<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/milli-futbol-takimi-cagi-nasil-yakaladi-76613</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 08:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Milli futbol takımı çağı nasıl yakaladı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünya hiç olmadığı kadar büyük bir hızla değişirken başarı kazanmak için farklı formüller denemek gerekiyor. Bu yazıyı yazmadan bir gece önce Turkish Airlines Euroleague’de Ergin Ataman’ın yönettiği Panathinaikos, Katalanların güçlü basket bol takımı Barcelona’yı 79-93 mağlup etti. Skordan anlayacağınız gibi bu sonuç Barcelona deplasmanında alındı. Ben fark 30 sayıda gidip gelmeye başlayınca artık sıkılıp Real Madrid-Bayern Münih maçına geçtim ve daha 10 dakika bile izleyemeden yorgunluktan yatmaya gittim. Baharın gelmesiyle birlikte iş toplantılarında çılgın bir artış başladı. TV+ paketi sayesinde uzun süredir uzak kaldığım spor karşılaşmaları da buna eklenince yetişmeye çalışırken vücut çökme noktasına gidip geliyor. Dinlenme süresinin de artmasıyla sürdürülebilir olmayan bir kurguya saplanmak üzereyim. Bu saplanma olasılığı iş dünyasında da yoğun biçimde yaşanıyor. Kaçırma korkusu (fear of missing out-FOMO), temel içgüdü haline gelmiş bulunuyor. Trendleri kaçırmanın maliyeti çok yüksek ve herkes bunun farkında. İlk olarak Tempo dergisinde çalışırken karşıma çıkan “yapmama maliyeti” kavramı artık temel bir işletme yönetimi kriteri. Buna değineceğim ancak önce yanlış yapma maliyeti ve doğru yapma getirisi üzerinde biraz durmak istiyorum.</p>
<p>Türk milli futbol takımı bu konuda iyi bir örnek oluşturuyor. Savunmayı dayanıklı hale getiren güçlü bir kurgu oluşturup rakibin dengesini bozacak hızlı ve düzensiz ataklarla futbol maçlarını bir birbiri ardına kazanarak 24 yıl sonra yeniden Dünya Kupası’na katılma fırsatı bulmamız incelenmesi gereken bir gelişme. Bu başarıda dikkat çeken unsurlardan biri olan Barış Alper Yılmaz, hızı ile rakip savunmayı dağıtma konusunda çok önemli işler yaptı. İtalyan liginde Inter’in Nisan başında Roma ile yaptığı maçın kırılma noktasını oluşturan golü uzaklardan kaleye gönderen Hakan Çalhanoğlu, milli takımda da çok önemli bir karakter. Milli takım formasını 104 kez giyerek en fazla milli olan üçüncü futbolcu olan Çalhanoğlu’nu anarken genç yıldızlar Arda Güler ve Kenan Yıldız’ın da geleceğe yönelik umut verdiğini söylemek gerekiyor. Milli takım analizini çok uzun yazmak mümkün ancak bu yazının konusu bu değil.</p>
<p>Ancak milli takım tarihimiz bu yazının önemli bir konusu. Türkiye’nin FIFA Dünya Kupası’nda aldığı en iyi sonucu getiren teknik direktör Şenol Güneş’i hatırlatmak isterim mesela. Bu başarının hemen ardından kendisinin yeterince “yüksek profilli” olmadığı ve daha “presentabl” bir teknik direktöre ihtiyaç olduğu yorumları yapılmaya başladı. Google içine gömülü Gemini’ın AI Bakışı’ndaki değerlendirmenin sonu</p>
<p>“Teknik Adam Karnesi: Şenol Güneş, Türk futbolunun en kariyerli teknik direktörlerinden biri olarak kabul edilmektedir. </p>
<p>2002 Dünya Kupası'ndaki başarının mimarı olan Şenol Güneş'in o döneme dair açıklamaları ve ekibiyle olan uyumu sıkça anılmaktadır.” şeklinde. Sorumlu yapay zekâ olarak Wikipedia ve Instagram dahil kaynaklarını da açıklayan Gemini hikâyenin sadece sevimli yüzünü anlatıyor. Ben Güneş’in takım elbise seçmeyi bilmediğine kadar birçok “eleştiri” hatırlıyorum. Daha genç biriyken Tanık olduğum gelişmeler karşısında içim burkulmuştu.</p>
<p>Bunun nedenini anlatmak için Wikipedia’dan o yıllarla ilgili bir alıntı yapayım: “ Güneş, UEFA'nın resmî internet sitesinde düzenlenen ankette 2002 yılının en iyi teknik adamı seçildi. 2003'ün Haziran ayında Fransa'da yapılan 2003 FIFA Konfederasyonlar Kupası'nda da Türkiye'yi üçüncülüğe taşıdı. Türkiye, 2004 Avrupa Futbol Şampiyonası elemelerinde de sadece bir kez (grubunun birincisi olan İngiltere'ye) yenilerek, İngiltere'nin bir puan arkasında grup ikincisi oldu. Play-off'larda pek şans verilmeyen Letonya ile eşleşen Türkiye, sürpriz bir şekilde rakibine elendi. Güneş, bu mağlubiyetin ardından 6 Mart 2004'te görevinden ayrıldı. Güneş, millî takım performansı ile UEFA Yılın Takımına teknik direktör olarak seçilen ilk Türk ve dünya klasmanında millî takımı en yüksek sıralamasına (7. sıra) ulaştıran isim olarak Türk futbol tarihine geçti.” Burada “görevinden ayrıldı” dense de hatırladığımdan emin olamadığım için Google’da aratarak teyit ettiğim bir durumu da hatırlatmak isterim. Federasyon Şenol Güneş’in sözleşmesini tek taraflı feshediyor ve Güneş ile federasyon mahkemelik oluyorlar.</p>
<p>Futbol hiçbir zaman sadece futbol değildir. Başarılı milli oyuncularımızın çoğunun yabancı futbol takımlarında kazandıkları bu hale gelmesi, üzerinde durmamız gereken bir konu. Yerli futbolcu ve teknik adam yetiştirmedeki kısırlığımız da bir diğer gündem maddesi. İngilizce kursuna giden arkadaşların meşhur lafıdır: “Anlıyorum da konuşamıyorum.” Biz de futbolda oynuyoruz da teknik adam çıkarıp oyunu yönetemiyoruz. Yönetebileni de yerinde bırakmıyoruz. Sonra da futbol milletin birbirine diş gösterdiği bir gladyatör arenasına dönüşüyor.</p>
<p>Milli takımın başarısını değerlendirirken artık kimlerle aynı grupta olduğumuzu da dikkate almak gerekiyor. Geçmişte de dünya kupası ya da Avrupa kupalarına gitmek için bu takımlarla mı oynuyorduk, bilemiyorum. Ancak hangi kategoride olduğumuzu bilerek konuşmak gerekiyor.</p>
<p>Şunu da ekleyeyim: Bir diğer Türk teknik direktör olarak Galatasaray’da başarılı sonuçlar alan Okan Buruk’un kurduğu strateji ile gayrimenkul işinden kulüp finanse edip yüksek tutarlı transferler ile kulübü başarıya taşıma stratejisi arasındaki çizginin nereden geçtiğine de bakmak gerekiyor. Osimhen olmadığında takımın içine düştüğü durum, bana Hakan Şükür zamanındaki oyun planından bir adım öteye gidemediğimizi düşündürüyor.</p>
<p>Ve son olarak Dünya Kupası’na dönersek, şampiyonanın Amerika Birleşik Devletleri gibi Amerikan futboluna gerçek futbol deyip bu futbola “soccer” demeyi tercih eden bir coğrafyada gerçekleşeceğini akılda tutmamız gerektiğini belirtmek istiyorum. Futbol artık başka türden bir “business” ve başka gelir/yönetim modelleri ile dönüyor. </p>
<p>Buradan basketbola geçeyim. Futbol gibi, basketbol da hiçbir zaman sadece basketbol değildir. Ben Ataman’ın yönettiği Panathinaikos’un alan savunması yapan Barcelona’ya karşı hayatımda hiç görmediğim ölçüde havuzun içinde adam boşaltarak sayı bulmasından gurur duydum. İnanılmazdı. Barçalı basketbolcular çıldırdı. Su şişelerini yere fırlatarak tepkilerini gösterdikleri birden çok sahneye tanık oldum. Türk Hava Yolları’nın yıllardır sponsoru olacak kadar değerli bir ligin tepesinde bunu yapmak gerçek anlamda bir başarı oluşturuyor. Hangi ligde oynadığımıza dikkat etmemiz gerektiğini bu yüzden söylüyorum. Taraftarı olduğum Galatasaray’ın geçen yıllarda Şampiyonlar Ligi’nden elenerek düştüğü Konferans Ligi’nde elde ettiği galibiyetlerin “şampiyon”lara karşı alınmadığını anlatmaya çalışırken derdimi sadece bizim Galatasaraylılara değil, Fenerlilere de anlatamamıştım. Herkes bir tür olgunluk içinde bu başarıyı küçümsememek gerektiğini söylüyordu. Finansal tarafta, Murat Muratoğlu’nun bugünlerde dikkat çektiği gelişmekte olan pazarlar (emerging markets) kategorisinden frontier markets kategorisine düşme sorununun da benzer bir anlayış kıtlığı içinde yeterince anlaşılamadığını düşünüyorum. Muratoğlu bu pazarı mızrak ve yaprak ile gayet güzel tanımlıyor. Ben yıllardan beri bizi mikro krediden kalkınmaya kadar geri kalmış Afrika ülkeleri ile karşılaştıran global şirketlerin yerli ortaklarıyla birlikte bizi bilerek ve isteyerek buraya taşıdığını düşünüyorum. Biz de bu alemin kralı olmak adına bu havucun peşine takıldık.</p>
<p><strong>Ölçemezsen yolunu bulamazsın</strong></p>
<p>Bu noktada Bosch’un bu sene Türkiye’yi ilk olarak dahil ettiği Tech Compass (Teknoloji Pusulası) araştırmasına; daha doğrusu anketine göz atmakta yarar var. Anket, teknoloji kullanımı ile ilgili bireysel yanıtlar üzerinden bir değerlendirme sunuyor. Sonuçlara karşılaştırmalı olarak baktığınızda Türkiye’nin daha çok okudukları ya da kendisine anlatılanlar üzerinden olması gerektiğini düşündüğü şeyleri ifade eden bir profili olduğunu görüyorsunuz. Araştırmanın ortaya koyduğu en çarpıcı sonuç, Türkiye’de yapay zekâ konusundaki bakışın güçlü bir biçimde olumluya dönmesi.</p>
<p>Beş yıldır yapılan araştırmanın asıl olarak eğilim analizi yapma konusunda iyi bir araç olduğu aşikar. Araştırmanın, ilk olarak eklenen Türkiye açısından anlamını Bosch Türkiye ve Ortadoğu Kurumsal İletişim ve Kamu İlişkileri Direktörü Burcu Coşkun “Dünya çapında, sadece birkaç yıl önce hayal bile edemeyeceğimiz, hızla artan sayıda yenilikçi yapay zekâ çözümü görüyoruz. Bu nedenle, yapay zekâyı geleceğimizin en etkili teknolojisi olarak gören insan sayısının dünya genelinde sadece üç yıl içinde yüzde 41'den yüzde 70'e yükselmiş olması şaşırtıcı değil.” sözleriyle ortaya koyuyor. Coşkun, Bosch Grubu’nun kendisini ilgilendiren sonuca ise, “Türkiye’de toplum, ‘inovasyonun itici gücü’ olarak özel şirketlere güveniyor. Bu bize avantaj sağlarken, sorumluluğumuzu da hatırlatıyor.” sözleriyle vurgu yapıyor.</p>
<p>Bu çok önemli bir gösterge oluşturuyor. Anketin Türkiye boyutunda “Ülkenizdeki inovasyonu en çok hangi unsurların ileri taşıdığını düşünüyorsunuz?” sorusuna verilen yanıtlarda ilk üç sırayı yüzde 33 ile rekabetçi şirketler, yüzde 27 ile devlet teşvikleri/kamu özel ortaklıkları ve yüzde 26 ile uluslararası güçlü işbirliği işgal ediyor.</p>
<p>Daha fazla ilerlemeden önce anketin metodolojisini aktarmam gerekiyor. Bosch Türkiye’nin intenete koyduğu dokümanda “Türkiye ayağında ise, 24 Ekim–6 Kasım 2025 tarihleri arasında 18–69 yaş aralığında 1.004 kişiyle online anket (CAWI) yöntemiyle görüşüldü. Örneklem, Türkiye’de bölge, cinsiyet ve yaş dağılımı açısından temsili olacak şekilde oluşturuldu. Çalışma, küresel Bosch Tech Compass metodolojisiyle uyumlu biçimde GIM tarafından yürütüldü. GIM, ISO 20252:2019 standardına göre sertifikalı bir pazar araştırma şirketidir.” açıklaması yer alıyor.</p>
<p>Bu notu düştükten sonra bu sorudaki son üçe dikkatinizi çekmek istiyorum: Yüzde 18 ile risk ve değişime kültürel hoşgörü, yüzde 17 ile girişimciliğe kültürel vurgu ve yüzde 14 ile etkili düzenlemeler son üçü oluşturuyor. Türk iş dünyasının yani ankette bahsedilen rekabetçi olması gereken şirketlerin şu andaki birinci önceliği olan sermayeye erişim ankette yüzde 26 ile dördüncü sırada yer alıyor. Ülkemiz sermayeyi yurtdışından bulmaya çalışırken yerli ve milli kaynaklarla ilgili maddelerde hepsi yüzde 24 olan nitelikli kişiler/eğitim kurumları, güçlü fiziksel ve dijital altyapı ile ulusal hammadde kaynakları dördüncü, beşinci ve altıncı sırada yer alıyor. Yedinci ve sekizinci sırada yer alan güçlü araştırma kapasitesi ve uygun enerji fiyatları da yerli ve milli kaynakları konu alıyor. Zaten bunun arkasından da bahsettiğim son üçlü geliyor. Bu bölümü bu kadar ayrıntılı ele almamın nedeni, şu andaki var olan denge ile olması gerektiğini söyleyen anket katılımcıları arasında bir korelasyon kurmanız. Kendimize sormamız gereken soru şu: Bu ihtiyaçları karşılama konusunda bugüne kadar attığımız adımlar farkındalık ile icra arasında nasıl bir denge kurduğumuzu gösteriyor.</p>
<p>Global sonuçlarda nitelikli kişiler/eğitim kurumları yüzde 35 ile zirvede yer alırken güçlü araştırma kapasitesi yüzde 34 ile ikinci ve rekabetçi şirketler yüzde 31 ile üçüncü sırada yer alıyor. Global anket, Türkiye’nin rekabetçi şirketlere güveni ilk sıraya koymada Almanya (yüzde 37) ve Amerika Birleşik Devletleri (yüzde 41) ile paralellik gösteriyor. Almanya’da bunun altına eklenen ikinci madde yüzde 35 ile güçlü araştırma kapasitesi olurken ABD’de bu madde yine yüzde 35’lik bir ağırlıkla sermayeye erişim oluyor.</p>
<p>Dünyanın yükselen iki ekonomik süper gücü Çin ve Hindistan’a baktığımızda farklı bir tablo görüyoruz. Çin’de güçlü araştırma kapasitesi yüzde 48 ile ilk sırada, nitelikli kişiler/eğitim kurumları yüzde 43 ile ikinci sırada yer alırken Hindistan’da nitelikli kişiler/eğitim kurumları yüzde 37 ile ilk sırada ve güçlü araştırma kapasitesi yüzde 30 ile ikinci sırada yer alıyor. Bu iki güç için ilk iki sıradaki maddeler ağırlıkları ve yerleri farklı olsa da aynı. O zaman rekabetçi şirket tanımlamasını nasıl yapmamız gerekiyor?</p>
<p><strong>Rekabetçiliği yeniden tanımlamak</strong></p>
<p>Rekabetçilik kavramına bakarken farklı bir yöntem izlemek istiyorum. Bosch’un toplantısından çıktıktan sonra Huawei’nin ICT Day etkinliğine geçtim. Üç ay önce göreve gelen yeni Huawei Türkiye Genel Müdürü Tonny Bao’nun konuşması odaklandığım bir konuda aydınlatıcı oldu. Anket sonuçları ile Huawei stratejisi arasında önemli bir paralellik vardı. Bao’nun ifade ettiği ve şirketin 31 Mart 2026’da yayınlanan yıllık raporunda belirtildiği gibi 2025 yılı verilerinde belirtildiği gibi, Huawei’nin dolar karşılıkları ile 2025 cirosu 127,5 milyar dolar olurken araştırma geliştirmeye ayırdığı 27,8 milyar dolarlık kaynak bu cironun yüzde 21,8’ini oluşturuyor.</p>
<p>Toplumsal düşüncedeki eğilim ile bunun kurumsal dünyadaki karşılığını ölçmede Bosch’un anketinin başarısını gösteren bu örneğe ekleyeceğim başka bir olgu daha var. Bao’nun konuşmasından önce salonun hazırlık aşamasında dönen bir video vardı. Bu videoda dikkatimi çeken iki noktayı, Bosch yöneticilerinin de değerlendirmesi gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p>Birincisi, sınai üretimde kullanılan Kuka robotlarıydı. KUKA, sevgili dostum Gemini’ın çok doğru bir biçimde belirttiği gibi kökeni <strong>1898</strong> yılına dayanan, tam anlamıyla geleneksel bir <strong>Alman</strong> şirketi. Johann Josef Keller ve Jakob Knappich’in Almanya'nın <strong>Augsburg</strong> şehrinde kurduğu şirket <strong>b</strong>aşlangıçta asetilen gazı ve aydınlatma gereçleri üretirken, daha sonra kaynak makineleri ve çöp kamyonları gibi endüstriyel araçlarda uzmanlaşıyor. KUKA, benim arkadaşlarımla kukalı saklambaç oynadığım dönemde 1973 yılında dünyanın ilk altı eksenli, elektromekanik tahrikli robotu olan <strong>FAMULUS</strong>'u geliştirerek robot teknolojisinde dünya liderlerinden biri haline geliyor.</p>
<p>2016’da Çinli Midea Group’un KUKA hisseleri için yaptığı hisse başına yüzde 35-60 primli 115 euroluk teklifin ardından Midea Group 2017’de şirketin yüzde 95’ini 3,7 milyar euro’luk bir maliyetle satın alıyor. Midea Group, 2022’de KUKA’nın geriye kalan yüzde 5 hissesini alırken hisse başına 80,77 euro ödüyor ve KUKA’yı borsadan çekmenin maliyeti ile birlikte 150 milyon euro harcayarak KUKA’nın tamamının sahibi oluyor.</p>
<p>Anlaşmanın koşulları arasında beni en fazla ilgilendiren ve Gemini’ın önüme getirdiği üç madde şöyle sıralanıyor:</p>
<p><strong>Bağımsız Veri Tabanları:</strong> KUKA'nın operasyonel verileri ve müşteri bilgileri Augsburg'daki sunucularda tutulur ve Midea'nın bu verilere doğrudan erişim yetkisi yoktur.</p>
<p><strong>Müşteri Gizliliği:</strong> Özellikle otomotiv devleri (BMW, Volkswagen vb.) ve savunma sanayii gibi stratejik sektörlerdeki müşterilerin üretim sırlarının Çin'e transferi bu mekanizmayla engellenmiştir. </p>
<p><strong>Konum Güvencesi:</strong> Midea, KUKA'nın ana merkezini ve en kritik birimlerini Almanya'da tutmayı taahhüt etmiştir: KUKA'nın genel merkezi ve ana araştırma-geliştirme (Ar-Ge) merkezi en az 2025 (bazı yeni anlaşmalarla 2029) yılına kadar Augsburg’da kalacaktır.</p>
<p>2025 geride kalmış olsa da bu ayrıntı ile çok ilgilenmemize gerek yok. Bu satış gerçekleştiğinde bizim zeki arkadaşlar zamanın ruhuna uyup hemen üretim verisinin Çinlilere geçtiği ve Almanların yanlış karar aldıklarını söylemişlerdi. Oysa asıl oyun şu: Bugün Bosch araştırmasına katılanların yüzde 73’ünün geleceğimizin en önemli teknolojisi olan yapay zekâda en önemli gündem maddesi yapay zekânın fiziksel robotlara yerleştirilmesi ile fiziksel yapay zekâ uygulamalarının oluşturulması iken Midea Group’un elinde sanayi devriminin birikimine de sahip bir robot üreticisi var. Grup bununla geleceğin ihtiyaçlarını adresleme gücüne sahip.</p>
<p>Buradan Huawei’ye dönersem, videodaki ikinci çarpıcı konu tahminimce bir Alman vatandaşının NFC ile girdiği insansız markette alışverişini ve ödemesini yapma deneyimiydi. Almanlara yönelik olduğunu, kapı açma butonunun üzerinde “Tür Öffnen” yazmasından çıkardım. Bu deneyimi hiç yaşamamış birinin bile adım adım yapabileceği basitlikte tasarlanan ve gösterilen deneyimde, aldığı sürdürülebilirlik odaklık kağıt ambalajındaki ürün için kartla ödeme yapma sistemi, Türkiye’de hepsiburada’nın bir prototipini yaptığı uygulamanın çok daha geçerli bir örneğini oluşturuyor.</p>
<p>Huawei’den gördüklerimle Bosch’un anketini birleştirince anketin çok daha anlamlı hale geldiğini söyleyebilirim. Bende kalan tortu, rekabetçi Türk şirketleri ile inovasyonu tırmandırmak için strateji ve taktiğimizi biraz daha geliştirmek gerektiği şeklinde. Nitelikli insan kaynağımızı yeniden bir temel unsur olarak değerlendirmek, bugünkü stratejiden çok daha iyisini kurmamızı sağlayabilir diye düşünüyorum.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/milli-futbol-takimi-cagi-nasil-yakaladi-76613</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Milli futbol takımı çağı nasıl yakaladı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/petroldeki-artislar-kobileri-nasil-etkiliyor-76612</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 08:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petroldeki artışlar KOBİ’leri nasıl etkiliyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>5 Mart  tarihli yazımda <a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iran-abd-israil-savasinin-kobilere-olasi-olumsuz-etkileri-74182" target="_blank" rel="noopener">ABD destekli İsrail-İran savaşının KOBİ’lere olası olumsuz etkileri</a>ni sizlere sunmuştum .</p>
<p>Bu gün ise açık kaynaklardan yararlandığım yazımda, savaşın petrol fiyatlarındaki fiilen  etkisini, Türkiye’ye yansımasını ve KOBİ’ler üzerindeki maliyet baskısını ayrıntılı olarak ele alacağız.</p>
<p>Bir aylık savaş sürecinde özellikle petrol arzının önemli bir kısmının geçtiği Hürmüz Boğazı’ndaki riskler, petrol fiyatlarını hızla yükseltmiş ve akaryakıt maliyetlerinde küresel ölçekte artışa neden olmuştur.</p>
<p>İran’ın Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmasıyla dünya petrol arzının yaklaşık %20’si sekteye uğradı.</p>
<p>Brent ham petrol varil fiyatı Şubat sonundaki 55-72 dolar bandından Mart ortasında 120 doları aşarak rekor kırdı; Nisan 2026 itibarıyla 109-112 dolar civarında seyrediyor.</p>
<p>Bu şok, Türkiye gibi net petrol ithalatçısı ülkelerde akaryakıt fiyatlarını hızla yukarı çekti.</p>
<p>Benzin ve motorin zamları, özellikle KOBİ’ler için üretim, lojistik ve operasyonel maliyetleri doğrudan vurdu.</p>
<ol>
<li><strong> Savaşın Küresel Petrol Piyasasına Etkisi</strong>: Hürmüz Boğazı’nın Kapanması</li>
</ol>
<p>Analistler, boğazın uzun süre kapalı kalması halinde fiyatların 130-150 dolara çıkabileceğini öngörüyor.</p>
<p>Kısa vadeli dalgalanmalar (örneğin Trump’ın “savaşın sonu yakın” açıklamaları) fiyatları 95-100 dolara çekse de risk primi yüksekliğini koruyor.</p>
<p>Türkiye’de akaryakıt fiyatları bu küresel dalgadan doğrudan etkilendi.</p>
<p>Hükümet doğru bir kararla Eşel Mobil sistemini yeniden devreye sokarak ÖTV ve KDV indirimiyle zamların %75’ine kadarını karşıladı...</p>
<ol start="2">
<li><strong> Türkiye Ekonomisine Yansıma:</strong> İthal Bağımlılık ve Enflasyon Baskısı</li>
</ol>
<p>Türkiye’nin petrol ihtiyacının %90’ından fazlası ithal.</p>
<p> Akaryakıt zamları, enerji ithalat faturasını şişirirken enflasyonu tetikliyor.</p>
<p>Savaşın ilk haftalarında motorin %18, benzin %10’un üzerinde zamlandı.</p>
<p>Bu artış, taşımacılık, tarım, inşaat ve imalat gibi yakıt yoğun sektörleri vurdu.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın belirttiği gibi, vergi feragatiyle “dünyadaki artış sınırlı yansıtıldı”, ancak maliyetler yine de KOBİ’lerin rekabet gücünü eritti.</p>
<p><strong>Dolaylı etkiler de ağır:</strong></p>
<p>Elektrik ve doğalgaz faturaları yükseldi (enerji santrallerinde yakıt maliyeti arttı).</p>
<p>Gıda fiyatları taşındı (nakliye payı %30-40).</p>
<p>Döviz kuru baskısı (petrol ithalatı cari açığı büyüttü).</p>
<p>OECD ve banka raporları, savaşın uzaması halinde Türkiye’de enflasyonun %4-5 puan daha artabileceğine dikkat çekiyor.</p>
<p>KOBİ’ler, bu genel enflasyon ortamında hem girdi maliyetleriyle hem de talebin daralmasıyla karşı karşıya kaldı.</p>
<ol start="3">
<li><strong> KOBİ’lerde Maliyet Artışının Boyutları:</strong> <strong>Sektör Bazlı Analiz</strong></li>
</ol>
<p><em>Akaryakıt zamları onları üç ana kanaldan etkiliyor:</em></p>
<p>Doğrudan yakıt tüketimi, lojistik/nakliye maliyetleri ve tedarik zinciri aksamaları.</p>
<p>Lojistik ve Taşımacılık Sektörü: En ağır darbe burada.</p>
<p>Kamyon ve ticari araçların %90’ı dizel kullanıyor.</p>
<p>Motorin fiyatındaki %20-30’luk artış, bir kamyonun aylık yakıt maliyetini binlerce TL artırıyor.</p>
<p>Örneğin, 20 kamyonluk bir lojistik KOBİ’si yıllık 900 bin litre dizel tüketiyorsa, savaş öncesi maliyetler %25-40 artıyor.</p>
<p>Nakliye ücretleri %15-25 zamlandı; bu da perakende ve e-ticaret KOBİ’lerinin kâr marjlarını eritti. Amazon gibi küresel oyuncular bile %3,5 “yakıt ek ücreti” koydu; Türkiye’de benzer uygulamalar yayılıyor.</p>
<p><strong>İmalat ve Üretim KOBİ’leri</strong>: Makine, gıda işleme, tekstil ve mobilya gibi sektörlerde forklift, jeneratör ve hammadde taşımacılığı dizel bağımlı.</p>
<p>Bir orta ölçekli imalatçı KOBİ’de enerji ve lojistik maliyetleri toplam giderlerin %15-25’ini oluştururken, savaşla bu oran %10-20 puan şişti.</p>
<p>Elektrik faturalarındaki artış (doğalgaz santralleri etkisiyle) üretim maliyetini ek %5-8 yükseltti. <em>İhracatçı KOBİ’ler rekabet gücünü kaybetti;</em> Avrupa ve Asya rakipleriyle fiyat farkı açıldı.</p>
<p><strong>Tarım ve Gıda KOBİ’leri:</strong> Traktör ve kamyonet kullanan çiftçi-üreticiler ile sebze-meyve nakliyecileri en çok etkilenenler.</p>
<p>Mazot zamları gübre ve ilaç taşımacılığını pahalılaştırdı; tarladan markete ulaşım maliyeti %20-30 arttı.</p>
<p>Market raflarında gıda zamları KOBİ’lerin satışlarını düşürdü.</p>
<p><strong>Hizmet ve Perakende KOBİ’leri:</strong> Kurye, restoran teslimatı ve inşaat malzemesi taşımacılığı yapanlar dizel maliyetinden doğrudan etkilendi.</p>
<p>Bir restoran KOBİ’si malzeme tedarik maliyetinde %12-18 artış gördü.</p>
<p>Genel tahmin: Savaşın ilk 1-2 ayında enerji yoğun KOBİ’lerde toplam maliyetler %10-20 yükseldi. Marjlar daraldı, bazı işletmeler fiyatları müşteriye yansıtamadı ve kâr eridi.</p>
<p>Tedarik zinciri aksamaları (ithal hammadde gecikmeleri) stok maliyetlerini de artırdı.</p>
<ol start="4">
<li><strong>Hükümet Müdahaleleri ve Destekler: Eşel Mobil’in Rolü</strong></li>
</ol>
<p>Ekonomi yönetimi hızlı tepki verdi.</p>
<p>Eşel Mobil ile ÖTV indirimi sayesinde zamların büyük kısmı pompa fiyatına yansımadı.</p>
<p>Mart’ta 43 milyar TL’lik kamu desteği sağlandı.</p>
<p>Ayrıca KOBİ’lere yönelik KOSGEB ve banka kredilerinde faiz indirimleri, enerji verimliliği hibeleri gündeme geldi.</p>
<p>Ancak bunlar geçici; savaş uzarsa bütçe yükü artacak ve destekler sınırlı kalabilir.</p>
<ol start="5">
<li><strong> Kısa ve Uzun Vadeli Senaryolar ile KOBİ’lere Öneriler</strong></li>
</ol>
<p>Kısa vadede (2026 yazına kadar): Savaşın de-eskalasyonuyla petrol 80-90 dolara inerse zamlar yavaşlar.</p>
<p>Ancak Hürmüz açılmazsa yeni dalgalar gelebilir.</p>
<p>KOBİ’ler maliyetleri %5-10 daha artırabilir.</p>
<p>Uzun vadede: Yapısal dönüşüm şart.</p>
<p>Elektrikli araçlara geçiş, lojistikte rota optimizasyonu, yenilenebilir enerji yatırımları (güneş panelleri, verimli jeneratörler) maliyetleri kalıcı düşürebilir.</p>
<p>KOBİ’ler: Yakıt tüketimini %15-20 azaltmak için filo yönetim yazılımları kullanmalı.</p>
<p>Tedarikçileri yakına çekerek nakliye mesafesini kısaltmalı.</p>
<p>KOSGEB ve Ticaret Bakanlığı’nın yeşil dönüşüm desteklerinden yararlanmalı.</p>
<p>Fiyatlandırmada “yakıt farkı” maddesi ekleyerek riski müşteriye dağıtmalı.</p>
<p><strong>Sonuç olarak,</strong> ABD-İsrail-İran savaşı akaryakıt fiyatlarını rekor seviyeye taşıyarak KOBİ’lerin maliyet yapısını kalıcı olarak değiştirdi.</p>
<p>Doğrudan yakıt ve lojistik zamları, dolaylı enflasyon ve rekabet kaybı ile birleşince en hassas kesimi vurdu.</p>
<p><em>Bu artışlar KOBİ’ler üzerinde</em> doğrudan maliyet artışı, dolaylı olarak enflasyon ve talep daralması, finansman baskısı şeklinde çok boyutlu etkiler oluşturmuştur.</p>
<p><strong>Karamsarlığa düşmeden KOBİler  az hasarla çıkılabilir inancındayım..</strong></p>
<p>Özellikle enerjiye bağımlı ekonomilerde faaliyet gösteren işletmeler için bu süreç, yalnızca bir maliyet artışı değil, aynı zamanda stratejik dönüşüm zorunluluğu anlamına gelmektedir.</p>
<p>Hükümetin vergi feragati tampon olsa da, KOBİ’lerin ayakta kalması enerji verimliliği ve stratejik planlamaya bağlı.</p>
<p>Savaşın seyri belirsiz ancak bu kriz, Türkiye KOBİ ekosistemini daha dayanıklı ve sürdürülebilir kılmak için bir dönüm noktası olabilir.</p>
<p>KOBİ’ler bugünden önlem almazsa, maliyet baskısı istihdam ve büyüme hedeflerini de tehdit edeceğini unutmamak gerekiyor...</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/petroldeki-artislar-kobileri-nasil-etkiliyor-76612</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/7/1280x720/kobi-sanayi-1750971968.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Petroldeki artışlar KOBİ’leri nasıl etkiliyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/orta-dogudaki-savas-esnafi-da-vurdu-76609</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Orta Doğu&#039;daki savaş esnafı da vurdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla başlayan savaş 40’ıncı gününü doldurmaya yaklaşırken Türkiye ekonomisine olumsuz etkileri de istatistiklerde kendisini göstermeye başladı. Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu’nun mart ayına ilişkin esnaf sicil istatistikleri, dezenflasyon programıyla sekteye uğrayan ticari hayattaki erozyonun, savaş ile birlikte daha da arttığını gözler önüne serdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d7342773f43-1775711271.png" alt="" width="800" height="197" />EKONOMİ’nin yaptığı hesaplamalara göre mart ayında açılan esnaf iş yeri sayısı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 11.54 artarak 8 bin 788’den, 9 bin 802’ye yükseldi. Buna karşılık aynı dönemde açılan esnaf işyeri sayısı ise yüzde 12.73 azalarak 25 bin 991’den 22 bin 333’a geriledi. Kapanan işyeri sayısı ocakta yüzde 1.47 azalarak 12 bin 736’ye, şubatta ise yüzde 26.08 azalarak 11 bin 817’ye gerilemişti. </p>
<p>Açılan iş yeri sayısı da ilk üç ayın tamamında geçen yılın aynı ayına göre geriledi. Ocakta yüzde 4.3 azalarak 27 bin 929’a gerileyen açılan işyeri sayısı, şubatta yüzde 1.09 azalarak 25 bin 62’ye gerilemişti. Böylece yılın ilk çeyreğinde açılan esnaf iş yeri sayısı yüzde 5.98 azalarak 80 bin 113’ten 75 bin 124’e gerilerken, kapanan iş yeri sayısı yüzde 11.79 artarak 30 bin 554’ten 34 bin 155’e yükselmiş oldu. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/orta-dogudaki-savas-esnafi-da-vurdu-76609</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/5/1280x720/dort-ilde-esnaf-alarm-veriyor-1741186793.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mart ayında açılan esnaf işyeri sayısı yüzde 12.7 azalarak 22 bin 333’e gerilerken, kapanan işyeri sayısı yüzde 11.5 artarak 9 bin 802’ye çıktı. Yılın ilk çeyreğinde kapanan esnaf işyeri sayısı yüzde 11.7 artarak 34 bin 155’e yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yurt-ici-asgari-kurumlar-vergisi-mukellefleri-ve-yararlanacaklari-istisnalar-76610</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yurt içi asgari kurumlar vergisi mükellefleri ve yararlanacakları istisnalar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kurumlar Vergisi mükelleflerinin 2025 yılı kurum kazançlarını 20206 yılı Nisan ayı sonuna kadar (1-30 Nisan)yıllık kurumlar vergisi beyannamesi ile beyan etmeleri gerekmektedir. Önceki yıllardan farklı olarak beyan ettikleri kurum kazancı üzerinden hesaplanan kurumlar vergisinin asgari bir seviyenin altında kalmamasına dikkat etmeleri gerekmektedir.</p>
<p>Bu gün yazımızda asgari kurumlar vergisi mükellefleri ile asgari kurumlar vergisinin hesabında yararlanılabilecek ve yararlanılması mümkün olmayan istisnalar üzerinde duracağız. İndirimler konusunu sonraki yazımızda ele alabileceğiz.</p>
<p><strong>Yurt içi asgari kurumlar vergisi</strong></p>
<p>7524 sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 36. ncı maddesi ile Kurumlar Vergisi Kanununa 32/C maddesi eklenmiş ve “Yurt İçi Asgari Kurumlar Vergisi” uygulaması getirilmiştir. Bu düzenlemeyle, kurumlar vergisi mükelleflerinin hesaplayacakları kurumlar vergisinin, belirli bir tutarın altına düşmesi engellenerek vergi güvenliği sağlanması amaçlanmıştır.</p>
<p>Bilindiği üzere kurumlar vergisi matrahı hesaplanırken gerek vergi kanunları gerekse diğer kanunlarda yer alan bazı istisna ve indirimler kazançtan düşülmekte ve kalan tutar üzerinden de kurumlar vergisi hesaplanmaktadır.</p>
<p>Yapılan SON düzenlemeye göre, bu şekilde hesaplanan kurumlar vergisi, kurumların indirim ve istisnalar düşülmeden önceki kurum kazancının %10’undan az olamayacaktır.</p>
<p>Yurt İçi Asgari Kurumlar Vergisi uygulamasında ise bazı istisna ve indirimler düşülmeden asgari kurumlar vergisi hesaplanmaktadır. Söz konusu hesaplama sonucunda asgari kurumlar vergisi tutarının kurumlar vergisi tutarından büyük olması halinde aradaki fark tutarın asgari kurumlar vergisi olarak ödenmesi gerekmektedir.</p>
<p>Düzenlemenin 2025 yılı kazançlarına uygulanacağı da öngörüldüğünden 2025 yılı I. geçici vergi döneminden itibaren her bir geçici vergi dönemi ve yılsonu mali tablolarına göre asgari kurumlar vergisine ilişkin hesaplama, beyan ve ödeme gerekmektedir.2025 yılı 4 geçici vergi dönemlerine ilişkin beyannamelerin verilmesinde kanunda öngörülen uygulama yapılmıştır.</p>
<p>Vergi tabanının genişletilmesi ve vergi adaletinin sağlanması amacıyla 2025 yılında yürürlüğe giren yurt içi asgari kurumlar vergisi müessesesine ilişkin kapsamlı açıklamalar Gelir İdaresi Başkanlığınca yayınlanan Rehberde bulunmaktadır</p>
<p><strong>YURT İÇİ ASGARİ KURUMLAR VERGİSİNDE MÜKELLEFİYET</strong></p>
<p>Yurt içi asgari kurumlar vergisinin mükellefleri, Kurumlar Vergisi Kanununun 1. inci maddesinde sayılan kurumlar vergisi mükellefleridir. Bunlar;</p>
<ul>
<li>Sermaye şirketleri,• Kooperatifler,• İktisadi kamu kuruluşları,• Dernek ve vakıflara ait iktisadi işletmeler,• İş ortaklıklarıdır.</li>
</ul>
<p>Söz konusu uygulama sadece kurumlar vergisi mükelleflerini kapsamakta olup Gelir vergisi mükellefleri bu uygulamaya tabi değildir.</p>
<p> <strong>Dar Mükellef Kurumlar</strong></p>
<p>Türkiye’de faaliyette bulunan dar mükellef kurumlar da bazı farklılıklarla yurt içi asgari kurumlar vergisine tabidir. Türkiye’de elde ettikleri kazançlarını yıllık kurumlar vergisi beyannamesi ile beyan etmek zorunda olan dar mükellef kurumlar, yurt içi asgari kurumlar vergisine tabidir</p>
<p><strong>Kazançları Tevkifat Yoluyla Vergilendirilen Dar Mükelleflerde Durum</strong></p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanununun 30 uncu maddesinde yer alan ve vergisi tevkif suretiyle alınan kazanç ve iratların beyanı dar mükelleflerin ihtiyarına bırakılmış olup dar mükellef kurumların söz konusu kazanç ve iratlar nedeniyle yıllık beyanname vermeleri halinde, bu kurumlar da yurt içi asgari kurumlar vergisine tabi olacaklardır.</p>
<p><strong>Yurt İçi Asgari Kurumlar Vergisine Tabi Olmayan Mükellefler</strong></p>
<p>1- Kurumlar vergisinden muaf olan kurumlar vergisi mükellefleri hakkında -asgari kurumlar vergisi hükümleri uygulanmayacaktır.</p>
<p>2- <strong>İlk defa faaliyete başlayan kurumlar</strong> hakkında, faaliyete başlanılan hesap döneminden itibaren <strong>üç hesap dönemi boyunca</strong> asgari kurumlar vergisi uygulanmayacaktır.</p>
<p><strong>Aşağıdaki işlemler sonucunda kurulan şirketler</strong>, ilk defa faaliyete başlayan</p>
<p>şirket olarak kabul edilmez:</p>
<ul>
<li>Birleşme,• Devir,• Tür değişikliği,• Kısmi bölün• Tam bölünme.</li>
</ul>
<p>3- <strong>Hasılat Esasına Göre Vergilendirilen Kurumlar</strong></p>
<p>Gelir Vergisi Kanunu’nun 113. üncü maddesinde düzenlenen “hasılat esaslı kazanç tespiti” kapsamında vergilendirilen kurumlar vergisi mükellefleri hakkında asgari kurumlar vergisi uygulanmayacaktır.</p>
<p><strong>YURT İÇİ ASGARİ KURUMLAR VERGİSİ MARTAHININ HESABINDA</strong> <strong>İSTİSNALAR</strong></p>
<p>Kurumlar vergisi mükellefleri, kurum geçici vergi ve yıl sonunda yıllık kurumlar vergisi beyannamelerinde vergiye tabi matrahı hesaplama sırasında ticari bilanço karı ile kanunen kabul edilmeyen giderler toplamının veya ticari bilanço zararı ile kanunen kabul edilmeyen giderler toplamının sıfırdan büyük olduğu durumlarda asgari kurumlar vergisi hesaplaması yapacaklardır. Bu durumda yurt içi asgari kurumlar vergisi matrahına ilişkin olarak bazı indirim ve istisnalardan yararlanabileceklerdir. Ancak genel kurumlar vergisinden istisna olduğu halde bazı istisnalar asgari kurumlar vergisi hesabında indirim konusu olacak, bazıları ise indirilemeyecektir.</p>
<p><strong> Yurt içi Asgari Kurumlar Vergisi Matrahına Ulaşırken İndirilebilecek İstisnalar</strong></p>
<p>Kurumlar vergisi matrahından indirilebildiği gibi asgari kurumlar vergisi matrahından da indirilebilecek istisnalar aşağıdaki gibidir .(İlgili kanun  maddeleri de birlikte verilmiştir.)</p>
<p>-İştirak kazançları istisnası   - KVK md. 5/1-a</p>
<p>-Emisyon primi kazancı istisnası  -KVK md. 5/1-ç</p>
<p>-Yatırım fon ve ortaklıklarının( taşınmaz kazancı hariç) kazanç istisnası -KVK md. 5/1-d</p>
<p>-Risturn kazancı istisnası   -KVK md. 5/1-i</p>
<p>-Sat-kirala-geri al işlemlerine ilişkin kazanç istisnası  - KVK md. 5/1-j</p>
<p>-Varlık kiralama işlemlerinden elde edilen kazanç istisnası  -KVK md. 5/1-k</p>
<p>Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıtlı gemilerin işletilmesinden sağlanan kazanç istisnas  -4490 sayılı Kanun md. 12</p>
<p>Serbest bölgelerde elde edilen kazanç istisnası  -3218 sayılı Kanun geçici madde</p>
<p>Teknoloji geliştirme bölgelerinde elde edilen kazanç istisnası -4691 S. Kanun geçici madde 2</p>
<p> <strong>Yurt İçi Asgari Kurumlar Vergisi Matrahında İndirilemeyen Kazanç İstisnaları</strong></p>
<p>Yurt içi asgari kurumlar vergisi matrahından düşülemeyen istisnalar aşağıdaki gibidir:</p>
<p>(İstisna Konusu ve İlgili Kanun Maddesi itibariyle)</p>
<p>-Yurt dışı iştirak kazançları istisnası    -KVK md. 5/1-b</p>
<p>-Yurt dışı iştirak hissesi satış kazancı istisnası    -KVK md. 5/1-c</p>
<p>-Yatırım fon ve ortaklığı kazancı istisnası(taşınmazlardan elde edilen kazançlar)  -KVK md. 5/1-d</p>
<p>-Taşınmaz, iştirak hisseleri ve fon satış kazancı istisnası   -KVK md. 5/1-e</p>
<p>-Bankalara, finansal kiralama veya finansman şirketlerine ya da TMSF’ye borçlu olanların</p>
<p>taşınmaz veya iştirak hisselerinin satış kazancı istisnası   -KVK md. 5/1-f</p>
<p>-Yurt dışı şube kazançları istisnası KVK md. 5/1-g</p>
<p>-Yurt dışı inşaat, onarım, montaj ve teknik hizmetler kazanç istisnası   - KVK md. 5/1-h</p>
<p>-Eğitim ve öğretim kazanç istisnası    -KVK md. 5/1-ı</p>
<p>Yabancı fon kazançlarının vergilendirilmesinde yönetici şirketlere ilişkin kazanç istisnası -KVK md. 5/A</p>
<p>- Sınai mülkiyet hakları satış kazancı istisnası KVK md. 5/B</p>
<p>-Kur korumalı mevduat ve katılım hesaplarından elde edilen kazanç istisnası   -KVK geçici madde 14</p>
<p>Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu kapsamında düzenlenen ürün senetlerinin elden</p>
<p>çıkarılmasından doğan kazanç istisnası -GVK geçici madde 76</p>
<p>Araştırma altyapılarının Ar-Ge ve yenilik faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlarda istisna</p>
<p>--6550 sayılı Kanun, geçici madde 1/a</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yurt-ici-asgari-kurumlar-vergisi-mukellefleri-ve-yararlanacaklari-istisnalar-76610</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yurt içi asgari kurumlar vergisi mükellefleri  ve yararlanacakları istisnalar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yas-meyve-ve-sebzede-ihracat-rotasi-degisti-76607</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yaş meyve ve sebzede ihracat rotası değişti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Şubat-mart döneminde Türkiye’nin ihracatında önemli dalgalanmalar yaşandı. En fazla artış, küçük hacimli Orta Doğu ülkelerinde görülürken, büyük hacimli bazı Avrupa ve Asya pazarlarında ciddi düşüşler yaşandı. Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (TİM) verilerine göre, Mart ayı ihracatında en yüksek artış Katar’da gerçekleşti. Şubat ayında 69 bin dolar seviyesinde olan ihracat, Mart’ta 1,04 milyon dolara çıkarak %1.415’lik dev bir yükseliş kaydetti. Bunu Kuveyt yüzde 204 ve BAE yüzde 120 izledi. Suriye ve Bahreyn de artış kaydeden ülkeler arasında öne çıktı. Lübnan ve Özbekistan’da da ihracat önemli oranda yükselirken, Afganistan ise Şubat verisi sıfır olmasına rağmen Mart’ta 18 bin dolarlık ihracatla yeni bir pazar olarak dikkat çekti.</p>
<h2>Asya ve Avrupa’da düşüş var </h2>
<p>Diğer yanda, en fazla düşüş Asya ve Avrupa pazarlarında görüldü. Japonya’daki ihracat %82 oranında düşerken, Malezya ve Singapur sırasıyla %54 ve %47 geriledi. Büyük hacimli pazarlar Rusya Federasyonu ve Polonya’da da önemli kayıplar yaşadı. Rusya’dan yapılan ihracat 101 milyar dolardan 80 milyar dolara gerileyerek, toplam ihracat üzerinde ciddi bir etki yarattı. Belarus ve Mersin Serbest Bölgesi’ndeki düşüşler de dikkat çekti. Bu dalgalanmalar, Türkiye ihracatının hem yeni pazarlara açılma potansiyelini hem de mevcut büyük pazarlardaki kırılganlığını ortaya koyuyor.</p>
<h2>İran’ın boşluğu Türkiye’ye yöneldi </h2>
<p>Mart ayında Orta Doğu ülkelerine yönelik yaş meyve sebze ihracatında görülen artışı değerlendiren Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Hayrettin Uçak, Türkiye genelinde mart ihracatının yaklaşık %32,5, Ege Bölgesi’nde ise %11 civarında artış yaşandığını belirten Uçak, bu yükselişin birden fazla etkene dayandığını söyledi. Uçak’a göre artışta en önemli faktörlerden biri, yaz meyvelerinin hasadının başlaması. Özellikle çilek gibi ürünlerin ihracata girmesiyle hareketlilik arttı. Bunun yanında İran’dan Ortadoğu pazarına giden ürünlerin azalmasıyla talebin Türkiye’ye yöneldiğini ifade eden Uçak, fiyat etkisinin de rakamlara yansıdığını vurguladı. Uçak şöyle devam etti; “Hem miktar hem değer bazında artış var. Hava şartları nedeniyle sebze fiyatlarında yaşanan yükseliş de ihracat rakamlarına yansıyor. Önümüzde kiraz, şeftali, nektarin, kayısı ve diğer sert çekirdekli meyvelerin sezonu var. Nisan ortasından itibaren bu ürünlerin devreye girmesiyle artış çok daha belirgin hale gelecek.”</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Rusya, Polonya ve Ukrayna’daki düşüş mevsimsel</span></h2>
<p>Rusya, Polonya ve Ukrayna pazarlarında görülen gerilemenin kalıcı olmadığını belirten Uçak, bunun tamamen mevsimsel bir geçiş döneminden kaynaklandığını ifade etti: “Kış meyvelerinin sezonu sona erdi, yaz meyveleri ise henüz tam olarak başlamadı. Bu geçiş dönemlerinde geçici düşüşler yaşanabiliyor. Yaz meyveleri başladığında bu pazarlarda da rakamlar tekrar yukarı çıkacaktır.” Deniz taşımacılığında son dönemde yaşanan navlun artışlarının ihracatçılar için ciddi mağduriyet yarattığını da dile getiren Uçak, bazı firmaların sözleşme yapılmış fiyatların üzerine fahiş artışlar yansıttığını söyledi: “Bir ihracatçımız ürünü gemiye yükledikten sonra navlun bedelinin neredeyse %200 artırıldığını gördü. Bu hem etik değil hem de hukuki açıdan sorunlu. Makul artışlar anlaşılabilir ama bu seviyeler kabul edilemez.” Uçak, bu tür uygulamalara karşı ihracatçıların haklarını araması gerektiğini vurgularken, etik dışı davranan firmalarla ticari ilişkilerin gözden geçirilmesi gerektiğini sözlerine ekledi. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yas-meyve-ve-sebzede-ihracat-rotasi-degisti-76607</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/5/1280x720/kasimda-domates-ve-sebze-miktari-artti-meyve-azaldi-1764751680.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mart ayında yaş meyve sebze ihracatı yüzde 32,5 artarken, pazar dağılımında dikkat çekici bir değişim yaşandı. Orta Doğu ve Avrupa ülkelerine ihracat artarken, Asya pazarında ve ABD’de belirgin düşüşler görüldü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tek-kullanimlik-plastik-yasagi-piyasayi-karistirdi-76606</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tek kullanımlık plastik yasağı piyasayı karıştırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Tek kullanımlık plastiklerin Eylül 2026’da yasaklanmasına ilişkin tasarı piyasada paniğe yol açtı. Sahadan alınan bilgilere göre, tasarının duyulmasıyla beraber müşteriler tek kullanımlık plastik ürün siparişlerini askıya aldı. Bundan dolayı bazı firmaların istihdamlarını azaltmaya başladıkları öğrenilirken, yeni makine yatırımlarının da durduğu belirtiliyor. Yanı sıra sektör firmalarının tek kullanımlık plastik yatırımları için yaptıkları kredi başvurularına da bankalar şüpheli yaklaşmaya başladı. Sektör temsilcileri, 6 ay sonrasına tarihlenen yasak kararının doğrudan 35 bin kişilik istihdamı tehdit ettiğini söylerken, yaklaşık 10 milyar dolarlık yatırımın da çöp olma riskiyle karşı karşıya kaldığını savunuyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın yasak kararından döndürmek için kapsamlı raporlar hazırlayan sektör derneklerinin de Ankara mesaisi artmış durumda. Bu derneklerden biri Türk Plastik Sanayicileri Araştırma Geliştirme ve Eğitim Vakfı (PAGEV)… Konuya ilişkin ulaştığımız PAGEV Başkanı Yavuz Eroğlu, sektörde yaşanan endişeleri ve alınan kararın olası sonuçlarını paylaştı. Eroğlu, Türkiye’de tek kullanımlık plastikler başlığı altında gündeme getirilen yasakçı düzenleme yaklaşımının, çevre politikası gibi görülse de gerçekte çok daha büyük bir sonucu tetikleme riski taşıdığını dile getirdi. “Sanayinin daralması, istihdamın zayıflaması, ihracatın düşmesi, enflasyonun artması ve vatandaşın günlük hayatının pahalanması söz konusu” diyen Eroğlu, “Daha vahimi ise AB, son yıllarda aşırı düzenlemelerin kendi sanayisinin rekabetçiliğini zayıflattığını yaşayarak gördüğü için birçok başlıkta erteleme, yumuşatma, revizyon ve sadeleştirme yönüne giderken; Türkiye’nin bugün, AB’nin beş yıl önce yaptığı ve bugün düzeltmeye çalıştığı aynı yanlışa yönelmesi kabul edilemez” dedi. </p>
<h2>Tüketicinin maliyeti 3 kat artar </h2>
<p>Eroğlu, tek kullanımlık plastik ürünlere alternatif olarak zorlanan çözümlerin çevreye daha fazla zarar veren, tüketicinin maliyetini de ortalama 3 kat arttıran sürdürülemez ikameler olduğunu ileri sürdü. Alternatifleri teknik, ekonomik ve çevresel açıdan yeterince değerlendirilmeden getirilen yasakların, ne çevresel ne de ekonomik anlamda gerçek bir karşılığı olmadığına dikkat çeken Eroğlu, şu ifadeleri kullandı: “Örneğin kağıt pipetlerin plastik pipetlere göre yaklaşık 5-7 kat daha pahalı olduğu, kullanım sırasında yumuşadığı ve tüketici memnuniyetini düşürdüğü biliniyor. Benzer şekilde bambu bazlı ürünler tamamen ithal. Su kaynaklarını tüketen ve Türkiye’de yetiştirilmesi mümkün olmayan bambunun bir alternatif olarak sunulması bile bu tasarının ne kadar hazırlıksız yapıldığının en büyük kanıtı. Yanı sıra alternatif ürünlerin maliyetlerinin yüksekliği, doğrudan tüketiciye yansıyacak. Değerlendirmelerimize göre ambalaj maliyetleri artacak, gıda fiyatları yükselecek, enflasyonist baskı güçlenecek. Bu durum özellikle su, süt, peynir, kahve gibi günlük tüketim ürünlerinde doğrudan hissedilecek. Cam ambalajlı ürünlerin maliyeti plastik ambalajlara göre kat kat daha yüksek ve bu fark doğrudan raf fiyatlarına yansıyor. Bu durum dar gelirli vatandaşın günlük tüketim alışkanlıklarını doğrudan etkiler.”</p>
<h2>‘AB yasaklıyor’ savı gerçekçi değil</h2>
<p>“AB yasaklıyor deniyor, ancak Türkiye 20 AB ülkesine ihracata devam ediyor” diyen Eroğlu, “Bu veri tek başına şunu ortaya koyuyor; eğer bu yasaklar AB’de tam uygulanıyor olsaydı, Türkiye’nin bu ülkelere ihracatının devam etmesi mümkün olmazdı. Türk firmalarımızın ihracatlarının kaydının tutulduğu Ticaret Bakanlığı verilerine (GTİP) bakılması dahi, Avrupa’da bu yasakların pratikte uygulanmadığını açık ve net şekilde gösterecektir” diye konuştu. Kamuoyunda ‘tek kullanımlık plastik’ olarak anılan ürünlerin önemli bir bölümünün de hijyen ve gıda güvenliği sağlayan ürünler olduğunu vurgulayan Eroğlu, yanı sıra plastik sanayiinin Türkiye’nin stratejik bir üretim gücü olduğuna dikkat çekti. “Bu yasaklar işsizlik, üretim kaybı anlamına gelir” diyen Eroğlu, şu bilgileri paylaştı: “Tek kullanımlık plastik ürünlerde yıllık üretim miktarı 1,4 milyon ton, yaklaşık üretim değeri ise 4,4 milyar dolar düzeyinde. Aynı ürün grubunda ihracat 1 milyon ton ve yaklaşık 3 milyar dolar seviyesinde. Yasağın yarattığı doğrudan istihdam kaybı riski 35 bin, tedarikçi ve bağlantılı sektörlerle toplam etki ise yaklaşık 100 bin kişiye kadar ulaşıyor.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tek-kullanimlik-plastik-yasagi-piyasayi-karistirdi-76606</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/10-PAGEV.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eylül 2026’da yürürlüğe girmesi planlanan tek kullanımlık plastik yasağı, sektörde deprem etkisi yarattı. Sektör temsilcilerine göre, 35 bin kişinin işi tehlikeye girerken, 10 milyar dolarlık makine parkuru ‘çöp’ olma riskiyle karşı karşıya. Sahada ise yasak endişesiyle yeni siparişlerin askıya alınmaya başladığı, bu durumun da yeni makine yatırımlarına fren yaptırırken, istihdam çıkışlarının masaya gelmesine yol açtığı belirtiliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/petro-yuan-sistemi-ne-kadar-yayginlasabilir-76604</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petro-yuan sistemi ne kadar yaygınlaşabilir?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Çin, 2013 yılında başlattığı 150 ülkeyi kapsayan kuşak yol projesi ile günümüzde petrol ithalatında dünya genelinde birinci sırada bulunmaktadır. Bu konum özellikle Çin’e büyük bir müzakere avantajı vermektedir.</strong></p>
<p>Petrol, özünde hidrokarbon zincirlerinden oluşmuş, sudan yoğun, doğal yanıcı özelliği olan bir “<strong>mineral yağ”</strong>dır. Latince’de taş anlamına gelen "<strong>petra</strong>" ile yağ anlamına gelen "<strong>oleum</strong>" sözcüklerinden oluşan petrol terimini, ilk defa, 1546 yılında Alman mineralojist Georg Bauer, “<strong>Da Natura Fossilium</strong>” adlı makalesinde kullanmıştır.  </p>
<p>4,5 milyar yıllık Dünya’nın ömrü içerisinde denizlerdeki bitki ve hayvanların milyonlarca yıl çürüdükten sonraki kalıntılarından oluşan petrolün üretim yeri, ağırlığı (API) ve sülfür içeriğine göre piyasa fiyatı belirlenmektedir.  Üretim yeri rafineri taşıma maliyetlerini etkilediği, hafif petrolden daha fazla gazolin üretilebildiği ve az sülfürlü (“<strong>tatlı</strong>”) petrol çevreye daha az zararlı olduğu için yapılan bu sınıflandırmalar önemlidir. </p>
<p>Petrolün sabit bir kimyevi bileşimi olmayıp, her sahanın ham petrolü kendine göre farklıdır. Hatta bu farklılaşma, aynı petrol sahasında bile görülebilir. ABD’nin Oklahoma ve Teksas eyaletlerinden çıkarılan Batı Teksas Petrolü (WTI) ile Kuzey Denizi’nden çıkarılan Avrupa tipi (Brent) petrolün ayrışmasında olduğu şekilde düşünebiliriz. Ayrıca petrol ihraç eden ülkelerin oluşturduğu OPEC de piyasadaki arz dengesi üzerinden fiyatları belirlemektedir.</p>
<p>Petro-dolar sistemi, dünya petrol ticaretinin ABD Doları cinsinden fiyatlandırılması ve ticaretinin yapılması esasına dayanan, doların küresel rezerv para statüsünü koruyan ekonomik ve jeopolitik bir düzenlemedir. 1970’lerin başında, ABD’nin altın standardını bırakmasının ardından ABD ve Suudi Arabistan arasında yapılan anlaşma ile kurulan bu sistem, petrol üreten ülkelerin elde ettikleri gelirleriyle dolar alarak karşılığında ABD tahvillerine yatırım yapmalarını ifade etmektedir. Diğer körfez ülkeleri de (BAE, Katar, Bahreyn, Umman) sonrasında sisteme dahil edilmiştir. Körfez bölgesinde petrol ihraç etmekte olan ülkeler, gelirlerinde istikrar sağlayabilmek üzere uzun yıllar boyunca yerel para birimleri ile ABD Doları arasında belirli bir sabit kur seviyesi uygulamasına geçmişlerdir. Ayrıca ilgili ülkelere elde ettikleri petrol gelirleri ile ABD’den savunma ekipman alımları ve askeri koruma sigortasının satın alınması da anlaşmaya dahil edilmiştir.</p>
<p><strong>Günlük petrol arz/talep dengesi </strong><strong>100-105 milyon</strong><strong> varil civarında</strong></p>
<p>50 yılı aşkın bir süredir işletilen mevcut bu sisteme göre bölgeden çıkarılan petrolü kim satın alacak olursa olsun karşılığındaki ödemeler ABD Doları cinsinden yapılmak durumundadır. Dolayısı ile bu ticarete dahil olan tüm ülkeler petrol satın alabilmek için merkez bankalarının bilançosunda belli bir miktarda ABD Doları rezervi tutmak durumundadırlar. Bugün itibarıyla dünya genelinde günlük petrol arz/talep dengesi <strong>100-105 milyon</strong> varil civarındadır (ticaret miktarı: $11 milyar/gün).</p>
<p>ABD mevcut sistem ile çok düşük faizle hatta faizsiz (global dolar emisyon hacmi kadar) olarak uluslararası piyasalardan rahat borçlanma imkanına kavuşmuştur. Böylece uzun yıllar boyunca sürdürdüğü bütçe açığı finansmanı problemine de temel bir çözüm bulmuştur.</p>
<p>Ancak 4 yıl önce başlayan Ukrayna-Rusya savaşının Rusya üzerinde yarattığı ekonomik ambargolar “Petro-dolar sisteminden petro-yuan sistemine acaba geçilebilir mi?” sorusunun hızla gündeme gelmesine neden olmuştur.</p>
<p>Son yıllarda Rusya, Çin ve İran gibi ülkeler, yuan veya diğer yerel para birimleriyle aralarında petrol ticareti yaparak bu sistemi devre dışı bırakmaya çalışsalar da, sistem halen küresel enerji ticaretinin temel özelliği olmaya devam etmektedir.</p>
<p>İsrail-İran-ABD savaşı ile birlikte Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ve petrol ticaretinin ABD Doları haricinde, şayet yuan üzerinden Asya ülkelerine yapılması durumunun gelecek yıllarda dünya ekonomik sistemi üzerine büyük etkileri olacaktır.</p>
<p>Özellikle 2002 yılında Rusya’nın <strong>300 milyar dolarlık</strong> uluslararası finans sistemindeki döviz rezervlerinin ABD/AB iş birliği ile dondurulmasının yarattığı ekonomik şok dünya genelinde Batı’nın dayattığı sisteme karşı kalıcı bir tedirginlik yaratmıştır.</p>
<p>Rusya ve Çin arasında uluslararası ödemeler sistemi SWIFT benzeri SPFS (Rusya) ve CIPS (Çin) tarafından geliştirilen yeni ödeme sistemleri petrol/doğalgaz ticaretinde yuan/ruble kabulünün de önünü açmış bulunmaktadır.</p>
<p>Ancak bölgede son yıllarda yaşanmakta olan bölgesel savaşların yoğunluğunun artması ile birlikte ABD’nin körfez ülkelerine sağlamakta olduğu savunma kalkanının İran-İsrail savaşı ile birlikte delindiğini görmekteyiz.</p>
<p><strong>2016’da en büyük ithalatçı olan </strong><strong>ABD, bugün en büyük üretici</strong></p>
<p>Dünya petrol ve doğalgaz tedarikinin %20’si Hürmüz Boğazı’ndan geçmektedir. ABD 50 yıldır petro-dolar sistemi ile körfez ülkelerine verdiği askeri koruma sözlerini bugün tutmadığına göre ilgili ülkelerin mevcut sistemi gelecekte sürdürmelerinin herhangi bir garantisi de kalmamaktadır. Dolayısı ile yaşanmakta olan savaşın süresinin uzamasının, körfez ülkeleri ile ABD arasındaki işbirliğini derinden sarsacağı çok açıktır.</p>
<p>2016 yılına kadar ABD dünya genelinde en büyük petrol ithalatçısıydı. Ancak bugün ABD günlük <strong>13,5 milyon</strong> varil petrol üretimi ile birinci sıradadır. Rusya <strong>9,8 milyon</strong> varil üretim ile ikinci sırada, Suudi Arabistan <strong>9,5 milyon</strong> varil üretim miktarı ile üçüncü sırada yer almaktadır.</p>
<p>Çin, 2013 yılında başlattığı 150 ülkeyi kapsayan kuşak yol projesi ile günümüzde petrol ithalatında dünya genelinde birinci sırada bulunmaktadır. Bu konum özellikle Çin’e büyük bir müzakere avantajı vermektedir.</p>
<p>ABD’nin Rusya’nın döviz rezervlerini dondurması ve en son Venezuela’daki askeri müdahalesi ile birlikte petrol üretiminin kontrolünü sağlaması, Dünya genelinde ülkelerin finansal varlıklarının yönetimi ve doğal kaynaklarının ticareti üzerinde yeni çözüm arayışlarını beraberinde getirmiştir. Örneğin 2018 yılında Çin altına dönüştürülebilir şekilde yuan üzerinden fiyatlanan vadeli petrol kontratlarını devreye almıştır.</p>
<p>Jeopolitik artan riskler yanında ABD’nin 2008 küresel kredi krizinden bugüne kadar yaşanan finansal türbülanslarda yaptığı parasal gevşeme operasyonları ile birlikte ABD Doları arzını artırması, parası dolara sabit kur ile bağlanmış Körfez ülkelerinin dolar varlıklarının değerini olumsuz yönde etkilemiştir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Sistem geçişinde en önemli engeller</strong></p>
<p>Peki tüm bu yaşanan gelişmeler doğrultusunda petro-yuan sistemi petro-dolar sisteminin yerini alabilir mi? Kısa vadede açıkçası pek mümkün gözükmemekle birlikte sistemin işleyişi ve ekonomik/jeostratejik güvenlik noktasında önemli kırılmalar yaratacağı gözükmektedir. Çin tarafından içeride ikili katı kontrollü döviz kuru sisteminin uygulanıyor olması ile birlikte yuanın dünya genelinde serbest konvertibl bir sistem işleyişine sahip olmaması, uluslararası aktif borçlanma piyasasının oluşmaması gibi etkenler sistem geçişinde en önemli engellerdir.</p>
<p>Çin’in yapmakta olduğu ihracat bedellerinde karşı tarafa yuan kullanımını şart koşması ile elde edilen miktarların altına dönüştürülmesi gibi uygulamaların yaygınlığı izlenecektir. Çin tarafından açıklanan ekonomik verilerin uluslararası kredibilitesindeki sorunlar böyle bir sistem geçişinin önündeki en önemli “<strong>güven</strong>” sorununu ortaya çıkarmaktadır.</p>
<p>Çin’in sahip olduğu <strong>2.309 ton altın</strong> rezervi halihazırda ABD’nin sahip olduğu <strong>8.133 ton altın</strong> rezervinin yanında böyle bir sistem geçişindeki konvertibilite desteği yönünden yetersiz kalacaktır. 1974 yılında ABD tarafından işletilen Bretton Woods sisteminin çöküşünün temelinde ABD tarafından sağlanan altın arzının ABD’de yükselen enflasyonun ekonomik görünümü desteklememesi yatmaktaydı.</p>
<p>Neticede bugünden itibaren beklenen en olası gelişme dünya genelinde bölgesel kırılmaların yaşanmasıdır. Rusya, Çin, İran ve Japonya gibi ülkeler yuan üzerinden enerji ticareti tercihlerini yapabileceklerdir. Zaman içerisinde bu gruba başka Asya ülkelerinin de iştirak etmeleri beklenebilir.  </p>
<p>Gelecekte petrol ticaretinin bir kısmının dolar ile bir kısmının da yuan üzerinden ticaretinin yapılmakta olduğunu göreceğiz. Ülkeler arası ikili anlaşmalara paralel işleyen ticaret ile paralel kur sistemi uygulanacaktır.</p>
<p>Paralel sistemler daha yüksek işlem maliyetleri ve daha yüksek piyasa oynaklıklarını da beraberinde getirecektir. Ülkeler arasında uygulanacak karma döviz kuru sistemleri küresel ekonomik güç dengelerinde yeni oluşumlara yol açabilecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/petro-yuan-sistemi-ne-kadar-yayginlasabilir-76604</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Petro-yuan sistemi ne kadar yaygınlaşabilir? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elektronik-tebligat-karari-ve-sonuclari-76603</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektronik tebligat kararı ve sonuçları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Umarım yasa koyucu, konunun düzenlenmesini, alelacele hazırlanarak son günlerde çıkacak bir torba kanuna sıkıştırılmış bir düzenlemeye bırakmaz. Umarım konu, hukukçularla tartışılarak /ortak akıl aranarak oluşturulan bir düzenleme teklifine dayalı olarak ve son günlere kalmadan yasal düzenlemesine kavuşur.</strong></p>
<p>Önceki yazımda Gelir İdaresi Başkanlığı (GİB) tarafından Vergi Usul Kanunu düzenlemeleri uyarınca oluşturulan elektronik tebligat sistemine daha önceden yönelttiğim başlıca eleştiri konularını kısaca özetledikten sonra Anayasa Mahkemesi’nin E.2025/94 K.2026/11 sayılı kararı ile Vergi Usul Kanunu’nun 107/A maddesinin 3. fıkrasında yer alan <em>“tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye</em>” ibaresini iptal ettiğinden bahsederek söz konusu kararın önemli noktalarını kısaca aktarmıştım. Bu yazıya bıraktığım “şimdi ne olacak” sorusunun yanıtını aramadan önce söz konusu Kararı tahlil edelim.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi kararını oy çokluğu ile vermiştir. Çoğunluk görüşü düzenlemede konunun çerçevesinin, sınırlarının belirsiz olduğu görüşünü benimserken azınlık oyu sahibi üyeler sınırın, Vergi Usul Kanunu’nun sınırı olduğu, yani kanunun mükellef ve sorumlu sıfatına sahip kişilere uygulanacak olması dolayısıyla elektronik tebligatın da sınırlarının da mükellef ve sorumlu sıfatına sahip kişiler olduğunu, bir başka deyişle sınırların mevcut olduğu görüşünü benimsemişlerdir. Ancak azınlığın bu görüşüne katılma olanağı yoktur. Konuya özel sınırların çizilmemiş olması dolayısıyla GİB Genel Tebliğ’de özellikle gelir vergisi mükellefleri için sistemi mükellefiyet süresi ile sınırlamamış mükellefiyetin terkinden sonrasını da kapsayacak şekilde kayd-ı hayat ile uygulamaya koymuştur. Yani VUK sınırları elektronik tebligatta geçerli olmamıştır. </p>
<p>Anayasa Mahkemesi, mükelleflerin elektronik adres kullanmaya ve vergi idaresince yapılacak tebligatları elektronik posta yoluyla kabule zorlanmasının ve elektronik posta adresine yapılan tebligata hukuki sonuç bağlanmasının mahkemeye erişim hakkına sınırlama getirdiğini kabul etmiştir. Bu kanaate de temel ilkelerin belirlenmemiş ve çerçevesinin çizilmemiş olmasından hareketle ulaşmıştır.</p>
<p><strong>Konuya iyi çalışmak gerekiyor</strong></p>
<p>Ancak başvuru yapan mahkeme -geçen yazımda da özetlediğim gibi- pek çok Anayasa’ya aykırılık sebebi ileri sürmüş olmakla birlikte Anayasa Mahkemesi, “mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği” sonucuna vardıktan ve zaten bu sonuç iptali gerektirdiğinden diğer Anayasa’ya aykırılık iddialarını incelemeye gerek görmemiş ve bu hususu kararında açıkça belirtmiştir. Bu nokta önemlidir. Zira yasa koyucunun yapacağı düzenlemede sadece “mahkemeye erişim hakkı”na ilişkin aykırılık sebeplerinin giderilmesinin, yapılacak düzenlemenin Anayasaya aykırılık savlarının tamamını bertaraf edeceği düşünülmemelidir. Bu nedenle konuya iyi çalışmak gerekmektedir.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi kamu düzeni açısından bir düzenleme/uygulama boşluğu doğmaması için iptal kararının yayımını izleyen 9 ay sonra yürürlüğe girmesini hükme bağlamıştır. Bu nedenle Karar 3 Ocak 2027 tarihinde yürürlüğe girecektir.</p>
<p>Umarım yasa koyucu, konunun düzenlenmesini, alelacele hazırlanarak son günlerde çıkacak bir torba kanuna sıkıştırılmış bir düzenlemeye bırakmaz. Umarım konu, hukukçularla tartışılarak /ortak akıl aranarak oluşturulan bir düzenleme teklifine dayalı olarak ve son günlere kalmadan yasal düzenlemesine kavuşur.</p>
<p>Kararın yürürlüğe gireceği 3 Ocak 2027 tarihine kadar uygulamaya etkisinin ne olacağı, Mahkemelerce nasıl değerlendirileceği veya yorumlanacağı şu an için net değildir. Bu nedenle bende sadece kanaatime göre olasılıkları yazacağım.</p>
<p><strong>Gelir İdaresi, 3 Ocak 2027’ye </strong><strong>kadar sistemi kullanacak</strong></p>
<p>Her şeyden önce Gelir İdaresi, söz konusu tarihe kadar sistemi kullanmaya devam edecektir. Bu da karşımıza, bu şekilde tebliğ yapılacak olanlar için iki ihtimal çıkartmaktadır. Birincisi, bu sistemden yapılan tebligatların iptali gerektiği savı ile açılacak davalarda karşımıza çıkacaktır. Bu davalarda mahkemelerin tebligatın iptali kararı vermeleri ihtimal dahilindedir. Ancak mahkemelerin, tebligata muhatap olan kişinin tebliğ konusundan (örneğin vergi/ceza ihbarnamesinden) haberdar oldukları gerekçesi ile dava süresini uygulayarak davalara esas bakımından yaklaşmaları, doğrudan esas hakkında karar vermeleri bence daha büyük olasılıktır. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi kararına dayanarak tebligatın iptalini talep edenlerin riske girmeyerek aynı zamanda işlemin esasına yönelik iptal sebeplerini de dilekçelerinde belirtmelerinde yarar vardır.</p>
<p><strong>Elektronik tebligatta </strong><strong>haberdar olmama ihtimali</strong></p>
<p>İkinci ihtimal ise, elektronik tebligattan haberi olmayanlar, özellikle Gelir İdaresi’nin tebligat gönderimine ilişkin SMS yahut mail yoluyla uyarı yapmaması dolayısıyla elektronik tebligattan haberdar olmayanlar için söz konusu olacaktır. (Bu durum yani haberdar olmama, elektronik tebligata kaydolurken cep telefonu ve mail adresi olarak muhasebecilerin kendi bilgilerini vermeleri, sonradan muhasebeci değişmesine rağmen mükellef veya muhasebecinin bu bilgileri değiştirmemesi durumunda da karşımıza çıkmaktadır) Bir şekilde tebligattan haberdar olmadıkları için dava açma süresini kaçıranların (ve idarece de elektronik tebligat zarfının açtığı kanıtlanamayanların) sonradan işlemden haberdar olduklarında “yeni öğrendim” diyerek açacakları davalarda, Anayasal dayanağa sahip olmayan veya Anayasa’ya aykırılığı sabit düzenlemelere göre yapılan tebligata mahkemelerce itibar edilmeyeceğini ve dava süreden reddedilmeyerek (süresinde kabul ederek) işin esasının yine karara bağlanacağını düşünüyorum. Çünkü mükellefler ıttılaına girmeyen hususları dava edemezler.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elektronik-tebligat-karari-ve-sonuclari-76603</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektronik tebligat kararı ve sonuçları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sicak-paraya-muhtac-olmak-kaderimiz-mi-76602</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sıcak paraya muhtaç olmak kaderimiz mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Esasen gelirin %65’inin sermayedarda kaldığı bir ekonomide tasarruf açığı olmaz, olamaz. Ortodoks iktisatçılar ise basit bir muhasebesel milli gelir hesaplamasından yola çıkarak, yıllardır sorunun Türkiye’nin tasarruf açığı olduğu fikrine saplanıp kalmış durumdalar.</strong></p>
<p>Türkiye’nin asıl iktisadi sorunu dağıtım sorunudur. Eğer siz her sene sermayenin milli gelirin %65’ini almasına izin verir, IMF sayesinde de “sermaye hareketleri serbestisi gelişmekte olan ülkeler için çok iyidir” mantrasını benimseyerek sermaye giriş-çıkışlarını full serbest bırakırsanız, olacağı budur. İşgücü milli gelirden yeteri pay alamadığı için, bu durumu bütçe açıklarına yol açan devlet harcamaları ile kompanse etmek zorunda kalır, artan borçlanma maliyetini düşürmek için zorda kalınca finansal baskılama yöntemleri kullanırsanız ve bu durum da doğal olarak tasarruf birikimi olan sermaye sahiplerini ürkütürse hem birikimlerin yurtdışına ve/veya TL dışına kaçmasına, hem de sermaye yatırımlarının hem sektörel olarak, hem de miktar olarak sub-optimal olmasına yol açarsınız. Ve bu fasit daireden kurtulmak imkansızlaşır.</p>
<p><strong>Cari açığımızın kümülatif </strong><strong>toplamı 372 milyar dolar</strong></p>
<p>Esasen gelirin %65’inin sermayedarda kaldığı bir ekonomide tasarruf açığı olmaz, olamaz. Ortodoks iktisatçılar ise basit bir muhasebesel milli gelir hesaplamasından yola çıkarak, yıllardır sorunun Türkiye’nin tasarruf açığı olduğu fikrine saplanıp kalmış durumdalar. Ancak, diyelim ki dış ticaret ile meşgul sermayedarlarımız bir kısım birikimlerini yurtdışında tutsunlar. Bunu da “Transfer Fiyatlandırması (Transfer Pricing)” yoluyla yapsınlar. İhracatta düşük faturalamada Türkiye'deki ana şirket, malı yurt dışındaki (genellikle vergi avantajlı bir ülkede kurulu) kendi iştiraki olan dış ticaret şirketine piyasa değerinin altında bir fiyatla satar. Mal Türkiye'den çıkar, ancak kârın büyük kısmı yurt dışındaki şirkette kalır. İthalatta yüksek faturalama ile de Türkiye'deki şirket, ham madde veya mamulü yurt dışındaki aracı şirketinden piyasa değerinin üzerinde bir fiyatla satın alır. Böylece Türkiye'deki şirketin maliyetleri şişirilir, kârı azalır ve döviz yurt dışına transfer edilmiş olur.</p>
<p>2013’ten beri cari açığımızın kümülatif toplamı 372 milyar dolar. Ortodokslara sorsanız bunun sebebi tamamıyla tasarruf açığımız. Peki bunun içinde ihracatın olduğundan az, ithalatın ise olduğundan fazla gösterildiği miktar ne kadar acaba? Her sene, çok konservatif bir tahminle her 2 yönde de %6 fark olduğunu varsayarsak, birdenbire dış ticaret açığımız (dolayısıyla da cari açığımız) 359 milyar dolar azalarak neredeyse sıfırlanıyor! (Çok konservatif diyorum çünkü yapılan çalışmalar Dünya’da gelişmekte olan ülkelerde bu oranların %10-20 arasında olduğu yönünde.)</p>
<p><strong>Sermayedarımızın yurtdışına gelir </strong><strong>transferi yapmasına göz yumuyoruz</strong></p>
<p>Kısacası biz (ağırlıklı olarak izlediğimiz kötü gelirler politikasından dolayı) kendi sermayedarımızın her şekilde yurtdışına gelir transferi yapmasına göz yumuyoruz. Bu durum ise özellikle iç veya dış sebeplerden kaynaklanan “sudden stop” durumlarında döviz krizine yol açıyor ve bu durumdan kurtulmak için de yerli ve yabancı yatırımcılara dolar bazında aşırı yüksek getiriler sunmak zorunda kalıyoruz. Bu gibi dönemlerde net hata ve noksan girişlerinin ve finansal olmayan şirketlerimizin dış borçlarının hızla artmış olmasındaki ana sebep de bir şekilde dışarıda biriktirilen paraların yüksek getiri fırsatını görünce geri dönmesinden kaynaklanıyor.</p>
<p>Burada, konunun bugünlerde çok konuşulan bir diğer boyutuna, “biz bu sıcak paracılara neden bu kadar yüksek getiri veriyoruz”a getireceğim. Gerçekten de son 24 ayda kaldıraç bile yapmadan sadece birebir dolarını bozdurup para piyasasına yatırım yapan ve geçen ay malum sebeplerden kaçan yatırımcıların dolar bazındaki kazançları anormal boyutlarda. Bu 2 yıllık dönemde para piyasası fonları %139 artış gösterirken, sepet kurdaki artış sadece %43 olmuş. Haydi diyelim ki (aslında demeyelim ama) yurtiçindeki yatırımcıya dövize ve altına kaçmamaları için böyle yüksek getiriler verdik (ve dolayısıyla gelir dağılımını daha da bozduk). Ancak, bir de kazancı alıp götüren sıcak paracı yabancı yatırımcılar var. Üstelik bunlar bugünlerde tekrar geri gelmek için daha da yüksek getiriler bekliyorlar.</p>
<p>Peki biz bunu neden yapıyoruz? Rezervlerimiz yüksek “görünsün” diye. Ancak, biz de onlar da ve herkes de biliyor ki, bunlar aslında bize hiç bir faydası olmadığı gibi çok yüksek de maliyeti olan tamamıyla “kozmetik” ve çok pahalı rezervler. En ufak bir “rahatsızlık” durumunda kaçıveriyorlar. Üstelik bu çıkışla birlikte, Türkiye’yi daha uzaktan takip eden oyunculara da hızla düşen döviz rezervlerimiz sayesinde ekonomimiz hakkında olduğundan da kötü bir izlenim bırakıyorlar.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sicak-paraya-muhtac-olmak-kaderimiz-mi-76602</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sıcak paraya muhtaç olmak kaderimiz mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankasi-ne-yapmali-76601</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası ne yapmalı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İki haftalık ateşkes anlaşması imzalandı ama olayların nasıl gelişeceği hâlâ belirsiz. Trump delisi ve ekürisi Netanyahu’nun ne yapacaklarını kestirmek mümkün mü? Bu ortam Merkez Bankası açısından oldukça zor bir ortam.</strong></p>
<p>Havuza su akmıyor ama havuzdan ikide bir su kullanıyorsanız eninde sonunda havuzdaki su biter. Türkiye’de şu anda sabit kur ya da 2000’deki gibi artış hızı sabit kur rejimi uygulanıyor olsaydı, para krizinin eşiğindeydik ya da o eşiği çoktan geçip kriz yaşıyor olurduk. Zira döviz arzının çok azalıp döviz talebinin çok arttığı bir ortamda Merkez Bankası faiz yükseltmiyorsa sürekli döviz satmak zorunda kalırdı. Faizi de garip seviyelere yükseltemeyeceğine göre, sabit kur sistemi terk edilir, dalgalı kur rejimine geçilirdi.</p>
<p>Bu işi hızlandıran da spekülatörlerin havuzdaki suyun azalmasının ilk emarelerini görerek, yüklü miktarda lira cinsi mali varlık satıp döviz almaları olurdu. Dalgalı kur rejimi uygulamasına çok daha yüksek bir kur, faiz ve çok düşük bir döviz rezervi ile başlanırdı. En önemlisi de kurun sabit kalacağı düşüncesi ile ileriye yönelik döviz cinsinden sözleşme imzalayanların bir kısmı (döviz cinsinden yükümlülük altına girenler) büyük sıkıntıya düşer, iflaslar başlar ve ekonomi küçülürdü.  </p>
<p><strong>Dalgalı kur rejiminin yararları</strong></p>
<p>Fakat dalgalı kur rejimi uyguluyorsanız böyle bir kriz yaşamıyorsunuz. Evet, kur yükselme baskısı altında olur, evet faiz artırmak zorunda kalabilirsiniz ama son tahlilde spekülatörlerin iştahını kabartan kuru sabit tutmak üzere verilmiş bir sözünüz yok (Not: Kur rejimini seçen elbette Merkez Bankası değil, hükümet; Merkez Bankası o rejime göre para politikası araçlarını kullanıyor.). Nihayetinde bir yandan faizi yükseltebileceğiniz düzeye kadar yükseltir, kuru da bırakırsınız gider. Sistem dalgalı kur rejimi olduğu için de ileriye yönelik döviz cinsi sözleşmeler zaten kurun sabit tutulacağı varsayımı ile yapılmaz. Kurun yükselmesinden olumsuz etkilenenler daha az, etkilenme dereceleri daha düşük olur.</p>
<p>ABD ve İsrail’in İran’a saldırması ile başlayan savaş döneminde Merkez Bankası’nın yapabileceklerine bu çerçevede bakmak yararlı olacak. İşi zorlaştıran elbette savaşın ne kadar süreceğine ve Hürmüz Boğazı’nın ne kadar kapalı kalacağına ilişkin belirsizlik. Kaldı ki bir anlaşma yapılsa ve taraflar buna uysa bile Bölge’de hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı açık. Buralara ilişkin risk alma iştahı nasıl olur? Yerleşiklerin bu ortamda ‘güvenli liman’ arayışları ne kadar devam eder? Arzı keskin biçimde azalan ürünlerin arzının eski düzeylerine çıkması ne kadar süre alır?</p>
<p>Gerçi yazının buraya kadar olan kısmını ‘kaleme aldıktan’ sonra iki haftalık bir ateşkes anlaşması imzalandı ama olayların nasıl gelişeceği hâlâ belirsiz. Trump delisi ve ekürisi Netanyahu’nun ne yapacaklarını kestirmek mümkün mü? Bu ortam Merkez Bankası açısından oldukça zor bir ortam.</p>
<p><strong>Bir başka zorluk: Programın eksik olması</strong></p>
<p>Merkez Bankası’nın işini zorlaştıran önemli bir olgu daha var. Ekonomi programı eksik bir program. Doğrudan ekonomi ile ilgili alanların dışında önemli kırılganlıkları var Türkiye’nin. Başta şüphesiz yargı sistemi geliyor. Adil ve hızlı çalışan bir yargı sistemi kurulmasına ilişkin hızlı adımlar atılsaydı, “bu sefer farklı” kanısı güçlenir ve programa ilişkin güveni sağlamak mümkün olurdu. Ayrıca Türkiye çok daha ‘çekici’ bir ülke konumuna gelirdi. Bunun yanı sıra ihale ve imar yasalarının olumlu yönde değiştirildiğini düşünün. Dahası, siyasi baskı altında kalmaları halinde ekonomiye duyulan güvenin yerle bir olduğu kurumların bağımsızlıklarının güvence altına alındığını hayal edin. Bu koşullar altında, savaş elbette yine kura yukarıya doğru baskı yapardı. Ama ekonomimin temelleri sağlamlaştırıldığı için bu büyük bir sorun olmazdı. Döviz likiditesini sağlamak üzere önlemlerinizi açıklardınız ama döviz satmanıza gerek kalmazdı. Faiz artırımları yeterli olurdu.</p>
<p><strong>Enflasyon açısından bakmalı mı?</strong></p>
<p>Yazı, Merkez Bankası’nın yapabilecekleri hakkında olduğu için enflasyonu dikkate almadan analiz yapmak mümkün değil. Yasası gereği Merkez Bankası’nın temel amacı fiyat istikrarını sağlamak çünkü. Bu savaş olmasaydı 2026 sonunda enflasyonun yüzde 25 civarında gerçekleşmesi beklenirdi. Savaşın birden fazla kanalla enflasyonu yükseltmekte olduğu açık. Bir yandan kura yukarıya doğru baskı, diğer yandan enerji fiyatlarındaki sıçrama, bitmedi, gübre ve plastik ürünleri fiyatları, taşıma maliyetleri... Savaş şimdi kesilmiş olsa bile üretim tesislerine ve üretilen ürünlerin dağıtım kanallarına önemli hasar verildiği ortada. Enflasyonun yüzde 30 civarında bir yerde takılıp kalması şaşırtıcı olmaz. Ateşkes bozulur ve savaş uzarsa bu düzeyin de üzerine çıkabilir. Ne kadar çıkacağı savaşın ne kadar süreceğinin yanı sıra ne kadar şiddetleneceğine de bağlı.</p>
<p><strong>Ateşkes yapıldı: Merkez Bankası ne yapmalı?</strong></p>
<p>Bu koşulları dikkate alarak şu soruyu sormanın tam vakti: Merkez Bankası bundan sonra ne yapmalı? Savaşın başlangıç günlerinde ‘savaş kısa sürer’ ihtimali ile artan döviz talebinin kuru sıçratmasını önlemek üzere döviz satmasını anlıyorum. Ama yukarıdaki tartışma çerçevesinde bunun sürdürülebilir olmadığı açık.</p>
<p>Ateşkes bir barış anlaşmasına dönüşürse, dövize olan talebin azalması beklenir. Buna rağmen enflasyonist baskı bir süre daha devam edecektir. Brent ham petrol fiyatı anlaşma sonrasında yüzde 14 oranında azaldı ama hâlâ 94 dolar düzeyinde; yüksek. Yukarıda vurgulandığı gibi tüm arz kısıntılarının hemen bitmesini beklememek gerekir. Bu durumda Merkez Bankası’nın en azından savaş öncesindeki politika faizi olan haftalık repo politika faizini, şu andaki fiili politika faizi olan koridorun üst sınırına (yüzde 40) yükseltmesi iyi olur. Bu çerçevede koridorun üst sınırı da yukarıya çıkar (yüzde 43?). Ateşkese bağlı belirsizliğe bağlı olarak üst sınır yeniden politika faizi olarak kullanılabilir. Ancak artan enflasyonist baskı da dikkate alınarak yüzde 40 olan politika faizi düzeyi ölçülü biçimde yükseltilebilir. Bu durumda, faiz koridorunun üst sınırı daha da yukarıya çekilir.</p>
<p><strong>Savaş devam ederse: Merkez Bankası ne yapmalı?</strong></p>
<p>Peki, ateşkes istenilen sonucu vermez ve savaş devam ederse? Merkez Bankası’nın döviz rezervini daha fazla eritmesine gerek olmadığını düşünüyorum. Şöyle düşünün: Savaş çok uzarsa zaten bunu yapma olanağı kalmayacak çünkü havuzdaki su azalacak. O zaman ileride –savaş uzarsa ve şiddetlenirse çok da ileride bir tarihte değil- yapamayacağı şeyi şimdiden kendi rızası ile yapmaktan vazgeçmek daha akılcı bir davranış olmaz mı?</p>
<p>Bu çerçevede doğru politikanın, döviz satmamak, döviz talebinin şiddetine bağlı olarak faiz artırmak ve enflasyonun yüzde 30’a, savaş şiddetlenir ve daha da uzun sürerse yüzde 35’e yükselmesine rıza göstermek olduğunu düşünüyorum. Elbette bu rızayı gösterirken şeffaf biçimde yeni hedefini, tahminini ve neden bu yolu seçtiğini anlatmak gerekiyor.</p>
<p>Peki, bu politika zaten zorluk çekmekte olan sanayi üretimi ile ihracatı vurmaz mı? Mevcut reel faiz düzeyinin ne kadar yükseleceğine bağlı. Reel faizin çok fazla yükselmeyeceği koşullar oluşursa, soruya verilecek yanıt ‘hayır’ şeklinde olur. Kaldı ki döviz kuruna döviz satarak müdahale de olmayacağına göre (politika bileşiminde o da var) liranın reel olarak değer yitirmesi söz konusu olacak. İhracatçının kurdan yana şikayetlerinin azalması beklenir.</p>
<p>Bu elbette ihracatın artacağı anlamına gelmiyor. Aksine, gelişmiş modeller kullanarak TEPAV araştırmacılarının elde ettikleri ilk sonuçlar savaş nedeniyle ihracatı en fazla etkilenecek ülkelerden birinin de Türkiye olduğunu gösteriyor. Farklı bir deyişle, savaşın sürmesi ve şiddetlenmesi durumunda, reel faizi eksi düzeye çekseniz bile kur artacak diye ihracatı yükseltmeniz mümkün olmayacak. İhracatçı ve elbette sanayici giderek artan girdi temin etme sıkıntısı ile yüzleşecekler. Buna fazla yapılabilecek bir şey yok; talep olsa da yeteri kadar üretemeyecek bazı sektörler.</p>
<p>Bu durumda, Merkez Bankası’nın faiz politikasını, önce döviz talebinin dizginlenmesi ve sonra da enflasyonun yükseltilen yeni hedeften (30, 35?) daha yukarıya çıkmaması için oluşturması gerekiyor. Bunlardan daha öncelikli olan da şu: Lira cinsinden faizleri sıçratan bir likidite sıkışıklığına izin vermemek gerekiyor.</p>
<p><strong>Savaş sürerse, büyüme </strong><strong>düşecek enflasyon yükselecek</strong></p>
<p>Çok fazla belirsizlik var ama şu oldukça açık: Şiddetlenmese bile savaşın sürmesi halinde Türkiye’de büyüme belirgin biçimde düşecek, enflasyon da yükselecek. Maliye politikasını ya da para politikasını gevşeterek bu sondan kaçış mümkün görünmüyor. Sonuçta önemli bir arz şokundan söz ediyoruz. Bu dönemde, nafile çabalarla zaman kaybetmek yerine, iç barışı tesis etmeye, ekonomik (ve ekonomiyi etkileyen) kurumsal yapıyı güçlendirmek için kullanmaya odaklanmak gerekiyor. Bu da ‘olmayacak duaya amin demek’ gibi oldu ama buraya not düşmekte yarar var; ben de not düştüm.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankasi-ne-yapmali-76601</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/1/1280x720/tcmb-1775711832.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası ne yapmalı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ateskes-var-ama-baris-henuz-ufukta-bile-yok-76600</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ateşkes var ama barış henüz ufukta bile yok</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABD Başkanı Donald Trump’ın, daha önce “bu gece bir medeniyet geri dönülmez biçimde ölecek” tehdidiyle verdiği sürenin dolmasına yaklaşık 1,5 saat kala askeri operasyon planlarını iki hafta askıya alması, bu krizin askeri olduğu kadar siyasi bir zamanlama savaşı olduğunu da gösterdi.</strong></p>
<p>ABD ile İran arasında son anda sağlanan iki haftalık ateşkes tüm dünyaya derin bir nefes aldırdı. Ancak Pakistan arabuluculuğunda sağlanan ateşkes, pek çok kırılganlığı da beraberinde getiriyor. En büyük sorun, savaşın iki tarafının, İran ve ABD’nin aynı metni farklı yorumlayıp, karşılıklı “zafer” hikayeleri çıkartmaları. Ateşkesin ömrü, tarafların aynı metin üzerinde gerçekten uzlaşıp uzlaşmamalarına bağlı olacak.</p>
<p><strong>“Altın vuruş”tan 90 </strong><strong>dakika önce gelen ateşkes</strong></p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump’ın, daha önce “bu gece bir medeniyet geri dönülmez biçimde ölecek” tehdidiyle verdiği sürenin dolmasına yaklaşık 1,5 saat kala askeri operasyon planlarını iki hafta askıya alması, bu krizin askeri olduğu kadar siyasi bir zamanlama savaşı olduğunu da gösterdi.</p>
<p>Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve Trump’ın şahsen güvendiği, Beyaz Saray’da bizzat ağırladığı Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir ikilisinin devreye girmesiyle gelen ara formül, Hürmüz Boğazı’nın “tam, derhal ve güvenli şekilde açılması” şartına bağlandı. Tahran ise buna, saldırıların durması halinde ateşkes ve geçiş güvenliği sözüyle yanıt verdi.</p>
<p><strong>İki başkent, iki zafer masalı</strong></p>
<p>Ateşkesin en kritik yönü, metnin kendisinden çok, hem İran hem de ABD tarafından kendi iç kamuoylarına nasıl satıldığı üzerinde düğümleniyor.</p>
<p>ABD’de Trump yönetimi kendi kamuoyuna “İran’da askeri hedeflerin hemen hemen tümü vuruldu, Tahran’daki Molla rejimi Hürmüz Boğazı’nı açmak zorunda kaldı” diye anlatıyor durumu. ABD’nin “zafer hikayesinde” doğruluk payı da yok değil.</p>
<p>ABD ve İsrail’in bir ayı aşkın süredir İran’a karşı yürüttükleri ağır saldırılar sonucunda;</p>
<p>- İran’ın silah üretim ve kimya kapasitesinin büyük kısmı devre dışı bırakıldı;</p>
<p>- İran hava savunma ağı ciddi yara aldı;</p>
<p>- İran’da başta Dini Lider Hamaney olmak üzere, bürokratik kadrolarda, özellikle de Devrim Muhafızları komutanları ve istihbarat teşkilatı üst düzey yönetiminde kritik kayıplar var.</p>
<p>- Bombardımanlarla İran’ın petrol ihracatının büyük bölümünün yapıldığı Hark adası ve ülkedeki lojistik zincir çok ağır darbe aldı.</p>
<p>İran’ın bu büyük hasarı kısa zamanda telafi etmesi zor.</p>
<p>İran’ın “zafer” söylemi ise direniş odaklı; Tahran kendi sunduğu 10 maddelik planın Washington tarafından “barış görüşmelerine temel olarak kabul edilmesini” kendi kamuoyuna “her şeyi kabul ettiler” diye sunuyor. Molla rejimi “zafer hikayesinde” şu başlıkları öne çıkarıyor;</p>
<p>- ABD ve İsrail’den hem İran’a, hem de Ortadoğu’daki (Hizbullah, Husiler, Irak’taki Haşd-i Şabi gibi) saldırmazlık garantisi;</p>
<p>- İran’ın uranyum zenginleştirme programına dokunulmaması;</p>
<p>- İran’a yönelik tüm birincil ve ikincil Amerikan yaptırımlarının kaldırılması;</p>
<p>- İran’ın ülke dışında el konulmuş varlıklarının geri verilmesi.</p>
<p><strong>Hürmüz’de geçiş serbestisinden </strong><strong>“gişe sistemine” dönüş mü?</strong></p>
<p>Tahran yönetiminin kendi kamuoyuna anlattığı “zafer hikayesindeki” büyük pay, Hürmüz Boğazı’na ayrılmış durumda. Ateşkese ilişkin uluslararası basında çıkan uzlaşma haberlerine göre, savaş öncesinde arabuluculuğa soyunan ancak başarısız olan Umman ile İran, ateşkes süresince ve sonrasında boğaz geçişlerinden ortaklaşa bir “güvenlik” mekanizması oluşturacaklar.</p>
<p>Savaş öncesinde ticaret gemileri için geçişin serbest olduğu Hürmüz Boğazı’ndan, bundan böyle İran gemi başına “güvenlik” adı altında ücret alacak. Hürmüz’ün savaş öncesi geçiş kapasitesine dönmesi halinde İran’ın buradan elde edebileceği yıllık gelirin 90 milyar Dolara varabileceği hesaplanıyor. Yani tüm dünya Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını kutlarken. İran yönetimi küresel enerji ticaretinde kalıcı bir “geçiş rantı” modeli inşa ediyor.</p>
<p>Yeni oluşmakta olan bu sistem sadece petrol fiyatlarını değil, deniz ticaret hukukunu ve sigorta maliyetlerini de yeniden şekillendirmeye aday.</p>
<p>Daha da ilerisi, dünyadaki deniz ticaret yollarındaki boğazlarda kontrol rekabetini de körükleyecek bir sistem bu; İlgili/ilgisiz tüm ülkelerin dar deniz geçişlerini “rant alanı” olarak görüp, “gişe” haline getirmek için kontrol sevdasına düşmesi an meselesi artık. Bu da zaten gergin olan dünya için, daha fazla potansiyel çatışma alanı anlamına geliyor.</p>
<p><strong>İsrail’den ateşkese gönülsüz kabul</strong></p>
<p>İran’a saldırıların faillerinden İsrail ise oldukça “gönülsüz” şekilde kabul etti ateşkesi. Uzlaşmaya göre, sadece İran’a yönelik saldırıların değil, Lübnan’da halen sürmekte olan İsrail askeri operasyonlarının da durması gerekiyor.</p>
<p>İsrail’in ABD’de bir daha “Trump gibi bir Başkan” bulup, Ortadoğu’daki çıkarları için taşeronluğu Washington’a yaptırması zor. Ülkesinde yaklaşan genel seçimler öncesinde İsrail Başbakanı Netenyahu’nun bir “bahane” bulup, Washington’daki etkili Yahudi Lobisini de harekete geçirerek ateşkesi bozup bozmayacağı meçhul. Çünkü İsrailli politikacılar farkında; Mevcut ateşkes, İran’da Molla rejimini devam ettirecek bir barışa evrilirse, Ortadoğu’da yakın ve orta gelecekte dengelerin İsrail aleyhine döneceği çok açık.</p>
<p>Sadece İsrail değil, Körfez Arapları da pek memnun değil ateşkes metninden; İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünün bir şekilde meşrulaştırılması, Arapları petrollerini satmak için başka yollar aramaya itecek gibi duruyor.</p>
<p>Özellikle Birleşik Arap Emirlikleri’nin İran’a karşı savaşa resmen dahil olmasından sonra, Tahran’daki Molla rejiminin devam ettiği bir barıştan memnun olmayacağı aşikar. Biraz solukların soluklanmaz, İran’ın gözünü BAE’ye ve Körfez’e dikmesi büyük ihtimal gibi görünüyor.</p>
<p>Mevcut ateşkes metni tarafsız gözle okunduğunda ise ortaya çıkan gerçek şu; Bundan en büyük kazancı en uzaktaki ülkelerden olan Çin sağlayacak gibi. İran’ın Hürmüz geçişlerine “güvenlik” adı altında koyacağı ücret, eğer Amerikan doları cinsinden alınmazsa, Dolar’ın küresel etkin para birimi olarak hakimiyeti tehlikeye girer. Bundan en çok Çin karlı çıkar.</p>
<p>Hürmüz’ün -Venezuela ve Panama Kanalı gibi- ABD hakimiyetine geçmemesinin, Pekin’in müttefiki olan İran’da kalmasından en büyük çıkarı sağlayacak ülkenin de orta/uzun vadede Çin olacağı açık.</p>
<p><strong>Pakistan’daki barış </strong><strong>görüşmeleri zorlu geçecek</strong></p>
<p>Gerek savaşan tarafların ortaklaşılan metni farklı yorumlamaları, gerekse İsrail ve Körfez Arapların İran tedirginliğinin sona erdirilmemesi nedeniyle Pakistan’da yapılacak barış görüşmelerinin çok zorlu geçeceği kesin gibi.</p>
<p>Taraflar masaya aynı anlaşmayla değil, iki farklı siyasi gerçeklikle oturacaklar; ABD yönetimi “askeri baskımız sonuç verdi” söylemine tutunurken, İran da “Hürmüz’ün kontrolü resmen bize geçti” diye yorumluyor varılan uzlaşma metnini.</p>
<p>Dolayısıyla savaşın her iki tarafı açısından da kırılganlık masada değil, iç politikada;</p>
<p>- İran’a neden saldırıldığı konusunda kendi iç kamuoyunu ikna edememiş durumdaki Trump yönetiminin, şimdi ateşkesi de, ardından gelecek kalıcı barış şartlarını da Amerikalı seçmenlere anlatması güç. Üstelik ABD’de Kasım’da ara seçimler var ve Trump’ın mensubu olduğu Cumhuriyetçiler kamuoyu yoklamalarında oldukça zorda.</p>
<p>- İran’da ise savaş, sevilmiyor ve desteklenmiyor olsa da, halkın Molla rejimi etrafında birleşmesini sağladı. Ancak savaşın getirdiği yıkımın ve buna bağlı ekonomik zorlukların rejim etrafında birleşme duygusunu hızlıca sarsma ihtimali büyük. Mollalar’ın ateşkesle birlikte içeride de muhaliflere karşı daha sert önlemlere başvurmaları da beklentiler dahilinde. İran’ın da orta vadede protestolar, bunların sert önlemlerle bastırılması, daha geniş protestolar ve daha sert önlemler sarmalına girmesi mümkün.</p>
<p>Böyle bir ortamdan nasıl bir barış doğabileceği ise meçhul...</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ateskes-var-ama-baris-henuz-ufukta-bile-yok-76600</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/0/1280x720/hurmuz-abd-iran-1775709766.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ateşkes var ama barış henüz ufukta bile yok ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/genisletilmis-illuzyon-rehberi-76599</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Genişletilmiş illüzyon rehberi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Buradaki illüzyonların neredeyse tamamına, ekonomi tarihimizin çeşitli dönemlerinde yakından tanık olduk. Mahfi Eğilmez’in de ifade ettiği gibi, “İllüzyonlar her zaman çekicidir. İnsanı şaşırtır, hatta hayran bırakır; ta ki arkasındaki gerçek ortaya çıkana kadar.”</strong></p>
<p>Fransızca kökenli bir kelime olan illüzyon, aslında var olan bir şeyin beynimiz tarafından yanlış ya da farklı algılanmasıdır. Yani gözümüz ya da diğer duyularımız bir şeyi görür ve hisseder; ancak zihnimiz onu gerçekte olduğundan başka şekilde yorumlar. Ekonomide illüzyon ise insanların ekonomik gerçekleri doğru değerlendiremeyip yanıltıcı bir algıya kapılmasıdır.</p>
<p>Geçen hafta Mahfi Eğilmez’in “Kendime Yazılar” blogunda “7 Maddede Ekonomide İllüzyon Rehberi” başlıklı bir makalesi yayımlandı. “Bugünün ekonomisini anlamak için yedi basit illüzyonu anlamak yeterli olabilir” diyor ve ardından bu illüzyonları tek tek sıralıyordu. Oldukça keyifli ve öğretici bir yazıydı. Yazıyı okuyunca aklıma başka illüzyonlar da geldi. Çünkü ekonomi tarihimizde illüzyonların çok örneğini gördük. Bunların illüzyon olduklarını sonradan anladık.</p>
<p>Bunlara geçmeden önce, Mahfi Eğilmez’in sıraladığı illüzyonları kısaca hatırlayalım:</p>
<p><strong>Bir:</strong> Enflasyonu yüksek tutarken faizi de yukarıda bırakırsın. Sıcak para gelir, döviz kuru baskılanır.<br /><strong>Sonuç:</strong> Ekonomi dolar cinsinden olduğundan büyük görünür. Kağıt üzerinde büyür, dünya sıralamasında yükselirmiş gibi yaparsın.</p>
<p><strong>İki:</strong> Sığınmacıların üretimini milli gelire eklersin ama onları nüfusa katmazsın.<br /><strong>Sonuç:</strong> Kişi başına gelir bir anda artar. Kimse zenginleşmez ama herkes zenginleşmiş gibi görünür.</p>
<p><strong>Üç:</strong> İşgücü tanımını daraltır, işgücüne dahil olmayanları genişletirsin.<br /><strong>Sonuç:</strong> İşsizlik oranı olması gerekenden düşük çıkar. İş bulunmaz ama işsizlik sorunu yokmuş gibi görünür.</p>
<p><strong>Dört:</strong> Dış borcu, kimden alındığına göre değil, kimin elinde tuttuğuna göre yazarsın. Üstelik nominal değeri değil, anlık piyasa fiyatını esas alırsın.<br /><strong>Sonuç:</strong> Dış borç azalıyor görünür. Oysa değişen sadece yöntemdir.</p>
<p><strong>Beş:</strong> Politika faizini sabit tutar, fonlamayı arka kapıdan yaparsın. Haftalık repo ihalesi yerine gecelik borç verme kanalını kullanırsın.<br /><strong>Sonuç:</strong> Politika faizi vitrindir, arka kapı faizi faturadır. Gerçek faiz yükselir ama ilan edilmiş politika faizi yerinde sayar. Artırmamış gibi yaparsın, artırmış olursun.</p>
<p><strong>Altı:</strong> Yılın başında harcamayı kısar, vergiyi öne çekersin.<br /><strong>Sonuç:</strong> Bütçe açığı düşük görünür, hatta fazla bile verilebilir. Takvimle oynarsın, tablo düzelmiş gibi görünür.</p>
<p><strong>Yedi:</strong> Enflasyon sepetini güncellersin. Konut, kira ve aidatlar hızla artarken bunların sepetteki ağırlıklarını düşürürsün.<br /><strong>Sonuç:</strong> Enflasyon gerilemiş görünür. Hayat pahalılaşır, ama rakamlar sakinleşir.</p>
<p><strong>Başka illüzyonlar da var</strong></p>
<p>Ve işte Mahfi Eğilmez'in listesine benim eklediğim diğer bazı illüzyonlar:</p>
<p><strong>Sekiz:</strong> Yüksek enflasyon ortamında kuru açık ve örtük müdahalelerle yatay tutarsın.<br /><strong>Sonuç:</strong> Birinci maddede olduğu gibi yerli para reel olarak aşırı değerlenir. İthalat ucuz, tüketim canlı görünür; ancak rekabet gücü zayıflar, cari açık büyür.</p>
<p><strong>Dokuz:</strong> Kamu bankaları veya teşviklerle kredi genişlemesi hızlandırılır.<br /><strong>Sonuç:</strong> Büyüme hızlanır, satışlar artar. Oysa aslında geleceğin talebi öne çekilmiştir. Sonrasında genellikle sert bir yavaşlama yaşanır.</p>
<p><strong>On:</strong> Swap ve emanet dövizlerle brüt rezervler yüksek gösterilir.<br />Sonuç: “Merkez Bankası rezervleri güçlü” algısı oluşur. Oysa net rezerv zayıftır; kriz anında kullanılabilir alan sınırlıdır.</p>
<p><strong>On bir:</strong> Hazine garantili projeler, görev zararları ve bazı fonlar bütçe dışında tutulur.<br /><strong>Sonuç:</strong> Bütçe açığı düşük görünür. Ancak yük ortadan kalkmamış, yalnızca ertelenmiş ya da gizlenmiştir. Zamanla bütçeye yansır.</p>
<p><strong>On iki:</strong> Gayrisafi yurt içi hasıla nominal olarak artar ama gelir dağılımı bozulur.<br /><strong>Sonuç:</strong> “Ekonomi büyüyor” denir. Oysa medyan gelir düşmüş, toplumun büyük kısmı fakirleşmiştir.</p>
<p><strong>On üç:</strong> Enflasyon nedeniyle nominal vergi gelirleri artar.<br /><strong>Sonuç:</strong> “Ekonomi güçlü, gelirler artıyor” algısı oluşur. Oysa vergi tabanı aynı kalmış, hatta daralmış olabilir.</p>
<p><strong>On dört:</strong> Kur düşük tutulunca dolar cinsinden kişi başına gelir artar.<br /><strong>Sonuç:</strong> Reel verimlilik artmadan zenginleşmiş gibi görünür; ancak baskılanan kur serbest kaldığında bu kez fakirleşme hissi ortaya çıkar.</p>
<p>Yukarıda sıralanan illüzyonların neredeyse tamamına, ekonomi tarihimizin çeşitli dönemlerinde yakından tanık olduk. Mahfi Eğilmez’in de ifade ettiği gibi, “İllüzyonlar her zaman çekicidir. İnsanı şaşırtır, hatta hayran bırakır; ta ki arkasındaki gerçek ortaya çıkana kadar.”</p>
<p>Elbette bu tür illüzyonların bir de ertelenmiş maliyeti vardır. Ve o bedel, er ya da geç, toplumun tüm kesimleri tarafından farklı şekillerde ödenir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/genisletilmis-illuzyon-rehberi-76599</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Genişletilmiş illüzyon rehberi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enrico-dandolonun-gozyaslari-ve-trump-acikliginin-ogrettikleri-76598</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enrico Dandolo’nun gözyaşları ve Trump açıklığının öğrettikleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Enrico Dandolo, Venedik diploması usullerini ve yöntemlerini Bizans’dan ödünç almış; daha da geliştirmişti: Adam satın alma, kandırma, ikiyüzlülük, döneklik, kalleşlik, ihanet ve casusluk konularını ince sanata dönüştürülmüştü.</strong></p>
<p>İstanbul macerasına başladığım 1978 yılıydı. Sultanahmet’ deki İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi binası yandığı için sokak arasındaki kasabın üstündeki tek odalı yönetim merkezinden, sahaflarda Toktamış Ateş’le buluşmaya gidiyordum. Kapalıçarşı’nın çıkışında iki genç insanın ayaküstü söyleşilerine tanık oldum: “<em>May Yayınları’nın <strong>Diplomasi Tarihi kitabını </strong>alacağım. Bugün Toktamış Hoca bize mutlaka okumamızı söyledi. Kendisi yayıneviyle görüşmüş, bizim fakülte öğrencilerine indirim yapılacakmış.”</em></p>
<p>Toktamış ile buluştuğumuzda takıldım: “ <em>Bizim başımız kel mi? May Yayınları’ndan çıkan Diplomasi Tarihi kitabından bana da indirim sağlamıyorsun”</em> Hemen sürekli uğradığı kitapçının raflarının arkasına geçti, dört ciltlik kitabı paketlemesi için çalışana verdi; sonra da koltuğumun altına sıkıştırdı, “<em>15 gün sonra kitabın iki cildini getireceksin, nasıl okuduğunu göreceğim</em>!” dedi.<br />15 gün sonra buluştuğumuzda kitabın birinci cildinin 180’inci sayfasını açmasını istedim. “<em>Venedik diplomasisi</em>” ara başlığını izleyen sayfalarda düştüğüm notları karıştırdı; iki cildin tek tek bütün sayfalarına göz attı; ”<em>Kuru fasulyeyi hak ettin!</em>” dedi. İşte o zamandan zihnimde kalan ve bugüne de ışık tuttuğunu düşündüğüm hikaye.</p>
<p><strong>Sistemde ve örgütlenmede arayalım</strong></p>
<p>İtalya kentlerinin yetenekli diplomatlarının anlatıldığı bölüm ilgimi çekti. Yazar, Enrico Dandolo’nun özellikle anlatılması gerektiğini söylüyordu.</p>
<p><strong>Dandolo, 90 yaşına rağmen, şaşkınlık verici bir enerjiyle çalışıyordu.</strong></p>
<p><strong>Venedik diplomasi usullerini ve yöntemlerini Bizans’tan ödünç almış; daha da geliştirmişti: Adam satın alma, kandırma, ikiyüzlülük, döneklik, kalleşlik, ihanet ve casusluk konusu ince sanata dönüştürülmüştü.</strong></p>
<p>Dandolo, Mısır’a savaş açılmasını önlemek istiyordu. Haçlı ordusu Venedik’te adacıklar üzerinde toplanmıştı. Ordunun beslenmesi ve Doğu Akdeniz’e ulaştırılması büyük paralar gerektiriyordu.  Baronlar ek nakit para, altın ve gümüş verdikleri halde giderleri karşılanamıyordu. Durumu değerlendiren Dandolo, Halk Meclisi önünde yaptığı konuşmada, Haçlıların, anlaşmaya göre vermeleri gereken parayı tamamlayamadıklarını, bu nedenle Venedik yönetiminin o ana kadar yatırılmış parayı elinde tutma hakkı olduğunu söyledi. Titreyen bir sesle, “<em>Biz bu parayı geri vermediğimiz takdirde bütün dünya bizi kınayacaktır. Kendi insanımız ve dünya insanları nezdinde utancın gölgesi üzerimize düşecektir. İki tarafın da bu güç durumdan kurtulması için Haçlılara şöyle bir pazarlık önerelim: Macar kralı, Dalmaçya’daki Zara kentini elimizden almıştı; Haçlı Ordusu bu kenti geri alsın. Biz de onlara paranın geri kalanını almak için zaman tanıyalım.”</em></p>
<p>Dandolo’nun önerisi kabul edildi. Bunun üzerine pazar günü büyük ayininde Saint Mark Kilisesi’nde toplanan Venedikli ve Haçlı karışımı topluluğa seslendi: İhtiyar olduğunu, güçsüz kaldığını, kesin bir dinlenme ihtiyacı olduğu halde çarmıhı sırtlayıp Haçlılarla birlikte yola çıkacağını söyledi.</p>
<p>Villehardouin, IV. Haçlı Seferi vakanüvisiydi. Gelişmeleri şöyle anlattı: “ <em>Halk ve Haçlılar sınırsız bir acıma duygusuna kapıldı. Herkes ağlıyordu. Bu saygıdeğer adam dilerse sefere çıkmayabilirdi. Dandolo’nun sefere katılması kimsenin aklından geçmezdi. İyice yaşlanmıştı; çok güzel gözleri olduğu halde hiçbir şeyi göremez olmuştu!”</em></p>
<p>Giyindiği elbisesinin üzerine haç resmi diktiren ihtiyar kurt, mihrabın önünde diz çökmüş ağlıyordu. Burada bir not düşelim: Enrico Dandolo parlak bir diplomattır ama esas gücün Saint Marco Cumhuriyeti’nin geliştirdiği diplomatik sistemde ve diplomasi örgütlenmesinde olduğunu unutmayalım. <strong><em>Ve Enrico Dandolo’nun gözyaşlarıyla renklendirdiği “kutsal şal” insanların gözlerinden kötülükleri saklıyordu.</em></strong></p>
<p><strong>Suçlu aramayalım</strong></p>
<p>Marks’ın “<em>Eşsiz bir ticaret işlemi</em>”  dediği Dandolo’nun girişimi, Venedik kasalarını doldurmak için “<em>kötülük asla çıplak gelmez, üstüne mutlaka kutsal bir şal örter!” </em>gerçekliğinin ustalıkla yaşama aktarılmasıydı.</p>
<p>Dandolo bir taşla iki kuş vurmuştu: Venedik kasalarını doldurmuş, Dalmaçya’daki Zara kentini ülkesine geri almıştı. Haçlılar, Constantinopolis ve Bizans İmparatorluğu topraklarına egemen olmuş, ganimetlerin büyük bir kısmı da Venedik’in eline geçmişti. Venedik dukalıklarının ünvanlarına “<strong>Roma İmparatorluğu’nun dörtte bir ve sekizde birinin hükümdarı” </strong>ünvanı eklenmişti.</p>
<p><strong>Aradan yıllar, yüzyıllar geçti; bugün dünyanın en büyük kaba gücünü elinde tutan ABD Başkanı Trump,  Dandolo gibi kötülükleri saklamak için gözyaşlarıyla renklendirdiği kutsal şallar kullanma ihtiyacı hissetmiyor. </strong></p>
<p>Trump, Yuval Noah Harari’nin  “<em>İsrail-Filistin çatışmasını besleyen, toprak ve kaynak eksikliği değil, aşırı basitleştirilmiş tarihsel anlatılar tarafından üretilen yanlış ahlaki kesinliklerdir</em>” saptamasında belirtilen gerçekliğin Evangelist efsanelerinin peşine takılmasını da saklamıyor. Ölen günahsız binlerce insanı görmezden geldiğini perdelemek için uğraşmıyor. Para kazandıran petrol peşinde olduğunu, güce inandığını, gücünü sınırlamak için bir derdi olmadığını  cilalı  sözlerle anlatmak gibi  bir  derdi de yok.  Kibir ve üstünlük inancının kör ettiği akıl gözü, tek gerçek olarak bildiği ve anladığı kendi gerçeğinden başkasını tanımıyor. Bu kadar açık, bu kadar net ve bu kadar cüretkar tutum karşısında filozofun şu saptamasını hepimiz derinliğine düşünmeliyiz : “<em>Birisi beni ilk kez kandırıyorsa,  yüzde 100 o suçludur. Birisi beni ikinci kez kandırıyorsa, suçun yarısı onunu yarısı benimdir. Eğer üçüncü kez kandırılıyorsam, suçun yüzde 100’ü benimdir</em>!”</p>
<p><strong>Düşmanı öğretmen yapalım</strong></p>
<p>Trump ve çevresinde kümelenenler, arka plan düşüncelerini saklamıyor; kötülüklerini gizlemek için kutsal şallar örtmeye gerek duymuyor.</p>
<p>Biliyorum bu tutum bir keskin kılıç. Keskin kılıç kullananlar yanlış hamle yaparlarsa kendilerini yaralarlar.</p>
<p>Bize düşen görev ise ”<em>Düşmanı öğretmen yapabilmektir</em>!”</p>
<p>Dünyanın en yetkin entelektüellerinin, büyük bilginlerin ve bilgilerin, sorumluluk duyguları gelişmiş bütün kamu aydınlarının anlatmakta zorlanacağı gerçekliği Trump açıkça söylüyor: <em>Haklı haksız yoktur, güçlü güçsüz vardır.</em></p>
<p>Şimdi Türkiye’den İran’a, Pakistan’dan Fas’a, Tunus’tan Körfez ülkelerine, Mısır’dan Yemen’e, Malezya’dan Endonezya’ya, mazlum milletlerin yaşadığı bütün ülkelerde insanların ve yöneticilerin düşünme zamanı: Neden mezhebi din haline getirerek, ırk üzerinden kavga çıkarıyoruz?  Küçük çıkarları abartarak, temelsiz ahlaki kesinlikler yaratarak birbirimizi neden kırıyoruz? Neden aynı coğrafyaları ve kültürleri paylaştığımız halde, aramızda uzun soluklu gelişme yaratacak ittifaklar oluşturamıyoruz? Neden insanlarımızın sorgulama merakını kör eden yasakçı tutumlardan medet umuyoruz? Neden bilimsel ve teknolojik gelişmenin itici gücü olan akıl yürütme disiplinine gerektiği gibi uymuyoruz? Neden bilinmezlerle yüzleşen, eksikliklerini sorgulayarak hata kültürünü geliştiren toplumlara dönüşemiyoruz? Neden suçu başkalarına atma kolaycılığına sığınarak, kendimizi sorgulamanın geliştirici gücünden yararlanamıyoruz?</p>
<p>Kartların bu denli açık olduğu ortamda, kendi geleceklerini planlayamayanların başkalarını suçlama hakkı olamaz. Bir uyanışı tetiklemek için hepimiz ortaklaşa sorumluyuz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enrico-dandolonun-gozyaslari-ve-trump-acikliginin-ogrettikleri-76598</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enrico Dandolo’nun gözyaşları ve Trump açıklığının öğrettikleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/22-yilin-ardindan-sakip-agayi-anarken-76597</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> 22 yılın ardından Sakıp Ağa’yı anarken...</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bu dünyadan bir Sakıp Sabancı geçti. 22 yıl önce kaybettiğimiz bu değerli insanın eksikliğini bugün hala derinden hissediyoruz. Ülkemize böylesi lider sanayicilerden çok daha fazlası gerekiyor.</strong></p>
<p>Tam <strong>22 yıl</strong> olmuş <strong>Sakıp Sabancı</strong>’nın aramızdan ayrılışı… <strong>Farklı</strong>, <strong>özgün</strong>, <strong>değer katan</strong> ve <strong>kadirşinas</strong> vasıflarıyla pek çok kişinin hayatında <strong>müstesna</strong> bir yere sahip Sakıp Sabancı’yı, <strong>saygı</strong>, <strong>minnet</strong> ve <strong>şükranla</strong> anıyorum. Ülkeme, ekonomiye ve bana kattıklarını, <strong>anma töreninde</strong> yeniden hatırladım.</p>
<p><strong>Sabancı Üniversitesi</strong>, onun bıraktığı miraslardan sadece biriydi. Beraber <strong>Türkiye Zekâ Vakfı</strong>’nı kurduğumuz rahmetli <strong>Tosun Terzioğlu</strong>, bu üniversitenin <strong>kurucu rektörü</strong> idi ve bugün ülkenin sayılı eğitim kurumlarından biri haline gelmesinde, <strong>Tosun beyin gayreti</strong> kadar <strong>Sabancı’nın vizyonu</strong> vardı.</p>
<p><strong>SAKIP SABANCI’NIN T MODELİ İNSAN TANIMI</strong></p>
<p><strong>Çalışma barışı</strong> sağlamadaki yaklaşımını hatırlıyorum. <strong>Ücret pazarlığını</strong> koyun pazarlığı haline getiren <strong>köhne sendika-patron çekişmelerini</strong>, mizahi ve sivri bir dille eleştiren <strong>kitabını</strong> okumuştum. Dediği şuydu: “<strong>Ağam, bir işyerinde huzur yoksa, o üretimden hayır bekleme, memlekete fayda umma</strong>.”</p>
<p><strong>Kişisel gelişime katkısı</strong>, hâlâ zihnimdedir; <strong>T Modeli İnsan</strong>’dan söz ediyordu. <strong>T</strong>’nin <strong>dikey</strong> çizgisi; “<em>bir şeyin her şeyini</em>” tanımlarken, <strong>T</strong>’nin <strong>yatay</strong> çizgisi de “<em>her şeyin bir şeyini</em>” ifade etmeli. Aslında burada <strong>Rönesans insanı çağrışımı</strong> vardı ve gençlerin kendilerini <strong>çok boyutlu yetiştirmesi</strong> gerektiğini söylerdi.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Sakıp Sabancı’ya dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Topluma katkısı?</em></strong></p>
<p>Bugün hangi kente giderseniz gidin mutlaka bir <strong>SA</strong> ile biten <strong>hayır işi</strong> görürsünüz. <strong>Öğretmen</strong> evi, <strong>polis</strong> evi, <strong>çocuklara</strong> yönelik tesis, <strong>kütüphane</strong>, <strong>dispanser</strong> ve daha niceleri, <strong>Sakıp Ağa’nın hayır işi</strong> olmuştur.</p>
<p><strong><em>Ardılları ne durumda?</em></strong></p>
<p>Sakıp Bey bir <strong>tespihin imamesi</strong> gibiydi. Vefatıyla holding, kopan ipten <strong>saçılan boncuklar</strong> gibi dağıldı. Anma gecesinde dahi çok <strong>az sayıda aile</strong> <strong>bireyi</strong> vardı. Ancak gam değil, <strong>Sakıp Ağa bizim gönlümüzde</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>SINIRLAR ÖTESİ YÖNETİŞİMİ YENİDEN DÜŞÜNMEK</strong></p>
<p>Teması bu olan Sakıp Sabancı <strong>Uluslararası Araştırma Ödülleri’nin</strong> bu yılki sahipleri; Lincoln Üniversitesi’nden <strong>Dr. Barış Çaylı Messina</strong> ve Ankara Üniversitesi’nden <strong>Dr. Esra Demir</strong>’e verildi. Özel ödüle ise “<strong>Gezegensel Muhalefet</strong>” adlı çalışmasıyla Prof. Dr. <strong>Peter J. Katzenstein</strong> layık görüldü.</p>
<p><strong>SAKIP SABANCI LÛGATI</strong></p>
<p><strong>Toplam Kalite</strong>: Avrupa’nın bu ödülünün ilk sahibi Brisa ile Sakıp Bey oldu, törende birlikteydik.</p>
<p><strong>Üretken sanayici</strong>: Sakıp bey sanayide daima üretimi ön planda tuttu ve katma değer kovaladı</p>
<p><strong>Kadirşinas yurttaş</strong>: Bildiklerini paylaştı, kazandıklarını bölüştü, çoktan ziyade berekete inandı</p>
<p><strong>Yurtsever insan</strong>: “Her şey ülkem için” anlayışıyla var oldu, ardında nice yüce değerler bıraktı</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/22-yilin-ardindan-sakip-agayi-anarken-76597</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 22 yılın ardından Sakıp Ağa’yı anarken... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ateskes-nefes-aldirdi-76596</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ateşkes nefes aldırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapılan projeksiyonlar çok fenaydı, tahminler iç karartıyordu. Petrolde 100 dolar civarındaki fiyatların mumla aranacağı da dile getiriliyordu, aynı şekilde doğalgazın çok daha pahalanacağı da… Enerji ihtiyacının büyük bir kısmını ithalatla karşılamak durumunda olan Türkiye’yi çok daha sıkıntılı bir dönem bekliyordu.</p>
<p>Yalnızca enerji de değildi tabii ki. İhracat sekteye uğrayacak, diğer yandan ithalat artacak ve ticaret açığı büyüyecekti. Zaten mart ayında bunun işaretleri alınmıştı. Turizm sektörünün <strong>“akan rezervasyon”</strong> diye tanımladığı rezervasyonların hızı savaşla birlikte çok büyük ölçüde düşmüş, hatta yaz sezonu için yapılmış rezervasyonlarda da iptaller gözlenmeye başlamış ancak bu düşüş giderek yavaşlamıştı. Dolayısıyla turizmden beklenen gelir elde edilemeyecek, bütün bunların sonucu olarak cari açık öngörülenin çok üstüne çıkacaktı ve bu da daha fazla döviz ihtiyacı doğuracaktı. Daha fazla döviz ihtiyacı da daha yüksek maliyetle borçlanmak demekti.</p>
<p>Tüm dünya ekonomileri gibi Türkiye ekonomisinde de büyüme yavaşlayacak, bu da işsizliğin artmasına yol açacaktı.</p>
<p>Enerji fiyatlarındaki artışın piyasalarda yaratacağı kaçınılmaz etki enflasyonun tırmanması olacaktı. Hemen herkesin kuşkuyla baktığı TÜİK’in verilerine göre bile ilk çeyrekteki enflasyon yüzde 10’u geçmişti ve bu oranda savaşın etkisi neredeyse hiç yoktu. Özellikle mart ayında savaşa ve savaşın etkisiyle akaryakıta gelen yüklü zamlara rağmen yüzde 1,94’lük bir oran açıklanmış olması TÜİK’in oranlarına olan güvensizliğin iyice artmasına neden olmuştu.</p>
<p>Bütün bunlar konunun ekonomik boyutuydu. Bir de önceki gün neredeyse tüm dünya adeta dile getirmekten korkarcasına bir nükleer kâbusu yaşadı. Ne zaman ne yapacağı, ne zaman ne söyleyeceği kestirilemeyen, diplomatik bir üsluba hiçbir zaman sahip olamayan Trump gibi bir başkanın elinde öylesine bir güç vardı ki, <strong>“Bir medeniyetin yok edileceği”</strong> söylemi <strong>“Acaba kastedilen nükleer bomba”</strong> mı sorusunu gündeme getirdi.</p>
<p>Bütün bu sıraladıklarım önceki gece yarısına kadar olan bitendi, düşünülenlerdi. İran ve ABD arasında ateşkes sağlanmasıyla tüm dünya bir nefes aldı, soluklandı. Ama sorun geride kalmadı tabii ki. Zaten sağlanan bir ateşkes ve elbette bir süresi var. Ateşkes bozulabilir, ateşkes bozulmasa bile süre bittikten sonra bu kez soluklanmış olan taraflar yeniden savaşa tutuşabilir. Bütün bunlar olmasa ve savaş tümüyle bitse bile kaybedilenleri anında yerine koymak mümkün olmayacak. Ne enerji fiyatları kısa zamanda savaş öncesindeki düzeye döner, ne istense bile döndürmek mümkün olabilir. Körfez’deki yanmış yıkılmış enerji tesislerini yeniden kurmak çok zaman ister.</p>
<p>Kaldı ki fiyatlar bu enerji maliyetleri yüzünden arttı bir kere ve geri dönüş çok zor. Mevsimsel ürünlerin fiyatları arza bağlı olarak günden güne bile değişebilir ve aşağı gelebilir ama bu durumu tüm mal ve hizmetler için geçerli saymak yanlış olur. Bazı kalemlere bu maliyetler yapıştı bir kere…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ekonomide ne beklemeli?</span></h2>
<p>Ateşkesin getirdiği ekonomik rahatlamaya daha detaylı bakalım…</p>
<p>Tabii ki ateşkes, savaş tümüyle sona ermiş gibi bir etki doğurmayabilir. Ama yine de ateşkesle birlikte çok şey anında değişti bile.</p>
<p>Sağlanan ateşkesle birlikte Türkiye de ekonomide bir dizi kaybını belli ölçüde de olsa telafi edebilme olanağına kavuştu.</p>
<p>■ Örnek mi, ilk etapta motorine dünden geçerli olmak üzere yapılan yüzde 10 düzeyindeki astronomik zam bugün-yarın fazlasıyla geri alınacaktır. Çünkü ham petrol fiyatlarında bu satırların yazıldığı saat itibarıyla yüzde 14-15 dolayında bir ucuzlama vardı. Motorinde de bu orana yakın bir indirim gelmesi bekleniyor.</p>
<p>■ Yazımın girişinde saydığım olumsuzluklar yavaş yavaş tümüyle değilse bile belli ölçüde yok olacaktır. Dış ticaret normal seyrine dönecek, turizm ile ilgili kaygılar giderilecek, hatta Körfez bölgesindeki ülkelere daha mesafeli yaklaşması muhtemel turistlerin Türkiye’ye yönelmesi mümkün olabilecektir.</p>
<p>■ Merkez Bankası döviz rezervini yeniden toparlama olanağına kavuşacaktır.</p>
<p>■ Para Politikası Kurulu’nun 22 Nisan’da yapacağı toplantıda faiz artırımına gitmek zorunda kalacağı görüşü giderek daha çok taraftar buluyordu. Halen yüzde 37 olan haftalık repo ihale faizi belki yüzde 40’a çıkarılacak ve fonlamada yeniden haftalık repoya dönülecek ve ama fiili faiz oranı değiştirilmemiş olacaktı. Çünkü piyasa zaten 1 Mart’tan beri haftalık repo ihaleleri yoluyla değil yüzde 40 faizle gecelik borç verme kanalından fonlanıyor. 22 Nisan’da politika faizi yüzde 40’a çıkarılırsa gecelik borç verme faizi de muhtemelen yüzde 43 olacaktı. İşte ateşkes sayesinde Merkez Bankası belki de 22 Nisan’da oranlarda bir değişikliğe gitme gereği duymayacak; hatta fonlamayı yeniden haftalığa çekerek faizi fiilen indirebilecektir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Haritayı değiştiremediler</span></h2>
<p>Sağlanan ateşkesle dünya en azından şimdilik rahat bir nefes aldı. Savaşan taraflara bakıyorsunuz; ikisi de kendini kazançlı sayıyor.</p>
<p>Ama herkesin gördüğü gerçek, bu savaştan İran’ın kazançlı çıktığı. Elbette İran daha fazla yıkıma uğradı, elbette daha fazla can kaybı verdi. Ama ABD üç beş günde kıracağını sandığı İran’ın direncini bir türlü aşamadığı gibi neredeyse tüm üst düzey yetkilileri devre dışı bırakmasına rağmen rejimi yıkma anlamında da hiç mesafe alamadı. Gerçi Trump’a bakarsanız rejim değişti de o nasıl oldu pek anlaşılamadı. Trump mantığı deyip geçmek gerek!</p>
<p>Artık moral üstünlüğü tartışmasız İran’da. ABD ve İsrail, İran’ın tahminlerinin çok ötesinde sert bir kaya olduğunu gördü. Şurası kesin, artık Ortadoğu’ya dönük planlar tümüyle yeniden gözden geçirilecektir.</p>
<p>Bu hiç kuşku yok ki Türkiye’nin toprak bütünlüğü açısından da çok önemli bir gelişmedir. Birilerinin Türkiye’nin topraklarında gözü vardı; yurt içinden ve dışından bunu pervasızca dile getirenler çıkıyordu ve bu hayaller yapılan tuhaf haritalara da yansıyordu. Ama bu savaşla birlikte Türkiye’nin güneydoğusunu da kapsayacak ve İran ve Irak’tan da toprak alacak şekilde kurulması planlanan Kürt devleti hayali en azından şimdilik suya düştü. Aynı şekilde İsrail’in genişleme hayalleri de…</p>
<p>Girişte belirttiğim görüşü bir kez daha tekrar etmek gerekirse ateşkes tabii ki sürelidir ve bu iki hafta bittikten sonra savaş yeniden alevlenir mi, bilinmez. Ya da ateşkes ihlal edilir ve bu iki hafta bile sözde kalır mı, o da bilinmez. Ama umulan ateşkesle birlikte bu savaşın tümüyle bitmesi. İşte bu varsayımla bakınca görülen, Ortadoğu haritasının değişmeyeceğidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ateskes-nefes-aldirdi-76596</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ateşkes nefes aldırdı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/surecte-es-zaman-formulu-nisan-olmadi-gozler-mayista-76608</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Süreçte, ‘eş zaman’ formülü: Nisan olmadı, gözler mayısta</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Terörsüz Türkiye sürecinde yol haritası için nisan ayı işaret edilmişti. Ancak TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un 10 gün sürecek PAB programı ardından 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları nedeniyle yasal düzenleme çalışmalarının mayıs ayına sarktığı belirtiliyor.</p>
<p>Terörsüz Türkiye sürecinde, iktidar kanadının, “önce silahların bırakılmasına ilişkin teyit ve tespit” şartı, DEM’in, “demokratikleşme olmadan yasa çıkmadan” ısrarı sürecin uzamasına hatta tıkanmasına neden olduğu eleştirileri yapılmaya başladı. Bunun üzerine AK Parti içeresinde farklı bir formülün tartışıldığı öğrenildi. AK Parti de, “Öncelik tartışmaları süreci tıkar. Bunun için orta bir yol aranacak. Meclis yasal düzenleme aşamasına geçerken, örgüt silahları bırakacak ve aynı anda mağaralar boşaltılacak. Bütün bunlar devletin ilgili ve yetkili kurullarının denetiminde olacak. Meclis'te eş zamanlı olarak yasal düzenlemeleri hayata geçirecek. Bu eşik ancak böyle aşılır” formülü gündemde.</p>
<h2>“4 kategorili yasal düzenleme”</h2>
<p>Süreçle ilgili yasal düzenleme çalışmaları ise sürüyor. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporu esas alınarak, “4 kategorili hukuki düzenleme” ve toplumsal rızaya dayalı adımlar hedefleniyor. Çıkarılacak düzenlemede örgüt üyelerinin “suça karışanlar”, “suça karışmayanlar”, “arananlar” ve “cezaevinde olanlar” şeklinde AK Parti’nin hukukçu milletvekillerinin yürüttüğü çalışmalar devam ediyor. Müstakil ve geçici yasayla, hukuki süreci yönetmek amacıyla hazırlanacak özel bir “kod kanun” niteliği taşıyacak. Yasanın kapsamı, silah bırakan örgüt üyeleri, yöneticileri ve yardım-yataklık yapanların Kendini fesheden örgüt ve üyelerinin hukuki tanımının yapıldığı, geçici ve sınırlı istisnalar içeren bir “kod kanun” olacak. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/surecte-es-zaman-formulu-nisan-olmadi-gozler-mayista-76608</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/2/0/1280x720/milli-dayanisma-kardeslik-ve-demokrasi-komisyonu-1763733394.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Terörsüz Türkiye sürecinde, önemli bir eşiğe gelindi. AK Parti’nin, ‘silahların bırakılması’ şartı, DEM’den de ‘yasal düzenleme’ ısrarı devam ediyor. Her iki taraftan da henüz atılan bir adım yok. Silahlar bırakılmadı, yasal düzenleme için ise bekleniyor. Bu tartışmalar devam ederken, süreçte ‘eş zaman’ formülü tartışılmaya başlandı. Kulislerde yasal düzenleme ile silahların eş zamanlı bırakılacağı formülü konuşuluyor. Çıkarılacak yasal düzenleme 4 başlıkta ele alınacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-76592</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Canlı - Ekonomi Masası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Ekonomi Masası | 9 NİSAN" src="https://www.youtube.com/embed/EstLENHsRKA" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-76592</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/1280x720/berfin-cipa-1753078160.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/antik-donem-bitkileri-demlendi-anadolunun-sahipsiz-halki-luviler-kozmetik-markasi-oldu-76595</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antik dönem bitkileri demlendi, Anadolu’nun sahipsiz halkı ‘Luviler’ kozmetik markası oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TOYOTA </strong>CEO’su <strong>Ali Haydar Bozkurt</strong>’un fikir önderliğinde hayata geçen <strong>“Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı”</strong>nın 14’üncüsünde Adana Sheraton Oteli’nin bahçesine kurulan stantları <strong>Şeref Oğuz, Servet Yıldırım </strong>ve <strong>Zeynep Aktaş</strong>’la birlikte gezerken <strong>“LuviLavant”</strong>ın önünde durduk.</p>
<p>Luvi Kozmetik Genel Koordinatörü <strong>Berman Mantı, </strong>bir yandan stantta sergiledikleri parfüm ve kozmetik ürünlerini tanıtırken, diğer taraftan MÖ. 1200’lere uzandı:</p>
<ul>
<li><strong>Eski Anadolu’nun renkli kavimler mozaiğinden biri olan </strong>“Luviler”, <strong>Hititler’in gölgesinde kalmalarına rağmen bu siyasi birliğin en önemli unsuru olmuşlardı. MÖ. 1200’lerde Hititler’in yıkılmasından sonra M.Ö. 700’lere kadar kültür ve dillerini sürdürmüşlerdi.</strong></li>
<li>“Luviler”, <strong>barışçı olarak bilinir. Çekirdek bölgelerinden Çukurova dahil Güney Anadolu sahilleri, Batı Anadolu ve Kuzey Suriye içlerine kadar yayıldılar. Hitit İmparatorluğunun sonlarına doğru </strong>“Luviler” <strong>politik yapılaşma ve bağımsızlık hareketlerine soyundular.</strong></li>
<li><strong>Hitit İmparatorluğunun çöküşünden sonra gelen </strong>“Demir Devri”<strong>nde 500 yıl boyunca (M.Ö. 1200-700) </strong>“Luvice” <strong>varlığını sürdürdü. </strong>“Hititçe” <strong>resmi, </strong>“Luvice” <strong>konuşma diliydi. Çivi yazıları kolayca çözülürken, resim yazılarının (hiyeroglif) çözümü çalışmaları yıllardır sürüyor.</strong></li>
<li>“Luviler”, <strong>önce Anadolu’da Hititler, Hurriler ve Hattilerle, sonra Çukurova’da gene Hurriler ve Samilerle birlikte yaşadı. Bugün bile insanı büyüleyen kentler kurdular. Zoraki geçim kaynağı tarım ve hayvancılık yanında Toros ve Amanosların şifalı otlarını tıpta kullandılar. </strong>“Hurriler”<strong>le işbirliği yaoarak Çukurova’da ilkel tıbbın kurucuları onlardı.</strong></li>
</ul>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d72c0e6b790-1775709198.jpg" alt="" width="500" height="718" /></strong><strong>Berman Mantı, “Luviler”</strong>in öyküsünü özetledikten sonra <strong>“LuviLavant”</strong>a döndü:</p>
<p>-          “LuviLavant”, <strong>Anadolu’nun unutulmuş, kimsesiz sahipsiz halkı olan </strong>“Luviler”<strong>in tanıtılması ve onlara ait renkli ve zevkli medeniyetin keşfedilmesi amaçlı yola çıkmış bir marka.</strong></p>
<p>Markanın ürünlerinin Anadolu ritüellerine göre hazırlandığını belirtti:</p>
<p>-          “LuviLavant” <strong>ürünleri, antik dönem bitkileri ile demlendi. Özel koleksiyon hazırlandı. Tarihin tozlu raflarında gizli kalmış kültürel değerlerimizi gün yüzüne çıkarmak için gayretle çalışıyoruz.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Anadolu’da her adımda karşınıza çıkan dağın, taşın size söyleyecek bir sözü, anlatacak hikayesi vardır. Anadolu’da hiçbir şey sıradan değildir. Binlerce yılın tanıklığı söz konusudur.</strong></p>
<p>Lavantanın izini sürerken <strong>“Luviler”</strong>i tanıdıklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Antik çağın eşsiz iki tanığının ruhundan ilham alarak hem </strong>“Luviler”<strong>i hem de onların ritüellerinde kullandıkları lavantayı birlikte bugünlere taşıyalım istedik.</strong></p>
<p>Özel bir parfümör eşliğinde antik dönem mistik bitkileri kullanarak üç özel parfüm tasarladıklarını bildirdi:</p>
<ul>
<li><strong>Puduhepa: </strong>M.Ö. 13. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış <strong>Puduhepa, </strong>Hitit Kralı <strong>III. Hattuşili</strong>’nin eşi ve Hitit İmparatorluğunun büyük ana kraliçesidir. O zamanlar <strong>“Kizzuwatna” </strong>ülkesi olarak bilinen Çukurova topraklarında yer alan <strong>“Lawazantiya”</strong>da doğup büyümüştü. <strong>“Puduhepa Parfüm”, </strong>devlet kadını <strong>Puduhepa</strong>’nın anısını taze tutmak amacıyla Antik Çağ bitkileri esas alınarak hazırlandı.</li>
<li><strong>Piyamakurunta:</strong>Hitit Kralı <strong>I. Tudhaliya </strong>döneminde Batı Anadolu’ya yapılan il seferde birçok merkez fethedilmiş, halk esir alınarak Hattuşa’ya götürülmüştü. <strong>I. Tudhaliya, </strong>aynı bölgeye ikinci bir sefer daha düzenledi. Batı Anadolu bu sefer 22 küçük beyliğin ittifakından oluşan <strong>“Aşşuwa” </strong>birliği kurarak karşılık verdi. Bu birliğin lideri <strong>Piyamakurunta </strong>idi.</li>
</ul>
<p>Parfüm, <strong>Piyamakurunta </strong>ve arkadaşlarının özgürlük uruna verdikleri mücadeleyi anmak için antik çağın bitkileri esas alınarak üretildi.</p>
<ul>
<li><strong>Lallupiya: </strong>Hitit döneminde Anadolu’da bereketin simgesi olarak festivaller ve dini bayramlar düzenlenirdi. Bu törenlere sanatlarını icra etmek üzere katılan <strong>“Lallupiya”</strong>lılar, <strong>“Luvi” </strong>kökenli müzisyenlerdi. Parfüm, sirklerin öncüleri bu halkın sanata ve müziğe katkılarını anmak için yine antik çağın bitkilerinden hazırlandı.</li>
</ul>
<p><strong>Berman Mantı, </strong>yeri gelmişken Adana Seyhan’daki <strong>“Antik Kültür Merkezi”</strong>ne de değindi:</p>
<p>-          “Antik Luvi Kültür Merkezi”, <strong>Seyhan Belediyesi ile birlikte</strong> “özel-kamu işbirliği”<strong> ile hayata geçti.</strong> <strong>Merkezin danışmanlığını Münih Üniversitesi Asuryoloji ve Hititoloji Enstitüsü Eski Anadolu Dilleri ve Hititoloji Bölümü eski Başkanı Prof. Ahmet Ünal üstlendi.</strong></p>
<p><strong>Berman Mantı, </strong>dünya kozmetik devlerinin ve Türkiye’deki önde gelen üreticilerin hakim olduğu pazarda <strong>“Luviler”</strong>den güç almayı seçip, <strong>“Puduhepa”, “Piyamakurunta” </strong>ve <strong>“Lallupiya” </strong>markalaştırmak için kolları sıvadı…</p>
<p>Yolu açık olsun…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘Portakal Çiçeği Karnavalı’ sırasındaki organik atıklar 2 ton ‘kompost’a dönüşecek</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d72c246700c-1775709220.jpg" alt="" width="700" height="525" /></span><strong>‘ULUSLARARASI </strong>Portakal Çiçeği Karnavalı’nın <strong>“Portakallı Lezzetler” </strong>yarışmasının gerçekleştiği Adana Sheraton Oteli’nde <strong>Servet Yıldırım </strong>ve <strong>Celal Toprak</strong>’la stantları gezerken Karadeniz Holding Kurumsal İletişim Direktörü <strong>Özlem Yalçın </strong>ve sürdürülebilirlik danışmanlığı yapan Sercom Danışmanlık’ın Kurucusu <strong>Elif Özkul Gökmen</strong>’le karşılaştık.</p>
<p><strong>Yalçın </strong>ve <strong>Gökmen, </strong>4 yıldır gönüllü yaptıkları bir işi anlatmak istediklerini belirtti:</p>
<p>-          “Portakal Çiçeği Karnavalı”<strong>na </strong>“sürdürülebilir karnaval danışmanlığı” <strong>hizmeti veriyoruz.</strong></p>
<p>Onları dinlemeye koyulduk, anlattılar:</p>
<p>-          <strong>Alışveriş stantlarının kurulduğu Atatürk Parkı’nı Karnavalın </strong>“sürdürülebilirlik merkezi” <strong>olarak belirledik. 4 yıldır </strong>“Birlikte mümkün” <strong>mottosuyla doğa dostu bir etkinlik modelini hayata geçirdik. Etkilerini de görmeye başladık.</strong></p>
<p><strong>Özlem Yalçın, </strong>Karnaval döneminde Atatürk Parkı’nın günde 40 bin ziyaretçi ağırladığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Ülkemizde de çeşitli etkinlikler sonrası alanda ciddi atık bırakıldığı görülür. Biz </strong>“Portakal Çiçeği Karnavalı”<strong>nı organize edenlerle konuştuk. Atatürk Parkı’nda atığın kaynağında azaltılması, ayrıştırılması ve geri kazanımı temel yaklaşımıyla yola çıktık.</strong></p>
<p><strong>Elif Özkul Gökmen </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Adana Büyükşehir Belediyesi ve Seyhan Belediyesi’nin desteği, Adana’daki Rotary Kulüpleri’nin de katılımı ile festival atıkları değerlendirildi. Organik atıkların değerlendirilmesi kapsamında bu yıl 2 ton kompost gübre elde edilmesi bekleniyor.</strong></p>
<p>Plastik kullanımı üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Karnaval boyunca tek kullanımlık plastiklerin azaltılması yönünde önemli adımlar adımlar atıldı, parktaki stantlarda plastik kullanımına izin verilmedi. Katılımcılar kendi markalarını kullanmaya teşvik edildi. Park içi ulaşım elektrikli araçlarla sağlandı.</strong></p>
<p><strong>Özlem Yalçın, </strong>Karnaval Direktörü <strong>İlhami Günsel</strong>’in sürdürülebilirlik konusundaki mesajını iletti:</p>
<p>-          <strong>Karnavalın vizyoner bakış açısıyla sürdürülebilirlik çalışmalarına başlaması ve Türkiye’deki ilk inisiyatiflerden biri olması da son derece heyecan verici. 4 yıldır Atatürk Parkı’nda hayata geçirdiğimiz bu yaklaşımı önümüzdeki yıllarda tüm şehre yaymayı hedefliyoruz.</strong></p>
<p><strong>Özlem Yalçın, </strong>Karnaval Sürdürülebilirlik Koordinatörü Prof. <strong>Canan Madran</strong>’ın şu değerlendirmesini paylaştı:</p>
<p>-          <strong>4 yıl önce başlattığımız bu çalışmalarda belediyelerimizden, paydaşlarımızdan ve halkımızdan büyük destek gördük. Adana hepimizin, gelecek hepimizin. Bu büyüklükte bir Karnavalı daha az iz bırakarak gerçekleştirmek mümkün.</strong></p>
<p><strong>Elif Özkul Gökmen, </strong>ölçümleme ve etki analizi üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Bu yıl ilk kez, Karnavalın etkileri yalnızca uygulamalarla sınırlı kalmadı, aynı zamanda ekonomik, toplumsal ve çevresel boyutlarıyla uzman ekipler tarafından kapsamlı bir etki analizi gerçekleştirildi. Bir ilerleme raporu da hazırlayacağız.</strong></p>
<p>Sosyal etki ve kapsayıcılık tarafına dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Sürdürülebilirliğin sosyal boyutu kapsamında kadın istihdamı öncelikli başlıklar arasında yer aldı. Stantlarda görevli personel dahil çalışanların en az yüzde 50’sinin kadın olması teşvik edildi.</strong></p>
<p><strong>Elif Özkul Gökmen, </strong>Karnaval süresince gerçekleştirilen eğitim ve söyleşi programları ile sürdürülebilirlik bilincinin yaygınlaşmasına katkı sağlandığını vurgulayıp sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Çukurova Üniversitesi akademisyenleri ile </strong>“eko feminizm, su kaynakları ve sucul ekosistemlerin önemi” <strong>üzerine sunum ve sohbetler gerçekleştirildi.</strong></li>
<li>“Sigaranı Evde Bırak” <strong>başlıklı farkındalık etkinliği düzenlendi.</strong></li>
<li><strong>İş ve toplum sağlığı ve güvenliği önceliklendirildi ve tüm alanda çalışmaların yapılması sağlandı</strong></li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/antik-donem-bitkileri-demlendi-anadolunun-sahipsiz-halki-luviler-kozmetik-markasi-oldu-76595</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/5/1280x720/67-1775709169.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antik dönem bitkileri demlendi, Anadolu’nun sahipsiz halkı ‘Luviler’ kozmetik markası oldu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/piyasalarda-ateskes-rallisi-76594</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 07:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasalarda ateşkes rallisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69d728b8796b9-1775708344.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>ABD ile İran arasında varılan iki haftalık ateşkes, küresel piyasaların tansiyonunu bir anda düşürdü. Haftalardır savaşın gölgesinde yön arayan enerji piyasaları, ateşkes haberiyle birlikte adeta “rahatlama rallisi” yaşadı. Petrol fiyatları hızla geri çekilirken, risk iştahı yeniden canlandı. </p>
<h2>Euro/dolar 1.17’ye çıktı </h2>
<p>Piyasaların ilk tepkisinde biri dolar satışı odu. ABD’nin ticaret ortaklarının para birimleri karşısında doların hareketini izleyen endeks dün keskin bir düşüşle 99’un altına gerileyerek dört haftanın en düşük seviyesine ulaştı. Dolar euro karşısında geriledi ve euro/dolar paritesi şubat sonundan bu yana en yüksek seviyesi olan 1,17 dolara yükseldi.</p>
<h2>Brent %16 geriledi</h2>
<p>Ateşkes kapsamında İran’ın Hürmüz Boğazı’nı yeniden açması karşılığında ABD ve İsrail’in askeri operasyonları durdurması bekleniyor. Bu gelişme, piyasaların en büyük korkusu olan arz kesintisi riskini kısa vadede ortadan kaldırdı. Nitekim Brent petrol yüzde 16’ya varan düşüşle 94 dolar seviyesine gerilerken, WTI petrol de 96 dolar civarına inerek son yılların en sert günlük düşüşlerinden birini kaydetti.</p>
<p>Petroldeki bu hızlı geri çekilme, rafine ürünlere de yansıdı. Avrupa dizel kontratları yüzde 20’nin üzerinde düşüşle son dört yılın en sert kaybını yaşarken, Ortadoğu ham petrolüne endeksli vadeli işlemlerde de benzer bir çözülme görüldü. Bu tablo, savaşın ilk günlerinde oluşan “arz şoku” fiyatlamasının büyük ölçüde geri alındığına işaret ediyor.</p>
<p>Ancak piyasalarda temkinli iyimserlik hakim. Çünkü ateşkesin geçici olması ve Hürmüz Boğazı’ndaki geçişlerin sürdürülebilir şekilde normale dönüp dönmeyeceği belirsizliğini koruyor. Üstelik boğazdan geçişler için ücret alınması planı, orta vadede enerji maliyetleri üzerinde yeni bir baskı unsuru yaratabilir.</p>
<h2>Borsa ve altın rahatladı</h2>
<p>Enerji piyasalarındaki bu rahatlama, diğer varlık sınıflarına da hızla yayıldı. Avrupa borsaları yüzde 3-5 aralığında yükselirken, Asya piyasalarında da güçlü alımlar görüldü.</p>
<p>Endüstriyel metallerde bakır üç haftanın en yüksek seviyesine çıktı. New York’ta fiyat yüzde 4’e yakın artışla pound başına 5.75 doları aştı. Londra’da 3 ay vadeli bakırı ton fiyatı 12.300 doların üzerine yerleşti. Tedarik zincirine ilişkin kaygıların azalması özellikle alüminyum tarafında fiyatları destekledi.</p>
<p>Altın karmaşık bir seyir izledi. Ateşkesle birlikte jeopolitik risklerin azalması güvenli liman talebini zayıflatırken, piyasadaki toparlanma beklentileri değerli metale destek verip fiyatı ons başına 4,850 dolara kadar taşıdı. Buna rağmen altın fiyatları, savaşın ilk günlerindeki zirvelerin belirgin şekilde altında kalmayı sürdürüyor.</p>
<p>Uzmanlara göre, önümüzdeki günlerde piyasaların yönü, diplomatik temasların kalıcı bir anlaşmaya dönüşüp dönüşmeyeceğine bağlı olacak.</p>
<h2>FT: Altındaki düşüşlerin arkasında Türkiye var</h2>
<p>Savaşın yarattığı dalgalı ortamda dikkat çeken bir diğer gelişme Türkiye’nin altın satışları oldu. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın Şubat sonundan bu yana yaklaşık 52 ton altın satması ve önemli miktarda swap işlemi gerçekleştirmesi, küresel altın fiyatları üzerinde aşağı yönlü baskı yarattı. Toplam büyüklüğü 20 milyar dolara yaklaşan bu işlemler, altının son dönemde yüzde 11’in üzerinde değer kaybetmesinde etkili oldu. Analistler, merkez bankalarının alıcı konumundan kısmen çıkmasının, altın piyasasında dengeleri değiştiren kritik bir unsur haline geldiğine dikkat çekiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/piyasalarda-ateskes-rallisi-76594</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/9/1280x720/dolar-petrol-1760281902.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD–İran ateşkesi enerji piyasalarında sert bir geri çekilmeyi tetiklerken, petrol fiyatı yüzde 16 civarında düştü. ABD doları geri çekildi, altın bu fırsattan yararlanıp yükseldi. Ancak uzmanlara göre asıl yön, Hürmüz’deki akışın kalıcı olarak normale dönüp dönmeyeceğiyle belirlenecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ateskes-coskusu-guclu-ama-temkinli-olmak-sart-76593</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 07:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ateşkes coşkusu güçlü ama temkinli olmak şart</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısında iki haftalık ateşkesin ardından Hürmüz Boğazı’nda yeniden trafiğin başlamasıyla petrol ve doğalgaz fiyatları sert gerilerken TL varlıklar, Borsa İstanbul, altın yükseldi, dolar değer kaybetti. Borsa İstanbul BİST100 endeksi savaş öncesi seviyelerine hızla geri dönmeye çalışırken yabancının sert satışından en büyük kaybı yaşayan bankacılık hisseleri ise tavan seviyeleri gördü. Türkiye’nin tahvil faizleri de sert geriledi, 5 yıllık ifl as risk primi CDS 31 baz puan düşüşle 1 ayın dip seviyesi olan 254 puana geriledi. Uzmanlar yerlinin yoğun alımıyla borsada yaşanan coşkunun iki hafta boyunca devam etmesinin olası olduğuna işaret ederken ateşkesin sona ermesine denk gelen 22 Nisan Merkez Bankası Para Politikası Kurulu kararının bundan sonrası için belirleyici olacağına işaret etti.</p>
<h2><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d728726c9ca-1775708274.png" alt="" width="233" height="168" />Baskı kalkınca ralli başladı </h2>
<p>ABD ve İran arasında ateşkes şimdilik sağlanmış gibi görünse de uzmanlar İsrail’in tavrının önemli olduğunu ve temkinli davranmak gerektiğine vurgu yaptı. Savaş boyunca TL varlıklar ve küresel piyasalarda artan petrol fiyatları ve yükselen enflasyon endişeleri nedeniyle sert satış baskısı altında kalırken iki haftalık ateşkes kararı nefes alınmasının sağladı ve tepki yükselişi başladı. Güçlenen risk iştahı ile piyasalarda rahatlama rallisi görülürken, ateşkes iki ülkenin daha uzun vadeli bir anlaşmaya varması için zaman kazanmasını da sağladı. Kalıcı bir barış için belirsizlikler İsrail faktörü başta olmak üzere halen daha ortada duruyor. </p>
<h2>Banka ve ulaştırma öne çıktı </h2>
<p>İki hafta da olsa baskıyı üzerinden atan TL varlıklar da dün güne iştahlı başladı. Borsa İstanbul BİST100 endeksinde sadece Tüpraş hisse fiyatındaki düşüş bir negatif etki yaratırken banka hisseleri tavan seviyesi gördü. BİST100 endeksinde gün içi yükseliş yüzde 5,9’a dayanırken, bankacılık endeksinde yüzde 9,7'yi geçti. Tüm endekslerde alıcı seyir gözlendi, işlem hacmi güçlü gerçekleşti ve BİST100 endeksindeki yükselişe en büyük katkı Aselsan ve Akbank’ın yanı sıra savaş baskısını üzerinden şimdilik atan Türk Hava Yolları hisseleri de Haziran 2023'ten bu yana en iyi performansına imza attı. BİST100 endeksi günü yüzde 4,76 yükselişle 13.536,8 puandan kapattı, bankacılık endeksi dün yüzde 8,54, ulaştırma endeksi yüzde 7,03 getiri sağladı.</p>
<p>Tahvil faizlerinde düşüş Yabancının savaşın başlamasıyla birlikte hızla satışa döndüğü TL gösterge devlet tahvilleri de dün nefes aldı. İki yıl vadeli gösterge tahvil faizi yüzde 39,50'ye, 5 yıllık gösterge devlet tahvili yüzde 36,25'e, 10 yıl vadeli gösterge tahvil faizi de yüzde 31,06'ya indi. Buna rağmen devlet tahvillerinde savaş önceki seviyelerin hala üzerinde kalınmaya devam etti. Yabancı bir analist ateşkesin bu kadar kısa sürede sağlanacağına inanmayan piyasanın iki haftalık ateşkese 'short'ta yakalandığını ve tahvillerdeki bu pozitif havanın daha çok pozisyon kapatmadan kaynaklandığını vurguladı.</p>
<h2>Türkiye için iki kritik tarih</h2>
<p>Aynı analist Türkiye için bu iki haftalık ateşkes tarihlerinin çok kritik dönemlere denk geldiğine işaret etti. 17 Nisan’da S&amp;P’nin kredi notu değerlendirmesi bulunduğunu 22 Nisan’da ise Merkez Bankası Para Politikası Kurulu kararının açıklanacağını belirten uzman iki haftalık ateşkesin de tam 22 Nisan’da biteceğini söyledi. İsrail’in bir hamlesi olması ateşkesin kalıcı barışa dönüşmesini zorlayacağını belirten analist 17 Nisan ve 22 Nisan’da gelecek kararların yurtiçi piyasalar için belirleyici olduğuna vurgu yaptı.</p>
<h2>Altın fiyatlarında yön yukarı </h2>
<p>Gram altın fiyatları da ateşkes coşkusundan nasibini aldı. Yeni güne altının ons fiyatındaki artışla yükselişle başlayan gram altın fiyatları dün gün içinde yüzde 1,5’in üzerinde yükseldi. Ve gram altın fiyatları 6 bin 957 liraya kadar geldi. Serbest piyasada ise gram altın fiyatlarında yükseliş yüzde 3’e yaklaştı ve 6 bin 900 liranın üzerine çıktı. Serbest piyasada çeyrek altın 11 bin 280 liraya, Cumhuriyet altını ise 46 bin 129 liraya kadar çıktı. Altının onsu, 4 bin 854 dolara kadar yükseldi. Uzmanlar geçici ateşkesin ardından tahvil faizlerindeki düşüşün ve ABD Merkez Bankası Fed’den faiz indirimi beklentilerinin güçlenmesinin altın fiyatlarını desteklediğini dile getirdi.</p>
<p>Her ülke kendi iç dinamikleriyle Perform Portföy Fon Yöneticisi Altan Aydın, 2 hafta boyunca ara ara gerilimin yine arttığının görülebileceğini belirterek “Ancak bundan sonra ateşkes sona erse de artık ateşkesi uzatmak için herkes çaba gösterecek. Bu yüzden bu saatten sonra her ülkenin kendi dinamikleriyle hareket edeceğini düşünüyorum. Bizim için nisan PPK ve bilançolar belirleyici olacak, bence endeks savaş öncesi seviyelerde yaz ortasına kadar dalgalanır. 305 dolar seviyesi bizim için referans olacak, ilk çeyrek finansalları genel olarak gayet iyi. Savaşın etkilerini 2.ceyrekten itibaren daha çok hissederiz. Bu yüzden ben Temmuz PPK toplantısında yeniden faiz indirimlerine başlanabileceğini ve o toplantıya kadar bu beklentinin fiyatlanacağını düşünüyorum. Özellikle CDS’teki hızlı geri çekilme bence önemli bir gösterge” diye konuştu.</p>
<h2>Alımların tamamı yerliden</h2>
<p>Bir diğer uzman bu hafta iyimserliğin devam edeceğine işaret ederek piyasada endeks seviyesi olarak o derece görünmese de şirketler bazında ciddi iskontolar oluştuğunu vurguladı. Tepki alımlarının gelmesinin normal olduğunu, alışların büyük kısmı hatta tamamının da yerliden kaynaklandığına işaret eden uzman, PPK kısmının ise soru işareti olduğunu belirtti. Şu anki beklentinin politika faizinin yüzde 40 fonlama faizine çekilmesi olduğunu hatırlatan uzman 2 haftalık süreçte petrol başta olmak üzere fiyatlamaların yakından izleneceğini dile getirdi. Bilanço sezonunun yaklaştığını söyleyen uzman bankacılık sektöründe ocak ve şubat iyi geçse de mart ayının sıkıntılı olduğunu bankaların yapacakları yönlendirmelerin de yılın geri kalanı için önemli olacağını vurguladı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ateskes-coskusu-guclu-ama-temkinli-olmak-sart-76593</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/borsa-istanbul-bist-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD ve İran’ın iki haftalık ateşkes kararı savaş baskısından bunalan piyasalar için rahatlama rallisi yarattı. TL varlıklar dün günü yükselişle geçirirken bankacılık endeksi başta olmak üzere Borsa İstanbul’da genele yayılan alımlar etkili oldu. Borsada alımlar yerliden kaynaklanırken Türkiye’nin iflas risk primi CDS ise 1 ayın en dip seviyesine geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iyi-madencilik-ornekleri-az-da-olsa-bizde-de-var-76605</guid>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İyi madencilik örnekleri az da olsa bizde de var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hafta başında gazetemizde yayınlanan Dr. S. Armağan Vurdu imzalı yazı etkileyiciydi. Yazıda “Kömürden Yeşile: Terk Edilen Madenlerin Yeni Hayatı” başlıklı yazıda Hindistan'da bir zamanlar açık ocak kömür madeni olarak kullanılan Bishrampur’un geçirdiği çevresel, ekonomik ve toplumsal dönüşüm anlatılıyordu.</p>
<p>Okuduklarım beni 2021’de Aydın’ın Efeler ilçesine “iyi madencilik örnekleri” görmek için yaptığım seyahate geri götürdü. Duraklarımızdan ilki Aydın Linyit Şahnalı Kömür İşletmesi’nin kömür üretimini sürdürdüğü 3 bin 300 dönümlük alandı. 2000 yılında rezervin tükendiği alanlara zeytin, incir ve akasya dikilmeye başlanmıştı. Ziyaret ettiğimiz tarihte alanın ağaçlandırılan bin 750 dönümlük bölümü 85 bin ağaçla bir tarım işletmesinin üretim alanı haline gelmişti.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69d7303b39378-1775710267.jpg" alt="" width="600" height="641" />
<figcaption><strong><em>Efeler ilçesi Kuloğlu köyündeki eski maden sahası hayata böyle döndürülmüştü.</em></strong></figcaption>
</figure>
<p>İkinci durağımız ise yine Efeler ilçesinin Kuloğlu köyündeki Zetay Tarım İşletmeleriydi. Tepeden aşağı baktığımızda binlerce zeytin ağacının çevrelediği yapay göleti görüyorduk. Rezervin bitişinden sonra uzun yıllar boş kalan arazinin yeni sahipleri alanı alanı yeşil bir cennet haline getirmişlerdi.</p>
<p>Madencilik yapanlar araziyi teslim aldıkları gibi yani ağaç dikimine hazır halde Tarım ve Orman Bakanlığı’na teslim etmek zorundalar. Büyük bölümü de öyle yapıyor. Arazinin rezervin tükendiği bölümlerinde çukurları kapatıyor ve erozyonu önlemek için teraslama da yapıyorlar. Ancak bir başka sorun da o noktada ortaya çıkıyor. Çünkü bakanlık ağaçlandırmayı kendi plan ve programına göre yapıyor. Bu da arazinin madenlerin terk edilişinden uzun yıllar sonra bile kel kalabileceği anlamına geliyor. Bu da kimi kez madencilerin haksız suçlamaların muhatabı olmalarını beraberinde getiriyor.</p>
<p>Demem o ki iyi örnekler bizde de var. Günahın tümünü madencilerin üzerine yıkmayalım ama iyi örneklerle karşılaşmak “pek olağan” olmadığı için yazıyı okuyunca aklıma hemen bunlar geldi. Hedef para kazanmanın yanı sıra gelecek kuşaklara yaşanabilir bir dünya devretmek olmalı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iyi-madencilik-ornekleri-az-da-olsa-bizde-de-var-76605</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İyi madencilik örnekleri az da olsa bizde de var ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/teknolojide-kadin-dernegi-odulleri-belli-oldu-76577</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 16:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Teknolojide Kadın Derneği ödülleri belli oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Teknolojide Kadın Derneği’nin (Wtech) BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları çerçevesindeki “Erişilebilir Enerji” temasıyla kadın girişimci odaklı düzenlenlediği “Enerjide Teknolojik ve İnovatif Çözümler Yarışması” sonuçları belli oldu. Enerjisa Enerji’nin ana destekçisi olduğu yarışmanın finali Ankara’da TOBB Sosyal Tesislerinde yapıldı. Yarışma, kadın girişimcilerin yenilikçi projelerini desteklemeyi amaçlıyor.</p>
<p>Yarışmanın finalistleri etkinlikte projelerini sundular. Değerlendirme sonucunda, 600 bin TL’lik büyük ödülü tarımda enerji maliyetini azaltmaya yönelik projesiyle Up-techlabs şirketi kazandı. Şirketin kurucu ortağı Sevim Örs, yarışma sürecinin değerli işbirlikleri kazandırmasının altını çizdi. </p>
<p><strong>Ardıç: Kadın ve genç girişimciler, 15 bin kişilik iş ağı oluşturdu</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d6579bb4de3-1775654811.jpg" alt="" width="500" height="313" /></strong>Final ve ödül töreninin açılışında konuşan TOBB Yönetim Kurulu Üyesi ve Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç, TOBB’un her zaman girişimciliği ön plana aldığını hatırlatarak, bunun içinde kadınlara özel önem verildiğini ve 2007 yılında kurulan TOBB Kadın Girişimciler Kurulu’nun 15 bin kadın ve genç girişimci ile büyük bir iş ağı oluşturduklarını vurguladı. Ardıç, “Kadın ve genç girişimcilik, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin öncelik alanlarının başında gelmektedir. TOBB olarak girişimciliği her zaman ön planda tutuyoruz. Çünkü ülkelerin ve milletlerin zenginleşmesinin yolu buradan geçiyor” dedi. </p>
<p>Teknolojide Kadın Derneği Kurucusu ve Yönetim Kurulu Eş Başkanı Zehra Öney de konuşmasında, “Yenilikçi ve teknoloji odaklı çözümleri teşvik ederek daha yaşanabilir, daha adil ve daha sürdürülebilir bir dünya için kararlılıkla ilerliyor; bu başarıların bir parçası olmaktan büyük bir gurur duyuyoruz” dedi. <br />Yarışmanın ana destekçisi Enerjisa Enerji Perakende Şirketleri Genel Müdürü ve Teknolojide Kadın Derneği Sürdürülebilirlik Lideri Ersin Esentürk de “Dünya bir enerji dönüşümünün içinde. Burada da iki kritik unsur öne çıkıyor: teknoloji ve insan. Yarışmamızı hayata geçirirken de bu unsurlar etrafında şekillenen bir amacı ortaya koyduk: Kadınların teknoloji ve bilim alanındaki varlığını güçlendirmek.  Girişimcilik ekosisteminin enerji teknolojilerindeki dönüşümde çok önemli bir rol oynadığına inanıyorum. Enerjisa olarak girişimcilerin adımlarını desteklemenin, ülkemizin enerji alanında geldiği güçlü yeri daha ileri taşımak için oldukça kıymetli olduğunu düşünüyoruz” diye konuştu. </p>
<p><strong>Yarışma sonuçları </strong></p>
<p>Jüri değerlendirmesi sonucunda, büyük ödül yanında,  bireysel kategoride ise birinci olan Marelilght-Sedef Emekli’ye 75 bin, ikinci olan Glasbit-Emine Günay’a 50 bin, üçüncü olan NUSAFE-Burcu Yaycı’ya 25 bin TL ödül kazandı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/teknolojide-kadin-dernegi-odulleri-belli-oldu-76577</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/7/1280x720/346-1775654697.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “Erişilebilir Enerji” temasıyla düzenlenen ödül töreninde konuşan ASO Başkanı Ardıç, “Kadın ve genç girişimcilik, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin öncelik alanlarının başında gelmektedir. TOBB olarak girişimciliği her zaman ön planda tutuyoruz. Çünkü ülkelerin ve milletlerin zenginleşmesinin yolu buradan geçiyor.” dedi.  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/izmir/bati-anadolu-sirketler-toplulugundan-ihracatta-ust-uste-8inci-basari-76574</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 15:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Batı Anadolu Şirketler Topluluğu’ndan ihracatta üst üste 8’inci başarı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) çatısı altında faaliyet gösteren Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri İhracatçıları Birliği (ÇCSİB) tarafından bu yıl 8’incisi düzenlenen İhracatın Şampiyonları Ödül Töreni, Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat’ın katılımı ile gerçekleşti.</p>
<p>Amerika, Avrupa ve Afrika kıtasında 20’yi aşkın ülkeye ihracat gerçekleştiren ve yıllık 5,8 milyon ton çimento üretim kapasitesiyle bölgesinin en büyük üreticisi konumunda yer alan Batı Anadolu Şirketler Topluluğu, başarılı ihracat performansı sergileyen şirketlerin ödüllendirildiği törenden bu yıl da önemli başarılarla döndü.</p>
<p>Türkiye çimento sektörü ihracatında önemli bir pazar payına sahip olan şirketler topluluğu; bu yıl 8’incisi düzenlenen ödül töreninde üst üste 8’inci kez ilk 5 şirket arasına girmeyi başararak 3 kategoride (klinker, gri çimento ve genel çimento) ‘En Fazla İhracat Gerçekleştiren Firma’ ödüllerini aldı. Ankara’da Ticaret Bakanlığı’nda düzenlenen törende Batı Anadolu Şirketler Topluluğu adına ödülleri İcra Kurulu Üyesi &amp; Pazarlama ve Beton Grup Başkanı Selçuk Uçar ve Uluslararası Ticaret Müdürü Efe Duman aldı.</p>
<p>Batı Anadolu Şirketler Topluluğu’nun ihracat performansına ilişkin değerlendirmede bulunan İcra Kurulu Üyesi ve Pazarlama ve Beton Grup Başkanı Selçuk Uçar, grubun 2025 yılı toplam çimento ve klinker ihracatının yaklaşık 2 milyon ton olarak gerçekleştiğini belirtti. Uçar, “İhracatın Şampiyonları Ödül Töreni’nin düzenlediği ilk yıldan bu yana her yıl üst sıralarda yer alarak ödüle hak kazanmamız, ihracatta kurduğumuz yapının istikrarlı şekilde ilerlediğini gösteriyor. Bu sonuçları yalnızca bir performans göstergesi olarak değil, sahada attığımız adımların karşılığı olarak değerlendiriyoruz. Üretim altyapımızı güçlendirmeye, lojistik kabiliyetlerimizi geliştirmeye ve farklı pazarlardaki varlığımızı derinleştirmeye odaklanıyoruz. Özellikle limanlara yakın üretim yapımız ve devam eden yatırımlarımız sayesinde, Akdeniz havzasından Atlantik hattına uzanan geniş bir coğrafyada rekabet gücümüzü artırıyoruz. İhracat, Batı Anadolu için büyümenin temel bileşenlerinden biri olmaya devam ediyor. Önümüzdeki dönemde de ihracatın toplam iş hacmimiz içindeki payını yukarı taşımayı ve daha fazla pazarda kalıcı bir oyuncu haline gelmek için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz” dedi.</p>
<p>Yıllık çimento ve klinker üretim kapasitesini yaklaşık 9 milyon tona çıkarmayı hedefleyen Batı Anadolu Şirketler Topluluğu, klinker sektörü ‘En Fazla İhracat Gerçekleştiren Firma’ kategorisinde 4’üncülük ödülüne; genel çimento sektörü (klinker dahil) ‘En Fazla İhracat Gerçekleştiren Firma’ kategorisinde 5’incilik ödülüne; gri çimento sektörü ‘En Fazla İhracat Gerçekleştiren Firma’ kategorisinde ise 5’incilik ödülüne layık görüldü.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/izmir/bati-anadolu-sirketler-toplulugundan-ihracatta-ust-uste-8inci-basari-76574</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/4/1280x720/bati-anadolu-sirketler-toplulugundan-ihracatta-ust-uste-8inci-basari-1775653042.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Bölgesi’nin köklü sanayi gruplarından Batı Anadolu Şirketler Topluluğu, Türkiye İhracatçılar Meclisi çatısı altında düzenlenen 8. İhracatın Şampiyonları Ödül Töreni&#039;nde, 2025 yılı ihracat performansıyla üç ödülün birden sahibi oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uhkibin-yeni-baskani-haluk-ozkarakasli-oldu-76570</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 15:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> UHKİB’in yeni başkanı Haluk Özkarakaşlı oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Uludağ Hazır Giyim ve Konfeksiyon ihracatçılar Birliği (UHKİB) 2025 yılı Genel Kurulu, Uludağ İhracatçı Birlikleri (UİB) Toplantı Salonu’nda yapıldı. Tek liste girilen seçimlerin sonucunda ise Öz Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Özkarakaşlı katılan üyelerinin tamamının oylarını alarak UHKİB Başkanlığına seçildi. 2026-2030 dönemini kapsayacak yeni yönetimde Özkarakaşlı’nın yönetiminde; Akbaşlar Tekstil Enerji, Alle Dış Ticaret, Almaxtex Tekstil, Bebetto Tekstil, Dress All Tekstil Konfeksiyon, Mass Konfeksiyon, Miya Konfeksiyon, Safran Tekstil Konfeksiyon, Timhan Klima Soğutma Tekstil, Yeşim Satış Mağazaları ve Tekstil Fabrikaları yer aldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d64ace62049-1775651534.jpg" alt="" width="756" height="504" /></p>
<h2><strong>"Zorlukları, Fırsata Çevirecek Güce Sahibiz"</strong></h2>
<p>Seçimin ardından bir konuşma yapan UHKİB Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Özkarakaşlı, “Bugün burada, Türkiye ekonomisinin lokomotifi olan hazır giyim ve konfeksiyon sektörünün Bursa’daki kalbi UHKİB’de, şahsıma ve yönetim kuruluma gösterdiğiniz güven için hepinize en içten şükranlarımı sunuyorum. Bu bir bayrak yarışıdır; amacımız devraldığımız bu kıymetli mirası, küresel rekabetin yeni kurallarına göre daha ileriye taşımaktır” dedi. Sektör olarak sadece bir üretim merkezi değil, aynı zamanda tasarımın, sürdürülebilirliğin ve dijital dönüşümün öncüsü olmak zorunda olduklarını kaydeden Özkarakaşlı, şöyle konuştu: <br />Yeni dönemde önceliğimiz, eski yönetimin başarı ile gerçekleştirdiği projeleri geliştirerek sürdürmek olacak Avrupa Yeşil Mutabakatı başta olmak üzere, çevreci üretim standartlarını bir tercih değil, bir zorunluluk olarak görüp üyelerimize bu yolda rehberlik edeceğiz. Hızlı modadan akıllı modaya geçiş yaparak, kilogram başına düşen ihracat değerimizi artıracak tasarım odaklı projelere ağırlık vereceğiz ve üretim süreçlerimizden pazarlamaya kadar dijitalleşmeyi tüm katmanlara yayarak verimliliğimizi maksimize edeceğiz.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uhkibin-yeni-baskani-haluk-ozkarakasli-oldu-76570</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/0/1280x720/uhkibin-yeni-baskani-haluk-ozkarakasli-oldu-1775651558.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ UHKİB’de başkanlığa oy birliğiyle seçilen Haluk Özkarakaşlı, yeni dönemde sektörün rekabet gücünü artıracak yol haritasını sürdürülebilirlik, tasarım ve dijital dönüşüm ekseninde şekillendireceklerini açıkladı; 2026-2030 döneminde Bursa hazır giyim ihracatında katma değeri yükseltmeye odaklanacaklarını vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yenilenmis-urunler-icin-duzenleme-hazirligi-76567</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 15:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakanlıktan yenilenmiş ürünler için düzenleme hazırlığı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, yenilenmiş ürünlere yönelik düzenleme yapılacağını duyurdu.</p>
<p>Açıklamada, cep telefonu, tablet ve benzeri teknolojik ürünlerin belirli standartlar çerçevesinde yenilenerek sertifikalı ve garantili şekilde yeniden satışa sunulmasına yönelik usul ve esasları düzenleyen Yenilenmiş Ürünlerin Satışı Hakkında Yönetmelik'in, 22 Ağustos 2020'de yürürlüğe girdiği anımsatıldı.</p>
<p>Halihazırda Bakanlık tarafından yetkilendirilen 25 yenileme merkezinin faaliyet gösterdiği belirtilen açıklamada, "Söz konusu uygulamayla tüketicilerin kullanılmış cihazlarını güvenle satabilmesi ve daha uygun maliyetlerle yenilenmiş cihazlara erişebilmesi sağlanmakta, satın alınan ürünlerde yaşanabilecek sorunlarda garanti haklarının etkin şekilde kullanılabilmesi temin edilmektedir. Ocak 2022'den bugüne kadar yenileme merkezleri tarafından yaklaşık 1 milyon 574 bin ürün yenilenerek ekonomiye kazandırılmıştır." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p><strong>Belirli bilgiler tüketicilerin erişimine açılarak şeffaflık ve güven artırılacak</strong></p>
<p>Açıklamada, sektörde yaşanan gelişmeler, yürütülen denetimler, tüketici deneyimleri ve teknolojik imkanlar doğrultusunda yenilenmiş ürün ekosisteminin daha güvenilir, verimli ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulması amacıyla bir yönetmelik taslağı hazırlanarak sektörel paydaşların görüşüne sunulduğuna işaret edilerek, şu değerlendirmelerde bulunuldu:</p>
<p>"Hazırlanan taslakla yenilenmiş ürün süreçlerinin daha etkin izlenmesi amacıyla Yenilenmiş Ürün Bilgi Sistemi hayata geçirilecektir. Bu sistem sayesinde, yenileme yetki belgelerinin takibi, yetkili satıcı ve yenileme noktalarının denetimi, kayıp, kaçak veya çalıntı ürün sorgulamaları, veri trafiğinin kontrolü, sertifika üretimi ve yenileme süreçlerinin izlenmesi gibi kritik süreçler anlık takip edilecek, belirli bilgiler tüketicilerin erişimine açılarak şeffaflık ve güven artırılacak."</p>
<p><strong>Suistimallerin önüne geçilmesi amaçlanıyor</strong></p>
<p>Düzenlemeyle, özellikle yenilenmiş cep telefonlarına yönelik taksit imkanı ve düşük KDV oranı uygulamalarında yaşanabilecek suistimallerin önüne geçilmesi amacıyla doğrulama, kayıt ve kontrol mekanizmalarının güçlendirileceği ifade edilen açıklamada, ayrıca yenileme yetki belgesi verilmesinde aranan şartların güncelleneceği, mevcut ekonomik koşullar dikkate alınarak ödenmiş sermaye şartının yükseltileceği belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, düzenlemeyle yenilenerek satışa sunulabilecek ürünlerin kapsamının genişletileceğine dikkat çekilerek, tüketici kullanımının arttığı teknolojik ürünler doğrultusunda televizyonların da yenilenmiş ürün kapsamına dahil edileceği bildirildi.</p>
<p>Bu sayede söz konusu ürünlerin güvenilir şekilde yeniden ekonomiye kazandırılmasının sağlanacağı belirtilen açıklamada, böylece kaynakların verimli kullanılması ve israfın önlenmesi yönünde önemli katkı sağlanacağına işaret edildi.</p>
<p>Açıklamada, düzenlemelerin kapsamına ilişkin detaylar verilerek, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Yeni düzenlemeler kapsamında, mesafeli satışlarda geçerli olan cayma hakkı, diğer satış yöntemlerini de kapsayacak şekilde genişletilecek, yenilenmiş bir ürünün en az 30 gün geçmeden yeniden yenilenmesi yasaklanacak, yetki belgesinin askıya alınması veya iptaline ilişkin kararların, belirlenen kriterler doğrultusunda yetkin bir komisyon tarafından alınması sağlanacak. Bununla birlikte, tüketicilerin ürün karşılığında elde edeceği ödemelerin ve faydaların daha hızlı sağlanmasına yönelik düzenlemeler yapılacak, garanti hakları sektöre özel uyarlamalarla daha kapsamlı hale getirilecek. Bakanlık olarak bu düzenlemeyle yenilenmiş ürün sektörünün güvenilir, şeffaf, çevreci ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulması hedeflenmektedir. Yeni yönetmelik taslağı ile hem tüketici haklarının güçlendirilmesi hem de kayıtlı ve güvenilir piyasa yapısının geliştirilmesi yönünde önemli bir adım atılacak."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yenilenmis-urunler-icin-duzenleme-hazirligi-76567</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/4/6/1280x720/reeder-gunde-2500-cep-telefonu-uretiyor-1748448700.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yenilenmiş ürünlere yönelik düzenleme hazırlığı hakkında Ticaret Bakanlığından yapılan açıklamada, &quot;Yeni yönetmelik taslağı ile hem tüketici haklarının güçlendirilmesi hem de kayıtlı ve güvenilir piyasa yapısının geliştirilmesi yönünde önemli bir adım atılacak.&quot; denildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytin-zeytinyagi-ihracatcilari-yola-emre-uygun-ile-devam-ediyor-76565</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 15:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zeytin-zeytinyağı ihracatçıları yola Emre Uygun ile devam ediyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçı Birliği’nin (EZZİB) olağan genel kurulunda mevcut başkan Emre Uygun yeniden bu göreve seçildi.</p>
<p>Genel kurulda zeytin ve zeytinyağı ihracatçıları sektörün mevcut durumu, ihracat performansı ve gelecek hedeflerini masaya yatırdılar. Küresel piyasalardaki dalgalanmalar, maliyet baskıları ve üretim planlamasına ilişkin başlıkların öne çıktığı toplantıda, sektörün rekabet gücünü koruyabilmesi için ortak hareket, sürdürülebilir ihracat stratejileri ve üretici odaklı politikaların önemi vurgulandı.</p>
<p>2024 sezonunda ihracatın ciddi bir daralma yaşadığını ifade eden EZZİB Yönetim Kurulu Başkanı Emre Uygun, “Bu düşüşün ana nedeni zeytinyağı ihracatındaki gerileme oldu. Buna karşılık sofralık zeytin tarafında 2024-2025 döneminde Cumhuriyet tarihinin rekoruna ulaşan bir ihracat performansı yakaladık. İçinde bulunduğumuz hasat döneminde bu ivmenin bir miktar yavaşladığını görüyoruz. Ancak sofralık zeytin, hem iç hem dış piyasalardaki fiyat dalgalanmalarına karşı daha hızlı adapte olabilen, daha dirençli bir yapıya sahip. Zeytinyağı ise bu açıdan daha kırılgan bir görünüm sergiliyor” dedi.</p>
<p>Geride bırakılan dönemde zorlu ekonomik koşullar nedeniyle faaliyetlerini planladıkları ölçüde gerçekleştirmekte zorlandıklarını ifade eden Uygun, “Buna rağmen ticaret heyetlerine önem veren bir yönetim anlayışıyla hareket ettik. ABD, Kanada ve Avustralya başta olmak üzere çeşitli ülkelere ticaret heyetleri düzenledik. Bu çalışmaların sürdürülebilirliği büyük önem taşıyor. Çünkü ihracatın kalıcı olması ve Türk zeytin ile zeytinyağının uluslararası pazarlarda sürekli temsil edilmesi ancak düzenli tanıtım faaliyetleriyle mümkün. İhracatta uzun süredir dile getirdiğimiz 1 milyar dolar hedefinin, doğru stratejiler ve iş birlikleriyle ulaşılabilir olduğuna inanıyorum” diye konuştu.</p>
<p><strong>“İhracat yasakları Resmi Gazete’de bile yayınlanmıyor”</strong></p>
<p>Genel kurulda en çok tartışılan konu dökme zeytinyağı ihracatına getirilen yasaklar ve Dahilde İşleme Rejimi’nin (DİR) uygulanmaması oldu. EZZİB’in eski başkanı Ali Nedim Güreli, sezon ortasında alınan ihracat yasaklarını eleştirerek, “Neden yasaklandı, neden açıldı? Bizim Ankara’ya gidip bakanlıkla görüşen yönetim kurulu içinde de yasak olsun diyenler var. Bu beni rahatsız etti. Ben burada 10 sene başkanlık yaptım. DİR toplantısına davet edilmedim. Yeni dönemde DİR yine gündemlerinde olacak mı? Burada seçimi kazanmakla her şey bitmiyor. Ayrılıp başka birliğe geçme hakkımız da var. Ona göre davranacağız” dedi.</p>
<p>Alhatoğlu Zeytinyağları Eş Başkanı ve birlik üyesi Mustafa Alhat ise DİR uygulamasının hayata geçirilmemesinin Türk üreticiyi uluslararası rakipler karşısında dezavantajlı hale</p>
<p>getirdiğini savundu ve uygulamada şeffaflık çağrısında bulundu. Alhat, “Bu ihracat yasakları Resmi Gazete’de bile yayınlanmıyor. Gece yarısı telefonla aranarak bu bilgiye ulaşıyoruz. Yasak olduğu sene ihracat rekoru kırılıyor. DİR uygulaması getirilmediği için Türk üreticisi İspanyol’a, İtalyan’a mahkum edildi. DİR ile Türkiye’de yağ fiyatı düşmez, artar. Çiftçiye zarar vermez” dedi.</p>
<p>Eleştirilere yanıt veren Uygun ise, ihracat yasaklarının hükümet kararıyla alındığını ve Birliğin bu süreçte müdahale yetkisinin bulunmadığını belirterek, amaçlarının ihracatı artıracak adımları desteklemek olduğunu ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytin-zeytinyagi-ihracatcilari-yola-emre-uygun-ile-devam-ediyor-76565</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/5/1280x720/zeytin-zeytinyagi-ihracatcilari-yola-emre-uygun-ile-devam-ediyor-1775649803.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Son dönemde zorlu ekonomik koşullar nedeniyle faaliyetlerini planladıkları ölçüde gerçekleştirmekte zorlandıklarını ifade eden EZZİB Başkanı Emre Uygun, sektörün 1 milyar dolar ihracat hedefine doğru stratejiler ve iş birlikleriyle ulaşılabileceğini dile getirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/buikaddan-dijital-kizkardeslik-projesi-76563</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 14:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> BUİKAD’dan &#039;Dijital Kızkardeşlik&#039; projesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>İş dünyasında kadının varlığını güçlendiren projeleriyle Türkiye’ye örnek olan Bursa İş Kadınları ve Yöneticileri Derneği (BUİKAD), dijitalleşmenin sunduğu fırsatlara erişimde yaşanan eşitsizliklere karşı harekete geçti. Dijital dönüşümün ekonomik büyüme, istihdam ve toplumsal katılım üzerindeki etkisinin her geçen gün arttığı günümüzde BUİKAD; kadınların bu süreçte sadece birer kullanıcı değil, teknolojiyi geliştiren ve yöneten aktörler olarak konumlanması için 7 Nisan’ı “Dijital Kızkardeşlik Günü” olarak belirledi.</p>
<h2><strong>“Dijital gelecek kadınların zekasıyla şekillenecek”</strong></h2>
<p>BUİKAD Yönetim Kurulu Başkanı Şeyda Şençayır, kadınların ve kız çocuklarının teknoloji dünyasında sadece kullanıcı değil, öncü ve üretici olmaları gerektiğine inandıklarını, belirterek, “Dijital Dönüşüm Komisyonumuzun özverili çalışmaları ve Yönetim Kurulu Üyemiz Dr. Arzu Erdi’nin öncülüğünde hayata geçen bu inisiyatif; bilgiye erişimin ve dijital becerilerin her kadın için ulaşılabilir olduğu bir dünya hedeflemektedir. Daha eşit ve güçlü bir dijital gelecek için omuz omuza ilerliyoruz” dedi. Şençayır, yapay zekâ, yazılım geliştirme ve dijital girişimcilik gibi kritik alanlarda kadın temsilinin sınırlı kalmasının dijital ekonominin kapsayıcılığını zayıflattığına işaret ederek, Dijital Kızkardeşlik Günü’nün bu yapısal eşitsizlikleri gidermek adına şu temel amaçları taşıdığını belirtti; “Dijital Kimlik ve Görünürlük, Kapasite Gelişimi ve Rol Model Etkisi.”</p>
<h2><strong>“Sürdürülebilir bir kalkınma ve kolektif bir etki hareketi”</strong></h2>
<p>Dijital Kızkardeşlik Günü’nün yalnızca sembolik bir farkındalık günü değil, sürdürülebilir bir kalkınma ve kolektif bir etki hareketi olarak tasarlandığını dile getiren Şençayır; kamu kurumlarını, yerel yönetimleri, üniversiteleri, sivil toplum kuruluşlarını ve özel sektör temsilcilerini bu inisiyatifi kurumsal gündemlerine entegre etmeye davet etti. Şençayır, bu çağrının sadece bir kutlama değil, dijital becerilerin her kesime yaygınlaştırılması, kapsayıcı katılımın güçlendirilmesi ve potansiyel yetenek havuzunun etkin kullanımı, kadınların teknoloji ve dijital sektörlerdeki temsilinin artırılması ve eşitlik temelli bir dijital dönüşümün hızlandırılması hedefleri için bir ortaklık daveti olduğunu vurguladı. Başkan Şençayır, sözlerini “Hedefimiz; dijital kapsayıcılığı güçlendirmek ve kadın emeğini teknolojik geleceğin merkezine güçlü bir şekilde entegre etmektir” diyerek noktaladı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/buikaddan-dijital-kizkardeslik-projesi-76563</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/3/1280x720/buikaddan-dijital-kizkardeslik-projesi-1775647996.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa İş Kadınları ve Yöneticileri Derneği, kadınların ve kız çocuklarının teknoloji dünyasında öncü ve üretici rollerini güçlendirmek amacıyla 7 Nisan’ı “Dijital Kızkardeşlik Günü” ilan etti. Böylelikle dijital ekosistemde kadın temsilinin artırılması, yapısal eşitsizliklerin somut adımlarla aşılması ve kapsayıcı bir dijital gelecek inşa edilmesi hedefleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-turkiye-ihracat-pazarlari-iklim-endeksi-503e-geriledi-76559</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 13:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> İSO Türkiye İhracat Pazarları İklim Endeksi 50,3&#039;e geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class=""> </div>
<div class="card-text">
<div id="habericerikDiv3" class=" v3HaberIcerikDiv ltr">
<p>Türkiye imalat sektörünün ana ihracat pazarlarındaki faaliyet koşullarını ölçen İstanbul Sanayi Odası (İSO) Türkiye İmalat Sektörü İhracat Pazarları İklim Endeksi'nin mart sonuçları açıklandı.</p>
<p>Endekste eşik değer olan 50'nin üzerinde ölçülen tüm rakamlar ihracat ikliminde iyileşmeye, 50'nin altındaki değerler ise bozulmaya işaret ediyor.</p>
<p>Buna göre, Türkiye İmalat Sektörü İhracat Pazarları İklim Endeksi, martta 50,3 olarak gerçekleşti ve ihracat pazarlarındaki talep koşullarında üst üste 27. kez iyileşmeye işaret etti.</p>
<p>Bununla birlikte, endeksin şubattaki 52,1 seviyesinden gerilemesi, ihracat pazarları iklimindeki iyileşmenin oldukça sınırlı kaldığını ve mevcut güçlenme sürecinin en düşük oranında gerçekleştiğini ortaya koydu.</p>
<p>Türk imalat sanayisinin ihracatında yaklaşık yüzde 6 paya sahip olan ABD'de üretim artışı zayıflamayı sürdürdü. Ekonomik aktivitedeki genişleme martta oldukça sınırlı gerçekleşerek, son 2,5 yılın en düşük hızında kaydedildi. En büyük ihracat pazarı olan Almanya'da da büyümenin ivme kaybederek ılımlı seyrettiği gözlendi.</p>
<p>Birleşik Krallık'ta ise ekonomik aktivite üst üste 5 aylık büyümenin ardından martta yatay seyretti. Ekonomik aktivite, Türk imalat sektörünün diğer bazı önemli ihracat pazarlarında da daraldı. İtalya'da üretim son 14 ayda ilk kez gerilerken, Fransa ve Romanya'da düşüşler devam etti. Rusya'da ise iki aylık büyümenin ardından hafif geriledi.</p>
<p>Geçen ayın görece pozitif gelişmesi ise İspanya ve Hollanda'da talep koşullarının iyileşmeye devam etmesi ve büyümenin şubata göre hız kazanması oldu.</p>
<p><strong>Orta Doğu'daki savaş martta BAE'de büyümeyi yavaşlattı</strong></p>
<p>Orta Doğu'daki savaş, martta Birleşik Arap Emirlikleri'nde (BAE) büyümenin yavaşlamasına yol açtı. Bu ülkede petrol dışı ekonomik aktivitedeki artış yaklaşık son 5 yılın en düşük hızında gerçekleşti. Bölgedeki diğer ekonomilere bakıldığında, Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar ve Lübnan'da da üretimin azaldığı görüldü. Martta, rapor kapsamında yer alan ekonomiler arasında en belirgin üretim artışı Singapur’da kaydedildi. Bu ülkede ekonomik aktivite hızlı bir genişleme sergiledi.</p>
<p>Hindistan, Tayland ve Uganda da üretimin güçlü şekilde arttığı ülkeler arasında yer aldı ancak bu ekonomiler, Türk imalat sanayisinin ihracatında nispeten düşük paylara sahip bulunuyor.</p>
<p><strong>"Türk ihracatçıların performansı büyük ölçüde savaşın süresine bağlı olacak"</strong></p>
<p>Sonuçlara ilişkin değerlendirmelerde bulunan S&amp;P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Andrew Harker, martta Orta Doğu'da başlayan savaşın bazı ülkelerde ticareti aksattığını ve fiyatları artırdığını belirterek, bunun küresel talepte büyümenin yavaşlamasına neden olduğunu bildirdi.</p>
<p>Harker, "Bu nedenle, Türk ihracatçıların önümüzdeki aylardaki performansı, büyük ölçüde savaşın süresine ve tedarik aksamalarının ne kadar hızlı giderilebileceğine bağlı olacak." ifadesini kullandı.</p>
<p> </p>
</div>
<div class="muhabirDiv">
<div> </div>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-turkiye-ihracat-pazarlari-iklim-endeksi-503e-geriledi-76559</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/0/1280x720/ithalat-dis-alim-1768549493.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şubat ayında 52,1 seviyesinde olan İSO Türkiye İhracat Pazarları İklim Endeksi geçen ay 50,3&#039;e indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/denizli-sanayi-odasi-baskani-selim-kasapoglu-sanayisizlesme-ekonominin-yeni-gercegi-76558</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 13:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Sanayisizleşme ekonominin yeni gerçeği&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/DENİZLİ</strong></p>
<p>Denizli sanayisinin nabzı, artan maliyet baskısı ve küresel belirsizliklerin gölgesinde atıyor. Denizli Sanayi Odası (DSO) nisan ayı meclis toplantısında, sanayisizleşme reel sektörün en somut gündemlerinden biri olarak öne çıktı.</p>
<p>DSO Yönetim Kurulu Başkanı Selim Kasapoğlu ise sanayicinin giderek zorlaşan koşullarda ayakta kalma mücadelesi verdiğini vurguladı.</p>
<p>Sanayicilerin artan ve zorlaşan rekabet ortamında üretim tarzlarını yeni üretim şekillerine uyarlamaya gayret ettiğini vurgulayan Kasapoğlu, “Ancak bu gayretin her geçen gün daha maliyetli, daha riskli hale geldiğini de hep birlikte yaşıyoruz. Enerji arzına yönelik olumsuz gelişmeler tüm dünyanın ekonomik dengelerini doğrudan etkiliyor. Savaş öncesinde 65-70 dolar civarında seyreden Brent petrolün varil fiyatı bir ayda yüzde 50’ye yakın bir artışla 100 dolar seviyesinin üzerine çıkmış durumda. Bu gelişmelerin enflasyonist ortamı besleme endişelerini beraberinde getirdiğini söylemek yanlış olmaz. Enerji ithalatçısı bir ülke olarak petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki her yükseliş cari denge, enflasyon ve üretim maliyetlerimiz üzerinde baskı oluşturuyor” dedi.</p>
<p><strong>“Büyüme var ama sanayi zayıflıyor”</strong></p>
<p>2025 yılı büyüme verilerini değerlendiren Kasapoğlu, 2025 yılında Türkiye ekonomisinin yüzde 3,6’lık büyüdüğünü hatırlatarak, “İlk bakışta olumlu gibi görünen bu verinin altını kazıdığımızda bambaşka bir tabloyla karşılaşıyoruz. Tarım %8,8 daralıyor, sanayi %2,9 büyüyor ve manşetin altında kalıyor. Daha da önemlisi, sanayinin milli gelir içindeki payı son birkaç yılda %26’lardan %18’lere düşüyor. Sanayide çalışan sayısında azalma var, 174 bin kişi sistemin dışına çıkmış. Açık söylemek lazım: Sanayisizleşme patikası artık akademik bir tartışmanın ötesinde, reel sektörün gündelik gerçeğidir. Sanayi zayıflarsa ekonomi yavaşlamaz, yönünü kaybeder” diye konuştu.</p>
<p>Sanayicinin en temel ihtiyacının öngörülebilirlik olduğunu ifade eden Kasapoğlu, kur politikası, enflasyonla mücadele ve finansmana erişim konularında kısa vadeli reflekslerin ötesine geçen, uzun erimli ve tutarlı bir çerçeveye ihtiyaç olduğunu ekledi. Kasapoğlu, yüksek faiz ve krediye erişimde yaşanan kısıtların yatırım kararlarını zorlaştırdığını belirterek; ihracat ve yatırım kredilerinin desteklenmesi, kurda istikrar sağlanması ve maliyet unsurlarının rekabetçiliği gözeten bir yapıya kavuşturulmasının önemine işaret etti.</p>
<p>Gümrük Birliği sürecine de değinen Kasapoğlu, Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin imzaladığı serbest ticaret anlaşmaları karşısında dezavantajlı konumda kaldığını belirtti. Kasapoğlu “Made in Europe” Sanayi Hızlandırma Yasası tasarısının Denizli açısından fırsatlar sunabileceğini şöyle ifade etti: “Başta çelik olmak üzere, çimento ve beton bağlantılı ürünler, metal işleme, makine, otomotiv yan sanayi gibi sektörlerin daha görünür alanlar olarak öne çıktığını görüyoruz. Sektörler ve ürün grupları açısından olası etkileri erkenden değerlendirmek önem taşıyor. Ticaret Bakanlığımızla koordine bir biçimde gelişmeleri yakından takip edeceğiz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/denizli-sanayi-odasi-baskani-selim-kasapoglu-sanayisizlesme-ekonominin-yeni-gercegi-76558</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/8/1280x720/denizli-sanayi-odasi-baskani-selim-kasapoglu-sanayisizlesme-ekonominin-yeni-gercegi-1775643783.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Artan enerji maliyetleri, yüksek faiz ortamı ve küresel belirsizliklerin baskısı altında kalan Denizli sanayisi, büyüme verilerine rağmen üretimde ivme kaybı ve sanayinin ekonomideki payında gerileme riskiyle karşı karşıya bulunuyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/manisa-ticaret-borsasi-baskani-sadik-ozkasap-savasin-faturasi-manisa-ovasina-yansiyor-76557</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 13:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sadık Özkasap: Savaşın faturası Manisa ovasına yansıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Orta Doğu’da yükselen gerilim, tarım sektörünü doğrudan etkilemeye devam ederken, Manisa Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Sadık Özkasap, özellikle enerji, gübre ve mazot maliyetlerindeki artışın Manisa’daki üreticiyi zorladığını söyledi.</p>
<p>Son haftalarda küresel piyasalarda yaşanan dalgalanmaların tarımsal girdilerde ciddi fiyat artışlarına yol açtığını ifade eden Özkasap, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gerilimin enerji ve tarımsal üretim maliyetlerini doğrudan etkilediğini bildirdi.</p>
<p>Özkasap, “Petrol ve doğalgaz akışında yaşanabilecek en küçük aksama bile mazot fiyatlarını artırıyor. Bu da doğrudan çiftçinin maliyetine yansıyor” dedi. Manisa’nın üzüm, zeytin, pamuk, mısır, buğday ve sebze üretiminde kritik rol üstlendiğini vurgulayan Özkasap, artan maliyetlerin üreticiyi her geçen gün daha fazla zorladığını ifade etti.</p>
<p>Sadık Özkasap, bölgedeki jeopolitik gelişmelerin gübre tedariğini de doğrudan etkilediğini, son dönemde gübre fiyatlarında yaşanan artışın en önemli nedenlerinden birinin Hürmüz Boğazı’ndaki riskler olduğunu söyledi. Gübre üretiminde kullanılan hammaddelerin büyük bölümünün bu bölgeden geçtiğini ve tedarikte yaşanabilecek aksaklıkların hem fiyatları artırdığını hem de üretim planlamasını zorlaştırdığını da dile getirerek, gübrenin tarımsal verimlilik üzerindeki etkisinin koşullara göre yüzde 50’ye kadar ulaşabildiğini hatırlattı.</p>
<p>Basra Körfezi’nin dünya enerji üretiminin ana merkezlerinden biri olduğunu belirten Özkasap, dünya deniz yoluyla yapılan gübre ticaretinin yaklaşık üçte birinin Hürmüz Boğazı’ndan geçtiğini söyledi. Boğazın; dünya petrolünün yaklaşık yüzde 20’sinin yanı sıra üre gübresinin yüzde 25-35’inin, amonyağın yüzde 25-30’unun ve fosfatlı gübrenin önemli bir bölümünün geçtiği kritik bir koridor konumunda bulunduğunu ifade eden Özkasap, bölgedeki güvenlik ve lojistik durumunun küresel gübre tedariki açısından belirleyici olduğunu vurguladı.</p>
<p>Manisa’nın tarımsal ihracatta önemli bir merkez olduğuna dikkat çeken Özkasap, ilin toplam ihracatının yaklaşık yüzde 20’sinin tarıma dayalı sanayiden oluştuğunu belirtti. Düşük döviz kuru ile birlikte işçilik, elektrik, ambalaj, navlun ve lojistik maliyetlerindeki artışın ihracatçı firmaların üretim ve pazarlama giderlerini önemli ölçüde yükselttiğini ifade eden Özkasap, bu durumun firmaların dış pazarlardaki rekabet gücünü zayıflattığını ve pazar paylarının daralmasına yol açtığını dile getirdi.</p>
<p>Manisa Ticaret Borsası, Tarım ve Orman Bakanlığı ile birlikte piyasadaki gelişmeleri ve fiyat hareketlerini yakından izlerken, spekülatif dalgalanmalara karşı üretici ve tüketiciyi koruyacak adımların sürdüğünü belirtti. Bu kapsamda gübrede gümrük vergilerinin sıfırlanması ve ÜRE ihracatına getirilen yasak önemli adımlar olarak öne çıkarken, Bakanlık da arz sorunu olmadığını vurguluyor.<br />Ancak, fiyat oluşumuna çiftçi lehine doğrudan müdahale edilmemesi halinde bu düzenlemelerin etkisinin sınırlı kalacağı ifade ediliyor. Alım gücü zayıflayan üreticinin gübre kullanımını azaltması, üretimde daralma riskini artırırken; bunun da gıda enflasyonu üzerinden tüketiciye fiyat artışı olarak yansıması bekleniyor.</p>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı’nın gübre stoklarının yeterli olduğu yönündeki açıklamalarının piyasada güven oluşturmadığını belirten Özkasap, fiyat oluşumuna çiftçi lehine daha etkin müdahale edilmesi gerektiğini söyledi. Artan maliyetler nedeniyle gübre fiyatlarının yükseldiğini, buna karşılık çiftçinin alım gücünün düştüğünü ifade eden Özkasap, bunun kullanımda azalma ve üretimde gerilemeye yol açtığını vurguladı. Manisa Ovası’nın korunması için üreticiye doğrudan destek ve maliyetleri dengeleyecek politikaların şart olduğunu kaydetti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/manisa-ticaret-borsasi-baskani-sadik-ozkasap-savasin-faturasi-manisa-ovasina-yansiyor-76557</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/7/1280x720/manisa-ticaret-borsasi-baskani-sadik-ozkasap-savasin-faturasi-manisa-ovasina-yansiyor-1775643602.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta Doğu’daki gerilimle artan enerji ve gübre maliyetlerinin Manisa Ovası’nda üretimi baskıladığını belirten Manisa Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Sadık Özkasap, çiftçinin alım gücünün zayıfladığını, destek ve fiyat müdahalesi olmazsa üretimde daralma ve gıda fiyatlarında artış riskinin büyüdüğünü vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/60-isletmeye-423-milyon-lira-fahis-fiyat-cezasi-76556</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 13:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zincir market ve toptancılara 42,3 milyon liralık &#039;fahiş fiyat&#039; cezası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulunun 7 Nisan'da toplantı yaptığı bildirildi.</p>
<p>Toplantı kapsamında, fahiş fiyat artışı yaptığı tespit edilen marketler ile sebze ve meyve toptancılığı yapan 60 işletmeye toplam 42,3 milyon lira idari para cezası uygulanmasına karar verildiği aktarılan açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Sebze ve meyve üreticileri de dahil olmak üzere üretim noktalarından tedarikçilere, tedarikçilerden perakendecilere kadar tedarik zincirinin tüm aşamaları Bakanlığımızca yakından takip edilmekte olup, haksız fiyat artışlarına karşı mücadelemiz kararlılıkla sürdürülecektir."</p>
<p>Öte yandan Kurul, 3 Nisan'da gerçekleştirdiği toplantıda da fahiş fiyat artışı yaptığı belirlenen ulusal zincir marketler ile sebze ve meyve toptancılığı yapan 183 işletmeye 96,6 milyon lira idari para cezası uygulamıştı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/60-isletmeye-423-milyon-lira-fahis-fiyat-cezasi-76556</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/sebze-meyve.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fahiş fiyat artışı yaptığı belirlenen ulusal zincir marketler ile sebze ve meyve toptancılığı yapan 60 işletmeye 42,3 milyon lira idari para cezası uygulanması kararlaştırıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/martta-en-fazla-aylik-reel-getiri-mevduat-faizinden-76555</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 13:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Martta en fazla aylık reel getiri mevduat faizinden</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), mart ayına ait "finansal yatırım araçlarının reel getiri oranları"nı açıkladı.</p>
<p>Buna göre, martta aylık en yüksek reel getiri, yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) ile indirgendiğinde yüzde 0,72, Tüketici fiyat endeksi (TÜFE) ile indirgendiğinde yüzde 1,08 oranlarıyla mevduat faizinde (brüt) görüldü.</p>
<p>Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde, yatırım araçlarından dolar yüzde 1,14, euro yüzde 3,37, Devlet İç Borçlanma Senetleri (DİBS) yüzde 3,87, külçe altın yüzde 5,01 ve BIST 100 endeksi yüzde 8,77 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi.</p>
<p>TÜFE ile indirgendiğinde ise dolar yüzde 0,79, euro yüzde 3,03, DİBS yüzde 3,53, külçe altın yüzde 4,68 ve BIST 100 endeksi yüzde 8,45 kayba yol açtı.</p>
<p>Külçe altın, üç aylık değerlendirmede Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 10,03, TÜFE ile indirgendiğinde yüzde 7,57 oranlarında yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı oldu.</p>
<p>Aynı dönemde euro, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 5,03, TÜFE ile indirgendiğinde yüzde 7,15 ile yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı olarak öne çıktı.</p>
<p>6 aylık değerlendirmeye göre külçe altın, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 29,21, TÜFE ile indirgendiğinde yüzde 24,97 oranlarında yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı olarak kayıtlara geçti. Aynı dönemde euro, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 5,14, TÜFE ile indirgendiğinde yüzde 8,26 oranlarında yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı olarak hesaplandı.</p>
<p><strong>Yıllıkta en yüksek reel getiri külçe altında</strong></p>
<p>Finansal yatırım araçları yıllık olarak değerlendirildiğinde külçe altın, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 54,39, TÜFE ile indirgendiğinde yüzde 51,1 oranlarında yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı olarak öne çıktı.</p>
<p>Yıllık değerlendirmede, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yatırım araçlarından mevduat faizi (brüt) yüzde 4,20, DİBS yüzde 2,96 ve BIST 100 endeksi yüzde 0,27 oranlarında yatırımcısına reel getiri sağlarken euro yüzde 0,52, dolar yüzde 7,04 yatırımcısına kaybettirdi.</p>
<p>TÜFE ile indirgendiğinde ise mevduat faizi (brüt) yüzde 1,98, DİBS yüzde 0,76 oranlarında yatırımcısına reel getiri sağladı. BIST 100 endeksi yüzde 1,86, euro yüzde 2,64 ve dolar yüzde 9,02 oranında yatırımcısının kayba uğramasına yol açtı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/martta-en-fazla-aylik-reel-getiri-mevduat-faizinden-76555</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/6/1280x720/bankacilik-mevduati-193-milyar-lira-azaldi-1747313419.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mart verilerine göre, en yüksek aylık reel getiri, yüzde 1,08 ile mevduat faizinde gerçekleşti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thy-ile-galataport-istanbul-seatrade-cruise-globale-2-kez-birlikte-katilacak-76552</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 12:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> THY ile Galataport İstanbul, Seatrade Cruise Global’e 2. kez birlikte katılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Hava Yolları (THY) ile Galataport İstanbul, Seatrade Cruise Global’e ikinci kez birlikte katılacak.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, dünyanın en fazla ülkesine uçan hava yolu THY ile dünyanın ilk ve tek yer altı kruvaziyer terminaline sahip Galataport İstanbul, kruvaziyer turizminin en prestijli buluşmalarından biri olan Seatrade Cruise Global’e ikinci kez birlikte katılacak. Fuar, ABD’nin Miami kentinde 13-16 Nisan 2026 tarihlerinde düzenlenecek.</p>
<p>2025’te Türkiye’ye gelen 2 milyon 138 bin kruvaziyer yolcusunun sektörün son yıllarda yakaladığı güçlü ivmeyi ortaya koyduğu, başarılar ve yeni rekorlarla şekillenen 2025-2027 döneminde Türkiye’nin küresel ölçekte konumunu daha da güçlendirmesi ve yolcu sayısının sürdürülebilir bir biçimde artması hedeflendiği ifade edildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d627b6c9d93-1775642550.jpg" alt="" width="700" height="525" />Açıklamanın devamında şu bilgilere yer verildi: "Sürdürülebilir büyümenin sağlanması ve ülke turizmine sunulan katma değerin artırılması açısından, kruvaziyer operasyonlarında 'ana liman' konumunun güçlendirilmesi stratejik bir öncelik taşıyor. Galataport İstanbul’da güçlü operasyonel altyapı ve yüzde 98’e ulaşan genel yolcu memnuniyeti sayesinde, 2026 yılında ana liman yolcu sayısı 2024’e kıyasla üç katına ulaşıyor. Bu artışla birlikte ana liman ve transit yolcu dağılımında tarihte ilk kez yüzde 50–yüzde 50 dengesi sağlanıyor. Bu eşik, İstanbul’un yalnızca bir uğrak liman değil, başlangıç ve bitiş noktası olarak konumlanan güçlü bir merkez (hub) haline geldiğini ortaya koyuyor. "İstanbul Modeli" olarak tanımlanan, hava yolu bağlantı gücü ile liman operasyon kabiliyetinin entegre biçimde çalışmasına dayalı bu yaklaşım, şehrin kruvaziyer turizmindeki rekabetçiliğine yeni bir boyut kazandırıyor. İki güçlü marka, daha fazla gemi şirketinin İstanbul’u rotalarına dahil etmesi hedefiyle bu yıl da fuarda ortak stantta yer alacak. Fuar boyunca, İstanbul’un ana liman potansiyelini destekleyen en büyük avantajlardan biri olan “uçuş + liman” entegrasyonu uluslararası paydaşlara anlatılacak. Türk Hava Yolları; güçlü uçuş ağı, küresel bağlantı kapasitesi ve özellikle Galataport İstanbul'a gelen kruvaziyer turistinin yüzde 25'inin kaynağı Amerika pazarı başta olmak üzere geniş erişim gücüyle İstanbul’un ana liman potansiyelini destekleyen seyahat alternatiflerini tanıtacak. Bu iş birliği; kısa vadeli büyüme hedeflerinin ötesinde, 2030’lu yıllarda İstanbul kruvaziyer turizminin dinamiklerini şekillendirme vizyonunu da yansıtıyor."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thy-ile-galataport-istanbul-seatrade-cruise-globale-2-kez-birlikte-katilacak-76552</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/2/1280x720/kruvaziyer-istanbul-galataport-1775642536.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Hava Yolları ile Galataport İstanbul&#039;un, kruvaziyer turizminin en prestijli buluşmalarından bir olan Seatrade Cruise Global’e 2. kez birlikte katılacağı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kenevir-sanayide-yuksek-katma-degerli-urune-donusecek-76538</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 09:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Kenevir, sanayide yüksek katma değerli ürüne dönüşecek&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda, TÜBİTAK ve KOSGEB iş birliğiyle yürütülen, Dünya Bankası tarafından finanse edilen Türkiye Yeşil Sanayi Projesi kapsamında hayata geçirilen proje; yerli endüstriyel kenevirin tekstil, kompozit, reçine ve yapısal malzemeler gibi farklı alanlarda yüksek katma değerli ürünlere dönüştürülmesini amaçlıyor. Üretim süreçlerinde ortaya çıkan yan ürünlerin yeniden değerlendirilmesini de içeren proje, döngüsel ve sürdürülebilir bir üretim modeline katkı sunmayı hedefliyor. Bursa Teknoloji Koordinasyon ve Ar-Ge Merkezi’nde (BUTEKOM) düzenlenen lansmana, Uludağ Tekstil İhracatçıları Birliği (UTİB) ve Polyteks Yönetim Kurulu Başkanı Pınar Taşdelen Engin, TEYDEB (Teknoloji ve Yenilik Destek Programları Başkanlığı) Başkanı Mehmet Aslan, sanayi temsilcileri, akademisyenler ve proje paydaşları katıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d5fb14de347-1775631124.jpeg" alt="" width="650" height="433" /></p>
<h2>“Endüstriyel kenevir çok yönlü ve sürdürülebilir bir kaynak”</h2>
<p>Lansmanda konuşan UTİB ve Polyteks Yönetim Kurulu Başkanı Pınar Taşdelen Engin, üretim anlayışında çevresel etkinin giderek daha fazla önem kazandığını vurgulayarak, “Bugün nasıl ürettiğimiz, neyi dönüştürdüğümüz ve gelecek nesillere nasıl bir dünya bıraktığımız da en az üretim kadar önemlidir. Bu noktada endüstriyel kenevir; doğaya saygılı, çok yönlü ve sürdürülebilir bir kaynak olarak öne çıkmaktadır. Kenevirin sahip olduğu potansiyeli farklı sektörlerde katma değere dönüştürmeyi, sürdürülebilir üretim modellerinin yaygınlaşmasına katkı sunmayı ve ülkemizin yeşil dönüşüm yolculuğunu desteklemeyi hedefliyoruz” dedi.</p>
<h2>“Yeşil dönüşüm hedeflerine katkı sunan stratejik bir girişim”</h2>
<p>TEYDEB Başkanı Mehmet Aslan ise 1833 SAYEM Yeşil Dönüşüm Programının, Dünya Bankası finansal katkısıyla Türkiye Yeşil Sanayi Projesi kapsamında oluşturulmuş, sürdürülebilir ve çevre dostu üretim anlayışını teşvik eden stratejik bir program olduğunu belirtti. Projeyle ilgili değerlendirmelerde de bulunan Aslan, “Kenevir; tekstilden kompozit malzemelere, biyoplastiklerden ilaç ve kozmetik sektörüne kadar geniş bir kullanım alanına sahip, yüksek potansiyel taşıyan önemli bir hammaddedir. Bu platformun üniversite-sanayi iş birliğini güçlendirerek bilimsel bilgi birikimini, teknolojik yetkinliği ve sektörel deneyimi bir araya getireceğine; yüksek katma değerli ürünlerin geliştirilmesine önemli katkılar sunacağına inanıyoruz” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kenevir-sanayide-yuksek-katma-degerli-urune-donusecek-76538</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/8/1280x720/kenevir-sanayide-yuksek-katma-degerli-urune-donusecek-1775631152.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜBİTAK 1833 SAYEM Yeşil Dönüşüm Programı kapsamında desteklenen “Kenevir Bitkisinden Farklı Sektörler İçin Katma Değerli Ürün ve Proses Geliştirilmesi Projesi”nin lansmanı BUTEKOM’da gerçekleştirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/is-dunyasinda-yapay-zekayla-simbiyotik-iliski-kuran-kazanir-76532</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 09:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;İş dünyasında yapay zekâyla simbiyotik ilişki kuran kazanır&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yaklaşık 1,5 milyar dolarlık büyüklüğü ile agentic yapay zeka yazılımı gerçekleştiren ve New York Menkul Kıymetler Borsası’nda (NYSE) işlem gören UiPath’in kurucusu ve CEO’su Daniel Dines, “Başarılı olacak insanlar, yapay zekâyla simbiyotik ilişki kurabilenler olacak” diyerek, Türkiye’nin yalnızca bir pazar değil, küresel dönüşümde stratejik bir ortak haline geldiğini vurguluyor.</strong></p>
<p>Küresel iş dünyası, otomasyonun yeni bir evresine giriyor. Bu dönüşümü “agentic otomasyon” olarak tanımlayan Daniel Dines, yapay zekâ, robotlar ve insanın birlikte çalıştığı yeni bir iş modelinin şekillendiğine dikkat çekiyor. Romanya’nın başkenti Bükreş’teki ofislerinde bir araya geldiğimiz Daniel Dines’e göre bu model, yalnızca verimlilik artışı sağlayan bir teknoloji kullanımının ötesine geçiyor. Şirketler artık süreçlerini baştan sona yeniden tasarlamak zorunda. “Çıkış noktamız, insanların zamanını alan tekrar eden işleri yazılımlara devretmekti. Bugün geldiğimiz noktada ise sistemler yalnızca işleri yapmıyor, aynı zamanda süreçleri analiz ediyor ve yönlendiriyor” diyor.</p>
<p>Bu dönüşümde Türkiye’nin rolü ise ayrı bir başlık olarak öne çıkıyor. Şirketin ilk yatırımını Türkiye’den aldığını hatırlatan Dines, bunun küresel büyüme yolculuğunda kritik bir eşik olduğunu ifade ediyor. Türkiye’yi yalnızca bir pazar olarak değil, uzun vadeli stratejik ortak olarak konumlandırdıklarını belirtiyor.</p>
<h2>“TÜRKİYE DÖNÜŞÜMDE ÜRETME KAPASİTESİYLE ÖNE ÇIKIYOR”</h2>
<p>Türkiye’nin güçlü girişimcilik kültürü ve yetenek havuzuna dikkat çeken Dines, ülkede geliştirilen projelerin küresel ölçekte referans niteliği taşıdığını vurguluyor. Ona göre Türkiye, Doğu ile Batı arasında kurduğu köprü sayesinde yalnızca yerel değil, bölgesel bir merkez olma özelliği taşıyor. “Bugün Türkiye’de gördüğümüz dönüşüm projeleri, global ölçekte örnek alınabilecek seviyede” değerlendirmesini yapan Dines, bu kapasitenin önümüzdeki dönemde daha da belirginleşeceğini ifade ediyor.</p>
<h2>OTOMASYONDA YENİ MODEL: BİRLİKTE ÇALIŞAN SİSTEMLER</h2>
<p>Dines, otomasyonun geldiği noktayı üçlü bir yapı üzerinden anlatıyor: yapay zekâ ajanları, yazılım robotları ve insan. Bu üçlü yapı, tek bir orkestrasyon katmanında birleşerek süreçlerin daha esnek ve gerçek zamanlı yönetilmesini sağlıyor. Bu modelde yapay zekâ karar destek mekanizmasını oluştururken, robotlar operasyonel yükü üstleniyor. İnsan ise yönlendirme ve stratejik kontrol rolünü koruyor. Bu sayede şirketler yalnızca maliyet avantajı değil, aynı zamanda sürdürülebilir büyüme imkânı elde ediyor.</p>
<h2>“YAPAY ZEKÂYI SORGULAYAN GELİŞİR”</h2>
<p>Dines’e göre yapay zekâ ile kurulan ilişki, önümüzdeki dönemin en kritik belirleyicilerinden biri olacak. Bu noktada tek yönlü bir kullanım yerine, karşılıklı etkileşime dayalı bir yaklaşım öneriyor: “Yapay zekâ bazen size sürekli ‘evet’ diyen bir yapıya dönüşebilir. Bu nedenle ona doğru soruları sormak gerekiyor. Örneğin ben bir strateji oluştururken, ‘Rakibim olsaydın bana nasıl saldırırdın?’ diye sorarım. Bu yaklaşım, zayıf noktaları görmeyi sağlar.”</p>
<p>Bu yaklaşımın, iş dünyasında karar alma süreçlerini daha sağlam bir zemine oturtacağını belirten Dines, yapay zekâyı yalnızca bir araç değil, aynı zamanda eleştirel bir düşünme partneri olarak konumlandırıyor. “Bundan gerçekten faydalanabilenler çok hızlı ilerleyecek. İnsanlık tarihinin en hızlı ilerleme dönemlerinden birine giriyoruz” diyen Dines, dönüşümün hızına dikkat çekiyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">2025’in en iyi icadı!</span></h2>
<p>Bükreş’te Daniel Dines tarafından küçük bir apartman dairesinde kurulan ve 2015’te ilk yatırımını Türkiye’den Cem Sertoğlu’ndan alıyor. Merkezini kısa bir sürede New York’a taşıyan UiPath, New York Menkul Kıymetler Borsası’nda (NYSE) işlem görmeye başlıyor. Bugün 100’den fazla ülkede yaklaşık 11 bin kurumsal müşteriye hizmet veren küresel bir teknoloji şirketi olarak konumlanıyor. Şirketin 3,3 milyondan fazla geliştiriciden oluşan global ekosistemi bulunuyor. 1,5 milyar dolar civarında gelire sahip olan UiPath’in Platformu, Ekim 2025'te TIME tarafından 2025'in En İyi İcatlarından biri olarak seçildi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">SUNEXPRESS, 24 BİN GÜN/İNSAN TASARRUF SAĞLADI</span></h2>
<p>Türkiye’de geliştirilen yapay zekâ ve otomasyon projeleri, küresel ölçekte daha fazla görünürlük kazanıyor. Son iki yılda Türkiye’nin en büyük şirketlerine de hizmet veren UiPath’in Bükreş’teki merkezinde SunExpress yönetimi ile de karşılaşıyoruz. Türk Hava Yolları ve Lufthansa ortaklığında kurulan ve Frankfurt-Antalya merkez ofislerinde yönetilen SunExpress, UiPath ile geliştirdiği projelerle 300’den fazla süreci otomatikleştirerek toplamda 24 bin günden fazla zaman tasarrufu sağladı. SunExpress CIO’su Mustafa Eğilmezbilek, 2021 yılında robotik süreç otomasyonu ile başlayan dönüşümün, bugün yapay zekâ ajanlarıyla desteklenen daha kapsamlı bir yapıya evrildiğini belirtti. Özellikle düzensiz uçuş yönetimi, ekip konaklama planlaması ve grup satış süreçlerinde otomasyonun aktif olarak kullanıldığını ifade eden Eğilmezbilek, yılda yaklaşık 2 bin 500 operasyonel sürecin bu sistemle yönetildiğini aktardı. Şirket bünyesinde 30 “citizen developer” tarafından desteklenen yapı sayesinde binlerce e-posta otomatik analiz edilirken, uçuş ekiplerinin planlaması da daha hızlı ve hatasız şekilde gerçekleştiriliyor. Elde edilen toplam kazanımın 9 bin günü ise yalnızca son bir yıl içinde sağlandı.</p>
<p>Türkiye’nin güçlü girişimcilik kültürü ve yetenek havuzuna dikkat çeken Dines, ülkede geliştirilen projelerin küresel ölçekte referans niteliği taşıdığını vurguluyor. Ona göre Türkiye, Doğu ile Batı arasında kurduğu köprü sayesinde yalnızca yerel değil, bölgesel bir merkez olma özelliği taşıyor. “Bugün Türkiye’de gördüğümüz dönüşüm projeleri, global ölçekte örnek alınabilecek seviyede” değerlendirmesini yapan Dines, bu kapasitenin önümüzdeki dönemde daha da belirginleşeceğini ifade ediyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"Türkiye, bölgesel otomasyon üssü haline geliyor"</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d5f1a06b909-1775628704.jpg" alt="" width="700" height="459" /></span>Türkiye, otomasyon ve yapay zekâ alanında bölgesel bir merkez olma yönünde ilerliyor. UiPath’in Türkiye CEO’su Tuğrul Cora, Türkiye’nin Doğu Avrupa ve Orta Asya’yı kapsayan geniş bir coğrafya için stratejik konumda olduğunu belirtti. Cora’nın verdiği bilgilere göre, Türkiye’de 2 binden fazla sertifikalı geliştiriciden oluşan bir ekosistem bulunuyor. Yaklaşık 400 kurumla yürütülen çalışmalar; bankacılıktan sigortaya, üretimden e-ticarete kadar geniş bir sektör yelpazesine yayılıyor. Kamu ve özel sektörde 20’den fazla banka ile sigorta sektöründe 30’dan fazla şirket bu ekosistemin parçası konumunda. Türkiye’de otomasyon çözümleri birçok sektörde aktif olarak kullanılırken, yapay zekâ destekli doküman işleme teknolojileri de yaklaşık 100 kurum tarafından tercih ediliyor. Bunun yanı sıra, yapay zekâ ajanları ile süreç orkestrasyonunu bir araya getiren yeni nesil çözümler, 10’dan fazla Türk şirketinde uygulanmaya başladı. Cora, yıl içinde bu teknolojilerin kurumların kendi veri merkezlerinde çalışmasını sağlayacak “on-prem” modelin de devreye alınacağını belirtti. Bu adımın özellikle veri güvenliği ve regülasyonların belirleyici olduğu bankacılık, sigorta ve kamu gibi sektörlerde kullanımın yaygınlaşması açısından kritik bir eşik oluşturması bekleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/is-dunyasinda-yapay-zekayla-simbiyotik-iliski-kuran-kazanir-76532</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/2/1280x720/daniel-dines-1775628731.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;İş dünyasında yapay zekâyla simbiyotik ilişki kuran kazanır&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/8-ildeki-tasinmazlarin-satisi-icin-ihale-76554</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 8 ildeki taşınmazların satışı için ihale</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığının (ÖİB) ihale ilanı Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Ankara'nın Çankaya ve Beypazarı, Çorum'un Merkez, İstanbul'un Şile ve Eyüpsultan, Van'ın Tuşba, Aydın'ın Didim, Sakarya'nın Arifiye, İzmir'in Aliağa ile Antalya'nın Alanya ve Muratpaşa ilçelerindeki 15 taşınmazın satışı yapılacak.</p>
<p>Bu taşınmazlar için ihale şartnamesi bedeli 5 bin ile 50 bin lira, geçici teminat bedeli 1 milyon ile 50 milyon lira arasında değişiyor.</p>
<p>Son teklif verme tarihi, Ankara, Çorum, İstanbul Şile ve Van'daki taşınmazlar için 28 Nisan, Aydın'dakiler için 29 Nisan, Sakarya, İzmir ve İstanbul Eyüpsultan'dakiler için 30 Nisan, Antalya'dakiler için 6 Mayıs olarak belirlendi.</p>
<p>İhaleler birden fazla teklif sahibinden kapalı zarfla teklif almak ve görüşmeler yapmak suretiyle "pazarlık" usulüyle gerçekleştirilecek. İhale, pazarlık görüşmelerine devam edilen teklif sahiplerinin katılımıyla yapılacak açık artırmayla sonuçlandırılacak.</p>
<p>İhalelere ilişkin belgelerin, Başkanlığın Ankara'daki adresine son teklif verme tarihlerinde saat 18.00'e kadar elden teslim edilmesi gerekiyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/8-ildeki-tasinmazlarin-satisi-icin-ihale-76554</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/hazine-ve-maliye-bakanligi-oib.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, Ankara, Çorum, İstanbul, Van, Aydın, Sakarya, İzmir ve Antalya&#039;daki 15 taşınmazın satışı için ihale düzenleyecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergi-denetim-kurulu-faaliyet-raporundan-2025e-dair-veriler-76528</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 08:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vergi denetim kurulu faaliyet raporundan 2025’e dair veriler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69d5ecb14521b-1775627441.png" alt="" width="344" height="76" /></p>
<p><strong>VDK bir yandan daha önce hiç incelenmemiş mükelleflere yönelerek denetim ağını genişletmiş, öte yandan mükellef başı tarhiyatı 2,7 kat artırmıştır. . Niteliksel açıdan ise 2025 yılı kayda değer yapısal dönüşümlere sahne olmuştur.</strong></p>
<p>Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı (VDK) 2025 yılı faaliyet raporunu yayımladı. Rapor, vergi incelemelerinde hem niceliksel hem de niteliksel anlamda dikkat çekici sonuçlara ulaşıldığını ortaya koyuyor. Bu sonuçları sizler için derledik.</p>
<p><strong>Denetim oranı yükseldi, </strong><strong>denetim anlayışı değişti</strong></p>
<p>Başkanlık, 2025 yılında klasik vergi incelemesinin yanı sıra izaha davet, gözetim uygulamaları, teftiş ve saha denetimleri gibi farklı araçları etkin biçimde kullanarak "kademeli vergi denetimi" anlayışını benimsemiştir. Bu çerçevede toplam 285.329 mükellef denetime tabi tutulmuş; denetim oranı 2024'teki %2,91'den %6,72'ye yükselmiştir. Denetim türleri itibarıyla; 66.656 mükellef vergi incelemesine, 51.356 mükellef izaha davete, 135.168 mükellef gözetim uygulamalarına, 31.309 mükellef teftişe ve 840 mükellef saha denetimine tabi tutulmuştur.</p>
<p><strong>Vergi incelemesi sonuçları: Mükellef </strong><strong>başına tarhiyat rekor seviyede</strong></p>
<p>66.656 mükellef için toplam 101,6 milyar TL vergi tarhı ve 172,6 milyar TL ceza kesilmesi önerilmiş; bulunan matrah farkı 469 milyar TL'yi aşmıştır. Mükellef başına toplam ortalama vergi ve ceza tutarı 4.114.366 TL'ye yükselmiştir; bu tutar 2024'teki 1.540.041 TL ile karşılaştırıldığında yaklaşık 2,7 katlık bir artışa işaret etmektedir. Bu artışın arkasında sahte belge tarhiyatlarının toplam vergi ve cezanın %42'sini oluşturması ve üç kat vergi ziyaı cezası uygulanması, incelenen mükellef sayısının 78.187'den 66.656'ya gerilemesinin ortalamayı mekanik olarak yükseltmesi ve genel incelemelerin toplam tarhiyatın %43,6'sını teşkil edecek şekilde niteliksel olarak derinleşmesi gibi faktörler bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Vergi türleri itibarıyla tablo</strong></p>
<p>İnceleme sonuçları vergi türleri bazında incelendiğinde, KDV'nin tarhı önerilen vergi tutarının %39,95'ini, Kurumlar Vergisinin ise %22,71'ini oluşturduğu görülmektedir. Cezaların büyük çoğunluğunu 165 milyar TL tutarındaki vergi ziyaı cezası teşkil etmekte; bunu 7,7 milyar TL özel usulsüzlük cezası ve 10,5 milyon TL usulsüzlük cezası izlemektedir.</p>
<p><strong>İnceleme konuları: Genel inceleme </strong><strong>ve sahte belge öne çıkıyor</strong></p>
<p>İnceleme konuları bazında genel incelemeler 325,4 milyar TL matrah farkı ile başı çekerken, ihbar kaynaklı incelemeler 83,4 milyar TL, sahte belge düzenleme 37,4 milyar TL ve sahte belge kullanma 7,9 milyar TL matrah farkı ile dikkat çekmektedir. Sahte belge kullanma incelemelerinde kesilmesi istenen ceza tutarının 51,9 milyar TL'ye ulaşması, Başkanlığın bu alana verdiği önemin göstergesidir.</p>
<p><strong>İlk defa incelenen </strong><strong>mükellef oranı %75'e çıktı</strong></p>
<p>İncelenen mükelleflerin %75'ini önceki dört yılda hiç incelenmemiş mükellefler oluşturmaktadır (2024: %69, 2023: %60, 2022: %59, 2021: %51). Bu veri, Başkanlığın denetim ağını geniş tutma stratejisinin somut göstergesidir.</p>
<p><strong>Sektörel bazda inceleme sonuçları</strong></p>
<p>2025 yılı sektörel bazda vergi inceleme sonuçlarında, elektrik, elektronik ve bilgisayar sektörü 42,4 milyar TL matrah farkı ile açık ara birinci sıradadır. Bu sektörü gayrimenkul faaliyetleri (10,7 milyar TL), gıda ve tarım (9,6 milyar TL) ile finans ve sigorta faaliyetleri (7,7 milyar TL) izlemektedir.</p>
<p>Bu veriler ışığında iki konu çok net olarak ortaya çıkmakta: VDK bir yandan daha önce hiç incelenmemiş mükelleflere yönelerek denetim ağını genişletmiş, öte yandan mükellef başı tarhiyatı 2,7 kat artırmıştır. Niteliksel açıdan ise 2025 yılı kayda değer yapısal dönüşümlere sahne olmuştur: Risk analiz birimlerinde 17 ayrı ihtisas birimi kurularak sektörel uzmanlaşmaya geçilmiş, Transfer Fiyatlandırması ve Çok Uluslu Şirketler Vergi İncelemeleri Ekibi oluşturulmuş, uluslararası denetim ilkeleriyle uyumlu Denetim Standartları hazırlanarak uygulamaya konulmuş, inşaat, gümrük komisyonculuğu, transfer fiyatlandırması gibi alanlarda sektörel rehberler yayımlanmış ve Vergi Kaçakçılığı ile Mücadele Çalışma Grubu ile Dijital Denetim Projesi Çalışma Grubu faaliyetlerini sürdürmüştür. Bu gelişmeler, Başkanlığın yalnızca daha fazla mükellefe ulaşmayı değil, incelemelerin kalitesini ve uzmanlık düzeyini de sistematik biçimde yükseltmeyi hedeflediğini göstermektedir. Mükelleflerin özellikle riskli sektörlerde vergi uyum süreçlerini ve iç kontrol mekanizmalarını bu yeni tabloya göre gözden geçirmesinde büyük fayda bulunmaktadır.</p>
<p>Bir sonraki yazımızda izaha davet, sahte belge ile mücadelede KURGAN ve gözetim programları, tarhiyat öncesi uzlaşma, vergi iade incelemeleri ve e-Teftiş sonuçlarını ele alacağız.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergi-denetim-kurulu-faaliyet-raporundan-2025e-dair-veriler-76528</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vergi denetim kurulu faaliyet raporundan 2025’e dair veriler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kuresel-olcekte-rekabeti-ikiz-donusumle-artiracagiz-76527</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 08:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Küresel ölçekte rekabeti ikiz dönüşümle artıracağız&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ</strong></p>
<p>Küresel ticarette sürdürülebilirlik ve hızın belirleyici hale geldiği yeni dönemde ambalaj sektörü de dönüşüm sürecinden geçiyor. Avrupa Birliği düzenlemeleri, değişen tüketici beklentileri ve artan maliyet baskısı sektörün rekabet dinamiklerini yeniden şekillendirirken, ihracatçıların odağı katma değerli ve çevreci üretime kayıyor.</p>
<p>2025 yılı itibarıyla ihracatın 7,3 milyar dolara yükseldiği sektörde miktar bazında da artış sürerken, ihracattaki artışın ithalatın üzerinde gerçekleşmesi dış ticaret fazlasını 3 milyar doların üzerine taşıdı. Sektör temsilcileri bu büyümenin kalıcı olması için lojistikten ham maddeye, geri dönüşümden dijitalleşmeye kadar çok boyutlu bir dönüşüm gerektiğine dikkat çekiyor.</p>
<p>Ambalaj sektörünün mevcut durumunu EKONOMİ gazetesine değerlendiren Ambalaj Sanayicileri Derneği (ASD) Başkanı Zeki Sarıbekir, büyümenin sürdüğünü ancak rekabetin niteliğinin değiştiğini vurguladı. 2024 yılında 6,94 milyar dolar olan ihracatın 2025 sonunda 7,3 milyar dolara yükselerek yüzde 5 arttığını kaydeden Sarıbekir'in sektöre yönelik değerlendirmeleri şöyle:</p>
<h2>Rekabet artık hız ve sürdürülebilirlik üzerinden </h2>
<p>Miktar bazında toplam ambalaj ihracatı yüzde 7 artışla 3 milyon 416 bin tona çıktı. Plastik ambalajlar yüzde 64 pay ve 4,67 milyar dolarlık değer ile ilk sıradaki yerini korudu. Kağıt ve karton ambalajlar yaklaşık 1,74 milyar dolarlık ihracatla yüzde 24 pay aldı. Metal ambalaj ihracatı 618 milyon dolar, cam ambalaj ihracatı ise 229 milyon dolar oldu.</p>
<p>Sektörün pazar dağılımına baktığımızda Birleşik Krallık, Almanya, ABD, İtalya ve Irak’ın öne çıkan ihracat pazarları olduğunu görüyoruz. Avrupa Birliği ülkeleri sektörün en büyük pazarı olma özelliğini koruyor. Bugün rekabet yalnızca fiyat üzerinden yürümüyor. Avrupa pazarı kaliteli ürünü daha hızlı ve sürdürülebilir koşullarda talep ediyor. Bu nedenle lojistik altyapımızı güçlendirmemiz gerekiyor. Avrupa’da kurulacak dağıtım merkezlerine demiryolu ve denizyolu bağlantılarıyla entegre bir model ihracat hızımızı ciddi biçimde artırabilir. </p>
<h2>Dış ticaret fazlası büyümeyi destekliyor </h2>
<p>İthalat tarafındaki gelişmeler incelediğimizde, 2025 yılında ithalatın miktar bazında gerilediğini gözlemliyoruz. 2025 yılı sonunda ambalaj ithalatı miktar bazında yüzde 7 düşüşle 1 milyon 793 bin tona geriledi. Değer olarak ise 4 milyar 265 milyon dolar seviyesinde gerçekleşti. İhracattaki artışın ithalattaki artışın üzerinde gerçekleşmesi, dış ticaret fazlasının 3 milyar dolar eşiğini aşmasını sağladı. 2025 yılında dış ticaret fazlası yüzde 12,9 artışla 3 milyar 32 milyon dolara ulaştı.</p>
<p>Sektör net ihracatçı konumunu güçlendirdi. Bu performansın sürdürülebilir politikalarla desteklenmesi gerekiyor. Ambalaj sektörü olarak üretim ve ihracat vizyonumuzu küresel rekabet gücümüzü perçinleyecek stratejik bir dönüşüm süreci olarak konumlandırıyoruz. Ham madde politikalarıyla ilgili üretim iştahını destekleyen düzenlemeler sektörümüz için kritik öneme sahip.</p>
<h2>Ham madde ve geri dönüşüm stratejik hale geliyor </h2>
<p>Maliyet baskısı, rekabet gücünü doğrudan etkileyen önemli bir unsur. Küresel piyasada özellikle Asya kaynaklı daha uygun fiyatlı ham maddeye erişim mümkünken, maliyetleri artıran uygulamalar yerine üretimi destekleyen bir politika tercih edilmeli. Uygun maliyetli ham maddeyle üretip katma değerli ürünü ihraç etmek ülke ekonomisine daha fazla katkı sağlayacaktır.</p>
<p>2026 ve sonrasında ambalaj malzemelerinin büyük bir kısmının geri dönüştürülebilir olmasını ve belirli oranlarda geri dönüştürülmüş içerik kullanılarak üretilmesini amaçlıyoruz. Çin’in yaptığı gibi kendi atığımızı kullanmayı teşvik etmemiz gerekiyor. Çin geri dönüşüm sanayisini geliştirmek için dünyanın plastik atığını satın alıp sanayisini geliştirip yavaşça sıfıra getirdi. Bunun için biz de ülkemizdeki toplamayı ve geri dönüşümü geliştirecek sistemlerle uğraşmalıyız. Bu noktada Yeşil OSB konusunu destekliyoruz. Buralarda üretilen ürünlerin de önü açık olacak.</p>
<h2>Geri dönüşüm, ithalat bağımlığımızı azaltacak stratejik bir kaynak </h2>
<p>İSO 9000 ilk çıktığında belgesi olmayanlar ihracat yapamıyordu. Gelecekte aynı şekilde karbon karnesi kötü olan ihracatçılar, ihracat yapamayacak hale gelecek. İhracatın artmasıyla bu durum birinci derecede paralel ilerliyor. Sürdürülebilirlik, çevreci üretim Türkiye’nin geleceği. Çevresel sürdürülebilirliği önceliğe aldığımız zaman hem lojistik hem üretim kalitesi hem de rekabet gücümüz gelişecek.</p>
<p>Geri dönüşümün stratejik bir kaynak olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Geri dönüşümü yalnızca çevresel bir sorumluluk değil, ‘Sıfır Atık’ vizyonuyla örtüşen ve ithalat bağımlılığımızı azaltacak stratejik bir milli ham madde kaynağı olarak değerlendiriyoruz. Depozito Yönetim Sistemi’nin etkin işleyişi ve atık toplama altyapısının güçlendirilmesi ekonomik kazanımlar sağlayacaktır.</p>
<h2>Yeşil dönüşüm rekabetin ana unsuru olacak </h2>
<p>Sürdürülebilirlik başlığı sektörün geleceğini belirleyecek Sürdürülebilirlik artık tercih değil zorunluluk. Döngüsel ekonomi, geri dönüştürülmüş içerik kullanımı, karbon ayak izinin azaltılması ve enerji verimliliği sektörümüzün ana gündem başlıkları. 2026 ve sonrasında ambalaj malzemelerinin büyük bir kısmının geri dönüştürülebilir olmasını ve belirli oranlarda geri dönüştürülmüş içerik kullanılarak üretilmesini amaçlıyoruz.</p>
<p>Gelecekte karbon performansı ihracat açısından belirleyici olacak. Yeşil dönüşüm ve Yeşil OSB’lerin yaygınlaşması, Avrupa pazarındaki ‘vazgeçilmez tedarikçi’ kimliğimizi korumamız için hayati önem taşıyor. Net ihracatçı kimliğimizle ekonomimize sağladığımız döviz girdisini istikrarlı bir şekilde artırırken, demiryolu ve liman yatırımlarıyla güçlenecek lojistik altyapımızı da bu yoldaki en büyük stratejik desteğimiz olarak görüyoruz. Ambalaj sektörü olarak, Türkiye’nin küresel üretim merkezi olma hedefine en güçlü katkıyı sunmaya devam etmekte kararlıyız.</p>
<h2>En büyük risk dönüşüme uyum sağlayamamak </h2>
<p>Sektörün önündeki risk ve fırsatlara baktığımızda, dönüşüm sürecinin kritik olduğunu görüyoruz. Talep hacimsel olarak büyümeye devam ediyor; ancak tüketici beklentilerinin niteliği değişiyor. Artık yalnızca ürünü koruyan değil, çevreyi de koruyan ambalaj talep ediliyor. Avrupa’daki düzenlemeler sektör için bağlayıcı hale geldi. Şu anda sektör için en büyük risk bu dönüşüme uyum sağlayamamak. Ama bu bir yandan fırsatı da beraberinde getiriyor. Dönüşümü erken tamamlamak rekabette önde olmayı beraberinde getirecek.</p>
<p>Dijitalleşme, rekabet gücünü artıracak en önemli başlıklardan biri. Dijitalleşme ve yeşil dönüşümü birlikte ele aldığımız ‘ikiz dönüşüm’ yaklaşımı sektörün geleceğini belirleyecek. Yapay zekâ destekli üretim, enerji verimliliği ve izlenebilirlik sistemleri de rekabet gücünü artıracak diğer unsurlar arasında yer alıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Rekabet gücü için yol haritası</span></h2>
<p>Ambalaj sektöründe sürdürülebilir büyüme için yol haritasını paylaşan ASD Başkanı Zeki Sarıbekir, rekabet gücünü artıracak başlıkları şöyle sıraladı:</p>
<p>1- Ham madde politikası: Üretimi destekleyen ve maliyetleri optimize eden düzenlemeler sektörün dış ticaret fazlasını artıracak, rekabetçi fiyat yapısının korunmasına katkı sağlayacak. <br />2- Geri dönüşüm: Geri dönüşüm ithalat bağımlılığını azaltacak “milli ham madde” kaynağı olarak görülmeli, atıkların ekonomiye kazandırılmasıyla sürdürülebilir üretim güçlenecek. <br />3- Depozito sistemi: Depozito Yönetim Sistemi’nin etkin uygulanması atık toplama altyapısını güçlendirecek, geri dönüşüm oranlarının artmasına katkı sağlayacak. <br />4- Yeşil OSB: Yeşil OSB’lerin yaygınlaşması Avrupa pazarındaki rekabet için kritik önem taşıyor, sınırda karbon düzenlemelerine uyumu kolaylaştıracak. <br />5- Lojistik: Demiryolu ve liman yatırımlarıyla güçlenecek altyapı ihracat hızını artıracak, maliyetleri düşürerek yeni pazarlara erişimi kolaylaştıracak. <br />6- Pazar çeşitliliği: Avrupa ana eksen korunurken Amerika, Afrika ve Orta Doğu’da dengeli büyüme hedeflenmeli, riskler bölgesel çeşitlilikle azaltılmalı. <br />7- Dijitalleşme: Yapay zekâ destekli üretim ve izlenebilirlik sistemleri verimliliği artıracak, tedarik zinciri yönetiminde şeffaflık sağlayacak. <br />8- Enerji verimliliği: Yenilenebilir enerji ve verimli üretim sistemleri maliyetleri azaltacak, karbon ayak izinin düşürülmesine katkı sağlayacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Dış ticaret fazlası 3 milyar doları aştı</span></h2>
<p>Ambalaj sektöründe 2025 yılında ihracat 7,3 milyar dolara yükselirken, miktar bazında ihracat 3 milyon 416 bin tona ulaştı. Plastik ambalajlar 4,67 milyar dolar ile ilk sırada yer aldı. Kağıt ve karton ambalaj ihracatı 1,74 milyar dolar olurken, metal ambalaj ihracatı 618 milyon dolar, cam ambalaj ihracatı ise 229 milyon dolar seviyesinde gerçekleşti. İthalat miktar bazında yüzde 7 gerileyerek 1 milyon 793 bin tona düştü. Aynı dönemde dış ticaret fazlası yüzde 12,9 artışla 3 milyar 32 milyon dolara çıktı. Birleşik Krallık, Almanya, ABD, İtalya ve Irak en fazla ihracat yapılan ülkeler arasında yer aldı. Avrupa Birliği ülkeleri sektörün en büyük pazarı olmayı sürdürdü. </p>
<h2><span style="color: #e67e23;">Döngüsel ekonomi ve sürdürülebilirlik projelerine öncülük ediyor</span></h2>
<p>Zeki Sarıbekir, Anadolu Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi’nden mezunu olduktan sonra eğitimine İngiltere’de devam etti. Bu eğitimin ardından yurtdışında iki yıl iki ayrı ambalaj firmasında çalışan Sarıbekir, 1996 yılında aile şirketi Sarten Ambalaj AŞ’de göreve başladı. 2017 yılından beri Ambalaj Sanayicileri Derneği Başkanı olan Sarıbekir, Türkiye ambalaj sektörünün küresel rekabet gücünün artırılması, ihracatın geliştirilmesi ve sürdürülebilir üretim modellerinin yaygınlaştırılması için çalışmalar yürütmektedir. Uzun yıllardır ambalaj ve plastik sektöründe çeşitli sivil toplum kuruluşlarında aktif rol alan Sarıbekir, PAGEV ve TOBB bünyesindeki sektör meclislerinde görevler üstlenmiştir. Döngüsel ekonomi, yeşil dönüşüm ve sürdürülebilir ambalaj çözümleri konularında sektörün dönüşümüne yönelik projeleri desteklemektedir. Türkiye’nin ambalaj üretiminde bölgesel bir merkez haline gelmesi için yürüttüğü çalışmalar ve ihracat odaklı yaklaşımıyla tanınmaktadır. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kuresel-olcekte-rekabeti-ikiz-donusumle-artiracagiz-76527</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/7/1280x720/zeki-saribekir-1775627296.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sürdürülebilir üretim ve dijitalleşmeye odaklanan ambalaj sektörü, ikiz dönüşüm yatırımlarıyla küresel rekabet gücünü artırmayı hedefliyor. Geri dönüşüm, verimlilik ve katma değerli üretim adımları, sektörün büyüme stratejisinin temelini oluşturuyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borc-stokunda-doviz-payindaki-gerileme-durdu-76523</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 08:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borç stokunda döviz payındaki gerileme durdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Merkezi yönetim borç stoku şubat itibariyle 14,4 trilyon liraya çıktı. Borçtaki hızlı artış önemli ancak bir başka önemli durum daha var; döviz cinsi borç payındaki azalma 7 aydır durdu. Halen 13 puanı içerden dövizle borçlanma yüzde 53 gözüküyor. </strong></p>
<p>Savaşın yarattığı yeni küresel konjonktürün birinci gündemi küresel enflasyon… Ancak Türkiye’yi döviz durumu bakımından da yakından ilgilendiriyor. Döviz gelirlerinin düşmesi, giderlerinin ise başta enerji faturasından dolayı artması muhtemel bir tablo karşısında TCMB de TL’yi savunma hazırlığı yapıyor. İşte bu tabloda merkezi yönetim borç stokunun kompozisyonu da önem kazanıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d5e673225a4-1775625843.png" alt="" width="765" height="334" />Merkezi Yönetim borç stokunda döviz cinsi borç payında düşüş durdu. Bu yılın ocak ve şubat aylarında payı yüzde 53 olarak gerçekleşti. Geçen yılın ağustos, eylül, ekim, kasım ve aralık aylarından bu yana, 7 aydır düşüş yok. 2023 yılı haziran ayında döviz cinsi borç payı yüzde 67 ile zirve yaptıktan sonra, dezenflasyon programı sonrası mutedil bir düşüş eğilimindeydi. 2023 yılı sonunda yüzde 64’e gerilemişti. 2024 yılına yüzde 64 payla başlamış, düşüşe devam ederek yılı yüzde 56 payla kapatmıştı. 2025 yılını da yine yüzde 55 payla başlamış ağustos ayında yüzde 53’e düşmüştü. Bu tarihten itibaren, son açıklanan 2026 Şubat ayına kadar yüzde 53’e takılı kalmış görünüyor. Merkezi Yönetimin borç stokunda dış borç stoku payı yüzde 40 gözüküyor. Ancak içerden de döviz cinsi borçlanma yapıldığı için, toplam iç + dış döviz cinsi borç payı yüzde 53’e çıkıyor. Bu rakamlara göre 53 puanın 13 puanı içerden döviz borçlanmalardan geliyor. Yeni dönemde içerden dövizle borçlanma durdurulduğu için Haziran 2023’ten beri 12-13 puanlık payında önemli bir değişiklik olmadı. 2025 yılı şubat ayında 14 trilyon 395 milyara ulaşan MY borç stokunun iç – dış, döviz – TL yönünden son kompozisyonu şöyle: </p>
<p>▶ 8 trilyon 664 milyar lirası iç borçlardan (payı %60) <br />▶ 5 trilyon 732 milyarı dış borçlardan (payı %40) oluşuyor.<br />▶ Toplam borç stokunun yüzde 47’si TL cinsi <br />▶ Yüzde 53’ü döviz cinsi borçtan oluşuyor <br />▶ İç borç stoku payının yüzde 60 olmasına karşın döviz cinsi borç payının yüzde 53 olmasının nedeni, aradaki 13 puanı ifade eden miktarın (1 trilyon 54 milyar lira = 26 milyar dolar!) içerden dövizle borçlanılması…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borc-stokunda-doviz-payindaki-gerileme-durdu-76523</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borç stokunda döviz payındaki gerileme durdu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakanlik-abnin-sanayi-hizlandirma-yasasi-icin-gorus-topluyor-76522</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 08:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakanlık, AB’nin &#039;Sanayi Hızlandırma Yasası&#039; için görüş topluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Avrupa Birliği’nin, başta Çin olmak üzere bölge sanayisini korumak, imalat sanayiinin GSMH içindeki payını artırmaya yönelik hazırladığı Sanayi Hızlandırma Yasası’nın Türkiye’yi etkilememesi için girişimler devam ediyor. Ticaret Bakanlığının, sanayi ve ticaret oda ve sivil toplum kuruluşlarına bir yazı göndererek, AB’nin taslağa ilişkin 20 Mayıs’a kadar görüş alacağı, AB’ye doğrudan görüş verilebileceği belirtildi. Diğer yandan, iş dünyasına gümrük birliği uygulamasına dahil Türkiye’nin şüpheye yer vermeyecek şekilde bu yasanın kısıtlayıcılığı dışında kalmasını temin etmek için çalışmaların sürdüğü, genel düzenlemelere ilişkin de bir pozisyon belgesi hazırlandığı belirtilerek, bunun için de görüşler istendi.</p>
<p>Bu arada Bakanlık düzenlemenin çerçevesi ve olası etki kanallarına yönelik bir bilgi notu da gönderdi. Buna göre “Made in Europe” yaklaşımı doğrultusunda AB menşeli sayılmada gümrük birliğine dahil olan ülkeler atfı görünüyor ancak bakanlık bunu kesinleştirmek istiyor. Diğer tüm ülkelerin kapsam dışı sayılmasına yönelik belirlenen kriterde ise, karşılıklılık ilkesi gözetiliyor.</p>
<h2>Yabancı yatırımlara kontrol </h2>
<p>Düzenleme, 100 milyon doların üzerindeki yabancı yatırımlar ile yenilenebilir enerji, batarya teknolojileri gibi özel alanlardaki yatırımlarda kontrol oluşturulmasını düzenliyor. Diğer bir düzenleme ise Birlik üyesi tüm ülkelerin her birinin bir “yatırım otoritesi” kurması; ayrıca yabancı yatırımları onaylarken 6 ayrı şart sayılırken, yatırım onaylarında bunlardan en az 4’ünün karşılanması kuralı getiriliyor.</p>
<p>Bilgi notunda 6 şart şöyle sıralandı: “(1) yabancı yatırımcının kontrol payının yüzde 49’u aşmaması, (2)yatırımların AB’li ortaklarla ortak girişim şeklinde ve etkin teknoloji transferi ile gerçekleştirilmesi, (3) fikri mülkiyet ve know-how’ın AB’deki varlıklara lisanslanması, (4) AB içinde Ar-Ge harcaması yapılması (en az yüzde 1 ciro oranında), (5) iş gücünün en az yüzde 50’sinin AB çalışanlarından oluşması ve istihdamın korunması, (6) üretim girdilerin Birlik ülkelerinden temin edilmesine öncelik stratejisi hazırlanması ve en az yüzde 30’unun Birlikten temin edilmesinin hedeflenmesi”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakanlik-abnin-sanayi-hizlandirma-yasasi-icin-gorus-topluyor-76522</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/5/1280x720/ticaret-bakanligi-1752063094.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığının, sanayi ve ticaret oda ve sivil toplum kuruluşlarına bir yazı göndererek, AB’nin Sanayi Hızlandırma Yasası taslağı hakkında görüş alacağı belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tesvikli-byd-yatirimi-iki-yildir-nerede-76521</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 08:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Teşvikli BYD yatırımı iki yıldır nerede?&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Adana Milletvekili Sadullah Kısacık, Çinli otomotiv firması BYD’nin Manisa’da kurmayı taahhüt ettiği 1 milyar dolarlık fabrika yatırımı kapsamında sağlanan ayrıcalıklara rağmen aradan geçen yaklaşık iki yıl içinde yatırımın gerçekleşmemesine tepki gösterdi. Kısacık, saha ziyaretleri kapsamında Manisa’da Çinli otomotiv devi BYD’nin yatırım yapmayı taahhüt ettiği bölgede incelemelerde bulundu. Kısacık, “Zemine dökülmüş beton, birkaç konteyner barınak ve bir miktar demir yığını dışında yatırım adına hiçbir şey yok” diyen Kısacık, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile BYD arasında yapılan antlaşma kapsamında Çinli otomotiv devine verilen teşvik ve vergi ayrıcalıklarına rağmen yatırım planlanan alanda hiçbir ilerleme olmadığına dikkat çekti. Kısacık, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile imzalanan antlaşma kapsamında yaklaşık 1 milyar dolarlık yatırımla yıllık 150 bin araç üretim kapasiteli ve 5 bin kişilik istihdam sağlama taahhüdünde bulunan BYD’ye yüzde 40 ek gümrük vergisi muafiyeti verildiğini, ayrıca şarj edilebilir hibrit araçlarda ÖTV oranının yüzde 80’den yüzde 30’a düşürüldüğünü hatırlattı.</p>
<p>Aradan geçen yaklaşık iki yıl sürede aldığı teşvik ve muafiyetlerle sadece 2025 yılında 45 bin 537 araç satışından milyarca lira kâr elde eden BYD’nin taahhüt ettiği fabrika yatırımını hala gerçekleştirmediğini belirterek, “Karşılaştığımız manzara karşılığında BYD onca teşvik ve muafiyetle milyarlarca lira kârı cebine indirdi, yani açıkçası bakanlık ve iktidarı kandırdı.</p>
<p>Buradan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’a soruyorum. İmza törenleri yapıldı, yatırım müjdeleri verildi. Peki BYD nerede? Manisa’ya yapılacak olan yatırım nerede? Manisa’ya yapılacağı söylenilen Çin Mahallesi nerede? Yine mi kandırıldınız? Bir ay değil, iki ay değil, 6 ay değil! İki yıl olmuş ama ortada yatırım yok” dedi.</p>
<p><strong>Süreç şeffaf yürütülmüyor </strong></p>
<p>Sürecin şeffaf yürütülmediğine dikkat çeken Kısacık, verilen teşviklerin hangi şartlara bağlandığının ve yatırım takviminin kamuoyuyla paylaşılması gerektiğini belirterek, “Bu milletin cebinden çıkan vergilerle verilen teşvik karşılığında BYD’nin söz verdiği yatırım nerde? BYD bu yatırımı yapacak mı? Bakanlık ve iktidar kamuoyuna ve millete bir açıklama yapmalıdır. Milletvekillerinin sorduğu sorulara, verdiği soru önergelerine geçiştirmeden açıkça cevap verilmelidir” dedi. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tesvikli-byd-yatirimi-iki-yildir-nerede-76521</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/byd.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Teşvikli BYD yatırımı iki yıldır nerede?&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/savasin-iklim-faturasi-barisin-yatirim-firsati-76519</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savaşın iklim faturası barışın yatırım fırsatı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Savaşın iklim maliyeti varsayımsal değil. Ölçülebilir. Ve giderek büyüyor. İran savaşı üzerinden yapılan ilk hesaplamalar, daha ilk 14 günde ortaya çıkan karbon emisyonunun 5 milyon tonu aştığını gösteriyor.</strong></p>
<p>Savaşın bedeli yalnızca yıkılan kentler, kaybedilen hayatlar ve bozulan dengelerle sınırlı değil. Çatışmaların bir de görünmeyen iklim faturası var. İran savaşı üzerinden yapılan ilk hesaplamalar, daha ilk 14 günde ortaya çıkan karbon emisyonunun 5 milyon tonu aştığını gösteriyor. Üstelik asıl büyük yükün, savaş bittikten sonra başlayacak yeniden inşa döneminde ortaya çıkması bekleniyor.</p>
<p>İran merkezli çatışma üzerinden yapılan son hesaplamalar, savaşın iklim üzerindeki etkisinin artık soyut bir tartışma olmaktan çıktığını gösteriyor. Tam tersine, ölçülebilen, raporlanabilen ve kamu politikalarının parçası haline getirilmesi gereken somut bir maliyetle karşı karşıyayız.</p>
<p>Veriler çarpıcı: Queen Mary University of London araştırmacılarına göre, ABD-İsrail’in İran’la savaşı yalnızca ilk 14 günde 5 milyon tonun üzerinde karbon emisyonuna neden oldu. Bu rakam, savaşın yalnızca görünen değil, görünmeyen yıkımının da ne kadar büyük olduğunu ortaya koyuyor. 5 milyon tonluk emisyon, yaklaşık 1,1 milyon otomobilin bir yıl boyunca trafikte olmasına eşdeğer. Bir başka ifadeyle, büyük bir Avrupa kentindeki tüm otomobillerin yıllık emisyonuna yakın bir yükten söz ediyoruz. Aynı rakam, yaklaşık 1 milyon transatlantik uçuşun yarattığı karbon etkisine de denk düşüyor. Savaşın iklim boyutu tam da burada görünür hale geliyor: Birkaç haftalık askeri operasyon, milyonlarca bireysel tüketim ve ulaşım faaliyetinin toplamına eşit bir çevresel yük yaratabiliyor.</p>
<p><strong>Savaş koşullarında doğrudan ölçüm yapmak imkânsız</strong></p>
<p>Üstelik bu hesabın ihtiyatlı bir tahmin olduğu özellikle vurgulanıyor. Çünkü savaş koşullarında doğrudan ölçüm yapmak neredeyse imkânsız. Askeri yakıt tüketimi, lojistik zincirleri, mühimmat üretimi ve tedarik sistemleri çoğu zaman ayrıntılı biçimde kamuoyuna açıklanmıyor. Bu nedenle araştırmacılar, emisyonu doğrudan ölçmek yerine harcama bazlı bir yöntem kullanıyor. Yani harcanan her dolar başına ortaya çıkabilecek ortalama karbon miktarı hesaplanıyor.</p>
<p>Bu yaklaşım kusursuz değil; ama yine de bugüne kadar büyük ölçüde görünmez kalan askeri emisyonlara dair önemli bir çerçeve sunuyor.</p>
<p><strong>Savaşların asıl karbon yükü çatışma sonrası ortaya çıkıyor</strong></p>
<p>Rakamların en dikkat çekici olanlarından biri de ABD’nin harcaması. Reuters’a göre yalnızca Amerika Birleşik Devletleri, çatışmanın ilk 6 gününde en az 11,3 milyar dolar harcadı. Kullanılan hesaplama yöntemine göre, yalnızca bu ilk altı günlük harcama yaklaşık 3,4 milyon ton karbon emisyonu anlamına geliyor. Başka bir deyişle, savaşın iklim maliyeti haftalar içinde değil, günler içinde milyon tonlarla ifade ediliyor.</p>
<p>Ancak asıl mesele yalnızca aktif çatışma dönemi değil. Eldeki veriler, savaşların asıl karbon yükünün çoğu zaman çatışma sonrası dönemde ortaya çıktığını düşündürüyor. Çünkü yıkılan kentlerin, yolların, köprülerin, enerji altyapısının ve kamu binalarının yeniden yapılması gerekiyor. Ve yeniden inşa, çimento, çelik, asfalt, ağır iş makineleri, taşımacılık ve enerji yoğun üretim anlamına geliyor.</p>
<p>Birleşik Krallık hükümet verilerine göre, yalnızca inşaat faaliyetleri için harcanan her 1 milyar sterlin, yaklaşık 250 bin ila 350 bin ton karbon emisyonu üretiyor. Buna moloz kaldırma, atık yönetimi, tedarik zinciri kırılmaları ve güvenlik gerekçesiyle oluşun ek lojistik yükler dâhil değil. Bu nedenle savaşın gerçek iklim faturasının, çatışma anında hesaplanan rakamların çok ötesine geçmesi bekleniyor. Yani 5 milyon ton, muhtemelen yalnızca başlangıç.</p>
<p><strong>Karbon muhasebesi yeni bir eşik yaratabilir</strong></p>
<p>Sorunun bir başka kritik boyutu ise yönetişim. Çünkü savaşın iklim maliyeti bugün hâlâ uluslararası iklim rejiminin güçlü ve şeffaf bir parçası değil. Kyoto Protokolü döneminde ülkelerin askeri emisyonlarını ulusal bildirimlerin dışında bırakabilmesine olanak tanıyan boşluklar vardı. Paris Anlaşması bu dar çerçeveyi aşmış olsa da askeri emisyonların bugün de tutarlı, ayrıştırılmış ve karşılaştırılabilir biçimde raporlandığını söylemek zor. Kurumlara karbon emisyonlarını ölçme, yönetme ve azaltma konusunda danışmanlık veren BOM Systems Karbon Danışmanı ve Operasyon Direktörü Dr. Laura-Jane Nolan, karbon muhasebesinin bu noktada yeni bir eşik yaratabileceğini ifade ediyor. Nolan, uluslararası kabul görmüş standartlarla, örneğin ISO 14064-1 gibi çerçevelerle çatışma ve yeniden inşa süreçlerinin karbon etkisini sistematik biçimde ölçmenin, çevresel hesap verebilirlik açısından önemli bir adım olabileceğini söylüyor.</p>
<p>Nitekim Irak’ın Kuveyt’i işgali sonrasında Birleşmiş Milletler Tazminat Komisyonu, petrol yangınları ve ekosistem kayıpları dahil çevresel zararlar için milyarlarca dolarlık tazminata hükmetmişti. Karbon maliyetinin de bu tartışmanın parçası haline gelmesi artık kaçınılmaz görünüyor.</p>
<p>İşin ekonomik tarafı da en az çevresel tarafı kadar çarpıcı. Çatışmanın yalnızca ilk altı gününde harcanan yaklaşık 11,3 milyar dolar, büyük ölçekli güneş ve rüzgâr projelerine, elektrifikasyona dayalı ısıtma sistemlerine, temiz ulaşıma ve enerji güvenliğini artıracak altyapılara yöneltilebilirdi. Savaş, sadece yıkım üretmiyor; aynı zamanda alternatif yatırım imkânlarını da yok ediyor. Başka bir deyişle mesele yalnızca ne kadar karbon salındığı değil, aynı kaynakla neyin inşa edilebileceği sorusu…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Yıkım için harcanan kaynakla ne inşa edilebilirdi?</strong></span></p>
<p>Dr. Laura-Jane Nolan’a göre, savaş sonrası yeniden inşa süreci artık yalnızca fiziksel bir toparlanma meselesi olarak görülemez. Nasıl bir altyapının yeniden kurulacağı, hangi enerji sistemlerinin seçileceği, hangi malzemelerin kullanılacağı ve finansmanın hangi koşullarla sağlanacağı, uzun vadeli emisyon patikasını da belirleyecek. Eski, verimsiz, fosil yakıta bağımlı sistemleri yeniden üretmek; yalnızca geçmişin sorunlarını tekrar etmek anlamına gelmeyecek, aynı zamanda geleceğin iklim risklerini de büyütecek. Buna karşılık, yeşil altyapı yatırımları ve düşük karbonlu inşa modelleri savaş sonrası dönemi bir tür dönüşüm fırsatına da çevirebilir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/savasin-iklim-faturasi-barisin-yatirim-firsati-76519</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/9/1280x720/35-1775625204.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savaşın iklim faturası barışın yatırım fırsatı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/1-dolarin-bedeli-petrol-enflasyon-ve-sanayici-recetesi-76518</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> 1 doların bedeli: Petrol, enflasyon ve sanayici reçetesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İran-İsrail/ABD hattındaki savaş ve Hürmüz Boğazı çevresindeki riskler bir yandan petrol fiyatlarını diğer yandan da enflasyonla mücadele eden ekonomiler için belirsizliği büyütüyor. Haber akışına göre kısa vadede pikler ve ani düşüşler yaşansa da net olan durum, denge aralığının yukarı kayması. Bu da özellikle enflasyonla mücadele eden ekonomiler için ‘son dakika kötü haber’ anlamına geliyor.</p>
<p><strong>1 dolar = 400 milyon dolar</strong></p>
<p>Bu tür dönemlerde konuyu soyuttan somuta indiren bir veri var. Enerji Bakanı’nın kamuoyuna yansıyan değerlendirmesine göre petrolün varil fiyatındaki (Brent petrol) 1 dolarlık artışın Türkiye’ye yıllık maliyeti yaklaşık 400 milyon dolar seviyesinde. Bu çarpan, fiyat bandı yukarı çıktığında cari denge ve bütçe üzerinde neden hızlı bir baskı oluştuğunu anlatmaya yetiyor.</p>
<p><strong>Enflasyon kanalı: TCMB’nin katsayısı ve politika alanı </strong></p>
<p>Petrol fiyatı artışı önce enerji ithalat faturasını büyütür, ardından maliyet kanalıyla zincirleme şekilde fiyatlara yayılır. IMF, petrolde %10’luk kalıcı artışın küresel enflasyona yaklaşık +0,4 puan, büyümeye ise -0,1/-0,2 puan etkisi olabileceğini not ediyor. TCMB’nin benzer şoklar üzerinden yaptığı hesaplamalarda da petrol fiyatlarında %10’luk kalıcı bir artışın enflasyonu yaklaşık 1 puan yukarı itebildiği vurgulanıyor. Sıkı para politikası yürütülen bir dönemde bu durum, hedeflere giden yolu uzatır ve faiz- büyüme dengesi üzerindeki baskıyı artırır. Hazine ve Maliye Bakanı’nın farklı açıklamalarında da petrol fiyatlarındaki yükselişin enflasyona +3,6- 4,4 puan ve cari açığa %1-%1,4 yukarı yönlü etkileri olacağı dile getirildi. Özetle enerji fiyatı şoku, enerji faturasının yükselmesi dışında enflasyon beklentilerini, finansman maliyetini ve rekabetçiliği de etkiliyor. </p>
<p><strong>Peki, neden daha da fırlamıyor? </strong></p>
<p>“Fiyatlar neden 150-200 dolara koşmuyor” sorusunun tek cevabı arz– talep dengesi değil. Finansal enstrümanlar ve beklenti yönetimi fiyatlamayı etkiler. Ancak daha temel ve daha kalıcı bir dinamik devrede: Enerji sisteminin yapısı değişti.</p>
<p>İklim değişikliği ile mücadele ve enerji güvenliği odağında enerji yatırımları son yıllarda küresel ölçekte belirgin biçimde büyüdü. IEA verileri, 2025’te toplam enerji yatırımının 3,3 trilyon dolar seviyesine ulaştığını; bunun 2,2 trilyon dolarının yenilenebilir, şebekeler, depolama, verimlilik ve elektrifikasyon gibi ‘temiz’ başlıklara gittiğini gösteriyor. Bu dönüşüm iki sonuç üretiyor. İlki, enerji üretimi daha fazla kaynağa yayılıyor ve yerelleşiyor. İkincisi, tüketim tarafı da elektrifikasyon ve verimlilik sayesinde şoklara karşı daha dayanıklı hale geliyor; şokun ekonomiye geçişini zayıflatıyor.</p>
<p><strong>Sanayici için çoklu etkili reçete </strong></p>
<p>Bu yeni dönemde sanayicinin ihtiyacı, fiyat şokuna dayanıklılık programı. Çünkü petrol bandı yukarı kaydığında rekabet, maliyetleri kimin daha iyi yönettiğiyle belirlenir. Peki, nasıl?</p>
<p>1) <strong>Enerji yönetimi ve veri disiplini:</strong> Ölçmediğiniz bir maliyeti yönetemezsiniz. Ürün bazlı enerji yoğunluğu, pik talep profili, yardımcı işletmelerin tüketim kırılımı, buhar/ kompresör/soğutma sistemlerinin performansı… Önce fotoğraf netleşmeli.</p>
<p>2) <strong>Hızlı kazanım:</strong> Basınçlı hava kaçakları, yanlış set değerleri, düşük verimli pompalar/fanlar, yalıtım eksikleri gibi yardımcı işletmeler ve operasyonel iyileştirmeler. Düşük yatırım- hızlı geri dönüş adımları, şok dönemlerinde nakit akışına nefes aldırır.</p>
<p>3) <strong>Verimlilik yatırımları:</strong> Soğutma grupları, ısı geri kazanım uygulamaları, optimizasyon ve otomasyon… Verimlilik, fiyat şoklarının bilançoya tam yansımasını frenler.</p>
<p>4) <strong>Şebeke etkisi hesaplanan elektrifikasyon:</strong> Isı pompası gibi çözümler doğru kurgulandığında hem maliyeti hem emisyonu düşürür. Ancak bağlantı kapasitesi, pik güç etkisi, talep yönetimi ve esneklik seçenekleri proje tasarımının parçası olmalı. </p>
<p>5) <strong>Yenilenebilir tedarik ve sözleşme kurgusu:</strong> Çatı GES, yenilenebilir kaynaklardan tedarik, uzun vadeli enerji sözleşmeleri, fiyat oynaklığını azaltan kurgu… Burada amaç, ‘en ucuz günü yakalamak’ değil, belirsizliği azaltmak.</p>
<p>Atık ısı geri kazanımı, yardımcı işletmelerin revizyonu, ısı pompası uygulamaları ve seçilmiş verimlilik yatırımlarıyla bir sanayi tesisinde enerji yoğunluğunu %30–35 bandında düşürmek mümkün. Bu da şok dönemlerinde panik yerine yönetilebilirlik sağlar.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>Petrol fiyat bandı yukarı kaydığında, bunun ekonomimize maliyeti hem cari denge hem de enflasyon üzerinden hızlı gelir. Kısa vadede fiyatları tahmin etmek zor. Uzun vadede yapılacak işler ise enerji yönetimi, verimlilik, elektrifikasyon ve yenilenebilir tedarik adımlarını bir programa dönüştürmek. Böylece fiyat şoklarına karşı dayanıklılık kazanırken emisyon azaltımında da kalıcı ilerleme sağlarız. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/1-dolarin-bedeli-petrol-enflasyon-ve-sanayici-recetesi-76518</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 1 doların bedeli: Petrol, enflasyon ve sanayici reçetesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/martin-son-haftasi-taze-sebze-ve-meyve-enflasyonunu-nasil-etkileyecek-76517</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Martın son haftası taze sebze ve meyve enflasyonunu nasıl etkileyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Gezdiğim ülkelerde alışveriş yapmasam da çarşı, pazar gezer fiyatlara bakarım. Barselona’da da öyle yaptım ve hayli de rahatsız oldum. Kişi başı milli geliri benim insanımdan bir kat daha fazla olanların, benzer ürünleri neredeyse aynı fiyata tüketmeleri beni derin düşüncelere sevk etti. Merak edip İspanya’nın TÜİK’i (Türkiye İstatistik Kurumu) Instituto Nacional de Estadística’nın sitesine girip baktım. İspanya’da şubatta yüzde 2,3 olan yıllık tüketici enflasyonu martta Ortadoğu’daki savaşın enerji kaynakları üzerindeki etkisi nedeniyle yüzde 3,3’e çıkmış. Biz ise mart ayı enflasyonunun yüzde 1,94 ile beklentilerin altında gelmesine, yıllıkta ise 30,87 olarak gerçekleşmesine sevinmiştik.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69d5e1dfb3a44-1775624671.jpg" alt="" width="700" height="400" />
<figcaption><strong>Fiyatların zirvede dolaştığı bu fotoğrafı 25 Mart 2026 günü büyük bir zincir markette çektim.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz da sosyal medya paylaşımında bu olumlu gelişmenin nedenlerinden biri olarak “taze meyve ve sebze ile işlenmiş gıda kalemindeki fiyat artışlarının zayıflamasının gıda fiyatları üzerindeki olumlu etkilerini” göstermişti. Mart ayında marketlere her gidişinde fiyatları görünce şapkası uçmuş bir kişi olarak taze meyve sebze fiyatlarının zayıfladığını görmemiştim ama “belki alışveriş yaptığımız yerler farklıdır” diye düşünüyorum. Ancak nisan ayında enflasyon canavarının daha da vahşileşeceği açık. Bir kere ve en önemlisi savaşın etkileri. Hükümetin özellikle akaryakıtta aldığı yerinde önlemlerle biraz nefes alınsa bile bunun da bir sınırı olduğunu kabul etmek gerekiyor.</p>
<p>İkinci neden ise TÜFE’nin hesaplanmasındaki metodoloji. TÜİK’in 2026 yılında enflasyon hesaplamasında kullandığı fiyat sayısının yüzde 43,29’u perakende ticaret sektöründe önemli paya sahip zincir marketlerden sağlanan barkod (satış) verileri. Ancak açıklamanın zamanında yapılabilmesi için her ayın yalnızca 1'i ile 24'ü arasındaki tüm barkod tarama verileri, her bir barkod için satış cirosu ve satış miktarını dikkate alınarak birim fiyatlara dönüştürülüyor. Yani mart enflasyonunda biraz Ramazan Bayramı tatilinin biraz da fırsatçılığın etkisiyle pazara gelen taze sebze ve meyve miktarı azaldığı için inanılmaz ölçüde artan son hafta fiyatları yok. Hesaplamada yer almayan mart ayının son haftası taze sebze ve meyvede hız kestiği düşünülen fiyatlara doping etkisi yapabilir. Buna bir de piyasanın kar hırsı eklenirse ortaya enflasyon cephesinde çok rahatsız edici bir tablo çıkabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/martin-son-haftasi-taze-sebze-ve-meyve-enflasyonunu-nasil-etkileyecek-76517</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Martın son haftası taze sebze ve meyve enflasyonunu nasıl etkileyecek? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/28-sirketin-nakit-akisi-guclu-neden-birileri-zarar-yaziyor-76525</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 28 şirketin nakit akışı güçlü, neden birileri zarar yazıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada operasyonel kârını (FAVÖK) en az %50 artıran şirketlerden, elde ettiği kârın asgari %80'ini işletme faaliyetlerinden nakit akışına çeviren ve tahsilatını 60 günün altına indiren 28 şirket bulunuyor. Yüksek faiz ortamında bu şirketler nakit üretme güçleri ile dikkat çekiyor.</strong></p>
<p>Kâğıt üzerindeki sanal kârlardan önce şirketlerin kasasına giren sıcak paranın neyi işaret ettiği gözlenmeli. Şirketler için dış finansmanın zorlaştığı ve kredi musluklarının daraldığı dönemlerde, dışarıdan borçlanmak yerine doğrudan kendi operasyonundan nakit üretenler zor süreçleri daha rahat atlatma yeteneğine sahip olabiliyor. Belirlediğimiz kriterleri karşılayan Türk Altın ve Şok Marketler alacaklarını anında tahsil etme yeteneğine sahip bulunuyor. Eğer kâr tablosu bir şirketin vitriniyse, nakit akışı ve tahsilat hızı o şirketin can damarıdır. Kârlılık kadar alacağını hızlı tahsil edebilenler ancak piyasanın zor koşullarında ayakta kalabilir.</p>
<h2>Alacağını anında tahsil edenler</h2>
<p>Türk Altın, geçtiğimiz yıl 16,9 milyar TL satış geliri üretirken, bu faaliyetlerden ötürü piyasada kalan ticari alacağı sadece 397 bin TL. En hızlı tahsil kabiliyetine sahip firma olarak öne çıkan firma, esas faaliyetlerden 3,87 milyar TL kâr elde etti. Dönem sonunda ise kârını %419 büyüterek 4,1 milyar TL’ye çıkardı. Hissenin fiyatı son bir aydır düşüş eğiliminde.</p>
<p>Perakende sektöründe olmasının avantajını iyi değerlendiren Şok Marketler, hızlı tahsil kabiliyetine sahip ikinci firma konumunda. Geçtiğimiz yıl 278,8 milyar TL gibi oldukça yüksek bir satış geliri oluşturan şirketin FAVÖK’ü güçlü olsa da esas faaliyetlerden 5,6 milyar TL zararda. Dönem sonu zararı ise 1,9 milyar TL seviyesinde duruyor.</p>
<h2>FAVÖK’ü nakde çevirebilenler</h2>
<p>Marmaris Altınyunus, geçtiğimiz yıl gelirini %4 düşürerek 49,9 milyon TL’ye indirdi. Esas faaliyetlerinden zarar yazan firma, dönem sonundaysa zarardan kâra geçti. Nakit akışı FAVÖK’ün 7 katı düzeyinde olan şirket, 379 F/K oranı ile işlem görüyor. Oran fiyatın yüksekliğine işaret ediyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d5e80a5fb00-1775626250.png" alt="" width="900" height="496" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP’E SOR</span></h2>
<p><strong>DAĞITIM GELİRİ Mİ? BİRİKİM ARTIŞI MI?</strong></p>
<p><strong>Dağıtım geliri</strong>; düzenli nakit, psikolojik destek, bileşik kazanç, güvence, kârlılık. Kesinti kaybı, büyüme freni, düşük oran, ödeme iptali, hantallık.</p>
<p><strong>Birikim artışı</strong>; vergi ertelemesi, hızlı büyüme, gelecek vizyonu, kontrol gücü. Likidite eksiği, dalgalanma riski, sabır gerekliliği, çıkış zorluğu.</p>
<p><strong>Dört büyük ortak hissesini satmak için görüşüyor. Piyasa yeni yönetimi fiyatlıyor</strong></p>
<p>Escar Turizm’in son bir aydaki yükselişinin gerekçesi nedir? ● Ömer Büyük</p>
<p>Ömer, yılbaşından bu yana yatayda hareket eden Escar Turizm, martın ikinci haftasından itibaren yukarı yönlü ivmelendiği gözleniyor. 2025 faaliyet döneminde gelirini %2 düşüren firma, hem esas faaliyetlerinden hem de dönem sonunda zarar açıkladı. Yakın tarihli önemli gelişme ise sermayenin %79,62’sine sahip dört ortağın paylarını satmaya dair bir yatırımcı ile görüşmelere başlaması oldu. Piyasanın da yeni yönetim ihtimalini fiyatladığı anlaşılıyor. Yeni yönetimle birlikte şirketin daha güçlü bir yapıya kavuşma olasılığı talebi artırmış görünüyor.</p>
<p><strong>Bu hızla geçen yılın gelirini yakalar. Kâra dönmesi için maliyet ve giderler düşmeli</strong></p>
<p>Odine Teknoloji’nin bu yıl daha güçlü kâr açıklama olasılığı nedir? ● Ali Erdoğan</p>
<p>Ali, nisan itibarıyla Odine, 11,8 milyon dolarlık yeni iş bağlantısı açıkladı. Tutar, yıllık gelirin %27,8’ine denk geliyor. Henüz nisanın başı olması itibarıyla ulaşılan hacim, siparişlerin aynı şekilde sürmesi halinde 2025 yılı gelirlerinin rahatlıkla yakalanacağını gösteriyor. Bununla birlikte, enflasyon nazara alındığında ivmenin daha da artması şart. Diğer taraftan satışların güçlü kâra dönüşmesi için geçen yıl zarara dönen esas faaliyet kârının toparlanması gerekiyor. Bunun için hem maliyet hem de giderlerin kontrol altına alınması önemli.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>MCU fonu mutlak getiri hedefiyle geçen altı ayda BIST 100’ün gerisinde kaldı</strong></p>
<p>Azimut Portföy’ün idare ettiği Mutlak Getiri Hedefli Hisse Senedi Serbest Fon (MCU), Temmuz 2025’ten bu yana işlem görüyor. Zayıf bir performansa sahip olan fon, aralıktan bu yana yönünü yukarı çevirmiş görünse de harekette değişim hayli sınırlı. Marttan bu yana para girişi yaşanıyor. Nisan ayının ilk haftasında gelen tutar 4,4 milyon TL oldu. Portföyü oluşturan varlıkların %76,92’si hisse senedi ve %12,49’u vadeli işlemler nakit teminatlarından oluşuyor. Hisse senetlerine yatırım yapıp türev araçlarla mutlak getiri sağlama stratejisiyle hareket eden MCU’nun risk değeri 2 düzeyinde. Düşük risk arayan ve güvenli yatırıma önem veren yatırımcılara hitap eden fon, son altı ayda %14,06 getiri sağladı. Aynı sürede BIST 100 Endeksi’nin çıkışı %20,76 düzeyinde gerçekleşti. Yükselişi endeksin gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Çelik Motor, piyasadan TLREF +%1 faizle 750 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Çelik Motor, nitelikli yatırımcılara yönelik 06.04.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 750.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%1 olarak belirlendi. 368 gün vadeli bono, 3 ayda bir kupon ödemeli olup toplamda 4 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 09.04.2027 olarak açıklandı. 6 Nisan itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,99 seviyesinde bulunuyor. Çelik Motor’un verdiği %1 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRSCLKM42719 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d5e7de16a13-1775626206.png" alt="" width="233" height="187" /><strong>İş C hissesindeki fon sayısı azalırken, portföyde tutanlar miktarı artırdı</strong></p>
<p>İş Bankası C’de fonların işlemleri alım ağırlıklı. Portföylerindeki hisseler %3,93 ile toplamda 44,39 milyon lot artarak 1,17 milyar lota çıktı. Elinde bulunduran sayısı ise 156’dan 147’ye indi. Hissede ZPLIB.F fonu 14,6 milyon lot ile en fazla alımı yaparken, GBJ fonu 8 milyon lot ile en fazla satışı gerçekleştirdi. İş C hakkında bugüne kadar 27 aracı kurum öneride bulunurken 6 kurum model portföyüne aldı. En yüksek öneriyi Şeker Yatırım 29,61 TL ile verdi. Yıl içinde en düşük öneri 17 TL ile TEB Yatırım’dan geldi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d5e7c43ca23-1775626180.png" alt="" width="900" height="227" /><strong>SUN TEKSTİL</strong></p>
<p><strong>Kuzey Amerika pazarı için üretim üssü kuruyor. Yılın 3. çeyreğinde devreye girecek</strong></p>
<p>Sun Tekstil, Kuzey ve Orta Amerika pazarlarına coğrafi yakınlık sağlamak ve tedarik zincirini güçlendirmek amacıyla Guatemala’da şirket kurduğunu duyurdu. Yaklaşık 5 milyon dolar tutarında makine ve teçhizat yatırımıyla hayata geçecek operasyonun, yılın üçüncü çeyreğinde tam kapasiteyle faaliyete başlaması hedefleniyor. Zamana yayılan kademeli büyüme planıyla 2027 yılı sonuna kadar 120 kişilik istihdama ve yıllık 25 milyon dolarlık ciro seviyesine ulaşması öngörülüyor. Türkiye’deki kapasitesini korurken küresel tedarik zincirindeki rolünü genişletmeyi hedefliyor.</p>
<p><strong>NETAŞ</strong></p>
<p><strong>Üç yıl süreli bakım sözleşmesi imzaladı. Tutar yıllık gelirinin %12’si düzeyinde</strong></p>
<p>Netaş, %100 bağlı ortaklığı Netaş Bilişim Teknolojileri aracılığıyla Aselsannet ile kapsamlı bir hizmet alımı alt yüklenicilik sözleşmesine imza attı. Bakım, onarım ve güncelleştirme projesini kapsayan anlaşmanın toplam tavan bedeli KDV hariç 1,5 milyar TL olarak belirlendi. Sözleşme kapsamında sunulacak hizmetlerin süresi 36 ay olacak. Anlaşma tutarı yıllık gelirinin %12,45’i seviyesinde bulunuyor. Bilişim ve haberleşme sektöründe kamu destekli iştiraklerle uzun vadeli bakım anlaşmaları yapmak, şirketlerin gelirlerindeki dalgalanmaları azaltan gelişmelerdir.</p>
<p><strong>BAREM AMBALAJ</strong></p>
<p><strong>Yurt dışından 2,4 milyon dolarlık siparişin ön ödemesini aldı. Sevkiyat ay içinde</strong></p>
<p>Barem Ambalaj, Konya Ereğli tesislerinde yürüttüğü üretim faaliyetleri kapsamında yurt dışındaki yerleşik bir müşteriden 2,47 milyon dolar tutarında sipariş aldığını duyurdu. Sevkiyat nisan ayı içerisinde tamamlanacak. Anlaşma gereği satışın ön ödemeli olduğu ve bedelin tahsil edildiği belirtildi. Tutar, yıllık gelirinin %3,3’ü seviyesinde bulunuyor. Uluslararası ticarette mal mukabili veya uzun vadeli akreditiflerle çalışmaya göre, sipariş bedelinin tamamının üretim ve sevkiyat öncesinde peşin tahsil edilmesi, firmanın pazarlık gücünün yüksekliğini gösteriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/28-sirketin-nakit-akisi-guclu-neden-birileri-zarar-yaziyor-76525</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 28 şirketin nakit akışı güçlü, neden birileri zarar yazıyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-ekonomi-40-kilometrelik-bir-darbogazda-76515</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel ekonomi 40 kilometrelik bir darboğazda</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo yalnızca kısa vadeli bir ekonomik dalgalanma olarak değerlendirilmemeli. Aksine, bu süreç küresel ekonominin ne kadar hassas dengeler üzerinde ilerlediğini ve jeopolitik risklerin ekonomik sistem üzerinde ne denli belirleyici olabildiğini bir kez daha ortaya koyuyor.</strong></p>
<p>Ekvator çevresinden ölçüldüğünde dünyanın çevresi yaklaşık 40.000 kilometre. Buna karşılık bugün küresel ekonomiyi adeta kilitleyen Hürmüz Boğazı’nın genişliği yalnızca yaklaşık 40 kilometre. 115 trilyon dolarlık dünya ekonomisinin bu denli dar bir geçide bağımlı olması küresel kırılganlığın en çarpıcı göstergelerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d5e0fd36a01-1775624445.png" alt="" width="500" height="368" />Dünya enerji arzının yaklaşık yüzde 20’sinin ve tarımsal üretimin en kritik girdilerinden biri olan gübrenin yüzde 25-30’unun geçtiği bu boğaz, yalnızca bölgesel değil, doğrudan küresel ölçekte bir risk unsuru haline gelmiş durumda. Savaşın başlamasıyla birlikte petrol fiyatlarının bir ay içinde neredeyse iki katına yaklaşması ve finansal piyasalarda gözlenen sert dalgalanmalar, bu riskin ekonomik yansımalarını açık biçimde ortaya koyuyor.</p>
<p>Yaklaşık 40 gündür devam eden bu savaşın ne yöne evrileceği hâlâ büyük bir belirsizlik içeriyor. Yazının yayımlandığı gün itibarıyla dünya ekonomisi ya daha kaotik bir sürecin içine girmiş olacak ya da görece bir rahatlama yaşayacak. Ancak 8,5 milyara yakın insanın yaşamını doğrudan ya da dolaylı etkileyen böylesine bir riskin varlığı bile başlı başına ciddi bir endişe kaynağıdır.</p>
<p><strong>İstatistiklerin ötesinde bir insanlık tablosu</strong></p>
<p>Günlük haber akışı içerisinde çoğunlukla kaç füze atıldığı, hangi tesislerin vurulduğu, hangi sistemlerin devre dışı bırakıldığı gibi askeri detaylara odaklanıyoruz. Oysa bu sürecin insani boyutu çoğu zaman geri planda kalıyor. Mevcut veriler yalnızca bir ayda yaklaşık 4.000 kişinin hayatını kaybettiğini, 35 ila 40 bin kişinin ise yaralandığını gösteriyor. Bu rakamlar, aileleriyle birlikte yüz binlerce insanın doğrudan etkilendiği büyük bir insani trajediye işaret ediyor. En ağır kayıpların İran ve Lübnan’da yoğunlaştığı görülürken, bölgedeki birçok ülke farklı düzeylerde bu çatışmanın etkisini hissediyor.</p>
<p><strong>Hürmüz’den 129 gemi geçiyordu, 6’ya düştü. </strong></p>
<p>Savaşın ekonomik etkilerine ilişkin ilk somut göstergeler ise Hürmüz Boğazı’ndaki geçiş verilerinde kendini gösteriyor. Savaş öncesinde günde ortalama 129 geminin transit geçtiği bu dar su yolu, çatışmaların başlamasından sonra günde ortalama 6 gemiye kadar gerilemiş durumda. Bu sınırlı geçişlerin de büyük ölçüde özel izinlerle gerçekleştirildiği ifade ediliyor. Bu durum, küresel enerji ve ticaret akışının ne kadar kırılgan bir zeminde ilerlediğini açıkça ortaya koyuyor.</p>
<p>Petrol fiyatlarındaki yükseliş ise bu sürecin en belirgin ekonomik yansıması olarak öne çıkıyor. Savaş öncesinde 60 dolar civarında seyreden petrol fiyatları, bugün 100-110 dolar bandının üzerine çıkmış durumda. Rus petrolü, ABD’nin Teksas petrolü ve Orta Doğu (Dubai) kaynaklı petrol türlerinin tamamında benzer artışlar gözleniyor. Bu tür hızlı fiyat artışlarının enflasyon üzerindeki etkisi ise tarihsel olarak oldukça net. Pandemi sonrası ve Rusya-Ukrayna savaşı sürecinde petrol fiyatlarının 50–60 dolardan 110 dolara yükselmesi, gelişmekte olan ülkelerde enflasyonun yüzde 5’lerden yüzde 15’lere, gelişmiş ülkelerde yüzde 2-3 bandından yüzde 8-9’lara gitmesine yol açmıştı. Veriler çok yakın bir döneme işaret ediyor. İş uzarsa enflasyonun nerelere gidebileceğini net bir şekilde söylüyor. </p>
<p><strong>Küresel ticarette sert yavaşlama</strong></p>
<p>Küresel ticaret tarafında da önemli bir yavaşlama riski söz konusu. 2022 -2025 arası sürekli yükseliş eğiliminde olan dünya ticareti,  2025 yılında ticaret savaşlarına rağmen yüzde 4,7 büyümüştü.  UNCTAD raporuna göre yaşanan gelişmelerle dünya ticaret büyümesi yüzde 1,5 ile 2,3 aralığına gerileyecek. Ticaretteki bu ivme kaybı, doğal olarak küresel büyüme üzerinde de aşağı yönlü baskı yaratıyor. Dünya genelinde yüzde 2,9’dan yüzde 2,6’ya, gelişmekte olan ülkelerde yüzde 4,7’den yüzde 4,1’e, gelişmiş ekonomilerde ise yüzde 1,7’den yüzde 1,3’e gerilemesi öngörülüyor.</p>
<p><strong>Gelişmekte olan ülkelerin paralarında değer kaybı</strong></p>
<p>Bu süreçte döviz piyasalarında da dikkat çekici gelişmeler yaşanıyor. Gelişmekte olan ülkelerin para birimlerinde değer kayıpları gözlenirken, küresel faiz oranları da yükseliş eğilimine girmiş durumda. Afrika ülkelerinin paralarında değer kaybı son 1 ayda %2,9, Asya ülkelerinde yüzde 2,3 oldu. Hindistan’da bu oran yüzde 5 seviyelerine ulaştı. İçeride ciddi rezerv kayıpları ile tuttuğumuz döviz kurları, rakiplerimiz değer kaybı yaşarken rekabet gücümüzü daha da olumsuz etkileme riski barındırıyor.   Artan enflasyon beklentileri ve risk algısı, borçlanma maliyetlerini yukarı çekiyor. Özellikle dış borç yükü yüksek olan ülkeler açısından bu durum ciddi bir kırılganlık yaratıyor. Nitekim Birleşmiş Milletler verilerine göre 46 ülkede yaşayan yaklaşık 3,4 milyar insan için borç servis ödemeleri, sağlık ve eğitim harcamalarını aşmış durumda. Küresel faizlerdeki artış ve büyümedeki yavaşlama, bu ülkelerdeki sosyoekonomik baskıyı daha da artırma potansiyeline sahip.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d5e13156c0a-1775624497.png" alt="" width="999" height="394" />Sonuç olarak, bugün karşı karşıya olduğumuz tablo yalnızca kısa vadeli bir ekonomik dalgalanma olarak değerlendirilmemeli. Aksine, bu süreç küresel ekonominin ne kadar hassas dengeler üzerinde ilerlediğini ve jeopolitik risklerin ekonomik sistem üzerinde ne denli belirleyici olabildiğini bir kez daha ortaya koyuyor. Henüz kara savaşına dönüşmemiş, ağırlıklı olarak hava operasyonlarıyla sınırlı kalan bir çatışmada bile bu denli ağır insani ve ekonomik sonuçların ortaya çıkması, riskin boyutunu açıkça gösteriyor.</p>
<p><strong>Dünya, savaş öncesinden farklı olacak</strong></p>
<p>Savaşın bugün sona ermesi halinde dahi, ortaya çıkan ekonomik hasarın ve değişen beklentilerin kısa sürede eski seviyelerine dönmesi oldukça zor görünüyor. 11 Eylül saldırılarından 2008 küresel finans krizine ve pandemi dönemine kadar uzanan süreçte olduğu gibi, içinde bulunduğumuz dönem de büyük olasılıkla tarihsel bir kırılma noktası olarak anılacaktır. Sonuçları sadece ekonomik değil, jeopolitik, politik alanlarda da hissedilecek çok ciddi bir sürecin içerisinden geçiyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-ekonomi-40-kilometrelik-bir-darbogazda-76515</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/5/1280x720/hurmuz-bogazi-1775624428.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel ekonomi 40 kilometrelik bir darboğazda ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/belirsizligin-stratejik-akli-iletisim-76514</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Belirsizliğin stratejik aklı: İletişim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Belirsizliğin kalıcı bir zemin haline geldiği günümüzde, iş liderlerine samimiyetle iletmek istediğim bir mesaj var: İletişim, karar kalitesinin belirleyici unsurlarından biri olarak, pek çok noktada hayat kurtarıcı olabilir.</strong></p>
<p>İş dünyası için belirsizlik artık kalıcı. Gerçek dağınık. Anlam kıt. Algoritmalar anlatıyı yazıyor.</p>
<p>Oysa, şirketler için güven her şey. Güven birikir. İtibar inşa edilir. Anlam kendiliğinden oluşmaz. İletişim, kurum ile paydaşları arasında güvenin test edildiği başlıca alandır. İletişimci de sadece mesaj taşıyıcısı değil, bir anlam mimarı. Ama çoğu zaman karar masasına bile alınmaz.</p>
<p>Strateji toplantısı yapılıyor. Masada herkes var. İletişim? O yok. Çünkü, onun sırası kararlar alındıktan sonra gelecek. <em>"Bunu nasıl duyuralım?" </em>sorusu için.</p>
<p>Kurumların büyük çoğunluğunda iletişim tam da bu konumda tutuluyor. Mesaj yazar. Basın bülteni çıkarır. Etkinlik yapar. Kriz geldiğinde ortalığı yatıştırmaya çalışır. Araya sıkıştırılır, işi biter, kenara çekilir. Aksesuar gibi. Takılır, çıkarılır. Esas kıyafeti etkilemez.</p>
<p>Belirsizliğin kalıcı bir zemin haline geldiği günümüzde, <strong>iş liderlerine</strong> samimiyetle iletmek istediğim bir mesaj var: <em>İletişim, karar kalitesinin belirleyici unsurlarından biri olarak, pek çok noktada hayat kurtarıcı olabilir.</em></p>
<p><strong>Gerçek dağıldı, anlam kıtlaştı</strong></p>
<p>Bilgi artık dağıtık, parçalı ve kontrolsüz. Anlatı üretmenin maliyeti sıfıra yaklaşırken, doğrulamanın maliyeti katlanarak artıyor. Algoritmalar öfkeyi, çatışmayı, uç sesleri ödüllendiriyor. Krizler artık yalnızca toplumsal tepkiyle değil, algoritmik dağıtım tercihleriyle büyüyor.</p>
<p>Kurumlar, üretilen bilginin çıkış noktasını kontrol edemiyor. Hız ile derinlik arasındaki makas genişliyor, güven aşınıyor. Bu ortamda anlam kurmak, meseleyi doğru okumak, bağlamını görmek, neyin önemli neyin gürültü olduğunu ayırt etmek, çok hayati hale geliyor.</p>
<p><strong>Karar anında masada kim yok?</strong></p>
<p>Bir şirket düşünün. Önemli bir karar tartışılıyor. Masada her uzmanlık var. Ama iletişim yok. Karar alınıyor. Uygulama başlıyor. Birkaç ay sonra beklenmedik bir tepki geliyor. Kriz çıkıyor. İletişim masaya çağrılıyor: <em>"Bunu düzeltin."</em></p>
<p>Oysa, yangının kıvılcımları daha ilk karar masasında belirgindi. Sorulmayan sorular kıvılcımı gizledi. <em>Bu karar paydaşlarımıza ne anlam ifade edecek? Çalışanlarımız bunu nasıl okuyacak? Bu karar kurumun değerleriyle uyuşuyor mu? Algoritmik dolaşımda nasıl şekillenecek?</em> Bunlar boş sorular değil, tersine karar kalitesini belirleyen sorular. İletişim masada değilse, bu sorular çoğu kez gündeme gelmiyor.</p>
<p>Dahası, kararın kendisi kadar, oluşturulacak anlatısı da kritik. Ve bu hiç kolay değil. Çünkü,  algoritmalar artık devrede. Bağlamından koparılmış bir detay, yanlış çerçevelenmiş bir başlık, bir çalışanın sosyal medya yorumu… Bunlar, kararınızın kamusal anlamını sizden önce yazıyor. Sizin yönetmediğiniz boşluğu başkaları dolduruyor.</p>
<p>Güven, söylem ile eylem arasındaki tutarlılıktan doğar. Bu tutarlılığı izlemek, görünür kılmak, paydaşlara sürekli ve doğru biçimde aktarmak iletişimin işi. Ama iletişim, kararlardan sonra devreye giriyorsa, artık her şey için çok geç!</p>
<p><strong>Sistem körleşmesi</strong></p>
<p>Yönetim katında her tür veri var. Her şey ölçülüyor. Raporlar hazır. Buna rağmen, her şeyi bilmeye ve her zaman doğru kararlar vermeye muktedir olamadığımız bir çağdayız. Cevap üretmekten ziyade, doğru soruları sormak çok daha kritik.</p>
<p>Paradoks tam burada. Veri, hız, analiz… Yapay zekâ karar süreçlerine giriyor, modeller derinleşiyor, her şey daha hızlı işleniyor. Marifet giderek artıyor. </p>
<p>Peki, yargı, anlam, bağlam, etik… Yani, hikmet?</p>
<p>Marifet ile hikmet arasındaki mesafe açıldığında kurumlar yön kaybediyor. Hız, verimlilik, hedef baskısı, rahatsız eden doğru soruların önüne geçiyor. Oysa, Paul Argenti’nin söylediği gibi, sürekli olarak şunu sormaya ihtiyaç var: <em>Ne yapıyoruz ama yapmamalıyız? Ne yapmıyoruz ama yapmalıyız?</em></p>
<p>Bunlar <strong><em>kör nokta soruları.</em></strong> Güçlü bir iletişim fonksiyonu bu sesi çıkarabilir. Ama, zaten masada bile değilse, bu ses hiç yükselmiyor.</p>
<p><strong>Sonuç: İletişim, stratejik akıldır.</strong></p>
<p>Karar anında masada olmayan iletişim, doğru anlatının kurulamamasına yol açıyor. Doğru anlatı kurulmayınca, boşluğu algoritmalar dolduruyor. Algoritmalar herkese aynı gerçeği anlatmıyor, herkese ‘kendi’ gerçeğini veriyor.  Söylem ile eylem arasında fark olunca, güven erozyonu başlıyor. Güven erozyonu derinleşince sistem körleşiyor. Söylenen ile yapılan arasındaki mesafe, kurumun gerçek kimliğini belirliyor.</p>
<p>Bugünün rekabet avantajı bana göre teknolojide değil,<em> verinin hızı ile muhakemenin derinliği arasındaki dengeyi kurabilme becerisinde<strong>.</strong></em> <strong><em>Ve bu dengenin kurulması, ancak güçlü bir stratejik iletişim aklı ile mümkün.</em></strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/belirsizligin-stratejik-akli-iletisim-76514</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Belirsizliğin stratejik aklı: İletişim ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/felaket-ile-altin-cag-arasinda-76513</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Felaket ile altın çağ arasında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yatırımcılar üç farklı senaryo etrafında toplanıyorlar. İlk senaryoda; İran’daki bir rejim değişikliğinin Orta Doğu’da altın bir çağ başlatacağı düşünülüyor. Amerikan varlıklarının rakipsiz kalacağı öngörülerek, mevcut fiyat düşüşleri birer alım fırsatı olarak değerlendiriliyor. İkinci yaklaşım; tarafların ekonomik menfaatleri doğrultusunda yeni bir düzen kuracağını, böylece çeşitli sorunlar çıksa dahi bir felaketin önleneceğini savunuyor. Karamsar tarafta kalan son grupsa, yakıt stoklarının tükenmesi ve tarımsal arzın durma noktasına gelmesiyle dünya ekonomisinin bir yıkıma sürükleneceğini ileri sürüyor.</p>
<p>Bunlar için belirleyici olan, Hürmüz Boğazı’ndaki trafiğin normale dönüp dönmeyeceğidir. Boğaz dünyanın en pahalı gişesine dönüştü. İran, geçen her gemiden 2 milyon dolar tahsil ediyor. Haftada 30 gemiden, hazineye 60 milyon dolar kalıyor. Ek olarak, ülkenin petrolü savaş öncesinde 45 dolardan alıcı buluyordu. Satış fiyatı bugün 100 doların üzerine çıktı. Kasasına her gün milyonlarca doların girdiği bir yönetimin, ABD’nin istediği şartlarda ateşkes masasına oturması zor olabilir.</p>
<p>Diğer taraftan piyasalarda; doların güçlenmesi, tahvil faizlerinin yükselmesi, borsa endekslerinin zayıflaması, petrol fiyatının artması, Fed’in faiz indirimlerini ertelemesi gibi Trump’ın hiç istemediği olaylar yaşanıyor. Başkan’ın savaşı körükleme tercihi, hedeflediği ekonomik tablodan her geçen gün biraz daha uzaklaşmasına neden oluyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/felaket-ile-altin-cag-arasinda-76513</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Felaket ile altın çağ arasında ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomi-politikalarimiz-dogru-mu-ne-yapmali-76512</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi politikalarımız doğru mu? Ne yapmalı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dar ve sabit gelirli emekli, işçi ya da memurun yaşantısına ve algılamasına göre ekonomiyi tarifi ile tuzu kuru bir yeni yetme konjonktür zengininin tarifi farklıdır. Konu sadece ekonomi de değildir, açıkçası bir ekosistemdir. Yani çevresel faktörler de önemlidir.</strong></p>
<p>İçinde bulunduğumuz iç ve dış konjonktür itibariyle ekonomimiz nereye gidiyor?</p>
<p>Daha doğrusu ekonomi politikalarımız doğru mu, değil mi? Ne yapmalı?</p>
<p>Aslında durum biraz “<em>körün fili tarifi gibi…”.</em> Malum kör, fili, tuttuğu yere göre tarif eder. Eğer hortumunu tutarsa “fil, hortumdur” der; kulaklarını tutarsa “fil, kulaktır” der; dişlerini tutarsa “fil, diştir” der. Dolayısıyla tarifler kişiye göre değişir.</p>
<p>Oysa fil bunların hepsidir, bütünüdür. Sadece her bir özelliğini öne çıkararak tariflemek yanlış olur.</p>
<p>Şimdi bizim de ekonomimizi tarifimiz biraz buna benziyor.</p>
<p>Ekonominin sektörlerine göre, kesimlerine göre, birey veya hane halkına, siyaset adamına, çiftçisine, sanayicisine, emeklisine, gencine, kadınına göre tarif değişir.</p>
<p>Gerçekten de dar ve sabit gelirli emekli, işçi ya da memurun yaşantısına ve algılamasına göre ekonomiyi tarifi ile tuzu kuru bir yeni yetme konjonktür zengininin tarifi farklıdır. Konu sadece ekonomi de değildir, açıkçası bir ekosistemdir. Yani çevresel faktörler de önemlidir.</p>
<p>Konunun siyaset adamları açısından algılanması ise çok daha farklıdır. Örneğin Hazine ve Maliye Bakanı’nın temel bakışı, ülkenin borçlanabilme kapasitesi ve kayıt dışılığı önleme ya da en aza indirme algısıdır.</p>
<p>Mehmet Şimşek’e göre;</p>
<p>- Vergi harcamalarının GSYH’ye oranı azalıyor,</p>
<p>- Dolaylı vergilerin toplam vergiler içindeki payı yüzde 66’dan yüzde 62’ye geriliyor,</p>
<p>- Dezenflasyon programı sonrası Gini katsayısı iyileşme sergiliyor, yani gelir dağılımında bozulmanın yerini düzelme alıyor,</p>
<p>- Çalışanların ulusal gelirden aldığı pay artmaya devam ediyor,</p>
<p>- Vergilerin GSYH içindeki payı artıyor, dolayısıyla kayıt dışılık azalıyor,</p>
<p>- Potansiyel vergi mükelleflerinde denetim oranı yükseliyor,</p>
<p>- Bu konuda yapay zeka (gelişmiş algoritma) kullanılıyor,</p>
<p>- Reel sektörde finansa erişime ağırlık veriliyor,</p>
<p>- İhracatçının desteklenmesine büyük öncelik tanınıyor,</p>
<p>- Tarımsal üretimin artırılmasına yönelik hassasiyet sürdürülüyor,</p>
<p>- Esnaf kredilerinin faizinde sübvansiyon sağlanıyor,</p>
<p>Oysa iş dünyası, özellikle sanayici kesimi sessiz ağlayışını ve kapalı kapılar arkasındaki eleştirilerini sürdürüyor. Tarım kesimi zaten tükenmişliğini yaşıyor. Umudumuz iklim koşullarına dayandırılmış durumda.</p>
<p>Emekli ve sabit gelirli ücretlilerin durumunun iyi olduğunu kimse söylemiyor. Kira, ulaştırma, gıda, eğitim, sağlık gibi harcamalarını karşılamaktan yoksun, borç çevirerek kendi yaşamını sürdürmeye çalışıyor.</p>
<p>Eğitimsiz ve sağlıksız bir toplum ve gençlik olgusu zaten geleceğin tehdidi olarak karşımızda duruyor.</p>
<p>Bütün bu olumsuzluklar karşısında çaresiz mi kalacağız? Kaderimize razı mı olacağız?...</p>
<p>Elbette hayır.</p>
<p>Unutmayalım ki her tehdidin beraberinde fırsatlar da var. Neredeyse küresel savaşa dönüşme riski taşıyan jeopolitik durumun, ülkemiz için, beraberinde getirdiği fırsatlar var.</p>
<p>Şöyle ki;</p>
<p>- Ortadoğu coğrafyasında ekonomik, askeri, politik gücü itibariyle Türkiye’nin çok ciddi bir avantajı var.</p>
<p>- Özellikle ekonomik açıdan pek çok sektör deneyimi olan bir ülke konumunda. Geçmiş yıllardan günümüze gelirken enerji, savunma sanayi, turizm, imalat gibi alanlarda çok önemli deneyim ve fırsatlara sahip.</p>
<p>- Basra Körfezi’nden ve Irak’tan başlayarak Avrupa’ya uzanan “Kalkınma Yolu” ile Çin’den başlayıp 3 kıtadan ve 60’ı aşkın ülkeden geçerek İngiltere’ye ulaşan “Yol ve Kuşak Projesi” ülkemiz için çok ciddi bir lojistik fırsat.</p>
<p>- Ortadoğudaki Körfez ülkelerinin, içinde bulunduğu çok ciddi riskler, özellikle tedarik zinciri yönetiminde bizim için çok güçlü yeni bir alan.</p>
<p>- Olağanüstü cesur ve yurtdışı müteahhitlik ve ihracat alanında ciddi tecrübe sahibi iş dünyamız gerçek bir beşeri asset.</p>
<p>Dolayısıyla yapılacak şey çok basit. Gerçek gündeme dönmek ve doğru programlar yaparak kararlılıkla uygulayıp sonuçlarını görmek...</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomi-politikalarimiz-dogru-mu-ne-yapmali-76512</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomi politikalarımız doğru mu? Ne yapmalı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nukleer-saldiri-ihtimali-uzerine-bir-esigin-otesi-76511</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nükleer saldırı ihtimali üzerine: Bir eşiğin ötesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Rutgers Üniversitesi’nin Nature Food’da yayımlanan çalışmasına göre, büyük ölçekli bir nükleer savaş sonrası oluşacak “nükleer kış” senaryosunda küresel tarım üretimi ciddi şekilde düşebilir ve milyarlarca insan açlık riskiyle karşı karşıya kalabilir.</strong></p>
<p>Bu yazıyı isteyerek değil, mecburiyetten kaleme alıyorum. Çünkü bazı ihtimaller vardır; gerçekleşme olasılığı düşük bile olsa, masadaysa sonuçlarını konuşmak gerekir. İran’a yönelik olası bir nükleer saldırı da tam olarak böyle bir başlık. Bu noktadan sonra mesele artık bölgesel bir güç mücadelesi değil; doğrudan küresel güvenlik mimarisinin ayakta kalıp kalmayacağıdır. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın yıllardır yaptığı uyarı da bunu doğrular nitelikte: Nükleer tesislere yönelik saldırılar, sınırları aşan radyoaktif sonuçlar doğurabilir (IAEA, Rafael Grossi açıklamaları).</p>
<p><strong>Nükleer saldırı ihtimali, akademik </strong><strong>çalışmaların merkezinde</strong></p>
<p>Bugün bu ihtimal sadece siyasi tartışmaların değil, ciddi akademik çalışmaların da merkezinde. Princeton Üniversitesi’nin nükleer savaş simülasyonları, bir tırmanmanın ilk saatlerde on milyonlarca can kaybına yol açabileceğini ortaya koyuyor (Princeton Üniversitesi, Plan A Simulasyonu). SIPRI, nükleer risklerin arttığını ve silah kontrol sistemlerinin zayıfladığını açıkça ifade ediyor (SIPRI Yearbook). Bulletin of the Atomic Scientists ise meseleyi daha çarpıcı koyuyor: “Sorun silahın gücü değil, kullanım eşiğinin kırılmasıdır.”</p>
<p>İyimser senaryo diye anlatılan tablo, aslında daha az kötü bir ihtimalden ibaret. Buna göre ABD veya İsrail, İran’ın yer altındaki nükleer tesislerine yönelik düşük kapasiteli, sınırlı bir nükleer saldırı gerçekleştirir. Amaç rejimi değiştirmek değil, kapasiteyi yok etmektir. Bu yaklaşım bazı strateji çevrelerinde “sınırlı nükleer kullanım yoluyla caydırıcılık” olarak tartışılıyor (RAND Corporation analizleri). Böyle bir durumda İran ağır darbe alır, piyasalarda şok yaşanır, petrol fiyatı 200 doların üzerine çıkar, enflasyon küresel ölçekte yeniden tırmanır. Sistem çökmeyebilir ama dünya eski dünya olmaz.</p>
<p>Ancak bu senaryonun en zayıf noktası, nükleer silahın doğasıdır. Bir kez kullanıldığında onun sınırlı kalacağı varsayımı sadece teoridir. Bulletin bu konuda açık: Asıl mesele ilk kullanım değil, ardından gelen zincirleme reaksiyondur. (Bulletin of the Atomic Scientists).</p>
<p>Kötümser senaryoda ise bu zincir hızla büyür. İran konvansiyonel ve asimetrik karşılık verir, İsrail daha geniş saldırılar yapar, vekil güçler devreye girer. ABD sahaya iner, Rusya ve Çin denge kurmaya çalışır. Bu noktadan sonra savaş bölgesel olmaktan çıkar, çok kutuplu bir krize dönüşür. Princeton Üniversitesi simülasyonları, bu tür bir tırmanmanın kısa sürede milyonlarca insanı etkileyebileceğini açıkça ortaya koyuyor.</p>
<p>Daha karanlık tablo ise termo nükleer aşamadır. Bu artık sadece şehirlerin vurulması değil; atmosferin, iklimin ve üretim sisteminin bozulması anlamına gelir. Rutgers Üniversitesi’nin Nature Food’da yayımlanan çalışmasına göre, büyük ölçekli bir nükleer savaş sonrası oluşacak “nükleer kış” senaryosunda küresel tarım üretimi ciddi şekilde düşebilir ve milyarlarca insan açlık riskiyle karşı karşıya kalabilir. Yani mesele sadece savaş değil, medeniyetin sürdürülebilirliği olur.</p>
<p>Ekonomik etkiler bu tablonun diğer ağır boyutudur. Böyle bir senaryoda petrol fiyatlarının 200–300 dolar bandına çıkması, küresel ticaretin daralması ve finansal sistemin ciddi bir şok yaşaması beklenir. Uluslararası kurumlar bunu klasik bir resesyon değil, doğrudan bir küresel ekonomik kırılma olarak tanımlıyor. (IMF, Chatham House analizleri). Çünkü enerji şoku, üretim maliyetlerinden gıdaya kadar her şeyi aynı anda etkiler.</p>
<p>Türkiye bu tabloda doğrudan hedef olmayabilir, ama en çok etkilenen ülkelerden biri olur. Enerji ithalatı nedeniyle cari açık büyür, enflasyon yükselir, kur üzerindeki baskı artar. Turizm gelirleri düşer, risk primi yükselir. Sosyopolitik tarafta ise göç baskısı ve güvenlik harcamaları öne çıkar. Türkiye’nin coğrafyası avantaj olduğu kadar kriz anında yük haline de gelebilir. </p>
<p>Tabii, İran’ın merkezi yapısı zayıflarsa bölgede yeni boşluklar oluşur. Irak, Suriye ve Lübnan gibi ülkelerde vekalet yapıları güç kazanır. Harita aynı kalır ama kontrol alanları değişir. İran’ın karşı kıyısında bulunan tüm ülkeler doğrudan doğruya çete savaşları ve terör gruplarının etkisi altına girer. </p>
<p><strong>Denge bozulursa, caydırıcılık çöker</strong></p>
<p>Bir de bu tabloya uzaydan bakmayı düşünelim. Bugün Uluslararası Uzay İstasyonu’nda görev yapan astronotlar hâlâ Dünya’yı izliyor (NASA Expedition 74). Büyük yangınlar ve atmosfer olayları zaten yörüngeden görülebiliyor. Nükleer bir senaryoda ise muhtemelen ani ışık patlamaları, ardından yükselen duman sütunları ve zamanla yayılan bir atmosfer perdesi gözlemlenecektir. Meraklılar gayet iyi bilir: 1962’deki Starfish Prime testi bile gökyüzünden gözlemlenebilir etkiler yaratmıştı. Bu kez izlenen şey bir test değil, insanlığın kendi gezegenine verdiği zarar olur elbette.</p>
<p>Sonuç olarak mesele nükleer silahın kullanılıp kullanılmayacağı değil, kullanıldığı anda neyin geri döndürülemez hale geleceğidir. Çünkü bugüne kadar dünya “nükleer silah var ama kullanılmaz” dengesiyle yaşadı. Bu denge bozulursa, caydırıcılık çöker, güvenlik mimarisi dağılır ve belirsizlik başlar. Kimse bir sonraki adımı hesaplayamaz.</p>
<p>Umarım dünya bu eşiği geçmez. Çünkü geçerse artık savaşın maliyetini değil, insanlığın ne hale geleceğini konuşuruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nukleer-saldiri-ihtimali-uzerine-bir-esigin-otesi-76511</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nükleer saldırı ihtimali üzerine: Bir eşiğin ötesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/trump-sonrasi-kuresel-hasar-raporu-76510</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Trump sonrası küresel hasar raporu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>“Ne kendi etti rahat / Ne aleme verdi huzur / Yıkıldı gitti dünyadan / Dayansın ehli kubur…” Trump çekip gidince ardından huzursuz bir dünya, dengesiz küresel ekonomi ve kalıcı kaygılar bırakacak.</strong></p>
<p>İran’ın rejimini değiştirmek için yola çıkan Trump, bugün, <strong>kendi rejiminin dönüşümüyle</strong> karşı karşıya… <strong>Taç giyen baş akıllanır</strong> derler ama Trump da <strong>tersi </strong>tecelli etti. <strong>Eşek saraya çıkınca kral olmaz</strong>, <strong>saray</strong> <strong>ahıra dönermiş</strong>. Beyaz Saray, bugün dünyanın başını belaya sokan, <strong>Epstein kokuşmuşu ahır</strong> adeta…</p>
<p><strong>Trump 2.0</strong>’ın görev süresi sona erer mi bilinmez ancak sadece dünyaya değil <strong>kendi ülkesine</strong> de zarar veren <strong>bu delinin azledileceğini</strong> düşünüyorum. İran’a yönelik <strong>blöfleri</strong> de boşa çıkıyor hep. Ancak şurası gerçek; bu deli çekip gitse dahi, <strong>bozduğu dengelerden bazıları düzelmeyecek</strong>, kalıcı hasar bırakacak.</p>
<p><strong>PETRO-YUAN GELİYOR</strong></p>
<p><strong>ABD</strong>, petrol ticaretini dolara bağlayıp <strong>petro-doları</strong> icat etmiş ve buna riayet etmeyen ülkelere, “<strong>demokrasi getiriyorum</strong>” diyerek baş belası olmuştu. Ancak Trump’ın akılsızlığı <strong>petro-doları çatlattı</strong>. Şu anda <strong>Hürmüz Boğazı’nın para birimi petro-yuan</strong>. Trump’tan geriye belki de <strong>petro-yuan</strong> kalacak.</p>
<p><strong>1974 petrol şoku</strong>; yeni bir enerji düzeni getirmişti. İran’ın savaşı bölgeye yayması ile piyasaların tepesine <strong>varil bombası</strong> düşmüş oldu. Trump piyasadan çekilse dahi varil <strong>fiyatı 100 $ civarında</strong> seyredecek, <strong>Türkiye dâhil</strong> pek çok ülkeye <strong>cari açık</strong> üretecek, <strong>navlun</strong>, <strong>emtia</strong> <strong>enflasyon</strong> tırmanacak.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Trump sonrasına dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>ABD’nin kredibilitesi?</em></strong></p>
<p>Büyük ölçüde <strong>sarsılmış</strong> durumda. Amerikalılar Trump’tan kurtulsa dahi, artık <strong>dünyanın süper lideri karizması</strong> kalmayacak. <strong>Askeri</strong>, <strong>siyasi</strong> ve <strong>ekonomi</strong> liderliği sorgulanacak, <strong>Çin’in kredibilitesi</strong> tırmanacak</p>
<p><strong><em>İran’ın kredibilitesi?</em></strong></p>
<p>Trump’ın <strong>hazmedemeyeceği kadar iri bir lokmayı</strong> ısırması, Ortadoğu’da <strong>İran’ın konumunu</strong> değiştirdi. İran halkı, <strong>rejimin baskılarına rağmen</strong> ABD karşısında dik durarak <strong>bölgede itibar </strong>kazandı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>DAVUT İLE GOLYAT’IN SAVAŞINDAKİ GİBİ; “KANIYORSA, ÖLEBİLİR DE…”</strong></p>
<p>Trump’ın en büyük <strong>kalıcı hasarı</strong>, küreden ziyade <strong>ABD’ye</strong> olacak. <strong>Amerika Birleşik Devletleri Başkanı</strong> olmaktan ziyade <strong>Amerikan Birleşik Şirketleri CEO’su</strong> gibi davrandı ve tutamayacağı sözler, yağamayacağı gürlemeler ile <strong>kürenin madarası</strong> oluverdi. <strong>Artık şimdi</strong> <strong>İran değil, Amerika düşünsün</strong>.</p>
<p><strong>KÜRESEL HASAR LÛGATI</strong></p>
<p><strong>Petro-dolar</strong>: ABD’nin petrolün yalnızca Amerikan dolarıyla satılması için dünyayı baskılaması</p>
<p><strong>Petro-Yuan</strong>: Hürmüz’ün yeni para birimi. Güç, Çin’e geçince petrol ticaretinin yeni baskısı</p>
<p><strong>Enflasyon tsunamisi</strong>: Trump’ın tetiklediği savaşın ardından küreyi saran yeni enflasyon dalgası</p>
<p><strong>Dünya barışı</strong>: Yükselen otorite özlemi ve artan jeopolitik riskler sebebiyle riske giren küresel huzur</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/trump-sonrasi-kuresel-hasar-raporu-76510</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/5/1280x720/trump-1770099011.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Trump sonrası küresel hasar raporu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tl-mi-cok-degerli-turkiye-mi-cok-pahali-76509</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> TL mi çok değerli, Türkiye mi çok pahalı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünyada herhalde Türkiye dışında hiçbir ülke yoktur ki, o ülkenin vatandaşları kendi ulusal paralarının değer yitirmesini bu kadar istesin.</p>
<p>Bu isteğin, bu beklentinin altında ne yatıyordur?</p>
<p>Dövizin en temel finansal tasarruf araçlarından biri olması en temel etken. Döviz tasarruf etmiş olanlar, bu varlıklarının Türk parası karşılığının artmasını ister, doğaldır.</p>
<p>İhracatçı aynı miktar dövize sattığı ürün karşılığında daha çok TL elde etmek ister, doğaldır. Ya da ihracatçı daha az miktar dövize satış yapıp aynı miktar TL elde etmeyi göze alır ama böylece rekabet gücünün artmasını ister, doğaldır.</p>
<p>Turizm sektörü de ihracatçı gibi bakar; ya aynı miktar dövizle daha çok TL kazanır ya da döviz miktarını düşürüp rekabet avantajı elde eder ama TL kazancı değişmez, bunu ister, doğaldır.</p>
<p>Peki yukarıda sıraladıklarım dışında kalan kimi akademisyenler, kimi finans kesimi temsilcileri ve kimi yazar çizerler Türk parasının mutlaka ama mutlaka değer yitirmesi gerektiğini, yitireceğini söylemekten niye geri durmaz! Sahi bu görüşlerin dayanağı nedir? Hatta adeta tarih vererek TL’nin ne kadar değer yitireceği nasıl söylenebilir?</p>
<p><strong>“Kaçınılmaz gidiş, dolar 70 lira olacak, 80 lira olacak; eli kulağında”</strong> diye sürekli görüş beyan edenlerin tahminleri şimdiye kadar tutmuş mu? Tutmadığını biliyoruz. Peki bu zorlama niye? Buna kesin bir yanıtım yok; ama şu çok açık, Türk halkı bu tür bilgiyi(!) satın alıyor. Toplum zaten<strong> “Türk parası çok değerli”</strong> görüşünde, bunun üstüne üstüne gidene de prim veriyor.</p>
<h2>İki kavram karışıyor</h2>
<p>Bu konuyu çok yakın zamanda bir kez daha ele aldım.</p>
<p><strong>“Türk parası çok mu değerli, değerliyse ne kadar değerli ya da yoksa Türk parası tam tersine değersiz mi?”</strong></p>
<p>Bu soruya verilecek yanıt aynı:</p>
<p><strong>“Hangi tarihi esas alarak değerlendirme yaptığınıza göre Türk parası hem değerli, hem değersiz.”</strong></p>
<p>TL’nin değerini bilimsel olarak ancak Merkez Bankası’nın reel efektif döviz kuru endeksine bakarak anlamak mümkün. Yoksa öyle <strong>“Türkiye’de kahve 2 euro, Avrupa’da 1 euro”</strong> örneğiyle ve bu örnekten yola çıkıp mantık yürüterek bir yere varmak mümkün değil.</p>
<p>Daha önce de verdiğim bu<strong> “2 euro-1 euro”</strong> dengesizliğinin nasıl giderilebileceğine ilişkin örneği tekrar edeyim:</p>
<p><strong>“Türkiye’de euro 50 lira ve 100 liraya satılan kahve bu durumda 2 euro ise, yarın euroyu 100 liraya çıkaralım ve kahve 1 euroya insin ve böylece Avrupa ile eşitlensin. Şimdi sorun görünürde çözüldü. Tabii ki euro 50 liradan 100 liraya çıkınca kahve 100 lirada kalır mı, o Türk parası değer yitirsin diyenlerin sorunu!”</strong></p>
<h2>Karışan kavramlar ne?</h2>
<p>Karışan kavramlar, yazımın başlığında bir soru olarak işaret ettiğim detay:</p>
<p><strong>“Türk parası mı çok değerli, Türkiye mi çok pahalı?”</strong></p>
<p>Türk parasının değerini düşürerek; yukarıdaki örnekte olduğu gibi euroyu 50 liradan 100 liraya çıkarak kahvenin 100 lira olan fiyatını aşağı çekemiyoruz, bu tartışma götürmeyecek bir gerçek.</p>
<p>Şu durumda, <strong>“Türkiye’de fiyatlar döviz bazında Avrupa’dan çok yüksek, bunun düzeltilmesi gerekir, bunun yolu da Türk parasının değer kaybetmesinden geçer”</strong> demenin nasıl bir mantığı olabilir.</p>
<p>Türk parasının değer yitirmesiyle Türkiye’deki fiyatların döviz cinsinden dışarıdaki fiyatlara yaklaşacağı, hatta daha aşağıda oluşacağı doğru da, bu durum ihracatçı, turizm kesimi ve elinde dövizi olan ya da döviz kazanıp TL harcayanlar dışında kimin işine yarayacak?</p>
<p>Kur arttığında bunun yurt içindeki fiyatları çok hızlı bir şekilde artıracağı gerçeğine hiç değinmiyorum bile. Varsayalım yurt içindeki fiyatlar bundan hiç mi hiç etkilenmiyor; ama kahve hâlâ 100 lira, maaş aynı, değişen bir şey yok. Yalnızca <strong>“İşte Türkiye’deki fiyatlar Avrupa’daki fiyatlarla aynı düzeye geldi”</strong> diye mutlu olacağız herhalde.</p>
<h2>Tarihe göre hem değerli, hem değersiz</h2>
<p>Merkez Bankası’nın reel efektif döviz kuru endeksine dönelim. Grafik 2003 yılı başından bu yılın mart ayına kadar olan aylık seyri ve bu dönemin ortalamasını gösteriyor.</p>
<p>Bu 23 yılı aşkın dönemden iki örnek:</p>
<p>■ TÜFE bazlı reel efektif döviz kuru endeksi (REK) en yüksek düzeye 175 ile 2008’in şubatında çıktı. Bu yılın mart ayındaki REK yaklaşık 105. Yani 2008’in şubatındaki değer doğru kabul edilip baz alınırsa TL çok değersiz.</p>
<p>■ 2021’in aralık ayı ve REK yaklaşık 71 düzeyinde. REK martta ise 105 ve buna göre TL çok değerli.</p>
<p>■ Hangi tarihi doğru kabul edeceğiz? 2008’in şubat ayını mı, 2021’in aralık ayını mı?</p>
<p>■ Ya da hangi fiyat endeksi baz alınarak hesaplanan REK endeksini kullanmak daha doğru? TÜFE bazlı endekste 2003’ten bu yana olan dönemin ortalaması 131, Yİ-ÜFE bazlı endekste ise ortalama yaklaşık 102.</p>
<p>■ Bu değerler akla şöyle bir soru da getiriyor:<strong> “Acaba TÜFE artışı olduğundan daha düşük mü hesaplanıyor ve reel kur için Yİ-ÜFE bazlı seriyi kullanmak daha mı doğru?”</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d5de4e3cf09-1775623758.png" alt="" width="413" height="419" /></strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tl-mi-cok-degerli-turkiye-mi-cok-pahali-76509</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/doviz.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TL mi çok değerli, Türkiye mi çok pahalı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/savas-sonrasi-benzin-alev-aldi-76508</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savaş sonrası benzin alev aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69d5dc1362953-1775623187.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan süreç, küresel enerji piyasalarında zincirleme bir fiyat şokunu tetikledi. Ham petrol fiyatlarının kısa sürede 70 dolar seviyesinden 100 doların üzerine tırmanması, akaryakıt piyasasında da hızlı bir yansımaya neden oldu. Veriler, savaşın başladığı 28 Şubat’tan bu yana en az 95 ülkede benzin fiyatlarının yükseldiğini ortaya koyuyor. Küresel ortalama fiyat aynı dönemde litre başına 1,2 dolardan 1,4 dolara yükselirken, bazı ülkelerde artış çok daha sert gerçekleşti. </p>
<h2>Fiyat artışları homojen değil </h2>
<p>Bu süreçte küresel benzin piyasasında dikkat çeken en önemli unsur, fiyat hareketinin homojen olmaması oldu. Aynı petrol şoku, ülkelerin ekonomik yapısına göre farklı sonuçlar doğurdu. Bir tarafta fiyatların kısa sürede katlandığı gelişmekte olan ülkeler, diğer tarafta ise zaten yüksek olan ancak yeni zirveleri test eden Avrupa ve Asya piyasaları öne çıktı.</p>
<p>En büyük artış Asya ülkelerinde Savaş sonrası en sert fiyat artışları, enerji ithalatına bağımlı ekonomilerde görüldü. Özellikle Güneydoğu Asya ve Afrika’da fiyatlar kısa sürede sıçradı. *Myanmar’da benzin fiyatları yaklaşık yüzde 100 artarak iki katına çıktı. </p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69d5dd3fa72a3-1775623487.png" alt="" width="245" height="767" /> <img src="/storage/uploads/0/0/0/69d5dd46bf2a8-1775623494.png" alt="" width="205" height="429" /></p>
<p>● Filipinler’de artış yüzde 71,6’ya ulaştı. </p>
<p>● Malezya’da yüzde 52,4 fiyat artışı oldu. </p>
<p>● Avustralya’da yüzde 46,5 fiyat artışı görüldü </p>
<p>● Birleşik Arap Emirlikleri’nde yüzde 40,8 oranında artış kaydedildi. Bu ülkelerde sadece oranlar değil, fiyat seviyeleri de hızla yukarı çıktı. Örneğin Kamboçya’da litre fiyatı birkaç hafta içinde 1,11 dolardan 1,32 dolara yükselirken, Vietnam’da fiyatlar yüzde 50’ye yakın artışla 1 dolar bandına dayandı.</p>
<p>Bu sert yükselişlerin arkasında, söz konusu ülkelerin enerji ithalatına bağımlı olması ve fiyat şoklarını dengeleyecek mali alanlarının sınırlı kalması yatıyor. Kur baskısı ve zayıf kamu maliyesi, petrol fiyatlarındaki artışın doğrudan pompaya yansımasına neden oldu.</p>
<h2>Gelişmiş ülkelerde fiyat daha pahalı </h2>
<p>Buna karşılık mutlak fiyat seviyelerine bakıldığında tablo tersine dönüyor. En pahalı benzin, vergi yükünün yüksek olduğu gelişmiş ekonomilerde satılıyor. 30 Mart itibarıyla litre bazında en yüksek fiyat Hong Kong’da 4,10 dolara ulaştı. Bu seviye, küresel ortalamanın neredeyse üç katına işaret ediyor. Onu Malawi 2,85 dolar ile izlerken, Avrupa’da Hollanda 2,73 dolar, Danimarka 2,66 dolar ve Almanya 2,42 dolar seviyeleriyle öne çıktı. Fransa ve Belçika gibi ülkelerde de fiyatlar 2,2 doların üzerinde seyretti.</p>
<p>Avrupa’daki bu yüksek fiyatların temel nedeni petrol maliyetinden çok vergi politikaları olarak öne çıkıyor. ÖTV ve karbon vergileri, ham petrol fiyatlarındaki artışı katlayarak tüketiciye yansıtıyor. Bu nedenle Avrupa, küresel kriz dönemlerinde her zaman en pahalı akaryakıt piyasalarından biri olmaya devam ediyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ÜRETİCİ ÜLKELER FİYAT DALGASININ DIŞINDA KALDI</span></h2>
<p>Petrol üreticisi ülkeler bu dalgadan büyük ölçüde ayrıştı. Libya, İran ve Venezuela gibi ülkelerde benzin fiyatları litre başına birkaç sent seviyesinde kalmaya devam etti. Bu durum, güçlü sübvansiyon mekanizmaları ve yerli üretimin etkisini bir kez daha ortaya koydu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">TÜRKİYE’DE FİYAT ARTIŞI % 10’A YAKIN</span></h2>
<p> Türkiye cephesinde ise daha sınırlı bir hareket gözlendi. Türkiye’de benzin fiyatları söz konusu dönemde yaklaşık yüzde 9,4 oranında arttı. Mart sonu itibariyle benzin fiyatı 1.41 dolar civarında olurken, motorin 1.,66 dolardan satıldı. (7 Nisan itibarıyla İstanbul'da benzin 62.45 - 62.60 TL, motorin ise 77.30 - 77.50 TL civarında satıldı.) Bu artış, küresel ortalamanın altında kalsa da, petrol fiyatlarının yüksek seyrini koruması durumunda önümüzdeki dönemde yeni zam risklerini gündemde tutuyor. İran savaşı sonrası oluşan tablo, küresel akaryakıt piyasasında ayrışmaya işaret ediyor. Gelişmekte olan ülkeler fiyat artışını en sert hisseden grup olurken, Avrupa ve Asya’nın gelişmiş ekonomileri mutlak fiyat seviyelerinde zirveye yerleşti. Petrol üreticisi ülkeler ise sübvansiyonlar sayesinde bu dalgadan görece sınırlı etkilendi. Bu da gösteriyor ki, artık akaryakıt fiyatları sadece petrol arzıyla değil, ülkelerin ekonomik yapısı ve politika tercihleriyle şekilleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/savas-sonrasi-benzin-alev-aldi-76508</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/8/1280x720/46-1775623588.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İran savaşı sonrası artan petrol fiyatları pompalara yansıyor. Küresel ortalama benzin fiyatı kısa sürede litre başına 1,2 dolardan 1,4 dolara yükselirken, bazı ülkelerde artış yüzde 100’e yaklaştı, Hong Kong&#039;da fiyat 4 doları aşıp zirveye çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/allianz-trade-uyardi-sirketler-ve-hane-halki-baski-altinda-76536</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Allianz Trade uyardı: Şirketler ve hane halkı baskı altında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SELÇUK ALTUN</strong></p>
<p>Küresel ekonomi, jeopolitik gerilimlerin etkisiyle yeni bir baskı dönemine girerken, artan maliyetler hem şirketler hem de tüketiciler açısından en belirleyici risk unsuru olarak öne çıkıyor. Ticari alacak sigortasında dünya liderlerinden Allianz Trade’in 2026 yılı ilk çeyrek Ekonomik Görünüm raporu, İran merkezli savaş senaryosunun özellikle maliyetler üzerinden ekonomiyi zorlayacağına işaret ediyor.</p>
<p>Rapora göre yüksek enerji, metal ve gübre fiyatları; zaten zayıf seyreden talep ve artan ticaret engelleriyle birleşerek güçlü bir maliyet şoku yaratıyor. Bu durum, üretimden tüketime kadar tüm zinciri etkiliyor.</p>
<p>Enerji yoğun sektörler, taşımacılık ve tüketim alanlarında faaliyet gösteren şirketler artan maliyetleri fiyatlara yansıtmakta zorlanırken, kâr marjları ciddi şekilde daralıyor. Finansman koşullarının da sıkılaşmasıyla birlikte şirket bilançoları daha kırılgan hale geliyor. Allianz Trade ekonomistleri, bu tabloya bağlı olarak 2026 yılında küresel ifl as vakalarında artış bekliyor.</p>
<p>Tüketici tarafında ise yüksek akaryakıt ve gıda fiyatları alım gücünü zayıflatıyor. Tüketici güvenindeki gerileme, talebi baskılayarak ekonomik yavaşlamayı derinleştiriyor. Böylece maliyet şoku, yalnızca üretimi değil, doğrudan günlük hayatı da etkileyen temel bir sorun haline geliyor.</p>
<p><strong>Büyüme tahmini düşürüldü </strong></p>
<p>Bu gelişmelerin etkisiyle yatırımcı davranışlarında da değişim gözleniyor. Artan belirsizlik ve maliyet baskısı, piyasalarda riskten kaçınma eğilimini güçlendirirken, faiz beklentilerinin yukarı yönlü güncellenmesine yol açıyor.</p>
<p>Raporun genelinde ise jeopolitik gelişmelerin makroekonomik dengeleri nasıl şekillendirdiğine dair çarpıcı tespitler yer alıyor. Ortadoğu’daki çatışmanın etkisiyle küresel büyüme tahmini 0,5 puan düşürülerek 2026 için yüzde 2,6’ya çekildi. Enflasyonun ABD’de yüzde 3,2’ye, Euro Bölgesi’nde yüzde 3’e yükselmesi bekleniyor. Küresel ticaretin de bu süreçten olumsuz etkilenmesi öngörülüyor. 2026’da ticaret büyümesinin yüzde 1,5 seviyesinde kalacağı tahmin edilirken, ABD ekonomisinin yüzde 2,1, Euro Bölgesi’nin ise yüzde 0,8 büyümesi bekleniyor. Artan borçlanma maliyetleri ve yüksek bütçe açıkları ise ekonomileri desteklemek için kullanılabilecek alanı daraltıyor.</p>
<p><strong>Yıl sonu petrol fiyatı tahmini 80 dolar </strong></p>
<p>Enerji fiyatlarındaki oynaklık da belirsizliği artırıyor. Petrol fiyatlarının yıl içinde dalgalı seyrettikten sonra yıl sonunda varil başına yaklaşık 80 dolar seviyesine gerilemesi bekleniyor. Merkez bankalarının ise bu süreçte temkinli bir politika izleyeceği öngörülüyor. ABD Merkez Bankası’nın faiz indirimine gitmekte acele etmeyeceği, Avrupa Merkez Bankası’nın ise sınırlı bir artış sonrası beklemeye geçeceği tahmin ediliyor. Raporda ayrıca kırılgan ekonomilere yönelik uyarılar da yer alıyor. Mali, cari ve enerji açığını aynı anda veren “üçlü açık” ekonomilerin bu süreçte daha yüksek risk altında olduğu belirtiliyor. Bu ülkelerin sermaye çıkışları ve yüksek enflasyon karşısında daha hassas olduğu vurgulanıyor.</p>
<p><strong>Çatışmanın şiddetlenmesi, stagflasyonist durgunluğa yol açabilir</strong></p>
<p>Rapora göre en olumsuz senaryoda, çatışmanın derinleşmesi küresel ekonomide çok daha sert sonuçlar doğurabilir. Özellikle Hürmüz Boğazı’nın uzun süre kapalı kalması durumunda enerji arzı ciddi şekilde kesintiye uğrayabilir.</p>
<p>Bu durumda petrol fiyatlarının kısa süreliğine 180 dolara, doğal gaz fiyatlarının ise 200 euro/MWh seviyesine kadar çıkabileceği ifade ediliyor. Böyle bir şok, küresel ekonomiyi stagflasyon sürecine sürükleyebilir. Euro Bölgesi’nin yüzde 0,2 büyüme ile teknik durgunluğa girmesi de olası senaryolar arasında yer alıyor.</p>
<p>Enflasyonun ABD’de yüzde 4,9’a, Euro Bölgesi’nde yüzde 4,6’ya yükselmesi ise merkez bankalarını daha agresif faiz artışlarına zorlayabilir. Bu çerçevede Avrupa Merkez Bankası’ndan üç, ABD Merkez Bankası’ndan iki faiz artırımı beklendiği belirtiliyor.</p>
<p>Raporda, tüketici güvenindeki zayıflamanın ve artan borç baskısının ekonomik yavaşlamayı daha da derinleştirebileceği vurgulanırken, genel görünümün hem şirketler hem de hanehalkı açısından daha zorlu bir döneme işaret ettiği ifade ediliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/allianz-trade-uyardi-sirketler-ve-hane-halki-baski-altinda-76536</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/9/8/1280x720/iran-savas-1772446611.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Allianz Trade’in 2026 ilk çeyrek raporuna göre, Orta Doğu’daki savaş küresel ekonomide maliyet şokunu derinleştiriyor. Enerji ve gıda fiyatlarındaki artış şirketlerin kâr marjını düşürürken, tüketicinin alım gücünü zayıflatıyor. Büyüme yavaşlarken enflasyon yükseliyor; stagflasyon riski güç kazanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-76502</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> ABD-İran hattında tansiyon yükseldi! Piyasada son fiyatlama ne?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="ABD-İran Hattında Tansiyon Yükseldi! Piyasada Son Fiyatlama Ne?| Ekonomi Masası | 8 NİSAN" src="https://www.youtube.com/embed/3t1CD9BX5e8" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-76502</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/9/0/1280x720/seref-oguz-berfin-cipa-1758634683.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/portakal-cicegi-adanayi-marka-yapti-ekonomik-katkisi-8-milyar-lirayi-buldu-76507</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Portakal Çiçeği’ Adana’yı marka yaptı, ekonomik katkısı 8 milyar lirayı buldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TOYOTA </strong>Türkiye’nin iletişim danışmanlığını yürüten Message İletişim’in Kurucusu <strong>Taçnur Atasir Aydın, </strong>Toyota Türkiye CEO’su <strong>Ali Haydar Bozkurt</strong>’un fikir önderliğinde hayata geçen <strong>“Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı”</strong>nın 14’üncüsü için aradığında geçen yılki yazımın başlığına baktım:</p>
<ul>
<li>“Portakal Çiçeği” <strong>1.5 milyon kişiyi buluşturdu, 5 milyar lirayı aşan </strong>“etki” <strong>yarattı…</strong></li>
</ul>
<p>Geçen Cuma akşam saatlerinde Adana’ya giderken, ABD ve İsrail’in İran’a saldırısıyla başlayan savaşın 6’ncı haftasını tamamladığını düşündüm:</p>
<p>-          <strong>Bugüne kadar 4 füze ülkemizdeki hava savunma sistemleri ile imha edildi. Füzelerin yönelebileceği adresler arasında İncirlik Üssü de var. Bu durum tedirginlik yaratıp, </strong>“Nisan’da Adana’da” <strong>çağrısına katılımı düşürür mü?</strong></p>
<p>Geçen Cumartesi günü 17.00’de kortej geçişi için düzenlenmiş otobüslere geçince, <strong>“Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı” </strong>coşkusunun alabildiğine yaşandığını gördük. <strong>Servet Yıldırım </strong>ve <strong>Şeref Oğuz</strong>’la <strong>“Nisan’da Adana’da” </strong>çağrısına uyanların sayısını tahmin etmeye çalışırken, Adana Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Yücel Bayram</strong>’ı aradım:</p>
<p>-          <strong>Başkan, bu yıl </strong>“Portakal Çiçeği Karnavalı”<strong>na katılım nasıl?</strong></p>
<p><strong>Bayram, </strong>önceki yılları da dikkate alarak gözlemini paylaştı:</p>
<p>-          <strong>1 milyonu aştığını rahatlıkla söyleyebilirim… Türkiye’nin dört bir yanından Adana’mıza gelenler oldu. Almanya’dan, Fransa’dan gelenlere rastladım. Tur otobüsleri şehirde park yeri bulmakta zorlandı.</strong></p>
<p>Bunun üzerine <strong>Ali Haydar Bozkurt</strong>’tan veri istedim:</p>
<p>-          “Portakal Çiçeği Karnavalı”, <strong>14’üncü yılında olduğuna göre artık bir etki analizi yapmış olmalısınız? Karnavalın Adana ekonomisine katkısı nedir?</strong></p>
<p><strong>Bozkurt, </strong>henüz toplu bir etki analizi yaptırılmadığını vurgulayıp, geçen yılki veriyi aktardı:</p>
<p>-          <strong>Geçen yıl </strong>“Portakal Çiçeği Karnavalı”<strong>na 1.5 milyon kişi katıldı. Adana ekonomisine katkı 6.5 milyar lirayı buldu.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d5db83ce600-1775623043.jpg" alt="" width="700" height="461" /></strong><strong>Bozkurt, “Portakal Çiçeği Karnavalı”</strong>nın artık markalaştığının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Karnaval günlerinde herkesin güven içinde, dostluk, kardeşlik ve birlik havasında eğlendiğini gördük. Karnaval ile halkımızın moral değerleri yükselirken</strong><strong>,</strong><strong> Adana’nın marka kent olma yolunda kazandığı ivmeye katkı sunuyor, imajı da yükseliyor.</strong></p>
<p><strong>“Portakal Çiçeği Karnavalı”</strong>nın yalnızca Adana’ya değil, ülkemizin tanıtımına da büyük katkı sunduğuna işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Adana, Karnaval günlerinde ülkemizin ve dünyanın çeşitli ülkelerinden insanları ağırlıyor. Adanalılar da misafirlere çok büyük ilgi gösteriyor.</strong></p>
<p><strong>“Portakal Çiçeği Karnavalı”</strong>nın esnafın moralini de yükselttiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Bu ekonomik canlanma küçük esnaftan başladı ve tüm Adana’ya yayıldı. El işleri satan kadınlarımız, yeme içme sektöründeki insanlarımız yani kısacası ekonomiyi oluşturan her unsurda Karnaval ile birlikte büyük bir ekonomik canlanma yaşandı.</strong></p>
<p>Karnaval Komitesi Başkanı <strong>Ali Haydar Bozkurt, “Portakal Çiçeği Karnavalı”</strong>nın <strong>“Hadi Adana’ya gelin” </strong>davetine dönüştüğünün altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Karnavalı çok büyük katkıları olan tüm kurumların birlikteliğiyle, el birliği ile yapıyoruz. Karnavalın tek gerçek sahibi Adana halkı. Karnavala sahip çıktılar. Acenteler organizasyonlarını yapıyor, 6 ay öncesinden detaylar belirleniyor.</strong></p>
<p>Karnavalla ilgili hedefini ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Tüm bir aya yaygın olarak dünyanın her yerinden insanların geldiği ortam hayal ediyoruz. Yavaş yavaş da oraya doğru gidiyor.</strong></p>
<p><strong>“Portakal Çiçeği Karnavalı”</strong>nın bu yılki ekonomik etkisini Adana Ticaret Odası Başkanı <strong>Yücel Bayram</strong>’a da sordum, zaman istedi:</p>
<p>-          <strong>İlk günlerde hava durumu müsait değildi, Karnaval uzatıldı. Tamamlanınca hesaplarımızı yapabileceğiz.</strong></p>
<p>Adana Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Zeki Kıvanç</strong>’a gözlemini sordum, şu değerlendirmeyi yaptı:</p>
<p>-          <strong>Karnaval günlerinde oteller, restoranlar doluyor, esnafın işleri canlanıyor. Karnavalın Adana ekonomisine katkısı tartışılmaz.</strong></p>
<p><strong>“Portakal Çiçeği Karnavalı”</strong>na katılan ekonomi gazetecileri olarak temkinli hesapla tahmini katkıyı bulmaya çalıştık, geçen yılki 6.5 milyar liralık katkının enflasyon kadar arttığını düşündük. Ortaya 8 milyar liraya yakın bir rakam çıktı…</p>
<h2>Adana, ‘zengin’ bir yaşam sunar</h2>
<p><strong>ADANA </strong>Valisi <strong>Mustafa Yavuz, “Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı” </strong>ile ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:</p>
<p>-          <strong>Şehirlerin ruhu vardır. Adana’nın ruhu mertliktir, misafirperverliktir. Adana’nın ruhu gerçekten sıcaktır. Hem iklimiyle hem insanıyla coşkusuna coşku katan, sıcaklığına sıcaklık katan bir ruhu vardır.</strong></p>
<p>Adana’nın bazı özelliklerini sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Adana, bir gastronomi, lezzet şehridir.</strong></li>
<li><strong>Adana 24 saat yaşar, 24 saat yeme içmenin mümkün olduğu adeta zengin bir yaşam sunar.</strong></li>
<li><strong>Bu da şehir için bir zenginliktir.</strong></li>
</ul>
<h2><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d5db9f74814-1775623071.jpg" alt="" width="700" height="466" /></strong>Karnavalımız büyümeyi sürdürüyor</h2>
<p><strong>ADANA </strong>Büyükşehir Belediye Başkan Vekili <strong>Güngör Geçer, “Portakal Çiçeği Karnavalı”</strong>nın bir etkinliğin çok ötesine geçtiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Bizim için </strong>“Portakal Çiçeği Karnavalı”, <strong>şehrin kendisini dünyaya anlatmasıdır. Toros Dağları’nı, sahillerini, yaylalarını, Çukurova’yı, nehirlerini Türkiye’ye ve dünyaya ifade etmesidir.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Adanalı müziğini, yemeğini, duasını, yüreğini koyar. Bu yüzde</strong><strong>n</strong><strong> Türkiye’nin ilk ve tek sokak Karnavalı buradadır.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Adana’da ‘Kültür Yolu Festivali’ 7-15 Kasım’da yapılacak</span></h2>
<p><strong>GEÇEN </strong>Cuma akşamı Çukurova Havalimanı’ndan Adana’ya giderken, geçen yıl <strong>“Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı” </strong>ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın düzenlediği <strong>“Kültür Yolu Festivali”</strong>nin birleştirildiğini anımsadım.</p>
<p>Kültür ve Turizm Bakanlığı Yaşayan Miras ve Kültürel Etkinlikler Genel Müdürü <strong>Selim Terzi</strong>’ye mesaj yazıp sordum:</p>
<p>-          “Portakal Çiçeği Karnavalı” <strong>için Adana yolundayım. </strong>“Kültür Yolu Festivali” <strong>konusunda bir hareket göremedim. Neden?</strong></p>
<p><strong>Terzi </strong>yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Bu sene Adana’da </strong>“Kültür Yolu Festivali” <strong>tek başına ilerleyecek. Böylece şehirde etkinlik sayısı da artmış olacak.</strong></p>
<p>Bu yılki <strong>“Kültür Yolu Festivali”</strong> takviminin 25 Nisan 2026’da Şanlıurfa’dan başlayacağını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Adana’daki </strong>“Kültür Yolu Festivali”<strong>miz de 7-15 Kasım 2026’da gerçekleşecek.</strong></p>
<h2><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d5dbc00b230-1775623104.jpg" alt="" width="700" height="467" /></strong><span style="color: #e03e2d;">Hammadde fiyatları anormal arttı ama sipariş sinyali geliyor</span></h2>
<p><strong>ADANA </strong>Sanayi Odası Başkanı <strong>Zeki Kıvanç</strong>’a ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla başlayan, 6 haftayı geride bırakan savaşın kentteki üretime etkisini sordum, önce yatıştırıcı mesaj verdi:</p>
<p>-          <strong>Çok sıkıntılı bir durum yok.</strong></p>
<p>Sonra hammadde fiyatlarına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Petrole dayalı ürünlerde hammadde fiyatlarında anormal artışlar oldu. Kontratları iptal edenler, fark isteyenler var. Yani, sözünden dönenler oldu.</strong></p>
<p>Tedarik konusunda Türkiye’nin şansının artacağına ilişkin işaretler üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Uzak Doğu’da tedarik zinciri bozuldu. Malları teslim edemeyecekler. Navlun ve sigorta çok arttı. İnşallah biz buradan üretim yapıp her türlü ürünü ihraç edeceğiz gibi görünüyor.</strong></p>
<p>Kendi şirketinden de örnek verdi:</p>
<p>-          <strong>Bizim şirkette ve farklı sektörlerden aldığım bilgilere göre Avrupalılar yavaş yavaş ülkemizden alım için temasa geçiyor. Devletin ihracatçıya destek verip rekabet gücünü toparlamasına yardımcı olması lazım.</strong></p>
<p>Söz ihracatçıya destekten açılınca Hazine ve Maliye Bakanı’nın vergi indirimini gündemine aldığını anımsattım, şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>İhracatçının kârı mı var ki vergi ödesin. Kâr edemezken ihracatçıya vergi indiriminin bir faydası olmaz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Adana’dan Hatay’a 10 bin liraya giden TIR 25 bin lira istiyor</span></h2>
<p><strong>ADANA</strong> Ticaret Odası Başkanı <strong>Yücel Bayram</strong>’a da savaşın kentteki ticarete etkisini sordum, <strong>“Portakal Çiçeği Karnavalı” </strong>haricindeki dönem için şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>İşler çok kötü…</strong></p>
<p>Yaşadıkları sıkıntıya navlun fiyatlarından örnek verdi:</p>
<p>-          <strong>Adana’dan Hatay’a 10 bin liraya giden TIR, fiyatını 25 bin liraya çıkardı. Varın gerisini siz düşünün.</strong></p>
<p>TÜROFED ve TÜRYİD Yönetim Kurulu Üyesi, ÇUKTOB Başkanı, Onbaşılar Kebap ve Park Zirve Zaimoğlu’nun patronu <strong>Tayyar Zaimoğlu</strong>’na aynı soruyu yönelttim, dert yandı:</p>
<p>-          <strong>Biz genelde personel maaşlarını aybaşını sektirmeden öderiz. Ancak, ülkemizde ekonomik sıkıntı uzun sürünce maaşları zamanında ödeyemez noktaya doğru geldik.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/portakal-cicegi-adanayi-marka-yapti-ekonomik-katkisi-8-milyar-lirayi-buldu-76507</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/7/1280x720/adana-portakal-cicegi-festivali-1775623000.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘Portakal Çiçeği’ Adana’yı marka yaptı, ekonomik katkısı 8 milyar lirayı buldu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dogumlar-azaldi-bebe-giyim-ihracati-yariya-yakin-dustu-76506</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 07:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğumlar azaldı, bebe giyim ihracatı yarıya yakın düştü!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Son 5 yılda Türkiye’nin hazır giyim ihracatında başlıca pazarları arasında yer alan Avrupa ve ABD’de doğum oranlarının belirgin şekilde gerilemesi, bebek giyim sektörünü doğrudan etkiledi. Avrupa Birliği’nde doğurganlık oranı 1,5 seviyelerinden 1,3-1,4 bandına düşerken, ABD’de de 1,7’den 1,6’nın altına indi. Nüfusun kendini yenileme eşiği olan 2,1’in oldukça altında kalan bu seviyeler, bebek giyime yönelik talebin yapısal olarak zayıflamasına yol açtı. Bu gelişmelerin etkisiyle Türkiye’nin bebek giyim ihracatı da 2021’de 396,9 milyon dolardan 2025’te 216,7 milyon dolara gerileyerek yaklaşık yüzde 45 daraldı. Türkiye’nin bu dönemde bebek giyim ürünleri ithalatı da artmaya devam etti. 2024’te yüzde 47 artışla 43 milyon dolara çıkarken geçen yıl ise 46 milyon dolara yükseldi. </p>
<h2>Sektör ihracatından daha sert daraldı </h2>
<p>İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) tarafından hazırlanan “Türkiye Bebek Giyim İhracat Raporu” sektörde son yıllarda belirgin bir küçülmeye işaret ediyor. Daralma yalnızca uzun vadeli bir eğilim ile sınırlı kalmayıp geride bıraktığımız yıl çok daha derinleşti. 2025 döneminde bebek giyimde ihracat yüzde 13,2 düşerken, aynı dönemde hazır giyim ve konfeksiyon ihracatındaki gerileme yüzde 5,6 ile sınırlı kaldı. Bu tablo, bebek giyimin sektör ortalamasına göre daha kırılgan bir yapıya sahip olduğunu ortaya koydu. Sektörün toplam hazır giyim ihracatı içindeki payı da yüzde 1,9’dan yüzde 1,2’ye geriledi.</p>
<h2>Tüm kategorilerde düşüş yaşandı </h2>
<p>Ürün bazında pamuklu ürünler ağırlığını korusa da düşüş tüm kategorilere yayıldı. 2025 yılında 136,7 milyon dolarla pamuklu örme ürünler ilk sırada yer alırken, pamuklu dokuma ürünler 39,3 milyon dolar, sentetik ürünler ise 16,3 milyon dolar seviyesinde kaldı. Özellikle pamuklu ürünlerde son 5 yılda yüzde 40’ın üzerinde gerileme yaşanması dikkat çekti. Pazar tarafında ise Avrupa’daki kayıplar öne çıktı. Türkiye’nin en büyük pazarı İspanya’da ihracat son bir yılda yüzde 32,2 düşerken, Almanya’da yüzde 34,7, İngiltere’de yüzde 27,5 gerileme yaşandı. Irak ve Lübnan gibi alternatif pazarlarda artış görülse de bu yükseliş toplam kaybı telafi edemedi.</p>
<h2>ABD’ye ihracat yüzde 65 arttı </h2>
<p>Küresel rekabette de Türkiye’nin konumu zayıflama sinyali veriyor. Türkiye, bebek giyim ihracatında dünya sıralamasında 10. sırada yer alırken, Çin, Bangladeş ve Hindistan liderliğini sürdürdü. ABD gibi büyük pazarlarda ise Türkiye’nin payı yüzde 0,3 seviyesinde kaldı. Ancak Türkiye’nin 2023-2024 yılları arasındaki 5 yıllık süreçte ABD’ye bebek giyim ihracatını yüzde 65,7 arttırdığı görülse de ABD pazarındaki varlığının oldukça sınırlı olduğu görüldü. Buradaki en büyük engellerden biri de ABD tarafından Türkiye menşeili ürünlere uygulanan vergi oranı oldu. ABD’nin bu kapsam uyguladığı vergi ürüne göre değişmekle birlikte yüzde 11,8’den başlayıp yüzde 28,2’ye kadar çıkıyor. Son dönemde sıfır vergi uyguladığı Mısır’da artan Türk yatırımlarının bölgeye ihracatı artırması bekleniyor. </p>
<h2>■ <span style="color: #e03e2d;">İkinci el ürün pazarı daha hızlı büyüyor</span></h2>
<p>Sektördeki en güçlü dönüşüm ise ikinci el giyim trendinde yaşanıyor. Bir başka veri analiz şirketi Dataintelo’ya de göre bebek giyimde ikinci el pazarının önümüzdeki yıllarda üç kat büyümesi beklenirken, Market Report Analytics verileri ise küresel ikinci el giyim pazarının 500 milyar doları aşacağını ortaya koyuyor. Kısa süre kullanılan bebek kıyafetleri, bu segmenti ikinci el için en uygun alanlardan biri haline getiriyor. Business Insider analizleri, genç ebeveynlerin ikinci el ürünleri artık ana alışveriş kanallarından biri olarak gördüğünü ortaya koyarken, sürdürülebilirlik eğilimi de bu yönelimi güçlendiriyor. Tüm bu gelişmeler, bebek giyim sektöründe yapısal bir dönüşüme işaret ediyor. Talep tamamen ortadan kalkmasa da yeni ürün satışları üzerinde ciddi bir baskı oluşurken, ikinci elin yükselişi ve değişen tüketici davranışı, geleneksel üretim ve ihracat modelini zorlayan temel faktörler olarak öne çıkıyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dogumlar-azaldi-bebe-giyim-ihracati-yariya-yakin-dustu-76506</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/6/1280x720/btso-bebek-ve-cocuk-giyimi-sektorunu-new-yorka-tasidi-1771229228.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin en büyük pazarları Avrupa ve ABD’de doğum oranlarının gerilemesi, bebe giyim sektöründe dramatik daralmaya yol açtı. Bebe giyim ihracatı da 2021’deki 397 milyon dolar seviyesinden 2025’te yüzde 45 düşüşle 217 milyon dolara geriledi. Düşüşte, ikinci el ürün kullanımı da etkili oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/plastikte-stres-artti-ithalat-vergileri-kaldirilabilir-76505</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 07:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Plastikte stres arttı, ithalat vergileri kaldırılabilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>ABD-İsrail ile İran arasında yaşanan savaşta Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasıyla patlak veren plastik krizinin etkileri derinleşiyor. Krizden en fazla etkilenen Asya’da hammadde krizi birçok ürünün bulunurluğunu ortadan kaldırırken, Türkiye’de şu an için son mamulde bir kıtlık yaratmadı. Ancak birçok sektörde stres seviyesi arttı. Özellikle krize az stokla yakalanan ambalajda önümüzdeki 2 ay oldukça kritik. Savaş başından bu yana bazı hammaddelerde fiyat artışları yüzde 70-80’e ulaşırken, bundan kaynaklı olarak bitmiş ürünlerde fiyat artışının ortalama yüzde 30-50 olduğu belirtiliyor. Plastik sektörü temsilcileri savaşla beraber fırlayan fiyatların hammaddeye erişimi daha da güçleştirdiğini söylerken, bu durum nedeniyle piyasada birçok işletmenin müşterisiyle kavgalı olduğunu dile getiriyor. Sektör temsilcilerinin savaş başından bu yana plastik ithalatındaki vergilerin askıya alınması yönündeki talebi de Ticaret Bakanlığı’nı harekete geçirdi. Bakanlığın tıpkı gübrede olduğu gibi bazı plastik hammadde kalemlerinde de ithalat vergilerini belirli süre askıya almak için çalışmalara başladığı öğrenildi. Bu kapsamda Maliye Bakanlığı’nın da bir etki analizi üzerinde çalıştığı gelen bilgiler arasında.</p>
<h2>Eroğlu: DİR’de ek süreye ihtiyaç var </h2>
<p>PAGEV Başkanı Yavuz Eroğlu, hammadde tedarikindeki sıkıntıların aynı şekilde devam ettiğini söyledi. Hammadde fiyatlarında hem tedarik zincirindeki sıkıntılardan hem de spekülatif hareketlerden kaynaklı savaş başından bu yana ortalama yüzde 70-80 fiyat artışı yaşandığını anlatan Eroğlu, bitmiş ürünlerde fiyat artışının ise ortalama yüzde 30-50 mertebesinde olduğunu kaydetti. Şu an piyasada bitmiş ürünlerde bir kıtlık olmadığını dile getiren Eroğlu, “Ancak şu anki tedarik sıkıntıları aynı şekilde devam eder, firmalar ellerindeki stokları bitirirse, hammaddede yaşanan kıtlık bitmiş ürünlerde de görülmeye başlar. Bu noktada da en hassas sektör ambalaj. Çünkü sektör zaten bir süredir yaşanan ekonomik sıkıntılardan dolayı finansal olarak rahat değildi ve bu krize az stokla yakalandı. Tabii ambalajdaki kıtlık da birçok sektörü doğrudan etkiler. Şu anda piyasa allak bullak olmuş durumda. Bu fiyat artışlarını kimse kabul edemiyor. Herkes müşterisiyle adeta kavgalı” dedi. Ticaret Bakanlığı’nın plastik hammadde ithalatındaki vergileri kaldırmak üzere çalışmalar yapmasını memnuniyetle karşıladıklarını vurgulayan Eroğlu, şu ifadeleri kullandı: “Tıpkı gübre ithalatındaki gibi plastik hammadde ithalatında atılacak bu adım üretim üzerindeki baskıyı hafifletecektir. Biz de sektör olarak savaş başladığı andan itibaren bu taleplerimizi Bakanlığımıza iletmiştik. Bu dönemde beklediğimiz adımlardan biri de DİR belgelerinin kapatılması ile ilgili yasal süreye belirli bir dönem ek süre tanınması… Yanı sıra kamunun sabit fiyatlı ihalelerde fiyatları gözden geçirmesi gerektiğini de düşünüyoruz. Bunlara ilave olarak Petkim’in şu an piyasada talebin de yoğun olduğu bazı hammaddelerde ihracatının belirli süreyle durdurulması da taleplerimiz arasında.”</p>
<h2>Kalebaşı: 2 aylık stok var, sonrası belirsiz </h2>
<p>Ambalajlı Su Üreticileri Derneği (SUDER) Başkanı Yaşabey Kalebaşı, “Şu anda plastik ürünlerin terminiyle ilgili 2-3 ay sonrasını konuşamıyoruz” açıklamasını yaptı. Kalebaşı, “Mevcut stoklarımız 2 ay kadar götürebilir durumda. Ancak 2 ay sonrasında ne aksaklıklar olacağı hakkında kimsenin bilgisi yok. Şu an için şişe, kapak veya giydirme ambalajda doğrudan erişim sıkıntısı yok gibi görünüyor. Bizdeki stoklar ve tedarik ettiğimiz hammadde ile 2 ay kadar idare edebiliriz. Ancak 2 ay sonrası için kimse termin vermiyor. Önceki bağlantılarımızın hepsi iptal oldu. Belirli bir fiyattan, belirli periyotta alacağımız ürünler vardı, bunların hepsini iptal ettiler. Şu anda günlük yaşıyoruz. Şu anda 2 aylık stokumuzu artırmak için nereden mal bulursak fiyatına bakmaksızın temin etmeye çalışıyoruz, yani 2 aylık süremizi 3 aya, 4 aya uzatabilir miyiz diye bakıyoruz” dedi. Yüzde 70 civarında fiyat artışlarıyla karşı karşıya kaldıklarını, ancak bunları hemen fiyatlara yansıtamadıklarını dile getiren Kalebaşı, “Yangını körüklememek için fiyatlarımızı tuttuk ama bu hafta itibarıyla satış fiyatlarına yüzde 20’lik bir yansıma olacak. Ancak bu yüzde 20’lik artış da yeterli olmayacaktır. Kısa bir süre sonra dengeleyebilmek için en az 10-15 puan daha artış olabilir. Tüketicimizi zor durumda bırakmak istemiyoruz ama bu kaçınılmaz gibi görünüyor” diye konuştu. Uzak Doğu’da ve Suudi Arabsitan’da birçok üreticinin hammaddeye ulaşamadığı için üretimini durdurmak zorunda kaldığını aktaran Kalebaşı, “Savaş bugün bitse bile bu fabrikaların yeniden üretime dönmesi en az 2-3 ay vakit alacak. Yani sorun savaş bitse de devam edecek” ifadelerini kullandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bahat: Hastaneler malzemesiz kalmaz, ama…</span></h2>
<p>Asya ülkelerinde plastik krizinin tıbbi eldivenden medikal cihaza kadar pek çok üründe bulunabilirlik tehdidini artırdığı haberleri geliyor. Peki Türkiye’de şu an için hastanelerde son durum ne? Özel Hastaneler Derneği Başkanı Reşat Bahat, “Endişemiz çok büyük ama maliyetlerimiz artsa da malzemesiz kalmayız” ifadelerini kullandı. Bahat, şu an sektörde tedarik noktasında sıkıntı yaşanan bir ürün henüz olmadığını, ancak plastik esaslı ürünlerin çok pahalandığını söyledi. Ürün fiyatlarının savaş başından bu yana ortalama yüzde 40 arttığına dikkat çeken Bahat, “Ancak biz bu fiyat artışlarını doğrudan fiyatlarımıza yansıtmadık. Çünkü sektörde fiyatlar en iyi ihtimalle 6 ayda bir değişir. Ancak maliyetler yükselmeye devam ederse fiyatlarımıza erken güncelleme yapmak zorunda kalabiliriz. Şimdilik maliyetleri idare etmeye çabalıyoruz” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/plastikte-stres-artti-ithalat-vergileri-kaldirilabilir-76505</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/plastik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasıyla patlak veren plastik krizi Asya’da birçok üründe kıtlık yaratırken, Türkiye’de de sektörler üzerinde stres seviyesini artırdı. Hammadde fiyatlarında erişilebilirliğin yanı sıra yüzde 80’lere ulaşan fiyat artışları firmaları birbirine düşürürken, Ticaret Bakanlığı’nın ithalat vergilerini geçici süreyle askıya almak için çalışma yaptığı öğrenildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yuksek-teknolojide-ithalat-artisi-ihracatin-3-katina-cikti-76504</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 07:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yüksek teknolojide ithalat artışı ihracatın 3 katına çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Şubat ayı sonuyla 2 aylık dönemde Türkiye yüksek ve orta yüksek ürünlerde 8 milyar 204 milyon dolarlık dış ticaret açığı verdi. Bunun 4 milyar 372 milyon dolarlık kısmı yüksek, 3 milyar 832 milyon dolarlık kısmı ise orta yüksek teknolojili ürünlerden kaynaklandı.</p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Şubat ayı Dış Ticaret İstatistikleri, Türkiye’nin katma değerli ürünlerin dış ticaretinde verdiği açığı göz önüne serdi. Rakamlar, Türkiye’nin yıllardır ihracat birim değerini kg başına 1.5 dolar seviyesinin yukarısına taşıyamamasının gerekçesini gösterdi.</p>
<p>2026 yılı Şubat ayı sonu itibarıyla iki aylık d önemde yüksek teknolojili ürün ihracatı yüzde 5.2 artarak 1 milyar 195 milyon dolardan, 1 milyar 256 milyon dolara yükseldi. Aynı dönemde orta yüksek teknolojili ürün ihracatı yüzde 10.2 artarak 14 milyar 321 milyon dolardan, 15 milyar 789 milyon dolara çıktı.</p>
<p>Şubat sonunda yüksek teknolojili ürün ithalatı ise ihracatın yaklaşık üç katı oranında arttı ve yüzde 14.3’lük artışla 4 milyar 923 milyon dolardan, 5 milyar 628 milyon dolara yükseldi. Orta yüksek teknolojili ürün ihracatı ise yüzde 4.4’lük artışla 18 milyar 788 milyon dolardan, 19 milyar 621 milyon dolara ulaştı.</p>
<p>Böylece yüksek ve orta yüksek teknolojili ürünlerde verilen dış ticaret açığı geçen yılın aynı dönemine göre 9 milyon dolar artarak 8 milyar 204 milyon dolara çıktı. Şubat sonu itibarıyla yüksek teknolojili ürün ihracatının toplam imalat sanayi ihracatı içindeki payı ise 0.2 puanlık artışla yüzde 3.1’den yüzde 3.3’e yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yuksek-teknolojide-ithalat-artisi-ihracatin-3-katina-cikti-76504</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/konteyner-ithalat-ihracat.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dış ticaretin katma değer kompozisyonunda ithalat lehine makas açılıyor. Türkiye’nin yüksek teknolojili ürün ihracatı yılın ilk iki ayında yüzde 5,1 artışla 1,26 milyar dolar olurken, ithalatı 14,3 artarak 5,63 milyar dolara yükseldi. Bu gruptaki dış ticaret açığı da yüzde 17,3 artışla 4,37 milyar dolara çıktı. Yüksek ve orta yüksek teknolojili ürünlerdeki açık ise 8,2 milyar dolar oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabanci-cogunlukla-cikti-rezervde-alan-var-76503</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 07:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı çoğunlukla çıktı, rezervde alan var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Orta Doğu’da savaşın TL üzerindeki etkilerini azaltmaya çalışan Merkez Bankası yoğunlukla yabancının çıkışına karşılık yüklü döviz satışı gerçekleştirdi. QNB Türkiye ekonomistlerinin hesaplamalarına göre savaşın başından 3 Nisan ile biten haftaya kadar 49.2 milyar dolarlık döviz satışı yapıldı. Bankalarla geçen hafta başlatılan döviz karşılığı TL swap işlemleri brüt ve net uluslararası rezervlerde savaş döneminin ilk yükselişini yaşatsa da swap hariç net rezervler geçen hafta 1.8 milyar dolar azalarak 18.4 milyar dolara indi. Bu seviye Mayıs 2025’ten bu yana görülen en düşük seviyeye işaret ediyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d5d66348249-1775621731.png" alt="" width="350" height="253" /></p>
<h2>Bankalarla yapılan swap hacmi 13 milyar dolar arttı </h2>
<p>QNB Türkiye ekonomistlerinin hesaplamalarına göre geçen hafta toplam rezervler 6.7 milyar dolar arttı ve 162.1 milyar dolara yükseldi. 3 Nisan haftası içerisinde bankaların TCMB’de zorunlu karşılık ve teminat depo çerçevesinde tuttukları döviz miktarının 4.4 milyar dolar azalması, brüt rezervi olumsuz etkiledi. Bunu hariç tutan net rezerv ise 11.2 milyar dolar artışla 46.2 milyar dolara çıktı. Swap hariç net rezerv ise önceki haftaya göre 1.8 milyar dolar azalışla 18.4 milyar dolara indi.</p>
<p>Analize göre net rezerv içinde değerlendirilen yurt içi bankalarla yapılan swap hacminin 3 Nisan haftasında 13 milyar dolar artması, net rezervi olumlu etkiledi. Altın fiyatlarının yükselmesinin ise net rezervde 2.9 milyar dolarlık artışa yol açtığı hesaplandı. Kamunun döviz mevduatı da incelenen hafta içerisinde 0.2 milyar dolar yükseldi. QNB Türkiye ekonomistleri “Sonuç olarak, bu saydığımız işlemler net rezervin geçen hafta 16.1 milyar dolar yükselmesine neden olmuştur. Net rezervdeki değişimi dikkate aldığımızda, bunun dışında kalan işlemlerle toplamda 5 milyar dolar döviz satışı gerçekleştiğini hesaplıyoruz” dedi.</p>
<h2>Yabancının 2025’ten bu yana girişi büyük ölçüde çıktı </h2>
<p>QNB Türkiye Baş Ekonomisti Erkin Işık, yabancı yatırımcıların 2025 başından beri portföy girişlerinin büyük ölçüde çıktığını hesapladıklarını belirterek “Diğer taraftan yurtiçi yerleşiklerin döviz talebi sınırlı kaldı ve yüksek faiz seviyelerinin etkisiyle bu şekilde devam edebilir. Bu yüzden döviz satışlarının önümüzdeki dönemde yavaşlamasını bekleriz. Ayrıca mevcut rezerv seviyeleri halen geçmiş yıllardaki dip seviyelerinin oldukça üzerinde, yani döviz müdahalesine devam etmek için hala döviz rezervlerinde alan var” diye konuştu.</p>
<h2>İlk dalga geride kaldı, yerlinin tavrı önemli </h2>
<p>EKONOMİ’ye konuşan bir ekonomist 28 Şubat’ta başlayan savaş döneminde TL varlıklardan çıkışın yüzde 70’inin yabancı yatırımcı kaynaklı olduğunu vurgularken geçen yıl 19 Mart’ta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yapılan operasyon döneminde yabancı kaynaklı satışın yüzde 48 seviyesinde olduğunu hatırlattı. Bankalarla yapılmaya başlanan döviz karşılığı TL swap ihalelerinin brüt ve net rezervli yükselttiğini, Merkez Bankası’nın piyasayı sıkılaştırmasından dolayı bu ihalelerin bankaları da rahatlattığını dile getiren ekonomist, TL satışta ilk dalganın geçmiş gibi göründüğünü dile getirdi. Ekonomist bundan sonra en önemli durumun yerli yatırımcının talebini iyi tutmak olduğunu vurgulayarak yerlinin dövize yönelmesinin daha sıkıntı yarattığına işaret etti.</p>
<h2>Not görünümleri durağandan negatife dönebilir </h2>
<p>Bir yabancı analist ise şu anda dünyada yazılan raporların büyük çoğunluğunda TCMB rezerv durumunun ana gündem maddesi olduğuna işaret ederek İngiltere’den Mısır’daki araştırma şirketine herkesin Türkiye’nin rezervlerine bakmaya başladığını vurguladı. Rezervler eksi olsa da yönetilebilir olduğuna işaret eden analist 220 milyar doları bulan yabancı para mevduat durduğu sürece bir sorun görmediğini vurguladı. Analist, yabancının çoğunlukla çıktığına dikkat çekerek yeni sorunun ise beklenen not artışlarının ertelenmesi olduğuna işaret etti. Bu yıl Türkiye için beklenen not artışlarının artık gündemden düştüğünü söyleyen analist kredi not görünümlerinde rezerv pozisyonu nedeniyle durağandan negatifi bir geçiş yaşanabileceğini vurguladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabanci-cogunlukla-cikti-rezervde-alan-var-76503</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/3/1280x720/dolar-dollar-1770612910.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2025 başından bu yana yabancının Türkiye’ye portföy girişinin büyük çoğunluğu savaş dönemi boyunca çıktı. Merkez Bankası da bu çıkışı karşılamak için rezervlerinden 49.2 milyar dolar döviz satışı gerçekleştirdi. Uzmanlar yüzde 70’i yabancı ağırlıklı olan döviz talebinin yavaşlamasını bekliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kurumsal-firmalarda-inovasyon-hayal-mi-gercek-mi-3-76530</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kurumsal firmalarda inovasyon: Hayal mi, gerçek mi? (3)</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Serinin son yazısında, kurumsal firmaların dış paydaşlarla iş birliği modellerini inceleyelim. Büyük ölçekli firmalar ile startuplar arasındaki asimetrik ilişkiyi ve tansiyonu yönetmek kolay değildir; fakat her iki taraf da başarılı olmak istiyorsa buna mecbur. Startuplar yeni teknolojiler, çeviklik ve yalın iş yapma kültürüne sahipken, kurumsal firmalar bütçe, insan kaynakları ve inovasyonları hızlı ölçekleme kapasitesine sahiptir. Bütçe dahil gerekli kaynakların tahsisi çok daha kolaydır. Dolayısıyla, startuplarla kurumsalların verimli iş birlikleri her iki tarafa da kazandırır.</p>
<p>Hangi iş birliği modelinin seçileceği önemli bir soru. Yaptığımız bir bilimsel araştırma sonucunda <strong>9 farklı model</strong> belirlemiştik. Bunlardan bazıları CVC (Corporate Venture Capital) ve Accelerator (Hızlandırıcı) gibi çok bilinen modellerken, Venture Clienting ve Outpost gibi diğerleri daha yeni ortaya çıkan modellerdir. Strateji, hisse, zaman ve risk gibi <strong>7 kriter</strong> eşliğinde doğru model seçilebilir. Literatüre kazandırdığımız model seçim çerçevesine isteyenler, <em>Review of Managerial Science</em> dergisinden ulaşabilir.</p>
<p>Startuplarla iş birliklerini genel olarak <strong>Açık İnovasyon</strong> şemsiyesi altında toplarız. Açık İnovasyon elbette sadece startuplarla olmak zorunda değildir. Üniversiteler, KOBİ’ler ve pek çok paydaşla açık inovasyon projeleri yürütülebilir. Hatta kurumsal firmalar bu tip farklı aktörlerin bir araya geldiği kendi ekosistemlerini yaratabilirler. <u>Ekosistem kurasyonu ve ölçeklenmesi, stratejik bir tasarım ve etkin yönetişim gerektiren bir uzmanlık alanıdır</u>. Açık İnovasyonun <em>dıştan dışa</em> (outside-out) dediğimiz yeni modu, tam olarak ekosistem etkisini artırmak için geliştirilmiş bir süreçtir. Klasik <em>dıştan içe</em> ya da <em>içten dışa</em> yaklaşımlar genelde merkezde kurumun çıkarlarına odaklanırken, dıştan dışa modeli ekosistemdeki tüm oyunculara değer yaratmayı önceler. Kurumsal firmaların liderlik ederek ekosistemdeki startuplarla farklı iş modelleri geliştirmesi amaçtır. Bu şekilde, kendileri her teknolojiyi içeride geliştirmek zorunda kalmadıkları gibi, startuplar da geliştirdikleri teknolojileri kurumsalların imkânlarıyla hızlı ölçekleyebilir. Genelde kurumsallar, startupların uzun vadeli müşterisinden öte stratejik partneri olarak konumlanır.</p>
<p>Ülkemizde, sair olumsuzluklara rağmen oldukça değerli işler yapılıyor. Girişimcilik ve inovasyon ekosistemi eskisine göre çok daha güçlü. Dinamik modeller deneniyor. Örneğin bunlardan biri, İş Bankası Workup hızlandırma programının geliştirdiği ekosistem ve hızlandırıcı süreçleri öncesi, sonrası ve program boyunca yapılan çalışmalardır. Akademik bir vaka analizi şeklinde etüt ettiğimiz bu örnek, dıştan dışa açık inovasyonun güzel bir yansıması. Bu tip değerli işleri sadece yapmakla kalmayıp dünyaya tanıtmamız gerekiyor. Bunun en etkili yolu, sıralaması yüksek bilimsel dergilerde yayımlamaktır. Blog ya da köşe yazıları bir gün unutulur; fakat çift hakemli, seçkin akademik çevrelerin kabul ettiği bilimsel dergilerdeki makaleler literatüre girerek yüz yıllarca orada kalır. Aynı şekilde, bu makalemize de <em>Technological Forecasting and Social Change</em> dergisinden ulaşılabilir ilgili okuyucular.</p>
<p>Yazımızı şu özetle kapatabiliriz: Kurumsal firmalarda inovasyon elbette mümkündür; fakat <strong>stratejik, sistematik ve metodolojik</strong> bir yaklaşım gerektirir. Hem kurum içi çalışanlarla hem de kurum dışı paydaşlarla farklı modeller hayata geçirilmelidir. İnovasyonu dünyadan izole bir şekilde yapmamız mümkün değil. İnovasyon için solo sonatlara değil korolara, kahramanlara değil orkestratörlere ihtiyacımız var.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kurumsal-firmalarda-inovasyon-hayal-mi-gercek-mi-3-76530</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kurumsal firmalarda inovasyon: Hayal mi, gerçek mi? (3) ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ortadoguda-soykirim-ve-dogakirim-halay-cekiyor-76529</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ortadoğu’da soykırım ve doğakırım halay çekiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Klasik uluslararası ceza hukuku; Roma Statüsü, Cenevre Sözleşmeleri ve ek protokolleri, Birleşmiş Milletler Şartı, 1948 Soykırım Sözleşmesi ile BM Genel Kurulu’nun 3314 sayılı kararı ve Tokyo Mahkemesi, Nürnberg ilkeleri ile uluslararası teamül hukuku çerçevesinde dört temel suç kategorisi üzerinden şekillenmektedir.</p>
<p>Uluslararası hukukta savaşın başlatılması (jus ad bellum) ile savaşın yürütülmesi (jus in bello) birbirinden ayrıdır. Bir savaş hukuka uygun başlatılmış olsa dahi, yürütülme biçimi savaş suçu oluşturabilir.</p>
<p><strong>Savaş suçları</strong>, silahlı çatışma bağlamında işlenen ve uluslararası insancıl hukukun ciddi ihlallerini oluşturan, bireysel cezai sorumluluk doğuran fiillerdir. Silahlı çatışma sırasında uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleridir.</p>
<p><strong>İnsanlığa karşı suçlar</strong>, sivil nüfusa yönelik yaygın veya sistematik saldırı kapsamında işlenen ağır insan hakları ihlalleridir.</p>
<p><strong>Soykırım suçu,</strong> bir ulusu, bir etnik topluluğu, bir ırkı, bir dini görüşü temsil eden yani korunan bir gurubu tamamen veya kısmen yok etme kastıyla gerçekleştirilen ağır fiillerdir.</p>
<p><strong>Saldırı suçu</strong>, bir devletin siyasi veya askeri eylemini fiilen kontrol eden ya da yönlendiren bir kişi tarafından, bir başka devlete karşı, niteliği, ağırlığı ve ölçeği itibarıyla Birleşmiş Milletler Şartı’nın açık ihlalini oluşturan bir saldırı eyleminin planlanması, hazırlanması, başlatılması veya icrasıdır.</p>
<p>Bu suç tiplerinin uygulanabilirliği, yalnızca tanımlara değil; “silahlı çatışma bağı”, “yaygınlık veya sistematiklik”, “özel kast” ve “açık ihlal (manifest violation)” gibi eşiklerin aşılmasına bağlıdır. Uluslararası ceza hukuku, fiilden çok bu eşiklerin ispatı üzerinden işler.</p>
<p>Savaş suçu kuralları ihlal eder, savaşın nasıl yürütüldüğü suçun odağını oluşturur.</p>
<p>İnsanlığa karşı suç; sivil nüfusa saldırıyı içerir ve sivillere yönelik sistematik saldırıları değerlendirir.</p>
<p>Soy kırım suçu bir grubu yok etmek niyetini ve yöntemlerini sorgular</p>
<p><strong>Saldırı suçu</strong><strong>,</strong> hukuka aykırı bir savaşın başlatılması ve yürütülmesine ilişkin devlet liderliği düzeyindeki karar ve eylemleri kapsar.</p>
<p>Meşru müdafaa (self-defense) iddiası sadece saldırı suçunun oluşumunu doğrudan etkiler. Bu iddia;  savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar bakımından hukuka uygunluk nedeni oluşturmaz. Soykırım suçunun meşru müdafaa iddiasıyla açıklanması zaten mümkün değildir.</p>
<p>Uluslararası ceza hukuku, fiilleri değil eşikleri yargılar. Savaş suçlarında ihlal; insanlığa karşı suçlarda sistematiklik; soykırımda niyet; saldırı suçunda ise hukuka aykırı güç kullanımının ağırlığı ve liderlik düzeyindeki karar alma süreçleri suçun işlenip işlenmediği değerlendirilir.</p>
<p>Ancak bu ölçütlerin uygulanması, devletlerin meşru müdafaa iddialarını genişletmesi, hedeflerin çift kullanımlı hale gelmesi ve uluslararası yargı mekanizmalarının sınırlı yetkisi nedeniyle giderek daha tartışmalı bir alan haline gelmektedir.</p>
<p><strong>Ecocide</strong>, yani <strong>Doğakırım</strong> da bu kapsamda değerlendirilebilecek bir suç mudur? Çevre kırım; çevreye ciddi, yaygın veya uzun süreli zarar verilmesine yol açan ve bu sonucun meydana geleceği bilinerek gerçekleştirilen hukuka aykırı veya keyfi eylemlerdir.</p>
<p>Ortadoğu’da artık sadece sert güç yarışı yok. Sert gücün, kimin tarafından, nasıl ve neden başlatıldığı ve yürütüldüğü, hedefin ne olduğu ve geriye ne kaldığı birbirine karışmış durumda. İnsanlar ölüyor,  şehirler yıkılıyor, doğa geri dönülemez biçimde tahrip ediliyor. Uluslararası ceza hukuku da; hangi niyetin, hangi eylemin hangi suçu oluşturduğunu konuşuyor. Hukuk, sert güç süreciyle eş zamanlı ilerlemiyor. Ortadoğu can derdinde, uluslararası ceza hukuku suç kategorisi derdinde. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Ortadoğu cayır cayır yanarken, ayna karşısında zevke odaklanmanın, yangını uzaktan seyretmenin zamanı değil.</p>
<p>Uluslararası ceza hukuku, salt insan merkezli korumaya odaklı değildir. Saldırı suçunun devletlerin egemenliğini koruma merkezinde olduğu gerçeğinden hareket edersek, doğa da bağımsız bir hukuki değer içermektedir. Yani doğakırım suçu artık uluslararası ceza hukukunun dışında bırakılabilecek bir tartışma değildir.  Dolayısıyla uluslararası ceza hukuku klasik suç tanımını genişleterek doğa kırımı suç olarak kabul etmeli, doğanın korunmasını meşru ve modern bir soluk olarak hukuk sistemine kurallar ve kararlar oluşturarak eklemlemelidir.</p>
<p><strong>Doğakırıma yönelik hukuki tartışmalar; insanı ve devleti koruyan hukuk anlayışından, bizzat yaşamı ve doğayı koruyan hukuk anlayışına geçişin ayak sesleridir. Bu soluğu içimize çekmek ve bu ayak seslerine kulak vermek; hem hukuka hem doğaya olan insanlık borcunun gereğidir. Üstelik hukuki yepyeni keşiflere girişmeye de gerek yoktur. 1977 ek protokolü doğaya yönelik korumayı içeren ve telafi sistemini öngören hukuki bakışı içermektedir. Oysa doğakırımın etkin biçimde önlenebilmesi için, klasik tazmin esaslı sorumluluk rejiminin ötesine geçilerek, devletlere yönelik ağırlaştırılmış ve caydırıcı nitelikte yaptırım mekanizmalarının geliştirilmesi gerekmektedir</strong></p>
<p><strong>Gerek sert güç, gerek yumuşak güç, gerekse akıllı güç dönemlerinde, doğaya zarar veren her büyük ekonomik faaliyet suç olarak tanımlanmalı mı? Bu soru ikinci aşamada ele alınacak cevapları içerecektir. Bu cevaplar, uluslararası ceza hukukunun geleceğini belirleyecek ikinci aşamanın konusudur.</strong></p>
<p>Zaman sorumluluktan kaçma değil. Zaman kolektif sorumluluk bilinciyle ellerimizi taşın altına sokma zamanıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ortadoguda-soykirim-ve-dogakirim-halay-cekiyor-76529</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ortadoğu’da soykırım ve doğakırım halay çekiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/siber-guvenlik-ihlalleri-ihlal-sonrasi-ne-yapilmali-76434</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Paranın yeni yüzü: Dijital Türk Lirası projesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Takas usulünün yetersiz kalması ile ortaya çıkan para, tarihsel süreçte dijital ödeme sistemlerine uzanan köklü bir dönüşüm geçirdi. Günümüzde paranın fiziksel formundan ayrışarak dijital bir kimlik kazanması, finans dünyasının temel dinamiklerini yeniden şekillendiriyor. 2009 yılında Bitcoin ile ortaya çıkan blokzincir teknolojisi, paranın geleneksel merkezi yapısına yönelik ilk ciddi teknolojik alternatifi oluşturmuştu. Dijital Türk lirası (DTL) ise Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından blokzincir teknolojisi kullanılarak geliştirilen ve banknotların dijital muadili olarak tedavüle girmesi planlanan dijital para birimi. Henüz tedavüle girmeyen bu dijital para birimine ilişkin projenin ilk fazı 2023’te tamamlanmış olup ikinci faz kapsamındaki pilot testler ve Ar-Ge çalışmaları hâlen sürüyor.</p>
<p>Dijitalleşmenin hız kazanmasıyla, güvenilir ve erişilebilir bir dijital paraya duyulan ihtiyaç dünya genelinde merkez bankalarının gündemine girdi. Çin’den Venezuela’ya uzanan geniş bir coğrafyada yürütülen Merkez Bankası Dijital Parası (CBDC) projeleri, sınır ötesi ödemelerden akıllı sözleşmelere kadar finansal sistemin kurallarını yeniden şekillendiriyor. Ulusal para birimlerinin dijital uzantıları olan CBDC’ler piyasada yer almaya başladılar. Türkiye de bu sürecin bir parçası olarak dijital bankacılık birikimini yeni nesil teknolojik çalışmalarla birleştirerek kendi yol haritasını oluşturuyor.</p>
<p>Merkez bankalarının CBDC geliştirme sürecine girmelerindeki temel motivasyon, parasal egemenliğin korunması. Bir para birimine endeksli sabit kripto paralar olan Stablecoin’lerin kullanımının yaygınlaşması, piyasaların itibari para birimlerinden uzaklaşması ve devlet kontrolünün zayıflaması risklerini beraberinde getiriyor. CBDC'ler, kripto paraların dalgalı yapısına karşı hem işletmelere hem de bireylere istikrarlı ve güvenli bir alternatif sunuyor. Ayrıca bu sistem, paranın daha hızlı, düşük maliyetli ve şeffaf biçimde el değiştirmesini sağlayarak finansal altyapının işletme maliyetlerini azaltıyor. Devletler, fiyat istikrarı ve ekonomi yönetimi gibi kamusal işlevlerini bu araçla daha etkin biçimde yerine getirmeyi hedefliyor.</p>
<p>Hukuki statü ve kurumsal güvence, DTL’yi kripto varlıklardan ayırıyor. Kripto varlıklar, herhangi bir merkezi otoriteye dayanmayan, hukuki niteliği henüz kesin olarak belirlenmemiş yapılar. Sermaye Piyasası Kurulu ve TCMB düzenlemeleriyle belirli çerçeveler oluşturulmaya başlanmış olsa da bu varlıkların “para”, “emtia” veya “menkul kıymet” olarak nitelendirilmesi meselesi henüz çözüme kavuşturulmadı. DTL ise doğrudan devletin ve TCMB’nin kanuni güvencesi altında yer alıyor.</p>
<p>DTL, stablecoin’lerden de yapısal olarak ayrışıyor. Özel sektör tarafından ihraç edilen stablecoin’lerin aksine, DTL doğrudan TCMB’nin sorumluluğunda. Teknik altyapısında, herkesin erişimine açık blokzincirler yerine TCMB’nin kontrolündeki ve yalnızca yetkili kurumların dahil olabildiği dağıtık defter teknolojileri kullanılıyor.</p>
<p>DTL, özü itibarıyla banknotun dijital karşılığı olarak nitelendirilebilir. Banknot ile kıyaslandığında takip edilebilirlik ve maliyet en belirgin farklar olarak öne çıkıyor. Banknotların basım, nakliye ve depolama süreçlerinin yarattığı operasyonel yük, dijital formda büyük ölçüde ortadan kalkıyor. Bununla birlikte, nakit paranın sunduğu tam anonimlik yerini veri güvenliğinin ön planda tutulduğu kontrollü bir şeffaflığa bırakıyor.</p>
<p>Paranın bu yeni formu ciddi bir mevzuat ihtiyacını beraberinde getiriyor. Mevcut mevzuat, banknot ihracı yetkisini açıkça düzenliyor ama “dijital para” kavramı bu metinlerde henüz yer almıyor. Dolayısıyla DTL’nin sadece bir teknolojik deneme olmaktan çıkıp hukuki bir ödeme aracı hâline gelmesi için kanun düzeyinde yapılacak bir tanımlama şart görünüyor.</p>
<p>Sonuç olarak, TCMB’nin geliştirdiği Dijital Türk Lirası projesi finansal güvenlik, verimlilik ve dijital egemenlik açılarından stratejik bir dönüşümü temsil ediyor. Atılacak adımların hem teknik hem de hukuki boyutlarıyla çok katmanlı bir analize tabi tutulması, Türkiye’nin dijital ekonomideki küresel rekabet gücünü belirleyecek temel unsur olacak.</p>
<p><strong><em>Stj. Av. Deniz Onuk’un katkılarıyla</em></strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/siber-guvenlik-ihlalleri-ihlal-sonrasi-ne-yapilmali-76434</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Paranın yeni yüzü: Dijital Türk Lirası projesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/en-cok-yorulanlar-kimler-76533</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> En çok yorulanlar kimler?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Zihni asıl yoran şey; ertelenen cevaplar, gelmeyen onaylar ve kapanmayan süreçlerdir.</strong></p>
<p>Çocukluğumda komşunun babası işten döndüğünde “hoşaf<br />gibiyim” derdi.</p>
<p>Şimdi hoşaf yapan yok. Ama cep<br />telefonlarımız var.</p>
<p>Ve günün sonunda en korktuğumuz<br />şeylerden biri: pilimizin bitmesi.</p>
<p>Aslında değişen çok şey var gibi<br />görünüyor.</p>
<p>Ama yorgunluk hâlâ aynı yerde<br />duruyor.</p>
<p>Sadece adı değişti.</p>
<p>Formu değişti.</p>
<p>Ve artık daha görünmez.</p>
<p>Pil bitmiyor.</p>
<p>Sürekli açık kalan pencereler onu tüketiyor</p>
<p><strong>“Ofiste oturuyorsun, nerede yoruluyorsun?”</strong></p>
<p>Beyaz yaka çalışanların en sık duyduğu cümlelerden biri budur. Fiziksel olarak ağır bir iş yapmayanların yorgunluğu çoğu zaman görünmez, dolayısıyla da değersizleştirilir. Oysa mesele sandığımızdan çok daha derindir.</p>
<p>Bugün birçok beyaz yaka çalışan, hafta sonuna geldiğinde gerçekten dinlenmiş hissetmez. Aksine, içten içe bir huzursuzluk taşır. Dinlenmeye çalışırken bile aklının bir köşesinde yapılacak işler dolaşır. Pazartesi için vicdan yapar, “daha fazlasını yapmalıydım” duygusuyla kendini yorar. Ve böylece hafta sonu bile gerçek bir dinlenme alanı olmaktan çıkar.</p>
<p>Bu yorgunluk, işin kendisinden çok, zihinde açık kalan “pencerelerden” kaynaklanır.</p>
<p>Tamamlanmamış işler, verilmemiş cevaplar, ertelenmiş konuşmalar, netleşmemiş kararlar… Her biri zihinde yer kaplar. Tıpkı bir bilgisayarda açık kalan onlarca pencere gibi. Ve bu pencereler çoğaldıkça, sistem yavaşlar.</p>
<p>Ancak burada kritik bir nokta vardır:</p>
<p>Her pencereyi biz açmayız.</p>
<p>Kötü yönetilen yapılarda, özellikle karar alıcıların süreçleri süründürmesi, netlik sağlamaması ya da sorumluluk almaktan kaçınması; başkalarının ekranında açık kalan pencerelere dönüşür. Siz işi bitirmek istersiniz ama karar çıkmaz. İlerlemek istersiniz ama onay gelmez. Süreç kapanmaz, sadece uzar.</p>
<p>Bu durumda insan sadece kendi işini yapmaz; başkalarının kapatmadığı döngüleri de taşır.</p>
<p>Ve bu, en ağır yorgunluk türlerinden biridir. Çünkü insan, kontrol edemediği ama sürekli zihninde taşıdığı şeylerden çok daha hızlı tükenir.</p>
<p>İşte bu yüzden beyaz yaka yorgunluğu çoğu zaman yanlış anlaşılır. Sorun iş yükü değil; kapanmayan süreçler, belirsizlikler ve sürüncemede bırakılan kararlardır.</p>
<p><strong>Peki çözüm ne?</strong></p>
<p>Liderlik düşünürü Simon Sinek’in bir youtube videosunun içinde geçen basit ama etkili bir yöntem bana çok yardımcı oldu. Şöyle birşey; Hafta sonu bir gün öğlene kadar iletişim kanallarını kapatmak. Telefon yok, sosyal medya hiç yok, bilgisayar yok. Kendinizle ve veya ailenizle tam anlamıyla başbaşasınız. Ardından elinize bir defter ve kalem alıp zihnizi meşgul eden, sizi huzursuz eden  her şeyi listelemek.</p>
<p>Bu egzersiz ilk bakışta basit görünüyor ancak etkili. Bir uygulamayı deneyin ortaya çıkan liste çoğu zaman şaşırtıcı oluyor. Büyük projeler ya da kritik işler değil; ertelenmiş bir telefon, kaçınılan bir yüzleşme, verilmemiş basit bir cevap…</p>
<p>Bu yaklaşımı bizzat deneyimlediğimde sonuca şaşırdım. Zihnimi meşgul eden şeylerin büyük stratejik kararlar ya da ağır iş yükleri olduğunu düşünürken, karşıma çıkan liste çok daha farklıydı: Ertelenmiş bir telefon, kaçınılan bir yüzleşme, verilmesi geciken basit bir cevap… İlk bakışta önemsiz görünen bu başlıklar, aslında zihnimde açık kalan onlarca pencereye dönüşmüştü. Listeyi yazmak ve bu “küçük” yükleri görünür kılmak ise bana beklenmediğim bir rahatlama sağladı. Çünkü çoğu zaman bizi yoran şey, işlerin büyüklüğü değil; tamamlanmamışlık hissinin birikmesidir.</p>
<p>Bu deneyim bana şunu anlattı; Yorgunluk çoğu zaman büyük işlerden değil, kapanmamış küçük döngülerden ve kontrol edilemeyen süreçlerin yükünden doğuyor.</p>
<p>Asıl yük, sanki burada saklı.</p>
<p>Bu listeyi yapmak, zihindeki dağınıklığı görünür hale getiriyor.  Hangi pencerelerin açık olduğunu, hangilerinin gerçekten önemli olduğunu ve hangilerinin sadece süründüğü için yer kapladığını fark ettiriyor.</p>
<p>Daha da önemlisi, bir ayrım yapmayı sağlıyor:</p>
<p>Hangileri benim kontrolünde, hangileri değil?</p>
<p>Çünkü insan, kontrol edemediği ama zihninde taşıdığı şeylerden çok daha hızlı yoruluyor.</p>
<p>Bu farkındalıkla birlikte iki şey mümkün:</p>
<p>Ya küçük ama açık kalan işleri kapat,</p>
<p>ya da kapatamadığın şeyleri bilinçli olarak zihinsel alanından çıkar.</p>
<p>Her iki durumda da yük azalıyor.</p>
<p>Sonuç olarak, beyaz yaka yorgunluğu tembellik ya da benzer işlerin tekrarı değil. Bu, görünmeyen bir zihinsel yükün sonucu. Ve bu yük, çoğu zaman kötü sistemlerden ve kapanmamış döngülerden beslenir.</p>
<p>Belki de çözüm daha fazla çalışmak değil.</p>
<p>Belki de çözüm, sadece durup bakmaktır:</p>
<p>Zihninde kaç pencere açık?</p>
<p><strong>Yorgunluk Değil, Yönetilmeyen Yük</strong></p>
<p>Belki de asıl mesele ne kadar çalıştığımız değil, neyi taşıdığımızdır. Günün sonunda bizi tüketen şey; tamamladıklarımız değil, sürüncemede kalanlar, belirsizlikler ve bize ait olmayan yükler. Bu yüzden gerçek verimlilik, daha fazla iş yapmak değil.</p>
<ul>
<li>Açık kalan döngüleri kapat</li>
<li>Başkalarından netliği açık şekilde talep et</li>
<li>Kendi kontrol alanlarını doğru çiz</li>
</ul>
<p>Kimi zaman bir işi bitirmek kadar, bitmeyen bir süreci kabullenmek ve zihinden çıkarmak da bir karardır. Ve bu, sandığımızdan çok daha fazla alan açar bize.</p>
<p>Çünkü zihinsel alan en kıymetli alanımız.</p>
<p>Onu neyle doldurduğumuz ise bize nasıl hissettiğimizi, verimli olup olmadığımızı belirler.</p>
<p>Belki de bu yüzden, iyi çalışanlar değil; yükünü yönetebilenler gerçekten yorulmadan ilerleyebilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/en-cok-yorulanlar-kimler-76533</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/3/1280x720/yorgun-bitkin-1775629171.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ En çok yorulanlar kimler? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/topragin-kadinlari-odulu-2026-kuresel-cagriyla-basliyor-76549</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Toprağın Kadınları Ödülü 2026 küresel çağrıyla başlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Yves Rocher Vakfı, çevreyi koruyan ve toprağına sahip çıkan kadınları desteklediği “Toprağın Kadınları Ödülü” ile sürdürülebilir bir gelecek için kadınların yanında yer almayı sürdürüyor. Ödül programının 25. yılı ve Vakfın 35. yılına özel olarak, 2026 edisyonu ilk kez küresel ölçekte açılan bir proje çağrısıyla hayata geçiriliyor.</p>
<p>Yves Rocher Vakfı, Birleşmiş Milletler’in Binyıl Kalkınma Hedefleri arasında yer alan kadınların güçlendirilmesi ve cinsiyet eşitliğinin desteklenmesi vizyonuyla şekillenen “Toprağın Kadınları Ödülü” kapsamında bugüne kadar 50’den fazla ülkede 450’den fazla kadını ödüllendirdi.</p>
<p>2001 yılından bu yana dünya genelinde düzenlenen programda, 2015–2016 döneminde uluslararası birincilik elde eden Türkiye, 2026 yılında da çevre için emek veren Türk kadınlarının projelerini desteklemeyi ve bu ilham verici çalışmalara görünürlük kazandırmayı sürdürüyor.</p>
<p>“Toprağın Kadınları Ödülü”, Türkiye sınırları içinde çevrenin korunmasına yönelik bir proje yürüten, her milletten reşit kadınların katılımına açık olarak düzenleniyor. Adayların, başvuru yaptıkları ülke sınırları içinde aktif olarak faaliyet göstermeleri şartı aranıyor.</p>
<p>Başvurular; dernek, sivil toplum kuruluşu veya vakıf gibi kâr amacı gütmeyen yapılar aracılığıyla yürütülen projeler üzerinden kabul ediliyor. Çevre yararına örnek nitelikte çalışmalar gerçekleştiren kadınlara finansal destek sağlamayı amaçlayan program kapsamında, birinci seçilecek aday 1.000.000 TL ödülün sahibi olacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/topragin-kadinlari-odulu-2026-kuresel-cagriyla-basliyor-76549</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/9/1280x720/topragin-kadinlari-odulu-2026-kuresel-cagriyla-basliyor-1775637264.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yves Rocher Vakfı, 25. yılına ulaşan “Toprağın Kadınları Ödülü”nü 2026 edisyonunda ilk kez küresel ölçekte açılan bir proje çağrısıyla hayata geçiriyor. Birleşmiş Milletler’in kadınların güçlendirilmesi ve cinsiyet eşitliği vizyonuyla şekillenen program, bugüne kadar 50’den fazla ülkede 450’den fazla kadını desteklerken, Türkiye’de çevreye katkı sunan kadın projelerini teşvik etmeyi sürdürüyor. Ödül kapsamında birinci seçilecek projeye 1 milyon TL finansal destek sağlanacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyonla-mucadeleye-trakyadan-sera-yatirimiyla-destek-76548</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyonla mücadeleye Trakya’dan sera yatırımıyla destek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul’un 1453 yılında fethine kadar Osmanlı İmparatorluğu’na 88 yıl başkentlik yapan Edirne, Kurtuluş Savaşı’nın en önemli direniş noktalarından olup, Ulu Önder Atatürk’ün vefat tarihi 10 Kasım’da aynı zamanda düşman işgalinden kurtuluşunu (10 Kasım 1922) kutlayan Kırklareli, kişi başına düşen OSB m2 büyüklüğü sıralamasında birinci olan Tekirdağ, Türkiye’nin İstanbul ile birlikte Avrupa kıtasındaki illerini oluşturuyor.</p>
<p>Turizmi ile tarım ve hayvancılık, süt ve süt ürünleri üretiminin yanı sıra, beyaz eşyadan, tekstil, hazır giyime, makinadan, döküm sektörüne uzanan endüstriyel varlığı, Trakya’nın üç kentini Türkiye'nin potansiyel illeri arasında ilk sıralara yerleştiriyor. İstanbul’un yazlık tercihlerinde ilk göz ağrısı olan Tekirdağ başta olmak üzere Kırklareli ve Edirne, doğa ve tarih turizmiyle hizmet verirken, özellikle pandemiden sonra tarımsal üretim akınına uğrayan iller de oldular.</p>
<p>1915 Çanakkale Köprüsü, Avrupa’yı Trakya üzerinden yalnızca Ege’ye yakınlaştırmayacak, Edirne ve Tekirdağ üzerinden İstanbul’a olan ulaşım süresini de kısaltacak.</p>
<p>Bilmem ne kadar farkındasınız, Trakya’da, Tekirdağ ve Kırklareli merkezli bir gelişim yaşanıyor son yıllarda. Keşfedilen jeotermal kaynaklar, illerin yeni zenginliği kabul ediliyor. İlk kurumsal buluntusu 2014 yılına rastlayan Kırklareli Asilbeyli Köyü termal kaynakları başta olmak üzere, çeşitli bölgelerdeki jeotermal imkanlar, turizm ve seracılığa dayalı tarım için gelecek vaad ediyor.</p>
<p>EKONOMİ gazetemizin Tarım Yazarı, ustamız Ali Ekber Yıldırım’ın, yayın yönetmenliğini yürüttüğü Tarım Gazetemizde geçen yıl yayınlanan önemli bir haberini buradan tekrar gündeminize sunmuş olayım. Türkiye’de seracılık haritası değişiyor. Yazarımız Ali Ekber Yıldırım’ın haberi bu konuyu işleyen en kapsamlı çalışmaydı. Gelişmeler gösteriyor ki artık elektrikten yararlanarak seracılık yapmanın maliyeti üreticiyi çok zorluyor. Seracılık faaliyetlerinde yeni enerji kaynağı jeotermal kaynaklar olmaya başladı. Bu açıdan Afyonkarahisar, Kütahya, Nevşehir, Kayseri, Yozgat, hatta Doğu Anadolu Bölgesi için Van ve çevresi jeotermal kaynaklarının varlığı nedeniyle seracılığın yeni adresleri oluyor.</p>
<p>Şimdi Trakya da jeotermal varlığı ile seranın yeni üssü olacak bölgeler arasına katılacak. Yatırımlar hızla artıyor. Trakya'da jeotermal kaynaklar, özellikle Kırklareli ve Tekirdağ-Saray civarında keşfedildi ve seracılık yatırımlarında yüksek ilgi çekti.</p>
<p>Yıllardır söylenir. İstanbul, tarımsal ürün ihtiyaçlarında çeper illerini özellikle Trakya’yı daha fazla kullanmalıdır diye. Hatta bu konuda Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odası (ÇTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Çetin, iyi bir planlamayla İstanbul’un tüm tarımsal ihtiyacının Trakya başta olmak üzere bölgesindeki illerden karşılayabileceği iddiasını taşır.</p>
<p>Bugün dünyada uzun mesafeli ticari faaliyetler, yarattığı karbon izi üzerinden tartışılmaya başlandı. Türkiye’de de muzun Ekvator’dan değil, Anamur’dan gelmesi gerektiğini düşünenlerin sayısı hızlı artıyor. Yine, İstanbul’un tarımsal üründe ilk tercih kentlerinden Antalya’dan yüklenen bir kamyon domatesin ilgili hale varana kadar yüzde 30 oranında zayi olduğunu ve bu durumun sofralara enflasyon olarak yansıdığını hatırlatmakta fayda var.</p>
<p>Tarihi ve kültürel yapısının yanı sıra turizmin, ticaretin, sanayinin yan yana getirdiği Tekirdağ, Kırklareli ve Edirne'nin dünya kenti İstanbul'a yakın zamanda, bu kez seracılık üzerinden yürütülen tarımsal üretimle de yakınlaşacağını düşünüyorum. Trakya'daki seracılık faaliyetlerinin, Türkiye'nin enflasyonla mücadelesine önemli katkılar sunacağını da.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyonla-mucadeleye-trakyadan-sera-yatirimiyla-destek-76548</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyonla mücadeleye Trakya’dan sera yatırımıyla destek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/nizip-ve-karkamisin-ihracat-basarisi-76546</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nizip ve Karkamış&#039;ın ihracat başarısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>NTO Başkanı Mehmet Özyurt bölge ekonomisinin lokomotifi olan Nizip ve Karkamış’ın 2026 yılı Ocak-Mart dönemine ait dış ticaret verilerini değerlendirdi.  Başkan Özyurt, Güneydoğu Anadolu İhracatçılar Birliği (GAİB) verilerine göre,  2026 yılının ilk üç ayında 100.063.916,21 dolarlık ihracat rakamının bölge sanayicisinin küresel piyasalardaki sarsılmaz gücünü ve üretimdeki kararlılığının göstergesi olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>“Bu başarı, ortak akıl ve alın terinin eseridir”</strong></p>
<p>Küresel ekonomik dalgalanmalara rağmen Nizip ve Karkamış’ın ihracat grafiğindeki yükselişin devam etmesinin stratejik bir başarı olduğunu belirten Başkanı Özyurt, şu değerlendirmeyi yaptı: GAİB verileri neticesinde gördüğümüz bu tablo, bölgemiz için büyük bir motivasyon kaynağıdır. Nizip ve Karkamış, 2026 yılının ilk çeyreğini 100 milyon dolar barajını aşarak tamamlamıştır. Bu performans, sadece bir rakam değil, sanayicimizin azmi, tüccarımızın vizyonu ve işçimizin alın terinin küresel pazarlardaki karşılığıdır. Nizip Ticaret Odası olarak, ihracatçılarımızın önünü açacak projeler üretmeye ve onları yeni nesil dış ticaret modelleriyle desteklemeye devam edeceğiz.”</p>
<p><strong>“İhracatçılarımızla gurur duyuyoruz”</strong></p>
<p>Nizip’in ve Karkamış’ın bölge ekonomisindeki ağırlığının her geçen gün arttığını ifade eden Özyurt, “Dünyanın dört bir yanına Türk malı mührünü vuran, zorlu şartlarda dahi üretimden vazgeçmeyen tüm ihracatçılarımızı ve iş dünyamızı gönülden tebrik ediyorum. 2026 yılını yeni rekorlarla tamamlamak adına çalışmalarımızı aralıksız sürdüreceğiz” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/nizip-ve-karkamisin-ihracat-basarisi-76546</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/6/1280x720/nizip-ve-karkamisin-ihracat-basarisi-1775636527.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep’in Nizip ve Karkamış ilçeleri, 2026 yılının ilk çeyreğinde 100 milyon doların üzerinde ihracat gerçekleştirerek tarihi bir başarıya imza attı. Nizip Ticaret Odası (NTO) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Özyurt, 100 milyon doları aşan ihracat rakamının bölge sanayicisinin küresel piyasalardaki sarsılmaz gücünü ve üretimdeki kararlılığının göstergesi olduğunu söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/gokcelik-50-yilinda-gds-markasiyla-kuresel-sahnede-76539</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Yarım asırlık tecrübemizi küresel pazarlara daha güçlü şekilde taşımayı hedefliyoruz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Raf ve depolama sistemleri sektörünün öncü kuruluşlarından Gökçelik, depo sistemleri alanındaki markası GDS Gökçelik Depo Sistemleri ile dünyanın en önemli intralojistik fuarlarından biri olan LogiMAT 2026’ya katılarak yenilikçi depolama çözümlerini uluslararası sektör profesyonelleriyle buluşturdu.</p>
<p>Almanya’nın Stuttgart kentinde düzenlenen fuar, intralojistik ve depo teknolojileri alanında dünyanın en önemli buluşmalarından biri olarak kabul ediliyor. Bu yıl “Passion for Details – Discover the Difference” temasıyla gerçekleştirilen organizasyon, sektörün en yeni teknolojilerine ve inovasyonlarına ev sahipliği yaptı. LogiMAT 2026 bu yıl 46 ülkeden 1.671 katılımcı firmayı ve yaklaşık 70 bin ziyaretçiyi ağırlayarak tüm zamanların en yüksek katılım rakamlarından birine ulaştı. Fuarda intralojistik çözümleri, otomasyon teknolojileri, robotik sistemler, depo yazılımları ve malzeme taşıma ekipmanlarına yönelik yüzlerce yeni ürün ve çözüm tanıtıldı. </p>
<h2>“GDS Depo Sistemleri uluslararası ilgi gördü”</h2>
<p>Gökçelik, fuarda GDS markasıyla geliştirdiği yüksek performanslı depo ve raf sistemlerini sergileyerek özellikle lojistik merkezleri, e-ticaret depoları ve üretim tesisleri için sunduğu modern depolama çözümlerini tanıttı. Yüksek yoğunluklu depolama çözümleri, modüler raf sistemleri ve depo operasyonlarını daha verimli hale getiren mühendislik uygulamaları fuar ziyaretçilerinin yoğun ilgisiyle karşılandı.</p>
<h2>“50. yılda küresel pazarlarda daha güçlü bir oyuncu olmayı hedefliyoruz”</h2>
<p>Gökçelik Yönetim Kurulu Başkanı Yalçın Aras, fuara ilişkin yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: “LogiMAT, intralojistik sektörünün dünyadaki en önemli buluşma noktalarından biri. Biz de GDS markamızla bu platformda yer alarak hem mühendislik gücümüzü hem de üretim kabiliyetimizi uluslararası paydaşlarla paylaşma fırsatı bulduk. Bu yıl şirketimizin 50. yılını kutluyoruz. Yarım asırlık üretim ve mühendislik tecrübemizi küresel pazarlara daha güçlü şekilde taşıma hedefiyle çalışmalarımızı sürdürüyoruz.” </p>
<h2>“Fuarlar farklı coğrafyalarda yeni projeler için önemli fırsat”</h2>
<p>Aras, fuarın yalnızca ürün tanıtımı açısından değil aynı zamanda yeni iş birlikleri ve küresel iş ağları açısından da önemli bir platform sunduğunu vurgulayarak; “LogiMAT gibi uluslararası organizasyonlar, sektörün geleceğini görmek ve yeni iş birlikleri geliştirmek açısından son derece değerli. Fuarda gerçekleştirdiğimiz görüşmeler, özellikle Avrupa başta olmak üzere farklı coğrafyalarda yeni projeler için önemli fırsatlar oluşturdu. Önümüzdeki dönemde GDS markamızla uluslararası pazarlardaki varlığımızı daha da güçlendirmeyi hedefliyoruz” dedi. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/gokcelik-50-yilinda-gds-markasiyla-kuresel-sahnede-76539</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/9/1280x720/346-1775633434.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gökçelik Yönetim Kurulu Başkanı Yalçın Aras, “LogiMAT, intralojistik sektörünün dünyadaki en önemli buluşma noktalarından biri. Biz de GDS markamızla bu platformda yer alarak hem mühendislik gücümüzü hem de üretim kabiliyetimizi uluslararası paydaşlarla paylaşma fırsatı bulduk. Bu yıl şirketimizin 50. yılını kutluyoruz. Yarım asırlık üretim ve mühendislik tecrübemizi küresel pazarlara daha güçlü şekilde taşıma hedefiyle çalışmalarımızı sürdürüyoruz.”  dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/enopex-ges-yonetiminde-entegre-ve-akilli-modelle-verimliligi-artiriyor-76534</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Enopex, GES yönetiminde entegre ve akıllı modelle verimliliği artırıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Güneş enerjisi yatırımlarındaki hızlı artış, santrallerin yalnızca kurulum aşamasıyla değil, işletme süreçlerindeki performans yönetimiyle de değer kazandığını ortaya koyuyor. Bu kapsamda faaliyet gösteren Enopex'in, güneş enerji santrallerini (GES) klasik bakım yaklaşımının ötesine taşıyarak sürekli izleme, analiz ve önleyici müdahale odaklı bir model benimsediği belirtildi.</p>
<p>Enopex Yönetim Kurulu Başkanı Yasin Bayraktar, santral yönetiminde kalite standardizasyonuna odaklandıklarını belirterek, “Güneş enerjisi yatırımlarında asıl değer, tesis devreye alındıktan sonra ortaya çıkıyor. Biz santralleri yalnızca arıza durumunda müdahale edilen yapılar olarak değil; sürekli izlenen, analiz edilen ve geliştirilen üretim alanları olarak ele alıyoruz. Sahada oluşabilecek performans kayıplarını daha ortaya çıkmadan tespit etmeyi hedefliyoruz. Türkiye genelinde yaklaşık 300 MW’lık bir portföyü yönetiyoruz ve amacımız sadece büyümek değil, kaliteyi standart hale getirerek ‘Enopex standardı’nı oluşturmak. Bu doğrultuda dijitalleşme, veri analizi ve saha yönetimini entegre bir yapıda bir araya getiriyoruz. Böylece yatırımcıya daha öngörülebilir ve sürdürülebilir bir işletme modeli sunuyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Erken tespitle maliyetler azaltılıyor</strong></p>
<p>Sahada yaşanan sorunların çoğunun ani değil, zaman içinde oluşan küçük sinyallerle ortaya çıktığını vurgulayan Bayraktar, “Üretim düşüşleri, ekipman davranışlarındaki sapmalar, bağlantı zayıflıkları veya operasyonel düzensizlikler genellikle erken aşamada kendini gösterir. Bu sinyaller doğru şekilde takip edildiğinde hem üretimi korumak hem de daha büyük teknik ve finansal kayıpların önüne geçmek mümkün hale gelir. Biz bu nedenle sadece müdahale eden değil, izleyen, yorumlayan ve önleyici aksiyon alan bir yapı kurduk. Sahadaki tecrübemiz sayesinde yalnızca sonucu değil, sorunun kaynağını da analiz edebiliyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Dijitalleşme ve yapay zeka öne çıkıyor</strong></p>
<p>Dijitalleşmenin tesis yönetiminde belirleyici rol üstlendiğine işaret eden Bayraktar, ❝Sahadan gelen verileri yalnızca toplayan değil, bunları anlamlandıran bir sistem üzerinde çalışıyoruz. Yapay zekâ destekli yaklaşımımız sayesinde performans düşüşlerini daha erken tespit edebiliyor, anomali davranışlarını belirleyebiliyor ve saha ekiplerini doğru zamanda doğru noktaya yönlendirebiliyoruz. Bu sayede bakım süreçleri arıza sonrası müdahale yaklaşımından çıkarak daha planlı, öngörülü ve verimli bir yapıya kavuşuyor. Özellikle birden fazla santrali yöneten firmalar için bu merkezi yapı ciddi bir operasyonel avantaj sağlıyor” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Entegre yönetim modelinin yatırımcılar açısından kritik olduğunu vurgulayan Yasin Bayraktar, “Bugün tesis yönetiminde ihtiyaç duyulan şey yalnızca teknik bakım değil, bütünsel bir operasyon kabiliyetidir. Biz üretim izleme, dijital ve fiziki güvenlik, periyodik bakım ve enerji ticaretini kapsayan entegre bir yapı sunuyoruz. Böylece yatırımcıya farklı hizmet başlıklarıyla dağılmış bir yapı yerine, tek merkezden yönetilen koordineli bir sistem sağlıyoruz. Bu yaklaşım hem operasyonel süreçleri sadeleştiriyor hem de tesis performansının daha sağlıklı yönetilmesine imkân tanıyor” dedi.</p>
<p><strong>Yangın riskine karşı önleyici yaklaşım</strong></p>
<p>GES’lerde güvenliğin kritik başlıklardan biri olduğunu belirten Yasin Bayraktar, “Yangın riski çoğu zaman ani gelişen bir durum değildir. Gevşek bağlantılar, kablo deformasyonları, inverter içi ısınmalar ya da izolasyon zayıflıkları gibi teknik problemler zamanında fark edilmediğinde ciddi risklere dönüşebilir. Bu nedenle düzenli bakım, termal kontroller ve teknik testler yalnızca üretimi artırmak için değil, aynı zamanda tesis güvenliğini sağlamak için de hayati önem taşır. Doğru yönetilen ve düzenli takip edilen bir santralde bu riskleri büyük ölçüde kontrol altına almak mümkündür” diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/enopex-ges-yonetiminde-entegre-ve-akilli-modelle-verimliligi-artiriyor-76534</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/4/1280x720/enopex-ges-yonetiminde-entegre-ve-akilli-modelle-verimliligi-artiriyor-1775629259.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Güneş enerjisi santrallerinde asıl değerin işletme sürecinde ortaya çıktığına dikkat çeken Enopex Yönetim Kurulu Başkanı Yasin Bayraktar, Türkiye genelinde yönettikleri yaklaşık 300 MW’lık portföyü akıllı ve entegre sistemlerle optimize ederek performans kayıplarını önlemeyi hedeflediklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalyada-kadin-inovasyon-haritasi-cikarilacak-76496</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 22:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antalya’da &#039;Kadın İnovasyon Haritası&#039; çıkarılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya İş Kadınları Derneği (ANTİKAD) tarafından Akra Barut Oteli’nde ‘’Geleceği Tasarlayan Kadınlar: Teknoloji, Güç ve Yeni Nesil Liderlik’’ konulu etkinlik düzenlendi. Etkinliğe Alarko Holding Yönetim Kurulu üyesi Leyla Alaton ve Teknolojide Kadın Derneği Kurucu ve Eş Başkanı Zehra Öney konuşmacı olarak katıldı.</p>
<p>ANTİKAD Başkanı Fatma Kotanak açılışta yaptığı konuşmada, teknoloji, güç ve yeni nesil liderlik konularının kadınlar açısından da çok önemli olduğunu söyledi.</p>
<p>Ekonomilerin kırılgan, rekabetin sert, değişimin ise hiç olmadığı kadar hızlı olduğuna dikkat çeken Kotanak, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Soru şu: Biz bu değişimi izleyen mi olacağız, yoksa yön veren mi? Bugünün dünyasında mesele pastayı büyütmek. Hatta daha da önemlisi, yeni bir pasta yaratabilmek. Bu da bizi çok net bir gerçekle yüzleştiriyor: Başka bir teknolojiye geçmek zorundayız. Yeni yollar, yeni icatlar çıkarmak zorundayız. Aksi halde yerimiz doldurulur. Pandemi bize çok önemli bir şey öğretti. Sınırlar kapandı, kısıtlar arttı. Ama teknoloji hiç durmadı. Tam tersine, dönüşüm hızlandı. O dönemde ayakta kalanlar, hızlı adapte olanlar,  yeni yollar deneyenler ve rehavete kapılmayanlar oldu.’’</p>
<p>Bugün ise yeni bir eşiğin içinde olunduğunu vurgulayan Fatma Kotanak, ‘’Yapay zekâ, veri ekonomisi, verimlilik, dijitalleşme ve sürdürülebilir dönüşüm. Bunlar artık birer seçenek değil, oyunun yeni kuralları. Bu yeni oyunda kazananlar; ölçek ekonomisini yakalayabilen, markasını büyütebilen, küresel satış kanallarına erişebilen ve en önemlisi Değerleriyle entelektüel güç üretebilenler olacak. Çünkü rekabet artık sadece üretimde değil; akılda, bilgide ve tasarımda’’ dedi.</p>
<p><strong>Kadın İnovasyon Haritası</strong></p>
<p>Geleceği tasarlamak ve yönetmek için tasarım odaklı düşünülmesi gerektiğini anlatan Kotanak, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Gelecek, tesadüflerle değil, tasarımla şekillenir. Geçen yıl Antalya’nın Kadın Haritasını çıkardık.  Kadınların iş ve yaşam gerçekliğini anlamak için uzmanlarla bir araya geldik, sahadan verileri dinledik, anketler yaptık. Kadınlar potansiyelinin farkında ama sistemsel engeller, fırsat eşitsizlikleri ve görünmez bariyerler hâlâ güçlü. ‘’</p>
<p>Kadınların ürettiği değeri görünür kılmak, bu değeri veriyle anlamak ve bu veriyi, stratejiye dönüştürmek için ‘Kadın İnovasyon Haritası’nı hayata geçireceklerini anlatan Kotanak, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Antalya’da kadınlar nerede üretim yapıyor, hangi sektörlerde değer yaratıyor, Hangi alanlarda görünmez kalıyor. Bunu veriyle ortaya koymak istiyoruz. Çünkü ölçemediğimiz şeyi büyütemeyiz. Bu harita ile amacımız, kadın girişimciliğini görünür kılmak, güçlü alanları büyütmek, zayıf alanları desteklemek ve en önemlisi, kadınların ekonomideki etkisini somutlaştırmak. Bu sadece bir harita değil, bir yön pusulası ve bir karar aracı. Antalya’nın geleceğini şekillendirecek bir altyapı. Kadın liderliği tercih değil, zorunluluktur. Çünkü kadın liderliği daha kapsayıcıdır, daha sürdürülebilir ve kriz dönemlerinde daha dayanıklıdır. Bu liderlik kendiliğinden oluşmaz. Cesaret ister, süreklilik ister, en önemlisi vazgeçmemek ister.’’</p>
<p>Alarko Holding Yönetim Kurullu üyesi Leyla Alaton ve Teknolojide Kadın Derneği Kurucu ve Eş Başkanı Zehra Öney, Antalyalı iş kadınlarına, teknoloji, yapay zeka, ve liderlik konularında deneyimlerini anlattı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalyada-kadin-inovasyon-haritasi-cikarilacak-76496</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/9/6/1280x720/antalyada-kadin-inovasyon-haritasi-cikarilacak-1775591788.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya İş Kadınları Derneği tarafından, kadınların ürettiği değeri görünür kılmak, bu değeri veriyle anlamak ve bu veriyi, stratejiye dönüştürmek amacıyla ‘Kadın İnovasyon Haritası’ çıkarılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/is-dunyasi/sebahattin-arslanturk-hayatini-kaybetti-76486</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 17:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sebahattin Arslantürk hayatını kaybetti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Trabzon iş dünyasının ve fındık sektörünün önde gelen isimlerinden Sebahattin Arslantürk, bir süredir tedavi gördüğü İstanbul’da yaşamını yitirdi. Arslantürk’ün vefatı başta Trabzon olmak üzere Doğu Karadeniz’de ve sektör çevrelerinde derin üzüntü yarattı. Uzun yıllar Arslantürk Şirketler Topluluğu Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yapan Arslantürk, Doğu Karadeniz’in en büyük fındık ihracatçıları arasında yer aldı. Üretimden ihracata uzanan zincirde üstlendiği rol ve üreticilerle kurduğu güçlü bağ, onu sektörün referans isimlerinden biri haline getirdi.</p>
<p><strong>Sektörel kurullarda aktif rol üstlendi</strong></p>
<p>Trabzon Ticaret Borsası bünyesinde hem Meclis Başkanlığı hem de Yönetim Kurulu Başkanlığı görevlerinde bulunan Arslantürk, ayrıca Ulusal Fındık Konseyi (UFK) başkanlığı yaparak sektörel karar alma süreçlerinde etkin rol oynamıştı. Görev yaptığı dönemlerde üretici ve ihracatçıların sorunlarının çözümüne yönelik çalışmalarıyla tanınan Arslantürk, fındık sektörünün kurumsallaşması ve ihracat kapasitesinin artırılmasına yönelik pek çok projeye öncülük etmişti.</p>
<p>Piyasaya ilişkin değerlendirmeleri ve öngörüleri, kamuoyunda ve sektör temsilcileri arasında yakından takip edilen Aslantürk’ün cenazesi yarın ((Nisan) <strong>Trabzon-Araklı Merkez Fatih Camii’nde kılınacak ikindi namazının ardından Araklı-Ayvadere Mahallesi’ndeki aile kabristanlığına defnedilecek.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/is-dunyasi/sebahattin-arslanturk-hayatini-kaybetti-76486</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/6/1280x720/sebahattin-arslanturk-1775573846.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Trabzon Ticaret Borsası&#039;nın eski başkanlarından Sebahattin Arslantürk hayatını kaybetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tet-baskanligina-mehmet-kavaklioglu-secildi-76481</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 16:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> TET başkanlığına Mehmet Kavaklıoğlu seçildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Elektrik ve Elektronik İhracatçıları Birliğinin (TET) üyelerin katılımıyla gerçekleştirilen seçimli genel kurul toplantısında başkanlığa Mehmet Kavaklıoğlu seçildi. Genel Kurulda yeni dönemde görev yapacak yönetim ve denetim kurulu üyeleri de belirlendi.</p>
<p>Elektrik ve elektronik sektörünün Türkiye'nin ihracatı açısından stratejik önemine dikkati çeken Kavaklıoğlu, "Birlik olarak önümüzdeki dönemde sektörün uluslararası rekabet gücünü artırmaya, ihracatçının ihtiyaçlarına daha güçlü şekilde cevap vermeye ve ortak akıl anlayışıyla çalışmalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kavaklıoğlu, sektörün, üretim gücü, teknolojik yetkinliği ve ihracat kapasitesiyle Türkiye için büyük önem taşıdığını vurgulayarak, yeni dönemde de üyelerle yakın işbirliği içinde, sektörün küresel pazarlardaki konumunu daha da güçlendirmek için çalışacaklarını kaydetti.</p>
<p>Birliğin, yeni dönemde de ihracatın artırılması, yeni pazarların geliştirilmesi ve sektörel işbirliklerinin güçlendirilmesi konularında çalışacağını belirten Kavaklıoğlu, "Firmaların küresel rekabetçiliğinin desteklenmesine yönelik çalışmaları sürdüreceğiz." değerlendirmesinde bulundu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tet-baskanligina-mehmet-kavaklioglu-secildi-76481</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/1/1280x720/mehmet-kavaklioglu-1775568080.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektrik ve Elektronik İhracatçıları Birliğinin genel kurul toplantısında başkanlığa Mehmet Kavaklıoğlu seçildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/pestisit-bildirgesi-halk-sagligi-ve-uluslararasi-ticarette-onemli-sonuclar-dogurdu-76480</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 15:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pestisit bildirgesi: Halk sağlığı ve uluslararası ticarette önemli sonuçlar doğurdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Bilimler Akademisi'nden (TÜBA), "Pestisitlerin Gıda Güvenliği ve Halk Sağlığına Etkileri Sempozyumu" sonuç bildirgesi hakkında açıklama yapıldı.</p>
<p>Yazılı açıklamada, sunulan bilimsel veriler, pestisitlerin modern tarımda verim kayıplarını önlemek ve artan nüfusun gıda ihtiyacını karşılamak açısından önemli bir araç olduğunu, ancak yanlış, bilinçsiz ve yoğun kullanımının ciddi sağlık, çevre ve ekonomik riskler doğurduğunu ortaya koydu. Tarımsal üretimde zararlılar nedeniyle oluşan kayıpların yüksekliği, pestisit kullanımını gerekli kılarken, mevcut uygulamalarda kullanılan pestisitlerin sınırlı bir kısmının hedef organizmaya ulaşması, geri kalan kısmın çevreye yayılması önemli bir verimsizlik ve risk alanı oluşturdu.</p>
<p>Gıdalarda pestisit kalıntılarının yaygın olduğu bazı ürünlerde yasal limitler aşılırken, bu durum hem halk sağlığı hem de uluslararası ticarette önemli sonuçlar doğurdu. Türkiye'de pestisit kullanımı son yıllarda artarken, Avrupa Birliği'ne yapılan ihracatta kalıntı kaynaklı alınan bildirimlerin miktarı dikkate alındığında oransal olarak düşük olsa da Türkiye açısından ekonomik kayba ve itibar zedelenmesine yol açtı. Pestisit maruziyetinin sağlık üzerindeki etkilerinin çok boyutlu ve akut etkilerin yanı sıra, uzun vadede endokrin bozuklukları, nörodejeneratif hastalıklar, üreme problemleri ve kanser riski ile ilişkili kabul edildi. Bu etkilerin özellikle çocuklar, gebeler ve yaşlılar gibi hassas gruplarda, daha belirgin olduğu belirtildi.</p>
<p>Pestisitlerin çevrede kalıcılığı, toprak-su-hava sistemleri arasında taşınımı ve besin zincirinde birikimi sonucunda, ekosistem dengesi ve biyolojik çeşitlilik üzerinde önemli olumsuz etkiler oluşturduğu görüldü. Bu doğrultuda pestisitlerin çevrede kalıcılığı, toprak, su ve hava ortamları arasında taşınması ve besin zincirinde birikmesiyle, biyoçeşitlilik kaybına ve ekosistem dengesinin bozulmasına yol açtığı fark edildi.</p>
<p><strong>Sağlık okuryazarlığının artırılması önem taşıyor</strong></p>
<p>Türkiye'de pestisitlere ilişkin mevzuat altyapısı güçlü, ancak denetim, izleme ve izlenebilirlik sistemlerinin daha etkin uygulanmasına ihtiyaç bulunurken, bu amaçla Tarım ve Orman Bakanlığınca geliştirilen B-Reçete (Bitkisel Reçete) sisteminin, sürece katkı sağlaması bekleniyor. Pestisit sorununun yalnızca teknik bir konu değil, aynı zamanda toplumsal algı, risk iletişimi ve davranış değişikliğiyle doğrudan ilişkili olduğu görülürken, bu sebeple sağlık okuryazarlığının artırılması ve toplumun doğru bilgilendirilmesi büyük önem taşıyor.</p>
<p>Bilimsel değerlendirmeler doğrultusunda, pestisit kullanımının tamamen ortadan kaldırılmasının mevcut koşullarda mümkün olmadığı, ancak risklerin azaltılmasının bilim temelli, entegre ve sürdürülebilir yaklaşımlarla sağlanabileceği öngörülüyor. Bu kapsamda, tarladan sofraya bütüncül risk yönetiminin uygulanması, pestisit kullanımında doğru doz ve zamanlamanın sağlanması, hasat aralığı kurallarına uyulması ve izlenebilirlik sistemlerinin güçlendirilmesi öncelikli gereklilikler olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Entegre Zararlı Yönetimi (IPM) yaklaşımının yaygınlaştırılması, biyolojik ve kültürel mücadele yöntemlerinin desteklenmesi ve kimyasal kullanımın azaltılması temel stratejik hedefler arasında yer alıyor. Biyopestisitler, yapay zeka, sensörler ve dronlar gibi yeni nesil teknolojilerin, pestisit kullanımını optimize ederek, hem verimliliği artırma hem de kalıntı risklerini azaltma potansiyeline sahip bulunuyor. Ayrıca çoklu kalıntı analizlerinin geliştirilmesi, ulusal biyomonitöring (çevre kirliliğini -su, toprak, hava- canlı organizmaları kullanarak veya insan vücudundaki -kan, idrar, saç- kimyasal maddeleri ölçerek maruziyet değerlendirmesi yapan sistemler) programlarının oluşturulması ve 'Tek Sağlık' yaklaşımı çerçevesinde insan, hayvan ve çevre sağlığının birlikte ele alınması öneriliyor.</p>
<p>Türkiye'nin bu alanda bilim temelli politikalar geliştirmesi, AR-GE yatırımlarını artırması ve çok disiplinli işbirliklerini güçlendirmesi ile bölgesel ve küresel ölçekte örnek bir ülke haline gelmesi bekleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/pestisit-bildirgesi-halk-sagligi-ve-uluslararasi-ticarette-onemli-sonuclar-dogurdu-76480</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/domates.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Pestisitlerin Gıda Güvenliği ve Halk Sağlığına Etkileri Sempozyumu&quot; sonuç bildirgesinde, &quot;Pestisit maruziyetinin sağlık üzerindeki etkilerinin çok boyutlu ve akut etkilerin yanı sıra, uzun vadede endokrin bozuklukları, nörodejeneratif hastalıklar, üreme problemleri ve kanser riski ile ilişkili kabul edildi.&quot; ifadeleri kullanıldı. Bildirgeye göre, gıdalarda pestisit kalıntılarının yaygın olduğu bazı ürünlerde yasal limitler aşılırken, bu durum hem halk sağlığı hem de uluslararası ticarette önemli sonuçlar doğurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/3-ayda-50-milyona-yakin-hava-yolcusu-76478</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 15:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hava yolcusu ilk çeyrekte 49,3 milyonu aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Genel Müdürlüğünün mart ayı uçak, yolcu ve yük verilerini değerlendirdi.</p>
<p>Mart ayında, yolcu ve çevre dostu havalimanlarında iniş-kalkış yapan uçak sayısının iç hatlarda 78 bin 867, dış hatlarda 57 bin 849 olduğunu belirten Uraloğlu, toplam uçak trafiğinin ise üst geçişlerle 166 bin 242'ye ulaştığını aktardı. Geçen yılın aynı ayıyla kıyaslandığında, iç hat uçak trafiğinde yüzde 6,6 artış, dış hat uçak trafiğinde yüzde 2,5 artış meydana geldiğine işaret eden Uraloğlu, "Mart ayında, iç hat yolcu trafiği 8 milyon 10 bin 64, dış hat yolcu trafiği ise 8 milyon 408 bin 509 olarak gerçekleşti. Direkt transit yolcularla birlikte, toplam 16 milyon 428 bin 625 yolcu seyahat etti. Böylece bir ayda hava yoluyla seyahat eden yolcu sayısı, mega kent İstanbul'un nüfusunu aştı. Geçen yılın aynı ayına göre, direkt transit dahil toplam yolcu trafiğinde, yüzde 11,3 artış gerçekleşti." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Uraloğlu, geçen ay taşınan yük miktarının, iç hatlarda 69 bin 498 ton, dış hatlarda 313 bin 929 ton olmak üzere, toplamda 383 bin 426 tona ulaşıldığını kaydetti.</p>
<p>Ocak-Mart döneminde ise havalimanlarına iniş-kalkış yapan uçak trafiğinin, iç hatlarda 212 bin 426, dış hatlarda 173 bin 616 olarak kayıtlara geçtiğini, üst geçişlerle birlikte uçak trafiğinin toplam 504 bin 417'ye ulaştığına dikkati çeken Uraloğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Türkiye geneli havalimanları iç hat yolcu trafiğinin 23 milyon 274 bin 626, dış hat yolcu trafiğinin 26 milyon bin 537 olduğu bu dönemde, direkt transit yolcularla birlikte toplam 49 milyon 306 bin 377 yolcuya hizmet verildi. 2026 yılı Mart sonunda hizmet verilen yolcu trafiği 2025 yılının aynı dönemi ile kıyaslandığında, direkt transit dahil olmak üzere toplam yolcu trafiğinde yüzde 8,9 artış oldu."</p>
<p>Uraloğlu, söz konusu dönemde havalimanları yük trafiğinin iç hatlarda 207 bin 707 ton, dış hatlarda 939 bin 193 ton olmak üzere, toplamda bir milyon 146 bin 899 tona ulaştığını vurguladı.</p>
<p><strong>"İstanbul Havalimanı 6 milyon 333 bin 485 yolcu ağırladı"</strong></p>
<p>Türkiye'nin mega projelerinden İstanbul Havalimanı'nda ise mart ayında, uçak trafiğinin iç hatlarda 9 bin 721, dış hatlarda 33 bin 189 olmak üzere, toplamda 42 bin 910'a ulaştığına değinen Uraloğlu, aynı havalimanında iç hatlarda 1 milyon 327 bin 317, dış hatlarda 5 milyon 6 bin 168 olmak üzere, toplamda 6 milyon 333 bin 485 yolcuya hizmet verildiğini bildirdi. Ocak-mart döneminde söz konusu havalimanında, iç hatlarda 27 bin 395, dış hatlarda 100 bin 66 olmak üzere, toplamda 127 bin 461 uçak trafiği gerçekleştiğinin altını çizen Uraloğlu, iç hatlarda 3 milyon 825 bin 134, dış hatlarda 15 milyon 280 bin 132 olmak üzere, toplamda 19 milyon 105 bin 266 yolcu trafiği gerçekleştiği bilgisini de paylaştı.</p>
<p>Uraloğlu, İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı'nın uçak ve yolcu trafiği hakkında da bilgi vererek, mart ayında iniş-kalkış yapan uçak trafiğinin iç hatlarda 9 bin 655, dış hatlarda 11 bin 680 olmak üzere, toplamda 21 bin 335 olarak gerçekleştiğini, yolcu trafiğinin ise iç hatlarda bir milyon 730 bin 706, dış hatlarda 1 milyon 930 bin 874 olmak üzere, toplamda 3 milyon 661 bin 580 olduğunu belirtti. Sabiha Gökçen Havalimanı'nda 3 aylık süreçte, iç hatlarda 27 bin 740, dış hatlarda 38 bin 403 olmak üzere, toplamda 66 bin 143 uçak trafiği gerçekleştiğini aktaran Uraloğlu, iç hatlarda 5 milyon 34 bin 507, dış hatlarda 6 milyon 543 bin 268 olmak üzere, toplamda 11 milyon 577 bin 775 yolcuya hizmet verildiğini açıkladı.</p>
<p>İstanbul Atatürk Havalimanı uçak trafiğinin söz konusu ayda, 2 bin 377 olduğunu aktaran Uraloğlu, 3 aylık dönemde ise trafiğin 6 bin 175 olarak gerçekleştiğini bildirdi.</p>
<p><strong>"Turizm merkezlerindeki yolcu sayısı 6,5 milyonu aştı"</strong></p>
<p>Uraloğlu, turizm merkezlerindeki havalimanlarında hizmet sunulan yolcu sayısının 3 ayda, iç hatlarda 4 milyon 14 bin 232, dış hatlarda 2 milyon 486 bin 706 olmak üzere, toplamda 6 milyon 500 bin 938'e ulaştığını vurguladı.</p>
<p>Bu havalimanlarında iç hatlarda 31 bin 147, dış hatlarda 18 bin 523 olmak üzere, toplamda 49 bin 670 uçak trafiği gerçekleştiğini ifade eden Uraloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"3 aylık dönemde, İzmir Adnan Menderes Havalimanı'nda 2 milyon 643 bin 768, Antalya Havalimanı'nda 3 milyon 138 bin 499, Muğla Dalaman Havalimanı'nda ise 287 bin 150 yolcuya hizmet verildi. Muğla Milas-Bodrum Havalimanı'nda toplamda 329 bin 672 yolcuya hizmet verilirken, Gazipaşa Alanya Havalimanı'nda toplamda 101 bin 849 yolcu trafiği gerçekleşti."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/3-ayda-50-milyona-yakin-hava-yolcusu-76478</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/ucak-ucus.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, yılın ilk çeyreğinde havalimanlarında hizmet verilen yolcu sayısının 49,3 milyonu aştığını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tugaydan-meslek-fabrikasi-icin-cagri-bu-hukuka-ve-kente-sahip-cikma-mucadelesidir-76566</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 15:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tugay&#039;dan Meslek Fabrikası çağrısı: Bu, hukuka ve kente sahip çıkma mücadelesidir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Mülkiyeti İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait Meslek Fabrikası binasının Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından el konulmasının ardından başlayan süreçte, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay bina önünde açıklamalarda bulundu.</p>
<p>Tugay, CHP İzmir İl Başkanı Çağatay Güç ve sivil toplum ile meslek odası temsilcilerinin katıldığı basın toplantısında, sürecin hukuki boyutuna ilişkin değerlendirmelerde bulunarak kamuoyuna çağrıda bulundu. Tugay, Meslek Fabrikası’na yönelik el koyma sürecinin hukuka aykırı olduğunu yineleyerek, tüm İzmirlileri kentin ortak değerlerine sahip çıkmaya çağırdı.</p>
<p>Tugay, sabahın erken saatlerinde yaşanan gelişmelere ilişkin yaptığı değerlendirmede, binanın güvenlik güçleri tarafından çevrelendiğini ve personelin girişine izin verilmediğini belirterek, “Sabah saat 05.00 sıralarında bina ablukaya alındı, çalışanlarımız ve yöneticilerimiz içeri alınmadı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olarak benim de girişime izin verilmedi” dedi. Mülkiyete ilişkin sürecin yargı aşamasında olduğunu vurgulayan Tugay, “Ortada devam eden bir dava var, sonuçlanmış bir karar yok. Buna rağmen süreç kesinleşmiş gibi değerlendirmeler yapılıyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Tahliye sürecine ilişkin de açıklamalarda bulunan Tugay, kaymakamlık tarafından iletilen yazıya karşı itirazda bulunduklarını hatırlatarak, “İtirazımıza ilişkin resmi bir geri dönüş yapılması ve tahliye tarihinin bildirilmesi gerekiyordu. Ancak bu süreç işletilmeden uygulamaya geçildi” diye konuştu. Tahliye işleminin yargı süreci devam ederken gerçekleştirildiğini belirten Tugay, “Kararın gerekçesi yazılmadan ve süreç tamamlanmadan tahliye yapıldı. Ayrıca kararın, işlem sırasında sisteme yüklendiğini gördük” dedi.</p>
<p>Tahliye sırasında yaşananlara da değinen Tugay, bina içerisindeki kamuya ait ekipmanlara erişimde sorunlar yaşandığını belirterek, “İçeride belediyeye ait çok sayıda demirbaş bulunuyor. Çalışanlarımız kişisel eşyalarına dahi ulaşmakta zorlandı” ifadelerini kullandı. Binanın tescilli kültür varlığı olduğunu hatırlatan Tugay, “Uygulama sırasında yapıya zarar verildiğine dair tespitlerimiz var. Bu tür binaların korunması gerekirken farklı bir tabloyla karşılaştık” dedi.</p>
<p>Sürecin hukuki çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Tugay, “Ortada mülkiyeti tartışmalı bir yapı ve devam eden bir dava süreci var. Bu nedenle tüm adımların hukuk içinde atılması gerekiyor” diyerek, kamuoyunun gelişmeleri yakından takip etmesinin önemine dikkat çekti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tugaydan-meslek-fabrikasi-icin-cagri-bu-hukuka-ve-kente-sahip-cikma-mucadelesidir-76566</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/6/1280x720/tugaydan-meslek-fabrikasi-icin-cagri-bu-hukuka-ve-kente-sahip-cikma-mucadelesidir-1775650087.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Meslek Fabrikası önünde yaptığı açıklamada, mülkiyeti belediyeye ait bina için kamuoyuna destek çağrısı yaparak, “Bugün mağdur edilenleri yalnız bırakmama günüdür.” dedi. CHP İzmir İl Başkanı Çağatay Güç ise yarın saat 18.00’de yapılacak açıklamaya İzmirlileri davet etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hazir-beton-sektoru-293-milyar-tllik-cirosuyla-onemli-bir-ekonomik-buyukluge-ulasti-76469</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 13:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Hazır beton sektörü 293 milyar TL’lik cirosuyla önemli bir ekonomik büyüklüğe ulaştı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Hazır Beton Birliği (THBB), Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Merkez Bankası, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) verileri ile THBB üyelerinin, THBB dışındaki üreticilerin ve tedarikçilerin sağladığı bilgiler ışığında hazırlanan 2025 yılı “Hazır Beton Sektör Raporu”nu yayınladı.</p>
<p>Rapor, Türkiye ekonomisi, inşaat sektörü ve hazır beton sektörüne yönelik detaylı analizler, değerlendirmeler ve projeksiyonlar içeriyor.</p>
<p>Rapora göre, 2025 yılı, Türkiye ekonomisinde dengelenme ve dezenflasyon sürecinin etkilerinin sürdüğü; buna karşılık inşaat sektörünün yeniden güçlü bir büyüme ivmesi yakaladığı bir dönem olarak kaydedildi. Türkiye ekonomisi 2025 yılında yüzde 3,6 büyürken, inşaat sektörü yüzde 10,8’lik performansıyla ekonominin üzerinde bir büyüme sergiledi. Deprem sonrası yeniden inşa faaliyetleri, kentsel dönüşüm uygulamaları, kamu altyapı yatırımları ve ertelenmiş talep, sektördeki bu canlılığın temel belirleyicileri oldu.</p>
<p>Raporu değerlendiren Türkiye Hazır Beton Birliği (THBB) Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Işık, “İnşaat sektöründeki büyümeye paralel olarak hazır beton sektörü de 2025 yılında Türkiye ekonomisine güçlü katkıda bulunmaya devam etti. Türkiye, hazır beton üretiminde Avrupa’daki liderliğini korurken; tesis başına üretim, teknik kapasite, yaygın hizmet ağı ve operasyonel yetkinlik açısından da öne çıktı. Resmî verilere göre sektör, 50 bini aşan istihdamı ve yaklaşık 293 milyar TL’lik cirosuyla önemli bir ekonomik büyüklüğe ulaştı. THBB tarafından yapılan sektörel araştırmaya ve çeşitli veriler kullanılarak oluşturulan modellere göre 2025 yılında 140 milyon m3 hazır beton üretimi gerçekleştiği tahmin edilmektedir. Bu büyüklük üretim hacminin ötesinde istihdam, lojistik, ekipman, agrega, çimento, kimyasal katkı ve hizmet ekosistemiyle birlikte çok geniş bir katma değer alanını temsil etmektedir.” dedi.</p>
<p><strong>"Sektörde dönüşüm ihtiyacı daha görünür hâle geldi"</strong></p>
<p>2025 yılının, büyüme rakamlarının ötesinde sektörde dönüşüm ihtiyacının daha net hissedildiği bir dönem olduğunu ifade eden THBB Başkanı Yavuz Işık, “Finansmana erişim, maliyet yönetimi, nitelikli iş gücü ihtiyacı, ham madde temini ve maliyet baskıları sektörümüzün gündeminde yer almaya devam etmiştir ancak artık çok daha net görülmektedir ki, hazır beton sektörünün geleceği yalnızca daha fazla üretimde değil; daha verimli, daha izlenebilir, daha düşük karbonlu ve daha dirençli bir yapılaşma yaklaşımında yatmaktadır. Düşük karbonlu yeşil çimento kullanımını yaygınlaştırmayı hedefleyen düzenlemelerin 1 Ocak 2025 itibarıyla yürürlüğe girmesi, emisyon ticaret sistemi hazırlıkları, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve sınırda karbon düzenlemesi gibi başlıklar; çevresel performansın artık teknik ve ticari rekabetin ayrılmaz bir parçası hâline geldiğini ortaya koydu. Bu çerçevede, düşük karbonlu beton çözümleri, geri kazanılmış kaynak kullanımı, su verimliliği, elektrikli filo dönüşümü ve dijital optimizasyon, önümüzdeki dönemin öncelikli çalışma alanları olarak öne çıkıyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>"Üçüz Dönüşüm” projesi</strong></p>
<p>Bu anlayışla Türkiye Hazır Beton Birliği olarak 2025 yılında sektöre yönelik “Üçüz Dönüşüm Danışmanlığı” modelini hayata geçirdiklerini vurgulayan THBB Başkanı Yavuz Işık, “Yeşil dönüşüm, dijital dönüşüm ve insani/sosyal dönüşümü entegre bir yapıda ele alan bu model; GPS ve IoT (nesnelerin interneti) tabanlı filo takibi, yapay zekâ destekli rota optimizasyonu, üretim-teslimat eşgüdümü, veri temelli performans yönetimi ve eğitim modüllerini bütüncül bir sistem olarak sunmaktadır. Ölçülebilir faydalar sağlayan bu yaklaşım, sektörümüzde yalnızca operasyonel verimliliği artırmakla kalmamakta; aynı zamanda güvenlik, maliyet kontrolü ve sürdürülebilirlik performansını da güçlendirmektedir. Hazır beton sektörünün geleceğini, ancak bu üç dönüşüm eksenini birlikte ele alarak kalıcı biçimde güçlendirebileceğimize inanıyoruz.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>"Dirençli yapılaşmanın önemini vurguluyoruz"</strong></p>
<p>2025 yılında üzerinde ısrarla durdukları bir diğer temel konunun ise dirençli yapılaşma olduğunu ifade eden THBB Başkanı Yavuz Işık, “Ülkemizin deprem gerçeği karşısında güvenli ve uzun ömürlü yapı üretimi artık vazgeçilmez bir zorunluluktur. Türkiye Hazır Beton Birliği olarak uzun yıllardır standartlara uygun, kalite güvenceli hazır beton kullanımının yaygınlaştırılması için çalışıyoruz ancak biliyoruz ki güvenli yapılar yalnızca kaliteli beton üretimiyle değil; doğru tasarım, doğru denetim, doğru uygulama ve nitelikli işçilikle birlikte mümkündür. Bu nedenle kentsel dönüşümün hızlanması, riskli yapı stokunun ivedilikle yenilenmesi, yapı denetim süreçlerinin etkinleştirilmesi ve kamuoyunun teknik açıdan doğru bilgilendirilmesi yönündeki çalışmalarımızı 2025 yılında da kararlılıkla sürdürdük. Hazır betonla ilgili bilgi eksikliğinden kaynaklanan dezenformasyonla mücadele etmek, Birliğimizin kamu yararı açısından üstlendiği önemli bir sorumluluktur.” dedi.</p>
<p>Sürdürülebilirlik alanında 2025 yılında önemli gelişmeler kaydedildiğine dikkat çeken THBB Başkanı Yavuz Işık, “Beton Sürdürülebilirlik Konseyi (CSC) kapsamında ülkemizde yıl sonu itibarıyla toplam 26 tesisin belgeli hâle gelmesi; sektörümüzde çevresel, sosyal ve yönetişim temelli dönüşümün giderek daha somut bir zemine oturduğunu göstermektedir. Kaynakların sorumlu kullanımı, şeffaflık, izlenebilirlik ve sürdürülebilir üretim anlayışının daha da yaygınlaşmasını sektörümüz adına güçlü bir kazanım olarak değerlendiriyoruz.” dedi.</p>
<p><strong>"Sektörlerimizi yeniden bir araya getirmek için çalışmalara başladık"</strong></p>
<p>Sektörün en kapsamlı buluşmalarından biri olan BETON 2025 Hazır Beton, Çimento, Agrega, İnşaat Teknolojileri ve Ekipmanları Fuarı ve Zirvesi ile 100’ün üzerinde firmayı, 15 bini aşkın ziyaretçiyi ve 71 ülkeden sektör temsilcisini bir araya getirdiklerini ifade eden THBB Başkanı Yavuz Işık, “2025 yılında başarıyla gerçekleştirdiğimiz BETON Fuarı ve Zirvesi’nin ardından, sektörü bir araya getireceğimiz fuar ve kongre çalışmalarına yeniden başladık. BETON 2027 Fuarımızı İstanbul Fuar Merkezi’nde düzenleyeceğiz. Sektörümüzün artan ilgisi ve yoğun talep üzerine fuarımızı İstanbul Fuar Merkezi’nin daha büyük salonlarına taşıyoruz. Fuarımızda; inşaat, hazır beton, çimento ve agrega sektörlerinin en ileri teknolojilerini bir araya getireceğiz. Fuarımızla eş zamanlı olarak düzenleyeceğimiz BETON Kongresi, Birliğimizin ulusal olarak düzenlediği 7. kongresi olacak. Kongremizi akademisyenler ve araştırmacıların yanı sıra hazır beton sektörünün ve yan sanayi firmalarının temsilcileri takip edecektir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>"Sektörümüzü geleceğe veri temelli yaklaşımla hazırlıyoruz"</strong></p>
<p>Türkiye Hazır Beton Birliği olarak 1988 yılından bu yana ülkemizde güvenli, dayanıklı, kaliteli, çevreye duyarlı ve sürdürülebilir beton üretiminin yaygınlaşması için çalıştıklarının altını çizen THBB Başkanı Yavuz Işık, “2025 Yılı Hazır Beton Sektör Raporu; ekonomiden inşaat sektörüne, tedarik zincirinden çevresel performansa, bölgesel analizlerden sektör vizyonuna kadar geniş bir çerçevede, veriye dayalı değerlendirmeler ışığında gelecek perspektifi sunmaktadır. Düşük karbonlu üretim, dijitalleşme, kaynak verimliliği, kalite güvencesi, dirençli yapılaşma ve insan kaynağının geliştirilmesi başta olmak üzere sektörümüzün geleceğini belirleyecek bütün başlıklarda çalışmaya devam edecek; daha güvenli şehirler, daha rekabetçi işletmeler ve daha sürdürülebilir bir yapılaşma kültürü için tüm paydaşlarımızla birlikte kararlılıkla yol alacağız.” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hazir-beton-sektoru-293-milyar-tllik-cirosuyla-onemli-bir-ekonomik-buyukluge-ulasti-76469</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/9/1280x720/yavuz-isik-1775557702.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Hazır Beton Birliğinin 2025 raporuna göre, Türkiye ekonomisi yüzde 3,6 büyürken inşaat sektörü yüzde 10,8 ile ekonominin üzerinde performans gösterdi. THBB Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Işık, &quot;Türkiye, hazır beton üretiminde Avrupa’daki liderliğini korurken; tesis başına üretim, teknik kapasite, yaygın hizmet ağı ve operasyonel yetkinlik açısından da öne çıktı. Resmî verilere göre sektör, 50 bini aşan istihdamı ve yaklaşık 293 milyar TL’lik cirosuyla önemli bir ekonomik büyüklüğe ulaştı.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sanofide-ust-duzey-atama-76464</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 12:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanofi&#039;de üst düzey atama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanofi Avrasya Bölgesi Nadir Hastalıklar Direktörü olarak görev yapan Mine Sayıt, Uluslararası Pazarlardan Sorumlu İnsülin Global Marka Lideri görevine atandı.</p>
<p>Sayıt, yeni görevini Paris'te sürdürecek.</p>
<p>Sanofi'de kariyeri boyunca farklı alanlarda önemli sorumluluklar üstlenen Sayıt'ın, özellikle nadir hastalıklar alanında sağlık ekosistemini güçlendiren çalışmalara liderlik ettiği belirtildi. </p>
<p>Şirket açıklamasına göre, sağlık otoriteleri ve bilimsel paydaşlarla güçlü ve sürdürülebilir iş birlikleri kurulmasına öncülük eden Sayıt, portföy önceliklendirme stratejilerinin hayata geçirilmesi, yeni ülkeler ve bölgelerde büyüme fırsatlarının değerlendirilmesi ile Avrasya genelinde iyi uygulamaların paylaşılmasını sağlayan iş birliği platformlarının oluşturulmasına katkı sağladı.</p>
<p>Yeni görevinde Sayıt'ın, insülin portföyünün küresel ölçekte güçlendirilmesine katkı sunarken, farklı ülkeler ile küresel ekipler arasındaki stratejik koordinasyonun geliştirilmesine ve uluslararası iş birliklerinin ilerletilmesine odaklanacağı bildirildi.</p>
<p>Notre Dame de Sion Fransız Lisesi'nden mezun olan Sayıt, lisans eğitimini 2004'te Galatasaray Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde tamamladı. IAE de Toulouse'da 2005'te Stratejik Pazarlama alanında yüksek lisans eğitimini bitirdi. Sanofi'ye 2006'da Pazarlama Mükemmelliği Uzmanı olarak katılan Sayıt, kariyeri boyunca farklı görevler üstlendi.</p>
<p>Son olarak Sanofi Avrasya Bölgesi Nadir Hastalıklar Direktörü olarak görev yapan Sayıt, Care4Rare ve Ankara Üniversitesi NADİR Merkezi gibi sağlık ekosistemine katkı sağlayan projelerin liderliğini yürüttü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sanofide-ust-duzey-atama-76464</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/06/sanofi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mine Sayıt, Sanofi Uluslararası Pazarlardan Sorumlu İnsülin Global Marka Lideri görevine getirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/satinalmanin-bugunu-ve-gelecegi-istanbulda-konusuldu-76458</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 12:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Satınalmanın bugünü ve geleceği İstanbul’da konuşuldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/</strong><strong>İSTANBUL</strong></p>
<p>Stratejik Satınalma Derneği (SSD) tarafından bu yıl beşincisi düzenlenen Stratejik Satınalma Derneği Zirvesi, 4 Nisan 2026 tarihinde İstanbul’da 1000’in üzerinde katılımcıyla büyük bir ilgi ve güçlü bir katılımla gerçekleştirildi. “Satınalmada Akıl Oyunları” temasıyla düzenlenen zirve; satınalmanın bugünü ve geleceğini, değişen küresel dinamikler ışığında ele alarak iş dünyasına önemli bir perspektif sundu. Zirvenin açılış konuşmasını SSD Yönetim Kurulu Başkanı Evren Cibelik gerçekleştirdi. Açılışta satınalmanın stratejik rolüne dikkat çeken Cibelik’in ardından, SSD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ahmet Demir katılımcılara teşekkür ederek, derneğin vizyonuna ilişkin değerlendirmelerini paylaştı. Zirvede Türkiye ve farklı sektörlerden önde gelen isimler bilgi ve deneyimlerini katılımcılarla paylaşırken; otomotiv, imalat, gıda, enerji, lojistik ve hizmet gibi farklı sektörlerden uzman, yönetici ve üst düzey profesyoneller bir araya gelerek, bilgi paylaşımı ve iş birliği fırsatları yakaladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d4cb61dbc3d-1775553377.JPG" alt="" width="608" height="405" /></p>
<h2>Satın almanın önemi anlatıldı</h2>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mustafa Gültepe, küresel ticaret ve ihracat perspektifinden satınalmanın rolünü değerlendirirken, Gıda Oturumunda da özellikle pandemiden bu yana gıda sektöründe yaşanan dönüşüm, inovasyon ve sürdürülebilirlik odağı ele alındı. Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği Başkanı Baran Çelik ise otomotiv sektöründe değişen karar alma süreçlerine dair önemli değerlendirmelerde bulundu. Zirvenin konuşmacılarından MAKFED Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Adnan Dalgakıran, sanayi perspektifinden stratejik satınalmanın önemine değinirken, Toyota Otomotiv Sanayi Türkiye AŞ CEO’su ve Genel Müdürü Murat Bülbül, küresel rekabet ortamında satınalmanın rolünü paylaştı. Zirvenin kapanış oturumunda ise Açıkbeyin Kurucu Başkanı ve Nörobilim Uzmanı Sinan Canan vardı. Canan, karar alma süreçlerine nörobilim perspektifinden yaklaşarak katılımcılara farklı bir bakış açısı sundu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d4cb81147bc-1775553409.jpeg" alt="" width="548" height="365" /></p>
<h2>Karbon nötr zirve ve sürdürülebilir gelecek vurgusu</h2>
<p>SSD 5. Zirvesi, Sürdürülebilirlik Akademisi iş birliğiyle karbon nötr bir etkinlik olarak gerçekleştirildi. Zirveye katılan paydaşlar, Mudanya Altıntaş’ta yer alan SSD Ormanı’nda gerçekleştirilen ağaçlandırma çalışmaları ile daha yaşanabilir bir geleceğe katkı sağladı. Böylece zirve, yalnızca fikir üretmekle kalmayıp somut çevresel etki yaratmayı da hedefledi. Ayrıca fuaye alanında yer alan LÖSEV standıyla da SSD, sosyal faydaya katkı sağlamayı önceliklendirdi. Zirve kapsamında geliştirilen Stratejik Satınalma Derneği mobil uygulaması, katılımcı deneyimini artıran önemli bir yenilik olarak öne çıktı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/satinalmanin-bugunu-ve-gelecegi-istanbulda-konusuldu-76458</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/8/1280x720/satinalmanin-bugunu-ve-gelecegi-istanbulda-konusuldu-1775553442.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Stratejik Satınalma Derneği tarafından düzenlenen 5. Zirve, “Satınalmada Akıl Oyunları” temasıyla iş dünyası profesyonellerini bir araya getirerek, sektöre yön veren başlıkları gündeme taşıdı. Zirvede; farklı sektörlerden uzman, yönetici ve üst düzey profesyoneller bir araya gelerek, bilgi paylaşımı ve iş birliği fırsatları yakaladı. Zirve, Türkiye’nin dört bir yanından gelen 1000’in üzerinde katılımcıyla büyük ilgi gördü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cam-sakura-hastanesinin-bazi-hizmetleri-ihaleye-cikarildi-76453</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 10:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çam Sakura Hastanesi’nin bazı hizmetleri ihaleye çıkarıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Sağlık Bakanlığı, işletmesini Rönesans Holding’in Japon ortağıyla birlikte yürüttüğü Başakşehir Çam ve Sakura Hastanesi’nin, laboratuvar, görüntüleme, temizlik, yemek gibi destek hizmetlerini Pazar Testi Ön Yeterlik İlanı ihaleye çıkardı. Bu değerlendirmede yeterlik alan firmalar daha sonra teklif vermeye davet edilecek.</p>
<p>Resmi Gazete’de yayımlanan ihale ilanına göre dönem  boyunca laboratuvar hizmetleri kapsamında; 34 milyon adet biyokimya testi, 2 milyon 224 bin mikrobiyoloji testi, 457 bin patoloji testi yapılması öngörülüyor.</p>
<p>Aynı dönemde 2 milyon 489 bin görüntüleme, 80 bin onkoloji ilaç hazırlama, 57 bin ilaç uygulama hizmeti tahmin ediliyor. İhale döneminde  1 milyon 371 bsin kahvaltı, 3 milyon 891 bin öğlen ve akşam yemeği verilmesi planlanıyor.</p>
<p><strong>Garanti verilmiyor</strong></p>
<p>Kamuoyunda kamu-özel iş birliği projelerine yönelik en çok ‘alım garantisi’ uygulaması eleştiriliyordu. İhale duyurusunda laboratuvar hizmetlerine ilişkin verilen sayıların bir garanti olmadığı, işin kapasitesini göstermek amacıyla yazıldığı bilgisi yer alıyor.<br />Ayrıca belirtilen  miktarların 2025 yılında gerçekleştirilen işlem sayısını göstermekte olup herhangi bir bağlayıcılığı bulunmadığının altı çiziliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cam-sakura-hastanesinin-bazi-hizmetleri-ihaleye-cikarildi-76453</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/3/1280x720/cam-sakura-hastanesi-1775547545.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Başakşehir Çam ve Sakura Hastanesi’nin, laboratuvar, görüntüleme, temizlik, yemek gibi destek hizmetleri ihaleye çıkarıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/enpara-bank-borsa-istanbulda-islem-gormeye-baslayacak-76452</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 10:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enpara Bank, Borsa İstanbul&#039;da işlem görmeye başlayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enpara Bank'ın, bugünden itibaren "ENPRA.E işlem koduyla" Borsa İstanbul Piyasa Öncesi İşlem Platformu'nda işlem görmeye başlayacağı bildirildi.</p>
<p>Borsa İstanbul AŞ'nin konuya ilişkin BISTECH Pay Piyasası Alım Satım Sistemi duyurusu, Kamuyu Aydınlatma Platformunda (KAP) yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Enpara Bank, ENPRA.E işlem koduyla bugün itibarıyla Piyasa Öncesi İşlem Platformu'nda işlem görecek. İlgili sırada işlem gerçekleşinceye kadar serbest marj uygulanacak. Oluşan ilk işlem fiyatı o seansın devamı için baz fiyat olurken, maksimum emir değeri 1 milyon lira olacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/enpara-bank-borsa-istanbulda-islem-gormeye-baslayacak-76452</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/borsa-istanbul-bist-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enpara Bank, Borsa İstanbul Piyasa Öncesi İşlem Platformu&#039;nda işlem görmeye başlayacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baskan-alemdar-sakaryada-tarihe-gecen-en-buyuk-yatirim-donemini-baslattik-76470</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Başkan Alemdar: Sakarya’da tarihe geçen en büyük yatırım dönemini başlattık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN / SAKARYA</strong></p>
<p>Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar göreve geldiği 31 Mart tarihinden bu yana geçen 2 yıllık süreçte şehre kazandırılan hizmetler ve projelerini düzenlenen tanıtım toplantısında kamuoyu ile paylaştı.</p>
<p>“Sakarya’da son iki yılda tarihe geçen en büyük yatırım dönemini başlattık” diyen Alemdar, Sakarya’nın geleceğine yön verecek projeleri hayata geçirmeye devam edeceklerini söyledi.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d4df48b3bf4-1775558472.jpg" alt="" width="700" height="396" /></p>
<p>ADARAY'ın yeni ilçe hedefleri, kentsel dönüşüm ile sanayi dönüşümü, Sakarya Fuar ve Konser Merkezi, Sapanca Gölü'nün mirası, iki ayrı baraj ve Yazlık, Tunatan, Mithatpaşa ve SEDAŞ Kavşağı gibi projeler hakkında da bilgiler veren Alemdar, programda Darülaceze Kampüsü projesini de duyurdu. Başkan Alemdar, "Umutla, güvenle, ayrıştırmadan, ötekileştirmeden bir arada olan Sakarya için 'ben' değil 'biz' diyoruz. 1 milyon 180 bin vatandaşımız için yola çıktık. Bu şehir hiçbir kesimin ya da grubun değil, yarınlarımız için emek veren herkesin şehri. Her bir metrekaresi için hayal kurmaya, gayretle çalışarak geleceğin Sakarya'sını inşa etmeye devam edeceğiz" dedi.</p>
<p>Sakarya Büyükşehir Belediyesi’nin tamamlanan, devam eden ve gelecekte planladığı yatırımlarla ilgili toplantı Premier INN Otel’de yapıldı.</p>
<p>Toplantıya, Sakarya Valisi Rahmi Doğan, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz, AK Parti Sakarya Milletvekilleri Lütfi Bayraktar, Murat Kaya, Ali İnci, Ertuğrul Kocacık, MHP Milletvekili Muhammed Levent Bülbül, AK Parti MKYK Üyesi Abdurrahman Akyüz, AK Parti İl Başkanı Yunus Tever, MHP İl Başkanı Oğuz Alkaş, Sakarya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hamza Al, Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Sarıbıyık,  Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Akgün Altuğ, Sakarya Ticaret Borsası Başkanı Mustafa Genç, il müdürleri, kaymakamlar, ilçe belediye başkanları, siyasi partilerin il başkanları ve teşkilat başkanları, medya temsilcileri, STK temsilcileri, muhtarlar ve vatandaşlar katılım sağladı.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d4e01c72a27-1775558684.jpg" alt="" width="700" height="396" /></p>
<p>Başkan Alemdar, toplantıda yaptığı konuşmada, insan odaklı, sosyal belediyecilik faaliyetleri ve şehrin gelecek yüzyılına yön verecek projeleri hayata geçirmeye devam ettiklerini söyledi.</p>
<p>Alemdar, yaptığı sunumda bakıma muhtaç yaşlıların yuvası olacak 43 bin metrekare alan üzerinde Darülaceze Kampüsü projesini inşa edeceklerini açıkladı.</p>
<p><strong>Sakarya Fuar, Kongre ve Konser Merkezi</strong></p>
<p>Ayrıca şehrin en büyük ihtiyaçları arasında yer alan ve ihracatta 7'nci sırada yer alan şehre Sakarya Fuar, Kongre ve Konser Merkezi'ni kazandıracaklarını ve 659 dönümlük arazinin bu proje için değerlendirileceğini söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d4e0b97f90d-1775558841.jpg" alt="" width="700" height="395" /></p>
<p>Sapanca Meydanı ve Yeraltı Otoparkında çalışmaların yeniden başladığı bilgisini veren Alemdar, şöyle devam etti: “Pamukova Meydan da çalışmalar kısa bir süre sonra başlıyor. Her ilçemize yeşil alanlar kazandırıyoruz. Karapürçek Mesire alanı ihalemiz bitti projemize yakında başlayacağız. Sapanca Gölü'nü korumak adına Ballıkaya Barajı’ndan Hızırilyas Su Dağıtımı Merkezi'ne suyu kısa süre içerisinde akıtacağız. Çamdağı Barajı’nda zemin etütlerimiz tamamlandı. Yatırım bedeli 3,5 milyar TL olan proje artık bakanlığımızın gündeminde. Barajımız ile kuzey bölgesindeki ilçelerimizin içme suyunu garanti altına alacağız. Sapanca Gölü çevresini de vatandaşlarımızın kullanımına açmak için Sapanca Park projesini başlattık. Göl kıyısındaki 8 kilometrelik güzergâhta çalışmalarımız bitmek üzere. Tığcılar Kentsel Dönüşüm Projesi 1. etabıyla yeşil, sosyal ve güvenli bir alan oluşturacağız. Yüzde 80 uzlaşma sağladık. 2. ve 3. etap ile dönüşüm hızla sürecek. Esnafımıza ve şehrimize katkı sunması için 2 bin 500 işyerinin yer aldığı sanayi dönüşümü projemizi tamamladık. Esnafımız ile görüşmeler yaparak daha yaşanabilir dirençli bir Sakarya'yı oluşturacağız. 34 yeni ulaşım aracıyla filoyu güçlendirerek himayemize kattık. 19.5 kilometrelik bir güzergâh ile Metrobüs sistemini 6 aylık bir süreçte hizmete geçirdik. ADARAY’ı Pamukova, Karasu, Sapanca ve yeni açıkladığımız Hendek rayları ile entegre edeceğiz. Karasu Kıyı Park Projesi ile Karasu turizmine katkı sağladık. Deprem kuşağında bulunan bölgemize eğitim merkezi ve tatbikat merkezi kazandırdık. 530 araçlı Kapalı Otopark ile hastaneler bölgesindeki paklanma soruna çare olduk. 2 bin çiftçinin toprak numunesini yaparak çiftçilerimize destek olduk.  Kahverengi Kokarca sorununa TUTSAK ile çare bulduk. Üniversite ile formül geliştirerek çiftçilerimizi bilgilendirdik, uygulamasını yaptık. 24 Nisan’da Adapazarı-Serdivan Tramvay Hattının yapım ihalesini yapıyoruz. 7 bin 500 metrekarelik Bilim Merkezi ve 1 milyon kitaplık şehir kütüphanesi inşaatları tamamlanmak üzere. Şehre yeni bir müze kazandıracağız. Yeni belediye binası ile 30 bin metrekarede daha güzel bir hizmet sunacağız. AFA Kültür Merkezi’ni yeniden şehrimize kazandırıyoruz. TOKİ iş birliği ile hayata geçireceğiz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baskan-alemdar-sakaryada-tarihe-gecen-en-buyuk-yatirim-donemini-baslattik-76470</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/7/0/1280x720/baskan-alemdar-sakaryada-tarihe-gecen-en-buyuk-yatirim-donemini-baslattik-1775558888.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Alemdar, &quot;Umutla, güvenle, ayrıştırmadan, ötekileştirmeden bir arada olan Sakarya için &#039;ben&#039; değil &#039;biz&#039; diyoruz. 1 milyon 180 bin vatandaşımız için yola çıktık. Bu şehir hiçbir kesimin ya da grubun değil, yarınlarımız için emek veren herkesin şehri. Her bir metrekaresi için hayal kurmaya, gayretle çalışarak geleceğin Sakarya&#039;sını inşa etmeye devam edeceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yas-meyve-sebzede-hedef-yeni-pazarlarda-kalici-buyume-76448</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 09:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yaş meyve-sebzede hedef yeni pazarlarda kalıcı büyüme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Türk yaş meyve ve sebze sektörü, küresel talepteki daralma ve iklim değişikliğinin üretim üzerindeki etkilerine rağmen ihracattaki varlığını sürdürmeye devam ediyor. Kuraklık, ani don olayları ve düzensiz yağışlar üretim planlamasını zorlaştırırken; işçilik, enerji ve lojistik maliyetlerindeki yükseliş ihracatçının rekabet gücünü baskılıyor.</p>
<p>Uludağ Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği (UYMSİB) Başkanı Prof. Dr. Senih Yazgan, 2025 yılının sektör açısından zorlu geçtiğini ancak güçlü üretim altyapısı sayesinde ihracat performansının korunduğunu söyledi. Tarımda üretim planlamasındaki eksikliğin sektörün temel yapısal sorunlarından biri olduğunu belirten Yazgan, baskılanmış döviz kuru ile yükselen girdi maliyetlerinin fiyat rekabetini zorlaştırdığını ifade etti. Özellikle işçilik maliyetlerindeki artışın ihracatçı firmalar üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu dile getiren Yazgan, yüksek potansiyel taşıyan pazarlara girişte teknik süreçlerin yavaş ilerlemesinin de büyümeyi sınırladığını kaydetti. Uzak Doğu başta olmak üzere birçok ülkeyle zirai karantina protokollerinin henüz tamamlanmadığını belirten Yazgan, bu süreçlerin sonuçlanması halinde Türkiye’nin mevcut ürün çeşitliliğiyle ihracatını çok daha hızlı artırabilecek kapasitede olduğunu söyledi.</p>
<h2>Avrupa’da tarife dışı engeller ihracatı zorluyor</h2>
<p>Türk yaş meyve-sebze ihracatının bazı pazarlarda teknik engellerle karşı karşıya kaldığını ifade eden Yazgan, özellikle Almanya ve Avusturya pazarlarında yaşanan uygulamalara dikkat çekti. 2025 sezonunda bazı sevkiyatların bilimsel temelden uzak fiziksel analizlerle “renk bozulması” gerekçesiyle bloke edildiğini belirten Yazgan, doğal üretim koşullarında yetiştirilen ürünlerin bu gerekçelerle durdurulmasının hem ticareti hem üretici gelirini olumsuz etkilediğini söyledi. Bu nedenle ihracat yapılan ülkelerle bilimsel temelli denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Yazgan, ürün bazlı gıda kodeksleri üzerinden daha etkin diplomatik temas kurulmasının zorunlu hale geldiğini kaydetti.</p>
<h2>Yeni rota: Uzak Doğu, Hindistan ve Körfez pazarları</h2>
<p>Önümüzdeki dönemde Avrupa’daki mevcut konumu korurken yeni pazarlarda kalıcı büyüme hedeflediklerini belirten Yazgan, Rusya’da yeniden ivme kazanmayı; Hindistan, Malezya, Singapur ve Çin gibi pazarlarda ise yeni ihracat kanalları oluşturmayı amaçladıklarını söyledi. Bu stratejinin yalnızca pazar çeşitlendirmesinden ibaret olmadığını belirten Yazgan, lojistik maliyetleri azaltacak yatırımlar, güçlü soğuk zincir altyapısı ve ürün kayıplarını azaltan modern sistemlerin de öncelikler arasında yer aldığını ifade etti. Bursa Siyah İnciri’nin uluslararası pazarda stratejik değer taşıdığını vurgulayan Yazgan, ürünün hem ticari hem de tarımsal itibar açısından özel bir konumda bulunduğunu dile getirdi.</p>
<h2>“Tarımda öngörülebilirlik artık zorunlu”</h2>
<p>Tarım sektöründe kalıcı başarının öngörülebilir politikalarla mümkün olacağını vurgulayan Yazgan, ani ihracat yasakları ve öngörülemeyen düzenlemelerin yıllar içinde kurulan ticari ilişkileri zedelediğini söyledi. Karar alma süreçlerinde sektörle daha güçlü istişare mekanizmaları kurulmasının önemine dikkat çeken Yazgan, kısa, orta ve uzun vadeli üretim planlamasının ertelenemez hale geldiğini ifade etti. Yeni dönemde iklim dostu üretim, karbon ayak izini azaltan lojistik modelleri, organik üretim ve sertifikalı tarım uygulamalarıyla Türk yaş meyve-sebze sektörünün dünya pazarlarında daha güçlü bir konuma geleceğini belirten Yazgan, Bursa merkezli ürünlerin küresel marka değerini artırmayı sürdüreceklerini söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yas-meyve-sebzede-hedef-yeni-pazarlarda-kalici-buyume-76448</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/8/1280x720/senih-yazgan-1775545565.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uludağ Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Prof. Dr. Senih Yazgan, iklim krizi, maliyet artışları ve pazarlardaki teknik engellere rağmen sektörün ihracat gücünü koruduğunu belirterek, karantina protokollerinin tamamlanmasıyla Türkiye’nin çok daha hızlı büyüyebileceğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/otomotiv-ihracati-martta-eksi-yazdi-76447</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 09:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otomotiv ihracatı martta eksi yazdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) verilerine göre, Türkiye ihracatının lideri otomotiv endüstrisinin mart ayı ihracatı yüzde 6,3 düşüşe rağmen Türkiye ihracatında birinci sıradaki yerini korudu. Geçen ay 3 milyar 293 milyon dolarlık ihracata imza atan sektörün ülke ihracatından aldığı pay da yüzde 16,9 oldu. Mart ayında binek otomobiller ihracatı yüzde 20 azalırken, otobüs minibüs midibüs ihracatı yüzde 10 arttı. İspanya’ya yüzde 23, Slovenya’ya yüzde 16, Polonya’ya yüzde 20 ihracat düşüşü dikkat çekti. Yılın ilk üç ayında otomotiv endüstrisi ihracatı yüzde 4,3 artmış ve 9 milyar 896 milyon dolar olarak gerçekleşti. OİB Yönetim Kurulu Başkanı Baran Çelik, “Otomotiv endüstrisi olarak martta yaşadığımız kısmi daralmaya rağmen ülke ihracatındaki liderliğimizi ve stratejik önemimizi korumaya devam ediyoruz. Binek otomobillerdeki düşüşe karşılık Otobüs ve Minibüs grubundaki yüzde 10’luk artış, ürün çeşitliliğimizin küresel pazardaki rekabet gücünü ve esnekliğini bir kez daha kanıtladı. Bu yıl sonundaki sürdürülebilir ihracat hedeflerimize kararlılıkla ilerliyoruz” dedi. </p>
<h2><strong>Tedarik endüstrisi 1,3 milyar dolar oldu</strong></h2>
<p>Martta en büyük ürün grubu olan tedarik endüstrisi ihracatı geçen senenin aynı dönemine göre hemen hemen aynı kalarak 1 milyar 318 milyon dolar oldu. Martta binek otomobillerde en fazla ihracat yapılan ülke olan Fransa’ya ihracat yüzde 18 azaldı. İspanya’ya yüzde 30, Slovenya’ya yüzde 19, Birleşik Krallık’a yüzde 21, Polonya’ya yüzde 49, Belçika’ya yüzde 32 ihracat düşüşü yaşandı. Martta en fazla ihracat yapılan ülke olan Almanya yüzde 6 düşüşle 525 milyon dolarlık ihracat yapıldı. İkinci büyük pazar Fransa’ya yüzde 1 düşüşle 456 milyon dolarlık ihracat yapılırken, İtalya’ya yönelik ihracat ise yüzde 8 arttı. Martta yüzde 74’lük pay ile en büyük pazar olarak Avrupa Birliği ülkelerine yüzde 6 azalışla 2 milyar 440 milyon dolar ihracat yapıldı. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/otomotiv-ihracati-martta-eksi-yazdi-76447</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/7/1280x720/otomotivden-subat-ayinda-guclu-performans-1772695576.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OİB verilerine göre Türkiye otomotiv endüstrisinin mart ayı ihracatı yüzde 6,3 düşüşe rağmen Türkiye ihracatında birinci sıradaki yerini korudu. Geçen ay 3 milyar 293 milyon dolarlık ihracata imza atan sektörün ülke ihracatından aldığı pay da yüzde 16,9 oldu. Bu yılın ocak-mart döneminde otomotiv endüstrisi ihracatı yüzde 4,3 artarak 9 milyar 896 milyon dolar oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/secmen-rasyonalitesi-76437</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 08:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Seçmen rasyonalitesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sonradan bakarak olanları rasyonalize etmek insan tabiatı gereğidir ve hayli kolaydır. Ancak tarihte o anda görülmesi zor hadiseler vardır. Örneğin 1980 seçimlerinde son iki güne kadar Carter ve Reagan anketlerde başa baş görünüyordu. Son günlerde Carter 10 puan geriye düştü. Gallup 11 gün kala Carter’ı 3 puan önde gösteriyordu. Seçim sonrası kamuoyu ölçerlerin bu kadar yanılması tartışıldı ve anket yapan kuruluşlar çok itibar kaybettiler. ‘Kaçınılmazdı’ denebilir ama bir de şu var: Seçim günü Tahran rehine krizinin birinci yıldönümüydü ve rehineler hala kurtarılamamıştı. Bir hafta boyunca medya bu konuyu işledi. Öyle ki Carter’ın 13 ay önce 1979 Ekim ayında jogging yarken yığılmasının görüntüleriyle Nisan 1980’de İran’da rehine kurtarma görevinde çöle çakılan helikopter görüntüleri yan yana kondu. Seçmen günler süren bu kampanyanın sonunda “biz bu kadar zayıf bir ülke miyiz” ve “bizim başkanımız bu kadar sağlıksız mı olmalı” sorularını birbirine bağladı, “zayıf” Carter’la “zayıf bir ülke” olunduğuna karar verdi ve bir anda saf değiştirdi. Alternatif açıklama araştırma şirketlerinin tam olarak yanıldığı, Reagan’ın baştan beri önde gittiği olabilir. Reagan kampanyasının başarılı geçtiği açık olmakla beraber Carter’ın kullandığı temalar –klasik refah ve sağlık sistemi sorunları, Reagan’ın arz yanlı iktisadının zengin taraftarı politika olarak eleştirisi, savunma harcamalarını artırma vaadinin eleştirisi- bu kadar mı etkisizleşmişti bilinmez. O günlerde ABD’de yaşayanlar belki cevap verebilirler. Sonuçta Vietnam savaşı sarsıntısı artık geride kalıyordu ve had safhada milliyetçi bir halk olan Amerikalılar Reagan’ın yeniden güçlü Amerika söylemine inandılar. </p>
<p>Bu olaya nasıl bakmalı? Veya en azından 2016 yılında bir sürprize benzeyen Trump vakasını nasıl görmeli? Eğitimli seçmenlerin davranışları bile ‘düşük yoğunluklu rasyonalite’ veya ‘düşük enformasyonlu rasyonaliteye’ dayalı olabilir. Bu niteleme ekonomik motifle oy vermek veya ideolojik motifle oy vermek ayrımından farklıdır. Her ikisi de düşük yoğunluklu olabilir. Elbette ideoloji veya örgüt enformasyon toplarken de karar verirken de kısa devre işlevi görür. Zamandan ve çabadan tasarruf sağlar. Seçmen kendine göre bir akıl yürütme süreci yaşar ama bu sürecin basit ve kısa olmasını tercih eder. Aslında bu tuhaf bulunabilir çünkü aynı seçmen oy vermenin kamusal bir mesele olduğunu bilir. Kamusal derken seçmen hem “ben” der hem de “biz” der. Bu “biz” etnik grup, sınıf, dini aidiyet grubu vs. olabilir. Herhangi bir aidiyetin “gerçek” diğerlerinin “yanlış bilinç” olduğunu söylemek ancak köşeli bir inanç sistematiğiyle veya fazlasıyla içselleştirilmiş, deontolojikleşmiş bir teorik konumdan bakarak söylenebilir. Mesela 2012 seçimleri öncesi Amerikan Demokrat seçmenin bir kısmının ‘tarihsel işçi sınıfı (nostaljisi) ve ona dayalı sosyal demokrat solculukla’ oy verdiği doğruysa özellikle 2016 sonrası bambaşka nedenlerle oy verdiği, hatta oyunu değiştirdiği de doğrudur ve gayet gerçektir. Mesela göçmenleri Martha’s Vineyard’a gönderen Florida valisi Ron DeSantis’in eyalette Kübalı göçmenler dışında kalan beyaz olmayan nüfustan en çok oy alan Cumhuriyetçi olması böyle bir şeydir.</p>
<p>Seçimin bir şekilde kamusal niteliği ve gelecekteki birkaç yılı etkileyecek olduğunun bilinmesine rağmen düşük enformasyonlu rasyonalite seçmenin fazla uğraşmayacağı anlamına gelir. Buzdolabı alırken o dükkândan bu dükkâna gezen veya internette alışveriş yaparken saatlerini harcayan kişiler bir tartışma programını izlemeye tahammül edemeyebilirler. Çoğunluk program, öneri, politikalar, ekonominin incelikleri vb. meseleler hakkında bilgilendirilmek dahi istemez. Kimse on sayfalık bir bildirgeyi okumaz. Büyük çoğunluk parlamenter demokrasi falan dinlemez, doğrudan adayları karşılaştırır ve kişilerden politikalara giden bir kısa yol arar. Trump bu kişiselleşmenin uç örneklerindendir.</p>
<p>Ancak tehlikeli bir örnektir. Trump yaptıklarıyla da söyledikleriyle de hukuk sistemini altüst etmeyi denemiş ve uluslararası hukuktan önce ABD’de Anayasa Mahkemesine (SCOTUS) duyulan güvenin sarsılmasına katkıda bulunmuştur. ABD demokrasisinin sallanmasının bir nedeni de zaten Kongre ve yönetimin yanında daha zayıf bir üçüncü güç olarak tasarlanmış (Federalist 78) olan SCOTUS’un halk tarafından giderek ideolojik lenslerle görülmesidir. SCOTUS Kongre ve Yönetim arasında eşit bir üçüncü güç zaten değildi ama zaman zaman kendisine alan açılmış ve tarafsız olarak algılandığı ölçüde bir kontrol mekanizması oluşturmuştu. Son yıllarda ABD’de herkesin yüksek mahkemeden bekledikleri de mahkemenin kararlarına bakışı da farklılaştı ve bir güven sorunu oluştu. Amerika daha demokratik veya daha dengede iken de dışarıya karşı emperyal bir güçtü. Ancak içeride dengeyi kaybederken dışarıda da öngörülemez bir tehdide dönüştüğünü yaşayarak görüyoruz. Bu işi tekrar rayına oturtmak kongrenin işidir ama aynı zamanda iki büyük parti arasında bir denge gözettiğine herkesin inandığı bir yüksek mahkemeye de gereksinim var. Seçmen kitlesi birden değişmeyeceğine göre demokratların ve giderek çok kalabalık hale gelen bağımsızların seçimi (demokratlara) kazandıracak kısa devrelere ihtiyaçları olacak.  </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/secmen-rasyonalitesi-76437</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Seçmen rasyonalitesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gencler-bir-ulkenin-gelecegidir-76436</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 08:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gençler bir ülkenin geleceğidir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Hintli gençler Alman ekonomisinde</strong></p>
<p>“Freiburg Esnaf Odası”na ( The Freiburg Chamber of Skilled Crafts), Hindistan’daki bir insan kaynakları şirketinden mektup gelmiş.”Meslek eğitimi almak isteyen, hevesli birçok genç insanımız var. Acaba ilgilenir misiniz?” Söz konusu Oda, duvarcı ustasından marangoza, kasaba ve fırıncıya kadar usta işçileri ve işverenleri temsil eden bir kuruluşmuş. Mektup da tam zamanında gelmiş. Mektup geldiği zaman bu odanın bir çalışanı olan Handrick von Ungern-Sternberg şöyle konuşmuş: “O sırada eleman arayan ama bulamayan çaresiz işverenler vardı. Bu teklife bir şans verelim dedik”.</p>
<p>Handrick ilk olarak yerel kasaplar loncasına telefon etmiş. Almanya’da kasaplar, küçük aile işletmeleri biçiminde yapılanmış. Kasaplık sektörü Almanya genelinde düşüşte imiş. Şöyle ki: 2002 yılında 19.000 işletme varken bu sayı 2021 yılında 11.000’e düşmüş. Sorun: gençler bu işe girmek istemiyormuş. Bu durum 25 yıldır böyle imiş. Hindistan’dan 13 kişilik ilk kafile 2022 yılında gelmiş. Küçük şehirlerdeki kasaplara çırak olarak yerleştirilmiş. Eğtiimlerinin bir parçası olarak üniversiteye de gidiyorlarmış. Bugün bu sayı 200 olmuş. Bu arada Handrick de işinden ayrılmış, bir insan kaynakları şirketi kurmuş. Hindistan’daki şirket ile işbirliği yapmış. </p>
<p>Almanya’da gençler sadece kasaplığa değil, diğer sektörlerdeki ustalık işlerine de ilgi göstermiyormuş. Bir de bunun yanında Almanya’nın nüfus sorunu varmış. Doğum oranları düşmüş; emekli olanların yerine aynı sayıda genç işgücü piyasasına girmiyormuş. Yapılan bir araştırmaya göre ülkeye her yıl 288.000 yabancı işçinin girmesi gerekiyormuş. Aksi takdirde çalışan nüfus oranı 2040 yılında %10 azalacakmış. Bunu bilen Almanlar Hindistan’ın genç nüfusuna kapıyı açmış. İki ülke aralarında bir anlaşma (Migration and Mobility Partnership Agreement) yapılmış. Almanya, Hindistan’a tanıdığı yabancı usta işçi kotasını 2024’de yılda 90.000’e çıkarmış.                   </p>
<p><strong>Gençler neden bu işleri tercih etmiyor?</strong></p>
<p>Yukardaki bilgileri BBC’nin bir haberinden (https://www.bbc.com/news/articles/c3wlww83yv4o) aktardım. Türkiye’de de Almanya’daki gibi aynı sorunla karşılaşıyoruz. Türkiye, nüfus değişimi konusunda da Almanya’ya yakın konumdadır. Her iki ülkede de toplam doğurganlık hızı, (TDH)nüfusun kendini yenilemesi için gerekli olan 2,1 seviyesinin altındadır.  (Toplam doğurganlık hızı: Bir kadının doğurgan olduğu dönem boyunca ortalama kaç çocuk sahibi olacağını gösteren bir istatistiktir.) Türkiye’nin toplam doğurganlık hızı TDH,  2024 istatistiklerine göre 1.48’dir. Almanya’nın TDH’sı ise 1,40 tür. Bu yazımda gençlerin tercihi konusunu işleyeceğim,  nüfus konusuna girmeyeceğim,</p>
<p>Ekonomide çarkların dönmesi için belli işleri de yapacak kişilere ihtiyaç vardır. Bu işleri yapacak kişilerin yetişmesi gerekir. Eğer gençler bu işleri tercih etmiyorsa bu bir sorundur.  Bir soruna çare bulmak için önce nedenleri bulmak gerekir. Gençlerin bu tür işlere yönelmemesinin çeşitli nedenleri vardır. Bu nedenlerden en belirgin olanlarını şöyle sıralayabiliriz.</p>
<p><strong>1- Statü meselesi</strong></p>
<p>Eskiden halk arasında çok yaygın bir söylem vardı. Ne kadar aranan bir tip olduğunu vurgulamak için evlenme çağındaki kızlar, “Beni, ne mühendisler, ne doktorlar istedi de varmadım” derlerdi. Ama “Beni, ne tesisat ustaları, ne marangozlar istedi de varmadım” diyene rastlamadım. Büyük bir ihtimalle evlenmediği tesisat ustasının mali durumu, evlendiği mühendisten kat kat iyi durumdadır. Ama bu bir statü meselesidir. Ne yazık ki toplumda ustalık, eski loncalar devrindeki kadar yüksek bir statüye sahip değil artık.</p>
<p><strong>2- Eğitim sırasındaki yanlış yönlendirmeler </strong> </p>
<p>Eğitim dünyasında başarı, sadece üniversite olarak görülmektedir. Mesleki eğitim, adeta üniversiteyi beceremeyecek gençlerin gideceği, ikinci sınıf bir seçenek olarak görülmektedir. Bu yanlış anlayış bazı öğretmenlerde ve velilerde de yaygındır. Üniversite seçimlerinde bile bazen çok yanlış yönlendirmeler yapılmaktadır. Örneğin, lisede bazı öğretmenlerden şunu çok duymuşumdur: “İyi öğrenci idi, ama yazık Teknik Üniversite sınavını kazanamadı, tıbba girdi.”</p>
<p> <strong>3-</strong> <strong>Çalışma koşulları</strong></p>
<p>Zanaatçıların çalışma ortamları, klimalı, kapalı ofisler yerine şantiyeler ve atölyelerdir. Daha kötüdür diyemeyeceğim. Kapalı ofis ortamına hapsedilmek yerine açık havada çalışmak da bir ayrıcalıktır. Ama bu bir tercih meselesidir.</p>
<p><strong>4- Meslekleri tanımama</strong></p>
<p>Gençler meslekleri tanımıyor. Ya da yanlış tanıyorlar. Zanaatçıların işinin isin pasın içinde, çok yorucu, aynı zamanda getirisi çok az işler olarak görebiliyorlar. Teknolojinin zanaat işine de girdiğinin farkında değiller. Seçtikleri zanaat dalında gelişirlerse kendilerini ne tip bir istikbal beklediğini, ne kazanacaklarını bilmiyorlar.</p>
<p><strong>5- Kişilik uyumsuzluğu</strong></p>
<p>Gençlerin çoğu ortak çalışmaya dayalı, esnek zamanlı ve teknolojiye dayalı işlerde çalışmak istiyor. Halbuki zanaat işi genelde yalnız çalışmaya dayalı, katı çalışma kuralları olan ve teknolojiyi yavaş benimseyen bir iş olabiliyor. Bu nedenle zanaat işi kişiliklerine uymayabiliyor.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Dünya ne kadar değişse de işler ne kadar otomasyona dönüşse de zanaatçılara hep ihtiyaç olacaktır. Ama gençlerin bu mesleklere yönelmemesi büyük bir sorundur; arzda eksiklik yaratır. Ayrıca herkesi üniversitelere yöneltmek ve yetersiz eğitimle yeteneksiz ama diploması olan üniversiteli bir işsiz ordusu yaratmak ülke için büyük ekonomik kayıptır. Gençleri bu zanaat işlerine girmeye de teşvik edecek girişimlere ağırlık vermek gerekir. Bu konuda okullarda danışmanlık hizmetleri genişletilmeli, öğretmenler de eğitilmelidir. Endüstri de bu girişimlere destek vermelidir. Ancak gençlerin meslek edinmeleri için eğitilmeleri devletin sıkı denetiminde olmalı, çıraklık eğitimleri ucuz işçilik sömürüsüne dönüştürülmemelidir.</p>
<p>Türkiye nüfus açısından kendini yenilemiyor, hızla yaşlanıyor. Bu nedenle genç insan kaynağını değerlendirmede çok daha akıllıca davranmamız gerekmektedir.</p>
<p>Gençler, bir ülkenin geleceğidir.     </p>
<p>      </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gencler-bir-ulkenin-gelecegidir-76436</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gençler bir ülkenin geleceğidir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enerji-savaslarinin-golgesinde-madencilik-cevre-ve-turkiyenin-stratejik-yol-ayrimi-76435</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 08:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerji savaşlarının gölgesinde madencilik, çevre ve Türkiye’nin stratejik yol ayrımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Önümüzdeki 30-40 yıllık geçiş döneminde dünya, yenilenebilir enerjiye yönelse bile; petrol, doğalgaz ve kömür kullanımını tamamen terk edemeyecektir. Bu nedenle enerji çağında en güçlü aktör; en fazla rezerve sahip olan değil, rezervi, üretimi, taşımayı ve fiyatlamayı birlikte yönetebilen aktördür.</strong></p>
<p>Yakın coğrafyamızda yaşanan gelişmeler, enerji meselesinin artık yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda jeopolitik, güvenlik ve ulusal egemenlik boyutları olan çok katmanlı bir konu olduğunu bir kez daha göstermektedir. ABD–İsrail–İran hattında yükselen gerilim, Hürmüz Boğazı çevresinde artan riskler, Venezuela üzerindeki baskılar ve Rusya-Ukrayna savaşı gibi örnekler; görünürde demokrasi, güvenlik, insan hakları ya da nükleer tehdit başlıkları üzerinden tartışılsa da, arka planda çok daha temel bir mücadelenin yaşandığını göstermektedir.</p>
<p>Bu mücadele; petrol, doğalgaz, kömür ve kritik madenler gibi ömrü sınırlı fosil kaynakların, yeni enerji teknolojileri tam anlamıyla devreye girinceye kadar kim tarafından, hangi fiyatla, hangi güvenlik düzeni içinde üretileceği ve kontrol edileceği sorusunun mücadelesidir.</p>
<p>Bugün Venezuela’ya yönelik baskılar ile İran çevresinde oluşan askeri ve diplomatik gerilimler birbirinden bağımsız değildir. Her iki bölge de dünyanın en büyük petrol ve doğalgaz rezervlerine sahip alanları arasında yer almakta; dolayısıyla enerji arz güvenliği açısından küresel güçlerin doğrudan ilgi alanına girmektedir.</p>
<p>Önümüzdeki 30-40 yıllık geçiş döneminde dünya, yenilenebilir enerjiye yönelse bile; petrol, doğalgaz ve kömür kullanımını tamamen terk edemeyecektir. Bu nedenle enerji çağında en güçlü aktör; en fazla rezerve sahip olan değil, rezervi, üretimi, taşımayı ve fiyatlamayı birlikte yönetebilen aktördür.</p>
<p><strong>Kömür yeniden önem kazanıyor</strong></p>
<p>Özellikle yeni nesil enerji teknolojilerinin yaygınlaşması için gerekli olan lityum, kobalt, nikel, bakır, nadir toprak elementleri ve grafit gibi stratejik hammaddeler düşünüldüğünde, madencilik önümüzdeki dönemde daha da kritik hale gelecektir.</p>
<p>Dolayısıyla enerji dönüşümü olarak ifade edilen süreç, gerçekte yalnızca petrol ve doğalgazdan uzaklaşma değil; aynı zamanda yeni maden bağımlılıklarının ortaya çıkması anlamına gelmektedir.</p>
<p>Bu tablo içerisinde kömür de yeniden önem kazanmaktadır. Her ne kadar küresel ölçekte kömür karşıtı politikalar güçlenmiş olsa da, enerji arzında yaşanan kırılganlıklar ve elektrik kesintileri, kömürün hâlâ vazgeçilemeyen bir baz yük kaynağı olduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p>Türkiye açısından bu tablo çok daha kritik bir anlam taşımaktadır. Enerjide dışa bağımlı bir ülke olarak Türkiye’nin petrol, doğalgaz ve kritik mineral tedarikinde yaşanacak her kırılganlıktan doğrudan etkilenmesi kaçınılmazdır.</p>
<p>Bu nedenle Türkiye için yerli kaynakların etkin, planlı ve sürdürülebilir kullanımı artık bir tercih değil; stratejik bir zorunluluktur. Yerli kömür, yerli doğalgaz, jeotermal, hidroelektrik, güneş, rüzgâr ve nükleer enerji yatırımları birlikte düşünülmeli; aynı zamanda bunların ihtiyaç duyduğu madenler de güvenli biçimde üretilmelidir.</p>
<p>Burada temel mesele, madencilik ile çevreyi birbirine karşıt iki alan gibi göstermek değildir. Çünkü bu yaklaşım, ülkenin gerçek ihtiyaçlarını göz ardı eden, duygusal ve popülist bir zemine savrulmaktadır.</p>
<p>Sorun, madenciliğin yapılıp yapılmaması değil; nasıl yapılacağıdır.</p>
<p>Nitekim geçmişte yaşanan olumsuz örnekler, denetimsiz uygulamalar ve çevreye zarar veren bazı faaliyetler nedeniyle toplumda oluşan “vahşi madencilik” algısı, bugün hâlâ bazı tartışmaların merkezinde yer almaktadır.</p>
<p>Ancak günümüzde uluslararası standartlar, çevresel etki değerlendirme süreçleri, rehabilitasyon yükümlülükleri, su ve toprak izleme sistemleri, toz ve titreşim kontrolü, atık yönetimi ve biyolojik çeşitliliğin korunmasına yönelik uygulamalar, madenciliği geçmişten çok daha farklı bir noktaya taşımıştır.</p>
<p><strong>Çok paydaşlı sorumluluk ve ortak </strong><strong>çözüm kültürü kritik önemde</strong></p>
<p>Bugün bir maden sahasının başarısı yalnızca ürettiği tonajla değil; çevresel etkilerini ne ölçüde yönettiği, faaliyetten sonra alanı doğaya nasıl geri kazandırdığı, yerel halk ile nasıl iletişim kurduğu ve sosyal kabulü nasıl sağladığı ile ölçülmektedir.</p>
<p>Türkiye’de son yıllarda zeytinlikler, orman alanları, su kaynakları ve madencilik faaliyetleri üzerinden yürütülen tartışmalar da bu çerçevede değerlendirilmelidir.</p>
<p>Çünkü yer altı zenginlikleri ile yer üstü değerlerini birbirine düşman göstermek, Türkiye’nin kalkınma ihtiyacına da çevresel hedeflerine de zarar verir. Oysa doğru planlama ile hem üretmek hem korumak mümkündür.</p>
<p>Bu noktada çok paydaşlı sorumluluk ve ortak çözüm kültürü kritik önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>Doğa ile üretim, çevre ile </strong><strong>madencilik rakip değildir</strong></p>
<p>Kamu, karar alma süreçlerini bilim temelli, şeffaf ve öngörülebilir biçimde yürütmelidir. Özel sektör, yalnızca ekonomik kazanca odaklanmamalı; çevresel ve sosyal etkileri de yönetmelidir. Akademi, teknik verileri toplumun anlayabileceği bir dile dönüştürmeli; kamuoyunu bilimsel verilerle yönlendirmelidir.</p>
<p>Sivil toplum kuruluşları, ideolojik pozisyonlar yerine çözüm odaklı katkılar sunmalıdır. Yerel halk ise süreçlerin dışında bırakılmamalı; kararların gerçek paydaşı haline getirilmelidir.</p>
<p>Sonuç olarak; Venezuela’dan İran’a, Hürmüz’den Karadeniz’e, nadir toprak elementlerinden kömüre kadar uzanan yeni enerji jeopolitiği, bize çok net bir gerçeği göstermektedir: Doğa ile üretim, çevre ile madencilik, enerji ile kalkınma birbirine rakip değil; doğru yönetildiğinde birbirini tamamlayan alanlardır.</p>
<p>Türkiye’nin başarısı da bu dengeyi ne kadar akılcı, bilimsel ve sürdürülebilir biçimde kurabildiği ile ölçülecektir.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enerji-savaslarinin-golgesinde-madencilik-cevre-ve-turkiyenin-stratejik-yol-ayrimi-76435</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji savaşlarının gölgesinde madencilik, çevre ve Türkiye’nin stratejik yol ayrımı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/enflasyon-yuzde-77ye-dunya-resesyona-76433</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 08:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyon yüzde 7,7’ye, dünya resesyona!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69d4970dca966-1775539981.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>İran’da savaşın uzaması ihtimali küresel ekonomi için yeni bir şok dalgası anlamına geliyor. Oxford Economics’in hazırladığı senaryoya göre, Ortadoğu’da enerji üretimi ve sevkiyatın uzun süre aksaması halinde petrol fiyatları sert yükselirken, dünya ekonomisi aynı anda hem yüksek enflasyon hem de daralmayla karşı karşıya kalabilir.</p>
<p>Rapora göre en kritik kırılma noktası Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek uzun süreli kapanma. Bu durumda küresel petrol arzı günlük yaklaşık 20 milyon varil azalırken, piyasada ciddi bir arz açığı oluşuyor. Bu şokla birlikte Brent petrol fiyatlarının 190 dolara kadar yükselmesi bekleniyor. Dizel ve jet yakıtı gibi rafine ürünlerde ise artışın daha da sert olacağı öngörülüyor.</p>
<p>Enerji fiyatlarındaki bu sıçrama, sadece akaryakıt maliyetlerini değil, üretimden taşımacılığa kadar tüm ekonomik faaliyetleri zincirleme etkiliyor. Küresel petrol tüketiminin büyük bölümünün ulaştırma kaynaklı olması, özellikle dizelin lojistik ve tarım için kritik rolü nedeniyle ekonomik darbenin çok daha geniş bir alana yayılmasına yol açıyor. Raporda yılın ikinci yarısında fiziki yakıt kısıtlamalarının bile gündeme gelebileceği belirtiliyor.</p>
<p>Bu tablo, küresel enflasyonda yeniden sert bir yükseliş riskini beraberinde getiriyor. Statista verilerine göre, 2024’te yüzde 5,8 olan ve 2025’te yüzde 4,2’ye gerilemesi beklenen küresel enflasyonun, bu senaryoda yeniden yüzde 7,7 ile 2022 seviyesine yaklaşabileceği hesaplanıyor. Ancak bu kez 2022’deki gibi büyümenin sürdüğü bir dönemden farklı olarak, fiyat artışlarına ekonomik daralma eşlik ediyor.</p>
<h2>Büyümede senkronize daralma </h2>
<p>Oxford Economics’e göre bu kötümser senaryoda, küresel büyüme 2026’da belirgin şekilde yavaşlayarak yüzde 1,4’e geriliyor. ABD ve Avrupa başta olmak üzere birçok gelişmiş ekonomi resesyona girerken, Çin’de büyüme yüzde 3,4’e kadar düşüyor. Bu tablo, pandemi ve küresel finans krizinin ardından son 40 yılın en senkronize daralmalarından biri olarak değerlendiriliyor.</p>
<h2>Stagfasyon döngüsüne dönüşebilir </h2>
<p>Raporda en dikkat çekici risklerden biri de enflasyon beklentilerinin kalıcı olarak bozulma ihtimali. Henüz bu senaryo gerçekleşmiş değil. Ancak rapor, böyle bir tabloya yol açabilecek dinamiklerin halihazırda devrede olduğuna dikkat çekiyor. Küresel ekonomi için risk, sadece enerji fiyatlarının yükselmesi değil; bu artışın büyümeyi de aşağı çektiği bir “stagflasyon” döngüsüne dönüşmesi.</p>
<h2>Merkez Bankaları ayrışmaya başlayabilir </h2>
<p>Merkez bankaları açısından ise tablo oldukça karmaşık. Avrupa Merkez Bankası ve İngiltere Merkez Bankası’nın enflasyonla mücadele için faiz artırımlarına yönelmesi beklenirken, ABD Merkez Bankası’nın artan işsizlik nedeniyle faiz indirimine gitmesi öngörülüyor. Bu ayrışma, küresel piyasalarda yeni dalgalanmaların önünü açabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Cehennem” uyarısı gölgesinde barış planı görüşülüyor</span></h2>
<p>ABD ile İran arasında beş haftadır süren çatışmayı sona erdirmek için diplomasi trafiği hızlanırken, Washington yönetimi anlaşma için Salı gününü kritik eşik olarak belirledi. ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını içeren bir uzlaşı sağlanmaması halinde İran’a yönelik saldırıların genişletileceği uyarısında bulundu. Kaynaklara göre Pakistan arabuluculuğunda şekillenen plan, önce ateşkes, ardından 15- 20 gün içinde kapsamlı anlaşmayı öngörüyor. Ancak Tahran, boğazın derhal açılmasını reddederken, ABD’nin kalıcı ateşkese hazır olmadığını savunuyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/enflasyon-yuzde-77ye-dunya-resesyona-76433</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/3/1280x720/enflasyon-dunya-kuresel-ekonomi-1775540228.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savaş uzarsa küresel ekonomiyi bekleyen kötümser senaryolar artıyor. Oxford Economics’e göre İran’da savaşın uzaması petrol fiyatlarını 190 dolara taşırken, dünya ekonomisini aynı anda hem yüksek enflasyon hem de resesyona sürükleyebilir. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
