<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/en-pahali-hata-verimliligi-ertelemek-78693</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 08:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> En pahalı hata: Verimliliği ertelemek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji verimliliği projeleri çoğu işletmede mantıklı bulunur. Fatura düşer, rekabet gücü artar, emisyon azalır… Kâğıt üzerinde herkes aynı noktada buluşur. Buna rağmen projelerin önemli bir kısmı ya gecikir ya da rafa kalkar. Bu gecikmenin bedeli ise çoğu zaman projeyi yapmanın bedelinden daha büyüktür. Bugün sanayide en pahalı hatalardan biri, yanlış proje seçmekten önce doğru projeyi ertelemek haline geldi.</p>
<p><strong>Erteleme maliyeti neden bu kadar büyüdü? </strong></p>
<p>Enerji fiyatları dalgalanıyor, finansman maliyeti yüksek, belirsizlik çok. Bu ortamda, ‘biraz daha bekleyelim’ refleksi anlaşılır. Fakat beklemek, faturanın ve risklerin aynı şekilde beklemesi anlamına gelmiyor. Üretim ve enerji tüketimi devam ediyor, maliyet her gün yazılıyor. Bu yüzden gecikmenin maliyeti birikimli şekilde büyüyor.</p>
<p>Basit bir mantıkla düşünün: Verimlilik projesi size yılda 2 milyon TL tasarruf ettirecekse projeyi bir yıl ertelemek 2 milyon TL tasarrufu daha başlamadan kaybetmek demek. Buna bir de enerji fiyatlarındaki oynaklığı, karbon/ raporlama baskılarını ve rekabetin sertleşmesini ekleyin. Sonuç çok net: Erteleme, görünmez bir fatura üretir.</p>
<p><strong>Peki, neden erteliyoruz? </strong></p>
<p>Yaptığımız çalışmalardan hazırladığımız Türk Sanayisinin Enerji Verimliliği Raporu’ndaki saha bulguları, verimlilik projelerinin hayata geçmesini zorlaştıran engelleri üç başlıkta topluyor: </p>
<p>- Finansman ihtiyacı (%48) </p>
<p>- Projenin inandırıcılığı ve belirsizlik (%28) </p>
<p>- Kötü tecrübelerin izleri (%24) Bu dağılım önemli bir gerçeği gösteriyor: Sorun en az ‘para bulmak’ kadar güven, belirsizlik yönetimi ve geçmiş deneyimlerin bıraktığı iz.</p>
<p><strong>Finansman gerekçesi: Çoğu zaman haklı, çoğu zaman eksik</strong></p>
<p>“Finansman yok” cümlesi birçok işletmede gerçek bir bariyer. Ancak finansman konuşulurken çoğu zaman yalnızca ‘faiz oranı’ kalemine bakılıyor. Oysa sanayicinin asıl sorusu, “Bu proje nakit akışında ne yaratacak” olmalı.</p>
<p>Verimlilik projeleri doğru kurgulandığında, yatırımın geri ödemesi enerji faturasındaki düşüşle gelir. Nakit akışı doğru tasarlanırsa proje bir yük olmaktan çıkıp finansmanını kendi içinde taşıyan bir programa dönüşebilir. Burada kritik olan, tasarrufu ‘beklenen’ olmaktan çıkarıp ‘hesaplanan ve izlenen’ hale getirmek. Bu süreç doğru anlatıldığında ise yeşil kaynaklı finansmana ulaşım kolaylaşıyor. Ayrıca Verimlilik Artırıcı Proje (VAP) desteği gibi mekanizmalar, yatırım tutarını aşağı çekerek geri ödeme süresini kısaltıyor ve erteleme refleksini zayıflatıyor.</p>
<p><strong>İnandırıcılık problemi: Görünmeyen risk korkusu </strong></p>
<p>Proje ertelenmesinin ikinci büyük nedeni, ölçüm ve kabullerle ilgili belirsizlik. İşletmeler, “Sonradan ne çıkar” sorusunu soruyor. Projede görünmeyen risklere dair endişeler, karar alma süresini uzatıyor. Bu noktada çözüm, projeyi teknikten ziyade kanıt diliyle anlatmak ve garantili performansa dayalı sözleşme ile yaptırımlar getirmek. Yani proje öncesi yatırım odaklı enerji etüdüyle mevcut durumu netleştirmek, ölçme-doğrulama yaklaşımını en başta kurgulamak, projeden sonra tasarrufun nasıl hesaplanacağını ve nasıl raporlanacağını baştan tarif etmek. Belirsizlik azaldıkça karar hızlanır.</p>
<p><strong>Kötü tecrübenin maliyeti </strong></p>
<p>Kötü uygulama deneyimi yaşayan işletme, bir sonraki projeye daha temkinli yaklaşır. Bu da verimliliğin yaygınlaşmasını yavaşlatır. Verimlilik kültürü, bir iki kötü deneyim sonucunda riskli alan gibi algılanmaya başlar. İşletmenin kaybı, kötü bir yatırımdan uzun vadeli tecrübe eksikliğine ve yatırım tedirginliğine dönüşür. Bu yüzden projelerin teknik doğruluğu kadar uygulama kalitesi, işletme-bakım kurgusu ve sözleşme disiplininin de iyi tasarlanması gerekir.</p>
<p><strong>Öteleme maliyeti finansman maliyetinden büyüktür </strong></p>
<p>Bugünün enerji dünyasında en kritik kural şudur: Verimlilik projeleri ertelendikçe, kaybedilen tasarruf birikir; bu birikim çoğu zaman finansman maliyetini geçer. Dolayısıyla soru, “Bu projeyi yapalım mı” olmaktan çıkıp, “Bu projeyi ne kadar geciktirebiliriz” noktasına gelir. Yanıt, çoğu işletme için can sıkıcıdır: Gecikme süresi uzadıkça toplam maliyet büyür.</p>
<p><strong>Son söz: Etkin karar, doğru sıralama ve kanıt </strong></p>
<p>Sanayicimizin kanıtlı ve doğru kurgulanmış projeleri doğru sırayla hayata geçirmeye ihtiyacı var. Mükemmel projenin ve en iyi finansal koşulların oluşmasını beklemek sanıldığının aksine zarar ettirir. Finansmanı tek başına tartışmak yerine nakit akışı kurgusunu konuşmak; belirsizliği kabulle değil ölçümle azaltmak; kötü deneyimi kader gibi görmek yerine sözleşme ve uygulama disiplinini güçlendirmek… Bu yüzden bugün en pahalı hata ertelemek; en kârlı karar ise doğru projeyi doğru hızla sahaya indirmektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/en-pahali-hata-verimliligi-ertelemek-78693</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ En pahalı hata: Verimliliği ertelemek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkishwin-kurucusu-melek-pulatkonak-tek-basina-yapamazsin-degisim-kolektif-78691</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 08:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> TurkishWIN Kurucusu Melek Pulatkonak: Tek başına yapamazsın, değişim kolektif</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TurkishWIN Kurucusu Melek Pulatkonak, kadınların iş hayatına katılımını artırmak için artık yalnızca ilham veren hikâyelerin, rol modellerin ve etkinliklerin yeterli olmadığını söylüyor. TurkishWIN ve BinYaprak’ın yeni döneminde hedef; genç kadınlara mentor, rol model, network ve pratik kariyer desteği sunan, kurumları ve bireyleri aynı amaç etrafında harekete geçiren bir “aksiyon topluluğu” yaratmak. Pulatkonak, “Tek başına yapamazsın. Değişim kolektif.”</strong></p>
<p>Kadınların iş hayatındaki varlığını konuşurken çoğu zaman rakamlardan başlıyoruz. İş gücüne katılım oranı, yönetim kurullarındaki kadın temsili, girişimcilik verileri, ücret eşitsizliği, cam tavanlar…</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/69fad43713b4b-1778046007.png" alt="" width="310" height="406" />Ama TurkishWIN Kurucusu Melek Pulatkonak’ın anlattığı hikâye, rakamların arkasındaki daha sessiz bir boşluğa işaret ediyor: Bir genç kadının eğitimden iş hayatına geçerken yanında kim var? Ona yol gösterecek bir rol modeli, kapı açacak bir mentoru, karar anında danışabileceği bir ağı, “yalnız değilsin” diyecek güvenli bir topluluğu var mı?</p>
<p>TurkishWIN ve BinYaprak’ın yeni dönem stratejisi tam da bu sorunun etrafında şekilleniyor. Pulatkonak, 2010’da TurkishWIN’i kurduklarında Türkiye’de kadınların hikâyelerini anlattığı, birbirinden güç aldığı, görünürlük ve network yaratan alanların çok sınırlı olduğunu hatırlatıyor. Pulatkonak, “Kadınlara hikâyelerini anlattırdığımızda Türkiye’de çok büyük bir açlığı doyurduk. Bir araya gelmek, birbirini duymak, birbirinden cesaret almak çok kıymetliydi” diyor.</p>
<p>Ancak bugün tablo değişmiş durumda. Türkiye’de artık kadın odağında çalışan çok sayıda dernek, platform ve girişim var. Yönetim kurulunda kadın temsili, girişimcilik, lojistikte kadın, yerel kadın ağları, mentorluk programları ve kurumsal çeşitlilik çalışmaları farklı alanlarda büyüyor. Bu nedenle TurkishWIN kendine şu soruyu sormuş: “Bugün bizim doldurmamız gereken boşluk ne?” Yanıt, Pulatkonak’ın ifadesiyle, “klasik bir üyelik derneği olmak değil.”</p>
<p>TurkishWIN artık üyelerin yalnızca birbirini tanıdığı, network yaptığı, zaman zaman etkinliklere katıldığı bir yapı olarak değil; herkesin işin bir ucundan tuttuğu, bilgisini, parasını, zamanını ya da networkünü ortaya koyduğu bir aksiyon topluluğu olarak konumlanıyor.</p>
<p><strong>“İz bırakmak isteyenler için bir alan kuruyoruz”</strong></p>
<p>Pulatkonak, yeni dönemin özünü şöyle tarif ediyor: “TurkishWIN, kadın ve erkek liderleri fırsat eşitliği için mobilize eden; STK’ları, özel sektörü, bireyleri ve genç kadınları aynı ekosistem içinde buluşturan bir yapı olacak.”</p>
<p>Bu yaklaşımda önemli bir değişim daha var: TurkishWIN artık erkekleri de üye olarak kabul ediyor. Kadın üyeler için kullanılan ifade “birbirini yukarı çeken kadınlar”; erkek üyeler içinse “yolun ışığını tutanlar.” Ancak burada üyelik pasif bir aidiyet anlamına gelmiyor. Pulatkonak’ın altını çizdiği gibi herkesin bir rolü, bir katkısı, bir aksiyonu olması bekleniyor. Bu yeni modelde üyeler iki ana hatta ilerliyor. Bir grup, doğrudan işin ucundan tutan, emek veren, zamanını ve uzmanlığını koyan “iş yapan üyeler.” Diğer grup ise finansman sağlayarak sistemin sürdürülebilirliğine katkı veren destekçiler. Kurumsal üyeler ve şirketler ise programların büyümesi, yaygınlaşması ve ölçümlenmesi için devreye giriyor. Pulatkonak’a göre kadınların iş hayatındaki varlığını güçlendirmek için artık “iyi niyet” yetmiyor. Kaynak, zaman, veri, teknoloji, kurumsal kapasite ve sürdürülebilir finansman gerekiyor.</p>
<p><strong>Hayat okulunun eksikleri: Mentor, rol model, network</strong></p>
<p>TurkishWIN’in yeni döneminde hedef kitlenin odağı özellikle 18-29 yaş aralığındaki genç kadınlar. Üniversite öğrencisi ya da iş hayatına yeni başlayan genç kadınlar, çoğu zaman karar anlarında yalnız kalıyorlar. Pulatkonak bu boşluğu “hayat okulunun eksikleri” olarak tanımlıyor.</p>
<p>BinYaprak.com, bu yapının dijital om urgası. Genç kadınlar platforma üye olarak mentor bulabiliyor, rol modelleri keşfedebiliyor, etkinliklere katılabiliyor, başka genç kadınlarla network kurabiliyor. Bu döngü, BinYaprak’ın en önemli gücü. Çünkü mesele yalnızca bir kadının kariyerine dokunmak değil; o kadının ileride başka kadınların yolunu açmasını sağlamak.</p>
<p>BinYaprak “Her kadın yapabilir, doğru destekle” mesajını verirken, TurkishWIN de “Tek başına yapamazsın. Değişim kolektif” mesajını veriyor.</p>
<p><strong>Yapay zekâ “Melek Abla”ya dönüşebilir mi?</strong></p>
<p>Pulatkonak, yapay zekânın genç kadınlar için hem fırsat hem risk taşıdığını düşünüyor. Fırsat tarafında şunu görüyor: İş dünyasında beceri ve hazırlık daha görünür hale geldikçe, işi yapabilen kişinin cinsiyeti daha az belirleyici olabilir. Bu, kadınlar için yeni kapılar açabilir. Ancak risk tarafında her zamanki temel sorun var: Erişim. Genç kadınlar bu fırsatları nasıl görecek, hangi becerilere ihtiyaç duyduklarını nasıl anlayacak, doğru insanlara nasıl ulaşacak? Pulatkonak bu nedenle BinYaprak içinde yapay zekâ destekli bir “Melek Abla” fikri üzerinde çalıştıklarını anlatıyor. Bu sistem, genç kadınlara yalnızca bilgi vermek için değil; onları doğru yönlendirmeyi hedefl iyor.</p>
<p><strong>5 AKSİYON: Savunuculuk, mentorluk, hikâye, birlikte üretim, yatırım</strong></p>
<p>Pulatkonak, yapılan her işi daha anlaşılır hale getirmek için TurkishWIN ve BinYaprak’ın etki alanını beş aksiyon başlığında topladıklarını söylüyor:</p>
<p><strong>Savunuculuk:</strong> TurkishWIN her yıl araştırma raporu yayımlamaya, veriye dayalı farkındalık yaratmaya ve iyi uygulama örneklerini görünür kılmaya devam edecek.</p>
<p><strong>Mentorluk:</strong> “Milyon Kadına Mentor” hareketi, genç kadınların deneyimli profesyonellerle eşleşmesini sağlayan önemli bir program olarak büyümeye devam ediyor. Pulatkonak, programın bugüne kadar yaklaşık 1700 gönüllü mentoru mobilize ettiğini, 300 kurumun sürece katıldığını belirtiyor. Hedef ise 2031’e kadar genç kadınları destekleyen 1 milyon mentorluk eşleşmesini görünür ve ölçülebilir hale getirmek.</p>
<p><strong>Hikâye anlatıcılığı</strong>: TurkishWIN’in en güçlü damarlarından biri olan hikâye kültürü, “Hikâye Hasadı” adı verilen iki saatlik özel bir deneyimle yaygınlaştırılıyor. Amaç yalnızca ilham veren hikâyeleri dinlemek değil; kadınların kendi hikâyelerinin farkına varması, birbirini takdir etmesi ve “bu yalnızca benim başıma gelmedi” diyebilmesi.</p>
<p><strong>Birlikte üretim:</strong> Pulatkonak, yeni dönemde hiçbir programın tek merkezden, yukarıdan aşağıya tasarlanmadığını; gönüllüler, kolaylaştırıcılar, kurumlar, STK’lar ve paydaşlarla birlikte geliştirildiğini vurguluyor.</p>
<p><strong>Yatırım:</strong> Yatırım yalnızca finansal destek anlamına gelmiyor. Bir kurumun iletişim gücünü, bir profesyonelin uzmanlığını, bir gönüllünün zamanını, bir şirketin teknolojik altyapısını bu ortak hedefe yönlendirmesi de yatırım olarak görülüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkishwin-kurucusu-melek-pulatkonak-tek-basina-yapamazsin-degisim-kolektif-78691</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TurkishWIN Kurucusu Melek Pulatkonak: Tek başına yapamazsın, değişim kolektif ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kucuk-isletmeler-zorlaniyor-uretim-anadoluya-kaymali-78690</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 08:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Küçük işletmeler zorlanıyor üretim Anadolu’ya kaymalı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ</strong></p>
<p>İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) Başkan Yardımcısı Ahmet Öksüz, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) başkanlığı için adının gündeme gelmesine ilişkin tartışmalara son noktayı koydu. Öksüz, aday olmayacağını net bir şekilde ifade ederek mevcut başkan Mustafa Gültepe’ye destek vereceklerini açıkladı.</p>
<p>Sektörde seçim sürecinin ayrışmaya değil birlik ve beraberliğe hizmet etmesi gerektiğini vurgulayan Öksüz, “Benim ismim TİM başkan adaylığı için geçiyordu, doğal aday olarak gösteriliyordum ama bu sürece hiçbir şekilde cevap vermedim. Çünkü bunun bir yarışa dönüşmesini istemedim. Bugün sektörün ihtiyacı olan şey ayrışma değil, birliktir. Biz Mustafa başkanı destekliyoruz, yolu açık olsun. Önemli olan isimler değil, sektörün geleceği için birlikte neler yapabileceğimizdir” diye konuştu.</p>
<h2>Pahalı bir üretim ülkesi olduk </h2>
<p>Türkiye’nin son yıllarda çok hızlı bir maliyet artışı yaşadığına dikkat çeken Öksüz, bu durumun rekabet gücünü zayıflattığını ifade etti. Türkiye’nin 10 yılda gelmesi gereken maliyet seviyesine 2-3 yılda geldiğini söyleyen Öksüz, “Özellikle işçilik maliyetleri çok hızlı arttı. Döviz artışı bunun gerisinde kaldı. Bu da Türkiye’yi pahalı bir üretim ülkesi haline getirdi. Bugün birçok firmamız bu nedenle rekabet edemiyor” ifadelerini kullandı. Sektördeki maliyet baskısının en çok küçük ve orta ölçekli işletmeleri etkilediğini belirten Öksüz, şöyle devam etti: “Küçük ölçekli firmalarımızın kendi satış organizasyonu yok. Gelen siparişle üretim yapıyorlar. Maliyetler arttıkça bu firmaların ayakta kalması zorlaşıyor. Son dönemde birçok atölye kapanmak zorunda kaldı. Yüksek kredi maliyetleri de eklenince firmaların kendini çevirmesi çok zor. İstanbul’da çok sayıda üretim tesisi kapandı. Üretimi Anadolu’ya yaymamız gerekiyor. Bu hem maliyetleri düşürür hem de firmalarımızın ömrünü uzatır. İstanbul ise daha çok tasarım, marka ve katma değerli üretimin merkezi olmalı.”</p>
<h2>Rekabet için yeni yol haritası </h2>
<p>Savaşa bağlı olarak talepte bir miktar artış olduğunu ancak bu artışın sektöre olumlu yansıdığını söylemenin zor olduğunu dile getirdi. Maliyetlerin de çok ciddi şekilde yükseldiğini aktaran Öksüz, “Pamuk fiyatı 60 sentten 83 sente çıktı. Firmalarımız fiyatlama yaptığında bu farkı karşılayamıyor. Aradaki maliyet farkını müşteriye yansıtamadığınız için kârlılık ortadan kalkıyor” dedi. Sektörün mevcut sorunları aşabilmesi için katma değeri yüksek alanlara yönelmesi gerektiğinin altını çizdi. “Tekstil ve hazır giyimde katma değeri artırmamız şart” diyen Öksüz, markalaşmanın kolay olmadığını ama geleceğin burada olduğunu vurguladı. Teknik tekstillerde çok ciddi bir potansiyel olduğunu kaydeden Öksüz, “Avrupa’da 100 milyar dolarlık bir üretim hacmi var. Buradan daha fazla pay alabiliriz. Hangi ürünleri üretmediğimize bakıp, bunlara odaklanmalıyız” dedi.</p>
<h2>Döviz dönüşüm desteğinde sektör bazlı revizyon önerisi</h2>
<p>Kamu desteklerinin sektör bazlı kurgulanması gerektiğini belirten İTHİB Başkan Yardımcısı Ahmet Öksüz, emek yoğun sektörler için mevcut desteklerin yetersiz kaldığını söyledi. Tüm sektörlere aynı oranın uygulanmasının doğru olmadığını vurgulayan Öksüz, şu açıklamayı yaptı: “Yüzde 3’lük döviz dönüşüm desteği bazı sektörler için yeterli olabilir ancak emek yoğun alanlarda yetersiz kalıyor. Bu oranın en az yüzde 5-6 seviyelerine çıkarılması ve sektöre göre esnek hale getirilmesi gerekiyor. Finansman maliyetlerinin yüksek, kârlılığın düşük olduğu bu ortamda üretim ve istihdamı korumak için daha hedefli destek şart. Ayrıca, istihdam desteklerinin artırılması, özellikle ikinci yarıda daha güçlü şekilde revize edilmesi önemli. Aksi halde firmalarımızın rekabet gücünü koruması çok zor.”</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sektör kurulu başkanlığına adaylığını açıkladı</span></h2>
<p>Sektör kurulu başkanlığı için aday olduğunu açıklayan Öksüz, sürecin sektörün ortak kararıyla şekilleneceğini ifade etti. 1999 yılından bu yana birliklerde görev aldığını belirten Öksüz, “Sektör kurulu başkanlığına adaylığımı açıkladım. Türkiye genelinde tekstil ve hammaddeleri sektörümüzde beş birliğimiz var, kısa zamanda bir araya geleceğiz. Sektörümüz başkan olmamız yönünde karar verirse TİM yönetim kurulunda da görev alabiliriz. Önemli olan bu görevlere gelmekten ziyade sektöre katkı sağlayabilmek” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Pelister TİM başkan adayı oldu, Gültepe bugün açıklayacak</span></h2>
<p>Türkiye ihracatının çatı kuruluşu Türkiye İhracatçılar Meclisi’nde (Türkiye İhracatçılar Meclisi) seçimli genel kurul sürecine yönelik hazırlıklar sürerken, mevcut Başkan Mustafa Gültepe ikinci dönem adaylığına ilişkin kararını geniş katılımlı bir toplantıyla duyuracak. Gültepe’nin, aralarında 60’a yakın ihracatçı birliği başkanının da bulunduğu ihracat camiasının temsilcileriyle birlikte gerçekleştireceği basın toplantısında adaylığını resmen açıklaması bekleniyor. Toplantıda ayrıca, yeni dönem vizyonuna ve ihracatın mevcut seyrine ilişkin değerlendirmelerin de paylaşılacağı belirtiliyor. Diğer yandan İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İKMİB) Yönetim Kurulu Üyesi ve TİM Başkanvekili Adil Pelister de yaptığı yazılı açıklamayla TİM Başkanlığına aday olduğunu duyurdu. Pelister, açıklamasında, "İKMİB çatısı altında sektörümüzle birlikte yakaladığımız başarı grafiğini ve edindiğimiz tecrübeyi, şimdi tüm ihracat ailemizin hizmetine sunmak için yola çıkıyoruz. TİM, ihracatçının her sorununda anında çözüm üreten ve politika geliştiren bir güç merkezi olacaktır. Önümüzdeki günlerde vizyonumuzu ve projelerimizi kapsamlı şekilde duyuracağız" dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kucuk-isletmeler-zorlaniyor-uretim-anadoluya-kaymali-78690</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/02/ahmet-oksuz.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TİM başkanlığı için adı geçen İTHİB Başkan Yardımcısı Ahmet Öksüz, “Bu dönem birlik zamanı” diyerek, Mustafa Gültepe&#039;ye desteğini açıkladı. Tekstil sektör kuruluna başkan adayı olan Öksüz, küçük işletmelerin yüksek maliyet nedeniyle rekabette zorlandıklarını belirterek üretimin Anadolu&#039;ya yönlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/otomotivde-5-milyar-dolarlik-emtia-soku-78687</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otomotivde 5 milyar dolarlık emtia şoku</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69facdc30d12b-1778044355.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Ortadoğu’daki çatışmanın tetiklediği emtia fiyat artışı, otomotiv sektöründe yeni bir maliyet krizini beraberinde getiriyor. Küresel otomotiv sektörünün başkenti olarak nitelenen Detroit merkezli üreticiler, 2026 yılı içinde yalnızca emtia kaynaklı ek yükün 5 milyar dolara ulaşabileceğini hesaplıyor. Bu rakam, halihazırda ABD’nin gümrük tarifelerinden kaynaklanan yaklaşık 6 milyar dolarlık baskıya neredeyse eş değer.</p>
<p>Başta General Motors, Ford ve Stellantis olmak üzere üreticiler, ilk çeyrek bilançolarında hammadde, lojistik ve yarı iletken maliyetlerindeki artışa dikkat çekti. GM artan emtia, lojistik ve bellek çipi maliyetlerinin faaliyet karını 2 milyar dolara kadar aşağı çekebileceğini açıkladı. Ford, tedarik zinciri kaynaklı maliyet artışını 2 milyar dolar olarak hesaplıyor. Stellantis ise etkinin 2026’da 1 milyar euroya ulaşmasını bekliyor. Kar marjlarının zaten dar olduğu bir dönemde gelen bu baskı, sektörün fiyatlama gücünü test ediyor.</p>
<h2>Alüminyum alarmı: Araç başına 1.500 dolar risk </h2>
<p>En kritik kalemlerin başında alüminyum geliyor. Londra Metal Borsası’nda fiyatların savaş sonrası yüzde 16’ya varan artış göstermesi, maliyet hesaplarını altüst etti. Uzmanlara göre bu artışın kalıcı olması halinde araç başına maliyet 500 ila 1.500 dolar arasında yükselebilir.</p>
<p>Benzer baskı, plastik ve kimyasallarda da hissediliyor. Nafta arzındaki daralma; iç, kaplama ve lastik üretiminde zincirleme fiyat artışına yol açıyor.</p>
<p>Yarı iletken tarafında da yeni bir risk oluşuyor. DRAM üreticilerinin kapasiteyi yapay zeka veri merkezlerine kaydırması, otomotivde kullanılan daha düşük segment çiplerin maliyetini yukarı çekiyor. Bu durum, pandemi sonrası hafifleyen çip krizinin farklı bir formda geri dönme ihtimalini artırıyor. Mercedes- Benz yönetimi, yılın geri kalanında hammadde maliyetlerinin başlangıç tahminlerinin de üzerine çıkabileceği uyarısında bulunuyor.</p>
<h2>Baskı aşağıdan yukarıya domino etkisiyle aşınıyor </h2>
<p>Emtia fiyatlarındaki artışın etkisi, otomotiv tedarik zincirinin çok katmanlı yapısı nedeniyle büyüyerek ilerliyor: <br />● Çelik, alüminyum, kauçuk ve plastik üreticileri doğrudan fiyat artışını yansıtıyor <br />● Piston, dişli, cam, elektronik ve lastik üreticileri maliyet baskısını hissediyor <br />● Koltuk, güç aktarma organları ve elektronik sistem sağlayıcıları maliyetleri konsolide ediyor <br />● Nihai maliyet baskısı araç üreticilerinde toplanıyor Bu yapı nedeniyle emtia fiyatlarındaki her artış, zincir boyunca büyüyerek nihai araç fiyatlarına kadar ulaşıyor.</p>
<h2>Fiyatlamada kritik 6 ay </h2>
<p>Financial Times’ın haberine göre, sektör şu an sabit fiyatlı tedarik sözleşmeleri sayesinde geçici bir koruma altında. Ancak analistlere göre çatışmanın 2-3 ay daha sürmesi halinde tedarikçiler yeni fiyatlarla masaya oturacak ve bu artışlar 6 ay içinde tam anlamıyla bilançolara yansıyacak. Bu noktada üreticilerin önünde zor bir denge var. Pandemi sonrası zaten yükselen araç fiyatları nedeniyle talep hassas. Ancak maliyetlerin kalıcı hale gelmesi durumunda fiyat artışı kaçınılmaz görünüyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Benzin fiyatlarındaki artışı BEV satışlarını artırıyor</span></h2>
<p>Ortadoğu gerilimiyle birlikte petrol fiyatlarının mart ayında yüzde 63 yükselmesi benzin pompalarına yansıyınca, elektrikli araçlara geçişin hızlanıp hızlanmayacağı sorusunu gündeme taşıdı. Avrupa’da 2026 ilk çeyreğinde bataryalı elektrikli araçların (BEV) pazar payı yüzde 19,4’e yükselip yaklaşık 547 bin araca çıktı. Hibrit araçlar yüzde 38,6 ile en büyük payı alırken, içten yanmalı motorlu araçların payı yüzde 30,3’e geriledi. Almanya, Fransa, İtalya ve İspanya’da BEV payı artarken, İngiltere’de düşüş dikkat çekti. ABD’de vergi teşviklerinin kaldırılması satışları baskılarken, Çin’de zayıf iç talep belirleyici oldu. Buna karşılık Brezilya’da artan yakıt fiyatları BEV satışlarını rekor seviyeye taşıdı. Genel eğilim yukarı yönlü olsa da, uzmanlara göre petrol fiyatlarındaki artışın tek başına belirleyici olup olmadığı henüz net değil. Teşvikler, gelir seviyesi ve model erişilebilirliği hâlâ ana belirleyiciler konumunda.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/otomotivde-5-milyar-dolarlik-emtia-soku-78687</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/7/1280x720/otomotiv-1778044570.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İran savaşının tetiklediği maliyet dalgası sektörde alüminyumdan çipe kadar her kalem fiyatları yukarı çekerken, dev otomotiv şirketleri kârlarda düşüş uyarısı yapıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/4-bankanin-kari-zirveyi-alirken-asil-surpriz-kimden-bekleniyor-78686</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> 4 bankanın kârı zirveyi alırken asıl sürpriz kimden bekleniyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yılın ilk çeyrek bilançolarını açıklayan 210 şirketten 1 milyar TL kâr barajını aşan 21 şirket bulunuyor. İlk dört sırada bankalar yer alırken Garanti Bankası 33 milyar TL ile ilk sırada yer aldı. 2025’te en yüksek kârı açıklayan THY, bankaların hemen ardından geldi.</strong></p>
<p>4 Mayıs itibariyle kârlarını açıklayan 210 şirketin ilk dört sırasını bankalar tuttu. 2025’te ikinci sırada yer alan Garanti Bankası, yılın ilk çeyreğinde zirveye taşındı. Kış dönemi olması sebebi ile THY’nin en zayıf sezonu olan yılın ilk çeyreğinde sıralamada ilk beşte yer alması yıl sonunda tekrar zirveye çıkma olasılığının hayli yüksek olduğunu işaret ediyor. Sıralamaya giren 21 şirketten kârını düşüren sadece üç firma bulunuyor. Sasa, T.S.K.B. ve Başkent Doğalgaz milyarlık kârlara sahip olsalar da sırasıyla %7,28, %7,58 ve %17,92 oranında düşen kârlılıkta kaldılar. LDR Turizm ve Enpara Bank ise yüksek kâr artışı ile öne çıkan firmalar oldu.</p>
<h2>Kârı hızlı büyütenler</h2>
<p>1 milyar TL üstü kâr elde eden firmalardan LDR Turizm yılın ilk çeyreğinde %35 ile gelirini 453,8 milyon TL’ye düşürdü. Zayıf performansına rağmen dönem sonu net kârı 15 kat artarak 4,47 milyar TL’ye çıktı. Firmanın kârının gelirini katbekat aşmasında 7,35 milyar TL’ye çıkan menkul kıymet satış ve değerleme kârının belirleyici etkisi bulunuyor.</p>
<p>Enpara Bank, 17,04 milyar TL faiz geliri elde ederken bir önceki yılın üç aylık dönemine göre %2.044 oranında artış kaydetti. Bankanın dönem sonu kârı da %420 artarak 1,9 milyar TL’ye yükseldi. Geçtiğimiz nisan ayında borsada işlem görmeye başlayan banka, Avrupa’nın ilk üç dijital bankasından biri olma hedefini yatırımcısı ile paylaşıyor.</p>
<h2>Kârını en fazla düşüren</h2>
<p>Başkent Doğalgaz, yılın ilk çeyreğinde elde ettiği 2,07 milyar TL kâr ile sıralamaya girmeyi başarsa da önceki yılın aynı dönemine göre %17,92 azalan bir kârlılık söz konusu. Satışlarını %8 artırmayı başaran firma, vergi öncesi kârını da %11 büyüttü. Ancak vergi kalemi sonrası kârının gerilediği gözleniyor. Hissenin fiyatı ise son bir yılda %54 yükseldi.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69facb74dd6ca-1778043764.png" alt="" width="900" height="476" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>GEÇMİŞ ORAN MI, İLERİ BEKLENTİ Mİ?</strong></p>
<p><strong>Geçmiş oran</strong>; somut gerçekleşme, güven, kıyas kolaylığı, dayanak noktası. Gecikmeli yansıma, suni ucuzluk, uyumsuzluk, fırsat maliyeti, durağan bakış.</p>
<p><strong>İleri beklenti</strong>; vizyoner fiyatlama, erken maliyetlenme, trend yakalama, proaktif strateji. Sapma riski, stres, spekülasyon tuzağı, zamanlama hatası.</p>
<p><strong>Kârlılık artışı ve borç yapılandırması yatırım döngüsünün zorluklarını aşabilir</strong></p>
<p>Barem Ambalaj’ın geleceğe dönük beklentileri hissede yükselişi sağlar mı? ● Ozan İpek</p>
<p>Ozan, Barem Ambalaj 210 milyon dolarlık yatırımın borç stresinden kurtulmaya başlıyor. Konya Ereğli’deki kağıt fabrikası ve kojenerasyon tesisi yatırımı sebebiyle 148 milyon dolara çıkan net borç, 2,3 milyar TL kısa vadeli borcu uzatmasıyla büyük ölçüde rahatlayacak. Kojenerasyon santralinin devreye girmesiyle enerji tüketimi sıfırlanırken satışla birlikte yılda yaklaşık 13,4 milyon dolar avantaj sağlayacak. Ayrıca 2027’de kağıt fabrikasının %90 kapasiteye ulaşması ve hammadde ihtiyacının içerde karşılanmasıyla 5 milyar TL ek ciro bekleniyor.</p>
<p><strong>İştirak satışından gelen nakitle İkitelli’deki arsanın tamamını sahiplenecek</strong></p>
<p>Fuzul GYO, Fuzul İnşaat’ın satışından gelen parayı nerede kullanacak? ● Derya Tunç</p>
<p>Derya, Fuzul GYO, bağlı ortaklığı Fuzul İnşaat’taki %98,64’lük payının tamamını 325 milyon TL’ye satarak önemli bir nakit girişi sağladı. Söz konusu tutarı nisan ve mayıs aylarında eşit taksitlerle tahsil ederek iştirakten tamamen çıkmış oldu. Şirket oluşan nakdi ana faaliyet konusu alanlarda değerlendirecek. Bu çerçevede İkitelli’deki arsanın %47,33’üne halihazırda sahip olan şirket, ortaklığın giderilmesi davası neticesinde açılan ihalede en yüksek teklifi vererek mülkiyetin tamamına ulaşacak. Gelen nakdi burada değerlendireceği anlaşılıyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>PIL fonu enerji teknolojilerine yatırım yaparak bir yılda %128 kazandırdı</strong></p>
<p>Rota Portföy’ün idaresindeki Pil Teknolojileri ve Enerji Fon Sepeti Fonu (PIL)’in fiyatı uzunca bir süre yatayda hareket etti. Son bir yılda yükselen ivmesiyle dikkat çekiyor. Nisan 2025’te 1,55 TL bölgesinde olan fiyatı şimdilerde 4,02 TL seviyesinde. Fona ocakta yoğun para girişi olsa da mart ve nisanda çıkış öndeydi. Mayısta ise 15,6 milyon TL gibi cüzi de olsa nakit girişi söz konusu.</p>
<p>Şimdilerde 8.306 olan yatırımcı sayısı bir miktar azalırken doluluk oranı %13,91 seviyesinde. Fon pil ve enerji temalı araçlara yatırım stratejisiyle hareket ediyor. Portföyünün %64,09’u yabancı hisse senedi, %14,60’ı fonlardan oluşuyor. Risk değeri 6 olan PIL, küresel teknoloji trendlerinde pozisyon almak isteyen yatırımcılara hitap ediyor. Yıllık %127,51 getiri ile BIST 100 Endeksi’nin %64,86 olan çıkışının üzerinde.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Bulls Yatırım, piyasadan %47,23 bileşik faizle 400 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Bulls Yatırım, 04.05.2026 tarihinde finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 400.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %42,50, bileşik faizi %47,23 olarak belirlendi. 175 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 26.10.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %20,38 düzeyinde.</p>
<p>4 Mayıs itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunurken Bulls Yatırım’ın verdiği %42,50 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 2,51 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFBLLYE2626 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69facbd2029f0-1778043858.png" alt="" width="307" height="237" /></strong><strong>Çimsa marttan bu yana yükselen ivmesiyle öne çıkıyor. Fonlar ise sınırlı alım yaptı</strong></p>
<p>Çimsa’da fonlar alım yönlü işlemleriyle öne çıkıyor. Portföylerindeki miktar %1,90 ile toplamda 652,2 bin lot artırarak 35,06 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 103’ten 104’e çıktı. GSP fonu 750 bin lot ile en fazla alımı yaparken, GMA fonu 500 bin lot ile en yüksek satışı gerçekleştirdi.</p>
<p>Çimsa hakkında bugüne kadar 19 aracı kurum öneride bulundu ve 4 aracı kurum model portföyüne aldı. En yüksek öneri beklentisini Tera Yatırım 90,00 TL ile verdi. En düşük hedef önerisi 64,26 TL ile Deniz Yatırım’dan geldi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69facbb7c4055-1778043831.png" alt="" width="980" height="246" /><strong>OFİS YEM GIDA</strong></p>
<p><strong>Malatya GES yatırımı üretime geçti. Yıllık 1,3 milyon dolar tasarruf bekleniyor</strong></p>
<p>Ofis Yem, Malatya Arguvan’da kurulumu tamamlanan 9,9 MWp gücündeki lisanssız güneş enerjisi santralinin enerji üretimine başladığını duyurdu. Santralin yıllık 17 milyon kWh elektrik üreterek şirketin tüketiminin %160’ını karşılaması hedefleniyor. Tesisin güncel enerji fiyatlarıyla yıllık yaklaşık 1,3 milyon dolar fayda sağlaması öngörülüyor. Firmaların yoğun elektrik tüketim maliyetlerini kendi yenilenebilir kaynağıyla karşılaması işletme kârlılığı için önemli bir rekabet avantajına imkan verirken; fazla elektrik satılarak ayrıca ek gelir imkanı oluşabilmekte.</p>
<p><strong>KİMTEKS POLİÜRETAN</strong></p>
<p><strong>İki tesisi için aldığı sürdürülebilirlik sertifikası rekabet avantajı sağlayacak</strong></p>
<p>Kimteks; Gebze ve Düzce’deki tesisleri için uluslararası geçerliliği olan sürdürülebilirlik sertifikası ISCC Plus’ı aldı. Bu belgeyle birlikte şirketin üretim süreçlerine biyo-döngüsel hammaddelerin entegre edileceği ve sürdürülebilir ürün portföyünün güçlendirileceği ifade edildi. Küresel kimya sektöründe çevre standartları ve döngüsel ekonomi talepleri giderek sertleşiyor. Üretimi eski usul standartlarla sürdürmek yerine, uluslararası geçerliliği olan sertifikasyonlarla yeşil tedarik zincirlerine uyum sağlamak, ihracatta rekabet üstünlüğü sağlayacak.</p>
<p><strong>GERSAN ELEKTRİK</strong></p>
<p><strong>Hollanda'da kurduğu iştirak üzerinden Avrupa merkezli operasyonlara başlıyor</strong></p>
<p>Gersan Elektrik, Avrupa operasyonlarını tek merkezden yönetmek üzere Hollanda’da Gersan Electric N.L. ünvanlı yeni bir şirket kurdu. Gersan ayrıca sera aydınlatma sistemleri alanında uzman bir Hollandalı firmanın satın alınması için gizlilik sözleşmesi imzalayarak değerleme sürecine geçtiğini ve lojistik depo arayışının başladığını duyurdu. Endüstriyel elektrik ürünlerinin Avrupa genelinde dağıtımı için yerel bir yapılanma kurması pazarda daha rahat benimsenmesini sağlayacaktır. Bu yolla hedef pazarda daha hızlı büyüme imkanına kavuşması söz konusu olabilecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/4-bankanin-kari-zirveyi-alirken-asil-surpriz-kimden-bekleniyor-78686</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 4 bankanın kârı zirveyi alırken asıl sürpriz kimden bekleniyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tuik-verilerinin-ardindan-chpli-ozlale-arastirma-onergesi-verdi-78685</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜİK verilerinin ardından CHP’li Özlale araştırma önergesi verdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TÜİK’in nisan ayı enflasyon verilerini açıklamasının ardından CHP İzmir Milletvekili Ümit Özlale, Türkiye’de yüksek enflasyonun toplumsal etkilerinin araştırılması amacıyla TBMM Başkanlığı’na Meclis araştırması önergesi verdi.</p>
<p>Önergede, Türkiye ekonomisinin uzun süredir yüksek enflasyon, reel gelir kaybı ve artan geçim sıkıntısı ile şekillendiği belirtilerek, enflasyonun yalnızca fiyat artışlarından ibaret olmadığı; geniş toplum kesimlerinin yaşam koşullarını doğrudan etkileyen çok boyutlu bir sorun haline geldiği ifade edildi. TÜİK’in 2026 yılı Nisan ayı verilerine göre yıllık enflasyonun yüzde 32.37, aylık enflasyonun ise yüzde 4.18 olarak gerçekleştiğinin hatırlatıldığı gerekçede, Enflasyon Araştırma Grubu’nun (ENAG) aynı döneme ilişkin yıllık enflasyonu yüzde 55.38 olarak hesapladığına dikkat çekildi.</p>
<p>Resmi veriler ile alternatif ölçümler arasındaki farkın, enflasyonun gerçek düzeyine ilişkin tartışmaları artırdığı kaydedildi. Önergede, enflasyonun gelir grupları üzerindeki etkilerinin farklılaştığı belirtilerek, düşük gelir gruplarının harcamaları içinde gıdanın payının yüksek olması nedeniyle fiyat artışlarından daha fazla etkilendiği vurgulandı. Artan kira, ulaştırma ve enerji giderlerinin hane bütçeleri üzerindeki baskıyı artırdığı ifade edildi. Kamu çalışanları ve emeklilere yönelik ücret artışlarının yılın ilk aylarında enflasyon karşısında eridiği belirtilen metinde, enflasyon farkı uygulamasının alım gücünü korumada sınırlı kaldığı kaydedildi. Önergede, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in enflasyonu ağırlıklı olarak jeopolitik gelişmeler ve küresel fiyat artışlarıyla açıklayan değerlendirmelerine de yer verildi. Ancak bu yaklaşımın, Türkiye’deki enflasyonun yapısal nedenlerini göz ardı ettiği ifade edildi.</p>
<p>Önergede, enflasyonun yalnızca dışsal faktörlerle değil; iç piyasadaki fiyatlama davranışları, üretim yapısındaki kırılganlıklar, gelir politikalarındaki yetersizlikler ve ekonomi yönetimine duyulan güven eksikliğiyle şekillendiğini vurgulandı. Özlale, önergesinde enflasyonun farklı gelir grupları üzerindeki etkilerinin, ücret politikalarının alım gücüne yansımalarının, istihdam yapısı ile enflasyon arasındaki ilişkinin ve resmi istatistiklerin güvenilirliğinin tüm yönleriyle incelenmesi için TBMM’de Meclis araştırması açılmasını talep etti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tuik-verilerinin-ardindan-chpli-ozlale-arastirma-onergesi-verdi-78685</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/market-alisveris-enflasyon-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK verilerinin ardından CHP’li Özlale araştırma önergesi verdi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-korfez-ve-kizildeniz-diplomasisi-yogun-78684</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’nin Körfez ve Kızıldeniz diplomasisi yoğun</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk-Suudi Koordinasyon Konseyi’nin üçüncü toplantısı bugün yapılacak. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan Al-Suud Ankara’da. Dışişleri Bakanlığı iki ülke arasında vatandaşlarına vize muafiyeti anlaşmasının imzalanabileceğini açıkladı. Türkiye tarafının son zamanlarda yeni kavram olarak kullanılmaya başlanan, lojistik ve ticaret yolları yanında enerji ve diğer hatları da kapsayan “bağlantısallık işbirliklerini” gündeme getireceği belirtildi. Elbette Hürmüz krizinin nereye evrileceğinin bilinmediği bir ortamda barış çağrısı da bekleniyor, provokasyona karşı uyarı yapılması da masadaki konulardan biri. Siyasi ve ekonomik işbirliğinin derinleştirilmesi vurgulanacağı kesin. Suudi Arabistan ile ciddi bir siyasi gerilimin ardından, işbirliği hızlı gelişiyor.</p>
<p>Bölgeye ilişkin yeni gelişme Somali’den duyuruldu. Türkiye ile Somali’nin yeni bir üs kurmak üzere anlaşma üzerinde çalıştığı, üst düzey bir Somali heyetinin Ankara’da olduğuna dair Somali medyasında haberler yayınlanıyor. Türkiye ve Somali arasındaki işbirliği stratejik işbirliğinin ötesine geçmiş durumda. Çağrı Bey sondaj gemisi Somali açıklarındaki sahada çalışmaya hazırlanıyor. Türkiye’nin bu ülkeye yatırımları ve yardımları 1 milyar doların üzerine geçti. Bu ülkede hem Türk askeri üssü bulunuyor ayrıca orduya eğitim veriliyor. Somali önemli bir Türk savunma sanayii ürünleri kullanıcısı. Türkiye’nin uzay programında, yörüngeye erişecek füze ve roketler için bu ülkede bir uzay üssü kurulması da uzun süredir konuşuluyor. Kızıldeniz’de Suudi Arabistan, Mısır, Sudan, Somali ve Etiyopya’da yeni güvenlik ve enerji adımları atılıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-korfez-ve-kizildeniz-diplomasisi-yogun-78684</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/4/1280x720/cagri-bey-sondaj-gemisi-1778043301.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin Körfez ve Kızıldeniz diplomasisi yoğun ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ab-vergi-entegrasyonunda-yeni-ufuklar-befit-ruzgari-turkiyeyi-nasil-etkileyecek-78683</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> AB vergi entegrasyonunda yeni ufuklar: BEFIT rüzgarı Türkiye’yi nasıl etkileyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Prof. Dr. ERSAN ÖZ - </strong><strong>Pamukkale Üniversitesi </strong><strong>Rektör Yardımcısı</strong></p>
<p>Günümüzde sınırları aşan devasa çok uluslu şirketlerin en büyük sınavlarından biri, Avrupa Birliği'nin geniş tek pazarı içinde iş yaparken 27 farklı ülkenin kendine has vergi kurallarıyla aynı anda boğuşmak zorunda kalmalarıdır. Geleneksel ekonomi kitapları, vergi sistemlerindeki bu karmaşıklığı genellikle sadece durağan bir "ölü ağırlık kaybı" olarak tanımlar. Ancak işin mutfağındaki gerçeklik çok daha ağırdır; nitekim uluslararası vergi uzmanı C. Evans'ın alanındaki temel araştırmalarında da vurguladığı gibi bu durum, şirketlerin katlanmak zorunda kaldığı idari, yapısal ve hatta zihinsel yüklerin devasa bir bütünüdür.</p>
<p>Peki, Avrupa bu çok katmanlı karmaşayı çözmek için ne yapıyor? Infomineo'nun vergi mimarisi üzerine yaptığı güncel analizlerde de altı çizildiği üzere, bu sorunun yanıtını doğru okuyabilmek için öncelikle küresel çapta yürütülen BEPS projeleri ile Avrupa'nın yeni gözbebeği Avrupa'da İşletmeler İçin Gelir Vergisi Çerçevesi’ni (BEFIT) birbirinden ayırmamız gerekiyor. OECD öncülüğündeki BEPS, tüm dünyada vergi boşluklarını kapatmayı ve agresif vergi planlamasını önlemeyi hedefleyen çok geniş bir şemsiyedir. Oysa Avrupa Komisyonu'nun 2023 yılında duyurduğu BEFIT (Avrupa'da İşletme: Gelir Vergisi Çerçevesi), felsefe olarak ondan beslense de tamamen Avrupa Birliği'ne özgü bir vizyon taşır. Temel hedefi; 27 parçalı o yorucu ulusal sistemi bir kenara bırakıp, dev şirketlerin kâr ve zararlarını AB ölçeğinde "tek bir matrah havuzunda" birleştirmektir.</p>
<p><strong>İyi niyetli bir adım, ancak sistemler çarpışıyor</strong></p>
<p>Avrupa'nın bu radikal bütünleşme hamlesini, küresel vergi dünyasını sarsan "İki Sütunlu" çözümle birlikte okumadan tam olarak anlayamayız. Sistemin Birinci Sütunu, dev şirketlerin kârlarının, fiziksel olarak o ülkede bulunmasalar bile müşterilerinin bulunduğu ülkelere adilce dağıtılmasını sağlayarak işin felsefi ve adalet zeminini kurdu.</p>
<p>Bu adalet arayışı, İkinci Sütun ile vücut bularak %15’lik Küresel Asgari Kurumlar Vergisi zorunluluğuna dönüştü. Ancak işler tam da burada karışıyor. BEFIT sistemi, Avrupa çapında kâr ve zararları birleştirme (konsolidasyon) imkanı sunarken; İkinci Sütun vergilemeyi katı bir şekilde "ülke bazında" yapmayı emrediyor. Yani bir şirket, BEFIT'in sunduğu avantajı kullanıp sınır ötesindeki zararını kârından düştüğünde, bir ülkedeki vergi oranı %15'in altına inebiliyor. Bu durum paradoksal bir şekilde asgari vergi kurallarını tetikleyerek şirkete ek vergi çıkarıyor ve BEFIT'in tüm cazibesini ortadan kaldırıyor. Vergi uzmanları bu kördüğümün çözümü olarak, AB'nin 27 farklı ülke değil "tek bir yargı alanı" olarak kabul edilmesi gerektiğini tartışıyor.</p>
<p><strong>Yöneticilerin omuzlarındaki 'bilişsel yük'</strong></p>
<p>Sistemin getirdiği yük sadece rakamlardan ibaret değil. Devereux ve Eichfelder gibi araştırmacıların vergi uyum maliyetleri üzerine yaptıkları çalışmaların da doğruladığı üzere, farklı ülkelerin kurallarıyla aynı anda başa çıkmaya çalışmak, şirket yöneticileri üzerinde devasa bir "bilişsel yük" oluşturuyor.</p>
<p>Şöyle düşünün: Almanya merkezli başarılı bir teknoloji şirketi, Polonya'da yeni bir yazılım merkezi açmak istiyor. Ancak iki ülkenin birbirine zıt "Transfer Fiyatlandırması" kuralları ve çifte vergilendirme riskleri, yönetici için öylesine büyük bir ekonomik sürtünmeye sebep oluyor ki; proje ticari olarak çok kârlı olsa bile sırf bu bürokratik belirsizlikten kaçınmak için o yatırımdan vazgeçilebiliyor.</p>
<p>İş dünyası tam da bu yüzden endişeli. Tax Foundation'ın konuyla ilgili hazırladığı son raporlara göre, sırf küresel asgari vergi kurallarına uyum sağlamak için bile AB merkezli şirketlerin yaklaşık 1.2 milyar Euro tek seferlik kurulum maliyetine ve her yıl 517 milyon Euro sürekli idari masrafa katlanması gerekecek. Avrupa iş dünyasının çatı örgütü BusinessEurope ise yayımladığı resmi itiraz belgesinde, BEFIT'in bu devasa yükün üzerine sadece dördüncü bir bürokratik katman ekleyeceğini savunuyor. Sistemin stok değerlemesinde LIFO (Son Giren İlk Çıkar) yöntemine izin vermemesi, şirketleri özkaynak yerine borçlanmaya itmesi ve sermaye yatırımlarında esnek olmayan bir amortisman dayatması en çok eleştirilen teknik detaylar arasında yer alıyor.</p>
<p><strong>Avrupa masasında çatlak sesler</strong></p>
<ol>
<li>Kirchler'in ünlü "Kaygan Zemin Modeli"nde ifade ettiği gibi, BEFIT'in temel felsefesi aslında sistemi şeffaflaştırarak şirketlerin devlete olan güvenini artırmak ve onları zoraki bir boyun eğişten "gönüllü uyuma" taşımak. Fakat teorideki bu güzel yaklaşım, pratikte siyasetin sert duvarlarına çarpıyor.</li>
</ol>
<p>Tasarıların yasalaşması için 27 üye ülkenin "oybirliği" gerekiyor ancak masa şu an hiç de tek yürek değil. Avrupa Parlamentosu tutanaklarına ve KPMG'nin 2024 değerlendirmelerine yansıyan tartışmalara bakılırsa; ülkeler, uluslararası yatırımları çekmek için yıllardır en büyük silahları olan "vergi teşvikleri" üzerindeki egemenliklerini Brüksel'e devretmek istemiyor.</p>
<p>- İrlanda, dev şirketlerden elde ettiği vergi gelirlerinin büyük Avrupa ülkelerine kayacağından endişeli.</p>
<p>- Hollanda, birbiriyle çakışan dört ayrı vergi sistemini aynı anda yönetmenin sebep olacağı kaostan korkuyor.</p>
<p>- İsveç sorunu mevcut küresel kurallarla çözmekten yana tavır alırken; Slovenya, bu yeni sistemin küçük ekonomiler için orantısız ve haksız bir idari yük getireceğini savunuyor.</p>
<p>İşin içine bir de küresel siyaset ekleniyor. ABD'deki Trump yönetiminin Amerikan şirketlerini korumak adına uluslararası vergilere karşı misilleme tehditleri savurması ve G7 ülkelerinin aradığı uzlaşma çabaları, küresel sistemde fay hatlarını hareketlendiriyor. Hal böyle olunca Avrupa Komisyonu'nun BEFIT için koyduğu 2028 hedefi oldukça zorlu görünüyor.</p>
<p><strong>Türkiye bu dalganın neresinde?</strong></p>
<p>Gelelim en can alıcı noktaya. Türkiye doğrudan bir Avrupa Birliği üyesi olmasa da, küresel ekonominin birbirine bağlı yapısı nedeniyle bu depremin sarsıntılarını üç koldan derinden hissedecek.</p>
<p>1- Çifte Bürokratik Yük: BEFIT kuralları şirketin merkezinin Avrupa'da olmasını değil, "AB sınırları içinde faaliyet göstermesini" baz alıyor. Yani Avrupa'da fabrikası, dağıtım ağı veya iştiraki bulunan ve konsolide cirosu 750 milyon Euro'yu aşan dev Türk şirketleri doğrudan bu ağa takılacak. İstanbul'daki finans yöneticilerimiz, bir yandan içerdeki karmaşık Türk vergi mevzuatını yönetirken, diğer yandan Avrupa operasyonları için zorunlu BEFIT konsolidasyonunu hazırlamak gibi çifte bir yükün altına girecek.</p>
<p>2- Rekabet Gücüne Yönelik Tehdit: Türkiye, uzun yıllardır Avrupalı yatırımcıları çekmek için Doğu Avrupa ülkeleriyle (Polonya, Romanya, Macaristan gibi) vergi teşvikleri üzerinden sıkı bir rekabet yürütüyor. Ancak BEFIT yasalaşır ve Avrupa Tek Pazarı'ndaki bürokratik zorlukları (sürtünme maliyetlerini) öngörüldüğü gibi %65 oranında düşürürse, Avrupalı yatırımcılar için kıta içinde yatırım yapmak deyim yerindeyse "dikensiz bir gül bahçesine" dönüşecek. Yatırımın bu kadar kolaylaştığı bir Avrupa'da, Türkiye'nin vergi rekabetindeki tarihi cazibesi büyük ölçüde erozyona uğrayabilir.</p>
<p>3- Karmaşık Çifte Vergi Çatışması: Türkiye, Ağustos 2024'te yürürlüğe giren yasa ile %15 Küresel Asgari Kurumlar Vergisi kuralını iç hukukuna dahil etti. Bu durum, kapsama giren Türk şirketlerini, Avrupa'daki iştirakleri üzerinden BEFIT ve asgari vergi kuralları arasındaki o derin yapısal çatışmanın tam ortasına fırlatacak. Şirketlerimiz çifte vergi ödememek için hem ulusal mali sistemine hem de Avrupa mali otoritelerine devasa veri setleriyle raporlamalar yapmak ve adeta her iki cephede de savunma hattı kurmak zorunda kalacak.</p>
<p>Sonuç olarak; BEFIT bugün itibarıyla hukuken hala bir "tasarı". Avrupa Komisyonu hedefi 1 Temmuz 2028 olarak belirlese de Amerika hattındaki jeopolitik krizler, İkinci Sütun ile yaşanan sistemsel çatışmalar, iş dünyasının somut isyanları ve ülkelerin egemenlik kaygıları masada durduğu sürece, bu tasarının bağlayıcı bir yasaya dönüşmesi oldukça uzun, çetin ve tavizlerle dolu bir müzakere sürecine gebe. Ancak yasa geçerse, şirketlerimiz için Avrupa'da ticaretin kuralları baştan yazılmış olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ab-vergi-entegrasyonunda-yeni-ufuklar-befit-ruzgari-turkiyeyi-nasil-etkileyecek-78683</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AB vergi entegrasyonunda yeni ufuklar: BEFIT rüzgarı Türkiye’yi nasıl etkileyecek? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gulistanin-kalbi-78682</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gülistan’ın kalbi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>05.01.2020. Gülistan Doku ile doğrudan iletişim kurulamadığı gün “kayıp kişi” dosyası olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>O gün gözlerimin önünde antik Mısır’dan bir sahne canlandı. Antik Mısır anlatısının klasik bir sahnesi. Ölenin kalbinin tartıldığı ve ölünün yargılandığı sahne.</p>
<p>Osiris tahtında oturuyordu. Terazi Anubis'in elindeydi. Toth kayıtları tutuyordu. Gülistan'ın kalbi terazinin bir kefesinde, ma'at tüyü diğer kefesindeydi. Bu ritüelin sonunda Gülistan’ın kalbi, tüyden daha ağır çekerse kalp yenmesi için Ammut isimli canavarın önüne atılacaktı. Bu sahnede Osiris bir kişi değil, ölümden sonra düzenin devam etmesi fikrini temsil eder. Anubis tartma işlevini yani sınır yönetimi işlevini yerine getirir. Horus iktidarın göksel formunun temsilcisidir. Thoth bilginin yazıya dökülmesidir. Ma’at ise sistemin bizatihi kendisini ifade eder kelime anlamlarıyla</p>
<p>Bu isimler tesadüfi değildir, sistemin modüllerinin isimleştirilmiş halidir. Osiris sürekliliğin, Anubis geçişin, Horus iktidarın, Thoth kayıtların, Maat düzenin ölçüsüdür. Anubis delil toplar ve ölçer, Thoth kayıtları tutar, Osiris hüküm verir, Ma’at ise yasa/adalet standardıdır.</p>
<p>14 Nisan 2026 tarihinde Adalet Bakanı’nın Tunceli Başsavcısı’nın Gülistan Doku dosyasına yönelik olarak, sürecin <strong>kayıp kişi soruşturması olarak başlayıp zaman içinde genişleyen bir adli dosyası haline geldiğine yönelik </strong>açıklamalarını duyduğumda 6 yıl süren 6 aşamalı Antik Mısır Ma’at Yargılama Sistemine göre aradan geçen  2292 günü kronolojik olarak gözlerimin önünden geçti.</p>
<p>Olayın Tekil Gerçekliği evresi ilk evredir. Yaşam verisi vardır, henüz anlatıya dönüşmemiştir, olan ile anlatılanın aynı olduğu değerlendirmesiyle tek parça hakikat olarak değerlendireceğim ham veri vardır.</p>
<p>Anubis Eşiği evresi ikinci evredir. Veri akışı kesilmiştir, sistem eksik girişler almaktadır, sınır bölgesi oluşmuştur. Olay kayıp dosyası, bilgi parçalı, hakikat askıdadır. Bu evre varlık ile yokluk arasındaki eşik alandır.</p>
<p>Thoth Evresi üçüncü evredir. Anlatı çoğalması kayıt katmanları oluşmuştur. Medya anlatıları, resmi açıklamalar, sosyal yorumlar, siyasi okumalar kat kat birikir. Sistem artık olay değil çoklu kayıt sistemi üretir. Ama kayıtların sayısal artışı, netliğin artışı anlamına gelmez. Bu evre verilerin çoğaldığı, anlamın parçalandığı evredir.</p>
<p>Ma’at Tartı Evresi sistemin anlatıların hangisinin ağır bastığı, hangi verinin daha tutarlı olduğu, hangi bilginin dengeye daha yakın olduğu değerlendirmesinin yapıldığı evredir. En çok görünen anlatı ile en doğru olan anlatılar yani hakikatin görünürlük rejimiyle sınanması evresidir.</p>
<p><strong>Ammit Boşluğu evresinde</strong> çözülemeyen alanlar, açıklanamayan parçalar, tutarsızlıklar, kapanmayan sorular vardır. Bu alan yok edilmez, ama işlenmez veri olur. Bu evre bilgi sisteminin sınır hatası evresidir.</p>
<p>Bu evrelerin bütün aşamalarının sonu <strong>Osiris Evresidir.</strong> Osiris yani meşru iktidar sistemi kesin hüküm üretmez. Durum üretir. Yani kapanmış anlatı, açık dosya, gölgelerde kalmış bilgi hepsi aynı anda vardır. Bu evrede hakikat değil, statü üretimi vardır.</p>
<p>O gün; <strong>zaman içinde katran katmanına bulanmış bilgi sisteminden yani</strong> <strong>Ammut’un dişlerinin arasından Gülistan’ın kalbinin geri çıkarılması ihtimalini gördüm.</strong> Çelişkili bilgiler, eksik veriler, farklı mahfillerden yükselen açıklamalarla oluşan algı uzayı <strong>boyut değiştirdi. </strong></p>
<p>Görünür olan asla hatalı tartmaması gereken Anubis’in elindeki tartıyla hakikatin dışında sonuç üretmemesi gereken Osiris’in hükmünün <strong>hakikate uygun olmaması ihtimaliydi. Bu ihtimal hakikatin ortaya çıkışı değil, hakikat etrafında görünürlük rejiminin hayata geçişini gösteriyordu. </strong>Bu ihtimalin açışkan etkisiyle medya dili, siyasi dil değişti ve hukuki dil yoğunlaşmaya başladı. Hesaplanamayan alanlar, doğrulanamayan iddialar ve savunmalar, boşlukta kalan parçalar ve açıklanamayan kısımlar görünürleşti. Kayıptan aktif incelemeye, bilinmezlikten yoğun gürünürlüğe geçiş oldu. Nihai hakikatin oluşmasını hala bekliyoruz.</p>
<p><strong>Hakikat bazen ortaya çıkmaz. Sadece etrafındaki karanlık azalır.</strong></p>
<p>Hakikat henüz ortaya çıkmadı, ama terazinin ışığı arttı, hakikatin etrafındaki karanlık aralandı ve parçalar görünür hale geldi. Görünür bilgiler, güçlenen anlatılar, kalıcılaşan veya dolan boşluklar ve birbirine bağlanan parçalar gerçekliğin haritasını yavaş yavaş şekillendiriyor.</p>
<p><strong>Modern İnsancıl Hukuk “hakikati” arar.</strong> Algı geometrisi ve algoritmasıyla oluşturulan algı uzayı boyut değiştirdikçe, sonuca giden görünürlük haritası hakikati görünür kılar. Tek merkezli çok vektörlü açıklama alanındaki belirsizliğe terkedilmiş uzay alanını çok merkezli tek vektörlü görünür boyuta evriltir.</p>
<p><strong>Artık Gülistan’ın kalbi Anubis’in elindeki tartıda veya canavar Ammut’un kanlı dişlerinin arasında değil.</strong></p>
<p><strong>Gülistan’ın kalbi kamu vicdanında çarpıyor, annelerin göğsünde döğünüyor.</strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gulistanin-kalbi-78682</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gülistan’ın kalbi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/transit-kopruden-katma-degerli-huba-gecmemiz-zorunlu-78681</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Transit köprüden katma değerli HUB’a geçmemiz zorunlu&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Daha önce birkaç defa lojistik sektörüyle ilgili yazılar yazdım ve ‘Lojistiği kazanan, geleceği kazanır” iddiasında bulunmuştum. Bu görüşlerimin gerçekliği yeni teknoloji seviyemizle birlikte daha da netleşiyor. Lojistikteki rekabet, pazar rekabetini artık direkt etkiliyor. Şirketler birbirinden “hız” ve “güvenli-iyi” hizmet ile ayrışıyor. Evet bu teknoloji ve dönüşümle ilgili… Ama konu sadece artık o da değil, gümrük duvarları, jeopolitik gelişmeler lojistiği giderek kompleks bir süreç haline getiriyor. Kısaca teknoloji tabii çok önemli ama çözüm yaratmak, büyük operasyonlarla yaratıcı yaklaşımlar getirmek de işin önemli bir bölümü haline geliyor. Tıkanan hatlar, istikrarsız gümrük politikaları süreçleri zorlaştırıyor.</p>
<p><strong>Her şey baştan tasarlamak</strong></p>
<p>Geçtiğimiz günlerde Obdan Sistem Genel Müdürü ve sektörün deneyimli temsilcilerinden biri olan Arkın Obdan ile keyifli bir sohbet yaptık. Geleceği ve teknolojinin gelişimi üzerinde fikirleri çarpıştırmak aynı zamanda çok verimli. Bugünlerde bunu yapmanın çok değerli olduğunu düşünüyorum. Çünkü sektörler neredeyse sil baştan reorganize oluyor ve bu yeni inşa olan dünyada neredeyse herkes her şeyi yeni keşfediyor.</p>
<p>Fazla uzatmadan Arkın Obdan ile yaptığımız sohbete geleyim… Obdan Sistem 81 yıllık geçmişi olan çok köklü bir şirket. Gümrükleme, lojistik ve antrepo entegrasyonunun olması tüm süreci görmelerini sağlıyor. Teknolojide yatırımları zamanında yaparak, dijitalleşme ve küresel ticarette önemli adımlar atmışlar ama tüm zinciri birlikte yönetmeleri yeni dönem için önemli görünüyor.</p>
<p><strong>Yeni yarış nerede oluşuyor?</strong></p>
<p>Şunu ortaya koymak gerekiyor, günümüzde lojistik sektörü, sadece bir ürünün bir noktadan diğerine taşınması değil, bir “yazılım ve teknoloji yarışı” haline gelmiş durumda.  Obdan Sistem Genel Müdürü Arkın Obdan’ın vurguladığı gibi, sektörde her işin “acil” veya “çok acil” olarak tanımlandığı bu yeni dönemde, hızın anahtarı doğru sistem altyapısı. Ancak Türkiye’de dijitalleşme konusunda ciddi bir algı farkı bulunuyor; pek çok işletme dönüşümü başaramazken, Obdan Sistem bu süreci RPA (Robotik Süreç Otomasyonu), Blockchain ve OCR (Optik Karakter Tanıma) gibi derin entegrasyonlarla yönetmeye başlamış.</p>
<p>Şirketin kendi bünyesindeki yazılım ekibiyle geliştirdiği çözümler, operasyonel hızı dramatik şekilde artırmış. Örneğin, 2001 yılında Zara (Inditex) ile başlayan iş birliğinde, haftalar sürebilecek beyanname süreçlerinin veri entegrasyonu sayesinde 5 dakikaya indirilmesi, teknolojik üstünlüğün somut bir göstergesi olmuş. Bugün Obdan Sistem, gümrük süreçlerini sadece takip etmekle kalmıyor, müşterilerinin muhasebe sistemlerine doğrudan veri akışı sağlayarak uçtan uca bir entegrasyon sunmaya başlamış.</p>
<p><strong>Transit Köprüden Katma Değerli Hub’a</strong></p>
<p>Arkın Obdan, Türkiye’nin şu coğrafi HUB olma stratejisine de bir pencere açıyor. Obdan,</p>
<p>Türkiye’nin dış ticaretinin yaklaşık yüzde 32-33’ünü hizmet ihracatından elde ettiğini ve bu gelirin yüzde 60’ından fazlasının lojistik ve gümrük hizmetlerinden geldiğine dikkat çekiyor. Ancak Arkın Obdan, “Türkiye’nin sadece üzerinden ürün geçen bir ‘transit yol’ olması yeterli değil. Gerçek ekonomik fayda, limanlara gelen ürünlerin antrepolarda elleçlenmesi, konsolide edilmesi ve değer katılarak yeniden ihraç edilmesidir” diyor.</p>
<p>Bunun en iyi örneklerinden birini kendilerinden veriyor. Obdan Sistem’in Rusya’daki lens dağıtım operasyonu veya küresel devlerin ürünlerini 30 farklı ülkeye dağıtılmak üzere Türkiye’deki antrepolarında hazırladıklarını belirtiyor. Teknoloji ile birlikte bu süreci bölgede yönetmek önemli avantajlar yaratabilir.</p>
<p><strong>Küresel Ticaret Savaşları </strong></p>
<p>Obdan’a göre, finans merkezlerinin Avrupa’dan Asya’ya kaydığı bu dönemde, ticaret artık sadece fiyat üzerinden değil, “sürdürülebilirlik” ve “güvenlik” odaklı bloklaşmalar üzerinden yürüyor. E-ticaret alanında ise denetim baskısı artıyor. Özellikle Avrupa’nın kaçakçılık risklerine karşı getirdiği sıkı regülasyonlar ve Türkiye’deki vergi düzenlemeleri gibi adımlar, sektördeki operasyonel maliyetleri doğrudan etkiliyor. Obdan Sistem, bu zorluklara karşı Servex Türkiye ortaklığı ve yeni nesil Kargo Evi markasıyla yanıt vererek, özellikle MENA bölgesinde güçlü bir ağ oluşturmuş ve e-ticaret lojistiğini bireysel girişimciler için bile erişilebilir kılmak için adımlar atmışa. E-ticarette tabii işler biraz bölgede zor yeni arayışlar var. Bunu ayrıca yazmayı planlıyorum. Ama ticarette artık gümrük duvarları gerçekten önemli bir sorun haline geldi. Obdan, bazen birkaç ülke dolaştırıp en ucuz gümrük tarifesinden bir ürünü bir yere sevk etmenin ön önemli konulardan biri haline geldiğini söylüyor. Bu da tabii yine teknoloji ile oluyor.</p>
<p><strong>Stratejik Yatırımlar ve Vizyon</strong></p>
<p>Arkın Obdan, Gebze Akviran’daki 20 bin metrekarelik yeni depo yatırımı gibi modern tesislerle Obdan sistemin geleceğe yatırım yaptığını söylüyor. Isı kontrollü ve soğuk zincir depolama kapasitesiyle donatılan bu tesisler, gıda ve sağlık gibi kritik sektörlerin ihtiyaçlarına cevap verebiliyor. 300’den fazla şirkete gümrük müşavirliği hizmeti sunan şirket, Yetkilendirilmiş Yükümlü Belgesi (YYS) danışmanlığı ile de firmaların gümrüklerdeki “yeşil hat” avantajından yararlanmasını sağlıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/transit-kopruden-katma-degerli-huba-gecmemiz-zorunlu-78681</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/1/1280x720/arkin-obdan-1778042948.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Transit köprüden katma değerli HUB’a geçmemiz zorunlu&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/superzeka-teknolojik-kolelige-hazir-miyiz-78680</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Süperzeka: Teknolojik köleliğe hazır mıyız?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapay zekânın (YZ) bir balon (hype) olduğunu ve yakında söneceğini düşünenler yanılıyor. YZ bundan sonra hayatımızda hep olacak. Hatta hayatımızı köklü şekilde değiştirecek. YZ’yi insanlık tarihindeki diğer icatlarla karıştıranlar ve ona sıradan bir teknik muamelesi yapanlar da aynı ölçüde yanılıyor. İnsan dediğimiz canlı daha önce hiçbir zaman başka bir teknolojinin kendisinden daha zeki olabileceğini düşünmedi ve onun fikirlerini önemsemedi. O yüzden YZ oyun kurucu hatta oyun bozucu ontolojik bir güce sahip.</p>
<p>Henüz YZ’nin bebek formu ile muhatabız ve buna <em>“generative” YZ </em>diyoruz. Generative ve agentic YZ uygulamaları genelde belirli bir alanda uzmanlaşan modeller. Diğer yandan <em>genel YZ</em> (Artificial General Intelligence-AGI) başarıldığında bu modeller bir alandaki bilgi ve tecrübelerini diğer domainlere aktarabilecekler. Dolayısı ile genelleme yapabilmek için çıkarım (reasoning), planlama, stratejik düşünce, akıl teorisi (theory of mind) gibi özelliklere sahip olacaklar.</p>
<p><strong>Dar YZ’den genel YZ’ye geçiş sarsıcı sonuçlar doğuracak</strong>. Fakat asıl <em>süperzeka</em> (Artificial Superintelligence) ile bambaşka bir dünyaya gözlerimizi açacağız. Süperzeka teorik olarak makinenin tüm açılardan insan zekâsını hatta insanlığın kümülatif zekâsını aşmasına bir referans. Süperzekâya sahip makinelerin kendi hedeflerini kendilerinin tanımlamasını, dış müdahale olmadan kendi kendine öğrenmesini ve tamamen otonom olmasını bekliyoruz.</p>
<p><strong>Makinenin insandan bağımsız kararlar alması ve yüzde yüz otonomlaşması tarihten çok radikal bir kopuşa neden olacak</strong>. Bu fırtınadan nasıl çıkabileceğimiz muamma. Ya da çıkabilecek miyiz? Pek çok iş ortadan kalkacak. Ekonomik sonuçları kadar yıkıcı toplumsal ve psikolojik sonuçlarla karşı karşıya kalacağız. İşi elinden alınan insanlar anlam krizine girecekler. Pek çok insan hayata yaptıkları işle tutunur. Yaşam amaçları uğraşlarıdır. Ellerinden işi alınan milyarlar anlam krizine girerse, nasıl sonuçlar doğabileceğini tahmin edebiliyor musunuz?</p>
<p>Yağmalar, isyanlar, çatışmalar ve büyük yıkımlar olası senaryolar. Devletlerin herkese evrensel bir yaşam aylığı vermesi ekonomik kaygıları azaltabilir ama psikolojik boşluğu dolduramaz. Milyarların toplu şekilde isyan etmemesi ve global bir kaos yaratmaması için muhtemelen herkes adım adım uyuşturulacak. Dijital ikizlerimizle birlikte sanal bir dünyada gerçeklikten kopmuş, uyuşuk bir sekilde yaşamımızı tamamlamamız yüksek olasılık. O yolda hızla ilerliyoruz. Zaten buüyük kitlelerin artık ne kadar insan ne kadar makine olduğu, ne kadar zeki ve bilinçli kaldığı tartışılır.</p>
<p>Süperzeka bugün henüz bir hipotez ama teorik olarak mümkün. Nick Bostrom gibi filozoflar, Geoffrey Hinton ve Stuart J. Russell gibi YZ’nin God Father’ı olarak bilinen bilim insanları süperzekânın gerçekleşeceğini ve olası sonuçlara dair şimdiden tedbir almamız gerektiğini ileri sürüyorlar. Sadece filozof ve bilim insanları değil, Elon Musk ve Anthropic kurucusu Dario Amodei gibi teknologlar da süperzekânın eninde sonunda olacağını söylüyor. En iyimser tahminle 1-2, en kötümser tahminle 15-20 yıl içerisinde süperzeki makineler hayatımızın bir gerçeği olacak.</p>
<p>Hayatımız bu makinelere bağlı kalabilir. <u>İnsanlığın özgürleşme mücadelesinin ekseni doğadan ve tiranlardan makinelere kayıyor. Doğadan ve tiranlardan kendisini özgürleştiren insan makinelere de hükmedebilecek mi? Yoksa yeni bir kölelik formuna mı geçiyoruz</u>?</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/superzeka-teknolojik-kolelige-hazir-miyiz-78680</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Süperzeka: Teknolojik köleliğe hazır mıyız? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/robotikle-tibbin-yapay-zeka-birlesmesi-dunyayi-degistirecek-78679</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Robotikle tıbbın, yapay zekâ birleşmesi, dünyayı değiştirecek&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Koç Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Metin Sitti,  “Üniversite 4.0, sadece bilgi üretmek değil; bilgiyi ekonomik, toplumsal ve stratejik değere dönüştürmek demektir” diyor. Sitti, bilimsel çalışmalarına ilişkin olarak da “Robotikle tıbbın, yapay zekâ birleşmesi, dünyayı değiştirecek” iddiasını ortaya koyuyor.</strong></p>
<p>Koç Üniversitesi, akademik çalışmaları, ödülleri ve mezunlarının başarılarıyla dikkat çeken bir kurum. URAP sonuçlarına göre son 4 senedir Türkiye'nin en iyi araştırma üniversitesi. 2026 THE Disiplinlerarası Bilim Sıralaması’nda dünyada 28, Asya’da ilk 10, Türkiye’de 1’inci sırada. 2025 THE Global Üniversiteler arasında Türkiye’de 1, dünyada 301-350 bandında yer alıyor.</p>
<p>Stanford tarafından Elsevier veri tabanına göre yapılan listede, Koç Üniversitesi’nin birçok öğretim üyesi kendi alanlarında ilk 1000’de yer alıyor. Bunlardan biri de Prof. Dr  Metin Sitti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69fad1a7b9719-1778045351.jpg" alt="" width="700" height="467" />2023 Güz döneminden bu yana Koç Üniversitesi Rektörü ve öğretim üyesi olarak görev yapıyor. Üniversite web sitesinden okuduğum kadarıyla son derece etkileyici bir özgeçmişe sahip. Endüstri Mühendisliği ve Otomasyon alanında dünya birincisi konumunda. Tüm alanlar birlikte değerlendirildiğinde de dünyada ilk 500 araştırmacı arasında. İsmi ilk sıralarda pek çok üniversitede öğretim üyeliği yapan, kablosuz tıbbi cihazlar, mikro ve küçük ölçekli mobil robotlar, biyoesinlenimli sistemler ve fiziksel zekâya ilişkin uzmanlık alanlarında çalışmalarını en ileri seviyede devam ettiren bir bilim insanı kendisi. Alışılmışın dışında bir rektör aynı zamanda. Protokol koltuğunda olduğu kadar, hatta anlattıklarından edindiğim izlenimim, daha da fazla bilim sandalyesinde oturuyor.</p>
<p>Koç Üniversitesi, akademik başarı için çok önemli olan H-Indeksi’nde de ön planda yer alıyor. Üniversitenin en yüksek alıntı sayısına sahip 10 öğretim üyesi dünyanın en iyi bilim insanları arasında da en üst %1-3’lük dilim içinde yer alıyor. 1. dilimde bulunan Metin Sitti ise Türkiye’deki rektörler arasında en yüksek H-Indeks sahibi yönetici. </p>
<p>Prof. Dr. Ufuk Akçiğit’in 2025 Koç Üniversitesi Rahmi M. Koç Bilim Madalyası Ödülü’nü aldığı gecesi görüşmek için sözleştiğimiz Prof. Dr. Metin Sitti, doğadan ilham alan robotik, mikro-nano sistemler gibi öncü araştırmalar yapıyor. Son 6 ayda 3 araştırması Nature dergisinde yer aldı. Özellikle Biyolojik Kirpiklerle ilgili olan çalışmanın temel fikri, bilimsel çerçevesi ve proje yönetimi Koç Üniversitesi’nde, Prof. Dr. Metin Sitti’nin laboratuvarında şekillendirildi. Yine kendi lab Dr. öğrencisi modelleme ve simülasyon süreçlerinde önemli katkılarda bulundu.</p>
<p><strong>Ameliyat yapan robot projesi </strong></p>
<p>Prof. Sitti, 2024’te kurduğu laboratuvarda insan içinde ameliyat yapan robotlar üzerinde çalışıyor. AB fonu da bulunan proje 1.5-2 yıl içinde tamamlanacak. </p>
<p>Sitti çalışmayla ilgili şu yorumu yapıyor: <em>“Bizim yeni, çok yeni geliştirdiğimiz "breakthrough" dediğimiz çığır açıcı robotlar var. Benim uzmanlığım çok küçük ve vücut içinde kablosuz robotlar. Gezebilen, belli bir noktada kanser ilacı verebilen, tedavi yapabilen geleceğin tıp teknolojisi konumuz.</em>”</p>
<p><strong>İş Bankası’nın desteklediği Yapay Zeka </strong><strong>Merkezi ve Enfeksiyon Araştırma Merkezi</strong></p>
<p>Üniversitelerin endüstri kuruluşlarıyla birlikte çalıştığı projeler ekonomiye büyük katkı sağlıyor. Koç Üniversitesi’nin,  Koç Holding’in Tüpraş, Aygaz ve Otokoç gibi enerji alanında çalışan kuruluşlarıyla ortak kurduğu Hidrojen Teknolojileri merkezi özellikle enerji tasarrufu ve yeşil enerji konusuna odaklanıyor. İş Bankası’nın desteklediği Yapay Zeka Merkezi ve Enfeksiyon Araştırma Merkezi; Esas Holding’in desteklediği Alternatif Yatırım Merkezi gibi yatırımların önemine dikkat çeken Metin Sitti, hedeflerinin  tıp, biyomedikal, yapay zeka tabanlı inovasyonlarla, start-up’lar yaratılması olduğunu belirtiyor: </p>
<p><em>“Bizde birçok araştırma var; temel yapay zekâ araştırmaları ve yapay zekayı kullanan... Bizim tıbbımız çok güçlü. Mesela tıpla yapay zekayı birleştiren, tıpta yapay zekanın kullanımı üzerine projeler düşünüyoruz. Robotikle tıbbın, yapay zekâ birleşmesi; dünyayı değiştirecek teknolojiler. Biyomedikalle yapay zekayı birleştirme, yapay zekayla ekonomiyi, finansı birleştirme benzeri konularda atılım planlarımız ve alanlarında çok başarılı hocalarımız var.”</em></p>
<p><strong>Göçlerin etkileri üzerine </strong><strong>araştırma merkezi kuruldu</strong></p>
<p>Koç Üniversitesi sosyal  bilimlerde de iddialı. Örneğin AB’nin fonladığı göç araştırma merkezi MiReKoc; “Migration Research Center” başarılarıyla uluslararası bir üne sahip. Merkez, 10 üniversiteyle birlikte bu ağ fonundan yararlanarak göçlerin  sosyolojik, psikolojik, ekolojik etkileri üzerine çalışıyor. </p>
<p><strong>Biyomedikal projeler için 7 katlı bina inşa ediyor</strong></p>
<p>Koç Üniversitesi biyomedikal teknolojiler alanındaki çalışmalarını yürütmek için özel bir bina inşa ediyor. Orman Bakanlığı’ndan alınan sınırlar içinde kalmak zorunda olunduğu için, park yerinde 7 katlı bir bina inşa ediliyor. Profesör Sitti, 2 yıl içinde tamamlanacak binada büyük bir atılım yapacaklarını ifade ediyor ve ekliyor:</p>
<p><em>“Biz mühendislik, fen, sosyal bilimler,  ekonomi, işletme alanlarında çok güçlüyüz ama bir de tıbbımız var. Bu mesela başka üniversitelerde yok. Türkiye'de ve yurt dışında bile çok az. Biz hem tıpta hem diğer alanlarda biliniyoruz. O dengeyi iyi kurmaya çalışıyoruz. O da bizim bir gücümüz. "</em></p>
<p><em>Dolayısıyla biyomedikal teknolojiler alanında da büyük bir atılıma geçtik mesela geçtik. O konuda yeni bir bina yapıyoruz şu an kampüste. Şu an bizim en büyük sorunumuz yer. Her üniversitenin olduğu gibi. Çünkü biz Orman Bakanlığı'ndan aldığımız bir sınır içerisindeyiz. Bunun dışında bir metre çıkamıyoruz. Ama olan bir park yerini şimdi bir binaya dönüştüreceğiz. Bu sınır içerisinde yerimiz bir tek o var. Onu şu an güzel bir 7 katlı binaya dönüştüreceğiz. Onun fonunu da ben aldım. 2 yıl içerisinde o da yeni bir binanın açılışı olarak</em>...</p>
<p><strong>Üniversite 4.0, sosyal </strong><strong>yarar dönemi başlattı</strong></p>
<p>Önümüzdeki Ekim ayında 33’üncü yılına girecek olan Koç Üniversitesi’nin Rektörü Prof. Dr. Metin Sitti, yüksek eğitime ilişkin yeni bir çıtanın tarifini yapıyor. Endüstri 4.0’dan ilham ile Üniversite 4.0’ın üniversitelerin yeni yol haritasını oluşturduğunu dile getiren Prof. Dr. Sitti, “Bu yeni dönemin odağında geçiş topluma hizmet var” diyor. Koç Üniversitesi’nin Rektörü Prof. Dr. Metin Sitti, <em>“Biz artık Üniversite 4.0 dediğimiz yeni bir dönemdeyiz… Üniversite 4.0, sadece bilgi üretmek değil; bilgiyi ekonomik, toplumsal ve stratejik değere dönüştürmek demektir” ifadelerinden sonra dönemleri şöyle tarif ediyor:</em></p>
<p><em>Üniversite 1.0 döneminde odakta sadece öğretim vardı. </em></p>
<p><em>Üniversite 2.0’da  araştırma. </em></p>
<p><em>Üniversite 3.0’da ise girişimci üniversite kavramı ön plana çıktı. </em></p>
<p><em>Üniversite 4.0, sosyal yarar dönemi başlattı.</em></p>
<p><strong>Topluma hizmet eden kurumlar</strong></p>
<p>Endüstri 4.0’dan Üniversite 4.0’a geçiş topluma hizmeti odağına alan bir süreç.  Bu dönemde, üniversiteler  eğitim ve araştırmanın ötesine geçerek,  topluma hizmet eden kurumlar olarak yeniden konumlanıyor.</p>
<p>Sitti hedeflerini şöyle ifade ediyor: “<em>Günümüzde üniversitelerin sosyal, ekonomik, politik ve ekolojik alanlarda çözüm üreten aktörler olması bekleniyor. Biz de misyonumuzu “Ülkemizin ve dünyanın ekolojik, politik, ekonomik ve sürdürülebilirlik sorunlarını anlayan, bu sorunlara bilim temelli çözümler üreten bireyler yetiştirmek doğrultusunda belirliyoruz</em>”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Geri Verme Kültürü: Anadolu </strong><strong>Bursiyerleri programı</strong></span></p>
<p>Koç Üniversitesi’nin okulun kendi kaynaklarının dışında kişi ya da şirketlerden alınan bağışlarla "Anadolu Bursiyerleri" adı verilen bir programı var. 2011 yılından beri 600 öğrencinin mezun olduğu programın halihazırda 1.000 aktif bursiyeri bulunuyor. Prof. Dr. Metin Sitti, geri verme kültürünün çok önemli olduğunu vurguluyor. </p>
<p><em>“Mezunlarımızdan, hatta Anadolu Bursiyerleri programından mezun olanlardan gerçekten başarılı start-up’lar kurmuş, başarılı yerlere gelmiş insanlar var. Bunlar Bize zamanında fon sağlandı. Bunun değerini biliyoruz” diyen öğrencilerimiz var.  Ben de bu örnekleri artırmak istiyorum. Geri verme kültürü önemli.  Yani benim burada olma sebebim de geri verme; ülkemize geri verme isteğim. Bu sosyal bir bilinç. Bu bilinci gençlerimize mümkün olduğunca erkenden yerleştirmemiz lazım ki çok değişik formlarda olabilir. İlla bağış olmak da zorunda değil.</em>”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/robotikle-tibbin-yapay-zeka-birlesmesi-dunyayi-degistirecek-78679</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/9/1280x720/757-1778045263.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Robotikle tıbbın, yapay zekâ birleşmesi, dünyayı değiştirecek&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mayis-ayina-ozgu-vergi-yukumlulukleri-78678</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mayıs ayına özgü vergi yükümlülükleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yönetmelikte, faaliyette bulunan irtibat bürolarının bildirimi yapmamaları durumunda, süre uzatma taleplerinin değerlendirmeye alınmayacağı ve faaliyet izinlerinin de re’sen iptal edilebileceği hükmü var. Önemli bir yaptırım.</strong></p>
<p>Kurumlar vergisi beyan dönemi, 30 Nisan 2026 Perşembe akşamı itibariyle sona erdi. Şimdi başta geçici vergi beyan dönemi işleri olmak üzere, rutin gündeme dönme zamanı.</p>
<p>Mayıs ayı, rutin gündem maddeleri yanında, özel yükümlülüklerin de olduğu bir ay. Bu yükümlülüklerden özellikli olanları aşağıda özetledim.</p>
<p><strong>Yabancı sermayeli </strong><strong>şirketlerin yıllık bildirimleri</strong></p>
<p>Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu ve bu kanunun verdiği yetkiye dayanılarak çıkartılan Doğrudan Yabancı Yatırımcılar Kanunu Uygulama Yönetmeliği’nde yapılan düzenlemeler çerçevesinde, yıllık bazda ve her yılın mayıs ayı sonuna kadar;</p>
<p>- Kapsamdaki şirket ve şubeler, sermaye ve faaliyetlerine ilişkin olarak, Elektronik Teşvik Uygulama ve Yabancı Sermaye Bilgi Sisteminde (E-TUYS) yer alan Doğrudan Yabancı Yatırımlar İçin Faaliyet Bilgi Formundaki alanları kullanıcı vasıtasıyla elektronik ortamda doldurarak kaydedilmesini sağlamak,</p>
<p>- İrtibat büroları, geçmiş yıl faaliyetlerine ilişkin, yönetmelik ekinde yer alan irtibat bürolarının faaliyetlerine ilişkin bilgi formunu, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Teşvik Uygulama ve Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü’ne göndermek zorundalar.</p>
<p>Yönetmelikte, faaliyette bulunan irtibat bürolarının bildirimi yapmamaları durumunda, süre uzatma taleplerinin değerlendirmeye alınmayacağı ve faaliyet izinlerinin de re’sen iptal edilebileceği hükmü var. Önemli bir yaptırım. Diğer şirket ve şubelerin bildirim yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda uygulanacak bir müeyyideye yer verilmemiş. Ancak bu yükümlülüklerin yerine getirilmesi yine de atlanmamalı, mutlaka bir yerde etkisi görülebilir.</p>
<p><strong>Yatırım indirimi stopajı beyan ve ödemesi</strong></p>
<p>Yatırım indirimine son verileli çok oldu ama geçmişten gelen haklar nedeniyle, gittikçe azalan tutarda da olsa, yatırım indirimi istisnasından yararlananlar var.</p>
<p>Gelir Vergisi Kanunu’nun geçici 61. maddesi kapsamında, nisan ayında verilen kurumlar vergisi beyannamesinde bu istisnadan yararlanan kurumların, kâr dağıtımı yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın, yararlandıkları tutar üzerinden %19,8 oranıyla hesapladıkları stopajı, 25 Mayıs akşamına kadar beyan etmeleri ve ödemeleri gerekiyor.</p>
<p><strong>Denetim kuruluşları ve elektrik </strong><strong>üreticilerinin yıllık harçları</strong></p>
<p>Harçlar Kanunu gereği, bağımsız denetim kuruluşları yetkilendirme belgeleri, elektrik üretim faaliyetinde bulunan kurumlar ise elektrik üretim lisansı için harç ödemekteler.</p>
<p>Denetim kuruluşlarının yetkilendirme belgeleri ilk alındığı yıl maktu harca, sonraki yıllarda ise Kanun’la belirlenen tutardan az olmamak koşuluyla, nispi harca tabi. Nispi harcın matrahı, denetim faaliyetlerinden elde edilen gayrisafi iş hasılatı. Nispi harcın, kurumlar vergisi beyannamesi verme süresi içinde verilen bildirim üzerine tahakkuk ettirilmesi ve mayıs ayı içinde ödenmesi gerekiyor.</p>
<p>Elektrik üretim şirketlerinin üretim lisansı harcı ise Kanun’la tanımlanan bir önceki yıl gayri safi iş hasılatı üzerinden hesaplanıyor, kurumlar vergisi beyanname verme süresi içinde verilen bildirim üzerine tahakkuk ettiriliyor ve mayıs ayı içinde ödeniyor.</p>
<p><strong>Emlak vergisi birinci </strong><strong>taksit ödeme zamanı</strong></p>
<p>Emlak vergisinin ilk taksitinin mayıs, ikinci taksitinin ise kasım ayı içinde ödenmesi gerekiyor.</p>
<p>İş yerleri için ödenmesi gereken çevre temizlik vergisinin ödeme zamanı da emlak vergisiyle aynı. Konutlar için çevre temizlik vergisi su faturasının içinde tahsil ediliyor. Ayrıca bir ödeme yok.</p>
<p><strong>Vergi levhasının yazdırılması</strong></p>
<p>Vergi Usul Kanunu’nun 5. maddesi gereği, vergi levhalarının mayıs ayı sonuna kadar yazdırılması gerekiyor.</p>
<p>Elektronik ortamda alınan vergi levhalarının vergi dairesine veya meslek mensuplarına onaylattırılmasına gerek yok. İnternet vergi dairesinden çıktı olarak alınması ve istendiğinde ibraz edilmek üzere işyerlerinde bulundurulması yeterli.</p>
<p>Vergi levhasının alınmaması ve istendiğinde ibraz edilmemesi durumunda özel usulsüzlük cezası kesiliyor. Bu tutar 2026 yılı için 3.000 lira.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mayis-ayina-ozgu-vergi-yukumlulukleri-78678</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mayıs ayına özgü vergi yükümlülükleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/persembenin-gelisi-carsambadan-belliydi-78677</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Perşembenin gelişi çarşambadan belliydi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Nisan ayı, enflasyonun beklentilerin çok üzerinde gerçekleştiği bir ay oldu. Bazıları, hele çarşı pazara çıkmayanlar, son 4 yılın en yüksek nisan ayı enflasyonuna hayli şaşırdılar. En çok şaşırdıkları da gıda ve özellikle taze sebze ve meyve fiyatlarındaki artış oldu. Ancak perşembenin gelişinin çarşambadan belli olduğunu düşünenlerden biri de bendim ve bunu geçen ay kağıda dökmüştüm.</p>
<p>Mart enflasyonu açıklanmış, üzerinden 2-3 gün geçmiş ve ben bir çarşı pazar gezmesi sonrası enflasyonu yazmıştım. Başlığı da “Mart’ın son haftası taze sebze ve meyve enflasyonunu nasıl etkileyecek?” idi. Bu yazıyı yazmamın nedeni o günkü saha gözlemlerimin yanı sıra başta DPT kökenli Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz da dahil birçok yetkilinin sosyal medya paylaşımlarında marttaki olumlu gelişmenin nedenleri arasında “taze sebze ve meyve ile işlenmiş gıda kalemindeki fiyat artışlarının zayıflamasının gıda fiyatları üzerindeki olumlu etkilerini” göstermeleriydi.</p>
<p>Yazımda marketlere her gidişinde fiyatları görüp şapkası uçmuş biri olarak taze sebze ve meyve fiyatlarındaki artışın zayıfladığını görmediğimi ifade ederek “Belki alışveriş yaptığımız yerler farklıdır” diye düşündüğümü belirtmiştim. Ardından da nisanda enflasyon canavarının daha da vahşileşeceğini yazmış ve bunun nedenleri olarak da savaşın etkileriyle TÜFE’nin hesaplanmasındaki metodolojiyi göstermiştim. Çünkü hesaplamada, biraz bayramı tatili nedeniyle pazara gelen mal miktarının azalması biraz da fırsatçılığın etkisiyle taze sebze ve meyvede inanılmaz ölçüde artan son hafta fiyatları yoktu.</p>
<p>Nisan enflasyonunda bunun etkisini ve sonraki haftalara yansımasını gördük. Zaten bunu yazıda “Hesaplamada yer almayan mart ayının son haftası, taze sebze ve meyvede hız kestiği düşünülen fiyatlara doping etkisi yapabilir” diyerek dile getirmiştik. Nitekim yaptı da. Taze sebze ve meyvedeki fiyat artışı marttaki yüzde 3,1 seviyesinden yaklaşık ikiye katlanarak nisanda yüzde 5,9’a çıktı. O da gıda fiyatlarını uçurdu. Sonuçta da gıda grubunun aylık değişime katkısı 0,95 puan ile ilk sırada yer aldı. Mayıs’ta ne olur? Enflasyon düşse bile yüksek fiyatlarda yaygın düşüş olmaz. Hiç değilse “Fiyatlar çok artmıyor!” diye seviniriz.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/persembenin-gelisi-carsambadan-belliydi-78677</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Perşembenin gelişi çarşambadan belliydi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-yukseliyor-yatirimci-nereye-bakmali-78676</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyon yükseliyor: Yatırımcı nereye bakmalı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Nisan ayı enflasyon verisi, fiyat baskılarının yeniden güç kazandığına işaret etti. Aylık enflasyon beklentilerin üzerinde gelirken, yıllık tarafta da yukarı yönlü risklerin canlı kaldığını görüyoruz. Özellikle enerji ve gıda tarafındaki maliyet baskısı, enflasyonun kısa vadede kolay kolay geri gelmeyeceğini gösteriyor.</p>
<p>Bu tablo yatırımcı açısından kritik bir kırılmayı da beraberinde getiriyor. Uzun süredir “güvenli liman” olarak görülen para piyasası fonları, stopaj etkisi de dahil edildiğinde son dönemde enflasyonun altında kalmaya başladı. Aylık bazda bakıldığında para piyasası fonlarının getirisinin enflasyonun gerisinde kaldığını, yılbaşından bu yana da benzer bir tablonun oluştuğunu görüyoruz. Yani yatırımcı için artık mesele sadece “risksiz getiri” değil, “reel getiri” haline gelmiş durumda.</p>
<p><strong>Enflasyon üzeri getiri: Hangi </strong><strong>temalar öne çıkıyor?</strong></p>
<p>Bu noktada yatırımcıların yöneldiği alanlara baktığımızda, hem aylık hem de yılbaşından bu yana enflasyonun üzerinde getiri sağlayan temaların oldukça net ayrıştığını görüyoruz.</p>
<p>Aylık bazda öne çıkan temalar; teknoloji (yarı iletken, yapay zeka, blokzincir), enerji (özellikle nükleer ve alternatif enerji), tarım-gıda, petrol ve emtia tarafı olurken; hisse senedi fonlarında ise banka, BIST30, temettü, ihracatçı ve BIST100 dışı hisseleri içeren fonlar dikkat çekiyor. Buna ek olarak Avrupa, ABD, Çin gibi global temalara yatırım yapan fonlar ve değişken fonlar da bu dönemde enflasyon üzeri getiri üreten gruplar arasında yer aldı.</p>
<p>Yılbaşından bu yana baktığımızda ise tablo biraz daha sadeleşiyor. Petrol ve enerji teması net şekilde öne çıkarken, emtia ve tarım-gıda tarafı bu tabloyu tamamlıyor. Hisse senedi tarafında ise BIST30, temettü, teknoloji, sanayi ve savunma temalarının güçlü kaldığını görüyoruz. Teknoloji tarafında özellikle yarı iletken ve elektrikli araç teması global tarafta performans üretmeye devam etti.</p>
<p>Burada kritik soru şu: Bu getiriler ne kadar sürdürülebilir?</p>
<p>Teknoloji tarafında yükselişin temelinde yapay zeka ve veri merkezi yatırımları var ve bu tema uzun vadeli olarak güçlü kalmaya devam ediyor. Ancak son dönemde Fed’in faiz indirim sürecine ara verebileceği hatta daha sıkı bir duruşa geçebileceği beklentisi, bu temanın kısa vadeli momentumunu sorgulatıyor.</p>
<p>Petrol ve emtia tarafındaki yükseliş ise daha çok jeopolitik kaynaklı. ABD-İran hattında artan gerilim ve Hürmüz Boğazı riski, arz endişelerini öne çıkararak fiyatları yukarı taşıdı. Ancak olası bir ateşkes senaryosunda bu getirilerin hızla geri verilebileceğini de unutmamak gerekiyor.</p>
<p>Enerji tarafında ise daha yapısal bir hikâye oluşuyor. Hürmüz Boğazı kriziyle birlikte enerji arz güvenliği yeniden gündemin en üst sıralarına taşındı. Bu da sadece petrol değil, nükleer ve yenilenebilir enerji yatırımlarını da ön plana çıkarıyor. Bu nedenle alternatif enerji temasının önümüzdeki dönemde hem global hem yerel tarafta daha güçlü bir şekilde portföylerde yer alması şaşırtıcı olmayacaktır.</p>
<p>Tarım ve gıda tarafı ise daha sessiz ama güçlü bir tema. Artan maliyetler, iklim etkisi ve arz tarafındaki sorunlar, bu alanı uzun vadede enflasyon üzerinde getiri potansiyeli taşıyan kalemlerden biri haline getiriyor.</p>
<p><strong>Borsa İstanbul: Tema var, endeks yok</strong></p>
<p>Yurt içi piyasada ise farklı bir ayrışma görüyoruz. Endeks bazlı bir yükselişten ziyade, sektör ve tema bazlı bir hareket öne çıkıyor. Özellikle enerji, gıda ve teknoloji hisselerinde momentumun korunduğunu görüyoruz.</p>
<p>Ancak burada önemli bir risk var. Enflasyondaki yukarı yönlü riskler, faiz indirim sürecini geciktirebilir. Bu da özellikle banka ve holding ağırlıklı fonlarda daha dalgalı bir performansa yol açabilir. Yani hisse senedi tarafında da artık “endeks alırım yükselir” dönemi yerine, daha seçici olunması gereken bir döneme girmiş durumdayız.</p>
<p>Tam da bu noktada değişken fonlar öne çıkıyor. Çünkü bu fonlar, hisse senedi fonlarına kıyasla daha esnek bir yapıya sahip. Gerektiğinde hisse oranını düşürebiliyor, düşüş dönemlerinde daha defansif kalabiliyor ve farklı varlıklar arasında geçiş yaparak ek getiri yaratabiliyor.</p>
<p>Nitekim baktığımızda, hisse ağırlıklı değişken fonlar arasında aylık ve yılbaşından bu yana enflasyonun üzerinde getiri sağlayan birçok fon olduğunu görüyoruz. Üstelik bu fonların önemli bir kısmı %51 hisse senedi taşıdığı için, 1 yıl tutulduğunda stopaj avantajı da sunuyor.</p>
<p><strong>Mayıs ayı: Likit kal, </strong><strong>dağılımı koru</strong></p>
<p>Önümüzdeki döneme baktığımızda piyasanın ana gündem maddeleri oldukça net: ABD-İran hattındaki gelişmeler, Fed’in duruşu ve teknoloji/yapay zeka teması global tarafta belirleyici olacak. Yurt içinde ise enflasyon verileri ve Merkez Bankası’nın Enflasyon Raporu sunumu yakından izlenecek. Bu başlıklar, volatilitenin yüksek kalmaya devam edeceğine işaret ediyor.</p>
<p>Özellikle mayıs ayında iş günü sayısının düşük olması, faiz içermeyen enstrümanların getirisini teknik olarak sınırlayabilecek bir unsur. Bu nedenle Mayıs ayı için strateji oldukça net görünüyor: <strong>Likit kal, ama tek yerde kalma.</strong></p>
<p>Para piyasası fonları portföyün likidite tarafını korurken, değişken fonlar fırsatları yakalama imkânı sunuyor. Bu iki yapıyı birlikte kullanmak, mevcut belirsizlik ortamında en dengeli yaklaşım olarak öne çıkıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-yukseliyor-yatirimci-nereye-bakmali-78676</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyon yükseliyor: Yatırımcı nereye bakmalı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yikici-bilanco-30a-1-78675</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yıkıcı bilanço: 30’a 1!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Algo-Economicus aşırı rasyonel. Ama bu rasyonalite anlamdan arındırılmış. Sisteme karbon fiyatı, biyoçeşitlilik verisi, vs. girebilir. Ama bu verilerin nasıl tanımlandığı, hangi eşikle fiyatlandığı, kimin metodolojisiyle ölçüldüğü gibi konular kritik.</strong></p>
<p>Doğayı korumaya ayrılan her 1 dolara karşılık, tahrip eden faaliyetlere yaklaşık 30 dolar akıyor. Toplamda 7,3 trilyon dolarlık tahrip edici finansman, yalnızca 220 milyar dolarlık koruma yatırımıyla karşılanıyor.</p>
<p>Bu rakamlar, UNEP’in <em>State of Finance for Nature 2026</em> raporundan. 7,3 trilyon dolar, fosil yakıt sübvansiyonlarından enerji ve altyapı gibi yüksek etkili sektörlere yapılan yatırımlara uzanan geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Bunun 2,4 trilyon doları ise doğrudan çevreye zararlı sübvansiyonlardan oluşuyor.</p>
<p>Metodoloji tartışılabilir. Bir köprü de bu hesaba girebilir, bir sulama kanalı da. Ama yön değişmiyor. Sistem, doğayı yaşatmak için değil, ekonomik değere dönüştürmek için finanse ediyor.</p>
<p><strong>Doğa ekonomik varlık sınıfına girer mi?</strong></p>
<p>Modern finansal sistem, doğayı ancak parçalanmış, metalaşmış ya da işlevsel olarak dönüştürülmüş haliyle ‘varlık’ olarak tanır. Ayakta duran bir orman finansal olarak yoktur. Ağaçlar ancak kesildiği anda ekonomik değere dönüşür. Canlı bir nehir bilançoda görünmez. Enerji üretimine dahil edildiğinde finansal bir varlık haline gelir.</p>
<p>Ekosistemlerin sunduğu işlevler <em>(karbon tutma, su döngüsünü düzenleme, vs.) </em>kullanım değeri üretir ama değişim değeri üretmedikleri ölçüde piyasa tarafından tanınmaz. Mülkiyet haklarının tanımsızlığı da buna etki eder. Bir ormanın sahibi yoksa, o ormanı korumanın piyasada karşılığı olmaz.</p>
<p>Sorun yalnızca ekonominin büyüme önceliğinde değil, kurumsal tasarımda. <strong>Sürdürülebilirlik kavramı, sistemin doğaya ilişkin değer tanımını sorgulamak zorunda. </strong>Eğer bunu yapmıyorsa, yalnızca <em>‘yeşil büyüme’</em> çerçevesinde kalıyorsa, sadece dengeleyici bir işlev görür. Sistemi dönüştürmek yerine sürekliliğini sağlar.</p>
<p><strong>Geri dönüşü olmayan kayıpları fiyatlamak!</strong></p>
<p>Bu tabloyu tamamlayan ikinci kırılma noktası zamansal. Finansal sistem, indirgeme oranı <em>(discount rate)</em> aracılığıyla geleceği fiyatlar. Standart yüzde 8’lik bir oranla hesaplandığında, 10 yıl sonraki 100 dolarlık ekosistem değeri bugünün karar masasında yaklaşık 46 dolara iner.</p>
<p>Somutlaştıralım. Bugün 50 dolarlık bir kâr elde ediyorsanız ve 10 yıl sonra gerçekleşecek tahribatın bugünkü değeri 46 dolarsa, sistem bu yıkımı rasyonel kabul eder. <strong>Kısa vadeli kâr, uzun vadeli tahribi meşrulaştırır.</strong></p>
<p>Ancak burada önemli bir ayrım gerekiyor. İndirgeme oranı soyut bir kötülük değil. Risk ve fırsat maliyetini yansıtan teknik bir araç. Sıfır indirgeme oranıyla çalışmak da başka çarpıklıklar yaratır. Gelecekteki her zarar sonsuz maliyete dönüşür, hiçbir yatırım rasyonel olmaz.</p>
<p>Asıl mesele indirgeme oranını kaldırmak değil, doğa varlıkları için farklı bir oran uygulamak. <strong>Geri dönüşü olmayan kayıplar <em>(yok olan bir tür, kuruyan bir su havzası)</em> standart finansal risk mantığıyla değil, ayrı bir zaman etiğiyle değerlendirilmeli.</strong> Bu da çok kolay değil. Kimin elinde şekillenecek?  Hangi kurumsal mekanizmayla uygulanacak?</p>
<p><strong>Algo-Economicus</strong></p>
<p>Bir yandan da karar süreçlerine artık yoğun şekilde algoritmalar giriyor. Optimizasyon modelleri karar mimarisinin merkezine yerleşiyor.</p>
<p>Ama bunun da yapısal bir sınırı var. Algoritmalar ancak tanımlanmış verileri işleyebilir. Karbon yutağı, biyoçeşitlilik, ekosistem bütünlüğü gibi kavramlar finansal veri modellerine dahil edilmediği sürece algoritmik olarak yok hükmündedir. Ölçülemeyen, sistem dışına itilir.</p>
<p><em>Algo-Economicus</em> aşırı rasyonel. Ama bu rasyonalite anlamdan arındırılmış. Sisteme karbon fiyatı, biyoçeşitlilik verisi, vs. girebilir. Ama bu verilerin nasıl tanımlandığı, hangi eşikle fiyatlandığı, kimin metodolojisiyle ölçüldüğü gibi konular kritik.</p>
<p><strong>Çözüm?</strong></p>
<p>Zor bir paradoks. Doğayı finansal sisteme dahil etmeye çalıştıkça onu yeniden metalaştırma riski ortaya çıkıyor. Karbon piyasaları, biyoçeşitlilik kredileri, doğa temelli finansal araçlar çözüm ile sistemin yeniden üretimi arasında belirsiz bir alanda konumlanıyor. Hangi tarafa düştükleri, büyük ölçüde bu araçların <em>kim tarafından ve hangi amaçla</em> tasarlandığına bağlı.</p>
<p>Sürdürülebilirlik de bu açığı tek başına kapatamıyor. Sorun sistemin nasıl işlediğinden değil, neyi ‘varlık’ olarak tanımladığından başlıyor.</p>
<p>Peki, çözüm ne? Sanırım şunu söyleyebiliriz. <strong>Ekonomik değerin, yalnızca piyasa içi değişimle ölçüldüğü bir sistemde, doğa temelli çözümler ölçeklense de sistemin mantığını değiştirmez.</strong> Yıkımı durdurmaz. Sadece zamanlamasını değiştirir. Daha sofistike araçlarla, daha geç ama aynı yöne doğru.</p>
<p>Yönü değiştirmek için önce <strong><em>‘bir ekosistemin değeri, ancak onu fiyatlayabildiğimizde mi başlar?’</em></strong><em> ve <strong>‘</strong></em><strong><em>fiyatlamadan değerin korunmasını nasıl sağlarız?</em></strong><strong>’</strong> diye sormak lazım. Burada dürüst olmadığımız sürece, 30’a 1’lik oran değişmeyecek. Yalnızca daha ‘iyi’ raporlanacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yikici-bilanco-30a-1-78675</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yıkıcı bilanço: 30’a 1! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergide-esel-mobilden-eselenmeye-evrilme-78674</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vergide &#039;eşel mobil&#039;den eşelenmeye evrilme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapılan hesaplamalara göre akaryakıt harcamalarının 2026 tüketici sepetindeki payı yüzde 3,21. Akaryakıt harcamalarının enflasyon üzerindeki etkisi doğrudan olduğu kadar, ulaştırma ve gıda fiyatlarındaki girdi maliyetlerine bağlı olarak da dolaylı. Açıkçası her kalemde enerji izi var.</strong></p>
<p>28 Şubat 2026 günü ABD ve İsrail’in İran’a saldırısıyla ilk önemli tepki petrol fiyatlarında ortaya çıktı. 60 dolar bandında istikrarlı bir şekilde seyreden petrol fiyatları aniden yükselişe geçti. Savaşın tansiyonu arttıkça ve kalıcılık ihtimali yükseldikçe petrol de daha yukarı fiyatlarda demir atmaya ya da park etmeye başladı.</p>
<p>Bugünlerde varilin resmi fiyatı 115 dolar civarında iken amiyane deyimiyle karaborsa piyasada 140 dolara çıkmış durumda. Yani 2 ayda bir katı aşan artış…</p>
<p><strong>Eşel mobil sisteme geçiş…</strong></p>
<p>Hükümet, bu savaşın hemen başlamasının hemen ardından çok hızlı bir adım attı ve 4 Mart 2026 tarihli Resmi Gazetede yayımladığı 10995 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile petrolde <em>“eşel mobil”</em> sisteme geçti. Bu kapsama benzin, motorin ve LPG alındı.</p>
<p>Yani uluslararası petrol fiyatları veya döviz kuru yükseldiğinde akaryakıta gelmesi kaçınılmaz olan zammın tamamının pompa fiyatlarına yansımasını önlemek ve dolayısıyla dezenflasyon programına zarar vermemek üzere Hükümet vergi gelirlerinden kısmi olarak vazgeçme kararı aldı. Devlet, devreye girerek akaryakıta gelen zammın yüzde 75’inin Özel Tüketim Vergisinden (ÖTV) karşılanacağını ve dolayısıyla fiyata yansımalarının yüzde 25 ile sınırlı kalacağını duyurdu. Baz olarak da 2 Mart 2026 tarihli akaryakıt fiyatlarını aldı.</p>
<p>Yapılan düzenlemeye göre azami ÖTV indirim tavanı şöyle oluştu:</p>
<p>- Benzinde litre başına 14,8277 lira</p>
<p>- Motorinde litre başına 13,9006 lira</p>
<p>- LPG’de litre başına 11,3830 lira.</p>
<p>Yani yukarıda belirtilen tutarlar aşılmayacak. Petrol fiyatları 2 Mart tarihli baz fiyatın altına indiğinde de düşüşün yüzde 75’ine kadar kısmı ÖTV zammı olarak pompa fiyatlarına yansıyacak.</p>
<p><strong>Eşel mobil sistem devam </strong><strong>ederse maliyeti ne olur?</strong></p>
<p>Eğer atlamadıysak en son 29 Nisan 2026 tarihli akaryakıt zammı yapılırken, yine zammın yüzde 75’i ÖTV indirimiyle karşılandı ve pompa fiyatlarına benzinde 98 kuruş, motorinde 2,29 lira yansıdı.</p>
<p>Yani eşel mobil sistem aynen devam ediyor, yetkililer de şimdilik devam edeceği düşüncesinde.</p>
<p>Ancak işin maliyeti de çok uzun süreli katlanılabilir görülmüyor. Gelin rakamlara bakalım.</p>
<p>2026 yılının ilk 3 ayında petrol ve doğalgazdan alınan ÖTV tutarı 130 milyar lira. Ocak ayında 49.4 milyar lira, Şubat ayında 44.3 milyar lira iken Mart ayında sert bir düşüşle 36.2 milyar lira olmuş.</p>
<p>Oysa bu kalemden 2026 yılı için beklenen gelir 656.5 milyar lira olarak hedeflenmiş. Yani vergi gelirlerinin yüzde 3.8 kısmı için ÖTV’ye bel bağlanmış.</p>
<p>Görüldüğü gibi Mart ayında eşel mobil sistem nedeniyle ÖTV gelirleri erozyona uğramış. Tam olarak hesabını yapamıyoruz, ama çok ciddi bir vergi hedefinden sapma söz konusu. Yani şimdilik birkaç yüz milyar lira kayıp.</p>
<p><strong>Dezenflasyon programı nasıl etkilenecek?</strong></p>
<p>Eşel mobil için limit kalmazsa ya da durdurulursa elbette olumsuz etkilenecek.</p>
<p>Yapılan hesaplamalara göre akaryakıt harcamalarının 2026 tüketici sepetindeki payı yüzde 3,21. Akaryakıt harcamalarının enflasyon üzerindeki etkisi doğrudan olduğu kadar, ulaştırma ve gıda fiyatlarındaki girdi maliyetlerine bağlı olarak da dolaylı. Açıkçası her kalemde enerji izi var.</p>
<p>Merkez Bankası Araştırmacılarının çalışmasına göre; brent petrol fiyatlarında yüzde10’luk bir artış 12 ay sonunda tüketici enflasyonunu yüzde 1 etkiliyor. Artık zayıf bir ihtimalle de olsa Mart 26 – Şubat 27 dönemi brent petrol fiyatı 70-90 dolar arası olduğunda yıllık enflasyon yüzde 1.9 yukarı yönlü değişiyor. Eşel mobil uygulaması devam ederse enflasyon artış yüzde 1.3 puan daha düşük şekilleniyor. Yani eşel mobil sistemi dezenflasyonu olumlu etkiliyor. Petrolün varili 90 dolar olduğunda da eşel mobili sistemin enflasyonu düşürücü etkisi yüzde 2.7’ye çıkıyor.</p>
<p><strong>Eşel mobil yetmedi, yine ve </strong><strong>yeni eşelenmeler başladı!</strong></p>
<p>Vergide erozyon tam gaz devam ediyor. Yani enflasyon dönemlerinde vergiyi artırma ve böylece tüketim harcamalarını kısma yönündeki klasik maliye politikası tedbirleri yine rafa kaldırılıyor.</p>
<p>Yine ve yeni vergi indirimleri başlıyor. İşte bunlardan birkaçı…</p>
<p>- Konaklama vergisi yüzde 2’den 1’e indiriliyor. 2025 yılında sadece 16.1 milyar lira getirisi olan bu kalem ile vergi kaybına bir yenisi ekleniyor.</p>
<p>- Yurt dışından el edilen (gerçek kişiler için kar payı ve tüzel kişiler için iştirak kazançları) istisna koşulları hafifletilerek vergi dışı bırakılıyor. Yüzde 50 olan sahiplik oranı yüzde 20’ye indirilerek vergi istisnası da yüzde 100 yapılıyor.</p>
<p>- Kripto varlık alım satımından doğan kazançlar için öngörülen vergilendirme ikinci kez erteleniyor, üçüncüsünü de görebiliriz.</p>
<p>- İşsizlik sigortası devlet payı yarı yarıya azaltılarak bütçeye güya gelir yaratılıyor.</p>
<p>- Sınırları ve dolayısıyla sonuçları belirsiz <em>“Türkiye Yüzyılı için Güçlü Merkez Programı” </em>adıyla devasa bir vergi düzenlemesi de yola çıkmış bulunuyor. Bu başlığın içinde çok anlamsız ve tehlikeli düzenlemeler olduğunu ve bu konuyu ayrıca ele almak gerektiğini belirtelim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergide-esel-mobilden-eselenmeye-evrilme-78674</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vergide &#039;eşel mobil&#039;den eşelenmeye evrilme ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cozumsuzluk-uzarken-merkezin-sinavi-78673</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çözümsüzlük uzarken Merkez’in sınavı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Beklentinin üzerinde gelen nisan enflasyonu, savaş kaynaklı maliyet şokunun fiyatlara geçişkenliğinin hızlandığını kanıtlıyor. Mevcut tablo her ne kadar dışsal bir sarsıntının eseri olsa da TCMB’nin uyguladığı politikalar ve sergilediği duruş haklı olarak sorgulanır. Zira kanunun da emrettiği üzere Merkez Bankasının asli gayesi fiyat istikrarını güvence altına almaktır.</p>
<p>Şimdi tüm dikkatler önümüzdeki hafta gerçekleştirilecek Enflasyon Raporu sunumuna çevrilmiş durumda. Yüzde 16 düzeyindeki yıl sonu hedefinin ve yüzde 15-21 olan tahmin aralığının geçerliliğini yitirdiği açıktır. İktisadi aktörlerin güvenini tazelemek adına, Merkez Bankasının söz konusu oranları yukarı yönlü güncellemesi kaçınılmazdır. Piyasalar, Para Politikası Kurulu (PPK) metnine yansıyan vaatlerin ötesine geçen, verilerin rehberliğinde şekillenmiş berrak bir yol haritası talep ediyor.</p>
<p>22 Nisan’daki PPK toplantısında, yüzde 37 seviyesindeki politika faizi, hâlihazırdaki fonlama seviyesi olan yüzde 40’a çekilebilirdi. Bu şekilde faiz koridoru da yukarı taşınırdı. Böylece hem müdahale için manevra alanı genişler hem de piyasalara güçlü bir mesaj verilirdi. Orta Doğu’da bir tarafın atacağı geri adımın diğerine koşulsuz kazanç getireceği sıfır toplamlı bir savaş yaşanıyor. Çözümsüzlüğün faturası her geçen gün ağırlaşıyor. Nitekim Brent petrolün Aralık 2026 vadeli işlem fiyatı dün, savaşın başından beri görülen en yüksek seviye olan 92 dolara ulaştı. Eylemsizliğin bedelini ödemeyelim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cozumsuzluk-uzarken-merkezin-sinavi-78673</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/tcmb-merkez-bankasi452117h.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çözümsüzlük uzarken Merkez’in sınavı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dogrudan-yabanci-yatirim-yarisinda-geride-kaliyoruz-78672</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğrudan yabancı yatırım yarışında geride kalıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2016-2025 arasındaki 10 yıllık dönemde yıllık ortalama doğrudan yabancı sermaye yatırımı 6,9 milyar dolara gerilerken, söz konusu dönemde toplam 69,7 milyar dolarlık yatırım girişi kaydedildi.</strong></p>
<p>Geçen haftaki yazımda, reel sektör şirketlerimizin açık döviz pozisyonlarındaki hızlı artış ve bunun yarattığı riskleri değerlendirmiştim. Bu kapsamda, şirketlerimizin yurtdışında yaptıkları doğrudan yatırımların belirgin bir şekilde artmakta olduğuna da dikkat çekmiştim. Bugünkü yazıda, hem yurtdışından ülkemize gelen hem de ülkemizden yurtdışına giden doğrudan yatırımları değerlendirmek istiyorum.</p>
<p>Ekonomistlerin arasında görüş ayrılıkları çoktur. Lakin, yabancı sermaye yatırımları konusunda hemen her ekonomistin birleştiği ortak bir nokta var: Doğrudan yabancı yatırımlar, portföy yatırımlarına göre ekonomik büyüme ve kalkınma amaçlarına daha çok hizmet eder. Bunun nedeni, doğrudan yatırım için gelen yabancı sermayenin, daha uzun vadeli bir bakış açısına sahip olmasıdır. İster burada sıfırdan bir üretim ya da hizmet tesisi kursun, isterse mevcut işletmeleri satın alsın, buraya gelen yabancı, hem üretim hem de istihdam açısından ülkeye katkıda bulunur.</p>
<p><strong>2005-2025’te 130,8 milyar dolarlık doğrudan yabancı yatırım geldi</strong></p>
<p>Türkiye, 2004 yılından itibaren yüklü miktarda yabancı doğrudan yatırım çekmeye başladı. Gerek IMF programı, gerekse AB’ye tam üyelik müzakerelerinin başlamış olması, yabancı yatırımcıların gözünde Türkiye’yi çok cazip bir yatırım adresi haline getirmişti. O dönemde hem birleşmeler ve satın almalar, hem de sıfırdan yatırımlar yoluyla yüklü sermaye girişleri kaydediliyordu. Yabancıların Türkiye’deki gayrimenkul alımlarını hariç tutarak, doğrudan sermaye yatırımı verilerine baktığımızda, 2003’te 696 milyon dolar olarak kaydedilen yıllık girişlerin, 2007’de 19 milyar 137 milyon dolar ile tüm zamanların zirvesine ulaştığını görüyoruz. 2015 yılına kadar güçlü seyreden doğrudan yabancı yatırım girişleri, 2005-2015 arasındaki 11 yıllık dönemde, yıllık ortalama 11,9 milyar dolar oldu. Bu dönemde toplam 130,8 milyar dolarlık doğrudan yabancı sermaye yatırımına şahit olduk.</p>
<p>2016’dan itibarense, yabancıların Türkiye’ye ilgisinin belirgin bir şekilde azaldığını görüyoruz. 2016-2025 arasındaki 10 yıllık dönemde yıllık ortalama doğrudan yabancı sermaye yatırımı 6,9 milyar dolara gerilerken, söz konusu dönemde toplam 69,7 milyar dolarlık yatırım girişi kaydedildi. Bu gelişmede, Türkiye ile ilgili ekonomik ve politik risk algısındaki yükseliş, başta hukuk sistemi olmak üzere kurumların işleyişine ve dayanıklılığına ilişkin endişeler ve kural bazlı ekonomi yönetimi yerine keyfi uygulamaların ağırlık kazanması gibi faktörler etkili oldu.</p>
<p>Aslında bu dönemde Türkiye’nin önüne çok güzel bir fırsat çıkmıştı: Önce küresel COVID salgını, sonrasında da Rusya-Ukrayna savaşıyla birlikte uluslararası ticaret ve tedarik zincirlerinin kırılmaya başlaması, küreselleşme akımlarının zayıflamasına ve birçok uluslararası şirketin, hem tedarik hem de üretim merkezlerini ana pazarlarına daha yakın coğrafyalara taşıma isteğine yol açtı. 2025’te Trump’ın ikinci başkanlık dönemiyle birlikte, uluslararası ticaretin artık daha parçalı ve rekabetçi bir yapıda gerçekleşeceği, dost ülkelerle düşman ülkelerin bloklar oluşturacakları, daha da karmaşık bir küresel ekonomik düzen ortaya çıkmaya başladı. Böyle bir ortamda, hem coğrafi konumu hem de çeşitlilik arz eden üretim kabiliyetleriyle Türkiye, yatırımlarına yeni adres arayan yabancı sermaye için alternatif adreslerden birisi olarak anılmaya başlandı. Ne var ki, ülke içinde ekonomi ve politik istikrarı tesis etmekte zorlanıyor olmamız nedeniyle, karşımıza çıkan bu büyük fırsatı henüz kullanabilmiş değiliz.</p>
<p><strong>Son 5 yılda Türk şirketlerinin </strong><strong>yurtdışı yatırımlarında sıçrama</strong></p>
<p>Üstüne üstlük, son üç yıldır uygulanmakta olan ekonomik programın, Türkiye’de imalat sanayisinde yabancı para cinsinden üretim maliyetlerini çok ciddi bir şekilde artırmış olmasının da etkisiyle, Türkiye’den başka ülkelere yönelen doğrudan sermaye yatırımlarında belirgin bir artış görmeye başladık. Gün geçmiyor ki Türkiye’deki faaliyetlerini başka ülkelere taşıyan ya da yurtdışında yeni bir yatırım veya satın alma yapan bir şirketimizin haberi çıkmasın. Verilerle konuşmak gerekirse, 2006-2020 arasındaki 15 senede yıllık ortalama 3,2 milyar dolar olan Türk şirketlerinin yurtdışındaki doğrudan sermaye yatırımları, 2021-2025 arasındaki 5 senede yıllık ortalama 6,1 milyar dolara sıçradı. Hatta bu rakam, sadece 2025’te 8,5 milyar dolar ile tarihi en yüksek seviyeye ulaştı.</p>
<p>Bu yatırımların hangi ülkelere yöneldiğine baktığımızda, Hollanda ve ABD’nin açık ara önde olduğunu görüyoruz. Bu ülkeleri Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), İngiltere, Almanya ve Yunanistan izliyor. Bu verilerin gayrimenkul yatırımlarını kapsamadığının bir kez daha altını çizmek istiyorum. ABD ve Hollanda uzun süredir istikrarlı bir şekilde ilk iki sıradayken, özellikle 2024 ve 2025’te, BAE, İngiltere, İspanya, Almanya, Yunanistan, İtalya ve Romanya’ya yapılan yatırımlarda sıçramalı artışlar gözleniyor. Türk şirketlerinin yatırımlarında çok büyük artışlar gözlenen bir diğer bölge ise Kuzey Afrika. 2021’de Türk şirketlerinin Mısır, Cezayir ve Fas’a yönelik doğrudan sermaye yatırımları toplam sadece 7 milyon dolar iken, son 5 yıla baktığımızda bu üç ülkeye yaptığımız doğrudan sermaye yatırımları toplam 460 milyon dolara yükselmiş durumda.          </p>
<p>Türk şirketlerinin yurtdışında neden giderek daha fazla yatırım iştahı duyduklarını çok iyi anlamamız gerekiyor. Yatırımların en büyük adresinin Avrupa Birliği ülkeleri olması, birçok şirketin Avrupa pazarına daha sorunsuz bir şekilde girebilmek için hazırlık yaptıklarını düşündürtüyor. Her ne kadar AB ile Gümrük Birliği anlaşmamız olsa da, gerek sınırda karbon vergisi düzenlemesi, gerekse Made in Europe örneğinde gördüğümüz gibi artan korumacı eğilimlere karşı Avrupa’da üretim yapabiliyor olmak anlamlı görünüyor.</p>
<p>Ne var ki, Avrupa Birliği dışına, özellikle de Balkanlar, Kuzey Afrika ve Orta Asya ülkelerine giden yatırımların, Türkiye’deki üretim maliyetlerinde meydana gelen sert yükselişten korunmak için olduğuna dair birçok işaret var. Çok uzun yıllar boyunca, büyüm emekler ve mücadelelerle kurulan yerli imalat sanayimizi göz bebeğimiz gibi korumamız lazım. Aksi takdirde, üretim kabiliyetleri zayıflamış, dışa bağımlılığı artmış bir ülkeyle baş başa kalma riskimiz olduğunu unutmamalıyız.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dogrudan-yabanci-yatirim-yarisinda-geride-kaliyoruz-78672</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Doğrudan yabancı yatırım yarışında geride kalıyoruz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zararin-neresinden-donulse-kardir-78671</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zararın neresinden dönülse kârdır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Uygulanan politika bazı göstergeleri geçici olarak kontrol altına almış gibi görünse de, sorunun kaynağına inemedi. Herkes bilir ki, ekonomik gerçekler er ya da geç kendini hatırlatır. Bu yüzleşme ne kadar gecikirse, ortaya çıkacak maliyet de o kadar ağır olur.</strong></p>
<p>2023 Haziran ayında göreve başlayan ekonomi yönetiminin uyguladığı politikaların çalışmayacağına dair uyarılar o dönemden itibaren sıkça dile getirildi. Hatta birkaç ay sabredilip sonuçların görülmesi beklendi, ancak zaman ilerledikçe uygulanan yaklaşımın temel varsayımlarının sahadaki gerçeklikle örtüşmediği daha net ortaya çıktı. Buna rağmen politika setinde ısrar edilmesi, eleştirilerin dozunu da doğal olarak artırdı.</p>
<p>Uygulanan yöntem aslında oldukça basitti: Düşük kur, yüksek faiz. Bu yaklaşımın temel varsayımı da açıktı; kur baskılanırsa enflasyon düşecek, faiz yüksek tutulursa talep kontrol altına alınacak ve zamanla denge sağlanacaktı. Kağıt üzerinde tutarlı görünen bu çerçeve, karmaşık modellerle desteklenerek savunuldu. Ancak sahadaki gelişmeler, basit iktisadi gerçeklerin göz ardı edildiğini gösterdi. Zaten kamu harcamalarını şu anki gibi değil, radikal şekilde durdurmadan sadece özel kesimin harcamaları ve yatırımlarını yavaşlatmayı deneyerek bu işin başarılması imkansızdı. TÜİK marifetiyle düşürülen enflasyon ise kimse için inandırıcı olmadı. </p>
<p><strong>Üç yılın sonunda ortaya çıkan tablo…</strong></p>
<p>İktisat tarihinde bu yöntemle enflasyonu kalıcı olarak düşürebilmiş başarılı bir örnek bulunmazken, Türkiye’nin kendi geçmişinde de benzer uygulamaların başarısız sonuçlar doğurduğu defalarca görüldüğü halde “bu kez farklı olacak” yaklaşımıyla aynı reçetenin uygulanmaya devam edilmesi, piyasa gerçeklerinden kopuk bir ısrar olarak değerlendirildi. Yaklaşık üç yılın sonunda ise Türkiye’nin dünyanın en pahalı ülkelerinden biri haline geldiği, sanayisizleşme eğiliminin güçlendiği ve yaşam maliyetinin ciddi şekilde arttığı bir tablo ortaya çıktı.</p>
<p>Bu süreçte dikkat çeken bir diğer unsur, politika sonuçlarına yönelik eleştiriler yerine dış faktörlerin ön plana çıkarılması oldu. Oysa enerji fiyatları yükselmeden önce dahi cari açıkta rekor seviyeler görülmüş, enflasyon ise resmi ölçüm çabalarına rağmen istenilen seviyelere indirilememişti. Buna rağmen ortaya çıkan tablo büyük ölçüde dış gelişmelere bağlandı.</p>
<p>Özellikle petrol fiyatlarının kalıcı olarak yüksek seyrettiği bir küresel ortamda, uygulanan politikaların daha dikkatli değerlendirilmesi gerekiyordu. Çünkü dışarıda maliyetler artarken içeride kurun baskılanması, ithalatı ucuzlatmak yerine maliyetlerin farklı kanallardan ekonomiye girmesine yol açtı. Enerji fiyatlarındaki artış yalnızca akaryakıtla sınırlı kalmadı; üretimden lojistiğe, gıdadan hizmetlere kadar geniş bir alana yayıldı. Böylece daha önce oluşmuş enflasyonun üzerine dış kaynaklı yeni bir maliyet baskısı eklendi.</p>
<p><strong>Veriler, enflasyonun maliyet </strong><strong>kaynaklı olduğunu gösteriyordu</strong></p>
<p>Buradaki temel sorun, enflasyonun nedeninin doğru teşhis edilememesi oldu. Talep enflasyonu varsayımıyla hareket edilerek yüksek faiz politikası uygulandı. Oysa sahadaki veriler, enflasyonun büyük ölçüde maliyet kaynaklı olduğunu gösteriyordu. Bu durumda yüksek faiz, talebi baskılayarak ekonomiyi yavaşlatırken enflasyonu düşürmekte yetersiz kaldı. Sonuç olarak büyüme ivmesi zayıfladı, ancak fiyat artışları dirençli kaldı.</p>
<p>Cari açık tarafında da benzer bir tablo oluştu. Küresel koşullar nedeniyle dönemsel olarak gerileyen cari açık, politika başarısı olarak sunulurken, sonrasında yaşanan artışlar dış etkenlere bağlandı. Oysa düşük kur politikası ihracatçının rekabet gücünü zayıflatırken, ithalatı cazip hale getirerek dış dengeyi olumsuz etkiledi. Kur esnekliği ile dış talep esnekliğini birbirine alternatif gibi değerlendiren yaklaşımlar da, teorik çerçevenin pratikten koptuğunu gösteren bir başka işaret oldu.</p>
<p>Bu noktada bugün devreye alınan vergi indirimleri, seçici kredi programları ve çeşitli teşvikler, temel sorunu çözmekten çok geçici rahatlama sağlayan araçlar olarak kaldı. Çünkü maliyetler yüksek, kur baskılı ve finansman pahalı olduğu sürece, bu tür desteklerin etkisi sınırlı kalır. Vergi avantajı sağlansa bile maliyet baskısı devam ediyorsa bu avantaj kısa sürede erir. Bu da yapısal bir sorunun geçici önlemlerle yönetilmeye çalışıldığını gösterir.</p>
<p><strong>Denge, dış koşullardaki ilk </strong><strong>ciddi değişimde hızla bozuldu</strong></p>
<p>En kritik unsur ise zaman oldu. Kısa vadede kontrol sağlanmış gibi görünen bu politika seti, orta vadede biriken sorunların daha sert şekilde geri dönmesine zemin hazırladı. Baskılanan kur, ertelenen maliyetler ve büyüyen cari açık, sonunda dengeye gelmek zorunda kalır. Ancak bu denge genellikle daha yüksek maliyetle sağlanır.</p>
<p>Küresel ölçekte enerji fiyatlarının yükseldiği, jeopolitik risklerin arttığı ve finansman koşullarının sıkılaştığı bir dönemde, uygulanan politikaların bu gerçeklikle uyumlu olması beklenirdi. Ancak kurulan denge, dış koşullardaki ilk ciddi değişimde hızla bozuldu ve kırılganlığı ortaya çıktı.</p>
<p>Sonuç olarak uygulanan politika bazı göstergeleri geçici olarak kontrol altına almış gibi görünse de, sorunun kaynağına inemedi. Herkes bilir ki, ekonomik gerçekler er ya da geç kendini hatırlatır. Bu yüzleşme ne kadar gecikirse, ortaya çıkacak maliyet de o kadar ağır olur.</p>
<p>Alternatif çözüm önerileri daha önce farklı platformlarda birçok kez detaylı şekilde dile getirilmiş olmasına rağmen, mevcut yaklaşımın değişmesi yönünde bir irade de görülmedi. O zaman "zararın neresinden dönülse kardır" diyerek, daha gerçekçi ve bütüncül bir çerçeveye geçerek yeni bir programın yapılması gerekiyor.</p>
<p>Kısacası, uygulanan reçete bazı belirtileri baskılıyor olabilir, bunlar "kazanımlar" diye bazılarına benimsetilmiş de olabilir. Ancak, yapılanlar sorunun kaynağına inmiyor.</p>
<p>"Çözüm ne ?" diyenler için, geçen yılın Kasım ve Aralık ayında hem kısa videolar, hem köşe yazısı hem de Youtube olarak defalarca paylaştım. "Makro Ekonomik Çözümler" şeklinde de arayabilirsiniz. Ancak ekonomi yönetimi bildiğini okumaya devam edecek, biliyorum. </p>
<p>Bu yazıyı son 3 yıldır yapılanların doğru olmadığını bıkmadan, usanmadan, yılmadan söyleyen, ilk başta meslektaşlarından eleştiri alan, belki de bazı yerlerden gelen sitemle televizyon kanallarına çıkarılmayan, ancak bunu da makul karşılayan, bugün ise "sen haklı çıktın" diyenlere de "keşke haklı çıkmasaydım" diyen bir dost olarak yazıyorum. Arkadaşların temsil ettiği makama saygım var, aralarında eski dostlarım da var. Benim yazdıklarım şahsa değil yapılan işe eleştiridir. Ancak ısrarcı olunduğu için söylediklerim bir süre sonra şahsi algılanmış olabilir. </p>
<p>Sonuç olarak, tez zamanda bu politikadan vaz geçmek gerekir. Milyarlarca dolar para harcandı, milyarlarca dolar faiz ödendi, milyarlarca dolar zarar edildi. "Buraya kadar geldik, buradan dönülmez" diyenlere aldırmasın kimse, "zararın neresinden dönülse kardır" diyerek gereği yapılsın artık. </p>
<p>Not: Teknik bir yazı yazmadım, isteyen hangi teknikle istiyorsa buyursun gelsin, tek tek yanlışları ispat edeyim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zararin-neresinden-donulse-kardir-78671</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/1/1280x720/inflation-1778045121.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zararın neresinden dönülse kârdır ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/t-insan-modeli-kariyer-yapmaya-bak-78670</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> T insan modeli kariyer yapmaya bak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bugün ürün ve hizmet çeşitliliğimiz 16 milyona, meslek tanımları da 12 bine çıkmış durumda. Bu sayılar ABD için 24 milyon mala karşılık 32 bin iş şeklinde… Böylesi bir dünyada çok boyutlu olmalıyız</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Bugünün dünyasında "<strong>itibarlı meslekler</strong>" listesi, çok hızlı değişmenin yanı sıra farklı bir <strong>yöneliş</strong> sergiliyor: Hangi eğitim düzleminden gelirse gelsin, <strong>yeni ihtiyaçlara uygun beceriler</strong> geliştirebilmek gerekiyor. Diplomaların artık pek fazla işe yaramadığı bir dünyaya hoş geldiniz.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Bu becerilerin en önemlisi; <strong>çabuk öğrenebilmek</strong>… Zira bir şeyin her şeyini bilerek “<strong>uzmanlaşmak</strong>” gerek şart ise, her şeyin bir şeyini bilerek “<strong>ayrışmak</strong>”, yeter şart. Buna da “<strong>T modeli insan</strong>” deniyor. T’nin <strong>dikey</strong> çizgisi gibi bir şeyin her şeyini <strong>yatay</strong> çizgisi gibi her şeyin bir şeyini bilmek...</p>
<p><strong>İHTİYACA UYGUN BECERİ ZAMANI</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM: Fütürist</strong> (gelecekçi) yazar arkadaşım <strong>Ufuk Tarhan</strong>; “<strong><em>T İnsan</em></strong>” kitabında fazlaca örnek üzerinden yola çıkarak; “<strong>başarılı olmak istiyorsanız, başka seçeneğiniz de yok zaten</strong>” diyor. Buna ben de katılıyorum. Aslında <strong>beceri açlığı</strong> çeken dünyada, kariyerin en iyisi; <strong>hezarfen</strong> (bin hünerli) olmak.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Bir örnek de benden; <strong>Buhûrîzâde Mustafa Itrî</strong>; kendisi <strong>mustabey armudu</strong> geliştirecek kadar botanikçi,  aynı zamanda <strong>hattat</strong>, <strong>kethüda</strong>, <strong>şair,</strong> <strong>bestekârdı</strong>. 400 civarında eser üretmiş ve bunlardan <strong>20 adedi</strong> gelmiştir. <strong>Neva Kâr</strong>, çokları tarafından <strong>klasik müzik başyapıtı</strong> bildik eseridir.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / T Modeli insana dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Nasıl olunur?</em></strong></p>
<p><strong>Merak repertuvarını</strong> olabildiğine geniş tutarak… <strong>Farklı alanlarda okuma</strong> dışında <strong>beceri geliştirici </strong>yollar izlemek. Birden fazla <strong>usta yanında</strong> çalışmak… Başarıyı, <strong>yılların gerisinden</strong> beklemek...</p>
<p><strong><em>Neler sağlar?</em></strong></p>
<p><strong>T modeli insan</strong> olduğunda, bir ömre çok <strong>farklı uzmanlıklar</strong> sığdırabildiğin gibi <strong>kabiliyetin baş tacı edildiği </strong>ve ileride daha da kıymetli hale geleceği dünyada <strong>el üstünde</strong> tutulur, her yerde <strong>itibar</strong> görür.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>HER ŞEYİN BİR ŞEYİNİ BİLMEK, BİR ŞEYİN HER ŞEYİNİ BİLMEK</strong></p>
<p>Rahmetli <strong>Sakıp Sabancı</strong>’nın “<strong>48 öğüdü</strong>” arasında okumuştum bu ifadeyi… Sabancı, bunu kendi hayatına uyguladı, her şeye <strong>sanayici</strong> gözüyle baktı, <strong>sanayiciliğin</strong> de her şeyini bildi. Haklıydı da… Tek beceri ile hayatta kalabildiğimiz günler çoktan mazi oldu. Günümüzde, <strong>3 farklı kariyer olabiliyor.</strong></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>T MODELİ İNSAN LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Hezarfen</strong>: Farsçada bin hüner anlamına gelir ve bir kişinin çok sayıda alanda becerisini anlatır</p>
<p><strong>Rönesans insanı</strong>: Sanattan bilime, felsefeden spora dek farklı alanlarda uzmanlaşmış kişi</p>
<p><strong>Çok boyutlu düşünme</strong>: Farklı alanlarda becerisi yüksek insanların geliştirdiği kabiliyet</p>
<p><strong>Yetenek avcısı</strong>: Diploma değil, beceri arayanların geliştirdiği personel seçme yöntemi</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/t-insan-modeli-kariyer-yapmaya-bak-78670</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ T insan modeli kariyer yapmaya bak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uc-yillik-rasyonel-zeminin-enflasyonu-yuzde-216-78669</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üç yıllık &quot;rasyonel zemin&quot;in enflasyonu yüzde 216!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Mehmet Şimşek 2023 yılının 4 Haziran günü Hazine ve Maliye Bakanlığı görevini Nureddin Nebati’den devralırken bir anlamda geçmişte çok yanlış uygulamalar yapıldığını ima ettiği şu cümleyi kurmuştu:</p>
<p><strong>“Türkiye’nin rasyonel bir zemine dönme dışında bir seçeneği kalmamıştır.”</strong></p>
<p>Şimşek daha sonra da<strong> “Vakit kaybetmeden çalışmalarımıza başlayacağız. Mali disiplin ve fiyat istikrarı temel hedefimiz olacaktır”</strong> demişti.</p>
<p>Şimşek bir ay sonra bu görev döneminin üçüncü yılını tamamlayacak. Rasyonel zemine ne ölçüde dönüldü, dönülebildi; tartışılır, çünkü bu subjektif bir kavram. Ama çok somut olarak ölçülen, ölçülebilen bir gösterge var, ki önemli hedeflerden biri de buydu; fiyat istikrarı.</p>
<h2>Fiyat istikrarı sağlanabildi mi?</h2>
<p>Şimşek’in göreve geldiği tarih olan Haziran 2023’ten bu yana yaklaşık üç yıl geçti ve enflasyon ne oldu? Bu yılın mayısındaki gerçekleşmenin ne olacağını tabii ki bilmiyoruz ama oranı yüzde 2 olarak varsayabiliriz. Hem toplam TÜFE için, hem tüm ana sektörler ve gruplar için mayıs oranını yüzde 2 varsayarak hesap yapılabilir.</p>
<p>Verilerin TÜİK’in tüketici fiyat endeksi bazında olduğunu hatırlatıp çıkan sonuca birlikte bakalım…</p>
<ul>
<li>Son üç yılda, yani 2023-2026 mayıs döneminde TÜFE yüzde 216 arttı.</li>
<li>Önceki üç yılda, yani 2020-2023 mayıs dönemindeki artış ise yüzde 182 idi.</li>
</ul>
<p>Nasıl oldu bu? Hani rasyonel zemin, hani enflasyonla mücadelede başarı?</p>
<p>Şu söylenebilir belki: <strong>“Rasyonel zemine dönülmese, temel politikalar değiştirilmese, enflasyonla mücadele programı yürürlüğe konulmasa durum çok daha fena olurdu.”</strong></p>
<p>Olur muydu, bilemeyiz ki! Bu bir varsayım.</p>
<p>Peki ya son dönemde uygulanan politikalar yanlışsa ve enflasyon bu yüzden önceki üç yıldan daha yüksek gerçekleşmişse? Tam bir paradoks!</p>
<h2>Kıyaslama başka türlü yapılırsa…</h2>
<p>Aynı takvim dönemlerinin kıyaslanması son üç yılın enflasyon açısından önceki üç yıldan daha kötü geçtiğini gösteriyor. Ama bu kıyaslamayı başka türlü yapmak da mümkün ve belki de o daha doğru.</p>
<p>2020 mayısından 2021 mayısına kadar olan dönemin enflasyonu çok düşük. Bu da gayet normal, çünkü Türkiye’de enflasyonu tırmandıran adım 2021’in eylülündeki faiz indirimiyle atıldı. Dolayısıyla Şimşek öncesi dönemi 2021 eylülünden sonraki dönem olarak alıp aylık ortalama baza getirilmiş bir hesap yapmak gerekir.</p>
<p>Buna göre 2021’in ekiminden 2023’ün mayısına kadar geçen yirmi aylık dönemde aylık ortalama fiyat artışı yüzde 4,2 oldu.</p>
<p>Mehmet Şimşek’in Maliye Bakanlığı döneminde geçen son üç yıldaki aylık ortalama fiyat artışı ise yüzde 3,2’ye geriledi.</p>
<p>Dolayısıyla değerlendirmeyi dönem olarak değil de aylık ortalama olarak yapınca son üç yılın görece daha iyi geçtiği ortaya çıkıyor.</p>
<p>Çıkıyor da aylık ortalama enflasyon indirile indirile ancak yüzde 3,2’ye indirilmiş.</p>
<p>Türkiye’nin yıllık enflasyon hedefi tek hane ve nihai hedefi Merkez Bankası’nın her PPK toplantı metninde hâlâ yer verdiği gibi yüzde 5’ti değil mi!</p>
<p>Şimdi üç yıllık bir dönemin sonunda aylık yüzde 3,2’ye gelinmiş olmasını,<strong> “Ama daha önce bu oran yüzde 4’ün üstündeydi”</strong> diyerek başarı saymak isteyen çıkar mı? Dilin kemiği yok, çıkar çıkar!</p>
<h2>Kirada yüzde 523 artış</h2>
<p>TÜFE’yi oluşturan ana sektörler arasında son üç yıllık dönemde en hızlı fiyat artışı yüzde 434 ile eğitim hizmetlerinde görüldü.</p>
<p>İkinci sırada yüzde 369 ile konut harcamaları geliyor.</p>
<p>Konut harcamalarında en büyük paya sahip olan kiradaki artış ise yüzde 523 ile açık ara önde bulunuyor.</p>
<p>Kira mayıstan mayısa olmak üzere 2023’ten 2024’e yüzde 125, 2024’ten 2025’e yüzde 85, 2025’ten 2026’ya ise yüzde 50 artış gösterdi.</p>
<p>Vatandaş kiraya bütçesinden her geçen gün daha çok pay ayırmak durumunda. Nitekim kiradaki artışın genel artıştan çok yüksek olması bunu gösteriyor. Ama diğer yandan kiranın TÜFE içindeki ağırlığı 2025’ten 2026’ya geçişte artmak bir yana az da olsa azaldı. Bu da daha önce defalarca gündeme gelen TÜFE ağırlıklarını belirleme yöntemindeki değişiklikten kaynaklandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69fac41902b10-1778041881.png" alt="" width="440" height="411" /></p>
<p> <img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69fac434d46ec-1778041908.png" alt="" width="576" height="334" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uc-yillik-rasyonel-zeminin-enflasyonu-yuzde-216-78669</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/6/1280x720/enflasyon-kimin-umurunda-1741088831.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üç yıllık &quot;rasyonel zemin&quot;in enflasyonu yüzde 216! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-78667</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası’ndan net mesaj: Sıkı para politikası sürecek!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Merkez Bankası’ndan Net Mesaj: Sıkı Para Politikası Sürecek! | Ekonomi Masası | 06 Mayıs" src="https://www.youtube.com/embed/6UWoV3-nNxQ" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-78667</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/7/1280x720/guldag-seyda-uyanik-1764734829.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/55-milyon-liraya-yenileyip-kapasite-buyuttu-kendi-atli-spor-kulubuyle-yola-cikti-78668</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> 55 milyon liraya yenileyip kapasite büyüttü, kendi ‘Atlı Spor Kulübü’yle yola çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SEKTÖREL </strong>yayıncılıkta öne çıkan, yılda iki önemli fuara imza atan <strong>İlker Altun</strong>’un şirketi Aysberg Basın Yayın adına sahibi olduğu At ve Binicilik Dergisi <strong>“Truva”</strong>nın 2025 yılının son çeyreğinde çıkan sayısının kapağındaki başlık dikkatimi çekti:</p>
<ul>
<li><strong>Altun Atlı Spor Kulübü hizmete açıldı…</strong></li>
</ul>
<p>Aslında geçen yıl sonbaharda <strong>İlker Altun </strong>ve eşi <strong>Selma Altun</strong>’un davetiyle <strong>Şeref Oğuz, Hakan Güldağ, Mete Belovacıklı </strong>ve <strong>Mustafa Kemal Çolak</strong>’la birlikte Şekerpınar’daki kulübe gitmiş, çalışmalarına tanıklık etmiştik.</p>
<p><strong>“Truva”</strong>daki ilgili bölümü açtım, okudum:</p>
<ul>
<li><strong>25 yıllık </strong>“Atlıbey Binicilik Tesisleri” <strong>500 bin Euro’luk modern bir dokunuşla yepyeni bir yüze kavuştu. </strong>“Altun Atlı Spor Kulübü” <strong>olarak hizmete giren tesis, </strong>“at, binici ve çalışan dostu” <strong>olarak tanımlanıyor.</strong></li>
</ul>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69fac34cdce0a-1778041676.jpg" alt="" width="600" height="592" />
<figcaption><strong>Sergen Altun</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>İlker Altun</strong>’un oğlu, <strong>“Altun Binicilik Kulübü” </strong>Başkanı <strong>Sergen Altun, </strong>haberin girişinde şu mesajı verdi:</p>
<p>-          <strong>Temelleri </strong>“Atlıbey Binicilik Tesisleri” <strong>olarak 2000 yılında atılan, geçen 25 yılda Türkiye’deki at ve binicilik etkinliklerine büyük katkıları bulunan tesislerimiz, tüm disiplinlerde binicilik etkinlikleri gerçekleştirebilecek şekilde yeniden düzenlendi.</strong></p>
<p><strong>İlker Sergen Altun, </strong>2025 yılında tesisleri işletmeciden devralıp yenileme ve ahır kapasitesi artırma yatırımı yaptıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Tüm yapımızı gelecek dönemlerde yüksek düzeyli binicilik faaliyetlerine odaklanmış, üst düzey binicilerin yetişeceği ve hizmet alacağı bir tesis olarak kurguladık. Genç yetenekleri ortaya çıkarmak, at ve binici birlikteliğini geliştirmek için bir ortam yaratmak istedik.</strong></p>
<p>Tesislerin en önemli alanına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Uzunluğu 65 metreye çıkartılarak 2 bin metrekare büyüklüğe erişen açık manejimizi </strong>“Epona At ve Binicilik Malzemeleri”<strong>nin sahibi Ahmet Gürdoğan ile gerçekleştirdik. İddialı bir manej yatırımı oldu.</strong></p>
<p><strong>“Manej”</strong>in önemi üzerinde durdu:</p>
<p>-          “Manej”, <strong>at ve binicinin temel çalışma ve yarışma ortamıdır. Atımızla aktif olarak en çok vakit geçirdiğimiz alandır. Yenileme yatırımıyla birlikte Türkiye’nin sayılı </strong>“manej”<strong>leri arasına girdi.</strong></p>
<p>15 bin metrekarelik açık alanda 5 bin metrekarelik kapalı alana sahip tesislere yaptıkları yatırımın büyüklüğünü paylaştı:</p>
<p>-          <strong>27 milyon liradan başlayan yenileme yatırımıyla birlikte </strong>“Altun Atlı Spor A.Ş.”<strong>yi 1 Haziran 2025’te kurduk. Tesislerimizi 7 Haziran 2025’ten itibaren ailemizin yönetiminde yeniden hizmete açtık.</strong></p>
<p>İlk aşamada 32 ahırın devreye girdiğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Gençlik ve Spor Bakanlığı Kocaeli İl Müdürlüğünden 2 Temmuz 2025’te onayımızı alarak </strong>“Spor Kulübü” <strong>kimliği kazandık.</strong></p>
<p><strong>İlker Sergen Altun</strong>’un açıklamalarını okuduktan sonra, İİTİA Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu’ndan arkadaşım, Aysberg Basın Yayın’ın, EKO Fuarcılık ve tesislerin kurucusu <strong>İlker Altun</strong>’a mesaj gönderip toplam yatırımı sordum, yanıtladı:</p>
<p>-          “Altun Atlı Spor Tesisleri”<strong>nde şu anda 53 ahırla hizmet veriliyor. Bir açık, bir kapalı </strong>“manej”<strong>in yanı sıra bir de kapalı </strong>“Pony maneji” <strong>bulunuyor. Yenileme ve kapasite artırmak için 55 milyon liralık yatırım yaptık.</strong></p>
<p>2000 yılına uzandı:</p>
<p>-          <strong>Tesislerin en değerli kısmını arazi oluşturuyor. Arazi yatırımı hariç, tesislere yaptığımız toplam yatırım 150 milyon liraya ulaştı.</strong></p>
<p><strong>İlker Altun, </strong>şimdiki adı Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi olan okuldan mezuniyetinin ardından birkaç yıl farklı gazetelerde çalıştı. Uzun yıllar Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) ve RODER’de <strong>Saffet Ulusoy</strong>’un danışmanlığını yürüttü, dergilerini hazırladı.</p>
<p>Daha sonra Aysberg Basın Yayın’ı kurup başta taşımacılık ve lojistik olmak üzere sektörel yayıncılığa, beraberinde fuar işlerine odaklandı. Şekerpınar’da çiftlik evi planıyla aldığı araziyi 2000’li yılların başında iddialı bir at çiftliğine dönüştürdü.</p>
<p>Şimdi <strong>“Altun Binicilik Kulübü</strong>” Başkanı olan oğlu <strong>İlker Sergen Altun</strong>’un çocukluğu at çiftliğinde geçti. <strong>“Truva”</strong>daki haberde <strong>Altun </strong>Ailesi’nin atçılıkla ilgili yaptıkları şöyle özetlendi:</p>
<p>-          <strong>Altun Ailesi, tesis yatırımları dışında düz koşu dahil at yetiştiriyor, yarıştırıyor. Yurt dışında yüksek atlama atı bulunuyor ve yarışıyor. Atçılığın at dışındaki alanlarında da faaliyetleri bulunuyor.</strong></p>
<p><strong>İlker Altun, </strong>eşi <strong>Selma Altun </strong>ve oğlu <strong>İlker Sergen Altun</strong>’la birlikte hobi olarak girdikleri sektörde Türkiye’ye iddialı bir <strong>“Atlı Spor Tesisi” </strong>kazandırdı.</p>
<p><strong>İlker Altun </strong>ayrıca 2012 yılında itibaren de kurucusu oldukları EKO Fuarcılık’la <strong>“EQUIST” </strong>adıyla Türkiye’nin ilk atçılık ve binicilik fuarına imzasını attı…</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69fac36b7d3ec-1778041707.jpg" alt="" width="498" height="663" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘Uluslararası Atlı Dayanıklılık’ heyecanı</span></h2>
<p><strong>“ALTUN Atlı Spor Tesisleri” </strong>ve <strong>“Altun Binicilik Kulübü”</strong>nün kurucusu <strong>İlker Altun, </strong>sahibi olduğu <strong>“Truva” </strong>dergisinin yeni sayısını gönderip, bir habere dikkatimi çekti:</p>
<ul>
<li>“Altun Atlı Spor Kulübü Tesisleri”<strong>nde </strong>“Uluslararası Atlı Dayanıklılık” <strong>heyecanı…</strong></li>
</ul>
<p>Haber özetle şöyleydi:</p>
<ul>
<li><strong>Türkiye Binicilik Federasyonu 2026 yılı faaliyet programında yer alan yılın ilk </strong>“Uluslararası Atlı Dayanıklılık” <strong>müsabakaları 4-5 Nisan 2026’da </strong>“Altun Atlı Spor Kulübü Tesisleri”<strong>nde gerçekleşti.</strong></li>
<li><strong>Yarışlar hem organizasyon kalitesi hem de sporun gelişimi açısından önemli bir kilometre taşı olarak öne çıktı. Yarışlar, Türkiye’de özellikle </strong>“atlı dayanıklılık” <strong>disiplininin yaygınlaşması adına </strong>“büyük bir adım” <strong>olarak değerlendirildi.</strong></li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye’de amatör atçılık cirosu 6 milyar lirayı buluyor</span></h2>
<p><strong>“ALTUN Atlı Spor Tesisleri”</strong>nin kurucusu <strong>İlker Altun</strong>’a Türkiye’deki atlı spor tesislerinin sayısını, sektörün toplam cirosunu sordum, bilgileri özetledi:</p>
<ul>
<li><strong>Ülkemizin her ilinde en az bir tane olmak üzere 100 kadar tesiste sportif binicilik eğitimi ve hizmeti veriliyor. Bunların yarısına yakını İstanbul ve çevresinde bulunuyor.</strong></li>
<li><strong>Özellikle İstanbul’da çok değerli, kaliteli hatta Avrupa ortalamasının üzerinde kaliteye sahip, 100’ü aşkın atı bakım ve barındırmaya uygun çiftlikler inşa edildi.</strong></li>
<li><strong>Atlar ve arazi hariç, en küçük çiftlik </strong><strong>için </strong><strong>20-25 milyon lira yatırım gerekiyor. Atlar, at ve binici ekipmanları derken, at ve binici başına 5-10 bin Euro aralığında harcama söz konusu oluyor. Sonrasında ot, yem, nal gibi harcamalar devam ediyor.</strong></li>
<li><strong>Çiftliklerin ortalama ahır kapasitesi 40 dolayında. Toplam 3 bin-3 bin 500 at bu ahırlarda barınıyor.</strong></li>
<li><strong>Türkiye’nin amatör atçılık cirosu, ilk yatırım ve at hariç, başta ahır kirası olmak üzere, </strong>“yem, ot, çalıştırma, seyis, hoca, ders ücreti”<strong>derken 3 bin at üzerinden hesaplarsak yıllık 6 milyar lirayı buluyor.</strong></li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">14 yıl önce yola çıktı, 6 ‘EQUIST’ düzenledi</span></h2>
<p><strong>TRUVA </strong>Dergisinde <strong>“EQUIST devam ediyor” </strong>başlığını görünce 2012 yılı Mart ayı başlarını anımsadım. <strong>İlker Altun</strong>’dan o günlerde şu mesaj gelmişti:</p>
<ul>
<li><strong>EQUIST At ve Binicilik Fuarı, 13-15 Nisan 2012’de İstanbul Fuar Merkezi’nde (İFM) açılıyor.</strong></li>
</ul>
<p>Mesajı alınca şaşkınlıkla sormuştum:</p>
<p>-          <strong>At ve Binicilik Fuarı da nereden çıktı? Daha önce Türkiye’de böyle bir fuar düzenlenmiş miydi?</strong></p>
<p>Şu yanıtı vermişti:</p>
<p>-          <strong>Okul arkadaşımız Merih Güngör’le </strong>“EKO Fuarcılık”<strong>ı kurmuştuk. Böyle bir fuarı Türkiye’de ilk biz düzenlemiş olacağız.</strong></p>
<p>O günlerde Türkiye’deki atçılıkla ilgili bazı verilere dikkati çekmişti:</p>
<ul>
<li><strong>Kayıtlara göre Türkiye’de 15 bin dolayında yarış, 500 kadar da konkur atı var.</strong></li>
<li><strong>Türkiye’nin at nüfusu kayıtlı, bilinen, gözlenebilenlerin en az 10 katıdır. Bu da 150-200 bin dolayında at demektir. Her 10 atın birine binildiği varsayıldığında en az 15-20 bin at binen nüfus var.</strong></li>
</ul>
<p><strong>“EQUIST”</strong>i düzenleme konusunu 2009’dan itibaren düşünmeye başladığını kaydetmişti:</p>
<p>-          <strong>İlk fuarımızda Türkiye dahil 14 katılımcı ülke olacak. Almanya, Litvanya, Fransa, Pakistan, İtalya, İsveç, Çek Cumhuriyeti, Mısır, Avustralya, Umman, Dubai, Hollanda ve Hindistan’dan katılımcılar var.</strong></p>
<p><strong>“EQUIST”, </strong>geçen 14 yılda 6 kez düzenlendi… <strong>İlker Altun, </strong>karşılaştıkları zorluklara rağmen <strong>“At ve Binicilik Fuarı”</strong> işinin de peşini bırakmadı…</p>
<p>Yeri gelmişken <strong>“TRUVA” </strong>dergisinden son verileri aktarmakta yarar var:</p>
<ul>
<li><strong>Türkiye’de 2015 yılında 122 bin 704 olan at nüfusu 2024 yılında 70 bin 360’a düştü.</strong></li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/55-milyon-liraya-yenileyip-kapasite-buyuttu-kendi-atli-spor-kulubuyle-yola-cikti-78668</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/8/1280x720/554-1778041643.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 55 milyon liraya yenileyip kapasite büyüttü, kendi ‘Atlı Spor Kulübü’yle yola çıktı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/genc-nufusa-yeni-istihdam-destegi-yolda-78666</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Genç nüfusa yeni istihdam desteği yolda</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Hükümet, gençleri evden çıkaracak projeyi hayata geçirmeye hazırlanıyor. Projeyle eğitimde ve istihdamda yer almayan 18-25 yaş arası yaklaşık 5 milyon gence iş kapıları açılacak. Devlet özel sektöre 6 ay maaş, 18 ay prim desteği verecek. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile AK Parti grubunun üzerinde çalıştığı düzenlemede sona gelindi. Uzun süredir üzerinde çalışılan ve AK Parti’nin genç milletvekillerinin saha araştırmaları ile şekillenen, 18-25 yaş arası işsiz gençlerin istihdamına yönelik olarak, “Genç İstihdam Hamlesi” kapsamında hazırlanan kanun teklifi Mayıs ayı içeresinde Meclis’e sunulacak. “Ne eğitimde, ne istihdamda” diye tanımlanan “ev gençlerinin” istihdama kazandırılması eğitimlerine devam etmelerini amaçlayan proje hayata geçiyor. İşsizlik Sigortası Kanunu’nda yapılacak değişiklikle gençlerin erken yaşta iş gücü piyasasına dahil edilmesi, istihdamın artırılması ve kayıtlı, kalıcı çalışma imkanlarının güçlendirilmesi hedefleniyor.</p>
<p>Hazırlanan taslak yasa teklifine göre; İşsizlik Fonu’ndan karşılanması planlanan prim desteğinin 18 ay olarak karşılanması tartışılıyor. İŞKUR’a kayıtlı 18- 25 yaş arası gençlerin işe alımında işverenlere ücret ve prim desteği sağlanacak. İşsizlik Fonu’ndan karşılanacak desteklerin süresi, modele göre 6 ila 18 ay arasında değişecek. Bu dudumda devlet işe giren gençlerin 6 aylık maaşını karşılarken, 18 ayda prim desteği verecek.</p>
<p><strong>İstihdam şartları ne olacak?</strong></p>
<p>“Ev gençleri” olarak bilinen gençlerin istihdam şartları şöyle; İŞKUR kaydının bulunması, 18 yaşını doldurmuş ancak 25 yaşını geçmemiş olması şartı getirilecek. -Uzun vadeli sigorta kollarından 90 günden fazla sigortalılığı ve yüksek öğretim öğrencisi olmamak şartları aranacak. -Yabancılar ve yurt dışında çalışanlar bundan faydalanamayacak. -Destekler, imalat sektöründe faaliyet gösteren özel sektör iş yerleri için uygulanacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/genc-nufusa-yeni-istihdam-destegi-yolda-78666</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/is-yeri-calisan-bilgisayar.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hükümet, eğitimde olmayan işsiz genç nüfusun istihdamına yönelik yeni bir teşvik projesini hayata geçirmeye hazırlanıyor. Mayıs ayı içinde Meclis’e sunulması planlanan yasa teklifiyle 18-25 yaş arası gençlerin işe alımında İşsizlik Fonu kaynaklarından işverenlere 6-18 ay süreyle ücret ve prim desteği sağlanacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tahvilin-tufe-yuku-trilyonu-asti-78665</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tahvilin TÜFE yükü trilyonu aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) Merkez Direktörü ve eski Dünya Bankası Yöneticisi Coşkun Cangöz enflasyondaki yükselişin Hazinenin daha önce ihraç ettiği enflasyona endeksli tahviller nedeniyle ilave yük meydana getirdiğine dikkatleri çekti. İhraç edilmiş 18 ayrı TÜFE’ye endeksli tahvil olduğunu hatırlatan Cangöz, Orta Vadeli Program çerçevesinde enflasyonun ilerlemesi halinde 2033'e kadar bu tahvillerin yaklaşık 2,7 trilyon TL'lik bir geri ödeme tutarı olduğunu kaydetti. Orta vadeli programda öngörülen patikadan daha yüksek oranda bir enflasyon görünümüne işaret eden Cangöz “Piyasa beklentilerine daha yakın bir enflasyon patikasıyla hesaplandığında toplam ödeme yükü yaklaşık 4 trilyon TL’ye yaklaşıyor. Enflasyonun program hedeflerinden sapmasıyla oluşan fark yaklaşık 1,2 trilyon TL” yorumunu yaptı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69fac0083de5c-1778040840.png" alt="" width="325" height="377" /></p>
<h2>Matematiksel olarak da hedefe ulaşmak artık mümkün değil </h2>
<p>Nisan ayında açıklanan yüzde 4,18’lik TÜFE artışının “soğuk duş” etkisi yaptığını, bu veriyle birlikte yıllık enflasyonun OVP’de öngörülen yüzde 16’lık hedefe ulaşmanın matematik olarak mümkün olmadığını vurgulayan Coşkun Cangöz, enflasyonun çok boyutlu etkilerine dikkati çekerek, bunlar içinde TÜ- FE endeksli tahvillere olan etkisine odaklandı. TEPAV blog sayfasında yayımlanan çalışmasında, Hazine’nin ihraç ettiği ana para tutarı 605 milyar TL olan 18 ayrı TÜFE’ye endeksli tahviller bulunduğunu ve vadesi 2027 ile 2033 arasında dolacak bu tahvillerin yüzde 3,06 kupon oranı yanında, TÜFE’ye endeksli faiz ödemeleri bulunduğuna vurgu yaptı.</p>
<h2>Orta Vadeli Program'da enflasyon hedefi ve borç tutarı</h2>
<p>Coşkun Cangöz, OVP’de üç yıllık TÜFE hedefinin 2026 için yüzde 16, 2027 için yüzde 9, 2028 için yüzde 8 olduğunu hatırlattı. Fark hesaplaması olarak ise piyasa beklentilerini alan Cangöz, “OVP varsayımlarına dayanan hesaplamalar Hazine’nin bu tahviller için 2033’e kadar yapacağı toplam ödemenin enflasyon farkı dahil olmak üzere yaklaşık 2,7 trilyon TL olacağına işaret ediyor. Ancak mevcut verilere göre OVP hedefinden ciddi bir kopuş bekleniyor. 2026’da enflasyonun yüzde 30’un üzerinde kalma ihtimali yüksek. Daha önemlisi, beklentiler bozulmuş durumda ve sonraki yıllarda da hedeflerin üzerinde bir patika olasılığı artıyor. Piyasa beklentilerine daha yakın bir enflasyon patikasıyla hesaplandığında toplam ödeme yükü yaklaşık 4 trilyon TL’ye yaklaşıyor. Enflasyonun program hedeflerinden sapmasıyla oluşan fark yaklaşık 1,2 trilyon TL” yorumunu yaptı.</p>
<h2>İç borçlanma kağıtları da baskı yapıyor </h2>
<p>Borçlanma planının resmi enflasyon hedefine göre yapılması, gerçekleşmenin ise bundan daha yüksek olduğu durumun bütçe üzerinde otomatik baskı yaptığını vurgulayan Cangöz, benzer şekilde referans faiz oranına endeksle iç borçlanma kağıtlarında da Hazine üzerinde baskı oluşturduğunu kaydetti. Cangöz, “Bu durum gündelik faiz tartışmalarının ötesinde bir risk yaratıyor. Çünkü burada faiz oranını artırarak ya da düşürerek kısa vadede müdahale edilebilecek bir maliyet yok. Enflasyon yükseldikçe borç yükü de kendiliğinden büyüyor. Bir anlamda kamu maliyesi enflasyona karşı ‘açık pozisyon’ taşıyor” ifadesine yer verdi.</p>
<h2>Yüksek enflasyon, faizden çok daha yıkıcı etki yaratıyor </h2>
<p>Coşkun Cangöz, 2027 ya da 2028’de seçim döneminin başlayacağını ve para ile maliye politikasında gevşeme baskısı oluşacağını vurgulayarak, bunu da riskler arasında sayarak, “Yükselen enflasyon koşullarında TÜFE’ye endeksli tahviller kısa vadede bütçenin finansman ihtiyacını karşılamak için bir araç olarak görünse de, aslında geleceğe ötelenmiş bir maliyet üretir. Ve bu maliyet, enflasyon düşmediğinde bir sarmal haline gelir” görüşünü paylaştı.</p>
<p>Coşkun Cangöz, faizin dini ve ahlaki olarak Babil döneminde dahi tartışıldığını ancak enflasyonun daha yaygın bir refah sorunu olduğunu belirterek, “Oysa yüksek enflasyon, faizden çok daha kapsayıcı ve çok daha yıkıcı bir etki yaratıyor” yorumunu yaptı. Cangöz, refah için enflasyonu düşürmenin ana çözüm olacağını belirtirken, yapısal reformlara duyulan ihtiyaca yeniden dikkat çekti.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tahvilin-tufe-yuku-trilyonu-asti-78665</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/8/1280x720/lira-para-1768278911.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TEPAV Merkez Direktörü Coşkun Cangöz, enflasyonda tutmayan hedefin TÜFE’ye endeksli Hazine tahvillerinin yükünü giderek ağırlaştırdığına dikkat çekti. Tahvil geri ödemelerinin, OVP’de öngörülen 2,7 trilyon TL yerine piyasa beklentisi enflasyon oranıyla 4 trilyon TL’ye ulaştığını hesaplayan Cangöz, hedefin sapmasıyla oluşan farkın 1,2 trilyon TL’ye yaklaştığına işaret etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/8-varlik-barisi-meclise-geldi-78664</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> 8. Varlık Barışı, Meclis&#039;e geldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından geçtiğimiz günlerde açıklanan İstanbul’un küresel ölçekte bir yatırım ve finans üssü olması hedefi doğrultusunda yabancı yatırımcılara vergi teşvikleri getiren 15 maddelik yasa teklifi AK Parti tarafından Meclise sunuldu. AK Parti, kanun teklifi ile 8. kez varlık barışı getirdi. Yasa teklifine göre, gerçek ve tüzel kişilerce sahip olunan para, döviz, altın, hisse senedi, tahvil ve diğer menkul kıymetlere ilişkin olarak 31 Temmuz 2027 tarihine kadar yapılacak bildirimlerde, varlıkların devlet iç borçlanma senetleri veya kira sertifikaları gibi araçlarda tutulma süresine göre yüzde sıfır ile yüzde 5 arasında değişen kademeli vergi oranları uygulanacak. Bu varlıklara isabet eden tutarlara ilişkin hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmayacak. Bildirilen varlıkların, bildirimin yapıldığı tarihten itibaren 2 ay içinde Türkiye'deki banka ya da aracı kurumlarda adlarına açılan hesaplara transfer edilmesi veya yurt dışından fiziki olarak getirilenlerin bu hesaplara yatırılması gerekiyor.</p>
<p><strong>Varlıkların değeri üzerinden… </strong></p>
<p>Banka ve aracı kurumlar, kendilerine bildirilen varlıklara ilişkin olarak bildirim sahibinden, varlıkların değeri üzerinden yüzde 5 oranında peşin olarak tahsil ettikleri vergiyi, bildirimi izleyen ayın 15. günü akşamına kadar vergi sorumlusu sıfatıyla bir beyannameyle bağlı bulundukları vergi dairesine beyan edecek ve aynı sürede ödeyecek. Vergi oranı, bildirilen varlığın vadeli hesaplarda veya Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun kapsamında ihraç edilen devlet iç borçlanma senetleri ile kira sertifikalarında en az 5 yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde yüzde 0, en az 4 yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde yüzde 1, en az 3 yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde yüzde 2, en az 2 yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde yüzde 3, en az 1 yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde ise yüzde 4 olarak uygulanacak. 1 Ocak 2027'den itibaren 31 Temmuz 2027'ye kadar yapılacak bildirimlerde bu oranlara yarım puan artırım yapılacak.</p>
<p><strong>Geç getirenin vergisi artacak </strong></p>
<p>31 Temmuz 2027 tarihinin yetkiyle uzatılması halinde ise bu tarihten sonra yapılacak bildirimlerde vergi oranı ilave yarım puan artışla toplamda 1 puan artırımlı olarak uygulanacak. Bu hüküm kapsamında ödenen vergi, hiçbir suretle gider yazılamayacak ve başka bir vergiden mahsup edilemeyecek. Bildirime konu edilen varlıkların elden çıkarılmasından doğan zararlar, gelir veya kurumlar vergisi uygulaması bakımından gider veya indirim olarak kabul edilmeyecek.</p>
<p><strong>Cumhurbaşkanı bir yıla kadar uzatacak</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı, 31 Temmuz 2027 tarihini, bitim tarihinden itibaren her defasında 6 ayı geçmeyen süreler halinde bir yıla kadar uzatmaya, Hazine ve Maliye Bakanlığı hüküm kapsamına giren varlıkların Türkiye'ye getirilmesi ve bildirimi ile işletmeye dahil edilmelerine ilişkin hususları, bildirim ve beyana esas şekli ile hükmün uygulanmasında kullanılacak bilgi ve belgeler ile uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkili olacak.</p>
<p><strong>İhracatçının kurumlar vergisi iniyor </strong></p>
<p>Yasa teklifi ile ihracatı desteklemek amacıyla kurumlar vergisi oranlarında indirime gidiliyor. Yapılan düzenlemeyle, ürettiklerini ihraç eden imalatçıların bu ihracat işlemlerinden elde ettikleri kazançlarına 16 puan indirimle yüzde 9, ihracat yapan kurumlarda ise 11 puan indirimle yüzde 14 olarak uygulanacak.</p>
<p><strong>Amme alacaklarında vade 72 ay </strong></p>
<p>Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'da yapılan değişiklikle vergi ve diğer kamu borçlarının tecil işlemlerinde taksit süresi 36 aydan 72 aya çıkarılıyor. Teminat aranmaksızın tecil edilebilecek borç tutarı ise 50 bin liradan 1 milyon liraya yükseltiliyor.</p>
<p><strong>İFM’de 2047’ye kadar vergi indirimi</strong></p>
<p>İstanbul Finans Merkezi'ndeki finansal hizmet ihracatı kazançlarına uygulanan yüzde 100 oranındaki kurumlar vergisi indiriminin süresi 2031’den 2047 yılına kadar uzatılıyor. Ayrıca, katılımcı finansal kuruluşların finansal faaliyet harçlarından muafiyet süresi de 5 yıldan 20 yıla çıkarılıyor.</p>
<p><strong>Teknogirişim çalışanlarına destek </strong></p>
<p>Yasa teklifi ile teknogirişim şirketi çalışanlarına verilen pay senetlerindeki vergi istisnası sınırı yıllık brüt ücretin bir katından iki katına çıkarılıyor. Ayrıca, söz konusu payların tam istisna ile elden çıkarılması için gereken 12 aylık süre 6 aya düşürülüyor. Yeni düzenlemeyle, payların 2 yıl içinde elden çıkarılması halinde istisna edilen verginin tamamı, 2 ile 4 yıl arasında yüzde 75’i, 4 ile 6 yıl arasında ise yüzde 25’i gecikme faiziyle birlikte işverenden tahsil edilecek. Bu düzenleme ile teknoloji çalışanlarının ve girişim ekosisteminin desteklenmesi ile nitelikli iş gücünün korunması amaçlanıyor.</p>
<p><strong>20 yıl gelir vergisi muafiyeti</strong></p>
<p>Gelir Vergisi Kanununda yapılan değişiklikle, Türkiye’ye yeni yerleşen ve son 3 yılda Türkiye’de mükellefiyeti bulunmayan gerçek kişilerin, yurt dışından elde ettikleri kazanç ve iratları 20 yıl boyunca gelir vergisinden müstesna tutulacak. Bu kazanç ve iratlar için yıllık beyanname verilmeyecek. Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu'nda yapılan değişiklikle; Türkiye dışında elde ettikleri kazançları için Gelir Vergisi Kanunu kapsamında istisnadan yararlanan kişilerin, bu istisna süresi içinde gerçekleşen veraset yoluyla mal intikallerinde vergi oranı yüzde 1 olarak uygulanacak.</p>
<p><strong>Personele vergi istisnası </strong></p>
<p>Gelir Vergisi kanunda yapılan diğer bir değişiklikle nitelikli hizmet merkezlerinde çalışan personelin ücretlerine yönelik yeni bir vergi istisnası getiriliyor. Buna göre, nitelikli hizmet personelinin ücretlerinin brüt asgari ücretin 3 katını aşmayan kısmı (Katılımcı belgesi alarak İstanbul Finans Merkezi’ndeki merkezler için beş katı) gelir vergisinden müstesna tutularak toplamda brüt asgari ücretin 4 ve 6 katına kadar bir vergi avantajı sağlanacak. Cumhurbaşkanı 3 ve 5 katlarını birlikte veya ayrı ayrı bir kata kadar belirlemeye ve iki katına kadar artırmaya yetkili olacak.</p>
<p><strong>Nitelikli Hizmet Merkezi tanımı</strong></p>
<p>Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’na eklenen madde ile Türkiye’nin nitelikli hizmet ihracatını artırmak ve uluslararası firmalar için bölgesel bir merkez olmasını sağlamak amacıyla "Nitelikli Hizmet Merkezi" tanımı yapılıyor. En az üç ülkede faaliyeti olan ve yıllık hasılatının yüzde 80’ini yurt dışındaki ilişkili şirketlerden elde eden sermaye şirketlerine bu statü verilerek; finansal danışmanlık, stratejik yönetim ve teknoloji danışmanlığı gibi üst düzey hizmetlerin Türkiye’den koordine edilmesi hedefleniyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Transit ticaretten elde edilen kazançlara yönelik vergi indirimi kapsamı genişliyor</strong></span></p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanunu’nda yapılan değişiklikle; transit ticaret ve nitelikli hizmet faaliyetlerinden elde edilen kazançlara yönelik vergi indirimlerinin kapsamı genişletiliyor. İstanbul Finans Merkezinde katılıcı belgesi alarak faaliyette bulunan kurumların kazanç indirim oranı yüzde 50’den yüzde 100 çıkarılıyor. Ayrıca İFM dışında faaliyette bulunan kurumlara da yüzde 95 kazanç indirimi imkanı tanınıyor. Kanun teklifiyle, transit ticaret, nitelikli hizmet merkezleri ve İstanbul Finans Merkezi kapsamında sağlanan kazanç indirimlerinin, "Yurt İçi Asgari Kurumlar Vergisi" hesaplamasında matrahtan düşülmesine imkan tanınıyor. Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun’da yapılan değişiklikle; "teknogirişim rozeti" sahibi halka açık olmayan şirketlerin paya dönüştürülebilir borç sözleşmeleri yoluyla yatırım almaları kolaylaştırılıyor. Ayrıca "Dijital Şirket" statüsündeki girişimler, kuruluşlarından itibaren 3 yıl boyunca oda kayıt ücreti ve aidatlarından muaf tutulacak. İstanbul Finans Merkezi (İFM) Kanunu’nda yapılan diğer bir değişiklikle; İFM bünyesinde istihdam edilen ve yurt dışı tecrübesi bulunan personele sağlanan gelir vergisi istisnasının kapsamı genişletiliyor. Mevcut durumda sadece finansal kuruluş çalışanlarına tanınan bu hak, tüm katılımcı kurum personeline yaygınlaştırılıyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Güler: Ara zam için şu anda herhangi bir çalışma yok</strong></span></p>
<p>AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, yasa teklifi ne ilişkin düzenlediği basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Nisan ayı enflasyon oranlarının ardından Memur-Sen’den gelen ara zam talebinin hatırlatılması ve bir çalışma olup olmadığının sorulması üzerine Güler “Şu anda halihazırda bu mahiyette gündemimizde herhangi bir çalışma yok” dedi. Güler, petrol fi yatlarındaki artışın tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de enflasyon üzerinde ciddi bir baskı oluşturduğunu kaydeden Güler, “Biz hem çalışanlarımızı hem emeklilerimizi hem diğer dar gelirlilerimizi sabit gelirlilerinizi her zaman destekledik. Desteklemeye devam edeceğiz. Ama şu anda halihazırda bu mahiyette gündemimizde herhangi bir çalışma yok” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/8-varlik-barisi-meclise-geldi-78664</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/hesap.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul’un küresel ölçekte bir yatırım ve finans üssü olması hedefi doğrultusunda yabancı yatırımcılara vergi teşvikleri getiren 15 maddelik yasa teklifi Meclise sunuldu. 31 Temmuz 2027’ye kadar yurtdışından altınını, dövizini getiren varlık barışından yararlanacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kutahya-osb-baskan-vekili-emin-yuce-gorevine-veda-etti-78694</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kütahya OSB Başkan Vekili Emin Yüce görevinden ayrıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KÜTAHYA</strong></p>
<p>Kütahya Organize Sanayi Bölgesi (OSB) Yönetim Kurulu Başkan Vekili Emin Yüce’nin görevinden ayrıldığı bildirildi.</p>
<p>Kütahya OSB’den yapılan yazılı açıklamada, Yüce’nin bugün itibarıyla yönetim kurulu üyeliği görevine veda ettiği belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, Yüce’nin görev süresi boyunca sergilediği özverili çalışmaları ve kurumsal gelişime sunduğu katkılara dikkat çekilerek, “Kütahya OSB’nin gelişiminde önemli katkılar sağlamış, kurum kültürüne değer katan bir süreç ortaya koymuştur” ifadelerine yer verildi.</p>
<p><strong>Kurumsal gelişime katkı vurgusu</strong></p>
<p>Yüce’nin yürütülen projelerde çözüm odaklı yaklaşımı ve ortak akla verdiği önemle öne çıktığı aktarılan açıklamada, bu katkıların OSB’nin mevcut seviyesine ulaşmasında etkili olduğu kaydedildi.</p>
<p>Açıklamada, birlikte hayata geçirilen projelerde kurum menfaatlerini önceleyen yaklaşımın, kurumsal gelişim sürecine güçlü bir zemin hazırladığı ifade edildi.</p>
<p><strong>Teşekkür mesajı</strong></p>
<p>Kütahya OSB Yönetim Kurulu Başkanlığı, Yüce’ye katkılarından dolayı teşekkür ederek, “Birlikte üretilen her değerin kalıcı olduğuna inanıyor, bu kıymetli yol arkadaşlığı için kendisine teşekkür ediyoruz”değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Açıklamada ayrıca Yüce’ye bundan sonraki yaşamında sağlık, huzur ve başarı temennisi iletildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kutahya-osb-baskan-vekili-emin-yuce-gorevine-veda-etti-78694</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/4/1280x720/kutahya-osb-baskan-vekili-emin-yuce-gorevine-veda-etti-1778046849.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kütahya Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkan Vekili Emin Yüce görevinden ayrıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tarima-ozel-sosyal-guvenlik-modeli-yolda-78659</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 22:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarıma özel &#039;sosyal güvenlik&#039; modeli yolda</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA </strong></p>
<p>Sosyal Güvenlik Antalya İl Müdürü Mehmet Tanrıöver, Antalya Ticaret Borsası Başkanı ve TOBB Yönetim Kurulu üyesi Ali Çandır’ı borsada ziyaret ederek, çiftçileri sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınması amacıyla tarım sektörüne özel sosyal güvenlik modeli çalışmaları hakkında görüş lışverişinde bulundu.</p>
<p>Görüşmede, model kapsamında yürütülen anket çalışmaları ve hazırlanan rapor değerlendirildi ve önümüzdeki aylarda yapılması planlanan Sosyal Güvenlik Zirvesine yönelik çalışmalar ele alındı.</p>
<p>Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, tarım sektörüne özgü bir sosyal güvenlik sisteminin hayata geçirilmesi amacıyla SGK Antalya İl Müdürlüğü ile iş birliği içinde çalışma yürüttüklerini söyledi. Çandır, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Bu kapsamda, sektör temsilcileri, akademisyenler ve uzmanların katkılarıyla gerçekleştirdiğimiz odak grup çalışmalarının ardından, üretici ve işletmelerin sosyal güvenliğe erişimde karşılaştığı yapısal sorunları ortaya koymak amacıyla hazırladığımız ‘Tarımsal Sektörlerde Sosyal Güvenliğe Erişimde Yapısal Engeller Anketi’ni tamamladık ve kapsamlı bir rapor oluşturduk. Amacımız, tarım çalışanlarının sosyal güvenlik sistemine dahil olmasını teşvik etmek ve sektöre özgü daha kapsayıcı bir yapı oluşturmaktır.’’</p>
<p>SGK İl Müdürü Mehmet Tanrıöver de, tarımın Antalya için stratejik öneme sahip bir sektör olduğunu vurguladı. Sektörde çok sayıda kişinin istihdam edildiğine dikkat çeken Tanrıöver, ‘’Tarımda çalışanların aileleriyle birlikte sosyal güvenlik kapsamına alınması önemli. Hedeflediğimiz modelin hayata geçirilmesiyle birlikte, tarımda sosyal güvenlik şemsiyesi genişleyecek ve istihdama katkı sağlanacaktır. Antalya Ticaret Borsası ile yürüttüğümüz kurumsal iş birliği çerçevesinde, tarımın gerçeklerine uygun, uygulanabilir ve sürdürülebilir bir model geliştirmeyi amaçlıyoruz’’ dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tarima-ozel-sosyal-guvenlik-modeli-yolda-78659</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/9/1280x720/tarima-ozel-sosyal-guvenlik-modeli-yolda-1778009127.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarımda kayıt dışılığı önlemek ve istihdamı artırmak amacıyla Antalya Ticaret Borsası tarafından tarım sektörüne özel sosyal güvenlik modeli önerisi ile yapılan çalışmalarda sona gelindi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yabancilara-ikamet-izni-sorununda-mutlu-sona-dogru-78658</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 22:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Yabancılara ikamet izni sorununda mutlu sona yaklaşılıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>Alanya Ticaret ve Sanayi Odası (ALTSO) Başkanı Eray Erdem, yabancılara sınırlama getirilen ikamet izni nedeniyle başta inşaat ve gayrimenkul olmak üzere tüm sektörlerin etkilendiğini ve birçok firmanın da zor durumda kaldığını, istihdamda da sıkıntılar yaşandığını söyledi. Yabancılara ikamet izni sorununun giderilmesi amacıyla uzun zamandır çalıştıklarını ve konuyu Ankara’ya kadar taşıdıklarını anlatan Erdem, şunları kaydetti.</p>
<p>‘’Uzun dönemdir gündemde olan ikamet sorununun çözümü için yoğun çalışma yürüttük. Girişimlerde önemli bir aşamaya geldik. Taleplerimizin karşılık bulacağı konusunda umutluyuz. Yabancıya ikamet izni sorunu artık çözüm aşamasına geldi. Son günlerde konuyu bir kez daha Ankara gündemine taşıdık. Çeşitli görüşmeler gerçekleştirdik. Kısa süre içerisinde ikametin önündeki engellerin kaldırılmasını bekliyoruz. Önceki dönem Dışişleri Bakanı ve Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu’nun da süreçte tam desteğini aldık. Emeklerimizin karşılığını alacağımıza inanıyoruz.’’</p>
<p><strong>"Bakan Şimşek’in çağrısı da karşılık bulacak"</strong></p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in yabancı sermayeyi Türkiye’ye çekmeye yönelik çağrılarının da bu sayede Alanya ölçeğinde karşılık bulacağına inandığını belirten Eray Erdem, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Sayın bakanımızın yabancı sermaye konusundaki açıklamalarına da Alanya olarak destek verme imkanı bulacağız. Her ne kadar süreçte sektör yıpranmış olsa da elimizde halen ciddi bir potansiyel olduğunu düşünüyorum. Yabancıya ikamet sorunu yalnızca inşaat ve emlak sektörüyle sınırlı olmadı. Alanya ekonomisinin tamamını etkileyen geniş kapsamlı bir sorunla karşı karşıya kalmıştık. Sektör de bu süreçte kendisine düşen dersleri aldı. Umarım gelecek hem Alanya'mız hem de ülkemiz açısından olumlu biçimde tamamlanacaktır. Ülke ekonomisine daha güçlü katkılar sağlanabilmesi için bu sorunun bir an önce gündemden çıkarılması gerekiyor." </p>
<p>Erdem, süreci yakından takip ettiklerini, iş dünyasının beklentilerini ilgili kurumlara aktarmaya, çözüm aramaya devam edeceklerini sözlerine ekledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yabancilara-ikamet-izni-sorununda-mutlu-sona-dogru-78658</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/8/1280x720/yabancilara-ikamet-izni-sorununda-mutlu-sona-dogru-1778009009.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Alanya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı ve turizmci Eray Erdem, başta Ruslar olmak üzere yabancılara verilen ikamet izninde yaşanan sorunların giderilmesi konusunda mutlu sona yaklaştıklarını bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tusiad-baskan-yardimcisi-inci-avrupanin-bize-ihtiyaci-var-78657</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 22:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜSİAD Başkan Yardımcısı İnci: Gümrük Birliği güncellenmeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>TÜSİAD ve TÜRKONFED Başkan Yardımcısı, İnci Holding Yönetim Kurulu Üyesi Perihan İnci, Antalya’da Yörük Sanayici ve İş İnsanları Derneği’nin (YÖRSİAD) kahvaltılı üye toplantısına konuşmacı olarak katıldı.</p>
<p>‘’Değişen Dünya Düzeninde İş Dünyasının Yeni Paradigmaları’’ konulu söyleşide YÖRSİAD üyelerine açıklamalarda bulunan Perihan İnci, sivil toplum kuruluşlarında yer aldığı tüm derneklerin kendisi için bir okul olduğunu söyledi.</p>
<p>Etkisinin olamayacağı ve etkisiz bir dernekte zaman geçirmediğini belirten İnci, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’TÜSİAD bu konuda çok değerli. TÜSİAD ve TÜRKONFED’in çok farklı bir etkisi var. Türkiye’nin geleceği için dünyada neler oluyor, bunlar Türkiye’yi nasıl etkileyecek TÜSİAD’ın tüzüğünde yazıyor. Avrupa Birliği, TÜSİAD’ın odak alanı. 60 yıldır hala AB üyesi olamadık. TÜSİAD ve sivil toplum kuruluşlarının attığı adımlar etkili. TÜSİAD sürekli konuşuyor. Ama TÜSİAD medya olarak başını ağrıtmak istemez. Tonlamak önemli. Biz doğru bildiğimiz ve Türkiye için iyi olan şeyleri söylüyor olmalıyız. Bunun da tonu ne olması gerekiyorsa o olmalı. Geçmişte ve bugün de bir yasa çıkacağı zaman TÜSİAD’ın görüşü sorulmadığı zamanlar da oluyor.”</p>
<p>Avrupa Birliği’nin son dönemde yaptığı Serbest Ticaret Anlaşmalarına da değinen Perihan İnci, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi gerektiğini söyledi. Perihan İnci, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Avrupa’da üretiyorsak, Gümrük Birliği’nin bir parçası olarak AB içinde kabul edilmezsek ya da ürünlerimiz Made in EU olarak kabul edilmez ise savaştan beri görebileceğimiz en kötü şey olur. Avrupa Birliği içinde üretmiyorsanız AB ürünü değilsiniz ibaresini değiştirdiler, Türkiye’yi eklediler. Ama tehlike geçmedi. Bakanlıklarımızda, Ticaret ve Sanayi Odalarımızda bir rahatlama var. Bize, (İçeridesiniz ama sizi çıkarabiliriz) diyorlar. Gümrük Birliği güncel değil. Ülkemizin ihracatının yüzde 60’ı AB’ye yapılıyor. Bunu çıkardığınızda geriye bir şey kalmıyor. Bizim Avrupa’nın bir parçası olduğumuzu Avrupa’ya anlatmamız lazım. Avrupa’nın gerçekten bize ihtiyacı var. Avrupa Birliği’nin Serbest Ticaret Anlaşmaları bizim rekabet gücümüzü öldürüyor. Bunu bakanlıklar ve hükümet nezdinde ele almamız gerek. TOBB’un da bu konuda çalışması gerekiyor.’’</p>
<p>YÖRSİAD Başkanı Mustafa Alper Oral da, dünyanın bugün gelinen noktada, gidişatın yönünü öngörmenin her zamankinden daha zor göründüğünü söyledi. ABD ile Çin arasında gibi görünen, ancak etkisi tüm dünyaya yayılan ticaret savaşlarının, küresel dengeleri yeniden şekillendirdiğine dikkat çeken Oral, şöyle konuştu.</p>
<p>‘’Güçlü ve otoriter liderlerin öngörülmesi zor politikaları, dünyanın daha belirsiz ve kırılgan bir sürece doğru ilerlediğini açıkça ortaya koymaktadır. Zaten kırılgan olan ekonomimiz bu gelişmeler karşısında daha da zorlanmakta, bölgemizde yaşanan savaşlar hepimizi doğrudan etkilemektedir. Artan tedirginlik ortamı; başta turizm olmak üzere, tarım ve diğer sektörlerimiz üzerinde de ciddi bir baskı oluşturmaktadır. Turizmdeki rakiplerimiz ise, ülkemizde doğrudan yaşanmayan İran merkezli savaşı bile aleyhimize kullanmaya çalışmaktadır.”</p>
<p><strong>"Enflasyon en önemli gündem maddesi olmaya devam ediyor"</strong></p>
<p>Türkiye’de enflasyon, finansmana erişim ve maliyet artışlarının iş dünyasının en önemli gündem maddeleri olmaya devam ettiğini anlatan YÖRSİAD Başkanı Oral, ‘’Krediye erişimde yaşanan zorluklar, işletmelerimizin yatırım iştahını doğrudan etkiliyor. Üretim maliyetlerindeki artış, enerji giderleri ve kur dalgalanmaları, belirsizlik, iş dünyamız üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Buna rağmen Türkiye’nin üretim gücü, girişimcilik kabiliyeti ve ihracat potansiyeli, her şeye rağmen savaş ortamından uzak kalmamız en büyük avantajımız olarak öne çıkmaktadır. Yapısal reformları gecikmeden hayata geçirmeli, mali disiplini sağlamalı; hukuk devleti ilkesinden taviz vermeden, evrensel hukuk ve ekonomi biliminin gerekleriyle ekonomimizi hak ettiği noktaya taşımalıyız” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tusiad-baskan-yardimcisi-inci-avrupanin-bize-ihtiyaci-var-78657</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/7/1280x720/tusiad-baskan-yardimcisi-inci-avrupanin-bize-ihtiyaci-var-1778008855.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜSİAD Başkan Yardımcısı Perihan İnci, Avrupa Birliği’nin yaptığı Serbest Ticaret Anlaşmalarının Türkiye’nin rekabet gücünü engellediğini ve Gümrük Birliği’nin güncelliğini kaybettiğini belirterek, ‘’Gümrük Birliği güncel değil. Ülkemizin ihracatının yüzde 60’ı AB’ye yapılıyor. Bizim Avrupa’nın bir parçası olduğumuzu Avrupa’ya anlatmamız lazım. Avrupa’nın gerçekten bize ihtiyacı var.’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ikinci-asama-78650</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 17:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> İkinci aşama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><em>Hakikat yolu olmayan bir yerdir.</em></p>
<p><em>- Jiddu Krishnamurti</em></p>
<p>Jiddu Krishnamurti kendini tanıma ve anlama, gerçeklik ve bunun sonucunda ortaya çıkan bilinç dönüşümü arasındaki ilişkiyi sık sık tartışmıştır. Bu konuda, konuşmalarından sıklıkla alıntılanan bir sözü şöyledir: <em>"Zihin ancak öz-bilgi yoluyla ve dayatılan öz-disiplin yoluyla değil, sakinleştiğinde ancak o zaman, o sakinlikte o sessizlikte gerçeklik ortaya çıkabilir."</em></p>
<p>Modern çağın bilgi bombardımanı yaşayanlar için sakin düşünmek neredeyse imkansız. Bu özellikle piyasalar gibi 7/24 dinamik yapılar ile ilgilenenler için fazlasıyla geçerli olabilir.</p>
<p>Neredeyse her saat yeni haberler, enformasyon, dezenformasyon, veri akışları arasında insanın bırakın sakin düşünmeyi, kafasını kaldıracak hali bile kalmayabiliyor. Bunun pratik bir çaresi de yok. Yalnız, buna belki bazıları alınacak ama daha az piyasa alakalı şeyler izlemek, dinlemek ve okumak faydalı olabilir.</p>
<p>Geçmişte, daha fazla bilgi ve veri kaynağına sahip olmakla bile kazanabilirdiniz ancak günümüzdeyalnızca fazla bilgiye sahip olmanın avantajı büyük ölçüde ortadan kalktığını söyleyebiliriz.</p>
<p>Alternatif verilerin her yerde bulunduğu ve haberlerin anında yayıldığı bir dünyada yaşıyoruz. Bilgiye sahip olmak artık hiç zordeğil. Gerçek farklılaştırıcı unsur, ne kadar veri toplayabileceğinizden, ona uyguladığınız düşüncenizin ve analizinin kalitesine kaymış gibi görünüyor.</p>
<p>Tahmin dünyasından elde edilen kanıtlar, daha fazla girdi eklemenin daha iyi sonuçlara yol açmadığını gösteriyor. Aslında, o son veri noktasının değeri, genellikle oldukça hızlı bir şekilde azalan getiri duvarına çarpıyor. Alfa fırsatı, zaten sahip olduğumuz bilgileri anlamlandırmakla başlıyor. Bu bir yerde Grossman-Stiglitz Paradoksunun özü olarak biliniyor.</p>
<p>Piyasalar için hala Mart sonundan Mayıs sonuna kadar çizdiğimiz üç aşamalı oyun planının arkasındayız. İçinde olduğumuzu düşündüğümüz aşama ise hala birinci aşama yani piyasaların yükseldiği aşama diyebiliriz. Doğrudur, bu aşama tahmin ettiğimizden daha uzun sürdü ve daha yukarı seviyelere gitti ama ikinci aşamanın, yani düşüş aşaması için hala birkaç haftaya ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz.</p>
<p>Akabindeki ikinci aşamanın nispeten sert ve keskin olacağını ve yüksek volatiliteye sahne olacağını öngörüyoruz ki bunu Mayıs sonu gibi bu düşüşün yaratacağı alım fırsatı ile üçüncü aşamanın geleceğini düşünmeye devam ediyoruz.</p>
<p>Bölünmüş bir FED, Yen müdahalesi, devam eden İran savaşı ve hala masada olduğunu düşündüğümüz Harg adasına bir çıkarma… Buna eklemlenecek bir yeni ABD-Çin ve ABD-AB ticaret savaşları, yüksek petrol fiyatları, diesel, LNG, helium gübre arz sıkıntılarının birleşimi, şu anda hisse senedi trenini raydan çıkaramıyor ve buradaki itici güç ise şirket kazançları olarak karşımıza çıkıyor. Bunların kısmen “diğer gelirlerden” kaynaklanması dikkat çekici ama piyasanın pek de umurunda olmayabilir.</p>
<p>Yapay zekadan faydalananlar bir kez daha öncülük etti. Yarı iletkenlerdeki güç, mevcut piyasa rejiminin en açık ifadesi olmaya devam etti. Şirket finansalları bir süre daha piyasa rejiminin ana dinamiği olmaya devam edebilir.</p>
<p>“Her an her şey olabilir” hissiyatı ile yaşıyoruz. Bunu herkes hissediyor.</p>
<p>Piyasaların birkaç hafta daha birinci aşamada olacağını düşünmemizin sebeplerinden biri de düşüş öncesi alamatlerin birikmeye başlaması ile bu alametlerin farkındalığının yüksek olması durumu olarak karşımıza çıkıyor. İşte bu da bu anın başlamasını zorlu kılıyor. Psikolog değilim ama iç güdü ve piyasa duygu durumu gözlemlerine önem veririm ve şu anda gözlemlediğim şey korku veya topyekün bir coşku değil, daha çok bir beklenti. Bir tür kolektif mental hazırlık ve bu da işleri değiştiriyor.</p>
<p>Sentetik bir ralli olarak başlayan Nisan rallisi, vol-target fonlarının da devreye girmesiyle birlikte farklı bir seviyeye geldi. CTA’leri saymazsak fonlar tarihsel olarak aşırı yüklü değil. Aşağı yönlü eğilim bekleyenler azalsa da ekstrem noktada olmadığı görünüyor. Yükseliş ne kadar sürerse mentalite o kadar değişir. Hatta genel piyasa algısı,"her an her şey olabilir"den ralliyi "kaçırıyorum"a kayabilir.</p>
<p>İşte o zaman işler ilginçleşiyor çünkü en iyi fırsatlar herkes hazır olduğunda gelmez. İnsanlar yıprandıktan, pozisyonlarından çekildikten veya kovalamaya zorlandıktan sonra gelirler.</p>
<p>Herkes gibi ben de tetikteyim ama ikinci aşamaya geçişin biraz zaman alacağını düşünüyorum—belki bir-iki hafta belki biraz daha fazla... Ayıları pes ettirecek ve boğaları coşturacak kadar uzun. Tetikte olma halini zayıflatacak kadar uzun ve sonunda gerçekleştiğinde, düzenli hissettirmeyecek. Hızlı hissettirecek ancak başladıktan sonra bariz hissettirecek.</p>
<p>Bu dinamiği 10 Ekim 2025 piyasa satışından önce gördük. Satış gerçekleştiğinde, ayılar tükenmişti, boğalar rahatlamıştı, sonra ve aniden taban düştü.</p>
<p>Yurt içine dönecek olursak son açıklanan veriler aslında dezenflasyon sürecinin ne kadar zorlu ve kırılgan olduğunun bir göstergesiydi. Nisan ayında aylık TÜFE enflasyonu, yüzde 3,2 civarında olan beklentilerin oldukça üzerinde yüzde 4,2 olarak gerçekleşti.  Yıllık enflasyon Nisan ayında, Mart ayındaki yüzde 30,9'dan yüzde 32,4'e yükseldi. Mevsimselliğin de etkisi ile yükseliş önemli ölçüde giyim ve enerji fiyatları kaynaklı olsa da verinin detaylarında da enflasyonist baskıların pek de hız kesmediğini görüyoruz. Benzer bir resim çekirdek TÜFE göstergelerinde de var.</p>
<p>Böyle bakınca aslında PPK’nın Nisan’da faiz artırımına gitmeyerek bir fırsatı kaçırmış olabileceğini düşünüyoruz. Zira veri sonrası enflasyon beklentilerinde bozulma görme ihtimalimiz yüksek. Bu bağlamda döviz kuru politikası devam edecektir fakat faiz tarafından daha fazla desteklenme olasılığı en azından şimdilik kaçırılmış oldu. Yılın başından bu yana hem enflasyon hem de para politikası faizi konusundaki varsayımlarımız piyasaya oranla daha temkinli oldu. Bu temkinli varsayımlar için de risklerin yukarı yönlü olmaya devam ettiğini düşünüyoruz.</p>
<p>İçeride içsel dinamikler, büyümedeki zayıflama, enflasyon ve para politikası önümüzdeki haftaların ana konuları olacak gibi duruyor. Bu dönemde bizim piyasaların diğer piyasaların gerisinde kalma ihtimali var.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ikinci-asama-78650</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İkinci aşama ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ge-aerospace-ile-tusas-arasinda-hurjet-motoru-icin-anlasma-78644</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 16:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> GE Aerospace ile TUSAŞ arasında HÜRJET motoru için anlaşma</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>GE Aerospace ile Türk Havacılık Uzay Sanayii (TUSAŞ) arasında, HÜRJET uçaklarına güç vermek üzere GE Aerospace F404 motorları için anlaşma yapıldığı açıklandı. </p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, HÜRJET platformu için önemli bir dönüm noktasını temsil eden anlaşma, programın etki alanını genişletme ve gelecekteki varyantlarını geliştirme sürecinde teknik ve operasyonel desteğin devamlılığını güvence altına alırken, GE Aerospace'in gelişmiş askeri hava aracı programları için güvenilir bir itki sistemi ortağı olma rolünü güçlendiriyor.</p>
<p>GE Aerospace'ten yapılan açıklamada değerlendirmesine yer verilen TUSAŞ Genel Müdürü Mehmet Demiroğlu, "HÜRJET Jet Eğitim Uçağı, TUSAŞ'ın havacılık ve savunma kabiliyetleri açısından ileriye dönük önemli bir eşiği temsil ederken, bu anlaşma da program açısından kritik bir dönüm noktası niteliği taşımaktadır. GE Aerospace ile uzun yıllara dayanan işbirliğimiz, HÜRJET'in modern, güvenilir ve küresel ölçekte rekabetçi bir eğitim platformu olarak başarısını destekleyen kritik itki kabiliyetlerini sağlamaya devam etmektedir. Bu anlaşma, vizyonumuzu ve endüstriyel yetkinliklerimizi daha da pekiştirmektedir." ifadesini kullandı.</p>
<p>Anlaşmanın stratejik önemine vurgu yapan GE Aerospace Savunma ve Sistemler Küresel Satış ve İş Geliştirme Başkan Yardımcısı Rita Flaherty de "TUSAŞ'ın gelişmiş askeri hava araçları için bir itki sistemi ortağı olarak GE Aerospace'e duyduğu güvenden ve HÜRJET programının kazandığı giderek artan ivmeden onur duyuyoruz. HÜRJET küresel sahnede yerini alırken TUSAŞ'ı desteklemekten ve Türkiye'nin savunma ve havacılık ekosisteminde kilit bir aktör olarak süregelen yükselişine katkıda bulunmaktan gurur duyuyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Verilen bilgilere göre, HÜRJET, dünya çapında ileri seviye eğitim ve muharip uçaklarında yaygın olarak kullanılan, muharebe şartlarında kendini kanıtlamış ve son derece yüksek güvenilirliğe sahip bir platform olan GE Aerospace F404 motorundan güç alıyor.</p>
<p>Açıklamada, "Uçak, gelişmiş aviyonikler, yüksek performans ve yeni nesil çözümler arayan hava kuvvetleri için operasyonel esneklik sunarak modern eğitim görevi gereksinimlerini karşılamak üzere tasarlandı. F404 motorlu uçakların 16 ulusun envanterinde bulunması ve halihazırda sipariş durumunda olması, bu turbofan motorunun kendi sınıfındaki çok yönlü motorlardan biri olarak konumunu ve dünya genelinde hava kuvvetleri uygulamaları için rüştünü ispatlamış bir tercih olduğunu yansıtıyor." denildi. </p>
<p>1985 yılında GE Aerospace ve TUSAŞ arasında kurulan bir ortak girişim şirketi olan TUSAŞ Motor Sanayii AŞ (TEI), bölgenin en başarılı havacılık ortaklıklarından biri olarak öne çıkıyor. Bu güçlü temelin üzerine inşa edilen süreçte TUSAŞ, HÜRJET'in sektörde rekabetçi, ileri seviye jet eğitim uçağı platformuna dönüşmesinde merkezi bir rol oynadı.</p>
<p>2024 Farnborough Airshow ve 2025 IDEF'te imzalanan iki anlaşma, ilerleyen işbirliğinin zeminini hazırlayarak sözleşmenin imzalanmasına doğrudan katkıda bulundu.</p>
<p>GE Aerospace ile TUSAŞ, Türk Hava Kuvvetlerinin F-16 filosuna güç veren F110 motorlarına kadar uzanan yaklaşık 40 yıllık stratejik bir ortaklığa sahip bulunuyor. Bu güçlü ortaklık, GE Aerospace F110 motorlarıyla güçlendirilen KAAN ve F404 motorlarıyla güçlendirilen HÜRJET dahil olmak üzere birçok havacılık ve savunma programını kapsıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ge-aerospace-ile-tusas-arasinda-hurjet-motoru-icin-anlasma-78644</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/4/1280x720/67-1777987330.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TUSAŞ, HÜRJET uçaklarına güç vermek üzere GE Aerospace ile F404 motorları için anlaşma yapıldığını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/jetex-istanbulu-ozel-jet-trafiginde-de-dunyanin-onde-gelen-merkezlerinden-biri-haline-getirecek-78642</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 16:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;JETEX, İstanbul&#039;u özel jet trafiğinde de dünyanın önde gelen merkezlerinden biri haline getirecek&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İGA ile uluslararası alanda özel havacılık ve uçuş destek hizmetleri sunan Dubai merkezli küresel şirket JETEX iş birliğiyle hayata geçirilen JETEX-İGA Genel Havacılık Terminali, bugün düzenlenen törenle açıldı.</p>
<p>Uluslararası ticari uçuş yolcularına hız, konfor ve ayrıcalık odaklı bir seyahat deneyimi sunmayı hedefleyen terminal, Türkiye'nin "marka değerine" katkı sağlayacak stratejik bir yatırım olarak tanımlanıyor.</p>
<p>Seyahat deneyimini üst seviyeye taşıyarak İstanbul'un uluslararası havacılık ekosistemindeki rolünü daha da güçlendirmesi beklenen terminalin açılışında konuşan Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, bu açılışla Türk havacılığının vizyonuna yepyeni ve çok anlamlı bir halka daha eklediklerini belirterek, bu stratejik yatırımla ülkenin küresel havacılık ekosistemindeki lider konumunu özel havacılık alanında da taçlandırdıklarını söyledi.</p>
<p>Havalimanlarının artık çağdaş dünyanın kalbi gibi işlediğini dile getiren Uraloğlu, Türkiye'nin Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının tam kesişim noktasında bulunduğunu, 4 saatlik uçuş mesafesiyle 1,5 milyar insanın yaşadığı 67 ülkeye erişim sağlayan eşsiz bir konuma sahip olduğunu ifade etti.</p>
<p>Bakan Uraloğlu, avantajlı coğrafi konumunun Türkiye'yi havacılıkta dünyanın önde gelen transit merkezlerinden biri olmaya son derece müsait kıldığını belirterek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde son 24 yılda hayata geçirdikleri cesur ve vizyoner politikalarla Türkiye'yi havacılıkta dünyanın parlayan yıldızı haline getirdiklerini vurguladı.</p>
<p>Aktif havalimanı sayısının 26'dan 58'e yükseltildiğine işaret eden Uraloğlu, yapımı devam eden Yozgat ve Bayburt-Gümüşhane havalimanlarıyla bu sayıyı yakında 60'a taşıyacaklarını söyledi.</p>
<p>Uraloğlu, "2002'de iç ve dış hatlarda seyahat eden yolcu sayımız yaklaşık 34,5 milyon iken, 2025 yılında transit yolcularla birlikte 247 milyona yükselerek Cumhuriyet tarihimizin yeni rekorunu kırdık. Bu başarıyla Avrupa'da üçüncü, dünyada ise yedinci sıraya yerleştik. İstanbul Havalimanı'mız tek başına 2025'te yaklaşık 84,5 milyon yolcuya hizmet vererek Türkiye nüfusuna yakın bir yolcu kitlesini ağırladı." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Bu yıl yaklaşık 270 milyon yolcu taşıyacağımızı öngörüyoruz"</strong></p>
<p>Bakan Uraloğlu, Avrupa'nın en yoğun havalimanları arasında zirveye oynayan ve kargo taşımacılığında lider konumuna yükselen İstanbul Havalimanı'nın Türkiye'nin küresel arenadaki vitrini olduğunu belirterek şöyle devam etti:</p>
<p>"Bu yıl (hava yolunda) yolcu sayısının daha da artacağını, Türkiye genelinde yaklaşık 270 milyon yolcu taşıyacağımızı, İstanbul Halimanı'nda ise 90 milyon yolcuyu aşacağımızı öngörüyoruz. Bu yılın ilk 3 aylık döneminde hava yoluyla seyahat eden yolcu sayımız ülkemiz genelinde yaklaşık 49 milyonu aşmış durumda. Bu sayı geçen yıl aynı dönemde yaklaşık 45,2 milyondu. İstanbul Havalimanı'mızda da aynı dönemde yaklaşık 18 milyondan 19,1 milyon yolcuya yüzde 6'lık bir artışı gerçekleştirmiş olduk. Dış hatlarda 50 ülkede 60 noktaya uçuş gerçekleştiriliyorken bugün 133 ülkede 356 noktaya uçuyoruz."</p>
<p><strong>"İstanbul'u özel jet trafiğinde dünyanın önde gelen merkezlerinden biri haline getirecek"</strong></p>
<p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Uraloğlu, tüm bu gelişmelerin üzerine İGA Genel Havacılık Terminali ile İstanbul Havalimanı'nın ihtişamını özel havacılıkta da taçlandırdıklarını dile getirerek şunları söyledi:</p>
<p>"İstanbul Havalimanı'mız şimdi bu genel havacılık terminaliyle uluslararası havacılık alanındaki çekim gücünü daha da artırıyor. JETEX-İGA işbirliğiyle İstanbul, lüks seyahat ve iş dünyası trafiğinde de dünyanın ana durağı olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. 340'tan fazla destinasyona ulaşım sağlayan küresel havacılık merkezimiz, genel havacılıkta da yeni bir boyut kazanıyor. JETEX'in Dubai, Paris, Singapur ve Marakeş gibi dünya şehirlerindeki uluslararası tecrübesi ile İGA'nın operasyonel gücü ve Türk misafirperverliğinin buluştuğu bu eser, İstanbul'u özel jet trafiğinde de dünyanın önde gelen merkezlerinden biri haline getirecektir."</p>
<p>Uraloğlu, bu terminalin devlet başkanlarından uluslararası iş insanlarına, yatırımcılara, sanat ve iş dünyasının önde gelen isimlerine kadar çok seçkin bir misafir kitlesine hizmet sunacağını belirterek, "Bu nedenle bu terminal sıradan bir tesis değil, İstanbul Havalimanı'mızı özel havacılıkta da küresel bir merkeze dönüştürecek stratejik bir yatırımdır. Havalimanımızın küresel bağlantı gücünü özel havacılık segmentinde önemli ölçüde artıracaktır." diye konuştu.</p>
<p>Bakan Uraloğlu, terminalin, şehrin sembollerinden biri olan nazende çiçeğinden ilham alınarak doğal taş, ahşap ve özel üretim yüzeylerle tasarlandığını, burada süitlerde özel oturma ve dinlenme alanlarının, yemek bölümlerinin, kişisel bakım imkanlarının, premium bekleme salonlarının ve hızlı pasaport-güvenlik geçiş noktalarının yer aldığını söyledi.</p>
<p>Bu terminalin özel üyelere uçuş öncesi ve sonrası kesintisiz bir yolculuk deneyimi sunacağını vurgulayan Uraloğlu, "Hem özel jet yolcuları hem de ticari uçuşlarda konfor arayan yolcularımız rezervasyon yaparak bu üst düzey hizmetten yararlanabilecektir. Küresel havacılıkta zorlukların yaşandığı, belirsizliklerin arttığı bir dönemde bu yatırım, Türkiye'nin 'güvenli liman' konumunu da bir kez daha tüm dünyaya ilan etmiştir." dedi.</p>
<p>Uraloğlu, İstanbul Havalimanı'nın genel havacılıkta da dünyanın parlayan yıldızı olmaya devam edeceğini, bu yatırımın ilk başta 150 kişi istihdam edecek olmasının bile çok önemli olduğunu ifade etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f9ecdd5ca78-1777986781.jpg" alt="" width="700" height="467" />Açılış konuşmalarının ardından Bakan Uraloğlu, Sivil Havacılık Genel Müdürü Kemal Yüksek, Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürü Enes Çakmak, İstanbul Havalimanı Mülki İdare Amiri İlker Haktankaçmaz, Türk Hava Yolları (THY) Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Murat Şeker, THY Genel Müdürü Ahmet Olmuştur, AJet Genel Müdürü Kerem Sarp, İGA Yönetim Kurulu Başkanı Cemal Kalyoncu, İGA İstanbul Havalimanı Üst Yöneticisi (CEO) Selahattin Bilgen ile JETEX Kurucusu ve CEO'su Adel Mardini terminalin açılış kurdelesini kesti.</p>
<p>Uraloğlu, kurdele kesimi sonrası terminalde incelemelerde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/jetex-istanbulu-ozel-jet-trafiginde-de-dunyanin-onde-gelen-merkezlerinden-biri-haline-getirecek-78642</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/2/1280x720/66-1777986806.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ JETEX-İGA Genel Havacılık Terminali&#039;nin açılışında konuşan Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, &quot;JETEX&#039;in Dubai, Paris, Singapur ve Marakeş gibi dünya şehirlerindeki uluslararası tecrübesi ile İGA&#039;nın operasyonel gücü ve Türk misafirperverliğinin buluştuğu bu eser, İstanbul&#039;u özel jet trafiğinde de dünyanın önde gelen merkezlerinden biri haline getirecektir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/havalimanlarinda-yetki-ruhsat-ve-hizmet-duzenlemesi-78641</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 15:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Havalimanlarında yetki, ruhsat ve hizmet düzenlemesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM) tarafından hazırlanan Havalimanları-Havaalanları Yer Hizmetleri Yönetmeliği'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, Kurumun yap-işlet-devret modeli kapsamında yaptırarak işletimini özel sektöre verdiği havalimanları ve havaalanlarında, işletmecisinin sorumluluğundaki ön izin, çalışma ruhsatı ve anlaşmalar ile ilgili işlemler DHMİ tarafından yürütülecek.</p>
<p>Kargo terminalleri ile A (büyük ölçekli) ve B (küçük, bölgesel ölçekte) grubu işletme ruhsatı olan terminalleri kullanacak hava taşıyıcılarına ve hava araçlarına D (küçük ve düşük yoğunluklu) grubu çalışma ruhsatıyla yer hizmeti verilemeyecek.</p>
<p>D grubu çalışma ruhsatına sahip yer hizmeti kuruluşunun aynı havalimanı ve havaalanında birden fazla C grubu (orta ölçekli) terminal işletme ruhsatına sahip olması durumunda, bu terminalleri kullanacak hava taşıyıcılarına ve hava araçlarına aynı çalışma ruhsatı ile yer hizmeti verilebilecek. İlave D grubu çalışma ruhsatı alınmayacak.</p>
<p>Yer hizmetleri yapmak üzere ön izin veya çalışma ruhsatı verilmesinde, terminal ofisleri ve iş yerleri de dikkate alınarak havalimanı/havaalanı işletmecisinden ön izin görüş yazısı alınacak.</p>
<p>Mevcut düzenlemede, uçuş yapılan havalimanı/havaalanında aynı yer hizmeti için birden fazla kuruluşla anlaşma yapılamazken değişiklikle uçak özel güvenlik hizmet ve denetimi için yerli hava taşıyıcılarında bu şart aranmayacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/havalimanlarinda-yetki-ruhsat-ve-hizmet-duzenlemesi-78641</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/5/1280x720/antalya-havalimani-1757416787.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Havalimanı yer hizmetlerinde yetki, ruhsat ve hizmet kapsamına yönelik değişiklikler Resmi Gazete&#039;de yayımlandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kirmizi-et-uretimi-gecen-yil-yuzde-105-azaldi-78640</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 15:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kırmızı et üretimi geçen yıl yüzde 10,5 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılına ilişkin kırmızı et üretim istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, 2024'te 2 milyon 105 bin 895 ton olan kırmızı et üretimi, 2025'te yüzde 10,5 azalarak 1 milyon 885 bin 130 ton olarak hesaplandı.</p>
<p>Geçen yıl, 2024'e göre sığır eti üretimi yüzde 11,5 azalışla 1 milyon 313 bin 7 ton, koyun eti üretimi yüzde 8,1 gerilemeyle 509 bin 539 ton, keçi eti üretimi yüzde 8,8 düşüşle 90 bin 744 ton, manda eti üretimi ise yüzde 6,3 azalışla 12 bin 909 ton oldu.</p>
<p>Son 10 yıla ilişkin kırmızı et üretim tahminleri incelendiğinde, toplam kırmızı et üretiminin 2016 yılında 1 milyon 303 bin 648 ton iken, 2025 yılında 1 milyon 885 bin 130 tona ulaştığı görüldü.</p>
<p>2025'te kırmızı et üretiminin yüzde 69,7'sini sığır eti, yüzde 24,9'unu koyun eti, yüzde 4,8'ini keçi eti ve yüzde 0,7'sini manda eti oluşturdu.</p>
<p>Kırmızı et üretim tahmini, Tarımsal İşletmelerde Hayvansal Üretim Araştırması'ndan elde edilen demografik verilere dayalı olarak belirlenen "kasaplık güç oranı" ile hesaplanan "iç popülasyondan kesilen hayvan sayısı" ile "ithalattan kesilen hayvan sayısı"nın ortalama karkas ağırlıkları ile çarpılması suretiyle elde ediliyor.</p>
<p>2020-2025 dönemine ilişkin kırmızı et üretim miktarları şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>
<p>Yıl</p>
</td>
<td>
<p>Üretim Miktarı (ton)</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>2020</p>
</td>
<td>
<p>1.785.952</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>2021</p>
</td>
<td>
<p>1.952.038</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>2022</p>
</td>
<td>
<p>2.191.625</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>2023</p>
</td>
<td>2.384.047</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>2024</p>
</td>
<td>2.105.895</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>2025</p>
</td>
<td>1.885.130</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kirmizi-et-uretimi-gecen-yil-yuzde-105-azaldi-78640</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/kirmizi-et.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in 2025 verilerine göre, toplam kırmızı et üretimi yüzde 10,5 azalışla 1,9 milyon tona geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sut-miktari-2025te-yuzde-49-azaldi-78639</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 15:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Süt miktarı 2025&#039;te yüzde 4,9 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılına ait çiğ süt üretim istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, 2024'te 22 milyon 487 bin 757 ton olan çiğ süt üretim tahmini, 2025'te yüzde 4,9 azalarak 21 milyon 379 bin 88 tona geriledi. Bir önceki yıla göre inek sütü üretimi yüzde 4, manda sütü üretimi yüzde 33, koyun sütü üretimi yüzde 11,9 ve keçi sütü üretimi yüzde 29,8 azaldı.</p>
<p>Geçen yıl çiğ süt üretiminin yüzde 94,5'ini inek sütü, yüzde 3,7'sini koyun sütü, yüzde 1,6'sını keçi sütü ve yüzde 0,2'sini manda sütü oluşturdu.</p>
<p>Tarımsal işletmelerce 2025'te üretilen çiğ sütün yüzde 60,9'u süt toplama merkezlerine ve süt işleme tesislerine, yüzde 17,1'i ise doğrudan tüketiciye veya sokak sütçüsü, tüccar, pastane, dondurmacı vb. yerlere satıldı.</p>
<p>Üretilen çiğ sütün yüzde 14,1'i "hane halkı" niteliğindeki tarımsal işletmeler tarafından süt ürünü üretmek için kullanıldı.</p>
<p>Sağıldıktan sonra hayvan besleme amacıyla kullanılan çiğ süt oranı yüzde 4,8, hanede tüketilen ve ücretsiz olarak verilen çiğ süt oranı yüzde 1 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Üretim ve işleme sürecinde meydana gelen kayıplar, toplam üretimin yüzde 0,1'ini oluştururken, kullanım alanı bilinmeyen çiğ süt oranı ise yüzde 2 olarak hesaplandı.</p>
<p>Türkiye'de 2024 ve 2025 yıllarında üretilen çiğ süt üretimleri (ton) şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td> </td>
<td>2024</td>
<td>2025</td>
</tr>
<tr>
<td>İnek sütü</td>
<td>21.040.442</td>
<td>20.202.934</td>
</tr>
<tr>
<td>Manda sütü</td>
<td>58.122</td>
<td>38.924</td>
</tr>
<tr>
<td>Koyun sütü</td>
<td>906.945</td>
<td>798.701</td>
</tr>
<tr>
<td>Keçi sütü</td>
<td>482.247</td>
<td>338.530</td>
</tr>
<tr>
<td>Toplam</td>
<td>22.487.757</td>
<td>21.379.088</td>
</tr>
</tbody>
</table> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sut-miktari-2025te-yuzde-49-azaldi-78639</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/cig-sut.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK verilerine göre, geçen yıl üretilen çiğ süt miktarı yıllık bazda yüzde 4,9 azalarak 21,4 milyon tona indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakanlik-duyurdu-ekspertiz-hizmetlerine-duzenleme-geliyor-78636</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 15:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakanlık duyurdu: Ekspertiz hizmetlerine düzenleme geliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, otomotiv sektöründe adil, rekabetçi ve istikrarlı piyasa yapısının tesis edilmesine, hizmet kalitesi ve tüketici memnuniyetinin artırılmasına yönelik çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğünü bildirdi.</p>
<p>Motorlu kara taşıtı ekspertiz hizmetlerinde kalite, şeffaflık ve güvenilirliğin artırılması, ekspertiz sektöründe haksız rekabetin önlenmesi ve tüketici haklarının korunması amacıyla Motorlu Kara Taşıtı Ekspertiz Hizmetleri Hakkında Yönetmelik Taslağı'nın hazırlandığı bildirilen açıklamada, taslağın kamu kurum ve kuruluşları ile sektör paydaşlarının görüşüne açıldığı aktarıldı.</p>
<p>Açıklamada, yeni düzenlemeyle ekspertiz hizmetlerinin ilk kez kapsamlı bir yasal çerçeveye kavuşturulacağına işaret edilerek, şu ifadeler kullanıldı:</p>
<p>"Düzenlemeyle, raporlama standartları ve ekspertiz işletmelerinin sorumluluklarına ilişkin süreçler açık ve detaylı şekilde düzenlenmiştir. Yönetmeliğin yürürlüğe girmesiyle motorlu kara taşıtı ekspertiz hizmeti veren işletmelerin faaliyetlerini sürdürebilmeleri için yetki belgesi alması zorunlu hale gelecektir. İşletmelere yetki belgesi verilmesi için Türk Standardları Enstitüsü Hizmet Yeterlilik Belgesi'ne sahip olmaları, mesleki yeterlilik belgesi olan teknik sorumlu istihdam etmeleri ve mesleki sorumluluk sigortası yaptırmaları gibi şartlar getirilecek. Böylece, sektöre giriş ve faaliyet şartları netleştirilerek ekspertiz hizmetlerinde kalite ve güvenilirliğin artırılması, kayıt dışı ve denetimsiz uygulamaların önüne geçilmesi hedeflenmektedir."</p>
<p><strong>Ekspertiz raporları izlenebilir olacak</strong></p>
<p>Taşıt Ekspertiz Bilgi Sistemi ile ekspertiz raporlarında standart ve dijital takip döneminin başlayacağı bildirilen açıklamada, bugüne kadar ekspertiz raporlarının merkezi bir sistemden bağımsız ve uygulama birliği olmayan yöntemlerle düzenlenmesinin, haksız ticari uygulamalar ve tüketici mağduriyetlerine sebep olabildiği belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, yeni düzenlemeyle sektördeki sorunları gidermek amacıyla Bakanlık bünyesinde Taşıt Ekspertiz Bilgi Sistemi'nin kurulacağı, ekspertiz raporlarının tamamının dijital ortamda, şeffaf ve izlenebilir olmasının sağlanacağı kaydedildi.</p>
<p>Ekspertiz işletmelerinin düzenledikleri tüm raporları kurulan bu sisteme kaydetmesinin zorunlu olacağı ifade edilen açıklamada, "Raporlar üzerinde sonradan değişiklik yapılmasını engelleyen bu sistemle, sahte rapor riski ortadan kaldırılacak. Ayrıca vatandaşlarımız rapor üzerindeki karekod aracılığıyla belgenin doğruluğunu anında teyit edebilecek." bilgisi verildi.</p>
<p><strong>Mağduriyetler tazmin edilecek</strong></p>
<p>Açıklamada, yeni düzenlemeyle işletmelerin hazırladıkları ekspertiz raporlarına ilişkin sorumluluklarının da açıklığa kavuşturulacağı aktarıldı.</p>
<p>Bu kapsamda ekspertiz işletmelerinin rapordaki hata, eksiklik veya gizlenen kusurlar nedeniyle oluşacak değer farkı ya da onarım masraflarından sorumlu olacağı ifade edilen açıklamada, oluşabilecek mağduriyetlerin, işletmelerin yaptırmak zorunda olduğu sigorta aracılığıyla tazmin edilebileceğine dikkat çekildi.</p>
<p>Açıklamada, raporlara yönelik itiraz sürecinin de dijitalleşerek şeffaf bir yapıya kavuşturulacağına işaret edilerek, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Vatandaşlarımız, 5 gün içinde sistem üzerinden itiraz edebilecek, işletmeler ise bu itirazları 3 gün içinde sonuçlandırarak gerekmesi halinde raporu bedelsiz yenilemekle yükümlü kılınacak. Yeni düzenlemeyle farklı işletmeler tarafından kullanılan farklı terimlerin sebep olduğu kavram karmaşasına son verilecek. Bakanlıkça belirlenen 'ortak dil' standardı ile raporlar, Türkiye'nin her yerinde aynı teknik dille hazırlanacak. Ayrıca işletmelerin tarafsızlığı esas alınırken raporlarda alıcı veya satıcıyı yönlendirecek, subjektif yorumlara izin verilmeyecek. Düzenlemeyle ekspertiz hizmetlerinin mevzuata uygun, kaliteli ve güvenilir şekilde yürütülmesini sağlamak amacıyla Bakanlık tarafından ekspertiz işletmeleri denetlenecek, bu işletmeler hakkında idari para cezası ve yetki belgesi iptali gibi caydırıcı yaptırımlar uygulanacak. Sektörün bu değişime uyum sağlaması amacıyla mevcut işletmelere yetki belgelerini almaları için belirli süre tanınacak."</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakanlik-duyurdu-ekspertiz-hizmetlerine-duzenleme-geliyor-78636</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/9/0/1280x720/otomobil-otomotiv-arac-1753367167.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, &quot;Yönetmeliğin yürürlüğe girmesiyle motorlu kara taşıtı ekspertiz hizmeti veren işletmelerin faaliyetlerini sürdürebilmeleri için yetki belgesi alması zorunlu hale gelecektir. Düzenlemeyle ekspertiz hizmetlerinin mevzuata uygun, kaliteli ve güvenilir şekilde yürütülmesini sağlamak amacıyla Bakanlık tarafından ekspertiz işletmeleri denetlenecek, bu işletmeler hakkında idari para cezası ve yetki belgesi iptali gibi caydırıcı yaptırımlar uygulanacak.&quot; denildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytin-sektoru-izmirde-bulustu-hedef-daha-guclu-ihracat-78633</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 14:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zeytin sektörü İzmir’de buluştu: Hedef daha güçlü ihracat</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class="x_elementToProof" data-olk-copy-source="MessageBody"><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR</strong></div>
<div class="x_elementToProof" aria-hidden="true"> </div>
<div class="x_elementToProof">İzmir’de düzenlenen ve zeytin ile zeytinyağı sektörünün geleceğine yön verecek stratejilerin ele alındığı uluslararası buluşma, sektörün tüm paydaşlarını bir araya getirdi.</div>
<div class="x_elementToProof"> </div>
<div class="x_elementToProof">“Zeytinlikten Pazara” yaklaşımıyla üretimden tüketime uzanan sürecin kapsamlı şekilde değerlendirildiği programda, Türkiye’nin küresel pazardaki konumu, ihracat hedefleri ve sürdürülebilirlik odaklı dönüşüm adımları masaya yatırıldı. Kamu temsilcileri, sektör kuruluşları ve uluslararası uzmanların katılımıyla gerçekleşen toplantıda, hem mevcut başarılar hem de yapısal sorunlar tüm boyutlarıyla ele alındı.</div>
<div class="x_elementToProof" aria-hidden="true"> </div>
<div class="x_elementToProof">Ticaret Bakanlığı’nın ev sahipliğinde gerçekleştirilen organizasyonun sektör açısından büyük önem taşıdığını belirten Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi (UZZK) Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Tan, “Bu üst düzey toplantı, ülkemizin zeytin ve zeytinyağı alanında ortaya koyduğu hedeflerin ne kadar doğru ve başarılı olduğunu göstermesi bakımından son derece kıymetli. UZZK olarak 20 yıl önce çıktığımız bu yolda, zeytinin anavatanı olan Türkiye’yi hak ettiği konuma taşımayı hedefledik. O dönemde 96 milyon olan ağaç varlığımızı bugün 200 milyonun üzerine çıkardık. Bu artış yalnızca dikimle sınırlı kalmadı, doğru bakım ve üretim politikalarıyla verime dönüştü. Nitekim 425 bin tonluk üretimle dünya ikinciliğine ulaşırken, sofralık zeytinde 700 bin ton seviyeleriyle dünya liderliği hedefimizi ortaya koyduk” dedi.</div>
<div class="x_elementToProof" aria-hidden="true"> </div>
<div class="x_elementToProof">Tan, üretimin tek başına yeterli olmadığını vurgulayarak, “Üretilen ürünün pazarlanması ve katma değere dönüştürülmesi en az üretim kadar önemli. Bu noktada ‘zeytinlikten pazara’ yaklaşımı son derece doğru bir başlık. Türkiye artık dökme ihracatın ötesine geçerek markalı, ambalajlı ve yüksek katma değerli ürünlerle uluslararası pazarlarda yer almayı hedefliyor. Ancak Avrupa Birliği ile olan kontenjan sınırlamaları gibi yapısal sorunların çözülmesi gerekiyor. Tüketim tarafında ise kişi başı tüketimi artırarak kısa vadede 400 bin tonluk iç pazar hedefine ulaşmayı amaçlıyoruz. Önümüzdeki süreçte doğru destek politikaları ve kararlı adımlarla sektörümüzün daha da güçleneceğine inanıyoruz” ifadelerini kullandı.</div>
<div class="x_elementToProof" aria-hidden="true"> </div>
<div class="x_elementToProof">Türkiye’nin zeytin ve zeytinyağı sektöründe üretimin yanı sıra ihracatta da katma değerli bir dönüşüm hedeflediğini vurgulayan Tan, “Türkiye artık markalı ve ambalajlı ürünlerle ihracat pazarlarında daha güçlü yer almayı amaçlıyor. Ancak Avrupa Birliği’nin Tunus’a yıllık 56 bin 400 ton gümrük ve vergi muafiyetli kontenjan tanırken, Türkiye için bu miktarın yalnızca 100 ton seviyesinde kalması önemli bir dezavantaj oluşturuyor. Bu durumun ikili anlaşmalar çerçevesinde çözülmesi gerekiyor” dedi.</div>
<div class="x_elementToProof" aria-hidden="true"> </div>
<div class="x_elementToProof"><strong>Gürcan: Türkiye zeytin üretiminde birinci zeytinyağında ikinci sıradayız</strong></div>
<div class="x_elementToProof"> </div>
<div class="x_elementToProof">Ticaret Bakan Yardımcısı Mahmut Gürcan, İzmir’de düzenlenen programın zeytin ve zeytinyağı sektörünün geleceği açısından önemli bir buluşma olduğunu vurgulayarak, “Ülkemiz sahip olduğu köklü zeytincilik geleneği, güçlü üretim altyapısı ve yüksek potansiyeliyle bu alanda küresel ölçekte önemli bir aktördür. Nitekim Türkiye, sofralık zeytin üretiminde dünya birincisi, zeytinyağı üretiminde ise dünya ikincisi konumundadır. Ancak günümüzde rekabet yalnızca üretimle sınırlı kalmamakta; markalaşma, katma değerli üretim ve uluslararası pazarlarda güçlü bir konum elde etmek de en az üretim kadar belirleyici hale gelmektedir” dedi.</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytin-sektoru-izmirde-bulustu-hedef-daha-guclu-ihracat-78633</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/3/1280x720/zeytin-sektoru-izmirde-bulustu-hedef-daha-guclu-ihracat-1777982399.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İzmir’de düzenlenen uluslararası buluşmada zeytin ve zeytinyağı sektörünün geleceği masaya yatırıldı. Türkiye’nin üretimdeki güçlü konumu, ihracatta katma değer, markalaşma ve AB kontenjanları gibi başlıklar öne çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tek-ihtiyacimiz-rekabetci-fiyatlama-yapabilecegimiz-bir-kur-yapisi-78632</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 14:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Tek ihtiyacımız rekabetçi fiyatlama yapabileceğimiz bir kur yapısı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR</strong></p>
<p>Hazır giyim sektörünün küresel talepteki artışa rağmen iç dinamiklerden kaynaklanan sorunlarla zor bir dönemden geçtiğine dikkat çeken Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı Çağlar Bağcı, Avrupa’da hazır giyim ithalatı artış trendini sürdürürken Türkiye’nin ihracat kaybı yaşamasının temel nedeninin dış konjonktür değil, iç ekonomik politikalar olduğunu vurguladı. Döviz kurunun baskılanması, yüksek faiz ortamı ve finansmana erişimde yaşanan zorlukların özellikle emek yoğun sektörleri derinden etkilediğini belirten Bağcı, sektörün rekabet gücünü yeniden kazanabilmesi için kurun enflasyonla paralel hareket etmesi gerektiğine dikkat çekti.</p>
<p>Bağcı, “Küresel konjonktürü bahane etmek çok da gerçekçi değil. Avrupa’da hazır giyim ithalatı artış trendinde. Bu durum sorunun iç dinamiklerden kaynaklandığını gösteriyor. İhracattaki düşüşün en önemli nedeni döviz kurunun baskılanması ve faizlerin çok yüksek seviyede olması. Enflasyonu düşürmeye yönelik politikalar özellikle emek gücü yoğun sektör olan hazır giyimi olumsuz etkiledi” dedi.</p>
<p>Avrupa ülkelerinin dünyanın her yerinden ürün almaya devam ettiğine dikkat çeken Bağcı, “Çin ve Pakistan gibi ülkelerden alımlar sürerken Türkiye’den hazır giyim, tekstil ve hammadde alımları düşüş gösteriyor. Avrupa’daki resesyon sadece Türkiye’ye özgü değil. Ancak savaş sonrası dönemde Avrupa Birliği’ndeki büyük markalar Türkiye’nin sürdürülebilir ve güvenilir bir tedarikçi olduğunu daha net gördü. Özellikle İspanya merkezli büyük grupların alımlarında artış yaşandı” dedi.</p>
<h2>“Büyükler ihracata devam ediyor”</h2>
<p>Hindistan’ın serbest ticaret kapsamına alınmasına da değinen Bağcı, “Hindistan’ın da sisteme dahil olması bizim için çok olumlu olmasa da çok olumsuz da değil. Zaten Uzak Doğu ülkeleriyle rekabet edemez hale geldik, biz artık daha katma değerli ve markalaşmış ürünlere yöneliyoruz. Bangladeş, Vietnam, Çin ve şimdi Hindistan ile rekabetin toplam etkisinin sınırlı olacağını düşünüyorum. Genel olarak bakıldığında alımlar bitti denemez, düşüş oranı ise yaklaşık yüzde 6 seviyelerinde. Bu durum özellikle orta ölçekli ihracatçılar için ciddi sorun yaratırken, büyük ölçekli firmalar ihracata devam ediyor” dedi.</p>
<p>Amerika pazarına yönelik değerlendirmelerde bulunan Bağcı, “Avrupa bizim için en önemli pazar ve onu bırakmak gibi bir hedefimiz yok. Hatta kaybettiğimiz ivmeyi geri kazanmak için Almanya’da Premiere Vision ve Munich Fabric Start, Londra’da Fashion SVP gibi fuarlara yılda iki kez katılım sağlıyoruz. Amerika da çok büyük ve önemli bir pazar. Tek bir ülke olarak bakmamak gerekiyor, Avrupa Birliği’nden bile daha büyük bir nüfustan bahsediyoruz.</p>
<p>Los Angeles bölgesine 23 üretici ihracatçı firmamızla ticaret heyeti düzenledik. New York’ta da Premiere Vision fuarına katılım sağladık ve hedef markaları üreticilerimizle buluşturuyoruz” diye konuştu.</p>
<h2>“Fiyatlandırma politikaları bozuluyor”</h2>
<p>Sektördeki kötü gidişte kur düzeyinin önemli bir neden olduğunu ama toplam resmin ancak yüzde 20’sini açıklayabileceğini anlatan Bağcı, “Geri kalan kısımda tüketici ve üretici davranışları ile fiyatlandırma politikalarındaki bozulma etkili oluyor. İki yıldır TL’nin döviz karşısında oldukça değerli kalması enflasyonu tek başına çözmediğini gösterdi. Artık finansmana erişim, faizlerin düşmesi ve dövizin daha serbest hareket etmesi çok önemli. Bunu söylemekten yorulduk ama ifade etmeye devam edeceğiz. Bizim altyapımızda bir sorun yok; eğitimli personelimiz, mühendislik ekiplerimiz ve üretim kapasitemiz hem tekstil hem hazır giyimde çok güçlü. Tek ihtiyacımız rekabetçi fiyatlama yapabilmemizi sağlayacak bir kur yapısı. Yanlış anlaşılmasın, biz değersiz bir TL istemiyoruz, bizim talebimiz enflasyon kadar artan, dengeli bir kur yapısı” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tek-ihtiyacimiz-rekabetci-fiyatlama-yapabilecegimiz-bir-kur-yapisi-78632</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/2/1280x720/tek-ihtiyacimiz-rekabetci-fiyatlama-yapabilecegimiz-bir-kur-yapisi-1777982197.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı Çağlar Bağcı, sektörün sorunlarının küresel değil iç dinamiklerden kaynaklandığını belirterek rekabet gücünün korunması için kurun enflasyonla uyumlu hareket etmesi gerektiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/vergi-duzenlemeleri-tbmmde-78645</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vergi düzenlemeleri TBMM&#039;de</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>AK Parti milletvekillerinin imzasını taşıyan, vergiye yönelik düzenlemeleri de içeren Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, TBMM Başkanlığına sunuldu.</p>
<p>Teklifle, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'da değişiklik yapılıyor. Buna göre, amme borcunun vadesinde ödenmesi veya haczin tatbiki ya da haczolunmuş malların paraya çevrilmesi amme borçlusunu çok zor duruma düşürecekse, borçlu tarafından yazı ile istenmiş ve teminat gösterilmiş olmak şartıyla, alacaklı amme idaresince veya yetkili kılacağı makamlarca amme alacağı 72 ayı geçmemek üzere ve faiz alınarak tecil olunabilecek.</p>
<p>Amme borçlusunun alacaklı tahsil daireleri itibarıyla tecil edilen borçlarının toplamının 1 milyon lirasını aşmadığı takdirde teminat şartı aranılmayacak. Bu tutarın üzerindeki amme alacaklarının tecilinde, gösterilmesi zorunlu teminat tutarı 1 milyon lirayı aşan kısmın yarısı olacak. Cumhurbaşkanı, bu tutarı 10 katına kadar artırmaya, yarısına kadar indirmeye, yeniden kanuni tutarına getirmeye ve alacaklı amme idareleri itibarıyla bu hadler arasında farklı tutar belirlemeye yetkili olacak.</p>
<p>Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu'na eklenen hükümle, ülkeye yabancı kaynak girişini teşvik ederek Gelir Vergisi Kanunu kapsamında Türkiye dışında elde edilen kazanç ve iratları gelir vergisinden müstesna tutulanlardan, bahse konu istisnadan yararlanılan süre içerisinde veraset ve intikal vergisine tabi veraset yoluyla mal intikallerinde alınacak vergi oranı yüzde 1 olacak.</p>
<p>Gelir Vergisi Kanunu'nda yapılan değişiklikle Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca belirlenen kriterleri haiz teknogirişim şirketlerinde çalışan personele işverenler tarafından bedelsiz veya indirimli olarak verilen ve ücret niteliğinde kabul edilen pay senetlerine yönelik gelir vergisi istisnasında düzenleme yapılıyor.</p>
<p>Buna göre, istisnaya konu edilebilecek üst sınır, ilgili yıldaki brüt ücretin iki katı olarak yeniden belirleniyor. Ayrıca bu şekilde iktisap edilen pay senetlerinin elde tutulma süreleri kısaltılarak söz konusu pay senetlerinin iktisap tarihinden itibaren 2 yıl içinde elden çıkarılması halinde istisna edilen verginin tamamı, 3 ila 4 yıl arasında elden çıkarılması halinde istisna edilen verginin yüzde 75'i, 5 ila 6 yıl arasında elden çıkarılması halinde ise istisna edilen verginin yüzde 25'inin gecikme faiziyle işverenden tahsil edilmesi düzenleniyor.</p>
<p><strong>Yurt dışından elde edilen kazanç ve iratlar için vergi istisnası</strong></p>
<p>Kanun'a "Yurt dışından elde edilen kazanç ve iratlar için vergi istisnası" başlıklı yeni madde ihdas ediliyor.</p>
<p>Buna göre, Türkiye'de yerleşmiş sayılan gerçek kişilerin, Türkiye'de yerleşmiş sayılmasından önceki son 3 takvim yılında Türkiye'de ikametgahının ve vergi mükellefiyetinin bulunmaması şartıyla Türkiye dışında elde ettiği kazanç ve iratları 20 yıl boyunca gelir vergisinden müstesna olacak.</p>
<p>Bu hüküm kapsamındaki gerçek kişilerin bu kapsama girmeden önce, Türkiye'de elde ettiği gayrimenkul sermaye iradı, menkul sermaye iradı veya değer artışı kazancı nedeniyle mükellefiyetinin bulunması bu istisnadan yararlanmasına engel teşkil etmeyecek. Bu kazanç ve iratlar için yıllık beyanname verilmeyecek, diğer gelirler nedeniyle beyanname verilmesi halinde de bu gelirler beyannameye dahil edilmeyecek. İstisna kazanç ve iratlara ilişkin gider ve maliyetler, vergiye tabi kazanç ve iratların tespitinde dikkate alınmayacak.</p>
<p>Bu istisna kapsamındaki kazanç ve iratlar nedeniyle yabancı memleketlerde ödenen vergiler Türkiye'de tarh edilen gelir vergisinden mahsup edilemeyecek. İstisnaya ilişkin şartların taşınmadığının sonradan tespit edilmesi halinde tahakkuk ettirilmeyen vergiler, ziyaa uğramış sayılacak. Hazine ve Maliye Bakanlığı hükmün uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkili olacak. Bu hüküm, 1 Ocak 2026'dan itibaren Türkiye'ye yerleşmiş sayılanlara uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girecek.</p>
<p><strong>"Nitelikli hizmet merkezi"</strong></p>
<p>Teklifle, Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu'na "Nitelikli hizmet merkezi" başlığıyla yeni hüküm ilave ediliyor.</p>
<p>Buna göre, nitelikli hizmet merkezi, en az 3 farklı ülkede aktif olarak faaliyet gösteren, ilişkili şirket veya şirketler topluluğuna yönelik hizmet sunmak ve ikinci fıkrada belirtilen faaliyetleri yapmak üzere kurulan, yıllık hasılatlarının en az yüzde 80'ini yurt dışındaki ilişkili şirketlerden veya şirketler topluluğundan elde eden sermaye şirketlerini ifade edecek.</p>
<p>Bu merkezler, finansal danışmanlık, stratejik yönetim danışmanlığı, risk yönetimi, nakit ve likidite yönetimi, fonlama ve borçlanma işlemleri, yatırım ve sermaye yapısı planlaması, bütçeleme, finansal raporlama ve analiz, uluslararası muhasebe ve uyum, denetim, dijital dönüşüm ve teknoloji danışmanlığı, yatırım ve veri analizi, hukuk danışmanlığı, tanıtım, marka yönetimi, insan kaynakları ve eğitim hizmetleri ile bu hizmetlere ilişkin koordinasyon ve yönetim hizmetini; satış, satış sonrası destek, teknik destek, araştırma ve geliştirme, dış tedarik, yeni geliştirilen ürünlerin test edilmesi, laboratuvar hizmetleri gibi faaliyetlere ilişkin koordinasyon ve yönetim hizmetini sunacak.</p>
<p>Bu kapsamdaki hizmetleri doğrudan ifa eden ve destek personeli dışında kalan çalışanlar nitelikli hizmet personeli sayılacak. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Hazine ve Maliye ile Ticaret bakanlıklarının görüşünü alarak bu hükmün uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkili olacak.</p>
<p>Gelir Vergisi Kanunu'nda yapılan değişikliğe göre, Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu'nda tanımlanan nitelikli hizmet merkezlerinde istihdam edilen nitelikli hizmet personelinin ücretlerinin brüt asgari ücretin 3 katını aşmayan kısmı için (katılımcı belgesi alarak İstanbul Finans Merkezinde faaliyet gösteren nitelikli hizmet merkezleri açısından brüt asgari ücretin 5 katı) gelir vergisi istisnası uygulanacak.</p>
<p>Cumhurbaşkanı, bu bentte yer alan 3 ve 5 katlarını birlikte veya ayrı ayrı bir kata kadar belirlemeye, iki katına kadar artırmaya yetkili olacak.</p>
<p><strong>Transit ve nitelikli hizmet faaliyetlerinden elde edilen kazançlara yönelik vergi indirimleri</strong></p>
<p>Teklifle, Kurumlar Vergisi Kanunu'nda değişiklik yapılıyor.</p>
<p>Buna göre, yurt dışından satın alınan malların Türkiye'ye getirilmeksizin yurt dışında satılmasından veya yurt dışında gerçekleşen mal alım satımlarına aracılık edilmesinden sağlanan kazançların indirim oranı yüzde 95 (İstanbul Finans Merkezi Kanunu hükümlerine göre katılımcı belgesi alarak İstanbul Finans Merkezi Bölgesinde faaliyette bulunan kurumlar bakımından bu oran yüzde 100) olacak.</p>
<p>Bu indirimden yararlanılabilmesi için kazancın elde edildiği hesap dönemine ilişkin yıllık kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar Türkiye'ye transfer edilmiş olması, aracılık faaliyetine ilişkin malların satıcısı ve alıcısının Türkiye'de olmaması şart olacak. Cumhurbaşkanı, söz konusu oranları sıfıra kadar indirmeye, yüzde 100'e kadar artırmaya yetkili olacak.</p>
<p>Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu kapsamında nitelikli hizmet merkezi olarak faaliyette bulunan kurumların, münhasıran bu faaliyetleri kapsamında yurt dışından elde ettikleri kazançların indirim oranı yüzde 95 (İstanbul Finans Merkezi Kanunu hükümlerine göre katılımcı belgesi alarak İstanbul Finans Merkezi Bölgesinde nitelikli hizmet merkezi olarak faaliyette bulunan kurumlar bakımından bu oran yüzde 100) olacak.</p>
<p>Söz konusu indirim, kazancın elde edildiği hesap dönemine ilişkin yıllık kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar Türkiye'ye transfer edilmesi şartıyla, nitelikli hizmet merkezinin faaliyete geçtiği hesap döneminden itibaren 20 hesap dönemi itibarıyla uygulanacak. Cumhurbaşkanı, bu oranları yüzde 50'ye kadar indirmeye, yüzde 100'e kadar artırmaya yetkili olacak.</p>
<p>Bu hüküm, 1 Temmuz 2026 tarihinden itibaren verilmesi gereken beyannamelerden başlamak ve 1 Ocak 2026 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemine ait kurum kazançları için geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girecek.</p>
<p>Üretim ve ihracatın teşviki amacıyla yüzde 25 olan genel kurumlar vergisi oranı, imal ettikleri malları doğrudan ihraç eden imalatçı kurumların, münhasıran imal ettikleri malların ihracatından elde ettikleri kazançlarına yüzde 9, ihracat yapan kurumların münhasıran ihracattan elde ettikleri kazançlarına yüzde 14 olarak uygulanacak.</p>
<p>Aracılı ihracat sözleşmesine dayanarak imalatçı ihracatçı veya tedarikçi kurumların, dış ticaret sermaye şirketleri veya sektörel dış ticaret şirketleri üzerinden gerçekleştirdikleri ihracat faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlar bakımından da bu indirimli oranlar geçerli olacak. Bu hüküm, 2027 yılı ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlara, özel hesap dönemine tabi olan kurumların ise 2027 takvim yılında başlayan özel hesap dönemi ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlarına uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girecek.</p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanunu'ndaki "Yurt içi asgari kurumlar vergisi" başlıklı hükmünde yapılan değişiklikle, transit ticaret ve nitelikli hizmet merkezleri kazançlarına sağlanan indirimler ile İstanbul Finans Merkezi Kanunu'nda finansal hizmet ihracına yönelik sağlanan kurumlar vergisi kazanç indiriminin yurtiçi asgari kurumlar vergisinin hesaplamasına esas olan kurum kazancından düşülmesine yönelik düzenleme yapılacak. Bu hüküm 1 Temmuz 2026 tarihinden itibaren verilmesi gereken beyannamelerden başlamak ve 1 Ocak 2026 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemine (özel hesap dönemi tayin edilen kurumlar için 1 Ocak 2026 tarihinden itibaren başlayan hesap dönemine) ait kurum kazançları için geçerli olmak üzere yayımı tarihinden itibaren yürürlüğe girecek.</p>
<p><strong>Yurt dışından getirilerek ekonomiye kazandırılan varlıklar</strong></p>
<p>Vergiye gönüllü uyumun artırılması hedefi doğrultusunda gerçek ve tüzel kişilerce sahip olunan para, döviz, altın, hisse senedi, tahvil ve diğer menkul kıymetlerin Türkiye'ye getirilerek milli ekonomiye kazandırılmasının teşvik edilmesi amaçlanıyor.</p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanunu'na eklenen hükme göre, vergiye gönüllü uyumu artırmak amacıyla, gerçek veya tüzel kişilerce, yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları 31 Temmuz 2027'ye kadar banka veya aracı kurumlara bildirilecek. Bu kapsamda bildirilen varlıkların, bildirimin yapıldığı tarihten itibaren 2 ay içinde Türkiye'deki banka ya da aracı kurumlarda adlarına açılan hesaplara transfer edilmesi veya yurt dışından fiziki olarak getirilenlerin bu hesaplara yatırılması gerekecek. Fiziki olarak yurt dışından getirilen varlıkların yurda getirildiği Gümrük idaresine yapılacak beyana ilişkin belgeler ile tevsik olunacak. Gümrük İdaresi, bu kapsamda aldığı beyanları, alındığı ayı takip eden ayın sonuna kadar Gelir İdaresi Başkanlığına bildirecek.</p>
<p>Gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sahip olunan ve Türkiye'de bulunan ancak kanuni defter kayıtlarında yer almayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları, 31 Temmuz 2027'ye kadar banka veya aracı kurumlara bildirilecek. Bildirilen varlıkların bildirim tarihi itibarıyla banka veya aracı kurumlara yatırılmak suretiyle tevsik edilmesi zorunlu olacak. Bu kapsamda bildirilen varlıklar Vergi Usul Kanunu uyarınca defter tutan mükellefler tarafından bildirim tarihi itibarıyla kanuni defterlere kaydedilecek. Bilanço esasına göre defter tutan mükellefler, bu kapsamdaki hükümler uyarınca kanuni defterlerine kaydettikleri kıymetler için pasifte özel fon hesabı açacak. Bu fon hesabı bildirim tarihinden itibaren 2 yıl geçmedikçe işletmeden çekilemeyecek. Sermayeye ilave dışında başka bir amaçla kullanılamayacak, işletmenin tasfiye edilmesi halinde ise vergilendirilmeyecek. Serbest meslek kazanç defteri ile işletme hesabı esasına göre defter tutan mükellefler, söz konusu kıymetleri defterlerinde ayrıca gösterecek. Bu varlıklar dönem kazancının tespitinde dikkate alınmayacak ve bildirim tarihinden itibaren 2 yıl geçmesi koşuluyla vergiye tabi kazancın ve kurumlar için dağıtılabilir kazancın tespitinde dikkate alınmaksızın işletmeden çekilebilecek.</p>
<p>Gelir ve kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunmayanlar, bildirimde bulundukları varlıklarını belirtilen sürede Türkiye'ye getirmeleri, yurt içindeki varlıklarını bildirim tarihi itibarıyla banka veya aracı kurumlara yatırmak suretiyle tevsik etmeleri durumlarında söz konusu şartlar aranmaksızın bu hükümlerden yararlanacaklar.</p>
<p>Banka ve aracı kurumlar, kendilerine bildirilen varlıklara ilişkin olarak bildirim sahibinden, varlıkların değeri üzerinden yüzde 5 oranında peşin olarak tahsil ettikleri vergiyi, bildirimi izleyen ayın 15. günü akşamına kadar vergi sorumlusu sıfatıyla bir beyannameyle bağlı bulundukları vergi dairesine beyan edecek ve aynı sürede ödeyecek. Vergi oranı, bildirilen varlığın vadeli hesaplarda veya Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun kapsamında ihraç edilen devlet iç borçlanma senetleri ile kira sertifikalarında en az 5 yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde yüzde 0, en az 4 yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde yüzde 1, en az 3 yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde yüzde 2, en az 2 yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde yüzde 3, en az 1 yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde ise yüzde 4 olarak uygulanacak. 1 Ocak 2027'den itibaren 31 Temmuz 2027'ye kadar (bu tarih dahil) yapılacak bildirimlerde bu oranlara yarım puan artırım yapılacak.</p>
<p>31 Temmuz 2027 tarihinin yetkiyle uzatılması halinde ise bu tarihten sonra yapılacak bildirimlerde vergi oranı ilave yarım puan artışla toplamda 1 puan artırımlı olarak uygulanacak. Bu hüküm kapsamında ödenen vergi, hiçbir suretle gider yazılamayacak ve başka bir vergiden mahsup edilemeyecek. Bildirime konu edilen varlıkların elden çıkarılmasından doğan zararlar, gelir veya kurumlar vergisi uygulaması bakımından gider veya indirim olarak kabul edilmeyecek.</p>
<p>Bildirilen varlıklara isabet eden tutarlara ilişkin hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmayacak. Diğer mevzuat uyarınca alınması gereken tedbirler bu düzenlemeden etkilenmeyecek. Diğer nedenlerle başlayan vergi incelemeleri ile takdir komisyonu kararları sonucu bulunan matrah farkının madde kapsamında bildirilen varlıklar nedeniyle ortaya çıktığının tespiti ve bildirilen varlık tutarının, bulunan matrah farkına eşit ya da fazla olması durumunda matrah farkına ilişkin tarhiyat yapılmayacak. Bulunan matrah farkının, bildirilen varlıklar nedeniyle ortaya çıktığının tespitine rağmen söz konusu varlık tutarlarından büyük olması durumunda sadece aradaki fark tutar üzerinden vergi tarhiyatı yapılacak. Vergi incelemesi veya takdir komisyonu kararları sonucunda bildirime konu edilen varlıklar dışındaki nedenlerle matrah farkı tespit edilmesi durumunda, bu hüküm kapsamında bildirilen tutarlar, bulunan matrah farkından mahsup edilmeksizin tarhiyat yapılacak.</p>
<p>Bildirildiği halde, bildirilen varlıkların, bildirimin yapıldığı tarihten itibaren 2 ay içinde Türkiye'ye getirilmemesi veya Türkiye'deki banka ya da aracı kurumlarda açılacak bir hesaba transfer edilmemesi ya da bildirildiği halde belirtilen sürede banka ya da aracı kurumlara yatırılmaması ile bildirilen tutarlara ilişkin tarh edilen vergilerin süresinde ödenmemesi, taahhütlere uyulmaması ve bu hükümdeki diğer şartların yerine getirilmemesi hallerinde vergi tarhiyatı ve incelemesine yönelik hükümden yararlanılamayacak. Ayrıca, zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler, vergi ziyaı cezası uygulanmaksızın gecikme faiziyle birlikte tahsil olunacak. Vergi incelemesine başlanılan veya takdir komisyonuna sevk edilen tarihten sonra bu hüküm kapsamında yapılan bildirim dolayısıyla söz konusu inceleme veya takdir komisyonu kararları sonucunda yapılacak tarhiyatlar için de bu düzenleme hükmü uygulanmayacak. Tahakkuk eden verginin vadesinde ödenmemesi vergi aslının gecikme zammı ile birlikte Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun uyarınca takip ve tahsiline engel teşkil etmeyecek. Tahsil edilmiş olan vergiler ret ve iade edilmeyecek. Bildirim süresi sona erdikten sonra bildirimlere ilişkin düzeltme yapılamayacak.</p>
<p>Cumhurbaşkanı, 31 Temmuz 2027 tarihini, bitim tarihinden itibaren her defasında 6 ayı geçmeyen süreler halinde bir yıla kadar uzatmaya, Hazine ve Maliye Bakanlığı hüküm kapsamına giren varlıkların Türkiye'ye getirilmesi ve bildirimi ile işletmeye dahil edilmelerine ilişkin hususları, bildirim ve beyana esas şekli ile hükmün uygulanmasında kullanılacak bilgi ve belgeler ile uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkili olacak.</p>
<p><strong>"Teknogirişim" rozetine sahip halka açık olmayan şirketlere ilişkin düzenleme</strong></p>
<p>Teklifle Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanunu'nda düzenleme yapılıyor.</p>
<p>Buna göre, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca verilen "Teknogirişim" rozetine sahip halka açık olmayan şirketlerin paya dönüştürülebilir borç sözleşmelerine dayanarak yapacakları şarta bağlı sermaye artırımlarında Türk Ticaret Kanunu'nun şarta bağlı sermaye artırımına ilişkin hükümleri uygulanmayacak. Bu kapsamda yer alan şirketlerin şarta bağlı sermaye artırımlarının usul ve esasları Ticaret Bakanlığının görüşü üzerine Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca belirlenecek.</p>
<p>Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu kapsamında kuluçka girişimcisi olmaya hak kazanmış girişimciler tarafından Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca belirlenecek dijital şirket tanımına uygun olarak kurulan ve işletilen şirketler, kuruluş tarihi itibarıyla 3 yıla kadar Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu'nun ilgili hükmünde tanımlı ücret ve aidat ödemelerinden muaf olacak.</p>
<p>İstanbul Finans Merkezi Kanunu'nda yapılan değişikliğe göre, İstanbul Finans Merkezindeki finansal kurumlara sağlanan, yurt dışı tecrübesi olan personelin çalıştırılması halinde uygulanan gelir vergisi indirimi tüm katılımcıları kapsayacak şekilde genişletiliyor.</p>
<p>İstanbul Finans Merkezinde katılımcı belgesi alarak finansal faaliyette bulunan kuruluşların kazançları için yüzde 100 olarak uygulanan kurumlar vergisi indirimi uygulamasının süresi 2047 yılına kadar uzatılıyor. Ayrıca, bu kuruluşlara kuruluş ve izinleri için finansal faaliyet harçları yönünden 5 yıl süreyle sağlanan muafiyet 20 yıla çıkarılıyor.</p>
<p>(AA) </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/vergi-duzenlemeleri-tbmmde-78645</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/1/1280x720/tbmm-meclis-1766648669.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TBMM&#039;ye sunulan kanun teklifine göre, Türkiye&#039;de yerleşmiş sayılan gerçek kişilerin, Türkiye&#039;de yerleşmiş sayılmasından önceki son 3 takvim yılında Türkiye&#039;de ikametgahının ve vergi mükellefiyetinin bulunmaması şartıyla Türkiye dışında elde ettiği kazanç ve iratları 20 yıl boyunca gelir vergisinden müstesna olacak. Amme alacağına ilişkin tecillerde azami taksit süresi 36 aydan 72 aya, teminatsız tecil tutarı 1 milyon liraya çıkarılacak. Nitelikli hizmet merkezlerinde istihdam edilen nitelikli hizmet personelinin ücretlerinin brüt asgari ücretin 3 katını aşmayan kısmı için gelir vergisi istisnası uygulanacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gto-uyeleri-japonyada-insaat-sektorunun-yeniliklerini-inceledi-78619</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 11:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> GTO üyeleri, Japonya’da inşaat sektörünün yeniliklerini inceledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Ticaret Odası (GTO), üyelerinin sektörlerindeki uluslararası gelişmeleri yerinde incelemeleri, yeni iş bağlantıları kurmaları ve küresel pazarlardaki yenilikleri takip etmeleri amacıyla düzenlediği sektörel fuar ve iş gezisi organizasyonlarına devam ediyor. Bu kapsamda GTO tarafından, 23 Nisan - 3 Mayıs 2026 tarihleri arasında Japonya’nın Osaka kentinde gerçekleştirilen 52. Jumbo Bikkuri Osaka İnşaat Malzemeleri ve Otomasyon Fuarı’na yönelik fuar ziyareti ve iş gezisi düzenlendi.</p>
<p>İnşaat sektöründe faaliyet gösteren GTO üyesi firmaların temsilcilerinden oluşan 45 kişilik heyet, 250’den fazla Japon üreticinin standının yer aldığı fuarda; inşaat malzemeleri, yapı ekipmanları, otomasyon sistemleri, aydınlatma, elektrik ekipmanları, güvenlik teknolojileri, iklimlendirme ve konut donanımları alanındaki yenilikleri yerinde inceleme fırsatı buldu.</p>
<p>Fuar ziyareti kapsamında GTO üyeleri, Japonya’nın üretim kalitesi, teknoloji odaklı yapı çözümleri ve sektörel inovasyon yaklaşımını yakından gözlemleyerek uluslararası alıcı ve üreticilerle temaslarda bulundu. Organizasyon, üyelerin yeni ticari bağlantılar kurmasına, ürün ve teknoloji trendlerini değerlendirmesine ve Gaziantep iş dünyasının uluslararası pazarlardaki görünürlüğünün artırılmasına katkı sundu.</p>
<p>Fuar ziyareti ve iş gezisinin son derece verimli geçtiğini belirten GTO Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Yıldırım, şunları kaydetti: “Üyelerimizin sektörleriyle ilgili dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmelerini, yeni teknolojileri yerinde görmelerini ve uluslararası ticari bağlantılar kurmalarını çok önemsiyoruz. Bugün rekabet yalnızca yerel ya da ulusal ölçekte değil, küresel ölçekte yaşanıyor. Bu nedenle firmalarımızın dünyadaki üretim anlayışını, teknolojik dönüşümü ve sektörel yenilikleri yerinde takip etmesi büyük önem taşıyor. Japonya, üretim disiplini, kalite anlayışı, teknolojiye dayalı çözümleri ve yenilikçi yaklaşımıyla inşaat sektörü açısından dikkatle takip edilmesi gereken ülkelerden biri. Osaka’da gerçekleştirdiğimiz fuar ziyareti ve iş gezisi, üyelerimiz açısından hem vizyon geliştirici hem de yeni iş birliklerine kapı aralayan önemli bir organizasyon oldu. Gaziantep Ticaret Odası olarak üyelerimizin rekabet gücünü artırmak, ihracat kapasitelerini geliştirmek ve küresel pazarlara daha güçlü şekilde entegre olmalarını sağlamak amacıyla bu tür organizasyonlara önümüzdeki dönemde de devam edeceğiz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gto-uyeleri-japonyada-insaat-sektorunun-yeniliklerini-inceledi-78619</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/9/1280x720/gto-uyeleri-japonyada-insaat-sektorunun-yeniliklerini-inceledi-1777971056.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Ticaret Odası üyelerinin küresel pazarlardaki gelişmeleri yakından takip edebilmesi amacıyla Japonya’nın Osaka kentinde düzenlenen 52. Jumbo Bikkuri Osaka İnşaat Malzemeleri ve Otomasyon Fuarı’na yönelik fuar ziyareti ve iş gezisi organizasyonu gerçekleştirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/lisanssiz-elektrik-uretiminde-mahsuplasma-kurallari-yeniden-belirlendi-78616</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 11:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Lisanssız elektrik üretiminde mahsuplaşma kuralları yeniden belirlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun (EPDK) lisanssız elektrik üretiminde mahsuplaşma işlemlerine ilişkin usul ve esasları belirleyen Kurul kararı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, mahsuplaşma işlemleri piyasa işletmecisi tarafından yürütülecek, üretim ve tüketim miktarları ise saatlik bazda mahsuplaştırılacak.</p>
<p>Düzenleme kapsamında, mahsuplaşmaya konu üretim ve tüketim tesislerinin aynı gerçek veya tüzel kişiye ait olması şartı korunurken, işlemler vergi kimlik numarası bazında gerçekleştirilecek. Üretim ve tüketim tesisleri, belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde grup bazlı olarak ilişkilendirilebilecek.</p>
<p>Yeni çerçevede, birden fazla tüketim tesisinin tek bir üretim tesisiyle eşleştirilebilmesine imkan tanınırken, aynı grup içinde yer alacak tüketim tesislerinin aynı abone grubunda bulunması gerekecek. Belirli koşullar altında farklı fatura dönemlerine sahip tesislerin de aynı grup içinde yer almasına izin verilecek.</p>
<p>Mahsuplaşma sürecinde üretimin tüketimi aşması durumunda ortaya çıkan ihtiyaç fazlası enerji miktarı saatlik bazda hesaplanacak. Bu kapsamda, üretim miktarının belirlenen bedelli üretim limitini aşması halinde aşan kısım sistem kullanım bedeline tabi tutulacak, bazı durumlarda ise ilgili mevzuat çerçevesinde Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması'na (YEKDEM) bedelsiz katkı olarak değerlendirilecek.</p>
<p><strong>Bedelli üretim limitine ilişkin usuller netleşti</strong></p>
<p>Düzenleme, bedelli üretim limitinin hesaplanması, takibi ve değişikliklerin kayıt altına alınmasına ilişkin usulleri de netleştiriyor. Bedelli üretim limitinin aşılması sonrasında mahsuplaşma devam ederken, ihtiyaç fazlası üretimin niteliği bu limit dikkate alınarak belirlenecek.</p>
<p>Mahsuplaşma işlemlerinde kullanılacak veriler, şebeke işletmecileri tarafından ölçüm noktalarından temin edilerek piyasa yönetim sistemine aktarılacak. Bu kapsamda, üretim ve tüketim verilerinin doğruluğundan ve zamanında sisteme girilmesinden şebeke işletmecileri sorumlu olacak.</p>
<p>Görevli tedarik şirketleri ise mahsuplaşma sonuçlarına göre lisanssız üretim tesislerine yapılacak ödemeleri gerçekleştirecek ve sistem kullanım bedeline ilişkin tahsilat süreçlerini yürütecek.</p>
<p>Öte yandan, üretim ve tüketim tesislerinin ilişkilendirilmesi için başvuruların ilgili şebeke işletmecilerine yapılması gerekecek. Başvuruların değerlendirilmesi, veri kontrolü ve sonuçların bildirilmesi süreçleri belirli takvimler çerçevesinde yürütülecek.</p>
<p>Düzenlemeyle birlikte, daha önce yürürlükte bulunan mahsuplaşma usul ve esaslarına ilişkin düzenlemeler yürürlükten kaldırıldı. Ayrıca 2026'ya ilişkin bedelli üretim limitine ilişkin geçiş hükmü de düzenleme kapsamında yer aldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/lisanssiz-elektrik-uretiminde-mahsuplasma-kurallari-yeniden-belirlendi-78616</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/epdk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Lisanssız elektrik üretiminde mahsuplaşma saatlik bazda yeniden tanımlanırken, ihtiyaç fazlası üretimin fiyatlandırılmasına ilişkin yeni çerçeve oluşturuldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/aydincik-yat-limani-ihalesi-ertelendi-78615</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 11:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aydıncık Yat Limanı ihalesi ertelendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Aydıncık Yat Limanı ihalesine ilişkin ilan Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğünce 5 Mayıs'ta yapılacağı duyurulan "Aydıncık Yat Limanı Projesi Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılmasına İlişkin İhale" 4 Haziran'a ertelendi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/aydincik-yat-limani-ihalesi-ertelendi-78615</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/4/1280x720/aydincik-yat-limani-1771571866.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aydıncık Yat Limanı&#039;nın yap-işlet-devret modeliyle yaptırılacak ihalesi 4 Haziran&#039;a ertelendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/panasonic-turkiyede-stratejik-buyume-donemini-baslatiyor-78611</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 10:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Panasonic, Türkiye’de stratejik büyüme dönemini başlatıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>1918 yılında Panasonic’in kurucusu Konosuke Matsushita tarafından “Daha iyi bir yaşam” vizyonuyla temelleri atılan Panasonic, bugün enerji verimliliği, akıllı yaşam teknolojileri ve iklimlendirme çözümlerinde dünyanın lider teknoloji şirketleri arasında yer alıyor.</p>
<p>Mart 2025 verilerine göre yaklaşık 51,6 milyar Euro ciro,  228 bini aşkın çalışan ve 500’ün üzerinde grup şirketi ile gerçek bir dünya devi konumunda olan grup, Panasonic Holdings çatısı altında faaliyet gösteriyor. </p>
<p>Türkiye’yi bölgesel büyüme stratejisinde önemli bir merkez olarak konumlayan Panasonic,  geçtiğimiz günlerde Almanya’nın Frankfurt kentindeki merkez ofislerinde TLC Klima yönetimiyle işbirliği anlaşması imzaladı.</p>
<p>İmza törenine Panasonic Avrupa Isıtma ve Soğutma Çözümleri Genel Müdürü Enrique Vilamitjana, Genel Müdür Yardımcısı Yoshi Ishimura,  TLC Klima Yönetici Ortağı Sema Tunar; Yönetim Kurulu Üyesi   Kenan Tunar, Mali İşler Direktörü Tolga Kubat; Satış Direktörü Gökhan Külahi katıldılar. </p>
<p>Taraflar, Türkiye’yi yalnızca büyüyen bir satış pazarı olarak değil, iklimlendirme ve enerji dönüşümünde stratejik potansiyel taşıyan uzun vadeli yatırım pazarı olarak değerlendiklerini ifade ettiler. Panasonic Avrupa Isıtma ve Soğutma Çözümleri Genel Müdürü Enrique Vilamitjana işbirliğinin hedefinin  yalnızca pazar payı elde etmek değil, Türkiye’de güven duyulan uzun vadeli çözüm ortağı konumlanması yaratmak ve bu yapıyı her yıl katlanarak büyütmek olduğunu vurguladı.  </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f99f51a695d-1777966929.jpeg" alt="" width="720" height="480" /></p>
<p><strong>Türkiye geleceğin yatırım coğrafyaları arasında yer alıyor </strong></p>
<p>Türkiye’de iklimlendirme sektörü son yıllarda artan talebe paralel olarak hareketli bir dönem geçiriyor.  Enerji verimliliğine yönelik dönüşüm, ısı pompası ve sürdürülebilir teknolojilere yönelik büyüyen ihtiyaç, Türkiye’yi Panasonic açısından yüksek potansiyelli stratejik pazarlardan biri haline getiriyor.</p>
<p>Türkiye, Panasonic için yalnızca bugünün değil, geleceğin yatırım coğrafyalarından biri olarak görülüyor. Bu kapsamda imzalanan işbirliği anlaşması, Panasonic’in Türkiye’deki büyüme vizyonunun önemli bir adımını temsil ediyor. Söz konusu ortaklık ile marka; satış kanallarının güçlendirilmesi, servis altyapısının geliştirilmesi, marka yatırımlarının artırılması ve ileri teknoloji ürünlerin daha geniş kullanıcı kitlesine ulaştırılması yönünde önemli bir ivme kazanmayı hedefliyor.</p>
<p><strong>Uzun vadeli büyüme ve değer yaratma platformu</strong></p>
<p>Frankfurt’taki imza töreninde konuşan <strong>PHVACEU Genel Müdürü  Enrique Vilamitjana </strong>(Managing Director-PHVACEU) Panasonic Avrupa HVAC yönetimi adına yaptığı değerlendirmede Türkiye’nin büyüyen iklimlendirme pazarı, enerji dönüşüm potansiyeli ve stratejik konumuyla Panasonic için önemli ülkelerden biri olduğuna dikkat çekti. Vilamitjana, TLC Klima ile başlattıkları işbirliğini yalnızca ticari bir ortaklık değil, uzun vadeli büyüme ve değer yaratma platformu olarak gördüklerini belirtti.  </p>
<p>TLC Klima ile birlikte Panasonic’in mühendislik uzmanlığını güçlü yerel pazar bilgisiyle buluşturarak, özellikle ısı pompası ve yüksek verimli çözümlerde Türkiye’de uzun vadeli değer yaratmayı hedeflediklerini ifade eden Enrique Vilamitjana  “<em>Türkiye’yi yalnızca büyüyen bir pazar değil, geleceğin enerji çözümleri için stratejik bir ortak olarak görüyoruz</em> ”şeklinde konuştu. </p>
<p>Enrique Vilamitjana’nın verdiği bilgiye göre, Panasonic geleceğin HVAC çözümlerini “Düşük karbon dönüşümü, enerji verimliliği ve müşteriye yakınlık” olarak özetledikleri üç temel üzerine şekillendiriyor.  Bu yaklaşım,  kuruluşun yalnızca ürün geliştirme anlayışını değil, kurduğu iş ortaklıklarını da tanımlıyor.</p>
<p><strong>Türkiye Pazarında Uzun Vadeli Büyüme ve Güçlü Konumlanma Hedefi</strong></p>
<p>TLC Klima 40 yılı aşkın sektör deneyimine sahip bir şirket.  Konut, ticari ve endüstriyel projelere yönelik uçtan uca iklimlendirme çözümleri sunuyor. Kuruluş, Gree Klima Sistemleri ile yürüttüğü işbirliği ile geniş bir kullanıcı kitlesine ulaşmayı başarmıştı.  Panasonic’in HVAC çözümlerini portföyüne ekleyerek özellikle üst segment ve mühendislik odaklı projelerdeki gücünü artırmayı hedefliyor. </p>
<p>Şirketin yönetici ortağı Sema Tunar Boğaziçi Üniversitesi mezunu. Kariyerine bankacılık sektöründe başlamış. Şube müdürlüğüne kadar yükseldikten sonra, Klimaplus A.Ş.’de üst düzey yöneticilik yaparak iklimlendirme sektörüne geçiş yapmış. 2016’dan bu yana GREE Klima’nın Türkiye yapılanmasının yönetiminde aktif rol alan Tunar; organizasyonel yapılanma, büyüme stratejileri ve iş ortaklıklarının geliştirilmesine odaklanıyor. </p>
<p>İmza töreninde konuşan Sema Tunar Panasonic gibi mühendislik gücü ve global itibarı çok yüksek bir markayla iş birliğini, yalnızca ticari bir anlaşma değil, uzun vadeli stratejik bir ortaklık olarak gördüklerini, kontrollü ve kalıcı pazar yapılanması oluşturma stratejisiyle ilerleyeceklerini ifade etti. </p>
<p>Tunar işbirliğiyle  split klima, VRF ve ısı pompası çözümleri başta olmak üzere pazarda sürdürülebilir büyüme hedeflediklerini,  başlangıçta anlamlı pazar payı oluşturulması, orta vadede ise bu payın her yıl yaklaşık iki kat büyüyen bir ivmeyle artırılmasını amaçladıklarını belirterek şu yorumu yaptı: </p>
<p><em>“Split klima ve VRF ürün gruplarında sürdürülebilir büyüme hedeflerken, özellikle ısı pompası alanında önemli fırsatlar görüyoruz. Panasonic’in bu alandaki global uzmanlığı ve Avrupa’daki güçlü üretim altyapısı ile Türkiye’de ısı pompası konusunda yalnızca ürün değil, uzmanlık ve çözüm sunan güçlü bir yapı oluşturmayı amaçlıyoruz.</em></p>
<p><em>Türkiye pazarında hedefimiz yalnızca pazar payı elde etmek değil; değer yaratan, her yıl büyüyen ve kalıcı bir marka yapılanması kurmak. Panasonic ile bu iş birliğinin sektör için yeni bir referans oluşturacağına ve Türkiye iklimlendirme pazarına önemli katkı sağlayacağına inanıyoruz. Amacımız pazarda sadece büyümek değil, Panasonic’in yüksek mühendisliği ile Türkiye’de oyunun standardını yükseltmek</em>.”</p>
<p><strong>HVAC ve Isı Pompasında Güçlü Küresel Oyuncu</strong></p>
<p>1918 yılında Konosuke Matsushita tarafından Japonya’nın Osaka kentinde kurulan Panasonic, “Tüketici elektroniği, Enerji ve batarya çözümleri, Akıllı yaşam teknolojileri, Endüstriyel otomasyon sistemleri, Isıtma, soğutma ve havalandırma çözümleri (HVAC), Isı pompaları ve hidronik sistemleri, Veri merkezi iklimlendirme çözümleri, Soğutma ve soğuk zincir teknolojileri, İç hava kalitesi ve sürdürülebilir bina çözümleri” gibi çok geniş bir yelpazede faaliyet gösteriyor. </p>
<p>İklimlendirme sektörüne 1958’de giren Panasonic, özellikle inverter sistemler, VRF, hava kaynaklı ısı pompaları ve yüksek verimli ticari çözümler alanında sektörün öncü markaları arasında yer alıyor. 1989’da dünyanın ilk 3 borulu VRF sistemini geliştiren kuruluş, Avrupa’da ısı pompası üretimine başlayan ilk Japon üreticilerden birisi oldu.  Özellikle Aquarea serisi ile Avrupa’da konut ve ticari segmentte enerji verimli ısı pompası çözümlerinde güçlü konumunu sürdürüyor. </p>
<p>Panasonic HVAC yaklaşık 25.000 çalışanı, 23 üretim tesisi, 14 satış organizasyonuyla toplam 37 operasyon üssünde faaliyet gösteriyor.  Avrupa’daki HVAC ve ısı pompası büyümesini güçlü üretim yatırımlarıyla destekliyor. Fransa, İtalya, Çekya ve Polonya’daki üretim tesisleri ile Avrupa pazarına yerel üretim ve mühendislik desteği sunuyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/panasonic-turkiyede-stratejik-buyume-donemini-baslatiyor-78611</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Panasonic, Türkiye’de stratejik büyüme dönemini başlatıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/enerjisa-enerjinin-geliri-yuzde-5-artti-78607</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 10:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerjisa Enerji&#039;nin geliri yüzde 5 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerjisa Enerji, 2026 yılının ilk çeyreğine ilişkin finansal sonuçlarını paylaştı.</p>
<p>Halka arzından bu yana her yıl temettü dağıtan, yerli ve yabancı yatırımcıların dikkatle takip ettiği şirket geçen yıllarda da olduğu gibi sürdürülebilir büyümesini yatırım odağında devam ettirdiği bildirildi.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, "Herkes için Daha İyi Bir Gelecek" vizyonuyla Türkiye'nin enerji dönüşümüne öncülük eden Enerjisa Enerji, Elektrik Dağıtım ve Perakende alanlarındaki lider konumunun yanı sıra Müşteri Çözümleri ve E-mobilite iş kollarında da faaliyet gösteriyor.</p>
<p>Geçen yıl sürdürülebilir ve dayanıklı bir sistemin inşası için enerji altyapısına 23,5 milyar liralık yatırım yapmıştı. Hedeflerine ulaşan Enerjisa Enerji, hisse başına brüt 5,08 lira temettü ödemesini ise 15 Nisan'da gerçekleştirdi. Dünyada hızla değişen jeopolitik gelişmeler ve ekonomik belirsizliklere rağmen, bu yıl da yatırım kararlılığını sürmeye devam ettiği, Türkiye'nin güvenilir enerji arzı için de katkı sunan bu yatırımların, şebeke modernizasyonu ve dijitalleşme odaklı olduğu belirtildi.</p>
<p>Verilen bilgilere göre, şirketin faaliyet gelirleri, yılın ilk çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine kıyasla reel olarak yüzde 5 artış göstererek 17,9 milyar liraya yükseldi. Bu büyümede en güçlü katkıyı Elektrik Dağıtım iş kolu sağlarken, Düzenlemeye Tabi Varlık Tabanı (RAB) ise yıllık bazda yüzde 42 artarak yaklaşık 105 milyar lira seviyesine ulaştı.</p>
<p>Perakende iş kolunda ise zorlu piyasa koşullarına rağmen müşteri portföyü genişletildi. Serbest piyasa segmentindeki satış hacmi artışı ve portföy marjlarındaki iyileşme ile birlikte, Perakende iş kolu bu çeyrekte dengeli bir performans sergilemiş oldu.</p>
<p>Açıklamada, "Enerjisa'nın liderliğini koruduğu perakende sektöründe öncü olan müşteri deneyimi ve dijital çözümler yaklaşımı ise portföy genişletmede önemli bir rol oynuyor. Yenilenebilir enerji uygulamaları ve enerji verimliliği çözümlerinin kurumsal müşterilere sunulduğu Müşteri Çözümleri iş kolunda ise güneş enerjisinde kurulu güç 146 MWp seviyesine ulaştı. E-mobilite alanında da faaliyet gösteren şirket, Eşarj markası ile operasyonel verimlilik odağı ile şarjlanma hacmini artırmayı başardı." denildi. </p>
<p><strong>"30-35 milyar lira yatırım hedefimizi gerçekleştirmek üzere çalışacağız"</strong></p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Enerjisa Enerji CEO'su Murat Pınar, enerji sektörü yalnızca arz-talep dengesiyle değil jeopolitik gelişmeler, finansman koşulları ve hızlanan enerji dönüşümüyle birlikte çok boyutlu bir yeniden yapılanma sürecinden geçtiğini belirterek, "Oldukça rekabetçi ve bir o kadar da belirsiz bir atmosfer var. Buna rağmen finansal dayanıklılığımızı korumak ve bu sırada da yatırımlarla büyümek, uzun vadeli stratejimizin odağı. 'Herkes için Daha İyi Bir Gelecek' vizyonu ile 22 milyonu aşkın kullanıcımıza en kaliteli hizmeti vermeye devam edeceğiz. Dördüncü tarife dönemini başarıyla tamamlayıp beşinci tarife dönemine başlamışken, yine aynı kararlılıkla ilerliyoruz. Altyapı yatırımlarımız 2026'da da devam edecek. Toplamda 30-35 milyar lira yatırım hedefimizi gerçekleştirmek üzere çalışacağız." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Enerjisa Enerji CFO'su Philipp Ulbrich de yılın ilk çeyreğinde küresel belirsizliklerin ve yüksek faiz ortamının etkisini sürdürdüğü zorlu ortamda faaliyet gösterdiklerini ifade ederek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Böylesi bir konjonktürde finansal performansı sağlamak, kısa vadeli etkin yönlendirme ve dayanıklılığa odaklanmayı gerektiriyor. Buna rağmen yıl başında paylaştığımız 2026 hedeflerimizi değiştirmiyor, dört ana performans göstergemiz doğrultusunda ilerlemeye devam ediyoruz. İş modelimizin sağladığı öngörülebilirlik, güçlü bilançomuz ve yüksek finansal disiplinimiz, bu zorlu ortamda güçlü bir performans sergilememizi sağlıyor. İlk çeyrekte dağıtım iş kolu operasyonel performansın ana belirleyicisi olmaya devam etti. Bununla birlikte, mevcut ekonomik ortamda artan operasyonel ve yatırım maliyetlerinin, Nisan ayı başında olduğu gibi, ilgili tarife çerçeveleri kapsamında dengeli ve süreklilik arz edecek şekilde yansıtılmasının sektörün sürdürülebilirliği açısından önemli olduğunu değerlendiriyoruz. Finansal disiplin tarafında güçlü duruşumuzu koruyoruz. Net borç- Faaliyet Geliri oranımızı 1,1x seviyesinde tutarken, borç portföyümüzde gerekli çeşitliliği ve rekabetçi fiyatlamayı sağlamaya devam ediyoruz."</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/enerjisa-enerjinin-geliri-yuzde-5-artti-78607</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/7/1280x720/murat-pinar-1777966927.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerjisa Enerji&#039;nin faaliyet gelirleri, yılın ilk çeyreğinde geçen yıla göre reel olarak yüzde 5 artışla 17,9 milyar liraya yükseldi. Enerjisa Enerji CEO&#039;su Murat Pınar, &quot;Dördüncü tarife dönemini başarıyla tamamlayıp beşinci tarife dönemine başlamışken, yine aynı kararlılıkla ilerliyoruz. Altyapı yatırımlarımız 2026&#039;da da devam edecek. Toplamda 30-35 milyar lira yatırım hedefimizi gerçekleştirmek üzere çalışacağız.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/nukleer-tesislere-siber-guvenlik-yukumlulugu-78604</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 10:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nükleer tesislere siber güvenlik yükümlülüğü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Nükleer Düzenleme Kurumunun (NDK) "Nükleer Tesislerde Siber Güvenliğe İlişkin Yönetmeliği", Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, nükleer tesislerde siber güvenliğin sağlanmasında asıl sorumluluk, tesisi kuran, işleten veya işletmeden çıkaran kuruluşa ait olacak.</p>
<p>Kuruluşlar, nükleer tesis ve sahanın düzenleyici kontrolden çıkarılmasına kadar dijital varlıkların siber saldırılara karşı korunması, saldırıların önlenmesi, tespit edilmesi, müdahale edilmesi ve saldırılardan etkilenen dijital varlıkların kurtarılması için gerekli faaliyetleri yürütecek.</p>
<p>Bu kapsamda, nükleer tesisteki tüm dijital varlıkların siber güvenliğinden sorumlu bir yönetici atanacak ve bu görevi organizasyon yapısına dahil edilecek.</p>
<p>Yönetmelikle, nükleer tesislerde siber güvenlik önlemlerinin belirlenmesi ve uygulanmasında "dereceli yaklaşım" ve "derinliğine savunma" ilkeleri esas alınacak. Böylece dijital varlıkların güvenlik, emniyet ve nükleer güvence üzerindeki etkisine göre risk bazlı ve katmanlı bir koruma yapısı oluşturulacak.</p>
<p>Kuruluşlar, tüm dijital varlıkları tanımlayacak, bunların güvenlik, emniyet ve nükleer güvenceye ilişkin işlevlerini belirleyecek ve her dijital varlık için kritiklik derecesi atayacak. Kritik dijital varlıklar için güncel envanter tutulacak. Bu envanterde varlığın adı, tipi, yeri, yedekleme bilgisi, kritiklik derecesi ve sorumlusu yer alacak.</p>
<p><strong>Siber güvenlik planı hazırlanacak</strong></p>
<p>Ayrıca, siber güvenlik planı hazırlanarak NDK'ye sunulacak. Plan yılda en az bir kez gözden geçirilecek. Riskin değişmesi, ilgili belgelerin güncellenmesi, organizasyon yapısında değişiklik yapılması veya tehdit esaslı tasarım belgesinin güncellenmesi halinde plan yenilenecek.</p>
<p>Yönetmelik kapsamında reaktör içeren tesislerde yılda en az bir kez, diğer nükleer tesislerde ise en az üç yılda bir planlı siber güvenlik risk değerlendirmesi yapılacak. Kritik dijital varlıklarda değişiklik olması, tehdit bilgilerinin değişmesi veya yeni zafiyetlerin tespit edilmesi halinde ilave risk değerlendirmesi ivedilikle gerçekleştirilecek.</p>
<p>Kritik dijital varlıkların kaybı veya zarar görmesi ihtimaline karşı yedekleme mekanizmaları kurulacak. Felaket, arıza veya siber saldırı durumunda kritik dijital varlıkların ve elektronik haberleşme hizmetlerinin sürekliliğini sağlamak amacıyla, ana sistemlerden etkilenmeyecek uzaklıkta felaket kurtarma merkezi oluşturulacak.</p>
<p>Siber olaylara ilişkin bildirim süreci de düzenlendi. Güvenlik, emniyet veya nükleer güvenceye zarar veren ya da zarar verme ihtimali bulunan siber olaylar ve tehditler NDK'ye ve Siber Güvenlik Başkanlığına bildirilecek. Olayın tespit edilmesini izleyen beş iş günü içinde kuruma rapor sunulacak.</p>
<p>Söz konusu raporda, siber olayın nedenleri ve etkileri, yürütülen müdahale faaliyetleri, olaydan çıkarılan dersler ile düzeltici ve önleyici faaliyetler yer alacak.</p>
<p>Kuruluşlar, siber olaylara müdahale planının yeterliliğini test etmek için yılda en az bir kez kritik dijital varlıkları kapsayan senaryoyla siber olay tatbikatı yapacak. Bu tatbikatlar en az iki yılda bir güvenlik ve emniyete yönelik senaryolarla birleştirilerek hibrit şekilde gerçekleştirilecek.</p>
<p><strong>Personele siber güvenlik eğitimi ve farkındalık programı</strong></p>
<p>Personel yönetimi kapsamında ise tüm tesis personeline yılda en az bir kez siber güvenlik eğitim ve farkındalık programı uygulanacak. Siber güvenlik personeline özel eğitim programları yürütülecek ve personelin erişim yetkileri görev tanımı ile uzmanlık seviyesine göre sınırlandırılacak.</p>
<p>Kuruluşlar, siber güvenlik uygulamasına ilişkin bilgileri takip eden yılın şubat ayı sonuna kadar raporlayacak. Siber güvenlik testleri, iç denetimler, eğitim programları, zafiyetlerin giderilmesine yönelik faaliyetler ve gelecek yıl planlanan çalışmalar bu raporda yer alacak.</p>
<p>Yönetmelik kapsamındaki faaliyetler NDK denetimine tabi olacak. İlgili mevzuata, yetki koşullarına, kurum kararlarına veya talimatlarına aykırılık tespit edilmesi halinde idari yaptırım uygulanacak.</p>
<p>Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce yetkilendirilen veya yetkilendirilmek üzere NDK'ye başvuran kuruluşlar, uyum eylem planlarını altı ay içinde kuruma sunacak. Bu süre, gerekçenin uygun bulunması halinde bir yıla kadar uzatılabilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/nukleer-tesislere-siber-guvenlik-yukumlulugu-78604</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/nukleer-enerji.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan yönetmeliğe göre, nükleer tesislerde siber güvenliğin sağlanmasında asıl sorumluluk, tesisi kuran, işleten veya işletmeden çıkaran kuruluşa ait olacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/epiasa-yeniden-yapilandirma-yetkisi-78603</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 10:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> EPİAŞ&#039;a yeniden yapılandırma yetkisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun "EPİAŞ Teşkilat Yapısı ve Çalışma Esasları Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliği" Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, Enerji Piyasaları İşletme AŞ (EPİAŞ) yönetimi, şirket faaliyetlerinin etkin ve kesintisiz yürütülmesini sağlamak kaydıyla mevcut direktörlüklerin işleyişini aksatmadan yeni direktörlükler kurabilecek, mevcut birimleri birleştirebilecek, bölebilecek veya isimlerini değiştirebilecek.</p>
<p>Düzenleme, direktörlük teşkilatının yeniden kurgulanması ve bu kapsamda ünvanların serbestçe belirlenmesine de imkan tanıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/epiasa-yeniden-yapilandirma-yetkisi-78603</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/epdk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji Piyasaları İşletme AŞ yönetimine, teşkilat yapısını yeniden düzenleme yetkisi verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/diyarbakirda-petrol-arama-ruhsati-uzatildi-78602</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 10:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Diyarbakır&#039;da petrol arama ruhsatı uzatıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün Petrol Hakkına Müteallik Kararı, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, sahadaki hidrokarbon potansiyelinin ortaya çıkarılarak ekonomiye kazandırılması hedefiyle Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının (TPAO) Diyarbakır'da 15 bin 253 hektar büyüklüğündeki kara sahasına ilişkin petrol arama ruhsatının süresi 11 Mayıs 2027'ye kadar uzatıldı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/diyarbakirda-petrol-arama-ruhsati-uzatildi-78602</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/tpao.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TPAO&#039;nun Diyarbakır&#039;da bulunan petrol arama ruhsatının süresi uzatıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dokuma-branda-ithalatina-sorusturma-78601</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 10:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dokuma branda ithalatına soruşturma</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan "İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ", Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Tebliğe göre konuya ilişkin başvuru yerli üreticiler Ekonet Tekstil ve Ambalaj Sanayi ve Ticaret AŞ, Rad Tekstil ve Sanayi ve Ticaret AŞ tarafından yapıldı. Ünal Sentetik Dokuma Sanayi ve Ticaret AŞ, CNC Ambalaj Sanayi ve Ticaret AŞ ile ABY Plastik Ambalaj ve Enerji Sanayi Ticaret AŞ de başvuruya destek verdi.</p>
<p>Bu kapsamda, Çin ve Vietnam menşeli "plastik ve mamulleri" başlığı altında sınıflandırılan "polietilen ve polipropilenden mamul şerit veya benzerlerinden dokunmuş mensucat (yalnız dokuma brandalar)" ürününe yönelik yürürlükteki dampinge karşı kesin önleme ilişkin nihai gözden geçirme soruşturmasının usul ve esasları belirlendi.</p>
<p>Yapılan inceleme sonucu, yeterli bilgi, belge ve delillerin bulunduğu anlaşıldığından önlem konusu ürüne yönelik nihai gözden geçirme soruşturması açılması kararlaştırıldı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dokuma-branda-ithalatina-sorusturma-78601</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/resmi-gazete-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çin ve Vietnam menşeli dokuma branda ithalatına yönelik gözden geçirme soruşturması açılmasına karar verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/inditexin-turkiyedeki-magaza-ve-tedarikci-sayisi-dususe-gecti-78588</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 08:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Inditex’in Türkiye&#039;deki mağaza ve tedarikçi sayısı düşüşe geçti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Dünyanın en büyük moda perakende gruplarından Inditex’in 2025 tedarik zinciri ve finansal sonuç raporları, Türkiye operasyonlarında dikkat çekici bir dönüşüme işaret etti. Türkiye, grup açısından stratejik üretim ve satış pazarı olma konumunu korurken, son bir yılda hem mağaza sayısında hem de tedarikçi ağında daralma yaşandı. Inditex’in 2025 tedarik zinciri raporuna göre şirket Türkiye’de 606 dikim fabrikası ve 550 farklı üretim süreci tesisi olmak üzere toplam 1.156 fabrikayla çalışıyor. Bu rakam, Türkiye’yi grubun en önemli yakın tedarik merkezlerinden biri haline getiriyor. Türkiye, İspanya, Portekiz ve Fas gibi pazarlarla birlikte şirketin hızlı üretim ve esnek tedarik modelinde kritik rol üstleniyor. Şirket, Türkiye’yi “yakın tedarik pazarı” olarak tanımlarken, bu yapının değişen moda trendlerine hızlı yanıt verilmesini ve stokların daha etkin yönetilmesini sağladığını vurguladı. </p>
<h2>Türkiye yine de vazgeçilmez </h2>
<p>Ancak önceki dönem verileriyle karşılaştırıldığında Türkiye’deki tedarik ağında daralma dikkat çekti. 2024 yılında şirket yetkilileri tarafından yapılan açıklamada Inditex’in Türkiye’de 1.605 fabrika ile çalıştığı ve bu tesislerde 330 bin 926 kişinin görev yaptığı belirtilmişti. Son rapordaki 1.156 tesis ve 234 bin 645 kişilik istihdam verisi, tedarik zincirinde belirgin küçülmeye işaret etti. Buna göre şirketin Türkiye’de çalıştığı tesis sayısı 449 adet, bu tesislerdeki çalışan sayısı ise 96 bin 281 kişi azaldı. Buna rağmen Türkiye, Inditex için yalnızca üretim hacmi açısından değil, hız ve esneklik avantajı nedeniyle de önemini koruyor. Özellikle Avrupa pazarına yakınlık, kısa termin süreleri, hızlı yeniden sipariş kapasitesi ve güçlü tekstil altyapısı Türkiye’yi grubun vazgeçilmez merkezlerinden biri haline getiriyor.</p>
<h2>Bir yılda 6 mağaza kapandı</h2>
<p>Perakende tarafında da benzer bir tablo ortaya çıktı. Kullanıcı tarafından paylaşılan Ocak 2025 verilerine göre Inditex markalarının Türkiye’de Lefties dahil toplam 211 mağazası bulunuyordu. Şirketin 31 Ocak 2026 tarihli resmi sonuçlarına göre ise bu sayı 205’e geriledi. Böylece son bir yılda Türkiye’de net 6 mağazalık daralma yaşandı. Mağaza bazında en dikkat çekici değişim Zara’da görüldü. Türkiye’de 45 mağazaya sahip olan Zara’nın mağaza sayısı bir yılda 38’e indi. Buna karşılık grubun genç ve fiyat odaklı markası Lefties büyümesini sürdürdü ve mağaza sayısını 7’den 8’e çıkardı. Bershka 31, Pull&amp;Bear 30, Stradivarius 30, Oysho 29, Massimo Dutti 24 ve Zara Home 15 mağaza ile mevcut seviyelerini korudu. Bu tablo, grubun Türkiye’de klasik mağaza büyümesi yerine marka karmasını yeniden şekillendiren ve verimliliği öne çıkaran bir strateji izlediğini gösterdi.</p>
<p>İstihdam tarafında ise mağaza çalışanlarına ilişkin güncel resmi veri paylaşılmadı. Ocak 2025 itibarıyla Türkiye’deki mağaza çalışan sayısı 6 bin 267 seviyesindeydi. Ancak şirketin 2025 finansal sonuç raporunda Türkiye mağaza personeline ilişkin yeni veri yer almadı. Buna rağmen mağaza sayısındaki gerilemenin, çalışan verimliliği ve operasyon optimizasyonu stratejisiyle paralel ilerlediği değerlendiriliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">KÜRESEL CİROSU 40 MİLYAR EURO'YA YAKLAŞTI, NET KARI 6,2 MİLYAR EURO OLDU</span></h2>
<p>Küresel ölçekte bakıldığında Inditex büyümesini sürdürdü. Şirketin 2025 yılı satışları 39,9 milyar euroya, net karı ise 6,2 milyar euroya ulaştı. Grup toplam mağaza sayısını 5 bin 460 olarak açıklarken, mağaza optimizasyonu, dijitalleşme, lojistik kapasite artırımı ve online kanal yatırımlarına hız verdi. Veriler, Inditex’in Türkiye’de fiziksel mağaza ve tedarikçi sayısını azaltmasına rağmen Türkiye’yi stratejik merkez olarak konumlandırmaya devam ettiğini ortaya koydu. Türkiye, daha az sayıda ancak daha verimli mağaza, daha kontrollü tedarik zinciri ve hızlı moda modeline uygun üretim kapasitesiyle grubun küresel ağındaki önemini koruyor. Zira grup Başta Lefties olmak üzere daha büyük metrekareli mağazalara yöneliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/inditexin-turkiyedeki-magaza-ve-tedarikci-sayisi-dususe-gecti-78588</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/8/1280x720/avm-1777961308.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünyanın en büyük moda gruplarından Inditex, Türkiye’de güçlü üretim üssü konumunu korurken 2025 verileri hem mağaza hem de tedarik zincirinde daralmaya işaret etti. Şirketin Türkiye’de çalıştığı fabrika sayısı 1.605’ten 1.156’ya, bu tesislerdeki istihdam 330 bin 926’dan 234 bin 645’e gerilerken, mağaza sayısı da 211’den 205’e düştü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/savas-ve-enerji-zammi-tekstilde-baskiyi-artirdi-78586</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 08:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savaş ve enerji zammı tekstilde baskıyı artırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>İran ile ABD ve İsrail arasında yaşanan savaş, Hürmüz Boğazı’nın kapatılması, küresel belirsizlik, artan enerji maliyetleri ve bozulan tedarik zinciri, tekstil sektöründe hem hammadde hem de üretim tarafında baskıyı artırdı. Sektör temsilcileri, petrol ve navlun kaynaklı maliyet artışlarının polyesterden pamuğa, boyahaneden konfeksiyona kadar tüm zinciri etkilediğini, buna karşın üreticinin bu artışı satış fiyatlarına aynı ölçüde yansıtamadığını belirtiyor. Yağmur Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Kaya’ya göre savaşın ilk günlerinden itibaren ülkeler önce kendi hammadde güvenliğine odaklandı. Petrol fiyatlarındaki sert hareketlerin polyester ve türev ürün fiyatlarını doğrudan etkilediğini ifade eden Kaya, bir dönem 60 dolar seviyelerinde bulunan petrolün artık 100 dolarların üzerinde seyrettiğini kaydetti. Bu yükselişin polyester elyaf fiyatlarını da yukarı çektiğini vurgulayan Kaya, Türkiye’de 1 doların biraz üzerinde satılan polyester hammaddesinin 1,68 dolara kadar çıktığını belirtti.</p>
<h2>Hammaddede iki yönlü baskı </h2>
<p>Tekstilde en yoğun kullanılan hammaddelerin pamuk, polyester ve viskon olduğunu belirten Kaya, petroldeki artışın yalnızca sentetik ürünleri değil, tarımsal üretim maliyetleri üzerinden pamuğu da etkilediğini söyledi. Kaya, “Pamuk doğal bir tarım ürünü. Petroldeki her yükseliş, üretim maliyetlerini artırarak pamuk fiyatlarını da yukarı taşıyor. Bu nedenle sektör iki yönlü baskı altında kalıyor” dedi. Dünya genelinde pamuk fiyatlarının da son dönemde yaklaşık yüzde 20 yükseldiğine dikkat çeken Kaya, tekstil sanayisinde son iki yıldır talep daralması nedeniyle ciddi stok biriktiğini, iplik fiyatlarının zararına satışlarla sürdürüldüğünü ifade etti. Kapasite kullanım oranlarının yüzde 40’lara kadar gerilediğini hatırlatan Kaya, bazı fabrikaların üretimi durdurduğunu, bazılarının ise kapasitesini ciddi şekilde azalttığını aktardı.</p>
<h2>Yerli hammadde korunmalı </h2>
<p>Kaya, son iki yıldır talep daralması nedeniyle zararına satış yapan iplik sanayisinin stoklarını ancak son aylarda eritmeye başladığını ifade etti. Kapasite kullanım oranlarının yüzde 40’lara kadar düştüğünü, bazı fabrikaların kapandığını, bazılarının ise çok düşük kapasiteyle üretime devam ettiğini belirten Kaya’ya göre bugün gelinen noktada stokların azalmasıyla arz-talep dengesi yeniden kuruluyor. Ancak bu kez de savaşın yarattığı belirsizlik, sigorta ve navlun maliyetleriyle ithalatı daha pahalı hale getiriyor. böyle dönemlerde özellikle yerli hammaddenin korunmasının kritik hale geldiğini savunan Kaya, Türk pamuğunun yurt dışına gidip başka ülkelerde işlenerek yeniden pazara sunulmasını önemli bir risk olarak değerlendirerek, savaş ve belirsizlik dönemlerinde Türkiye’nin elindeki hammaddenin katma değerli üretimde kullanılması gerektiğini söyledi. Yavuz’a göre mesele anlık yasaklar değil, eldeki değerin kıymetini bilerek sanayinin ihtiyaçlarını önceleyen bir yaklaşım geliştirmek…</p>
<p>Enerji maliyetlerindeki artışın da sektörü etkilediğini kaydeden Kaya, özellikle son yıllarda kar marjlarının daralması ve birçok işletmenin zararına çalışması nedeniyle en küçük maliyet artışının dahi satış fiyatlarına yansıdığını söyledi. Talep tarafında ise Mart, Nisan ve Mayıs aylarının geleneksel olarak sektörün en hareketli dönemi olduğunu belirten Kaya, Avrupa’dan siparişlerin sürdüğünü, ancak kapanma ve daralan kapasiteler nedeni ile mevcut üretimin talebi karşılamakta zorlandığını ifade etti.</p>
<h2>İthalatta maliyet baskısı arttı </h2>
<p>Biray Kumaş Yönetim Kurulu Başkanı Gökmen Aydınlı da tekstil sektöründe enerji, işçilik ve lojistik maliyetlerinin hızla yükseldiğini, buna karşın firmaların bu artışları müşteriye yansıtmakta ciddi zorluk yaşadığını söyledi. Aydınlı, mevcut koşullarda sektörün çoklu bir sıkışma içinde bulunduğunu belirterek, özellikle emek yoğun alanlarda destek verilmemesi halinde yeni kayıpların kaçınılmaz olacağını dile getirdi. Hammadde tedarikinin ağırlıklı olarak yurt içinden yapıldığını, ithalatın ise sınırlı kaldığını belirten Aydınlı, buna rağmen ithal girdilerde navlun bedellerindeki yükseliş ve teslim sürelerindeki uzamanın maliyet baskısını artırdığını ifade etti. Enerji zamlarının da tabloyu ağırlaştırdığını vurgulayan Aydınlı, özellikle doğalgaz ve elektrikteki artışların üretici üzerindeki yükü daha da büyüttüğünü söyledi.</p>
<h2>Boyahanelerde baskı daha da fazla </h2>
<p>Aydınlı, özellikle boyahane ve konfeksiyon gibi emek yoğun alanlarda tablonun daha ağır olduğunu söyledi. Boyahanelerde enerji payının yapılan zamlar ile birlikte yüzde 20’den yüzde 24’e çıktığını, işçilik maliyetinin ise yemek ve servis dahil yüzde 43-44 seviyesine ulaştığını belirten Aydınlı, ham maddenin payıyla birlikte bakıldığında üretim maliyetinin çok büyük kısmının artık bu kalemlerden oluştuğunu ifade etti. Aydınlı, “Bu yapı içinde işletmeler ya fiyat artırmak ya da kaliteyi aşağı çekmek zorunda kalıyor. Her iki seçenek de sektörü daha kırılgan hale getiriyor” dedi. Sektördeki bir diğer sorun da finansman baskısı. Aydınlı, kredi koşullarının sıkılaşmasının özellikle büyük ölçekli ve yüksek personel sayısıyla çalışan firmalar için riski büyüttüğünü, birçok işletmenin mevcut sipariş düzeyiyle personel ve sabit giderlerini karşılamakta zorlandığını bildirdi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Katma değerli üretim slogandan öteye gitmeli”</span></h2>
<p>Gökmen Aydınlı, tekstil sektöründe uzun süredir dillendirilen “katma değerli üretim” söyleminin artık slogandan öteye geçmesi gerektiğini belirterek, Türkiye’nin yıllar boyunca daha ucuz ve daha fazla üretim anlayışına yönlendirildiğini savundu. Bu yaklaşımın sektörü kalite, markalaşma ve yüksek segment üretimden uzaklaştırdığını ifade eden Aydınlı, bugün gelinen noktada daha yüksek kalite taleplerine sektörün bütün olarak cevap verip veremeyeceği konusunda ciddi endişe taşıdığını söyledi. Türkiye’de iplikten boyahaneye, örmeden dokumaya kadar birçok alanda üretim yapısının belirli müşteri gruplarının kalite standardına göre şekillendiğini belirten Aydınlı, daha üst kalite segmentine geçiş için yeterli altyapının oluşmadığını dile getirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/savas-ve-enerji-zammi-tekstilde-baskiyi-artirdi-78586</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/3/1280x720/tekstil-giyim-konfeksiyon-1767592630.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Petrol ve navlun kaynaklı maliyet artışlarının polyesterden pamuğa, boyahaneden konfeksiyona kadar tüm zinciri etkilediği, buna karşın üreticinin bu artışı satış fiyatlarına aynı ölçüde yansıtamadığı belirtiliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/konyada-80-milyon-euroluk-kakao-yatirimi-78585</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 08:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Konya&#039;da 80 milyon euroluk kakao yatırımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye’nin yıllık 400 bin ton ithalatı bulunan kakaonun yerli üretimi artıyor. Konya’nın Kulu ilçesinde, Kulu OSB’de kurulan Bafurya Kakao Entegre Tesislerinin üretime hazırlandığı belirtildi. Şirket kurucusu Yönetim kurulu Başkanı İbrahim Güngör ile Genel Koordinatör ve Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Fatma Güngör EKONOMİ’nin sorularını yanıtladı. Fildişi Sahili ve Gana’dan tedarik ettikleri kakao çekirdekleriyle entegre tesislerinde üretim yapacaklarını ve ilk etapta yıllık 30 bin ton üretimele başlama aşamasında olduklarını açıklayan İbrahim Güngör, devam eden süreçte hedeflerinin 100 bin ton olduğunu söyledi. Daha önce, bu alanda başka ürünlerde Afrika ülkeleri merkezli ticaret yaptığını belirten İbrahim Güngör, kakao çekirdeğinin küresel büyük firmalar tarafından kontrol edildiğini, üretim sürekliliği için iki ülkede üretici çiftçi ve kooperatif anlaşmalarını yaptığını belirtti. Güngör, son tüketiciye yönelik çikolata ya da atıştırmalık vb. ürünler üretmeyi planlamadıklarını, üretimlerini sektöre yönelik hazırladıklarını kaydetti. </p>
<h2>"Pazar, iki ülkenin yüksek miktarlı tarımsal üretimine bağlı"</h2>
<p>Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Güngör, kakao çekirdeğinin birkaç ülkede üretildiğini ancak ürüne giden hammadde tarafında küresel tekellerin bulunduğunu vurgulayarak, “Kakao, tarımsal bir ürün olsa da Londra ve ABD borsasında günlük işlem gören bir ürün ve Avrupa’da veyahut dünyada ‘siyah maden’ olarak adlandırılıyor. Batı Afrika dediğimiz Afrika’nın belli ülkelerinde üretilerek dünyaya servis ediliyor. Şimdi bu kapasiteye baktığımızda ortalama dünya kakao çekirdeği rezervinin yüzde 70’ine yakınını iki tane ülke üretiyor zaten: Fildişi Sahilleri ve Gana. Dünyada zaten ortalama 5.1-5.2 milyon ton çekirdek üretimi yapılıyor. Bunun da ortalama yüzde 50’sini bir tane şirket öğütüyor, satıyor. Geri kalan bunun üretimini artı işletmesini yapan ikinci bir şirket var. Dünya piyasasının yüzde 80-85’i beş tane firma elinde” bilgisini verdi. </p>
<h2>"Üretimde ana zorluk çekirdek tedariki"</h2>
<p>“Yaklaşık 10 yıldır çekirdek alıp yurt dışındaki partnerlerimizin fabrikalarında üretimini sağlayıp Türkiye'ye, Avrupa’ya ve Amerika’ya ticaretini gerçekleştiriyoruz. ..Bugün cebinizde milyonlar olsun, ‘ben kakao işine giriyorum’ derseniz giremezsiniz. …Ham madde tedariğinden tutun, üretimine zor bir iş” diyen Güngör, şöyle konuştu:<br />“Dünyada en çok üretimi yapan ülke Fildişi Sahili ve Gana. Çiftçi anlaşmalarımız, kooperatif anlaşmalarımız, direkt tarladan alım anlaşmalarımız da var. Çünkü biz 2010 yılından bu yana Afrika'da birçok ülkede farklı ticaretler de gerçekleştirdik. Yaklaşık 10 yıldır biz Fildişi Sahili’ndeyiz ve kendi şirketlerimiz var. Kendi tedarik şartlarımız, operasyonel olarak çalışan mühendislerimiz var. Direkt tarladan, direkt çiftçiden, direkt kooperatiften alım yaparak oranın (otoritelerine) direkt erişim sağlayarak ürün tedariğinde bulunabiliyoruz. Hammadde konusunda da bu operasyonel süreci yaklaşık bir 8-9 yıldır sağlamış bulunuyoruz.”</p>
<h2>Üreticilere satış planlanıyor</h2>
<p>İş modellerini üreticilere satış (B2B) olarak yapılandırdıklarını, son tüketici için gıda ya da kozmetikte ürün düşünmediklerini belirten İbrahim Güngör, fermante çekirdek alarak üretim sürecini başlatacaklarını açıkladı. Ürün olarak, kakao yağı, preslenmiş kek ve toz kakao elde edeceklerini, bunların satışını yapacaklarını kaydeden Güngör, ileri aşamada pul ve hamur çikolatayı da sunmayı planladıklarını kaydetti. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/konyada-80-milyon-euroluk-kakao-yatirimi-78585</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/5/1280x720/57-1777969261.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Konya Kulu OSB&#039;de faaliyete geçecek 80 milyon euroluk kakao yatırımı ile Türkiye talebinin yüzde 25’inin karşılanması öngörülüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkiyede-ilk-kobalt-tuzu-uretimini-eti-bakir-yapacak-78584</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 08:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’de ilk kobalt tuzu üretimini Eti Bakır yapacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Cengiz Holding şirketlerinden Eti Bakır, Mazıdağı’ndaki Metal Geri Kazanım ve Entegre Gübre Tesisleri’nde iki yeni yatırımı hayata geçirmek için düğmeye bastı. Türkiye’de ilk kez üretilecek kobalt uç ürünleri için 20 milyon dolarlık yatırımla tesis kurmayı planlayan Eti Bakır, eş zamanlı olarak gerçekleştirilecek 200 milyon dolarlık yatırımla da pelet demir üretimine başlayacak. Mazıdağı’ndaki tesislerinde basın mensuplarını ağırlayan şirket, yeni yatırım hedeflerinin detaylarını paylaştı. Eti Bakır Mazıdağı Metal Geri Kazanım ve Entegre Gübre Tesisleri İşletme Müdürü Bekir Kan, burada yaptığı açıklamada kobalt tuzlarının üretileceği tesisin yapımına yılsonunda başlayacaklarını söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f97deef1aec-1777958382.png" alt="" width="333" height="546" /></p>
<h2>Dünya üretiminin %2'sini karşılıyor </h2>
<p>Kan şöyle devam etti: “Mazıdağı tesisimizde, Türkiye’de olmayan ve teknolojide çok yoğun olarak kullanılan kobaltı, bakır süreçlerimizin artık ürünü olan piritten geri kazanıyoruz. Yıllık 2500 ton kobalt üretimimizle dünya üretiminin yüzde 2’sine yakınını karşılıyoruz. Yeni tesisimizle Türkiye’de üretimi olmayan, kobalt asetat, kobalt klorit, kobalt nitrat gibi kobaltın uç ürünlerini de üretmeye başlayacağız. Yaklaşık 20 milyon dolarlık yatırımla, 2 yılda faaliyete geçireceğimiz tesiste, yılda 2000 ton metale karşılık gelecek şekilde kobalt tuzları üretilecek. Seramik, batarya, savunma sanayi ve otomobil lastiği üretimi gibi sektörlerde kullanılan kobalt tuzlarının tamamına yakınını ihraç edeceğiz. Yine bölgeden 60 kişilik ek istihdam sağlayacağız. Uzun vadede ise daha katma değerli pil üretimi de düşünüyoruz."</p>
<h2>Doğalgaz kullanmadan gübre üretecek </h2>
<p>Yine tesiste geri kazanılan metallerden birisinin de demir olduğunu dile getiren Kan, bunun için de bir tesis yatırımı planladıklarını belirtti. 200 milyon dolarlık yatırımla kurulacak tesiste pelet demir üreteceklerini anlatan Kan, şunları söyledi: “Piritten geri kazandığımız yıllık 350 bin tonluk demir konsantresini bir adım daha işleyerek yüzde 95 saflıkta pelet demir haline getireceğiz. İnşaat demiri, sac gibi demir üreticilerinin hammaddesi olan pelet demir için kuracağımız tesis, 150 bin metrekarelik alanda yer alacak. 3 yılda tamamlanacağını öngördüğümüz tesis, tamamen iç piyasaya verilecek. Her iki yatırımımızla birlikte halihazırda 1690 olan istihdamımız da 1900’e çıkacak.” Türkiye’de yılda ortalama 1 milyon ton fosfatlı gübre kullanıldığını hatırlatan Kan, Mazıdağı’ndaki üretimle bu tüketimin 500-600 bin tonunu karşıladıklarını aktardı. Buradaki tesiste doğalgaz kullanmadan da gübre üretebildiklerine dikkat çeken Kan, “Sıvı amonyak prosesi, doğalgaz olmadan olmaz. Ancak biz bunu denedik ve oldu. Dünyada bir ilk. Böylece yaz aylarında doğalgaz kullanmadan da gübre üretimi yapabileceğiz” diye konuştu.</p>
<h2>Yılda 500-600 milyon dolarlık ithalatı önlüyor</h2>
<p>Eti Bakır’ın Türkiye’de üretilmeyen ya da arz açığı bulunan ürünlerin üretimiyle ülke ekonomisine katkılarına devam ettiğini ifade eden Kan, yılda 500-600 milyon dolarlık ithalatı önlediklerine dikkat çekerek, şu ifadeleri kullandı: “Mazıdağı tesisimizi yalnızca bir üretim merkezi olarak değil, döngüsel ekonominin güçlü bir örneği olarak da konumlandırmaya devam ediyoruz. Üretimim stratejimizin kalbinde ürünleri mümkün olduğunca uç ürünlere çevirerek katma değerin ülkemizde kalması için çalışmak var. Ülkemizin cari açığının kapanmasına katkıda bulunmak, ülkemiz sanayisinin ihtiyaç duyduğu ürünlerin yerli olarak üretilmesini sağlamak en büyük önceliğimiz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkiyede-ilk-kobalt-tuzu-uretimini-eti-bakir-yapacak-78584</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/4/1280x720/eti-bakir-1777958374.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eti Bakır, Mazıdağı’ndaki Metal Geri Kazanım ve Entegre Gübre Tesisleri’nde 220 milyon dolarlık 2 yeni yatırım için harekete geçti. Yatırımlar devreye girmesiyle pelet demir üretiminin yanı sıra Türkiye’de ilk kobalt tuzu üretimini de gerçekleştireceklerini söyleyen Eti Bakır Mazıdağı İşletme Müdürü Bekir Kan, ilerleyen dönemlerde ise pil üretimini masaya alacaklarını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yaz-sezonu-oncesi-kotu-sinyal-guvenlikciler-yolda-degil-78582</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yaz sezonu öncesi kötü sinyal: Güvenlikçiler yolda değil</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonomide öncü göstergeler, ekonominin gelecekteki yönü hakkında erken sinyal veren veriler veya ölçütlerdir. Yani ekonomi henüz büyümeden ya da daralmadan önce bu göstergeler hareket etmeye başlar ve işin ne tarafa gittiğini anlarsınız. Turizmde ise en önemli öncü göstergelerden biri rezervasyonlar ise (ulaşım ve konaklama) ise diğeri de özel güvenlik hizmetleri. Bunu Güvenlik Servisleri Organizasyon Derneği (GÜSOD) Başkan Turgay Şahan ile yaklaşık 2 yıl önce yaptığım bir röportajda öğrenmiştim.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69f97c7002058-1777958000.png" alt="" width="400" height="332" />
<figcaption><strong>Her yıl özel güvenlik elemanları Akdeniz ve Ege’nin güneyindeki tesislere giderlerdi. Ancak bu yıl eskisi gibi büyük göç yok.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Sektörde istihdam açığının özellikle yaz aylarında daha da büyüdüğüne dikkat çeken Şahan, yaz sezonu gelince güvenlikçilerin Ege’ye, daha çok da sezonun uzun olduğu Akdeniz Bölgesi’ne gittiklerini anlatmıştı. Bunun nedeni ise o bölgelerde alacakları nispeten yüksek ücretlerin yanı sıra bahşiş gibi “takviyelerle” ceplerine girecek paranın artmasıydı. İstihdam edenlerin konaklamayı, yeme içmeyi de karşılaması hayatı güvenlikçiler için epey kolay hale getiriyordu. 5-6 ay sonra “Nasıl olsa işim hazır” dedikleri eski işyerlerine geri dönüyorlar ve hele çalıştıkları işyeri Marmara Bölgesi’nde ise hiçbir sıkıntıyla karşılaşmıyorlardı. Ancak geçen hafta hem Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un hem de THY yöneticilerinin bilgilendirme toplantılarında “Savaş bitmezse ikinci çeyrek zor olabilir” demeleri üzerine Şahan’ı aradım “Bizim öncü gösterge ne diyor?” diye sormak için.</p>
<p>Şahan da turizmde ikinci çeyreğe ilişkin sıkıntı işaretlerinin geldiğini doğruladı ve şunları anlattı:</p>
<p>“Özel güvenlik elemanları her yıl Akdeniz’e ve Ege’nin güneyine giderlerdi. Ancak bu yıl eskisi gibi büyük göç yok. Çünkü nisanda Almanya ve Avrupa’dan gelen turist azaldı. Uçuş sayısında düşüş var. Bu nedenle otellerin en azından kalıcı bir ateşkese kadar her yılki gibi full olması beklenmiyor. Tesis sahipleri de belirsizlik nedeniyle tedbirli davranıyor. Eskiden otellerden bize mart sonunda “Bize nisanda şu kadar özel güvenlik elemanı gönderin” talebi gelirdi. Şimdi o talep dörtte üçe hatta kimi yerlerde yarıya indi. Bu işaret önümüzdeki dönemin sıkıntılı geçeceğini gösteriyor.”</p>
<p>Öyle görünüyor ki “bir delinin attığı ancak kırk akıllının çıkartamadığı taş” turizmi de vurmaya başladı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yaz-sezonu-oncesi-kotu-sinyal-guvenlikciler-yolda-degil-78582</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yaz sezonu öncesi kötü sinyal: Güvenlikçiler yolda değil ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/korfez-krizi-asyanin-buyume-motorunu-yavaslatiyor-78581</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Körfez krizi Asya’nın büyüme motorunu yavaşlatıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69f97a2953707-1777957417.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Ortadoğu’daki çatışmanın uzaması, enerji fiyatları üzerinden Asya ekonomilerinde belirgin bir yavaşlamayı tetikliyor. İthal enerjiye yüksek bağımlılık, bölgeyi küresel şoklara karşı en kırılgan alanlardan biri haline getirirken, büyüme ve enflasyon görünümü hızla bozuluyor.</p>
<p>Asya Kalkınma Bankası, 2026 büyüme tahminini yüzde 5.1’den yüzde 4.7’ye, 2027 beklentisini ise yüzde 4.8’e çekti. Aynı dönemde enflasyonun yüzde 3’ten yüzde 5.2’ye yükselmesi bekleniyor. Petrol fiyatlarının savaş öncesi 60–70 dolar bandından 100 doların üzerine çıkması, bu revizyonun ana nedeni olarak öne çıkıyor.</p>
<p>ADB Başkanı Masato Kanda’nın ifadesiyle, bölge artık “geçici değil, sistemik bir şokla” karşı karşıya.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f97ae14ee55-1777957601.png" alt="" width="800" height="309" /></p>
<h2>Alt bölgelerde yavaşlama derinleşiyor</h2>
<p>Yavaşlama Asya geneline yayılırken, bazı alt bölgelerde etkiler daha sert hissediliyor. Özellikle enerjiye bağımlı ve dış ticarete açık ekonomilerde büyüme belirgin şekilde aşağı çekiliyor. Gelişen Asya’da yüzde 5.4’ten yüzde 4.7’ye revizyon yapılırken, Güney Asya: yüzde 6.8 yerine yüzde 5.7, Doğu Asya: yüzde 5.0 yerine yüzde 4.4 büyüme beklentisi içinde. Güneydoğu Asya’da GSYİH arışı beklentisi yüzde 4.8’den yüzde 4.2’ye, Türkiye’nin yüzde 64 ekonomik paya sahip olduğu Kafkasya &amp; Orta-Batı Asya’da ise büyüme beklentisi yüzde 4.6 seviyesinden yüzde 3.8’e indirildi. Gelişmiş Asya’da revizyon yüzde 2.5’ten yüzde 1.5’e yapıldı .Özellikle Pasifik ekonomilerinde büyümenin yüzde 2,8’e kadar gerilemesi, enerji maliyetlerinin küçük ve ithalata bağımlı ekonomiler üzerindeki etkisini net şekilde ortaya koyuyor.</p>
<h2>Enflasyon şoku merkez bankalarını zorluyor </h2>
<p>Büyümedeki yavaşlamaya rağmen enflasyonun hızlanması, politika yapıcıları zor bir dengeye itiyor. Bazı bölgelerde fiyat baskısı çift haneli seviyelere yaklaşmış durumda. Kafkasya ve Orta Asya: yüzde 22.5, Güney Asya: yüzde 7.6, Güneydoğu Asya: yüzde 4.5 risk ile karıya karşıya. Enerji ve gıda fiyatlarındaki artışın yayılmasıyla birlikte, merkez bankalarının agresif sıkılaşma ile büyümeyi koruma arasında ince bir çizgide hareket ettiği görülüyor.</p>
<h2>Yeni risk: stagflasyon senaryosu </h2>
<p>ADB’ye göre çatışmanın derinleşmesi halinde büyüme yüzde 4,2’ye kadar gerileyebilirken, enflasyon yüzde 7,4’e çıkabilir. Bu senaryo, Asya ekonomileri için stagflasyon riskini yeniden gündeme getiriyor. Uzmanlara göre asıl kırılma noktası, enerji maliyetlerinin ne kadar süre yüksek kalacağı. Bu sürenin uzaması, yalnızca büyümeyi değil, bölgenin küresel üretim ve ticaretteki rolünü de yeniden şekillendirebilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ülke bazlı etkiler derinleşiyor</span></h2>
<p>Asya genelindeki yavaşlama, ülke bazında daha çarpıcı sonuçlar üretiyor: </p>
<p>● <strong>Japonya’da</strong> büyüme tahmini yüzde 1’den yüzde 0,5’e düşürüldü. Artan enerji faturası, para birimi üzerinde baskı yaratırken, hükümet piyasaya 35 milyar dolarlık müdahalede bulundu. <br />● <strong>Hindistan’da</strong> büyümenin yüzde 7,6’dan yüzde 6,9’a gerilemesi beklenirken, risklerin aşağı yönlü olduğu vurgulanıyor.<br />● <strong>Tayland</strong>, büyüme beklentisini yüzde 2’den yüzde 1,5’e çekti. Enflasyon tahmini ise yüzde 0,3’ten yüzde 3’e yükseldi. <br />● <strong>Güney Kore</strong>’de ithalat fi yatları yıllık yüzde 16,1 artarak son 25 yılın en sert yükselişini kaydetti. <br />● <strong>Bangladeş’te</strong> enflasyon yüzde 8’in üzerinde kalırken, artan enerji maliyetleri kamu maliyesi üzerinde baskı oluşturuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/korfez-krizi-asyanin-buyume-motorunu-yavaslatiyor-78581</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/6/1280x720/sakaryanin-korfez-ulkelerine-ihracati-70-dustu-1775248457.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Asya’da büyüme beklentileri yüzde 5,1’den yüzde 4,7’ye çekilirken, enflasyon yüzde 5,2’ye tırmanıyor. Enerji maliyetlerindeki sıçrama ve ticaret hatlarındaki riskler, bölge ekonomilerinde yeni bir yavaşlama dalgasını tetikliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enerji-donusumunde-yeni-esik-kapasite-degil-sistem-donusumu-78591</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerji dönüşümünde yeni eşik: Kapasite değil, sistem dönüşümü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SHURA’nın “Türkiye Enerji Dönüşümü Görünümü 2025” raporu, Türkiye’nin yenilenebilir enerjide güçlü bir kapasite artışı yakaladığını, ancak enerji dönüşümünde yeni eşiğin artık şebeke, depolama, piyasa tasarımı ve sanayi dönüşümünden geçtiğini ortaya koyuyor. Rapora göre COP31, enerji güvenliği, yeşil finansman ve uygulama odaklı reformlar için stratejik bir kaldıraç olabilir. </strong></p>
<p>SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi’nin “Türkiye Enerji Dönüşümü Görünümü 2025” raporu, Türkiye’nin yenilenebilir enerjide güçlü bir ivme yakaladığını, ancak artan enerji talebi, yüksek ithalat bağımlılığı ve altyapı ihtiyacının dönüşümün hızını sınırladığını ortaya koyuyor. Rapora göre COP31, Türkiye için enerji güvenliği, yeşil finansman ve uygulama odaklı yapısal reformlar açısından stratejik bir kaldıraç olabilir.</p>
<p>Rapor, Türkiye’nin enerji dönüşümünde kritik bir eşiğe geldiğini gösteriyor. Rapora göre 2025 yılında devreye alınan 7 GW’lık yeni elektrik kapasitesinin yüzde 99’u yenilenebilir enerji kaynaklarından geldi. Türkiye’nin toplam elektrik kurulu gücü 122,5 GW’a ulaşırken, bunun yüzde 62’sini yenilenebilir kaynaklar oluşturdu. Güneş ve rüzgâr kurulu gücü ise 40 GW seviyesine çıktı.</p>
<p><strong>Her yıl 8 GW yeni güneş ve rüzgâr kapasitesinin devreye alınması gerekiyor</strong></p>
<p>Ancak rapor, dönüşümün artık yalnızca kapasite artışıyla ölçülemeyeceğine dikkat çekiyor. Türkiye’nin 2035 yılına kadar güneş ve rüzgâr kurulu gücünü üç katına çıkararak 120 GW hedefine ulaşabilmesi için her yıl ortalama 8 GW yeni güneş ve rüzgâr kapasitesinin devreye alınması gerekiyor. Bu hedefin gerçekleşmesi ise yalnızca yeni santrallerin kurulmasına değil; iletim ve dağıtım altyapısının güçlendirilmesine, enerji depolama çözümlerine, talep tarafı katılımına ve piyasa tasarımının dönüşümü desteklemesine bağlı.</p>
<p>Raporda, yüksek ithalat bağımlılığının Türkiye’nin enerji sistemini jeopolitik risklere açık hale getirdiği de vurgulanıyor.</p>
<p>2025’te Türkiye’nin enerji ürünleri ithalatı 2024’e göre yüzde 5 azalarak 62,5 milyar dolara, enerji kaynaklı dış ticaret açığı ise yüzde 4 düşüşle 47 milyar dolara geriledi. Ancak bu iyileşmenin büyük ölçüde uluslararası fiyat hareketlerinden kaynaklandığı belirtiliyor.</p>
<p>SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ, Türkiye’nin enerji sisteminin yüksek ithalat bağımlılığı ve coğrafi konumu nedeniyle küresel fiyat hareketlerinden doğrudan etkilendiğini belirterek, İran ile ABD ve İsrail arasında yaşanan gerilimlerin bu kırılganlığı daha görünür hale getirdiğini söylüyor. Bağ’a göre enerji dönüşümü artık yalnızca çevresel bir başlık değil; enerji güvenliği ve makroekonomik istikrar açısından kritik bir araç.</p>
<p>Bağ, yenilenebilir enerji yatırımlarının hız kesmeden devam etmesi gerektiğini vurgularken, bu artışın sürdürülebilir olması için şebeke esnekliği, depolama, talep tarafı katılımı ve toplayıcılık mekanizmalarının etkin şekilde devreye alınmasının önemine dikkat çekiyor. Yatırımcılar için öngörülebilir ve doğru fiyat sinyalleri sunan bir piyasa tasarımının da dönüşümün temel koşullarından biri olduğunu ifade ediyor.</p>
<p><strong>Sanayi dönüşümü enerji gündeminin merkezinde </strong></p>
<p>Raporda sanayinin dönüşümü de enerji gündeminin merkezine yerleşiyor. Enerji yoğun ve düşük katma değerli üretim yapısının sürmesi, enerji yoğunluğundaki iyileşmeyi yavaşlatıyor. Bu nedenle sanayide elektrifikasyonun hızlandırılması, verimlilik odaklı üretim yapısına geçilmesi ve yeşil hidrojen, batarya depolama, dijitalleşme gibi yeni teknolojilerin yaygınlaştırılması Türkiye’nin rekabet gücü açısından kritik görülüyor.</p>
<p>Bağ’a göre Türkiye’nin ev sahipliğinde yapılacak COP31, enerji dönüşümünü hızlandırmak için önemli bir fırsat sunuyor. Türkiye’nin yenilenebilir enerji kapasitesi, yerli üretim kabiliyeti ve politika geliştirme deneyimiyle uygulama odaklı çözümlere liderlik edebilecek konumda olduğunu belirten Bağ, COP31’in ulusal enerji dönüşümünü hızlandıracak reformlar ve uluslararası yeşil finansman kaynaklarının mobilizasyonu açısından stratejik bir kaldıraç olabileceğini vurguluyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enerji-donusumunde-yeni-esik-kapasite-degil-sistem-donusumu-78591</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji dönüşümünde yeni eşik: Kapasite değil, sistem dönüşümü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-bankalarda-satarken-sanayinin-yolunu-neden-tuttu-78580</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı, bankalarda satarken sanayinin yolunu neden tuttu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Geçtiğimiz hafta yabancılar satış ağırlıklı işlemlerde bulundu. BIST 30 Endeksi’ndeki 23 hissede satış yapan yabancı fonlar, sadece 7 hissede alıcı tarafta durdular. Ağırlıklı olarak banka hisselerini satarken; sanayi ve iletişim hisselerinde alım yönlü işlemleriyle öne çıktılar.</strong></p>
<p>21-29 Nisan tarihli takas verileri yabancı fonların banka sektöründeki pozisyonlarını azaltarak rotasını sanayi ve iletişim sektörlerine çevirdiğini söylüyor. Bir önceki hafta alıma döndükleri Astor Enerji hissesindeki işlemleri 4,68 puanlık artışla devam etti. Tüpraş’ta da paylarını 1,17 puan artırdılar. İletişim sektöründe Turkcell’den ziyade Türk Telekom’a ağırlık verdiler. Haftanın en fazla satışını 4,05 puanla Türk Altın’da gerçekleştirirken, yaygın satışları bankalara yönelikti. Akbank ve Garanti Bankası en fazla sattıkları oldu. Bankacılıktaki muhasebesel beklenti yerine, operasyonel nakit yaratan şirketlere yöneldiler.</p>
<h2>Sanayide en fazla aldıkları</h2>
<p>Bir önceki hafta 12,90 puan artırdıkları Astor Enerji’deki işlemlerine devam eden yabancılar, bu defa 4,68 puanlık işlemle paylarını %69,63’e çıkardılar. Yüksek ilgide şirketin özellikle ABD’den aldığı yeni siparişlerin etkisi bulunuyor. Nisan sonu itibariyle toplamda 50 milyar TL’yi aşan yeni iş bağlantısı yıllık gelirinin %142’sine ulaştı.</p>
<p>Bir önceki hafta satış tarafında durdukları Tüpraş’ta geçen hafta alım ağırlıklı işlemleri vardı. Paylarını 1,17 puan artırarak %43,08’e çıkardılar. Üç aylık mali tablolarını 6 Mayıs günü açıklayacak olan firma, geçen yıl satışlarını %22 düşürse de dönem sonu kârını artırdı. Bunda net parasal pozisyon kaybının önceki yıla göre azalmasının etkisi vardı.</p>
<h2>Bankalarda sattılar</h2>
<p>Yabancılar bankalarda agresif bir yönelime girmeden sakince satış tarafında yer aldı. En yüksek satış 1,11 puanla Akbank’ta gerçekleşirken payları %56,3’e indi. Üç aylık bilançosunu açıklayan Akbank, faiz gelirini %17 artırarak 171,5 milyar TL’ye çıkardı. Dönem sonu net kârı %39 büyüyerek 19,2 milyar TL’ye yükseldi.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f979a3dd996-1777957283.png" alt="" width="999" height="547" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>TEKNOLOJİ Mİ, FİYAT MI?</strong></p>
<p><strong>Teknoloji</strong>; operasyonel hız, verimlilik, vizyon, yenilikçilik, uzun vade. Yüksek maliyet, hızlı eskime, adaptasyon sorunu, belirsizlik, bağımlılık.</p>
<p><strong>Fiyat</strong>; nakit koruma, değerleme avantajı, rekabet gücü, bütçe rahatlığı. Kalite tavizi, vizyon darlığı, marka erozyonu, sürdürülebilirlik engeli.</p>
<p><strong>İptal edilen Romanya’daki GES küçük ölçekli olup şirketi etkilemeyecek boyutta</strong></p>
<p>Enda Enerji’nin Romanya’daki yatırımının iptali hedeflerini düşürür mü? ● Ömer Konal</p>
<p>Ömer, Enda Enerji’nin Romanya’daki 10 MW kapasiteli güneş enerjisi ve depolama tesisi alımından, karşı tarafın şartları yerine getirmemesi nedeniyle vazgeçmesi piyasada kısa vadeli bir pürüz gibi algılanabilir. Bununla birlikte, tablodaki güncel üretim verilerine bakıldığında şirketin büyüme ivmesinin bu küçük ölçekli iptalden etkilenmeyecek kadar güçlü olduğu görülüyor. 2026 yılının ilk çeyreğinde toplam elektrik üretimi önceki yıla göre %95 artarak 163,4 GWh seviyesine ulaşırken, HES üretimindeki %466’lık artış bilançoyu tek başına sırtlıyor.</p>
<p><strong>Ditaş’ta büyük ortak Doğan Holding payının tamamını satınca yönetim BDY’ye geçti</strong></p>
<p>Ditaş’ın ünvan değişikliği yeni bir dönemin habercisi olarak kabul edilebilir mi? ● Aykut Dere</p>
<p>Aykut, Ditaş Doğan’ın ünvanının Ditaş BDY olarak değişmesi sıradan marka güncellemesinden öte, firmanın mülkiyet ve yönetim yapısındaki el değiştirmenin nihai sonucu olarak görülmeli. Doğan Holding, şirketteki %68,24 hakim payını geçtiğimiz yıl 14,5 milyon dolara BDY Group’a satarak Ditaş’tan tamamen çıktı. Aradan geçen zaman diliminde ünvanda “Doğan” ibaresi çıkarılarak yerine “BDY” ibaresinin eklenmesi, yeni hakim ortağın şirkete stratejik kimliğini entegre etmesi olarak okumalı. Yeni ortaklık yapısıyla firmanın yaklaşımı da değişecektir.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>HDA serbest arbitraj modeli ve temkinli yaklaşımıyla endeksin gerisinde</strong></p>
<p>Hedef Portföy’ün yönetimindeki Dördüncü İstatistiksel Arbitraj Hisse Senedi Serbest (TL) Fon (HDA), sınırlı olmakla birlikte sakin bir yükseliş ile öne çıkıyor. Büyüklüğü geçtiğimiz aralıktan bu yana düşüyor. Nisanda 406,5 milyon TL seviyesinde bulunurken düşüş devam etti. Hissede her ay farklı miktarlarda olmakla birlikte para çıkışı yaşanıyor. Nisanda çıkan nakit 61,17 milyon TL. Yatırımcı ilgisinin sürekli gerilediği fonun yatırımcı sayısı şimdilerde 767’ye inerken, doluluk oranı %2,85 seviyesinde. HDA, arbitraj modelleriyle piyasadaki fiyat anomalilerini değerlendirme stratejisiyle hareket ediyor. Risk değeri 2 olan fonun portföyünün %91,23’ü hisse ve %5,32’si fonlardan oluşuyor. Sermayesini korumak isteyen temkinli yatırımcıya hitap ediyor. Yıllık %39,45 getiri ile endeksin gerisinde.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Bilkom Bilişim, Piyasadan TLREF + %0,75 faizle 518 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Bilkom Bilişim, nitelikli yatırımcılara yönelik 30.04.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 518.000.000 olan bononun yıllık faizi TLREF+%0,75 olarak belirlendi. 179 gün vadeli bono, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 2 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 26.10.2026 olarak açıklandı. 30 Nisan itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,99 seviyesinde bulunuyor. Bilkom’un verdiği 0,75 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, TRFBLKME2621 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f979799c8b3-1777957241.png" alt="" width="244" height="189" /></strong><strong>İş GMYO’nun fiyatı şubattan bu yana geriliyor. Kamu kurumları fiyatta anlaşamadı</strong></p>
<p>İş GMYO’da fonlar hafif satıcılı tarafta yer alıyor. Portföylerindeki miktar %0,10 ile toplamda 811,9 bin lot azalarak 17,05 milyon lota geriledi. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 25’ten 26’ya çıktı. BIG fonu 425 bin lot ile en fazla satışı gerçekleştirdi, RSK fonu 25 bin lot ile en çok alımı yapan tarafta durdu. İş GMYO hakkında bugüne kadar 7 aracı kurum öneride bulundu ve 1 kurum model portföyüne aldı. En yüksek öneriyi Ziraat Yatırım 38,40 TL ile verdi. Yıl içinde en düşük öneri 25,50 TL ile Vakıf Yatırım’dan geldi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f9796889860-1777957224.png" alt="" width="976" height="246" /></strong><strong>BEST BRANDS</strong></p>
<p><strong>Araç muayene işine giriyor. Eskişehir ve Bilecik istasyonları için şirket kurdu</strong></p>
<p>Geçtiğimiz şubat ayında borsada işlem görmeye başlayan Best Brands, Turka Araç Muayene İstasyonları ile bir ön protokol imzaladı. Protokol çerçevesinde Eskişehir ve Bilecik’teki istasyonların alt işleticilik faaliyetlerini yürütmek üzere 250 bin TL sermayeli yeni bir bağlı ortaklık kurdu. Araç muayene hizmetleri, yasal zorunluluğu olan ve talebi ekonomik dalgalanmalardan etkilenmeyen garantili bir nakit üretim modelidir. Şirket, ilerleyen süreçte alt işletme sözleşmesinin imzalanmasını beklerken adayı olduğu işin gelirine ne boyutta katkı sağlayacağını belirtmedi.</p>
<p><strong>GEN İLAÇ</strong></p>
<p><strong>SGK ile yaptığı sözleşme cirosuna 15 ayda yaklaşık 3,7 milyar TL katkı sağlayacak</strong></p>
<p>Gen İlaç, SGK ile distribütörü olduğu bir ilacın alternatif geri ödemesine yönelik 15 aylık sözleşme imzaladı. Anlaşmanın şirket satışlarına toplamda 70,7 milyon euro (yaklaşık 3,7 milyar TL) tutarında katkı yapması bekleniyor. Gen İlaç, geçtiğimiz yıl 19,2 milyar TL gelir elde ederken yıl sonunda 814,4 milyon TL net kâr yazdı. Kurumsal tahsilat yönelimi ciroyu doğrudan yukarı taşımaya imkan veren bir yaklaşım. İlaç sektöründe özel ve pahalı tedavilerin devletin geri ödeme listesine alınması, söz konusu ilacın sürdürülebilir satış hacmini destekleyen en önemli yasal aşamadır.</p>
<p><strong>FUZUL GYO</strong></p>
<p><strong>Ortaklığın giderilmesi davası sonrası yapılan ihaleye katılarak diğer payları aldı</strong></p>
<p>Fuzul GYO, %47,33 oranında hissedarı olduğu İkitelli’deki arsanın ortaklığın giderilmesi davası sonucunda yapılan ihalede, en yüksek teklifi vererek taşınmazın kalan paylarını satın almaya hak kazandı. İhale kesinleştiğinde şirket kendine ait hisseler dışında kalan payların bedelini ödeyerek taşınmazın tamamına sahip olacak. Gayrimenkul geliştirme süreçlerinde parçalı mülkiyet yapısı, arsaların üzerine proje geliştirilmesinin önündeki en büyük sorundur. Arsayı atıl bekletmek yerine diğer payları satın alıp mülkiyeti tek elde toplamak sorunu aşmak açısından önemli.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-bankalarda-satarken-sanayinin-yolunu-neden-tuttu-78580</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı, bankalarda satarken sanayinin yolunu neden tuttu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozel-acikladi-savunmadan-hucuma-geciyoruz-78579</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özel açıkladı: Savunmadan hücuma geçiyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 4 Mayıs’tan itibaren 81 ilde 973 ilçede yoğun bir programla sahaya çıktıklarını belirterek, mücadelede vites yükselterek yeni bir aşamaya geçtiklerini açıkladı. Özel, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi (CAO) Yürütme Kurulu Toplantısı sonrası yaptığı açıklamada, “ Bugünden itibaren CHP, iktidarı değiştirmek, iktidar olmak ve adaleti getirmek için savunmadan hücuma çıkıyor, sahaya gidiyor ve orada ülkenin kronikleşmiş, insanları canından bezdirmiş sorunlarına hangi çözümleri üreteceğini, bu ülkeyi nasıl yöneteceğini, yoksulluğu ve işsizliği nasıl yok edeceğini anlatıyor. Bunun için tüm kadrolarıyla birlikte sahaya çıkıyor. Cumhuriyet Halk Partisi örgütü, milletvekilleri, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’ndeki Politika Kurulu başkanları, Parti Meclisi üyeleri, Yüksek Disiplin Kurulu üyeleri, il başkanları, ilçe başkanları, sandık görevlileri sokağa çıkıyorlar, sahaya çıkıyorlar ve ıslak imzalı tutanakları almadan geriye dönmeyecekler “ dedi. 81 ilde, 973 ilçede eş zamanlı başlayacak ve bir ay boyunca yoğun bir şekilde sürecek çalışmaların seçime kadar titiz bir şekilde takvimlendirilerek süreceğini kaydeden Özel, “Seçim çalışmaları bundan sonra yeni bir evreye girmiştir. Bu işin son günü seçimi kazandığımız gündür. O güne kadar durmadan ve yılmadan çalışacaklar. Merkez Yönetim Kurulumuz, Parti Meclisi üyelerimiz, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Yürütme Kurulu üyelerimiz ve milletvekillerimiz; ayrıca illerde ve ilçelerde il başkanlarımız ve ilçe başkanlarımız; kadın ve gençlik kollarımız hep birlikte sahada olacaklar. Sandık görevlilerimize özel bir vurgumuz var. Seçim günü sandıklarında görev yapacak 106 bin arkadaşımız o gün sandıklarında oy kullanacak kimi köyündeki 40 kişi, kimi büyükşehir ilçesindeki 300 - 320 kişiyle birebir görüşmeye, göz hizasından iletişim kurmaya, onların elini sıkmaya, kendini tanıtmaya onları tanımaya ve bundan sonra her fırsatta onlarla birlikte olmaya başlıyor” diye konuştu.</p>
<p>Nisan ayı enflasyon verilerini de hatırlatan Özel, “Bitmeyen bir ekonomi krizin ortasındayız, iktidar değişmediği takdirde krizin biteceğine yönelik en ufak bir inanç, en ufak bir gösterge de yoktur. Aylık yüzde 4,18’lik oran, 100 ülkenin yıllık enflasyondan fazladır. Dünyada 100 ülkede bizde bir ayda yaşanan enflasyon bir yılda yaşanmıyor” dedi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozel-acikladi-savunmadan-hucuma-geciyoruz-78579</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/9/1280x720/ozgur-ozel-1777956913.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özel açıkladı: Savunmadan hücuma geçiyoruz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hizmet-ihracatinda-100-indirim-sira-munhasiran-cikmazinda-78578</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hizmet ihracatında %100 indirim, sıra &#039;münhasıran&#039; çıkmazında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Hizmet ihracatında asıl mesele artık oran değil, uygulamadır. Özellikle dijital ekonomide “münhasıran yurt dışında yararlanma” şartının nasıl yorumlanacağı netleşmeden, %100 indirim uygulamada beklenen etkiyi tam olarak doğurmayabilir.</strong></p>
<p>24 Nisan’da açıklanan yatırım paketi, Türkiye’nin yatırım ortamını güçlendirmeye yönelik önemli başlıklar içeriyordu. Pakette; hizmet ihracatı, yurt dışı iştirak kazançları, İstanbul Finans Merkezi, bölgesel yönetim merkezleri, ihracatçı ve imalatçı ihracatçılar için yeni vergi oranları gibi birçok düzenleme başlığı yer aldı.</p>
<p>Bu açıklamaların ilk somut adımlarından biri, 30 Nisan 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan <strong>11257 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı</strong> ile atıldı.</p>
<p>Karar, özellikle hizmet ihracatı ve yurt dışı iştirak kazançları açısından önemli oran değişiklikleri getirdi.</p>
<p>11257 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile iki temel değişiklik yapılmıştır. İlk değişiklik, <strong>yurt dışından elde edilen kâr payı ve iştirak kazançlarına</strong> ilişkindir. Bu kapsamda, daha önce gerçek kişilerde yurt dışı kâr payı istisnası, kurumlarda ise yurt dışı iştirak kazancı istisnası bakımından aranan <strong>%50 iştirak oranı</strong>, yeni düzenleme ile <strong>%20’ye</strong> düşürülmüştür. Kurumlar vergisi tarafında ayrıca, yurt dışı iştirak kazancı istisna oranı <strong>%50’den %80’e</strong> çıkarılmıştır.</p>
<p>İkinci değişiklik ise <strong>hizmet ihracatı</strong> indirimine ilişkindir. Hem gelir vergisi mükellefleri hem de kurumlar vergisi mükellefleri bakımından, hizmet ihracatından elde edilen kazançlara uygulanan indirim oranı <strong>%80’den %100’e</strong> yükseltilmiştir. Böylece, gerçek kişiler yönünden <strong>GVK m.89/1-13</strong>, kurumlar yönünden ise <strong>KVK m.10/1-ğ</strong> kapsamında uygulanan hizmet ihracatı indirimi aynı yönde artırılmıştır.</p>
<p>Karar, <strong>1 Ocak 2026 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemlerine ilişkin gelir ve kazançlara uygulanmak üzere</strong> yürürlüğe girmiştir.</p>
<p>Bu yönüyle düzenleme, sadece 2026 yılı gelir ve kurumlar vergisi planlaması bakımından değil, aynı zamanda geçici vergi dönemleri bakımından da doğrudan dikkate alınması gereken bir değişikliktir. Özellikle <strong>2026 yılı birinci geçici vergi dönemine</strong> ilişkin beyan sürecinin yaklaştığı bu günlerde, hizmet ihracatı ve yurt dışı iştirak kazançları bulunan mükelleflerin yeni oranları ve şartları şimdiden değerlendirmesi önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>Hizmet ihracatında %100 </strong><strong>indirim ne anlama geliyor?</strong></p>
<p>Kararın en dikkat çekici yönü, <strong>Gelir Vergisi Kanunu’nun 89/1-13 maddesi</strong> ile <strong>Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10/1-ğ maddesi</strong> kapsamında uygulanan hizmet ihracatı indiriminin <strong>%80’den %100’e çıkarılmasıdır</strong>.</p>
<p>Bu düzenleme; yazılım, mimarlık, mühendislik, tasarım, tıbbi raporlama, çağrı merkezi, veri analizi, ürün testi, sertifikasyon ve benzeri hizmet alanlarında faaliyet gösteren mükellefler için önemli bir avantaj sağlayabilir.</p>
<p>Özellikle yazılım, oyun, mobil uygulama, dijital tasarım, mühendislik ve veri analitiği gibi yüksek katma değerli hizmet alanlarında Türkiye’den yurt dışına hizmet veren kişi ve şirketler açısından bu değişiklik olumlu bir adımdır.</p>
<p>Ancak burada dikkat edilmesi gereken temel husus şudur: Hizmet ihracatında sorun sadece oran sorunu değildir.</p>
<p>Oranın %80’den %100’e çıkarılması önemli olmakla birlikte, uygulamada asıl mesele hangi kazancın bu indirim kapsamına gireceğidir.</p>
<p><strong>Asıl sorun hâlâ “münhasıran yurt </strong><strong>dışında yararlanma” şartı</strong></p>
<p>GVK m.89/1-13 ve KVK m.10/1-ğ kapsamındaki indirimden yararlanılabilmesi için hizmetin Türkiye’de verilmesi ve bu hizmetten <strong>münhasıran yurt dışında yararlanılması</strong> gerekmektedir.</p>
<p>Klasik hizmet modellerinde bu şartın tespiti nispeten kolaydır. Örneğin Türkiye’deki bir mühendislik firmasının Almanya’daki bir şirkete proje hizmeti vermesi veya Türkiye’deki bir yazılım şirketinin ABD’deki bir müşteriye özel yazılım geliştirmesi daha anlaşılabilir örneklerdir.</p>
<p>Ancak dijital ekonomide durum bu kadar basit değildir.</p>
<p>Bugün bir mobil uygulama Türkiye’de geliştirilebilmekte, App Store veya Google Play üzerinden dünyanın birçok ülkesindeki kullanıcılara sunulabilmektedir. Bir oyun şirketi gelirini global platformlardan elde edebilmekte, bir SaaS şirketi farklı ülkelerdeki kullanıcılardan abonelik geliri tahsil edebilmektedir.</p>
<p>Bu durumda şu soru ortaya çıkmaktadır: <strong>Hizmetten nerede yararlanılmıştır?</strong></p>
<p>Platformun bulunduğu ülke mi esas alınacaktır? Nihai kullanıcının lokasyonu mu dikkate alınacaktır? Ödemenin geldiği ülke mi belirleyici olacaktır? Türkiye’de tek bir kullanıcının bulunması, tüm geliri indirim dışı bırakacak mıdır?</p>
<p>İşte “münhasıran” şartı burada önemli bir uygulama sorununa dönüşmektedir.</p>
<p>Eğer bu şart çok katı yorumlanırsa, dijital hizmet gelirlerinde %100 indirim oranı kâğıt üzerinde güçlü görünür; ancak uygulamada mükellefler açısından ciddi tereddütler doğurur.</p>
<p><strong>Pro-rata (oransal ayrıştırma) yöntemi değerlendirilmeli</strong></p>
<p>Bana göre dijital hizmet gelirlerinde <strong>pro-rata</strong>, yani <strong>oransal ayrıştırma</strong> esasına dayalı daha makul ve uygulanabilir bir yöntem benimsenmelidir.</p>
<p>Dijital hizmet gelirlerinde, platform raporları, kullanıcı lokasyonu, fatura bilgileri, ödeme ülkesi, abonelik kayıtları veya benzeri objektif veriler esas alınarak yurt dışı kullanıcı gelirleri ile Türkiye kaynaklı gelirlerin <strong>oransal olarak ayrıştırılmasına</strong> imkân tanınmalıdır.</p>
<p>Bu durumda hizmet gelirinin tamamı tek kalemde “indirimden yararlanır” veya “yararlanamaz” şeklinde değerlendirilmez. Sadece Türkiye’de yararlanılan kısım indirim dışında bırakılır; yurt dışındaki kullanıcı veya müşterilere isabet eden gelir ve kazanç ise hizmet ihracatı indirimi kapsamında değerlendirilebilir.</p>
<p>Bu yaklaşım hem mükellef açısından öngörülebilirlik sağlar hem de idarenin denetim kapasitesini artırır.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>30 Nisan 2026 tarihli 11257 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı, 24 Nisan’da açıklanan yatırım paketinin ilk somut adımlarından biridir.</p>
<p>Bu değişiklikler, özellikle hizmet ihracatı ve yurt dışı iştirak kazançları bulunan mükellefler açısından olumlu ve önemli adımlardır.</p>
<p>Ancak hizmet ihracatında asıl mesele artık oran değil, uygulamadır. Özellikle dijital ekonomide “münhasıran yurt dışında yararlanma” şartının nasıl yorumlanacağı netleşmeden, %100 indirim uygulamada beklenen etkiyi tam olarak doğurmayabilir.</p>
<p>Dijitalleşen ve küreselleşmenin artık ileri bir aşamaya ulaştığı günümüz ekonomisinde, esas katma değerin giderek hizmetler alanında oluşacağı açıktır. Yazılım, veri analitiği, mühendislik, tasarım, yapay zekâ destekli hizmetler, oyun, dijital platformlar ve uzaktan sunulan profesyonel hizmetler, gelişmekte olan ülkeler için sadece yeni bir gelir alanı değil; aynı zamanda cari açığın azaltılması bakımından da stratejik bir imkândır.</p>
<p>Bu nedenle, 24 Nisan paketi kapsamında yapılacak kanuni düzenlemelerde sadece indirim oranlarının artırılmasıyla yetinilmemeli; hizmet ihracatı uygulamasında uzun süredir tereddüt yaratan <strong>“münhasıran yurt dışında yararlanma”</strong> şartı da yeniden ele alınmalıdır. Bir taraftan yurt dışından Türkiye’ye gelecek kişilere yönelik vergi tatili ve benzeri cazip düzenlemeler planlanırken, diğer taraftan kendi ülkemizin yetişmiş insan kaynağını, yazılımcılarını, mühendislerini, tasarımcılarını ve girişimcilerini yurt dışına yöneltecek uygulama belirsizlikleri ortadan kaldırılmalıdır.</p>
<p>Kanaatimce, özellikle dijital hizmetler bakımından bu şartın mevcut haliyle korunması yerine, yurt dışı kullanıcı veya müşteri gelirlerinin objektif kriterlerle ayrıştırılmasına imkân veren daha esnek ve uygulanabilir bir sistem kurulmalıdır. Hatta kanuni düzenleme sürecinde “münhasıran” ibaresinin kaldırılması ve bunun yerine yurt dışında yararlanılan hizmet kısmına isabet eden kazancın indirim kapsamında değerlendirileceğinin açıkça yazılması, uygulamadaki birçok tereddüdü ortadan kaldıracaktır.</p>
<p>Türkiye hizmet ihracatında gerçekten güçlü bir merkez olmak istiyorsa, sadece oranları değil, bu oranların uygulanacağı kavramları da dijital ekonomiye uygun hale getirmelidir. %100 indirim ancak bu şekilde gerçek ve uygulanabilir bir teşvik haline gelebilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hizmet-ihracatinda-100-indirim-sira-munhasiran-cikmazinda-78578</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hizmet ihracatında %100 indirim, sıra &#039;münhasıran&#039; çıkmazında ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/herkes-degisik-sey-gorur-78577</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Herkes değişik şey görür</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Salata yiyen adam</strong></p>
<p>Washington D.C. Hilton Oteli’nin balo salonu hınca hınç doluydu. Birden dışardan silah sesleri gelmeye başladı. İnsanlar kendilerini oturdukları masanın altına, yerlere attılar. Yüzükoyun, tam siper yatmışlardı. Herkes kendi dinine göre duasını ediyordu. Belki ateistlerden hemen imana gelenler bile vardı. Bütün bu karışıklık arasında smokinli bir adam, gayet sakin salatasını yiyor ve çevreyi seyrediyordu.</p>
<p>Bu olay geçen hafta Beyaz Saray Muhabirleri Derneği (White House Correspondents’ Association) yemeğinde oldu. Bu olay yaşanırken masasında salatasını yiyen davetli kişi ise Michael Glantz,   Creative Artists Agency ‘nin bir üst düzey yöneticisi idi. Olay, CNN’in canlı yayınında gösterildi ve vidosu hemen viral oldu.</p>
<p><strong>Olası yorumlar</strong></p>
<p>Millet canının derdinde kendini yerlere atmış. Gizli servisin silahlı ajanları masalar arasında dönüp duruyorlar. Böyle bir ortamda birisi de kılı kıpırdamadan büyük bir iştahla salatasını yemeğe devam ediyor. Bu, inanılmaz bir durum. Ben de şöyle düşündüm: Bu tarihi bir olay. Adam gazeteci ruhu ile yakından izlemek istedi; bunu da başardı. Diyelim ki işler ters gitti, öldü. Hiç olmazsa sevdiğim bir şeyi yedim gitmeden diyebilirdi ilerde, imkanı olursa(!). </p>
<p>Ben nasıl bir şey düşünmüşsem, bu görüntüyü televizyonda canlı veya daha sonra seyreden herkes kendine özgü bir yorumda bulunmuştur. Bu yorumlar neler olabilir diye hayal ettim. Bakın neler geldi aklıma:</p>
<p>Barış zamanı bile askerden kaçmış, ama savaşalım diye savaş naraları atan birisi: “Helal olsun adama, cesur yürek. Korkmayacaksın arkadaş. Böyle paniğe kapılmadan işine bakacaksın, yemekse yemek”.</p>
<p>Bir gurme: “Adamın yediği salata sıradan bir salata değil; “burrata”  peynirli bir salata. Burrata, İtalya’dan bir peynir. Mozarella peyniri ve kaymakla yapılır. Yer afiyetle tabi”</p>
<p>Bir Türk emeklisi: “Herhalde bu adam da Amerikan emeklisi. Salatayı ve peyniri bulmuş kaçırır mı?”</p>
<p>Komplo tiryakisi birisi: “Bu Başkan’a saldırı falan hepsi hikâye,  show yaptılar. Şimdi “Vatan tehlikede Başkan’ın çevresine toplanalım” lafları çıkacaktır. Bunları yutmadık. Herhalde bu adam da olayın farkında, siz birbirinizi yiyin, ben de salatamı yiyeyim diyor. Helal olsun adama”.</p>
<p>Bir parti başkanı: “Ölünüzü, dirinizi, her gün birinizi, bir gün hepinizi müstahak olduğunuz sonuçlarla billahi yüzleştireceğiz. O gün geldiğinde bu salatayı bile bulamayacaksınız.</p>
<p>Yandaş bir gazeteci: “Beyaz Sarayda tasarrufa dikkat edilmektedir. Şekilde görüldüğü gibi menüde sadece salata vardır. Burrata peyniri diye abartılan peynir de o peynir değildir; çakmadır”.</p>
<p>Yeliz diye biri: “Bu Hristiyanlar, bu siyonistler ve bu Trump, peynirden de anlamaz. Demek ala ala misafirlerine bunu almış. Bu gariban da yiyor”</p>
<p>Güvenlik uzmanı bir televizyon yorumcusu: “İşte ispatı; Amerika kötü durumda, perişan. Bakın Cumhurbaşkanı yemeği, adam salata yiyor. Bu aslında bir güvenlik zaafı”</p>
<p><strong>Gerçek nedenler</strong></p>
<p>Ortalıktaki karmaşaya rağmen salatasını yemeğe devam eden adam verdiği ilk demeçte şöyle demiş: “Karmaşa beni etkilemedi. Neler olduğunu görmek istedim” . “Ben New Yorkluyum. Siren sesleri ve gürültüye alışığım; korkmadım. Yüzlerce gizli servis ajanı masaların ve sandalyelerin üstünde oradan oraya zıplarken onları seyretmek istedim”. Daha sonra belki daha derindeki nedenleri söylemiş. “Benim kendimi yere atmamakta iki nedenim var. Birincisi, bel problemim. Eğer kendimi yere atsa idim, sonra beni yerden kaldırmaya insan getireceklerdi. İkinci neden ise hijyene aşırı önem veren birisiyim. Yeni smokinim ile kendimi Hilton’un pis zeminine atmayacaktım”.</p>
<p><strong>Bilim adamlarının tahminleri de farklı</strong></p>
<p>Yukardaki olay bana eski bir hikayeyi hatırlattı. Bir grup bilim adamı kışın dağlarda araştırma yaparken yollarını kaybetmiş. Bir köylü onları bulmuş ve bir kulübeye getirmiş. Kulübedeki soba için odun getirmek üzere dışarı çıkmış. Soba bir sandığın üstünde duruyormuş. Köylü dışarı çıktıktan sonra bilim adamları yorum yapmaya başlamış. Birisi şöyle demiş: “Bilim buralara kadar gelmiş. Bak adam ısıyı odanın merkezinden yaymak için böyle yukarı oturtmuş.” Bir diğer bilim adamı buna itiraz etmiş: “Adam doğa dostu. Soba yanınca yerde yaşayan küçük böcekler sobanın sıcağında yanmasın diye sobayı yukarı kaldırmış.”  Üçüncü bilim adamı: “İkinize de katılmıyorum. Buradaki hava akımına baktım. Sobayı bu hava akımına göre yukarı kaldırmış.” Bu tartışmalar yapılırken köylü odunlarla içeri girmiş. Köylüye, “Bu sobayı neden böyle sandık üstüne koydunuz? Bakın bizim nedenlerimiz şöyle… Üçümüzden hangimiz haklı?” Köylü mahcup, başını eğmiş. Sobayı sandık üstüne koydum, çünkü soba borusu eksikti, bacaya erişemiyordu.</p>
<p><strong>Bir yorum</strong></p>
<p>Kişilerin aynı olay karşısında tepkileri aynı olmaz. Çünkü herkesin birikimleri aynı değildir. Herkes aynı resmi kendi açısından, kendi önyargısına göre değerlendirir. Ama sağlam bir yargıya varmak için olayların gerçek yüzünü görmek gerekir.</p>
<p>Bilgi notu: WHCA (White House Correspondents’ Association) özel bir organizasyondur. Geleneksel olmuş bu yemekler için parayı üyelerine bilet satarak sağlar. Toplanan para burs verilmek için ve de derneğin harcamalarını karşılamak için kullanılır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/herkes-degisik-sey-gorur-78577</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Herkes değişik şey görür ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2000lerin-hikayesine-bir-bakis-78576</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2000’lerin hikâyesine bir bakış</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir grafikle analiz yapabiliriz. Eski verileri kullanarak başlıyorum. Grafikte mevduat bankalarının verdiği kurumsal ve tüketici kredilerinin GSYH’ye oranla seyri görülüyor. Reel GSYH 2003-2018 arası yaklaşık 2 katına çıktı diyebiliriz. Bu, eski seridir ve bu seriye göre 2015 sonu itibariyle 1998 sabit TL fiyatlarıyla reel GSYH’nin 1,81 katına ulaştığını görüyoruz. 2018’e kadar uzatarak 2’ye yuvarlayalım. Mevduat bankalarının verdiği tüketici kredilerinin GSYH’ya oranının 2002 yılında -kriz sonrası- yüzde 1,77 olduğunu ve 2018 başında yüzde 15,11’e çıktığını saptıyoruz. Kaç katı? 8,5 katı. Aynı şekilde kurumsal kredilerde de 5,8 kat artış görüyoruz –GSYH oranı olarak. GSYH’yi 2 katına yuvarlarsak bu 17 ve 11,6 kat artışlara denk düşer. Tüketici kredileri açısından bakar ve grafiği incelersek 2003-2013 arası 11 yılda kredi/GSYH oranının kesintisiz arttığını ve bu dönemde 2008 Q4-2009 Q3 arası 4 çeyrek hariç GSYH’nin de sürekli arttığını görebiliriz. Bu, “kredi etkisi”. Bu etkiye 2003-2008 döneminde TL’nin değer kazanmasından kaynaklanan “kur etkisini” –istenirse ‘kur illüzyonu’ da denebilir ama etkisi reeldir ve 5 yıl sürmüştür- ve örneğin otomotiv sektöründeki gelişmelerden kaynaklanan ‘kalite etkisini’ de ekleyebiliriz. Elbette 2005 gibi her varlık sınıfında büyük kazançlar elde edilen ve doğrudan yabancı sermaye girişlerinin de ok gibi yükseldiği, konut ve araç kredilerinde yüzde 400’e varan artışların olduğu dönemi de unutmamalıyız.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f976ba13d6b-1777956538.png" alt="" width="700" height="362" />Grafikten 2014 itibariyle tüketici kredileri/GSYH oranındaki artışın durduğunu ve bu oranın hafifçe gerilediğini de görebiliriz. Bu, 2008 krizi hariç,  ilk kırılmadır. Tam o sırada herkes inşaat ve enerjiyle bu iş olmaz demeye başlamıştı. Sermaye birikiminde inşaat yatırımları makine-teçhizatın önünde gidiyordu.  Bu durumda ‘ekonomik oy veren’ tüketici neden vazgeçmiyordu? Yani o ana kadar mesele kredi artışı, refah etkisi, 2008 krizi hariç kur illüzyonu idiyse vazgeçmesi gerekmez miydi? Aslında bir kez vazgeçer gibi oldu. Unutmayalım ki iktidar partisi sadece 2009 Mart yerel seçiminde yüzde 40’ın biraz altına gerilemişti ancak bu dönemde kriz vardı, Habur kapısı olayı da yaşanmıştı. Yerel seçim olduğu için adaylar önemliydi ve Sivas’ta BBP patlaması etkili olmuştu. Bir kez de 7 Haziranda Kürt oylarının yarısı göç edince yüzde 41-42 bandına düştü. Yani yüzde 40 civarı en fala gerilediği noktaydı. Burası o zamanlar ‘granit’ blok oy sınırıydı. Bu ‘granitin’ önemli bir nedeni grafik tarafından açıklanabilir. 11 yıl kesintisiz krediye ulaşma imkânında artış ve sonra hafif gerileme. Nüfusun ikinci ve üçüncü yüzde 20’lik Gini bandı ‘bir kez oldu yine olur’ diye düşünüyordu. Dikkat, gelecekte daha da kötü olacak söylemi fazla etkili değildi çünkü bu bölme ve hatta bir alttaki yüzde 20 –ki hastane, yol vb. hizmetleri sayıp dökenler bunlar- dinlemiyordu dahi. Seçmen en fazla bir yıl geriye bakan –AR 1 veya ARMA (1,1)- bir süreç izliyor; ileriye henüz olmamış olana bakmıyor. Ancak refah etkisi geride kaldıkça hoşnutsuzların sayısı arttı.</p>
<p>Şimdi, bu dönem esasen görülmemiş bir ‘refah etkisi’ dönemiydi. Nedenlerini sayıp dökmek de seçmenin “merkezini” etkilemiyordu. Bu dönemde olanların değme sosyal demokrat partinin rüyası olduğunu söyleyelim. Bu işleri hangi nedenlerden dolayı olursa olsun –Derviş programı, dünyada tasarruf bolluğu, Lehman sonrası bolluk kaybolurken dahi gelişmekte olan ülkelere ilginin sürmesi, fonların buralara kayması, uzun süre ucuz kaynak bulunabilmesi vs.- bir sosyal demokrat parti yapmış olsaydı herkesin alkışlayacağını eklemek lazım. Elbette sosyal demokrat partiye ‘bir sanayi politikası şart’ denecekti ve onu da yapsaydı daha da fazla takdir toplayacaktır. Daha az inşaat ve gayrı menkul geliştirme, daha çok makine-teçhizat gibi görebiliriz. Ancak bu dönem de sona ermiş durumda. 2018 sonrası savunma harcamaları ve diğer yatırımlar artarken inşaatın sermaye birikimine katkısı azaldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f976aa28b9b-1777956522.png" alt="" width="700" height="359" /></p>
<p>Başka? ‘Kısa süreli seçim döngüsü’ bir eğilim haline gelmiş durumda. Ücretlere zam yapılıyor ancak daha sonra enflasyon tarafından geri alınıyor. Manzara budur. Ancak grafiğe dikkatle bakarsak pandemideki geçici yükseliş hariç 2018 başından beri hem tüketici kredilerinde hem kurumsal kredilerde GSYH’ye oranla neredeyse yarıya yakın bir azalma görülüyor ve önemli olan da bu. 2003-2017 arası –2008-09 krizi hariç- bir dönemse 2018-2026 tamamen farklı bir dönem. Kredi itkisi yavaşlayınca büyümenin kaynakları da değişiyor. Grafiğin son kısmına bakarak ekonomik oy verme davranışı ağır basarsa muhalefet kazanır denebilir mi? Zor çünkü ekonomik oy verme davranışı bile ideolojik prizmadan kırılarak yansır. Ancak bir rahatsızlık olduğu açık.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2000lerin-hikayesine-bir-bakis-78576</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2000’lerin hikâyesine bir bakış ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/antalya-kendi-hikayesini-nasil-yazmali-78575</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antalya kendi hikayesini nasıl yazmalı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu sene 5. Uluslararası Foodfest Antalya Gastronomi Festivali’nin temasını Sözen Group CEO’su ve FoodFest Antalya İçerik Koordinatörü Gökmen Sözen ‘Her Sofra Bir Hikaye’ diye belirlediklerini söyledi. Ben bu güzel temayı “Her ‘bölge’ ayrı bir hikaye” diye çevirmek ve Antalya için de yukardaki başlığı atmak istedim. Aslında konunun özü ‘destination marketing’ yani turizmin en önemli kavramlarından biri…  Bölgesel, destinasyon bazlı pazarlama. Turizm Bakanlığı da buna son dönemde önem veriyor.  Bölgenin içindeki her potansiyelini pazarlama için kullanmak olarak da özetleyebiliriz. Bugün turist Fransa’ya gitmiyor, Paris’e, Côte d'Azur’a gidiyor. İtalya’ya değil Bologna’ya Amalfi Coast’a gidiyor.</p>
<p><strong>Antalya’nın inanılmaz potansiyeli</strong></p>
<p>Her bölgenin ayrı bir hikayesi var ve ayrı bir pazarlama strateji olması gerekiyor. Ama Türkiye’nin pazarlanacak en önemli bölgelerinden biri de Antalya kuşkusuz…  Antalya tarımda üretici bir bölge olması, onu üretici olarak da pazarlanabilir bir hale getiriyor. Gıda endüstrisi, turizme yönelik üretim endüstrisi hatta sanayisi, çok farklı karakterlerde ilçeleriyle inanılmaz bir potansiyel.</p>
<p>Ama burada temel stratejiler eksik kalınca yılda bir yapılan etkinlikler de yetersiz kalıyor. O gün Antalya için herkes masadaydı, isimlerini yazacağım. Sözen Grup ve Gökmen Sözen’in önderliğinde “Gastro festivaller”, “Zirveler” Türkiye gündemine girdi. İşi yapan birileri olunca, geliştirmek daha kolay. Ancak bu etkinlikleri ve tanıtım yükünü bir kişiye, gruba, ya da sadece bir festivale bırakmak yeterli değil. Gastronomi, tarım, gıda, turizm, üretim bunlar hepsi aynı noktalarda ve büyük bir ekonomi yaratıyor. Ben her şeye ekonomi gözüyle bakıyorum. Ekonomi katma değeri olmayan etkinlikler, dönüşümler de çok sürdürülebilir olmuyor.</p>
<p>İşte sadede gelirsem buradaki genel hatamız çatı bir stratejimizin olmaması, her etkinliğin bağımsız hareket etmesi ve sonuçta sürdürülebilir olmaması… Tüm yıla, yıllara yayılamaması. Festival bitince herkesin örneğin gastronomiyi bir şekilde unutması… Yapılanlar çok değerli. Antalya için 4 yıl önce atılan adım da çok önemli. Bunlar bir süreç ama hızlı hareket edip bir sonraki adımlara bunları taşımak gerekiyor. Bununla ilgili birkaç fikrimi de birkaç örnekle anlatacağım. Ama önce biraz izlenimlerimi anlatayım…</p>
<p><strong>Antalya için herkes masadaydı</strong></p>
<p>Bu yıl 8-10 Mayıs 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilecek 5. Uluslararası Foodfest Antalya Gastronomi Festivali’nin tanıtım toplantısına Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Büşra Özdemir, Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Cansel Tuncer, Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkanı Yusuf Hacısüleyman, ATSO Meclis Başkanı Ahmet Öztürk, Antalya Ticaret Borsası (ATB) Başkanı Ali Çandır, Antalya Esnaf ve Sanatkarları Odaları Birliği (AESOB) Başkanı Adlıhan Dere, Antalya İl Kültür Turizm Müdürü Ayhan Gök, İl Tarım ve Orman Müdür Yardımcısı İbrahim Irmak, Antalya Gastronomi Yatırımcıları ve İşletmeleri Derneği Başkanı Mehmet Zeki Özen, Festival İçerik Direktörü Gökmen Sözen, 7 Mehmet Restaurant İşletmecisi Mehmet Akdağ ile Şef Refika Birgül katıldı.  Kadroya baktığınızda da ne kadar güçlü olduğunu görebilirsiniz. Antalya ekonomisi için herkes masadaydı adeta. Tabii ki Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Yusuf Hacısüleyman işin ekonomisine getirdi konuyu. Değerin yükseltilmesi gerektiğinden bahsetti… İş sadece gastronomi ile Antalya yemeklerinin tanıtılması değil. Değer o ürünlerin burada üretilmesi, turizmde dünyanın 5’inci büyük destinasyonu olması… Bunun yarattığı büyük gücün, bu tür gastronomi ve benzeri etkinliklerle kullanılması ama aynı zamanda da sürdürülebilir olması.</p>
<p><strong>Yükü 7 Mehmet’in üzerinden almak gerekli</strong></p>
<p>Hep şunu düşünürüm gittiğim yerde de turistler geldiği yeri ne kadar biliyor? Evet anlatmak lazım. Örneğin yurt dışında zeytinyağı üretilen bir yere gittiğinizde odada küçük bir şişe bulursunuz… Bu burada üretiliyor diye… Antalya’da kaldığım her oteldeki isim önemli değil açık büfedeki taze otlar her zaman beni mest eder. Onun orada üretildiğini, domateslerin seralardan açık büfeye geldiğini kim biliyor? Bunlar basit gibi görünse de aslında çok önemli… Otellerden bahsetmişken herkes turisti otellerin dışına çıkarmaktan bahsetti… Evet artık yükü 7 Mehmet ve Mehmet Aktdağ’ın üzerinden biraz almak ve dışarda, turistin gidebileceği alternatifler yaratmak ve bunu da fark ettirmek gerekiyor. Ama bu da işletmelere verilen desteklerle oluşuyor. Onlar Mehmet Zeki Özen’in dediği gibi ateş altında. Umut vaat edenleri desteklemek gerekiyor. Yoksa bu tür yatırımlar tek başına zor.</p>
<p><strong>Otelleri platform olarak görün   </strong></p>
<p>Turist pakete geliyor dışarı çıkmıyor deniyor ama artık keşfetmek herkes için önemli… Her turist tüm konaklaması boyunca sadece 1 gece 1 restoran için çıksa ne olur? Ama buna değmesi, teşvik edilmesi ve özendirilmesi gerekiyor… Turisti çıkaracak ve parayı harcatacak nedeni sunmak gerekiyor.</p>
<p>Antalya’daki otellerden de bahsedildi… Her şey dahil paket yaptıkları için biraz belki standart görünüyorlar. Ama onlar pazarlama için en önemli platformlar. Oralarda yapacağınız tanıtımlar eğer merkezi tek noktadan yönlendirmeyle ya da eğitmeyle, her otelde yapılmak üzere kalitesi kontrol edilen şekilde yapılabilirse büyük katkı yapar. Otellerdeki Türk yemekleri kalitesinin de artırılması ve oralarda iyi tanıtım yapmak gerekiyor. Bunun için mutlaka Antalya’da gastronomi eğitim akademisi benzeri bir kuruluşa ihtiyaç var. Dubai’de en önemli restoranlar, şefler otel restoranlarında… İstanbul’da ve başka yerlerde de başladı. Niye Antalya’da olmasın?  Diğer her türlü tanıtım için de oteller çok önemli! Tabii her şey dahille gelen turist sayısı da bu sistemin hala en azından Antalya için doğru model olduğunu da gösteriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/antalya-kendi-hikayesini-nasil-yazmali-78575</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/5/1280x720/67-1777956398.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya kendi hikayesini nasıl yazmalı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/startuplar-ile-kalkinma-yeni-ekonomik-yaklasimin-esiginde-78574</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Startuplar ile kalkınma: Yeni ekonomik yaklaşımın eşiğinde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’nin son yıllardaki büyüme hikâyesi, üç güçlü eksen üzerinden okunabilir: Oyun, fintek ve e-ticaret. Bu üç alan birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’nin klasik üretim ekonomisinden çıkarak teknoloji, veri ve kullanıcı odaklı yeni bir ekonomik yapıya doğru evrildiği açıkça görülüyor.</strong></p>
<p>Dünya derinlerde köklü bir dönüşümden geçiyor. Uzun yıllar boyunca kalkınma; sanayi üretimini artırmak, büyük altyapı yatırımları yapmak ve kamu öncülüğünde büyümeyi sağlamak üzerine kurgulandı. Bu model belirli bir dönemde etkili oldu. Ancak bugün aynı yöntemlerle aynı sonuçları üretmek giderek zorlaşıyor. Çünkü artık rekabetin doğası değişmiş durumda.</p>
<p>Günümüzde bir ülkenin rekabet gücü, ne kadar üretim yaptığıyla değil; ne kadar hızlı yeni iş modelleri geliştirdiğiyle ölçülüyor. Perakende sektöründe klasik zincirler büyümeye devam ederken, Amazon veri ve lojistik kabiliyetleriyle küresel ticaretin kurallarını yeniden yazdı. Benzer şekilde konaklama sektöründe Airbnb, fiziksel varlık yatırımı yapmadan dünyanın en büyük platformlarından biri haline geldi. Bu örnekler, değerin artık varlık sahipliğinden çok problem çözme kapasitesiyle üretildiğini açıkça gösteriyor.</p>
<p><strong>Değişimin merkezinde </strong><strong>startup’lar bulunuyor</strong></p>
<p>Finans sektöründe de benzer bir kırılma yaşandı. Geleneksel bankalar şubeleşme ve ölçek üzerinden büyürken Stripe, geliştiricilere sunduğu basit ve esnek altyapı ile küresel ödeme sistemlerinde kritik bir oyuncu haline geldi. Türkiye’de çeşitli fintech girişimleri ise finansal hizmetlerin kullanıcı deneyimi, hız ve erişilebilirlik üzerinden nasıl yeniden tanımlanabileceğini ortaya koydu. Bu dönüşüm, sadece yeni şirketlerin ortaya çıkması değil; sektörün işleyiş mantığının kökten değişmesi anlamına geliyor.</p>
<p>Bu değişimin merkezinde startup’lar bulunuyor. Ancak startup kavramını yalnızca yeni kurulan şirketler olarak görmek eksik kalır. Startup; belirsizlik altında çalışan, hızlı deneyler yapan, veriye dayalı öğrenen ve sürekli kendini optimize eden bir sistemdir. Spotify bu yaklaşımın güçlü bir örneğidir. Kullanıcı davranışlarını sürekli analiz eden ve kişiselleştirme üzerine kurulu yapısıyla sektörde önemli bir dönüşüm yaratmıştır. Bu çeviklik, klasik organizasyonların ulaşmakta zorlandığı bir avantaj sağlar.</p>
<p><strong>Startup yaklaşımı yalnızca </strong><strong>teknoloji sektörüyle sınırlı değil</strong></p>
<p>Aynı yaklaşım kamu tarafında uygulandığında çok daha çarpıcı sonuçlar ortaya çıkabiliyor. Estonya, devlet hizmetlerini dijitalleştirirken büyük ve ağır projeler yerine küçük pilot uygulamalarla ilerledi ve zamanla tüm sistemi dönüştürdü. Bugün Estonya’da şirket kurmak dakikalar içinde tamamlanabiliyor ve kamu hizmetlerinin büyük çoğunluğu dijital olarak sunuluyor. Türkiye’de de e-devlet uygulamalaruı bir çok hizmeti dijitalleştirerek hız ve etkinlik kazandırdı. Bu başarı, sadece teknoloji yatırımı değil; aynı zamanda yönetim anlayışının dönüşümüdür.</p>
<p>Startup yaklaşımı yalnızca teknoloji sektörüyle sınırlı değildir. Tarımda veri odaklı çözümler, sağlıkta yapay zeka uygulamaları ve inşaatta dijitalleşme sayesinde verimlilik artmaktadır. Benzer bir şekilde contech girişimleri, maliyetleri düşürürken projelerin daha hızlı tamamlanmasını mümkün kılmaktadır. Bu da startup mantığının tüm sektörlerde uygulanabilir olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Türkiye’nin son yıllardaki büyüme hikâyesi, üç güçlü eksen üzerinden okunabilir: Oyun, fintek ve e-ticaret. Oyun sektöründe Peak Games ve Dream Games gibi girişimlerin milyar dolarlık değerlemelere ulaşması, Türkiye’nin küresel ölçekte yaratıcı üretim gücünü ortaya koydu. Fintek tarafında iyzico gibi oyuncular, ödeme sistemlerini daha erişilebilir, hızlı ve kullanıcı dostu hale getirerek dijital finansın yaygınlaşmasına katkı sağladı. E-ticarette ise Trendyol ve Hepsiburada gibi platformlar, lojistik, veri ve müşteri deneyimini merkeze alarak yalnızca Türkiye’de değil, uluslararası pazarlarda da rekabet edebilen modeller geliştirdi. Bu üç alan birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’nin klasik üretim ekonomisinden çıkarak teknoloji, veri ve kullanıcı odaklı yeni bir ekonomik yapıya doğru evrildiği açıkça görülüyor.</p>
<p><strong>Başarılı olanlar büyütülür, başarısız </strong><strong>olanlar hızlıca sonlandırılır</strong></p>
<p>Startup yaklaşımı aynı zamanda kaynak kullanımında da önemli bir verimlilik sağlar. Büyük bütçeli ve uzun vadeli projeler yerine küçük ve hızlı deneyler yapılır. Başarılı olanlar büyütülür, başarısız olanlar ise hızlıca sonlandırılır. Bu yöntem hem zaman hem de maliyet kayıplarını azaltır. Silikon Vadisi’nde başarısızlık bir öğrenme süreci olarak kabul edilir. Bu kültür, risk almayı teşvik ederek inovasyonun hızlanmasını sağlar.</p>
<p>Gerçek dönüşüm, startup yaklaşımının sistematik hale gelmesiyle mümkündür. Kamu alımlarında girişimlere alan açılması, büyük şirketlerin startup’larla iş birliği yapması ve eğitim sisteminde proje bazlı öğrenmenin yaygınlaşması bu süreci hızlandırabilir. Bu sayede yenilikçi çözümler daha geniş alanlara yayılabilir.</p>
<p>Gelecekte ülkeler arasındaki farkı belirleyecek olan unsur; kimin daha fazla kaynağa sahip olduğu değil, kimin bu kaynakları daha hızlı ve daha akıllı kullanabildiği olacaktır. Bu noktada startup düşünce sistemi, sadece girişimciler için değil, ekonominin tüm aktörleri için kritik bir araç haline gelmiştir.</p>
<p>Bir çok ülke şu soruyu soruyor: Mevcut sistemi iyileştirerek mi ilerleyeceğiz, yoksa tamamen yeni bir düşünce modeli mi benimseyeceğiz? Çünkü tarih bize gösteriyor ki büyük dönüşümler, mevcut yapıları iyileştirerek değil, yeni yaklaşımlar geliştirerek gerçekleşir.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/startuplar-ile-kalkinma-yeni-ekonomik-yaklasimin-esiginde-78574</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Startuplar ile kalkınma: Yeni ekonomik yaklaşımın eşiğinde ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracatta-deneyim-yapay-zeka-ve-teknolojiye-karsi-78573</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracatta deneyim, yapay zekâ ve teknolojiye karşı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Son zamanların en moda davranışı, aklımıza gelen her şeyi <strong>y</strong>apay <strong>z</strong>ekâya (<strong>YZ)</strong> sormak.</p>
<p><strong>Moda</strong> bu <strong>olunca</strong> ve <strong>faydası</strong> da <strong>görülünce</strong>, doğal olarak biz ihracatçılar da uzak kalamıyoruz.</p>
<p><strong>Başlangıçta</strong><strong>ki</strong> amacı, <strong>operasyonel süreçler</strong> ile <strong>belgelerin hazırlanması</strong> ve <strong>takibini</strong> kolaylaştırmak olmak üzere başlatılan ve uygulama yelpazesi gittikçe genişleyen sayısız <strong>yazılım</strong> çalışmaları <strong>yapıldı</strong>, yapılıyor ve <strong>yapılacak</strong>.</p>
<p>Ancak, hiç kuşku yok ki <strong>yapay zekânın yeri</strong> çok amma <strong>çok farklı</strong>.</p>
<p>Bana bu aralar en çok sorulan sorulardan birisi de “ <strong>Eğer YZ ile işimizi halledebileceksek, deneyimli personele gerek kalacak mı?</strong>”</p>
<p>Buna, mesleğe yarım asırdan fazla emek verdikten sonra objektif düşünerek cevap vermek benim için zor olsa gerek diyerek ben de YZ yardımcılarımıza hatta üçüne birden aynı komutları vererek fikirlerini almak istedim.</p>
<p>Amma etki altında kalmamak için de önce notlarımı aldım sonra onlara sordum ve makaleme son şeklini verip yazdım.</p>
<p>Her üçünün de beni memnun eden yorumlar vermesi beni şaşırttı demeyeceğim.</p>
<p><strong>Odak noktam</strong>; ihracat çalışmaları yaparken hedef pazar belirleme, potansiyel müşteri bulma, ticari istihbarat, strateji belirleme, müzakere yapma, farklı kültürlerle iletişim, operasyonel etkinlik gibi konularda <strong>deneyim, YZ ve teknoloji kullanımı farklarını belirlemekti</strong>.</p>
<p><strong>Deneyim</strong> sezgisel karar verme, ilişki ağları, kültürel birikimde oldukça öne çıktı.</p>
<p>Ancak alışkanlıklar ile ön yargı ve veri körlüğü engelini akılda tutmak gerekiyor.</p>
<p><strong>Teknoloji ve Yazılım</strong> kullanımı ise veri analizi, CRM gibi önemli pazar araştırma araçları olarak değerlendirildi ise de verilerin ham ve yoruma muhtaç olması bunun zayıflığıydı.</p>
<p><strong>Yapay Zekâ</strong> değerlendirildiğinde de yüksek hız, tahminleme ve simülasyon, otomasyon, dil ve içerik desteği fark atarak öne çıktı.</p>
<p><strong>Önceliğin “ Deneyim</strong> “ üzerinde yoğunlaşması beni şaşırtmadı.</p>
<p>Ancak <strong>YZ </strong>ve<strong> teknoloji</strong> <strong>kullanımı</strong> da <strong>farklı yönlerde</strong> hızla öne çıkıyordu.</p>
<p>Mevcut hali ile <strong>YZ</strong> yeteneklerinin, sezgisel okuma ki buna veri yokken bile doğru tahmin yapabilme diyebiliriz, <strong>müzakerede psikolojik</strong> üstünlük, <strong>kültürel nüansları anlama</strong> gibi konularda <strong>etkinlikleri</strong> oldukça <strong>kuşkuludur</strong>. Buralarda deneyimin üstünlüğü tartışılmaz.</p>
<p>Burada <strong>deneyim</strong> oldukça ve hatta <strong>fazlasıyla etkileyici</strong> bir unsurdur.</p>
<p>Amma <strong>veri teminine</strong> baktığımızda <strong>deneyimin en zayıf</strong> kaldığı nokta diyebiliriz.</p>
<p>Bu konuda <strong>teknoloji öne çıksa</strong> da bulunacak <strong>verilerin ham</strong> ve <strong>yoruma muhtaç</strong> olduğu gerçeğini yadsımak olası değildir.</p>
<p><strong>Verilerin işlenmesinde YZ</strong> ve <strong>yorumlanmasında deneyim</strong> ortaya çıkıyor.</p>
<p><strong>Deneyimin</strong> <strong>doğru soruları</strong> <strong>sormasının</strong>, teknolojinin doğru verileri getirmesini sağlayabileceği açık olsa da <strong>eksik veri</strong> olması, <strong>Y’ninZ</strong> <strong>yanlış işlemesine</strong> yol açabilir.</p>
<p>İşin özünde, her üçünün bir arada kullanılmasının en yüksek faydayı sağlayacağı görülüyor.</p>
<p>Teknoloji <strong>bilgi verir, </strong>Yapay zeka seçenek yaratır, <strong>yorum önerir, </strong>Deneyim <strong>karar verir.</strong></p>
<p>Deneyimin formülden çıkarırsanız da işlem yapılabilir amma sonuç kırılgan olur.</p>
<p><strong>Deneyim yoksa; sistem karar veremez, sadece öneri üretir.</strong></p>
<p><strong>Deneyimi</strong> bu denklemden <strong>çıkardığınızda</strong>, <strong>ihracat</strong> süreci " <strong>yüksek süratli ama rotasız bir gemiye</strong>" benzer</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracatta-deneyim-yapay-zeka-ve-teknolojiye-karsi-78573</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/0/1280x720/lojistik-ithalat-ihracat-1754495640.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracatta deneyim, yapay zekâ ve teknolojiye karşı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nakit-sermaye-artisinda-faiz-indirimi-ve-sorunlari-78572</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nakit sermaye artışında faiz indirimi ve sorunları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10/1-ı maddesinde açıkça, ortaklar veya ortaklarla ilişkili olan kişilerce, kredi kullanmak veya borç almak suretiyle gerçekleştirilen sermaye artırımlarının, indirim hesaplamasında dikkate alınamayacağı hükmü yer almaktadır.</strong></p>
<p>Önceki yazımda Kurumlar Vergisi Kanunu’nda şirketleri özkaynakla çalışmaya teşvik amacıyla ihdas edilmiş bulunan “nakit sermaye artırımı üzerinden faiz indirimi teşviki” düzenlemesini (md. 10/1-(ı) aktararak bu teşvikin uygulamasında karşılaşılan bir kısım sorunlara değinmiştim. Köşemin sınırları dolayısıyla değinemediğim diğer sorunlara ise bu yazımda devam ediyorum.</p>
<p><strong>Yabancı kaynakla sermaye </strong><strong>artırımına iştirak </strong></p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10/1-ı maddesinde açıkça, ortaklar veya ortaklarla ilişkili olan kişilerce, kredi kullanmak veya borç almak suretiyle gerçekleştirilen sermaye artırımlarının, indirim hesaplamasında dikkate alınamayacağı hükmü yer almaktadır. Bu açık düzenleme nedeniyle, ortakların sermaye borcunu yabancı kaynakla karşılaması halinde faiz indiriminden yararlanılması mümkün değil. Ancak bu düzenlemenin hatalı olduğunu düşünüyorum. Zira bu düzenleme peçeleme halini önlemek amacıyla ihdas edilmiş, ancak ifrata kaçılmıştır. Düzenlemenin “kredi kullanılmak veya borç alınmak suretiyle” şeklinde değil, “ilişkili kişilerden kredi kullanılmak veya borç alınmak suretiyle” şeklinde olması gerekirdi. Sermaye artırımı sırasında nakdi olmayan, ancak artırıma katılmaması halinde pay oranı çok küçülecek veya azlık hakkını yitecek bir ortağın, ilişkisiz bir bankadan kredi alarak artırıma katılması halinde, bu ortakla sermaye artırımı yapan şirket cezalandırılmakta ve teşvikten yararlanma hakkı ortadan kalkmaktadır. Bu nedenle düzenleme ilişkisiz kişilerden borç alanlar yönünden Anayasa’ya (sözleşme, özel girişim özgürlüğü ve mülkiyet hakkına) aykırıdır. Ancak bu şekilde söz konusu teşvikten yararlanamayan şirketler için tek yol ihtirazi kayıtla beyanda bulunarak dava açmak ve davada Anayasa’ya aykırılığı ileri sürmektir.</p>
<p><strong>Kira gelirlerinin pasifliği tartışması</strong></p>
<p>30.6.2015 günü Resmi Gazete’de yayımlanan 2015/7910 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla, nakit sermaye artırımında faiz indirim oranı, gelirlerinin % 25 veya fazlası şirket faaliyetiyle orantılı sermaye, organizasyon ve personel istihdamı suretiyle yürütülen ticari, zirai veya serbest meslek faaliyeti dışındaki faiz, kâr payı, kira, lisans ücreti, menkul kıymet satış geliri gibi pasif nitelikli gelirlerden oluşan sermaye şirketleri için yüzde sıfır olarak uygulanması kararlaştırılmıştır.</p>
<p>İdari anlayışın, konuya ilişkin özelgelerden net olmadığı, şirketin faaliyet alanına itibar edilmeksizin kiralama gelirlerinin global bir anlayışla değerlendirilmesi eğiliminin varlığı görülmektedir. Faaliyet konuları arasında “kiralama” olan şirketlerin kira gelirlerinin faaliyet dışı, pasif gelir olarak nitelendirilmesi bence hatalıdır.</p>
<p>Konu Danıştay’ın bir kararında irdelenmiş ve şirketin ana sözleşmesinde faaliyet konularından birinin de kiralama faaliyeti olması nedeniyle elde edilen kira gelirlerinin pasif nitelikli gelir değil ticari kazanç olarak nitelendirilmesi gerektiği görüşüyle şirketin söz konusu faiz indirimi teşvikinden yararlanabileceğine karar verilmiştir.</p>
<p><strong>Arsa veya arazi alımı </strong></p>
<p>2015/7910 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile arsa veya arazi alımı için yapılan nakdî sermaye artırımı tutarına faiz indirimi teşvikinin uygulanmaması öngörülmüştür. Nakden artırılan sermaye tutarının arsa veya arazi alımına tahsis olunan kısmını aşan bölümü için faiz indirimi teşvikinden yararlanmak mümkündür. Bu arada belirtmeliyim ki, banka kredisi ile arsa alan bir şirketin artırılan sermaye ile kredi borcunu kapatma hali, özelge bazında idari anlayışta peçeleme olarak kabul edilmiş ve söz konusu teşvikten yararlanılamayacağı yönünde görüş oluşturulmuştur. </p>
<p><strong>Kazanç yetersizliği ve tevsik </strong></p>
<p>İndirim tutarının hesaplanmasında TCMB tarafından yararlanılan yıl için en son açıklanan ticari krediler faiz oranı dikkate alınacağından, idari anlayışta, sadece yıllık hesap dönemi itibarıyla bu indirimden yararlanılması mümkündür.  Ancak kazanç yetersizliği nedeniyle indirim konusu yapılamayan tutarlar, izleyen hesap döneminde geçici vergi matrahlarının tespitinde indirim konusu yapılabilir.</p>
<p>İndirimden faydalanacak sermaye şirketlerinin, sermaye artırımı tutarının şirketin banka hesabına nakden yatırıldığına ilişkin işlemleri içeren ve banka şubesi tarafından onaylanmış banka hesap özetini kağıt ortamında veya elektronik ortamda kurumlar vergisi beyannamesi verme süresi içerisinde bağlı oldukları vergi dairelerine ibraz etmeleri gerekmektedir. Ancak artırımı izleyen yılarda aynı tevsikin gerek olmadığını düşünüyorum.</p>
<p>Sorun çok, ancak bu sorunların çoğu idarenin teşvik uygulamasından kaynaklanacak vergi kaybını en aza indirme çabası ile yarattığı suni sorunlar görünümü vermektedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nakit-sermaye-artisinda-faiz-indirimi-ve-sorunlari-78572</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nakit sermaye artışında faiz indirimi ve sorunları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ilk-aylik-muhasebe-78571</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> İlk aylık muhasebe</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST 100 endeksi USD bazında 2 ay sonra ilk kez artı bölgeye %11’lik yükselişle geçerken (Şubat ayı da negatifti), TL bazında da %13 yükseldi. Ana endekslerden hem banka hem de sanayide çift haneli yükselişler izlendi.</strong></p>
<p>Mart başlamadan hemen önce patlak veren Orta Doğu’daki gerginlik sürecinin fiyatlamalar anlamında hemen hemen elle tutulur ilk sürecini Nisan ayı ile birlikte geride bıraktık. Mart’ı bu kapsamda görmeme sebebim, içerisinde psikolojik tepkilerin de yer aldığı süreci barındırması. Nisan ise biraz daha başlıkların dengelendiği ve olabildiğince planlama yapma imkanının yeşermeye başladığı dönem olarak değerlendirilebilir.</p>
<p>Hisse senetleri açısından marttaki hasarın çok büyük kısmı ve hatta tamamı bölge bazında değişiklikler olmakla birlikte telafi edildi. Küresel hisse senetlerine ait fiyatlama ABD dahil ve hariç sepetlerde birbirine çok yakın bir patikada, %9-10’lu seviyelerde yükseliş şeklinde gerçekleşti. Gelişmekte olan ülkelerde prim %15, ABD’de gösterge endeks konumundaki S&amp;P 500’de ise %10 seviyelerinde oluştu. Kuşkusuz ana belirleyici, geçtiğimiz hafta da tartıştığımız üzere, AI temasının geri dönüşü ve teknoloji sınıfının sürüklemesi. Bununla birlikte gelişmekte olan ülke varlıklarının Asya önderliğinde iyimserliği koruması da unutulmasın.</p>
<p>Momentumu destekleyen en önemli girdilerden birisi Amerikan dolarının pozisyonu. Dolar endeksinin savaşın ilk başlarında güvenli liman pozisyonunu hatırlaması ile birlikte maliyetleri artırıcı yönde hareketlenmesinin ardından Nisan’da endeks performansı %2 düşüş olarak izlendi. Son derece önemli. Zira Ağustos 2025’ten bu yana en ciddi geri çekilişi konuşuyoruz. Öte yandan ABD’de tahvil faizlerindeki tersi hareket ise düşündürücü. Hem kısa hem uzun vadede faizlerin yukarı yönde baskılanması ve hala daha 10 yıllık vadede %4.30-4.40 aralığında kalınması, hikayenin farklı boyutlarını karşımıza çıkarıyor. Başkan Powell’ın görev süresindeki son FOMC toplantısını da referans alarak, para politikasının geleceğine dair soru işaretlerinden, maliye politikasındaki dengesizliklere ve Kasım’daki seçimleri de gözeterek siyasi ekseni de hatırladığımızda, borçlanma maliyetlerindeki inatçı eğilim son derece önemli. Tüm bunların üzerine, savaşın kalıntısı olarak enflasyonda kısa vadede beklenen yukarı yönlü baskılar da unutulmasın.</p>
<p>Yerel varlıklara doğru geldiğimizde, neredeyse paralel bir eğilimi konuşmak mümkün. BIST 100 endeksi USD bazında 2 ay sonra ilk kez artı bölgeye %11’lik yükselişle geçerken (Şubat ayı da negatifti), TL bazında da %13 yükseldi. Ana endekslerden hem banka hem de sanayide çift haneli yükselişler izlendi. CDS’in &gt;300bp pozisyonundan yeniden 240bp civarına gerilemesi Eurobond faizlerini aşağı yönde desteklerken, TL taraftaki faiz eğilimi karışık seyretti. Kısa vadelide (2y) -83bp faiz düşüşü olurken, 10y vadelide +35bp ile hafif artış gözlendi. Bunu, enflasyon beklentileri ile okumak daha mantıklı.</p>
<p>TL varlıklar açısından nisanın en önemli ayrıntısı, FX işlemlerinde saklı. Parite etkisiyle TRYEUR çaprazı %3 gerilerken TRYUSD ise %1,6 değer kaybetti. Bu da bizi sepet kurda %2,5’lik yükselişle Haziran 2025’ten bu yana en yüksek aylık harekete taşıdı. Değerli kur tartışmalarının gölgesinde liranın sepet bazındaki aylık eğilimi bir miktar dengeleyici unsur olarak belirebilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ilk-aylik-muhasebe-78571</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İlk aylık muhasebe ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ursula-von-der-leyenin-sozlerinde-belki-de-bir-gercek-payi-var-78570</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ursula von der Leyen’in sözlerinde belki de bir gerçek payı var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’nin AB’ye katılmak istediği yeterince açıklığa kavuşmuş bir husus değildir. AB’yi çifte standart uyguladığı gerekçesiyle eleştirmek haklı bulunabilir ama üye olmak başka bir iştir, kurallara uymayı gerektirmektedir. Türkiye’nin sadece Avrupa savunmasında kendisine ihtiyaç duyulduğu gerekçesiyle üye yapılmayı beklemesi gerçekçilikten bir hayli uzaktır.</strong></p>
<p>Avrupa Komisyonu Başkanı Bayan Ursula von der Leyen’in itinalı ya da iyi düşünülerek söylenmediği anlaşılan beyanı, bir yandan Türkiye’nin Avrupa savunmasında sorumluluk üstlenmesini isteyen Avrupa Birliği yetkilileri, diğer yandan da ülkemizin Avrupa Birliği’ne girmeye aday bir ülke olduğunu, dolayısıyla diğer ülkelerle aynı sepete konarak sanki üye adayı değilmiş muamelesi yapılmamasını isteyen Türkiye hükümeti açısından güçlük yaratmış gibi görünüyor. Hatırlayacağınız gibi, Komisyon Başkanı hanımefendi, Avrupa’yı Çin, Rus ve Türk etkilerinden korumak gerektiğini ifade etmiş, bilahare Avrupa Birliği yetkilileri Türkiye’yi Rusya ve Çin ile bir tutan bu beyanı vuzuha kavuşturmak, daha doğrusu tevil etmek için bir dizi açıklama yapmışlardı. Bayan von der Leyen’in sözlerini eleştirerek, düşüncesizce edilmiş sözler diye bir kanaate varmadan önce, tarafların tutumlarını gözden geçirmekte fayda olabilir. Ne de olsa, pek parlak bir yönetici olarak görülmese de, Bayan von der Leyen, demeçlerinde gaflar yapmakla şöhrete kavuşmuş bir kişi değildir.</p>
<p>Şu anda Avrupa ülkelerinin askeri hazırlık seviyesinin yetersizliği ve güvenlik için harcama yapma konusundaki isteksizliği de göz önüne alınacak olursa Türkiye’nin, Avrupa’nın ortak savunulması konusunda geliştirilecek herhangi bir projede yer alması makul bulunabilir. Unutmayalım ki, Türkiye Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra NATO’nun en büyük ordusuna sahiptir ve ordusunun fiilen çatışma deneyimi de bulunmaktadır. Buna ek olarak Türkiye, Rusya’nın Karadeniz’deki donanmasının Akdeniz’e ulaşmasını engelleyebilecek olan boğazların da denetçisidir. Ayrıca, gelişmekte olan bir silah endüstrisine sahiptir. Bütün bunların yanında, Rusya ile daha iyi ilişkilere sahip olduğundan, diğer Avrupa ülkelerine nazaran bu ülke ile daha rahat iletişim kurabilecek ve uzlaşma sağlayabilecek konumdadır. Tabii, bütün bu meziyetleri, Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye müstakbel bir üye adayı ya da ortak geleceğinin bir ortağı olarak baktığı anlamına gelmiyor. </p>
<p><strong>Avrupa Birliği ile Türkiye ilişkileri, </strong><strong>perakendeci nitelik kazanmış durumda</strong></p>
<p>Türkiye basın özgürlüğü, kanunların egemenliği ve benzeri konularda yapılan uluslararası derecelendirmelerde her geçen gün irtifa kaybetmektedir ki, bu niteliklerin Avrupa Birliği’ne üye olmak için üzerinde önemli durulan hususlar olduğu biliniyor. Türkiye hükümetinin şu ana kadar izlediği siyaseti değiştirerek Avrupa Birliği’ne yakınlaşmayı düşündüğüne dair herhangi bir emare de bulunmamaktadır. Bir örnek vermek gerekirse, Türkiye hükümeti Türkiye vatandaşlarının AB’ye vize almadan seyahat edebilmeleri için gerekli değişiklikleri yapmamak için direnmektedir. Eğer basında yer alan haberlere itibar etmek gerekirse, vize başvurusu reddedilen Türkiye vatandaşı sayısı azalmamakta, bilakis yükselmekte, buna karşılık hükümet sessiz kalmayı tercih etmektedir.  Belki de Türkiye’yi yönetenlerin anlamak istemediği ya da anlamaz görünmek istediği husus, Avrupa Birliği ile Türkiye ilişkilerinin tamamen perakendeci bir nitelik kazanmış olduğudur.</p>
<p>Avrupa Birliği, üye ülke hükümetlerinin bazı vazgeçilmez niteliklere sahip olması konusunda ısrar etmektedir. Birliğin bazı üyeleri bu niteliklerden uzaklaşacak olurlarsa, diğerleri onları eleştirmektedir. Bu eleştirilerinde samimi olduklarına dair bir kuşku da bulunmamaktadır. Neticede, tüm üyelerin rejim konusunda aynı değerleri ve hedefleri paylaşmalarını istenmekte ve bunlardan ciddi biçimde uzaklaşan üyeler, istenmese bile, bazı yaptırımlara tabi kılınmaktadır. Buna karşılık, AB’ye üye olmayan ülkelerle olan ilişkilerinde Avrupa değerleri, sadece ulusal çıkara hizmet edecek kaynaklar olarak görülmektedir. Avrupa değerleri Türkiye’ye karşı da bu biçimde kullanılmaktadır. Avrupa Birliği başka ülkelerle ilişkilerinde bu değerlerden hiç söz etmeyebilir. Bu tür muamele karşısında Türkiye, anlaşılabilir nedenlerle, çifte standarttan söz etse de, uluslararası siyaset oyununun böyle oynandığını hatırlaması daha doğru olacaktır.</p>
<p>Günümüz koşulları altında Bayan von der Leyen’in sözlerinin iyi düşünülmeden yapılmış bir açıklamadan ibaret olduğunu mu kabul edelim? Böyle bir beyanın en azından zamansız yapıldığını ileri sürmek belki işin kolayına kaçmak gibi görünüyor çünkü sormamız gereken esas soru bu beyanın önemli sayıda Avrupa Birliği seçmeninin tercihini yansıtıp yansıtmadığı, yani Birlik kamuoyunun tercihlerini ifade edip etmediğidir. Sanıyorum, soruyu “evet” diye cevaplarsak gerçeğin fazla uzağına düşmeyiz. Azımsanması mümkün olmayan sayıdaki Avrupa Birliği seçmeni, birliği bir Hrıstiyan örgütü olarak görmekte, böyle bir yapı içinde ne kadar laik olursa olsun, Türkiye gibi nüfusunun büyük bir bölümü Müslüman olan bir ülkeyi üye olarak görmeyi istememektedir. Dolayısıyla, Bayan von der Leyen, Avrupa Birliği içindeki muhafazakar kesimin sözcülüğünü üstlenmiştir. Zaten kendisi de muhafazakardır. İfade ettiği görüş şu anda Avrupa savunmasını planlayanların pek işine gelmese bile, muhtemelen bazı siyasi çevrelerde fazlasıyla destek bulmuştur.</p>
<p><strong>AB’nin Türkiye’yi üyeliğe davet </strong><strong>etmesi şimdilik mümkün değil</strong></p>
<p>Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılmak istediği de yeterince açıklığa kavuşmuş bir husus değildir. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, ülkemiz hükümeti izlemekte olduğu otoriter siyasetten geri adım atmadığı gibi, Avrupa Birliği’nin üye olmayı arzulayan ülkelerden beklediği herhangi bir değişikliği yapmaya da yönelmemiştir. AB’yi çifte standart uyguladığı gerekçesiyle eleştirmek haklı bulunabilir ama üye olmak başka bir iştir, kurallara uymayı gerektirmektedir. Türkiye’nin sadece Avrupa savunmasında kendisine ihtiyaç duyulduğu gerekçesiyle üye yapılmayı beklemesi gerçekçilikten bir hayli uzaktır. Sanıyorum, Türkiye Cumhurbaşkanı bu hususu iyi bilmekte ve destekçilerine Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi arasına katmayacağını göstermek istemektedir. Başına gelebilecek en büyük felaketlerden biri Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi üyeliğe davet etmesi olmakla beraber böyle bir ihtimalin gerçekleşmesinin şimdilik mümkün olmadığı da aşikardır.</p>
<p>Bütün söylediklerimiz bizi nasıl bir sonuca götürüyor? Avrupa Birliği, ihtiyaç duyduğu sürece, Türkiye’nin Avrupa savunması için vazgeçilmez olduğunu ileri sürecek, Bayan von der Leyen’i de düşüncesini açıkça savunduğu için eleştirecektir. Biz yine de Bayan von der Leyen’in sözlerinde gerçek payı olduğunu unutmayalım, ilişkilerimizi düzenlerken hayallere kapılmayalım.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Savunmada Türkiye’nin rolü </strong><strong>konusunda AB’de ayrışma var</strong></span></p>
<p>AB’nin güvenliğini nasıl sağlayacağı henüz bir karara bağlanmış değildir. Avrupa’nın kendi stratejik özerkliğine sahip olması gerektiğini her fırsatta dile getiren Fransa, AB üyesi olmayan ülkelerin Avrupa savunması içinde yer almaması gerektiğini savunmaktadır. Bu girişiminin baş destekçileri arasında Yunanistan da bulunuyor. Yunan hükümeti kendi ülkelerini önemli bir askeri aktör olarak görmek hayaline göre hareket etmekte, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ni tehdit etmemesini sağlamakta Yunanistan’ın da önemli bir rolü olacağını ileri sürmektedir. Almanya’nın başını çektiği daha aklı başında görünen ülkeler ise Türkiye’nin Batı Avrupa savunması için taşıdığı önemi görece iyi idrak etmekte ve Avrupa’nın kendini savunmaya hazır olup olmadığının belirsiz olduğu bu dönemde Türkiye’yi dışlamanın haklı bir gerekçeye dayandırılmasının mümkün olmadığını görmektedirler.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ursula-von-der-leyenin-sozlerinde-belki-de-bir-gercek-payi-var-78570</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/0/1280x720/ursula-von-der-leyen-1777955807.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ursula von der Leyen’in sözlerinde belki de bir gerçek payı var ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dogurganlik-hizimiz-kuresel-zararli-akimlar-yuzunden-mi-dustu-78569</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğurganlık hızımız ‘küresel zararlı akımlar’ yüzünden mi düştü?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2007’den 2025’e toplam hanehalkı sayısı yüzde 51.54 artarken çocuklu eşlerden oluşan hane sayısı 18 yılda sadece yüzde 0.78 arttı. Buna karşın yalnız yaşayanların sayısı yüzde 379,9,  genelde parçalanmış aileleri temsil eden tek ebeveynli çocuklu aile sayısı yüzde 163,6 arttı.</strong></p>
<p>2025, “Aile Yılı” ilan edilmişti, şimdi de 2026-2035 dönemi “Aile ve Nüfus On Yılı” ilan edildi. Ana mesele, toplam doğurganlık hızındaki olağanüstü düşüş.</p>
<p>Toplam doğurganlık hızı, yani ortalama her bir kadının ömrü boyunca doğurması beklenen çocuk sayısı 2024 yılı itibarıyla 1,48 seviyesine kadar düşmüş durumda. Nüfusun kendini yenileyebilmesi yani artmak bir yana seviyesini koruyabilmesi için bu rakamın istatistiksel olarak 2,1 olması gerektiği hesaplanıyor. Sonuç olarak Türkiye, hızlı bir nüfus kaybı süreci ile karşı karşıya.</p>
<p>Nüfus azalması, ekonomisi emek yoğun sektörlere, rekabeti ucuz işgücüne dayanan ve uluslararası arenada en iyi ihraç ürününün ordusu olduğu düşünülen bir ülke için alarm verici bir durum. İstihdam oranının düşük olması ve kayıt dışının yaygın olması da sosyal güvenlik sistemini tehdit eden bir faktör.</p>
<p>Aile ve Nüfus On Yılı sunumlarında iktidarın buna karşı ne kadar aktif politikalar yürüttüğü vurgulanırken, sorumlu olarak “cinsiyetsizleştirme” başta olmak üzere “global zararlı akımlar” gösterildi. Ayrıca “bireyselleşme, insan hakları ve özgürlük söylemlerini araçsallaştıran ve çoğunlukla toplumsal cinsiyet ideolojisi üzerine temellendirilmiş zararlı akımlar” da sorunun kaynağı olarak sayıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f97bd5464d7-1777957845.png" alt="" width="639" height="522" /><strong>Atılan adımlar çözüm getirmedi</strong></p>
<p>Bu konu iktidarın gündemine yeni girmiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan yıllardır söylem olarak 3 çocuk propagandası yapıyor. Kadınların doğum izinlerinin uzatılması gibi doğumu teşvik etmeye, evlilik yardımı, kredisi gibi uygulamalarla evliliği teşvik etmeye dönük çeşitli uygulamalar da devreye girdi. Ayrıca kürtaj ve sezaryene karşı fiili kısıtlamalar da gündeme geldi.</p>
<p>Ama ne evlenme hızındaki düşüş, ne boşanmalardaki artış, ne de doğum hızındaki düşüş trendi değişmedi, üstelik hızlanarak sürdü.</p>
<p>Erdoğan, 2007’den beri yaklaşık 20 yıldır üç çocuk propagandasını dilinden düşürmüyor ama bu tanıma uygun aile oranı düştükçe düşüyor.  Söz konusu demografik göstergelerin ana eğilimlerinde bir değişiklik yok.</p>
<p><strong>2018’den itibaren kötü </strong><strong>gidiş daha da hızlandı</strong></p>
<p>Üstelik dikkat çekici bir ortak özellik var: 2018 yılından itibaren, yani “tek adam rejimi” döneminde temel göstergelerdeki “kötü gidiş” daha da hızlanmış durumda.</p>
<p>İşte istatistiklerin ortaya koyduğu karşılaştırmalı resim:</p>
<p>- 2007’den 2025’e toplam hanehalkı sayısı yüzde 51.54 artarken çocuklu eşlerden oluşan hane sayısı 18 yılda sadece yüzde 0.78 arttı. Buna karşın yalnız yaşayanların sayısı yüzde 379,9,  genelde parçalanmış aileleri temsil eden tek ebeveynli çocuklu aile sayısı yüzde 163,6 arttı.</p>
<p>- Tek adam rejimi öncesinde 2017 yılında yalnız yaşayanlar, toplam hanelerin yüzde 15,4’ünü oluştururken 2025 yılında paylarını yüzde 20,5’e çıkardılar.</p>
<p>- Buna karşın tek ebeveynliler dahil çekirdek ailenin payı aynı dönemde yüzde 66.1’den yüzde 62,8’e çıktı.</p>
<p>- Çiftler ve çocuklardan oluşan çekirdek aileler içinde çocuksuz olanların payı yüzde 24,6’dan yüzde 27,2’ye çıktı. Bunlar içinde 3 ve daha fazla çocuğu olanların payı yüzde 19,6’dan yüzde 17,9’a geriledi.</p>
<p>- Erdoğan’ın 3 çocuk çağrısına uyan ailelerin toplam haneler içindeki payı da yüzde 23,3’ten yüzde 18,4’e indi. Sonuç olarak Erdoğan’ın çağrısına uyan aile sayısı 2017 yılına göre bile yüzde 5,9 azaldı.</p>
<p>- 2025 itibarıyla 2017’ye göre evlenme sayısı yüzde 3 azalırken boşanmaların sayısı yüzde 50,9’luk bir sıçrama kaydetti. Kaba evlenme hızı binde 7.09’dan binde 6.43 ile pandemi yılı hariç en düşük düzeye indi. Kaba boşanma hızı ise binde 1.60’tan binde 2.26’ya çıkarak rekor kırdı.</p>
<p>- Evlilik iklimindeki durumu daha iyi yansıtan boşanmaların evlenmelere oranı da aynı manzarayı sunuyor. Erdoğan gençlere evlilik ve üç çocuk çağrısını yaptığı 2007 yılında kıyılan her 100 nikaha karşılık 14,8 boşanma gerçekleşmişti. Bu rakam 2017’de 22,6’ya yükseldi, 2025’te ise 35,1’e fırladı. Boşanmaların evlenmelere oranı 2001 ve 2008 gibi ekonomik küçülme ve kriz yıllarında yıllık ataklar yapıyor. Tek adam rejimi döneminde de benzer bir hızlı ve sürekli artış eğilimi hakim oldu.</p>
<p>- Toplam doğurganlık hızındaki eğilimler de aynı yönde. Toplam doğurganlık hızı 2014’e kadar inişli çıkışlı yatay bir eğilimle ilerliyor. 2015’te başlayan düşüş eğilimi tek adam rejimi döneminde hızlanarak ve kesintisiz olarak sürüyor. 2007 yılında 2.16 olan toplam doğurganlık hızı 2017’de 2.08 ile nüfus yenilenmesini kurtaracak düzeyde idi. 2025’e geldiğimizde toplam doğurganlık hızı 1.48 ile birçok Avrupa ülkesinin bile altına düştü.</p>
<p>- Üreme çağındaki nüfusun en önemli yaş gruplarının doğurganlık hızlarında da 2018 ve sonrasında radikal bir düşüş var. 20-24 yaş grubu doğurganlık hızında egemen olan düşüş eğilimi 2018’den itibaren hızlanıyor.  25-29 yaş grubu doğurganlık hızı 2017’ye kadar dalgalı ve yatay bir seyir izlemişken 2018’den itibaren hızla inişe geçiyor. 30-34 yaş grubunda ise 2014’ten sonra artış eğilimi yataya dönüyor ama 2018’den sonra bu grupta da düşüş eğilimi egemen oluyor.</p>
<p>Bu kadar kısa sürede bu kadar ortak yönlü eğilimin hakim olmasını global “zararlı akımlar” ve “cinsiyetsizleştirme” veya toplumsal cinsiyet ideolojisi ile açıklanamaz. Bu hedef saptırmak olur.</p>
<p>2018 ve sonrasında daha derin bir şekilde yaşamaya başladığımız yoksullaşma ve derinleşen gelir eşitsizliği, yüksek enflasyon, yoksulluk sınırının fersah fersah altında kalan asgari ücret, yükselen geniş tanımlı işsizlik, artan eğreti istihdam, hak arayan işçilerin karşılaştığı baskılarla ortaya çıkan güvencesizlik, geleceksizlik, umutsuzlukla vücut bulan toplumsal buhran hali, insanları hayatları için çok kritik adımlar olan evlenme ve çocuk sahibi olmaktan uzak durmaya mecbur bırakıyor.</p>
<p><strong>Kısıtlamalar, ayrımcılık </strong><strong>tersi sonuç verir</strong></p>
<p>Bu açmazdan kadınları çocuk doğurma ve bakımına teşvik ederek, gençlere kısmi desteklerde bulunarak ya da propaganda yöntemleriyle çıkılamaz. Hele hele bu bahaneyle kısıtlamalar, ayrımcılık, baskı uygulamalarına başvurmak tersine sonuç bile yaratır.</p>
<p>Gerçek bir çözüm için güvenceli istihdam, insanca gelir ve yaşam koşulları; çocuklar için okul öncesi dahil yaygın, parasız ve nitelikli eğitimin yanı sıra kadınları eve kapatan değil tersine sosyal hayata ve istihdama teşvik eden bir sistem gerekir. Yoksulluk, belirsizlik, geleceksizlik ve kaygının egemen olduğu bu sosyal yaşam hali ortadan kalkmadıkça ne boşanmalar azalır, ne de evlenmeler ve doğurganlık artar.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dogurganlik-hizimiz-kuresel-zararli-akimlar-yuzunden-mi-dustu-78569</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/9/1280x720/667-1777957858.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Doğurganlık hızımız ‘küresel zararlı akımlar’ yüzünden mi düştü? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pakistan-turk-yatirimcinin-yeni-rotasi-olabilir-mi-78568</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pakistan, Türk yatırımcının yeni rotası olabilir mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Atilla Yerlikaya: Pakistan’da ekonomik fırsat ölçeği oldukça geniş. 2024-2035 döneminde yalnızca hızlı tüketim ürünlerinde 100 milyar doların üzerinde ek büyüme bekleniyor. E-ticaret yıllık ortalama %23 büyürken, sağlık harcamalarının önümüzdeki 10 yılda iki katına çıkması öngörülüyor.</strong></p>
<p>CNBC-e’de Emre Eser’in Arçelik CEO’su Can Dinçer ile yaptığı mülakatı izledim. Dinçer, küreselleşen şirketin yeni yatırım planlarını anlatırken bazı ülkelere özellikle dikkat çekiyordu. “Yatırımlarımız bazı bölgelerde hızlanarak sürecek. Pakistan, Güney Asya, Hindistan ve Mısır gibi pazarlara daha fazla odaklanmamız gerekiyor. Bu coğrafyalarda büyümeyi sürdüreceğiz” diyerek, toplamda 2,1 milyarı aşan nüfusa sahip dev bir pazara işaret etti.</p>
<p>Konuşmasında özellikle şu cümle dikkat çekiciydi: “Pakistan’da neredeyse bir Türkiye pazarı daha çıkabilecek kadar potansiyel var. Tüm sektörleri buraya davet ediyorum.” Pakistan’ın Türk yatırımcılar için ayrı bir konuma sahip olduğunu gösteren bir vurguydu. Geçen hafta Vahap Munyar da bu sözleri köşesine taşımıştı.</p>
<p><strong>Türkiye’den ülkeye önemli </strong><strong>yatırımlar gerçekleşti</strong></p>
<p>Pakistan, yakından takip ettiğim ve potansiyeline tanık olduğum bir ülke. Üstelik Türk iş dünyası için de yeni keşfedilen bir pazar değil. Anadolu Grubu, Koç Holding, Albayrak Grubu, Zorlu Holding ve Hayat Kimya gibi firmalar; enerji, altyapı, hızlı tüketim ve sanayi alanlarında önemli yatırımlar gerçekleştirdi. Ayrıca Türk müteahhitlik ve teknik müşavirlik sektörü de milyarlarca dolarlık projelerle ülkenin kalkınmasına katkı sağlıyor. </p>
<p>Türkiye’de Pakistan’ı en iyi tanıyan isimlerden biri, Türkiye-Pakistan İş Konseyi Başkanı Atilla Yerlikaya'dır. Yerlikaya’nın “Cive Pakistan” adlı bir kitabı da bulunuyor. Can Dinçer’in açıklamalarının ardından Atilla Yerlikaya'yı arayıp Pakistan’ın Türk yatırımcılar için neden cazip olduğunu sordum. Aynı zamanda Anadolu Grubu Kurumsal İlişkiler Başkanı da olan Yerlikaya bu cazibeyi üç temel faktörle özetledi:</p>
<p>- 2050’de 372 milyona ulaşması beklenen nüfus ve 23 yaş altı genç demografi, güçlü ve sürdürülebilir bir talep artışına işaret ediyor.</p>
<p>- Ekonomik fırsat ölçeği oldukça geniş: 2024-2035 döneminde yalnızca hızlı tüketim ürünlerinde 100 milyar doların üzerinde ek büyüme bekleniyor. E-ticaret yıllık ortalama %23 büyürken, sağlık harcamalarının önümüzdeki 10 yılda iki katına çıkması öngörülüyor.</p>
<p>- Yaklaşık 410 milyar dolarlık ekonomik büyüklük, 83 milyonu aşan iş gücü ve genişleyen orta sınıf, üretim ve tüketim açısından önemli bir ölçek oluşturuyor.</p>
<p>Yerlikaya’ya göre bu yapı, Türkiye’nin sanayi ve üretim kabiliyetiyle birleştiğinde güçlü bir tamamlayıcılık yaratıyor.</p>
<p><strong>İş birliği için en kritik unsur </strong><strong>ortak vizyon ve karşılıklı güven</strong></p>
<p>Bunun yanında siyasi ve diplomatik boyut da önemli. Türkiye ile Pakistan arasındaki güçlü siyasi irade ve liderler düzeyindeki yakın ilişki, iş dünyası için sağlam bir güven zemini sunuyor. Nitekim başarılı örnekler, ekonomik iş birliklerinin önünü açan en kritik unsurun ortak vizyon ve karşılıklı güven olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Küreselleşmek ya da dışarı açılmak isteyen Türk şirketleri için Pakistan dikkatle incelenmesi gereken bir pazar. Özellikle özel ekonomik bölgeler, vergi avantajları ve düşük maliyetli üretim imkanları, ülkeyi bölgesel bir üretim ve ihracat üssüne dönüştürme potansiyelini güçlendiriyor. Yerlikaya’nın ifadesiyle Pakistan, “doğru stratejiyle derinleşilmesi gereken” bir pazar.</p>
<p>Bu konuda PwC tarafından, Anadolu Grubu desteğiyle hazırlanan “Türkiye-Pakistan İş Birliğini Geliştirme Vizyonu” başlıklı kapsamlı bir DEİK raporu da bulunuyor. Pakistan’a ilgi duyan yatırımcılar için değerli bir kaynak niteliğindeki bu çalışmada; vergi ve teşvik politikalarından fırsat alanlarına kadar birçok başlık ele alınırken, Türk yatırımcılar açısından öne çıkan sektörler şöyle sıralanıyor: tarım ve gıda, turizm ve konaklama, inşaat ve altyapı, lojistik, madencilik, ilaç ve medikal, bilişim ve enerji.</p>
<p>Ve raporda bu sektörlere ilişkin rakamlar ve fırsatlara da yer verilmiş.</p>
<p>Kısacası Pakistan; artıları ve eksileriyle, riskleriyle ve fırsatlarıyla Türk yatırımcılar için ciddi bir potansiyel barındırıyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pakistan-turk-yatirimcinin-yeni-rotasi-olabilir-mi-78568</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pakistan, Türk yatırımcının yeni rotası olabilir mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/anlayis-ve-yapi-degismeden-mumkun-mu-78567</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Anlayış ve yapı değişmeden mümkün mü?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>“TÜİK enflasyonu hakkında neden yorum yapıyorsunuz ki?” diyenler artık bu şüpheleri bir tarafa bırakmalılar. Uzun bir zamandır alternatif ölçümlerle TÜİK’in açıkladığı enflasyon oranları arasında (istatistiki anlamda) bir fark yok.</strong></p>
<p>Nisan ayı enflasyonu beklenenin üzerinde gerçekleşti: Aylık olarak yüzde 4,18, yıllık olarak ise yüzde 32,37. Birkaç noktanın altını çizmek istiyorum.</p>
<p>Birincisi, Temmuz 2025’ten bu yana geçen 10 aylık sürede yıllık enflasyon çok belirgin bir katılık sergiledi: En yüksek düzeyi yüzde 33,5 (Temmuz 2025), en düşük düzeyi ise yüzde 30,65 (Ocak 2026) oldu. 10 aydır genişliği üç puanın biraz altında olan çok dar bir aralıkta salınıyor. Ne yükseliyor ne de düşüyor.</p>
<p>İkincisi, aylık enflasyon 2024 ve 2025’in aynı ayında gerçekleşen enflasyonların belirgin biçimde üzerinde. Aralarındaki fark bir puan. Tamam, savaş etkisi var; enerji fiyatları yükseldi, falan. Ama ‘falan’ işte... Enerji ve gıda fiyatlarını ve birkaç malı daha dışarıda bırakan iki temel enflasyon göstergesi (B ve C endeksleri) ile ölçülen temel enflasyon da yüksek: Sırasıyla yüzde 3,42 ve yüzde 3,46.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f972ce014e2-1777955534.png" alt="" width="414" height="303" /><strong>Kısmen de olsa sığınılabilecek </strong><strong>bir siper var: Savaş etkisi</strong></p>
<p>Üçüncüsü, bu katı enflasyon karşısında, 2026 sonu için belirlenen enflasyon hedefi ve Merkez Bankası’nın enflasyon tahmini çok düşük düzeylerde kaldı. Her ikisinin de güncellenmesi gerekir. Tamam, “güncellene güncellene hedef neydi unuttuk” diyebilirsiniz ve elbette de çok haklı olursunuz. Bu kadar sık güncellenen bir hedef inandırıcı olmaz çünkü. Ama mevcut hedef de çok düşük ve ayrıca kısmen de olsa sığınılabilecek bir siper var: Savaş etkisi.</p>
<p>Dördüncüsü, “TÜİK enflasyonu hakkında neden yorum yapıyorsunuz ki?” diyenler artık bu şüpheleri bir tarafa bırakmalılar. Uzun bir zamandır alternatif ölçümlerle TÜİK’in açıkladığı enflasyon oranları arasında (istatistiki anlamda) bir fark yok. Üstelik Nisan ayı için TÜİK’in açıkladığı enflasyon, hem beklenen enflasyon değerinden hem de alternatif ölçümlerden daha yüksek.</p>
<p><strong>Çok daha kapsamlı bir </strong><strong>programa ihtiyaç var</strong></p>
<p>Beşinci vurgulamak istediğim olgu ise programın başlangıcından bu yana tekrarlaya tekrarlaya benim usanmadığım ama muhtemelen sizlerin okumaktan sıkıldığınız gerçek. Şu: Bu kadar yüksek enflasyonlu bir ülkede enflasyonu sadece para ve maliye politikaları ile düşürmek mümkün değil. Bunlar gerekiyor ama yeterli değiller. İlk akla gelen hemen şu soru: Bu ülkede Eylül 2021’de enflasyon yüzde 19, hedef yüzde 5 iken politika faizi yüzde 19 düzeyindeydi. Birkaç ay önce atanan Merkez Bankası Başkanı ile birlikte aniden politika faizi düşürülmeye başlandı. 13 ay sonra enflasyon 80 puan daha yüksek (bu sefer İTO enflasyonu): Yüzde 109. Buna yol açan düşük faiz-canlı ekonomi-rekabetçi kur anlayışı ve buna izin veren kurumsal yapı değiştirilmeden enflasyonun düşeceğine inanılır mı? Türkiye’nin çok daha kapsamlı bir programa ihtiyacı var.   </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/anlayis-ve-yapi-degismeden-mumkun-mu-78567</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Anlayış ve yapı değişmeden mümkün mü? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/ekon-78564</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasa enflasyon verilerini nasıl fiyatladı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Enflasyon Hızlandı, Borsa Düştü! Piyasa Veriyi Nasıl Fiyatladı? | Ekonomi Masası | 05 Mayıs" src="https://www.youtube.com/embed/hBAB_iCx6Us" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/ekon-78564</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/8/1280x720/guldag-berfin-cipa-1770786551.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ovpnin-raf-omru-bitti-uretime-odaklanalim-78566</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> OVP’nin raf ömrü bitti, üretime odaklanalım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İşler yolunda iken her şeyin böyle devam edeceği gafleti kaplar zihinleri… İşler kötüye giderken de bunun süreceği umutsuzluğu... Oysa tarih göstermiştir ki; “Ne dem baki ne gam baki...”</strong></p>
<p><strong>1- SORUN: Yahya Kemal</strong> Beyatlı; <strong>Rindlerin Akşamı</strong> şiirinde akşamdan söz açar bize; “<strong>Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç / Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç!”</strong> Bu, gölgelerin uzun vurduğu halin ifadesidir ve bir yerde gölgeler uzun vurmaya başlamışsa, <strong>akşam</strong> yakındır.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Belki de <strong>umuda duyulan ihtiyaç</strong> arttığından olsa gerek; <strong>her iyi veriyi</strong>, <strong>fazlasıyla hayra yormaya</strong> başladık. Misal konut satışları artıyorsa, “<strong>halkın parası var ki satılıyor</strong>” tesellisine sığınıyoruz. Oysa şimdiki <strong>OVP</strong> yüzünden sistemin <strong>fazlaca parası olana</strong> yaradığını görmüyoruz.</p>
<p><strong>SAHTE REFAH NE KADAR SÜRER?</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM: Sabahın ilk ışıklarına dek süren balo gibi</strong> düşünün şu andaki durumu... Yüksek enflasyon ortamında satışların arttığından dem vurarak “<strong>dünyadaki en başarılı ekonomiyiz</strong>” söylemini kimilerinin doğru bulmasını nasıl izah edeceğiz? <strong>Hani kriz vardı</strong>? Bu kriz değil, çürüme…</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Sahte refah sona yaklaşırken <strong>büyük kutlama yaşanması</strong> gerçeğindeyiz. Yüksek enflasyon, zaten gelecek beklentisini karartıyor. Öncelikle son enflasyon rakamıyla raf ömrü dolan OVP’den vazgeçip, yeniden üretimi baş tacı edecek politikalara ağırlık vermeli. Sonra gelir dağılımını onarmalı.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / BALO HAVASINA DAİR…</strong></span></p>
<p><strong><em>Sahte refah nedir?</em></strong></p>
<p><strong>Kazandığından fazlasını harcamak</strong> ki borç doğurur. <strong>Ürettiğinden fazlasını tüketmek</strong> ki bu ithalatı patlatır. Balo havasında, <strong>el parasıyla düğün dernek</strong> yaratılır. Ta ki <strong>değirmenin suyu</strong> bitene kadar...</p>
<p><strong>Sahte refahın faturası?</strong></p>
<p>Hayatın gerçeği bize göstermiştir ki faturayı, refahtan pay alsın almasın, <strong>herkes</strong> öder. Özellikle de <strong>refahtan az yararlananlar</strong>, daha fazla öder. <strong>Sahte refahın tertipçileri</strong> ödeme zamanı <strong>buharlaşıverir</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>BU DA GEÇER YA HÛ</strong></p>
<p>Ekonomi şu anda inişte... <strong>Tüm şartları kötüye giderken</strong> tanık olduğum yüzlerce öyküden biliyorum ki <strong>bu böyle devam etmeyecek</strong>, düzeleceğiz. Zira kötü yönetime rağmen <strong>canla başla gayret edenleri</strong> görüyorum. Zaten demiyor muyuz; “<strong>bu da geçer ya hû</strong>.” Geçecek ama bedelini ödetip geçecek…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>BALO HAVASI SÖZLÜĞÜ</strong></span></p>
<p><strong>Üretmeden tüketmek</strong>: Herkesin üretilenden daha fazla pay alma odağında hareket etmesi</p>
<p><strong>Kazanmadan harcamak</strong>: Beraberinde borç krizi üretir ve bir süre sonra borcu borçla döndürürsün</p>
<p><strong>İçimizdeki Belçikalılar</strong>: Gelirden en fazla payı alan 17 milyon civarındaki enflasyonzade kesim</p>
<p><strong>Balonun faturası</strong>: Balo bittiğinde refahtan en az pay alan kesimlere ödettirilen bedel</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ovpnin-raf-omru-bitti-uretime-odaklanalim-78566</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/ekonomi-hesap-makinesi-kalem.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OVP’nin raf ömrü bitti, üretime odaklanalım ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyonda-nisan-rekoru-78565</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 07:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyonda nisan rekoru…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enflasyon nisanda mart ayının acısını mı çıkardı; yoksa martta tüm tahminlerin altında bir oran açıklayarak şaşkınlık yaratan TÜİK, bu kez nisanda tam tersini yapmak suretiyle günah mı çıkardı, bilinmez. Ama gerçekten de nisan ayındaki TÜFE artışı tüm tahminlerin üstünde bir gerçekleşmeye işaret ediyor.</p>
<p>TÜİK, tüketici fiyatlarında nisanda yüzde 4,18 artış olduğunu açıkladı. Geçen yılın nisandaki artış yüzde 3’tü.</p>
<p>Aylık artış geçen yılki oranın çok üstüne çıkınca mart sonunda yüzde 30,87 olan yıllık oran nisan sonunda yüzde 32,37’ye yükseldi.</p>
<p>Bu öyle azımsanacak, önemsenmeyecek, umursamıyormuş gibi yapılacak bir dönüş, bir yükseliş değil. Yıllık oran tam 1,5 puan arttı.</p>
<p>Hem zaten aylık artışa bakar mısınız; yüzde 4,18! Avrupa Birliği’nde yıllık oran mart itibarıyla yüzde 2,8 ve ekonomi yönetimleri bu oran daha da artarsa diye adeta uykusuz geceler geçiriyor ve önlem üstüne önlem almaya çalışıyor.</p>
<h2>Önümüzdeki dört aya dikkat!</h2>
<p>Nisanda geçen yılki yüzde 3’ün çok üstünde bir gerçekleşme oldu ve yıllık oran yönünü belirgin olarak yukarı çevirdi. Ama sanki bunun devamı gelecek gibi…</p>
<p>Geçen yılın mayıs, haziran, temmuz ve ağustos aylarındaki oranlar baz etkisi yönüyle bu yılki yıllık oranın artmasına yol açacak gibi görünüyor.</p>
<p>Geçen yıl mayısta yüzde 1,53, haziranda yüzde 1,37 artış yaşanmıştı. Aylık artışlar temmuz ve ağustosta ise yüzde 2,06 ve 2,04 düzeyinde oluşmuştu.</p>
<p>Bu yıl aylık artışları şu savaş koşullarında öyle yüzde 2’lere, hele hele daha aşağılara çekmek pek mümkün görünmediğine göre yıllık oranın en azından önümüzdeki dört ay boyunca yukarı gideceğini öngörmek yanlış olmaz.</p>
<p>Bu dört aydaki toplam artış yalnızca yüzde 7. Bu yıl böyle bir oranda kalmak hiç mi hiç mümkün görünmediğine göre…</p>
<p>Yıl sonuna doğru yıllık oranın yönünü hızlı bir şekilde yukarı çevireceğini de şimdiden söylemek mümkün. Geçen yıl <strong>“olağanüstü bir performans”</strong> sergilenerek kasım ve aralıkta yalnızca yüzde 0,87 ve yüzde 0,89 düzeyinde kalan fiyat artışlarını bu yıl böylesine düşük tutabilmek mümkün olacak mı?</p>
<h2>Aşama aşama revizyon</h2>
<p>2026 yılına yüzde 16’lık enflasyon hedefiyle girildi. Hem Merkez Bankası’nın hedefi bu düzeydeydi, hem orta vadeli programda yer verilen hedef. Ama yüzde 20’nin altında bir oranda kalınabileceğine inanan neredeyse yoktu ve tahminler yüzde 20-25 arasında toplanıyordu.</p>
<p>Savaşın patlak vermesiyle birlikte tahminler bir adım öteye taşındı ve yüzde 25-30 arasına çekildi.</p>
<p>Savaş uzamaya başladı ve yurt dışında oluşan bazı fiyatların iç piyasadaki etkisinin çok daha fazla olacağı anlaşıldı. Olumsuz hava şartları da fiyat artış hızının tahminlerin üstüne çıkmasına yol açtı. Buna bir de fiyatlama davranışlarındaki bozulma ve fiyat artış istismarının had safhaya ulaşması eklenince işte nisandaki gibi bir oran ortaya çıktı ve şimdi tahminler bir kez daha revize edildi. Yıllık tahmini hâlâ yüzde 25-30 arasında olanlar varsa da tahminler ağırlıklı olarak yüzde 30-35 arasına doğru kaymaya başladı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">TCMB artık 19 da diyemez; yoksa 16 bile der mi?</span></h2>
<p>Merkez Bankası yılın ikinci enflasyon raporunu 14 Mayıs’ta açıklayacak. Daha önce de birkaç kez bu raporla birlikte bu yılın enflasyon tahmin aralığı ve yanı sıra enflasyon hedefinin yukarı çekilmesinin beklenmesi gerektiği üstünde durdum.</p>
<p>Bu yıla başlarken enflasyon tahmin aralığı yüzde 13-19, enflasyon hedefi yüzde 16 olan Merkez Bankası, ilk enflasyon raporunda tahmin aralığını yüzde 15-21 olarak revize etmiş ancak yüzde 16’lık hedefinde bir değişiklik yapmamıştı.</p>
<p>Merkez Bankası zaten geçen yıl enflasyon hedefi ile tahmini ayrıştırırken hedefte çok zorunlu olmadıkça değişiklik yapmayacağını açıklamıştı.</p>
<p>Şimdi ortada biraz farklı bir tablo var…</p>
<p>Nisan enflasyonunun yüzde 4,18 olarak açıklanmasıyla ilk dört aydaki artış yüzde 14,64’e ulaştı.</p>
<p>Daha önceki yazılarımda Merkez Bankası’nın 14 Mayıs’ta enflasyon tahmin aralığını yüzde 18-24 yapabileceğini, enflasyon hedefini ise yüzde 19’a çıkarmasının makul olacağını ifade etmiştim.</p>
<p>Ama artık yüzde 19’luk hedefin de hiç mi hiç anlamı kalmadı…</p>
<p>İlk dört aydaki yüzde 14,64’lük artıştan sonra kalan sekiz aydaki toplam artış yüzde 3,8’de tutulabilirse yıllık oran yüzde 19 olur.</p>
<p>Ama kabul etmek gerekir ki sekiz ay için yüzde 3,8 artış öngörüsü de Merkez Bankası açısından aslında<strong> “Ben enflasyonla mücadeleyi kağıt üstünde sürdürüyorum, gerisi beni ilgilendirmez, gerçekleşme ne olursa olsun”</strong> demekten başka bir anlam taşımaz.</p>
<p>Enflasyonla mücadele görüntüsü vermek iyidir elbette ama böyle oranlarla ortaya çıkınca o görüntüyü vermek şöyle dursun giderek azalan inandırıcılık da tümüyle yitirilir.</p>
<p><strong>Ya yüzde 16 sabit kalırsa!</strong></p>
<p>Bunları Merkez Bankası’nın hedefini yüzde 19’a çıkarabileceği varsayımına göre dile getiriyorum. Tabii ki bir olasılık da yüzde 16’lık hedefin hiç değiştirilmemesi. Merkez Bankası tutar tahmin aralığını yüzde 15-21’den çok daha yukarı çeker ama enflasyon hedefini yüzde 16’da tutar; tutar mı tutar!</p>
<p>Hedefin tahmin aralığının altında kalması gibi bir durum yaşanabilir; ama bu ilk kez olacak değil ki… Geçen yıl da böyleydi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyonda-nisan-rekoru-78565</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/alisveris-market-sepet.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyonda nisan rekoru… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cocukken-dedesine-is-yaniti-veremedi-ama-gida-takviyesi-ile-1-milyar-lirayi-asacak-78563</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 07:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çocukken dedesine iş yanıtı veremedi ama ‘gıda takviyesi’ ile 1 milyar lirayı aşacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SELÇUKLU </strong>Holding ve İLKO İlaç’ın kurucusu <strong>Mustafa Öncel, </strong>torunu <strong>Mustafa Cem Öncel</strong>’i ilkokula başladığı yıllarda zaman zaman karşısına alıp sorardı:</p>
<p>-          <strong>Büyüyünce ne olacaksın? Ne iş yapacaksın?</strong></p>
<p><strong>Mustafa Cem Öncel, </strong>dedesinin sorusuna genellikle şu yanıtı verirdi:</p>
<p>-          <strong>Sizin işleri yapacağım. Şirketlerinizde çalışacağım.</strong></p>
<p>Dedesi bir gün soruyu ileri taşıdı:</p>
<p>-          <strong>Evladım sen </strong>“Mustafa Cem” <strong>olarak ne yapacaksın?</strong></p>
<p><strong>Mustafa Cem Öncel, </strong>o günlerde dedesine net yanıt veremedi. Fen lisesini bitirdikten sonra Sabancı Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümüne girdi. Sevmeyince işletme okudu. Sonraları iç geçirdi:</p>
<p>-          <strong>Aslında mimar olmalıydım…</strong></p>
<p>2014 yılında İLKO’da çalışmaya başladığında, 16 Haziran 2013’te vefat eden Türkiye’nin ikinci kuşak eczacılarından dedesi <strong>Mustafa Öncel</strong>’in Selçuklu Holding’i kurmasıyla ilgili öyküyü kendisinden dinlemiş olmasına rağmen yeniden gözden geçirdi:</p>
<ul>
<li><strong>1929 yılında Konya’nın Doğanbey ilçesinde doğan Mustafa Öncel, 1953’te İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesini bitirdi. Çankırı Devlet Hastanesi’ne eczacı olarak girdi.</strong></li>
<li><strong>İlk eczanesini 1956 yılında Isparta’nın Yalvaç ilçesinde açtı. Daha sonra Konya’ya döndü, eczane işletmeciliğini orada sürdürdü.</strong></li>
<li><strong>1960’lı yıllarda eczanesinde </strong>“majistral ilaç” <strong>üretimine girdi. Bu adım Mustafa Öncel’in sektörün yatırımcıları arasına girmesinin yolunu açtı.</strong></li>
<li><strong>1973 yılında Biofarma İlaç’a ortak oldu. 1976 yılında şirketin hisselerinin tamamını devraldı.</strong></li>
<li><strong>1992 yılında Sentez Ambalaj’ı kurdu, İstanbul’a üretime başladı.</strong></li>
<li><strong>1993 yılında Mehtap Mutfak Eşyaları’nı satın aldı.</strong></li>
<li><strong>1994’te Almesan Alüminyum’u kurdu, şirket 2009’da Kocaeli OSB’de üretime geçti.</strong></li>
<li><strong>1997 yılında Selçuklu Holding faaliyete geçti.</strong></li>
<li><strong>2003’te Selin İnşaat kuruldu.</strong></li>
<li><strong>2006 yılında Biofarma satıldı.</strong></li>
<li><strong>2008’de Gül Ambalaj Baskı alındı, daha sonra Gül Ofset’e dönüştürüldü.</strong></li>
<li><strong>2009’da İLKO Argem Hacettepe Üniversitesi Beykent Teknoparkı’nda kuruldu.</strong></li>
<li><strong>İLKO İlaç, 2012’de Konya’da faaliyete geçti. 2013’te İlkogen İlaç kuruldu.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Mustafa Cem Öncel, </strong>İLKO İlaç’a girdiğinde başta Selçuklu Holding Yönetim Kurulu Başkanı, babası <strong>İsmail Öncel </strong>ve halası, Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Hatice Öncel </strong>olmak üzere ailenin ikinci kuşağı <strong>“gıda takviyesi”</strong>ne girmeyi düşünüyordu.</p>
<p>İLKO’da halen strateji ve iş geliştirmeden sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi olan <strong>Mustafa Cem Öncel, </strong>şirketin <strong>“Wellcare” </strong>markasıyla <strong>“gıda takviyesi” </strong>işine 2016 yılında girmesinde liderlik yaptı.</p>
<p>Geçenlerde <strong>Mustafa Cem Öncel</strong>’le buluştuk. İLKO’nun ve <strong>“Wellcare”</strong>in öyküsünü kendisinden dinledim. <strong>Mustafa Cem Öncel</strong>’e Selçuklu Holding Kurumsal İletişim Grup Müdürü <strong>Esra Sülün Hamarat</strong>’lar eşlik etti.</p>
<p><strong>Mustafa Cem Öncel, </strong>dedesi <strong>Mustafa Öncel</strong>’in <strong>“Büyüyünce ne iş yapacaksın?” </strong>sorusunu büyüdükten sonra çok iyi anladığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Elbette İLKO’da görev yapıyorum ama </strong>“Wellcare” <strong>markasıyla girdiğimiz gıda takviyesi tarafı benim daha çok odaklandığım işim oldu.</strong></p>
<p>10’uncu yılına ulaşan <strong>“Wellcare”</strong>i şöyle tanımladı:</p>
<p>-          <strong>İLKO İlaç’ın inovatif tüketici sağlığı markası. Farkı kategorilerde 60’ın üzerinde ürünümüz var. Hem ülkemizde hem de Afrika, CIS ülkeleri, Uzakdoğu ve Körfez ülkelerinde tüketici ile buluşturuyoruz.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          “Wellcare”<strong>i ilaç standartlarında Ar-Ge çalışmalarıyla geliştiriyor, yüksek teknolojiye sahip tesislerimizde klinik olarak test edilmiş şekilde üretiyoruz. Uluslararası sertifikalı hammadde kullanıyoruz.</strong></p>
<p><strong>“Wellcare”</strong>in ulaştığı aşamayı şöyle paylaştı:</p>
<p>-          “Wellcare”<strong>in cirosunun yüzde 100 büyümesini bekliyoruz. Cirosunun 1 milyar lirayı aşacağını öngörüyoruz. 10’uncu yıl vesilesiyle 100 milyon liralık bir pazarlama bütçesi ayırdık.</strong></p>
<p>Türkiye’de ilk gıda takviyesi tesisi gezimi Nisan 2013’te Aydın eski milletvekili <strong>Ertuğrul Kumcuoğlu</strong>’nun rehberliğinde Maliye eski Bakanlarından <strong>Zekeriya Temizel</strong>’in öncülüğünde Söke’de kurulan <strong>“Tabia”</strong>ya yapmıştım. Birkaç yıl önce de Konya’daki <strong>“Zade Vital” </strong>tesislerini gezmiştim…</p>
<p><strong>Temizel</strong>’in <strong>“Tüm Eczacılar Üretim Temin Dağıtım Kooperatifleri Birliği”</strong>nin çoğunluk hissedar olmasıyla kurduğu <strong>“Tabia”</strong>nın ürünleri, eczane raflarına giren ilk yerli ürünler arasında yerini almıştı.</p>
<p>Zade Vital ve ardından 10’uncu yılını dolduran <strong>“Wellcare”</strong>in de piyasada önemli oyuncular arasına girmesi, <strong>“gıda takviyesi” </strong>pazarının ve sektörünün ülkemizde hızlı büyüdüğünü gösteriyor…</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69f970754d086-1777954933.jpg" alt="" width="600" height="335" />
<figcaption><strong>Eczacı Mustafa Öncel'in kurucusu olduğu Selçuklu Holding ve İLKO İlaç’ta, torunu Mustafa Cem Öncel de “Wellcare” markası ile gıda takviyesi alanında öne çıktı.</strong></figcaption>
</figure>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye’de gıda takviyesi pazarı 750 milyon dolar</span></h2>
<p><strong>İLKO </strong>İlaç Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Mustafa Cem Öncel, </strong>2025 yılında <strong>“gıda takviyeleri” </strong>küresel pazarının 150 milyar dolara ulaştığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Ülkemizde </strong>“gıda takviyeleri” <strong>pazarı 750 milyon dolar düzeyinde bulunuyor. Önümüzdeki 5 yıl içinde sektörün yılda ortalama kutu bazında yüzde 15 civarında büyümesi bekleniyor.</strong></p>
<p>Türkiye’de kişi başına yıllık <strong>“gıda takviyesi” </strong>harcamasının 7.24 dolar düzeyinde olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>ABD’de yıllık kişi başına </strong>“gıda takviyesi” <strong>harcaması 284 dolar, Almanya’da 121 dolar, Japonya’da 136 dolar. Bu rakamlar, ülkemizin ciddi büyüme potansiyeline sahip olduğunu gösteriyor.</strong></p>
<p><strong>Mustafa Cem Öncel, </strong>şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          “Gıda takviyesi” <strong>alanında yerli üretimin payı gittikçe güçlenerek büyüyor. Yerli ürünler yüzde 80 payla iç pazarı domine ediyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Konya’da 120 milyon kutu ilaç üretiyor, 40 ülkeye 20 milyon dolarlık ihracat yapıyor</span></h2>
<p><strong>İLKO </strong>İlaç Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Mustafa Cem öncel, </strong>şirketin üretim merkezinin dedesi <strong>Mustafa Öncel</strong>’in isteğiyle Konya’da kurulduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Konya’da 250 bin metrekare arazideki 25 bin metrekarelik kapalı alana sahip tesislerimizde yıllık 120 milyon kutu ilaç üretme kapasitemiz var. Halen 100 milyon kutuluk üretimin 40 milyonu global ilaç firmaları için gerçekleşiyor.</strong></p>
<p>Global vizyonla yol aldıklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>30 milyon kutu kendi markamızla üretiliyor. 30 milyon kutu da yerli firmalar için üretiyoruz.</strong></p>
<p>İhracatı sordum, paylaştı:</p>
<p>-          <strong>40’tan fazla ülkeye ilaç ihracatımız var. Yıllık 20 milyon doları buluyor. ABD ve Rusya pazarına da girmeye hazırlanıyoruz.</strong></p>
<p>Çerkezköy’de de onkoloji ürünleri için 2 bin 600 metrekarelik bir tesis kurduklarını bildirip Ar-Ge merkezlerine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Biri Hacettepe Teknokent, diğeri de Teknopark İstanbul olmak üzere 2 Ar-Ge merkezimiz var. Teknopark İstanbul’daki </strong>“biyoteknoloji Ar-Ge merkezi” <strong>statüsünde.</strong></p>
<p>Son 3 yılda 250’yi aşkın Ar-Ge projesine imza atıldığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Ar-Ge yatırımlarımız 54 milyon Euro’yu aştı. 20’den fazla uluslararası patent aldık.</strong></p>
<p>Bu noktada 2013 yılında döndü:</p>
<p>-          <strong>2013 yılına kadar ülkemiz morfin ithal ederdi. Bakanlık önerdi, biz morfin üretimine girdik. Hammaddeyi de Afyon’dan sağlıyoruz. Tablet morfin üretiyoruz.</strong></p>
<h2><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f9709616443-1777954966.jpg" alt="" width="700" height="466" /></strong><span style="color: #e03e2d;">Hiçbirimiz, hepimiz kadar akıllı değiliz</span></h2>
<p><strong>İLKO </strong>İlaç Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Mustafa Cem Öncel</strong>’le sohbet sonrası Selçuklu Holding’in web sitesine baktım, kurucu <strong>Mustafa Öncel</strong>’in vefatından önce, yaşı 80’i aştığında iş arkadaşlarına dönük kaleme aldığı mesajları okudum:</p>
<ul>
<li><strong>Kurduğum fabrikalardaki makinelerin arasında yürümek, çıkardıkları sesleri dinlemek, takım arkadaşlarımın sabah-akşam işe gelmelerini izlemek bana büyük mutluluk verirdi.</strong></li>
<li><strong>Hayatım boyunca hep büyük düşündüm. Eczanem varken ilaç üretmeyi hedefledim ve bunu başardım. Son kurduğumuz ilaç şirketinin (İLKO) hızla hak ettiği yeri alacağına ve küresel ilaç üreticisi olacağına inanıyorum.</strong></li>
<li><strong>Size birileri, </strong>“Bunu yapamazsın” <strong>dediğinde beni hatırlayın. Büyük düşünün, büyük hayaller kurun. Dünyada hiçbir şeyin sıkı çalışma olmadan elde edilemeyeceğini unutmayın.</strong></li>
<li><strong>Azim ve gayret birleştiğinde yapılamayacak hiçbir şey olmadığını, başarıda yetkin ve dürüst insanlarla çalışmanın önemini vurgulamak isterim.</strong></li>
<li><strong>20. yüzyılda işler daha yavaş ilerledi. Şimdi 21. yüzyıldayız, her şey çok hızlı, yavaş olan kaybeder.</strong></li>
<li><strong>Yanlış kurumsallaşma politikalarıyla işleri yavaşlatmayın. Değişen koşullara uyum sağlayın.</strong></li>
<li><strong>Herhangi bir sorunu çözerken, sorun evdeyse ailenizin, sorun işteyse iş arkadaşlarınızın görüşlerini alın. Unutmayın, hiçbirimiz hepimiz kadar akıllı değiliz.</strong></li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cocukken-dedesine-is-yaniti-veremedi-ama-gida-takviyesi-ile-1-milyar-lirayi-asacak-78563</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/3/1280x720/mustafa-cem-oncel-1777955000.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çocukken dedesine iş yanıtı veremedi ama ‘gıda takviyesi’ ile 1 milyar lirayı aşacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/suudi-arabistanla-enerji-anlasmasi-tbmmde-78562</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 07:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Suudi Arabistan’la enerji anlaşması TBMM’de</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye ile Suudi Arabistan arasında imzalanan toplam 5000 MW kurulu güce sahip güneş ve rüzgar enerji santralleri kurulmasına ilişkin yasa teklifi Meclis onayına sunuldu. Türkiye ile Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti Arasında Yenilenebilir Enerji Santrali Projelerine İlişkin Hükümetlerarası Anlaşma 3 Şubat 2026 tarihinde Riyad'da imzalanmıştı. Anlaşmaya göre, Türkiye'de toplam 5000 MW kurulu güce ulaşacak güneş ve rüzgâr enerjisi projelerini Suudi Arabistan şirketleri geliştirilecek.</p>
<h2>30 yıl süreyle satın alınacak </h2>
<p>Yasa teklifine göre, bu kapsamda ilk aşamada, Sivas ve Karaman'da her biri 1000 MW olmak üzere toplam 2000 MW kurulu güce sahip güneş enerjisi santralinin kurulması planlanıyor. Yasa teklifinin gerekçesinde, tamamı dış finansman yoluyla gerçekleştirilecek söz konusu projelerin doğrudan yabancı yatırım niteliği taşıdığı ve uluslararası finans kuruluşları tarafından da destekleneceği belirtildi. İnşa edilecek santrallerden üretilecek elektrik enerjisinin, 30 yıl süreyle Elektrik Üretim Anonim Şirketi (EÜAŞ) tarafından satın alınacağı belirtilerek, “Santraller için tahsis edilen alanların mülkiyeti EÜAŞ'ta kalacak ve 30 yıllık sürenin sonunda EÜAŞ'ın santralleri bila bedel devralma hakkı olacaktır ” denildi. Yasa teklifinin gerekçesinde küresel enerji sektörünün iklim değişikliğinin etkileri, jeopolitik gerilimler ve tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıkların eş zamanlı olarak ortaya çıktığı bir dönemden geçtiğine dikkat çekilerek, şu değerlendirme yapıldı:</p>
<h2>2053 net sıfır emisyon hedefi</h2>
<p>“Böyle bir dönemde ülkemiz, enerji arz güvenliğinden taviz vermeden enerjide dışa bağımlılığımızı azaltacak ve 2053 net sıfır emisyon hedefine ulaşılmasını temin edecek politikalar yürütmektedir. Bu politikaların önde gelen unsurlarından birisi, yenilenebilir enerji kaynaklarından azami düzeyde faydalanılmasıdır. Başta güneş ve rüzgâr olmak üzere yenilenebilir enerji kaynaklarının ulusal enerji tüketimindeki payının artırılması ile yerli ve yenilenebilir kaynaklarımızın ekonomiye kazandırılması hedeflenmektedir. Paris Anlaşması sonrası ilan edilen 2053 net sıfır emisyon hedefi 12. Kalkınma Planında temel politika alanları arasında yer almakta olup enerji üretiminde karbon yoğunluğunun azaltılması ve yenilenebilir enerji yatırımlarının hızlandırılması stratejik öncelikleri oluşturmaktadır. Ayrıca, Türkiye Ulusal Enerji Planı ile yenilenebilir enerji kapasitesinin artırılması, doğal gazın geçiş yakıtı olarak değerlendirilmesi, nükleer enerji ile enerji depolama ve hidrojen gibi ileri teknolojilerin sisteme entegrasyonu planlanmaktadır. Tüm bu politikalar doğrultusunda, 2024 yılında Azerbaycan'da gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesinin 29. Taraflar Konferansında ülkemizin güneş ve rüzgâr enerjisinde mevcut durumda yaklaşık 30 bin MW olan kurulu gücünü 2035 yılına kadar 120 bin MW'a çıkarma hedefi ilan edilmiştir. Diğer taraftan, ülkemizin 2035 yılı için belirlediği güneş ve rüzgâr kurulu güç hedeflerine ulaşmak için Yenilenebilir Kaynak Alanları yarışmalarının her yıl düzenlenmesi ve diğer ülkelerle büyük çaplı yenilenebilir enerji projelerine yönelik anlaşmalar imzalanması planlanmaktadır.” </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/suudi-arabistanla-enerji-anlasmasi-tbmmde-78562</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/4/1280x720/tbmm-meclis-1776928915.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye ile Suudi Arabistan arasında imzalanan toplam 5000 MW’lık güneş ve rüzgar santralleri kurulmasına ilişkin yasa teklifi Meclise sunuldu. Teklifle, ilk aşamada Sivas ve Karaman&#039;da her biri 1000’er MW kurulu güce sahip güneş enerjisi santrallerinin kurulması ve alım garantili olarak 30 yıl süreyle Suudi sermayesi tarafından işletilmesi öngörülüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hedef-enflasyona-bir-revizyon-yolu-daha-gorundu-78561</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hedef enflasyona bir revizyon yolu daha göründü!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Orta Doğu’yu karıştıran savaş ateşkes ve müzakere sürecine girse de enflasyon üzerindeki etkileri daha belirgin oldu. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre nisanda aylık tüketici enflasyonu yüzde 3,2 seviyesindeki beklentilerin çok üzerinde yüzde 4,18 geldi ve yıllık enflasyon marttaki yüzde 30,87’den nisanda yüzde 32,37’ye yükseldi. Uzmanlar, haftaya yılın ikinci enflasyon raporu toplantısında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) yılsonu enflasyon tahmin aralığı ve tahminini en az 3-4 puan yükseltmesine kesin gözüyle bakarken yüzde 40 fonlama faizinde haziran toplantısına kadar bir değişiklik beklemiyor. Beklentinin üzerinde gelen enflasyon verisi sonrasında bankacılık endeksinde kayıplar yüzde 2,5’i geçti.</p>
<h2>Enerji fiyatları yüzde 14,4 arttı </h2>
<p>TÜİK verilerine göre nisanda aylık tüketici enflasyonuna en olumsuz katkı gıda ve alkolsüz içecek grubundan geldi. Taze sebze ve meyve fiyatlarında mevsim dönüşü nedeniyle yaşanan çok yüksek artışlar gıda enflasyonunu aylık yüzde 3,70’e çıkardı ve manşet enflasyonun 0.95 puanı gıda grubundan kaynaklandı. Taze sebze ve meyve fiyatlarında aylık yükseliş yüzde 5,93 oldu, ekmekte zam ise yüzde 5,98 olarak hesaplandı. Giyim ve ayakkabıda yeni sezon zamlarla başladı, bu grupta nisan enflasyonu yüzde 8,94 olurken manşet enflasyonu 0.57 puan artırdı. Uzun süredir giyim ve ayakkabı grubu manşet enflasyonu azaltıcı yönde etki ediyordu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f96d877d974-1777954183.png" alt="" width="423" height="535" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f96dabe1e26-1777954219.png" alt="" width="500" height="211" /></p>
<p>Konut, su, elektrik ve gaz grubunda elektrik ve doğalgaza aybaşında gelen zamların etkisi görüldü. Yüzde 7,99 artan grubun aylık enflasyonu manşet enflasyonu 0.90 puan yükseltti. Enerji fiyatları nisan ayında TÜİK verilerine göre yüzde 14,4 artarken bu artışın etkisi tüm gruplarda hissedildi. Mobilya, ev bakım ve onarımında yüzde 3,41’lik artış aylık enflasyonu 0.26 puan, sağlık grubunda yüzde 3,38 artış da 0.1 puan etkiledi. Ulaştırma grubunda eşel mobil sistemine rağmen aylık yüzde 4,29’luk enflasyon yaşandı ve manşet tüketici enflasyonuna 0.73 puan yukarı yönlü etki yaptı. Lokanta ve konaklama hizmetlerinde yüzde 3,5’lik enflasyonun etkisi de 0.39 puan oldu.</p>
<h2>Asgari ücrete ara zam gelir mi?</h2>
<p>Uzmanlar 14 Mayıs’ta yılın ikinci enflasyon raporunu açıklayacak olan TCMB’nin elini zayıflatan bir enflasyon verisi oluştuğunu belirtti. Yılsonu yüzde 16 ara hedef ile yüzde 15-21 aralığına yükseltilen tahmin aralığında güncellemenin yaşanacağını vurgulayan uzmanlar, piyasanın yılsonu enflasyon tahminlerinin savaş ile birlikte güncellendiğini yüzde 28-30 seviyelerine çıktığını hatırlattı. Bazı uzmanlara göre TCMB ara hedefi yüzde 16’dan yüzde 20-23 seviyesine çıkarması inandırıcılık yitimine yol açabilir, en az yüzde 25-26 seviyesine çıkarması olumlu değerlendirilecek. Ancak EKONOMİ’ye konuşan diğer uzmanlar ise 3-4 puanlık bir ara hedef güncellemesinin gelmesinin muhtemel olduğunu tahmin aralığının da aynı derecede yükseltileceğini dile getirdi.</p>
<p>Uzmanların ortaklaştığı nokta ise yüzde 37 olan politika faizi ve yüzde 40’a çekilen fonlama faizinde haziran toplantısına kadar bir değişiklik olmayacağı yönünde. Mayıs enflasyonunun da yüksek gelme ihtimaline dikkat çeken uzmanlar haziran toplantısında yüzde 40 fonlama faizinin yüzde 37 politika faizine çekilebileceği temmuz Para Politikası Kurulu toplantısında ise faiz indiriminin olabileceğini vurguladı. Ayrıca yılın ilk dört ayında yüzde 14,64 ile yüzde 15’e dayanan enflasyonun yılbaşında asgari ücrete yapılan yüzde 27 zammı erittiğini söyleyen uzmanlar temmuzda ara zammın da gündeme gelebileceğini bunun da TCMB’nin elini rahatlatmayacağı görüşünde.</p>
<h2>Beklemeden hedefi artırmalı </h2>
<p>Ekonomist Uğur Gürses 4 aylık birikimli enflasyonun yüzde 14,64’e geldiğini hatırlatarak “Yılsonu en iyi olasılıkla yüzde 30'larda olacak. Merkez Bankası'nın yılsonu hedefi yüzde 16. Banka hedef revizyonu için zaten geç kaldı. PPK toplantısında da taktik fırsatı (fiili faizi politika faizi ilan etmemekle) kaçırdı. 10 gün Enflasyon Raporu'nu beklememeli. Şimdi hemen ‘tutmayacak, hedefi yukarı çektim’ demeli” dedi.</p>
<p>Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Kara, mevsimsellikten arındırılmış olarak nisanda B endeksinin yüzde 2,4 arttığını ve bunun oldukça yüksek bir rakam olduğunu belirterek “Diğer çekirdek göstergeler de bozulmaya işaret ediyor. Bu değerler Merkez Bankası’na faiz indirimi için alan tanımıyor. Mayıs ve haziran aylarında aşağı yönlü sert bir düzeltme olmadıkça faiz indirimi ötelenebilir. Merkez Bankası’nın enflasyon raporunda enflasyon tahminini yüzde 30’a yükseltmesinde fayda var ancak beklentileri bozmamak için en fazla yüzde 25’e yükseltecektir” dedi.</p>
<h2>3-4 puanlık tahmin artışı muhtemel </h2>
<p>TOBB ETÜ Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Atılım Murat, ara hedef ve tahmin aralığının minimum 3 puan güncellenmesini beklediğini belirtirken bunun da yeterli olmayacağını söyledi. Murat, dört aylık enflasyonun yüzde 15’e dayandığını hatırlatarak kalan 8 ayda TCMB’nin enflasyonu tutmasının zorlaştığını ifade etti. TCMB’nin yüzde 16’lık ara hedefi ciddi şekilde revize etmesi gerektiğini ve ara hedefler tahmin aralığının altında kaldığında kurumun kredibilite kaybına uğradığını vurgulayan Murat, tahmin aralığının yüzde 15-21’den yüzde 18-24’e yükseltilebileceğini ama onun bile şu anki enflasyon tahminlerinin altında kalacağına işaret etti. Politika ve fonlama faizinde bir değişiklik beklemediğini kaydeden Murat, temmuz ayında en erken bir hamle yapılabileceğini ifade etti.</p>
<h2>%40 seviyesinden aşağısı zor </h2>
<p>QNB Baş Ekonomisti Erkin Işık gıda ve giyim fiyatlarındaki yüksek artışın tahminden sapmada etkili olduğunu ancak genel olarak bütün veride yukarı yönlü sapma bulunduğunu belirtti. Işık, “Ana endekste mevsimsel düzeltilmiş olarak yüzde 3,4 aylık artış hesaplıyoruz ki burada enerji fiyatlarındaki yüksek artış etkili olmuş. Mevsimsel düzeltilmiş medyan enflasyonda ve bizim hesapladığımız ana eğilim göstergesinde önceki aya göre belirgin artış olduğunu ve ocak ayındaki seviyelerine geri döndüğünü görüyoruz. Petrol fiyat görünümündeki devam eden bozulma ile birlikte değerlendirildiğinde, enflasyon tahminlerinde yine yukarı revizyon ihtiyacı olacaktır. Bu görünümle TCMB’nin uzunca bir süre bankalar arası faizi mevcut yüzde 40 seviyesinden aşağı indirmesi zor olacak” diye konuştu. </p>
<h2>Yıl sonu tahminini %24’e revize edebilir </h2>
<p>Nurol Portföy Yönetim Kurulu Danışmanı Dr. Altuğ Özaslan da mart ayının sonundaki fiyat artışlarının bir kısmını TÜİK’in nisan ayında içeri alması sebebiyle nisan enflasyonu beklentinin çok üzerinde geldiğini vurgulayarak şunları söyledi: “Esasında mart ve nisana tek ay değil, beraber kümüle bakarsak İran Savaşı’nın gerçek etkisini daha net görürüz. Bu veri ile beraber, ufukta hem hava muhalefetleri hem de gübre fiyatları sebebiyle zamana yayılacak bir gıda enflasyonu ile beraber, yılsonunda artık enflasyonun yüzde 30’un altında olma ihtimali kalmadı. TCMB, enflasyon raporlarında genelde iyimser veya iddialı tahminlerde bulunuyor ki beklentiyi yönetmek adına da doğru yapıyor. Bu yüzden yılsonunu yüzde 24’e revize etmesini bekliyorum. Ve mevcut görünüm itibariyle de temmuz ayından önce faiz indirimi artık gerçekleşemez. Unutmamak lazım ki önce fonlama faizi gecelikten haftalığa yeniden çekilir ve sonraki toplantıda ancak faiz indirimi gerçekleşir. Bugüne kadar ikisinin aynı anda olduğu bir toplantı hiç gerçekleşmedi. Özetle, haziranda fonlama faizi normalleşmesi ve temmuzda ilk faiz indirimi makul görünüyor.” </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Fonlama maliyetinin inmesi gecikebilir</span></h2>
<p>Gedik Yatırım Baş Ekonomisti Serkan Gönençler ise tüm kalemlerde beklentinin üzeri bir artış söz konusu olduğunu kaydederek piyasayı asıl yanıltanın çekirdek enflasyon olduğunu söyledi. Enerji zamlarının dolaylı etkilerinin beklentilerden daha belirgin ortaya çıktığını vurgulayan Gönençler, “Bu rakamla birlikte, yıllık enflasyon yüzde 32,4’e yükseldi ve 3-4 ay daha yüzde 32 civarında kalacak gibi görünüyor. Piyasa haziran gibi TCMB’nin fonlamasını kademeli olarak haftalık repoya (yüzde 37) kaydırmasını bekliyordu. Ancak, enflasyonun yüzde 32 civarında kaldığı bir ortamda bu süreç biraz daha gecikebilir. Gönençler, haftaya TCMB’nin revizyon ihtiyacı daha fazla olsa da tahminlerinde 3-4 puan artış yapacağını söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hedef-enflasyona-bir-revizyon-yolu-daha-gorundu-78561</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/merkez-bankasi-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK nisan ayı enflasyon verisini yüzde 4,18 ile neredeyse piyasa beklentisinin 1 puan üzerinde açıkladı. yüzde 16 olan ara hedefin en az 3-4 puan güncellenmesine kesin gözüyle bakılırken piyasanın enflasyon beklentileri yüzde 28-30 aralığına çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/panasonic-ile-tlc-klimadan-is-birligi-anlasmasi-78628</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Panasonic ile TLC Klima&#039;dan iş birliği anlaşması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünya devi Panasonic, Türkiye ısıtma soğutma endüstrisine yönelik önemli bir iş birliğine imza attı.</p>
<p>Panasonic Avrupa Isıtma ve Soğutma Çözümleri, Almanya’nın Frankfurt kentindeki merkez ofisinde TLC Klima yönetimiyle distribütörlük anlaşması imzaladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f9ca3801217-1777977912.jpeg" alt="" width="700" height="466" />İmza törenine Panasonic Avrupa Isıtma ve Soğutma Çözümleri Genel Müdürü Enrique Vilamitjana, Genel Müdür Yardımcısı Yoshi Ishimura,  TLC Klima Yönetici Ortağı Sema Tunar, Yönetim Kurulu Üyesi Kenan Tunar, Mali İşler Direktörü Tolga Kubat,  Satış Direktörü Gökhan Külahi katıldı.</p>
<p>Panasonic Avrupa Isıtma ve Soğutma Çözümleri Genel Müdürü Enrique Vilamitjana Panasonic Avrupa HVAC yönetimi adına yaptığı değerlendirmede, iş birliğinin hedefinin yalnızca pazar payı elde etmek değil, Türkiye’de güven duyulan uzun vadeli çözüm ortağı konumlanması yaratmak ve bu yapıyı her yıl katlanarak büyütmek olduğunu vurguladı.</p>
<p>Türkiye’nin büyüyen iklimlendirme pazarı, enerji dönüşüm potansiyeli ve stratejik konumuyla Panasonic için önemli ülkelerden biri olduğuna dikkat çeken Vilamitjana, TLC Klima ile başlattıkları iş birliğini yalnızca ticari bir ortaklık değil, uzun vadeli büyüme ve değer yaratma platformu olarak gördüklerini belirterek, “TLC Klima ile birlikte Panasonic’in mühendislik uzmanlığını güçlü yerel pazar bilgisiyle buluşturarak, özellikle ısı pompası ve yüksek verimli çözümlerde değer yaratmayı hedefliyoruz. Türkiye’yi, geleceğin enerji çözümleri için stratejik bir ortak olarak görüyoruz.” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/panasonic-ile-tlc-klimadan-is-birligi-anlasmasi-78628</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/8/1280x720/56-1777977882.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Panasonic ile TLC Klima arasında distribütörlük anlaşması imzalandı. Anlaşma hakkında değerlendirmelerde bulunan Panasonic Avrupa Isıtma ve Soğutma Çözümleri Genel Müdürü Vilamitjana, &quot;TLC Klima ile birlikte Panasonic’in mühendislik uzmanlığını güçlü yerel pazar bilgisiyle buluşturarak, özellikle ısı pompası ve yüksek verimli çözümlerde değer yaratmayı hedefliyoruz. Türkiye’yi, geleceğin enerji çözümleri için stratejik bir ortak olarak görüyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/pine-bay-hotels-resorts-resim-sanatcilarini-11-kez-agirladi-78612</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanatçılar 11. Uluslararası Resim Çalıştayı&#039;nda buluştu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/AYDIN</strong></p>
<p>MNGöçen Vakfı’nın, Göçtur Turizm bünyesinde restore edilen Eski Tabakhaneler ev sahipliğinde düzenlediği 11. Uluslararası Resim Çalıştayı, Türkiye’nin yanı sıra 7 farklı ülkeden 36 resim sanatçısının katılımıyla gerçekleştirildi.</p>
<p>Göçtur Turizm kurucusunun ismini taşıyan ve ağırlıklı olarak sanat, kültür ve eğitim konularında faaliyet gösteren MNGöçen Vakfı tarafından bu yıl 11’inci kez düzenlenen Uluslararası Resim Çalıştayı, Türkiye’den ve dünyanın çeşitli ülkelerinden 36 resim sanatçısını ve profesörleri bir kez daha Kuşadası’nda bir araya getirdi.</p>
<p>19 – 28 Nisan tarihleri arasında gerçekleşen MNGöçen Vakfı Resim Çalıştayı kapsamında, son 9 yıldır gelenekselleştiği üzere, lise ve üniversite öğrencilerine yönelik bir Resim Yarışması da düzenlendi. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda ise, sanatçılar Pine Bay Hotels &amp; Resorts’da, beldede yer alan Soğucak Ortaokulu ve Makbule Hasan Uçar Anadolu Lisesi öğrencileri ile bir araya geldiler.</p>
<p>Uluslararası Resim Çalıştayı’nın küratörlüğünü, Emel Atalay ve Elçin Ünal üstlendiler. Sanatsal çalışmalar, Göçtur girişimiyle restore edilerek Kuşadası’na kazandırılan, beldenin yakın tarihi ve geleneksel taş mimarisini, farklı yeme içme mekanları ve sanatla yaşam alanlarıyla modern hayatın ritmiyle buluşturan Old Town Tanneries’de gerçekleştirildi.</p>
<h2>Rena Çukurova: Ailenin, emeğin ve değerlerin buluştuğu ortak payda</h2>
<p>MNGöçen Vakfı’nın sanata desteğini katlayarak sürdürme azminde olduğunu dile getiren Pine Bay Hotels &amp; Resorts Genel Müdürü ve Göçtur Yönetim Kurulu Üyesi Rena Çukurova, “Göçtur Turizm kurucusu, merhum Mehmet Nuri Göçen’in adı ve Göçtur Yönetim Kurulu Başkanı Naile Göçen Çukurova’nın hayat felsefesiyle birlikte yaşayan Vakfımız, sanatsal, sosyal, bilimsel, kültürel projelere öncülük etmek ve gençlerin eğitimlerine destek olmak amacı taşıyor. Vakfımız ayrıca, her yıl düzenlenen Uluslararası Seramik ve Resim Çalıştaylarına ve Gençler Geleceğimiz Koşuları’na ev sahipliği yapıyor. Bu uluslararası çalıştaylar, sadece bir sanat etkinliği değil, ailenin, emeğin ve değerlerin de buluştuğu ortak bir payda oluşturuyor. Dünyanın dört bir yanından misafir ettiğimiz sanatçılar sanatsal üretimlerini, kültürel mirası modern hayatla buluşturan tarihi Old Town Tanneries’de gerçekleştiriyor. Pine Bay Hotels &amp; Resorts otelimizin odaları, koridorları ve yaşam alanları ise, S.A.D.E. (Sanat, Aile, Doğa, Eğitim) kültürümüzün canlı bir yansıması olarak, bu özgün eserler için sürekli bir sergi alanı oluşturuyor” şeklinde konuştu.</p>
<p>Çukurova, “11 yıl boyunca hep yanımızda olan Emel Hocama ve Elçin Hocama da gönülden teşekkür etmek istiyorum. Aynı zamanda, bu yıl eserleriyle ve enerjileriyle haftayı güzelleştiren tüm sanatçılarımıza, vakıf ekibimize, gönüllülerimize ve bugün burada olan siz değerli sanatsever misafirlerimize içten teşekkürlerimi sunuyorum” dedi.</p>
<p>MNGöçen Vakfı’nın, sanata ve sanatçıya desteğini yıllardır sürdürdüğünü ifade eden Emel Atalay, “Küratörlüğünü Elçin Ünal ile birlikte gerçekleştirmekten onur duyduğum ve 11’inci yılını kutladığımız uluslararası resim çalıştayı, Türkiye’nin yanı sıra farklı ülkelerden tanınmış sanatçıları ve değerli akademisyenleri bir kez daha bir araya getirdi. Göçtur’un desteğini, sanata ve misafirlerine verdiği değeri bir kez daha hissettik. Çalıştay katılımcılarının ortaya koydukları eserlerin yanı sıra sanatsal, kültürel ve duygusal diyalogları, sanatın iyileştirici gücünü bir kez daha pekiştirmiş oldu” dedi.</p>
<p>Turizmci ve iş insanı vasıflarının yanı sıra eğitime verdiği önemle de hatırlanan Göçtur kurucusu Mehmet Nuri Göçen, yaptırdığı okullar ve verdiği eğitim bursları ile de hatırlanıyor.</p>
<h2>MNGöçen Vakfı 11. Uluslararası Resim Çalıştayı’na katılan sanatçılar</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f9a489d405d-1777968265.JPG" alt="" width="700" height="445" /></p>
<p>Festivale Türkiye’nin yanı sıra Bangladeş, Bulgaristan, Karadağ, Polonya, Romanya, Rusya, Sırbistan ve Tunus olmak üzere 8 ülkeden toplam 36 resim sanatçısı katıldı.</p>
<p>Festivale katılan Türk sanatçılar Canan Kandemir, Cenk Mısırlıoğlu, Ezgi Yüksel, Hakan Cingöz, Hamdi Eser, Hasan Mutlu, Mahmut Dündar, Mehmet Akkaya, Melikşah Yıldırım, Merih Yıldız, Murat Özcan, Mümin Candaş, Ömer Çam, Özcan Kandemir, Sema Barlas, Şenol Sak, Ümit Yiğit, Yasemin Yılmaz, Yüksel Baydar ve Zehra Sengir oldu.</p>
<p>Ayrıca, Bangladeş’ten Kazi Sahid, Bulgaristan’dan Elizabet Lisa, Polonya’dan Dairus Prezwiezlikowski, Emilia Waszak, Jan Mikielewicz, Piotry Banaszkiewicz, Romulda Tarasiuk ve Zbigniew Mikielewicz, Romanya’dan Costin Brateanu ve Zoita Delia Calinescu, Rusya’dan Natalia Kobzeva, Sırbistan’dan Miodrag Elezovic ve Toma Stojanovic, Karadağ’dan Rajko Susic ve Vesna Susic, Tunus’tan Naim Ameur de festivale katıldılar.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/pine-bay-hotels-resorts-resim-sanatcilarini-11-kez-agirladi-78612</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/2/1280x720/pine-bay-hotels-resorts-resim-sanatcilarini-11-kez-agirladi-1777968287.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 11’inci Uluslararası Resim Çalıştayı, Türkiye’den ve dünyadan resim sanatçısı ve profesörleri bir kez daha Kuşadası’nda bir araya getirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/uludag-enerji-yeni-projelerle-bolgesel-gucunu-artiriyor-78605</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uludağ Enerji&#039;den 10,7 milyar TL&#039;lik yatırım planı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Güney Marmara’da 5 milyondan fazla kullanıcıya elektrik dağıtım ve perakende hizmeti sunan Uludağ Enerji'nin, saha odaklı yatırım yaklaşımı, güçlü altyapısı ve dijitalleşme vizyonuyla bölgenin enerji dönüşümünde kritik bir rol üstlendiği belirtildi. Verilen bilgiye göre dağıtım ve perakende alanındaki entegre yapısını sahadan aldığı geri bildirimlerle sürekli güçlendiren şirket, bu yaklaşımıyla sürdürülebilir büyümesini destekliyor.</p>
<p>Uludağ Enerji CEO’su Sinan Öktem, grubun yatırım stratejisini, saha odaklı yönetim anlayışını ve gelecek vizyonunu değerlendirdi. Uludağ Enerji olarak Bursa, Balıkesir, Çanakkale ve Yalova’da 5 milyonu aşkın nüfusa hizmet verdiklerini belirten Öktem, “3,7 milyon aboneye ulaşan geniş müşteri ağımız ve 80 bin kilometreyi aşan hat uzunluğumuzla bölgenin enerji sürekliliğini sağlıyoruz. Ancak bizim için altyapı yatırımı sadece teknik bir konu değil; sahayı doğru okumayı gerektiren stratejik bir süreçtir” dedi. Müşteri beklentilerindeki dönüşümün de yatırımları şekillendiren önemli bir unsur olduğuna dikkat çeken Öktem, enerji hizmetlerinde hız, şeffaflık ve erişilebilirliğin ön plana çıktığını ifade etti. Öktem, “Kullanıcılarımız artık sadece kesintisiz enerji değil, aynı zamanda süreçleri anlık takip edebildikleri, hızlı geri dönüş alabildikleri bir deneyim bekliyor. Biz de tüm dijital kanallarımızı bu beklentiye yanıt verecek şekilde geliştiriyoruz” diye konuştu.</p>
<h2><strong>Yatırım rotası sahadan çiziliyor</strong></h2>
<p>Yatırım kararlarında klasik planlama yöntemlerinin ötesine geçtiklerini vurgulayan Öktem, sahadan doğrudan veri toplayan bir modelle ilerlediklerini ifade etti. “Enerji yatırımlarında en doğru kararı verebilmek için sadece teknik analizler yeterli olmuyor. Biz, hizmet bölgemizin ihtiyaçlarını ve gelişim dinamiklerini sahadan birebir takip ediyoruz. Bu sayede yatırımlarımızın karşılığını daha hızlı alıyor, gereksiz yatırımları önlerken ihtiyaç duyulan noktalara zamanında müdahale edebiliyoruz” dedi.</p>
<h2><strong>Enerji talebi artıyor, yatırımlar büyüyor</strong></h2>
<p>Son yıllarda enerji talebindeki artış ve tüketim alışkanlıklarındaki değişimin dağıtım şirketlerini daha dinamik hale getirdiğini belirten Öktem, bu dönüşüme paralel olarak yatırımlarını artırdıklarını söyledi. “Geçtiğimiz yıllarda önemli ölçekli yatırımlar gerçekleştirdik. 2026 yılında ise özellikle şebeke altyapısı, dijitalleşme ve müşteri deneyimi alanlarında 10,7 milyar liralık yatırım planlıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f99b0500115-1777965829.jpeg" alt="" width="664" height="440" /></p>
<h2><strong>Dijitalleşme ve sürdürülebilirlik aynı çatıda</strong></h2>
<p>Uludağ Enerji’nin perakende kolunun da dijitalleşme sürecine güçlü katkı sunduğunu vurgulayan Öktem, “Bu yapı sayesinde hem operasyonel kabiliyetimizi artırıyor hem de müşterilerimize daha hızlı ve erişilebilir hizmet sunuyoruz. Dijital kanallar üzerinden geliştirdiğimiz çözümlerle kullanıcı deneyimini sürekli iyileştiriyoruz” dedi. Enerji sektöründe sürdürülebilirliğin artık bir tercih değil zorunluluk haline geldiğini belirten Öktem, artan enerji talebinin karşılanabilmesi için altyapı yatırımlarının kritik önem taşıdığını ifade etti. “Enerji talebi artarken, bu ihtiyaca cevap verecek esnek ve akıllı altyapı sistemlerini geliştirmek zorundayız” diye konuştu. Sektördeki dönüşümün uzun vadeli bir perspektif gerektirdiğini de vurgulayan Öktem, sürdürülebilirlik odağının tüm yatırım kararlarının merkezinde yer aldığını belirterek, “Geleceğin enerji altyapısını inşa ederken yalnızca bugünün ihtiyaçlarını değil, yarının gerekliliklerini de dikkate alıyoruz. Daha verimli, daha esnek ve çevresel etkisi daha düşük sistemler kurmak önceliklerimiz arasında yer alıyor” dedi.</p>
<h2><strong>Bölgesel kalkınmada veri ve saha gücü</strong></h2>
<p>Bölgesel kalkınmada enerji altyapısının belirleyici rolüne dikkat çeken Öktem, Uludağ Enerji’nin yalnızca bir enerji şirketi değil, aynı zamanda bölgesine değer katan bir yapı olduğunu söyledi. “Sanayisi güçlü bir bölgede faaliyet gösteriyoruz. Enerji sürekliliği, ekonomik büyümenin en temel unsurlarından biri. Biz de bu sorumlulukla hareket ediyoruz.” dedi. Sinan Öktem, önümüzdeki dönemde veri odaklı ve katılımcı yönetim anlayışını daha da geliştireceklerini belirterek sözlerini şöyle tamamladı: “Sahayı doğru okumak, enerji sektöründe fark yaratmanın en önemli yoludur. Biz yatırımlarımızı sadece rakamlarla değil, sahadan gelen gerçek ihtiyaçlarla şekillendiriyoruz. Bu yaklaşım bizi daha güçlü ve sürdürülebilir bir yapıya taşıyor.”</p>
<h2><strong>Enerjini Geleceğe Taşı Projesi</strong></h2>
<p>Uludağ Enerji’nin Bursa, Balıkesir, Çanakkale ve Yalova’da yürüttüğü Enerjini Geleceğe Taşı Projesi ile ilgili de bilgi veren Öktem, VR tabanlı senaryolar, geleneksel Karagöz Gölge Oyunu, interaktif atölyeler ve enerji temalı eğitim kitaplarıyla bütüncül bir öğrenme deneyimi sunduklarını anlattı. VR gözlüklerle öğrencilerin, tasarruf yapılan ve yapılmayan iki farklı geleceği karşılaştırarak enerjinin sorumlu kullanımının etkilerini somut biçimde gördüğüne işaret eden Sinan Öktem, “Gölge oyunu bölümü ise çocuklara ev içinde uygulayabilecekleri küçük ama etkili tasarruf davranışlarını eğlenceyle öğretiyor. Program sonunda dağıtılan Enerjik Tatil Boyama ve Etkinlik ile Geleceğin Enerjisi kitapları, yenilenebilir enerji kaynaklarını oyun, görsel uygulama ve basit deneylerle anlatıyor; böylece projenin etkisi sınıf ortamından eve taşarak kalıcı bir farkındalığa dönüştürüyor” bilgisini verdi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/uludag-enerji-yeni-projelerle-bolgesel-gucunu-artiriyor-78605</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/5/1280x720/uludag-enerji-yeni-projelerle-bolgesel-gucunu-artiriyor-1777965901.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uludağ Enerji, saha verisiyle şekillenen yatırım modeli ve dijitalleşme odaklı yaklaşımıyla bu yıl 10,7 milyar TL’lik yatırımı hayata geçirerek bölgesel enerji altyapısını güçlendirmeyi hedefliyor. Uludağ Enerji CEO’su Sinan Öktem, &quot;Kullanıcılarımız artık sadece kesintisiz enerji değil, aynı zamanda süreçleri anlık takip edebildikleri, hızlı geri dönüş alabildikleri bir deneyim bekliyor. Biz de tüm dijital kanallarımızı bu beklentiye yanıt verecek şekilde geliştiriyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gorunur-olana-kadar-gorunmeyen-yol-78589</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Görünür olana kadar görünmeyen yol</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kadın girişimciler, görünür başarıların arkasında çoğu zaman daha fazla emek, daha uzun bir yol ve yapısal eşitsizliklerle şekillenen bir mücadele veriyor.</strong></p>
<p>Bir girişimci için en kritik eşik çoğu zaman fikir değil, sermayeye erişimdir. Ancak bu eşik herkes için aynı yükseklikte değildir. Aynı ekosistemde bazı kurucular görünürlük ve finansmana daha hızlı ulaşırken, bazıları aynı kapıya çok daha dolambaçlı, daha uzun ve daha yorucu bir yoldan varır.</p>
<p>Türkiye’de girişimcilik ekosistemi üzerine konuşurken çoğu zaman sayılar, yatırımlar ve başarı hikâyeleri öne çıkar. Oysa sahadaki gerçeklik, bu hikâyelerin çok daha katmanlı, çok daha görünmeyen boyutları olduğunu gösterir.</p>
<p><strong>Şimdi bu görünmeyen katmanlara birlikte bakalım.</strong></p>
<h2>Kadın çok ürettiğinde erkeğin sorumlulukta görünmez olması</h2>
<p>Kadına bakış son yıllarda değişti. Eskiden kadının çalışması ve üretmesi hoş karşılanmazken, bugün bu durum daha çok destekleniyor. Ancak bu dönüşüm, her zaman dengeli bir paylaşım yaratmıyor; kimi zaman kadınlar üretmeye devam ederken, diğer tarafın sorumluluk alma biçimi aynı hızda değişmeyebiliyor.</p>
<p>Birkaç yıl önce, Kolombiya Üniversitesi’nin düzenlediği bir etkinlikteydim. Otuzlu yaşlarda kadın girişimciler sahnedeydi. Her biri farklı alanlarda faaliyet gösteriyor, birden fazla sorumluluğu aynı anda taşıyor ve yüksek bir tempoyla üretmeye devam ediyordu.</p>
<p>Onları dinlerken fark ettiğim şey şuydu: Bu kadınlar sadece başarılı değildi. Aynı zamanda görünmeyen, ölçülmeyen, çoğu zaman takdir edilmeyen bir eforun içindeydiler. Öyle bir tempo ki, dışarıdan izleyen insanı bile yoran bir ritim.</p>
<p>Etkinliğe şirketten bir yöneticiyle birlikte katılmıştım. Çıkışta ona bu girişimci kadınlar hakkında ne düşündüğünü sordum.</p>
<p>Cevabı oldukça netti:<br />“Şu kızlardan biriyle evlensem de hiçbir şey yapmadan evde otursam, rahat etsem.”</p>
<p><em>İşte şakayla söylenmiş b</em><em>u cümle, o gün dinlediğim tüm konuşmalar kadar düşündürücüydü.</em></p>
<h2>Görünmeyen efor, çifte yük</h2>
<p>Çünkü çoğu girişimci kadın aslında iki katı çalışıyor. Sadece işlerini büyütmek için değil; aynı zamanda hayatın diğer yüklerini de tek başına taşıyabilmek için. Görünmeyen bu ikinci mesai, başarı hikâyelerinin satır aralarında kalıyor.</p>
<p>Bu durum onları daha dayanıklı, daha çevik ve daha çözüm odaklı hale getiriyor. Ancak aynı zamanda daha büyük bir soruyu da görünür kılıyor: Emeğin ve sermayenin dağılımı ne kadar adil?</p>
<h2>Risk sermayesi olayında kadınların görünürlüğü düşük</h2>
<p>Risk sermayesi ekosistemine baktığımızda, kadın kurucuların görünürlüğü hâlâ sınırlı. Küresel ölçekte yatırım sermayesinin çok küçük bir kısmı tamamen kadın kuruculu şirketlere gidiyor. Bu tablo yalnızca bireysel tercihlerle açıklanamaz. Ağlara erişim, yatırımcı profili ve yerleşik kalıp yargılar birlikte bu sonucu üretiyor.</p>
<p>Bugün kadın girişimcileri desteklemek için birçok mekanizma bulunuyor. Ancak bu desteklerin önemli bir kısmı çoğunlukla mikro ölçekli girişimlere yöneliyor. Daha küçük sermaye gerektiren, daha geleneksel alanlarda konumlanan işler bu yapılar içinde daha görünür hale geliyor.</p>
<p>Bununla birlikte, kadın girişimciliğinin bu kadar sık konuşulması, sürekli görünür kılınması ve üzerine yazılar yazılması da aslında yapısal bir eksikliğin işareti. Çünkü gerçek ve dengeli bir yatırım ekosistemi oluşmadığında, anlatı çoğu zaman desteğin yerini almaya başlıyor.</p>
<p>Ölçeklenebilir, hızlı büyüyebilecek girişimlerde ise kadınların yatırım alma ve büyüme süreçleri hâlâ daha sınırlı ilerleyebiliyor.</p>
<h2>Görünürlük hangi koşullarda mümkün?</h2>
<p>Bu tabloyu sadece bir “eksiklik” olarak okumak da yeterli değil. Aynı zamanda kadın girişimciliğinin hangi koşullarda görünür hale gelebildiğini de gösteriyor: daha fazla emek, daha fazla dayanıklılık ve çok daha uzun bir süreklilik gerektirerek.</p>
<p>Elbette erkekler de bu ülkede erken yaşta ciddi ekonomik ve sosyal sorumluluklarla karşı karşıya kalıyor. Ancak mesele kimin daha çok zorlandığı değil; yükün nasıl dağıldığı. Ve çoğu zaman bu dağılım eşit değil.</p>
<h2>Çocukla birlikte görünmez olmak</h2>
<p>Benim girişimcilik yolculuğum da bu gerçekliğin içinde şekillendi. 2,5 yaşındaki çocuğumla hayatımda radikal bir değişiklik yaptığım bir dönemde, seçeneklerim oldukça sınırlıydı.</p>
<p>Yurtdışına gitmek istedim, gidemedim.<br />Kendi ülkemde kaldım.<br />Hem anneliği üstlenecektim hem de ekonomik olarak kendi ayaklarımın üzerinde duracaktım.</p>
<p>Bu noktada mesele “en iyi fırsatı yakalamak” değil, mevcut koşullar içinde sürdürülebilir bir yol inşa etmekti.</p>
<p>Bugün geriye dönüp baktığımda, girişimciliğin benim için çoğu zaman bir tercih değil, bir zorunluluk olduğunu görüyorum.</p>
<p>Ve bu yolculuk, Fast Company’nin “100 Kadın Kurucu” listesinde 100 kadın girişimci arasında 17. sırada yer almamla görünür hale geldi.</p>
<h2>Görünürlükten etkiye</h2>
<p>Peki bunu neden yazıyorum? Neden görünür kılıyorum?</p>
<p>Sadece bir başarı hikâyesi anlatmak için değil. Bir ihtimali somutlaştırmak için.</p>
<p>Genç kızlara ve kadınlara “bu yol mümkün” diyebilmek için.</p>
<p>Bu yıl Fast Company Türkiye’nin “100 Kadın Kurucu” listesinde 17. sırada yer aldım, bu onay elbette çok kıymetli ama benim için bunun anlamı bir sıralamada yer almaktan çok daha büyük.</p>
<p>Türkiye’de kadın kurucu olmak; sadece bir şirket kurmak değil. Aynı anda önyargıları aşmak, güven inşa etmek, direnç göstermek ve çoğu zaman yolu olmayan bir yerde kendi yolunu açmak demek.</p>
<p>Bu yüzden bu tür görünürlükler, kişisel başarıdan çok daha fazlasını ifade ediyor. Kadınların kurduğu şirketlerin sadece var olabildiğini değil; büyüyebildiğini, ölçeklenebildiğini ve gerçek bir dönüşüm yaratabildiğini göstermek gerekiyor.</p>
<p>Başarının en güçlü etkisinin başkalarına cesaret vermesi olduğuna inanıyorum. Eğer bu yolculuk, Türkiye’de kendi yolunu kurmak isteyen bir kadına “ben de yapabilirim” duygusunu hissettiriyorsa, işte o zaman gerçek anlamını buluyor.</p>
<h2><span style="color: #3598db;">Kadın kurucular ve risk sermayesi: Görünmeyen engeller</span></h2>
<p>Dünya genelinde kadın kurucular, toplam risk sermayesinin yalnızca yaklaşık %15’ine erişebiliyor. Bu fark tesadüf değil; yapısal ve tekrarlayan dinamiklerin sonucu.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Neden?</strong></span></p>
<ul>
<li><strong>Önyargı (Bilinçli / bilinçsiz):</strong><br />Araştırmalar, yatırımcıların erkek kuruculara yatırım yapma olasılığının daha yüksek olduğunu gösteriyor. Liderlik ve başarı hâlâ çoğu zaman erkeklikle özdeşleştiriliyor.</li>
<li><strong>Network Erişimi:</strong><br />Risk sermayesi büyük ölçüde ilişki ağları üzerinden ilerliyor. Erkek kurucular, tarihsel olarak daha geniş ve etkili network’lere daha kolay erişebiliyor.</li>
<li><strong>“Başarılı Girişimci” Kalıbı:</strong><br />Yatırımcılar çoğu zaman geçmiş başarı örüntülerine bakarak karar veriyor. Bu kalıplar ise kadın kurucuları sistematik olarak dışarıda bırakabiliyor.</li>
<li><strong>Temsil Eksikliği:</strong><br />Risk sermayesi fonlarında ve karar verici pozisyonlarda kadın sayısı hâlâ sınırlı. Bu da bakış açısının çeşitlenmesini engelliyor.</li>
<li><strong>Risk Algısı:</strong><br />Kadın liderliğindeki girişimler daha temkinli değerlendirilip daha yüksek riskli algılanabiliyor. Bu durum yatırım miktarlarını ve karar hızını doğrudan etkiliyor.</li>
<li><strong>Kadın Yatırımcı Azlığı:</strong><br />Sektörde daha az kadın yatırımcı olması, kadın kuruculara giden sermayenin de sınırlı kalmasına yol açıyor. Bu durum kendi içinde döngüsel bir yapı yaratıyor.</li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gorunur-olana-kadar-gorunmeyen-yol-78589</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/9/1280x720/kadin-1777959847.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Görünür olana kadar görünmeyen yol ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/baycan-elektrik-yeni-tesis-ve-ar-ge-yatirimlariyla-savunma-sanayisine-odaklandi-78593</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Baycan Elektrik, yeni tesis ve Ar-Ge yatırımlarıyla savunma sanayisine odaklandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ / ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Erdoğan Kılıç tarafından 1967 yılında temelleri atılan Baycan Elektrik, yarım asrı aşkın süredir beyaz eşya, otomotiv, havacılık ve savunma sanayilerine sertifikalı kablo ve elektrik-elektronik komponent üretimi gerçekleştiriyor. Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi’ndeki tesislerinde yıllık milyonlarca parçalık üretim kapasitesine sahip olan firmanın, son yıllarda savunma ve havacılık alanındaki projelere ağırlık vererek ürün portföyünü çeşitlendirdiği bildirildi. Şirketin aynı zamanda otomotiv ve sivil havacılık sektörlerinde de yeni projeler üzerinde çalıştığı açıklandı.</p>
<p>Baycan Elektrik Genel Müdürü Engin Yılmaz, son yıllarda savunma ve havacılık sektöründe önemli bir potansiyel yakaladıklarını belirterek, “Savunma sanayi ve havacılık bizim için son yıllarda en heyecan verici alanlardan biri haline geldi. Bugün savunma sanayisinin toplam ciromuz içindeki payı yüzde 10–12 seviyelerinde. Ancak hedefimiz bunu kısa vadede yüzde 20’ye çıkarmak. Bu doğrultuda hem üretim altyapımızı hem de mühendislik kapasitemizi güçlendiriyoruz. Son üç yıl içinde portföyümüze yaklaşık 15 yeni müşteri dahil oldu ve bunların önemli bölümü savunma sanayisi firmalarından oluşuyor. Artan siparişlerle birlikte bu alanda ciddi bir açık yakaladığımızı düşünüyoruz. Bu nedenle hem yatırımlarımızı hem de proje geliştirme faaliyetlerimizi hızlandırarak savunma sanayisinde daha güçlü bir oyuncu olmayı hedefliyoruz” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yeni tesis yatırımıyla kapasite büyüyecek</strong></p>
<p>Artan siparişler doğrultusunda üretim altyapısını da genişlettiklerini aktaran Yılmaz, İmişehir OSB’de inşaatı devam eden ve toplamda 30 bin metrekarelik kapalı alana sahip olacak yeni fabrika yatırımlarıyla kapasitelerini önemli ölçüde artırmayı planladıklarını söyledi. 3 farklı parselde yürütülen yatırımlarla toplam üretim alanını genişleteceklerini belirterek, taşınma sürecinin kademeli olarak gerçekleşeceğini ifade eden Engin Yılmaz, mevcut 7 bin 500 metrekarelik kapalı alana sığmakta zorlandıklarını söyledi. Yeni tesislerin devreye girmesiyle üretim operasyonlarının daha verimli hale geleceğini kaydeden Yılmaz, yeni tesislerde özellikle savunma, havacılık ve yüksek katma değerli projelere odaklanılacağını deli getirdi. Yılmaz, üretim altyapısının bu alanlardaki taleplere göre yeniden yapılandırıldığını belirtti.</p>
<p><strong>Havacılık ve otomotiv projeleri devreye giriyor</strong></p>
<p>Savunma sanayisinin yanı sıra sivil havacılık ve otomotiv sektörlerinde de yeni projeler yürüttüklerini sözlerine ekleyen Engin Yılmaz, sivil uçakların kablo sistemlerine kablaj üretimine başladıklarını ifade etti. Otomotiv tarafında da yeni iş birliklerinin gündemde olduğunu belirten Yılmaz, sözlerine şöyle devam etti: “Bu yıl özellikle otomotiv tarafında daha hareketli bir dönem bekliyoruz. BMC ile yürüttüğümüz otobüs projelerinde numune gönderimleri tamamlandı. Bunun yanında Otokar ile birlikte yürüttüğümüz bir zırhlı araç projemiz bulunuyor. Sivil havacılık tarafında da uçak içi eğlence sistemlerinin kablaj üretimine başladık. Bu projeler, Baycan’ın sadece tek bir sektöre bağlı kalmadan farklı alanlarda üretim yapabilen bir mühendislik altyapısına sahip olduğunu gösteriyor. Amacımız hem savunma hem havacılık hem de otomotiv tarafında dengeli bir portföy oluşturarak riskleri dağıtmak ve sürdürülebilir büyüme sağlamak.”</p>
<p><strong>Ar-Ge Merkezi ve yapay zekâ projeleri gündemde</strong></p>
<p>Yeni tesis yatırımlarıyla birlikte Ar-Ge faaliyetlerini de genişletmeyi planladıklarını açıklayan Engin Yılmaz, yeni üretim alanında bu yılın son çeyreğinde kuracakları Ar-Ge merkezinde yaklaşık 40 kişilik mühendis ekibinin görev yapacağını aktardı. Başkent Üniversitesi ile birlikte yürütülen yapay zekâ tabanlı bir proje üzerinde çalıştıklarını ifade eden Yılmaz, Ar-Ge merkezinin devreye girmesiyle birlikte sadece üretim değil aynı zamanda ürün geliştirme tarafında da daha güçlü bir konuma gelmeyi hedeflediklerinin altını çizdi. Yılmaz, “Yaklaşık 60 yıllık bir üretim tecrübemiz var. Bugüne kadar ağırlıklı olarak müşteri teknik şartnamelerine göre üretim yaptık. Ancak artık sahip olduğumuz bilgi birikimini kendi ürünlerimizi geliştirmek için de kullanmak istiyoruz. Yeni Ar-Ge merkezimizde farklı savunma ve havacılık teknolojilerinin iç yapılarını inceleyerek yeni projeler geliştirmeyi hedefliyoruz. Drone sistemleri ve ileri teknoloji kablo çözümleri gibi alanlar da gündemimizde. Bu yatırımla birlikte Baycan’ın mühendislik gücünü daha görünür hale getirmeyi amaçlıyoruz” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/baycan-elektrik-yeni-tesis-ve-ar-ge-yatirimlariyla-savunma-sanayisine-odaklandi-78593</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/3/1280x720/5656-1777962128.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Beyaz eşya, savunma sanayi ve otomotiv sektörüne parça üretimi yapan Baycan Elektrik, savunma ve havacılık sanayisindeki payını artırmayı hedefliyor. Şirket, yeni tesis yatırımları ve Ar-Ge merkezi ile savunma sanayisinin toplam cirodan aldığı payı yüzde 20 seviyesine çıkarmayı planlıyor. Genel Müdür Engin Yılmaz, &quot;Hem yatırımlarımızı hem de proje geliştirme faaliyetlerimizi hızlandırarak savunma sanayisinde daha güçlü bir oyuncu olmayı hedefliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sanko-okullari-tubitak-finallerinde-turkiye-birinciligi-kazandi-78618</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanko Okulları TÜBİTAK Finallerinde Türkiye birinciliği kazandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>SANKO Okulları öğrencileri, 57. TÜBİTAK Lise Öğrencileri Araştırma Projeleri Yarışması ile 20. TÜBİTAK Ortaokul Öğrencileri Araştırma Projeleri Yarışması Türkiye finallerinde bir Türkiye birinciliği, bir Türkiye ikinciliği ve iki teşvik ödülü olmak üzere önemli dereceler elde etti. Soner Emre Abar ve Aras Balat, danışman öğretmenleri Neriman Ersönmez rehberliğinde geliştirdikleri “ALS Hastaları İçin Çoklu Serbestlik Dereceli Aktif Servikal Ortez ve Ev Tipi Rehabilitasyon Sistemi” projesiyle “Ortaokul Kategorisi Teknoloji Tasarım” alanında Türkiye birincisi olma başarısı gösterdi. Türkiye birincisi olan öğrencilere, ödüllerini Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır takdim etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f9ae0a0bcd7-1777970698.jpg" alt="" width="700" height="412" /></p>
<p>Efe Özkara, Samet Egemen Atalar ve Giray Uğurluer ise danışman öğretmenleri Özgül Güner rehberliğinde hazırladıkları “Polarizasyon Tabanlı Yapay Zekâ Destekli Uyuşturucu Madde Analiz Sistemi” projesiyle “Lise Kategorisi Fizik” alanında Türkiye ikinciliği kazandı. Nur Deniz Ocak, Meleknaz Yüksel ve Beril İpek Üngör ise danışman öğretmenleri Özgül Güner rehberliğinde geliştirdikleri “ODI-CL Temelli Aptamer Biyosensörü ile Alzheimer Hastalığında Aβ42 Biyobelirteçlerinin Hızlı Tespiti” projesiyle “Biyoloji Alanında” teşvik ödülüne layık görüldü. Atlas Balsu ve Ahmet Faran Kaya, danışman öğretmenleri Hakan Güven rehberliğinde geliştirdikleri “Kentsel Mikroklima Üzerinde Yerel Ağaç Örtüsünün Termal ve Higrometrik Etkilerinin Analizi: Gaziantep Kavaklık ve Çıksorut Örneği” projesiyle “Coğrafya Alanında” teşvik ödülü kazandı.</p>
<p>SANKO Okulları Genel Müdürü Fırat Mümtaz Asyalı, elde edilen başarıların gurur verici olduğunu belirterek öğrencileri ve öğretmenleri tebrik etti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sanko-okullari-tubitak-finallerinde-turkiye-birinciligi-kazandi-78618</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/8/1280x720/sanko-okullari-tubitak-finallerinde-turkiye-birinciligi-kazandi-1777970721.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SANKO Okulları öğrencileri, TÜBİTAK Türkiye finallerinde Türkiye birinciliği ve ikinciliği başta olmak üzere önemli dereceler elde ederek büyük başarıya imza attı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/esaysan-savunma-ve-havacilikta-global-pazarlara-acilmayi-hedefliyor-78592</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Esaysan, savunma ve havacılıkta global pazarlara açılmayı hedefliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ / ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Esaysan'ın, 2020 yılında temelleri atılan üretim yolculuğunu kısa sürede savunma ve havacılık sektörüne entegre ederek dikkat çekici bir büyüme ivmesi yakaladığı bildirildi. Sac metal işleme alanında faaliyet gösteren şirketin, kalite odaklı yaklaşımı ve uluslararası standartlara uyumuyla hem yurt içinde hem de küresel pazarlarda konumunu güçlendirmeyi amaçladığı belirtildi.</p>
<p>Üretim kültürlerinin aileden gelen bir miras olduğunu ve bu mirasın şirketin temelini oluşturduğunu ifade eden Esaysan Genel Müdürü Esra Ayva Sayar, “Sac metal üretimi alanında başladığımız bu yolculukta eşim Hakan Berker Sayar ile önem verdiğimiz değerler ve hedefimiz yalnızca üretim yapmak değil; kalite, güvenilirlik ve yenilikçi bakış açısını bir araya getiren kalıcı bir marka yaratmaktı. Kuruluşumuzdan bu yana müşteri memnuniyetini, sürdürülebilirliği ve yeniliği merkeze alarak adımlar attık. Küçük bir ekiple başlayan yolculuğumuz, kısa sürede farklı sektörlere yayılan güçlü projelerle büyüdü ve bugün ulusal ve uluslararası pazarlarda tercih edilen bir marka haline geldik. Öte yandan, savunma ve havacılık gibi teknik ve erkek egemen bir sektörde kadın yönetici sayısının oldukça sınırlı olduğunu görüyoruz. Bu alanda var olmak ve sürdürülebilir bir başarı yakalamak bizim için yalnızca ticari bir hedef değil, aynı zamanda kadınların sanayide daha fazla yer alabileceğini göstermek adına önemli bir sorumluluk taşıyor.” dedi.</p>
<p>Kuruluş amaçlarının doğrudan savunma ve havacılık sektörlerine hizmet sunmak olduğunu aktaran Sayar, kalite sistemlerini bu doğrultuda yapılandırdıklarını belirterek, “Firmamızın temel kuruluş amacı en başından itibaren savunma ve havacılık sektörlerine hizmet sunmaktı ve tüm kalite sistemlerimizi bu doğrultuda yönettik. Bu disiplinli yaklaşım sayesinde faaliyetlerimize başlar başlamaz TEI ile iş birliği yapma imkânı bulduk. Yüksek kalite gereksinimlerini karşılayarak AS9100 belgemizi bünyemize kattık. Sac metal işleme sektöründe bu belgeye sahip firma sayısı oldukça sınırlı. Bugün geldiğimiz noktada savunma sanayinin önde gelen firmalarıyla çalışmaktayız. Savunma sanayine yönelik braket ve shım parçalarının üretiminde uzmanlaştık. Mevcut kapasitesinin yaklaşık yüzde 60’ını savunma ve havacılık sektörüne ayırıyoruz” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yeni üretim tesisi ile ihracata odaklanacak</strong></p>
<p>Büyüme stratejilerinde yeni yatırım planlarının önemli yer tuttuğunu vurgulayan Esra Ayva Sayar, İmişehir Organize Sanayi Bölgesi’nde inşaatı devam eden üretim tamamlanma aşamasına geldiğini bildirdi. Sayar, sözlerine şöyle devam etti: “Yaklaşık 4 ay içinde yeni tesisimize taşınmayı planlıyoruz. 5 bin 400 metrekarelik açık alan üzerine kurulu olan tesisimiz, yaklaşık 3 bin 600 metrekare kapalı alana sahip olacak. Bu yatırım üretim kapasitemizi ve rekabet gücümüzü önemli ölçüde artıracak. Aynı zamanda teknolojik yatırımlar kapsamında CMM cihazını envanterimize katmayı planlıyoruz. Bu tür yatırımlar, yurt dışı pazarlara açılma sürecimizde kritik rol oynayacak” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Savunma sanayiinde son dönemde artan talep ve millileşme eğiliminin sektörü dönüştürdüğünü belirten Sayar, birçok firmanın bu alana yöneldiğine dikkat çekti. Sayar, “Savunma sanayiinde şu an en önemli gündem maddesi millileşme. Türkiye’de bu yönde çok hızlı bir hareketlilik var ve bu durum yurt içi talebi ciddi şekilde artırıyor. Sanayide durgunluk yaşanan sektörler bulunmasına rağmen savunma ve havacılık alanı büyümeye devam ediyor. Bu nedenle birçok firma bu alana geçiş yapmaya çalışıyor. Ana savunma firmaları da tedarikçi ağını genişletmek için firmaları teşvik ediyor. Artık büyük firmalar tüm üretimi kendi bünyelerinde yapmak yerine yan sanayiye yöneliyor. Bu da sektördeki iş hacmini ve iş birliği imkanlarını artırıyor. Bu dönüşüm sürecinde kadın yöneticilerin ve mühendislerin sektörde daha görünür olması gerektiğine inanıyoruz. Esaysan olarak hem üretimde hem yönetimde kadın istihdamını desteklemeye ve bu alanda örnek bir yapı oluşturmaya önem veriyoruz. Özellikle Eskişehir gibi üretim merkezlerinde tedarikçi arayışlarının yoğunlaştığını görüyoruz” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/esaysan-savunma-ve-havacilikta-global-pazarlara-acilmayi-hedefliyor-78592</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/2/1280x720/636-1777961727.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Esaysan, AS9100 sertifikası, genişleyen müşteri portföyü ve planlanan teknoloji yatırımlarıyla yurt dışı pazarlara açılmayı hedefliyor. Esaysan Genel Müdürü Esra Ayva Sayar, &quot;Küçük bir ekiple başlayan yolculuğumuz, kısa sürede farklı sektörlere yayılan güçlü projelerle büyüdü ve bugün ulusal ve uluslararası pazarlarda tercih edilen bir marka haline geldik.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizm-sektoru-desteklerde-memnun-78556</guid>
            <pubDate>Mon, 04 May 2026 21:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turizm sektörü desteklerden memnun</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Alanya Ticaret ve Sanayi Odası (ALTSO) Başkanı ve turizmci Eray Erdem, uzun süredir turizm sektöründe artan maliyetlere ve kur baskısına dikkat çekerek bazı vergi uygulamalarında iyileştirme ve destek paketleri açıklamalarından memnun olduklarını belirtti.</p>
<p>Turizmcilere yönelik açıklanan 60 milyar TL'lik destek paketi ve konaklama vergisinin yılsonuna kadar yüzde 1'e indirilmesini memnuniyetle karşıladıklarını anlatan Erdem, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Firmaların yurt dışı kaynaklı dövizlerinin Türk lirasına dönüşümünü destekleyen uygulamanın, 31 Temmuz 2026 tarihine kadar uzatılması sektöre katkı yapacak. Taleplerimize duyarsız kalmayan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, taleplerimizin ilgililere ulaştırılmasındaki emekleri geçen önceki dönem Dışişleri Bakanı ve Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu ile TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu'na teşekkür ediyoruz.’’</p>
<p>Turizmin Türkiye’nin bacasız sanayisi olduğunu, bunu güçlendirmek bölgesel ve ulusal çıkarlar gereği olduğunu ifade eden Erdem, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Biz sektörün gerçeklerine uygun taleplerde bulunuyoruz. Devlet-millet dayanışmasına inanıyoruz. Umarız turizmcilerin ihracatçı sayılması, cirodan alınan vergiler, KDV de turizmci aleyhine olan uygulamalar gibi konularda da sonuca ulaşırız. Pandemi döneminden bu yana turizmde yaşanan sıkıntıların son dönemlerde yaşanan ulusal ve küresel gelişmelerle had safhaya çıktı. Taleplerimizin bir kısmının karşılık bulmasından mutluyuz.’’</p>
<p>Alanya Turistik İşletmeciler Derneği (ALTİD) Başkanı Cem Özcan da, turizm sektörüne yönelik açıklanan vergi düzenlemeleri ve destek paketlerinin sektör adına olumlu bir gelişme olduğunu söyledi. Özcan, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’60 milyar TL’lik Turizm Destek Paketi, sektörün finansal rekabet gücünü artıracak önemli bir adım. Turizm sektörünün sürdürülebilirliği ve uluslararası rekabet gücü açısından açıklanan destekleri sektörümüz adına olumlu ve gelecek açısından umut verici buluyoruz. Turizm sektörü son dönemde birçok ekonomik zorlukla mücadele ediyor. Bu tür destekler sektöre önemli katkı sağlayacak. Turizm sektörü uzun süredir artan maliyetler, küresel rekabet koşulları ve ekonomik baskılarla mücadele etmektedir. Konaklama vergisinin yüzde 1 seviyesine düşürülmesi sektörümüz açısından olumlu ve destekleyici bir gelişmedir. Turizm sektörüne yönelik açıklanan teşvikler ve vergi düzenlemeleri, sektör temsilcileri tarafından değerli bulunmaktadır.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizm-sektoru-desteklerde-memnun-78556</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/6/1280x720/turizm-turistjpg-1755529499.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Turizm sektörü, bazı vergi uygulamalarında iyileştirme yapılması ve 60 milyar liralık destek paketini memnuniyetle karşıladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/100-bin-ton-elma-soguk-hava-deposunda-kaldi-78555</guid>
            <pubDate>Mon, 04 May 2026 21:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> 100 bin ton elma soğuk hava deposunda kaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ISPARTA </strong></p>
<p>Isparta Ticaret Borsası Başkanı Hüdai Şahin, elma üretici ve ihracatçının sorunlarını çözmek ve Mısır pazarına girebilmek amacıyla Ankara’da Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Gümen ile Uluslararası Anlaşmalar ve Avrupa Birliği Genel Müdürü Hüsnü Dilemre ile görüşmeler yaptı.</p>
<p>Başkan Hüdai Şahin, Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Gümen’e elma üretim, ihracat, sorunlar ile çözümler ve hayvancılık sektörü konusunda geniş bilgi verdi.</p>
<p>Isparta’nın soğuk hava depolarında arz edilmeyi bekleyen 100 bin ton elma stoku bulunduğunu belirten Şahin, yerel üreticinin emeğinin korunması gerektiğini söyledi. Şahin, şunları kaydetti:</p>
<p>"Şu an sadece Isparta’daki soğuk hava depolarımızda satılmayı bekleyen 100 bin ton elma bulunuyor. Üreticimiz bin bir emekle yetiştirdiği ürününü hak ettiği değerden pazara sunmak için çabalarken, dışarıdan yapılacak elma ithalatı yerli ürünümüzün pazardaki hareket kabiliyetini kısıtlamaktadır. Önceliğimiz, kendi üretimimizin iç ve dış pazarda verimli bir şekilde eritilmesidir. Stoklarımızda bu denli yüksek miktarda elma varken, ithalat politikalarının yerli üreticiyi koruyacak şekilde yönetilmesi önem arz etmektedir."</p>
<p><strong>Hayvancılıkta yabancı istihdamı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Gümen’e hayvancılık sektörünün sürdürülebilirliği amacıyla yabancı çalışan istihdamı konusunda da bilgi verdiğini anlatan Şahin, ‘’Özellikle hayvancılık işletmelerinin operasyonel verimliliğini artırmak amacıyla, yabancı uyruklu personel istihdamına yönelik mevcut mevzuat üzerinde değerlendirmeler yapıldı. Sektörün ihtiyaçlarına cevap verecek, bürokratik süreçleri optimize edilmiş ve esnek bir çalışma mevzuatının oluşturulması yönündeki stratejik önerileri Bakanlık yetkililerine sunduk. Sektör paydaşlarının beklentilerini ilettik. Hayvancılıkta iş gücü sürekliliğinin sağlanması için yasal düzenlemelerin güncel ihtiyaçlara göre modernize edilmesi gerekiyor’’ dedi.</p>
<p><strong>Mısır’a elma ihracatı</strong></p>
<p>Isparta Ticaret Borsası Başkanı Hüdai Şahin, Mısır’a elma ihracatının gerçekleştirilmesi amacıyla Uluslararası Anlaşmalar ve Avrupa Birliği Genel Müdürü Hüsnü Dilemre’yi ziyaret etti. Şahin, ziyaret sonrası şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Isparta elmasını dünya pazarlarında hak ettiği noktaya taşımak istiyoruz. Mısır tarafı bu işe olumlu bakıyor. Mısır pazarındaki yüzde 40’lık vergi engelini aşmak için yürüttüğümüz bu mücadele uzun soluklu. Biz Isparta elması için sadece bugün değil, göreve geldiğimiz günden beri sahadayız. Mısır pazarı bizim için yeni bir alan değil. Mısır’da heyetlerle masaya oturduk, her platformda dile getirdik. Mısır tarafı da artık bu işe çok daha olumlu bakıyor.  Sayın Hüsnü Dilemre ile yaptığımız görüşme, bu uzun sürecin meyvelerini toplama aşamasına geldiğimizi gösteriyor. Mısır tarafının konuya artık çok daha sıcak bakması, yıllardır sürdürdüğümüz bu ısrarlı takibin bir sonucudur. Yüzde 40’lık vergi duvarı yıkılana kadar takipten vazgeçmeyeceğiz."</p>
<p>Uluslararası Anlaşmalar ve Avrupa Birliği Genel Müdürü Hüsnü Dilemre de, Mısır ile gerçekleştirilecek ilk heyetler arası teknik görüşmelerde, yüzde 40’lık vergi diliminin kaldırılması talebinin masadaki en öncelikli ve kritik gündem maddesi olacağını, çözüm için gerekli tüm diplomatik adımların atılacağını kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/100-bin-ton-elma-soguk-hava-deposunda-kaldi-78555</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/5/1280x720/100-bin-ton-elma-soguk-hava-deposunda-kaldi-1777918789.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üretim ve ihracatta yaşanan çeşitli sıkıntılar nedeniyle üreticinin 100 bin ton elması soğuk hava deposunda kalırken, Isparta Ticaret Borsası Başkanı Hüdai Şahin, stokları eritmek için girişimlerini sürdürüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kurbanliklarinizi-yerel-yetistiricilerden-alin-cagirisi-78554</guid>
            <pubDate>Mon, 04 May 2026 21:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Kurbanlıklarınızı yerel yetiştiricilerden alın&#039; çağrısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/BURDUR</strong></p>
<p>Burdur Ticaret Borsası Başkanı Ömer Faruk Gündüzalp, Kurban Bayramı öncesinde büyükbaş be küçükbaş hayvan yetiştirici üyeleriyle bir araya gelerek toplantı düzenledi.</p>
<p>Gündüzalp, ‘’Kurbanımızı yerel esnafımızdan alalım, üreticimize omuz verelim, memleketimiz kazansın’’ çağırısında bulundu.</p>
<p>Toplantıda tüketicilerin kurban etlerinin parçalanarak hazır teslim edilmesi yönündeki artan talepleri ve yerel esnafın bu beklentilere yeterince yanıt verememesi sonucu yaşanan pazar kaybı ele alındı. Alıcıların değişen taleplerini karşılayabilmek adına sektörde oluşturulabilecek güç birliklerinin tartışıldığı görüşmede ayrıca, geçen yıl yaşanan şap hastalığının üretim ve ticarette yarattığı kalıcı sorunlar da masaya yatırıldı.</p>
<p><strong>"Memleket kazansın"</strong></p>
<p>Kurban bayramının hayvancılık sektörü adına aylar süren emeğin karşılık bulduğu bereketli bir dönem olmasını dileyen Gündüzalp, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Yerel ekonominin desteklenmesi gerekiyor. Burdur Ticaret Borsası olarak geçmiş yıllarda yaptığımız çağrıyı bu yıl üyelerimizle omuz omuza yineliyoruz: Kurbanımızı yerel esnafımızdan alalım, memleketimiz kazansın. Kurban bayramında alınan kurbanlıklar ticari bir alışveriş değil, ibadet olarak görülmesi gerekiyor. Yerel üreticiden, kasaptan ve celepten alınan kurbanlığı, bir vefa örneği, memleketin üretimine ve hayvancılığın yerelde sürdürülebilirliğine bir omuz verme olarak değerlendirilmeli.’’</p>
<p>Geçen yıl şap hastalığı ve alınmayan önlemler nedeniyle kontrol edilemeyen süreçte, üretim ve ticarete büyük oranda zarar verildiğini anımsatan Ömer Faruk Gündüzalp, ‘’Vatandaşa cazip gelen paketlenmiş kurbanlık satışı ve hizmet yöntemi, toparlamaya çalıştığımız yerel üretimi daha da derin bir çıkmaza sokmaktadır. Vatandaşlarımızdan kurbanlıklarını geleneksel yöntemlerle, dini ve yerel kültürümüzün korunması adına sorumlu davranarak almalarını bekliyoruz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kurbanliklarinizi-yerel-yetistiricilerden-alin-cagirisi-78554</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/4/1280x720/kurbanliklarinizi-yerel-yetistiricilerden-alin-cagirisi-1777918695.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Burdur Ticaret Borsası Başkanı Ömer Faruk Gündüzalp, yaklaşan Kurban Bayramı öncesi vatandaşlara çağırıda bulunarak kurbanlıkların yerel yetiştiricilerden alınmasını istedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/askon-antalya-sube-baskani-kacar-ihracat-umut-verdi-78553</guid>
            <pubDate>Mon, 04 May 2026 21:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> ASKON Antalya Şube Başkanı Kaçar: İhracat umut verdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>Anadolu Aslanları İş Adamları Derneği (ASKON) Antalya Şube Başkanı Onur Kacar, yaptığı yazılı açıklamada, nisan ayı ihracatını değerlendirdi.</p>
<p>Geçen yılın aynı dönemine göre kaydedilen artışta, kur ve parite etkisi, takvim avantajı, küresel talepteki kısmi toparlanma ve ihracatçıların alternatif pazarlara hızlı uyum sağlamasının etkili olduğunu belirten Kacar, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Yakın coğrafyamızda yaşanan jeopolitik risklere rağmen ihracattaki artış ivmesinin korunması, Türk iş dünyasının esnekliğini ve direncini ortaya koymaktadır. İhracatta bu ivmenin sürdürülebilirliğine dikkat edilmeli. Yüksek katma değerli üretime odaklanılmalı, markalaşmanın güçlendirilmesi ve pazar çeşitliliğinin artırılması gerekir. Finansmana erişim, maliyet yönetimi ve rekabet gücünün artırılması da bu süreçte kritik rol oynadı. Türk iş dünyasının hedefi küresel ticarette daha güçlü bir konuma ulaşmaktır. Nisan ayında elde edilen ihracat başarısı yıl geneline ilişkin beklentileri artırdı.’’</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/askon-antalya-sube-baskani-kacar-ihracat-umut-verdi-78553</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/3/1280x720/askon-antalya-sube-baskani-kacar-ihracat-umut-verdi-1777918585.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ASKON Antalya Şube Başkanı Onur Kacar, nisan ayında gerçekleştirilen 25,4 milyar dolarlık ihracatın Türkiye ekonomisi açısından önemli bir başarı olduğunu belirterek, ‘’Söz konusu artış çok boyutlu değerlendirilmeli’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalyanin-ihracati-8245-milyon-dolara-ulasti-78552</guid>
            <pubDate>Mon, 04 May 2026 21:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antalya’nın ihracatı 824,5 milyon dolara ulaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, 2026 Nisan ayı ihracat rakamlarını değerlendirdi.</p>
<p>Antalya’nın toplam ihracatının geçen yılın aynı ayına göre, yüzde 12,4 artarak 206,3 milyon dolar gerçekleştiğini belirten Çandır, tarım ihracatının da yüzde 10,1 artarak 120,9 milyon dolara ulaştığını söyledi.</p>
<p>Antalya’da toplam ihracat içinde tarımın payının yüzde 1 artarak yüzde 64’e çıktığını, sanayi ihracatı payının yüzde 25’te kaldığını ifade eden Çandır, madenciliğin toplam ihracattaki payının ise yüzde 1 azalarak yüzde 10 gerçekleştiğine dikkat çekti</p>
<p>Tarımda sektörlere göre ihracat rakamlarını da açıklayan Çandır, yaş meyve sebze ihracatının yüzde 3,2 artışla 69,5 milyon dolara, süs bitkileri ve mamulleri ihracatının yüzde 4,3 artışla 8 milyon dolara yükseldiğini bildirdi.</p>
<p>Ocak-Nisan 2026 döneminde Antalya’nın toplam ihracatının, geçen yılın aynı dönemine göre, yüzde 12 artarak 824,5 milyon dolara ulaştığını anlatan ATB Başkanı Çandır, ‘’Tarım ihracatı aynı dönemde yüzde 13,6 artışla 530,7 milyon dolar gerçekleşti. Yaş meyve sebze ihracatı yüzde 19,2 artarak 345,6 milyon dolara, süs bitkileri ve mamulleri ihracatı da yüzde 3,8 artışla 30,4 milyon dolara çıktı’’ dedi.</p>
<p><strong>Üretici ve ihracatçılara teşekkür</strong></p>
<p>Üretimden ihracata emek veren tüm üretici, tüccar ve ihracatçılara teşekkür eden Çandır, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Antalya ihracatı, geçen yıl yaşanan olumsuzluklara ve artan üretim maliyetlerine rağmen üreticinin, ihracatçının direnci sayesinde artışını sürdürmüştür. Özellikle örtü altı üretim kapasitesi, ürün çeşitliliği, güçlü dış pazar bağlantıları ihracatı desteklemiştir. Ancak tarımsal üretimin sürdürülebilirliği için artan girdi maliyetleri, su kaynaklarının etkin kullanımı ve iklim risklerine karşı daha güçlü önlemler alınması büyük önem taşımaktadır.’’</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalyanin-ihracati-8245-milyon-dolara-ulasti-78552</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/2/1280x720/antalyanin-ihracati-8245-milyon-dolara-ulasti-1777918474.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yılın dört aylık döneminde Antalya’dan gerçekleşen toplam ihracat yüzde 12 artarak 824,5 milyon dolara ulaştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/kurban-bayrami-tatili-kac-gun-78551</guid>
            <pubDate>Mon, 04 May 2026 20:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Erdoğan duyurdu: Kurban Bayramı tatili 9 gün</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ndeki Kabine Toplantısı'nın ardından millete seslendi.</p>
<p>Erdoğan, Kurban Bayramı tatiline ilişkin müjde vereceğini ifade etti.</p>
<p>Kurban Bayramı'nın 27-30 Mayıs tarihleri arasında idrak edileceğine işaret eden Erdoğan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Kamu çalışanlarımızın 26 Mayıs Salı günü öğleden sonra başlayacak olan resmi tatillerine 1,5 gün daha eklenmesini kararlaştırdık. Böylece pazartesi tam gün ve salı öğleye kadar olmak üzere bayram öncesi 1,5 günü idari izin kapsamına alarak toplamda 9 günlük bir tatil imkanı vermiş oluyoruz."</p>
<p>Konuşmasında ekonomiden turizme, dış politikadan tarıma oldukça geniş bir yelpazede pek çok konuyu görüştükleri bir kabine toplantısını tamamladıklarını belirten Erdoğan, alınan kararların ülke ve millet için hayırlı olmasını diledi.</p>
<p>Fırtınadan etkilenen Gaziantep, Şanlıurfa ve Adıyaman başta olmak üzere çeşitli illerdeki vatandaşlara geçmiş olsun dileklerini ileten Erdoğan, "Aşırı yağışların ve fırtınanın da etkisiyle meydana gelen kazalarda hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah'tan rahmet diliyor, yaralı vatandaşlarımıza acil şifalar temenni ediyorum. Tarım ve İçişleri Bakanlarımız sahadaki birimlerimizle durumu yakından takip etmekte, hasar tespit çalışmalarını titizlikle yürütmektedirler." diye konuştu.</p>
<p>Erdoğan, dünyanın ve bölgenin çatışmaların, siyasi ve ekonomik çalkantıların, sosyal gerilimlerin girdabında sağa sola savrulduğu bir dönemde, Türkiye'nin rotasından ayrılmadan emin adımlarla hedeflerine doğru ilerlediğini vurguladı.</p>
<p>Yaşanan her hadisenin, Türkiye'nin dayanıklılığını ortaya koyduğuna işaret eden Erdoğan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bölgemizdeki her kriz, Türkiye'nin son 23 yılda kat ettiği büyük mesafeyi ispat ederken, ülkemizin istikrar adası konumunu daha da perçinliyor. Türkiye, ezberlerin bozulduğu, belirsizliğin arttığı, insanlığın yol ve yön arayışının hızlandığı günümüzde, bölgesinin en güçlü, en istikrarlı ülkesi olarak göz doldurmakta, adından söz ettirmektedir. Şunu büyük bir gururla ifade etmek isterim ki bugün artık her alanda kendi ayakları üstünde durabilen, hatta bunun da ötesine geçerek dostlarına ve kardeşlerine en zor zamanlarında destek veren bir Türkiye vardır. Karşılaştığımız onca engele rağmen 23 yıldır sabırla uyguladığımız stratejilerin semerelerini topladığımız bir dönemdeyiz. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin sağladığı avantajlar sayesinde Avrupa başta olmak üzere tüm dünyayı kara kara düşündüren savaşın yıkıcı etkilerini birçok alanda en düşük seviyede tutmayı başarabiliyoruz."</p>
<p><strong>"İhracatçılarımıza destek olarak daha yüksek rakamlara ulaşacağız"</strong></p>
<p>Erdoğan, geçen hafta açıklanan kritik verilerin, Türkiye ekonomisinin küresel krizleri yönetme kapasitesini bir kez daha teyit ve tescil ettiğini söyledi.</p>
<p>Bölgedeki savaşa rağmen ihracatın nisanda güçlü bir performans sergilediğine dikkati çeken Erdoğan, şunları ifade etti:</p>
<p>"Nisan ayında ihracatımız yıllık yüzde 22,3 artışla 25,4 milyar dolara ulaştı. Ocak-Nisan dönemi ihracatımız ise 88 milyar 630 milyon doları buldu. 12 aylık ihracat tutarında ilk defa 275,8 milyar dolara çıkarak, Cumhuriyet tarihimizin rekorunu kırdık. İhracatımızın detaylarına baktığımızda ümitvar bir tabloyla karşılaşıyoruz. 166 ülke ve bölgeye ihracatımız arttı. 26 sektörün tamamında ihracatımız yükseldi. Sektörler sıralamasında 3,9 milyar dolarla otomotiv liderliğini sürdürürken, 3,1 milyar dolarla kimyevi maddeler ikinci, 1,8 milyar dolarla elektrik-elektronik üçüncü, 1 milyar 451 milyon dolarla hazır giyim dördüncü oldu. Savunma ve havacılık ihracatımızın 962 milyon dolara ulaşmasını ayrıca kıymetli buluyoruz. Böylece yılın ilk dört ayında bu alanda yüzde 28 oranında artış kaydederek, önemli bir başarıya imza attık. Bir diğer çarpıcı rakam şudur, 1018 firmamız ilk kez yurt dışına ürün satma başarısı göstermiştir. Ticarette korumacılık eğilimlerinin güçlendiği, talebin daraldığı ve jeopolitik risklerin tırmandığı bir dönemde bu ihracat rakamları takdire şayandır. Şu da bir gerçek ki Türkiye'nin potansiyeli bunun çok çok üzerindedir. İnşallah yeni pazarlara açılarak, ihracatı teşvik ederek, ihracatçılarımıza destek olarak daha yüksek rakamlara ulaşacağız."</p>
<p>Erdoğan, Nisan ayı ihracat verilerinin hayırlı uğurlu olmasını diledi, emeği geçenleri tebrik etti.</p>
<p><strong>"2026'ya çok güçlü bir giriş yaptık"</strong></p>
<p>Erdoğan, geçen hafta bir başka sevindirici haberi turizm cephesinden aldıklarını dile getirdi.</p>
<p>Turizmde 2025'in, 64 milyon ziyaretçi ve 65,2 milyar dolar turizm geliri ile kapandığını anımsatan Erdoğan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Sektörü olumsuz etkileyen çeşitli zorluklara rağmen hamdolsun 2026'ya çok güçlü bir giriş yaptık. Turizm gelirimiz yılın ilk çeyreğinde geçen senenin aynı dönemine göre yüzde 4,2 artarak 9 milyar 896 milyon dolara yükseldi. Yine bu dönemde turist sayımız yüzde 4,2 oranında artışla 9 milyon 219 bine ulaştı. İlk çeyrekte yabancı ziyaretçilerin kişi başı gecelik ortalama harcaması ise 116 dolardan 119 dolara çıktı. Ekonomimize ve sektörümüze hayırlı, uğurlu olsun."</p>
<p><strong>"Enflasyonla mücadelede rüzgara karşı yürüyoruz"</strong></p>
<p>Türkiye'nin çok sayıda irili ufaklı organizasyona ev sahipliği yapacağını, dünyanın dört bir yanından üst düzey misafirin ağırlanacağını ifade eden Erdoğan, uluslararası etkinliklerin de Türk turizminin yıldızının parlamasına katkı sunacağına inandığını, sadece ihracat ve turizmde değil, istihdam tarafında da istatistiklerin ümit verici olduğunu söyledi.</p>
<p>Erdoğan, işsizlik oranının bir önceki aya göre 0,3 puan azalarak yüzde 8,1'e gerilediğini hatırlatarak, istihdam sayısının aynı dönemde 226 bin kişi artarak 32 milyon 425 bin kişiye, istihdam oranının ise 0,3 puan artarak yüzde 48,5'e yükseldiğini kaydetti.</p>
<p>İş gücü sayısının mart ayında bir önceki aya göre 129 bin kişi artarak 35 milyon 298 bin kişiye ulaştığını, iş gücüne katılma oranının ise 0,1 puan artışla yüzde 52,8'e çıktığını ifade eden Erdoğan, böylece işsizlik oranının tek haneli seyrini 35'inci ayında da koruduğuna işaret etti.</p>
<p>Erdoğan, bununla birlikte atıl iş gücü oranındaki yükselişi de dikkatle takip ettiklerini dile getirerek, ihracat, istihdam ve turizmdeki bu olumlu tabloya rağmen, savaşın etkilerinin en fazla hissedildiği alanların başında enflasyonun geldiğini vurguladı.</p>
<p>Bugün nisan ayı enflasyon oranının yüzde 4,18 olarak açıklandığını hatırlatan Erdoğan, halen çok yüksek seyreden akaryakıt fiyatlarının dünyada olduğu gibi Türkiye'de de enflasyon üzerinde ağır baskı oluşturduğunu söyledi.</p>
<p>Erdoğan, "Enflasyonla mücadelede küresel atmosfer itibarıyla rüzgara karşı yürüyor olsak da irademizde en küçük bir gerileme yoktur. Karamsarlığa kapılmadan, felaket tellallarına kulak asmadan biz, doğru bildiğimiz yolda, sağlam adımlarla ilerlemekte kararlıyız." dedi.</p>
<p><strong>"Türkiye, siyasi saiklerle müzakere masasının dışına itildi"</strong></p>
<p>Son dönemde Türkiye'nin Avrupa'daki konumuna dair yine Avrupalı aktörlerin tetiklediği bazı yıpratıcı tartışmalara şahit olduklarını belirten Erdoğan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu tartışmaları vesile kılarak ülkemizin Avrupa Birliği yolculuğuyla ilgili bazı temel gerçekleri hatırlatmakta fayda görüyorum. Türkiye o zamanki adı Avrupa Ekonomik Topluluğu olan Avrupa Birliği'ne ortaklık başvurusunu kuruluşundan 19 ay sonra 31 Temmuz 1959'da yaptı. 1963'te de Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerin hukuki zeminini oluşturan Ankara Anlaşması imzalandı. Nihai amacı Türkiye'nin topluluğa tam üyeliği olan ortaklık anlaşması, birbirinin devamı niteliğindeki hazırlık dönemi, geçiş dönemi ve nihai dönem olmak üzere üç ayrı devreyi kapsıyordu. Ankara Anlaşması'nın 1 Aralık 1964'te yürürlüğe girmesiyle ilk devre, yani hazırlık dönemi başlamış oldu."</p>
<p>Erdoğan, 13 Kasım 1970'te Katma Protokolü imzalandığını ve bu belgenin 3 yıl sonra uygulamaya konmasıyla geçiş dönemine ilk adımın atıldığını hatırlattı.</p>
<p>Takip eden süreçte Kıbrıs davasından kaynaklanan anlaşmazlıkların, Avrupa Birliği yolculuğunda Türkiye'nin önünün kesilmesine sebep olduğunu dile getiren Erdoğan, "Şurası oldukça dikkat çekicidir. Bakınız, o dönemde komşumuz Yunanistan, 1975'te üyelik başvurusunda bulunduğu Avrupa Birliği'ne çok kısa bir süre içinde 1981'de kabul edildi. Türkiye ise tamamen siyasi saiklerle müzakere masasının dışına itildi. Demokrasimizin çok ağır yara aldığı 12 Eylül darbesiyle Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz resmen askıya alındı. Sonraki yıllarda sivil iktidarın yeniden tesisi ve merhum Turgut Özal'ın inisiyatifiyle Birlikle olan münasebetlerimiz tekrar ivme kazandı." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Müzakere sürecinde sorumlulukları yerine getirdik"</strong></p>
<p>Erdoğan, 14 Nisan 1987'de Birliğe tam üyelik başvurusunun yapıldığını ve merhum Özal'ın ifadesiyle "uzun ince bir yola" çıkıldığını anımsatarak, başvuruyu değerlendiren komisyonun, 2,5 yıl sonra verdiği cevapta, "Türkiye'nin topluluğa katılmaya ehil olmakla birlikte, topluluğun kendi iç bütünleşmesini sağlamadan yeni üye kabul etmeyeceğini" ifade ettiğini aktardı.</p>
<p>Türkiye ile Avrupa Birliği arasında 1 Ocak 1996'da yürürlüğe giren Gümrük Birliği ile geçiş döneminin tamamlandığını ve nihai döneme geçildiğini anlatan Erdoğan, karşılaşılan sıkıntıların kısa süre sonra tekrar nüksetmeye başladığını söyledi.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Öyle ki 1997'de düzenlenen Lüksemburg Zirvesi'nde 12 ülkeye adaylık statüsü verilirken, Türkiye bir kez daha görmezden gelindi. Nihayet 1999 yılında Helsinki'de toplanan devlet ve hükümet başkanları zirvesinde Türkiye'nin adaylığı konsey tarafından onaylandı ve katılım ortaklığı belgesinin hazırlanmasına karar verildi. 3 Kasım 2002'de ülkeyi yönetme görevini devralmamızın ardından tüm bu faaliyetlere yeni bir soluk kazandırdık. İki senelik bir zaman dilimi içinde 8 uyum paketi Meclis'ten geçti. Aynı dönemde 53 kanunun 218 maddesinde değişiklik yaptık. Yine 2001 ve 2004 yıllarında iki anayasa paketi Meclis'imizde kabul edildi. Tüm bunlara rağmen 2004'te tarihinin en büyük genişleme hamlesine imza atan Avrupa Birliği, içinde Türkiye'nin olmadığı 10 ülkeyi daha Birliğe üye olarak kabul etti. Bunlar arasında maalesef Güney Kıbrıs Rum Yönetimi de yer alıyordu. Türkiye olarak tüm bu hatalı ve hakkaniyetsiz kararları sineye çekerek, yolumuza sabırla devam ettik. 3 Ekim 2005'te başlatılan müzakere sürecinde ve devamında üzerimize düşen sorumlulukları eksiksiz yerine getirdik. 12 Nisan 2006'da 9. reform paketimizi açıkladık. 2006-2010 yılları arasında 13 fasıl müzakereye açıldı. 2010-2013 arası dönemde ancak bir fasıl açılabildi. 2012'de işlerlik kazandırılan pozitif gündem ise yalnızca 2 yıl sürdü."</p>
<p><strong>"Türkiye'yi kapıda bekletecek bir bahane mutlaka buldular"</strong></p>
<p>Erdoğan, 2015'ten itibaren Suriye'deki iç savaşın yol açtığı ve Avrupa'nın İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra gördüğü en büyük düzensiz göç dalgasının da etkisiyle Türkiye'nin AB ile ilişkilerinin tekrar yoğunlaştığını hatırlatarak, 253 kişinin şehit olduğu 15 Temmuz darbe girişimi karşısında Türkiye'ye gerekli desteği vermekte geç, yetersiz ve isteksiz kalan Birlikle ilişkilerin yakaladığı tempoyu koruyamadığını belirtti.</p>
<p>Daha sonra yapılan toplantılarda mevcut tıkanıklığı aşacak, Türkiye-Birlik ilişkilerine ivme kazandıracak yüreklendirici bir tabloyla karşılaşmadıklarını dile getiren Erdoğan, Türkiye'nin maruz kaldığı onca çifte standarda rağmen tam üyelik yolundaki çalışmalarını inatla sürdürdüğünü, bugün de AB kurumlarıyla ve ülkeleriyle karşılıklı temaslarını yoğun bir şekilde devam ettirdiğini söyledi.</p>
<p>İlk başvuru tarihi olan 1950'den beri Avrupa'da özellikle belli kesimlerde Türkiye'ye karşı kökleşmiş olan önyargıları bir türlü aşamadıklarını vurgulayan Erdoğan, "Kimi zaman demokrasimizi dillerine doladılar, kimi zaman ekonomimizi tehdit olarak gördüler, kimi zaman nüfusumuz üzerinden korku yaydılar, kimi zaman inancımızı bahane ederek bizi ötekileştirdiler ama her seferinde Türkiye'yi dışlayacak, Türkiye'nin tam üyelik sürecini yavaşlatacak, Türkiye'yi kapıda bekletecek bir bahane mutlaka buldular." diye konuştu.</p>
<p><strong>"AB, Türkiye'nin yapıcı tavrının kıymetini çok iyi bilmeli"</strong></p>
<p>Türkiye'nin değiştiğini, dönüştüğünü, ekonomisini ve demokrasisini güçlendirdiğini ancak bu çevrelerin ülkeye yönelik çarpık yaklaşımında hiçbir değişim olmadığını dile getiren Erdoğan, Türkiye'nin diğer aday ülkelerden farklı olarak işte bu zihniyetle ve temsilcileriyle de mücadele etmek zorunda kaldığını anlattı.</p>
<p>Turgut Özal'ın "Sadece uzun ince değil, aynı zamanda suni engeller ve engebelerle dolu bir yolda yürüdük." sözlerini anımsatan Erdoğan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Teessüfle belirtmeliyim ki bu yolculuk yine aynı zeminde devam ediyor. Türkiye'ye yönelik stratejik şaşılık maalesef Birliğin pek çok kurumunda hem de çok bariz biçimde varlığını muhafaza ediyor. Gelinen noktada bir gerçeği açık açık dile getirmek durumundayım. Dün olduğu gibi bugün de mesele Ankara'nın nerede durduğu değildir, mesele Brüksel'in geleceğin dünyasında nerede olmak istediğidir, kendini nerede gördüğüdür.</p>
<p>Türkiye'nin tam üye olarak yer almadığı bir AB'nin küresel bir aktör ve çekim merkezi olmayacağı artık anlaşılmalıdır. Biz, hin-i hacette varlığı hatırlanacak, ihtiyaç duyulunca kapısı çalınacak, sair zamanlarda ötelenecek bir ülke değiliz, hiçbir zaman da olmayacağız. AB, Türkiye'nin yapıcı tavrının kıymetini çok iyi bilmeli, bunu hor kullanmamalı, bunu zora sokacak eylem ve söylemlerden imtina etmelidir. Unutulmasın ki ne Türkiye eski Türkiye'dir ne de dünya eskisi gibi Batılı devletlerin nüfuz alanına sıkışmış haldedir."</p>
<p><strong>"Avrupa'nın Türkiye'ye duyduğu ihtiyaç daha fazladır"</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, bölgesel işbirliklerinin önem kazandığı, yeni aktörlerin boy verdiği, küresel sistemin çok kutupluluğa doğru hızla evrildiği yeni bir dünyanın kurulduğunu, Türkiye'nin yeni sistemin kutup başlarından biri olmaya namzet en güçlü ülkeler arasında yer aldığını vurguladı.</p>
<p>"Bugün Avrupa'nın Türkiye'ye duyduğu ihtiyaç, Türkiye'nin Avrupa'ya olan ihtiyacından daha fazladır, yarın bu ihtiyaç daha da artacaktır." diyen Erdoğan, Avrupa'nın bir yol ayrımında olduğunu, ya Türkiye'nin büyüyen gücünü ve küresel ağırlığını Birliğin darboğazdan çıkışı için bir fırsat olarak göreceklerini ya da dışlayıcı söylemlerin Avrupa'nın geleceğini karartmasına müsaade edeceklerini söyledi.</p>
<p>Temennilerinin Avrupa'daki karar alıcıların siyasi ve tarihi önyargılarını artık terk ederek Türkiye ile samimi, sahici ve göz hizasında ilişkiler geliştirmeye odaklanmak olduğunu dile getiren Erdoğan, "Böyle bir ilişkinin kazananı Türkiye'nin de ayrılmaz parçası olduğu Avrupa kıtası olacaktır. Biz, milletimizin yüksek menfaatlerini rehber edinerek, bu yolda sabırla, vakarla, alnımız ak, başımız dik bir şekilde yürümeye devam edeceğiz." dedi.</p>
<p><strong>Evlilik kredisi</strong></p>
<p>Aile ve Gençlik Fonu ile yuva kurmak isteyen gençleri 200-250 bin lira arasında bir rakamla desteklediklerini anımsatan Erdoğan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Krediden faydalanan ve vade döneminde çocuk sahibi olan gençlerimize yönelik bir kolaylık sağlamıştık. Geri ödeme süresi içerisinde ilk çocuk sahibi olan çiftlerin 12 aylık taksitini hibe etmeye ve kalan taksitlerini 12 ay ertelemeye karar vermiştik. Şimdi bunu bir adım öteye taşıyoruz. Geri ödeme dönemi içerisinde ikinci çocuğun da olması halinde kalan taksitlerin tamamını hibe edeceğiz. Genç çiftlerimize hayırlı, uğurlu olsun diyor, Kabine Toplantımızda kararların hayırlara vesile olmasını diliyorum."</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/kurban-bayrami-tatili-kac-gun-78551</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/1/1280x720/erdogan-1777917093.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kurban Bayramı tatili 9 güne çıkarıldı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-business-schoolda-yapay-zeka-destekli-e-ticaret-konusuldu-78540</guid>
            <pubDate>Mon, 04 May 2026 16:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa Business School&#039;da yapay zekâ destekli e-ticaret konuşuldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Business School, dijital dönüşüm ve küresel rekabette öne çıkmak isteyen firmalara yönelik eğitim programlarını sürdürürken, iş dünyasının ihtiyaçlarına yönelik yeni nesil içerikleriyle dikkat çekiyor. Bu kapsamda BBS ve BÜYEM iş birliğinde Yapay Zekâ Destekli E-Ticaret ve E-İhracat Dönüşüm Programı düzenlendi. Bursa Business School Uludağ Kampüsü’nde gerçekleşen programda, Boğaziçi Üniversitesi ve UC Berkeley Üniversitesi Öğretim Üyesi Ahmet Rasim Çağın tarafından katılımcı firmalara yapay zekayı e-ticaret ve e-ihracat süreçlerine entegre etmelerine katkı sağlayacak teorik ve pratik bilgiler aktarıldı. </p>
<h2><strong>“Yapay zeka iş dünyasında kırılma noktası oluşturdu”</strong></h2>
<p>Eğitmen Ahmet Rasim Çağın, Boğaziçi Üniversitesi’nde uygulamaya yönelik yapay zekâ dersleri verdiğini belirterek, “Uludağ’da yapay zekânın ticaret, sanayi, ihracat ve e-ticaret alanlarında nasıl kullanılabileceğini ele aldığımız son derece verimli bir program gerçekleştirdik. Teknolojideki dönüşümün doğrudan iş hayatına nasıl uygulanabileceğini tartıştık. Doğanın içinde böyle bir iş okulu ve tesis yapısını ülkemize kazandırdıkları için BTSO’ya ve eğitimdeki işbirliği için Boğaziçi Üniversitesi’ne teşekkür ederim” dedi. Yapay zekânın internete ve cep telefonlarına benzer bir kırılma noktası oluşturduğunu vurgulayan Çağın, “Yapay zekâ hayatımızın her alanında yer almaya başladı. Üzerinde çalıştığımız projelerde yapay zekâ hem maliyetlerin azalması hem de ciroyu destekleme açısından şirketlere ciddi değer katıyor. Bu teknolojinin geri dönüşü yok; gelip geçici değil kalıcı bir teknoloji. Ne kadar hızlı öğrenip iş hayatına uygularsak rakiplerimizin o kadar önüne geçeriz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2><strong>“Artık e-ticaretin başında ‘E’ kalkmalı”</strong></h2>
<p>BTSO E-Ticaret Meslek Komitesi Başkanı Barış Sülün ise eğitimlerin önemine dikkat çekerek, “BBS’de gerçekleştirilen eğitimler çok kıymetli. Ben de burada katılımcı olarak yer alıyorum. Mevcut içerikleri uygulamalı olarak yapay zekâ üzerinden çalıştırıyoruz. Yapay zekâ kullanımı herkese hız kazandıracak. Artık e-ticarette her şey hız üzerine kurulu. 40 kişinin yaptığı işleri tek kişiye düşürebilecek AI agent’lerin sayısı artıyor.” dedi. Bu tür etkinlikleri artırmak istediklerini belirten Sülün, “Geleneksel ticaret anlayışını kırmakta zorlanıyoruz. Artık e-ticaretin başındaki ‘e’ kalkmalı; ticaretin kendisi bu dönüşüme evriliyor. Bundan sonraki eğitimlerimizi sektördeki paydaşlarımızın taleplerine göre şekillendireceğiz. Devletimiz de ivmesini e-ihracata çevirmiş durumda. Eğitim planlamalarımızı bu doğrultuda yapacağız” diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-business-schoolda-yapay-zeka-destekli-e-ticaret-konusuldu-78540</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/0/1280x720/bursa-business-schoolda-yapay-zeka-destekli-e-ticaret-konusuldu-1777902343.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İş dünyasının dönüşümüne yön veren Bursa Business School, Boğaziçi Üniversitesi Yaşam Boyu Eğitim Merkezi (BÜYEM) iş birliğiyle “Yapay Zeka Destekli E-Ticaret ve E-İhracat Dönüşüm Programı”na ev sahipliği yaptı. Eğitmen Ahmet Rasim Çağın, “Yapay zekâda geri dönüş yok hızla adapte olmalıyız” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/uludag-icecekten-orta-doguda-sponsorluk-hamlesi-78537</guid>
            <pubDate>Mon, 04 May 2026 15:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uludağ İçecek’ten Orta Doğu’da sponsorluk hamlesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Uludağ İçecek Türk AŞ'nin, global büyüme stratejisi doğrultusunda Orta Doğu pazarındaki varlığını önemli bir sponsorluk anlaşmasıyla güçlendirdiği bildirildi. Şirketten yapılan açıklamaya göre, Uludağ İçecek Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Kızıl ile Kulüp Başkanı Sheikh Ahmed bin Sultan bin Khalifa Al Nahyan arasında imzalanan anlaşma kapsamında, Uludağ Premium markası Palm City FC’nin forma arkasında yer alacak.</p>
<p>Uludağ İçecek Türk AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Kızıl, bu sponsorluğun sadece bir logodan ibaret olmadığını, markanın Dubai ve Körfez bölgesinde yoğunlaşan operasyonlarının bir yansıması olduğunu vurguladı. Kızıl, "Uludağ İçecek Türk A.Ş. olarak 100 yılı aşan mirasımızı, bugün dünyanın en dinamik merkezlerinden biri olan Dubai’ye taşımanın gururunu yaşıyoruz. Kısa süre önce bölgede kurduğumuz 'Uludag Gulf Beverages LLC' şirketimizle özellikle HORECA (otel, restoran, kafe) sektöründe çok güçlü bir ivme yakaladık. Palm City FC, tıpkı Uludağ markası gibi geleneksel yapıya meydan okuyan, yenilikçi ve sınırları zorlayan bir vizyona sahip. Bu iş birliği, Dubai’deki yatırımlarımızı ve bölgeye olan inancımızı pekiştiriyor. Palm City’nin sahadaki hırsı ve dijital dünyadaki gücü, Uludağ Premium ve efsanevi gazozumuzun küresel marka yolculuğuyla mükemmel bir sinerji oluşturacak diye düşünüyorum." Bu iş birliğiyle Uludağ İçecek, markanın bölgedeki sportif görünürlüğünü ve dijital etkileşimini daha da artırmayı hedefliyor.</p>
<p>Kulüple ilgili yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: "Yalnızca 365 gün içinde sıfırdan inşa edilerek futbol dünyasında bir 'startup' devrimi yaratan Palm City FC, kısa sürede BAE 2. Lig şampiyonu olarak üst üste iki kez lig atlama başarısı gösterdi. Kulüp, son olarak Al Maktoum Stadyumu’nda oynanan dramatik finalde Hatta Club’ı penaltılarla mağlup ederek BAE FA Cup’ı müzesine götürdü. Başkanı Majesteleri Sheikh Ahmed bin Sultan bin Khalifa Al Nahyan liderliğinde, kraliyet desteğini modern ve yenilikçi bir vizyonla birleştiren kulüp, önümüzdeki sezondan itibaren BAE 1. Ligi’nde mücadele edecek. Global influencer ve girişimci Soheil Var tarafından kurulan Palm City FC, sosyal medyadaki 400.000’i aşkın takipçisi ve aylık milyonlarca izlenmesiyle dev bir dijital markaya dönüşmüş durumda. Geçen sene kadrosunda Cristian Tello ve Premier League deneyimli Barcelona’nın eski yıldızı olan Papiss Cissé ve halen "Sezonun Yıldızı" Alejandro Pozuelo gibi elit isimlerin forma giydiği kulüp; Khabib Nurmagomedov’dan Vinícius Júnior’a kadar pek çok dünya yıldızıyla olan bağıyla da dikkat çekiyor." </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/uludag-icecekten-orta-doguda-sponsorluk-hamlesi-78537</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/7/1280x720/uludag-icecekten-orta-doguda-sponsorluk-hamlesi-1777899134.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uludağ İçecek ile Palm City FC arasında imzalanan anlaşma kapsamında, Uludağ Premium markası Palm City FC’nin forma arkasında yer alacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uibten-yuzde-24luk-artisla-4-milyar-dolarlik-ihracat-78536</guid>
            <pubDate>Mon, 04 May 2026 15:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> UİB’nin nisan ihracatı yüzde 24 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Türkiye’nin Genel Sekreterlik bazında en fazla ihracat yapan ikinci birliği olan Uludağ İhracatçı Birlikleri'nin 2026 Nisan ayı ihracat rakamları açıklandı. Nisan ayındaki ihracatı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 24 oranında artarak 4 milyar dolar olan UİB’in, yılın ilk dört ayındaki ihracat tutarı da yüzde 10’luk artışla 14 milyar 351 milyon 207 bin dolar olarak gerçekleşti.<br /> <br />Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği’nin (OİB) nisan ayında ihracatı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 25,2 oranında artarak 3 milyar 447 milyon 241 bin dolar olarak gerçekleşirken, bu yılın dört aylık dönemindeki ihracat toplamı da yüzde 10,7’lik artışla 12 milyar 301 milyon 424 bin dolara ulaştı.<br /> <br />Uludağ Tekstil İhracatçıları Birliği’nin (UTİB), Nisan ayı ihracatı yüzde 19 oranında artarak 117 milyon 175 bin dolar olarak gerçekleşirken, 2026’nın ilk dört ayındaki ihracat toplamı ise 418 milyon 440 bin dolara ulaştı.<br /> <br />Nisan ayı ihracatı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 15 oranında artarak 79 milyon 896 bin dolar olan Uludağ Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği'nin (UHKİB), 4 aylık ihracatı toplamı ise 270 milyon 234 bin dolar seviyelerinde gerçekleşti.<br /> <br />Nisan ayında 17 milyon 712 bin dolar ihracat yapan Uludağ Meyve Sebze Mamulleri İhracatçıları Birliği’nin (UMSMİB), 2026 yılının ilk dört aylık ihracatı ise 69 milyon 968 bin dolar düzeyinde gerçekleşti.<br /> <br />Nisan ayında geçtiğimiz yılın aynı ayına göre yüzde 33’lük artışla 10 milyon 622 bin dolar ihracat gerçekleştiren Uludağ Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği (UYMSİB), 4 aylık dönemde toplam 48 milyon 176 bin dolarlık dış satışa imza attı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uibten-yuzde-24luk-artisla-4-milyar-dolarlik-ihracat-78536</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/6/1280x720/uibten-yuzde-24luk-artisla-4-milyar-dolarlik-ihracat-1777898894.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uludağ İhracatçı Birlikleri’nin nisan ihracatı yüzde 24 artarak 4 milyar doları aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/litvanya-ile-ticaret-hedefi-15-milyar-dolar-78534</guid>
            <pubDate>Mon, 04 May 2026 15:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Litvanya ile ticaret hedefi 1,5 milyar dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye-Litvanya 2. Dönem Ekonomi ve Ticaret Ortak Komitesi (JETCO) toplantısı sonrası protokolün imza töreni, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Genel Merkezi'nde gerçekleştirildi.</p>
<p>Törende, Ticaret Bakanı Ömer Bolat ile Litvanya Ekonomi ve İnovasyon Bakanı Edvinas Griksas tarafından JETCO Protokolü imzalandı.</p>
<p>Burada yaptığı konuşmada Bakan Bolat, JETCO toplantısından önce, ikili görüşmede ele alınması gereken tüm konuları kapsayan oldukça verimli bir görüşme gerçekleştirdiklerini söyledi.</p>
<p>Bolat, mevcut ekonomik ortaklıklarını daha da güçlendirme yolları üzerine görüş alışverişinde bulunduklarını, özellikle müteahhitlik hizmetleri, yeşil teknolojiler, bilgi ve iletişim teknolojileri, savunma, yüksek teknoloji üretimi, yenilenebilir enerji ve turizm sektörlerine odaklandıklarını vurguladı.</p>
<p>Avrupa Birliği çerçevesinde devam eden işbirliklerini geliştirme yollarını da ele aldıklarını belirten Bolat, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu kapsamda Gümrük Birliği'nin modernizasyonu, yeşil dönüşüm, döngüsel ekonomi, dijital ekonomi ve Sanayi Hızlandırma Yasası gibi konular gündemimizdeydi. Litvanya ve Avrupa Birliği ile işbirliğimizin, Litvanya’nın gelecek yılın başında başlayacak AB Konseyi Dönem Başkanlığı sürecinde daha da ilerleyeceğine inanıyoruz. Türkiye-Litvanya JETCO toplantısının 2. oturumunun sonuçlarının bir kaydı olarak JETCO Protokolü, mevcut işbirliğimizi güçlendirmek, ticaret ve yatırım ilişkilerimizi gözden geçirmek ve yeni işbirliği alanlarını keşfetmek için bir yol haritası niteliği taşımaktadır."</p>
<p>Bolat, bu çerçevede, karşılıklı ekonomik ilişkilerde somut ve önemli ilerlemelerin önünü açmayı hedeflediklerini anlattı.</p>
<p>Türkiye ile Litvanya arasındaki ikili ticaret ve ekonomik ilişkilerin son yıllarda istikrarlı bir şekilde geliştiğine işaret eden Bolat, "2025 yılında 1,1 milyar dolar olarak kaydedilen Türkiye-Litvanya ikili ticaret hacmini birkaç yıl içinde 1,5 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz. Bu hedefin gerçekleşmesi için yoğun şekilde çalışacağız. Stratejik ve potansiyel gördüğümüz sektörlere özel vurgu yaparak yatırımcılarımızı yönlendirmeye ve teşvik etmeye devam edeceğiz." diye konuştu.</p>
<p>Bolat, amaçlarının her iki ülke için kalıcı değer sağlamak ve Türkiye’nin yurt dışı müteahhitlik sektöründeki kanıtlanmış gücü ile Litvanya’daki umut verici projeler ışığında sürdürülebilir, uzun vadeli bir işbirliği temeli oluşturmak olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Türk müteahhitlerin hem Litvanya'da hem de Türkiye'de yeni ortaklıklar ve ortak girişimler kurma konusunda önemli bir potansiyele sahip olduğuna inandığını vurgulayan Bolat, iki ülke arasında güçlü bir hava bağlantısı bulunduğunu açıkladı.</p>
<p>Bolat, "Türk Hava Yolları Litvanya'ya haftada 14 uçuş gerçekleştirmektedir. Bu bağlantı düzeyi, ülkelerimiz arasındaki ticaret, yatırım ve turizmin geliştirilmesine önemli katkı sağlamaktadır." şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>"Litvanya ile Türkiye arasındaki ticaretin 10 yıl içinde önemli ölçüde artma potansiyeli var"</strong></p>
<p>Litvanya Ekonomi ve İnovasyon Bakanı Edvinas Griksas ise iki ülkenin ticaret, yatırım, sanayi ve inovasyon başta olmak üzere savunma sanayisi, ulaştırma, enerji, tarım, bankacılık, turizm, eğitim, bilim, sağlık ve ilgili alanlarda işbirliği konusunda mutabakata vardığını belirtti.</p>
<p>Griksas, "Protokolde yapılacak çok iş, ulaşılacak çok hedef bulunmaktadır ve biz bu hedeflere ulaşma konusunda oldukça iddialıyız." dedi.</p>
<p>Küresel tedarik zincirleri gelişmeye devam ederken ekonomik potansiyellerini en iyi şekilde değerlendirmek için daha fazla çaba gösterilmesi gerektiğine inandıklarını ifade eden Griksas, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Litvanya ile Türkiye arasındaki ticaretin önümüzdeki 10 yıl içinde önemli ölçüde artma potansiyeli bulunmaktadır. Özellikle yüksek teknolojiler alanında Türkiye ile daha yakın işbirliği için açık bir potansiyel görüyoruz ve ülkelerimiz arasındaki kurumsal ve iş dünyası bağlarını daha da güçlendirmeyi hedefliyoruz. Türk şirketlerini Litvanya’yı Avrupa Birliği pazarına açılan bir kapı olarak daha aktif kullanmaya davet ediyor, Litvanyalı şirketleri de Türkiye’de daha fazla faaliyet göstermeye teşvik ediyoruz. Bu sayede karşılıklı fayda sağlayan ortaklıkları güçlendirmeyi amaçlıyoruz."</p>
<p>Griksas, Litvanya'nın, yenilikçi, ilerici ve iddialı bir ülke olduğunu kaydederek, ülkenin geleceğini inovasyon, bilim ve bilgi üzerine inşa ettiğini aktardı.</p>
<p>Litvanya'da startuplar, yaşam bilimleri ve teknolojiler alanında güçlü bir inovasyon odağıyla yeni ortaklık modelleri geliştirmeyi hedeflediklerini aktaran Griksas, "Son yıllarda Litvanya, bir teknoloji merkezi haline gelmiştir." diye konuştu.</p>
<p>Konuşmaların ardından Bakan Bolat ve Bakan Griksas'ın katılımıyla Türkiye-Litvanya Yuvarlak Masa toplantısına geçildi.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/litvanya-ile-ticaret-hedefi-15-milyar-dolar-78534</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/4/1280x720/567-1777897605.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Litvanya ile yapılan 2. Dönem JETCO Protokolü imza töreninde konuşan Ticaret Bakanı Ömer Bolat, &quot;2025 yılında 1,1 milyar dolar olarak kaydedilen Türkiye-Litvanya ikili ticaret hacmini birkaç yıl içinde 1,5 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gecen-yil-211-milyar-dolarlik-udy-projesi-icin-yatirim-karari-alindi-78532</guid>
            <pubDate>Mon, 04 May 2026 14:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Geçen yıl 21,1 milyar dolarlık UDY projesi için yatırım kararı alındı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>“Türkiye Uluslararası Doğrudan Yatırım (UDY) Projeleri Raporu” açıklandı. </p>
<p>Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi’nden yapılan açıklamaya göre, raporda, Türkiye’nin 2025 yılında 475 UDY projesi çektiği yer aldı. Söz konusu projeler kapsamında toplam 21,1 milyar dolarlık yatırım harcaması öngörülürken, 47 bin 251 kişilik yeni istihdam oluşturulması hedefleniyor.</p>
<p>Çokuluslu şirketlerin yakın dönemde hayata geçirmek üzere kamuoyu ile paylaştığı resmi yatırım duyurularını esas alan rapor, “proje odaklı” bir yaklaşımla Türkiye’nin UDY performansını derinlemesine analiz ediyor. Yatırım kararlarının henüz duyuru aşamasında izlenebilmesini sağlayan bu yaklaşım, yatırımcı stratejileri ve bunların ekonomik etkilerine ilişkin güçlü bir gelecek perspektifi sunuyor.</p>
<p>Ödemeler dengesi istatistiklerindeki geleneksel sermaye akımı verilerinin tamamlayıcısı olan bu yaklaşım sayesinde; UDY projelerinin sayısı, lokasyonu, sektörü, faaliyet alanı, kaynak ülkesi, öngörülen sermaye harcaması ve istihdamı ile yatırımcı profili gibi detaylı bilgiler bütüncül bir şekilde ortaya konuluyor.</p>
<p>Türkiye’nin yatırım ortamına ilişkin zengin bir veri seti ve uluslararası standartlara uygun metodolojiyle hazırlanan rapor, yatırımcılar, politika yapıcılar ve araştırmacılar için temel bir başvuru kaynağı niteliği taşıyor.</p>
<p>Uluslararası yatırımcıların Türkiye’de gerçekleştirmek üzere 2025’te duyurusunu yaptığı 475 sıfırdan (greenfield) UDY projesinin genel görünümü, sektörler genelinde güçlü bir çeşitlenmeye ve ölçek artışına işaret ediyor. Proje sayısı bakımından tarım-gıda, yazılım ve bilgi teknolojileri ile makine ve ekipman sektörleri başı çekiyor.</p>
<p>Toplam yatırım tutarında ise iletişim, otomotiv, ulaştırma ve depolama, elektronik komponentler ve yenilenebilir enerji sektörleri öne çıkıyor. Yatırımcı ilgisinin giderek daha fazla yeşil, dijital ve teknoloji yoğun alanlara yöneldiği dikkati çekiyor.</p>
<p><strong>İmalat faaliyetleri 8,44 milyar dolarlık yatırım tutarıyla liderliğini koruyor</strong></p>
<p>Projelerin faaliyet alanı bazlı dağılımı incelendiğinde, yatırımların sanayi üretimi ve dijital altyapı etrafında yoğunlaştığı görülüyor. İmalat faaliyetlerinin 262 proje ve 8,44 milyar dolarlık yatırım tutarıyla liderliğini koruması, Türkiye’nin küresel bir üretim ve ihracat merkezi olma konumunu pekiştiriyor.</p>
<p>Bilgi ve iletişim teknolojileri ile internet altyapısına yönelik yatırımlar ise veri merkezi ve 5G teknolojisi projelerinin etkisiyle 6,74 milyar dolara ulaşarak güçlü bir büyüme sergiliyor. Lojistik yatırımları, proje sayısındaki sınırlı gerilemeye rağmen sermaye harcamasındaki artışla dikkati çekerken, elektrik üretimi ve AR-GE yatırımlarındaki yükseliş de Türkiye’nin yeşil dönüşüm ve yenilik odaklı büyüme sürecine işaret ediyor.</p>
<p>Kaynak ülke dağılımı, Türkiye’nin küresel ölçekte geniş bir yatırımcı tabanına sahip olduğunu ortaya koyuyor. Avrupa ülkeleri proje sayısındaki öncü rolünü korurken, Kuzey Amerika ve Uzak Doğu Asya ülkelerinin güçlü katkısıyla yatırımcı çeşitliliğinin arttığı görülüyor.</p>
<p>Yatırım tutarı bakımından Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Çin ve Almanya öne çıkarken, Lüksemburg, Hollanda ve Birleşik Krallık gibi finans merkezlerinin artan rolü dikkati çekiyor. Körfez ülkelerinin Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) öncülüğünde özellikle veri merkezi yatırımlarına artan ilgisi ise Türkiye’nin dijital altyapı alanındaki konumunu daha da güçlendiriyor.</p>
<p>Genel olarak değerlendirildiğinde, 2025 yılı verileri Türkiye’nin yalnızca bir üretim üssü değil, aynı zamanda dijital altyapı, yüksek teknoloji ve hizmetler alanında entegre bir yatırım platformu haline geldiğini gösteriyor. Farklı sektör ve faaliyet alanlarında gözlenen bu çeşitlilik, Türkiye’nin küresel yatırımcılar nezdindeki cazibesinin ve dayanıklılığının güçlendiğini teyit ediyor.</p>
<p><strong>Birleşme ve satın alma duyuruları geçen yıla göre yüzde 33 arttı</strong></p>
<p>Rapor, sıfırdan (greenfield) UDY projelerinin yanı sıra uluslararası yatırımcılarca gerçekleştirilen birleşme ve satın alma işlemlerini de kapsayarak Türkiye’nin yatırım görünümünü bütüncül bir çerçevede ortaya koyuyor.</p>
<p>Raporda birleşme ve satın alma duyurularının 2025’te kaydettiği güçlü artış dikkati çekerken, işlem sayısının geçen yıla göre yüzde 33 artışla 124’e, açıklanan işlem hacminin ise 6,7 milyar dolara yükseldiği görülüyor. Bu işlemlerin yazılım ve bilgi teknolojileri başta olmak üzere iş hizmetleri ve finansal hizmetler sektörlerine yoğunlaştığı vurgulanıyor.</p>
<p>Birleşme ve satın alma yatırımlarındaki kaynak ülke dağılımında ABD, Birleşik Krallık ve Almanya öne çıkarken, Körfez ülkelerinin dijital sektörlere yönelik artan ilgisi dikkati çekiyor.</p>
<p><strong>“Türkiye cazibe merkezlerinden biri olmaya devam etti”</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı Ahmet Burak Dağlıoğlu, rapora ilişkin yaptığı değerlendirmede Türkiye’nin güçlü üretim altyapısı, stratejik konumu ve küresel değer zincirleriyle bütünleşmiş yapısıyla uluslararası yatırımcılar için önde gelen cazibe merkezlerinden biri olmaya devam ettiğini vurgulayarak, “Son dönemde ülkemize yönelen yatırım ilgisi bu konumumuzu daha da pekiştiriyor. Ancak bu yatırımları çekmenin yanı sıra doğru şekilde ölçmek ve etkilerini analiz etmek de büyük önem taşıyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Küresel ölçekte bu değerlendirmenin, ödemeler dengesi istatistiklerine dayalı sermaye odaklı yaklaşım ve yatırımcıların duyurduğu projeleri esas alan proje odaklı yaklaşım olmak üzere birbirini tamamlayan iki temel yöntemle yapıldığını aktaran Dağlıoğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>“Geçtiğimiz yıl ilkini yayımladığımız Türkiye UDY Projeleri Raporu ile yatırım dinamiklerini proje bazlı olarak analiz etmeye zaten başlamıştık. Bu yıl yayımladığımız bu ikinci raporla birlikte, çalışmamızın kapsamını ve analitik düzeyini daha da ileri taşıyoruz. Geleneksel UDY akım verilerinin ötesine geçen bu yaklaşım, yatırım eğilimlerini, sektörel dönüşümü ve yatırımların potansiyel etkilerini ileriye dönük bir perspektifle ortaya koyuyor. Sıfırdan yatırımlar ile birleşme ve satın alma işlemlerini birlikte ele alan bu çalışma, Türkiye’nin yatırım görünümünü bütüncül bir çerçevede değerlendirerek alandaki önemli bir boşluğu dolduruyor.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gecen-yil-211-milyar-dolarlik-udy-projesi-icin-yatirim-karari-alindi-78532</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/2/1280x720/cumhurbaskanligi-yatirim-ve-finans-ofisi-baskanligina-burak-daglioglu-atandi-1744268035.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “Türkiye Uluslararası Doğrudan Yatırım Projeleri Raporu”na göre, Türkiye 2025&#039;te 475 UDY projesi çekti. Projeler kapsamında toplam 21,1 milyar dolarlık yatırım harcaması öngörülüyor. Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı Ahmet Burak Dağlıoğlu, “Bu yıl yayımladığımız bu ikinci raporla birlikte, çalışmamızın kapsamını ve analitik düzeyini daha da ileri taşıyoruz. Geleneksel UDY akım verilerinin ötesine geçen bu yaklaşım, yatırım eğilimlerini, sektörel dönüşümü ve yatırımların potansiyel etkilerini ileriye dönük bir perspektifle ortaya koyuyor.” ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aselsanin-piyasa-degeri-2-trilyon-lirayi-asti-78531</guid>
            <pubDate>Mon, 04 May 2026 14:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> ASELSAN&#039;ın piyasa değeri 2 trilyon lirayı aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ASELSAN, Borsa İstanbul'da piyasa değeri 2 trilyon lirayı aşan ilk şirket oldu.</p>
<p>Yıla 230,20 liradan başlayan şirketin hisseleri, takip eden aylarda yükseliş trendinde hareket etti. Geçen yıl eylül ayında 1 trilyon lirayı geçerek bu barajı aşan ilk şirket unvanını alan ASELSAN, bugün itibarıyla yeni bir rekora daha imza attı. ASELSAN hisse fiyatı bugün 442 liraya ulaştı ve şirket, piyasa değeri 2 trilyon lirayı aşan ilk şirket oldu.</p>
<p>Böylece BIST 100 endeksinde işlem gören ASELSAN'ın hisse senedi değeri yılbaşından bu yana yüzde 91 artmış oldu.</p>
<p>Borsa İstanbul'da piyasa değeri açısından en büyük 10 şirketin piyasa değeri şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Şirket Adı</td>
<td>Piyasa Değeri (TL)</td>
</tr>
<tr>
<td>ASELSAN</td>
<td>2.015.520.000.000</td>
</tr>
<tr>
<td>Destek Faktoring</td>
<td>909.999.999.090</td>
</tr>
<tr>
<td>Enka İnşaat</td>
<td>622.800.000.000</td>
</tr>
<tr>
<td>Garanti BBVA</td>
<td>553.140.000.000</td>
</tr>
<tr>
<td>Tüpraş</td>
<td>518.789.714.760</td>
</tr>
<tr>
<td>Koç Holding</td>
<td>505.911.666.970</td>
</tr>
<tr>
<td>BİM Birleşik Mağazaları</td>
<td>441.900.000.000</td>
</tr>
<tr>
<td>Türk Hava Yolları</td>
<td>416.760.000.000</td>
</tr>
<tr>
<td>Akbank</td>
<td>374.140.000.000</td>
</tr>
<tr>
<td>Türkiye İş Bankası</td>
<td>354.749.574.300</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p>(AA)</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aselsanin-piyasa-degeri-2-trilyon-lirayi-asti-78531</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/6/1280x720/aselsan-1777720943.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ASELSAN, Borsa İstanbul&#039;da endekslere dahil şirketler arasında piyasa değeri 2 trilyon lirayı aşan ilk şirket oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-enflasyondaki-yukselis-gecici-78526</guid>
            <pubDate>Mon, 04 May 2026 13:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek: Enflasyondaki yükseliş geçici</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan nisan ayı enflasyon verilerini değerlendirdi.</p>
<p>Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda nisanda enflasyonun aylık yüzde 4,2, yıllık yüzde 32,4 gerçekleştiğini belirten Şimşek, hizmetlerde enflasyonun geçen yılın aynı dönemine göre 14,3 puan iyileşerek yıllık yüzde 40,3, temel mallarda yüzde 16,5 olduğunu bildirdi.</p>
<p>Şimşek, paylaşımının devamında şunları kaydetti:</p>
<p>"Jeopolitik gelişmelerin etkisiyle artan enerji ve emtia fiyatları kısa vadede enflasyon görünümü üzerinde baskı oluştursa da, bu etkileri sınırlamak amacıyla bütçe imkânları çerçevesinde gerekli adımları atıyoruz.</p>
<p>Enflasyondaki yükselişin geçici olduğunu değerlendiriyor ve dezenflasyonun devam etmesini öngörüyoruz. Kalıcı fiyat istikrarını sağlayarak vatandaşlarımızın refahını artıracak politikalarımızı kararlılıkla uygulamayı sürdüreceğiz."</p>
<blockquote class="twitter-tweet">
<p dir="ltr" lang="tr">Nisanda enflasyon aylık yüzde 4,2, yıllık yüzde 32,4 gerçekleşti.<br /><br />Hizmetlerde enflasyon geçen yılın aynı dönemine göre 14,3 puan iyileşerek yıllık yüzde 40,3, temel mallarda yüzde 16,5 oldu.<br /><br />Jeopolitik gelişmelerin etkisiyle artan enerji ve emtia fiyatları kısa vadede enflasyon… <a href="https://t.co/zoE9YA6WE2">pic.twitter.com/zoE9YA6WE2</a></p>
— Mehmet Simsek (@memetsimsek) <a href="https://twitter.com/memetsimsek/status/2051237674694934969?ref_src=twsrc%5Etfw">May 4, 2026</a></blockquote>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-enflasyondaki-yukselis-gecici-78526</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/1/1280x720/mehmet-simsek-1770707941.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nisan ayı enflasyon verileri hakkında açıklama yapan Bakan Şimşek, &quot;Jeopolitik gelişmelerin etkisiyle artan enerji ve emtia fiyatları, kısa vadede enflasyon görünümü üzerinde baskı oluştursa da bu etkileri sınırlamak amacıyla bütçe imkanları çerçevesinde gerekli adımları atıyoruz. Enflasyondaki yükselişin geçici olduğunu değerlendiriyor ve dezenflasyonun devam etmesini öngörüyoruz. Kalıcı fiyat istikrarını sağlayarak, vatandaşlarımızın refahını artıracak politikalarımızı kararlılıkla uygulamayı sürdüreceğiz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakan-uraloglu-stratejik-yuk-vagonlari-gunes-enerjisiyle-uretilecek-78525</guid>
            <pubDate>Mon, 04 May 2026 13:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Uraloğlu: Stratejik yük vagonları güneş enerjisiyle üretilecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, demir yolu araçlarının üretim süreçlerindeki yenilenebilir enerji yatırımları hakkında açıklama yaptı.</p>
<p>Yazılı açıklamasında, demir yolu sektöründe, çevreci üretim süreçlerine hız verdiklerini belirten Uraloğlu, 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefi doğrultusunda, çalışmaların devam ettiğini bildirdi. Bu kapsamda, Türkiye Raylı Sistem Araçları Sanayi AŞ (TÜRASAŞ) Sivas Bölge Müdürlüğünde çatı tipi güneş enerjisi santrali için çalışmalara başladıklarını aktaran​​​​​​​ Uraloğlu, "Bu tesisle, yıllık 4,5 milyon kilovatsaat elektrik enerjisi üreterek, yaklaşık bin hanenin yıllık elektrik tüketimine denk bir enerji ihtiyacını karşılayacağız. Böylece yerleşkemizin elektrik ihtiyacının tamamını, yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılayacağız." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>​​​​​​​Uraloğlu, söz konusu yatırımla üretim süreçlerinde önemli bir dönüşüm sağlanacağına dikkati çekerek, "Askeri tank taşıma ve yakıt ikmal gibi stratejik vagonlar başta olmak üzere, yük vagonları bu fabrikada güneş enerjisi kullanılarak üretilecek." ifadesini kullandı.</p>
<p><strong>"Sakarya'da üretim güneşten karşılanıyor"</strong></p>
<p>Bakan Uraloğlu, benzer bir yatırımın daha önce TÜRASAŞ Sakarya Bölge Müdürlüğünde hayata geçirildiğini ve tesisin aktif olarak elektrik üretimine başladığını hatırlattı.</p>
<p>Elde edilen enerjinin doğrudan üretimde kullanıldığına değinen Uraloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"Milli Hızlı Tren, Gaziray ve diğer demir yolu araçlarının üretiminde ihtiyaç duyduğumuz enerjiyi, artık güneşten elde ediyoruz. Bu sayede, enerji maliyetlerini düşürüyor, üretimde rekabet gücümüzü artırıyoruz. Sakarya'daki santral ile yıllık yaklaşık 3 milyon 350 bin kilovat saat elektrik üretimi sağlanabiliyor. Bu miktar, yaklaşık 670 hanenin elektrik ihtiyacına karşılık gelirken yıllık yaklaşık 1739 ton karbondioksit salınımının da önüne geçiliyor."</p>
<p>Uraloğlu, demir yolu araç üretiminde çevreci ve sürdürülebilir teknolojilerin kullanımını yaygınlaştırmaya devam edeceklerini belirtti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakan-uraloglu-stratejik-yuk-vagonlari-gunes-enerjisiyle-uretilecek-78525</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/uraloglu.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, TÜRASAŞ Sivas Bölge Müdürlüğünde kurulacak çatı tipi güneş enerjisi santrali ile yıllık 4,5 milyon kilovatsaat elektrik üretileceğini ve stratejik yük vagonlarının üretiminde bu enerjinin kullanılacağını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/nisanda-en-fazla-fiyat-artisi-dogal-gazda-78524</guid>
            <pubDate>Mon, 04 May 2026 13:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nisanda en fazla fiyat artışı doğal gazda</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) verilerine göre, tüketici fiyatları bazında nisanda en yüksek fiyat artışı yüzde 44,47 ile doğal gaz ve ilgili abonelik ücretlerinde görüldü. </p>
<p>Doğal gazdaki fiyat artışını, yüzde 19,32 ile hava yolu ile yurt içi yolcu taşımacılığı ve yüzde 16,9 ile elektrik kategorileri izledi.</p>
<p>Nisanda fiyatı en çok artış gösteren diğer ürünler arasında, yüzde 16,79 ile hava yolu ile yurt dışı yolcu taşımacılığı, yüzde 15,46 ile kişisel ulaşım araçları için diğer yakıtlar, yüzde 14,63 ile hurma, incir ve tropikal meyveler (taze), yüzde 12,25 ile yumrulu sebzeler yer aldı.</p>
<p>Geçen ay en fazla fiyat düşüşü, yüzde 11,14 ile yumurtalarda gerçekleşti. Bunu, yüzde 1,29 ile buz, dondurma ve buzlu şerbet (sorbe) yüzde 1,21 ile içecek hazırlamada kullanılan küçük aletler, yüzde 1,12 ile birinci el motorlu taşıtlar, yüzde 0,96 ile yiyecek pişirme ve işlemede kullanılan küçük aletler, yüzde 0,93 ile bisikletler, yüzde 0,79 ile biralar takip etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/nisanda-en-fazla-fiyat-artisi-dogal-gazda-78524</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/dogal-gaz-ocak.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in nisan verilerine göre, tüketici fiyatları bazında en yüksek fiyat artışı yüzde 44,47 ile doğal gaz ve ilgili abonelik ücretlerinde meydana geldi. En çok ucuzlayan ürün ise yüzde 11,14 ile yumurta oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sanat-piyasasi-5-yilda-5-kat-buyudu-izmir-kuresel-sanat-ekonomisinin-radarina-girdi-78520</guid>
            <pubDate>Mon, 04 May 2026 12:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanat piyasası 5 yılda 5 kat büyüdü: İzmir, küresel sanat ekonomisinin radarına girdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DUYGU GÖKSU/İZMİR</strong></p>
<p>Türkiye’de sanat piyasası, son yıllarda hem arz hem de talep tarafında yaşanan hareketlilikle stratejik bir büyüme evresine girdi. DenizBank III. IAAF İzmir Sanat Fuarı, 13–17 Mayıs 2026 tarihleri arasında Fuar İzmir’de gerçekleştirilecek. Sektördeki ivmeyi ve İzmir’in bu ekosistemdeki yerini değerlendiren Demos Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Sebahattin Aslan, sanat fuarlarını, ‘etkileşimin en hızlı ve doğrudan kurulduğu alanlar’ olarak tanımlayarak, bu buluşmaların ekonomik ve motivasyonel karşılığını kısa sürede aldıklarını belirtti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f86d8f825a0-1777888655.jpeg" alt="" width="700" height="467" /></p>
<h2>“İzmir’de sanat-iş dünyası entegrasyonu güçleniyor”</h2>
<p>İzmir iş dünyasının sanata yaklaşımını güçlü ve samimi olarak nitelendiren Aslan, şehirdeki pek çok iş insanının ciddi sanat koleksiyonlarına sahip olduğunu belirterek, “Bu koleksiyonların halkla buluşturulması ve özel müzelerin açılması, yaklaşımın en somut göstergesi. Önde gelen holdingler ve kurumsal yapılar artık sanata sadece ilgi duymuyor, aktif destek vererek alanın gelişimine katkı sağlıyor. Ana destekçimiz DenizBank’ın İstanbul’daki fuarımızdan itibaren verdiği destek, fuarımızın etki alanını genişletirken sanatçı ve sanatseverler için daha güçlü bir zemin oluşturuyor" dedi.</p>
<p>İstanbul’da bugüne kadar 6 fuar gerçekleştirdiklerini ve aralık ayındaki son fuarda 10 bin eseri sanatseverlerle buluşturduklarını hatırlatan Sebahattin Aslan, “İzmir’i bu deneyimin doğal bir devamı olarak konumlandırıyoruz. İlk karar aldığımızda birçok kişi bunu risk olarak gördü. Ancak biz şehrin potansiyeline inandık. İzmir, kültür açısından güçlü olmasına rağmen uzun yıllar büyük ölçekli bir fuara sahip değildi. Bu eksikliği fırsata dönüştürdük. Bu yıl İzmir’deki 3. fuarda Türkiye ve yurt dışından 120 galeri ile bin 600 sanatçıyı, 30 bine yakın ziyaretçiyle buluşturmaya hazırlanıyoruz. Sadece katılımcı sanatçı ve galerilerle bile 2 bin kişilik bir trafik oluşuyor. 30 bin ziyaretçi hedefimizle birlikte, konaklama, yeme-içme ve ulaşım sektörlerine ciddi bir girdi sağlıyoruz. Dünyadaki başarılı örnekler gibi İzmir’de de hem kültürel hem ekonomik bir ekosistem yaratıyoruz” dedi.</p>
<h2>“Gençler, sanatı yatırım aracı olarak görmeye başladı”</h2>
<p>Sanat piyasasındaki koleksiyoner profilinin değiştiğini ve genç neslin sanatı bir yatırım aracı olarak gördüğünü vurgulayan Aslan, "Genç sanatçıların eserleri 20 bin TL civarından başlarken, tanınmış isimlerin ve koleksiyonluk parçaların fiyatları 1 milyon TL ve üzerine çıkabiliyor. Bu çeşitlilik hem yeni koleksiyonerlerin katılımını teşvik ediyor hem de farklı bütçelere alternatif yatırım fırsatları sunuyor. Katılım maliyetlerimizde ise stand büyüklüğü ve konuma göre esnek modeller sunarak her ölçekten katılımcıya hitap ediyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Aslan, bu yılki projeler arasında Geleceğin Sanatçıları programının önemine değinerek, 18-26 yaş arası jüriyle seçilen 100 genç sanatçıya eserlerini sergileme fırsatı sunacaklarını belirtirken, İzmir’in coğrafi avantajını kullanarak fuarı uluslararası bir platforma dönüştürmeyi hedeflediklerini sözlerine ekledi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sanat-piyasasi-5-yilda-5-kat-buyudu-izmir-kuresel-sanat-ekonomisinin-radarina-girdi-78520</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/0/1280x720/sanat-piyasasi-5-yilda-5-kat-buyudu-izmir-kuresel-sanat-ekonomisinin-radarina-girdi-1777888668.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Demos Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Sebahattin Aslan, Türkiye’de 2019’da 2 olan sanat fuarı sayısının 10’a yükseldiğini vurgulayarak, üçüncü yılına giren fuarda, 120 galeri, bin 600 sanatçı ve 30 bin ziyaretçi hedeflediklerini söyledi.  Aslan, sanatın artık sadece kültürel bir faaliyet değil, 1 milyon TL’yi aşan eser bedelleriyle güçlü bir yatırım aracı haline geldiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-turkiye-imalat-pmi-457ye-geriledi-78515</guid>
            <pubDate>Mon, 04 May 2026 12:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> İSO Türkiye İmalat PMI 45,7&#039;ye geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) Türkiye İmalat Satınalma Yöneticileri Endeksi'nin (PMI) nisan ayı sonuçları açıklandı.</p>
<p>Eşik değer olan 50'nin üzerinde ölçülen tüm rakamların sektörde iyileşmeye işaret ettiği anket sonuçlarına göre, martta 47,9 olan manşet PMI, nisanda 45,7'ye gerileyerek ikinci çeyreğin imalat sanayi faaliyet koşullarında kayda değer bir yavaşlamayla başladığına işaret etti.</p>
<p>İmalat sanayi üretimindeki düşüş, Eylül 2024'te görülen oranla aynı olacak şekilde Kovid-19 salgınından bu yana en yüksek hızda daraldı. Böylece yavaşlama eğilimi 25. aya ulaştı. Anket katılımcılarının önemli bir bölümü, son düşüşün Orta Doğu'daki savaştan kaynaklandığını bildirdi.</p>
<p>Toplam yeni siparişler ve yeni ihracat siparişlerindeki düşüş marta göre belirgin şekilde hızlandı. Yeni siparişlerdeki yavaşlamada, enflasyonist baskıların güçlenmesi etkili oldu. Girdi maliyetleri enflasyonu üst üste 5'inci ay artarak Ocak 2024'ten bu yana en yüksek düzeye ulaştı. Nihai ürün fiyatları da iki yıldan uzun bir dönemin en keskin artışını kaydetti.</p>
<p>Katılımcıların önemli bir bölümü, savaşa bağlı olarak akaryakıt ve petrol maliyetlerinin arttığını belirtti. Firmalar ayrıca tedarikçilerin teslimat sürelerinde gözle görülür bir artış yaşandığını ifade etti. Tedarikçi performansındaki bozulma Şubat 2023'ten bu yana en yüksek düzeyde gerçekleşti. İmalatçılar, yeni siparişlerdeki düşüşe bağlı olarak istihdam, satın alma faaliyetleri ve stoklarını azaltmayı sürdürdü. Girdi stoklarındaki düşüş son 6 yılın en yüksek hızına ulaştı.</p>
<p><strong>10 sektörden 9'unda üretim yavaşladı</strong></p>
<p>İSO Türkiye Sektörel PMI nisan ayı raporu, Orta Doğu'daki savaşın Türk imalat sektörünün geneli üzerindeki etkilerini ortaya koydu.</p>
<p>Anket kapsamında izlenen sektörlerin büyük çoğunluğunda enflasyonist baskılar güçlenirken tedarikçilerin teslimat süreleri neredeyse tüm sektörlerde uzadı. Öte yandan, nisanda üretim ve yeni siparişlerini artıran tek sektör giyim ve deri ürünleri oldu. Bu sektörde gerçekleşen üretim artışıyla 10 aylık daralma süreci sona erdi. Geri kalan 9 sektörün tamamında üretim yavaşladı. Üretimde en belirgin düşüş, bir önceki ay büyüme kaydeden kimyasal, plastik ve kauçuk sektöründe görüldü.</p>
<p>Yeni siparişlerde de üretimdekine benzer bir tablo izlenirken en sert gerileme tekstil ürünlerinde yaşandı. Yeni ihracat siparişleri ise yine tekstil öncülüğünde tüm sektörlerde düştü.</p>
<p>Giyim ve deri ürünleri ile makine ve metal ürünleri sektörlerinde ihracat kaybı çok sınırlı düzeyde gerçekleşti. Nisanda iş yükünün düşük seyri, takip edilen sektörlerin büyük bölümünün ikinci çeyrek başında istihdam azaltmasına yol açtı. Çalışan sayısı yalnızca giyim ve deri ürünleri ile elektrikli ve elektronik ürünlerde arttı. İstihdamda en belirgin düşüş ise ana metal sanayisinde gerçekleşti.</p>
<p><strong>En ılımlı artış makine ve metal ürünlerinde kaydedildi</strong></p>
<p>Nisanda maliyet baskıları yaygın bir şekilde güçlendi. 10 sektörden 8'inde girdi fiyatları enflasyonu mart ayına göre artış sergiledi.</p>
<p>Maliyetlerde en sert yükseliş, enflasyonun 27 aylık zirveye ulaştığı kimyasal, plastik ve kauçuk sektöründe gerçekleşti. En ılımlı artış ise makine ve metal ürünlerinde kaydedildi.</p>
<p>Kimyasal, plastik ve kauçuk sektörü nihai ürün fiyatları enflasyonunda da başı çekti. Nisandaki artış, 4 yılı aşkın bir sürenin en yüksek hızında gerçekleşti. Giyim ve deri ürünlerinde bir önceki ay sabit kalan satış fiyatları nisanda sert bir şekilde yükseldi.</p>
<p>Nihai ürün fiyatlarında artışın hız kestiği tek sektör elektrikli ve elektronik ürünler oldu. Ancak bu sektörde dahi enflasyon belirgin düzeyde kaldı. Nisanda tedarikçilerin teslimat süreleri yaygın bir artış eğilimi sergiledi. Tedarikçi performansında iyileşme gerçekleşen tek sektör ana metaller olurken en belirgin bozulma ise Ocak 2022'den bu yana en uzun gecikmelerin yaşandığı tekstil sektöründe kaydedildi.</p>
<p><strong>"Orta Doğu'daki savaşın Türk imalat sektörü üzerindeki etkileri arttı"</strong></p>
<p>Endekse ilişkin değerlendirmesine yer verilen S&amp;P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Andrew Harker, nisanda Orta Doğu'daki savaşın Türk imalat sektörü üzerindeki etkilerinin arttığının gözlendiğini belirtti.</p>
<p>Harker, "Firmalar talebin zayıf olduğunu, enflasyonun güçlendiğini ve tedarik zincirlerinde aksamalar yaşandığını bildirdi. Savaşın etkilerinin ne kadar süreceğine ilişkin endişeler, imalatçıların temkinli bir tutum sergileyerek istihdam, satın alma faaliyetleri ve stoklarını azaltmasına yol açtı. Firmalar, önümüzdeki aylarda toparlanmanın yeniden başlaması için savaşın hızlı bir şekilde çözüme kavuşmasını umut ediyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-turkiye-imalat-pmi-457ye-geriledi-78515</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/imalat-pmi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul Sanayi Odası Türkiye İmalat Satınalma Yöneticileri Endeksi nisanda 45,7&#039;ye indi. S&amp;P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Harker, &quot;Nisan ayında Orta Doğu&#039;daki savaşın Türk imalat sektörü üzerindeki etkilerinin arttığı gözlendi. Savaşın etkilerinin ne kadar süreceğine ilişkin endişeler, imalatçıların temkinli bir tutum sergileyerek istihdam, satın alma faaliyetleri ve stoklarını azaltmasına yol açtı.&quot; değerlendirmesinde bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/nisan-enflasyonu-yuzde-418-78512</guid>
            <pubDate>Mon, 04 May 2026 11:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nisan enflasyonu yüzde 4,18</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) nisan ayına ait enflasyon verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), nisanda aylık bazda yüzde 4,18 artış gösterdi. Yıllık enflasyon tüketici fiyatlarında yüzde 32,37 oldu.</p>
<p>Nisanda 12 aylık ortalamalar dikkate alındığında, tüketici fiyatları yüzde 32,43 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>TÜFE, nisanda geçen yılın aralık ayına göre yüzde 14,64 oranında yükseliş kaydetti.</p>
<p><strong>Kira artış oranı belli oldu</strong></p>
<p>Mayısta ev ve iş yerleri için uygulanacak kira artış oranı, yüzde 32,43 olarak belirlendi.</p>
<p><strong>Yİ-ÜFE nisanda yüzde 3,17 arttı</strong></p>
<p>Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) aylık bazda yüzde 3,17 artış gösterdi. </p>
<p>Yİ-ÜFE'de Aralık 2025'e göre yüzde 10,99, geçen yılın nisan ayına kıyasla yüzde 28,59 artış oldu.</p>
<p>Yİ-ÜFE, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 10,99, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 28,59 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 26,48 yükseldi.</p>
<p>Sanayinin 4 sektörünün yıllık değişimleri incelendiğinde, madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 40,42, imalatta yüzde 30,36, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 7,19 ve su temininde yüzde 38,26 artış gerçekleşti.</p>
<p>Ana sanayi gruplarının yıllık değişimlerine bakıldığında, ara mallarında yüzde 26,49, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 29,75, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 31,57, enerjide yüzde 33,15 ve sermaye mallarında yüzde 24,7 yükseliş kaydedildi.</p>
<p>Sanayinin 4 sektörünün aylık değişimlerinde ise madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 9,84, imalatta yüzde 3,59 ve su temininde yüzde 2,02 artış olurken elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 4,96 azalış görüldü.</p>
<p>Ana sanayi gruplarının aylık değişimlerine bakıldığında, ara malında yüzde 3,62, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 2,17, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 2,48, enerjide yüzde 4,84 ve sermaye mallarında yüzde 1,67 artış kaydedildi.</p>
<p><strong>Ana harcama grupları</strong></p>
<p>Ana harcama grupları itibarıyla, nisanda bir önceki aya göre en düşük artış yüzde 0,22 ile alkollü içecekler ve tütünde gerçekleşti. Söz konusu dönemde, en yüksek artışın yaşandığı ana grup ise yüzde 8,94 ile giyim ve ayakkabı oldu.</p>
<p>En yüksek ağırlığa sahip üç ana harcama grubunun aylık değişimleri, gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 3,7, ulaştırmada yüzde 4,29, konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda yüzde 7,99 artış olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>İlgili ana grupların aylık değişime etkileri, gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 0,95, ulaştırmada yüzde 0,73, konutta yüzde 0,9 artış şeklinde oldu.</p>
<p><strong>Yıllık değişimler</strong></p>
<p>Nisanda, geçen yılın aynı ayına göre en az artış gösteren ana grup, yüzde 9,66 ile giyim ve ayakkabı olarak kayıtlara geçti. Geçen yılın aynı ayına göre, artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 50,6 ile eğitim olarak tespit edildi.</p>
<p>En yüksek ağırlığa sahip üç ana harcama grubunun yıllık değişimlerine bakıldığında, gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 34,55, ulaştırmada yüzde 35,06, konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda yüzde 46,6 artış gerçekleşti. İlgili ana harcama gruplarının yıllık değişime olan katkıları, gıda ve alkolsüz içeceklerde 8,72, ulaştırmada 5,66 ve konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda 6,3 yüzde puan oldu.</p>
<p>Endekste kapsanan 174 alt sınıftan, 19'unda düşüş gerçekleşirken, 8'inde değişim olmadı, 147 alt sınıfın endeksinde ise artış gerçekleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/nisan-enflasyonu-yuzde-418-78512</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/7/1280x720/tuketici-guveni-enflasyon-market-alisveris-1766131097.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in nisan verilerine göre enflasyon, aylık bazda yüzde 4,18, yıllık bazda ise yüzde 32,37 oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gaibte-yeni-donem-tecrubenin-rehberliginde-yeni-ufuklara-78507</guid>
            <pubDate>Mon, 04 May 2026 10:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> GAİB’de yeni dönem, tecrübenin rehberliğinde yeni ufuklara…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri’nde gerçekleştirilen seçimlerin ardından yeni dönem resmen başladı.</p>
<p>Birlik başkanlarının belirlenmesinin ardından GAİB Koordinatör Başkanlık seçiminde Mete Akcan’ın Başkan, Murat Bakır’ın da Başkan Yardımcısı olarak seçilmesiyle yeni yönetim de şekillenmiş oldu.</p>
<p>Her yeni dönem, beraberinde yeni umutlar getirir!</p>
<p>Ancak kurumların asıl gücü yalnızca yeni isimlerden değil, tecrübeyle yeniliğin aynı potada buluşmasından doğar.  İşte tam da bu noktada, Güneydoğu Anadolu Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanlığı görevinde güven tazeleyen Celal Kadooğlu ismi öne çıkıyor.</p>
<p>Celal Kadooğlu, yalnızca bir birlik başkanı değil, aynı zamanda ihracat dünyasının dinamiklerini iyi okuyan, sektörün sorunlarına hâkim, çözüm üreten ve vizyon ortaya koyabilen güçlü bir isim.</p>
<p>Seçim sürecinde genel kurul katılımcılarına yaptığı kapsamlı sunum, aslında onun bulunduğu makamı ne kadar hakkıyla taşıdığının da somut göstergesi olmuştu. Kadooğlu, sunumunda sadece sorunları tespit eden değil, çözüm yollarını da net biçimde ortaya koyan bir anlayış sergilemiş ve büyük beğeni toplamıştı.</p>
<p>Bugün GAİB çatısı altında göreve yeni gelen isimler için böylesi bir tecrübenin varlığı son derece kıymetli…</p>
<p>Ahmet Fikret Kileci’nin 8 yıllık GAİB Koordinatör Başkanlığının ardından bu göreve seçilen Mete Akcan yeni dönemde göstereceği performans elbette önemli. Ancak Sayun Akcan için başarı, yalnızca bireysel çabalarıyla değil, ortak akıl, istişare kültürü ve deneyimden faydalanma iradesiyle mümkün olacaktır.</p>
<p>Bu açıdan bakıldığında Celal Kadooğlu’nun, resmi unvanlardan bağımsız şekilde yeni yönetime önemli katkılar sunacağına inananlardanım. Sahip olduğu bilgi birikimi ve temsil gücü, onu yeni dönemin en önemli denge unsurlarından biri haline getirecektir.</p>
<p>Diğer yandan Halı İhracatçıları Birliği Başkanı Zeynal Abidin Kaplan da seçimlerde güven tazeleyerek ikinci dönemine başladı.  O da tecrübesiyle GAİB için yeni dönemde önemli bir isim. Ancak GAİB genelinde bakıldığında Celal Kadooğlu’nun özellikle son yıllardaki etkinliği, kurumsal hafızaya olan katkısı ve sektörler arası koordinasyondaki rolü yadsınamaz bir gerçek.</p>
<p>Seçimlerin ardından verilen birlik ve beraberlik mesajları, aslında önümüzdeki dönemin ruhunu da şimdiden ortaya koydu.</p>
<p>Bölge ihracatçısı artık çekişme değil iş birliği, ayrışma değil ortak hedef bekliyor…</p>
<p>Bu anlamda, Celal Kadooğlu’nun yeni dönemde üstleneceği misyon oldukça önemli.  Tecrübesiyle yol gösteren, vizyonuyla ufuk açan, birleştirici tavrıyla güç veren bir isim olarak yeni dönemin başarı hikâyesinde mutlaka önemli bir yeri olacaktır.</p>
<p>Bu vesileyle GAİB Koordinatör Başkanı seçilen Mete Akcan’ı, Koordinatör Başkan Yardımcısı Murat Bakır’ı ve kendi birliklerinde güven tazeleyen Zeynal Abidin Kaplan ve Celal Kadooğlu’nu bir kez daha tebrik ediyor, başarılar diliyorum.</p>
<p>Temennim uyumlu, verimli ve sonuç odaklı bir dönem yaşanmasıdır.</p>
<p>Çünkü kazanan yalnızca kurumlar değil, Gaziantep ile birlikte bölge illeri ve de Türkiye olacaktır!</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gaibte-yeni-donem-tecrubenin-rehberliginde-yeni-ufuklara-78507</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri’nde gerçekleştirilen seçimlerin ardından yeni dönem resmen başladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/besobda-fahrettin-bilgit-guven-tazeledi-78505</guid>
            <pubDate>Mon, 04 May 2026 10:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> BESOB’da Fahrettin Bilgit güven tazeledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği’nde (BESOB) 45. Olağan Genel Kurulu Merinos AKKM’de gerçekleştirildi. Üç listenin yarıştığı genel kurulda mevcut Başkan Fahrettin Bilgit, 544 delegenin oyunu alarak yeniden BESOB Yönetim Kurulu Başkanlığı’na seçildi. Genel kurulda başkan adaylarından Erdal Çelebi 141 oy alırken, Sadi Aydın ise 41 oyda kaldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f84ca425326-1777880228.jpeg" alt="" width="687" height="458" /></p>
<p>Seçim sonuçlarının ardından açıklamalarda bulunan BESOB Yönetim Kurulu Başkanı Fahrettin Bilgit, oda başkanlarına ve yöneticilere teşekkür ederek, “Kıymetli oda başkanı ve yönetici arkadaşlarım; teveccühünüz ve güveniniz için çok teşekkür ederim. Sizleri temsil etmenin, sizlere layık olmanın nasıl büyük bir sorumluluk olduğunun farkındayım. Bir dört yıl daha emanetiniz bendedir” dedi.</p>
<p>Yeni dönemde de aynı azim ve samimiyetle çalışmaya devam edeceklerini vurgulayan Başkan Bilgit, “Bugüne kadar nasıl azimle ve samimiyetle çalıştıysak, bundan sonra da hiç durmadan çalışmaya devam edeceğiz. Yönetim, denetim ve disiplin kurulu üyelerimiz adına da ayrıca teşekkür ediyorum” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/besobda-fahrettin-bilgit-guven-tazeledi-78505</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/5/1280x720/besobda-fahrettin-bilgit-guven-tazeledi-1777880280.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği’nin 45. Olağan Genel Kurulu’nda mevcut başkan Fahrettin Bilgit, 544 oy alarak yeniden başkanlığa seçildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
