<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zorbaligin-doyma-noktasi-77166</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zorbalığın doyma noktası…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Zorbalar iktidardan düştükçe, kurulmuş “küresel zorbalık ağının” da zarar gördüğü bir gerçek. ABD Başkan Yardımcısı Vance bunun için Macaristan’a kadar gidip seçim haftasında Orban lehine kampanya yaptı.</strong></p>
<p>Uluslararası ilişkiler tarihi aynı zamanda “trendler” tarihidir; İkinci Dünya savaşı sonrasında kurulan liberal küresel düzenin bizzat kurucu ve kollayıcısı olan ABD eliyle yıkılması için adımlar atılırken, ülkelerdeki genel trend de “agresif yönetime” evrilmeye başlamıştı son zamanlarda. Bu kimi zaman kendi yurttaşlarına karşı “agresif” adımlar, kimi zaman komşu ülkelere, halklara karşı saldırganlık, kimi zaman da tüm dünyaya karşı “zorbalık” olarak kendini gösterdi.</p>
<p><strong>Macaristan’da “agresif yönetimin” sonu</strong></p>
<p>Viktor Orban’ın 16 yıl Başbakan olarak yönettiği Macaristan bunun en görünen örneklerinden biriydi; Orban ülkeyi “bizden ve bizden olmayan” diye ikiye ayırarak, “bizden” dediklerini kayırıp, diğerlerini ekonomik ve sosyal olarak dışlayarak yönetti yıllarca ülkesini.</p>
<p>Orban’ın ilk savaş açtığı bağımsız medya oldu; Vergi memurları ile medya patronları zorbalanarak, ya piyasadan çekilmeleri ya da kendinlerine “çeki düzen vermeleri” sağlandı.</p>
<p>Ardından muhalefet partileri geldi; Önce küçük partilerle “işbirlikleri ve ittifaklar” kuran Orban, bunları teker teker yutarak, kendi partisi içinde eritti. Yutamadığı muhalif partileri seçim yasasında yaptığı değişikliklerle etkisizleştirdi.</p>
<p>Üniversitelerden gelecek eleştirilerin önüne bütçe kısıtlamalarını koydu; Destekçi olan üniversite yönetimleri devlet destekleriyle palazlandırılırken, diğerlerinin sesi bütçe kesintileri ile kısılmaya çalışıldı.</p>
<p>Destekçilerini de hep ödüllendirdi Orban; “ulusal girişimciler yaratma” vaadiyle ihaleler eşe dosta, kendisine siyaseten yakın duranlara dağıtıldı. Damadı, akrabaları devlet eliyle ihya edilirken, siyaseten karşı duranlar dışlandı.</p>
<p>İşi ailelerin iç işleyişine, kadınların kendi bedenleri üzerindeki seçimlerine karışmaya kadar getirdi, bunu da hep muğlak “değerler” üzerinden, “biz-bizden” dediği değerleri topluma empoze etmeye kalkarak yaptı. Ta ki, 16’ıncı yılın sonuna kadar.</p>
<p><strong>İsrail’in Ortadoğu zorbalığı</strong></p>
<p>Macaristan’da Orban kendi halkının üzerine çıkara göre değişen “değerlerini” boca edip, Avrupa Birliği’ni dağılmanın eşiğine getirirken, İsrail’deki Netanyahu yönetimi ise Ortadoğu’yu “zorbaladı” yıllarca; Gazze’deki Filistinliler Netanyahu ve ekibinin soykırıma varan operasyonlarıyla nasibini aldı bu zorbalıktan. Şimdi sıra Batı Şeria’ya gelmiş görünüyor. İsrail’deki ırkçı hükümet bir yandan Yahudi yerleşimciler eliyle yürütülen zorbalıkla Batı Şeria’daki Filistin mal-mülklerine çökmeye, diğer yandan en ufak bir itiraz geliştiren Filistinlileri dışlayarak, hapse atarak, hatta “idam cezasıyla” korkutup sindirmeye çalışıyor. Lübnan’da Hizbullah’ı, Yemen’de Husileri, Irak’ta Haşd-i Şabi güçlerini, yanına yine “zorbalık eğilimi güçlü” ABD Başkanı Trump’ı da alarak elimine etmeye çalışıyor Netanyahu. İran operasyonunu başlatanın da, daha o dönemde İsviçre’de devam eden ABD-İran barış görüşmeleri bitmeden Tahran’ı bombalayan İsrail olduğu da malum.</p>
<p>Şimdilerde de Trump-Netanyahu ikilisi Lübnan’a el atmış görünüyor; Lübnan ve İsrail arasında kurulduğu söylenen “barış masasının” arabuluculuğunu bizzat tehdidin mimarlarından ABD’nin üstleneceğinin açıklanması, akıl ve mantıkla alay etmenin küresel düzeye çıkarılmasının yeni bir örneği sadece. ABD baskısıyla Lübnan masaya oturtturulup, “arabulucu” olarak da yine ABD, Lübnan’ın karşısına koyuluyor. Kötü bir şaka gibi yaşananlar.</p>
<p><strong>Zorbalığa “doyma noktası” yakın gibi</strong></p>
<p>Ancak ülkesel, bölgesel ya da küresel düzeydeki bu zorbalık eğiliminin “doyma noktasının” da yakın olduğuna ilişkin işaretler var. Macaristan’da Orban yönetiminin seçimi, üstelik ezici bir farkla kaybetmesi bunun ilk örneği olacak gibi.</p>
<p>Üstelik “zorbalar” iktidardan düştükçe, kurulmuş “küresel zorbalık ağının” da zarar gördüğü bir gerçek; ABD Başkan Yardımcısı Vance bunun için Macaristan’a kadar gidip seçim haftasında Orban lehine kampanya yaptı.</p>
<p>Orban iktidardan gidince, “zorbalık kardeşliğinin” Ortadoğu’daki ucu İsrail’in de zarar göreceği kesin gibi; Herkesin beklentisi AB içindeki İsrail’e karşı yaptırım kararlarının engellenemeyecek, Ukrayna’da destek eğiliminin güçlenecek olması yönünde.</p>
<p>Üstelik İsrail, küresel bazdaki en büyük destekçilerinden birini kaybedince, zorbalığa karşı duracakların sayısının artma ihtimali de işin cabası; İtalya Başbakanı Meloni ilk örnek oldu mesela. İsrail ile İtalya arasındaki savunma anlaşmalarının otomatik yenilenme işlemini askıya aldıklarını duyurdu.</p>
<p>Yakın tarihteki kendi milletinin zorbalıklarının utancı nedeniyle İsrail’in her yaptığını görmezden gelen Almanya’da bile “yeter” deme eğilimi baş gösterdi. Almanya Şansölyesi Merz, İsrail’i kamuoyu önünde uyarıp,  “Netanyahu ile yaptığım telefon görüşmesinde şunu açıkça belirttim: Batı Şeria'nın fiili ilhakı söz konusu olmamalı" dedi.</p>
<p>İspanya, İrlanda ve Lüksemburg gibi Avrupa ülkeleri zaten İsrail’in Gazze operasyonlarına başından itibaren tepki göstermeye başlamışlardı. Ortadoğu’da ise Trump/Netanyahu ikilisinin “mirası” olacak İbrahim anlaşmaları sistemi yıkılma noktasına kadar geldi. İsrail’in yanında kala kala Birleşik Arap Emirlikleri’nin taşeronluğu kaldı.</p>
<p><strong>Kasım seçimleri Trump’ın ipini çeker mi?</strong></p>
<p>ABD Başkanı Trump’ın önünde ise Kasım’da yapılacak ara seçimler var ve mensubu olduğu Cumhuriyetçi parti kamuoyu yoklamalarına göre hiç iyi gitmiyor. Trump açısından daha kötü haber ise, bizzat Cumhuriyetçiler’in de kendisinin arkasında bir bütün olarak durmuyor olmaları.</p>
<p>İran’a saldırganlık konusunda birlikte yönetime seçildiği Başkan Yardımcısı Vance ile yaşanan görüş ayrılıklarını da aşabilmiş değil Trump. İran’la müzakerelere bizzat Vance’ın gönderilmesi de bundan aslında; iki tarafın müzakere pozisyonlarının adeta birleştirilemez olduğu bir savaşın “barışını” yapmak üzere Vance’ın Pakistan’daki müzakerelere gönderilmesi, Trump’ın “ABD değil, İranlılar uzlaşmıyor, Vance da kendi gözleriyle görsün” yaklaşımının sonucu gibi duruyor.</p>
<p>Üstelik sadece Başkan Yardımcısı olmayacak gibi “batan gemiyi” terk etmeye çalışan. Bizzat Trump’ın ikinci kez Başkan seçildikten sonra atadığı üst düzey bürokratlar zehir zemberek açıklamalarla istifa ediyor, generaller görevden alınıyor, Trump’a bir dönem övgülere doyamayan gazeteciler saf değiştiriyor ABD’de.</p>
<p>İran’a saldırganlığı “meşru ve haklı” bulan Amerikalıların sayısı giderek düşerken, Trump ve ekibi de kamuoyu yoklamalarında boğuluyor gibi.</p>
<p>Eğer gidişat kamuoyu yoklamalarının gösterdiği yönde ilerlerse, Trump Başkanlık görevindeki son iki yılında “topal ördek” olmakla karşı karşıya kalabilir. Demokratların çoğunluğuna geçecek Amerikan Kongresi açacağı İran savaşından, Epstein davasına, Başkanlık yetkilerini kötüye kullanmaya kadar varabilecek soruşturmalarla Trump’ı -azlettiremeseler bile- çalışamaz hale getirebilirler.</p>
<p>Macaristan’da Orban’ın seçim kaybetmesi de, Trump’ın siyasi hayatının gidişatı da, kendi vatandaşlarına ya da komşu ülkelere karşı zorbalığa başvurmaktan çekinmeyen ülke liderlerine örnek olmalı. Zorbalığın, siyasi muhalifleri hapse atıp, medyayı baskılamanın, barışçı sokak gösterilerini engelleyip, hukuku kendisine karşı olanlara silah gibi kullanmanın da bir doyma noktası var.</p>
<p>Zorbalık ne kadar uzun sürer ve ağır olursa, bunu yapanın gidişi de o kadar acıklı oluyor.</p>
<p><strong>Trump’ın küresel düzeyde </strong><strong>“nizam verme” çabası</strong></p>
<p>Orban’ın kendi ülkesi ve AB içinde, İsrail’in içinde bulunduğu Ortadoğu coğrafyasındaki zorbalığı, küresel düzeyde ise ABD’nin mevcut yönetimi eliyle küresel plana taşınmış durumda. Venezuela’da Devlet Başkanı Maduro’nun derdest edilmesi, İran’da rejim değiştirmek için tüm ülkeyi yıkmayı, hatta bizzat Trump’ın sözleriyle “bir medeniyeti yok etmeyi” amaçlayan saldırganlık, Grönland’da hak iddia etmek, tehditlerle Panama kanalının kontrolünü ele geçirmek, gümrük vergilerini kullanarak ülkeleri “nizama sokmaya çalışmak”, mevcut Amerikan yönetiminin birbiri adına attığı zorbalık adımları. Trump ve ekibi iktidarda olduğu sürece daha nelerin sırada olduğunu kimse tahmin bile edemiyor artık.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zorbaligin-doyma-noktasi-77166</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zorbalığın doyma noktası… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunyanin-ekonomisinde-hava-bozuyor-77165</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünyanın ekonomisinde hava bozuyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>IMF raporu bize diyor ki; merkez bankalarının işi henüz bitmedi. Faizler kolay kolay düşmeyecek ve finansal koşullar sıkı kalmaya devam edecek demek. Diğer tarafta ise jeopolitik kırılma var. Küreselleşmenin yerini daha parçalı bir yapı alıyor.</strong></p>
<p>Salı günü açıklanan IMF Dünya Ekonomik Görünüm (WEO) raporu muhtemelen kimseye sürpriz olmadı. Zaten son haftalarda gelen sinyaller oldukça netti. Küresel ekonominin iyiye gitmediğini söylemeyen kalmamıştı. Hatta birçok analiste göre mesele artık “yavaşlama” değil, daha riskli bir tabloya doğru kayış.</p>
<p>Rapordaki vurgular belli. Büyüme düşüyor, enflasyon yeniden başını kaldırıyor. Kulağa tanıdık geliyor bu manzara. Evet, IMF raporunda açıkça dillendirilmese de 1970’lerin o tatsız kelimesi olan stagflasyon yeniden masaya geldi.</p>
<p><strong>Dünya bu raporlara bakıyor</strong></p>
<p>IMF raporları her zaman tartışılır. Kimi zaman gecikmiş bulunur, kimi zaman fazla iyimser ya da fazla karamsar. Ama bir gerçek var; dünya bu raporlara bakıyor. Hükümetler, merkez bankaları, yatırımcılar bu tahminleri bir şekilde karar süreçlerine dahil ediyor. Yani IMF konuştuğunda, dünya kulak kabartıyor.</p>
<p>O yüzden biz dönelim uyarı dolu rapora. Aslında IMF Başkanı Kristalina Georgieva’nın son açıklamalarına bakınca, tabloyu okumak zor değildi.</p>
<p>Georgieva'nın açıklamalarında daha yüksek enflasyon, daha düşük büyüme, artan jeopolitik gerilimler, enerji arzında sıkıntılar ve bozulan tedarik zincirlerine atıf vardı. Ve en önemlisi artan belirsizlik vurgusu her fırsatta yapılıyordu. Ve bu uyarılar aynen rapora girdi.</p>
<p>Aslında öncesinde de küresel ekonominin havası çok hoş değildi ama özellikle İran savaşı sonrası tablo daha da ağırlaştı. Enerji fiyatları sadece bir maliyet unsuru değil artık; küresel ekonominin sinir uçlarına dokunan bir risk faktörü haline geldi. Petrol arzındaki daralma, zincirleme etkilerle neredeyse her sektörü vuruyor.</p>
<p>Ama asıl kırılgan olanlar yine aynı: Rezervi zayıf, dışa bağımlı, düşük gelirli ülkeler. Onlar için bu süreç sadece “yavaşlama” değil, doğrudan kriz anlamına gelebilir.</p>
<p>İşte raporda da bunları gördük. Rakamlara boğulmadan başlıklarla anlatmak gerekirse;</p>
<p>- Büyüme tahminleri aşağı çekildi.</p>
<p>- Enflasyon beklentileri yukarı revize edildi.</p>
<p>- Ve en kritik vurgu ise enflasyonun düşündüğümüzden daha kalıcı olabileceği uyarısıydı.</p>
<p>Peki bu tablo ne anlama geliyor?</p>
<p>Bu rapor bize diyor ki; merkez bankalarının işi henüz bitmedi. Faizler kolay kolay düşmeyecek ve finansal koşullar sıkı kalmaya devam edecek demek.</p>
<p>Diğer tarafta ise jeopolitik kırılma var. Küreselleşmenin yerini daha parçalı bir yapı alıyor. “Friend-shoring” gibi kavramlar artık akademik tartışma değil, şirketlerin gerçek stratejisi haline geliyor.</p>
<p>Kısacası dünya ekonomisi sadece yavaşlamıyor, aynı zamanda şekil değiştiriyor.</p>
<p>Peki çözüm ne?</p>
<p>Çözüm tarafında yeni bir şey yok. Ya da vardı da ben göremedim.</p>
<p>IMF yine aynı reçeteyi yazdı. Merkez bankalarına sıkı duruş, hükümetlere hedefli destek ve herkese daha fazla iş birliği çağrısı. Böylece “riskler arttı ama kontrollü senaryoda büyüme devam eder” demeye çalışıyor.</p>
<p><strong>Daha sık şok üreten </strong><strong>bir yapı oluşuyor</strong></p>
<p>Bu reçete doğru mu? Büyük ölçüde evet. Ama yeterli mi? İşte orası tartışmalı.</p>
<p>Çünkü içinde bulunduğumuz dönem klasik krizlerden farklı. Daha parçalı, daha öngörülemez ve daha sık şok üreten bir yapı oluşuyor. IMF’nin de son yıllarda sıkça vurguladığı gibi, belki de artık “yeni normal” tam olarak bu. Yani daha düşük büyüme, daha yüksek enflasyon ve daha fazla belirsizlik.</p>
<p>Raporu tek cümlede özetlemek gerekirse, derim ki, “Ekonomiler toparlanmıyor, sadece dengelenmeye çalışıyor. Ve bu denge de aslında pek de konforlu görünmüyor.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunyanin-ekonomisinde-hava-bozuyor-77165</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünyanın ekonomisinde hava bozuyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-yardim-etseniz-77164</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir yardım etseniz...</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>1994’te enflasyonu sıçratacak bir dış gelişme yok. 2022’de bir ölçüde pandemi sonrasının küresel lojistik sorunları var. Ama el insaf, enflasyon yüzde 19’dan bu nedenle yüzde 25’e gelse amenna; 89 puan sıçrıyor. Kısacası, ‘suçu’ başka yerde aramamak, aynaya bakmak gerekiyor.</strong></p>
<p>Son yazımda şu olguya dikkat çekmiştim: 1924-2025 döneminde gerçekleşen yıllık enflasyon oranlarının (GSYH deflatörünün değişiminin) ortalaması yüzde 24,1. Son beş yılın enflasyonu bu ortalamanın üzerinde. 1924-2025 döneminin en yüksek iki enflasyonu da uygulanan ‘garip’ ekonomi politikalarından kaynaklanıyor: 1993 ve 2021 sonlarına doğru uygulanmaya başlanan politikalar bu sonuca yol açıyor. O yazıda yıllık ortalama değerleri kullanarak enflasyonun bu iki dönemde keskin biçimde sıçradığına dikkat çekmiştim.</p>
<p>Aslında aylık frekansta inceleyince, o yazıda altını çizdiğimden daha da vahim bir tablo var: Ocak 1994’te enflasyon yüzde 69,7. Bir yıl sonra, Ocak 1995’te yüzde 130,6 oluyor. Valla oluyor; tamı tamamına 60,9 puan sıçrama. Bitmedi; 2022’deki sıçrama daha da yüksek. TÜİK tüketici enflasyonu Eylül 2021’de yüzde 19,6 iken Ekim 2022’de yüzde 85,5’e yükseliyor: 65,9 puan sıçrama. İTO’nun İstanbul için ölçtüğü enflasyondaki sıçrama ise daha da çarpıcı: Yüzde 19,8’den yüzde 108,8’e çıkmış enflasyon. Tam 89 puan artış. Hani 10.000’den 10.089’a artsa ne gam; 19,8’den 108,8’e sıçrıyor.</p>
<p><strong>Sıçrayışların rasyonel </strong><strong>bir nedeni var mı?</strong></p>
<p>Birkaç gündür bu olguya takıldım. “Ne var bunda takılacak, yıllardır bilinen gerçekler” diyebilirsiniz. Üstelik yıllarca enflasyon konusunda çok sayıda yazı ‘kaleme aldığımı’ da ekleyebilirsiniz. Haksız da olmazsınız. Ama bazen böyle oluyor; takılıyor insan. Takılmamın ana nedeni, doyurucu bir açıklama bulamam. Hadi, doyurucu demeyeyim de Maliye ve Hazine Bakanı’nın uygulanmakta olan ekonomi programı başladığında kullandığı sözcüğü kullanayım: Bu sıçrayışların rasyonel bir nedeni var mı?</p>
<p>İlla akılcı (rasyonel) bir neden aramak lazım madem, bari büyüme rekoru falan kırılmış mı diye bakayım. Yok öyle bir şey. Üstelik 1994’te tam tersi geçerli; ekonomi küçülüyor. Krizden önceki reel GSYH düzeyine ancak altı çeyrek sonra ulaşabiliyoruz. Farklı bir ifadeyle, 1,5 yılı kaybediyoruz. Enflasyon sıçrama rekorunun kırıldığı 2022’deki durum o kadar vahim değil. Ama iç açıcı da değil. 2021’in dördüncü çeyreği ile 2023’ün ilk çeyreği arasında gerçekleşen bir çeyrek öncesine kıyasla ortalama büyüme oranı (yüzde 0,83), 1998-2025 döneminde gerçekleşen ortalama büyüme oranının (yüzde 1,1) belirgin biçimde altında. </p>
<p><strong>Enflasyon sıçramaları </strong><strong>bizim marifetimiz</strong></p>
<p>Peki, başka rasyonel bir neden olabilir mi? Yüz yılı aşkın bir sürede böyle olgular var elbette. Mesela 1970’lerin önemli bir kısmında ham petrol krizi yaşandı. İkinci Dünya Savaşı’nın koşullarında kıtlıklar boy gösterdi. Ama tüm dönemdeki yüksek enflasyonu bunlarla açıklamak mümkün değil. Açık ki hem ortalama yüzde 24’lük enflasyon hem de kısa sürede büyük enflasyon sıçramaları bizim marifetimiz. 1994’te enflasyonu sıçratacak bir dış gelişme yok. 2022’de bir ölçüde pandemi sonrasının küresel lojistik sorunları var. Ama el insaf, enflasyon yüzde 19’dan bu nedenle yüzde 25’e gelse amenna; 89 puan sıçrıyor. Kısacası, ‘suçu’ başka yerde aramamak, aynaya bakmak gerekiyor.</p>
<p>Ya da seçim ekonomisi diyebilirsiniz. Veya bu tür politikaların uygulanabilmesinin bir nedeninin uygulamadan yarar gördüklerini sanan kesimlerin varlığı olduğunu belirtebilirsiniz. Mesela kredi faizlerinin enflasyonun altına düştüğü dönemler bu tip ‘yararlanma’ dönemleri. Geliri en az enflasyon kadar artıyorsa, enflasyonun altında bir faizle borçlanmak; aman ne ala. Kaçırılmayacak bir ‘fırsat’. Ama yine aynı yere geliyoruz; yüzde 19’dan yüzde 25’e ya da 30’a çıkmıyor enflasyon. Yüzde 109’a sıçrıyor. Bir süre sonra tüm ekonomi allak bullak olmuyor mu? Bu nasıl yararlanma?</p>
<p>Yıllar önce bir yarışma programında yarışmacı büyük ödül olan otomobili kazanmak için ne diyordu: “Bir yardım etseniz?” İşin içinden çıkamadım vesselam.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-yardim-etseniz-77164</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir yardım etseniz... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/planlamacilar-saf-hayallerinin-doruklarinda-mi-dolasir-77163</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Planlamacılar &#039;saf hayallerinin doruklarında&#039; mı dolaşır?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kurum planlamacıları saf hayallerinin doruklarına tırmanmanın yaratıcılığı kadar, uygulama alanının sağlam zeminlerine basarak da “değer üretilmesine” katkı yaparlar.</strong></p>
<p>Kurum planlaması üzerine paylaştığımız düşünceler, ne ölü ne de diri olan umutlarımızı uyaran tepkiler aldı. İşine olan özenini ve başarısını bildiğim iş insanımız, İranlı kadın şair Füruğ Ferruhzad’dan çok sık alıntıladığımız bir dizeyi anımsatarak sordu: Kurum<strong><em> planlamacıları saf hayallerinin doruklarında mı dolaşır?</em></strong></p>
<p>Bu yazıda, kurum planlamacılarının yaratıcı saf hayalleri kadar, sahada ayakları sağlam yere basan proje-odaklı işlere nasıl katkı yaptıklarını bir örnek üzerinden özetleyerek anlatmaya çalışacağız.</p>
<p><strong>Saha çalışmalarına katkı</strong></p>
<p>Şişecam Uzun Vadeli Planlama biriminde çalıştığımız dönemde sahada katkı yapılan bazı proje başlıklarını paylaşalım: <strong>1) </strong>Türkiye’de kömüre dayalı enerji tasarrufu, <strong>2)</strong> Kum, kalker, dolomit ve diğer hammaddelerin lojistiği, <strong>3)</strong> Soda üretimindeki dünya genelindeki yerimiz, <strong>4)</strong> Ahşap ambalaj ve hammadde ihtiyacının karşılanması, <strong>5)</strong> Kağıt-karton ambalaj sorumuz ve çözüm yolları, <strong>6)</strong> Türkiye’de şarap üretimi ve cam ambalaj potansiyeli<strong>, 7)</strong> TRANSAN anlaşması ve Şişecam’ın krtik kamyon filosu ihtiyacı, <strong>8)</strong> Gelecek 50 yılda yerleşim yeri seçiminde potansiyeller, <strong>9)</strong> Sektörün yapısal ve ekonomik özelliklerini analizde ortak dil, <strong>10)</strong> Kazakistan ve Kırgızistan cam üretim potansiyelleri, <strong>11)</strong> Azerbaycan ve Gürcistan’da cam üretim potansiyelleri, <strong>12)</strong> Nahcivan Bademli maden suyu şişe ihtiyacı, <strong>13)</strong> Rusya’da cam üretim potansiyelleri, <strong>14) </strong>Eskişehir OSB’de yerleşme projesi, <strong>15)</strong> Yenişehir’de uygun alan bulunması ve OSB’nin oluşturulması, <strong>16)</strong> 5işecam’da uzun yılların birikim oluşturan ve emekli olanlarla sözlü tarih çalışması, <strong>17)</strong> Toplu iş sözleşmelerinde ön-hazırlık çalışmaları metodolojisi, <strong>18)</strong> Ambalajlanmış kaynak suyu dağıtımın olanak ve kısıtları, <strong>19)</strong> Beypazarı trona yataklarının işletilmesi için yapılması gerekenler gibi.</p>
<p><strong>Aniden kaldırılan tahsis</strong></p>
<p>Kurum planlamacıların ağırlıklı işlerinden biri, kurum içinde daha önce yapılmış çalışmaların değerlendirilmesidir. Bu değerlendirme, büyük gücün yaratıldığı iç bünyenin olumlu yanlarını öne çıkarır; zayıf yanlarını ve yarattığı boşlukların olumsuz etkilerini en aza indirir.</p>
<p>Şişecam,1980’lı yıllarda Mersin tesislerinde, İstanbul Çayırova ve Lüleburgaz ‘da ülkemizin en büyük ahşap işleme tesislerine sahipti. Çayırova tesislerinde Sovyetlerden alınan katraklarla tomruklar işlenirdi.</p>
<p>Ahşap ambalaj tesislerinin tomruk ihtiyacı Orman Genel Müdürlüğü’nün “<em>tahsisi” </em>ile karşılanıyordu.  Orman Genel Müdürlüğü önceden haber vermeden “ <em>tahsisin kaldırıldığını</em>”  kuruma duyurdu. Ankara’da yapılan görüşmelerden sonuç alınamadı. Düzcam, cam ambalaj, cam ev eşyası, soda gibi önemli üretim kapasitesinin dağıtımında tıkanma olasılığı vardı.</p>
<p>Ahşap ambalaj hammaddesi sorunun çözümüne ilişkin çalışmaları yapması için planlama birimi görevlendirdi.</p>
<p>Planlama biriminde bir ekip oluşturarak Orman Genel Müdürlüğü yetkilileriyle görüşüldü; Artvin, Bolu ve Antalya’da ORÜS tesislerinde inceleme yaparak yurtiçinden tomruk temin edilip edilemeyeceğini netleştirildi. Ulaşılan sonuç çok açıktı: Yurtiçindeki tomruk üretimi, Şişecam’ın ihtiyacını karşılayacak düzeyde değildi, her an darboğazı oluşabilirdi, daha köklü çözümler aranmalıydı.</p>
<p>Rusya başta olmak üzeri yakın bölgelerde tomruk ihracatı tarandı; uygun ahşap arzı olmadığı kesinleştirildi.</p>
<p><strong>World Woods’tan öğrenilen adres</strong></p>
<p>ABD’de bazı akademisyenlerle ilişki kurularak, orman ürünleri konusunda sistematik bilgi üreten yayınlara erişildi: Aylık <em>World Woods</em> dergisinin geriye doğru bir yıllık sayıları getirtildi. İşbölümü ile derginin taraması yapıldı: Tomruk ihracatı konusunda başvurulacak adresin <strong>Şili</strong> olduğu anlaşıldı.</p>
<p>Şili’ye gönderilen ekip  “<em>jitri ölçeklendirmesine</em> “ -metreküp yerine kullanılıyor- 66 dolardan gerekli bağlantıyı yaptı. “<em>Pinus radiata</em>” denen çam tomrukları ithal edildi. Bu ağaç 25 yılda hasat edilebiliyordu. Ağaç dokusu, elyaf yapısı ve dayanıklılığı kavaktan biraz daha iyiydi; ama ülkemiz çam çeşitleri ve çevre ülkelerden yapılan ithal tomruklara denk değildi.</p>
<p>Tomruk ithal edilerek sorun çözülebilirdi; ama bu gerek şarttı, yeter şart ahşap ambalaj bağımlılığını en aza indirmekti.</p>
<p>Kurum planlamacılarının koordinasyonunda, ahşap ambalaj üreten tesislerde ilgili birim yöneticilerinin ve teknisyenlerinin katılımıyla sistemli değerlendirmeler yapan bir komite oluşturuldu: Özellikle düzcam dağıtımında ambalajsız sehpalarda ve düşük gabarili araçlarla -daha önce başlanmıştı- Jumbo boyutta düzcam dağıtımının olanak ve kısıtları değerlendirildi. Çalışmalar kapsamında hammadde- tomruk- işlenmesinden, çivilerin çakılmasına uzanan bütün işlemlerde kurumun bütününde bir standart olmadığı görüldü. Kurumun ortak aklı konu üzerine odaklandı ve kısa zamanda önemli ilerlemeler sağlandı.</p>
<p>Kurum hafızası oluşturmak için ahşap ambalaj komitesinin ürettiği bütün belgeler, ekleriyle birlikte Şişecam Eğitim Müdürlüğü tarafından  “<strong>Ahşap Ambalaj Sorunları</strong>” başlıklı çoğaltma kitapta ilgililere ulaştırıldı. Ekleriyle 280 sayfaya yaklaşan bu belgede kurum içinde rekabet gücü yaratmayla ilgili öğretici bir dizi uygulama bilgisi var: Belgenin yayınlandığı 1987 yılında Şişecam’da Anadolu Cam 15 bin 100, Çayırova Cam 11 bin 539,Tarakya Cam 22 bin 261,Camişleme tesisleri 4 bin metreküp tomruk tüketiyordu. Hafızamız bizi yanıltmıyorsa, piyasadan alınan palet ve diğer bağlı kuruluşların kullandığı ahşap ambalajlarla birlikte 65 bin metreküp dolaylarında bir ahşap malzeme kullanılıyordu.</p>
<p>Planlamacıların koordinasyonunda yapılan çalışmaların sonuçlarını şöyle özetleyebiliriz: Öncelikle ahşap ambalaj konusunda yılların alışkanlıkları sorgulandı. Ahşap ambalaj özelinde kurum içinde standartlar belirlendi, gereksiz işlemler hızla tasfiye edildi. Düşük gabarili araçlarla çıplak taşıma yaygınlaştırılması üzerine odaklanıldı. Kurum içinde teknik kadrolar, pazarlamacılar ve yönetim kadrolarının soruna bakışında bütünlük sağlandı. Piyasanın nicelik ve nitelik olarak yeterince arz ettiği ahşap ambalajların kurum içinde üretimin piyasaya aktarılması süreci hızlandı. Geçmiş dönem koşullarının zorladığı  “<em>dikey entegrasyonu</em>” esneten adımlar atıldı.</p>
<p><strong>Plancıların sahada değer katması</strong></p>
<p>Burada anlatılanların iletmek istediği mesaj açık:  Kurum planlamacıları sırça köşklerinde ahkâm kesen çılgınlar değildir. Planlamacılar, kurumun iç yapısını güçlendirerek rekabet gücünü artırmada katkı yaparlar. Planlamacılar, sahadaki işlere ne kadar nüfuz eder, etkin biçimde katılırsa,  üretecekleri çözümlerde de o kadar değer üretir. Sözün özü, kurum planlamacıları saf hayallerinin doruklarına tırmanan yaratıcı özleri kadar, uygulama alanının sağlam zeminlerine basarak da “<em>değer üretilmesine</em>” katkı yapan rolleriyle önemlidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/planlamacilar-saf-hayallerinin-doruklarinda-mi-dolasir-77163</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Planlamacılar &#039;saf hayallerinin doruklarında&#039; mı dolaşır? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/traktor-alma-komsu-al-77162</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Traktör alma, komşu al</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Makine obur yapımızdan mı yoksa güvensizlik kültüründen mi? Traktör sevdası ile kaynaklarımızı atıl hale getiriyor, traktörü bir tür fiyaka unsuru, komşuya hava atma aracı olarak kullanıyoruz.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Ülkemizde <strong>2,3 milyon</strong> traktör var. Traktör başına düşen arazi bakımından verimsizlik söz konusu… Dünya ortalaması <strong>500 dekara 1 traktör</strong> iken bizde bu rakam <strong>103 dekar</strong>. Örnek; 22 haneli köyde tüm işleri, yılda <strong>3 gün</strong> alan kullanımla <strong>3 traktörle</strong> çözebilirken 21 traktör kapılarında yatıyor.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Maliyet, aksesuarları, yakıt, karbon salımı açısından bakınca ülkemizde bir <strong>traktör fazlalığı</strong> var ve <strong>verimsizlik</strong> söz konusu… <strong>Traktörün atıl durması</strong>, bir yandan cari açığı beslerken diğer yandan ziraatçıların bütçesinde <strong>gereksiz maliyet</strong> halini alıyor. <strong>Tarımda faktör verimliliğini</strong> aşağı çeken durum...</p>
<p><strong>KOMŞU KOMŞUNUN KÜLÜNE DE TRAKTÖRÜNE DE MUHTAÇ</strong></p>
<p><strong>3- ÖNERİ</strong>: Traktör israfını önlemek için ziraatçılar, <strong>birlik</strong> oluşturabilir. <strong>Fazla traktörleri satarak</strong> ihtiyaç duydukları <strong>finansmana</strong> erişebilirler. <strong>Banka kredileri</strong> böylesine maliyetli iken traktör parkının fazlalığını satıp <strong>öz sermaye </strong>yoluyla <strong>gübre</strong>, <strong>mazot</strong>, <strong>ilaç</strong>, <strong>tohum</strong> gibi zaruri kalemleri daha kolay temin edebilirler.</p>
<p><strong>4- UYGULAMA</strong>: <strong>Yozgat’ın Kabalı Köyü</strong>, bunu başarabildi; meyve bahçelerini birleştirdiler<strong>. 240 traktör</strong> sayısını <strong>14’e </strong>indirdiler. Köylüler kendi ortak işletmelerinde <strong>ücretli çalışan</strong> haline geldi. Kabalı köyü artık büyük şehirlerden göç alıyor. <strong>Traktörü verimli kullanmayı önerecek yerel liderler önemli</strong>.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Traktör ortalığına dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Tarım arazi yapımız uygun mu?</em></strong></p>
<p>İşlenen tarım alanımız <strong>240 milyon</strong> dekar<strong>. 2,3 milyon</strong> traktörle bu alanın <strong>5 katı tarım alanı</strong> işlenebilirken bizde <strong>parçalı</strong> ve <strong>küçük</strong> işletmeler yüzünden <strong>traktör verimliliği</strong> artırılamıyor.</p>
<p><strong><em>Traktör liginde dünyada kaçıncıyız?</em></strong></p>
<p>En çok traktöre sahip <strong>8’inci </strong>ülkeyiz. Ancak <strong>miras hukukunun</strong> da etkisiyle bölüne bölüne <strong>halı saha</strong> boyutuna inen tarım arazilerinin <strong>birleştirilemeyişi </strong>sebebiyle <strong>traktör israfının</strong> başat aktörü oluverdik.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>1 METRE DERİN 2O KUYU MU, 20 METRE DERİN 1 KUYU MU?</strong></p>
<p>Bize lazım olan, <strong>20 metre derinliğinde 1 kuyu… </strong>Zira su o derinlikte… Oraya ulaşmak zorundayız. Oysa biz iş birliği, iş bölümüne fazla rağbet etmediğimiz için her birimiz tek başımıza <strong>1’er metre derinliğinde 20 kuyu </strong>açmakla meşgulüz. Bu da <strong>gayretimizi</strong>, <strong>enerjimizi</strong> heba ediyor. <strong>İyiler ölçek oluşturamıyor</strong>.</p>
<p><strong>TRAKTÖR İŞBİRLİĞİ LÛGATI</strong></p>
<p><strong>Traktör iş birliği</strong>: Yöresi ve çıkarları bir olanların tarım makine parklarını birleştirmeleri durumu</p>
<p><strong>Traktör iş bölümü</strong>: İş birliğinin yanı sıra büyük bir görevin küçük görevlere bölünüp ekibe dağıtılması</p>
<p><strong>Traktör ekosistemi:</strong> Aktörlerin, tarım makineleri ve traktörlerini birlikte kullanma kültürü</p>
<p><strong>Traktör egosistemi:</strong> Aynı mekânda olsalar dahi herkesin kendi traktörüne sahip olduğu yığınlar</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/traktor-alma-komsu-al-77162</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Traktör alma, komşu al ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mezarliktan-gecerken-islik-calmaya-devam-77161</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mezarlıktan geçerken ıslık çalmaya devam…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çok acelesi varmış gibi kendisine kırmızı ışık yanarken uzaktan gelen aracı gördüğü halde karşıya geçen yayaların vücut diline ve yüz ifadesine hiç dikkat ettiniz mi?</p>
<p>Ortak davranış biçimi genellikle gelen araca bakmamaktır. Böyle yapılınca insan beyni tehlikeyi yokmuş gibi ya da uzaktaymış gibi mi algılıyor, bilmiyorum.</p>
<p>Kişiler kırmızı ışıktan yalnız başlarına geçiyorsa, yüzlerinde pek ifade olmaz.</p>
<p>Birkaç kişi birlikteyse yüzlere genellikle bir gülümseme yayılır.</p>
<p>Orta yaşın üstünde olanlar, özellikle de kadınlar kırmızıda geçerken kaygılı bir gülümsemeyle koşmaya çalışır.</p>
<p>Ama temelde yapılan, araçlara bakmamaktır. Herhalde tehlike, görülmediği sürece yok varsayılır. Hani<strong> “Korkulu rüya görmektense uyanık kalmak iyidir”</strong> gibi, üstüne üstüne gelen aracı görmektense görmemeyi tercih ederek tehlikeyi savuşturduğunu sanmak…</p>
<p>Gelen araca bakmadan yalnızca önüne bakarak hızlıca geçmenin bir nedeni de o sekiz-on metrelik yaya geçidinde bir şekilde tökezleyip düşünce üstüne doğru gelen aracın altında kalma korkusu mudur? Belki. <strong>“Önüme bakarak koşayım, ne olur ne olmaz bir de takılıp düşmeyeyim, yoksa gelen arabanın altında kalırım”</strong> kaygısı mı?</p>
<p>Şöyle ya da böyle bir tehlike üstüne doğru geliyor ve zamansız bir şekilde ondan kaçmaya çalışıyorsun. Neden? Yetişilmesi gereken bir yer mi var, yoksa bir an önce uzaklaşılması gereken birileri mi?</p>
<h2>Kırmızı ışığa aldırış etmeyenler!</h2>
<p>Modern dünya Trump gibi bir devlet başkanı herhalde görmedi. Elinde bulundurduğu güçle dünya ile istediği gibi oynayabileceğini düşünen ve bunu olabildiğince gerçekleştirmeye çalışan bir siyasetçi ile karşı karşıyayız. İran’a saldırıyla başlatılan savaşın ceremesini de ekonomik yönden bizim gibi <a title="enerji" href="https://www.ekonomim.com/sektorler/enerji" target="_blank" rel="noopener">enerji</a> bağımlısı ve bölgeyle ticareti fazla olan ülkeler çekiyor.</p>
<p>Dışarıdan gelen böylesine olumsuz etkiler ve maliyet baskısı yetmezmiş gibi yurt içinde de muhalefetin dizayn edilmesi gerektiği şeklinde yorumlanan açıklamalar yapılıyor.</p>
<p>Her anlamda artık taşlar değil kayalar yerinden oynuyor!</p>
<p>Ama <a title="ekonomi" href="https://www.ekonomim.com/ekonomi" target="_blank" rel="noopener">ekonomi</a> adeta aşılanmış gibi, pek bir şey olmamış gibi yoluna devam ediyor ya da ettiği sanılıyor. Oysa sıkıntı çok büyük.</p>
<p>Konuyu hemen dövize, altına bağlayacak değilim. Ekonomide sıkıntı olduğu yolunda bir görüş dile getirildi mi, akla ilk <strong>“Döviz fırlar mı, altın ne olur”</strong> gibi sorular geliyor. Belki daha doğrusu özellikle dövizle ilgili <strong>“Tırmanıp gidecek”</strong> türü görüşler ileri sürülüyor. Sanki döviz tırmanıp bir anda 60 liraya, 70 liraya çıksa sorunlar geride kalacakmış gibi. Bunun tüm dengeleri daha da bozacağı ne yazık ki hâlâ göz ardı edilebiliyor. Ayrıca Merkez Bankası’nın net rezervi milyarlarca dolar eksi iken bile kur artışına izin verilmemiş, şimdi mi verilecek, bu bile düşünülmüyor.</p>
<p>Gerçek sorun piyasada; ama finans piyasalarında değil.</p>
<p>Sabit gelirlilerin; asgari ücretlinin, emeklinin durumu zaten belli. Şimdi bu kesimlere küçük esnaf ve KOBİ’ler de eklendi. Hatta KOBİ sınıfının dışındaki büyük işletmeler arasında bile sıkıntı çekenler giderek çoğalıyor.</p>
<p>Reel sektörde işler giderek tatsızlaşıyor. Herkesin gördüğü bir gerçeği son olarak IMF de dile getirdi. Tüm dünya gibi Türkiye’nin büyümesine ilişkin tahmin aşağı çekildi. Daha önce Türkiye’nin bu yıl yüzde 4,2 büyüyeceğini tahmin eden IMF, bu oranı yüzde 3,4’e indirdi. Savaşın seyrine göre yüzde 3,4 bile yakalanamayabilir.</p>
<p>Hemen her şey olumsuz seyrediyor. Bakmayın kısa dönemli iyileşmelere, savaş uzadığı sürece ne yazık ki daha kötü günler yaşamak kaçınılmaz.</p>
<p>Peki kırmızı ışıkta başını öne eğerek, büyük resme bakmadan ve gelen araçları dikkate almadan, üstelik elinden tuttuğu çocuğu da sürükleyerek, hem gelmekte olan araçları, hem de tüm trafiği tehlikeye düşürerek koşmanın zamanı mı?</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Geçici kurumlar vergisi yok, bütçe normale döndü</span></h2>
<p>Kurumlar vergisi ocak ayında 13,7 milyar, şubatta 376,3 milyar, martta ise 22,3 milyar lira oldu.</p>
<p>Kurumlar vergisini şubatta böylesine tırmandıran bir kalem var. Maliye Bakanlığı bu kalemi zorlama bir ifadeyle <strong>“kurumlar geçici vergisi”</strong> diye tanımlıyor ama doğru tanım <strong>“geçici kurumlar vergisi”</strong> olmalı. İşte bu kalemde ocakta 5,5 milyar olan gelir, şubatta 372,5 milyara fırlamıştı, marttaki tutar ise 21,3 milyar lira oldu.</p>
<p>Geçici vergilerde dördüncü ödemenin geçen yıl yeniden getirilmesinden sonra bu yıl şubatta rekor bir gelir söz konusu olmuştu.</p>
<p>Şubat ayında fazla veren merkezi yönetim bütçesi martta geçici vergi olmadığı için kurumlar vergisinin normale dönmesiyle birlikte yeniden açıkla kapandı.</p>
<p>Merkezi yönetim bütçesi ocaktaki 214,5 milyarlık açıktan sonra şubatta 24,4 milyar lira fazla vermişti. Martta yeniden 229,9 milyar lira açık oluştu.</p>
<p>Faiz dışı fazla ise ocakta 241,9 milyar, şubatta 208,1 milyar lira düzeyindeydi. Tutar mart ayında 6,1 milyara geriledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e066ea05907-1776314090.png" alt="" width="600" height="269" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mezarliktan-gecerken-islik-calmaya-devam-77161</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mezarlıktan geçerken ıslık çalmaya devam… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-77157</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Canlı - Ekonomi Masası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Hürmüz Düğümünün Piyasaya Etkisi Ne? | Ekonomi Masası | 16 Nisan" src="https://www.youtube.com/embed/qB6fcu1vhUE" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-77157</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/8/1280x720/munyar-seyda-uyanik-1764137365.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/istanbul-pahali-kaldi-buyumeyi-anadolu-destekledi-320-milyon-dolara-ciktik-77160</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 07:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstanbul pahalı kaldı büyümeyi Anadolu destekledi, 320 milyon dolara çıktık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İPEKYOL </strong>Group CEO’su <strong>Uğur Ayaydın</strong>’la Nisan ayının ilk günlerinde sohbet etmeye giderken 2025 yılı Ocak ayındaki görüşmemizden aldığım notları içeren yazıma baktım:</p>
<ul>
<li><strong>İtalyan ortakla 17 yıldır büyüme odaklı yol aldı, 300 milyon doları buldu…</strong></li>
</ul>
<p>2007 yılını 43 milyon Euro ciro ile kapatan İpekyol Group, 2008 yılında İtalyan Miroglio Grubu ile yüzde 50-50 ortaklığı 120 milyon Euro’luk işlem değeri üzerinden gerçekleştirmiş, o yıl için 65 milyon Euro ciro hedefi koymuştu.</p>
<p>Uzun süre <strong>“Ayaydın-Miroglio” </strong>adını kullanan grup 2012 yılında da 320 mağaza ve 230 milyon Euro ciro planlamıştı. <strong>Uğur Ayaydın, </strong>Ocak 2025’te buluştuğumuzda ortaklıkla ilgili şu saptamayı yapmıştı:</p>
<p>-          <strong>Miroglio ile stratejik ortaklık yaptığımız için birlikte büyüme şansı yakaladık. Ortaklığımız istikrarlı, sürdürülebilir şekilde yürüyor. Zorlu, inişli-çıkışlı dönemlerde şirketin iyi yönetildiğini gördüler. Temettülerini de hep aldılar.</strong></p>
<p>İpekyol Group Pazarlama Direktörü <strong>Zeynep Yenigün Turay </strong>ile Kurumsal İletişim ve Halkla İlişkiler Müdürü <strong>Mine Homriş İlhan</strong>’ın eşlik ettiği <strong>Uğur Ayaydın, </strong>Nisan ayının ilk günlerinde buluştuğumuzda 2025 yılı verilerini paylaşmadan önce 2022-2023’e döndü:</p>
<p>-          <strong>COVID-19 pandemisi sonrası ötelenmiş talep devreye girmiş, turist alışverişleri de artmıştı. Nitekim 2022-2023 yılı ve 2024 yılının ilk 6 ayı inanılmaz iyi geçmişti. Bir daha öylesine iyi, canlı dönem görebilir miyiz bilemiyorum.</strong></p>
<p>2024 yılında yüzde 15 büyüyüp 300 milyon dolarlık ciroya ulaştıklarını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>2025 yılında temel ihtiyaçlar cüzdanda daha büyük payı aldı. Kredi kartı harcamalarında 2023 yılında yüzde 9’lar düzeyinde olan hazır giyimin payı 2025’te yüzde 6’lara geriledi. Eğitim, kira, gıda harcamaları, hazır giyime pek yer bırakmadı.</strong></p>
<p>Buna rağmen hazır giyim sektörünün enflasyonun bir tık üstünde büyüdüğünü bildirdi:</p>
<p>-          <strong>İstanbul’da fiyatlar pahalı kaldı, alışveriş yavaşladı. Anadolu’da daha iyi büyümeyi sürdürdük. İpekyol Group olarak ciromuzu yüzde 32 büyütebildik. 2025 yılında 320 milyon dolar ciroya ulaştık.</strong></p>
<p>İpekyol Group’un büyümesiyle ilgili şu ayrıntının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>2025 yılında adet bazında büyümemiz yüzde 7-8 oldu. Yerli tarafta ciromuz yüzde 40 büyüdü. Yabancı, yani turist alışverişi net olarak çok küçüldü.</strong></p>
<p>2025 yılında işin <strong>“mutfağını derlemeye” </strong>zaman ayırdıklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Daha önce sadece büyümeye odaklanırdık. Artık her ay koleksiyon değiştirme gündeme geldi. </strong>“Yapay zeka” <strong>ile daha iyi koleksiyon planlaması yapabilir olduk.</strong></p>
<p><strong>“Yapay zeka” </strong>ile sosyal medyadaki trendleri analiz ettiklerini irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Yaptığımız analizler, bizi hızlı koleksiyon değiştirmeye yöneltti. Adetler, stok yönetimi hep </strong>“yapay zeka” <strong>ile daha iyi sonuç verdi. Doğru ürünü doğru müşteri ile buluşturmada daha iyi noktaya ulaştık.</strong></p>
<p>Ekonomide yaşanan sıkıntılara rağmen perakendenin 2025 yılında <strong>“iyi gittiğini” </strong>savundu:</p>
<p>-          <strong>Diğer bir deyişle </strong>“çok da kötü” <strong>değildi. Online alışveriş pandemideki büyüme temposunun altına indi. Tüketici iyiden iyiye fiziki alışverişe döndü. Online alışveriş bizim ciromuzda yüzde 15 pay alıyor. Online’ı daha aktif kullanan müşterilerle bu pay yüzde 25’e çıkacak.</strong></p>
<p>Torunlar GYO Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Aziz Torun</strong>’la her karşılaştığımda soruyorum:</p>
<p>-          <strong>Sahibi olduğunuz AVM’lerde perakende sektörünün nabzını da tutuyorsunuz. Piyasa nasıl?</strong></p>
<p><strong>Torun, </strong>genelde şu yanıtı veriyor:</p>
<p>-          <strong>Birçok sektörde olduğu gibi perakendeden de yakınmalar oluyor. Ancak, bizim gördüğümüz, hissettiğimiz kadarıyla perakende sektöründe işler o kadar da kötü değil.</strong></p>
<p><strong>Uğur Ayaydın</strong>’ın anlattıkları, verdiği mesaj ve İpekyol Group’un 2025’teki büyümesi, <strong>Aziz Torun</strong>’un, <strong>“Perakende sektöründe işler o kadar da kötü değil” </strong>sözlerini destekliyor.</p>
<p><strong>Ayaydın</strong>’ın, <strong>“İstanbul pahalı kaldı, Anadolu’daki işler perakendede büyümeyi destekliyor” </strong>mesajı üzerinde düşünmek gerekiyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Savaş en çok Dubai Mall’u vurdu, Suudi Arabistan pek etkilenmedi</span></h2>
<p><strong>İPEKYOL </strong>Group CEO’su <strong>Uğur Ayaydın</strong>’a Körfez ülkelerindeki mağazalarının durumunu sordum, anlattı:</p>
<p>-          <strong>İsrail ve ABD’nin İran’a saldırmasıyla başlayan savaştan en çok etkilenen Dubai oldu. Dubai Mall’daki mağazamızda satışlar yüzde 80 düştü. Emirates Mall’da da benzeri bir durum yaşandı. Çünkü, ikisinde de turist alışverişi yoğundu.</strong></p>
<p>Suudi Arabistan’daki mağazalarının savaşın bölgede yarattığı olumsuz havadan pek etkilenmediğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Katar ve Bahreyn’de de ilk bir haftanın ardından işler normale döndü.</strong></p>
<p>Ortadoğu’da mağaza konusunda strateji değiştirdiklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Bölge ülkelerinde mağazalarımız franchise idi. Kendimiz yönetmeye başladık. Bu şekilde daha iyi sonuçlar alabileceğimizi düşündük. Bu amaçla söz konusu ülkelerde kendi şirketlerimizi kurduk. Suudi Arabistan’da şirketimizde yerel ortağa küçük hisse verdik.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Anadolu’da mağaza açılışlarına ağırlık vermeye başladık</span></h2>
<p><strong>İPEKYOL </strong>Group CEO’su <strong>Uğur Ayaydın</strong>’a mağaza sayılarını sordum, paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de 275, yurt dışında da 13 ülkede 60 mağazamız var.</strong></p>
<p>Türkiye’deki mağaza açılışlarında Anadolu’ya ağırlık vermeye başladıklarını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>En son Niğde, Aksaray, Kırıkkale ve Osmaniye’de mağaza açtık. Tarsus’ta mağaza açılış hazırlığımız var.</strong></p>
<p>Mağaza metrekarelerini geçmişe göre daha büyük planladıklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Artık mağazalarımızın en az 300-400 metrekare olmasına özen gösteriyoruz. Daha önce ortalama büyüklük 180 metrekare idi.</strong></p>
<p>Mağaza metrekarelerinin büyütülmesinin nedenini açtı:</p>
<p>-          <strong>Mağazalarımızda hem daha fazla çeşit bulunduruyoruz. Hem de ürünlerimizi mağazada daha iyi sergileme imkanı oluyor.</strong></p>
<p>Yurt dışında yeni ülkelerin gündemde olup olmadığını merak ettim, aktardı:</p>
<p>-          <strong>Öncelikli gündemimiz bulunduğumuz ülkelerde derinleşmek.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Miroglio, Trussardi’yi aldı, bizimle Türkiye’ye geliyor</span></h2>
<p><strong>İPEKYOL </strong>Group CEO’su <strong>Uğur Ayaydın, </strong>ortakları Miroglio Group’un asırlık İtalyan markası Trussardi’yi aldığını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Miroglio, Trussardi’yi Türkiye’de İpekyol Group’a emanet etti. İstanbul Havalimanı projesi kapsamında açılacak olan outlet AVM’de Trussardi’yi vitrine çıkaracağız. Ayrıca bir mağaza da İstanbul Finans Merkezi’nde (İFM) açacağız.</strong></p>
<p>Trussardi markasının İpekyol Group’a ek büyüme sağlayacağını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Trussardi’yi ayrıca Antalya’ya Rixos’un The Land of Legends’de de açacağız.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Vitrindeki ürünlerin yüzde 25’ini kendi fabrikamızdan alıyoruz ayrıca 300 tedarikçi ile çalışıyoruz</span></h2>
<p><strong>İPEKYOL </strong>Group CEO’su <strong>Uğur Ayaydın</strong>, Edirne’deki fabrika yatırımından memnun olduklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Biz kendi markamıza üretim yapmayı doğru bir model görüyoruz. Mağazalarımızdaki ürünlerin yüzde 25’i kendi fabrikamızdan sağlanıyor. Ayrıca irili ufaklı 250-300 tedarikçiden de alım yapıyoruz.</strong></p>
<p>Grup mağazalarındaki ithal ürün oranını merak ettim, paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Mağazalarımızdaki ürünlerin yüzde 50’si ithal…</strong></p>
<p>Fabrika dahil İpekyol Group’ta 3 bin 200 kişinin istihdam edildiğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>İpekyol Group’ta çalışanların yüzde 83’ü kadınlardan oluşuyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Savaşın olumsuz etkisi var ama 2026 planlarımızı şimdilik değiştirmedik</span></h2>
<p><strong>İPEKYOL </strong>Group CEO’su <strong>Uğur Ayaydın, </strong>2025 yılı sonunda 2026 için yaptıkları projeksiyonu aktardı:</p>
<p>-          <strong>2026’nın ilk yarısının 2025’le benzer geçeceğini öngörmüştük. İkinci yarıdan itibaren enflasyon ve faizlerin aşağı yönlü olacağını düşündük. Dolayısıyla 2026 için de yüzde 37-38 büyüme hedefi koyduk.</strong></p>
<p>Savaşa rağmen ilk çeyrekte işlerinin hedefe uygun geliştiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Savaş uzamazsa hazır giyim sektörü 2026’yı yine enflasyonun az da olsa üstünde büyüme ile kapatabilir. Savaşın olumsuz etkisini bizim sektörde de hissediyoruz ama şimdilik hazırladığımız bütçeyi değiştirmedik.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kozmetik, ciroda yüzde 5’e ulaştı</span></h2>
<p><strong>İPEKYOL </strong>Group CEO’su <strong>Uğur Ayaydın</strong>’a kendi markalarıyla girdikleri kozmetik pazarındaki durumlarını sordum, anlattı:</p>
<p>-          <strong>Kozmetik ve parfüm tarafı iyi gidiyor. Yeni ürün denemelerimiz gündeme geliyor.</strong></p>
<p>Kozmetik ve parfümün cirodaki payını merak ettim, paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Ciromuzun yüzde 5’ini oluşturuyor.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/istanbul-pahali-kaldi-buyumeyi-anadolu-destekledi-320-milyon-dolara-ciktik-77160</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/0/1280x720/ugur-ayaydin-1776313872.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul pahalı kaldı büyümeyi Anadolu destekledi, 320 milyon dolara çıktık ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tahvilden-net-cikis-69-milyar-dolar-77159</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 07:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tahvilden net çıkış 6.9 milyar dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>ABD ve İsrail’in İran’a yönelik savaşında müzakere aşaması sürerken savaş döneminde TL varlıklarda en ciddi hasarı devlet tahvilleri aldı. Savaş öncesi 27 Şubat’ta yüzde 9,17 olan devlet tahvillerinde yabancı payı 3 Şubat ile biten hafta itibariyle yüzde 6,06’ya indi. Bu dönemde 3.11 puanlık düşüş yaşanırken Merkez Bankası verilerine göre yabancının tahvilden net çıkışı bu son 5 haftada 6.9 milyar dolara ulaştı. Türkiye Sermaye Piyasası verilerine göre de mart ayında yabancının finansal varlıkları içinde devlet tahvillerinin payı bir ayda 4.17 puan düşerek yüzde 17,76’dan yüzde 13,58'e geriledi. </p>
<h2>Yatırımcının yeniden alıma dönmesi bekleniyor </h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e064dd90e5e-1776313565.png" alt="" width="490" height="325" />Merkez Bankası verileri 28 Şubat’ta başlayan savaşın ilk haftasında 1 milyar 725 milyar dolarlık net çıkış yaptıklarını ortaya koyarken son yılların en sert satışı ise 13 Mart ile biten haftada 2 milyar 878 milyon dolar ile gerçekleşti. 20 Mart haftasında 130 milyon dolarlık, 27 Mart haftasında ise 1 milyar 370 milyon dolarlık çıkışı hesaplanan yabancı yatırımcının 3 Nisan ile biten haftada ise satışı 784 milyon dolar oldu. 10 Nisan haftasına yani ateşkes kararı verilen haftaya ilişkin verileri Merkez Bankası bugün açıklayacak. Ateşkesin kararının açıklandığı geçen hafta Türkiye’nin 5 yıllık iflas risk primi CDS’lerinde yaşanan düşüşle birlikte yabancı yatırımcının tahvil tarafında yeniden alım pozisyonuna geçmesi bekleniyor.</p>
<h2>2025 girişinin tamamı 14 haftada eridi </h2>
<p>Yabancı yatırımcılar devlet tahvillerinde 2021, 2022 ve 2024 yılında net satıcı olarak tamamladıkları yılı 2025 yılında ise 2 milyar 865 milyon dolarlık net alımla kapatmıştı. Ancak bu yılın başında yine pozitif seyreden yabancının devlet tahvillerine yönelik iştahı savaşla birlikte tersine döndü ve 5 haftada çıkış 6.9 milyar dolara ulaştı, savaş öncesinde net giriş 4.6 milyar dolar seviyesinde bulunuyordu. Böylece yılın ilk 14 haftasında yabancının net çıkışı 2.3 milyar dolara ulaşarak neredeyse 2025 yılındaki girişin tamamı eridi.</p>
<p>Sert satış yabancının devlet tahvilleri stoku içindeki payını da geriletti. 27 Şubat haftasında Merkez Bankası verilerine göre yüzde 9,17 olan yabancı payı 6 Mart haftasında yüzde 8,38’e, 13 Mart haftasında yüzde 7,13’e, 20 Mart haftasında yüzde 6,97’ye, 27 Mart haftasında yüzde 6,42’ye, 3 Nisan haftasında ise yüzde 6,06’ya kadar geriledi. Böylece devlet tahvillerinde yabancı payı Haziran 2025’teki seviyesinde geri dönmüş oldu.</p>
<h2>Varlıklar içindeki payda 4.17 puan kayıp </h2>
<p>Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği verileri de yabancı yatırımcıların finansal varlıkları içinde devlet tahvillerinin sert gerilediğini ortaya koyuyor. TSPB aylık verilerine göre martta yabancı yatırımcıların Türkiye'deki finansal varlıkları şubat ayına göre yüzde 10,5 azalarak 5.5 trilyon liradan 4.9 trilyon liraya indi. En fazla hasar devlet tahvillerinde yaşandı. Yabancının devlet tahvilleri varlığı yüzde 7,93 azalarak 3.22 trilyon liradan, 2.97 trilyon liraya geriledi. Devlet tahvillerinin yabancının toplam finansal varlıkları içindeki payı da şubattaki yüzde 17,76 seviyesinden 4.17 puanlık kayıpla yüzde 13,58'e düştü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tahvilden-net-cikis-69-milyar-dolar-77159</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/9/1280x720/borclanmaya-tek-adres-tahvil-1740949955.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı yatırımcının devlet tahvillerindeki payı savaşın devam ettiği 5 haftada üçte birini kaybederek yüzde 6,06’ya kadar geriledi. Geçen hafta ise ateşkes kararıyla birlikte Türkiye’nin 5 yıllık iflas risk priminde yaşanan iyileşme ile yabancının yeniden alıma geçtiği tahmin ediliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/enerjide-fiyat-artisi-riski-var-tedarikte-buyuk-sorun-yok-77158</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 07:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerjide fiyat artışı riski var, tedarikte büyük sorun yok!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>ABD ve İsrail’in İran’a başlattığı saldırıda, Hürmüz boğazının kapanmasıyla dünya 1970’lerden sonra ilk kez küresel birincil enerji kaynağı kriziyle karşı karşıya kaldı. Enerjide büyük ölçüde dışa bağımlı Türkiye, doğalgaz ihtiyacının yüzde 5.33’ünü, hem petrol ihtiyacının ise yüzde 20’sini kendi kaynaklarından karşılıyor. Uzmanlara göre Türkiye savaş kaynaklı yaşanan enerji krizinden tedarik yönünden değil, fiyat yönünden olumsuz etkileniyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e063b211255-1776313266.png" alt="" width="999" height="642" /><strong>ALTERNATİF GÜZERGAHLAR </strong></p>
<p>Körfez bölgesinde üretilen ve taşınan ham petrol ile doğalgaza erişim, bu bölgeden yapılan ithalata bağımlı Uzakdoğu ve Avrupa ülkelerinde zorluklar ortaya çıkardı. IMF ve Dünya Bankası, yıllık bahar toplantılarının gündemini değiştirdi, bu iki kurum Uluslararası Enerji Ajansı ile birlikte küresel bir aktif görev grubu oluşturdu.</p>
<p>Türkiye bu denklemde yerini güçlendiriyor. 80’li yıllarda kendi ihtiyacı, 90’lı yıllarda küresel tedarik için boru hatlarıyla ham petrol ve doğalgaz yatırımı yapan Türkiye, 2000’li yıllarda yerli üretim ve başka ülkelerde ham petrol-doğalgaz arayışına başladı. Türkiye başta Irak olmak üzere küresel tedarikte alternatif her türlü güzergaha aday olduğunu ilan ettikten sonra krizin ve savaşın ortasında, Somali’ye sondaj gemisi göndererek küresel bir mesaj verdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e063bded0bd-1776313277.png" alt="" width="404" height="369" /><strong>ÇEŞİTLENDİRME GİRİŞİMLERİ </strong></p>
<p>Türkiye’nin birincil enerji kaynakları, yerli ham petrol ve doğalgaz üretimi, boru hatları, yenilenebilir enerji yatırımları, yurt dışı ham petrol ve doğalgaz üretimi için arama anlaşmaları ile çeşitlendirmeye yönelik girişimler yoğunlaştı. Bütün bu çabalar aynı zamanda küresel risk ve çatışma alanlarında da boy gösterme anlamına geliyor. Somali ve Sudan ile Kızıldeniz’de anlaşmalarla boy gösterilirken, Doğu Akdeniz’de İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan’ın çektiği bir yeni yapılanma söz konusu. Türkiye ve KKTC, haklarının ihlali nedeniyle bu bölgedeki faaliyetlere itiraz etse de küresel büyük şirketler Doğu Akdeniz’i neredeyse parsellemiş durumda. </p>
<p><strong>YILLAR İÇİNDE DEĞİŞİM </strong></p>
<p>Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) ve Enerji Piyasaları Düzenleme Kurumu (EPDK) verilerine göre Türkiye’nin birincil enerji kaynaklarında 2025 sonunda üretim olarak; 6 milyon 470 bin ton ham petrol yerli üretimi, 31 milyon 938 bin ton ham petrol ithalatı; 3 milyar 212 milyon 954 bin metreküp doğal gaz yerli üretimi, 57 milyar 837 milyon metreküp doğalgaz ithalatı görüldü.</p>
<p>Yenilenebilir enerji kaynaklarında ise yine birincil enerji kaynağı olarak kurulu güç, 2025 sonunda 76.9 GW seviyesine ulaştı. Bunun 32.3 GW’lık kısmını oluşturan hidroelektrik santrallerinde, bu yıl yağış görece yüksek olduğu için, önceki yıllardan daha fazla üretim kapasitesi bulunuyor. Türkiye ham petrol ve doğalgazda ithalata bağımlı olsa da ticari işbirlikleri, ülke işbirlikleri ve stratejik nedenlerle ihraçta bağlantıları da bulunuyor. Bunlara bakıldığında, Türkiye’nin iç piyasaya arz ettiği birincil enerji kaynakları gözlenebiliyor.</p>
<p><strong>TAŞIMA HATLARI GELİR KAYNAĞI </strong></p>
<p>Diğer yandan, Türkiye’den geçen TANAP, Bakü-Tiflis-Ceyhan, TürkAkım, MaviAkım gibi boru hatlarından, satıcı ülkelerden ham petrol ya da doğalgaz satın alan şirketlerden anlaşmalarla belirlenmiş ücretler alınıyor. Bazı ülkeler bunları Türkiye dış ticaretiymiş gibi kayda alabiliyor ancak gerçekte sadece transit geçen ürünler olarak nitelenebilecek bir durum göze çarpıyor. Ayrıca, son birkaç yıla yayılan LNG anlaşmalarında, Türkiye’nin spot olarak LNG’leri başka ülkelere satma imkanı da bulunuyor.</p>
<p>Açık kaynaklardaki verilere göre, 2025 yılında Türkiye’den, Bulgaristan, Kuzey Makedonya, Macaristan, Sırbistan ve Suriye’ye doğalgaz veya LNG ihracı yapılıyor. Bu kapsamda 2025 yılında Türkiye’nin toplam ihracatı 2 milyar 284 milyon metreküp olarak kayda geçti. İhracat, stok gibi unsurlar dışarıda bırakıldığında, 2025 yılındaki toplam tüketim bir önceki yıla göre yüzde 10,76 artışla 58 milyar 663 milyon metreküp olarak kayda geçti. Bu veriler ışığında, Türkiye’de üretilen doğalgaz toplam tüketimin 2025 yılında yüzde 5,33’ünü karşıladı.</p>
<p><strong>YURTDIŞI ARAMALAR YOĞUNLAŞTI </strong></p>
<p>Ham petrolde ise Türkiye’de bu ürünü kullanan çok sayıda endüstri bulunduğu için ikincil enerji yanında, petrokimya sektörü de ithalat yapıyor. Bu bakımdan, tüketim verileri karmaşıklaşıyor. Ham petrolde düşük miktarlı spot işlemler dışında ihracat gerçekleşmiyor. Ham petrolde, ithalatın yüzde 20,26’sı kadar yerli üretim yapılıyor. Türkiye’nin yurt dışında petrol üretimi son dönemde yoğunlaştı. Bu kapsamda, Libya, Somali, Pakistan, Sudan gibi ülkelerde yeni petrol aramaları, Azerbaycan’daki bazı yataklarda az da olsa ortaklığı bulunuyor. </p>
<p><strong>İTHALATIN ÇOĞU KÖRFEZ DIŞINDAN</strong></p>
<p>İran’a ABD ve İsrail’in saldırılarıyla başlayan savaş ve Hürmüz boğazının kapanmasıyla başlayan krizde ise Türkiye’nin tedariğinde ağır bir sorun ortaya çıkmadı. Türkiye’nin mevcut görünümde doğalgaz ithalatı Körfez dışındaki kaynaklardan, ham petrol ithalatı ise Akdeniz, Karadeniz bölgesinden gerçekleşiyor. EKONOMİ’ye daha önce bilgi veren Eski BOTAŞ Genel Müdürlerinden Gökhan Yardım, 2026 yılı için Türkiye’nin yıllık yerli üretim dahil yaklaşık 61 milyar metreküplük bir gaz tedarik kontratı olduğunu hatırlatmıştı. İran’dan boru hattıyla gelen gazın 9-9,6 milyar metreküp dolayında olduğunu, tamamı kesilse dahi bunun telafi edilebilir boyutta olduğunu vurguladı. Diğer yandan, Türkiye’nin iç tüketimini desteklediği Hatay Dörtyol üzerinden LNG’nin gazlaştırılarak sisteme dahil edilmesi nedeniyle, tedarik sisteminin bozulmasıyla ya da hava koşulları- teknik sorunlar nedeniyle bir risk bulunuyor. Türkiye’ye yükselen fiyatlar ise doğrudan etki ediyor.</p>
<p><strong>KIZILDENİZ’DE ULUSLARARASI SONDAJ </strong></p>
<p>Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarına yönelik gerginlikler ve üretim paylaşımları son dönemde ağırlığını artırdı. Buna yakın zamanda Kızıldeniz de eklendi. Türkiye 2025’te yoğunlaştırdığı çalışmalarla Somali ile anlaşmalar sonrası sismik araştırmalarını tamamladığı bölgede, 2026 Nisan ayı itibariyle hidrokarbon keşfi için sondaj çalışmasına başladı. Savaş gemilerinin eşlik ettiği Çağrı Bey ismi verilen derin deniz sondaj gemisi, 13 Nisan gününde sondaj yapmak üzere belirlenen noktaya gitti. Bu hamle, İsrail’in Somali’de ayrılıkçı çatışmalar yürüten grubun etkili olduğu, ülkenin kuzeyindeki Kızıldeniz kıyısındaki topraklarda faaliyet gösteren Somaliland’i Aralık 2025’te ülke olarak tanımasının ardından geldi. Türkiye’nin Sudan ile de petrol anlaşmaları bulunuyor. Ayrıca her iki ülke ile askeri işbirliği ve çelişkili bilgiler verilse de askeri varlığı da bulunuyor. </p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Doğu Akdeniz hem mevcut, hem de gelecek dönem için potansiyel sorunlar barındırıyor</strong></span></p>
<p>EKONOMİ’nin açık kaynaklardan derlediği verilerde ise Doğu Akdeniz’de yoğun bir uluslararası anlaşma dikkat çekiyor. Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Kesimi, İsrail, Mısır ve Lübnan, hatta Filistin’in dahil olduğu Doğu Akdeniz petrol ve gaz üretim, arama anlaşmaları, ruhsatlara bakıldığında, son 5 yılda Yunanistan 11, İsrail ve Mısır 14, GKYR 10 hükümetler arası ve şirketlerle anlaşma imzaladı. Bu ülkelerin birbirileriyle yaptığı anlaşmalar bölgedeki doğalgaz ve ham petrolü arama-çıkarma için işbirliğini içerirken, şirketlerle yapılan anlaşmalar doğrudan arama ve üretim anlaşmalarını, ruhsatlarını içeriyor. Bölgede, Chevron ve ExxonMobil’in yoğun anlaşması dikkat çekiyor. Son dönemde, bu bölgede İsrail’in başını çektiği girişimlerle KKTC ve hatta Türkiye’nin de hakları ile çelişen sondaj-sismik araştırma faaliyetleri ve ruhsat verme işlemleri gerçekleşti. Doğu Akdeniz aynı zamanda Çin’e karşı üretim gücü olarak yapılandırılan Hindistan’ın Avrupa’ya uzanacak güzergahında, anlaşması da imzalanan Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) olarak küresel ve orta-uzun vadeli stratejik bir girişimi de kapsıyor. İsrail’in son dönemde askeri varlık gösterdiği Lübnan ve Suriye’de kara harekatlarıyla kontrol altına aldığı bölgeler genellikle Akdeniz kıyılarında genişleme anlamına da geliyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/enerjide-fiyat-artisi-riski-var-tedarikte-buyuk-sorun-yok-77158</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/dogalgaz-2.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya ve Türkiye; 28 Şubat&#039;ta başlayan savaşla birlikte 1970’lerden sonra ilk kez küresel birincil enerji kaynağı kriziyle karşı karşıya kaldı. Enerjide büyük ölçüde dışa bağımlı Türkiye, doğalgaz ihtiyacının yüzde 5.33’ünü, hem petrol ihtiyacının ise yüzde 20’sini kendi kaynaklarından karşılıyor. Uzmanlara göre Türkiye savaş kaynaklı yaşanan enerji krizinden tedarik yönünden değil, fiyat yönünden olumsuz etkileniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/4-kurulusa-tahvil-ihraci-yetkisi-77146</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 17:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> 4 kuruluşa tahvil ihracı yetkisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, tahvil ihracı için 4 finans kuruluşunu yetkilendirdiğini duyurdu.</p>
<p>Bakanlığın internet sitesinde yapılan duyuruya göre, 2026 yılı dış finansman programı çerçevesinde dolar cinsinden 5 yıl vadeli tahvil ihracı gerçekleştirmek üzere Bank of America, Goldman Sachs, ING Bank ve Morgan Stanley'ye yetki verildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/4-kurulusa-tahvil-ihraci-yetkisi-77146</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/5/1280x720/hazine-ve-maliye-1763361678.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakanlığı, Bank of America, Goldman Sachs, ING Bank ve Morgan Stanley&#039;ye tahvil ihracı yetkisi verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aygazdan-iki-yeni-gemi-alimi-77144</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 17:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aygaz&#039;dan iki yeni gemi alımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Aygaz, tedarik zincirinin her halkasında yer alma ve arz güvenliğini güçlendirme hedefi doğrultusunda yeni bir adım daha attığını bildirdi.</p>
<p>Bu kapsamda şirket, Hyundai Heavy Industries ile imzaladığı yeni sözleşme kapsamında Panamax segmentinde 2 sıvılaştırılmış petrol gazı (LPG) gemisini daha filosuna kattı.</p>
<p>Hyundai Heavy Industries tersanesinde inşa edilecek 2 LPG gemisi için imzalanan yeni sözleşmeyle birlikte Aygaz, bu yıl toplam 3 gemi için yatırım sürecini başlatmış oldu.</p>
<p>Hyundai Heavy Industries ile gerçekleştirilen sözleşme, Aygaz Genel Müdürü Melih Poyraz ve Mali İşlerden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Zeynep Keskin ile Hyundai Heavy Industries'i temsilen Hyoung Won Hahm ve Y. H. Yeo tarafından imzalandı.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, Panamax segmentinde yer alan ve yaklaşık 90 bin metreküp kapasiteye sahip olacak gemiler, çift yakıt (Dual Fuel) teknolojisi ile donatılacak. Böylece operasyonel verimlilik artırılırken, daha düşük emisyonlu ve çevre dostu bir taşımacılık altyapısına katkı sağlanması hedefleniyor. Gemilerden birinin 2028'in son çeyreğinde, diğerinin ise 2029'un ikinci çeyreğinde filoya katılması planlanıyor.</p>
<p>Açıklamada, "Dual Fuel teknolojisi sayesinde LPG ve farklı yakıt türleriyle çalışabilen gemiler, enerji taşımacılığında verimlilik ve çevresel performansı birlikte ele alan bir yaklaşım sunuyor. Bu yatırımlar, Aygaz'ın sürdürülebilirlik odağını yalnızca operasyonel süreçlerde değil, lojistik ve tedarik zinciri yatırımlarında da önceliklendirdiğini ortaya koyuyor. Aygaz, tedarik zincirinde ilave katma değer yaratmayı ve arz güvenliğini artırmayı stratejik bir öncelik olarak konumlandırırken, deniz taşımacılığı yatırımlarını bu yaklaşımın önemli bir parçası olarak değerlendiriyor." denildi. </p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Aygaz Genel Müdürü Melih Poyraz, gerçekleştirilecek gemi yatırımlarının şirketin uzun vadeli vizyonuyla doğrudan bağlantılı olduğunu vurgulayarak, "Tedarik zincirimizin her halkasında daha güçlü bir yapı kurma hedefiyle yatırımlarımıza kararlılıkla devam ediyoruz. Filomuza katılacak bu iki yeni gemiyle birlikte, bu yıl içindeki üçüncü gemi yatırımımızı hayata geçiriyoruz. 65. yılımızı kutladığımız bu dönemde attığımız bu adım, arz güvenliğimizi güçlendirecek, küresel rekabet gücümüzü artıracak ve sürdürülebilirlik yaklaşımımızı destekleyecek stratejik bir hamle niteliği taşıyor. Çift yakıt teknolojisine sahip bu gemilerle, daha verimli ve daha çevreci bir taşımacılık altyapısını hayata geçirirken, geleceğin ihtiyaçlarına bugünden hazırlık yapıyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aygazdan-iki-yeni-gemi-alimi-77144</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/4/1280x720/aygaz-lpg-gemi-1776263109.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aygaz, Panamax segmentinde 2 LPG gemisini daha filosuna kattığını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/deprem-bolgesi-icin-50-milyon-euroluk-finansman-anlasmasi-77143</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 17:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Deprem bölgesi için 50 milyon euroluk finansman anlaşması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve yeşil enerji gibi birçok alanda Türkiye'nin kalkınmasına destek sağlayan Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası'nın (TKYB) deprem sonrası yeniden yapılanmaya yönelik ve bu süreçte yeşil dönüşümü odağına alan projelere finansman sağlamayı sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Bu kapsamda 6 Şubat depremlerinin ardından yaklaşık 1 milyar dolarlık afet sonrası toparlanma amaçlı finansmandan sonra bölgede güneş enerjisi projelerine finansman sağlamak amacıyla İtalyan Kalkınma Bankası Cassa Depositi e Prestiti (CDP) ile 10 yıl vadeli 50 milyon euoluk finansman anlaşması imzalandığı duyuruldu.</p>
<p>Buna göre, CDP'den sağlanan 50 milyon avro tutarındaki kredinin bölgedeki güneş enerjisi yatırımlarını destekleyerek ekonomik toparlanmaya katkı sağlaması bekleniyor.</p>
<p>Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan TKYB Genel Müdürü İbrahim Öztop, deprem bölgesinin yeniden kalkınmasına büyük önem verdiklerini belirtti.</p>
<p>Öztop, bu kapsamda, bölgede istihdamın artırılması, gıda güvenliğinin güçlendirilmesi ve yenilenebilir enerji yatırımlarının finansmanı için önemli tutarda kaynak sağladıklarını vurgulayarak, "CDP ile işbirliğimizin ilk ürünü olan bu kredi de bölgenin yenilenebilir enerji potansiyelini harekete geçirerek, bölgesel kalkınmayı yeşil dönüşüm perspektifiyle destekleyecek." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Yenilenebilir enerji ve dayanıklılık yatırımları öne çıkıyor</strong></p>
<p>İtalya Çevre ve Enerji Güvenliği Bakanı Gilberto Pichetto Fratin de anlaşmayla İtalya'nın, sürdürülebilir kalkınmaya yönelik somut ve etkili adımlara olan bağlılığını bir kez daha ortaya koyduğunu, atılan adımlarla yenilenebilir enerjinin depremden etkilenen bölgelerin yeniden toparlanmasında itici güç olacağını kaydetti.</p>
<p>CDP Uluslararası Kalkınma İşbirliği Direktörü Carlo Maria Rossotto da anlaşmayla CDP'nin depremden etkilenen bölgelerde sürdürülebilir toparlanmayı ve uzun vadeli kalkınmayı destekleme rolünü ortaya koyduğunu anlattı.</p>
<p>Anlaşma kapsamında afet sonrası yeniden inşa süreçlerinin, iklim ve enerji dönüşümü hedefleriyle uyumlu şekilde yürütüldüğüne dikkati çeken Rossotto, şunları kaydetti:</p>
<p>"TKYB ile işbirliğimiz ve İtalyan İklim Fonu'nun fon yöneticisi rolümüzle ekonomik dayanıklılığı güçlendiren, yenilenebilir enerji yatırımlarının yaygınlaşmasını teşvik eden ve yerel topluluklar için somut faydalar sağlayan yatırımları destekliyoruz. Böylece aynı zamanda daha güvenli ve sürdürülebilir bir geleceğe katkıda bulunmayı amaçlıyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/deprem-bolgesi-icin-50-milyon-euroluk-finansman-anlasmasi-77143</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/18-TKYB.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İtalyan Kalkınma Bankası ile yapılan 50 milyon euroluk finansman anlaşması hakkında açıklama yapan TKYB Genel Müdürü İbrahim Öztop, &quot;CDP ile iş birliğimizin ilk ürünü olan bu kredi de bölgenin yenilenebilir enerji potansiyelini harekete geçirerek, bölgesel kalkınmayı yeşil dönüşüm perspektifiyle destekleyecek.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakaryada-yasam-boyu-ogrenenler-akademisi-basliyor-77141</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 16:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sakarya’da yaşam boyu öğrenenler akademisi başlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Sakarya Üniversitesi Yaşam Boyu Öğrenenler Akademisi, 60 yaş ve üzeri bireylerin yaşam kalitesini artırmayı, sosyal katılımlarını güçlendirmeyi ve yaşam boyu öğrenme süreçlerine aktif katılımlarını desteklemeyi amaçlıyor.</p>
<p>Sakarya Üniversitesi Toplumsal Katkı ve Sürdürülebilirlik Koordinatörlüğü koordinasyonunda yürütülecek program Sakarya Üniversitesi, Sakarya Valiliği, Sakarya Büyükşehir Belediyesi, Sakarya Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü, Sakarya Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü ile Sakarya İl Sağlık Müdürlüğü iş birliğiyle gerçekleştirilecek.<br /><br />Verilen bilgilere göre, Türkiye’de her dört haneden birinde en az bir yaşlı birey bulunuyor. Yaklaşık 1,8 milyon yaşlı birey yalnız yaşıyor ve bu grubun yüzde 73,5’ini kadınlar oluşturuyor. Ayrıca yaşlı nüfusun yüzde 22,8’i yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında bulunuyor. 65-74 yaş grubunda internet kullanım oranının 2025 yılında yüzde 53,2 seviyesinde kalması ve kadınlarda bu oranın yüzde 46,1’e düşmesi, ileri yaşta dijital kapsama ve hizmetlere erişim açısından önemli bir eşitsizlik alanına işaret ediyor. Sakarya Üniversitesi tarafından hazırlanan program, yaşlanan nüfusun artan sosyal, kültürel ve eğitimsel ihtiyaçlarına üniversite temelli bir yanıt sunmayı hedefliyor.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69df96e478a56-1776260836.jpg" alt="" width="700" height="394" /><br /><br /></p>
<p><strong>Sağlıklı ve aktif yaşlanmayı destekleyen eğitim modeli</strong></p>
<p>Programın, yalnızca sosyal etkinlik temelli bir çalışma olarak değil, yaşlanan toplum yapısına yönelik önleyici ve güçlendirici bir eğitim modeli olarak tasarlandığı bildirildi. Program kapsamında katılımcıların sağlık okuryazarlıklarının artırılması, dijital becerilerinin geliştirilmesi, sosyal katılımlarının desteklenmesi, aidiyet duygularının güçlendirilmesi ve kuşaklar arası etkileşimin artırılması hedefleniyor. Program sayesinde yalnızlık, sosyal dışlanma ve pasifleşme risklerinin azaltılması ve katılımcıların daha sağlıklı, üretken ve toplumla bağlantılı bir yaşam sürmeleri amaçlanıyor.</p>
<p>Sakarya Üniversitesi tarafından yürütülecek akademi, 15 Nisan–15 Mayıs 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek. Program toplam 5 hafta sürecek ve eğitimler haftada iki gün, Çarşamba ve Cuma günleri yüz yüze olarak Sakarya Üniversitesi kampüsünde bulunan Genç Ofis binasında gerçekleştirilecek. Program, çekirdek modül ve esnek modül olmak üzere iki ana bölümden oluşacak. Çekirdek modül kapsamında katılımcıların yaşam kalitesini artırmaya, güncel dünyaya uyum sağlamalarına ve sosyal bağlarını güçlendirmelerine yönelik ortak dersler ve seminerler verilecek. Esnek modül kapsamında ise katılımcılar ilgi alanlarına göre müzik, dans, drama, resim, seramik, ebru ve hat gibi alanlarda ders seçebilecek. Ayrıca kampüs dışı sosyo-kültürel etkinlikler de programa dahil edilecek.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69df97176ece8-1776260887.png" alt="" width="700" height="394" /><br /><strong>Nesiller arası etkileşim</strong></p>
<p>Program ile üniversitenin akademik birikimi, öğrencileri ve idari personeli 60 yaş ve üzeri bireylerle buluşturularak nesiller arası etkileşimin artırılması hedefleniyor. Sakarya Üniversitesi yetkilileri, bu uygulamanın ardından program modelinin geliştirilerek uzun soluklu “Sakarya Üniversitesi Tazelenme Üniversitesi” yapısına dönüştürülmesini planlıyor.</p>
<p>Programdan herhangi bir ücret talep edilmeyeceği belirtilirken, program boyunca katılımcıların kişisel gelişimlerini gözlemlemelerinin sağlanacağı ve program sonunda katılımcılara katılım belgesi verileceği bildirildi.</p>
<p>Program öncesinde, eğitimciler ve destek verecek öğrenci topluluklarının katılımıyla kapsamlı bir koordinasyon toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıda, programa dahil olacak 60 yaş ve üzeri bireylerin ihtiyaç ve beklentileri detaylı şekilde ele alınarak program içeriğine ilişkin tüm başlıklar gözden geçirildi ve gerekli değerlendirmeler yapıldı. Ayrıca, uygulama sürecinin daha etkin ve verimli yürütülebilmesi amacıyla program akışına yönelik güncellemeler gerçekleştirildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakaryada-yasam-boyu-ogrenenler-akademisi-basliyor-77141</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/1/1280x720/sakaryada-yasam-boyu-ogrenenler-akademisi-basliyor-1776260964.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sakarya Üniversitesi tarafından yürütülecek akademi, 15 Nisan–15 Mayıs 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantep-is-dunyasi-yesil-donusum-zirvesinde-bulustu-77140</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 16:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gaziantep iş dünyası Yeşil Dönüşüm Zirvesi’nde buluştu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Ticaret Odası (GTO), iş dünyasının sürdürülebilirlik, karbonsuzlaşma ve dijital dönüşüm süreçlerine ışık tutmak amacıyla Gaziantep Yeşil Dönüşüm ve Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi düzenledi.</p>
<p>GTO tarafından yürütülen Avrupa İşletmeler Ağı Projesi kapsamında düzenlenen Zirvede, iklim politikalarından yeşil finansmana, sanayide enerji dönüşümünden KOBİ’ler için uygulanabilir sürdürülebilirlik adımlarına kadar birçok kritik başlık ele alındı. Gaziantep iş dünyasının temsilcileri, sanayiciler, üreticiler ve ilgili kurum temsilcilerini bir araya getiren etkinliğin özel oturum konuğu T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İklim Değişikliği Başkan Yardımcısı Orhan Solak oldu.</p>
<p><strong>“Ya dönüşeceğiz ya da rekabetin dışında kalacağız”</strong></p>
<p>Zirvenin açılış konuşmasını gerçekleştiren GTO Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Yıldırım, dünyanın yalnızca ekonomik değil, sistemsel bir dönüşüm sürecinden geçtiğine dikkat çekerek, “Dünya yeni bir döneme giriyor. Bu sadece ekonomik bir değişim değil, bir sistem değişimi. Enerji yeniden tanımlanıyor, üretim yeniden şekilleniyor, ticaretin kuralları yeniden yazılıyor. Ve bu değişimin merkezinde tek bir kavram var: sürdürülebilirlik. Ama artık bunu klasik anlamıyla konuşamayız. Sürdürülebilirlik sadece çevreyi korumak değildir, sadece karbonu azaltmak değildir. Sürdürülebilirlik; rekabet gücüdür, dirençtir, bağımsızlıktır” dedi.</p>
<p>Küresel ticarette rekabet koşullarının değiştiğini belirten Yıldırım, işletmeler açısından dönüşümün artık zorunluluk olduğunun altını çizerek, “Bugün rekabet sadece fiyatla yapılmıyor, sadece kaliteyle de yapılmıyor. Artık rekabet; karbon ayak iziyle, enerji verimliliğiyle, kaynak yönetimiyle yapılıyor. Avrupa Birliği’nin sınırda karbon düzenlemeleri küresel ticarette yeni bir eşik oluşturuyor. Mesele çok net: Ya dönüşeceğiz ya da rekabetin dışında kalacağız” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69df905b89083-1776259163.JPG" alt="" width="700" height="672" /></p>
<p><strong>“Mesele yalnızca bugünü kurtarmak değil, yarını kurmak”</strong></p>
<p>Son dönemde yaşanan jeopolitik gelişmelerin küresel ticaret üzerindeki etkilerine de değinen Yıldırım, iş dünyasının artık çok daha kırılgan bir zeminde hareket ettiğini ifade ederek şunları kaydetti: “Dünya artık öngörülebilir bir yer değil. Orta Doğu’da artan gerilim, enerji hatlarını ve ticaret yollarını doğrudan etkiliyor. Hürmüz Boğazı’ndan geçen her gemi artık sadece bir lojistik hareket değil, aynı zamanda bir risk. Tedarik zincirleri kırılgan, enerji fiyatları dalgalı, maliyetler kontrolsüz. Bu tablo bize çok net bir şey söylüyor: Dışa bağımlı olan kırılgandır, verimsiz olan savunmasızdır. İşte bu yüzden yeşil dönüşüm bir çevre politikası değil, ekonomik dayanıklılık stratejisidir.”</p>
<p>“Bugün karşı karşıya olduğumuz dönüşüm alıştıklarımızdan farklı. Bu kez sadece daha fazla üretmek yetmeyecek.” diyen Yıldırım, şöyle devam etti:  “Artık, daha akıllı üretmek, daha temiz üretmek, daha verimli üretmek zorundayız. Kaynağı doğru kullanmak, atığı yönetmek, enerjiyi dönüştürmek zorundayız. Çünkü artık mesele sadece bugünü kurtarmak değil, yarını kurmak. Bu zirveyi bu yüzden önemsiyoruz. Çünkü biliyoruz ki doğru bilgiyle buluşan, doğru zamanda harekete geçen her işletme bu dönüşümden güçlenerek çıkar.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69df904a93f32-1776259146.JPG" alt="" width="700" height="619" /></p>
<p><strong>Türkiye’nin Yeşil Dönüşüm yol haritası masaya yatırıldı</strong></p>
<p>Zirvenin özel oturum konuğu olan T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İklim Değişikliği Başkan Yardımcısı Orhan Solak ise yaptığı sunumda, Türkiye’nin iklim politikaları, yeşil dönüşüm vizyonu ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.Solak, net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda iklim kanununun kurumsal ve hukuki altyapıyı güçlendirdiğini, enerji, sanayi, ulaştırma, inşaat ve tarım başta olmak üzere tüm sektörlerde dönüşümün hız kazandığını vurguladı. Solak sunumunda ayrıca Türkiye Yeşil Taksonomisi, Emisyon Ticaret Sistemi, sınırda karbon düzenleme mekanizması ve COP31 sürecine ilişkin yol haritasını ele alırken, yeşil dönüşümün aynı zamanda rekabet gücü, teknoloji ve finansman boyutlarıyla stratejik bir kalkınma alanı olduğunun altını çizdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69df9072ca772-1776259186.JPG" alt="" width="700" height="449" /></p>
<p>Zirvede, Türkiye’nin iklim politikaları ve yeşil dönüşüm yol haritası detaylı şekilde ele alınırken, iş dünyasının yeni döneme uyumu açısından kritik başlıklar masaya yatırıldı. Sürdürülebilirlik Adımları Derneği Başkanı Emrah Kurum’um moderasyonunda gerçekleşen “Türkiye’nin Yeşil Dönüşüm Yol Haritası: Politikalar, Uygulamalar ve İş Dünyası Perspektifi” oturumunun konuşmacıları Türkiye Çevre Ajansı Sıfır Atık Yönetim Direktörü Tuğrul Çamaş, Yeşil Kalkınma Vakfı (YEKAV) Danışma Kurulu Üyesi Melih Yalçın, İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD Türkiye) Genel Sekreteri Konca Çalkıvik ve UN Global Compact Türkiye Genel Sekreteri Melda Çele oldu.</p>
<p>Escarus Genel Müdür Yardımcısı Melis Bitlis’in moderasyonunda gerçekleşen “Sanayi Sektöründe ve Üretimde Karbonsuzlaşma, Enerji ve Yeşil Finansman” oturumunun konuşmacıları ise Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) Türkiye Başkan Yardımcısı Mehmet Üvez, Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası Kurumsal Bankacılık ve Proje Finansmanı Daire Başkanı Zatiye Taş, Zorlu Enerji Sürdürülebilirlik, Kalite ve İSG-Ç Grup Müdürü Tamer Soylu ve T.C. Ticaret Bakanlığı Uluslararası Anlaşmalar ve Avrupa Birliği Genel Md. Ticaret Uzmanı Yeşim Piri oldu.</p>
<p>Gaziantep iş dünyasının yoğun ilgi gösterdiği zirve, soru-cevap bölümü ile sona erdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantep-is-dunyasi-yesil-donusum-zirvesinde-bulustu-77140</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/0/1280x720/gaziantep-is-dunyasi-yesil-donusum-zirvesinde-bulustu-1776259219.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Ticaret Odası tarafından &quot;Yeşil Dönüşüm ve Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi&quot; düzenlendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-simsek-dunya-bankasinin-tum-tarihinde-onaylanan-en-buyuk-ucuncu-proje-77134</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 15:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Şimşek: Dünya Bankasının tüm tarihinde onaylanan en büyük üçüncü proje</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, İstanbul Kuzey Demir Yolu Geçişi Projesi (İstanbul North Rail Crossing Project-INRAIL) kapsamında Dünya Bankasından temin edilen 1,67 milyar euroluk finansman için anlaşmayı imzaladı.</p>
<p>G20 ve Uluslararası Para Fonu (IMF)-Dünya Bankası Bahar Toplantıları'na katılmak üzere Washington'da bulunan Bakan Şimşek, anlaşmanın Dünya Bankası'nın genel merkezinde düzenlenen imza törenine katıldı.</p>
<p>Şimşek, burada yaptığı konuşmada, küresel enerji güvenliğinin ve ticaret koridorlarının çatışmalar, parçalanma ve yıllarca süren yetersiz yatırımlar nedeniyle baskı altında olduğuna işaret ederek, bu sorunların küresel nitelikte olduğunu ve küresel yanıtlar gerektirdiğini söyledi.</p>
<p>Bu çerçevede Orta Koridor'un önemini vurgulayan Şimşek, söz konusu hattın 18 günlük süresiyle Pekin'den Londra'ya uzanan en hızlı rota olduğunu aktardı.</p>
<p>Şimşek, altyapının Türkiye'nin kalkınma hikayesinin temel unsurlarından biri olduğunu belirterek, son 20 yılda ulaştırma altyapısına 355 milyar dolar yatırım yapıldığını kaydetti.</p>
<p>Sadece kara yollarına 180 milyar dolar yatırım yapıldığını ifade eden Şimşek, havalimanı ağının da genişletildiğini aktardı.</p>
<p><strong>"Bu ortaklık küresel piyasalara güven sinyali veriyor"</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde demir yollarının Türkiye'nin bir sonraki hedefi ve en büyük önceliği olduğunu vurgulayan Şimşek, Dünya Bankası ile olan ortaklığın bu çabanın merkezinde yer aldığını dile getirdi.</p>
<p>Şimşek, "Bu ortaklık finansman sağlıyor, standartları sağlamlaştırıyor ve küresel piyasalara güven sinyali veriyor." dedi.</p>
<p>Bu ortaklığın yıllar içinde titizlikle inşa edildiğine dikkati çeken Şimşek, İstanbul Kuzey Demir Yolu Geçişi Projesi'nin sıradan bir altyapı projesi olmadığını anlattı.</p>
<p>Şimşek, projenin Orta Koridor'un en kritik darboğazlarından birini çözüme kavuşturacağını belirterek, İstanbul Boğazı üzerinden Orta Koridor'un en kısıtlı geçiş noktalarından birine yüksek kapasiteli bir demir yolu alternatifi sunduğunu, koridorun güvenilirliğini güçlendireceğini ve küresel ticaret için stratejik değerini derinleştireceğini vurguladı.</p>
<p>Projenin kapasitede "dönüştürücü bir sıçrama" sağlayacağını da belirten Şimşek, İstanbul Boğazı'ndan geçen demir yolu yük hacminin yıllık 3 milyon tondan 50 milyon tona çıkacağını kaydetti.</p>
<p>Şimşek, bunun kıtalararası yük taşımacılığı için karbon nötr bir altyapı oluşturacağına işaret ederek, bunun, bölgenin daha önce hiç tanık olmadığı ölçekte bir yapısal dönüşüm olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>"Dünya Bankasının tarihinde onaylanan en büyük üçüncü proje"</strong></p>
<p>Projenin çok taraflı altyapı finansmanı alanında bir dönüm noktası niteliğinde olduğunu vurgulayan Şimşek, toplam büyüklüğü 8,1 milyar dolar olan projenin finansmanının yüzde 83'ünün uluslararası finans kuruluşlarından sağlandığını kaydetti.</p>
<p>Şimşek, "Bu, Dünya Bankasının tüm tarihinde onaylanan en büyük üçüncü proje. Bu gerçek tek başına, iddiamızın ölçeğini ve ortaklarımızın Türkiye'nin projeyi hayata geçirme kapasitesine duyduğu güveni ortaya koyuyor." diye konuştu.</p>
<p>Ayrıca projenin 400 binden fazla kişiye daha yüksek gelirli istihdam sağlayacağını belirten Şimşek, altyapının yalnızca mal taşımakla sınırlı olmadığını, aynı zamanda geçim kaynakları oluşturduğunu ve İstanbul Kuzey Demir Yolu Geçişi Projesi'nin bunun her ikisini de yapacağını dile getirdi.</p>
<p>Şimşek, finansman anlaşmasının Türkiye'nin kalkınma yolculuğuna ve Dünya Bankası ile ortaklığa duyulan güvenin bir göstergesi olduğunu aktardı.</p>
<p><strong>"Üç stratejik koridor boyunca bağlantıları güçlendirecek"</strong></p>
<p>Dünya Bankası Operasyonlardan Sorumlu Genel Müdürü Anna Bjerde ise İstanbul Kuzey Demir Yolu Geçişi Projesi'nin Türkiye'nin ulaşım sistemi ve ekonomik büyümesi için kalıcı faydalar sağlayacak önemli bir proje olduğunu vurguladı.</p>
<p>Bjerde, projenin etkisinin "dönüştürücü" olacağına dikkati çekerek, İstanbul Boğazı boyunca demir yolu kapasitesini artırarak Türkiye'nin en kritik ulaşım darboğazlarından birine çözüm getirdiğini belirtti.</p>
<p>Anna Bjerde, "Orta Koridor, Kalkınma Yolu ve Türkiye-Avrupa Koridoru olmak üzere üç stratejik koridor boyunca bağlantıyı güçlendirecek. Bu sayede Boğaz'ı geçenler için ulaşım daha hızlı, daha güvenilir ve daha verimli hale gelecek. Bu, sadece Türkiye için değil, bölgesel ve uluslararası ticaret için de önemli." dedi.</p>
<p>Uluslararası işbirliğiyle hayata geçirilen projeye yaklaşık 6,75 milyar dolarlık finansman sağlanmasının beklendiğini kaydeden Bjerde, bunun projeye duyulan güveni yansıttığını ifade etti.</p>
<p>Bjerde, projenin ekonomik etkisinin imalat, tarım ve hizmet sektörlerine kadar uzanarak bölgede refahı artıracağını ve geçim kaynaklarını iyileştireceğini aktardı.</p>
<p>Bu arada, Türkiye, İstanbul Kuzey Demir Yolu Geçişi Projesi kapsamında Dünya Bankasından 1,67 milyar euro tutarında uygun koşullu finansman temin etmişti.</p>
<p>Proje, Yavuz Sultan Selim Köprüsü üzerinden geçecek 127 kilometrelik elektrikli ve yüksek kapasiteli demir yolu hattının inşasını kapsıyor.</p>
<p>Projenin Orta Koridor ve Irak Kalkınma Yolu gibi uluslararası ticaret güzergahlarını birbirine bağlayarak Türkiye'nin bölgesel lojistik merkezi rolünü pekiştirmesi hedefleniyor. </p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-simsek-dunya-bankasinin-tum-tarihinde-onaylanan-en-buyuk-ucuncu-proje-77134</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/4/1280x720/5-1776254797.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye ile Dünya Bankası İstanbul Kuzey Demir Yolu Geçişi Projesi&#039;nin finansman anlaşması töreninde konuşan  Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, &quot;Bu, Dünya Bankasının tüm tarihinde onaylanan en büyük üçüncü proje. Bu gerçek tek başına, iddiamızın ölçeğini ve ortaklarımızın Türkiye&#039;nin projeyi hayata geçirme kapasitesine duyduğu güveni ortaya koyuyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantepin-leblebili-kitir-helvasina-cografi-isaret-tescili-77131</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 14:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gaziantep&#039;in Leblebili Kıtır Helva’sına Coğrafi İşaret tescili</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep mutfağının geleneksel lezzetlerinden Gaziantep Leblebili Kıtır Helva, Büyükşehir Belediyesi Sürdürülebilir Tarım ve Kırsal Kalkınma Daire Başkanlığı’nın yürüttüğü yaklaşık 1 yıllık kapsamlı çalışmanın ardından tescillendi. Kent kültüründe uzun yıllardır önemli bir yere sahip olan Gaziantep Leblebili Kıtır Helva, çoğunlukla atıştırmalık olarak tüketilmesinin yanı sıra, özellikle misafir ağırlamalarında çay ve kahve ikramlarının yanında sunuluyor. Ayrıca hediyelik olarak da tercih edilen ürün, festival, bayram ve özel günlerde yoğun ilgi görüyor.</p>
<p><strong>Üretimi ustalık ve sabır gerektiriyor</strong></p>
<p>Gaziantep’te uzun yıllardır üretilen ve ustalık gerektiren üretim süreciyle kentin gastronomi mirasına değer katmayı sürdüren ürün, susam, leblebi, beyaz şeker, su, çöven ekstraktı ve asitlik düzenleyici limon tuzu kullanılarak hazırlanıyor. Kendine özgü üretim tekniğiyle dikkat çeken Gaziantep Leblebili Kıtır Helva, geleneksel yöntemlerle üretilmeye devam ediyor. Kısmen sert ve kırılgan yapısıyla öne çıkan ürün, leblebi ve susam taneleriyle zenginleştirilmiş beyaz krem tonlarındaki görünümüyle dikkat çekiyor. Ürün, leblebi, susam ve şeker aromasıyla karakterize edilirken, yabancı tat ve koku içermemesi sayesinde özgünlüğünü koruyor.</p>
<p><strong>Gaziantep coğrafi işaretli ürün sayısında Türkiye liderliğini sürdürüyor</strong></p>
<p>Mutfağıyla uluslararası üne kavuşan Gaziantep, yeni tescille birlikte 109 coğrafi işaretli ürün ile Türkiye’deki liderliğini sürdürüyor. Araban Sarımsağı, Antep Baklavası, Menengiç Kahvesi, Antep Fıstık Ezmesi ve Gaziantep Lahmacunu Avrupa Birliği Coğrafi İşaret Tescili almaya hak kazandı. Katma değeri ve istihdamı artırmak amacıyla Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, kurumlar ve sivil toplum kuruluşlarının iş birliğiyle Avrupa Birliği Coğrafi İşaret Tescili çalışmaları devam ediyor. Oğuzeli Nar Ekşisi, Antep Muskası, Antep Bulguru, Nizip Nanesi ve Nizip Mızar Havucu’nun tescil süreçleri sürdürülüyor.</p>
<p>Sürdürülebilir Tarım ve Kırsal Kalkınma Daire Başkanlığı tarafından, Gaziantep’e özgü yöresel ve kültürel değerlerin tescillenerek korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması amacıyla coğrafi işaret ve markalaşma projeleri hazırlanıyor. Ürünlerin tanıtımını artırmak ve bilinirliğini güçlendirmek amacıyla yurt içi ve yurt dışı etkinliklere katılım sağlanıyor. Ayrıca Gaziantep’te coğrafi işaret tescili üzerine çalışma yürüten diğer kamu kurum ve kuruluşlarının koordinasyonu da yine aynı daire başkanlığı tarafından sistemli şekilde yürütülüyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantepin-leblebili-kitir-helvasina-cografi-isaret-tescili-77131</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/1/1280x720/gaziantepin-leblebili-kitir-helvasina-cografi-isaret-tescili-1776254144.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Büyükşehir Belediyesi tarafından, kentin köklü mutfak miraslarından biri olan Gaziantep Leblebili Kıtır Helva coğrafi işaret tescili alındı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/5-darica-kitap-fuari-kapilarini-ziyaretcilere-aciyor-77129</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 14:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> 5. Darıca Kitap Fuarı kapılarını ziyaretçilere açıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Darıca Belediyesi tarafından düzenlenen 5. Darıca Kitap Günleri, 20–29 Nisan tarihleri arasında Darıca Belediyesi kapalı semt pazarında kapılarını kitapseverlere açıyor. “Darıca’da her sayfa yeni bir dünya” sloganıyla düzenlenen kitap günleri, bu yıl da zengin içeriği ve geniş katılımla edebiyat tutkunlarını bir araya getirecek. Toplam 100 yayınevi ve 1 milyon kitap ile ziyaretçilerini ağırlayacak olan 5. Darıca Kitap Günleri’nde birbirinden değerli yazarlar okuyucularıyla buluşacak. </p>
<p>Etkinlik kapsamında düzenlenecek söyleşi ve imza günleriyle kitapseverler, sevdikleri yazarlarla birebir tanışma ve sohbet etme fırsatı bulacak. Program kapsamında yazarlar Bahadır Yenişehirlioğlu ve Hatice Kübra Tongar da Darıcalı okurlarla bir araya gelerek söyleşi ve imza programları gerçekleştirecek. Ayrıca kitap günlerinde çok sayıda yerel yazar okuyucularla buluşarak Darıca’nın kültürel hayatına katkı sunacak.</p>
<h2>100 yayınevi ve 1 milyon kitap</h2>
<p>Her yaştan kitapsevere hitap eden etkinlik boyunca düzenlenecek söyleşiler, imza günleri ve kültürel buluşmalarla Darıca’da kitap dolu günler yaşanacak. Darıca Belediye Başkanı Muzaffer Bıyık, tüm vatandaşları 5. Darıca Kitap Günleri’ne davet ederek, “Kitap Günleri etkinliğimizle hem okuma kültürünü yaygınlaştırmayı hem de hemşehrilerimizi değerli yazarlarımızla buluşturmayı amaçlıyoruz. 100 yayınevi ve 1 milyon kitabın yer aldığı bu büyük kültür buluşmasına tüm kitapseverleri bekliyoruz” dedi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/5-darica-kitap-fuari-kapilarini-ziyaretcilere-aciyor-77129</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/9/1280x720/5-darica-kitap-fuari-kapilarini-ziyaretcilere-aciyor-1776253250.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Darıca Belediyesi&#039;nin düzenlediği 5. Darıca Kitap Fuarı 100 yayınevi ve 1 milyon kitapla kapılarını 20 Nisan&#039;da ziyaretçilere açmaya hazırlanıyor. Söyleşi ve imza programlarıyla edebiyat dünyasının önemli isimlerini bir araya getirecek fuar 29 Nisan&#039;a kadar ziyaret edilebilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiyenin-hedefi-newyorkta-yoresel-urunleri-satisi-yapmak-77128</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 14:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Türkiye’nin hedefi, Newyork’ta yöresel ürünleri satışı yapmak&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret Borsası (ATB) Başkanı Ali Çandır, Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkanı Yusuf Hacısüleyman ve borsa yöneticileriyle birlikte 22-26 Nisan tarihleri arasında Antalya’da düzenlenecek olan 17. Yöresel Ürünler Fuarı (YÖREX) nedeniyle basın toplantısı düzenledi.</p>
<p>YÖREX Fuarının hikayesini anlatan Çandır, 2008 yılında Türkiye’nin yaşadığı ekonomik krizle birlikte, TOBB’un da desteği ile ‘Sizin Oraların nesi meşhur’ temasıyla Anadolu’nun kaybolmaya başlamış, el işleri ve diğer ürünlerin yeniden ekonomiye kazandırılması için yola çıktıklarını söyledi. ’Kriz varsa çıkışta var’ anlayışı ile fuarı düzenlemeye başladıklarını anımsatan Çandır, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’14 yıl önce Anadolu'nun birikimine güvenerek, medeniyetlerden süzülüp gelen, kıyıda köşede kalmış yöresel ürünlerimizi tekrar ekonomiye kazandırmak yola çıktık. ‘Sizin oraları nesi meşhur’ sloganıyla Türkiye'nin yöresel ürün zenginliğini keşfettik.”</p>
<p><strong>Coğrafi işaretli ürün sayısı 109’dan bin 832’ye çıktı</strong></p>
<p>YÖREX’in, Türkiye’de yöresel ürünlerde ve coğrafi işaretli ürünlerin gelişiminde farkındalık yarattığını ifade eden Çandır, ‘’2008’de, 109 olan coğrafi işaretli ürün sayısı bugün bin 832’ye ulaştı. AB’de, Türkiye’nin 46 ürünü coğrafi işaret tescili yapıldı, 40 ürünümüz de sırada bekliyor" dedi.</p>
<p>YÖREX’in, yalnızca bir fuar olmadığını vurgulayan Ali Çandır, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’YÖREX, üretimin, kültürün ve ticaretin aynı zeminde buluştuğu güçlü bir kalkınma platformudur. Anadolu’nun dört bir yanından gelen üreticileri, kooperatifleri, kurumları ve girişimcileri bir araya getiren; yerel değerleri ulusal ve uluslararası ölçekte görünür kılan bir yapıdır. Anadolu; 12 bin yıllık medeniyetlerin izini taşıyan eşsiz bir coğrafyadır. Bu topraklarda üretim sadece ekonomik bir faaliyet değildir. Aynı zamanda bir yaşam biçimidir, bir kültürdür, bir gelenektir.’’</p>
<p><strong>Dünya coğrafi işaretli ürün pazarı 200 milyar dolar</strong></p>
<p>Dünya coğrafi işaretli ürün pazarının 200 milyar doların üzerinde olduğuna dikkat çeken Çandır, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>‘’Türkiye olarak bu pazardan daha fazla pay alabilecek güçlü bir potansiyele sahibiz. AB’de 46 ürünümüz coğrafi işaret ile tescil ettirilmiş ve Türk Kahvesi’nin geleneksel ürün adı koruması sağlanmıştır. 47 ürünümüzde AB Coğrafi işaret tescili için beklemededir. Coğrafi işaretli ürün sayısı daha da artacaktır. Antalya olarak Manavgat Altın Susamı ve Gazipaşa Çekirdeksiz Narı için Coğrafi işaret başvurularımız kabul edildi. Alanya Keçiboynuzu ve Antalya Tavşan Yüreği Zeytini de inceleme aşamasında.”</p>
<p>Geçen yıl ilk kez YÖREX’in Almanya’da uluslararası arenaya çıkmak için hazırlandığını ancak vize sorununa takıldığını dile getiren Çandır, ‘’Bundan sonraki yol hedefimiz ürün bazlı tanım yapmak. Zeytinyağı ve peynir çeşitlerimiz gibi ürün tanıtımı yapmak. Hayalimiz ve hedefimiz ise Newyork’ta coğrafi işaretli Türün ürünlerinin satışının yapılacağı yer olmasıdır’’ dedi.</p>
<p><strong>"Antalya coğrafi işaretli ürünler merkezi oldu"</strong></p>
<p> ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman da, YÖREX’in hem Antalya hem ülke olarak çok büyük fırsat olduğunu söyledi. Hacısüleyman, ‘’YÖREX Fuarı ülkeyi bütünleştirici bir etkinlik haline geldi. Bütün yörelerimizin gizli kalmış kültürlerimiz burada hayat buluyor. Yurt dışından gelen turistleri de buraya çekmek istiyoruz. Antalya YÖREX sayesinde coğrafi işaretli ürünler merkezi oldu.  bu konuda merkez oldu. Antalya’da 2010 yılında sadece 2 coğrafi işaretli ürünümüz bulunurken bugün 20’ye ulaştı. Ayrıca 182 ürünümüzün başvurusu yapıldı" dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiyenin-hedefi-newyorkta-yoresel-urunleri-satisi-yapmak-77128</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/8/1280x720/turkiyenin-hedefi-newyorkta-yoresel-urunleri-satisi-yapmak-1776252026.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, Yöresel Ürünler Fuarı’nın ulusal marka haline geldiğini, bundan sonraki hedeflerinin Newyork’ta Türkiye’nin coğrafi işaretli ürünlerini satışını yapmak olduğunu söyledi. Çandır, ‘’200 milyar dolar olan Coğrafi işaret pazarından daha fazla pay almak istiyoruz.’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yerel-kalkinma-hamlesi-ve-yeni-tesvik-sistemi-gtbde-anlatildi-77148</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yerel Kalkınma Hamlesi ve Yeni Teşvik Sistemi GTB’de anlatıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>GTB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı ile İKA Genel Sekreteri Ahmet Paksu’nun da yer aldığı toplantıda, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından Türkiye genelinde uygulamaya konulan ve her il için dört yatırım konusunu kapsayan Yerel Kalkınma Hamlesi Programı ile Yeni Teşvik Sistemi hakkında kapsamlı bilgiler paylaşıldı.</p>
<p>Toplantının açılışında konuşan GTB Başkanı Akıncı, yeni teşvik sisteminin yerel kalkınma perspektifiyle kurgulanmış önemli bir model olduğunu belirterek, “Her ilin kendi potansiyeline göre belirlenen yatırım başlıklarıyla desteklenmesi, kalkınmanın daha dengeli ve sürdürülebilir bir zemine oturmasını sağlayacaktır. Üretim, istihdam ve ihracat odaklı bu yaklaşımın reel sektöre doğrudan katkı sunacağına inanıyoruz” dedi. Akıncı, yerel kalkınma hamlesinin yatırımcılar açısından önemli fırsatlar barındırdığına dikkat çekerek, bu süreçte iş dünyasının doğru yönlendirilmesinin büyük önem taşıdığını ifade etti.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69dfa7dccfac1-1776265180.JPG" alt="" width="1861" height="1029" /></p>
<p>İKA Genel Sekreteri Paksu ise konuşmasında, kalkınma ajansları koordinasyonunda yürütülen Yerel Kalkınma Hamlesi Programı kapsamında yatırımcılara sunulan desteklere değinerek, “Program çerçevesinde her il için belirlenen dört yatırım konusu üzerinden yatırım yapan girişimcilere çeşitli teşvik imkanları sağlanmaktadır. Gaziantep’te bu kapsamda başvurular alınmış ve 2025 yılı için çağrı süreci tamamlanmıştır. 2026 yılı Ocak ayında yapılan revizyonlarla birlikte yatırım konuları güncellenmiş ve her bir başlık için yeniden başvuru alınmaya başlanmıştır” diye konuştu.</p>
<p>Paksu, Gaziantep’in yanı sıra bölgesel iş birliklerinin de önemine işaret ederek, “Kilis Yatırım Destek Ofisi ile iş birliği içerisinde, özellikle tarımsal üretim ve hayvancılık alanında geliştirilen entegre projelere ilişkin bilgiler de yatırımcılarımızla paylaşılmaktadır. Bu süreçlerin hem ilimiz hem de bölgemiz açısından önemli kazanımlar sağlayacağına inanıyoruz” dedi.</p>
<p>Toplantı, program kapsamında sunulan destekler, başvuru süreçleri ve yatırım alanlarına ilişkin teknik bilgilendirme sunumunun ardından sona erdi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yerel-kalkinma-hamlesi-ve-yeni-tesvik-sistemi-gtbde-anlatildi-77148</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/8/1280x720/yerel-kalkinma-hamlesi-ve-yeni-tesvik-sistemi-gtbde-anlatildi-1776265202.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Ticaret Borsası (GTB) ile İpekyolu Kalkınma Ajansı (İKA) iş birliğinde düzenlenen “Yerel Kalkınma Hamlesi Teşvik Programı ve Yeni Teşvik Sistemi Bilgilendirme Toplantısı”, sektör temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kredi-kefalet-kurumlariyla-yaptigimiz-anlasmalarla-potansiyeli-artirdik-77147</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Kredi kefalet kurumlarıyla yaptığımız anlaşmalarla potansiyeli artırdık&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class=""> </div>
<div class="card-title ltr">Adana'da Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda KOSGEB tarafından yürütülen "KOBİ'ler için Destek ve Dönüşüm Programı" hakkında bilgilendirme toplantısı düzenlendi.</div>
<div class="card-text">
<div id="habericerikDiv3" class=" v3HaberIcerikDiv ltr">
<p>Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi (KOSGEB) Başkanı Ahmet Serdar İbrahimcioğlu, Adana Sanayi Odası'nda (ADASO) düzenlenen programın açılışında, toplantıda destekleri, desteklerin içeriğini, ne amaçladığını ve gelecek dönem hedeflerini konuşacaklarını söyledi.</p>
<p>Özellikle son dönemde finansal kuruluşlarla olan etkileşimlerini artırdıklarını belirten İbrahimcioğlu, şöyle konuştu:</p>
<p>"KOSGEB'in toplamdaki bütçesi 7 milyar lira olduğu geçtiğimiz yıl biz KOBİ'lerimize 35 milyar liralık finansal destek sürdük. Bunun temelinde aslında kaldıraç etkisi yatıyor. Özellikle kredi finansmanına erişimin KOBİ'ler için daha da zorlaştığı dönemde biz bu finansal mekanizmaların kredi kefalet kurumlarıyla yaptığımız anlaşmalarla potansiyelini artırmış olduk. Sayın Cumhurbaşkanı'mızın ilan ettiği 100 milyarlık bir kredi finansmanı ve 51 milyar liralık da direkt nakdi destek olmak üzere toplamda 151 milyar liralık bir finansmanın KOBİ'lere, imalatçı KOBİ'lere, emek yoğun sektörlere dağıtımı konusunda da bir arayüz mekanizması ve koordinasyon kurumu olarak bu görevi ifa ediyoruz."</p>
<p>İbrahimcioğlu, sahadaki ihtiyacı birebir görerek Ekonomi Koordinasyon Kurulu'na iletme fırsatı bulduklarını ifade etti.</p>
<p>Bu kapsamda 2 yıl içerisinde 360 bin işletme ziyareti gerçekleştirdiklerini aktaran İbrahimcioğlu, ziyaretlerle finansmana erişimden destek programlarındaki ihtiyaca kadar yeni programların ve finansmanın çıkmasını sağlayan 230 bin anket verisi topladıklarını dile getirdi.</p>
<p>ADASO Başkanı Zeki Kıvanç da KOSGEB’in sunduğu desteklerin sadece birer teşvik paketi değil, KOBİ'leri küresel devlerle aynı kulvarda koşturacak stratejik birer can suyu olduğunu kaydetti.</p>
<p>Toplantı daha sonra basına kapalı devam etti.</p>
<p>(AA)</p>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kredi-kefalet-kurumlariyla-yaptigimiz-anlasmalarla-potansiyeli-artirdik-77147</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/7/1280x720/ahmet-serdar-ibrahimcioglu-1776263765.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KOSGEB Başkanı Ahmet Serdar İbrahimcioğlu, &quot;KOSGEB&#039;in toplamdaki bütçesi 7 milyar lira olduğu geçtiğimiz yıl biz KOBİ&#039;lerimize 35 milyar liralık finansal destek sürdük. Bunun temelinde aslında kaldıraç etkisi yatıyor. Özellikle kredi finansmanına erişimin KOBİ&#039;ler için daha da zorlaştığı dönemde biz bu finansal mekanizmaların kredi kefalet kurumlarıyla yaptığımız anlaşmalarla potansiyelini artırmış olduk.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/butce-acigi-martta-2299-milyar-lira-77110</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 11:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bütçe açığı martta 229,9 milyar lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, Mart 2026'ya ait bütçe uygulama sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre, martta merkezi yönetim bütçe gelirleri geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 60,6 artarak 1 trilyon 230 milyar 545 milyon liraya, bütçe giderleri de yüzde 42,1 yükselerek 1 trilyon 460 milyar 416 milyon liraya ulaştı.</p>
<p>Ocak-mart döneminde de bütçe gelirleri, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 66,4 artışla, 4 trilyon 5 milyar 382 milyon liraya çıktı. Bütçe giderleri de aynı dönemde, yüzde 42 yükselerek 4 trilyon 425 milyar 431 milyon lira oldu.</p>
<p>Merkezi yönetim bütçesi, martta 229 milyar 872 milyon lira, ocak-mart döneminde de 420 milyar 49 milyon lira açık verdi.</p>
<p><strong>Ödeneğin yüzde 7,7'si kullanıldı</strong></p>
<p>Merkezi yönetim bütçe giderleri Mart 2025'te 1 trilyon 27 milyar 727 milyon lira iken bu yılın mart ayında yüzde 42,1 artışla 1 trilyon 460 milyar 416 milyon liraya yükseldi. Böylece 2026'da merkezi yönetim bütçe giderleri için öngörülen 18 trilyon 978 milyar 815 milyon lira ödeneğin yüzde 7,7'si kullanılmış oldu.</p>
<p>Faiz dışı dengede geçen yıl martta 100 milyar 223 milyon lira açık, bu yılın aynı ayında 6 milyar 87 milyon lira fazla oldu.</p>
<p>Faiz hariç bütçe giderleri, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 41,3 artarak 1 trilyon 224 milyar 457 milyon liraya yükseldi. Faiz hariç giderlerin bütçe ödeneklerine göre gerçekleşme oranı ise 2025'in aynı ayında yüzde 6,8 iken geçen ay yüzde 7,5 olarak hesaplandı.</p>
<p>Martta personel giderleri, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 44 artarak 406 milyar 436 milyon lira olurken, personel giderleri için bütçede öngörülen 4 trilyon 907 milyar 309 milyon lira ödeneğin yüzde 8,3'ü kullanıldı.</p>
<p>Sosyal güvenlik kurumlarına devlet primi giderleri martta geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 49,6 artışla 53 milyar 511 milyon liraya yükseldi ve bütçede öngörülen 599 milyar 691 milyon lira ödeneğin yüzde 8,9'u kullanılmış oldu.</p>
<p>Söz konusu dönemde, mal ve hizmet alım giderleri için bütçede öngörülen 1 trilyon 249 milyar 568 milyon lira ödeneğin yüzde 9,1'i harcandı. Martta, yüzde 41,1 artışla 113 milyar 807 milyon lira mal ve hizmet alımı gideri gerçekleşti.</p>
<p>Cari transferler martta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 45,1 artarak 542 milyar 223 milyon lira oldu. Bütçede öngörülen 6 trilyon 870 milyar 794 milyon lira ödeneğin yüzde 7,9'u kullanıldı.</p>
<p>Martta 55 milyar 900 milyon lira sermaye gideri yapılırken, sermaye transferi 32 milyar 761 milyon lira olarak gerçekleşti. Borç verme giderleri ise 19 milyar 819 milyon lira oldu. Faiz giderleri geçen yılın aynı ayına göre yüzde 46,3 artışla 235 milyar 959 milyon lira olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>Bütçe gelirleri</strong></p>
<p>Merkezi yönetim bütçe gelirleri, geçen yılın mart ayında 766 milyar 261 milyon lira iken bu yılın aynı ayında yüzde 60,6 artarak 1 trilyon 230 milyar 545 milyon liraya çıktı. Bütçe tahminine göre, bütçe gelirlerinin mart ayı gerçekleşme oranı 2025'te yüzde 6 iken geçen ay yüzde 7,6 oldu.</p>
<p>Vergi gelirleri tahsilatı, geçen ay 2025'in mart ayına göre yüzde 63,9 artarak 1 trilyon 57 milyar 171 milyon liraya çıktı. Vergi gelirlerinin bütçe tahminine göre gerçekleşme oranı 2025'te yüzde 5,8 iken geçen ay yüzde 7,6 olarak tespit edildi.</p>
<p>Genel bütçe vergi dışı diğer gelirleri yüzde 39,6 artarak 139 milyar 221 milyon liraya çıktı. Özel bütçeli idarelerin öz gelirleri 29 milyar 587 milyon lira, düzenleyici ve denetleyici kurumların gelirleri 4 milyar 566 milyon lira olarak hesaplandı.</p>
<p>Vergi türleri itibarıyla martta geçen yılın aynı ayına göre, gelir vergisi yüzde 81, kurumlar vergisi yüzde 360,4, özel tüketim vergisi yüzde 29, banka ve sigorta muameleleri vergisi yüzde 33,1, ithalde alınan katma değer vergisi yüzde 37,7, damga vergisi yüzde 59,8, harçlar yüzde 70,3, diğer vergiler tahsilatı yüzde 33,7, dahilde alınan katma değer vergisi yüzde 127,2 arttı.</p>
<p><strong>Ocak-mart dönemi gerçekleşmeleri</strong></p>
<p>Merkezi yönetim bütçe giderleri, Ocak-Mart 2025 döneminde 3 trilyon 117 milyar 586 milyon lira iken, bu yılın aynı döneminde yüzde 42 artışla 4 trilyon 425 milyar 431 milyon liraya yükseldi. Böylelikle 2026'da merkezi yönetim bütçe giderleri için öngörülen 18 trilyon 978 milyar 815 milyon lira ödeneğin yüzde 23,3'ü kullanılmış oldu.</p>
<p>Faiz hariç bütçe giderleri, ocak-mart döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 33,8 artarak 3 trilyon 549 milyar 360 milyon liraya çıktı. Faiz hariç giderlerin bütçe ödeneklerine göre gerçekleşme oranı yüzde 21,9 olarak hesaplandı.</p>
<p>Personel giderleri, söz konusu dönemde yüzde 41,1 artışla 1 trilyon 298 milyar 926 milyon lira olurken personel giderleri için bütçede öngörülen 4 trilyon 907 milyar 309 milyon lira ödeneğin yüzde 26,5'i kullanıldı.</p>
<p>Sosyal güvenlik kurumlarına devlet primi giderleri, bu dönemde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 47,6 artarak 164 milyar 506 milyon liraya yükseldi ve bütçede öngörülen 599 milyar 691 milyon lira ödeneğin yüzde 27,4'ü kullanılmış oldu.</p>
<p>Ocak-mart döneminde mal ve hizmet alım giderleri için bütçede öngörülen 1 trilyon 249 milyar 568 milyon lira ödeneğin, yüzde 21,2'si harcandı. Bu dönemde yüzde 41,8 yükselişle 265 milyar 323 milyon lira mal ve hizmet alımı gideri gerçekleşti.</p>
<p>Cari transferler yüzde 35,5 artarak 1 trilyon 603 milyar 790 milyon lira oldu. Bütçede öngörülen 6 trilyon 870 milyar 794 milyon lira ödeneğin yüzde 23,3'ü kullanıldı.</p>
<p>Söz konusu dönemde 116 milyar 449 milyon lira sermaye gideri, 36 milyar 35 milyon lira sermaye transferi yapıldı. Borç verme giderleri ise 64 milyar 331 milyon lira olarak hesaplandı.</p>
<p>Faiz giderleri yüzde 88,8 artarak 876 milyar 71 milyon lira oldu.</p>
<p>Merkezi yönetim bütçe gelirleri ise geçen yılın ocak-mart döneminde 2 trilyon 406 milyar 769 milyon lira iken, bu yılın aynı döneminde yüzde 66,4 artışla 4 trilyon 5 milyar 382 milyon liraya çıktı. Bütçe tahminine göre, bütçe gelirlerinin ocak-mart dönemi gerçekleşme oranı 2025'te yüzde 18,8 iken bu yılın aynı döneminde yüzde 24,6'ya yükseldi.</p>
<p>Vergi gelirleri tahsilatı, söz konusu dönemde geçen yılın ocak-mart dönemine göre yüzde 66,1 artarak 3 trilyon 360 milyar 367 milyon liraya ulaştı. Vergi gelirlerinin bütçe tahminine göre gerçekleşme oranı ise yüzde 24,3 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Genel bütçe vergi dışı diğer gelirleri de yüzde 76,4 artarak 530 milyar 951 milyon liraya çıktı. Özel bütçeli idarelerin öz gelirleri 81 milyar 866 milyon lira, düzenleyici ve denetleyici kurumların gelirleri 32 milyar 197 milyon lira olarak belirlendi.</p>
<p>Vergi türleri itibarıyla ocak-mart döneminde geçen yılın aynı dönemine göre gelir vergisi yüzde 73,7, dahilde alınan katma değer vergisi yüzde 53,7, özel tüketim vergisi yüzde 26, banka ve sigorta muameleleri vergisi yüzde 33,4, ithalde alınan katma değer vergisi yüzde 30,5, damga vergisi yüzde 55,9, harçlar yüzde 79,8, diğer vergi gelirleri yüzde 33,1 ve kurumlar vergisi yüzde 1636,2 arttı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/butce-acigi-martta-2299-milyar-lira-77110</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/butce-para-tl-lira.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakanlığının mart verilerine göre, bütçe gelirleri, yaklaşık 1,2 trilyon lira, giderleri de 1,5 trilyon lira olarak hesaplandı. Bütçede bu dönemde 229,9 milyar lira, ilk çeyrekte ise 420 milyar lira açık oluştu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-uretimi-subatta-yuzde-13-azaldi-77108</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 11:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnşaat üretimi şubatta yüzde 1,3 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Şubat 2026'ya ait inşaat üretim endeksi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre endeks, şubat ayında yıllık bazda yüzde 5,9 artış kaydetti.</p>
<p>İnşaatın alt sektörleri incelendiğinde endeksin, söz konusu ayda geçen yılın aynı ayına kıyasla bina inşaatı sektöründe yüzde 4,9, bina dışı yapıların inşaatında yüzde 12 ve özel inşaat faaliyetlerinde yüzde 5,5 yükseldiği görüldü.</p>
<p>Endeks, şubatta aylık bazda ise yüzde 1,3 azaldı.</p>
<p>Endeks, bina inşaatı sektöründe aylık yüzde 2,5 azalış gösterirken bina dışı yapıların inşaatında yüzde 1,2 ve özel inşaat faaliyetlerinde yüzde 1,3 artış gösterdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-uretimi-subatta-yuzde-13-azaldi-77108</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/insaat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in şubat verilerine göre inşaat üretim endeksi, aylık bazda yüzde 1,3 azalırken, yıllık bazda ise yüzde 5,9 artış gösterdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hizmet-uretimi-subatta-yuzde-12-artti-77106</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 11:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hizmet üretimi şubatta yüzde 1,2 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Şubat 2026'ya ait hizmet üretim endeksi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre endeks, şubatta geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 2,3 yükseldi.</p>
<p>Alt sektörler incelendiğinde, yıllık bazda ulaştırma ve depolama hizmetleri yüzde 0,3 ve gayrimenkul hizmetleri yüzde 8,7 azalırken konaklama ve yiyecek hizmetleri yüzde 3,5, bilgi ve iletişim hizmetleri yüzde 13,3, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetler yüzde 5,6, idari ve destek hizmetleri ise yüzde 1,4 artış kaydetti.</p>
<p><strong>Aylık veriler</strong></p>
<p>Hizmet üretim endeksi, şubatta bir önceki aya göre yüzde 1,2 yükseliş gösterdi.</p>
<p>Alt sektörler incelendiğinde, aylık bazda konaklama ve yiyecek hizmetleri yüzde 0,7 geriledi, ulaştırma ve depolama hizmetleri yüzde 0,9, bilgi ve iletişim hizmetleri yüzde 3,6, gayrimenkul hizmetleri yüzde 1,6, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetler yüzde 2, idari ve destek hizmetleri ise yüzde 1,2 artış kaydetti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hizmet-uretimi-subatta-yuzde-12-artti-77106</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/7/1280x720/otel-resepsiyon-1752676788.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in şubat verilerine göre hizmet üretim endeksi, aylık yüzde 1,2, yıllık yüzde 2,3 artış kaydetti. . ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tarim-ufe-martta-yuzde-385-artti-77104</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 11:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarım ÜFE martta yüzde 3,85 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Mart 2026 dönemine ait Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi (Tarım ÜFE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre endeks, martta bir önceki aya kıyasla yüzde 3,85, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 12,88, geçen yılın aynı ayına oranla yüzde 36,09 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 39,25 artış gösterdi.</p>
<p>Sektörlerde bir önceki aya göre değişime bakıldığında, tarım ve avcılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 4,06, ormancılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 1,79 artış, balık ve diğer balıkçılık ürünleri, su ürünleri, balıkçılık için destekleyici hizmetlerde yüzde 0,1 azalış oldu.</p>
<p>Ana gruplarda bir önceki aya göre, tek yıllık (uzun ömürlü olmayan) bitkisel ürünlerde yüzde 12,21, canlı hayvanlar ve hayvansal ürünlerde yüzde 3,3 artış görülürken çok yıllık (uzun ömürlü) bitkisel ürünlerde yüzde 7,34 azalış meydana geldi.</p>
<p>Yıllık değişimin en yüksek olduğu alt grup yüzde 56,36 artışla diğer ağaç ve çalı meyveleri ile sert kabuklu meyveler, aylık değişimin en yüksek olduğu alt grup da yüzde 20,37 ile sebze ve kavun-karpuz, kök ve yumrular oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tarim-ufe-martta-yuzde-385-artti-77104</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/0/1280x720/tarim-1764745417.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mart verilerine göre Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi, aylık bazda yüzde 3,85, yıllık bazda da yüzde 36,09 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrikli-skuterlerde-yerlilik-kriterleri-belirlendi-77102</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 11:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrikli skuterlerde yerlilik kriterleri belirlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Elektrikli skuterlerin üretiminde uygulanacak yerlilik kriterleri ile bunların belgelendirilmesiyle ilgili usul ve esaslar belirlendi.</p>
<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının Elektrikli Skuterlerin Üretimindeki Yerlilik Esasları Hakkında Tebliğ'i Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Tebliğ, elektrikli skuterlerin üretimindeki yerlilik esaslarının belirlenmesine ve bunların Türk Standardları Enstitüsü (TSE) tarafından belgelendirilmesine ilişkin usul ve esasları düzenliyor.</p>
<p>Düzenleme, 1 Temmuz itibarıyla U-Net sistemine kaydedilecek skuterlerin yerlilik şartını sağlamasına yönelik kriterleri kapsıyor.</p>
<p>Buna göre, elektrikli skuter üretici belgesi başvuruları TSE'ye yapılacak. Başvuru sahipleri, skuter veya aksamlarına ilişkin yerli malı belgelerini başvuru sırasında sunmakla yükümlü olacak.</p>
<p>TSE, gerekli görmesi halinde ilave bilgi ve belge talep edebilecek.</p>
<p>Belgelendirme sürecinde elektrikli skuterler, "batarya ve şasi", "motor" ile "anakart, gömülü yazılım, nesnelerin internet (IoT) cihazı ve fren sistemi" olmak üzere üç grup altında incelenecek.</p>
<p>Elektrikli skuter üreticisinin belge alabilmesi için birinci gruptaki aksamlardan en az birinin yerli olması zorunlu tutulurken, buna ek olarak motorun yerli olması veya üçüncü gruptaki aksamlardan en az ikisinin yerli olması şartı aranacak. Birinci gruptaki iki aksamın da yerli olması halinde ise diğer gruplar için yerlilik şartı gerekmeyecek.</p>
<p>TSE, uygun bulunan başvurular için "elektrikli skuter üretici belgesi" düzenleyecek. Belgelendirme süreci, nihai başvurunun alınmasından itibaren en geç 20 iş günü içinde tamamlanacak. Belgenin geçerlilik süresi ise 1 yıl olacak.</p>
<p>Enstitünün gerekli görmesi halinde üretim yerinde inceleme yapılabilecek, eksikliklerin giderilmemesi durumunda belge verilmeyecek veya iptal edilebilecek.</p>
<p>Başvuru sahipleri, TSE kararlarına karşı 15 gün içinde itiraz edebilecek.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrikli-skuterlerde-yerlilik-kriterleri-belirlendi-77102</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/9/1280x720/elektrikli-skuter-1764665250.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan tebliğe göre, skuterler, yerlilik şartını taşıması için &quot;batarya ve şasi&quot;, &quot;motor&quot; ile &quot;anakart, gömülü yazılım, nesnelerin internet cihazı ve fren sistemi&quot; olmak üzere üç grupta incelenecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/balikta-avciligin-payi-yuzde-38e-geriledi-77100</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 11:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Su ürünleri üretimi 1 milyon tona yaklaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Başkanı Şemsi Bayraktar, denizlerde av yasağının başladığı 15 Nisan itibarıyla sektörün gelen bir değerlendirmesini yaptı.</p>
<p>Su ürünleri üretiminde önemli potansiyele sahip Türkiye’de üretimin 2014 yılıda 537 bin ton iken, 2024’te 933 bin tona yükseldiğini belirten Bayraktar, “Bu artışın önemli bir kısmı yetiştiricilik faaliyetlerinden kaynaklanıyor. 2014 yılında toplam üretimin yüzde 56,3’ü avcılıkla sağlanırken, 2024 yılında bu oran yüzde 38,2’ye geriledi” dedi. Aynı dönemde yetiştiricilik üretiminin yüzde 145,4 oranında arttığını kaydeden Bayraktar, deniz balık avcılığının ise yüzde 25.5 artış gösterdiğini kaydetti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69df4945d52e4-1776240965.jpg" alt="" width="700" height="394" />Bu kapsamda en çok avlanan balık 153 bin 175 ton ile hamsi olurken, bunu 49 bin 278 ton ile palamut ve 17 bin 818  ton ile de sardalya takip etti.<br />Açık deniz balıkçılığına yönelik altyapı yetersizliği nedeniyle kıyı suları üzerindeki av baskısının arttığını belirten Bayraktar, <br />“Bu noktada sürdürülebilir avcılık, sektörümüzün geleceği açısından hayati önem taşıyor. Balık stoklarının korunması ve geliştirilmesi için bilimsel araştırmaların artırılması, koruma ve kontrol faaliyetlerinin güçlendirilmesi gerekiyor” dedi.</p>
<p>Dünyada kişi başına su ürünleri tüketimi 20.7 kg iken Türkiye’de 7 .7 kg olduğunu söyleyen Şemsi Bayraktar, “Av yasağı süresince kurallara uyulması büyük önem arz ediyor. Boy yasağına aykırı küçük balıkların satışı, yasaklı türlerin avlanması ve hijyen koşullarına uyumsuzluk gibi konularda denetimlerin artırılması gerekiyor. Yasak avcılık faaliyetlerinin Tarım ve Orman İl/İlçe Müdürlüklerine ya da jandarmaya bildirilmesi önem taşıyor” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/balikta-avciligin-payi-yuzde-38e-geriledi-77100</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/8/1280x720/balikcilikta-kurallar-yeniden-duzenlendi-palamut-sezonu-15-agustosta-baslayacak-1744787295.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Denizlerde av yasağı bugün itibarıyla başladı. Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan TZOB Başkanı Bayraktar, su ürünleri üretimi 1 milyon tona yaklaştığını söyledi. 2014 yılında toplam üretimin yüzde 56,3’ü avcılıkla sağlandığını söyleyen Bayraktar, 2024 yılında bu oranın yüzde 38,2’ye gerilediğini kaydetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/aldatici-reklamlara-50-milyon-lira-ceza-77098</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 11:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Aldatıcı reklamlara&#039; 49,9 milyon lira ceza</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Ticaret Bakanlığı Reklam Kurulu, incelediği 132 dosyadan 117’sini mevzuata aykırı bulurken, bunlara 49 milyon 874 bin lira idari para cezası uyguladı.</p>
<p>İncelemeler kapsamında internet servis sağlayıcılarının çağrı merkezi gibi kendilerini tanıtan ve müşterilere modemlerinin arızalı olduğunu söyleyerek yüksek fiyattan modem satanlar da tespit edildi.</p>
<p>Değerlendirmelerde ürünlerin tüketicilere hiç gönderilmediği ya da vaat edilen nitelikleri taşımadığı, ayrıca tüketicilerin bedel iadesi taleplerinin karşılanmadığı mağduriyetler oluştuğu anlaşıldı.</p>
<p>Ayrıca, yasa dışı bahis ve kumar reklamı yaptığı tespit edilen 15 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli kararı alındı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/aldatici-reklamlara-50-milyon-lira-ceza-77098</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/ticaret-bakanligi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Reklam Kurulu&#039;nun aldatıcı reklamlara 49 milyon 874 bin liralık ceza uyguladığı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/cinli-enerji-devi-bursayi-lojistik-us-yapacak-77093</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 10:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çinli enerji devi Bursa&#039;yı lojistik üs yapacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Küresel enerji sektörünün önemli oyuncularından Çin merkezli PTTX (Wuxi Putian Iron and Core), Bursa’yı bölgesel üretim ve lojistik üssü haline getirme hedefi doğrultusunda yatırımlarını büyütüyor. Halihazırda Bursa Serbest Bölgesi’nde PTTX Elektrik Teknolojileri Sanayi Limited Şirketi adıyla faaliyet gösteren şirket, otomotiv yan sanayinde üretim yapan İspanyol-Japon ortaklığı Ficosa’ya ait mevcut tesisleri satın alarak yeni yatırım sürecini başlattı. 24 bin metrekarelik alanda mülkiyet devrinin tamamlanmasının ardından trafo çekirdeği üretimine uygun modernizasyon, makine parkuru kurulumu ve altyapı çalışmaları başladı. Benzer yatırımlar dikkate alındığında tesisin ileri teknoloji makine parkuru ve robotik altyapısıyla birlikte yaklaşık 150 milyon doları, yani 5 milyar TL’yi aşan yatırım hacmine ulaşacağı öngörülüyor. 2026 yılı içinde tam kapasite faaliyete geçmesi planlanan tesiste tasarım, hassas kesim ve robotik çekirdek dizimi süreçlerinin tamamı gerçekleştirilecek. Üretimde ayrıca enerji kayıplarını minimuma indiren patentli USL (Ultra-stabil Düşük Kayıplı) silisli sac teknolojisi kullanılacak. Bursa tesisinin düşük karbon ayak izi ve yüksek enerji verimliliği sağlayan ekipmanlarla küresel ESG standartlarına uygun üretim yapacağı belirtiliyor. Gemlik Limanı’na yakınlığı nedeniyle tercih edilen tesis, Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Afrika pazarlarına yönelik önemli bir ihracat merkezi olarak konumlandırılıyor.</p>
<h2><strong>Amerika bağlantılı yeni yatırım gündemde</strong></h2>
<p>Bursa Serbest Bölgesi (BUSEB) Yönetim Kurulu Başkan Vekili Mahmut Yılmaz, yatırımın klasik üretim anlayışından farklı olarak doğrudan yüksek katma değerli teknolojiye odaklandığını belirterek, “Trafo çekirdeği üretimine uygun modernizasyon yapacaklar. Artık sadece kabin ya da klasik ekipman değil, bugünün teknolojik ihtiyaçlarına cevap veren üretim geliyor. Sanayinin bu yöne evrilmesi gerekiyor” dedi. Mahmut Yılmaz, yatırımın serbest bölgenin uluslararası yatırımcı nezdindeki cazibesini koruduğunu vurgulayarak, “Şu anda işlem hacmimiz artıyor. Türkiye genelinde serbest bölgeler arasında üçüncü sıradayız. Yer kalmadığı için gelen yatırımlar mevcut boşalan alanlara yöneliyor. Ficosa’nın ayrıldığı alan da bu nedenle çok hızlı değerlendirildi” diye konuştu. Yılmaz, bölgede yeni yatırım taleplerinin sürdüğünü belirterek, özellikle enerji ve ileri teknoloji alanında ikinci büyük yatırım için görüşmeler yapıldığını söyledi. Çinli yatırımın ardından Amerika ile yoğun iş yapan büyük ölçekli bir teknoloji firmasının da Bursa Serbest Bölgesi ile ilgilendiğini açıklayan Yılmaz, “Şu anda iki önemli yatırım başlığı var. Biri devreye girerse işlem hacmimiz çok daha yukarı çıkacak. Amerika’ya yoğun çalışan büyük bir firma gündemde” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türkiye’nin ihracatta kilogram değerini yükseltmesi gerektiğine dikkat çeken Yılmaz, düşük katma değerli üretim yerine teknoloji yoğun sanayinin öne çıkmasının zorunlu hale geldiğini söyledi. Serbest bölgede büyümenin önündeki en büyük engelin alan yetersizliği olduğunu da dile getiren Yılmaz, yeni yatırım alanları oluşturulamadığı sürece büyük ölçekli yatırımcıların çekilmesinin zorlaştığını söyledi. Yılmaz, “200-300 dönümlük yer isteyen yatırımcı geliyor ama elimizde parsel yapısı buna uygun değil. Büyük bütünleşik alanlara ihtiyaç var. Eğer planlanan genişleme gerçekleşirse bölgenin işlem hacmi çok daha yüksek seviyelere çıkar” diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/cinli-enerji-devi-bursayi-lojistik-us-yapacak-77093</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/3/1280x720/cinli-enerji-devi-bursayi-lojistik-us-yapacak-1776237125.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çin merkezli PTTX, Bursa Serbest Bölgesi’nde satın aldığı 24 bin metrekarelik tesisi trafo çekirdeği üretimine dönüştürüyor. 2026’da devreye girecek yatırımın, yüksek teknoloji üretimiyle bölgenin ihracat yapısını değiştireceği belirtildi. Serbest Bölge yönetimi, Çinli yatırımın ardından Amerika’ya çalışan büyük bir teknoloji firmasının da gündeminde olduğunu açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/deniz-tasitlarinda-kullanilan-termosifonlar-damping-onleminden-cikarildi-77109</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Deniz taşıtlarında kullanılan termosifonlar damping önleminden çıkarıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan "İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ'de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ", Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Bakanlıktan, konuya ilişkin yapılan açıklamada, uluslararası kurallar çerçevesinde yürütülen soruşturmalar sonucunda yerli üreticilerin haksız rekabete karşı güçlü şekilde korunarak dampingli ithalattan kaynaklanan zararın önüne geçildiği belirtildi.</p>
<p>Bu kapsamda, halihazırda dampinge ve sübvansiyona karşı 149 kesin, 1 geçici önlemin bulunduğuna, 9 ürün hakkında 26 nihai gözden geçirme, 10 ürün hakkında da 20 damping soruşturmasının devam ettiğine dikkat çekilen açıklamada, şu ifadeler kullanıldı:</p>
<p>"Dampingli ithalattan zarar gördüğünü iddia eden yerli üretim dalı tarafından gerçekleştirilen, söz konusu ithalata önlem alınması için usulüne uygun hazırlanmış bir başvuru üzerine ilgili mevzuat çerçevesinde gerekli şartların sağlanması halinde soruşturma açılabilmekte ve soruşturma sonucunda damping, zarar ve illiyet bağının tespit edilmesi durumunda önlem alınabilmektedir."</p>
<p>Açıklamada, Çin, İtalya ve Sırbistan menşeli termosifon-elektrikli, depolu su ısıtıcısı ithalatına yönelik 30 Ağustos 2025 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ uyarınca, Çin için CIF bedelin yüzde 22'si ile yüzde 49'u, İtalya için CIF bedelin yüzde 12'si ila yüzde 24'ü arasında ve Sırbistan için CIF bedelinin yüzde 29'u olmak üzere ülke ve firma bazında değişen oranlarda dampinge karşı önlemlerin yürürlüğe konulduğu kaydedildi.</p>
<p>Açıklamada, yeni tebliğ ile "İstatistik Pozisyonlarına Bölünmüş Türk Gümrük Tarife Cetveli"nde yer alan "deniz taşıtlarında kullanılan türde termosifonlar"ın yürürlükteki dampinge karşı kesin önlemin kapsamından çıkarıldığı bildirilerek, Bakanlığın, adil olmayan uygulamalara ve haksız rekabete karşı yerli üretimin yanında yer almaya, üretim ve istihdam hedefleri doğrultusunda ithalat politikalarını etkin bir şekilde düzenlemeye devam edeceği vurgulandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/deniz-tasitlarinda-kullanilan-termosifonlar-damping-onleminden-cikarildi-77109</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/resmi-gazete-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Deniz taşıtlarında kullanılan türde termosifonlar&quot; yürürlükteki dampinge karşı kesin önlem kapsamından çıkarıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ticaret-bakani-omer-bolat-yatirimlarin-kaydirildigi-ulke-turkiye-olacak-77090</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ticaret Bakanı Ömer Bolat: Yatırımların kaydırıldığı ülke Türkiye olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Türkiye’nin önemli mobilya üretim merkezlerinden İnegöl’de düzenlenen 54. MODEF Uluslararası İnegöl Mobilya Fuarı kapılarını açtı.</p>
<p>Açılışta konuşan Ticaret Bakanı Ömer Bolat, fuarın Türk mobilya sektörünün geldiği noktayı göstermesi açısından önemli bir vitrin olduğunu belirtti. Türk mobilya sektörünün son yıllarda büyük bir sıçrama gerçekleştirdiğine dikkat çeken Bolat, 2002 yılında 240 milyon dolar seviyesinde olan ihracatın bugün 4,6 milyar dolara ulaştığını söyledi. Türkiye’nin dünyada en fazla mobilya ihracatı yapan ilk 10 ülke arasında yer aldığını vurgulayan Bolat, sektörün 200’ün üzerinde ülkeye ihracat gerçekleştirdiğini ifade etti. İnegöl’ün bu başarıdaki rolüne de değinen Bolat, Türkiye mobilya ihracatının yaklaşık yüzde 28’inin bu merkezden yapıldığını belirtti. Bolat, 2026 yılının ilk çeyreğinde ise sektörün 300 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdiğini kaydetti. Mobilya sektörünün güçlü iç talep ile desteklendiğini dile getiren Bolat, Türkiye’de her yıl yüz binlerce yeni konut ve evlilikle birlikte mobilya ihtiyacının süreklilik arz ettiğini söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69df3850575f2-1776236624.jpg" alt="" width="590" height="393" /></p>
<h2><strong>Finansman ve ihracat desteği vurgusu</strong></h2>
<p>Sektörün rekabet gücünü artırmaya yönelik desteklerin sürdüğünü belirten Bolat, Eximbank ve Merkez Bankası kaynaklı ihracat ve reeskont kredi limitinin günlük 4,5 milyar liraya çıkarıldığını açıkladı. Bu kaynağın önemli bir bölümünün mobilya sektörünün de içinde bulunduğu emek yoğun sektörlere yönlendirildiğini ifade eden Bolat, finansman maliyetlerinde de ciddi sübvansiyon sağlandığını dile getirdi. Küresel gelişmelerin ticaret üzerindeki etkilerine de değinen Bolat, özellikle yakın coğrafyada yaşanan gerilimlere rağmen Türkiye’nin istikrarlı yapısıyla öne çıktığını söyledi. Bu durumun, yatırım ve siparişlerin Türkiye’ye yönelmesini desteklediğini ifade etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69df386ba1b56-1776236651.jpg" alt="" width="613" height="460" /></p>
<h2><strong>İnegöl’ün üretim ve ihracat gücü</strong></h2>
<p>MODEF Başkanı Yavuz Uğurdağ ise İnegöl’ün mobilyada bir üretim ve ihracat üssü olduğunu vurguladı. Şehrin dış ticaret hacminin 1,5 milyar dolara ulaştığını belirten Uğurdağ, ihracatın 1,25 milyar dolar seviyesinde gerçekleştiğini ve İnegöl’ün yaklaşık 1 milyar dolar dış ticaret fazlası verdiğini söyledi. Fuarın yalnızca stantlardan ibaret olmadığını, İnegöl’ün üretim altyapısı ve mobilya merkezleriyle bütüncül bir ticaret ekosistemi sunduğunu belirten Uğurdağ, MODEF’in alıcılarla üreticileri doğrudan buluşturan güçlü bir platform olduğunu ifade etti. Uluslararası İnegöl Mobilya Fuarı, 18 Nisan’a kadar sektör profesyonellerini ağırlamaya devam edecek. Fuarın açılışına Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat’ın yanı sıra Bursa Valisi Erol Ayyıldız, Milletvekilleri, Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba, İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı İbrahim Burkay, sivil toplum kuruluşları yöneticileri, yurtdışı ve yurtiçi olmak üzere birçok üretici katıldı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ticaret-bakani-omer-bolat-yatirimlarin-kaydirildigi-ulke-turkiye-olacak-77090</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/0/1280x720/ticaret-bakani-omer-bolat-yatirimlarin-kaydirildigi-ulke-turkiye-olacak-1776236681.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İnegöl’de 54’üncüsü düzenlenen MODEF Uluslararası Mobilya Fuarı, sektörün ihracat gücünü ve küresel rekabet iddiasını bir kez daha ortaya koydu. Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Türkiye’nin mobilyada ilk 10 ihracatçı ülke arasında yer aldığını vurgularken, sektöre yönelik finansman desteklerinin artırıldığını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/risk-kalici-hale-geldi-is-dunyasi-yeni-denge-ariyor-77088</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 09:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Risk kalıcı hale geldi, iş dünyası yeni denge arıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FERZAN ÇAKIR</strong></p>
<p>Kurumsal Risk Yönetimi Derneği (KRYD) tarafından düzenlenen 12. Global Riskler Zirvesi, “Nasıl Yönetiriz? Belirsizlikten Dayanıklılığa” temasıyla İstanbul’da gerçekleştirildi. Sabancı Center’daki zirve, iş dünyası, finans ve akademi çevrelerinden geniş katılımla yapıldı. Zirvenin Stratejik Ortaklığını ve Ana Sponsorluğu’nu Axa Sigorta üstlenirken, diğer sponsorlar AON, MARSH, Bain&amp;Company, BDO, KPMG oldu. Zirve EKONOMİ Gazetesi işbirliğinde gerçekleştirildi.</p>
<p>Zirvede, iş dünyasının karşı karşıya olduğu jeopolitik gerilimler, dijital riskler, iklim kaynaklı ve ekonomik belirsizlikler ele alınırken, risklerin artık istisnai bir durum değil, iş dünyasının yeni gerçeği olduğu yaygın görüştü.</p>
<figure class="image align-right"><img style="width: 175px; height: 310px;" src="/storage/uploads/0/0/0/69df32ec8ee1d-1776235244.png" alt="" width="244" height="432" />
<figcaption><strong>Bora Akdoğanlar</strong></figcaption>
</figure>
<p>Zirvenin açılışı KRYD Başkanı Bora Akdoğanlar ve TÜSİAD Başkanı Ozan Diren’in konuşmalarıyla yapılırken, FERMA Başkanı Philippe Cotelle de konuk konuşmacı olarak yer aldı. Zirvenin Basın sponsoru EKONOMİ Gazetesi’nin destekleriyle düzenlenen zirvenin Stratejik Ortak ve Ana Sponsoru Axa Sigorta oldu. Sabancı Center ev sahipliğinde düzenlenen zirvenin diğer sponsorları Aon, Marsh, Bain&amp;Company, BDO, KPMG oldu.</p>
<p>Programın ilerleyen bölümlerinde EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ ve Prof. Dr. Evren Balta söyleşisi ile başlayan içerik; yönetim kurullarında risk gündemi, küresel riskler, sigorta çözümleri ve yapay zekâ gibi başlıklarda panellerle devam etti.</p>
<figure class="image align-left"><img style="width: 145px; height: 259px;" src="/storage/uploads/0/0/0/69df3283a5eed-1776235139.png" alt="" width="467" height="832" />
<figcaption><strong>Orhun Köstem</strong></figcaption>
</figure>
<p>Zirvenin açılışında konuşan KRYD Yönetim Kurulu Başkanı Bora Akdoğanlar, dünyanın her geçen yıl daha karmaşık, kırılgan ve öngörülemez hale geldiğini belirterek, risklerin artık birbirini besleyen zincirler olduğunu vurguladı. Bu çerçevede zirvenin odağının “belirsizlikten dayanıklılığa geçiş” olduğunu ifade etti.</p>
<p>12. Global Riskler Zirvesi’ne ev sahipliği yapması nedeniyle Sabancı Holding’in CFO’su Orhun Köstem de bir hoş geldiniz konuşması yaptı. Merhum iş adamı Sakıp Sabancı’nın aramızdan ayrılışının 22’nci yıldönümüne denk gelen zirvede, Sakıp Sabancı da rahmet, minnet ve özlemle anıldı. </p>
<p><strong>BELİRSİZLİK NORM HALİNE GELDİ</strong></p>
<p>TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ozan Diren konuşmasında, belirsizliğin artık istisna değil norm haline geldiğini vurgulayarak, ABD-Çin rekabeti, Rusya- Ukrayna savaşı ve ticarette artan korumacılık gibi gelişmelerin etkisiyle kuralların yeniden yazıldığı bir sürecin yaşandığını ifade etti. Diren’e göre jeopolitik, ekonominin belirleyeni haline geldi. Bu durum şirketlerin yatırım ve risk yönetimi süreçlerini yeniden şekillendiriyor. Türkiye açısından bakıldığında ise nearshoring ve friendshoring eğilimlerinin önemli fırsatlar sunduğunu, bu fırsatların değerlendirilmesinin önümüzdeki dönemde belirleyici olacağını ifade etti.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69df96d3a2a38-1776260819.png" alt="" width="600" height="340" />
<figcaption><strong>Ozan Diren</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>COTELLE: BİRLİKTE DAHA GÜÇLÜ BİR RİSK YÖNETİMİ </strong></p>
<p>Avrupa Risk Yönetimi Dernekleri Federasyonu (FERMA) Başkanı Philippe Cotelle, açılış konuşmasında Avrupa genelinde risk yönetimi iş birliğini güçlendirecek yeni adımları paylaştı. Cotelle, federasyonun yaklaşımını “together stronger” sözleriyle özetleyerek, risk yönetimi ve dayanıklılık kültürünün yaygınlaştırılmasını hedeflediklerini belirtti.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img style="width: 400px; height: 348px;" src="/storage/uploads/0/0/0/69df3233a4b4b-1776235059.png" alt="" width="700" height="609" />
<figcaption><strong>Philippe Cotelle</strong></figcaption>
</figure>
<p>17 ülke başkanının katıldığı bir çalıştay düzenlendiğini aktaran Cotelle, risklere karşı yapay zeka destekli ortak bir bilgi platformu kurulacağını açıkladı.</p>
<p>İklim risklerine de dikkat çeken Cotelle, “Önlem alınmazsa bazı riskler sigortalanamaz hale gelebilir” diyerek finansman odaklı “Open Césaré” ve teknoloji kaynaklı riskler için geliştirilen “Gulliver” projelerini tanıttı.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69df60579ae77-1776246871.png" alt="" width="900" height="291" />
<figcaption>Kurumsal Risk Yönetimi Derneği'nin Yönetim Kurulu bir yıl boyunca üzerinde çalıştıkları zirveyi EKONOMİ Gazetesi'nin işbirliğinde gerçekleştirdi.</figcaption>
</figure>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Risk yönetiminde kritik halka yönetim kurulları</strong></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69df31d4ea80a-1776234964.png" alt="" width="800" height="224" /></strong></span>● Zirvenin ilk paneli “Yönetim Kurullarındaki Risk Gündemi” başlığıyla gerçekleştirildi. EKONOMİ Gazetesi Genel Koordinatörü Vahap Munyar’ın moderatörlüğünü yaptığı panelde, riskin artık artan belirsizlik ortamı nedeniyle üst karar mekanizmalarına taşındığının altı çizildi. Belirsizlik çağındaki risk yönetimine değinen ARGE Danışmanlık Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Yılmaz Argüden, “Riski iyi yönetenler değil, krizi iyi yönetenler öne çıkıyor” dedi. Türkiye’nin krizlere hızlı adapte olabildiğini ancak riskleri önleme konusunda aynı başarıyı gösteremediğini ifade etti. Bu yaklaşıma farklı bir açıdan yaklaşan UNGC Türkiye Önceki Dönem Başkanı Ahmet Dördüncü ise belirsizlik tartışmaları ile ilgili, “Belirsiz olan bir şey yok, belirgin olan şey belirsizliğin kendisi” değerlendirmesinde bulundu. Jeopolitik risklerin doğrudan yönetilemeyeceğini belirten Dördüncü, bu nedenle şirketlerin yönetim kurullarının daha stratejik bir rol üstlenmesi gerektiğini vurguladı. </p>
<p>Teknoloji ve siber risklerin artan etkisine dikkat çeken Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi Lale Saral Develioğlu ise veri sızıntıları, siber saldırılar ve yapay zekâ kaynaklı gelişmelerin riskleri daha görünür hale getirdiğini belirtti. Söz konusu risklerin çoğu zaman krizler sonrasında gündeme geldiğini ifade eden Develioğlu, risk yönetiminin belirli bir uzmana devredilemeyecek kadar kritik olduğunu, tüm yönetim kurulu üyelerinin bu alanda aktif rol alması gerektiğini söyledi. </p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Globalde ‘siber risk’ ilk sırada Türkiye’de ‘kur’</strong></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69df31aabf7bf-1776234922.png" alt="" width="800" height="213" /></strong></span>● EKONOMİ Gazetesi Koordinatörü Didem Eryar Ünlü’nün yönettiği “Küresel Riskler ve Kurumsal Dayanıklılık” panelinde ise risklerin giderek iç içe geçtiği bu dönemde, şirketlerin risk yapısına uyum sağlama ve dayanıklılıklarını artırma ihtiyacına dikkat çekildi. Panelde AON Türkiye eş CEO’su Selda Oknas Tanbay küresel risk anketi verilerini paylaşarak; global ölçekte siber risklerin ilk sırada yer aldığını, ancak Türkiye’ye özgü olarak Türkiye verilerinde döviz kuru ve faiz gibi finansal risklerin önde çıktığını ifade etti. Tanbay, Türkiye’de dokuzuncu sırada yer alan siber riskler için “farkındalık hızla değişebilir” dedi. Marsh Türkiye, Doğu Akdeniz ve Hazar Bölgesi CEO’su Tarık Serpil ise jeopolitik risklerin diğer tüm riskleri gölgede bıraktığını belirterek, 1950’lerde yüzde 20’nin üzerindeki gümrük tarifelerinin bugün yüzde 5’e kadar gerilediğini ancak yeniden yükselişe geçtiğini söyledi. Savunma harcamalarının 3 trilyon dolara ulaştığını vurgulayan Serpil, küresel bağlılık nedeniyle en kritik riskin tedarik zinciri olduğunu ifade etti. Risklerin giderek daha kırılgan ve birbirini tetikleyen bir yapıya dönüştüğünü belirten KRYD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Sevgin Zorlucan Eke Türkiye’de işletmelerin yüzde 99,6’sını oluşturan KOBİ’lerin istihdamın yüzde 70’ini sağladığını hatırlatarak, KOBİ dayanıklılığının ekonomik yapı açısından kritik olduğunu vurguladı.</p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Küresel riskler değişiyor, belirsizlik derinleşiyor</strong></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69df3187a8686-1776234887.png" alt="" width="800" height="215" /></strong></span>● “Risk Yönetiminde Küresel Perspektifler” başlıklı paneli FERMA CEO’su Laurent Nihoul yönetti. McKinsey &amp; Company, Associate Partner Galileo Husseini paneldeki konuşmasında, şirketlerin üçte ikisinde risk konularına özel yönetim kurulu komiteleri bulunduğunu, risklere karşı hazırlıklı olduğunu düşünen şirket oranının ise son bir yılda iki katına çıkarak yüzde 15’ten yüzde 30’a yükseldiğini söyledi. Bu tabloyu sahadaki uygulamalar açısından değerlendiren KRYD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Volkan Can ise geçmişte şirketlerin karşılaştığı risklerin büyük ölçüde sigortalanabilir olduğunu ancak bugün öne çıkan risklerin önemli bir kısmının bu kapsamın dışında kaldığını belirterek, artık şirketlerin riskleri doğrudan yönetmek zorunda olduğunu ifade etti.</p>
<p>Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi, CARF Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Vedat Akgiray ise risk yönetimine daha kavramsal bir perspektif getirerek pandemiyle birlikte ölçülemeyen risklerin sistemin parçası haline geldiğini, risk yöneticilerinin temkinli ancak iyimser bir bakış açısına sahip olması gerektiğini vurguladı.</p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Sigortada sorun rekabet değil, kapasite</strong></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69df3164d322f-1776234852.png" alt="" width="800" height="220" /></strong></span>● Gazeteci, Yazar Noyan Doğan’ın yönettiği “Güncel Riskler ve Sigorta Çözümleri” başlıklı panelde sigorta sektöründe sorunun rekabet değil, kapasite olduğuna dikkat çekildi.</p>
<p>Sigorta sektörü özelinde ise rekabetin yönü ile sermaye kapasitesi de masaya yatırıldı. AXA Sigorta CEO’su Yavuz Ölken, sorunun rekabetten çok sigortalanma oranlarının düşüklüğü olduğunu belirterek, kurumsalda yüzde 90’lara ulaşan oranların ticari tarafta yüzde 30’un, bireyselde ise yüzde 25’in altında kaldığını söyledi. Buna rağmen rekabetin hâlâ fiyat üzerinden yürüdüğünü vurgulayan Ölken, sektörün yön değiştirmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Anadolu Sigorta Genel Müdürü Mehmet Tuğtan ise “Bugün herkes sigorta talep etse karşılayamayız” diyerek, toplam öz kaynak büyüklüğünün tek bir büyük bankanın sermayesinin dahi altında olduğuna dikkat çekti. Sermaye artışı için dış kaynak ya da kârlılık gerektiğini belirten Tuğtan, fiyat odaklı irrasyonel rekabetin bu süreci zayıflattığını söyledi.</p>
<p>Türkiye Sigorta Birliği Genel Sekreteri Özgür Obalı, Türkiye özelinde katastrofik risklerin öne çıktığını, siber risklerin ise henüz yeterince fark edilmese de hızla büyüyen bir alan olduğunu belirtti. Verinin giderek daha kritik hale geldiğini ifade eden Obalı, önümüzdeki dönemde bu alandaki risklerin daha belirleyici olacağını söyledi.</p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Şirketlerde yapay zekanın ölçeklenebilirlik sınavı</strong></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69df3140f211f-1776234816.png" alt="" width="800" height="223" /></strong></span>● “Yapay Zeka ve Yetenek Yönetimi” başlıklı paneli ise EKONOMİ Gazetesi Yazıişleri Müdürü Handan Sema Ceylan yönetti. Şirketlerde yapay zeka kullanımı hızla yaygınlaşsa da dönüşüm henüz sınırlı kalıyor. Bain &amp; Company Türkiye Yönetici Ortağı Onur Candar, birçok kurumun hâlâ pilot uygulamalarla ilerlediğini, şirket genelinde gerçek dönüşüm yaratabilen örneklerin az olduğunu belirtti. </p>
<p>Zorlu Holding İnsan Kaynakları Grup Başkanı Hakan Timur, çoklu sektörlerde faaliyet gösteren yapılarda yapay zeka uygulamalarının parçalı kaldığını ve bunun dönüşümü zorlaştırdığını ifade ederek, şirketlerin dağınık projeler yerine değer yaratan alanlara odaklanması gerektiğini söyledi. Dönüşümün insan boyutu ise kritik noktada.</p>
<p>Borusan Holding İnsan, İletişim ve Sürdürülebilirlik Grup Başkanı Nursel Ölmez Ateş, yapay zekanın insanı ikame eden değil destekleyen bir araç olduğunu vurgularken, iş kaybı endişesinin çalışan bağlılığı üzerinde risk oluşturduğuna dikkat çekti. Bu çerçevede şirketler için asıl meselenin, yapay zekayı tekil uygulamalarla sınırlamak değil, iş modeline entegre ederek ölçeklenebilir bir dönüşüm yaratmak olduğu vurgulandı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>“Madman tam olarak bu değil!”</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69df30f08e558-1776234736.png" alt="" width="700" height="522" /></strong></span>● Zirvede “Nasıl Yönetiriz?” başlığında yapılan söyleşide EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ sordu, Özyeğin Üniversitesi Öğretim Üyesi, TÜSİAD Küresel Siyaset Forumu Akademik Koordinatörü Prof. Dr. Evren Balta cevapladı. Prof. Dr. Balta savaşların artık istisnai değil, yeni normalin bir parçası haline geldiğini vurguladı. Düşük yoğunluklu çatışmalar ve gri alan senaryolarının daha olası hale geldiğini belirten Balta, risklerin belirli ölçüde hesaplanabilirken, belirsizliklerin ise klasik modellemelerle öngörülemediğini ifade etti. Bu nedenle şirketlerin tek bir tahmine değil, farklı senaryolara dayalı stratejiler geliştirmesi gerektiğini söyledi. İran-İsrail savaşıyla ilgili soruları da yanıtlayan Balta, “Biliyorsunuz Richard Nixon, Vietnam Savaşı’nda Madman (deli adam) Teorisi’ni kullandı. Bu teori, bir liderin rasyonel davranmayabileceği, öngörülemez ve aşırı uçlarda olduğu izlenimini yayarak rakiplerini korkutma ve bu yolla taviz koparma stratejisidir. Bir gizem yaratılır, düşmanın ‘bu lider her şeyi yapabilir’ diye düşünür ve geri adım atar. Trump için de benzer bir teori gündeme geldi. Fakat bu tamamen öngörülemez bir hale geldiği için aynı etkiden bahsetmek güç. Madman tam olarak bu değil” açıklamalarını yaptı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Enflasyon yeni normal olabilir</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69df30c895321-1776234696.png" alt="" width="700" height="400" /></strong></span></p>
<p>● Zirvede “Küresel Düzeyde Jeopolitik ve Makroekonomik Risklerin Yönetimi” başlıklı söyleşiye ise KRYD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı A. Arda Koçyan ile birlikte Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi, TCMB Eski Baş Ekonomisti Prof. Dr. Hakan Kara ve AXA Group P&amp;C Commercial Lines CUO’su Etienne Champion katıldı.</p>
<p>Zirvede konuşan Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi, TCMB Eski Baş Ekonomisti Prof. Dr. Hakan Kara, küresel ekonomide artan borçluluğun yeni dönemin belirleyici unsurlarından biri haline geldiğini belirterek, borçluluğun üç temel yolla yönetildiğini söyledi: büyüme, mali disiplin ve enflasyon. Mevcut tabloda enflasyonun borcu eritmenin fiili aracı haline geldiğini vurguladı.</p>
<p>Türkiye örneğinde borç stokunun milli gelire oranının 2001’de yüzde 70-80 seviyelerinden bugün yüzde 40’lara gerilemesinde enflasyonun belirleyici olduğunu belirten Kara, benzer bir eğilimin küresel ölçekte de öne çıktığını dile getirdi.</p>
<p>Gelişmiş ülkelerde yüzde 2 enflasyon hedefinin kısa vadede gerçekçi olmadığını ifade eden Kara, yüzde 3-4 bandının yeni normal haline gelebileceğini söyledi. Merkez bankalarının da bu süreçte yalnızca fiyat istikrarına değil, finansal istikrar ve ekonomik dayanıklılığa odaklanan daha koordineli bir çerçeveye yöneldiğini belirtti.</p>
<p>AXA Group P&amp;C Commercial Lines CUO’su Etienne Champion, AXA’nın 2024 risk raporuna göre jeopolitik gerilimlerin ilk sıraya yükseldiğini, iklim değişikliğinin ikinci, siber risklerin üçüncü sırada yer aldığını belirterek risklerin çoklu kriz yapısına dönüştüğünü söyledi.*** Artan oynaklığın sigorta sektöründe sermaye ihtiyacını büyüttüğünü vurgulayan Champion, yanlış fiyatlamanın kapasiteyi daralttığını ve risklerin tamamının sigortalanmasının artık mümkün olmadığını ifade etti.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>"Risk, karar süreçlerine yansıtılmalı"</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69df30a7e62c2-1776234663.png" alt="" width="700" height="439" /></strong></span></p>
<p>● Zirvenin kapanışında KRYD Kurucu Başkanı, TKYD Başkanı Dr. Tamer Saka ile EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ değerlendirme yaptı.</p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69df30837b9c0-1776234627.png" alt="" width="400" height="376" /></strong></p>
<p>Dr. Tamer Saka, şirketlerde risk yönetiminin giderek yaygınlaştığını ancak çoğu zaman kağıt üzerinde kaldığını belirterek, asıl meselenin bu yaklaşımın yönetim kurullarında karar süreçlerine ne ölçüde yansıtılabildiği olduğunu söyledi. Kapanışta KRYD Başkanı Bora Akdoğanlar ile ev sahibi Sabancı’nın İK ve Sürdürülebilirlik Grup Başkanı Yeşim Özlale Önen 700’ün üzerindeki zirve katılımcılarına teşekkür ettiler. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/risk-kalici-hale-geldi-is-dunyasi-yeni-denge-ariyor-77088</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/8/1280x720/0870-1776260849.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KRYD’nin düzenlediği 12. Global Riskler Zirvesi, “Nasıl Yönetiriz? Belirsizlikten Dayanıklılığa” temasıyla iş dünyasını İstanbul’da buluştururken, jeopolitikten siber tehditlere uzanan çoklu risklerin kalıcı hale geldiği vurgulandı. Zirvede, yönetim kurullarından sigorta sektörüne uzanan geniş bir perspektifte risk yönetiminin yeniden tanımlandığı, şirketler için en kritik başlığın ise değişen koşullara hızlı uyum ve dayanıklılık olduğu vurgulandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/polikriz-donemindeyiz-sirketler-hazirlik-seviyelerini-artirmali-77082</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 09:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Polikriz dönemindeyiz, şirketler hazırlık seviyelerini artırmalı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SELÇUK ALTUN</strong></p>
<p>AXA Grup Kurumsal Sigortalar Başkanı Etienne Champion, şu anda küresel ölçekte birden fazla krizin aynı anda yaşandığı “polikriz” döneminden geçildiğini söyledi. Bu dönemde risklerin daha büyük ve öngörülemez hale geldiğinin altını çizen Champion, şirketlerin risklere karşı hazırlık seviyelerini artırması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Geçen hafta gerçekleştirdiği Türkiye ziyareti kapsamında, AXA Türkiye Teknik Başkanı ve İcra Kurulu Üyesi Barış Altın ile birlikte EKONOMİ gazetesine özel açıklamalarda bulunan Champion, jeopolitik gerilimlerden tedarik zinciri kırılmalarına kadar uzanan bu çok katmanlı risk ortamında, sigorta sektörünün de dönüşüm geçirdiğini ve şirketler için artık sadece teminat sağlayan değil, aynı zamanda stratejik bir dayanıklılık ortağı haline geldiğini vurguladı. İran’da yaşanan savaşa ve bunun genelde küresel ekonomi, özelde sigorta sektörüne yönelik etkilerini değerlendiren Champion, sigorta sektöründe savaş risklerinin genel prensip olarak poliçelerin dışında tutulduğunu hatırlatarak, deniz taşımacılığı, havacılık ve politik riskler gibi alanlarda özel ürünlerle bu risklerin sınırlı şekilde teminat altına alınabildiğini belirtti. Bu uygulamanın yeni olmadığını ifade eden Champion, Ukrayna savaşı gibi geçmiş örneklerde de aynı mekanizmaların devreye alındığını söyledi.</p>
<p>Son dönemde farklı olanın ise savaşların kendisinden çok algılanma biçimi olduğuna dikkat çeken Champion, sosyal medya ve anlık bilgi akışı nedeniyle risklerin daha sık ve büyükmüş gibi algılandığını dile getirdi. Champion’a göre bu durum, sigorta kapsamının daraldığı yönünde bir yanlış kanı oluşturuyor.</p>
<h2>“Teminat var, ancak maliyeti arttı” </h2>
<p>Savaş teminatlarının ortadan kalkmadığını vurgulayan Champion, artan risklerle birlikte fiyatların yükseldiğini belirtti. Özellikle Hürmüz Boğazı gibi kritik bölgelerde sigorta maliyetlerinin ciddi şekilde arttığını ifade eden Champion, buna rağmen kapasitenin sürdüğünü söyledi.</p>
<p>Londra merkezli Lloyd’s of London piyasasının bu alandaki en önemli sağlayıcılardan biri olduğunu hatırlatan Champion, medyada yer alan “savaş teminatı yok” yönündeki haberlerin gerçeği tam yansıtmadığını dile getirdi. Champion, “Teminat mevcut, ancak daha yüksek prim ve daha sıkı şartlarla sunuluyor” dedi.</p>
<h2>Tedarik zincirlerinde kırılma etkisi </h2>
<p>Jeopolitik risklerin en somut etkisinin tedarik zincirlerinde görüldüğünü belirten Champion, enerji, yarı iletken üretiminde kullanılan helyum, gübre ve veri altyapıları gibi kritik alanlarda ciddi aksaklıklar yaşandığını ifade etti. Veri merkezlerinin hedef alınmasının ise savaşların doğasının değiştiğini gösteren önemli bir gelişme olduğunu söyledi. Bu gelişmelerin şirketler açısından risk yönetimini daha kritik hale getirdiğini belirten Champion, çoklu krizlerin aynı anda yaşandığı “polikriz” döneminde şirketlerin hazırlık seviyelerini artırmaları gerektiğini vurguladı.</p>
<h2>“Sigortacı artık sadece hasar ödeyen değil” </h2>
<p>Champion, sigorta sektörünün rolünün de dönüşüm içinde olduğunu belirterek, şirketlerin artık sadece risk transferi sağlayan yapılar olmaktan çıktığını ifade etti. Riskin tanımlanması, azaltılması ve önlenmesi süreçlerinde de aktif rol üstlenmek istediklerini söyleyen Champion, sigortacıların şirketler için “stratejik dayanıklılık ortağı” haline geldiğini kaydetti.</p>
<p>Bu kapsamda dijital teknolojilere yapılan yatırımların arttığını belirten Champion; uydu görüntüleriyle risk analizi, depo ve tedarik zinciri denetimi ile enerji altyapılarında yangın riskinin izlenmesi gibi uygulamaların ön plana çıktığını aktardı.</p>
<h2>AXA’nın yeni odağı: Önleme ve dayanıklılık </h2>
<p>AXA’nın stratejik planına da değinen Champion, 2024-2026 dönemine ilişkin hedeflerin başarıyla ilerlediğini söyledi. 2027-2029 döneminde ise risklerin önlenmesi ve azaltılmasına daha fazla yatırım yapılacağını belirten Champion, tüm sigorta branşlarında “dayanıklılık” odağının güçleneceğini ifade etti.</p>
<p>Champion, “Amacımız sadece risk transferi sağlamak değil, müşterilerimizin risklere karşı daha dirençli hale gelmesine katkı sunmak” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<h2>Reasürans tarafında ‘yeni normal’ volatilite </h2>
<p>Reasürans piyasasına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Champion, savaşların bu alanda “işlerin olağan akışı” içinde değerlendirildiğini belirtti. Sigorta ve reasürans piyasalarında dalgalanmaların tarihsel olarak her zaman var olduğunu ifade eden Champion, son dönemde öne çıkan kavramın ise “artan volatilite” olduğunu söyledi.</p>
<p>Risklerin artık daha az öngörülebilir, daha büyük ve birbirleriyle daha bağlantılı hale geldiğini vurgulayan Champion, bu durumun reasüransın önemini daha da artırdığını dile getirdi. İklim değişikliği ve jeopolitik gelişmelerin bu volatiliteyi beslediğini de sözlerine ekledi.</p>
<p>Türkiye sigorta pazarına da değinen Champion, sektörün reasüransa bağımlılığının azaltılması gerektiğini belirtti. Sigorta şirketlerinin daha güçlü sermaye yapılarıyla kendi risklerini daha fazla üstlenmelerinin önemine işaret eden Champion, bunun hem sektörün gelişimi hem de müşteri güveni açısından kritik olduğunu söyledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"Türkiye çoklu risklerin merkezinde, önleme artık zorunluluk"</span></h2>
<p>Türkiye’nin küresel risklerin kesişim noktasında yer aldığını belirterek, özellikle iklim değişikliği ve deprem gerçeğinin ülkeyi diğer pazarlardan ayrıştırdığını belirten AXA Türkiye Teknik Başkanı ve İcra Kurulu Üyesi Barış Altın, Türkiye’nin hem jeopolitik hem de doğal afet kaynaklı riskleri aynı anda taşıdığına dikkat çekti. Altın, bu çok katmanlı risk yapısı nedeniyle sigorta sektöründe önleme ve risk azaltma yaklaşımının artık bir tercih değil zorunluluk olduğunu vurguladı. Toplumun ve iş dünyasının bilinçlendirilmesinin kritik olduğunu ifade eden Altın, risk gerçekleşmeden alınan önlemlerin hem ekonomik hem de sürdürülebilirlik açısından daha güçlü sonuçlar doğurduğunu dile getirdi. </p>
<p><strong>Bireysel talep ekonomik koşullardan etkileniyor </strong></p>
<p>Türkiye’de sigorta penetrasyonunun son yıllarda artış gösterdiğini ancak hâlâ istenilen seviyede olmadığını belirten Altın, yüksek enflasyon ve faiz ortamının özellikle bireysel sigorta talebini baskıladığını söyledi. Buna karşın kurumsal tarafta şirketlerin sigortadan vazgeçmediğini ifade eden Altın, bireysel segmentte daha bilinçli satın alma davranışına ihtiyaç olduğunu vurguladı.  </p>
<p>Sigorta penetrasyonunun artırılması için hem sektörün hem de tüketicilerin sorumluluk alması gerektiğini belirten Altın, şirketlerin daha erişilebilir ürünler geliştirmesi, kullanıcıların ise ihtiyaçlarına uygun teminatları tercih etmesi gerektiğini söyledi. Bu sayede sigorta havuzunun büyüyerek ekonomik dalgalanmalara karşı daha dirençli hale gelebileceğini ifade etti. </p>
<p><strong>Şirketlere “önce riski azaltın” uyarısı</strong></p>
<p>Kurumsal şirketlerin risk yönetiminde en sık yaptığı hataya da değinen Altın, riskleri azaltmadan doğrudan sigortaya transfer etmeye çalışmanın maliyetleri artırdığını belirtti. Şirketlerin öncelikle risklerini doğru şekilde tanımlaması, ölçmesi ve azaltması gerektiğini vurgulayan Altın, sigortanın bu sürecin son adımı olması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Sigortanın yalnızca bir maliyet kalemi olarak görülmemesi gerektiğinin altını çizen Altın, doğru kurgulanmış bir sigorta programının şirketlerin bilançosunu koruyan stratejik bir araç olduğunu ifade etti. Bilinçli satın alma ve doğru risk analizi ile hem maliyetlerin düşürülebileceğini hem de sigorta erişiminin artırılabileceğini sözlerine ekledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/polikriz-donemindeyiz-sirketler-hazirlik-seviyelerini-artirmali-77082</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/2/1280x720/54-1776233314.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünyanın, küresel ölçekte birden fazla krizin aynı anda yaşandığı bir süreç yaşadığını belirten AXA Grup Kurumsal Sigortalar Başkanı Etienne Champion, tedarik zincirlerindeki kırılmaların risk yönetimini kritik hale getirdiğini söyledi. Risklerin daha öngörülemez, büyük ve birbiriyle bağlantılı hale geldiğinin altını çizen Champion, şirketlere hazırlık seviyelerini artırma önerisinde bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uluslararasi-react-academy-projesi-ile-afet-sonrasi-egitim-guclendirilecek-77139</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uluslararası REACT Academy Projesi ile afet sonrası eğitim güçlendirilecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Avrupa Birliği tarafından desteklenen ve Sakarya Üniversitesi koordinatörlüğünde yürütülen REACT Academy Projesi’nin açılış toplantısı yapıldı. Sakarya Üniversitesi ev sahipliğinde yapılan toplantıya 6 farklı ülkeden akademisyen ve araştırmacılar katıldı.</p>
<p>Üniversitenin yürütücü olduğu en yüksek bütçeli proje olan REACT Academy’nin açılış toplantısı ile proje faaliyetleri resmen başlamış oldu.</p>
<p>Toplantıya, Sakarya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hamza Al, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Mehmet Barış Horzum ve Prof. Dr. Halit Yaşar, Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hüseyin Çalışkan, Erenler İlçe Milli Eğitim Müdürü Ayhan Ersoy ve Şube Müdürü Bedir Bayram ile Proje Koordinatörü Prof. Dr. Mustafa Bayrakcı katılım sağladı.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69df89ab7d288-1776257451.jpeg" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p>Erasmus+ Teacher Academies programı kapsamında desteklenen ve 36 ay sürecek olan “Resilience Empowerment for Adaptation Capacity of Teachers in Post-Disaster Sustainability of Education – REACT Academy” başlıklı proje; afet ve kriz koşullarında eğitim-öğretim süreçlerinin kesintisiz şekilde sürdürülebilmesi amacıyla öğretmenlerin ve öğretmen adaylarının mesleki kapasitelerinin geliştirilmesini hedefleniyor.</p>
<p>Sakarya Üniversitesi’nin koordinatörlüğünü yürüttüğü proje konsorsiyumunda şu kurumlar yer alıyor:</p>
<ul>
<li>Università degli Studi di Roma La Sapienza (İtalya)</li>
<li>Högskolan Kristianstad (İsveç)</li>
<li>Wyższa Szkoła Biznesu i Nauk o Zdrowiu (Polonya)</li>
<li>Casa do Professor (Portekiz)</li>
<li>Directorate of Primary Education of Crete (Yunanistan)</li>
<li>Erenler İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü (Türkiye)</li>
</ul>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69df89cbbc549-1776257483.jpeg" alt="" width="700" height="395" /></p>
<p>Toplantıda konuşan Prof. Dr. Hamza Al, Sakarya Üniversitesi’nin Türkiye’de araştırma-geliştirme ve eğitim alanındaki başarılarıyla öne çıkan öncü bir yükseköğretim kurumu olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Hamza Al, Üniversite’nin yakın zamanda “Araştırma Üniversitesi” statüsü kazanarak bu başarıyı daha ileri bir seviyeye taşıdığını ifade etti.</p>
<p>Proje Koordinatörü Prof. Dr. Mustafa Bayrakcı ise konuşmasında, REACT Academy Projesi’nin tasarım, hazırlık ve uygulama süreçlerinin tamamında üniversite yönetiminin güçlü desteğini hissettiklerini belirtti.</p>
<p>Prof. Bayrakçı, bu kurumsal desteğin yeni proje çalışmalarının geliştirilmesi açısından büyük önem taşıdığını ifade etti.</p>
<p>REACT Academy kapsamında üretilecek bilgi birikiminin proje süresiyle sınırlı kalmaması için açık erişim, dijital görünürlük, kurumsal sahiplenme ve sürdürülebilir yaygınlaştırma stratejilerine özel önem verilecek. Bu doğrultuda projenin, öğretmen eğitimi, eğitimde dayanıklılık, afet sonrası öğrenme süreçlerinin yeniden yapılandırılması ve eğitim politikalarının geliştirilmesi alanlarında kalıcı katkılar sunması bekleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uluslararasi-react-academy-projesi-ile-afet-sonrasi-egitim-guclendirilecek-77139</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/9/1280x720/uluslararasi-react-academy-projesi-ile-afet-sonrasi-egitim-guclendirilecek-1776257507.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sakarya Üniversitesi ev sahipliğinde yapılan toplantıya 6 farklı ülkeden akademisyen ve araştırmacılar katıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/trafi-k-cezasi-tutanagi-ve-sgk-idari-para-cezasi-iliskisi-77080</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 08:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Trafik cezası tutanağı ve SGK idari para cezası ilişkisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Trafik ceza tutanakları üzerinden yapılan SGK tescilleri, özellikle ticari araç sahipleri için ciddi riskler doğururken; yargı kararları bu işlemlerin tek başına tutanakla yapılamayacağını ortaya koyuyor.</strong></p>
<p>Trafik cezalarındaki artış kamuoyunda geniş yankı uyandırırken, bu düzenlemelerin beklenmedik bir başka sonucu daha gündeme geldi: SGK’nın trafik ceza tutanaklarını esas alarak sigortalılık tescili yapması. Aslında yeni olmayan bu uygulama, son değişikliklerle birlikte yeniden tartışılmaya başlandı.</p>
<p>12 Şubat 2026 tarihli ve 7574 sayılı Kanun ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda önemli değişiklikler yapıldı. 27 Şubat 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren bu düzenlemelerle birlikte trafik cezaları ciddi oranlarda artırıldı, sürücü belgesine el koyma ve trafikten men gibi daha ağır yaptırımlar getirildi.</p>
<p>Ancak bu değişikliklerin ardından dikkat çeken bir başka konu daha yeniden gündeme taşındı; aracı kullanan kişinin sigortalı olup olmadığı meselesi. Aslında bu konu yeni değil; geçmişte olan ve uzun süredir uygulanan bir sistemin tekrar tartışmaya açıldığını görüyoruz.</p>
<p>Uygulamanın işleyişine bakacak olursak: Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından, ticari araç sürücüsünün yüzüne karşı kesilen trafik idari para cezaları, 11/11/2015 tarihli ve 2015/25 sayılı “Kayıt Dışı İstihdam ile Mücadele” konulu SGK Genelgesi kapsamında Sosyal Güvenlik Kurumu’na bildiriliyor. SGK ise trafik ceza tutanağındaki tarihi “işe başlama tarihi” olarak kabul ederek, sürücüyü sigortalı değilse araç sahibinin çalışanı olarak re’sen tescil edebiliyor.</p>
<p>Bu durum özellikle ticari araç sahipleri açısından önemli riskler barındırıyor. Çünkü araç sahibi ile sürücü arasında gerçekte bir işçi-işveren ilişkisi bulunmasa bile, SGK bu ilişkiyi var sayabiliyor. Böyle bir durumda yapılması gereken, SGK İdari Para Cezası İtiraz Komisyonu’na başvurarak bu ilişkinin bulunmadığını ispat etmek.</p>
<p>Örneğin araç kiralıksa ve sürücü kiralayan firmanın personeliyse, kira sözleşmesi ve faturalarla itiraz edilebilir. Araç, eş, akraba ya da arkadaş tarafından geçici olarak kullanılıyorsa; ortada bir hizmet akdi bulunmadığı ve aracın ticari faaliyet kapsamında kullanılmadığı belirtilmelidir. Öte yandan ruhsatta ticari araç olarak geçse bile, vergi mükellefiyeti olmayan ve yalnızca şahsi kullanım amacıyla kullanılan araçlar için SGK işlem yapmamaktadır; yapılmışsa buna da itiraz edilmelidir.</p>
<p>Eğer SGK tarafından yapılan re’sen tescil işlemine itiraz edilmez veya itiraz reddedilirse, işvereni ağır yaptırımlar beklemektedir. İşe giriş bildirgesi verilmemesi ve prim belgelerinin sunulmaması nedeniyle idari para cezaları uygulanır, alınan asgari ücret destekleri faiziyle geri istenir ve hatta sigorta prim teşviklerinden yararlanma hakkı kaybedilebilir.</p>
<p>SGK bu idari uygulamasında, 5510 sayılı Kanunun 102’nci maddesi dayanak gösterilerek idari para cezaları uygulamaktadır. Yalnızca trafik ceza tutanağına dayanılarak düzenlenen bu cezalar hukuka aykırıdır ve idare mahkemelerince iptal edilebilmektedir. Yargı; trafik ceza tutanağının tek başına kesin delil olmadığı, SGK’nın ayrıca araştırma ve inceleme yapması gerektiği, denetim raporu bulunmadan ceza kesilemeyeceği, yönünde iptal kararları vermektedir.</p>
<p>İdari para cezası geldiğinde, 15 gün içinde SGK’ya itiraz edilebilir; ret halinde 30 gün içinde idare mahkemesinde dava açılabilir. SGK tarafından kesilen idari para cezasının tebliğinden itibaren 15 gün içinde cezanın dörtte üçünü indirimli ödenebilir ve böylece prim teşviki borçlu gözükmeyeceği için bu teşvik iptal edilmez. Bu suretle ödeme yapılmış olması dava açmaya engel değildir. Ancak, ödemenin tedbiren “ihtirazi kayıtla” yapılması yerinde olur.</p>
<p>Sonuç olarak, denetim yetkisi olan bir kurumun, mevzu olayda SGK, denetim yetkisini başka bir kuruma (EGM) devretmesi ve denetimden kaçınması hukuken mümkün değildir. Dolayısıyla trafik cezası tutanağı tek başına kesin delil değildir, SGK’nın ayrıca denetmenleri marifetiyle inceleme yapması gerekir, SGK denetmeninin inceleme raporu olmadan, gerekli ifade ve beyanlara başvurulmadan, ücretli çalışılıp çalışılmadığı tereddütte yer verilmeyecek surette ortaya konulmadan idari para cezası kesilemez. Tevali eden Yargı kararları da bu yöndedir ve müstakar hale gelmiştir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/trafi-k-cezasi-tutanagi-ve-sgk-idari-para-cezasi-iliskisi-77080</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Trafik cezası tutanağı ve SGK idari para cezası ilişkisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/salda-korunarak-turizmde-ve-bilimde-merkez-oluyor-77078</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 08:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Salda korunarak turizmde ve bilimde merkez oluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Burdur Valisi Tülay Baydar Bilgihan, bir dönem çevre tartışmalarıyla gündeme gelen doğa harikası Salda Gölü’nün kontrollü biçimde etkinlik ve ziyarete açıldığını söyledi. Vali Bilgihan, ulusal ve yerel medya temsilcileriyle bir araya geldi. Burdur’un çevre, ekonomi ve kültürel olarak potansiyelinin büyük olduğunu ve bunların hızla geliştirilmesi için çalıştıklarını vurgulayan Bilgihan, “Burdur’da yaklaşık 200’e yakın ekonomik ve kültürel ürünü analiz ettirdik. Bunlardan 50’ye yakını ticarileştirilebilecek durumda. Parfümden çörek otuna, salepten ceviz ezmesine kadar her şeyin bulunabileceği Burdur Yöresel adıyla bir platform oluşturduk” dedi. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69df5671ebf0c-1776244337.jpg" alt="" width="700" height="530" /></p>
<p>Burdur’da, ekonominin geliştirilmesi için yöreye özgü ürünlerin satışa sunulduğu Burdur Yöresel (https://www.burduryoresel.com)  ve turizmi geliştirmek için oluşturulan www.visitburdur.com platformları faaliyetini sürdürüyor. Vali Bilgihan, Paris Koku Fuarına da katılan, bölgenin ürün ve karakteristiğini yansıtan parfümlerden, el yapımı spor toplarına, müzik aletlerine kadar geniş bir yelpazede ürünlerin sunulduğunu hatırlattı. Toplantıda daha sonra MAKÜ Rektörü Hüseyin Dalgar, Burdur TSO Başkanı Yusuf Keyik, Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği Başkanı Metin Sipahi, Burdur TB Ömer Faruk Gündüzalp, Ziraat Odası Başkanı Kemal Kubilay, Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Kürşat Tuncel ile birlikte gazetecilerle sohbet etti. </p>
<p><strong> "Salda Gölü korunarak turizme kazandırılıyor, Kibrya ve Sagalassos turizmi gelişiyor"</strong></p>
<p>Salda Gölünün benzersiz kumları, su seviyesi açısından iyi durumda olduğunun ve korunduğunun altını çizen Bilgihan, uygun yerlerde kontrollü olarak 4 noktada yüzmeye izin verildiğini kaydetti. Spor alanında ise “Salda’da geçen yıl triatlon yaptık. Bu yıl da duatlon düzenledik. Yaklaşık 460 ulusal ve uluslararası sporcu katıldı” bilgisini verdi. </p>
<p>Salda Gölünün Burdur’un çok sayıdaki turistik çekim merkezlerinden önde gelen olduğunu anlatan Vali Bilgihan, Türkiye ve Dünyadan turistleri ağırlayan göl için yüksek düzeyde koruma sağladıklarını anlattı. Mangal yakma, sigara içme ve benzinli taşıt girişinin yasaklandığını, göldeki cankurtaran hizmetinin de sadece elektrikli botlarla verildiğini söyleyen Bilgihan, “Doğayı korumamız gerekiyor. .. (Salda Gölüne) Yılda yaklaşık 200 bin ziyaretçi geliyor. Bu sayı 300 bine kadar çıkabiliyor. 1 milyonları ağırlamış bir Salda’dan söz ediyoruz. Bu kadar aşırı yoğunluk istemiyoruz. Salda’ya Güney Kore ve Rusya’dan gelenler çok” diye konuştu. </p>
<p><strong>Salda’da bilimsel kongre düzenlenecek</strong></p>
<p>Salda’yı turistik çekim merkezi yanında, “Bilim ve spor merkezi” haline getirmek için çaba harcadıklarını söyleyen Burdur Valisi Bilgihan, Haziran ayında Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi ( MAKÜ ) ve TÜBİTAK işbirliğiyle uzay ve biyolojik çeşitlilik temelli bir bilimsel etkinlik planladıklarını vurgulayarak sözlerini şöyle sürdürdü:<br />“Protokol imzalandı, TÜBİTAK Bilim Kampı planlıyoruz. Salda’nın astronomi bilimi açısından önemi büyük. Mars’ın yüzeyine benzerliği biliniyor. NASA’dan ve İTÜ’den akademisyenlerle bir bilim çalıştayı planlıyoruz, gökyüzü gözlemleri ve gençlere yönelik etkinlikler de olacak. Bunu ilk defa yapacağız. 5-7 Haziran’da bu etkinliği planlıyoruz. İTÜ’den bir hocamız NASA’dan katılım için koordinasyon kuruyor, Kaliforniya Üniversitesi’nden bilim insanları katılacak. Salda Mars’taki Jezero Krateri'ne benzeyen bir alan o sebeple istesek de gidemeyeceğimiz bir coğrafi zenginlik elimizin altında. Bu tecrübeyi herkes yaşamalı.”  <br />Türk astronot Alper Gezeravcı’nın Burdur’a geleceğini ve Salda Gölünü de ziyaret etmesinin planlandığını belirten Vali Bilgihan, Salda’nın benzersiz özelliklerinin öne çıkarılarak ziyarete açıldığının altını çizdi. </p>
<p><strong>İdil Biret’in katkısıyla konser organize ediliyor</strong></p>
<p>Gölhisar’daki Kibrya antik kenti ile Ağlasun’daki Sgalassos antik kentlerinin güzellikleriyle büyük ilgi çektiğini hatırlatan Vali Bilgihan, bu kentlerde uzay gözlemlerinden konserlere kadar önemli etkinlikler düzenlendiğini, bu yıl için ise 9 Mayıs’ta Sgalassos’ta Devlet Sanatçısı İdil Biret’in desteğiyle bir konser planlandığını açıkladı. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/salda-korunarak-turizmde-ve-bilimde-merkez-oluyor-77078</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/8/1280x720/salda-golu-1776244367.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Doğa harikası Salda Gölü, son yıllarda suyunun azalması ve kirliliği ile gündeme geliyordu. Burdur Valiliği&#039;nin önderliğinde yürütülen proje ile korumaya alınan Salda Gölü, bölgenin turizm ve bilim merkezi olarak öne çıkacak. Vali Tülay Baydar Bilgihan, &quot;Salda’da aşırı turizm yoğunluğu istemiyoruz&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/imibde-adaylik-krizi-secim-dengelerini-degistirdi-77077</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 08:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> İMİB’de adaylık krizi seçim dengelerini değiştirdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ/İSTANBUL</strong></p>
<p>İstanbul Maden İhracatçıları Birliği (İMİB) seçimlerine günler kala kulisler hareketlendi. 30 Nisan’da Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Dış Ticaret Kompleksi’nde gerçekleşecek seçimler için iki aday yarışacak. Ancak son gelişmelere göre adaylardan birinde zorunlu isim değişikliği gerçekleşti.</p>
<p>Mevcut yönetimde başkan yardımcısı olan Metin Çekiç ile yarışması beklenen Ali Emiroğlu, Ticaret Bakanlığı’nın temmuz ayında getirdiği temsil edilen şirkette iki yıllık imza yetkisine sahip olma şartına takıldı. Ali Emiroğlu, MRT Maden Sanayi ve Ticaret AŞ’de yönetim kurulu üyeliğine 6 Şubat 2025 tarihinde başladığı için bu engeli aşamadı. Emiroğlu cephesinden yapılan hukuki itirazlara rağmen süreç değişmeyince adaylık için belirlenen isim de değişti. Emiroğlu’na destek veren Efendioğlu Mermer Yönetim Kurulu Üyesi Ergün Efendioğlu seçimde aday olacak.</p>
<h2>Emiroğlu: Kazanılmış haklar mağduriyet yarattı</h2>
<p>Ali Emiroğlu ise üyelerine yaptığı yazılı açıklama ile süreci doğrularken, şu eleştirileri yaptı: “Bildiğiniz üzere, 18 Temmuz 2025 tarihinde yürürlüğe giren yönetmelik değişikliğiyle adaylık için gerekli temsil süresi bir yıldan iki yıla çıkarılmıştır. Seçime çok kısa bir süre kala yapılan bu değişiklik, normal şartlarda bir sonraki dönemi etkilemesi gerekirken mevcut süreci de kapsayacak şekilde uygulanmıştır. Bu durum kazanılmış haklarda ciddi mağduriyet yaratmıştır. Aile şirketimiz MRT Maden Sanayi ve Ticaret AŞ’de 2013’ten bu yana en geniş yetkilerle fiilen görev yapmaktayım. Ancak resmi yönetim kurulu üyeliğimin 6 Şubat 2025 olması nedeniyle bugün bu engelle karşı karşıyayım. Bizim için bu seçim sadece bir koltuk yarışı değil, sektörün 10 yıllık vizyonunun belirlenmesidir. Hukukun üstünlüğüne bağlı kalarak tüm sürecin şeffaf biçimde değerlendirilmesini istiyoruz. Gerekli başvurular yapılmış olup süreç yakından takip edilmektedir.”</p>
<h2>Geçici yönetim planı devreye alındı </h2>
<p>Yoğun temaslar ile hukuki süreci devam ettireceklerine dikkat çeken Emiroğlu, yeni stratejilerini de şöyle anlattı: “Bu minvalde bu konu çözümlenene kadar Efendioğlu Mermer’in temsilcisi Sayın Ergün Efendioğlu başkanlığı, Alacakaya Mermer temsilcisi Sayın Oğuzhan Arslan ve Aksu Madencilik temsilcisi Sayın Bülent Aksu ise başkan yardımcılığı görevlerini yürüteceklerdir. MRT Maden Sanayi ve Ticaret A.Ş. de yönetim kurulunda yer alacaktır. Ben ise kendime ait olan şirketim ile denetleme kurulunda yer alarak resmi olarak yönetim kurul toplantılarına katılacağım. Bu sorun çözüldüğünde görevi devralarak başkan olarak İMİB’e aralıksız katkı sunmaya devam edeceğim. Fiilen yönetimsel anlamda hiçbir kopukluk yaşanmayacaktır."</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Başkanlık Ergün Efendioğlu’na bırakılacak</span></h2>
<p>Süreçle ilgili EKONOMİ’ye açıklamada bulunan Efendioğlu Mermer Yönetim Kurulu Üyesi Ergün Efendioğlu, yaşanan hukuki tartışmaların ardından farklı bir yönetim modeli üzerinde uzlaşıldığını belirterek şunları söyledi: “Üyelerimize de verdiğimiz hukuki mücadeleyi anlatıyoruz. İmza yetkisinin 1 yıla düşürülmesi için her türlü çabayı gösterdik. Karşımıza bu durum çıkınca iki seçeneğimiz vardı; ya geri çekilmek ya da mücadele etmek. Biz mücadeleyi seçtik. Nitekim 2 yıllık ciddi bir emek var. Bu nedenle başkanlığı yaklaşık bir yıl kadar ben yürüteceğim. Ali bey gerekli şartları sağladığında görevi kendisine teslim edeceğim. Ardından başkan yardımcısı olarak devam edeceğim.” </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/imibde-adaylik-krizi-secim-dengelerini-degistirdi-77077</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/7/1280x720/ergun-efendioglu-1776231955.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul Maden İhracatçıları Birliği’nde başkan adaylarından Ali Emiroğlu’nun iki yıllık imza yetkisine sahip olma şartını karşılamadığı gerekçesiyle seçimlere katılamaması kulisleri hareketlendirdi. Emiroğlu yerine Ergün Efendioğlu’nun başkan adaylığı için yarışmasında mutabık kalındı. Böylece 30 Nisan’da yapılacak İMİB başkanlık seçiminde Metin Çekiç ile Ergün Efendioğlu yarışacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/izaha-davet-sahte-belge-mucadelesi-ve-diger-denetim-araclari-77075</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 08:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> İzaha davet, sahte belge mücadelesi ve diğer denetim araçları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69df234a58d30-1776231242.png" alt="" width="400" height="94" /></p>
<p><strong>2025 yılında e-Teftiş yöntemleriyle yürütülen teftiş faaliyetleri kapsamında 31.309 mükellef tarhiyata muhatap kalmıştır. Bulunan toplam matrah farkı 39,6 milyar TL, tarh ettirilen toplam vergi 8,5 milyar TL, toplam ceza tutarı 3,5 milyar TL ve azaltılan zarar tutarı ise 16,1 milyar TL olarak gerçekleşmiştir.</strong></p>
<p>Yazımızın birinci bölümünde 2025 yılı vergi inceleme sonuçlarını ele almıştık. Bu bölümde ise izaha davet, sahte belge ile mücadele, vergi iade incelemeleri ve e-Teftiş sonuçlarını inceleyeceğiz.</p>
<p><strong>Ön tespit ve izaha davet: </strong><strong>Gönüllü uyum güçlendi</strong></p>
<p>VUK 370/a kapsamında 30.237 mükellef izaha davet edilmiş ve 19.374 mükellefin işlemleri tamamlanmıştır. Tamamlanan işlemlerden %77'sinde mükellefler ya vergiye gönüllü uyum göstermiş ya da izahları yeterli görülmüş, yalnızca %23'ü incelemeye sevk edilmiştir. Mükellef başına artırılan ortalama matrah tutarı 4.294.799 TL, tahakkuk eden ortalama vergi tutarı ise 294.768 TL’dir. VUK 370/b kapsamında ise, sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanma fiili nedeniyle 21.119 mükellef izaha davet edilmiş ve 10.782 mükellefin süreci tamamlanmıştır. Artırılan toplam matrah tutarı 3,65 milyar TL, tahakkuk eden vergi tutarı 625,6 milyon TL olarak gerçekleşmiştir. Mükellef başına artırılan ortalama matrah 338.806 TL, tahakkuk eden ortalama vergi ise 58.020 TL düzeyindedir. Bu uygulamanın 01.09.2025 tarihinden itibaren yürütüldüğü ve daha önce Gelir İdaresi Başkanlığı ile ortak sürdürülen sürecin artık doğrudan Başkanlık tarafından işletilmeye başlandığı dikkate alındığında, önümüzdeki dönemde VUK 370/b kaynaklı izaha davet sonuçlarının çok daha yüksek rakamlara ulaşması beklenmektedir.</p>
<p><strong>Sahte belge ile mücadele: KURGAN </strong><strong>ve gözetim programları</strong></p>
<p>2025 yılı sahte belge ile mücadelede önemli bir paradigma değişiminin yaşandığı dönem olmuştur. Başkanlık, sahte belge mücadelesini düzenleyiciler, kullanıcılar ve aracılar olmak üzere üçlü bir yapı üzerinden yeniden kurgulamış; her gruba göre farklılaştırılmış proaktif, önleyici bir denetim anlayışı benimsemiştir.</p>
<p>Bu anlayışın sahaya yansıyan en somut unsuru Kuruluş Gözetimli Analiz Sistemi'dir (KURGAN). Mükelleflerin kuruluş aşamasına odaklanan KURGAN, farklı veri türlerinden milyarlarca veriyi analiz ederek işlem bazında risk ölçen, anlık risk sinyalleri üreten bir erken uyarı sistemidir. Sistem, Vergi İstihbarat Sistemi (VDK-VİS) ile entegre çalışmakta; sahtecilik fiilleriyle temas etmiş kişi ve işlem örüntülerini analiz ederek KURGAN'a risk girdisi sağlamaktadır. Risk analiz birimlerinde KURGAN kapsamında 8.287 mükellef hakkında çalışma yapılmıştır. Sahada ise 242 mükellefin iş yeri adresinde fiili denetim yapılmış, 1.654 mükellefe bilgi isteme yazısı gönderilmiş ve 306 mükellef incelemeye sevk edilmiştir. Yapılan çalışmalar sonucunda mükellefler tarafından 4,6 milyar TL tutarında fatura kayıtlardan çıkarılmıştır.</p>
<p>KURGAN'ın çıktılarından beslenen Sahte Belge ile Mücadele Gözetim Programları da 2025'te iki aşamalı olarak devreye alınmıştır. Sahte belge kullanımı yönünden yüksek risk puanı taşıyan mükelleflerin erken haberdar edilmesini ve gönüllü düzeltme yapmalarını amaçlayan bu programlar kapsamında toplam 83.272 mükellefe ve 81.022 meslek mensubuna bilgi ve bilgilendirme yazısı gönderilmiştir. Sonuç olarak mükellefler tarafından toplamda 85 milyar TL'yi aşan fatura tutarı için düzeltme beyannamesi verilmiş olup bu rakam, Başkanlığın incelemeye gerek kalmaksızın gönüllü uyum yoluyla sahte belge kullanımını azaltma stratejisinin etkinliğini somut biçimde ortaya koymaktadır.</p>
<p><strong>Vergi iade incelemeleri: </strong><strong>Talepler artıyor</strong></p>
<p>2025 yılında toplam 30,9 milyar TL vergi iade talebi incelenmiş; bunun 26 milyar TL'si uygun görülürken 4 milyar TL'si reddedilmiştir. Geri alınması gereken iade tutarı 2,2 milyar TL, bulunan matrah farkı ise 14,8 milyar TL olarak gerçekleşmiştir. Bu rakamlar, bir önceki yılla karşılaştırıldığında iade incelemelerinde hem hacim hem de etkinlik bakımından kayda değer artışa işaret etmektedir.</p>
<p><strong>Teftiş (beyanname revizyonu) </strong><strong>sonuçları: e-Teftiş ile ciddi artış</strong></p>
<p>2025 yılında e-Teftiş yöntemleriyle yürütülen teftiş faaliyetleri kapsamında 31.309 mükellef tarhiyata muhatap kalmıştır. Bulunan toplam matrah farkı 39,6 milyar TL, tarh ettirilen toplam vergi 8,5 milyar TL, toplam ceza tutarı 3,5 milyar TL ve azaltılan zarar tutarı ise 16,1 milyar TL olarak gerçekleşmiştir. 2024 yılında toplam teftiş çıktısı 7,9 milyar TL iken, 2025 yılında bu rakam 28,2 milyar TL'ye yükselerek yaklaşık 3,5 katlık bir artış sağlanmıştır.</p>
<p><strong>Genel değerlendirme</strong></p>
<p>Her iki yazımızda aktardığımız veriler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, 2025 yılının vergi denetiminde önemli bir yıl olduğu söylenebilir. Başkanlık, klasik vergi incelemesini izaha davet, gözetim programları ve e-Teftiş gibi araçlarla tamamlayan kademeli denetim anlayışıyla, inceleme öncesi gönüllü uyumu teşvik ederken, incelemeye kalan mükelleflerde de daha yüksek tarhiyat oranlarına ulaşmıştır. Bu modelde her bir araç birbirini beslemektedir: KURGAN'ın ürettiği risk verileri gözetim programlarına, gözetim programlarının filtrelediği mükellef havuzu ise vergi incelemelerine kaynak oluşturmaktadır. Sonuç olarak denetim, tek aşamalı bir kontrol mekanizmasından çok katmanlı ve birbirini destekleyen bir sisteme dönüşmüştür. Mükelleflerin bu yeni yapıyı yalnızca rakamlar üzerinden değil, denetim araçları arasındaki bu organik ilişkiyi kavrayarak değerlendirmesinde büyük fayda bulunmaktadır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/izaha-davet-sahte-belge-mucadelesi-ve-diger-denetim-araclari-77075</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İzaha davet, sahte belge mücadelesi ve diğer denetim araçları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cin-20-simdi-hedef-yuksek-teknoloji-77070</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 08:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çin 2.0: Şimdi hedef yüksek teknoloji</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69df1deb7317f-1776229867.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Küresel sanayi yeni bir kırılma yaşıyor. Çin, düşük maliyetli üretimle yarattığı ilk dalganın ardından şimdi yüksek teknoloji alanlarında ikinci bir şok dalgası başlatıyor. Elektrikli araçlar, bataryalar, güneş panelleri ve ileri üretim teknolojilerinde hızla büyüyen Çinli şirketler, yalnızca üretim kapasitesiyle değil, agresif fiyat kırma stratejileriyle de küresel rekabeti yeniden tanımlıyor.</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69df1efa96bcd-1776230138.png" alt="" width="333" height="381" />Bu dönüşümün birçok örneği dikkat çekiyor. Şanghay merkezli Mega-Senway’in geliştirdiği elektrikli araç sensörleri. Şirketin sevkiyatları 2019’daki 20 bin seviyesinden bugün 10 milyon adede çıkarken, ürün fiyatı 200 yuandan 10 yuana kadar geriledi. Aynı süreçte Avrupalı üreticilerin büyük bölümü pazardan çekildi. Bu tablo, Çinli firmaların teknolojik ürünleri kısa sürede nasıl “emtia haline getirdiğini” gözler önüne seriyor.</p>
<h2>142 milyar dolarlık EV ihracatı </h2>
<p>Makro veriler de bu yükselişi doğruluyor. Çin 2025’te 1 trilyon doları aşan ticaret fazlası verirken, 2026’nın ilk çeyreğinde ihracatını yüzde 15 artırdı. Elektrikli araç ihracatı 142 milyar dolara, lityum iyon pil sevkiyatları 77 milyar dolara ulaştı. Avrupa Birliği’ne ihracat yüzde 21,1 artarken, Çin’in yüksek katma değerli ürünlerdeki ağırlığı hızla büyüyor. </p>
<h2>Batı'ya göre 9 kat fazla sübvansiyon</h2>
<p>Financial Times gazetesinin analizine göre bu gücün arkasında ise devlet destekli sanayi politikası bulunuyor. OECD’ye göre Çinli şirketler, Batılı rakiplerine kıyasla 3 ila 9 kat daha fazla sübvansiyon alıyor. IMF ise Çin para biriminin reel efektif olarak yaklaşık yüzde 16 düşük değerli olduğunu hesaplıyor. Bu kombinasyon, Çinli üreticilere küresel pazarda kalıcı bir maliyet avantajı sağlıyor.</p>
<p>Ancak aynı model ciddi bir risk de üretiyor: aşırı kapasite. Çin’in güneş paneli üretim kapasitesi yıllık 1.200 GW ile küresel talebin neredeyse iki katına ulaşmış durumda. Bu durum fiyatları aşağı çekerken kârlılığı eritiyor ve dünya genelinde ticaret gerilimlerini artırıyor.</p>
<p>Otomotivde de benzer bir baskı görülüyor. BYD araç fiyatlarını düşürürken, NIO daha fazla teknolojiyi daha düşük maliyetle sunabiliyor. Bu durum, Avrupa ve ABD’deki üreticiler için doğrudan bir rekabet tehdidi oluşturuyor.</p>
<p>Analistlere göre, ‘Çin şoku 2.0” olarak nitelendirilebilecek bir trend artık yalnızca düşük maliyetli ürünlerle değil, yüksek teknoloji ve ileri üretim kapasitesiyle küresel sanayiyi yeniden şekillendiriyor. Bu dalga, dünya ekonomisinde yeni bir rekabet döneminin kapısını aralıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Çin modelinin 4 temel gücü</span></h2>
<p>1- Sübvansiyon: OECD’ye göre Çinli şirketler rakiplerinden 3-9 kat fazla devlet desteği alıyor</p>
<p>2- Ölçek: Dev üretim kapasitesi maliyetleri hızla aşağı çekiyor</p>
<p>3- Kur avantajı: IMF’ye göre yuan reel olarak %16 düşük değerli</p>
<p>4- Rekabet: Yoğun iç rekabet fiyatları küresel ölçekte baskılıyor</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cin-20-simdi-hedef-yuksek-teknoloji-77070</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/09/elektrikli-otomobil.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yıllar önce düşük maliyetli ürünlerle küresel sanayiyi kuşatan Çin bu kez teknolojik ürünleri hedef alan ikinci dalgayla sanayide dengeleri yeniden kuruyor. Sübvansiyonlar ve rekabetçi fiyatlarla Çinli şirketler elektrikli araçtan bataryaya kadar kritik sektörlerde varlığını artırıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/29-sirket-iskontolu-islem-goruyor-reel-degerleri-gozden-kaciyor-77068</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 08:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> 29 şirket iskontolu işlem görüyor, reel değerleri gözden kaçıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada Tobin Q oranı 1’in altında olup, özkaynağını %10’un üzerinde büyüten ve operasyonel kârlılığı makul seviyede 29 şirket bulunuyor. Bu firmalar borsada sıfırdan kurulma maliyetinin altında fiyatlanıyor. Veriler, fiyat ile reel varlıkların arasındaki makasın açıldığını söylüyor.</strong></p>
<p>Kâr eden şirket pahalıdır, ezberi kimi zaman anlamını yitirebiliyor. Piyasa farklı nedenlerle körleşebiliyor. Bu körlüğü, şirketin borsa değeriyle onu sıfırdan kurma maliyetini kıyaslayan Tobin Q oranıyla tespit etmek mümkün. Eğer Tobin Q oranı 1’in altındaysa; işleyen bir şirket, içindeki demirbaşların hurda fiyatından daha ucuza fiyatlanıyor demektir. Nitekim Kardemir D’nin sahip olduğu koca tesis %44 iskontoyla, THY’nin sahip olduğu 528 uçak filosu ise %23 iskontoyla işlem görüyor. Ciddi bir güvenlik marjıyla işlem gören hisseler, sular durulduğunda iskontolu fiyatları yutmaya aday.</p>
<h2>İskonto oranı yüksekler</h2>
<p>Tobin Q oranı 0,45 olan Edip Gayrimenkul’ün sahip olduğu taşınmazlar, yarı fiyatının da altında işlem görüyor. Geçtiğimiz yıl gelirini %4, esas faaliyet kârını ise %68 büyüten şirket, dönem sonunda kârını %46 gerileterek 662 milyon TL’ye indirdi. Düşüşte Önceki yıl ertelenen verginin 2025’te ödemeye dönmesi ile net parasal pozisyonun gerilemesi etkili oldu.</p>
<p>İkinci sırasında yer alan Net Holding 0,53 Tobin Q oranına sahip. Geçen yıl gelirini %1 dönem sonu kârını ise %52 düşürdü. Net kârın bu denli azalmasında finansal gelirlerinin %70’e varan düşüş yaşaması belirleyici oldu. Hissenin fiyatı ise şubatın ikinci haftasında test ettiği 54,20 TL’nin ardından geriledi. Fiyat, Haziran 2024 seviyelerinde bulunuyor.</p>
<h2>Özkaynak büyümesi yüksekler</h2>
<p>Listeye sonlardan giren Galatasaray Sportif’in özkaynağı 2022 yılına kadar eksideyken, 2023’ten itibaren gerçekleştirdiği 3 bedelli sermaye artırımı ile toparlandı ve pozitif tarafa geçti. Yüzde 177 özkaynak büyümesine sahip olan firma, farklı mali dönemine sahip olması itibariyle son paylaştığı 2025 dokuz aylık dönemde 734 milyon TL kâr açıkladı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69df1d445157f-1776229700.png" alt="" width="900" height="492" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP’E SOR</span></h2>
<p><strong>KISA KAZANÇ MI? UZUN GETİRİ Mİ?</strong></p>
<p><strong>Kısa kazanç</strong>; hızlı sonuç, esnek manevra, fırsat yakalama, heyecan, nakit dönüşü. Yoğun stres, işlem masrafı, hata riski, fırsat maliyeti, sermaye erimesi.</p>
<p><strong>Uzun getiri</strong>; bileşik güç, rahatlık, vergi ertelemesi, gerçek büyüme, maliyet dengesi. Zaman maliyeti, nakit hapsi, baskı, belirsizlik riski.</p>
<p><strong>Depolamalı GES ve elektrik depolamanın ÇED raporunu aldı. Yatırım tutarı açıklanmadı</strong></p>
<p>Lydia Holding’in Eskişehir’de GES kuracak olması kârını ne kadar büyütür? ● Başak Tekin</p>
<p>Başak, Lydia Holding’in %100 iştiraki, Eskişehir’de 10 MW kapasiteli depolamalı GES ve 10 MWh elektrik depolama tesisi için ÇED raporunu aldı. Açıklamada yatırımın maliyeti ve harcamasının ne kadarına karşılık geleceği hakkında ek bilgi bulunmuyor. Kendi enerjisini üreten şirketlerin operasyonel giderlerinde düşüş olması kaçınılmazdır. Bunun yanı sıra, yenilenebilir enerji yatırımları uzun vadeli sektörel beklentilerle de uyumludur ve şirketlerin nakit akışını güçlendirir. Mali yapıya etkisini ise mevcut verilerle yorumlama koşulu bulunmuyor.</p>
<p><strong>Bakanlıktan teşvik belgesini aldı. Üç yıllık zaman diliminde yatırımını tamamlayacak</strong></p>
<p>Türk Traktör’ün fabrikasının modernizasyonu ne zaman tamamlanacak? ● Ilgaz Sümer</p>
<p>Ilgaz, Türk Traktör, Ankara fabrikasının modernizasyonu için 1,95 milyar liralık yatırım planlıyor. Şirket açıklamasında bu sürecin önümüzdeki üç yıllık dönemde tamamlanacağı belirtiliyor. Yatırımla ilgili Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’ndan teşvik belgesi alırken çeşitli vergi indirimleri ve faiz desteği alacak. Finansman yükünü büyük ölçüde hafifletme imkanı bulacak. Yatırım tamamlandığında üretim verimliliğini üst seviyeye taşıması mümkün olacak. Otomotiv sektöründe altyapısını güçlendiren firmalar rekabet avantajı sağlayabilmekte.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>OLD fonu, son altı ayda yatay hareket etse de yıllık getirisi %63 seviyesinde</strong></p>
<p>QNB Portföy’ün idaresindeki Temiz Enerji ve Su Fon Sepeti Fonu (OLD), Ekim 2025’ten bu yana yatayda dalgalı bir seyir izliyor. Ocaktan sonra hacmi azaldı. Şimdilerde 139 milyon TL büyüklüğe sahip. Portföyündeki varlıkların %53,21’i yabancı hisse, %34,28’i yabancı BYF ve %9,47’si yerli hisse senedinden oluşuyor. Şubattan bu yana nakit çıkışı gözlenen fonda, nisan ayının ilk iki haftasında 3,5 milyon TL para çıktı. Yatırımcı sayısı 6.019’a gerilerken yeterli talebin olmadığını gösteriyor. Son bir yılda %62,89 getiri sağlarken aynı sürede tematik fonların ortalama getirisi %61,09 oldu.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Dyo Boya, piyasadan TLREF + %4,50 faizle 175 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Dyo Boya, nitelikli yatırımcılara yönelik 13.04.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 175.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%4,50 olarak belirlendi. 179 gün vadeli bono, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 2 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 09.10.2026 olarak açıklandı. 13 Nisan itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,99 seviyesinde bulunuyor. Firmanın verdiği %4,50 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFDYBYE2613 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69df1d6d0bb95-1776229741.png" alt="" width="981" height="245" />GİRİŞİM ELEKTRİK</strong></p>
<p><strong>Yap-Devret-İşlet modelli GES projesinde anlaştı. Yıllık 55 milyon dolar gelecek</strong></p>
<p>Girişim Elektrik, OYAK bünyesindeki Erdemir ve İsdemir için Güneydoğu Anadolu’da kurulacak toplam 357,9 megavat kapasiteli GES projelerinde anlaşmaya vardı. Yap-Devret-İşlet modeliyle 15 yılı kapsayan anlaşmanın toplam yatırım bedeli KDV hariç 205 milyon dolar olarak belirlendi. Yılda 707 GWh elektrik üretmesi planlanan projelerden Girişim Elektrik’in yıllık yaklaşık 55 milyon dolar gelir elde etmesi öngörülüyor. Projenin mühendislik ve tedarik kısımlarını şirket üstlenirken, kullanılacak malzemeler Europower ve Peak PV Solar gibi grup iştiraklerinden sağlanacak.</p>
<p><strong>SMART GÜNEŞ ENERJİSİ</strong></p>
<p><strong>Aliağa’da ürettiği güneş hücrelerinin uluslararası düzeyde olduğunu belgeledi</strong></p>
<p>Smart Güneş Enerjisi, wafer dahil tamamı Aliağa tesisinde üretilen güneş hücrelerinin TÜV SÜD laboratuvarlarındaki zorlu testleri başarıyla tamamladığını duyurdu. Uluslararası standartlar kapsamındaki sertifikasyon, yerli hücrelerin dayanıklılığını kanıtlarken; ABD ve Avrupa gibi regülasyonu katı pazarlara daha rahat giriş yapabilme imkanı sağlayacak. Alınan sertifikasyonla yüksek kar marjı sunan küresel bölgelerdeki rekabet gücünü tescilleyerek, ihracat potansiyelini genişletme imkanı bulacak.</p>
<p><strong>POLİSAN HOLDİNG</strong></p>
<p>Hisse devri için Rekabet Kurulu’ndan onayı çıktı. Şirketin %77’si Corex’e geçiyor</p>
<p>Polisan Holding, Bitlis Ailesi’ne ait %77,7 oranındaki payların Corex Holding’in iştiraki Corex Ports’a devri için beklenen Rekabet Kurulu onayının alındığını duyurdu. Geçen yıl haziran ayında imzalanan sözleşmenin en önemli yasal engeli aşılmış oldu. Bölünme ve Yunanistan iştirakinin devri gibi diğer ön koşulların önceki aylarda tamamlanmasının ardından gelen resmi onay, şirketin mülkiyet değişimini imza aşamasına taşıdı. Şirketin kontrol hisselerinin global bir liman işletmecisine geçmesi, Polisan’ın rotasını yeniden şekillendirecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69df1d90b6dc8-1776229776.png" alt="" width="233" height="184" /></strong><strong>Kalekim mevcut seviyesinde tutunmaya çalışıyor. Fonlar hafif satıcılı duruyor</strong></p>
<p>Kalekim’de fonlar satış ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki hisseler %2,23 ile toplamda 258,3 bin lot azalarak 11,35 milyona indi. Hisseyi portföyünde bulunduran fon sayısı 41’den 39’a geriledi. Hissede GMA fonu 1 milyon lot ile en fazla satışı yaparken, IDH 800 bin lot ile en yüksek alımı gerçekleştirdi. Kalekim hissesi hakkında bugüne kadar 7 aracı kurum öneride bulunurken 4 kurum model portföyüne aldı. En yüksek öneriyi Ak Yatırım 69 TL ile verdi. En düşük öneri 50,18 TL ile Gedik Yatırım’dan geldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/29-sirket-iskontolu-islem-goruyor-reel-degerleri-gozden-kaciyor-77068</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 29 şirket iskontolu işlem görüyor, reel değerleri gözden kaçıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hobi-bahceleriyle-ilgili-rapor-cumhurbaskanina-sunulacak-77067</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hobi bahçeleriyle ilgili rapor Cumhurbaşkanı’na sunulacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısında; Terörsüz Türkiye süreci, Ortadoğu’da yaşanan savaşın Türkiye’ye etkileri ve Türkiye’nin diplomatik adımları ile Meclis gündemine gelecek yasal düzenlemeler ele alındı. Edinilen bilgilere göre toplantıda; İran ve Irak'taki gelişmeler, İsrail'in Lübnan'a, Gazze'ye ve Batı Şeria'ya dönük saldırgan politikalarının kapsamlı bir şekilde ele alındığı belirtildi. Toplantıda ayrıca MİT Başkanı İbrahim Kalın, "Terörsüz Türkiye" ve terörsüz bölge konusunda kapsamlı bir sunum yaptığı bildirildi. MYK toplantısında hem İran savaşı hem de Terörsüz Türkiye süreci tüm boyutları ile değerlendirildi. Silahların tamamen bırakılmadığı, mağaraların ise boşalmaya devam ettiğini aktardığı öğrenildi. Süreçte yasal adımların takviminin sahadan gelecek son rapora bağlı olduğu kaydedildi. Sahada hazırlanacak son rapora göre Meclis’te silah bırakmaya bağlı olarak yasal düzenlemelerin yapılacağı görüşlerinin ağırlık kazandığı ifade edildi. Kalın, ayrıca Ortadoğu’da yaşanan savaşla ilgili son durum hakkında da bilgileri paylaştığı belirtildi. Hobi bahçeleri ile ilgili Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında kurulan komisyon çalışmalarını tamamladıktan sonra hazırlanacak raporu Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sunacak.</p>
<p><strong>‘Erken seçim’ yok ‘tarihi erkene çekilmiş’ seçim var</strong></p>
<p>Uzun zamandır iktidarı erken seçime zorlayan CHP, son hamlesi ile ‘ara seçim’ tartışmalarını gündeme getirdi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM’de temsil edilen ve TBMM dışında kalan tüm siyasi partilere başlattığı ara seçim turunu sürdürürken, muhalefet partilerinden de destek aldı. Ancak Cumhur İttifakı ortaklarından ara seçim çağrısına çok net bir şekilde ‘Seçim zamanında’ açıklaması geldi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, CHP’ye ‘ Erken seçimde ara seçim de gündemimizde yok’ yanıtını verdi. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise dün Meclis grup toplantısı sonrası gazetecilerin sorusu üzerine “ Cumhuriyet Halk Partisi kapısındaki sıkışıklığı Türkiye’yi karıştırarak karalamaya heves etmesin. Ara seçim yok seçim zamanındadır” dedi. Cumhur İttifakının açıklamalarına göre ‘ Ara seçim de erken seçim de ‘ yok ancak AK Parti’nin gündeminde tarihi erkene çekilmiş seçim planı var, nedeni ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden aday olması. Cumhurbaşkanı Anayasa gereği yeniden aday olamıyor, aday olması için ya anayasanın değişmesi ya da TBMM’nin seçim tarihinin erkene alınması için karar alması gerekiyor. AK Parti’nin ‘ gündemimizde erken seçim yok’ açıklamalarının nedeni erken seçim olabilmesi için seçim kararının bir yıl önce alınması gerekiyor. AK Parti’nin planı Mayıs 2028 ‘de yapılması gereken seçimi 6-7 ay öne çekerek Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı yeniden aday göstermek ve erken seçim yerine tarihi öne çekilmiş bir seçim gerçekleştirmek. Cumhur İttifakında hesaplar bu şekilde yapılıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önümüzdeki seçimlerde yeniden aday olup olmayacağı her ne kadar resmiyet kazanmasa da AK Parti ve MHP de hesaplar bu yönde yapılıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hobi-bahceleriyle-ilgili-rapor-cumhurbaskanina-sunulacak-77067</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/cevdet-yilmaz-5.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hobi bahçeleriyle ilgili rapor Cumhurbaşkanı’na sunulacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/psikoloji-bilmeyen-basarili-olamaz-77085</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Psikoloji bilmeyen başarılı olamaz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hayatta fark yaratan insanların ortak özelliklerinden biri, psikolojiyi iyi bilmeleri ve çevrelerindeki insanların zihinlerine girebilmeleridir. Burada kastım <strong>manipülasyon değil, empati</strong>dir. Birlikte çalıştığınız ya da çalışacağınız insanların penceresinden olaylara bakamaz ve kararlarınızı buna göre şekillendiremezseniz başarılı olamazsınız.</p>
<p><strong>İnovasyon kolektif bir iş</strong></p>
<p>İnovasyon eğitimi/danışmanlığı verdiğim firmalardaki yöneticilerin ya da ilgili ekiplerin temel sorunlarından biri tam da bu. Konu çok minör gibi algılanabilir, ancak bu aşama başarıyla geçilemediğinde ilerlemek mümkün olmuyor. İnovasyonu yapacak olan insandır. <u>En iyi teknolojileri, fiziksel şartları ve maddi imkânları sağlasanız dahi, eğer insanları doğru ve etkili bir şekilde süreçlerde konumlandıramaz ve onların sinerjisinden yararlanamazsanız başarılı olamazsınız.</u></p>
<p>İnovasyon kolektif bir iş. Sanat ya da icattan temel farklarından birisi budur; bireysel olarak başarmak imkânsızdır. Ortaya çıkan inovasyonun hedef kitlesi yine insandır. Potansiyel kullanıcıyla empati kuramayan hiçbir ürün başarılı olamaz. Bu nedenle inovasyonun temel aşamalarından biri empati fazıdır. <u>Ancak birçok inovasyon projesi, pazardaki potansiyel müşteriler yerine inovasyon yapan kişinin subjektif fikirlerine ve ihtiyaçlarına göre şekillendiği için başarısız olur. Bazı girişimler doğmadan ölür, bazıları ise pazara çıktıktan kısa süre sonra yok olur.</u></p>
<p><strong>İnsan psikolojisini anlamak </strong><strong>en kritik eşiklerden biri</strong></p>
<p>İnovasyonu şimdilik insan, insan için yapıyor. Bu nedenle insan psikolojisini anlamak en kritik eşiklerden biri. Elbette yapay zekâ ile birlikte ilerleyen yıllarda durum değişebilir. Yapay zekâ önce insanlar için, daha sonra kendisi için inovasyon yapacaktır. O aşamada ise “<strong>makine psikolojisini</strong>” anlamamız gerekecek; ancak henüz oraya oldukça uzağız.</p>
<p><strong>Psikoloji okuma yetkinliği, sadece inovasyon çalışmalarında değil; ekonomiden siyasete hayatın her alanında gerekli olan en kritik becerilerden biridir, birincisi değilse</strong>. <u>İnsan psikolojisini anlamayan (yalnızca olaylar gerçekleştikten sonra değil, gerçekleşmeden önce kestirimde bulunabilmek), insanlarla empati kuramayan ve buna göre karar almayan bir kişi ne ekonomide, ne bilimde ne de siyasette başarılı olabilir.</u></p>
<p>İnsanlarla etkileşime girmeden ve ortak üretim/tüketim süreçlerine dahil olmadan icra edilebilecek meslek sayısı bir kaçı geçmez. Belki sanatsal üretim buna örnek gösterilebilir; ancak günün sonunda bir tabloyu sergilemek ya da satmak istiyorsanız, diğer alanlardaki kadar olmasa bile yine de koleksiyonerin ya da potansiyel alıcının beklentilerini anlamanız gerekir.</p>
<p><em>Peki empati kurabilmek ve insan psikolojisini yönetebilmek doğuştan gelen bir yetenek midir, yoksa sonradan kazanılan bir yetkinlik mi?</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/psikoloji-bilmeyen-basarili-olamaz-77085</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Psikoloji bilmeyen başarılı olamaz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasalar-kararsiz-strateji-net-denge-77066</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasalar kararsız, strateji net: Denge</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bu dönemde yatırımcı açısından en büyük risk, tek bir hikayeye inanmak. Çünkü piyasa, beklentilerin çok hızlı değişebildiği bir süreçten geçiyor. Daha sağlıklı yaklaşım, portföyü birkaç ana eksen etrafında kurmak. Likiditeyi korumak bu eksenlerin başında geliyor.</strong></p>
<p>Savaş gündemiyle geçen mart ayının ardından nisan ayına da ABD-İran gelişmeleriyle başladık. Piyasalarda ana odak hâlâ Orta Doğu. Ateşkese yönelik haber akışı risk iştahını artırırken, Hürmüz Boğazı’na ilişkin belirsizlik ve petrol fiyatlarının 100 dolar üzerindeki seyri riskli varlıkları baskılıyor. Bu tablo, yatırımcıyı hep vurgulamaya çalıştığım noktaya getiriyor: Farklı varlıklardan oluşan dengeli portföyler oluşturmak.</p>
<p>Ancak mevcut ortamda bu hiç de kolay değil. Savaşın seyri belirsizliğini korurken, piyasada bazı ezberlerin de çalışmadığını gördük. Örneğin jeopolitik risk ortamında altının her zaman yükselmesi beklentisi bu dönemde birebir karşılık bulmadı. Buna karşın savaşın en net çıktısı olan enflasyon riski, yatırım kararlarında daha belirleyici hale geliyor. Bu noktada portföy yönetim şirketlerinin dağılım önerileri önemli bir referans sunuyor.  </p>
<p><strong>Profesyoneller ne yapıyor?</strong></p>
<p>İş, Yapı Kredi, Hedef, Neo, Oyak ve Kuveyt Türk Portföy’ün aylık olarak açıkladığı dağılım önerilerine baktığımızda kurumlar arasında farklı ağırlıklar olsa da stratejinin ortaklaştığı görülüyor.</p>
<p>İlk dikkat çeken başlık, para piyasası fonlarının portföylerde hâlâ ana taşıyıcı olması. Birçok modelde bu oran %40–60 bandında. Yani yüksek faiz ortamı, profesyoneller tarafından hâlâ değerlendirilen bir fırsat olarak görülüyor. Likit kalmak bu dönemin en kritik avantajlarından biri.</p>
<p>Borçlanma araçları tarafında ise daha temkinli bir yaklaşım var. Uzun vadeli tahvil ağırlığı azaltılırken, daha kısa vadeli ya da enflasyona duyarlı enstrümanlara yönelim öne çıkıyor. Bunun temel nedeni, enflasyonun beklenenden yüksek kalma ihtimali.</p>
<p>Altın tarafında ise dengeli bir duruş söz konusu. İlk etapta yaşanan geri çekilmeye rağmen portföylerde altın tamamen terk edilmiyor. Genelde %15-20 bandında korunan bu ağırlık, altının bir “sigorta” olarak tutulmaya devam ettiğini gösteriyor.</p>
<p>Hisse senedi tarafında ise seçici bir yaklaşım hakim. Tam çıkış yok, ancak agresif bir pozisyon da alınmıyor. %10–20 bandında ağırlıklarla olası toparlanma ihtimaline karşı portföyde yer verilmeye devam ediliyor.</p>
<p>Tüm bu dağılımların verdiği mesaj oldukça net: Profesyoneller bu dönemde tahmin yapmak yerine hazırlık yapıyor. Çünkü senaryolar iki uçlu ilerliyor. Savaşın uzaması halinde enflasyon ve faiz tarafında yukarı yönlü riskler artarken, olası bir yumuşama durumunda riskli varlıklarda hızlı bir toparlanma görülebilir. Bu nedenle tek bir beklentiye göre pozisyon almak yerine, farklı ihtimallere karşı dengeli bir portföy kurmak öne çıkıyor.</p>
<p><strong>Yatırımcı ne yapmalı?</strong></p>
<p>Bu dönemde yatırımcı açısından en büyük risk, tek bir hikayeye inanmak. Çünkü piyasa, beklentilerin çok hızlı değişebildiği bir süreçten geçiyor.</p>
<p>Daha sağlıklı yaklaşım, portföyü birkaç ana eksen etrafında kurmak. Likiditeyi korumak bu eksenlerin başında geliyor. Para piyasası fonları, yüksek faizden faydalanırken aynı zamanda fırsatlara hızlı hareket etme imkanı sunuyor.</p>
<p>Bunun yanında enflasyon riskine karşı koruma sağlayacak varlıkların portföyde yer alması gerekiyor. Enflasyona endeksli enstrümanlar ya da özel sektör tahvilleri içeren fonlar bu noktada öne çıkıyor.</p>
<p>Portföye esneklik katacak araçlar ise bu dönemin en kritik bileşeni. Çünkü bu süreç sadece korunma değil, aynı zamanda fırsat dönemi de olabilir. Bu noktada öne çıkan ürünler hisse ağırlıklı değişken fonlar. Bu fonlar yukarı yönlü hareketlerde potansiyeli yakalayabilirken, aşağı yönlü dalgalanmalarda portföyü daha dengeli tutabiliyor.</p>
<p>Piyasalar savaşın yönünü fiyatlamaya çalışırken, yatırımcı açısından en doğru strateji yön tahmini yapmak değil, senaryolara hazırlıklı olmak. Bu dönemde kazandıran yaklaşım; tek bir varlığa odaklanmak değil, likiditeyi koruyan, enflasyona karşı koruma sağlayan ve esneklik sunan dengeli bir portföy kurabilmek olacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasalar-kararsiz-strateji-net-denge-77066</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Piyasalar kararsız, strateji net: Denge ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasalar-gercegi-degil-golgesini-fiyatliyor-77065</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasalar gerçeği değil, gölgesini fiyatlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir haber başlığı, doğrulanmamış bir iddia ya da ‘kaynaklara göre’ diye başlayan bir cümle… Bunlar artık yalnızca bilgi değil, doğrudan fiyat hareketi üreten unsurlar. Anlatı, böylece, piyasanın merkezine yerleşiyor.</strong></p>
<p>Piyasalar gölgeleri fiyatlar. Gölgelerden kastım beklentiler elbette. Gölge boyu kimi zaman gerçekliğe göre uzun, kimi zaman da kısa kalabilir. Bu, ekonomik düzenin en eski reflekslerinden biri.</p>
<p>Bugün de durum aynı. Ama bir farkla. Beklentinin zemini çok kaygan. Dolayısıyla, artık <strong><em>beklentinin kendisine duyulan güvensizlik de fiyatlanıyor.</em></strong></p>
<p>Hürmüz Boğazı’na bakın. Piyasa yalnızca arz kaybını değil, onun etrafında hızla genişleyen bir ihtimal evrenini fiyatlıyor. Ve her yeni gelen bilgi bu evreni daha da genişletiyor. Bilgi akmaya devam ediyor ama belirsizlik azalmıyor, çoğalıyor.</p>
<p><strong>Algının ekonomisi</strong></p>
<p>Daniel Kahneman’ın ortaya koyduğu davranışsal iktisat çerçevesi burada kritik. <strong><em>İnsan zihni belirsizlik altında rasyonel çalışmaz.</em></strong> Risk matematiksel değil, psikolojik bir deneyimdir. Kayıp ihtimali, kazanç ihtimaline göre orantısız biçimde büyütülür.</p>
<p>Kahneman'ın modeli elbette kurumsal yatırımcıları ya da algoritmik sistemleri tam olarak açıklamaz. Ama bu, psikolojik dinamiğin piyasaları etkilemediği anlamına da gelmiyor. Aksine, bireysel yatırımcıların kitle davranışı, kurumsal aktörlerin kısa vadeli pozisyon baskısı ve algoritmik sistemlerin duyarlılık eşikleri bir araya geldiğinde, kayıp korkusunun kazanç beklentisini geçmesi piyasa genelinde bir davranış kalıbı olarak ortaya çıkıyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>Savaşın fiyatı, anlatının gücü</strong></p>
<p>Savaşlar ihtimaller üzerinden fiyatlanıyor. Süre, yayılım, tedarik zincirlerine etkileri, dahil olacak aktörler, kırılgan sektörler…</p>
<p>Bir zamanlar iletişim bu zemini stabilize eden bir araçtı. Ortak bir gerçeklik varsayımı üzerinde yürüyen, uzlaşı arayan bir kanal. Bugün ise iletişim o zemini üretmenin ta kendisi haline geldi. Gerçekliği taşımıyor. Onu artık inşa ediyor.</p>
<p>Bir haber başlığı, doğrulanmamış bir iddia ya da ‘kaynaklara göre’ diye başlayan bir cümle… Bunlar artık yalnızca bilgi değil, doğrudan fiyat hareketi üreten unsurlar. <strong><em>Anlatı, böylece, piyasanın merkezine yerleşiyor.</em></strong> Ve bu, anlatının kimin elinde şekillendiği sorusunu da beraberinde getiriyor.</p>
<p>Burada yeni bir durum daha var. <strong><em>Belirsizlik yalnızca krizlerin bir yan ürünü değil, bazı aktörler için doğrudan bir araç.</em></strong> Trump'ın politikalarını düşünün. Açıklama, tehdit, geri adım, yeni açıklama, yeniden tehdit…</p>
<p>Belirsizlik burada bir müzakere silahına dönüştürülüyor. Karşı tarafı dengesiz tutmak, piyasayı sürekli alarm modunda bırakmak, her sinyal ile dikkat ekonomisinin merkezinde kalmak. Tutarsızlık, tutarlı bir plana dönüşüyor.</p>
<p><strong>Merkez bankaları: Anlatının mimarları</strong></p>
<p>Merkez bankacılığı üst düzeyde teknik bir alan. Ama teknik araçlar kadar iletişimden de çok iyi faydalanıyor.</p>
<p>İleriye dönük yönlendirme <em>(forward guidance)</em> uzun süredir yalnızca bir politika aracı değil, <em>doğrudan bir beklenti yönetimi tekniği.</em> Merkez bankaları artık yalnızca faizi belirlemiyor. Piyasaların geleceğe dair algısını şekillendiriyor. Ekonomi, standart politika araçlarının yanında, kurulan anlatı üzerinden de yönetiliyor.</p>
<p>Burada da yeni bir zorluk var. Jeopolitik bir kriz anında, merkez bankaları gerçeklik ile anlatı arasındaki boşlukta pozisyon almak zorunda.</p>
<p>Hürmüz’de sabah yaşanan bir gelişme, öğlen farklı bir anlatıya, akşam ise bambaşka bir beklenti setine dönüşebiliyor. Gerçeklik, sabit bir veri değil. Sürekli güncellenen bir akış haline geliyor.</p>
<p>Bu hızda, hiçbir referans noktası tam kalıcı değil. Ne bilgi, ne yorum, ne de anlam.</p>
<p><strong>Sonuç: Fiziksel şok, zihinsel kriz</strong></p>
<p>Enerji sistemleri kırılgan, bunu biliyoruz. Bir hat kapanır, arz düşer, sistem zamanla yeni bir denge bulur. Fiziksel krizlerin bir tavanı var.</p>
<p>Ama ya zihinsel krizler? Orada gerçeklik değil, ihtimal hüküm sürüyor. Tavanını ise güven belirliyor.</p>
<p>Hürmüz'ün kapanması bir şok yarattı. <strong><em>Ama kriz, anlatının eklediği belirsizlik katmanları ile büyüyor. </em></strong>Trump yönetimi belirsizliğin kendisinin bir yönetim biçimi olabileceğini gösterdi. Piyasalar hem fiziksel ve zihinsel krizin içinde, hem de o krizleri besleyen kasıtlı bir gürültünün ortasında pozisyon almaya çalışıyor.</p>
<p><strong><em>Bugün bir tartışma da bu krizin piyasalarda gölge boyunun kısa kalması üzerine.</em></strong> Fiyatlananın çok ötesinde sert bir enerji krizi ve küresel ekonomik kırılganlık bekleyenlerin sayısı az değil.</p>
<p>Enerji akışı kesintiye uğradığında sistem zorlanır. Gerçekliğin zemini kaydığında ise sistem yönünü kaybeder. Anlatı bir silaha dönüştüğünde sistem kimin düşmanı olduğunu bile bulmakta güçlük çeker. Birincisi geçici bir kriz. İkincisi yapısal bir sorun. Üçüncüsü ise yeni bir oyun.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasalar-gercegi-degil-golgesini-fiyatliyor-77065</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Piyasalar gerçeği değil, gölgesini fiyatlıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hobi-bahceleri-sorunu-yasa-cikarmakla-cozulmuyor-77064</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hobi bahçeleri sorunu yasa çıkarmakla çözülmüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Tarım ve Orman Bakanlığı yasa ile koruyamadığı arazileri yıllar sonra çıkardığı yönetmeliklerle korumaya çalışıyor. Bunun da başarı şansı yok. Çünkü, bakanlık sahaya hakim değil. Saha da olup bitenleri yeterince analiz etmeden masa başında sadece yasal düzenlemeler yapıyor.</strong></p>
<p>Toplum bir kez daha karpuz gibi ortadan ikiye bölündü. Sayıları 11 bin olarak ifade edilen, aslında çok daha fazla sayıdaki hobi bahçesindeki yapıların yıkılıp yıkılmaması konusunda ülke yine ikiye bölündü.</p>
<p>Bir tarafta,  hobi bahçelerinin hukuka aykırı bir şekilde kaçak olarak tarım arazilerine yapıldığını ve yasaların uygulanarak bu yapıların yıkılmasını isteyenler var. Diğer tarafta, yazlık alacak paraları olmadığını, çocuklarının ayağı toprağa değsin, kendi sebzelerini, meyvelerini üretmek için hobi bahçesi aldıklarını ve bunların yıkılmasına şiddetle karşı çıkanlar var.</p>
<p>Hükümet, hobi bahçelerindeki yapıların yıkılması için yasa, yönetmelik çıkarıyor. Yıkılması bir yana, hobi bahçelerinin sayıları her yıl daha da artıyor. Sorun, her geçen gün daha da büyüyor.</p>
<h2>Torba yasa çıkarken de çok tartışılmıştı</h2>
<p>Hobi bahçeleri ile ilgili tartışma yeni değil. Bundan 6 yıl önce 4 Kasım 2020 Tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 7255 Sayılı Gıda, Tarım ve Orman Alanında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun ile hobi bahçelerindeki yapıların yıkılmasına karar verilmiş ve büyük tartışmaya neden olmuştu. Bu torba yasa, 2005 yılında kabul edilen 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Yasası’nın ilgili maddelerinin yeniden düzenlenmesini kapsıyordu.</p>
<p>2005’te 5403 Sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Yasası, tarım topraklarını korumak üzere çıkarılan önemli bir yasa. Ancak yasa uygulanmadığı ve tarım toprakları amaç dışı kullanıldığı için 2020 yılında bu kez torba yasa ile yeni düzenlemeler yapıldı, cezalar artırıldı. Ancak bu yasa da tarım arazilerini korumaya yetmedi. Şimdi, Tarım ve Orman Bakanlığı yasa ile koruyamadığı arazileri yıllar sonra çıkardığı yönetmeliklerle korumaya çalışıyor. Bunun da başarı şansı yok. Çünkü, bakanlık sahaya hakim değil. Saha da olup bitenleri yeterince analiz etmeden masa başında sadece yasal düzenlemeler yapıyor. Ankara’da masa başında dikilen elbise sahaya ya dar geliyor ya da bol.</p>
<h2>Hapis cezası ve para cezası da toprakları koruyamadı</h2>
<p>Bundan 6 yıl önce “torba yasa” olarak adlandırılan 7255 Sayılı Gıda, Tarım ve Orman Alanında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun 4 Kasım 2020 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. O düzenleme ile hobi bahçeleri veya başka amaçlarla tarım arazilerinin amaç dışı kullanımına yönelik yaptırımlarda önemli düzenlemeler yapıldı. Hem hapis cezası hem de para cezası getirildi. Buna rağmen hobi bahçelerinin tarım arazilerine kurulması önlenemedi. Tam tersine pandemi ile birlikte hobi bahçelerinde tam bir patlama yaşandı.</p>
<p>Yasada, tarım arazilerinin amacı dışında kullanılması ve toprak koruma projelerine uyulmaması durumunda uygulanacak cezalar, yaptırımlar ayrıntılı olarak yer aldı. Hobi bahçelerini de kapsayan yasa özetle şu düzenlemeleri getirdi:</p>
<p><strong>1-</strong> Tarım arazilerini, tescili mümkün olmayan fiili hisseler oluşturarak arazinin hisselere tekabül ettiği kabul edilen kısımlarının zilyetliğini, bir özel hukuk tüzel kişisinin faaliyeti kapsamında bu tüzel kişiyle üyelik veya ortaklık ilişkisi kurarak devretmek veya bu işlere aracılık etmek suretiyle arazinin bütünlüğünün bozulmasına ve amacı dışında kullanılmasına sebebiyet verenlere 1 yıldan 3 yıla kadar hapis ve 100 günden 1000 güne kadar adli para cezası verilecek. Ayrıca bu tüzel kişi hakkında 50 bin Türk Lirasından 250 bin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilecek. Tarım arazisinin bütünlüğünün sağlanması ve tarımsal üretime uygun duruma getirilmesi halinde, bu fıkra uyarınca kamu davası açılmayacak, açılmış olan kamu davası düşecek, mahkum olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkacak.</p>
<p><strong>2-</strong> İmar planlarında tarımsal niteliği korunacak alan olarak ayrılan yerler ile kamu yararı kararı alınarak tarım dışı amaçla kullanım izni verilen yerler, yeniden izin alınmaksızın bu amaç dışında kullanılamayacak ve planlanamayacak.</p>
<p><strong>3-</strong> Tarımsal amaçlı arazi kullanımlarında, tarımsal amaçlı arazi kullanım plân ve projelerine uyulması zorunlu olacak. Bu plân veya projelere aykırı hareket edilmesi halinde yani tarım arazisine hobi bahçesi kurulması durumunda valilikçe resen tespit yaptırılarak sorumlulara; 1000 Türk Lirasından az olmamak kaydıyla bozulan arazinin her metrekaresi için 10 Türk Lirası idarî para cezası uygulanacak.</p>
<h2>Büyük ovalardaki yapılaşmanın cezası daha büyük</h2>
<p><strong>4-</strong> Projeye uygunluk sağlanması için azami 2 ay süre verilecek. Hobi bahçesi büyük ova koruma alanlarında ise bu cezalar iki katı olarak uygulanacak. Bu sürenin sonunda aykırı kullanımların devam etmesi durumunda; valilikçe faaliyet durdurulacak ve belirtilen idarî para cezası üç katı olarak uygulanacak.</p>
<p><strong>5-</strong> İzinsiz bütün yapılar, masrafları Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından karşılanmak kaydıyla, bir ay içinde belediyeler veya il özel idareleri tarafından yıkılacak. Arazi yeniden tarımsal üretime uygun hale getirilecek. Arazinin tarımsal üretime uygun hale getirilmesi için yıkım ve temizleme masrafları sorumlulardan Bakanlıkça genel hükümlere göre tahsil edilecek.</p>
<p><strong>6-</strong> Hakkında yıkım kararı alınmış olmasına rağmen bir ay içinde belediye veya il özel idarelerince yıkılmayan yapılar, yıkım masrafları Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından karşılanmak üzere Bakanlıkça yıkılabilir veya yıktırılabilir. Yıkım masrafları yüzde 100 fazlası ile ilgili belediye veya il özel idaresinden tahsil edilecek. Bu şekilde tahsil edilememesi halinde belediyelerin veya il özel idarelerinin Hazine veya İller Bankası ödeneklerinden kesilecek.</p>
<h2>“Hobi bahçeleri yıkılacak kıvırmaya gerek yok” denilmişti</h2>
<p>O dönem, bu torba yasanın çıkmasında büyük emeği olan Türkiye Büyük Millet Meclisi Tarım ve Köyişleri Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Yunus Kılıç, benim de katıldığım AGRO TV’deki programda “hobi bahçeleri yıkılacak mı?” sorusuna şu yanıtı vermişti: “Kanunun emrettiği şekliyle şu anda yıkılacak. Hiç o yana bu yana kıvırmaya gerek yok. Çok net söylüyorum. Hobi bahçelerinin böyle düzensiz, plansız böyle tarım arazilerine gelişigüzel, bir şekilde yapılmasına müsaade edersek bu alanları bir iki yıl sonra göremeyeceğiz. Hobi bahçeleri tarımsal arazilerde çok önemli bir alanı kaplamaya başladı. Hobi bahçeleri için sadece pandemi sürecinde yüzde 500 yüzde 1000’lik artış söz konusu oldu. Yani zapturapt altına alınmazsa ekip biçeceğimiz toprak kalmayacak.”</p>
<h2>Yönetmelikler tartışmayı alevlendirdi</h2>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı 3 Temmuz 2005 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 5403 Sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Yasası ile 4 Kasım 2020 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 7255 Sayılı Gıda, Tarım ve Orman Alanında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun ile bugüne kadar koruyamadığı tarım arazilerini 2005 yılındaki yasaya dayanarak 4 Nisan 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Arazi Kullanım Planlaması Uygulama Yönetmeliği ile aynı gün yayımlanan Tarım Arazilerinin Korunması ve  Kullanılması Hakkında Yönetmelikle bu sorunu çözmeye çalışıyor.</p>
<p>Aradan geçen 21 yılda tarım arazilerinin amaç dışı kullanımı daha çok arttı. Hobi bahçelerinin sayısında ciddi artışlar oldu. Sorun sadece hobi bahçeleri değil,  asıl madencilik, enerji, kamu yatırımları, turistik tesisler ve benzeri yatırımlar için tarım toprakları kolayca feda ediliyor.</p>
<p>Bakanlığın yayınladığı iki yönetmelik yasanın uygulanmasını öngörüyor. Ancak, yaşanan tartışmalar gösterdi ki bu kolay olmayacak. Aslında söz konusu yönetmeliklerde hobi bahçeleri ile ilgili yeni bir şey yok. Yasa ile getirinler hükümler yönetmelikle uygulanması öngörülüyor.  Yönetmeliklerde ilave olarak getirilen yeni düzenlemeler var. Tarımsal üretim yapanları doğrudan etkileyecek bu düzenlemeler ayrıca ele alınmaya değer.</p>
<p>Yönetmeliklerin yayınlanması ile birlikte diğer düzenlemeler bir yana bırakılarak yeniden “hobi bahçeleri yıkılsın mı, yıkılmasın mı?” tartışmasına geri dönüldü. Yani 6 yıl önce torba yasa çıktığındaki tartışmanın aynısı yaşandı.</p>
<h2>Çiftçi para kazansa tarlasını hobi bahçesine verir mi?</h2>
<p>Burada kimsenin sormadığı çok önemli bir soru var. Hobi bahçelerinin büyük bölümü verimli tarım arazilerine kuruldu. Bu araziler kimden alındı? Çiftçi neden verimli arazisini hobi bahçesi kuran emlakçılara, kooperatif adı altındaki rantçılara sattı?  Neden üretim yapmak yerine tarlasını satıp o alanların ranta dönüşmesine izin verdi?</p>
<p>Bu soruların kısa ve net yanıtı; çiftçi üreterek para kazanamadığı için toprağı elinden çıkardı. Ayrıntısına gelince; artan üretim maliyetleri karşısında ürettiği ürün para etmeyen çiftçi tarlasını elinden çıkarmak zorunda kalıyor. Asıl işin can alıcı yeri burası. Yani çiftçi ürettiğinden para kazanamadığı için bir emlakçı gelip biraz da yüksek bir fiyat verince çiftçi yıllarca üretim yapacağı toprağını elinden çıkarmak zorunda kalıyor. Yani yıllarca ektiği üründen alacağı paradan daha fazlasına ve geleceği de umutsuz gördüğü için araziyi elinden çıkarıyor. Tarımda yaşanan bu yüksek maliyet düşük fiyat politikası sona ermedikçe daha çok çiftçi arazisini elden çıkarır ve hobi bahçesi veya başka amaçlarla kullanılır.</p>
<h2>İmar barışı hobi bahçelerinin sayısını daha çok artırır</h2>
<p>Yasa çıkarmakla, yönetmelik yayınlamakla hobi bahçeleri ile ilgili sorun çözülemez. Bugünkü şartlarda, yapılan hobi bahçelerindeki yapıları yıkmak, bahçeyi eskisi gibi tarım arazisine dönüştürmek mümkün değil. Eski haline getirilse bile orada kim tarım yapacak? Nitekim, yaşanan tartışmalar üzerine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatı ile bir komisyon kurulduğu ve yeni bir yol arayışına gidildiği ifade ediliyor. Umarım bu yeni yol imar barışı değildir. İmar barışının dile getirilmesi bile hobi bahçesi sayısını daha çok artırır. Çözüm, sahada aranmalı. Öncelikle hobi bahçeleri ile ilgili durum tespiti yapılmalı. Ne kadarı verimli tarım arazilerinde, ne kadarı artık tarım arazisi olma vasfını yitirmiş alanlarda?  Yıkılırsa ekonomik ve sosyal maliyeti ne olur? Yıkılmazsa ne olur? Gibi sorulara yanıt verilerek yola çıkılmalı.</p>
<p>Özetle, işin temeline inerek verimli tarım arazilerinde çiftçinin para kazanacağı ve üretime devam edeceği bir tarım politikası uygulanmalı. Almanya örneği incelenerek uygun alanlarda, kuralları belirlenmiş ve yasalardan taviz vermeden, verimli tarım arazileri yerine belediye ve hazineye ait arazilerde  hobi bahçeciliğinin yapılması sağlanabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Verimli arazilere hobi bahçesi kuran belediyeler var</span></h2>
<p>Hobi bahçesi satın alan ve gerçekten orada kendi ihtiyacı olan sebzeyi, meyveyi üretenler olduğu gibi, havuzlu, otoparklı hobi bahçesi olanlar da var. Bunları da ayırmak gerekir. Hobi bahçeciliği tümden reddedilecek bir uygulama değil. Doğru yerde ve amacına uygun olarak yapılan hobi bahçeciliği desteklenmeli.</p>
<p>Almanya’da bunun örneği var. Kuralları belirlenmiş, ağırlıklı olarak kilise ve belediye arazilerine yapılan 1,4 milyon hobi bahçesi var. Hobi bahçeleri ile ilgili derneklerin oluşturduğu 19 hobi bahçesi federasyonu var. Federal Küçük Bahçe Yasası var. Her şey yasaya bağlanmış ve herkes yasaya uyuyor. Orda kimse verimli tarım arazilerine hobi bahçesi kurmuyor, kuramıyor.</p>
<p>Türkiye’de her işte olduğu gibi bu konuda da başıboşluk var. Verimli tarım arazilerine toplu konut yapar gibi hobi bahçeleri kuran belediyeler var.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hobi-bahceleri-sorunu-yasa-cikarmakla-cozulmuyor-77064</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/4/1280x720/hobi-bahcesi-1776228649.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hobi bahçeleri sorunu yasa çıkarmakla çözülmüyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hizmetler-kuresel-olcekte-imalat-sanayisi-bolgesel-olarak-dususte-77063</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hizmetler küresel ölçekte, imalat sanayisi bölgesel olarak düşüşte</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABD ve Avrupa gibi gelişmiş ekonomilerde savunma ve enerji harcamalarının etkisiyle imalat tarafında görece daha dirençli bir görünüm öne çıkıyor. Buna karşın, hizmet sektöründeki zayıflık, imalat sanayindeki bölgesel toparlanmayı dengeleyerek küresel bileşik PMI endeksinin aşağı yönlü hareketini engelleyemedi.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz hafta salı günü bu yazıyı kaleme aldığımızda, ertesi gün nasıl bir dünyaya uyanacağımıza dair belirsizlik had safhadaydı. Donald Trump’ın “bir medeniyeti yok edebiliriz” şeklindeki sert açıklamalarının gölgesinde bir ateşkes anlaşmasına varıldı ve iki haftalık bir süre tanındı. Hafta sonu gelen açıklamalar ilk etapta masadan kalkıldığı izlenimi yaratsa da, önceki örneklerde olduğu gibi sürecin son güne kadar inişli çıkışlı bir seyir izleme ihtimali oldukça yüksek görünüyor. Nitekim bugün itibarıyla tarafların yeniden görüşmelere başlayacağı yönündeki haberler, finansal piyasalarda da olumlu bir karşılık bulmuş durumda.</p>
<p><strong>Ateşkes kalıcı olsa da ekonomik </strong><strong>toparlanma zaman alacak</strong></p>
<p>Finansal piyasaların bu süreçte dalgalı seyrini sürdürmesi muhtemel. Ancak savaşın reel sektör üzerindeki etkileri artık daha net hissedilmeye başlanıyor. Ateşkesin kalıcı hale gelmesi durumunda dahi, ekonomik toparlanmanın zaman alacağı anlaşılıyor.</p>
<p>Küresel ölçekte açıklanan PMI verileri, özellikle hizmet sektöründe belirgin bir daralmaya işaret ediyor. Orta Doğu başta olmak üzere bazı bölgelerde imalat sanayinde de sert gerilemeler gözlenirken; ABD ve Avrupa gibi gelişmiş ekonomilerde savunma ve enerji harcamalarının etkisiyle imalat tarafında görece daha dirençli bir görünüm öne çıkıyor. Buna karşın, hizmet sektöründeki zayıflık, imalat sanayindeki bölgesel toparlanmayı dengeleyerek küresel bileşik PMI endeksinin aşağı yönlü hareketini engelleyemedi. Grafikten de izlenebileceği gibi küresel büyüme ile PMI verileri arasındaki ilişki savaş devam ederse ağrılıklı hizmet sektörü kaynaklı sert bir yavaşlamanın gelme ihtimali yüksek görünüyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69df17fd1c913-1776228349.png" alt="" width="700" height="646" />Yurt içinde açıklanan PMI verileri de benzer bir tabloya işaret ediyor. Önceki iki ayda gözlenen sınırlı toparlanmaya rağmen, son veriler yeniden belirgin bir zayıflamaya işaret etti. Bölgesel açıdan bakıldığında ise son 2-3 yılda hızlı büyüme kaydeden Orta Doğu ekonomilerinde, özellikle Suudi Arabistan, Kuveyt ve Katar’da mart ayında ciddi bir yavaşlama gözlendi. İstanbul Sanayi Odası’nın ihracat iklim endeksi de Orta Doğu’daki daralmanın, Asya ve Avustralya’ya uzanan bir zincirleme etki yarattığını ortaya koyuyor. Bu durum, tedarik zinciri kaynaklı sorunların imalat sanayinde de bölgesel olarak hissedilmeye başladığını gösteriyor.</p>
<p>Anket verilerinin ortaya koyduğu bir diğer önemli eğilim ise, uzun bir aranın ardından hem üretici fiyatlarında hem de girdi maliyetlerinde yeniden güçlü bir artış eğiliminin gözlenmesi. Petrol fiyatlarındaki yükselişin de etkisiyle bu gelişme, birçok ekonomide manşet enflasyon rakamlarına yansımış durumda. Bununla birlikte, kalıcı bir ateşkes senaryosunda petrol fiyatlarının daha düşük seviyelerde dengelenmesi, önümüzdeki dönemde bu enflasyonist baskının kademeli olarak hafiflemesine katkı sağlayabilir.</p>
<p><strong>Hizmetler sektörü toparlanırsa, </strong></p>
<p><strong>büyümeye yukarı yönlü etki yapabilir</strong></p>
<p>Önümüzdeki süreçte, küresel ekonomide hizmet sektörü kaynaklı zayıflığın, kalıcı bir ateşkesin sağlanması halinde yeniden toparlanma eğilimine girmesi beklenebilir. Özellikle turizm ve ulaşım sektörlerinde belirgin bir canlanma görülebilir. Savunma, enerji ve altyapı harcamalarının yüksek seyrini koruyacağı varsayımıyla birlikte, hizmetler sektöründeki olası toparlanma büyüme üzerinde de yukarı yönlü bir etki yaratabilir.</p>
<p>Bununla birlikte, Orta Doğu’da savaşın yarattığı tahribatın hem üretim hem de turizm faaliyetleri üzerinde bir süre daha baskı oluşturmaya devam etmesi kaçınılmaz görünüyor. Enerji tedariki ve normalleşme sürecine ilişkin belirsizlikler, bölge ekonomilerini ve bağlantılı Asya ekonomilerini bir süre daha stres altında tutabilir. Yeniden inşa sürecinin büyümeye katkı sağlaması beklenmekle birlikte, yatırım kararlarının ertelenmesi veya yeniden şekillendirilmesi bölgesel büyüme üzerinde aşağı yönlü riskler yaratacaktır.</p>
<p><strong>AB’de yavaş büyüme eğilimi </strong><strong>devam edecek gibi görünüyor</strong></p>
<p>Avrupa Birliği (AB) ekonomisi ise mevcut yapısal sorunları ve enerji kaynaklı baskılar nedeniyle yavaş büyüme eğilimini sürdürmeye devam edecek gibi görünüyor. Savaşın sona ermesi durumunda görece daha güçlü bir ekonomik görünüm sergileyebilecek tarafın ABD ve genel olarak gelişmiş ekonomiler olması beklenirken, gelişmekte olan ülkelerin özellikle Orta Doğu, Afrika ve Asya bağlantılı bölümlerinde daha uzun süreli bir toparlanma süreci öne çıkabilir.</p>
<p>Sonuç olarak, bu süreçte en kritik unsurlardan biri de yaşanan gelişmelerin algılar ve stratejik karar alma süreçleri üzerindeki etkisi olacaktır. Jeopolitik risklerin yeniden tanımlandığı bu dönemde, ekonomik ve finansal hareketlerin yönünü belirleyecek olan temel faktör, yeni stratejilerin nasıl şekilleneceği olacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hizmetler-kuresel-olcekte-imalat-sanayisi-bolgesel-olarak-dususte-77063</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hizmetler küresel ölçekte, imalat sanayisi bölgesel olarak düşüşte ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomimizde-yine-kirilganlik-nuksetti-77062</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomimizde yine kırılganlık nüksetti!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kamu borçlarının GSYH’ye oranına bakarak kendimizi kandırmayalım. Her şeyden önce düşük kurlara yaslandırılmış olduğundan yüksek ulusal gelir tutarı olunca borçların oranı düşük çıkıyor. Önemli olan borçların giderek azalan vadesi ve çığ gibi büyüyen faizleri!</strong></p>
<p>Çok ilginç bir ülkeyiz; tepkilerimiz çok ani!</p>
<p>Özellikle çok çabuk seviniyoruz ve sevincimizi de abartılı olarak ortaya koyuyoruz.</p>
<p>Örneğin bir takım istatistikler veya tablolar yayımlandığında hemen son şu kadar yılın, ayın ve hatta haftanın rekoru olarak lanse ediyoruz, Bu açıklamalara da bakanların öncülük ettiğini görüyoruz.</p>
<p>En son örneği, Türkiye’nin ödemeler dengesi rakamları ile ilgili olarak verebiliriz. TCMB brüt döviz rezervleri 30 Ocak 2026 tarihi itibariyle 218 milyar dolara kadar çıkınca rekor yeniliyoruz; 3 Nisan 2026 tarihi itibariyle de 161 milyar dolara inince de karalar bağlıyoruz. 50 milyar doları aşkın rezerv azalışına ağıtlar yakıyoruz. Volatilitedeki hareketliliğin bu kadar yüksek seyretmesinin sonucunun böyle olacağını anlamak istemiyoruz. Gerçekten de bu kadar yüksek oynaklık sağlık işareti olmuyor tam aksine yüksek kırılganlığı ifade ediyor.</p>
<p>11 Nisan’da Fitch Rating, zamansız ve sürpriz bir şekilde raporunu açıkladı. Normalde ocak ve temmuz aylarında kaleme alması gereken dönem raporlarının dışında, düzenlemelerin kendisine verdiği yetkiyle böyle keyifsiz ve uyarı dolu notunu gündeme getirdi.</p>
<p>Kredi derecelendirme kuruluşundan yapılan açıklamada, Türkiye'nin uzun vadeli döviz cinsinden kredi notunun "BB-" olarak teyit edildiği, not görünümünün ise "pozitif"ten "durağan"a güncellendiği bildirildi.</p>
<p>Görünüm revizyonunun, İran savaşının başlamasından bu yana Türkiye'nin döviz rezervlerinde yaşanan belirgin düşüşten kaynaklandığı ifade edildi.</p>
<p>Bu süreçte Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın Türk Lirası’nı desteklemek amacıyla piyasaya 50 milyar doların üzerinde döviz sattığı belirtilirken, savaşın uzaması halinde dış borç ödemeleri ve enflasyon görünümünde daha fazla bozulma yaşanabileceği kaydediliyor. Açıklamada, Türkiye'nin enerji ithalatına yüksek bağımlılığının bu riskleri artıran temel unsurlardan biri olduğu vurgulanıyor.</p>
<p>Fitch Rating, Türkiye'nin kredi profilini destekleyen unsurlar arasında güçlü ve çeşitlendirilmiş ekonomik yapı, görece düşük kamu borcu, zorlu dönemlerde dahi dış finansmana erişim kapasitesi ve bankacılık sektörünün dayanıklılığını öne çıkarmış.</p>
<p><strong>Fitch: Dış finansman ihtiyacı </strong><strong>yüksek seyrini sürdürüyor</strong></p>
<p>Buna karşılık, kronikleşen yüksek enflasyon, para politikasına yönelik siyasi baskılar, tekrarlayan döviz krizi riskleri, rezervlerin dış borca kıyasla sınırlı kalması ve kurumsal zayıflıklar kredi notu üzerinde baskı oluşturan başlıca olumsuz faktörler olarak sıralanmış. Öte yandan Türkiye'nin dış finansman ihtiyacının yüksek seyrini sürdürdüğüne de işaret edilerek önümüzdeki 12 ay içinde vadesi dolacak dış borcun 239 milyar dolar seviyesinde olduğu ve bu tutarın döviz rezervlerine kıyasla yüksek kaldığı belirtildiğine dikkat çekilmiş.</p>
<p>Fitch Rating, bu arada büyüme, enflasyon, cari açık ve dış finansman konularına ilişkin tahminlerini sıralamış:</p>
<p>- Türkiye ekonomisinin 2026 yılında yüzde 3.6 büyüyeceğini,</p>
<p>- Yıl sonu enflasyon oranının yüzde 27’ye yükseleceğini,</p>
<p>- Petrol fiyatlarının varil başına 20 dolar artması halinde cari açığın milli gelirin yüzde 1’inden fazla artış sergileyeceğini ve enflasyonu körükleyeceğini belirtmiş.</p>
<p>Nitekim daha ABD-İsrail ile İran savaşı başlamadan cari açık, Şubat ayında 7,5 milyar dolar ve yıllık olarak da 35,4 milyar dolar olmuş bile.</p>
<p>Açıkçası dış açık konusu çok kırılgan.</p>
<p>Bunun yanında bir diğer kırılgan nokta da Türkiye’nin borçlanması… Kamu borçlarının GSYH’ye oranına bakarak kendimizi kandırmayalım. Her şeyden önce düşük kurlara yaslandırılmış olduğundan yüksek ulusal gelir tutarı olunca borçların oranı düşük çıkıyor. Önemli olan borçların giderek azalan vadesi ve çığ gibi büyüyen faizleri!</p>
<p><strong>İç borç ödemeleri </strong><strong>fren tutmuyor</strong></p>
<p>Açıkçası Hazine’nin gerek iç ve gerekse dış borç ödemeleri ve finansman biçimi de sürdürülebilir değil. Özellikle özel sektörün bu son 3 yıllık dönemdeki dış borçlarının artışı çok ürkütücü.</p>
<p>Zaten iç borç ödemeleri fren tutmuyor. Ama Mart-Mayıs döneminde Hazinenin iç borçlarının finansmanında borçlanma dışı kaynaklara yönelmenin olduğu görülüyor. Bu durum borçlanmanın dayanılmaz cazibesini ve yerli/yabancı yerleşikler için vazgeçilmezliğini koruyor.</p>
<p>Sonuç itibariyle yukarıda sıraladığımız iki başlık bile kırılganlığın boyutunu ve sonuçlarını ortaya koyuyor. Dolayısıyla enflasyon gibi belalar öteleniyor ve çözümsüz hale geliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomimizde-yine-kirilganlik-nuksetti-77062</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomimizde yine kırılganlık nüksetti! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iranin-dayaniklilik-sifreleri-77061</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> İran’ın dayanıklılık şifreleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonomik kuşatma; bir ülkenin siyasi iradesini kırmak yerine, onun daha dirençli bir yapıya bürünmesine yol açabiliyor. Geçmişte yaşananlar, sert ekonomik yaptırımların beklenen neticeyi pek vermediğini gösteriyor. Örneğin 2018 sonrasında, İran’ın günlük petrol satışı yaptırımların etkisiyle 400 bin varile düştü. Bu zayıf rakama rağmen Tahran’daki rejim ayakta kaldı.</p>
<p>Benzer direnç mekanizmaları bugün de geçerliliğini korumaktadır. İran ekonomisi, döviz gelirleri olmasa dahi dengesini bir süre daha sağlayabilir. Merkez Bankası iç piyasadaki hareketliliği korumak için para basmayı sürdürür. Kaldı ki Malezya ve Çin açıklarında, yüzen depolarda bekletilen yaklaşık 100 milyon varillik petrol var. Bunun satışı, savaşı sürdürmek için gereken yarı iletkenlerin tedarikini sağlayabilir.</p>
<p>Ateşkesin sona ermesine daha bir hafta var. Bir orta yol bulunabileceğini düşünüyorum. Hürmüz’den petrol akışı, piyasa mekanizmalarıyla veya gayriresmî kanallar üzerinden bir şekilde olacaktır. Daha önce nükleer anlaşma kapsamında bazı haklarından vazgeçen İran, söz konusu başlıkta diretmeyebilir. İran'ın dondurulan finansal varlıkları serbest bırakılabilir. Lübnan’a saldırılar durdurulur. Ekonomik yaptırımlar gevşetilebilir. Zaten iç siyasette kaybeden Trump, algı yönetimini tamamen nükleer silahlanma meselesi üzerinden yapmaya başladı. 2028 seçiminde başkan adayı olmak isteyen Başkan Yardımcısı Vance’in net popülaritesinin yüzde -18 (eksi 18) olduğunu da belirteyim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iranin-dayaniklilik-sifreleri-77061</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İran’ın dayanıklılık şifreleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kibris-yeni-dubai-olabilir-mi-77060</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kıbrıs, yeni Dubai olabilir mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dubai uzun yıllar boyunca kendisini, çevresindeki dalgalanmalardan etkilenmeyen, adeta bulutların üzerinde bir şehir olarak konumlandırdı. Ancak bu imaj artık temelden sarsılmış durumda. Stratejik açıdan bakıldığında Dubai, İran savaşının ilk kaybedeni olarak değerlendirilebilir.</strong></p>
<p>İran savaşı, Körfez’deki kırılgan dengeyi sarsarken ve Dubai’nin güvenli liman imajını aşındırırken Kıbrıs, hem bölgenin değişen güvenlik mimarisinde hem de finansal bir merkez olma potansiyeliyle öne çıkan stratejik bir alternatif haline geliyor.</p>
<p>Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, yaklaşık altı hafta önce, 28 Şubat’ta İran’a saldırdı. İran’ın karşılığı büyük ölçüde Basra Körfezi’nde oldu. 30 Mart itibarıyla İran’ın füze ve İHA saldırılarının yaklaşık yüzde 20’si İsrail’e, yüzde 43’ü ise Birleşik Arap Emirlikleri’ne yönelikti.</p>
<p>Bu savaş, bölgemizde kalıcı etkiler yaratacak üç önemli dönüşümün zeminini şimdiden hazırlıyor. Bu dönüşümlerin her biri, birkaç ay öncesine kadar spekülatif görülebilecek bir soruya işaret ediyor: Dubai’nin cazibesi zayıflarken Kıbrıs, alternatif bir çekim merkezi haline gelebilir mi?</p>
<p><strong>Dubai illüzyonunun aşınması</strong></p>
<p>Dubai uzun yıllar boyunca kendisini, çevresindeki dalgalanmalardan etkilenmeyen, adeta bulutların üzerinde bir şehir olarak konumlandırdı. Ancak bu imaj artık temelden sarsılmış durumda. Stratejik açıdan bakıldığında Dubai, İran savaşının ilk kaybedeni olarak değerlendirilebilir.</p>
<p>Orayı yakından tanıyan herkes, bu imajın ne kadar dikkatle inşa edildiğini bilir. Parlak yüzeylerin ardında daha kırılgan bir gerçekliğin gizlendiği bir şehir. İşte o hassas denge artık bozuldu ve eski haliyle yeniden kurulması pek mümkün görünmüyor.</p>
<p>“Oraya milyarlarca dolarlık yatırım yapıldı” diyenler oluyor. Ancak bugün bu varlıkları klasik anlamda yatırım olarak görmek zor. Bunlar artık jeopolitik risklere açık, askeri terminolojiyle ifade edersek “yan hasar” riski taşıyan varlıklar haline gelmiş durumda.</p>
<p>İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki trafiği aksatmasının ardından birçok kişi Dubai’nin ne kadar kırılgan bir coğrafyada bulunduğunu daha net fark etti. Dubai, Körfez’in içinde, dünyanın en tartışmalı deniz geçitlerinden birine son derece yakın bir konumda yer alıyor. Bu savaştan sonra Hürmüz’de İran’ın rolünü kontrollü biçimde tanıyan bir çerçeve olmadan kalıcı bir istikrar sağlanması zor görünüyor.</p>
<p>Ne var ki bu tür dönüşümler bir anda gerçekleşmez. Önce sıcak çatışma yerini düşük yoğunluklu, “fokurdayan” bir gerilime bırakır. Bu dönem yıllarca, hatta bir on yıl sürebilir. Sonrasında ise yeni bir donmuş ihtilaf ortaya çıkar. Bu süreç boyunca Dubai’nin cazibesinin eski seviyesine dönmesi kolay olmayacaktır. Güven bir kez sarsıldığında, yeniden inşa edilmesi uzun zaman alır.</p>
<p><strong>Kıbrıs ve yükselen güvenlik mimarisi</strong></p>
<p>İkinci dönüşüm daha yapısal ve daha kalıcı. Bu dönüşümün merkezinde Kıbrıs bulunuyor.</p>
<p>Türkiye’de Kıbrıs uzun yıllardır Doğu Akdeniz’e demirlenmiş bir uçak gemisi olarak tanımlanır. İran savaşı bu benzetmeyi somut bir gerçekliğe dönüştürdü. Füze ve İHA’ların belirleyici olduğu yeni savaş ortamında coğrafyanın önemi farklı bir boyut kazandı.</p>
<p>Kıbrıs, özellikle bugünlerde İran merkezli hava saldırılarının izlenmesi ve engellenmesinde stratejik bir rol oynuyor. Konumu, bölgesel savunma hattına stratejik bir derinlik kazandırıyor. Son gelişmeler de bölgedeki risklerin yönetilmesinde adanın ve çevresindeki deniz alanlarının oynadığı rolü açık biçimde ortaya koyuyor.</p>
<p>Bu durum geçici değil. Savaşın açık çatışma aşamasından uzun süreli bir gerilim dönemine evrilmesiyle birlikte Kıbrıs’ın stratejik önemi azalmak bir yana artacak. Ada, Ortadoğu’nun yeni güvenlik mimarisinin ayrılmaz bir parçası artık.</p>
<p>Aynı süreç, bölgemizde hava savunma sistemlerinin önemini de belirginleştirdi. Füze ve İHA’ların belirleyici olduğu bir ortamda hava savunması artık yalnızca askeri bir konu değil. Ekonomik istikrarın da temel unsurlarından biri haline geldi.</p>
<p>NATO ile bağlantılı hava savunma kapasitesinin hem Türkiye’de hem de Kıbrıs’ta oynadığı rol dikkat çekici. Bu durum, söz konusu güvenlik çerçevesinin yalnızca askeri açıdan değil, ekonomik güven ve istikrar açısından da ne kadar belirleyici olduğunu gösteriyor. Güvenlik ile refah artık birbirinden ayrı düşünülemez.</p>
<p><strong>Güvenlikten finansal merkeze</strong></p>
<p>Bu değişen stratejik tablo bizi ekonomik soruya getiriyor: Kıbrıs yeni Dubai olabilir mi?</p>
<p>Öncelikle iki hususun altını çizeyim.</p>
<p>Birincisi, Dubai artık bildiğimiz Dubai olarak kalamaz. Onu cazip kılan güvenlik algısı ciddi biçimde zedelendi. Yatırımcıların, çatışma riskinin bu kadar yakın olduğu bir bölgede eskisi gibi rahat ve yoğun hareket etmesi beklenmemeli.</p>
<p>İkincisi, Dubai tek bir yapı değil. Lojistikten finansa uzanan çok sayıda sektörü içinde barındırıyor. Bu faaliyetlerin tamamı aynı şekilde yer değiştirmeyecek; her biri farklı risk değerlendirmeleriyle harekete geçecek.</p>
<p>Dubai modelinin en önemli unsurlarından biri Dubai Uluslararası Finans Merkezi, yani DIFC’dir. 2004 yılında kurulan bu yapı, Orta Doğu, Afrika ve Güney Asya bölgesinin önde gelen finans merkezlerinden biri haline geldi.</p>
<p>DIFC’nin başarısının temelinde kurumsal altyapının tasarımı var. İngiliz hukukuna dayanan bir hukuk sistemi, içlerinde emekli İngiliz hakimlerin ağırlıkta olduğu yargıçları istihdam eden bağımsız bir yargı sistemi ve uluslararası güvenilirlik sunan bir düzen. Buna düşük vergiler ve yabancı yatırımcıya sağlanan mülkiyet hakları eklendiğinde ortaya cazip bir finansal ekosistem çıktı.</p>
<p>Benzer bir yapının oluşabilmesi için yalnızca fiziki altyapı yeterli değil. Hukuki güvenilirlik, öngörülebilirlik ve yargı bağımsızlığı şart. Türkiye’de İstanbul Finans Merkezi tartışmaları da bu noktaya işaret ediyor.</p>
<p>Kıbrıs’ın bu açıdan önemli bir avantajı bulunuyor. Ada zaten ikili hukuk sistemine dayanan hibrit bir yapıya sahip. Güneyde İngiliz hukuku ile Avrupa Birliği hukuku birlikte işlerken kuzeyde İngiliz hukuku ile Türk hukukunun birleştiği bir sistem var.</p>
<p>Bu durum, uluslararası finans merkezi oluşturmak için gerekli kurumsal altyapının önemli bir bölümünün adada zaten mevcut olduğu anlamına geliyor. Kıbrıs’ın DIFC benzeri bir yapı kurmak için sıfırdan bir sistem inşa etmesine gerek yok.</p>
<p><strong>Jeopolitik dönüşümün yarattığı fırsat</strong></p>
<p>Güvenlik ile ekonomi arasındaki bu kesişim dikkat çekici.</p>
<p>Kıbrıs’ın bölgesel güvenlik açısından artan önemi, aynı zamanda ekonomik potansiyelini de yükseltiyor. İstikrarsız bir coğrafyada göreli istikrar bir avantaj haline dönüşüyor. Hukuki öngörülebilirlik ise stratejik bir değer kazanıyor.</p>
<p>Dahası, böyle bir ekonomik perspektif adadaki siyasi çözüm sürecine de ivme kazandırabilir. Küresel bir finans merkezinin sağlayacağı refah artışı, her iki toplum için de güçlü bir teşvik oluşturabilir. Hem güvenlik şemsiyesi hem de küresel finansal merkez olma ihtimali, adada iki tarafın çıkarlarını ortaklaştırıyor. Ortak ekonomik çıkarlar, siyasi çözüm ihtimalini de güçlendirebilir önümüzdeki dönemde.</p>
<p>Bu çerçevede asıl soru Kıbrıs’ın Dubai’nin yerini alıp alamayacağı değil. Asıl soru, değişen jeopolitik dengelerin Kıbrıs’a yeni bir rol üstlenme imkânı verip vermediği.</p>
<p>Cevap henüz kesin değil. Ancak değişimin yönü giderek daha belirgin hale geliyor. Hazırlıklı olmakta fayda var.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kibris-yeni-dubai-olabilir-mi-77060</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/0/1280x720/kibris-1776230903.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kıbrıs, yeni Dubai olabilir mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/istanbulun-dubai-olmasina-gerek-yok-yakisani-yapsin-yeter-77059</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstanbul’un Dubai olmasına gerek yok, yakışanı yapsın yeter</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’nin hukuk düzeni uluslararası sermaye için daha uygun. Ancak çok sık kural ve kanun değiştirdiği için kimse başına ne geleceğini tam olarak bilemiyor. Bunun yanında anlamsız bir yüksek faiz-düşük kur politikası ile yabancıların bile pahalı bulduğu bir ülke haline gelmiş.</strong></p>
<p>Geçen hafta savaş nedeniyle Ortadoğu’dan kaçan sermayeyi İstanbul ve Türkiye’nin önde gelen şehirlerinin kapıp kapamayacağı üzerine oldukça eğlenceli, zaman zaman da derinliksiz tartışmalara şahit olduk. </p>
<p>Özellikle “finans merkezi olmak için önce hukukun üstünlüğü gerekir” diyenlerin aslında adaletin herkese eşit dağılmasını kast ettiğini pek anlamayanların “BAE’de demokrasi mi var?” gibi anlamsız tepkiler verdiğini gördük. Halbuki anlatılmak istenen şuydu: </p>
<p>BAE, Katar, Bahreyn ve Suudi Arabistan’ın zaten demokrasi iddiası yok. Kuruluş felsefeleri de özgür iradeye dayanmıyor zaten. Sadece koydukları kuralları saatte bir değiştirmiyorlar. Yani yerlisi yabancısı başına geleceğin ne olduğunu biliyor. Petrol, doğalgaz, gayrimenkul, turizm ve ticaret üzerine kurulu düzende oldukça sert ve etkili bir asayiş düzeni var. Suç işleme oranları bu sebeple düşük, yabancı ülkelerden gelenler kurallara uyarlarsa başlarına bir şey gelmeyeceğini bilmiyorlar. </p>
<h2>Mesele binalardan ibaret olsaydı kolayca çözerdik</h2>
<p>Türkiye ise laik, demokratik bir hukuk devleti olarak kurulduğu için bazılarına Batı hukuku kafası kızdığı zaman şeriat hükümlerini uygulamıyor. Dolayısıyla Türkiye’nin hukuk düzeni uluslararası sermaye için daha uygun. Ancak çok sık kural ve kanun değiştirdiği için kimse başına ne geleceğini tam olarak bilemiyor. Bunun yanında anlamsız bir yüksek faiz-düşük kur politikası ile yabancıların bile pahalı bulduğu bir ülke haline gelmiş. Benzin fiyatından market fiyatına kadar her şey Avrupa ortalamalarının üzerinde. Ayrıca enflasyonun gerçek sebepleriyle değil sonuçlarıyla uğraşıldığı için hayat pahalılığı altında ezilen ücretler düşük kur sebebi ile Euro cinsinden yabancıları caydıracak hale gelmiş. Dolayısıyla mesele binalardan ibaret olsaydı kolayca çözerdik meseleyi. Yine de objektif şekilde ele almakta fayda var. </p>
<p>Sorumuzu hatırlayalım: Dubai, Doha ve Bahreyn kısa ya da orta vadede “riskli bölge” algısıyla yıpranırsa, Türkiye’de İstanbul başta olmak üzere Ankara, İzmir ve Antalya bu boşluğu doldurabilir mi? Kısa cevap şu: Türkiye fırsat yakalayabilir, ama doğrudan Körfez’in yerini alamaz. Çünkü finans merkezleri yalnızca gökdelen, havalimanı ve lüks konuttan ibaret değil; hukuk, vergi, sermaye piyasası derinliği, iletişim altyapısı, fuarcılık ve yaşam kalitesinin birleşimi. Dubai’nin son yıllarda finans ve turizmde ürettiği ölçek, bunun ne kadar kurumsal bir iş olduğunu gösteriyor. Geçen yılın sonunda Dubai 1.052 finansal şirkete, 500’ün üzerinde varlık ve servet yönetim şirketine ve 1.677 Yapay zeka/Fintech kuruluşuna ulaşmış. Ayrıca Dubai’nin finans merkezinin yaklaşık 7.700 şirket ve 48 bine yakın çalışanla 2020’ye göre iki kattan fazla büyüdüğünü görüyoruz.</p>
<p>Turizm ve yaşam kalitesi tarafında Türkiye’nin şehir bazlı üstünlüğü daha belirgin. Dubai 2025’te 19,6 milyon uluslararası ziyaretçi ve 95,2 milyon havalimanı yolcusu ile gücünü sürdürdü. Katar, 2025’te 5,1 milyon uluslararası ziyaretçi ağırladı; konaklama sayısı 10,8 milyonun üzerine çıktı ve doluluk oranı %71 oldu. Türkiye tarafında ise Antalya 2025’i 17,1 milyon ziyaretçi ile kapattı; havalimanı 39,16 milyon yolcu taşıdı. İstanbul’da 2025 boyunca yabancı ziyaretçi sayısının 18,97 milyona ulaştığı, 2024’e göre artışın sürdüğü bakanlık kaynaklı istatistiklerde görülüyor. Yani Türkiye’nin şehirleri, özellikle İstanbul ve Antalya ekseninde, turizm ve iş seyahati kapasitesi bakımından Körfez’le yarışabilecek bir ölçeğe ulaşmış durumda. Bu çok önemli; çünkü sermaye önce güvenli erişim ve yaşanabilirlik arar, sonra vergi oranına bakar.</p>
<p>Ankara, İzmir ve Antalya’nın rolü burada ayrı ayrı düşünülmeli. Ankara bir finans merkezi değil, ama karar merkezi. 2025’te Esenboğa Havalimanı yaklaşık 13,9 milyon yolcu taşıdı. Kesinlikle güçlü bir erişim seviyesi diyebiliriz. İzmir Adnan Menderes ise 2025’te 12,7 milyon yolcu ile hem ticaret hem turizm hem de yaşam kalitesi açısından “ikincil üs” rolü oynayabilecek kapasiteye geldi. Antalya ise tipik bir “sermaye yaşam şehri” adayı: Turizm hacmi, otel kapasitesi, uluslararası tanınırlık ve yeni havalimanı yatırımlarıyla, savaşın gölgesinde Körfez’den çıkmak isteyen yüksek gelir grupları için ikincil yerleşim alternatifi olabilir. Bu anlamda Türkiye’nin avantajı tek şehirde değil; İstanbul, Ankara, İzmir ve Antalya birlikte düşünülürse çok merkezli bir cazibe alanı yaratılabilir. Körfez ülkelerinde ise finans, yaşam ve karar merkezi daha çok aynı dar coğrafyada sıkışıyor.</p>
<p>Gayrimenkul tarafında Türkiye’nin fırsatı daha da net. Dubai’de konut piyasası 2025’te yeni rekor kırdı: Toplam satış değeri 137 milyar dolar, işlem sayısı 205.400 olmuş. Dubai geneli konut fiyatı kabaca metrekare başına yaklaşık 5.300 dolar ve villalarda 6.300 dolar seviyesine denk geliyor. Türkiye’de ise 2025’te konut satışları çok güçlü toparlandı, fakat reel fiyatlar daha yatay kaldı; yani İstanbul ve Antalya gibi şehirler, Dubai’ye göre hâlâ daha düşük giriş maliyeti sunuyor. Bu, yatırımcı için önemli bir avantaj. Ama aynı zamanda bir uyarı da içeriyor: düşük fiyat tek başına üstünlük değildir; hukuki güvence ve piyasa şeffaflığı yoksa “ucuzluk”, uzun vadeli sermaye için cazibe değil risk primi anlamına gelir. Le Monde’un geçenlerde İstanbul kiraları üzerine yaptığı haberde de görüldüğü gibi, konut piyasasında öngörülebilirlik ve erişilebilirlik sorunu büyüyor.</p>
<p>Bankacılık sistemi ve sermaye piyasası açısından ise Türkiye’nin profili güçlü, ancak eksik tarafları var. BDDK verilerine göre Türkiye bankacılık sisteminin toplam aktifleri Şubat 2026 itibarıyla 48,87 trilyon TL’ye ulaşmış. Bu, sistemin ölçek olarak güçlü olduğunu gösteriyor. Ama uluslararası finans merkezi olmak için aktif büyüklüğü yetmez; yabancı yatırımcı, serbest sermaye girişi-çıkışı, tahkim ve ürün çeşitliliği gerekir. </p>
<p>Dubai Finans Merkezi ise ayrı hukuk, ayrı tahkim ve uluslararası yatırımcı dostu bir çerçeve sunuyor. Katar Finans Merkezi’nin 2025 ortası itibarıyla 3.300 kayıtlı firmaya ulaşması da aynı durumu gösteriyor: Körfez’de finans merkezleri sadece vergiyle değil, hukuki mimariyle büyüyor. Türkiye’nin zayıf tarafı da tam burası. İstanbul Finans Merkezi fiziksel olarak çok iddialı olabilir, ama küresel fon yöneticisinin baktığı ilk şey ofis binası değil; “ihtilaf çıkarsa hangi mahkeme, hangi hukuk, hangi takvim?” sorusudur.</p>
<p>Fuarcılık ve iş etkinlikleri tarafında da benzer bir fark var. Dubai’nin finans merkezi olmasının bir nedeni yalnızca regülasyon değil; aynı zamanda yıl boyunca süren küresel fuar, kongre ve yatırım etkinlikleriyle “ağ ekonomisi” üretmesi. Türkiye’de İstanbul’un fuarcılık altyapısı büyük, Antalya’nın kongre turizmi potansiyeli yüksek, İzmir’in ticari fuar geçmişi güçlü. Ama bunların hiçbiri henüz Dubai kadar küresel marka üretmiş değil. Bu, Türkiye için ciddi bir fırsat alanı. Savaş nedeniyle Dubai, Doha ve Bahreyn’de güvenlik algısı bozulursa, İstanbul ve Antalya konferans-ekonomi ekseninde öne çıkabilir. Fakat bu geçişin kalıcı olması için yalnızca mekân değil, uluslararası takvim ve marka inşa etmek gerekir. Aksi halde Türkiye, Körfez’den çıkan talebin ancak geçici bir durağı olur. Dubai’nin 2025’te finans, turizm ve gayrimenkulü aynı anda büyütmesi, tam da bu marka gücünün sonucudur.</p>
<p>İletişim ve haberleşme altyapısında Körfez lehine önemli bir fark var. ITU’nun 2025 ICT Development Index verilerinde Katar 98,4 puan ile dünyanın en üst sıralarında yer aldı. GSMA ve ITU endeksleri, genel olarak BAE ve Katar’ın dijital altyapı, ağlantı kalitesinde çok yüksek performans gösterdiğini ortaya koyuyor. Türkiye güçlü bir telekom altyapısına sahip olsa da, Körfez’deki premium iş altyapısı ile aynı seviyede değil. İstanbul’un avantajı erişim ve pazar ölçeği; Dubai ve Doha’nın avantajı ise daha yüksek dijital kalite ve daha sorunsuz kurumsal hizmet deneyimi. Yani Türkiye’nin fırsatı “Körfez’den daha iyi altyapı sunmak” değil; daha büyük pazar-daha düşük maliyet -kabul edilebilir kalite bileşimini doğru paketlemek olabilir.</p>
<p>Bütün bu resmi SWOT mantığıyla  toplarsak tablo şöyle:</p>
<p>- Türkiye’nin güçlü tarafı, şehir çeşitliliği, erişim kapasitesi, görece düşük gayrimenkul maliyeti, büyük iç pazar, turizm hacmi ve jeostratejik konum. </p>
<p>- Zayıf tarafı, hukukun üstünlüğü algısı, vergi/teşvik sisteminin karmaşıklığı, sermaye piyasasının sığlığı ve yabancı yatırımcı için öngörülebilirlik sorunu. </p>
<p>- Fırsat tarafı, savaş nedeniyle Körfez’de oluşabilecek algı bozulması, hava sahası ve güvenlik riski nedeniyle şirketlerin operasyon çeşitlendirme ihtiyacı ve varlıklı bireylerin ikinci adres arayışı. </p>
<p>- Tehdit tarafı ise şu: Türkiye reform yapmazsa, Körfez’den çıkan sermaye burada kalıcı üs kurmak yerine İstanbul ve Antalya’yı yalnızca kısa vadeli geçiş alanı olarak kullanır. </p>
<p>Özetle, Dubai’nin finansal ve hukuki üstünlüğü, yalnızca savaşla aşınacak kadar zayıf değil. Dubai’nin çekiciliği düşük vergi, hızlı regülasyon, uluslararası işgücü ve kurumsal altyapının birleşiminden geliyor.</p>
<h2>Güven üretilirse sermaye gelir ve kalır</h2>
<p>Şöyle bitirelim: İstanbul, Ankara, İzmir ve Antalya; Dubai, Doha ve Bahreyn’in yerini hemen alamaz. Ama doğru adımlar atılırsa, onların zayıfladığı dönemde en çok kazanan Türkiye olabilir. Bunun için yapılması gerekenler de belli. </p>
<p>İstanbul Finans Merkezi gerçek anlamda uluslararası tahkim ve finans hukuku alanına dönüşmeli; vergi rejimi sadeleştirilmeli; yabancı yatırımcı için giriş-çıkış ve kâr transferi öngörülebilirliği güçlendirilmeli; fuarcılık ve kongre turizmi uluslararası markaya dönüştürülmeli; İstanbul finans ve yönetim merkezi, Antalya yaşam ve turizm merkezi, İzmir lojistik-ticaret merkezi, Ankara ise regülasyon ve kamu merkezi olarak birlikte kurgulanmalı. </p>
<p>Türkiye’nin elindeki potansiyel gerçek; ama potansiyel ile çekim merkezi arasında bir tek kelimelik fark var: “güven”. Güven üretilirse sermaye gelir ve kalır. Güven üretilmezse gelir, bakar ve gider.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Altyapı, küresel finans hukukuyla desteklenmeli</span></h2>
<p>İstanbul’un güçlü tarafı ölçek ve coğrafya. İstanbul Finans Merkezi’nin resmî verilerine göre projede 1,3 milyon metrekare ofis alanı, 100 bin metrekare alışveriş alanı, kongre merkezi ve günlük 100 bin kişilik kullanım kapasitesi hedefleniyor. İstanbul’un iki büyük havalimanı ise 2025’te toplam 132 milyon yolcu taşıdı; bunun yaklaşık 84 milyonu İGA İstanbul Havalimanı, 48 milyonu Sabiha Gökçen’den geliyor. Bu iki veri birlikte okunduğunda İstanbul’un Körfez karşısındaki en büyük avantajı ortaya çıkıyor: şehir yalnızca bir “finans kampüsü” değil, aynı zamanda Avrupa-Asya-Afrika aksında doğal bir erişim merkezi. Ancak aynı veri başka bir gerçeği de söylüyor: Altyapı var, ama bu altyapının küresel finans hukukuyla desteklenmesi gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/istanbulun-dubai-olmasina-gerek-yok-yakisani-yapsin-yeter-77059</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/9/1280x720/6u-1776231019.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul’un Dubai olmasına gerek yok, yakışanı yapsın yeter ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kurumsallasamayana-anayasa-ne-yapsin-77058</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kurumsallaşamayana anayasa ne yapsın?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Eğer uyulmayacaksa anayasa üretmenin faydası yoktur. Anayasa, mevcut patrona güç aktarmak ve onu kutsamak yerine, gelecek kuşaklara ilham, yöntem, değer ve vizyon kazandıran yasal metindir.</strong></p>
<p>Anayasanın net tanımlarından biri şudur: “<strong>Örgütlenmiş bir toplumda</strong> devletin yönetim biçimini belirten, <strong>yasama</strong>, <strong>yürütme</strong>, <strong>yargılama</strong> erklerinin <strong>nasıl kullanılacağını</strong> gösteren, yurttaşların <strong>hak</strong> ve <strong>ödevlerini</strong>, özgürlüklerini saptayan ve <strong>düzenleyen</strong>, yasa sıralamasında <strong>en önde gelen yasa</strong>.”</p>
<p>Bunu <strong>kurumlara uyguladığınızda</strong> benzer tanıma varırsınız<strong>; şirketin yönetim biçimini</strong> belirten, <strong>yönetim</strong>, <strong>icra</strong>, <strong>denetim</strong> erklerinin <strong>nasıl kullanılacağını</strong> gösteren, <strong>çalışanların</strong>, <strong>paydaşların</strong> hak ve ödevlerini, <strong>özgürlüklerini</strong> saptayan, <strong>düzenleyen</strong>, kurum ilkeleri içinde <strong>en</strong> <strong>önde gelen yasa</strong>...</p>
<p><strong>ANAYASA KİTAPTA DURDUĞU GİBİ HAYATTA DURMAZ</strong></p>
<p>Söz konusu <strong>aile</strong> olunca tanım daha da netlik kazanır; “aile şirketlerinin belli bir <strong>misyon</strong> ve <strong>vizyon</strong> doğrultusunda; <strong>büyümesi</strong>, <strong>kurumsallaşması</strong> ve <strong>varlığını koruması</strong> için düzenlenen <strong>kurallar</strong> bütünüdür. <strong>Rollerin atanması</strong> ve <strong>yetkililerin belirlenmesi</strong> adına, <strong>canlı bir belgedir</strong> ve önemlidir.</p>
<p>Ancak bu anayasa, <strong>kitapçıkta durduğu gibi kurumda durmaz</strong>. Farklı davranır. Zira gerek <strong>oluşturma aşamasında</strong> gerek <strong>uygulamada</strong>, kurum değerlerine, <strong>sektör</strong> ve <strong>üretim dinamiklerine sadakat</strong> olup olmadığı, <strong>hayati fark</strong> yaratacaktır. <strong>Uyulmayan bir aile anayasası, kesinlikle yok hükmündedir</strong>.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Aile anayasasına dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Sürdürülebilir kılmaya yeterli midir?</em></strong></p>
<p><strong>Gereklidir</strong> ama <strong>yeterli değildir</strong>. <strong>Mutabakattan ziyade</strong> kurucuların direktiflerinden yola çıkılarak patronu yetkiyle donatıp <strong>kendi krallığının buyruklarıyla</strong> doldurmuşsanız,<strong> şirketinizden olabilirsiniz</strong>.</p>
<p><strong><em>Anayasayı kimler nasıl hazırlamalı?</em></strong></p>
<p>Bu, <strong>profesyonel uzmanlık desteği</strong> almayı gerektiren bir süreçtir ve bu destek <strong>sürecin %20’sinden</strong> ibarettir. <strong>Sürecin %80’i</strong> şirket kültürü, <strong>aile yapısı</strong>, gelecek nesillere dair tasavvurlarla şekillenir.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>AİLE ANAYASASI HUKUKİ HÜVİYETE DAYANDIRILMALI</strong></p>
<p><strong>Nice aileler gördüm, anayasası yoktu</strong> ama yaşadı. <strong>Nice anayasalar gördüm, aileyi de kurumu da batırdı</strong>. Gelecek kuşaklarda da var olmak isteyen patronlar; “<strong>anayasacı geldi hanımmm</strong>” nidalarına kulak kabartmadan önce sizin de uyacağınız bir <strong>ilkeler manzumesi</strong> murat edin ve bunu uygulayın.</p>
<p><strong>KURUMSALLAŞMA LÛGATI</strong></p>
<p><strong>Misyon</strong>: Varoluş amacı, temel görevi, neden varız sorusunun cevabı, bugüne odaklı stratejik hedef</p>
<p><strong>Vizyon</strong>: Gelecekte ulaşılmak istenen nihai hedef, geleceğin resmini ifade eden uzun vadeli görüş</p>
<p><strong>Değerler</strong>: Doğru- yanlış, iyi-kötü, güzel-çirkin ayırtında kabul edilen inançlar, standartlar bütünü</p>
<p><strong>Strateji</strong>: Hedefe ulaşmak için uzun vadede planlanan yöntem, eylem ve kararlar bütünü</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kurumsallasamayana-anayasa-ne-yapsin-77058</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kurumsallaşamayana anayasa ne yapsın? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iskura-kayitli-acik-is-sayisi-kac-77057</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> İŞKUR’a kayıtlı açık iş sayısı kaç?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Başlıktaki soru İŞKUR’a: <strong>“Kurumunuz kayıtlarına göre açık iş sayısı en son veriye göre hangi düzeyde?”</strong> Bu çok basit bir soru ve hemen yanıt verilebilmesi gerekir.</p>
<p>İŞKUR bu konuda üç yanıt verebilir ama bunlardan yalnızca biri doğru olur, dolayısıyla iki yanıtın yanlışlığı ortaya çıkar.</p>
<p>Bu soruya niye mi üç yanıt verilir; çünkü İŞKUR’a göre açık iş konusunda üç sayı var da o yüzden.</p>
<p>Haydi soralım:</p>
<p><strong>“Sayın İŞKUR yetkilileri, kayıtlarınızda kaç açık iş görünüyor?”</strong></p>
<p><strong>Birinci ve tek doğru yanıt şu:</strong></p>
<p>“Kayıtlarımıza göre 14 Nisan itibarıyla 84.985 açık iş bulunuyor.”</p>
<p><strong>İkinci ve doğruluğu tartışılır yanıt şu:</strong></p>
<p>“Mart ayındaki açık iş sayısı 189.228.”</p>
<p><strong>Üçüncü ve kesinlikle yanlış olan yanıt ise şu:</strong></p>
<p>“Ocak-mart dönemindeki açık iş sayısı 508.910.”</p>
<p>Üçüncü yanıtın ne kadar yanlış olduğunu daha iyi anlamak için dördüncü bir soru sorsak ve İŞKUR’a desek ki <strong>“Kurumunuza kayıtlı geçen yılki açık iş sayısı kaçtı”</strong>, alacağımız yanıt aynen şu olacaktı:</p>
<p><strong>“2025 yılı ocak-aralık döneminde 2.435.200 açık iş alınmıştır.”</strong> (İŞKUR Aralık 2025 İstatistik Bülteni, sayfa 2.)</p>
<h2>Açık iş anlıktır, toplam değil</h2>
<p>Açık iş sayısı toplam alınarak oluşturulmaz, bu sayı ancak anlık durumu yansıtır.</p>
<p>Fotoğrafçılıkla uğraşanlar iyi bilir, önemli olan bir kareyi yakalamaktır. Bir an, bir kare değil de kareler söz konusu olduğunda ona fotoğraf denmez zaten.</p>
<p>İŞKUR, web sayfasında anlık açık iş sayısını veriyor. Bu sayı dün itibarıyla 84.985’ti ve doğru olan açık iş sayısı budur. Bu fotoğrafçılıktaki gibi bir anlık (günlük) durumu yansıtır. Sayı bugün için değişebilir.</p>
<p>Bir ayda alınan açık iş sayısı da kısmen doğru kabul edilebilir.</p>
<p>İyi de ayları toplayarak bir sayıya ulaşmak ve bunu açık iş gibi ilan etmek!</p>
<h2>Açık iş 2,4 milyondan 171 bine mi düştü?</h2>
<p>İŞKUR’un bu istatistik yaklaşımını doğru kabul edersek ortada çok vahim bir durum var.</p>
<p>Geçen yıl sonu itibarıyla İŞKUR’a kayıtlı açık iş 2 milyon 435 bin düzeyindeyken, sayı bir ay sonra, bu yılın ocak ayı sonunda 171 bine düşmüş.</p>
<p>Aralık sonundaki 2 milyon 435 bin ocak sonunda 171 bine gerilediğine göre 2 milyon 264 bin açık iş ne oldu?</p>
<p>Hemen hemen tümü özel sektörden oluşan işverenler eleman aramaktan vazgeçtiği için mi sayı böylesine düştü?</p>
<p>Tabii ki böyle bir şey olmadı. Olmadı, çünkü aralık sonundaki açık iş sayısı gerçekte 2 milyon 435 bin değildi ki.</p>
<p>İŞKUR, her ay için aldığı açık iş sayılarını topluyor ve birikimli bir sayı elde ediyordu ve yıl sonunda da bu sayıyı sıfırlıyordu.</p>
<p>Oysa açık işte önemli olan bir andaki, bir gündeki durumu yakalamak, o günün açık iş sayısını vermekti. O sayı da biraz önce de vurguladığım gibi 14 Nisan itibarıyla 84.985’ti.</p>
<h2>Milyon düzeyinde açık iş olur mu?</h2>
<p>Hadi istatistik anlamında hata yapılıyor…</p>
<p>İyi de bu istatistikle ortaya çıkan verilere bakılıp hiç mi mantık yürütülmez.</p>
<p>Hiç düşünülmez mi; <strong>“Türkiye’de milyonun üstünde açık iş gerçekten var mı, yok mu”</strong> diye.</p>
<p>Hiç düşünülmez mi, <strong>“Biz web sayfamızın girişinde anlık açık işe yer veriyoruz ve o sayı çok düşük, sonra detaylarda yer alan milyonluk sayılarla bir çelişki oluyor, bunu bir gözden getirelim”</strong> diye.</p>
<h2>İŞKUR Şimşek’i de yanıltmıştı</h2>
<p>İŞKUR’un aylık açık iş sayılarını kümülatife getirmesi Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in de yanlış sayı vermesine yol açmıştı.</p>
<p>Geçen yıl bir açıklamasında İŞKUR’un açık iş olarak ilan ettiği sayıyı kullanan Mehmet Şimşek, o dönem için kümülatif 1,6 milyon dolayında bulunan açık iş sayısına işaret etmişti. Oysa bu sayı o aya kadarki toplamdı ve gerçeği yansıtmaktan çok ama çok uzaktı, daha doğrusu ortada böyle bir sayı yoktu, bu sayı adeta sanaldı.</p>
<h2>Madem o kadar açık iş var...</h2>
<p>İŞKUR’a kayıtlı iş arayanların sayısı geçen yıl sonunda 2,3 milyon kişiydi.</p>
<p>Yine İŞKUR’a kayıtlı açık iş sayısı aynı tarih itibarıyla 2,4 milyon düzeyinde bulunuyordu.</p>
<p>Açık iş gerçekten 2,4 milyon ise ve bu açık işlerin yarısına yerleştirme yapılabilse, 2,3 milyon iş arayanın 1,2 milyonu iş sahibi olurdu. İşsizlik de bir anda çok çok azalırdı.</p>
<p>İŞKUR, birkaç cümlede özetlediğim şu mantığı yürütse, milyonluk açık iş verisi açıklamaktan zaten vazgeçerdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iskura-kayitli-acik-is-sayisi-kac-77057</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/5/1280x720/eminonu-istanbul-kalabalik-esnaf-1766553225.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İŞKUR’a kayıtlı açık iş sayısı kaç? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/arsayi-yatirimci-icin-likit-bir-finansal-araca-donusturuyoruz-77076</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Arsayı yatırımcı için likit bir finansal araca dönüştürüyoruz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Türkiye’de gayrimenkul sektörü, bir yandan artan inşaat maliyetleri diğer yandan ise finansmana erişimde yaşanan darboğaz nedeniyle tarihinin en kritik dönüşüm süreçlerinden birini yaşıyor. Geleneksel "yap-sat" modelinin sermaye yoğunluğu ve yüksek faiz ortamında sürdürülebilirliğini yitirmesi, hem geliştiricileri hem de yatırımcıları Gayrimenkul Yatırım Fonları (GYF) gibi daha şeffaf ve denetlenebilir araçlara yönlendiriyor. İş planını da söz konusu gelişmelere göre kurgulayan Quvars Invest, arsayı bir taşınmaz olmaktan çıkarıp, stratejik bir finansal varlık olarak konumlandıran modeliyle sektörde faaliyetlerini geliştiriyor. </p>
<h2><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69df24cdbeba7-1776231629.png" alt="" width="333" height="324" />Finansman sorununa çözüm</h2>
<p>Sektörün kronikleşen finansman sorununa dikkat çeken Quvars Invest Genel Müdürü Murat Döker Döker, inşaat şirketlerinin en büyük açmazının, projenin finansmanını satış aşamasında çözmeye çalışmaları olduğunu söyledi. Bu durumun ciddi riskler barındırdığını belirten Döker, "Geleneksel yaklaşımda önce iş geliştirilir, sonra satıştan gelecek nakitle proje bitirilmeye çalışılır. Biz bu denklemi tersine çeviriyoruz. 'İşten paraya' değil, finansal yapısı en baştan kurulmuş 'paradan işe' gidiyoruz. İstikameti belli olan yapının hedefe varması çok daha hızlı ve güvenli oluyor" değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Sektörün ana girdisi olan arsayı ‘en temel hammadde’ olarak tanımlayan Döker, Türkiye’deki enflasyonist ortamda arsa değerleme hızının gıda ve diğer emtia gruplarını geride bıraktığını vurguladı. "Son 20 yıllık veriler gösteriyor ki; arsa, değeri en istikrarlı ve hızlı artan kalem. Biz de bu noktadan hareketle, arsayı menkul kıymetleştirme yoluna gittik" diyen Döker, bu süreçte sadece gayrimenkul uzmanlığı değil, yoğun bir veri madenciliği yaptıklarını da ekledi. Yatırım yapılacak arazinin seçiminde konveksiyonel yöntemlerin dışına çıktıklarını belirten Döker, süreci şöyle detaylandırdı: "Bir arsayı portföye almadan önce tam 63 farklı kriter üzerinden 'check-up' yapıyoruz. Yapay zeka algoritmalarımız; bölgedeki kamu yatırımlarından hızlı tren akslarına, yeni çevre yollarından zeminin teknik analizine kadar devasa bir datayı işliyor. Ancak burada insan dokunuşu ve yerel tecrübe hala belirleyici. Bazı lokasyonlarda veri 'al' dese de sosyolojik yapıyı veya bölge dinamiklerini gözeterek 'bekle' diyebiliyoruz. Önce analiz, sonra teşhis, en son alım aşamasına geçiyoruz."</p>
<h2>Alımda kazanma stratejisi </h2>
<p>Yatırımcının en çok dikkat ettiği husus olan 'getiri' noktasında ise Quvars Invest’in ilk fonuna dikkat çeken Döker, yıllıklandırılmış yüzde 121,38’lik getiri oranını ‘alımda kazanma’ stratejisine bağlarken, "TSKB ve Azimut gibi saygın partnerlerle çalışıyoruz. Stratejik hedefimiz, arazileri ekspertiz değerinin ortalama yüzde 35-40 altında fona dahil etmek. Yani yatırımcımız daha birinci günde, henüz toprak değerlenmeden ciddi bir marjla işe başlıyor. Şu an portföyümüzde Balıkesir’de 600 dönüm, Riva’da kritik parseller ve Karadeniz’de 417 bin metrekarelik devasa ve tamamı imarlı bir arazi stoku bulunuyor" şeklinde konuştu. Yakaladıkları bu ivmeyi 10 Nisan’da gerçekleştirdikleri ikinci arz ile devam ettirmek istediklerini anlatan Döker, ikinci fonun stratejisinde arsa sahiplerini de sisteme yatırımcı olarak dahil ederek önemli bir yenilik gerçekleştirdiklerini ifade etti. Döker, bu modelle hem fon büyüklüğünü maksimize etmeyi hem de mülk sahiplerinin nakit ihtiyacı nedeniyle arazilerini ölü fiyatına satmak yerine, profesyonel bir fonun parçası olarak daha büyük bir değer artışına ortak olmalarını hedeflediklerini dile getirdi. Döker, ikinci arz ile ilk fonun 30 milyon dolarlık büyüklüğünün üzerine çıkılmasının hedeflendiğini de sözlerine ekledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yabancı yatırımcı için yeni fırsat penceresi açıldı</span></h2>
<p>Küresel piyasalardaki değişime de değinen Döker, Türkiye’nin özellikle Marmara ve Ege bölgeleriyle Orta Doğu yatırımcısı için yeniden odak noktası haline geldiğini belirtiyor. Dubai gibi bölgelerde doygunluğa ulaşıldığını ve bölgede patlak veren son savaşla beraber yatırımcı güveninin sarsıldığını ileri süren Döker, "Batılı ve bölge yatırımcısı için en güvenli liman, fiziksel tehditlerden uzak olan Marmara ve çevresidir. GYF’ler aracılığıyla yabancı sermayenin vatandaşlık alımından ziyade, likit ve şeffaf yatırım araçlarına yönelmesi için büyük bir fırsat penceresi açıldı" diye konuştu. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/arsayi-yatirimci-icin-likit-bir-finansal-araca-donusturuyoruz-77076</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/arsa-tarla.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Quvars Invest Genel Müdürü Murat Döker, gayrimenkul sektöründeki arz-talep dengesizliğini aşmanın yolunun &quot;paradan işe&quot; modelinden geçtiğini belirterek, &quot;Arsa, üretilemeyen ve stoku olmayan tek emtia. Biz bu stratejik değeri, yatırımcı için likit bir finansal araca dönüştürüyoruz&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-77053</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> BIST100’de pozitif seyir uzun soluklu olur mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="BIST100’de Pozitif Seyir Uzun Soluklu Olur Mu? | Ekonomi Masası | 15 Nisan" src="https://www.youtube.com/embed/Z6EQTEwscLg" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-77053</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/hakan-guldag-ekonomi-masasi.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/her-ayin-26sinda-dayanisma-indirim-ve-hareketlilik-var-77056</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Her ayın 26’sında dayanışma, indirim ve hareketlilik var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESKİŞEHİR </strong>Temsilcimiz <strong>Ali Baş</strong>’ın girişimiyle Eskişehir Büyükşehir Belediyesi ve EKONOMİ Gazetesi işbirliğiyle düzenlenen <strong>“Ekonomi 2026” </strong>paneli için <strong>Hakan Güldağ</strong>’la birlikte kente gittiğimizde önce Başkan <strong>Ayşe Ünlüce</strong>’yi ziyaret ettik.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69df14e2e03e9-1776227554.jpg" alt="" width="700" height="466" />Sohbete şehre girerken bilboard’larda dikkatimizi çeken <strong>“2026 Eskişehir Yılı” </strong>afişleri üzerinden başladık. Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı <strong>Ayşe Ünlüce, </strong>şehrin plakasını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Biliyorsunuz plakamız 26. Bu durumda 2026 yılını </strong>“Eskişehir Yılı” <strong>ilan ettik. Bu çerçevede vatandaşlarımıza proje önerilerini sorduk. 100’ü aşkın proje önerisi geldi. Öne çıkan 26 projeyi gündemimize aldık. Yıl boyunca hepsini hayata geçireceğiz.</strong></p>
<p>2026 yılında Eskişehir’in alışkın olduğu <strong>“birlik ve beraberlik duygusu”</strong>nu daha da güçlendirmeyi hedeflediklerini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Eskişehir’in bugün geldiği noktadan elbette gurur duyuyoruz. Mevcut durumu daha da üst seviyeye taşımak istiyoruz. Dayanışmayı artırmayı hedefliyoruz.</strong></p>
<p>2026’yı bir takvim yılı olarak geçirmek istemediklerini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Eskişehir, pek çok şehirden, ülkeden insanların yerleştiği bir şehir. Bu göçebe şehirde birlikte geleceğe adım atma çağrısını yineleyelim istedik.</strong></p>
<p>Ülke olarak zor günlerden geçildiğinin altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Şehirlerin, özellikle de büyükşehirlerin sorunları büyüyor. Dünyada yaşanan savaşları, ekonomik krizleri görüyoruz. Umutsuzluğun hakim olduğu ortamda bir umut, geleceğe dönük bir aydınlık bakış açısı olmalı. Eskişehir’i karamsar havaya heba etmemeliyiz.</strong></p>
<p><strong>Ünlüce, </strong>şu mesajı verdi:</p>
<p>-          <strong>Eskişehir’de yaşayan, bu şehrin havasını solumuş, Kalabak suyunu içmiş herkesin hissettiği o Eskişehirli bilinciyle karamsar havadan kurtulup </strong>“26 ruhu”<strong>nu yaşayıp, şehrimize her zaman umutla bakmaya devam edeceğiz.</strong></p>
<p><strong>“2026 Eskişehir Yılı” </strong>çerçevesinde ticaret erbabına, esnafa indirim çağrısı yaptıklarına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Esnafımız bu çağrımıza olumlu yaklaştı. Artık her ayın 26’sında Eskişehir’deki mağazalarda, perakende noktalarında indirim uygulanıyor. İndirim sayesinde alışveriş canlılığı yaşanıyor, vatandaşlar ihtiyacı olan ürünlere nispeten daha uygun fiyatlarla erişebiliyor.</strong></p>
<p>Afyonkarahisar, Bilecik ve Kütahya’ya dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Bu 3 ilimizden Eskişehir’e alışveriş ve turistik amaçlı bir hareket zaten vardı. İndirim günlerinde bu 3 ilimizden Eskişehir’e gelişler daha da artıyor. O illerimizden gelenler de </strong>“2026 Eskişehir Yılı” <strong>indirimlerinden yararlanmış oluyor.</strong></p>
<p>Her ayın 26’sındaki indirimleri tetiklemek amacıyla Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nin iştiraklerinin devreye girdiğini aktardı:</p>
<p>-          <strong>Büyükşehir Belediyemizin iştiraklerinden Belkent, her ayın 26’sında yüzde 15 indirim uygulaması başlattı. Belediye kafe ve hediyelik eşya satış noktalarında bu uygulama sürecek.</strong></p>
<p><strong>Ünlüce, </strong>Şubat ayı sonlarında Eskişehir Ticaret Odası (ETO) Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Metin Güler</strong>’le görüşmesinde verdiği mesajı yineledi:</p>
<p>-          <strong>Esnafımızdan beklentimiz, imkanları ölçüsünde belirleyeceği bir indirim oranı ile bu dayanışma ruhuna katılmasıdır. Önemli olan indirim oranı değil, birlikte hareket etmemiz, 2026 heyecanını şehrin dört bir yanına yaymamızdır.</strong></p>
<p>Projelerin belirlenmesinde belediye personelinin önerilerinin de önemli rol oynadığını kaydedip, indirimler konusunda yılın ilk 3 ayındaki uygulamadan örnek aktardı:</p>
<p>-          <strong>Belkent, yüzde 15 indirim uygulasa da oran konusu esnafımızın, tüccarımızın insiyatifinde. Nitekim yılın ilk üç ayında uygulanan indirim oranları yüzde 15 ile yüzde 26 arasında değişti.</strong></p>
<p><strong>Ünlüce, “2026 Eskişehir Yılı” </strong>kapsamında hayata geçen ve yapılacak projeleri şöyle özetledi:</p>
<ul>
<li><strong>Hava kirliliğini azaltmak ve yaya dostu bir şehir bilincini oluşturmak amacıyla </strong>“Arabasız Pazar” <strong>uygulaması başlattık. Ayda bir gün şehrin en işlek bulvarı sadece yayalara, bisikletlilere ve toplu taşımaya ayrılıyor.</strong></li>
<li><strong>Yerel üretimi destekleyen projelerimiz arasında yer alan </strong>“Dorlion Zeytinyağı”<strong>nı </strong>“2026 Eskişehir Yılı”<strong>na özel tasarlanan etiketiyle vitrine çıkardık.</strong></li>
<li><strong>14 Şubat Sevgililer Gününden başlayarak her nikahta çiftlere evlilikleri anısına özel sertifika takdim ediyoruz. Her çift adına fidan dikimi gerçekleştiriliyor.</strong></li>
</ul>
<p>Diğer projeleri başlıklar halinde ortaya koydu:</p>
<ul>
<li>“Meydan 26” <strong>Eskişehir’e değer katacak.</strong></li>
<li><strong>Kuzey Kuşak Yolu, çevre yoluna nefes aldıracak.</strong></li>
<li><strong>Toplu taşıma ağımız ve filomuz güçleniyor. Ayrıca Eskişehir’i Metrobüs ile tanıştırıyoruz.</strong></li>
<li><strong>Bisiklet yolları 70 kilometreye ulaşacak. Önemli merkezlere kesintisiz bisikletle gidilebilecek.</strong></li>
<li>“İpek Köyü”, <strong>Eskişehir’in ilk örnek köyü olacak.</strong></li>
<li>“Selektör Tesisi” <strong>ile tarımda kalite artacak, erken uyarı sistemleri ile çiftçinin zararı önlenecek.</strong></li>
<li>“Sofra 26” <strong>yemek fabrikası hayata geçiyor.</strong></li>
</ul>
<p><strong>“2026 Eskişehir Yılı”</strong>nın kentte heyecan sağladığını gördük. Gündeme alınan projeler devreye girdikçe, etkisinin ortaya çıkacağı anlaşılıyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">2026 yılını bereket ve keyifle yaşamak için biz de varız</span></h2>
<p><strong>ESKİŞEHİR </strong>Büyükşehir Belediye Başkanı <strong>Ayşe Ünlüce </strong>ile sohbet ederken belediyenin web sayfasına baktım, Eskişehir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Metin Güler</strong>’in mesajını okudum:</p>
<p>-          “2026 Eskişehir Yılı” <strong>kampanyası ticarette canlılığa katkı sağlayacak. 2026 yılını bereket ve keyifle yaşamak için biz de varız.</strong></p>
<p><strong>Güler</strong>’in Eskişehir Ticaret Odası üyelerine çağrısı dikkatimi çekti:</p>
<p>-          <strong>Tüm üyelerimizi </strong>“2026 Eskişehir Yılı”<strong>na destek vermeye, yıl boyunca her ayın 26’sında indirim yapmaya davet ediyorum.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Geçmişiyle gurur duyan geleceğe umutla bakan Eskişehir’i yansıtan logo</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69df14fd10d6d-1776227581.jpg" alt="" width="564" height="750" /></span><strong>ESKİŞEHİR </strong>Büyükşehir Belediye Başkanı <strong>Ayşe Ünlüce, “2026 Eskişehir Yılı” </strong>için hazırlanan, kentin hemen her noktasında yerini alan logoyu da motifler üzerinden şöyle anlattı:</p>
<ul>
<li>“2026 Eskişehir Yılı” <strong>binlerce yıllık bir hikayenin bugüne uzanan çağrısıdır. Bu hikaye, tasarımın her rakamında, her motifinde ve her renginde saklıdır. Bu tasarım Eskişehir’in yalnızca tarihsel dönemlerini değil, ruhunu da anlatır.</strong></li>
<li><strong>Yüzyıllar boyunca aldığı göçlerle farklı kültürleri bir arada yaşatmayı başaran bu kent, hoşgörünün, birlikte yaşamanın ve çoğulculuğun simgesidir. İşte bu yüzde bu tasarım şehrin o tüm renklerini içinde barındırır.</strong></li>
<li><strong>Her renk bir hikaye, her motif bir kültür, her simge bu kentin ortak değeridir.</strong></li>
<li><strong>Tasarımda yer alan ilk </strong>“2” <strong>rakamı, Yazılıkaya’nın sessiz ama güçlü diliyle konuşur. Friglerin kayalara kazıdığı izler, Eskişehir’in bu topraklardaki en eski hafızasını temsil eder. Kaya anıtlarıyla şekillenen kadim miras, kentin köklerinin ne kadar derinlere uzandığını fısıldar.</strong></li>
<li>“0” <strong>rakamı Selçuklu’nun geometrik zarafetini ve bu topraklardaki tarihsel birikimini taşır. Düzen, denge ve sonsuzluk fikrini barındıran motifler, Eskişehir’in tarihsel sürekliliğini ve farklı medeniyetlerin bıraktığı estetik izi soyut bir anlatımla ortaya koyar.</strong></li>
<li><strong>İkinci </strong>“2” <strong>rakamı, Osmanlı’nın ince işçiliğini ve süsleme geleneğini yansıtır. Zarafetle kurulan bir yaşam anlayışı, geçmişten bugüne taşınan bir süreklilik duygusu ve kent</strong><strong>i</strong><strong>n belleğinde yer eden kültürel zenginlik bu rakamda hayat bulur.</strong></li>
<li><strong>Ve </strong>“6” <strong>rakamı… Cumhuriyetin simgesidir.</strong></li>
<li><strong>Rakamın içinde tiyatrosuyla, müziğiyle, şehre değer katan öğrencileriyle, eğitime verdiği önemle, Türkiye’de örnek gösterilen simge köprüleriyle, turist akınına uğrayan tematik parklarıyla, şehrinin takımıyla yaşayan çağdaş bir Eskişehir’i anlatır.</strong></li>
<li>“2026 Eskişehir Yılı”, <strong>geçmişiyle gurur duyan, bugününe sahip çıkan ve geleceğe umutla bakan bir kentin, tarihsel katmanlarıyla birlikte attığı güçlü bir imzadır.</strong></li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Hindistan’dan işçi getiren ajans, OSB’de sürekli tur atıyor</span></h2>
<p><strong>ESKİŞEHİR </strong>Büyükşehir Belediye Başkanı <strong>Ayşe Ünlüce, </strong>kentin nüfusunun çok hızlı artmasını istemediklerini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Nitelikli göç almaktan yanayız…</strong></p>
<p>Bu mesajını şöyle açtı:</p>
<p>-          <strong>Sanayide iş gücüne, özellikle mavi yakaya ihtiyaç var. OSB’deki fabrikalar mavi yaka eleman bulmakta zorlanıyor. Mevzuat çerçevesinde yabancı işçi getirenler olduğunu görüyoruz.</strong></p>
<p>Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyesi iş insanlarının aktardığı bilgiyi paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Hindistan’dan işçi getiren ajans, Organize Sanayi Bölgesinde (OSB) sürekli tanıtımlar yapıyor. Getirilen işçiler OSB’de konteynerlerde barınıyor. Geçici gibi gelen bu işçilerin ülkelerine dönmeme olasılığı yüksek gibi görünüyor.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/her-ayin-26sinda-dayanisma-indirim-ve-hareketlilik-var-77056</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/Eskisehir-Buyuksehir-Belediye-Baskani-Ayse-Unluce.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Her ayın 26’sında dayanışma, indirim ve hareketlilik var ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasi-ateskesi-firsata-cevirdi-77055</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 07:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası ateşkesi fırsata çevirdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>ABD ve İsrail’in İran’a başlattığı savaşın ilk günlerinden itibaren TL’yi korumak için döviz satışı yapan Merkez Bankası 10 Nisan ile biten haftada haftalık nette ilk kez alıma döndü. 28 Şubat’ta başlayan savaş döneminde 5 hafta üst üste döviz satışı gerçekleştiren Merkez Bankası QNB ekonomistlerinin hesaplamalarına göre 10 Nisan haftasında 11.6 milyar dolar döviz aldı. Geçen hafta ABD ve İran iki haftalık ateşkes ilan ederek müzakerelere başlanacağını duyurmuştu. Böylece savaşın başından itibaren döviz satışı 37.6 milyar dolara indi. Uzmanlar rezerv artış eğiliminin tersine dönmemesi durumunda gelecek haftaki PPK’da faiz artırım ihtimalini azalttığını dile getirdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69df137c0a458-1776227196.png" alt="" width="356" height="265" /></p>
<p>QNB ekonomistlerinin analizine göre 10 Nisan haftasında toplam rezervler 9.1 milyar dolar artışla 170.8 milyar dolara yükseldi. Geçen hafta içerisinde bankaların TCMB’de zorunlu karşılık ve teminat depo çerçevesinde tuttukları döviz miktarının 0.6 milyar dolar azalması, brüt rezervi olumsuz etkiledi. Bunu hariç tutan net uluslararası rezerv ise 9.7 milyar dolar artışla 55.3 milyar dolara çıktı. Swap hariç net rezerv de önceki haftaya göre 13.4 milyar dolar artışla 31.8 milyar dolara yükselerek savaştan bu yana ilk kez artış gerçekleştirdi.</p>
<h2>Altın fiyatları olumlu etkiledi </h2>
<p>Net rezerv içinde değerlendirilen yurt içi bankalarla yapılan swap hacminin 10 Nisan haftasında 3.7 milyar dolar azalmasının, net rezervi olumsuz etkilediğini belirten QNB ekonomistleri altın fiyatlarının yükselmesinin ise net rezervde 1.8 milyar dolarlık artışa yol açtığını hesapladı. Kamunun döviz mevduatı da incelenen hafta içerisinde 1.5 milyar dolar düşerken çoğunluğu eurobond itfasıyla ilgili olan bu çıkış, TCMB’nin geçici hesabında tutulduğu için henüz döviz rezervine yansımadı. QNB ekonomistleri “Sonuç olarak, bu saydığımız işlemler net rezervin geçen hafta 1.9 milyar dolar gerilemesine neden olmuştur. Net rezervdeki değişimi dikkate aldığımızda, bunun dışında kalan işlemlerle toplamda 11.6 milyar dolar döviz alışı gerçekleştiğini hesaplıyoruz” dedi.</p>
<h2>Karahan'dan ABD'de sunum </h2>
<p>IMF –Dünya Bankası Bahar Toplantıları için New York’ta bulunan Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan programı kapsamında ilk sunumunu gerçekleştirdi. Karahan, "Enflasyon ve Makroekonomik Görünüm" başlıklı sunumunda, mart ayında yıllık enflasyonun yüzde 30,9’a gerilediğini belirten Karahan, düşüş hızının değişmekle birlikte dezenflasyonun tüm alt gruplarda sürdüğünü kaydetti. Karahan, mart ayında enflasyonun ana eğiliminde düşüşün görüldüğüne dikkati çekerek, kira ve eğitim kalemlerinde azalan katılığın dezenflasyonu desteklediğini ve bu desteğin bu yıl devam etmesinin beklendiğini bildirdi.</p>
<h2>Rezervler daha güçlü </h2>
<p>Eşel mobil sisteminin enflasyonist baskıları sınırlandırdığını vurgulayan Karahan, iktisadi faaliyette yavaşlamanın görüldüğünü aktardı. Karahan, kapasite kullanımının zayıf seyrettiğini belirterek, talep göstergelerinin iktisadi faaliyette yavaşlamaya işaret ettiğini vurguladı. Ankete dayalı göstergelerin, iktisadi faaliyetteki yavaşlamayı doğruladığını aktaran Karahan, kredi büyümesinin yılın ilk çeyreğinde yavaşladığını ifade etti. Karahan, enerji ve turizmle şekillenen cari işlemler açığının tarihsel ortalamanın altında seyrettiğini vurguladı. Altın fiyatlarındaki gerilemenin hanehalkı döviz talebinde etkili olduğunu kaydeden Karahan, rezervlerin düzeyinin daha önceki çıkış dönemlerinde olduğundan daha güçlü olduğunu bildirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasi-ateskesi-firsata-cevirdi-77055</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/tcmb-merkez-bankasi452117h.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta Doğu’yu karıştıran savaşın olumsuz etkilerinden TL’yi korumak için döviz satan Merkez Bankası ateşkesin duyurulduğu geçen hafta, 5 haftanın ardından ilk kez nette döviz alımı yaptı. QNB ekonomistlerinin hesaplamalarına göre geçen haftaki alım 11.6 milyar doları buldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/istanbul-jet-yakit-ikmal-merkezi-oldu-77054</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 07:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstanbul &#039;jet yakıt&#039; ikmal merkezi oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>ABD-İsrail ile İran arasında yaşanan savaşın tetiklediği petrol krizi havacılık sektörünü de sarstı. Önemli petrol rafinerilerine yönelik saldırılar ve Hürmüz Boğazı'nın kapanması, dünya genelinde petrol arzında ciddi bir sıkıntıya yol açtı. Bazı Avrupa ve Asya havalimanlarında yakıt ikmali kısıtlanınca, havayolu şirketlerinin bu kısıtlamaları telafi etmek için dönüş yakıtını da kalkış noktasından taşımaya (fuel tankering) başladığı belirtiliyor. Bu uygulama nedeniyle dönüş yakıtını da taşımak zorunda kalan uçakların kargo kapasitesi ciddi şekilde kısıtlanmaya başladı. Türkiye’de ikmal kısıtlaması olmadığı için bazı uçakların, varış noktası olmadığı halde İstanbul’a inerek yakıt ikmali yaptığı öğrenildi. EKONOMİ’ye bilgi veren sektör kaynakları gelinen aşamada Türkiye'nin petrol stoklarının önemine dikkati çekerek, tedbir alınmasının yararlı olacağını vurguluyor.</p>
<h2>Kargo hangarda kalabilir </h2>
<p>Havacılık uzmanları ve sektör temsilcilerinden edinilen teknik verilere göre; Avrupa havalimanlarında yaşanan yakıt tedarik kısıtlamaları orta menzilli uçuşlarda lojistik dengeleri değiştiriyor. Tipik bir Airbus A321neo operasyonu üzerinden yapılan hesaplamalar, krizin boyutunu şöyle ortaya koyuyor: Normal şartlarda İstanbul'dan Londra'ya tek yönlü yaklaşık 9 ton yakıtla uçan bir uçak, dönüş yakıtını da beraberinde getirdiğinde uçağa ekstradan 8 tonluk bir yük biniyor. Bu ağırlık artışı sebebiyle uçuş güvenliği gereği ticari yük kapasitesi (kargo) ciddi şekilde daralıyor. Bu durum, önemli miktarda bir kargo yükünün hangarlarda kalması anlamına geliyor. Yanı sıra uçağın fazladan taşıdığı her 1 ton yakıtı varış noktasına ulaştırabilmek için saat başına yüzde 3-4 fazla yakıt harcadığı hesaplanıyor. Yaklaşık 3,5 saatlik bir İstanbul- Londra seferinde 8 tonluk ekstra yük, sefer başına 1 tona yakın yakıtın sadece bu ağırlığı taşımak için israf edilmesine yol açıyor. Ayrıca, uçağın ağırlık ve denge ayarlarını koruyabilmek amacıyla, yolcu kabinindeki bazı koltukların satışa kapatılması veya boş bırakılması operasyonel bir zorunluluk haline gelebiliyor. Havayolu şirketlerinin yakıtı, kargo ve yolcu bagajına tercih etmesiyle birlikte ticari gönderilerin ardından yolcu valizlerinin de ‘operasyonel öncelik’ nedeniyle geride bırakılması riski doğurabiliyor.</p>
<h2>Önümüzdeki 3 hafta kritik </h2>
<p>Savaştan en fazla etkilenen havayolu sektöründen gelen haberler de iç açıcı değil. Avrupa Havalimanları Konseyi de (ACI Europe), Hürmüz Boğazı'ndan geçiş üç hafta içinde yeniden sağlanamazsa AB'de sistemik jet yakıtı sıkıntısı yaşanabileceği uyarısını yaptı. ACI Europe, 9 Nisan'da AB Ulaştırma ve Enerji Komisyonerleri'ne gönderdiği mektupta durumun ciddiyetine dikkat çekerken, yazıyı kaleme alan ACI Europe Genel Direktörü Olivier Jankovec, "Hürmüz Boğazı'ndan geçişin önümüzdeki üç hafta içinde anlamlı ve istikrarlı bir biçimde yeniden başlamadığı takdirde, AB için sistemik jet yakıtı sıkıntısı bir gerçeklik haline gelecektir" uyarılarında bulundu. 600'den fazla havalimanını temsil eden ACI Europe'un verilerine göre hava ulaşımı Avrupa ekonomilerine 851 milyar Euro katkı sağlıyor ve 14 milyon kişiye istihdam sunuyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yüzde 40'ı Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor, arz sıkıntısı bilet fiyatlarına yansıyor</span></h2>
<p>Havacılık sektörünü köşeye sıkıştıran jet yakıtı fiyatlarındaki artış uluslararası kuruluşların raporlarına da konu oluyor. Son olarak Allianz Trade’in "Küresel Ekonomide Krizin Pikselleri" başlığı ile yayınladığı raporda, dünya jet yakıtının yüzde 40'ının Hürmüz Boğazı üzerinden geçtiği ve buna bağlı olarak fiyatların tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştığı ve havayolu taşımacılığının farklı bir dinamikle karşı karşıya olduğu da belirtiliyor. Jet yakıtı fiyatları rekor seviyelere ulaşmış olsa da daha güçlü fiyatlama yapılabilme sayesinde, özellikle de uzun menzilli hatlarda bilet fiyatlarında yüzde 70'e varan oranlarda artışa gidildiği bilgisi raporda yer aldı. Bununla birlikte sektörün, 70.000'den fazla uçuş iptali ve Orta Doğu'daki kilit merkezlerin kapanması dahil olmak üzere ciddi aksamalar yaşadığı, bölge için turizm kayıplarının 55 milyar ABD dolarına ulaşabileceği ve 2026'da uluslararası varışların yıllık bazda yaklaşık yüzde 30 düşebileceği tahminlerine de raporda değinildi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Jet yakıtı bağımlılığı firmaları kırılganlaştırdı</span></h2>
<p>İtalya'da Air BP Italia, bazı havalimanlarında uçak başına en fazla 2.000 litre yakıt ikmaline izin veren kısıtlamayı uygulamaya koydu. Tıbbi uçuşlar, devlet uçakları ve üç saat üzeri uzun mesafeli seferler öncelikli statü kazanırken kısa mesafeli operatörler en ağır kısıtlamalarla yüz yüze geldi. İngiltere'nin ise boğazdan geçen jet yakıtındaki Kuveyt payı nedeniyle Avrupa'nın en kırılgan ülkesi konumunda olduğu belirtiliyor. Ryanair CEO'su Michael O'Leary de şu değerlendirmede bulundu: “Şu anda Avrupa ülkeleri arasında en savunmasız olanı, Kuveytlilerin buradaki pazar payı nedeniyle İngiltere. Hürmüz yaz boyunca kapalı kalırsa uçuşların yüzde 5 ila 10'unu iptal etmek zorunda kalabiliriz." Güneydoğu Asya'da ise tablo daha da kaygı verici. Körfez'den sağlanan yakıta ağır biçimde bağımlı olan bölgede Vietnam Airlines, jet yakıtı fiyatlarının varil başına 160-200 dolara ulaşması halinde uçuşlarının yüzde 10 ile 20'sini kısabileceğini açıkladı. Söz konusu eşik Nisan başı itibarıyla zaten aşılmış durumda.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Zararına uçmak istemiyorlar</span></h2>
<p>United Airlines CEO'su Scott Kirby'nin kısa bir süre önce yaptığı açıklamada "Zarara uçmanın hiçbir anlamı yok" derken, şirketin 2026'nın ikinci ve üçüncü çeyreğinde planlanan hatların yaklaşık yüzde 5'ini kısacağını açıkladı. SAS da nisan ayında 1000, Air New Zealand ise mayıs başına kadar 1100 seferini iptal etti. Delta Air Lines yükselen yakıt maliyetleri nedeniyle 400 milyon dolarlık gider kalemi oluştururken, JetBlue bagaj ücretlerini artırdı. Bazı yabancı havayolları bilet başına 150 dolara varan yakıt ek ücreti talep etmeye başladı. Lufthansa CEO'su Carsten Spohr ise çalışanlarına “20 uçağın yere indirilmesiyle yüzde 2,5 kapasite azaltımı ya da 40 uçağın operasyondan çıkarılmasıyla yüzde 5 kapasite daralması” senaryosu sundu. EasyJet CEO'su Kenton Jarvis de durumu basına yaptığı açıklamada durumu şöyle özetledi: "Bir ya da iki hafta için sorunsuz olduğumuzdan eminim. Üç hafta için de büyük olasılıkla iyiyiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/istanbul-jet-yakit-ikmal-merkezi-oldu-77054</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/iga-istanbul-havalimani.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savaş, havalimanlarında ‘sessiz bir yakıt ambargosu’ başlattı. Bazı Avrupa ve Asya havalimanlarında yakıt ikmali kısıtlanınca, havayolu şirketleri bu kısıtlamaları telafi etmek için dönüş yakıtını da kalkış noktasından taşımaya (fuel tankering) başladı. Türkiye’de kısıtlama olmadığı için bazı uçakların, varış noktası olmadığı halde İstanbul’a iniş yaparak yakıt ikmali yaptığı öğrenildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31e-giderken-turkiye-ile-hindistan-arasindaki-fark-77083</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> COP31’e giderken, Türkiye ile Hindistan arasındaki fark</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hindistan, 2028’de düzenlenecek COP33’e ev sahipliği yapma niyetinden vazgeçti. Ülke, küresel liderlik rolünden çok ulusal çıkarı, kalkınma ve enerji güvenliğini öne çıkarıyor. Türkiye ise COP31’e giderken tam tersine, kalkınma hakkı ile iklim eylemini karşı karşıya koymayan; enerji güvenliğini, yeşil sanayileşmeyi, iklime dirençli şehirleri ve uygulama kapasitesini aynı çerçevede buluşturan bir rol tarif ediyor.</p>
<p>Hindistan, Aralık 2023’te Dubai’de düzenlenen COP28 sırasında, 2028’de yapılacak COP iklim zirvesine ev sahipliği yapmayı teklif etti. Bu adım, özellikle başarılı G20 zirvesinin ardından, küresel iklim yönetişiminde liderlik rolü üstlenme niyetinin bir işareti olarak görüldü. Ancak aradan geçen sürede hem küresel iklim diplomasisinin dengesi değişti hem de Hindistan’ın kendi öncelikleri... Bunun sonucunda Yeni Delhi yönetimi, COP33’e ev sahipliği yapmanın kendisini ulusal çıkarlarıyla çelişebilecek bir pozisyona sürükleyebileceğini düşünerek hedeften geri adım attı.</p>
<p><strong>İklim liderliği kalkınmaya engel mi?</strong></p>
<p>Bu noktada asıl mesele, iklim ile kalkınma arasında bir tercih yapmak değil, kalkınmanın nasıl bir model üzerine kurulacağını yeniden düşünmek. Fakat özellikle gelişmekte olan ülkeler açısından bu dengeyi kurmak giderek daha fazla zorlaşıyor. Yeni Delhi de, son dönemde Paris Anlaşması’nın özellikle gelişmekte olan ülkeler açısından adil işlemediğini daha yüksek sesle dile getiriyor. Hindistan’a göre ekonomik büyüme, sanayileşme ve yaşam standartlarının yükseltilmesi hâlâ temel öncelik. Bu nedenle ülke, iklim gündeminin yalnızca emisyon azaltımı ekseninde şekillenmesine mesafeli yaklaşıyor. Hindistan’ın itiraz ettiği başlıklardan biri de 1,5 derece ve 2 derece gibi sabit sıcaklık hedeflerinin mutlak öncelik haline getirilmesi. Yeni Delhi, gelişmekte olan ülkeler için uyum kapasitesinin, dayanıklılık yatırımlarının ve kalkınma hakkının en az azaltım kadar önemli olduğunu savunuyor. Hindistan bu kararı, yalnızca bir zirveye kapıyı kapatmak olarak değil, ulusal çıkar, enerji güvenliği, kalkınma hakkı ve küresel iklim sorumluluğu arasında sıkışan yeni dönemin sonucu olarak açıklıyor. Yani ülke için sorun; bugünkü iklim siyasetinin hâlâ kalkınma adaletini tam olarak kuramamış olması.</p>
<p><strong>Finansman vurgusu sertleşti</strong></p>
<p>Hindistan’ın en güçlü çıkış yaptığı alanlardan biri iklim finansmanı ve gelişmiş ülkelerin, Paris Anlaşması’nın 9.1 maddesi kapsamında gelişmekte olan ülkelere finansman sağlama yükümlülüğünü yerine getirmesi gerektiğini savunuyor. Yani Hindistan, yük paylaşımında tarihsel sorumluluk ilkesinin görmezden gelinmesine karşı daha net bir tavır alıyor. Benzer şekilde fosil yakıtlardan erken çıkış çağrılarına da mesafeli. Enerji güvenliği, arz sürekliliği ve kalkınma ihtiyaçları gerekçesiyle, dışarıdan gelen baskılar karşısında politika alanını daraltmak istemiyor.</p>
<p><strong>COP33 ev sahipliği neden sorunlu hale geldi?</strong></p>
<p>Sorun aslında tam da burada başlıyor. Çünkü COP’a ev sahipliği yapmak yalnızca teknik bir organizasyon sorumluluğu değil; aynı zamanda siyasi bir liderlik rolü anlamına geliyor. Ev sahibi ülkenin Paris Anlaşması’nın ruhunu sahiplenmesi, taraflar arasında köprü kurması ve daha iddialı sonuçlar için diplomatik ağırlık koyması bekleniyor. Oysa COP33, aynı zamanda IPCC’nin ikinci Küresel Durum Değerlendirmesi’nin yapılacağı bir zirve olacak. Bu da daha güçlü emisyon azaltım taahhütleri, daha sert müzakereler ve daha yüksek beklenti anlamına geliyor. Hindistan ev sahibi olması durumunda, kendi çekincelerine rağmen daha iddialı bir iklim gündemini savunma baskısıyla karşı karşıya kalmak da istemedi. Çünkü bu durumda, dünyanın en büyük üçüncü karbon emisyonuna neden olan ülke olarak, ev sahipliği Hindistan’ı uluslararası kamuoyu önünde daha yoğun bir incelemeye açık hale getirecekti.</p>
<p><strong>Türkiye’nin COP31 farkı: Hedef değil, uygulama liderliği</strong></p>
<p>Hindistan, COP33’ten geri çekilerek iklim diplomasisinde elini serbest tutmayı seçti. Türkiye ise COP31’e giderken tam tersine, kalkınma hakkı ile iklim eylemini karşı karşıya koymayan; enerji güvenliğini, yeşil sanayileşmeyi, iklime dirençli şehirleri ve uygulama kapasitesini aynı çerçevede buluşturan bir rol tarif ediyor. Türkiye’nin farkı da burada ortaya çıkıyor: Sadece hedef konuşan değil, sahada sonuç üretmeyi; sadece müzakere yürüten değil, güven ve işbirliği inşa etmeyi; sadece söylem kuran değil, dönüşümün nasıl uygulanacağını göstermeyi hedefleyen bir ülke profili çiziyor. Antalya’daki COP31, bu nedenle Türkiye için yalnızca bir ev sahipliği değil; Küresel Güney ile gelişmiş ülkeler arasında daha gerçekçi, daha dengeli ve daha uygulanabilir bir iklim köprüsü kurma iddiasının da sınavı olacak.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>6 maddede Hindistan’ın değişen iklim yaklaşımı</strong></span></p>
<p>■ Küresel iklim çerçevesine yönelik kaygılar: Hindistan, Paris Anlaşması’nın, özellikle ekonomik büyüme için daha fazla karbon alanına ihtiyaç duyan Hindistan gibi gelişmekte olan ülkeler aleyhine eğilimli olduğunu giderek daha yüksek sesle dile getiriyor.<br />■ Önce kalkınma yaklaşımı: Hindistan, ekonomik büyüme ve yaşam standartlarının iyileştirilmesinin, iklim değişikliğine karşı uzun vadeli dayanıklılık inşa etmenin temel koşulu olduğunu vurgulayarak kalkınma öncelikli bir stratejiye yöneldi.<br />■ Sıcaklık hedefleri ve azaltım odaklı yaklaşıma itiraz: Hindistan, sabit sıcaklık hedeflerine (1,5 - 2 derece) ve azaltım merkezli yaklaşıma itiraz ederek, gelişmekte olan ülkeler için uyum politikalarının en az azaltım kadar, hatta daha fazla öncelik taşıdığını savunuyor.<br />■ Küresel iklim anlatısından ayrışma: Bu yaklaşım, iklim eylemini her şeyin önüne koyan baskın küresel görüşle çelişiyor. Hindistan bunun yerine, Çin gibi ülkelerin izlediği kalkınma odaklı modellere benzer biçimde, fosil ve yenilenebilir enerjide dengeli bir yaklaşımı savunuyor.<br />■ İklim finansmanında daha iddialı tutum: Hindistan, Paris Anlaşması’nın gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere mali kaynak sağlamasını öngören 9.1 maddesinin uygulanması konusunda güçlü bir duruş sergiliyor.<br />■ Küresel uzlaşı olmadan sınırlı etki: ABD’nin Paris Anlaşması’ndan uzaklaşmasıyla birlikte Hindistan, diğer ülkelerin iklim hedeflerini artırmasının tek başına krize anlamlı bir çözüm üretmeyebileceğine inanıyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31e-giderken-turkiye-ile-hindistan-arasindaki-fark-77083</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ COP31’e giderken, Türkiye ile Hindistan arasındaki fark ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-guclukler-77074</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel güçlükler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Prof. Dr. FEVZİ YILMAZ - </strong><strong>Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesi</strong></p>
<p>Prof. Dr. Hasan Mandal (İTÜ Rektörü), Birlik Vakfı’nda küresel güçlükler: Bilim, teknoloji, inovasyon ve üniversiteler başlığı altında konuşma yaptı (04.04.2026). Küresel güçlükler başlığı tabii ki çok anlamlı. Bugün uluslararası sistem çökmüştür, küresel ve bölgesel boyutta önemli problemler yaşanmaktadır, BM’nin hareketsizliği ve DTÖ’nün felçli hali meydandadır, uluslararası ilişkilerde hukukun gücü yerine güçlünün hukuku egemen olmuştur. Dünyamızda son birkaç yıldır küresel güçlükler belirgin şekilde ortaya çıkmaktadır ve bunu karar vericiler muhtelif şekillerde adlandırmaktadır. Örneğin Kanada Başbakanı Mark Carney, dünyadaki sisli ve puslu hale Değişken Geometri Çağı sıfatı koymuştur. Bu, pragmatik, ülkeleri rijit ve geleneksel işbirliklerinden uzaklaştırarak küçük konu-esaslı işbirliklerine götüren tartışmalı küresel düzenin yeni ülkelerarası ilişkiler stratejisidir. Bugün, eşitsizliğin egemen olduğu, yerel değerlerin çoğu zaman küresel değerlerin önüne geçtiği ve teknoloji oligarklarının güç kazandığı kontrol edilemeyen bir krizli dünya düzeni, daha doğrusu düzensizliği yaşanmaktadır.</p>
<p>Hasan Mandal Hoca, konuşmasında Dünya Ekonomi Formunun (WEF) 2026 Raporunu refer ederek gelecek iki yıl ve on yıl içindeki küresel riskleri gündeme getirdi ve dünyanın gerçekten karmaşık bir ortamda olduğunu ortaya koydu. Önümüzdeki iki yılda küresel çapta en yüksek yıkıcı etkiye sahip olduğu düşünülen riskler:</p>
<p>1- Jeoekonomik çatışmalar,</p>
<p>2- Yanlış bilgilendirme ve dezenformasyon,</p>
<p>3- Toplumsal kutuplaşma,</p>
<p>4- Aşırı hava olayları (deprem, sel, yangın, sıcak hava dalgaları, fırtınalar, soğuk hava kütlesi vb.)</p>
<p>5- Devletler arası silahlı çatışma,</p>
<p>6- Siber güvensizlik,</p>
<p>7- Eşitsizlik,</p>
<p>8- İnsan hakları ve/veya özgürlüklerin aşınması,</p>
<p>9- Çevre kirliliği,</p>
<p>10- Zorunlu göç veya yerinden edilme.</p>
<p>Yukarıda verilen tablo on yıllık periyoddaki risklerle karşılaştırıldığında önemli ayrışmalar ve farklılıklar olduğunu hemen görürüz. On yıllık periyotta aşırı hava olayları birinci sırayı alırken, biyolojik çeşitliliğin kaybı ve ekosistem çöküşü ikinci sıraya, yer sisteminde kritik değişikler üçüncü sıraya, yapay zekanın olumsuz sonuçları altı ve doğal kaynak kıtlığı yedinci sırada yer alır. Bunları takiben burada 2 yıllık risk listesi tekrarlanır.</p>
<p>Dünya çapındaki sera gazı salımlarının birikimli toplamına dayalı olarak 2025 yılı en sıcak yılların arasında kayıtlarda yerini almış ve <u>son üç yılın ortalaması</u> ilk kez 1,5 °C artış düzeyini geçmiştir. Bu, aşırı hava olaylarına verilecek en ikna edici örnektir. Küresel ölçekte +1,50, one point five diye anılmakta ve protesto eylemleri yapılmaktadır. Bu, 2050 hedefi idi ve maalesef bu hedef 25 yıl önce bugünlerde aşılmış olup çok rahatsız edicidir.</p>
<p>Değerli Rektörümüze göre gelecek on yılda küresel risklerin azaltılmasında aşağıda verilen tematik alanlar için beklentiler yüksektir ve bu alanlarda Ar-Ge odaklı çalışmalar ivmelenecektir:</p>
<p>1- Bulaşıcı hastalıklar,</p>
<p>2- Öncü teknolojilerin riskleri</p>
<p>3- Aşırı hava olayları</p>
<p>4- Doğal afetler.</p>
<p>Dördüncü Sanayi Devrimi’nden beşinci Sanayi Devrimi’ne geçişte insan merkezlilik-siber-fiziksel-bilişsel içiçelik görülecektir, bilginin aktarım şekli değişecektir, yeşil ve dijital ikili dönüşüm önem kazanacaktır, öncül teknolojiler ve teknolojinin çift yönlü kullanımı öne çıkacaktır. Sanayi devrimlerinin zaman içerisindeki karmaşıklığı artışta olup sürdürülebilir sistemler, insan odaklı sistemler ve dirençli sistemler ilk kez 5. Sanayi Devrimi kapsamında yer almaktadır (2020+). Özellikle yapay zekanın teknoloji diye anılması onun sosyal yönünü bize unutturmamalıdır. Füzyon teknolojileri, kuantum teknolojileri, bulut bilişim ve büyük dil modeli gibi başlıklar Yapay Zeka Odaklı Teknolojiler olarak gündemimizi oluşturacaktır.    </p>
<p>Yeşil ve dijital ikili dönüşüm ekosistemlerinde, özellikle sanayi, enerji, tarım, gıda ve mobilite gibi alanlar sosyo-teknik dönüşümler ile öne çıkacaktır. Son 20 yılda çok büyük gelişme gösteren ve önümüzdeki dönemde hızla gelişmeye devam etmesi öngörülen yükselen ve öncül teknolojilere yapay zeka, nesnelerin interneti, büyük veri, blok zincir, 5G ve üstü, üç boyutlu yazıcılar, robotik drone teknolojileri, gen teknolojileri, nanoteknolojiler, yoğunlaştırılmış güneş enerjisi, PV, bioteknoloji, yakıtlar (biyogaz, biyokütle), rüzgâr enerjisi, yeşil enerji, elektrikli ve otonom araçlar örnek verilebilir. Öncül teknolojilerin olumsuz sonuçları gibi riskler birden fazla diğer küresel riskler ile (sağlık koşullarında azalma ve eşitsizlik gibi) bağlantılı olup çözüm arayışları geniş kapsamlıdır. Konuşmada, bu konularda 2020 piyasa değeri olan 1,5 trilyon $’ın, 2030’da 9,5 trilyon $’a erişeceği ifade edilmiştir. Bu parasal değerin yarısının nesnelerin interneti teknolojilerince kapsanacağı öngörülmektedir. Sürdürülebilir dönüşüm ve karmaşık sorunlara çözüm bulma sosyal ve beşeri bilimler ile yapay zeka alanlarının yakınsanmasını gerektirmektedir. Yapay zekada etik uyumsuzluk problemi, enerjide önemli adımların atılması gereği özellikle vurgulanmıştır.</p>
<p>Ar-Ge planlı, uzun süreli ve yüksek bütçeli bir eylem iken, yenilik (inovasyon) geniş anlamda buluşun ticarileşmesidir. Ar-Ge ve Yenilik Süreçlerinde de bir evrilme ve dönüşüm vardır. Üniversite, sanayi, kamu ve toplum yenilik sisteminin dört temel bileşenidir. Bu bileşenlerin arasında çok katmanlı, dinamik, çift yönlü etkileşimler ile küresel güçlüklere çözüm üretilebilir. Sn. Mandal, Ar-Ge ve yenilik süreçlerindeki dönüşümleri aşağıdaki gibi vermiştir:</p>
<p>Doğrusal yenilikten → Geri beslemeli yeniliğe,</p>
<p>Kapalı yenilikten → Açık yeniliğe,</p>
<p>Teknoloji odaklı yenilikten → Sistemik güçlük içeren yeniliğe,</p>
<p>Bireysel yenilikten → İşbirliği ve disiplinlerarası yeniliğe,</p>
<p>Kendiliğinden gelişen yenilikten → Sistematik yeniliğe,</p>
<p>Bilgi değişimi odaklı yenilikten → Birlikte geliştirme odaklı yeniliğe,</p>
<p>Yenilik projelerinden → Ortak yenilik kültürüne dönüşüm.</p>
<p>Türkiye, Küresel Yenilik İndeksinde son 11 yılda 31 basamak atlamış ve sıralamada 39’a yükselmiştir. Bu nasıl olmuştur? Güçlüklerin zirve yaptığı bir coğrafyada kendi teknolojimizi ve normlarımızı geliştirmek mecburiyetindeyiz, hırs ve ısrarla. Adeta varoluşsal bir zorunluluk içindeyiz. Savunma sanayiimizde görülen göz yaşartıcı başarı hepimizi gururlandırmaktadır. Otomotivden, 5G internet teknolojisine kadar hemen her sektörde yaşanan atılımlar ve yerli/milli hamleler ötelere taşınmalıdır. İnsan kaynağımız, potansiyelimiz, ve bu asrın ilk çeyreğinde ülke olarak eriştiğimiz sayısal değerler umut vermektedir:</p>
<p><strong>a-</strong> 200'ün üzerinde üniversitemiz (81 ilin tamamında).</p>
<p><strong>b-</strong> 23 araştırma üniversitesi ve 11 teknik üniversite.</p>
<p><strong>c-</strong> 58 şehirde toplam 1363 Ar-Ge merkezi ve 342 tasarım merkezi.</p>
<p><strong>d-</strong> TÜBİTAK destekli 7 bilim merkezi ve üniversitelerde çok sayıda uygulama/araştırma merkezi.</p>
<p><strong>e-</strong> YÖK’e göre 38 bini araştırma görevlisi olmak üzere toplamda 185 bini aşkın akademisyen.</p>
<p><strong>f-</strong> 1 milyon kişiye düşen araştırmacı sayımız yaklaşık 2.455 civarında.</p>
<p><strong>g-</strong> Ar-Ge harcamalarının GSYH (Gayrisafi Yurt İçi Hasıla) içindeki payı, %1,46 (%64,8’i şirketler).</p>
<p>Küresel Güçlükler Toplantısına ev sahipliği yaparak bizi Prof. Dr. Hasan Mandal’la buluşturan Birlik Vakfı yöneticilerine teşekkür ederiz. Toplantı çok yararlıydı ve ufuk açıcıydı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-guclukler-77074</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel güçlükler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/istanbul-its-dunya-kongresinde-50-ulkeden-3-binden-fazla-katilimciyi-agirlayacak-77072</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstanbul , ITS Dünya Kongresi’nde 50  ülkeden 3 binden fazla katılımcıyı ağırlayacak </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul, 27–29 Nisan 2026 tarihlerinde Akıllı Ulaşım Sistemleri Dünya Kongresi’ne ( ITS Dünya Kongresi) ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Alanındaki en prestijli organizasyonlardan biri olan  ve 1994 yılından beri her yıl farklı bir kıtada düzenlenen kongre çok değerli paylaşımlar zemin hazırlayan bir platform.   </p>
<p>Pek çok Avrupa şehrini geride bırakarak 17. ITS Avrupa Kongresi’ne ev sahipliği yapma hakkını kazanan İstanbul,  50'den fazla ülkeden 3 bini aşkın katılımcıyı ağırlayacak. İstanbul Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde ve İSBAK ev sahipliğinde, 27–29 Nisan 2026 tarihlerinde düzenlenecek olan kongrede akıllı ulaşımın geleceği tüm yönleriyle ele alınacak.</p>
<p>Kongrenin teması “<em>İnovasyona Köprü Olmak: Entegre, Güvenli ve Kesintisiz Mobilite</em>” çerçevesinde, alanında uzman 100’ü aşkın yabancı konuşmacı,  akıllı şehir teknolojileri, entegre ulaşım sistemleri, veri odaklı mobilite çözümleri ve sürdürülebilir ulaşım politikaları hakkında bilgi ve görüşlerini paylaşacaklar.</p>
<p>İstanbul’un iki kıtayı birleştiren stratejik konumu, Türkiye’nin ekonomik, ticaret ve turizm merkezi olması, yoğun ve çok modlu ulaşım yapısı ile gelişmiş akıllı ulaşım altyapısı, kongre için oldukça güçlü bir ev sahipliği zemini oluşturuyor. </p>
<p>Dünyanın sayılı metropollerinden biri olan İstanbul, günlük 34 milyon hareketlilik ve iki kıta arasında gerçekleşen yaklaşık 2 milyon yolculukla küresel ölçekte öne çıkan bir kent. Kentimiz, gerçek zamanlı veri analitiği, yapay zeka destekli trafik yönetimi, dijital uygulamaları ve entegre ulaşım sistemleriyle dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>Dünyanın günlük hareketliliği en yüksek kentlerinden İstanbul</strong></p>
<p>Kongrenin tanıtım toplantısında konuşan İBB Genel Sekreter Yardımcısı Doç. Dr. Pelin Alpkökin, ulaşımdaki dönüşüm sürecine vurgu yaptı. İstanbul’un sahip olduğu çok katmanlı ulaşım yapısı ve sürekli gelişen altyapısıyla akıllı şehir uygulamaları açısından dünya genelinde önemli bir örnek teşkil etiiğine dikkat çeken Alpkökin, ITS Avrupa Kongresi’nin  kentin bu alandaki birikimini uluslararası paydaşlarla paylaşmak ve yeni iş birliklerine zemin hazırlamak açısından büyük bir fırsat sunduğunu ifade etti. </p>
<p>Alpkökin, İstanbul’un ulaşım dinamiklerinin dünya metropolleriyle kıyaslandığında “benzersiz” bir ölçeğe sahip olduğuna dikkat çekerek sözlerine şöyle devam etti: “<em>Tokyo, Şanghay ve Londra gibi mega kentlerle benzer yoğunluklardan söz edilse de İstanbul, Haliç ve İstanbul Boğazı gibi ulaşım acısından coğrafi darboğazları olan, 15 milyonu günlük motorlu taşıtlarla ve iki kıta arasında her gün yaklaşık 2 milyon yolculuğun yapıldığı bir mega kenttir. Şehrimizde karayolu, raylı sistemlerin tüm türleri, deniz ulaşımının farklı türleri, yaya hareketliliği ve mikro mobilite türleri aynı kentsel doku içerisinde bütünleşik bir biçimde işleniyor</em>.”</p>
<p><strong>Teknoloji ihraç eden küresel laboratuvar</strong></p>
<p>İSBAK Genel Müdürü Erdem Samut, kongreye ilişkin değerlendirmesinde, İstanbul’un akıllı ulaşım alanındaki teknolojik birikimine dikkat çekti. İstanbul’un sahada geliştirdiği teknolojilerin uluslararası ölçekte karşılık bulduğunu belirten Samut şu yorumu yaptı: “<em>Geliştirdiğimiz çözümleri artık ihraç edebiliyoruz; örneğin Kavşak Kontrol Sistemlerimizi Irak, Romanya, Fas ve Liberya’ya ihraç ettik. İstanbul gibi yüksek yoğunluklu ve karmaşık bir şehirde test edilen çözümler, benzer zorluklara sahip diğer metropoller için güçlü bir referans oluşturuyor. Biz inovasyonu tek bir alana indirgemek yerine; farklı ulaşım modlarını, kamu ve özel sektör iş birliklerini, veri ve teknolojiyi bir araya getiren bütüncül bir yapı olarak değerlendiriyoru</em>z.”</p>
<p>Erdem Samut kongre aracılığıyla,  İstanbul’da geliştirilen çözümleri küresel pazara taşımayı ve dünyadaki en yeni teknolojileri İstanbul’a kazandırmayı hedeflediklerini ifade etti. Katılımcıların yalnızca teorik bilgi edinmekle kalmayıp, İstanbul’un sahadaki uygulamalarını yerinde deneyimleme fırsatı bulacaklarını söyledi.  Erdem Samut, İstanbul’un sahip olduğu ölçek, coğrafi zorluklar ve çok modlu ulaşım yapısıyla yalnızca bir metropol değil; akıllı ulaşım sistemlerinin geleceğini şekillendiren küresel bir laboratuvar olarak konumlandığına dikkat çekerek,   “ITS Avrupa Kongresi’nin bu birikimin dünyaya açılan vitrini  olacak. “dediA</p>
<p><strong>Akıllı çözümler</strong></p>
<p>Erdem Samut’un verdiği bilgiye göre, İSBAK’ın Ulaşım Yönetim Merkezi bünyesinde; 2.500’ün üzerinde akıllı kavşak, 742 sensör ve 1587 kamera tek bir platformda 7/24 yönetiliyor. Dijital ikiz projeleri, yapay zekâ destekli analizler ve sürdürülebilir mobilite çözümleriyle bu entegrasyonun daha da gelişmiş bir hal alması için çalışılıyor. </p>
<p>Otobüsüm Nerede uygulaması ile  İstanbul’da yolculuklar daha planlı ve öngörülebilir hale getiriliyor.  Yolcular, nereye giderlerse gitsinler otobüs seyahatlerini anlık olarak planlayabiliyorlar. Deniz Taksi uygulaması ise kara trafiğine alternatif sunarak, şehir içi ulaşımını deniz üzerinden daha hızlı ve keyifli bir deneyime dönüştürüyor.</p>
<p><strong>Sayılarla İstanbul Trafiği</strong></p>
<ul>
<li>İstanbul’da 16 milyon yerleşik nüfus yaşıyor. Günlük 34 milyon yolculuk yapılmakta olup bunun 15 milyonunu motorlu taşıt yolculukları oluşturuyor. Motorlu yolculukların yaklaşık %43’ü toplu taşıma araçlarıyla yapılıyor. .</li>
<li>Günlük hareketliliğin en yoğun olduğu saatler sabah 07.00–08.00, akşam 18.00–19.00 saatleridir. Günlük yolculukların %16’sı sabah 07.00–08.00 saatlerinde yapılıyor.</li>
<li>1000 kişi başına otomobil sahipliği 2012 de 145 iken 2025 yılında 258’e çıktı. 1000 kişi başına otomobil sahipliği %78 arttı.</li>
<li>Kent genelinde “mikromobilitenin” yaygınlaştırılması için toplu ulaşım istasyonları ile entegre edilen, 2025 yılı sonu itibarıyla İstanbul genelinde 197 farklı alanda toplam 1.351 adet bisiklet park alanı hizmete alındı. İstanbul genelinde toplam 354 noktada 6.932 kapasiteli “e-skuter” park alanı bulunuyor.</li>
<li>Ekonomik ömrünü dolduran ve belediye bütçesine yük getiren eski paylaşımlı bisiklet sistemi yerine İstanbul’un coğrafi yapısına uygun, toplu ulaşım ile entegre ve belediye bütçesine ek yük getirmeyecek 2.400 yeni elektrikli bisiklet ile yeni bisiklet paylaşım sistemi hayata geçiriliyor. Ayrıca Adalar’a özel bir paylaşımlı bisiklet sistemini de çok yakın zamanda hizmete sunulacak.</li>
<li>2025 yılı en yoğun gününde “İstanbulkartentegrasyonu” olan toplu ulaşım araçlarında bir günde toplamda yaklaşık 9,5 milyon İstanbulluyu taşındı. Bu sayının yaklaşık 4 milyonu raylı sistemlerle taşındı. İstanbulkartentegrasyonu olmayan minibüs ve taksiler ile günde 2 milyona yakın yolcu taşınıyor.</li>
<li>2026 yılında sayısı 600’e yaklaşan uygulama bazlı taksilerin ihaleleri toplam 2.500 taksi hedefine ulaşmayı amaçlayarak şeffaf ve adil bir şekilde sürdürülüyor.</li>
<li>İstanbul’da 2.500’ün üzerinde akıllı kavşak çalışıyor. 742 trafik sensörü ve 1587 izleme kamerası anında veri üretiyor. Minibüs, taksi ve deniz araçlarını 60.000’den fazla kamerayla denetleniyor. Bu verilerin tamamı, Ulaşım Yönetim Merkezimizde 7 gün 24 saat izleniyor, analiz ediliyor ve trafik akışı buna göre yönetiliyor.</li>
<li>İBB bünyesinde kadın istihdamı, özellikle ulaşım sektöründe 2019'dan bu yana %70'e yakın artarak büyük bir ivme kazandı. İETT bünyesinde 2019'da hiç kadın şoför yokken, günümüzde 150'den fazla kadın otobüs şoförü görev yapıyor. Metro İstanbul'da ise 2019 yılına göre kadın tren sürücü sayısı 38 kat, toplam kadın çalışan sayısı ise 3,9 kat arttı.</li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/istanbul-its-dunya-kongresinde-50-ulkeden-3-binden-fazla-katilimciyi-agirlayacak-77072</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/2/1280x720/56-1776230704.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul , ITS Dünya Kongresi’nde 50  ülkeden 3 binden fazla katılımcıyı ağırlayacak  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsa-istanbulda-rahatsiz-eden-temettu-gercegi-77071</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsa İstanbul&#039;da rahatsız eden temettü gerçeği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yatırımcı, birikimini Borsa İstanbul’da neden değerlendirir? Tabii ki enflasyonun yıkıcı etkisinden korumak için. Bu nasıl sağlanır?</p>
<p>Birincisi satın aldığı hissenin değeri artar ve kağıt üzerinde de olsa para kazanır.</p>
<p>İkincisi ise hissesini aldığı şirket kar etmişse temettü dağıtır yani kar payı verir. Ancak kar etse de temettü dağıtacak diye yasal zorunluluk yok. Çünkü o parayı bünyede tutup yeni yatırımlar için kullanabilir, borçlarını azaltabilir, nakit ihtiyacını karşılayabilir.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69df208215451-1776230530.jpg" alt="" width="500" height="281" />
<figcaption><strong>Borsa İstanbul’da sadece 25 hissenin bulunduğu en elit temettü endeksine girmek için temettü verimi, likidite ve büyüklük kriterleri var</strong></figcaption>
</figure>
<p>Bu nedenlerle temettü dağıtmayana lafımız yok ama özellikle son dönemde KAP’ta (Kamuyu Aydınlatma Platformu) temettüyle ilgili gerçekten rahatsız edici haberler görüyorum. Bazıları yalnızca “temettü verdik” deyip hava atmak ve şirin görünmek için tabiri mazur görün “sadaka” dağıtıyorlar.</p>
<p>Kağıt sektöründen bir şirket 38.2 kuruş, yeme içmeci biri 8.5 kuruş, bu yıl ilk kez vergi ödeyecek bir sektörün öncü oyuncularından biri de yaklaşık 1 kuruş temettü açıklamış. Kimse bu komik temettüleri verdiğiniz için gelip sizin şirketinizin hissesini almaz, yatırımcının aklıyla alay etmeyin.</p>
<p>Hesabınız “son 3 yılda düzenli nakit temettü dağıtma” kriterini karşılayıp BIST Temettü Endeksi’ne (XTMTU) girip itibar kazanmaksa o da yanlış bir hedef. Çünkü orası çok kalabalık. Hisse sayısı 200- 250 arasında değişiyor. Bu uyduruk temettü rakamlarıyla orada göze çarpmazsanız. Şirketinize ilgili piyasa algısı yükselmez, emeklilik fonları, uzun vadeli yatırımcılar ve pasif gelir hedefleyen bireyler sizin yatırımcınız olmaz ve hissenizin fiyatı zannettiğiniz gibi artmaz.</p>
<p>Eğer gerçekten itibarınızın artmasını istiyorsanız BIST Temettü 25 Endeksi’ne girmenin peşine düşün. Şirketinizi iyi yönetin, sabırlı olun ve kazandığınızı bir kısmını Borsa İstanbul’da size ortak olanlarla anlamlı şekilde paylaşın. Ancak Borsa İstanbul’da sadece 25 hissenin bulunduğu en elit temettü endeksine girmek için temettü verimi, likidite ve büyüklük kriterleri var. Bunun için 10+ yıl temettü geçmişiniz ve düşük borç / güçlü nakit akışınız olmalı, temettü kesintisi yapmamalısınız.</p>
<p>BIST Temettü 25’te hangi şirketlerin bulunduğunu kolaylıkla öğrenebilirsiniz. Ama benden size bir ipucu: Elitlerin tümü büyük ve oturmuş, düzenli temettü ödeme geçmişi, yüksek işlem hacmi olan şirketler.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsa-istanbulda-rahatsiz-eden-temettu-gercegi-77071</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa İstanbul&#039;da rahatsız eden temettü gerçeği ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kalite-kontrol-uzmanligi-programi-egitimleri-basladi-77130</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kalite kontrol uzmanlığı programı eğitimleri başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN / SAKARYA</strong></p>
<p>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ‘Kalite Kontrol Uzmanlığı Programı’ eğitimleri başladı. TOBB Kadın Girişimciler Kurulu tarafından ulusal olarak yürütülen ‘Sanayide Kadın Eli’ projesinin Sakarya’daki organizasyonu TOBB Sakarya İl Kadın Girişimciler Kurulu tarafından yapılıyor. ‘Kalite Kontrol Uzmanlığı Programı’ kapsamında planlanan eğitimler Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Yaşam Boyu Eğitim Merkezi’nde devam ediyor.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69df7c8327d68-1776254083.jpg" alt="" width="700" height="393" /></p>
<p>Eğitimler hakkında konuşan TOBB Sakarya İl Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Elvan Bilgehan Dikici, şunları söyledi: “TOBB’un kadın nezdinde girişimleri her dönem olduğu gibi devam ediyor. Sanayi’de Kadın Eli Projesi de bunlardan biri. Kalite kontrol uzmanlığı alanında kadın istihdamı eksikliğinin olduğu ve artabileceği yönünde önemli geri dönüşler aldık. Hızlıca reaksiyon alıp bu eğitimi organize ettik ve faydalı olmasını ümit ediyoruz. Bununla birlikte bağlı olduğumuz TOBB Kadın Girişimciler Kurulumuzca yürütülen Sanayide Kadın Eli projesi kapsamında birçok meslek dalına yönelik de faaliyetlerimize devam ederek yeni uzmanlık programlarını hayata geçirmeyi amaçlıyoruz.”<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/69df7c5e797e4-1776254046.jpg" alt="" width="700" height="394" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kalite-kontrol-uzmanligi-programi-egitimleri-basladi-77130</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/0/1280x720/kalite-kontrol-uzmanligi-programi-egitimleri-basladi-1776254131.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘Kalite Kontrol Uzmanlığı Programı’ kapsamında planlanan eğitimler Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Yaşam Boyu Eğitim Merkezi’nde devam ediyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esmiaddan-onkolojiye-3-yeni-hasta-odasi-77124</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ESMİAD’dan onkolojiye 3 yeni hasta odası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TEMEL AKBAŞ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Eskişehir Müteşebbis İş İnsanları Derneği (ESMİAD), sosyal sorumluluk projesi kapsamında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Bölümü’ne 3 hasta odası kazandırdı.</p>
<p>Odaların açılışı protokol katılımıyla gerçekleştirilirken proje, onkoloji hastalarına fiziksel konfor ve psikolojik moral desteği sağlamayı hedefliyor.</p>
<p>Açılış törenine Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Genel Sekreteri Harun Yoldaş, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Atilla Özcan Özdemir, Hastane Başhekimi Prof. Dr. Haluk Hüseyin Gürsoy, Başhekim Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Yıldız, Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Bülent Yıldız, Tıbbi Onkoloji öğretim üyeleri Doç. Dr. Metin Demir ve Doç. Dr. Duygu Bayır Garbioğlu, Hastane Başmüdürü Ayşe Kırcı ile Sağlık Hizmetleri Müdürü Zeynep Akgözlü katıldı.</p>
<p><strong>Hasta odaları onkoloji tedavisinde fark yaratacak</strong></p>
<p>ESMİAD tarafından hayata geçirilen hasta odaları, modern donanımı ve konforlu yapısıyla uzun ve zorlu tedavi süreçlerinden geçen onkoloji hastalarına hem fiziksel hem de psikolojik destek olmayı amaçlıyor. Projenin hasta memnuniyetini artırarak tedavi sürecine olumlu katkı sunması bekleniyor. Açılışta ESMİAD Yönetim Kurulu Başkanı Oğuz Sinlenmez, iş dünyasının toplumsal sorumluluğuna vurgu yaparak konuştu:</p>
<p>“Eskişehir’de kazanan, büyüyen her iş insanının bu şehre bir borcu olduğuna inanıyoruz. Bugün burada sadece bir oda açmıyoruz; hastalarımıza umut olacak bir dokunuş gerçekleştiriyoruz. ESMİAD olarak sosyal sorumluluk projelerimizi artırarak sürdüreceğiz.”</p>
<p>Protokol üyeleri, ESMİAD’ın katkısının sağlık hizmetlerinin niteliğini yükselttiğini belirterek iş dünyası ile kamu kurumları arasındaki iş birliklerinin önemine dikkat çekti. ESMİAD’ın projesi, iş dünyasının ekonomik kalkınmanın yanı sıra sosyal alanda da aktif rol alabildiğini bir kez daha gösterdi. Dernek yetkilileri, benzer projelerle Eskişehir’e değer üretmeye devam edeceklerini ifade etti.</p>
<p>Yoğun katılımla düzenlenen tören, sağlık camiasında ve kamuoyunda büyük takdir topladı. ESMİAD, topluma dokunan projeleriyle örnek olmayı sürdürürken şehirde dayanışmanın güçlü örneklerinden birini sergiledi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esmiaddan-onkolojiye-3-yeni-hasta-odasi-77124</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/4/1280x720/esmiaddan-onkolojiye-3-yeni-hasta-odasi-1776249687.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eskişehir Müteşebbis İş İnsanları Derneği, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Bölümü’ne 3 hasta odası kazandırdı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiyenin-havacilik-ve-test-ekosistemi-eskisehirde-bulusuyor-77119</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’nin havacılık ve test ekosistemi Eskişehir’de buluşuyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TEMEL AKBAŞ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Savunma sanayii, sivil havacılık, start‑up ekosistemi ve akademik dünyanın önde gelen paydaşlarını bir araya getirecek Test Süreçleri Kazanımları Sempozyumu (TESKA 26), 20–21 Mayıs 2026 tarihlerinde “Havacılığın Başkenti” Eskişehir’de gerçekleştirilecek. Sempozyum, TASİGO Otel’de sektör temsilcilerini, operasyonel birlikleri, girişimcileri ve akademisyenleri aynı çatı altında buluşturacak. Etkinlik, uçuş test pilotluğu ve uçuş test mühendisliği disiplinlerinde Türkiye’nin en kapsamlı bilgi paylaşım platformu olma iddiasıyla yola çıkıyor. Ana sponsorluğunu RSTEK Roketsan Teknoloji Saha Destek Hizmetleri ve Tic. AŞ. üstleniyor.</p>
<p>Verilen bilgiye göre, uluslararası arenada “Test Engineering, Systems Knowledge &amp; Achievements”, ulusal düzeyde ise “Test Süreçleri Kazanımları” ifadelerinin baş harflerinden oluşan TESKA, standart teknoloji fuarlarından farklı bir konumlanma benimsiyor. Etkinlik, ürün ve kurum tanıtımını değil, uçuş test faaliyetlerinde elde edilen tecrübelerin paylaşımını merkeze alacak. Türkiye’nin milli savunma sistemleri ve sivil havacılık projelerinin hız kazandığı bir dönemde düzenlenecek sempozyum, uçan platformlar, silah sistemleri ve test yönetim altyapılarının geliştirilmesi sırasında karşılaşılan gerçek mühendislik zorluklarını tartışmaya açacak. Organizasyon, kurumsal pazarlama faaliyetlerinden tamamen arındırılmış yapısıyla dikkat çekiyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69df6a90a51b0-1776249488.jpeg" alt="" width="541" height="766" /></p>
<p>Etkinlik boyunca test faaliyetlerinden elde edilen “öğrenilen dersler” ve yenilikçi çözüm yaklaşımlarının bilimsel bir zeminde ele alınması planlanıyor. Bu çerçevede, saha deneyiminin mühendislik dünyasına sistematik biçimde aktarılması hedefleniyor. Katılımcıların, hem savunma sanayii hem de sivil havacılık projelerinde yürütülen test süreçlerine ilişkin uygulamaya dönük içgörülere doğrudan erişim imkânı bulması bekleniyor.</p>
<p><strong>Sahadaki tecrübe masaya yatırılacak</strong></p>
<p>Milli sistemlerin aviyonik ve silah entegrasyonu çalışmalarında sektörle sürekli dirsek temasında bulunan 401’inci ve 403’üncü Test Filo Komutanlıklarının da sempozyuma önemli katkı sunması öngörülüyor. Bu filoların, sahadaki en kritik ve eşsiz uçuş test tecrübesini bünyelerinde barındırmaları, TESKA 26’yı test mühendisliği dünyası için benzersiz bir buluşma noktası haline getiriyor. Harekat test ve değerlendirme tecrübelerinin sektör profesyonelleriyle paylaşılması, Türkiye’nin bağımsız test mühendisliği kültürüne ivme kazandırması açısından stratejik önem taşıyor.</p>
<p>Bu kapsamda, uçuş test süreçlerinin planlanmasından icrasına, veri toplama yöntemlerinden sonuçların analizine kadar uzanan geniş bir yelpazede deneyim aktarımı yapılması hedefleniyor. Savunma sanayiinin ana yüklenicileri, alt yükleniciler, girişimciler ve akademik araştırma gruplarının, sahadan gelen bu birikimi projelerine entegre etmesiyle daha etkin, güvenilir ve sürdürülebilir test mimarileri geliştirilmesi amaçlanıyor.</p>
<p><strong>“Vitrindekini değil, mutfaktaki teri konuşmak”</strong></p>
<p>TESKA 26 Düzenleme Komitesi, sempozyumun vizyonunu detaylandırdığı açıklamasında, vitrinden ziyade sahadaki gerçek deneyime odaklanan bir yaklaşım benimsendiğinin altını çizdi. Açıklamada, sempozyumun, kurumların birbiriyle ürün pazarladığı klasik bir tanıtım organizasyonu olmadığının özellikle vurgulandığı ifade edildi. Komite, TESKA 26’nın, uçuş testlerinden çıkarılan dersler ve yenilikçi mühendislik çözümlerine alan açan bir bilgi paylaşım platformu olarak tasarlandığını kaydedilerek şu bilgilere yer verildi: “Amacımız vitrindekini değil, mutfaktaki teri, tecrübeyi ve karşılaşılan problemlere nasıl çözümler üretildiğini konuşmak. TESKA 26, kurumların birbirine ürün pazarladığı ticari bir tanıtım<br />faaliyeti değil; sahada karşılaşılan gerçek zorlukların, yenilikçi çözümlerin ve uçuş testlerinden çıkarılan paha biçilmez derslerin masaya yatırıldığı saf bir mühendislik ve bilgi paylaşım platformudur.”</p>
<p><strong>Test ekosisteminin geleceği şekillenecek</strong></p>
<p>TESKA 26 kapsamında kabul edilen teknik makaleler ve yenilikçi yaklaşımlar, özel bir veri arşivine dönüştürülecek. Böylece, savunma sanayiinin önde gelen şirketlerinden üniversitelere, start‑up’lardan operasyonel birliklere uzanan geniş bir ekosistemin ortak bilgi birikiminin kalıcı hale getirilmesi hedefleniyor. Oluşturulacak arşivin, hem gelecekte yürütülecek test projeleri için referans niteliği taşıması hem de yeni nesil mühendislerin eğitiminde başvuru kaynağı haline gelmesi amaçlanıyor.</p>
<p>Sempozyumun, Türkiye’nin test mühendisliği kapasitesini güçlendirmenin yanı sıra, Eskişehir’in havacılık ve savunma alanlarındaki konumunu da pekiştirmesi bekleniyor. Şehirdeki mevcut sanayi altyapısı, üniversiteler ve test kabiliyetleriyle birlikte değerlendirildiğinde, TESKA 26’nın Eskişehir’i ulusal test ve havacılık ekosisteminde daha görünür hale getireceği öngörülüyor.</p>
<p><strong>Etkinlik detayları</strong></p>
<p>TESKA 26, 20–21 Mayıs 2026 tarihlerinde Eskişehir’deki TASİGO Otel’de gerçekleştirilecek. Sempozyumun ana sponsorluğunu RSTEK Roketsan Teknoloji Saha Destek Hizmetleri ve Tic. AŞ. üstleniyor. Ayrıntılı bilgiye ve iletişim kanallarına www.teska.org.tr adresinden ve info@teska.org.tr üzerinden ulaşılabiliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiyenin-havacilik-ve-test-ekosistemi-eskisehirde-bulusuyor-77119</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/9/1280x720/teska-1776249358.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin savunma sanayii ve sivil havacılık alanındaki en kapsamlı uçuş test bilgi paylaşım platformu olmaya hazırlanan Test Süreçleri Kazanımları Sempozyumu, 20-21 Mayıs 2026’da Eskişehir’de düzenlenecek. Etkinlik, ürün pazarlamasından arındırılmış yapısıyla, sahada kazanılan uçuş test tecrübelerinin mühendislik odaklı bir zeminde paylaşılmasını hedefliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bumiad-genc-muhendisleri-is-hayatina-hazirliyor-77116</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> BUMİAD, genç mühendisleri iş hayatına hazırlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Mühendis ve Mimar İş İnsanları Derneği (BUMİAD), mühendislik fakültelerinin son sınıf öğrencileri, yüksek lisans öğrencileri ve yeni mezun mühendisler ile iş yaşamına yeni başlayan mühendislere yönelik planlanan ‘İmalat Yönetimi’ seminerleri, deneyimli BUMİAD üyelerinin konuşmacı olarak katkılarıyla başladı.</p>
<p>Program kapsamında genç mühendisler ve mühendis adaylarının, teorik bilgilerini uygulamaya dönüştürmeleri ve sanayi ile daha güçlü bağ kurmaları amaçlanıyor. Eğitimler, yönetim sistemleri, imalat yönetimi ve sürdürülebilirlik olmak üzere üç ana başlıkta planlanırken, ilk etapta ‘İmalat Yönetimi’ modülü ile başlandı. İmalat Yönetimi eğitimlerinde, teknik resim okuma, ölçü aletleri kullanımı, geometrik tolerans, imalat teknikleri ve makineleri gibi temel konuların yanı sıra kalite ve üretim süreçlerine yönelik başlıklar da ele alınacak. Ayrıca kimyasallarla güvenli çalışma konularına da değinilecek.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69df58144d999-1776244756.jpeg" alt="" width="608" height="455" /></p>
<h2>“Genç mühendislerin mesleki donanımlarına katkı”</h2>
<p>11 Nisan’da başlayan ve 13 hafta sürecek eğitimler BUMİAD Dernek Merkezi’nde gerçekleştirilecek.</p>
<p>Eğitim programının ilk dersini BUMİAD Yönetim Kurulu Üyesi Ali Gümüş verdi. İlk ders öncesi kursiyerlere hitaben bir konuşma yapan BUMİAD Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Gümüş, genç mühendislerin sektöre daha donanımlı katılımını önemsediklerini vurguladı. Mesleki bilgi birikimlerini genç meslektaşlarına aktarmayı bir sorumluluk olarak gördüklerini belirten Gümüş, BUMİAD ve paydaş sanayi kuruluşları olarak gençlerin istihdamına katkı sağlayacak köprü oluşturmayı amaçladıklarını da sözlerine ekledi. Ücretsiz olarak sunulacak eğitim programı sonunda, şartları yerine getiren iştirakçiler için Katılım Belgesi töreni düzenlenecek. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bumiad-genc-muhendisleri-is-hayatina-hazirliyor-77116</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/6/1280x720/bumiad-genc-muhendisleri-is-hayatina-hazirliyor-1776244800.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Mühendis ve Mimar İş İnsanları Derneği, mesleki deneyimin yeni kuşaklara aktarılması amacıyla önemli bir eğitim programını hayata geçirdi. Mühendislik fakültelerinin son sınıf öğrencileri, yüksek lisans öğrencileri ve yeni mezun mühendisler ile iş yaşamına yeni başlayan mühendislere yönelik düzenlenen seminerler hakkında konuşan BUMİAD Yönetim Kurulu Üyesi Ali Gümüş, mesleki bilgi birikimlerini genç meslektaşlarına aktarmayı bir sorumluluk olarak gördüklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/-77094</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Emre Akmeşe: Sektörün öncü firmalarından biri haline geldik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SABİHA TOPRAK/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli Dilovası’nda 2022 yılında kurulan Spazio Akıllı Depo Çözümleri 11 bin metrekarelik alanda depo ve raf sistemleri sektöründe faaliyet gösteriyor.</p>
<p>Kısa sürede 20’den fazla ülkeye ihracat yapan iki şirketin, Ar-Ge odaklı çalışmaları ve akıllı depo sistemleriyle hem ekonomik hem de çevresel dönüşüme katkı sağladığı belirtildi.</p>
<p>Şirketin üretim ve teknoloji alanındaki büyümesini temsil ettiğini vurgulayan Spazio Akıllı Depo Çözümleri ve Zem Raf Sistemleri Yönetim Kurulu Başkanı Emre Akmeşe, “120 kişilik ekibimizle depo raf sistemlerini tamamen kendi bünyemizde üretiyoruz. Ham madde olarak sacı rulo halinde alıyoruz. Roll forming makineleriyle bu saclara şekil veriyoruz, ardından kaynak ve boya gibi proseslerle depo raf sistemlerini A’dan Z’ye kendi bünyemizde üretiyoruz. Bunun yanı sıra yarı otomatik ve tam otomatik depo sistemleri kuruyoruz. Radyo shuttle, AS/RS ve miniload gibi sistemlerle müşterilerimize ileri teknoloji çözümler sunuyoruz. Şirketimizin henüz 4. yılı olmasına rağmen sektörde 40-50 yılda gelinen noktaya çok kısa sürede ulaştık ve şu anda sektörün öncü firmalarından biri haline geldik” şeklinde konuştu.</p>
<p>Akmeşe, “Biz Türkiye’de ikinci el depo raf sistemleri sektörünü kuran firmayız. Tüm Türkiye’den kullanılmış rafları topluyoruz, bunların bakımını ve onarımını yapıyoruz. Ardından garantili şekilde tekrar satışını ve montajını gerçekleştiriyoruz. Bu aslında tam anlamıyla bir geri kazanım modeli. Biz bu sektörü kurmadan önce bu raflar atık olarak demir-çelik fabrikalarına gidiyor ve eritiliyordu. Bizim kurduğumuz model sayesinde binlerce ton demiri yeniden ekonomiye kazandırıyoruz. 9 bin metrekarelik alanda faaliyet gösteren Zem Raf Sistemleri firmamız, ikinci el depo raflarını yeniden ekonomiye kazandırarak sektörde yeni bir alanın oluşmasına öncülük ediyor. Bu da hem çevreye hem de sürdürülebilirliğe ciddi katkı sağlıyor” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“20’den fazla ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz”</h2>
<p>İhracat faaliyetlerine de değinen Akmeşe, “Ağırlıklı olarak Avrupa ve Balkan ülkelerine ihracat yapıyoruz. Afrika’da da bir yapılanmamız ve bayi ağımız var. Şu anda 20’den fazla ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz. Amacımız bu sayıyı artırmak ve globalde bilinen bir marka haline gelmek” diye konuştu.</p>
<p>Uluslararası fuar katılımlarının da bu hedef doğrultusunda önemli olduğunu vurgulayan Akmeşe, “Dubai Big Five, Almanya LogiMAT ve Automechanika gibi önemli fuarlarda yer aldık. Bu organizasyonlar markamızın bilinirliğini artırma açısından çok değerli” dedi.</p>
<h2>“Genetik algoritmalar kullanarak maksimum verim sağlayan raf profilleri tasarladık”</h2>
<p>Ar-Ge çalışmalarına büyük önem verdiklerini belirten Akmeşe, “Spazio’yu kurmadan önce Erzurum Atatürk Üniversitesi ile bir iş birliği yaptık ve orada bir laboratuvar kurduk. Bu laboratuvarda dünyada hiç kimsenin yapmadığı bir şey yaptık, genetik algoritmalar kullanarak minimum sac kullanımıyla maksimum verim sağlayan raf profilleri tasarladık. Bu sayede aynı işi çok daha düşük tonajlarla çözebiliyoruz. Örneğin başka bir firma bir projeyi 500 ton çelikle çözerken biz aynı projeyi 300-400 tonla çözebiliyoruz. Bu da ciddi bir mühendislik ve Ar-Ge başarısıdır” dedi.</p>
<p>Toplamda 170 kişilik istihdama ulaşan iki şirketin yaklaşık 20 bin metrekarelik üretim alanına sahip olduğunu belirten Akmeşe, “Şirketimizin yaş ortalaması 33’ün altında. Hem mavi yaka hem beyaz yaka tarafında çok genç ve dinamik bir kadroya sahibiz. Ar-Ge bizim için bitmeyen bir süreç. Sürekli beyin fırtınası yapıyoruz. Geçtiğimiz yıl kazancımızın yaklaşık yüzde 30’unu Ar-Ge, pazarlama ve reklam faaliyetlerine ayırdık.”</p>
<h2> “Metal sektöründe ciddi dalgalanmalar yaşandı”</h2>
<p>Sektörde yaşanan ekonomik dalgalanmalara da değinen Akmeşe, “Son 3 yılda özellikle metal sektöründe ciddi dalgalanmalar yaşandı. Metal fiyatları düşerken döviz arttı ve bu durum sanayiciyi zorladı. Ama ben her zaman ekibime şunu söylerim: Normal zamanda herkes kaptandır, önemli olan fırtınalı denizde gemiyi doğru yönetebilmektir. Biz de bu süreçte yelkenlerimizi doğru ayarlayarak yolumuza devam ettik” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Akmeşe,“ Şirketin yeni yatırımlarından biri de e-ticaret alanında olacak. Türkiye’de ilk defa eski civatalı rafların geliştirilmiş versiyonunu üretiyoruz. Bu ürünleri e-ticaret üzerinden son kullanıcıya ulaştıracağız. Evinde, bodrumunda, balkonunda depolama yapmak isteyen herkes çok kolay şekilde bu rafları kurabilecek. Hatta bir kişinin tek başına 5 dakika içinde kurabileceği kadar pratik bir sistem geliştirdik” dedi.</p>
<p>Küresel lojistik profesyonellerini bir araya getiren LogiMAT 2026’da da yer aldıklarını ifade eden Akmeşe, “Almanya’nın Stuttgart kentinde düzenlenen organizasyonda, geliştirdiğimiz akıllı depo sistemlerini uluslararası vitrine taşıdık. LogiMAT, sektörün en önemli buluşma noktalarından biri. Biz de burada Spazio’nun mühendislik gücünü ve teknolojik altyapısını dünya sahnesine çıkardık. Avrupa başta olmak üzere global pazarda daha görünür olmayı, yeni iş birlikleri geliştirmeyi ve ihracat ağımızı genişletmeyi hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“2030 yılına kadar Amerika pazarında güçlü bir marka haline gelmiş olmayı hedefliyoruz”    </h2>
<p>2030 hedeflerine ilişkin de açıklamalarda bulunan Akmeşe, “2030 yılına kadar Amerika pazarına girmiş ve orada güçlü bir marka haline gelmiş olmayı hedefliyoruz. Bunun yanı sıra Avrupa’da da büyümek istiyoruz. Şu anda Almanya’da şirket kurma planlarımız var. Amacımız hem ülkemizi temsil etmek hem de globalde kalıcı bir marka olmak” şeklinde konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/-77094</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/4/1280x720/spazio-turkiyede-ikinci-el-depo-raf-sistemleri-sektorunu-kuran-ilk-firma-olarak-one-cikiyor-1776238693.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli Gebze’de faaliyet gösteren Zem Raf Sistemleri ile ikinci el depo raflarını yeniden ekonomiye kazandırarak sektörde yeni bir alan oluşturan Emre Akmeşe, 2022 yılında kurduğu Spazio Akıllı Depo Çözümleri ile üretim ve teknoloji yatırımlarını büyüttü. Akmeşe, &quot;Şirketimizin henüz 4. yılı olmasına rağmen sektörde 40-50 yılda gelinen noktaya çok kısa sürede ulaştık ve şu anda sektörün öncü firmalarından biri haline geldik.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/imf-turkiyenin-buyume-tahminini-dusurdu-77044</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 16:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> IMF, Türkiye için büyüme tahminini düşürdü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Ekonomik Görünüm Raporu'nun Nisan 2026'ya ait sayısını yayımladı.</p>
<p>Raporda, şubat ayı sonunda Orta Doğu'da patlak veren savaş nedeniyle küresel ekonominin bir kez daha rotasından çıkma tehdidiyle karşı karşıya olduğu aktarıldı.</p>
<p>Geçen yıl boyunca yüksek ticaret engelleri ve artan belirsizlikten kaynaklanan ters rüzgarların teknoloji odaklı yatırımlar, destekleyici finansal koşullar ile mali ve para politikası destekleriyle dengelendiği anımsatılan raporda, Orta Doğu'daki çatışmanın emtia piyasaları, enflasyon beklentileri ve finansal koşullar üzerindeki etkileriyle önemli bir karşı güç oluşturduğu ifade edildi.</p>
<p>Raporda, tahminler için tutarlı bir varsayımlar setini gerçek zamanlı olarak oluşturmanın zorluğundan dolayı geleneksel temel senaryo yerine bir "referans tahmin" sunulduğu belirtilerek, bu tahminin savaşın süresinin, yoğunluğunun ve kapsamının sınırlı kalacağı, aksaklıkların 2026 ortasına kadar ortadan kalkacağı varsayımına dayandığı kaydedildi.</p>
<p>Durumun değişkenliği nedeniyle çatışmanın daha uzun sürdüğü veya genişlediğine dair senaryoların da yer aldığı raporda, çatışmalar ve beraberindeki aksaklıklar devam ettikçe bu senaryoların gerçekleşme olasılığının giderek arttığı belirtildi.</p>
<p><strong>"Savaş olmasaydı küresel ekonomik büyüme tahmini yukarı yönlü revize edilecekti"</strong></p>
<p>Raporda, referans tahmin doğrultusunda, küresel ekonomik büyüme hızının 2025'teki yüzde 3,4 seviyesinden 2026'da yüzde 3,1'e yavaşlamasının, 2027'de ise yüzde 3,2 olmasının beklendiği bildirildi.</p>
<p>IMF'nin ocak ayında yayımladığı tahminlerine kıyasla bu yıla ilişkin küresel ekonomik büyüme tahmini 0,2 puan aşağı yönlü revize edilirken gelecek yıla ilişkin büyüme tahmininde değişikliğe gidilmedi.</p>
<p>Küresel ekonomik büyümenin orta vadede yüzde 3,7'lik tarihsel ortalamasının altında kalarak bu oranlarda seyretmesinin beklendiği aktarılan raporda, savaş olmasaydı küresel ekonomik büyüme tahmininin yukarı yönlü revize edileceğine işaret edildi.</p>
<p>Raporda, 2026 yılına yönelik aşağı yönlü revizyonun büyük ölçüde Orta Doğu'daki çatışmanın yol açtığı aksaklıkları yansıttığı, bunun son dönemdeki güçlü veriler ve düşen gümrük tarifesi oranlarının etkisiyle kısmen dengelendiği kaydedildi.</p>
<p><strong>Küresel enflasyon tahminleri yükseltildi</strong></p>
<p>Enflasyon tahminlerinde ise yukarı yönlü revizyonlara gidildiği belirtilen raporda, küresel manşet enflasyonun bu yıl yüzde 4,4'e yükselmesinin ardından 2027'de yüzde 3,7'ye gerilemesinin beklendiği aktarıldı.</p>
<p>Raporda, enerji fiyatlarında daha büyük ve kalıcı artışların olduğu olumsuz bir senaryoda küresel ekonomik büyümenin 2026'da yüzde 2,5'e gerilemesi ve enflasyonun yüzde 5,4'e ulaşmasının beklendiği belirtildi.</p>
<p>Çatışma bölgesindeki enerji altyapısının daha fazla zarar gördüğü daha ciddi bir senaryoda ise etkinin çok daha büyük olacağına işaret edilen raporda, küresel ekonomik büyümenin 2026'da yüzde 2 civarına inmesinin, manşet enflasyonun 2027'ye kadar yüzde 6'nın biraz üzerine çıkmasının öngörüldüğü kaydedildi.</p>
<p>Raporda, küresel ekonomiye yönelik aşağı yönlü risklerin baskın durumda olduğu vurgulandı.</p>
<p><strong>ABD ve Euro Bölgesi'nin bu yılki büyüme tahminleri aşağı yönlü revize edildi</strong></p>
<p>Ülkelerin ekonomik büyüme tahminlerinin de paylaşıldığı raporda, gelişmiş ekonomiler grubunda yer alan ABD ekonomisine ilişkin büyüme beklentisinin bu yıl için yüzde 2,4'ten 2,3'e düşürülürken gelecek yıl için yüzde 2'den 2,1'e çıkarıldığı aktarıldı.</p>
<p>Euro Bölgesi ekonomisine ilişkin büyüme tahmininin bu yıl için yüzde 1,3'ten 1,1'e indirildiği vurgulanan raporda, bölge ekonomisinin gelecek yıla ilişkin büyüme tahmininin de yüzde 1,4'ten 1,2'ye çekildiği ifade edildi.</p>
<p>Raporda, Almanya'nın büyüme tahmininin bu yıl için yüzde 1,1'den 0,8'e ve gelecek yıl için yüzde 1,5'ten 1,2'ye düşürüldüğü, Fransa ekonomisine ilişkin büyüme beklentisinin de bu yıl için yüzde 1'den 0,9'a ve gelecek yıl için yüzde 1,2'den 0,9'a indirildiği bildirildi.</p>
<p>İtalya ekonomisine ilişkin büyüme tahminlerinin bu yıl ve gelecek yıl için yüzde 0,7'den 0,5'e düşürüldüğü belirtilen raporda, İspanya ekonomisine dair büyüme tahmininin bu yıl için yüzde 2,3'ten 2,1'e ve gelecek yıl için yüzde 1,9'dan 1,8'e çekildiği kaydedildi.</p>
<p>Raporda, İngiltere ekonomisinin büyüme beklentisinin bu yıl için yüzde 1,3'ten 0,8'e ve gelecek yıl için yüzde 1,5'ten 1,3'e düşürüldüğü, Kanada ekonomisinin büyüme öngörüsünün bu yıl için yüzde 1,6'dan 1,5'e çekilirken gelecek yıl için yüzde 1,9 olarak korunduğu, Japonya ekonomisinin büyüme tahmininin ise bu yıl için yüzde 0,7, gelecek yıl için yüzde 0,6 olarak tutulduğu aktarıldı.</p>
<p><strong>Çin'in bu yılki büyüme tahmini düşürüldü, Hindistan ve Rusya'nınki yükseltildi</strong></p>
<p>IMF'nin raporunda, yükselen piyasalar ve gelişmekte olan ülke ekonomileri grubunda ise Çin ekonomisine ilişkin büyüme beklentisinin bu yıl için yüzde 4,5'ten 4,4'e indirilirken gelecek yıl için yüzde 4 olarak korunduğu belirtildi.</p>
<p>Hindistan ekonomisinin bu yıl ve gelecek yıla ilişkin büyüme tahminlerinin yüzde 6,4'ten 6,5'e çıkarıldığı kaydedilen raporda, Rusya ekonomisine dair büyüme beklentisinin de bu yıl için yüzde 0,8'den 1,1'e ve gelecek yıl için yüzde 1'den 1,1'e yükseltildiği aktarıldı.</p>
<p><strong>İran ekonomisinin bu yıl yüzde 6,1 daralması bekleniyor</strong></p>
<p>Raporda, ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta başlattığı saldırıların hedefi olan İran ekonomisinin bu yıl yüzde 6,1 daralmasının, 2027'de ise yüzde 3,2 büyümesinin öngörüldüğü bildirildi.</p>
<p>Orta Doğu'daki çatışmalardan etkilenen petrol ihracatçısı ülkelerden Katar ekonomisinin bu yıl yüzde 8,6 küçülmesinin ve gelecek yıl yüzde 8,6 büyümesinin beklendiği belirtilen raporda, Kuveyt ekonomisinin de bu yıl yüzde 0,6 daralmasının ardından gelecek yıl yüzde 2,8 büyümesinin tahmin edildiği kaydedildi.</p>
<p>Raporda, Bahreyn ekonomisinin bu yıl yüzde 0,5 küçülmesinin, gelecek yıl ise yüzde 4,5 büyümesinin, Irak ekonomisinin de bu yıl 6,8 daralmasının, gelecek yıl yüzde 11,3 büyümesinin beklendiği ifade edildi.</p>
<p><strong>Türkiye için yüzde 3,4 büyüme tahmini</strong></p>
<p>Raporda, Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 3,4, gelecek yıl yüzde 3,5 büyümesinin beklendiği bildirildi.</p>
<p>IMF ocak ayındaki tahminlerinde Türk ekonomisinin 2026'da yüzde 4,2 ve 2027'de yüzde 4,1 büyümesini öngörmüştü.</p>
<p>Ayrıca raporda, Türkiye'de 2026 yıl sonu enflasyonunun yüzde 28,6 ve 2027'de yüzde 21,4 olmasının, işsizlik oranının da bu yıl yüzde 8,3, gelecek yıl yüzde 8,7 olmasının beklendiği kaydedildi.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/imf-turkiyenin-buyume-tahminini-dusurdu-77044</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/imf-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ IMF Dünya Ekonomik Görünüm Raporu&#039;nda küresel ekonomik büyüme tahminini bu yıl için yüzde 3,3&#039;ten yüzde 3,1&#039;e düşürdü. Raporda Türkiye ekonomisi için ocak ayında yüzde 4,2 olan büyüme tahmini yüzde 3,4&#039;e, gelecek yıl için yapılan tahmin de yüzde 4,1&#039;den yüzde 3,5&#039;e indirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/toplam-menkul-kiymet-degeri-3167-trilyon-tlye-indi-77037</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 16:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Toplam menkul kıymet değeri martta 31,67 trilyon TL&#039;ye indi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK), 2026 yılı 1. çeyrek dönemine ait gelişmeleri "1. Çeyrek Sonu İtibarıyla Sermaye Piyasaları 2026 Panoraması" başlıklı videoyla duyurdu.</p>
<p>Sosyal medya hesabından yapılan paylaşıma göre, 31 Ocak 2026 sonunda 33,39 trilyon lira olan toplam menkul kıymet değeri, 31 Mart 2026 sonunda 31,67 trilyon liraya düştü. Aynı dönemde, toplam yatırımcı sayısı 38,1 milyondan 38,36 milyona yükseldi.</p>
<p>Toplam yatırımcı sayısı içerisindeki bakiyeli yatırımcı sayısı 10,58 milyona ulaştı. Yılın ilk çeyreğinde MKK sicil numarası alan yeni yatırımcı sayısı 411 bin 732 olurken en çok yeni yatırımcı 115 bin 103 ile 21-40 yaş grubu bireysel erkeklerden oluştu. Aynı yaş grubunda yeni kadın yatırımcı sayısı da 93 bin 355 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Aynı dönemde toplam hesap sayısı 90,81 milyondan 91,64 milyona çıkarken bakiyeli hesap sayısı ise 15,33 milyona düştü. Bu dönemde, 13 şirket halka arz edildi. Halka arzdan toplanan tutar 17,62 milyar lira, yatırımcıların halka arza toplam katılım sayısı ise 10 milyon 439 bin 545 oldu.</p>
<p><strong>Yatırım fonlarının portföy değeri 8,75 trilyon liraya geriledi</strong></p>
<p>1. çeyrek sonunda pay senetlerindeki portföy değeri 19,66 trilyon liraya geriledi. Pay senetlerindeki portföy değeri 31 Ocak'ta 20,62 trilyon lira olmuştu. Bu dönemde yatırımcı sayısı da 6,43 milyona indi. Bu dönemde, yatırım fonlarının portföy değeri 8,75 trilyon liraya gerilerken buradaki yatırımcı sayısı ise 5,81 milyona çıktı.</p>
<p>Bireysel ve kurumsal toplam 33 bin 86 yatırımcının Devlet İç Borçlanma Araçları portföy değeri 2,37 trilyon lira oldu.</p>
<p>Aynı dönemde, toplam 142 şirketin toplam ihraç ettiği borçlanma araçlarının nominal değeri 379 milyar 285 milyon 67 bin 177'yi buldu. Bu şirketlerin 52'si reel sektör, 42'si aracı kurum, 36'sı banka dışı finansal kurum, 11'i banka ve biri de ipotek finansmanı kuruluşundan oluştu. Kitle fonlaması sistemindeki yatırımcı sayısı 46 bin 600 olarak gerçekleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/toplam-menkul-kiymet-degeri-3167-trilyon-tlye-indi-77037</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/lira-para-money-tl-86gh68-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkezi Kayıt Kuruluşu&#039;nun ilk çeyrek verilerine göre, 31 Ocak itibarıyla 33,39 trilyon lira olan toplam menkul kıymet değeri, mart sonunda 31,67 trilyon liraya geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/evolog-lojistikten-150-yeni-treyler-yatirimi-77035</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 16:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> EvoLog Lojistik&#039;ten 150 yeni treyler yatırımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>EvoLog Lojistik'in operasyonel gücünü artırmaya yönelik yatırımlarına devam ettiği bildirildi.</p>
<p>Şirket bu kapsamda uluslararası kara yolu taşımacılığındaki kapasitesini artırma hedefi doğrultusunda 150 yeni treylerle filosunu genişletme kararı aldı.</p>
<p>EvoLog Lojistik'in filosundaki Tırsan araç sayısı, Tırsan Tenteli Perdeli Multi-Ride treylerden oluşan yeni teslimatla 1200'e ulaşacak.</p>
<p>Tırsan ile uzun soluklu iş birliği çerçevesinde gerçekleştirilen yatırımın ilk teslimatları, şirketin, İstanbul'un Çatalca ilçesindeki lojistik merkezinde düzenlenen törenle başladı.</p>
<p>EvoLog Lojistik Yönetim Kurulu Başkanı Barış Talay, EvoLog Lojistik Genel Müdür Yardımcısı Birol Çalışkan'ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen törene, Tırsan Treyler Satış İcra Kurulu Başkanı Ertuğrul Erkoç katıldı. Yatırımın haziran sonunda tamamlanması planlanıyor.</p>
<p>Öte yandan EvoLog, eş zamanlı depo ve çekici yatırımlarıyla büyümesini sürdürürken müşterilerine daha hızlı ve güvenilir hizmet sunmaya devam ediyor.</p>
<p><strong>"23 bin metrekarelik depomuz çok yakında hizmete açılacak"</strong></p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan EvoLog Lojistik Yönetim Kurulu Başkanı Barış Talay, şirketin büyüme stratejisinin temelinde planlı ve sürdürülebilir yatırımların yer aldığını belirtti.</p>
<p>Talay, uluslararası kara yolu taşımacılığında artan talebe yanıt verebilmek için filo yatırımlarını kararlılıkla sürdürdüklerini aktararak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu yatırımın tamamlanmasıyla birlikte filomuzdaki Tırsan araç sayısı 1200'e ulaşacak. Öte yandan yalnızca filo yatırımlarıyla değil, lojistik altyapı alanındaki projelerimizle de büyümeye devam ediyoruz. Planlı büyüme yatırımlarımız çerçevesinde Çatalca'da 23 bin metrekarelik depomuz 39 yükleme rampasıyla çok yakında hizmete açılacak. Düzenli ve stratejik yatırımlar ile operasyonlarımızı büyütüyor, müşterilerimize daha hızlı, güvenilir ve yüksek standartlarda çözüm sunmaya devam ediyoruz."</p>
<p>Talay, Tırsan ile 2017'den bu yana devam eden işbirliğine dikkati çekerek, marka tarafından yoğun AR-GE çalışmaları ve test süreçleri sonucunda sektöre sunulan treylerlerin, operasyonlarında ihtiyaç duydukları en ince ayrıntılara kadar beklentilerini karşıladığını anlattı.</p>
<p>Müşterileri için daha hızlı ve güvenli taşımacılığı en verimli şekilde sunmak istediklerini vurgulayan Talay, "İşbirliğimizin güçlenerek devam edeceğine inanıyorum." ifadesini kullandı.</p>
<p>Tırsan Treyler Satış İcra Kurulu Başkanı Ertuğrul Erkoç da EvoLog Lojistik'in, yatırımları, başarıları ve sahada güçlü operasyon tecrübesine sahip kadrosuyla kendini ispatlamış önemli bir iş ortağı olduğunu aktararak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Tırsan, Avrupa'nın en yüksek kapasite ve yetkinliğine sahip AR-GE merkezleri ve uzman mühendislerinin katkısıyla sektörün başarısını ve rekabet gücünü artırmaya kararlılıkla devam ediyor. Yaklaşık 10 yıldır süren işbirliğimiz, 2025 yılında sektörün yoğun ilgi ve katılımıyla lanse ettiğimiz Yeni Nesil Tenteli Perdeli araçlarımıza yapılan bu yatırımla daha da güçlendi. EvoLog'un stratejik yatırımlarla büyümesine eşlik etmekten mutluluk duyuyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/evolog-lojistikten-150-yeni-treyler-yatirimi-77035</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/evolog.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EvoLog Lojistik Yönetim Kurulu Başkanı Barış Talay, &quot;Filomuzdaki Tırsan araç sayısı 1200&#039;e ulaşacak. Öte yandan yalnızca filo yatırımlarıyla değil, lojistik altyapı alanındaki projelerimizle de büyümeye devam ediyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ic-hotelsin-yeni-genel-muduru-ceyhan-keskun-77026</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 13:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> IC Hotels&#039;in yeni Genel Müdürü Ceyhan Keskün</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>IC Holding bünyesindeki IC Hotels'in yeni dönem hedefleri doğrultusunda kadrosunu güçlendirmeye devam ettiği bildirildi.</p>
<p>Bu kapsamda turizm sektöründe deneyime sahip Keskün, IC Hotels Green Palace, IC Hotels Santai Family Resort ve IC Hotels Airport otellerini bünyesinde bulunduran IC Hotels'in genel müdürü olarak görevlendirildi.</p>
<p>Bilkent Üniversitesi Turizm ve Otel İşletmeciliği bölümünden mezun Keskün, kariyeri boyunca turizm sektörünün farklı kademelerinde görev aldı. 2010-2024 arasında Voyage Belek Golf&amp;Spa Hotel'de Genel Müdür olarak görev yapan Keskün, son olarak Megasaray Hotels bünyesinde "Turizm Koordinatörü" olarak çalıştı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ic-hotelsin-yeni-genel-muduru-ceyhan-keskun-77026</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/6/1280x720/ceyhan-keskun-1776163553.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ IC Hotels&#039;in Genel Müdürlüğüne Ceyhan Keskün getirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/makine-ihracati-ilk-ceyrekte-66-milyar-dolar-77019</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 12:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Makine ihracatı ilk çeyrekte 6,6 milyar dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Bölgede yaşanan savaşa rağmen makine ihracatçısı yılın ilk çeyreğinde geçen yılki ihracat performansını yakaladı ve 3 aylık ihracat geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 0.2 artarak 6.6 milyar dolar oldu.</p>
<p>Makine İhracatçıları Birliği (MAİB) Başkanı Kutlu Karavelioğlu, petrol ve doğalgaz fiyatının yüzde 50’den fazla arttığı bir dönemde maliyet yönetiminin sadece verimlilikle değil, jeopolitik risk primini doğru yönetmekle de ilgili olduğunun artık akıllardan çıkmayacağını söyledi.</p>
<p>Karavelioğlu, dünyayı etkileyen her türlü belirsizlik ikliminde Türkiye, sunduğu operasyonel süreklilik ile bölgesel risklerden kaçan nitelikli sermaye ve insan kaynağı için eşsiz bir çekim alanı olmaya devam edeceğini bildirdi.</p>
<p>İhracatın ilk çeyrekte miktar bazında yüzde 12.7 gerilemesine rağmen, gelirin yüzde 0.2 artarak 6.6 milyar dolara çıktığını dile getiren Kutlu Karavelioğlu, kg başına ihracat gelirinin 8.7 dolara yükseldiğini aktardı.</p>
<p>Yıllıklandırılmış ihracatın yüzde 2.1 artarak 28.6 milyar dolara çıktığını ifade eden Karavelioğlu, yıllıklandırılmış ithalatın ise yüzde 7.3 artarak 46.8 milyar dolara yükseldiği bilgisini verdi.</p>
<p>Bu dönemde Almanya’ya ihracat yüzde 10.9 artarak 833 milyon dolara, ABD’ye yapılan ihracat ise yüzde 35.2 artarak 541 milyon dolara çıktı.</p>
<p><strong>“Küresel  sistemde yapısal zafiyeti görüyoruz”</strong></p>
<p>Hürmüz ve Kızıldeniz ekseninde düğümlenen lojistik krizin dünya mal ticaretinin yüzde 10’undan fazlasını etkileyerek, küresel sistemin 'uzak tedarik' modelindeki yapısal zafiyeti ortaya koyduğunu kaydeden Kutlu Karavelioğlu, “Jeopolitik risklerin ticaret rotalarını kalıcı olarak yeniden çizdiği bu 'stratejik kırılma' döneminin, savaş sonrasında devam edecek kalıcı sonuçları olacağı açık” dedi.</p>
<p>Yaşanılan süreci sadece bir navlun ve enerji krizi olarak okumak eksik bir yaklaşım olacağına vurgu yapan Karavelioğlu, “Zira küresel gayrisafi hasıla artış tahminlerinin hâlâ yüzde 3 ve üzeri bantta tutunması, talebin yok olmadığını, teknoloji ve verimlilik odaklı yatırımlara evrildiğini gösteriyor”  diye konuştu.</p>
<p>Özel sektörü devlet desteğini arkasına almış bir Çin’in enerji ve hammadde avantajıyla daha sertleşecek dış ticaret yaklaşımının rekabetçilik stratejisini baştan aşağı etkileyecek bir unsur olduğunu söyleyen Karavelioğlu, “Çin’in Rusya ile olan güçlü boru hattı bağlantıları ve devasa yerli rezervleri sayesinde enerji şoklarına karşı rakiplerinden daha korunaklı bir limanda olduğunu hesaba katarsak, Pekin’in Avrupa’daki ‘riski yayma’ yaklaşımına cevabı bir kopuş değil; çeşitlendirme, sanayide mutlak kendi kendine yeterlilik ve seçici bir dışa açıklık stratejisi üzerine kurulu olacağını söyleyebiliriz.”  Dedi.</p>
<p><strong>“Türk makine sektörü için hayati bir eşik”</strong></p>
<p>AB’nin sanayi altyapısını korumak için kamu alımlarıyla teşvik politikalarında düşü karbon ve Sanayi Hızlandırma Yasası tartışmalarının Türk makine sektörü için hayati bir eşiği temsil ettiğini belirten Karavelioğlu,</p>
<p>“Fakat Avrupa’nın bu 'içe dönme' hamlesini, eş zamanlı yürüttüğü agresif STA trafiğiyle birlikte okumak gerekiyor. Yasa taslağında yer alan ‘AB ile eşdeğer menşe’ tanımı, Gümrük Birliği ortağı olan Türkiye’yi de kapsayacak bir esneklik sinyali verse de; statümüzün herhangi bir serbest ticaret anlaşması olan üçüncü ülke ile aynı kefede değerlendirilmesi riski öne çıkıyor” şeklinde konuştu.</p>
<p>Karavelioğlu, “Küresel ticaret rotalarının yeniden çizildiği bu fırtınalı dönemde, kendi limanımızdaki dalga yüksekliğini görmezden gelemeyiz” derken, “ Şubat ayında makine ithalatımızda kaydedilen yüzde 10.1’lik artış, bu oranın üst üste üç aydır çift haneli eşiklerde kemikleşmesiyle birlikte bir 'kanıksama' haline de işaret ediyor. Ayda 1 milyar doları Çin’e olmak üzere 3,5 milyar doları rakiplerimize destek olurcasına gözden çıkarmanın vebali elbette makine imalatçılarımızın üzerinde değildir”   dedi.</p>
<p>Karavelioğlu iç pazarı Uzak Doğu’nun hormonlu makinelerinden korumanın sadece bir dış ticaret meselesi olmadığını vurgularken, “Sivil ve askeri savunma ekosistemimizin ana tedarikçisi durumundaki sektörümüzün geleceğini tehdit eder hale gelen bu savrulma; ithalat rejimi üzerinden geliştirilen ve müteşekkir olduğumuz hummalı tedbirlere, kamu tarafından hassasiyetle takip edilen gözetim uygulamalarına rağmen maalesef sürüyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Başkanlık görevini emin ellere devretmenin huzuru içindeyim”</strong></p>
<p>Makine İhracatçıları Birliği’nde (MAİB) iki dönemdir sürdürdüğü Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini 16 Nisan 2026’da yapılacak olan seçimli genel kurul ile devretmeye hazırlanan Karavelioğlu, 8 yıllık görev süresine ilişkin şu mesajı paylaştı:</p>
<p>“Zorlu koşullara rağmen üretim disiplininden ve kalıcı değer yaratma tutkusundan asla taviz vermeyen makine imalat sektörümüzün bir parçası olmanın mutluluğunu hep yaşadım. İhracatçılar Birliğimizin Başkanlık görevini üstlendiğim ve pandemiyle başlayan iki dönem boyunca; özverili, üretken, sabırlı ve yenilikçi bir büyük aileyi, kendi içinden, kendi değerleriyle temayüz etmiş bir ferdi olarak temsil edebilmenin, tarafıma verilen büyük desteğe layık olabilmenin gayreti içinde oldum”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/makine-ihracati-ilk-ceyrekte-66-milyar-dolar-77019</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/4/2/1280x720/karavelioglu-1761309638.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Makine ihracatı ilk çeyrekte geçen yıla göre yüzde 0.2 artışla 6.6 milyar dolara yükseldi. MAİB Başkanı Karavelioğlu, “Jeopolitik risklerin ticaret rotalarını kalıcı olarak yeniden çizdiği bu &#039;stratejik kırılma&#039; döneminin, savaş sonrasında devam edecek kalıcı sonuçları olacağı açık.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/inek-sutu-miktari-yillik-yuzde-11-azaldi-77013</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 11:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnek sütü miktarı yıllık yüzde 1,1 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Şubat 2026'ya ait süt ve süt ürünleri üretimi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, ticari süt işletmelerince toplanan inek sütü miktarı, şubatta yıllık bazda yüzde 1,1 azalarak 877 bin 774 tona düştü. Ocak-şubat döneminde ise 2025'in aynı dönemine göre, yüzde 0,3 gerileyerek 1 milyon 833 bin 30 ton oldu.</p>
<p>Ticari süt işletmelerince yapılan içme sütü üretimi, şubatta yüzde 4 artarak 138 bin 131 tona çıktı. Bu yılın iki ayında da içme sütü üretimi, yıllık bazda yüzde 4,2 artışla 295 bin 566 ton oldu.</p>
<p>Ticari süt işletmeleri tarafından yapılan yoğurt üretimi de şubatta 2025'in aynı ayına kıyasla, yüzde 7,4 artarak 110 bin 599 tona, ocak-şubat döneminde yıllık bazda yüzde 10,6 artışla 230 bin 258 tona ulaştı.</p>
<p>İnek peyniri üretimi şubatta yıllık bazda yüzde 2,4 artarak 66 bin 754 ton, ocak-şubat döneminde yüzde 2,5 yükselişle 139 bin 717 ton oldu.</p>
<p>Şubatta ayran ve kefir üretimi yüzde 6,8 yükselerek 78 bin 302 tona çıkarken tereyağı ve sadeyağ üretimi yüzde 1,9 artarak 8 bin 622 ton oldu. Ocak-şubat döneminde ayran ve kefir üretimi yüzde 6,9 artarak 158 bin 789 tona, tereyağı üretimi yüzde 0,3 artışla 17 bin 654 tona yükseldi.</p>
<p>Ocakta 945 bin 256 ton olan ticari süt işletmelerince toplanan inek sütü miktarı, şubat ayında yüzde 6,1 azalarak 877 bin 774 ton oldu.</p>
<p>Aynı dönemde 157 bin 435 ton olan içme sütü üretimi, şubatta yüzde 12,3 azalışla 138 bin 131 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/inek-sutu-miktari-yillik-yuzde-11-azaldi-77013</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/1/1280x720/sut-1762418915.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in şubat verilerine göre, toplanan inek sütü miktarı, yıllık bazda yüzde 1,1 azalarak 877 bin 774 tona indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yumurta-uretimi-yuzde-176-artti-77011</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 11:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yumurta üretimi yüzde 17,6 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu, Şubat 2026'ya ait kümes hayvancılığı üretimi istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, şubatta 227 bin 793 ton tavuk eti üretildi. Üretim, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 4,4 artarken, bir önceki aya göre yüzde 4,6 azaldı.</p>
<p>Tavuk yumurtası üretimi şubatta aylık bazda yüzde 4,3 azalırken, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 17,6 yükseldi. Bu dönemde 1 milyar 820 milyon 97 bin tavuk yumurtası üretildi.</p>
<p>Şubatta kesilen tavuk sayısı yıllık yüzde 5,9 artışla 122 milyon 390 bin olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Ocak-şubat döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla tavuk yumurtası üretimi yüzde 16,3, kesilen tavuk sayısı yüzde 4,4, tavuk eti üretimi yüzde 3,3 arttı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yumurta-uretimi-yuzde-176-artti-77011</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/3/1280x720/yumurta-tavuk-1750779570.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in şubat verilerine göre, tavuk eti üretimi geçen yıla kıyasla yüzde 4,4, tavuk yumurtası üretimi de yüzde 17,6 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/garanti-bbva-leasingden-100-milyon-dolarlik-murabaha-sendikasyonu-77010</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 11:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Garanti BBVA Leasing&#039;den 100 milyon dolarlık murabaha sendikasyonu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Garanti Finansal Kiralama AŞ (Garanti BBVA Leasing), uluslararası piyasalarda murabaha sendikasyon finansmanı kapsamında 100 milyon dolarlık yeni bir anlaşmaya imza attı.</p>
<p>Açıklamaya göre, Japonya merkezli SMBC Bank International Plc'nin düzenleyici banka olarak görev aldığı işlem, uluslararası yatırımcılardan yoğun ilgi gördü.</p>
<p>Garanti BBVA Leasing'in fonlama yapısını çeşitlendirme ve uluslararası piyasalardaki etkinliğini artırma stratejisiyle uyumlu kurguladığı işlemin, aynı zamanda katılım finansmanı prensiplerine dayalı alternatif kaynaklara erişimi güçlendirerek, kurumun sürdürülebilir finansman alanındaki konumunu pekiştirdiği belirtildi.</p>
<p>Sağlanan finansmanın, başta küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin (KOBİ) finansmanı olmak üzere reel sektörü destekleyen büyüme odaklı leasing yatırımlarında kullanılacağı bildirildi.</p>
<p>Finansmanın ayrıca istihdamın desteklenmesi ve çevresel etkilerin azaltılmasına katkı sağlayacak projelere yönlendirilmesi planlanıyor.</p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Garanti BBVA Leasing Genel Müdürü Orhan Veli Çaycı, uluslararası piyasalardan sağlanan bu işlemin yatırımcıların hem kuruma hem de Türkiye'ye duyduğu güvenin güçlü bir göstergesi olduğunu belirtti.</p>
<p>Çaycı, "Reel sektörün dönüşümünü, KOBİ'lerin gelişimini desteklemeye ve sosyal etki yaratan projelerin finansmanına katkı sağlamaya kararlılıkla devam edeceğiz." ifadesini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/garanti-bbva-leasingden-100-milyon-dolarlik-murabaha-sendikasyonu-77010</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/garanti-bbva.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Garanti BBVA Leasing&#039;in, uluslararası piyasalarda murabaha sendikasyon finansmanı kapsamında 100 milyon dolarlık yeni bir anlaşma yaptığı açıklandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sisecamin-gelecege-ilerleyen-kadinlar-programinin-ilk-etabina-960-kadin-katildi-77023</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şişecam&#039;ın &#039;Geleceğe İlerleyen Kadınlar&#039; programının ilk etabına 960 kişi katıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Şişecam'ın, 90. kuruluş yılı kapsamında hayata geçirdiği "Geleceğe İlerleyen Kadınlar" sosyal sorumluluk programının ilk etabı tamamlandı. </p>
<p>Verilen bilgiye göre programa, İstanbul, Kocaeli, Mersin, Eskişehir, Bursa, Kırklareli, Ankara, Balıkesir ve Denizli'den 960 kadın katıldı. Katılımcılar, STEM, yapay zeka, öz gelişim ve liderlik alanlarında toplam 13 eğitim aldı.</p>
<p>Kurulduğu günden bu yana üretimden AR-GE'ye, satış ve pazarlamadan bilgi teknolojilerine kadar birçok alanda kadınların iş hayatındaki varlığını destekleyen şirketin, program kapsamında düzenlenen 7 farklı deneyim aktarım seansında katılımcıları Şişecam'ın liderleriyle bir araya getirdiği belirtildi.</p>
<p>Program sonunda düzenlenen ideathon kapsamında katılımcılar, toplumsal fayda oluşturmaya yönelik 48 yenilikçi proje fikri geliştirdi. Projeler, teknoloji, sürdürülebilirlik, toplumsal cinsiyet eşitliği, yerel kalkınma ve sosyal inovasyon gibi alanlarda karşılaşılan sorunlara çözüm önerileri sundu.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, UNESCO ve küresel eğitim politikaları, kapsayıcı eğitim, mentörlük, rol modellerle etkileşim ve teknoloji odaklı beceri gelişiminin, genç kadınların akademik ve profesyonel hayata güçlü bir başlangıç yapmalarında kritik rol oynadığını ortaya koyuyor.</p>
<p>Şişecam'ın "Geleceğe İlerleyen Kadınlar" programı da bu çerçevede tasarlanırken, genç kadınların geleceğin becerilerine erişimini artırmayı, STEM ve yapay zeka alanlarında güçlenmelerini desteklemeyi, inovasyon süreçlerine katılımlarını teşvik etmeyi ve toplumsal cinsiyet eşitliği bilincini yaygınlaştırmayı amaçlıyor.</p>
<p>Açıklamada, "Geçen yılın sonunda ilk kez hayata geçirilen program, yalnızca katılımcıların bireysel gelişimine değil, aynı zamanda toplumun yenilik kapasitesi, ekonomik dinamizmi ve eşitlik düzeyinin güçlenmesine katkı sağlayan stratejik bir yatırım niteliği taşıyor." denildi. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sisecamin-gelecege-ilerleyen-kadinlar-programinin-ilk-etabina-960-kadin-katildi-77023</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/sisecam.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şişecam tarafından başlatılan &quot;Geleceğe İlerleyen Kadınlar&quot; sosyal sorumluluk programının ilk etabına 960 kişi katıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/mentorluk-programina-basvurular-basladi-77020</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Mentörlük Programı&#039;na başvurular başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sabancı Vakfı, ne eğitimde ne istihdamda yer alan (NEET) genç kadınların ekonomik hayata katılımını artırmayı hedefleyen "Geleceğini Kuran Genç Kadınlar" projesinin mentörlük programı için 4. dönem başvurularını almaya başladı.</p>
<p>Proje, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı iş birliğinde, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ve Sabancı Vakfı tarafından yürütülüyor.</p>
<p>Verilen bilgiye göre programın 3. dönemi, 18-35 yaşları arasındaki genç kadınların ilgisiyle Eylül 2025-Nisan 2026 döneminde çevrim içi gerçekleştirildi. Mentörlük programı kapsamında, 8 aylık süreçte, 515 mentör-menti eşleşmesiyle toplam 1612 saatlik 1934 mentörlük görüşmesi yapıldı.</p>
<p>Mentörlük sürecine ek olarak mentilere 13, mentörlere ise 5 farklı başlıkta eğitimler verilerek kalıcı bir kariyer yolculuğu hedeflendi. Programın, 111 genç kadının istihdama katılmasıyla somut bir başarıya imza attığı belirtildi.</p>
<p>NEET kadınlar ile farklı sektörlerde kariyerini ilerletmiş kadınları bir araya getiren program, 4. dönemi başvuruların tamamlanmasının ardından 9 Haziran'da başlayacak.</p>
<p>Mentörlük desteği vermek isteyen kadınlarla NEET genç kadınların başvuru yapabileceği programın yeni dönem başvuruları, "Geleceğini Kuran Genç Kadınlar" internet sitesi üzerinden 1 Haziran'a kadar gerçekleştirilebilecek.</p>
<p><strong>"Her 1 lira yatırım, 6 lira sosyal getiri yarattı"</strong></p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Sabancı Vakfı Genel Müdürü Nevgül Bilsel Safkan, "Geleceğini Kuran Genç Kadınlar" projesiyle ne eğitimde ne istihdamda yer alan genç kadınların potansiyellerini ortaya çıkarmayı ve onları ekonomik hayata güçlü bireyler olarak kazandırmayı hedeflediklerini belirtti.</p>
<p>Safkan, programın geçen yıl yürüttükleri sosyal etki analizi (SROI) sonuçlarına göre bu yolculukta en etkili araçlarından biri olduğunu aktararak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu programda her 1 lira yatırım, 6 lira sosyal getiri yarattı. Deneyim aktarımı, rol model desteği ve sürdürülebilir gelişim imkanı sunan bu program sayesinde genç kadınların sadece iş bulmalarını değil, kendi geleceklerini kurabilecek öz güveni kazanmalarını sağlıyoruz. Elde ettiğimiz sonuçlar, doğru destek mekanizmalarıyla çok güçlü bir dönüşüm yaratılabileceğini açıkça gösteriyor."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/mentorluk-programina-basvurular-basladi-77020</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/4/1280x720/nevgul-bilsel-safkan-1770640169.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Mentörlük Programı&quot;nın 4. dönemiyle ilgili açıklama yapan Sabancı Vakfı Genel Müdürü Nevgül Bilsel Safkan, &quot;Deneyim aktarımı, rol model desteği ve sürdürülebilir gelişim imkanı sunan bu program sayesinde genç kadınların sadece iş bulmalarını değil, kendi geleceklerini kurabilecek öz güveni kazanmalarını sağlıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/yuksek-enflasyonlu-sunum-para-birimine-cevrim-karari-77008</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yüksek enflasyonlu sunum para birimine çevrim kararı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulu, "yüksek enflasyonlu sunum para birimine çevrim"in yayımlanmasını kararlaştırdı.</p>
<p>Kurulun Resmi Gazete'deki kararında, yüksek enflasyonlu ülkelerin para birimlerinin çevrilmesine yönelik düzenlemelere ve kur değişiminin etkilerine ilişkin değişikliklere yer verildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/yuksek-enflasyonlu-sunum-para-birimine-cevrim-karari-77008</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;deki kararda, yüksek enflasyonlu ülkelerin para birimlerinin çevrilmesine yönelik düzenlemelere ve kur değişiminin etkilerine ilişkin değişikliklere yer verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/41-bin-hektarlik-jeotermal-kaynak-arama-sahasi-icin-ihale-77007</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 4,1 bin hektarlık jeotermal kaynak arama sahası için ihale</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kırşehir İl Özel İdaresinin ilanı Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Kırşehir'in Boztepe ilçesi sınırlarında bulunan jeotermal kaynak arama sahası, açık teklif usulüyle ihale edilecek.</p>
<p>Yaklaşık 4 bin 139 hektarlık jeotermal kaynak arama sahasının ihalesi, 30 Nisan Perşembe günü saat 10.30'da Kırşehir İl Özel İdaresi Encümen Toplantı Salonu'nda yapılacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/41-bin-hektarlik-jeotermal-kaynak-arama-sahasi-icin-ihale-77007</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kırşehir&#039;de 4 bin 139 hektarlık jeotermal kaynak arama sahası için ihale düzenlenecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yumakli-devrekani-besi-organize-tarim-bolgesi-yillik-8-bin-500-ton-et-uretimine-ulasacak-77006</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yumaklı: Devrekani Besi Organize Tarım Bölgesi yıllık 8,5 ton et üretimine ulaşacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Kastamonu'da yapılan Devrekani Besi Organize Tarım Bölgesi hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Sosyal medya paylaşımında projenin yatırım tutarına dikkat çeken Yumaklı, "Kastamonu'nun bereketli toprakları 784 milyon liralık dev yatırımla hayvancılığın merkezlerinden biri oluyor." ifadesini kullandı.</p>
<p>Yumaklı, projenin detaylarına ilişkin şu bilgileri verdi:</p>
<p>"Devrekani Besi Organize Tarım Bölgemizin altyapı inşaatında yüzde 92 seviyesine ulaştık. Kısa sürede yatırımcıların hizmetine sunulacak OTB, tamamen faaliyete geçtiğinde 19 bin 100 baş kapasiteye ve yıllık 8 bin 500 ton et üretimine ulaşacak. 1500 kişiye doğrudan istihdam sağlayacak. Üretim gücümüzü artırıyor, gıda arz güvenliğimizi teknoloji ve modern altyapı ile inşa ediyoruz."</p>
<blockquote class="twitter-tweet" data-media-max-width="560">
<p dir="ltr" lang="tr">📍 Kastamonu’nun bereketli toprakları, 784 Milyon TL’lik dev yatırımla hayvancılığın merkezlerinden biri oluyor.<br /><br />🏗️ Devrekâni Besi Organize Tarım Bölgemizin altyapı inşaatında %92 seviyesine ulaştık.<br /><br />Kısa sürede yatırımcıların hizmetine sunulacak OTB, tamamen faaliyete… <a href="https://t.co/x8HDFutdKH">pic.twitter.com/x8HDFutdKH</a></p>
— İbrahim Yumaklı (@ibrahimyumakli) <a href="https://twitter.com/ibrahimyumakli/status/2043917501520580618?ref_src=twsrc%5Etfw">April 14, 2026</a></blockquote>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yumakli-devrekani-besi-organize-tarim-bolgesi-yillik-8-bin-500-ton-et-uretimine-ulasacak-77006</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/6/1280x720/devrekani-besi-otb-1776155475.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, &quot;Devrekani Besi Organize Tarım Bölgemizin altyapı inşaatında yüzde 92 seviyesine ulaştık. Kısa sürede yatırımcıların hizmetine sunulacak OTB, tamamen faaliyete geçtiğinde 19 bin 100 baş kapasiteye ve yıllık 8 bin 500 ton et üretimine ulaşacak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/30-ton-e-atik-geri-dondu-65-bin-kisiye-ulasildi-76981</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 08:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> 30 ton e-atık geri döndü, 65 bin kişiye ulaşıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Vodafone’un WWF-Türkiye ve Habitat Derneği iş birliğiyle yürüttüğü Dünya İçin Lazım projesi, e-atığı yalnızca geri dönüşüm başlığı olarak ele almıyor; çocuklardan gönüllülere uzanan daha geniş bir doğa farkındalığı alanı kuruyor. 30 tonu aşan e-atık toplama performansı, 65 bini aşan eğitim etkisi ve Doğa Elçileri programı, bu yaklaşımın sahadaki en somut karşılığını oluşturuyor.</p>
<p>Sürdürülebilirlik bugün artık sadece karbon hedefleri ya da kurumsal taahhütler meselesi değil; gündelik hayatın içinde davranışı dönüştürme kapasitesiyle anlam kazanıyor. Bu nedenle e-atık meselesini yalnızca teknik bir geri dönüşüm başlığı olarak görmemek gerekiyor.</p>
<p>Vodafone’un WWF-Türkiye ve Habitat Derneği iş birliğiyle yürüttüğü Dünya İçin Lazım projesi, tam bu noktada dikkat çekiyor. Çünkü proje, çekmecelerde unutulan elektronik atıkları ekonomiye geri kazandırmanın ötesine geçerek, çocuklardan gönüllülere uzanan yeni bir doğa farkındalığı alanı kurmayı hedefliyor. 30 tonu aşan e-atık toplama performansı, on binlerce kişiye ulaşan eğitimler ve Doğa Elçileri programı, bu yaklaşımın sahadaki en somut karşılıkları arasında yer alıyor. Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Hasan Süel ile konuştuk:</p>
<p><strong>Yılda 62,5 milyar dolarlık fırsat</strong></p>
<p>“E-atıklar; teknolojik gelişmeler ve tüketim alışkanlıkları ile dünyada en hızlı artış gösteren atık kollarından biri. Buna ek olarak, ekonomik açıdan da yüksek değer arz eden, önemli bir atık grubu. Dünya Ekonomik Forumu verilerine göre, e-atık miktarının 2050 yılında 120 milyon tona ulaşması bekleniyor. Her ne kadar birçok ülkede mevzuata dayalı çeşitli toplama sistemleri mevcut olsa da, geri dönüştürülebilen e-atık miktarı üretilen toplamın çok altında kalıyor. E-atık geri dönüşümü, ikincil hammadde ve ürün pazarı için önemli bir kaynak ve döngüsel ekonomiye geçişte önemli bir aktör. E-atıklar uygun yöntemlerle geri dönüştürülürse, dünya çapında yılda 62,5 milyar doların üzerinde bir ekonomik fırsat yaratabilir. Uygun şekilde bertaraf edilmediği durumlarda ise, içerdikleri zararlı kimyasallar ve ağır metaller su, hava ve toprak kirliliğine yol açıyor; toplum sağlığı için tehdit oluşturuyor. Dünyadaki atıkların sadece yüzde 1’ini e-atıkların oluşturmasına rağmen, topraktaki tehlikeli madde kirliliğinin yüzde 70’ine e-atıklar sebep oluyor. E-atık meselesine çevresel, ekonomik ve sosyal boyutlarıyla bir bütün olarak yaklaşmak gerekiyor. Vodafone Türkiye’de operasyon, ürün ve hizmetlerimiz sonucu ortaya çıkan e-atıkların hem oluşmasını azaltmaya, hem de geri dönüşümünü artırmaya odaklanıyoruz. 2025 mali yılımızda, şebeke kaynaklı 2 bin 137 ton e-atığın geri kazanım ve geri dönüşümünü, 4 bin 508 kilo atığın ise yeniden kullanımını sağladık. Şebeke kaynaklı atıkların yanı sıra 28,57 ton operasyonel atığın tümünün geri dönüşümünü sağladık. Telefonların yanı sıra arızalı ve hasarlı şebeke ekipmanlarını da ikinci el olarak değerlendiriyoruz. Bu şekilde, 18 bin 839 mobil cihazı yeniden kullanıma uygun hale getirdik.</p>
<p><strong>E-atığı dönüştüren, farkındalığı büyüten proje</strong></p>
<p>“’Dünya İçin Lazım’ projesini WWF-Türkiye ve Habitat Derneği işbirliğiyle hayata geçirdik. Amacımız; e-atıkları dönüştürerek doğamıza ‘sıfır atık’ katkısında bulunmak, e-atık dönüşümleri sayesinde doğa bilinci gelişen bir topluluğun oluşmasını sağlamak. Bu proje kapsamında doğayı korumak üzere e-atıkları toplayıp geri dönüştürüyoruz ve doğayı koruyacak bilinçli bireylerin yetişmesini desteklemek amacıyla doğayı koruma eğitimleri veriyoruz. 7-14 yaş arası çocuklar başta olmak üzere ebeveynler, eğitmenler gibi toplumun farklı kesimlerine yönelik atölyeler, seminerler, eğitimler, yaratıcı etkinlikler ve dijital içeriklerle geniş katılımlı bir etki alanı oluşturuyoruz. Projeyle, çocukların ve yetişkinlerin e-atık, doğayı koruma, sürdürülebilirlik gibi konularda bilinçlenmesini hedefl iyoruz.”</p>
<p><strong>30 ton e-atık geri dönüştü, hedef 70 bin kişi</strong></p>
<p>Projemize yönelik yoğun ilgi sayesinde, toplamayı hedefl ediğimiz e-atık miktarına hedef tarihimizden önce ulaştık ve toplam 30 tonu aşkın e-atığı geri dönüşüme kazandırdık. Devam eden projemizle e-atıkların geri dönüşümüne katkı sağlamayı sürdürüyoruz. Bu vesileyle, müşterimiz olsun olmasın herkesi bir gün lazım olur diye çekmecelerde duran e-atıkları geri dönüştürülmesi için mağazalarımıza getirmeye davet etmek istiyorum. Diğer yandan, projemize destek veren gönüllü sayısı 400’ü, doğayı koruma eğitimleriyle ulaştığımız kişi sayısı da 65 bini aştı. Projede Mayıs ayına kadar 70 bin kişiye doğayı koruma eğitimi verilmesini ve 500 gönüllüye ulaşılmasını hedefliyoruz.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Doğayı anlatan, gözlemleyen ve koruyan çocuklar</strong></span></p>
<p>“’Doğa Elçisi’, doğayı gören, anlatan, gözlemleyen, hikâyeleştiren, koruma duygusunu geliştiren çocuk anlamına geliyor. Bu çocuklarımız, vatandaş biliminin mantığını deneyimliyorlar. E-atık ve çevre konularını kendi dilinde anlatıyorlar. Kampanya yürütmüyor ya da proje geliştirip raporlamıyorlar. Seçtikleri görev çerçevesinde fotoğraf, çizim, ses, video gibi yollarla yaratıcılıklarını ortaya koyarak yakın çevrelerinde farkındalık yayıyorlar. ‘Doğa Elçileri’ programı ise çocukların doğayla bağ kurmasını; e-atık ve çevre konularına yönelik farkındalık geliştirmesini; gözlem, düşünme ve yaratıcı üretim yoluyla öğrenmesini destekleyen çevrim içi bir öğrenme sürecini ifade ediyor. Amacımız, çocuklarda doğa okuryazarlığı geliştirmek; e-atık konusunu sadece ‘toplama’ değil, ‘fark etme, yeniden düşünme, hikâyeleştirme’ üzerinden ele almak; çevre eğitimini klasik kalıplardan çıkarıp dijital hikâye ve mikro keşif odaklı hale getirmek. Her çocuğun kendi yolculuğunu bireysel olarak yürütebilmesini ve çocukların görevleri sonucunda kendi yaratıcılıklarını kullanarak bir ürün ortaya çıkarmalarını bekliyoruz. Programa toplam 130 başvuru aldık. Değerlendirmelerimiz sonucu, 12 farklı şehirden 12 ilkokul ve 11 ortaokul öğrencisi olmak üzere toplam 23 Doğa Elçisi seçtik. Bu süreçte mentor olmak için proje gönüllülerimiz arasından toplam 55 başvuru aldık ve elemeler sonucu toplam mentor sayımız 23 oldu. Program sonunda her çocuğun ortaya koyduğu üretim, Doğa Elçileri Dijital Sergisi kapsamında yer alacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/30-ton-e-atik-geri-dondu-65-bin-kisiye-ulasildi-76981</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/1/1280x720/hasan-suel-1776145173.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 30 ton e-atık geri döndü, 65 bin kişiye ulaşıldı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hurda-demir-fiyatlarinda-iki-haftada-yuzde-5-artis-var-76979</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 08:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hurda demir fiyatlarında iki haftada yüzde 5 artış var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>İran ile ABD-İsrail arasında yaşanan savaşın bölgesel riskleri artırması ve ticaret akışlarını sekteye uğratması, hammadde ve hurda tedarik zincirinde aksamalara yol açtı. Bu gelişmeler iç piyasada hurda fiyatlarını yukarı taşıdı. Hem serbest piyasada hem de entegre tesislerde hurda ve DKP fiyatlarında dikkat çekici artışlar yaşandı. Üretimde yıllık yaklaşık 30 milyon ton hurda ihtiyacı bulunan ve bunun 20 milyon tonunu ithalatla karşılayan Türk demir-çelik sektörünün maliyetleri son iki haftada yüzde 3 ila yüzde 5 arasında arttı. Türkiye’nin önde gelen üreticilerinden Kardemir, Erdemir ve Çolakoğlu Metalurji iç piyasadan tedarik ettikleri hurdanın alım fiyatlarını ton başına 550 ila 700 lira arasında artırdı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ddd02e1eb08-1776144430.png" alt="" width="800" height="235" />İthalattaki azalmayla birlikte iç piyasadaki talebin yükseldiğine dikkat çeken ve serbest piyasada ise bu artış yer yer 900 liraya kadar çıktığını kaydeden yetkililer, özellikle hurda, DKP ve ekstra DKP fiyatlarındaki artışın üretim maliyetlerine doğrudan yansıdığını, bu artışın kısa vadede inşaat demirinden günlük hayatta kullanılan birçok nihai ürüne kadar fiyatları yukarı çekebileceğini söylediler.</p>
<h2>Maliyetler zorluyor </h2>
<p>Hurda fiyatlarındaki yükselişi değerlendiren Ekol Soğuk Çekme Demir Çelik AŞ CEO’su Elif Tükay Korkmaz, küresel piyasalarda hammaddeye talebin artması ve arz sıkışmalarının fiyatları yukarı çektiğini söyledi. Lojistik ve enerji fiyatlarındaki artışın da hurda fiyatlarını doğrudan etkilediğini ifade eden Korkmaz, savaşın etkisiyle bölgesel risklerin arttığını, ticaretin sekteye uğradığını, bu belirsizliklerin hem fiyatları yükselttiğini hem de tedarik süreçlerini geciktirdiğini kaydetti. Son haftalarda hurda, DKP ve ekstra DKP fiyatlarındaki yükselişin üretim maliyetlerine doğrudan yansıdığını bildiren Korkmaz, “Hurda, ana girdilerimizden biri olduğu için maliyetlerimize etkisi kaçınılmaz. Ancak rekabet koşulları nedeniyle bunu ürün fiyatlarına anında ve tam olarak yansıtmak mümkün olmuyor. Sürdürülebilirlik açısından belirli bir kısmını kademeli olarak fiyatlara yansıtmak durumunda kalabiliriz” diye konuştu.</p>
<h2>Tedarik ve stok </h2>
<p>Hurda fiyatlarındaki oynaklığın tedarik ve stok stratejilerini değiştirdiğine de dikkat çeken Korkmaz, piyasalardaki belirsizlik nedeniyle artık daha kontrollü ve ihtiyaca yönelik alım yaptıklarını söyledi. “Entegre tesislerle serbest piyasa arasında oluşan fiyat farkı zaman zaman serbest piyasaya yönelmeye neden olabiliyor. Ancak bu durum fiyat istikrarını zorlaştırıyor. Büyük ölçekli entegre tesislerin avantajlı konumu, özellikle orta ölçekli üreticiler için maliyet baskısını artırıyor” diyen Korkmaz, enerji maliyetlerindeki dalgalanma, finansmana erişim zorlukları ve kur oynaklığının üretim planlamasını daha riskli hâle getirdiğini vurguladı. Ayrıca, hem hammadde hem enerji tarafında daha istikrarlı bir piyasa yapısının üreticilerin planlama kabiliyetini güçlendireceğini belirtti. Sektörün sürdürülebilirliği için geri dönüşümün teşvik edilmesi ve hurda arzının artırılmasının kritik öneme sahip olduğunu sözlerine ekledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hurda-demir-fiyatlarinda-iki-haftada-yuzde-5-artis-var-76979</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/hurda.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yıllık 30 milyon ton hurda ihtiyacı bulunan ve bunun 20 milyon tonunu ithalatla karşılayan Türk demir-çelik sektörünün son iki haftada maliyetleri yüzde 3 ila yüzde 5 arasında arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/corap-ihracatini-artirdi-dunya-ikinciligini-korudu-76977</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 08:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çorap, ihracatını artırdı dünya ikinciliğini korudu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Türk hazır giyim sektörünün stratejik alt kollarından biri olan çorap sanayi, küresel talepteki yavaşlamaya ve yüksek maliyetler nedeni ile rekabetçilikte zorlanmasına rağmen daha katma değerli ürünlerin de etkisi ile ihracattaki ağırlığını artırmayı başardı. İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) tarafından hazırlanan “Türkiye Çorap İhracat Raporu”na göre, Türkiye’nin çorap ihracatı 2025 yılında 1 milyar 156 milyon dolar, miktar olarak da seviyesinde gerçekleşti. Bir önceki yıla göre yüzde 3,8’lik düşüş yaşansa da sektörün toplam hazır giyim ve konfeksiyon ihracatı içindeki payı yüzde 6,2’ye yükseldi. Bu oran 2023’te yüzde 5,9, 2024’te ise yüzde 6,1 seviyesindeydi. Böylece çorap sektörü, genel ihracattaki daralmaya rağmen payını artırarak önemini bir kez daha ortaya koydu. 2024 yılına göre yüzde 5,6’lık gerileme yaşanan sektörde, çorap ihracatındaki kaybın daha sınırlı kalması dikkat çekti. Uzmanlar, bunun nedenleri arasında temel tüketim ürünlerine yönelik talebin daha istikrarlı seyretmesi, hızlı siparişe uygun üretim altyapısı ve Avrupa pazarına yakınlık avantajını gösteriyor. Bu yılın ilk 2 aylık döneminde ise sektör ihracatı 179 milyon dolar olarak gerçekleşti. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ddcd4f4cd8d-1776143695.png" alt="" width="416" height="361" /></p>
<h2>Küresel gücünü devam ettirdi </h2>
<p>Küresel ölçekte bakıldığında da Türkiye’nin güçlü konumu devam etti. Dünya çorap ihracatı 2024 yılında yüzde 2,9 artışla 16,1 milyar dolara yükseldi. Çin 7,1 milyar dolar ihracat ve yüzde 43,8 payla açık ara liderliğini korurken, Türkiye 1,2 milyar dolar ve yüzde 7,5 payla ikinci sıradaki yerini sürdürdü. Almanya ise 893 milyon dolarlık ihracatla üçüncü sırada yer aldı. Türkiye’nin Çin ile arasındaki ölçek farkına rağmen ikinci sırada bulunması, sektörün küresel rekabet gücünü ortaya koyuyor.</p>
<h2>İthalat 60 milyon dolar </h2>
<p>Dünya çorap ticaretinin ithalat tarafında da büyüme sürdü. 2024 yılında küresel çorap ithalatı yüzde 2,7 artışla 13,9 milyar dolara çıktı. ABD 2,5 milyar dolarlık ithalatla dünyanın en büyük pazarı olurken, Almanya 1,3 milyar dolar ile ikinci, Japonya ise 821 milyon dolar ile üçüncü sırada yer aldı. Fransa 795 milyon dolar, İngiltere ise 725 milyon dolarlık ithalat hacmiyle öne çıkan diğer pazarlar oldu. Bu tablo, Türk üreticileri açısından özellikle Avrupa ve Kuzey Amerika’nın stratejik önemini koruduğunu gösterdi. Türkiye’nin ithalatı ise geçen yıl sınırlı bir artış göstererek 59 milyon dolardan 60 milyon dolara çıktı.</p>
<h2>En büyük kalem pamuklu </h2>
<p>Türkiye’nin ihracat performansında ürün çeşitliliği önemli rol oynadı. 2025 verilerine göre pamuklu diğer çoraplar 700,8 milyon dolarlık ihracatla sektörün lokomotifi olmayı sürdürdü. Bu ürün grubu tek başına toplam ihracatın yüzde 60,6’sını oluşturdu. Ancak son yıllarda asıl dikkat çeken gelişme sentetik liflerden uzun çoraplarda yaşandı. Söz konusu ürün grubunun ihracatı 2025’te 197,6 milyon dolara yükselirken, son beş yılda yüzde 69,9 artış kaydetti. Spor, performans ve fonksiyonel kullanım alanlarına hitap eden bu segmentteki büyüme, sektörün daha katma değerli alanlara yöneldiğine işaret ediyor. Yünlü çoraplarda da artış dikkat çekti. 2025 yılında 21,3 milyon dolarlık ihracat yapan sektör, bu kategoride son beş yılda yüzde 39,9 büyüme sağladı. Buna karşılık bazı külotlu çorap ve tayt gruplarında daralma görüldü. İlk 10 ürün grubu toplam ihracatın yüzde 97,5’ini oluşturarak üretimin belirli alanlarda yoğunlaştığını gösterdi.</p>
<h2>İlk 3: Almanya, İngiltere, Fransa </h2>
<p>Ülke bazında bakıldığında Almanya, Türkiye’nin en büyük çorap pazarı olmayı sürdürdü. 2025 yılında Almanya’ya 218 milyon dolarlık ihracat yapıldı. İngiltere 198 milyon dolar ile ikinci, Fransa 134 milyon dolar ile üçüncü sırada yer aldı. Hollanda, İspanya, İsveç, ABD ve İtalya diğer önemli pazarlar arasında sıralandı. Özellikle İspanya’da yüzde 53,7, ABD’de yüzde 24,4 ve İtalya’da yüzde 37,4 oranındaki artışlar, yeni büyüme alanları açısından dikkat çekti. Geleneksel pazarlardaki durağanlığa karşı alternatif pazarlardaki ivme, sektör açısından önemli bir denge unsuru olarak öne çıktı. Türkiye’nin önemli pazarlardaki konumu da güçlü seyrini koruyor. Almanya’nın çorap ithalatında Türkiye yüzde 26,4 pay ile Çin’in ardından ikinci sırada yer alıyor. Fransa’da ise Türkiye yüzde 25,6 payla lider tedarikçi konumunda bulunuyor. İngiltere pazarında yüzde 23,5 payla ikinci sırada yer alan Türkiye, Avrupa’nın en büyük tüketim merkezlerinde güçlü tedarikçi kimliğini sürdürüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/corap-ihracatini-artirdi-dunya-ikinciligini-korudu-76977</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/7/1280x720/corap-1776143996.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin çorap ihracatı 2025 yılında 1 milyar 156 milyon dolar olarak gerçekleşirken, toplam hazır giyim ve konfeksiyon ihracatı içindeki payı yüzde 6,2’ye yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ab-celik-kotalarinin-turkiyeye-etkisi-avantajdan-dezavantaja-76975</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> AB çelik kotalarının Türkiye’ye etkisi: Avantajdan dezavantaja</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MURAT YAPICI - </strong><strong>MY ADVISOR ULUSLARARASI DANIŞMANLIK ŞİRKETİ KURUCUSU</strong></p>
<p>Avrupa Birliği (AB), 2018 yılından bu yana çelik ithalatına karşı tarife kotası şeklinde korunma önlemi uygulamaktadır. Mevcut sistemde yıllık yaklaşık 33,8 milyon tonluk ithalat vergiden muaf tutulurken, bu kotanın aşılması halinde %25 oranında gümrük vergisi uygulanmaktadır. Türkiye dahil başlıca ihracatçı ülkelere ülke bazlı kotalar tahsis edilmiştir.</p>
<p>Mevcut kota rejimi, çoğu zaman gözden kaçan bir şekilde, Türkiye lehine önemli sonuçlar doğurmuştur. Ancak AB’nin 7 Ekim 2025 tarihinde açıkladığı yeni düzenleme taslağı, bu avantajı ortadan kaldırmakla kalmayacak, Türkiye’yi orantısız biçimde olumsuz etkileyecek bir yapı oluşturacaktır.</p>
<p><strong>Ticaret sapması ve </strong><strong>Türkiye’nin yükselişi</strong></p>
<p>AB’nin 2015 yılında başta Çin olmak üzere bazı ülkelere uyguladığı anti-damping ve sübvansiyon önlemleri, pazarda bir arz boşluğu yaratmış ve bu durum ticaret sapması yoluyla Türkiye’yi öne çıkan tedarikçilerden biri haline getirmiştir. Nitekim Türkiye’nin AB’ye ilgili çelik ihracatı 2015’te 2,2 milyon tondan (1,3 milyar avro) 2018’de 7,4 milyon tona (4,5 milyar avro) yükselmiştir.  2020’de pandemi ve 2022’de Rusya’ya yönelik yaptırımlar da bu konumu daha da güçlendirmiştir.</p>
<p><strong>Kota rejimi beklenenin </strong><strong>aksine lehte etki yaratmıştır</strong></p>
<p>2018’de devreye alınan kota sistemi, ilk bakışta kısıtlayıcı görünse de uygulamada Türkiye lehine sonuçlar doğurmuştur. Başat ürünlerde belirlenen yaklaşık 3,9 milyon tonluk ülke kotası, 2015–2017 dönemindeki yüksek ihracat performansı sayesinde avantajlı bir bazdan tespit edilmiştir.</p>
<p>Ayrıca, galvanizli sac gibi ülke kotası bulunmayan ancak rekabet gücünün yüksek olduğu ürünlerde Türkiye, genel kotadan en fazla yararlanan tedarikçilerden biri olmuştur. Sıcak haddelenmiş yassı çelik, filmaşin, inşaat demiri, profil ve boru gibi ürünlerde kotaların hızla dolması, Türkiye’nin AB pazarındaki güçlü konumunu teyit etmiştir.</p>
<p>Galvanizli yassı çelikte de ihracat 2015’te 65 bin tondan 2021’de 1,4 milyon tona çıkmış, ancak 2022’de getirilen anti-damping vergileriyle 680 bin tona gerilemiştir.</p>
<p><strong>Yeni model: Daha dar </strong></p>
<p><strong>kota, daha yüksek vergi</strong></p>
<p>Avrupa Birliği’nin 7 Ekim 2025 tarihinde açıkladığı yeni düzenleme taslağı, mevcut sistemde köklü bir değişiklik öngörmektedir. Buna göre:</p>
<p>Vergisiz kota miktarı yaklaşık %47 oranında azaltılarak 18,3 milyon tona düşürülecek,</p>
<p>Kota dışı ithalata uygulanan vergi oranı %25’ten %50’ye çıkarılacak,</p>
<p>Ülke kotalarından yararlanabilmek için ergitmeden üretim (melt and pour) gibi daha katı menşe kuralları getirilecektir.</p>
<p>Bu düzenleme ile AB’nin amacı, ithalatın pazar payını mevcut yaklaşık %20 seviyesinden 2013 yılındaki %13 seviyesine geri çekmektir.</p>
<p><strong>Neden Türkiye ve haddehaneler </strong><strong>daha fazla etkilenecek?</strong></p>
<p>Yeni modelin en kritik özelliği, etkilerinin ülkeler arasında simetrik olmamasıdır. Türkiye’nin kotalarını en hızlı ve en yüksek oranda kullanan ülkelerden biri olması nedeniyle, kota daralması Türkiye üzerinde doğrudan ve yüksek bir etki yaratacaktır. Buna karşılık, kotalarını tam kullanamayan ülkelerde etki daha sınırlı kalacaktır.</p>
<p>Öte yandan, “ergitmeden üretim” şartı, ithal girdiyle üretim yapan haddehaneler için ciddi bir kısıt getirmektedir. Bu tesisler AB pazarına erişimde zorlanacak ve yurtiçindeki entegre tesislere bağımlı hale gelecektir. Bu da maliyet artışı ve rekabet gücü kaybı anlamına gelmektedir.</p>
<p>Sonuç olarak, yeni düzenleme hem ülke bazında hem de sektör içinde asimetrik bir etki yaratarak Türkiye’yi ve özellikle belirli üretim segmentlerini orantısız biçimde olumsuz etkileyecektir.</p>
<p><strong>2 milyar Euroluk </strong><strong>ihracat kaybı riski</strong></p>
<p>2025 yılı itibarıyla toplam kota miktarı yaklaşık 33,4 milyon ton seviyesindeyken, Türkiye’nin AB’ye çelik ihracatı yaklaşık 6 milyon ton ve 4 milyar Euro düzeyindedir.</p>
<p>Kota miktarının yaklaşık yarı yarıya azaltılması ve gümrük vergisinin %50’ye çıkması dikkate alındığında, basit bir oransal hesaplama dahi Türkiye’nin ihracatında yaklaşık 2 milyar avroluk bir kayıp riski bulunduğuna işaret etmektedir.</p>
<p><strong>Sonuç: Yapısal bir </strong><strong>dezavantaja doğru</strong></p>
<p>Mevcut kota sistemi beklenenin aksine Türkiye lehine işlemiş ve AB pazarındaki konumunu güçlendirmiştir. Ancak önerilen yeni model, bu avantajı ortadan kaldırarak Türkiye’nin rekabet gücünü zayıflatma riski taşımaktadır.</p>
<p>Bu nedenle söz konusu düzenleme, yalnızca geçici bir daralma değil, Türkiye’nin AB pazarındaki yerini yapısal olarak geriletebilecek bir politika değişikliği niteliğindedir.</p>
<p>Geçtiğimiz hafta bu yaklaşımın DTÖ kurallarıyla uyumsuzluğu ve çok taraflı sistem üzerindeki etkilerini ele almıştım. Bu yazının devamında ise, DTÖ, Gümrük Birliği ve AKÇT Serbest Ticaret Anlaşması çerçevesinde Türkiye’nin politika seçeneklerini değerlendireceğim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ab-celik-kotalarinin-turkiyeye-etkisi-avantajdan-dezavantaja-76975</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AB çelik kotalarının Türkiye’ye etkisi: Avantajdan dezavantaja ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/leninin-emperyalizm-kitabi-ve-gunumuz-76974</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Lenin’in emperyalizm kitabı ve günümüz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bugün herkesin emperyalizm dediği pek de kârlı olmayan saldırganlıklar bütününün Lenin’in 110 sene önce bahsettiği emperyalizm ile ilgisi kaldı mı? Bir bakalım. Lenin broşürüne esas olarak ekonomik olanla başlayacağını ve politik emperyalizmi ön planda ele almayacağını yazarak başlar. <em>Aşırı kârlardan</em> bahsederek başladığı çalışmada, önsözde, ilk elde Hobson’un kitabının ilk bölümündeki tezlerden etkilenmemiş gibi görünür. Lenin tekelleşmenin en önemli dönüşüm olduğunu açıkça belirtir. Zaten Lenin’in tekelleşmeye, kapitalizmin serbest rekabetle tanımlandığı dönemin sona ererek, bu dönemde olduğu varlığın tam tersine dönüşmesine referans verdiği ve finans kapitalden çok tekelci kapitalizm terimini öne çıkardığı görülecektir. Kartelleşmeye büyük üretim ağlarının oluşması Almanya örneğinde sergilenir. Buradaki geleneksel soru ve eleştiri şudur: Lenin esas olarak Almanya örneğindeki ampirik verilere mi dayanmaktadır? Bu eleştiri Hilferding üzerinden sıklıkla yapılmıştır. Lenin, Hilferding’in bahsettiği koruyucu tarifeler-kartelleşme bağlantısının olmadığı Britanya’da da yüksek teknik seviye ve işletme başına yüksek sabit sermaye yatırımlarının yarattığı ölçek ekonomilerinin neden olduğu konsantrasyondan bahseder ve yoğunlaşma eğiliminin kapitalizmde temel ve genel bir yasa olduğunu sık vurgular. Lenin rekabetin tekelleri doğurduğuna defalarca vurgu yapar.</p>
<p>Tarihi olarak kartelleşme 1970’lerin depresyonuyla başladı: 1900 civarında kartelleşme hâkim biçim haline geldi. Serbest rekabet ise doruğa 1860’larda erişmişti. Lenin böylece Hobson’un emperyalizmi başlattığı 1880’lerle kartelleşme eğilimini aşağı yukarı aynı dönemde birbirine bağlar ve bir tarihi korelasyon önerir. 1889-90 “kısa boom” sırasında karteller ilk defa aniden düşen fiyatlar karşısında darbe yemiş ama 1895 sonrası yükselen fiyatlarla hâkimiyet kurmuşlardı. 1900-1903 krizine demir-çelik ve madencilikte tam kartelleşme altında girildi. Tekelleşme eğilimi öncelikle hammadde sağlamayı merkeze aldı ve kömür gibi girdi üreten sektörlerde öncelikle gelişti. ABD’de büyük şirketler 1904 yılında yüzde 25 oranındaydı: ücretlilerin yüzde 75’ini, üretiminse yüzde 79’unu sağlıyorlardı. Almanya’da yüzde 70-80 kartelleşen sektörlerin üretimiydi. Kartel dışı üretim sadece yüzde 20-30 idi.</p>
<p>Bu gelişmeler anormal kârlara, çok büyük ölçekli üretime ve nitelikli işgücünün de, tüm diğer girdiler/hammaddeler gibi, karteller tarafından önceden bağlanmasına yol açmıştır. Demiryolları ki kapitalist gelişmenin ve pazar ölçeğinde büyümenin önemli göstergelerinin başında geliyordu ve deniz taşımacılığı da tekelleşmenin parçasıdır. Üretim sosyalleşmektedir. Kârlar öncelikle üretim malları üreten sektörlerde, madencilik ve demir-çelik gibi, artar ve kapitalist gelişme artık para-sermaye ve sanayi sermayesi arasındaki ayrımla açıklanamaz. Kârların önemli kısmı finans dehalarına ve spekülatörlere gitmeye başlar. Dağıtılan temettüler yüzde 12-16 aralığına yükselir. Lenin tekelleşmenin ekonomik dengeyi kararlı hale getirmediğini, tam tersine kartel dışı sektörlerde daha da büyük dengesizliklere yol açtığını ve “koordinasyon başarısızlıklarını” artırdığını söyler. Burada kullandığım bu terim Lenin’in değildir.  Lenin’in dengenin kararsızlığını mı yoksa dengenin etkin olmamasını mı veya doğrudan doğruya dengesizlik durumlarını mı kastettiği açık değil. Lenin’in bahsettiğim kavramlarla düşünmediği açıktır ama modern bir ekonomiste, örneğin, Cournot-Walras dengesi veya kartel çözümü kavramlarını çağrıştıran atıflarda bulunduğu açıktır.</p>
<p>Lenin emperyalizm çalışmasında teorik Marksist iktisat-iş çevrimi alanına hemen hiç girmez. Fakat arada kullandığı birkaç ifade uzaktan referans niteliğindedir. Örneğin Liefman’a atıfta bulunduğu paragrafta yazarın “bir ekonomik sistem ne kadar gelişmişse o kadar riskli projelere kalkışacağı” ibaresini nakleder ve arkasından artan riskin barajdan taşar gibi artan sermayeyle ilişkisini ve bunun da çok hızlı teknik ilerlemeyle üstü örtük bağını kurar. Bu tür teknik ilerlemenin sektörler arası uyumsuzluk/dengesizlikleri artıracağını söyler. Buradan Tugan’ın orantısızlık yani sektörlerin farklı hızlarda büyüyerek krize yol açtığı tezine bir adım vardır. Lenin krizlerin konsantrasyonu daha da artırdığına dikkat çekerek devam eder.</p>
<p>Lenin ilk bölümü “Tekel; işte son söz!” diyerek kapatır. İkinci bölümde bankaların yeni rolüne değinir. Bankalar aracı rolünden taşarak tüm para sermayeye hükmeden tekeller haline dönüşmüştür. Buradan itibaren Hilferding etkisi hissedilmeye başlar. Fakat bu etki net bir teorik etkiden daha çok tematik bir etki gibidir. İleride Hobson’un Lenin üzerinde daha ağır bastığını, fakat Hilferding’in temalarının Hobson’da eksik olan kartelleşme/tröstleşme temasını sağladığını göreceğiz. Lenin bankacılıkta konsantrasyonun ne kadar hızlı arttığından bahseder. Küçük bankalar hızla erimekte veya büyük bankaların şubeleri/aracıları haline gelmektedir. Bankalar kendi başlarında holdinglere dönüşmekte ve yüzde 40 sermaye ortaklığı kontrol gücü vermektedir. Bankalardaki mevduatın kullanımı 12 kata kadar <em>borçlanma (kaldıraç) </em>imkânı tanımaktadır. Lenin Deutsche Bank grubunu örnek verir ve büyük bankalardaki mevduat hesaplarının baş döndürücü hızda arttığını gösterir. Bankalar kapitalist sınıf içindeki gelir ve servet dağılımını belirleme gücüne kavuşmuştur. Lenin mevduat ve yatırım bankaları arasındaki ayrıma da girer. Bu ayrım 1930’larda bankacılık düzenlemesinin temelini oluşturmuştur. Lenin bu noktada hisse senedi piyasalarını rekabetçi kapitalizmin bir kurumu sayarak, tekelci kapitalizmde bu piyasaların önemini yitirmekte olduğunu söyler. Konsantrasyon büyük bankalar bağımlılığı artırarak tekelci yapılar dışında kalan firmaların kredi olanaklarını daraltır. Dönemin bazı eğilimlerinin (grup içi kredi verme, kredi tayınlaması, kredi kanalının holding dışı şirketlere baskı yapmak için kullanılması, halka arz ve hisse sendi yatırımlarında kontrolü elde bulundurma eğilimi, küçük şirketlerin sermaye piyasasına açılmasının zorlaşması) abartıldığını görüyoruz. Lenin’in Hilferding’e referans verdiği veya Buharin’i övdüğü, evrensel bankaların hâkimiyetine geçişten bahsettiği veya holding şirketlerini öne çıkardığı bölümlerde, bankacılık-taşımacılık-altyapı ve su-elektrik hizmetleri, gayrimenkul piyasasını emperyalizmin has-öncü sektörleri gördüğü bölümde haklı olduğu söylenebilir. Eğilimleri saptamanın ötesinde önemli olan Lenin’in Hobson’vari öne sürdüğü <em>tefeci kapitalizm</em> kavramıdır</p>
<p>Lenin kapitalizmde sermaye mülkiyetinin üretim ve girişimden, para sermayenin sanayi sermayesinden ve rantiyenin üretici sermayenin/sanayi sermayesinin yönetiminden kopuk olduğunu söyledikten sonra emperyalist aşamada bu kopukluğun büyük boyutlara taşındığını vurgular. 20. Yüzyılın başında tekelleşme hızlanmış ve mali sermaye büyümüştür fakat bu iki olgu sanki hala birbirinden bağımsız, ancak eş zamanlı, olgular gibi görülmektedir. Lenin dördüncü bölümün başında <em>muazzam bir aşırı sermayeden</em> (sermaye fazlasından) bahsediyor ve serbest rekabet için tipik olan mal ihracıyken, tekellerin hâkimiyetindeki son aşamada tipik olanın sermaye ihracı olduğu formülü burada dile getiriliyor. Bu bölüm Lenin’in teorik sorunlara arada bir değinip geçmesinin ilk örneklerini de içeriyor. Sermaye fazlası, sermaye ihracının tipikleşmesi ve aynı zamanda mal ihracını da tetiklemesi temaları bu tip örneklerden sayılabilir. Lenin burada emperyalizm için nitelik olarak yeni bir gelişmeden bahsetmeyip, muhtemelen Marx’ta zaten var olan “sermaye bolluğu/aşırı sermaye” kavramlarına bir göndermede bulunmuş olabilir. Bu böyle olabilir çünkü Lenin’in emperyalizmin pazar sorunu/gerçekleşme sorunu/sermaye birikimi bağlantısını asla teorileştirmediği bir metinden bahsediyoruz.      </p>
<p>Lenin’in tartışmalı olabilecek tezlerinden birisi de tekellerin/tekelci fiyatlamanın, geçici bir dönem için bile geçerli olsa, teknolojik ilerlemeyi baltaladığını, gelişmeyi durdurduğunu ve çürümeye/çöküşe götürdüğü iddiasıdır. Bir eğilim olarak parazitlik, rantiye devlet ve tefeci emperyalizm nosyonları bu noktada öne sürülür. Emperyalizme özdeş olarak tekelci kapitalizm ve kapitalizmin son aşaması, ölen-can çekişen kapitalizm tanımlamaları Lenin’in emperyalizmi serbest rekabetle tam olarak karşı karşıya koymasının sonucudur. Rekabetin tekeli doğurması, serbest rekabetin zıddına, emperyalizme, tekelci kapitalizme dönüşmesi gibi köşeli vurgular hem Lenin’in Marx’ın genel pozisyonlarından uzaklaşmak istememesi, hem de siyasi nedenlerden dolayı şematik formüller aramasının fonksiyonu olabilir.  </p>
<p>Bakalım burada anlatılanları Venezuela veya İran veya Suriye ya da Lübnan ile ilişkilendirip ‘işte tam da bu’ diyebilecek birileri çıkacak mı? Veya bugün olanların 110 yıl öncesiyle ilgisinin kalmadığını, bambaşka araçlar ve bambaşka teorik lenslerle incelemek gerektiğini kabul edenler mi daha ikna edici tezler üretebilecekler? Mesela Maduro kaçırıldığında Trump Amerikan petrol şirketlerini çağırıp Venezuela petrolünü siz çıkarın dediyse de şirketlerin itiraz ettikleri duyuruldu. 100 milyar dolarlık yatırım gerekiyordu ve Venezuela petrolü hem çıkarılma hem de arıtma aşamalarında pahalı olduğu için yatırımın geri dönmesi zaman alacaktı ve kâr oranı düşük olacaktı. Oysa dev Amerikan şirketleri Texas’ta, New Jersey’de, New York eyaletinde kendi petrollerini 45 dolara çıkarıyorlar ve 96,5 dolarlık WTI petrol güncel fiyatıyla zaten süper kâr elde ediyorlar. Bu ilişkinin tersine olması, şirketlerin Trump’a baskı yapması gerekmiyor muydu? Lenin’in zamanında, 1915’te beklenti öyleydi. Veya İran: İran zaten İtalyan ve Alman sermayesini kabul etmişti ve ABD/İngiliz şirketlerinin petrolünün bir kısmını çıkarmasına da karşı değildi. 1953 Musaddık günlerinden çok uzaktayız. O zaman konu petrol değilse nedir? Sadece Çin’i sıkıştırmak mı? Veya sadece İsrail’in “güvenliği” meselesi mi? O zaman sermaye ihracı, tekelci kapitalizm vb. iddiaların dayanağı kalıyor mu? Kaldı ki bizzat Lenin yabancı sermayeyi davet etmişti –çünkü SSCB’de sermaye ve teknoloji ihtiyacı vardı- ve Ford Rusya’daki varlığını SSCB döneminde de sürdürmüştü. Sovyet mühendisleri Detroit, Michigan’da araba fabrikalarında staja gidiyor ve Amerikalı mühendisler SSCB’de fabrika kurulmasına yardım ediyorlardı. Yıllar süren bir olaydır. Öyleyse savaşa ne gerek vardı veya bugün de ne gerek var? Düşünmek lazım. Soruyu net sorayım: Günümüz savaşlarının kapitalizmle doğrudan bir ilişkisi var mı?  </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/leninin-emperyalizm-kitabi-ve-gunumuz-76974</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Lenin’in emperyalizm kitabı ve günümüz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bes-nesildir-surdurulen-is-ve-kultur-yolculugu-76813</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> beş nesildir sürdürülen iş ve kültür yolculuğu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><span style="color: #3598db;"><strong>yıldızlar yatırım holding’in yönetim kurulu üyesi hakkı yıldız: bir holding olsak da bizim için önemli olan, bulunduğumuz yerde nasıl bir iz bıraktığımız ve çevremize ne kattığımızdır</strong></span></p>
<p><strong>Türkiye ekonomisine 130 yılı aşkın süredir hizmet veren, temelleri 1890 yılında atılan Yıldızlar Yatırım Holding’in iş hayatı kadar değerli tutulan kültür ve sanat yaşamına ilişkin Yıldızlar Yatırım Holding’in Yönetim Kurulu Üyesi Hakkı Yıldız, <em>“Sanatı, düşünceyi besleyen, bakış açısını zenginleştiren ve insanı dönüştüren bir alan olarak görüyoruz. Sanayi alanında faaliyet gösteren bir Holding olsak da üretimi sadece ekonomik çıktılarla tanımlamıyoruz. Bizim için önemli olan, bulunduğumuz yerde nasıl bir iz bıraktığımız ve çevremize ne kattığımız. Kültür ve sanat da bu katkının en güçlü alanlarından biri” </em>değerlendirmesini yapıyor.</strong></p>
<p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d9fc6f24910-1775893615.png" alt="" width="283" height="331" /></strong></p>
<p style="text-align: right;"><em>Yıldızlar Yatırım Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı  Fehmi Yıldız’ın üç bölümden oluşan (Biyografi-Otobiyografi-İş Yaşamı) “Sadece ‘Dürüst’ Desinler Yeter” adı verilen kitabına ilişkin Hakkı Yıldız, “Bir kitabın ortaya çıkış süreci sadece belge ve bilgi toplamakla sınırlı değil. Türü ne olursa olsun, bu işin temelinde çok ciddi bir emek, zaman ve odaklanma var. Ortaya çıkan metnin güçlü ve okuru içine çekebilmesi için anlatımın akıcı olması, akışının iyi kurulması ve duygunun abartıya kaçmadan dengeli verilmesi gerekiyor. Bu da ancak sabırlı bir çalışmayla ve metnin üzerinde defalarca düşünmekle mümkün” diyor.</em></p>
<p>Yıldızlar Yatırım Holding, Türkiye ekonomisine 5 nesildir hizmet veriyor. Yıldız Ailesi’nin sahibi olduğu kuruluşun kökleri, 1890’larda <strong>Hasan Efendi</strong>’nin (<strong>Hasan Yıldız</strong>) başlattığı kereste ticaretine uzanıyor. 1800’lerin sonlarında başlatılan bir iş serüveninin, ailenin sonraki nesilleri tarafından kesintiye uğratılmadan hatta büyütülerek günümüze kadar ulaştırılması, yeryüzünde sayıları çok olmayan örnekler arasına girmeye aday kuşkusuz.</p>
<p>Trabzon’da o tarihlerde başlatılan mütevazı kereste işi, ailenin beş kuşağından temsilciler tarafından sahiplenilerek, 8 farklı sektörde faaliyet yürüten, 5 bin kişinin çalıştığı modern üretim tesisleriyle dev bir yapıya dönüştürüldü. Büyüklerden kalan mirasın yalnızca iş uzmanlığı olması yeterli değil bu büyük serüvenin başarıyla yürütülmesi için. Daha fazlasını istiyor. Yeni nesillere büyüklerinden, zaman içinde harmanlanmış iş kültürünün de aktarılmış olması gerekiyor, örneğin.</p>
<p>İş kültürü dediğimiz kurallar, prensipler, düsturlar bütünü, uzun ve meşakkatli serüvende yolu aydınlatan kollardaki altın bilezik bana göre. 1890’ların girişimcisi Hasan Efendi’den başlıyor ya serüvenimiz. Dürüstlüğün kuşaklar boyunca aktarılan bir yaşam biçimi olarak algılanmasına ilişkin temel harcı da ilk Hasan Efendi tarafından atılıyor. Yıldızlar Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Fehmi Yıldız’ın geçen yılın Mart ayında çıkarılan biyografi kitabından öğreniyoruz ki çevresinde <em>“Emin Hasan”</em> olarak bilinen Hasan Efendi, kendi kasasında insanların kıymetli eşyalarını yıllarca saklıyor. Uzun yıllar sürüyor bu emanetçilik. Çevresinin dürüstlük ve güvenilirlik sembolü oluyor. Bu güvene dayalı, doğruluktan şaşmayan anlayış, İkinci Dünya Savaşı yıllarında bu kez Hasan Yıldız’ın oğlu <strong>Salih Yıldız</strong> üzerinden daha da belirgin hale geliyor. Ekmeğin karde ile verildiği yokluk ve belirsizliğin hâkim olduğu zorlu dönemde, ekmek karnelerinin dağıtım sorumluluğu Salih Yıldız’a emanet ediliyor. O da tabi ki babasının izinden gidiyor, görevini başarıyla yürütüyor.</p>
<p>Yazımızın ilk bölümünü bu noktada tamamlayalım. KİTAP dergimizin kapak konusunu yukarıda bahsini geçirdiğimiz gibi Yıldızlar Yatırım Holding’in kültür ve sanat yolculuğu ile kurucu Fehmi Yıldız’ın son kitabı oluşturuyor. Sorularımızı Yıldızlar Yatırım Holding’in Yönetim Kurulu Üyesi Hakkı Yıldız yanıtladı. Yıldız, kurumunun kültür, sanat faaliyetleri, sosyal projeleriyle ilgili bilgi verirken,  babası Fehmi Yıldız’ın biyografi kitabını da değerlendirdi. Diğer yandan söz konusu alanlara ilişkin kişisel düşüncelerini de KİTAP okurlarıyla paylaştı:</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>“bu proje bizim için sadece bir kitap çalışması değil, aynı zamanda babamızın hayatını doğru şekilde aktarabilme sorumluluğuydu”</strong></span></p>
<p><strong>kitaba dair</strong></p>
<p><strong>Yazar Rıdvan Akar, önsözünün teşekkür bölümünde sizin katkılarınızdan da söz ediyor. “Bu projenin hayata geçmesini dirayeti ve fikri takibi ile sağlayan Hakkı Yıldız’dı” satırlarını kaleme alıyor. Kitabın oluş ve hazırlanış sürecine ilişkin katkılarınızı bir de sizin ağzınızdan dinleyebilir miyiz?</strong></p>
<p>Bu proje bizim için sadece bir kitap çalışması değil, aynı zamanda babamızın hayatını ve değerlerini gelecek kuşaklara doğru şekilde aktarabilme sorumluluğuydu. Aile içinde kuşaktan kuşağa sözlü olarak aktarılan ancak yazılı hale getirilmediği için zamanla kaybolma ihtimali olan geçmişin kayıt altına alınması gerektiğine inanıyordum. Bu nedenle kitap fikrini önerdim. Bu fikri babamla paylaştığımda çok sıcak bakmadı, <em>“Gerek var mı”</em> dedi. Ancak zaman içinde, özellikle torunlarıyla yaptığı sohbetlerde geçmişe dair anlatıların ne kadar sınırlı kaldığını fark ettiğimiz bir an, bu sürecin kırılma noktası oldu. Orada mesele artık bir kitap yazmaktan ziyade, bir hayatın ve değerler bütününün kayıt altına alınması ihtiyacına dönüştü.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d9fd21132f7-1775893793.png" alt="" width="666" height="685" /><strong>Sizin de katkılarınızla kitap ile ilgili gelişim, yalnızca anılar bütünü değil o halde?</strong></p>
<p>Benim katkım daha çok bu fikrin takip edilmesi ve somut bir projeye dönüşmesini sağlamak oldu. Projenin başından itibaren amacımız, onun hikâyesini olduğu gibi aktarabilmekti. <strong>Rıdvan Akar</strong> bu süreci titiz bir şekilde yürüttü, sürekli yakın temas halindeydik. Kitabın sadece bireysel bir hikâye olarak kalmaması için aile arşivimizde yer alan belgeleri, hatıraları ve tanıklıkları paylaştık. Böylece bir dönem Türkiye’sine ve iş yapma kültürüne ışık tutmaya çalıştık. Diğer taraftan bu süreci sadece bir kitapla sınırlı görmedik. Babamın hayatı boyunca benimsediği değerlerin ve özellikle yardım anlayışının sürdürülebilir bir yapıya kavuşması gerektiğine inanıyorduk. Bu nedenle kitap çalışmasıyla eş zamanlı olarak vakıf fikrini de hayata geçirdik ve <em>Fehmi Yıldız Vakfı</em>’nı kurduk.</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69d9fd3dbd9d6-1775893821.png" alt="" width="344" height="430" /><strong>Kitabın içeriğine yönelik katkılarınız olduğu muhakkak. Belge ve bilgi ortaya koyan yardımlarınızı düşündüğünüzde, bir kitabın oluşması sürecine ilişkin değerlendirmeleriniz neler olur?</strong></p>
<p>Bir kitabın ortaya çıkış süreci sadece belge ve bilgi toplamakla sınırlı değil. Türü ne olursa olsun, bu işin temelinde çok ciddi bir emek, zaman ve odaklanma var. Ortaya çıkan metnin güçlü ve okuru içine çekebilmesi için anlatımın akıcı olması, akışının iyi kurulması ve duygunun abartıya kaçmadan dengeli verilmesi gerekiyor. Bu da ancak sabırlı bir çalışmayla ve metnin üzerinde defalarca düşünmekle mümkün. Bu projede bunu çok net gördük. Hatıralarla tarihsel arka planın birlikte ele alınması, kitabın en güçlü taraflarından birini oluşturdu. Bu çalışmanın babamız <strong>Fehmi Yıldız</strong>’ın hayatını anlatmanın ötesinde, onun değerlerini ve temsil ettiği dönemi doğru şekilde aktarabildiğine inanıyorum.</p>
<p><strong>Kitap yazımı, bir aile geleneğine veya kurumsal bir sürekliliğe dönüşür mü? Siz kendinize ilişkin bu konuda bir hazırlık prensibi koydunuz mu?</strong></p>
<p>Kitap gibi çalışmaların hem aile hafızası hem de kurumsal süreklilik açısından önemli bir karşılığı olduğunu düşünüyorum. Geleceğe daha sağlıklı bir aktarım yapabilmek için, ileride ihtiyaç duyulabilecek malzemeleri bugünden derlemeye başladım. Fotoğraflar, haberler ve benzeri içerikleri biriktiriyorum ve bir arşiv oluşturmayı hedefliyorum. Bu çalışma ile aile, şirket ve vakıf özelindeki tüm içeriklerin düzenli şekilde kayıt altına alınması, belgelenmesi ve erişilebilir hale getirilmesini hedefliyoruz. Böylelikle vakıf çatısı altında yapılan tüm faaliyetleri arşivleyerek hem kurumsal bir hafıza oluşturmayı hem de bu birikimi dijital ortamda paylaşarak sürdürülebilir kılmayı hedefliyoruz.</p>
<p><strong>Okuma ve yazma ile ilgili “mesainizi” bize özetlemeniz mümkün müdür? Ne sıklıkta kitap okursunuz, başucu kitaplarınızın bir listesini istesek veya hayatınıza en çok dokunan kitapları sıralamanızı istesek, neler önerirsiniz? Yaşamınızla ilgili not veya günlük tutar mısınız?</strong></p>
<p>Son yıllarda fiziki kitap okuma alışkanlığı günden güne azalıyor. Ben de dijital dünyanın nimetlerinden faydalanıyor, e-kitaplara yöneliyorum. Genellikle dünya siyaseti ve dünya tarihi üzerine kitaplar okumayı tercih ediyorum. Son okuduğum kitap <strong>Mehmet Ali Güller</strong>’in <em>“Kuşak ve Yol’u”</em> kitabı. Daha önce not alma alışkanlığım vardı. Ancak mevcut iş temposu ve yaşam düzeni içinde hem okuma hem de yazma pratiğim eskiye kıyasla daha sınırlı…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>“tarihi ve kültürel değerlerimizi yaşatan, kültürel birikimi kalıcı kaynaklara </strong><strong>dönüştüren projeler geliştiriyoruz”</strong></span></p>
<p><strong>Yıldızlar Yatırım Holding bünyesinde kültür ve sanat projeleriniz hakkında bilgi verir misiniz?</strong></p>
<p>Yıldızlar Yatırım Holding olarak tarihi ve kültürel değerlerimizi yaşatan, kültürel birikimi kalıcı kaynaklara dönüştüren projeler geliştiriyoruz. Kültürel mirasın korunmasına yönelik somut adımlarımızdan biri, Mudurnu’nun turizm potansiyelini ortaya çıkarmayı hedefleyen proje kapsamında restorasyonunu gerçekleştirdiğimiz Tarihi Tekkeliler Konağı oldu.</p>
<p>Bu çalışma ile yalnızca fiziksel bir yapıyı yenilemekle kalmadık; aynı zamanda kültürel bir değeri yeniden işlevlendirerek yaşamın içine dahil ettik. Ayrıca Cumhuriyetimizin 100. yılına armağan ettiğimiz <em>“Cumhuriyetin Mimarları”</em> kitabı ile Türkiye’nin mimarlık birikimini sistematik bir çerçevede ele alarak kültürel hafızaya kalıcı bir katkı sunduk. Bu çalışma, kültürel mirasın yalnızca korunması değil, aynı zamanda belgelenmesi ve bilgiye dönüştürülmesi açısından önemli bir referans niteliği taşıyor.</p>
<p>Aynı zamanda yine Cumhuriyetimizin 100. yılında bir diğer grup şirketimiz İGSAŞ, bilim insanı Dr. <strong>Mirza Gökgöl</strong>’ün 1935-1939 yılları arasında kaleme aldığı <em>“Türkiye Buğdayları”</em> adlı iki ciltlik eseri, 5 Aralık Dünya Toprak Günü’nde düzenlenen özel bir etkinlikle tarım dünyasına yeniden kazandırdı. 1937’den bu yana baskısı yapılmayan bu önemli eser, günümüz Türkçesine uyarlanarak sektör paydaşlarıyla buluşturuldu. <em>“Türkiye Buğdayları”</em>, yalnızca buğday türlerini bilimsel bir perspektifle ele almakla kalmıyor; aynı zamanda dönemin çiftçilerini, üretim koşullarını ve tarımsal zorluklarını da aktarıyor. Bu proje ile hem geçmişin tarımsal mirasını geleceğe taşıyor hem de tarımda sürdürülebilirliğe katkı sağlıyoruz.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69d9fd9343d12-1775893907.png" alt="" width="500" height="426" />
<figcaption><strong>Fehmi Yıldız</strong></figcaption>
</figure>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>“osmanlı dönemine duyduğum </strong><strong>özel ilgiden dolayı özel bir koleksiyonum bulunuyor”</strong></span></p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>Koleksiyonerlik Kimliği</strong></span></p>
<p>Holding bünyesinde veya kişisel dünyanızda sanata bakışınız nasıl? Sizi heyecanlandıran belirli bir sanat disiplini veya dönemi var mı?</p>
<p>Sanatı, düşünceyi besleyen, bakış açısını zenginleştiren ve insanı dönüştüren bir alan olarak görüyoruz. Sanayi alanında faaliyet gösteren bir Holding olsak da üretimi sadece ekonomik çıktılarla tanımlamıyoruz. Bizim için önemli olan, bulunduğumuz yerde nasıl bir iz bıraktığımız ve çevremize ne kattığımız. Kültür ve sanat da bu katkının en güçlü alanlarından biri. Genel merkezimizi Cer İstanbul’a taşıma kararımız da bu yaklaşımın somut bir yansıması.</p>
<p>Cer İstanbul, Yedikule’nin Bizans dönemine kadar uzanan tarihsel geçmişi içinde yer alan; 19. yüzyıldan itibaren Osmanlı’nın sanayi ve ulaşım tarihine tanıklık etmiş özgün bir endüstri mirası alanı. Cumhuriyet döneminde de farklı işlevlerle varlığını sürdürmüş. Böyle bir mekânda yer almak, bizim için geçmişle kurduğumuz bağın somut bir ifadesi. Kendi adıma Osmanlı dönemine duyduğum özel ilgiden dolayı özel bir koleksiyonum bulunuyor. Bu perspektifle sanatı, insanın kendini ifade etme ve dünyayı anlama biçimini zenginleştiren bir alan olarak görüyorum.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>“güveni ve itibarı önceliklendirerek, dürüstlüğü </strong><strong>kurum kültürümüzün temel taşı haline getirdik”</strong></span></p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>yaşam kültürü ve değerler</strong></span></p>
<p><em>Dürüstlük Bir "Yaşam Biçimi" Olarak:</em> Kitabın ismi olan "Dürüstlük" kavramı, günümüzün hızla değişen dünyasında kültürel bir değer olarak nasıl korunabilir? Bu değeri holding kültürünün merkezine nasıl yerleştirdiniz?</p>
<p>Dürüstlük, bizim için sadece bir ilke değil, kuşaklar boyunca aktarılan bir yaşam biçimidir. Bu anlayışın temeli, kurucumuz Hasan Yıldız’a, yani çevresinde bilinen adıyla <em>“Emin Hasan”</em>a dayanır. Hasan Yıldız’ın bu şekilde anılmasının en önemli sebebi, sahip olduğu kasa sayesinde insanların kıymetli eşyalarını gönül rahatlığıyla ona emanet etmesidir. Bu güven ilişkisi, onun dürüstlüğünün ve güvenilirliğinin toplum nezdinde somut bir karşılığıdır. Bu güven ve dürüstlük anlayışı, özellikle İkinci Dünya Savaşı yıllarında daha da belirgin hale gelmiştir. Ekmek karnesi uygulamasının olduğu, yokluk ve belirsizliğin hâkim olduğu bu dönemde, devletin dahi duyduğu güvenle ekmek karnelerinin dağıtım sorumluluğu Hasan Yıldız’ın oğlu Salih Yıldız’a emanet edilmiştir. Bu durum, dürüstlüğün yalnızca iyi zamanlarda değil, en zor koşullarda bile vazgeçilmez bir değer olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Holding kültürünün merkezine dürüstlüğü yerleştirirken de aynı anlayışı benimsiyoruz. Tüm süreçlerimizde adil, açık ve hesap verebilir olmayı esas alıyor; çalışanlarımızdan dış paydaşlarımıza kadar herkes için güvene dayalı bir yapı kuruyoruz. Kısa vadeli kazanımlar yerine güveni ve itibarı önceliklendirerek, dürüstlüğü kurum kültürümüzün temel taşı haline getiriyoruz.</p>
<p><em>Of’tan Bafra’ya, Bafra’dan Dünyaya:</em> Ailenizin göç hikâyesi ve kökleriniz, yaşam kültürünüzü nasıl şekillendirdi? Bu köklü geçmişin bugünkü modern yönetim anlayışınızdaki izleri nelerdir?</p>
<p>Aİlemİzİn geçmişinde Bafra’dan Samsun’a geçiş önemli bir dönüm noktası. O dönemde müşterilerin büyük kısmı Samsun’daydı ve Bafra’dan yapılan sevkiyat maliyetleri işi zorlaştırıyordu. Bu nedenle Samsun’a taşınma kararı alındı ve bu karar aile içinde birlikte değerlendirilerek verildi. Köklerimizden gelen yaşam kültürünün en belirgin tarafı ise birlikte çalışma ve paylaşma düzeni. Ortak bir kasa yapısı vardı; herkes ihtiyacı kadar alırdı ama herkes işin içindeydi. Aile içinde kurulan bu düzen hem sorumluluk hem de denge açısından belirleyici oldu. Aynı şekilde çalışma disiplini de bu kültürün önemli bir parçasıydı. İşin başında durmak, müşterinin işini zamanında görmek ve gerektiğinde işi bizzat yapmak doğal bir yaklaşım olarak benimsendi.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>“gençlerin yalnızca izleyici olarak değil, </strong><strong>üretimin bir parçası olarak konumlandığı </strong><strong>bir kültür-sanat ekosistemi oluşturmayı önemsiyoruz”</strong></span></p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>kültür ve sanatın "zemin"i</strong></span></p>
<p><em><strong>Fehmi Yıldız Vakfı ve Sanat</strong>:</em> Vakfınızın öncelikleri arasında genç sanatçıları desteklemek ve kültürel projeleri fonlamak ne kadar yer tutuyor? Genç yeteneklere sunduğunuz "zemin"den bahseder misiniz?</p>
<p>Fehmi Yıldız Vakfı olarak sanat alanındaki yaklaşımımızı gençlerin kültürel üretimle erken yaşta buluşmasını ve yeteneklerini geliştirebilecekleri alanlara erişimini desteklemek üzerine kurguluyoruz. Bu kapsamda genç sanatçıları destekliyor, gençlerin yalnızca izleyici olarak değil, üretimin bir parçası olarak konumlandığı bir kültür-sanat ekosistemi oluşturmayı önemsiyoruz. Bu anlayışla dünyadaki sayılı mutlak kulak yeteneğine sahip 10 yaşındaki Samsunlu genç piyanist <strong>Yusufhan Çakır</strong>’a destek veriyoruz.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>“geleneksel mimarinin korunması konusunda hassasız çünkü </strong><strong>bu yapılar yaşadığımız coğrafyanın kültürünü yansıtan somut değerler”</strong></span></p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>mimari ve estetik (Yıldız Entegre odağında)</strong></span></p>
<p><em>Yaşam Alanlarında Estetik:</em> Orman ürünleri sektöründeki liderliğiniz, aslında milyonlarca insanın yaşam alanına, evine dokunmak demek. Sizin gözünüzde "estetik ve konforlu bir yaşam alanı"nın tanımı nedir?</p>
<p>Benİm için estetik ve konforlu bir yaşam alanı, kendimi rahat hissettiğim, günlük tempoma uyum sağlayan, beni yormayan, vakit geçirmekten keyif aldığım alan anlamına geliyor. Bir mekân ne kadar şık ya da iyi görünürse görünsün içinde rahat değilseniz, hayatınızı zorlaştırıyorsa konfordan bahsetmek mümkün değil. Aynı durum rahat ama özensiz mekanlar için de geçerli. Estetikten yoksun mekanlarda ise bir süre sonra o alanda vakit geçirmek istemiyorsunuz, mekân sizi içine çekmiyor, orada kalma isteği oluşturmuyor. Tabii, estetik ve konforlu yaşam alanlarını yalnızca konutlarla sınırlayamayız. Ofislerden eğitim yapılarına, otellerden kamusal mekanlara kadar insanların zaman geçirdiği her yerde iyi tasarlanmış mekanlar yaşam kalitesini doğrudan etkiliyor. Bugün mimarlık ve mobilya dünyasında değer yaratan unsur, mekânın kullanıcıya sunduğu süreklilik, uyum ve iyi olma hissidir. Bu nedenle Yıldız Entegre’de tasarım yaklaşımımız doğadan ilham alan, zamansız ve sürdürülebilir malzemelerle mekanlara uzun ömürlü bir karakter kazandırmaya dayanıyor.</p>
<p><em><strong>Yöresel Mimariye Destek</strong>: </em>Geçmişte Vernadoc gibi yöresel mimari çizim kamplarına destek verdiğinizi biliyoruz. Geleneksel mimarinin korunması konusundaki hassasiyetinizin temelinde ne yatıyor?</p>
<p>Mİmarİ mirasın belgelenmesi ve uluslararası ölçekte görünürlük kazanması amacıyla ICOMOS himayesinde düzenlenen VERNADOC Uluslararası Yöresel Mimari Belgeleme Kampı’na destek vererek kültürel üretim süreçlerine katkı sunduk. Mudurnu’da gerçekleştirilen kamp kapsamında, geleneksel yöntemlerle hazırlanan mimari çizimler, bölgenin ahşap mimari mirasını kayıt altına alarak hem akademik hem de kültürel bir değer oluşturdu. Türkiye ve farklı ülkelerden katılımcılarla hayata geçirilen bu çalışma, yerel mimari mirasın uluslararası ölçekte tanıtılmasına da katkı sağladı. Geleneksel mimarinin korunması konusunda hassasız çünkü bu yapılar yaşadığımız coğrafyanın kültürünü, üretim biçimini ve yaşam alışkanlıklarını yansıtan, somut değerler… Bu yapıların yok olması, aslında bu birikimin de kaybolması anlamına geliyor. Bu nedenle bu mirayı korumayı ve görünür kılmayı önemsiyoruz.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bes-nesildir-surdurulen-is-ve-kultur-yolculugu-76813</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/3/1280x720/hakki-yildiz-1775894085.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ beş nesildir sürdürülen iş ve kültür yolculuğu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-iktisadi-duzen-icin-oneriler-76814</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> yeni iktisadi düzen için öneriler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>“Misyon ve anlam üretme” konusunu sürdürülebilir kalkınma bağlamıyla irdeleyen Mazzucato, özel misyonların önemi, kurumların bu alandaki öncü rolleri, modern toplumlarda başarı, yenilik ve gönüllülük bağlamı, cesaret ve ilham ihtiyacı, misyon geliştirmede ödüllerin etkileri, kamu kurumlarının proje portföyü konularında sorumlulukları gibi başlıklarda derinlikli bir çerçeve sunuyor.</strong></p>
<p><strong>MarIana Mazzucato</strong>’nun kitabı yaklaşık bir yıl önce <strong>Koç Üniversitesi Yayınları</strong> arasında, <strong>Esin Soğancılar</strong>’ın çevirisiyle Türkiye’deki okurlarla buluştu. Bu dergide tanıttığımız kitapları izleyenler bilir; temel amacımız, sözünü ettiğimiz eserlerin neden okunması gerektiğini gerekçelendirmektir. Mazzucato’nun kitabı, okuyucu açısından pek çok yönüyle önem taşıyor.</p>
<p><strong>yerleşik doğruları sorguluyor</strong></p>
<p>Yazar, öncelikle iktisadi kararları etkileyen; ne üreteceğimizi, nasıl üreteceğimizi ve kimin için üreteceğimizi belirleyen, <em>“yerleşik doğru”</em> haline getirilmiş kuramların bizi güvenli bir geleceğe taşımadığını anlatıyor. Değişen bilimsel ve teknolojik yapı, çözülen kurumlar ve artan eşitsizliğin ardındaki “<em>bakış açılarımızın eksikleri</em>”ni irdeliyor. Piyasa kurumlarının arızalarını onarma yerine, yeni yapılar oluşturma, işlevler geliştirme ve kültür yaratma ihtiyacı hakkında farkındalık oluşturma çabasının izini sürüyor.</p>
<p>İktisadi kararlarımızı etkileyen kurumlara dayalı modelleri oluşturan “<em>varsayımlar</em>” tarihsel bir perspektifle sorgulanıyor. Yazar, “<em>özel kesim verimli, devlet verimsiz</em>” söyleminin bir “<em>mantıra</em>” olduğunu, çok sayıda örnekle ortaya koyuyor ve bu yerleşik kabullerin terk edilmesi gerekçelerini üretiyor.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/69da001d28688-1775894557.png" alt="" width="244" height="316" />Özellikle içinde bulunduğumuz süreçte, hepimizi ilgilendiren “<em>devlet kapasitesinin diri tutulması ve krizlerin daha ehven koşullarda savuşturulması</em>” için geçmişin yanlışlarının dökümünü yapıyor; gelecekte nasıl bir yol izlenmesi gerektiği de kitabın yazılışındaki ana kaygıları oluşturuyor.</p>
<p>İddialı amaçlara yönelme ve çözüm odaklı bir yaklaşım geliştirme gereğini vurgularken, amaç ve misyon netliğinin yaratacağı etkiyi tartışarak ezberleri bozmaya uğraşıyor.</p>
<p><strong>Misyonların yarattığı sonuçlar</strong></p>
<p>Özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında “<em>çabaları yönlendiren ve bütünleştiren misyonların</em>” yarattığı sonuçlardan hareketle, aşırı basitleştirilmiş anlatımların peşine takılmamak gerektiği de kitaptaki ana düşüncelerden bir başkasını oluşturuyor.</p>
<p>Yazar, yeni bir dünya düzeninin kuruluş aşamasında olduğumuzu ve bu düzen içinde yer alabilmek için “<em>devlet-özel kesim işbirliğinin</em>” kritik bir önem taşıdığını belirtiyor. Bu işbirliğinin “<em>girişim modellerinin ve değer zincirlerinin merkezine yerleşmesi</em>” çağrısını yapıyor.</p>
<p>Merkezi planların neden tek başına yeterli olmadığını sorgulayan Mazzucato; iş dünyasının finansallaşması, istihdam sorunları, iklim krizi, kapasite üretemeyen ve yavaş çalışan devletlerin yol açtığı kaynak kaybı ve ahlaki yozlaşma gibi başlıkları da ele alıyor.</p>
<p>Kitabın derinliklerine inenler, iktisatta kullanılan araçların yeni koşullara nasıl uyum sağlayabileceğini ayrıntılı biçimde keşfediyor. Akademik bir dikkatle okuyanlar yeni kavramsal araçlar edinirken, iş dünyasında pratik uygulamalarla ilgilenenler de önemli çıkarımlar elde edebiliyor. “<em>Piyasa başarısızlığı teorisi</em>”, “<em>Pareto verimliliği</em>”, “<em>olumlu ve olumsuz dışsallıklar</em>”, “<em>aktörlerin ekonomik performansları</em>” ve özellikle “<em>büyük dönüşümlerde kamunun işlevleri</em>” gibi konular, geniş ufuklu bir düşünme alanı açıyor. Kitap, “<em>en iyi</em>” ya da “<em>en kötü</em>” arayışı yerine, “<em>uygun olan dengeyi</em>” aramanın önemini vurguluyor.</p>
<p>Yakın geçmişte revaçta olan “<em>taşeronlaşma</em>” üzerine farklı görüşler sunarak, okurun düşünce dünyasını zenginleştiriyor.</p>
<p><strong>Can suyu vermekle yetinemez</strong></p>
<p>Devletlerin yalnızca “<em>can suyu</em>” vermekle yetinmemesi, aksine misyon odaklı inisiyatiflerle yeni dünya düzeninde daha etkin rol üstlenmesi gerektiği güçlü biçimde gerekçelendiriliyor. Kitabın ana kaygılarından biri de, “<em>piyasa başarısızlıkları teorisinin</em>” sinsi etkilerini sorgulamak. Kamusal değer, kamu-özel kesim ilişkileri, sivil inisiyatifler ve toplumsal etkileşim dinamikleri üzerine düşündürerek okurun zihnini açıyor.</p>
<p>Büyük projelerin çığır açıcı özelliklerine ilişkin açıklamalar, ülkemizi yeni dünya düzenine taşıma arayışında olanlar için önemli bakış açıları sunuyor.</p>
<p>“<em>Misyon ve anlam üretme</em>” başlığı altında; sürdürülebilir kalkınma, kurumların rolü, gönüllülük, yenilikçilik ve cesur hedefler gibi kavramlar etrafında kapsamlı bir düşünce alanı oluşturuluyor. Özel misyonların önemi, kurumların misyona öncülük etmeleri, modern toplumlarda misyon odaklı başarılar, yenilik ve gönüllük bağlamı, cesur ve ilham verici misyon ihtiyacı, misyon geliştirmede ödüllerin önemi, kamu kurumlarının proje portföyü konularında da derin bilgi aktaran bir kitaptan söz ediyoruz.</p>
<p>Misyon ekonomisinin hayata geçirilmesinde karşılaşılabilecek katılım sorunları, deneyim eksikliği, çıkar grupları arasındaki çatışmalar gibi meseleler de ele alınıyor.</p>
<p>Kitabı alıcı ruhla okuyanlar, “<em>değer yaratmada kolektif süreçleri yeni bir yaklaşımla ele almanın</em>” gerekliliğiyle yüzleşiyor. Piyasa aksaklıklarını tamir etmek yerine, birlikte yeni yapılar kurmanın önemi güçlü biçimde vurgulanıyor.</p>
<p>Sanal değil gerçek kaynaklara dayanma, borç ve faiz ilişkisi, devlet açıkları, bütçe politikaları, para yardımları, enflasyon etkisi ve misyon projelerinin uzun vadeli sonuçları gibi başlıklar da dikkatle incelenmesi gereken alanlar arasında.</p>
<p>Mazzucato’nun kitabını öğrenme arzusu ile okuyanlar, eşitsizliği azaltmada “<em>ön bölüşümün</em>” önemini düşünürken; riskin paylaşılması, ödüllendirme mekanizmaları, devletin yatırımcı rolü, değer bölüşümü ve yatırımların sosyalleştirilmesi gibi konularda da yeni fikirlerle karşılaşıyor.</p>
<p><strong>Özge Öner</strong>’in daha önce tanıttığımız “<em>Herkes Biliyor Geminin Su Aldığını</em>” kitabında yerelden küresele uzanan bakış açısı, Mazzucato’nun “<em>Misyon Ekonomisi</em>” yaklaşımıyla birlikte daha da anlam kazanıyor.</p>
<p>Sonuç olarak bu kitap, yalnızca geçmiş bilgi birikimimizi sorgulatmakla kalmıyor; yeni dünya düzenini kurarken nasıl bir tutum almamız gerektiğini de tartışmaya açıyor. Yeni koşullar, yeni kuramlar, yeni modeller ve yeni araçlar üzerine düşünmek isteyen herkes için güçlü bir rehber niteliği taşıyor.  g</p>
<p><em>MİSYON EKONOMİSİ</em></p>
<p><em>KAPİTALİZMİ DEĞİŞTİRMEK İÇİN CÜRETKÂR </em></p>
<p><em>BİR REHBER</em></p>
<p><em>Mariana Mazzucato</em></p>
<p><em>Türkçesi:</em></p>
<p><em>Esin Soğancılar</em></p>
<p>Koç Üniversitesi</p>
<p>Yayınları</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-iktisadi-duzen-icin-oneriler-76814</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/1/1280x720/kitap-kitaplar-1747122420.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ yeni iktisadi düzen için öneriler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zarar-vermeden-yasamak-mumkun-mu-76815</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> zarar vermeden yaşamak mümkün mü?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hamdi Koç, yeni romanı ile okuru, suçun ve kötülüğün sıradanlaştığı bir dünyaya davet ediyor. Yazarın “Yalnız ve Çıplak” romanından hatırlayacağımız Mesut Akarsu’nun hikâyesi üzerinden ilerleyen roman, hukukun işlemediği bir düzende gücün, paranın ve şiddetin nasıl meşrulaştığını sorgularken, iyiliğin gerçekten bir karşılığı olup olmadığını da tartışmaya açıyor.</p>
<p>Tepenin üzerinden esen rüzgâr kemiklerimin içinden geçip ovaya doğru savruldu. Tel örgülerle çevrilmiş uzun anıta ulaşmak için öndeki konteynerde nöbet bekleyen biri Arnavut, biri Sırp askerin pasaportlarımıza bakmasını bekledik.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/69da0174f0b94-1775894900.png" alt="" width="233" height="302" />Geçmemize izin verilince anıta doğru yürüdük. 28 Haziran 1389’da gerçekleşen I. Kosova Savaşı’nın düzenlendiği alana bakarken bir kez daha anlıyorum… Sanki bu topraklarda <em>“o gün”</em> sanki dünmüş gibi yaşanıyordu. Gazimestan anıtı savaşın 600’üncü yılında inşa edilmiş… Tarih dersi anılarımızı tazelersek, <strong>Sultan I. Murad</strong> komutasındaki Osmanlı Ordusu, <strong>Prens Lazar</strong> önderliğindeki Balkan ittifakını mağlup etmişti. Ama savaş meydanında Sultan I. Murad, <strong>Miloş</strong> adlı bir Sırp tarafından şehit edilmişti.</p>
<p>Anıtın üzerinde savaştan önce Balkan ittifakı olarak adlandırılan orduyu toplamak için Lazar’ın ettirdiği bir yeminin sözleri bulunuyor. Daha çok Türklerle savaş yapmaya gelmeyen Sırplara bir beddua… Hani <em>“soyun sopun kurusun”</em> minvalinde bir şey… Her yıl 28 Haziran’da burada Sırplar savaş daha dün olmuş gibi büyük bir anma yapıyor… Tabii; savaş aslında dün yaşandı! Balkanların kaderinden sanırım… Benim yaşımda olanların rahatça hatırlayacağı kanlı günler Avrupa’nın kucağında yaşanmıştı. Balkan turlarının revaçta olduğu bugünlerde, bu güzelim toprakların sürekli kanla yıkandığını bilmek ürkütücü…</p>
<p>Pasaportlarımızı alıp devam ediyoruz… Sonraki durağımız I. Murad’ın türbesi. Bahçesinde türbedarların naaşlarıyla karşılanıyoruz. I. Murad’ın naaşının Osmanlı topraklarına bozulmadan ulaşabilmesi için iç organlarının çıkartılıp gömüldüğü ve üzerine bu türbenin inşa edildiği yer. (Küçük bir bilgi, bu türbenin ikizi, asıl naaşın huzurla uyuduğu Bursa’da). Buhara’dan gelen bir aile nesiller boyunca bu türbeyi koruyor ve bakımını yapıyor. Bu nedenle soyisimleri <em>“Türbedar”</em>. Türbeyi tek kızı şehirde yaşamaya başlamış, 80’lerine yakın <strong>Saniye Teyze</strong> koruyor. Bize tüm enerjisiyle selam veriyor.</p>
<p>Aracımıza döndüğümüzde tüm bu hikâyenin ağırlığına işaret eden kitabımı elime alıyorum. <strong>Hamdi Koç</strong>’un Doğan Kitap’tan çıkan son eseri <em>“Zarar Vereceksin”</em>. Kaldığım yere döndüğümde kitabın ana karakteri Mesut Akarsu, Nur ismindeki adamıyla sohbet ediyor: <em>“Hayat kaç bucaktan ibarettir. Kazanmak, kaybetmek ve başkasının kazandığını görmek…”</em> Sanırım Hamdi Koç’un ne demek istediğini daha iyi anlıyorum.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>iyi değil ama sanki ondan yanayız!</strong></span></p>
<p>Koç’un anlatısı, Karadeniz’den İstanbul ve Ankara’ya uzanan bir coğrafyada, sıradan bir adamın giderek derinleşen bir hesaplaşmaya sürüklenmesini izliyor. Ünye’ye kısa süreliğine giden Mesut’un, bir saldırının ardından içine çekildiği hikâye; başlangıçta bir intikam anlatısı gibi görünse de ilerledikçe suçun, gücün ve meşruiyetin nasıl üretildiğine dair katmanlı bir sorgulamaya dönüşüyor.</p>
<p>Romanın merkezinde yer alan Mesut Akarsu, klasik anlamda bir <em>“iyi”</em> karakter değil. Ama garip bir şekilde onun tarafını tutuyoruz!</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69da01c9b773e-1775894985.png" alt="" width="700" height="545" />Koç’un çizdiği tablo, yalnızca bireysel bir hikâye olmaktan çıkıp daha geniş bir sistem eleştirisine dönüşüyor. Yazara göre, <em>“hayatın ve hatta hürriyetin ipleri”</em> her zaman birilerinin elinde. Mesut’un hikâyesi de tam bu kırılma noktasında şekilleniyor. Hukukla çözüm arayan bir karakter, giderek düşmanlarının dilini öğrenmek zorunda kalıyor. Şiddet, yalan ve manipülasyon, onun için bir tercih değil; hayatta kalmanın araçları hâline geliyor.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>kötülük, sonuç ve meşruiyet…</strong></span></p>
<p>Koç’un romanında belki de en çarpıcı tartışma, suç ve kötülük kavramları etrafında şekilleniyor. Yazara göre, cezanın olmadığı bir yerde suçtan söz etmek de anlamını yitiriyor. Bu bakış açısı, romanın ahlaki zeminini bilinçli olarak kayganlaştırıyor. İyilik, bu dünyada bir sonuç üretmediği sürece anlamsızlaşıyor; hatta bir tür <em>“işlevsizliğe”</em> dönüşüyor.</p>
<p>Bu nedenle <em>“Zarar Vereceksin”</em> ifadesi, roman boyunca bir tehditten çok bir kurala, bir yaşam biçimine evriliyor. Mesut’un yolculuğu da tam olarak bu dönüşümü görünür kılıyor: çekingen bir adamdan, gerektiğinde zalimleşebilen bir figüre doğru ilerleyen bir değişim.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>şiddet bir tercih mi zorunluluk mu?</strong></span></p>
<p>Roman ilerledikçe artan şiddet dozu, beraberinde şu soruyu getiriyor: Mesut’un gerçekten başka bir seçeneği var mıydı? Zarar Vereceksin, yalnızca bir suç hikâyesi değil; güç, adalet, ahlak ve varoluş üzerine karanlık bir düşünme alanı açıyor. Koç’un çizdiği dünyada <em>“zarar vermek”</em>, bireysel bir sapma değil, sistemin işleyişine karşı bir gerçeklik olarak beliriyor. Belki de asıl mesele, bu karanlığı değiştirmekten önce, onu görmeye ve anlatmaya cesaret edebilmek.</p>
<p><strong>Brecht</strong>’in dediği gibi:</p>
<p><em>“Karanlık zamanlarda da / Şarkı söylenecek mi? // Evet, şarkı söylenecek / Karanlık zamanlar üzerine.”  </em></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zarar-vermeden-yasamak-mumkun-mu-76815</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/5/1280x720/333-1775894875.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ zarar vermeden yaşamak mümkün mü? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/vavacars-yapay-zekayla-yuzde-35-buyume-hedefliyor-76997</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> VavaCars, yapay zekâyla yüzde 35 büyüme hedefliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AYSEL YÜCEL</strong></p>
<p>İkinci el araç piyasasında dijital dönüşümün öncülerinden olan VavaCars, büyümesini hızlandırdı. EKONOMİ Gazetesi’ne özel açıklamalarda bulunan VavaCars Ticari Grup Başkanı Serdıl Gözelekli, şirketin yalnızca ikinci ek araç alım-satım platformu olmadığını, yapay zekâ ve teknoloji odaklı bir “start-up” olarak 7. yılında kârlılık noktasına ulaşmayı hedeflediklerini söyledi.</p>
<p>2025 yılının otomotiv sektörü için dengelenme yılı olduğunu belirten Gözelekli, “Geçtiğimiz yıl ikinci el araç pazarı yüzde 6 ila 6,5 civarında bir büyüme sergiledi. VavaCars olarak biz ise adet bazında yüzde 35, kârlılık bazında ise yüzde 45’e yakın bir büyüme gerçekleştirdik. 2026 yılına da bu motivasyonla başladık. Ocak ve şubat aylarındaki seyir, yıl sonu için koyduğumuz yüzde 35’lik büyüme hedefiyle uyumlu ilerliyor” dedi. Türkiye’de hâlâ her sıfır araca karşılık 7 adet ikinci el aracın el değiştirdiğini hatırlatan Gözelekli, pazarın lokomotifinin ikinci el olmaya devam edeceğini vurguladı. Serdıl Gözelekli, dünya genelinde teknoloji start-up’larının kârlılığa ulaşma süresinin genellikle 10–15 yılı bulduğuna dikkat çekerek, VavaCars’ın bu süreci çok daha kısa sürede tamamlamayı hedeflediğini belirtti.</p>
<h2>Yapay zekâyla fiyatlama motorunu kurdu </h2>
<p>Gözelekli, şirketin teknoloji yatırımlarına değinerek, “Birçok rakibimiz dışarıdan hizmet alırken, biz yüzde 100 yapay zekâ tabanlı kendi fiyatlama motorumuzu geliştirdik. Kendi satış verilerimiz ve piyasa analizlerini harmanlayan bu sistem sayesinde en doğru fiyatlamayı yapıyoruz. Ayrıca ‘Vava AI Bot’ ile müşterilerimizin sorularını çağrı merkezine ihtiyaç duymadan anında yanıtlıyoruz” açıklamasında bulundu. Fiziksel ağlarını da genişletmeye devam edeceklerini belirten Gözelekli, “Bursa, Antalya ve Adana gibi büyük Anadolu şehirlerinde 2025 yılı boyunca güçlü ve sürdürülebilir bir performans elde ettik. Bu şehirlerdeki sonuçlar, ikinci el araç talebinin yalnızca metropollerle sınırlı olmadığını ve perakende davranışlarının Anadolu genelinde hızla olgunlaştığını ortaya koyuyor. Bu doğrultuda VavaCars, 2026 yılında coğrafi genişlemesini artırarak yeni lokasyonlarda hizmet vermeyi hedeflemektedir” diye konuştu.</p>
<h2>İkinci elde ‘güven’ oyunu değiştirdi </h2>
<p>Sektördeki en büyük sorunun güven olduğunu ifade eden Gözelekli, yaptıkları anketlerde her iki kişiden birinin dolandırıcılık riskiyle karşı karşıya kaldığını gördüklerini söyledi. 3 saat içinde ödeme, 14 gün iade ve garanti seçenekleriyle bu tabuyu yıktıklarını belirten Gözelekli, “Bugün tüketiciler için belirleyici olan unsur yalnızca birkaç bin liralık fiyat avantajı değil; güven, şeffaflık ve kaliteli ekspertiz deneyimi. 2026’yı ise müşteri deneyiminde fark yaratan uygulamalarla öne çıkacağımız bir atılım yılı olarak konumluyoruz” ifadelerini kullandı. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İlk çeyrekte fiyat artışı enflasyonun çok altında kaldı</span></h2>
<p>VavaCars’ın yapay zekâ ile geliştirdiği VavaAI Fiyat Endeksi’nin Mart 2026 sonuçlarına göre, ikinci el araç fi yatları yükseliş trendini korudu. Mart ayında aylık bazda yüzde 1,09 artış kaydedilirken, yılın ilk üç ayındaki toplam artış yüzde 3,5 seviyesine ulaştı. Gözelekli, “Mart ayında üst üste üçüncü kez fi yat artışı kaydettik ancak bu artış enflasyonun gerisinde kaldı. İlk çeyrekteki yüzde 10’luk enflasyona karşın yüzde 3,5’lik artış, fi yatların reel olarak düştüğünü ve dolar kuruyla paralel seyrettiğini gösteriyor. Dolar bazında fi yat hareketi neredeyse yatay. Önümüzdeki dönemde kur hareketleri ve kredi koşulları piyasanın yönünü tayin etmeye devam edecek” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/vavacars-yapay-zekayla-yuzde-35-buyume-hedefliyor-76997</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/7/1280x720/serdil-gozelekli-1776151331.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ VavaCars Ticari Grup Başkanı Serdıl Gözelekli, şirketin yalnızca ikinci ek araç alım-satım platformu olmadığını, yapay zekâ ve teknoloji odaklı bir “start-up” olarak 7. yılında kârlılık noktasına ulaşmayı hedeflediklerini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/imalatta-robot-nufusu-5-yilda-200-bine-cikarilacak-76994</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İmalatta robot nüfusu 5 yılda 200 bine çıkarılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>Milletvekillerinina soru önergesini yanıtlayan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, kamu ve özel sektörde yapay zeka entegrasyonunu hızlandırmak amacıyla tüm paydaşların katılımı ile hazırlanan 2021-2025 yıllarını kapsayan Ulusal Yapay Zeka Stratejisinde bu alandaki yol haritasının detaylı ve net bir şekilde belirlendiğini belirterek, yeni eylem planı hazırlığında ise son aşamaya gelindiği bilgisini verdi. Ulusal Yapay Zeka Stratejisinin, robotik ve otonom sistemleri de kapsayan geniş bir çerçeve sunduğunu kaydeden Bakan Kacır, insansı robotlar alanının temelini oluşturan yapay zeka, otonom sistemler, endüstriyel robotik, doğal dil işleme, görüntü işleme ve makine öğrenmesi gibi teknoloji alanlarının tamamının mevcut strateji belgesi ve eylem planları kapsamında ele alındığını kaydetti.</p>
<h2>8 kat artış hedefleniyor </h2>
<p>Kacır, robotik teknolojilerin, 12. Kalkınma Planı, Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programları ve 2030 Sanayi ve Teknoloji Stratejisinde Türkiye’nin stratejik öncelik alanlarından biri olarak konumlandığını belirtti. Kacır, bu kapsamda endüstriyel robotlar, eklemeli imalat makineleri ve ileri üretim teknolojilerinde yerli üretimin artırılması, kritik bileşenlerin geliştirilmesi, güçlü bir Ar- Ge altyapısı ile nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesi ve 2030 yılı sonuna kadar imalat sanayinde kurulu robot sayısının yaklaşık 8 kat artışla 200 bine çıkarılmasının hedeflendiği bilgisini verdi. TÜBİTAK BİLGEM bünyesinde insansı robotların temel bileşenlerini oluşturan yapay zeka, otonom navigasyon, robotik manipülasyon, bilgisayarla görme ve doğal dil işleme alanlarındaki Ar-Ge faaliyetlerinin aktif olarak sürdüğünü kaydeden Kacır, en kapsamlı ve en yüksek bütçeli yatırım teşvik programı olan HIT-30 Programı kapsamında şu ana kadar açılan 10 çağrıdan birinin de HIT-Endüstriyel Robot Çağrısı olduğunu belirtti.</p>
<h2>Yıllık 5 bin adetlik üretim</h2>
<p>Bakan Kacır, bu çağrıyla endüstriyel robot ekosisteminin güçlendirilmesi, kritik bileşenlerde yerlileşmenin sağlanması ve yıllık 5 bin adetlik üretim kapasitesine sahip üreticiler kazandırılmasının hedeflendiğini kaydetti. Bakan Kacır, “Toplam 1 milyar dolarlık destek bütçesiyle, Ar-Ge merkezine sahip ve sürdürülebilir inovasyon üreten, robot ekosistemini besleyecek kritik endüstriyel robot bileşenlerinin yerli üretimine yönelik yatırımların desteklenmesi hedeflenmektedir. Bu kapsamda yatırımcı firmalara vergi teşviki, hibe destekleri ve avantajlı finansman imkanı gibi kapsamlı destekler sunulmaktadır” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/imalatta-robot-nufusu-5-yilda-200-bine-cikarilacak-76994</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/5/6/1280x720/kacir-1762354757.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakan Kacır, bu yılın ikinci çeyreğinde yapılacak Rekabet Öncesi İş Birliği Projeleri Çağrısı ile Türkiye’nin ileri robot teknolojilerinde yerli ve özgün üretim kapasitesinin artırılması yönünde adım atılacağını, bu kapsamda kritik bileşenlerde bağımsızlığın sağlanması, nitelikli insan kaynağı ve işbirlikleriyle ticarileşebilir çözümler geliştirilmesi ve yüksek katma değerli bir robotik ekosistemin oluşturulmasının amaçlandığını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hazine-gecen-yildan-ders-cikarmisa-benziyor-76982</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazine geçen yıldan ders çıkarmışa benziyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) Maliye ve Para Politikası Araştırmaları Merkezi Direktörü Dr. M. Coşkun Cangöz, Hazine'nin son bir yıldaki performansını bir sosyal platformda “Hazinenin krizlerle imtihanı?” başlıklı yazısında inceledi. Cangöz’e göre Hazine’nin geçen yıldan aldığı dersler bu yılki krizde işe yaramış görünüyor. Cangöz’ün yazısını hayli özetleyerek aktarıyorum:</p>
<p>“Geçen yılın ilk çeyreği 19 Mart kriziyle tamamlanmıştı. Bu yıl ise Mart’ta ABD ve İsrail’in, İran’a yönelik saldırılarıyla artan jeopolitik riskler öne çıktı. Ancak önceki yıldan çıkarılan dersler sayesinde daha kontrollü bir tablo oluştu.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69ddd3af1d829-1776145327.png" alt="" width="577" height="368" />
<figcaption><strong>Cangöz’e göre Hazine’nin geçen yıldan aldığı dersler bu yılki krizde işe yaramış görünüyor</strong></figcaption>
</figure>
<p>Mart verileri, Hazine nakit dengesinde geçen yılın aynı dönemine göre iyileşme olduğunu gösteriyor. İlk çeyrekte gelirler yıllık yüzde 65 arttı, faiz dışı denge fazlaya döndü ve nakit açığı yüzde 31,5 azaldı. Görünüm güçlü bir mali performansa işaret ederken, faiz giderlerinin yaklaşık iki katına çıkması önemli risk olmaya devam ediyor.</p>
<p>Faiz ödemelerindeki artış, anapara geri ödemeleriyle birlikte özellikle kriz dönemlerinde finansman baskısı yaratıyor. 2025’teki siyasi gerilim döneminde Hazine, düşük iç borç itfasına rağmen dış borçları iç borçlanma ve kasa kullanımıyla karşılamış, kasa-banka mevcudu ciddi biçimde azalmıştı.</p>
<p>Bu yılın ilk çeyreğinde daha dengeli bir yapı var. İç borç anapara ödemelerinin sınırlı kalması ve dış borçlanmanın erken dönemde tamamlanması Hazine’yi rahatlattı. Mart’a güçlü bir nakit tamponuyla girilmesi, jeopolitik gelişmelere rağmen yönetimi kolaylaştırdı. Dönem sonunda kasa azalsa da tampon hala güçlü.</p>
<p>Bununla birlikte yılın geri kalanı daha temkinli olmayı gerektiriyor. Nisan- Haziran’da yoğun dış borç ödemeleri, yazın artan iç borç yükü ve Ekim’deki yüksek dış borç servisi finansman yönetimini zorlaştıracak. Küresel koşullar da yeni dış borçlanmayı sınırlayabilir.</p>
<p>Sonuç olarak 2026’nın ilk çeyreğinde Hazine’nin krizlere tepkisi daha güçlü ve kontrollü. Ancak artan faiz giderleri ve yoğun borç takvimi mali disiplini zorunlu kılıyor. Nakit tamponu avantaj sağlasa da sürdürülebilirliği dış gelişmelere bağlı.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hazine-gecen-yildan-ders-cikarmisa-benziyor-76982</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine geçen yıldan ders çıkarmışa benziyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/beton-santralinde-sira-var-savas-biterse-siparis-patlar-76978</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Beton santralinde sıra var savaş biterse sipariş patlar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dubai’nin Deira Creek Kulesi (1,2 kilometre yükseklikte olacak) ve Royal Atlantis projeleri, Suudi Arabistan’ın Neom’u, Lübnan’ın Jonnah Barajı inşaatı, Kuveyt Hava Limanı, Mısır’ın ‘ağır beton boru kaplama’ işleri, Belçika’nın nükleer santralleri, Polonya’nın yüksek hızlı tren projesi, Avustralya’nın LNG tesis inşaatı, birçok ülkede petrol rafinerisi inşaatları, TOGO’nun yolları … Liste uzayıp gidiyor ve sonu gelmiyor. Bütün bunlarda Türkiye’nin en çok ‘beton santrali ihraç eden’ firması Elkon’un her biri 4 TIR ile taşınabilen dev beton santralleri kullanıldı. Firmanın kurucusu ve yönetim kurulu başkanı Mustafa Alpagut ile Çerkezköy’deki fabrikalarını gezdik. Alpagut aynı zamanda sanatçı kariyeri olan çok kıymetli bir sanayicimiz. Kendisinin söz ve veya bestelerine imza attığı, kuşaklar boyu çok dinlenen şarkıları var. Aşkın Mapushane, Dertlerimi Zincir Yaptım, Satmışım Anasını, Yine Saçlarda Aklar, Al Yanaklım, Beklenmeyen Misafir ve daha niceleri… Ayrıca çok zengin bir resim koleksiyonu sahibi ve fabrikalarının duvarlarına da ünlü resimlerin dev replikalarını (kopyalarını) yaptırıyor. Amacı fabrikalarda ‘sanatçı titizliğiyle üretim yapıldığını’ vurgulamak.</p>
<p>Mustafa Alpagut’a ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşın siparişlere etkisini sorunca şöyle yanıtlıyor: “O bölge bizim için çok önemli ancak biz 135 ülkeye ihracat yapıyoruz. Üretimimizin tamamını ihraç ediyoruz. Sadece Rusya’da bin 500’den fazla beton santrali sattık. Bizim bir beton santralimizi 3 ya da 4 TIR taşıyabiliyor. 2025’te 270 beton santrali (tesis) ürettik ve bunların 265 adeti sevk edildi, hepsi de yurt dışına. 65 milyon dolarlık ihracatımız oldu.</p>
<p><strong>Doğu Avrupa canlandı, büyümeye devam </strong></p>
<p>Son dönemde Avrupa Birliği (AB) Fonlarıyla Polonya başta olmak üzere Doğu Avrupa ülkelerinde çok ciddi altyapı ve üstyapı projeleri inşa ediliyor. Buralardan talep yükseldi. Körfez ülkelerinden beklemeye alınan siparişlerin yerini buralar doldurdu. Ayrıca Cezayir ve Libya da çok canlı ve oralardan da iyi siparişler aldık. ABD ve Kanada için de onların standartlarında üretime yakında başlayacağız. Geçen yılın ilk 4 ayına göre ihracatımız yüzde 8 artmış durumda. Ukrayna’da da savaş var ama oradan da siparişler geliyor ve gönderiyoruz. Biz 50 yıllık sanayiciyiz ve 2000’li yılların başlarından beri beton santrali üretimine ve tamamen ihracata odaklıyız. Körfez’deki savaş biterse bölge ülkelerinden siparişler patlar çünkü Körfez ülkelerinin bitmiş çok ünlü projelerinde bizim beton santrallerimiz tercih edilmişti. Devam eden projelere de çok sayıda beton santrali verdik. Savaş nedeniyle o bölge için lojistik sıkıntılarda var bütün bunların düzelmesi halinde ise çok iş çıkacak. 2026 için hedefimiz 75 milyon dolarlık ihracat rakamına ulaşmak. İlk 4 aylık gelişmelere bakınca bu hedefimizi koruyoruz. Savaşın şekli belli; ABD üslerinin olduğu ülkeler vuruluyor ve İran vuruluyor. Savaş bitince yıkılan yok edilen yerlerde yeniden inşa başlayacak. Bunun için finansman sorunu yaşanacağını düşünmüyorum çünkü körfez ülkelerinin çok ciddi finansman imkânları var ve süratle inşa ve imar işlerini tamamlamak isteyeceklerdir. Bizim rekabet gücümüz üretimde teknoloji yatırımları yapmak yani otomasyonu artırmaktan ve kaliteden asla taviz vermemekten kaynaklanıyor. Şu anda toplam 400’e yakın istihdamımız ve 6 fabrikamız var. Üretim kapasitemizle de çok güçlüyüz.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Daha çok dış yatırım gelmesi hukuka ve demokrasiye bağlı</strong></span></p>
<p>Elkon Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Alpagut’a “Savaş nedeniyle Körfez ülkelerine odaklanmış küresel yatırımlarda Türkiye’ye yönelme olabilir mi” diye soruyorum. Bu konudaki yanıtı şöyle oluyor: “Türkiye’ye özellikle de sanayiye yatırım gelmesi için hukuka güven ve çok işleyen bir demokratik sistem önemli. Yabancı kendini güvende ve garanti altında bulmalı. Bir taraftan da Türkiye’deki maliyet koşullarında üretim yapıp satmak da çok zor. İçeride enflasyon ve işçilik maliyetleri çok yüksek. Buna karşılık kurlardaki artış sınırlı ve maliyetleriniz Türk Lirası ile satış gelirleriniz ihracatla yani dövizle oluşuyor. Biz bu sıkıntıları ‘daha çok otomasyon yani hızlı üretimle, daha az işçilik maliyeti ve daha kaliteli üretimle’ aşıyoruz. Verimlilik en kritik konu ve bunun için herkes görevini yapmalı.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/beton-santralinde-sira-var-savas-biterse-siparis-patlar-76978</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/8/1280x720/54-1776144273.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Beton santralinde sıra var savaş biterse sipariş patlar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-iletisim-virtuozu-sakip-sabanci-76972</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir iletişim virtüözü: Sakıp Sabancı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir toplantı</strong></p>
<p>Sabancı Holding’in yıllık toplantısı. İstanbul Hilton Otelinin büyük balo salonundayız. Genel müdürler, genel müdür yardımcıları, daire başkanları, daire başkan yardımcıları, ürün gruplarının başkanları ve uzmanlar. Başka bir deyişle SAbancı Holding’in beyin takımı orada idi. Bir tek BurSA, ManiSA Valileri eksikti(!). Toplantıda önce holding yönetim kurulu başkanı ve genel koordinatör konuşmuştu. Sonra daha teknik konuşmalara geçilmişti. Her konuşmacı önce ürün grubuyla ilgili dünyada neler olduğunu sonra da şirketin geçen yılını ve gelecek yıl neler yapılacağını ortaya koyuyordu.</p>
<p>Sıra öğle yemeğinden önceki son konuşmaya gelmişti. Sunumlarda bol rakam vardı. Gözümüzün önünden onlarca rakam geçmişti. Rakama doymuştuk ve epey de yorulmuştuk. Kan şekerleri düşmüştü. Salonda genel bir rehavet vardı. Son konuşmacı Çimento Grubu Başkanı idi. Sunumunu yaparken dia kullanıyordu.(Okurlar arasındaki gençler belki bu terime yabancıdır. Onun için açıklayayım. Dia fotoğraf, çekim sonrası banyo işlemiyle doğrudan renkli ve pozitif görüntü veren, arkadan ışıklandırılarak veya projeksiyonla yansıtılarak izlenen şeffaf analog film türüdür. Negatiflerin aksine renkler gerçek görünür, genellikle 35mm plastik/karton çerçevelerde saklanır ve yüksek renk kalitesine sahiptir.)Çimento Grubu Başkanı dünyadaki çimento üretimi ve kullanımı ile ilgili rakamlar veriyordu. Derken en ön sıradan bir ses yükseldi “Arkadaş, bir dakika”. Konuşmacı hemen sustu. Öndekiler görmüştü ama  arka sıralarda oturanlar da sesinden tanımıştı.  Konuşmayı kesen, Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sakıp Sabancı, nam-ı diğer Sakıp Ağa idi.</p>
<p>Sakıp Ağa devam etti “Bir önceki diaya gelir misin?” Konuşmacı bir önceki diayı ekrana yansıttı. Ekranda çeşitli ülkelerin geçen yılki çimento kullanım miktarları ile ilgili bir tablo vardı. “Arkadaş sağol. Merak ettim, Yunanistan’ın rakamı neden bu kadar yüksek?”. Dikkat edince gördük ki rakam gerçekten de yüksekti. Ben fark etmemiştim. Konuşmacının yüzünde bir utanma kızarıklığı belirdi ve şöyle dedi: “Efendim haklısınız, yüksek. Çünkü o rakam yanlış. Biz de fark ettik, ama son anda diayı değiştirecek zamanımız yoktu. Sunum sırasında belirtecektim, atladım. Özür dilerim. Doğru rakam şudur” dedi.  Sakıp Ağa konuşmacıyı rahatlattı “ Tamam, oldu arkadaş. Önemli değil, ben sadece merak ettiğim için sordum. Teşekkür ederim, sen güzel konuşmana devam et”. Toplantı sanki yeniden başladı. Herkes oturduğu yerde dikleşti.Sonraki rakamlara daha bir dikkatle bakmaya başladık.</p>
<p><strong>Başka bir toplantı</strong></p>
<p>Holding’te bir toplantıda idik. Önümüzdeki Yönetim Kurulu toplantısına hazırlanıyorduk. Toplantı gündeminde insan kaynakları ile ilgili bir madde vardı. Önerdiğimiz prim sistemini Yönetim Kurulu Başkanı Sakıp Sabancı’ya anlatıyorduk. Toplantıda Holding Genel Koordinatörü, bağlı bulunduğum Endüstriyel İlişkiler ve Eğitim Dairesi Başkanı üst yöneticisi ve Planlama Dairesi Başkanı vardı. İçeriye Sakıp Ağa’nın sekreteri girdi, “Efendim, Fransız Ticaret Ateşesi geldi” dedi. Sakıp Ağa: “Evet, randevumuz vardı. Tamam al içeri”. Bizim toparlandığımızı görünce “Yok, yok oturun. Siz de kalın, bakalım ne diyecek?” dedi. O sırada Fransa ile ilişkilerimiz Ermeni meselesi yüzünden limoni idi.</p>
<p>Fransız Ticaret Ateşesi 40 yaş altı birisi idi. Tanışma faslı bittikten sonra Ateşe anlatmaya başladı. Tipik Fransız aksanı ile İngilizce konuşuyordu. Ama tane tane güzel konuşuyordu. Toplantıdaki “Uzman” sıfatı ile en kıdemsiz kişi bendim. Sakıp Ağa “Evet arkadaş, ne dedi? “ diye sorar diye türkçeye tercüme için not alıyordum. Ateşe özetle şöyle diyordu: “Ülkelerin politikacıları kavga edebilirler. Ama asıl olan ülkelerin halklarıdır. Fransız halkı ve Türk halkı dosttur. Bu dostluğu daha geliştirmek için de ticari ilişkiler faydalıdır. İki ülke arasındaki ticari ilişkileri geliştirmemiz gerekir”.  Konuşma bitince ben Sakıp Ağa’ya döndüm, onun “Evet arkadaş” demesini bekliyordum. Ama Sakıp Ağa Fransız Ateşe’ye döndü ve kendine özgü aksanı ile  “Yess, I understood” (Evett, anladım) dedi. Sonra devam etti “ Countries relations like trafic lights. In past, Turkey always green light, but France red light. Now, France says green light too.Why not”  ( Ülkelerin ilişkileri trafik ışığı gibidir. Geçmişte Türkiye hep yeşil ışık (yaktı),  Fransa  kırmızı. Şimdi, Fransa da yeşil ışık yakıyor. Neden olmasın). Daha sonraları Fransızlarla yapılan Carrefoursa ortaklığının temelleri işte o toplantıda atılmış oldu.</p>
<p><strong>Bir yorum</strong></p>
<p>Sakıp Ağa, farklı bir kişilik idi. Güzel nitelikleri vardı. Ben bunların arasında onun iletişim yeteneğine değinmek istedim. Sakıp Ağa, bir iletişim virtüözü idi. Her şeyden önce çok iyi bir dinleyici idi.  Hep can kulağı ile dinlerdi, çok dikkat ederdi. Örneğin, Hilton Oteli’ndeki o toplantıda eminim ki o rakamı çok az kişi fark etmişti. </p>
<p>Anlatılanları hemen kavraması da çok güçlü idi. Gerçekten de Fransız ateşenin söylediklerinin özünü anlamış ve onu kendi üslubu ile cevaplamıştı. Ve de o kısıtlı İngilizcesi ile olabileceğin en iyisi biçiminde söylemişti.</p>
<p>Türkiye’ye döndüğümde ilk işim Sabancı Holding’te idi. Endüstriyel İlişkiler ve Eğitim Dairesi’nde  uzman olarak çalıştım. Orada çalışırken Sakıp Ağa’yı tanıma fırsatı buldum. Geçtiğimiz hafta Sakıp Sabancı’nın ölüm (10 Nisan 2004)  yıldönümü idi. Bu nedenle onu hatırlayıp bu yazıyı yazdım.</p>
<p>Ruhu şad olsun...</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-iletisim-virtuozu-sakip-sabanci-76972</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir iletişim virtüözü: Sakıp Sabancı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iki-dunyayi-birbirine-baglayan-tarihciler-degil-muzisyenlerdir-76816</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İlber Ortaylı’yı anma müziği Beethoven’in Ayışığı sonatı olmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir kaybın ardından Gülsin Onay’ın yorumuyla yükselen notalar; hafızalarımıza uzanan yolculuğun uğurlama müziğine dönüştü. Vefat gecesi AKM'deki İDSO DenizBank Konserleri’ne katılanlar için Beethoven’in Ayışığı sonatı, sonsuzluğa uğurladığımız İlber Ortaylı’nın anma müziği olarak kulaklarda yankılanacak. “Beethoven ile ilgili kendisinden çok şey öğrendim” diyen piyano virtüözü Gülsin Onay, İlber Ortaylı’nın en sevdiği parçalardan olduğunu ifade ettiği ünlü bestecinin Ayışığı sonatını o gece unutulmayacak bir icra ile kalplere bir kez daha kazıdı.</strong></p>
<p>İstanbul Taksim, Atatürk Kültür Merkezi’nde akşamüstü. İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nın (İDSO) DenizBank Konserleri’nde, Dünya Kadınlar Günü’ne özel program için salona çoktan yerleşmiş kalabalığın arasına dakikalar kala katılabilen ben, gazeteye koyduğumuz son haberin etkisindeyim. Akşam saatlerinde gelen Hocamız <strong>İlber Ortaylı</strong>’nın vefat haberi, hepimizi kurtulamayacağımız bir yokluk hissine kaptırırken, kaçınılmaz sonu bir kez daha hatırlattı, on milyonlarca sevenine.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69df0ee970f0f-1776226025.JPG" alt="" width="700" height="467" /></p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69de8065427d8-1776189541.jpg" alt="" width="392" height="554" />Oysa 13 Mart akşamına çok başka duygularla hazırlanıyordum. İDSO’nun klasikleşen Cuma konserlerinde o gece tüm kadınlar için, Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli piyano virtüözlerinden <strong>Gülsin Onay</strong> çalacak, aynı zamanda 19’uncu yüzyıla damga vuran Fransız kadın besteci <strong>Louise Farrenc</strong>’in eserleri seslendirilecekti. <strong>Frédéric Chopin</strong>’in dünyadaki en iyi icracıları arasında yer alan Gülsin Onay, bestecinin <em>Piyano Konçertosu No. 2 Fa minör Op. 21</em> eserini yorumlayacak, müziğe yüksek katkı sunan aileden şef <strong>Hasan Niyazi Tura</strong>’nın yönetiminde İDSO’nun birbirinden değerli sanatçıları da kendisine eşlik edecekti.</p>
<p>Öyle de oldu, daha fazlası da. Sahneye davet edilen Gülsin Onay, Chopin’in notaları kadar dokunaklı sözlerle andı İlber Ortaylı’yı. Pek çok ortak program yaptıklarını, kendisinden çok şey öğrendiğini belirtti. En iyi bildiğimiz konularda dahi bize aktaracağı şaşırtıcı bilgilere sahip olma özelliğini bir kez daha vurguladı, derin bir sessizlik içinde kendisini dinleyen seyircisine. <em>“Beethoven ile ilgili kendisinden çok şey öğrendim”</em> diyen Onay, İlber Ortaylı’nın en sevdiği parçalardan olduğunu ifade ettiği ünlü bestecinin <em>Ayışığı Sonatı</em>’nı unutulmayacak bir icra ile kalplere o gece bir kez daha kazıdı.</p>
<p>Sayısız konuya ilişkin hassasiyetleri, derin bilgisi ve ilgisi olan İlber Ortaylı iyi düzeyde bir müzik insanıydı aynı zamanda. Sayısız tarihî portreyi milyonlara daha fazla yakınlaştıran hocamız, bu hünerini müzik insanları için de en iyi şekilde kullandı. Ben kendisini KİTAP okurları için Gülsin Onay’dan ilham alarak, ünlü virtüöz ile geçen yıl Mayıs ayında yaptıkları sohbetteki aktarımları ile anmak istedim. 27 Mayıs 2025’te İzmir AKM Yunus Emre Salonu’nda <em>“Tarih Notalara Dokununca”</em> adı verilen buluşmada bir araya gelen ikiliyi izleyenler, tarihten akan bilgilerle notaların yarattığı ortak coşkuyu derinden hissettiler. İzleyenler, Ortaylı'nın keyifle aktardığı bestecilerin en iyi eserlerinin bir akış eşliğinde Onay tarafından sunulmasından çok mutlu oldular. Ortaylı, en halis ifadelerle <strong>Mozart</strong>’tan, <strong>Beethoven</strong>’dan, <strong>Chopin</strong>’den, 18’inci, 19’uncu yüzyıl Avrupa’sından; İtalya’sından, Viyana’sından, Peşte’sinden bahsediyor, Osmanlı’ya dönüyor, anlattıklarını Cumhuriyet Türkiye’sine bağlıyor, sihirli cümlelerle günümüze taşıyordu.</p>
<p>Beethoven ile Mozart’ın hayatından kesitler aktarıyor, eserlerindeki derinliği tarif ediyor, Türklerle, Türk müziği ile olan yakın ilgilerinden söz ediyordu. Onun için senfonilerin değil, sonatların adamıydı Ludwig van Beethoven. Fakirdi. O dönemde kilise, saray himayesinde olanlar dışında kalan sanat insanlarının büyük çoğunluğu aynıydı. Ortaylı, Avrupalıların o dönem sanatçılarına bakamadığından söz ediyordu. Türkiye’ye Batı müziğinin Atatürk ile gelmediğini, ancak onun zamanında teşkilatlandığını, okullaştığını, konservatuvarların kurulduğunu ifade ediyordu.</p>
<p>Takipçilerinin iyi bildiği Oscar ödüllü <em>Amadeus </em>filminde (1984 yapımı, yönetmen <strong>Miloš Forman</strong>) sunulanın aksine, <strong>Antonio Salieri</strong>’nin Mozart’a yakınlığı ve dostluğundan bahsederek, <em>“Filmler her zaman doğruluk eserleri değildir. Rejisörün, senaristin doğruyu yazma, çekme borcu da yoktur”</em> ifadelerini kullanıyordu. Mozart’ın dostu olan <strong>Franz Schubert</strong>’e de ders verdiğini ifade ettiği Salieri’nin dönem arkadaşı diğer İtalyan müzisyenlerle birlikte Viyana’yı yarattığını dile getiriyordu.</p>
<p>Mozart’ın üçüncü bölümünde hepimizin bildiği <em>Türk Marşı</em>’nın da (<em>Rondo Alla Turca</em>) yer aldığı 331 numaralı sonatı da sohbete konu oluyor, ünlü operaları <em>Saraydan Kız Kaçırma, Don Giovanni</em> içinde yer alan Türk motiflerini dile getiriyor, II. Mahmut tarafından konulan yasağın ancak İkinci Meşrutiyet ile kalktığı Mehter Müziği’nin besteci üzerindeki etkilerini ve yaşadığı dönemde orkestralara sokulan kös, zil ve vurmalı sazların Osmanlı’dan Avrupa’ya kazandırıldığını tane tane, tartışmasız en iyi Türkçe ile yer yer Almanca konuşarak, Avusturya Marşı’nı, güftesini söyleyerek, şiirler okuyarak, gülerek, güldürerek, çokça eğlenerek, keyif vererek aktarıyordu.</p>
<p>Gülsin Onay’ın sihirli parmaklarından çıkan müzik ile görkeminin arttığına 13 Mart akşamı bir kez daha şahitlik ettiğimiz Beethoven’ın <em>Ayışığı Sonatı</em>, benim için İlber Ortaylı hocamız ile birlikte anılacak, daima. Kendisinden duyduğumuz, “(<em>Ayışığı sonatı için</em>) <em>Klasizmi, romantizmi geçecek bir orijinallik, bir derinlik var. Bir aşk parçası mı derseniz, bir aşk parçası olur, Mevlevî mistisizmi de olur, pastoralizm de olur</em>” sözleri, bu kararım için sizce de yeterli değil mi? </p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>Kadının adı yok, festival heyecanı yaşıyor</strong></span></p>
<p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/69de80315bb69-1776189489.png" alt="" width="408" height="605" /></strong>Düşünceleri ve kitaplarıyla aramızda olmayı sürdüren gazeteci yazar Duygu Asena’nın hep özel kalacak Kadının Adı Yok kitabı üzerinden yürütülen bir sanatsal çalışmayla ilgili bu köşede daha önce bir bilgilendirme yazısı aktarmıştım. Asena’nın tabuları yıkan kitabının, iki genç sanatçı, yönetmen Çağla Karslıoğlu ile besteci Emre Şener tarafından kısa film adaptasyonu olarak hazırlandığını belirtmiş, projenin bugünün değer yargıları, toplumsal kaygıları ışığında kadın hakları konusunda alınan mesafeyi sorguladığını fade etmiştim.</p>
<p>Çağla Karslıoğlu’nun yönetmenliğini üstlendiği Kadının Adı Yok kısa filmi, 12 Nisan’da başlayan ve 19 Nisan’a kadar sürecek Beverly Hills Film Festivali’nde yarışıyor. Karslıoğlu’nun ilk kısa film çalışması olan film, festival programı kapsamında Hollywood’un ikonik salonlarından TCL Chinese Theatre’da izleyiciyle buluşacak. AZ Celtic Films’in yapımcılığını üstlendiği filmin özgün müzikleri, müzik dünyasında uluslararası başarılara imza atan genç bestecimiz Emre Şener tarafından bestelendi. Duygu Asena’nın doğumunun 80’inci, vefatının ise 20’nci yılına denk gelen film, “En İyi Kısa Film” dahil çeşitli kategorilerde ödül için yarışacak.</p>
<p>Şansı bol olsun.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iki-dunyayi-birbirine-baglayan-tarihciler-degil-muzisyenlerdir-76816</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/6/1280x720/gulsin-onay-1776226068.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ iki dünyayı birbirine bağlayan, tarihçiler değil, müzisyenlerdir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/supheli-alacak-karsiligi-ayrilmasinda-dava-kosulu-76971</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şüpheli alacak karşılığı ayrılmasında dava koşulu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’de mukim şirketlerin yabancı şirketlerden olan para alacakları için Türk mahkemelerinde dava açmış olmaları, bu alacaklar için şüpheli alacak karşılığı ayırabilmeleri için yeterlidir. Mutlaka alacaklının bulunduğu ülkede dava açmak, gerekmemektedir.</strong></p>
<p>Vergi Usul Kanunu’nun 323. maddesine göre tahsili mümkün olmayan bir alacağın şüpheli alacak karşılığına konu edilerek vergi matrahının dışında bırakılabilmesi için; alacağın ticari veya zirai faaliyetle ilgili olması, dava veya icra safhasında bulunması, borçlunun iflas etmiş olduğu hallerde alacağın iflas masasına yazdırılmış olması gerekmektedir. Yapılan protestoya rağmen veya yazılı şekilde birden fazla istenilmiş olmasına rağmen ödenmemiş küçük alacaklarda ise, önceleri dava veya icra takibine değmeyecek derecede olma koşulu aranırken, 7338 sayılı kanunla bu koşul 3.000 TL’yi (2026 yılı için 25.000 TL’yi) geçmeyen alacaklar şeklinde değiştirilmiştir.</p>
<p>Şüpheli alacaklar konusunda uygulamada karşımıza tereddüt yaratan iki konu çıkmaktadır. Birincisi, borçlusu yabancı ülkede mukim olanlardan tahsil edilemeyen alacaklar dolayısıyla şüpheli alacak karşılığı ayrılabilmesi için Türk mahkemelerinde dava açmanın yeterli olup olmayacağı konusundadır.</p>
<p><strong>Yurt dışı alacaklarda yetkili mahkeme</strong></p>
<p>Yetkili ve görevli mahkemenin belirlenmesi ile mahkemede hangi ülke hukukunun uygulanacağı meselesini karıştırmamak gerekir. Bir Türk Mahkemesi bir ihtilafı Fransız kanunlarına göre çözebileceği gibi, bir İngiliz Mahkemesi de Türk Kanunlarına göre de ihtilafı çözebilir. Bu gibi hallere özellikle velayet, miras hukuku gibi ihtilaflarda rastlanılmaktadır.</p>
<p>Bir ticari ilişkide sözleşmenin tarafları, aralarında çıkabilecek ihtilafların hangi ülke hukukuna göre çözümleneceğine ilişkin kurallar kararlaştırabilecekleri gibi bu ihtilafların hangi ülke mahkemelerinde çözümlenebileceğine dair kurallar konusunda da anlaşabilirler. Ben yazımda taraflar arasında bu şekilde bir anlaşmanın var olmadığı halleri dikkate alacağım.</p>
<p>5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 40. maddesine göre “<em>Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini, iç hukukun yer itibariyle yetki kuralları tayin eder</em>.” O halde yabancılardan olan alacaklar konusunda Türk Mahkemelerinin yetkili olup olmadığını anlamak için iç hukuka bakmak gerekmektedir. Bu konuda bakılacak düzenleme 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun <a href="mk:@MSITStore:C:\Program%20Files%20(x86)\KAZANCI\ibb\contents.chm::/%20mk:@MSITStore:contentsa.chm::/tc2004.htm#50">50</a>. maddesinin atfına istinaden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 10. maddesidir. Bu maddeye göre; “sözleşmeden doğan davalar, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabilir”.</p>
<p>O halde sorunu çözmek ticari borçlarda ifanın nerede yapılması gerektiği sorusuna verilecek yanıtla ilgilidir. Yanıt, Borçlar Kanunu’nun 89. maddesindedir. Maddeye göre, taraflar arasında açıkça veya örtülü şekilde aksi kararlaştırılmış olmadıkça para borçlarının ifa edilmesi gereken yer, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yeridir.</p>
<p>Bu açıklamalara göre; Türkiye’de mukim şirketlerin yabancı şirketlerden olan para alacakları için Türk mahkemelerinde dava açmış olmaları, bu alacaklar için şüpheli alacak karşılığı ayırabilmeleri için yeterlidir. Mutlaka alacaklının bulunduğu ülkede dava açmak, gerekmemektedir. Nitekim Danıştay 3. Dairesi’nin E. 2011/5130 K.2015/10182 sayı ve 28.12.2015 günlü Kararı ve Danıştay 4. Dairesi’nin E. 2008/399 K.2010/3271 sayı ve 27.5.2010 günlü kararları da görüşümüzü doğrulamaktadır.</p>
<p><strong>Danıştay kararlarıyla netleşen uygulama</strong></p>
<p>Nihayet son olarak Danıştay 3. Dairesi E.2024/6227 K.2025/5665 sayı ve 17.12.2025 günlü Kararı ile VUK md. 323 uyarınca karşılık ayrılabilmesi için, bu alacakların Türkiye Cumhuriyeti Mahkemelerinde dava yoluyla takip edilmesinin yeterli olduğuna, yurt dışındaki alacakların şüpheli alacak olarak kabul edilebilmesi için dava ve icra takiplerinin borçlu olan tarafın mukim olduğu ülkede yapılması gibi bir şartın Kanunda aranmadığına karar vermiştir (Kararı gönderen gazetemizin değerli yazarı Sayın Abdullah Tolu’ya teşekkürlerimle).</p>
<p><strong>Ceza davası şüpheli alacak için yeterli değil</strong></p>
<p>Bu konuda karşımıza çıkan ikinci önemli sorun ise bazı mükelleflerin -özellikle çeklerle ilgili olarak- borçlu hakkında suç duyurusunda bulunulmasını veya borçlu aleyhine ceza davası açılmış olmasını, şüpheli alacak karşılığı ayırmak için, yanılgıya düşüp yeterli görmeleridir. Oysa Vergi Usul Kanunu’nun anılan maddesinde geçen "dava veya icra safhası" ibaresi bizatihi "alacağın tahsili ve takibine" yönelik yasal süreci kastetmektedir. Ancak, borçlunun hareketinin aynı zamanda suç teşkil etmesi, örneğin dolandırıcılık veya emniyeti suiistimal yahut güveni kötüye kullanma yahut karşılıksız çek suçu gibi bir suçu oluşturması halinde cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunulması veya borçlu aleyhine ceza davası açılmış olması, alacağın tahsili ve takibine yönelik bir davanın varlığını göstermez. Suç duyurusu veya ceza davası, "alacağın tahsili ve borçlunun takibine" değil, "borçlunun / suçlunun takip ve cezalandırılmasına" yönelik bir süreçtir. Bu nedenle tahsil edilememiş alacaklar için cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunulması veya ceza mahkemelerinde dava açılması şüpheli alacak karşılığı ayrılabilmesi için yeterli değildir. Nitekim İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 356140 sayı ve 8.5.2020 günlü özelgesi ile ortaya konulan idari anlayışta bu yöndedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/supheli-alacak-karsiligi-ayrilmasinda-dava-kosulu-76971</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şüpheli alacak karşılığı ayrılmasında dava koşulu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabancilar-rotasyona-gidiyor-yeni-hisselere-gecis-yapiyor-76970</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancılar rotasyona gidiyor, yeni hisselere geçiş yapıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsanın %8,79 yükseldiği geçtiğimiz hafta, yabancıların payı 9 Nisan itibariyle %35,72’ye gerilese de BIST 30 hisselerinde satışları azaldı. Bir önceki hafta 22 hissede satış tarafındayken, geçtiğimiz hafta çıkışları 14 hissede kaldı. 16 hissede ise alım ağırlıklı işlemler yaptılar.</strong></p>
<p>Finansal okuryazarlığın ilk kuralı, manşetlerden ziyade, manşetlerin sakladığı detaylara bakmaktır. Yabancı payının düşmesi büyük para gidiyor ezberini akla getirebilir. Ancak BIST 30 hisseleri ortada bir rotasyon olduğunu söylüyor. Ereğli Demir Çelik veya Türk Telekom’da yaşanan yabancı çıkışına aldanıp borsadan tamamen çıktıklarını sananlar, Astor Enerji’deki güçlü fon girişini veya Aselsan’daki alımları gözden kaçırıyor demektir. Akbank’taki alımları ise sektör satıp şirket seçtiğini gösteriyor. Yabancı, yorulan atı değiştirirken, potansiyel gördüğüne sessizce geçiyor.</p>
<h2>En fazla aldıkları</h2>
<p>Yabancının bir önceki hafta alıma geçtiği Astor Enerji’de işlemlerini sürdürüyor. 2-9 Nisan tarihli takas verilerine göre paylarını 2,16 puan artırarak %62,46’ya çıkardılar. Henüz nisan ayının yarısı bitmeden yıllık gelirinin %134’ü düzeyinde iş bağlantısı gerçekleştirdi. Veriler, 2026 yılının Astor için hayli verimli geçeceğini işaret ediyor.</p>
<p>Aselsan, yabancıların en fazla alım yaptığı ikinci hisse konumunda duruyor. Paylarını 0,75 puan artırarak %56,87’ye çıkardılar. Geçtiğimiz yıl gelirini %15 büyüten firma, esas faaliyet kârını %37 ve dönem sonu kârını da %50 artırdı. Açıkladığı yeni siparişler yıllık gelirinin %8,34 düzeyinde kalmış görünse de mevcut konjonktür nazara alındığında gelirinin düşmesi beklenmemeli.</p>
<h2>En fazla sattıkları</h2>
<p>Yabancılar 1,66 puan ile en fazla satışı Ereğli’de gerçekleştirirken paylarını %23,32’ye indirdiler. Geçtiğimiz yıl gelirini %2 artırsa da esas faaliyet kârını %53 düşürdü. Dönem sonu kârı ise 511,8 milyon TL ile %96 gibi ciddi bir gerilemeye işaret ediyor. Hisse, uzun vadede geniş bir bant içinde dalgalanıyor ve her defasında 33 TL’nin eşiğinde aşağı dönüyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ddc8fea2845-1776142590.png" alt="" width="999" height="548" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>KUR HAREKETİ Mİ, ALIM GÜCÜ MÜ?</strong></p>
<p><strong>Kur hareketi</strong>; döviz koruması, ihracat avantajı, hedge kalkanı, arbitraj fırsatı, kıyas. İthalat maliyeti, iç baskı, oynaklık riski, müdahale riski. <br /><strong>Alım gücü</strong>; reel refah, yaşam kalitesi, gerçek büyüme, tüketim konforu. Ölçüm zorluğu, veri gecikmesi, dışsal şok, sürekli takip, yanıltıcılık.</p>
<p><strong>GYO’ya dönüşme niyeti yok. Ümraniye’deki arsasını ise cazip bir fırsat olarak görüyor</strong></p>
<p>Rönesans Gayrimenkul’ün GYO’ya dönüşme ihtimali var mı? ● Erkan Tutkan</p>
<p>Erkan, Rönesans Gayrimenkul, 2025’te Optimum İzmir ve Ankara’yı portföyüne katarak büyüme sağladı. Maltepe Park’ta konut ve ofis projeleri devam ediyor. Kısa vadede kârlılığı etkileyen pazarlama harcamaları, uzun vadede müşteri sadakatini hedefliyor. Şirket bu yıl için 218 milyon euro net faaliyet geliri hedefliyor. Antalya’daki Beachtown Projesi’nin belediye onay süreçlerinin tamamlanması beklenirken, Ümraniye’deki arsa orta-uzun vadede cazip bir fırsat olarak değerlendiriliyor. Kısa vadede firmanın GYO’ya geçiş planlaması ise bulunmuyor.</p>
<p><strong>Geçmiş yıl yedeklerini de temettü olarak dağıtıyor. Ödemesini yıl sonuna bıraktı</strong></p>
<p>İskenderun Demir Çelik neden temettüsünü yılın son ayına bıraktı? ● Göker Keleş</p>
<p>Göker, hisse başına brüt 4,50 TL temettü kararı alan İsdemir, ödemeyi aralık ayına bıraktı. Bu durum nakit pozisyonunu koruma isteğine işaret ediyor. Faizlerin yüksek olduğu ortamda nakdin içeride tutulması finansman yükünü hafifletir. Dağıtım oranının %213 olması geçmiş yıl yedeklerini de paylaştı anlamına geliyor. Temettü verimi ise %10,54 seviyesinde. Oran önceki yıllara kıyasla yukarıda duruyor. Ödemenin çok geç yapılması ise yatırımcının alternatif getiri kaybına neden olmakta. İsdemir, güçlü bir oran sunarken likiditeyi lehine kullanıyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>IMB fonu algoritmik yaklaşımla son bir yılda %39 ile endeksin gerisinde kaldı</strong></p>
<p>İstanbul Portföy’ün yönetimindeki Algoritmik Model Hisse Senedi Fonu (IMB), Mart 2025’ten bu yana işlem görüyor. Kasım 2025’ten geçtiğimiz şubata kadar yükselen eğim sergilerken sonrasında geriledi. Büyüklüğü ise kasımdan bu yana dalgalı şekilde küçülüyor. Şimdilerde 35,1 milyon TL hacme sahip; miktar önceki ayın üzerinde.</p>
<p>Portföyünün %82,91’i hisse senedi ve %15,95’i yatırım fonundan oluşuyor. Şubattan itibaren nakit çıkışı yaşanan fonda, nisanın ilk yarısında çıkan para 1,6 milyon TL. Veriler ilgideki düşüşün sürdüğünü işaret ediyor. Azalan 233 yatırımcısıyla kan kaybederken, doluluk oranı %2,86 seviyesinde. Algoritmik modelleme ile borsadaki şirketlere yatırım yapan IMB, 4 risk değeri ile dengeli yatırımcı profiline hitap ediyor. Son bir yılda %39,34 getiri sağlarken, BIST 100 %49,77 yükseldi.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Smart Güneş Enerjisi, piyasadan TLREF+%5 faizle 250 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Smart Güneş Enerjisi, nitelikli yatırımcılara yönelik 10.04.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 250.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+% 5 olarak belirlendi. 180 gün vadeli bono, 3 ayda bir ve toplamda 2 kupon ödemeli olacak. Bononun vade tarihi 07.10.2026 olarak açıklandı.</p>
<p>10 Nisan itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,99 seviyesinde bulunuyor. Smart Güneş’in verdiği %5 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Finansman bonosu piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için uygun bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFSMARE2628 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ  FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ddc8ee1850d-1776142574.png" alt="" width="233" height="184" /></strong><strong>Lila Kağıt’ın fiyatı bir aydır yükseliyor. Fonlar ise güçlü şekilde satış yapıyor</strong></p>
<p>Lila Kağıt’ta fonlar satış ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki hisseler %46,84 ile toplamda 1,92 milyon lot azalarak 2,18 milyona indi. Hisseyi portföyünde bulunduran fon sayısı 23’ten 19’a geriledi. Hissede MTH fonu 563,6 bin lot ile en fazla satışı yaparken, IHP 84,6 bin lot ile en yüksek alımı gerçekleştirdi. Lila Kağıt hakkında bugüne kadar 2 aracı kurum öneride bulunurken 1 kurum model portföyüne aldı. En yüksek öneriyi İş Yatırım 48 TL ile verdi. En düşük öneri ise 43,20 TL ile İnfo Yatırım’dan geldi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ddc8d6ea94d-1776142550.png" alt="" width="983" height="242" /></strong><strong>GÜBRE FABRİKALARI</strong></p>
<p><strong>Yarımca tesislerinde dönüşümü tamamladı. Çevre dostu gübre hattı devreye alındı</strong></p>
<p>Gübre Fabrikaları, 2023 yılında duyurduğu Yarımca tesislerindeki teknolojik dönüşüm yatırımını planlandığı gibi tamamladığını duyurdu. Eski teknolojisi sebebiyle tasfiye edilen Triple Süperfosfat üretim hattının yerine, saatte 30 ton üretim yapabilen modern yavaş salınımlı gübre hattı entegre depolama altyapısıyla birlikte devreye alındı. Şirket, çevre dostu üretim modeline geçerken pazarın yeni nesil gübre talebine uyum sağlamayı hedefl iyor. Firma, 2025 faaliyet döneminde gelirini %31 büyütürken, dönem sonunda 5,28 milyar TL kâr açıklayarak zarardan kâra geçti.</p>
<p><strong>FRİGO PAK GIDA</strong></p>
<p><strong>Geri aldığı paylardan 1 milyon adedini sattı. İşletme sermayesine kaynak yarattı</strong></p>
<p>Frigo Pak Gıda, iki yıl önce başlattığı geri alım programı kapsamında topladığı paylardan 1 milyon adedini hisse başına 10,05 ile 10,06 TL aralığında borsada sattığını duyurdu. Gerçekleşen işlem sonucunda, maliyeti yaklaşık 4 milyon TL olan paylardan 5,9 milyon TL kâr elde etti. Şirket, sağladığı kaynağı doğrudan işletme sermayesi ihtiyacı için kullanacağını belirtti. Yönetim, piyasadaki fiyatlama fırsatını değerlendirerek bilançosuna nakit enjekte etmiş oldu. Satış sonrası geride %3,05 oranında pay kaldığı belirtilirken ileride bu payların da satışı gündeme gelecektir.</p>
<p><strong>AKENERJİ</strong></p>
<p><strong>Bakıma alınan tesiste üretime 2 ay ara verildi. Operasyonel verimlilik amaçlanıyor</strong></p>
<p>Akenerji, Erzin doğalgaz kombine çevrim santralinde nisan ve mayıs aylarını kapsayan periyodik bakım çalışmalarına geçtiğini duyurdu. Üretici firmanın teknik talimatları ve uluslararası standartlar doğrultusunda yürütülecek süreçte, tesisteki enerji üretimine geçici süre ara verilecek. Şirket, tesisin uzun ömürlülüğünü güvence altına alırken, planlı bir duruşla ileride yaşanabilecek sürpriz arıza risklerini ortadan kaldırmayı amaçlıyor. Talebin nispeten dengeli seyrettiği dönemi revizyon için seçmek, fırsat maliyetini minimize eden bir tercih olarak görülmeli. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabancilar-rotasyona-gidiyor-yeni-hisselere-gecis-yapiyor-76970</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancılar rotasyona gidiyor, yeni hisselere geçiş yapıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ilk-beklentiler-76969</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ateşkes fiyatlaması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yerel varlıklar açısından ayrışma henüz yok. BIST tarafında alınan tedbirlerin de etkisiyle aşağı yönde hareket çok büyük oranda sınırlanmıştı; hacim azalışı ve likidite riski göze alınarak. Ancak, olması gereken de böylesi dış şok ortamında buydu.</strong></p>
<p>Tek başlık merkezli piyasa takibi ve günlük yüksek volatilite koşulları nisan ayı fiyatlamalarını domine eder pozisyonunu koruyor. Kısa süreli ateşkes, global ve yerel varlıklar açısından iki haftalık nefes alma imkanı tanıdı. Orta Doğu’dan Asya, Avrupa ve ABD’ye uzanan geniş yelpazede hisse senetleri toparlanırken, kısmen de olsa Amerikan doları zayıfladı. Tahvil faizlerindeki yükseliş eğilimi de ivme kaybetti diyelim. Ancak, koşullar ve beklentiler hala daha kırılgan ve içten içe yön arayışı isteği korunuyor.</p>
<p>Takvim açısından ‘şimdilik’ en önemli gündem maddemiz, Pakistan’da devam eden görüşmeler. İlk tur açısından pozitif herhangi bir gelişme yok. Hatta yabancı basına sızan başlıklara göre, son derece çetin müzakereler ve gerginlik söz konusu. Yeni hafta başlangıcı da bu eksende gerçekleşiyor. Hürmüz noktasındaki kilitlenme ve ABD’nin İran’a yönelik geçişleri kontrol altına alarak bloke edeceğini belirtmesi, kısa süreli &lt;$100 fiyatlamasına imkan tanıyan koşulları ve rüzgarı tersine çevirdi. Hafta başlangıcında %5-6 civarında yükselen petrol fiyatları, yeniden zayıflayan risk alma iştahı ve hafif değerli konuma gelen Amerikan doları bizleri karşılıyor.</p>
<p>Hemen bu noktada kısa bir toparlanma özeti yapmaktan zarar gelmez: Geride kalan iki hafta, yatırımcılar açısından daha rahat nefes alma imkanını tanıdı. Endekslerdeki kayıplar yerini toparlanmaya bırakırken, tahvil faizleri ve ülke risk primleri geriledi. S&amp;P 500’ün sadece geçtiğimiz hafta %4’e yakın yükselişi, gelişmekte olan ülke varlıkları için %7, ABD hariç dünyanın geri kalanı için %5 gibi son derece sert yukarı yönlü toparlanmaları karşımıza çıkardı. Kuşkusuz petrol fiyatlarındaki %10’un üzerindeki çift haneli gerileme belirleyici faktör.</p>
<p>Yerel varlıklar açısından ayrışma henüz yok. BIST tarafında alınan tedbirlerin de etkisiyle aşağı yönde hareket çok büyük oranda sınırlanmıştı; hacim azalışı ve likidite riski göze alınarak. Ancak, olması gereken de böylesi dış şok ortamında buydu. Geri dönüş ise tam olarak genele yayılmasa da rakamsal açıdan son derece kuvvetli. Sadece geçtiğimiz hafta endeksin TL ve USD bazlı yükselişi %9. Globaldeki iki haftalık toparlanma eğilimi Türk hisse senetleri için de geçerli. Ülke risk primindeki dikkat çekici geri dönüş (azalış yönlü) kayda değer. Haftalık bazda %18 azalan 5y vadeli CDS bizi yeniden 230-240bp aralığına taşıdı. Bu, aynı zamanda, savaş öncesi seviyeler. TL ve USD cinsi tahvil faizlerinde de geri çekilmeler takip edildi. Eurobond tarafının çok büyük oranda yerli yatırımcı/fon talebi kaynaklı olduğunu düşünmek makul. Yabancı yatırımcı açısından kurdaki seyir de gözetildiğinde gelinen seviyeler cazip olmakla birlikte henüz DİBS girişi kalıcı ve ciddi değil. Muhtemelen 22 Nisan PPK kararı, sonrasındaki para politikası ve enflasyon gidişatı ile yeniden radara bir noktada girecektir.</p>
<p>Yakın zaman içerisinde ilk çeyrek finansallarını karşılayacağız. Bu kapsamda şirketlerle görüşmelerimizi gerçekleştirmeye başladık. Bankacılık sektörü tarafında ilk izlenimlerimiz, marj toparlanmasının çeyrek özelinde yavaşlayan hızda da olsa devam ettiği. Ocak-Şubat BDDK verilerinin işaret ettiği genel eğilim sektör açısından geçerli. Ancak, Mart’ın volatilitesi ve faiz hareketi çeyrek rakamlarının çok küçük bir kısmında yer alıyor. Bu nedenle finansallar önemli olmakla birlikte, düzenlenecek olan telekonferanslar ve mesajlar gelecek açısından çok daha kritik olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ilk-beklentiler-76969</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İlk beklentiler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fiyat-mi-strateji-mi-76968</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fiyat mı strateji mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sohbetlerimize katılan dostlar “ <strong>Fiyatla rekabet, sonu felaket</strong> “ sözümü hatırlayacaklardır.</p>
<p>Sakın ola, satış bağlantısı yapmaya çalıştığımızda, fiyatın önemsizleştirmeye çabaladığım anlaşılmasın.</p>
<p>Böyle bir çabam yok amma sözüm, başarısızlıkları hep bir “ Amma “ ile fiyata bağlamaya çalışanlaradır.</p>
<p>Hele <strong>bugünkü küresel çalkantı</strong> ortamında <strong>strateji</strong>, <strong>fiyattan</strong> çok amma <strong>daha çok önemlidir</strong>.</p>
<p>Neden diye soracak olursanız…</p>
<p>Herkesin suçu birbirinin üzerine atmaya çalıştığı şu çirkin savaşa bakın.</p>
<p><strong>Hürmüz Boğazında</strong> yaşanan <strong>tıkanıklık</strong>, tüm dünyanın <strong>petrol tedarik dengesini sarstı</strong> ve sarsmaya devam ediyor.</p>
<p>Bu da hem <strong>yakıt</strong> ve hem de <strong>petrokimya ürünleri</strong> açısından küresel ekonomide <strong>belirsizliklere</strong> yol açıyor.</p>
<p>Körfez kaynaklı alüminyum piyasasının sıkıntılarını ve gelecek endişelerini de unutmayalım.</p>
<p>Bu da öncelikle bu olaylarla bağlantısı olan tüm sektörlere hem tedarik ve hem de fiyatlandırma sıkıntıları yaşatıyor.</p>
<p><strong>Sadece petrol mü sıkıntı yaratan?</strong></p>
<p>Tabii ki değil…</p>
<p>Umman Denizinde, Kızıl Denizde <strong>gemilerin</strong> güvenli seyrüsefer yapamama <strong>endişeleri</strong>, Uzak Doğu kaynaklı tedarik zincirlerinde<strong> gecikmelere</strong> yol açtığı gibi, ciddi <strong>belirsizliklere</strong> de gebe bıraktı.</p>
<p>Sonuç?</p>
<p>Teslimatlarda <strong>gecikmeler</strong> ve belki de daha da önemlisi, <strong>fiyat belirsizlikleri</strong>.</p>
<p>İşte tam da burada  “ <strong>Strateji</strong> “ dediğimiz sihirli kavram <strong>devreye giriyor</strong>.</p>
<p>Yineliyorum burada bir kez daha…</p>
<p>Fiyatı önemsizleştirmiyorum amma <strong>artık</strong> bağlamaya çalıştığınız <strong>işlerin odak noktasının</strong> <strong>fiyattan uzaklaşmakta</strong> olduğunu vurgulamaya çalışıyorum.</p>
<p>Bu sadece bugünkü krizlerde geçerli değildir, müzakerelerinizde her zaman göz önünde tutulması gereken önemli bir unsurdur.</p>
<p><strong>Müşterinin beklentilerini ve ihtiyaçlarını en iyi okuyabilen, her zaman kazanma olasılığı en yüksek olandır.</strong></p>
<p>Örnek mi istiyorsunuz, buyrun…</p>
<p>Yıllar önce bir Ortadoğu ülkesinde <strong>devlet ihalesinde teklif</strong> verecektik.</p>
<p><strong>Alım miktarı çok yüksek</strong> ve bağımlı olduğumuz <strong>hammadde</strong> de <strong>petrokimya</strong> ürünü idi.</p>
<p>Üretimde miktar sorunu yaşamamak için gereken organizasyonumuz eksiksiz idi amma yola çıktıktan sonra olabilecek fiyat dalgalanmaları, miktarın yüksek olması açısından sıkıntı yaratabilirdi.</p>
<p><strong>Biz</strong> de aracılardan ziyade üreticilerle bağlantı kurup, <strong>net ve opsiyonlu tekliflerimizi aldık</strong>.</p>
<p>Korkulan oldu ve bizim <strong>hammadde fiyatları</strong> değil <strong>yükselmeye</strong>, sıçrayarak gitmeye <strong>başladı</strong>.</p>
<p>Biz net talebimizi onayladığımız gibi, bize tanınan süreler içerisinde ek tedarik seçeneklerimizi de onayladık ve sözleşmelerimizi yaptık.</p>
<p>Bizimle beraber aynı ihaleye teklif veren ve bize göre çok büyük olan üreticilerden bazıları bize gelerek, bizden hammadde almak istedilerse de vermedik. Hammadde verseydik, mamul maddeyi sattığımız zaman kazandığımızdan daha çok kazanabilirdik amma yapmadık.</p>
<p>Ancak, bu ürünü verdiğimiz devlet kurumu daha sonra bize davet usulü ile ciddi işler verdi.</p>
<p>O zaman da biz, önemli ölçekte kâr edip para kazandık.</p>
<p>Neden derseniz?</p>
<p><strong>Stratejimiz fiyat üzerine değil, müşterinin önem verdiği odak noktasına göre kurulmuştu.</strong></p>
<p>Güven kazanmak için ise önce kendi tedarikimizi güvence altına alma çabamız sonuç vermiş ve fiyattan kazanmak değil, güvenilir tedarikçi olma stratejimiz kazandırmıştı.</p>
<p><strong>Fiyat her zaman önemlidir ancak işi alabilmek için tek seçenek değildir.</strong></p>
<p><strong>Öyle düşünenlerdenseniz “ Fiyatla rekabet, sonu felaket.”</strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fiyat-mi-strateji-mi-76968</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fiyat mı strateji mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
