<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dso-baskani-selim-kasapoglu-yeniden-aday-denizliyi-daha-da-ileriye-tasiyacagiz-87065</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 17:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Denizli’yi daha da ileriye taşıyacağız&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/DENİZLİ</strong></p>
<p>Denizli Sanayi Odası (DSO) Yönetim Kurulu Başkanı Selim Kasapoğlu, dört yıllık görev döneminin son meclis toplantısında odanın geride bıraktığı dönemi ve yeni dönem hedeflerini değerlendirdi.</p>
<p>Kasapoğlu, dört yılda DSO’nun yalnızca faaliyetlerini artırmadığını, çalışma modelini de dönüştürdüğünü belirterek; üyelerin ihtiyaçlarına doğrudan dokunan yeni hizmet yapıları kurduklarını, sanayiciler arasında ve ulusal-uluslararası alanda yeni bağlantılar geliştirdiklerini söyledi. Önümüzdeki dönemin odağını ise Denizli sanayisinin teknoloji, yatırım, katma değer ve nitelikli istihdam ölçeğini büyütmek olarak ortaya koydu.</p>
<p>Denizli sanayicisinin ihtiyaçlarına doğrudan yanıt veren, sorunlara çözüm üreten bir oda modeli oluşturduklarını belirten Denizli Sanayi Odası Başkanı Selim Kasapoğlu, “Görev dönemimizde salgının artçı etkilerinden depreme, küresel tedarik sorunlarından yüksek enflasyona kadar ağır bir ekonomik iklimle karşılaştık. Bu şartlar karşısında beklemek yerine harekete geçtik; süreçleri kişilere bağlamak yerine iş birlikleri ve kurumsal yapılar inşa ettik. Meslek Komitelerimizi, komisyonlarımızı ve kurullarımızı daha etkin hale getirerek karar alma süreçlerine üyelerimizin daha güçlü katılımını sağladık. Yüksek İstişare Kurulumuzu çalışma sistemimize dahil ettik, üye bilgilerimizi güncelledik ve sektörlerin ortak meselelerini düzenli toplantılarla gündeme taşıdık. Bizim için katılımcılık yalnızca toplantı sayısını artırmak değil; üyelerin sözünü dinlemek, görüşlerini karara dönüştürmek ve sonuçların sorumluluğunu birlikte taşımaktır. Dört yılın sonunda hem faaliyetlerimizi artırdık hem de odamızın çalışma modelini değiştirdik” diye konuştu.</p>
<p>Üyelerin ihtiyaçlarına doğrudan yanıt veren hizmet kapasitesini güçlendirdiklerini ifade eden Kasapoğlu, “Denizli Model Fabrikayı, Verimlilik Merkezimizi, DSO Akademiyi, Teşvik Ofisini, DSO MEİP’i, İtalya İrtibat Ofisimizi ve KOSGEB Temsilciliğimizi güçlendirdik. Bu yapıların ortak amacı üyelerimizin yatırımına, maliyetlerine, verimliliğine, enerji performansına, insan kaynağına ve yeni pazarlara erişimine katkı sağlamak. Teşvik Ofisimiz henüz bir buçuk yıllık dönemde toplam 1,6 milyar liralık proje hacminin geliştirilmesine öncülük etti. Denizli Model Fabrikamız 40’a yakın firmaya verimlilik danışmanlığı ve dönüşüm desteği sağlarken, bazı süreçlerde yüzde 56’ya varan verimlilik artışları elde edildi. Sürdürülebilirlik Birimimiz dört yılda 416 çalışma ve faaliyet gerçekleştirdi, Verimlilik Merkezimiz ise 50’ye yakın firmaya ulaştı. DSO Akademimizde dört yılda 800’ü aşkın katılımcının yer aldığı 34 eğitim düzenledik. DSO MEİP kapsamında 9 meslek lisesinde bir yılda 93 etkinlik gerçekleştirerek eğitim ile sanayi arasındaki iş birliğini güçlendirdik. İtalya İrtibat Ofisimiz aracılığıyla da son iki yılda 257 üyemizin vize süreçlerine destek sağladık. Hizmet anlayışımızı klasik oda hizmetleriyle sınırlamadık; yaptığımız çalışmaların üyelerimizin işletmelerinde neyi değiştirdiğine odaklandık. Bu kapasiteyi oluştururken kurumumuzu da güçlendirdik; iştiraklerimizle birlikte çalışan sayımızı 14’ten 30’a yaklaştırdık. Kadromuzu odayı büyütmek için değil, üyelerimize daha hızlı ve nitelikli hizmet sunabilmek için genişlettik” dedi.</p>
<p>DSO’nun yalnızca hizmet sunan değil, üyeleri, kamu kurumları ve uluslararası pazarlar arasında bağlantı kuran bir yapıya dönüştüğünü belirten Kasapoğlu, “Bir odanın gerçek gücü sahip olduğu binalardan veya düzenlediği etkinliklerden değil, kurabildiği bağlardan ve üyeleri adına açabildiği kapılardan gelir. Bu dört yılda üyeyi Odayla, üyeyi üyeyle, sanayiciyi Ankara’yla, Denizli’yi Avrupa’yla bağladık. TEİ ve BAYKAR ile gerçekleştirdiğimiz tedarikçi buluşmalarıyla 50’yi aşkın firmamızı savunma ve havacılık sanayisinin önemli aktörleriyle bir araya getirdik, 20 firmamızın saha ziyaretlerine vesile olduk. Ankara’da bakanlıklar, kamu kurumları, TOBB ve karar vericiler nezdinde Denizli sanayisinin sorunlarını sahadan aldığımız veriler ve çözüm önerileriyle gündeme taşıdık. Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu ve uluslararası ağlarla geliştirdiğimiz ilişkiler, yeşil ve dijital dönüşüm çalışmaları ile İtalya İrtibat Ofisimiz sayesinde firmalarımızın uluslararası bağlantılarını güçlendirdik. Önümüzdeki dönemde de tedarikçi buluşmaları ve yeni iş birlikleriyle Denizli’nin üretim kabiliyetini Türkiye’nin stratejik sektörleriyle kalıcı biçimde bağlamayı hedefliyoruz” dedi.</p>
<p>DSO’nun kurumsal yapısını da bu anlayış doğrultusunda dönüştürdüklerini ifade eden Kasapoğlu, “2024-2028 Stratejik Planımızı yalnızca bir belge olarak değil, kaynaklarımızı ve insan kapasitemizi ortak hedeflere yönelten bir çalışma rehberi olarak ele aldık. Dijital dönüşüm, küresel rekabet gücü, yeşil ve sürdürülebilir sanayi dönüşümü, hedef sektörlerde rekabet avantajı ve finansal kapasitenin güçlendirilmesini temel önceliklerimiz arasına aldık. Kamuoyu görünürlüğümüzü artırarak Denizli sanayisinin sesini daha güçlü duyurduk. Dünya Odalar Kongresi Odalar Yarışması’nda yeşil dönüşüm projemizle dünya üçüncülüğü elde ederken, TİSK Ortak Yarınlar Ödülleri’nde de iki farklı projemizle ödüle layık görüldük. Ancak bizim için asıl başarı, üyelerimizin işine yarayan ve firmalarına değer katan sonuçlar üretmek. Şirinköy’de yürüttüğümüz süreçle de yenilikçilik, yeşil ve dijital dönüşüm, eğitim ve ortak kullanım imkanlarını bir araya getiren, Denizli sanayisine uzun yıllar hizmet edecek yeni bir merkez oluşturmak için çalışıyoruz. Kısacası bu dört yılda yalnızca bugünün ihtiyaçlarına cevap vermedik, önümüzdeki on yılların sanayi altyapısını da hazırladık” dedi.</p>
<p>Yeni dönemde hedeflerinin DSO’nun değil, Denizli sanayisinin teknoloji, katma değer, yatırım ve nitelikli istihdam ölçeğini büyütmek olduğunu belirten Kasapoğlu, “Kurduk, bağladık, dönüştürdük; şimdi ölçeği büyütüyoruz. Aidata dayalı klasik Oda modelinin sınırlarını aşarak ürettiğimiz nitelikli hizmetlerden elde ettiğimiz kaynakları yine üyelerimizin hizmetine, yeni uzmanlıklara ve yeni projelere yönlendireceğiz. Yeni organize sanayi alanlarının oluşturulması ve mevcut alanların geliştirilmesi önceliklerimiz arasında. Denizli’nin yatırım yapacak sanayiciye yer gösterebilmesi, altyapı sunabilmesi ve yeni nesil üretimi çekebilmesi için ilgili kurumlarla çalışmayı sürdüreceğiz. Diğer büyük iddiamız ise Denizli’nin üretim profilinde sıçrama yaratabilecek titanyum yatırımı. Üretim kabiliyetimizi, tedarik zincirlerimizi, nitelikli istihdamımızı ve yatırım profilimizi değiştirebilecek bu ortak girişimi, 2026-2030 döneminin en önemli sanayi hamlelerinden biri haline getirmek için çalışıyoruz. Dört yıl önce nasıl Model Fabrika, Verimlilik Merkezi ve yeni uzmanlık alanları için çekinmeden adım attıysak, bugün de aynı iradeyi Denizli sanayisinin ölçeğini büyütmek için ortaya koyuyoruz” dedi.</p>
<p>Dört yıllık dönemin ardından yeni dönemde de aynı çalışma anlayışını sürdüreceklerini vurgulayan Kasapoğlu, “Geride bıraktığımız dört yıl bize gurur verebilir ancak rehavet hakkı vermez. Kurduğumuz her yapı daha fazla sorumluluk, açtığımız her kapı daha büyük bir hedef getiriyor. Ankara’da daha ısrarcı, uluslararası alanda daha görünür, sahada daha erişilebilir olacağız. Hizmet kapasitemizi genişletecek, Denizli’nin yeni sektörlere, yeni teknolojilere ve daha yüksek katma değerli üretime geçişini hızlandıracağız. Denizli sanayisi dünyanın ve teknolojinin değişen rekabet koşullarının gerisinde kalamaz. Önümüzde yürünecek yolumuz, kurulacak yapılarımız ve ulaşılacak büyük hedeflerimiz var. Denizli’nin en büyük gücü üretme cesareti, birlikte hareket etme kabiliyeti ve zor zamanlarda çözüm bulma iradesidir. Kurduğumuz yapıları büyütecek, bağlarımızı güçlendirecek ve başlattığımız dönüşümü hızlandıracağız. Denizli sanayisinin ölçeğini, teknolojisini ve katma değerini birlikte yükselteceğimize yürekten inanıyorum” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dso-baskani-selim-kasapoglu-yeniden-aday-denizliyi-daha-da-ileriye-tasiyacagiz-87065</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/9/1280x720/selim-kasapoglu-erken-sanayisizlesme-riskine-karsi-uretimi-koruyacak-adimlar-sart-1785837337.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Denizli Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Selim Kasapoğlu, dört yıllık görev döneminin bilançosunu ve yeni dönem hedeflerini açıkladı. DSO’nun hizmet kapasitesini ve kurumsal yapısını güçlendirdiklerini belirten Kasapoğlu, yeni dönemde Denizli sanayisinin teknoloji, yatırım ve katma değer kapasitesini büyütmeye, yeni organize sanayi alanları ve titanyum yatırımı başta olmak üzere stratejik hamlelere odaklanacaklarını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dijital-pazarlarda-tekelci-anlayisa-son-verilmeli-87064</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 17:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gülsoy: Dijital pazarlarda tekelci anlayışa son verilmeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>KAYSERİ/EKONOMİ</strong></p>
<p>Kayseri Ticaret Odası (KTO) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, dijital pazaryerlerinde uygulanan yüksek komisyon oranları ve ek kesintilerin esnaf ile tüketici üzerinde oluşturduğu yükler hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p>Son dönemde üyelerinden dijital pazaryerlerindeki yüksek komisyon oranları ve dijital ilan platformların yüksek abonelik ücretlerine yönelik yoğun şikâyetler aldıklarını belirten Gülsoy, bu platformların tekele dönüşmesinin genel fiyat seviyelerini de olumsuz etkilediğini kaydederek, “Üyelerimizin sahadaki en büyük çilesi; kategoriye göre değişmekle birlikte yüzde 30-35’lere varan komisyon oranları, zorunlu reklam harcamaları, kargo ve servis kesintileridir. Yeme-içme sektöründen hizmet sektörüne, emlakçı ve galerici esnafımızdan en küçük üreticimize kadar herkes bu yüksek maliyetlerin altında ezilmektedir. Çiçekçisinden lokantacısına, galericisinden emlakçısına, dijital platformlarda satış yapan esnafımızı, tüccarımızı ve üreticimizi bu platformların yüksek komisyon ve uygulamalarına mahkum edemeyiz. Platformların dominant konumlarını kullanarak uyguladıkları yüksek üyelik ücretleri ve komisyonlar, ürün ve hizmetlerin menü/satış fiyatlarını suni bir şekilde şişirmekte; bu durum da doğrudan gıda ve genel tüketim enflasyonunu körüklemektedir. Yani yüksek komisyonlar sadece esnafımızı değil, nihai tüketici olan vatandaşımızın cebini de yakmaktadır” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Dijital pazarlarda adil rekabet ve şeffaf yapı tesis edilmelidir”</strong></p>
<p>Türkiye’deki dijital platform komisyonlarının gelişmiş ülkelerdeki oranlara kıyasla son derece yüksek olduğunun altını çizen Gülsoy, “Gelişmiş pazarlarda ve Avrupa Birliği’nde uygulanan dijital piyasa düzenlemeleri, hâkim konumdaki platformların satıcıları sömürmesini engelleyen tavan sınırlandırmaları ve adil rekabet kuralları içermektedir. Dijital pazaryerlerinin oligopolistik yapısı, Rekabet Kurumu’nun da dikkatini çekmiştir. Bu noktada pazarda hâkimiyet kurarak tekelci anlayışla hareket etmeye başlayan bu dijital pazaryerlerine yönelik güncel düzenlemeler gereklidir. Ülkemizde de benzer şekilde esnafımızı ve tacirimizi koruyacak, komisyon oranlarını makul ve sürdürülebilir seviyelere çekecek adımların atılması elzemdir. Bu konuda üst kurumumuz TOBB ve Ticaret Bakanlığı nezdinde girişimlerde bulunuyoruz. Neticeten dijital platformların satıcılardan aldığı komisyon oranları uygun seviyelere düşürülmeli ve yüksek abonelik ücretleri makul hale getirilmelidir. Ayrıca sipariş tutarı arttıkça azalan dereceli komisyon modelleri teşvik edilmeli, rekabet artırılmalı ve gerekiyorsa yerli ve milli alternatif platform altyapıları desteklenmelidir.</p>
<p>Öte yandan internetten ev, araba, eşya alıp satanlar veya kiralama ilanları verenler için Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın kayıt dışı ekonomi ve vergi kayıplarını engellemek amacıyla e-ticaret sitelerinden sosyal medya platformlarına kadar tüm dijital platformlara aylık raporlama getirmesini olumlu buluyoruz. Ticaretimizi, üreticimizi ve halkımızı bu yüksek maliyet baskısından kurtarmak, enflasyonla mücadelemize de çok önemli bir katkı sağlayacaktır” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dijital-pazarlarda-tekelci-anlayisa-son-verilmeli-87064</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/4/1280x720/dijital-pazarlarda-tekelci-anlayisa-son-verilmeli-1788876102.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayseri Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, &quot;Dijital pazaryerlerinin oligopolistik yapısı, Rekabet Kurumu’nun da dikkatini çekmiştir. Bu noktada pazarda hâkimiyet kurarak tekelci anlayışla hareket etmeye başlayan bu dijital pazaryerlerine yönelik güncel düzenlemeler gereklidir. Ülkemizde de benzer şekilde esnafımızı ve tacirimizi koruyacak, komisyon oranlarını makul ve sürdürülebilir seviyelere çekecek adımların atılması elzemdir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/musiad-expoda-hedef-5-milyar-dolarlik-ticaret-hacmi-87063</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 16:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> MÜSİAD EXPO&#039;da hedef 5 milyar dolarlık ticaret hacmi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Burhan Özdemir, düzenlenen basın buluşmasında, MÜSİAD EXPO 2026 Uluslararası Ticaret Fuarı ve gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>MÜSİAD EXPO'nun bu yıl 21'inci kez İstanbul Fuar Merkezi'nde yapılacağını kaydeden Özdemir, 23-26 Eylül arasında MÜSİAD EXPO Uluslararası Ticaret Fuarı'nı düzenleyeceklerini bildirdi.</p>
<p>Özdemir, 15 bin metrekarenin üzerindeki stant alanında organize edilen fuarın sanayi, makine, otomasyon, enerji, inşaat, yapı malzemeleri, gıda ve tarım başta olmak üzere stratejik sektörlerden 300'ün üzerinde firmayı dünya pazarlarıyla buluşturacağını belirterek, "Bu yıl 114 ülkeden 50 bini aşkın profesyonel ziyaretçiyi ve 70 ülkeden 400'ü aşkın nitelikli alım heyetini üreticilerimizle doğrudan masaya oturtuyoruz. Organize edilecek ikili iş görüşmeleri (B2B) ve ticari diplomasi temaslarıyla fuar kapsamında en az 5 milyar dolarlık somut bir ticaret hacmine ulaşmayı hedefliyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>"B2Biz" platformuyla alım heyetlerinin birebir B2B görüşmelerini planlayabileceğini aktaran Özdemir, "MÜSİAD EXPO tek başına bir fuar etkinliği değil. Aslında MÜSİAD'ın uluslararası anlamda görünürlüğünü artırmak, ülke ekonomisindeki yerini, bulunduğu durumu perçinlemek ve göstermek üzere de kurulmuş, içerisinde farklı farklı faaliyet alanlarının olduğu 4 günlük geniş bir program." diye konuştu.</p>
<p>Özdemir, fuarda Uluslararası İş Forumu'nun (IBF) düzenleneceğini belirterek, "Arktik ile ilgili de panel düzenlenecek. Özellikle kutuplar, kutupların bu ticaret ve uluslararası lojistik ağları açısından önemi, aynı zamanda bu kıymetli madenler noktasındaki son yıllardaki keşifler tabii büyük ölçekli ülkeleri daha çok bu kutuplar konusunda araştırma yapmaya ve tüm bu araştırmaları da ticarileştirmeye doğru yönlendiriyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>MÜSİAD olarak Arktik konusunda çalışmalar yaptıklarını belirten Özdemir, Arktik Konseyi'nin 8 Ekim'de düzenleyeceği zirveye de katılacaklarını dile getirdi.</p>
<p><strong>"Uzak Doğu'daki finansman fırsatlarına yönelik bir açılım yapmak istiyoruz"</strong></p>
<p>Burhan Özdemir, MÜSİAD'ın ilk kez kendi fuar şirketiyle bir fuar düzenleyeceğini ifade ederek, "Bu dönemin başında koyduğumuz bir kısım hedefler Afrika'da, Orta Doğu'da ve Türk Cumhuriyetlerinde belli fuar faaliyetleri düzenlemek istediğimiz için Müstakil Fuarcılık şirketini kurduk." dedi.</p>
<p>Arnavutluk'ta yarın (9 Eylül) inşaat alanında tedarikçi zirvesi düzenleyeceklerini belirten Özdemir, "Oraya da önemli bir katılım bekleniyor. 2 bine yakın kişinin bu tedarikçi zirvelerinde yer almasını bekliyoruz. Bunun devamında büyük ihtimalle Almanya'da gıda alanında gerçekleştireceğiz." diye konuştu.</p>
<p>Özdemir, nisan ayında MÜSİAD ve JPMorgan Chase işbirliğinde New York'ta yatırım konferansı düzenlediklerini anımsatarak, şunları kaydetti:</p>
<p>"30 Kasım'da HSBC ile Londra'da, HSBC'nin genel merkezinde, HSBC'nin başekonomistinin de katıldığı, bizden de yaklaşık 30'a yakın farklı sektörlerden firmaların temsilcilerinin iştirak ettiği bir buluşma düzenleyeceğiz. Bunun bir benzerini nisan ayında Malezya ya da Singapur'da yapmayı düşünüyoruz. Bu programla da daha çok Uzak Doğu'daki finansman fırsatlarına yönelik bir açılım yapmak istiyoruz. Çünkü ülkemizde hep finansman noktasında batıya bir yönelim var. Halbuki aslında doğuda da çok ciddi fırsatların olduğunu biliyoruz. Özellikle Malezya gibi İslami finansman unsurlarının çokça kullanıldığı bir ülkede de benzer bir programı gerçekleştirmeyi düşünüyoruz."</p>
<p><strong>"Türkiye'nin atıl kapasitesi üzerine çalışıyoruz"</strong></p>
<p>Gazetecilerin sorularını yanıtlayan MÜSİAD Genel Başkanı Özdemir, fuarın ihracata etkisine yönelik soruya, "İhracatı ciddi anlamda pozitif katkısı olacak. Çünkü 70 farklı ülkeden 400'ün üzerinde alım heyeti gelecek. Mesela biz geçtiğimiz yıl 4 kere Amerika'ya gittik. Amerika'daki büyük toptancılarla buluştuk, farklı farklı bölgelerde. Mesela bu toptancılar gelecekler. Almak istedikleri ürünleri bilerek gelen toptancılardan bahsediyorum. Dolayısıyla ihracata önemli ölçüde katkısı olacağını düşünüyoruz. Bunu sadece ihracat endeksli düşünmeyelim, yurt içindeki ticaret ağlarını da artırıcı bir etkisi var." yanıtını verdi.</p>
<p>Özdemir, Orta Vadeli Programa (OVP) yönelik soruya ilişkin, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Orta Vadeli Programı bu kez biz nominal istikrarı reel piyasanın önüne koymayan, reel piyasanın beklentilerini nominal istikrarın önüne koyan bir program olarak izledik. Verilere bakıldığında da daha rasyonel ve gerçekçi bulduk. Diğer OVP'lerden farkı daha temkinli bir yaklaşım sunuyor olması. Bu iş dünyası açısından son derece önemli. Çünkü bizim için birinci problem enflasyonun yüksek olması değil. Birinci problem öngörülemezlik."</p>
<p>Üretimi artırmaya yönelik değerlendirmede bulunan Özdemir, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>"Birkaç aydır Türkiye'nin atıl kapasitesi üzerine çalışıyoruz. Bize göre Türkiye'nin en büyük şansı, fırsatı atıl kapasite alanı. Çünkü ülkemizde özellikle 2008, 2010'lu yıllardaki o ucuz para nedeniyle yapılmış çokça büyük tesis var. Bu tesislerin çok önemli bir kısmı atıl halde. Şu anki üretim maliyetlerine baktığınızda söz konusu tesislerdeki üretim maliyetlerinin tüm genel gideri o ürünlerin birim fiyatlarına yansıyor. Çok daha verimli üretim yapılabilecek tesislerden daha atıl ve ürettiğinden çok masraf üreten tesislerimiz var bizim şu anda her alanda. Kapasite tahlillerinin sektörel bazda çok acil bir şekilde yapılması, ciddi anlamda geniş bir sanayi envanterinin çıkarılması gerekiyor ülkemizdeki bu envanter üzerinden bizim açık olan ve dönüştürülmesi gerekli alanlarımıza ciddi şekilde yoğunlaşılması gerektiğini düşünüyorum."</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/musiad-expoda-hedef-5-milyar-dolarlik-ticaret-hacmi-87063</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/3/1280x720/burhan-1788875506.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ MÜSİAD EXPO hakkında açıklamalarda bulunan MÜSİAD Genel Başkanı Burhan Özdemir, &quot;Bu yıl 114 ülkeden 50 bini aşkın profesyonel ziyaretçiyi ve 70 ülkeden 400&#039;ü aşkın nitelikli alım heyetini üreticilerimizle doğrudan masaya oturtuyoruz. Organize edilecek ikili iş görüşmeleri ve ticari diplomasi temaslarıyla fuar kapsamında en az 5 milyar dolarlık somut bir ticaret hacmine ulaşmayı hedefliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-turizmde-rotayi-yerel-kalkinmaya-ceviriyor-87058</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 15:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa turizmde rotayı yerel kalkınmaya çeviriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Bursa’nın turizm geleceği ve yerel kalkınma hedefleri, iki gün sürecek 5. Bursa Turizm Zirvesi’nde ele alınıyor.</p>
<p>Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde başlayan zirvenin açılışına TÜRSAB Yönetim Kurulu Başkanı Firuz Barbaros Bağlıkaya, BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, milletvekilleri, belediye başkanları ve sektör temsilcileri katıldı. Zirvenin ana gündemini Bursa’nın yerel kaynaklarının turizme kazandırılması ve bu potansiyelin ekonomik ve sosyal kalkınmaya sürdürülebilir biçimde dönüştürülmesi oluşturuyor. Programda yerel yönetimlerin turizm politikalarındaki rolünün yanı sıra stratejik yatırımlar, destinasyon yönetimi, sektörel koordinasyon, ulaşım ve konaklama altyapısı ile dijital pazarlama gibi başlıklar değerlendiriliyor.</p>
<h2>Turizmde yeni büyüme alanı yerel değerler</h2>
<p>Zirvenin açılışında konuşan TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya, Türkiye turizminin zorlu bir dönemden geçtiğine ve 2026 yılı turizm gelir beklentisinde aşağı yönlü revizyon yapıldığına dikkat çekti. Küresel turizm rekabetinin giderek sertleştiğini belirten Bağlıkaya, Türkiye’nin rekabet gücünü koruyabilmesi için yerel değerleri yüksek katma değerli turizm ürünlerine dönüştürmesi gerektiğini söyledi. Turist beklentilerinin değiştiğine işaret eden Bağlıkaya, deniz, kum ve güneş turizminin yanında kültür, deneyim ve yerel yaşamı merkeze alan ürünlerin geliştirilmesi gerektiğini belirtti. Yeni cazibe merkezleri ve destinasyonların oluşturulmasının turistlerin kentlerde daha uzun süre kalmasını sağlayacağını ifade eden Bağlıkaya, bunun turizm gelirlerinin artırılması açısından kritik olduğunu vurguladı.</p>
<h2>“Seyahat acenteleri olmadan turizm hedeflerine ulaşamayız”</h2>
<p>Bağlıkaya’nın konuşmasında seyahat acentelerinin turizm ekonomisindeki rolü de öne çıktı. Turizmin yalnızca yatırım ve altyapıdan ibaret olmadığını belirten Bağlıkaya, destinasyonların pazarlanması, turizm ürünlerinin paketlenmesi ve turistin bölgeye yönlendirilmesinde seyahat acentelerinin kritik görev üstlendiğini söyledi. “Ne yatırım yaparsak yapalım, turizmde istenilen başarıya seyahat acentesiz ulaşamayız” diyen Bağlıkaya, turizmde pazarlama ve satış ayağının yeterince dikkate alınmadığını belirtti. Bağlıkaya, seyahat acentelerinin güçlenmesinin yalnızca bir meslek grubunun değil; otel, rehber, restoran, taşımacılık, esnaf ve yerel üreticinin dahil olduğu geniş turizm ekosisteminin güçlenmesi anlamına geldiğini kaydetti. Bursa’nın turizm pastasından daha büyük pay alması gerektiğini vurgulayan Bağlıkaya, kentin turizm stratejisinin ziyaretçiyi kentte daha uzun süre tutacak şekilde şekillendirilmesi gerektiğini söyledi.</p>
<h2>İş turizmi potansiyeline dikkat çekildi</h2>
<p>BTSO Başkanı İbrahim Burkay ise Bursa’nın turizm potansiyelinin tarihi ve kültürel miras ile coğrafi zenginlik kadar, bu değerleri ekonomik değere dönüştürecek yerel girişimcilik kapasitesine de bağlı olduğunu söyledi. Bursa’nın 20 milyar dolarlık ihracat ve 16 milyar dolarlık ithalatla yaklaşık 36 milyar dolarlık dış ticaret hacmine sahip güçlü bir sanayi ve ticaret merkezi olduğuna dikkat çeken Burkay, kentin doğal olarak önemli bir iş turizmi potansiyeli taşıdığını belirtti. Bursa’nın fuar ve kongre turizminde merkez haline gelmesi gerektiğini vurgulayan Burkay, BTSO’nun hayata geçirdiği uluslararası fuarların bu potansiyelin değerlendirilmesinde önemli rol oynadığını ifade etti. Burkay, fuar ve kongre ziyaretçilerinin yüksek harcama kapasitesinin Bursa turizmine önemli bir ekonomik katkı sağlayabileceğini kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-turizmde-rotayi-yerel-kalkinmaya-ceviriyor-87058</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/8/1280x720/bursa-turizmde-rotayi-yerel-kalkinmaya-ceviriyor-1788870132.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa’da bu yıl beşincisi düzenlenen Bursa Turizm Zirvesi, “Yerel Turizm Kalkınması” temasıyla başladı. BTSO ve TÜRSAB iş birliğinde düzenlenen zirvede, Bursa’nın turizm potansiyelinin katma değerli ürünlere dönüştürülmesi, destinasyon çeşitliliğinin artırılması ve turizmin yerel ekonomiye daha fazla katkı sağlaması gündeme taşındı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/junioshowda-hedef-dunya-pazarlarinda-buyumek-87057</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 15:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> JUNIOSHOW’da hedef dünya pazarlarında büyümek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Bursa’da bebe ve çocuk konfeksiyon sektörünün önemli buluşma noktalarından JUNIOSHOW Bursa Uluslararası Bebe, Çocuk Hazır Giyim &amp; Çocuk İhtiyaçları Fuarı, 22. kez kapılarını açtı.</p>
<p>BTSO tarafından KFA Fuarcılık AŞ organizasyonunda, BEKSİAD işbirliğiyle düzenlenen fuar, ilk kez eylül ayında gerçekleştirilirken, 33 ülkeden 300’ü aşkın yabancı alıcı ile 106 katılımcı firmayı Bursa’da buluşturdu. Bursa Fuar Merkezi’nde 10 Eylül’e kadar sürecek fuar, kentin bebe ve çocuk konfeksiyonundaki üretim gücünü uluslararası pazarlara taşıyan önemli organizasyonlardan biri olma özelliğini sürdürüyor. JUNIOSHOW’un açılışında konuşan BEKSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Bayezit, fuarın yeni dönemde daha güçlü ve uluslararası bir yapıya kavuşmasını hedeflediklerini söyledi. Daha önce ocak ayında düzenlenen fuarın tarihinde ilk kez eylül ayında gerçekleştirildiğine dikkat çeken Bayezit, bundan sonraki hedeflerinin JUNIOSHOW’u yılda iki kez düzenlemek olduğunu belirtti. Bursa’nın bebe ve çocuk konfeksiyonunda önemli bir üretim merkezi olduğunu vurgulayan Bayezit, sektörün uluslararası pazarlardaki konumunu güçlendirmek için fuar organizasyonlarının önem taşıdığını ifade etti. Fuar kapsamında gerçekleştirilen uluslararası alım organizasyonuna da dikkat çeken Bayezit, Ticaret Bakanlığı’nın UR-GE ve alım heyeti destekleri kapsamında BTSO işbirliğiyle 33 ülkeden 300’ü aşkın yabancı alıcının Bursa’da ağırlandığını söyledi.</p>
<p>Açılışta konuşan BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay da JUNIOSHOW’un Bursa’daki en güçlü uluslararası organizasyonlardan biri haline geldiğine dikkat çekerek, fuarda yurt dışından yoğun katılım olduğunu belirtti. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/junioshowda-hedef-dunya-pazarlarinda-buyumek-87057</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/7/1280x720/junioshowda-hedef-dunya-pazarlarinda-buyumek-1788869699.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa’da bebe ve çocuk konfeksiyon sektörünün uluslararası buluşma noktası JUNIOSHOW, 22. kez kapılarını açtı. İlk kez eylül ayında düzenlenen fuarda 33 ülkeden 300’ü aşkın yabancı alıcı ile 106 katılımcı firma bir araya gelirken, sektörün yeni hedefi fuarı yılda iki kez düzenleyerek Bursa’nın küresel ticaretteki konumunu güçlendirmek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tmsf-iki-sirketi-satacak-87055</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 14:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> TMSF iki şirketi satacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunu (TMSF), şirket satışlarına ilişkin ilanları Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>İlanlara göre, Sürat Sigorta Aracılık Hizmetleri Limited Şirketi ile Kaynak Kağıt Anonim Şirketi ihalelerinde kapalı teklif isteme ve açık artırma yöntemleri birlikte uygulanacak.</p>
<p>Muhammen bedeli 455 bin lira olarak belirlenen Sürat Sigorta Aracılık Hizmetleri Limited Şirketinin ihalesine katılabilmek için 25 bin lira teminat yatırılması ve 6 Ekim saat 16.30'a kadar teklif verilmesi gerekiyor.</p>
<p>İhale, 7 Ekim saat 10.00'da TMSF'nin Esentepe'deki binasında düzenlenecek.</p>
<p>Kaynak Kağıt Anonim Şirketinin ihalesinde ise muhammen bedel 150 milyon lira olarak tespit edildi.</p>
<p>Katılım için 7,5 milyon lira teminat yatırılması gereken ihaleye 5 Ekim saat 16.30'a kadar teklif verilmesi şartı konuldu.</p>
<p>İhale, 6 Ekim saat 10.00'da TMSF'nin Esentepe'deki binasında düzenlenecek.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tmsf-iki-sirketi-satacak-87055</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/6/1280x720/tmsf-1752842353.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, Sürat Sigorta ile Kaynak Kağıt&#039;ı satışa çıkardı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gel-gitler-87053</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gel gitler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><em>“Depresyondaki kişi… insan ilişkileri ve yaşam hedefleri bakımından arzuladıkları ile bu kısıtlı gerçeklikte elde edebildikleri arasında büyük bir uçurum görür. Bu çatışmayı çözemez. Elinde olanlar onun için kabul edilebilir değildir; kabul edebileceği şeyleri ise onun erişiminin ötesinde sanır. Kişi, hiçbir seçeneğe sahip olmadığı düşüncesi şeklindeki o trajik durumu yaşar.”</em></p>
<p>-Silvano Arieti, Psychotherapy of Severe and Mild Depression</p>
<p>Aynı insanlar gibi piyasaların da karakteri vardır ve duygu durumları değişkenlik gösterebilir. Zaman zaman depresyona girdikleri de olur. Hayatı boyunca duygularında git geller yaşamamış bir insan veya piyasa var mıdır? Bazen üzüntü olumsuz ya da trajik bir olayla tetiklenir ancak çoğu zaman, sadece hayatımızın mevcut haliyle  olabileceği hali arasındaki uçurumu düşünmek bile varoluşumuzun üzerine bir gölge düşürebilir.</p>
<p>Çoğu insan için bu duygular geçicidir; o an için insanı tamamen içine çeken o kara bulutlar kendiliğinden dağılır ve hayat kaldığı yerden devam eder ancak bazıları için bu duygular zamanla hafiflemek yerine daha da şiddetlenir ve yerini depresyona bırakır. Kişi kendini değersiz, acınacak, nefret ve öfke uyandıran biri olarak görmeye başlar; hayat ise artık taşınması güç bir yüke dönüşür.</p>
<p>İnsanları depresyonun derinliklerine sürükleyen şeyin ne olduğu sorusu, binlerce yıldır tartışılagelmiştir. Neden bazı insanlar zorlukların üstesinden hızla gelebilirken, benzer koşullar diğerlerini uzun süreli bir mutsuzluğa sürükler? Son on yılda, depresyonun biyolojik nedenleri üzerinde giderek artan bir odaklanma söz konusu olmuştur. Genlerimiz ve biyolojik yapımız bizi depresyona yatkın kılsa da nasıl yaşamayı seçtiğimizin ve geliştirdiğimiz düşünce ve davranış kalıplarının da büyük bir öneme sahip olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Özellikle de özdeğer duygumuzu yalnızca sınırlı sayıda kaynağa aşırı derecede bağlamanın yarattığı riskler önemli.</p>
<p>İnsan olarak, hayatımızın değerli olduğunu ve yeryüzünde sadece yer kaplamak, kaynak tüketmek ve nihayetinde ölüp gitmek için bulunmadığımızı hissetmeye ihtiyaç duyarız. Kendimiz hakkında olumlu düşünme ve başkalarının da hakkımızda böyle düşünmesini sağlama ihtiyacı, hayatımızı şekillendiren en temel unsurlardan biridir. Zira değerli bir birey olduğumuzu hissetmediğimizde acı çekeriz ve yaptıklarımızın büyük bir kısmı bu ihtiyacı karşılama güdüsüyle şekillenir. Seçtiğimiz iş, kurduğumuz ilişkiler, benimsediğimiz statü sembolleri ve savunduğumuz toplumsal meselelerin hepsi, bu konuda bize yardımcı olup olmadıklarına veya engel teşkil edip etmediklerine göre şekillenir.</p>
<p>Özdeğer duygumuzu besleyen kaynakların çeşitliliği ne kadar fazlaysa o kadar iyidir ancak bazı insanlar, genellikle yetiştirilme tarzlarının da etkisiyle, bu konuda kendilerini büyük ölçüde kısıtlar ve böylece depresyona yatkın hale gelirler. Çünkü depresyon genellikle iki faktörün birleşiminden kaynaklanır: Değer verilen bir unsurun kaybı ve buna eşlik eden "psikolojik katılık" yani düşünce ve davranış kalıplarında çeşitlilik yaratamama ve çevredeki değişimlere yaratıcı bir şekilde uyum sağlayamama durumu, özdeğer duygumuz için tek bir kaynağa veya çok az sayıda kaynağa bel bağladığımız ölçüde, her iki faktörle ilgili riskimiz de artar.</p>
<p>Global ve yerel riskli varlıklar için olumlu görüşümüz devam ediyor.</p>
<p>Türkiye’de 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program yayımlandı. Geçmiş OVP'lerin aksine program, enflasyon tarafında tahminleri gerçekleşmelere ve piyasa beklentilerine yaklaştırmış. Buna karşılık büyüme tarafında iddialı tahminler var. Ayrıca, bütçe açıkları da dikkat çekici.</p>
<p>Enflasyonda 2026'da TCMB tahminine paralel bir öngörü var: OVP 2026 yıl sonu enflasyonunu yüzde 28,4 olarak öngörüyor. Bu, TCMB'nin son Enflasyon Raporu'ndaki yüzde 28'lik tahminin sınırlı biçimde üzerinde olduğu görülüyor.</p>
<p>Enflasyonda asıl fark 2027 yılında: OVP, 2027 yıl sonu enflasyonunu yüzde 21 öngörüyor; yılın üçüncü Enflasyon Raporu’nda TCMB'nin hem tahmini hem ara hedefi ise yüzde 15 seviyesindeydi, gerçekleşmeler ve beklentiler üzerinden bakıldığında biraz iyimser kalıyordu. Yüzde 21'lik OVP beklentisi piyasa beklentisi ile daha uyumlu.</p>
<p>Enflasyon tarafındaki program gerçekçi, büyüme tarafında ise iddialı. OVP, 2026 büyümesini yüzde 3,8'den yüzde 3,3'e çekti ancak ilk iki çeyrekte yıllık büyümenin sırasıyla yüzde 2,5 ve yüzde 2,3 olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda, aşağı revizyona rağmen yüzde 3,3’ü hâlâ iyimser olabilir.</p>
<p>Orta vadede tablo daha iyimser. 2027'de beklenen büyüme yüzde 4,2, 2028'de yüzde 4,6, 2029'da yüzde 5,0. 2027, enflasyonun yüzde 28,4'ten yüzde 21'e indirilmesinin beklendiği bir yıl; aynı yıl büyümenin de hızlanmasını beklemek ilginç ve dezenflasyonun maliyet tarafında belirgin bir gevşeme varsaymak anlamına geliyor.</p>
<p>2026 cari açık öngörüsü bir önceki programdaki 22,3 milyar dolardan (GSYH'nin yüzde 1,3'ü) 47,5 milyar dolara (yüzde 2,6) yükseltildi; enerji ithalatı varsayımı 63 milyar dolardan 71 milyar dolara, dış ticaret açığı 96 milyar dolardan 105 milyar dolara çıkarılırken Brent petrol fiyatı varsayımı da 88 dolara taşındı. Bu haliyle 2026 öngörüsü piyasa beklentilerine paralel olduğu görülüyor.</p>
<p>Bütçe tarafında 2026'da Merkezi yönetim bütçe açığının GSYH'ye oranı bir önceki programdaki yüzde 3,5'ten yüzde 3,1'e çekilmiş durumda; bu olumlu. Buna karşılık aynı oran 2027'de yüzde 3,5'e yükseliyor, 2028'de 3,1'e ve 2029'da yüzde 2,8'e iniyor. Dezenflasyonun en çok hızlanması beklenen yılda bütçe açığının genişlemesi ilginç.</p>
<p>Sonuç itibarıyla, yeni açıklanan OVP’nin piyasalar üzerinde bir etkisi olmasını beklemiyoruz.</p>
<p>Global tarafta ise bu hafta ele alınacak çok şey var. Perşembe günü ABD Üretici Fiyat Endeksi (PPI), Cuma günü Tüketici Fiyat Endeksi (CPI), Perşembe günü Avrupa Merkez Bankası (ECB), Çarşamba günü Apple, ardından Perşembe günü Oracle ve Adobe, ayrıca yoğun bir TMT konferansları haftası bu hafta. Apple'ın katlanabilir cihazını tanıtma olasılığı da bu hafta önemli olabilir.</p>
<p>ECB'nin 25 baz puanlık faiz artırımı yapması kesin gibi görünüyor. İlginç soru, bunun güvercinvari mi yoksa şahinvari mi bir faiz artırımı olacağı. Piyasa fiyatlandırması 3 faiz artırımını iddialı / tamamen fiyatlandırılmış gibi gösteriyor.</p>
<p>Gerçek risklerin ise daha çok petrol, enflasyon ve faiz oranlarında yatıyor olduğunu düşünmeye devam ediyoruz.</p>
<p>FED için tarım dışı istihdam verisi zamanlaması bundan daha uygunsuz olamazdı. Cuma günü açıklanan istihdam raporu, beklentilerin oldukça üzerinde 162.000 geldi ve Eylül ayı faiz artırımı tartışmasını piyasanın merkezine yeniden taşıdı. İş gücü piyasası, güvercinlerin umduğu soğuma sinyalini vermedi ve bunun yerine şahinlere yeni kozlar verdi; petrol fiyatlarındaki yeniden yükseliş ise, piyasalar istihdam rakamının tek başına dengeyi değiştirmeye yetip yetmeyeceğine karar vermeye çalışırken, petrol enflasyona yeni bir ivme kazandırıyor.</p>
<p>Bu durum, Cuma günü açıklanacak ABD TÜFE verilerini önemli bir veri açıklaması haline getiriyor. Yüksek bir rakam, Eylül ayını bir faiz artırımına doğru itebilir ve dolara yeni bir destek sağlayabilirken, düşük bir rakam ise bekleme politikasını yeniden gündeme getirebilir ve istihdam verilerinin piyasaya geri getirdiği şahin fiyatlandırmanın bir kısmını tersine çevirebilir.</p>
<p>Global ölçekte önemli gelişmelerden biri ise yen olmaya devam ediyor. Yenin geçen hafta yüzde 2'den fazla değer kazanmasının ardından USD/JPY kuru 156 civarında seyrediyor. Bu durum, carry trade işlemlerinin para kaybetmeye başlaması ve piyasaların Japonya Merkez Bankası'nın (BOJ) faiz artırımlarına ilişkin beklentilere daha fazla yönelmesiyle ortaya çıktı. Japonya Devlet Emeklilik Yatırım Fonu'nun (GPIF) yerel tahvillere yaptığı yatırımı artırabileceğine dair artan spekülasyonlar, zaten ivme kazanmış olan bir harekete yeni bir katman daha ekliyor ve piyasanın 150 seviyesinden daha ciddi bir şekilde bahsetmeye başlamasının nedenini oluşturuyor.</p>
<p>Bu durum, USD / JPY'yi bu haftaki göstergeler arasında izlenmesi gereken parametrelerden biri daha haline getiriyor.</p>
<p>Çin ise daha sessiz bir politika hamlesi yapıyor. Pekin, marj baskısını hafifletmeyi, kredi kapasitesini artırmayı ve potansiyel batık kredilere karşı tamponları güçlendirmeyi amaçlayan özel tahviller yoluyla ülkenin en büyük bankalarına ve sigorta şirketlerine 300 milyar yuan enjekte etmeyi planlıyor. Piyasalar devasa bir reflasyonist hamle beklerken, politika yapıcılar daha küçük, daha hedef odaklı olmayı tercih etmeye devam ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gel-gitler-87053</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gel gitler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/dogus-otomotiv-yeni-dijital-platform-kurdu-87056</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğuş Otomotiv dijital platform kurdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Doğuş Otomotiv'in, alım, satım ve kiralama süreçlerini bir araya getiren yeni çevrim içi listeleme platformu "sensat.com"u kullanıma sunduğu bildirildi.</p>
<p>Şirket açıklamasında, 30 yılı aşkın otomotiv deneyimini değişen müşteri beklentileri ve yeni hizmet modelleriyle buluşturarak mobilite alanındaki hizmetlerini genişleten Doğuş Otomotiv'in hayata geçirdiği sensat.com'un, Türkiye'nin çevrim içi listeleme platformları arasındaki yerini aldığı duyuruldu.</p>
<p>Açıklamada, "Bireysel ve kurumsal kullanıcılar için alım, satım ve kiralama süreçlerini bir araya getiren platform, marka bağımsız bir dijital altyapı sunuyor. İlk etapta vasıta kategorisiyle hizmet veren platformda otomobil, SUV ve arazi araçları, hafif ticari araç, motosiklet ve deniz araçları yer alıyor. Böylece farklı kullanıcı profilleri, markalar ve vasıta kategorileri tek bir dijital ortamda buluşuyor. İnternet sitesinin yanı sıra mobil uygulama üzerinden de kullanılabilen platformda kullanıcılar, araç arama, ilan verme ve sunulan diğer hizmetlere erişim gibi işlemleri farklı kanallar üzerinden gerçekleştirebiliyor." denildi. </p>
<p>Öte yandan, platformun "Satmak istiyorsan sensat.com" söylemiyle hazırladığı lansman kampanyasında oyuncu Toygan Avanoğlu, "Mahallenin Abisi Esat" karakterini canlandırıyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/dogus-otomotiv-yeni-dijital-platform-kurdu-87056</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/6/1280x720/dogus-oto-1788866353.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Doğuş Otomotiv, yeni çevrim içi listeleme platformu &quot;sensat.com&quot;u kullanıma sundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-ihracat-pazarlari-iklimi-aylik-527ye-cikti-87054</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 12:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> İSO İhracat Pazarları İklim&#039;i geçen ay 52,7&#039;ye çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class=""> </div>
<div class="card-title ltr">Türkiye imalat sektörünün ana ihracat pazarlarındaki faaliyet koşullarını ölçen İstanbul Sanayi Odası (İSO) Türkiye İmalat Sektörü İhracat Pazarları İklim Endeksi'nin ağustos sonuçları açıklandı.</div>
<div class="card-text">
<div id="habericerikDiv3" class=" v3HaberIcerikDiv ltr">
<p>Endekste eşik değer olan 50'nin üzerinde ölçülen tüm rakamlar ihracat ikliminde iyileşmeye, 50'nin altındaki değerler ise bozulmaya işaret ediyor.</p>
<p>Buna göre temmuzda 52,2 olan İSO Türkiye İmalat Sektörü İhracat Pazarları İklim Endeksi, ağustosta üst üste dördüncü ay artış kaydederek 52,7'ye yükseldi.</p>
<p>Son veriler, ihracat pazarlarında talep koşullarının aylık bazda güçlü bir şekilde iyileştiğine ve bu iyileşmenin Mayıs 2024'ten bu yana en belirgin düzeyde gerçekleştiğine işaret etti.</p>
<p>ABD'de üretim ağustosta güçlü artış kaydederken söz konusu artış, son 52 ayın en yüksek hızına ulaştı. ABD, Türk imalat sektörü ihracat pazarının yaklaşık yüzde 6'sını oluşturuyor.</p>
<p>Avrupa'da büyüme oranları genel olarak daha mütevazı düzeylerde seyrederken bölgenin büyük bölümünde ekonomik aktivite ağustosta genişleme kaydetti. Almanya ve Birleşik Krallık'ta üst üste ikinci ay büyüme gerçekleşirken her iki ülkede de büyüme ılımlı düzeylerde kalmaya devam etse de temmuz ayına göre hız kazandı.</p>
<p>Hollanda ve İspanya'da ekonomik aktivite ağustosta belirgin artışlar sergilerken İtalya'da genişleme güçlü düzeyde gerçekleşti ve Kasım 2025'ten bu yana en yüksek seviyeye ulaştı.</p>
<p>Romanya'da ise ekonomik aktivite son 27 ayın en yüksek hızına ulaştı. Ağustosta önemli ihracat pazarları içerisinde yalnızca Fransa ve Polonya'da ekonomik aktivite zayıflama gösterdi. Bu iki ülkenin üretiminde düşüş temmuz ayına göre de belirginleşti.</p>
<p><strong>"Orta Doğu'da genel iyileşme eğilimi gözlendi"</strong></p>
<p>Ağustosta Orta Doğu bölgesinde genel olarak iyileşme eğilimi gözlenirken üretim artışı Birleşik Arap Emirlikleri'nde son 6 ayın, Suudi Arabistan'da son 7 ayın zirvesine ulaştı ve küresel ölçekte en güçlü artışlar olarak kayda geçti.</p>
<p>Kuveyt'te büyüme, bölgedeki savaşın patlak vermesinden önceki dönemden bu yana en güçlü düzeyde gerçekleşti. Üretim, Katar ve Mısır'da düşmeye devam ederken Lübnan'da ise hemen hemen aynı kaldı. Ağustosta anket kapsamındaki ülkeler içerisinde en sert üretim kaybı, seçim dönemi nedeniyle ekonomik aktivitenin belirgin şekilde yavaşladığı Zambiya'da görüldü.</p>
<p><strong>"Avrupa pazarlarında başlayacak bir ivmelenme Türk imalatçılar için fırsatları genişletecektir"</strong></p>
<p>Sonuçlarla ilgili değerlendirmelerine yer verilen S&amp;P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Andrew Harker, şunları kaydetti:</p>
<p>"Üçüncü çeyrek ilerledikçe, küresel ekonomik büyümenin güçlendiği görülüyor. Bu eğilimin yurt dışı pazarlarda iş hacimlerini artırmak konusunda Türk imalatçılarına yardımcı olması bekleniyor. Talep koşullarındaki güçlü iyileşmede iki önemli bölge belirleyici. Üretim artışının yaklaşık dört buçuk yılın zirvesine ulaştığı ABD ve bölgedeki savaşın patlak vermesinin ardından toparlanma eğiliminin devam ettiği Orta Doğu, Avrupa pazarlarında büyüme genel olarak daha ılımlı düzeylerde gerçekleşti ancak önümüzdeki aylarda burada da başlayacak bir ivmelenme Türk imalatçılar için fırsatları genişletecektir."</p>
<p> </p>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-ihracat-pazarlari-iklimi-aylik-527ye-cikti-87054</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/7/1280x720/otomotiv-ihracati-martta-eksi-yazdi-1775545016.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Temmuzda 52,2 olan İstanbul Sanayi Odası Türkiye İmalat Sektörü İhracat Pazarları İklim Endeksi, ağustosta 52,7&#039;ye yükseldi. S&amp;P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Andrew Harker, &quot;Üçüncü çeyrek ilerledikçe, küresel ekonomik büyümenin güçlendiği görülüyor. Bu eğilimin yurt dışı pazarlarda iş hacimlerini artırmak konusunda Türk imalatçılarına yardımcı olması bekleniyor. Talep koşullarındaki güçlü iyileşmede iki önemli bölge belirleyici.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gecen-ay-en-fazla-reel-getiri-kulce-altinda-87045</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 11:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Geçen ay en fazla reel getiri külçe altında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ağustos ayına ait "finansal yatırım araçlarının reel getiri oranları"nı açıkladı.</p>
<p>Buna göre, ağustosta aylık en yüksek reel getiri, yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) ile indirgendiğinde yüzde 7,17, tüketici fiyat endeksi (TÜFE) ile indirgendiğinde ise yüzde 7,93 oranlarıyla külçe altında görüldü.</p>
<p>Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde, yatırım araçlarından devlet iç borçlanma senetleri (DİBS) yüzde 0,66, euro yüzde 0,61 ve mevduat faizi yüzde 0,33 ile yatırımcısına reel getiri sağlarken, dolar yüzde 0,86 ve BIST 100 endeksi yüzde 1,83 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi.</p>
<p>TÜFE ile indirgendiğinde ise devlet iç borçlanma senetleri (DİBS) yüzde 1,38, euro yüzde 1,34 ve mevduat faizi yüzde 1,05 ile yatırımcısına reel getiri sağlarken, dolar yüzde 0,15, BIST 100 endeksi yüzde 1,13 oranlarında yatırımcısının kaybetmesine yol açtı.</p>
<p>DİBS üç aylık değerlendirmede, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 3,46, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 4,77 ile yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı olarak hesaplandı.</p>
<p>Aynı dönemde BİST 100 ekdeksi, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 7,15, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 5,98 ile yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı oldu.</p>
<p>Altı aylık değerlendirmeye göre mevduat faizi (brüt), Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 1,19, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 2,87 ile yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı olarak öne çıktı.</p>
<p>Külçe altın ise Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 19,35, TÜFE ile indirgendiğinde de yüzde 18,01 oranlarında yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı olarak görüldü.</p>
<p><strong>Yıllık veriler</strong></p>
<p>Finansal yatırım araçları yıllık olarak değerlendirildiğinde, külçe altın Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 19,73, TÜFE ile indirgendiğinde yüzde 16,49 oranlarında yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı oldu.</p>
<p>Yıllık değerlendirmede, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yatırım araçlarından DİBS yüzde 4,21, mevduat faizi (brüt) yüzde 3,35 oranlarında yatırımcısına reel getiri sağlarken, BIST 100 endeksi 0,20, dolar yüzde 8,36, euro yüzde 8,68 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi.</p>
<p>TÜFE ile indirgendiğinde ise DİBS yüzde 1,39 ve mevduat faizi (brüt) 0,56 oranlarında yatırımcısına reel getiri sağlarken, BIST 100 endeksi 2,9, dolar 10,84 ve euro 11,16 oranlarında yatırımcısının kayba uğramasına yol açtı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gecen-ay-en-fazla-reel-getiri-kulce-altinda-87045</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/8/1280x720/kulce-altin-1762502706.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in ağustos verilerine göre TÜFE ile indirgendiğinde en yüksek aylık reel getiri, yüzde 7,93 ile külçe altında gerçekleşti. Yıllık bazda da yüzde 16,49 ile külçe altın yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/8-ayda-56-ilin-ihracati-artti-87043</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 11:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> 8 ayda 56 ilin ihracatı arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, ocak-ağustos dönemine ait faaliyet illerine göre ihracat verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre İstanbul, geçen ay 5 milyar 503 milyon dolarla en fazla ihracat yapan il oldu. Kentin ihracatı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 13 arttı. İstanbul'u, 3 milyar 122 milyon dolar ve yüzde 16,6 yükselişle Kocaeli ile 1 milyar 842 milyon dolar ve yüzde 1,2 azalışla İzmir takip etti.</p>
<p>Kıymetli veya yarı kıymetli taşlar faslı, 1 milyar 585 milyon 465 bin dolarla İstanbul'un ihracatında ilk sırada yer aldı. Bu faslı, 444 milyon 940 bin dolarla örme giyim eşyası ve aksesuarları, 420 milyon 309 bin dolarla kazanlar-makineler izledi.</p>
<p>Kocaeli'de, motorlu kara taşıtları 1 milyar 16 milyon 136 bin dolarla en fazla dış satım yapılan sektör oldu. Bu faslı, 335 milyon 903 bin dolarla elektrikli makine ve cihazlar, 296 milyon 975 bin dolarla mineral yakıtlar ve yağlar takip etti.</p>
<p>İzmir'in ihracatında, mineral yakıtlar ve yağlar, 292 milyon 454 bin dolarla ilk sırada yer aldı. Söz konusu faslın ardından, 183 milyon 569 bin dolarla kazanlar-makineler, 180 milyon 198 bin dolarla demir ve çelik geldi.</p>
<p><strong>İlk 3 ilin en fazla ihracat yaptığı ülkeler</strong></p>
<p>İstanbul'un ihracatında, 986 milyon 101 bin dolarla İsviçre ilk sırada yer aldı. Bu ülkeyi, 479 milyon 727 bin dolarla ABD ve 336 milyon 420 bin dolarla Birleşik Arap Emirlikleri izledi.</p>
<p>Kocaeli, en fazla ihracatı 304 milyon 910 bin dolarla İngiltere'ye yaptı. Bu ülkenin ardından, 280 milyon 591 bin dolarla Almanya ve 179 milyon 400 bin dolarla ABD geldi.</p>
<p>İzmir'in en fazla ihracat yaptığı ülke, 177 milyon 652 bin dolarla Almanya oldu. Bu ülkeyi, 169 milyon 126 bin dolarla ABD, 144 milyon 824 bin dolarla İspanya takip etti.</p>
<p><strong>İhracatını tutar bazında en çok artıran iller</strong></p>
<p>Ağustosta, yıllık bazda ihracatını en fazla artıran iller sıralamasında İstanbul 634 milyon dolarlık artışla ilk sırada geldi. İstanbul'u, 467 milyon dolarla Mersin, 444 milyon dolarla Kocaeli izledi.</p>
<p>Böylece ocak-ağustos döneminde 25 il 1 milyar doların üzerinde ihracat yaptı, 56 il de ihracatını artırdı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/8-ayda-56-ilin-ihracati-artti-87043</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/0/1280x720/ithalat-dis-alim-1768549493.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığının 8 aylık verilerine göre, 25 ilin ihracatı 1 milyar doların üzerine çıkarken, 56 ilde de ihracat arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/is-dunyasi-ongorulebilirlik-fiyat-istikrari-uretim-ve-ihracat-odakli-buyume-bekliyor-87037</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 10:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;İş dünyası öngörülebilirlik, fiyat istikrarı, üretim ve ihracat odaklı büyüme bekliyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/</strong><strong>KAYSERİ</strong></p>
<p>Kayseri Ticaret Odası (KTO) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz tarafından açıklanan 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program’a (OVP) ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>KTO Başkanı Gülsoy, açıklanan Orta Vadeli Programı’nın küresel ve bölgesel belirsizliklerin sürdüğü bir dönemde makroekonomik dengelerin korunması ve sürdürülebilir büyüme hedefleri açısından kıymetli bir çerçeve çizdiğini ifade etti. Ekonomide kalıcı başarının ve yatırımların önünü açacak en temel unsurun istikrar ve öngörülebilirlik olduğuna dikkat çeken Başkan Gülsoy, şunları söyledi: “OVP’nin ülkemize, milletimize ve iş dünyamıza hayırlı olmasını diliyorum. Programda enflasyonun kalıcı olarak tek haneli seviyelere düşürülmesi, mali disiplinin korunması ve dezenflasyon sürecinin kararlılıkla sürdürülmesi hedeflerini son derece önemli buluyoruz. Fiyat istikrarının tesis edilmesi, tüccarımızın ve sanayicimizin geleceğe dönük planlamalarını daha sağlıklı yapabilmesine imkân tanıyacaktır.”</p>
<p><strong>“Finansmana erişim kolaylaştırılmalı, üretici ve ihracatçı desteklenmelidir”</strong></p>
<p>İş dünyasının sahadaki en kritik ihtiyacının makul maliyetlerle finansmana erişim olduğunu vurgulayan Gülsoy, değerlendirmesine şöyle devam etti: “İş dünyası olarak hedeflerimize ulaşabilmemizin yolu; üreten, istihdam sağlayan ve döviz kazandıran işletmelerimizin desteklenmesinden geçmektedir. OVP hedeflerinin sahada karşılık bulabilmesi için özellikle KOBİ’lerimizin, üreticilerimizin ve ihracatçılarımızın finansmana erişimini kolaylaştıracak somut ve kalıcı adımların atılması şarttır. Seçici finansman imkânlarının katma değer üreten firmalarımıza yönlendirilmesi ve kademeli faiz normalizasyonunun sağlanması, imalat sanayimizin rekabet gücünü koruyacaktır. İşletmelerimizin mevcut istihdamı koruyabilmesi ve yeni yatırımlara kapı açabilmesi için finansmana erişimin kolaylaştırılması, ticaret erbabımızın ve sanayicimizin üzerindeki yüklerin hafifletilmesi de elzemdir.”</p>
<p><strong>“Ticaret ve sanayi bir kuşun iki kanadı gibidir”</strong></p>
<p>Ekonomik yapının bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini belirten Başkan Gülsoy, “Ticaret ve sanayi bir kuşun iki kanadı gibidir. Bu açıdan, ticaret ve sanayinin işletme büyüklüğüyle sınırlandırılmadan bir bütün olarak korunması, desteklenmesi ve teşvik edilmesi temel önceliğimiz olmalıdır. Ülkemiz için katma değer yaratan her işletme bu ekosistemin ayrılmaz bir parçasıdır” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Ekonomik güvenlik ve dayanıklılık başlığı çok kıymetli”</strong></p>
<p>OVP’de bu yıl ilk kez yer alan başlığa da dikkat çeken KTO Başkanı Gülsoy, “Programda 'Ekonomik Güvenlik ve Dayanıklılık' başlığı altında enerji, su, gıda arz güvenliği ve kritik teknolojilerde yerli üretimin öne çıkarılmasını son derece vizyoner bir yaklaşım olarak görüyoruz. Küresel ticaret savaşları ve korumacılık eğilimlerinin arttığı bu dönemde, yerli üretimi koruyacak haksız rekabetle mücadele adımları ve Sanayi Koruma Stratejisi reel sektörümüz için hayati önem taşımaktadır” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Türkiye’nin üretim ve ihracat potansiyeline inancımız tamdır”</strong></p>
<p>Türkiye’nin ve Kayseri’nin zorlu koşullara rağmen dinamik yapısıyla üstesinden gelemeyeceği zorluk bulunmadığını belirterek sözlerini tamamlayan Gülsoy: “Anadolu’nun üretim ve ihracat üssü Kayseri olarak, ülkemizin büyüme hedeflerine en yüksek katkıyı sunmak için çalışmaya devam edeceğiz. Kamu ile reel sektör arasındaki güçlü istişare kültürünün korunarak programdaki reformların hızla hayata geçirilmesi en büyük temennimizdir. En küçük üretici ve esnafımızdan en büyük sanayici ve tüccarımıza kadar tüm üyelerimizin yanında durmaya, ticareti, üretimi ve ihracatı büyütmeye, istihdamı artırmaya kararlılıkla devam edeceğiz. Üretim, yatırım, istihdam ve ihracat rotasında Türkiye’mizi daha güçlü kılmak adına tüccarımız ve sanayicimizle birlikte tüm gücümüzle sahada olacağız” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/is-dunyasi-ongorulebilirlik-fiyat-istikrari-uretim-ve-ihracat-odakli-buyume-bekliyor-87037</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/7/1280x720/is-dunyasi-ongorulebilirlik-fiyat-istikrari-uretim-ve-ihracat-odakli-buyume-bekliyor-1788851209.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz tarafından açıklanan yeni OVP hakkında değerlendirmelerde bulunan Kayseri Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, programın ekonomi için önemli bir yol haritası sunduğunu belirterek, “İş dünyası olarak en büyük beklentimiz öngörülebilirliğin artması, fiyat istikrarının sağlanması ve üretim ile ihracat odaklı büyüme kararlılığının sahaya güçlü bir şekilde yansımasıdır” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/atama-ve-gorevden-alma-kararlari-87044</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 09:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Atama ve görevden alma kararları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla bazı atama ve görevden alma kararları Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre Sayıştay savcılığına Milli Emlak Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Akcan atandı.</p>
<p>Ticaret Bakanlığında açık bulunan Destek Hizmetleri, Tasfiye İşleri ve Döner Sermaye Genel Müdürlüğüne Strateji Geliştirme Başkanı Adil Yıldırım getirildi.</p>
<p>Bakanlığın Düzce İl Müdürü Çiğdem Acar görevinden alınırken Çorum İl Müdürlüğüne Fatih İncitmez, Hatay İl Müdürlüğüne Hüseyin Yalçın Koca, Konya İl Müdürlüğüne Batman İl Müdürü Burak Nerse ve Malatya İl Müdürlüğüne Gazi Dinçaslan'ın ataması yapıldı.</p>
<p>Helal Akreditasyon Kurumunda açık bulunan yönetim kurulu üyeliklerine Yasin Aydoğan ve Recep Aydın getirildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/atama-ve-gorevden-alma-kararlari-87044</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bazı kamu kurumlarına yapılan atama ve görevden alma kararları Resmi Gazete&#039;de yayımlandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bitkisel-ve-hayvansal-uretim-destekleri-artirildi-87042</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bitkisel ve hayvansal üretim destekleri artırıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hayvancılık ile bitkisel üretimde temel destek ve planlı üretim desteği tutarlarının artırılmasıyla ilgili Cumhurbaşkanı Kararları, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığından yapılan açıklamada, bitkisel üretimden hayvancılığa, arıcılıktan su ürünleri yetiştiriciliğine kadar birçok alanda desteklerin arttırıldığı bildirildi.</p>
<p>Söz konusu karar kapsamında, bu yılın üretim uygulamaları için dekar başına 310 lira olan destek katsayı değerinin 367 liraya yükseltildiği belirtilen açıklamada, 2025 üretim yılında 244 lira olan dekar başına destek katsayı değerinin yüzde 50,4 artmış olduğu vurgulandı.</p>
<p>Açıklamada, 2027 üretim yılı desteklemeleri için destek katsayı değerinin 442 liraya çıkarıldığı aktarılarak, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Ürün bazında en yüksek artış ise mercimek ve nohut desteklerinde gerçekleşti. Planlama kapsamında yer alan mercimek ve nohut ürünlerinde planlı üretim desteği yüzde 141 artırılarak dekara 884 liraya yükseltildi. Mercimek ve nohut üreten üretici temel ve planlı üretim desteği olarak 2026 üretim yılı için dekara 734 lira destek alırken, 2027 üretim yılı için dekara 1326 lira destek alacak. Üretim planlaması kapsamına giren ürünlerden buğday, arpa ve mısırda, temel destek ve planlı üretim desteği toplamı 2026 üretim yılı için 806 lira olarak belirlenmişken, bu rakam 954 lira olarak güncellendi. 2027 üretim yılı içinse bu tutar 1149 liraya yükseltildi."</p>
<p>Açıklamada, ayçiçeği, fasulye, soya ve kanolada bu yıl için 930 lira olan temel destek ve planlama desteğinin 1101 lira olarak güncellendiği, 2027 üretim yılında ise bu tutarın 1326 liraya yükseldiği bildirildi.</p>
<p>Pamukta 1395 lira olan destek tutarının 1652 lira olarak güncellendiği ve 2027 için bu tutarın 1989 lira olduğu belirtilen açıklamada, "Patates, soğan ve aspirde ise 620 lira olan temel destek ve planlama desteği toplamı 734 lira olarak güncellendi, 2027 içinse 884 lira olarak belirlendi." bilgisi paylaşıldı.</p>
<p>Açıklamada, sertifikalı tohum kullanım desteğinde de önemli artışlar yapıldığına işaret edilerek, "2027 üretim yılında sertifikalı tohum kullanımında dekar başına destek, soya ve yer fıstığında yüzde 101 artışla 442 liraya, nohut ve yem bezelyesinde yüzde 201 artışla 442 liraya, mercimekte yüzde 141 artışla 353,6 liraya çıktı. Tarımsal yayım ve danışmanlık desteği de bir önceki yıla göre yüzde 40 artırılarak 345 bin 450 liradan 483 bin 630 liraya yükseltildi." ifadesi kullanıldı.</p>
<p><strong>Hayvancılık destekleri</strong></p>
<p>Söz konusu karar kapsamında büyükbaş ve küçükbaş hayvancılık desteklerinin de arttıldığı vurgulanan açıklamada, şu bilgilere yer verildi:</p>
<p>"Büyükbaş hayvancılıkta hayvan başına buzağı temel desteği 1400 liradan 2 bin liraya, malak desteği ise 2 bin 800 liradan 4 bin liraya çıkarıldı. Bu desteklerdeki artış oranı yüzde 43 oldu. Küçükbaş hayvancılıkta ise hayvan başına kuzu ve oğlak temel desteği yüzde 43 artırılarak 300 liradan 430 liraya yükseltildi. Çoban desteği de yüzde 43 artırılarak 81 bin liradan 116 bin 100 liraya çıkarıldı."</p>
<p>Karar kapsamında, arıcılık desteğinde, üretici ve yetiştirici örgütlerine üye üreticilere arılı kovan başına verilen temel desteğin 140 liradan 250 liraya yükseltildiği kaydedilen açıklamada, örgüt üyesi olmayan üreticiler için temel destek tutarının kovan başına 100 liradan 200 liraya çıkarıldığı aktarıldı.</p>
<p>Açıklamada, ipek böceği temel desteğinin yüzde 36 artırılarak kilogram başına 1100 liradan 1500 liraya, tiftik üretimi temel desteğinin ise yüzde 38 artırılarak kilogram başına 160 liradan 220 liraya çıkarıldığı bildirildi.</p>
<p><strong>Üreticilere ilave destekler</strong></p>
<p>Atık desteğinin kapsamının genişletildiği ve verilen desteklerde yüzde 100 artış yapıldığına işaret edilen açıklamada, "Gebe hayvanlarda, Bakanlık tarafından uygulanan programlı aşılar nedeniyle meydana gelen yavru kayıpları için ödenen desteğin kapsamına, bulaşıcı hastalıklar nedeniyle meydana gelen yavru kayıpları da dahil edildi. Buzağı/malak başına verilen destek 20 bin liraya, kuzu/oğlak başına verilen destek ise 4 bin liraya çıkarıldı." bilgisi paylaşıldı.</p>
<p>Yeni düzenleme kapsamında bazı üretim alanlarında ilave desteklerin de sağlanacağı bildirilen açıklamada, Güçlü Besi Güçlü Üretim Projesi kapsamındaki hayvanlarda, etçi ırk sperma ile yapılan tohumlama sonucunda doğan buzağılar için ilave bin lira destek verileceği, göçer sevk kontrol noktasında doğan kuzu ve oğlaklar için ilave 215 lira/baş, ari işletmelerde doğan dişi kuzu ve oğlaklar için ise ilave 860 lira/baş destek sağlanacağı aktarıldı.</p>
<p>Tam izole bölgelerde koruma altına alınan arı gen kaynaklarını tampon koruma bölgesinde muhafaza eden yetiştirici örgütlerine üye üreticilere arılı kovan başına ilave 75 lira, üye olmayanlara ise ilave 60 lira desteğin verileceği belirtilen açıklamada, şu ifadeler kullanıldı:</p>
<p>"Çiğ süt desteği kapsamında ise ürettikleri sütü, mesleki yeterlilik belgesine sahip çiğ süt toplama veya depolama sorumluları aracılığıyla işleme tesislerine satan üreticilere temel desteğe ilave destek sağlanacak. Su ürünleri yetiştiriciliği yapan işletmelere, ürettikleri türler ve üretim şekillerine göre verilen temel destek oranlarında yüzde 30 ile yüzde 100 arasında değişen artışlar yapıldı. Hayvan gen kaynakları için verilen birim destek tutarları da bir önceki yıla göre yüzde 60 artırıldı."</p>
<p><strong>"Çiftçilerimizi her koşulda desteklemeye devam edeceğiz"</strong></p>
<p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, planlı ve öngörülebilir bir tarım vizyonu sunduklarını belirtti.</p>
<p>Tarımsal Üretim Planlaması desteklerini 3 yıllık dönemler halinde ve üretim sezonundan önce açıkladıklarına dikkati çeken Yumaklı, şunları kaydetti:</p>
<p>"Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde, tarımsal üretimimizi artırmak ve gıda arz güvenliğimizi güvence altında tutmak için hazırladığımız bitkisel ve hayvansal üretimde destekleme tutarlarını artıran kararlar Resmi Gazete'de yayımlandı. Ayrıca bölgedeki savaş ve çatışmalardan dolayı artan girdi maliyetleri karşısında üreticilerin yükünün hafifletilmesine yönelik, bitkisel üretimde 2026 üretim yılı için daha önce açıklanan temel destek ve planlı üretim desteği tutarları da güncellendi. Hayvancılık Yol Haritamızı merkeze alan destekleme modelimizle büyükbaştan, küçükbaşa; arıcılıktan, balıkçılığa kadar kapsayıcı şekilde üreticimizin yanında oluyoruz. Stratejik ürünlerimizi koruyan, aile işletmelerimizi güçlendiren ve verimliliği merkeze alan bu destekleme modeliyle üreten Türkiye'nin gücüne güç katacak, çiftçilerimizi her koşulda desteklemeye devam edeceğiz. Tarladan sofraya emeği geçen tüm çiftçilerimize ve yetiştiricilerimize hayırlı, bereketli olsun."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bitkisel-ve-hayvansal-uretim-destekleri-artirildi-87042</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/9/1280x720/inek-hayvancilik-1781044236.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarım ve Orman Bakanlığı, bitkisel üretimden hayvancılığa, arıcılıktan su ürünleri yetiştiriciliğine kadar birçok alanda desteklerin artırıldığını duyurdu. Bakan İbrahim Yumaklı, &quot;Hayvancılık Yol Haritamızı merkeze alan destekleme modelimizle büyükbaştan, küçükbaşa, arıcılıktan, balıkçılığa kadar kapsayıcı şekilde üreticimizin yanında oluyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/universite-diplomasi-artik-tek-basina-yetmiyor-87024</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 08:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üniversite diploması artık tek başına yetmiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Gençlere yıllardır aynı cümleyi kurup duruyoruz: “İyi bir üniversite kazan, mezun ol, iyi bir iş bul.” Financial Times ve Wall Street Journal’ın geçen hafta yayınladıkları analiz ve haberler, bu cümlenin artık eskisi kadar güçlü olmadığını gösteriyor.</p>
<p>Financial Times, üniversite diplomasının değerinin ABD ve İngiltere’de gerilediğine dikkat çekiyor. Gazeteye göre diploma, bir zamanlar yüksek gelirli işlere açılan güvenli kapıydı. Şimdi yapay zekâ, üniversite mezunlarının yaptığı pek çok işi değiştirmeye başladı. Analiz, yazılım, araştırma, finans ve içerik üretimi gibi alanlarda bazı işleri artık makineler çok daha hızlı yapabiliyor.</p>
<p>İşveren tarafında da değişim var. Şirketler adayın mezun olduğu üniversiteden çok, işi gerçekten yapıp yapamadığına bakıyor. Diploma yerine beceri ölçen testler, uygulamalı değerlendirmeler ve iş üzerinde öğrenme daha fazla önem kazanıyor.</p>
<p>Wall Street Journal’ın haberindeki İngiltere örneği, değişimi gençlerin de fark ettiğini gösteriyor. Bazı gençler, üniversiteye yerine doğrudan iş hayatına giriyor. Beyaz yakalı “degree apprenticeship” programlarında çalışırken eğitim alıyor, gelir elde ediyorlar. Yani üniversiteyi tamamen reddetmekten çok, eğitimi iş hayatıyla birleştirmeyi tercih ediyorlar.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a9f9ff21c164-1788846066.png" alt="" width="442" height="271" />
<figcaption><strong>Türkiye'de üniversite hâlâ hem gençler hem de ebeveynler için sınıf atlamanın en önemli araçlarından biri olmaya devam ediyor.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Peki Avrupa’da üniversitelerin en çok mezun verdiği ilk 3 ülkeden biri olan Türkiye?</p>
<p>Bizde üniversite hâlâ hem gençler hem de ebeveynler için sınıf atlamanın en önemli araçlarından. Ancak diplomanın sayısı arttıkça, tek başına taşıdığı anlam da zayıfl ıyor. TÜİK’in 2025 verileri de bunu açıkça gösteriyor: Lisans mezunlarının kayıtlı istihdam oranı yüzde 73,9’a geriledi. Oran 2024’te yüzde 75’ti. Bölümler arasında da fark var. Tıp yüzde 95,5 ile ilk sıradayken bazı alanlarda iş bulmak çok daha zor.</p>
<p>Mesele üniversiteye karşı çıkmak değil, beklentimizi değiştirmek. Gençlere sadece diploma vermek yetmiyor. İş yapma becerisi, teknoloji kullanımı, yabancı dil ve gerçek deneyim kazandırmak şart. Çünkü yapay zekânın yükseldiği dünyada işverenin sorusu da değişecek: “Hangi üniversiteden mezunsun?” yerine “Ne yapabiliyorsun?”</p>
<p>Eğitim politikamız da bu soruya hazırlanmalı. Yoksa her yıl daha fazla diploma karşılığında daha az iş üretmenin döngüsünde kalırız.</p>
<p>Üniversitenin değeri bitmiyor. Ama diplomanın tek başına gelecek garantisi olduğu dönem kapanıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/universite-diplomasi-artik-tek-basina-yetmiyor-87024</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üniversite diploması artık tek başına yetmiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ticaretin-yakiti-dizel-benzinle-makasi-aciyor-87022</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 08:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ticaretin yakıtı dizel, benzinle makası açıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a9f9ce0857a9-1788845280.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Akaryakıt piyasasında benzinin gölgesinde kalan dizel, küresel fiyat yarışında öne geçiyor. Dünyanın 175 ülkesini kapsayan fiyat endeksi, son üç ayda küresel ortalama dizel fiyatının benzinden yaklaşık 5 puan daha hızlı arttığını gösteriyor. Ağustos sonu itibariyle dünyada dizelin ortalama litre fiyatı 1.59 dolara yükseldi. Ancak asıl dikkat çekici tablo yıllık değişimde ortaya çıkıyor. Son 12 ayda benzin fiyatları ortalama yüzde 19,38 yükselirken dizeldeki artış yüzde 32,86’ya ulaştı. Böylece dizel ile benzin arasındaki fiyat makası yalnızca pompa fiyatlarında değil, artış hızında da açılıyor.</p>
<p>Türkiye de bu küresel ayrışmanın belirgin biçimde görüldüğü ülkeler arasında yer alıyor. 31 Ağustos itibarıyla Türkiye’de benzinin üç aylık fiyat artışı yüzde 14,3 olurken dizelde artış yüzde 21’e çıktı. Dizel böylece benzinden 6,7 puan daha hızlı zamlandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9f9d68c873b-1788845416.png" alt="" width="324" height="343" /></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9f9d7be1166-1788845435.png" alt="" width="661" height="402" /></p>
<h2>Krizin yakıtı dizel</h2>
<p>Dizelin benzinden hızlı yükselmesi tesadüf değil. Çünkü iki yakıtın ekonomik yapıdaki rolü birbirinden farklı. Benzin ağırlıklı olarak binek araçlarda kullanılırken dizel; kamyonlardan gemilere, trenlerden traktörlere ve ağır iş makinelerine kadar ekonominin üretim ve lojistik damarlarında kullanılıyor.</p>
<p>Bu nedenle dizel talebi fiyat yükseldiğinde bile kolayca düşmüyor. Malların taşınması, tarlaların sürülmesi, ürünlerin hasat edilmesi veya inşaat faaliyetlerinin sürdürülmesi gerekiyor. Talebin daha az esnek olması, arzda yaşanan her kesintinin fiyatlara daha hızlı yansımasına yol açıyor.</p>
<p>Üstelik dizel, küresel ticarette benzine göre çok daha kritik bir ürün. Bir ülkedeki rafineri kesintisi ya da ihracat kaybı, dünyanın başka bölgelerindeki arzı doğrudan etkileyebiliyor.</p>
<h2>Asıl sorun petrol değil, rafineri</h2>
<p>Son dönemdeki fiyat hareketinin en önemli özelliği, ham petrol fiyatlarıyla rafine ürün fiyatları arasındaki ayrışma. Piyasada ham petrolden ziyade onu kullanılabilir yakıta dönüştürecek rafineri kapasitesi sıkışıyor.</p>
<p>Bunun en iyi göstergelerinden biri dizel “crack spread”i. Bu gösterge, rafine dizel fiyatı ile onu üretmek için kullanılan ham petrol arasındaki farkı ölçüyor. ABD’de dizel crack spread ağustos ayında ilk kez varil başına 100 doların üzerine çıktı. Reuters verisine göre 17 Ağustos’ta 102,20 dolara ulaşan gösterge, küresel arz sıkışıklığının boyutunu ortaya koydu.</p>
<p>Eylül başında ise ABD dizel fiyatı galon başına 5,82 dolarla rekor kırdı. Rusya’daki rafinerilere yönelik Ukrayna saldırıları, İran savaşı ve Orta Doğu’daki arz ve taşımacılık sorunları dizel piyasasını daha da sıkıştırırken ABD stokları da kritik seviyelere indi.</p>
<h2>Rusya’dan ihracatın azalması sorun yarattı</h2>
<p>Avrupa açısından sorun daha yapısal. Rusya’dan yapılan dizel ithalatının azalmasıyla zaten dış tedarikçilere daha fazla bağımlı hâle gelen Avrupa, şimdi Orta Doğu’daki aksaklıkların da etkisini hissediyor. Avrupa dizel piyasasında rafineri marjları da yüksek kalmayı sürdürüyor.</p>
<h2>Türkiye’de makas 6,7 puana çıktı</h2>
<p>Türkiye’de üç aylık tablo küresel eğilime oldukça yakın. Benzin fiyatı yüzde 14,3 artarken dizel yüzde 21 yükseldi. Avrupa’nın büyük ekonomilerinde de benzer bir ayrışma dikkat çekiyor. Almanya’da üç aylık benzin artışı yüzde 12,2 olurken dizel yüzde 16,9 yükseldi. Fransa’da benzin yüzde 1,4 gerilerken dizel yüzde 3,9 arttı. Polonya’da ise benzin yüzde 2,7 yükselirken dizel yüzde 11,3 zamlandı. Macaristan’da benzin yüzde 0,3 gerilerken dizel yüzde 10,7 arttı.</p>
<h2>Çin’de benzin hızlı gidiyor</h2>
<p>Ancak eğilim küresel ölçekte tek yönlü değil. Çin’de üç aylık benzin fiyatı yüzde 7,8, dizel yüzde 8,4 gerilerken; Endonezya’da benzin yüzde 28,7 artmasına karşın dizel yüzde 2,2 düştü. Dolayısıyla hikâye bütün ülkelerde aynı fiyat hareketinin yaşanması değil, özellikle arz açığı bulunan büyük pazarlarda dizelin daha kırılgan hâle gelmesi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">DİZEL NEDEN BENZİNE FARK ATIYOR?</span></h2>
<p><strong>1- Daha düşük arz tamponu:</strong> Dizel ve diğer damıtılmış ürün stokları şoklara karşı benzine göre daha sınırlı bir tampon oluşturuyor. <br /><strong>2- Küresel ticaretin yakıtı:</strong> Kamyon, gemi, tren, tarım ve ağır sanayinin temel yakıtlarından biri olması dizel talebini daha az esnek hale getiriyor. <br /><strong>3- Rafineri kapasitesi:</strong> Rafineriler kısa sürede yalnızca “daha fazla dizel” üretemiyor. Ham petrolün niteliği, hidroişleme kapasitesi ve ürün dengesi üretimi sınırlıyor. <br /><strong>4- Rusya ve İran etkisi:</strong> Rus rafinerilerine yönelik saldırılar ve Orta Doğu’daki çatışmalar hem üretimi hem de sevkiyatları sıkıştırıyor. <br /><strong>5- Hürmüz riski</strong>: Orta Doğu’dan geçen tanker trafiğindeki aksaklıklar, dizel dahil rafine ürünlerin küresel akışını bozuyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">KÜRESEL EKONOMİ İÇİN RİSK</span></h2>
<p>Uzmanlara göre, dizel fiyatlarının benzinden daha hızlı yükselmesi, enerji enflasyonunun yalnızca pompadaki fiyatları değil, ekonominin tamamını etkileyebileceği anlamına geliyor. Çünkü dizel zamlandığında yalnızca araç sahipleri değil; taşımacılık, tarım, sanayi ve dolayısıyla gıda ile tüketim mallarının fiyatları da baskı altında kalıyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde petrol fiyatının nereye gittiği kadar rafinerilerin ne kadar dizel üretebildiği ve bu ürünün ihtiyaç duyulan bölgelere ne kadar rahat taşınabildiği kritik olacak. Ham petrol piyasasında yeni bir şok yaşanmasa bile uzmanlar, rafineri kesintileri ve lojistik sorunları sürerse dizelin benzinden kopan performansının küresel enflasyon açısından yeni bir risk oluşturacağı uyarısı yapıyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ticaretin-yakiti-dizel-benzinle-makasi-aciyor-87022</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/yakit-benzin-mazot-motorin-utts.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tüketicinin yakıtı benzinin fiyatı dünyada son üç ayda ortalama yüzde 15,3 artarken, ticaretin ve ekonominin yakıtı dizeldeki yükseliş yüzde 20’ye ulaştı. Son bir yılda makas daha da açıldı: Benzin yüzde 19,4, dizel yüzde 32,9 zamlandı. Türkiye’de ağustos sonu itibariyle ise üç aylık dizel artışı yüzde 21 ile benzinin 6,7 puan üzerine çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-27-hissede-satis-yapti-uc-hissede-alim-tarafinda-durdu-87021</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 08:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı 27 hissede satış yaptı üç hissede alım tarafında durdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçtiğimiz hafta BIST 30 Endeksi %2,05 geriledi. Yabancılar endeksteki 27 hissede paylarını azaltırken, üç hissede alıcı tarafta durdu. Kamu hisselerinde rotasyonda olan yabancı fonlar, Emlak Konut ve THY'de satıp; Ereğli Demir Çelik ve Turkcell'de paylarını artırdı.</p>
<p>Geçtiğimiz hafta BIST 30 Endeksindeki hisselerin fiyatlarıyla paralel şekilde yabancıların paylarında düşüş yaşandı. Yabancı fonlar Türk Hava Yolları ve Emlak Konut hissesinde 3 puanı aşan satışlarda bulunurken, fiyatı %5 gerileyen Ereğli Demir Çelik hissesinde paylarını 1,58 puan artırdı. Yabancıların ağırlıklı satış yaptığı bir atmosferde yatırımcıların telaşlanması olağan bir durum. Ancak takastaki kısa vadeli dalgalanmaya kapılmak yerine, şirketlerin özkaynak kârlılığı ve ileriye dönük beklentilerini nazara alarak hareket etmek; daha sağlıklı sonuçlar elde edilmesine imkan vereceği unutulmamalı.</p>
<h2>Payları 3 puandan fazla azaldı</h2>
<p>Geçtiğimiz hafta yabancı fonlar Türk Hava Yolları hissesinde paylarını 3,51 puan düşürerek %20,62 seviyesine indirdi. Temmuzda yolcu sayısını %4,6 artırarak 9,5 milyona ulaştıran firma, filosunu 552 uçağa çıkardı. Likiditesi 9,6 milyar doları bulan şirketin yılın ilk yarısında geliri %43 artarak 585 milyar TL’ye çıktı. Dönem sonu net kârında ise azalma var.</p>
<p>Emlak Konut hissesinde yabancı payı 3,03 puan azalarak %22,22 oldu. TÜİK verilerine göre temmuz ayında ülke genelinde konut satışlarının %17 düşmesi sektörün henüz arzu edilen sıkılaşmadan kurtulamadığını işaret ediyor. Şirketin, altı aylık geliri %16 gerileyip 53,3 milyar TL’ye inerken, dönem sonunda kârında düşüş gözlendi.</p>
<h2>Düşerken yabancı aldı</h2>
<p>Yabancılar Ereğli Demir Çelik hissesinde paylarını 1,58 puan artırarak %28,43 seviyesine çıkardı. Hissenin fiyatı geçtiğimiz temmuzda test ettiği en yüksek seviyesi olan 45,10 TL’nin ardından geriledi. Haftalık %5,01 gerileyen hissenin aylık kaybı ise %10,88 düzeyinde. Ereğli altı aylık kârını %415 artışla 8,93 milyar TL’ye taşırken yabancının ilgisini çekiyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9f9b0122a89-1788844801.png" alt="" width="999" height="549" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>FAALİYET GELİRİ Mİ, NET KÂR MI?</strong></p>
<p><strong>Faaliyet geliri;</strong> ana iş, karşılaştırma, istikrar, yönetim becerisi, finansman bağımsızlığı. Borç körlüğü, eksiklik, yan gelir kaybı, belirsiz temettü.</p>
<p><strong>Net kâr;</strong> nihai tutar, temettü, yatırımcı cazibesi, bütüncül bakış, özsermaye büyümesi. Makyajlama ve sürdürülebilirlik riski, operasyonel maskeleme.</p>
<p><strong>Mevcut faaliyetlerini geride bıraktı. Açılım için yeni ortağın yaklaşımı beklenmeli</strong></p>
<p>Sekuro Plastik'in bundan sonra ne yapmaya niyetli olduğu belli mi? ● Metin Çelik</p>
<p>Metin, Sekuro Plastik başta teknoloji, yazılım ve enerji sektörü olmak üzere katma değeri yüksek yeni bir alana girme yönlü hedeflerini paylaştı. Bu yaklaşımla duran varlıklarını elden çıkarıyor. Önemli nitelikteki bu işlemlerden ötürü yatırımcılara 6,07 TL'den ayrılma hakkı tanındı. Yeniden yapılanma kapsamında ambalaj sektöründeki 73 çalışan Polifilm Ambalaj bünyesine geçirildi. Aynı süreçte büyük ortak %27,18 payını 7,77 milyon dolara Bulls Girişim'e sattı. Devirden sonra yeni ortağın nasıl bir stratejiyle hareket edeceği belirleyici olacak.</p>
<p><strong>Geliri düşerken satış hedefini aşağı çekti. Kârlılık beklentisini ise aynen koruyor</strong></p>
<p>Arçelik'in yıl sonunda geliri ne kadar olur, bir tahmin var mı? ● İnan Uyar</p>
<p>İnan, beyaz eşya sektörü zor bir süreç yaşıyor. Son olarak sektör temmuzda ihracatını %21 düşürdü. Arçelik de bundan olumsuz etkileniyor. Yılın ilk yarısında gelirlerini %10 düşürürken, esas faaliyet kârını %14 geriletti. Şirket ise yatay beklediği yurt içi ve yurt dışı satış gelirlerinin yıl sonunda tek haneye gerileyeceğini öngörüyor. FAVÖK marjı beklentisi %6,25-6,50 aralığında; 250 milyon euroluk yatırım hedefi ise sabit duruyor. Cirodaki daralma beklentisi, zayıflayan talepten kaynaklanıyor. Kârı, fiyat politikasıyla desteklemeyi amaçlıyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>IHA fonu ocaktaki hareketlenmenin sonrasında yatayda dalgalı seyir izledi</strong></p>
<p>Allbatross Portföy'ün yönettiği İkinci Hisse Senedi Fonu (IHA), geçtiğimiz şubattan bu yana yatayda dalgalı bir seyirle hareket ediyor. Büyüklüğü mayıstan bu yana sürekli olarak daraldı. Eylülde hacmi 5,24 milyon TL seviyesine indi. Geride kalan altı ayda temmuz hariç sürekli nakit çıkışı yaşanırken eylülde çıkan nakit tutarı 15 bin TL oldu. Yatırımcısı, fonun hacmiyle orantılı olarak sınırlı seviyede duruyor. Sayı şimdilerde 312 olup önceki ayla benzer düzeyde. Fon varlıklarını ağırlıklı olarak hisse senetlerinde değerlendiriyor. Portföyünün %90,76'sı hisse senedi ve %9,24'ü yatırım fonlarından oluşuyor. Risk değeri 6 olan IHA, volatiliteyi göze alan yatırımcıya hitap ediyor. Yıllık bazda %26,15 getiri elde ederken, aynı sürede %30,50 yükselen BIST 100 Endeksi'nin gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Çağdaş Faktoring, piyasadan TLREF + %4,25 faizle 310 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Çağdaş Faktoring, nitelikli yatırımcılara yönelik 04.09.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 310.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%4,25 olarak belirlendi. 192 gün vadeli bono, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 2 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 15.03.2027 olarak açıklandı. 4 Eylül itibarıyla TLREF %36,93 seviyesinde bulunuyor. Çağdaş Faktoring'in verdiği %4,25 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, bunun yanı sıra piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFCGDF32732 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9f9ac317234-1788844739.png" alt="" width="966" height="245" /><strong>ÖZATA DENİZCİLİK</strong></p>
<p><strong>Yüzer havuz tamiri ve bakım işinden 15,9 milyon euro gelir sağlasa da cirosu düştü</strong></p>
<p>Özata Denizcilik, ASFAT ile imzaladığı yüzer havuz tamir ve bakım onarım sözleşmesini tamamladı. Geçtiğimiz yıl 13,5 milyon euro bedelle varılan anlaşmanın nihai tutarı, ilave talepler ve yapılan ek işlerle birlikte 15,9 milyon euroya yükseldi. Yaklaşık 874,3 milyon TL olarak gerçekleşen döviz bazlı gelir, şirketin bilançosunu destekleyen bir durum olarak değerlendirilmeli. Özata Denizcilik, yatırımcısıyla paylaştığı altı aylık mali tablolarında gelirini %1 düşürürken, esas faaliyet kârını %37 geriletti. Dönem sonunda ise zararını artırarak 603,2 milyon TL'ye çıkardı.</p>
<p><strong>SAFKAR EGE SOĞUTMACILIK</strong></p>
<p><strong>TÜRASAŞ'ın iklimlendirme ihalesine 258,8 milyon lirayla en iyi teklifi verdi</strong></p>
<p>Safkar Ege Soğutmacılık, TÜRASAŞ tarafından açılan elektrikli banliyö projesi iklimlendirme sistemi ihalesine katılarak en iyi teklifi verdi. Şirketin önerdiği 258,8 milyon TL tutarlı teklif bedeli, son gelir tablosundaki brüt satış hasılatının %16,14'üne karşılık geliyor. İhalenin kesinleşmesi için komisyon kararı bekleniyor. Sürecin lehe sonuçlanması halinde, önemli orandaki bir sipariş gelirini destekleyecek. Safkar Ege, yılın ilk yarısında gelirini %80 artırarak 1,6 milyar TL'ye çıkardı. Dönem sonunda ise net kârı %43 gerileyerek 24,98 milyon TL'ye kadar indi.</p>
<p><strong>EUROPOWER ENERJİ</strong></p>
<p><strong>Ukrayna'ya gönderilmek üzere Japon şirketle 37 milyon dolarlık anlaşma imzaladı</strong></p>
<p>Europower Enerji, Japonya'da yerleşik uluslararası bir firmayla Ukrayna'da kullanılmak üzere güç transformatörü satış anlaşması imzaladı. Yaklaşık 37 milyon dolar tutarındaki sözleşmenin Türk lirası karşılığı 1,78 milyar TL'yi buluyor. Tutar yıllık gelirinin %11,71'i seviyesinde. Bir yıl içinde üretilip teslim edilecek ürünler, şirketin dolaylı bağlı ortaklığına ait fabrikada imal edilecek. Söz konusu iş birliği ihracat kapasitesini artırırken döviz girdisi ile bilançosunu destekleyecek. Europower Enerji, yılın ilk yarısında gelirini %38, dönem kârını %108 büyüttü.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Çemtaş Çelik şubattan bu yana düşen bir eğilimle hareket ederken fonlar satıyor</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9f9aa6c4c5b-1788844710.png" alt="" width="304" height="237" /></strong>Çemtaş Çelik'te fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %7,76 ile toplamda 226,01 bin lot azalarak 2,69 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 11 ile sabit duruyor. FUA fonu 377,2 bin lot ile en fazla satışı yaparken, TIL fonu 120 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Çemtaş için öneride bulunan kurum bulunmuyor. Hissede Ak Portföy'ün ihraççı şirketlere ağırlık veren FUA fonu satış tarafında duruyor. İş Portföy'ün katılım fonu TIL ve Garanti Portföy'ün ihraççı şirketlere yatırım yapan GTH fonu alım yönlü işlemler yaptı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-27-hissede-satis-yapti-uc-hissede-alim-tarafinda-durdu-87021</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı 27 hissede satış yaptı üç hissede alım tarafında durdu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kritik-mineral-icin-ozel-yasa-cikarilacak-87020</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kritik mineral için &#039;özel yasa&#039; çıkarılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Orta Vadeli Program’da (OVP) ekonomiye yönelik kavramlar arasına ekonomik güvenlik de alındı. Bu kapsamda, gıda, enerji ve sosyal alanda yeni adımlar tasarlandı. Enerjide yenilenebilir enerji depolama kapasitesine işaret edilirken, kritik minerallerde yasal düzenleme yapılması öngörüldü. Gıdada organize tarım bölgelerinin yaygınlaştırılması, lojistik zincirin güçlenmesi sağlanacak. Teknolojik kapasitenin artırılması için her bir sektördeki teknoloji geliştirme ve yerli üretimi artırma amacıyla eylem planları hazırlanacak.</p>
<p>OVP’de stratejik öncelikler arasına daha önce giren kritik teknolojiler, nadir metal ve mineraller ile enerji gıda farklı başlıklarda düzenlendi. Bunlar arasında dikkat çeken unsur Ekonomik Güvenlik ve Dayanıklılık başlığı açılması oldu. Bu başlıkta, enerji alanında aramaların artırılması ve depolama kapasitesinin artırılması eylem olarak plana girdi. 6 Eylül günü yapılan tanıtım basın toplantısında da Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, isim vermeden TPAO ve MTA’yı işaret ederek “enerji alanındaki kamu KİT’lerinin daha fazla arama yapması-küresel etkinliğinin artması” gerekliliğini vurguladı. Türkiye’nin deneme sayılabilecek üretimi tamamladığı kritik ve stratejik minerallerde özel bir yasa yapılması da plana girdi. Enerjide yerli kaynaklı yenilenebilir enerji üretimi ve depolanması ile nükleer enerji de plandaki yerini korudu.</p>
<h2>Özel eylem planları </h2>
<p>Sanayiye yönelik hem sanayi-imalat sanayii, hem de ekonomik güvenlik başlığında yer alan düzenlemelerde yeni eylem planları dikkat çekti. Ekonomik güvenlik başlığında, imalat sanayii, enerji, tarım, sağlık ve ulaştırma sektörlerinde arz güvenliği için teknoloji geliştirme- üretimi destekleme amacına yönelik özel eylem planları hazırlanması kararlaştırıldı. Bu eylem planlarının Strateji ve Bütçe Başkanlığı koordinasyonu ile yapılacağına işaret edildi.</p>
<h2>Dar gelirliye evlilik desteği </h2>
<p>Ekonomik güvenlik başlığına ailenin güçlendirilmesi, toplumsal dayanıklılığın artırılması başlığı da alındı. Bu kapsamda evlenecek gençlere desteğin genişletilmesi, dar gelirlilerin bundan daha fazla yararlanması için düzenleme de eylemler arasına girdi. Dar gelirliler, engelliler ve yeni evleneceklere sosyal konut yapımının hızlandırılması da planlandı.</p>
<p>OVP’ye, aileyi koruma yaklaşımı içinde verilen dersin “modeli” de değiştirilecek. OVP’ye, “Ailenin korunmasını sağlamaya yönelik ortaöğretim seviyesinde öğretim programı olarak uygulanmakta olan Türk Sosyal Hayatında Aile dersi Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli doğrultusunda geliştirilecektir.” maddesi eklendi.</p>
<h2>Ülkelerle ortaklık ve sivil alana yansıma </h2>
<p>Savunma sanayiinde üretilen teknolojilerin ve çeşitli yetkinliklerin sivil alanda kullanımına yönelik olarak özel çalışma yapılması da plana girdi. Basın toplantısında da Cevdet Yılmaz bu alanda yaygın bir çalışma içine girileceğini vurgulamıştı. Planda, ”Savunma sanayii teknolojilerinin sivil alandaki uygulamalar ile etkileşiminin artırılması ve teknoloji yoğun sivil alımlarda yerli ve millî savunma sanayiinin yeteneklerinden istifade edilmesi teşvik edilecek, yerlilik oranının yükseltilmesi ve katma değerli ihracatın desteklenmesi sağlanacaktır” ifadesi yer aldı. Savunma harcamalarının artırılmasının öngörüldüğü OVP’nin tanıtım toplantısında Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, bu alanda yürütülen büyük projelerin başka ülkelerin de katılımıyla ortaklıklar kurulması yönünde adım atacaklarını da açıklamıştı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kritik-mineral-icin-ozel-yasa-cikarilacak-87020</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/maden.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni OVP kapsamında enerjide yenilenebilir enerji depolama kapasitesine işaret edilirken, kritik minerallerde yasal düzenleme yapılması öngörüldü. Gıdada organize tarım bölgelerinin yaygınlaştırılması, lojistik zincirin güçlenmesi hedefleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kaynak-kullanimi-ve-fiyatlandirma-87019</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kaynak kullanımı ve fiyatlandırma</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İşletmelerimizin ezici bir çoğunluğunda “<strong>Kaynak”</strong> dediğimizde akla ilk gelen “<strong>Para”</strong> olur.</p>
<p>Kuşkusuz finansal güç ve bunu kullanarak yaptığımız yatırımlar ile oluşturduğumuz üretim olanakları ortadadır amma <strong>iş sadece para ile bitmiyor</strong>.</p>
<p>Özdemir Erdoğan ne demişti, “<strong>Paranın ne önemi var, mühim olan insanlık</strong>.”</p>
<p>Oysa <strong>gerçek</strong> hayatta böyle diyemiyoruz ve <strong>parasız işletme gemisi yürümüyor</strong>…</p>
<p>Öte yandan işletmenin, belki de para kadar ve hatta <strong>bazen</strong> yeri geldiğinde <strong>paradan daha değerli</strong> olan diğer <strong>kaynaklarını ihmal</strong> etmekten de geri duramıyoruz.</p>
<p>İşte tam burada “ <strong>Kaynak</strong> “ ifadesinin <strong>sadece para ile kısıtlı olmadığı</strong> ortaya çıkıyor.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde yirmi yıla yaslanan bir süre önce tanışıp, aralıklarla farklı dönemlerde danışmanlık verdiğim, eskimeyen dostlardan birisi ile beraberdik.</p>
<p>Doğal olarak ekonominin güncel durumunu, kendilerinin içerisinde bulunduğu koşulları konuştuk.</p>
<p>Tanıdığım günden beri finansal konuları çok dikkatli yöneten kişiler oldukları için, bazı konularda adımlarını tedbirli olarak attıklarını bilirim.</p>
<p>Sohbetimizde, mevcut <strong>çalışan sayılarında azalma</strong> olmasına karşın her türlü önlemi alarak, <strong>çekirdek kadroyu elde</strong> tutmaya çabaladıklarını belirttiler.</p>
<p>Açıklaması da “<strong>Bu kadroyu dağıtırsam bir daha geri toplayamam”</strong> olmuştu.</p>
<p><strong>Başkalarını bulursun</strong> dediğimde ise cevabı “<strong>Bu beceride ve bilgide çalışan”</strong> zor olur idi.</p>
<p>“<strong>İnsan kaynağı</strong> “ diye adlandırdığımız çalışanlarımızın, <strong>işletmemizi hayatta ve ayakta tutan</strong> gerçek değerler olduğunu vurguluyorlardı.</p>
<p>Öte yandan, <strong>çalışanlarının becerilerine ve bilgilerine</strong> gönderme yaparak, bir işletmede olması gereken “Bilgi ve beceri bilgisini (<strong>Information and know-how</strong>) önemli <strong>bir başka kaynak</strong> olarak ileri sürmüştü.</p>
<p>Ayrıca, bu piyasanın ve işlerin düşük tempoda olduğu bu dönemde, eldeki <strong>insan kaynağının gelişimi</strong> için, işbaşında yaptıkları ve dışarıdan alınan <strong>eğitim</strong> çalışmalarını anlattılar.</p>
<p>Gelen yeni işler çok dikkatli inceleniyor ve son kontroller işletme içerisinde yapılmak kaydıyla, bir kısmı veya tamamı dışarıda yaptırılabilir mi konusu oldukça detaylı olarak değerlendiriliyordu.</p>
<p>Bunun nedeni de her şeyin işletme içerisinde yapılması halinde katlanılamayacak maliyetlerin, <strong>dış kaynak kullanımı</strong> ile daha elverişli düzeylere çekilmesi hedefleniyordu.</p>
<p>Burada gördüğümüz ise işletme <strong>yöneticilerinin</strong> <strong>ilişkilerinin</strong> ne kadar <strong>geniş bir ağ</strong> oluşturduğu ve onlarında bu ağı, gerektiğinde işletmenin yararına nasıl kullandıkları olmuştu.</p>
<p>İşletme yöneticilerinin, <strong>başka işletmelerle olan ilişkilerinde</strong>, sadece kendi çıkarlarını düşünerek değil, kuşkusuz <strong>kendi çıkarlarını öne alarak</strong> amma <strong>karşısındakilerin de durumunu göz önünde bulundurarak</strong> davranmaları gerektiğini hep savunurum.</p>
<p>İşte bu tür tavırlar bize gerçek bir <strong>kazan/kazan ortamı</strong> oluşturan bir ilişki ağı <strong>sağlıyor</strong>.</p>
<p>Sırası geldiğinde de bu ilişkiler güvenilir bir ortamda kullanılabiliyor.</p>
<p><strong>Sözün özü şu ki işletmede her şeyi paraya bağlamak önemli bir hatadır.</strong></p>
<p><strong>Paranın önemini yadsımıyorum amma işletmenin</strong> <strong>öteki kaynaklarını da unutmayalım.</strong> <strong>Diğer kaynakları</strong> nasıl kullandığımız da <strong>fiyatlandırmamızı</strong> kaçınılmaz olarak <strong>etkiliyor</strong>.</p>
<p>İşletmenin kaynakları konusunda değerli dostum Osman Ata Ataç’ın Business Management System kitabına gönderme yapmak isterim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kaynak-kullanimi-ve-fiyatlandirma-87019</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/1/1280x720/lira-para-1763620411.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşletmede her şeyi paraya bağlamak önemli bir hatadır. Paranın önemini yadsımıyorum amma işletmenin öteki kaynaklarını da unutmayalım. Diğer kaynakları nasıl kullandığımız da fiyatlandırmamızı kaçınılmaz olarak etkiliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-ovpde-girisimcilik-teknoloji-ve-yapay-zeka-politikalari-87018</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni OVP’de girişimcilik, teknoloji ve yapay zekâ politikaları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçtiğimiz hafta sonu açıklanan ve Türkiye’nin 2027–2029 dönemini kapsayan yeni Orta Vadeli Programı, girişimcilik, teknoloji ve yapay zekâ (YZ) açısından önceki 2026–2028 programında ortaya konulan politika çizgisini büyük ölçüde devam ettirirken, bazı alanlarda bu yaklaşımın daha belirgin hale geldiğini gösteriyor. Ar-Ge, yüksek teknoloji yatırımları, dijital dönüşüm, girişimcilik ve nitelikli insan kaynağı yine temel başlıklar arasında. Yeni programda bunların yanında teknolojinin üretime uygulanması, teknoloji şirketlerinin ölçeklenmesi, yüksek katma değerli ihracat ve YZ’nin kamu süreçlerinde kullanılması dikkat çekiyor.</p>
<p>Önceki OVP’de Teknoloji Hamlesi, HIT-30, Stratejik Hamle, Yerel Kalkınma Hamlesi, teknoparklar, kuluçka merkezleri ve Ar-Ge platformları teknoloji politikasının önemli araçları olarak konumlandırılmıştı. YZ, siber güvenlik, kuantum, otonom sistemler, uzay ve yarı iletkenler gibi alanlar stratejik teknoloji alanları arasında değerlendirilmiş; bu alanlarda Ar-Ge faaliyetlerinin ve üniversite-sanayi işbirliğinin desteklenmesi öngörülmüştü. YZ ve siber güvenlik gibi alanlarda mikro-yeterlilikler, hızlı eğitim programları ve nitelikli insan kaynağı geliştirilmesi de programın önemli unsurları arasındaydı.</p>
<p>2027–2029 OVP bu yaklaşımı önemli ölçüde sürdürüyor. Ar-Ge temelli yatırımlar ve yenilikçi girişimcilik faaliyetlerinin desteklenmesi, Teknoloji Geliştirme Bölgeleri ve kuluçka merkezlerinin geliştirilmesi, üniversite-sanayi işbirliğinin güçlendirilmesi ve fikri mülkiyetin ticarileştirilmesi yine önemli politika alanları. Turcorn olma potansiyeline sahip teknoloji girişimlerinin kapasite gelişimi ve küresel rekabetçilik hedefiyle desteklenmesi de bu çerçevenin önemli parçalarından biri.</p>
<p>Burada yeni bir politika paradigmasından çok, girişimcilik politikasında ölçeklenme ve küreselleşme boyutunun güçlenmesinden söz etmek daha doğru olacaktır. Nitekim Turcorn yaklaşımı önceki OVP’de de bulunuyordu. Dolayısıyla yeni programın mesajı, girişim sayısının artırılmasının önemini kaybettiği değil; bunun yanında büyüme potansiyeli taşıyan teknoloji şirketlerinin ölçeklenmesi ve küresel rekabet gücü kazanmasının da giderek daha önemli hale geldiğidir. Turcorn 100 Programı’nın mevcut yaklaşımı da erken aşamayı geçmiş teknoloji girişimlerinin daha hızlı ölçeklenmesini ve küresel pazarlara açılmasını desteklemek üzerine kurulu.</p>
<p>YZ tarafında ise dikkat çekici bir uygulama boyutu bulunuyor. Önceki OVP’de YZ önemli bir stratejik Ar-Ge ve insan kaynağı alanıydı. Yeni programda YZ alanındaki temel teknolojilerin geliştirilmesinin yanında, YZ’nin zekânın üretim süreçlerinde kullanımının yaygınlaştırılması da açık biçimde öne çıkıyor.</p>
<p>Daha da önemlisi, YZ’nin kamu tarafındaki kullanım alanları genişliyor. Kamu mali yönetiminde veri temelli karar alma ve öngörüsel analiz kapasitesinin geliştirilmesinde YZ uygulamalarından yararlanılması, kamu alımlarında planlama, ihale ve sözleşme süreçlerinin dijitalleştirilmesi ve YZ destekli uygulamaların geliştirilmesi hedefleniyor. Bu yaklaşım, devletin yalnızca YZ teknolojilerinin geliştirilmesini destekleyen bir aktör değil, aynı zamanda bu teknolojilerin önemli kullanıcılarından biri olabileceğini gösteriyor. GovTech, RegTech, kamu finans yönetimi ve kamu satın alma teknolojileri açısından bunun önümüzdeki dönemde yeni fırsatlar yaratması beklenebilir.</p>
<p>Yeni OVP’de teknoloji politikasının ekonomik güvenlikle ilişkisi de dikkat çekiyor. Kritik ürün, teknoloji ve hizmetlerde dışa bağımlılığın azaltılması, yerli üretim ve inovasyon kapasitesinin artırılması ve teknoloji, savunma gibi stratejik alanlarda kaynak güvenliğinin güçlendirilmesi hedefleniyor. YZ, çip, batarya, robotik, kuantum, siber güvenlik ve uzay gibi teknolojiler bu açıdan yalnızca yeni ekonomik faaliyet alanları değil, Türkiye’nin teknoloji üretme kapasitesi ve uluslararası rekabetçiliği açısından da stratejik önem taşıyor.</p>
<p>Finansman ve girişimcilik ekosistemi tarafında da bütüncül bir yaklaşım görülüyor. FintechZone, Start in Türkiye, Tech Visa ve girişim sermayesi yatırım fonları gibi mekanizmaların Türkiye’nin bölgesel girişimcilik ve fintech merkezi olma hedefiyle birlikte ele alınması dikkat çekici. Turcorn hedeflerinin daha ileri taşınabilmesi açısından önümüzdeki dönemde büyüme sermayesinin derinleşmesi, daha büyük girişim sermayesi fonlarının oluşması ve uluslararası yatırımcıların Türkiye teknoloji ekosistemine daha fazla çekilmesi de önemli olacaktır.</p>
<p>İnsan kaynağında ise iki program arasında güçlü bir devamlılık bulunuyor. YZ, siber güvenlik, savunma, enerji ve uzay gibi stratejik alanlarda lisansüstü eğitim, sürekli eğitim ve mesleki eğitim desteklenirken mikro-yeterlilik yaklaşımının geliştirilmesi de hedefleniyor. Bu yaklaşım, üniversitelerin yanı sıra kurumsal eğitim, YZ upskilling, reskilling ve yeni nesil eğitim sağlayıcıları açısından da önemli bir alan açıyor. Çünkü YZ dönüşümü yalnızca yeni mezunların yetiştirilmesini değil, mevcut işgücünün becerilerinin de sürekli yenilenmesini gerektiriyor.</p>
<p>Yeni OVP’nin dikkat çeken yönlerinden biri de teknoloji politikasının ihracat ve küresel rekabetçilikle güçlü biçimde ilişkilendirilmesi. Yüksek katma değerli ve teknoloji yoğun ürün ve hizmetlerin ihracattaki payının artırılması ve Türk şirketlerinin küresel değer zincirlerindeki konumunun güçlendirilmesi hedefleniyor. Bilişim, fintech, danışmanlık ve dijital aracılık gibi bilgi yoğun hizmetlerin ihracatının desteklenmesi de bu yaklaşımın hizmet sektöründeki karşılığını oluşturuyor.</p>
<p>Bu nedenle Türkiye açısından önümüzdeki dönemin önemli hedeflerinden biri, teknoloji geliştiren şirketlerin aynı zamanda uluslararası pazarlara açılmasını ve teknoloji ihracatçısı haline gelmesini kolaylaştırmak olacaktır. Türkiye’de başarılı olan bir teknoloji girişiminin Avrupa, Körfez, ABD ve diğer pazarlarda büyüyebilmesi, hem girişimcilik ekosistemi hem de yüksek katma değerli ihracat açısından önemli bir çarpan etkisi yaratabilir.</p>
<p>Sonuç olarak 2027–2029 OVP, önceki programdan keskin bir kopuştan ziyade Türkiye’nin son yıllarda geliştirdiği teknoloji ve girişimcilik politikalarının devamına ve bazı alanlarda derinleşmesine işaret ediyor. Özellikle teknoloji girişimlerinin ölçeklenmesi ve küreselleşmesi, YZ üretim ve kamu süreçlerinde kullanılması, stratejik teknolojilerde yerli kapasitenin geliştirilmesi, teknoloji yoğun ihracat ve yeni teknoloji alanlarına yönelik insan kaynağı bu dönemin öne çıkan başlıkları olacak.</p>
<p>Yeni OVP’nin teknoloji ve girişimcilik açısından verdiği mesajı bu nedenle şöyle özetlemek daha doğru; Türkiye, girişimcilik ve Ar-Ge kapasitesini geliştirmeyi sürdürürken, büyüme potansiyeli taşıyan teknoloji şirketlerinin ölçeklenmesine ve küresel rekabet gücü kazanmasına; YZ tarafında ise teknoloji geliştirme kapasitesinin yanında YZ’nin üretimde, kamuda ve ekonominin genelinde verimlilik ve katma değer yaratacak şekilde kullanılmasına daha güçlü bir vurgu yapıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-ovpde-girisimcilik-teknoloji-ve-yapay-zeka-politikalari-87018</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni OVP’de girişimcilik, teknoloji ve yapay zekâ politikaları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aliendan-gladiatora-87017</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Alien’dan Gladiator’a</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>1970’lerin –özellikle ikinci yarısının- Amerikan filmleri kapitalizmin işleyişindeki büyük dönüşümün işaretlerini veren filmler sayılabilir. New Deal en geç 1975’te sona ermişti. Neoliberalizm adı verilen dönem başlıyordu. Avrupa filmleri elbette daha rafine filmlerdir ama politik mesaj açısından 1980’e gelindiğinde Avrupa’nın çoğu ununu elemiş eleğini asmıştı. Oysa Amerikan filmleri herkesin anlayabileceği politik göndermelerle doludur. Demokrat –veya liberal ki ABD bağlamında ‘solcu’ demektir- yönetmenlerin heyecanlı yılları sayılabilir. Bir ölçüde de nahif filmlerdir. Daha önemlisi bu popüler filmlerin zamanla seriye dönüşmesidir. Örneğin Rocky, Rambo ve en önemlisi Alien. Apocalypse Now (1979) başlı başına ayrı bir klasmandadır. Sadece Coppola veya Ridley Scott gibi büyük yönetmenler değil örneğin Apocalypse Now’un senaryosunu yazan ve Barbar Conan’ı yazıp yöneten –Arnold Schwarzenegger’i yıldız yapan film- John Milius da hatırlanabilir.</p>
<p>Daha önemlisi Alien (1979). Tam bir “corporate America” eleştirisi olan bu film sadece ‘mürettebatın feda edilebilir’ olmasıyla öne çıkmaz. Alien o derece tehlikeli bir türdür ki dünyaya getirilmesi insanlığı yok edebilecektir. Bu noktada The China Syndrome (1979)’a göre el yükseltilir; kar hırsının yarattığı risk artık California’nın bir bölgesiyle sınırlı değildir. Seriye bağlayan Alien sonraki yıllarda aynı adı taşımayan geri dönüş filmleriyle birlikte bir “teodise” haline gelir. 1979’un mesajı çok geride kalmış, daha büyük, mistik konuların yanında önemini yitirmiştir. İlk filmler çekilirken düşünülenler seriler sona erdiğinde yerini bambaşka hislere, fikirlere bırakmıştır. Dönüşüm sadece sosyal veya ekonomik olarak değil, yönetmenler ve senaristler arasında da gerçekleşmiştir.</p>
<p>2000 yapımı Gladiator filmini defalarca izledim. Koleksiyoner versiyonu var bende. İlk defa seyrettiğimde Roma tarihi cahili olduğum için Commodus’un arenaya girişine takmıştım ve bu beni Paul Veyne’e götürmüştü. Commodus arenaya çıkmıştı ama karşısında eğitmeni Narcissus vardı. Arenaya çıkma everjetizm mi yoksa doğrudan pleblere oynayan bir siyasi hamle miydi? Everjetizm nasıl modellenebilirdi? Sonra biraz daha bilgi sahibi oldum. “Gladiator” filminin üzerinden modellendiği –aslında aynı film bile sayılabilir- 1964 tarihli “The Fall of the Roman Empire” filmini de birkaç kez izledim. 1964 yapımı ilk filmin tartışmasız daha iyi olduğu açıktır. Şaşırtıcı olan 1964’te anlatılan hikâyenin 2000’e daha fazla uyması, insanlığın aradaki 36 yılda neredeyse batmış oluşudur. Tersten bakarsak aktüalitede 2000’e daha uygun olan 1964 anlatısını 2000’de anlayacak ve popülerleştirecek bir seyirci kitlesinin kalmamış oluşudur ki belki de bu durum Ridley Scott’u bu derece banalliğe itmiştir. Neredeyse her sahnesinin yeniden çekilip uzayda döndürüldüğü bir ve aynı filmin ikinci sürümünde berbat bir Roma övgüsünün sona yakıştırılmasını Scott’a mı yoksa dünyanın haline mi yazacağız bilemiyorum. Ama Scott’un 1979 Alien sonrası tüm Alien dizisini adım adım batırdığını düşünüyorum.</p>
<p>Gladiator lehine tek şey söyleyebilirim: 1964 filmi zaten çekilmiş olduğu için anlatıyı “Bend it like Beckham” tadında çevirerek yeniden çekmekten başka şansı olmayan Scott bir anlamda zaten şansını yitirmişti. Hayır, arenada o silahların aynı dönemde kullanılamayacağı gibi basit anakronizmlere veya Commodus’un ilk filmden mülhem dövüşte öldür(t)ülmesine veya ne tür bir tanrı olduğunu düşündüğünün ikinci filmde ‘sekülarize’ edilmesine takılmıyorum. Augustus sonrası imparatorların tanrısallaştırıldığını biliyoruz. Bir noktadan sonra Augustus Ceasar –Ovidius tarafından- hem Pater Patriae hem de Numen Caeleste olarak takdim edilmeye başlanıyor. İmparator artık esas olarak törensel bir sıfat olan Pontifex Maximus’tan – Roma’daki tüm dinlerin başrahibi- çok daha fazla bir ilahilikle donatılıyor ve Deus Praesens (görülen tanrı) oluyor. Mesele bu değil. Mesele Scott’un Roma’yı Marcus Aurelius sonrası ‘olumlaması’, adeta cumhuriyete geri döndüğünü ima eden bir sonla bitirmesi. Oysaki o sırada ABD’de Neo-Con grubu iktidara geliyordu ve Florida seçimlerine çeyrek vardı değil mi? Bence bu bile Scott için ayıptır. İkinci Gladiator filmi o kadar ilginç değil.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aliendan-gladiatora-87017</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Alien’dan Gladiator’a ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/11-yildir-ilk-50de-50-milyar-dolarlik-kuresel-gelir-87026</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 11 yıldır ilk 50’de: 50 milyar dolarlık küresel gelir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Rönesans Holding, 11 yıldır dünyanın en büyük 50 uluslararası müteahhidi arasında yer alıyor. Bugüne kadar 50 milyar dolarlık uluslararası proje gelirine ulaşan şirketin yurt dışındaki projelerinde Türkiye'den 3 bin 500 üretici ve taşeron yer aldı. Bu iş birlikleriyle Türkiye'den yurt dışına taşınan mal ve hizmetin değeri ise 2 milyar doları aştı.</strong></p>
<p>Pandemi, savaşlar, enerji krizi, bozulan tedarik zincirleri ve zorlaşan finansman koşulları, uzun bir süredir şirketlerin büyüme kadar dayanıklılık kapasitesini de test ediyor. Bugün uluslararası ölçekte başarı göstergelerinin başında, değişen koşullara uyum sağlama, yeni pazarlarda iş yapabilme ve farklı coğrafyalarda güçlü bir ekosistem kurabilme kapasitesi geliyor. Bu tabloda, farklı coğrafyalarda faaliyet gösteren şirketlerin uluslararası performansı da dayanıklılığın önemli göstergelerinden birine dönüşüyor. Rönesans Holding, Engineering News-Record’un (ENR) “Dünyanın En Büyük 250 Uluslararası Müteahhidi” 2026 listesinde ilk 50’deki yerini korudu. Böylece şirket, 11 yıldır kesintisiz olarak dünyanın en büyük 50 uluslararası müteahhidi arasında yer aldı. ENR sıralamasını farklı kılan, şirketlerin toplam büyüklüğünü değil, merkezlerinin bulunduğu ülke dışındaki inşaat faaliyetlerinden elde ettikleri geliri esas alması. Dolayısıyla liste, şirketlerin farklı pazarlarda iş kazanma ve uluslararası rekabette ne kadar güçlü olduklarına ilişkin de bir gösterge niteliğinde. Rönesans bu listeye ilk kez 2006 yılında 86’ncı sıradan girdi. Bugün yaklaşık 40 ülkede bini aşkın projede imzası bulunan şirket, 11 yıldır dünyanın en büyük 50 uluslararası müteahhidi arasında yer alıyor. Şirketin 30 yılı aşan uluslararası yolculuğunda ulaştığı proje geliri ise 50 milyar dolar.</p>
<p><strong>Türkiye’den yurt dışındaki projelere 2 milyar dolarlık değer</strong></p>
<p>Rönesans’ın uluslararası faaliyetlerinin yarattığı ekonomik etki, yurt dışında kazanılan projelerle sınırlı değil. Bu projeler, Türkiye’deki üretici ve taşeronlardan mühendis ve mimarlara uzanan daha geniş bir ihracat zinciri yaratıyor. Bugüne kadar uluslararası projelerinde Türkiye’de yerleşik 3 bin üretici ve 500 taşeron firma ile çalışan şirket, yalnızca son 10 yılda bu iş birlikleri kapsamında Türkiye’den 2 milyar doları aşan mal ve hizmeti yurt dışındaki projelerine taşıdı. Rönesans’ın uluslararası projelerinde bugüne kadar 28 bin 853 Türk çalışan görev aldı. Bunların 3 bin 500’ünü mühendis ve mimarlar oluşturuyor. Söz konusu projelerdeki toplam istihdam ise 271 bin 888 kişiye ulaştı.</p>
<p><strong>“Uzun vadede sizi güçlü tutan, plan değiştiğinde birlikte ne yaptığınızdır”</strong></p>
<p>Rönesans Holding Onursal Başkanı Dr. Erman Ilıcak, 11 yıldır devam eden bu istikrarı anlatırken özellikle son dönemde iş dünyasının karşı karşıya kaldığı belirsizliklere dikkat çekiyor.</p>
<p>Ilıcak’ın sözleri aslında bugün şirketlerin dayanıklılık tartışmasının da merkezinde duran bir noktaya işaret ediyor: Değişimin kendisini kontrol etmek mümkün değil; asıl mesele değişime nasıl cevap verildiği.</p>
<p>Ilıcak şöyle anlatıyor: “11 yıl deyip geçmemek lazım. Bu yılda dünya birkaç kez değişti. Pandemi oldu, savaşlar başladı, enerji krizi yaşandı, finansman koşulları değişti. Avrupa’dan Orta Doğu’ya, CIS ülkelerinden Afrika’ya kadar çalıştığımız coğrafyalarda neredeyse her yıl önümüze yeni bir denklem geldi. Böyle dönemlerde önemli olan, şartların ne kadar zor olduğunu anlatmak değil, o şartlarda ne yapacağınıza karar vermek. Biz de hep buna odaklandık. Ekiplerimiz her yeni duruma adapte oldu, çözüm üretti, gerektiğinde yön değiştirdi ve yoluna devam etti. Çünkü uzun vadede sizi güçlü tutan, her şeyin planladığınız gibi gitmesi değil; plan değiştiğinde birlikte ne yaptığınızdır. 11 yıldır dünyanın en büyük 50 uluslararası müteahhidi arasındayız. Bu sürede dünya değişti, pazarlar değişti, biz de değiştik. Yeni ülkeler öğrendik, yeni ortaklıklar kurduk, yeni yetkinlikler geliştirdik. Ama bir şey değişmedi: Birlikte çalışma ve çözüm üretme kültürümüz. Ben bu tabloya sadece bir sıralama olarak bakmıyorum. Arkasında dünyanın dört bir yanında aynı hedef için çalışan çok güçlü bir ekip var. Mühendislerimizden mimarlarımıza, finansçılarımızdan iş ortaklarımıza kadar yıllar içinde birlikte büyüdüğümüz çok büyük bir yapı bu. Rönesans’ın asıl gücü de burada; farklı coğrafyalarda, farklı koşullarda aynı anlayışla hareket edebilmekte… 50 milyar dolarlık uluslararası proje deneyimi ve bu listedeki istikrar bize bundan sonrası için daha büyük bir sorumluluk veriyor. Dünyanın dört bir yanında Rönesans için emek veren, sorumluluk alan ve her yıl önümüze çıkan yeni mücadelelere birlikte çözüm üreten tüm çalışma arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>AVRUPA BÜYÜMENİN MERKEZİNDE</strong></span></p>
<p>Rönesans'ın uluslararası büyümesinde Avrupa önemli bir yere sahip. Şirketin Avrupa'daki büyüme stratejisinin önemli adımlarından biri 2009 yılında Avusturyalı PORR'un yüzde 10 hissesinin satın alınması oldu. Bunu 2013 yılında Alpine Bau grubunun bir iştirakinin, 2014'te Almanya'nın köklü mühendislik şirketi Heitkamp'ın ve 2015'te Hollanda'nın köklü inşaat şirketlerinden Ballast Nedam'ın satın alınması izledi. Bu satın almalar Rönesans açısından farklı pazarlardaki mühendislik bilgisini ve kurumsal kapasiteyi grubun yapısına dâhil etmenin de araçları oldu. Ballast Nedam bunun dikkat çekici örneklerinden biri. Rönesans tarafından satın alınmasının ardından yeniden yapılanmaya giden şirket, üç yıl içinde tekrar kârlı hâle geldi.</p>
<p><strong><span style="color: #e03e2d;">DÜNYANIN FARKLI COĞRAFYALARINDA MÜHENDİSLİK İZİ</span></strong></p>
<p>Rönesans'ın uluslararası yolculuğu 1993 yılında Türkiye dışında başladı. Aradan geçen 30 yılı aşkın sürede şirketin proje portföyü farklı coğrafyalara ve giderek daha karmaşık mühendislik projelerine yayıldı. Bugün bu portföyde Avrupa'nın en yüksek binası Lakhta Center'dan İsviçre Alpleri'nin altından geçen Gotthard Base Tüneli'ne kadar oldukça farklı ölçeklerde projeler bulunuyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9fa2dc7337b-1788846812.jpg" alt="" width="800" height="450" />Hollanda'nın en uzun karayolu tüneli Gaasperdammertunnel ve Türkmenistan'daki doğalgazdan benzin üretim tesisi de şirketin uluslararası proje portföyündeki ileri mühendislik örnekleri arasında. Bu projelerin ortak noktası ise yalnızca büyüklükleri değil. Farklı regülasyonlara, çalışma kültürlerine, teknik standartlara ve ekonomik koşullara sahip ülkelerde aynı anda faaliyet gösterebilme kapasiteleri.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/11-yildir-ilk-50de-50-milyar-dolarlik-kuresel-gelir-87026</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/6/1280x720/erman-ilicak-1788846850.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 11 yıldır ilk 50’de: 50 milyar dolarlık küresel gelir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/belirsizlikte-denge-arayisi-87015</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Belirsizlikte denge arayışı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Varlık fiyatlamalarının kendi patikalarındaki davranış kalıplarını koruma istekleri devam ediyor. Gerek global gerekse yerel tarafta farklı hiçbir görüntü yok. Aynı başlıkların etrafında, dönemsel bazda farklı tepkiler göstererek yolumuza devam ediyoruz.</p>
<p>Dışarısı ile başlayalım. Kasımda gerçekleştirilecek ara seçimlere az bir zaman kaldı. Henüz seçim havası ne ülkede ne de globalde ABD’yi izleyenler için geçerli değil. Diğer gündem başlıklarının ağırlıkları kafamızı kaldırmamızı sınırlıyor. ABD/İsrail-İran savaşında ‘şimdilik’ İsrail tarafı kenara çekilirken, ‘düşük yoğunluklu’ çatışma süreci ABD ve İran arasında gerçekleşiyor. Bunun olduğu yer ise değişmez konumdaki Hürmüz. Boğaz’ı yönetme çabası son derece popüler bir başlık. Bu arada, kimin, ne kadar başarılı olduğu ve işin algı tarafı ayrı bir tartışma konusu. Geçtiğimiz hafta okuduğum bir analizde, Hürmüz üzerinden doğrudan ve dolaylı gerçekleşen petrol akışında savaş öncesi sürece oldukça yaklaşıldığı, dolaylı olanı da dahil ettiğimizde geçilmiş olabileceğine yer veriliyordu. Daha önce de burada tartıştığımız üzere, spot ve vadeli fiyatlamaları takip etmek elbette önemli; önemli olan detay ise, ürün karlılıkları ve spreadlerdeki farklılaşma. Bu nedenle sık sık dizel spreadi, ağır petrol ile aradaki fark gibi kavramlar gündeme geliyor. Bunun yansıması nasıl mı oluyor? BIST nezdinde Tüpraş’ın yatırımcı sunumlarındaki detaylarda gayet açık cevaplar yer alıyor.</p>
<p>Ara seçimleri biraz daha konuşalım. Enerji fiyatlarının yükselişi önemli bir sorun. Bunun hem geçmişten hem de bugünden yansımaları ile oluşan enflasyon, yine ayrı bir önemli sorun. Ekonominin ‘soğuma’ aşamasının neresinde olduğu, ‘dengelenme’ aşamasına gelip gelmediği net değil. İstihdamdaki yüksek seviyelerden gelinen yeni normali takip etmek kolay değil. Veri bazlı oynaklıklarda farklı etkenler devreye girebiliyor. Ne gibi? Yaz aylarında konuştuğumuz ve hala ağırlığı olabileceği değerlendirilen Dünya Kupası gibi. Net olan şu ki, geriye dönük revizelerin de işaret ettiği şekilde zayıflama var. Bu çıkmazın ortasında, tarifelerin yarattığı belirsizliğin gölgesi devam ederken, Warsh’lu yeni dönemin iletişimde kapıyı kapaması da ayrı bir çözülmesi gereken sorun başlığı olarak beliriyor. Gelecek hafta izlenecek olan FOMC toplantısının satır araları ve belki faiz adımının kullanılıp kullanılmayacağı konusu önemli.</p>
<p>İçeriye gelelim. SPK’nın fon piyasasına yönelik düzenlemelerinin etkileri fazlasıyla hissedildi, hissediliyor ve kuvvetle ihtimal bir süre daha (bilhassa geçiş süreci tamamlanana dek) bizlerle olacak. Yükümlülüklere uymak zorunda olanların gerçekleştirdiği pozisyon değişiklikleri bir yandaki fon yöneticisinin de pozisyonlarını -doğal olarak- etkiliyor ve bu da haftanın genelinde yüksek oynaklığın oluşmasına zemin hazırladı. Normal. Geçiş süreçleri her zaman zorlar. Bir noktanın ardından dengelenmenin başlayacağını düşünmek hata değil. Sorun, zamanlamayı kestirmek. Üstelik bunu yüksek alternatif getiri ortamında yapmak hem sabır hem de maliyet açısından son derece zorlayıcı. Nispeten net olan şu ki düzenlemelerin bir şekilde devreye girmesi, daha sağlıklı bir sistem yapısı açısından gerekli ve kaçınılmazdı. Zaman içerisinde BIST 30’un artan önemi ile birlikte oynaklık azalacak, PYŞ sektöründe konsolidasyon süreci başlayacak ve farklı bir aşamaya geçiş olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/belirsizlikte-denge-arayisi-87015</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Belirsizlikte denge arayışı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyetin-eseri-seker-sanayisinin-100-yili-87014</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cumhuriyetin eseri şeker sanayisinin 100. yılı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçen hafta, Kayseri Şeker’in ev sahipliğinde, Agro TV iş birliğiyle 1-3 Eylül tarihlerinde düzenlenen Pancar Festivali-Panfest 2026 etkinlikleri için Kayseri’deydik. Hem konuşma yaptım hem de gün boyu yapılan konuşmaları dinledim. Stantları gezerek sektör temsilcileriyle, üreticilerle sohbet ettik. Şeker pancarı hasat sezonu öncesinde beklentileri, geleceğe ilişkin hedefleri konuştuk.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk sanayileşme hamlesi olan şeker fabrikalarının üretime başlamasının üzerinden tam 100 yıl geçti. Türkiye Şeker Fabrikaları’nın 8-10 Nisan’da düzenlediği “100. Yılında Şeker Sektörü Sempozyumu ve Çalıştayı” dışında konu pek gündeme gelmedi.</p>
<p>Kayseri’de düzenlenen Panfest 2026’da konuşma yapmam istenince, bu konuyu gündeme getirmek üzere “100. Yılında Şeker Sektöründe Güncel Gelişmeler” başlığını seçtim.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9f956c7c6c4-1788843372.png" alt="" width="928" height="543" />Güncel gelişmeleri, Kayseri’deki konuşmaları, izlenimlerimi anlatmadan önce şekerle ilgili bazı temel bilgileri ve Türkiye şeker sanayisinin 100 yılda nereden nereye geldiğini anlatmam gerekiyor.</p>
<p><strong>Şekerin Hindistan’dan dünyaya yayılışı</strong></p>
<p>Dünyada şekerin öyküsü şeker kamışı ile başlar. Anavatanı Hindistan olarak bilinir. Şeker kamışı özünün kaynatılarak katı şeker elde edilmesi öğretisi, milattan sonra 7’nci yüzyılda Hindistan, İran, Mısır ve oradan da Arabistan’a giden bir yol izlemiştir. Milattan sonra 10’uncu yüzyılda Venedik’in şekerle tanışmasından sonra, Avrupa’daki şeker ticareti el değiştirerek Araplardan Venediklilerin eline geçmiştir.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9f957c2b4e5-1788843388.png" alt="" width="314" height="339" />Coğrafi keşifler şekerin seyrini de değiştirmiştir. 15’inci yüzyılda Amerika’nın keşfinin ardından Kristof Kolomb’un St. Domingo’ya götürmüş olduğu şeker kamışı fideleri bölgeye uyum göstermiş, Küba, Porto Riko ekseninde hızla gelişmiş ve kristal şeker üretimi bile yapılmıştır. Amerika kıtasından şekerin en fazla tüketildiği kıta olan Avrupa’ya şeker ihracatı da yapılmaya başlanmış, aralarında İngiltere, Fransa, Hollanda ve Almanya’nın da bulunduğu ülkelerde Avrupa’nın ilk şeker rafinerileri kurulmuştur. Asya’nın doğusundan çıkan ve batıda yeni keşfedilen kıtaya kadar uzanan şeker, 17. yüzyılda artık tüm dünyada tanınan bir ürün hâline gelmiştir.</p>
<p><strong>Tatlandırıcı talebi 3 kaynaktan sağlanıyor</strong></p>
<p>Dünya tatlandırıcı talebi 3 kaynaktan sağlanıyor. Bunlardan ikisi kalorili tatlandırıcılar olarak adlandırılan sakaroz ve nişasta bazlı şeker. Diğeri ise kalorisiz tatlandırıcılar olarak adlandırılan ve şekerin yerini almak üzere kimyasallardan yapay olarak üretilen yüksek yoğunluklu tatlandırıcılardır.</p>
<p>Sakaroz kökenli şekerler, pancar ve kamıştan, nişasta bazlı şekerler ise mısır, buğday ve patates gibi nişasta içeren ürünlerden elde ediliyor. Sakaroz kökenli şeker üretimine bakıldığında 2025-2026 sezonu itibarıyla dünya şeker üretiminin yüzde 78,4’ü şeker kamışından, yüzde 21,6’sı şeker pancarından elde ediliyor.</p>
<p>Türkiye Şeker Fabrikaları’nın “2025 Sektör Raporu”na göre, dünya şeker üretimi 2025-2026 sezonu itibarıyla 181 milyon 287 bin ton, tüketim ise 180 milyon 69 bin ton civarında. Sakaroz kökenli şeker üretiminin 142,1 milyon tonu şeker kamışından, 39,2 milyon tonu ise şeker pancarından elde edilmesi bekleniyor.</p>
<p><strong>Dünya şekerinin yüzde 80’ini 15 ülke üretiyor</strong></p>
<p>Dünyanın en büyük şeker üreticileri sırasıyla Brezilya, Hindistan, Çin, Tayland, Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya. Türkiye, dünya üretiminde 13. sırada yer alıyor. İlk 15 ülke dünya şeker üretiminin yaklaşık yüzde 80’ini üretiyor.</p>
<p>Pancardan şeker üreten ülkeler ise sırasıyla Rusya, Amerika Birleşik Devletleri, Fransa, Almanya, Türkiye, Polonya, Mısır, Ukrayna, Hollanda ve Birleşik Krallık. Bu ülkeler pancar şekeri üretiminin yüzde 77,5’ini üretiyor.</p>
<p><strong>Türkiye’de şeker sanayisi 100 yıl önce kuruldu</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu yıllarda ülkenin şeker ihtiyacı ithalatla karşılanıyordu. Şeker üretimi konusunda bazı girişimler olsa da üretim yoktu.</p>
<p>Ulusal Bağımsızlık Savaşı kazanılırken Mustafa Kemal Atatürk asıl bağımsızlığın ekonomik bağımsızlık olduğunu biliyor ve bunu dile getiriyordu. Cumhuriyet ilan edilmeden İzmir’de düzenlenen İktisat Kongresi ile ekonomik bağımsızlık için bir yol haritası çizildi. O yol haritasının özü, Atatürk’ün “Milli Ekonominin temeli ziraattır” ve “Ülkenin gerçek sahibi ve efendisi, hakiki müstahsil olan köylüdür” sözlerinde yer alır. Amaç, yüzde 80’i köylü olan nüfusu tarımda üretken bir yapıya kavuşturmaktır. Bu nedenle Atatürk, Ankara’da “ot bitmez” denilen çorak bir alanda Orman Çiftliği’ni kurarak örnek bir model ortaya koymuştur.</p>
<p>Tarım konusunda bu çalışmalar başlatılırken, halkın ihtiyaçlarının yerli üretimle sağlanması için çalışmalar 3 beyaz olarak adlandırılan un, şeker ve pamuk üzerine yoğunlaştırıldı.</p>
<p>Halkın beslenmesi, protein ihtiyacı için ekmek ve şeker, giyinmesi için elbise üretmek gerekiyordu. Buğday ve pamuk üretimi vardı ancak üretimi artırmak ve sanayide işlemek lazımdı. Şekerde ise üretimi yapılmayan şeker pancarı veya şeker kamışını üretip işledikten sonra şeker elde etmek gerekirdi. Şeker kamışı denemeleri yapılsa da üretim şeker pancarında yoğunlaştı.</p>
<p><strong>Atatürk’ün 1930’da gösterdiği hedef neydi?</strong></p>
<p>Şeker üretimi için o güne kadar bazı girişimler vardı. Ancak yetersiz kaldı. Cumhuriyet Türkiye’sinin ilk sanayileşme hareketi şeker fabrikalarının kurulmasıdır. Bugünkü şeker fabrikaları ve şeker sanayisi cumhuriyetin eseridir.</p>
<p>İlk şeker üretimi 26 Kasım 1926’da faaliyete geçen Alpullu Şeker Fabrikası ile başladı. Bu açılıştan sadece 21 gün sonra 17 Aralık 1926’da Uşak Şeker Fabrikası üretime başladı. Bu iki fabrika 1933 yılına kadar ülkenin şeker ihtiyacını karşıladı.</p>
<p>Mustafa Kemal Atatürk, 20 Aralık 1930’da Alpullu Şeker Fabrikası’nı ziyaretinde anı defterine memleketin uygun yerlerinde şeker fabrikalarının kurulmasıyla ülkenin şeker ihtiyacının karşılanmasının en önemli hedeflerinden birisi olduğunu yazar.</p>
<p>Bu hedef doğrultusunda Eskişehir Şeker Fabrikası 1933 yılında, Turhal Şeker Fabrikası 1934 yılında hizmete açılır. Şeker sanayisinin kurulmasında Mustafa Kemal Atatürk’ün kurucusu ve ortağı olduğu Türkiye İş Bankası’nın büyük rolü var. Yine Ziraat Bankası ve Sümerbank’ın sermaye sağlama konusunda önemli rolü var.</p>
<p>Fabrikalar önce tek tek şirket şeklinde kurulurken 1935 yılında Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. çatısı altında birleştirilir.</p>
<p><strong>1950’den sonra fabrika sayısı hızla arttı</strong></p>
<p>Özellikle 1950’den sonra şeker fabrikası sayısı hızla arttı. Her yıl artan şeker ihtiyacının tamamen yerli üretimle karşılanabilmesi için 1951 yılında hazırlanan “Şeker Sanayii’nin Tevsi Programı” ile yeni şeker fabrikaları kurulması dönemine girildi.</p>
<p>Diğer taraftan da pancar ekicilerinin teşkilatlandırılması amacıyla tarım kesiminde toplumsal dayanışmanın bir örneği olan kooperatifleşme hareketi başlatıldı.</p>
<p>1953 yılında Adapazarı, 1954 yılında Amasya, Konya ve Kütahya, 1955 yılında Burdur, Susurluk ve Kayseri, 1956 yılında ise Erzincan, Erzurum, Elazığ ve Malatya şeker fabrikalarının açılmasıyla 1956 yılında fabrika sayısı 15’e ulaştı. 1962 yılında Ankara Şeker Fabrikası ve 1963 yılında da Kastamonu Şeker Fabrikası açıldı.</p>
<p>Ülkemizin nüfus artışına paralel olarak artan şeker ihtiyacını temin etmek amacıyla yeni şeker fabrikaları kurulması öngörülerek 1977’de Afyon, 1982’de Muş ve Ilgın, 1983’te Bor, 1984’te Ağrı ve 1985 yılında da Elbistan Şeker Fabrikası üretime başladı.</p>
<p>Daha sonra sırasıyla 1989 yılında Erciş, Ereğli ve Çarşamba; 1991 yılında Çorum; 1993 yılında Kars; 1998 yılında Yozgat ve 2001 yılında Kırşehir şeker fabrikaları işletmeye açıldı.</p>
<p>Bugün 14’ü TÜRKŞEKER’e bağlı, 12’si özel sektöre ve 6’sı da kooperatiflere ait olmak üzere pancardan şeker üreten 32 fabrika var.</p>
<p>Şeker fabrikalarının kuruluşundan itibaren pancar üreticileriyle yapılan sözleşmeli üretim çerçevesinde ham madde temini sağlanıyor. Sözleşmeli üretimin ve münavebe sisteminin en iyi uygulandığı üretim alanı şeker pancarıdır.</p>
<p><strong>Sektör için dönüm noktası: Şeker Yasası</strong></p>
<p>Şeker sektörü için 2001 yılında kabul edilen Şeker Yasası önemli bir dönüm noktası oldu. Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası’nın dayatmasıyla bu yasa kabul edildi. 2001’de yaşanan ekonomik kriz sonrası Amerika’dan “kurtarıcı” olarak Türkiye’ye gönderilen Kemal Derviş’in çantasına 15 yasa konuldu ve 15 günde 15 yasa çıkarılırsa kredi verileceği ifade edildi. O yasalardan birisi de Şeker Yasası’ydı.</p>
<p>Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından veto edilen ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde aynen kabul edilerek yasallaşan Şeker Yasası ile sektörde neler değişti?</p>
<p>- Şeker pancarı üretimi kotaya bağlandı. Üretim kısıtlandı.</p>
<p><strong>- </strong>Şeker üretiminde de kota sistemine geçildi.</p>
<p><strong>- </strong>İlk kez nişasta bazlı şeker (NBŞ) üretimi kota kapsamına alındı. O dönemde Avrupa’da nişasta bazlı şeker kotası yüzde 2’ler civarında iken, Türkiye’de şeker üretiminin yüzde 10’u kadar NBŞ kotası getirildi. Üstelik Bakanlar Kurulu’na bu kotayı yüzde 50 artırma veya düşürme yetkisi verildi. 2002’den 2007 yılına kadar her yıl kota yüzde 50 artırılarak yüzde 15 uygulandı. Kota, 2008’de yüzde 35, 2009’da yüzde 25 artırılırken, 2010 ve 2011’de yine yüzde 50 artırıldı. 2016 ve 2017’de kota artışı yapılmadı ve yüzde 10 uygulandı. 2017 ve 2018’de ise yüzde 50 düşürülerek yüzde 5 uygulandı. 2018’de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçildikten sonra kotayı artırma, düşürme yetkisi Cumhurbaşkanına verildi. Yasal düzenleme ile yasadaki yüzde 10 kota yüzde 5’e düşürüldü. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yüzde 50 indirim uygulayarak nişasta bazlı şeker kotasının yüzde 2,5 olarak uygulanmasını sağladı. Halen yüzde 2,5 uygulanıyor. Kota kapsamında nişasta bazlı şeker üreten 5 fabrika var. Kota dışında sadece ihracat için üretim yapan 5 nişasta bazlı şeker fabrikası daha var.</p>
<p><strong>- </strong>Şeker Yasası ile Şeker Kurumu kuruldu. Kurumu yönetecek Şeker Kurulu oluşturuldu. Ancak 2016’dan sonra Şeker Kurulu’na atama yapılmadı. 2017 yılının sonunda ise Şeker Kurumu kapatılarak yetkileri ve kadroları Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na devredildi. Şekerle ilgili çalışmalar, Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesindeki Şeker Dairesi Başkanlığı tarafından yürütülüyor.</p>
<p><strong>Özelleştirme ile 2018’de 10 fabrika satıldı</strong></p>
<p>Şeker Yasası’nın çıkarılmasının temel amaçlarından birisi de şeker fabrikalarının özelleştirilmesiydi. Şeker Yasası ile birlikte çıkarılan Tütün Yasası kapsamında devletin altın yumurtlayan tavuğu olarak bilinen TEKEL, “babalar gibi satarız” denilerek özelleştirildi. Şeker fabrikalarının özelleştirilme süreci daha uzun sürdü. Çünkü her fabrika bulunduğu yerdeki ekonomiyi ayakta tutan birer kale gibiydi. Özelleştirmelere karşı ciddi tepkiler oldu.</p>
<p>Özelleştirme konusunda ilk olarak Türkiye Şeker Fabrikaları’na bağlı ortaklık statüsünde olan Kütahya Şeker Fabrikası A.Ş. ve Adapazarı Şeker Fabrikası A.Ş.’deki kamu hisseleri 2004 yılında satıldı.</p>
<p>2018 yılında ise Afyon, Alpullu, Bor, Çorum, Elbistan, Erzincan, Erzurum, Kırşehir, Muş ve Turhal şeker fabrikaları Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından satılarak özelleştirildi.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Kararı ile 29 Nisan 2021’de Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş., Türkiye Varlık Fonu’na devredildi. Bir başka Cumhurbaşkanı Kararı ile 12 Kasım 2021’de Tarım ve Orman Bakanlığı’nın ilgili kuruluşu hâline getirildi.</p>
<p><strong>Torba Kanun ile Tarım Bakanlığı’na önemli yetkiler getirildi</strong></p>
<p>Son olarak 20 Haziran 2026’da kabul edilen Torba Kanun ile bazı önemli düzenlemeler yapıldı. Bu düzenlemelere göre: Şeker pancarı ekim alanı 2027 üretim yılı itibarıyla Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından belirlenecek. Şirketlerin veya fabrikaların şekerin ham maddesi olan şeker pancarını, üreticilerle sözleşme yapmak suretiyle temin ettiği üretim sınırları Bakanlıkça belirlenecek.</p>
<p>Sözleşme yapılmadan şeker pancarı ekilemeyecek. Buna aykırı hareket edenlerin takip ve kontrolü Bakanlıkça yapılacak. Bakanlık, gerekli görmesi durumunda, şirketlerin ekim alanlarını yeniden belirleyecek.</p>
<p>Yapılan düzenlemeyle daha önce kota dışı ekim yapıldığında pancarı ektiren ve satın alan fabrikalara ceza verilirken bu yeni düzenlemeyle pancar eken çiftçiye de ceza verilecek. Kotasız üretimde üretici de büyük ceza ödeyecek.</p>
<p>Ayrıca şeker pancarı ve şeker fiyatlarının da devlet tarafından değil sektör tarafından belirlenmesi konusunda düzenleme yapıldı.</p>
<p><strong>Mevcut durum ne? </strong></p>
<p>Bugüne geldiğimizde, 2026-2027 sezonu itibarıyla Türkiye’de 77 bin çiftçi, 3,1 milyon dekar alanda 21,4 milyon ton şeker pancarı üretim taahhüdünde bulundu. Türkiye’nin yıllık 3,3 milyon ton şeker üretim kapasitesi var. Şeker üretimi ortalama 2,8 milyon ton seviyesinde. Türkiye’nin şeker üretimi 2018’de 2 milyon 273 bin ton ile son 10 yılın en düşük seviyesinde gerçekleşirken, 2023’te 3 milyon 335 bin ton ile en yüksek seviyeye ulaştı.</p>
<p>Kota kapsamında 1 milyon 94 bin ton nişasta bazlı şeker kotası ve kota kapsamı dışında ihracata yönelik de 340 bin ton nişasta bazlı şeker üretim kapasitesi var. Ayrıca, kota dışında yaklaşık 1 milyon ton yüksek yoğunluklu tatlandırıcı kullanıldığı tahmin ediliyor.</p>
<p>Özetle, şeker sektörü 100 yılda çok önemli bir noktaya geldi. Ancak sektörün çözüm bekleyen birçok sorunu var. Şeker pancarı hasat sezonu öncesinde üreticinin fiyat beklentisini ve yüksek yoğunluklu tatlandırıcıların sektörü nasıl tehdit ettiğini yarınki yazımda yazacağım.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyetin-eseri-seker-sanayisinin-100-yili-87014</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/seker-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhuriyetin eseri şeker sanayisinin 100. yılı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-izmir-hikayesi-87013</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir İzmir hikâyesi…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İzmir’de Tunç Soyer’in aday gösterilmemesiyle başlayan CHP içi tartışmalar, Cemil Tugay döneminde İZBETON soruşturması ve Soyer’in tutuklanmasıyla farklı bir boyuta taşındı. Aradan geçen süreçte aktörler değişti, siyasi dengeler yeniden şekillendi ancak cevapsız kalan sorular hâlâ ortada duruyor.</strong></p>
<p>CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İzmir ziyareti sırasında uzunca bir zamandır tutuklu bulunan eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’i de ziyaret etmiş.</p>
<p>İyi yapmış…</p>
<p>Zira önceki CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Silivri ile Saraçhane arasında mekik dokumaktan İzmir ile pek ilgilenememişti. Kim bilir belki de Tunç Soyer artık belediye başkanı değil niye destek olalım diye düşünmüştür! Özel CHP’den ayrılıp YENİ Parti’ye genel başkan olduktan sonra zaten mitingler de bitti, artık duruşmadan duruşmaya Silivri’ye gidiliyor…</p>
<p>Şimdi hafızalarımızı tazelemek için biraz geriye gidelim mi?</p>
<p>31 Mart 2023 yerel seçimleri öncesi İzmir’de kimin aday gösterileceği bir bilmeceye dönmüştü… Son kurultayda Soyer’in, Kılıçdaroğlu’na destek verdiği o yüzden yeni yönetim tarafından istenmediği kulislerde seslendiriliyordu. Buna karşın Özel bir açıklama yapmış ve “İzmir’e dair mevcut başkanla ilgili memnuniyet anketi yapılıyor. Mevcut başkan aday olacaksa ilan edeceğiz, eğer olmayacaksa da başka aday adayları arasında bir anket çalışması yapacağız.” </p>
<p>Tabii bu anket işinin güvenilirliğini kimse bilmiyor!</p>
<p>Neyse efendim, bir süre sonra Yeni CHP yönetiminin Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay’ı aday olarak düşündüğü ortaya çıktı. Tabii parti içi tartışmada alevlendi. Çünkü CHP'nin eski Medya, Planlama ve Sosyal Medya Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Eren Erdem, adaylığı söz konusu olunca Tugay'ın Karşıyaka Belediyesi’nden Cengiz Holding'e arsa sattığını öne sürmüştü. Adaylık kesinleşince Erdem, Tugay'ın Cengiz Holding ile ilişkilerine dair belgeleri sosyal medyadan paylaştı. Erdem, Cengiz Holding'e Belediye'ye ait bir arazinin değerinin altında satıldığı, kaçak yapıların ruhsatlandırıldığı gibi suçlamalarda bulundu. Erdem, Tugay'ın benzeri girişimlerinden bazılarının Kılıçdaroğlu ve dönemin CHP Genel Merkezi tarafından engellendiğini ve Tugay'ın bu nedenle çareyi "değişimci" olmakta bulduğunu ileri sürdü.</p>
<p>Bu tartışmalar olurken Tunç Soyer, bu ve benzeri tartışmaların muhalefeti bölmeye hizmet ettiğini vurgulayarak "Bizlere umudunu bağlamış milyonlarca vatandaşımızın inancının, sığ siyasetin kişiler üzerinden yürüttüğü oyunlara kurban edilmesini asla kabul etmiyorum" diye konuşuyordu. Yine Tunç Soyer, İzmir adayının belirleneceği Parti Meclisi toplantısından sadece beş dakika önce aday yapılmayacağını öğreniyor ve durumu “siyasi nezaketsizlik” olarak değerlendirmekle yetiniyordu.</p>
<p>Derken efendim, seçimler yapıldı, Cemil Tugay İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi… Aradan yaklaşık iki yıl geçti ve İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, 1 Temmuz 2025'te İzmir Büyükşehir Belediyesi iştiraki İZBETON AŞ'de taşeron şirketler eliyle yolsuzluk yapıldığı iddiası üzerine soruşturma başlatıldı.</p>
<p>Soruşturma kapsamında da eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ile CHP İzmir İl Başkanı Şenol Aslanoğlu'nun da aralarında bulunduğu 139 şüpheli gözaltına alındı. Sonrada aralarında Soyer’in de bulunduğu bir grup isim tutuklandı..</p>
<p>Gelin görün ki bir süre sonra ortaya çıkan belgelerden göz altılardan 8 gün önce 23 Haziran 2025 tarihli İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilen Tugay imzalı bir yazıda, 24 Ekim 2024 tarihli eski bir yazışmaya istinaden toplam 1854 sayfalık İnceleme Raporu ve Tevdi Raporu'nun sunulduğu anlaşıldı.</p>
<p>Ardından savcılığın kısıtlama kararı olan ve detaylarına ulaşılamayan soruşturma dosyasındaysa müşteki (şikayet eden) olarak İzBB yer aldığı görüldü.</p>
<p>Bu bulgular üzerine İzBB'nin son seçimde koltuğa oturan başkanı Cemil Tugay'ın önceki başkan Tunç Soyer'i şikâyet ettiği konuşulmaya başlandı. Ancak Cemil Tugay tüm bu belgelerle ya da operasyonla ilgili pek söz etmedi, "Şikâyet etmedim" dedi. Soruşturmanın kendisinden önce başlatıldığını belirtti.</p>
<p>Aynı tarihlerde Özgür Özel de konuya ilişkin şöyle diyordu:</p>
<p>“Bu yapılan, işte neler konuşuluyor, neler konuşturuluyor diye bakınca şu görülüyor. Cumhuriyet Halk Partisi’ni en güçlü olduğu yerde Cumhuriyet Halk Partisi'nin amiral gemisinde İzmir'de birbirine düşürebilir miyiz? Birbirlerini mi şikayet ettiler? O mu oldu, bu mu oldu? Hepsini inceliyoruz. Hepsi gözümüzün önündedir…”</p>
<p>Özel’in bu açıklamaları da Tugay’ın bir röportajında dile getirdiği “İZBETON dosyasını incelediğimizde gerçekten kimi yolsuzluklar ve usulsüzlükler vardı. İç denetim sürecinde ortaya çıktı. Ben niye böyle bir sorumluluğu alayım? Biz de suç duyurusu yerine bildirimde bulunduk." itirafıyla anlamsız hale geldi…</p>
<p>Ne var ki konu da Soyer de tıpkı adaylık için yaptırdıklarını söyledikleri anketler gibi; tıpkı Tugay’ın adaylığı sırasında Cengiz’den İmamoğlu’na kadar birçok ismin devreye girip girmediği sorusu gibi; tıpkı Tugay’ın yukarıdaki itirafı gibi unutulmaya terk edildi.</p>
<p>Şimdi geldiğimiz noktada Özel kendine yeni parti kurdu; Tugay, CHP’den istifa etti, Yeni Parti’ye de geçmedi; Kılıçdaroğlu mahkeme kararıyla yeniden genel başkan oldu; Soyer ise aylardır tutuklu…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-izmir-hikayesi-87013</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir İzmir hikâyesi… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ovpde-mesele-hedef-koymak-degil-tutturmak-87012</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> OVP’de mesele hedef koymak değil, tutturmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yeni OVP’de enflasyon, büyüme, ihracat ve milli gelir hedefleri olumlu bir tablo ortaya koysa da programın en büyük sınavı rakamları açıklamak değil, bu hedeflerin arkasında kararlılıkla durabilmek olacak. Geçmiş programlardan yaşanan sapmalar nedeniyle oluşan güven sorununun aşılması, 2027-2029 döneminde öngörülebilirliğin sağlanmasına bağlı.</strong></p>
<p>Orta vadeli programların kaderini belirleyen, içindeki hedeflerin ne kadar güzel göründüğünden çok o hedeflerin arkasında ne kadar güçlü bir siyasi irade olduğudur. Güçlü bir perspektif, sağlam bir ana kurgu ve doğru öncelikler elbette önemlidir. Ancak bunların hepsi, uygulama kararlılığı yoksa kağıt üzerinde kalmaya mahdumdur.</p>
<p>Hafta sonu açıklanan 2027-2029 Orta Vadeli Programı bu açıdan önceki programlardan çok farklı değil. Enflasyonun düşürülmesi, mali disiplin, sürdürülebilir büyüme, cari açığın kontrol altında tutulması, istihdamın artırılması, ihracatın ve verimliliğin yükseltilmesi yine programın temel hedefleri. Yeni olan ise jeopolitik risklerin arttığı bir dünyada “ekonomik güvenlik ve dayanıklılık” başlığının ilk kez bu kadar açık biçimde programın merkezine alınması. Enerji, gıda, kritik mineraller, savunma sanayii, yarı iletkenler, yapay zeka ve stratejik teknolojilerde dışa bağımlılığı azaltma hedefi bunun göstergesi.</p>
<p>Bir başka dikkat çekici değişim de sanayi politikasının ağırlığının artması. İmalat sanayiine 250 milyar TL ilave kredi, yüksek teknoloji yatırımları için üç yılda 750 milyar TL YTAK kredisi, ihracat finansmanının güçlendirilmesi ve kamu alımlarının yerli üretimi destekleyecek şekilde kullanılması öngörülüyor. Sosyal konut, demiryolu, sağlık, madencilik ve savunma yatırımlarındaki yüksek artışlar da kaynak tahsisinin yönünü gösteriyor.</p>
<p><strong>OVP’nin en büyük sorunu itibar</strong></p>
<p>Fakat bütün bunlardan daha önemli bir sorun var. O da OVP’nin itibarı.</p>
<p>Türkiye’de son yıllarda açıklanan programlara baktığımızda hedeflerin önemli bölümünün daha program süresi dolmadan değiştirilmek zorunda kalındığını görüyoruz. Enflasyon bunun en çarpıcı örneği. 2024-2026 OVP’sinde 2026 sonu enflasyonu yüzde 8,5 olarak öngörülüyordu. Sonraki programda 2027 için yüzde 7 hedeflendi. 2026-2028 OVP’sinde 2028 için yüzde 8 hedefi konuldu. Şimdi ise 2029 için hedef yüzde 9. Yani tek haneli enflasyon hedefi sürekli ertelendi.</p>
<p>Yeni program 2026 yılı enflasyonunu yüzde 28,4 olarak tahmin ediyor. Yani bundan 3 yıl önce yapılan öngörüden 20 puan daha yüksek.</p>
<p><strong>Hedefler değişmiyor, tarihleri değişiyor</strong></p>
<p>Büyümede de benzer bir durum var. Yüzde 5’lik büyüme hedefi neredeyse değişmeyen bir referans noktası olarak duruyor ama bu hedefe ulaşma tarihi sürekli öteleniyor. Yeni OVP’de yüzde 5 büyüme ancak 2029’da yakalanıyor. Başka bir ifadeyle, hedef değişmiyor gibi görünürken hedefe ulaşma zamanı değişiyor. Yani işler çok da planlandığı ve öngörüldüğü gibi gitmiyor.</p>
<p>Bu tablo yalnızca geçmiş hedeflerin tutmadığını göstermiyor; aynı zamanda yeni açıklanan hedeflerin inandırıcılığını da zedeliyor.</p>
<p>Özel sektör için OVP’nin anlamı, geleceğe ilişkin varsayımlarını ve iş planlarını oluştururken güvenebileceği bir çerçeve sunmasıdır. Bir şirket yatırım kararını, kapasite planını, istihdamını, finansmanını ve fiyat politikasını üç yıllık bir perspektife göre belirlemek zorundadır. OVP birkaç ay veya bir yıl sonra ciddi biçimde değişiyorsa, şirketlerin bu belgeyi referans kabul etme isteği de azalır.</p>
<p><strong>Geçmişten kalan güven sorunu</strong></p>
<p>Aslında sorun yeni değil. Daha önce de OVP’lerin ve ekonomi programlarının hedefleri ile gerçekleşmeler arasında ciddi farklar oluştu. Türkiye Ekonomi Modeli bunun en çarpıcı örneklerinden biriydi. Faizlerin düşürülmesi, seçici kredi politikası ve liralaşma hedefleriyle başlayan süreç kur, enflasyon, rezervler ve cari denge açısından beklenen sonuçları üretmedi. Sonrasında ekonomi politikasında ciddi bir yön değişikliği yapıldı.</p>
<p>Bugün ekonomi yönetimi geçmiş dönemin aksine dezenflasyon, rezerv biriktirme, mali disiplin ve finansal istikrar üzerine kurulu daha geleneksel bir çerçeve uyguluyor. Nitekim Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de geçmiş dönemde programın önce makro finansal riskleri yönetmeye, ardından dezenflasyonu başlatmaya ve tamponlar oluşturmaya odaklandığını söylüyor. Bu yaklaşımın sonuçları arasında rezervlerdeki artış ve risk primindeki düşüş gerçekten önemli kazanımlar.</p>
<p>Ancak yeni OVP’nin başarısı, geçmişteki hedeflerin neden tutmadığının yalnızca anlatılmasıyla değil, bundan sonra verilen sözlerin tutulmasıyla ölçülecek.</p>
<p><strong>Asıl mesele rakamları tutturabilmek</strong></p>
<p>Yeni programın hedefleri ilk bakışta makul görünüyor. 2027’de yüzde 4,2, 2028’de yüzde 4,6, 2029’da yüzde 5 büyüme; enflasyonun 2029’da yüzde 9’a indirilmesi; işsizliğin yüzde 7,6’ya çekilmesi; cari açığın yüzde 1,6’ya geriletilmesi; milli gelirin 2,2 trilyon doların, ihracatın 450 milyar doların üzerine çıkarılması ve kişi başına gelirin 25 bin dolara ulaşması olumlu bir tablo yarattı, ama kağıt üzerinde.</p>
<p>Yüzde 5 büyüme ile yüzde 9 enflasyonu aynı anda yakalamak, Türkiye ekonomisinin geçmiş performansı düşünüldüğünde kolay bir hedef olmaktan çıkmış bulunuyor. Üstelik bunun yatırımların ve verimliliğin artması, mali disiplinin korunması, ücret ve fiyat beklentilerinin çıpalanması, enerji maliyetlerinin kontrol altında tutulması ve dış şokların sınırlanması gibi çok sayıda koşulu var. </p>
<p>Dolayısıyla yeni OVP’nin asıl sınavı yeni hedefler koymak değil, hedefleri değiştirmeden uygulayabilmek olacak. Ancak 2027-29 OVP döneminde biri genel ve diğeri yerel seçim olmak üzere en az iki kritik seçim yapılacak. Bu tür kritik seçimler öncesindeki uygulamaları, politikaların nasıl gevşetildiğini ve programlardan nasıl sapıldığını geçmiş örneklerden hatırlıyoruz. Bu da OVP kararlılıkla uygulanma olasılığını zayıflatıyor.</p>
<p><strong>Öngörülebilirlik</strong></p>
<p>OVP’ler “tutsa da olur, tutmasa da” denilecek makroekonomik büyüklükler listesi olmaktan çıkarılmalıdır.</p>
<p>Bütçeden kamu yatırımlarına, kredi politikasından vergi düzenlemelerine kadar çok sayıda kararın referansıdır. Aynı zamanda özel sektör için bir pusuladır. Pusulanın gösterdiği yön sık sık değişirse, kimse rotasını ona göre çizmez.</p>
<p>Bu nedenle yeni OVP’nin ekonomiye verebileceği en değerli şey yalnızca yüzde 9’luk enflasyon hedefi ya da 2,2 trilyon dolarlık milli gelir hedefi değildir. Öngörülebilirliktir.</p>
<p>Geçmiş programlardan sapmalar yeni programa miras kalan en önemli handikaptır. Bu mirasın aşılması için 2027-2029 OVP’sinin birkaç ay sonra yeniden yazılmaması, hedeflerin siyasi ve ekonomik koşullar değiştiğinde ilk terk edilen maddeler olmaması gerekiyor.</p>
<p>Çünkü bir programa itibar kazandıran, ne kadar iddialı hedefler koyduğu değil, koyduğu hedeflerin arkasında ne kadar süreyle durduğu ve onları ne ölçüde gerçekleştirdiğidir. Yeni OVP’nin kaderini de rakamlar değil, işte bu kararlılık belirleyecek.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ovpde-mesele-hedef-koymak-degil-tutturmak-87012</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OVP’de mesele hedef koymak değil, tutturmak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuksek-teknoloji-sektorlerinde-nicel-buyume-yuksek-ama-87011</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yüksek teknoloji sektörlerinde nicel büyüme yüksek ama…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir önceki yazımızda imalat sanayiinde farklı teknoloji düzeylerinde son 10 yılda gerçekleşen performansı karşılaştırmalı olarak ele almıştık. Yüksek teknolojideki toplam rakamlardaki hızlı artışa karşın girişim başına verimlilik gelişmesinde yüksek teknolojinin orta ve düşük teknolojinin gerisinde kaldığını, hatta 10 yıl öncesinin çok altına düştüğünü ele almıştık.</p>
<p>Şimdi bu ilginç durumun yüksek teknoloji sınıfında yer alan sektörlerin her birinde nasıl tezahür ettiğini, aralarında farklar olup olmadığına bakacağız.</p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu’nun da kullandığı sınıflamaya göre yüksek teknoloji grubunda değerlendirilen iki ana sektörler temel eczacılık ürünlerinin ve eczacılığa ilişkin preparatların imalatı ile bilgisayarların, elektronik ve optik ürünlerin imalatı ve bir alt sektör olan hava ve uzay araçları ve ilgili makinelerin imalatı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9f9ddeacc81-1788845534.png" alt="" width="657" height="366" />TÜİK eczacılık ürünleri imalatı sektöründeki ciro verilerini, sektörde faaliyet gösteren az sayıdaki girişimin cironun çok büyük bölümünü gerçekleştirmesi nedeniyle, firma bilgilerinin gizliliğini sağlama kuralı gereği gizli tutuyor. Eczacılık ürünlerindeki ciro verileri hariç üç sektörün 10 yıllık performansını değerlendirmek mümkün. Üç yüksek teknoloji sektöründeki girişim, çalışan, ciro, üretim ve katma değer gelişmelerine baktığımızda öne çıkan noktalar şöyle:</p>
<p>- 2015 ile 2025 arasındaki 10 yıllık sürede her üç yüksek teknoloji sektöründe de girişim sayısı oldukça hızlı bir artış göstermiş. Eczacılık sektöründe faaliyet gösteren girişim sayısı 10 yılda yüzde 165, elektronik sektöründe yüzde 152 ve havacılık sektöründe yüzde 394 artmış.</p>
<p>- Üç sektörde de çalışan sayısındaki artış, girişim sayısındaki artış hızlarından çok daha düşük bir hızla artmış. Çalışan sayısı 10 yılda eczacılık sektöründe yüzde 56, elektronik sektöründe yüzde 71 ve havacılık sektöründe yüzde 206 artmış durumda.</p>
<p>- Çalışan sayısı girişim sayısından çok daha yavaş arttığı için girişim başına ortalama çalışan sayısı 10 yıl öncesine göre ciddi bir düşüş göstermiş. Eczacılık sektöründeki girişimlerde ortalama çalışan sayısı 2015 yılına göre yüzde 41, elektronik sektöründe yüzde 32, havacılık sektöründe ise yüzde 38 düşmüş.</p>
<p>- Bu sektörlerde genel olarak cirolardaki artış hızı, üretim değerindeki artış hızının üzerinde. Faktör maliyetiyle katma değer artış hızı ise ikisinden de daha yüksek. Eczacılık ve elektronik sektörlerinde katma değer artış hızı üretim değeri artış hazını ikiye katlıyor. Son dönemde çok yüksek teknolojinin popüler yıldızı haline gelen havacılık sektöründe ise üretim artış hızı ile katma değer artış hızı birbirine eşit düzeylerde.</p>
<p>- Eczacılıkta 10 yılda üretim reel olarak yüzde 57 artarken katma değer artışı yüzde 108’i, elektronik sektöründe ise üretim yüzde 64 artarken katma değer artışı yüzde 148’i bulmuş. Buna karşın havacılık sektöründe üretim değeri yüzde 234, katma değer ise yüzde 236 artmış durumda.</p>
<p>- Toplamda kayda değer bir ciro, üretim ve katma değer artışı olmasına karşın girişim başına verimde üç sektörde de 10 yıl öncesine göre düşüş var. Girişim başına ortalama üretim reel olarak eczacılıkta yüzde 41, elektronikte yüzde 35, havacılıkta yüzde 32 düşmüş. Girişim başına ortalama katma değerde ise 10 yıl öncesine göre eczacılıkta yüzde 21, elektronikte yüzde 2, havacılıkta da yüzde 32 reel düşüş var.</p>
<p>- Buna karşın çalışan başına verimlilik göstergelerinde genel olarak yükseliş var. Özellikle çalışan başına katma değer artışı öne çıkıyor. Çalışan başına katma değer eczacılıkta 10 yıl öncesine göre reel olarak yüzde 33, elektronikte yüzde 45 artmış. Yüksek teknolojinin popüler sektörü havacılıktaki çalışan başına katma değer artışı yüzde 10 ile çok daha aşağılarda yer alıyor.</p>
<p>Bu veriler yüksek teknoloji sektörlerinde girişim sayısı ve çalışan sayısında oldukça hızlı bir nicel artış olmasına karşın girişim başına verimlilikte tam tersine kayda değer bir gerileme yaşandığını gösteriyor. Üretim ve katma değerdeki hızlı artışın esas olarak çalışan verimliliğiyle sağladığı görülüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuksek-teknoloji-sektorlerinde-nicel-buyume-yuksek-ama-87011</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüksek teknoloji sektörlerinde nicel büyüme yüksek ama… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-ovp-1-87010</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni OVP (1)</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Hedef bu kadar sık değiştiriliyor ve her değişiklikte hep bir üst düzeye çıkarılıyorsa, hedef koymanın ne gibi bir anlamı kalıyor? Hedef, sonuçta ileriye yönelik sözleşme imzalayanlar karanlıkta kalmasınlar, onlara bir fener tutalım diye açıklanıyor. Sık ve hep yukarıya doğru güncellemelerin enflasyonu etkileyen sözleşmeleri ve bekleyişleri olumlu yönde etkilemeyeceği açık.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz pazar günü 2027-2029 dönemini kapsayan yeni Orta Vadeli Program (OVP) açıklandı. Bu yazıda OVP’de sadece büyüme, enflasyon ve işsizlik açısından önemli gördüğüm unsurları değerlendireceğim.</p>
<p>Yeni OVP’de 2026 büyüme tahmini yüzde 3,3. Üçüncü çeyreğe ilişkin öncü göstergeler dikkate alındığında, iyimser görünüyor. 2027 büyüme tahmini ise yüzde 4,2. Seçimin yaklaştığı ve her seçim öncesinde çok ‘renkli’ seçim uygulamalarına, özellikle bol ve ucuz kredi gelişmelerine şahit olduğumuz dikkate alınırsa, “neden olmasın” diye düşünülebilir. Elbette net sermaye girişini tersine çevirecek bir şanssızlık yaşanmazsa. Trump’ın heybesinden yeni neler çıkaracağını bilmiyoruz. Ticaret savaşlarını artırır mı? Türkiye’yi sevmekten vazgeçip, yeni bir tehditte bulunur mu? Yapmayacağını umalım.</p>
<p><strong>Enflasyon hedefinde yukarıya </strong><strong>doğru belirgin güncelleme</strong></p>
<p>2027 sonu enflasyon hedefi yüzde 21 olarak açıklandı. Bu, yukarıya doğru belirgin bir güncelleme. Kanun gereği enflasyon hedefi hükümet ile Merkez Bankası tarafından ortaklaşa saptanıyor. Merkez Bankası yılda dört enflasyon raporu yayımlıyor. 12 Şubat 2026’da yayımlanan ilk raporda 2027 sonu için konulan hedef yüzde 9. Evet, bir yanlışlık yok; yeni OVP’nin açıklanmasından yedi ay önce hedef yüzde 9’du. Şimdi yüzde 21. İş bununla kalmıyor. 14 Mayıs’ta yayımlanan yılın ikinci enflasyon raporunda hedef yüzde 15’e yükseltildi. 13 Ağustos’ta (üçüncü raporda) hedefin bu düzeyde sabit tutulduğunu öğrendik. Farklı bir ifadeyle, yeni OVP’nin açıklanmasından 24 gün önce hedef yüzde 15’ti; artık altı puan daha yüksek.</p>
<p>Hedef bu kadar sık değiştiriliyor ve her değişiklikte hep bir üst düzeye çıkarılıyorsa, hedef koymanın ne gibi bir anlamı kalıyor? Hedef, sonuçta ileriye yönelik sözleşme imzalayanlar karanlıkta kalmasınlar, onlara bir fener tutalım diye açıklanıyor. Böylelikle hedefin gelecek dönemlerin enflasyonu açısından önemli olan fiyat, ücret, faiz ve kira belirleme davranışlarında dikkate alınacağı umuluyor. Sık ve hep yukarıya doğru güncellemelerin enflasyonu etkileyen sözleşmeleri ve bekleyişleri olumlu yönde etkilemeyeceği açık.</p>
<p>Peki, yüzde 21 hedefine ulaşılabilir mi? 2026 sonunu yüzde 30 ile kapatırsak, “neden olmasın?” denilebilir. Sonuçta dokuz puanlık bir düşüşten söz ediyoruz. Ama enerji fiyatlarındaki gidişat, seçime yaklaşıyor olmamız ve enflasyonda uzunca bir süredir devam eden katılık dikkate alındığında, “neden olmasın” yorumu biraz iyimser kalıyor. Bu arada, OVP’de “<em>yönetilen yönlendirilen fiyatlar enflasyon tahmin ve hedefleriyle uyumu artırılacaktır. Tarımsal ürünlerin alım fiyatları, kamu maliyesine etkileri, piyasa dinamikleri ve program dikkate alınarak geçmiş enflasyona endeksleme davranışının azaltılmasına yardımcı olacak şekilde belirlenecektir</em>” deniliyor. Güzel elbette ama “daha önceleri nerelerdeydiniz” diye de sorulabilir.</p>
<p><strong>2027 sonu için tahmin edilen </strong><strong>işsizlik oranı yüzde 8</strong></p>
<p>Dar kapsamlı işsizlik oranında 0,1 puanlık bir düşüş öngörülüyor. Dolayısıyla, 2027 sonu için tahmin edilen işsizlik oranı yüzde 8. Geniş tanımlı işsizlik oranı (atıl işgücü oranı) için bir tahmin yok ama bu oranın azaltılmasına yönelik yapısal politikaları içeren bir alt başlık yer alıyor. Bu alt başlık, yeni kreşlerin açılması, yeniden beceri kazandırma programları, ebeveyn izin ve bakım programları gibi maddeler içeriyor. Az önce belirttiğim “daha önceleri nerelerdeydiniz” sorusu burada da geçerli şüphesiz.</p>
<p>Ama olumlu taraftan yaklaşayım. Bu belirtilenler yapılabilirse, hem enflasyon, hem okul öncesi eğitim, hem de istihdam açısından önemli bir adım atılmış olur.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-ovp-1-87010</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni OVP (1) ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/her-seyi-yaparim-derken-hicbir-sey-yapmamak-olasiligi-87009</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Her şeyi yaparım derken hiçbir şey yapmamak olasılığı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye bir yandan NATO’nun parçası olarak Batı ile ilişkilerini sürdürürken diğer yandan NATO’ya rakip olarak görülen yapılarla yakınlaşmaya çalışıyor. Herkesle konuşabilmek önemli bir diplomatik avantaj olsa da, güven vermeyen bir ülkenin gerçek anlamda arabulucu olması zor. Dış politikada asıl risk, “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak.”</strong></p>
<p>Bir sürü olay peş peşe cereyan ediyor. Geçtiğimiz hafta içinde kısa bir süre önce Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Savunma Paktı mensupları ilk toplantılarını Türkiye’de gerçekleştirdiler. Türk Dış İşleri Bakanı bu antlaşmanın aslında NATO’yu Orta Doğu’ya getirdiğine işaret etti. Hemen ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şanghay İşbirliği Örgütü’nün olağan toplantısına katılmak üzere Bişkek’e gittiğini öğrendik. Basında yer alan haberlere göre Cumhurbaşkanımız toplantı sırasında başta Putin olmak üzere çok sayıda ülkenin lideriyle önemli görüşmeler gerçekleştirecek, ayrıca toplantıda herkesin merakla beklediği bir konuşma yapacaktı. Türk Heyeti önemli şahsiyetlerden oluşuyordu. Bunlar arasında toplantıya önce bir başka toplantıya katılıp bilahare yetişecek Dış İşleri Bakanı Hakan Fidan gibi şahsiyetler de yer almaktaydılar. Sanıyorum okuyucular da hatırlayacaklardır, Türkiye Şanghay İktisadi İşbirliği Örgütü’ne üye olmayı stratejik bir hedef olarak belirlediğini ilan etmiş ancak bu niyeti kendisinin aynı zamanda NATO üyesi olması dolayısıyla örgüt üyeleri katında fazla heyecan uyandırmamış, kabul de görmemişti. Ülkemizin Diyalog Ortağı yapılmasıyla yetinilmişti. Türkiye toplantılara katılabiliyor ama örgütün karar alma süreçlerinde herhangi bir role sahip bulunmuyor.   </p>
<p>Başta NATO üyeleri olmak üzere Batı ülkelerinin temas kurmakta zorluk çektiği bazı ülkelerle iyi ilişkiler içinde olması Türk dış siyasetinin güçlü boyutlarından biri olduğu sık sık ileri sürülüyor. Bu görüşe göre, bir kısmı Batı’nın rakibi olan ülkelerle yürütülen iyi ilişkiler, birbiri ile temasta güçlük çeken ülkeler arasında iletişim kurulmasını veya güçlendirilmesini sağlayarak barışa katkıda bulunabilir, tarafların gereksiz mücadelelere girmesini engelleyebilir. Bir biri ile iletişim kurmakta güçlük çeken ülkeler arasında arabuluculuk yapmanın aranan bir nitelik, daha doğrusu beceri olduğu konusunda şüphe yoktur. Ancak karşımızdaki soru Türkiye’nin böyle bir rolü oynayıp oynayamayacağıdır. Ne de olsa Türkiye bir ittifaka üyedir ve bu niteliği ittifakı kendilerine rakip olarak gören ülkeler tarafından takdir edilmekten uzaktır. Sanıyorum, Türkiye’ye tereddütle yaklaşan ülkeler bu tutumlarında pek de haksız sayılmazlar. Özellikle arabuluculuk söz konusu olduğunda tarafların arabulucuya güvenmeleri esastır. Karşınızda olan bir ittifakın üyesi olan bir arabulucuya siz olsanız ne kadar güvenir diniz? Sanıyorum, konuya Türkiye’nin iyi ilişkiler içinde olmasından ziyade bu gözlüklerle bakmak gerekiyor. İsterseniz örneklere geçelim.</p>
<p>Örneğin, Mekke Savunma Paktı’na bakalım. Türk Dış İşleri Bakanı’na göre bu NATO’nun Orta Doğu’ya uzanmasıymış. Henüz şekillenmekte olan bu paktla işbirliği yapma konusunun NATO mahfillerinde ele alındığından dahi fazlasıyla kuşku duyarım. Herkesçe malum olduğu üzere, NATO İkinci Dünya Savaşı ardından Sovyet yayılmacılığını engellemek amacıyla Birleşik Devletler önderliğinde kurulmuş ve Batı Avrupa’yı savunmayı amaçlayan bir örgüttür. Kısa bir süre önce Amerikan Başkanı Donald Trump artık Avrupa’nın kendisini savunma zamanının geldiğini ilan etmiş, ülkesinin Kıta savunmasından tedricen çekileceğini ilan etmiştir. Bu jesti Amerika’ya duyulan güveni zayıflatmak yanında Avrupa’nın kendisini Rus yayılmacılığına karşı savunmasını adeta tahrik etmiştir. Şu sıralarda Avrupa NATO’yu Avrupalılaştırarak Rus yayılmacılığına nasıl karşı koyulacağını kararlaştırmanın arayışına girmiştir. Göstergelere bakılacak olursa, Türkiye bu konuda Avrupa ile birlikte hareket etmeyi arzulamaktadır. Aksi takdirde, şu anda Baltıkları savunmak için Türk F-16 uçaklarının Letonya’da bulunmasını açıklamak imkânsızlaşmaktadır.</p>
<p>Kime karşı kurulduğu açıklığa kavuşmamışsa da, Mekke Savunma Paktı’nın bölgeye Rus müdahalelerine karşı kurulmadığı, böyle konuyla ilgisi dahi olmadığı anlayışı yaygın olarak paylaşılmaktadır. NATO da Orta Doğu’da bir çatışma çıkmasını istemeyebilir. Ancak, böyle bir isteğe sahip olmakla NATO’yu yeni kurulan (daha doğrusu kurulmakta olan) bir düzene ortak etmek arasında çok büyük fark olduğu da aşikârdır. Türk Dış İşleri Bakanı’nın itinasız beyanatı bir ihtimal Başkan Trump’ı memnun etmek için sarf edilmiş sözlerden ibarettir çünkü anlaşma İsrail’in varlığını ortadan kaldırmayı amaçlamamakta, bilakis teminat altına almaktadır ki, bu da Birleşik Devletler’in dış politikasının başlıca hedefleri arasındadır.  Bununla birlikte, NATO yetkililerinin kendi teşkilatlarının adını Mekke Antlaşması ile bir arada anılmasını memnuniyetle karşılamadıklarından eminim.</p>
<p>Türkiye’nin Şanghay İşbirliği Örgütü’ne katılma isteğini ise bu örgüt üyelerinin ciddiye almaları, ülkemiz NATO’ya üye kalmakta devam ettiği sürece biraz zordur çünkü bu örgüt bir oranda da kendisini NATO’ya karşı kurulmuş bir yapı olarak görmektedir. Türkiye’yi Diyalog Ortağı yapmaları, ülkemize üye olamazsın demenin kibar bir yolu olabilir. Böylece Türkiye’ye hayır denmeyecek, ülkemiz mahcup bir duruma düşürülmeyecek ama üye de yapılmayacaktır. Buna karşılık olaya NATO gözlükleriyle bakılacak olduğu zaman, her şeyin değiştiğini görmek de zor değildir.  Üyelerinin çoğunluk itibariyle NATO ülkeleriyle iyi geçinemediği, onları rakip olarak gördüğü bir örgüte girme merakı ülkemizi güvenilir bir ortak olmaktan uzaklaştırmaktadır. Bilindiği gibi, NATO’nun bir ülkeyi üyelikten çıkarmaya elverişli bir hukuki yapısı yoktur. Buna karşılık, üye ülkelerin kendi aralarında işbirliğine yönelmeleri, bu işbirliğini yaparken de kurallara uymayan ülkeleri dışlamaları her zaman mümkündür. Ülkemizin rakiplerle iyi iletişimi olması, ülkemize duyulan güveni tek başına arttırmak için yeterli olmamaktadır. </p>
<p>Bazı gözlemcilere göre, muhtelif olumsuz gelişmeler bir yana, Donald Trump ülkemizin izlediği dış siyasetten memnundur.  Tabii, böyle bir gözlemde bulunmak, hatta şu an için geçerli olduğunu dahi söylemek mümkündür.  Sayın Erdoğan da Trump’ın kendisini dost telakki ettiğini bilmekte ve bunun devam etmesini arzulamakta, dolayısıyla onu üzecek yollara başvurmamayı tercih etmektedir. Ancak Amerikan dış siyasetini belirleyen tek aktörün Amerikan Başkanı olmadığını hatırlamakta yarar vardır. Eğer, beklendiği gibi, Trump Senato ve Temsilciler Meclisinde ya da bunlarda birinde çoğunluğu yitirecek olursa, kendisini zor zamanlar bekleyecektir. Bu durumda karşımıza yetkileri budanmış ve davranışları da ona göre şekillenmiş bambaşka bir Amerikan Başkanı Trump çıkabilir.</p>
<p>Türkçede “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” diye bir deyim var. Belki okuyucularımız bilmeyebilir, burada adı geçen Dimyat, Nil nehrinin Akdeniz’e yaklaştığı bölgede pirinç yetiştirilen bir yerdir. Mısır’ın Osmanlı’ya karşı bağımsızlığını ilan ettiği döneme kadar Osmanlı toprakları içinde yer alırdı. Deyim o zamanlardan kalma ama şimdi hatırlamamızın nedeni, dış politikamızla ilgili. Biz herkesle iyi geçiniyoruz diye övünüyoruz. Herkes bizi idare etmeye çalışıyor ama kimse bize güvenmiyor. Böyle olunca da uluslararası politikada yalnız kalma olasılığımız sandığımızdan daha yüksek diye endişe ederim. Aman dikkat, Dimyat’a pirince gidelim darken, evdeki bulgurdan olmayalım.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/her-seyi-yaparim-derken-hicbir-sey-yapmamak-olasiligi-87009</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/9/1280x720/764-1788845631.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Her şeyi yaparım derken hiçbir şey yapmamak olasılığı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gercek-hayatin-yedegi-yok-87008</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gerçek hayatın yedeği yok</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yerden göğe küp dizseler / Birbirine herk etseler / Alttakini bir çekseler / Seyreyle sen gümbürtüyü… İnternetin fişi çekilince her birimiz hayatın gümbürtüsü içinde kala kaldı, çaresizce…</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Son zamanlardaki <strong>dijital kesintiler</strong>, bize bir şeyi net gösterdi: <strong>Hayatımızı fişten çıkarırsan</strong>, sistem de biz de duruyoruz. <strong>Sosyal medya</strong> çökmüş, <strong>e-posta akışı</strong> bitmiş, işler durmuştu. Bunlar sadece b “<strong>teknik arıza</strong>” mıydı; yoksa tüm yaşam modelimizin kırılganlığı mı? Nedir bu <strong>aşırı kırılganlığın</strong> sebebi?</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Bir sabah uyandık, <strong>elimiz cebimizde</strong>... Ne bir <strong>mesaj</strong> geldi, ne <strong>e-posta</strong> gitti. <strong>Haber siteleri</strong> yüklenmedi, <strong>sosyal medya</strong> akışları durdu. <strong>WhatsApp</strong>’tan gönderdiğimiz mesajlar dönmedi, <strong>banka sistemleri</strong> çalışmadı, toplantı yapılamadı. Hayat, “<strong>dijital panik butonuna</strong>” basılmış gibi bir anda durdu.</p>
<p><strong>HAYATIN FİŞİ ÇEKİLDİĞİNDE…</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM: </strong>Sistem,<strong> sessizce </strong>kapandı. Ama asıl kapanan şey, “<strong>hayatın yeni formatıydı</strong>.” O format ki; her şeyi <strong>ekran üzerinden yürütmeye</strong> ayarlanmış, bir güncelleme kadar <strong>kırılgan</strong> ve <strong>çaresiz</strong>. Fiziksel hayat yerindeydi ama <strong>dijital katman çökünce</strong> yaşamın bütün ritmi aniden bozuluverdi.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM: </strong>Şimdi sormalıyız: Biz ne zaman bu kadar bağımlı hale geldik? Her krizde “<strong>alternatif plan</strong>” yapan bizler, ne zaman <strong>B planını</strong> sadece "<strong>teknik ekibe</strong>" havale eder olduk? Dijitalleşmenin konforunu yaşarken, <strong>sistemin kopma anlarını</strong> hiç öngörmedik. Sanal mağaza kapandığında <strong>esnaf</strong> ne yapacak?</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>2 SORU 2 CEVAP / Dijital hayata dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Hayat gerçekten durur mu?</em></strong></p>
<p>Evet. Çünkü hayatı “<strong>sadece dijital akışa</strong>” bağladık. Yazışmalar, siparişler, ödemeler, sözleşmeler, tanıklıklar, dostluklar, hatta duygular… Her şey zorunlu olarak <strong>dijital platformlara</strong> yüklenmişti.</p>
<p><strong><em>Alternatifimiz var mı?</em></strong></p>
<p>Eğer iletişim sadece <strong>tek kanaldan</strong> yürüyorsa; risk de tek kanaldan gelir. Geriye dönüş, <strong>yedekleme</strong>, analog akıl, <strong>yüz yüze temas</strong>, fiziksel altyapı… Tüm bunlar <strong>nostalji</strong> değil, aynı zamanda <strong>sistem direnci</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT </strong></span></p>
<p><strong>HAYATIN YEDEĞİ YOKTUR, TEMİZE ÇEKEMEZSİN</strong></p>
<p>Hayat bir işletim sistemine dönüştü, ama bu sisteme kimse “<strong>yedekleme</strong>” yapmadı. <strong>Şarjı bitince duran cihazlar </strong>gibi, hayatımız da durdu. Her şey çalıştığı sürece konforluyuz. Ama <strong>ya sistem sustuğunda</strong>? Yaşamın yedeği, <strong>kriz anlarında</strong> anlaşılır. Ve şunu öğrendik: <strong>Her şeyi dijitale emanet etmesen iyi olur</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>HAYAT LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Sanal dünya</strong>: Hayata dair tüm ihtiyaçların ekran aracılığıyla çözüleceği imkân seti</p>
<p><strong>Gerçek hayat</strong>: Fişi çekilmiş bir dünyadan geriye kalan her şey</p>
<p><strong>Dijital ambargo</strong>: Hükümetin tüm iletişim kanallarını bloke etmesi, durdurması</p>
<p><strong>Ekran bağımlılığı</strong>: Bilgisayar olmadan, internet kesik iken hiçbir şey yapamama hali</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gercek-hayatin-yedegi-yok-87008</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gerçek hayatın yedeği yok ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yikilan-kamu-binalari-sehir-disina-gitti-yerleri-rezerv-oldu-asiye-25-milyar-lira-harcaniyor-87007</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yıkılan kamu binaları şehir dışına gitti, yerleri rezerv oldu, ‘Asi’ye 25 milyar lira harcanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İSKENDERUN </strong>Teknik Üniversitesi’nin Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Fuat Tosyalı</strong>’ya <strong>“Fahri Doktora Takdimi” </strong>ile <strong>Fuat Tosyalı</strong>’nın adını taşıyacak <strong>“İskenderun Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi”</strong>nin temel atma töreni için gittiğimiz Hatay’da önce Vali <strong>Mustafa Masatlı </strong>ile buluştuk.</p>
<p>Vali <strong>Masatlı, </strong>6 Şubat 2023 depremleri sonrası 3.5 yılda toparlanma oranı yüzde 90’ı aşan kentin bazı örnek bölgelerini gezdirdi. Önce asrın felaketinin Hatay’a vurduğu darbeyi anımsattı:</p>
<ul>
<li><strong>Hatay’da 25 bin vatandaşımızı kaybettik.</strong></li>
<li><strong>Şehrin yüzde 40’ı yıkıldı. Yıkılan 921 bin 365 binada 350 bin bağımsız bölüm vardı.</strong></li>
<li><strong>Hatay’da insan yaşamıyla ilgili ne varsa zarar gördü.</strong></li>
</ul>
<p>Felaketin boyutunu kaldırılan enkazla da ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>43.1 milyon ton enkaz kaldırıldı. Japonya’daki tsunamide kaldırılan enkaz 31 milyon tondu.</strong></p>
<p>Cumhuriyet tarihinin en büyük hak sahipliğinin Hatay’da olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Hak sahipliği toplam kabul sayısı 168 bin 619 oldu. Bunlardan 147 bin 223’ü konut, kalan bölümü de işyeri idi.</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9f92b5df28b-1788842677.png" alt="" width="800" height="305" /><strong>Mustafa Masatlı, </strong>yeniden inşa ile ilgili son verileri paylaştı:</p>
<ul>
<li><strong>Tamamlanan ve bir kısmının inşası devam eden bağımsız bölüm sayısı 195 bin 587.</strong></li>
<li><strong>153 bin 755 bağımsız bölümün kurası çekildi.</strong></li>
<li><strong>13 bin 289 sosyal konutun kurası çekildi.</strong></li>
</ul>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Hatay’da 3 fay kırığı vardı. Fay hattına ve zeminin sıvılaştığı yerlerde inşaat planlaması yapmadık. İnşaat yapılan alanlarda da zeminin durumuna göre fore kazık, demirli kazık kullanıldı, radya temel tercih edildi.</strong></p>
<p>Okulların durumuyla ilgili bilgi verdi:</p>
<p>-          <strong>210 okul yıkılmıştı. 251 yeni okul tamamlandı. 42’sinin de inşaatı devam ediyor. Fuat Tosyalı’nın temelini attığımız okuluyla birlikte bu sayı 43 oldu. Deprem öncesi 14 bin 700 derslik vardı. Derslik sayısı 18 bini aştı.</strong></p>
<p>Kamu binaları ile ilgili şu bilgiyi paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Kamu kurum ve kuruluşlarından yıkılanları mevcut yerinde yapmadık. Onları şehir dışına taşıdık, kamu kampüs alanı oluşturduk. Kamu kurum ve kuruluşlarının merkezdeki yerlerini de rezr alan sınırları içine kattık.</strong></p>
<p>Yeniden ayağa kaldırılan Meclis binasını dolaştık:</p>
<p>-          <strong>Burası depremden önce kafe olarak kullanılıyordu. Meclis binasını tiyatroya dönüştürdük. Kültür ve Turizm Bakanlığımıza devrettik. Devlet tiyatroları turneye çık</strong><strong>t</strong><strong>ığında burada da oyunlarını sergiliyor. İlgi de görüyor.</strong></p>
<p>Müzenin balkonundan Asi Nehri’ni gösterdi:</p>
<p>-          <strong>Oldukça büyük bir nehir ıslah projesi yürüyor. Taşkınları önlemek için üç kademeli kazık çakılıyor. Asi Nehri Taşkın Koruma Projesi kapsamında 5 köprü de yapılıyor. Proje 25 mil</strong><strong>y</strong><strong>ar liraya mal olacak.</strong></p>
<p>Vali <strong>Masatlı</strong>’ya sorduk:</p>
<p>-          <strong>Hatay’da yapı stokunun toparlanma, tamamlanma oranı nedir?</strong></p>
<p>Şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Yüzde 90’a ulaşmış bulunuyor…</strong></p>
<p>Sohbetin bu bölümünü şu mesajla noktaladı:</p>
<p>-          <strong>Depremden hemen sonra diğer deprem şehirlerinde olduğu gibi vatandaşların bir bölümü yaşadıkları il dışına gitti. Hatay’ın 90 bin nüfusu hâlâ dışarıda. Ancak, Hatay halkını takdir etmek lazım. Çünkü, Hataylı toprağına çok bağlı…</strong></p>
<p>Son 6 ay içerisinde Hatay’a üçüncü kez gittim. Her seferinde Hatay’ı biraz daha toparlanmış gördüm…</p>
<p>Yapılaşma tarafında 3.5 yılda yüzde 90’a ulaşılmış olması, takdiri hak ediyor…</p>
<p>Ancak…</p>
<p>Uzun Çarşı, Harbiye gibi Hatay’ın canlılığının simgesi olan yerler yeniden devreye girmeden, vatandaşların bir bölümünün dili <strong>“Hatay artık ayağa kalktı” </strong>demeye varmıyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Hassa, Türkiye’nin en büyük OSB’lerinden biri olma yolunda</span></h2>
<p><strong>HATAY </strong>Valisi <strong>Mustafa Masatlı, </strong>kentte 9 organize sanayi bölgesinin (OSB) olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Bunların 3’ünün yönetimi tümüyle özel sektörde. 6’sında Müteşebbis Heyet Başkanlığını ben yürütüyorum.</strong></p>
<p>Bazı OSB’lerdeki son durum bilgisini paylaştı:</p>
<ul>
<li><strong>Erzin OSB, 2023’ten sonra büyük atılım yaptı. Bölgede iki işletme varken, 12’ye çıktı. Hedefimiz 25 işletmeye ulaşmak.</strong></li>
<li><strong>Kırıkhan OSB’nin altyapısı tamamlandı. Büyük bir tekstil firması üretime geçti. Roketsan tesisleri de tamamlandı, yakında devreye girer.</strong></li>
<li><strong>Altınözü’nde iki OSB var. Bunlardan tarıma dayalı ihtisas OSB kapanma noktasına gelmişti. Ankara’da yaptığımız görüşmeler sonrası altyapı çalışmalarını başlattık.</strong></li>
<li><strong>Antakya OSB tam kapasite çalışıyor. Hatta kapasitesini de aştığı için genişletme çalışmaları yürütülüyor.</strong></li>
</ul>
<p>Hassa OSB üzerinde ayrıca durdu:</p>
<p>-          <strong>Hassa OSB, gelecek vaadeden en önemli alanlarımızdan biri. 1347 hektarlık alanıyla Türkiye’nin en büyük OSB’leri arasına girebiliyor. Hassa OSB’de altyapı çalışmaları başladı. Tamamlandığında Türkiye’nin en büyüklerinden biri olacak.</strong></p>
<p>Limanların önemi üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Özellikle İskenderun, limanlarıyla da öne çıkıyor. Elazığ, Şanlıurfa, Diyarbakır, Kahramanmaraş ve Gaziantep’I İskenderun’daki limanlarla buluşturacak tünellerin yapımı sürüyor.</strong></p>
<p>Hassa OSB’nin tam tünelin çıkış noktasında yer aldığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Tünelin 2032’de tamamlanması planlanıyor. Mevcut maliyeti 70 milyar lirayı aşıyor. Tamamlanması 250-300 milyar lirayı bulabilir. Ayrıca demiryolunun da OSB’nin içinden geçmesi hedefleniyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Valilik, Cilvegözü’ndeki TIR parkı gelirine yüzde 40 ortak oldu</span></h2>
<p><strong>HATAY </strong>Valisi <strong>Mustafa Masatlı</strong>’ya Suriye’ye açılan sınır kapılarındaki durumu sorduk, anlattı:</p>
<p>-          <strong>Hatay’ın tarihi Cilvegözü Sınır Kapısı var. Burası, Ortadoğu ile doğrudan temas kurduğumuz temel kapıdır. 2011’den son</strong><strong>ra</strong><strong> kapının işlevi büyük ölçüde insani geçişlerle sınırlı kaldı. Karşı tarafta da İdlib bölgesi bulunuyor.</strong></p>
<p>Kapının hareketleneceğini öngördüklerini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Cilvegözü TIR Parkının yapımına başladık. Gelirin yüzde 60’ı işletmeci kuruluşa (TOBB), yüzde 40’</strong><strong>ı</strong><strong> da Valiliğe kalacak. Böylece Valilik düzenli bir gelir sağlamış olacak.</strong></p>
<p>Vali <strong>Masatlı, </strong>Hatay’daki üç sınır kapısından Kumlu tarafındaki kapının Afrin bölgesine açıldığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Temel sorunlarımızdan biri Yayladağı Sınır Kapısının yalnızca insani geçişlere açık olmasıydı. Suriye’deki gelişmelerin ardından sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız Cevdet Yılmaz başkanlığındaki bir toplantıda bu konuyu ele alma fırsatı bulduk.</strong></p>
<p>Kumlu ve Cilvegözü üzerinden TIR geçişi yapıldığını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Gelişmelerden önce günlük giriş-çıkış sayısı yaklaşık 450 iken bugün 1500’e ulaştı. Hürmüz Boğazı’ndaki sıkıntılar buradaki TIR trafiğini artırdı.</strong></p>
<p>Yayladağı Sınır Kapısının Suriye’deki yönetim değişikliği öncesi insani geçişlere dahi kapalı olduğunu anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Cumhurbaşkanı Yardımcımızın talimatıyla projeyi yatırım programına aldırdık, ödeneği sağladık ve ihaleyi yaptık. 2-3 ay içerisinde burayı ticari bir sınır kapısına dönüştürmeyi planlıyoruz.</strong></p>
<p>Yayladağı Kapısının Lazkiye ve Kesep üzerinden liman bölgesine ulaştığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Böylece Suriye’nin kıyı bölgesine de ticari bir kapı açmış olacağız ve limanlara erişim sağlayacağız.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Coğrafi işaretli üründe Hatay birinci olacak</span></h2>
<p><strong>HATAY </strong>Valisi <strong>Mustafa Masatlı, </strong>Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Fuat Tosyalı</strong>’yla birlikte The Museum Hotel Antakya’da devam eden sohbette coğrafi işaretli ürünlere işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Bir yandan yapı stokundaki toparlanmaya odaklanırken diğer taraftan işin sosyal tarafıyla da ilgileniyoruz. Daha önce görev yaptığım Amasya’dan bir ekip getirdim, geçici görevle Hatay’da çalışıyorlar. Ekip, coğrafi işaretli ürünlere yoğunlaştı.</strong></p>
<p>Hatay’ın coğrafi işaretli ürün sayısının daha önce 25 adet olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Biz Hatay’ın coğrafi işaretli ürün sayısını 75’e çıkardık. Şu anda Türkiye 3’üncüsüyüz. Gaziantep birinci, Konya ikinci sırada.</strong></p>
<p>UNESCO’nun gastronomi şehirleri arasına Türkiye’den Hatay, Gaziantep ve Afyonkarahisar’ın girdiğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Ülkemizdeki coğrafi işaretler için 40 ürünümüzün daha tescil süreci devam ediyor. Bu konuda ciddi şekilde çalışıyoruz.</strong></p>
<p>Bir yandan alan taraması yaptıklarını, diğer taraftan sahadaki üreticileri teşvik ettiklerini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Hatay mutfağı, özellikle Halep mutfağıyla güçlü benzerlikler taşıyor. Bu coğrafyanın mutfak kültürü Halep ile yakından ilişkili. Çalışmalarımız sürüyor. İnşallah Türkiye’de coğrafi işaretli üründe birinci sıraya çıkacağız.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yikilan-kamu-binalari-sehir-disina-gitti-yerleri-rezerv-oldu-asiye-25-milyar-lira-harcaniyor-87007</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/7/1280x720/mustafa-masatli-1788842766.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yıkılan kamu binaları şehir dışına gitti, yerleri rezerv oldu ‘Asi’ye 25 milyar lira harcanıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyonu-hedeflesek-de-mi-tutturamasak-hedeflemesek-de-mi-tutturamasak-87006</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyonu hedeflesek de mi tutturamasak hedeflemesek de mi tutturamasak!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu köşeyi dikkatle takip edenler, yukarıdaki başlığa benzer bir başlığı geçtiğimiz aylarda kullandığımı hatırlıyor olabilir. Tarih 24 Nisan’dı ve Merkez Bankası’nın enflasyon tahmin ve hedefini güncellemesine kısa bir süre kala bu konuyu irdelediğim yazımın başlığını şöyle atmıştım:</p>
<p><strong>“Enflasyon hedefini değiştirsek de mi tutturamasak değiştirmesek de mi tutturamasak!”</strong></p>
<p>Bugünkü başlıkta ilk bakışta bir mantık hatası var gibi görünüyor, biliyorum. Hedeflenmeyen bir enflasyonu tutturamama gibi bir durum söz konusu olmaz elbette ama hedef belirlemenin, bu hedefe ulaşılamadığı için anlamsızlığını vurgulamaya çalıştım.</p>
<h2>Savrulmanın böylesi</h2>
<p>2021 yılından bu yana olan dönemin enflasyon hedef ve gerçekleşmelerine ya da gerçekleşme tahminlerine bakınca insan ister istemez <strong>“Savrulmanın da böylesi”</strong> demekten kendini alamıyor.</p>
<p>Belki de Türkiye yıllar önce enflasyonu yüzde 5’e indirdi(!) ama bunun farkına bir türlü varılamadı. Adeta görünmeyen, sanal bir enflasyon.</p>
<p>Türkiye, 2023 yılından beri yüzde 5 enflasyona inmiş olmalıydı. Hedef böyleydi. Tablonun pembe bölümlerindeki enflasyona dikkat; hep yüzde 5.</p>
<p>Ama bırakın yüzde 5’e inmeyi, tahmin ve hedefler her yıl artırıldı. Bu oran nostalji olarak kaldı.</p>
<p>Yüzde 5, üçer yıllık hazırlanan programların dördüncü ve sonraki yıllarının hedefi. Programlar yapılıyor; ilk üç yıla bir oran konuluyor, sonrası için de klasik hâle gelen yüzde 5 deniliyor. İşte sonuçta ortaya böylesine devasa bir pembe alan çıkıyor.</p>
<p>Kaldı ki yüzde 5’lere hiç ulaşılamamış da ilk üç yılın oranları tutmuş mu ki?</p>
<p>Buyurun sapmalardan sapma beğenin! Bakın nasıl bir savrulma yaşanmış!</p>
<p>Aslında hedeften ne kadar uzağa düşüldüğü de hangi hedefin dikkate alındığına göre o kadar farklı ki…</p>
<p>Örneğin 2021 için Merkez Bankası’nın ilk tahmini yüzde 9,4. Merkez Bankası o yılın dördüncü enflasyon raporunda tahminini yüzde 18’e çıkarmış ama gerçekleşme yüzde 36 olmuş. Merkez Bankası’nın<strong> “ileri görüşlülüğü”</strong> müthiş! 2021’in eylül ve ekiminde faiz indirilmiş, faizi görünürde tabii ki TCMB indirmiş ve kur tırmanmaya başlamış ama aynı TCMB bunun enflasyonu azdıracağı görmemiş ya da görmek istememiş. Çünkü enflasyon tahmini ekim ayının sonunda 18’e çıkarılmış ama iki ay sonra enflasyon nasıl olmuşsa(!) yüzde 36’ya fırlamış.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9f91d731bf9-1788842455.png" alt="" width="542" height="860" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">TCMB hedefleri; bir kere bile tutmaz mı?</span></h2>
<p>Hadi iki-üç yıl öncesinde yapılan tahminleri tutturmak zor, kabul. O yüzden ilk tahminlere bakalım.</p>
<p>- Yıl 2022; ilk enflasyon raporunda o yılın tahmini yüzde 23. Faiz indirimi sürüyor ve bu tercihin etkisiyle Aralık 2021 ve Ocak 2022'de yüzde 13,58 ve yüzde 11,10 gibi fiyat artışları yaşanmış ve gidiş çok kötü ama Merkez Bankası'nın tahmini yüzde 23. Önceki tahmin yüzde 12. Sonra tahmin yükseltilerek gidiliyor ve son tahmin yüzde 65, gerçekleşme yüzde 64 oluyor. Merkez Bankası adeta seyirci; enflasyona göre tahmin güncelliyor, yani enflasyonu zapt edecek bir şey yapamıyor.</p>
<p>- 2023 ibretlik bir yıl. Merkez Bankası yıla yüzde 22 tahminle başlıyor. Dikkat, bu tahmin yapılırken bir önceki yılın gerçekleşmesi belli ve yüzde 64. Yani Merkez Bankası ciddi ciddi 64'ten 22'ye inmeyi mi öngörüyor; tabii ki hayır, <strong>"Yazalım gitsin"</strong> havası ya da <strong>"Başka ne yapabilirdik ki"</strong> çaresizliği mi? Yine seyirci konumunda olan biteni izleme; son raporda tahmin yüzde 65'e çıkarılıyor. Tam isabet, gerçekleşme de yüzde 65 oluyor!</p>
<p>- Merkez Bankası 2024'te sanki kendine geliyor, hedef yüzde 36, gerçekleşme 44.</p>
<p>- 2025'te de yola yüzde 24 ile çıkılıyor, gerçekleşme de yüzde 31 oluyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">2026'da makas yine açıldı</span></h2>
<p>Öngörülen enflasyonla gerçekleşme arasındaki makas 2024 ve 2025 yıllarında önemli ölçüde daralmıştı. Ancak makas bu yıl yeniden açılıyor.</p>
<p>Merkez Bankası bu yıla yüzde 16 hedefiyle girdi, daha sonra hedef yüzde 24'e, tahmin yüzde 28'e revize edildi. Gerçekleşmenin yüzde 28'i aşacağı OVP'deki tahminin bir miktar yukarıda (yüzde 28,4) belirlenmesiyle kabul edildi ama yüzde 30'un altında kalınması pek de mümkün görünmüyor.</p>
<p>Dolayısıyla 2026 için ortada ciddi bir sapma var. Neredeyse öngörülen 1, gerçekleşen 2 olacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ya OVP hedeflerindeki sapma?</span></h2>
<p>Merkez Bankası ekonomide önemli bir yere sahip ama sınırlı bir yere sahip. Öyle olmaması gerekir ama gerçek bu.</p>
<p>Dolayısıyla Merkez Bankası'nın enflasyon tahmin ve hedeflerindeki sapma, siyasilerin müdahil olması yüzünden bir ölçüde makul bulunabilir, bir ölçüde...</p>
<p>Peki ya hükümetin ortaya koyduğu orta vadeli programlardaki sapma nasıl izah edilecek.</p>
<p>- 2020'nin sonuna doğru 2021-2023 dönemi programı yapılırken kimsenin aklında belli ki 2021'in eylülünde başlayacak faiz indirimi yok. Yok ki enflasyon yüzde 8 öngörülüyor. Gerçekleşme 36'yı buluyor.</p>
<p>- 2021'in sonu yaklaşmış, 2022-2024 OVP'si yapılıyor, ekonomi politikasının kökten değişeceğini ekonomiyle ilgili kimse halen bilmiyor ve 2022 için enflasyon yalnızca yüzde 9,8 öngörülüyor. Gerçekleşme tam 64.</p>
<p>- 2022'de yapılan 2023-2025 OVP'si evlere şenlik! Bu programın yapıldığı aylarda yıllık enflasyon yüzde 80-85 dolayında. Bu oran ortadayken 2023 enflasyonu, tutmayacağı biline biline, göz göre göre yüzde 25 olarak öngörülüyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Güveni yok etmenin en kestirme yolu</span></h2>
<p>Hiçbir yıl enflasyon hedefini tutturama, sonra da vatandaşın açıklanan hedeflere ulaşılacağını inanmasını bekle!</p>
<p>Üstelik vatandaş açıklanan oranlara bile inanmıyor, güvenmiyorken yap bütün bunları.</p>
<p><strong>"Ne tahmin ediyorlarsa en az iki katı"</strong> yargını kırmak öyle kendiliğinden olmuyor.</p>
<p><strong>"Zaten açıkladıkları oran da gerçeği yansıtmıyor"</strong> yargısını kırmak da...</p>
<p>Sonra tutup EYT ve KKM'nin enflasyonun kontrolden çıkmasına yol açabilecek etkenler olduğu söylenmek durumunda kalınıyor; kalınıyor da vatandaş da haklı olarak <strong>"EYT ve KKM'yi kim çıkardı"</strong> diye soruyor.</p>
<p>Sonra <strong>"Şu fiyatlama davranışları bir türlü düzelmiyor"</strong> diye yakınılıyor, hemen ardından da <strong>"Yönetilen yönlendirilen fiyat ayarlamalarında daha hassas davranacağız"</strong> diyerek geçmişe dönük bir özeleştiri yapmak durumunda kalınıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Enflasyon hedefini niye gerçekçi olarak niteledim?</span></h2>
<p>Bu köşede dün yer alan yazımda OVP hedefleri arasında en gerçekçi görünenin enflasyon olduğunu yazdım. Bu görüşümün gerekçesini dün detaylı olarak anlatmaya çalıştım ama konu anlaşılan biraz daha açıklama gerektiriyor.</p>
<p>Yazımın diğer bölümlerinde de değindiğim gibi geçmiş yıllarda bir sonraki yıl için gerçekleşmesi hiç mi hiç mümkün olmayan oranlar belirlenirdi. Bu konuda en tipik örnek 2023-2025 OVP'si. Bu program yapılırken yıllık enflasyon yüzde 80-85 dolayındaydı. 2022'nin enflasyonunun yüzde 65 olarak tahmin edildiği 2023-2025 OVP'sinde, 2023 hedefi hiç olmayacak şekilde yüzde 25 olarak yer aldı.</p>
<p>Bu yaklaşım bu yıl büyük ölçüde terk edildi ve 2026'daki gerçekleşme tahminine göre (yüzde 28,4) gerçekçi bir 2027 hedefi (yüzde 21) belirlendi.</p>
<p>Dikkatinizi çekerim, burada temel vurgu yüzde 21'in gerçekçiliği değil, yüzde 28,4'lük tahmine göre gerçekçi olduğu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyonu-hedeflesek-de-mi-tutturamasak-hedeflemesek-de-mi-tutturamasak-87006</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/8/1280x720/subat-enflasyonu-yuz-guldurdu-1741071620.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyonu hedeflesek de mi tutturamasak hedeflemesek de mi tutturamasak! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstilde-insan-haklari-araniyor-87005</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tekstilde &#039;insan hakları&#039; aranıyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Küresel moda sektörünün sürdürülebilirlik standartları artık yalnızca kullanılan hammaddenin kaynağına ve geri dönüştürülmüş içeriğe odaklanmıyor, üretimin hangi çalışma şartlarında yapıldığı da giderek daha fazla önem kazanıyor. Geride kalan dönemde çalışma şartları nedeni ile tartışma konusu olan ve yine bu nedenle hizmet sektörüne geçişin yoğun olarak yaşandığı tekstil sektöründe kullanılan GRS ve RCS gibi sürdürülebilirlik sertifikalarının arkasındaki Textile Exchange, yeni sertifikasyon sisteminde insan hakları kriterlerinin ağırlığını artırıyor. Tekstil ve hazır giyim sektöründe daha sürdürülebilir ve sorumlu hammadde kullanımını yaygınlaştırmaya çalışan küresel ve kar amacı gütmeyen Textile Exchange, şirketlerin yeni döneme hazırlanması için 1 Eylül’de üç yeni insan hakları rehberi ve uygulama aracı yayımladı. Böylece denetimlerde yalnızca kullanılan hammaddenin geri dönüştürülmüş olup olmadığı veya çevresel şartların karşılanıp karşılanmadığına bakılmayacak, üretimde çalışanların hangi koşullarda çalıştığı daha yakından takip edilecek. Yeni sistem 31 Aralık 2026’da devreye girecek. 2027 geçiş yılı olacak. 2028 itibariyle ise kapsama giren işletmeler için yeni standart zorunlu hale gelecek.</p>
<h2>Ücret ve çalışma saatlerine bakılacak </h2>
<p>Yeni dönemin en önemli değişikliklerinden biri çalışan haklarında yaşanacak. Textile Exchange’in açıkladığı kriterlere göre işletmelerden çalışanların karşılaşabileceği insan hakları risklerini belirlemeleri ve bunlara karşı önlem almaları istenecek. Denetimlerde iş sağlığı ve güvenliği, çalışanların korunması ve çalışma koşullarının yanı sıra ücret ve yan haklar da dikkate alınacak. Aşırı çalışma saatleri ve fazla mesainin önlenmesi için şirketlerin aldığı önlemler de değerlendirilecek. Böylece sürdürülebilir tekstil üretiminde ürün nasıl ve hangi hammaddeden üretildi? sorusunun yanına hangi çalışma koşullarında üretildi? sorusu da daha güçlü biçimde eklenmiş olacak. Textile Exchange, şirketlerin yeni sisteme hazırlanması için insan hakları rehberinin yanı sıra işletmelerin kendi risklerini belirleyebileceği bir değerlendirme aracı da hazırladı. Şirketlerin insan haklarına ilişkin yazılı taahhüt ve çalışma kuralları oluşturabilmeleri için örnek bir metin de yayımlandı.</p>
<h2>GRS ve RCS’de yeni dönem </h2>
<p>Değişiklik, tekstil sektöründe yaygın olarak kullanılan Global Recycled Standard (GRS) ve Recycled Claim Standard (RCS) sistemlerini de kapsıyor. Bu standartlar önümüzdeki dönemde Textile Exchange’in “Materials Matter Standard” adını verdiği yeni yapı altında toplanacak. Yeni sistem ayrıca yün, tiftik ve alpaka gibi hayvansal elyaflara yönelik mevcut standartları da aynı çatı altında bir araya getirecek. Ancak değişiklik ilk aşamada her tekstil ve hazır giyim fabrikasını doğrudan kapsamıyor. Düzenlemenin Türkiye'deki ilk etkisinin tekstil geri dönüşümü, geri dönüştürülmüş elyaf ve hammadde üretimi yapan işletmelerde görülmesi bekleniyor.</p>
<p>Yeni sisteme geçiş hazırlıkları Türkiye'de de başladı. Textile Exchange standartlarında sertifikasyon hizmeti veren ETKO, 19 Ağustos'ta yaptığı duyuruda GRS ve RCS'den yeni sisteme geçiş takvimini sektörle paylaştı. Buna göre 2027 geçiş yılı olacak. 31 Aralık 2027'den sonra mevcut GRS ve RCS sistemi yerine yeni standart uygulanacak. Türkiye'deki kapsama giren üreticilerin de sertifikalarını devam ettirebilmek için yeni şartlara uyum sağlamaları gerekecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ünlü markalar için üretim yapan şirketler açısından önem taşıyor</span></h2>
<p>Yeni düzenleme, küresel moda sektöründe son yıllarda hızlanan bir değişimin de parçası. Büyük markalar artık tedarikçilerinden yalnızca çevre ve geri dönüşüm konusunda değil, çalışan hakları konusunda da daha fazla güvence istiyor. Textile Exchange de yeni sistemi oluştururken uluslararası insan hakları ve sorumlu iş yapma ilkelerini esas aldığını belirtiyor. Şirketlerin faaliyet gösterdikleri ülke ve sektöre göre karşı karşıya oldukları riskleri belirlemeleri ve bu riskleri azaltacak önlemler almaları istenecek. Yeni dönem özellikle Avrupa ve ABD'deki büyük moda markalarına üretim yapan Türk şirketleri açısından önem taşıyor. Sertifikalı üretimde çevresel kriterlerin yanında ücret, çalışma süresi, fazla mesai ve iş güvenliği gibi sosyal şartların da daha görünür hale gelmesinin, önümüzdeki dönemde tedarikçi seçiminde çalışma koşullarının ağırlığını artırması bekleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstilde-insan-haklari-araniyor-87005</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/9/1280x720/iplik-tekstil-1771913599.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tekstil ve hazır giyim sektöründe sürdürülebilir ve geri dönüşümlü hammadde kullanımını yaygınlaştırmaya çalışan küresel kuruluş Textile Exchange, şirketlerin yeni döneme hazırlanması için insan hakları rehberi ve uygulama aracı yayımladı. Artık denetimlerde çevresel şartların karşılanıp karşılanmadığının yanı sıra üretimde çalışanların ücretleri, çalışma saatleri, fazla mesai ve iş güvenliği gibi konular daha yakından takip edilecek. Ancak değişiklik ilk aşamada her tekstil ve hazır giyim fabrikasını doğrudan kapsamıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dis-ticarette-rota-yeniden-ciziliyor-87003</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dış ticarette rota yeniden çiziliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türkiye’nin dış ticaretinde 2026’nın ilk sekiz ayında ülke ve sektör bazında dikkat çekici değişimler yaşandı. Ocak-ağustos döneminde ihracat geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4 artarak 177 milyar 966 milyon dolardan 185 milyar 6 milyon dolara, ithalat ise yüzde 5,3 artışla 238 milyar 172 milyon dolardan 250 milyar 791 milyon dolara çıktı. Böylece sekiz ayda ihracat yaklaşık 7 milyar dolar artarken, ithalattaki artış 12,6 milyar doları buldu. İthalatın ihracattan daha hızlı büyümesiyle dış ticaret açığı 60,2 milyar dolardan 65,8 milyar dolara yükselirken, ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 74,7’den yüzde 73,8’e geriledi.</p>
<p>EKONOMİ Gazetesi’nin Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Ticaret Bakanlığı ve Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerinden derlediği bilgilere göre, dış ticarette hem ülkelerin ağırlıkları hem de büyümeyi sürükleyen sektörler değişti. İhracatta ABD, Çin, İsviçre ve Mısır öne çıkarken, BAE, Irak ve İngiltere’de kayıplar yaşandı; bu değişimde ABD’de elektrik-elektronik ve kimya, Çin’de madencilik, Avrupa’nın önemli pazarlarında ise otomotiv ve kimya sektörlerinin performansı etkili oldu. İthalatta Çin ve ABD’den alımlar hızlanırken Rusya ve Almanya’dan ithalat geriledi. En fazla ithalat yapılan ilk 20 ülkeden alımların yüzde 2,4 artmasına karşılık, bu ülkelerin dışındaki pazarlardan ithalatın yüzde 12,4 yükselmesi ise Türkiye’nin tedarik haritasındaki değişimi ortaya koydu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9f8e2ac87b9-1788841514.png" alt="" width="658" height="741" /></p>
<h2>ABD İHRACAT ARTIŞININ LOKOMOTİFİ OLDU</h2>
<p>İhracatta en büyük pazar Almanya olmaya devam ederken, büyük pazarlar arasında artışa en güçlü katkı ABD’den geldi. ABD’ye ihracat yüzde 11,5 artışla 11,9 milyar dolara çıkarken, mutlak artış 1,23 milyar dolar oldu. Sektörel veriler ABD pazarındaki büyümenin geniş bir sanayi tabanına yayıldığını gösterdi. Ocak-ağustos döneminde ABD’ye elektrik-elektronik ihracatı yüzde 41,8 artarak 996 milyon dolara, kimyevi maddeler ihracatı yüzde 33,7 artışla 1,04 milyar dolara çıktı. Çelik ihracatı yüzde 38,8 artarak 476 milyon dolara, makine ve aksamları ihracatı ise yüzde 27,2 yükselişle 531 milyon dolara ulaştı. Buna karşılık mücevher ihracatında yüzde 33,4 düşüş yaşandı.</p>
<p>Almanya’ya ihracatın artışında ise demir ve demir dışı metaller, otomotiv, kimya ve fındık sektörleri etkili oldu. Demir ve demir dışı metaller ihracatı yüzde 13,2 artarak 1,19 milyar dolara çıkarken, otomotiv ihracatı 4,44 milyar dolara ulaştı. Hazır giyim ihracatında ise yüzde 12,8’lik düşüşle yaklaşık 237 milyon dolarlık kayıp yaşandı.</p>
<h2>BAE’DE KAYBIN MERKEZİNDE MÜCEVHER VE KİMYA VAR</h2>
<p>Önemli pazarlar arasında en yüksek ihracat kayıplarından biri BAE’de yaşandı. Sektörel veriler, bu pazardaki gerilemenin özellikle mücevher ve kimya kaynaklı olduğunu gösterdi. BAE’ye mücevher ihracatı yüzde 50,2 düşerek 2,21 milyar dolardan 1,1 milyar dolara, kimyevi maddeler ihracatı ise yüzde 80,7 gerileyerek 223 milyon dolara indi. Çelik ve gemi-yat ihracatında da sert düşüşler görüldü.</p>
<p>Irak’ta ise düşüş daha geniş bir sektörel tabana yayıldı. Elektrik-elektronik ihracatı yüzde 49,1 gerileyerek 301 milyon dolara, hububat ve bakliyat yüzde 15,8 düşüşle 984 milyon dolara indi. Mobilya, kâğıt ve orman ürünlerinde 123 milyon dolar, çelikte 123 milyon dolar, demir ve demir dışı metallerde 88 milyon dolarlık kayıp oluştu. Buna karşılık yaş meyve ve sebze ihracatı yüzde 142,7 artarak 769 milyon dolara çıktı.</p>
<p>Romanya’ya ihracattaki düşüşün en önemli kaynağı ise kimya oldu. Kimyevi maddeler ihracatı yüzde 29,2 azalarak 917 milyon dolara inerken, 378 milyon dolarlık kayıp yaşandı. Otomotiv ihracatı da yüzde 14,3 düşerek 847 milyon dolara geriledi.</p>
<h2>İNGİLTERE’DE OTOMOTİV KAYBINI ÇELİK SINIRLADI</h2>
<p>İngiltere pazarındaki tablo sektörler arasında belirgin bir ayrışmaya işaret etti. Otomotiv ihracatı yüzde 9,1 gerileyerek 2,48 milyar dolara inerken sektörde yaklaşık 248 milyon dolarlık kayıp oluştu. Hazır giyim ve mücevher ihracatı da geriledi. Buna karşılık İngiltere’ye çelik ihracatı yüzde 73,1 artarak 668 milyon dolara çıktı ve yaklaşık 282 milyon dolarlık ilave ihracat yarattı. Elektrik-elektronikte 110 milyon dolar, kimyada 76 milyon dolar ve demir-demir dışı metallerde 62 milyon dolarlık artış kaydedildi. Böylece otomotivdeki gerilemenin ülke toplamına etkisi diğer sanayi sektörlerinin performansıyla önemli ölçüde sınırlandı.</p>
<h2>ÇİN’DEN İTHALATTA TEKNOLOJİ VE SANAYİ GİRDİLERİ ETKİLİ</h2>
<p>İthalat tarafında Çin’in ağırlığı daha da arttı. Çin’den yapılan ithalat yüzde 10,9 yükselerek 36,1 milyar dolara ulaştı. Bu ülkeden ithalattaki mutlak artış 3,53 milyar dolar olurken, Çin tek başına Türkiye’nin toplam ithalatının yüzde 14,4’ünü oluşturdu. Türkiye’nin Çin’e ihracatının 2,86 milyar dolarda kalmasıyla iki ülke arasındaki dış ticaret açığı yaklaşık 33,2 milyar dolara çıktı.</p>
<p>Ağustos ayına ilişkin ülke-sektör kırılımı henüz açıklanmasa da yıl geneli performans itibariyle Çin’den ithalatın yapısı dikkate alındığında artışta makine ve ekipman, elektrik-elektronik, telekomünikasyon ürünleri, ara malları ve çeşitli sanayi girdilerinin etkili oldu.</p>
<p>ABD’den ithalat ise yüzde 18,6 artarak 13,4 milyar dolara çıktı. Bu artışta enerji ürünleri ve LNG’nin yanı sıra hava taşıtları, makine-teçhizat ve yüksek teknolojili ürünlerin etkili oldu. Türkiye’nin ABD’ye ihracatı da güçlü artmasına rağmen bu ülkeyle dış ticaret açığı 607 milyon dolardan yaklaşık 1,5 milyar dolara çıktı.</p>
<h2>RUSYA’DAKİ DÜŞÜŞÜN ANAHTARI ENERJİ</h2>
<p>İthalattaki en büyük mutlak düşüş Rusya’da gerçekleşti. Rusya’dan ithalat yüzde 12,4 azalarak 28,6 milyar dolardan 25 milyar dolara indi. Böylece 3,54 milyar dolarlık gerileme yaşandı. Rusya’nın Türkiye’ye satışlarının ağırlıklı bölümünü enerji ürünlerinin oluşturması nedeniyle bu düşüş başta petrol, doğal gaz, kömür ve diğer enerji girdilerindeki fiyat ve miktar hareketlerinden kaynaklandı.</p>
<p>Bununla birlikte enerji ithalatındaki aylık seyir yıl içinde dalgalı oldu. TÜİK’in son açıklanan temmuz verilerinde Türkiye’nin toplam enerji ithalatı faturası yıllık yüzde 13,1 artarak 5,83 milyar dolara yükseldi. Dolayısıyla Rusya’dan sekiz aylık ithalat düşüşünü Türkiye’nin toplam enerji talebindeki gerilemeden çok, tedarikçi kompozisyonu ile enerji fiyatlarındaki ve kaynak çeşitlendirmesindeki değişim etkili oldu.</p>
<p>Almanya’dan ithalat da yüzde 9,2 düşüşle 18,1 milyar dolara geriledi. Almanya’nın Türkiye’ye ihracat yapısı dikkate alındığında düşüşte otomotiv ve otomotiv aksamları ile makine-ekipman gibi yatırım ve dayanıklı tüketim kalemleri etkisini gösterdi. Nitekim Türkiye’de otomobil ve hafif ticari araç satışları ocak-temmuz döneminde yüzde 10,7 geriledi. Bu görünüm, Avrupa kaynaklı otomotiv ithalatındaki aşağı yönlü hareketi destekleyen unsurlardan biri oldu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Avrupa'da otomotiv ve kimya dengeyi değiştirdi</span></h2>
<p>İtalya, Fransa ve İspanya'daki ihracat artışında otomotiv ve kimya sektörleri öne çıktı. İtalya'ya otomotiv ihracatı yüzde 15 artarak 2,44 milyar dolara yükselirken, sektörde 318 milyon dolarlık artış sağlandı.</p>
<p>Fransa'ya otomotiv ihracatı yüzde 11,4 artarak 3,32 milyar dolara çıktı. Gemi ve yat ihracatı da 19 milyon dolardan 142 milyon dolara yükseldi. Buna karşılık hazır giyim, elektrik-elektronik ve kimya ihracatında düşüş görüldü.</p>
<p>İspanya'da ise büyümenin ana kaynağı kimya oldu. Kimyevi maddeler ihracatı yüzde 47 artışla 1,27 milyar dolara çıkarken, 405 milyon dolarlık artış sağlandı. Demir ve demir dışı metaller ihracatı yüzde 55,5 yükselerek 399 milyon dolara ulaştı. Buna karşılık çelik ihracatı yüzde 27,7, otomotiv ihracatı yüzde 3,2 geriledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İthalat artışı büyük tedarikçilerin dışına yayıldı</span></h2>
<p>İthalatta dikkat çeken bir diğer gelişme, ilk 20 ülke dışındaki pazarlardaki hızlı artış oldu. En fazla ithalat yapılan 20 ülkeden alımlar yüzde 2,4 artışla 173,5 milyar dolara çıkarken, diğer ülkelerden yapılan ithalat yüzde 12,4 artarak 77,3 milyar dolara ulaştı.</p>
<p>Sekiz aylık tablo, ihracatta ülke bazındaki değişimin arkasında da belirgin bir sektörel ayrışma olduğunu ortaya koydu. ABD'de elektrik-elektronik ve kimya, Çin'de madencilik, İsviçre'de mücevher, İtalya ve Fransa'da otomotiv, İspanya'da kimya ihracat artışını taşırken; BAE'de mücevher ve kimya, Irak'ta elektrik-elektronik, hububat, mobilya ve çelik, Romanya'da ise kimya ve otomotiv kayıpların merkezinde yer aldı. İthalatta ise Çin ve ABD'den yapılan alımlardaki artış, Rusya ve Almanya kaynaklı toplam 5,4 milyar dolara yaklaşan düşüşü fazlasıyla telafi etti. Sonuçta sekiz ayda ihracat yaklaşık 7 milyar dolar artarken ithalat 12,6 milyar dolar yükseldi ve dış ticaret açığı yaklaşık 5,6 milyar dolarlık artışla 65,8 milyar dolara ulaştı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Çin'e ihracat artışının üçte ikisinden fazlası madencilikten</span></h2>
<p>Çin'e ihracat yüzde 39,7 artarak 2,86 milyar dolara çıktı. Bu pazardaki sıçramanın ana kaynağını madencilik ürünleri oluşturdu. Sektörün Çin'e ihracatı yüzde 46,3 artarak 1,43 milyar dolara yükselirken, artış tutarı 452 milyon doları buldu. Kimyevi maddeler ihracatı da yüzde 35,6 artışla 490 milyon dolara çıktı. Demir ve demir dışı metallerde yüzde 84,8'lik artış kaydedildi.</p>
<p>İsviçre'ye ihracattaki yükselişte ise mücevher sektörü belirleyici oldu. Sektörün bu ülkeye ihracatı 389 milyon dolardan 1,3 milyar dolara çıkarak üç katın üzerine yükseldi. Mısır'a ihracattaki artışın arkasında da kimya, çelik, makine ve elektrik-elektronik sektörleri yer aldı. Mısır'a kimya ihracatı yüzde 32,2, çelik yüzde 34,9, makine yüzde 42,5 ve elektrik-elektronik yüzde 40,9 arttı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dis-ticarette-rota-yeniden-ciziliyor-87003</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/7/1280x720/ihracat-ithalat-1778239788.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin dış ticaretinde 2026’nın ilk sekiz ayında ülke ve sektör bazında dengeler yeniden şekillenirken ihracatta ABD, Çin, İsviçre ve Mısır öne çıktı. ABD’de elektrik-elektronik ve kimya, Çin’de madencilik, Avrupa’da ise otomotiv ve kimya büyümeyi taşıdı. İthalatta Çin ve ABD’den alımlar hızlanırken, Rusya ve Almanya’daki gerilemeye rağmen dış ticaret açığı 65,8 milyar dolara çıktı. En fazla ithalat yapılan ilk 20 ülke dışındaki pazarlardan alımların yüzde 12,4 artması ise tedarik haritasındaki değişimi ortaya koydu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kitap/kultur-ile-girisimi-harmanladi-bir-dunya-markasina-imza-atti-86995</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> kültür ile girişimi harmanladı, bir dünya markasına imza attı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FARUK ŞÜYÜN - MUSTAFA KEMAL ÇOLAK</strong></p>
<p>Bir derginin kapağı, okuruna verdiği ilk sözdür. Kimi zaman yeni bir kitabın heyecanını, kimi zaman bir ustanın dünyasını, kimi zaman da yokluğuyla içimizde derin bir boşluk açan bir insanın hatırasını taşır.</p>
<p>KİTAP’ın bu sayısının kapağında <strong>Birol Altınkılıç</strong> var.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9ec21e494a8-1788789278.png" alt="" width="900" height="1114" />Bu kapağı hazırlarken onun yalnızca iş dünyasındaki başarılarını, kurduğu ve büyüttüğü markaları anlatmak istemedik. Rakamların, yatırımların ve üretim tesislerinin ardındaki insanı; ailesinde, dostluklarında, çalışma hayatında, kültür ve sanatla kurduğu ilişkide kendisini gösteren Birol Altınkılıç’ı anlatmaya çalıştık.</p>
<p>Çünkü insanın hikâyesi, özgeçmişine yazılabilenlerden her zaman daha büyüktür.</p>
<p>Birol Bey’in yaşamında da başlıkların ve tarihlerin açıklayamayacağı pek çok şey vardı: Birlikte çalıştığı insanlara duyduğu güven, ailesine bağlılığı, evlatlarının önünü açarken gösterdiği incelik, kültürel değerlere sahip çıkma konusundaki hassasiyeti, sanatı gündelik hayatın doğal bir parçası olarak görmesi ve bütün bunları büyük sözlere ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesi…</p>
<p>Onu tanıyanlar iyi bilir: Kendinden çok yaptığı işin konuşulmasını isterdi. Gösterişten uzak durur, verdiği destekleri anlatmaktan hoşlanmazdı. Bir şeyin doğru, güzel ve gerekli olduğuna inanıyorsa, sessizce elini taşın altına koyardı.</p>
<p>KİTAP dergisiyle yıllara yayılan dostluğu da böyleydi.</p>
<p>Dergimizin arka kapağında yer alan destek, zaman içinde aramızda kıymetli bir gönül bağı kurdu. Birol Bey’in kitaba, edebiyata ve kültür yayıncılığına gösterdiği ilgi, bir iş ilişkisinin sınırlarını çoktan aşmıştı. O desteğin arkasında, düşünce ve sanat hayatının ancak süreklilikle yaşayabileceğini bilen bir insanın duyarlılığı vardı.</p>
<p>Bu yıllar boyunca Kahve Dünyası’nın gerçekleştirdiği etkinlikler de diğer yazılı ve görsel medyada olduğu gibi dergimizin sayfalarında haber olarak yer buldu. Kültür ve sanatla kurdukları ilişkiyi, hayata geçirdikleri çalışmaları okurlarımızla paylaştık. Bugün eski sayılarımıza dönüp baktığımızda, o haberlerde bir markanın faaliyetlerinin yanı sıra yıllar içinde oluşmuş bir kültürel birikimin izlerini de görüyoruz.</p>
<p>Yıllarca destek verdiği KİTAP’ın kapağında onu ağırlamak ise içimizi acıtan bir vefa borcu…</p>
<p>Keşke bu sayıyı başka koşullarda hazırlayabilseydik. Keşke kapağımızı eline alıp o mahcup gülümsemesiyle sayfaları çevirebilseydi. Ama hayat, kimi buluşmaları ne yazık ki hatıraların ülkesine bırakıyor. Bize de anlatmak, kaydetmek ve unutturmamak düşüyor.</p>
<p>Bu dosyada Birol Bey’in yaşamına farklı pencerelerden bakıyoruz.</p>
<p>Pencerelerin en özeli, hiç kuşkusuz çocukları <strong>Dilara</strong> ve <strong>Kaan</strong>’ın açtığı… <strong>Mustafa Kemal Çolak</strong>’ın hazırladığı <em>İz Bırakan Babalar</em> (EKONOMİ Gazetesi Yayınları) kitabında onların anlattıklarında yalnızca başarılı bir iş insanını değil, hayatlarının her döneminde yanlarında bulunan bir babayı görüyoruz. Çocuklarını korurken hayattan uzak tutmayan; küçük yaşlardan itibaren emeğin, üretimin ve sorumluluğun içine alan; onlara hazır cevaplar vermek yerine kendi cevaplarını bulabilecekleri bir alan açan bir baba…</p>
<p>Birol Bey, evlatlarına güvenmenin onları her türlü güçlükten sakınmak olmadığını biliyordu. Asıl güvenin, sorumluluk vermek, hata yapmalarına izin vermek ve düştüklerinde yeniden kalkabileceklerine inanmak olduğunu düşünüyordu. Dilara ve Kaan’ın bugün taşıdıkları sorumluluklarda onun bu anlayışının izleri var.</p>
<p>Çocuklarının tanıklıkları, dışarıdan bakıldığında görünmeyen küçük ayrıntıları da getiriyor sayfalarımıza. Aile içindeki hâlleri, çalışma disiplini, hiç dinmeyen merakı, yeni bir düşüncenin ardından giderken duyduğu heyecan… Bir babanın çocuklarına sözlerle değil, yaşayışıyla öğrettikleri…</p>
<p>Merkez ofisin yan duvarında hayat bulan <em>“Yan Köşe”</em> projesi ise Birol Bey’in sanatla kurduğu ilişkinin anlamlı örneklerinden biri.</p>
<p>Bir yapının kör ve sessiz kalabilecek cephesi, onun yaklaşımıyla sanatçılara ve kente açılan bir alana dönüşüyor. Sergi salonlarının dışında, hayatın tam ortasında duran bu duvar, her yeni çalışmayla başka bir söz söylüyor; sokağın ritmine renk, düşünce ve hayal katıyor.</p>
<p><em>“Yan Köşe”</em> küçük gibi görünen bir dokunuşun bir mekânı nasıl değiştirebileceğini gösteriyor. Aynı zamanda Birol Bey’in çevresine bakışını da ele veriyor: Başkalarının yalnızca boş bir yüzey gördüğü yerde yeni bir imkânı fark etmek… Sanatı erişilmez bir yere koymak yerine çalışanların, komşuların ve gelip geçenlerin gündelik hayatına katmak…</p>
<p>İstanbul’a ve kültür hayatına duyduğu ilginin izlerini daha önceki yıllarda da görmek mümkün. Kahve Dünyası’nın <em>“İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti”</em> projesine çözüm ortağı olarak verdiği destek, bu yaklaşımın somut örneklerinden biriydi. Proje kapsamında hazırlanan İstanbul 2010 kahve ve çikolata koleksiyonu, kentin kültürel heyecanını gündelik hayatın içine taşıdı.</p>
<p>Bir fincan kahve, bir kutu çikolata, sanatla buluşan bir duvar… Birol Bey’in dünyasında kültüre yer açmak için hayatın dışına çıkmak gerekmiyordu. Yapılan işe, yaşanılan yere ve paylaşılan zamana bu duyarlılığı katmak mümkündü.</p>
<p>Dosyamızda onu tanıyan insanların yazıları da yer alıyor. Her biri kendi hatırasından yola çıkıyor; kimi bir dostluğun sıcaklığını, kimi onun cömertliğini ve çözüm üretme gücünü anlatıyor. Bu metinler yan yana geldiğinde tek bir yaşamın ne kadar çok insanda ayrı ayrı karşılık bulduğunu görüyoruz.</p>
<p>Bir insan hakkında en sahici portre, galiba böyle oluşuyor. Bir tek kişinin uzun uzun anlatmasıyla değil; farklı hafızalarda kalan parçaların birbirini bulmasıyla…</p>
<p>Kendisi adına hazırlanan Birol Altınkılıç Kitabı da bu yaşamı kayda geçiren kıymetli bir eser. Biyografik anlatıyla kurumsal hafızayı buluşturan bu özel anı kitabı, onun hem iş felsefesini hem de insani yönünü geleceğe taşıyor. Kurduğu yapıların ardındaki düşünceyi, insanlarla ilişkisini ve benimsediği değerleri bir arada ele almasıyla, başarıların ötesindeki Birol Bey’i tanımamıza imkân veriyor. Şimdi onu anarken, bu kitabın varlığı daha da anlam kazanıyor.</p>
<p>Yıllarca destek verdiği KİTAP’ın kapağında onu ağırlamak ise içimizi acıtan bir vefa borcu.</p>
<p>Birol Altınkılıç’ın portresinde üretim önemli bir yer tutuyor. Mısır Çarşısı ve Tahtakale’den başlayan yolculuğu, Altınmarka’nın dünya çapındaki başarısına, Kahve Dünyası’nın büyümesine ve farklı coğrafyalara ulaşmasına uzanıyor. Fakat onun üretim anlayışında insan, daima yapılan işin merkezindeydi. Bir ürünün niteliği kadar onu ortaya çıkaran emeğin değerine de inanıyordu. Baylan’a yaklaşımı da bu anlayıştan ayrı düşünülemez.</p>
<p>Cumhuriyet döneminin kültür ve edebiyat hafızasında özel bir yeri bulunan Baylan’ı, geçmişinden koparılabilecek sıradan bir işletme olarak görmedi. Çalışanları, müdavimleri, lezzetleri ve biriktirdiği hatıralarla birlikte devralınmış bir kültürel emanet olduğunu biliyordu.</p>
<p>Baylan’ı devraldıktan sonra yıllarını oraya vermiş çalışanlarla yola devam etmesi, emeğe duyduğu saygının somut bir göstergesiydi. Baylan’ı Baylan yapan insanların tecrübelerine ve hafızalarına sahip çıktı. Kadıköy’deki Baylan’ın özgün dekorunu da korudu; mekânı geçmişinden koparmadan geleceğe taşıdı.</p>
<p>Baylan’ı yenilerken eskitmedi, büyütürken kimliğine kıymadı.</p>
<p>Bu duyarlılığın bir başka karşılığı, <strong>Sevecen Tunç</strong> tarafından hazırlanan <em>İstanbul’un Baylan’ı: 100 Yıllık Serüven</em> kitabıydı. Eser, KİTAP dergimizin <em>“2023 Yılın En İyileri”</em> değerlendirmesinde oy birliğiyle <em>Yılın İş Dünyası Kurum Kitabı Ödülü</em>’ne değer bulundu.</p>
<p>Baylan’ın yaşatılmasıyla tarihinin kitaplaştırılması birbirini tamamlıyordu. Birinde mekân, çalışanlar, lezzetler ve hatıralar korunuyor; diğerinde bütün bu birikim gelecek kuşakların okuyabileceği sayfalara taşınıyordu.</p>
<p>Birol Bey’i anlatırken sanayi ile sanatı, üretim ile kültürü, iş hayatı ile aileyi birbirinden ayıramıyoruz. Onun dünyasında bunlar ayrı ayrı odalar değil. Birbirine açılan, birbirini besleyen ve merkezinde insan bulunan bir bütünün parçalarıydı.</p>
<p>Elinizdeki dosya da o bütünün çevresinde oluştu.</p>
<p>Biz bu sayıda kesin çizgilerle tamamlanmış bir yaşamöyküsü sunmuyoruz. Birol Altınkılıç’ı çocuklarının sevgisinden, dostlarının hatıralarından ve destek verdiği kültür çalışmalarından okuyabilmek için kimi izleri bir araya getiriyoruz. Her hatıra onun başka bir yanını gösterecek, her anlatı portresine yeni bir çizgi ekleyecek.</p>
<p>Onların anlattıklarında Birol Bey’le yeniden karşılaşacağınızı düşünüyorum: Bazen bir çalışma masasının başında yeni fikirler geliştirirken, bazen çocuklarına yol açarken, bazen bir dostunun yanında sessizce dururken, bazen de kentin yan köşesinde sanata yer açarken…</p>
<p>Bizim için bu kapak, bir vedadan çok vefanın ifadesidir.</p>
<p>Sevgiyle ve özlemle…</p>
<p><span style="color: #602424;"><strong>şekib avdagiç/istanbul ticaret odası başkanı</strong></span></p>
<p><strong>onu ülkesi için üreten, dertlenen </strong><strong>bir dostumuz olarak hatırlayacağız</strong></p>
<p><strong>Bİrol</strong><strong> Altınkılıç</strong>’ı 1990’lı yılların ortalarında İstanbul Ticaret Odası’nda birlikte görev yaptığımız sırada tanıdım. Onun dolu dolu geçen hayatına baktığımda, geride bıraktığı eserlerin ve başarıların yanında asıl hatırlanacak olanın onun müşfik, insana kıymet veren, iyilik ve sevecenlikle örülen özellikleridir.</p>
<p>Birol Altınkılıç’ı sadece şirketlerinin büyüklüğüyle ya da üretim kapasitesiyle anlatmak ona haksızlık olur. Çünkü onun yaptığı işlerde, ticaretin ötesine geçen gelenekleriyle bütünleşen bir anlayış vardı. 2004 yılında hayata geçirdiği Kahve Dünyası bunun en güzel örneklerinden biridir. Türk kahvesi kültürünü çağdaş bir yaklaşımla yeniden yorumlayarak Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanına yaydı. Markalı ihracatın gelişmesine katkı sağladı.</p>
<p>Yine 2009 yılında Baylan Pastanesi’ni devraldı. 2023’te 100. yılını kutlayan Baylan’ın işletmesine sadece bir pastane olarak değil, şehrin bir hafızası olarak baktı. Kültür ve sanata yaklaşımında da aynı hassasiyeti görürdük. Tophane’deki şirket binasının Boğaziçi’ne bakan dış duvarını bir resim sergisine dönüştürmesi, onun sanatı yalnızca galerilerde ve salonlarda değil, hayatın içinde görmek istemesinin yansımasıydı.</p>
<p>Güler yüzlüydü. Cömertti. Nazikti. Alçakgönüllüydü. Bulunduğu ortama pozitif bir enerji verirdi. Kendisinden çok işini ve çalışanlarını ön planda tutardı. Emeğe ve fikre değer verirdi. Çalışanlarıyla sadece iş hayatını değil, hayatın kendisini de paylaşırdı.</p>
<p>Yönetim Kurulu Üyesi ve Meclis Üyesi olarak görevler üstlendiği İstanbul Ticaret Odası’na katkılarını da elbette unutmayacağız. Şahsen Birol Bey’i daha yakından tanıma fırsatı bulduğum dönemlerden biri de İstanbul Kültür Başkenti Ajansı çalışmalarıydı. O dönemde birlikte çalışma imkanımız oldu. Nazik, sakin, ölçülü ama kararlı tavrına yakından şahitlik ettim.</p>
<p>Birol Altınkılıç bu fani dünyadan ayrıldıktan sonra geride büyük bir sanayi grubu, güçlü markalar ve önemli başarılar bırakıyor. Ama bütün bunların yanında çok daha kıymetli bir miras bıraktığını düşünüyorum: İnsanlara değer vermek. Kültüre ve sanata sahip çıkmak. Aileye ve dostluğa önem vermek.</p>
<p>Onu ülkesi için çalışan, üreten, dertlenen, çevresine hep pozitif enerji veren, ahlaklı ve yardımsever bir dostumuz olarak hatırlayacağız. Kendisini rahmetle anıyorum. Tüm ailesine, yakınlarına, çalışma arkadaşlarına ve Altınmarka Grubu camiasına şahsım ve İstanbul Ticaret Odası ailesi adına sabır ve başsağlığı diliyorum.</p>
<p><span style="color: #602424;"><strong>murat ülker/yıldız holding ykü</strong></span></p>
<p><strong>birol yaptıklarını, daha </strong><strong>çok da yapacaklarını anlatırdı</strong></p>
<p><strong>Bİrol</strong>’la birbirimizi genç iş adamları olduğumuz yıllarda tanıdık. İlk karşılaştığımızda heyecanlı, istekli ve yenilikçi gençlerdik. Ama heyecanının yanında hesabı kitabı da kuvvetliydi. İyi tüccardı. Kısacası Tahtakaleliydi. Piyasayı bilir, kokusunu alır, fırsatı görürdü.</p>
<p>Dostluğumuz zamanla ticaretin ötesine geçti. İşleri konuşurduk hem gezer, tozar, eğlenirdik. Bazen adada, bazen denizdeydik. Bazen Afrika’da mal alıyor, bazen Avrupa’da iş kovalıyorduk. Hatta bazen Umre’de beraber olurduk. İkimiz de çok çalışıyorduk ama birbirimizi görmeye, konuşmaya vakit bulurduk. Piyasaya bakışımız da birbirine benzerdi.</p>
<p>Birol yaptıklarını, daha çok da yapacaklarını anlatırdı. Bazen bana sanki istişare etmekten çok, düşündüğünün teyidini almak için anlatıyor gibi gelirdi. Kararını kafasında vermiş olurdu ama bir de konuşmak isterdi. Ben de onu dinler, fikrimi söylerdim. Beraber iş de yaptık, ticaret de yaptık. Bazısı güzel neticelendi, bazısı piyasanın rekabetine yenildi. İş hayatı böyle bir şey. Kazandıklarımız da oldu, öğrendiklerimiz de. Ama bütün bunların ötesinde iki iyi arkadaş olduk. Yıllar geçtikçe dünya gailesi arttı. İşler büyüdü, sorumluluklar çoğaldı, öncelikler değişti. Eskisi kadar sık görüşemez olduk. Öyle ki bir zaman sonra ortak dostlarımız vesilesiyle birbirimizden haber almaya başladık. Ama her karşılaşmamızda aynı şeyi söylüyorduk, görüşelim. Görüşemedik. Nasip…</p>
<p>Birol’u çalışkanlığıyla, tüccarlığıyla, girişimciliğiyle hatırlayacağım tabii ki. Ama hatırımda yalnızca başarılı bir iş adamı olarak kalmayacak. Gençliğimizden itibaren yollarımızın kesiştiği, beraber çalıştığımız, seyahat ettiğimiz, güldüğümüz, konuştuğumuz ve hayatın pek çok farklı anını paylaştığımız bir dost olarak kalacak.</p>
<p>Allah rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun.</p>
<p><span style="color: #602424;"><strong>tuncay özilhan/anadolu grubu onursal başkanı</strong></span></p>
<p><strong>üretime, girişimciliğe ve değer katmaya adanmış bir hayat</strong></p>
<p><strong>Bİrol</strong><strong> Altınkılıç</strong>’ı, Türk iş dünyasına uzun yıllar emek vermiş; çalışkanlığı, girişimciliği ve ortaya koyduğu eserlerle kalıcı iz bırakmış değerli bir iş insanı olarak daima saygıyla hatırlayacağız.</p>
<p>İş hayatında kalıcı başarı sağlamanın yolu, yalnızca büyümekten değil; üretmekten, yeniliklere açık olmaktan ve uzun vadeli değer üretmekten geçiyor. Birol Bey’in iş yaşamı da bu anlayışın önemli örneklerinden birini oluşturuyor. Altınmarka’yı güçlü bir sanayi kuruluşuna dönüştürmesi, kakao ve çikolata üretiminde Türkiye’nin uluslararası pazarlardaki konumuna sağladığı katkı ve Kahve Dünyası gibi ülkemizden doğan bir markayı büyütmesi, girişimcilik vizyonunun somut sonuçlarıdır. Bu başarıların arkasında ise yıllara yayılan büyük bir emek, kararlılık ve işine duyulan bağlılık bulunuyor. Birol Bey’in ardından onun yalnızca başarılı bir sanayici ve girişimci olarak değil; mütevazı, insana değer veren, emeğe saygılı ve çevresinde sevgiyle anılan bir insan olarak iz bıraktığını görüyoruz.</p>
<p>İş dünyasında rakamlar, yatırımlar ve markalar elbette önemlidir. Ancak yıllar geçtikten sonra bir insanı gerçekten değerli kılan, başarılarının yanında çevresinde nasıl bir iz bıraktığıdır. Güvenle ve emekle kazanılmış bir itibar, en kıymetli miraslardan biridir. Türkiye’nin üretmeye, dünyayla rekabet eden güçlü markalar üretmeye ve girişimcilik kültürünü gelecek kuşaklara aktarmaya ihtiyacı var. Birol Altınkılıç’ın iş hayatı boyunca ortaya koyduğu üretme azmi, girişimcilik cesareti ve geride bıraktığı güçlü yapılar bu açıdan da her zaman takdirle anılacaktır.</p>
<p>Kendisini saygı ve rahmetle anıyor; ailesine, yakınlarına, çalışma arkadaşlarına ve Altınmarka Grubu camiasına başsağlığı ve sabır diliyorum. Birol Altınkılıç’ın iş dünyasında bıraktığı saygın iz ve güzel hatırası her zaman yaşayacaktır.</p>
<p><span style="color: #602424;"><strong>mustafa taviloğlu/mudo grubu kurucusu</strong></span></p>
<p><strong>insanı şaşırtan bakış açılarına sahipti</strong></p>
<p>Yaşına sığmayacak kadar olumlu işler yaptı. Çok dost edindi. Güleryüzlüydü. Yardımseverdi, cömertti. İnsanı şaşırtan bakış açıları vardı. Bunu bizzat yaşadım. Koleksiyonumla ilgili bir sergi projem vardı. İstanbul Mecidiyeköy’deki Likör Fabrikası da sergi alanıyla ilgili düşündüğüm yerler arasındaydı. Birkaç kez görüştüm, bir sonuç çıkmadı. Yanıt uzayınca tekrar aradığımda, oranın satıldığı bilgisi verildi. Satın alan <strong>Birol Altınkılıç</strong> idi. Aradım konuştuk. Bana <em>“orası benim değil”</em> deyince önce şaşırdım tabii. Sonra, <em>“Abi orası benim değil, senin yerin. İstediğin şekilde kullanabilirsin”</em> sözleriyle çok mutlu oldum. Hakikaten de önce 3 ay için açtık sergimizi, 3 ay daha uzattık. Birol Bey ne bir ücret istedi, ne başka şey. Binayı benim yerim gibi kullanmama imkân sağladı. İstanbul Resim Heykel Müzesi’nde de devam eden sergide de çok destekleri oldu. Mekânı cennet olsun, hep çok iyi duygularla anacağımız, çok özel bir insandı.</p>
<p><em>Dipnot:</em> İstanbul Likör Fabrikası binası, Taviloğlu eserlerinin yer aldığı Bir Koleksiyoner Hikâyesi sergi projesi kapsamında 7 mekân arasında yer aldı. Küratörlüğünü <strong>Neslihan Muratoğlu</strong>'nun yaptığı İstanbul Resim ve Heykel Müzesi'ndeki (İRHM) sergi <em>Yarısı Gümüş Yarısı Köpük</em> adı ile gerçekleşti.</p>
<p><span style="color: #602424;"><strong>prof. dr. azmi hamzaoğlu</strong></span></p>
<p><strong>kahve ve kakao müzesi kurma isteği vardı</strong></p>
<p><strong>Bİrol</strong><strong> Altınkılıç</strong>, çok dostlukları olan, çok sevilen bir insandı. Hep pozitif, hep yardımseverdi. Sevgisi karşılıksızdı.  İstanbul Mecidiyeköy Likör Fabrikası için özel düşünceleri vardı. Cumhuriyet’in ilk yıllarında bizzat <strong>Mustafa Kemal Atatürk</strong>’ün talimatıyla kurulan, mimarisi ile çok özgün bir yapısı olan Mecidiyeköy Likör Fabrikası’nın, kuruluş değerlerine uygun sanatsal faaliyetlere yönelik kullanılmasına ilişkin düşünceleri vardı. Birol Bey’in, sanatsal aktivitelerin yanı sıra binada kahve ve kakao müzesinin kurmak istediğini biliyorum. Hep iyilikten yana duruşuyla, sevgisiyle, pozitif enerjisiyle Birol Altınkılıç’ı çok arayacağız.</p>
<p><span style="color: #602424;"><strong>mehmet reis/reis gıda kurucusu</strong></span></p>
<p><strong>müthiş girişimci, işinde detaycı, yardımsever</strong></p>
<p>90’lI yılların ortalarıydı. Kamuoyuna yaptığım bir açıklamada, ithal bakliyat ürünlerine ilişkin görüşlerimi dile getirmiştim. Aradan çok geçmediğini hatırlıyorum. O tarihlerde bulunduğum Rami Gıda Çarşısı’ndaki ofisimin önüne bir otomobil yanaştı. İçinden çıkan kişi geldi, kendisini tanıttı. Evrakları masama koyarak,<em> “İthal fasulyemiz var. Madem bakliyat işini iyi biliyorsun, satışını da sen yap”</em> diyerek teklifte bulundu. Tanışmamız o şekildedir. <strong>Birol Altınkılıç</strong>, müthiş bir girişimcidir. Mütevazı, işinde heyecanlı ve detaycı, yardımsever ve kalbi hep iyilikten yana insan olarak gördüm. <em>Esenyurt’</em>ta ki fabrikasıyla komşuluğumuz vardır. Bir iftarda, bir toplantıda görüştüğümüz olurdu. Mekânı cennet olsun, hep iyilikleriyle, iyi kalpliliğiyle anılacaktır.</p>
<p><span style="color: #602424;"><strong>bülent erkmen / grafik sanatçısı</strong></span></p>
<p><strong>kendisini geride tutarak ürettiklerini </strong><strong>öne çıkarırdı</strong></p>
<p><strong>Bİrol</strong> Bey, güler yüzüyle, her konuda tartışılabilmesiyle, yeni ve farklı önerilere açık olmasıyla birlikte çalışması çok zevkli bir iş insanıydı. Her toplantının, her sunumun sonunu da teşekkür ederek bitirirdi. Birol Bey’in en tipik özelliklerinden biri kendini hiç göstermeden yaptıklarını, ürettiklerini, ortaya koyduklarını</p>
<p>göstermesiydi. Yaptıkları konuşur, ürettikleri görünürdü. Kendisini geride tutarak yaptıklarını, ürettiklerini öne çıkarırdı. Konuşan değil, konuşturan bir kişiydi. Hiçbir başarısını tek başına sahiplenmezdi Birol Bey, <em>“birlikte yaptık”</em> derdi.</p>
<p><span style="color: #602424;"><strong>can elgiz/giz inşaat yönetim kurulu başkanı </strong></span></p>
<p><strong>sanata desteğini yakından izledim</strong></p>
<p><strong>Bİrol</strong> Bey ile kişisel tanışıklığım olmadı maalesef. Kızım <strong>Ayda Güreli </strong>ile değerli kızlarının yakın arkadaşlıkları vardı. Ancak uzaktan sanat sevgisini, sanata desteğini ve açık hava sergilerini yakından izledim. Doğal olarak kurgulanmış-oluşmuş açık hava mekânını (mekân demek doğru değil aslında) bir sanat alanına dönüştürüp, hergün önünden geçen onbinlerce kişinin merak ve ilgi ile izlediği bir sanatsal aktivite sunmak, yılmadan bıkmadan bunu sürdürmek, sanata katkısı ölçülemeyecek bir değer oluşturmak, şehirde bir ilk ve tek olmak, ayakta alkışlanacak, takdirlerin üstünde bir süreç oldu. Saygıyla anıyorum.</p>
<p><strong><span style="color: #34495e; font-size: 18pt;">boğaziçi ile kucaklaşan sokak sanatı</span></strong></p>
<p>Kabataş’ta bir binanın dış cephesi, sanatla kentin gündelik hayatını buluşturuyor. Onuncu yılına girecek olan Yanköşe, Boğaz’dan da izlenebilen geçici yapıtlarıyla barınmadan doğaya, toplumsal ilişkilerden kültürel karşılaşmalara uzanan bir düşünme alanı açıyor.</p>
<p>KAHVE Dünyası’nın ilk şubelerinden Kabataş işletmesinin de yer aldığı Altınmarka Grubu'nun yönetim binası, 2017 yılından bu yana Türkiye’nin en özgün sanat projelerinden birine ev sahipliği yapıyor. İstanbul Boğazı’na nazır binanın dış cephesi ile onu kesen duvarın oluşturduğu toplam 260 metrekarelik alanda <em>Yanköşe</em> adı verilen sanat projesi gerçekleştiriliyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9ebfc6496e0-1788788678.png" alt="" width="800" height="415" />10’uncu yılına girecek olan <em>Yanköşe</em>, deneysel, güncel konuları işleyen eserler üreten seçkin sanatçılara bir ifade alanı açıyor. Her sene iki farklı sanatçının projesini ağırlamayı hedefleyen <em>Yanköşe</em>, bir karşılaşma alanı olarak taşıdığı potansiyel, şehrin görünür bir parçası olması ve kolay ulaşılabilirliğinin yanı sıra sergilenen işlerin meta temelli olmayışı ve geçiciliğiyle de öne çıkıyor.</p>
<p><em>Yanköşe</em>’de yer alacak eserin seçimi, projenin koordinatörlüğünü üstlenen <strong>Tuna Ortaylı Kazıcı</strong> tarafından üç sanatçının davet edilmesi ve Altınmarka Grup Şirketleri Yönetim Kurulu Üyesi ve Detay Gıda CEO’su <strong>Dilara Altınkılıç Kutmangil</strong>, Altınmarka Grup Şirketleri Yönetim Kurulu Üyesi ve Kahve Dünyası Genel Müdürü <strong>Kaan Altınkılıç</strong>, sanat yazarı <strong>Evrim Altuğ</strong>, tasarımcı <strong>Bülent Erkmen</strong> ile küratör <strong>Fatoş Üstek</strong>’ten oluşan Seçici Kurulun sanatçıların önerdikleri projeleri değerlendirmesinin ardından yapılıyor. Eser seçiminde, sunulan projenin içeriği, görselliği, kentle ilişkisi gibi unsurlar göz önünde bulunduruluyor.</p>
<p>Türkiye’de örneği az bulunan kamusal sanat projelerinden biri, sözünü ettiğimiz. Konumu sayesinde her gün binlerce kişiye ulaşan, Boğaz’dan da rahatlıkla izlenebilen <em>Yanköşe</em>’nin ağırladığı çalışmalar, davet edilen sanatçıların, binanın özelliklerini göz önünde bulundurarak ürettikleri, mekâna çok yakışan yapıtlardan oluşuyor.</p>
<p><em>Yanköşe</em>’de yer alan çalışmalar, yıllarına göre sanatseverlere şu şekilde sesleniyor.</p>
<p>-   <strong>Nermin Er</strong> – Tek Göz Oda (2017): Yanköşe’nin açılış projesi olan çalışma, duvara yerleştirilen farklı renklerdeki 120 adet kuş evinden oluşarak şehirdeki barınma, sığınma ve mahremiyet kavramlarına kentin ortasında şiirsel bir vurgu yapıyor.</p>
<p>-   <strong>Vahit Tuna</strong> – İsimsiz (2018): Toplumsal alanda kadına yönelik şiddet vakalarına ve iktidar/güç ilişkilerine odaklanan; mekânsal ölçeği ve yerleşimiyle doğrudan farkındalık yaratmayı hedefleyen enstalasyon.</p>
<p>- <strong>Özlem Günyol &amp; Mustafa Kunt</strong> – AYRIAYRIBİRARADA (2018): Türkiye Cumhuriyeti Anayasası metninin güncel hâlini oluşturan kelimeleri soyut ve karmaşık bir çizgi örüntüsüne dönüştürerek toplumsal sözleşme ve bir arada yaşam kavramlarını görselleştiriyor.</p>
<p>- <strong>Yağmur Duası</strong> (2018–2019): Kentin suyla ve iklim olaylarıyla kurduğu ilişkiyi sorgulayan çalışma, yağmur yağdıkça formu, hacmi ve bıraktığı izler değişen dinamik bir enstalasyon yapısı sunuyor.</p>
<p>- <strong>Ali Cabbar </strong>– Son Gergedanı Ben Vurdum (2020): Avcıların öldürdükleri hayvanların kafalarını sergiledikleri ganimet odalarından ilham alan yerleştirme, insanın doğayı katletmesini, tüketim hırsını ve soyu tükenen canlı türlerini odağına alıyor.</p>
<p>-  <strong>Bilal Yılmaz</strong> – Seri Zanaat (2021): Kinetik nesneler ve düzenlemelerden oluşan eser, günümüzde kaybolmaya yüz tutan zanaat kültürünü ve el emeğini kamusal alanda görünür kılıyor.</p>
<p>-  <strong>No More Lies </strong>– (2022): Sokak sanatı kökenli uygulamasında şablon ve sprey boya tekniklerini kullanarak kentsel duvara müdahalede bulunan doğrudan ve ifade odaklı çalışma.</p>
<p>-  <strong>Tomokazu Matsuyama</strong> – Omuz Omuza Bölünmüşüz (2022): Sanatçı, Doğu ve Batı kültürlerini sembolize eden tarihsel ve popüler görselleri yan yana getirerek küreselleşme, kimlik ve kültürel karşılaşmaları kamusal duvarda katmanlı bir görsel dille sunuyor.</p>
<p>-  <strong>Sena Başöz</strong> – Geleceğe Salınmak (2023): Yapı Kredi Tarihi Arşivi</p>
<p>  <strong>Selahattin Giz</strong> Koleksiyonu fotoğraflarından kesilerek çıkarılmış, Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki genç sporcu bedenlerinin görsellerine yer veren çalışma, iyileşme, tazelenme ve geleceğe bakış temalarını kamusal alana taşıyor.</p>
<p>-  <strong>Cansu Cürgen &amp; Avşar Gürpınar</strong> (Muğlak Standartlar Enstitüsü) – Balık Kavağa Çıkınca (Nisan 2023): Gündelik yaşamda sıklıkla karşılaşılan LED tabelaların kullanıldığı çalışma, zaman algısının dildeki karşılığını ve toplumsal yaşamdaki standartları deneysel bir dille ele alıyor.</p>
<p>-  <strong>Alper Aydın</strong> – Jeo-Atlas (Geo-Atlas, 2025): Eser, Yanköşe duvarını dikey bir yeryüzüne dönüştürerek insanın doğayla son dönemdeki ilişkisini ve geri dönülemez çevresel tahribatı konu alıyor. Dikey yeryüzünde yer alan dozerler aracılığıyla kentsel dönüşümün agresif yüzüne, kontrolsüz yapılaşmaya ve azalan yeşil alanlara dikkat çekiyor.</p>
<p>-  Yanyana – <strong>TUNCA</strong> (2026) (Hâlihazırda asılı olan eser). </p>
<p>işini aşkla yapan, emeğe, yeni fikirlere hangi pozisyonda olursa olsun çok değer veren babamız</p>
<p>Birol Altınkılıç, EKONOMİ Yayınları arasında 2021 yılında piyasaya çıkarılan İz Bırakan Babalar kitabının konukları arasında yer aldı. Çocukları Dilara Altınkılıç Kutmangil ile Kaan Altınkılıç, kitapta Birol Altınkılıç'ın baba yönü kadar girişimci ve iş insanı yapısına da ışık tutmuşlardı.   </p>
<p>Babamız çalışma hayatına çok genç yaşlarda adım atarak, Tahtakale’de karabiber, kahve ve kakao ithalatına başlamış. İş hayatındaki azmi ve çalışkanlığıyla 1992 yılında üretim yapmaya karar vermiş ve Altınmarka Gıda’yı kurmuş. Babamızın yönetim kabiliyeti, vizyoner bakış açısı, liderlik özellikleri, kaliteden ödün vermemesi bizi bugünlere taşıdı. Altınmarka Grubu’nun bugün bu noktada olmasının en önemli sebeplerinin başında babamızın yatırım iştahı, yenilikleri ve ilkleri hayata geçirme misyonu geliyor. Öyle ki babamızın asla <em>“Bu kadar yatırım yeter. Şu noktada duralım, bekleyelim. Yeni mağazaya gerek yok”</em> dediğini görmedik, duymadık. Tam tersine her zaman üretimden, yatırımdan yanadır. Daha iyisini yapmak, daha verimli olmak, kaliteyi en üst seviyeye taşımak için sürekli çalışır.</p>
<p><strong>Çok çalışkan, üretken ve enerjik</strong></p>
<p>Çocukları olarak babamızın başarısının en büyük sırrının, fırsatları önceden görüp doğru değerlendirebilme sezgisi olduğunu düşünürüz. Tabii çalışkanlığına ayrıca değinmemiz gerekir. Tanıdığım en çalışkan ve enerjisi en yüksek insandır. Sabah erkenden kalkar, ofise de erkenden gelir. Sabah ofis 08.00’da açılıyor, öncesinde 06.30’da açılan mağazalarımıza gider. Çalışanları yakından tanır ve onlarla sohbet eder, ihtiyaçlarını sorar, gözlem yapar, 08.00 olmadan da ofise gelir. Yorulmak nedir bilmez! Babamızın hiç boş durduğunu görmedik. Tatilde bir kafede veya restorandayken bile gözüne çarpan bir makineyi internetten araştırır, yediği bir tatlının içinde neler olduğunu keşfetmeye çalışır veya nasıl kendine göre yorumlayıp Türkiye’ye uyarlayacağını düşünür. Fuarlarda hep detaylı olarak gözlem yapar. Fuarın kapanmasına 20 dakika kalsa bile mutlaka keşfedecek, ziyaret edecek yeni stantlar bulur ve bizi de onları ziyaret etmeye teşvik eder.</p>
<p><span style="color: #34495e;"><strong><span style="font-size: 18pt;">işini aşkla yapan, emeğe, yeni fikirlere hangi pozisyonda olursa olsun çok değer veren babamız</span></strong></span></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9ec30162582-1788789505.png" alt="" width="700" height="430" />Babamız, çalışanlarıyla arasına asla patron-çalışan mesafesi koymaz. Emeğe, yeni fikirlere hangi pozisyonda olursa olsun çok değer verir. Çalışanlarıyla iş dışında da vakit geçirir. Örneğin sabah ofiste kim varsa onlarla birlikte kahvaltı yapar, akşam da eğer bir proje için geç saatlere kadar kalınmışsa babam da kalıp herkesle çalışır, birlikte akşam yemeği yer. Her şeyi gözlemleyerek, sürpriz ziyaretler yaparak kontrol eder. İşini aşkla yapar, bu nedenle işini hayatının bir parçası gibi görür. Çocukları olarak biz de işimizi böyle görüyoruz. Onun için özel hayat ya da iş hayatı diye bir ayrım yapmıyoruz, ikisini bir bütün olarak görüyoruz. Bu nedenle hafta sonu ya da tatilde çalışmamız gerektiğinde bu bizi rahatsız etmiyor. İşten konuşmak, iş yapmak tatilimizi etkilemiyor.</p>
<p>Babamızın öyle yaratıcı bir enerjisi var ki hep bir şeyler üretir. Aklına bir şeyi koydu mu mutlaka yapar. Örneğin; bir saatlik bir toplantı için gerekirse 20 saatlik uçak yolculuğu yapar. Hep daha iyisi nasıl olur, daha başarılı nasıl oluruz konularına kafa yorar. Bu arada kimsenin bilmediği bir şeyi de sizinle paylaşmak isteriz; babamız 4 haneli rakamları bile aklından çok çabuk birbiriyle çarpabilir. Bu yaratma arzusunun da bu zekâsından geldiğini düşünmüşüzdür hep.</p>
<p><strong>Ailemizin kuralları geleneklerimizdir</strong></p>
<p>Babamız, aileyi her şeyin üzerinde tutan, herkese karşı çok cömert, verici ve pozitif biridir. Çalışmayı bu kadar sevse de bizleri bir gün bile ihmal etmedi. Ailemize her zaman vakit ayırır. Örneğin, ofiste o gün hangi aile üyeleri varsa öğlen yemeği muhakkak hep birlikte yenir. Torunlarını da ofise getiririz ki bu ritüeli deneyimlesinler ve aile yemeklerinin, aile bağının önemini daha küçük yaşlarda kavrasınlar.</p>
<p>Ailemizin bazı kuralları vardır, bunları bizim geleneklerimiz olarak görüyoruz. 31 Aralık gecesi herkesin ayrı programı olsa da yeni yıla birlikte gireriz. Doğum günleri de çok önemlidir, hep birlikte kutlarız. Senenin belli dönemleri geniş ve büyük bir aile olarak birlikte tatile çıkarız. </p>
<p><strong>dilara altınkılıç kutmangil: </strong><strong>babam bizlere her </strong><strong>zaman çok güven duydu</strong></p>
<p>14 yaşındayken babamla toplantılara girmeye başladım. Bana ve kardeşime çok küçük yaşlarımızdan itibaren üretimden, paketleme ve logoya kadar operasyonun her aşamasını öğrenmemiz için fırsatlar yarattı. Hiç unutmam, 2009’da Detay Gıda’nın başına geçtiğimde beni tamamen özgür bıraktı. Fabrikaya yönetici olarak gitmeye başladığımda, her pazartesi geniş katılımlı büyük toplantılar yapardık ve babam o toplantılara girmezdi. <em>“Sorarsan ben sana yorumumu söylerim ama sen bildiğin gibi yap”</em> derdi. Onun bu tutumu bizi her zaman motive etti. Burada elbette hem benim inisiyatif alabilmem için gerekli ortamı sağlamaya çalıştığını hem de sürdürülebilirlik adına ikinci nesli temsilen benim yetkinlik ve iş yönetebilme yeteneğimi gözlemleyebilmek adına kendine ortam hazırladığını görüyorum. Bize duyduğu bu güveni boşa çıkarmamak için kardeşim de ben de elimizden geleni yapıyoruz.</p>
<p><strong>kaan altınkılıç: </strong><strong>oyuncak eşittir emek, çikolata eşittir emek</strong></p>
<p>Babamın çok erken yaşta çalışmaya başlamış olması çok büyük artılar getirmiş. Bizi de çok küçük yaşlarımızda fabrikaya götürmesi bizim için de çok ciddi avantajlar sağladı. Ablam ile bana çocukken nasıl davrandıysa şimdi de torunlarına öyle davranıyor. Küçük yaşlardan itibaren bizi fabrikaya götürürdü. Şimdi de 4 yaşındaki büyük yeğenim <strong>Mehmet Bekir</strong> ile güzel bir ritüeli var. Şu an Kabataş Kahve Dünyası’nda büyük bir inşaat çalışması yapılıyor. Mehmet Bekir her sabah 07.30’da okula gitmeden önce Kabataş’a uğruyor, dedesiyle inşaatı gezip kontrol ediyor. Bunun karşılığında da okula arkadaşlarına götürmek üzere çikolata kazanıyor. Babam bize yaptığı gibi torunlarına da elde edecekleri şeyin değerini öğrensinler diye emek harcamanın önemini öğretmeye çalışıyor. <em>“Oyuncak eşittir emek”</em> veya <em>“çikolata eşittir emek”</em> kavramı ondan bize aktarılmış en önemli değerlerden biridir. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kitap/kultur-ile-girisimi-harmanladi-bir-dunya-markasina-imza-atti-86995</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/5/1280x720/birol-altinkilic-1788789369.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Birol Altınkılıç&#039;ı tanıyanlar iyi bilir: Kendinden çok yaptığı işin konuşulmasını isterdi. Gösterişten uzak durur, verdiği destekleri anlatmaktan hoşlanmazdı. Bir şeyin doğru, güzel ve gerekli olduğuna inanıyorsa, sessizce elini taşın altına koyardı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/varsa-bir-akilli-torununuz-hayatiniz-yeniden-bicimlenir-86996</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> varsa bir akıllı torununuz hayatınız yeniden biçimlenir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir babaannenin haysiyetini korumak için arşivlerde gerçeğin izini süren torun… Haysiyetsizlik, geçmişi nasıl hatırladığımızı, birbirimizi anlamanın değerini ve kötülüğün üzerine örttüğü kutsal şalları sorgulatan bir hayat hikâyesi.</p>
<p><strong>Pınar</strong> ve <strong>Dani Rodrik</strong>’in Orgeneral <strong>Çetin Doğan</strong>’a kurulan komplonun peşinde <em>“gerçeği” </em>gün ışığına çıkarmak için <em>“ayrıntı araştırması”</em>, alıcı bir ruhla okuyanlara çok şey öğretmişti. Kitabın sayfaları arasında dolaşırken zihnimde bir düşünce düğümlenip kaldı: Değerli olan insan hakkına saygılı olmaktır; ama onu korumak ve geliştirmek ne kadar zor bir iş!</p>
<p>Moskova’yı derinliğine gezmemi sağlayan <strong>Ali İhsan Akiskalioğlu, Ergün Atabay</strong> ve <strong>Anzor Abasdze</strong>’nin görevlendirdikleri Ermeni asıllı Türkolog <strong>Armen</strong> bana Borodino Panoramik Müzesi’ni gezdirdiğinde, zihnimde altüst oluşlar yaşadım. Müzeden sonra caddenin karşısında bulunan, İkinci Dünya Savaşı’nın ellinci yılında bitirilerek hizmete açılan Poklonnaya Tepesi’ndeki Zafer Anıtı’na geçmek şaşkınlığımı daha da artırdı.</p>
<p>Büyük usta <strong>Zurab Tseretli</strong>’nin elinden çıkan anıtın önünde Armen sordu: <em>“Bu anıt size ne söylüyor?”</em></p>
<p>Zihnimin sınırlarını zorlayarak yorumlar yaptığım hâlde, hepsine <em>“Olmadı!”</em> yanıtını veriyordu. İsyan ettim: <em>“Armen, çatlatma beni… Sen söyle, bu anıt insanlığa ne anlatıyor?”</em></p>
<p>Armen gözlerini gözlerime dikip, işaret parmağını sallayarak anında yanıtladı: <em>“Bu anıt, ‘Kötülük asla çıplak gelmez, üzerine mutlaka kutsal şallar örter’ mesajını veriyor!”</em> dedi.</p>
<p>O günden sonra evrene, dünyanın ekosistemine ve insana bakışımın farklılaştığını söylersem, inanın en küçük bir abartının gölgesinin düşmediği bir anlatımdır.</p>
<p><strong>Lea Ypi</strong>’nin Arnavut kökenli bir bilim insanı olduğunu; London School of Economics’te siyaset teorisi okuttuğunu biliyordum. Dünyanın en iyi on düşünürü arasında adının geçtiğinin de farkındaydım, ama bir roman kıvamında biyografi ile buluşturunca gerçekten yazma yetkinliği karşısında hayran kaldım.</p>
<p><em>Haysiyetsizlik / Yeniden Biçimlendirilen Bir Hayat</em> kitabını <strong>İlknur Özdemir</strong> dilimize aktarıyor. <strong>Yapı Kredi Yayınları</strong> Biyografi serisinde yer alan […] baskısı Mayıs 2026’da okuyucuyla buluşmuş.</p>
<p><em>Haysiyetsizlik</em> kitabının satır aralarında dolaşırken Azerbaycan’da halkın sıklıkla dile getirdiği bir gerçekliğin yakıcı rüzgârlarını hissettim: <em>“İnsanın insana ettiğini felek bilem etmez!”</em></p>
<p>Lea Ypi kitabını yazarken Tiran’dan Selanik’e, İstanbul’dan başka yerlere arşivinin izini sürerek <em>“gerçekliği”</em> arıyor.</p>
<p>Babaannesi <strong>Leman</strong>’la ilgili sosyal medyada çıkan haysiyet kırıcı haberlerin gerçekliğini aydınlatmak için belge ve bilgilerin peşine düşüyor.</p>
<p>Çocukluk dünyasında derin izler bırakan bir babaannenin <em>“Yanlış bir şey yapmamıştık”</em> anlatımı ile onu küçük düşüren bir sosyal medya haber ciddiyetsizliği arasındaki farkı bütün insanlığa anlatan bir eser insanlığa armağan ediliyor.</p>
<p>Anlamanın, özellikle birbirimizi anlamanın ne kadar değerli olduğunu bilecek yaştayım. <strong>Can Yücel</strong>’in dilimize aktardığı şiirde dendiği gibi: <em>“En uzak mesafe iki kafa arasındadır / Birbirini anlamayan!”</em> Bu gerçekliğin insanlığa israf ettirdiği enerjinin acısını zihnimin derinliklerinde hissedenlerdenim.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9ec48589c5e-1788789893.png" alt="" width="244" height="316" />Bugün hepimizin <em>“haysiyeti”</em> tehdit altındadır. Anlamanın değerini kavramamış, görünür olma hastası ve popüler olmanın ötesinde kaygısı olmayan, <em>“yetmezliğin itişi ile ihtirasın çekişinde yanıp tutuşan”</em>; insani sorumluluktan nasibini almamış sosyal medya fırtınasının kuşattığı talihsiz bir dönemden geçiyoruz.</p>
<p>Ypi’nin izini sürdüğü gerçeklik özeni, özgürlüğün kendi zihnimizle sınırlı olduğunu; aradığımız zaman bulunabilecek gerçeklikleri anlatıyor.</p>
<p>Lea Ypi’nin eserini okurken haysiyetlerimizi korumanın bir yolu olduğunu zihinlerimizin en mütena yerine perçinliyoruz. Arşiv ve bilgi arkeolojisi bugün de direnmesini sürdürüyor. Eğer zamana kıymasını bilirsek, <em>“vicdanının yükünü hafifletmenin ve amacın soyluluğunu anlamanın”</em> önünün açık olduğunu kavrıyoruz.</p>
<p>Yazar bize gerçeği bulma ya da hayal etmenin ne denli önemli olduğu gerçeğini hatırlatıyor. İnsan ruhunu incitmenin, aşağılamanın ve onu yaralı hâle getirmenin boşa harcamaya yol açtığı ortak enerji israfıyla yüzleşiyoruz. Haysiyetimizin önemli olduğunu; geçmişi bir kaplumbağa gibi sırtımızda taşımanın kaçınılmazlığını da derinliğine kavrıyoruz. <em>“Girişimlerimizin inandığımız kadar masum olmayacağını”</em> kavramanın, erdemli olmaya götüren yollardan biri olacağını öğretiyor. Umut ve ihanet, güç ve entrika, bağlılık ve kayıp biz insanlara özgü. O nedenle kimin neye sebep olduğunu bilmek ve anlamak, daha da önemlisi anlamlandırmak çok özel önemi olan bir değerimiz.</p>
<p>Ypi, sevgiyi akılla ve acıyla uzlaştırma ve onlara katlanmanın yaşamdaki konumunu olağanüstü bir derinlikle yansıtıyor.</p>
<p>Haysiyetsizlik kitabı bütün bilginin bir hatırlama biçimi olduğunu söylüyor.</p>
<p>Eğer biz farkındaysak, geçmişte değer katanlar öldükten sonra yaşıyordur; yoksa yok olup gidiyorlar.</p>
<p>Ne hatırladığımız değil, nasıl hatırlamamız unutmamız gerekiyor.</p>
<p>Eğer kim olduğumuzu inanç sistemimizin belirlediği bir dünyada yaşıyorsak, bunun ayrımcılık yaparak yaratacağı sorunları da göze almamız gerekiyor.</p>
<p>Biz insanların zaman zaman acıdan kurtulma yerine onu çekmeye rıza gösterdiğimiz de oluyor.</p>
<p>Yazar bize <em>“haysiyetin ahlaklı bir amaçla çalışmakta var olduğunu”</em> anlatmaya çalışıyor.</p>
<p>Varsa bir akıllı torunun; kötülüğün örtündüğü kutsal şallar bir bir parçalanır; Leman gibi hayatınız yeniden biçimlenir.</p>
<p>Çok değişik bir kitap; çok anlamlı bir babaanne-torun ilişkisi ve öğretici bir haysiyetsizlikle mücadele etme. Öğrenmek isteyenler bu kitabı mutlaka özenle okumalı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/varsa-bir-akilli-torununuz-hayatiniz-yeniden-bicimlenir-86996</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/6/1280x720/kitap-okuma-kadin-1761115170.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ varsa bir akıllı torununuz hayatınız yeniden biçimlenir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazine-nakit-dengesi-gecen-ay-498-milyar-lira-fazla-verdi-87041</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazine nakit dengesi geçen ay 49,8 milyar lira fazla verdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, ağustos ayına ait nakit gerçekleşmelerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, geçen ay nakit gelirleri 1 trilyon 677 milyar 104 milyon lira, nakit giderleri 1 trilyon 627 milyar 288 milyon lira oldu.</p>
<p>Faiz dışı giderler 1 trilyon 467 milyar 507 milyon lira, faiz ödemeleri ise 159 milyar 781 milyon lira olarak gerçekleşti. Faiz dışı denge ise 209 milyar 597 milyon lira fazla verdi.</p>
<p>Ağustos ayında nakit dengesinde, 49 milyar 816 milyon liralık fazla oluştu.</p>
<p>Kur farklarından kaynaklanan azalış 24 milyar 183 milyon lira olarak gerçekleşirken, kasa/banka net hesabında ise 229 milyar 179 milyon lira artış görüldü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazine-nakit-dengesi-gecen-ay-498-milyar-lira-fazla-verdi-87041</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/1/1280x720/lira-tl-money-1785304871.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine nakit dengesinin ağustosta 49 milyar 816 milyon lira fazla verdiği bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/londranin-kargalari-yapay-zeka-ve-kaybolan-isciler-86997</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> londra’nın kargaları, yapay zekâ ve kaybolan işçiler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sanayi Devrimi’nin dumanlı Londra’sında 13 yaşındaki Joe Kling, iplik fabrikasında günde 12 saat çalışıyordu. Marx’ın Kapital’ini yazdığı dönemde Londra’da geçen bir romanının ortasındayız. Bunun The Economist ve Daron Acemoğlu arasında geçen tartışmalarla ne ilgisi var demeyin. Aynı taş yollarda neredeyse ikiyüz yıllık bir farkla benzer şeyler tartışılıyor: İlerleme kimin için?</strong></p>
<p>Hâlâ isminin X olduğuna alışamadığım Twitter’ı açıyorum. The Economist’in tweet’ini yanlış mı okudum diye gördüğüm hesabın gerçek olup olmadığını kontrol ediyorum. Neden böyle bir polemiğe girilsin ki diyorum…</p>
<p>Tweet <em>“Daron Acemoğlu’nun fikirleri, sosyal bilimlerin bir devi için etkileyici gelmeyebilir. Ücretsiz kaydolun ve ekonomistlerin neden Nobel ödüllü yazarın itibarını sorguladığını öğrenin”</em> diyordu. Acemoğlu niye tartışmaya açılmıştı ki…</p>
<p><strong>Daron Acemoğlu</strong>’nun son kitabı <em>What Happened to Liberal Democracy?</em> (Liberal Demokrasiye Ne Oldu?), liberal demokrasinin yaşadığı krizi anlatırken işçi sınıfıyla kurulan bağın zayıflamasına dikkat çekiyordu. Hoca şunu diyordu: <em>“Fabrikaların kapanması, üretimin başka ülkelere taşınması, teknolojinin bazı işleri ortadan kaldırması ve gelir dağılımındaki bozulma yalnızca ekonomik sonuçlar yaratmıyor; insanların sisteme duyduğu güveni de aşındırıyor.”</em></p>
<p> Tartışma biraz da bu noktadan koptu. Twitter’ın rüzgârlı dünyasında, The Economist’in teknoloji devlerinin etkisi ve yönlendirmesiyle (!) Acemoğlu’na bir itibar suikast yaptığı gündeme getirildi.</p>
<p>Bir zamanlar soru <em>“Çalışırsam daha iyi bir hayat kurabilir miyim?”</em> iken bugün buna bir yenisi ekleniyordu:</p>
<p><em>“Benim yaptığım işi yarın bir algoritma yaparsa ne olacak?”</em> Soru tanıdık geldi değil mi, yıllar yıllar önce işlerini ellerinden alan makinelere mi yoksa sisteme mi karşı çıkacaklarını bilemeyen işçilerin durumu…</p>
<p>Ekranın beyaz ışığını kapatıp elimdeki kitaba dönüyorum.  Temmuz 2026’da ilk baskısı <strong>Kor Kitap</strong>’tan çıkan <em>Mohr</em> ve <em>Londra’nın Kargaları</em>… <strong>Vilmos</strong> ve <strong>Ilse Korn</strong>’un birlikte yazdığı, <strong>Olcay Geridönmez</strong> tarafından Türkçeye kazandırılan kitabın üzerinde koyu kırmızı bir yazıyla şu ibare vardı: <em>Bir Karl Marx romanı…</em></p>
<p>Kitabın ilk sayfalarında önce Londra’ya gidiyoruz. Ama bildiğimiz Londra’ya değil. Big Ben’in, Thames kıyılarının ya da zarif binaların değil; fabrika bacalarından çıkan dumanın gökyüzünü örttüğü, yoksulluğun sokaklara sindiği Londra’ya…</p>
<p>Karşımıza 13 yaşındaki Joe Kling ve kız kardeşi çıkıyor. Joe, bir iplik fabrikasında günde 12 saat çalışıyor. Sanayi Devrimi üretimi büyütüyor, şehir zenginleşiyor, makineler daha fazla üretiyor. Fakat bu büyük ilerlemenin içinde çocuklar da çalışıyor.</p>
<p>Kitabın <em>“Mohr”</em>u işte burada beliriyor: <strong>Karl Marx</strong>.</p>
<p>Dostlarının koyu saçları ve sakalı nedeniyle <em>“Mohr”</em> (Habeşli/siyahi) diye çağırdığı Marx, aynı yıllarda Londra’da Kapital üzerinde çalışıyor. Bir tarafta ekonomi politiğin büyük soruları, diğer tarafta fabrikalarda çalışan çocuklar… <em>Mohr</em> ve <em>Londra</em>’<em>nın Kargaları</em>, büyük ekonomik kavramların aslında insanların gündelik hayatlarından, onların emeğinden ve yoksulluğundan doğduğunu hatırlatıyor.</p>
<p> Tam bu noktada kitabı kapatıp bugüne bakmak mümkün.</p>
<p> Çünkü makineler değişti ama makine karşısındaki insanın kaygısı bütünüyle değişmedi.</p>
<p> Joe Kling’in dünyasında makine, insan emeğini ucuzlatan ve ağırlaştıran bir güçtü. Bugünün çalışanı içinse makine robot, algoritma ya da yapay zekâ olabilir.</p>
<p> Değişen makine.</p>
<p> Kaygı ise tanıdık.</p>
<p> Acemoğlu’nun yaklaşımının önemli tarafı, teknolojiye karşı çıkmaması. Meseleyi teknolojinin kendisinden çok, nasıl ve kimin yararına kullanıldığı üzerinden kuruyor. Çünkü teknoloji toplumun tamamı için refah yaratabileceği gibi, çalışanları ekonomik düzenin dışına da itebilir.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9ec7ff6d009-1788790783.png" alt="" width="244" height="316" /> İşte <em>Mohr</em> ve <em>Londra’nın Kargaları</em> ile Acemoğlu’nun söyledikleri tam burada kesişiyor.</p>
<p> Kitapta Londra’nın yoksul çocukları, işçileri ve kargaları arasında dolaşırken, kentin zenginliğinin dışında bırakılan insanları görüyoruz. İki yüzyıl sonra fabrikaların yerini kimi zaman ekranlar, algoritmalar ve yapay zekâ sistemleri aldı. Bugünün görünmeyen işçileri artık bir fabrikanın içinde değil; depolarda, çağrı merkezlerinde, teslimat araçlarında, bilgisayarların başında ya da yapay zekânın arkasında çalışan insanların arasında.</p>
<p> Dün fabrikanın düdüğü vardı.</p>
<p>Bugün algoritmanın bildirimi var.</p>
<p> Dün makine vardı.</p>
<p> Bugün yapay zekâ.</p>
<p> Ama soru aynı:</p>
<p> İlerleme kimin için?</p>
<p> Marx kapitalizmin işleyişini anlamaya çalışırken Londra’nın yoksul sokaklarına baktı. Acemoğlu ise bugün ekonomik düzen ile demokrasi arasındaki ilişkinin nasıl yeniden kurulabileceğini tartışıyor. İkisini aynı düşüncenin temsilcileri olarak görmek elbette doğru değil. Marx’ın kapitalizm eleştirisi köklü bir dönüşüm fikrine dayanırken Acemoğlu liberal demokrasinin güçlendirilmesini savunuyor.</p>
<p> Fakat <em>Mohr</em> ve <em>Londra’nın Kargaları</em> ile Acemoğlu’nun işçi sınıfı üzerine düşüncelerini yan yana koyunca ortak bir soru beliriyor:</p>
<p> Makine değiştiğinde insanın değeri de değişir mi?</p>
<p> Belki de mesele makinelerle insanlar arasındaki mücadele değil. Makinelerin ve yapay zekânın yarattığı zenginlikten insanların nasıl pay alacağı.</p>
<p> Bu nedenle <em>Mohr</em> ve <em>Londra’nın Kargaları</em>, yalnızca Sanayi Devrimi’nin Londra’sına bakan tarihsel bir anlatı olarak kalmıyor. Bugünün çalışma hayatına, görünmeyen emekçilerine ve teknolojiyle değişen dünyasına da bir pencere açıyor.</p>
<p> Çünkü kargalar hâlâ Londra’nın çatılarında.</p>
<p> Sadece artık onları başka şehirlerde, başka ekranlarda, başka biçimlerde görüyoruz.  </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/londranin-kargalari-yapay-zeka-ve-kaybolan-isciler-86997</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/7/4/1280x720/kitap-1773046371.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ londra’nın kargaları, yapay zekâ ve kaybolan işçiler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kahramanmarasta-yeni-sinav-is-var-isci-yok-87050</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kahramanmaraş’ta yeni sınav: İş var İşçi yok!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>6 Şubat depremlerinin üzerinden üç buçuk yıl geçti. Deprem üretimi, istihdamı ve ekonomiyi de sarstı. İlk günlerde devletin uyguladığı Toplum Yararına Programlar, yani TYP, işini ve gelirini kaybeden vatandaşlar için önemli bir destek oldu.</p>
<p>Ancak bugün şartlar değişti. Kahramanmaraş yeniden üretim şehri olma yolunda ilerliyor. Fabrikalar çalışıyor, yatırımlar yapılıyor, makineler kuruluyor, siparişler alınıyor. Ancak sanayicinin önündeki en önemli sorunlardan biri artık çalıştıracak insan bulmak.</p>
<p>Bir işletme düşünün. Yatırım yapılmış, makine kurulmuş, üretim hazırlanmış. Ancak tezgâhın başına geçecek çalışan bulunamadığı için kapasite tam kullanılamıyor.</p>
<p>Boş duran her tezgâh yalnızca sanayicinin kaybı değildir. Üretilemeyen ürün, yapılamayan ihracat, oluşmayan katma değer demektir. İşgücü meselesi artık Kahramanmaraş ekonomisinin de meselesidir.</p>
<p>Bu noktada Kahramanmaraş’ta bin 200 kişinin daha TYP kapsamında değerlendirilmesi yeniden düşünülmelidir.</p>
<p>Burada TYP’ye veya sosyal desteğe karşı çıkmak söz konusu değil. Devlet, gerçekten ihtiyaç sahibi olan vatandaşının yanında olmalıdır. Yaşı, sağlık durumu veya aile şartları nedeniyle çalışamayan insanımız elbette desteklenmelidir.</p>
<p>Fakat artık çalışamayanla çalışmayanı birbirinden ayırmak zorundayız.</p>
<p>Çalışabilecek durumda olan vatandaşımızın önünde fabrikada kalıcı bir iş imkânı varsa, onu geçici destek programında tutmak yerine üretime kazandırmanın yollarını aramalıyız. TYP bir son durak değil, kalıcı istihdama geçişin basamağı haline getirilebilir.</p>
<p>İŞKUR, TYP kapsamında bulunan ve çalışabilecek durumda olan vatandaşları işgücü açığı bulunan sanayi kuruluşlarıyla eşleştirebilir. Mesleği olmayanlara eğitim verilebilir.</p>
<p>Böyle bir modelde herkes kazanır. Vatandaş kalıcı işe kavuşur, sanayici çalışanını bulur, devletin sosyal destek yükü azalır. Üretim ve ihracat güçlenir.</p>
<p>Çünkü deprem bölgesini ayağa kaldırmak yalnızca konut ve işyeri yapmak değildir. Fabrikaların bacalarının tütmesi, makinelerin çalışması ve insanların düzenli gelir elde etmesi yeniden imarın önemli bir parçasıdır.</p>
<p>Bir şehri sadece betonla ayağa kaldıramazsınız. Şehri yaşatan insandır; ekonomiyi büyüten de çalışan insandır.</p>
<p>Depremin hemen ardından vatandaşın elinden tutmak gerekiyordu. Şimdi o eli tutup üretime taşımamız gerekiyor. Geçici destek insanı bir süre ayakta tutar; kalıcı iş ise hayatını değiştirir.</p>
<p>Kahramanmaraş sanayicisinin mesajı açık: Yatırım var, makine var, sipariş var. Ama tezgâhın başına geçecek insan bulmakta zorlanıyoruz.</p>
<p>Öyleyse yeni dönemin politikası da belli olmalı. Çalışamayacak durumda olan vatandaş korunmalı; çalışabilecek durumda olan vatandaş ise üretim hayatına kazandırılmalı.</p>
<p>Çünkü Kahramanmaraş’ın geleceği yalnızca yükselen binalarda değil, çalışan fabrikalarda şekillenecek. Boş duran her tezgâh kaybedilmiş bir fırsattır. Deprem bölgesinin kalıcı olarak ayağa kalkması için artık o tezgâhları yeniden çalıştırmanın yollarını bulmak zorundayız.!</p>
<p>Çünkü sanayi çalışırsa çalışan kazanır, esnaf kazanır, şehir kazanır ve Türkiye kazanır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kahramanmarasta-yeni-sinav-is-var-isci-yok-87050</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kahramanmaraş’ta yeni sınav: İş var İşçi yok! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yildiz-demir-celik-her-adimda-surdurulebilirlik-anlayisini-surduruyor-87034</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yıldız Demir Çelik, 2025 Sürdürülebilirlik Raporu&#039;nu paylaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli’de faaliyet gösteren Yıldızlar Yatırım Holding grup şirketlerinden Yıldız Demir Çelik, Alikahya Organize Sanayi Bölgesi’ndeki tesislerinde yassı çelik üretimi gerçekleştiriyor. 2018 yılında Türkiye’nin yassı çelik ihtiyacını karşılamak amacıyla kurulan şirket; beyaz eşya, otomotiv, panel radyatör, genel imalat, yapı ve enerji sektörlerine yönelik ürünler sunarken, soğuk haddelenmiş, galvanizli ve boyalı sac üretimi gerçekleştiriyor.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre şirket, sürdürülebilir üretim anlayışı doğrultusunda 2025 yılında hayata geçirdiği çalışmalarını “Her Adımda Sürdürülebilirlik” yaklaşımı çerçevesinde raporladı. Şirketin 2025 Sürdürülebilirlik Raporu’nda kaynakların verimli kullanımı, enerji yönetimi, dijitalleşme ve insan odaklı çalışma kültürüne yönelik uygulamalar ile bu çalışmaların sonuçlarına yer verildi. Raporda ayrıca, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) başta olmak üzere küresel ölçekteki yeni regülasyonlar ve değişen piyasa koşullarına karşı şirketin benimsediği bütüncül yönetim yaklaşımının şeffaf biçimde ortaya konulduğu belirtildi.</p>
<p>2025 yılı sürdürülebilirlik performansına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yıldız Demir Çelik Genel Müdürü Selçuk Yılmaz, “2025 yılı, Yıldız Demir Çelik’te üretimden teslimata uzanan tüm süreçleri yakın koordinasyon içinde yönettiğimiz bir dönem oldu. Değişen müşteri talepleri, maliyet baskıları ve karbon düzenlemeleri karşısında kalite ve kaynak kullanımından operasyonel süreçlere kadar tüm alanları aynı çalışma disipliniyle ele aldık. Bir üretim şirketinin başarısının yalnızca hatların çalışma hızıyla değil, tüm birimler arasındaki kesintisiz koordinasyon ve güvenle sağlandığına inanıyoruz” dedi.</p>
<p><strong>“2025 yılında kullandığımız suyun yüzde 92,5’ini geri kazanılmış sudan karşıladık”</strong></p>
<p>Kaynak verimliliğinin günlük operasyonların ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulayan Yılmaz, “2025 yılında kullandığımız suyun yaklaşık yüzde 92,5’ini geri kazanılmış sudan karşıladık. Bunun yanı sıra enerji tasarrufu ve verimlilik odaklı operasyonel iyileştirmelerimizi de hız kesmeden sürdürdük. Dijital altyapımız, Stargate müşteri portalımız ve güçlü saha deneyimine sahip çalışanlarımızla operasyonel verimliliğimizi daha da ileri taşımayı hedefliyoruz. Önümüzdeki dönemde birlikte çalışma kültürümüzü güçlendirerek, müşteri ve çalışan deneyimini odağımızda tutarak yolumuza kararlılıkla devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Enerji verimliliği çalışmalarının somut kazanımlar sağladığını belirten Yılmaz, “2025 yılında enerji verimliliğine yönelik operasyonel iyileştirmelerimiz sonucunda yaklaşık 5.299 MWh enerji tasarrufu elde ettik. Aynı dönemde tamamladığımız sekiz enerji verimliliği projesinin yıllık hesaplanan enerji kazanımı ise 587,1 TEP olarak gerçekleşti. Buhar kazanlarındaki yanma ayarlarından atık ısının değerlendirilmesine, kondens geri kazanımından LED aydınlatma dönüşümlerine kadar farklı alanlarda uygulamalar hayata geçirdik. Bu çalışmalarla enerji tüketimimizi ve üretim süreçlerindeki kayıpları azaltırken, kaynak güvenliğimizi ve maliyet yapımızı da destekledik” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Süreçlerin daha şeffaf olması için dijital altyapımızı sürekli geliştiriyoruz”</strong></p>
<p>Müşteri deneyimini de operasyonel süreçlerin önemli bir parçası olarak gördüklerini ifade eden Yılmaz, “Üretim tarafında sağladığımız verimliliği müşterilerimizle olan süreçlerimize de yansıtmayı hedefliyoruz. Siparişten sevkiyata kadar tüm aşamaların şeffaf ve izlenebilir olması için Stargate müşteri portalımızı ve gelişmiş CRM altyapımızı kullanıyoruz. Böylece müşterilerimizin süreçlere daha kolay erişmesini sağlarken, operasyonlarımızın daha etkin ve erişilebilir şekilde yönetilmesine katkı sunuyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yıldız Demir Çelik’in çalışan gelişimi ile iş sağlığı ve güvenliği alanlarında da çalışmalarını sürdürdüğünü belirten Yılmaz, “2025 yılında toplam eğitim süremiz 35 bin 819 saate, çalışan başına ortalama eğitim süremiz ise 46,7 saate ulaştı. Teknik yetkinlik, süreç bilgisi ve problem çözme kapasitesini geliştirmeye yönelik eğitim yatırımlarımızın yanı sıra ‘Budur Buluşmaları’ gibi açık iletişim platformlarımızı da sürdürdük. Bu çalışmalarımızla birlikte kaza sıklık ve kaza ağırlık oranlarında da belirgin iyileşmeler kaydettik” dedi.</p>
<p>Yılmaz, “2025 yılında gerçekleştirdiğimiz çifte önemlilik değerlendirmesi doğrultusunda 2030 yol haritamızı ‘Her Adımda Gelecek’, ‘Her Adımda Sorumlu Üretim’ ve ‘Her Adımda Önce İnsan’ başlıkları altında şekillendirdik. Sürdürülebilir büyüme hedeflerimizi kararlılıkla hayata geçirmeyi sürdürüyoruz” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yildiz-demir-celik-her-adimda-surdurulebilirlik-anlayisini-surduruyor-87034</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/4/1280x720/yildiz-demir-celik-her-adimda-surdurulebilirlik-anlayisini-surduruyor-1788849796.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli’de faaliyet gösteren Yıldız Demir Çelik, 2025 Sürdürülebilirlik Raporu ile kaynak verimliliği, enerji yönetimi, dijitalleşme ve çalışan gelişimi alanındaki çalışmalarını ortaya koydu. Rapora göre şirket, 2025 yılında su kullanımının yüzde 92,5’ini geri kazanılmış sudan karşılarken, enerji verimliliği projeleriyle 5.299 MWh tasarruf sağladı. Genel Müdür Selçuk Yılmaz, “2025 yılı, Yıldız Demir Çelik’te üretimden teslimata uzanan tüm süreçleri yakın koordinasyon içinde yönettiğimiz bir dönem oldu. Değişen müşteri talepleri, maliyet baskıları ve karbon düzenlemeleri karşısında kalite ve kaynak kullanımından operasyonel süreçlere kadar tüm alanları aynı çalışma disipliniyle ele aldık.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cocuklarimizi-zengin-etmek-iyi-bir-fikir-mi-87025</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çocuklarımızı zengin etmek iyi bir fikir mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Çocukların hayatını kolaylaştıracak kadar destek olmak, kendi yollarını kurma ihtiyacını ortadan kaldırmamalı. Asıl miras ise bırakılan para değil, parayla kurulacak sağlıklı ilişki olabilir.</strong></p>
<p>Morgan Housel’ın çok satan kitabı <em>The Psychology of Money</em>’den sonra yeni kitabının kapağını görünce <strong>Kafayı parayla bozmuş olduğunu </strong>düşündüm.</p>
<p>Yeni kitabının adı <em>The Art of Spending Money</em> — <em>Para Harcama Sanatı</em>.</p>
<p>Ama kitabı okumaya başladığımda  Housel’ın aslında kafayı parayla bozmuş bir yazar olmadığını, tam tersine <strong>insanların parayla neden kafayı bozduğunu anlamaya çalışan bir yazar</strong> olduğunu gördüm.</p>
<p>Çünkü Housel’ın asıl meselesi para değil; insan. Burada sizlerle derinleştirerek paylaşmaya değer gördüğüm bölüm ise.</p>
<p><strong>Çocuklarınız </strong></p>
<p>Onlar parayı nasıl harcayacak..</p>
<p><strong>Parayı siz kazandınız. Çocuklarınız kazanmadı.</strong></p>
<p>Siz o paranın arkasındaki yılları biliyorsunuz.</p>
<p>Ne kadar çalıştığınızı, hangi riskleri aldığınızı, hangi geceler uyuyamadığınızı, hangi yatırımlarda kaybettiğinizi, hangi dönemlerde “Acaba olacak mı?” diye düşündüğünüzü biliyorsunuz.</p>
<p>Çocuğunuz ise bütün bunların sonunda dünyaya geliyor.</p>
<p>Başka bir deyişle, <strong>o filmin tamamını değil, son sahnesini görüyor.</strong></p>
<p>Bunların arkasındaki otuz-kırk yıllık hikâye ise onun hikâyesi değil.</p>
<p><strong>Kazandığımız parayı çocuklarımızla nasıl paylaşacağız?</strong></p>
<p>Daha doğrusu:</p>
<p><strong>Onlara ne kadar harcama yetkisi vereceğiz?</strong></p>
<p>Çünkü para vermek başka bir şey. Harcama yetkisi vermek bambaşka bir şey.</p>
<ol>
<li><strong> Parayı Siz Kazandınız, Çocuklarınız Değil</strong></li>
</ol>
<p>Para kazanmayı öğrendik. Biriktirmeyi öğrendik. Yatırım yapmayı öğrendik. Peki kazandığımız parayı çocuklarımızla nasıl paylaşacağımızı öğrendik mi?</p>
<p>Ve asıl soru:</p>
<p><strong>Ben kazandım. Çocuğum kazanmadı. O halde benim kazandığım parayı harcama konusunda onun yetkisi ne olmalı?</strong></p>
<ol start="2">
<li><strong> Aynı para, iki kuşak için aynı para değildir</strong></li>
</ol>
<p>Burası yazının en önemli bölümlerinden biri olabilir.</p>
<p>Birinci kuşak 1 milyon liraya baktığında onun arkasındaki emeği görür.</p>
<p>İkinci kuşak 1 milyon liraya baktığında onun satın alma gücünü görür.</p>
<p>Bu ahlaki bir üstünlük meselesi değil. Deneyim meselesi.</p>
<p>Çocuğunuz kötü, şımarık veya sorumsuz olduğu için değil; <strong>o paranın nasıl kazanıldığını bedensel olarak deneyimlemediği için</strong> parayla ilişkisi sizinkiyle aynı olamaz.</p>
<p>Dolayısıyla ebeveynlerin yaptığı büyük hatalardan biri şu olabilir:</p>
<p><strong>“Benim para anlayışımı çocuğum da taşımalı.”</strong></p>
<p>Neden taşısın?</p>
<p>Sizin yokluğunuzu yaşamadı.<br />Sizin korkularınızı yaşamadı.<br />Sizin risklerinizi almadı.</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9fa0f90cd07-1788846329.png" alt="" width="260" height="339" />Siz zaten bütün bunları yaşamasın diye çalışmadınız mı? ( Daha doğrusu öyle olduğunu düşündünüz ki değil )</p>
<ol start="3">
<li><strong> Başarılı ebeveynin paradoksu</strong></li>
</ol>
<p>Çocuğumuz için istediğimiz şey nedir?</p>
<p>“Benim çektiğim sıkıntıları çekmesin.”</p>
<p>Bütün hayatımızı bunun için çalışarak geçiriyoruz.</p>
<p>Sonra çocuk bizim çektiğimiz sıkıntıları çekmeyince:</p>
<p><strong>“Biz sizin yaşınızdayken…”</strong></p>
<p>diye başlayan konuşmalar yapıyoruz.</p>
<p>Önce çocuklarımızın önündeki bütün taşları temizliyoruz. Sonra da neden bizim kadar iyi engel aşamadıklarını merak ediyoruz.</p>
<p>Housel’ın tartıştığı sorun tam da buna yakın: Çocuğu bütün zorluklardan korumak, ona yardım etmekle aynı şey olmayabilir. Bazı finansal kıtlık ve kısıt deneyimleri bütçe yapmayı, ihtiyaçla arzuyu ayırmayı öğretir.</p>
<ol start="4">
<li><strong> Para vermek başka, harcama yetkisi vermek başka</strong></li>
</ol>
<p>Şirketlerde bunu çok iyi biliyoruz.</p>
<p>Bir yöneticinin şirket kaynaklarına erişimi olması, onları sınırsız kullanabileceği anlamına gelmez.</p>
<p><strong>Yetki vardır. Limit vardır. Sorumluluk vardır.</strong></p>
<p>Aile servetinde neden aynı kavramları konuşmuyoruz?</p>
<p>Çocuğuma ev alabilirim.</p>
<p>Eğitimini karşılayabilirim.</p>
<p>Bir iş kurmasına sermaye sağlayabilirim.</p>
<p>Dünyayı görmesini sağlayabilirim.</p>
<p>Torunlarımın eğitimini üstlenebilirim.</p>
<p>Ama bunların hiçbiri:</p>
<p><strong>“Benim servetim senin sınırsız tüketim bütçendir.”</strong></p>
<p>demek değildir.</p>
<p><strong>Serveti paylaşmak ile servetin kontrolünü paylaşmak aynı şey değildir.</strong></p>
<ol start="5">
<li><strong> Peki harcama yetkisinin sınırı nerede?</strong></li>
</ol>
<p>Üç ayrı para kategorisi var aslında.</p>
<p><strong>Hayatı kuran para:</strong> eğitim, sağlık, ilk ev, çocuk bakımı, zor dönemde destek.</p>
<p><strong>Hayatı zenginleştiren para:</strong> seyahat, kültür, deneyimler, ailece geçirilen zaman.</p>
<p><strong>Statü satın alan para:</strong> daha pahalı otomobil, sürekli yükselen yaşam standardı, marka tüketimi, gösteriş.</p>
<p>Birinci kategoriye ebeveyn olarak çok daha cömert yaklaşabilirsiniz.</p>
<p>İkincisi aile değerlerine göre değişebilir.</p>
<p>Üçüncüsünde ise dur demek gerek.</p>
<p><strong>“Bunu gerçekten istiyorsan kendin kazan.”</strong></p>
<ol start="6">
<li><strong> Çocuğunuzu hangi hayat standardına alıştırıyorsunuz?</strong></li>
</ol>
<p>Housel’ın çok önemli noktalarından biri bu.</p>
<p>Çocukken sunduğunuz hayat standardı, yetişkinlikte çocuğun “normal” kabul ettiği standarda dönüşebilir. Çok varlıklı bir evde yetişen çocuk, ileride kendi geliri o hayatı finanse etmeye yetmediğinde başarısız olduğunu düşünebilir. Hatta sevdiği işi değil, çocukluğundaki yaşam standardını sürdürebilecek işi seçmek zorunda hissedebilir.</p>
<p>Bu müthiş bir paradoks:</p>
<p><strong>Çocuğunuza iyi bir hayat vermeye çalışırken, onun gelecekte mutlu olmasını zorlaştırmış olabilir misiniz?</strong></p>
<p>Bunu mutlaka açalım.</p>
<p>Bu kırmızı Ferrari ile gezen bir çocuktan daha derin.</p>
<p>Çocuk Boğaz’da bir evde büyüdüyse, iyi otellerde tatil yaptıysa, iyi restoranlarda yemek yediyse, iyi okullarda okuduysa bunlar onun için “zenginlik” olmayabilir.</p>
<p><strong>Normal hayat olabilir.</strong></p>
<p>Fakat o standardı kendi geliriyle yeniden üretmek olağanüstü zor olabilir.</p>
<p>Dolayısıyla ebeveynin başarısı farkında olmadan çocuğun gelecekteki başarı çıtasını çok yukarı taşır.</p>
<ol start="7">
<li><strong> Ben lüks yaşıyorum, sana tutumlu ol diyorum</strong></li>
</ol>
<p>Burada Housel’ın bir başka güçlü fikri var: Çocuklar para konusunda söylediklerimizden çok <strong>yaptıklarımızı</strong> öğreniyorlar. Ayrıca ebeveynin lüks içinde yaşayıp çocuğundan bambaşka bir maddi standart beklemesi de çocuğunuzun içerlemesine neden olur.</p>
<p>“Gösterişe gerek yok.”</p>
<p>Ama otomobili her iki yılda bir değiştiriyorsunuz.</p>
<p>“Para kolay kazanılmıyor.”</p>
<p>Ama çocuk sizin para kazanırken geçirdiğiniz 30 yılı değil, bugün geldiğiniz noktayı görüyor.</p>
<p>Sonra ona finansal eğitim verdiğimizi düşünüyoruz.</p>
<p>Oysa çocuk konuşmayı değil, <strong>sizin hayat içindeki duruşunuzu seyrediyor.</strong></p>
<ol start="8">
<li><strong> Mirasa 60 yaşında sahip olmak</strong></li>
</ol>
<p>Burada Housel’ın kitap dışında da dile getirdiği çok güzel bir mesele var.</p>
<p>Miras çoğu zaman çocukların paraya en az ihtiyaç duyduğu zamanda geliyor.</p>
<p>Anne-baba 90 yaşında öldüğünde “çocuk” 60–65 yaşında olabilir. Kariyerini yapmış, evini almış, çocuklarını büyütmüş olabilir.</p>
<p>Oysa para 30 yaşındayken çok daha fazla şeyi değiştirebilirdi.</p>
<p>Housel bir söyleşide varlıklı ebeveynlerin çocuklarına desteğinin en yüksek etkiyi çoğunlukla <strong>20–40 yaş arasında </strong>yaratabileceğini söylüyor: ev almak, evlenmek, çocuk sahibi olmak, çocuk bakımını karşılamak gibi hayatın pahalı kuruluş dönemlerinde.</p>
<p>Buradan güzel soru:</p>
<p><strong>Çocuğunuz 65 yaşında iken sahip olduğunuz tüm serveti bırakacaksınız. Ancak  çocuğunuz hayatını kurarken yapılacak destek daha mantıklı mı acaba ?</strong></p>
<ol start="9">
<li><strong> Ama yardım ne zaman koltuk değneğine dönüşür?</strong></li>
</ol>
<p>Asıl zor soru.</p>
<p>İlk evi aldınız.</p>
<p>İkinciyi de mi?</p>
<p>İş kurdu, sermaye verdiniz.</p>
<p>Batırdı.</p>
<p>İkinci sermayeyi de mi vereceksiniz?</p>
<p>Üçüncüyü?</p>
<p>Çocuğun maaşı yaşam standardına yetmiyor.</p>
<p>Aradaki farkı ömür boyu siz mi kapatacaksınız?</p>
<p>İşte burada <strong>güvenlik ağı ile yaşam standardı finansmanı</strong> arasındaki farkı tartışabiliriz.</p>
<p><strong>Çocuğun düşmesine engel olacak kadar para verin; yürümesine gerek bırakmayacak kadar değil.</strong></p>
<ol start="10">
<li><strong> Asıl miras: Para kullanma karakteri</strong></li>
</ol>
<p>Housel’ın çocuklar bölümünün vardığı yer yalnızca miras değil. Çocukların anne babalarından gözlemleyerek aldıkları değerler ve duygusal güvenlik, bırakılan maddi varlıklardan daha kalıcı olabilir. Bölümü Jonas Salk’ın “iyi bir örnek” olma fikrine bağlaması da bunun altını çiziyor.</p>
<p>Çocuklarıma ne kadar para bırakacağımı bilmiyorum. Ne kadarını ne zaman vermem gerektiğinin de matematiksel bir formülü olduğuna inanmıyorum.</p>
<p>Ama artık başka bir sorunun daha önemli olduğunu düşünüyorum.</p>
<p><strong>Onlara ne kadar para bırakacağım değil, parayla nasıl bir ilişki bırakacağım?</strong></p>
<p>Ben kazandım. Onlar kazanmadı. Dolayısıyla benim parayla kurduğum ilişkinin aynısını kurmalarını bekleyemem.</p>
<p>Ama bir şeyi aktarabilirim:</p>
<p>Paranın amaç değil araç olduğunu.</p>
<p>Özgürlük satın alabileceğini ama karakter satın alamayacağını.</p>
<p>Güvenlik sağlayabileceğini ama özgüven sağlayamayacağını.</p>
<p>Çocuğunuzun önündeki bazı taşları kaldırabileceğinizi ama bütün yolu asfaltlamayın.</p>
<p><strong>Çocuklarımızın hayatını kolaylaştıracak kadar vermek; kendi hayatlarını kurma ihtiyacını ortadan kaldıracak kadar değil.</strong></p>
<p><em>Tüm bu maddeler ve düşüncelere rağmen, konu o kadar çok değişken ve duygu barındırıyor ki, görüşlerinizi ve deneyimlerinizi duymak isterim. </em></p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cocuklarimizi-zengin-etmek-iyi-bir-fikir-mi-87025</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/5/1280x720/cocuk-baba-gezi-1788846384.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çocuklarımızı zengin etmek iyi bir fikir mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/o-her-zaman-sevilecek-87023</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> O her zaman sevilecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yoksul bir ailenin küçük kızı olarak başladığı hayatını müzik, girişimcilik ve hayırseverlikle büyüten Dolly Parton, geride yalnızca binlerce şarkı değil, milyonlarca çocuğa ulaşan kitaplar ve iyiliklerle dolu bir miras bıraktı. Telif haklarından vazgeçmeyen güçlü bir iş kadını, kazancını topluma aktaran büyük bir hayırsever ve milyonların sevdiği bir müzisyen olarak 80 yıllık yaşamıyla “iyi yaşamanın” ne demek olduğunu gösterdi.</strong></p>
<p>Ufak tefek sarışın güzel kadına basın toplantısında bir gazeteci sormuştu: “Neden ayaklarınız bu kadar küçük, göğüsleriniz bu kadar büyükken?“. Sarışın kadın istifini bozmadan cevabını vermişti: “Tatlım, gölgede hiç bir şeyin büyüyemeyeceğini bilmiyor musun?“. Yakışıksız ve aptalca “Aptal sarışın“ genellemelerine karşı ve içinde mizah da olan çok akıllı bir cevaptı bu.</p>
<p>Gerçekten de kadının ufak tefek cüssesine göre göğüsleri oldukça büyüktü. Ama göğsün altında bir şey daha büyüktü: yüreği. Yürekten gelen bir yaratıcılığı vardı; üç bin üstünde şarkı sözü yazmış ve bestelemişti. Şarkıcı ve besteci idi. Örneğin, Whitney Houston’ın Bodyguard filminde söylediği “I will always love you“ şarkısı ona aitti. Şarkı, iş arkadaşı ve mentorundan ayrılırken minnettarlığını göstermek için ona yazdığı bir şarkı idi. Bu müzisyen, yaratıcı ve akıllı kadın iyi de kazandı. Kazancını hayırlı işlerde kullandı; hayırseverdi. Ve o büyük kalbi geçen hafta durdu. Dolly Parton, 80 yaşında bu dünyadan ayrıldı. Onun anısına saygı olarak Amerika Birleşik Devletleri’nde bayraklar bir hafta boyunca yarıya indi. Peki kimdi Dolly Parton ve neler yapmıştı bu dünyada?</p>
<p><strong>Müzisyen</strong></p>
<p>Dolly Parton, Tennessee Eyaleti’nde Sevier County’de kırsal alanda yaşayan 12 çocuklu yoksul bir ailenin çocuğu idi. Baba, okuma yazması olmayan, “yarıcı“ usulü çalışan cahil bir tütün üreticisi idi. Anne Avie Lee Parton ise onun müzik yaşamının ilk taşını koyan kişi idi. Dolly Parton annesini “Karnında ve sırtında hep birer çocuk“ olan kişi olarak tanımlardı. Ama bu ağır yüküne rağmen bu fedakâr anne çocuklarını Smoky Mountain halk şarkıları ve eski dünya balatları söyleyerek eğlendirmiş. Başka bir deyişle, Dolly Parton’un müzik yeteneği anne tarafından gelmiş.</p>
<p>Dolly Parton ilk şarkısını altı yaşında yazmış. On yaşından itibaren sürekli televizyona çıkmış. Bir yıl sonra ilk plağını kayıt etmiş. Ve 16 yaşında profesyonel şarkı yazarı olmuş. Başkaları için şarkı yazdıktan sonra ilk albümünü, “Hello, I'm Dolly“, 1967 yılında çıkarmış. Altmış yıllık müzik kariyerinde 49 albüm çıkarmış. Ve de 3000’den fazla şarkıya imza atmış.</p>
<p>Müzisyen olarak bu kadar yetenekli ve üretken olan Dolly Parton, kabuğunda kısılı kalmamış. Amerikan Country Müzik ile başlamış kariyerine. Ama daha büyük bir dinleyici kitlesine ulaşmak için pop müzik de yapmış. Dolly şöyle demiş: “Basit bir matematik hesabı idi bu. Örneğin, Country müzik listelerine tepeye oturan “Jolene“ 60 bin satarken, iyi bir pop parçası milyonlar satıyordu“</p>
<p><strong>İş kadını</strong></p>
<p>Dolly, iş dünyasındaki belki en büyük hayır’ını Elvis Presley’e demiş. Elvis, haber yollamış Dolly’e. Onun 1974’teki “I will always love you“ albümü ile ilgilendiğini söylemiş. Ancak şarkıların telif haklarının yarısına da ortak olmak istemiş. Hem de o şarkıların yapımında hiç bir katkısı yokken. Dolly , Playboy Dergisi ile yaptığı söyleşide şöyle demiş:“Müzik dünyasında kendimi Elvis’ten daha yakın hissettiğim kimse yoktu. Ama hayır dedim“</p>
<p>Bu hayır, müzik endüstrisinde önemli bir kırılma noktası olmuş Dolly Parton için. Hak sahiplerinin şarkıların telif haklarına böyle sahip çıkması, Amerikan’ın Country Müzik Merkezi Nashville’de bir ilk olmuş. Bu telif ücreti meselesi dünyanın başka yerlerinde de büyük bir sorunmuş o dönem. Örneğin Beatles’ın Paul Cartney’i , imzaladığı bir kontrattan yıllarca pişman olmuş. Paul Cartney şöyle demiş: “John (Lennon) ve ben bir şarkıya sahip olabileceğimizi bilmiyorduk“. The Rolling Stones’ın Keith Richards ve Mick Jagger’ı bu yüzden ilk yaptıkları şarkıların telif haklarını kaybetmişler.Şarkılarının telif haklarını militanca koruması nedeniyle Dolly Parton iyi para kazanmış. Örneğin, Whitney Houston’ın yaptığı “I will always love you“ tekli CD’si 11 milyon satmış. Diğer taraftan yine Bodyguard filminin müziklerini ve içinde bu şarkıyı da içeren CD 19 milyon satmış.</p>
<p>Dolly Parton, müzik endüstrisinin dışında da işler yapmış. Fimlerde rol almış, gayri menkul yatırımları yapmış, çocuk kitapları yazmış, pasta yapma karışımları, blucin ve köpek oyuncukları satmış. Dollywood diye bir eğlence parkı kurmuş 1986 yılında. Bu park, Doğu Tennessee için binlerce iş üreten bir ekonomik motor olmuş. Tennessee Eyaleti’nin bir araştırmasına göre Dollywood’ın yarattığı işgücü 23.000 ve yıllık ekonomik değer 1,8 milyar dolarmış. Forbes, Dolly Parton’ın müzik eserlerinin getirisini 120 milyon dolar, servetinin değerini de 450 milyon dolar olarak hesaplamış.</p>
<p><strong>Hayırsever</strong></p>
<p>Başarılı bir yaşam sürmüş ve birçok ödül kazanmış: 11 Grammy, 6 Golden Globe Ödülü, 1 Tony Ödülü, National Medal of the Arts, 2 kez Academy Ödülü (Oscar) adaylığı. Fakat Dolly Parton’ın en değerli olarak gördüğü başarısı, “Hayal Gücü Kütüphanesi Programı “(Imagination Library Program) imiş. Program, çocuk okuryazarlığı amacıyla kurulmuş. Bu programa doğumda yazılan çocuklara 5 yıl boyunca her ay bir çocuk kitabı gönderiyorlarmış. Beş yılın sonunda çocuklar Dolly Parton’dan bir mektup alıyorlarmış. Mektup şöyle sonlanıyormuş: “Ailemin bana öğrettiği şu dersleri hep hatırlayın: Büyük düşler hayal edin; öğrenebileceğiniz her şeyi öğrenin; size önem veren herkese önem verin. Siz harikasınız ve hep hatırlayın “Sizi her zaman seveceğim“ (I will always love you). Bu program Dolly Parton’un doğduğu Sevier County,’de başlamış. 2000 yılında ulusal olmuş. Bugün A.B.D.’deki beş yaş altı her 6 çocuktan biri bu kitaplardan alıyormuş. Program Kanada, ingiltere, Avusturalya ve İrlanda’ya kadar uzanmış. Şu ana kadar 336 milyon kitap çocuklara ulaşmış ve şu an 3,6 milyon aile bu programa dahilmiş.</p>
<p>Dollywood Vakfı (Dollywood Foundation) zorda kalan Tennessee halkına hep yardım elini uzatmış. Örneğin, Smoky Mountain çalılık yangını dolayısıyla evlerini terk edenlere yardım etmiş. Covid aşısı gelişimi için Vanderbilt Üniversitesi’ne bağışta bulunmuş. Yardım konusunda Dolly Parton’ın ilkesi şu imiş: “Paralarımı sayacağıma, teşekkür dualarını sayayım“</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>İrlandalı flüt sanatçısı Sir James Galway’e bir gazeteci“Hangi tür müziği dinlersiniz?“ sorusunu sormuştu. Galway şöyle demişti. “Ben müzik ayırt etmem, her müziği dinlerim; yeter ki, iyi icra edilsin“. “Amerikan Kırsal Müziği“ni de (American Country Music) ben bu anlayışla dinlerim. Dolly Parton’ı da Amerika’da iken “country music“ radyolarından çok dinlerdim; onun sevimli hali ve kristal sesi hoşuma giderdi. Onun bir özelliği de o sevimli güneyli aksanı ile çok düzgün şarkı söylerdi. Şarkı söyleyişi bizim Zeki Müren gibi açık ve netti. O söylerken elinize kalem kağıt alıp şarkının sözlerini yazabilirdiniz.</p>
<p>Ve Dolly Parton geçen hafta vefat etti. İş kadını ve hayırseverlik cephesini bilmezdim. Ölümünün arkasından yazılan ve söylenenleri duyunca Dolly’i daha yakından tanımak istedim. Yaşamakta olduğumuz bu bunaltıcı ortamdan biraz olsun çıkarız, havamız değişir deyip Dolly Parton hakkında yazdım.</p>
<p>Tanımayanlar için de onun meşhur “I will always Love you“ ve Jolene şarkılarının linklerini sunuyorum: https://www.youtube.com/watch?v=UePIAKmF8S4, https://www.youtube.com/watch?v=nwBNBcFAFso</p>
<p>Ne diyelim, bu dünyada bir Dolly Parton da vardı; geldi, gitti. Ama eserleri ile hep anılacak ve her zaman sevilecek…</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/o-her-zaman-sevilecek-87023</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ O her zaman sevilecek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/finansal-yeniden-yapilandirmada-kucuk-model-dar-geliyor-az-uygulaniyor-87016</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Finansal yeniden yapılandırmada küçük model: Dar geliyor, az uygulanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CENGİZ GÖĞEBAKAN - ALİ TAŞDEMİR </strong></p>
<p>Finansal yeniden yapılandırma (FYY) sisteminin temel amacı; gelir ve giderleri arasında vade uyumsuzluğu yaşadığı için geçici likidite sıkıntısına düşen işletmelerin, kredilerinin yapılandırılması suretiyle, faaliyetlerini sürdürebilmelerine imkân sağlanarak borç ödeme kabiliyetini geliştirenlerin tasfiye edilmeden, ekonomiye kazandırılmalarını sağlamaktır.</p>
<p>Bu amaç tüm ekonomik unsurların ortak hedefi olmalıdır. Zira yaşatılabilecek işletmelerde, gerekli iyileştirmelerin yapılmaması nedeniyle tasfiye olmalarına yol açılması yalnızca ortakların ve bankaların sorunu değildir: Üretimin, istihdamın, vergi gelirinin, tedarik zincirinin ve ticari güvenin birlikte kaybıdır.</p>
<p>Türkiye Bankalar Birliği tarafından hazırlanan ve mali kesimin büyük kısmının imzalayarak katıldığı FYY - Küçük Ölçekli Uygulama da bu anlayışın ürünüydü. Ancak yaygın sayıdaki küçük işletmelerin nakit akım uyumsuzluğunu giderip, borç ödeme gücünü geliştirirken, tüm tarafların çıkarını gözeterek kurulan bu model, bugün hem parasal sınırı hem de işleyişi bakımından güncellemeyi gerektiriyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9f9eacf3bd9-1788845741.png" alt="" width="632" height="152" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9f9eb9afafa-1788845753.png" alt="" width="318" height="140" /><strong>2019’da 25 milyon TL, 2021’de 100 milyon TL</strong></p>
<p>FYY’nin bugünkü yasal zemini, 19 Temmuz 2019’da yayımlanan 7186 sayılı Kanun’un 17’nci maddesiyle Bankacılık Kanunu’na eklenen Geçici 32’nci maddeye dayanıyor.</p>
<p>O tarihte, bankalar ve diğer mali kurumlara 25 milyon TL’nin altında kredi borcu bulunan şirketler (FYYÇA’nın imzalanma tarihinde ki ABD Doları karşılığı yaklaşık 4 milyon dolara, enflasyona göre eskalasyon yapılırsa bu tutar 250 milyon TL’yi bulmaktadır) FYY - Küçük Ölçekli Uygulama kapsamında yapılandırılırken, 25 milyon TL ve üzerinde borcu bulunanlar ise FYY - Büyük Ölçekli Uygulama kapsamında değerlendiriliyordu.</p>
<p>Ekonomik gelişmeler üzerine, Temmuz 2021’de çerçeve anlaşmaları revize edildi ve FYY- Küçük Ölçekli Modelin uygulama sınırı, Mali Kuruluşlara olan borç toplamı 25 milyon TL’den 100 milyon TL’ye çıkarılarak, 8 Temmuz 2021 tarihli revize FYY Çerçeve Anlaşması imzalandı. (imza tarihi itibariyle olan 100 milyon TL yaklaşık 11,5 milyon dolara denk geliyordu)</p>
<p>2021’de yapılan bu artış doğruydu; çünkü ekonomik gerçeklik, bu süre içinde 25 milyon TL’lik sınırı aşındırmıştı. Ancak aynı güncelleme refleksi sonraki yıllarda gösterilmedi. Böylece, 2021 de küçük ve orta ölçekli işletmeler için anlamlı olan 100 milyon TL, günümüze değin hiç güncellenmeyerek, bugün çok sayıda işletmeyi modelin dışında bırakan sembolik bir rakama dönüştü.</p>
<p><strong>FYY Küçük Model rasyonel araçlar içeriyor</strong></p>
<p>Halen geçerli olan 2021 tarihli FYY Çerçeve Anlaşmasıyla düzenlenen - Küçük Model; finansal ölçek açısından küçük - kompleks olmayan işletmelerin, geçici nakit açıklarından kaynaklanan finansal yeniden yapılandırılma ihtiyaçlarına; daha kısa sürelerde - sabit parametre alternatifleri içeren, tüm taraflar için rasyonel kural setlerine dayanarak yapılandırılmalarına imkan sağlayabilen bir altyapıdır.</p>
<p>İşletmeler en büyük ilk üç alacaklı mali kuruluştan birini başvuruyor. Alacak tutarı bakımından üçte iki çoğunluk alacaklı kuruluşun olumlu görüşü sağlandığında sözleşme kurulabiliyor; bu çoğunluğun kabulü, çerçeve anlaşmasını imzalamış alacaklıların tamamını bağlıyor. On iş günü içinde görüş bildirmeyen alacaklı kuruluşun görüşünün olumlu kabul edilmesi de süreci hızlandırmayı amaçlayan önemli bir düzenleme.</p>
<p>Yapılandırma seçenekleri de işletmenin nakit üretme döngüsüne göre çeşitleniyor, aslında tam bir kazan / kazan durumu söz konusu; yapılandırmada vade aşağıda ki gibi esnek belirlenebiliyor.</p>
<p>Ayrıca taksitlerin aylık olması esas olmakla birlikte, sektörel olarak değişen faaliyet döngülerine dayanan fon sağlama imkânları dikkate alınarak, 3 ay-6 ay gibi daha uzun taksit aralıkları belirlenebilmektedir.</p>
<p>Faiz oranları ise müşterinin tercihine göre sabit veya değişken olabilmektedir. Sabit faiz olması durumunda alacaklı bankaların günün koşullarına göre müşteri bazında belirleyeceği oran dikkate alınacaktır. 36 ayı aşan vade belirlenmesi durumunda faiz oranı değişken olarak belirlenecektir. Değişken Faiz oranları tablo 2’deki şekilde düzenlenmiştir.</p>
<p>Not: FYY - Küçük Model’deki vadeye göre değişken faiz oranlarındaki spreadlerin, konjonktüre göre düşük kalabildiği değerlendirilebilir, piyasa koşullarına göre spreadlerde de güncelleme yapılabilir. Ya da, KOBİ’ler için pozitif ayrımcılık yapılarak aynen devam etmesi de değerlendirilebilir.</p>
<p><strong>Diğer sorun ise, aracın yokluğu değil, aracın çalıştırılmamasıdır...</strong></p>
<p>Buna rağmen uygulama rakamları Küçük Model’in ne kadar sınırlı kullanıldığını gösteriyor. Türkiye Bankalar Birliği’nin Haziran 2026 tarihli FYY Aylık Rapora göre 2019 -Haziran 2026 tarihleri küçük ölçekli uygulamada kapsama alınan firma sayısı kümülatif olarak 108 adet ve yapılandırılan firma sayısı ise yalnızca 48 adet. Yapılandırılan borç tutarı ise 840 milyon TL’de kalmış durumda.</p>
<p>Bu tablo, Türkiye’de finansal sıkıntı yaşayan küçük ve orta ölçekli işletme sayısının az olduğunu değil; modelin uygulanmasının ihtiyacı olan işletme hedef kitlesine ulaşılamadığını düşündürüyor.</p>
<p>Küçük modelin uygulanmasının önündeki, en büyük engel kuşkusuz 2021 yılından beri değiştirilmeyen 100 milyon TL sınırıdır.</p>
<p>İlk yapılması gereken, 100 milyon TL’lik sınırı bugünün ekonomik gerçekliğine taşımaktır. Yalnızca dolar kuru karşılığı esas alındığında dahi yaklaşık 544 milyon TL’ye ulaşan tutar (TL enflasyon oranlarıyla 750 milyon TL), en azından 500 milyon TL düzeyinde yeniden belirlenmelidir.</p>
<p>Ancak bir defalık artış sorunu kalıcı olarak çözmez, FYY-Küçük Model kapsamına girecek işletmelerin mali borç üst limitinin; Kur-enflasyon veya uygun bir karma endekse (Ör; her yıl resmi olarak kullanılan yeniden değerleme oranı ile) bağlı olarak her yıl otomatik güncellenmesi daha doğru olacaktır.</p>
<p>Böylece; yaygın uygulaması sağlanırsa, Firma-banka-kamu-piyasa-çalışan... kısaca her tarafın kazanacağı üst sınırı, her yıl yapılacak bir güncelleme yöntemi ile birkaç yıl sonra aynı tartışmayı yeniden yapmak zorunda kalmayız.</p>
<p><strong>Bir işletmeyi yaşatmak, bir ekonomik ağı yaşatmaktır</strong></p>
<p>Küçük Model hakkıyla çalıştırılır ve sınırı güncellenirse bundan yararlanabilecek çok sayıda işletme vardır. Bu işletmelerin faaliyetlerine devam etmesi, yalnızca kendi çalışanlarının işlerini koruması anlamına gelmez. Her işletme; tedarikçisi, bayisi, nakliyecisi, hizmet aldığı küçük esnafı, müşterisi ve bulunduğu bölgenin ticari hayatıyla birlikte bir ekonomik ağdır.</p>
<p>Yaşayan işletme üretmeye, sipariş vermeye, ücret ödemeye, vergi ve SGK primi yaratmaya devam eder. Tedarik zincirindeki alacakların tahsil kabiliyeti korunur; domino etkisiyle başka işletmelerin finansal sıkıntıya sürüklenmesi önlenir. Üretim kapasitesinin ve ihracat bağlantılarının kaybedilmemesi, ülkenin katma değer üretimine de katkı sağlar.</p>
<p>Bankalar açısından da çalışan bir şirketten zamana yayılmış tahsilat, çoğu durumda hızla tasfiyeye gidilmesinden daha sağlıklı bir sonuç üretebilir. Takibe dönüşen alacakların, karşılık yükünün ve uzun hukuki süreçlerin azaltılması finansal sistemin kaynaklarını yeni kredilere ayırabilmesini kolaylaştırır. Kamu açısından ise kapanan işletmenin yaratacağı işsizlik, vergi kaybı ve sosyal maliyet yerine üretimin devamından doğan gelir ve istikrar korunur.</p>
<p>Bunun bir başka sonucu da girişimcilik sermayesinin korunmasıdır. Bir şirket yalnızca bilançosundaki makine ve stoktan ibaret değildir; yıllar içinde oluşan müşteri ilişkileri, çalışan deneyimi, üretim bilgisi, marka değeri ve pazar ağı da ekonomik varlıktır. Tasfiye bu birikimi parçalarken, doğru yeniden yapılandırma onu yeniden üretken hâle getirir.</p>
<p><strong>Sonuç: Küçük Model’in mali borç limitini güncellemenin tam zamanıdır, </strong></p>
<p><strong>Küçük Model’i daha etkin çalıştırmak için, biraz daha büyük düşünmek gerekiyor.</strong></p>
<p><strong>Küçük Model’in amacı Çerçeve Anlaşması’nda açıkça yazıyor: “....Geçici finansal sorun yaşayan borçluların, yükümlülüklerini yeniden yerine getirebilmelerine ve istihdama katkıda bulunmaya devam etmelerine imkân sağlamak....”</strong></p>
<p><strong>Sorun amaçta değil; yapılandırma uygulamasına girecek mali borç üst limitinin güncellenmemesinde ve etkin uygulama sağlanamamasındadır.</strong></p>
<p>Oysa ki; hem sonuç alma süreleri hem de vade ve faiz oranı alternatifli uygulamaları ile ne borçluyu ne de alacaklının çıkarlarını zedelemeyecek rasyonel uygulamalardır. Bunun aksini düşünenler yaygın olursa, revize etmek de bir alternatiftir. </p>
<p>2021’in 100 milyon TL’sini,  2026’da hâlâ aynı rakamla uygulamak, görünüşte kuralı korurken, gerçekte kapsamı daraltmaktır. Bugün ihtiyaç duyulan şey yeni bir fikir icat etmek değil; var olan doğru fikri ekonomik gerçekliğe uyarlamak ve çalıştırmaktır.</p>
<p>KOBİ’lerin dünyasında zaman çok hızlı akar. Bir KOBİ’nin aylarca masada bekleyecek nefesi yoktur. Bu altı ayak üzerinde yeniden kurulan bir Küçük Model, çok sayıda işletmeye yalnızca zaman değil, gerçek bir çıkış yolu sağlayacaktır.</p>
<p>Bir işletmenin yeniden ayağa kalkması, tek bir bilançonun düzelmesi değildir. Üretimin, istihdamın, vergi gelirinin, ticari güvenin ve geleceğe dair ümidin birlikte korunmasıdır.</p>
<p>FYY-Küçük Modelin yaygın ve etkin kullanılmasının, tüm ekonomik aktörlere sağlayacağı faydalar kapsamında değerlendirilmesi arz olunur.</p>
<p><strong>2021 deki 100 milyon lira neden, artık 100 milyon lira değil?</strong></p>
<p>Rakamın reel hayattaki karşılığını görmek için karmaşık bir modele ihtiyaç yok. Son Çerçeve Anlaşması’nın tarihi olan 8 Temmuz 2021’de TCMB’nin ABD Doları döviz satış kuru 8,6813 TL idi. Buna göre 100 milyon TL, yaklaşık 11,5 milyon dolara karşılık geliyordu.</p>
<p>TCMB’nin son açıklanan 24 Temmuz 2026 tarihli gösterge niteliğindeki dolar satış kuru 47,2497 TL. 2021’deki yaklaşık 11,5 milyon dolarlık karşılığı bugüne taşıdığımızda 544 milyon TL civarında bir tutara ulaşıyoruz.</p>
<p>Burada bir enflasyon hesabı değil, yalnızca döviz kuru üzerinden bir karşılaştırma yapıyoruz, TL Enflasyonuna göre yapılan eskalasyona göre tutar yaklaşık 750 milyon TL olarak hesaplanabilecektir.</p>
<p>Sonuç olarak; 2021 den beri hiç güncellenmeyen FYY-Küçük Model’in 100 milyon TL’lik eşiği ekonomik gerçeklikle bağını kaybetmiştir.</p>
<p>Şu kritik soruyu sormak zorundayız: 2021’de küçük ölçekli sayılan ve 11,5 milyon dolar karşılığı TL borç taşıyan bir işletme, aynı ekonomik büyüklüğünü koruduğu hâlde, bugün neden FYY - Küçük Model’in dışında kalsın?</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/finansal-yeniden-yapilandirmada-kucuk-model-dar-geliyor-az-uygulaniyor-87016</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/6/1280x720/borc-1788845786.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Finansal yeniden yapılandırmada küçük model: Dar geliyor, az uygulanıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-87004</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi Masası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Gram ve ons altın yılı hangi seviyelerden tamamlayacak? | Ekonomi Masası | 08 Eylül" src="https://www.youtube.com/embed/jXMPU3CqZs0" width="750" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-87004</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/4/1280x720/seref-oguz-senay-zeren-1788842092.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kendi-yayinevini-kurdu-yedi-yilda-alti-kitaba-imza-atti-86998</guid>
            <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> kendi yayınevini kurdu, yedi yılda altı kitaba imza attı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Her insanın yaşamında kırılma noktaları vardır. Çoğu zaman farkına varmadığımız. Yanımıza kadar gelir, omzumuza dokunur, sonra akar giderler. Yaşamın gidişatını değiştirme gücüne sahiptirler. Bir söz, bir rastlandı, bir tavır, bir yaşanmışlık hali...Kimileri şanslıdır bu konuda. Kaderine etki yapacağına inandığı işareti zamanında anlar, muhakeme eder, yapması gerekeni yapar.</p>
<p><strong>Şeyma Gizem Taşar</strong>, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde Jeofizik Mühendisliği Bölümü’nü bitirdiğinde aklında en sevdiği hocalarından birinin sözü vardı: <em>“Kızım, sen çok sosyal, dışa dönük yapıya sahipsin. Mühendislik sana göre değil, mutlu olamazsın”.</em></p>
<p>Yüksek lisansını Boğaziçi Üniversitesi’nde Ekonomi Finans alanında yaptı. İki iyi şirkette 10 yıla yakın proje finansmanı alanında çalıştı. Kariyeri yükseldikçe yaptığı işi daha çok sorgulamaya başladığı bir günde, telefondaki mesai arkadaşından gelen, <em>“İş üzerime üzerime geliyor. Çok yoğun bir gün. Sesin, anlattıkların bana çok iyi geldi”</em> şeklindeki sözler, yaşamının kırılma noktası oldu.</p>
<p>Şeyma Gizem Taşar, o gün <em>‘insana dokunmak’</em> olarak açıkladığı aydınlanmanın peşinden gitti. Uluslararası koçluk sertifikaları aldı, logoterapi ve DEHB koçluğu eğitimleri ile bambaşka ama hayatını anlamlı kılan serüvene yöneldi. Bugün 8 yıllık yaşam ve kariyer koçu olarak kendisine mutluluk veren bir mesleği sürdürüyor. Yanı sıra bir yazar ve aynı zamanda yayınevi sahibi Şeyma Gizem Taşar. İlk eseri, 2019’da yayımladığı <em>Yol Arkadaşım Mutluluk</em> kitabından sonra 5 kitabını kendi yayınevi <strong>BFG Yayıncılık</strong>’tan çıkardı. İmza attığı eserlerin ikisi çocuk kitabı. Tamamı kendi branşıyla ilgili kişisel gelişim kitapları, gözlemleri ve öyküler üzerinden derlenen çalışmaları içeriyor. Çocuk kitapları <em>Kerko’nun Maceraları </em>ve <em>Benim Hava Hava Dostlarım</em>’ın yanı sıra <em>Bir Varmış Bir Yokmuş</em> ile <em>Hep O Vardı</em> kitapları art arda okuru ile buluştu.</p>
<p>Yazar Taşar’ın yeni çıkan kitabı, farklı insan öykülerini kaleme aldığı <em>Kendimi Ararken Binbir Ayna</em> üzerinden çok çeşitli insan öykülerini konu ediyor. </p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9ec8e692267-1788791014.png" alt="" width="244" height="316" /><span style="color: #602424;"><strong>basılı eser hali devam edecek, teknolojinin </strong><strong>imkanlarından da yararlanmak gerekiyor</strong></span></p>
<p>Şeyma Gizem Taşar, bugün her yayınevi gibi sahanın sorunlarını çok yakından takip ediyor. En büyük gider kalemi olarak gördüğü kağıt ve dağıtım maliyetlerine vurgu yapıyor. Yine de, yazmaya ilişkin, ‘iç yüklerimizi boşaltmanın en güzel yolu’ diyor.</p>
<p>Şeyma Gizem Taşar, “Benim dünyamda yazmak ve yazılı eser ortaya koyma hali devam edecek. Basılı haldeki eserlerin kıymetini keşfeden nesildenim. Yine de söylemek isterim. Körler Vakfı Derneği’nde okudum bir önceki kitabımı. Üyeleri, sisteme girerek, hangi kitap konusu itibariyle ilgisini çeker ise tercih ediyorlar. Ben de kitabımı kendilerine kendi sesimden ulaştırdım. Bu durum günümüzde büyük bir ayrıcalık. Teknolojinin verdiği imkanlardan yararlanmak gerektiğini düşünüyorum. Kaldı ki bu durum her dönem için böyle oldu” diye anlatıyor.</p>
<p>Çocuk kitaplarının, edebiyat dünyasında çok özel, çok hassasiyet gösterilmesi gereken alan olduğunu dile getiren Şeyma Gizem Taşar, şöyle diyor: “Yeni kitaplarım tabii ki gelecek. İşim ile çok yakın bir durum, birbirini pekiştiriyor. Yanı sıra çocuk kitaplarım da devam edecek. "İnsan bir kez çocuk olur ve dünyaya hep o pencereden bakar’ sözünü çok seviyorum. Yani çocuklukta oluşuyor, düşünce sistemi. Çocuk kitapları, boş bir süngendir çocuk beyni, ne koyarsanız onu emiyor. Benim için en değer verdiğim alanlar arasındadır.”</p>
<p>İnsana dokunmanın temel yöntemlerinden biri olarak gördüğü mesleğini icra etmekten çok mutlu olduğunu dile getiren Şeyma Gizem Taşar, sözlerini şu cümlelerle bitiriyor: “Yaşamda her zaman bir seçme hakkınız var-ama kitapla ama seansla- insanlara bu hakkı anlatmak istiyorum. Yegâne derdim bu”.</p>
<p><span style="color: #843fa1;"><strong>DEHB’li insana uzanan </strong><strong>destek elleri artmalı</strong></span></p>
<p>Kendimi Ararken Binbir Ayna, Taşar’in yeni kitabı. Bir biriktirmenin eseri. Kendine danışan yüzlerce insandan birikenler, öykü öykü kaleme alınmış. Çok farklı sosyal statüden insan hikâyeleri, yaşanmışlıkları ve yanı sıra kurgusal karakterler sıra sıra geçiyor kitabın içinden. Çocukluğunda aile içi tacize uğrayan başarılı tiyatro oyuncusu da var, Türkiye’nin en zengin ailelerinden birinin ferdi de, ev hanımı da, Taşar’ın uzmanlık alanlarından Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) yaşayan danışanı da (Koçluk verdiği insanları böyle tanımlıyor) var, danışan eşi de. Bu arada yeri gelmişken DEHB yaşayan insanlardan da bahsetmemiz gerekiyor. Fark edilmiş, adı konmuş DEHB’li insandan çok daha fazla bu konudaki hissiyatı fark edilmemiş bir çoğunluk olduğunu ifade ediyor Şeyma Gizem Taşar. Aile içinde bilinse de saklandığından, işyerlerinde ise DEHB’li olan çalışanın istenmediğinden söz eden Taşar, “Oysa uzmanların görüşüne göra toplumun yüzde 30-40’lık bir kesimi dikkat eksikliği veya hiperaktivite bozukluğu, kısaca uyum sorunu yaşıyor” diyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kendi-yayinevini-kurdu-yedi-yilda-alti-kitaba-imza-atti-86998</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/8/1280x720/seyma-gizem-tasar-1788791095.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ kendi yayınevini kurdu, yedi yılda altı kitaba imza attı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/istanbulda-yarisi-bizden-kampanyasi-2027nin-sonuna-kadar-uzatildi-87002</guid>
            <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 18:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Erdoğan açıkladı: İstanbul&#039;da &#039;Yarısı Bizden&#039; kampanyası 2027&#039;nin sonuna kadar uzatıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ndeki Kabine Toplantısı'nın ardından millete seslendi.</p>
<p>Toplantıda adalet, ekonomi, şehircilik ve sokakların daha emniyetli hale getirilmesi başta olmak üzere birçok önemli konuyu istişare ettiklerini belirten Erdoğan, vatandaşların refah, huzur ve güvenliğini artıracak kararlar aldıklarını söyledi.</p>
<p>Bunlara geçmeden önce son toplantıdan bu yana millete hizmet mücadelelerinde neler yaptıklarını hatırlatmak istediğini dile getiren Erdoğan, "Biz tarihine sırt çeviren değil, 'Mazisi olmayanın istikbali olmaz' düsturuyla hareket eden bir kadroyuz. Bu topraklarda kurduğumuz son devletimiz olan Türkiye Cumhuriyeti'ni bir kopuş olarak değil, maziden atiye uzanan binlerce yıllık yolculuğumuzun en nadide halkası olarak görüyoruz. Milletimizin, medeniyetimizin yüzyıllara sari köklü tarihini 100-150 sene öncesiyle başlatan inkarcı yaklaşımları kabul etmiyoruz. Selçuklu'yu, Osmanlı'yı yok sayıp eski Türk tarihinden tek hamlede Cumhuriyet'e atlayan tarih okumalarını da kesinlikle iyi niyetli bulmuyoruz. Bunlar, Türkiye'yi ve Türk milletini asli kimliğine yabancılaştırmaya çalışan ruhsuz, köksüz ve hatta İslamsız bir millet hayali gören son derece tehlikeli, son derece art niyetli toplumsal mühendislik projeleridir." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"Ecdadın ayak izlerini takip etmeyi sürdüreceğiz"</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, tek parti döneminde bu tarz projelerin uygulanmak istendiğine işaret ederek "Ama milletimizi ruh kökünden koparmayı amaçlayan bu projelerin hiçbiri muvaffak olamamıştır. Bundan sonra da milletimiz asli kimliğine, zaferlerle dolu görkemli tarihine bir bütün olarak sahip çıkmaya devam edecektir. Biz de inşallah ecdadın ayak izlerini takip etmeyi sürdüreceğiz." diye konuştu.</p>
<p>Bu anlayışla son yıllarda Ahlat ve Malazgirt'te Okçular Vakfı'nın öncülüğünde çok anlamlı etkinlikler düzenlediklerini hatırlatan Erdoğan, bu sene de Kabine olarak, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve diğer siyasi parti liderlerinin katılımıyla Ahlat ve Malazgirt'te muhteşem bir buluşmaya imza attıklarını söyledi.</p>
<p>Erdoğan, Muş ve Bitlis başta olmak üzere farklı illerden gelenlerle Malazgirt Zaferi'nin 955. yıl dönümünü bir kez daha gururla kutladıklarını, Sultan Alparslan ve kahraman ordusuyla birlikte "ilayi kelimetullah davası" uğrunda can veren tüm şehitleri şükranla yad ettiklerini belirtti.</p>
<p><strong>"Türkiye, her hukuksuzluğun karşısındadır"</strong></p>
<p>Malazgirt'ten verdikleri mesajların muhataplarına ulaştığını sonrasında çıkan seslerden gördüklerini dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:</p>
<p>"Şunu bir defa açık ve net söylemek isterim; bizim vakur, soğukkanlı tavrımız kimseyi farklı hayallere sürüklemesin. Kılıç şakırtıları altında can alıp can vererek kendimize yurt eylediğimiz bu topraklarda kimseye ameliyat yaptırmayız. Aynı şekilde bölgemizde ülkemizi çevrelemeye dönük hasmane adımları tribünden seyretmeyiz.</p>
<p>Türkiye, hiçbir ülkenin, hiçbir toplumun, hiçbir inanç ve kültürün karşısında değildir. Olması da zaten düşünülemez. Fakat Türkiye, her hukuksuzluğun, her haksızlığın, her zorbalığın, kimden gelirse gelsin her haydutluğun karşısındadır. Olmaya da devam edecektir. Tekrar söylüyorum, kategorik olarak kimseye düşmanlık beslemiyoruz. Tam tersine, içinde bulunduğumuz zor coğrafyada bağımsız, istikrarlı ve müreffeh bir devlet olarak yolumuza devam etmek istiyoruz. Bunun önünün kesilmesine asla fırsat vermeyeceğiz. Ülkemizin güçlenmesinden, bölgesinde barış ve istikrarın tesisi için çaba sarf etmesinden rahatsız olanlar bizi yolumuzdan geri döndüremezler. Hiç şüpheniz olmasın, tarihin akışını değiştirmeye kimsenin gücü yetmez. Türkiye, dostlarıyla el sıkışacak, akrabalarıyla kucaklaşacak, kardeşleriyle yeniden kenetlenecektir. Türkiye'ye dost olan kazanacak, husumet besleyen ise kaybedecektir. İttifak ve ittihat siyasetimiz doğrultusunda gönül coğrafyamızın tamamında birlik ve dirliğin kök salması için çalışmakta kararlıyız. Bunda da en küçük bir tereddüt göstermeyeceğiz."</p>
<p>Diyanet İşleri Başkanlığının 28 Ağustos'ta Mevlid-i Nebi Haftası münasebetiyle İstanbul'da düzenlediği programa iştirak ettiğini anımsatan Erdoğan, "Siret ve suretiyle, veladet ve nübüvvetiyle kurtuluşa susayan gönüllere ferahlık veren Hatemül Enbiya Efendimizin güzel ahlakını Kur'an ve sünnet ışığında bir kez daha tefekkür ettik. Bu vesileyle Peygamber Efendimizin yeryüzüne teşriflerinin 1501. sene-i devriyesinin milletimiz, ülkemiz, İslam coğrafyası ve tüm insanlık için hayırlara kapı aralamasını Rabb'imden niyaz ediyorum." dedi.</p>
<p><strong>Girne ve Silivri açıklarındaki gemi kazaları</strong></p>
<p>Erdoğan, bu yıl 30 Ağustos Zafer Bayramı'nı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden gelen bir kaza haberinin gölgesinde kutladıklarını hatırlatarak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Girne'den Taşucu'na giden bir yolcu gemisinin alabora olması sebebiyle yaşanan elim kazada 239 kardeşimiz kurtulurken maalesef 14 kardeşimiz vefat etti. 14 kardeşimiz ise halen kayıp durumda. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile işbirliği içerisinde halihazırda 9 gemi ve 11 hava aracıyla arama çalışmalarına destek veriyoruz. Kaza sonrasında Kuzey Kıbrıs makamları tarafından soruşturma açılmış, geminin kaptanı dahil 8 mürettebat gözaltına alınmıştır. Yargı süreci, resmi kurumlarımızca yakından takip edilmektedir.</p>
<p>Aynı şekilde 2 Eylül'de, Silivri açıklarında insan kaynaklı hatalar nedeniyle meydana geldiği anlaşılan çarpışma sonucu batan kuru yük gemisindeki 10 mürettebatla ilgili arama kurtarma çalışmalarımız da devam ediyor. Bugün bir kez daha kazazedelerimize geçmiş olsun diyor, hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah'tan rahmet, ailelerine sabır diliyorum."</p>
<p><strong>"Türkiye'nin teşkilat için taşıdığı önemi vurguladık"</strong></p>
<p>Bu yıl 104'üncü yıl dönümü kutlanan Büyük Zafer'in zorluklar karşısında milletin mücadele azmini gösteren önemli bir referans olduğunu belirten Erdoğan, milletin 30 Ağustos'ta istiklal ve istikbalinden asla taviz vermeyeceğini, namusunu kimseye çiğnetmeyeceğini tüm dünyaya gösterdiğini söyledi.</p>
<p>Erdoğan, 26 Ağustos 1071'de Sultan Alparslan ve ordusunun açtığı Anadolu kapısının 30 Ağustos 1922'de müstevlilerin yüzüne ilanihaye kapandığını ve ebediyen kapalı kalacağını vurgulayarak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye, tarihi ve kültürel birikimiyle büyük iktisadi ve beşeri potansiyeliyle dünyada yıldızı giderek parlayan bir ülkedir. Millet olarak üç kıtaya yayılmış büyük bir imparatorluğun mirasçılarıyız. Çok geniş bir coğrafyayla tarihi bağlarımız, akrabalık ilişkilerimiz var. Günümüzün dünyasında toplumlar arası yakınlaşmanın ticari ve kültürel bağları güçlendirmenin ne kadar önemli olduğunu çok iyi biliyoruz. Bu anlayışla dış politikada Türkiye'yi ve Türkiye'nin çıkarlarını merkeze alan bir yaklaşımla tüm ülkelerle işbirliğimizi ilerletmenin gayretindeyiz. Diyalog ortağı olduğumuz Şanghay İşbirliği Teşkilatı, son yıllarda ilişkilerimizin yoğunlaştığı bölgesel kuruluşların başında gelmektedir."</p>
<p>Şanghay İşbirliği Örgütü'nün 4 milyarı bulan nüfusu ve 35 trilyon dolara varan ekonomisiyle çok güçlü bir potansiyeli bünyesinde barındırdığına dikkati çeken Erdoğan, şunları ifade etti:</p>
<p>"Bizim de sadece teşkilat üyesi ülkelerle ticaret hacmimiz yıllık 150 milyar dolara yaklaşıyor. Bu rakamı daha dengeli bir yapıda artırmak istiyoruz. Teşkilatın 1 Eylül tarihinde Bişkek'te icra edilen liderler zirvesine iştirak ederek, bu irademizi teyit etmiş olduk. Bizim açımızdan verimli geçen zirvede enerji güvenliği ve bağlantısallık başta olmak üzere Türkiye'nin teşkilat için taşıdığı önemi vurguladık. Tehdit ve sınamaların etkisinde yeniden şekillenen uluslararası sistemde teşkilatın çok kutupluluğa yaptığı katkıları detaylıca değerlendirdik. Zirve kapsamında ayrıca aralarında Rusya Devlet Başkanı Sayın Putin'in de bulunduğu birçok devlet ve hükümet başkanıyla görüşmelerimiz oldu. Birleşmiş Milletler'in tamamlayıcısı olarak gördüğümüz Şanghay İşbirliği Teşkilatı ile münasebetlerimizi geliştirmeye devam edeceğiz."</p>
<p><strong>"Birçok ülkede petrol fiyatları tarihi seviyeleri görmüş durumda"</strong></p>
<p>Erdoğan, geride kalan haftada ekonomiye dair önemli verilerin açıklandığını anımsatarak, şöyle konuştu:</p>
<p>"İhracatta yakaladığımız ivmenin devam etmesinden büyük memnuniyet duyuyoruz. Ağustos ayı mal ihracatımız geçen yılın aynı ayına göre yüzde 8,1 artışla 23,5 milyar dolara yükseldi. Bu rakamla Ağustos ayı ihracatında rekor kırdık. İhracatımız 2026 yılının 8 ayında yüzde 4 artışla 185 milyar dolara çıktı. Yıllıklandırılmış ihracatımız ise yüzde 4,2 artışla 280,3 milyar dolara ulaştı. Sene sonu hedefimiz olan 282 milyar dolara sadece 1,7 milyar dolarlık fark kalmış oldu. Ağustos ayı ihracat rakamlarının hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Bu başarıda emeği geçen ihracatçılarımızı gönülden tebrik ediyorum. Enflasyon tarafında İran merkezli küresel krizin etkilerini tüm dünya gibi biz de hissediyoruz. Amerika dahil dünyanın birçok ülkesinde petrol fiyatları tarihi seviyeleri görmüş durumda. Bilhassa dizel fiyatlarında daha önce görülmedik artışlar yaşanıyor."</p>
<p><strong>"İsrail'in tahrikleriyle başlayan savaşın faturasını herkes ödemekte"</strong></p>
<p>Hürmüz Boğazı'ndaki düğüm çözülmediği sürece petrol fiyatlarındaki artışın herkesi zorlamaya devam edeceğini dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Burada şunu bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyorum. İsrail'in tertip ve tahrikleriyle başlayan savaşın faturasını sadece İran halkı, sadece kardeş körfez ülkeleri değil, ilgili ilgisiz herkes ödemektedir. Tüm bölgemize rahat bir nefes aldıran İslamabad Mutabakatı'nı akim bırakan da yine İsrail'in yalanları ve sabotajlarıdır. En küçük bir barış ihtimalini bile kendisine tehdit gören bu radikal zihniyet değişmedikçe, bölgemizdeki kriz fırtınası dinmeyecektir. Bu gerçekler ışığında hedeflerimizde bazı ayarlamalar yapıyor olsak da Türkiye ekonomisini kalkınma ve büyüme rotasında tutmayı sürdürüyoruz. Dün açıkladığımız Orta Vadeli Program bunun en son örneğidir."</p>
<p><strong>"Üretimi önceleyen politikalarımızda değişiklik söz konusu değil"</strong></p>
<p>Erdoğan, Orta Vadeli Program'la ekonomide gelecek 3 yıla ait yol haritasını kamuoyuyla paylaştıklarını anımsatarak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Orta Vadeli Program ile tarım ve sanayi sektörleriyle turizm başta olmak üzere hizmetler sektörümüzün güçlendirilmesi, yüksek teknoloji ve katma değere dayalı üretimin artırılması, ihracat kapasitemizin geliştirilmesi ve ekonomimizin rekabet gücünün daha ileri seviyelere taşınması yönündeki politikalarımızı ortaya koyduk. Jeopolitik risk ve belirsizliklerden kaynaklanan sıkıntılara rağmen yatırımı, istihdamı, üretimi ve ihracatı önceleyen politikalarımızda hiçbir değişiklik söz konusu değildir. Aynı şekilde, enflasyonla mücadeledeki kararlı duruşumuz sürecektir. Milletimizin refahını artıracak, ekonomimizin yapısal sorunlarına kalıcı çözümler üretecek adımları atmaya devam edeceğiz. Ekonomik güvenlikten iş ve yatırım ortamına, imalat sanayinden fiyat istikrarına, kamu maliyesinden ticaret, istihdam ve beşeri sermayeye Türkiye ekonomisini her alanda daha güçlü, daha rekabetçi ve daha dayanıklı bir yapıya kavuşturmak için ne gerekiyorsa yapacağız. Önümüzdeki 3 senenin makro ekonomik rotasını belirleyen Orta Vadeli Program'ın hazırlanmasına katkı sunan herkesi tebrik ediyor, programın ülkemiz, milletimiz ve ekonomimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum."</p>
<p><strong>COP31 Zirvesi</strong></p>
<p>Kabine Toplantısı'nda 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya'da düzenlenecek COP31 Zirvesi ile sosyal konut projesini ele aldıklarını belirten Erdoğan, dünyanın en büyük iklim diplomasisi platformlarından biri olan COP31'e başarıyla ev sahipliği yapmak için yürüttükleri hazırlıkların devam ettiğini söyledi.</p>
<p>Erdoğan, organizasyonun toplam 1,1 milyon metrekare büyüklüğe sahip Antalya EXPO alanında gerçekleştirileceğini hatırlatarak, "Bu alanı yeniliyor, altyapıdan ulaşıma, güvenlikten konaklamaya kadar her türlü hazırlığı yapıyoruz. Bu kapsamda Antalya'mızda trafiği de çok rahatlatacak bir adımı attık ve TOKİ'mizle 38 kilometrelik yol çalışmasını tamamladık." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Tüm bunların sadece COP31 için yapılmadığını dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Misafirlerimiz gidecek, zirve bitecek, ama bu yollar, bu yatırımlar, Ankara'da olduğu gibi milletimize kalacak, milletimiz tarafından uzun yıllar kullanılacak. EXPO alanı yenilenmiş haliyle Antalya'nın yeni cazibe noktası olacak. Dolayısıyla turizmcimiz, esnafımız, vatandaşımız, Antalya'mız, yani tüm ülkemiz kazanacak. 190'dan fazla ülkenin katılacağı, 100 bini aşkın ziyaretçinin beklendiği iklim zirvesini, tıpkı NATO Zirvesi gibi inşallah ülkemize yakışır şekilde icra edeceğiz."</p>
<p><strong>"Evleri, piyasa rayiçlerinin altında kullanımına sunacağız"</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Ev Sahibi Türkiye" diyerek yeni bir sosyal konut kampanyası başlattıklarını ve 81 ilde 500 bin sosyal konut inşa etmek için kuraları çektiklerini anımsattı.</p>
<p>Gelecek yılın mart ayı itibarıyla anahtarları teslim etmeye başlayacaklarını belirten Erdoğan, "Tabii bu proje kapsamında bir de kiralık konut projemizi açıklamıştık. İstanbul'da yapacağımız 100 bin sosyal konuta ek olarak 15 bin kiralık konutu da vatandaşlarımızla buluşturacağız. Kiralık konutlarımızla ilgili başvuruları 14 Eylül'de almaya başlıyoruz. İnşallah ekim ayında ilk 1000 kiralık konutumuzun kurasını çekeceğiz. Evleri, piyasa rayiçlerinin altında kira bedelleriyle vatandaşlarımızın kullanımına sunacağız." diye konuştu.</p>
<p>Erdoğan, "Yarısı Bizden" kampanyasıyla İstanbul'daki riskli yapıların dönüşümünü hızlandırdıklarını dile getirerek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bugüne kadar 108 bin 881 bağımsız bölümün dönüşümünü tamamladık. Yani 500 bine yakın vatandaşımızı sağlam konutlarına kavuşturduk. 435 bin 683 bağımsız bölümün de yapım süreçlerini başlattık. Yıl sonuna kadar bu sayıyı 500 binin üzerine çıkarmayı hedefliyoruz. Böylece sadece bu kampanyayla İstanbul'daki 2 milyon vatandaşımızı güvenli ve afetlere dirençli yuvalarına kavuşturmuş olacağız. İstanbullulara bir müjde daha vermek istiyorum, bu yıl sonu bitmesi planlanan 'Yarısı Bizden' projemizin süresini 31 Aralık 2027 tarihine kadar uzatıyoruz. Gelecek yıl da kentsel dönüşümden yararlanmak isteyen vatandaşlarımız 'Yarısı Bizden' kampanyamızdan faydalanabilecekler. Hayırlı, uğurlu olsun diyorum."</p>
<p><strong>"Her bir yavrumuza başarılar niyaz ediyorum"</strong></p>
<p>Erdoğan, Trendyol 2026 CEV Kadınlar Avrupa Şampiyonası finalinde İtalya'yı 3-2 mağlup ederek üst üste ikinci kez Avrupa şampiyonu olan "Filenin Sultanları"nı tebrik etti.</p>
<p>Okullarda uyum haftasının başlamasına işaret eden Erdoğan, "Uyum haftası kapsamında bugün dersbaşı yapan okul öncesi, ilkokul ve ortaokul birinci sınıf öğrencilerimizin tek tek gözlerinden öpüyor, her bir yavrumuza Rabb'imden üstün başarılar niyaz ediyorum." ifadesini kullandı.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:</p>
<p>"14 Eylül'de başlayacak 2026-2027 eğitim-öğretim yılının evlatlarımız, ailelerimiz, hocalarımız ve maarif teşkilatımız için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Geçtiğimiz aylarda yaşanan müessif hadiselerin tekrarlanmaması için aldığımız güvenlik tedbirlerini okullarımızda kararlılıkla uygulayacağımızı da altını çizerek ifade etmek istiyorum."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/istanbulda-yarisi-bizden-kampanyasi-2027nin-sonuna-kadar-uzatildi-87002</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/2/1280x720/erdogan-1788799973.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kabine toplantısı sonrası açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan,  &quot;Hedeflerimizde bazı ayarlamalar yapıyor olsak da Türkiye ekonomisini kalkınma ve büyüme rotasında tutmayı sürdürüyoruz. Dün açıkladığımız Orta Vadeli Program bunun en son örneğidir.&quot; dedi.  Bu yıl sonu bitmesi planlanan &quot;Yarısı Bizden&quot; projesinin süresini 2027 yıl sonuna kadar uzatılacağını dile getiren Erdoğan, &quot;İstanbul&#039;da yapacağımız 100 bin sosyal konuta ek olarak 15 bin kiralık konutu da vatandaşlarımızla buluşturacağız. Kiralık konutlarımızla ilgili başvuruları 14 Eylül&#039;de almaya başlıyoruz. İnşallah ekim ayında ilk 1000 kiralık konutumuzun kurasını çekeceğiz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/otomotiv-yan-sanayisine-rekabet-sorusturmasi-86999</guid>
            <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 17:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otomotiv yan sanayisine rekabet soruşturması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class=""> </div>
<div class="card-text">
<div id="habericerikDiv3" class=" v3HaberIcerikDiv ltr">
<p>Rekabet Kurulu, otomotiv yan sanayisi sektöründe faaliyet gösteren 37 teşebbüs ve 2 teşebbüs birliği hakkında soruşturma açılmasına karar verdi.</p>
<p>Kurum açıklamasında, TOSB Otomotiv Tedarik Sanayi İhtisas Organize Sanayi Bölgesi ve üyelerinin iş gücü piyasasına yönelik çalışan ayartmama anlaşmaları ve rekabete hassas bilgi değişimi yoluyla Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun'u ihlal ettikleri iddiasına yönelik olarak yürütülen önaraştırma, Kurul tarafından karara bağlandı.</p>
<p>İncelemelerde, teşebbüslerin söz konusu organize sanayi bölgesi ve Taşıt Araçları Tedarik Sanayicileri Derneği (TAYSAD) bünyesinde gerçekleştirilen toplantılar ve çeşitli iletişim vasıtaları aracılığıyla birbirlerinden çalışan istihdam etmemeye yönelik centilmenlik anlaşmaları içerisinde bulundukları belirtildi. Ayrıca, çalışan ücretleri ile diğer çalışma koşullarına ilişkin rekabete hassas bilgi değişiminde bulundukları yönünde yeterli şüphe oluştuğunun değerlendirildiği ifade edildi.</p>
<p>Bu uygulamaların rekabeti kısıtladığına ilişkin şüphelerin ciddi ve yeterli düzeyde olduğu kanaatine varıldığı kaydedilen açıklamada, haklarında soruşturma başlatılan teşebbüs ve birlikler şöyle sıralandı:</p>
<p>"A Raymond Bağlantı Elemanları Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, Aisin Otomotiv Parçaları Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi, Alba Kalıp ve Otomasyon Makinaları İmalatı Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, Assan Hanil Otomotiv Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi, Autoliv Cankor Otomotiv Emniyet Sistemleri Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi, Benteler Gebze Taşıt Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, Beyçelik Gestamp Otomotiv Sanayi Anonim Şirketi, Birinci Otomotiv Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi, Cavo Otomotiv Ticaret ve Sanayi Anonim Şirketi, Cengiz Makina Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi, Coşkunöz Metal Form Makina Endüstri ve Ticaret Anonim Şirketi, Denso Otomotiv Parçaları Sanayi Anonim Şirketi, Diniz Adient Oto Donanım Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi, Ecoplas Otomotiv Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi, Egebant Zımpara ve Polisaj Malzemeleri Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi, Eku Fren ve Döküm Sanayi Anonim Şirketi, Farba Otomotiv Anonim Şirketi, Fark Holding Anonim Şirketi, Farplas Otomotiv Anonim Şirketi, Ferro Döküm Sanayi ve Dış Ticaret Anonim Şirketi, Galsan Plastik ve Kalıp Sanayi Anonim Şirketi, İleri Mekanik Makina Kalıp İmalat Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi, Kanca El Aletleri Dövme Çelik ve Makina Sanayii Anonim Şirketi, Kaynak Tekniği Sanayii ve Ticaret Anonim Şirketi, Küçükoğlu Holding Anonim Şirketi, Mata Ahşap ve Otomotiv Sanayi Ticaret Anonim Şirketi, Parsan Makina Parçaları Sanayii Anonim Şirketi, Pimsa Otomotiv Anonim Şirketi, Tekno Kauçuk Sanayii Anonim Şirketi, Tırsan Treyler Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi, T.K.G. Otomotiv Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi, Tm Pressform Savunma Teknolojileri Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi, Toksan Yedek Parça İmalat Ticaret ve Sanayi Anonim Şirketi, Toyota Boshoku Türkiye Otomotiv Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi, Toyotetsu Otomotiv Parçaları Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi, Van Leeuwen Distribution Boru Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, Zf Sachs Süspansiyon Sistemleri Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi ünvanlı teşebbüsler ile sektörel teşebbüs birliği niteliğindeki TAYSAD Taşıt Araçları Tedarik Sanayicileri Derneği ile TOSB Otomotiv Tedarik Sanayi İhtisas Organize Sanayi Bölgesi."</p>
<p>Kurulca alınan soruşturma kararları, hakkında soruşturma açılan teşebbüslerin ilgili kanunu ihlal ettikleri ve yaptırımla karşı karşıya kaldıkları veya kalacakları anlamına gelmiyor.</p>
</div>
<div class="muhabirDiv">
<div> </div>
<div> </div>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/otomotiv-yan-sanayisine-rekabet-sorusturmasi-86999</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/6/1280x720/rekabet-kurulu-1765457426.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İş gücü piyasasına yönelik rekabet ihlallerine taraf oldukları şüphesiyle otomotiv yan sanayisi sektöründe faaliyet gösteren 37 teşebbüs ve 2 teşebbüs birliği hakkında soruşturma açılmasına karar verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/imsiaddan-kentsel-donusume-bes-dask-modeli-onerisi-87059</guid>
            <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 16:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> İMSİAD&#039;dan kentsel dönüşüme &#039;BES + DASK&#039; modeli önerisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Türkiye’nin deprem riski taşıyan yapı stokunun yenilenmesinde finansman sorununa dikkat çeken İnşaat Müteahhitleri Sanayici ve İş İnsanları Federasyonu (İMSİFED) ve İnşaat Müteahhitleri Sanayici ve İş İnsanları Derneği (İMSİAD) Başkanı Şeref Demir, Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) ile Zorunlu Deprem Sigortası’nın (DASK) bir arada değerlendirileceği uzun vadeli bir finansman modeli önerdi.</p>
<p>Demir, düzenli ve düşük tutarlı ödemelerin devlet katkısı ve fon getirileriyle değerlendirilerek yıllar içinde kentsel dönüşüm sermayesine dönüştürülebileceğini belirtti. Şeref Demir, kentsel dönüşümün deprem sonrasına bırakılmaması gerektiğini vurgulayarak, DASK’ın yalnızca hasar sonrasında ödeme yapan bir sigorta mekanizması olmaktan çıkarılıp dönüşüm için de kaynak üreten bir yapıya kavuşturulabileceğini söyledi. Demir, “DASK’ı aylık ödemelerle işleyen ve sürekliliği güvence altına alınmış bir sisteme dönüştürerek, vatandaşın yaptığı ödemelere BES’te olduğu gibi devlet katkısı sağlanabilir. Toplanan kaynakların profesyonel fonlarda değerlendirilmesiyle yıllar içerisinde önemli bir kentsel dönüşüm sermayesi oluşturulabilir” dedi.</p>
<h2>Birikim konuta bağlı olacak</h2>
<p>Modelin temel unsurlarından birinin birikimin kişiye değil, konuta bağlı olması gerektiğini ifade eden Demir, böylece yapının kendi dönüşüm finansmanını zaman içinde oluşturabileceğini kaydetti. Şeref Demir, “Bir konut için yıllar boyunca yapılan ödemeler, devlet katkısı ve fon getirileriyle birlikte büyüyecek. Yapı ekonomik ömrünü tamamladığında, riskli hale geldiğinde veya kentsel dönüşüm kapsamına girdiğinde oluşan birikim, yapının yeniden inşasında kullanılacak. Konut satıldığında ise birikim eski malik tarafından çekilmeyecek, konutla birlikte yeni hak sahibine devredilecek” diye konuştu. Demir, bu sistemle dönüşüm maliyetinin yapının riskli hale geldiği anda toplu bir yük olarak ortaya çıkmasının önüne geçilebileceğini, milyonlarca konutun sisteme dahil edilmesi halinde küçük ve düzenli ödemelerin uzun vadede büyük bir finansman kapasitesine dönüşebileceğine dikkat çekti. </p>
<p>Kentsel dönüşümün vatandaş, müteahhit veya belediyelerin tek başına çözebileceği bir sorun olmadığını ifade eden Demir, merkezi ve yerel yönetimler ile finans, sigorta, fon ve inşaat sektörlerinin ortak bir finansman modeli geliştirmesi gerektiğini kaydetti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/imsiaddan-kentsel-donusume-bes-dask-modeli-onerisi-87059</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/9/1280x720/imsiaddan-kentsel-donusume-bes-dask-modeli-onerisi-1788873007.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İMSİFED ve İMSİAD Başkanı Şeref Demir, kentsel dönüşümün finansman sorununa karşı BES ve DASK’ın bir arada çalışacağı yeni bir model önerdi. Demir, devlet katkısı ve fon getirileriyle uzun vadeli birikim oluşturulmasını, birikimin kişiye değil konuta bağlı olmasını ve yapı dönüştüğünde bu kaynağın yeniden inşada kullanılmasını istedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tren-bileti-bulamayanlar-icin-bos-yer-takip-butonu-devrede-86987</guid>
            <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 15:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tren bileti bulamayanlar için &#039;Boş Yer Takip Butonu&#039; devrede</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, TCDD Taşımacılık AŞ tarafından hayata geçirilen "Boş Yer Takip Butonu" özelliğine hakkında bilgi verdi.</p>
<p>TCDD Taşımacılık AŞ'nin dijital dönüşüm çalışmalarına bir yenisinin daha eklendiğini belirten Uraloğlu, "Trenlerde bilet bulamayan yolcuların iade, iptal veya başka nedenlerle yer açılması halinde otomatik olarak bilgilendirilmesini sağlayan 'Boş Yer Takip Butonu' özelliği hayata geçirildi." ifadesini kullandı.</p>
<p>Uraloğlu, yeni uygulamayla bilet bulamayan yolcuların seyahat etmek istedikleri tren için uyarı talebi oluşturabileceğine dikkati çekti. Söz konusu uygulamayla sağlanan avantajlara işaret eden Uraloğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Uygulamayla bilet bulamayan yolcularımız, trenler için sistem üzerinden e-posta adreslerini tanımlayarak, bilet satış ekranını sürekli kontrol etmesine gerek kalmayacak. Yolcularımızın iade, iptal veya başka nedenlerle yer açılması halinde anında haberdar olmalarını ve biletlerini kolayca satın almalarını sağlıyoruz. Dijital imkanları kullanarak vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştırmaya ve seyahat planlamalarını daha erişilebilir hale getirmeye devam ediyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>Bilet ve faturalara dijital erişimde</strong></p>
<p>Uraloğlu, TCDD Taşımacılık AŞ'nin e-belge dönüşüm çalışmaları kapsamında, 1 Eylül 2026 itibarıyla e-bilet ve e-fatura uygulamalarının da hayata geçirildiğini anımsatarak, e-Bilet uygulamasıyla yolcuların bilet satın alma işleminin ardından kendilerine gönderilen "Yolculuk Bilgilendirme" e-postasındaki PDF dokümanda yer alan bağlantı üzerinden e-biletlerine ulaşabildiklerini aktardı.</p>
<p>e-Fatura uygulamasıyla da taşımacılık hizmetlerinden yararlanan müşterilerin, faturalarına dijital ortamda erişebileceğini değinen Uraloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"Uygulama fatura oluşturma, iletme ve arşivleme süreçlerinde zaman ve maliyet avantajı sağlıyor. Kağıt, baskı ve fiziksel arşivleme ihtiyacını azaltarak, hem maliyetlerimizi düşürüyor, hem de doğal kaynakların daha verimli kullanılmasına katkı sunuyoruz. Hedefimiz, dijital imkanlardan daha fazla yararlanarak, demir yolu hizmetlerimizi vatandaşlarımız her yerden, her zaman ulaşılabilir ve işlemleri daha hızlı, kolay, verimli ve çevreci hale getirmek. Bu kapsamda, ilk 4 günde yaklaşık 286 bin e-bilet ve 1554 e-fatura düzenlendi."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tren-bileti-bulamayanlar-icin-bos-yer-takip-butonu-devrede-86987</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/yht.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, &quot;Trenlerde bilet bulamayan yolcuların iade, iptal veya başka nedenlerle yer açılması halinde otomatik olarak bilgilendirilmesini sağlayan &#039;Boş Yer Takip Butonu&#039; özelliği hayata geçirildi.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kobilere-75-milyon-liralik-kredi-86986</guid>
            <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 15:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> KOBİ&#039;lere 75 milyon liralık kredi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, KOSGEB tarafından yürütülen Küresel Rekabetçilik Destek Programı kapsamında sağlanacak finansman hakkında bilgi verdi. </p>
<p>Kacır, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda üreten, ihracat yapan ve dünyayla rekabet eden güçlü KOBİ'lerin, güçlü Türkiye'nin temeli olduğunu ifade ederek şunları kaydetti: </p>
<p>"KOSGEB eliyle yürütülen Küresel Rekabetçilik Destek Programı ile işletmelerimizin yüksek katma değerli üretim yapmalarını, uluslararası pazarlarda daha güçlü bir konuma ulaşmalarını ve sürdürülebilir büyümelerini destekliyoruz. 75 milyon liraya kadar kredi imkanı, 20 puanlık geri ödemesiz finansman desteği ve KGF kefaleti desteği sağlayacağız."</p>
<p>Bakan Kacır, programa, hızlı büyüyen ve ihracatını artıran işletmelerin yanı sıra AR-GE yatırımlarını artıran KOBİ'lerin, yüksek teknoloji alanında faaliyet gösteren orta ölçekli işletmelerin, HAMLE Programı kapsamında öncelikli ürünler listesinde yer alan ürünlere ilişkin faaliyet gösteren işletmelerin ve Turcorn 100 Programı kapsamındaki işletmelerin başvurabileceğini kaydetti.</p>
<p>Programın 2025 yılında yürürlüğe alındığını ve KOBİ'lere toplam 3 milyar lira finansmana erişim imkanı sağlandığını belirten Kacır, "Şimdi daha fazla işletmemizi küresel başarı hikayelerine ortak olmaya davet ediyoruz." ifadesini kullandı.</p>
<p>İşletmeler, destek programına 30 Eylül'e kadar KOSGEB'in internet sitesi üzerinden başvurabilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kobilere-75-milyon-liralik-kredi-86986</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/9/1280x720/para-tl-1774878057.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Küresel Rekabetçilik Destek Programı kapsamında işletmelere 75 milyon liraya kadar kredi imkanı, 20 puanlık geri ödemesiz finansman desteği ve KGF kefaleti sağlanacağını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/danimarkali-sirketle-toryum-icin-is-birligi-86983</guid>
            <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 13:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Danimarkalı şirketle toryum için iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının ilgili kuruluşu Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu (TENMAK) Danimarka merkezli Copenhagen Atomics ile  mutabakat zaptı imzaladı.</p>
<p>Bakanlık açıklamasına göre, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar'ın refakatinde imzalanan mutabakat zaptıyla toryumun yeni nesil nükleer teknolojilerde kullanılmasına yönelik çalışmalar yapılacak.</p>
<p>Bu çalışmalar sayesinde toryum bileşiklerinin yerli imkanlarla üretilmesi amaçlanıyor.</p>
<p>Mutabakat zaptıyla, Türkiye'nin sahip olduğu toryum kaynaklarının yüksek katma değerli nükleer teknolojilerde değerlendirilmesine yönelik yerli sanayi ve teknoloji paydaşları ile araştırmacıların sürece dahil edilmesi sağlanacak.</p>
<p>Çalışmaların öncelikli başlıklarından birini, toryumun yeni nesil nükleer reaktör teknolojilerinde, ergimiş tuz reaktörlerinde kullanılabilecek nitelikte Türkiye'de üretilmesine yönelik Ar-Ge ve projelendirme faaliyetleri oluşturacak.</p>
<p>Bu doğrultuda nükleer yakıt standartlarını karşılayan toryum bileşiklerinin yerli imkanlarla üretilmesi ve Türkiye'nin bu alanda uluslararası çapta etkin bir tedarikçi konumuna ulaşması hedefleniyor.</p>
<p>Danimarka merkezli Copenhagen Atomics, toryumun nükleer yakıt çevriminde kullanımına imkan sağlayabilecek dördüncü nesil reaktör konseptlerinden biri olan ergimiş tuz reaktörlerine yönelik Ar-Ge çalışmaları yürütüyor.</p>
<p>"Onion Core" adını verdiği modüler ergimiş tuz reaktörü konseptine yoğunlaşan Danimarkalı şirket, TENMAK ile yaptığı işbirliği çerçevesinde söz konusu teknolojiyi Türkiye'nin araştırma altyapısı, insan kaynağı ve sanayi kabiliyetleri açısından değerlendirecek.</p>
<p><strong>"Birçok ülke bu teknolojiyi geliştirmek için çalışıyor"</strong></p>
<p>Bakan Bayraktar, imza töreninin ardından mutabakat zaptına ilişkin yaptığı açıklamada, büyük ölçekli reaktörlerin yanı sıra son dönemde nükleerin yeni çağı olarak ifade edilen küçük modüler reaktörlerin de çok hızlı şekilde geliştiğini ifade etti.</p>
<p>Dünyada birçok ülkenin bu teknolojiyi geliştirmek için çalıştığını belirten Bayraktar, şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye de bu konuda önemli faaliyetler içerisinde ve birçok proje paralel bir şekilde yürüyor. Türkiye'deki yatırımcılar, bizim kamu kurumlarımızla beraber ortak bir şekilde bu projeleri yürütmeye gayret ediyorlar. Onun dışında, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızın ortaya koyduğu teşvik programı sayesinde ciddi bir ilgi oluşmuş durumda. Biz de 'farklı teknolojileri ülkemize nasıl kazandırabiliriz' düşüncesinden hareketle çalışıyoruz. Çünkü bu süreçte, bunların hangisi daha ileri gidecek ve gerçekten ticarileşecek önümüzdeki birkaç yıl içerisinde bu belli olacak."</p>
<p>Bayraktar, TENMAK ile Copenhagen Atomics arasında imzalanan mutabakat zaptının farklı bir özelliği olduğunu vurgulayarak, "Küçük modüler reaktörlerde, Copenhagen Atomics'in teknolojisinde toryum yakıtı öne çıkıyor. Toryum, çok yoğun bir şekilde ülkemizde bulunan, bu anlamda yakıtın dışa bağımlılığının olmayacağını düşündüğümüz bir teknoloji olduğu için ayrı bir önemi var. Bu işbirliği, ümit ediyorum netice verecek ve bu alandaki çalışmalar ileride ticarileşebilecek bir ürüne dönüşecek. Farklı bir yakıt, özellikle toryum olması açısından bu işbirliği önemli. TENMAK ve ilgili kurumlarımızla beraber bu ilgili şirket bu çalışmaları yürütecek." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/danimarkali-sirketle-toryum-icin-is-birligi-86983</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/3/1280x720/toryum-1788781334.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TENMAK, Danimarka merkezli Copenhagen Atomics ile nükleer enerjinin ham maddelerinden biri olan toryumun yenilikçi teknolojilerde kullanımı için mutabakat zaptı imzaladı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, &quot;Bu işbirliği, ümit ediyorum netice verecek ve bu alandaki çalışmalar ileride ticarileşebilecek bir ürüne dönüşecek.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/muze-ve-oren-yeri-ziyaretcisi-yuzde-68-artti-86981</guid>
            <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 12:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Müze ve ören yeri ziyaretçisi yüzde 6,8 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılına ait "Kültürel Miras İstatistikleri"ni açıkladı.</p>
<p>Buna göre Türkiye genelinde müze sayısı geçen yıl 2024'e kıyasla yüzde 4,4 artarak 664'e çıktı. Bu müzelerin 220'si Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde, 426'sı özel müze kategorisinde yer alırken Milli Saraylar Başkanlığına bağlı 18 müze faaliyet gösterdi. Ören yeri sayısı ise 148 oldu.</p>
<p>Müzelerdeki eser sayısı, geçen yıl bir önceki yıla göre yüzde 0,4 artarak 4 milyon 12 bin 294 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Bakanlığa bağlı müzelerdeki eser sayısı da bu dönemde yüzde 0,5 artarak 3 milyon 388 bin 462 olurken özel müzelerdeki eser sayısı yüzde 0,4 artışla 292 bin 271'e ulaştı. Aynı dönemde Milli Saraylar Başkanlığına bağlı müzelerdeki eser sayısı yüzde 0,5 azalarak 331 bin 561 oldu.</p>
<p>Bakanlığa bağlı müzelerdeki eserlerin yüzde 60,4'ü sikke, yüzde 27,8'i arkeolojik materyal, yüzde 6,7'si etnografik materyal, yüzde 3,5'i tablet olarak belirlendi.</p>
<p><strong>Ziyaretçi sayıları arttı</strong></p>
<p>Müze ve ören yeri ziyaretçi sayısı, geçen yıl bir önceki yıla göre yüzde 6,8 artarak 65 milyon 862 bin 639'a yükseldi. Ziyaretçilerin yüzde 52,9'u Bakanlığa bağlı müze ve ören yerlerini ziyaret etti.</p>
<p>Bakanlığa bağlı ücretli müze ve ören yerlerine gidenlerin sayısı 20 milyon 888 bin 733'ü bulurken bunun toplam ziyaretçiler içindeki payı yüzde 31,7 oldu.</p>
<p>Özel müze ziyaretçi sayısı yüzde 10,8 artarak 21 milyon 905 bin 335'e çıkarken Milli Saraylar Başkanlığına bağlı müze ziyaretçi sayısı ise yüzde 8,8 azalarak 9 milyon 122 bin 685'e geriledi.</p>
<p>Bakanlık tarafından satılan müze kartı sayısı 6 milyon 804 bin 917 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>En çok müze ziyareti İstanbul'da</strong></p>
<p>En yüksek müze ziyaretçi sayısına sahip iller sırasıyla 18 milyon 307 bin 485 ile İstanbul, 4 milyon 646 bin 357 ile İzmir ve 4 milyon 642 bin 683 ile Ankara olarak sıralandı.</p>
<p>Taşınmaz kültür varlıklarının sayısı 2025'te bir önceki yıla göre yüzde 2,6 artarak 130 bin 632'ye çıktı. Bu kültür varlıklarının en çok bulunduğu il 34 bin 558 ile İstanbul olurken bu ili 8 bin 120 ile İzmir ve 5 bin 332 ile Muğla takip etti.</p>
<p><strong>Sit alanı sayısı arttı</strong></p>
<p>Toplam sit alanı sayısı 2025'te bir önceki yıla göre yüzde 6 artarak 27 bin 703'e ulaşırken sit alanlarının yüzde 97,1'ini arkeolojik bölgeler oluşturdu.</p>
<p>Milli parkların sayısı 2025'te bir önceki yıla göre yüzde 2 artarak 50 oldu. Milli park alanı yüzde 3,2 artışla 942 bin 286 hektara ulaştı. Tabiat parkı sayısı yüzde 2,2 artarak 274 olurken tabiat parkı alanı yüzde 0,2 artışla 94 bin 294 hektar olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Tabiatı koruma alanı sayısı bir önceki yıla göre değişmeyerek 32 olurken tabiat anıtı sayısı da aynı kalarak 111 oldu.​​​​​​​​​​​​​​</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/muze-ve-oren-yeri-ziyaretcisi-yuzde-68-artti-86981</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/6/1280x720/5-yilda-muze-ve-oren-yerlerinde-94-milyar-liralik-gelir-1757229133.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in 2025 verilerine göre müze sayısı yüzde 4,4 artarak 664&#039;e yükselirken, müze ve ören yeri ziyaretçi sayısı yüzde 6,8 artışla 65 milyon 862 bini aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/otomotiv-ihracati-agustosta-28-milyar-dolar-86968</guid>
            <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 11:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Euro/TL ile enflasyon arasındaki fark tüm ihracatçıları olumsuz etkiliyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) verilerine göre, Türkiye ihracatının lideri otomotiv endüstrisinin ağustos ayı ihracatı 2 milyar 791 milyon dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Türkiye ihracatında birinci sıradaki yerini koruyan endüstrinin toplam ihracattan aldığı pay ise yüzde 11,9 oldu. Yılın ilk sekiz ayında otomotiv endüstrisi ihracatı ise 27,2 milyar dolar barajını aştı.</p>
<p>OİB Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yazıcı, “Euro/TL kur artışı enflasyona göre çok geride kalıyor, satışımız döviz ile ama giderlerimizin önemli bir kısmı TL bazında ve uzun süredir artarak devam eden euro/TL ile enflasyon arasındaki fark tüm ihracatçıları olumsuz etkiliyor” dedi.</p>
<p>Ağustos ayında en büyük ürün grubu olan Tedarik Endüstrisi ihracatı 1 milyar 208 milyon dolar olarak gerçekleşti. Yılın ocak-ağustos döneminde ise tedarik endüstrisi ihracatı 10 milyar 677 milyon dolara ulaştı ve toplam otomotiv ihracatından yüzde 39,2 pay aldı.</p>
<p>Ağustos ayında Binek Otomobiller ihracatı 626 milyon dolar, Eşya Taşımaya Mahsus Motorlu Taşıtlar ihracatı 521 milyon dolar, Otobüs-Minibüs-Midibüs ihracatı 189 milyon dolar ve Çekiciler ihracatı 184 milyon dolar oldu. Tedarik Endüstrisinde en fazla ihracat yapılan ülke Almanya oldu. </p>
<h2>Almanya liderliğini korudu</h2>
<p>Geçen ay Almanya, 489 milyon dolarlık ihracat rakamı ile en fazla ihracat yapılan ülke konumunu sürdürdü. Birleşik Krallık, 305 milyon dolarlık ihracat ile ikinci büyük pazar oldu. Üçüncü büyük pazar Fransa’ya yönelik ihracat ise 288 milyon dolar olarak gerçekleşti. Ağustos ayında Avrupa Birliği Ülkeleri yüzde 70 pay ile Ülke Grubunda ilk sıradaki yerini korudu. AB Ülkelerine ihracat ise 1 milyar 942 milyon dolar oldu. Diğer Avrupa Ülkeleri yüzde 13 pay ile ülke grupları arasında ikinci sırada yer aldı. Yılın ilk sekiz ayı bütününde ise AB ülkeleri yüzde 74 pay ve 20 milyar 60 milyon dolar ihracat ile en önemli pazar konumunu sürdürdü.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/otomotiv-ihracati-agustosta-28-milyar-dolar-86968</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/6/8/1280x720/kemal-yazici-1788791261.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Otomotiv endüstrisi, ağustos ayında 2 milyar 791 milyon dolarlık ihracatla ilk sırada yer alırken sektörün toplam dış satımdan aldığı pay ise yüzde 11,9 oldu. OİB Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yazıcı, “Euro/TL kur artışı enflasyona göre çok geride kalıyor, satışımız döviz ile ama giderlerimizin önemli bir kısmı TL bazında ve uzun süredir artarak devam eden euro/TL ile enflasyon arasındaki fark tüm ihracatçıları olumsuz etkiliyor” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kadin-kooperatifleri-icin-e-ticaret-platformlariyla-is-birligi-86963</guid>
            <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 10:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kadın kooperatifleri için e-ticaret platformlarıyla iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı ile Hepsiburada, N11, PttAVM, Pazarama ve Trendyol arasında, kadın kooperatiflerinin dijital pazarlara erişimini kolaylaştırmak ve e-ticaretteki rekabet güçlerini artırmak amacıyla işbirliği protokolü imzalandı. </p>
<p>Bakanlık açıklamasında, Bakanlığın kooperatiflerin üretim ve ticaret hayatındaki etkinliğini artırmaya, kadın emeğini daha görünür ve güçlü hale getirmeye yönelik çalışmalarını kararlılıkla sürdürdüğü ifade edildi.</p>
<p>Protokolün, 2025-2029 Türkiye Kooperatifçilik Stratejisi ve Eylem Planı kapsamında ele alındığı belirtilen açıklamada, "Ortaklarının çoğunluğu kadınlardan oluşan ve kadın emeğini değerlendiren kooperatiflerin dijital pazarlara erişimini güçlendirmek amacıyla Ticaret Bakanlığımız ile Hepsiburada, N11, PttAVM, Pazarama ve Trendyol arasında 'Ticaret Bakanlığı ve e-Ticaret Aracı Hizmet Sağlayıcıları Arasında Kadın Kooperatiflerini e-Ticaret Yoluyla Destekleme Protokolü' imzalandı." ifadelerine yer verildi.</p>
<p><strong>Kadın kooperatiflerine 5 yıl boyunca önemli avantajlar sağlanacak ​​​​​​</strong></p>
<p>Açıklamada, protokol kapsamında kadın kooperatiflerinin e-ticaret platformlarında daha kolay yer alması ve ürünlerini daha geniş pazarlara sunabilmesi için önemli destekler sağlanacağı bildirildi.</p>
<p>Bu kapsamda kadın kooperatiflerinin, protokole taraf e-ticaret platformlarına ücretsiz kaydolabileceği vurgulanan açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Kooperatiflerden alınacak komisyon oranı ilk 6 ay boyunca yüzde sıfır, takip eden 4,5 yıl boyunca ise yüzde 1 olarak uygulanacak. Kooperatif ürünleri, platformların 'ana sayfa bannerları', özel kategori alanları ve sosyal medya kampanyalarında öne çıkarılarak görünürlükleri artırılacak. e-Ticaret ortamlarında ürünleri bulunan kooperatifler için 'Kooperatif Ürünleri' etiketiyle özel görünürlük alanları oluşturulacak ve özel kampanya dönemleri düzenlenecek. Sağlanan bu imkanlarla kadın kooperatiflerinin dijital ticaret kanallarına girişlerinin kolaylaştırılması, satış ve pazarlama kapasitelerinin geliştirilmesi ve ürünlerinin Türkiye genelinde daha geniş tüketici kitlelerine ulaştırılması amaçlanıyor. İşbirliğinin, kadın kooperatiflerinin dijital dönüşümünü hızlandırmasının yanı sıra e-ticaret ekosistemindeki görünürlüklerini ve pazar paylarını artırmasına katkı sağlaması bekleniyor. Ticaret Bakanlığı olarak, üreten, istihdam sağlayan ve ekonomimize değer katan kadın kooperatiflerimizin yanında olmaya, kooperatiflerimizin dijitalleşmesini, pazara erişimini ve rekabet gücünü destekleyen politikaları kararlılıkla hayata geçirmeye devam edeceğiz."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kadin-kooperatifleri-icin-e-ticaret-platformlariyla-is-birligi-86963</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/2/1280x720/kadin-calisan-bilgisayar-zeka-muhendis-1758522519.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı ile Hepsiburada, N11, PttAVM, Pazarama ve Trendyol arasında imzalanan protokol kapsamında, kadın kooperatifleri e-ticaret platformlarına ücretsiz kaydolabilecek, kooperatiflerden alınacak komisyon oranı ilk 6 ay boyunca yüzde sıfır, takip eden 4,5 yıl boyunca yüzde 1 olacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ipard-iii-programi-gecen-ay-8445-milyon-lira-odendi-86962</guid>
            <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 10:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> IPARD-III programı: Geçen ay 844,5 milyon lira ödendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, IPARD-III Programı kapsamında yapılan ödemeler hakkında bilgi verdi. </p>
<p>Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Türkiye'nin üretim gücüne güç katmaya, kırsalı yatırımlarla kalkındırmaya devam ettiklerini vurgulayan Yumaklı, şunları kaydetti:</p>
<p>"IPARD III Programımız kapsamında ağustos ayı için 844,5 milyon lira hibe destek ödemesi gerçekleştirdik. Ülkemizin tarımsal potansiyelini büyütecek bu yatırımların sektörümüze hayırlı olmasını temenni ediyorum."</p>
<p>Paylaşımda yer verilen bilgiye göre tarım ve balıkçılık ürünlerinin işlenmesi ve pazarlanması ile ilgili fiziki varlıklara yönelik yatırımlara 372 milyon 227 bin lira, tarımsal işletmelerin fiziki varlıklarına yönelik yatırımlara 352 milyon 355 bin lira, çiftlik faaliyetlerinin çeşitlendirilmesi ve iş geliştirmeye ilişkin yatırımlara 93 milyon 733 bin lira, LEADER yaklaşımı ve yerel kalkınma stratejilerinin uygulanması kapsamında da 26 milyon 207 bin lira destek sağlandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ipard-iii-programi-gecen-ay-8445-milyon-lira-odendi-86962</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/6/1280x720/yumakli-1770294211.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, IPARD-III Programı kapsamında ağustosta üretici ve yatırımcılara 844,5 milyon lira hibe ödemesi yapıldığını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/igsasin-tarim-danisma-kurulu-ilk-toplantisini-yapti-86980</guid>
            <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İGSAŞ&#039;ın &#039;Tarım Danışma Kurulu&#039; ilk toplantısını yaptı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yıldızlar Yatırım Holding bünyesinde faaliyet gösteren tarım ve kimya şirketi İGSAŞ, ülke tarımına değer katmak ve sektörün sürdürülebilir gelişimini desteklemek amacıyla Tarım Danışma Kurulu'nu hayata geçirdi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, şirket yöneticileri ile finans, medya, akademi ve strateji alanlarından bağımsız uzman isimleri buluşturan kurul, "Tarımda Dönüşüm: İklim, Enerji, Tedarik Zinciri, Dijitalleşme ve Sürdürülebilirlik" teması etrafında bir araya geldi.</p>
<p>İlk toplantısını gerçekleştiren kurul, farklı disiplinlerden gelen uzmanlıkları ortak bir değerlendirme zemininde birleştirerek, tarım ekosistemine bütüncül bir perspektif kazandırmayı amaçlıyor.</p>
<p>Tarımda dönüşüm, iklim, enerji, tedarik zinciri, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik" başlığı altında gerçekleşen ilk buluşmada, küresel ve yerel tarım sektörünün mevcut durumunun kapsamlı bir şekilde masaya yatırıldı bildirildi.</p>
<p>Verilen bilgiye göre, iklim değişikliğinin yansımaları ve yeni karbon düzenlemelerinin sektöre etkilerinin yanı sıra enerji maliyetleri, tedarik zinciri dayanıklılığı ve dijital teknolojilerin sunduğu fırsatların değerlendirildiği toplantıda, gelecek dönemin öncelikli stratejik başlıkları tespit edildi.</p>
<p>Farklı uzmanlık alanlarının sunduğu zengin bakış açısını merkeze alan İGSAŞ Tarım Danışma Kurulu, düzenli toplantılarla çalışmalarına devam edecek. Yapılan değerlendirmelerin ve üretilen stratejik fikirlerin, İGSAŞ'ın uzun vadeli yol haritasına yön vermesinin yanında Türkiye tarımının küresel ölçekte rekabet edebilir ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşmasına da önemli katkılar sunması hedefleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/igsasin-tarim-danisma-kurulu-ilk-toplantisini-yapti-86980</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/0/1280x720/346646-1788780804.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İGSAS tarafından hayata geçirilen &quot;Tarım Danışma Kurulu&quot; ilk toplantısını gerçekleştirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/altek-alarkodan-batarya-hamlesi-hedef-69-ulkeye-ihracat-86955</guid>
            <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 08:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Altek Alarko’dan batarya hamlesi: Hedef 69 ülkeye ihracat</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Altek Alarko Enerji Genel Müdürü Hakan Aytekin, yenilenebilir enerjide yatırım iştahının güçlü olduğunu ancak şebekenin aynı hızda gelişmesi gerektiğini söylüyor: “Ülkemizde çok ciddi bir yatırım iştahı var ancak bağlantı kapasitelerimiz limite kadar dolu durumda.” Aytekin’e göre, yenilenebilir enerjide büyümenin önünü açacak kritik adımlardan biri, depolama. </strong></p>
<p>Türkiye’nin enerji dönüşümünde güneş ve rüzgâr yatırımları hızlanırken üretilen elektriğin ihtiyaç duyulan saate taşınması giderek daha kritik hale geliyor. Yenilenebilir enerji kapasitesi büyüdükçe, şebeke esnekliği ve depolama ihtiyacı da aynı ölçüde önem kazanıyor.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9e522127334-1788760609.png" alt="" width="277" height="245" />Altek Alarko Enerji Genel Müdürü Hakan Aytekin’e göre, önümüzdeki dönemde batarya teknolojileri enerji sisteminin dönüşümünde belirleyici bir rol üstlenecek. Altek Alarko da büyüme stratejisini bu dönüşüm üzerine kuruyor. Önümüzdeki beş yılda portföyüne 500 MW yeni yenilenebilir enerji kapasitesi eklemeyi hedefleyen şirket, bir yandan Orta ve Doğu Avrupa’da yeni yatırım fırsatlarını değerlendirirken, diğer yandan enerji depolama alanında önemli bir yatırıma hazırlanıyor. Alarko, dünyanın büyük batarya üreticilerinden Gotion ile kurduğu ortak girişim üzerinden Türkiye’de lityum-iyon pil ve şebeke ölçekli batarya sistemleri üretmeyi planlıyor.</p>
<p>Yatırımın hedefi yalnızca iç pazar değil. Üretimin yaklaşık yüzde 40’ının ihraç edilmesi ve Türkiye’de kurulacak tesisten 69 ülkeye ulaşılması hedefleniyor. Aytekin’in ifadesiyle, petrol ve karbon çağından elektrifikasyon çağına geçiyoruz. Türkiye için bu dönüşüm, enerji ithalatını azaltma fırsatı sunarken yeni bir ihtiyacı da öne çıkarıyor: Güçlü bir şebeke ve depolama. Hakan Aytekin ile Türkiye’nin enerji dönüşümünde şebekeden depolamaya uzanan darboğazları, bataryanın enerji sistemindeki yükselen rolünü ve Altek Alarko’nun Türkiye’den Avrupa’ya uzanan büyüme planlarını konuştuk.</p>
<p><strong>Hedef 5 yılda 500 MW yeni yenilenebilir kapasite</strong></p>
<p>“Altek Alarko, 1987 yılında kurulmuş Türkiye’nin ilk özel sektör elektrik üretim şirketlerinden bir tanesi. Bugüne kadar yaklaşık 300 MW kapasitede tesis kurup işlettik. Geçtiğimiz 5-6 yıl içerisinde Alarko Şirketler Grubu’nun aldığı stratejik dönüşüm kararıyla birlikte tüm yatırımlarımızı sürdürülebilir ve yenilenebilir enerjiye yöneltme kararı aldık. Şu anda iki hidroelektrik santralimizle üretime devam ediyoruz. Konya bölgesinde güneş santrallerimiz var. Bundan sonraki büyümemiz ağırlıklı olarak rüzgâr ve güneş enerjisinde olacak. Hedefimiz gelecek 5 yıl içerisinde 500 MW yeni kapasite kurmak. Yıllık 1 milyon megawatt saat bir üretime ulaşma gibi bir hedefimiz var. Portföyümüzü oluştururken hem pazar hem de kaynak çeşitlendirmesine gideceğiz. Orta ve Doğu Avrupa’da elektrik üretim santralleri araştırıyoruz. Yaklaşık beş yıl önce yenilenebilir enerjinin devam edebilmesinin en önemli dayanaklarından birinin batarya depolama teknolojileri olduğuna karar verdik. Bu yönde uluslararası firmalarla iş birliği görüşmelerine başladık ve 2025 yılında dünyanın önde gelen firmalarından biriyle ortak girişim şirketi kurduk. Ortağımızla birlikte Türkiye’de lityum-iyon pilden başlayarak şebeke ölçeğinde batarya ünitelerinin üretimine yönelik bir yatırım hazırlığımız var. Yatırıma başladıktan sonra birinci aşamayı dokuz ay içerisinde tamamlayabileceğimizi düşünüyoruz. Eş zamanlı başlayacak pil üretim tesisinin ise yaklaşık 24-30 aylık bir süresi var. Türkiye’nin batarya teknolojilerine çok ihtiyacı var ama biz bu tesisi sadece iç pazar için kurmuyoruz. Bu yatırımın hedefi aslında Avrupa. Öncelikli olarak Avrupa’ya ihracat amaçlı kurulan bir tesis.”</p>
<p><strong>Ortak girişim</strong></p>
<p>“Bu yatırım için Alarko Gotion Green Energy adı altında bir ortak girişim şirketi kurduk. Şirketin yüzde 60’ı Alarko Grubu’nun, yüzde 40’ı ise Gotion Grubu’nun. Gotion grubu da yüzde 40 iştirakini uluslararası yatırımlarını yönlendirdiği Singapur şirketi üzerinden yapıyor. Bu ortaklığın arkasında ciddi bir teknoloji var. Ortağımız, ‘Tier 1’ dediğimiz dünyanın en büyük 4-5 üreticisinden bir tanesi. Volkswagen yüzde 26 pay ile Gotion’ın ana hissedarı.</p>
<p>Türkiye’deki tesisimizden 69 farklı ülkeye ihracat yapma kapasitemiz var. Hedefimiz üretimin yaklaşık yüzde 40’ını ihracata yönelik gerçekleştirmek. Burada yerli sanayimizin güçlü olduğu birçok alan var. Konteynerden kablolamaya, yangın algılama ve söndürme sistemlerinden havalandırma ve klima sistemlerine kadar yan sanayimizden istifade etmek istiyoruz. Doğrudan yaratmayı planladığımız istihdam yaklaşık 600 kişi. Ama yan sanayiye baktığımızda belki on binlerce kişilik istihdama sebep olacak.”</p>
<p><strong>Yatırım iştahı var, bağlantı kapasitesi limite dayanmış durumda</strong></p>
<p>“Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 2035 yılına kadar koyduğu 120 GW yenilenebilir enerji hedefi var. Bu hedefe ulaşmak için yaklaşık 1 trilyon dolarlık yatırımdan bahsediyoruz. Bunun bir bacağı finansman. Ama iletim ve dağıtım şebekesinin de bununla paralel biçimde güçlendirilmesi gerekiyor.</p>
<p>Şu anda enerji yatırımcılarının en büyük sıkıntısı bağlantı kapasitesine erişebilmek. Ülkemizde çok ciddi bir yatırım iştahı var ancak bağlantı kapasitelerimiz limite kadar dolu durumda. TEİAŞ’ın Dünya Bankası ile iletim altyapısının güçlendirilmesine yönelik 700 milyon dolarlık bir anlaşması var. Türkiye’de ilk defa direkt akım iletim hatları tesis edilecek. Bunlar doğudan batıya, güneyden kuzeye üretimle tüketim arasındaki bağı kuracak.</p>
<p>Ancak üretilen enerjiyi ihtiyaç olan saatlere kaydırabilmenin yolu yine bataryaya gidiyor. Biz bataryayı bu açıdan çok stratejik görüyoruz. Yenilenebilir enerjinin en büyük dezavantajı, istediğiniz zaman istediğiniz miktarda üretememeniz. Güneşin yoğun olduğu saatlerde bu sene üç ay boyunca neredeyse sıfıra değen fiyatları gördük. İhtiyaç fazlası enerjiyi, ihtiyaç duyduğumuz akşam saatlerine taşıyamadık. İhtiyaç olan enerjiyi ihtiyaç olan saate kaydırabilmek için depolama üniteleri çok önemli. Bu, sisteme esneklik getiriyor ve sistemin yükünü alıyor. Avrupa’da bunun örneklerini görmeye başladık. Ülkemizin de buraya doğru gideceğini öngörüyoruz. Bugün olmasa bile yakın gelecekte piyasanın daha da liberalleşeceğini, tavan fiyatların bir miktar esnetileceğini ve tabanda negatif fiyatlara müsaade edileceğini düşünüyoruz.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>■ ELEKTRİFİKASYON TÜRKİYE İÇİN BÜYÜK BİR FIRSAT</strong></span></p>
<p>“Uluslararası Enerji Ajansı’nın raporlarına göre 2030-2035 döneminde enerji talebi bugüne göre yüzde 40-50 artacak. Geçtiğimiz yıl yenilenebilir enerjiden üretilen elektrik tarihte ilk defa fosil yakıtları geçmiş durumda. Geçtiğimiz çağ petrol ve karbon çağıydı. Önümüzdeki çağ ise elektrifikasyon çağı. Türkiye, OECD ülkeleri içerisinde enerji talebinin en hızlı arttığı ülkelerden biri. Veri merkezleri hayatımıza girdikçe, sanayide elektrifikasyon arttıkça ve elektrikli araçların payı yükseldikçe elektrik talebi de artacak.</p>
<p>Bu dönüşüm Türkiye için çok önemli. Çünkü Türkiye enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde 74-75’ini dış kaynaklardan sağlıyor. Oysa güneşimiz, rüzgârımız ve suyumuz var. Bunlardan daha fazla elektrik ürettikçe fosil yakıtlara, dolayısıyla enerji ithalatına olan ihtiyacımız da azalacak. Bizler de Alarko grubu olarak 2024 yılında sanırım ilk sürdürülebilirlik raporumuzu yayınladık. 2025 yılında bunları ölçülebilir olarak azaltıyoruz her yıl. 2050 yılında net sıfır sera gazı emisyonu hedefimiz var. Alarko Enerji grubu olarak da bu sene ilk defa gönüllü sürdürülebilirlik raporumuzu yayınlayacağız.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/altek-alarkodan-batarya-hamlesi-hedef-69-ulkeye-ihracat-86955</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Altek Alarko Enerji Genel Müdürü Hakan Aytekin, yenilenebilir enerjide yatırım iştahının güçlü olduğunu ancak şebekenin aynı hızda gelişmesi gerektiğini söylüyor: “Ülkemizde çok ciddi bir yatırım iştahı var ancak bağlantı kapasitelerimiz limite kadar dolu durumda.” Aytekin’e göre, yenilenebilir enerjide büyümenin önünü açacak kritik adımlardan biri, depolama. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/spknin-yeni-fon-duzenlemesi-olagan-suphelilerden-kucuk-yatirimciya-yeni-donem-86948</guid>
            <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 08:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> SPK&#039;nın yeni fon düzenlemesi: &#039;Olağan şüpheliler&#039;den küçük yatırımcıya yeni dönem</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>SPK’nın fonlarla ilgili yeni düzenlemesi bir haftadır yürürlükte ve piyasayı derinden sarsmaya devam ediyor. "Mıntıka temizliği" niteliğindeki bu kararlar bütünü, sadece dokunduğunu altın eden "olağan şüphelileri" değil, şişirilmiş hisselerin vaat ettiği yüksek kazanca aldanıp onların kayığına binen küçük yatırımcıları da zorluyor. Kusursuz fırtınadan BİST 30 hisseleri dahil herkes payını alırken, sermaye piyasasının deneyimli ismi ve Phoenix Danışmanlık kurucusu İris Cibre, bu radikal hamlenin piyasaya etkilerini çok net bir dille ortaya koyuyor. Cibre, sosyal medya platformu X üzerinden yayımladığı “Yeni Fon Rehberi Piyasayı Nasıl Değiştirecek?” başlıklı analizinde yaşanabilecekleri şöyle özetliyor:</p>
<p>"Öncelikle hepimizin talebinden ve beklentisinden çook daha sert bir regülasyon; madde madde teknik görünse de bütününde sektörü yeniden kuruyor. Düzenleme; sermaye yeterliliği yükü, personel sınırı ve artan raporlama yüküyle büyük portföy yönetim şirketlerini ödüllendiriyor; küçük ve niş PYŞ'ler için sabit maliyetler ağırlaşıyor. Bu yüzden önümüzdeki iki üç yılda birleşme ve fon kapatma dalgası mümkün. Yatırımcı tarafında kısa vadeli, refleksif bir çıkış var; ama sonraki dönemde eğilim fondan kaçış değil, kalite ayrışması olacak, şeffaf ve disiplinli fonlar payını artıracak. Borsada kalıcı davranış değişikliği yaratacak en güçlü unsur, yoğunlaşma kriterinin hem fon hem de aynı yönetici altındaki tüm fonların toplamında uygulanması. Ancak dar dolaşımlı hisselerde fonların büyük pay alması, giriş çıkışlarda fiyat sıkışması ve likidite açığını büyütebilir.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a9e4de50c50e-1788759525.png" alt="" width="445" height="305" />
<figcaption><strong>Hollanda’nın son taşıma operasyonuyla ceiaeipayı yüzde 32,1’e yükseldi.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Kısa vadede gördüğümüz fon çıkışı, satış, fiyat düşüşü döngüsünü, uyum takvimlerine bağlı olarak dalgalar halinde bir süre daha görebiliriz.</p>
<p>Uzun vadede ise fayda tarafı ağır basıyor; sistemik risk azalıyor, ilişkili taraf işlemleri disipline oluyor, şeffaflık artıyor.</p>
<p>Bedeli ise sektördeki çeşitliliğin azalması ve yüksek dolaşımlı şirketlerin/ arzların önemli bir kurumsal likidite kaynağını kaybetmesi; borsa biraz daha güvenli ama daha az çeşitli bir yapıya evriliyor. Sonuç olarak borsa, spekülatif rüzgarlardan arınırken daha korunaklı ama eskisinden daha az renkli bir ekosisteme doğru ilerliyor.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/spknin-yeni-fon-duzenlemesi-olagan-suphelilerden-kucuk-yatirimciya-yeni-donem-86948</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK&#039;nın yeni fon düzenlemesi: &quot;Olağan şüpheliler&quot;den küçük yatırımcıya yeni dönem ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/abdden-de-temuya-gumruk-duvari-86946</guid>
            <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 08:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> ABD’den de Temu’ya gümrük duvarı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>ABD Uluslararası Ticaret Mahkemesi, Trump yönetiminin 800 dolar ve altındaki düşük değerli gönderilere tanınan “de minimis” gümrük muafiyetini kaldırma yetkisine sahip olduğuna hükmetti. Mahkeme, uygulamanın kaldırılmasını yeni bir gümrük vergisi koyulmasından farklı değerlendirerek, Başkan’ın Uluslararası Acil Ekonomik Yetkiler Yasası (IEEPA) kapsamında mevcut bir ticari ayrıcalığı sona erdirebileceğine karar verdi. Sistem, özellikle Çin’den doğrudan tüketiciye satış yapan Temu ve Shein’e önemli maliyet avantajı sağlıyordu. Muafiyetin kaldırılması, ABD’ye düşük değerli paketlerle satış yapan Türk e-ihracatçılarını da etkileyecek. Hazır giyim, tekstil, ayakkabı ve aksesuarda gümrük işlemleri maliyetleri artırabilir. Buna karşılık Çinli platformların küçük paket avantajının zayıflaması, Türk üreticilerinin fiyat rekabetindeki dezavantajını azaltabilir.</p>
<h2>Türkiye’de 30 euroluk uygulama sona erdi </h2>
<p>Trump yönetimi 2025’te muafiyeti sona erdirmişti. Mahkeme kararı, bu adım için IEEPA kapsamında yetki bulunduğunu teyit etti. Kongre de uygulamanın Temmuz 2027’de kalıcı olarak sona ermesini kararlaştırmıştı.</p>
<p>AB’de de 150 Euro’nun altındaki gönderilere yönelik avantaj kaldırıldı. 1 Temmuz 2026’dan itibaren AB dışından gelen düşük değerli gönderilere geçici olarak 3 Euro sabit gümrük vergisi uygulanmaya başladı. Düzenlemenin 1 Temmuz 2028’e kadar sürmesi planlanıyor.</p>
<p>Türkiye, düşük değerli gönderiler konusunda daha önce adım attı. Ağustos 2024’te yurt dışından bireysel alışverişlerde eşik 150 Euro’dan 30 Euro’ya indirildi. 1 Şubat 2026’dan itibaren ise 30 Euro’ya kadar olan ticari nitelik taşımayan gönderilerde Basitleştirilmiş Gümrük Beyannamesi uygulaması sona erdi ve ürünler genel ithalat prosedürlerine tabi hâle geldi.</p>
<h2>Türk tekstiline iki yönlü etki </h2>
<p>Türkiye, AB ve ABD’de düşük değerli paket avantajlarının daraltılması Türk tekstil ve hazır giyim sektörü için iki yönlü sonuç yaratabilir. ABD ve AB’ye küçük paketlerle satış yapan Türk firmalarının maliyetleri yükselirken, Temu ve Shein gibi Çinli platformların düşük fiyatlı iş modeli de zayıflayacak. Bu durum, özellikle hazır giyimde fiyat makasının Türkiye lehine daralmasına katkı sağlayabilir.</p>
<h2>Küresel e-ticarette “ucuz paket” dönemi kapanıyor </h2>
<p>Üç büyük pazardaki düzenlemeler, küresel e-ticarette düşük değerli paketlerin gümrük avantajlarının daraldığını gösteriyor. Çin merkezli platformların büyümesini destekleyen doğrudan tüketiciye küçük paket modeli artan maliyetlerle karşı karşıya. Yeni dönem, Türk hazır giyim sektörü için maliyet riski yaratırken, Çinli rakiplerin avantajının törpülenmesi Türkiye’nin üretim ve tedarik gücünü öne çıkarabilecek yeni bir rekabet alanı da açabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/abdden-de-temuya-gumruk-duvari-86946</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/0/1280x720/e-ticaret-kredi-karti-siparis-online-1776076590.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD mahkemesi, 800 dolar ve altındaki gönderilere tanınan gümrük muafiyetini kaldırma yetkisine sahip olduğuna hükmetti. Karar, ABD’ye düşük değerli paketlerle satış yapan Türk e-ihracatçılarını da etkileyecek. Muafiyetin kaldırılması hazır giyim, tekstil, ayakkabı ve aksesuarda gümrük işlemleri maliyetlerini artırabilir. Ancak Çinli platformların küçük paket avantajının zayıflamasının, Türk üreticilerin fiyat rekabetindeki dezavantajını azaltabileceği değerlendiriliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/altin-gocu-hizlaniyor-86945</guid>
            <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 08:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Altın göçü hızlanıyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a9e49b536bce-1788758453.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Altın artık yalnızca ne kadar tutulduğu ile değil, nerede tutulduğu ile de küresel finans gündeminin merkezinde. Hollanda Merkez Bankası’nın ABD ve Kanada’daki kasalardan yaklaşık 86 ton altını Londra’ya taşıması, rezervlerin coğrafi dağılımının önemine dikkat çekti.</p>
<p>Gerekçesi ‘artan jeopolitik huzursuzluk” ve krizlere hazırlık’ olarak açıklanan Hollanda’nın bu hareketi tek başına değerlendirildiğinde bir saklama değişikliği gibi görünebilir. Ancak son yıllardaki tablo daha geniş bir eğilime işaret ediyor. </p>
<p>■ Fransa, New York’ta bulunan son 129 ton altınını elinden çıkararak Avrupa’da LBMA standartlarına uygun altın satın aldı. Banque de France, bu işlemin lojistik açıdan daha hızlı ve düşük riskli olduğunu belirtti. </p>
<p>■ Almanya 2013-2017 döneminde New York ve Paris’ten toplam 674 ton altını Frankfurt’a taşıdı. Transferin ardından rezervlerin yüzde 50,6’sı Frankfurt’ta, yüzde 36,6’sı New York’ta, yüzde 12,8’i ise Londra’da tutulmaya başlandı. </p>
<p>■ Hindistan 2 yıl önce İngiltere’den kendi kasalarına 100 tonun üzerinde altın taşıdı. </p>
<p>■ Polonya 2019’da İngiltere Merkez Bankası’ndan yaklaşık 100 ton altını ülkesine getirdi. </p>
<p>■ Türkiye: 2017-2018 döneminde altının bir bölümünü yurtiçine taşıdı, Türkiye altın rezervlerinin önemli bölümünü Borsa İstanbul nezdinde, yani yurtiçinde tutuyor. TCMB, rezervlerin bir bölümünü de Londra’da bulunduruyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9e4a8c41011-1788758668.png" alt="" width="695" height="688" /></p>
<h2>Londra yeni adres olarak önem kazanıyor</h2>
<p>Ancak altının eve dönüşü, New York ve Londra gibi merkezlerin terk edildiği anlamına gelmiyor.</p>
<p>Londra, dünyanın en büyük fiziki altın ticaret merkezi. İngiltere Merkez Bankası’nın kasalarında yaklaşık 400 bin külçe bulunuyor. Altın burada kasadan çıkarılmadan, hesaplar üzerinden el değiştirebiliyor. Bu özellik, özellikle kriz dönemlerinde altının hızlı biçimde nakde veya başka bir varlığa dönüştürülmesini kolaylaştırıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kıymetli metal, neden ülkesine geri geliyor?</span></h2>
<p>■ <strong>Rusya yaptırımları</strong>: Rusya’nın yaklaşık 300 milyar dolarlık döviz rezervinin 2022’de dondurulması, yabancı ülkelerde tutulan rezervlerin siyasi kararlarla erişilemez hale gelebileceği endişesini artırdı. </p>
<p>■ <strong>Trump faktörü:</strong> ABD yönetimiyle yaşanan ticaret ve siyasi gerilimler, Washington’ın finansal sistem üzerindeki etkisine ilişkin endişeleri artırıyor. </p>
<p>■ <strong>Paranın kontrolü</strong>: Fiziki altının ülke sınırları içinde tutulması, merkez bankalarına rezerv üzerinde daha doğrudan kontrol sağlıyor.</p>
<p>■ <strong>Kriz hazırlığı</strong>: Altının kriz anında hızlı kullanılabilmesi için yalnızca güvenli olması değil, erişilebilir olması da önem taşıyor. </p>
<p>■ <strong>Çeşitlendirme</strong>: Merkez bankaları tüm altını tek bir ülkede tutmak yerine yurtiçi kasalar, Londra ve diğer finans merkezleri arasında dağıtarak saklama riskini azaltıyor </p>
<p>■ <strong>De-dolarizasyon:</strong> Merkez bankalarının altına yönelik ilgisi, doların küresel rezervlerdeki ağırlığının geleceğine ilişkin kaygılarla da birleşiyor. Dünya Altın Konseyi araştırmasında merkez bankalarının yüzde 73’ü, önümüzdeki beş yılda küresel rezervlerde dolar payının azalacağını öngörüyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Hollanda iki farklı yöntemli taşıdı</span></h2>
<p>Hollanda Merkez Bankası New York’ta yaklaşık 59 ton altın sattı ve Londra’da aynı miktarda altın satın aldı. Ayrıca Kuzey Amerika’dan Hollanda’ya 27 tondan fazla altın fiziksel olarak taşıdı. Daha sonra benzer miktarda uluslararası ticareti yapılabilen altın Hollanda’dan Londra’ya transfer edildi. Bu, Hollanda’nın 86 tonun tamamını Atlantik Okyanusu üzerinden taşımak zorunda kalmadığı, bunun yerine altın satışları ve fiziki transferlerin bir karışımını kullandığı anlamına geliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/altin-gocu-hizlaniyor-86945</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/5/1280x720/altin-golden-1788760711.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez bankaları altın rezervlerinin adresini değiştiriyor. Hollanda&#039;nın 86 ton altını Londra&#039;ya taşıması aslında Fransa, Almanya, Hindistan ve Polonya ile başlayan dalganın son halkası. Son yıllarda altını kendi sınırlarında ya da kriz anında daha hızlı kullanılabilecek merkezlerde tutma eğilimi güçleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kurul-fonlara-8-sinirini-getirdi-bist-100-30-hisseleri-1038-dustu-86944</guid>
            <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 08:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kurul, fonlara %8 sınırını getirdi, BIST 100-30 hisseleri %10,38 düştü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST 100 geçtiğimiz haftayı %4,30 kayıpla tamamlarken BIST 100-30 Endeksi %10,38 geriledi. SPK’nın serbest fonlara yönelik getirdiği sınırlama yaşanan dalgalanmada belirleyici faktör olarak öne çıktı. 497 hissenin gerilediği haftada, fonların paylarını azaltacak olması etkili oldu.</strong></p>
<p>SPK fonlara yönelik düzenlemede değişikliğe giderken serbest fonların tek hisseye yatırımında %8 sınırını getirdi. BIST 30 hisselerinin muaf tutulması, özellikle BIST 100-30 hisselerinde yoğun satışları öne çıkardı. Bu süreçte Pasifik Eurasia %40,90 değer kaybederken Hedef Holding %40,87 ve Peker GYO %40 geriledi. Aynı sürede 131 hisse çift haneli kayıplar yaşadı. Yatırımcıların düşüşte panik havasına kapılarak satış yapmak yerine, portföyündeki firmaların nakit akışını ve borç yükünü inceleyerek hareket etmesi daha isabetli bir yönelim olacağı unutulmamalı.</p>
<h2>Önce çıktı, ardından düştü</h2>
<p>Temmuzda en düşük 85,70 TL’yi gören Pasifik Eurasia, sonrasında güçlü bir çıkışla ağustos sonu en yüksek 268 TL’yi test etti. Geçtiğimiz hafta beş gün boyunca taban olurken borsanın en fazla gerileyen hissesi oldu. Yılın ilk yarısında kârını %74 düşürüp 25,9 milyon TL’ye gerileten firma, demiryolu taşımacılığında %35 iştirak ettiği Pasifik Vagon’un kuruluşunu tamamladı. Hedef Holding, haziranda gördüğü en düşük fiyat olan 89,29 TL’den başladığı hareketini ağustosun ilk haftası 396 TL’ye kadar sürdürdü. Son bir aydır sürekli geriliyor. Son hafta beş tabanın ardından haftalık %40,87 gerilerken, bir aydaki değer kaybı %84,88 seviyesinde bulunuyor. Firma yılın ilk yarısında 339,3 milyon TL kâr açıkladı.</p>
<h2>Düşen piyasada yükseldi</h2>
<p>Genel düşüşün yaşandığı haftada Karsan %30,05 primle en güçlü çıkışı sergileyen konumda. Gerçekleştirdiği yükselişe rağmen fiyatı yıllık bazda sadece %2,92 yukarıda. Altı aylık dönemde satışlarını 10,1 milyar TL seviyesine taşıdı. Otomotiv pazarının yılın ilk sekiz ayında %11,91 daraldığı bir ortamda, Karsan satışlarını %49 yükselti. Ancak bu performans dönem sonu zarardan kurtaramadı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>TOKEN AL SAT MI, TOKEN AL TUT MU?</strong></p>
<p><strong>Token al sat</strong>; hızlı getiri, korunma, esneklik, hakimiyet, sermaye devri. Komisyon yükü, psikolojik yıpranma, fırsat kaçırma, zaman kaybı, zarar sarmalı.</p>
<p><strong>Token al tut</strong>; maksimum kazanç, rahatlık, düşük maliyet, pasif gelir. Kilitlenen sermaye, ayı piyasası riski, proje iflası, sabır sorunu, manevra eksikliği.</p>
<p><strong>Ankara’daki toplam 45 bin metrekare arsa için kat karşılığı inşaat sözleşmesi imzaladı</strong></p>
<p>Asce GMYO’nun Ankara’daki projesiyle ilgili bilgi alabilir miyim? ● Erkan Gören</p>
<p>Erkan, Asce GMYO, Sincan’daki toplam 45.124 metrekare büyüklüğündeki üç arsası için arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri imzaladı. Yapılacak projeyle ilgili henüz detay bilgi bulunmuyor. Anlaşmalara göre, paylaşım oranı Asce GMYO için %41, yüklenici firmalar için %59 olarak belirlendi. Şirket bu girişimiyle portföyündeki arsaları doğrudan bir inşaat maliyeti üstlenmeden gelir getirici projelere dönüştürmeyi hedefliyor. Hayata geçirilecek proje kârlılığa olumlu katkı sağlayacak olsa da şirketin payına düşecek adet henüz netleşmiş değil.</p>
<p><strong>İlk yarıdaki gelir ve kâr düşüşü sonrası yıl sonu beklentisini aşağı yönlü güncelledi</strong></p>
<p>Kalekim yıl sonunda kendisini YATIRIM FONLARI TAHVİL toparlayabilir mi? ● Nevzat Özler</p>
<p>Nevzat, Kalekim yılın ilk yarısında zayıf bir performans sergiledi. Gelirindeki %7 oranındaki düşüş artan giderlerle birlikte esas faaliyet kârının %24 gerilemesine yol açtı. Dönem sonunda ise kârı geçen yıla göre %83 azalarak 103,7 milyon TL’ye indi. Mevcut durum karşısında şirket yıl sonu hedeflerinde küçülmeye gitti. Daha önce %15’e varan satış büyüme hedefini düşük tek haneli büyümeye indirdi. Yatırımlarında da frene bastığı anlaşılıyor. Daha önce 1,7 milyar TL’ye kadar olan yatırım planı altı aylık bilançoyla birlikte 700 milyon TL olarak değişti.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>KTS fonu katılım ilkelerine uyumlu hisselere yatırımla bir yılda %52 yükseldi</strong></p>
<p>Kuveyt Türk Portföy’ün idaresindeki Katılım Hisse Senedi Serbest Fon (KTS), son bir yıldaki performansı ile pozitif bir seyir izliyor. Ağustosta artan büyüklük eylülde bir miktar azalarak 131,29 milyon TL seviyesine indi. Geçen iki ayda fondan nakit çıkışı yaşanırken, eylülün ilk haftasında 3,53 milyon TL nakit girişi yaşandı. Yatırımcı sayısında da kademeli bir artış gözleniyor. Sayı şimdilerde 756’ya çıkarak yukarı eğilimi sürdürdü. Temel stratejisi, varlıklarını borsadaki katılım ilkeleriyle uyumlu hisse senetlerinde değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyünün %82,52’si hisse senedi ve %9,27’si yatırım fonlarından oluşuyor. Faiz hassasiyeti olan yatırımcılara hitap ediyor. Yıllık bazda %51,73 getiri sağlayan portföy, aynı sürede %30,50 yükselen endeksin üzerinde performans gerçekleştirdi.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Ereğli Tekstil, piyasadan %47,67 bileşik faizle 530 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Ereğli Tekstil, 04.09.2026 vade başlangıç tarihli finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 530.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %42, bileşik faizi %47,67 olarak belirlendi. 138 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 20.01.2027 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %15,88 düzeyinde. 4 Eylül itibarıyla TLREF %36,93 seviyesinde bulunuyor. Buna göre Ereğli Tekstil’in verdiği %42 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 5,07 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFERTT12726 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9e490a4fc3b-1788758282.png" alt="" width="979" height="239" /></strong><strong>ÖZYAŞAR TEL</strong></p>
<p><strong>Yeni yatırımla üretimi yüzde 69 artarken aynı zamanda Çinli şirketle görüşüyor</strong></p>
<p>Özyaşar Tel, bağlı ortaklığı Çokyaşar’ın Adana’daki tel galvanizleme hattını devreye alarak üretim hacmini geçen yılın ortalamasına göre %69 oranında artırdı. Yatırımın maliyetleri düşürmesi ve uluslararası pazarlarda rekabet gücünü artırması hedefleniyor. Öte yandan şirket, Çin’in en büyük çelik üreticilerinden biriyle ürünlerinin Türkiye’de tek yetkili satıcısı olmak üzere görüşmelere başladığını duyurdu. Hem iç üretimdeki verimlilik artışı hem de yeni pazar arayışları, ciro büyümesi ve kârlılık oranlarına doğrudan güçlü bir ivme kazandırmasına olanak verecek.</p>
<p><strong>DOF ROBOTİK</strong></p>
<p><strong>Dallas bölgesinde gerçekleştireceği teknoloji yatırımı için mutabakata vardı</strong></p>
<p>Dof Robotik, ABD’nin Teksas eyaletine bağlı Dallas bölgesinde amaçladığı yatırım için harekete geçti. Şirket, Teknoloji Tecrübe Merkezi kurmak amacıyla hazır bina ve arsa satın alımı için satıcıyla mutabakat zaptı imzaladığını duyurdu. Ön fizibilite çalışmalarına göre toplam yatırım tutarının 16 milyon dolar seviyesinde olması bekleniyor. Hedeflenen yurt dışı açılımı, şirketin global pazardaki operasyonel ayak izini genişletme amacı taşıyor. Eylül 2025’te borsaya gelen şirket, yılın ilk yarısında gelirini %69 büyütürken dönem sonu kârını 72,3 milyon TL’ye yükseltti.</p>
<p><strong>Z GAYRİMENKUL YATIRIM ORTAKLIĞI</strong></p>
<p><strong>Sanayi otelleri konseptini hayata geçirme yolunda ilk adımını Ankara OSB’de attı</strong></p>
<p>Z Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı, ASO 2. ve 3. Organize Sanayi Bölgesinde yer alan hizmet destek alanındaki otel yapısının satışı ihalesini kazandığını duyurdu. Mülk devri için gerekli sözleşmeyi imzaladığını duyurdu. Satın alma, şirketin ticari gayrimenkul portföyünü büyütme ve sanayi otelleri konseptini hayata geçirme stratejisinin ilk adımı olma özelliğini taşıyor. Tesisin işletilmesi için uluslararası markalarla iş birliği yapmayı planlıyor. Gelir çeşitliliğini artırma amacı taşıyan hamle, OSB bölgesindeki talebi karşılayarak bilançosuna nakit akışı sağlayacak.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Ahlatcı Doğalgaz’da fonlar alırken hissenin ivmesi üç haftadır yukarı yönlü</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9e48e90875e-1788758249.png" alt="" width="289" height="234" />Ahlatcı Doğalgaz’da fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %28,91 ile toplamda 1,14 milyon lot artarak 5,07 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 14’ten 15’e yükseldi. KPC fonu 550 bin lot ile en fazla alımı yaparken, URA 86,7 bin ile en çok satışı gerçekleştirdi. Ahlatcı hakkında yıl içinde öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Kuveyt Türk Portföy’ün ilgisi dikkat çekerken yönettiği KPC ve KNJ fonların ağırlığı öne çıkıyor. LTC ve CVL fonları ise ilk defa alım yaptı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kurul-fonlara-8-sinirini-getirdi-bist-100-30-hisseleri-1038-dustu-86944</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kurul, fonlara %8 sınırını getirdi, BIST 100-30 hisseleri %10,38 düştü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/skdm-cikinca-firmalar-ihracatta-ab-disi-ulkelere-yoneldi-86942</guid>
            <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> SKDM çıkınca firmalar ihracatta AB dışı ülkelere yöneldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Ankara Sanayi Odası (ASO), “Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması Kapsamında Türkiye ve Ankara” başlıklı rapor hazırladı. Rapora göre, SKDM’nin gündeme gelmesinin ardından kapsam dahilinde üretim yapan firmalar ihracat rotalarını AB dışı ülkelere çevirdi. ASO Başkanı Seyit Ardıç, KOBİ’lerin dönüşüm maliyetlerinin yönetilebilir hâle gelmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>Raporda, 2013-2023 döneminde üretim, ihracat ve finansman yapısı incelendi. Çalışma, Ankara’nın AB pazarındaki konumunun güçlendiğini ortaya koydu.</p>
<p>2023 itibarıyla Türkiye ihracatının yüzde 7,75’ini SKDM kapsamındaki ürünler oluştururken, Ankara’da bu oran yüzde 7 oldu. Ankara’nın AB’ye yönelik SKDM ihracatı 95 milyon dolardan 334 milyon dolara çıktı. Buna karşılık firmaların AB dışı ülkelere ihracatı iki katına çıkarken, bazı ülkelere ihracat dört kat arttı.</p>
<p>İhracat kompozisyonunda da değişim yaşandı. Ana metallerin payı yüzde 72,63’ten yüzde 25,53’e gerilerken, fabrikasyon metal ürünlerinin payı yüzde 12’den yüzde 33,8’e yükseldi. Makine imalatının payı yüzde 10,58 oldu.</p>
<p>2013-2023 döneminde AB’ye firma başına ortalama SKDM ihracatı 48 bin dolardan 2021’de 102 bin dolara yükseldi, 2023’te 73 bin dolar oldu. Ankara’dan firma başına ihracat ise 24 bin dolardan 55 bin dolara çıktı.</p>
<h2>Uyum yükleri yatırımları erteledi, makinenin varlıklar içindeki payı düştü</h2>
<p>Türkiye genelinde makine-teçhizatın toplam varlıklar içindeki payı 2013’te yüzde 56,14 iken 2023’te yüzde 25,52’ye, Ankara’da ise yüzde 22,74’ten yüzde 11,36’ya geriledi. Rapora göre bu düşüş, firmaların yatırım iştahının zayıfladığını ve sermaye stokunu yenilemede temkinli davrandığını gösteriyor. Artan enerji maliyetleri, karbon fiyatlaması belirsizlikleri ve uyum yükleri de yatırımların ertelenmesine yol açtı.</p>
<p>Türkiye genelinde AB’ye SKDM ihracatı yapan orta ölçekli firmalarda banka kredilerinin mali borçlar içindeki payı 2013’te yüzde 82,6 iken 2023’te yüzde 61,1’e geriledi. Ankara’da oran yüzde 90,3’ten yüzde 87,7’ye indi. Ana metal sanayindeki Ankara firmalarında banka kredilerinin payı yüzde 98,96’dan yüzde 92,63’e, Türkiye genelinde yüzde 84,38’den yüzde 83,9’a düştü.</p>
<p>Ankara firmalarının banka kredisi oranının Türkiye ortalamasının üzerinde seyretmesi, KOBİ ağırlıklı yapıda alternatif finansmana erişimin sınırlı olduğunu gösterdi. Kâr oranı Türkiye genelinde yüzde 11,6, Ankara’da yüzde 10,5 olarak hesaplandı.</p>
<p>Seyit Ardıç, karbon maliyetinin uluslararası ticaretin doğrudan unsuru hâline geldiği yeni bir döneme girildiğini belirterek, Ankara sanayisinin üretim gücünün düşük karbonlu, verimli ve uluslararası pazarlarda rekabetçi bir yapıya dönüştürülmesi gerektiğini söyledi. Ardıç, yeşil dönüşümün rekabet gücünü artıracak bir fırsata çevrilmesini istedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“KOBİ’lerin dönüşüm maliyeti yönetilebilir hâle gelmeli”</span></h2>
<p>ASO Başkanı Seyit Ardıç, verilerin Ankara sanayisinin ihracat miktarının yanı sıra üretimin niteliğiyle de farklılaştığını gösterdiğini belirtti. Ana metal ağırlığının azalırken fabrikasyon metal ve makine gibi daha ileri işlenmiş ürünlerin öne çıkmasını önemli bulduklarını söyledi. </p>
<p>SKDM’nin oluşturduğu yeni rekabet ortamında yalnızca emisyon raporlamasının yeterli olmayacağını vurgulayan Ardıç, enerji ve kaynak verimliliğinin artırılması, karbon yoğunluğunun düşürülmesi, finansmana erişimin güçlendirilmesi ve özellikle KOBİ’lerin dönüşüm maliyetinin yönetilebilir hâle getirilmesi gerektiğini kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/skdm-cikinca-firmalar-ihracatta-ab-disi-ulkelere-yoneldi-86942</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/9/1280x720/ihracat-ithalat-1748241556.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ASO’nun SKDM raporu, Ankara sanayisinde ihracatın AB dışı pazarlara yöneldiğini, yatırım iştahının zayıfladığını ve banka kredilerine bağımlılığın sürdüğünü ortaya koydu. Raporda KOBİ’lerin dönüşüm maliyetlerinin azaltılması istendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dem-kongresi-surece-paralel-olarak-yapildi-86941</guid>
            <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> DEM Kongresi sürece paralel olarak yapıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>DEM Parti’de 5. Olağan Kongresi yeni dönem hazırlığı şeklinde gerçekleşti. Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan ile Tülay Hatimoğulları yeniden seçilirken, Parti Meclis’ine 33 yeni isim girdi.</p>
<p><strong>Yeni kadrolar, yeni dönemin politikalarını belirleyecek </strong></p>
<p>DEM Parti’nin 5’inci Olağan Kongresi çözüm sürecine paralel olarak gerçekleşirken, olağanüstü kongrenin de işareti oyarak yorumlandı. Kongrede Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları, geçerli 535 oyun tamamını alarak yeniden eş genel başkan seçilirken, yeni Parti Meclisi’nde önceki döneme göre yaklaşık yüzde 40 oranında kadro değişimi gerçekleşti.</p>
<p><strong>Neden bahar aylarında olağanüstü kongre yapılacak? </strong></p>
<p>DEM’de hazırlıklar 5. Olağan Kongre’den çok, bahar aylarında yapılacak olağanüstü kongreye göre şekillendi. Parti Meclisi’ne yeni giren 33 ismin ise önümüzdeki bahar aylarında yapılması planlanan kapsamlı kongreye hazırlık sürecinde partinin yeni dönem politikalarının şekillendirilmesinde rol üstlenecekleri şeklinde yorumlandı. Bu süreçte parti politikalarının, örgütsel yapının ve yeni dönem kadrolarının yeniden şekillendirilmesi gündeme gelecek.</p>
<p>Tek liste ile gidilen kongrede eş başkanlar değişmezken Parti Meclisi büyük oranda yenilendi. 82 kişilik önceki Parti Meclisi (PM) 80 kişiye indirildi. Ancak iki kişilik bu küçülmenin ötesinde, PM kadrosunda önemli bir yenilenmeye gidildi. Önceki PM’de yer alan 82 isimden 35’i yeni asıl PM listesinde yer almazken, 33 yeni isim asıl PM’ye girdi. Böylece yeni PM’nin 80 kişilik yapısının 47’si önceki dönemden devam ederken, 33 isim ilk kez yeni listede yer aldı. Kongrede ortaya çıkan tablo, DEM Parti’nin önümüzdeki dönemde yalnızca yönetim kadrosunda sınırlı bir değişiklik yapmadığını, PM’nin önemli bölümünü yenilediğini gösterdi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>TBMM; 4 ülkedeki parlamento çalışmalarını inceledi</strong></span></p>
<p>Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), milletvekillerinin olası İçtüzük değişikliklerinde yararlanması amacıyla farklı ülkelerdeki parlamento çalışmalarını inceleyerek araştırma sonuçlarını kitaplaştırdı. TBMM Araştırma Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan çalışmalarda özellikle İtalya, Almanya ve Güney Kore’nin yasama, denetim ve bütçe süreçleri ele alındı. Kitaplar dijital ortamda okuyuculara sunulurken, takdim yazılarını TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş kaleme aldı.</p>
<p>Kurtulmuş, parlamentoların halkın sesinin yükseldiği, siyasal meşruiyetin üretildiği ve millet iradesinin kurumsallaştığı temel alanlar olduğunu vurguladı.</p>
<p>Çalışmada, İtalya’nın 5’i özerk olmak üzere 20 idari bölgeden oluştuğu ve birbirine eşit yetkilere sahip iki meclisli bir parlamentoya sahip olduğu belirtildi. Bir kişi aynı anda iki meclise üye olamıyor. Milletvekillerinin çalışmalara katılma yükümlülüğü bulunurken, disiplin cezaları da İçtüzükle düzenleniyor.</p>
<p><strong>Almanya'da yasama sistemi ele alındı </strong></p>
<p>Almanya bölümünde, ülkenin 16 eyaletten oluşan federal yapısı ile Federal Meclis ve Federal Konseyden oluşan yasama sistemi ele alındı. Cumhurbaşkanının da anayasal yetkileri çerçevesinde yasama sürecine dahil olduğu belirtildi.</p>
<p>Güney Kore’ye ilişkin çalışmada ise başkanlık sistemiyle yönetilen ülkede başbakanlık makamının da bulunduğu, yasama görevinin tek kamaralı Güney Kore Ulusal Meclisi tarafından yürütüldüğü aktarıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dem-kongresi-surece-paralel-olarak-yapildi-86941</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/1/1280x720/dem-kongresi-1788757420.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ DEM Kongresi sürece paralel olarak yapıldı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ticaret-meslek-ve-esnaf-odalarina-kap-benzeri-seffaflik-sistemi-gelmeli-86940</guid>
            <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ticaret, meslek ve esnaf odalarına KAP benzeri şeffaflık sistemi gelmeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret, esnaf ve meslek hayatının içinde olan hemen herkesin yolu bir şekilde <strong>Ticaret Odaları, Sanayi Odaları, Esnaf Odaları veya Meslek odalarıyla</strong> kesişiyor. Kayıt, belge, tescil/ilan, kapasite raporu, mesleki izin veya benzeri işlemler için odaların kapısını çalıyoruz. Bunun karşılığında da aidat, kayıt ücreti, belge bedeli, hizmet bedeli ve benzeri birçok ödeme yapıyoruz. Hatta büyük illerimizde bazı odaların bütçesi birçok ilin toplam bütçesinden de fazladır.</p>
<p>Özellikle halka açık şirketlerden, yatırımcısını ve kamuoyunu ilgilendiren önemli kararlarını <strong>Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP)</strong> üzerinden zamanında, standart ve herkesin erişebileceği şekilde açıklamaktadır. Diğer tarafta ise üyelerinin ortak kaynaklarını yöneten oda yönetimlerinin aldığı kararların, yaptığı harcamaların ve mali sonuçların çoğu zaman üyeler tarafından tek bir ekrandan, düzenli ve karşılaştırılabilir şekilde takip edilebildiği bir sistemimiz maalesef yok!</p>
<p>Bana göre artık bu durum değişmeli… <strong>Ticaret, sanayi, esnaf ve meslek odaları için KAP benzeri bir “<u>Oda Kamuyu Aydınlatma Sistemi</u>” kurulmalı; oda yönetim kurullarının aldığı kararlar, mali tablolar, bütçe gerçekleşmeleri ve harcamalar hem bu merkezi sistemde hem de odaların kendi internet sitelerinde düzenli olarak yayımlanmalıdır.</strong></p>
<p><strong>KAP mantığı odalar için de uygulanmalıdır</strong></p>
<p>Kamuoyunu Aydınlatma Platformu’nun (KAP) en önemli tarafı sadece “bir internet sitesi” olması değildir. Sistemin asıl faydası; bildirimin belli bir formatta yapılması, tarih-saat kaydının oluşması, geçmiş bildirimlerin silinmeden izlenebilmesi, finansal tabloların belirli standartlarda sunulması ve aynı tür bilgilerin şirketler arasında karşılaştırılabilmesidir. KAP altyapısı; standart şablonlar, finansal raporlar ve ek belgelerle kamuyu aydınlatmayı sistematik hale getiriyor.</p>
<p>Ee, hal böyle iken aynı mantığı odalara uyarlamak neden mümkün olmasın?</p>
<p>Adı <strong>O-KAP, Oda Bilgilendirme Platformu veya Oda Şeffaflık Sistemi</strong> olabilir; adının çok da önemi yok. Önemli olan, her odanın aynı veri setini aynı formatta açıklaması ve bu bilginin hem merkezi platformdan hem de ilgili odanın kendi internet sitesinden görülebilmesidir.</p>
<p><strong>1- Tüm yönetim kurulu kararları yayımlanmalı</strong></p>
<p>Bence sistemin temel taşı burası olmalı. <strong>Odaların yönetim kurullarınca alınan tüm kararlar, karar tarihinden itibaren belirli kısa bir süre içinde üyelerin erişimine açılmalıdır.</strong> “Karar defterinde var”, “meclis biliyor”, “genel kurulda anlatılır” yaklaşımı artık yeterli değil.</p>
<p>Her yönetim kurulu kararı için en az aşağıdaki bilgiler sistemde yer alabilir;</p>
<p><strong>- </strong>Karar tarihi, karar numarası ve toplantı numarası,</p>
<p><strong>- </strong>Kararın konusu ve kısa özeti,</p>
<p><strong>- </strong>Kararın tam metni,</p>
<p><strong>- </strong>Oybirliği veya oyçokluğu ile alınıp alınmadığı, (yapılan şerhlerin nedeni/içeriği)</p>
<p><strong>- </strong>Kararın odaya <strong>mali etkisi</strong> varsa bunun tutarı ve ilgili bütçe kalemi,</p>
<p><strong>- </strong>Satın alma veya hizmet alımı varsa yüklenici/tedarikçi, sözleşme süresi ve toplam bedel,</p>
<p><strong>- </strong>Gayrimenkul, araç, iştirak, yatırım, bağış, sponsorluk veya benzeri işlem varsa işlemin temel şartları.</p>
<p>Burada “tüm kararlar yayımlanırsa kişisel veriler ne olacak?” sorusu gelebilir. Bunun çözümü de gayet basit. <strong>Personel özlük bilgileri, disiplin dosyaları, sağlık verileri, özel hayat bilgileri, ticari sır veya kanunen gizli tutulması gereken bölümler maskelenir; ancak kararın varlığı, konusu ve mali sonucu saklanmaz.</strong> Yani çözüm kararın tamamını kapatmak değil, gizli olması gereken kısmı ayırmaktır.</p>
<p><strong>2- Mali tablolar sadece 3 yıl sonra genel kurul dosyasında kalmalı</strong></p>
<p>Bir odanın üyeleri, o odanın mali durumunu yılda bir kez genel kurul kitapçığından görmek zorunda olmamalı. Zaten birçok mevzuatta bütçe, kesin hesap, bilanço, gelir-gider hesabı veya aylık mizan gibi veriler üretiliyor. O halde bu verilerin elektronik ortamda yayımlanmasının önünde teknik bir engel yok.</p>
<p>Bence odalar en azından <strong>aylık bütçe gerçekleşme raporlarını, üçer aylık mali durum tablolarını ve yıllık bilanço/gelir-gider tablolarını</strong> karşılaştırmalı olarak yayımlamalı. Cari dönem, önceki dönem, bütçe, gerçekleşen ve sapma oranı aynı tabloda görülebilmeli.</p>
<p>Örneğin üye şunu görebilmeli; Odanın yıllık bütçesi ne kadar? Yılın altıncı ayında bunun ne kadarı harcandı? Aidat gelirleri ne kadar gerçekleşti? Personel gideri ne kadar? Temsil-ağırlama, seyahat, eğitim, reklam, yazılım, danışmanlık, hukuk, kira, araç ve organizasyon harcamaları ne seviyede?</p>
<p><strong>3- Harcamalar kalem kalem açıklanmalı</strong></p>
<p>Şeffaflığın en kritik kısmı bence burası. Toplam gideri açıklamak tek başına şeffaflık değildir. “Genel yönetim giderleri 50 milyon TL” demekle üye, bu paranın nereye harcandığını anlayamaz. Oda harcamaları, kişisel veriler ve kanuni gizlilik hükümleri korunmak kaydıyla, <strong>harcama tarihi, gider türü, belge/sözleşme bilgisi, tedarikçi, tutar ve ilgili yönetim kurulu kararıyla</strong> eşleştirilerek yayımlanabilir. Belirlenecek düşük tutarlı günlük harcamalar toplu gösterilebilir; ancak belirli bir parasal sınırın üzerindeki alımlar mutlaka işlem bazında açıklanmalıdır.</p>
<p>Özellikle aşağıdaki harcamaların ayrı başlıklarda görülmesi gerektiğini düşünüyorum;</p>
<p><strong>- </strong>Yönetim, meclis ve diğer organlara yapılan <strong>huzur hakkı, ücret ve benzeri ödemeler</strong>,</p>
<p><strong>- </strong>Personel giderleri ve toplam yan haklar,</p>
<p><strong>- </strong>Temsil, ağırlama, seyahat ve konaklama giderleri,</p>
<p><strong>- </strong>Araç alımı, kiralama, yakıt ve bakım giderleri,</p>
<p><strong>- </strong>Gayrimenkul alım, satım, kira, tadilat ve inşaat giderleri,</p>
<p><strong>- </strong>Danışmanlık, hukuk, reklam, basın, tanıtım ve yazılım hizmetleri,</p>
<p><strong>- </strong>Eğitim, seminer, fuar, organizasyon ve etkinlik harcamaları,</p>
<p><strong>- </strong>Bağışlar, yardımlar, sponsorluklar ve sosyal faaliyet giderleri,</p>
<p><strong>- </strong>İştiraklere, vakıflara veya bağlı yapılara aktarılan kaynaklar.</p>
<p>Buradaki amaç “harcama yapılmasın” demek değildir. Elbette oda faaliyet gösterecek, eğitim yapacak, personel çalıştıracak, bina kullanacak, araç alacak, teknolojiye yatırım yapacak. <strong>Mesele harcamanın yapılması değil; ne için, hangi kararla, kime ve ne kadar yapıldığının üyeden saklanmamasıdır.</strong></p>
<p><strong>4- Satın alma ve sözleşmeler de sistemde görülmeli</strong></p>
<p>Odaların önemli bir kısmında ciddi satın alma hacimleri oluşabiliyor. Bina yapımı veya tadilatı, yazılım projeleri, danışmanlık, eğitim organizasyonları, reklam ve tanıtım, araç kiralama, güvenlik, temizlik ve benzeri birçok alanda sözleşmeler imzalanıyor.</p>
<p>Bu işlemlerde de temel bilgiler yayımlanmalı. İhale veya teklif alınmışsa kaç teklif alındığı, seçilen firmanın kim olduğu, sözleşme bedeli, süresi, varsa ek protokoller ve sonradan oluşan bedel artışları üyeler tarafından görülebilmeli. Böyle bir sistem hem yönetimi hem de hizmet veren firmayı korur. Çünkü bilgi açık olunca dedikodu azalır, iddia yerine belge konuşur.</p>
<p><strong>5- Şeffaflık kamuya açık her alanda olmalı</strong></p>
<p>Bu öneriye karşı “Oda yönetimleri zaten seçiliyor, genel kurul var, denetim kurulu var; ayrıca neden böyle bir sistem olsun?” denilebilir.</p>
<p>Tam tersine; <strong>şeffaflık düzgün çalışan yönetimin en büyük güvencesidir.</strong> Bir yönetim kurulu yaptığı harcamayı, aldığı kararı, ihale sonucunu ve mali tablolarını anlık biçimde açıklıyorsa o yönetim hakkında ortaya atılabilecek birçok iddia daha baştan belgesiyle cevaplanmış olur.</p>
<p>Ayrıca seçim dönemlerinde de üyeler sloganlara göre değil, üç yıllık gerçek performansa göre karar verir. Hangi yönetim bütçeyi nasıl kullanmış, aidat gelirlerinin ne kadarını eğitime ayırmış, ne kadarını personel ve idari giderlere harcamış, hangi yatırımları yapmış; hepsi karşılaştırılabilir hale gelir.</p>
<p>Bence esas demokratik denetim de budur. <strong>Üye sadece sandığa giderken değil, üç yıl boyunca yönetimi izleyebilmelidir.</strong></p>
<p>Naçizane önerim aşağıdaki şekilde bir model kurulmasıdır;</p>
<p><strong>- </strong>5174, 5362, 3568 sayılı Kanunlar başta olmak üzere oda ve meslek kuruluşlarını düzenleyen mevzuata <strong>zorunlu kamusal bildirim hükümleri</strong> eklenmesi,</p>
<p><strong>- </strong>İlgili Bakanlıklar ve üst kuruluşların ortak belirleyeceği standartta merkezi bir <strong>Oda Şeffaflık Platformu</strong> kurulması,</p>
<p><strong>- </strong>Yönetim kurulu kararlarının örneğin en geç <strong>üç iş günü</strong> içinde sisteme yüklenmesi,</p>
<p><strong>- </strong>Aylık/üç aylık mali raporların ve yıllık kesin hesapların standart Excel/PDF formatta yayımlanması,</p>
<p><strong>- </strong>Bildirimlerin elektronik imza ve zaman damgasıyla kayıt altına alınması, geçmiş bildirimlerin silinememesi ve değişikliklerin tarihçesinin görülmesi,</p>
<p><strong>- </strong>Merkezi platforma yüklenen verinin aynı anda odanın internet sitesindeki “Şeffaflık” bölümünde de otomatik yayımlanması,</p>
<p><strong>- </strong>Bildirim yapmayan veya eksik bildirim yapan oda yönetimleri için mevzuatta etkili bir denetim ve yaptırım mekanizması kurulması.</p>
<p>Hatta sistem biraz daha geliştirilerek oda bazında birtakım mali oranlar otomatik hesaplanabilir. Örneğin; toplam giderlerin ne kadarı personel gideri, ne kadarı eğitim, ne kadarı temsil-ağırlama, ne kadarı yatırım? Üye başına toplam gider ne kadar? Aidat gelirlerinin ne kadarı doğrudan üyeye hizmet olarak dönüyor? Böylece yüzlerce oda arasında sağlıklı ve objektif karşılaştırmalar yapılabilir.</p>
<p>Sonuç olarak; bugün bir şirket halka açıksa yatırımcısını etkileyen önemli kararlarını KAP’ta açıklıyor. Çünkü yatırımcının parasının bulunduğu yerde <strong>bilgi alma hakkı</strong> olduğu kabul ediliyor. <strong><u>Bana göre aynı mantık, üyelerin aidatlarıyla ve oda gelirleriyle yönetilen ticaret, esnaf ve meslek odaları açısından da geçerli olmalıdır.</u></strong></p>
<p><strong><u>Özellikle kamu tüzel kişiliğine sahip veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının şeffaflık konusunda özel şirketlerden daha geride kalması doğru değildir. </u></strong>Oda yönetimleri üyelerin adına görev yapıyor ve üyelerin ortak kaynaklarını kullanıyor. Hal böyle olunca üyelerin de bu kaynakların nasıl kullanıldığını herhangi bir dilekçe vermeden, genel kurulu beklemeden ve kişisel ilişki kurmadan görebilmesi gerekir.</p>
<p>Faydalı olması dileğiyle…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ticaret-meslek-ve-esnaf-odalarina-kap-benzeri-seffaflik-sistemi-gelmeli-86940</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret, meslek ve esnaf odalarına KAP benzeri şeffaflık sistemi gelmeli ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-domino-etkisi-momentum-ve-voleybol-86939</guid>
            <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ, domino etkisi, momentum ve voleybol</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Mahfi Eğilmez’in dediği gibi Almanları 3-1 yenen kadın milli voleybol takımımız ardından Sırbistan’ı yendi ve bu yazı yazıldıktan yaklaşık 12 saat sonra İtalya ile final oynayacak. Almanya maçını izlerken maçı kazanmayı sağlayanın momentum olduğunu fark ettim. Bu, OBase CEO’su Bülent Dal ile geçen sene konuştuğumuz “domino etkisi” konusunu yazmanın zamanının geldiğini gösteriyor.</p>
<p>Önce Mahfi Eğilmez ile başlayayım. Yazılarını her zaman zevkle okuduğum Eğilmez, maçın olduğu perşembe sabahı Almanya maçını 3-1 alacağımızı tweet attı. Ben de daha önce izlediğim Türkiye-Almanya maçı nedeniyle bu skoru tahmin ediyordum. İlk yarının birkaç sayısı geride kaldıktan sonra yanımdaki arkadaşa “İlk seti alırız, ikinci seti veririz. Maçı 3-1 alırız.” dedim. Analitik düşünen biri değildi; ilgi göstermedi. Bu nedenle “Bu maçın en güzel yanı, Almanlar yenildi diye bizim de yenilmiş sayılma ihtimalimizin olmaması” esprisini yapmadım.</p>
<p>İkinci seti kaybettikten sonra herkes gözünü bizim takıma dikip kimin kurtarıcı olabileceğine bakarken aşağıda protokolde oturan Faruk Eczacıbaşı rakibe bakarak yanındaki birine bir şeyler anlatıyordu. Ya transfer yapmıştı ya da rekabet analizi yapıyordu sanırım ama bilemiyorum. Bu tür bir kaybedilmiş setin ardından tezahüratı artırmak ve birbirine kenetlenmek, bizim gelenekselleşen tavrımız oldu ama rekabet analizi her şeyden fazla önem taşıyor. Maçın ilerleyen dakikalarında ben de Faruk Eczacıbaşı’nın yaptığını düşündüğüm şeyi yaptım ve rekabeti analiz ettim. Bizim aleyhimize olabilecek bir durum vardı ama Alman koç buna uyanmadı. Tahminimce bizim “füze rampamız” (bunu çevredekiler de birbirlerine “insafsızca füze gönderiyor” gibi ifadelerle birbirlerine söylüyordu) Melisa Vargas’tan etkilenip “size’lı” bir oyuncuyu takıma koyarak gövde gösterisi yapmak istedi. 20 numaralı Lena Kindermann’ı takıma monte etti ve o dakikadan itibaren Kindermann’ın Vargas’ın yaptıklarına benzer hareketler yaptığı bir oyun izledik ama genellikle sıçramadan oynayan Kindermann’ın hareketleri Alman milli takımına sadece dezavantaj yarattı. Yanımdaki arkadaşa “Bu adam, 20 numaradaki ısrarı yüzünden maçı kaybedecek.” dedim. Aldığım yanıt “Sen Almanları mı tutuyorsun?” oldu. Hayır, ama ben, yaptığım iş nedeniyle maça davet edilmiştim ve bu tür bir analiz yapmanın gerekli olduğunu düşünüyordum. Sonuçta maç izlemekten ziyade maçtan iş dersleri çıkarmanın orada bulunma nedenim olduğunu düşünüyordum. Ya da sadece bir içgüdüydü ve bulunduğum noktada konuya bu şekilde bakmam gerektiğini düşünüyordum. Analizim şuydu: Koçları değişseydik Almanların kazanma şansı çok daha yüksek olurdu.</p>
<p>Sonuç, iktisatçı Mahfi Eğilmez’in dediği gibi 3-1 oldu ama tribünde bulunmak, mühendis bakış açısıyla fazladan bunları da görmek mümkün oldu. Hem oyunu hem de insanlarımızı daha iyi tanıma fırsatı buldum. Bu arada sıklıkla yazdığım paralel işlemci kullanan uçaksavar örneğini de test ettim. Benim üniversite öğrencisi olduğum 80’li yıllarda paralel işlemcileri gelecekte çok daha büyük fark yaratacak bir teknoloji kullanımı olarak anıyorduk. Burada verdiğim örneği test etmek için de maçı kullandım. Melissa Vargas servis atarken sıçradığında geleceği noktayı hesapladım. O sırada boş olan noktaya telefonu nişanladım; harekete geçtiğinde zamanlamamı yaptım ve Vargas’ın smaç servisini fotoğrafladım. iPhone 13’!ün çok da yeni olmayan fotoğraf kapasitesi ile görmeden bastığım buton ile Vargas’ı tam olarak karenin içinde yakaladım ve bunu instagramda paylaştım. Analiz yapmak kadar eğlenceliydi. Ben butona bastığımda Vargas karenin içinde değildi ama makinenin gecikmesi ile fiziksel harekette alınan mesafe fotoğrafın oluşmasını ve 40 yıl önce savunma sanayiinde önemli bir etki yaratacağını konuştuğumuz şeyin testini sağlamıştı. Bugünün füzeleri ve dronlarının şekillendirdiği dünyadaki işlem kapasitesi düşünüldüğünde çok geride kalan bir teknoloji uygulaması ancak eğlenmeyi biliyorsanız bundan klasik otomobile binmeye benzer bir zevk alabiliyorsunuz.</p>
<p>Bunlardan başımı kaldırıp Sinan Erdem’deki görselleştirilmiş reklam olanaklarına baktığımda salonun NBA maçlarındakine benzer bir şekilde donatıldığı dikkatimi çekti. Amerika Birleşik Devletleri mi desem yeni medya modelleri mi desem reklam dünyasını ciddi biçimde değiştirmiş. Alanı yatay bir çizgiyle ikiye böldüğünüzde iki farklı dünya görüyorsunuz. Aşağıda reklam panoları ve yere yazılmış/ekranda pano gibi görünen reklamlar televizyon izleyicilerinin çok geniş kitlesine hitap eden bir iletişim/pazarlama kanalı sunuyor. Ancak o bölgeye baktığınız zamanlar zaten maçın oynandığı süreye dahil olduğundan reklamlar çok fazla ilginizi çekmiyor. Mola ve devre aralarında başınızı kaldırıp yukarı baktığınızda ışıl ışıl panolarda akan reklamları çok net görebiliyorsunuz. Tekrar pozisyonları ve devre aralarında reklamları gösteren dev ekranlar ise en etkili reklam alanı olarak görünüyor. Bunun nedeni, taraftarlardan da seçtiklerini buraya yansıtan sponsor uygulamasının inanılmaz bir interaktivite yani etkileşim sağlaması. Aşağıda televizyon aracılığıyla çok geniş kitlelere ulaşmayı sağlayan; yukarıda salondaki daha küçük kitle ile etkileşim sağlayan reklam olanakları. Hangisini seçerdiniz? Bizim için önemli olmayan ya da sadece yazı konusu olarak önem taşıyan bu soru, pazarlama yöneticileri açısından kritik başarı göstergesi olabilir. Şirketlerin bunu değerlendirmek için doğru ölçme kriterlerine ve araçlarına sahip olması gerekiyor. Bu da şirketlerin meselesi…</p>
<p>Tartışmayı bu noktaya getirmişken Mahfi Eğilmez’in diğer tweet’inden de bahsedeyim. İktisatçı Mahfi Hoca İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) enflasyon hesabında aylık ortalama fiyatları değil, ay sonundaki fiyatları baz aldığını sıkıntılı bir durum olarak tweet’lemişti. Sahada olmayı seven mühendis insan olarak, aynı 10 litrelik suyu ayın başında 95,50 liradan ayın sonunda ise 79,90’dan aldığımı not düşeyim. Konu ile ilgisi var mı bilmiyorum ama saha bana daha ucuza bulduğunu düşünen insanların bu tür bir enflasyon hesabına bağlı daha düşük maaş zammı alması anlamına geldiğini söylüyor. Ekmek, su ve temel ihtiyaçları karşılamaya yönelik ürünlerin fiyatının bu şekilde düzenlenmesi insanların hayat pahalılığını fark etmemsini de sağlayabilir. Ancak bu iktisatçıların ve sosyologların ilgilenmesi gereken bir konu; biz, benim çektiğim Vargas fotoğrafı ve OBASE CEO’su Bülent Dal’ın geçen yılki görüşmemizin ardından benimle paylaştığı “Perakendede Kararların Domino Etkisi: Veriden Karara, Karardan Kazanca” yazısı ekseninde devam edeceğiz.</p>
<p><strong>OBASE’in vizyonunu, Agentic AI’ı anlamak için nasıl kullanabiliriz?</strong></p>
<p>Dal’ın 10 Nisan 2025’te Retail Türkiye’de yayınlanan yazısının (https://retailturkiye.com/bulent-dal/perakendenin-2030-yolculugunda-one-cikan-7-baslik/)özeti şu şekilde: “Mart sonunda Las Vegas’ta düzenlenen Shoptalk 2025 etkinliği, perakende dünyasının geleceğine dair güçlü sinyaller verdi. Teknolojik dönüşüm, müşteri davranışlarındaki değişim ve iş modellerinin yeniden yapılanması, sektörde yepyeni bir dönemi başlatıyor. Bu yeni dönemde başarılı olmak isteyen markaların, yalnızca teknolojiye yatırım yapmaları yetmiyor; aynı zamanda içerik, topluluk, veri ve insan odağını bir araya getiren stratejiler geliştirmeleri gerekiyor.</p>
<p>Etkinlikte öne çıkan 7 başlık, 2030’a giden yolda perakende sektörünün gündemini şekillendirecek:</p>
<p><strong>- Agent-to-Consumer (A2C):</strong> Arama devri kapanıyor, yapay zekâ ajanlarının öneri gücüyle alışveriş deneyimi yeniden tanımlanıyor. 2030’da satışların yüzde 10’unun bu kanaldan gelmesi bekleniyor.</p>
<p><strong>- Tanımlı müşteri:</strong> Fiziksel mağazalarda bile her müşteriyi tanımak zorunluluk haline geliyor. Müşteri verisi, rekabetin yeni cephesi.</p>
<p><strong>- İçerik fabrikaları:</strong> Tüketici artık arama yapmıyor, içerikten ilham alıyor. Markalar hikâye anlatıcılığı ve içerik üretimiyle fark yaratıyor.</p>
<p><strong>- Sosyal ticaret:</strong> TikTok ve Instagram gibi platformlar, keşiften satın almaya uzanan akışı tek videoda sunuyor. Sosyal ticaret hem satışları hem organizasyonları dönüştürüyor.</p>
<p><strong>- DTC’nin sınırlı gücü:</strong> Doğrudan tüketiciye satış modelinin sınırları netleşiyor; çok kanallı iş birlikleri yeniden önem kazanıyor.</p>
<p><strong>- Perakende medya:</strong><strong> </strong>Bu alan artık reklam değil, medya yatırımı. Amazon’un liderliğinde şekillenen rekabet, net kazananlar ve kaybedenler yaratacak.</p>
<p><strong>- Yapay zeka ile operasyonel dönüşüm</strong>: Karar destek, planlama ve fiyatlandırmada Yapay zeka etkisi artıyor. Sadece otomasyon değil, stratejik dönüşüm zamanı.”</p>
<p>Sohbet ederken konuştuğumuz konuyu tam olarak karşılayan yazı bu olmadığından iş başa düştü ve arama yaparak asıl yazıya ulaştım. Sanırım bir karışıklık olmuş. Ben bu tür belirli sayıda madde ile açıklanan yazılarla çok ilgili değilim. Konuştuğumuz konu, perakendede kararların domino etkisi ile ilgiliydi ve OBASE’in internet sitesinde (https://obase.com/tr/kurumsal/blog/Perakendede-kararlar%C4%B1n-domino%20etkisi-veriden-karara-karardan-kazanca) yer alıyor.</p>
<p>Yazının beni ilgilendiren iki bölümünü burada aktarmak istiyorum. Birincisi şöyle ve Dal ile sohbetimizdeki ilgi çekici konuyu yansıtıyor:</p>
<p><strong>a) Kararların domino etkisi</strong></p>
<p>Perakende, uzmanların “coupled decision system” (iç içe karar sistemi) olarak tanımladığı bir yapıya sahip. Fiyat talebi etkiler, talep stok seviyesini etkiler, stok replenishment kararını etkiler, kampanya fiyat ve segmentasyon kararlarını etkiler. Bu zincirleme yapı, birden fazla sürecin çıktılarını ve etkilerini birbiri ile ilişkilendiren, şirketin ana hedeflerini gerçekleştirecek orkestrasyonu yapan modern yapay a) a)zekâ sistemlerinin katma değer yaratmasını sağlıyor.<br />Örneğin: Bir süt ürününde %20 indirim kampanyası başlattığınızı düşünün.<br />Bu tek karar domino etkisi yaratır; eğer zamanında müdahale edilmezse sonuçları hem olumlu hem olumsuz olabilir. Temsili bir senaryo paylaşacak olursak.</p>
<p>- Fiyat indirimi → Talep artışı: Satışlar %40 artar</p>
<p>- Talep artışı → Stok düşüşü: 5 mağazada ürün hızla tükenir</p>
<p>- Stok düşüşü → Acil replenishment: Depodan acil sevkiyat planlanır</p>
<p>- Sevkiyat → Lojistik baskısı: Diğer ürünlerin dağıtımı ötelenir</p>
<p>- Yok satma→ Müşteri kaybı &amp; ikame satış: Müşteri rakibe ya da farklı ürüne yönelir.</p>
<p>Bu zincirleme etki, kararların sadece birim değil sistemsel düzeyde ele alınması gerektiğini gösteriyor. Karar zekâsı işte bu noktada devreye giriyor: Her kararı bütün sistemle birlikte değerlendirip, maksimum fayda sağlayan senaryoyu otomatikleştiriyor.</p>
<p>Pazarlama ve satışta çok yüksek etki</p>
<p>McKinsey araştırmasına yeniden dönecek olursak perakendede en çok katma değer potansiyeli satış ve pazarlama alanında saklı olduğunu görüyoruz. Yapay zekâ, müşteri davranışlarını gerçek zamanlı analiz ederek her bir müşteriye özel ürün önerileri sunabiliyor, kampanya zamanlamasını optimize edebiliyor ve fiyatlandırma stratejilerini anlık olarak ayarlayabiliyor.</p>
<p>Araştırma analizine göre, bu alanda tek başına 1,1 trilyon dolarlık yıllık potansiyel değer yaratılabilir. Bu rakamın 629,8 milyar doları geleneksel AI ve analitik araçlardan, 470,2 milyar doları ise ileri AI teknolojilerinden gelmekte.  Bu kapsam altında hiperkişiselleştirme, dinamik fiyatlama ve perakende medya gibi alanlarda ileri AI’ın katkısı çok büyük.</p>
<p>Perakende sektöründe Pazarlama ve satışın ardından, tedarik zinciri 367 milyar dolar değer yaratma potansiyeli ile ikinci sırada beliriyor. Bu kapsamda özellikle talebi etkileyen unsurların, anormalliklerin anında tebiti ile tetiklenen sipariş ve stok yönetimi ile ilgili kararların iyileştirilmesi ileri AI ile sağlanan önemli bir kazanım alanı oluyor.</p>
<p>İkinci ilgi çekici bölüm ise risklerle ilgili:</p>
<p><strong>b) Paradoks: yüksek potansiyel, orta düzey uygulama</strong></p>
<p>Bununla beraber McKinsey’in Temmuz 2024’te yayınladığı “Global Survey on the State of AI” araştırması ilginç bir gerçeği ortaya koyuyor: En yüksek değer yaratma potansiyeli perakende ve CPG sektörlerinde gözükse de, yapay zekânın en çok kullanıldığı alanlara bakıldığında bu iki sektörün toplamı diğer sektörler arasında 5. sıra ile ortalarda yer alıyor.</p>
<p>Araştırmaya göre, pazarlama ve satış fonksiyonunda yapay zekâ kullanan şirketlerin oranı teknoloji sektöründe yüzde 55, profesyonel hizmetlerde yüzde 49, ileri sanayi sektörlerinde yüzde 48 seviyelerindeyken, perakende ve tüketici ürünleri sektöründe yüzde 46 seviyesinde kalıyor. Benzer şekilde, üretken yapay zekâ benimseme oranları incelendiğinde perakende sektörü yüzde 68 ile ortalamanın altında seyrediyor.</p>
<p>Bu durum, perakende sektörünün teknoloji yatırımlarında daha temkinli davrandığını ya da gerekli altyapı ve olgunluk seviyesine henüz tam anlamıyla ulaşamadığı şeklinde yorumlanabilir. Özellikle veri kalitesi, sistemler arası entegrasyon ve organizasyonel değişim yönetimi gibi konular sektörün önündeki temel engeller olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Biz bunu sol literatürde “teori taş gibi, pratik sallanmakta” sözüyle ifade ederdik diye hatırlıyorum ama üzerinden 30 seneden uzun süre geçtiği için terimlerden tam olarak emin değildim. Ben de ifadeyi Google’a sordum; AI Modu daha bunamadığımı ortaya koydu:</p>
<p>Teori ile pratik arasındaki o ezeli çelişkiyi bundan daha iyi özetleyen çok az söz vardır. Mühendislikten yazılıma, tıptan sosyolojiye kadar her alanda karşımıza çıkan evrensel bir kuraldır bu: Kağıt üzerinde kusursuz çalışan her şey, hayatın sert gerçeklerine çarptığında esner, bükülür veya sallanır.</p>
<p>Teorinin "taş gibi" olmasının nedeni, onun sürtünmesiz ve steril bir laboratuvarda yaratılmış olmasıdır. Pratik ise rüzgardır, insan faktörüdür, malzeme yorulmasıdır, beklenmedik anlarda çıkan krizlerdir.</p>
<p>Bu durumu en iyi özetleyen birkaç ünlü düşünceyi de ekleyelim:</p>
<p>- Yogi Berra: <em>"Teoride, teori ile pratik arasında hiçbir fark yoktur. Pratikte ise vardır."</em></p>
<p>- Boksör Mike Tyson: <em>"Ağzının ortasına yumruğu yiyene kadar herkesin bir planı (teorisi) vardır."</em></p>
<p>Eğer aklınızda bu sözü söyleten spesifik bir durum, proje veya deneyim varsa anlatın; teoriyi pratiğe uydurmak ya da o sallantıyı durdurmak için birlikte bir strateji geliştirelim.</p>
<p>Google’ın “aile terapisi” tadındaki teklifine rağbet etmedim ama Tyson’ın Bakış açısının bizim soldan daha derinlikli ve gerçekçi olduğunun altını çizmeliyim. Hayat hiç değişmiyor.</p>
<p><strong>OBASE, çarpıcı teorisini hangi pratikle destekliyor? </strong></p>
<p>Bunu yazdıktan sonra bitirmeden önce OBASE’in pratiğinden de bir miktar söz etmek gerekiyor.</p>
<p>1995 yılında üç kurucu ortak tarafından, Türkiye’de işletmelerin veriye dayalı karar alma yetkinliklerini geliştirmek amacıyla kurulan OBASE, verinin katma değerinin en net bu sektörde gösterilebileceği bakış açısıyla ilk etapta perakende sektörüne odaklanıyor. Türkiye’de perakende sektöründe merkezi ve dağıtık çalışan ilişkisel veri tabanı sistemleri, veri ambarı ve elektronik raf etiketi gibi öncü uygulamalara imza atan OBASE’in o günden bugüne kat ettiği mesafeyi anlamak için yapay zekâ çözümlerine bir bakmamız gerekiyor. Gereksiz edebi düzenlemelerden başka bir şey yapmak mümkün olmadığından üzerinde oynamadan gayet anlaşılır olan bilgi notu parçasını aktarıyorum.</p>
<p>-Veri analitiği, yapay zeka ve iş zekası yatırımlarımız, işletmelerin veriden hızlı ve güvenilir şekilde değer üretmesini sağlayacak şekilde tasarlanmıştır.</p>
<p>- Perakende sektörüne özel geliştirilen üretken yapay zeka çözümü, mevcut ürünlerimizi SaaS olarak sunduğumuz Platform OBASE üzerinden operasyonel verimlilik ve müşteri deneyimini artırmayı hedefler.</p>
<p>- OBASE AIR (AI-Ready), stratejik karar alma süreçlerini hızlandıran ve verimliliği artıran bir karar zekası platformudur. AIR, doğal dil etkileşimleri sayesinde günlük operasyonlardan stratejik kararlara kadar tüm alanlarda doğru ve hızlı karar alma içgörüleri sağlar. Çoklu ajan (Agentic AI) mimarisi ile farklı departmanlara özgü yapay zeka ajanları entegre edilebilir; bu ajanlar, şirket içinde en doğru kararları almak için ortak akıl orkestrasyonu ile çalışır. AIR, sadece destek aracı değil, aynı zamanda kurum içinde bir “kıdemli uzman” gibi hareket eder.</p>
<p>- Geliştirilen özel teknoloji sayesinde token kullanımı minimize edilir ve maliyet avantajı sağlanır.</p>
<p>- AIR’ın ilk sektörel uygulaması olan OBASE AI for Retail çözümü, talep öngörüsü ve stok yönetimi süreçlerinde somut rekabet avantajı sağlamaktadır.</p>
<p>- Görsel, metin ve ses girdileri mevcut uygulamalarla entegre edilerek dijitalleşme ileri taşınır ve insan destekli akıllı otomasyon ile karar verme süreçleri desteklenir.</p>
<p>- Platform, aynı zamanda yeni veri ve içgörülerden hızlı aksiyon alma yeteneğini güçlendirir ve işletmelerin rekabet avantajı elde etmesini sağlar.</p>
<p>- CRM çözümleri (Promni, Analitik CRM, CDP), müşteri temas noktalarında kişiselleştirilmiş aksiyonlar alınmasını sağlamaktadır.</p>
<p>- CRM ve AIR entegrasyonu sayesinde veriler gerçek zamanlı kampanya ve operasyonel aksiyonlara dönüştürülmektedir.</p>
<p>Bu işler şirket açısından gerçekten başarılı sonuçlar yaratıyor mu sorusuna baktığımda, OBASE’in inovasyon ve verimlilik odaklı bir yapılanma ile girdiği 2025’te brüt karının yıllık bazda yüzde 47 artışla 197,1 milyon liraya ulaştığını görüyorum. Şirketin brüt kar marjı yüzde 13,9’dan yüzde 23 seviyesine yükselirken AI tabanlı çözümler, Agentic AI yaklaşımı ve Platform OBASE projeleri büyüme stratejisinin merkezini oluşturuyor. 2026’nın ilk altı ayında 491 milyon liraya ulaşan satışlar ve 94 milyon lira seviyelerinde gerçekleşen brüt kâr, stratejinin sürekliliğinin göstergesini oluşturuyor.</p>
<p>1998’de Rusya’daki ilk yurt dışı projesi ile global pazarlara açılan OBASE’in yurtdışı satışlarının toplam cirosu içindeki payı yüzde 16 seviyesinde bulunuyor. Strategy, Microsoft, IBM, Oracle, Snowflake, AWS ve Huawei Cloud gibi global teknoloji firmaları ile iş birlikleri yürüten OBASE, ABD ofisi ile global pazarlardaki varlığını güçlendirmeyi hedefliyor.</p>
<p><strong>Neden şimdi yazdım? </strong></p>
<p>Başta da belirttiğim gibi OBASE yazısını şu anda yazmamın nedeni Vargas fotoğrafını çekmemle bağlantılı. Benzer biçimde Bülent Dal’ın Retail Türkiye’deki yazısı da 2030 öngörüleriyle bugünden yapılması gerekenleri ve iç görüleri kapsıyor. Ben Vargas fotoğrafını paralel işlemci mantığı ile çekince yazının zamanı geldi. Zamanlamanın konunun önemiyle bir bağlantısı yok; konunun önemini kendisi ile yediğimiz yemekte kavramıştım ama öyküsü şimdi oluştu.</p>
<p>Sohbette işte bu önemli dememi sağlayan ise, “domino taşı” vurgusuydu. İyi bir Yılmaz Özdil takipçisi olduğum için Sözcü gazetesinin 29 Nisan 2025 tarihli nüshasındaki Domino Taşı yazısını okumuştum. (https://www.sozcu.com.tr/domino-tasi-p167600) Özdil’in aktardığı Leiden Üniversitesi (Hollanda) araştırmasına göre, devrilen her domino taşı 1,5 katı büyüklüğünde bir domino taşını devirecek etkiyi yaratabiliyordu. Taşlar buna göre dizildiğinde, 5 milimetre boyunda bir taşla başlayan süreçte devrilen 13’üncü domino taşı 1 metre boyunda ve 50 kilo ağırlığında oluyordu. 29’uncu domino taşına gelindiğinde 400 metre boyunda oluyordu. Özdil “milyonlarca ton ağırlığında bir taşın” devrilebileceğinden bahsediyor ve bunu New York’taki Empire State binasıyla örnekliyor ama ben bu hesabı da matematikçilere bırakıyorum. Yalnız etkinin nasıl büyüdüğüne dikkatinizi çekmek istiyorum. Dal’ın ve CEO’su olduğu OBASE’in büyüme stratejisinin merkezine koyduğu karar zekâsının (decision intelligence) ve platform tabanlı çözümlerin yaratcağı domino taşı etkisi bu kadar büyük olmaya aday.</p>
<p>Karşılaştırma açısından Halil Aksu’dan aldığım e-postadaki notu aktarmakla yetineyim. O, ayrı bir yazı konusu olacak ama Halil bana şu notları düşmüş:</p>
<p>Bugüne kadar daha çok danışmanlık alanında, özellikle olgunluk ölçümü alanında çalışıyorken, artık tam manasıyla bir kurumsal yapay zekâ çözümleri şirketine dönüşüyoruz.</p>
<p>- digitopia.ai domainine taşınıyoruz. Tam bir yapay zekâ şirketi oluyoruz. </p>
<p>- Ahmet Bilgen (ex-Foriba) üçüncü kurucu ortak olarak aramıza katılıyor.</p>
<p>- Kurumsal şirketler için ajan tabanlı yapay zekâ platformu oluşturduk.</p>
<p>- ABD, AB, Orta Doğu ve tabii ki Türkiye’de büyümemizi 10x hızlandıracağız.</p>
<p>- Yeni yatırımcılarla bu büyüme sürecimizi destekliyoruz, hızlandıracağız.</p>
<p>Bütün bunlar oluyorsa, Nuh gibi bir gemi yapmaya başlamakta yarar var. O yüzden bu yazı şimdi yazıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-domino-etkisi-momentum-ve-voleybol-86939</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ, domino etkisi, momentum ve voleybol ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/erasmus-mesleki-egitim-hareketliligine-34-milyon-euro-hibe-destegi-86938</guid>
            <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> ERASMUS+ Mesleki Eğitim Hareketliliği’ne 34 milyon Euro hibe desteği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Prof. Dr. MUSTAFA HİLMİ ÇOLAKOĞLU - CAPPNNO Innovation Institute ortağı</strong></p>
<p>Türkiye Ulusal Ajansı, Erasmus+ Mesleki Eğitim Öğrenici ve Personel Hareketliliği sonuçlarını açıkladı. Türkiye Ulusal Ajansı, 2026’da mesleki eğitimde öğrenici ve personel hareketliliği için 232 kuruluş ve projeye yaklaşık 34 milyon Euro azami hibe tahsis etti. Desteklenen kuruluş ve proje sayısı 2024’e göre yüzde 26,8, kaynak tutarı ise yüzde 43,1 arttı.</p>
<p>Akredite kuruluşlara yönelik KA121-VET kapsamında 130 kuruluşa 28 milyon 879 bin 393 Euro, kısa dönemli KA122-VET kapsamında 102 projeye 5 milyon 127 bin 523 Euro ayrıldı. Böylece toplam destek 34 milyon 6 bin 916 Euro’ya ulaştı. KA122-VET’e sunulan 934 başvurudan 102’si hibe almaya hak kazanırken 10 proje yedek listeye alındı. Kabul oranı yüzde 10,9 olarak gerçekleşti. Destek iki yılda yüzde 43 arttı. 2024’te KA121 ve KA122 kapsamında toplam 183 kuruluş ve projeye 23 milyon 758 bin 611 Euro ayrılmıştı. Bu rakam 2025’te 203 kuruluş ve proje için 33 milyon 316 bin 179 Euro’ya yükseldi.2026’da destek kapsamındaki kuruluş ve proje sayısı 232’ye çıktı. Böylece sayı 2025’e göre yüzde 14,3, 2024’e göre yüzde 26,8 arttı. Hibe tutarındaki artış ise 2025’e göre yüzde 2,1, 2024’e göre yüzde 43,1 oldu. Kısa dönemli KA122-VET kapsamında 2024’te 955 başvurudan 80’i, 2025’te 914 başvurudan 87’si, 2026’da ise 934 başvurudan 102’si kabul edildi. Kabul oranı iki yılda yüzde 8,4’ten yüzde 10,9’a yükseldi.</p>
<p>Sağlanan destekten tahminen 3 bin öğrenci ve personel yararlanacak. Program; meslek lisesi öğrencileri, çıraklar ve yeni mezunlara Avrupa’daki kurumlarda meslekleri alanında işbaşı öğrenme ve staj yapma fırsatı sunuyor. Katılımcılar mesleki tekniklerini geliştirirken yabancı dil, dijital ve yeşil beceriler kazanıyor; farklı üretim kültürlerini, teknolojileri ve iş güvenliği uygulamalarını tanıyor. Uluslararası hareketlilik deneyiminin öğrencilerin özgüvenini, girişimcilik kapasitesini, istihdam edilebilirliğini ve kariyer olanaklarını güçlendirmesi bekleniyor. Yurt dışında edinilen öğrenme çıktıları Europass ve benzeri Avrupa araçlarıyla görünür hâle getirilebiliyor.</p>
<p>Öğretmen, eğitici ve diğer personel ise işbaşı gözlem, kurs ve öğretme görevlendirmeleri yoluyla yeni teknolojileri ve eğitim yöntemlerini öğrenebiliyor. Kuruluşlar açısından program; uluslararasılaşmayı, sektör iş birliğini, eğitim kalitesini ve Avrupa’daki işbirliği ve ortaklık ağlarını destekliyor.</p>
<p>KA121-VET yalnızca Erasmus akreditasyonuna sahip kuruluşlara açık bulunuyor. KA122-VET’e ise akreditasyonu olmayan veya kısa süreli hareketlilik planlayan uygun mesleki eğitim kuruluşları başvurabiliyor. Başvuru için EU Login hesabı oluşturuluyor, kuruluş Avrupa Komisyonunun kayıt sistemine kaydedilerek OID numarası alıyor ve başvuru formu elektronik ortamda Türkiye Ulusal Ajansına gönderiliyor. Projede ihtiyaçlar, hedefler, katılımcı profili, faaliyetler, bütçe, öğrenme çıktıları ve yaygınlaştırma planı açıklanıyor.</p>
<p>Öte yandan mesleki eğitim alanında Erasmus akreditasyonu almak isteyen kuruluşlar için 2026 KA120-VET son başvuru tarihi ise 29 Eylül 2026 olarak belirlendi. Mesleki eğitimde Erasmus akreditasyonu, bir kurumun kaliteli ve uzun vadeli uluslararası hareketlilik faaliyetleri yürütme kapasitesinin Ulusal Ajans tarafından onaylanmasıdır. Akreditasyon bir proje hibesi değildir. Kuruma, Erasmus+ hedefleriyle uyumlu bir <strong>Erasmus Planı</strong> çerçevesinde birkaç yıl boyunca daha kolay ve düzenli hibe talep etme imkânı sağlar. Mesleki eğitim merkezleri, Meslek kursları ve sürekli mesleki eğitim sağlayıcıları, İl ve ilçe millî eğitim müdürlükleri, Mesleki Eğitim Konsorsiyumu koordinatörleri, İşletmeler, odalar, meslek kuruluşları ve sektör temsilcileri ve mesleki eğitim politikası ve uygulamasından sorumlu kamu kurumları akreditasyon için başvurabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/erasmus-mesleki-egitim-hareketliligine-34-milyon-euro-hibe-destegi-86938</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ERASMUS+ Mesleki Eğitim Hareketliliği’ne 34 milyon Euro hibe desteği ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gyolarda-halka-aciklik-orani-86936</guid>
            <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> GYO’larda halka açıklık oranı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>GYO’larda uygulanan yüzde 25 asgari halka açıklık oranı her şirket için aynı sonucu doğurmaz. Özellikle büyük ölçekli GYO’larda zorunlu arz miktarının piyasa tarafından absorbe edilmesi, fiyat baskısı ve halka arz iskontosu yaratabilir. Halka arz oranı şirket ölçeğiyle uyumlu hale getirilmeli ve yüzde 25’lik orana kademeli olarak ulaşılmalı.</strong></p>
<p>GYO’larda halka açıklık ve temettü dağıtımı meselesi” başlıklı yazımda (EKONOMİ Gazetesi, 13.7.2026), Türkiye’deki %25 asgari halka açıklık ve %50 temettü dağıtımı oranlarının ABD uygulamalarıyla karşılaştırıldığında avantajlı görünse de; bu oranların kamu yararı ile piyasanın gelişimi arasındaki denge çerçevesinde tartışılması gerektiğini vurgulamıştım. Bu yazıda %25 zorunlu halka açıklık oranının yarattığı sorunlara odaklanıyoruz.</p>
<p><strong>Yüzde 25 her şirket için aynı anlama gelmiyor</strong></p>
<p>SPK düzenlemelerine göre bir GYO’nun çıkarılmış sermayesinin en az yüzde 25’ini temsil eden paylarını halka arz etmesi gerekiyor. Tüm şirketlerin aynı gözlükle görülmesine neden olan bu oransal yükümlülük, şirket büyüklüğünün hesaba katılmadığı bir finansman sisteminin (sermaye bütçelemesi kararının) ve piyasa yapısının iyi olabileceği düşüncesine dayanıyor olabilir. Söz konusu oran; halka açıklığı göstermelik düzeyde bırakmamak, kâğıdın ikincil piyasasında yeterli derinliği oluşturmak ve hâkim ortağın karşısında anlamlı büyüklükte bir yatırımcı tabanı yaratmak açısından makul görülebilir. Ancak piyasa gerçekleri evdeki hesabın çarşıya uymadığını, bu yüksek oransal yükümlülüğün piyasanın dinamiklerini olumsuz yönde etkileyebileceğini de ima ediyor.</p>
<p><strong>1 milyar TL’lik veya 100 milyar TL’lik GYO halka arzı</strong></p>
<p>1 milyar lira değerindeki GYO’nun %25’i ile 100 milyar lira değerindeki GYO’nun yüzde 25’i aynı oranı, fakat bütünüyle farklı arz büyüklüklerini ifade etmez mi? İlk durumda piyasanın 250 milyon liralık payı kısa bir talep toplama döneminde absorbe etmesi beklenebilir. Oysa Türkiye’de yerli/yabancı kurumsal yatırımcı tabanının ve borsadaki uzun vadeli gayrimenkul yatırımcısı havuzunun görece sınırlı olması nedeniyle, ikinci durumda %25 eşiği büyük GYO’lar açısından fiilen bir “piyasaya giriş maliyetine” dönüşebilir.</p>
<p><strong>Fiyatı sulandırmak kimsenin hayrına değil</strong></p>
<p>Halka arz yazını bilgi asimetrisi, yatırımcı talebine ilişkin belirsizlik ve likidite yetersizliğinin ihraç fiyatını olumsuz yönde etkileyebileceğini gündeme getiriyor. Bunun yanında, pay senetlerine yönelik talebin tam esnek olmadığını ortaya koyan çalışmalar, kısa sürede piyasaya sunulan pay miktarı arttığında yatırımcıların bu ilave arzı karşılamak için daha düşük bir fiyat talep edebildiğine işaret ediyor. Ellul ve Pagano (2006),1 beklenen ikincil piyasa likiditesinin azalması ve likidite riskinin yükselmesi durumunda halka arz iskontosunun arttığını belirtmektedir. Arz miktarının fiyat üzerindeki etkisini inceleyen daha geniş pay arzı yazını ise yatırımcı talebinin tam esnek olmadığını ve göreli arz büyüklüğü arttıkça fiyat iskontosunun yükselebildiğini ortaya koymaktadır (Kaul et al., 2000<strong><sup>2</sup></strong>; Corwin, 2003<strong>3</strong>). Bu bulgular sığ piyasalarda büyük miktarda GYO payının halka arz edilmesi durumunda, halka arz fiyatının temel değerin altına inebileceğini de gündeme getirmektedir. %25’lik asgari halka açıklık oranı, özellikle çok büyük GYO’larda, yalnızca daha fazla payın halka arz edilmesi anlamına gelmemekte, aynı zamanda düşük talep ve daha yüksek fiyat iskontosu ile birlikte daha düşük halka arz geliri elde edilmesi riskini de gündeme getirmektedir.</p>
<p><strong>Halka arz büyüklüğü ölçeğe duyarlı olmalı</strong></p>
<p>Peki, çözüm nerede? Basitçe ifade edelim: GYO’ların halka açıklık oranının şirket ölçeğiyle uyumlu hâle gelmesi gerekiyor. Bu noktada aktif büyüklüğü-gayrisafi hasılat gibi ölçütler esas alınabilir. Örneğin, ölçek olarak büyük GYO’lar için başlangıçta daha düşük bir halka arz oranı belirlenebilir. %25’e birkaç yıl içinde kademeli olarak ulaşılması istenebilir. Böylece arz zamana yayılır, fiyat üzerindeki baskı azalır, piyasa şirketi tanıdıkça yatırımcı tabanı genişler ve piyasa yapısını bozmadan olumlu finansman koşulları korunabilir.</p>
<p> </p>
<p>1 https://doi.org/10.1093/rfs/hhj018</p>
<p>2 https://doi.org/10.1111/0022-1082.00230</p>
<p>3 https://doi.org/10.1111/1540-6261.00604</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gyolarda-halka-aciklik-orani-86936</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ GYO’larda halka açıklık oranı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hic-de-kotu-degil-86935</guid>
            <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hiç de kötü değil</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye otomotiv pazarı ilk sekiz ayda daralsa da tarihsel ortalamaların üzerindeki seyrini koruyor. Hafif ticari araçlardaki direnç ile hibrit ve elektrikli modellere artan ilgi, pazardaki dönüşümün güçlü biçimde sürdüğünü gösteriyor.</strong></p>
<p>Şu anda yüzlerce yabancı otomobil medyası mensubu, yeni elektrikli Cayenne modelini deneyimlemek üzere Kapadokya’ya geliyor. Porsche’nin bu büyük organizasyon için Türkiye’yi tercih etmesinin en büyük sebebi elbette ülkemizin tarihî ve doğal güzellikleri… Türkiye’nin turizmine de küçük fakat önemli bir katkı olacağı kesin… Fakat 1996-2026 arasında 12 bini geçen satışların yanı sıra özellikle elektrikli Porsche’lere olan büyük ilginin de bu kararda etkili olduğunu belirtmeliyiz. Diğer yanda Toyota’nın Hilux GR modelinin uluslararası test sürüşleri, Volkswagen Golf’ün 50. yıl kutlamaları da Kapadokya’da düzenlenmişti. Hem Toyota hem de VW’nin ülkemizdeki satış başarıları ortada… Geçmişten başka örnekleri de hatırlıyoruz. Yani, Türkiye her anlamda global markalar için bir cazibe merkezi…</p>
<p>Diğer yanda sektörün nabzını tutan Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneğinin (ODMD) yayımladığı Ocak-Ağustos raporunda toplam pazarın geçen yılın aynı dönemine göre %11,91 oranında daralarak 719.996 adede gerilediği görünse de, 564.241 adetle binek otomobil tarafındaki %13,78’lik düşüşün yanında 155.755 adetle hafif ticari araç segmentinin %4,40’lık sınırlı daralması, talebin görece sağlamlığına işaret ediyor. Ağustos ayında toplam pazar %20,28 küçülürken, otomobil satışlarındaki %25,16’lık sert gerilemeye karşın hafif ticari araç pazarı %0,34 gibi mütevazı ama anlamlı bir artış yakalayarak 19.502 adede ulaşıyor. Ancak bu kısa vadeli daralmayı tarihsel ortalamalarla kıyasladığımızda, pazarın beş yıllık Ağustos ortalamasının %4,4, on yıllık ortalamanın ise %23,9 üzerinde seyretmesi, uzun vadeli büyüme eğiliminin bozulmadığını ve mevcut yavaşlamanın konjonktürel olduğunu düşündürüyor.</p>
<p>Tüketici tercihlerindeki yapısal değişimlerde ise düşük vergili A, B ve C segmentlerinin toplam pazar içindeki payı %84,3’e ulaşırken, C segmenti %55,1 ile açık ara lider konumunda; B segmenti ise %28,9’luk payla ikinci sırada… 372.790 adet ve %66,1’lik payla SUV’lar ilk sırada, sedanlar %20 ve hatchback’ler %13,6 ile tercihleri şekillendiriyor.</p>
<p>Motorizasyonda benzinliler %40,8’lik payla hâlen en büyük segment olsa da, hafif hibritler dahil yarı elektrikliler %33,1’lik pay ve 187.045 adetlik satışla hızla yükseliyor. %7,3 artan 160 kW altındaki modelleriyle tam elektrikliler ise %18,8’lik pay ve 105.951 adetle üçüncü büyük güç grubunu oluştururken, dizel araçların payı %5,9’a gerilemiş durumda. Daha erişilebilir fiyatlı tam elektrikli modellere yönelen müşterilerin aşırı yüksek fosil yakıt fiyatlarına karşı konfor ve teknoloji odaklı seçenekler aradığı da ortada…</p>
<p>Bu tablonun arka planında, otomotiv sanayimizdeki küresel üretim kabiliyeti de ayrı bir başlık olarak parlıyor. Tofaş’ın Bursa fabrikasında 386 milyon Euro’luk yatırımla, 2032’ye kadar 1 milyon adet üretimi planlanan Fiat Scudo, Opel Vivaro, Peugeot Expert ve Citroën Jumpy’den oluşan Stellantis K0 ailesinin Kuzey Amerika pazarına özel, 230 bin adet üretilecek modeli Ram ProMaster City, Green Car Journal tarafından “2027 Yılının Ticari Yeşil Aracı” seçilerek tüm kabiliyetleriyle okyanus ötesindeki profesyonel kullanıcıların bile beklentilerini karşılayabileceğini kanıtlıyor. Ford’un Connect’leri ve Tofaş’ın Doblo’ları ile gerçekleştirilen ABD ihracatının yeniden canlanması, Türkiye’nin hafif ticari araç üretim üssü iddialarını pekiştiriyor.</p>
<p>Tüm bu veriler ışığında, Çin menşeli markalara yönelik artan vergi yükleri ve ticaret engellerine rağmen OMODA ve JAECOO’nun Türkiye’deki iki yıllık başarısı, doğru ürün ve stratejiyle korumacılığın aşılabileceğini gösteren önemli bir örnek… Global ölçekte 77 pazarda sadece üç yılda 1 milyon adet satışa ulaşan markanın, yerel tüketici beklentilerine odaklanarak Avrupa’daki gibi hızlı büyümesine ve yerel pazardaki daralmaya rağmen tüketici nezdinde yer edinmesine şaşırmamamız gerekiyor.</p>
<p>Velhasıl, ilk sekiz ayda otomotiv pazarımız yıllık bazda kayda değer bir daralma yaşasa da, geçmiş dönemlerin ortalamalarını aşan seviyesi ve hafif ticari araç segmentindeki direnciyle uzun vadeli potansiyelini koruyor. Bir tarafta otomotiv mühendisliği ve üretim kabiliyetimiz, diğer tarafta küresel markaların pazarın dinamizmine ve tüketicilerin teknoloji açlığına olan ilgisi… Sonbaharda yerli üretim ve ithal markalar arasındaki rekabetin yoğunlaşmasını beklerken, çok boyutlu otomotiv sektörümüzün zorluklarla birlikte fırsatları da barındırdığını izleyeceğiz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hic-de-kotu-degil-86935</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/0/1280x720/otomobil-ve-hafif-ticaride-yuzde-142lik-daralma-1741074176.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hiç de kötü değil ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-kuresel-eksen-afrika-86934</guid>
            <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni küresel eksen: Afrika</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Son on yılda ortaya çıkan ekonomik, demografik ve teknolojik dinamikler bu algıyı kökten değiştiriyor. Afrika’nın yükselişi yalnızca bölgesel bir kalkınma hikâyesi değil; aynı zamanda küresel kapitalizmin yeni yapılanmasının merkezlerinden biri olabilir.</strong></p>
<p>Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreği kapanırken dünya ekonomisinin ağırlık merkezi sessiz fakat tarihsel ölçekte büyük bir dönüşüm geçiriyor. Soğuk Savaş sonrası dönemin üretim merkezi Asya olurken, enerji dönüşümünün, dijital ekonominin, kritik minerallerin ve genç iş gücünün merkezi giderek Afrika’ya kayıyor. Bugün Afrika artık yalnızca “gelişmekte olan bir kıta” değil; küresel ekonomik sistemin geleceğini belirleyecek stratejik eksenlerden biri hâline geliyor.</p>
<p>Uzun yıllar boyunca Afrika, küresel sistem içinde çoğunlukla yardım, yoksulluk, siyasi istikrarsızlık ve hammadde ihracatı perspektifinden okundu. Oysa son on yılda ortaya çıkan ekonomik, demografik ve teknolojik dinamikler bu algıyı kökten değiştiriyor. Afrika’nın yükselişi yalnızca bölgesel bir kalkınma hikâyesi değil; aynı zamanda küresel kapitalizmin yeni yapılanmasının merkezlerinden biri olabilir. Bugün dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 18’i Afrika’da yaşıyor. Birleşmiş Milletler projeksiyonlarına göre 2050’ye gelindiğinde bu oran yüzde 25’e yaklaşacak ve dünya nüfus artışının yarısından fazlası Afrika kaynaklı olacak. Kıta nüfusunun 2,5 milyara ulaşması bekleniyor. Bu, insanlık tarihindeki en büyük demografik genişlemelerden biri anlamına geliyor.</p>
<p>Fakat Afrika’nın stratejik önemi yalnızca nüfusundan kaynaklanmıyor. Asıl kırılma noktası, dünyanın ihtiyaç duyduğu üç kritik unsurun aynı anda Afrika’da yoğunlaşmasıdır: genç iş gücü, kritik mineraller ve yeni tüketici pazarları. Bu üç unsur birlikte düşünüldüğünde Afrika, 21. yüzyılın en önemli jeoekonomik merkezlerinden biri hâline geliyor.</p>
<p>Bugün Afrika ekonomisinin nominal büyüklüğü yaklaşık 2,8 trilyon dolar seviyesinde bulunuyor. Bu rakam dünya ekonomisinin yaklaşık yüzde 3’üne denk geliyor. Küresel ticaretteki payı ise hâlâ görece düşük; dünya ihracatının yalnızca yaklaşık yüzde 2-3’ü Afrika kaynaklı. İlk bakışta bu tablo Afrika’nın küresel sistemde marjinal bir oyuncu olduğu izlenimini verebilir. Ancak rakamların altında çok daha önemli bir gerçek yatıyor: Afrika, küresel ekonomide düşük paya rağmen stratejik yoğunluğu en yüksek bölgelerden biri.</p>
<p>Kıta, dünya kobalt rezervlerinin yaklaşık yüzde 63’üne, tantalum rezervlerinin yüzde 70’ine, platin grubu minerallerin yüzde 79’una ve büyük lityum, manganez, grafit ve bakır rezervlerine sahip. Bu mineraller elektrikli araçlardan yapay zekâ altyapısına, veri merkezlerinden savunma teknolojilerine kadar modern ekonominin temel girdileri durumunda. Başka bir ifadeyle, 20. yüzyılın petrolü neyse, 21. yüzyılın kritik mineralleri de odur ve bu minerallerin merkezi büyük ölçüde Afrika’dır. Ancak bugün Afrika bu rezervlerin yalnızca yaklaşık yüzde 12’sini küresel üretime dönüştürebiliyor. Dolayısıyla kıtanın asıl hikâyesi mevcut gücü değil, henüz kullanılmamış kapasitesidir.,</p>
<p><strong>Afrika artık yalnızca kaynak sağlayıcı değil; küresel enerji güvenliğinin merkezlerinden biri</strong></p>
<p>Enerji dönüşümü Afrika’nın önemini dramatik biçimde artırıyor. Elektrikli araçlar, güneş panelleri, batarya sistemleri, rüzgâr türbinleri ve yapay zekâ veri merkezleri devasa miktarda kobalt, bakır, lityum, nikel ve nadir toprak elementi gerektiriyor. Uluslararası Enerji Ajansı’na göre kritik mineral talebinin 2050’ye kadar yüzde 235’e kadar artabileceği öngörülüyor. Bu nedenle Afrika artık yalnızca kaynak sağlayıcı değil; küresel enerji güvenliğinin merkez bölgelerinden biri hâline geliyor.</p>
<p>Çin bu dönüşümü oldukça erken fark etti. Son 15 yılda Çin şirketleri Afrika’da limanlardan demiryollarına, enerji altyapılarından madencilik sahalarına kadar çok geniş bir yatırım ağı kurdu. Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında Afrika’ya yönelik finansmanı yüz milyarlarca doları bulurken, Pekin bugün birçok Afrika ülkesinin en büyük ticaret ortağı konumunda. ABD ise özellikle kritik minerallerin tedarik zincirini Çin’e bağımlı olmaktan çıkarmak için Afrika’ya yeniden stratejik önem atfetmeye başladı. Avrupa Birliği de yeşil dönüşüm hedefleri nedeniyle Afrika ile daha derin ekonomik ortaklıklar kurmaya yöneliyor. Dolayısıyla Afrika artık yalnızca bir kıta değil; büyük güç rekabetinin ana sahalarından biri.</p>
<p>Afrika’daki en önemli dönüşümlerden biri dijital ekonomide yaşanıyor. Uzun süre altyapı eksiklikleri nedeniyle dezavantajlı görülen kıta, tam da bu nedenle bazı alanlarda “sıçramalı modernleşme” modeli geliştirdi. Geleneksel bankacılık altyapısı yeterince gelişmeden mobil ödeme sistemleri yaygınlaştı. Banka hesabı olmayan milyonlarca insan doğrudan mobil finans sistemlerine geçti. Bugün Afrika fintech ekosistemi dünyanın en hızlı büyüyen pazarlarından biri olarak görülüyor. Mobil internet kullanımındaki yüzde 10’luk artışın kişi başına düşen geliri yüzde 2,5 artırdığı hesaplanıyor; bu oran dünya ortalamasının üzerinde. Afrika internet ekonomisinin 2025’te yaklaşık 180 milyar dolar, 2050’de ise 700 milyar doların üzerinde ekonomik değer üretmesi bekleniyor. Özellikle Nijerya, Kenya, Güney Afrika, Mısır ve Fas kıtanın dijital merkezleri olarak öne çıkıyor. Bu dönüşümün stratejik anlamı oldukça büyük: Afrika artık yalnızca ham madde sağlayıcısı değil, aynı zamanda dijital hizmet üreticisi olmaya başlıyor.</p>
<p><strong>Kıta içi ticaret artışı Afrika’yı ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik dönüştürecek</strong></p>
<p>Afrika’nın geleceğini belirleyecek en önemli girişimlerden biri ise Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Bölgesi, yani AfCFTA. Tam anlamıyla işler hâle gelmesi durumunda dünyanın en büyük serbest ticaret alanlarından biri ortaya çıkacak. Şimdiden kıta içi ticaret hacmi 192 milyar dolar seviyesini aşmış durumda. Bu dönüşüm kritik çünkü Afrika’nın temel sorunlarından biri uzun yıllar boyunca koloniyal ticaret modelinin devam etmiş olmasıydı. Afrika ülkeleri birbirleriyle değil, eski sömürge merkezleriyle ticaret yaptı. AfCFTA bu yapıyı kırabilir. Kıta içi ticaretin artması sanayileşmeyi, bölgesel üretim zincirlerini, lojistik altyapıyı, yerel para kullanımını ve teknoloji transferini hızlandırabilir. McKinsey ve Brookings analizlerine göre AfCFTA’nın tam uygulanması hâlinde kıta içi ticarette yüzde 35’e varan artış mümkün olabilir. Bu yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik bir dönüşüm anlamına geliyor.</p>
<p>Ancak Afrika’nın önünde ciddi riskler de bulunuyor. Kıtanın temel sorunu kaynak eksikliği değil; verimlilik, altyapı ve kurumsal kapasite eksikliği. Enerji erişimi hâlâ sınırlı, lojistik maliyetleri yüksek, sanayileşme yetersiz ve eğitim sistemi ile iş gücü piyasası arasında ciddi uyumsuzluklar bulunuyor. Bu nedenle Afrika’nın genç nüfusu aynı anda hem büyük fırsat hem de büyük risk taşıyor. Eğer kıta üretim kapasitesini artırır, sanayileşmeyi hızlandırır, dijitalleşmeyi derinleştirir ve bölgesel entegrasyonu güçlendirirse dünyanın en büyük büyüme motorlarından biri olabilir. Aksi hâlde yüksek nüfus artışı ekonomik baskıyı büyütebilir.</p>
<p>Bugün dünya yeni bir ekonomik coğrafya oluşturuyor. Enerji dönüşümü yeni maden coğrafyaları yaratıyor, yapay zekâ yeni veri ve enerji ihtiyaçları doğuruyor, küresel tedarik zincirleri Çin merkezli yapıdan çeşitleniyor, Avrupa yaşlanıyor ve Çin’in nüfus avantajı azalıyor. İşte bütün bu dönüşümlerin kesişim noktasında Afrika bulunuyor.</p>
<p>Dolayısıyla mesele artık “Afrika yükselecek mi?” sorusu değil. Asıl soru şu: Afrika küresel sistemde hangi rolü oynayacak? Sadece hammadde sağlayıcısı mı olacak, yoksa batarya üreten, veri merkezleri kuran, fintech ihraç eden, dijital hizmet geliştiren, bölgesel üretim zincirleri oluşturan ve kendi sermaye piyasalarını derinleştiren bağımsız bir ekonomik kutba mı dönüşecek?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-kuresel-eksen-afrika-86934</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni küresel eksen: Afrika ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turk-sanayisinin-yenilikci-cozumlere-ihtiyaci-var-86933</guid>
            <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türk sanayisinin yenilikçi çözümlere ihtiyacı var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Küresel ticaret koridorlarının yeniden şekillendiği ve Avrupa’nın ürün standartlarını değiştirdiği bir dönemde Türk sanayisinin yeni koşullara uyum sağlamasının önemli. İhracatının yaklaşık yüzde 60’ını Batı pazarlarına yapan  Türkiye’nin dış politikasında güvenli ticaret koridorları ve AB ile ekonomik temelli müzakerelerin önceliklendirilmesi gerek.</strong></p>
<p>Türkiye gibi bir sanayi ülkesini idare edenlerin dikkatli konuşması gerekir. Ben bunun özellikle içinde bulunduğumuz hızlı dönüşüm sürecinde çok daha önemli olduğunu düşünüyorum.Ecdat, ne derdi? “Arkasında ne olduğundan emin olmadığın kapıyı sakın açma”. Nedir? Süratli dönüşüm süreci, işte o açacağınız her kapının arkasında ne olduğundan emin olma ihtimalini sürekli aşındırıyor. Hemen her şey her gün değişiyor. Dünya yeniden kuruluyor. Temkinin her zamankinden daha fazla önemli olduğu bir dönemdeyiz. Önce onu bir tespit edelim.</p>
<p>Bugün neden yeni ticaret koridorlarını bu kadar yoğun bir biçimde tartışıyoruz? İlgili ilgisiz her toplantının içinde bir yeni koridor tartışması bölümü yer alıyor artık.</p>
<p>Bölgemize bakın, İran savaşı sonrasında, Hürmüz Boğazı ve Kızıl Deniz’in güneyindeki Babülmendeb güvenli olmaktan çıkınca her yolun alternatifini tasarlamaya başlamak önem kazandı. Neden? Eski rotadan geçen malların sigorta primleri tavana vurdukça yeni koridor arayışları ortalığı sardı.</p>
<p>Sigorta şirketlerini dikkate almadan koridor tasarımı olmuyor, ben öğrendim. Türkiye’de de bu alternatif koridor tartışmasının farkında olmamız gerekir. Çünkü Türkiye bir sanayi ülkesidir.</p>
<p><strong>Ne demek sanayi ülkesi olmak?</strong></p>
<p>Bir sanayi ülkesi olmanın göstergesi nedir? Toplam ihracatının kahir ekseriyeti imalat sanayi ürünlerinden oluşuyorsa o ülkeyi sanayi ülkesi olarak görmek gerekir. 1995 yılında Orta Avrupa’yı da Orta Doğu’ya eklersek, bir nevi, geniş Osmanlı coğrafyasında hangi ülkelerin sanayi ülkesi sayılabileceğini tespit edebilmek mümkün.</p>
<p>Toplam ihracatının yaklaşık yüzde 70’i imalat sanayi ürünlerinden oluşan ülkeler arasında Polonya, Türkiye ve İsrail var.  Polonya, Türkiye ve İsrail ayrıca ihracat miktarları açısından da önemli, bölgenin toplam imalat sanayi ihracatının yüzde 15’ini sağlıyor her biri ayrı ayrı.</p>
<p>Rusya, buna karşılık, doğal kaynak ihracatçısı konumunda daha çok. 1995 yılı itibariyle Rusya’nın toplam ihracatı içinde imalat sanayi ürünlerinin payı yüzde 20’lerde.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9e4188a8f46-1788756360.png" alt="" width="920" height="784" /></p>
<p>1995’ten 2024’e geldiğimizde Rusya ve BAE’nin toplam ihracatı içinde imalat sanayi ürünleri ihracatının payı daha azalarak, yüzde 10’lara doğru geriliyor. Ne oluyor? Rusya, 1995’ten 2024’e Körfez ülkesine dönüşüyor. Sanayinin payı azalıyor.</p>
<p>Türkiye, Polonya ve İsrail ise birer sanayi ülkesi olmaya devam ediyorlar. Özellikle Fas’ı da dikkatlerinize sunmuş olayım bu arada bir sanayi ülkesi olarak.</p>
<p>1995’te Fas’ın toplam ihracatının yüzde 30’u imalat sanayi ürünleri ihracatı kaynaklıydı, şimdi bu oran yüzde 60’a ulaştı. Avrupa Birliği’nin üretim merkezi olarak Fas önemini artırdı, bir sanayi ülkesine dönüştü.</p>
<p>Dolayısıyla ülkeleri iki gruba ayırmak mümkün: Allah’ın verdiğini satarak geçinenlerle dünyaya satılacak mal icat edip, üreterek hayatını idame ettirenler. Türkiye ikinci grupta yer alıyor. Nedir? Türk sanayisinin performansı Türkiye için son derece önemlidir.</p>
<p><strong>Nedir Türk dış politikasının bugün önceliği?</strong></p>
<p>Hal böyle olunca, Türkiye’nin önceliği nedir? Türk sanayisinin ürünleriyle dolu konteynerlerimizin hangi ticaret koridorlarından pazarlarımıza güvenli bir biçimde gidebileceğini tasarlamaktır.</p>
<p>Türk dış politikasının önceliği Türk sanayisinin ürünlerini taşıyan konteynerlerimiz için güvenli ticaret koridorlarının tasarımıdır. Ticaret koridorlarının yeniden yapılanmakta olduğu bu dönemde ehem ile mühimi ayırt etmek daha da elzem hale gelmiştir.</p>
<p>Ecdat bu durumda ne derdi? “Ehem mühimme müreccahtır”. Nedir? En önemli olan, önemli olana tercih edilir. Konteyner koridorlarımız en önemli konumundadır. Avrupa Birliği Türkiye’nin önceliğidir. Bu da bugünün ikinci tespiti olsun.</p>
<p><strong> </strong><strong>Made in Europe süreci önemlidir</strong></p>
<p>Dünyaya satılacak mal üretmek demek, dünyanın nasıl değiştiğini, teknolojinin ve tüketici talebinin nasıl dönüştüğünü yakından takip ederek gerekli yatırımları yapmayı gerektirir. Türkiye ihracatının yaklaşık yüzde 60’ını Batı pazarlarına göndermektedir. Gözümüzün bebeği gibi korumamız gereken pazarlar oradadır ve bu pazarlar bir değişim süreci içindedir.</p>
<p>Avrupa Birliği (AB) Made in Europe süreci ile Gümrük Birliği’nin işleyiş çerçevesini ürün standartları vasıtasıyla yeniden tanımlama yolundadır. Süreç, Türkiye-AB arasında, Türkiye-AB ilişkisinde nadir görülen tamamen ekonomi temelli ve karşılıklı çıkara dayalı ilerleyebilecek bir müzakere penceresi açmaktadır.</p>
<p>Türkiye’nin, Türk sanayisinin önceliklerini dikkate alarak benzer bir müzakere perspektifi geliştirmeye odaklanmasında fayda vardır.</p>
<p><strong>Müzakere perspektifi sektöre özgü olmalı</strong></p>
<p>Böyle bir müzakere perspektifi üzerinde düşünürken, ortalamaya dayalı analizlerden kaçınmakta fayda vardır. Ortalama karaktersiz bir kavramdır. Türk sanayisi bir bütün olarak, ortalamada ihracat zorluğu içinde değildir. Türk sanayisinin bazı alt sektörlerinin ihracatı artarken, bazıları ise ihracatta alan kaybetmektedir.</p>
<p>Bazı imalat sanayi alt sektörlerinde derdimiz Çin rekabeti ve maliyetler olabilir ama bazılarında durum böyle değildir. Bazı imalat sanayi alt sektörlerinde hadise teknolojik dönüşüme daha çabuk ayak uydurmak ve değişen ürün standartlarına daha hızlı uyum sağlamakla ilgilidir.</p>
<p>Bu çerçevede bakıldığında, AB, Türkiye’nin bir numaralı önceliğidir. Türk sanayisi, AB sanayisinin mütemmim cüzüdür. Nedir? Ayrılmaz parçasıdır.</p>
<p>Made in Europe süreci, hızlandırıcı yasası ve kamu alımları direktifi ile AB’nin ürün standartlarını değiştiriyorsa, Türk sanayisinin buna en az maliyetle uyum sağlamasını temin etmek, Türk dış politikasının önceliği olmak durumundadır.</p>
<p>Türk sanayisinin yeni dertlere değil, yenilikçi çözümlere ihtiyacı vardır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turk-sanayisinin-yenilikci-cozumlere-ihtiyaci-var-86933</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/3/3/1280x720/5635-1788756409.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk sanayisinin yenilikçi çözümlere ihtiyacı var ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/guclu-tarim-disi-istihdam-soku-ve-ortadoguda-tirmanan-savas-riski-86932</guid>
            <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güçlü tarım dışı istihdam şoku ve Orta Doğu’da tırmanan savaş riski</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p class="gmail-p1"><strong>ABD’de beklentileri aşan tarım dışı istihdam verisi ve Orta Doğu’da tırmanan çatışmalar, küresel piyasalarda temkinli bir haftanın kapısını araladı. Petrolün 100 dolar eşiğine yaklaşması en büyük risk olarak öne çıkarken, Borsa İstanbul’da gözler Fed ve TCMB’nin faiz patikasına çevrildi.</strong></p>
<p class="gmail-p1">Güçlü ABD tarım-dışı-istihdam verisi ve Orta Doğu’da tırmanan savaş riski ile haftaya başlıyoruz.  Beklentilerin çok üzerinde gelen istihdam verisinin piyasalar üzerindeki etkisi sınırlı oldu.  Dolar küçük adımlarla güçlenirken, tahvil ve hisse senetleri sınırlı satıcılı seyretti. </p>
<p class="gmail-p1">Piyasalarda hakim görüş Fed’in Ekim toplantısında 25 baz puan faiz artırdıktan sonra bir süre beklemesi. İngiltere Merkez Bankası’ndan sene sonuna kadar 25 baz puan, Avrupa ve Japonya merkez bankalarından ise 50 baz puan artış bekleniyor. </p>
<p class="gmail-p1">Orta Doğu’da saldırıların şiddeti arttı. ABD’nin İran gemilerine karşı saldırısına, İran ABD donanmasına ve ticari gemilere saldırı ile cevap verdi. Hafta sonunda tırmanan çatışmaların piyasa etkisini bu hafta göreceğiz. Brent petrol Ağustos ayı içinde gördüğü dip seviyelerden 17 dolar yükselişle 96 doların üzerinde haftayı kapattı. Eğer çatışmalar devam ederse bu hafta 100 doları aşabilir. Bu senaryoda enerji hisselerinde yükseliş, altın madenleri ve havacılık hisselerinde satış bekleriz.   </p>
<p class="gmail-p1">Borsa İstanbul Fed faiz artışı, küresel tahvil satışı, Orta Doğu'da tırmanan çalışmalar gibi risklere rağmen 14 bin civarında tutunuyor. Fon düzenlemeleri nedeniyle BİST 100-30 hisselerindeki sert satışlara rağmen bankalar ve az sayıda büyük hisse endeksin tutunmasını sağlıyor.  </p>
<p class="gmail-p1">Beklentilerden düşük gelen enflasyon, Enflasyon Raporu toplantısında Başkan Karahan’ın verdiği güvercin mesaj Merkez Bankası faiz indirim beklentilerini güçlendirerek endeksi destekledi. Bilançonun aktif ve pasifi arasındaki faiz duyarlılığı farkı nedeniyle bankalar yükselişte öncü konumda. </p>
<p class="gmail-p1">Enflasyon verisi sonrası faiz indirim beklentileri öne çekildi. Hakim görüş, Merkez Bankası'nın Eylül toplantısını beklemede geçirdikten sonra, Ekim ve Aralık toplantılarında 100 baz puanlık adımlarla faiz indirim döngüsüne devam etmesi. Orta vadeli tahviller ve bankalar bu süreçte en çok yararlanacak varlıklar. </p>
<p class="gmail-p1">Orta vadeli programda enflasyon tahminlerinin yukarı çekilmesi, Merkez Bankası'nın reel faiz seviyesini makul seviyelerde tutarak faiz indirmeye devam edeceği görüşümüzü ile uyumlu. Ankara’nın kurumlar tarafından para piyasasında elde edilen gelirlere %10 stopaj getirmesi (!?) bu süreci nasıl etkileyecek göreceğiz. Yatırımcılar vade uzatarak veya yapısal ürünlerle bu süreci yönetmeye çalışacak.</p>
<p class="gmail-p1">Piyasaların önündeki temel risk Orta Doğu'da sıcak savaş riski nedeniyle petrol fiyatlarının 100 -120 dolar bandına yükselmesi. Bu uç senaryo dolarda güçlenme, tahvillerde küresel satış ile gelişmekte olan ülke varlıklarını vurur. Merkez Bankası'nın Ekim toplantısında faiz indirme senaryosu bir süreliğine rafa kaldırılır. </p>
<p class="gmail-p1"> </p>
<p class="gmail-p1"> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/guclu-tarim-disi-istihdam-soku-ve-ortadoguda-tirmanan-savas-riski-86932</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Güçlü tarım dışı istihdam şoku ve Ortadoğu’da tırmanan savaş riski ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cok-kutuplu-dunyada-ekonomik-bagimsizlik-sinavi-86931</guid>
            <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çok kutuplu dünyada ekonomik bağımsızlık sınavı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çok kutuplu dünya düzeni Türkiye’nin önüne yeni bir sınav koyuyor. ABD’nin Golden Global Bank’a yönelik yaptırım kararı, Ankara’nın dış politikada hareket alanını genişletme çabası ile küresel finans sistemine olan bağımlılığı arasındaki çelişkiyi yeniden gündeme taşıdı. Türkiye’nin stratejik özerkliğini güçlendirebilmesi için ekonomik ve finansal bağımsızlığını da sağlamlaştırması gerekiyor.</p>
<p>Dünya siyasetinde güç dengeleri yeniden şekillenirken, Türkiye açısından önümüzdeki dönemin en önemli başlıklarından biri ekonomik bağımsızlık olacak gibi duruyor.</p>
<p>Soğuk Savaş sonrasında uzun süre tek merkezli bir uluslararası sistemin ağırlığı hissedildi. Bugün ise ABD ve Avrupa’nın yanı sıra Çin, Rusya, Hindistan, Körfez ülkeleri ve Türkiye gibi aktörlerin giderek daha fazla ağırlık kazandığı, ancak henüz kurumsallaşmış birçok kutuplu düzenin ortaya çıkmadığı bir dönemden geçiliyor.</p>
<p>Bu yeni dönemin en önemli özelliklerinden biri de şu: Siyasi ve askeri güç dağılımı değişirken, küresel finans sistemi aynı hızla değişmiyor.</p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>ABD Hazinesi’nin Türk bankasına yaptırım kararı</strong></span></p>
<p>Nitekim yeni dönemde Türkiye'nin de dış politikasında "daha özerk" hareket etmeye çalışırken, ekonomik olarak "zincirlerle bağlı" bir imaj çizdiğini söylemek yanlış olmaz.</p>
<p>ABD Hazine Bakanlığı’nın 4 Eylül’de Türkiye merkezli Golden Global Yatırım Bankası ile iki iştirakini İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü adına finansal işlemlere aracılık ettikleri gerekçesiyle yaptırım listesine almasını bu açıdan okumak mümkün.</p>
<p>ABD'nin yaptırım kararı, Türkiye’nin küresel finans sistemi içerisindeki konumunun ve dış politika tercihleriyle ekonomik ilişkiler arasındaki hassas dengenin önemini yeniden ortaya koyar nitelikte.</p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>Büyükelçi Barrack’ın açıklamasının şifreleri</strong></span></p>
<p>Bu açıdan, ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın, Amerikan Hazinesi'nin Golden Global yatırım bankası ve iştiraklerine yönelik yaptırım kararı sonrasında yaptığı açıklamasını dikkatle okumakta fayda var;</p>
<p>Barrack açıklamada kararın Türkiye’ye ve Türk bankacılık sisteminin geneline yönelik olmadığını, belirli bir finans kuruluşunun faaliyetleri ile sınırlı olduğunu çok açık ifadelerle vurguladı. Ayrıca, Washington yönetimi ile Türk makamları arasında süreç boyunca doğrudan ve sürekli temas bulunduğuna da dikkat çekti. Yani bir anlamda, "yaptırımı Türk makamlarının bilgisi doğrultusunda aldık" mesajı verdi.</p>
<p>Barrack’ın açıklamasındaki bu yatıştırıcı dilin bir başka açıdan da önemi var. Kararın Türkiye’ye, Türk bankacılık sistemine ya da iki ülke arasındaki ilişkiye yönelik olmadığını özellikle vurgulaması ve Türkiye’yi “egemen” ve “olgun” bir ortak olarak tanımlaması, yaptırım kararını daha geniş Erdoğan-Trump ilişkilerinden ayırma çabası olarak okunabilir.</p>
<p>Ancak açıklamada yer alan bu güven verici ifadelerin satır aralarında, Ankara-Washington ortaklığının hangi koşullar altında sürdürülebileceğine ilişkin bir mesaj da bulunuyor.</p>
<p>Washington açısından temel beklenti, Türkiye'deki finans kuruluşlarının İran'ın ABD yaptırımlarını aşmasına yönelik kanallara dönüşmemesi.</p>
<p>Yani bir başka ifadeyle, ortada yalnızca belirli bir finans kuruluşuna yönelik yaptırım değil, Türkiye'ye yönelik daha geniş bir beklenti de var. Bu durum, Ankara-Washington ilişkisinin giderek daha fazla "koşullu ortaklık" niteliği taşıdığı şeklinde yorumlanabilir.</p>
<p>Hazine Bakanlığı'nın Golden Global'a yönelik yaptırım kararı alma gerekçesi, bankanın İran’ın Çin’den elde ettiği petrol gelirlerinin Türkiye üzerinden aktarılmasına, bu gelirlerin nakit ve altına dönüştürülmesine ve İran bağlantılı finansal işlemlere aracılık etmesine bağlanmış durumda.</p>
<p>Golden Global Bank tarafından yapılan açıklamada ise, ABD'nin yaptırım kararında adı geçen kişi ve kuruluşların müşteri olmadığı, bu taraflarla doğrudan veya dolaylı herhangi bir işlem gerçekleştirilmediği belirtildi.</p>
<p>Banka ayrıca faaliyet gösterdiği dönem boyunca ulusal ve uluslararası bankacılık kurallarına uyum konusunda gerekli yükümlülüklerin yerine getirildiğini ve denetimlerden geçtiğini ifade etti. Yani bir anlamda "Türk makamları nezdinde herhangi bir sorunumuz yoktu" mesajı verildi.</p>
<p>Bu açıklama, Barrack'ın "Türk makamlarına bilgi verdik" demesine rağmen, Washington'un yaptırım kararı "tek taraflı" alındığının somut kanıtı aslında; Eğer Türk mevzuatına göre herhangi bir yanlış görülseydi, Golden Global'a gerekli yaptırımı bizzat Türk makamları uygulandı. Banka açıklamasında, böyle bir unsurun olmadığının vurgulanması çok şey anlatır nitelikte. Belli ki, Ankara'nın "bilgisi var", ancak "onayı yok" bu yaptırımlarda.</p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>ABD Başkan Yardımcısı’nın açıklamasını nasıl okumalı?</strong></span></p>
<p>ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’ın geçen hafta İran konusunda yaptığı açıklama da bu çerçevede dikkat çekici;</p>
<p>Vance, İran’a yönelik ekonomik baskı politikası kapsamında Çin’in yanı sıra Türkiye, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Katar gibi ülkelerin çeşitli şekillerde işbirliği yaptığını söyledi.</p>
<p>Washington, İsrail'le birlikte giriştiği "İran'da rejim değiştirme davasında" belli ki yalnızca kendi yaptırım mekanizmalarına değil, bölgedeki ülkelerin desteklerine de yaslanma eğiliminde. ABD'deki Trump yönetiminin İran'ın batıya açılan önemli ticaret güzergâhlarından biri olan Türkiye'ye de "gözünü çevirmiş" olduğu da açık. Washington'un İran’a yönelik yaptırım politikasının kapsamı genişledikçe, İran ile ekonomik ilişkileri bulunan ülkelerin, özellikle de Türkiye'nin finans kuruluşları üzerindeki riskin arttığı da ortada.</p>
<p>Dolayısıyla, İran'la çok kapsamlı siyasi ve ekonomik ilişkilere sahip Türkiye'nin, Tahran'a yönelik tek taraflı bir "yaptırım kararının" bulunmadığı bir ortamda, ABD'nin "İran'la özel davasında" işbirliği yapıyor olması, "ekonomik bağımsızlık" meselesinin yeniden değerlendirilmesini de gerektiriyor.</p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>Ankara-Washington ilişkilerinin bilançosu...</strong></span></p>
<p>Golden Global Bankası'na yönelik yaptırım kararının ABD-Türkiye ilişkilerinde ortaya çıkardığı genel imaj da Ankara açısından oldukça sıkıntılı;</p>
<p>ABD Başkanı Trump ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasındaki yakın ilişkiye rağmen, Türk-Amerikan ilişkilerinin genel bilançosu "yaptırım" meselesini öne çıkarır nitelikte.</p>
<p>- Türk Savunma Sanayii Başkanlığı’na yönelik CAATSA yaptırımları devam ediyor.</p>
<p>- Türkiye’nin F-35 programına dönüşü konusunda da henüz nihai ve somut bir karar ortaya çıkmış değil.</p>
<p>- F-16 konusunda ise Türkiye'nin 40 yeni F-16 Block 70 alımına onay verildi ve yaklaşık 1,4 milyar dolarlık başlangıç ödemesi gerçekleştirildi. Ancak teslimat süreci henüz başlamış değil ve kamuoyuna açıklanmış kesin bir teslimat takvimi de yok.</p>
<p>- Ve son olarak ABD, bir Türk Bankası'nı "yaptırım" listesine almış durumda.</p>
<p>Bunlar alt alta konulduğunda ortaya çıkan "bilançonun" pek de iç açıcı olmadığı ortada.</p>
<p>Üstelik Golden Global kararı, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Trump arasındaki siyasi yakınlaşmanın her önemli başlıkta eşdeğer bir kurumsal kazanıma dönüşmediğini de gösteriyor.</p>
<p>Türkiye ile ABD arasındaki ortaklığın siyasi düzeyde -en azından imaj olarak- güçlü gibi gösterilmesine rağmen, Golden Global kararı stratejik ortaklığın devam ederken bazı alanlarda koşulların da ağırlaştığını ortaya koyuyor.</p>
<p>Çok kutuplu dünyanın Türkiye açısından gerçek ekonomik bağımsızlık sınavı da tam olarak burada düğümleniyor:</p>
<p><strong>Türkiye stratejik özerkliğini korurken, ekonomik ve finansal sistemini küresel yaptırım mekanizmalarının baskısına karşı ne ölçüde güçlendirebilecek?</strong></p>
<p><span style="color: #e03e2d; font-size: 18pt;"><strong>Ekonomik güç olmadan stratejik özerklik zor…</strong></span></p>
<p>Türkiye son yıllarda savunma sanayiinden diplomasiye, enerji politikalarından bölgesel güvenliğe kadar birçok alanda kendi hareket alanını genişletmeye çalışıyor. Ancak ABD'nin son yaptırım kararının ortaya koyduğu gerçek net: Stratejik özerklik yalnızca askerî kapasiteyle sağlanabilecek bir hedef değil.</p>
<p>Golden Global Bank yaptırımı, Türkiye ekonomisinin büyüklüğü açısından tek başına belirleyici olmayabilir. Ancak taşıdığı mesaj çok daha geniş... Türkiye’nin önümüzdeki dönemde Batı ile ekonomik ve siyasi bağlarını koruması, Avrasya ve Asya ile ilişkilerini geliştirmesi, bölgesel güç olma kapasitesini artırırken finansal sisteminin uluslararası güvenilirliğini koruması gerekecek.</p>
<p>Tüm bunlara ülke içindeki siyasi bütünlüğü sağlama gerekliliğini eklemek de elzem. Ancak muhalefet partileri yargı kararları üzerinden dizayn edilmeye çalışılırken bu bütünlüğü sağlamak giderek güçleşiyor. Açıkçası, Türkiye'nin demokrasi ve hukuk devleti yapısını güçlendirmeden ekonomik bağımsızlığını kazanması pek mümkün görünmüyor...</p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cok-kutuplu-dunyada-ekonomik-bagimsizlik-sinavi-86931</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/3/1/1280x720/673-1788756076.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çok kutuplu dünyada ekonomik bağımsızlık sınavı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vuslat-yine-mi-kaldi-ovp-baska-bahare-86930</guid>
            <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vuslat yine mi kaldı OVP, başka bahare…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yine hazan mevsimi geldi, yine yapraklar rüzgârların peşi sıra gidecek. Yine deli gönlüm, yine bu mevsimde hüsranını yalnız başına çekecek. Tıpkı güncelleme mevsimi gelen OVP gibi…</strong></p>
<p>Ekran başında, <strong>OVP şarkısını</strong> izliyoruz.  Ekonomi yönetiminin repertuarından, solist; Cevdet Yılmaz. “<strong>Hep o şarkı</strong>” ama belki <strong>yeni bir nağme</strong> var diye kulak kesiliyoruz. Ancak <strong>Şevki Bey</strong>’in <strong>Hicaz bestesi</strong> geliveriyor hatıra; “<em>kış geldi firak açmadadır sinede yâre /  vuslat yine mi kaldı güzel başka bahare</em>…”</p>
<p>Sahi, <strong>yeni OVP’de ne var</strong>? 90 dakika boyunca söylenenlere bakıyorum; “<strong>cek’ler, cak’lara manzumesi</strong>” adeta… <strong>2,1 milyon</strong> istihdam, <strong>%8 altı</strong> işsizlik, <strong>2,2 trilyon $</strong> milli gelir, <strong>450 milyar $</strong> ihracat, <strong>25 bin $</strong> fert başına milli gelir. En dikkat çekici olanı, 2029’da enflasyonun, tek haneye ineceği <strong>%9</strong> olacağı ifadesi.</p>
<p><strong>MEĞER ZENGİNLER DİYARINA UÇMUŞUZ, HABER VERSEYDİNİZ BİZ DE GELİRDİK</strong></p>
<p>Sunumu dinlerken kullanılan ifadelere bakıyorum; <strong>Türkiye uçmuş</strong>. Üst gelir grubu ülkeler arasına girmişiz, fert başına düşen gelirde <strong>artık zenginiz</strong> ve tarımdan sanayie <strong>dünyayı kıskandıracak bir performans</strong> sergilemişiz. Özetle <strong>Türkiye uçmuş ama bizler</strong>, özellikle <strong>dar gelirliler yerinde kalmış</strong>…</p>
<p>Öyle ki <strong>dünyanın 16’ncı ekonomisi</strong> olmakla kalmamış, satınalma gücü paritesine göre <strong>kürenin 11’nci büyüğü </strong>olmuşuz. Her şey harika ama küçük(<strong>!</strong>) bir sorun var; <strong>söylenenlerin gerçekçi olmaması</strong>... Bir önceki OVP’nin “<strong>kopyala-yapıştır</strong>” örneği… Toplumu <strong>boşuna beklentiye</strong> soktunuz, yazık oldu bize.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP</strong></span></p>
<p><strong><em>Halka ne vaat ediyor?</em></strong></p>
<p>Hemen hemen refaha dair <strong>hiçbir şey</strong>, programda <strong>seçim ekonomisi tadı</strong> var.</p>
<p><strong><em>OVP hedefleri tuttu mu?</em></strong></p>
<p>Tabii ki hayır… Sadece <strong>hedefler ötelendi</strong>, umutlar <strong>2029 sonrasına</strong> taşındı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI NE ÖNEMLİ İMİŞ MEĞER</strong></p>
<p>Geçen yıllarda yok ettiğimiz <strong>DPT</strong>, ülkenin en iyi uzmanlarının çalıştığı ve ekonominin topyekûn yönetimine dair <strong>kritik kararların alındığı</strong> bir yerdi. <strong>Süleyman Demirel</strong>, <strong>Turgut Özal</strong> gibi devlerin yetiştiği bu kurumda, <strong>yansız</strong>, <strong>ziyansız</strong> ve <strong>partiler üstü zihniyet</strong> ile çalışan <strong>liyakatliler</strong> plan üretirdi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>OVP SÖZLÜĞÜ</strong></span></p>
<p><strong>Tahmin</strong>: Dünyada ve ülkemizdeki gelişmeler ışığında bir sonraki döneme dair çıkarımlar</p>
<p><strong>Hedef</strong>: Tahminlerin tutması için hükümetin aldığı kararların varacağı düzeyler</p>
<p><strong>Temenni</strong>: Tahminde bulunup hedeften söz edip hiçbir şey yapmama hali</p>
<p><strong>Revize</strong>: Temenniyle yetinip tahmin ilan edip hedefi ıskalayınca, güncelleme yapmak</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ENFLASYON İNMEYECEK; ÇÜNKÜ…</strong></span></p>
<p><strong>1</strong>-Besleyeni var</p>
<p><strong>2</strong>-Besleneni var</p>
<p><strong>3</strong>-KAMUFLASYON var</p>
<p><strong>4</strong>-Kamufle eden TÜİK var</p>
<p><strong>5</strong>-Benimseyeni var</p>
<p><strong>6</strong>-Niyetimiz yok</p>
<p><strong>7</strong>-Değirmenine su taşıyoruz</p>
<p><strong>8</strong>-Kriz yok, çürüme var</p>
<p><strong>9</strong>-Fakir değiliz, ahlaksızız</p>
<p><strong>10</strong>-Düşürmemenin müeyyidesi yok</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vuslat-yine-mi-kaldi-ovp-baska-bahare-86930</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/7/1280x720/kdv-vergi-hesap-1766032185.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vuslat yine mi kaldı OVP, başka bahare… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-86929</guid>
            <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomistler yeni ekonomi programını yorumluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="OVP'de büyük revizyon! Ekonomistler yeni ekonomi programını yorumluyor | Ekonomi Masası | 07 Eylül" src="https://www.youtube.com/embed/nbWS3BaWldA" width="750" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-86929</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/9/1280x720/talip-senay-zeren-1788755736.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/celikte-121-milyon-tonla-avrupa-2ncisi-oldu-uretimde-radikal-donusume-hazirlaniyor-86928</guid>
            <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çelikte 12.1 milyon tonla Avrupa 2’ncisi oldu, üretimde radikal dönüşüme hazırlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DANIŞMANLIK </strong>hizmeti veren Medyaevi’nin temel direklerinden <strong>Lerna Asurluoğlu, </strong>Tosyalı Holding’in İskenderun’da gerçekleşecek programını iletti:</p>
<p><strong>· İskenderun Teknik Üniversitesi’nin Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı’ya “Fahri Doktora Takdim”i ile Fuat Tosyalı’nın adını taşıyacak İskenderun Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nin temel atma töreni var.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9e3d8f7f7b0-1788755343.png" alt="" width="900" height="203" /></strong><strong>Fuat Tosyalı </strong>ve Tosyalı Holding Kurumsal İletişim-Pazarlama Direktörü <strong>Sel-da Çelik</strong>’in ev sahipliğinde Hatay’a gittik. Önce Hatay Valisi <strong>Mustafa Masatlı</strong>’yla kentin deprem sonrası 3.5 yılda toparlanan bölgelerini gezdik. Vali <strong>Masatlı</strong>’dan kentte toparlanma oranının yüzde 90’ı aştığını dinledik.</p>
<p>İskenderun Teknik Üniversitesi’nde Vali <strong>Masatlı</strong>’nın da katıldığı törende <strong>Fuat </strong><strong>Tosyalı</strong>’ya fahri doktora beratını Rektör Prof. <strong>Mehmet Duruel </strong>verip, cübbesini giydirdi. Törene <strong>Fuat Tosyalı</strong>’nın annesi <strong>Per</strong><strong>vin</strong> <strong>Tosyalı,</strong> kardeşleri <strong>Fatih</strong> ve <strong>Ayhan Tosyalı,</strong> çocukları <strong>Şerif</strong> <strong>Tosyalı,</strong> <strong>Şeyda </strong><strong>Tosyalı</strong> <strong>Toprak,</strong> <strong>Miraç</strong> <strong>Tosyalı</strong> katıldı.</p>
<p>Fuat Tosyalı Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nin temel atma töreninin ardından İskenderun’da 2024 yılında tam anlamıyla devreye giren 4 milyon ton kapasiteli demir çelik fabrikasına geçtik. 500 bin metrekare alan üzerine kurulu fabrikada Tosyalı Holding CEO’su Dr. <strong>Suhat Korkmaz, </strong>Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Hakan Eminsoy, </strong>Tosyalı-Toyo Çelik Murahhas Azası <strong>Şerif Tosyalı, </strong>Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Ş. Yavuz Tosyalı </strong>ile buluştuk.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9e3d99d2aeb-1788755353.png" alt="" width="573" height="574" />Dr. <strong>Suhat</strong> <strong>Korkmaz,</strong> Tosyalı Grubu’nu anlatan sunumu ekrana yansıttı:</p>
<p><strong>- Fuat Bey’in babası Şerif Amca, soba borusu dükkanını 1952’de İskenderun’da açtı. Grubun ilk fabrikası “Tosyalı Demir Çelik” 1993’te kuruldu. Şu anda 3 kıtada 50’dan fazla üretim tesisimiz var. Yıllık ham çelik kapasitemiz 15 milyon ton.</strong></p>
<p>Dünya demir-çelik liginde 2021-2025 döneminde hızlı yükseldiklerini kaydetti:</p>
<p>Grubun 2025 cirosunun 9 milyar dolar olduğunu belirtti. </p>
<p><strong>-  Türkiye’de ana üretim tesislerimiz Osmaniye ve İskenderun’da. Cezayir, Angola ve İspanya’da da üretim yapıyoruz. Libya’da 8 yıllık üretimi 8 milyon tona ulaşacak tesisimizin ilk fazını kuruyoruz.</strong></p>
<p>Nitelikli, kaliteli çelik üretiminin ülkelerin sanayi gücünün göstergesi olduğunu vurguladı:</p>
<p><strong>-   Avrupa’nın kapasitesinin yüzde 10’u bizde. 12.1 milyon tonluk üretimle dünyada 32’nci sıraya yükseldik. Ama kapasitemiz 15 milyon ton. Bu kapasi-te ile Türkiye’nin en büyük, Avrupa’nın ikinci büyük çelik üreticisiyiz.</strong></p>
<p><strong>Fuat Tosyalı, </strong>İskenderun fabrikasını gezerken, alanın belirlenmesinden itibaren kuruluşuna kadar 15 yıl geçtiğine işaret etti:</p>
<p><strong>-  Aslında pandemi ve 6 Şubat depremlerine rağmen inşaat uzun sürmüş sayılmaz. İzin süreçleri çok zaman aldı. Pandemide inşaata başladık. Deprem döneminde inşaat kısa süre durdu, sonra bitirme yolunda ilerledik. Aslında Haziran 2023’te deneme üretimleri başladı.</strong></p>
<p>Sorularımız üzerine yatırım bedeli üzerinde durdu:</p>
<p><strong>-  Başlangıçta iki faz haline yatırım düşünmüştük. İlk fazda 1.2 milyar dolarlık yatırımla 2 milyon tonluk kapasite yaratacak bölümü yapacaktık. Süreçler uzayınca 4 milyon tonluk yatırımı yapmaya karar verdik, 2.5 milyar dolar yatırmış olduk.</strong></p>
<p><strong>Fuat</strong> <strong>Tosyalı,</strong> Dr. <strong>Suhat</strong> <strong>Korkmaz</strong>’ın sunumu sırasında araya girip önümüzdeki dönemde atacakları radikal adımlara dikkat çekti:</p>
<p><strong>- Artık önceliğimiz yalnızca kapasite değil, hammaddeyi güvence altına alacak yatırımlar yapmak. Türkiye, dünyanın en büyük hurda çelik ithalatçısı. Türkiye’nin de en büyüğü biziz.</strong></p>
<p>Hurda tedarikindeki her değişikliğin sektörü doğrudan etkilediğinin altını çizdi:</p>
<p><strong>-AB ülkelerinde hurdadan üretime dayalı yeni tesisler kuruluyor. Bu nedenle AB’de hurda ihracatını sınırlamaya yönelik çalışmalar gündemde. Türkiye’nin başlıca hurda çelik kaynakları da Avrupa ve ABD.</strong><strong> </strong></p>
<p>Avrupa’nın kendi hurdasını daha fazla kullanmasının Türk çelik sektörü açısından yapısal risk oluşturacağını irdeledi.  </p>
<p><strong>-   Bu nedenle sektörün cevherden üretim kabiliyetini geliştirmesi gerekiyor. Yerli demir cevherinin metalik değeri her zaman yüksek seviyede olmayabilir. Farklı kaynaklardan gelen cevherle harmanlayıp doğru tekno-lojiyle işleyerek verimli sonuç almak mümkün.</strong></p>
<p>Yurt dışındaki yatırımlarından edindikleri cevher zenginleştirme ve <strong>“DRI” (doğ</strong><strong>rudan</strong> <strong>indirgenmiş</strong> <strong>demir)</strong> deneyimini Türkiye’deki dönüşüm için de kullanmak istediklerini aktardı:</p>
<p><strong>-  Bir yandan “yeşil hidrojen”e yatırım yapıyoruz. Madeni hidrojenle indirge-me üzerinde çalışıyoruz. “Yeşil hidrojen” için güneş enerjisine çok yatırım yapıyoruz. Rekabetçi ve yeterli enerjiniz varsa çelik üretiminde büyük avantajınız olur.</strong></p>
<p><strong>Fuat</strong> <strong>Tosyalı,</strong> noktayı şu mesajla koydu:</p>
<p><strong>- Sürdürülebilirliği sağlamak için radikal adımlar atacağız…</strong></p>
<p><strong>Tosyalı </strong>Ailesi, ilk demir çelik tesisini 1993’te kurdu… 33 yılda Türkiye’nin en büyük üreticisi oldu, Avrupa’da ikinci sıraya yükseldi. Dünyada da 32’nci sıraya yerleşip, hedefine de ilk 20’ye girmeyi aldı...</p>
<p>Tosyalı, Cezayir’deki gibi Türkiye’de de daha düşük karbon salarak madenden demir çelik üretimine kısa sürede geçecek, dünyada da ilk 20 arasına girecek gibi görünüyor… </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">TOGG iyi bir yatırım kâr işaretleri veriyor</span></h2>
<p><strong>TOSYALI </strong>Holding, BMC ve TOGG’un Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Fuat</strong> <strong>Tosyalı</strong>’ya Vestel ve Anadolu Grubu’nun TOGG’daki hisselerini satma hazırlığını sorduk, yatırımın büyüklüğüne işaret etti:</p>
<ul>
<li><strong>TOGG’a ortaklar toplam 500 milyon Euro Şu ana kadarki yatırım büyüklüğü 2 milyar Euro’yu buldu. Yani, mali yükü ağır. İlk dönemdeki yüksek yatırım tutarı ve düşük üretim hacmi, ortakların 2025 yılı bilançolarına olumsuz şekilde yansıdı.</strong></li>
</ul>
<p>TOGG’un iyi bir yatırım olduğunu vurguladı:</p>
<ul>
<li><strong>Yıllık</strong> <strong>üretimin</strong> <strong>önce</strong> <strong>150</strong> <strong>bine,</strong> <strong>sonra </strong><strong>da 210 bine çıkması hedefimiz</strong></li>
</ul>
<p><strong>Bunun için altyapımız uygun. Üretim hacmi arttıkça araç başına düşen yatırım maliyeti de düşer. Yıllık üretim 150 bine ulaştığında günlük 500 adet otomobil üretim temposuna gireriz.</strong></p>
<p>TOGG’dan kâr sinyalleri de almaya başladıklarını kaydetti:</p>
<ul>
<li><strong>Bugün</strong> <strong>şirket</strong> <strong>önemli</strong> <strong>bir</strong> <strong>eşiği</strong> <strong>geçti. </strong><strong>Üretim ölçeği ve kârlılık açısından daha olumlu bir döneme</strong></li>
</ul>
<p>TOGG’un ortaklarının yüzde 23’er paya sahip olduğunu, ortakları bir araya getirmede önemli rol oynayan TOBB’un hissesinin yüzde 8 düzeyinde bulunduğuna işaret etti:</p>
<ul>
<li><strong>Vestel ve Anadolu Grubu’nun toplam yüzde 46’lık hisselerini Varlık Fonu ve Turkcell alırsa TOGG’un misyonu ve vizyonunu</strong></li>
</ul>
<p><strong>Tosyalı,</strong> şu teknik bilgiyi verdi:</p>
<ul>
<li><strong>Herhangi bir ortak TOGG’daki hisselerini mevcut durumda ortaklığı bulunmayan bir kuruma, şirkete satmaya niyetlenirse, o zaman mevcut ortakların ön alım hakkı devreye Yani, önce mevcut ortaklara teklif yapılması gerekir. Şu anda öyle bir durum yok.</strong></li>
</ul>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<ul>
<li><strong>TOGG’un</strong> <strong>büyüme</strong> <strong>planları</strong> <strong>ortaklık </strong><strong>yapısından bağımsız olarak devam ediyor. 2027, 2028 ve 2029 yılında devreye girecek yeni modeller için iş planlarımız hazır.</strong></li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ankara’daki yatırım milyar dolara yaklaştı, bölgemizdeki müttefikler Altay’ı istiyor</span></h2>
<p> BMC Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı’ya Ankara’da Altay Tankı’nın üretildiği tesis yatırımının parasal büyüklüğünü sorduk, şu yanıtı verdi:</p>
<p><strong> - Ankara’da tümüyle kendi yatırımımız olan tesise harcadığımız kaynak milyar dolara yaklaştı.</strong></p>
<p> Adapazarı’ndaki Tank Palet Fabirkası’na yatırım yapıp yapmadıklarını merak ettik, anlattı:</p>
<p><strong>- Biz orada kiracıyız ama 50 milyon dolarlık yatırım taahhüdümüz var. Zaten adım adım modernize ediyoruz.</strong></p>
<p>Adapazarı’nda TSK’nın envanterindeki Leopar tanklarını yeniliyoruz. Ayrıca “Fırtına Obüsleri”ni de orada üretiyoruz.</p>
<p>BMC’yi araç ve platform üreticisi olarak konumlandırdıklarını belirtti.</p>
<p><strong>- Biz silah ya da mühimmat üretmiyoruz. Altay Tankı’nın silah sistemleri, kritik alt sistemler Aselsan ve MKEK gibi uzman kuruluşlar tarafından sağlanıyor.</strong></p>
<p>BMC’nin daha önceki organizasyon yapısını “dağınık” bulduğunu kaydetti:</p>
<p><strong>- Organizasyonu sadeleştirdik. Ankara’daki yeni tesis Altay Tankı ve yeni nesil zırhlı araçların üretim merkezi haline geldi. Aynı sahadaki “BMC Power” çalışmalarını da ana organizasyonla bütünleşik bir yapıya kavuşturduk.</strong></p>
<p>Arifiye’deki Tank Palet Fabrikası konusunda şu bilgiyi verdi:</p>
<p> <strong>- Hedef, kira dönemimiz bittiğinde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tank, obüs ve zırhlı sistemlerinin bakım ve onarımını güçlü bir şekilde sürdürebilecek bir altyapı bırakmak.</strong></p>
<p>Tosyalı’ya Altay Tankı’nın gelecekteki ihracat potansiyelini sorduk, şöyle yanıtladı:</p>
<ul>
<li><strong>Bölgemizdeki dost, müttefik ülkelerin </strong><strong>hepsi</strong> <strong>Altay</strong> <strong>Tankı’nı</strong> <strong>soruyor</strong> <strong>ve</strong></li>
</ul>
<p>BMC’nin ürettiği diğer savunma sanayi araçlarını anlattı:</p>
<ul>
<li>“Kirpi” <strong>ve</strong> “Vuran” <strong>gibi</strong> <strong>araçlarımız,</strong> <strong>bu </strong><strong>coğrafyanın şartları ve kullanıcı ihtiyaçları </strong><strong>dikkate</strong> <strong>alınarak</strong> <strong>geliştirildi.</strong> <strong>Bu</strong> <strong>nedenle farklı</strong> <strong>ülkelerden</strong> <strong>güçlü</strong> <strong>talep</strong> <strong>görüyoruz.</strong></li>
</ul>
<p>Önceliklerinin TSK’nın envanterini yenilemek olduğunun altını çizdi:</p>
<ul>
<li>“ZPT” <strong>diye</strong> <strong>tabir</strong> <strong>ettiğimiz</strong> <strong>araçların </strong><strong>tamamı 10 sene evvel </strong>“Kirpi 1” <strong>diye </strong><strong>tabir</strong> <strong>ettiğimiz</strong> <strong>araçların</strong> <strong>hepsini</strong> <strong>yeniledik.</strong></li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/celikte-121-milyon-tonla-avrupa-2ncisi-oldu-uretimde-radikal-donusume-hazirlaniyor-86928</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/5/1280x720/fuat-tosyali-1768726782.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çelikte 12.1 milyon tonla Avrupa 2’ncisi oldu, üretimde radikal dönüşüme hazırlanıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-ovp-daha-geldi-gecti-86927</guid>
            <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 07:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir OVP daha geldi geçti!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bayılıyorum bazı başlıklara, bazı ifadelere! Tamam mecazi anlamda kullanılıyor elbette ama bu kadar abartılmaz ki. Orta vadeli program açıklanacak ya, örneğin şunlar yazıldı, söylendi:</p>
<p><strong>“Nefesler tutuldu, OVP hedefleri bekleniyor!”</strong></p>
<p>İş alemi OVP çerçevesinde alınacak kararları bekliyormuş.</p>
<p>Sanki ekonomiyi tümüyle düze çıkarmasa da nefes alınmasını sağlayacak karar almak için OVP gerekliymiş gibi.</p>
<p>Hem ne kadar önemliymiş bu hedefler.</p>
<p>Sanki hayat memat meselesi!</p>
<p>Sanki OVP’de yazan hedefler tutmadı mı, bunu yazanlar koltuğunu kaybeder, siyasette taşlar yerinden oynar!</p>
<p>Sanki OVP’deki hedefleri tutturmak uğruna çok büyük uğraş verilir.</p>
<p>Aslında Türkiye’de ekonomi politikalarının özünde ekonomiye göre değil siyasi tercihlere göre şekillendiği gerçeği göz önüne alınınca insan ister istemez böyle üç yıllık programlara gerek var mı ki diye düşünmeden de edemiyor.</p>
<p>Üstelik bu hedefler tutmuyor. Bazı hedeflerdeki sapmanın bir ölçüde engel olunamayacak haklı gerekçeleri var ama bu sapmalar asıl olarak politik tercihler sonucu ortaya konulan hatalı ekonomi politikalardan kaynaklanıyor.</p>
<h2>TL reel olarak değerlenecek</h2>
<p>Hani iş alemi OVP’den büyük beklentiler içindeydi ya, en başta gelen beklenti ya da istek konusunda yine hayal kırıklığı yaşanıyor olmalı. Tamam, aksini bekleyen yoktu ama en azından makasın böylesine açılacağı da herhalde tahmin edilmiyordu.</p>
<p>Dolar kuruna ilişkin hedeften söz ediyorum.</p>
<p>Ekonomik anlamda bir çıkış yoludur, değildir; o yönü başka, hep şu söylenmiyor muydu:</p>
<p><strong>“TL çok değerli, enflasyonla olan makas daraltılmalı.”</strong></p>
<p>Hadi buyurun, önümüzdeki üç yıl makası daraltmak bir yana tam tersi bir öngörü söz konusu.</p>
<p>Bu yıl için yüzde 30,6 olarak tahmin edilen GSYH deflatörünün 2027’de yüzde 25, 2028’de yüzde 14,5, 2029’da ise yüzde 9,5 artması öngörülüyor. Yani üç yıl için öngörülen toplam artış yüzde 57.</p>
<p>Peki deflatörün bu düzeyde artacağı üç yıl için dolar kurunda öngörülen artış ne kadar; yüzde 47.</p>
<p>Bu yıl 46,86 düzeyinde oluşacağı tahmin edilen yıl ortalaması dolar kurunda 2027 hedefi 56,05, 2028 hedefi 63,69, 2029 hedefi ise 68,83.</p>
<p>Deflatör yüzde 57 artarken kur artışı yüzde 47’de kalacak, yani bu üç yıl boyunca TL reel olarak değer kazanmaya devam edecek. Bu hesapta ABD enflasyonu yok tabii ki. O enflasyon dikkate alınırsa makas biraz daralır, belki tümüyle kapanır ama en azından TL’nin reel olarak değer kaybı söz konusu olmayacak.</p>
<p>Şimdi ne oldu; reel sektörün en büyük isteklerinden birinin karşılık bulmayacağı anlaşıldı.</p>
<p>Demek ki neymiş; OVP’ye öyle çok bel bağlamamak gerekiyormuş. Ama OVP’de kur öngörüsü böyle yer alıyor diye bunun bir bağlayıcılığı da yok tabii ki. Yarın ekonomi politikasını değiştirmek için bir gerekçe doğar ve bir de bakarsınız kur artışı çok hızlanmış ya da tersi olmuş.</p>
<h2>Büyümede tarihsel ortalama 2029’da</h2>
<p>Türkiye’nin çeyrek yüzyıldaki her bir çeyrek itibarıyla yıllıklandırılmış büyümesinde ortalama oran yüzde 4,8 düzeyinde. (Ekonomi 1 Eylül Salı.) İşte tarihsel ortalama olan bu düzey ancak üç yıl sonra yakalanabilecek, o da öngörülen, gerçekleşir gerçekleşmez orası ayrı.</p>
<p>Bu yıl için başlangıçta yüzde 3,8 olarak öngörülen büyümede tahmin aşağı çekildi ve yüzde 3,3’e indirildi. Yılın ikinci çeyreği itibarıyla yıllıklandırılmış büyüme yüzde 3,1 düzeyinde. Yıl sonunda bu oranın biraz üzerine çıkılacağı umuluyor.</p>
<p>Yüzde 3,1 ya da 3,3; çok da önemi yok.</p>
<p>Önemli olan biraz önce de belirttiğim gibi tarihsel ortalamanın ancak 2029 için öngörülebilmesi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9e3aa02a651-1788754592.png" alt="" width="606" height="346" /></p>
<h2>En gerçekçi hedef enflasyon</h2>
<p>Orta vadeli programda en gerçekçi görünen hedef enflasyon. Şimdiye kadar genellikle program yapılırken içinde bulunulan yılın gerçekleşme tahmininin çok altında bir hedef konur, hele hele o tahminin üstünde bir gerçekleşme olunca sonraki yılın hedefi ile olan makas iyice açılırdı.</p>
<p>Örneğin geçen yıl 2026-2028 dönemi programında 2025’in enflasyonu yüzde 28,5 olarak tahmin edildi, 2026’nın hedefi ise yüzde 16 olarak yer aldı. 2025’in gerçekleşmesi tahminin üzerine çıkarak yüzde 31’e yaklaşınca 2026’nın yüzde 16’sı ile olan fark daha da açıldı.</p>
<p>Bu kez 2026 gerçekleşmesi yüzde 28,4 olarak tahmin ediliyor, 2027 hedefi ise yüzde 21. 2026 gerçekleşmesinin yüzde 30’un altına indirilebilmesi zaten pek mümkün görünmüyordu; savaşın yeniden tırmanması 30’un altını neredeyse olanaksız hâle getirdi. 2026 yılı 30-31’de tamamlansa bile daha öncekiler gibi <strong>“yarıya”</strong> değil, <strong>“üçte ikiye”</strong> inilmesi öngörülüyor.</p>
<p>Üstelik, <strong>“fiyat etiketi”</strong> gibi görünecek şekilde yüzde 20’nin altında bir oran belirleme yoluna da gidilmemiş.</p>
<p>Son yıllara kıyasla daha gerçekçi bir hedef belirlenmiş olması, enflasyon konusundaki hedef tutturma özürlülüğünü ortadan kaldırmaz. Son yıllarda başlangıçta ne öngörülüp gerçekleşmenin ne olduğunu bir başka gün detaylı olarak ele almak gerekir. Ama şu kadarını söyleyeyim; 2027 için ilk tahmin 2025-2027 dönemi OVP’sinde yapılmıştı ve hedef yüzde 7 idi. Daha iki yıl önce yüzde 7 öngörülen 2027 için şimdi yüzde 21’lik bir hedef söz konusu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Deprem, EYT, KKM</span></h2>
<p>2027-2029 dönem orta vadeli programının Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz tarafından açıklandığı toplantıya katılan ve bazı soruları yanıtlayan Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, enflasyonun yüksek seyretmesinin gerekçelerini sıralarken depremle birlikte EYT ve KKM’nin doğurduğu yüke de işaret etti.</p>
<p>EYT ve KKM! İlginç doğrusu, EYT kararı sanki başka bir iktidar tarafından alınmış ve KKM yine başka bir iktidarın cadısı olarak uygulamaya girmiş gibi adeta şikâyet konusu oldu.</p>
<p>Hem ayrıca Mehmet Şimşek’e göre enflasyon bu tür konjonktürlerde (deprem, EYT, KKM) düşmek bir yana kontrolden çıkabilirmiş ama çıkmamış.</p>
<p>OVP’yi açıklayan Cevdet Yılmaz’ın da ilginç bir yaklaşımı oldu. Yılmaz, OVP sayesinde öngörülebilirliğin arttığını söyledi. Ne diyelim, bu zamana kadar pek göremedk ama umarız bundan sonra böyle olur.</p>
<p>Cevdet Yılmaz ayrıca yönetilen yönlendirilen fiyatlar konusunda 2027’de daha hassas davranılacağını dile getirdi. Bu ifade ister istemez şunu düşündürüyor:</p>
<p><strong>“Demek ki daha önce pek hassas davranılmadı. Neden? Ayrıca 2027’de daha hassas davranılmasının gerekçesi ne, acaba seçim olabilir mi?”</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-ovp-daha-geldi-gecti-86927</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/para-lira-hesap-makinesi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir OVP daha geldi geçti! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/buyume-asagi-enflasyon-yukari-86926</guid>
            <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 07:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Büyüme aşağı, enflasyon yukarı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MARUF BUZCUGİL - MEHMET KAYA</strong></p>
<p>Hükümetin ekonomi politikalarında yapacağı değişiklikler açısından dikkatlerin döndüğü 2027-2029 Orta Vadeli Program’da (OVP) sanayi üretimine desteğin güçlendirilmesi ve dezenflasyon sürecindeki yavaşlamanın gerekçelerinin öne çıktığı bir sunum yapıldı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın sunumunda sapmaların gerekçelerine yönelik bölümler uzun tutulurken, soru-cevap bölümünde de programın ilerleyişindeki sorunlar öne çıktı. Enflasyon tahminindeki yüksek sapmanın ana gerekçesi, bölgede yaşanan gelişmeler ve İran-İsrail-ABD çatışmasının tahminlerden uzun sürmesi olarak açıklandı. Başta bu savaş olmak üzere bölgesel gerginlik ve çatışmaların enflasyona etkisinin 7 puan seviyesinde gerçekleştiği belirtildi.</p>
<p>OVP’de verilerin tamamı güncellendi. 2026 için 3,8 olan büyüme hedefi, yıl sonu için yüzde 3,3’e indirildi. 2027 için büyüme hedefi de 4,3’ten 4,2’ye çekildi. Enflasyon tahmininde ise “sürpriz” gerçekleşti ve Merkez Bankasının son enflasyon raporunda yüzde 28 olarak açıkladığı 2026 yıl sonu tahmininden daha yüksek, yüzde 28,4 oranında bir tahmin yapıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9e39a6a20c2-1788754342.png" alt="" width="332" height="302" />Tanıtım toplantısına katılan Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, kendi tahminlerini açıklarken OVP’de hükümetle eşgüdüm içinde takibi sürdüreceklerini söylediğini hatırlatarak, bir aylık dönemde oluşan bu tahmin farkının savaştan kaynaklandığını, takip eden yıllardaki artışın da tahmin değişikliği ve küresel gelişmelerden kaynaklandığını vurguladı. Karahan, “Bölgedeki savaş ve uluslararası konjonktürün etkisini bütün olarak değerlendirdiğimizde 7 puana yaklaşan bir etki görüyoruz. Onun dışında tabii ciddi bir revizyon ama enflasyon görünümünde karamsarlığa sebep olacak bir revizyon olarak da açıkçası değerlendirmiyoruz” dedi.</p>
<h2>“Büyümede enflasyonu azaltıcı ya da artırıcı perspektif yok”</h2>
<p>OVP sunumunda, temel olarak ekonomik büyüme verisi üzerinden iki ciddi mesaj verildi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, ekonomik stratejinin sonuç verdiği vurgusunu, Türkiye’nin toplam faktör verimliliğinde artış görülmesi ve bu artışın devam edeceği sözleriyle destekledi.</p>
<p>Buna karşılık, uzun dönemli ortalamalarda yüzde 5 dolayında tahmin edilen potansiyel büyüme oranında gerileme olduğu görüldü. Büyümeye yönelik politikaların enfl asyonu artırıcı etki edip etmeyeceğine ilişkin bir soruya yanıt veren Cevdet Yılmaz, potansiyel büyüme oranlarının yüzde 5’in altında olduğunu belirtti. Yılmaz, “Potansiyel büyüme denilen bir kavram var. Bu, 2026’da Türkiye için yüzde 4,5 olarak hesaplanıyor. Bizim gerçekleşmemiz bunun altında. 2027’de potansiyel büyümemizin yüzde 4,7’ye çıkmasını bekliyoruz. 2027’de bizim öngördüğümüz büyüme yüzde 4,2. Dolayısıyla büyümenin enfl asyonu azaltıcı ya da artırıcı bir perspektif ortaya koyduğunu söyleyemeyiz” dedi.</p>
<h2>“Ekonomik politikanın önceliği: Ekonomik güvenlik”</h2>
<p>Yılmaz, OVP’ye ekonomik güvenlik kavramını eklediklerini vurguladı. “Önümüzdeki dönemde bu konuları inanıyorum daha çok tartışacağız. Dünya eski dünya değil. Liberal küresel düzenden bahsetmiyoruz” diyen Yılmaz, küresel kutuplaşmanın ekonomiyi araç olarak kullandığını belirterek, “üretim gücünü” ana unsur olarak saydı.</p>
<p>Yılmaz, demografi, aile ve kültürü de ekonomik güvenlik başlığı altında bir unsur olarak saydıklarını söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9e38eab75bc-1788754154.png" alt="" width="659" height="1035" /></p>
<h2>İmalat sanayii için yeni program</h2>
<p>OVP'de, imalat sanayii ağırlıklı olmak üzere üretim kapasitesinin artırılması öne çıktı. Cevdet Yılmaz ve soru-cevap bölümünde Mehmet Şimşek, bu alanda kritik teknolojilerdeki yatırımlar ile imalat sanayiinin kredi ihtiyacına özel önem verileceğini ve seçici bir finansman modeli uygulanacağını vurguladı. Cevdet Yılmaz, "İmalat Sanayii Güçlendirme Programı" uygulanacağını belirtirken, Orta Vadeli Program'da bu başlığa işaret edecek şekilde, "Sektörün yatırım, istihdam, yüksek katma değerli üretim ve ihracat kapasitesinin korunup güçlendirilmesi için veriye dayalı, seçici ve hedef odaklı aktif sanayi ve dış ticaret politikaları uygulanacak, öncelikli sorun alanlarına yönelik kamu sektörü ile özel sektör arasında iş birliği kültürünün güçlendirilmesi sağlanacaktır" ifadesine yer verildi.</p>
<p>Bu kapsamda, kamu alımlarının özellikle sağlık teknolojileri için kaldıraç olarak kullanılacağı, tekstil, hazır giyim, mobilya, deri vb. sektörlerde istihdamı koruma ve dönüşüm için finansman sağlanacağı, KOBİ'lere kredi garanti sistemleriyle finansmanın sürdürüleceği, YTAK ve reeskont kredisi hacimlerinin artırılacağı, verimlilik yatırımlarının destekleneceği unsurlarına yer verildi. İhracatı daralan sektörlerin yeni pazar arayışları için ticaret diplomasisi yürütülecek. Cevdet Yılmaz, sunumunda bu alanda özellikle Afrika ve Orta Asya'ya odaklanılacağını kaydetti. Programda, çalışan sayısını koruma amacıyla çalışan başına desteğin süreceği vurgulandı.</p>
<p>OVP'de, özellikle dış kaynaklı rekabet baskısına da vurgu yapılarak, yıkıcı dış rekabete karşı yerli imalat sanayiinin korunacağı belirtildi. Kamu yatırımları tarafında ise özellikle ulaşım ve lojistik altyapısına yönelik yatırımların hızlandırılması da bu başlık altında sıralandı. Cevdet Yılmaz, demiryolu yatırımlarında pazara ve ulaşım hatlarına erişim sağlanacağını belirterek, bu alandaki yatırımların genel yatırım artışından daha hızlı artırıldığını söyledi.</p>
<h2>'Dezenflasyon neden yavaşladı?' yorumları</h2>
<p>Yılmaz: Dış konjonktür bize hiç yardım etmedi: Ekonomik gösterge hedef ve tahminlerinde yüksek sapmanın öne çıktığı tanıtım toplantısında, özellikle 2026 sapması ve devam eden dönem revizyonlarının nedeni Cevdet Yılmaz tarafından iki unsura bağlandı. Yılmaz, "Bir tanesi, dış konjonktür bize hiç destek olmadı doğrusu. Hep olumsuz sürprizlerle karşılaştık. Savaşlar, başka birtakım gelişmeler. Programlar yaşanırken kontrol edemediğiniz sürprizler her zaman olur. Bu bazen olumlu bir sürpriz olur, bazen olumsuz bir sürpriz olur. Biz bu dönem pek olumlu sürpriz görmedik doğrusu son üç yılda. Genelde olumsuz diyelim. Programı olumsuz etkileyen hususlar oldu. O, bir miktar mücadelemizi uzattı diyebiliriz. İşte sadece bu savaşın etkisi olmasa bugün yüzde 31,5'ten değil de yüzde 25 enflasyondan bahsediyor olacaktık. Bu, çok farklı bir finansal atmosferi getirecekti" dedi.</p>
<p>Şimşek: Muhtemelen ataleti yanlış hesapladık: Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de yorumunda, programın temel yaklaşım olarak çalıştığına işaret ederek şunları söyledi: "Enflasyon bu tür konjonktürlerde, savaş ve gerginlik, korumacı dış konjonktür ortamında bırakın düşmeyi, kontrolden çıkabilirdi, çıkmadı. Evet, arzuladığımız noktada değiliz. Başlangıçta hedeflerimiz tabii ki iddialıydı. Biz ataleti muhtemelen düşük ölçtük. Bakın, açık konuşalım burada, samimi bir şekilde söylüyorum. Bu zor konjonktürde, özellikle 2023'te bir deprem yaşanmış. KKM'nin tabii ki doğurduğu sonuçlar var. EYT var. Yani 2023'te ciddi, önemli şoklarla karşı karşıya kaldık. Kontrolden çıkmaması önemliydi. Şimdi dolayısıyla burada temel mal enflasyonu, az önce Başkanımızın da söylediği gibi, yüzde 16'nın altına düşmüş. Ama bazı alanlarda, özellikle kiraydı, eğitimdi... Yine önceki dönemin, önceki dönem derken birtakım düzenlemelerin etkileri bu program dönemine taşındı."</p>
<h2>Kamu tasarrufu, deprem harcamaları, işsizlik-atıl işgücü</h2>
<p>Basın toplantısında hem sunumlarda hem de soru-cevap bölümünde çeşitli eleştirilere yanıt verildi. Bunlardan bazıları şöyle:</p>
<p>● İşsizlik ve atıl işgücü: "Emeğin kutsallığı" vurgulanacak: Cevdet Yılmaz, işsizlik oranının tek hanede devam edeceği yönündeki OVP tahminini tartışırken, ana sorunun atıl işgücü olduğunu vurguladı. Bunun yüksek düzeyinin bir sorun olarak kabul edildiğini, istatistik eleştirilerinin ise haksız olduğunu söyleyen Yılmaz, "Atıl işgücü bazen geniş tanımlı işsizlik olarak söyleniyor. Bu yanlış. Atıl işgücü, atıl işgücüdür. İnsanlar iş aramayabiliyor" dedi. Kadınların ve gençlerin iş gücüne katılımını destekleyeceklerini belirten Yılmaz, bu kapsamda "emeğin kutsallığını" anlatacaklarını söyledi.</p>
<p>● Eğitimde fahiş ücret artışları: YÖK "göreve çağrıldı": Özel eğitim ücretlerindeki artışın enflasyonun çok üzerinde olduğunu hem Mehmet Şimşek hem de Cevdet Yılmaz vurguladı. Fiyat sınırlama düzenlemelerinin takibinde, ilk ve ortaöğretimde gözetimin MEB'de, yükseköğretimde ise YÖK'te olduğu belirtilerek, bu kurumların bir çalışma yapması gerekliliğine işaret edildi. Şimşek, geçmişteki sınırlı artışın telafisinin yapıldığı bir yükseliş olduğunu da belirtti.</p>
<p>● Kamu kuruluşları "ucuz": Bu tartışma bağlamında Mehmet Şimşek, fahiş eğitim fiyatlarının özel okullar için geçerli olduğunu belirterek, ilk ve ortaöğretim kamu okullarında eğitim harcı olmadığını, hatta eğitim kitaplarının da ücretsiz verildiğini ve bu sorunun halkın görece daha az kesimini etkilediğini vurguladı.</p>
<p>● Kamu tasarrufu işliyor, yatırımlardan kısılarak tasarruf olmadı: Kamu tasarruf uygulamalarının 484 milyar TL'ye ulaştığı belirtilerek, kamu yatırımlarında yapılan kesintilerin ağırlıklı olarak önemli ihtiyaçlar dışında hizmet binası inşasına izin verilmemesinden kaynaklandığı ifade edildi.</p>
<p>● Vergi denetimi büyüklere daha fazla yapılıyor: Mehmet Şimşek, "Sadece esnaf-KO<br />Bİ denetleniyor" yargısına itiraz etti. Şimşek, büyük şirketlerde denetim oranının 2024'te yüzde 11 iken yüzde 31,3'e ulaştığını, KOBİ'lerde denetim oranının ise aynı dönemde yüzde 2,5 seviyesinden yüzde 1,1'e gerilediğini söyledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Savaş etkisi, Türkiye ekonomisinde neden daha fazla hissedildi?</span></h2>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, bu soruyu yanıtlarken Türkiye'nin bu etkiye yüksek enflasyonla ve enflasyondan kaynaklanan "atalet" ile yakalandığını söyledi. Yılmaz, uluslararası konjonktürün de savaşın olumsuz etkisini artırdığını, kontrol edilemeyen etkilerin ortaya çıktığını vurguladı.</p>
<p><strong>Enflasyonla mücadeleye maliye politikası desteği</strong></p>
<p>Cevdet Yılmaz, önümüzdeki dönemde enflasyonla mücadelede maliye politikası katkısının artacağını vurguladı. Yılmaz, "Yönetilen ve yönlendirilen fiyatlarda daha hassas davranılacak. Maliye politikası, para politikasına daha fazla katkı verecek" dedi.</p>
<p><strong>ABD'nin F-35 projesine benzer projeler yapılacak</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, savunma sanayisiyle ilişkili olarak dost ülkelerle yapılacak iş birliğinden söz etti. Yılmaz, ABD'nin F-35 projesine benzeterek, dost ülkelerin üretim sürecine farklı şekillerde katılacağı "ürün bazında üretim platformu" oluşturulacağını açıkladı.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın açıkladığı OVP 2027-2029'da yer alan yeni başlıklar ve yeni kavramlar dikkati çekti. İş dünyasının sıkıntıları olarak bir çırpıda sıraladığı şu başlıkların:</p>
<p>■ Finansmana erişim,<br />■ Girdi maliyetlerini düşürme,<br />■ Nitelikli istihdam,<br />■ Pazara erişim ve rekabet gücü,<br />■ Haksız rekabetle mücadele,<br />■ Kamu-özel iş birliği</p>
<p>Yılmaz’ın sunumunda ve OVP’de aynı şekilde yer aldığı görüldü. </p>
<p>OVP’de ilk kez yer alan Ekonomik Güvenlik ve Dayanıklılık bölümünde:</p>
<p>■ Enerji ve doğal kaynaklarda arz güvenliğinin<br />güçlendirilmesi,<br />■ Gıda arz güvenliği ve dayanıklılığın<br />artırılması,<br />■ Kritik teknolojilerde yerli kapasitenin ve<br />stratejik sektörlerin geliştirilmesi, <br />■ Ailenin güçlendirilmesi, toplumsal ve fiziki dayanıklılığın artırılması başlıkları sıralandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/buyume-asagi-enflasyon-yukari-86926</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/6/1280x720/56-1788754231.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OVP’de 2026 büyüme hedefi yüzde 3,8’den yüzde 3,3’e, 2027 hedefi yüzde 4,3’ten yüzde 4,2’ye çekildi. Yıl sonu enflasyon tahmini ise yüzde 28,4’e yükseltilerek Merkez Bankası&#039;nın yüzde 28’lik güncel tahmininin üzerine çıktı. Revizyonlarda savaş ve küresel gelişmelerin etkisi öne çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantepin-arkeolojik-mirasina-uluslararasi-tanitim-86979</guid>
            <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gaziantep&#039;in arkeolojik mirasına uluslararası tanıtım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep'te gerçekleştirilen sempozyumda, alanında uzman yerli ve yabancı bilim insanları tarafından Roma İmparatorluğu’nun Doğu Eyaletlerinde Mithras kültü ve bu kültün bölgedeki izleri ele alındı.</p>
<p>Bilimsel sunumların yanı sıra gerçekleştirilen saha ziyaretleriyle de Gaziantep’in zengin arkeolojik mirası uluslararası bilim insanlarına doğrudan yerinde tanıtıldı. Sempozyum kapsamında Zeugma Mozaik Müzesi, Dülük Antik Kenti, Erikçe Mithras Kutsal Alanı ve Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Enstitüsü ziyaret edildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9e996dcaf80-1788778861.jpeg" alt="" width="700" height="507" /></p>
<p><strong>KÜLTÜREL DEĞERLER YAKINDAN TANIDILAR</strong></p>
<p>Özellikle Dülük Antik Kenti ve Erikçe Mithras Kutsal Alanı’nda gerçekleştirilen incelemelerde, Mithras kültünün Gaziantep ve çevresindeki tarihsel izleri yerinde değerlendirildi. Katılımcılar, bölgenin sahip olduğu arkeolojik ve kültürel değerleri yakından tanıma fırsatı buldu. Şehitkamil Belediyesi tarafından düzenlenen sempozyum, Gaziantep’in arkeolojik mirasının uluslararası bilim çevrelerinde tanıtılmasına, Dülük Antik Kenti’nin sahip olduğu kültürel değerlerin görünürlüğünün artırılmasına ve kentin kültür turizmi potansiyelinin güçlendirilmesine önemli katkı sağladı.</p>
<p>Bilimsel paylaşım ile kültürel mirasın yerinde tanıtımını bir araya getiren Mithras Sempozyumu, Gaziantep’in tarihî ve arkeolojik zenginliklerinin uluslararası düzeyde tanıtılması açısından önemli bir organizasyon olarak gerçekleştirildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantepin-arkeolojik-mirasina-uluslararasi-tanitim-86979</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/9/1280x720/gaziantepin-arkeolojik-mirasina-uluslararasi-tanitim-1788778895.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şehitkamil Belediyesi tarafından düzenlenen “Roma İmparatorluğu’nun Doğu Eyaletlerinde Mithras Kültü” Sempozyumu, bilim dünyasını Gaziantep’te buluşturdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/en-yakit-sarj-agini-18-yeni-noktayla-genisletti-86974</guid>
            <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> En Yakıt, 18 yeni şarj noktasını hizmete aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>En Yakıt'ın elektrikli araç şarj altyapısına yönelik yatırımlarını sürdürdüğü bildirildi. Yapılan açıklamaya göre Türkiye genelinde şarj ağı kapsamını genişletmek üzere çalışmalarına devam eden şirket, eylül ayında Türkiye’nin farklı lokasyonlarında yeni şarj istasyonlarını devreye aldı. En Yakıt’ın yeni yatırımları kapsamında İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Adana ve Muğla'da toplam 18 yeni şarj noktası hizmete sunuldu.</p>
<p>Elektrikli araç ekosisteminin gelişiminde güçlü ve erişilebilir bir şarj altyapısının önemli bir rol oynadığına inandıklarını belirten En Yakıt Genel Müdürü Tayfun Şenses, "Elektrikli araçların geleceğine yatırım yapıyoruz. Yalnızca istasyon sayımızı artırmayı değil, elektrikli araç kullanıcılarının ihtiyaç duyduğu noktalarda şarj deneyimini erişilebilir hale getirmeyi hedefliyoruz. Ağustos sonu itibarıyla İstanbul'dan Antalya’ya devreye aldığımız 18 yeni şarj noktası da bu yaklaşımımızın önemli bir parçası. Türkiye’nin elektrikli araç dönüşümüne katkı sunmak ve kullanıcılarımızın yolculuklarını kolaylaştırmak amacıyla yatırımlarımızı önümüzdeki dönemde de sürdüreceğiz” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/en-yakit-sarj-agini-18-yeni-noktayla-genisletti-86974</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/4/1280x720/en-yakit-sarj-agini-18-yeni-noktayla-genisletti-1788775007.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ En Yakıt, İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Adana, Muğla&#039;da toplam 18 yeni şarj noktasını hizmete aldı. Genel Müdür Tayfun Şenses, &quot;Türkiye’nin elektrikli araç dönüşümüne katkı sunmak ve kullanıcılarımızın yolculuklarını kolaylaştırmak amacıyla yatırımlarımızı önümüzdeki dönemde de sürdüreceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tofasin-bursada-uretecegi-ram-promaster-cityye-abdden-odul-86966</guid>
            <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tofaş’ın Bursa’da üreteceği Ram ProMaster City’ye ABD’den ödül</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Tofaş’ın Bursa Fabrikası’nda üretimine başladığı K0 kodlu orta boy hafif ticari araç ailesinin Kuzey Amerika versiyonu Ram ProMaster City, ABD’de önemli bir ödül kazandı.</p>
<p>Green Car Journal tarafından “2027 Commercial Green Car of the Year – 2027 Yılının Ticari Yeşil Aracı” seçilen model, 2027 yılından itibaren Tofaş tarafından Bursa’da üretilerek Kuzey Amerika pazarına ihraç edilecek. Ödül değerlendirmesinde çevresel özelliklerin yanı sıra ticari araç kullanıcılarının öncelik verdiği fonksiyonellik, çok yönlülük, güvenlik, değer ve tasarım kriterleri dikkate alındı. Green Car Journal editörleri, ProMaster City’nin özellikle profesyonel kullanıcılar ve filo müşterileri için sunduğu boyut, kapasite ve kullanım kolaylığını öne çıkardı.</p>
<h2>Kuzey Amerika’ya 230 bin adet ihracat hedefi</h2>
<p>Yapılan açıklamaya göre Ram ProMaster City’nin aldığı ödül, Tofaş’ın Kuzey Amerika pazarına dönüş projesi açısından da önem taşıyor. Daha önce Doblo ile ABD’ye ihracat gerçekleştiren Tofaş, K0 ailesiyle bu pazara yeniden girmeye hazırlanıyor. Toplam 386 milyon euro yatırımla hayata geçirilen K0 ürün ailesinde 2032 yılına kadar yaklaşık 1 milyon adet üretim planlanıyor. Üretimin 230 bin adetlik bölümünün 2027’den itibaren Kuzey Amerika’ya ihraç edilmesi hedefleniyor. Stellantis bünyesinde FIAT Scudo, Opel Vivaro, PEUGEOT Expert ve Citroën Jumpy modellerini kapsayan K0 ailesinin Kuzey Amerika versiyonu, Ram ProMaster City adıyla pazara sunulacak.</p>
<p>Açıklamada, K0 projesinin, Tofaş’ın Bursa’daki üretim ve Ar-Ge kabiliyetlerinin küresel ölçekte kullanımını da güçlendirirken, şirketin Stellantis üretim ağı içindeki konumunu pekiştirmesine katkı sağlayacağı vurgulandı. Projeyle birlikte Tofaş’ın hafif ticari araç üretimindeki kapasite ve ürün çeşitliliğini artırması, ihracat pazarlarını genişletmesi ve Türkiye’nin küresel hafif ticari araç üretimindeki rolünü güçlendirmesi hedefleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tofasin-bursada-uretecegi-ram-promaster-cityye-abdden-odul-86966</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/6/6/1280x720/tofasin-bursada-uretecegi-ram-promaster-cityye-abdden-odul-1788768223.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa’da üretilecek ve 2027’den itibaren Kuzey Amerika’ya ihraç edilecek Ram ProMaster City, Green Car Journal tarafından “2027 Commercial Green Car of the Year” ödülüne layık görüldü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/junioshow-8-eylulde-bursada-kapilarini-aciyor-86965</guid>
            <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Junioshow 8 Eylül’de kapılarını açıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) iştiraki KFA Fuarcılık tarafından, Bebe Çocuk Konfeksiyonu Sektörü Sanayici ve İş İnsanları Derneği (BEKSİAD) iş birliğinde düzenlenen 22. Junioshow Bursa Uluslararası Bebe, Çocuk Hazır Giyim ve Çocuk İhtiyaçları Fuarı, 8-10 Eylül 2026 tarihlerinde Bursa Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilecek. </p>
<p>Yapılan açıklamaya göre Junioshow, Bursa bebe ve çocuk konfeksiyonu sektörünü uluslararası vitrine taşırken, yeni ticari bağlantılarına devam ediyor. Bebe ve çocuk konfeksiyonu alanında Türkiye’nin önde gelen üretim merkezlerinden biri olan Bursa’da düzenlenecek fuarın, firmaların yeni sezon koleksiyonlarını uluslararası pazarlara tanıtmasına önemli katkı sağlayacağı bildirildi. Fuar kapsamında gerçekleştirilecek ticari görüşmelerle yeni iş bağlantılarının kurulması, mevcut iş birliklerinin geliştirilmesi ve sektörün ihracat kapasitesinin artırılması hedefleniyor.</p>
<p>“Bebe ve Çocuk Konfeksiyonu Sektörünün Bursa’dan Dünyaya Açılımı” UR-GE Projesi kapsamında, Ticaret Bakanlığı’nın destekleriyle BTSO tarafından yürütülen çalışmalar da fuarın uluslararası niteliğini güçlendirdiği belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, "KFA Fuarcılık’ın yurt dışı ofislerinin etkin çalışmaları sonucunda farklı coğrafyalardan Bursa’ya davet edilen iş insanları ile katılımcı firmalar arasında gerçekleştirilen iş görüşmeleri, yeni ihracat bağlantılarının kurulmasına ve sektörün dış ticaret hacminin gelişmesine önemli katkı sağlıyor." denildi. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/junioshow-8-eylulde-bursada-kapilarini-aciyor-86965</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/6/5/1280x720/junioshow-8-eylulde-bursada-kapilarini-aciyor-1788767999.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 22. Junioshow Bursa Uluslararası Bebe, Çocuk Hazır Giyim ve Çocuk İhtiyaçları Fuarı, 8 Eylül&#039;de kapılarını ziyaretçilere açacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kapinin-kolu-ihracat-kilidi-finansman-86953</guid>
            <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kapının kolu ihracat, kilidi finansman</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir kapının ardında Kayseri'nin ihracatı, Türkiye'nin dövizi ve sanayicinin finansman mücadelesi var. 9–12 Eylül tarihleri arasında Kayseri OSB Uluslararası Fuar Merkezi'nde gerçekleştirilecek KAPEX 2026, kapı sektörünün üreticilerini, yan sanayisini, teknoloji firmalarını ve uluslararası alıcılarını Kayseri'de buluşturacak. Fuarın bu yıl 45'ten fazla ülkeden alıcıyı ağırlaması hedefleniyor.</p>
<p>Ve bu kapının arkasında ciddi bir ekonomik hikâye var. Kayseri'nin 2025 yılında yaklaşık 300 milyon dolarlık çelik kapı ihracatı gerçekleştirdiği belirtiliyor. Aynı yıl yaklaşık 2,5 milyon adet çelik kapı üretildiği ifade ediliyor. Bu rakamları küçümsememek lazım. Çünkü bir kapı fabrikasında yalnızca kapı üretilmiyor. Sac üretiliyor. Kilit üretiliyor. Menteşe üretiliyor. Aksesuar üretiliyor. Boya, cam, izolasyon, ambalaj ve elektronik sistemler devreye giriyor. Lojistik çalışıyor. Finans sektörü devreye giriyor. Dolayısıyla çelik kapı sektörü, kendi başına bir sektör olmanın ötesinde, geniş bir sanayi ekosistemi oluşturuyor. Ve Kayseri bu ekosistemin Türkiye'deki en önemli merkezlerinden biri.</p>
<p><strong>Kur başka, maliyet başka</strong></p>
<p>Bugün çelik kapı üreticisinin en büyük problemlerinden biri, içerideki maliyet artışları ile ihracat fiyatının ve kur hareketlerinin aynı doğrultuda ilerlememesi. Bir ihracatçı düşünün. Yurtdışındaki müşterisine bugün fiyat veriyor. Sipariş geliyor. Fakat ürünün üretimi üç ay sonra tamamlanıyor. Bu üç ay içinde işçilik maliyeti artıyor. Enerji maliyeti artıyor. Sac pahalanıyor. Nakliye pahalanıyor. Finansman maliyeti yükseliyor. İthal edilen aksesuarın TL maliyeti artıyor. Ama müşteriye verilen fiyat aynı. Çünkü uluslararası müşteriye üç ay sonra dönüp “Türkiye'de enflasyon arttı, fiyatı yükseltiyorum” demek her zaman mümkün değil. Üstelik dünya pazarında Türkiye yalnız değil. Çin var. İspanya var. İtalya var. Polonya var. Hindistan var. Başka üreticiler var. Dolayısıyla ihracatçı çoğu zaman iki seçenek arasında kalıyor: Ya fiyatı artıracak ve müşteriyi kaybetme riskini göze alacak ya da kârından vazgeçip pazarda kalacak. İhracatçı şunu çok iyi biliyor: Bir pazarı kaybetmek, o pazarı yeniden kazanmaktan çok daha pahalıdır.</p>
<p><strong>Bir de finansman meselesi var</strong></p>
<p>İhracatçı üretmeden önce para harcıyor. Malzemeyi bugün alıyor. İşçisinin ücretini bugün ödüyor. Elektriğini bugün ödüyor. Nakliyesini bugün ödüyor. Vergisini bugün ödüyor. Ürünü bugün üretiyor. Ama parasını çoğu zaman daha sonra tahsil ediyor. Yani ihracatçı, bir anlamda müşterisini finanse ediyor. Bunun üzerine bir de uygun maliyetli finansmana erişemiyorsa, işletmenin üzerinde ciddi bir yük oluşuyor. İhracatı artırmak istiyorsak, ihracatçının finansman maliyetini de düşürmemiz gerekmiyor mu?</p>
<p><strong>Kapının arkasındaki görünmeyen finansman: KDV</strong></p>
<p>Bence bugün ihracatçının en fazla konuşması gereken konulardan biri de bu. KDV iadesi! İhracatçı malını üretirken yurtiçinden satın aldığı girdiler ve yaptığı bazı harcamalar üzerinden KDV yükleniyor. İthalat yapıyorsa ithalat aşamasında da KDV ödüyor. Ürün ihraç edildiğinde ise ihracat KDV'den istisna. Dolayısıyla ihracatçı açısından yüklenilen KDV'nin iadesi, sadece bir vergi işlemi değil. İşletme sermayesi. Hatta finansmana erişimin zor olduğu bugünlerde, KDV iadesi fiilen önemli bir finansman aracına dönüşmüş durumda. Şimdi bir takvim yapalım:</p>
<ul>
<li>Nisan ayında malı aldınız ve KDV'sini ödediniz.</li>
<li>Mayıs ayında o malı kullanarak ürününüzü imal ettiniz ve ihraç ettiniz.</li>
<li>Haziran ayında ihracatı beyan ettiniz.</li>
<li>Dosyanın hazırlanması, rapor, kontrol ve diğer idari süreçler nedeniyle iade dosyasını ancak temmuz ayında idareye sunabildiniz.</li>
<li>İadenin eylül ayında sonuçlandığını düşünün.</li>
</ul>
<p>Nisan'da çıkan para, Eylül’de geri geliyor. Yaklaşık beş aylık bir finansman açığı. Bugün sanayici için beş ay ne demek? Banka kredisi demek. Faiz demek. İşletme sermayesi demek. Fırsat maliyeti demek.</p>
<p>O halde mükellefin hak ettiği KDV iadesinin gecikmesinin de işletme açısından bir finansman maliyeti oluşturduğu kabul edilmelidir. Buradaki mesele devleti suçlamak değil. Vergi idaresinin denetim yapmasına da kimsenin itirazı yok. Kayıt dışılıkla mücadele de şart. Vergi güvenliği de şart. Ama vergi tahsilatındaki hassasiyet ile vergi iadesindeki hız arasında da makul bir denge kurulmalı. Çünkü ihracatçının devletten alacağı KDV, ona verilmiş bir lütuf değildir. Sistem içerisinde doğmuş bir iade hakkıdır.</p>
<p>İşin bir de ithalat boyutu var. Çelik kapı üreticisinin kullandığı bazı girdiler ithal. Nisan ayında 100 liraya aldığınız bir ithal ürünü düşünün. Eylül ayında aynı ürünü yeniden almak istediğinizde ürünün dolar fiyatı hiç değişmemiş olsun. Ama kur yükselmişse, artık o ürünü 100 liraya alamazsınız. Belki 105 liraya, belki 110 liraya alacaksınız. Dolayısıyla nisan ayında ödediğiniz ve aylar sonra iade aldığınız KDV, nominal olarak aynı para olsa bile, aynı satın alma gücünü temsil etmiyor. İşletmenin stok yenileme maliyeti yükseliyor. Ve bütün bunlar ihracatçının zaten daralmış olan kâr marjını biraz daha sıkıştırıyor. Nihai olarak; “Kapı diyerek geçme!” Çünkü o kapının ardında sadece bir ürün yok. İhracat var. İstihdam var. Döviz var. Vergi var. Ve Türkiye'nin rekabet gücü var.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kapinin-kolu-ihracat-kilidi-finansman-86953</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/3/1280x720/kapinin-kolu-ihracat-kilidi-finansman-1788760544.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “Kapının kolu ihracat, kilidi finansman” ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kayseriden-dunyaya-acilan-kapi-kapex-86952</guid>
            <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kayseri’den dünyaya açılan kapı: KAPEX</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye, çelik kapı üretiminde dünya genelinde 8. sırada yer alıyor. Bu üretim gücünün merkezinde ise Kayseri bulunuyor. Öyle ki bugün Türkiye’de üretilen her 10 çelik kapıdan 9’u Kayseri’de üretiliyor. Sektör, son yıllarda yalnızca üretim kapasitesini değil, örgütlenme ve dünyaya açılma kabiliyetini de geliştirdi. Bu noktada kurulan Çelik Kapı Sanayicileri ve İşadamları Derneği (KAPSİAD) ve NOBEL EXPO işbirliğiyle 2023, 2024 ve 2025 yıllarında yoğun katılım ve zengin ziyaretçi profiliyle KAPEX Anadolu Kapı Fuarı’nı başlattı. KAPEX, bu yıl ise ilk kez uluslararası fuar niteliği kazandı ve 9-12 Eylül 2026 tarihlerinde Kayseri OSB fuar merkezinde gerçekleşecek.</p>
<p>Kapı sektörüne ve yaklaşan fuara geçmeden önce, Kayseri sanayisinin genel fotoğrafına biraz daha yakından bakmak gerekiyor. Geçtiğimiz günlerde hem kamu hem de özel sektör tarafında çok sayıda ziyaret gerçekleştirdim. Bu görüşmelerden edindiğim bilgiler, Kayseri sanayisinin önemli bir potansiyele sahip olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Türkiye’de adet bazında en fazla işletmeye sahip altıncı il Kayseri. Kentte yaklaşık 5 bin 300 işletme var. Bu işletmelerin yüzde 65’inin 10 kişiden az istihdam sağlayan mikro işletmeler olduğu belirtiliyor.  Ancak Kayseri, işletme sayısı bakımından Türkiye’nin önde gelen sanayi kentlerinden biri olsa da katma değer, Ar-Ge ve nitelikli üretim tarafında aynı başarıyı henüz ortaya koyabilmiş değil. Tam da burada Kayseri sanayisinin önündeki temel mesele ortaya çıkıyor: Büyüklüğü; nitelikli ve katma değerli üretime dönüştürebilmek. Yeni bir ürün ya da teknoloji ortaya çıktığında bunu kısa sürede üretim tabanına yayabilen bir sanayi kültürümüz var. Bu kültürün ihracata, verimliliğe ve yüksek katma değerli üretime aynı ölçüde yansıtılması için de alınması gereken bir yol var.</p>
<p>Bu noktada kapı sektörünün, Kayseri sanayisinde beklenen bu dönüşümü somut olarak gerçekleştirmeye başladığını görüyoruz. Sektör, son yıllarda yalnızca üretim kapasitesini değil, örgütlenme ve dünyaya açılma kabiliyetini de geliştirdi. Bu noktada kurulan Çelik Kapı Sanayicileri ve İşadamları Derneği (KAPSİAD), sektörün üretim gücünün yükseltilmesi, katma değerli üretimin artırılması, ihracat kanallarının genişletilmesi ve küresel ölçekte daha görünür hale gelmesi adına önemli çalışmalar yürütüyor.</p>
<p>Bu çalışmaların en önemli adımlarından biri ise NOBEL EXPO işbirliğiyle düzenlenen KAPEX Anadolu Kapı Fuarı. 2023, 2024 ve 2025 yıllarında yoğun katılım ve zengin ziyaretçi profiliyle dikkat çeken KAPEX, bu yıl önemli bir eşik daha atlıyor. 9-12 Eylül 2026 tarihlerinde Kayseri OSB Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilecek fuar, Ticaret Bakanlığı tarafından “uluslararası” statü kazanmış olarak kapılarını açacak. Bu gelişme yalnızca kapı sektörü açısından değil, Kayseri’nin sanayi vizyonu açısından da önemli. KAPEX Anadolu Kapı Fuarı’nın uluslararası statü kazanması hem sektör hem de Kayseri sanayisi için önemli bir fırsat sunuyor. KAPEX Anadolu Kapı Fuarı’nın başta sektör olmak üzere tüm katılımcılara, ziyaretçilere ve Kayseri’ye hayırlı olmasını diliyorum. Fuarın paydaşlarının açıklamalarını da aşağıda sizlerle paylaşıyorum: </p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a9e506560c08-1788760165.jpg" alt="" width="410" height="615" /></p>
<p><strong>Çelik Kapı Sanayicileri ve İşadamları Derneği (KAPSİAD) YKB Köksal Kaya: </strong></p>
<p><strong>“10 çelik kapıdan 9’unu Kayseri’de üretiyoruz”</strong></p>
<p>Türkiye’de üretilen her 10 çelik kapıdan 9’u Kayseri’de üretilmekte ve dünya pazarında işlem gören her 100 kapıdan 5’i yine Kayseri’de üretilen kapılardan oluşmaktadır. Bu gurur verici tablo, bölgemizin sanayi altyapısının ve değerli çelik kapı üreticilerinin girişimci ruhunun açık bir göstergesidir.</p>
<p>2025 yılı verilerine göre, sektörümüzün toplam ihracat hacmi 300 milyon dolar seviyelerine ulaştı. Orta Doğu, Afrika, Avrupa ve Türk Cumhuriyetleri başta olmak üzere onlarca ülkeye ürünlerimizi ulaştırıyoruz. Hedef pazarımız Amerika kıtası. Dernek olarak Ur-Ge çalışmaları gerçekleştiriyoruz ve bu kapsamda Brezilya ve Meksika’da Pazar analizleri yaptık. Yakın zamanda Amerika Birleşik Devletleri için de çalışmaya başlayacağız. Çin’de düzenlenen Kanton Fuarı’na 20 kişilik ekibimizle çıkarma yaptık. İngiltere’de de B2B ziyaretleri gerçekleştirdik.</p>
<p>Türkiye, bu alanda hem kalite hem de fiyat rekabeti açısından önemli bir avantaja sahip. Ancak her sektörde olduğu gibi bizim de bazı yapısal sorunlarımız mevcut. Bu sorunları; “mevcut kur politikası, yüksek enerji maliyetleri, ihracat teşviklerinin yetersizliği ve son dönemde artan nitelikli eleman ihtiyacının karşılanamaması” başlıkları altında toplayabiliriz. Bu yapısal sorunlar, sektördeki firmalarımızın rekabet gücünü maalesef olumsuz etkiliyor. Bu nedenle, ilgili kamu kurumlarından da bazı beklentilerimiz var. Hammadde ve enerji maliyetlerini dengeleyecek politikaların oluşturulması, ihracat yapan firmalarımıza yönelik finansman ve teşvik mekanizmalarının genişletilmesi, üniversite sanayi işbirliğinin güçlendirilerek nitelikli eleman ihtiyacının karşılanmasına yardımcı olacak politikalar geliştirilmesini bekliyoruz. Kıymetli sanayicilerimize de seslenmek istiyorum; çelik kapı sektöründe bir marka ülke olmak istiyorsak, sadece üretmekle yetinmemeli, tasarımla, teknolojiyle ve kaliteyle öne çıkmalıyız. Bu noktada hepimize görev düşüyor: Bakanlıklar, ihracatçı birlikleri, odalar ve derneklerimiz ile iş birliklerimizi güçlendirerek, markalaşma, kurumsallaşma, yatırım teşvikleri, nitelikli iş gücü yetiştirmek ve sektörümüzü küresel ölçekte daha görünür kılmak için çalışmalar yapıyoruz. Bu bağlamda yapmış olduğumuz hamlelerden birisi de Kayseri’ye en çok yakışan fuar olan KAPEX Anadolu Kapı Fuarı oldu. Fuarımız bu yıl 9-12 Eylül 2026 tarihinde Kayseri OSB fuar merkezinde bu kez “uluslararası" nitelikte kapılarını açacak. Ticaret Bakanlığımızın prestijli fuarlar kapsamında da değerlendirdiği Uluslararası KAPEX Fair’de bakanlığımız tarafından üreticilerimize de 1 milyon 300 bin TL’ye kadar destek verilecek.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a9e508552b9f-1788760197.jpeg" alt="" width="501" height="334" /></p>
<p><strong>Nobel Şirketler Grubu YKB Erhan Çelik: </strong></p>
<p><strong>“KAPEX, Ticaret Bakanlığı desteği kapsamına giren Türkiye’deki tek kapı ihtisas fuarı”</strong></p>
<p>Kapının arkasında çelikten ahşaba, alüminyumdan cama, kilit ve güvenlik sistemlerinden aksesuara, otomasyondan tasarıma uzanan büyük bir üretim ekosistemi var. Türkiye ise bugün bu alanda güçlü bir üretim kabiliyetine sahip. Ancak küresel rekabet için doğru pazara ulaşmak, doğru satın almacıyla buluşmak, güçlü bir marka oluşturmak ve ticari ilişkiyi sürdürülebilir hale getirmek gerekiyor. Fuarcılığın ekonomideki gerçek rolü de tam burada başlıyor.</p>
<p>Nobel Expo olarak fuarcılığa hiçbir zaman salonları stantlarla doldurmak veya metrekare satmak olarak bakmadık. Fuar; üretim kapasitesiyle satın alma gücünü buluşturmaktır. Katılımcı fuara geldiğinde karşısında doğru alıcıyı görmek ister. Alıcı geldiğinde ise doğru üreticiye, doğru ürüne ve sürdürülebilir bir tedarik kapasitesine ulaşmak ister. Organizatörün asıl işi, doğru üreticiyle doğru alıcıyı aynı ticaret masasına oturtabilmektir. KAPEX’i de tam olarak bu anlayışla büyütüyoruz.</p>
<p>Türkiye’de kapı sektöründe bu niteliği taşıyan tek fuar KAPEX’in sektör açısından taşıdığı önemin önemli bir göstergesi de Ticaret Bakanlığı desteği kapsamına giren Türkiye’deki tek kapı ihtisas fuarı olması. KAPSİAD’ın sektörel gücüyle, Nobel Expo’nun uluslararası fuarcılık organizasyonunu bir araya getirdiğimizde KAPEX’in önünde çok daha büyük bir hedef görüyoruz: Türkiye’de üretilen kapının dünya pazarlarındaki payını büyütmek.</p>
<p>Bir ihtisas fuarının güçlü olmasının yollarından biri, onu sektörün üretim merkeziyle buluşturmaktır. Bu nedenle KAPEX’in Kayseri’de olması tesadüf değil. Kayseri, üretmeyi, ticaret yapmayı, yatırım yapmayı ve dünyanın farklı coğrafyalarına ürün satmayı bilen güçlü bir girişimcilik geleneğine sahip. Kapı sektörü de bu üretim kültürünün önemli parçalarından biri. Uluslararası bir alıcıyı Kayseri’ye getirdiğinizde ona yalnızca stantlardan oluşan bir fuar alanı göstermiyorsunuz. Onu üretimin merkezine getiriyorsunuz. Bunun ihracat açısından çok kıymetli olduğuna inanıyorum.</p>
<p>Doğru kurgulanmış her uluslararası ihtisas fuarı, Türkiye’nin üretim ekonomisinin dünyaya açılan kapısıdır. KAPEX’in bizim açımızdan anlamı da tam olarak bu. 9 Eylül’de yalnızca fuarın kapısını açmayacağız; Ticaret Bakanlığı desteği kapsamına giren Türkiye’nin tek kapı ihtisas fuarında, KAPSİAD’ın sektörel desteğiyle Türkiye’nin üretim gücünü uluslararası satın alma dünyasıyla buluşturacağız.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a9e50a348929-1788760227.jpeg" alt="" width="506" height="284" /></p>
<p><strong>Kayseri Ticaret Odası (KTO) YKB Ömer Gülsoy: </strong></p>
<p><strong>“Fuarlar, Kayseri’nin üretim gücünü dünyaya taşıyor”</strong></p>
<p>Fuarlar yalnızca firmaların ürünlerini sergilediği, alıcılarla buluştuğu organizasyonlar değildir. Fuarlar aynı zamanda bir şehrin üretim kabiliyetini, ticari potansiyelini ve dünyayla kurduğu ilişkileri ortaya koyan önemli platformlardır.</p>
<p>Kayseri, üretim ve ticarette köklü bir geçmişe sahip, girişimcilik kültürü güçlü bir şehrimiz. Çelik kapı sektöründe ise Kayseri’nin ortaya koyduğu başarı hepimiz için ayrı bir gurur kaynağıdır. Bu nedenle sektörün önemli buluşmalarından biri olan bu fuarın Kayseri’de düzenlenmesi son derece doğru ve anlamlıdır.</p>
<p>Ancak fuarların önemini yalnızca fuara katılan firmalar üzerinden değerlendirmemek gerekir. Bir fuarın oluşturduğu ekonomik hareketlilik, fuar alanının çok daha ötesine taşınır. Şehrimize gelen her ziyaretçi; otellerimiz, restoranlarımız, taksicilerimiz, esnafımız ve hizmet sektörümüz için yeni bir hareketlilik anlamına gelir. Çiçekçimizden lokantacımıza, ulaşım sektörümüzden konaklama tesislerimize kadar şehrimizin farklı kesimleri bu hareketlilikten payını alır. Kısacası fuarlar, ekonominin farklı damarlarında aynı anda canlılık oluşturan organizasyonlardır.</p>
<p>Fuarın şehre katkısı, stant sayısı, ziyaretçi sayısı ya da yapılan satışlardan çok daha fazladır. Fuar için Kayseri’ye gelen bir iş insanı burada konaklıyor, yemek yiyor, şehir içinde ulaşım sağlıyor, alışveriş yapıyor. Belki fuar sonrasında Kayseri’de yeni bir yatırım fırsatını değerlendiriyor, belki bir firmamızla ticari iş birliği kuruyor. Daha da önemlisi, şehrimizi tanıyor.</p>
<p>Bu açıdan fuarları Kayseri’nin tanıtımı bakımından da son derece değerli buluyoruz. Şehrimize gelen misafirlerimize yalnızca ürünlerimizi ve markalarımızı göstermiyoruz; aynı zamanda Kayseri’yi de tanıtıyoruz. Erciyes’ten tarihi ve kültürel mirasımıza, gastronomimizden şehir hayatımıza kadar Kayseri’nin farklı değerlerini görme fırsatı bulan misafirlerimiz, şehrimizden ayrılırken aynı zamanda Kayseri’nin gönüllü birer tanıtım elçisi haline geliyor.</p>
<p>Kayseri Ticaret Odası olarak bizim de temel hedeflerimizden biri, Kayseri iş dünyasının yalnızca yerel ve ulusal pazarlarda değil, küresel pazarlarda da daha güçlü bir şekilde yer almasını sağlamak. Bu nedenle şehrimizde gerçekleştirilen uluslararası fuarları, ihracat hedeflerimiz ve Kayseri’nin dünya ticaretindeki konumunu güçlendirme hedefimiz açısından son derece kıymetli buluyoruz.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a9e50c658107-1788760262.JPG" alt="" width="519" height="346" /></p>
<p><strong>Kayseri Sanayi Odası (KAYSO) YKB Mehmet Büyüksimitci: </strong></p>
<p><strong>“Kayseri’nin üretim gücü, dünyanın kapılarını açıyor”</strong></p>
<p>Türkiye, çelik kapı üretiminde dünyada önemli bir konuma sahip. Bu başarıda Kayseri’nin ise özel bir yeri bulunuyor. Bugün Türkiye’de üretilen her 10 çelik kapıdan 9’unun Kayseri’de üretiliyor olması, şehrimizin bu sektörde yalnızca güçlü bir üretim merkezi değil, adeta bir uzmanlaşma merkezi haline geldiğini gösteriyor. Bu tablo, yıllar içinde oluşan sanayi kültürümüzün, üreticilerimizin girişimcilik kabiliyetinin ve ihracata dayalı büyüme anlayışının bir sonucudur.</p>
<p>Kayseri sanayisinin en önemli özelliklerinden biri, üretmekle yetinmemesi; ürettiğini dünyanın farklı coğrafyalarına ulaştırma iradesidir. Çelik kapı sektörü de bunun en başarılı örneklerinden biridir. Ancak küresel rekabetin her geçen gün daha da yoğunlaştığı bir dönemde, mevcut başarıyı korumak kadar geleceğe hazırlanmak da önem taşıyor. Artık sanayide kalite ve fiyat kadar; teknoloji, tasarım, verimlilik, sürdürülebilirlik ve katma değer de belirleyici. Üretim süreçlerini dönüştüren, yeni teknolojileri kullanan ve dünya pazarlarının beklentilerine hızlı cevap verebilen firmalarımız, küresel rekabette daha güçlü bir konum elde edecek.</p>
<p>Bu açıdan 9-12 Eylül tarihlerinde Kayseri’de düzenlenecek 4. Uluslararası Kapı Fuarı KAPEX’i önemli bir buluşma noktası olarak görüyorum. Fuarın yalnızca sektörün mevcut gücünü sergilemesini değil, geleceğin üretim anlayışının da konuşulmasına ve yeni iş bağlantılarının kurulmasına katkı sağlamasını önemsiyorum. Kayseri Sanayi Odası olarak üreticilerimizin rekabet gücünü artıran, ihracat kapasitesini geliştiren ve onları yeni pazarlara taşıyan her organizasyonu değerli buluyoruz. KAPEX’in de Kayseri’nin çelik kapı sektöründeki üretim tecrübesini dünya ile buluşturarak yeni ticari fırsatlara kapı açacağına inanıyorum. Kayseri’nin kapı sektöründeki başarısı tesadüf değil; yılların emeğinin, yatırımının ve üretim azminin sonucudur. Şimdi hedefimiz bu güçlü altyapıyı, teknoloji ve inovasyonla daha ileriye taşımak, daha fazla katma değer üretmek ve Kayseri’nin dünya kapı sektöründeki konumunu daha da güçlendirmektir.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kayseriden-dunyaya-acilan-kapi-kapex-86952</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/2/1280x720/kayseriden-dunyaya-acilan-kapi-kapex-1788760311.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayseri’den Dünyaya Açılan Kapı: KAPEX ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
