<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dongusel-ekonomi-turkiyenin-yeni-sanayilesme-hikayesi-olabilir-85524</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Döngüsel ekonomi Türkiye’nin yeni sanayileşme hikâyesi olabilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Döngüsel ekonomi artık bir tercih değil. Türk sanayisi için mesele, daha sürdürülebilir üretim yapıp yapmamakla sınırlı değil. Asıl mesele, geleceğin rekabet koşullarında daha az kaynakla daha fazla değer üretebilen bir sanayi ekonomisine dönüşüp dönüşemeyeceğimiz.</strong></p>
<p>Türk ekonomisi zor bir dönemden geçiyor. Yüksek enflasyon, finansman maliyetleri, enerji ve hammadde fiyatlarındaki oynaklık, düşük verimlilik ve küresel rekabet baskısı sanayinin hareket alanını daraltıyor. Bu koşullarda sanayinin önündeki temel soru; yalnızca daha fazla nasıl üreteceği değil, daha az kaynak, enerji ve hammaddeyle nasıl daha fazla değer yaratacağıdır. Çevre politikalarının bir alt başlığı gibi görülse de, döngüsel ekonomi, tam da bu soruya yanıt veren bir üretim ve iş modeli olarak öne çıkıyor. Çevresel kazanımların yanında verimliliği ve rekabet gücünü de artıran bir çıkış stratejisi sunuyor.</p>
<p><strong>Döngüsel ekonomi neden önemli?</strong></p>
<p>Geleneksel ekonomik model, “al-üret-kullan-at” prensibine dayanıyor. Döngüsel ekonomi ise ürünlerin, malzemelerin ve kaynakların değerini mümkün olduğunca uzun süre korumayı, atık oluşumunu azaltmayı ve kaynakları yeniden kullanmayı hedefliyor. Bu dönüşümün gerekliliği artık yalnızca çevre politikalarıyla açıklanamayacak kadar belirgin. Birleşmiş Milletler Çevre Programı Uluslararası Kaynak Paneli'ne göre doğal kaynak çıkarımı son 50 yılda üç katına çıktı. Mevcut eğilim sürerse kaynak çıkarımının 2060'a kadar 2020 seviyesine göre yüzde 60 artması bekleniyor.<sup>(1)</sup></p>
<p>Türkiye açısından sorun daha da kritik. Ülkenin enerji ve hammadde ithalatına yüksek bağımlılığı, kaynak verimliliğini doğrudan ekonomik bir mesele hâline getiriyor. Dünya Bankası, Türkiye’nin iklim ve enerji dönüşümünü hızlandırmasının 2040’a kadar yaklaşık 146 milyar dolarlık ekonomik kazanım sağlayabileceğini hesaplıyor.<strong><sup>(2)</sup> </strong>Döngüsel ekonomi de bu dönüşümün önemli araçlarından biri.</p>
<p><strong>UDESEP önemli bir başlangıç</strong></p>
<p>Türkiye’nin bu alandaki en önemli politika adımlarından biri, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hazırlanan 2025-2028 Ulusal Döngüsel Ekonomi Stratejisi ve Eylem Planı (UDESEP). UDESEP; elektronik ve bilgi-iletişim teknolojileri, batarya ve araçlar, ambalaj, plastik, tekstil, inşaat ve binalar ile gıda ve biyokütle olmak üzere yedi sektörü önceliklendiriyor. Bu tercih tesadüfi değil. Bu sektörler hem yüksek miktarda kaynak tüketiyor, hem de döngüsel dönüşüm için önemli ekonomik fırsatlar barındırıyor.</p>
<p>Türkiye’nin 2018 yılı için hesaplanan döngüsellik oranının yüzde 4,5 seviyesinde olması,<strong><sup>(3)</sup></strong> önümüzdeki potansiyeli gösteriyor. Ancak kritik olan yalnızca geri dönüşüm oranlarını artırmak değil. Asıl mesele, üretim süreçlerini kaynakları daha uzun süre ekonomide tutacak şekilde yeniden tasarlamak.</p>
<p><strong>Türk sanayisi için yeni bir çıkış planı</strong></p>
<p>Türk sanayisinin temel sorunu yalnızca daha fazla üretmek değil. Bunu daha yüksek katma değerle, daha düşük kaynak ve enerji maliyetiyle yapabilmek. OECD'nin 2025 Türkiye Ekonomik Araştırması, nüfusun yaşlanmasıyla birlikte ek işgücü yoluyla sağlanacak büyüme potansiyelinin daraldığını, sürdürülebilir büyümenin giderek daha fazla verimlilik artışına bağlı olacağını vurguluyor.<strong><sup>(4)</sup></strong> Döngüsel ekonomi tam da bu noktada bir sürdürülebilirlik politikası olmaktan çıkıp sanayi politikası hâline geliyor. Daha az hammadde kullanımı, atığın üretim girdisine dönüştürülmesi, ürünlerin tamir edilebilir ve yeniden kullanılabilir şekilde tasarlanması, sanayi işletmeleri arasında yan ürün ve atık değişimi maliyetlerini azaltırken yeni iş modelleri ve pazarlar yaratabilir.</p>
<p><strong>Döngüsel ekonomiye adaptasyon bir tercih olmamalı</strong></p>
<p>Döngüsel ekonomi artık bir tercih değil. Türk sanayisi için mesele, daha sürdürülebilir üretim yapıp yapmamakla sınırlı değil. Asıl mesele, geleceğin rekabet koşullarında daha az kaynakla daha fazla değer üretebilen bir sanayi ekonomisine dönüşüp dönüşemeyeceğimiz. Türkiye’nin yeni sanayi hikâyesi belki de daha fazla üretmekten değil, ürettiğimiz değeri daha uzun süre ekonomide tutabilmekten geçmeli.</p>
<p>---</p>
<p>https://www.unep.org/resources/Global-Resource-Outlook-2024</p>
<p>2 World Bank. (2022). Türkiye country climate and development report. World Bank.</p>
<p>3 https://www.eea.europa.eu/en/europe-environment-2025/countries/turkiye/circular-material-use-rate</p>
<p>4 OECD. (2025). OECD economic surveys: Türkiye 2025. OECD Publishing.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dongusel-ekonomi-turkiyenin-yeni-sanayilesme-hikayesi-olabilir-85524</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Döngüsel ekonomi Türkiye’nin yeni sanayileşme hikâyesi olabilir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/atilimlar-ve-gerilimler-85523</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Atılımlar ve gerilimler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Otomotiv sanayisinde yeni yatırımlar umut verirken, Avrupa’daki zayıf talep, AB’nin yeni sanayi politikaları, yüksek maliyetler ve finansmana erişim sorunları sektörün önündeki yapısal riskleri koruyor. 2027’de toparlanmanın gücü, yalnızca üretim hatlarına değil Brüksel’deki müzakerelere de bağlı olacak. OSD’nin verileri sektörün artık sadece bir üretim stratejisiyle değil, aynı zamanda güçlü bir sanayi diplomasisiyle yol alması gerektiğini ortaya koyuyor.</strong></p>
<p>Yılın ilk 7 ayına ilişkin Otomotiv Sanayii Derneği (OSD) verileri, ilk bakışta üretim ve ihracatta ciddi bir daralma resmi çiziyor. Otomobil üretimi yüzde 19, adet bazında toplam ihracat yüzde 14 gerilemiş durumda. Ancak OSD Başkanı Cengiz Eroldu, bu tabloyu pasif bir kriz yansıması olarak değil, aksine bilinçli ve planlı bir geçiş döneminin parçası olarak açıklıyor. Yaşanan üretim kaybının önemli bir kısmı, bayram ve idari tatillerden kaynaklanan beş-altı günlük çalışma kaybı ile yeni model ve kapasite yatırımları için hat hazırlıklarından oluşuyor. Yani sektör, uzun vadeli rekabet gücü için kısa vadede hacim fedakârlığı gösteriyor. Bu stratejik tercihin en somut göstergesi ise, üretim hacmi düşerken dolar bazında ihracatın 23,9 milyar dolar ile tarihi zirveye ulaşması… Sektör artık kaç adet ürettiğinden çok, ne değerde ürettiğiyle ölçülüyor.</p>
<p><strong>Yeni model yatırımları otomobil hattında yoğunlaşıyor</strong></p>
<p>İç pazarda da benzer bir yapısal kırılma yaşanıyor. Toplam pazar yüzde 11 daralırken, yerli otomobil satışları yüzde 4 artmış ve yerli üretim araçların pazar payı yüzde 29’dan yüzde 34’e yükselmiş. Hafif ticari araçta ise yerli satış artışı yüzde 13’ü buluyor. Başkan Eroldu’nun ifadesiyle, bu “yatırımların ilk sonuçlarını görmeye başladığımızı” gösteriyor. Dolayısıyla 2026’nın ilk yarısı, ithalatın baskılandığı, yerli üretimin korunduğu bilinçli bir pazar yönetiminin de ürünü olarak okunabilir. Segment bazında ise ticari araç üretimindeki yüzde 9’luk artışa karşılık otomobildeki yüzde 19’luk düşüş, yeni model yatırımlarının ağırlıklı olarak otomobil hattında yoğunlaştığını, ticari araçların ise mevcut kapasiteyle yoluna devam ettiğini gösteriyor.</p>
<p>Yılın son çeyreği ve 2027 perspektifinde ise sektörün en belirleyici sınavı, yeni modellerin devreye girmesinden çok, Avrupa pazarındaki talep ve rekabet koşulları ile AB Sanayi Hızlandırma Yasası “IAA”ya ilişkin müzakerelerin seyri olacak. Başkan Eroldu, yeni yatırımların olumlu etkisinin son çeyrekte ve asıl olarak 2027’de hissedileceğini belirtirken, bu iyimserliğin iki ciddi sınırlayıcısı olduğunu da hatırlatıyor; Avrupa’daki talep zayıflığı ve iç pazardaki daralmanın üretime yansıması. Yılsonu beklentisi de, 2025 seviyesinin bir miktar altında, fakat yine de pozitif üretim ve ihracat performansı… Bu, 2026’nın bir “dip-yapılanma” yılı olarak konumlandırıldığını ve asıl toparlanmanın 2027’ye ertelendiğini gösteriyor. OSD’nin 2027 gündeminde ise “IAA”, Türkiye’nin ihracatının yüzde 70’ini oluşturan AB pazarına erişim koşullarını yeniden tanımlayacak en kritik başlık. Başkan Cengiz Eroldu’nun vurgusu, Türkiye’nin Gümrük Birliği ortağı ve Avrupa otomotiv değer zincirinin ayrılmaz parçası olarak tanımlanması gerektiği yönünde. Makro maliyet baskıları, finansmana erişim ve öngörülemezdik ise rekabet gücünün ikinci ayağı olarak masada kalmaya devam ediyor.</p>
<p>İşte tam bu noktada Hyundai Motor Türkiye’nin İzmit fabrikasında Ioniq 3’ün seri üretimine başlaması, OSD’nin anlattığı dönüşümün en elle tutulur dış onayı olarak karşımıza çıktı. Son iki yılda fabrikanın yaklaşık yüzde 50’sinin modernize edildiği ve binden fazla çalışanın yeni roller üstlendiği bu yatırım, OSD’nin “yeni model hat geçişleri” nedeniyle yaşanan üretim kaybı tezini doğruluyor. Hyundai’nin Türkiye’yi Güney Kore dışındaki en uzun süreli yurtdışı tesisi olan İzmit’te, tam elektrikli ilk aracını üretmek üzere seçmesi, sektörün planlı dönüşümünün uluslararası sermaye nezdinde karşılık bulduğunun açık bir göstergesi. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fatih Kacır’ın “yeni nesil mobilite vizyonumuzun küresel otomotiv üreticileri nezdinde karşılık bulduğunun ispatı” sözü de bu tezi destekliyor. Ayrıca, Hyundai Motor Europe CEO’su Xavier Martinet’in “Türkiye’ye güvenimiz Ioniq 3’ün ötesine uzanıyor” açıklaması, bu yatırımın tek seferlik olmadığını, Türkiye’nin Avrupa’nın mobilite dönüşümündeki rolüne duyulan stratejik güveni yansıtıyor. Eğer Türkiye otomotivi, Avrupa sınırlarında kalırsa, Ioniq 3’ün yanına başka “yerli” elektrikliler de gelecektir… Ki, zaten İzmit’te yenilenecek i20 ile Bayon da, sırada bekliyor…</p>
<p>Peki bu yatırım, OSD’nin ifade ettiği sektörel gerilimleri ne ölçüde hafifletebilir? Ioniq 3, ilk aşamada yıllık 30 bin adetlik elektrikli araç kapasitesiyle, OSD’nin katma değerli ihracat ve yerli üretim payı hedeflerine doğrudan katkı sağlayacak. Fabrikanın mevcut ihracat oranının yüzde 80 olduğu düşünülürse, bu modelin Avrupa’ya yönelik yüksek birim fiyatlı ihracatı, dolar bazındaki ihracat artış trendini daha da güçlendirecektir. Aynı zamanda iç pazarda yerli elektrikli arzını artırarak, OSD’nin olumlu gördüğü yerlilik oranındaki sıçramayı hızlandıracaktır. Dolayısıyla Ioniq 3, sektörün üretim, kapasite ve ürün portföyü düzeyindeki stresini önemli ölçüde azaltan, hatta OSD başkanının “yatırımların ilk sonuçları” tanımlamasını daha da güçlendiren bir adım.</p>
<p><strong>Yatırım güçlü, yapısal gerilimler sürüyor</strong></p>
<p>Ancak bu noktada ayrımı net yapmak gerek: Ionıq 3 gibi tek bir yatırım, sektörün makro düzeydeki yapısal gerilimlerini çözmeye yetmez. OSD’nin 2027 gündeminde ilk sıraya koyduğu AB Sanayi Hızlandırma Yasası IAA ve Türkiye’nin bu yasa karşısındaki konumu, Hyundai’nin İzmit’teki yatırımıyla aşılabilecek bir risk değil. Türkiye’nin ihracatının yüzde 70’ini oluşturan AB pazarına erişim koşulları, müzakere masasında belirlenecek. Ioniq 3, Türkiye’nin cazibesini ve sanayi altyapısını göstererek bu müzakerelerde bir koz sunabilir, ancak diplomasinin yerini tutamaz. Aynı şekilde kur-enflasyon makası, finansmana erişim zorluğu, maliyet baskıları ve Çin kaynaklı küresel rekabet, tüm sektör oyuncularını etkileyen makroekonomik ve jeopolitik faktörler olarak varlığını koruyacaktır. Ioniq 3, bu baskıları hafifletebilir ama ortadan kaldıramaz.</p>
<p>Dolayısıyla Türkiye otomotiv sanayi için mevcut durum, birbirini tamamlayan iki gerçeklikten oluşuyor. Bir yanda Ioniq 3 ile somutlaşan, özel sektör yatırımlarıyla desteklenen başarılı bir dönüşüm var. Diğer yanda ise AB’nin sanayi politikası, makroekonomik istikrar ve küresel rekabet koşulları gibi sektörün doğrudan kontrolü dışındaki faktörlerin belirlediği bir gerilim alanı... OSD’nin kendi verileri ve açıklamaları, sektörün artık sadece bir üretim stratejisiyle değil, aynı zamanda güçlü bir sanayi diplomasisiyle yol alması gerektiğini ortaya koyuyor. Ioniq 3 bu diplomasinin en parlak örneklerinden biri; ancak Brüksel’deki müzakere masasında alınacak sonuçlar ve makroekonomik koridor, Türkiye otomotiv sanayinin 2027 ve sonrasındaki gerçek performansını belirleyecek anahtar olmaya devam ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/atilimlar-ve-gerilimler-85523</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Atılımlar ve gerilimler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/acik-stratejik-otonomi-avrupanin-yeni-jeoekonomik-arayisi-85522</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Açık stratejik otonomi: Avrupa’nın yeni jeoekonomik arayışı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Küresel ekonomi artık yalnızca maliyet avantajı üzerinden şekillenmiyor. Güvenlik, teknoloji, enerji ve stratejik bağımsızlık kavramları ticaret politikalarının merkezine yerleşiyor. Avrupa’nın “açık stratejik otonomi” arayışı da tam olarak bu dönüşümün ürünü, önümüzdeki yıllarda bu yaklaşımın başarısı, yalnızca Avrupa’nın değil, küresel ekonomik düzenin geleceğini de belirleyecek.</strong></p>
<p>Küresel ekonomi artık yalnızca büyüme, ihracat ve yatırımla açıklanabilecek bir düzlemde ilerlemiyor. Ticaret politikaları giderek daha fazla güvenlik, teknoloji, enerji ve jeopolitik rekabetle iç içe geçiyor. Çin, ABD ve Avrupa Birliği’nin son yıllarda benimsediği ekonomik stratejiler bu dönüşümün en net göstergesi.</p>
<p>Bugün üç büyük ekonomik blok aynı küresel sistem içinde hareket ediyor olsa da her biri farklı araçlarla güç üretmeye çalışıyor. Çin üretim ölçeği ve bütünleşmiş sanayi kapasitesiyle öne çıkarken, ABD yatırım teşvikleri ve korumacılığı merkeze alıyor. Avrupa Birliği ise daha çok regülasyonlar, standartlar ve piyasa kuralları üzerinden nüfuz üretmeye çalışıyor. Bu farklılaşma yalnızca ticaret politikalarını değil, önümüzdeki dönemin küresel güç dengesini de şekillendiriyor.</p>
<p>Çin’in yükselişinin temelinde ölçek ekonomisi bulunuyor. Pekin yönetimi uzun yıllardır üretim kapasitesini devlet destekli finansman, ihracat teşvikleri ve stratejik sektör yatırımlarıyla büyüttü. Özellikle kritik mineraller ve nadir toprak elementlerinde oluşturduğu dikey entegrasyon dikkat çekici boyutta. Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre Çin bugün nadir toprak elementlerinin rafinasyonunda yüzde 90’ın üzerinde paya sahip. Elektrikli araçlardan savunma sanayine kadar birçok sektör için kritik önemdeki mıknatısların üretiminde de küresel hâkimiyet kurmuş durumda.</p>
<p>Bu tablo Çin’e yalnızca ekonomik değil, jeopolitik bir avantaj da sağlıyor. Çünkü günümüz dünyasında enerji dönüşümü, dijitalleşme ve savunma teknolojileri büyük ölçüde bu hammaddelere bağımlı. Pekin’in Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında geliştirdiği altyapı ve finansman ağı da bu stratejinin küresel ayağını oluşturuyor. Çin böylece yalnızca mal ihraç etmiyor; limanlardan lojistik ağlara kadar ticaretin fiziksel altyapısını da şekillendiriyor.</p>
<p>ABD ise farklı bir yol izliyor. Washington son dönemde ticaret politikasını klasik serbest piyasa anlayışının ötesine taşıdı. Özellikle yarı iletkenler, temiz enerji teknolojileri ve ileri üretim alanlarında büyük kamu teşvikleri devreye sokuldu. CHIPS Act ve Inflation Reduction Act gibi düzenlemeler, stratejik sektörleri yeniden ABD içinde konumlandırmayı hedefliyor.</p>
<p>Ancak ABD’nin yaklaşımı yalnızca iç yatırım politikasıyla sınırlı değil. Washington aynı zamanda “friend-shoring” olarak tanımlanan müttefiklerle tedarik zinciri kurma stratejisini benimsiyor. Çin’e bağımlılığı azaltmak amacıyla üretim ağlarının dost ve güvenilir ülkeler arasında yeniden dağıtılması hedefleniyor. Buna paralel olarak tarifeler ve ticaret kısıtlamaları da yeniden güçlü bir politika aracına dönüşmüş durumda.</p>
<p>Avrupa Birliği ise bu iki modelden farklı bir çizgide ilerliyor. Brüksel’in temel gücü üretim kapasitesinden çok, büyük iç pazarı ve regülasyon oluşturma yeteneği. Karbon düzenleme mekanizması (CBAM), yabancı sübvansiyon düzenlemeleri, dijital kurallar ve sürdürülebilirlik standartları bu yaklaşımın somut örnekleri.</p>
<p>AB’nin son yıllarda sıkça kullandığı “açık stratejik otonomi” kavramı tam da bu noktada önem kazanıyor. Bu yaklaşımın temel amacı Avrupa’nın tamamen içe kapanması değil; kritik alanlarda dış bağımlılıkları azaltırken ekonomik açıklığı korumak.</p>
<p>Aslında bu politika bir zorunluluktan doğdu. Avrupa bugün birçok stratejik hammaddede ciddi dış bağımlılığa sahip. Örneğin magnezyum tedarikinin büyük kısmı Çin’den geliyor. Elektrikli araçlar ve yenilenebilir enerji teknolojileri için gerekli olan nadir toprak elementlerinde de Avrupa’nın kapasitesi oldukça sınırlı. Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında enerji alanında yaşanan kırılganlık ise Brüksel’e ekonomik bağımlılıkların aynı zamanda jeopolitik risk anlamına geldiğini gösterdi.</p>
<p>Bu nedenle Avrupa Birliği artık yalnızca regülasyon üreten bir yapı olmak istemiyor. Kritik Hammaddeler Yasası, Net-Zero Industry Act ve Avrupa çip yatırımları gibi girişimler, AB’nin sanayi politikalarına daha aktif biçimde yöneldiğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Yine de Avrupa’nın önünde ciddi zorluklar bulunuyor. Çin’in devasa üretim kapasitesiyle veya ABD’nin agresif yatırım teşvikleriyle aynı hızda rekabet etmek kolay değil. Yüksek enerji maliyetleri, yavaş büyüme, yaşlanan nüfus ve dağınık sanayi yapısı AB’nin hareket alanını sınırlandırıyor.</p>
<p>Buna rağmen “açık stratejik otonomi”nin önümüzdeki dönemde küresel ticaret düzeni üzerinde önemli etkiler yaratması bekleniyor. Dünya ekonomisi tamamen kopmuş bloklara ayrılmasa da ticaret giderek daha fazla güvenlik ve stratejik bağımlılık perspektifiyle şekillenecek. Özellikle yarı iletkenler, bataryalar, savunma teknolojileri ve kritik mineraller gibi alanlarda devlet müdahaleleri artacak.</p>
<p>Bu yeni dönemde Avrupa’nın rolü belirleyici olabilir. Eğer AB regülasyon gücünü sanayi kapasitesiyle destekleyebilirse, küresel sistemde üçüncü bir model oluşturabilir: ne Çin tarzı devlet kapitalizmi ne de ABD tarzı sert korumacılık. Ancak bunu başaramazsa Avrupa, kuralları koyan fakat üretim zincirlerinde dışa bağımlı kalan bir ekonomik aktöre dönüşme riskiyle karşı karşıya kalacak.</p>
<p>Küresel ekonomi artık yalnızca maliyet avantajı üzerinden şekillenmiyor. Güvenlik, teknoloji, enerji ve stratejik bağımsızlık kavramları ticaret politikalarının merkezine yerleşiyor. Avrupa’nın “açık stratejik otonomi” arayışı da tam olarak bu dönüşümün ürünü, önümüzdeki yıllarda bu yaklaşımın başarısı, yalnızca Avrupa’nın değil, küresel ekonomik düzenin geleceğini de belirleyecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/acik-stratejik-otonomi-avrupanin-yeni-jeoekonomik-arayisi-85522</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Açık stratejik otonomi: Avrupa’nın yeni jeoekonomik arayışı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abd-cekilirken-ankara-sahaya-iniyor-bolgesel-guc-bolgesel-yuk-mu-85521</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> ABD çekilirken Ankara sahaya iniyor; bölgesel güç bölgesel yük mü?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABD’nin Orta Doğu ve Körfez’de askeri varlığını azaltması, Türkiye için yeni bir jeopolitik alan açıyor. Ankara, Libya’dan Kızıldeniz’e uzanan hatta daha fazla sorumluluk üstlenirken, Washington’un bıraktığı boşluğu ne ölçüde doldurabileceği tartışılıyor.</strong></p>
<p>Türkiye Orta Doğu'dan sonra Kuzey Afrika'da da hareketlendi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Trablus, Bingazi ve Kahire’yi kapsayan yoğun diplomasi trafiği, Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan arasında imzalanan Mekke Savunma Anlaşması'na Mısır'ın da dahil olma ihtimali, Kızıldeniz’de kurulacak deniz güvenliği koalisyonuna katkı açıklaması birbiri ardına geldi. Belli ki Türkiye artık yalnızca bölgesel krizleri yöneten veya tehditleri sınırlarının dışında tutmaya çalışan bir aktör olmaktan çıkıp şekillenmeye başlayan yeni Orta Doğu düzeninde "oyun kurucu" rolünü üstlenmeye çalışıyor.</p>
<p><strong>Mekke Anlaşması: Yeni yönelimin kilometre taşı</strong></p>
<p>Mekke Savunma Anlaşması Türkiye'nin Orta Doğu ve Kuzey Afrika'daki dış politika dönüşümünün en önemli kilit taşlarından birini oluşturuyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan anlaşma, ortak savunma mekanizmaları, düzenli askeri tatbikatlar, savunma sanayii iş birlikleri ve siyasi koordinasyon yapıları öngörüyor. Her ne kadar taraflar anlaşmanın herhangi bir ülkeye karşı olmadığını vurgulasa da, verilen mesajların ayrıntılarına bakıldığında Orta Doğu'da bir "cephe" kurulduğu ortada.</p>
<p><strong>Libya’da tarihi politika değişimi</strong></p>
<p>Türkiye’nin yeni stratejisinin en dikkat çekici ayaklarından biri Libya’da görülüyor.</p>
<p>Ankara uzun yıllardır Trablus merkezli hükümetin en güçlü destekçilerinden biri olarak hareket etti. Son iki yıldır yaşanan gelişmeler ise, Türkiye’nin Libya politikasında önemli bir dönüşüme işaret ediyor. Dışişleri Bakanı Fidan’ın Bingazi’de Halife Hafter ile gerçekleştirdiği görüşmenin sadece sembolik değil, stratejik bir anlamı da var;</p>
<p>Türkiye artık yalnızca Batı Libya’daki dengelerle ilgilenen bir aktör olmak istemiyor. Bunun yerine ülkenin doğusu ve batısıyla aynı anda temas kurabilen, her iki taraf üzerinde de etkisi bulunan bir güç konumuna yükselmeye çalışıyor.</p>
<p>Bu yaklaşımın arkasında enerji güvenliği, deniz yetki alanları, düzensiz göç rotaları ve Doğu Akdeniz’deki güç dengeleri gibi birçok faktör bulunuyor.</p>
<p><strong>Mısır yakınlaşmasının önemi</strong></p>
<p>Ankara’nın bölgesel denkleminde Mısır’ın yeri çok kritik... Birkaç yıl öncesine kadar Libya ve Doğu Akdeniz nedeniyle sert rekabet içinde olan Türkiye ve Mısır bugün çok farklı bir noktaya gelmiş durumda. Karşılıklı ziyaretler, ekonomik işbirliği girişimleri ve Libya konusunda yürütülen temaslar ilişkilerde yeni bir dönemin kapısını aralıyor.</p>
<p>Bu nedenle birçok gözlemci, Mekke Savunma Anlaşması’nın geleceğinin Kahire’nin tutumuna bağlı olduğunu düşünüyor. Fidan’ın Libya'dan sonra Kahire'yi ziyaret etmesi, burada Suudi ve Mısırlı mevkidaşı ile aynı masada poz vermesi önemliydi. Ankara'nın Mısır’ı Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki her türlü gelişmede “doğal ortak” olarak tanımlaması da Türkiye'nin uzun vadeli hedefini ortaya koyar nitelikte. </p>
<p>Belli Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan ekseninin zamanla daha geniş bir bölgesel yapıya dönüşmesini hedefliyor.</p>
<p>Ancak Kahire’nin önünde önemli kısıtlar bulunuyor. Mısır ekonomisinin Batı finansmanı ve Körfez sermayesine bağımlılığı, İsrail ile sürdürülen güvenlik dengesi ve Süveyş Kanalı’nın stratejik önemi, ülkenin keskin jeopolitik tercihler yapmasını zorlaştırıyor.</p>
<p>Bu nedenle kısa vadede Kahire'nin Mekke Anlaşması’na dahil olmasından ziyade daha esnek bir ortaklık modelinin öne çıkması bekleniyor.</p>
<p><strong>Kızıldeniz ve Arap Körfezi’nde artan Türk varlığı</strong></p>
<p>Türkiye’nin son dönemde ilgisini açıkladığı en önemli girişimlerden biri de Suudi Arabistan öncülüğünde oluşturulan Kızıldeniz deniz güvenliği koalisyonu oldu.</p>
<p>Bab ül Mendep Boğazı, Kızıldeniz ve Aden Körfezi küresel ticaret açısından kritik öneme sahip. İran savaşı sonrası dönemde bu hatların güvenliği daha da önemli hale geldi. Türkiye’nin bu girişime dahil olması, Ankara’nın güvenlik perspektifinin artık yalnızca yakın çevresiyle sınırlı olmadığını gösteriyor. Suudi Arabistan’a askeri ekipman ve savaş uçakları gönderildiğine ilişkin haberler ve savunma iş birliğinin derinleşmesi yönündeki açıklamalar da bu eğilimi destekliyor. Bir başka ifadeyle Türkiye, Körfez güvenliğinde daha görünür ve daha aktif bir rol üstlenmeye hazırlanıyor.</p>
<p><strong>Doğu Akdeniz ve yeni rekabet dönemi</strong></p>
<p>Her "gruplaşmanın" mutlaka "karşıtının" olacağını da hesaplamak gerekiyor.</p>
<p>Nitekim Dışişleri Hakan Fidan'ın geçen hafta Mısır ziyaretinde "karşı ittifaklardan" bahsetmesi oldukça anlamlıydı.</p>
<p>"Bölgede başka ittifaklar bizlere karşı oluyor mu? Oluyor. Yani biz, Mekke İttifakı'nı imzalamadan önce biliyorsunuz İsrail, Kıbrıs Rum kesimi ve Yunanistan bir araya gelip, Akdeniz'de bir güvenlik ittifakı kurdular" diyen Fidan, aslında bir anlamda Mekke anlaşmasının da bu "karşı ittifakı" dengeleme amacını taşıdığı mesajını verdi.</p>
<p>Fidan'ın Mısır'da doğrudan İsrail'i hedef alması, Gazze barış antlaşmasına uymayacağını söyleyen bu ülkeye karşı sadece "Türkiye Dışişleri Bakanı" olarak değil, bir "ittifakın temsilcisi" gibi konuşması da önemliydi. Fidan, "Filistin tarafının taahhütlerini tutmasına rağmen İsrail'in bundan sonra adım atmaması, biz diğer arabulucuları ortaklaşa bir radikal adım atmaya itebilir bu süreçle alakalı. Bu konuda Amerika'nın İsrail'e yönelik gerekli baskıyı tabii ki uygulamasını bekliyoruz. Yoksa Türkiye, Katar ve Mısır olarak bu konuda atmamız gereken tabii ki radikal adımlar olacak" dedi.</p>
<p><strong>Farklı krizleri aynı anda yönetebilmek…</strong></p>
<p>Türkiye'nin kurduğu ortaklıklar ile "nüfuz alanını genişletmeye çalıştığı" ortada.</p>
<p>Ancak bölgesel güç olmanın gerçek sınavının nüfuz kazanmak değil, artan riskleri yönetebilmek olduğu da unutulmamalı.</p>
<p>Türkiye bugün aynı anda Libya’daki dengeleri gözetmek, Gazze krizinde aktif diplomasi yürütmek, Kızıldeniz’de güvenlik sorumlulukları üstlenmek, Körfez ortaklarıyla koordinasyonu sürdürmek ve Doğu Akdeniz’deki rekabeti yönetmek zorunda.</p>
<p>ABD çekilirken, Türkiye'nin onun yerini doldurma hevesinin, ülkeyi daha karmaşık rekabetlerin ve daha geniş sorumluluk alanlarının içine çekme ihtimali büyük.</p>
<p>Bu nedenle önümüzdeki dönemde temel soru Mekke Savunma Anlaşması’nın ne kadar büyüyeceği değil;</p>
<p>Türkiye’nin Libya’dan Gazze’ye, Kızıldeniz’den Doğu Akdeniz’e kadar uzanan geniş jeopolitik satranç tahtasında açtığı bu yeni cepheleri aynı anda ne kadar sürdürülebilir biçimde yönetebileceği olacak gibi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Oyun kuruculuk yeni riskler de getiriyor</strong></span></p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump'ın da her fırsatta övgüsünü alan Türkiye'nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da "oyun kurucu" olma hevesinin, ülkeyi yeni risk alanlarıyla karşı karşıya getirdiği de açık. Mekke anlaşması Ankara’ya yeni diplomatik fırsatlar sunarken aynı zamanda İran ile ilişkiler açısından da alarm veriyor. ABD/İsrail savaşında İran'ın hedeflerinden olan Suudi Arabistan'a gönderilecek her Türk savaş uçağı, her Mehmetçik, doğrudan hedef olma riski taşıyor. İran'ın doğal hedefi haline gelmemek için, başta Suudi Arabistan olmak üzere, Arap Körfezi'ndeki tüm üslerini teker teker boşaltıp, askerlerini çeken ABD'nin yerini Türkiye'nin alması, Washington'un taşıyamadığı riskleri Ankara'nın üstlenmesi anlamına gelebilir.</p>
<p>Sadece bu kadar da değil; İran savaşı boyunca Türkiye -kimin attığı bir türlü belirlenemeyen ve havada etkisiz hale getirilen birkaç saldırı füzesi hariç- hiç hedef olmadı. Ancak yeni "oyun kurucu" yaklaşımın Tahran yönetimi tarafından "düşmanca" algılanması riski, Türkiye topraklarının da hedef haline gelmesi ihtimalini doğurabilir. Ortadoğu'da denge her bozulduğunda yaşanan savaşlar ve kayıplar hala hafızalarda.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abd-cekilirken-ankara-sahaya-iniyor-bolgesel-guc-bolgesel-yuk-mu-85521</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/1/1280x720/67677-1786941952.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD çekilirken Ankara sahaya iniyor; bölgesel güç bölgesel yük mü? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turk-sanayisinin-isi-bugun-artik-daha-zor-85520</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türk sanayisinin işi bugün artık daha zor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dün ile kıyaslandığında bugün değişenin farkına çabucak varmak artık daha meşakatli, daha zor. Türk sanayisinin yalnızca yeni teknolojilere çabuk uyum sağlamak için yatırım yapma derdi yok dolayısıyla, hangi alana odaklanması gerektiğini belirlemek için gereken inovasyon erken uyarı sistemini tasarlamak artık daha zor.</strong></p>
<p>Türkiye’nin yirminci yüzyılın ikinci yarısında attığı adımlar, meyvelerini yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğinde verdi. Türkiye, İsrail ile birlikte içinde bulunduğumuz bölgenin iki sanayi ülkesinden biri oldu. Bugün bölgesinde Türkiye’nin diğer ülkelerden temel farkı budur: Türkiye sanayi malları ihracatçısıdır. Suudi Arabistan ya da Pakistan ile kıyaslayın bakalım.</p>
<p><strong>Türkiye ürün ve pazar çeşitliliğinde Çin ve Hindistan ile kıyaslanabilir konumda</strong></p>
<p>İhracat performansımız açısından bakarsanız, ürün ve pazar çeşitliliğinde Türkiye artık Çin ve Hindistan’la kıyaslanabilir bir ülke konumundadır. Yandaki iki tablo 1995 ve 2024’te ürün ve pazar çeşitliliği açısından nereden nereye geldiğimizi gösteriyor.</p>
<p> </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8290ba4fa1e-1786941626.jpg" alt="" width="800" height="390" />Nedir? 1995’te dünyanın ana tedarikçileri Batı Avrupa ülkeleri ve ABD’ydi. 2024 itibariyle Batı’nın yerini Çin, Hindistan ve Türkiye aldı.</p>
<p>Burada yeşille işaretlenen ülkelerin Orta Doğu ülkeleri olduğunu dikkate alırsanız, Türkiye’nin son otuz yılda aldığı mesafeyi daha iyi görebilmek mümkün. Türkiye bugün 1800 civarın ürünü, yüzden fazla ülkeye satabiliyor. Önemli.</p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8290e10bf65-1786941665.jpg" alt="" width="800" height="390" /></strong><strong>Türk sanayisinin derdi nedir?</strong></p>
<p>Ama geçen haftadan devam edersem, önemli olan, Türkiye’nin bu performansını sürdürebilmek için bugünden tedbir almaya başlamasıdır. O nedenle geçen hafta “Peki, bugünlerde Türk sanayisinin derdi nedir?” diye sormuş ve “Türk sanayisinin bugün temel meselesi teknolojik yenilenmedir” diye cevaplamıştım.</p>
<p>Dönüşüm sürecinde şansımız bugün fazla görünmüyordu çünkü yeni teknolojilere ve elektrifikasyona dayalı bir dönüşüm sermaye yoğun bir süreç manasına geliyordu. Türkiye’nin “kötü” şöhreti, daha doğrusu mevcut iktidarın bağımsız yargı ve hukukun üstünlüğü konusundaki “kötü” performansı yerli ve yabancı yatırımcıların yatırım ufkunu kısaltıyordu. Türkiye için portföy yatırımından iyisi yoktu.</p>
<p>Peki, diyelim bir mucize oldu ve o problemi aştık, Türk sanayisinin derdi bitiyor mu? Hayır. Yeni teknolojilere ve elektrifikasyona dayalı dönüşüm bugün dünden daha zor aslında.</p>
<p>Dün sanayileşme esas itibariyle elektrifikasyon demekti, elektrik enerjisini memleketin her tarafına götürür, enterkonekte bir enerji şebekesi oluşturursanız, sanayileşmenin temelini atıyordunuz. Nedir? Sanayi politikası çerçevesini tasarlamak dün bugüne kıyasla daha kolaydı. </p>
<p><strong>Bu çağın sanayi politikasının temel derdi veri işleme kapasitesidir</strong></p>
<p>Bugün sanayileşme ve sanayinin dönüşümü veri işleme kapasitesine dayalı olacak. Veri işleme kapasitesinin yazılım ayağında yapay zekâ teknolojileri, donanım ayağında ise kuantum teknolojileri var. Daha fazla veriyi, en hızlı bir biçimde işleyebilmenin önemli olduğu bir çağın kapısındayız.</p>
<p>İnovasyon ve yeni teknolojilerle ürünün ve talebin nasıl değiştiğini yakından izlemek gerekiyor bundan böyle. Geçenlerde tekstil pazarı ile ilgili olarak, bir grup sanayiciye “Bakın sizin ürettiğiniz ürünlerde AB’nin tekstil talebi artmıyor olabilir ama mesela bez spor ayakkabılarında AB’nin tekstil ürünleri talebi artıyor” deyince, katılımcılardan biri “ama biz o ürünü üretmiyoruz” demişti. Bakın gri balonlar sıçrayabileceğimiz yeni alanlardı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a829111d3b49-1786941713.jpg" alt="" width="800" height="386" />Dediğim tam da o işte, hâlbuki. Türk sanayisinin artık değişen ürün talebine daha hızlı intibak edebilmesi gereken bir sürecin içindeyiz. Bunun için de inovasyonlarla, yeni teknolojilerle değişeni çok daha çabuk takip edebilmemiz gereken bir çağın başı bu.</p>
<p>Bu noktada, Türk sanayisinin işi düne göre daha zor. Çabuk intibak için değişeni daha oluşum halindeyken, bir nevi, rüşeym halindeyken tespit edip intibak etmeye çalışmak gerekiyor. Ancak inovasyon coğrafyasındaki değişiklik işi katmerli zor hale getiriyor. Meghram Gül’ün “The New Geography of Innovation” kitabı aslında zihin açıcı.</p>
<p>Dün inovasyon ve yeni teknolojiler deyince, Amerika’da Silikon Vadisi’ni takip etmek yeterliydi. Şimdi yeni teknoloji şirketleri Çin’den, Singapur’dan, İsviçre’den, Güney Kore’den her yerden pıtrak gibi çıkıyorlar.</p>
<p>Dün ile kıyaslandığında bugün değişenin farkına çabucak varmak artık daha meşakkatli, daha zor. Türk sanayisinin yalnızca yeni teknolojilere çabuk uyum sağlamak için yatırım yapma derdi yok dolayısıyla, hangi alana odaklanması gerektiğini belirlemek için gereken inovasyon erken uyarı sistemini tasarlamak artık daha zor.</p>
<p>Dünya giderek karmaşıklaşırken, ürün ve pazar çeşitliliğini korumak ve hangi alanlara odaklanılması gerektiğine karar vermekte zorlaşıyor.</p>
<p>Türkiye’nin bu tür kararlar için şirketlerin önünü açacak, yeni teknolojiler ve inovasyon gündemi konusunda malumat sahibi bir sanayi politikası mekanizmasına ihtiyacı var doğrusu. Tekil şirketlerimiz bunu yapamaz.</p>
<p>Mesela yakında Avrupa sanayisi ile intibak açısından, ürün bazında “Made in Europe” müzakerelerine başlamamız gerekecek. Sektör sektör şirketlerimiz hangi konuları müzakere etmemiz gerektiği konusunda hazırlıklı mı? Geçtim hazırlığı, malumat sahibi mi? Hayır.</p>
<p>Bugünkü haliyle, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ya da Ticaret Bakanlığı böyle bir rolü üstlenebilir mi?  Hazırlılar mı, şirketlerin önünü açmak için? Bildiğim hayır.</p>
<p>Bizim bu “Devlet Planlama Teşkilatı” meselesini yeniden düşünmeye başlamamız lazım.</p>
<p>Soru ortada: Bu çağın DPT’si nasıl olmalı? Benim bir fikrim var doğrusu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turk-sanayisinin-isi-bugun-artik-daha-zor-85520</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/0/1280x720/774-1786941788.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk sanayisinin işi bugün artık daha zor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zayif-veri-guclu-piyasa-iliskisi-bozuluyor-85519</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zayıf veri güçlü piyasa ilişkisi bozuluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bu hafta küresel piyasalar Çarşamba günü Fed tutanaklarını, Cuma günü ABD, Asya ve Avrupa öncü PMI göstergelerini izleyecek. Hürmüz boğazında gelişmeler Türkiye için temel belirleyici olmaya devam edecek.</strong></p>
<p>Beklentilerden zayıf gelen perakende satış verisi sonrası ABD hisseleri sınırlı satış ile haftayı bitirdi. Değerleme endişesi ile satıcılı seyreden Broadcom, İntel, güçlü sonuçlara rağmen satış yiyen Applied Materials yarı iletkenleri ve endeksleri baskıladı. Muhteşem yedi içinde Meta negatif, Tesla pozitif ayrıştı. Altın madenleri, enerji, kimya, otomotiv değer kazanan az sayıda sektör arasında yer aldı. Havacılık hisseleri geleneği bozmayarak negatif ayrıştı.</p>
<p>Zayıf veri güçlü piyasa ikilisinin bu kez çalışmamasında Ortadoğu’da barış ve Hürmüz’ün açılması ihtimalinin azalması etkili oldu. Başkan Trump’ın “savaşı kazanınca Hürmüz’ü ABD toprağı yapacağız” açıklaması üzerine Brent petrol 89 dolara yaklaşırken, Aralık ayında faiz artış ihtimali %90’ı geçiyor. Tahvil getirilerinde küresel yükseliş dikkat çekiyor.</p>
<p>Uzun süre kapalı kalacak Hürmüz senaryosuna karşı Çin Rusya'dan petrol ve doğalgaz, Türkmenistan'dan doğalgaz boru hatlarıyla kısmen korunuyor. Bunun yanı sıra Bering Boğazı ve Arktik hattı üzerinden Kuzey Avrupa’ya ulaşmak için yeni bir ticaret yolu deniyor. Ümit Burnuna göre yolu 20 gün kısaltan ve %10-15 daha az yakıt harcayan bu hat sadece bahar ve yaz aylarında kullanılabilecek.</p>
<p>Borsa İstanbul küresel risk iştahındaki dalgalanmaya rağmen haftayı pozitif alanda bitirdi. MSCI Türkiye Ağustos ayında %5 dolar bazlı getiri ile Güney Afrika’nın ardından ikinci en çok kazandıran gelişmekte olan ülke endeksi. Savaşa duyarlı rafineri, savunma ve seçici yenilenebilir enerji hisseleri endeksteki yükselişte bayrak taşıyıcı konumda. Bankalar pozitif sürpriz yapan enflasyon verisi ile yükselişe katıldı.</p>
<p>Bu hafta küresel piyasalar Çarşamba günü Fed tutanaklarını, Cuma günü ABD, Asya ve Avrupa öncü PMI göstergelerini izleyecek. Hürmüz boğazında gelişmeler Türkiye için temel belirleyici olmaya devam edecek.</p>
<p>Petrol fiyatlarında ve rafineri marjlarında artış dezenflasyon programı için en büyük tehdit olmaya devam ediyor. Ankara dışsal şoka önce eşel mobil sistemi ardında motorin ÖTV oranında indirim ile cevap verdi. Ama uzun sürecek ve sert bir şok karşısında yapılabilecek fazla bir şey yok.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zayif-veri-guclu-piyasa-iliskisi-bozuluyor-85519</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zayıf veri güçlü piyasa ilişkisi bozuluyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/israf-ihtiyactan-tasan-harcama-85518</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> İsraf, ihtiyaçtan taşan harcama…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İster kişi olsun ister bir işletme; kaynak-harcama dengesini kurabildiği sürece hayatını idame eder. Bu dengeyi bozan, aşırıya kaçmış istekler, ihtiyaçtan taşan harcamalardır ve bu da yıkım getirir.</strong></p>
<p><strong>1-SORUN: İsraf</strong>; sahip olduğumuz bir şeyi yok etmek, <strong>zayi etmek</strong>... Faydaya dönüştürmeden harcamak… <strong>Gerektiğinden fazla kullanmak</strong>… Kullanmadığını çöpe atmak… <strong>Sarf</strong> kökünden gelir. Harcama anlamındaki sarf, <strong>abartılırsa </strong>israfa dönüşür. Tıpkı <strong>dozu aşan ilacın zehre dönüşmesi</strong> gibi…</p>
<p><strong>2-ETKİSİ</strong>: Gereksiz ve ölçüsüz harcadığında, <strong>kusur</strong> işlemiş olursun. <strong>Kaynağı ziyan etmiş</strong>, üretileni; ayarında kullanmamışsındır. <strong>Ekmeği</strong> abartarak alırsın, artanı çöpe atarsın, israftır. <strong>Enerjiyi</strong> üretirsin, kullanmadığını harcarsın, israftır. <strong>Suyu</strong> boşuna akıtırsın, israftır. <strong>Ömür israfı</strong> da en tehlikelisi…</p>
<p><strong>HADDİNİ AŞAN ZIDDINA DÖNER</strong></p>
<p><strong>3-ÇÖZÜM: İsrafın karşıtı, tasarruftur</strong>. Harcamaz, biriktirirsin. Zamanı geldiğinde, <strong>miktarında harcamak</strong> üzere tasarruf edersin. <strong>İsraftan artandır sende kalacak olan</strong>… İsrafın bedeli, üretimin faydaya dönüşememesi… <strong>Zaman israfı</strong> en sinsi olandır. Her madde, israf edilse de yeniden üretilebilir.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Zaman, verimli kullanılmazsa <strong>geri alınmaz</strong>. Tıpkı atılan ok gibi, zaman ya yaşanır ya da ıskalanır. Tasarruf; çoğaltan, israf; azaltandır. <strong>Tasarruf eden zenginleşir, israf eden fakirleşir</strong>. İsrafı alışkanlığa taşıyana <strong>müsrif</strong> denir. Müsrif tüccar, <strong>ticaretin kazancını</strong> tasarruf edememiş demektir.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / İsrafa dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Hayır yapmak israf mıdır?</em></strong></p>
<p>Eskiler israf, sefahatin (<strong>konfor</strong>) sefahat ise <strong>sefaletin</strong> kapısıdır derler. İsrafı kutsayan hiçbir inanç sistemi yoktur. Zira <strong>israf etmede hayır</strong>, hayırda ise israf bulunmaz. <strong>Aşırı sevgi de ilişki israfıdır</strong>.</p>
<p><strong><em>Kendi hazinesinin dilencisi?</em></strong></p>
<p>Canın ne istiyorsa, ye, iç ama israf etme… <strong>Gençliğini </strong>israf eden,<strong> yaşlılığında </strong>sağlık dilencisi olur. Servetini israf eden <strong>kendi hazinesinin dilencisi</strong> olur. <strong>Gerekmeyeni</strong> satın alma; yoksa <strong>gerekeni</strong> satarsın.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>İSRAFTAN YOLA ÇIKAN İFLASA VARIR</strong></p>
<p>Ülkeleri iflasa götüren yol, <strong>israf taşlarıyla</strong> döşenmiştir. Bu israf, insan kaynağını kullanmamaktan, kaynaklarını <strong>değerlendirememekten</strong> doğar. <strong>İsrafın ilacı tasarruftur</strong>. Ancak tasarrufta da ifrata (<strong>aşırıya</strong>) kaçmamalı insan… <strong>Varyemez</strong> olur çıkar, <strong>cimriye</strong> <strong>dönüşürsün</strong> ki bu büyük insani kusurdur.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>İSRAF LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>İsraf</strong>: Sahip olunan imkânları, malı, parayı, malı veya enerjiyi; ihtiyaçtan fazla, yersiz ölçüsüz kullanma</p>
<p><strong>Müsrif</strong>: Para, mal, zaman, sağlık ve imkânları boş yere harcayan, savurtan, tutumsuz, sorumsuz kimse</p>
<p><strong>İsraf ölçüsü</strong>: Rızkın hayırlısı, ihtiyaca yetendir. İhtiyacı abartırsan kendine konfor tuzağı kurarsın</p>
<p><strong>Cimrilik</strong>: Haddini aşan tasarruf, cimriliğe dönüşür. <strong>Biriktir ama gerektiğinde sarf et</strong>, yani harca…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/israf-ihtiyactan-tasan-harcama-85518</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İsraf, ihtiyaçtan taşan harcama… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-85515</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Canlı - Ekonomi Masası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Bu Hafta Piyasada Yönü Ne Belirleyecek? | Ekonomi Masası | 17 Ağustos" src="https://www.youtube.com/embed/wos7y4LjPe0" width="700" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-85515</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/4/1280x720/berfin-cipa-1782361803.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/motorindeki-inis-cikis-fiyatlama-davranisini-daha-da-bozacak-85517</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Motorindeki iniş çıkış fiyatlama davranışını daha da bozacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Akaryakıt fiyatlarında daha önce böylesi hiç görülmedi. Görülmedi, çünkü ne vergi bir anda sıfırlandı, ne aynı gün sıfırlanan vergiyi telafi edecek ölçüde zam geldi.</p>
<p>Aslında motorindeki ÖTV’yi ve bağlı olarak KDV’yi sıfırlama kararı o yüklü zam gözetilerek alındı.</p>
<p>Ama acaba bu operasyon, yarım gün bile uygulamada kalmayan o indirim hiç yürürlüğe girmeden yapılsa çok daha iyi olmaz mıydı?</p>
<p>13 Ağustos Perşembe günü baş döndüren bir indirim- zam trafiği yaşandı. Konuyla ilgilenen hemen herkes çarşambayı perşembeye bağlayan gece yarısını ve 13 Ağustos tarihli Resmi Gazete’nin yayımlanmasını bekledi. Çünkü motorinde ertelenen zammı ortadan kaldırmak için bir ÖTV düzenlemesi gelebilirdi. Nitekim 13 Ağustos’un ilk dakikalarında Resmi Gazete yayımlandı ve motorinden alınan ÖTV ağustos ayı için sıfırlandı. ÖTV eylülden itibaren 3’er lira artarak aralıkta 12 liraya ulaşacak, yeni yılla birlikte ise yasada belirtilen 13,90 lira düzeyinde uygulanmaya başlanacaktı.</p>
<p>Motorinde 12 Ağustos’ta 7,75 lira olan ÖTV sıfırlanınca, ÖTV’nin yüzde 20’si düzeyinde uygulanmakta olan 1,55 lira KDV de dayanaksız kaldı ve doğal olarak sıfırlandı ve böylece motorin bir anda 9,30 lira ucuzladı.</p>
<p>Ne var ki pompaya ancak öğleye doğru yansıyan bu indirimin ömrü çok kısa oldu. ÖTV’yi sıfırlamayı zorunlu hale getiren ve ertelenen zam hemen o gece yarısından geçerli olmak üzere uygulamaya konuldu ve motorine bu sefer 8,89 lira zam geldi. Benzine de 1,52 lira zam yapıldı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İndirim 41 kuruş ama algı başka ve büyük</span></h2>
<p>13 Ağustos Perşembe gününün özeti böyle. Sonuçta motorinde aynı gün içinde net olarak 41 kuruş indirim yapıldı. Hepsi hepsi bu. Ama bu öyle bir yapıldı, öyle bir dalgalanma yaratıldı ki çok büyük bir operasyon söz konusuymuş gibi bir algı oluştu ve vatandaşın bu indirim ve zammı okuması başka oldu.</p>
<p>Bir kere ÖTV’nin sıfırlanmasını eleştirenler bile çıktı:</p>
<p><strong>“Maliye ÖTV’yi sıfırladı ama bu vergiyi başka vergilerden çıkaracak!”</strong></p>
<p>İyi de akaryakıttaki vergi yükünün ağırlığından yakınılmıyor muydu? Dolayısıyla bu eleştirilerin ciddiye alınır yanı yoktu.</p>
<p>Ama vatandaştaki algıyı fena halde bozan ve fiyatlama davranışlarını etkileyen asıl sorun şu:</p>
<p><strong>“Bu ne, çocuk oyuncağı mı; motorin fiyatını sabah ucuzlat, akşam zam yap, böyle uygulama mı olur?”</strong></p>
<p>Sokaktaki her vatandaşın indirimin ÖTV’nin sıfırlanmasından, zammın uluslararası piyasalardaki hareketten kaynaklandığını bilmesi beklenemez. İşte bu yüzden önce indirim, sonra zam sonucunu doğuracak bu işlemde zamanlama hatası yapıldığı gün gibi ortada.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Zamanlama nasıl olabilirdi?</span></h2>
<p>Zamla vergi indirimi çakıştırılabilir; yani zam çarşambayı perşembeye bağlayan gece yarısına denk getirilebilir ya da vergi indirimi zammın yapıldığı cuma günü uygulamaya konulabilir ve sonuçta toplamda 41 kuruşluk indirimle yola devam edilebilirdi.</p>
<p>Vatandaşın da haklı olarak <strong>“Bu nasıl uygulama”</strong> diye yakınmasına fırsat verilmezdi.</p>
<p>Sorun vatandaşın yalnızca yakınması da değil ki… Şimdi şöyle bir algı oluştu:</p>
<p><strong>“Bu nasıl bir yönetimdir ki tüm ülkeyi etkileyen motorin fiyatında aynı gün içinde hem indirim yapıyor, hem zam. Demek ki bundan sonra herkes fiyatını böyle adeta kafasına göre belirleyecek. Ben niye öyle yapmayayım ki!”</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bir kere olsun anlatmayı deneseniz!</span></h2>
<p>Şimdi ekonomi yönetimi bu tür eleştiriler karşısında mutlaka şöyle düşünüyordur: </p>
<p><strong>“İyi de akaryakıt fiyatlarını biz belirlemiyoruz ki. Yurt içindeki fiyat, uluslararası piyasaya göre kendiliğinden oluşuyor. İşte biz de çok zam geleceğini görüp vergiyi düşürdük, daha ne yapalım.”</strong></p>
<p>Ne yapılması gerektiği belli de buna niyetlenen yok. Sorun da bu zaten. Bir kere olsun anlatmayı deneseniz; bu akaryakıt fiyatları nasıl oluşuyor, bir kere olsun anlatmayı deneseniz!</p>
<p>Ama bu yapılmıyor, çünkü biliniyor ki söylenenler tümüyle doğru olsa bile böyle bir bilgilendirmeye inanan çok az olacak.</p>
<p>Çünkü biliniyor ki toplum gözünde inandırıcılık yerlerde!</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Hepsi bir arada!</span></h2>
<p>İndirim ve zammı aynı zamana denk getireme ve sonuçta 41 kuruş indirim olmasına rağmen bunu 9,30 lira indirimi ve 8,89 zam şeklinde yapmak suretiyle kafaları karıştır!</p>
<p><strong>“Akaryakıt fiyatlarını doğrudan kimse belirlemez, bu fiyatlar otomatik oluşur, biz ancak vergiyi aşağı çekerek zammın düşük olmasını sağlayabiliriz, yaptığımız da bu”</strong> diye çıkıp anlatma cesaretini bulama ya da buna gerek duyma!</p>
<p>Sonra da vatandaşın <strong>“Bu nasıl uygulama, aynı gün içinde hem indirim, hem zam; ellerine yüzlerine bulaştırdılar”</strong> şeklindeki yakınmasını ve daha kötüsü <strong>“Enflasyonla mücadelede de havlu atıldı, baksanıza zaten Merkez Bankası da tahminini yükseltti, artık ok yaydan çıktı, ne yapayım ben de başımın çaresine bakar fiyatımı ona göre belirlerim”</strong> yaklaşımını kırabilecek hiçbir adım adım atma, atama; ama sonra da <strong>“Enflasyonla mücadeleye…”</strong> söylemine devam et!</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/motorindeki-inis-cikis-fiyatlama-davranisini-daha-da-bozacak-85517</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/yakit-benzin-mazot-motorin-utts.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Motorindeki iniş çıkış fiyatlama davranışını daha da bozacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupa-lideriyiz-ama-20-milyon-ton-ihracat-23-milyon-ton-celik-ithalati-var-bizi-biraz-koruyun-85516</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa lideriyiz ama 20 milyon ton ihracat, 23 milyon ton çelik ithalatı var, bizi biraz koruyun</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ÇELİK </strong>İhracatçıları Birliği (ÇİB) ve Dünya Çelik Birliği Başkanı <strong>Uğur Dalbeler </strong>ve İMMİB Genel Sekreteri Dr. <strong>Armağan Vurdu </strong>ile 25-27 Ekim 2026’da İstanbul’da düzenleyecekleri <strong>“Steel Networking Summit 2026” </strong>üzerine sohbet için buluştuğumuzda ÇİB Ekonomisti Dr. <strong>Samet Damar </strong>sunumu açtı:</p>
<ul>
<li><strong>Türkiye dünyanın 7’nci, Avrupa’nın en büyük çelik üreticisi…</strong></li>
</ul>
<p><strong>Uğur Dalbeler, </strong>İstanbul Maden ve Metaller İhracatçıları Birliği (İMMİB) Genel Sekreter Yardımcısı <strong>Coşkun Kırlıoğlu</strong>’nun da eşlik ettiği sohbette sunumun başında araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Sektörümüz geçen yıl 38.1 milyon ton çelik üretti. Avrupa’nın en büyük çelik üreticisiyiz. Buna rağmen dış ticaret fazlası veren sektör iken dış ticaret açığı verir olduk. Geçen yıl yaklaşık 20 milyon ton çelik ihraç ettik, ithalat 23 milyon tona ulaştı.</strong></p>
<p><strong>Samet Damar</strong>’dan bu yılın verilerini aktarmasını istedi:</p>
<p>-          <strong>Bu yılın ilk yarısında da tablo benzer şekilde. Bu yılın ilk 6 ayında çelik ithalatı 9.8 milyon ton. 7 aylık ihracat ise 11.3 milyon ton.</strong></p>
<p><strong>Uğur Dalbeler, </strong>dünyadaki genel verilere işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Birçok ülkede çelik ithalatının toplam tüketim içindeki payı yüzde 10-15, bilemediniz yüzde 20 civarında. Türkiye’de ise bu oran yüzde 50’lere yaklaşıyor.</strong></p>
<p>Sektörün itirazının ithal çeliğin pazarın yarısını ele geçirmiş bulunmasına olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Asıl itirazımız, Türkiye’de üretim yapan sanayicinin dünyanın birçok ülkesinden gelen ürünlerle aynı rekabet şartlarına sahip olmadan mücadele etmek zorunda kalınmasına.</strong></p>
<p>Sektörün temsilcileri olarak durumu hükümete, ilgili kurumlara anlatıp, şu mesajı verdiklerini aktardı:</p>
<p>-          <strong>Bizi biraz koruyun, haksızlık ortadan kalksın…</strong></p>
<p>Bu taleplerine aldıkları yanıtın şöyle olduğunu bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Tamam, yapalım ama siz de fiyatlarınızı artırmayın.</strong></p>
<p>Sektörün buna yanıtının şöyle olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Fiyat artırmazsak batma noktasına geliriz. Ya fiyat artıracağız ya batacağız.</strong></p>
<p>Türkiye’den çeliğin Avrupa Birliği ülkelerine kotalar nedeniyle 800-850 dolara girdiğini irdeledi:</p>
<p>-          <strong>ABD’de de yüzde 50 gümrük vergisi nedeniyle ton başına fiyat 1200 doları buluyor. Çin ise Türkiye’ye hâlâ 550 dolar civarında teklif verebiliyor. Oysa ülkemizde çelik üretiminin maliyeti 650 dolar dolayında. Bu durumda içeride Çin’le nasıl rekabet edilebilir?</strong></p>
<p>Bir dönem Türkiye’de yeterli çelik kapasitesi olmadığı için ithalata ihtiyaç duyulduğunu anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Sonra yatırımlarla ülkemizde çelik üretim kapasitesi arttı. Çelik fabrikası kurmanın, kapasite artırmanın maliyeti hiç de az değildir. Bugün, </strong>“Türkiye’de üretilen çelik pahalı, dışarıdan ucuzunu alalım” <strong>yaklaşımı yeniden gündeme geldi.</strong></p>
<p>Bu noktada şu atasözüne atıf yaptı:</p>
<p>-          <strong>Taşıma suyla değirmen dönmez…</strong></p>
<p>Çeliğin stratejik ürün olduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Dünyada çelikte kapasite fazlası var ama hiçbir ülke, </strong>“Nasıl olsa dünyada kapasite fazlası var” <strong>deyip kendi çeliğinden vazgeçmiyor. Çünkü, çelik stratejik. Pandemi, Rusya-Ukrayna savaşı ve sonrasında yaşanan tedarik sorunları bunu bütün dünyaya gösterdi.</strong></p>
<p>Ülkelerin artık yalnızca ucuz ürün değil, güvenilir tedarik kaynağı da aradığı üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Çin, Japonya ve Kore, Türkiye’ye çelik satıyor. Peki Türkiye neden aynı ölçüde satamıyor? Bakın Japonya, ülkede üretilen çeliğin daha yüksek fiyata satılmasını sağlıyor. İç pazardaki kârlılık ihracatta rekabet gücü sağlıyor.</strong></p>
<p>Türkiye’de ise iç pazarın ithalata fazlasıyla açık olmasının yerli üreticinin hareket alanını daralttığını anlattı:</p>
<p>-          <strong>Çelik üretimi çok yüksek sermaye gerektiriyor. Üstelik 1600 derece sıcaklıktaki sıvı metalin işlendiği tesislerden söz ediyoruz. Bu makinelerin, üretim hatlarının, tesislerin sürekli yenilenmesi gerekiyor.</strong></p>
<p>Rakip ülkelerdeki üreticilerin her yıl yeni teknolojileri tesislerine adapte edip verimliliklerini artırdığına, maliyetlerini düşürdüklerine dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de ise sektör para kazanamadığında yenileme yatırımlarını yapmakta zorlanıyor. Tesisler yaşlanıyor. Bu da verimliliği düşürüyor, maliyeti artırıyor, rekabet gücünü azaltıyor. Sektörümüzün önündeki en büyük tehlikelerden birisi</strong><strong> </strong><strong>de bu.</strong></p>
<p>Bütün bu tabloya rağmen Türkiye’nin önemli avantajları olduğu mesajını verdi:</p>
<p>-          <strong>Avrupa’nın en büyük, dünyanın 7’nci büyük çelik üreticisiyiz. Güçlü bir üretim altyapımız var. Pandemi ve savaşlarla birlikte güvenilir tedarik merkezinin önemi daha da arttı. Türkiye bu denklemde önemli bir alternatif olabilir.</strong></p>
<p>Bunun için üretim gücünün korunması gerektiği uyarısı yaptı:</p>
<p>-          <strong>Çelik sektörünü sadece kendi başına değerlendirmek büyük hata olur. Çelikte üretim gücü kaybedilirse, çeliği kullanan sanayinin dışa bağımlılığı artar. Yani, mesele Türkiye’nin </strong>“sanayi ülkesi” <strong>olarak kalıp kalmayacağı. Çünkü, </strong>“Çelik güçlü değilse sanayi güçlü olamaz.”</p>
<p>Avrupa’nın en büyük üretim gücüne sahip olan bir sektörü, iç pazarın yarısını ithal ürünün işgal etmesine izin vererek zorlamanın anlamı var mı?</p>
<p>Sektörden yükselen, <strong>“Bizi biraz koruyun” </strong>sesine kulak vermek gerekmez mi?</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İşçilik maliyetin yüzde 20’sini buldu, rakiplerimiz Çin, Vietnam, Pakistan, Hindistan bunu bilelim</span></h2>
<p><strong>ÇELİK </strong>İhracatçıları Birliği (ÇİB) Başkanı <strong>Uğur Dalbeler, </strong>son 5 yılda sektörün işçilik maliyetinin dolar bazında 3 kat arttığını savundu:</p>
<p>-          <strong>Geçmişte toplam maliyetin içinde dolar bazında yüzde 5’in altında olan işçiliğin payı yüzde 15-20 seviyelerine çıktı. Türkiye’nin Avrupa ve ABD’ye göre işçilikte hâlâ ucuz olduğu söylenebilir.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Ama bizim rakibimiz Hindistan, Mısır, Pakistan, Vietnam, Endonezya ve Çin. Türkiye çelik sektöründe de işçilik avantajını giderek kaybediyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">AB’nin uyguladığı ‘tarifeli kota’nın aynısını istiyoruz</span></h2>
<p><strong>ÇELİK </strong>İhracatçıları Birliği (ÇİB) Başkanı <strong>Uğur Dalbeler, </strong>ABD Başkanı <strong>Donald Trump</strong>’ın 2018 yılındaki ilk Başkanlık günlerine uzandı:</p>
<p>-          <strong>Trump’ın 2018 yılında çelik ithalatına yüzde 25 gümrük vergisi koyması üzerine Avrupa Birliği (AB) de 2019 yılında geçmiş 3 yılın ortalamasını baz alarak kota uygulaması başlattı. Kota dışı ithalata ise yüzde 25 gümrük vergisi uygulamasını devreye aldı.</strong></p>
<p>AB’de 2026 yılına kadar geçen sürede kota ve gümrük vergisi uygulamasından yeterince fayda sağlanamadığı görüşünün hakim olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>AB, 1 Temmuz 2026 itibariyle kota miktarını yüzde 50 azalttı, kota dışı çelik ithalatına da yüzde 50 gümrük vergisi uygulamaya başladı.</strong></p>
<p>AB’nin 1 Ocak 2026’dan itibaren <strong>“Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması” (SKDM) </strong>ile emisyon bazında vergilendirmeye de geçtiğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>AB, ülke bazında kota belirlerken STA (serbest ticaret anlaşması) imzaladığı ülkelere ayrıca bir havuz kotası belirledi.</strong></p>
<p>Bunun ne anlama geldiğini şöyle açtı:</p>
<p>-          <strong>Kendi kotasını dolduran ülkeler </strong>“havuz”<strong>dan </strong>“ilk gelen alır” <strong>prensibi ile yararlanacak.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye, </strong>“Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu” (AKÇT) <strong>ve Gümrük Birliği ayrıcalığından dolayı müzakereler ile belirlenen kotasını artırmış olsa da 2025 ihracatı ile kıyaslanınca kota yaklaşık yüzde 60 düştü.</strong></p>
<p>Mısır ve Fas gibi STA yapılan ülkelerin de Türkiye’ye karşı koruma önlemi aldığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Dünyada pazar daraldıkça Çin, Rusya, Kore, Japonya da agresif bir şekilde Türkiye pazarına yöneliyor. Bu nedenle bizde de AB’nin uyguladığı </strong>“tarifeli kota” <strong>uygulamasının aynısını talep ediyoruz.</strong></p>
<h2><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a828daae3362-1786940842.jpg" alt="" width="700" height="572" /></strong><span style="color: #e03e2d;">İstanbul’u dünya çelik ticaretinin buluşma noktası yapacağız</span></h2>
<p><strong>ÇELİK </strong>İhracatçıları Birliği (ÇİB) Başkanı <strong>Uğur Dalbeler, </strong>Birlik Ekonomisti Dr. <strong>Samet Damar</strong>’ın bilgisayar ekranına yansıttığı, 25-27 Ekim 2026’da İstanbul’da düzenleyecekleri <strong>“Steel Networking Summit 2026”</strong>ya döndü:</p>
<p>-          <strong>80’den fazla ülkeden sektör temsilcileri İstanbul’da buluşacak. 400’ü aşkın katılımcının buluşacağı organizasyonda sektörün sorunları ve geleceğinin konuşulmasının yanı sıra </strong>“networking” <strong>ve </strong>“B2B” <strong>görüşmeleri gerçekleşecek.</strong></p>
<p>Buluşmayla eş zamanlı <strong>“alım heyetleri”</strong>yle ticari bağlantıların da kurulacağını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Organizasyon, İstanbul’un küresel çelik ticaretindeki rolünü güçlendirecek. İstanbul’u yalnızca bölgesel değil, küresel çelik ticaretinin de önemli buluşma merkezlerinden biri haline getirmeyi hedefliyoruz.</strong></p>
<p>Bu noktada Türkiye’nin çelikte dünyadaki yerini ortaya koyan noktaları sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Dünyanın 5’inci büyük çelik ihracatçısıyız.</strong></li>
<li><strong>Dünyanın 4’üncü büyük çelik ithalatçısıyız.</strong></li>
<li><strong>İnşaat çeliği ihracatında dünya lideriyiz.</strong></li>
<li><strong>200’den fazla ülkeye çelik ihracatı yapıyoruz.</strong></li>
<li><strong>Dünyanın en büyük hurda ithalatçısıyız.</strong></li>
<li><strong>Yüzde 70 hurda bazlı üretimle sürdürülebilir üretimde öncüyüz.</strong></li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupa-lideriyiz-ama-20-milyon-ton-ihracat-23-milyon-ton-celik-ithalati-var-bizi-biraz-koruyun-85516</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/5/1280x720/ugur-dalbeler-1764089309.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa lideriyiz ama 20 milyon ton ihracat, 23 milyon ton çelik ithalatı var, bizi biraz koruyun ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/silah-ve-muhimmat-ticareti-hizlandi-85514</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Silah ve mühimmat ticareti hızlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Savunma sanayiinde, sivil alanı da kapsayan alanda silah ve mühimmat ihracatı hızlı yükselişini sürdürüyor. TÜİK verilerine göre 2026 ilk yarısında silah ve mühimmat ihracatı yüzde 60,54 oranında artarken, aynı döneminde ithalat yüzde 115,59 yükseldi. TÜİK verileri içinde bazı kalemler gizlendiği için ithalat yükselişine hangi ürünün ana neden olduğu belirlenemedi. Diğer yandan, tarife bazında, genel ve özel ticaret sistemi karşılaştırılarak yapılan gözlemde, ağırlıklı değişimin verileri gizli tabanca-harp silahları ile bunların mühimmatlarında olduğu gözlendi.</p>
<p>Türkiye’nin son dönemde savunma sanayiinde ihracatının hızlandığı silah ve mühimmat grubunda (93. Fasıl) yılın ilk altı ayında, ithalat ihracattan daha hızlı arttı ancak bu gruptaki ihracat fazlası ve ihracatın yıllık bazda önceki yılın rekorunu kıracağı gözlendi. TÜİK verilerinde, yılın ilk altı ayında av tüfekleri ve havalı tabanca-tüfek gibi sportif amaçlı olanlar dışındaki tabanca ve tüfeklerin ihracatında yüzde 10 düşüş gerçekleşti. İthalatta ise düşüş yüzde 93 oranında ciddi bir düşüş gerçekleşti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a828c1fafa9c-1786940447.png" alt="" width="398" height="324" />Diğer bir güçlü artış, toplam içinde ağırlığı sınırlı olsa da bomba ve güdümlü- güdümsüz mermiler grubunda oldu. Bu kalemde ihracat yüzde 32 artarak, sadece altı ayda 95.1 milyon dolarlık ihracatla 100 milyon dolara ulaşıldı. Bu kalemde 2025’in tamamında 143.6 milyon dolar, 2024’te ise 144.9 milyon dolarlık ihracat gerçekleşmişti.</p>
<h2>Silah taşınmasına izin verilen ülkelere tabanca ihracatı yapılıyordu </h2>
<p>Savunma sanayiinde son dönemde bomba, tabanca ve tüfek, roket ve füzelerde ihracatta ivme görülmüştü. Ayrıca, özellikle güvenlik kuvvetleri dışında, halkın silah taşımasına izin verilen ülkelere yoğun biçimde tabanca ihracatı yapılıyordu. Bunlar arasında ABD ve Pakistan gibi pazarlara satışlarda uzun süredir Türk markaları yer edindi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/silah-ve-muhimmat-ticareti-hizlandi-85514</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/4/1280x720/silah-1786940435.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK verilerine göre 2026&#039;nın ilk yarısında silah ve mühimmat ihracatı geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 60,5 artarak 2 milyar 488 milyon dolara yükseldi. İthalat ise aynı dönemde yüzde 115, 6 artışla 701 milyon doları aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/programda-secici-revizyon-hazirligi-85513</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Programda seçici revizyon hazırlığı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Enflasyonla mücadele programı kapsamında sürdürülen sıkı para politikasında, finansal istikrarı korurken reel sektörün üretim ve ihracat çarklarını rahatlatacak yön ayarlamaları gündeme geldi. EKONOMİ gazetesinin Hazine ve Maliye Bakanlığı’na yakın reel sektör ve bankacılık kaynaklarından edindiği bilgiye göre ekonomi yönetimi önümüzdeki dönemde para politikası aktarım mekanizmasını ve piyasa likiditesini doğrudan etkileyen üç temel alanda esneklik sağlamaya hazırlanıyor. Kulislerde öne çıkan ilk ve en sıcak başlık, piyasanın fonlama maliyetini ve likidite dengesini doğrudan etkileyen fonlama yapısındaki değişim. Mevcut yapıda yüzde 37 seviyesinde bulunan politika faizi ile yüzde 40 seviyesinde seyreden gecelik fonlama faizleri arasındaki makasın kapatılması hedefleniyor. Kaynaklar, gecelik faizlerin önümüzdeki haftalarda politika faizi olan yüzde 37 seviyesine hizalanarak, kademeli bir kalibrasyon yapılacağını belirtiyor. Nitekim Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan da yılın 3. Enflasyon Raporu toplantısında yaptığı sunumda, fonlama koşullarında esneklik sinyali vermiş, “Temel fonlama aracımız olan bir hafta vadeli repoya dönüş gündemimizde, bunu değerlendirebiliriz” ifadelerini kullanmıştı.</p>
<h2>Finansmana erişimde 2 kritik adım </h2>
<p>Masada duran ve reel sektörü çok yakından ilgilendiren bir diğer başlık ise kredi büyüme sınırlarında beklenen esneklik… Bilindiği gibi, TL ticari krediler tarafında KOBİ kredileri için aylık büyüme sınırı yüzde 2 - 2,5 bandına kadar çekilmiş, bankalara bu limitlerin aşılması durumunda zorunlu karşılık yükümlülükleri getirilmişti. Süreç içerisinde yatırım, ihracat, tarım veya KOSGEB kaynaklı krediler büyüme sınırından istisna tutulsa da, bankaların genel risk iştahının kapanması ve sermaye kısıtları nedeniyle bu muafiyetler piyasanın nakit akışındaki tıkanıklığı çözmekte yetersiz kalmıştı. Benzer şekilde, sıkılaştırma döneminde TL kredi imkanlarının daralması ve maliyetlerin yükselmesi üzerine, özellikle ihracatçı ve sanayici firmalar borçlanma ihtiyaçlarını daha ulaşılabilir olan yabancı para (YP) kredilere kaydırmıştı. Döviz kredilerindeki bu hızlı tırmanışı durdurmak isteyen Merkez Bankası, yabancı kredilerdeki büyüme sınırını kademeli olarak aylık yüzde 0,5 seviyesine kadar çekerek oldukça sert bir fren uygulamıştı. Bakanlık koridorlarında konuşulan yeni adımlarla birlikte, hem döviz kredilerindeki aylık yüzde 0,5’lik katı sınırın esnetilmesi hem de KOBİ’lerin genel TL işletme kredilerine erişimini zorlaştıran büyüme kısıtlarında yumuşamaya gidilmesi bekleniyor. Böylece imalatçı ve ihracatçı şirketlerin sermaye ihtiyacını karşılayabilmesi için alan açılması hedefleniyor.</p>
<h2>Kur-enflasyon korelasyonu sağlanacak </h2>
<p>Kulislerden sızan bir diğer bilgi ise döviz kuru politikasına ilişkin... Sıkılaşma sürecinin en başından bu yana Türk Lirası’nın reel olarak değer kazanması ana çıpa olarak kullanılırken, yeni dönemde döviz kurunun enflasyon oranına daha paralel bir seyir izleyeceği ifade ediliyor. İhracatçıların uzun zamandır dile getirdiği “Kur enflasyonun altında kalıyor, dış pazarlarda rekabet gücümüzü kaybediyoruz” eleştirilerini dikkate alan ekonomi yönetiminin, kurda spekülatif veya ani sıçramalara izin vermeden, enflasyon patikasına paralel kontrollü bir artışa imkan tanıyacağı iddia ediliyor. Bu hamleyle bir yandan dezenflasyon süreci korunurken, diğer yandan sanayicinin dış pazarlardaki marj kaybının önüne geçilmesi planlanıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/programda-secici-revizyon-hazirligi-85513</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/3/1280x720/lira-para-1786940105.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomi yönetimi, uygulanan sıkı para politikasının reel sektör üzerindeki baskısını yumuşatacak üç kritik alanda esneme adımlarına hazırlanıyor. Reel sektör ve bankacılık kaynaklarından edinilen bilgilere göre gecelik fonlama faizinin politika faizine hizalanması, döviz ve KOBİ kredilerindeki büyüme sınırlarının esnetilmesi ile döviz kurunun enflasyon paralelinde bir patikaya oturtulması masada. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ege-su-urunleri-ve-hayvansal-mamuller-ihracatcilari-birligi-ihracatta-2-milyar-dolari-asti-85507</guid>
            <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 09:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği ihracatta 2 milyar doları aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <h2><span style="font-size: 16px;">EKONOMİ/İZMİR</span></h2>
<p>Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği, son 1 yıllık dönemde ihracatını 2 milyar doların üzerine taşıdı. Türkiye’nin su ürünleri ve hayvansal mamuller ihracatının yüzde 50’sini tek başına gerçekleştirdi.</p>
<p>Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Başkanı Ufuk Atakan Demir, son 1 yıllık dönemde ihracatlarını yüzde 13,5’luk artışla 1 milyar 763 milyon dolardan 2 milyar 1 milyon dolara yükselttiklerini, yüzde 13,5’luk artış hızıyla da 12 ihracatçı birliği arasında ihracatının en çok artıran birlik olduklarını vurguladı.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a815b56143de-1786862422.jpg" alt="" width="6720" height="4480" /></p>
<p>İhracat rekoruna en büyük katkıyı 1 milyar 596 milyon dolarla dolarla su ürünleri sektörünün verdiğini paylaşan Demir, “Su ürünleri sektörümüz toplam ihracatımızın yüzde 80’ini gerçekleştirdi. Levrek 682 milyon dolarla ihracatımıza en büyük katkısı sağlamayı sürdürdü. Çipura 524 milyon dolar, Türk somonu 253 milyon dolar dövizi ülkemize kazandırdı. Yumurta sektörümüz 169,5 milyon dolar, kanatlı sektörümüz 137,5 milyon dolar, süt ürünleri sektörümüz 39,5 milyon dolar ve bal sektörümüz 15,5 milyon dolar ihracat gerçekleştirdi” ifadelerini kullandı.</p>
<p>14 Ağustos 2025 -13 Ağustos 2026 aralığında ihracat yaptıkları ülke sayısının 118’den 122’ye yükseldiğini aktaran Demir şöyle devam etti: “İtalya 255 milyon dolarlık ihracatla birinci ülke oldu. Geçen yıl birinci olan Rusya bu yıl 241 milyon dolarlık ihracatla ikinci sıraya yerleşti. Üçüncü sırada ise 236 milyon dolarla Yunanistan yer aldı. Bu ülkeleri Hollanda, İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri, Irak, Polonya, Birleşik Arap Emirlikleri ve Almanya izledi” diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ege-su-urunleri-ve-hayvansal-mamuller-ihracatcilari-birligi-ihracatta-2-milyar-dolari-asti-85507</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/7/1280x720/ege-su-urunleri-ve-hayvansal-mamuller-ihracatcilari-birligi-ihracatta-2-milyar-dolari-asti-1786862459.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege İhracatçı Birlikleri bünyesinde 5 yıldır gıda ihracatında lider olan Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği, EİB bünyesinde 2 milyar dolar ihracat rakamına ulaşan ilk gıda ihracatçı birliği oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ihracatta-degerde-rekor-kiran-baib-miktar-dususune-care-ariyor-85505</guid>
            <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 22:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracatta değerde rekor kıran BAİB, miktar düşüşüne çare arıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Batı Akdeniz İhracatçı Birliği (BAİB) Başkanı Mehmet Ali Can, 1 Ocak -15 Ağustos tarihleri arasında 1 milyar 864 milyon 407 bin 611 dolara ulaştığını belirterek, Haziran ve Temmuz aylarında değer bazında ihracatta iki ay üst üste tüm zamanların rekorunu kırdıklarını söyledi.</p>
<p>Değer bazında ihracat artışı olmasına rağmen kilogram miktar bazında önemli düşüşler yaşandığına dikkat çeken Can, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Bu başarılı değer tablosuna rağmen, 1 Ocak- 31 Temmuz 2026 tarihleri arasında ihracatımız kilogram miktar bazında yüzde 5,89 geriledi. Yaş meyve sebze sektöründe kilogram miktar ise yüzde 15,44 azaldı. BAİB olarak 2021’de 795 bin ton olan ihracatımız yüzde 23 kayıpla 610 bin tona gerildi.’’</p>
<p><strong>3 milyar dolar hedefi</strong></p>
<p>BAİB olarak aylık 250 milyon dolarlık ihracat hedefini korumaları halinde yılsonu 3 milyar dolar ihracat rakamını yakalamak istediklerini vurgulayan Can, ‘’ En fazla ihracat yapan altıncı sektörümüz olan Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri Sektörü kilogram miktar bazında yüzde 33,87 oranında geriledi. Yine en fazla ihracat yapan onuncu sektörümüz Çimento Cam Seramik ve Toprak Ürünleri Sektörü kilogram miktar bazında yüzde 21,21 oranında geriledi’’ dedi.</p>
<p><strong>Yeni pazar arayışları</strong></p>
<p>İhracattaki miktar düşüşlerin nedeni arasında yüksek maliyet geldiğini ifade eden Can, yeni pazarlar için bu yılsonuna kadar, Macaristan ve Çekya, İngiltere, Çin ve Özbekistan’a çeşitli sektörlerde ticari heyetler düzenleyeceklerini ve uluslararası fuarlara katılacaklarını bildirdi.</p>
<p>İhracatta miktar azalışın nedenlerini anlatan Can, yüksek girdi maliyetleri nedeniyle uluslararası pazarda fiyat tutturma sorunu yaşandığına dikkat çekti.</p>
<p>Can, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’ABD/İsrail-İran Savaşı dünya ekonomisini zorladı. Başta enerji, petrokimya ürünleri ve gübre gibi temel endüstriyel ham maddelerde büyük fiyat artışları gerçekleşti. Savaştan önce litre fiyatı ortalama 58,20-60,30 TL olan motorin bugün 81 TL bandındadır. Paketleme, depolama, enerji, taşıma, lojistik ve işçilik maliyetlerindeki artışlar üretici satış fiyatı ile nihai tüketici fiyatı arasında fark oluşturmaktadır. Fiyat tutturamadığımız için birçok sektörde tedarikçi konumundan tamamlayıcı konuma geliyoruz. Mevcut pazarlar rakip ülkelere kaptırıyoruz. Özellikle Yaş sebze meyve ihracatında AB pazarına giriş kapısı olan Bulgaristan'da yaşanan analiz ve fiziksel kontrol zorlukları Uzun beklemeler yüksek analiz maliyetleri firmalarımızı zorlamaktadır. Dönem dönem iç piyasa fiyatlarının ihracat fiyatları düzeyinde olması nedeniyle ürünün iç pazara yönelmesi ve bazı firmaların iç pazar-ihracat satış oranlarını değiştirmesi. Artan küresel korumacılık: ABD'nin geçen hafta açıkladığı tarifeler gümrük duvarlarının yükseldiğini gösteriyor. Ukrayna, 12 Temmuz 2025'ten bu yana domates ve salatalık ihracatımıza anti-damping vergisi uygulamaktadır.’’</p>
<p><strong>"İhracatçı firma azalıyor"</strong></p>
<p>Türkiye’nin üç yıldır yüksek maliyet sorunuyla mücadele ettiğini, birçok sektörün rekabetçiliğinin zayıfladığına dikkat çeken Can, ‘’İhracat cazibesini kaybediyor, ilk kez ihracat yapan firma sayısı azalıyor, ihracat tabana yayılamıyor. Bu kadar zor şartlarda ihracatımız artıran emeği geçen tüm ihracatçılarımıza, üreticilerimize ve sahada gece gündüz çalışan firmalarımıza tekrar teşekkür ediyorum’’ dedi.</p>
<p><strong>Antalya’da 27 şirket konkordato ilan etti</strong></p>
<p>Antalya Toptancı Hali’nde bazı büyük firmaların konkordato ilan ettiğini ve iflasla karşı karşıya kalındığını anlatan Mehmet Ali Can, toptancı halinde yaşanacak iflasların domino etkisi yaratacağını ve tarım paydaşlarını çok olumsuz etkileyeceğini bildirdi. Can, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Antalya'da 2024 yılında 25 şirket, 2025 yılında 40 şirket geçici mühlet alırken, 2026 yılında (1 Ocak-7 Ağustos) 27 şirket geçici mühlet almıştır. Konkordato başvurularının profilinde önemli bir değişim var. Artık sadece KOBİ'ler değil; yüksek cirolu şirketler, borsada işlem gören şirketler ve halka arz hazırlığında bulunan şirketler de konkordato sürecine hızlıca giriyor. Bu durum domino etkisi yaratarak tedarikçileri, taşeronları, finans kuruluşlarını ve birlikte iş yapılan binlerce işletmeyi etkiliyor. Başlıca nedenler; yüksek faiz ortamı ve finansmana erişim zorluğu, artan işçilik ve enerji maliyetleri, ihracat pazarlarında durgunluk ile yüksek kira ve işletme giderleridir.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ihracatta-degerde-rekor-kiran-baib-miktar-dususune-care-ariyor-85505</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/5/1280x720/ihracatta-degerde-rekor-kiran-baib-miktar-dususune-care-ariyor-1786824024.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Haziran ve temmuz ayında ihracatta değer artışında rekor üstüne rekor kıran Batı Akdeniz bölgesi, kilogram miktar düşüşüne çare arıyor.  Bölgeden yedi aylık ihracatta geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5,8 miktar düşüşü gerçekleşirken, 2021’de 795 bin ton olan ihracatımız yüzde 23 kayıpla 610 bin tona gerildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-serbest-bolgesi-rekorlar-kiriyor-85504</guid>
            <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 22:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Antalya Serbest Bölgesi temmuzda yüzde 102 büyüdü&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Türkiye’nin ilk serbest bölgelerinden olan ve "Yat ihtisas Bölgesi" konumunda bulunan Antalya Serbest Bölge Kurucu ve İşleticisinin (ASBAŞ), küresel krize rağmen hem ticaret hacminde hem de ihracat artışıyla dikkat çektiği bildirildi.</p>
<p>ASBAŞ Genel Müdürü Zeki Gürses, Antalya Serbest Bölgesi’nden temmuz ayında güçlü büyüme ve 169 milyon dolarlık ticaret hacmi gerçekleştiğine dikkat çekti. Gürses, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Temmuz ayında yaklaşık 169 milyon dolarlık ticaret hacmi gerçekleştiren Antalya Serbest Bölgesi, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 102 büyüdü. Bölgenin Ocak-Temmuz dönemi ihracatı ise yüzde 40,2 artışla 447 milyon dolara ulaştı. Antalya Serbest Bölgesi, 2026 yılının Temmuz ayında gerçekleştirdiği güçlü ticaret performansıyla büyümesini hızlandırdı. Ay boyunca yaklaşık 169 milyon dolarlık ticaret hacmine ulaşan Antalya Serbest Bölgesi, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 102 oranında artış kaydetti.’’</p>
<p><strong>"İhracat performansı artıyor"</strong></p>
<p>Antalya Serbest Bölgesinin ihracat performansındaki yükselişin dikkat çekici seviyeye ulaştığını ifade eden Gürses, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Ticaret Bakanlığı tarafından açıklanan verilere göre, Antalya Serbest Bölgesi’nin ihracatı, temmuz ayında yüzde 227,2 oranında artarak 115,1 milyon dolara yükseldi. Böylece bölgenin Ocak-Temmuz 2026 dönemindeki toplam ihracatı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 40,2 artışla 447 milyon dolara ulaştı. Antalya Serbest Bölgesi, Türkiye genelindeki büyümeye güçlü katkı sağladı.’’</p>
<p><strong>"İhracatta tüm zamanların rekoru kırıldı"</strong></p>
<p>Ticaret Bakanlığı’nın 11 Ağustos 2026 tarihinde açıkladığı verilere göre,  Bakanlığa bağlı 19 serbest bölgenin toplam ihracatı, 2026 yılının Ocak-Temmuz döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 6,9 artarak 7,7 milyar dolarla tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştığını anımsatan Zeki Gürses, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>‘’Temmuz ayında ise serbest bölgelerin toplam ihracatı yüzde 11,3 artışla 1,152 milyar dolara yükselerek 1 milyar dolar seviyesinin üzerindeki seyrini sürdürdü. Bu güçlü performans içerisinde Antalya Serbest Bölgesi de öne çıkan bölgeler arasında yer aldı. Bakanlık verilerinde Antalya Serbest Bölgesi, Ocak-Temmuz döneminde ihracatını yüzde 40,2 artıran serbest bölgelerden biri olarak gösterildi. Ayrıca başta Batı Anadolu, Trabzon ve Antalya Serbest Bölgeleri olmak üzere toplam 6 serbest bölgede ihracat artışı yüzde 10’un üzerinde gerçekleşti.’’</p>
<p>Türkiye genelindeki serbest bölgelerin ihracat odaklı yapısının da güçlenmeye devam ettiği 2026 yılı yedi aylık döneminde, serbest bölgelerden gerçekleştirilen toplam satışlar içerisinde ihracatın payı yüzde 76,8’e yükselerek tüm zamanların en yüksek Ocak-Temmuz seviyesine ulaştığını anımsatan Gürses, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Serbest bölgelerin ihracat portföyünde teknolojik ürünlerin ağırlığı da artmaya devam etti. Ocak-Temmuz döneminde orta-ileri teknoloji sınıfındaki ürünlerin payı yüzde 50,4, yüksek teknoloji ürünlerinin payı ise yüzde 7 olarak gerçekleşirken, iki grubun toplam ihracattaki payı yüzde 57,4’e ulaştı. Bu gelişme, serbest bölgelerin Türkiye’nin katma değerli ve teknoloji yoğun ihracat hedeflerine katkısının güçlendiğine işaret etti.</p>
<p><strong>"Antalya Serbest Bölgesi üretim ve ihracat merkezi oluyor"</strong></p>
<p>Antalya Serbest Bölgesi’nin 2026 yılındaki performansının, bölgenin yalnızca ticaret hacmi açısından değil, ihracat kapasitesi bakımından da istikrarlı bir büyüme ortaya koyduğunu gösterdiğini vurgulayan Gürses, sözlerini şöyle noktaladı:</p>
<p>‘’Temmuz ayında yaklaşık 169 milyon dolara ulaşan ticaret hacmi ve aynı ayda 115,1 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirilmesi, Antalya Serbest Bölgesi’nin dış ticaret odaklı yapısını bir kez daha ortaya koydu. ASBAŞ’ın bölgenin işletici kuruluşu olarak sürdürdüğü altyapı çalışmalarıyla birlikte Antalya Serbest Bölgesi; üretim, ihracat ve uluslararası ticareti ile Antalya ekonomisinin önemli merkezlerinden biri olmayı sürdürüyor.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-serbest-bolgesi-rekorlar-kiriyor-85504</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/4/1280x720/antalya-serbest-bolgesi-rekorlar-kiriyor-1786823845.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ASBAŞ Genel Müdürü Zeki Gürses, Antalya Serbest Bölgesinin temmuz ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 102 büyüdüğünü, ihracatının da yüzde 40,2 arttığını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/haftanin-en-cok-kazandirani-borsa-85497</guid>
            <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 11:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Haftanın en çok kazandıranı borsa</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsa İstanbul'da BIST 100 endeksi, haftayı yüzde 2,85 artışla 14.172,26 puandan tamamladı.</p>
<p>Endeks, hafta içinde en düşük 13.562,45 puanı, en yüksek 14.249,99 puanı gördü.</p>
<p>Borsa İstanbul'da aynı dönemde teknoloji endeksi yüzde 10,14 artışla 54.196,56 puana, sanayi endeksi yüzde 2,09 yükselişle 19.414,49 puana, mali endeks yüzde 1,99 kazançla 19.228,55 puana çıkarken, hizmetler endeksi yüzde 1,31 azalışla 12.410,09 puana geriledi.</p>
<p>Borsa İstanbul'da bu hafta en çok yükselen hisseler arasında yüzde 26,20 ile Katılımevim Tasarruf Finansman ilk sırada yer aldı.</p>
<p>Katılımevim Tasarruf Finansman'ı yüzde 18,44 ile Odine Teknoloji ve yüzde 15,91 ile Borusan Boru izledi.</p>
<p>Söz konusu hisseler arasında en çok değer kaybedenler ise yüzde 18,91 ile Balsu Gıda, yüzde 15,20 ile Migros ve yüzde 12,32 ile CW Enerji oldu.</p>
<p>Borsa İstanbul'da hisseleri işlem gören en değerli şirketler, 1 trilyon 767 milyar lirayla ASELSAN, 697 milyar 18 milyon 307 bin 575 lirayla Tüpraş ve 550 milyar 200 milyon lirayla Garanti BBVA oldu.</p>
<p><strong>Altın ve döviz yükseldi</strong></p>
<p>24 ayar külçe altının gram fiyatı, geçen hafta sonuna göre yüzde 1,40 artışla 6 bin 757 liraya, cumhuriyet altınının satış fiyatı da yüzde 1,27 yükselişle 44 bin 87 liraya çıktı.</p>
<p>Çeyrek altının satış fiyatı da önceki haftaki kapanışının yüzde 1,22 üzerinde 11 bin 69 liraya yükseldi.</p>
<p>Doların satış fiyatı, yüzde 0,37 artarak 47,8810 liraya, avronun satış fiyatı da yüzde 0,57 yükselişle 55,4880 liraya çıktı.</p>
<p>Geçen hafta 64,3940 lira olan İngiliz sterlininin satış fiyatı, bu hafta yüzde 0,86 artışla 64,9480 liraya yükseldi.</p>
<p>İsviçre frangı ise yüzde 0,03 değer kazanarak 59,0840 liradan alıcı buldu.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/haftanin-en-cok-kazandirani-borsa-85497</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/borsa-istanbul-bist-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa İstanbul, haftayı yüzde 2,85 artışla tamamladı. 24 ayar külçe altının gramı yüzde 1,40, cumhuriyet altınının satış fiyatı yüzde 1,27, çeyrek altın yüzde 1,22 oranında arttı. Dolar yüzde 0,37, euro da haftayı yüzde 0,57 yükselişle kapattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bayraktar-17-milyon-hanenin-dogal-gaz-ihtiyacini-2028de-karadenizden-karsilayacagiz-85496</guid>
            <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 11:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bayraktar: 17 milyon hanenin doğal gaz ihtiyacını 2028&#039;de Karadeniz&#039;den karşılayacağız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, AK Parti 25. Kuruluş Yıl Dönümü Programı'na katıldı.</p>
<p>Bayraktar, program öncesi televizyon kanallarına değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Bayraktar, yaptığı değerlendirmede, Türkiye'nin geçen 25 yılda enerji ve madencilik alanında attığı adımlara ve sonrası için ortaya koyduğu hedeflere ilişkin şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye, çeyrek asırda Cumhurbaşkanımızın liderliğinde neredeyse bir asırlık iş yaptı. Rakamlar bize bunu söylüyor, Türkiye elektrikte kurulu gücünü 4 kat artırmış, 32 bin megavattan 126 bin megavata gelmiş durumda. Elektrikte 24 yılda yaklaşık 95 bin megavat yeni kurulu gücü hayata geçirdik. Bu, İtalya büyüklüğünde bir kurulu güce tekabül ediyor ve Fransa ile Almanya'dan sonra Avrupa'nın üçüncü büyük kurulu güce, tüketimine ve üretimine sahip elektrikte ülkesi konumuna geldik. Türkiye'de petrol üretimimiz 3 katına, doğal gaz üretimimiz 9 katına, maden ihracatımız 10 katına çıkmış durumda."</p>
<p>Alparslan Bayraktar, önlerinde yeni bir hedefin, ufkun ve vizyonun olduğunu belirterek "O da Türkiye Yüzyılı vizyonu. Yeni yüzyıla Türkiye'yi hazırlıyoruz. Türkiye'yi ekonominin bütün alanlarında, ulaştırmadan tarıma, sanayiye, binalarımıza kadar kökten değiştirecek adımlar atacağız. Temel bir hedefimiz var: Türkiye Yüzyılı'nda Türkiye'yi enerjide bağımsız kılmak. Bu, bizim adeta Kızılelma'mız." diye konuştu.</p>
<p>Türkiye'de doğal gaz altyapısının gelişimine değinen Bayraktar, 2002'de 5 ilde olan doğal gazın bugün 81 ile ulaştığını, bu yıl içinde de Türkiye'deki bininci yerleşim yerine doğal gazı vereceklerini söyledi.</p>
<p>Bayraktar, Karadeniz'deki yerli doğal gaz üretimini de bu yıl iki katına çıkaracaklarını, 2028'de ise 4 katına çıkaracaklarını anlatarak "17 milyon hanenin doğal gaz ihtiyacını 2028'de kendi gazımızla Karadeniz'den karşılayacağız." ifadesini kullandı.</p>
<p>Terörsüz Türkiye hedefiyle ilgili düzenlemenin Meclis'ten geçtiğini de hatırlatan Bakan Bayraktar, şu değerlendirmeyi yaptı:</p>
<p>"Gabar, Terörsüz Türkiye'nin adeta küçük bir kesiti, küçük bir fragmanını gördüğümüz bir proje. Milyonlarca yıldır toprak altında olan petrol, bölgenin terörden temizlenmesiyle beraber çok büyük bir ekonomik aktiviteye, istihdama, kalkınmaya ve ülkemizin enerji ithalatının düşmesine çok önemli bir katkı sağlıyor. Bugün günde 83 bin varil üretimi geçmiş durumdayız. Her gün Gabar'dan yeni rekor geliyor. Bugün o dağlarda 3 bin 500'ün üzerinde insan çalışıyor. Çoğunluğu o bölgenin çocukları, gençleri... İnanıyorum ki terörsüz bölgeyle ve Terörsüz Türkiye'yle beraber ülkemizin önündeki çok büyük ekonomik potansiyel açılmış olacak ve inşallah 86 milyon ve tüm bölgemiz bundan istifade edecek."</p>
<p><strong>Suudi Arabistan ile 3 bin megavatlık bir anlaşma daha</strong></p>
<p>Alparslan Bayraktar, Suudi Arabistan'ın Türkiye'de yapacağı yenilenebilir enerji yatırımlarıyla ilgili 2 bin megavatlık projeye ilişkin anlaşmanın daha önce imzalandığını anımsatarak "Antalya'daki Birleşmiş Milletler İklim Konferansı marjında bir 3 bin megavatlık anlaşma ile bunu 5 bin megavata çıkaracağız." dedi.</p>
<p>Hürmüz krizindeki belirsizliğin devam ettiğine de vurgu yapan Bakan Bayraktar, "Bu kriz, aslında bütün bölge ve dünya için önemli bir fırsatı da barındırıyor. Türkiye'nin yıllardır söylediği enerji yollarında çeşitliliğe gitme, bunlarda değişiklik yapmayla alakalı projelere belki bu dönemde hayatiyet kazandırma şansımız olabilir." diye konuştu.</p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Bayraktar, Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi'nin Türkiye ziyaretinde Irak petrolünün önemli kısmının Türkiye ve Ceyhan üzerinden dünya piyasalarına ulaştırılmasının ele alındığını belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Aslında çok uzun zamandır konuştuğumuz bir proje, ama artık herkes için bu bir zaruret haline gelmiş durumda. Önümüzdeki süreçte Katar gazının belki Suudi Arabistan, Ürdün, Suriye üzerinden Türkiye'ye ve Türkiye üzerinden Avrupa'ya veya Irak üzerinden yine Kalkınma Yolu'nun devamında Türkiye'ye gelmesi, Kuveyt petrolünün Türkiye'ye gelmesi, bütün bunlar şu anda daha net bir şekilde masada. Ben inanıyorum ki bu kriz böyle fırsatlara kapı aralayabilir. Hem Türkiye için hem de bütün bölge için, dünya piyasaları için de daha dengeli ve önümüzde oluşacak krizlere karşı daha hazır bir hale gelmiş oluruz."</p>
<p>Diyarbakır'da ankonvansiyonel üretim yöntemiyle petrol aradıklarını anlatan Bakan Bayraktar, "Eğer başarılı olursak Gabar'dan daha büyük bir üretim gelebilir burada. Geleneksel olmayan yöntemle üretimde başarılı olursak Diyarbakır'da yüzlerce kuyu açacağız. Dolayısıyla burada bu konuda teknik anlamda iyi olan şirketlerle ortaklık kurduk. Yaklaşık 600 kilometrekarelik alanda bu çalışmayı dört sahada yürütüyoruz, ama bölgedeki potansiyel 7 bin 200 kilometrekarelik alan. Belki Gabar'ı 2-3'e katlayabilecek potansiyeli var." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türkiye'nin Pakistan'da hem kara hem de deniz sahalarında petrol ve doğal gaz aradığı bilgisini de paylaşan Bakan Bayraktar, "Eylül ya da ekim ayında Oruç Reis Sismik Araştırma Gemimiz Pakistan'a gidiyor. Ben önümüzdeki birkaç hafta içerisinde Pakistan'da maden projeleriyle ortaklık için oraya gideceğim." dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bayraktar-17-milyon-hanenin-dogal-gaz-ihtiyacini-2028de-karadenizden-karsilayacagiz-85496</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/9/6/1280x720/554-1786781392.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Karadeniz&#039;deki yerli doğal gaz üretimini de bu yıl iki katına, 2028&#039;de ise 4 katına çıkaracaklarını açıklayan Bakan Bayraktar, &quot;17 milyon hanenin doğal gaz ihtiyacını 2028&#039;de kendi gazımızla Karadeniz&#039;den karşılayacağız.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/evde-bakim-yardimi-hesaplara-yatirildi-85495</guid>
            <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 11:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Evde Bakım Yardımı hesaplara yatırıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, bakanlık tarafından sunulan en önemli aile odaklı bakım hizmet modellerinden biri olan Evde Bakım Yardımı'nın 2006'da engelli bireylerin öncelikle aile yanında desteklenmeleri düşüncesiyle başlatıldığını bildirdi.</p>
<p>Bu yardım ile engellilerin yaşadığı ortamdan ayrılmadan, ailesi veya yakınlarıyla birlikte yaşayarak aile birliğinin korunmasına ve güçlenmesine destek olduklarını belirten Göktaş, "Bu çerçevede 2026 yılı içinde bugüne kadar toplam 48,6 milyar liralık destek sağladık." bilgisini paylaştı.</p>
<p>Göktaş, evlerinde bakılan tam bağımlı vatandaşlar ve ailelerine ekonomik destek sağlamak amacıyla yapılan Evde Bakım Yardımı aylık ödemelerinin temmuz ayı memur maaş katsayısına göre yapılan artışla birlikte 13 bin 878 liradan 15 bin 775 liraya çıkarıldığını ve her ayın 15'inde hak sahiplerinin hesaplarına yatırıldığını hatırlatarak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Yeni düzenlemeyle Evde Bakım Yardımı ödemelerini bu ay hak sahiplerinin hesaplarına artışlı şekilde yatırmaya başladık. Bu kapsamda toplam 7,5 milyar lira ödeme yapıyoruz. Ödemelerin tüm engelli vatandaşlarımıza hayırlı olmasını dilerim."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/evde-bakim-yardimi-hesaplara-yatirildi-85495</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/1280x720/para-lira-tl-1766551550.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, &quot;Evde Bakım Yardımı ödemelerini bu ay hak sahiplerinin hesaplarına artışlı şekilde yatırmaya başladık. Bu kapsamda toplam 7,5 milyar lira ödeme yapıyoruz.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/arac-kiralamada-yetki-belgesi-zorunlu-oldu-85494</guid>
            <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 10:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Araç kiralamada yeni dönem: Yetki belgesi zorunlu oldu, yıpranma bedeli alınamayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığının hazırladığı "Motorlu Kara Taşıtlarının Kiralanması Hakkında Yönetmelik", Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, otomotiv sektöründe adil, rekabetçi ve istikrarlı piyasa yapısının tesis edilmesi ve tüketici memnuniyetinin artırılması amacıyla çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğü belirtilerek, yönetmelikle motorlu kara taşıtı kiralama faaliyetlerinin kurumsal yapıya kavuşturulduğu, işletmeler ile kiralamaya konu taşıtlara ilişkin önemli standart ve kuralların getirildiği bildirildi.</p>
<p>Yönetmeliğin, tüketiciler tarafından gerçekleştirilen kiralamaları düzenlediği kaydedilen açıklamada, tüketici dışındaki kiracılara yönelik kısa ve uzun süreli kiralamalar ile kamp taşıtı kiralamalarının kapsam dışında tutulduğu ifade edildi.</p>
<p>Açıklamada, ticari faaliyet kapsamında motorlu kara taşıtı kiralayan işletmelerin yetki belgesi almasının zorunlu hale getirildiği belirtildi.</p>
<p>Yetki belgesi için işletmelerin meslek odasına kayıtlı olmaları, vergi mükellefiyetinin bulunması, iş yerinin ikamet veya yönetmelikte belirtilenler dışındaki mesleki ya da ticari faaliyetler amacıyla kullanılmaması gerektiğine işaret edilen açıklamada, "İşletme sorumlularının en az ilköğretim mezunu olması, belirli suçlardan hüküm giymemiş bulunması ve Mesleki Yeterlilik Kurumu onaylı 'Seviye 4' mesleki yeterlilik belgesine sahip olması şartı getiriliyor." ifadesi kullanıldı.</p>
<p>Açıklamada, motorlu kara taşıtı kiralama faaliyetleri ile kiralamaya konu taşıtların takip ve kontrolü amacıyla 1 Ocak 2027'ye kadar Motorlu Kara Taşıtı Kiralama Bilgi Sistemi'nin kurulacağı, yetki belgesi başvuruları ve belgeye ilişkin diğer işlemlerin bu sistem üzerinden gerçekleştirileceği kaydedildi.</p>
<p><strong>6 yaşından büyük araçlar kiraya verilemeyecek</strong></p>
<p>Tüketici güvenliğinin ve hizmet kalitesinin artırılması amacıyla kiralamaya konu taşıtların niteliklerinin de belirlendiğine işaret edilen açıklamada, "Buna göre klasik taşıtlar hariç olmak üzere 6 yaşından büyük araçlar kiraya verilemeyecek. 180 bin kilometrenin üzerinde olan taşıtlar ile 300 bin kilometrenin üzerinde olan elektrikli araçlar kiralanamayacak. Periyodik bakımı zamanında yaptırılmayan veya ağır hasar kaydı bulunan taşıtların kiraya verilmesi yasaklanacak." bilgisine yer verildi.</p>
<p>Açıklamada, büyükşehir belediyesi olan illerin nüfusu 30 bini geçen ilçelerinde faaliyet gösteren işletmelerin en az 5'i işletme adına tescilli olmak üzere en az 10 taşıta sahip olması gerektiği bildirildi.</p>
<p>Nüfusu 30 bini geçmeyen ilçeler ile büyükşehir belediyesi olmayan illerde faaliyet gösteren işletmelerin ise en az 2'sinin işletme adına tescilli olmak üzere en az 5 araca sahip olması gerektiği belirtilen açıklamada, ayrıca bu ilçelerde faaliyet gösteren işletmelerin filolarında birinin Türkiye'de üretilmesi koşuluyla en az 2 hibrit veya yalnızca elektrik motorlu taşıt bulundurmasının zorunlu olduğu ifade edildi.</p>
<p>Açıklamada, düzenlemeyle çevre dostu ulaşımın teşvik edilmesinin ve yerli üretimin desteklenmesinin hedeflendiği vurgulandı.</p>
<p><strong>Yönetmelikle depozito tutarına sınır getiriliyor</strong></p>
<p>Yönetmelikle tüketicilerin kiralama süreçlerinde karşılaşabileceği mağduriyetlerin önlenmesine yönelik düzenlemelerin de yapıldığının altı çizilen açıklamada şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Depozito tutarına sınır getiriliyor. Buna göre alınabilecek depozito 1 ila 6 günlük kiralamalarda en fazla 3 günlük kira bedeli, 7 ila 29 günlük veya haftalık kiralamalarda ise en fazla 7 günlük kira bedeli​​​​​​​ ile sınırlandırılıyor. Taşıtın tüketici tarafından iade edilmesini takip eden 7 gün içerisinde depozitonun iade edilmesi zorunlu hale getiriliyor. Ön ödemeli rezervasyonlarda ise taşıtın teslimine 24 saatten az süre kalması kaydıyla tüketiciye rezervasyon tarihinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve kesinti yapılmaksızın rezervasyonda değişiklik yapma veya rezervasyonu iptal etme hakkı tanınıyor."</p>
<p>Açıklamada, olağan kullanımdan kaynaklanan aşınma ve yıpranmalar için tüketiciden herhangi bir bedel talep edilemeyeceği, bu gerekçelerle depozitodan kesinti yapılamayacağı bildirildi.</p>
<p>İşletmeler tarafından mevsim şartları ile trafik ve kiracı güvenliğinin gerekli kıldığı hallerde kış lastiği sağlanmasının zorunlu olacağı belirtilen açıklamada, sigorta güvencelerinin kiralama bedeline dahil edileceği, kiracının sigortadan yararlanma hakkının ek bir ücret veya şarta bağlanmasının yasaklanacağı kaydedildi.</p>
<p>Açıklamada, işletme ve kiracının anlaşmaya vardığı durumlar hariç olmak üzere, sigorta tahkim kararı veya ilam niteliğinde başka bir karar bulunmaksızın değer kaybı nedeniyle kiracıdan herhangi bir bedelin talep edilemeyeceğinin altı çizildi.</p>
<p><strong>Tüketiciler, internet ortamındaki işlemlerde de korunacak</strong></p>
<p>Kiralama işletmelerine hasar ve arıza durumlarında kiracıların her an ulaşabilmesini sağlayacak sürekli ve erişilebilir iletişim altyapısı oluşturma yükümlülüğünün getirildiği belirtilen açıklamada, aracı ve ilan platformlarının da düzenleme kapsamına alındığı ifade edildi.</p>
<p>Açıklamada, söz konusu platformların haksız ticari uygulamalarda bulunmalarının yasaklandığı bildirilerek, "Kiralama ilanı veren işletmelerin yetki belgesine sahip olup olmadıklarını kontrol etmeleri zorunlu hale getiriliyor. Yetki belgesi bulunmayan işletmelerin bu platformlara üye olması ve ilan vermesi engellenerek tüketicilerin internet ortamındaki kiralama işlemlerinden de korunması sağlanıyor." bilgisi verildi.</p>
<p>Sektörün yeni düzenlemeye uyum sağlayabilmesi ve gerekli sistem altyapısının oluşturulabilmesi amacıyla yönetmeliğin 1 Ocak 2027'de yürürlüğe gireceğine işaret edilen açıklamada, mevcut işletmelere yetki belgesi almaları için 1 Temmuz 2027'ye, asgari taşıt sayısı ve taşıt niteliklerine ilişkin şartları sağlamaları için ise 1 Ocak 2028'e kadar süre tanındığı belirtildi.</p>
<p><strong>Düzenlemeyle tüketici haklarının güçlendirilmesi hedefleniyor</strong></p>
<p>Açıklamada, aracı ve ilan platformları için de uyum sürecinin öngörüldüğü, bu platformlar ile kiralama işletmeleri arasında yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önce imzalanmış sözleşmelerin 1 Temmuz 2027'ye kadar düzenlemeye uygun hale getirilmesi gerektiği ifade edildi.</p>
<p>Yönetmelikle kiralama süreçlerinde şeffaflık ve hesap verebilirliğin artırılmasının amaçlandığı vurgulanan açıklamada, şunlar bildirildi:</p>
<p>"Sözleşme koşullarının netleştirilmesi, tüketici haklarının güçlendirilmesi ve kiralanan taşıtların teknik yeterlilik standartlarının yükseltilmesi hedefleniyor. Düzenleme, aynı zamanda kayıt dışı faaliyetlerin ve haksız rekabetin önüne geçerek sektörde adil ve sürdürülebilir bir rekabet ortamının tesis edilmesine katkı sağlayacak. Bakanlık olarak sektörün sürdürülebilir büyümesine katkı sağlarken vatandaşlarımızın haklarını en üst seviyede korumaya ve piyasanın sağlıklı işleyişini temin etmeye yönelik çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/arac-kiralamada-yetki-belgesi-zorunlu-oldu-85494</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/9/1280x720/arac-kiralamada-buyume-finansmana-takildi-1742225219.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan ve 1 Ocak&#039;ta yürürlüğe girecek yönetmeliğe göre, araç kiralama şirketlerine yetki belgesi zorunluluğu getirildi. Kiralama işlemlerinde tüketiciden olağan kullanımdan kaynaklanan aşınma ve yıpranmalar için herhangi bir bedel talep edilemeyecek ve bu gerekçeyle depozitodan kesinti yapılamayacak. Klasik taşıtlar hariç olmak üzere 6 yaşından büyük araçlar kiraya verilemeyecek, 180 bin kilometrenin üzerindeki taşıtlar ile 300 bin kilometrenin üzerinde olan elektrikli araçlar kiralanamayacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tigemden-reforme-kucukbas-satisi-85493</guid>
            <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TİGEM&#039;den reforme küçükbaş satışı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM) Karacabey Tarım İşletmesi Müdürlüğünün Resmi Gazete'de yayımlanan ilanına göre işletme, yetiştirdiği 3 bin 615 baş reforme küçükbaşı 20 parti halinde canlı ağırlıkları üzerinden açık artırma usulüyle satacak.</p>
<p>İhale, 27 Ağustos Perşembe günü saat 11.00'de işletmede yapılacak.</p>
<p>İhalede toplam muhammen tutar 49 milyon 252 bin 800 lira, geçici teminat tutarı da 2 milyon 462 bin 640 lira olarak belirlendi.</p>
<p>İhaleye ait şartname, TİGEM'in "https://www.tigem.gov.tr" adresinde veya işletmede görülebilecek.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tigemden-reforme-kucukbas-satisi-85493</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/hayvancilik-kucukbas.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TİGEM Karacabey Tarım İşletmesi Müdürlüğü, 3 bin 615 reforme küçükbaş satışı için ihale açtı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/metalde-guclu-toparlanma-egilimi-suruyor-85486</guid>
            <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 08:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Metalde güçlü toparlanma eğilimi sürüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İSTANBUL</strong></p>
<p>İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) tarafından hazırlanan "TR-METALENDEKS" verileri, haziranda başlayan toparlanmanın temmuz ayında sürdüğüne işaret etti.</p>
<p>Miktar endeksi temmuzda bir önceki aya göre yüzde 5,5, geçen yılın aynı dönemine göre de yüzde 4,2 artarak 143,70’e çıktı. Miktar artışı, ihracat değer endeksini de güçlü şekilde yukarı taşıdı. Miktar endeksi temmuzda bir önceki aya göre yüzde 3,2 artarak 207,74 seviyesine ulaştı ve Nisan 2022'den bu yana en yüksek seviyesine yükseldi. Endeks yıllık bazda ise yüzde 18 oranında bir büyüme gösterdi. Toplam ihracat tutarı da Temmuz ayında 1 milyar 425,7 milyon dolara ulaştı.</p>
<h2>Birim değer yüksek seyrini koruyor </h2>
<p>Haziranda 5,53 dolarla 2019'dan bu yana en yüksek seviyesini gören ortalama ihracat birim fiyatı da temmuz ayında yüzde 2,2'lik sınırlı bir geri çekilmeyle 5,41 dolar/kg olarak gerçekleşti. Aylık bazdaki bu küçük düşüşe rağmen birim fiyat, geçen yılı aynı dönemindeki 4,77 dolar/kg seviyesinin yüzde 13,3 üzerinde kaldı.</p>
<p>Alt sektörlerden İskele ve Kalıp’ta değer endeksinde yüzde 40 artış dikkat çekerken, birim fiyatlar 1,84 dolardan 1,94 dolara yükseldi. Mutfak Eşyaları miktar endeksi yüzde 9,6 artışla güçlü bir sıçrama yaptı. Birim fiyatlar da artış trendini koruyarak 4,75 dolardan 4,79 dolara yükseldi. Döküm sektörü miktar endeksi yüzde 6,8; değer endeksi ise yüzde, 2,95 artış kaydetti.</p>
<p>Hırdavat alt sektörü değer endeksi yüzde 4,8 artarken, miktar endeksin ise yüzde 6,5 daraldı. Bu düşüşe rağmen, birim fiyatın 2,66 dolardan 2,98 dolara belirgin bir şekilde artması sektörün gelirlerini yukarı çekti. Alüminyum miktar endeksindeki yatay seyrederken değer endeksinde sınırlı artış yaşandı. Bakırda ise miktar ve fiyat endekslerinde azalış kaydedildi.</p>
<h2>“Değer yaratma kapasitemiz güçlü” </h2>
<p>Endeks sonuçlarını değerlendiren TİM Başkan Vekili ve İDDMİB Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Tecdelioğlu, TR-METALENDEKS verilerinin metal sanayi ihracatındaki toparlanmanın güçlendiğini gösterdiğini belirterek, ihracat birim fiyatlarının da yüksek seviyesini korumasının sektör açısından önemli bir gösterge olduğunu söyledi. Tecdelioğlu, “Bu tablo, yalnızca miktar bazında değil, ihracatımızın değer yaratma kapasitesi açısından da güçlü bir performansa işaret ediyor. Alt sektörlerimizdeki genel büyüme eğilimi de bu olumlu tabloyu destekliyor. 2026 Temmuz ayı, Haziran ayında başlayan toparlanmanın güçlenerek devam ettiği, ihracat miktarının yılın en yüksek seviyesine ulaştığı ve değer endeksinin son iki yılın rekorunu kırdığı son derece olumlu bir dönem olarak kayıtlara geçmiştir” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/metalde-guclu-toparlanma-egilimi-suruyor-85486</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/cetin-tecdelioglu.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TR-METALENDEKS verilerinin metal sanayi ihracatındaki toparlanmanın güçlendiğini gösterdiğini belirten İDDMİB Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Tecdelioğlu, ihracat birim fiyatlarının da yüksek seviyesini korumasının sektör açısından önemli bir gösterge olduğunu vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tuketici-nihai-kararinda-yapay-zekaya-mesafeli-85485</guid>
            <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 08:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tüketici, nihai kararında yapay zekaya mesafeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünyada esen yapay zeka fırtınası, satın alma davranışlarını ve tüketici beklentilerini de önemli ölçüde yeniden şekillendiriyor.</p>
<p>Uluslararası danışmanlık hizmetleri şirketi Eernet&amp;Young (EY) tarafından yayımlanan Geleceğin Tüketicisi Endeksi 2026, küresel pazarlarda tüketicinin değişen beklentilerini ve markalara duydukları güvenin dinamiklerini ortaya koyuyor. Araştırmaya göre, satın alma kararlarında yapay zekâ yükselişe geçse de son kararı tüketici veriyor. Yapay zekâ destekli deneyimlerin ve dijitalleşmenin tüketicilere hız kazandırırken aynı zamanda onları daha seçici ve temkinli hale getirdiğini gösteriyor. Araştırma sonuçları, tüketicilerin markalarla kurduğu ilişkinin yeni kurallarını da ortaya koyuyor. Buna göre, tüketiciler artık markalarla iletişim kurma, verilerini paylaşma ve kendi adlarına hareket etme konusunda koşulsuz davranmıyor; somut değer ve şeffaflık sunan markalara güvene dayalı ve geri alınabilir yetki veriyor. EY’ın “tüketici izni ekonomisi (permisson economy)” olarak tanımladığı bu yeni dönemde, şirketlerin tüketici güvenini her temas noktasında yeniden kazanması gerekiyor.</p>
<p>Tüketiciler rutin ve düşük riskli işlemleri yapay zekâya devretmeye daha istekli davranırken, kişisel alanlarda kontrolü ellerinde tutmayı tercih ediyor. Bulgular, şirketlerin artık tek tip değer önerileri yerine tüketicilerin farklı ihtiyaç durumlarını anlayan, şeffaf ve güven odaklı stratejiler geliştirmesi gerektiğine işaret ediyor.</p>
<h2>Yeni ikilemler ortaya çıktı </h2>
<p>Araştırmaya göre, tüketicilerin kararlarını ve markalarla kuracakları ilişkinin sınırlarını üç temel ikilem şekillendiriyor. İlk ikilem, dijital aşırı yüklenme ile bağlantı ihtiyacı arasında yaşanıyor. Araştırmaya göre, tüketicilerin %65'i dijital yoğunluk nedeniyle bunalmış hissederken, aynı zamanda iyi olma hallerini destekleyecek yapay zekâ çözümlerine daha fazla ilgi gösteriyor. Özellikle genç tüketiciler ekran süresini azaltmak isterken, markalardan aidiyet hissini güçlendirecek topluluk deneyimleri bekliyor.</p>
<p>İkinci ikilem, kontrollü harcama ile kendini ödüllendirme isteği arasında şekilleniyor. Ekonomik belirsizlikler nedeniyle tüketiciler harcamalarını daha dikkatli planlarken, küçük ödüllerle motivasyonlarını korumaya çalışıyor. Araştırmaya göre, finansal açıdan zorlanan tüketicilerin %59'u kendilerini ödüllendirmek için daha uygun fiyatlı alternatiflere yönelirken, katılımcıların %45'i günlük hayatını kolaylaştıran çözümler için ek ödeme yapmaya sıcak bakıyor.</p>
<p>Üçüncü ikilem ise yetki devri ve güven arasında yaşanıyor. Tüketiciler rutin işlemlerde markalara ve yapay zekâya daha fazla sorumluluk vermeye istekli olsa da kişisel konularda kontrolü elden bırakmak istemiyor. Araştırmaya göre, tüketicilerin %92'si şeffaf uygulamalar sunan markaları tercih ederken, %95'i satın alma öncesinde somut değer kanıtı görmek istiyor. Ayrıca, %93'ü karar vermeden önce bilgileri farklı kaynaklardan doğruluyor, %89'u ise marka reklamlarından çok diğer tüketicilerin deneyimlerine ve yorumlarına güveniyor.</p>
<h2>Yapay zekâ ile yeni güven dengesi: Koşullu yetki devri </h2>
<p>Araştırma, tüketicilerin yapay zekâyı koşulsuz kabul etmek ya da tamamen reddetmek yerine, kullanım alanına göre bilinçli tercihler yaptığını ortaya koyuyor. Küresel ölçekte tüketicilerin yüzde 36’sı, ödeme sırasında indirimlerin yapay zekâ tarafından otomatik olarak uygulanmasını isterken; konu rutin satın alma kararlarının tamamen yapay zekâya bırakılmasına geldiğinde tüketicilerin büyük çoğunluğu bu fikre sıcak bakmıyor. Buna karşılık, yapay zekânın daha yaygın benimsendiği pazarlarda kullanım oranı yüzde 94’e ulaşırken, her dört tüketiciden biri (yüzde 25) kendi adına karar alabilen otonom yapay zekâ araçlarını deneyimlediğini belirtiyor. Bulgular, tüketicilerin yapay zekâya duyduğu güvenin, teknolojiyle kurdukları deneyim arttıkça güçlendiğine işaret ediyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Artık “koşulsuz güven” yok</span></h2>
<p>EY Eurasia Tüketici Ürünleri ve Perakende Sektör Lideri Yusuf Bulut, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: "Tüketicilerin markalarla kurduğu ilişkinin kuralları yeniden şekilleniyor. Tüketiciler artık markalara koşulsuz güvenmek yerine, verilerini kullanma ve kendi adlarına hareket etme yetkisini koşullu olarak veriyor. Dijital aşırı yüklenme ve artan şüphecilik, markaların yalnızca görünür olmasını değil; şeff afl ık, somut değer ve güven sağlamasını zorunlu kılıyor. Bugünün tüketicisi satın alma kararını vermeden önce bilgiyi farklı kaynaklardan doğruluyor ve markalardan iddialarını kanıtlamasını bekliyor. Bu nedenle şirketlerin yalnızca yapay zekâ yatırımlarına değil, müşterinin ihtiyaçlarını doğru anlayan, güven oluşturan ve gerektiğinde insan etkileşimini devreye alan deneyimlere odaklanması gerekiyor. Önümüzdeki dönemde fark yaratmak isteyen markalar; teknolojiyi yalnızca verimlilik için değil, şeffaflık, hesap verebilirlik ve insan deneyimiyle birleştirerek tüketicinin güvenini sürdürülebilir biçimde kazanmak için kullanmalı.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tuketici-nihai-kararinda-yapay-zekaya-mesafeli-85485</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/e-ticaret.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EY’nin Geleceğin Tüketicisi Endeksi 2026 araştırması, yapay zekâ ve dijitalleşmenin tüketici davranışlarını hızla dönüştürdüğünü, ancak güven ve kontrol ihtiyacının önemini koruduğunu ortaya koydu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/akuttan-kocaelide-36-saatlik-uluslararasi-usar-tatbikati-85506</guid>
            <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 08:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> AKUT’tan Kocaeli’de 36 saatlik uluslararası USAR tatbikatı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <h2>Kocaeli </h2>
<p>AKUT Arama Kurtarma Derneği, 17 Ağustos Marmara Depremi’nin yıl dönümünde Kocaeli’de 4. Seviye (Uluslararası) Kentsel Arama ve Kurtarma Tatbikatı düzenledi. “17 Ağustos Anma Tatbikatı” adıyla gerçekleştirilen çalışmaya İstanbul, Bursa, Eskişehir, Kocaeli, Tekirdağ ve Yarımada ekiplerinden 57 gönüllü katıldı. 36 saat kesintisiz olarak planlanan tatbikatta, AKUT’un geliştirmekte olduğu uluslararası ağır sınıf Kentsel Arama ve Kurtarma (USAR) kapasitesinin sahadaki karşılığı test edildi.</p>
<p>AKUT Arama Kurtarma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Serhat Akbel, “17 Ağustos 1999, Türkiye’nin afetlere hazırlık konusunda hafızasına kazınmış en önemli tarihlerden biri. AKUT’un tarihine baktığımızda da bu tarihin çok özel bir yeri olduğunu görüyoruz. O günden bugüne geçen süreçte çok büyük afetler yaşadık, çok sayıda insanımızın hayatına dokunduk ve sahada çok önemli tecrübeler edindik. Ancak afetler değiştikçe, riskler büyüdükçe ve uluslararası müdahale standartları geliştikçe bizim de kendimizi sürekli geliştirmemiz gerekiyor” diye konuştu.</p>
<h2>“Hedefimiz, USAR standartlarında görev yapabilen yapı oluşturmak”</h2>
<p>Akbel, “AFAD ile sahadaki en yüksek kapasiteli müdahale yapılarından biri olduk. Ancak bugün üzerinde çalıştığımız yapı, sayıdan çok nitelik, sürdürülebilirlik ve standardizasyon üzerine kurulu. Hedefimiz; uluslararası ağır sınıf USAR standartlarında görev yapabilecek, kendi lojistiğini, personel devamlılığını, komuta-kontrolünü ve teknik kapasitesini sürdürebilecek bir ekip yapısı oluşturmak” şeklinde konuştu. </p>
<p><img src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6a814f3331734-1786859315.jpg" alt="" width="1280" height="851" /></p>
<p> Akbel, “Bizim hedefimiz, gerektiğinde Türkiye içinde çok güçlü bir müdahale gerçekleştirebilmek ve ihtiyaç olduğunda dünyanın herhangi bir noktasındaki büyük bir afete uluslararası standartlarda destek verebilecek kapasiteye ulaşmak” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“Tatbikat gerçek bir uluslararası afete yakın koşullarda planlandı”</h2>
<p>Kocaeli’de gerçekleştirilen tatbikatın gerçek bir uluslararası afet operasyonuna mümkün olduğunca yakın koşullarda planlandığını belirten Akbel, “36 saat boyunca arama, keşif, teknik arama, kurtarma, medikal müdahale, enkaz güvenliği, haberleşme, lojistik ve ekip yönetimi gibi süreçleri aynı anda işlettik. Uzun süreli operasyonlarda yalnızca kurtarma teknikleri değil, vardiya düzeni, personel devamlılığı, kaynak yönetimi ve komuta-kontrol gibi unsurlar da büyük önem taşıyor. Bizim hedefimiz, uluslararası ağır sınıf ekip kapasitemizi geliştirerek afet bölgesinde 10 gün boyunca 24 saat esasına göre operasyon yürütebilecek bir yapıya ulaşmak. Bu kapasiteyle aynı anda farklı enkaz sahalarında kurtarma, arama, keşif ve değerlendirme faaliyetlerini sürdürebilecek insan gücü, teknik ekipman, lojistik ve komuta-kontrol altyapısını oluşturmayı amaçlıyoruz” dedi.</p>
<p>Akbel, uluslararası ağır sınıf USAR kapasitesinin resmiyet kazanması açısından Kasım 2027’de gerçekleştirilmesi planlanan INSARAG sınıflandırma sınavının önemli bir aşama olduğunu belirtti. </p>
<p>Akbel, “2027’deki sınıflandırma sınavına yalnızca AKUT’un bir sınavı olarak bakmıyoruz. Bu, Türkiye’nin sivil toplum alanındaki afet müdahale kapasitesinin uluslararası standartlarda ortaya konulması açısından da önemli bir hedef. Biz bu sürecin sonunda yalnızca AKUT adına değil, Türkiye adına da gurur verici bir sonuç elde etmek istiyoruz. Buna da yapacağımız çalışmalarla en iyi şekilde hazırlanıyoruz” diye konuştu.</p>
<p>AKUT Tatbikatlar Birimi Sorumlusu Kaan Sabah, tatbikatın yalnızca kurtarma tekniklerinin uygulanmasını değil, bütünlüklü bir USAR sisteminin sahadaki işleyişini test etmeyi amaçladığını belirtti. </p>
<p>Sabah, “Ağır sınıf bir USAR ekibi oluşturmak, yalnızca daha fazla ekipman veya daha fazla personel bulundurmak anlamına gelmiyor. Asıl mesele, tüm bu unsurların tek bir operasyonel sistem içerisinde, uzun süre boyunca kesintisiz ve güvenli biçimde çalışabilmesi. Bu tatbikatta da arama-kurtarma faaliyetlerinden lojistiğe, haberleşmeden komuta-kontrole kadar bütün sistemi birlikte test ediyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/akuttan-kocaelide-36-saatlik-uluslararasi-usar-tatbikati-85506</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/6/1280x720/akuttan-kocaelide-36-saatlik-uluslararasi-usar-tatbikati-1786859369.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 17 Ağustos’un yıl dönümünde Kocaeli’de 57 gönüllünün katılımıyla gerçekleştirilen tatbikatta AKUT’un uluslararası ağır sınıf USAR kapasitesi sahada test edildi. Dernek, 2027’deki INSARAG sınıflandırmasıyla kapasitesini uluslararası düzeyde belgelendirmeyi hedefliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
