesine kıyasla ortalama büyüme oranı (yüzde 0,83), 1998-2025 döneminde gerçekleşen ortalama büyüme oranının (yüzde 1,1) belirgin biçimde altında. </p>
<p><strong>Enflasyon sıçramaları </strong><strong>bizim marifetimiz</strong></p>
<p>Peki, başka rasyonel bir neden olabilir mi? Yüz yılı aşkın bir sürede böyle olgular var elbette. Mesela 1970’lerin önemli bir kısmında ham petrol krizi yaşandı. İkinci Dünya Savaşı’nın koşullarında kıtlıklar boy gösterdi. Ama tüm dönemdeki yüksek enflasyonu bunlarla açıklamak mümkün değil. Açık ki hem ortalama yüzde 24’lük enflasyon hem de kısa sürede büyük enflasyon sıçramaları bizim marifetimiz. 1994’te enflasyonu sıçratacak bir dış gelişme yok. 2022’de bir ölçüde pandemi sonrasının küresel lojistik sorunları var. Ama el insaf, enflasyon yüzde 19’dan bu nedenle yüzde 25’e gelse amenna; 89 puan sıçrıyor. Kısacası, ‘suçu’ başka yerde aramamak, aynaya bakmak gerekiyor.</p>
<p>Ya da seçim ekonomisi diyebilirsiniz. Veya bu tür politikaların uygulanabilmesinin bir nedeninin uygulamadan yarar gördüklerini sanan kesimlerin varlığı olduğunu belirtebilirsiniz. Mesela kredi faizlerinin enflasyonun altına düştüğü dönemler bu tip ‘yararlanma’ dönemleri. Geliri en az enflasyon kadar artıyorsa, enflasyonun altında bir faizle borçlanmak; aman ne ala. Kaçırılmayacak bir ‘fırsat’. Ama yine aynı yere geliyoruz; yüzde 19’dan yüzde 25’e ya da 30’a çıkmıyor enflasyon. Yüzde 109’a sıçrıyor. Bir süre sonra tüm ekonomi allak bullak olmuyor mu? Bu nasıl yararlanma?</p>
<p>Yıllar önce bir yarışma programında yarışmacı büyük ödül olan otomobili kazanmak için ne diyordu: “Bir yardım etseniz?” İşin içinden çıkamadım vesselam.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-yardim-etseniz-77164</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir yardım etseniz... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/planlamacilar-saf-hayallerinin-doruklarinda-mi-dolasir-77163</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Planlamacılar &#039;saf hayallerinin doruklarında&#039; mı dolaşır?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kurum planlamacıları saf hayallerinin doruklarına tırmanmanın yaratıcılığı kadar, uygulama alanının sağlam zeminlerine basarak da “değer üretilmesine” katkı yaparlar.</strong></p>
<p>Kurum planlaması üzerine paylaştığımız düşünceler, ne ölü ne de diri olan umutlarımızı uyaran tepkiler aldı. İşine olan özenini ve başarısını bildiğim iş insanımız, İranlı kadın şair Füruğ Ferruhzad’dan çok sık alıntıladığımız bir dizeyi anımsatarak sordu: Kurum<strong><em> planlamacıları saf hayallerinin doruklarında mı dolaşır?</em></strong></p>
<p>Bu yazıda, kurum planlamacılarının yaratıcı saf hayalleri kadar, sahada ayakları sağlam yere basan proje-odaklı işlere nasıl katkı yaptıklarını bir örnek üzerinden özetleyerek anlatmaya çalışacağız.</p>
<p><strong>Saha çalışmalarına katkı</strong></p>
<p>Şişecam Uzun Vadeli Planlama biriminde çalıştığımız dönemde sahada katkı yapılan bazı proje başlıklarını paylaşalım: <strong>1) </strong>Türkiye’de kömüre dayalı enerji tasarrufu, <strong>2)</strong> Kum, kalker, dolomit ve diğer hammaddelerin lojistiği, <strong>3)</strong> Soda üretimindeki dünya genelindeki yerimiz, <strong>4)</strong> Ahşap ambalaj ve hammadde ihtiyacının karşılanması, <strong>5)</strong> Kağıt-karton ambalaj sorumuz ve çözüm yolları, <strong>6)</strong> Türkiye’de şarap üretimi ve cam ambalaj potansiyeli<strong>, 7)</strong> TRANSAN anlaşması ve Şişecam’ın krtik kamyon filosu ihtiyacı, <strong>8)</strong> Gelecek 50 yılda yerleşim yeri seçiminde potansiyeller, <strong>9)</strong> Sektörün yapısal ve ekonomik özelliklerini analizde ortak dil, <strong>10)</strong> Kazakistan ve Kırgızistan cam üretim potansiyelleri, <strong>11)</strong> Azerbaycan ve Gürcistan’da cam üretim potansiyelleri, <strong>12)</strong> Nahcivan Bademli maden suyu şişe ihtiyacı, <strong>13)</strong> Rusya’da cam üretim potansiyelleri, <strong>14) </strong>Eskişehir OSB’de yerleşme projesi, <strong>15)</strong> Yenişehir’de uygun alan bulunması ve OSB’nin oluşturulması, <strong>16)</strong> 5işecam’da uzun yılların birikim oluşturan ve emekli olanlarla sözlü tarih çalışması, <strong>17)</strong> Toplu iş sözleşmelerinde ön-hazırlık çalışmaları metodolojisi, <strong>18)</strong> Ambalajlanmış kaynak suyu dağıtımın olanak ve kısıtları, <strong>19)</strong> Beypazarı trona yataklarının işletilmesi için yapılması gerekenler gibi.</p>
<p><strong>Aniden kaldırılan tahsis</strong></p>
<p>Kurum planlamacıların ağırlıklı işlerinden biri, kurum içinde daha önce yapılmış çalışmaların değerlendirilmesidir. Bu değerlendirme, büyük gücün yaratıldığı iç bünyenin olumlu yanlarını öne çıkarır; zayıf yanlarını ve yarattığı boşlukların olumsuz etkilerini en aza indirir.</p>
<p>Şişecam,1980’lı yıllarda Mersin tesislerinde, İstanbul Çayırova ve Lüleburgaz ‘da ülkemizin en büyük ahşap işleme tesislerine sahipti. Çayırova tesislerinde Sovyetlerden alınan katraklarla tomruklar işlenirdi.</p>
<p>Ahşap ambalaj tesislerinin tomruk ihtiyacı Orman Genel Müdürlüğü’nün “<em>tahsisi” </em>ile karşılanıyordu.  Orman Genel Müdürlüğü önceden haber vermeden “ <em>tahsisin kaldırıldığını</em>”  kuruma duyurdu. Ankara’da yapılan görüşmelerden sonuç alınamadı. Düzcam, cam ambalaj, cam ev eşyası, soda gibi önemli üretim kapasitesinin dağıtımında tıkanma olasılığı vardı.</p>
<p>Ahşap ambalaj hammaddesi sorunun çözümüne ilişkin çalışmaları yapması için planlama birimi görevlendirdi.</p>
<p>Planlama biriminde bir ekip oluşturarak Orman Genel Müdürlüğü yetkilileriyle görüşüldü; Artvin, Bolu ve Antalya’da ORÜS tesislerinde inceleme yaparak yurtiçinden tomruk temin edilip edilemeyeceğini netleştirildi. Ulaşılan sonuç çok açıktı: Yurtiçindeki tomruk üretimi, Şişecam’ın ihtiyacını karşılayacak düzeyde değildi, her an darboğazı oluşabilirdi, daha köklü çözümler aranmalıydı.</p>
<p>Rusya başta olmak üzeri yakın bölgelerde tomruk ihracatı tarandı; uygun ahşap arzı olmadığı kesinleştirildi.</p>
<p><strong>World Woods’tan öğrenilen adres</strong></p>
<p>ABD’de bazı akademisyenlerle ilişki kurularak, orman ürünleri konusunda sistematik bilgi üreten yayınlara erişildi: Aylık <em>World Woods</em> dergisinin geriye doğru bir yıllık sayıları getirtildi. İşbölümü ile derginin taraması yapıldı: Tomruk ihracatı konusunda başvurulacak adresin <strong>Şili</strong> olduğu anlaşıldı.</p>
<p>Şili’ye gönderilen ekip  “<em>jitri ölçeklendirmesine</em> “ -metreküp yerine kullanılıyor- 66 dolardan gerekli bağlantıyı yaptı. “<em>Pinus radiata</em>” denen çam tomrukları ithal edildi. Bu ağaç 25 yılda hasat edilebiliyordu. Ağaç dokusu, elyaf yapısı ve dayanıklılığı kavaktan biraz daha iyiydi; ama ülkemiz çam çeşitleri ve çevre ülkelerden yapılan ithal tomruklara denk değildi.</p>
<p>Tomruk ithal edilerek sorun çözülebilirdi; ama bu gerek şarttı, yeter şart ahşap ambalaj bağımlılığını en aza indirmekti.</p>
<p>Kurum planlamacılarının koordinasyonunda, ahşap ambalaj üreten tesislerde ilgili birim yöneticilerinin ve teknisyenlerinin katılımıyla sistemli değerlendirmeler yapan bir komite oluşturuldu: Özellikle düzcam dağıtımında ambalajsız sehpalarda ve düşük gabarili araçlarla -daha önce başlanmıştı- Jumbo boyutta düzcam dağıtımının olanak ve kısıtları değerlendirildi. Çalışmalar kapsamında hammadde- tomruk- işlenmesinden, çivilerin çakılmasına uzanan bütün işlemlerde kurumun bütününde bir standart olmadığı görüldü. Kurumun ortak aklı konu üzerine odaklandı ve kısa zamanda önemli ilerlemeler sağlandı.</p>
<p>Kurum hafızası oluşturmak için ahşap ambalaj komitesinin ürettiği bütün belgeler, ekleriyle birlikte Şişecam Eğitim Müdürlüğü tarafından  “<strong>Ahşap Ambalaj Sorunları</strong>” başlıklı çoğaltma kitapta ilgililere ulaştırıldı. Ekleriyle 280 sayfaya yaklaşan bu belgede kurum içinde rekabet gücü yaratmayla ilgili öğretici bir dizi uygulama bilgisi var: Belgenin yayınlandığı 1987 yılında Şişecam’da Anadolu Cam 15 bin 100, Çayırova Cam 11 bin 539,Tarakya Cam 22 bin 261,Camişleme tesisleri 4 bin metreküp tomruk tüketiyordu. Hafızamız bizi yanıltmıyorsa, piyasadan alınan palet ve diğer bağlı kuruluşların kullandığı ahşap ambalajlarla birlikte 65 bin metreküp dolaylarında bir ahşap malzeme kullanılıyordu.</p>
<p>Planlamacıların koordinasyonunda yapılan çalışmaların sonuçlarını şöyle özetleyebiliriz: Öncelikle ahşap ambalaj konusunda yılların alışkanlıkları sorgulandı. Ahşap ambalaj özelinde kurum içinde standartlar belirlendi, gereksiz işlemler hızla tasfiye edildi. Düşük gabarili araçlarla çıplak taşıma yaygınlaştırılması üzerine odaklanıldı. Kurum içinde teknik kadrolar, pazarlamacılar ve yönetim kadrolarının soruna bakışında bütünlük sağlandı. Piyasanın nicelik ve nitelik olarak yeterince arz ettiği ahşap ambalajların kurum içinde üretimin piyasaya aktarılması süreci hızlandı. Geçmiş dönem koşullarının zorladığı  “<em>dikey entegrasyonu</em>” esneten adımlar atıldı.</p>
<p><strong>Plancıların sahada değer katması</strong></p>
<p>Burada anlatılanların iletmek istediği mesaj açık:  Kurum planlamacıları sırça köşklerinde ahkâm kesen çılgınlar değildir. Planlamacılar, kurumun iç yapısını güçlendirerek rekabet gücünü artırmada katkı yaparlar. Planlamacılar, sahadaki işlere ne kadar nüfuz eder, etkin biçimde katılırsa,  üretecekleri çözümlerde de o kadar değer üretir. Sözün özü, kurum planlamacıları saf hayallerinin doruklarına tırmanan yaratıcı özleri kadar, uygulama alanının sağlam zeminlerine basarak da “<em>değer üretilmesine</em>” katkı yapan rolleriyle önemlidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/planlamacilar-saf-hayallerinin-doruklarinda-mi-dolasir-77163</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Planlamacılar &#039;saf hayallerinin doruklarında&#039; mı dolaşır? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/traktor-alma-komsu-al-77162</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Traktör alma, komşu al</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Makine obur yapımızdan mı yoksa güvensizlik kültüründen mi? Traktör sevdası ile kaynaklarımızı atıl hale getiriyor, traktörü bir tür fiyaka unsuru, komşuya hava atma aracı olarak kullanıyoruz.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Ülkemizde <strong>2,3 milyon</strong> traktör var. Traktör başına düşen arazi bakımından verimsizlik söz konusu… Dünya ortalaması <strong>500 dekara 1 traktör</strong> iken bizde bu rakam <strong>103 dekar</strong>. Örnek; 22 haneli köyde tüm işleri, yılda <strong>3 gün</strong> alan kullanımla <strong>3 traktörle</strong> çözebilirken 21 traktör kapılarında yatıyor.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Maliyet, aksesuarları, yakıt, karbon salımı açısından bakınca ülkemizde bir <strong>traktör fazlalığı</strong> var ve <strong>verimsizlik</strong> söz konusu… <strong>Traktörün atıl durması</strong>, bir yandan cari açığı beslerken diğer yandan ziraatçıların bütçesinde <strong>gereksiz maliyet</strong> halini alıyor. <strong>Tarımda faktör verimliliğini</strong> aşağı çeken durum...</p>
<p><strong>KOMŞU KOMŞUNUN KÜLÜNE DE TRAKTÖRÜNE DE MUHTAÇ</strong></p>
<p><strong>3- ÖNERİ</strong>: Traktör israfını önlemek için ziraatçılar, <strong>birlik</strong> oluşturabilir. <strong>Fazla traktörleri satarak</strong> ihtiyaç duydukları <strong>finansmana</strong> erişebilirler. <strong>Banka kredileri</strong> böylesine maliyetli iken traktör parkının fazlalığını satıp <strong>öz sermaye </strong>yoluyla <strong>gübre</strong>, <strong>mazot</strong>, <strong>ilaç</strong>, <strong>tohum</strong> gibi zaruri kalemleri daha kolay temin edebilirler.</p>
<p><strong>4- UYGULAMA</strong>: <strong>Yozgat’ın Kabalı Köyü</strong>, bunu başarabildi; meyve bahçelerini birleştirdiler<strong>. 240 traktör</strong> sayısını <strong>14’e </strong>indirdiler. Köylüler kendi ortak işletmelerinde <strong>ücretli çalışan</strong> haline geldi. Kabalı köyü artık büyük şehirlerden göç alıyor. <strong>Traktörü verimli kullanmayı önerecek yerel liderler önemli</strong>.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Traktör ortalığına dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Tarım arazi yapımız uygun mu?</em></strong></p>
<p>İşlenen tarım alanımız <strong>240 milyon</strong> dekar<strong>. 2,3 milyon</strong> traktörle bu alanın <strong>5 katı tarım alanı</strong> işlenebilirken bizde <strong>parçalı</strong> ve <strong>küçük</strong> işletmeler yüzünden <strong>traktör verimliliği</strong> artırılamıyor.</p>
<p><strong><em>Traktör liginde dünyada kaçıncıyız?</em></strong></p>
<p>En çok traktöre sahip <strong>8’inci </strong>ülkeyiz. Ancak <strong>miras hukukunun</strong> da etkisiyle bölüne bölüne <strong>halı saha</strong> boyutuna inen tarım arazilerinin <strong>birleştirilemeyişi </strong>sebebiyle <strong>traktör israfının</strong> başat aktörü oluverdik.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>1 METRE DERİN 2O KUYU MU, 20 METRE DERİN 1 KUYU MU?</strong></p>
<p>Bize lazım olan, <strong>20 metre derinliğinde 1 kuyu… </strong>Zira su o derinlikte… Oraya ulaşmak zorundayız. Oysa biz iş birliği, iş bölümüne fazla rağbet etmediğimiz için her birimiz tek başımıza <strong>1’er metre derinliğinde 20 kuyu </strong>açmakla meşgulüz. Bu da <strong>gayretimizi</strong>, <strong>enerjimizi</strong> heba ediyor. <strong>İyiler ölçek oluşturamıyor</strong>.</p>
<p><strong>TRAKTÖR İŞBİRLİĞİ LÛGATI</strong></p>
<p><strong>Traktör iş birliği</strong>: Yöresi ve çıkarları bir olanların tarım makine parklarını birleştirmeleri durumu</p>
<p><strong>Traktör iş bölümü</strong>: İş birliğinin yanı sıra büyük bir görevin küçük görevlere bölünüp ekibe dağıtılması</p>
<p><strong>Traktör ekosistemi:</strong> Aktörlerin, tarım makineleri ve traktörlerini birlikte kullanma kültürü</p>
<p><strong>Traktör egosistemi:</strong> Aynı mekânda olsalar dahi herkesin kendi traktörüne sahip olduğu yığınlar</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/traktor-alma-komsu-al-77162</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/9/1/1280x720/yanmar-turkey-agroexpoda-yeni-traktorlerini-sergileyecek-1769906797.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Traktör alma, komşu al ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mezarliktan-gecerken-islik-calmaya-devam-77161</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mezarlıktan geçerken ıslık çalmaya devam…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çok acelesi varmış gibi kendisine kırmızı ışık yanarken uzaktan gelen aracı gördüğü halde karşıya geçen yayaların vücut diline ve yüz ifadesine hiç dikkat ettiniz mi?</p>
<p>Ortak davranış biçimi genellikle gelen araca bakmamaktır. Böyle yapılınca insan beyni tehlikeyi yokmuş gibi ya da uzaktaymış gibi mi algılıyor, bilmiyorum.</p>
<p>Kişiler kırmızı ışıktan yalnız başlarına geçiyorsa, yüzlerinde pek ifade olmaz.</p>
<p>Birkaç kişi birlikteyse yüzlere genellikle bir gülümseme yayılır.</p>
<p>Orta yaşın üstünde olanlar, özellikle de kadınlar kırmızıda geçerken kaygılı bir gülümsemeyle koşmaya çalışır.</p>
<p>Ama temelde yapılan, araçlara bakmamaktır. Herhalde tehlike, görülmediği sürece yok varsayılır. Hani<strong> “Korkulu rüya görmektense uyanık kalmak iyidir”</strong> gibi, üstüne üstüne gelen aracı görmektense görmemeyi tercih ederek tehlikeyi savuşturduğunu sanmak…</p>
<p>Gelen araca bakmadan yalnızca önüne bakarak hızlıca geçmenin bir nedeni de o sekiz-on metrelik yaya geçidinde bir şekilde tökezleyip düşünce üstüne doğru gelen aracın altında kalma korkusu mudur? Belki. <strong>“Önüme bakarak koşayım, ne olur ne olmaz bir de takılıp düşmeyeyim, yoksa gelen arabanın altında kalırım”</strong> kaygısı mı?</p>
<p>Şöyle ya da böyle bir tehlike üstüne doğru geliyor ve zamansız bir şekilde ondan kaçmaya çalışıyorsun. Neden? Yetişilmesi gereken bir yer mi var, yoksa bir an önce uzaklaşılması gereken birileri mi?</p>
<h2>Kırmızı ışığa aldırış etmeyenler!</h2>
<p>Modern dünya Trump gibi bir devlet başkanı herhalde görmedi. Elinde bulundurduğu güçle dünya ile istediği gibi oynayabileceğini düşünen ve bunu olabildiğince gerçekleştirmeye çalışan bir siyasetçi ile karşı karşıyayız. İran’a saldırıyla başlatılan savaşın ceremesini de ekonomik yönden bizim gibi enerji bağımlısı ve bölgeyle ticareti fazla olan ülkeler çekiyor.</p>
<p>Dışarıdan gelen böylesine olumsuz etkiler ve maliyet baskısı yetmezmiş gibi yurt içinde de muhalefetin dizayn edilmesi gerektiği şeklinde yorumlanan açıklamalar yapılıyor.</p>
<p>Her anlamda artık taşlar değil kayalar yerinden oynuyor!</p>
<p>Ama ekonomi adeta aşılanmış gibi, pek bir şey olmamış gibi yoluna devam ediyor ya da ettiği sanılıyor. Oysa sıkıntı çok büyük.</p>
<p>Konuyu hemen dövize, altına bağlayacak değilim. Ekonomide sıkıntı olduğu yolunda bir görüş dile getirildi mi, akla ilk <strong>“Döviz fırlar mı, altın ne olur”</strong> gibi sorular geliyor. Belki daha doğrusu özellikle dövizle ilgili <strong>“Tırmanıp gidecek”</strong> türü görüşler ileri sürülüyor. Sanki döviz tırmanıp bir anda 60 liraya, 70 liraya çıksa sorunlar geride kalacakmış gibi. Bunun tüm dengeleri daha da bozacağı ne yazık ki hâlâ göz ardı edilebiliyor. Ayrıca Merkez Bankası’nın net rezervi milyarlarca dolar eksi iken bile kur artışına izin verilmemiş, şimdi mi verilecek, bu bile düşünülmüyor.</p>
<p>Gerçek sorun piyasada; ama finans piyasalarında değil.</p>
<p>Sabit gelirlilerin; asgari ücretlinin, emeklinin durumu zaten belli. Şimdi bu kesimlere küçük esnaf ve KOBİ’ler de eklendi. Hatta KOBİ sınıfının dışındaki büyük işletmeler arasında bile sıkıntı çekenler giderek çoğalıyor.</p>
<p>Reel sektörde işler giderek tatsızlaşıyor. Herkesin gördüğü bir gerçeği son olarak IMF de dile getirdi. Tüm dünya gibi Türkiye’nin büyümesine ilişkin tahmin aşağı çekildi. Daha önce Türkiye’nin bu yıl yüzde 4,2 büyüyeceğini tahmin eden IMF, bu oranı yüzde 3,4’e indirdi. Savaşın seyrine göre yüzde 3,4 bile yakalanamayabilir.</p>
<p>Hemen her şey olumsuz seyrediyor. Bakmayın kısa dönemli iyileşmelere, savaş uzadığı sürece ne yazık ki daha kötü günler yaşamak kaçınılmaz.</p>
<p>Peki kırmızı ışıkta başını öne eğerek, büyük resme bakmadan ve gelen araçları dikkate almadan, üstelik elinden tuttuğu çocuğu da sürükleyerek, hem gelmekte olan araçları, hem de tüm trafiği tehlikeye düşürerek koşmanın zamanı mı?</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Geçici kurumlar vergisi yok, bütçe normale döndü</span></h2>
<p>Kurumlar vergisi ocak ayında 13,7 milyar, şubatta 376,3 milyar, martta ise 22,3 milyar lira oldu.</p>
<p>Kurumlar vergisini şubatta böylesine tırmandıran bir kalem var. Maliye Bakanlığı bu kalemi zorlama bir ifadeyle <strong>“kurumlar geçici vergisi”</strong> diye tanımlıyor ama doğru tanım <strong>“geçici kurumlar vergisi”</strong> olmalı. İşte bu kalemde ocakta 5,5 milyar olan gelir, şubatta 372,5 milyara fırlamıştı, marttaki tutar ise 21,3 milyar lira oldu.</p>
<p>Geçici vergilerde dördüncü ödemenin geçen yıl yeniden getirilmesinden sonra bu yıl şubatta rekor bir gelir söz konusu olmuştu.</p>
<p>Şubat ayında fazla veren merkezi yönetim bütçesi martta geçici vergi olmadığı için kurumlar vergisinin normale dönmesiyle birlikte yeniden açıkla kapandı.</p>
<p>Merkezi yönetim bütçesi ocaktaki 214,5 milyarlık açıktan sonra şubatta 24,4 milyar lira fazla vermişti. Martta yeniden 229,9 milyar lira açık oluştu.</p>
<p>Faiz dışı fazla ise ocakta 241,9 milyar, şubatta 208,1 milyar lira düzeyindeydi. Tutar mart ayında 6,1 milyara geriledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e066ea05907-1776314090.png" alt="" width="600" height="269" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mezarliktan-gecerken-islik-calmaya-devam-77161</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mezarlıktan geçerken ıslık çalmaya devam… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-77157</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hürmüz düğümünün piyasaya etkisi ne?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Hürmüz Düğümünün Piyasaya Etkisi Ne? | Ekonomi Masası | 16 Nisan" src="https://www.youtube.com/embed/qB6fcu1vhUE" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-77157</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/8/1280x720/munyar-seyda-uyanik-1764137365.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/istanbul-pahali-kaldi-buyumeyi-anadolu-destekledi-320-milyon-dolara-ciktik-77160</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 07:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstanbul pahalı kaldı büyümeyi Anadolu destekledi, 320 milyon dolara çıktık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İPEKYOL </strong>Group CEO’su <strong>Uğur Ayaydın</strong>’la Nisan ayının ilk günlerinde sohbet etmeye giderken 2025 yılı Ocak ayındaki görüşmemizden aldığım notları içeren yazıma baktım:</p>
<ul>
<li><strong>İtalyan ortakla 17 yıldır büyüme odaklı yol aldı, 300 milyon doları buldu…</strong></li>
</ul>
<p>2007 yılını 43 milyon Euro ciro ile kapatan İpekyol Group, 2008 yılında İtalyan Miroglio Grubu ile yüzde 50-50 ortaklığı 120 milyon Euro’luk işlem değeri üzerinden gerçekleştirmiş, o yıl için 65 milyon Euro ciro hedefi koymuştu.</p>
<p>Uzun süre <strong>“Ayaydın-Miroglio” </strong>adını kullanan grup 2012 yılında da 320 mağaza ve 230 milyon Euro ciro planlamıştı. <strong>Uğur Ayaydın, </strong>Ocak 2025’te buluştuğumuzda ortaklıkla ilgili şu saptamayı yapmıştı:</p>
<p>-          <strong>Miroglio ile stratejik ortaklık yaptığımız için birlikte büyüme şansı yakaladık. Ortaklığımız istikrarlı, sürdürülebilir şekilde yürüyor. Zorlu, inişli-çıkışlı dönemlerde şirketin iyi yönetildiğini gördüler. Temettülerini de hep aldılar.</strong></p>
<p>İpekyol Group Pazarlama Direktörü <strong>Zeynep Yenigün Turay </strong>ile Kurumsal İletişim ve Halkla İlişkiler Müdürü <strong>Mine Homriş İlhan</strong>’ın eşlik ettiği <strong>Uğur Ayaydın, </strong>Nisan ayının ilk günlerinde buluştuğumuzda 2025 yılı verilerini paylaşmadan önce 2022-2023’e döndü:</p>
<p>-          <strong>COVID-19 pandemisi sonrası ötelenmiş talep devreye girmiş, turist alışverişleri de artmıştı. Nitekim 2022-2023 yılı ve 2024 yılının ilk 6 ayı inanılmaz iyi geçmişti. Bir daha öylesine iyi, canlı dönem görebilir miyiz bilemiyorum.</strong></p>
<p>2024 yılında yüzde 15 büyüyüp 300 milyon dolarlık ciroya ulaştıklarını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>2025 yılında temel ihtiyaçlar cüzdanda daha büyük payı aldı. Kredi kartı harcamalarında 2023 yılında yüzde 9’lar düzeyinde olan hazır giyimin payı 2025’te yüzde 6’lara geriledi. Eğitim, kira, gıda harcamaları, hazır giyime pek yer bırakmadı.</strong></p>
<p>Buna rağmen hazır giyim sektörünün enflasyonun bir tık üstünde büyüdüğünü bildirdi:</p>
<p>-          <strong>İstanbul’da fiyatlar pahalı kaldı, alışveriş yavaşladı. Anadolu’da daha iyi büyümeyi sürdürdük. İpekyol Group olarak ciromuzu yüzde 32 büyütebildik. 2025 yılında 320 milyon dolar ciroya ulaştık.</strong></p>
<p>İpekyol Group’un büyümesiyle ilgili şu ayrıntının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>2025 yılında adet bazında büyümemiz yüzde 7-8 oldu. Yerli tarafta ciromuz yüzde 40 büyüdü. Yabancı, yani turist alışverişi net olarak çok küçüldü.</strong></p>
<p>2025 yılında işin <strong>“mutfağını derlemeye” </strong>zaman ayırdıklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Daha önce sadece büyümeye odaklanırdık. Artık her ay koleksiyon değiştirme gündeme geldi. </strong>“Yapay zeka” <strong>ile daha iyi koleksiyon planlaması yapabilir olduk.</strong></p>
<p><strong>“Yapay zeka” </strong>ile sosyal medyadaki trendleri analiz ettiklerini irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Yaptığımız analizler, bizi hızlı koleksiyon değiştirmeye yöneltti. Adetler, stok yönetimi hep </strong>“yapay zeka” <strong>ile daha iyi sonuç verdi. Doğru ürünü doğru müşteri ile buluşturmada daha iyi noktaya ulaştık.</strong></p>
<p>Ekonomide yaşanan sıkıntılara rağmen perakendenin 2025 yılında <strong>“iyi gittiğini” </strong>savundu:</p>
<p>-          <strong>Diğer bir deyişle </strong>“çok da kötü” <strong>değildi. Online alışveriş pandemideki büyüme temposunun altına indi. Tüketici iyiden iyiye fiziki alışverişe döndü. Online alışveriş bizim ciromuzda yüzde 15 pay alıyor. Online’ı daha aktif kullanan müşterilerle bu pay yüzde 25’e çıkacak.</strong></p>
<p>Torunlar GYO Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Aziz Torun</strong>’la her karşılaştığımda soruyorum:</p>
<p>-          <strong>Sahibi olduğunuz AVM’lerde perakende sektörünün nabzını da tutuyorsunuz. Piyasa nasıl?</strong></p>
<p><strong>Torun, </strong>genelde şu yanıtı veriyor:</p>
<p>-          <strong>Birçok sektörde olduğu gibi perakendeden de yakınmalar oluyor. Ancak, bizim gördüğümüz, hissettiğimiz kadarıyla perakende sektöründe işler o kadar da kötü değil.</strong></p>
<p><strong>Uğur Ayaydın</strong>’ın anlattıkları, verdiği mesaj ve İpekyol Group’un 2025’teki büyümesi, <strong>Aziz Torun</strong>’un, <strong>“Perakende sektöründe işler o kadar da kötü değil” </strong>sözlerini destekliyor.</p>
<p><strong>Ayaydın</strong>’ın, <strong>“İstanbul pahalı kaldı, Anadolu’daki işler perakendede büyümeyi destekliyor” </strong>mesajı üzerinde düşünmek gerekiyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Savaş en çok Dubai Mall’u vurdu, Suudi Arabistan pek etkilenmedi</span></h2>
<p><strong>İPEKYOL </strong>Group CEO’su <strong>Uğur Ayaydın</strong>’a Körfez ülkelerindeki mağazalarının durumunu sordum, anlattı:</p>
<p>-          <strong>İsrail ve ABD’nin İran’a saldırmasıyla başlayan savaştan en çok etkilenen Dubai oldu. Dubai Mall’daki mağazamızda satışlar yüzde 80 düştü. Emirates Mall’da da benzeri bir durum yaşandı. Çünkü, ikisinde de turist alışverişi yoğundu.</strong></p>
<p>Suudi Arabistan’daki mağazalarının savaşın bölgede yarattığı olumsuz havadan pek etkilenmediğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Katar ve Bahreyn’de de ilk bir haftanın ardından işler normale döndü.</strong></p>
<p>Ortadoğu’da mağaza konusunda strateji değiştirdiklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Bölge ülkelerinde mağazalarımız franchise idi. Kendimiz yönetmeye başladık. Bu şekilde daha iyi sonuçlar alabileceğimizi düşündük. Bu amaçla söz konusu ülkelerde kendi şirketlerimizi kurduk. Suudi Arabistan’da şirketimizde yerel ortağa küçük hisse verdik.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Anadolu’da mağaza açılışlarına ağırlık vermeye başladık</span></h2>
<p><strong>İPEKYOL </strong>Group CEO’su <strong>Uğur Ayaydın</strong>’a mağaza sayılarını sordum, paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de 275, yurt dışında da 13 ülkede 60 mağazamız var.</strong></p>
<p>Türkiye’deki mağaza açılışlarında Anadolu’ya ağırlık vermeye başladıklarını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>En son Niğde, Aksaray, Kırıkkale ve Osmaniye’de mağaza açtık. Tarsus’ta mağaza açılış hazırlığımız var.</strong></p>
<p>Mağaza metrekarelerini geçmişe göre daha büyük planladıklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Artık mağazalarımızın en az 300-400 metrekare olmasına özen gösteriyoruz. Daha önce ortalama büyüklük 180 metrekare idi.</strong></p>
<p>Mağaza metrekarelerinin büyütülmesinin nedenini açtı:</p>
<p>-          <strong>Mağazalarımızda hem daha fazla çeşit bulunduruyoruz. Hem de ürünlerimizi mağazada daha iyi sergileme imkanı oluyor.</strong></p>
<p>Yurt dışında yeni ülkelerin gündemde olup olmadığını merak ettim, aktardı:</p>
<p>-          <strong>Öncelikli gündemimiz bulunduğumuz ülkelerde derinleşmek.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Miroglio, Trussardi’yi aldı, bizimle Türkiye’ye geliyor</span></h2>
<p><strong>İPEKYOL </strong>Group CEO’su <strong>Uğur Ayaydın, </strong>ortakları Miroglio Group’un asırlık İtalyan markası Trussardi’yi aldığını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Miroglio, Trussardi’yi Türkiye’de İpekyol Group’a emanet etti. İstanbul Havalimanı projesi kapsamında açılacak olan outlet AVM’de Trussardi’yi vitrine çıkaracağız. Ayrıca bir mağaza da İstanbul Finans Merkezi’nde (İFM) açacağız.</strong></p>
<p>Trussardi markasının İpekyol Group’a ek büyüme sağlayacağını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Trussardi’yi ayrıca Antalya’ya Rixos’un The Land of Legends’de de açacağız.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Vitrindeki ürünlerin yüzde 25’ini kendi fabrikamızdan alıyoruz ayrıca 300 tedarikçi ile çalışıyoruz</span></h2>
<p><strong>İPEKYOL </strong>Group CEO’su <strong>Uğur Ayaydın</strong>, Edirne’deki fabrika yatırımından memnun olduklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Biz kendi markamıza üretim yapmayı doğru bir model görüyoruz. Mağazalarımızdaki ürünlerin yüzde 25’i kendi fabrikamızdan sağlanıyor. Ayrıca irili ufaklı 250-300 tedarikçiden de alım yapıyoruz.</strong></p>
<p>Grup mağazalarındaki ithal ürün oranını merak ettim, paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Mağazalarımızdaki ürünlerin yüzde 50’si ithal…</strong></p>
<p>Fabrika dahil İpekyol Group’ta 3 bin 200 kişinin istihdam edildiğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>İpekyol Group’ta çalışanların yüzde 83’ü kadınlardan oluşuyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Savaşın olumsuz etkisi var ama 2026 planlarımızı şimdilik değiştirmedik</span></h2>
<p><strong>İPEKYOL </strong>Group CEO’su <strong>Uğur Ayaydın, </strong>2025 yılı sonunda 2026 için yaptıkları projeksiyonu aktardı:</p>
<p>-          <strong>2026’nın ilk yarısının 2025’le benzer geçeceğini öngörmüştük. İkinci yarıdan itibaren enflasyon ve faizlerin aşağı yönlü olacağını düşündük. Dolayısıyla 2026 için de yüzde 37-38 büyüme hedefi koyduk.</strong></p>
<p>Savaşa rağmen ilk çeyrekte işlerinin hedefe uygun geliştiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Savaş uzamazsa hazır giyim sektörü 2026’yı yine enflasyonun az da olsa üstünde büyüme ile kapatabilir. Savaşın olumsuz etkisini bizim sektörde de hissediyoruz ama şimdilik hazırladığımız bütçeyi değiştirmedik.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kozmetik, ciroda yüzde 5’e ulaştı</span></h2>
<p><strong>İPEKYOL </strong>Group CEO’su <strong>Uğur Ayaydın</strong>’a kendi markalarıyla girdikleri kozmetik pazarındaki durumlarını sordum, anlattı:</p>
<p>-          <strong>Kozmetik ve parfüm tarafı iyi gidiyor. Yeni ürün denemelerimiz gündeme geliyor.</strong></p>
<p>Kozmetik ve parfümün cirodaki payını merak ettim, paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Ciromuzun yüzde 5’ini oluşturuyor.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/istanbul-pahali-kaldi-buyumeyi-anadolu-destekledi-320-milyon-dolara-ciktik-77160</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/0/1280x720/ugur-ayaydin-1776313872.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul pahalı kaldı büyümeyi Anadolu destekledi, 320 milyon dolara çıktık ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tahvilden-net-cikis-69-milyar-dolar-77159</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 07:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tahvilden net çıkış 6.9 milyar dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>ABD ve İsrail’in İran’a yönelik savaşında müzakere aşaması sürerken savaş döneminde TL varlıklarda en ciddi hasarı devlet tahvilleri aldı. Savaş öncesi 27 Şubat’ta yüzde 9,17 olan devlet tahvillerinde yabancı payı 3 Şubat ile biten hafta itibariyle yüzde 6,06’ya indi. Bu dönemde 3.11 puanlık düşüş yaşanırken Merkez Bankası verilerine göre yabancının tahvilden net çıkışı bu son 5 haftada 6.9 milyar dolara ulaştı. Türkiye Sermaye Piyasası verilerine göre de mart ayında yabancının finansal varlıkları içinde devlet tahvillerinin payı bir ayda 4.17 puan düşerek yüzde 17,76’dan yüzde 13,58'e geriledi. </p>
<h2>Yatırımcının yeniden alıma dönmesi bekleniyor </h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e064dd90e5e-1776313565.png" alt="" width="490" height="325" />Merkez Bankası verileri 28 Şubat’ta başlayan savaşın ilk haftasında 1 milyar 725 milyar dolarlık net çıkış yaptıklarını ortaya koyarken son yılların en sert satışı ise 13 Mart ile biten haftada 2 milyar 878 milyon dolar ile gerçekleşti. 20 Mart haftasında 130 milyon dolarlık, 27 Mart haftasında ise 1 milyar 370 milyon dolarlık çıkışı hesaplanan yabancı yatırımcının 3 Nisan ile biten haftada ise satışı 784 milyon dolar oldu. 10 Nisan haftasına yani ateşkes kararı verilen haftaya ilişkin verileri Merkez Bankası bugün açıklayacak. Ateşkesin kararının açıklandığı geçen hafta Türkiye’nin 5 yıllık iflas risk primi CDS’lerinde yaşanan düşüşle birlikte yabancı yatırımcının tahvil tarafında yeniden alım pozisyonuna geçmesi bekleniyor.</p>
<h2>2025 girişinin tamamı 14 haftada eridi </h2>
<p>Yabancı yatırımcılar devlet tahvillerinde 2021, 2022 ve 2024 yılında net satıcı olarak tamamladıkları yılı 2025 yılında ise 2 milyar 865 milyon dolarlık net alımla kapatmıştı. Ancak bu yılın başında yine pozitif seyreden yabancının devlet tahvillerine yönelik iştahı savaşla birlikte tersine döndü ve 5 haftada çıkış 6.9 milyar dolara ulaştı, savaş öncesinde net giriş 4.6 milyar dolar seviyesinde bulunuyordu. Böylece yılın ilk 14 haftasında yabancının net çıkışı 2.3 milyar dolara ulaşarak neredeyse 2025 yılındaki girişin tamamı eridi.</p>
<p>Sert satış yabancının devlet tahvilleri stoku içindeki payını da geriletti. 27 Şubat haftasında Merkez Bankası verilerine göre yüzde 9,17 olan yabancı payı 6 Mart haftasında yüzde 8,38’e, 13 Mart haftasında yüzde 7,13’e, 20 Mart haftasında yüzde 6,97’ye, 27 Mart haftasında yüzde 6,42’ye, 3 Nisan haftasında ise yüzde 6,06’ya kadar geriledi. Böylece devlet tahvillerinde yabancı payı Haziran 2025’teki seviyesinde geri dönmüş oldu.</p>
<h2>Varlıklar içindeki payda 4.17 puan kayıp </h2>
<p>Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği verileri de yabancı yatırımcıların finansal varlıkları içinde devlet tahvillerinin sert gerilediğini ortaya koyuyor. TSPB aylık verilerine göre martta yabancı yatırımcıların Türkiye'deki finansal varlıkları şubat ayına göre yüzde 10,5 azalarak 5.5 trilyon liradan 4.9 trilyon liraya indi. En fazla hasar devlet tahvillerinde yaşandı. Yabancının devlet tahvilleri varlığı yüzde 7,93 azalarak 3.22 trilyon liradan, 2.97 trilyon liraya geriledi. Devlet tahvillerinin yabancının toplam finansal varlıkları içindeki payı da şubattaki yüzde 17,76 seviyesinden 4.17 puanlık kayıpla yüzde 13,58'e düştü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tahvilden-net-cikis-69-milyar-dolar-77159</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/9/1280x720/borclanmaya-tek-adres-tahvil-1740949955.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı yatırımcının devlet tahvillerindeki payı savaşın devam ettiği 5 haftada üçte birini kaybederek yüzde 6,06’ya kadar geriledi. Geçen hafta ise ateşkes kararıyla birlikte Türkiye’nin 5 yıllık iflas risk priminde yaşanan iyileşme ile yabancının yeniden alıma geçtiği tahmin ediliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/enerjide-fiyat-artisi-riski-var-tedarikte-buyuk-sorun-yok-77158</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 07:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerjide fiyat artışı riski var, tedarikte büyük sorun yok!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>ABD ve İsrail’in İran’a başlattığı saldırıda, Hürmüz boğazının kapanmasıyla dünya 1970’lerden sonra ilk kez küresel birincil enerji kaynağı kriziyle karşı karşıya kaldı. Enerjide büyük ölçüde dışa bağımlı Türkiye, doğalgaz ihtiyacının yüzde 5.33’ünü, hem petrol ihtiyacının ise yüzde 20’sini kendi kaynaklarından karşılıyor. Uzmanlara göre Türkiye savaş kaynaklı yaşanan enerji krizinden tedarik yönünden değil, fiyat yönünden olumsuz etkileniyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e063b211255-1776313266.png" alt="" width="999" height="642" /><strong>ALTERNATİF GÜZERGAHLAR </strong></p>
<p>Körfez bölgesinde üretilen ve taşınan ham petrol ile doğalgaza erişim, bu bölgeden yapılan ithalata bağımlı Uzakdoğu ve Avrupa ülkelerinde zorluklar ortaya çıkardı. IMF ve Dünya Bankası, yıllık bahar toplantılarının gündemini değiştirdi, bu iki kurum Uluslararası Enerji Ajansı ile birlikte küresel bir aktif görev grubu oluşturdu.</p>
<p>Türkiye bu denklemde yerini güçlendiriyor. 80’li yıllarda kendi ihtiyacı, 90’lı yıllarda küresel tedarik için boru hatlarıyla ham petrol ve doğalgaz yatırımı yapan Türkiye, 2000’li yıllarda yerli üretim ve başka ülkelerde ham petrol-doğalgaz arayışına başladı. Türkiye başta Irak olmak üzere küresel tedarikte alternatif her türlü güzergaha aday olduğunu ilan ettikten sonra krizin ve savaşın ortasında, Somali’ye sondaj gemisi göndererek küresel bir mesaj verdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e063bded0bd-1776313277.png" alt="" width="404" height="369" /><strong>ÇEŞİTLENDİRME GİRİŞİMLERİ </strong></p>
<p>Türkiye’nin birincil enerji kaynakları, yerli ham petrol ve doğalgaz üretimi, boru hatları, yenilenebilir enerji yatırımları, yurt dışı ham petrol ve doğalgaz üretimi için arama anlaşmaları ile çeşitlendirmeye yönelik girişimler yoğunlaştı. Bütün bu çabalar aynı zamanda küresel risk ve çatışma alanlarında da boy gösterme anlamına geliyor. Somali ve Sudan ile Kızıldeniz’de anlaşmalarla boy gösterilirken, Doğu Akdeniz’de İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan’ın çektiği bir yeni yapılanma söz konusu. Türkiye ve KKTC, haklarının ihlali nedeniyle bu bölgedeki faaliyetlere itiraz etse de küresel büyük şirketler Doğu Akdeniz’i neredeyse parsellemiş durumda. </p>
<p><strong>YILLAR İÇİNDE DEĞİŞİM </strong></p>
<p>Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) ve Enerji Piyasaları Düzenleme Kurumu (EPDK) verilerine göre Türkiye’nin birincil enerji kaynaklarında 2025 sonunda üretim olarak; 6 milyon 470 bin ton ham petrol yerli üretimi, 31 milyon 938 bin ton ham petrol ithalatı; 3 milyar 212 milyon 954 bin metreküp doğal gaz yerli üretimi, 57 milyar 837 milyon metreküp doğalgaz ithalatı görüldü.</p>
<p>Yenilenebilir enerji kaynaklarında ise yine birincil enerji kaynağı olarak kurulu güç, 2025 sonunda 76.9 GW seviyesine ulaştı. Bunun 32.3 GW’lık kısmını oluşturan hidroelektrik santrallerinde, bu yıl yağış görece yüksek olduğu için, önceki yıllardan daha fazla üretim kapasitesi bulunuyor. Türkiye ham petrol ve doğalgazda ithalata bağımlı olsa da ticari işbirlikleri, ülke işbirlikleri ve stratejik nedenlerle ihraçta bağlantıları da bulunuyor. Bunlara bakıldığında, Türkiye’nin iç piyasaya arz ettiği birincil enerji kaynakları gözlenebiliyor.</p>
<p><strong>TAŞIMA HATLARI GELİR KAYNAĞI </strong></p>
<p>Diğer yandan, Türkiye’den geçen TANAP, Bakü-Tiflis-Ceyhan, TürkAkım, MaviAkım gibi boru hatlarından, satıcı ülkelerden ham petrol ya da doğalgaz satın alan şirketlerden anlaşmalarla belirlenmiş ücretler alınıyor. Bazı ülkeler bunları Türkiye dış ticaretiymiş gibi kayda alabiliyor ancak gerçekte sadece transit geçen ürünler olarak nitelenebilecek bir durum göze çarpıyor. Ayrıca, son birkaç yıla yayılan LNG anlaşmalarında, Türkiye’nin spot olarak LNG’leri başka ülkelere satma imkanı da bulunuyor.</p>
<p>Açık kaynaklardaki verilere göre, 2025 yılında Türkiye’den, Bulgaristan, Kuzey Makedonya, Macaristan, Sırbistan ve Suriye’ye doğalgaz veya LNG ihracı yapılıyor. Bu kapsamda 2025 yılında Türkiye’nin toplam ihracatı 2 milyar 284 milyon metreküp olarak kayda geçti. İhracat, stok gibi unsurlar dışarıda bırakıldığında, 2025 yılındaki toplam tüketim bir önceki yıla göre yüzde 10,76 artışla 58 milyar 663 milyon metreküp olarak kayda geçti. Bu veriler ışığında, Türkiye’de üretilen doğalgaz toplam tüketimin 2025 yılında yüzde 5,33’ünü karşıladı.</p>
<p><strong>YURTDIŞI ARAMALAR YOĞUNLAŞTI </strong></p>
<p>Ham petrolde ise Türkiye’de bu ürünü kullanan çok sayıda endüstri bulunduğu için ikincil enerji yanında, petrokimya sektörü de ithalat yapıyor. Bu bakımdan, tüketim verileri karmaşıklaşıyor. Ham petrolde düşük miktarlı spot işlemler dışında ihracat gerçekleşmiyor. Ham petrolde, ithalatın yüzde 20,26’sı kadar yerli üretim yapılıyor. Türkiye’nin yurt dışında petrol üretimi son dönemde yoğunlaştı. Bu kapsamda, Libya, Somali, Pakistan, Sudan gibi ülkelerde yeni petrol aramaları, Azerbaycan’daki bazı yataklarda az da olsa ortaklığı bulunuyor. </p>
<p><strong>İTHALATIN ÇOĞU KÖRFEZ DIŞINDAN</strong></p>
<p>İran’a ABD ve İsrail’in saldırılarıyla başlayan savaş ve Hürmüz boğazının kapanmasıyla başlayan krizde ise Türkiye’nin tedariğinde ağır bir sorun ortaya çıkmadı. Türkiye’nin mevcut görünümde doğalgaz ithalatı Körfez dışındaki kaynaklardan, ham petrol ithalatı ise Akdeniz, Karadeniz bölgesinden gerçekleşiyor. EKONOMİ’ye daha önce bilgi veren Eski BOTAŞ Genel Müdürlerinden Gökhan Yardım, 2026 yılı için Türkiye’nin yıllık yerli üretim dahil yaklaşık 61 milyar metreküplük bir gaz tedarik kontratı olduğunu hatırlatmıştı. İran’dan boru hattıyla gelen gazın 9-9,6 milyar metreküp dolayında olduğunu, tamamı kesilse dahi bunun telafi edilebilir boyutta olduğunu vurguladı. Diğer yandan, Türkiye’nin iç tüketimini desteklediği Hatay Dörtyol üzerinden LNG’nin gazlaştırılarak sisteme dahil edilmesi nedeniyle, tedarik sisteminin bozulmasıyla ya da hava koşulları- teknik sorunlar nedeniyle bir risk bulunuyor. Türkiye’ye yükselen fiyatlar ise doğrudan etki ediyor.</p>
<p><strong>KIZILDENİZ’DE ULUSLARARASI SONDAJ </strong></p>
<p>Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarına yönelik gerginlikler ve üretim paylaşımları son dönemde ağırlığını artırdı. Buna yakın zamanda Kızıldeniz de eklendi. Türkiye 2025’te yoğunlaştırdığı çalışmalarla Somali ile anlaşmalar sonrası sismik araştırmalarını tamamladığı bölgede, 2026 Nisan ayı itibariyle hidrokarbon keşfi için sondaj çalışmasına başladı. Savaş gemilerinin eşlik ettiği Çağrı Bey ismi verilen derin deniz sondaj gemisi, 13 Nisan gününde sondaj yapmak üzere belirlenen noktaya gitti. Bu hamle, İsrail’in Somali’de ayrılıkçı çatışmalar yürüten grubun etkili olduğu, ülkenin kuzeyindeki Kızıldeniz kıyısındaki topraklarda faaliyet gösteren Somaliland’i Aralık 2025’te ülke olarak tanımasının ardından geldi. Türkiye’nin Sudan ile de petrol anlaşmaları bulunuyor. Ayrıca her iki ülke ile askeri işbirliği ve çelişkili bilgiler verilse de askeri varlığı da bulunuyor. </p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Doğu Akdeniz hem mevcut, hem de gelecek dönem için potansiyel sorunlar barındırıyor</strong></span></p>
<p>EKONOMİ’nin açık kaynaklardan derlediği verilerde ise Doğu Akdeniz’de yoğun bir uluslararası anlaşma dikkat çekiyor. Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Kesimi, İsrail, Mısır ve Lübnan, hatta Filistin’in dahil olduğu Doğu Akdeniz petrol ve gaz üretim, arama anlaşmaları, ruhsatlara bakıldığında, son 5 yılda Yunanistan 11, İsrail ve Mısır 14, GKYR 10 hükümetler arası ve şirketlerle anlaşma imzaladı. Bu ülkelerin birbirileriyle yaptığı anlaşmalar bölgedeki doğalgaz ve ham petrolü arama-çıkarma için işbirliğini içerirken, şirketlerle yapılan anlaşmalar doğrudan arama ve üretim anlaşmalarını, ruhsatlarını içeriyor. Bölgede, Chevron ve ExxonMobil’in yoğun anlaşması dikkat çekiyor. Son dönemde, bu bölgede İsrail’in başını çektiği girişimlerle KKTC ve hatta Türkiye’nin de hakları ile çelişen sondaj-sismik araştırma faaliyetleri ve ruhsat verme işlemleri gerçekleşti. Doğu Akdeniz aynı zamanda Çin’e karşı üretim gücü olarak yapılandırılan Hindistan’ın Avrupa’ya uzanacak güzergahında, anlaşması da imzalanan Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) olarak küresel ve orta-uzun vadeli stratejik bir girişimi de kapsıyor. İsrail’in son dönemde askeri varlık gösterdiği Lübnan ve Suriye’de kara harekatlarıyla kontrol altına aldığı bölgeler genellikle Akdeniz kıyılarında genişleme anlamına da geliyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/enerjide-fiyat-artisi-riski-var-tedarikte-buyuk-sorun-yok-77158</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/dogalgaz-2.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya ve Türkiye; 28 Şubat&#039;ta başlayan savaşla birlikte 1970’lerden sonra ilk kez küresel birincil enerji kaynağı kriziyle karşı karşıya kaldı. Enerjide büyük ölçüde dışa bağımlı Türkiye, doğalgaz ihtiyacının yüzde 5.33’ünü, hem petrol ihtiyacının ise yüzde 20’sini kendi kaynaklarından karşılıyor. Uzmanlara göre Türkiye savaş kaynaklı yaşanan enerji krizinden tedarik yönünden değil, fiyat yönünden olumsuz etkileniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/finansin-gelecegi-dijital-donusum-ve-fintech-ekosistemi-2026-77193</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Finansın geleceği: Dijital Dönüşüm ve Fintech Ekosistemi 2026</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e0846f3783d-1776321647.png" alt="" width="999" height="140" /></strong><strong>VOLKAN AKI</strong></p>
<p>KPMG’nin küresel çapta fintech'lere yatırımları mercek altına aldığı “Pulse of Fintech” raporuna göre 2025 yılının ikinci yarısında üç yıl boyunca gerileyen yatırımların ardından küresel pazarı yeniden yükselişe geçti. İşlem hacimleri artarken, özellikle dijital varlıklar alanında dikkat çekici bir hareketlilik yaşandı. Dijital varlıklar tarafında 2026 yılı için açıklanan anlaşmalar da oldukça güçlü bir tabloya işaret ediyor.</p>
<p>2024 yılında 95,5 milyar dolar olan küresel fintech yatırımları 2025 yılında 116 milyar dolara çıkarak kayda değer bir artış gösterdi. Yatırım tutarı yıl boyunca dengeli bir seyir izledi ve 2025’in ikinci yarısında 56,3 milyar dolarlık yatırım gerçekleşti. Buna karşın işlem sayısı cephesinde zayıflık sürdü ve 2025 yılında işlem sayısı 4.719 ile son sekiz yılın en düşük seviyesine kadar gerildi. Ancak çıkış piyasasındaki toparlanmanın fintech ekosistemine yeniden ivme kazandırması ve önümüzdeki yıl işlem hacimlerinde artışa yol açması bekleniyor.</p>
<p>Geçen yıl küresel fintech yatırımlarının yarıdan fazlası Amerika kıtasında gerçekleşti ve bölge yılın tamamında toplam 66,5 milyar dolar yatırım çekti. Bu tutarın 27,4 milyar doları yılın ikinci yarısında gerçekleşti. EMEA bölgesinde aynı yıl 29,2 milyar dolarlık yatırım yapılırken bunun 13,8 milyar doları yılın ikinci yarısında kaydedildi. ASPAC bölgesi ise 2025 genelinde 9,3 milyar dolar yatırım alırken, bunun 4,6 milyar doları ikinci yarıda gerçekleşti.</p>
<p><strong>2025, dijital varlıklar için adeta bir sıçrama yılı oldu </strong></p>
<p>Küresel yatırım tutarı bir yıl içinde 11,2 milyar dolardan 19,1 milyar dolara yükselerek neredeyse iki katına çıktı. Her ne kadar bu rakam 2021’de kaydedilen 32,2 milyar dolarlık rekor seviyenin gerisinde kalsa da piyasadaki güçlü ivmenin 2026’da da sürmesi bekleniyor. Bu olumlu görünümün nedeni olarak ABD, AB ve Birleşik Krallık’ta regülasyonlar alanında yaşanan gelişmeler gösterildi. 2025’te dijital varlık ekosisteminde dikkat çekici gelişmeler yaşandı. Çok sayıda dijital varlık girişimi büyük girişim sermayesi yatırımları alırken, daha olgun şirketler başarılı halka arzlara imza attı ya da halka açılma planlarını duyurdu. Aynı dönemde stablecoin’lere yönelik ilgi belirgin biçimde yükseldi; şirketler bu alana hem doğrudan yatırımlarla hem de konsorsiyum yapıları üzerinden adım attı.</p>
<p><strong>Yapay zekâ odaklı fintech şirketlerine büyük ilgi </strong></p>
<p>2025 yılında yapay zekâ odaklı fintech şirketleri 16,8 milyar dolar yatırım aldı ve işlem hacmi rekor seviyelere yaklaştı. Yapay zekâ, 2025’te yalnızca fintech alanında değil, genel olarak önemli bir yatırım trendi oldu. Yıllık bazda, yapay zekâ destekli fintech şirketlerine yapılan yatırım 12,1 milyar dolardan 16,8 milyar dolara yükselirken, işlem sayısı 1.183’ten 1.334’e çıktı. Şirketler özellikle yapay zekâ alanında oldukça aktifti; odak noktaları ise operasyonel verimlilik sağlayan ve mevcut süreçleri iyileştiren çözümler oldu. Toplam yatırım güçlü olsa da yatırımların büyük bölümü daha geniş yapay zekâ ekosisteminde gerçekleşti; birçok şirket büyük teknoloji ve yapay zekâ oyuncularıyla doğrudan iş birliği yapmayı tercih etti.</p>
<p><strong>Ödemeler dikeyinde büyük işlemler devam ediyor</strong></p>
<p>Rapora göre ödemeler alanı 2025 yılında 542 işlemde toplam 19,2 milyar dolarlık finansmanla küresel fintech yatırımlarından önemli bir pay almaya devam etti. Gelişmiş pazarlarda oldukça seçici davranan yatırımcılar; fonlarını sektörün lider oyuncularına yönlendirdi. Örneğin 2025’in ikinci yarısında finansal hizmetler platformu Revolut, küresel büyüme stratejisini desteklemek amacıyla 3 milyar dolarlık girişim sermayesi yatırımı aldı; bu yatırım şirketin değerlemesini 75 milyar dolara çıkardı. Ödemeler alanında gelişmekte olan pazarlar da oldukça ilgi gördü. 2025’in ikinci yarısında yatırımcıların odağında Güney Amerika; Afrika ve Güneydoğu Asya’nın önüne geçti.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>"Fintech'ler geleceğin finansal altyapısı olacak”</strong></span></p>
<p>KPMG Türkiye Fintech ve Dijital Finans Lideri Sinem Cantürk, “Finansal teknolojiler, geçtiğimiz birkaç yılın belirsizliklerini geride bırakarak, küresel ekonominin ana güçlerinden biri haline gelmiş durumda. Artık fintechler geleneksel sistemin bir alternatifi olarak görülmüyor, bizzat geleceğin finansal altyapısı olarak konumlandırılıyor. Değişen paradigmanın yansımasını yatırım dünyasında da görüyoruz. Birkaç yıl süren daralmanın ardından fintech yatırımları yeniden toparlanma sürecine girdi. İşlem sayıları hâlâ düşük olsa da piyasaya aktarılan sermayedeki artış ve çıkış işlemlerindeki canlanma, yatırımcı güveninin güçlendiğini gösteriyor. Özellikle dijital varlıkların regülasyonlarla korunması ve yapay zekânın operasyonel verimlilik dışında karar süreçlerinde de kullanılması, 2026 ve sonrasında bu dikeyi daha da güçlendirebilir.” dedi. </p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Satın alma ve birleşmelerde güçlü dönüş</strong></span></p>
<p>Küresel ölçekte fintech sektörü, 2023 yılındaki yavaşlamanın ardından 2025 yılında satın alma ve birleşme (M&amp;A) faaliyetlerinde çok güçlü bir geri dönüş sergilemiştir. Kaynaklara göre dünyada fintech ve ödemeler alanındaki M&amp;A dinamiklerini şöyle özetleyebiliriz:</p>
<p><strong>Değer artışı:</strong> Fintech şirketleri arasındaki işlem değeri 2024 yılına göre yüzde 108 oranında artarak 2025'te toplam 64 milyar dolara ulaştı.</p>
<p>İşlem sayısı ve büyüklüğü: 2025 yılında toplam 55 büyük fintech işlemi gerçekleşti. Ortalama işlem büyüklüğü ise bir önceki yıla göre %131 artarak yaklaşık 1,2 milyar dolara yükseldi.</p>
<p><strong>Stratejik odak:</strong> Sektördeki işlemler artık sadece ölçek büyütmek için değil, daha çok teknolojik yetkinlik kazanmak amacıyla yapıldı. Bankalar, ürün çeşitlerini ve teknoloji kapasitelerini güçlendirmek için seçili teknolojik kabiliyetleri satın almaya yöneldiler.</p>
<p><strong>Öne çıkan küresel örnekler </strong></p>
<p><strong>Dev takas işlemi:</strong> Global Payments ve FIS arasındaki varlık takası bu dönemin en dikkat çekici örneklerinden biri oldu. Global Payments, Worldpay'i yaklaşık 17 milyar dolara satın alırken; FIS ise Global Payments'ın ihraççı işleme birimini 13,5 milyar dolara bünyesine katarak her iki devin de kendi temel güçlerine odaklanmasını sağladı.</p>
<p><strong>Bankaların fintech yatırımları</strong>: Allica Bank'ın Kriya’nın gömülü finans platformunu satın alması ve Banca Ifis'in KOBİ odaklı Illimity'yi devralması, geleneksel kurumların fintech inovasyonuna olan iştahını gösteriyor.</p>
<p>2026 Yılı öngörüleri ve trendler 2026 yılında fintech dünyasında satın alma ve birleşmelerin "daha küçük" ve "daha stratejik" bir hal alması bekleniyor.</p>
<p><strong>Tematik alanlar:</strong> Yeni dönemdeki işlemlerin özellikle dolandırıcılık önleme (fraud prevention), kimlik doğrulama ve gömülü finans gibi yetkinlik odaklı alanlarda yoğunlaşacağı öngörülüyor.</p>
<p><strong>Yapay zekanın rolü:</strong> Üretken ve ajan tabanlı yapay zekanın (AI), potansiyel hedef listesini genişletmesi ve satın alınan şirketlerin entegrasyonunu hızlandırarak sinerjilerin daha çabuk yakalanmasını sağlaması bekleniyor.</p>
<p><strong>Varlık yönetimi ve fintech birleşmesi:</strong> Avrupa'da yapay zeka ve veri odaklı yatırım yetkinliklerindeki ilerlemeler, geleneksel varlık yönetimi ile fintech inovasyonu arasındaki çizgiyi belirsizleştirerek bu alandaki M&amp;A faaliyetlerini tetikliyor.</p>
<p>Özetle; dünya genelinde fintech M&amp;A pazarı, büyük ölçekli konsolidasyonlardan ziyade, yapay zeka ve özelleşmiş teknolojik kabiliyetlerin merkeze alındığı stratejik bir dönüşüm sürecine girmiş görünüyor.</p>
<p><strong>2025 Türkiye fintech raporu: Yatırımda olgunluk ve stratejik dönüşüm</strong></p>
<p>Türkiye fintech sektörü 2025 yılında hem yatırım hacmi hem de stratejik dönüşüm açısından dikkat çekici sonuçlara imza attı. Biz dönem olgunluk dönemi olarak nitelendirilebilir. Çünkü Fintech’ler kendilerini ispatlama dönemini geride bırakarak artık oyunun bir parçası oldular. Türkiye’deki fintech ekosisteminin de uluslararası kabul görmesi ise bir diğer önemli gelişme olarak değerlendirilebilir. Midas örneği burada farklı bir bakış açısı yarattı. Çünkü çok erken dönemde bir Fintech’e oluşan ilgi sektörün kendini ispatı ve olgunluk dönemi fikrini de destekledi. Türkiye'nin 2025 yılındaki durumu şu ana başlıklarla özetlenebilir: Türkiye fintech sektörü, 2025 yılı genelinde toplam 213,7 milyon dolar yatırım aldı. Bu sonuçlarla sektör: </p>
<p>• Startup yatırımları arasında işlem hacmi bakımından ikinci sıraya yerleşti <br />• İşlem adedi bakımından ise yılı dördüncü sırada tamamladı. <br />• Yıl boyunca toplam 35 işlem gerçekleşti.</p>
<p>2025 yılındaki toplam yatırım hacminin yüzde 70’inden fazlasını sadece iki büyük yatırım oluşturdu: Midas, 80 milyon dolarlık yatırımıyla yılın en büyük erken aşama finansmanı olarak kayıtlara geçti. Sipay, 78 milyon dolarlık yatırım aldı. Ayrıca Flow48 (69 milyon dolar) ve Payrails (32 milyon dolar) gibi girişimlerin başarısı, yerli fintech vizyonunun küresel ölçekte büyüdüğünü doğruluyor.</p>
<p>Stratejik dönüşüm ve "Wealthtech" yükselişi 2025 yılı, Türkiye fintech pazarının artık "olgunluk" dönemine girdiğini kanıtlayan stratejik bir değişime sahne oldu. Bu değişimdeki stratejik unsurları şu şekilde özetlemek mümkün:</p>
<p><strong>Ana stratejik değişimler:</strong></p>
<p><strong>Odak kayması:</strong> Yatırımcı ilgisi geleneksel ödeme sistemlerinden, varlık yönetimi ve yatırım odaklı "wealthtech" platformlarına kaydı.</p>
<p><strong>Harcamadan biriktirmeye geçiş:</strong> Bu dönüşüm, pazarın sadece harcama değil, artık finansal varlıkları biriktirme ve yönetme alanında da güçlendiğini gösteriyor.</p>
<p><strong>Yapay zeka ve teknoloji:</strong></p>
<p><strong>En aktif dikey</strong>: Yapay zeka, 2025 yılında 48 işlemle ekosistemin en aktif dikeyine dönüştü ve fintech operasyonlarının merkezine yerleşti.</p>
<p><strong>Kullanım alanları</strong>: Özellikle dolandırıcılık önleme ve kredi skorlama alanlarında kritik rol oynayan YZ algoritmaları, operasyonel maliyetleri düşürerek verimliliği ana yatırım unsuru haline geldi.</p>
<p><strong>Düzenleyici çerçeve ve gelecek beklentileri:</strong></p>
<p><strong>Güven ortamı:</strong> SPK düzenlemelerinin netleşmesi, dijital varlıkların kurumsallaşması için gerekli güven ortamını oluşturdu. Yeni lisanslar: Servis modeli bankacılığı çerçevesindeki yeni izinler sektörde heyecan yarattı.</p>
<p><strong>Sürdürülebilirlik</strong>: Gelecek dönemde sermaye akışının agresif büyüme yerine; operasyonel disipline ve güçlü finansal temellere sahip, teknolojik derinliği olan sürdürülebilir girişimlere yöneleceği öngörülüyor.</p>
<p><strong>Sektörde finansal zeka devrimi</strong></p>
<p>Yapay zeka (YZ), ödeme sistemleri ve bankacılık sektöründe sadece teknolojik bir yenilik değil; güvenlik, müşteri deneyimi ve operasyonel verimlilik alanlarında köklü bir değişim yaratan stratejik bir araç haline geldi. Bu dönüşüm şu temel alanlarda gerçekleşiyor: </p>
<p><strong>1. Güvenlik ve risk yönetimi</strong></p>
<p>YZ, finansal işlemlerde güvenliği en üst seviyeye taşımak için kritik bir rol oynamaktadır.</p>
<p><strong>Dolandırıcılık önleme (fraud prevention): </strong>Bankaların %85'i riskleri anında tespit edip çözmek için YZ'den yararlanmayı planlıyor. YZ algoritmaları, sahteciliği önlemek ve riskleri yönetmek için stratejik bir araç olarak kullanılıyor.</p>
<p><strong>Biyometrik doğrulama: </strong>Gelecek üç yıl içinde bankaların ödemeleri güvence altına almak için YZ destekli biyometrik doğrulama sistemlerini yaygın olarak kullanması bekleniyor.</p>
<p><strong>Gerçekzamanlı tespit: </strong>Perakendeciler, güvenlik ihlallerini ve dolandırıcılık girişimlerini gerçek zamanlı olarak tespit etmek için YZ'den yararlanıyor.</p>
<p><strong>2. Müşteri deneyimi ve "finansal zeka"</strong></p>
<p>YZ, kullanıcılara sadece işlem yapma imkanı değil, aynı zamanda proaktif bir rehberlik sunuyor:</p>
<p><strong>Yapay zeka destekli finansal asistanlar: </strong>"Finansal Zeka" vizyonu kapsamında geliştirilen asistanlar, kullanıcıların harcama alışkanlıklarını analiz ederek onlara en uygun kredi kartlarını, en düşük faizli kredi seçeneklerini ve en yüksek getirili mevduat ürünlerini saniyeler içinde sunabiliyor.</p>
<p><strong>Proaktif bildirimler: </strong>Sistemler sadece anlık önerilerle sınırlı kalmayıp, piyasada daha avantajlı bir alternatif oluştuğunda kullanıcıları otomatik olarak bilgilendirerek finansal kararlarını optimize etmelerine yardımcı oluyor.</p>
<p><strong>7/24 Kesintisiz destek: </strong>Bankaların neredeyse tamamı ve perakendecilerin dörtte üçünden fazlası, müşterilerine kesintisiz hizmet sunmak için YZ destekli sohbet botlarını (chatbot) kullanıyor. </p>
<p><strong>3. Operasyonel verimlilik ve otomasyon </strong></p>
<p>YZ, bankacılık ve ödeme süreçlerini daha hızlı ve düşük maliyetli hale getiriyor.</p>
<p><strong>Süreç otomasyonu:</strong> Ödeme belgelerinin oluşturulması, mevzuata uyum süreçleri ve ödül programları gibi işlemler YZ ile otomatikleşiyor.</p>
<p><strong>Kredi skorlama:</strong> YZ algoritmaları, kredi skorlama süreçlerinde kritik rol oynayarak operasyonel maliyetleri düşürmekte ve verimliliği artıyor.</p>
<p><strong>Ajan tabanlı çözümler:</strong> Gelecekte işlemleri otonom biçimde yürüten ajan tabanlı yapay zeka çözümlerinin bankacılık altyapılarına entegre edilmesi öngörülüyor.</p>
<p><strong>4. Stratejik ve sektörel dönüşüm </strong></p>
<p>YZ'nin etkisi kurumların büyüme ve yatırım stratejilerine de yansımaktadır.</p>
<p><strong>Birleşme ve satın almalar (M&amp;A)</strong>: Üretken ve ajan tabanlı YZ'nin, satın alınan şirketlerin hızla entegre edilmesini ve sinerjilerin daha çabuk yakalanmasını sağlayarak sektördeki birleşme ve satın alma faaliyetlerini hızlandırması bekleniyor.</p>
<p><strong>Veri odaklı kararlar:</strong> YZ, ödeme verilerini analiz ederek bankaların fiyatlandırma kararlarında derin içgörüler elde etmesini sağlıyor.</p>
<p>Özetle; YZ teknolojileri ödeme deneyimini daha hızlı, güvenli ve kişiselleştirilmiş bir yapıya kavuştururken, finans kurumlarını basit birer işlem platformu olmaktan çıkarıp aktif birer "Finansal Zeka" merkezine dönüştürüyor.</p>
<p><strong>Teknolojik dönüşüm ve dijital varlıklar</strong></p>
<p>2025'ten 2026'ya devreden en büyük trend, teknolojinin operasyonların merkezine yerleşmesi. Bunun yarattığı dalgayı şöyle özetleyebiliriz:</p>
<p><strong>Yapay zeka (YZ):</strong> Üretken ve ajan tabanlı YZ, M&amp;A süreçlerinde sinerjilerin daha hızlı yakalanmasını sağlayacak bir hızlandırıcı olarak görülmektedir. Bankaların %85’i dolandırıcılığı anında tespit etmek için YZ kullanmayı planlarken, gelecek üç yıl içinde YZ destekli biyometrik doğrulama sistemlerinin yaygınlaşması bekleniyor.</p>
<p><strong>Dijital para birimleri:</strong> Önümüzdeki üç yıl içinde Merkez Bankası Dijital Paralarının (CBDC) kullanım oranının %30’lardan %61’e, stablecoin ve token platformu kullanımının ise %48’den %80’e çıkacağı öngörülüyor.</p>
<p>Ekosistem gücü: Bankaların %51’i, gelecekte sadece teknolojiye sahip olanların değil, en güçlü ekosistemleri kurabilenlerin başarılı olacağına inanıyor. Sonuç olarak; 2025 yılı finansal bir toparlanma ve pazarın olgunlaşmasıyla geçerken, 2026 yılının yapay zeka odaklı verimlilik, stratejik niş satın almalar ve dijital varlıkların ana akım haline gelmesiyle şekilleneceği görülüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/finansin-gelecegi-dijital-donusum-ve-fintech-ekosistemi-2026-77193</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/fintek-fintech.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EKONOMİ Gazetesi’nde bu özel dosyada 2025 ve 2026 yıllarına odaklanarak küresel ve yerel finansal hizmetler ile fintech sektörlerindeki temel dönüşümleri inceliyoruz. Finans dünyasında birleşme ve satın alma faaliyetlerinin stratejik teknoloji yatırımlarıyla hız kazandığı, özellikle yapay zekâ, tokenizasyon ve dijital para birimlerinin operasyonel süreçlerin merkezine yerleştiği bir dönemden geçiyoruz. 
Türkiye özelinde ise fintech yatırımlarının varlık yönetimi ve yatırım platformlarına doğru evrilerek olgunluk dönemine girdiği ve önemli bir işlem hacmine ulaştığı da dikkati çekiyor. Bankalar ve perakendeciler arasında kurulan stratejik iş birlikleri, modern ödeme sistemlerinin ve kullanıcı deneyiminin iyileştirilmesinde kritik rol oynuyor. Ayrıca, akıllı algoritmaların dolandırıcılığı önleme ve verimlilik artırma konularında sektörün geleceğini şekillendireceği öngörüler yapılıyor. Sonuç olarak, finansal kuruluşların rekabet avantajı sağlamak için dijital dönüşüme ve ölçeklenebilir ekosistemlere uyum sağlaması gerekiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ak-parti-raporu-toplumda-guclu-ve-yaygin-bir-kaygi-olustu-77191</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> AK Parti raporu: Toplumda ‘güçlü ve yaygın’ bir kaygı oluştu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>AK Parti’nin masasındaki mart ayı raporu tamamlandı. Kamuoyu araştırmasıyla İran Savaşı’nın toplum üzerindeki ekonomik etkisi ve kaygısı ölçüldü. Kamuoyu araştırmasıyla katılımcılara çeşitli alanlarla ‘savaş’ soruldu. Verilere göre; toplumun savaşın etkilerine dair güçlü ve yaygın bir kaygı taşıdığı gözlendi.</p>
<p>Katılımcıların yüzde 74.9’u söz konusu savaşın Türkiye ekonomisini olumsuz etkileyeceğini düşünüyor. Raporda, ekonomik etkilerin en belirgin biçimde enerji fiyatları üzerinden hissedileceğine dair güçlü bir toplumsal görüşün ortaya çıktığının gözlendiği ifade edildi.</p>
<p>Katılımcıların yüzde 55.2’si en önemli etkinin petrol ve enerji fiyatlarındaki artış olacağını düşünürken, bunu yüzde 22.5 ile enflasyonun yükselmesi ve yüzde 9.2 ile döviz kurlarındaki yukarı hareket cevapları izliyor. Katılımcıların yüzde 79.2’si savaşın Türkiye’nin enflasyonla mücadelesini zorlaştıracağını düşünüyor. Sahada yapılan kamuoyu araştırması sonucuna göre; 28 Şubat 2026’da patlak veren Ortadoğu Savaşı ve Hürmüz Boğazı’nın kapanması, enerji piyasalarında ve küresel tedarik zincirlerinde yarattığı şokla, Türkiye’nin dış ticaretini daralttığı ve reel sektörde durgunluğa neden olduğu tespiti yapıldı.</p>
<p><strong>Gübrede alarm zilleri çalıyor </strong></p>
<p>Hürmüz Boğazı’nın fiilen deniz trafiğine kapanması kamuoyunda genellikle akaryakıt fiyatlarındaki artış üzerinden okunsa da krizin asıl yıkıcı etkisinin gıda güvenliği cephesinde yaşandığının ifade edildiği raporda, “Boğazın kapanması küresel nitrat bazlı gübre tedarikinin yüzde 38’ni ve fosfat bazlı gübrelerin yüzde 20’sini kesintiye uğratmıştır.</p>
<p>Özellikle tarımsal üretimin can damarı olan üre gübresinin Ortadoğu menşeli fiyatlarında birkaç hafta içinde yaşanan yüzde 40’lık astronomik artış gübre sevkiyatı kesintileri karşısında Brezilya’dan sonra dünyadaki en kırılgan ikinci ülke olan Türkiye için ciddi bir alarm zilidir” izlenimlerine yer verildi.</p>
<p>Raporda, toplumun yüzde 65.3'lük geniş bir kesiminin, yaşanacak olan tedarik şokunun farkında olduğu tespitine yer verildi. Katılımcılara göre Hürmüz'ün kapanması, yüzde 39.8’e göre çok ciddi bir küresel ticaret kriz yaratır, yüzde 25.5’e göre ticarette önemli aksamalara yol açar.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Krizin Türkiye’ye sunduğu fırsatlar</strong></span></p>
<p>Raporda; toplumun büyük çoğunluğunun ekonomik daralmayı ve maliyet artışları öngördüğünü, ancak krizin Türkiye’ye sunduğu lojistik fırsatların pek farkında olmadığının da tespitine yer verildi. İran’ın ve güney deniz yollarının felç olması, Orta Koridor ve Kalkınma Yolu projeleriyle Türkiye’yi Avrasya’nın alternatifsiz ulaşım ve üretim üssü konumuna taşıdığı vurgulandı. Türkiye’nin bu süreçten güçlenerek çıkabilmesi için acil gübre tampon stokları kurarak gıda enflasyonunun önlenmesi, lojistik altyapısını güçlendirmesi ve aktif tarafsızlık politikasıyla boşalan ihracat pazarlarına yönelmesi gerektiği önerildi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ak-parti-raporu-toplumda-guclu-ve-yaygin-bir-kaygi-olustu-77191</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/6/1280x720/nufus-istanbul-taksim-1747065259.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti tarafından yaptırılan kamuoyu araştırması verilerine göre, toplumun savaşın etkilerine dair güçlü ve yaygın bir kaygı taşıdığı gözlendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/koordinasyon-kaldiraci-yesil-donusumde-ortak-akil-77186</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Koordinasyon kaldıracı: Yeşil dönüşümde ortak akıl</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dönüşüm doğası gereği zordur. Alışkanlıklardan sıyrılıp yeni bir düzene uyum sağlamak çoğu zaman sancılıdır. Yeşil dönüşümde ise kapsamı ve hızı nedeniyle bu zorluğu daha da yoğun hissediyoruz. Bu süreçte sivil toplum kuruluşları; savunuculuk yapmak, farkındalık yaratmak, demokratik katılımı güçlendirmek, izlemek ve sosyal denetim sağlamak gibi pek çok kritik role sahip. Ancak son yıllarda sahada gözlemlediğim bir gerçek var: Yeşil dönüşümde sorun, iyi niyetle başlayan çabaların etkisini azaltma riski taşıyan ‘etkinlik enflasyonu’. </p>
<p><strong>Benzer başlıklar, benzer konuşmacılar… </strong></p>
<p>Yeşil dönüşüm, ana gündem maddelerinden biri oldukça bu alanda çalışan STK sayısı da doğal olarak arttı. İş dünyasını temsil eden kuruluşlar da komisyonlar ve çalışma grupları kurarak odağını genişletti. Bu gelişme kıymetli fakat beraberinde yeni bir tablo doğdu. Türkiye genelinde neredeyse her gün, hatta aynı gün içinde birden fazla benzer başlıkta etkinlik düzenleniyor. Son iki haftada sadece benim altı farklı organizasyonda konuşmacı olmam, bu yoğunluğun sahadaki yansımasını çok net gösteriyor. Yollardayken bir kez daha düşündüm: Bu tempo, uzun vadede etkiyi büyütüyor mu, yoksa enerjimizi bölüp azaltıyor mu? </p>
<p><strong>Etkinlik sayısı artınca etki neden düşüyor? </strong></p>
<p>Amacım, bu alandaki potansiyeli daha üst seviyeye çıkarma fırsatını konuşmak; sert bir eleştiri yapmak değil. Çünkü etkinliklerin sayısı arttıkça bazı yapısal sorunlar birikiyor.</p>
<p>Öncelikle ilgi bölünüyor. Aynı hedef kitleye benzer içerikler birkaç kanaldan aynı anda sunulduğunda katılım düşüyor, etkileşim azalıyor. İkinci olarak, kısıtlı gelirle çalışan STK’lar aynı sponsorlara benzer dönemlerde benzer taleplerle gidiyor. Bu durum hem STK’ların kaynak yaratmasını zorlaştırıyor hem de sponsor bütçelerini ‘mikro parçalar’a bölerek toplam etkiyi azaltıyor. Üçüncü olarak, sınırlı bütçelerle düzenlenen ve yeterince ses getirmeyen etkinlikler çoğalıyor. Etkinlik sonuçları sponsor beklentisini karşılamadığında ise bir sonraki etkinliğin finansmanı daha da zorlaşıyor.</p>
<p>Bir başka kritik başlık da insan kaynağı. Konuların sınırlı sayıdaki uzmanı, kendi iş ve sosyal hayatından feragat ederek bu takvimi yetiştirmeye çalışıyor. Bu sürdürülebilir değil. Sonuçta hem maddi hem manevi bir verimsizlik oluşuyor. Aynı konular tekrar tekrar konuşuluyor fakat beklenen ölçekte çıktı üretilemiyor. Uzmanların konularına çalışarak daha derinlemesine değerlendirmelerde bulunma imkanları da zaman fakirliğinden kısıtlanıyor. En acı tarafı ise kaynak israfı ki bu aslında yeşil dönüşümün ruhuna da ters.</p>
<p><strong>Çözüm: Koordinasyon ile etkiye odaklanmak </strong></p>
<p>Buradan çıkış, daha akıllı ve daha koordineli çalışarak mümkün. Benim önerim, sivil toplum kuruluşlarının ortak akıl ve birlikte çalışma kültürüyle benzer başlıklardaki etkinlikleri birleştirerek sadeleştirmesi. Böylece dağınık kaynaklar bir araya gelir, ölçek büyür, daha güçlü içerik, daha iyi iletişim ve daha yüksek etki üretmek mümkün olur.</p>
<p>Bu yaklaşımın üç somut karşılığı var. Birincisi, ortak bir takvim ve konu haritası ile aynı döneme yığılma önlenir, uzman ve katılımcı kapasitesi daha verimli kullanılır. İkincisi, ortak ev sahipliği modeliyle benzer amaçları olan kurumlar aynı etkinliğe güç birliği yaparak imza atabilir. Üçüncüsü ise çıktı odaklı tasarım yaklaşımı yani panel düzenlemek tek başına amaç olmamalı; etkinlik sonunda ortaya somut bir ürün koyabilmeliyiz. Örneğin ortak bir politika notu, sektör rehberi, uygulama kontrol listesi, pilot proje havuzu ya da izleme raporlama çerçevesi. Böyle bir çıktıyı koyduğunuzda, etkinlik ‘anlık görünürlük’ ötesinde kalıcı değer üretir.</p>
<p><strong>TÜRKONFED olarak ilk adımı attık </strong></p>
<p>Bu yaklaşımın sadece bir fikir olarak kalmasını istemiyoruz. Bu çözümün ana unsuru iyi bir iletişim. Bu amaç doğrultusunda iş dünyasının çatı kuruluşu sorumluluğunu taşıyan -benim de Başkan Yardımcılığı ve Yeşil Dönüşüm Komisyonu Başkanlığı görevlerini üstlendiğim- TÜRKONFED olarak ilk adımı attık ve yeşil dönüşüm alanında çalışan STK’larla görüşerek gözlemimizi paylaştık. İş dünyasının çatı sivil toplum kuruluşu olarak koordinasyona yardımcı olabileceğimizi, ortak zeminde buluşmayı kolaylaştırabileceğimizi dile getirdik ve pozitif dönüşler aldık.</p>
<p>Bu yazıyı yazmaktaki amacım, henüz ulaşamadığımız diğer STK’ların da bu fırsatı görmesi ve benzer koordinasyon girişimlerinin de kendi alanlarında bu tür iş birlikleri yapmalarına, farklı modeller geliştirmelerine katkı sunmak.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>Yeşil dönüşümde asıl ihtiyaç daha güçlü etki. Kaynakların birleştiği, takvimin ortak akla hizmet ettiği ve çıktının ölçüldüğü bir modele ihtiyacımız var. Koordinasyon kimsenin alanını daraltmaz; tam tersine herkesin etkisini büyütür. Yeşil dönüşümde asıl rekabet, aynı kaynakla daha fazla etki üretebilmektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/koordinasyon-kaldiraci-yesil-donusumde-ortak-akil-77186</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Koordinasyon Kaldıracı: Yeşil Dönüşümde Ortak Akıl ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yerli-gucle-kurulan-yeni-enerji-zinciri-77184</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yerli güçle kurulan yeni enerji zinciri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ORGE Yenilenebilir Enerji Başkanı Mehmet Tahir Özsoy, “Araç şarj teknolojileri alanında, ‘yerli gücü, global standartlarla’ alanında ‘yerli gücü, global standartlarla’ birleştirerek dünyada söz sahibi bir marka olma arzumuz çerçevesinde orta-uzun vadede Türkiye’nin en büyük şarj cihazı üreticilerinden biri olmak ve üretimimizin hatırı sayılır kısmını yurt dışına ihraç etme hedefimiz bulunuyor” diyor.</strong></p>
<p>Elektrik altyapısı artık yalnızca binaları, tesisleri ya da hatları besleyen teknik bir sistem değil; enerji güvenliğinden sanayi rekabetçiliğine, iklim hedeflerinden yeni nesil ulaşım çözümlerine kadar uzanan çok daha büyük bir dönüşümün omurgası haline geliyor. Bu dönüşümde öne çıkan şirketler ise artık sadece “iş yapan” değil, enerjinin üretiminden yönetimine, verimliliğinden mobilitesine kadar yeni değer zincirleri kuran oyuncular oluyor.</p>
<p>ORGE’nin yenilenebilir enerji ve elektrikli araç şarj teknolojileri alanındaki hamlesi de tam bu kırılma noktasına işaret ediyor: Elektrik taahhüdündeki köklü deneyimi, yerli üretim, teknoloji ve sürdürülebilirlik vizyonuyla buluşturarak yeni dönemin enerji ekosisteminde daha güçlü bir rol alma arayışı. ORGE Yenilenebilir Enerji Başkanı Mehmet Tahir Özsoy ile konuştuk:</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e076f61887d-1776318198.png" alt="" width="265" height="253" /><strong>Bütünleşik bir ekosistem yaratmayı hedefliyoruz</strong></p>
<p>“ORGE olarak yenilenebilir enerji ve EV şarj teknolojileri gibi alanlara yönelmemizin temelinde, geleneksel elektrik taahhüt işlerindeki 28 yıla varan tecrübemizi, teknoloji ve sürdürülebilirlikle birleştirerek ‘Yeşil Taahhüt Şirketi” (Green Contractor) ve 2Tekno- Taahhüt Şirketi2 haline gelme vizyonumuz yatıyor. Böylece, bir projenin elektrik taahhüdünden yenilenebilir enerjiyle elektrik üretimine, üretilen bu elektriğin araç şarj  cihazlarına aktarılmasına kadar olan tüm aşamalarda hizmet verebileceğimiz bütünleşik bir ekosistem yaratmayı hedefliyoruz.”</p>
<p><strong>Amacımız, küresel tedarik zincirinde yer almak</strong></p>
<p>“Elektrikli araç şarj altyapısı alanında yerli üretim eksikliğini ve ithal sistemlerin yüksek maliyetlerini bizim açımızdan bir fırsat olarak görüyoruz. Yazılımımız ve donanımımız ile tamamen yerli olan bu cihazlar ile OCPP 2.0.1 uyumu sayesinde uluslararası tüm markalarla entegre çalışarak küresel tedarik zincirinde yer almayı amaçlıyoruz. Ayrıca, yazılım tarafında geliştirdiğimiz çözümler ile yeni nesil 22kW AC modelimiz olan Round serisi, enerji tarifesine göre otomatik zamanlama yaparak yüzde 30’a varan enerji tasarrufu sağlıyor. İlave olarak, şarj cihazlarının, çift yönlü enerji akışı (V2G) teknolojisiyle araç bataryasında depolanan enerjinin şebekeye tekrar verilerek yük dengesini sağlayan bir yapıya dönüşmesini hedefliyoruz. Yerli Ar-Ge ve yerli üretim, akıllı şebeke entegrasyonu ve barındırdığı kullanıcı dostu çözümler ile öne çıkan ürünümüz rekabetçi fiyatlama, hızlı servis ve yedek parça temin kabiliyeti ve sahip olduğu uluslararası standartlar sayesinde bizlere bu pazarda rekabet avantajı sağlayacak.”</p>
<p><strong>Yüksek yerlilik oranı</strong></p>
<p>“Ürettiğimiz elektrikli araç şarj üniteleri tamamen kendi tasarımımız ve yüksek yerlilik oranına sahip. Elektronik kartlardan, yazılımına kadar tamamen yerli olanaklardan faydalanıyoruz. Bu ürünümüzü pazarda iyi bir konuma getirmek ilk hedefimiz. Akabinde, ürün gamımızı yeni ürünlerle genişletmeyi arzuluyoruz. E-Mobilite ürünlerimizin gelişmiş pazarlarda yer alabilmesi için gerekli altyapıya yatırım yaptık. Bu alanda Avrupa’da rekabete girebilecek bir ürüne sahibiz. Önümüzdeki yıllarda Avrupa’da ilk 10 hedefimiz çerçevesinde pek çok ülkede ürün satışına yönelik girişimlerimiz olacak.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Yenilenebilir enerji stratejik bir güvenlik meselesi</strong></span></p>
<p>“Yenilenebilir enerji artık devletlerin dış politika önceliklerini şekillendiren stratejik bir güvenlik meselesi ve zorunluluk haline geldi. Fosil yakıtlara olan bağımlılık ülkeleri ekonomik dalgalanmalara ve jeopolitik baskılara açık hale getirirken, yenilenebilir enerjiye geçiş üretimde merkeziyetçiliği azaltarak özellikle enerji ithalatçısı ülkeler için stratejik özerklik sağlıyor. Bölgesel savaşlar ve Hürmüz Boğazı gibi kritik güzergahlardaki krizler, kaynak çeşitlendirmesini ve yerli teknoloji üretimini hayati kılıyor. Türkiye için de güneş ve rüzgar potansiyelinin kullanılması, enerji arz güvenliğini güçlendirme ve dışa bağımlılığı azaltma noktasında stratejik bir gereklilik olarak değerlendirilebilir.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yerli-gucle-kurulan-yeni-enerji-zinciri-77184</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/gunes-enerjisi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yerli güçle kurulan yeni enerji zinciri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/normallesmeden-ne-anliyoruz-77182</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Normalleşmeden ne anlıyoruz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Aslında bir soru da sormakta fayda var: ‘Program’ın petrol fiyatlarında yaşanan bu ölçüsüz artışı bir risk unsuru olarak dikkate aldığını varsayalım. Bu riski bertaraf etmek için önlemler içerdiğini düşünelim. Petrol fiyatlarının bu kadar yüksekte kalacağı bir süreç yaşanacağı varsayarak alınan önlemler neler olabilirdi? Böyle bir araç bulunabilir miydi? </strong></p>
<p>Hiç de kolay olmayacak bir şekilde ‘normalleşmeye’ çalışıyoruz. Yıllardır çeşitli kesimlerin özverisi üzerine inşa edilen ‘Program’ hedeflerini tutturmaktan uzağa düştük. Henüz taşlar yerine oturmadığı için ‘yeni başlangıç’ın ne zaman ve nasıl yapılacağını bilmiyoruz. Öncelikle şu küresel krizin bittiğinden emin olmalıyız.</p>
<p>‘Jeopolitik’ olarak ifade edilen son şok, anlaşıldığı kadarıyla gerçekleşmesi mümkün olmayacak kadar sürpriz olarak kabul edilmiş.</p>
<p>Aslında hiç düşünülmemiş değil. Çünkü Program’ın özellikle 2025’te savaş dahil birçok sınamadan geçtiği tekraren söyleniyordu. Diğer sınamalar bir yana ‘Program’ın İsrail ile İran arasında Haziran 2025’te patlak veren ve 12 gün süren çatışmadan olumsuz etkilenmemesi de önemli bir performans olarak görülüyordu. Bütün bunları atlatan bir uygulamanın tökezlemesi herhalde mümkün olmazdı!</p>
<p>Ancak gözden kaçmaması gereken bir husus var. Temmuz 2025’te, 12 günlük savaşta ham petrol fiyatlarında herhangi bir değişiklik olmadı ve o günlerde ham petrol fiyatları 70 doları aşmadı. Buna karşın 40 günlük savaşın ardından ateşkesin yapıldığı 8 Nisan’da petrol fiyatı 113 dolardan döndü.</p>
<p>Özetle, fark eden petrol fiyatlarındaki sıçrayış oldu. Hürmüz’ün kapanması ve abluka tehdidi diri tutarken, moda deyişle tedarik zincirinin bozulmasının etkilerini herkes gibi biz de yaşıyoruz. Fazladan bir de 50 milyar dolara yakın bir paranın hızlıca rezervden çıkıp evine dönmesini yaşadık.</p>
<p>Şimdi enflasyon tekrar yükselecek, büyüme yavaşlayacak. Taraflar henüz anlaşmış olmadıkları için belirsizlik de sürmeye devam edecek.</p>
<p>Program otoritesinin böylesine bir jeopolitik riski öngörse bile, savaşın böylesine bir sonuç yaratabileceğini öngörmediğini düşünüyoruz. Çünkü birinci ağızdan yapılan yorumlara göre 27 Şubat’ta her şey kontrol altındaydı, her şey yolunda gidiyordu. Herhalde savaş olsa bile bu kadar ‘akıl dışı’ bir gelişme bir süreliğine de olsa kalıcı olamazdı.</p>
<p>Aslında bir soru da sormakta fayda var: ‘Program’ın petrol fiyatlarında yaşanan bu ölçüsüz artışı bir risk unsuru olarak dikkate aldığını varsayalım. Bu riski bertaraf etmek için önlemler içerdiğini düşünelim. Petrol fiyatlarının bu kadar yüksekte kalacağı bir süreç yaşanacağı varsayarak alınan önlemler neler olabilirdi? Böyle bir araç bulunabilir miydi?</p>
<p>Böyle bir durumda öncelikle ithalat faturası, fiyat yüksek kaldıkça sonra dış açık ve ardından cari açık artacaktı. Subvanse edilemeyeceğine göre artan fatura tüketicilere yansıyacaktı. Sonuçta enflasyon ve haliyle faizler artacaktı. Petrol fiyatları yukarıda kaldıkça belirsizlik ve güvensizlik aynı şekilde içeriye de yansıyacaktı.</p>
<p>Aslında bu soruya verilecek yanıt bizim normalleşmeden ne beklediğimizi de netleştirecektir. Uzun yıllardır bizim normalleşme diye kabul ettiğimiz, küresel piyasalardan borçlanma yeteneğinin korunması olsa gerek. Küresel piyasalarda dengeler oturmuş olacak, içeride faiz, enflasyon ve döviz arasında öngörülebilir bir ilişki olacak, biz de borçlanarak rezerv biriktirecek, bunu olabildiğince cari açık riski yaratmayacak sınırlar içinde tutacağız. Böylelikle bir yandan AB kriterlerinin içinde kalırken diğer yandan da ılımlı büyüme ile kendimizi geliştirmeye çalışacağız.</p>
<p>Ancak bizim çocukların başına gelen bugünün normalini geçmiştekilerden farklı kılıyor. Çok kısaca anlatmak gerekirse bizim çocuklar 15-20 yıllık mühendislik birikimleri ile günün teknolojisine uygun bir yatırım yapmaya çalıştılar. Küresel şirketlerle iş birliği yaptılar, vize almakta zorlansalar bile uluslararası fuarlara katıldılar, sektörlerinin ilk üretimlerini yaptılar, ilk ihracatlarını başardılar. Çok paraları yoktu ama organize sanayi bölgelerinde yatırıma bile geçtiler. Ortaklıklar kurdular.</p>
<p>Yatırım konuları günün ve hatta geleceğin ruhuna uygundu. Yeşildi, temizdi, sürdürülebilirdi. Dövizde, faizde bildik sıkıntıları atlattılar. Herkes gibi finansmana uzak kaldılar. Ancak yeni siparişler de aldılar. Her türlü, giderek deneyim kazandılar.</p>
<p>Ancak bu hikayenin sonu hiç de mutlu bitmedi. Bu kadar yıl sonra aniden durdular ve üretimden çekildiler. Çünkü onların şu kadar paraya mal ettiklerini Çin içeride gazoz kapağı parasına satıyordu.</p>
<p>Sonuç olarak ayakta kalmak mümkün değildi. 40’lı yaşlardaki bu mühendisler iş bulmak için ilgili kuruma adlarını yazdırmazlarsa işsizler arasına bile giremeyecekler.</p>
<p>28 Şubat öncesinde ‘yakıcı’ olan bu sorunun çeşitli sektörlerdeki birçok üründe yaşandığını, bugünün jeopolitik şoku atlatıldığında da can yakmaya devam edeceğini biliyoruz.</p>
<p>Bu nedenlerle bizim değiştirmek zorunda olduğumuz normalimiz, ‘Program’ın hedeflediği gibi borçlanmayı başaran değil, yapısal bir değişikliği içerecek şekilde üretimi başaran normalleşme olmalı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/normallesmeden-ne-anliyoruz-77182</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Normalleşmeden ne anlıyoruz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kucuk-teknolojik-girisimlere-can-suyu-katacak-yuzde-3-mayasi-tuttu-77180</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küçük teknolojik girişimlere can suyu katacak ‘yüzde 3 mayası’ tuttu…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>LEVENT AKBAY</strong></p>
<p>Reel sektörün sermaye piyasası araçlarıyla desteklenmesi ve gelecek vadeden başlangıç aşamasındaki küçük teknolojik girişimlerin yaşatılması için kurgulanan, vergi teşvikinden yararlanan başarılı şirket ve organizasyonların girişim sermayesi için ‘yüzde 3 fon ayırma’ zorunluluğu sonuç verdi. Ar-Ge ve Tasarım merkezleri ile Teknokent kazançlarının her yıl yüzde 3’ü ile ‘girişim sermayesi’ destekleme zorunluluğu girişim sermayesi ekosistemini tetikledi.</p>
<p>TEFAS verilerine göre bu kapsamdaki fonların sayısı 555’i bulurken, portföy büyüklüğü 455 milyar TL’yi aştı. Üstelik Ortadoğu’da 28 Şubat-8 Nisan arasında yaşanan savaş süresince bu kapsamdaki fonlarda herhangi bir çekilme yaşanmadığı gibi, fon sisteminin toplam büyüklüğü düzenli olarak artmaya devam etti. Yatırım fonlarında vergi istisnalarının kaldırılmasına rağmen Girişim Sermayesi Yatırım Fonu’nda vergisel teşviğin devam etmesi artan ilginin bir başka nedeni oldu.</p>
<p>Uygulama ile vergi teşvikleri ile büyüyen başarılı şirketler ile teknokentlerin kazançlarının bir bölümünün finansmana ihtiyaç duyan, küçük ve yenilikçi şirketlere ayırmaları amaçlandı. Böylelikle bugünün başarısı inovasyon kaynağı olarak değerlendirilirken, erken aşama girişimlerin finansman sorununun çözülmesi ve start up’ların ilk sermayesi sağlanmasının da yolu açılmış oldu.</p>
<p><strong>EŞİK, ORAN VE LİMİTLER </strong></p>
<p>Uygulamanın başladığı 2022-2023 yıllarında fon ayırma zorunluluğu gerektiren vergi teşviki alt sınırı 1 milyon TL iken, alt sınır 2024'de 2 milyon TL’ye, 2026’da 5 milyon TL’ye çıkarıldı. Fon ayırma oranı da yüzde 2’den yüzde 3’e çıkarıldı. Bu çerçevede 2026’dan itibaren 5 milyon TL’nin üzerinde vergi avantajı sağlayan kuruluşlar bunun yüzde 3’ünü ayırmak ve yıl bitmeden belirlenen alanlara yatırmak zorunda oldular. Zorunluluk gereği ayrılan kaynakların GSYF katılma payı alımı, Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı hisse alımı veya kuluçka merkezlerindeki girişimcilere doğrudan sermaye koymak şeklinde üç ayrı şeklinde değerlendirilmesi hükme bağlandı. Vergi teşvikinin üst limiti yıllık olarak 20 milyon TL’den 100 milyon TL’ye çıkarıldı. Bu çerçevede yüzde 3’lük fonun 100 milyon TL’yi aşmaması sağlandı. Taahhütü yerine getirmeyenlerin, o yıl yararlanılan ar-ge indirimi ve teknopark istisnasından kaynaklanan tüm vergi avantajının yüzde 20’sinin iptal edilerek vergilendirilmesi uygulama hükümleri arasında yer aldı.</p>
<p><strong>VERGİ AVANTAJLARI </strong></p>
<p>Son dönemde menkul kıymet yatırım fonlarına tanınan vergisel avantajlar sınırlandırılmaya başlandı. Son olarak Tefas’ta işlem görmeyen hisse senedi yoğun serbest fonlar için stopaj oranı yüzde sıfır iken bu tarihten itibaren edinilen bu nitelikteki fonlarda oran yüzde 17,5 olarak belirlendi. Mevduat gelirleri üzerinde de yüzde 17,5 vergi yükü var. Buna karşın girişim sermayesi yatırım fonlarının vergi avantajları korunuyor. Bireysel yatırımcılar girişim sermayesi yatırım fonu alınması ve satılması yoluyla sağladıkları gelirde herhangi bir stopaj uygulaması yok. Benzer biçimde vade sonunda elde edilen gelirler herhangi bir gelir vergisi matrahına dâhil edilmediği gibi, stopaja da tabi değil.</p>
<p>Kurumsal yatırımcılar herhangi bir girişim sermayesi yatırım fonuna yatırım yaptığında bu yatırım tutarı kadar vergi matrahından indirim yapabiliyor. Bu tutarlar yıllık kârın yüzde 10’u, öz sermayenin ise yüzde 20’si ile sınırlı.</p>
<p>Çıkış sırasında ise şirketler yatan temettü tutarından herhangi bir stopaj kesintisi veya herhangi bir kurumlar vergisi ödemiyor. Girişim sermayesi yatırım fonu satıldığında oluşacak kazanç tamamıyla kurum kazancı oluyor ve kurumlar vergisi istisnasından yararlanıyor. Böylelikle girişim sermayesi fonlarına yatırımlar bireysel yatırımcılar kadar kurumsal yatırımcılar açısından da avantajlar sağlar. Kurumsal yatırımcılar yıllık vergi matrahlarının yüzde 10’a kadar olan kısmını GSF yatırımları aracılığıyla indirerek matrahta aynı oranda vergi avantajı sağlayabiliyor. Bu şirketlerin GSF yatırımlarındaki değer artışları da matraha dahil değil. Bireysel yatırımcılarda olduğu gibi temettü ödemelerinde ve iki yıl sonra yapılan fon iadesi gibi çıkışlarda kurumlar vergisi yükü oluşmuyor. Ayrıca 2 yıl süreyle elde edilen kazançların yüzde 50’si vergi istisnası kapsamında indirimli olarak hesaplanıyor.</p>
<p><strong>12. BEŞ YILLIK KALKINMA PLANI HEDEFLERİ ARASINDA YER ALDI…</strong></p>
<p>Planda, yenilikçi, teknoloji düzeyi yüksek ürün ve hizmetleri geliştirebilen ilk aşama firmalarının kurulumu ve ölçeklenmesine yönelik destekler sağlanması ve girişim sermayesi fon kaynaklarının çeşitlendirilmesi hedefine yer verildi. </p>
<p>Teknoloji Geliştirme Bölgeleri mevzuatı çerçevesinde büyük firmaların girişimcilere ve girişim sermayesi yatırım ortaklıklarına sağladıkları fonlara ilişkin uygulamaların analiz edilerek etkinliğinin artırılması da öngörüldü. Ayrıca yatırım bankacılığı, kurumsal ve bireysel girişim sermayesi, kitle fonlaması, etki yatırımcılığı, melek yatırımcılık gibi alternatif ve yenilikçi finansman imkânlarının güçlendirilmesi ve kullanımını yaygınlaştırılması da hedefler arasında yer aldı.</p>
<p><strong>Girişim sermayesi yatırım fonları artışta…</strong></p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu verilerine göre 499’u faal olmak üzere Türkiye’de kurulu 555 adet GSYF bulunuyor. Bu fonların 1 Ocak 2026 tarihi itibarıyla portföy değerleri 423,8 milyar TL. Ortadoğu’da savaşın başladığı 28 Şubat’a girerken fonların portföy değeri 435,1 milyar TL’ye yükselirken, ateşkesin ilan edildiği 7 Nisan tarihinde fonların portföy değeri artmaya devam ederek 451,1 milyar TL’ye çıktı. 14 Nisan tarihi itibarıyla da toplam büyüklük 455,7 milyar TL’ye ulaştı. </p>
<p><strong>Girişim sermayesinde profesyonel yönetim</strong></p>
<p>Girişim sermayesi yatırım fonları, portföy yönetim şirketleri tarafından kurulan, nitelikli yatırımcıların yatırım yapabileceği bir enstrüman. Profesyonel yatırımcıların yakın takibi altında yönetilen fonlar küçük ve orta boy şirketleri büyütmeye çalışıyor. Büyüme amacıyla sermaye ihtiyacı olan küçük şirketlerin bir sonraki aşamaya geçmesi bu şekilde desteklenirken; girişim sermayesi yatırım fonları büyüme potansiyelinin ve kârlı çıkış imkanının yüksek olması nedeniyle genellikle teknoloji ağırlıklı alanlarda yatırım yapıyorlar. </p>
<p><strong>Avantajlar</strong></p>
<p>Girişim sermayesi yatırım fonları küçük sermayenin yatırım yapamayacağı, yüksek gelişme ve yüksek büyüme potansiyeline sahip, halka açık olmayan şirketlere de yatırım yapma imkanı sağlıyor. Portföy yönetim şirketlerinin yakın ilgisi ve sermaye ya da sermaye benzeri enstrümanlarla fonları desteklemesi bu şirketlerin cazibesini artırıyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kucuk-teknolojik-girisimlere-can-suyu-katacak-yuzde-3-mayasi-tuttu-77180</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/3/1280x720/lira-para-1768305579.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ar-Ge, Tasarım ve Teknokent kazançlarının yüzde 3’ü ile Girişim Sermayesi Yatırım Fonu’na yatırım yapma zorunluluğu sonuç veriyor. TEFAS verilerine göre fonların portföy büyüklüğü 455 milyar TL’yi aştı. Üstelik Orta Doğu’da 28 Şubat-8 Nisan arasında yaşanan savaş süresince bu kapsamdaki fonlarda herhangi bir çekilme yaşanmadığı gibi portföy büyüklükleri düzenli olarak artmaya devam etti. Yatırım fonlarında vergi istisnalarının kaldırılmasına rağmen GSYF’de vergisel teşviğin devam etmesi artan ilginin nedenlerinden biri. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/petrol-krizi-ve-hatirla-sevgili-77179</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petrol krizi ve &#039;Hatırla Sevgili&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>YouTube’da “Hatırla Sevgili” dizisini kısmen izledim. 68 bölümlük dizi Türkiye tarihini Demokrat Parti’nin yükselişinden ve hükümet olmasından alıp 1980 askeri darbesinin ardından Erdal Eren’in “her iki taraftan da adam asıp denge yaratalım” politikası doğrultusunda asılmasına kadar getiriyor. Tarihi üstünkörü bilenler, önce Demokrat Parti’den üç kişinin ve ardından da soldan üç kişinin asıldığı bir akış yaşandığını sanabilir. Bu tür bir olay kurgusunun geçerliliği, sonunda her iki taraftan da adam asan bir gücün iktidara gelmesiyle bozuluyor. Dizinin tamamına baktığınız zaman, önce “siz bizden astınız, sonra biz sizden” şeklinde ifade edilenden daha fazlasını alıyorsunuz. Ben arada izlediğim için bütün akışa vakıf değilim ama merak ettiğim şeyler dizinin kendisinde yaşananlar ile sınırlı değil.</p>
<p>Dizide, Ahmet ile Yasemin’in kızlarının adı Rüya. Tıpkı Eşref ile Rüya dizisindeki Rüya gibi, bu kız çocuğunun da geçmişi karanlık. Babasının Ahmet olduğunu bilmeden Yasemin’in evlendiği Necdet’i babası sanarak büyüyor. Her iki dizide de yeşil bir Amerikan arabası var. Birinde Necdet ya da Ahmet, diğerinde Eşref kullanıyor. Yapay zekâ bir bağlantı kurmama yardımcı olmadı; kendi zekâm ise zaten bu bilgiye sahip değil.</p>
<p>Daha ilgi çekici bir konu, dizideki Ali Demir karakteri ile ilgili olarak karşıma çıktı. Ali Demir’in çocukluğunu oynayan oyuncuyu başka yerlerde de izlediğimden emindim, kesin tanıyordum. Google’a girip AI Modu’nda arama yaptım. Ve karşıma, Ahmet Rıfat Şungar adı çıktı; yani Eşref Rüya’nın Fuat karakteri. Buldum derken, birkaç bölüm sonra eşim, Şungar’ın aslında o çocuk karakterini değil, Ali Demir’in üniversiteli halini canlandırdığını söyledi. Biraz izledim, “o zaman da çok okuyormuş” dedim.</p>
<p>Hâlâ kafamda soru işaretleri var. Ben o çocuğu nereden tanıyorum? Hatırla Sevgili ile Eşref Rüya arasında herhangi bir bağlantı var mı? İnsanların kısmen de olsa yaşadıkları dönemle ilgili bu tür şeylere kafayı takıp aslında ne yaşadıkları konusu üzerine düşünmeyi unutmaları, insan zekâsının yapısı ile doğrudan ilişkili. Bu saptamayı yaptıktan sonra 1970’li yıllardaki petrol krizi üzerine biraz düşündüm.</p>
<p>O dönemde yaşadığımız Yeldeğirmeni’nde bir gün bizim evin çaprazına kırmızı bir Amerikan arabası fark etmişti. Kaç silindirli olduğunu sorsanız bilmem ama kuyruklu Chevrolet olduğunu hatırlıyorum. Bu otomobillerin vites kolları da direksiyonun kenarında olduğu için büyük bir eve benziyordu. Bizimki gibi dört kişilik iki aileyi ve daha fazlasını alabilirdi. Hatırla Sevgili’de gözaltı sahnelerinde Amerikan arabalarının içine altı yedi kişi veya daha fazlasının sığması da bu otomobillerin geniş iç hacmini açıklıyor. Sonraki yıllarda ben üniversiteye giderken Üsküdar-Kadıköy arasında Amerikan otomobilleri dolmuş olarak çalıştırılıyordu. Bunları sürenler ağır ağabeylerdi; bir tanesi ile sohbetimi hatırlıyorum. Üst düzey bir yargıcı anlatmıştı. Her gün aynı saatte gidip geliyordu. Tahminimce Şişli Adliyesi’nde görev yapıyordu. O şoför ağabeyin yolcusuydu. Hatta yanılmıyorsam bu sohbet bir gün hakim amcanın varlığında sürdü ama ben küçük olduğum için o muhabbeti sadece dinledim.</p>
<p>İşte geniş iç hacmiyle insanlara ev konforu sunan o Amerikan arabalarından biri, 1970’li yıllarda bizim evin çaprazında satılığa çıkmıştı ve babama teklif ediliyordu. Satan babamı ikna etmek için kardeşimle beni içine soktu. Biz de hemen babama arabayı almasını telkin etmeye başladık. Adamın söylediği fiyat da çok yüksek değildi ama babam arabayı almadı. Eve dönünce sıkıştırdığımızda babam, “Alıp ne yapayım, içinde tavuk mu besleyeyim?” dedi ve sonra açıkladı: “Benim maaşımla aldığım benzinle, biz o arabayla ancak buralarda bir tur atarız. Sonra hepimiz aç kalırız.” Ben o zaman anlamadım ama hayatımıza soktuğumuz her şeyin bir maliyeti olduğunu ve bu maliyeti düşünmeden genişleyenlerin sonunun iflas etmekti. Bu olayı o zaman yaşadım ama bu fikrin bende ne zaman olgunlaştığını söylemek o kadar kolay değil. Yine de bugüne baktığımda böyle bir düşüncem olduğunu söyleyebiliyorum. Bu düşünce 1974 petrol krizinin bendeki yansıması. Buraya kadar olan bölümde anlatmak istediğim, büyük trajedi veya büyük mutluluklardan ya da çok büyük tarihsel olgulardan bahsedebilirsiniz ama bunun sizdeki yansıması böyle çok farklı bir tortu olabilir. Bu bizim insani boyutumuz. Ancak babamın o arabayı alıp bizi ölü yatırıma sokmaması da insani bir boyut: Biz buna liderlik diyoruz. Bir de tabii, objektif gerçekler var. Bunları anlamadığımız zaman hayatın bizi ödüllendirdiğini ya da cezalandırdığını düşünebiliriz ama zamanın aslında sadece kendi yolunda aktığını ve bizim pozisyonumuzun buna göre belirlendiğini gözden kaçırırız. Bunu kaçırmamak için Gemini’dan 1974’teki petrol krizi ile bugünkü İran Savaşı nedeniyle yaşanan krizi karşılaştırmalı olarak analiz etmesini istedim ki, neyi yapıp neyi yapamayacağımızı anlayayım.</p>
<p><strong>1974’ten 2026’ya neler değişti?</strong></p>
<p>Maalesef insanlar bu tür şeylere çok kafa yormuyor ve Allahtan yapay zekâdan bu tür konularda yanıt alabiliyorum. Bu da insan ve yapay zekânın aslında nasıl uyumlu bir ilişkiye sahip olabileceğini açıklıyor. Ama asıl mesele bu değil. Gemini bize, bugünkü petrol krizinin 1974’ten farklı olarak bilgi işlem dünyasını da etkilediğini anlatıyor.</p>
<p>2026 yılının jeopolitik gerilimleri ve İran odaklı yaşanan mevcut enerji krizini, tarihin en büyük kırılma noktalarından biri olan 1974 Petrol Krizi ile karşılaştırmak, küresel ekonominin nasıl evrildiğini anlamak açısından kritik önem taşır.</p>
<p>Her iki kriz de Orta Doğu kaynaklı olsa da, dinamikler, teknolojik arka plan ve çözüm yolları birbirinden oldukça farklıdır. İşte bir araştırmacı gözüyle iki dönemin analitik karşılaştırması:</p>
<ol>
<li><strong> Krizin Doğası: Ambargo vs. Kinetik Savaş</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>1974 Krizi:</strong> Bu kriz temelde siyasi bir "silah" olarak kullanıldı. OPEC üyesi Arap ülkelerinin, Yom Kippur Savaşı'nda İsrail'i destekleyen Batılı ülklere uyguladığı petrol ambargosu ile fiyatlar bir gecede dört katına çıktı. Fiziksel bir üretim eksikliğinden ziyade, politik bir arz kısıtlaması söz konusuydu.</li>
<li><strong>2026 Krizi:</strong> Bugün yaşanan durum ise "kinetik" bir çatışmanın doğrudan sonucudur. Hürmüz Boğazı'nın güvenliğinin tehlikeye girmesi ve petrol tesislerinin fiziksel zarar görmesi, arzı sadece politik bir karar değil, teknik bir imkansızlık haline getirmiştir. 1974'te vanalar kapatılmıştı; 2026'da ise boru hatları ve tanker rotaları fiziksel tehdit altında.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> Küresel Enerji Sepeti ve Bağımlılık</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>1974:</strong> Dünya petrole çok daha fazla bağımlıydı. Kömürden petrole geçiş tamamlanmıştı ancak nükleer enerji ve yenilenebilir kaynaklar henüz emekleme aşamasındaydı. Alternatif neredeyse yoktu.</li>
<li><strong>2026:</strong> Bugün dünya, "Enerji Dönüşümü" (Energy Transition) sürecindedir. Güneş, rüzgar ve nükleer enerji toplam üretimde ciddi pay sahibidir. Ancak ironik olan şudur: Günümüzün yüksek teknoloji ekonomisi (AI veri merkezleri ve yarı iletken üretimi) devasa miktarda kesintisiz enerjiye ihtiyaç duyar. Petrol krizi bugün sadece ulaşımı değil, dijital altyapının sürdürülebilirliğini de tehdit etmektedir.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> Lojistik ve Ticaret Rotaları</strong></li>
</ol>
<p>1970'lerde petrolün rotası nispeten basitti. Bugün ise lojistik hatlar jeopolitik birer satranç tahtasıdır:</p>
<ul>
<li><strong>1974:</strong> Alternatif rotalar (Süveyş Kanalı'nın kapalı olması dışında) pek tartışılmıyordu.</li>
<li><strong>2026:</strong> Mevcut kriz, deniz hatlarına (Hürmüz ve Bab el-Mendeb) olan bağımlılığı azaltmak için geliştirilen <strong>Orta Koridor (Middle Corridor)</strong> ve <strong>Kalkınma Yolu</strong> gibi karasal ve demir yolu projelerinin stratejik değerini kanıtlamıştır. Demir yolu ağırlıklı yük taşımacılığı, enerji krizine karşı deniz tankerlerine göre daha dayanıklı bir lojistik omurga sunmaktadır.</li>
</ul>
<p><strong>Karşılaştırmalı Analiz Tablosu</strong></p>
<table>
<thead>
<tr>
<td>
<p><strong>Özellik</strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>1974 Petrol Krizi</strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>2026 Mevcut Kriz</strong></p>
</td>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td>
<p><strong>Tetikleyici</strong></p>
</td>
<td>
<p>Siyasi Ambargo (OPEC)</p>
</td>
<td>
<p>Kinetik Savaş ve Fiziksel Blokaj</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Fiyat Artışı</strong></p>
</td>
<td>
<p>%400 (Kısa vadede)</p>
</td>
<td>
<p>Volatil, arz güvenliği odaklı artış</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Ekonomik Etki</strong></p>
</td>
<td>
<p>Stagflasyon (İşsizlik + Enflasyon)</p>
</td>
<td>
<p>Tedarik zinciri kırılması + Dijital enflasyon</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Ana Alternatif</strong></p>
</td>
<td>
<p>Verimlilik artışı ve nükleer başlangıcı</p>
</td>
<td>
<p>Yenilenebilir enerji, LNG ve Hidrojen</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Lojistik Odak</strong></p>
</td>
<td>
<p>Ham petrol tankerleri</p>
</td>
<td>
<p>Enerji koridorları ve demir yolu hatları</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<ol start="4">
<li><strong> Makroekonomik Sonuçlar ve "Dijital Petrol"</strong></li>
</ol>
<p>1974 krizinden sonra Batı dünyası, Uluslararası Enerji Ajansı'nı (IEA) kurarak stratejik petrol rezervleri oluşturdu. 2026'daki bu krizde ise devletlerin sadece petrol değil, <strong>"bilgi işlem gücü" (compute)</strong> ve <strong>yarı iletken</strong> stoklarını da koruma altına aldığını görüyoruz. Enerji maliyetlerindeki artış, yapay zeka modellerinin eğitilme maliyetlerini doğrudan etkileyerek modern ekonominin "yeni yakıtı" olan veriyi de pahalılaştırmaktadır.</p>
<p><strong>Sonuç: Geçmişten Alınan Ders</strong></p>
<p>1974 krizi dünyayı daha tasarruflu araçlara ve nükleer enerjiye yöneltmişti. 2026 krizi ise muhtemelen <strong>enerji egemenliğini</strong> (yerli üretim) ve <strong>karasal ticaret rotalarının</strong> (Hürmüz'ü baypas eden projeler) tamamlanmasını hızlandıracaktır. 1974 bir "fiyat şoku"ydu; 2026 bir "sistem şoku"dur.</p>
<p>Burada benim açımdan en ilgi çekici olan, bu deneyimden sadece bir gün önce “veri yeni petrol oldu” tanımlaması üzerine bir yazı yazmış olmamdı. Belki de dördüncü bölümü bu nedenle ekledi. Aynı zamanda daha önce “hesaplama” gibi bir karşılık kullandığı “compute” için de benim düzelttiğim şekliyle bilgi işlem kullanmaya başlamış. Aferin Gemini!</p>
<p><strong>Uçuşa geçme zamanı </strong></p>
<p>Dünyanın ana akım medyada çılgınlık ya da barbarlık olarak adlandırdığı her hareketin arkasında önemli bir dönüşüm planı yer alır. Ancak yapay zekânın üzerinde çalışabileceğini düşündüğüm; daha doğrusu kimsenin merak etmediğine inandığım –tabii ben hariç- bir soruyla devam ettim. Gemini’dan Amerika Birleşik Devletleri'nin kayaç petrolü ve gazının piyasaya sürülmesi konusunda bir fırsat/tehdit analizi yapmasını istedim.</p>
<p>2026 yılının jeopolitik fırtınası içinde Amerika Birleşik Devletleri’nin kayaç (shale) petrolü ve gazı, küresel enerji denkleminde hem bir "can simidi" hem de bir "stratejik baskı unsuru" olarak konumlanmaktadır. İran savaşı nedeniyle Hürmüz Boğazı'nın kapanması ve Brent petrolün 115 dolar - 120 dolar bandına fırlaması, ABD içindeki üretim dinamiklerini kökten değiştirmiştir.</p>
<p>Aşağıda, bir araştırmacı perspektifiyle bu enerji kaynağının piyasaya sürülmesine yönelik kapsamlı fırsat ve tehdit analizi yer almaktadır:</p>
<p><strong>1- Fırsat analizi (Opportunities)</strong></p>
<ul>
<li><strong>Küresel Fiyat Stabilizasyonu (Swing Producer Rolü):</strong> ABD, 13.5 milyon varil/gün seviyesindeki üretimiyle dünyanın en büyük üreticisi konumundadır. Orta Doğu'daki arz kesintisini (fiziksel blokaj) dengeleyebilecek tek esnek güçtür.</li>
<li><strong>Stratejik Arbitraj ve ROI:</strong> Kayaç petrolü üreticileri için başabaş (break-even) noktası ortalama $62 - $70 arasındayken, piyasa fiyatlarının $110'un üzerinde seyretmesi, şirketler için devasa bir nakit akışı ve yatırım geri dönüşü (ROI) yaratmaktadır.</li>
<li><strong>Jeopolitik Kaldıraç:</strong> Avrupa’nın Rus gazından sonra İran krizinde de rotasını ABD'ye (LNG) çevirmesi, transatlantik ittifakı enerji bağımlılığı üzerinden pekiştirmekte ve ABD’ye diplomatik masada büyük bir koz vermektedir.</li>
<li><strong>Enerji-Teknoloji Sinerjisi:</strong> Artan doğal gaz üretimi, ABD içindeki devasa <strong>Yapay Zeka (AI) veri merkezlerinin</strong> artan elektrik ihtiyacını (Gas-to-Power) karşılamak için kritik bir yerli kaynak sunmaktadır.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> Tehdit Analizi (Threats)</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Hızlı Tükenme ve Verimlilik Platosu:</strong> Kayaç kuyuları, geleneksel kuyulara göre çok daha hızlı (%60-70 oranında ilk yıl içinde) verim kaybeder. Mevcut yüksek üretim seviyelerini korumak için sürekli yeni sondaj yapılması zorunluluğu, "koşu bandında kalma" zorunluluğu yaratmaktadır.</li>
<li><strong>Yurt İçi Enflasyon Baskısı:</strong> LNG ihracat kapasitesinin rekor seviyelere (18 Bcf/gün) çıkması, ABD içindeki doğal gaz fiyatlarını da yukarı çekerek Amerikan sanayisi ve hanehalkı üzerinde ek maliyet oluşturmaktadır.</li>
<li><strong>Lojistik ve Tedarik Zinciri Darboğazları:</strong> Yeni kuyuların açılması için gereken ekipman, iş gücü ve özellikle kum (proppant) tedarikinde yaşanan sıkıntılar, üretimin fiyat artışına verdiği tepki süresini (lag time) uzatmaktadır.</li>
</ul>
<p><strong>Veri Temelli Karşılaştırma: Kayaç Ekonomisi (Nisan 2026)</strong></p>
<table>
<thead>
<tr>
<td>
<p><strong>Metrik</strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>Değer / Durum</strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>Etki Analizi</strong></p>
</td>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td>
<p><strong>Ortalama Başabaş Fiyatı</strong></p>
</td>
<td>
<p>$62 - $70 / varil</p>
</td>
<td>
<p>Üretim karlılığı maksimize edilmiş durumda.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Güncel Spot Fiyat (WTI)</strong></p>
</td>
<td>
<p>$113 / varil</p>
</td>
<td>
<p>Olağanüstü nakit akışı ve borç eritme fırsatı.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>LNG İhracat Kapasitesi</strong></p>
</td>
<td>
<p>16.3 Bcf/gün</p>
</td>
<td>
<p>Global bağımlılık artıyor, iç piyasa fiyat riski.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Kuyu Tamamlama Süresi</strong></p>
</td>
<td>
<p>30 - 90 gün</p>
</td>
<td>
<p>Arzın krize anlık tepki verememesi (fiziksel kısıt).</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<ol start="3">
<li><strong> Teknik ve Lojistik Bariyerler</strong></li>
</ol>
<p>Kayaç petrolü ve gazının piyasaya sürülme süreci, geleneksel dikey sondajdan çok daha karmaşıktır. Bu karmaşıklık, kriz anında arzın neden bir gecede artırılamadığını açıklar.</p>
<ul>
<li><strong>Hidrolik Çatlatma (Fracking) ve Yatay Sondaj:</strong> Bu yöntem, yeraltındaki düşük geçirgenliğe sahip kayaç katmanlarından petrolü "söküp almayı" gerektirir. Süreç; devasa miktarda su, kum ve kimyasal kullanımı ile yüksek basınçlı pompalar gerektirdiğinden, lojistik maliyetler (demir yolu ve tır taşımacılığı) kriz dönemlerinde hızla artmaktadır.</li>
<li><strong>DUC (Drilled but Uncompleted) Kuyuları:</strong> Şu anki en büyük fırsat, önceden delinmiş ancak tamamlanmamış (DUC) kuyulardır. Bu kuyular, 30-60 gün içinde sisteme dahil edilerek krizin akut döneminde "acil müdahale" işlevi görebilir.</li>
</ul>
<p><strong>Sonuç ve Stratejik Öngörü</strong></p>
<p>ABD'nin kayaç enerji kartı, 2026 enerji krizinde Batı dünyasının çökmesini engelleyen temel direktir. Ancak bu durum, ABD'yi <strong>"Dünya'nın Enerji Sigortası"</strong> haline getirirken, aynı zamanda iç piyasada artan enerji maliyetleri nedeniyle siyasi bir kutuplaşma riskini de beraberinde getirmektedir.</p>
<p><strong>Rotayı kendi bölgemize çevirdim</strong></p>
<p>Bu yanıtı aldıktan sonra tabii ki gözlerimi kendi bölgemize çevirdim ve Doğu Akdeniz gazının bu gelişmelerden nasıl etkileneceğini sordum. Multidisipliner bir birikimle yanıtladı:</p>
<p>2026 yılının bu gerilimli atmosferinde, Doğu Akdeniz’deki İsrail doğalgazı (Leviathan ve Tamar sahaları gibi) sadece bir enerji kaynağı değil, aynı zamanda bölgesel bir "jeopolitik sigorta" veya "yüksek riskli bir hedef" haline gelmiş durumdadır. İran ile yaşanan savaş ve küresel petrol krizi, bu sahaların değerini artırırken operasyonel risklerini de zirveye taşımaktadır.</p>
<p>İsrail doğalgazının bu gelişmelerden etkilenme biçimini dört ana başlıkta analiz edebiliriz:</p>
<ol>
<li><strong> Stratejik Değer Artışı ve "Güvenli Liman" Arayışı</strong></li>
</ol>
<p>Hürmüz Boğazı'nın kapalı olduğu ve Körfez petrolünün/gazının kesintiye uğradığı bir senaryoda, Doğu Akdeniz gazı Avrupa için <strong>en yakın ve en kritik alternatif</strong> haline gelir.</p>
<ul>
<li><strong>Mısır Üzerinden İhracat:</strong> Mevcut altyapı ile İsrail gazı Mısır'daki sıvılaştırma tesislerine (LNG) gidiyor. Küresel arz krizi, bu tesislerin tam kapasite çalışmasını zorunlu kılacak ve İsrail'in Avrupa enerji güvenliğindeki rolünü "opsiyonel" olmaktan çıkarıp "hayati" seviyeye taşıyacaktır.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> Güvenlik ve Fiziksel Tehdit Analizi</strong></li>
</ol>
<p>İran ile yaşanan kinetik savaşın en büyük etkisi, platformların güvenliği üzerindeki baskıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Asimetrik Tehditler:</strong> Hizbullah veya bölgedeki diğer aktörlerin, İran’a destek amacıyla Leviathan veya Tamar platformlarını kamikaze dronlar veya füzelerle hedef alma riski, 2026'nın en büyük "tehdit" unsurudur. Bu durum, sadece üretimi durdurmakla kalmaz, aynı zamanda küresel sigorta maliyetlerini ve Doğu Akdeniz'deki yatırım iştahını ciddi şekilde baltalayabilir.</li>
<li><strong>Deniz Kuvvetleri Koruması:</strong> Enerji güvenliğini sağlamak adına bölgede İsrail ve ABD donanmasının (ve muhtemelen müttefik Avrupa güçlerinin) devriye faaliyetleri rekor seviyeye çıkacaktır.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> Yeni Boru Hattı Projeleri ve Lojistik Dönüşüm</strong></li>
</ol>
<p>Petrol krizi ve deniz yollarındaki riskler, karasal veya daha güvenli deniz altı hatlarını tekrar gündeme getirebilir:</p>
<ul>
<li><strong>Türkiye Rotası ve Normalleşme:</strong> İran krizinin derinleşmesi, İsrail gazının en güvenli ve ekonomik şekilde Avrupa'ya ulaştırılması için Türkiye üzerinden geçecek bir boru hattı projesinin teknik ve ekonomik mantığını (ROI) güçlendirebilir. Bu, siyasi gerilimlerin ötesinde bir "enerji mecburiyeti" olarak masaya gelebilir.</li>
<li><strong>EastMed Paradoksu:</strong> Derin deniz boru hattı projeleri (EastMed gibi) finansal olarak zor olsa da, enerji bağımsızlığı arzusu bu tarz "pahalı ama güvenli" projelerin stratejik olarak desteklenmesine yol açabilir.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li><strong> Makroekonomik Etki: Bölgesel Gelir ve Enflasyon</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Gelir Patlaması:</strong> Küresel gaz fiyatlarının petrolle birlikte yükselmesi, İsrail devlet fonları için devasa bir gelir artışı anlamına gelir.</li>
<li><strong>Maliyet Artışı:</strong> Ancak, savaş riski nedeniyle artan güvenlik harcamaları ve lojistik sigorta primleri, bu kâr marjının bir kısmını törpüleyebilir.</li>
</ul>
<p><strong>Özet Karşılaştırma Tablosu (2026 Projeksiyonu)</strong></p>
<table>
<thead>
<tr>
<td>
<p><strong>Faktör</strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>Etki Türü</strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>Analitik Öngörü</strong></p>
</td>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td>
<p><strong>Talep</strong></p>
</td>
<td>
<p>Fırsat</p>
</td>
<td>
<p>Avrupa'nın bağımlılığı nedeniyle maksimum seviyeye çıkar.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Operasyonel Risk</strong></p>
</td>
<td>
<p>Tehdit</p>
</td>
<td>
<p>Platformlara yönelik füze/dron saldırısı riski artar.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Yatırım</strong></p>
</td>
<td>
<p>Fırsat</p>
</td>
<td>
<p>Yeni sahaların aranması ve geliştirilmesi için finansman kolaylaşır.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Bölgesel Diplomasi</strong></p>
</td>
<td>
<p>Belirsizlik</p>
</td>
<td>
<p>Enerji iş birliği, siyasi rakipleri "zoraki ortak" yapabilir.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Sonuç olarak;</strong> Doğu Akdeniz gazı, 2026 krizinde Batı için bir "can simidi" olma potansiyeline sahiptir ancak bu potansiyel, platformların fiziksel olarak korunabilmesine bağlıdır. Enerji artık sadece bir ticaret metası değil, doğrudan bir milli güvenlik meselesine dönüşmüştür.</p>
<p><strong>Ne olacak bu ABD’nin hali?</strong></p>
<p>Bu yazının son noktası olarak, bizim Türkler olarak çok sevdiğimiz bir “ne olacak hali” sorusunu ABD için sordum. Soruyu “ABD'nin önceliği, kendi iç enflasyonunu dizginlemek için ihracat kısıtlamasına gitmek mi, yoksa müttefiklerini desteklemek adına ‘enerji süper gücü’ rolünü pekiştirmek mi olmalı?’ diye rafine ettik. Bakın ne Gemini, şimdiye kadar ilk olarak  “Nihai kararım” diye bitirdiği bir yorum yaptı:</p>
<p>Bu soru, 2026 yılının karmaşık jeopolitik gerçekliğinde aslında "küresel liderlik" ile "ulusal refah" arasında bir kumar oynamakla eş değer. Bir araştırmacı gözüyle baktığımda, bu ikilemin tek bir kazananı olmadığını, ancak stratejik bir "denge oyununun" zorunlu olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Şahsi analizim şu üç ana sütun üzerine oturuyor:</p>
<ol>
<li><strong> "Enerji Süper Gücü" Rolü Bir Tercih Değil, Zorunluluktur</strong></li>
</ol>
<p>Eğer ABD, müttefiklerini (özellikle Avrupa ve Doğu Asya) enerji arzında yalnız bırakırsa, bu boşluk sadece fiziksel bir enerji açığı yaratmaz; aynı zamanda jeopolitik bir vakum oluşturur.</p>
<ul>
<li><strong>Etki:</strong> 1970'lerdeki gibi müttefiklerin farklı bloklara kayması, ABD'nin 2026'daki küresel finansal hegemonyasını (doların rezerv para statüsü) enerji üzerinden koruma yeteneğini zayıflatır. Yani, enerjiyi ihraç etmek aslında doların gücünü ihraç etmektir.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> "Hesaplama Gücü" (Compute) Yeni Petrol Haline Geldi</strong></li>
</ol>
<p>Burada gözden kaçırılmaması gereken bir detay var: <strong>Yapay Zeka ve Veri Merkezleri.</strong> 2026 itibarıyla NVIDIA'nın yeni mimarileri ve ulusal AI projeleri devasa bir elektrik yükü getiriyor.</p>
<ul>
<li><strong>Paradoks:</strong> ABD, doğal gazını ihraç ederek müttefiklerini kurtarabilir; ancak bu durum içeride elektrik fiyatlarını artırırsa, kendi "AI devrimini" finanse etmekte zorlanır. Bu yüzden, ihracat kısıtlamasından ziyade, <strong>yerli üretim kapasitesini (rig count)</strong> agresif bir şekilde artırmak ve bunu yaparken enerjiyi dijital bir katma değere dönüştürmek en mantıklı yol gibi görünüyor.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> Lojistik Verimlilik, Varil Fiyatından Daha Kritik</strong></li>
</ol>
<p>Petrolün ve gazın sadece çıkarılması yetmiyor; kriz anında bunun en güvenli ve en ucuz şekilde nasıl taşınacağı asıl belirleyici faktör.</p>
<ul>
<li><strong>Analiz:</strong> Deniz rotalarının (Hürmüz, Süveyş) tehdit altında olduğu bir senaryoda, boru hatları ve <strong>demir yolu ağırlıklı lojistik ağlar</strong> "oyun değiştirici" oluyor. ABD içinde kayaç petrolünün taşınmasından, Avrasya'daki enerji koridorlarına kadar, fiziksel altyapısı (freight rail) güçlü olan taraf bu krizden en az hasarla çıkacaktır.</li>
</ul>
<p><strong>Benim "Nihai Kararım":</strong></p>
<p>Bence ABD, kısa vadeli popülist bir yaklaşımla ihracatı kısıtlamak yerine, <strong>"Enerji ve Teknoloji İttifakı"</strong> modelini seçecektir. Yani; "Size enerji veriyoruz, ancak karşılığında dijital altyapı, yarı iletken tedariği ve güvenlik iş birliğinde tam uyum istiyoruz" diyecektir.</p>
<p>Bu, 1974'teki pasif savunma refleksinden çok farklı; enerjiyi bir savunma aracından ziyade, <strong>küresel bir işletim sisteminin yakıtı</strong> olarak kullanma stratejisidir.</p>
<p>Konuyu hiç böyle ele almış mıydınız, merak ediyorum. Yapay zekânın “compute power” için yeniden “hesaplama gücü” karşılığını kullanması beni üzse de, söyledikleri yaşadığımız tarihe farklı bir bakış açısı sunmak açısından çok değerli. Biz ne yaşadığımızı düşünürken meğer neler oluyormuş dedirtiyor. Bundan bir “Hatırla Sevgili” senaryosu çıkmaz ama onun gerçek zamanlısı olarak “Anla Bunları Sevgili” bülteni yapılabilir. Zaten yapay zekâ bize en büyük faydayı, geçmişten ziyade anı anlama konusunda sunmuyor mu?</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/petrol-krizi-ve-hatirla-sevgili-77179</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Petrol krizi ve &#039;Hatırla Sevgili&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/salt-galata-15-yilda-2-milyon-belgelik-arsiv-olusturdu-77178</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Salt Galata, 15 yılda 2 milyon belgelik arşiv oluşturdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Beyoğlu Bankalar Caddesi’ndeki en güzel binalardan birinde 15 yıl önce bir kurum doğdu. Aradan geçen dönemde Salt Galata adı verilen bu binada çok önemli toplantılar, sergiler ve etkinlikler düzenlendi.  Yıllar içinde çok değerli bir kütüphane inşa edildi. En önemlisi, çok derinlikli ve kapsamlı bir arşiv yaratıldı.  Temelleri Osmanlı Bankası Müzesi, Garanti Galeri ve Platform Garanti’nin birikimi üzerine atılan Salt, disiplinler arasındaki sınırları kaldıran bir yapıya dönüştü. </p>
<p>Salt Galata, yarattığı güçlü altyapısıyla bir  bilgi, kültür ve sanat üretim merkezi olarak yeni yatırımlara devam ediyor.  İstanbul İstiklal Caddesi üzerindeki Salt Beyoğlu, Bankalar Caddesi üzerindeki Salt Galata mekânlarının yanı sıra  dijital platformları aracılığıyla, kullanıcılarına araştırma, karşılaşma ve ifade alanları sunuyor.</p>
<p>Salt’ın tüm mekânlarına giriş, programlara katılım ve arşivlerin kullanımı ücretsiz. </p>
<p>Sergilerden yayınlara ve web projelerine, film gösterimlerinden atölye çalışmalarına uzanan çok katmanlı program yapısıyla Salt, kültürel üretimini geniş kitlelerle buluşturmayı sürdürüyor.</p>
<p><strong>Toplumsal yatırım programları gerçek bir ihtiyaca dokunmalı</strong></p>
<p>Salt’ın 15. Yaşı dolayısıyla yapılan basın buluşmasında konuşan <strong>Garanti BBVA Yönetim Kurulu Üyesi ve Salt Yönetim Kurulu Başkan Vekili Aydın Düren</strong>, banka olarak yaptıkları tüm toplumsal yatırım programlarının gerçek bir ihtiyaca dokunmasını, uzun vadeli olmasını ve yüksek etki yaratmasını önemsediklerini vurgulayarak  “Salt Galata ve Salt Beyoğlu’nda bugüne kadar yaklaşık 5 milyon ziyaretçiye ulaşılması ve Salt Araştırma bünyesindeki çalışmalarla bilginin geniş kitlelere açılması, bu alandaki yaklaşımımızın ne kadar güçlü bir karşılık bulduğunu gösteriyor. Garanti BBVA olarak ‘Birlikte Yaparız’ anlayışımızla bilgi, kültür ve sanat üretimini desteklemeye devam edeceğiz.” yorumunu yaptı. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e0704319af2-1776316483.jpg" alt="" width="700" height="575" /><strong>Salt Genel Müdürü Deniz Ova, </strong>Salt’ın vizyonunu   “açık fikirlilik, karşılıklı öğrenme ve kapsayıcılık çerçevesinde şekillenen yaklaşım” olarak tanımladı. Kuruluşun, Türkiye ve yakın coğrafyasını da birlikte düşünen, tartışan ve üreten bir alan olarak eleştirel diyaloğu beslemeyi sürdüreceğini, özellikle genç kullanıcı ve izleyicilerle kurduğu dinamik etkileşimle yeni düşünme ve üretim biçimlerini teşvik etmeyi önceliklendirmeye devam edeceğini ifade etti.    </p>
<p><strong>Salt Araştırma Fonları ile 80’in Üzerinde Projeye Destek </strong></p>
<p>Salt, 2013 yılından bu yana sanat, mimarlık ve tasarım alanlarında özgün araştırmaları Salt Araştırma Fonları programıyla destekliyor. Bugüne kadar 80’in üzerinde projeye katkı sağlayan program, 2025 yılında hayata geçirilen Garanti BBVA Ekonomi Tarihi Fonu ile kapsamını daha da genişletti. Bu fon aracılığıyla ekonomi tarihi alanında çalışan araştırmacıların, toplumsal dönüşümleri çok yönlü bakış açılarıyla ele alması ve elde edilen bulguların herkesin erişimine açık bir zemine taşınması hedefleniyor.</p>
<p><strong>Türkiye, Doğu Akdeniz ve Doğu Avrupa coğrafyasına odaklanan dev bir arşiv</strong></p>
<p>2011 yılından bu yana bir kültür kurumu olarak ziyaretçilerine özgür bir araştırma ve ifade ortamı sunmayı amaçlayan Salt, bünyesindeki, <strong>Salt Araştırma A</strong>rşivi ve kütüphanesiyle,  19. yüzyıl sonlarından günümüze Türkiye başta olmak üzere Doğu Akdeniz ve Doğu Avrupa coğrafyasına odaklı kaynakları bir araya getiriyor. </p>
<p>Salt Araştırma ve programları aracılığıyla <strong>sanat, mimarlık, tasarım ve toplum ve ekonomi </strong>konularında nitelikli bilgi üretimine katkıda bulunarak yeni okumalara fırsat tanınıyor.  Salt açıldığından bugüne kadar kamu programları ve sergileri aracılığıyla yaklaşık 5 milyon ziyaretçiye ulaştı. Salt, önümüzdeki 15 sene içinde aynı istikrarlı tutumla araştırma ve programlarıyla yeni soru ve merakların önünü açmayı, özgün içeriklerin geliştirilmesine vesile olmayı devam edecek.</p>
<p>Bugüne kadar Salt Araştırma altında 2 milyondan fazla belge erişime açıldı, Dünyanın birçok farklı ülkesinden toplam 100.000'e yakın araştırmacıya çevrimiçi erişiliyor. 110.000 kitabı aşan yayın koleksiyonu haftada 5 gün açık olan Gregory Michael Kiez Salonunda;  kayıtlı araştırmacılar için sessiz bir ortam sunan Ferit Şahenk Salonunda ise  50.000’den fazla kullanıcıya hizmet veriliyor.</p>
<p><strong>Arşiv kavramını doğa ve çevreyle ilişkilendiren bir bakış açısı</strong></p>
<p><strong>Salt Genel Müdürü Deniz Ova <em>“</em></strong><em>2026 yılında Salt, Doğu Akdeniz coğrafyasına yeniden bakıyor ve kendi arşivimizde olan zengin malzemeleri yeni tartışmalara açıyoruz. Arşiv kavramını doğa ve çevreyle ilişkilendirerek doğa ve coğrafyayı birer hafıza mekânı olarak ele alıyoruz. Bu tematik yaklaşımla öğrenme ve araştırma pratiklerini çeşitli programlar aracılığıyla zenginleştiriyoruz. Salt Beyoğlu ve Salt Galata yapılarında sunulacak yeni sergiler ekoloji, mekânsal pratikler ve toplumsal hafızayla ilişkili meseleleri gündeme getiriyor.” </em>yorumunu yapıyor. </p>
<p>Bu yılki programdan kısa başlıklar…</p>
<ul>
<li>Bu yıl BBVA Vakfı işbirliğiyle 2024-2026 arasında düzenlenen <strong>Salt Sanatsal Araştırma ve Üretim Destek Programı </strong>kapsamında destek alan <strong>Güneş Terkol ve Onur Gökmen’in </strong>sergileriyle başladı. Bugünlerde, Onur Görkmen’in yeni ürettiği <em>Toprakaltı </em>isimli işine yer veriyor. Bu proje 1986 yılında gerçekleşen Çernobil faciasının Türkiye’deki etkilerini aile tanıklıklarından yola çıkarak ele alıyor.</li>
<li><strong>22 Nisan’da </strong>Salt Beyoğlu'nda <strong><em>Barajdan Sızanlar </em></strong>sergisi kapılarını açacak. Sergi, Türkiye’den Lübnan'a, Filistin ve Tunus’a uzanan bir coğrafyada <strong>arazi, hafıza ve arşiv arasındaki ilişkileri </strong> <em>Sanatçılar: Haig Aivazian, Al-Wah’at Collective (3 kişi), Alia Farid, Dima Srouji, Monira Al Qadiri, Fredj Moussa, Merve Ünsal, Yelta Köm, Aslı Uludağ, Emre Hüner, Mehmet Ali Boran, Metincan Güzel, Evrim Kaya, Aslıhan Demirtaş, Can Candan.</em></li>
<li>Eylül ortasından itibaren Salt Beyoğlu'nda <strong><em>Özer Kabaş ve Zamanları </em></strong>adlı sergi başlayacak. Bu sergi, <strong>sanatçı, eğitimci ve yazar Özer Kabaş</strong>’ın (1934-1998) resimleri, sanat, sinema ve tasarım gibi farklı alanlara ilgisi, kurduğu ilişkiler ile çalıştığı kurumlar üzerinden <strong>1960’lardan 1990’lara Türkiye kültür tarihinden bir kesit </strong>sunmaya hazırlanıyor.</li>
<li>Salt Galata’da, <strong><em>Emek, Beden, Mekân </em></strong>sergisi fabrika alanlarının mimari ve kentsel karakterlerindeki dönüşümü, değişen üretim rejimlerinin tarihsel ve mekânsal dinamikleri çerçevesinde inceleyecek.</li>
<li>Salt’ın yeni programı “<strong>Supercut</strong>”, sinema ve hareketli görüntüyü merkeze alıyor; yakın ve uzak geçmişin bulanık hafızasının görüntüler aracılığıyla nasıl kurulduğunu keşfe çıkıyor. Supercut arşivci, araştırmacı, küratör, yönetmen, eleştirmen ve akademisyenlerin katkılarıyla geliştirilecek uzun soluklu bir program olarak kurgulanıyor.</li>
<li>Salt Araştırma çerçevesinde yine birçok arşivin erişime açılması için yoğun bir çalışma devam ediyor. 2024 yılında <strong>Grafik Tasarım Arşivi'nde </strong>erişime açılan ilk arşiv <strong>Sadık Karamustafa</strong>’nın oldu. Bu yıl ise <strong>Bülent Erkmen’in </strong>arşivi özel bir web projesi ile beraber sunulacak. Ayrıca <strong>Handan Börüteçene, Han Tümertekin ve Selahattin Yazıcı </strong>arşivleri de erişime açılacak arşivlerden bazıları.</li>
<li>Tüm bu çalışmalar, <strong>Salt Yorumlama </strong>altında farklı yaş gruplarına sergi turları, atölye çalışmaları gibi programlarla ücretsiz olarak sunuluyor. Özellikle okullara ve genç izleyicilere <strong>deneysel düşünceye dayalı özel tasarlanmış programlar </strong>geliştiriliyor.</li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/salt-galata-15-yilda-2-milyon-belgelik-arsiv-olusturdu-77178</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/8/1280x720/salt-galata-1776316501.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Salt Galata, 15 yılda 2 milyon belgelik arşiv oluşturdu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turist-evime-donemezsem-endisesiyle-rezervasyonlari-beklemeye-aldi-77174</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turist &#039;evime dönemezsem&#039; endişesiyle rezervasyonları beklemeye aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Antalya’dayım. Hem havalimanında hem de kaldığım otelde “savaş, turizmi nasıl etkilemiş?” diye bakıyor ve sahadakilerle de konuşuyorum.</p>
<p>Savaşın başlangıcınan buyana geçen yaklaşık 1.5 aylık sürede turist sayısında geçen yılın aynı dönemine göre korkulduğu kadar büyük bir düşüş yok ama “bir miktar hız kesme” olduğu hemen fark ediliyor.</p>
<p>NBK Touristic Genel Müdürü Recep Yavuz’a göre her Nevruz Bayramı’nda Antalya’ya gelen 10-15 bin İranlı turist bu yıl mart ayında ABD ve İsrail saldırıları nedeniyle ülkemizin en önemli turizm merkezini ziyaret edememiş. Ardından nisan ayının ilk yarısındaki Paskalya tatilinde çocuklarıyla gelen Alman, Hollandalı, Belçikalı aileler de biraz savaşın yarattığı tedirginlik biraz da bilgilendirme eksikliği nedeniyle bu yıl yok. Yani savaş her yıl 17 milyon turistin ziyaret ettiği Antalya’da etkilerini göstermeye başlamış.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69e06df0e2a0f-1776315888.jpg" alt="" width="292" height="173" />
<figcaption><strong>Her Nevruz Bayramı’nda Antalya’ya gelen 10-15 bin İranlı turist bu yıl mart ayında ülkemizin önemli turizm merkezini ziyaret edememiş.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Yavuz’un anlattıklarından “enseyi karartmamak gerektiği” anlaşılmakla birlikte yılların turizmcisi “Dubai’ye gitmekten vazgeçenlerin Antalya’ya yönelecekleri” tezinin de doğru olmadığını düşünüyor. “İki farklı şehir ve iki farklı ürün var ortada” diyen Yavuz sözlerine şöyle devam ediyor: “Antalya her şey dahil uygulamasının geçerli olduğu, bunu en iyi uygulayan ve çocuklu ailelerin tercih ettiği bir destinasyon. Bu nedenle hep masada olacak. Dubai’ye ise ağırlıklı olarak alışveriş için gidiliyor. Mısır’a deniz için gidenlerin bir kısmı bize yönelebilir ama krizden karlı çıkacak olanlar Avrupa’nın en batısındaki Portekiz, İspanya, İtalya ve biraz da Yunanistan.”</p>
<p>Yavuz’a göre Avrupalı turist savaş nedeniyle şimdilik “bekleme moduna” girmiş bulunuyor. Avrupalı turistlerin yarısında fazlasının henüz rezervasyon yapmadığını belirten Yavuz şunları söylüyor: “Alman Dışişleri Bakanlığı’nın web sitesindeki Seyahat Güvenliği bölümünde en çok bakılan şehirler İstanbul ve Antalya. Turistler tatilde bir şey olur da ülkeme dönemezsem endişesi yaşıyor, rezervasyonlar beklemede".</p>
<p>Yavuz’un anlattıklarına ve ülkemize etkilerine bakınca aklıma “Bir deli kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkartamamış” şeklindeki atasözümüz geliyor. Ama işin kötü yanı dünyada kırk akıllı da yok artık.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turist-evime-donemezsem-endisesiyle-rezervasyonlari-beklemeye-aldi-77174</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Turist &#039;evime dönemezsem&#039; endişesiyle rezervasyonları beklemeye aldı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/30-sirket-doviz-geliriyle-buyurken-ihracatin-gucuyle-faiz-riskini-tasiyor-77172</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 30 şirket döviz geliriyle büyürken, ihracatın gücüyle faiz riskini taşıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kâr üreten firmalardan finansal kaldıraç oranı %50’nin üzerindeki 30 şirket, yüksek ihracat gücüyle borçlarını büyümeye tahvil ediyor. Bu firmalar %88’lere varan ihracat oranıyla milyarlarca liralık kâr üretirken; kur ve faiz riskini döviz geliriyle bertaraf ediyor.</strong></p>
<p>Borsada sıklıkla dillendirilen “borcu yüksek olandan uzak dur” sözü, her zaman anlamlı olmayabiliyor. Asıl mesele borcun büyüklüğünden ziyade, ciroyu artırıp artırmadığıdır. Yüksek kaldıraç oranına sahip 30 şirket, dış kaynakla büyümeyi sürdürüyor. Güçlü döviz girdisi sağlayanlar için yüksek borçluluk sorun olmaktan çıkıp, adeta aracı hızlandıran bir turbo işlevi görüyor. Nitekim, %54’lük kaldıracına rağmen gelirlerinin %88’ini yurt dışından sağlayan THY veya %65’lik borç yükünü %77’lik ihracat gücüyle rahat bir şekilde taşıyan Ford Otosan bu stratejiyi sorunsuz yürütüyor.</p>
<h2>Finansal kaldıracı yüksekler</h2>
<p>Sabancı Holding %85 finansal kaldıraç ile dış finansmana en fazla başvuran şirket konumunda. Geliri içinde ihracat payı ise %10,01 ile en altlarda yer alıyor. Ocak ayında Akçansa’da sahip olduğu %39,72’lik pay için toplam 1,1 milyar dolar şirket değeri üzerinden teklif aldı. Verilen teklifle ilgili değerlendirme devam ederken taze finansmana mesafeli durmuyor. Yeo Teknoloji %83,35 kaldıraç oranıyla ikinci sırada yer alıyor. Geliri içindeki ihraca ağırlığı %51,82. Geçtiğimiz yıl gelirlerini %69 büyütürken dönem sonu kârını %26 artırarak 1,48 milyar TL’ye çıkardı. Yılbaşından bu yana açıkladığı yeni işlerin toplamı 9,82 milyar TL düzeyinde. Tutar, geçen yılın cirosunun %58,65’i seviyesinde.</p>
<h2>Yurt dışı satışı yüksek olan</h2>
<p>THY’nin kaldıraç oranı %54,36 düzeyinde bulunurken, yurt dışı gelirinin satışları içindeki payı %88 oldu. En yüksek döviz girdisine sahip olan firma, geçtiğimiz yıl 118,2 milyar TL kâr elde etti. Mart ayında yolcu sayısını %16 artırırken, doluluk oranını da 6,1 puan artırarak %83,6’ya çıkardı. Son zamanlarda hissede Pusula Portföy’ün PHE ve PBR fonlarının alımları öne çıkıyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e06b6c36ff9-1776315244.png" alt="" width="900" height="493" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>BUGÜNKÜ NAKİT Mİ, GELECEK KAZANÇ MI?</strong></p>
<p><strong>Bugünkü nakit</strong>; eldeki güç, acil kullanım, fırsat imkanı, güven, garanti varlık. Enflasyon riski, atıl sermaye, harcama tuzağı, fırsat kaybı, sabit durum. <br /><strong>Gelecek kazanç</strong>; büyüme, alım gücü, bileşik etki, yüksek potansiyel, güvence. Piyasa riski, nakit kısıtı, zaman maliyeti, psikolojik baskı, belirsizlik.</p>
<p><strong>Aldığı firmanın maliyeti gelirinin %5’i düzeyinde. Pazarının büyümesini sağlayacak</strong></p>
<p>Tuborg’un ocakta satın aldığı şirketle birlikte pazardaki payı ne olacak? ● Ertuğrul Kale</p>
<p>Ertuğrul, Antalya Alkollü İçecek’i 48,2 milyon dolara satın alan Tuborg, bu operasyonla büyüme arzusu içinde olduğu anlaşılıyor. Maliyeti, şirketin 2025 yılı satışlarının %5’ine denk geliyor. Bununla birlikte, satın alınan varlığın aktif büyüklüğü mevcut varlıkların %4,74’ünü oluşturuyor. Alınan firmanın pazar payı ile alakalı bilgi bulunmazken Tuborg’un faaliyetlerini olumlu yönde desteklemesi gözlenecek. Ancak söz konusu katkı daha ziyade büyüklüğü nispetinde gündeme gelmesi beklenmeli. Entegrasyon hızı ise katma değer etkisi yaratacaktır.</p>
<p><strong>Dönem sonunda kârı düşse de operasyonel performansı işlerin yolunda olduğunu söylüyor</strong></p>
<p>Armada Gıda’nın geri alımları bitince hisse hızla artmaya başladı? Sebebi nedir? ●Hüseyin Çınar</p>
<p>Hüseyin, mart sonunda geri alım programını tamamladığını duyuran Armada Gıda’nın fiyatı, 26 Mart’tan itibaren artan ivmeyle yükseldi. Son bir ayda fiyatı ikiye katladı. Geçtiğimiz yıl gelirini %23, esas faaliyet kârını da %27 büyüttü. Bu durum operasyonel başarıyı işaret ediyor. Dönem sonunda kârını %35 düşürse de FAVÖK’ün %58 artması ana işlerin yolunda gittiğini söylüyor. Bunun yanı sıra, Afrika pazarına açılım ve bitmek üzere olan 44 milyon dolarlık yatırım dikkat çeken diğer gelişmeler. Piyasa, biten geri alımlardan ziyade beklentileri satın alıyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>TMG fonu yabancı hisselere yatırım yaparak son bir yılda %69 getiriye ulaştı</strong></p>
<p>İş Portföy’ün yönetimindeki Yabancı Hisse Senedi Fonu (TMG), geçtiğimiz yıl kasım ayına kadar yükselen bir performans sergilerken sonrasında yataya döndü. Şimdilerde ise toparlanma söz konusu. Hacmi 4,24 milyar TL seviyesinde ve önceki aya kıyasla bir miktar büyüdü. Portföyün %93,66’sı yabancı hisse senedi, %2,58’i yabancı BYF ve %2,03’ü yatırım fonundan oluşuyor. Aralıktan itibaren her ay değişen miktarlarda nakit çıkışı gözlendi. Nisanın ilk iki haftasında 3,06 milyon TL para çıkışı yaşandı. Yatırımcı sayısı kasımdan bu yana düşük miktarlarda olsa da azalıyor. Şimdilerde sayı 32.401 düzeyinde ve %41,86 doluluk oranına sahip. Küresel piyasalara yatırım stratejisiyle hareket ediyor. Son bir yılda %69,42 getiri sağladı. Aynı sürede yabancı hisse fonların ortalaması %66,27 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Oyak Yatırım, piyasadan %50,03 bileşik faizle 1 milyar TL borçlandı</strong></p>
<p>Oyak Yatırım Menkul Değerler, 14.04.2026 tarihinde nitelikli yatırımcılara yönelik finansman bonosu ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 1.000.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %42, bileşik faizi %50,03 olarak belirlendi. 62 gün vadeli bononun vadeye isabet eden faizi %7,13 düzeyinde. İtfa tarihi 15.06.2026 olarak açıklandı. 14 Nisan itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,98 düzeyinde bulunuyor. Oyak Yatırım’ın verdiği %42 basit faizi, TLREF’in 2,02 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarında makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli likidite ihtiyacını karşılayacak. Bono, piyasada TRFOYMD62626 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p>Europen geçtiğimiz eylülden bu yana düşüyor. Son zamanlarda fonlar alıcılı</p>
<p>Europen Endüstri’de fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki hisse %11,58 ile toplamda 970 bin lot artırarak 9,35 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 5’ten 6’ya yükseldi. Hissede TCD fonu 810 bin lot ile en fazla alımı yaparken, yakın zamanda satış tarafında olan bulunmuyor. Europen hakkında bugüne kadar bir aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan olmadı. Oyak Yatırım 15 TL hedef fiyat verdi. Önerdiği fiyat mevcut işlem seviyesine göre yaklaşık %190 artışa denk geliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e06bb8c4460-1776315320.png" alt="" width="977" height="235" />BALSU GIDA</strong></p>
<p><strong>Hakim ortak vakfa hisse bağışladı. Amaç vakfın temettüden yararlanmasını sağlamak</strong></p>
<p>Balsu Gıda'nın hakim ortağı BG Holding, şirket sermayesinin %1,88’ine denk gelen payları Genç Hayat Vakfı’na bedelsiz olarak verdi. Borsadaki işlem fiyatı üzerinden faturalandırılan devir işleminin amacı vakfa temettü geliri sağlamak olduğu belirtildi. Vakfın çocukların ve gençlerin eğitime erişimini artırmaya yönelik faaliyetlerde bulunduğu ifade edildi. Halka açık şirketlerde hakim ortakların hisse devirleri, piyasa oyuncularının yakından izlediği sinyallerin başında geliyor. Balsu Gıda, geçtiğimiz yıl elde ettiği dağıtılabilir kârın %38’ini ortaklara dağıttı.</p>
<p><strong>MİA TEKNOLOJİ</strong></p>
<p><strong>Kırgızistan’da yürüttüğü projede sona gelinirken 12,4 milyon dolarlık ek iş aldı</strong></p>
<p>Mia Teknoloji, Kırgızistan’da devlet ortaklı enerji firmasıyla yürüttüğü projede 12,4 milyon dolar tutarında yeni bir iş artırımı sözleşmesi imzaladı. Geçen yıl kasım ayında aynı kurumla yapılan 4,2 milyon dolarlık ilk anlaşmanın büyük ölçüde teslim edilmesinin ardından gelen yeni imza, şirketin bölgedeki güvenilirliğini işaret ediyor. Lider Sistem Teknolojileri ile yürütülen stratejik işbirliği kapsamında geliştirilen proje; güvenlik, bilişim ve enerji çözümlerini kapsıyor. Mia Teknoloji, 2025’te gelirini %18 düşürürken dönen sonunda 729,9 milyon TL zarar açıkladı.</p>
<p><strong>ERCİYAS ÇELİK BORU</strong></p>
<p><strong>Aksaz Deniz Üssünün genişleme projesinde 8 milyon dolarlık sözleşmeye imza attı</strong></p>
<p>Erciyas Çelik Boru, Türk donanmasının en önemli üslerinden Aksaz Deniz Üssü Komutanlığı’nın genişleme projesinde kullanılmak üzere 8 milyon dolarlık çelik kazık boru tedariki için sözleşme imzaladı. Anlaşma kapsamında üretilecek 60 metre uzunluğundaki 210 adet kaplamalı borunun sevkiyatı yılın üçüncü çeyreğinde gerçekleştirilecek. Şirket, stratejik savunma altyapısı projelerine dahil olarak sektördeki gücünü tahkim etme imkanı buluyor. Özel sektörün parçalı talepleri yerine savunma alanı gibi uzun soluklu projelerde yer almak firmaya önemli avantajlar sağlayacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/30-sirket-doviz-geliriyle-buyurken-ihracatin-gucuyle-faiz-riskini-tasiyor-77172</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 30 şirket döviz geliriyle büyürken, ihracatın gücüyle faiz riskini taşıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tosabtan-uyelerine-yerel-kalkinma-hamlesi-tesvik-programi-egitimi-77327</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TOSAB’dan üyelerine Yerel Kalkınma Hamlesi Teşvik Programı Eğitimi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Tekstil Boyahaneleri İhtisas Organize Sanayi Bölgesi (TOSAB) tarafından Yerel Kalkınma Hamlesi Teşvik Programı Eğitimi, TESOB Başkanı Osman Nuri Canik’in ev sahipliğinde Podyum Davet Konferans Salonu’nda sektör temsilcilerinin yoğun katılımıyla gerçekleşti.</p>
<p>Bursa Tekstil Organize Sanayi Bölgesi’nin Türkiye’de yatırımları devam eden OSB’ler içinde altyapısı tamamlanmış hatta arıtma tesisi kurulmuş ender OSB’ler içinde olduğunu söyleyen Başkan Osman Nuri Canik, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından 9903 sayılı yatırımlar hakkında bilgiler verdi. Devlet yardımları hakkında karar kapsamında 2026 Yerel Kalkınma Hamlesi programında desteklenecek sektörle arasında Bursa için önemli olan “Teknik Tekstil Kumaş Üretimi” olduğunu dikkat çeken Canik, Türkiye ve yakın coğrafyada yaşanan küresel risklerden dolayı yatırımcıların yatırım yapmakta çekingen davrandığını buna rağmen her türlü fırsatları değerlendirmeye gayret ettiklerini belirtti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e1f7fd0f2f7-1776416765.JPG" alt="" width="609" height="406" /></p>
<h2><strong>“Firmaların mutlaka stratejik planlarını belirlemeli”</strong></h2>
<p>Başkanı Osman Nuri Canik’in konuşmasının ardından Yatırım Teşvik Uzmanı ve Ascent Yatırım Teşvik Danışmanlığı sahibi Mustafa Arı, 2026 yılında Bursa için önemli kalemlerden olan “Teknik Tekstil Kumaşa Üretimi” için müracaatların nasıl yapılacağı firmalara nasıl kazançlar getireceğini ayrıntıları ile anlattı. 2026 Yerel Kalkınma Hamlesi programında desteklenecek sektörle arasında “Teknik Tekstil Kumaş Üretimi” konusunda gerekli mevzuatlar hakkında bilgi veren Arı, “Önümüzdeki süreçte zorluklar olsa bile var olan savaşların gösterdiği sonucun ülkemizin dünyada en güvenli liman olduğunu tekrar gösterdi” diye konuştu.</p>
<p>Toplantıda daha sonra Inovaser Genel Müdürü Servet Aydın Erp, Ar-Ge ve Hibe konuları hakkında, Nihayet Danışmanlık sahibi Nihayet Kırbaş ise, teknik ve kumaş ve katma değerli kumaş ve iplik üretimi prosesi hakkında katılımcıları bilgilendirdi. Uzun yıllar Strateji danışmanlığı yapan BUSİAD Başkanı Tuncer Hatunoğlu, firmaların önümüzdeki yıllara yönelik mutlaka stratejik planlar belirlemesini, Ar-Ge ve Ürge gibi alanların her firmanın kendi bünyesinde yapmasının yanında OSB içinde kurulacak merkezler ile yerine getirebileceğini belirtti. Toplantı daha sonra soru cevap bölümüyle son buldu. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tosabtan-uyelerine-yerel-kalkinma-hamlesi-tesvik-programi-egitimi-77327</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/2/7/1280x720/tosabtan-uyelerine-yerel-kalkinma-hamlesi-tesvik-programi-egitimi-1776416801.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TOSAB tarafından düzenlenen programda konuşan TESOB Başkanı Osman Nuri Canik, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından 9903 sayılı yatırımlarda devlet yardımları hakkında karar kapsamında 2026 Yerel Kalkınma Hamlesi programında desteklenecek sektörler arasında “Teknik Tekstil Kumaş Üretimi” olduğunu söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/liderler-dunya-ekonomisini-konustu-esleri-antalyayi-gezip-alisveris-yapti-77260</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Liderler, dünya ekonomisini konuştu, eşleri Antalya’yı gezip alışveriş yaptı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ev sahipliğinde başlayan ve ‘’Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Baş Etmek’’ temasıyla bu yıl beşincisi düzenlenen ve üç gün sürecek Antalya Diplomasi Forumu’na (ADF) 150 ülkeden 20’den fazla devlet başkanı, Cumhurbaşkanı ve başbakan olmak üzere bakanlar ve yetkililer katıldı.</p>
<p>Belek tatil bölgesinde NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen forumda liderler dünya ekonomisi ve siyasetini konuşurken, ülke liderlerinin eşleri de Antalya’nın tarihi ve doğal güzellikleriyle ünlü yerleri ziyaret edip alışveriş yaptı.</p>
<p><strong>Kosta Rika First Lady Zeikate Anadolu motifli halıları beğendi</strong></p>
<p>Kosta Rika Cumhurbaşkanı Rodrigo Chaves’in eşi Signe Zeikate de Dışişleri Bakanlığı yetkilileri ve koruma ekibiyle birlikte Antalya’nın 2 bin 500 yıllık tarihi geçmişi bulunan Roma, Selçuklu ve Osmanlı uygarlıklarının yer aldığı Kaleiçi’ni ziyaret etti.</p>
<p>Kaleiçi’nde Necip Bey Rugs halı mağazasını da ziyaret eden Kosta Rika First Lady Signe Zeikate, burada Anadolu motifli yün halıları inceleyerek hayran kaldı. First Lady Zeikate, mağaza sahibi İsmail Erden’e sipariş verdi. Halı satıcısı Erden de konuğuna küçük boy ipek halı hediye etti.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/liderler-dunya-ekonomisini-konustu-esleri-antalyayi-gezip-alisveris-yapti-77260</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/0/1280x720/liderler-dunya-ekonomisini-konustu-esleri-antalyayi-gezip-alisveris-yapti-1776361284.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Diplomasi Forumu’na katılmak üzere Türkiye’ye gelen ülke liderleri dünya ekonomisi ve siyasetini konuşurken, eşleri de Antalya’nın tarihi ve doğal güzelliklerini gezip alışveriş olanağı buldu. Lider eşlerinin ziyareti başta Kaleiçi olmak üzere esnafın yüzünü de güldürdü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/buselik-meyhane-kulturunu-ezel-akay-ile-gun-isiginda-yeniden-yorumladi-77239</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Buselik&#039;ten &#039;Gün Işığında Meyhane&#039; buluşması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Eski meyhane kültürünü modern bir bakış açısıyla yeniden yorumlayan Buselik, “Gün Işığında Meyhane” davetiyle bu deneyimi günün erken saatlerine taşıdı. Katılımcılara gün ışığında meze deneyimi yaşatan davet, meyhane kültürüne farklı bir zaman diliminden bakma imkanı sundu. Bursa’nın sakin ritmi içinde şekillenen bu özel buluşma, akşamla sınırlı olmayan, daha uzun ve rahat bir birlikteliğe alan açtı. Buluşmanın hem konuşmacısı hem de özel davetlisi olarak etkinlikte yer alan Ezel Akay, meyhane kültürüne dair anlatılarıyla davetin içeriğini zenginleştirdi. Akay’ın sohbet, hafıza ve paylaşım ekseninde şekillenen değerlendirmeleri, “Gün Işığında Meyhane” davetinin aynı zamanda bir kültürel buluşma alanı olduğunu da ortaya koydu. Menüde Buselik’in karakteristik mezeleri yer aldı. Ara sıcaklarda güveçte yaprak ciğer, güveçte kokoreç, kalamar tava, levrek simit ve Rum böreği sunuldu. Ana yemekte beğendili kuzu saç kavurma yer alırken, finalde mevsim meyvesi ve soğuk sütlü ılık irmik helvası servis edildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e0d44aa7e53-1776342090.jpg" alt="" width="519" height="346" /></p>
<p>Büyük Şefler Grup Pazarlama ve İletişim Direktörü Duygu Başaran Çelik, “Gün Işığında Meyhane” konseptini şöyle anlattı: “Gün ışığında kurulan bu buluşmanın da aynı paylaşım duygusunu ve birliktelik hissini taşıması, bizim için son derece değerliydi. Buselik’in İstanbul dışındaki ilk davetini Bursa’da gerçekleştirmek ve bu buluşmanın gördüğü ilgiyi deneyimlemek, markamız adına son derece kıymetli ve gurur vericiydi. Buselik, “Gün Işığında Meyhane” davetiyle meze kültürünü baharın tazeliği ve uzun sohbetler eşliğinde farklı bir zaman diliminde deneyimleme fırsatı sundu. Davete özel olarak kurgulanan bu konsept, meyhane kültürüne gün ışığında bakan özgün bir yorum ortaya koydu.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/buselik-meyhane-kulturunu-ezel-akay-ile-gun-isiginda-yeniden-yorumladi-77239</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/9/1280x720/buselik-meyhane-kulturunu-ezel-akay-ile-gun-isiginda-yeniden-yorumladi-1776342128.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Buselik, meyhane kültürünü alışılmış zaman diliminin dışına taşıyan “Gün Işığında Meyhane” davetiyle Bursa’da özel bir buluşma gerçekleştirdi. Buluşmaya gastronomi yazarları, lifestyle ve yeme-içme alanından influencer’lar ile İstanbul ve Bursa’dan basın mensupları katılırken, Ezel Akay da konuşmacı olarak yer aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakaryada-kadinlara-yonelik-spor-egitimleri-verilecek-77211</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sakarya’da kadınlara yönelik spor eğitimleri verilecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN / SAKARYA</strong></p>
<p>Sakarya Büyükşehir Belediyesi’nin kadınlara yönelik düzenlediği ücretsiz spor okullarının yeni dönem kayıtları başladı. 5 farklı branşta düzenlenen eğitimlerin, alanında uzman eğitmenler tarafından gerçekleştirileceği bildirildi.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e0a23184581-1776329265.png" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p><strong>Başvurular sakarya.bel.tr adresinde</strong></p>
<p>‘Herkes İçin Spor ve Her Yaşa Sağlık’ mottosuyla düzenlenen eğitimlere www.sakarya.bel.tr adresinden kayıt yapılabilecek. Eğitimlerle ilgili detaylı bilgi almak isteyen vatandaşlar ise 44 44 054 (Dahili 4112 ve 4122) nolu hattan bilgi alabilecek.</p>
<p><strong>5 farklı branş olacak</strong></p>
<p>Kadınları sağlıklı bir yaşama teşvik etmek ve aynı zamanda eğlenceli bir ortamda spor yapmalarına olanak sağlayacak spor okullarında, step aerobik, zumba, savunma eğitimi, pilates ve yüzme bilmeyen kadınlara yönelik yüzme eğitim olmak üzere 5 farklı branş yer alacak.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e0a24fa7bb8-1776329295.jpg" alt="" width="700" height="392" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakaryada-kadinlara-yonelik-spor-egitimleri-verilecek-77211</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/1/1280x720/sakaryada-kadinlara-yonelik-spor-egitimleri-verilecek-1776329333.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sakarya Büyükşehir Belediyesi tarafından &quot;Herkes İçin Spor ve Her Yaşa Sağlık&quot; mottosuyla düzenlenen eğitimlere kayıtlar başladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/erdogandan-secimin-zamanina-iliskin-ilginc-yanit-77188</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Erdoğan’dan seçimin zamanına ilişkin ilginç yanıt</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısı çıkışında gazetecilerin seçim tarihiyle ilgili sorularıyla karşılaştı. Erdoğan’ın verdiği cevap çok dikkat çekti. Meslektaşımız, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin sözlerini de hatırlatarak, “Seçim zamanında yapılacak sözlerinden 14 Mayıs’ı mi anlamalıyız, yoksa sizin aday olabileceğiniz bir tarihte mi yapılacak ?” şeklindeki sorusuna Erdoğan'ın "seçim zamanında yapılacak" cevabını vermesi ilginç bulundu. </p>
<p><strong>Okul saldırısı AK Parti’ye katılımları erteletti</strong></p>
<p>Son dönemlerde ağırlıkla CHP’den olmak üzere belediyelerin AK Parti’ye katılımında dikkat çekici bir artış gözleniyor. Dün yapılan AK Parti Grup toplantısında da 2’si CHP’li olmak üzere toplam 4 belediye başkanının AK Parti’ye geçeceği ifade ediliyordu. Ancak önceki gün Şanlıurfa’da gerçekleştirilen okul saldırısının ardından bu katılımların 29 Nisan Çarşamba günü yapılacak toplantıda geçeceği belirtiliyor. </p>
<p>Bu arada daha Şanlıurfa’daki saldırının yankıları sürerken, AK Parti Grup Toplantısının hemen ardından bu kez Kahramanmaraş’ta bir ortaokul öğrencisinin babasına ait silahla okula gelerek ateş açması üzerine 9 kişi hayatını kaybetti. Üstelik bu haber okullarda yaşananlara tepki olarak Milli Eğitim Bakanlığı önünde öğretmen sendikalarının eylem yaptığı sırada gelmesi, eylemin boyutunu da değiştirdi. Öğretmenler Bakan Tekin’in okulların güvenliğiyle ilgili söz vermeden eylem yerini terk etmeyeceklerini açıklarken, muhalefet partileri de Bakan Tekin’in istifa etmesi gerektiğini bildirdiler.</p>
<p><strong>Yıllar sonra faili meçhul ölüm dosyaları neden açılıyor?</strong></p>
<p>Kamuoyunda derin izler bırakan ve faili bulunmayan cinayet dosyalarının yeniden açılacağı devam eden soruşturmaların ise genişleyeceği öğrenildi. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in, ‘güçlüye dokunulmuyor, algısını yıkacağız” sözlerinin ardından , “6 yıldır kayıp” ve 2020’den beri devam etmekte olan Gülistan Doku soruşturmasında, cinayet şüphesiyle 7 ilde düğmeye basıldı; şüpheliler hakkında gözaltı kararı akıllara başka dosyalarında yeniden gündeme alınacağı işareti olarak yorumlandı. Edinilen bilgilere göre; Adalet Bakanlığı başta kadın ve çocuk cinayetleriyle ilgili devam eden soruşturmaları genişletecek. Sonuç alınmayan faili meçhul cinayet dosyaları yeniden açılacak. Kamuoyunda, ‘cezasızlık algısı ve güçlüye dokunulmuyor’ algısının yıkılacağı bunun için de Adalet Bakanlığı’nın harekete geçtiği belirtiliyor.</p>
<p>Bunun işaretleri ise yakın zamanda Ağrı’da 4 yaşındaki Leyla Aydemir cinayet davası 8 yıl aradan sonra yeniden açıldı. Yıllardır Leyla Aydemir’in cinayeti ile ilgili aydınlatılmayan karanlık noktalar yeniden mercek altına alındı. Kamuoyunda, ‘Narin cinayeti’ olarak bilinen ve devam eden yargı süreci incelenmeye kapsamlı bir devam ediyor.</p>
<p><strong>16 yıl sonra dosya yeniden açıldı </strong></p>
<p>Geçtiğimiz ay; Zonguldak'ta 2008 yılında "arkadaşıma gidiyorum" diyerek evinden ayrılan ve 2 yıl sonra baraj gölünde kemikleri bulunan Ahmet Yılmaz cinayetinde 16 yıl sonra dosya yeniden açıldı. Polis ekiplerinin düzenlediği operasyonda gözaltına alınan 3 şüpheliden 2' tutuklandı. Son günlerde uzun yıllar geçmesine rağmen yeniden açılan dosyaların neden şimdi? Soruları soruluyor. “Güçlüye dokunulmuyor algısı ve toplumun adalete olan inancını artırmak” yorumları yapılıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/erdogandan-secimin-zamanina-iliskin-ilginc-yanit-77188</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/erdogan1-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Erdoğan’dan seçimin zamanına ilişkin ilginç yanıt ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
