<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gayrimenkul-satislarinda-odeme-sistemi-duzenlemesi-78167</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 11:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gayrimenkul satışlarında &#039;ödeme sistemi&#039; düzenlemesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan yönetmelik değişikliği Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Bu kapsamda, taşınmaz satışlarında "ödeme sistemi" kullanılacak.</p>
<p>Düzenleme çerçevesinde, işletmelerin ve diğer gerçek veya tüzel kişilerin taşınmaz satışlarında ödemenin bir kısmının veya tamamının nakit, havale, elektronik fon transferi veya Bakanlıkça belirlenen diğer ödeme yöntemleriyle yapılması halinde taşınmaz satış bedeli ve taşınmaz mülkiyeti ile satış bedelinin eş zamanlı el değiştirmesini sağlayacak şekilde oluşturulan sistem üzerinden ödenecek.</p>
<p>Taşınmaz satış bedelinin bir kısmının veya tamamının banka veya finansman ve tasarruf finansman şirketlerince kredilendirilmesi halinde kredi tutarı haricindeki ödemeler için ödeme sistemi kullanılacak.</p>
<p>Sistem üzerinden yapılan her işlemde kullanım bedeli alınacak. Kullanım bedeli satıcıya aktarılan taşınmaz satış bedelinden mahsup edilecek.</p>
<p>Sisteme ilişkin her türlü iş ve işlemin takibi, teknik sorunların tespiti ve çözüm önerilerinin geliştirilmesi amacıyla Ticaret ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği bakanlıklarının ilgili birim temsilcilerinden komisyon oluşturulacak.</p>
<p>Ödeme sisteminin kurulmasına ve işletilmesine, sisteme dahil olmayacak taşınmaz satışlarına, verilen hizmetler karşılığında alınacak kullanım bedeli ile bu bedelin paylaşımına ve komisyonun kuruluşuna, çalışmasına, görev ve sorumluluklarına ilişkin usul ve esaslar, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının görüşü alınarak, Ticaret Bakanlığı tarafından belirlenecek ve duyurulacak.</p>
<p>1 Temmuz'a kadar yapılacak taşınmaz satışlarında söz konusu ödeme sistemi kullanılmayabilecek. Bakanlık bu tarihi 3 aya kadar uzatabilecek.</p>
<p><strong>Taşınmaz, motorlu kara taşıtları ve kuyum ticareti yetki belgelerinde "tadil" düzenlemesi</strong></p>
<p>Taşınmaz ticaretinin yanı sıra motorlu kara taşıtları ve kuyum ticaretine ilişkin yönetmelik değişiklikleri de Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, taşınmaz, motorlu kara taşıtları ve kuyum ticaretinde yetki belgeleri, ticaret ünvanı veya işletme adı değişikliği hariç olmak üzere, içeriğindeki bilgilerden herhangi birinde değişiklik olması durumunda tadil edilecek.</p>
<p>Ticaret ünvanı veya işletme adının değişmesi durumunda yetki belgesi yenilenecek.</p>
<p>Kuyum ve taşınmaz ticareti için tadil ve yenileme başvurusu, değişikliğin gerçekleştiği tarihten itibaren 10 gün içinde, motorlu kara taşıtlarında ise 30 gün içinde "Bilgi Sistemi" üzerinden yapılacak.</p>
<p>Taşınmaz ticaretinde işletme adresinin değişmesi nedeniyle yetki belgesinin tadili veya ticaret ünvanının veya işletme adının değişmesi nedeniyle yetki belgesinin yenilenmesi durumunda, belgenin tadil edildiği veya yenilendiği tarihten itibaren 10 gün içinde o işletmenin sözleşmeli işletmelerinin yetki belgeleri de herhangi bir başvuruya gerek olmaksızın tadil edilecek veya yenilenecek.</p>
<p>Öte yandan, motorlu kara taşıtları ticaretinde yetki belgesi başvurusunda bulunan alım satım sorumlusunun en az ilköğretim mezunu olması gerekecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gayrimenkul-satislarinda-odeme-sistemi-duzenlemesi-78167</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/9/1280x720/konut-1766377672.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan düzenlemeyle, gayrimenkul satışlarında belirli ödeme yöntemlerinin kullanılması halinde satış bedeli, taşınmaz mülkiyeti ile satış bedelinin eş zamanlı el değiştirmesini sağlayacak şekilde oluşturulan sistem üzerinden ödenecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turk-eximbanktan-cdp-ile-100-milyon-euroluk-kredi-anlasmasi-78165</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 11:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türk Eximbank&#039;tan CDP ile 100 milyon euroluk kredi anlaşması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Eximbank'ın, İtalya’nın ulusal kalkınma kuruluşu Cassa Depositi e Prestiti S.p.A. (CDP) ile 100 milyon euro tutarında ve 10 yıl vadeli kredi anlaşması imzaladığı duyuruldu.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, anlaşma, iki kurum arasında 2025 yılında imzalanan mutabakat zaptı ile temelleri atılan stratejik iş birliğinin somut adımlarından birini oluşturuyor. Sağlanan uzun vadeli finansman kaynağının, başta kadın girişimciler olmak üzere, 6 Şubat depremlerinden etkilenen bölgelerde faaliyet gösteren işletmelerin yeniden yapılanma süreçlerinin desteklenmesi, orta-yüksek teknoloji üreten firmaların finansmana erişiminin güçlendirilmesi ve KOBİ’lerin ihracat kapasitelerinin artırılması amacıyla kullandırılacağı bildirildi.</p>
<p>Açıklamada, "Türkiye’nin üretim ve ihracat ekosisteminde kapsayıcı büyümenin güçlendirilmesine katkı sunması hedeflenen bu finansman, aynı zamanda uluslararası kalkınma finansmanı alanındaki iş birliklerinin çeşitlendirilmesi açısından da önem taşıyor. Bu kapsamda sağlanan kredi, Türk Eximbank’ın G7 Kalkınma Finans Kuruluşları tarafından başlatılan ve gelişmekte olan ekonomilerde toplumsal cinsiyet eşitliğini teşvik etmeyi amaçlayan 2X Challenge girişimi ile uyumlu olarak gerçekleştirilen ilk işlem olma özelliğini taşıyor. 2X Challenge inisiyatifi; kadın girişimcilerin finansmana erişimini artırmayı, kadınların ekonomik hayata daha güçlü katılımını sağlamayı ve ölçülebilir kalkınma etkisi yaratmayı hedefleyen küresel bir finansman platformu olarak öne çıkıyor." denildi. </p>
<p>Açıklamanın devamında ise şunlar kaydedildi: "Gerçekleştirilen bu anlaşma ile Türk Eximbank, uluslararası kalkınma finansmanı kuruluşlarıyla geliştirdiği stratejik iş birliklerini daha da genişletirken, ihracatçı firmaların uzun vadeli ve uygun maliyetli finansmana erişimini güçlendirmeye yönelik çalışmalarını da sürdürüyor. Sağlanan kaynağın özellikle depremden etkilenen bölgelerde ekonomik faaliyetlerin yeniden canlandırılması, kadın girişimciliğinin desteklenmesi ve teknoloji yoğun üretim kapasitesinin artırılması yönünde önemli katkılar sunması bekleniyor."</p>
<p><strong>"Kalkınma finansmanında çok boyutlu etki"</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f1bfa5ad61e-1777450917.jpg" alt="" width="700" height="476" /></strong>Kredi anlaşmasını değerlendiren Türk Eximbank Genel Müdürü Ali Güney, “Uluslararası kalkınma finansmanı ekosistemi, günümüzde yalnızca sermaye akışlarının yönünü değil, aynı zamanda kalkınmanın niteliğini de belirleyen çok boyutlu bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Bu yeni dönemde finansman kaynaklarının; sürdürülebilir büyüme, kapsayıcı kalkınma ve toplumsal refah gibi hedeflerle uyumlu biçimde yapılandırılması giderek daha fazla önem kazanıyor. Türk Eximbank olarak biz de ihracatçılarımızın küresel rekabet gücünü desteklerken, finansman faaliyetlerimizi aynı zamanda kalkınma politikalarının tamamlayıcı bir unsuru olarak konumlandırıyoruz. İtalya’nın köklü kalkınma finansmanı kuruluşlarından CDP ile hayata geçirdiğimiz anlaşma, bu yaklaşımın somut bir yansımasıdır. 10 yıl vadeli ve 100 milyon euro tutarındaki bu kaynak, yalnızca ihracatçı firmalarımızın finansman ihtiyacını karşılamakla kalmayacak; aynı zamanda depremden etkilenen bölgelerde ekonomik toparlanma sürecini destekleyecek, kadın girişimciliğinin güçlenmesine katkı sağlayacak ve teknoloji yoğun üretim kapasitesinin gelişimini teşvik edecektir.” dedi.</p>
<p><strong>2X Challenge ile uyumlu ilk finansman</strong></p>
<p>Bu işlemin, G7 Kalkınma Finans Kuruluşları tarafından başlatılan 2X Challenge girişimi ile uyumlu olarak gerçekleştirdikleri ilk finansman olmasının kendileri için de çok kıymetli olduğunu belirten Güney, “Kadınların ekonomik hayata daha güçlü katılımının sağlanmasının yalnızca toplumsal değil, aynı zamanda ekonomik verimlilik ve sürdürülebilir büyüme açısından da kritik bir unsur olduğuna inanıyoruz. Türk Eximbank olarak önümüzdeki dönemde de uluslararası kalkınma ve finans kuruluşlarıyla kurduğumuz stratejik ortaklıkları çeşitlendirmeyi, ihracatçılarımıza sunduğumuz uzun vadeli finansman araçlarını geliştirmeyi ve Türkiye’nin üretim ile ihracat kapasitesini daha yüksek katma değerli bir yapıya kavuşturacak projeleri desteklemeyi kararlılıkla sürdüreceğiz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turk-eximbanktan-cdp-ile-100-milyon-euroluk-kredi-anlasmasi-78165</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/6/1280x720/eximbank-1774854119.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Eximbank, İtalya’nın ulusal kalkınma kuruluşu CDP ile kadın girişimci firmalar ve depremzede işletmelerde kullandırılmak amacıyla 100 milyon euro tutarında kredi anlaşması imzaladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/issizlik-martta-yuzde-81-78163</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 10:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşsizlik martta yüzde 8,1</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Mart 2026'ya ait iş gücü istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye genelinde 15 ve üstü yaş grubundaki işsiz sayısı, martta bir önceki aya kıyasla 96 bin azalarak 2 milyon 873 bin kişiye geriledi. İşsizlik oranı da 0,3 puan azalışla yüzde 8,1 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>İşsizlik oranı, geçen yılın aynı ayına göre ise 0,1 puan arttı.</p>
<p>İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 6,8, kadınlarda yüzde 10,7 olarak tahmin edildi.</p>
<p>Söz konusu ayda 15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfustaki işsizlik oranı, martta bir önceki aya göre 0,5 puan azalarak yüzde 15,3 oldu. Bu yaş grubunda işsizlik oranı erkeklerde yüzde 12,8, kadınlarda yüzde 20,4 olarak hesaplandı.</p>
<p><strong>İstihdan sayısı 226 bin arttı</strong></p>
<p>Mevsim etkisinden arındırılmış istihdam edilenlerin sayısı, martta bir önceki aya kıyasla 226 bin kişi artarak, 32 milyon 425 bin kişi oldu. İstihdam oranı ise 0,3 puan artışla, yüzde 48,5 olarak gerçekleşti. Bu oran erkeklerde yüzde 66 iken, kadınlarda yüzde 31,5 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Mevsim etkisinden arındırılmış iş gücü, martta bir önceki aya göre 129 bin kişi artarak, 35 milyon 298 bin kişiye ulaştı. İş gücüne katılma oranı ise 0,1 puan yükselişle, yüzde 52,8 olarak gerçekleşti. İş gücüne katılma oranı erkeklerde yüzde 70,8 iken, kadınlarda yüzde 35,3 olarak hesaplandı.</p>
<p>İstihdam edilenlerden referans döneminde iş başında olanların mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış haftalık ortalama fiili çalışma süresi, martta bir önceki aya göre 0,8 saat azalarak, 41,7 saat olarak gerçekleşti.</p>
<p>Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel iş gücü ve işsizlerden oluşan atıl iş gücü oranı, martta aylık bazda 1,6 puan artarak, yüzde 31,5 oldu. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 21 iken, işsiz ve potansiyel iş gücünün bütünleşik oranı yüzde 20,4 olarak tahmin edildi.</p>
<p>Türkiye genelinde mart ayına ilişkin mevsim etkilerinden arındırılmış temel iş gücü göstergeleri şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>15 ve daha yukarı yaştakiler</td>
<td>Toplam</td>
<td>Erkek</td>
<td>Kadın</td>
</tr>
<tr>
<td>Nüfus (bin kişi)</td>
<td>66.798</td>
<td>33.025</td>
<td>33.773</td>
</tr>
<tr>
<td>İş gücü (bin kişi)</td>
<td>35.298</td>
<td>23.386</td>
<td>11.912</td>
</tr>
<tr>
<td>İstihdam (bin kişi)</td>
<td>32.425</td>
<td>21.792</td>
<td>10.633</td>
</tr>
<tr>
<td>İşsiz (bin kişi)</td>
<td>2.873</td>
<td>1.593</td>
<td>1.280</td>
</tr>
<tr>
<td>İş gücüne dahil olmayanlar (bin kişi)</td>
<td>31.500</td>
<td>9.639</td>
<td>21.861</td>
</tr>
<tr>
<td>İş gücüne katılma oranı (yüzde)</td>
<td>52,8</td>
<td>70,8</td>
<td>35,3</td>
</tr>
<tr>
<td>İstihdam oranı (yüzde)</td>
<td>48,5</td>
<td>66</td>
<td>31,5</td>
</tr>
<tr>
<td>İşsizlik oranı (yüzde)</td>
<td>8,1</td>
<td>6,8</td>
<td>10,7</td>
</tr>
<tr>
<td>Genç nüfusta işsizlik oranı (15-24 yaş)</td>
<td>15,3</td>
<td>12,8</td>
<td>20,4</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/issizlik-martta-yuzde-81-78163</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/istihdam.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mart verilerine göre işsizlik oranı, aylık bazda 0,3 puan azalışla yüzde 8,1 oldu. Yıllık bazda ise işsizlik oranında 0,1 puanlık artış meydana geldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekonomik-guven-yuzde-15-azaldi-78162</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 10:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomik güven yüzde 1,5 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), nisan ayına ait ekonomik güven endeksi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, martta 100,7 olan endeks, nisanda yüzde 1,5 gerileyerek 96,4 değerine indi.</p>
<p>Tüketici güven endeksi, nisanda aylık bazda yüzde 0,5 artarak 85,5'e yükseldi.</p>
<p>Aynı dönemde reel kesim güven endeksi, yüzde 1,4 azalışla 98,6 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Hizmet sektörü güven endeksi, yüzde 3,1 gerilemeyle 109,7 oldu.</p>
<p>Perakende ticaret sektörü güven endeksi, yüzde 1,8 düşüşle 111,6, inşaat sektörü güven endeksi yüzde 3,6 artarak 83,6 değerini aldı.</p>
<p>Ekonomik güven endeksinde yaklaşık son 5 yılın aylık verileri şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Aylar/Yıllar</td>
<td>2022</td>
<td>2023</td>
<td>2024</td>
<td>2025</td>
<td>2026</td>
</tr>
<tr>
<td>Ocak</td>
<td>102,6</td>
<td>99,9</td>
<td>99,6</td>
<td>99,7</td>
<td>99,4</td>
</tr>
<tr>
<td>Şubat</td>
<td>99,7</td>
<td>99,4</td>
<td>99,2</td>
<td>99,2</td>
<td>100,7</td>
</tr>
<tr>
<td>Mart</td>
<td>96,6</td>
<td>99,3</td>
<td>100,4</td>
<td>100,8</td>
<td>97,9</td>
</tr>
<tr>
<td>Nisan</td>
<td>96</td>
<td>102,8</td>
<td>99,3</td>
<td>96,5</td>
<td>96,4</td>
</tr>
<tr>
<td>Mayıs</td>
<td>98,3</td>
<td>104,2</td>
<td>98,4</td>
<td>96,5</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Haziran</td>
<td>95</td>
<td>101,7</td>
<td>95,9</td>
<td>96,5</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Temmuz</td>
<td>94,5</td>
<td>99,7</td>
<td>94,3</td>
<td>96,1</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Ağustos</td>
<td>95,1</td>
<td>94,5</td>
<td>93,1</td>
<td>97,7</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Eylül</td>
<td>95,1</td>
<td>95,7</td>
<td>95</td>
<td>97,7</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Ekim</td>
<td>98</td>
<td>96,8</td>
<td>98,1</td>
<td>98</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Kasım</td>
<td>97,7</td>
<td>95,5</td>
<td>97,1</td>
<td>99,3</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Aralık</td>
<td>98,6</td>
<td>96,5</td>
<td>98,8</td>
<td>99,4</td>
<td> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekonomik-guven-yuzde-15-azaldi-78162</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/ekonomik-guven-endeksi-kalem-hesap.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in nisan verilerine göre ekonomik güven endeksi, yüzde 1,5 azalarak 96,4&#039;e indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-piyasasinda-lisans-ve-yaptirim-cercevesi-guncellendi-78161</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 10:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrik piyasasında lisans ve yaptırım çerçevesi güncellendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun (EPDK) Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliği, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, "eskisinin devamı mahiyetinde" verilen yeni lisanslara ek yaptırım şartı getirildi. Söz konusu lisanslar kapsamında belirlenen yükümlülüklerin süresi içinde yerine getirilmemesi halinde, ilgili tüzel kişilere belirlenen yaptırımlar uygulanacak.</p>
<p>Ayrıca, düzenlemeyle ön lisans sahipleri de yaptırım kapsamına dahil edildi. Daha önce yalnızca lisans sahibi şirketlerin mevzuata aykırı davranışlarını içeren hüküm, ön lisans sahiplerinin de mevzuata aykırı hareket etmesi ve belirlenen yükümlülükleri süresi içinde yerine getirmemesi durumunda yaptırım uygulanmasını öngörecek şekilde revize edildi.</p>
<p>Öte yandan, elektrik piyasasında marka ve unvan kullanımına yönelik yeni sınırlamalar getirildi. Görevli tedarik şirketleri dışındaki tedarik lisansı sahibi şirketlerin, dağıtım şirketlerinin bölge adlarını unvanlarında kullanması ve aynı marka ile logoyu paylaşması yasaklandı. Aynı kısıtlamalar, toplayıcı lisansı sahibi şirketler için de geçerli olacak.</p>
<p>Düzenleme kapsamında lisans süreçlerine ilişkin bazı cezai ve mali yaptırımlar ise yürürlükten kaldırıldı. Ortaklık yapısı değişiklikleri, lisans tadil başvuruları ve bildirim yükümlülüklerine yönelik uygulanan katlı bedel hükümleri mevzuattan çıkarılırken izinsiz pay değişiklikleri veya süresi içinde yapılmayan başvurular için uygulanan üç kat ve takip eden yıllarda artan tadil bedeli uygulaması sona erdirildi.</p>
<p>Ayrıca, birleşme ve bölünme işlemlerinde yükümlülüklerin süresi içinde yerine getirilmemesi halinde uygulanan üç kat lisans alma bedeli ile Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreçlerinde süre aşımına bağlı katlı bedel yaptırımları da kaldırıldı. Devir, satış ve kiralama işlemlerinde yükümlülüklerin zamanında yerine getirilmemesi halinde öngörülen üç kat lisans bedeli uygulaması da yürürlükten kaldırılan hükümler arasında yer aldı.</p>
<p>Geçici maddelerle birlikte, tedarik ve toplayıcı lisansı sahibi şirketlere getirilen unvan ve marka ayrıştırma yükümlülükleri için uyum takvimi belirlendi. Buna göre, mevcut durumda aykırılığı bulunan şirketlerin en geç 31 Aralık’a kadar mevzuata uyum sağlaması gerekecek.</p>
<p>Aynı zamanda, artırımlı lisans ve tadil bedellerinin kaldırılmasının ardından, geçmiş yükümlülüklerini yerine getirmemiş ancak bu kapsamda işlem tesis edilmemiş şirketler için yaptırım süreci yeniden tanımlandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-piyasasinda-lisans-ve-yaptirim-cercevesi-guncellendi-78161</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/epdk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK, elektrik piyasasında lisans devri, yaptırım kapsamı ve şirket unvanlarıyla ilgili kuralları yeniden düzenledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ankara-ve-istanbuldaki-tasinmazlar-icin-ihale-duzenlenecek-78160</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 10:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ankara ve İstanbul&#039;daki taşınmazlar için ihale düzenlenecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB), Ankara ve İstanbul'daki taşınmazları satış yöntemiyle özelleştirecek.</p>
<p>ÖİB'nin ilanı, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre Ankara'nın Gölbaşı ilçesinde bir, Yenimahalle'de iki, İstanbul'un Beşiktaş ilçesinde bir, Sarıyer'de iki olmak üzere 6 taşınmazın satışı yapılacak.</p>
<p>Bu taşınmazlar için ihale şartnamesi bedeli 5 bin lira ila 7 bin 500 lira, geçici teminat bedeli 400 bin lira ila 3 milyon 500 bin lira arasında değişiyor.</p>
<p>Son teklif verme tarihi söz konusu taşınmazlar için 3 Haziran olarak belirlendi.</p>
<p>İhaleler birden fazla teklif sahibinden kapalı zarfla teklif almak ve görüşmeler yapmak suretiyle "pazarlık" usulüyle gerçekleştirilecek. İhale, pazarlık görüşmelerine devam edilen teklif sahiplerinin katılımıyla yapılacak açık artırmayla sonuçlandırılacak.</p>
<p>İhalelere ilişkin belgelerin, Başkanlığın Ankara'daki adresine son teklif verme tarihinde saat 18.00'e kadar elden teslim edilmesi gerekiyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ankara-ve-istanbuldaki-tasinmazlar-icin-ihale-duzenlenecek-78160</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara&#039;nın Gölbaşı ve Yenimahalle, İstanbul&#039;un Beşiktaş ve Sarıyer ilçesinde bulunan 6 taşınmazın satışı için ihale düzenlenecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dijital-donusum-is-yapis-seklini-degistiriyor-78143</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 08:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dijital dönüşüm, iş yapış şeklini değiştiriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SELÇUK ALTUN</strong></p>
<p>Sigorta sektörü, son yıllarda hızlanan dijitalleşme dalgasıyla köklü bir dönüşüm sürecine girdi. “Insurtech” olarak adlandırılan yeni nesil teknolojik uygulamalar; poliçe üretiminden hasar yönetimine kadar birçok alanda iş yapış biçimlerini yeniden şekillendiriyor. Özellikle yapay zekâ destekli fiyatlama, otomatik hasar süreçleri ve müşteri deneyimini odağa alan dijital platformlar, sektörün ana gündem maddeleri arasında yer alıyor.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde, hem küresel hem de yerel ölçekte sigortacılığın daha fazla teknoloji odaklı bir yapıya evrilmesi bekleniyor. Dijitalleşmenin hız kazanmasıyla birlikte, rekabetin de geleneksel şirketler ile teknoloji tabanlı yeni oyuncular arasında daha da artacağı öngörülüyor.</p>
<p>İnsurtech yatırımlarında daha çok kârlılık odaklı daha seçici yatırım stratejileri öne çıkmakla birlikte, dijital dönüşümün merkezinde ise üç temel alan bulunuyor: yapay zekâ, veri analitiği ve gömülü sigorta (embedded insurance). Yapay zekâ sayesinde risk analizi daha hassas yapılabilirken, hasar süreçleri de önemli ölçüde hızlanıyor. Gömülü sigorta çözümleri ise e-ticaret ve finansal teknolojilerle entegre edilerek sigorta ürünlerini daha erişilebilir hale getiriyor.</p>
<h2>Türkiye’de potansiyel büyük</h2>
<p>Türkiye’de bu konuda hızlı dönüşüm süreci yaşanıyor. Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (SEDDK) attığı dijitalleşme adımları ve sektöre yönelik regülasyonları, bu dönüşümü destekleyen önemli unsurlar arasında yer alıyor. Türkiye Sigorta Birliği öncülüğünde yürütülen projeler de sektörün dijital altyapısını güçlendirmeyi hedefliyor.</p>
<p>Yerel pazarda faaliyet gösteren insurtech girişimleri ise özellikle dağıtım kanalları, karşılaştırma platformları ve mikro sigorta çözümleriyle öne çıkıyor. Bankasürans, mobil uygulamalar ve API tabanlı entegrasyonlar sayesinde sigorta ürünlerinin daha geniş kitlelere ulaşması sağlanıyor.</p>
<p>Uzmanlara göre Türkiye sigorta sektörü, genç nüfus, artan dijitalleşme oranı ve düşük sigorta penetrasyonu sayesinde önemli bir büyüme potansiyeli barındırıyor. Ancak bu potansiyelin hayata geçmesi için veri kullanımının geliştirilmesi, müşteri güveninin artırılması ve inovasyon ekosisteminin güçlendirilmesi gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dijital-donusum-is-yapis-seklini-degistiriyor-78143</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/3/1280x720/insurtech-1777442461.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sigorta sektörü, insurtech uygulamalarıyla hızla dijitalleşirken iş yapış modelleri köklü biçimde değişiyor. Yapay zekâ, veri analitiği ve gömülü sigorta çözümleri; fiyatlama, risk analizi ve hasar süreçlerini daha hızlı ve etkin hale getiriyor. Türkiye’de regülasyonlar ve sektör projeleri dönüşümü desteklerken, genç nüfus ve düşük penetrasyon büyüme potansiyelini artırıyor. Ancak gelişim için veri kullanımı, güven ve inovasyon kritik önem taşıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sorumlulugun-adaleti-olmadan-vergi-sisteminde-saglikli-isleyis-olmaz-78142</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 08:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sorumluluğun adaleti olmadan vergi sisteminde sağlıklı işleyiş olmaz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Meslek mensuplarına sınırsız sorumluluk yükleyen mevcut sistem sürdürülebilir değildir. Müteselsil sorumluluk istisnai hale getirilmeli, sorumluluğa makul bir üst sınır konulmalı ve bu yapının tamamlayıcısı olarak zorunlu mesleki sorumluluk sigortası mutlaka hayata geçirilmelidir. </strong></p>
<p>Vergi sisteminin sağlıklı işlemesi, yalnızca mükelleflerin beyanlarına değil, defter kayıtlarının belgelerine dayalı olarak sağlıklı tutulmasında ve bu beyanların hazırlanmasında, imzalanmasında ve tasdikinde görev alan mali müşavirlerin emeğine, bilgisine ve sorumluluğuna dayanmaktadır.</p>
<p>Ancak 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu ve ilgili mevzuat uyarınca; yeminli mali müşavirlere verdikleri doğruluk denetimi ve tasdik hizmeti nedeniyle, serbest muhasebeci ve mali müşavirlere de uygunluk denetimi ve beyanname imzalama yetkileri nedeniyle öngörülen müteselsil sorumluluk uygulaması, istisnai bir mekanizma olmaktan çıkmış, neredeyse genel bir tahsil yöntemi haline dönüşmüştür. Bu kapsamda mali idarenin “alacağımı bulduğumdan tahsil ederim” yaklaşımı, hukuki olarak mümkün görünse de hakkaniyet açısından ciddi bir sorun üretmektedir. Çünkü bu yaklaşım, çoğu zaman asıl fiili gerçekleştiren mükellefi geri plana iterken, sistem içinde görünür ve erişilebilir olan meslek mensubunu birincil hedef haline getirmektedir.</p>
<p>Oysa bu noktada sorulması gereken basit bir soru vardır: Vergi ziyaının gerçek sorumlusu kimdir? Mali müşavir; işletmenin sahibi değildir, karar vericisi değildir, ticari riskleri yöneten taraf değildir. Mali müşavir, kendisine sunulan ya da erişebildiği bilgi ve belgeler çerçevesinde görev yapan, güvence sağlayan bir profesyoneldir. Buna rağmen ortaya çıkan her vergi ziyaında, kusur ayrımı yapılmaksızın müteselsil sorumluluk yüklenmesi, hukukun temel ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.</p>
<p>Bu noktada öncelikle müteselsil sorumluluk yeniden tanımlanmalıdır. Bu sorumluluk; iştirak, kasıt ve özellikle haksız KDV iadesi gibi sistematik suistimallerle sınırlı tutulmalıdır. Bu tür ağır ve bilinçli fiillerde elbette mali müşavir de sorumluluk üstlenmelidir. Ancak bunun dışındaki durumlarda esas olan müşterek sorumluluk olmalıdır. Yani kamu, alacağını öncelikle mükelleften tahsil etmeli; ancak tahsil edilemeyen durumlarda, kusuru oranında meslek mensubuna yönelmelidir.</p>
<p>İkinci ve daha kritik sorun ise sorumluluğun sınırsızlığıdır. Bugün bir mali müşavir, ortaya çıkan vergi ziyaı ve cezaları nedeniyle tüm malvarlığıyla, üstelik çoğu zaman kendi kusurunu aşan bir yükle karşı karşıya kalabilmektedir. Bu durum, hukukun “ölçülülük” ve “orantılılık” ilkelerini açıkça ihlal etmektedir. Sınırsız risk altında meslek icrası sürdürülebilir değildir. Bu yalnızca mali müşavirlerin sorunu değil, doğrudan vergi sisteminin geleceğini ilgilendiren yapısal bir meseledir.</p>
<p>Hakkaniyetli bir sorumluluk öngörülebilmesi için mali müşavirlerin hangi standart ve prosedürlerle işlerini yapacakları düzenlenmelidir. Ayrıca mali müşavirlerin sorumluluğuna açık, makul ve uygulanabilir bir üst sınır getirilmelidir. Ancak bu tek başına yeterli değildir. Bu sınırın gerçek anlamda işlerlik kazanabilmesi için “Zorunlu mesleki sorumluluk sigortası” şartı hayata geçirilmelidir. Zorunlu sigorta sistemi: Kamu alacağını güvence altına alır, mali müşaviri yıkıcı mali risklerden korur, sisteme öngörülebilirlik ve istikrar kazandırır.</p>
<p>Sorumluluğun hizmetin kalite ve standartlarına bağlandığı, sorumluluğa üst limit getirilerek sigortalanabildiği ve güvence altına alındığı bir model, modern vergi sistemlerinin vazgeçilmez unsurudur.</p>
<p>Bugün yapılması gereken, sorumluluğu genişletmek değil, adil hale getirmektir. Çünkü adaletin olmadığı yerde sorumluluk, güven üretmez; yalnızca yük üretir. Meslek mensubunu korumak, vergi sistemini korumaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sorumlulugun-adaleti-olmadan-vergi-sisteminde-saglikli-isleyis-olmaz-78142</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sorumluluğun adaleti olmadan vergi sisteminde sağlıklı işleyiş olmaz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/degerleme-isi-hizli-buyuyor-dogru-fiyat-herkese-lazim-78141</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 08:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Değerleme işi hızlı büyüyor ‘doğru fiyat’ herkese lazım!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye, mümkün olduğu kadar kısa sürede dünyanın en büyük kentsel dönüşüm süreçlerinden birini yönetmek ve başarmak zorunda. Ayrıca nüfusu yaşlanma eğilimine girmiş olsa da kentsel dönüşüm hariç ülkemizde her yıl üretilmesi gereken ilk el konut rakamları (650-800 bin arası) yüksek sayılır.</strong></p>
<p>Bazı bilim insanları ‘gayrimenkul değerleme’ işinin ya da mesleğinin, paranın ilk kullanıma başlandığı zamanlardan beri var olduğunu kabul ediyor. İnsanların başını sokacak bir yere muhtaçlığının ‘medeniyetlerin başlangıcına kadar’ uzandığı düşünülürse bu, genel geçer bir kabul sayılır. Güncel haliyle gelişmiş ülkelerde çok güçlü regülasyonlara sahip bir ‘meslek ya da sektör’ olarak gelişimini sürdürüyor. Ülkemizde ise son yıllarda hukuki altyapısı, uygulama alanları ve mesleki standartları büyük ölçüde tamamlandı. Elbette yeniden düzenlenmesi gereken konular olabilir ve bu yönde yeni adımlar atılabilir. Türkiye Değerleme Uzmanları Birliği’nin (TDUB) yayınladığı sektör verilerine göre değerleme uzmanlarının ve sektörün rapor üretimi genellikle yükseliş trendini koruyor. 2025 sonu itibariyle ülkemizde 6 bin 300’e yakın değerleme uzmanı görev yapıyordu ki aynı yılın başında bu rakam 5 bin 700 civarındaydı. 31 Aralık 2025 itibariyle Sermaye Piyasası Kurumu (SPK) tarafından ‘gayrimenkul değerleme hizmeti verebilmesi’ için yetkilendirilmiş aktif kuruluş sayısı 154 idi.</p>
<p>2025’te 875 bin 568 adet değerleme raporu hazırlandı. Bu raporların 286 bin 3 tanesi Marmara Bölgesi, 168 bin 124 adedi İç Anadolu Bölgesi, 135 bin 782’si Ege Bölgesi, 111 bin 71’i Akdeniz, 69 bin 813’ü Karadeniz, 66 bin 872’si Güney Doğu Anadolu ve 37 bin 834’ü de Doğu Anadolu için hazırlandı. İl sazında ise en çok ‘değerleme raporu hazırlanan ilk 10 ilimiz; İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Bursa, Konya, Kocaeli, Mersin, Adana ve Tekirdağ oldu.</p>
<p>2025 yılı 4. çeyrek sonu itibarıyla hazırlanan gayrimenkul değerleme raporlarının yüzde 89,38’ini bir adet taşınmaz için hazırlanmış raporlar, yüzde 10,62’sini birden fazla taşınmazın tek bir dosyada değerlemesinin yapıldığı raporlar oluşturdu. Tek nitelikli taşınmazlardan oluşan raporlar (782 bin 555) içinde konut nitelikli taşınmazlara ait raporlar yüzde 63,10’luk paya sahip. Tek nitelikli taşınmazlardan oluşan raporlarda konut nitelikli taşınmazlar dışında en yüksek paya sahip taşınmaz niteliği yüzde 7,72 ile dükkânlar oldu. 6,33’ü arsa, yüzde 4,26’sı arazi, yüzde 4,19’u tarla, yüzde 3,94’ü bina, yüzde 1,75’i fabrika, yüzde 1,73’ü ofis, yüzde 1,61’i imalathane, yüzde 1,25’i çiftlik nitelikli taşınmazlardı. Sonuç olarak geçen yıl yurtdışı raporlar hariç toplam 875.499 raporda çoklu taşınmazlar dahil 1.234.140 bağımsız taşınmazın değerlemesi yapıldı. Bu taşınmazların 622 bin 239 adedi konuttu.</p>
<p><strong>En stratejik meslekler arasına giriyor</strong></p>
<p>Gayrimenkul değerlemesinin hukuki altyapısının ve uygulama alanlarının, yöntemlerinin niteliği, başta ekonomi ve finans olmak üzere ülke ekonomilerini makro düzeyde de etkileyebiliyor. Geçen yıl hazırlanmış değerleme raporlarının yüzde 89,88’i Bankacılık, yüzde 8,81’i diğer, yüzde 0,93’ü yabancıya satış, yüzde 0,38’i ise sermaye piyasası için hazırlandı. Türkiye özelinde ‘inşaat ve gayrimenkul sektörünün’ daha on yıllarca çok yüksek üretim ve satışlar yapacağı ya da yapması gerektiği düşünüldüğünde gayrimenkul değerlemenin ‘en stratejik meslekler’ arasında olacağı açık.</p>
<p>Türkiye, mümkün olduğu kadar kısa sürede dünyanın en büyük kentsel dönüşüm süreçlerinden birini yönetmek ve başarmak zorunda.</p>
<p>Ayrıca nüfusu yaşlanma eğilimine girmiş olsa da kentsel dönüşüm hariç ülkemizde her yıl üretilmesi gereken ilk el konut rakamları (650-800 bin arası) yüksek sayılır.</p>
<p>Son yıllarda iyice azalmış olsa da ‘yabancıların ülkemizdeki gayrimenkul alımları’ bu konuda rakip ülkelerde yaşanan güvenlik riskleri nedeniyle yeniden canlanabilir.</p>
<p>Bir taraftan da ekonomimizde halen devam eden ‘çok yüksek oranlı’ kayıt dışılıkla etkin mücadele edilmesi ve oranların kabul edilebilir seviyeye indirilmesi gerekiyor. Bu konuda kamunun (devletin) atacağı adımların başında da ‘gayrimenkul sektöründeki açıkları, kaçakları önleyecek reformların’ yapılması ya da tamamlanması geliyor.</p>
<p>Bunun ülke ekonomisine ve kamu gelirlerine sağlayabileceği kaynak katkısının çok yüksek olabileceği tahmin ediliyor. Uzun yıllardır, gayrimenkul alım satımlarında ve gayrimenkul vergilerinde ‘gerçek piyasa değeri ile tanımlanmış beyan değeri’ arasındaki büyük farklılıkların giderilmesi de bir ‘değerleme ya da değerlememe’ sorunu olarak ele alınabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/degerleme-isi-hizli-buyuyor-dogru-fiyat-herkese-lazim-78141</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Değerleme işi hızlı büyüyor ‘doğru fiyat’ herkese lazım! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/n11-5-yilda-5-kat-buyume-ve-1-milyar-dolardan-fazla-yatirim-hedefliyor-78140</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 08:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> n11, 5 yılda 5 kat büyüme ve 1 milyar dolardan fazla yatırım hedefliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Kuruluşunun 13. yılını geride bırakan ve geçen sene Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) merkezli DMSF Holding tarafından satın alınan n11, önümüzdeki 5 yılda 5 kat büyümeyi planlıyor. Bu kapsamda geçen sene 250 milyon dolar yatırım alan, önümüzdeki 5 yılda da 1 milyar dolara çıkarmayı hedefleyen şirket, lojistikten medyaya, e-ihracattan finansal hizmetlere kadar birçok alanda farklı hizmetleri de bünyesine katmayı planlıyor. Şirketin yeni döneme dair hedef ve planları ile ilgili düzenlenen basın toplantısında n11 CEO’su Nihal Dindar Akın, bir süredir sessiz olduklarını ve bu süre içinde yeni dönem için çalıştıklarını söyledi. 2025 itibari ile e-ticaret pazarının 4,6 trilyon TL seviyesine yükseldiğini ve genel ticaretten aldığı payın da yüzde 20 mertebesine ulaştığını kaydeden Nihal Dindar Akın, “Her 5 alışverişin biri dijital kanallardan geçiyor. Bu da gösteriyor ki e-ticaret artık bir heves değil kalıcı bir tüketim davranışı” dedi.</p>
<p>n11'in 13 yaşında, Türkiye'nin ilk B2C pazar yeri olduğunu belirten Akın, yine şirketin Türkiye'nin ilk 11.11 kampanyasını yapan, internet üzerinden ilk defa araba satışı gerçekleştiren ve kuponları Türk halkıyla buluşturan şirket olduklarını belirtti.</p>
<p>N11'in önümüzdeki 5 yıl içinde 5 kat büyümeyi hedeflediğini açıklayan Akın, bu büyümenin sadece hacimsel bir artış olmadığını, e-ticareti merkeze alarak bir ekosistem inşa ettiklerini söyledi. Bu ekosistemin lojistikten finansal çözümlere, medya araçlarından global ticarete kadar çok katmanlı bir yapıya dönüştüğünü ifade etti.</p>
<h2>4 ana alana odaklandı </h2>
<p>Geçtiğimiz 6 ayda 250 milyon doların üzerinde yatırım aldıklarını ve önümüzdeki 5 yılda bu yatırım miktarını 1 milyar doların üzerine çıkarmayı hedeflediklerini belirten Akın, 4 alana odaklandıklarını söyledi. Akın, yaklaşık 30 bin metrekarelik 5 katlı bir deponun hayata geçirildiğini, bu yatırımın iş ortaklarının operasyonel yükünü azaltmayı ve büyümelerini desteklemeyi amaçladığını söyledi. Kademeli olarak bin 400 kişilik bir istihdam yaratmayı hedeflediklerini ve deponun e-ihracatla entegre olmasının satıcıları globale açma konusunda kritik olduğunu vurguladı. Akın, “Hem kullanıcı hem de satıcı tarafı için ödeme deneyimi, dijital cüzdan çözümleri ve keşfet mekanikleri üzerinde çalışıyoruz. Reklam teknoloji tarafında ciddi yatırımlar yapıyoruz. İş ortaklarımıza 360 derece görünürlük sağlayan bir yapı üzerinde çalışıyoruz. Marketplace in marketplace" modeliyle, bölgelerindeki lider pazar yerleriyle entegrasyonlar yaparak e-ihracata katkı sağlamayı hedefliyoruz” diye konuştu.</p>
<h2>İş ortaklarımızı merkezde tutuyoruz </h2>
<p>Akın, N11'in satıcılarla ilişkisini "iş ortaklarımızı merkeze aldığımız bir modelle onlarla birlikte büyüyeceğiz" şeklinde tanımladı. Depo yatırımının e-ticarete hızlıca gelmeleri için, e-ihracatın global pazara açılmaları için, finansal çözümlerin finansman sağlamak için ve reklam ve medya teknolojilerinin orta küçük ölçekli işletmeler için ulaşılabilir kılınması için kritik olduğunu belirtti.</p>
<h2>e-ihracatta da atak başlatacak </h2>
<p>Akın, n11'in 5 yılda beş kat büyüme hedefi sonrası şirketin pazar payı konusunda, bu büyüme ile Türkiye'de daha dengeli bir e-ticaret kuruluşu olmayı ve üst sıralardaki oyuncuların olduğu bir pazarda yer almayı hedeflediklerini ifade etti. n11'in güçlü bir nakit akışı ve disiplinli yatırım yaklaşımıyla ilerlediğini ifade eden Akın, şirketin hissedarlarının DMSF Holding olduğunu ve yurt dışından gelen yatırımların hissedarlarından geldiğini belirtti. İhracat konusunda ise şimdiye kadar iç pazara odaklandıklarını belirterek, ihracatta hedefin Doğu Avrupa, Orta Doğu ve Kafkasya'da planları olduğunu ve bu yılın sonuna kadar ihracat tarafında önemli gelişmelerin duyurulacağını ekledi. Akın, Türkiye'nin bölgesel bir e-ticaret merkezi potansiyeline sahip olduğuna inandıklarını ve yakın coğrafyalara olan e-ihracata ciddi katkı sağlamak istediklerini dile getirdi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“İnsanlar parasının değerini biliyor”</span></h2>
<p>Yurt dışından getirilen ürünlerdeki kısıtlamalarla birlikte kullanıcıların bu ürünlere olan talebinde azalma olduğunu gözlemlediklerini belirten Akın, kullanıcıların sadece avantajlı fiyat değil, iade imkanı ve ürünün beklentileri karşılaması gibi faktörlere de dikkat ettiğini söyledi. Enflasyonist ortamda tüketici davranışlarında gözlemledikleri trendleri ise şöyle sıraladı: A tipi markalardan b tipine yönelme arttı. Tüketici cüzdan hesabına daha fazla dikkat etmeye başladı. Robot süpürge ve kahve makinelerinin satışlarında artış devam ediyor. Taksitli alışverişe olan ilgi artıyor ve vade farksız taksitin indirim kadar olmasa da önemli görülüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/n11-5-yilda-5-kat-buyume-ve-1-milyar-dolardan-fazla-yatirim-hedefliyor-78140</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/0/1280x720/nihal-dindar-akin-1777441545.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 11 CEO’su Nihal Dindar Akın, 5 yıl içinde 5 kat büyüme ve 1 milyar dolardan fazla yatırım yapmayı hedeflediklerini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/krizlerin-hizi-artti-sirketlerin-refleksi-hala-yavas-78138</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 08:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Krizlerin hızı arttı, şirketlerin refleksi hâlâ yavaş</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekâ destekli sahte içerikler piyasaları dakikalar içinde etkileyebiliyor, kritik altyapılara aylarca fark edilmeden sızabiliyor… Krizler artık kapıyı çalmıyor, sistemin içinden büyüyor. Bu nedenle geleceğe hazır olmak, geleceği beklemek değil, bugünden karar alma hızını, kurumlar arası koordinasyonu ve dayanıklılık kapasitesini yeniden tasarlamak anlamına geliyor.</strong></p>
<p>2026’nın risk gündemini anlamak için artık tek bir krize bakmak yetmiyor. Çünkü yeni dünyada krizler yalnız gelmiyor; birbirini çağırıyor, büyütüyor, hızlandırıyor.</p>
<p>Yapay zeka ile üretilmiş bir sahte görüntü, piyasaların dalgalanmasına; bir siber sızıntı, limanların aksamasına; bir bölgesel gerilim, sigorta maliyetlerinin artmasına; bir sosyal medya kampanyası, fiziksel protestoya dönüşebiliyor. Crisis24 tarafından hazırlanan “Global Risk Forecast 2026: Future Ready, Now” raporu, tam da bu yeni dönemin fotoğrafını çekiyor.</p>
<p>Rapor; güvenlik ve dayanıklılık liderleri için hazırlanan yıllık bir küresel risk öngörüsü niteliğinde. Crisis24’ün küresel istihbarat ekibi; siber güvenlik, havacılık, denizcilik, çevre, sağlık ve koruyucu istihbarat alanlarındaki riskleri değerlendiriyor. Raporun önsözünde yer alan mesaj şu: Artık mesele krizi tahmin etmek değil, kriz büyümeden karar verebilmek.</p>
<p><strong>Dakikalar içinde yayılan risk</strong></p>
<p>Crisis24’e göre 2026’da en belirleyici risk alanlarından biri “bilgi”. Rapor, “anlatıların”, yani kamuoyunda dolaşıma giren hikâyelerin artık bir saldırı platformuna dönüştüğünü söylüyor.</p>
<p>Dezenformasyon, deepfake içerikler, sahte yönetici profilleri ve organize marka saldırıları şirketlerin klasik kriz iletişimi refl eksinden çok daha hızlı ilerliyor. Raporun ortaya koyduğu veriler son derece çarpıcı.</p>
<p>2024’te ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu’nun resmi X hesabı ele geçirilerek Bitcoin ETF onayına ilişkin sahte bir paylaşım yapıldı ve kripto piyasalarında kısa süreli hareketlilik yaşandı.</p>
<p>2023’te Pentagon’da patlama olduğunu gösteren yapay zekâ üretimi bir görsel, doğrulama yetişmeden piyasada kısa süreli düşüşe yol açtı.</p>
<p>2025’te ise Singapur’da dolandırıcılar deepfake teknolojisiyle üst düzey yöneticileri taklit ederek bir finans direktörünü 499 bin dolar transfer etmeye ikna etti. Bu rakam sadece bir dolandırıcılık vakası değil. Şirketler için yeni döneme dair bir uyarı: Yönetici kimliği artık marka değeri kadar saldırı hedefi. CEO’nun sesi, görüntüsü, sosyal medya hesabı, konuşma tarzı ve itibarı; finansal sistemlerin, yatırımcı güveninin ve çalışan motivasyonunun parçası haline geliyor.</p>
<p><strong>Siber dünyada amaç hemen saldırmak değil, vakti gelince harekete geçmek</strong></p>
<p>Raporun önemli başlıklarından biri kritik altyapılarla ilgili. Crisis24, 2026’da siber tehdidin fırsatçı saldırılardan, “stratejik konumlanmaya” doğru evrildiğini vurguluyor. “Cyber prepositioning” olarak tanımlanan bu yeni tabloda saldırganlar, enerji, ulaşım, telekom, finans ve su gibi kritik altyapıların operasyonel teknoloji sistemlerine aylarca, hatta yıllarca fark edilmeden yerleşebiliyor. Amaç hemen saldırmak değil; kriz anı geldiğinde kullanılabilecek bir kaldıraç yaratmak. Raporda en açık biçimde vurgulanan sektörler enerji, ulaşım, telekom ve finans. Olası etkiler ise yalnızca veri kaybı değil; elektrik ve su kesintileri, liman ve demiryolu aksaklıkları, hava trafiği yönetiminde zayıflama, finansal ağlarda bozulma, tedarik zinciri durmaları ve itibar kaybı.</p>
<p><strong>Yapay zekânın yakıtı: Elektrik</strong></p>
<p>Raporun yer verdiği bir diğer konu da, yapay zekâ ile enerji rekabeti arasındaki bağ. Crisis24’ e göre ABD ve Çin, daha güçlü yapay zekâ sistemleri geliştirdikçe veri merkezlerinin elektrik ihtiyacı da hızla artıyor. Bu nedenle enerji altyapısı, teknoloji liderliğinin yeni belirleyicilerinden biri haline geliyor.</p>
<p>Çin’in yenilenebilir enerji yatırımlarını küçük modüler nükleer reaktörlerle birlikte konumlandırdığı; ABD’nin ise veri merkezi büyümesini sınırlayabilecek altyapı ve tedarik darboğazlarıyla karşı karşıya olduğu belirtiliyor. Rapora göre küçük modüler reaktörler yaklaşık 300 MW’a kadar kapasiteye sahip, fabrika üretimli ve veri merkezleri için ölçeklenebilir enerji sağlayabilecek sistemler olarak öne çıkıyor. Çin’in Linglong One reaktörü 125 MW kapasitesiyle bu alandaki en dikkat çekici örneklerden biri. Reaktörün bu yıl içinde faaliyete geçmesi bekleniyor. ABD tarafında ise yakıt tedariki, fabrika kurulumları ve saha hazırlıkları için 2027-2029 dönemi; büyük veri merkezlerini destekleyecek ilk küçük modüler reaktör filoları için ise 2030’ların başı işaret ediliyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Afrika’da yeni risklere dikkat</strong></span></p>
<p>Raporda Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren başlıklardan biri Sahra Altı Afrika. Crisis24, Afrika’da Çin, Rusya, Türkiye ve Körfez ülkelerinin ekonomik ve güvenlik etkisinin arttığını belirtiyor. Bu yeni çok kutuplu ortam, Afrika ülkeleri için daha fazla seçenek yaratırken, aynı zamanda yeni bağımlılık ilişkileri, yönetişim baskısı ve toplumsal gerilim riski doğuruyor. Türkiye’nin Afrika’daki diplomatik, ticari, savunma ve altyapı varlığı son yıllarda belirgin biçimde artmış durumda. Bu nedenle rapordaki uyarı Türkiye şirketleri için önemli. Afrika artık sadece fırsat coğrafyası değil; “daha karmaşık risklerin yaşanabileceği” bir büyüme alanı. Kaynak milliyetçiliği, seçim dönemlerinde dezenformasyon, altyapı güvenliği, limanlar ve toplumsal hassasiyetler iş planlarının parçası olmak zorunda.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Dünya Kupası bile iklim stres testi</strong></span></p>
<p>Rapora göre, iklim risklerinin en görünür örneklerinden biri 2026 FIFA Dünya Kupası. Turnuva, 48 takım ve 104 maç ile bugüne kadarki en büyük organizasyonlardan biri olacak. Ancak Crisis24’e göre bu büyüklük, aynı zamanda sıcak hava dalgaları, şiddetli fırtınalar, ulaşım baskısı, güvenlik kontrolleri, protestolar ve sağlık riskleri anlamına geliyor.</p>
<p>Raporda yer alan verilere göre, 2026 turnuvasıyla aynı takvim aralığında, yani 11 Haziran-19 Temmuz 2025 döneminde 16 ev sahibi şehrin 13’ünde sıcaklıklar 30 derecenin üzerine çıktı. Bazı lokasyonlarda sıcaklıklar 38 dereceye yaklaştı. Üstelik 2025 FIFA Kulüpler Dünya Kupası da erken uyarı niteliğindeydi: 63 maçın 6’sı yıldırım nedeniyle durduruldu, gecikmeler 46 dakikadan yaklaşık iki saate kadar uzadı.</p>
<p>2026’da maç sayısı 104’e çıkarken esneklik daha da azalacak. Bu veri yalnızca spor dünyasını ilgilendirmiyor. Büyük etkinlikler, şehirlerin iklim dayanıklılığını ölçen canlı stres testlerine dönüşüyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Risk haritasında sekiz ayrı katman</strong></span></p>
<p>Crisis24 raporunun sonunda yer alan risk değerlendirme haritaları, ülkelerin güvenlik koşullarını 1’den 5’e kadar puanlayan bir sistemle ele alıyor: Minimal, düşük, orta, yüksek ve aşırı risk. 2026 raporunda sekiz ayrı risk değerlendirme haritası bulunuyor. Bunlar genel ülke güvenlik riski haritasının yanı sıra güvenlik, sağlık ve medikal, kaçırılma, altyapı, çevresel ve politik koşullara ilişkin özel tehdit seviyelerini de içeriyor. Yeni dönemde bir ülkenin risk profili yalnızca çatışma veya siyasi istikrarsızlıkla ölçülemiyor. Sağlık sistemi, altyapı dayanıklılığı, çevresel tehditler, kaçırılma riski, politik kurumların güvenilirliği ve güvenlik ortamı birlikte okunuyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/krizlerin-hizi-artti-sirketlerin-refleksi-hala-yavas-78138</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/8/1280x720/kriz-dunya-firtina-1777442557.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Krizlerin hızı arttı, şirketlerin refleksi hâlâ yavaş ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/3-sosyal-etki-zirvesinde-odak-seffaflik-kapsayicilik-ve-dayanisma-78137</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 08:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> 3. Sosyal Etki Zirvesi’nde odak; şeffaflık, kapsayıcılık ve dayanışma</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sosyal Fabrika Kurucusu Münteha Adalı, 12 Mayıs’ta 3’üncüsü düzenlenecek Sosyal Etki Zirvesi öncesinde Nasıl Bir Ekonomi YouTube kanalında sorularımızı yanıtladı. Adalı, sosyal etkinin artık iş dünyası için bir tercih değil zorunluluk olduğunu vurgularken, “Sürdürülebilir iyilik, toplumun ortak sorumluluğu” dedi. </strong></p>
<p>Sosyal Etki Zirvesi üçüncü yılında 300 paydaşıyla sahneye “Şeffaflık, Kapsayıcılık ve Dayanışma Kültürü” ile çıkıyor. 12 Mayıs Salı günü İş Sanat’ta düzenlenecek zirve, sivil toplum kuruluşlarını, özel sektörü, sanat dünyasını ve akademiyi bir araya getirecek.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f198c964adb-1777440969.jpg" alt="" width="700" height="205" />Türkiye’nin alanındaki en büyük zirvesini üçüncü yıl da ilk günkü heyecanla düzenlediklerini söyleyen Sosyal Fabrika Kurucusu Münteha Adalı, Nasıl Bir Ekonomi YouTube kanalında katıldığı özel röportajda zirveye ilişkin açıklamalarda bulundu.</p>
<p>Sosyal Etki Zirvesi’nin ortaya çıkış hikayesini, yıllara yayılan gözlemlerine ve sivil toplum deneyimine bağlıyor. 2004’ten bu yana farklı alanlarda edindiği birikimin zirveye dönüştüğünü anlatan Adalı, “Bu bir anda yazılmış bir proje değil. Hayatın içinden süzülen bir ihtiyaçtı” diyor. Bankacılıktan hizmet sektörüne, turizmden girişimciliğe uzanan kariyerinin kendisine toplumun farklı katmanlarını gözlemleme fırsatı verdiğini belirten Adalı, özellikle iş gücü ve sermaye arasındaki dengesizliklerin bu sürecin temelini oluşturduğunu ifade ediyor. “Eşitsizlikler karşısında hiçbir zaman ‘bana ne’ demedim. Çözebildiğim yerde çözüm ürettim, çözemediklerimi ise hep aklımın bir köşesinde tuttum” diyen Adalı, Sosyal Etki Zirvesi’nin bu birikimin sonucu olduğunu söylüyor.</p>
<p><strong>STK’LAR YAN YANA GELİYOR ORTAK PROJELER GELİŞTİRİYOR</strong></p>
<p>“Eşitsizliklerden eşitlik arıyoruz” mottosu olduğunu hatırlatan Adalı, zamanla bu yaklaşımın “birliktelik” ve bugün gelinen noktada “dayanışma kültürü” ile tamamlandığını ifade ediyor. İlk zirvede tüm sivil toplum kuruluşlarına davet gönderdiklerini belirten Adalı, “Kim gelir, kim gelmez diye düşünmedim. Girişimcilik biraz da denenmemişi denemektir” diye konuşuyor. İlk yıl 800 kişilik katılımla başlayan zirvenin, bugün daha geniş bir etki alanına ulaştığını vurguluyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f198b8820fd-1777440952.jpg" alt="" width="654" height="314" />Zirvenin yalnızca bir etkinlik olmadığını, sonrasında oluşan etkileşimlerin ve iş birliklerinin de en az etkinlik kadar önemli olduğunu belirten Adalı, “Birliktelik artık daha fazla hissediliyor. STK’lar yan yana geliyor, ortak projeler geliştiriyor” diyor.</p>
<p>Adalı’ya göre sosyal etki alanında en büyük sorunlardan biri, aynı başlıkların sürekli konuşulmasına rağmen yeterli ilerleme sağlanamaması. “Şeffaflık, eşitlik, kadın… Bunları sürekli konuşuyoruz ama neden ilerleyemiyoruz? Ben bir iş insanı olarak sorun çözmek için çalışırım, sorunları sürdürmek için değil” diyen Adalı, sosyal etki projelerinde somut sonuçların daha fazla önemsenmesi gerektiğini vurguluyor.</p>
<p>İş dünyasının sosyal etkiyi yalnızca bir sorumluluk değil, aynı zamanda sürdürülebilir bir kalkınma aracı olarak görmesi gerektiğini belirten Adalı, “Ürettiğiniz şeyin karşısında bir insan var. O insanın varlığı ve refahı olmadan ekonomi de sürdürülemez” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><strong>GENÇLER VE EĞİTİM VURGUSU</strong></p>
<p>Toplumsal dönüşümün temelinde eğitimin yer aldığını söyleyen Adalı, Türkiye’de eğitimde fırsat eşitliğinin güçlendirilmesi gerektiğini dile getiriyor. Bu kapsamda başlattıkları “Kültürel Önyargılar Gençlik Zirvesi” ile gençlerin toplumsal konularda daha aktif rol almasını hedeflediklerini belirten Adalı, “Gençler sadece teknolojiyle değil, toplumla da bağ kurmalı” diyor. Sosyal Etki Zirvesi’nde de “Gençler Konuşuyor” başlıklı özel bir bölüm yer alacağını aktaran Adalı, gençlerin sürece dahil edilmesinin kritik olduğunu ifade ediyor.</p>
<p><strong>ZİRVENİN MOTTOSU: DAYANIŞMA KÜLTÜRÜ</strong></p>
<p>teması “Şeffaflık, Kapsayıcılık ve Dayanışma Kültürü” olarak belirlendi. Adalı’ya göre bu kavram, önceki yılların doğal bir devamı. Adalı, “Şeffaflık ve kapsayıcılık tek başına yeterli değil. Bunların bir amaca hizmet etmesi gerekiyor. O amaç da dayanışma kültürü. Çünkü gerçek dönüşüm ancak birlikte hareket edince mümkün” şeklinde konuşuyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>12 Mayıs’ta neler olacak?</strong></span></p>
<p>Bu yıl üçüncüsü düzenlenecek Sosyal Etki Zirvesi, 12 Mayıs’ta İstanbul Levent’te İş Sanat’ta gerçekleşecek. Zirvede konuşmaların yanı sıra müzik ve canlı sanat performansları da yer alacak. Adalı, zirvenin farklı disiplinleri bir araya getiren yapısına dikkat çekerek, “Hayatın içinde ne varsa sahnede de o var. Sanat, müzik, duygu… Hepsi bir arada” diyor. Konuşmacılardan özellikle samimiyet beklediklerini vurgulayan Adalı, “Yaptık demek yetmez. Yapamadıklarımızı da konuşmalıyız. Gerçek dönüşüm ancak şeffaflıkla olur” ifadelerini kullanıyor. EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ ile açılışı yapacaklarını ifade eden Adalı, şunları söylüyor: “Zirvemiz için kayıt zorunluluğu var. Kayıt yaptıran herkesi zirvemize bekliyoruz.” </p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>“Erkeklerle konuşmadan eşitlik olmaz”</strong></span></p>
<p>Münteha Adalı’nın dikkat çeken projelerinden biri de “Erkekler Konuşuyor” serisi. Adalı, toplumsal cinsiyet eşitliği tartışmalarında erkeklerin sürece yeterince dahil edilmediğini düşünüyor: “Kadınların konuşması tek başına çözüm getirmiyor. Erkeklerin de bu sürecin parçası olması gerekiyor. Erkeklik kültürü dediğimiz yapı, aslında erkekler üzerinde de baskı oluşturuyor. Bu yüzden onları da özgürleştirmeden gerçek bir eşitlik mümkün değil.”</p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="“Derdim Para Değil, İnsan!” Sosyal Etki Zirvesi’nin Hikâyesi" src="https://www.youtube.com/embed/1GczzYesBZM" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/3-sosyal-etki-zirvesinde-odak-seffaflik-kapsayicilik-ve-dayanisma-78137</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 3. Sosyal Etki Zirvesi’nde odak; şeffaflık, kapsayıcılık ve dayanışma ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dizi-ve-film-yapimlarinda-ikisi-bir-aradaya-yasak-78134</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 08:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dizi ve film yapımlarında &#039;ikisi bir arada&#039;ya yasak!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Rekabet Kurumu, çalışma ve sektörlerdeki grup muafiyetleri gibi konular dışında ilk kez sektörün rekabet koşullarını sağlamaya yönelik bir mevzuat hazırlığına başladı. Kurum Başkanı Birol Küle, bir grup gazeteciye yaptığı açıklamada, sanat dünyası ve özellikle dizi- film sektörüne yönelik rekabeti sağlayıcı bir dizi kural getirecek tebliğ hazırlığında olduklarını bildirdi. Düzenleme, kast ve menajerliğin aynı çatı altında örgütlenemeyeceği kuralı yanında, dizi ve film yapımlarında, belirli bir oranda “yeni oyuncuya” yer verme koşulları da getirmeye hazırlanıyor.</p>
<h2>Rekabet eksikliği giderilecek </h2>
<p>Sinema, TV dizileri gibi yapımların çevrimiçi platform yayıncıları da kapsayacak düzenleme, dizi sektöründeki rekabet eksikliğinin giderilmesiyle maliyetlerin düşürülmesini de sağlayacak. Küle’ye göre, 3 saate kadar varan sürelerle dizi yapılmasında, maliyetleri karşılayabilmek için çok sayıda reklam satılması da etkili oluyor. Küle, tebliğin yapımcıları da kapsayabileceğini, yayıncıların sürekli aynı yapımcılarla çalışmasına kısıtlayıcı bir kural da konulabileceğini açıkladı.</p>
<p>Birol Küle, Rekabet Kurumu’nun yetkileri arasında bu türden rekabeti sağlayıcı düzenleme yapma yetkisi de bulunduğunu, buna ilişkin ilk örneklerden birini hayata geçirmek istediklerini açıkladı. Düzenleme müzik gibi diğer yaratıcı endüstrilere de genişletilebilecek. Rekabet Kurumu’na göre Tebliğ, gerçekte “direktifl er veren” bir yapı öngörmüyor, oluşan ortamın kendi dinamikleriyle mi yoksa dış müdahale –rekabet engelleyici- subjektif kriterlerle, suni bir dengeyle mi oluştuğunun ortaya konulmasını, sektöre girişin engellenmesini önlemeye yönelik bir karakter barındıracak.</p>
<h2>Ya cast yapacaklar ya menajerlik! </h2>
<p>Rekabet Kurumu Başkanı Birol Küle, Kurumun, cast ajansları, dijital yayın platformları, sinema sektörüne yönelik ciddi soruşturmalarla önemli bilgi birikimi gerçekleştirdiğini söyledi. Türkiye’nin film ve dizi sektörlerindeki yapım ve içerik üretimi alanının rekabet açısından ele alındığını, rekabeti önleyici bir yapılanma için tebliğ hazırlığının başladığını kaydetti. Düzenlemedeki unsurlardan birinin cast ajansı ile menajerliğin ayrılması, aynı çatı altında kurulamayacağı kuralı olduğunu kaydeden Küle, “Ya cast yapacaklar ya da menajerlik” dedi. Dizi ve film yapımlarında, yayıncıların sürekli aynı yapımcılarla ya da yapım şirketleriyle çalışmasının önlenmesinde belirli bir oranda farklılaşmaya gidileceğini belirten Küle, yeni yüzlerin ve yeni içeriklerin katılması, çeşitliliğin sağlanması yönünde bir arayış içinde olduklarını kaydetti. Bu bağlamda “yayın ve yapım” işinin ayrımına gidileceğini kaydeden Küle, bu sayede sektöre girişlerdeki engellerin de önleneceğinin altını çizdi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Tebliğ neleri kapsayacak?</span></h2>
<p>Sayısal tarafta, platform yayıncıların hem yapımcı, hem de yayıncı rolünün ayrıştırılmasını gözeteceklerini, bunların netleştirileceğini belirten Küle, bu tür şirketlerin münhasırlık düzenlemelerinde değişiklik olacağını, yapım ve yayın işlerinde, kendi yaptıkları dışında üçüncü taraflardan aldıkları ve yayınladıkları içeriklerin, genel yapımcı düzenlemeleri sayesinde küçük oyuncuların da devreye girmesiyle sonuçlanacağını belirtti. Oyuncu tarafında şirketlerin yeni yapımlarda yeni yüzlere yer vermesine yönelik bir hazırlık yapıldığını, münhasırlık anlaşmalarıyla sürekli aynı kişilerin yer aldığı yapımların ortaya çıkarılarak rekabet ihlali gerçekleştirilmesinin önüne geçileceğini açıklayan Küle, böylece sektörün hem içerik hem de kalite açısından desteklenmiş olacağını vurguladı. Küle, düzenlemenin yayıncı ve yapımcı yönünden sinema ve televizyonları, yayın platformlarını, cast ve menajerlik sektörünü kapsayacağını, sayısal tarafta Spotify markası gibi müzik yayıncılarının da kavranacağını kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dizi-ve-film-yapimlarinda-ikisi-bir-aradaya-yasak-78134</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/8/6/1280x720/rekabet-kurumu-birol-kule-1759394326.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rekabet Kurumu Başkanı Birol Küle, dizi-film sektörüne yönelik rekabeti sağlayıcı bir dizi kural getireceklerini açıklarken, cast ve menajerlik ajanslarının aynı çatı altında örgütlenmesine izin verilmeyeceğini bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enerji-sektoru-2025te-ciroda-zorlandi-ikisi-zarari-kabul-ederek-ciroyu-buyuttu-78133</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 08:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerji sektörü 2025’te ciroda zorlandı, ikisi zararı kabul ederek ciroyu büyüttü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Elektrik sektöründe 5 yıllık satış ortalaması 5 milyar TL’yi aşan 17 şirket bulunuyor. Bunlardan sadece dördü geçen yıl hız kesmeden satışlarını büyütmeyi sürdürdü. Listeye üst sıradan giren Enerjisa ise 157 milyar TL satış ile diğer 16 şirketin ortalamasını açık ara geçti.</strong></p>
<p>Geçmiş yılların fiyat şokuyla gelen ciro artışlarına bakıp rehavete kapılmak yatırımcı için en büyük tuzaktır. Asıl maharet, ekonomi daraldığında da o ciro ve kârı büyütebilmektir. Yüksek enflasyonun sakinleştiği ve sanayide çarkların yavaşlayarak döndüğü 2025’te, cirolar da duruldu. Öyle ki, sektörün 157,4 milyar TL ile hacim lideri Enerjisa makroekonomik soğumadan nasibini alarak vites küçültmek zorunda kaldı. Genel zayıflama sürecinde sektördeki 4 firma satışını artırarak diğerlerinden ayrıştı. Bunlardan CW Enerji ve Aksa Enerji kârlı yapıyı korurken, gelirini en hızlı artıran Aydem Enerji ve Kalyon Güneş bu performansı zarar pahasına gerçekleştirdi.</p>
<h2>Zarar pahasına satışı artırdılar</h2>
<p>Aydem Enerji, son beş yılda satışlarını yaklaşık 10 kat artırırken, 2025’te 12,92 milyar TL’ye çıktı. Miktar önceki yıla göre %50’yi bulurken , önceki yıla göre gelirini artıran dört firma içerisinde en yüksek artış oranını yakaladı. Söz konusu performansa şirket esas faaliyet kârını düşürürken dönem sonunda 2,8 milyar TL zarar yazdı.</p>
<p>Şubat 2025’te borsaya gelen Kalyon Güneş, geçen yıl satışını %39 artırmayı başardı. Ancak esas faaliyet kârını düşürürken, dönem sonunda zararı ikiye katlanarak 691,4 milyon TL’ye çıktı. Hissenin fiyatı ise borsada işlem görmeye başladıktan hemen sonra satış baskısı altında kaldı. Arada atakları olsa da ilk işlem fiyatının altında.</p>
<h2>Satışları en yüksek olan</h2>
<p>Enerjisa, her yıl düzenli gelir artışı ile dikkat çekiyor. 2025’te satışlarındaki %7 düşüşe rağmen esas faaliyet kârını %5 artırdı. Daha da etkileyici olan önceki yıl zararda iken geçen yıl dönem sonunda 3,17 milyar TL kâra döndü. Şirket, zarar açıkladığı yıl da dahil olmak üzere 2018’den bu yana düzenli kâr payı ödüyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f194721b951-1777439858.png" alt="" width="999" height="527" /></span><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>GEÇMİŞ KUR MU, BEKLENEN SEVİYE Mİ?</strong></p>
<p><strong>Geçmiş kur</strong>; somut veri, analiz, referans, kıyas imkanı, güvenli liman. Yanıltıcılık, gecikmeli eylem, durağan bakış, enflasyon baskısı, fırsat maliyeti.</p>
<p><strong>Beklenen seviye</strong>; öngörü, strateji, erken pozisyon, proaktif koruma, büyüme potansiyeli. Sapma riski, belirsizlik, spekülasyon tuzağı, stres.</p>
<p><strong>Elektrikli otobüste pazarı büyütmek istiyor. Japonya’da adetsel büyüme öncelikli</strong></p>
<p>Yatayda hareket eden Karsan’da bir büyüme hikayesi beklenebilir mi? ● Ersin Toy</p>
<p>Ersin, şirketin CEO’sunun açıklamasına göre geçen yıl Karsan’ın sattığı 625 elektrikli otobüsün 555’i Avrupa’ya giderken 9 ülkede ilk 4’te yer aldı. Japonya pazarında büyüme hedefiyle hareket eden firma, otomotiv devlerinin anavatanı sayılan böylesi bir pazara girebilmesi oldukça önemli. Dahası orada tutunabilmesi firmanın elektrikli araç teknolojisinde belli bir yol aldığının işareti olarak okunmalı. Şirket, Avrupa’daki pazar payını kalıcı hale getirebilir ve Japonya’daki girişimini dönüştürebilirse bir büyüme hikayesi de oluşabilecektir.</p>
<p><strong>İştirakinin halka arz sürecini başlattı. Ortak sıfatı ile doğrudan hisse satabilir</strong></p>
<p>İDÇ Liman’ın halka açılması İzmir Demir Çelik’e nakit sağlayabilir mi? ● Fatma Kaya</p>
<p>Fatma, İzmir Demir Çelik’in kasasına doğrudan nakit girmesi ancak halka arz sırasında ortak satışının yapılması ile mümkün olabilir. Öte yandan İDÇ Liman’ın sermayesinin %99,81’i şirkete ait olduğu nazara alındığında dolaylı istifade etmesi de mümkün olabilir. Bununla birlikte firmaların halka arz sırasında hem sermaye artırımı hem de ortak satışı ile karma yöntem kullandığını ayrıca not etmek gerekir. 2025 yılı bilançosuna göre İzmir Demir Çelik’in 25,9 milyar TL finansal borcu bulunuyor. Yüksek faiz gideri dönem sonu zararda belirleyici rol oynuyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>IST bono yatırımı ile faiz getirisini hedefleyerek bir yılda %51 kazandırdı</strong></p>
<p>İstanbul Portföy’ün yönettiği Kısa Vadeli Borçlanma Araçları (TL) Fonu (IST) faizlerden istifade ederek yatırımcısına güvenli getiri sağlamaya çalışıyor. Portföyün büyüklüğü aylık bazda inişli çıkışlı değişkenlik sergiliyor. Nisanda 2,05 milyar TL ile önceki aya göre hacmi küçüldü. Portföyünün %76,24’ü bono, %13,98’i tahvil ve %6,81’i ters-repodan oluşuyor. Aralıktan bu yana fon bir ay para girişi yaşanırken diğer ay çıkış gözleniyor. Nisanda 146,9 milyon TL nakit çıktı. Yatırımcısı aynı süre zarfında kademeli olarak azaldı. Şimdilerde yatırımcı sayısı 3.211 seviyesinde bulunurken ilgideki düşüş devam ediyor. Temkinli yatırımcıya hitap eden IST, geride kalan bir yılda %50,79 getiri sağladı. Aynı sürede kısa vadeli fonların ortalaması %46,62 düzeyinde gerçekleşirken ortalamanın üzerine çıktı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Kayatur Filo Kiralama, Piyasadan TLREF + %4 faizle 400 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Kayatur Filo, nitelikli yatırımcılara yönelik 27.04.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 400.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%4 olarak belirlendi. 270 gün vadeli bono, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 3 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 22.01.2027 olarak açıklandı. 27 Nisan itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,98 seviyesinde bulunuyor. Kayatur’un verdiği %4 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFKYTR12715 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f1943b970c6-1777439803.png" alt="" width="297" height="236" /><strong>Alarko Holding bir aydır toparlanma çabası içinde. Fonlar bekle gör pozisyonunda</strong></p>
<p>Alarko Holding’de fonlar satış ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki hisseler %0,52 ile toplamda 35,40 bin lot azalarak 6,83 milyona indi. Hisseyi portföyünde bulunduran fon sayısı ise 60’dan 57’ye indi. Hissede SKZ fonu 908,5 bin lot ile en fazla satışı yaparken, VPS fonu 2,07 milyon lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Hisse hakkında bugüne kadar 7 aracı kurum öneride bulunurken 1 kurum model portföyüne aldı. En yüksek öneriyi İş Yatırım 184,89 TL ile verdi. En düşük öneri 130 TL ile Yatırım Finansman Menkul’den geldi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU  </span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f1942a15823-1777439786.png" alt="" width="979" height="238" /></strong><strong>ESCAR FİLO</strong></p>
<p><strong>Büyük ortaklar paylarını satıyor. Devir gerekli onayın sonrasında gerçekleşecek</strong></p>
<p>Escar Filo Kiralama’nın mevcut hissedarları, şirketteki yönetim imtiyazına sahip A grubu paylar da dahil sermayenin %77,62’sini Bulls Yatırım Holding’e satıyor. Toplam 142 milyon dolar bedel üzerinden varılan anlaşma, Rekabet Kurumu onayı ve sözleşmedeki diğer şartların yerine getirilmesinin ardından tamamlanacak. Hisse devriyle şirketin ortaklık yapısı ve stratejik yönetimi, hacimli bir satın alma anlaşmasıyla el değiştirmiş oluyor. Escar Filo’nun yönetim kontrolü el değiştireceği için mevzuat gereği alıcı diğer hissedarlara belirlenecek fiyattan çağrıda bulunacak.</p>
<p><strong>HEKTAŞ</strong></p>
<p><strong>Ankara’daki tesisine Ar-Ge Merkezi Belgesi aldı. İnovasyon giderlerini düşürecek</strong></p>
<p>Hektaş, Ankara Yüksek Teknoloji Merkezi için Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na yaptığı başvurunun onaylandığını ve tesise Ar-Ge Merkezi Belgesi verilmesinin kararlaştırıldığını duyurdu. Söz konusu onayla birlikte şirket, yasa kapsamında sağlanan teşvik ve muafiyetlerden yararlanmaya başlayacak. Ar-Ge Merkezi belgeleri, geleceğin teknolojilerine kurumsal düzeyde yatırım yapıldığının göstergesi niteliğinde. Sağlanan vergi indirimleri ve istisnalar, azalan operasyonel giderler yoluyla kârlılığa pozitif yansıyarak uzun vadeli büyüme potansiyelini destekliyor.</p>
<p><strong>ARÇELİK</strong></p>
<p><strong>Hitachi ortaklığından çıkıyor. Satıştan gelecek nakdi tahvil itfasında kullanacak</strong></p>
<p>Arçelik, Arçelik Hitachi’deki %60 payını, diğer ortak Hitachi Global’e sattı. Anlaşmaya göre Arçelik, kapanışta 205 milyon dolar peşin ve takip eden üç yıl içinde taksitler halinde 56 milyon dolar olmak üzere toplam 261 milyon dolar tahsil edecek. Satışla birlikte Arçelik; Çin ve Tayland’daki üretim tesisleri, Ar-Ge merkezleri ve 12 bağlı ortaklığını da devretmiş oluyor. Söz konusu hisse devri, Arçelik’in Asya’daki üretim ve operasyon hacminden çıkışı anlamına gelmekte. Kapanışta kasaya girecek olan 205 milyon dolarlık peşinat yaklaşan yeşil tahvil itfasında kullanılacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enerji-sektoru-2025te-ciroda-zorlandi-ikisi-zarari-kabul-ederek-ciroyu-buyuttu-78133</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji sektörü 2025’te ciroda zorlandı, ikisi zararı kabul ederek ciroyu büyüttü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yatirim-tesviklerinden-sonra-sirada-yapisal-donusum-var-78131</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yatırım teşviklerinden sonra sırada yapısal dönüşüm var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Hükümet, kamuoyunda yargıya yönelik, ‘güvensizlik’ algısını yıkmak, karanlıkta kalan faili meçhul cinayetlere ilişkin dosyaların yeniden incelemeye almasının ardından, ikinci başlık olan ekonomi için Külliye’de oluşturulan ekip çalışmalarını sürdürüyor. Edinilen bilgilere göre; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla başlatılan çalışmalar, bir süre önce kurulan ekip tarafından yürütülüyor. Ekonomi yönetiminin yanı sıra AK Partili kurmayların da katıldığı çalışmalar tamamlandıkça Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kamuoyuna duyurulacak. Ekonomide sürdürülebilir büyüme, enflasyonla mücadele ve yapısal dönüşüm hedefleri doğrultusunda bir dizi adımın hazırlıklarına yönelik çalışmalara Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da katılacağı belirtiliyor.</p>
<p>İlk adım atıldı, sıra yeni adımlarda Türkiye’ye yatırımcı çekmek amacıyla ilk adımı açıklayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önümüzdeki günlerde yeni ekonomik paketleri duyurması bekleniyor.</p>
<p>Hükümet, ekonomideki verimliliği artırmak, cari açığı kalıcı olarak azaltmak, rekabet gücünü yükseltmek ve ekonomiyi daha dirençli hale getirmek amacıyla; "yapısal dönüşüm hedefleri” için hazırlıklara başladı. Hükümetin yapısal dönüşüm hedefleri arasında çalışılan konu başlıkları şöyle: </p>
<p>■ Hukuk sisteminde yatırımcıyı koruyacak yeni düzenlemelerin hazırlanması: Örneğin Tahkim Yasası ile uyuşmazlıkların hızlı çözülmesi, iş ve ticaret davaların kısa sürede çözülmesi ile Milletlerarası Tahkim Kanunu’nda güncellenmeye gidilmesi amaçlanıyor. <br />■ Tarım, enerji, sanayi alanında yapısal dönüşüm hedefleri masaya yatırılıyor. Bir süre önce Cumhurbaşkanı Erdoğan Başkanlığı’nda kurulan, ‘Su Komisyonu’ da çalışmalarını tamamlamak üzere olduğu belirtildi. Su kaynaklarının iyi kullanılması ve sulama alanlarında teknolojinin kullanılmasıyla tasarrufun sağlanması hedefleniyor. <br />■ Tarım arazilerinin korunması ve kullanılması da çalışılan başlıklar arasında. Gübre ve ilaç sanayinin gelişmesi için atılacak adımlar masaya yatırılacak.<br />■ Rüzgar ve güneş enerjisinin kapasitesinin artırılması, enerjinin sanayide ve üretimde etkin kullanılması, sanayide yeşil dönüşümün sağlanması da hedefler arasında.</p>
<p>Ekonomi yönetimi, Ortadoğu’da yaşanan savaşla birlikte Dünya ve Türkiye ekonomisinde yaşanan gelişmeleri de masaya yatırıyor. Türkiye’nin ekonomi alanında hangi risklerle karşı karşıya olduğu bunlar için hangi önlemlerin alınması gerektiği ile Türkiye’nin avantajları neler, bu avantajları nasıl kullanılması da değerlendirilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yatirim-tesviklerinden-sonra-sirada-yapisal-donusum-var-78131</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/cumhurbaskanligi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hükümet, ekonomideki verimliliği artırmak, cari açığı kalıcı olarak azaltmak, rekabet gücünü yükseltmek ve ekonomiyi daha dirençli hale getirmek amacıyla; &quot;yapısal dönüşüm hedefleri” için hazırlıklara başladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-ab-perspektifi-avusturyada-vurgulanacak-78130</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’nin AB perspektifi Avusturya’da vurgulanacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Avusturya Federal Avrupa ve Uluslararası İşler Bakanı Beate Meinl-Reisinger’le görüşmelerde bulunmak üzere bugün Avusturya’ya gidiyor.</p>
<p>Bakan Fidan’ın ziyaret kapsamında ayrıca, Avusturya Şansölyesi Christian Stocker tarafından kabul edilmesi, AGİT Genel Sekreteri Büyükelçi Feridun Sinirlioğlu’yla bir görüşme gerçekleştirmesi, Viyana Diplomasi Akademisi’nde düzenlenecek konferansta hitapta bulunması ve Türk sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya gelmesi öngörülüyor.</p>
<p>Bakan Fidan’ın ziyaret kapsamında Avusturyalı yetkililerle gerçekleştireceği görüşmelerde; Türkiye ile Avusturya arasındaki ikili ilişkileri siyasi, ekonomik, ticari, askeri, kültürel ve beşeri boyutlarıyla bütüncül bir yaklaşımla ele alması ve mevcut iş birliği alanlarının daha da derinleştirilmesine yönelik imkanları değerlendirmesi bekleniyor.</p>
<p>İki ülke arasındaki ticari ve ekonomik ilişkilerin çeşitlendirilmesi, ticaret hacminin artırılması ile karşılıklı yatırımların teşvik edilmesine yönelik mevcut potansiyele ve fırsatlara dikkat çekmesi, Avusturya’yla enerji, dijitalleşme, bağlantısallık ve savunma sanayii başta olmak üzere, stratejik nitelik taşıyan alanlarda iş birliği potansiyelinin altını çizmesi ve bunu geliştirmeye yönelik imkanları kapsamlı şekilde ele alması, -Türkiye’nin, Avusturya’daki Türk toplumunun huzur, refah ve toplumsal uyumuna atfettiği önemi vurgulaması; bu bağlamda Türk toplumunun hak ve menfaatlerinin korunmasının öncelikli bir husus olduğunun altını çizeceği ifade ediliyor.</p>
<p>Kurumsal iş birliği yaklaşımı Bakan Fidan’ın ayrıca Türkiye’nin AB’ye tam üyelik perspektifini koruduğunun altını çizmesi, Türkiye-AB ilişkilerine stratejik bir vizyonla yaklaşılarak, dar siyasi hesaplara alet edilmemesinin tüm tarafların çıkarına olduğunu vurgulaması, Türkiye-AB ilişkilerindeki mevcut tıkanıklıkların aşılması için daha kapsamlı ve kurumsal bir iş birliği yaklaşımına ihtiyaç olduğunu dile getirmesi bekleniyor.</p>
<p>Öte yandan görüşmelerde, Türkiye’nin, Rusya-Ukrayna savaşında tarafların tekrar müzakere masasına oturmasına ve savaşın adil ve sürdürülebilir bir barışla sona erdirilmesine yönelik çabaları desteklemeyi sürdüreceğini belirtmesi, İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki savaşın kalıcı şekilde sona erdirilmesi amacıyla ortaya konulan çabalara Türkiye’nin destek vermeyi sürdüreceğini ifade etmesi, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer serbestisinin bir an önce sağlanması ve anılan Boğaz’da savaş öncesi statükoya dönülmesine yönelik küresel ihtiyacın altını çizmesi, İsrail'in işgal ve yıkım politikalarının tüm bölgede barış ve istikrarı tehdit ettiğini vurgulaması öngörülüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-ab-perspektifi-avusturyada-vurgulanacak-78130</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/hakan-fidan-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin AB perspektifi Avusturya’da vurgulanacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enseyi-karartmayalim-dunyanin-en-degerlisi-bizde-78136</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enseyi karartmayalım, dünyanın en değerlisi bizde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’nin piyasa değeri en yüksek ilk 4 şirketi arasında 200 kişinin çalıştığı bir faktoring şirketinin bulunduğunu öğrenmemden beridir bu alana ilgim arttı. Hatta niye ben de bir faktoring şirketi kurup kendimi çok zeki ve zengin hissetmeyeyim (!) demiyor da değilim.</p>
<p>Hafta sonunda da 20 milyar dolarlık piyasa değeriyle 4. sırada bulunan şirketten yola çıkarak, “Dünyada halka açık faktoring şirketlerinin piyasa değeri nedir?” sorusunun yanıtını aradım. Araştırmamın sonuçları başımdan şapkamı uçurdu. Bizimkisi en değerlisiydi. Başlayayım anlatmaya.</p>
<p>Dünyada yalnızca faktoring odaklı halka açık şirketler arasında piyasa değeri en yüksek olanı ABD’den Triumph Financial. Faktoring+fintech banka modeli bir yapı olan şirketin piyasa değeri 2- 3 milyar dolar arasında değişiyor. Triumph Financial ağırlıklı olarak lojistik ve kamyonculuk faktoring yapıyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69f1971fa2180-1777440543.png" alt="" width="581" height="296" />
<figcaption><strong>Hafta sonunda da 20 milyar dolarlık piyasa değeriyle 4. sırada bulunan şirketten yola çıkarak “Dünyada halka açık faktoring şirketlerinin piyasa değeri nedir?” sorusunun yanıtını aradım.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Ardından İtalya’da kamu alacakları ve sağlık sektörü faktoringi yapan BFF Bank geliyor. Piyasa değeri 1.5 – 2.5 milyar dolar arasında değişen BFF Bank dünyada “saf faktoringe en yakın” en büyük halka açık oyuncu. Üçüncü sırada İtalya’da faktoring + finansal kiralama + batık borç yönetimi yapan 1- 2 milyar dolar piyasa değerli Banca Ifis var.</p>
<p>Daha sonra Çin’de tedarik zinciri finansmanı+ faktoring yapan yaklaşık 1 milyar dolar piyasa değerli iKuke Finance geliyor. Liste böyle uzayıp gidiyor ama sektörün büyük kısmı BNP Paribas, HSBC, JPMorgan Chase gibi faktoring hacminin önemli kısmını kontrol eden dev bankaların bünyesinde olduğu için dünyada “çok büyük” saf faktoring şirketi yok.</p>
<p>Bizim faktoringçiler de onlar gibi yalnızca faktoring yaptığı için listedekilerle kıyaslama doğru. Bu duruma da en değerlisi bizde (!). Piyasa değeri tamı tamamına 20 milyar dolar. Nasıl oluyor da yılı 3.5 milyar TL net karla kapatan bir şirket dev sanayi tesislerini, banka sahibi dev holdingleri geride bırakabiliyor? Bunu soran tek bir yetkili yok.</p>
<p>Bir sözüm de listedeki yabancı faktoring şirketlerinin hakim ortaklarına. Ekonomisi size göre daha küçük bir ülkenin faktoring şirketi nasıl oluyor da sizinkilerden daha değerli oluyor bir düşünün ve ardından tüm yöneticilerinizi kovun. Öyle ya size de bizimkiler gibi becerikli yöneticiler lazım.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enseyi-karartmayalim-dunyanin-en-degerlisi-bizde-78136</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enseyi karartmayalım, dünyanın en değerlisi bizde ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sessiz-cigligin-carptigi-perde-aralanacak-mi-78129</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sessiz çığlığın çarptığı perde aralanacak mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Daha önce kaleme aldığımız <em>“500 Bin Emeklinin Sessiz Çığlığı”</em> başlıklı yazıda, vakıf emekliliği sisteminin yıllardır görünmez bırakılan yapısal sorunlarına dikkat çekmiştik. Yazımız yalnızca bir sosyal serzeniş değil; aynı zamanda ciddi bir hukuk, denetim ve kamu düzeni meselesinin dile getirilmesiydi.</p>
<p>Mesele yalnızca maaşların düşüklüğü ya da emeklilerin mağduriyeti değildir. Mesele emanet edilen varlıkların nasıl yönetildiği, kim tarafından hangi kararlarla kullanıldığı ve bu süreçte hukukun gerçekten işletilip işletilmediğidir.</p>
<p>Bir vakıf emeklilik sistemi, geleneksel anlamda yalnızca bir özel hukuk tüzel kişiliği değildir. İçinde yüzbinlerce insanın geleceği, sosyal güvenlik beklentisi, kazanılmış hakkı ve yaşam standardı vardır. Bu nedenle bu yapılar yalnızca bilanço mantığıyla değil; anayasal sosyal devlet ilkesi, mülkiyet hakkı, kazanılmış hakların korunması ve dürüst yönetim ilkesiyle birlikte değerlendirilmelidir.</p>
<p>Sandık diye tanımlanan, emeklilik vakıfların ana yapıya bağlı yapı olduğu, bağlı yapıların da ana finansal kurum kadar <strong>şeffaflık, izlenebilirlik, gerçek faydalanıcı açıklığı ve AML/compliance disiplini</strong> içinde değerlendirilmesi gerektiği kendiliğinden anlaşılmaktadır.</p>
<p>Vakıflar, sandıklar ve iştirakler “özel alan” oldukları için değil, tam tersine <strong>kamusal etki ürettikleri için</strong> daha yoğun şeffaflık rejimine tabi olmalıdır. “çoklu, eş zamanlı, veri paylaşımına açık ve birleşik kamu denetimi” yapılmalıdır.</p>
<p>Vakıf emekliliği alanında <strong>şeffaf envanter, çoklu denetim ve birleşik kamu gözetimi</strong> ihtiyacını açık biçimde ortaya koyulmalı ve bağışlar, temettü dağıtmama, rayiç bedel tartışmaları, vakıf-banka-grup içi akışlar, aktüeryal zafiyet ile çıkar çatışması risklerinin de altı çizilmelidir.</p>
<p>Özellikle fon akışının, faydalanıcının, varlık devrinin ve karar alma etkisinin grup merkezine bağlandığı yapılarda risk değerlendirmesi <strong>kurum bazlı değil, yapı bazlı</strong> yapılması gerektiği,  FATF’nin 2023’te güncellediği Tavsiye 8 yaklaşımı da NPO/vakıf alanında ölçüsüz müdahaleyi değil ama <strong>odaklı, orantılı ve risk temelli</strong> denetimi zorunlu kıldığını biliyoruz. Zira; vakıf veya sandık, otomatik olarak “masum alan” da değildir, otomatik olarak “şüpheli alan” da değildir; fakat risk üretme kapasitesi nedeniyle görünür kılınmalıdır</p>
<p>Bağlı kuruluşların uyum yükümlülüğünün örtüştüğü unsurlar sıralanabilir.</p>
<p><strong>Gerçek faydalanıcının ve fiili kontrolün görünür olması. İlişkili taraf işlemlerinin emsallere uygunluğu</strong>. <strong>Rayiç bedel / adil değer testinin belgelenmesi</strong>, B<strong>ağış, sponsorluk, sosyal etki harcaması ile grup içi kaynak aktarımı arasındaki çizginin ayrılması</strong>, <strong>Çıkar çatışmasının yönetim kurulu ve üst yönetim seviyesinde önlenmesi</strong>. <strong>Aktüeryal veya emanet niteliğindeki varlıkların ticari grup ihtiyacına örtülü biçimde tahsis edilmemesi</strong>. <strong>Ayrı tüzel kişilik perdesinin kötüye kullanımına yol açacak karar zincirlerinin kayıt altına alınması</strong>. Ayrıca vakıf emekliliği alanında <strong>şeffaf envanter, çoklu denetim ve birleşik kamu gözetimi</strong> ihtiyacı... Bu unsurlar; “izlenebilirlik-şeffaflık-hukuki statü netliği” omurgasıyla da birebir örtüşen unsurlardır.</p>
<p>BDDK’nın ilgili rehber ve iç sistem kredi ve risk yönetimi metinlerinde; “çıkar çatışması”, “görevlerin ayrılığı”, “bağımsızlık” ve “etkin gözetim” bir tercih değil, <strong>kurumsal zorunluluktur.</strong> Bu yüzden bağlı yapılardaki bu unsurlar tek başına ihlal sonucunu doğurmasa da <strong>yüksek uyum alarmı</strong> üretir.</p>
<p>Türk Ticaret Kanunu ve Sermaye Piyasası Kanunu ekseninde ilk hukuki yoğunlaşma alanı, grup şirketleri ve hâkimiyet ilişkisidir. İkinci yoğunlaşma alanı ise, SPK bakımından <strong>ilişkili taraf işlemleri</strong> ve <strong>örtülü kazanç aktarımı</strong> riskidir. Dolayısıyla; “bağış”, “temettü dağıtmama”, “düşük bedelli varlık devri”, “vakıf bütçesindeki sıçrama”, “aktüeryal zayıflık” ve “grup içi aktarım” iddiaları delillerle ispatlanabildiğinde hukuken anlam doğurur ve uyum bakımından her biri ayrı ayrı <strong>kırmızı bayrak</strong> niteliğindedir.</p>
<p><strong>Rekabet Kurulu, ana yapıyi incelerken, bağlı yapıya yönelik tek ekonomik birim</strong> yaklaşımı ve <strong>grup etkisi incelemesi</strong> bakımından, <strong>AML / Beneficial owner diliyle, </strong>yalnız “yan kuruluş da mevzuata uysun” düzeyinde değil; <strong>ana yapının compliance borcunun uzantısı</strong> olarak değerlendirip inceleme çerçevesini genişletebilir ve Pazar etkisi bağlamında eşik görevini yapabilir. Zira ana yapıdan bağımsız ve <strong>hukuken ayrı tüzel kişilik, regülasyon bakımından görünmezlik sağlamaz.</strong></p>
<p>Bağlı kuruluşların sorumluluğu, görülmelidir. Bağlı yapı; fon akışını perdeleyen, gerçek faydalanıcıyı belirsizleştiren, varlık devrini emsal testinden kaçıran, çıkar çatışmasını görünmez kılan veya aktüeryal/sosyal hak yükünü ticari grup lehine eriten bir araç hâline gelirse, bu durum bankacılık hukuku, sermaye piyasası hukuku, şirketler topluluğu hukuku ve uygun şartlarda rekabet hukuku bakımından çok katmanlı denetim doğurur.</p>
<p>500 bin emeklinin sessiz çığlığı tam olarak şöyle duyulmaktadır. <strong>“Bizim hakkımız nerede?”</strong> Bu sorunun cevabı yalnız vicdani değil; hukukidir. Cevap, daha fazla şeffaflık, daha fazla bütüncül denetim ve daha fazla kurumsal cesaret ile verilebilir.</p>
<p>Çünkü unutulmamalıdır ki; hukuken ayrı tüzel kişilik, kamusal sorumluluğu görünmez kılmaz.</p>
<p><strong>Emeklinin alın teri, bilanço dipnotuna sığmayacak kadar değerlidir!</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sessiz-cigligin-carptigi-perde-aralanacak-mi-78129</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sessiz çığlığın çarptığı perde aralanacak mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/insan-haklarinin-anlami-ve-onemi-uzerine-78128</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnsan haklarının anlamı ve önemi üzerine</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>PROF. DR. NURETTİN BİLİCİ - </strong><strong>Çankaya Üniversitesi </strong><strong>Öğretim Üyesi</strong></p>
<p>İnsanoğlu (Homo Sapiens) yani “Akıllı İnsan”ın kökeni zamanımızdan yaklaşık 200 bin yıl öncesine dayanır. Doğu Afrika’da doğan “Akıllı İnsan” burada çoğaldıktan sonra Dünya’yı keşfetme yolculuğunu başlatır. Nil Vadisi’ni takip ederek Akdeniz’e ulaşır. Bugünkü İsrail, Filistin, Lübnan, Suriye üzerinden Anadolu’ya girer. <strong>Çumra (Konya) yakınlarında Çatalhöyük’te dünyanın ilk şehrini kurar. (MÖ 7000 yılları) </strong>İnsanoğlunun yerleşik yaşama geçtiği ilk büyük yer olan Çatalhöyük şehrinin nüfusu o tarihlerde 6-9 bin kişi arasındadır. Dünyanın toplam nüfusu ise 5 milyon civarına ancak ulaşabilmiştir.</p>
<p>İlk “Akıllı İnsan”ın Dünya üzerinde görünmesinden bu yana 193 bin yıl geçmiştir. O vakte kadar avcı/toplayıcı olan yani doğada bulduğuyla yetinen insanoğlu Çumra’da <strong>“Tarım Devrimi”</strong>ni gerçekleştirir; ekip biçmeye ve hayvanları evcilleştirmeye başlar. Hayat kolaylaşır; insan ömrü 20’lerden 30’lara 40’lara çıkar.</p>
<p>Yüzyıllar geçer. İnsan çoğaldıkça yaşadığı topraklar onu doyurmaz hale gelir ve başka topraklar arar. Şehirlerden ülkeler, ülkelerden krallık, imparatorluklar doğar. <strong>Kavga kargaşa hiç eksik olmaz.</strong> İnsanoğlu bencildir: en güçlü olmak ister, kendisi için en iyiyi ister. Bu arada başkalarının haklarına el uzatmaktan da çekinmez. Irk bahanesiyle, din bahanesiyle... savaşlar çıkarır.</p>
<p>Öyleyse <strong>“insan”ın “hakkı”ndan bahsedebilmemiz için öncelikle “insan”ın karakteri üzerinde durmamız gerekir.</strong> 1948 yılında kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 1. maddesinde <em>“tüm insanların akıl ve vicdanla donatıldıkları, eşit doğdukları ve özgür oldukları”</em> yazar. Aynı maddede <em>“Bütün insanlar birbirlerine kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar”</em> ifadesi de yer alır. İtalyan bilgin Carlo Maria Cipolla’ya (1922-2000) göre insanlar 4 sınıftır: <strong>saflar (âcizler), aptallar, haydutlar, zekiler. </strong>Alman filozof Nietzsche (1844-1900) ise üç tip insan karakterinden bahseder: Çoğunluk için <strong>“Deve”</strong> tiplemesini yapar. <strong>“Aslan”</strong> grubunda kendi aklıyla olup bitenleri değerlendirebilen insanlar yer alır. <strong>“</strong><strong>Çocuk”</strong> diye karakterize edilen son grupta ise yaratıcılık kabiliyeti olan özgür insanlar vardır.  </p>
<p>Aynı yazarlar insanların %10 civarındaki kısmının “Zekiler”den (Nietzsche’de “Çocuk”lardan) oluştuğunu not eder. Bu son gruptaki insanlar yeni fikirler ortaya koyan, yeni buluşlar yapan bu şekilde yaşadıkları toplumun ileriye gitmesine katkı veren kişilerdir. <strong>Farklı toplumlar arasında ortaya çıkan rekabet zeki insanların korunması ihtiyacını ortaya çıkarır.</strong> Artık bilimin, buluşların öneminin farkına varılmıştır; düşünen, fikir/sanat üreten insan sayısının artırılması gerekir. İnsanın yaratıcı olması, özgür olmasına bağlıdır. Orta Çağ’ın tek tip düşünce anlayışı Avrupa’nın başka ülkeler karşısında ileriye değil geriye gitmesine sebep olmuştur. Artık bilinenlerin dışında farklı şeyler söyleyenler dışlanmamalı, kötü muameleye maruz kalmamalıdır. Kısaca, bulunduğu toplumun refahını artırma kapasitesine sahip olan “İnsan” “değerli”dir; fiziksel ve düşünsel anlamda korunması, kendisine gerekli olanakların sağlanması gerekir. Bu şekilde insanoğlu mutlu (huzurlu) olacak ve kendi potansiyelini en iyi şekilde ortaya çıkarabilecektir. İnsanın özgürce düşüncelerini söylemesi, yanlışları ortaya çıkarması ülkenin ve dünyanın daha kaliteli, daha huzurlu bir yer olmasına katkı yapacaktır.</p>
<p>İnsan potansiyelinin en iyi şekilde ortaya çıkmasına katkı verecek olan bu haklar iki grupta toplanır. İlk grupta <strong>“pozitif haklar”</strong> diye de isimlendirilen yeme içme, eğitim, sağlık, aile kurma gibi fiziksel ihtiyaçlarla ilgili haklar sayılır. Bu grup hakların en iyi şekilde karşılanması ülke yönetiminin görevi olmalıdır. Düşünce, inanç özgürlüğü gibi haklar da <strong>“negatif haklar”</strong> şeklinde isimlendirilir. Yönetimin bu hakların kullanılmasına engel olmaması, engellemek isteyenlere de dur demesi gerekir. Aynı grupta konut dokunulmazlığı, haberleşme özgürlüğü, özel hayatın gizliliği, mülkiyet hakkı gibi daha pek çok başka hak yer almaktadır.</p>
<p>Saydığımız haklar arasında en önemlilerinden birinin inanç özgürlüğü yani <strong>laiklik anlayışı</strong> olduğu düşünülür. İnanç özgürlüğü ancak <strong>laik devlet</strong> olunca mümkün olabilir. Laik anlayış devletin din işleri konusunda tarafsız kalmasını, tüm dini inanışlara (hatta inanmayanlara) karşı eşit mesafede durmasını gerektirir. Laiklik anlayışına geçilmesi sayesinde Avrupa; Ortodoks, Katolik, Protestan vb. din savaşlarından yakasını kurtarır. Din kavgalarına harcanan enerji Avrupa’nın ilerlemesi, refah devleti olması için harcanır. Köleler özgür insan olur; küçük çiftçiler işçi olur. Bu şekilde Avrupa 9 bin yıl önce Anadolu’da (Çatalhöyük’te) gerçekleşen “Tarım Devrimi”ne <strong>“Sanayi Devrimi”</strong>ni ekler. Radyoyu, telefonu, televizyonu, otomobili, treni, uçağı, interneti vd. keşfeder. Bu şekilde çok daha rahat ve renkli bir dünyada yaşamaya başlar: Ortalama ömür 80-90’lı yaşlara çıkar.</p>
<p>İnsan hakları uygulamasını başlatan Avrupa Konseyi üyesi ülkeler hak ihlallerini denetlemek üzere <strong>Strazburg İnsan Hakları Mahkemesi</strong>ni kurarlar. (1959) İnsan haklarına uyum gösteren ülkeler zenginleşirler ve dünyanın gözde ülkeleri haline gelirler. Buna karşılık, uyum gösteremeyen ülkelerinin başları dertten kurtulmaz; (din/tarikat/ideoloji/ırk kökenli) iç kavgalarla, huzursuzluklarla kaynaklarını heba ederler. Aynı ülkeler insan haklarına değer vererek zenginleşen ülkelerin kontrolü altına düşerler.</p>
<p>Şöyle bitirebiliriz: Çağdaş ülkelerde insan hakları; hukukun öncülleridirler yani hukukun üzerine inşa edilmesi gereken temel (a priori) ilkelerdirler. Aynı ülkelerde insan haklarına saygı, kanun devleti olmak yerine hukuk devleti olmak anlamına da gelir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/insan-haklarinin-anlami-ve-onemi-uzerine-78128</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İnsan haklarının anlamı ve önemi üzerine ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kurumlar-vergisi-beyan-donemi-icin-10-secme-ozelge-78127</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kurumlar vergisi beyan dönemi için 10 seçme özelge</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kurumlar vergisi beyan dönemi, herhangi bir uzatma olmaması durumunda, yarın akşam sona erecek. Bugün ve yarın, tahmin ediyorum en yoğun beyanname verme günleri olacak. Beyannamesinin bu iki günde verecek olanlar için, beyan sırasında dikkate alınabilecek, 2024 sonlarında ve 2025 yılında verilen özelgelerden seçtiğim bazılarını hatırlatmak istedim. Tam metinlerine Gelir İdaresi Başkanlığının internet sitesinden ulaşabilirsiniz.</p>
<p><strong>Holding şirketler ve iştiraki grup şirketlerinin iştirak hisselerinin satışında kurumlar vergisi istisnası hangi hallerde uygulanabilir?</strong></p>
<p>(26.12.2024 tarih ve 176392 sayılı özelge)</p>
<p>Holding olarak faaliyet gösteren şirkete ait iştirak hisselerinin, üçüncü kişilere satışından elde edilen kazançların istisna kapsamında değerlendirilmesi mümkün olup, söz konusu hisselerin grup içi şirketlere satışından elde edilen kazançların istisna kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir.</p>
<p>Grup şirketlerinin aktifinde bulunan, gerek diğer grup şirketlerinin gerekse grup dışı şirketlerin iştirak hisselerinin, diğer grup şirketleri ve üçüncü kişilere satışından elde edilen kazançların istisna kapsamında değerlendirilmesi mümkündür.</p>
<p>İştirak hissesi satışından elde edilen hasılatın, sektör veya faaliyet alanı değişikliği, bir şirketin hisse çoğunluğuna sahip olma ve benzeri ekonomik fayda sağlayan amaçlar dışında, yeni iştirak hisseleri satın alınması için kullanılması durumunda, bir bağlı değerin başka bir bağlı değere dönüştürülmesi nedeniyle, hasılatın söz konusu bağlı değer için kullanılan kısmıyla ilgili olarak istisnadan yararlanılması mümkün değildir.</p>
<p><strong>Yurt içi asgari kurumlar vergisi uygulamasında teşvik belgesi alınma tarihi nedir?</strong></p>
<p>(28.05.2025 tarihli özelge)</p>
<p>Özelge talep formunda yer alan bilgiden; yatırım teşvik belgesine müracaat tarihinin 21.11.2022, belge başlama tarihinin 01.01.2021, teşvik belgesinin düzenlendiği (alındığı) tarihin ise 28.01.2025 olduğu anlaşılmaktadır.</p>
<p>02.08.2024 tarihinden önce Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından alınmış olan teşvik belgelerindeki yatırıma katkı tutarları asgari kurumlar vergisi uygulamasında dikkate alındığından, <u>28.01.2025 tarihinde alınan</u> yatırım teşvik belgesindeki yatırıma katkı tutarlarının kullanılması nedeniyle ilgili hesap döneminde alınmayan verginin, hesaplanan asgari kurumlar vergisinden indirilmesi mümkün bulunmamaktadır.</p>
<p><strong>Şirkete ait olmayan arsa üzerine yapılan bina inşaatı harcamaları indirimli kurumlar vergisi uygulamasında yatırım harcaması olarak kabul edilebilir mi?</strong></p>
<p>(28.04.2025 tarih ve 57172 sayılı özelge)</p>
<p>Arsa sahibi ortakla yapılan sözleşmeye istinaden, şirket ortağı adına tescilli arsa üzerine yatırım teşvik belgesi kapsamında inşa edilen binanın arsa sahibine ait olduğu, binanın kira bedeli ödenmeksizin ve ödenerek kiralanacağı hususları dikkate alındığında, aktifte yer almayan arsa üzerine arsa sahibi adına yapılan inşaatla ilgili harcamaların Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 32/A maddesinde düzenlenen indirimli kurumlar vergisine konu edilmesi mümkün değildir.</p>
<p><strong>Üretim veya ihracat kazançlarına indirimli kurumlar vergisi uygulamasında müşterek gider ve gelirler dikkate alınır mı?</strong></p>
<p>(29.04.2025 tarih ve 127160 sayılı özelge)</p>
<p>Üretim ve ihracat kazançlarının kayıtlarda tespitinin mümkün olmadığı hallerde, müşterek genel giderlerden, indirim kapsamında olan faaliyetler ile indirim kapsamında olmayan faaliyetler arasında uygun bir dağıtım anahtarı çerçevesinde pay verilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Öte yandan, kurumlar vergisi oranının 5 puan indirimli uygulanması şirketlerin münhasıran ihracattan elde ettikleri kazançları ile 1 puan indirimli uygulanması ise şirketlerin münhasıran üretimden elde ettikleri kazançları ile sınırlı olup, gerek ihracat faaliyeti gerekse üretim faaliyeti kapsamındaki alacakların tahsilinden sonra oluşan kur farkı, faiz ve benzeri gelirler için söz konusu indirim uygulamasından yararlanılması mümkün bulunmamaktadır.</p>
<p><strong>KDV Kanunu’nun 11/1-b maddesi kapsamında yapılan satış dolayısıyla kurumlar vergisi oranının 5 puan indirimli olarak uygulanması mümkün müdür?</strong></p>
<p>(28.07.2025 tarihli özelge)</p>
<p>Türkiye’de ikamet etmeyen yolculara Türkiye dışına çıkarılmak üzere Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 11/1-b maddesi kapsamında yapılan satışlar ihracat kapsamında değerlendirilmekte olup, söz konusu satışlar dolayısıyla elde edilen kazançlara kurumlar vergisi oranının 5 puan indirimli uygulanması mümkündür.</p>
<p><strong>Finansman gider kısıtlaması hesaplamasında, vergi ve diğer yasal yükümlülükler hangi tutarıyla dikkate alınmalıdır?</strong></p>
<p>(25.09.2025 tarih ve 542301 sayılı özelge)</p>
<p>Finansman gider kısıtlaması uygulamasında, vergi ve diğer yasal yükümlülükler hesaplanmadan önceki yabancı kaynak/öz kaynak mukayesesi sonucu bulunan tutarın dikkate alınması gerekmektedir.</p>
<p><strong>Teknopark kazancı istisnası uygulaması kapsamında, belirlenen alanlara yapılan yatırımlarda kalma süresine ilişkin bir süre sınırı var mıdır?</strong></p>
<p>26.11.2025 tarihli özelge)</p>
<p>Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu’nun ek 3. maddesi hükmü gereği, yıllık beyanname üzerinden istisna edilen kazancın yüzde üçünün pasifte geçici bir hesaba aktarılması, bu tutarın geçici hesabın oluştuğu yılın sonuna kadar Türkiye’de yerleşik girişimcilere yatırım yapmak üzere kurulmuş girişim sermayesi yatırım fonu paylarının satın alınması veya girişim sermayesi yatırım ortaklıkları ya da kuluçka merkezlerinde faaliyette bulunan diğer girişimcilere sermaye olarak konulması gerekmektedir.</p>
<p>Sermaye olarak konulan tutarların, kuluçka merkezlerinde faaliyet gösteren firmalarda kalma süresine ilişkin bir sınır bulunmadığı gibi, aynı kuluçka firmasına belirlenen şartlar dahilinde birden fazla yıl sermaye konulması da mümkündür.</p>
<p><strong>Kısmı bölünme suretiyle yeni kurulan şirket, vergiye uyumlu mükelleflere vergi indirimi uygulamasından yararlanabilir mi?</strong></p>
<p>(19.12.2025 tarih ve 1692392 sayılı özelge)</p>
<p>Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 121. maddesinde yer alan indirim hükmünden faydalanılabilmesi için, kısmi bölünme yoluyla kurulan kurumun en az 3 yıldır (beyannamenin ait olduğu yıl ve önceki iki yıl) faaliyette bulunuyor olması ve indirim hakkı için diğer tüm şartların da sağlanması gerekmektedir.</p>
<p><strong>Gelecek aylara/yıllara ait giderlerin enflasyon düzeltmesi nasıl olmalıdır?</strong></p>
<p>(21.04.2025 tarih ve 219334 sayılı özelge)</p>
<p>Gelecek bir hesap dönemine ait olarak peşin ödenen giderlerin izlendiği “180- Gelecek Aylara Ait Giderler” ve “280- Gelecek Yıllara Ait Giderler” hesaplarının, esas itibariyle, enflasyon düzeltmesi uygulamasında “parasal olmayan kıymet” olarak kabul edilmesi ve düzeltmeye tabi tutulması gerekmektedir.</p>
<p>Ayrıca, enflasyon düzeltme farkı ihtiva eden 280 no.lu hesabın, 180 no.lu Hesaba aktarımının, enflasyon düzeltme farkı da dikkate alınarak (alt hesapta izlenecek şekilde) yapılmasının yanı sıra, enflasyon düzeltme farkı ihtiva eden 180 no.lu hesaptan ilgili gider hesabına aktarımların da enflasyon düzeltmesi farkı dahil tutar üzerinden yapılması icap etmektedir.</p>
<p>Öte yandan, parasal olmayan kıymet mahiyetindeki söz konusu hesapların enflasyon düzeltmesine tabi tutulması sonucu oluşan farklardan 2023 hesap döneminden kaynaklanan kısmının, gider olarak dikkate alınmaması, beyannamede kanunen kabul edilmeyen giderler kısmında gösterilmesi gerekmektedir.</p>
<p><strong>Gelecek aylara/yıllara ait gelirler hesabının düzeltilmesi sonucu oluşan düzeltme farkının 2023 hesap döneminden kaynaklanan kısmının beyannamede indirim olarak dikkate alınması mümkün müdür? </strong></p>
<p>(02.05.2025 tarih ve 554230 sayılı özelge)</p>
<p>Enflasyon düzeltme farkı ihtiva eden "480-Gelecek Yıllara Ait Gelirler" hesabının, "380-Gelecek Aylara Ait Gelirler" hesaba aktarımının, enflasyon düzeltme farkı da dikkate alınarak (alt hesapta izlenecek şekilde) yapılmasının yanı sıra, enflasyon düzeltme farkı ihtiva eden 380 no.lu hesaptan ilgili gelir hesabına aktarımların da enflasyon düzeltmesi farkı dahil tutar üzerinden yapılmalıdır.</p>
<p>Öte yandan, parasal olmayan kıymet mahiyetindeki söz konusu hesapların enflasyon düzeltmesine tabi tutulması sonucu oluşan farklardan 2023 hesap döneminden kaynaklanan kısmının, gelir olarak dikkate alınmaması, beyannamede "Diğer İndirimler" kısmında gösterilmesi gerekmektedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kurumlar-vergisi-beyan-donemi-icin-10-secme-ozelge-78127</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kurumlar vergisi beyan dönemi için 10 seçme özelge ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pasif-bekleyenler-degil-aktif-degisenler-kazanacak-78126</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pasif bekleyenler değil, aktif değişenler kazanacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>M. CENGİZ GÖĞEBAKAN - </strong><strong>OPTİMUM AŞ Finansal </strong><strong>Yönetim Danışmanı</strong></p>
<p><strong>Operasyonel verimlilik ve değişim, dönüşüm uygulamaları ile maliyet azaltıcı, gelir artırıcı önlemlerle ülkemiz ekonomisinde en kıt kaynaklar arasında bulunan sermaye verimliliğinin geliştirilmesi elzemdir.</strong></p>
<p>Mayıs 2023 den beri uygulanan enflasyonla mücadele için uygulanmakta olan para ve maliye politikaları ile bu politikaları destekleyici yönde alınmakta olan makro ihtiyati tedbirler sürecinde, reel sektörün; finansmana erişim sorunlarına çözüm aranırken, erişilebilen finansmanın kısa vadeli ve yüksek maliyetli olabilmesinin de etkisiyle işletmelerin, maliyet-kur -fiyat dengesini kuramamaları nedeniyle karlılık ve verimliliklerinin düşmesinden dolayı borç ödeme ve çevirme güçlerine ilişkin manevra kabiliyetleri erozyona uğramıştır.</p>
<p>Hal böyle iken,  Şubat 2026 sonunda Hürmüz Boğazı odağında başlayan savaş, bir yandan petrol, doğalgaz gibi en önemli enerji kaynaklarının fiyatlarında büyük sıçramalara neden olurken, bunların temin koşullarında belirsizliklere ve tedarik sürelerinde belirsiz uzamalara neden olmaktadır.</p>
<p><strong>Operasyonel dönüşüm ve yeniden </strong><strong>yapılanma kaçınılmaz hale geldi</strong></p>
<p>Bu durum, şirketler için sadece birer finansal risk oluşturmamış, aynı zamanda yeni normalin tetiklediği operasyonel dönüşümün ve yeniden yapılanmanın kaçınılmaz hale geldiği birer eşik oluşturmuştur. </p>
<p>İşletmelerin; bu kaotik türbülansı, sürdürülebilir finansal istikrara kavuşabilecek şekilde nasıl yönetecekleri, etkin finansal ve operasyonel dönüşüm süreçlerini planlayıp realize etme inisiyatifleriyle yakından ilgilidir.</p>
<p>Elbette ki başta Hazine ve Maliye Bakanlığımız olmak üzere TCMB, BDDK ve diğer ilgili</p>
<p>düzenleyici ve denetleyici kurumlar gerekli tedbirleri alacaktır.</p>
<p>Alınması gereken tedbirlerin bir kısmının,  enflasyonla mücadele programına kısmen de olsa zorluk çıkaran yönleri olabileceği bilinse de kamu otoritemizin, konjonktürün getireceği muhtemel sonuçlar ile alınacak tedbirlerin etki analizlerini değerlendirerek, ülkemiz ekonomisi ve reel sektörün sürdürülebilir başarısı için en uygun çözümleri belirleyeceğine olan inancımız tamdır.</p>
<p>Ülkemizin finansal dengelerine kavuşma sürecinde yaşanan sorunların üzerine; petrol ve doğalgaz enerji fiyatlarının kontrolsüz yükselmesi  nedeniyle finansal istikrarın en önemli değişkeni olan cari açığın artması, başta petrokimya ürünleri ile bunların türev ürünlerinin ve artçı dalga etkisiyle tüm ana hammaddelerin fiyat - tedarik - temin ve navlun süre ve maliyet artışı riskleri de eklenmiştir.</p>
<p>Bu durumda işletmelerimizin  (farklı sektörlerde, farklı boyutlarda ve farklı şekillerde etkilenecek olmakla birlikte)  Operasyonel giderleri ve Girdi maliyetlerindeki artışlar nedeniyle, ilave olarak ve orta vadeli işletme sermayesi ihtiyaçları artacaktır. Bu kaynakların karşılanamaması halinde,  işletmelerin faaliyetleri ile borç ve yükümlülüklerinin sürdürülebilirliği sağlanamayabilecektir.</p>
<p>Özellikle ülkemizin uyguladığı barış odaklı dış ilişkilerin yansımaları ve çatışmalar nedeniyle; Uzak Doğu ve Körfez hattındaki lojistik aksamaların, Avrupalı alıcıları daha güvenli ve yakın tedarikçilere yönelteceği ve Afrika pazarından alınacak payın artabileceği öngörülmelidir.</p>
<p><strong>Finansal yeniden yapılandırma şart</strong></p>
<p>Özellikle ihracata odaklı reel sektörümüzün, orta vadeli makul maliyetli finansa erişim imkanlarının açılması ve operasyonel maliyet verimliliklerini optimize etmeleri halinde yeni pazar payları kazanma fırsatı oluşacaktır ki,  bu da büyüme konusunda olumlu katkı sağlayan bir unsur olacaktır.</p>
<p>Bu amaçla, işletmeler için yaygın ve seri şekilde  “finansal yeniden yapılandırma” uygulamasına gidilerek,  yüksek faiz ve operasyonel maliyet baskısı altındaki şirketlerin, borç vadelerini nakit akış projeksiyonlarına göre revize etmeleri şarttır.</p>
<p>Sadece finansal iyileşme yeterli değildir. Operasyonel verimlilik ve değişim, dönüşüm uygulamaları ile maliyet azaltıcı, gelir artırıcı önlemlerle ülkemiz ekonomisinde en kıt kaynaklar arasında bulunan  sermaye verimliliğinin geliştirilmesi  de elzemdir.</p>
<p>Ülkemiz reel sektörünün  bu süreci, krizden  fırsata dönüştürebilmesi için  çaresiz, pasif bir bekleyiş değil, aktif ve hedef odaklı bir operasyonel ve finansal dönüşüm dönemi olmalıdır.</p>
<p>Bunu destekleyerek teşvik ederek ve uyum içinde izlenecek  maliye -para ve finans politikaları, ülkemizin geleceğine yönelik önemli bir yatırım sağlayacaktır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pasif-bekleyenler-degil-aktif-degisenler-kazanacak-78126</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pasif bekleyenler değil, aktif değişenler kazanacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tasacak-depolar-artacak-sikayetler-78125</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Taşacak depolar, artacak şikâyetler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Amerikan donanmasının Hürmüz'deki ablukasını İran tankerleri aşamıyor.  Ülkenin marttaki ihracat hacmi, bu ay yüzde 70 düştü. Mevcut üretim hızıyla İran'ın depolarının dolmasına sadece 20 gün kaldı. Üretimi kısmak siyasi bir tercih olmaktan çıkarak fiziksel bir zorunluluğa dönüştü.</p>
<p>Küresel enerji arzında, şubattan beri günlük iki buçuk milyon varillik kapasite devre dışı kaldı. Körfez ülkeleri üretimi mecburen yavaşlattı. İran’daki bu kördüğüm, daha geniş çaplı bir daralmaya işaret ediyor. Mayısın ortalarında dev bir kesinti masaya gelebilir. Piyasalar söz konusu kaybın boyutunu henüz tam olarak fiyatlamadı. Yatırımcılar anlık hareketlere odaklanıyor. Ancak sistemik risk sahadaki lojistik kilitlenmeyle büyüyor. Ne var ki Tahran yönetimi bu daralmanın mali yansımasını şimdilik hissetmiyor. Çin'e giden kargoların teslimi ve ödemelerin hesaba geçmesi aylar sürüyor. Rejimin önünde 3-4 aylık bir finansal tampon bulunuyor. Nakit akışı kesintiye uğramadığı için diplomasi masasına oturma aciliyeti de öteleniyor.</p>
<p>Ufuktaki petrol dar boğazı, enflasyon beklentilerini bozarak Merkez Bankası’nın manevra alanını daraltabilir. Başkan Karahan'ın son açıklamaları da sıkı duruşun tavizsiz süreceğini gösteriyor. Parasal sıkılaşma takvimi uzuyor. İçeride zaten tartışılan kur ve faiz politikaları, bu dış dalgayla tam bir açmaza dönüşebilir. Reel sektörün tahammül sınırı zorlanacak. Üretim çarklarındaki yavaşlama, istihdam piyasasını da sert bir sınava sokacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tasacak-depolar-artacak-sikayetler-78125</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Taşacak depolar, artacak şikâyetler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yatirimlarda-artik-verimlilik-degil-guvenlik-on-planda-78124</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yatırımlarda artık verimlilik değil güvenlik ön planda</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f18d4b34e26-1777438027.jpeg" alt="" width="300" height="190" /></strong><strong>ALİ RIZA ÖNER - </strong><strong>Atık Yönetimi ve Atıktan Enerji Üreticileri Derneği (TAYED) Başkanı</strong></p>
<p>Dünya, son yıllarda yaşanan gelişmelerle birlikte yeni bir ekonomik ve jeopolitik döneme girmiş durumda. Savaşlar, enerji krizleri, tedarik zinciri kırılmaları ve artan bölgesel gerilimler yalnızca devletlerin politikalarını değil, aynı zamanda şirketlerin ve bireylerin yaşam tercihlerini de kökten değiştirdi. Bugün artık küresel sistemin temel sorusu değişmiş durumda. Eskiden “en verimli üretim nerede yapılır?” sorusu ön plandayken, bugün bu sorunun yerini “en güvenli, sürdürülebilir ve yaşanabilir yer neresi?” sorusu almış durumda.</p>
<p>Bu değişim, ekonomik büyümenin doğasını da dönüştürüyor. Artık büyüme yalnızca sermaye ile değil, nitelikli insan gücü ile mümkün. Çünkü teknoloji, mühendislik, finans ve inovasyon gibi alanlarda değer üreten asıl unsur insandır. Bu nedenle ülkeler arasında yeni bir rekabet başladı: yatırım çekme yarışı yerini, yüksek nitelikli insanı çekme yarışına bıraktı.</p>
<p>Pandemi ile birlikte hız kazanan uzaktan çalışma modeli ise bu dönüşümü daha da derinleştirdi. Bugün milyonlarca insan, fiziksel olarak bir ofise bağlı kalmadan çalışabiliyor, gelirini bir ülkeden kazanıp başka bir ülkede yaşayabiliyor. Bu durum yeni bir ekonomik modeli ortaya çıkardı: gelirin kazanıldığı yer ile yaşamın kurulduğu yerin ayrışması. Bu modelin en önemli sonucu ise şu oldu: insanlar artık işe göre değil, yaşamak istedikleri yere göre konumlanıyor. Ekonomik faaliyetler de giderek bu tercihlere göre şekilleniyor.</p>
<p>Tam da bu noktada son dönemde hızlanan bir başka eğilim dikkat çekiyor. Özellikle Rusya-Ukrayna savaşı, İran kaynaklı gerilimler ve Orta Doğu’daki artan belirsizlik yalnızca enerji ve ticaret dengelerini değil, insanların yaşamak istedikleri coğrafyaları da yeniden tanımlıyor. Kuzey ve Doğu Avrupa’da yaşayan, özellikle Rus, Ukraynalı, Alman, Belarus , Kazakistan , Doğu Avrupalı ve İskandinav ülkelerinin vatandaşları artık daha sıcak, daha dengeli ve daha yaşanabilir bir iklim arayışı içinde. Uzun ve sert kışlar, sınırlı güneş ışığı, yüksek yaşam maliyetleri ve yoğun şehir hayatı bu kitleleri güneye doğru yönlendiriyor.</p>
<p>Bu yönelim uzun süredir vardı ancak son yıllarda hız kazandı. Bu süreçte Körfez ülkeleri önemli bir çekim merkezi haline gelmişti. Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Bahreyn gibi ülkeler sundukları yüksek gelir imkanları ve cazip yaşam paketleriyle küresel beyaz yakayı kendine çekti. Ancak bugün bu model de sorgulanmaya başladı. Artan jeopolitik riskler, bölgesel gerilimler, hava sahası güvenliği gibi faktörler bu bölgelerin kırılganlığını ortaya koyarken, aynı zamanda yapısal sorunlar da daha görünür hale geldi. Aşırı sıcak iklim koşulları, yılın büyük bölümünde dış mekân yaşamının sınırlı olması, su ve gıda sistemlerinde yüksek dışa bağımlılık, doğal yaşamın sınırlı olması ve çoğunlukla yapay şehir dokusuna dayalı yaşam biçimi, özellikle uzun vadeli yaşam planı yapan insanlar için ciddi bir dezavantaj oluşturuyor.</p>
<p>Bu noktada çoğu zaman gözden kaçan ancak oldukça kritik bir gerçek daha var. Körfez ekonomilerinin büyümesinde ve özellikle Dubai’nin bugünkü dinamizmine ulaşmasında, bölgesel sermaye ve insan hareketliliğinin çok önemli bir payı bulunuyordu. İranlı, Iraklı ve Rus yatırımcılar, girişimciler ve profesyoneller uzun yıllar boyunca bu ekosistemin önemli bir parçasını oluşturdu. Bu kitle yalnızca finansal katkı sağlamadı; aynı zamanda ticaret ağları, girişimcilik kültürü ve ekonomik canlılık açısından da belirleyici oldu.</p>
<p>Bugün ise bu dengede ciddi bir değişim yaşanıyor. Hem jeopolitik gelişmeler hem de yaşam tercihlerindeki dönüşüm, bu kitleleri yeni arayışlara yöneltiyor. Özellikle Rus ve Ukraynalıların yanı sıra İran ve Irak kökenli yatırımcılar ve profesyoneller için artık yalnızca finansal fırsatlar yeterli değil. Daha güvenli, daha dengeli ve daha yaşanabilir bir ülke arayışı ön plana çıkıyor.</p>
<p>İşte bu noktada Türkiye çok güçlü bir alternatif olarak öne çıkıyor. Çünkü Türkiye yalnızca coğrafi olarak yakın değil; aynı zamanda kültürel, sosyal ve yaşam tarzı açısından da bu kitlelerle önemli ortak değerler taşıyor. Yemek kültürü, sosyal yaşam, aile yapısı, günlük hayatın ritmi ve şehirlerin doğal yapısı, bu insanların adapte olmasını kolaylaştıran unsurlar arasında yer alıyor. Bu durum, Türkiye’yi yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda <strong>insani ve kültürel olarak da uyumlu bir yaşam alanı</strong> haline getiriyor.</p>
<p>Bu arayışın coğrafi olarak daraldığını görüyoruz. Avrupa içinde sıcak iklim, kültürel çeşitlilik ve yaşam kalitesini birlikte sunabilen seçenekler oldukça sınırlı. Bu noktada öne çıkan iki ana hat var: İtalya’nın belirli bölgeleri ve Türkiye’de İstanbul merkezli Marmara hattı ile Akdeniz-Ege kıyı kuşağı.</p>
<p>Türkiye bu noktada çok güçlü bir avantaja sahip. Çünkü yalnızca iklim değil, aynı zamanda doğa, tarih, kültür ve sosyal çeşitlilik sunuyor. Bu da Türkiye’yi yalnızca bir yaşam alanı değil, aynı zamanda çok katmanlı bir yaşam ve üretim platformu haline getirme potansiyeline sahip kılıyor. Ancak bu potansiyelin hayata geçmesi için tek başına coğrafi avantajlar yeterli değil. Türkiye’nin en büyük sorunu kaynak eksikliği değil, model eksikliğidir.</p>
<p>Bugün nitelikli insan Türkiye’den ayrılırken, yabancı profesyoneller Türkiye’yi tercih etmiyor. Uluslararası şirketler kalıcı merkez kurmakta temkinli davranıyor. Bunun nedeni vergi yapısı, hukuki öngörülebilirlik ve bürokratik süreçlerin küresel rekabet açısından yeterince cazip olmamasıdır. Oysa günümüz dünyasında bir profesyonelin ya da yatırımcının baktığı üç temel kriter vardır: kazandığı gelirin ne kadarının kendisine kaldığı, kuralların ne kadar öngörülebilir olduğu ve işlerin ne kadar hızlı ilerlediği. Bu üç başlıkta güçlü bir yapı kuramayan ülkeler, küresel yetenekleri çekemez.</p>
<p>Türkiye’nin bu noktada atması gereken adım parçalı düzenlemeler değil, bütüncül bir model kurmaktır. Bu modelin merkezinde İstanbul ve Antalya yer almalıdır. İstanbul finans, ticaret ve yönetim merkezi olarak yeniden konumlandırılmalı; uluslararası şirketlerin karar aldığı, projelerin yönetildiği ve finansın döndüğü bir merkez haline getirilmelidir. Bunun için uluslararası hukuk altyapısı, hızlı işlem süreçleri ve güçlü bir güven ortamı sağlanmalıdır.</p>
<p>Antalya ise bu modelin yaşam merkezi olmalıdır. Ancak bu yaklaşım Antalya ile sınırlı kalmamalıdır. Türkiye’nin asıl gücü, Akdeniz ve Ege hattı boyunca uzanan geniş bir yaşam ve üretim koridoru oluşturabilme potansiyelidir. Bu koridor içinde Antalya’nın yanı sıra Mersin, Muğla-Bodrum hattı, İzmir ve Adana gibi şehirler de önemli roller üstlenebilir. Bu şehirlerin her biri farklı avantajlara sahiptir ve doğru planlama ile birer çekim merkezi haline gelebilir.</p>
<p>Antalya ve Bodrum daha çok yaşam odaklı, uluslararası profesyonellerin tercih edeceği merkezler haline gelirken, İzmir daha dengeli bir yaşam ve üretim kombinasyonu sunabilir. Mersin liman ve lojistik gücü ile ticari hareketliliği destekleyebilir. Adana ise sanayi, tarım ve enerji altyapısı ile bu ekosistemin üretim ayağını güçlendirebilir. Bu yapı bir bütün olarak ele alındığında ortaya güçlü bir model çıkar: Türkiye yalnızca tek bir şehirle değil, bir yaşam ve üretim koridoru ile rekabet eder.</p>
<p>Bu modelin içinde yeni nesil teknokentler kritik rol oynar. Yabancıların rahatlıkla çalışabildiği, şirket kurabildiği, bürokrasinin minimum olduğu uluslararası teknokentler kurulmalıdır. Bununla birlikte kollektif yaşam alanları, paylaşımlı ofisler ve esnek kira modelleri ile yeni nesil profesyonellere uygun ortam sağlanmalıdır. Çünkü bu insanlar yalnızca çalışmak değil, aynı zamanda sosyal bir çevre içinde üretmek ister.</p>
<p>Aynı zamanda akademik insan kaynağı da bu modelin önemli bir parçasıdır. Avrupa’da erken emekli olmuş ancak hâlâ üretken olan çok sayıda akademisyen bulunmaktadır. Bu kişiler için oluşturulacak bilim vadileri, Türkiye’ye doğrudan bilgi transferi sağlayacaktır. Bu sayede hem genç mühendisler yetişir hem de teknoloji üretimi hızlanır.</p>
<p>Öte yandan jeopolitik gelişmeler Türkiye için büyük bir fırsat alanı da oluşturmaktadır. Savaşların azalmasıyla birlikte başta Ukrayna olmak üzere geniş bir coğrafyada yeniden inşa süreci başlayacaktır. Orta Doğu’da enerji ve altyapı yatırımları hız kazanacaktır. Türk firmaları bu süreçte yalnızca yüklenici değil, ana oyuncu olabilir.</p>
<p>Tüm bu tablo bize şunu göstermektedir: Türkiye’nin önünde tarihi bir fırsat vardır. Ancak bu fırsat doğru model kurulmadan değerlendirilemez. Bugün artık gerçek çok net: sermaye güvene gider, insan özgürlüğe gider, yatırım hıza gider ve bilgi doğru ortama gider. Ve en kritik gerçek ise şudur: insan nerede yaşıyorsa ekonomi orada büyür.</p>
<p>Eğer Türkiye İstanbul’u küresel iş ve finans merkezi, Antalya’dan başlayarak Mersin, Bodrum, İzmir ve Adana’ya uzanan hattı ise küresel yaşam ve üretim koridoru haline getirebilirse; Avrupa’nın kuzeyinden, doğusundan ve Körfez’den yönünü değiştiren bu yeni insan akımını doğru okuyabilirse, bu ülke yalnızca ekonomik olarak büyümez. Aynı zamanda yeni dünya düzeninde söz sahibi olan, yön veren ve oyun kuran ülkelerden biri haline gelir.</p>
<p>Bu dönüşüm artık bir tercih değil, bir zorunluluktur.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yatirimlarda-artik-verimlilik-degil-guvenlik-on-planda-78124</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yatırımlarda artık verimlilik değil güvenlik ön planda ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yine-araba-atlarin-onune-kosuluyor-78123</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yine ‘araba atların önüne koşuluyor’</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Özellikle ekonomi ile ilgili kararlarda konunun tarafları dinlenmeden bir sabah aniden yeni bir reform paketi açılıyor. İlgili kesimin hiçbir haberinin olmadığı, yasal düzenlemelerin Meclise gittiği gibi değiştirilmeden oylandığı gelişmeler birbirini izliyor.</strong></p>
<p>Önce bu ifadeye ilişkin birkaç yazı başlığı…</p>
<p>Nedense “Arabayı atların önüne koşmak” ifadesi hoşuma gidiyor. Zaman zaman çeşitli resmi toplantılarda, televizyon programlarında ve sohbetlerde kullanıyorum. Bir yanlışın veya tersliğin bu kadar veciz bir ifadeyle anlatılmasını çok anlamlı buluyorum.</p>
<p>Google üzerinden açık kaynaklara bakınca bu ifadenin ya da başlığın bir kaç yazıda kullanıldığını gördük.</p>
<p>İlki Dünya gazetesindeki 24 Temmuz 2019 tarihli yazı başlığı…</p>
<p>“…Aslında -atlar arabanın önüne koşulur- ifadesi geçerlidir, yani atlar arabayı çekmek için önde yer alır.</p>
<p>Oysa “arabayı atların önüne koşmak…” deyince, işe tersten başlandığı akla gelir. Yani daha önce yapılması gereken işleri daha sonraya bırakmak ve dolayısıyla işe sondan ya da tersten başlamak anlamına gelir.”</p>
<p>İkincisi, 17 Mart 2009 tarihli Yeni Şafak gazetesinde Abdullah Muradoğlu’na ait yazı...</p>
<p>“…Gilles Deleuze'ün dediği gibi, / Hukukun gerçek yaratıcısı, içtihatlardır: Yargıçlara emanet edilmemesi gerekirdi." İçtihatlar, arabaların önüne koşulan yağız atlar gibidirler.</p>
<p>Ama bizde tam tersi oluyor sevgili okurlar, arabaları atların önüne koşuyorlar.</p>
<p>İdeolojiler hukukun önüne geçtiği için bir türlü yol alamıyoruz.</p>
<p>Kimi hukukçuların ve kimi yüksek yargıçların ifade ettikleri görüşler çözümü kolaylaştırmayı bir kenara bırakın, tam aksine kitleyici bir rol oynamaktan öteye gitmiyor”.</p>
<p>Önümüze çıkan bir üçüncü yazı da İbrahim Güçlü’ye ait Kurdistan24.net/tr adlı dijital yayındaki makale.</p>
<p>“…Türklerde meşhur bir söz var. O söz de, “Arabaları atların önüne koşmak” sözüdür. Bu söz, arabaların atların önüne koşulması halinde, arabanın hareket etmeyeceği, yerinde duracağı anlamındadır.  Türk siyasetçileri bu sözü, tersini yapmak için sık sık kullanırlar. Ama kendileri de çoğu zaman aynı yanlışa düşerler, arabayı atların önüne koşarak, suyu bulandırırlar, gerçekleri alt üst ederler”.</p>
<p>… Ve nihayet Hasan Öztürk’ün 21 Mayıs 2025 tarihli Haber7com.’daki “Arabayı atın önüne koşmak” isteyenlere inat, işimizin sıralamasını ıskalamayacağız, başlıklı makalesi…</p>
<p>Bu başlığı yapay zekanın bizim için tanımlamasını istedik…</p>
<p>"Arabayı atların önüne koşmak" deyimi, bir işi sondan başa doğru, mantıksız veya yanlış sırayla yapmak; öncelikleri karıştırarak sonucu tehlikeye atmak anlamına gelir. İşe sondan başlamak veya temelden önce detayları halletmeye çalışmak şeklinde yorumlanan bu ifade, genellikle işlerin ters gitmesine neden olan plansızlık durumlarını anlatır. </p>
<p>“Arabayı atların önüne koşmak”, işleri yanlış sırayla yapmak, öncelikleri karıştırmak veya bir sürece sondan başlamak anlamına gelen bir deyimdir. </p>
<p>İngilizcedeki "To put the cart before the horse" ifadesinin Türkçedeki karşılığı olan bu deyim, şu durumları ifade etmek için kullanılır:</p>
<p>- Yanlış Sıralama: Bir işin doğası gereği önce yapılması gereken kısmını sonraya bırakmak.</p>
<p>- Mantıksal Hata: Henüz ispatlanmamış bir iddiayı, başka bir iddianın kanıtı olarak sunmak gibi mantık hataları.</p>
<p>- Verimsizlik: Atın arabayı çekmesi gerekirken arabanın önüne geçirilmesi durumunda hareketin imkansızlaşması gibi, yanlış yöntem nedeniyle sonuç alamamak. </p>
<p>Örneğin; bir evin temeli atılmadan çatısının nasıl olacağını planlamak veya bir ürün üretilmeden reklam bütçesini harcamak "arabayı atın önüne koşmak" olarak nitelendirilebilir. </p>
<p>Gelelim bu başlığı niçin kullandığımıza…</p>
<p>Yarım yüzyıla yaklaşan AK Parti iktidarının en dikkate değer ve belki de başarı getiren yönlerinden birisi çok hızlı refleksler ortaya koyması, kararlar alması. Toplumu, kesimleri ilgilendiren sosyal, ekonomik, siyasi, hukuki, kültürel tüm konularda tavır belirleyerek eyleme dönüştürmesi.</p>
<p>Ancak konunun neden-sonuç ilişkisi belirlenmiyor ve etki analizi yapılmıyor. Niçin sorusuna cevap aranmıyor. Sosyolojik ve uzun dönemli değerlendirmelere yer verilmiyor.</p>
<p>Örneğin;</p>
<p>- Toplumda uyuşturucu bağımlılığının bu denli yükselmesinin sosyolojik, ekonomik, kültürel gerekçeleri sorgulanmıyor; onun yerine dönemin İçişleri Bakanlarının ağzından uyuşturucu mücadelesinin kesintisiz sürdürüleceği ya da amansız (!) bir şekilde mücadeleye devam edileceği vurgulanıyor.</p>
<p>- Lise çağındaki çocukların suça sürüklenmesinin ve küçük baronların boy salmasının kök nedenleri araştırılmadan operasyonlar yoğun bir şekilde medyaya yansıtılıyor.</p>
<p>- Yargı reformu adına Meclis’ten geçen paket düzenlemelerin sayısı onları ve madde sayısı yüzleri geçmiş durumda. Şimdi de çiçeği burnunda genç ve yeni Adalet Bakanımızın ses getiren düzenlemeleri sırada…</p>
<p>- Özellikle ekonomi ile ilgili kararlarda konunun tarafları dinlenmeden bir sabah aniden yeni bir reform paketi açılıyor. İlgili kesimin hiçbir haberinin olmadığı, yasal düzenlemelerin Meclise gittiği gibi değiştirilmeden oylandığı gelişmeler birbirini izliyor.</p>
<p>- Örneğin yaklaşık 2 yılda bir yenilenen ve sayısı 10’u geçen, son birkaç yıldır ara verilen “yeniden yapılandırma, af, tahsilatın hızlandırılması, bazı varlıkların milli ekonomiye kazandırılması…” gibi ambalajlarla yinelenen paketlerden birisinin hazırlığı yapılıyor.</p>
<p>- Ne yazık ki bu düzenlemelerin başlangıçta sağlıklı etki analizi yapılmadığı gibi sonuçları da paylaşılmıyor.</p>
<p>Bütün bu çabalar yanlış kurgu ve yaklaşım nedeniyle sağlıklı sonuç vermiyor. Onun için arabayı atların önüne değil, atları arabanın önüne koşmak gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yine-araba-atlarin-onune-kosuluyor-78123</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yine ‘araba atların önüne koşuluyor’ ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cografya-kader-degil-stratejidir-78122</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Coğrafya kader değil, stratejidir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye, iklim krizinin üç ana cephesinin kesiştiği bir coğrafyada. Akdeniz iklim kırılganlığı, enerji güvenliği ve finansman. Bu üç eksen birbirini hem besliyor hem de karmaşıklaştırıyor. COP31, Türkiye’ye bu kırılganlığı tutarlı bir bölgesel çerçeveye dönüştürme ve bunun liderliğini üstlenme fırsatını veriyor.</strong></p>
<p>Türkiye’nin başkanlığını yapacağı COP31 için geri sayım devam ediyor. Kasımda Antalya’da düzenlenecek bu organizasyon, <strong><em>ülkemiz için stratejik olarak son derece önemli.</em> </strong></p>
<p>Türkiye’nin COP31 için resmi çerçevesi net. Bu, <em>‘uygulama’</em> zirvesi olarak konumlanıyor. Artık söylem değil, eylem vurgusu öne çıkıyor. <em>Diyalog-uzlaşı-eylem</em> üçlüsü ise başkanlığın ilkeleri.</p>
<p>Doğru ama bir o kadar da zorlu bir çerçeve. Doğru, çünkü iklim müzakerelerinin kronik bir söylem-eylem açığı var. Zorlu, çünkü bu açığı kapatacak koşullar daha Antalya’ya gelmeden daha da kırılgan hale gelmiş durumda.</p>
<p><strong>Küresel zemin kırılgan</strong></p>
<p>COP31 temiz bir sayfayla açılmıyor. ABD müzakere masasından çoktan kalktı. Orta Doğu’daki jeopolitik gerilim enerji piyasalarını sarsıyor. Hürmüz gibi baskılar, devletleri enerji güvenliğini iklim gündeminin önüne almaya zorluyor.</p>
<p>Bir de sırtta dolu bir küfe var. COP30’da 80’den fazla ülkenin neredeyse uzlaştığı fosil yakıt yol haritası Brezilya’da nihai metne giremedi. Antalya, bir önceki COP’un çözemediği bu ağır dosyayı da sırtlanacak.</p>
<p>Tüm bu kırılganlıklar, COP31’i aslında daha da önemli kılıyor. Ve <strong><em>Türkiye için nadir bir fırsat penceresi</em></strong> açıyor.</p>
<p><strong>Fırsat üçgeni</strong></p>
<p>Akdeniz, iklim krizinin bizzat şekillendiği bir hat. Küresel ortalamadan yüzde 20 daha hızlı ısınıyor. Kıyı bölgelerinde sel ve erozyon, deltalar ve akiferlerde tuzlanma, su krizi ve 500 milyondan fazla insan. Bu tablo iklim krizini bu hat için de soyut bir çevre meselesinden çıkarıp, ekonomik ve toplumsal bir meseleye dönüştürüyor.</p>
<p>Türkiye, iklim krizinin üç ana cephesinin kesiştiği bir coğrafyada. <strong><em>Akdeniz iklim kırılganlığı, enerji güvenliği ve finansman.</em></strong> Bu üç eksen birbirini hem besliyor hem de karmaşıklaştırıyor. COP31, Türkiye’ye bu kırılganlığı tutarlı bir bölgesel çerçeveye dönüştürme ve bunun <strong><em>liderliğini üstlenme</em> </strong>fırsatını veriyor.</p>
<p>Enerji tarafında, Türkiye’nin çelişkili görünen bir tablosu var. Kömür sübvanse ediyor ama yenilenebilir kapasitesini de hızla artırıyor. Hem enerji ithalatçısı hem de transit koridor. Bu durum aslında küresel çoğunluğun yaşadığı geçiş gerçeğinin özeti. Türkiye bu deneyimi <em>‘hızlı ama dengeli geçiş’</em> modeli olarak kurabilirse, bu bir zayıflık değil, <strong><em>küresel tartışmaya özgün katkı</em></strong> olur.</p>
<p>Türkiye’nin hayata geçireceği emisyon ticaret sistemi (ETS), Avrupa ile bütünleşik ticaret yapan bir ekonomi için doğrudan rekabet meselesi. Bu sistemin tasarımını ve uygulamasını bölgedeki komşularıyla paylaşmak, Türkiye’yi salt enerji koridoru olmaktan çıkarıp, <strong><em>geçiş mimarına dönüştürebilir.</em></strong></p>
<p>Finansman tarafında ise özgün bir ara konum söz konusu. İklim finansmanı COP31’in en ağır gündemi. Hedef 2035’e kadar yılda 1,3 trilyon dolar. İhtiyaç ortada ama fonlama ve dağıtım mekanizması belirsiz.</p>
<p>Türkiye, güçlü bankacılık sistemiyle, iklim projelerinin yapılandırılması, yeşil tahvil ihracının ölçeklenmesi ve uluslararası iklim fonu mekanizmalarıyla Akdeniz, Balkanlar ve Orta Doğu için bir <strong>iklim finansmanı köprüsü</strong> kurabilir.</p>
<p><strong>Sonuç: </strong><strong>Fırsat gerçek, pencere açık</strong></p>
<p>İklim, enerji ve finansman birbirinden bağımsız değil. Enerji geçişini finanse edemeyen bir bölge liderliği boşa düşer. Finansmanı yönlendiremeyen bir enerji vizyonu kâğıt üzerinde kalır. İklim kırılganlığını gündemin merkezine taşıyamayan bir finansman mekanizması meşruiyetini yitirir. Tüm bunların jeopolitik enerji güvenliği açısından önemi de malum.</p>
<p>Türkiye’nin COP31 başkanlığının gerçek değeri, bu üç ekseni birlikte kurabilme kapasitesinde. Bunun için yalnızca uluslararası söylem yetmez. Türkiye’nin ulusal katkı beyanını (NDC) daha net bir uygulama takvimine bağlanması ve kolektif hareket kapasitesini gerçek bir koordinasyona dönüştürmesi gerekiyor.</p>
<p>Tüm bu dönüşüm devletin yönetebileceği ama tek başına gerçekleştiremeyeceği bir süreç. Kamunun koordinasyonu, özel sektörün desteği, finansın aktif konumlanması, akademinin bölgesel tez ve senaryolar üretmesi, sivil toplumun aktif katılımı, iletişimin de geniş toplumsal destek için doğru anlatıları kurması gerekiyor.</p>
<p>COP31, Türkiye’nin iklim dönüşümünü kendi ekonomik geleceğinin merkezine yerleştirdiği, kolektif bir kapasite inşa ettiği ve Akdeniz bölgesinde bu mimarinin öncü aktörü olduğu bir dönemin başlangıcı olabilir.</p>
<p>Bunun için <strong>tüm paydaşların ülkemiz adına sorumluluk alması şart. </strong>İklim dönüşümü, her aktörün kendi konfor alanının tam sınırında durduğu bir süreç. Buradan çıkmak gerekiyor. Çünkü dönüşüm, izleyerek değil, ortak hareket ederek mümkün.</p>
<p>Tüm bu çerçeve sağlıklı şekilde kurulabilirse, COP31 salt bir etkinlik olarak kalmaz. Ülkemiz için bir eşik olur. Ama eşikten geçmek için önce ona kararlılıkla yürümek gerekiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cografya-kader-degil-stratejidir-78122</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Coğrafya kader değil, stratejidir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/reel-sektor-sirketlerinin-acik-doviz-pozisyonlari-alarm-veriyor-78121</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Reel sektör şirketlerinin açık döviz pozisyonları alarm veriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ağustos 2018’de patlak veren aşırı piyasa dalgalanması, açık pozisyon taşıyan reel sektör şirketlerinde tam bir şok etkisi yarattı. İstisnalar dışında birçok şirketin herhangi bir koruma olmadan çok büyük bir kur riskini göze almış olmaları, bilançolarda ağır tahribata yol açtı.</strong></p>
<p>2018’de rahip Brunson olayının patlamasıyla zirveye çıkan piyasa sarsıntısı, reel sektör şirketlerinin önceki dönemlerde üstlenmiş oldukları bilanço risklerinin bir anda patlamasına yol açmıştı. Hem kurlarda hem de faizlerde kaydedilen sert artışlar, yurtdışı borçlanma kanallarının tıkanması ve yurtiçinde işlerin yavaşlamasıyla nakit yaratımının güçleşmesi, reel sektörde çok sert bir bilanço krizine neden oldu. Bunun temel nedenlerinden birisi, faizlerin daha düşük olması nedeniyle, şirketler kesiminin yabancı para cinsinden kredi kullanımına ağırlık vermesiydi. İlk bakışta, finansal olarak rasyonel gözüken bu tercih, aslında kurlarda sert bir artış olması durumunda, döviz cinsinden borçların finansal yükünün de hızla artabileceği ihtimalini göz ardı ediyordu. Bu ihtimali bertaraf etmek için, şirketlerin türev ürünlerle kendileri korumaları her zaman mümkün. Dolayısıyla rasyonel olan, şirketlerin bu tip finansal araçlarla, döviz ve faiz risklerini minimize etmeleri, kendilerini bu risklerden korumaları olmalıydı.  Lakin, rahip Brunson krizi patladıktan sonra gördük ki, piyasada en iyi yönetiliyor olduğunu düşündüğümüz bazı büyük kurumsal şirketler dahi finansal risklerden korunmak için alınması gereken en temel önlemleri almamışlardı. Konuyu biraz daha net açıklamak gerekirse, şirketlerin döviz gelirlerinin çok üzerinde döviz cinsinden kredi kullandıkları; bunun sonucunda ortaya çıkan açık döviz pozisyonunun yaratabileceği kur riskini bertaraf etmek için ise yeterli finansal önlemleri almadıklarını gördük. Hatta, mevzuat izin verdiği için, bütün gelirleri TL cinsinden olan şirketlerin bile, yüklü miktarda döviz kredisi kullanmaktan imtina etmediklerine şahit olduk.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f1b667a3ec0-1777448551.jpeg" alt="" width="720" height="374" /></p>
<p><strong>Krizden canları yanan şirketler, </strong><strong>döviz kredisi kullanımını azalttı</strong></p>
<p>2018-2019 reel sektör bilanço krizi sonrasında, ekonomi yönetimi döviz cinsinden borçlanmayla ilgili birçok kısıtlama getirdi. Krizden canları yanan reel sektör şirketleri de, sonraki dönemde bir yandan döviz cinsinden kredi kullanımlarını azaltırken, diğer yandan döviz cinsinden varlık edinme ve/veya türev finansal ürünleri kullanarak, açık döviz pozisyonlarının yarattığı kur riskinden korunmaya çalıştılar.</p>
<p>Ne var ki, 2018 yılından 2023’e kadar süren bu olumlu seyrin, sonraki dönemde yeniden bozulmaya başladığını görüyoruz. Tabloda, Merkez Bankası’nın yayınladığı verilerle, reel sektör şirketlerinin döviz cinsinden varlık, yükümlülük ve döviz pozisyonlarının seyrini izleyebiliriz:</p>
<p>Tablodaki verilerin 2008’den 2017’ye kadarki bölümüne baktığımızda, yazının başında değindiğim çok riskli bilanço yapısı sürecini görüyoruz. Bu dönemde şirketlerimizin döviz cinsinden kredileri 134,9 milyar dolardan 283,4 milyar dolara yükselmiş. Burada özellikle dikkatinizi çekmek istediğim konu, düzenlemelerin de etkisiyle yurtiçindeki bankalardan sağlanan döviz kredilerindeki çok çarpıcı artış. Ekonomi yönetimi o dönemde, şirketlerin yurtdışınsa yurtiçi bankalardan borçlanmasını tercih ettiği için, iş modeli tamamen TL olan, ya da tersinden yazarsak bir kuruş dahi döviz geliri olmayan şirketlerin bile yurtiçi bankalardan döviz kredisi kullanmasına izin vermişti. Bu dönemde şirketlerimizde gerek döviz cinsinden mevduat gerekse diğer döviz varlıklarında artışlar görsek de, döviz pozisyonuna baktığımızda muazzam bir bozulma görüyoruz. 2008’de 83,3 milyar dolar olan reel sektörün toplam döviz açığı (tablodaki net döviz pozisyonu satırı), 2017’de 199,6 milyar dolara yükseldi.</p>
<p>Ağustos 2018’de patlak veren aşırı piyasa dalgalanması, açık pozisyon taşıyan reel sektör şirketlerinde tam bir şok etkisi yarattı. Daha önce de bahsettiğim gibi, istisnalar dışında birçok şirketin herhangi bir koruma olmadan çok büyük bir kur riskini göze almış olmaları, bilançolarda ağır tahribata yol açtı. Bugün bile bankalarımızda o dönemde sıkıntıya girip, yeniden yapılandırılmak zorunda kalan şirketlerin risklerini görmek mümkün.</p>
<p>Bir yandan alınan önlemlerin etkisi, diğer yandan da şirketlerin risk azaltıcı adımları neticesinde, 2018-2023 döneminde reel sektör döviz açığının önemli ölçüde azaldığını görüyoruz. Bu dönemde reel sektörün döviz varlıklarında, ağırlıkla döviz mevduatları ve kur korumalı mevduatlar olmak üzere, 63 milyar doların üzerinde bir artış olurken, döviz yükümlülükleri de nakdi kredilerdeki 61 milyar dolarlık düşüşün etkisiyle sert bir şekilde geriledi. Bunun sonucunda, 2023 sonu itibariyle reel sektörün döviz açığı 69,9 milyar dolara kadar geriledi.</p>
<p><strong>Şirketler, düşük faiz ve enflasyonun altında </strong><strong>kur artışıyla döviz kredisine yöneldi</strong></p>
<p>Hikâyenin yavaş yavaş sonuna doğru geliyoruz. 2023’teki seçimler sonrasında işbaşına gelen ekonomi yönetimi, önceki dönemde bozulan finansal istikrarı yeniden tesis etmek ve enflasyonu mümkün olduğunca düşürebilmek için, yüksek reel faiz ve kontrollü kur politikasına başladı. Üçüncü yılını tamamlamak üzere olan bu çerçeve, finansal istikrarın yeniden güçlenmesi hedefinde büyük ölçüde başarılı olurken, enflasyonla mücadelede aynı ölçüde başarı sağlanamadı. Lakin, üç yıldır uygulanmakta olan politikaların, bu yazının da konusu olan nahoş bir sonucu oldu: Yüksek TL faizleri, kısa vadeler ve TL kredilerindeki sıkı büyüme kısıtları, TL kredi kullanımlarının cazibesini azaltırken, döviz kredi faizlerinin daha düşük olması ve kurlardaki artışın da enflasyonun bir hayli altında kalmasıyla şirketlerin döviz kredi talebi önemli ölçüde arttı. Bunu gören ekonomi yönetimi, özellikle son bir yılda döviz kredileri için de çok kısıtlayıcı önlemler alsa da, Tablodan da görebileceğiniz gibi, 2023 sonundan 2026 yılının şubat ayına kadarki 26 aylık dönemde, yurtiçinden sağlanan döviz kredilerinde 75,6 milyar dolarlık artış meydana geldi. Bu dönemde global piyasalardaki elverişli koşullardan da faydalanan reel sektör şirketlerimizin yurtdışı kredileri 31,3 milyar dolar yükseldi. Böylece, 2026 Şubat itibariyle şirketler kesiminin toplam nakit döviz kredi borcu 313,6 milyar dolar ile tüm zamanların rekorunu kırdı.</p>
<p>2023 sonrasındaki dönemde şirketlerimizin döviz varlıklarında ise yatay bir seyir izleniyor. Lakin detaya bakınca, 2023 sonrasında reel sektörün bankalardaki mevduatlarının 21,4 milyar dolar azaldığını (kurların yatay seyretmesi ve döviz mevduatlarının düşük faizi nedeniyle) görüyoruz. Buna karşılık, ihracat alacaklarındaki artış ve şirketlerin yurtdışındaki doğrudan yatırımlarındaki yükseliş, toplam döviz varlıklarının sabit kalmasına neden olmuş. Bu arada, 2018’de 16,8 milyar dolar olan şirketlerin yurtdışındaki doğrudan yatırımlarının 2026 şubat ayı itibariyle 36,6 milyar dolara yükselmiş olduğunun ayrıca altını çizmek isterim. Bu konu başlı başına ayrı bir yazıyı hak ediyor.</p>
<p>Tüm bu gelişmeler sonucunda, 2023 sonunda 69,9 milyar dolara kadar düşmüş olan reel sektörün döviz açığı, sonraki 26 ayda 108,5 milyar dolar artarak 200,3 milyar dolara ulaşmış durumda. 2019 sonrası dönemde döviz geliri olmayan şirketlerin döviz kredisi kullanmasına izin verilmiyor olması, kur riskinin 2019 öncesine göre daha yönetilebilir olabileceğini düşündürse de, şirketlerin yüklendikleri kur riskinin bu kadar hızlı bir şekilde yükselmiş olması hayra alamet değil. Üstelik de bu artış, döviz kredilerinde aylık büyüme sınırının %0,5 gibi çok kısıtlayıcı bir seviyede olmasına rağmen meydana gelmiş durumda. Söz konusu kur riskinin bir kısmının türev finansal araçlarla, bir kısmının da şirketlerin iş modellerine bağlı olarak döviz geliri yaratma kapasitesiyle dengelenebileceğini bilmek kısmen teselli sağlıyor. Fakat ne olursa olsun, kurlarda herhangi bir nedenden dolayı çok sert bir artış olması durumunda, şu an itibariyle 200 milyar doları aşmış olan döviz pozisyon açığının şirket bilançolarını sarsmaması mümkün değil.</p>
<p><strong>Bu sefer yoğurdu üfleyerek yiyelim</strong></p>
<p>Buradan çıkartılması gereken çok önemli bir ders var: Serbest piyasa ekonomilerinde ister bireyler olsun ister şirketler, daha yüksek getiri elde etme imkanlarını görürlerse, bu imkanlardan faydalanmak üzere harekete geçerler. Örneğin, Merkez Bankası her şart ve koşulda kurları tutacağı mesajını sürekli olarak verir ve aylar boyunca da bunu yaparsa, o zaman ekonomik aktörlerin kur riskini göze alma ihtimali artar. Akıllı şirketler aldıkları kur riskine karşı koruma mekanizmaları kurabilir, diğer bazı şirketler ise daha gözü kara bir şekilde, kurlar nasılsa artmıyor diyerek korumasız bir şekilde kur riski taşıyabilirler. TL kredi faizlerinin çok yüksek olduğu, krediye erişimin zorlaştığı bir dönemde, zımni bir kur garantisi de varsa, şirketlerin hem yurtiçinden hem de becerebiliyorlarsa yurtdışından yabancı para cinsinden borçlanmaya yönelmeleri işin doğasına çok uygun. Ekonomi yönetiminin makro ihtiyati tedbirlerle döviz kredisi talebini sınırlamaya çalışması hiç yoktan iyi ama Tablodan da görüldüğü gibi yeterli değil. Eğer piyasa koşulları dövizle borçlanmayı teşvik eder şekilde tasarlanıyorsa, o zaman şimdiki gibi devasa ve giderek de büyümesi muhtemel bir kur riskini kucağımızda bulmamız kaçınılmaz. Bu sözüm hem ekonomi yönetimine hem de şirketlerimize: Açık döviz pozisyonları ve korumasız kur riskinden dilimiz bir kez yandı, aman bu sefer yoğurdu üfleyerek yiyelim.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/reel-sektor-sirketlerinin-acik-doviz-pozisyonlari-alarm-veriyor-78121</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/1/1280x720/doviz-company-1777437705.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Reel sektör şirketlerinin açık döviz pozisyonları alarm veriyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pamukta-yuzde-75-uretimden-yuzde-75-ithalata-donuluyor-78120</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pamukta yüzde 75 üretimden yüzde 75 ithalata dönülüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bu yıl Türkiye’nin pamuk ekim alanı en dip seviyeye düşecek. Toplamda 200 bin hektarlık bir alanda üretim olması bekleniyor. Bu ülke ekonomisinin ve tekstil sanayisinin daha fazla dışa bağımlı hale gelmesi anlamına geliyor. Bu kadar kritik bir eşiğin altına düşülmesi Türkiye gibi pamuk üreten bir ülkeye bu yakışmıyor.</strong></p>
<p>Son yıllarda üreticisine en çok kaybettiren ürünlerden birisi pamuk oldu. Üretici pamuk ürettikçe zarar etti. Dünyadaki gelişmelerin de etkisi ile son 3-4 yıldır artan maliyetlere rağmen pamuk fiyatı yerinde saydı hatta bir miktar geriledi. Son bir ayda polyester fiyatının artması ile pamuk fiyatında bir artış oldu. Ancak bu artışın da çiftçiye yararı yok. Çünkü çiftçide pamuk yok.</p>
<p>Geçen hafta İzmir’de yapılan 8. Ulusal Pamuk Zirvesi’nde pamuktaki sorunlar bütün yönleriyle ele alındı. Özellikle 2026 üretim yılına ilişkin tahminler ne yazık ki iyi değil. Yıllardır üreticinin zarar etmesine göz yumulması nedeniyle üretimin hızla azaldığı ve 2022 yılında pamuk ihtiyacının yüzde 75’ini üreten Türkiye’nin, 2026’da ihtiyacının yüzde 75’ini ithal eder noktaya geleceği ifade edildi.</p>
<p>“Türk Pamuğunda Kritik Eşik” temasıyla düzenlenen 8. Ulusal Pamuk Zirvesi’nde sektörün tüm paydaşları bir araya geldi. Ulusal Pamuk Konseyi Yönetim Kurulu Başkanı Fevzi Çondur pamuk sektörünün mevcut durumunu değerlendirmek, karşı karşıya olduğu sorunlara çözüm geliştirmek ve geleceğe yönelik stratejik konuları ele almak amacıyla bir araya geldiklerini belirtti.</p>
<p><strong>Bilinçsiz kimyasal gübre ilaç </strong><strong>kullanımı maliyetleri artırıyor</strong></p>
<p>İzmir Valisi Dr. Süleyman Elban, üretim maliyetlerinin düşürülmesine yönelik çalışmaların önemine değinerek, özellikle sulama tekniklerinin geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. Bilinçsiz kimyasal ve ilaç kullanımının maliyetleri artırdığına dikkat çeken Elban, bu durumun bazı bölgelerde tarımdan uzaklaşmaya neden olduğunu ifade etti. Çiftçilerin pamuk üretiminden kopuş hızının azaltılması gerektiğini belirten Elban, sektör temsilcilerinin hızlı ve somut çözüm önerilerine odaklanmasının önemine işaret etti.</p>
<p><strong>Üreticinin en önemli sorunu yüksek maliyet düşük fiyat</strong></p>
<p>Ulusal Pamuk Konseyi önceki dönem Yönetim Kurulu Başkanı Bertan Balçık’ın yönettiği “Yerli Pamuk Üretimindeki Sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlıklı panelde pamuk üreticisi Fuat Tanman, Çukobirlik Şanlıurfa Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Selahattin Güneş, İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Üyesi Şeref İyiuyarlar ve Tars Labs Yönetim Kurulu Üyesi İsmail Özdemir konuşmacı olarak katıldı.</p>
<p><strong>Üretim ilk kez 200 bin dekara gerileyecek</strong></p>
<p>Bu panelde öne çıkan sorunlar ve çözüm önerileri özetle şöyle:</p>
<p><strong>1-</strong> Dünyada yaklaşık 26 milyon ton lif pamuk üretiliyor ve tüketim de aynı seviyelerde. ABD, Brezilya, Avustralya gibi ülkeler çok büyük pamuk üreticileri olmasının yanında büyük tekstil sektörleri olmadıkları için aynı zamanda büyük pamuk ihracatçısı. Çin gibi hem çok üreten hem de çok tüketen ülkeler var. Türkiye, gibi üretici olup ama tekstil sektörünün büyüklüğü ve kapasitesi nedeniyle ithalat yapmak durumunda olan ülkeler var.</p>
<p><strong>2-</strong> Bu yıl Türkiye’nin pamuk ekim alanı en dip seviyeye düşecek. Toplamda 200 bin hektarlık bir alanda üretim olması bekleniyor. Bu ülke ekonomisinin ve tekstil sanayisinin daha fazla dışa bağımlı hale gelmesi anlamına geliyor. Bu kadar kritik bir eşiğin altına düşülmesi Türkiye gibi pamuk üreten bir ülkeye bu yakışmıyor.</p>
<p><strong>3-</strong> Pamuk üretiminin stratejik önemi var. Kütlü pamuk üretiminden sadece lif pamuk elde edilmiyor. Çekirdeğinden gıda sanayinde kullanılan yağ elde ediliyor. Küspesinden hayvan yemi, liflerinden ve teleflerinden tıbbi malzemeler veya kozmetik sektörü gibi 30 farklı sektöre yan ürünleriyle hammadde sağlanıyor. Pamuk üretimi yerine ithalat yapıldığında bütün bu yan ürünler, hammaddeler ithalat yapılan ülkede kalıyor. Onları ayrıca döviz ödeyerek ithal edebiliyorsunuz.</p>
<p><strong>Pamuk ithalatının 1,1 milyon ton olması bekleniyor</strong></p>
<p><strong>4-</strong> Pamuk üretimi tekstil sektörü için hammadde tedarikinin güvenli olmasını sağlıyor. Özellikle yaşanan savaşlar, gerginlikler nedeniyle gümrük duvarları yükseliyor ve her ülke kendi kendine yetebilme stratejisini öne çıkarıyor. Türkiye tekstil sektörü yıllık ortalama 1,5 milyon ton lif pamuk tüketiyor. Türkiye, 2022 yılında bu tüketimin yaklaşık 1,1 milyon tonunu kendisi üretti. İhtiyacının yaklaşık yüzde 75’ini kendisi üretirken, 2025 yılında bu 660 bin tona geriledi. 2026 sezonunda bu iş tam tersine dönecek. Türkiye’nin lif pamuk üretiminin 400 bin tona gerileyecek ve ihtiyacının yüzde 75’ini ithal etmek zorunda kalacak. Arz güvenliği açısından endişe verici.</p>
<p><strong>5-</strong> Türkiye'yi diğer ülkelerden daha kuvvetli ve farklı kılan, üretimin bütün aşamalarının olması. Çiftçinin ürettiği pamuktan çırçır işletmesine, iplikten örmeye, dokumaya, hazır giyim ve konfeksiyona kadar sektörün tüm aşamaları var.</p>
<p><strong>İthalatla artan  karbon ayak izi, ihracatta sorun çıkarabilir</strong></p>
<p><strong>6-</strong> Pamuk ithalatının büyük bölümü Brezilya, Amerika Birleşik Devletleri gibi çok uzak ülkelerden yapılıyor. Bu ithalat karbon ayak izinin artmasına neden oluyor. Bu kadar uzak ülkelerden pamuk ithal eden Türkiye, pamuktan ürettiği ürünleri en çok Avrupa Birliği ülkelerine ihraç ediyor. Avrupa Birliği, karbon ayak izini azaltmak amacıyla “Yeşil Mutabakat” çerçevesinde sınırda karbon vergisi uyguladığında, Türkiye bundan olumsuz etkilenecek. İthalatın böyle olumsuz sonuçları daha çok artacak.</p>
<p><strong>7-</strong> Türkiye'de Better Cotton standardının yerli pamuk üretimine uygulanması, sürdürülebilir ve dünya standartlarında, dünya çapında tanınabilir bir pamuk üretiminde çalışmaları var. Bu sene yenilenen kriterlere de baktığınızda bu rejeneratif tarım teknikleri izlenebilirlik konularında da artık Better Cotton kriterleri yürürlüğe girmiş bulunuyor. Tabii bu da aynı zamanda bizim kendi tekstilcimizin Türkiye'den bu talebi olan pamukları tedarik etmesinde önemli bir avantaj olacak. Bütün bunları bir araya getirdiğimizde Türkiye'deki entegre üretim yapımız en büyük avantajımız olmaya devam ediyor.</p>
<p><strong>Üretim maliyetleri yüksek, fiyat ve destek düşük</strong></p>
<p><strong>8-</strong> Pamuk ekiminin azalması sadece su sorunundan kaynaklanmıyor. 2025 yılında kuraklık oldu, su az olduğu için pamuk üretimi azalmadı. Su sorunu olmayan alanlarda da ekim azaldı. Pamuk üretiminden kaçışın temel nedenlerinden birisi artan maliyetler ve yüksek girdi fiyatları karşısında pamuk fiyatının yerinde sayması ve desteklerin yetersiz olması. Bundan 20 yıl önce pamuğa verilen destek fiyatın yüzde 30’u kadardı. Yani o yıllarda pamuğun kilosu 3 lira ise yaklaşık 1 lira destek veriliyordu. Bugün bu oran yüzde 5’e kadar düştü. Pamuk fiyatı 30-35 lira verilen destek 1,5 lira.</p>
<p><strong>9-</strong> Üretici, dekar başına ödemeyi öngören yeni destekleme modelinden zarar gördüğünü ve mutlaka kilo başına destek sistemine geri dönülmesini istiyor. Dekar başına destekleme ödemesi üreticiyi maliyeti düşük daha kolay ekilebilir, hasat edilebilir ve satılabilir ürünlere yönlendiriyor. Pamuk gibi katma değeri yüksek ürünlerden kaçınıyorlar. Tekrar kilo başına destek sistemine geçilirse pamuk üretimi tercih edilebilir.</p>
<p><strong>10-</strong> Pamuk gibi stratejik ve arz açığı bulunan ürünlerde üretim maliyeti ile piyasa fiyatları arasındaki farkın prim olarak ödenmesi gerekir. Bugünkü şartlarda pamukta kilo başına en az 5 lira fark ödemesi (prim ) ödenmesi gerekir. Çünkü, 1 kilo kütlü pamuğun  maliyeti 40 lira  civarında. Fiyat 30-35 lira. Aradaki fark prim olarak ödeneceği açıklanmalı. Bu desteğin yapılacağı şu günlerde açıklanırsa ekim öncesi çiftçi pamuktan yana tercihini kullanabilir.</p>
<p><strong>Tarım Satış Kooperatifleri etkin olmalı</strong></p>
<p><strong>11-</strong>  Verimlilikte, kalitede bir sorun yok. Sorun fiyat ve desteklemede. Daha önce Tarım Satış Kooperatifleri Birlikleri Tariş, Çukobirlik, Antbirlik üretimin devamlılığı açısından ciddi bir misyon üstlenirken birlikler devre dışı kaldı. Oysa dünyada tarımda başarılı olan ülkelere bakıldığında üretim ve pazarlamada başarılı olanlar bunu kooperatifler üzerinden  gerçekleştiriyor. Kooperatifçiliğin yeniden etkin hale getirilmesi gerekir.</p>
<p><strong>12-</strong> Pamuktan para kazanamayan üretici başka ürünlere yöneliyor. 2025 üretim yılında büyük hayal kırıklığı yaşayan üretici artan maliyetlere rağmen pamuk fiyatının atmaması bir yana pamuğunu satmakta zorlandığı için buğday, ayçiçeği, mısır gibi daha düşük maliyetli ve satışı daha kolay ürünlere yöneliyor.</p>
<p><strong>Teknoloji ile maliyetler düşürülebilir</strong></p>
<p><strong>13-</strong> Maliyetleri düşürmek için mutlaka teknolojiden yararlanmak gerekir. Yabancı ot mücadelesi, sulama sistemleri, hasat teknolojileri ile maliyetler azaltılabilir. Bugün yapay zeka destekli teknolojilerle yüzde 50'nin üzerinde su ve enerji tasarrufu, bir ilaçlama otomasyonunda yüzde 70-90 oranında ilaç tasarrufu, yüzde 25 ila 50 oranında üst gübreleme maliyetinden tasarruf sağlanabilir. Toplamda, pamuk çiftçisinin yüzde 17 ila yüzde 22 oranında maliyetini azaltacak teknolojiler var.</p>
<p><strong>Üretici kendi pamuğunun fiyatını belirleyemiyor</strong></p>
<p><strong>14-</strong> Üretim alanlarının  daralmasının nedeni üreticinin üç senedir zarar etmesi. Sektöre baktığınızda zaman tohum, gübre, ilaç firmaları kendi fiyatını belirliyor ve kendi maliyetlerine fiyatlara yansıtabiliyor. Fakat üretici, çiftçi sattığı ürünün fiyatını belirleyemiyor. Fiyatta söz sahibi değil.</p>
<p><strong>15-</strong> Pamuktaki önemli girdilerdeki fiyat artışına bakıldığında; çiftçinin genellikle kullandığı gübrelerden olan 20'lik amonyum sülfat gübresinin 2023 fiyatı 5,5 lira iken 2025’te 11,3 lira oldu. Artış yüzde 105. Tohum fiyatı aynı dönemlerde 75 liradan 180 liraya, yani yüzde 140 arttı.  2023'te 29 lira olan mazot fiyatı geçtiğimiz sezon 50 lira oldu artış yüzde 75'lik bir artış. Lif pamuk fiyatına bakıldığında 2023'te 50 lira olan lif pamuk fiyatı geçen sene 67 lira. Artış yüzde 34. Bu tablo pamuk üretiminden kaçışın en somut örneğini yansıtıyor.</p>
<p><strong>Bu dönemde artan fiyatın çiftçiye faydası yok</strong></p>
<p><strong>16-</strong> Polyester fiyatının 1 dolardan 1,75 dolara çıkması ile pamuk fiyatları son bir ayda yüzde 20 civarında arttı. Ama üreticide pamuk yok. Zaten her sene  aynı senarya yaşanıyor, pamuk üreticideyken ucuz, üreticiden çıktıktan sonra fiyat artıyor. Artan fiyatın çiftçiye faydası yok.</p>
<p><strong>17-</strong> Tekstil sektörünün ihtiyacı dikkate alınarak pamuk ithalatında gümrük vergisi sıfır olarak uygulanıyor. Çiftçi yurt dışındaki çiftçilerle rekabet halinde.  Maliyetler ve fiyatlar konusunda çiftçinin söz hakkı yok. Çiftçinin zarar ettiği senelerde desteklerin devreye girmesi çok önemli. Ancak o sayede çiftçi de ileriki senelerde zarar etmeyeceğini bilerek sezona girmesiyle birlikte bu ekim alanlarını inşallah tekrar toparlar diye umut ediyor.</p>
<p>Özetle, pamuk üretimindeki sorunlar her geçen yıl katlanarak büyüyor. Sorunlar da çözümler de belli. Ancak, başta destekleme olmak üzere, çiftçinin desteklenmesi yerine ithalatın sürdürülmesi tercih ediliyor. Bu nedenle 2022 yılında pamuk ihtiyacının yüzde 75’ini yerli üretimle karşılayan Türkiye, 2026’da yüzde 25’ini üretimden, yüzde 75’ini ithalatla karşılayacak. Yani çiftçisine vermediği desteği Amerika ve Brezilya başta olmak üzere başka ülkelerin çiftçilerine verecek.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Türkiye GDO’suz pamuk ile diğer üreticilerden ayrışıyor</strong></span></p>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı Bitkisel Üretim Genel Müdür Yardımcısı İhsan Emiralioğlu 2026 yılının ilk dört ayında son iki yıla kıyasla daha fazla yağış alındığını belirterek, tarımsal üretim açısından bereketli bir yıl beklentisinin arttığını dile getirdi.</p>
<p>Pamuğun Bakanlık tarafından belirlenen 13 stratejik üründen biri olduğuna dikkat çeken Emiralioğlu, Türkiye’nin kaliteli ve GDO’suz üretimle dünya üreticilerinden ayrıştığını söyledi.</p>
<p>Türkiye’nin birim alandan elde edilen pamuk veriminde dünyada ilk üçte yer aldığını ifade eden Emiralioğlu, 2002 yılında dekara 353 kilogram olan kütlü pamuk veriminin yüzde 36 artışla 480 kilogram seviyelerine ulaştığını, dünya ortalamasının ise yaklaşık 236 kilogram olduğunu belirtti. Ayrıca pamuk üretimini desteklemeye devam ettiklerini belirten Emiralioğlu, 2025 yılında dekara 1.098 lira olan destekleme bedelinin 2026 yılı için 1.395 liraya yükseltildiğini söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pamukta-yuzde-75-uretimden-yuzde-75-ithalata-donuluyor-78120</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/3/1280x720/upk-baskani-condur-pamukta-girdi-maliyetlerinin-yuksekligi-uretimden-vazgecme-riskini-artiriyor-1759774035.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pamukta yüzde 75 üretimden yüzde 75 ithalata dönülüyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/orta-dogudaki-jeopolitik-degisim-ve-kibris-78119</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Orta Doğu’daki jeopolitik değişim ve Kıbrıs</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kıbrıs’ın potansiyelinin güçlenmesinin en kritik ön koşulu, adada kalıcı bir siyasi çözümün sağlanmasıdır. Orta Doğu’daki gelişmeler, böyle bir çözüm için gerekli zemini de hazırlayabilir. Böyle bir senaryoda Kıbrıs, yalnızca finans merkezi olarak değil; turizm, enerji ve gayrimenkul gibi sektörlerde de önemli kazanımlar elde edebilir.</strong></p>
<p>ABD, İran ve İsrail arasındaki savaş süresiz bir ateşkes sürecine girmiş görünse de bu durum, giderek süresiz bir gerilim senaryosuna evriliyor. Bu tablo, jeopolitik dengelerin değiştiği bir ortamda bazı bölgeler için risklerin, bazıları için ise fırsatların ortaya çıkma ihtimalini artırıyor. Öncelikle şunu vurgulamak gerekir: Eğer savaş sıcak çatışma boyutunda devam eder ve Hürmüz Boğazı şu ya da bu şekilde kapalı kalmaya devam ederse, kısa ve orta vadede hiçbir taraf için anlamlı bir fırsat ortaya çıkmayacaktır. Umut ederiz ki durum böyle bir senaryoya evrilmez.</p>
<p>Bununla birlikte, uzun süreli bir gerilim ihtimalinin yüksekliği, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’de ticaret yolları, enerji taşımacılığı, lojistik ve finans alanlarında önemli değişimlerin gündeme gelmesine yol açabilir. Mevcut tabloda kesin bir çerçeve çizmek zor olsa da olasılıklar üzerinden değerlendirme yapmak da mümkün.</p>
<p><strong>Dubai’nin gelecekteki </strong><strong>rolü yeniden şekillenebilir</strong></p>
<p>Özellikle Birleşik Arap Emirlikleri ve Dubai’nin, İsrail’in ardından saldırıların önemli hedeflerinden biri hâline gelmesi, bölgeye ilişkin güven algısını ciddi şekilde değiştirme potansiyeli taşıyor. Bu gelişmeler, bugüne kadar güçlü bir finans ve ticaret merkezi olarak konumlanan Dubai’nin gelecekteki rolünü yeniden şekillendirebilir.</p>
<p>Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar gibi ülkelerin, yalnızca ABD ve İsrail ile değil, bölgedeki diğer aktörlerle de daha dengeli ve çok yönlü ilişkiler kurma eğiliminde olması, enerji ve ticaret akışlarının alternatif güzergâhlara yönelmesine neden olabilir. Bu çerçevede, Suriye üzerinden Türkiye’ye, özellikle Mersin–Ceyhan hattına uzanan yeni bir enerji ve ticaret koridoru ihtimali gündeme gelebilir. Elbette bu senaryonun hayata geçmesi, büyük ölçüde Suriye’de istikrarın sağlanmasına bağlıdır.</p>
<p>Dubai’nin bir diğer önemli özelliği, Orta Doğu, Güneydoğu Asya ve Afrika’yı kapsayan geniş bir coğrafyada güçlü bir finans merkezi olmasıdır. Ancak önümüzdeki dönemde bu rol tamamen ortadan kalkmasa da, artan riskler nedeniyle aynı hızda büyümesini sürdürmesi zorlaşabilir ve alternatif merkezlere yönelim artabilir. Bu noktada dünyanın etkili finans merkezlerine baktığımızda, Singapur ve Hong Kong gibi ada ülkelerinin de öne çıktığını görüyoruz. Bu çerçevede, Doğu Akdeniz’de Kıbrıs’ın da benzer bir potansiyel taşıdığını söylemek yanlış olmayacaktır. Bu konuda yaklaşık iki hafta önce gazetemizde Değerli Hocamız <a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kibris-yeni-dubai-olabilir-mi-77060" target="_blank" rel="noopener">Güven Sak’ın köşe yazısı</a>nı okumanızı kesinlikle tavsiye ederim. Güven Hocamızın da vurguladığı gibi Kıbrıs’ın güneyinde İngiliz ve Avrupa Birliği hukuk sisteminin, kuzeyinde ise İngiliz ve Türk hukuk sisteminin etkili olması, adayı potansiyel bir finans merkezi hâline getirebilecek önemli bir avantajdır. Buna uygun vergi politikalarının eşlik etmesi hâlinde bu potansiyel daha da güçlenebilir.</p>
<p><strong>Savaş, adanın bölgesel güvenlik </strong><strong>açısından önemini gösterdi </strong></p>
<p>Elbette bu sürecin en kritik ön koşulu, adada kalıcı bir siyasi çözümün sağlanmasıdır. Ortadoğu’daki gelişmeler, böyle bir çözüm için gerekli zemini de hazırlayabilir. Böyle bir senaryoda Kıbrıs, yalnızca finans merkezi olarak değil; turizm, enerji ve gayrimenkul gibi sektörlerde de önemli kazanımlar elde edebilir. Ayrıca Orta Doğu’daki gelişmeler, adanın bölgesel güvenlik ve savunma açısından NATO çerçevesinde taşıdığı stratejik önemi bir kez daha ortaya koymuştur.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde KKTC’de iki önemli toplantıda konuşma yapma fırsatı bulduk. İlki, Girne Üniversitesi Denizcilik Merkezi tarafından düzenlenen 2026 Deniz ve Denizcilik Sempozyumu’ydu. KKTC’nin deniz alanları ve denizin stratejik önemi üzerine yapılan bu değerli organizasyonda, küresel ve bölgesel ekonomik gelişmelere ilişkin görüşlerimizi paylaştık. Davetleri için Girne Üniversitesi’nin değerli yöneticilerine başta Üniversite Denizcilik Merkezi Başkanı Enver Yetkili olmak üzere teşekkür ediyorum.</p>
<p>İkinci toplantı ise Kıbrıs’ın önemli yerel bankalarından ASBANK’ın 40. kuruluş yılı etkinliğiydi. Lefkoşe’de yoğun katılımla gerçekleşen bu büyük organizasyonda, KKTC ekonomisinin mevcut durumu ve iş dünyasının beklentileri üzerine gözlemlerde bulunduk. Aynı zamanda bölgesel ve küresel ekonomiye ilişkin değerlendirmelerimizi paylaşma imkânı elde ettik. Davet ve bu güzel etkinlik için başta ASBANK’ın Genel Müdürü Çağatay Karip ve Yönetim Kurulu Başkanı Taştan Altuner olmak üzere tüm yöneticilere ve bu organizasyona katkı sağlayan Lefkoşe merkezli <u>Kreatifol</u> direktörü Çağla Nur Sürer’e teşekkür ediyorum.</p>
<p><strong>Kıbrıs’ın turizm açısından çok </strong><strong>büyük potansiyeli olduğu bir gerçek</strong></p>
<p>Ağırlıklı olarak hizmet sektörlerinden oluşan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne uygulanan ambargolar, doğal olarak ülkenin rekabet gücüne ciddi engel oluşturmakta. Yıllık 2,8 milyar dolar ithalatı olan KKTC’nin 168 milyon dolar ihracatı bulunuyor. Ağırlıklı süt ürünlerinden oluşan ihracatın yüzde 80’i de Türkiye’ye gerçekleşiyor. Turizm, dünyanın üçüncü büyük ihracat ürünü. Dünya turizminde en fazla pay alan bölge Akdeniz ve çevresindeki ülkeler.  Akdeniz, dünyadaki turistlerin yüzde 30’unu çekiyor, gelirin yüzde 25’ini elde ediyor.  Ülkemiz dünyada en çok turist çeken ilk 5 ülke arasında. Normal koşullarda böyle bir bölgede Kıbrıs’ın turizm açısından çok büyük potansiyeli olduğu bir gerçek. Doğu Akdeniz’in petrol ve doğalgaz açısından zenginliğinin yanında, geleceğin enerjisi olan yenilenebilir enerjide Akdeniz’in geneli dünyanın en büyük enerji merkezlerinden birisi olmaya da aday. Geleceğin enerjileri, güneş, rüzgar ve hidrojen (deniz suyu yoluyla) Akdeniz’de ve en az ikisi, güneş ve hidrojenden enerji elde etme potansiyeli, Kıbrıs’ta fazlasıyla var. Dolayısıyla, sadece finans değil, turizm, enerji ve tüm bunlara bağlı olarak gayrimenkul sektöründe de KKTC’nin ciddi potansiyel taşıdığını söylemek yanlış olmayacaktır. İran merkezli Ortadoğu’da yaşanan savaşın getireceği jeopolitik değişimde Kıbrıs’ta bir siyasi çözümün ülkemizin de istediği çerçevede ortaya çıkması, adanın sadece jeopolitik değil ekonomik açıdan da potansiyelini ortaya çıkaracaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/orta-dogudaki-jeopolitik-degisim-ve-kibris-78119</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/9/1280x720/kibris-1777437471.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta Doğu’daki jeopolitik değişim ve Kıbrıs ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/arabanin-motoru-mu-onemli-tekerlegi-mi-78118</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Arabanın motoru mu önemli, tekerleği mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kur baskılanırken içeride enerji, işçilik ve finansman maliyetleri yükseliyorsa, ihracatçının rekabet gücü zaten aşınıyor. Böyle bir ortamda “dış talep esnekliği yüksek” demek, biraz “müşteri çok ama rakipler daha düşük fiyata satarken sizin vitrine koyduğunuz ürün pahalı” demeye benziyor.</strong></p>
<p>Ekonomi yönetiminden gelen bazı cümleler var ki; duyduğumuzda “acaba teoriyi mi yanlış hatırlıyorum, yoksa pratik mi değişti?” diye kendimizi sorguluyoruz. Ekonomi yönetiminin “ihracatın dış talep esnekliği, kur esnekliğinin 11 katı” şeklindeki ifadesi de tam olarak böyle bir cümle. İlk bakışta teknik, hatta akademik bir derinliği var gibi duruyor. Ama biraz eşeleyince, bu ifadenin ne teoriyle ne de sahadaki gerçeklikle tam olarak örtüşmediğini görüyorsunuz.</p>
<p>Şimdi meseleye en basit yerden girelim. İktisat literatüründe dış ticaret dengesiyle ilgili en temel çerçevelerden biri Marshall-Lerner şartıdır. Bu şart çok net bir detay söyler: Bir ülkenin para birimi değer kaybettiğinde, dış ticaret dengesinin iyileşmesi için ihracat ve ithalat talebinin fiyat esnekliklerinin toplamının birden büyük olması gerekir. Yani kur, dış ticaret üzerinde etkili bir değişkendir. Ama tek başına mucize yaratmaz; esnekliklerle birlikte çalışır.</p>
<p><strong>İkisi birlikte çalışmazsa </strong><strong>zaten araç gitmez</strong></p>
<p>Dolayısıyla burada mesele “dış talep esnekliği mi daha önemli, kur esnekliği mi?” gibi bir karşılaştırma yapmak değil. İkisi aynı denklemde, birlikte çalışan değişkenlerdir. Birini diğerinin yerine koymak ya da “11 kat daha önemli” gibi bir oranla ayrıştırmak, teorinin ruhuna pek uymuyor. Bu, biraz “arabanın motoru mu önemli, tekerleği mi?” diye sormaya benziyor. İkisi birlikte çalışmazsa zaten araç gitmez.</p>
<p>Pratiğe geldiğimizde tablo daha da netleşiyor. Türkiye’nin ihracat yapısı büyük ölçüde nihai mal ağırlıklı. Yani fiyat rekabeti oldukça belirleyici. Siz kuru baskılayıp maliyetleri yukarıda tutarsanız, dış talep esnekliği yüksek olduğu için sipariş almakta zorluk çekersiniz. Çünkü rekabetçi fiyat veremezsiniz. Yani talep var diye mal satılmıyor; o talebe uygun fiyat ve kalite kombinasyonunu sunabiliyor musunuz, mesele bu.</p>
<p><strong>Ekonomi teorisi ile </strong><strong>pratiğin ayrıştığı nokta</strong></p>
<p>Burada yapılan temel hata şu: Dış talep esnekliği ile kur esnekliğini yan yana koymak yerine karşı karşıya koymak. Oysa sahada ihracatçıya sorduğunuzda size çok daha basit bir şey söyler: “Benim maliyetim ne, kur nerede, rakibim ne fiyattan satıyor?” Bu kadar basit. Kimse “benim malımın dış talep esnekliği yüksek, o yüzden kur önemli değil” diye düşünmez. Çünkü ticaret sahada yapılır, Merkez Bankası raporlarında değil.</p>
<p>Ekonomi teorisi ile pratiğin ayrıştığı nokta da tam burası. Teoride bazı değişkenleri izole ederek analiz edebilirsiniz. Ama gerçek hayatta hiçbir şey izole değil. Kur, maliyet, finansman, lojistik, pazar erişimi vs hepsi birlikte çalışır. Siz bunlardan birini çekip “bu 11 kat daha önemli” dediğinizde, aslında denklemi sadeleştirmiyorsunuz; bozuyorsunuz.</p>
<p>Bir de işin maliyet tarafı var. Kur baskılanırken içeride enerji, işçilik ve finansman maliyetleri yükseliyorsa, ihracatçının rekabet gücü zaten aşınıyor. Böyle bir ortamda “dış talep esnekliği yüksek” demek, biraz “müşteri çok ama rakipler daha düşük fiyata satarken sizin vitrine koyduğunuz ürün pahalı” demeye benziyor. Talep var ama siz o talebe uygun fiyatla giremiyorsunuz.</p>
<p>Bütün bunlar bize şunu gösteriyor: yazılan reçete ile sahadaki gerçeklik arasında bir mesafe var. Bu mesafe bazen teknik kavramların yanlış yorumlanmasından, bazen de saha bilgisinin zayıf olmasından kaynaklanıyor. İhracatçıyla konuşmadan, üreticinin maliyetini görmeden, sadece model üzerinden politika kurduğunuzda, ortaya böyle cümleler çıkıyor.</p>
<p>Sonuç olarak mesele şu: İhracat ne sadece kurla artar ne de sadece talep esnekliğiyle. İkisini karşı karşıya koymak yerine birlikte düşünmek gerekir. Aksi halde teori başka bir şey söyler, pratik başka bir şey yaşatır.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/arabanin-motoru-mu-onemli-tekerlegi-mi-78118</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/konteyner-ithalat-ihracat.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Arabanın motoru mu önemli, tekerleği mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/is-yerlerinde-sut-sagma-odalari-kurulsun-78117</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> İş yerlerinde süt sağma odaları kurulsun</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Çalışan ve emziren kadınların süt sağma mekânları sağlanmalı ki kariyerleri, doğum sonrası analık sorumluluklarını yerine getirirken aksamasın. Kadını çalışma hayatında tutmak, farkındalık ister</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Süt sağmak, annelerin günümüz hayat koşullarında <strong>erken işe dönüş</strong> ile <strong>stok yapmak</strong> amacıyla başvurduğu bir yöntem. <strong>Günde birkaç kez emziren</strong> anne, <strong>süt</strong> <strong>pompalayıp depolamak</strong> için sessiz, kapalı bir mekâna ihtiyaç duyar. Ancak işletmelerin çoğunluğunda <strong>böyle mekânlara</strong> yer verilmemiştir.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Tipik bir pompalama seansı; üst <strong>elbisenin çıkartılması</strong>, pompanın kurulumu <strong>5-30 dakika</strong> alıyor. <strong>Süt sağma işlemi</strong>, süt kabının buzdolabına koyma, pompa ve <strong>malzemenin yıkanması</strong>, giyinme ve çalışmaya dönmek süreci söz konusu. Süt veren anneler için <strong>mekânsal sorun</strong>, sanıldığından büyük.</p>
<p><strong>KADINA ÇALIŞ DEMEK KOLAY AMA ÇALIŞMA ŞARTLARI DA İYİLEŞTİRİLMELİ</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: SUTODASI.ORG üzerinden çözüm üreten <strong>Aytaç Uzun</strong>; “<em>firmalar, çalışanlarına özel alanlar (lactation rooms) yaratarak, bu ihtiyaca cevap verebilir</em>” diyor. Bu hem çalışan memnuniyetini artırır hem de <strong>kurumsal imajı</strong> güçlendirir. “<strong>Kadın çalışsın</strong>” demek kolay ama <strong>şartları sağlamak</strong> da gerekiyor.</p>
<p><strong>4- ETKİSİ</strong>: Her anne bebeğini elinden gelenin en iyisini yaparak büyütür, kendi koşulları dâhilinde <strong>en güzel şekilde besler</strong>. Süt odaları bu süreci destekler. Oda, <strong>hijyenik</strong>, rahat, <strong>güvenli</strong> ve <strong>sessiz</strong> olmalı. İklim kontrolü, <strong>havalandırma</strong>, gizlilik sağlanmalı. <strong>Emziren anneye</strong> çalışma <strong>motivasyon</strong> kazandırılmalı.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Süt odalarına dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Süt odası neden kritik?</em></strong></p>
<p><strong>Ekonomik verimlilik</strong>; sadece sosyal sorumluluk projesi değil, <strong>nitelikli kadın iş gücünün korunmasını</strong> sağlayan bir <strong>kurumsal yatırımdır</strong> ve kadınların bu <strong>sessiz çilesini sona erdirmenin</strong> konforu gerçekleşir.</p>
<p><strong>Çalışan memnuniyeti?</strong></p>
<p>Emziren anneler için <strong>destekleyici ortam</strong> yaratmak, <strong>memnuniyeti</strong>, <strong>sadakati</strong> arttırır. Kişisel ihtiyaçlara cevap vermek <strong>stresi</strong> azaltır. <strong>İK imajını</strong> güçlendirir, <strong>yetenekli insanları</strong> çeker, toplumsal sorumluluktur.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>SÜT SAĞMA ODASI KURACAKLARA ÖNERİLER</strong></p>
<p><strong>Minimum alan</strong>: 2.13m x 2.13m, <strong>maksimum alan</strong>: 3.048m x 1.524m. <strong>Ses yalıtımı</strong>; mümkünse tuvalet mekânlarına yakın olmalı. <strong>Kilit sistemi</strong>; “meşgul” uyarısı ve acil çıkış rahatlığı olmalı. <strong>Ergonomik mobilya</strong>; ayarlanabilir sandalye, koltuk ve tekerlekleri annenin kolları dolu iken de kullanılabilmeli.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>SÜT ODASI LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Emziren anne</strong>: Çalışan annenin kariyerinde önemli yer tutan bebek yetiştirme sürecinin adı</p>
<p><strong>Süt emzirme</strong>: Doğumun ilk 9 ayında anne sütü, sağlıklı nesiller için olmazsa olmaz hayati şart</p>
<p><strong>Emzirme odası</strong>: Annenin süt sağım için tasarlanmış özel, hijyen, mahrem ve güvenli mekân</p>
<p><strong>İnsani standart</strong>: Emziren annenin tuvaletlerde süt sağmak zorunda kalmadığı modern yaklaşım</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/is-yerlerinde-sut-sagma-odalari-kurulsun-78117</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşyerlerinde süt sağma odaları kurulsun ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-78114</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fed&#039;in faiz kararı ne olacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Dikkatler Fed’e Çevrildi! Faiz Kararı Ne Olacak? | Ekonomi Masası | 29 Nisan" src="https://www.youtube.com/embed/t0Dhs-zDN40" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-78114</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/hakan-guldag-berfin-cipa2.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kur-birden-artarsa-ozel-sektorun-hali-nice-olur-acaba-78116</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 07:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kur birden artarsa özel sektörün hali nice olur acaba!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye ekonomisinin düze çıkması için çareyi döviz kurunun bir anda çok yüklü oranda artmasında gören ve kendini ekonomist olarak takdim eden bir kesim var. Bunlar değil aylardır, neredeyse yıllardır adeta <strong>“Ha geldi, ha geliyor”</strong> diyerek, kaç lira olacağını, hatta olması gerektiğini söyleyerek ve tarih de vererek dolar tahmini yapıyor.</p>
<p>Hani ciddiye alınacak görüşler olsa, örneğin bir yıl önceye gidip acaba bugünler için ne tahmin edilmiş diye bakıp bu tahminlerin ne kadar havada kaldığını ortaya koymak mümkün ama dediğim gibi bu görüşlerin ciddiye alınır bir tarafı yok ki!</p>
<p>Tek yönlü bir bakışla dövizin artmasından herhalde şöyle bir sonuç bekleniyor: Dolar şimdiki gibi 45 lira değil de örneğin 55 lira, 65 lira ya da 75 lira olduğunda ihracat tırmanıp gidecek. İhracatçı 1 dolara sattığı malın bedeli olarak 45 lira değil de 75 lira kazanacak.</p>
<p>Ne güzel, ne kadar iyimser bir düşünce!</p>
<p>Bir kere Türkiye’de dövizin pahalandığını duyan yabancı alış fiyatını 1 dolarda tutar mı, yoksa <strong>“Şu satış fiyatını biraz düşür”</strong> der mi, bu pek hesaba katılmıyor.</p>
<p>Onu da geçtik, kur artınca ithalat pahalanmayacak mı, Türk sanayisi hiç ithal girdi kullanmıyor mu? Üretim maliyeti ne olacak?</p>
<p>Genel olarak maliyetler, fiyatlar nereye tırmanacak? Kur artmadığı halde savaş yüzünden petrol fiyatlarının yükselmesinin içeride dengeleri nasıl bozduğu ortada, şu dönemde bir de kur yükselse ne olacaktı?</p>
<h2>Ya özel sektörün döviz açığı</h2>
<p>Bir yandan dövizin mutlaka artması gerektiği, hatta bundan kaçış olmadığı söylenecek; bir yandan da özel sektörün net döviz pozisyonu açığının yıllar sonra yeniden 200 milyar doları aşmasından kaygı duyulması gerektiği dile getirilecek…</p>
<p>Ne denir ki; şahane bir yaklaşım, şahane bir değerlendirme!</p>
<p>Finansal kesim dışındaki firmaların döviz varlık ve yükümlülüklerine ilişkin son veri bu yılın şubat ayına ilişkin ve net döviz pozisyon açığı 200,3 milyar dolar.</p>
<p>Söz konusu ay itibarıyla toplam varlık 184,7 milyar, buna karşılık yükümlülük 385 milyar ve net tutar 200,3 milyar dolar.</p>
<p>Net döviz pozisyonundaki 200,3 milyar dolarlık açık şimdiye kadarki en yüksek tutara işaret etmiyor. Pozisyon açığı 2017 sonu ile 2018’in ilk yarısında daha yüksek seyretmişti. Rekor 206,8 milyar dolarla 2018’in mart ayına ait.</p>
<p>Döviz pozisyonu açığı 2023’ün ikinci yarısında 60 milyar dolarlara kadar düştükten sonra yükselme eğilimine girdi ve şubatta 200 milyar yeniden aşıldı.</p>
<h2>Dolar 1 lira artsa…</h2>
<p>Tutarları aktardım; finansal kesim dışındaki firmaların döviz yükümlülükleri döviz varlıklarından 200 milyar dolar daha fazla.</p>
<p>Şimdi çok basit bir soru soralım:</p>
<p><strong>“Dolar 1 lira, yalnızca 1 lira arttığında bu firmaların yükü ne kadar büyüyor?”</strong></p>
<p>Yanıt da çok basit değil mi, <strong>“yalnızca”</strong> 200 milyar lira.</p>
<p>Ama <strong>“Kur artmalı”</strong> diyenleri öyle 1 liralık artış kesmez!</p>
<p>Kur en az 10 lira, 20 lira, hatta belki 30 lira artmalı.</p>
<p>Peki, örneğin 10 liralık bir artışın yükünü hiç düşündünüz mü; tam 2 trilyon lira.</p>
<p>Ya 30 liralık bir dolar kuru artışının yükü; tam 6 trilyon lira.</p>
<p>Hani bir söz var ya <strong>“Ya sayı saymayı bilmiyorsun”</strong> diye başlayan…</p>
<h2>Kısa vadelide fazla var</h2>
<p>Finansal kesim dışındaki firmaların toplam net döviz pozisyonu eksi 200 milyar dolar ama kısa vadeli net pozisyonda 4,6 milyar dolar fazla var.</p>
<p>Kısa vadeli döviz varlığı 148,1 milyar, döviz yükümlülüğü ise 143,5 milyar dolar düzeyinde. Kısa vadeli net döviz pozisyonu fazla olmaya fazla ama tutar çok hızlı bir azalış gösterdi.</p>
<p>Kısa vadeli net pozisyon fazlası 2022’nin son aylarında 70 milyar doların üstünde bulunuyordu.</p>
<h2>Varlık ve yükümlülüklerin vadesi</h2>
<p>Yazıdaki iki grafiğin yan yana olmasının bir nedeni var. Varlık ve yükümlülüklerin vadesi daha rahat görülebilsin istedim.</p>
<p>Finansal kesim dışındaki firmaların toplam döviz varlıklarının önemli bir bölümü kısa vadeli. Örneğin bu yılın şubat ayındaki yaklaşık 185 milyar dolarlık varlığın yüzde 80 oranındaki 148 milyar doları kısa vadeli, yani vade bir yıldan kısa.</p>
<p>Oysa aynı tarihteki 385 milyar dolarlık yükümlülüğün yüzde 37 oranındaki yaklaşık 143 milyar dolarlık kısmı kısa vadeli.</p>
<p>Bu oranlar hiç kuşku yok ki çok olumlu bir dengeye işaret ediyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f1893495379-1777436980.png" alt="" width="800" height="368" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kur-birden-artarsa-ozel-sektorun-hali-nice-olur-acaba-78116</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/8/1280x720/dolar-dollar-1766131459.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kur birden artarsa özel sektörün hali nice olur acaba! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borclularin-iqsu-13e-kadar-dusuyor-psikolojik-destek-almasi-gerekiyor-78115</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 07:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borçluların IQ’su 13’e kadar düşüyor, psikolojik destek alınması gerekiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TMA </strong>(Turnaround Management Association) Türkiye/FOYDER (Finansal ve Operasyonel Yapılandırma Profesyonelleri Derneği) Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Önder Yılmaz</strong>’dan <strong>Hakan Güldağ</strong>’la bana bir davet geldi:</p>
<ul>
<li><strong>Finansal ve operasyonel yapılandırma sektöründe faaliyet gösteren pek çok farklı disiplinlerden gelen profesyonellerden oluşan dernek üyelerimizle düzenlediğimiz sohbet toplantımıza bekliyoruz.</strong></li>
<li><strong>Bu sohbet toplantımız için belirlediğimiz konu başlığı şöyle: </strong>“Dünya Genelinde Yaşanan Güncel Gelişmeler ve Türk Reel Sektörüne Etkileri.”</li>
</ul>
<p>FOYDER’in Kurucu Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Cengiz Göğebakan, </strong>toplantı öncesi gönderdiği bilgi notuna şu başlığı attı:</p>
<ul>
<li><strong>Pasif bekleyenler değil, aktif değişenler kazanacak…</strong></li>
</ul>
<p><strong>Göğebakan, </strong>Mayıs 2023’ten beri devrede olan enflasyonla mücadele için uygulanan para ve maliye politikaları ile bunları destekleyici yönde alınan makro ihtiyati tedbirlerin reel sektöre etkilerini özetledi:</p>
<p>-          <strong>Finansmana erişime çözüm aranırken, erişilen finansmanın kısa vade ve yüksek maliyet etkisiyle, işletmelerde maliyet-kur-fiyat dengesinin kurulamaması nedeniyle kârlılık ve verimlilik düştü, borç ödeme ve çevirme gücüne ilişkin manevra kabiliyeti erozyona uğradı.</strong></p>
<p>28 Şubat 2026’da Hürmüz Boğazı odağında başlayan savaşın petrol, doğalgaz gibi en önemli enerji kaynaklarının fiyatlarında büyük sıçramalara neden olduğuna, tedarik koşullarında ve sürelerinde belirsizlikler yaşandığına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Bu durum, şirketler için sadece birer finansal risk oluşturmakla kalmadı, aynı zamanda </strong>“yeni normal”<strong>in tetiklediği operasyonel dönüşümün ve yeniden yapılanmanın kaçınılmaz hale geldiği birer eşik oluşturdu.</strong></p>
<p>İşletmelerin bu <strong>“kaotik türbülans”</strong>ı sürdürülebilir finansal istikrara kavuşabilecek şekilde nasıl yöneteceklerinin, etkin finansal ve operasyonel dönüşüm süreçlerini planlayıp realize etme inisiyatifleriyle yakından ilgili olduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Elbette ki Hazine ve Maliye Bakanlığımız başta olmak üzere, Merkez Bankası, BDDK ve diğer ilgili düzenleyici-denetleyici kuruluşlar gerekli tedbiri alacaktır.</strong></p>
<p>Alınması gereken tedbirlerin bir kısmının, enflasyonla mücadele programına kısmen de olsa zorluk çıkaran yönlerinin olabileceğinin bilindiğini irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Kamu otoritemizin, konjonktürün de getireceği muhtemel sonuçlar ile alınacak tedbirlerin etki analizlerini değerlendirerek, ülkemiz ekonomisi ve reel sektörün sürdürülebilir başarısı için en uygun çözümleri belirleyeceğine olan inancımız tamdır.</strong></p>
<p>Şu noktaya vurgu yaptı:</p>
<p>-          <strong>Ülkemizin finansal dengelerine kavuşma sürecinde yaşanan sorunların üzerine enerji fiyatlarının kontrolsüz yükselmesiyle cari açığın artması, artçı dalga etkisiyle tüm ana hammaddelerin fiyat, tedarik, temin, navlun süre ve maliyet artış riski de eklendi.</strong></p>
<p>Duruma fırsat penceresinden de baktı:</p>
<p>-          <strong>Özellikle ülkemizin uyguladığı barış odaklı dış ilişkilerin yansımaları ve çatışmalar nedeniyle Uzak Doğu ve Körfez hattındaki lojistik aksamaların, Avrupalı alıcıları daha güvenli ve yakın tedarikçilere yönelteceği, Afrika pazarından alınacak payın artabileceği öngörülmelidir.</strong></p>
<p>Özellikle ihracat odaklı reel sektörün orta vadeli makul maliyetli finansa erişim imkanlarının açılması ve operasyonel maliyet verimliliklerini optimize etmeleri halinde yeni pazar payları kazanma fırsatı oluşturacağı, bunun da büyümede olumlu katkı sağlayan unsur olacağı üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Bu amaçla işletmeler için yaygın ve seri şekilde </strong>“Finansal Yeniden Yapılandırma” <strong>uygulamasına gidilerek, yüksek faiz ve operasyonel maliyet baskısı altındaki şirketlerin, borç vadelerini nakit akış projeksiyonlarına göre revize etmeleri gerekir.</strong></p>
<p>Sadece <strong>“finansal iyileşme”</strong>nin yeterli olmadığını savundu:</p>
<p>-          <strong>Operasyonel verimlilik ve değişim-dönüşüm uygulamaları ile maliyet azalışı-gelir artırıcı önlemlerle ülkemiz ekonomisinde en kıt kaynaklar arasında bulunan sermaye verimliliğinin geliştirilmesi de elzemdir.</strong></p>
<p><strong>Göğebakan, </strong>gönderdiği notu şöyle noktaladı:</p>
<p>-          <strong>Ülkemiz reel sektörünün bu süreci krizden fırsata dönüştürebilmesi için, çaresiz-pasif bir bekleyiş değil, aktif ve hedef odaklı bir operasyonel ve finansal dönüşüm dönemi olmalıdır.</strong></p>
<p>FOYDER buluşmasında <strong>Cengiz Göğebakan</strong>’ın bizimle tanıştırdığı önemli isimlerde biri yönetim kurulu yedek üyesi <strong>Hamdi Say </strong>oldu:</p>
<p>-          <strong>Hamdi Bey, çok önemli bir konkordato avukatıdır. İşinde oldukça başarılıdır.</strong></p>
<p><strong>Hamdi Say, </strong>toplantıda söz aldığında yaptığı işle ilgili ilginç bir ayrıntıyı paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Ben sıkıntıya düşmüş şirketlerin avukatıyım. Borçlu psikolojini daha iyi anlayabilmek için psikologlardan ders aldım.</strong></p>
<p>Psikologlardan öğrendiği bilgiyi aktardı:</p>
<p>-          <strong>Borçlu psikolojinin farkını o eğitim sırasında anladım. Psikologlar, borçluların IQ’sunun 85’lerden 13’lere kadar gerileyebildiğini söylüyor.</strong></p>
<p>Yapılan ölçümlerde çıkan sonuca vurgu yaptı:</p>
<p>-          <strong>Borçlunun her şeye para odaklı baktığı görülüyor. İşine gücüne, üretime odaklanamıyor. Yani, borçlu </strong>“bilişsel zeka”<strong>yı yitiriyor.</strong></p>
<p>Şu mesajı verdi:</p>
<p>-          <strong>Borçlular psikolojik destek almalı. Ayrıca, borçlulara bu tür desteklerin verilmesi lazım. Bakın sanayicilik, üretmek Türkiye için iyi bir hastalıktır. Ne yapıp edip borç nedeniyle odağını kaybedenlerin üretim şevki canlandırılmalıdır.</strong></p>
<p>Borçluların IQ’sunun 13’e kadar düşebildiği aklınıza gelir miydi?</p>
<p>Bu ayrıntıyı ilk kez FOYDER buluşmasında <strong>Hamdi Say</strong>’dan duymuş oldum…</p>
<p>Deneyimli konkordato avukatı <strong>Hamdi Say</strong>’ın anlattıklarına kulak vermekte yarar var…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘Karşılık’ yönetmeliğine ‘yapılandırma’ da girmeli</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f1883ad865d-1777436730.jpg" alt="" width="221" height="229" /></span><strong>FOYDER </strong>Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Önder Yılmaz, </strong>bankaların takipteki kredilerinin miktarına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Bankaların takipteki kredileri toplam 60 milyar dolar dolayında seyrediyor.</strong></p>
<p><strong>“Karşılık yönetmeliği”</strong>ne dikkat çekti:</p>
<p>-          “Karşılık yönetmeliği” <strong>şu anda ihtiyaca cevap vermiyor. Yönetmelikte</strong><strong>,</strong><strong> </strong>“yapılandırma”<strong>nın da dikkate alınması gerekiyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Maliye, mükelleften habersiz kredi kartından vergi borcu tahsil ediyor</span></h2>
<p><strong>FOYDER </strong>üyeleri toplantıda yeniden yapılandırma, rehberlik, danışmanlık yaptıkları firmalarla ilgili bazı örnekler aktardı. Bir FOYDER üyesi, Anadolu’da KOBİ’lerden birinin yaşadığı sıkıntıyı paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Ortada gerçek bir kâr yok. Finansmana erişim kısıtlı. Maliye, birçok firmadan olduğu gibi danışmanlık yaptığım şirketten de </strong>“beyan yenileme” <strong>istedi. Maliye, </strong>“Beyan ettiğiniz gelir sektör ortalamasının altında” <strong>diye şirketi uyardı.</strong></p>
<p>Bir başka FOYDER üyesi, Maliye ve SGK’nın işi sıkı tutmasının yarattığı etkiye işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Maliye ve SGK hacizleri nedeniyle çekleri karşılıksız çıkan firma örnekleri artıyor.</strong></p>
<p>Bir örnek de Marmara Bölgesi’nden verildi:</p>
<p>-          <strong>Danışmanı olduğum şirketin vergi borcunu Maliye’nin mükelleften habersiz kredi kartından tahsil etmesine çok şaşırdım.</strong></p>
<p>FOYDER üyelerinden biri İstanbul’daki İSTOÇ’u adres gösterdi:</p>
<p>-          <strong>İSTOÇ’un girişinde ve çıkışında Maliye araçları duruyor. Bu durum, Maliye’nin şirketler üzerindeki baskısını gösteriyor.</strong></p>
<p>Toplantıya katılan FOYDER üyelerinin hemen hepsi, Maliye’nin vergi borçlarının yapılandırılması konusundaki bir uygulamasına dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Hazine ve Maliye Bakanlığı, mükellefin başvurması haline durumunun incelenip borç yeniden yapılandırılmasına gidilebildiğini belirtiyor. Ancak, </strong>“Amme Alacakları” <strong>ile ilgili mevzuata göre, yeniden yapılandırma için borcun yarısı düzeyinde teminat isteniyor.</strong></p>
<p>FOYDER Başkanı <strong>Önder Yılmaz, </strong>bu noktada geçmişte uygulanan <strong>“yeniden yapılandırma” </strong>mevzuatını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Tek bir kanuna dayalı </strong>“yeniden yapılandırma”<strong>ya olanak sağlansın. Yaşayabilecek şirketler analiz edilsin. Neye ihtiyacı varsa gerekirse enjekte edilsin.</strong></p>
<p>FOYDER üyelerinden biri, bu noktada şu öneriyi ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Nasıl ki çiftçiye, esnafa faiz sübvansiyonu yapılıyorsa yaşama şansı olan firmalara da faiz sübvansiyonu gibi bir uygulama devreye alınabilir.</strong></p>
<p>Aynı FOYDER üyesi, <strong>“yeniden yapılandırma” </strong>konusunda şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Bugünkü ortamda </strong>“terzi usulü yeniden yapılandırma”<strong>ya kimsenin zamanı yok. </strong>“Konfeksiyon usulü” <strong>bir </strong>“finansal yeniden yapılandırma” <strong>uygulamasına ihtiyaç var.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borclularin-iqsu-13e-kadar-dusuyor-psikolojik-destek-almasi-gerekiyor-78115</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/5/1280x720/5757-1777436705.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borçluların IQ’su 13’e kadar düşüyor, psikolojik destek alması gerekiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tcmb-iki-hafta-aranin-ardindan-doviz-satti-78113</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 07:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> TCMB iki hafta aranın ardından döviz sattı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) son iki haftadır süren döviz alımları geçen hafta yine satışa döndü.</p>
<p>QNB ekonomistlerinin hesaplamalarına göre 24 Nisan haftasında brüt döviz rezervi 3.3 milyar dolar azalışla 171.2 milyar dolara, swap hariç net rezervin de 3.2 milyar dolar azalışla 36.5 milyar dolara indi. TCMB geçen hafta 3.0 milyar dolar döviz satışı gerçekleştirdi. QNB ekonomistlerinin analizine göre geçen hafta içerisinde bankaların TCMB’de zorunlu karşılık ve teminat depo çerçevesinde tuttukları döviz miktarının 0.8 milyar dolar artması, brüt rezervi olumlu etkiledi. Bunu hariç tutan net rezerv ise 4.1 milyar dolar azalışla 54.3 milyar dolara geriledi. Net rezerv içinde değerlendirilen yurt içi bankalarla yapılan swap hacminin 24 Nisan haftasında 0.9 milyar dolar azalması, net rezervi olumsuz etkilerken altın fiyatlarının gerilemesinin ise net rezervde 1.8 milyar dolarlık azalışa yol açtığı hesaplandı.</p>
<p>Kamunun döviz mevduatı da incelenen hafta içerisinde döviz cinsi tahvil ihracının etkisiyle 1.7 milyar dolar yükseldi. QNB ekonomistleri “Sonuç olarak, bu saydığımız işlemler net rezervin geçen hafta 1.1 milyar dolar gerilemesine neden olmuştur. Net rezervdeki değişimi dikkate aldığımızda, bunun dışında kalan işlemlerle toplamda 3.0 milyar dolar döviz satışı gerçekleştiğini hesaplıyoruz. Bunda Cuma günü bilançosuna yansıyan yaklaşık 5 milyar dolarlık satış etkili olurken, nisan ayında net döviz alışı 19 milyar dolar civarında gerçekleşti” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tcmb-iki-hafta-aranin-ardindan-doviz-satti-78113</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/tcmb-merkez-bankasi452117h.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Önceki iki hafta nette döviz alımı yapan Merkez Bankası, geçen hafta yine döviz satışı gerçekleştirdi. QNB ekonomistlerinin hesaplamalarına göre, TCMB geçen hafta 3 milyar dolar döviz sattı. Brüt döviz rezervi 3,3 milyar dolar azalışla 171,2 milyar dolara, swap hariç net döviz rezervi de 3,2 milyar dolar azalışla 36,5 milyar dolara indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tarim-kredinin-uc-sirketi-halka-aciliyor-78112</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 07:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarım Kredi&#039;nin üç şirketi halka açılıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Bünyesinde İran’daki Razi Gübre Fabrikası dahil 19 şirketin bulunduğu Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri, son 3 yılda 800 milyon dolar yatırım yaparken, yatırım tutarını 1.1 milyar dolara yükseltecek. Tarım Kredi Grubu’nun en görünen yüzü olan Tarım Kredi Market yanı sıra süt ve yem fabrikaları da halka açılacak. Türkiye’nin yurt dışındaki en büyük yatırımı olan İran’daki Razi Gübre fabrikasını savaş öncesi satma kararı alan Tarım Kredi, savaşın sona erip ambargonun kalkması halinde bu kararından vaz geçecek.</p>
<p>Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Genel Müdürü ve Tarım Kredi Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Aydın, şirket faaliyetleriyle ilgili basın kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya geldi.</p>
<p>Türkiye’nin en büyük tarımsal sanayi grubu olduklarını belirten Hüseyin Aydın, ülkenin yem ihtiyacının yüzde 15’ini, gübre ihtiyacının ise yüzde 30’u karşıladıklarını bildirdi.</p>
<p>Bünyelerindeki 18 şirketin 6 tanesinin İSO 500 içerisinde yer aldığını belirten Aydın, devletten bir kuruş kaynak kullanmayan özerk yapıdaki Tarım Kredi’nin tüm şirketlerin SPK denetimine tabi olduğu bilgisini verdi. 18 Bölge Birliği ve 1598 kooperatifin üye sayısının 900 bini aştığını ifade eden Hüseyin Aydın, 52 fabrika ve 2 limana sahip olduklarını kaydetti.</p>
<h2>2 bin 350 şubeye ulaştı </h2>
<p>Tarım Kredi Market'in şu anda 2 bin 350 şube sayısına ulaştığını dile getiren Aydın, büyüme kararlılıklarının devam ettiğini, özellikle uygun depo bulundukça da büyümeyi sürdüreceklerini vurguladı. Hâlen 1000 bakkalın Tarım Kredi ürünlerini aynı fiyatla sattığını, 1598 kooperatifte de market ürünleri bulunduğunu söyleyen Aydın, böylece toplam 5 bin noktada tüketiciyle buluştuklarını anlattı.</p>
<p>Günümüzde sadece gıda ürünü satarak para kazanmanın çok mümkün olmadığını söyleyen Hüseyin Aydın, bu yüzden diğer marketlerin olduğu gibi uygun yerlerde kâr marjı yüksek gıda dışı ürünlerin de satılacağını belirtti. Çok şubeli indirim marketlerinin, ayrı markalarla daha üst segmentte ürün satmaya başladığına dikkat çeken Aydın, kendilerinin de şu an için belli ürün gruplarında farklı gelir seviyesine hitap eden ürünleri piyasaya sürdüklerini kaydetti.</p>
<h2>3 şirket halka açılacak </h2>
<p>Daha önce Ziraat Bankası ve Halkbank’ta Genel Müdürlük görevleri yürüten Hüseyin Aydın, bünyesinde çok sayıda şirketi barındıran Tarım Kredi’nin bankacılığa göre çok daha fazla zorladığını belirtti. Buna rağmen her yıl ortalama yüzde 50 büyüdükleri bilgisini veren Aydın, bu süreçte özellikle stok maliyetini çok iyi yönettiklerini vurguladı. Aydın’ın verdiği bilgilere göre şirketin 2023’te 3.7 milyar lira olan net kârı, 2024’te 5.1 milyar liraya, 2025’te ise 18 milyar liraya yükseldi.</p>
<p>Tarım Kredi bünyesindeki 3 şirketin halka açılacağı bilgisini veren Hüseyin Aydın, bunlardan ilkinin bir süre önce satın aldıkları Aynes Süt oluğunu belirtti. Ayrıca Tarım Kredi Yem yanı sıra Tarım Kredi Marketleri de halka açacaklarını söyleyen Aydın, böylece özsermayeyi de büyüteceklerini belirtti.</p>
<h2>Dev hayvancılık yatırımı geliyor </h2>
<p>Son 3 yılda toplam 800 milyon dolar yatırım yapıldığını kaydeden Aydın, altın konusunda Bilecik’teki yatırımın 233 milyon doları bulduğunu, marketlere 162 milyon dolar yatırım yaptıklarını, Aynes markasını ise TMSF’den 77 milyon dolara aldıklarını vurguladı. Önümüzdeki dönemde ise 315 milyon dolarlık yatırım planladıklarını söyleyen Aydın, bunun da 193 milyon dolarının altın madenine yapılacağını belirtti.</p>
<p>Hayvancılık alanında ise Trakya bölgesinde çok büyük bir yatırımı faaliyete geçireceklerini dile getiren Aydın, suni tohumlama, embriyo transferi dahil önemli işlevlerin de bu yatırımla yerine getirileceğini anlattı. Aydın, 1200 dönüm alana yapılacak 20 bin başlık hayvancılık yatırımının sektör açısından çok önemli olduğunu vurguladı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Razi Gübre'nin sahibi değil büyük ortağıyız, ambargo biterse satmaktan vazgeçeriz”</span></h2>
<p>Hüseyin Aydın, Türkiye’nin yurt dışındaki en büyük yatırımı olarak nitelendirdiği İran’daki Razi Gübre fabrikasıyla ilgili de bilgiler verdi. Bilinenin aksine buranın sahibi olmadıklarını, paylarının yüzde 48.8 olduğunu dile getiren Aydın, “Burası alınırken 1 kuruş para çıkmadı Tarım Kredi’den, şirket çalıştı ve kendi parasını ödedi” diye konuştu.</p>
<p>Savaş öncesi bu fabrika yatırımından çıkma kararı aldıklarını ancak savaşla birlikte bunu gerçekleştiremediklerini dile getiren Aydın, eğer bunu satarlarsa başka bir yerde mutlaka gübre fabrikası yatırımı yapacaklarını aktardı. Savaş döneminde doğalgaz dahil hammadde fiyatlarının çok yükseldiğini belirten Aydın, Türkiye’de şu an itibarıyla ürün bulunamaması diye bir şeyin söz konusu olmadığını ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tarim-kredinin-uc-sirketi-halka-aciliyor-78112</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/2/1280x720/huseyin-aydin-1755585859.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Genel Müdürü ve Tarım Kredi Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Aydın, bünyelerindeki Tarım Kredi Market ile Aynes Süt ve yem fabrikasını halka açacaklarını duyurdu. Aydın, Türkiye’nin en büyük tarımsal sanayi grubu olarak son 3 yılda 800 milyon dolar yatırım yaptıklarını ve bu rakamı yeni yatırımlarla 1,1 milyar dolara yükselteceklerini söyledi. Planladıkları 315 milyon dolarlık yeni yatırımın 193 milyon dolarının altın madenine yapılacağını belirten Hüseyin Aydın, Trakya’ya 20 bin başlık hayvancılık yatırımının da gündemlerinde olduğunu kaydetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/petrolun-atesi-yeniden-yukseldi-78111</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petrolün ateşi yeniden yükseldi!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69f18277ed46a-1777435255.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Piyasalar birkaç hafta önce savaşın etkisinin geçici olacağına inanıyordu. Ancak gelinen noktada tablo değişti. İran ile ABD arasında Hürmüz Boğazı’nı yeniden tam kapasite açacak kalıcı bir anlaşmaya dair ilerleme sağlanamaması, petrol fiyatlarını yeniden yukarı itti. Uluslararası gösterge Brent petrolü dün yüzde 3 yükselerek 111 doları aşarken, ABD tipi ham petrol WTI da yüzde 3,4 primle 100 dolara dayandı. Yılbaşından bu yana çarpıcı bir yükseliş yaşandı. Brent yüzde 83, WTI ise yüzde 73 arttı. Böylece enerji piyasalarında “kriz geçti” havası yerini yeniden tedirginliğe bıraktı.</p>
<h2>Ateşkes umudu zayıfladı </h2>
<p>Beyaz Saray, İran’ın son teklifinin değerlendirildiğini açıklasa da Washington yönetimi “kırmızı çizgilerin” sürdüğünü vurguladı. Özellikle Tahran’ın nükleer programına ilişkin başlıklarda taraflar arasında mesafenin korunduğu belirtiliyor. Piyasa bu açıklamaları sorunların yakın vadede çözülmeyebileceği olarak yorumluyor, Bu da savaş kaynaklı arz kaybının daha uzun süreceği anlamına geliyor. Petrol piyasası uzmanları, yaklaşık 13 milyon varil/günlük arz açığını kapatacak hızlı ve güçlü bir alternatif bulunmadığını belirtiyor. Stratejik rezervler geçici tampon sağlasa da kriz uzadıkça fiyatların daha yüksek seviyelerde dengelenmesi bekleniyor.</p>
<h2>Wall Street alarm modunda</h2>
<p>■ Goldman Sachs, Brent petrol için yılın son çeyreği tahminini 80 dolardan 90 dolara yükseltti. WTI beklentisi ise 75 dolar dan 83 dolara çıkarıldı. Bu tahminler mevcut spot fiyatların altında kalsa da, yalnızca birkaç hafta içinde yapılan sert revizyon piyasanın yönünü gösteriyor. </p>
<p>■ Citigroup ise daha çarpıcı bir senaryo paylaştı. Bankaya göre Hürmüz’deki aksama haziran sonuna kadar sürerse Brent petrol 150 dolara ulaşabilir. Ortalama fiyatların iki çeyrek boyunca 130 dolar civarında seyretmesi mümkün görülüyor. </p>
<p>■ ING'nin yeni temel senaryosuna göre, ICE Brent petrolünün varil fiyatı ikinci çeyrekte ortalama 104 dolar olacak; bu rakam önceki tahminde 96 dolardı. Bankanın belirttiğine göre, önemli stok azalması ve savaş öncesi seviyelere doğru yavaş toparlanma, Brent petrolünün 2026'nın dördüncü çeyreğinde ortalama 92 dolar civarında sabitlenmesine neden olacak; önceki tahmin ise varil başına 88 dolardı. </p>
<h2>200 dolar konuşuluyor </h2>
<p>■ FGE’nin Onursal Başkanı Fereidun Fesharaki, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, boğazdaki aksaklıkların 6 ila 8 hafta daha sürmesi halinde petrol fiyatının 150- 200 dolar bandına tırmanabileceğini söyledi. Uzmanlar, her hafta milyonlarca varillik petrolün piyasaya ulaşamadığını ve kaybın zaman içinde “astronomik” boyutlara çıkabileceğini söylüyor.</p>
<h2>Fiziki piyasada yangın daha büyük </h2>
<p>Vadeli işlemler piyasası kadar fiziki piyasada da tansiyon yüksek. Petrol ithalatçısı ülkeler küçülen arz havuzunda varil ararken, spot ham petrol fiyatlarının bazı işlemlerde 150 dolara yaklaştığı belirtiliyor. Rafine ürünlerde tablo daha da sert. Singapore piyasasında orta distilat fiyatları varil başına 290 doların üzerine çıkarak rekor kırdı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">BAE'nin çıkış kararı dengeleri bozabilir</span></h2>
<p>Yüksek petrol fi yatı enfl asyonu yeniden hızlandırabilir, bu da merkez bankalarının faiz indirimlerini geciktirmesine yol açabilir. Şirketlerin üretim ve taşımacılık maliyetleri artarken kâr marjları daralabilir. Özellikle enerji ithalatına bağımlı Avrupa ve Asya ekonomilerinde büyüme baskı altına girebilir. Bu nedenle hisse senedi piyasaları güçlü görünse bile yatırımcılar enerji cephesindeki riskleri yakından izliyor. Edmond de Rothschild Asset Management analistlerine göre reel ekonomide bozulma büyüyor. Enerji şoku özellikle Avrupa ve Asya gibi ithalata bağımlı ekonomilere yayılıyor. Yatırımcılar şimdilik hisse piyasalarında iyimser... Ancak petrol cephesinden gelen her yeni haber, bu iyimserliğin zeminini biraz daha sarsıyor. Uzmanlara göre, İran kanadında somut ilerleme gelmedikçe fi yatların geri çekilmesi zor görülüyor. Wall Street’in korkusu da tam burada başlıyor: Petrolün ateşi düşmezse sıradaki yangın finans piyasalarında çıkabilir. Bu arada Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE), Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü'nden (OPEC) ve OPEC+’tan 1 Mayıs’ta ayrılacağını açıklaması sektörde yeni oluşumları da beraberinde getirebilir.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/petrolun-atesi-yeniden-yukseldi-78111</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/9/1280x720/dolar-petrol-1760281902.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İran savaşında ateşkes umutlarının zayıflaması petrol piyasasında yeni bir sıçramayı tetikledi. Brent yeniden 111 doların üzerine çıkarken, Wall Street’te fiyat tahminleri peş peşe yukarı revize ediliyor. Bankalar artık sadece yüksek fiyatı değil, 150-200 dolarlık şok senaryolarını da konuşuyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hizmet-ihracatcilari-birliginde-murat-seker-donemi-78158</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hizmet İhracatçıları Birliği’nde Murat Şeker dönemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hizmet İhracatçıları Birliği’nin (HİB) seçimli genel kurulunda, Türk Hava Yolları (THY) Teknik AŞ adına tek listeyle aday olan Murat Şeker, geçerli oyların tamamını alarak başkan seçildi.</p>
<p>HİB'den yapılan açıklamaya göre, Şeker’in yönetim kurulunda, Hediye Güral (NG Tasarım Otelcilik ve Turizm AŞ), Vehbi Serkan Kaptan (TAV Havalimanları Holding AŞ), Turgay Yaman (İGA Havalimanı İşletmesi AŞ), Mustafa Eröğüt (Acıbadem Sağlık Hiz. ve Tic. AŞ), Murat Baykara (Baynak Ulus. Nak. Turz. Dış Tic. Ltd. Şti.), Prof. Dr. Orhan Gazi Yiğitbaşı (İstanbul Medipol Üniversitesi), İlhan Bağören (Telenity İletişim Sistemleri San. Tic. AŞ), Fatih Volkan Kazova (Kazova Yapı İnşaat Sanayi ve Dış Ticaret AŞ), Fatih Aksoy (Med Yapım Televizyon ve Filmcilik AŞ) ve Kemal Yamankaradeniz (Destek Patent AŞ) yer aldı.</p>
<p>Açıklamada seçimlerin ardından konuşan Şeker, önceki başkan Şekib Avdagiç ve yönetim kurulu üyelerine görevde bulundukları süre boyunca ortaya koydukları vizyon, gayret ve özveri için teşekkür etti.</p>
<p>Hizmet ihracatının artık bir tercih değil, stratejik bir zorunluluk halini aldığını ifade eden Şeker, "Küresel rekabetin her geçen gün daha da hızlandığı bu dönemde başarı, birlikte hareket edebilen, değişimi doğru okuyabilen ve hızla uyum sağlayabilen yapılarla mümkündür. Bizler de bu anlayışla dayanışmayı güçlendiren, iş birliğini artıran ve sektörlerimizin rekabet gücünü ileri taşıyan bir yaklaşımı esas alacağız." dedi.</p>
<p>Şeker, yeni dönemde önceliklerinin hizmet ihracatını sürdürülebilir, katma değeri yüksek ve küresel ölçekte rekabetçi bir yapıya kavuşturmak olacağını belirtti.</p>
<p>Hedefleri doğrultusunda üç temel eksen üzerine yoğunlaşacaklarına dikkati çeken Şeker, şöyle konuştu:</p>
<p>"Bu eksenlerden birincisi, küresel pazarlarda derinleşme ve çeşitlenme. İkincisi, katma değerli hizmet üretimi ve markalaşma. Üçüncüsü ise dijitalleşme ve insan kaynağı. Bu hedefleri hayata geçirirken, şeffaf, katılımcı ve çözüm odaklı bir yönetim anlayışını esas alacağız. Üyelerimizin sesini daha fazla dinleyen, sorunlara hızlı çözümler üreten ve ortak aklı merkeze alan bir yapı kurmak önceliklerimiz arasında. Ticaret Bakanlığımız başta olmak üzere kamu kurumlarımızla olan güçlü iş birliğimizi daha da ileriye taşıyacak, sektörlerimizin ihtiyaçlarını doğru şekilde ifade eden, çözüm üreten ve yol açan bir Birlik olmaya devam edeceğiz."</p>
<p><strong>"Ülkemizi küresel ölçekte daha da bilinir kılmayı sürdüreceğiz"</strong></p>
<p>Hizmet İhracatçıları Birliği (HİB) Yönetim Kurulu Başkanı seçilen Murat Şeker, "Hizmet İhracatçıları olarak, Türkiye Yüzyılı vizyonuna güçlü bir katkı sunmak amacıyla çalışmayı, üretmeyi ve ülkemizi küresel ölçekte daha da bilinir kılmayı sürdüreceğiz." ifadesini kullandı.</p>
<p>Seçim sonrası sosyal medya hesabından açıklama yapan THY Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı da olan Şeker, HİB'in Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini üstlenmekten büyük onur duyduğunu belirtti.</p>
<p>THY'nin hizmet ihracatındaki liderliğine değinen Şeker, paylaşımında şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye’nin hizmet ihracatı, ekonomimizin büyüme hedefleri doğrultusundaki stratejik alanlardan birini oluşturuyor. THY olarak, ülkemizin hizmet ihracatı şampiyonu olma sorumluluğuyla, ülkemizin bu alandaki potansiyelini küresel ölçekte göstermeyi temel önceliklerimiz arasında görüyoruz. Günümüzde hizmet ihracatı turizmden ulaştırmaya, sağlıktan eğitime, yazılımdan danışmanlığa kadar geniş bir yelpazede ülkemize döviz kazandıran, istihdam oluşturan ve sürdürülebilir kalkınmayı destekleyen en önemli güçlerden biridir. Yalnızca ekonomik büyüklüğüyle değil, aynı zamanda Türkiye’nin bilgi birikimini, kalite anlayışını ve rekabet gücünü dünyaya taşıması bakımından da büyük değer taşımaktadır."</p>
<p>Şeker, hizmet sektöründe elde edilen her başarının, ülkenin küresel ticaretteki konumunu daha da güçlendirdiğini, girişimcilere, çalışanlara ve genç nesillere yeni fırsat alanları açtığını vurguladı. Bu nedenle hizmet ihracatını artırmanın yalnızca sektörlere değil, Türkiye'nin geleceğine yapılan stratejik bir yatırım niteliğinde olduğunu belirten Şeker, önceki başkan Şekib Avdagiç ve yönetim kurulu üyelerine görevde bulundukları süre boyunca ortaya koydukları vizyon, gayret ve özveri için teşekkür etti.</p>
<p>Şeker, "Hizmet İhracatçıları olarak, Türkiye Yüzyılı vizyonuna güçlü bir katkı sunmak amacıyla çalışmayı, üretmeyi ve ülkemizi küresel ölçekte daha da bilinir kılmayı sürdüreceğiz." ifadesini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hizmet-ihracatcilari-birliginde-murat-seker-donemi-78158</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/8/1280x720/murat-seker-1777448204.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ THY Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Murat Şeker, Hizmet İhracatçıları Birliği&#039;nin Yönetim Kurulu Başkanlığına seçildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uymsibte-hamdi-taner-gorevi-devraldi-78166</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> UYMSİB’de Hamdi Taner görevi devraldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Uludağ Yaş Meyve ve Sebze İhracatçıları Birliği’nde (UYMSİB)  gerçekleştirilen Seçimli Olağan Genel Kurul Toplantısı’nın ardından Birlik Başkanlığı görevine seçilen Hamdi Taner, görevi Prof. Dr. Senih Yazgan’dan devraldı.</p>
<p>Düzenlenen törende UYMSİB Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Taner ve Yönetim Kurulu Üyeleri, önceki dönem başkanı Yazgan’a teşekkürlerini sunarak çiçek takdiminde bulundu. Gerçekleştirilen töreni ve görev teslimini değerlendiren önceki dönem Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Senih Yazgan, Bursa’nın polikültür bir tarım vasfına sahip, zengin bir şehir olduğunu belirterek; “Bizler de bu güzel şehirde önemli bir görevi yerine getirmeye çalıştık. Görevimiz süresince yaşadığımız sorunlar da oldu. Dünya genelinde yaşanan iklim sorunları, bir dönem ülkemizde yaşanan su sıkıntısı gibi engellere rağmen süreci doğru bir şekilde yönetmeye çalıştık. Tabii ki buradaki en önemli emek hiçbir zaman yılmadan mücadele eden başta üreticilerimizindir. Üreticilerimizin bin bir emekle büyüttüğü ürünleri değerlendiren, emeğe katkı veren ihracatçılarımıza da ayrıca teşekkür ediyorum. Yeni yönetimimizin de bu görevi layıkı ile yerine getireceğine inanıyor, başarılar diliyorum. Tecrübe ve bilgi birikimimizle her zaman yanınızda olacağız” dedi.</p>
<h2>“Üretici ve ihracatçılarımıza desteğimiz sürecek”</h2>
<p>Düzenlenen törenden duyduğu memnuniyeti dile getiren UYMSİB Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Taner ise, “Sektörümüze ciddi hizmetler veren Prof. Dr. Senih Yazgan Hocama ve yönetimine teşekkür ediyorum. İhracatçılar, özellikle tarımsal ürünleri ihraç eden firmalar gerçekten zor bir dönemden geçiyor. Maliyetlerin arttığı, kur baskısının yaşandığı hedef pazarlardaki pazarımızın küçüldüğü bir dönem yaşıyoruz. Bizim öncelikli hedefimiz birliğimizdeki ihracatı arttırmak, bütçemizi büyütmek, zor şartlarda ihracat yapmaya çalışan firmalarımızın yanında olmaktır. Genç, dinamik, güçlü bir ekip olarak geldik. İnşallah bundan sonraki süreçte de yeni yönetimde ihracatçıların faydasına olacak güzel işlere imza atacağız” ifadelerini kullandı. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uymsibte-hamdi-taner-gorevi-devraldi-78166</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/6/1280x720/uymsibte-hamdi-taner-gorevi-devraldi-1777451546.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ UYMSİB Başkanlığına seçilen Hamdi Taner, görevi Senih Yazgan’dan devraldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ticaret-bakani-bolat-bursaya-23-yilda-785-milyar-tllik-kamu-yatirimi-yaptik-78164</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ticaret Bakanı Bolat: Bursa’ya 23 yılda 785 milyar TL’lik kamu yatırımı yaptık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Bursa Ticaret ve Sanayi Odasında (BTSO) düzenlenen Bursa İş Dünyası Buluşması'nda, Bursa'yı "4T1S" formülü ile tanımladığını, tarımla başlayan bereketin turizm, ticaret, teknolojiyle devam ettiğini ve sanayiyle bütünleştiğini söyledi.</p>
<p>Faaliyet bazında 20 milyar dolar net mal ihracatı olan Bursa'nın üretim gücüyle de istihdamıyla da ülke ekonomisinin altın şehirlerinden olduğunu aktaran Bolat, "Büyük resme baktığımızda Türkiye de hızla büyümeye devam ediyor, Bursa da büyümeye devam ediyor ve rekabetçilik, teknolojik atılımlar, katma değerli üretimin hızlandığını görebiliyoruz" diye konuştu. Bakan Bolat, “TEKNOSAB’ın yanında 210 milyon dolarlık lojistik merkez yatırımının yakın zamanda temeli atılacak. Bu yatırım Bursa’nın ticaret altyapısını daha da güçlendirecek önemli bir adımdır” diyerek duyurdu.</p>
<h2>“Bursa’ya 23 yılda 785 milyar TL’lik kamu yatırımı”</h2>
<p>Bakanlık olarak Bursa’da bulunan 90 bin esnaflarımıza 2025 yılı içerisinde 7 milyar TL yüzde 50 faiz süspansiyonlu finansman desteği sağladıklarını ifade eden Bakan Bolat, “Bursa’ya yaptığımız bu ziyaret itibarıyla şehrimizdeki esnafımızın kalkınması amacıyla TESKOM kefareti ve Halkbank kaynaklarıyla 200 Milyon TL’lik esnaf destek kredisi göndereceğiz” dedi. Bursa’ya yapılan kamu yatırımları hakkında da bilgi veren Bolat, “Hükümet olarak Bursa’ya 23 yılda 785 Milyar TL’lik kamu yatırımı yaptık. Ulaşımda 272 Milyar TL, Çevre ve Şehircilikte 124 Milyar TL, enerji’de 124 milyar TL, sağlıkta 123 Milyar TL, Tarım ve Orman Bakanlığında hibe destek olarak 60 Milyar TL, Sanayi KOSKEB aracılığıyla 11 Milyar TL’lik yatırımlar yaptık. Bursa Türkiye ekonomisinin parlayan yıldızı oldu. Hem teknoloji, hem sanayi, hem sağlık hem de eğitim ve tarım alanında önemli bir merkez haline dönmüş durumda. Bursa’nın tarımda, sanayide ve üretimde büyük bir gücü var. Bu güç sayesinde güvenli liman ve istikrar ülkesi olan Türkiye’mizde küresel zorluklara rağmen el birliği yukarılara taşıyacağız” dedi. Bakanlık olarak Bursa’ya 2025 yılında 1.7 Milyar TL ihracat destek hibesi, hizmet ihracatında ise 32 milyon TL’lik hibe desteği verdiklerini hatırlatan Bolat, günlük 4,5 milyar lira olan ihracat reeskont kredi limitlerinin çok yakında daha da artırılacağını belirtti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f1bdfa0998b-1777450490.JPG" alt="" width="605" height="396" /></p>
<h2>“Türkiye'nin yenilenebilir enerjiye kavuşmasını sağladık”</h2>
<p>Bolat, ekonomiyi ve ülkeyi yönetme, sorunlara çareler üretme gayreti içinde olduklarını belirterek, Türkiye'nin bulunduğu coğrafyada sıcak savaşların olduğunu söyledi. Böyle bir coğrafyada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın güçlü liderliği ve yönetimiyle 23 yıldır istikrarlı bir siyaset arenasında ülke ekonomisinin büyüdüğünü vurgulayan Bolat, sözlerini şöyle sürdürdü: "Genç, eğitimli iyi bir nüfusumuz var. Bunlar, ekonomimize önemli katma değer sağlıyor. Bu büyüklüklere ulaşırken çok önemli bir şey yaptık; 300 milyar dolarlık ulaştırma ve altyapı yatırımları, 200 milyar dolarlık enerji yatırımlarıyla elektrik üretiminin 4 katından fazla artması, 8 vilayetin merkezinde olan doğal gaz tedarikini 81 vilayete yansıtarak, Türkiye'de hiç olmayan güneş, rüzgar enerjisi, jeotermal enerji gibi kaynakları ülke gündemine ve üretimine getirerek Türkiye'nin suyla beraber güneş, rüzgar hepsi birlikte yüzde 50'lik yenilenebilir ve ucuz enerjiye kavuşmasını sağladık."</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f1be230a83e-1777450531.JPG" alt="" width="636" height="394" /></p>
<h2>“Türkiye dünyanın 16. büyük ekonomisine sahip”</h2>
<p>Bolat, bütün ekosistem sayesinde, ilmek ilmek Türkiye'nin dünyanın 16. büyük ekonomisi haline geldiğini vurgulayarak, "Satın alma gücü paritesine göre, 11. büyük ekonomiyiz ve Avrupa'nın da 4. büyük ekonomisi konumuna ulaştık. İmalat sektöründe Türkiye, dünyanın 14'üncü, hizmetler sektöründe 20'nci büyük ekonomisi" dedi. "Sanayinin ihracatta yüzde 93'lük payı, imalatta, milli gelirde yüzde 20'lik payıyla ve tarımda gerçekten bol bereketli üretimimizle dünyada önemli bir oyuncuyuz." diyen Bolat, Fas'tan Çin'e kadar olan coğrafyada bütün sektörleri ekonomisine katabilen fazla ülke olmadığına dikkati çekti. Türkiye'nin güvenilir bir tedarik üssü, liman, lojistik merkezi olduğunu ifade eden Bolat, şunları kaydetti: "Körfezde istemediğimiz bir savaş yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor. Hürmüz Boğazı, 2 aydır kapalı ve çok kısmi giriş çıkışlar olabiliyor. Dünyada petrolün yaklaşık yüzde 30'unu, doğal gazın, enerjinin yüzde 20'si, petrokimya ürünleri ve gübrenin yaklaşık yüzde 30'unun geçtiği bu önemli su yolu önündeki bu blokaj, Türkiye'nin istikrarını, güvenilir bir üretim ülkesi, yakın bir lojistik merkezi, lojistik üssü, tedarik öncüsü olmasını tekrar gündeme getirdi.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f1be3e92f98-1777450558.JPG" alt="" width="682" height="501" /></p>
<h2>“Ekonomimiz büyüdükçe Türkiye'ye ilgin artıyor”</h2>
<p>Bakan Bolat, mart ayında ramazan etkisi ve savaşın getirdiği şok tesirlerle talebin düştüğünü, nisan ayında dış talebin tekrar arttığını gözlemlediklerini, dış talebin yeniden Türkiye'yi öne çıkarmaya başladığını anlattı. Bolat, "Savaşın bitmesiyle o savaşın olduğu Orta Doğu ve Körfez coğrafyasında da talepler hızla artacak ve bunlar da Türkiye ekonomisinin imalat, üretim gücünü yeniden artıracaktır." diye konuştu. Bütün çabalarının Türkiye'nin ihracat gelirlerinin artması, uluslararası yatırımcıların cezbedilerek döviz girdisinin ve istihdamın artmasına yönelik olduğunu belirten Bolat, şöyle devam etti: "Türkiyemiz 40 yıllık terörü son 10 yılda yok etmiş, Güney sınırlarımızda tamamen yok etmiş, 'Terörsüz Türkiye' süreciyle milli birlik ve kardeşlik sürecini başlatmış, konumuyla kuzeyinde, güneyinde, doğusunda, batısındaki savaşların hiçbirinin Türkiye topraklarına yansımasını engelleyerek vatandaşımızın tırnağına zarar gelmemesini sağlayarak bugünleri başardı. Dış dünya görüyor ki Türkiye istikrar adası, üretim, lojistik, tedarik, ticaret ülkesi ve bu anlamda Türkiyemiz güvenli liman konumunu koruyor. Bunu uluslararası ilişkilerde, biz dış ticaretten sorumlu bakanlık olduğumuz için çok net bir şekilde görüyoruz. Ticaretimiz arttıkça, ekonomimiz büyüdükçe Türkiye'ye olan ilginin arttığını, dostlukların arttığını da görüyoruz."</p>
<h2>“Döviz dönüşüm desteğini uzatılması için çalışıyoruz”</h2>
<p>Bolat, 2 yıl önce yüzde 76,5 olan enflasyonu yüzde 30 bandına getirmeyi başardıklarını dile getirdi. Merkez Bankası ihracat reeskont kredilerinin önemine değinen Bolat, şöyle konuştu: “Merkez Bankasının ihracat reeskont kredi limitleri, şu anda 4,5 milyar lira. 3 yıl önce 300 milyon liraydı günlükte. Döviz bazında da 1 milyar dolara yakın bir ihracat reeskont kredisi var toplamda. Bu rakamı daha da yükseltme çalışmaları sona geliyor. İnşallah ihracat reeskont kredileri limiti de günlük limitler, artırılacak çok yakında. İhracatçılarımız çok yoğun bir şekilde kullanıyorlar. Her gün bu kota doluyor. Döviz dönüşüm desteği, 2023'ten beri var. Önce yüzde 2'ydi ve geçen yıl 1 Mayıs'tan itibaren yüzde 3'e çıkarıldı. Bir yıllık süre uzatımıyla 30 Nisan'da süresi doluyor. Bu noktada da ilgili bakanlıklar olarak çalışıyoruz. Döviz dönüşüm desteğinin uzatılması, daha sonra da sektörel bazda da bazı ince ayarların da yapılması konusunda çalışmalarımız hızla devam ediyor ve yakında inşallah ortaya çıkacak”</p>
<h2>“Küresel ihracata yön veriyoruz”</h2>
<p>BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay da tarihsel bir kırılma noktasından geçildiğini belirterek, “Alıştığımız dengelerin çözüldüğü bu yeni çağda fark oluşturan temel unsur, üretim kapasitesini, akılcı bir oyun planı ve küresel istikamet belirleme kabiliyetiyle birleştirebilmektir. Türkiye, bu köklü dönüşümün getirdiği belirsizlikleri, sahip olduğu stratejik derinlikle büyük bir fırsata dönüştürme potansiyeli taşıyor” ifadesini kullandı. Burkay, Bursa’nın üretim, ticaret ve ihracat gücüyle Türkiye ekonomisinin lokomotif şehirlerinden biri olduğunu vurgulayarak, “20 milyar doların üzerindeki ihracatımız ve 36 milyar dolarlık dış ticaret hacmimizle ülkemizin küresel rekabet gücüne yön veren bir konumdayız. 200’ün üzerinde ülke ve gümrük bölgesine ihracat gerçekleştiren Bursa, 120’den fazla ülkeyi geride bırakan bir performans sergilemektedir. Yüksek enflasyon, finansmana erişim zorlukları ve küresel ticarette artan korumacılığa rağmen bu başarıyı yakalayan iş dünyamıza teşekkür ediyorum. BTSO olarak UR-GE ve HİSER projelerinde Ticaret Bakanlığımızın en aktif iş birliği kuruluşuyuz. Bugüne kadar 48 projeyi hayata geçirdik, 20 binden fazla iş insanını Bursa’da ağırladık ve 1.500’ü aşkın firmamızın doğrudan faydalanmasını sağladık” dedi. Vali Erol Ayyıldız, Bursa Büyükşehir Başkan Vekili Şahin Biba'nın da konuştuğu program, soru cevap bölümüyle basına kapalı devam etti</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ticaret-bakani-bolat-bursaya-23-yilda-785-milyar-tllik-kamu-yatirimi-yaptik-78164</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/4/1280x720/ticaret-bakani-bolat-bursaya-23-yilda-785-milyar-tllik-kamu-yatirimi-yaptik-1777450227.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat Bursa’ya 23 yılda 785 milyar TL’lik kamu yatırımı yaptıklarını belirterek, “Ulaşımdan çevre ve şehirciliğe, enerjiden sağlığa, tarım ve ormancılıktan sanayiye kadar hemen her sektöre yatırım yaptık. Bursa Türkiye ekonomisinin parlayan yıldızı oldu. Bursa’nın üretimde büyük bir gücü var. Bu güç sayesinde güvenli liman ve istikrar ülkesi olan Türkiye’mizde küresel zorluklara rağmen el birliği yukarılara taşıyacağız” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/alp-danismanlik-insan-kaynagini-surdurulebilir-rekabet-avantajina-donusturmeyi-hedefliyor-78155</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ALP Danışmanlık, insan kaynağını sürdürülebilir rekabet avantajına dönüştürmeyi hedefliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>ALP İnsan Kaynakları Danışmanlığı İzmir, Bursa ve İstanbul'da faaliyet gösteriyor.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, Kurucu Genel Müdür Ozan Şiyve liderliğinde faaliyetlerini sürdüren şirket, “Attract, Lead, Promote” (İşe Al, Liderlik Et, Geliştir) mottosuyla insan kaynağını sürdürülebilir bir rekabet avantajına dönüştürmeyi hedefliyor.</p>
<p>ALP’in kurumsal yaklaşımının temelini oluşturan üç aşamalı model, çalışan yaşam döngüsünü baştan sona stratejik bir şekilde yönetmeyi amaçlıyor. İşe Al aşaması seçme-yerleştirme danışmanlığı hizmetleri ile şirketlerin doğru yetenekleri işe almasını sağlıyor. Açıklamada, "Liderlik aşaması liderlik ve çalışan gelişimi temelli eğitim programları aracılığı ile çalışan performansını artırıyor. Geliştir aşaması ise profesyonel koçluk, kariyer planlama ve iç mobiliteyi destekleyen yapılandırma çözümleri ile sürdürülebilir gelişimi destekliyor." denildi.</p>
<p><strong>“Yetenek kazanımında stratejik ortaklık yapıyoruz”</strong></p>
<p>Yetenek kazanımında nokta atışı çözümlerin, teknolojinin İK süreçlerine entegrasyonu ile hızlansa da kritik roller ve niş endüstriler için dış kaynak kullanımının stratejik bir zorunluluk haline geldiğini dile getiren Güney Marmara ve Bursa Bölge Direktörü Buket Çinkılıç, “ALP Danışmanlık olarak uzman seviyesinden tepe yönetime kadar search ve mapping çalışmalarıyla projeye özel pazar haritalama çalışmaları gerçekleştiriyor ve pasif aday havuzuna erişim sağlıyoruz. Yetkinlik bazlı değerlendirmeler ile adayların geçmiş başarılarını ve kurum kültürüne uyumunu analiz eden kısa liste raporları hazırlıyoruz” dedi.</p>
<p>Seçme ve yerleştirme danışmanlığı süreçlerinde pazar analizi, yetkinlik değerlendirmesi ve kültürel uyum süreçlerini kapsayan bütünsel bir yaklaşım ile hareket ettiklerini anlatan Çinkılıç, şirketin misyonunun, sadece pozisyon kapatmak değil hem müşteri hem aday için süreç mentörlüğü yaparak sürdürülebilir ve kalıcı işe yerleştirmeler sağlamak olduğunu ifade etti. Çinkılıç, “Özellikle küresel ölçekte büyüyen -yetenek kıtlığı- sorunu, şirketleri daha yenilikçi çözümler aramaya yönlendirirken, biz ‘search &amp; mapping’ ve yapay zeka temelli analiz yöntemleri ile ön plana çıkıyoruz” diye konuştu.</p>
<p><strong>Eğitimde Yeni Yaklaşım: Değişim Odaklı ve Deneyimleyerek Öğrenme</strong></p>
<p>Eğitim ve gelişim hizmetlerinde, klasik eğitim anlayışının ötesine geçerek değişim odaklı ve deneyimsel öğrenme yaklaşımını benimsediklerini anlatan Çinkılıç, “Liderlikten satış yönetimine, kişisel gelişimden organizasyonel dönüşüme kadar geniş bir yelpazede sunduğumuz programlar, simülasyon temelli yapısıyla dikkat çekiyor. Bursa Bölge’yi eğitim ve gelişim programlarına duyulan ihtiyaç açısından önemli bir çekim merkezi olarak görüyoruz. Eğitimi bir bilgi aktarımından ziyade, mevcut durum ile hedef yetkinlikler arasındaki farkı kapatan bir değişim aracı olarak görüyoruz. Eğitimcilerin birer koç/moderatör gibi çalıştığı, organizasyona ve ihtiyaca özel, esnek ve uygulanabilir eğitimler tasarlıyoruz” dedi.</p>
<p><strong>“Yeni kariyere geçişte koçluk yapıyoruz”</strong></p>
<p>Sundukları “outplacement coaching” hizmetiyle işten ayrılma süreçlerini hem çalışan hem de işveren açısından daha sağlıklı ve yapıcı bir zemine taşıdıklarını belirten Çinkılıç, “Bu hizmet sayesinde çalışanlar yeni kariyerlerine hazırlanırken, şirketler de işveren markalarını koruma ve güçlendirme fırsatı yakalıyor ve çalışanla pozitif bağı sürdürüyor. Bize göre başarılı İK modeli; teknolojiyi etkin kullanan ancak insan faktörünü merkeze alan bir yapıdan geçiyor. Bu yaklaşımı ‘veri + vicdan = artırılmış İK zekâsı” formülüyle özetliyoruz. İŞKUR onaylı özel istihdam bürosu olarak faaliyet gösteriyoruz. Kurumların yalnızca bugünü değil, yarını da inşa etmelerine katkı sağlamayı hedefliyoruz” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/alp-danismanlik-insan-kaynagini-surdurulebilir-rekabet-avantajina-donusturmeyi-hedefliyor-78155</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/5/1280x720/346-1777448581.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ALP İnsan Kaynakları Danışmanlığı&#039;nın, &quot;İşe Al, Liderlik Et, Geliştir&quot; mottosuyla insan kaynağını sürdürülebilir bir rekabet avantajına dönüştürmeyi hedeflediği belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/buyuksehirin-sosyal-girisimcilik-merkezi-kosgeb-heyetini-agirladi-ortak-projeler-gorusuldu-78153</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kahramanmaraş SOGEM, KOSGEB heyetini ağırladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong> </strong><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi bünyesinde faaliyet gösteren Sosyal Girişimcilik Merkezi (SOGEM), girişimcilik ekosistemini güçlendirmeye yönelik temaslarını sürdürüyor.</p>
<p>Bu kapsamda merkez, KOSGEB heyetini ağırladı. Ziyarete; KOSGEB Başkan Yardımcısı Selim Serkan Ercan, KOSGEB Ekosistem Destekleri Dairesi Başkanı Muhammet Mustafa Kurt, KOSGEB İl Müdürü Yasin Yüksek ve Teknokent Genel Müdürü Oğuz Ciğerlioğlu katıldı. Heyet, SOGEM bünyesinde yürütülen projeler ve girişimcilik destek mekanizmaları hakkında yerinde incelemelerde bulundu.</p>
<p><strong>Hayata Geçirilecek İş Birlikleri Masaya Yatırıldı</strong></p>
<p>Gerçekleştirilen ziyarette, Büyükşehir Belediyesi Dış İlişkiler Dairesi Başkanı Erdoğan Emrah Hatunoğlu tarafından SOGEM’in kuruluş amacı, hedefleri ve bugüne kadar hayata geçirilen çalışmalar detaylı şekilde aktarıldı. Hatunoğlu, merkezin özellikle sosyal girişimciliği destekleyen yapısıyla hem yerel kalkınmaya hem de istihdama katkı sağladığını vurguladı. Toplantıda, kurumlar arası iş birliğinin artırılması, girişimcilik ekosisteminin daha güçlü ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulması ile SOGEM’in sunduğu imkanların daha geniş kitlelere ulaştırılması konuları ele alındı. Taraflar, özellikle genç girişimciler ve sosyal fayda odaklı projeler için ortak destek programlarının geliştirilmesi konusunda görüş alışverişinde bulundu. Ziyaret kapsamında ayrıca, önümüzdeki süreçte KOSGEB ile SOGEM arasında hayata geçirilebilecek ortak proje ve eğitim programları da değerlendirildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/buyuksehirin-sosyal-girisimcilik-merkezi-kosgeb-heyetini-agirladi-ortak-projeler-gorusuldu-78153</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/3/1280x720/buyuksehirin-sosyal-girisimcilik-merkezi-kosgeb-heyetini-agirladi-ortak-projeler-gorusuldu-1777447562.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi Sosyal Girişimcilik Merkezi, KOSGEB heyetini ağırladı. Toplantıda, kurumlar arası iş birliğiyle hayata geçirilebilecek ortak proje ve eğitim programları değerlendirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kmtso-baskani-buluntu-kahramanmaras-uretmeye-devam-ediyor-78149</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> KMTSO Başkanı Buluntu: Kahramanmaraş, üretim gücüyle yeniden yükselecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası’nın (KMTSO) 32. Olağan Meclis Toplantısı Meclis Başkanı M. Hanefi Öksüz başkanlığında gerçekleştirildi. </p>
<p>Toplantıya, Ticaret Borsası Başkanı Mustafa Narlı, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi Meclis Başkan Vekili Mehmet Beşen’in yanı sıra Yönetim Kurulu Üyeleri, Meclis Üyeleri, Meslek Komite Üyeleri, Kahramanmaraş iş dünyasının temsilcileri katıldı. Toplantıda, şehrin ekonomik gündemi kapsamlı şekilde ele alınırken, iş dünyasının mevcut durumu, beklentileri ve devam eden çalışmalar konuşuldu.</p>
<p>Gündem maddeleri çerçevesinde yapılan görüşmelerde, Kahramanmaraş’ın üretim ve ihracat potansiyelinin daha da güçlendirilmesine yönelik atılacak adımlar istişare kültürü doğrultusunda ele alındı. Katılımcıların görüş ve önerileriyle şekillenen toplantıda, önümüzdeki döneme ilişkin yol haritası ortak akıl çerçevesinde değerlendirildi.</p>
<p>Toplantı, KMTSO Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Buluntu’nun Nisan ayı faaliyetlerine ilişkin gerçekleştirdiği sunumla devam etti. Sunumda, Oda tarafından yürütülen çalışmalar, projeler ve kent ekonomisine katkı sağlayan faaliyetler hakkında meclis üyelerine detaylı bilgi verildi.</p>
<p><strong>Ortak Akıl ve Bölgesel Dayanışma</strong></p>
<p>Başkan Buluntu, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: “Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası olarak, Nisan ayında da şehrimizin ekonomik yeniden yapılanma sürecine katkı sunacak önemli çalışmalar gerçekleştirdik. Öncelikle, Odamız ev sahipliğinde düzenlediğimiz Bölgesel Kalkınmada Güç Birliği Platformu’nun 27. toplantısı, ortak aklın ve bölgesel dayanışmanın en güçlü örneklerinden biri olmuştur. Bu toplantı, şehirlerarası iş birliğini güçlendiren ve kalkınmayı birlikte inşa etme irademizi ortaya koyan önemli bir adım olmuştur.</p>
<p><strong>Avrupa Delegasyonu İle Ortak Proje ve Toplantı</strong></p>
<p>İstihdamın artırılması adına attığımız adımlar kapsamında, Türk Kızılayı ve İŞKUR iş birliğiyle düzenlediğimiz İstihdam Buluşmaları, işverenlerimiz ile iş arayan vatandaşlarımızı bir araya getirerek yerel ekonomimize doğrudan katkı sağlamıştır. Uluslararası iş birlikleri noktasında ise, Avrupa Birliği destekli PACE Projesi kapsamında hayata geçirdiğimiz “MESEM Öğrencileri İçin Sürdürülebilir Geçim Modeli”, gençlerimizin daha güvenli ve sürdürülebilir çalışma koşullarına erişmesini sağlayacak örnek bir modeldir. Bu projenin sadece bugün için değil, geleceğimiz için de önemli bir yatırım olduğuna inanıyoruz.</p>
<p><strong>“Ortak Akıl, Bizim En Güçlü Yol Haritamız”</strong></p>
<p>Eğitim ve sanayi iş birliğini güçlendirmek adına, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitemiz ile temaslarımızı sürdürerek, akademik bilgi ile üretim gücünü daha etkin buluşturacak adımları istişare ettik. Yine bu süreçte gerçekleştirdiğimiz Yüksek İstişare Kurulu Toplantımızda, şehrimizin ekonomik dönüşüm sürecini, üretim altyapımızı ve ihracat hedeflerimizi kapsamlı şekilde değerlendirdik. Ortak akıl, bizim en güçlü yol haritamız olmaya devam ediyor.</p>
<p><strong>“Firmalarımıza Destek Olmaya Devam Ediyoruz”</strong></p>
<p>Kahramanmaraş’ın üretim gücü bir kez daha kendini göstermiştir. İTHİB tarafından düzenlenen İhracatın Yıldızları Ödül Töreni’nde 22 firmamızın ödül alması, şehrimizin ihracattaki gücünü ve potansiyelini açıkça ortaya koymuştur. Bu başarı, sadece firmalarımızın değil, Kahramanmaraş’ın başarısıdır.</p>
<p><strong>“Saha Ziyaretlerini Sürdürüyoruz”</strong></p>
<p>Kurumlar arası iş birliğini güçlendirmek adına; yargı, meslek odaları ve teknik kuruluşlarla bir araya gelerek, şehrimizin geleceğini birlikte inşa etme kararlılığımızı sürdürdük. Sahadaki çalışmalarımız kapsamında ise, UR-GE projeleri ve ihracat odaklı ziyaretlerimizle, firmalarımızın üretim ve ihracat süreçlerini yerinde incelemeye ve desteklemeye devam ediyoruz.</p>
<p><strong>EBRD’ye Destek Çağrısı Karşılık Buldu</strong></p>
<p>Uluslararası paydaşlarımızla ilişkilerimiz de güçlenerek sürüyor. Alman Uluslararası İşbirliği Kurumu (GIZ) ile yürüttüğümüz çalışmaların devam etmesi, Kahramanmaraş’ın sürdürülebilir kalkınma hedefleri açısından son derece kıymetlidir. KOSGEB ve EBRD gibi önemli kurumlarla gerçekleştirdiğimiz temaslarda ise, özellikle deprem sonrası süreçte KOBİ’lerimizin finansmana erişimi ve destek mekanizmalarından daha etkin yararlanabilmesi için girişimlerimizi sürdürdük. Bu kapsamda, EBRD tarafından sağlanan 60 bin Euro’ya kadar destek programı, işletmelerimizin yeniden ayağa kalkması açısından önemli bir fırsattır.</p>
<p><strong>“Kahramanmaraş Üretim Gücü İle Yeniden Yükselecek”</strong><br /><br />Veriler bize şunu açıkça göstermektedir: Kahramanmaraş üretmeye devam ediyor, toparlanıyor ve yeniden yükseliyor. İstihdam rakamlarımızdaki artış ve kurulan şirket sayılarındaki hareketlilik, bu sürecin en somut göstergesidir. Ancak ihracat tarafında hâlâ aşmamız gereken bir mesafe olduğunu da biliyoruz. Bizler, bu süreci doğru okuyarak; üretim, ihracat ve katma değerli dönüşüm odaklı çalışmalarımıza kararlılıkla devam edeceğiz. Çünkü biz inanıyoruz ki; Kahramanmaraş, üretim gücüyle yeniden yükselecek. Bu süreçte bizlere güç veren tüm üyelerimize, iş dünyamıza ve paydaşlarımıza teşekkür ediyor; çalışmalarımızın şehrimiz ve ülkemiz adına hayırlı olmasını diliyorum.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kmtso-baskani-buluntu-kahramanmaras-uretmeye-devam-ediyor-78149</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/9/1280x720/kmtso-baskani-buluntu-kahramanmaras-uretmeye-devam-ediyor-1777445580.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası’nın 32. Olağan Meclis Toplantısı’nda konuşan Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Buluntu, “Kahramanmaraş üretmeye devam ediyor, toparlanıyor ve yeniden yükseliyor. Bizler, bu süreci doğru okuyarak; üretim, ihracat ve katma değerli dönüşüm odaklı çalışmalarımıza kararlılıkla devam edeceğiz. Çünkü biz inanıyoruz ki; Kahramanmaraş, üretim gücüyle yeniden yükselecek.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/hondanin-izmir-aliagadaki-motosiklet-fabrikasi-acildi-78147</guid>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Honda’nın İzmir Aliağa’daki motosiklet fabrikası açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AHMET USMAN/EKONOMİ</strong></p>
<p>Honda Türkiye, İzmir Aliağa’da hayata geçirdiği motosiklet üretim fabrikasının açılışını gerçekleştirdi. 45 bin metrekaresi kapalı olmak üzere toplam 100 bin metrekarelik bir alanda faaliyet gösterecek tesis ile yıllık 100 bin adetlik üretim kapasitesi doğrultusunda yaklaşık 300 kişiye istihdam sağlanacak. Gelecek dönemde 200 bin adet kapasiteye ulaşma potansiyeli bulunan tesiste zaman içinde yerli katkının artırılması hedefleniyor.</p>
<p>Törene katılan Honda Motor Europe Başkanı Hans De Jaeger, Türkiye’nin Honda için çok önemli bir pazar olduğuna dikkat çekerek, “Bu yatırım, pazara duyduğumuz güvenin, Türkiye’nin küresel işimizdeki öneminin ve uzun vadeli iş birliği ile ortak refaha olan bağlılığımızın güçlü bir göstergesi. Bu tesisin hem Honda’nın küresel üretim ağına hem de Türkiye’nin sanayi gelişimine, istihdamına ve sürdürülebilir büyüme hedeflerine önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz. Türkiye pazarında 11 yıldır lideriz. Yeni fabrikamızla daha da güçleneceğiz” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/69f1b0d03ac17-1777447120.jpg" alt="" width="700" height="527" /></p>
<p>Yeni tesislerinin Honda’nın Türkiye’ye olan güçlü inancının, uzun vadeli vizyonunun ve yıllar içinde inşa edilen güvene dayalı yakın ilişkinin açık bir göstergesi olduğunu dile getiren Honda Türkiye Başkanı Satoru Yamada da, “Türkiye, dinamik iç pazarı, genç nüfusu ve güçlü sanayi yapısı ile sektörümüzde son derece önemli bir konuma sahip. Bu fabrika ile Honda’nın küresel üretim mükemmeliyetini ve kalite standartlarını Türkiye’nin güçlü üretim yapısıyla bir araya getirdik. Honda olarak faaliyet gösterdiğimiz ülkelerde yarattığımız uzun vadeli etki ve katkılara odaklanıyoruz. Bu yatırımla istihdam yaratıyor, yerel tedarikçi ağımızı güçlendiriyor ve bölgesel kalkınmaya katkı sağlıyoruz. Bu kapsamda motosikletin temel yapısını oluşturan bazı parçaları yerelden tedarik etmeye başladık. Bu çalışmalarımızı her geçen gün genişletiyoruz” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f1a90678e73-1777445126.JPG" alt="" width="700" /></p>
<h2>Büyük Japon markaları bu tesisin performansını izliyor</h2>
<p>Japonya Büyükelçisi Masami Tamura da Honda’nın yatırımının Japonya’daki diğer büyük firmalar tarafından da izlendiğini ve fabrikanın başarısının Japon firmalarının yatırım kararlarında etkili olacağını vurgularken, Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkan Yardımcısı Bekir Polat, Türkiye’nin büyüme potansiyeli ve genç nüfusuyla bölgesinde bölgesel bir üs olduğunu dile getirdi. Polat, Honda’nın yatırımının Türkiye’nin geleceğine olan güveninin bir göstergesi olduğunu sözlerine ekledi.</p>
<p>Aliağa OSB Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Tezcan ise Honda’nın yatırımının ALOSBİ’de yaratılan güçlü üretim ekosisteminin uluslar arası ölçekteki en somut ve en değerli yansımalarından biri olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi: “Bu yatırım sadece bir üretim tesisi değil, aynı zamanda Türkiye’ye duyulan güvenin, Aliağa’nın sanayi vizyonunun ve küresel işbirliklerinin geldiği noktayı gösteren stratejik bir kilometre taşı. Bu tesisin doğrudan ve dolaylı olarak etkileyeceği yüzlerce kişiye istihdam yaratacağı, yan sanayiyi harekete geçirerek bölgesel kalkınmayı hızlandıracağına ve ülkemizin katma değerli ihracat kapasitesine güçlü katkılar sağlayacağına inanıyoruz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/hondanin-izmir-aliagadaki-motosiklet-fabrikasi-acildi-78147</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/7/1280x720/hondanin-izmir-aliagadaki-motosiklet-fabrikasi-acildi-1777445144.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Honda Türkiye Motosiklet, yıllık 100 bin adet üretim kapasitesiyle faaliyete başladı. Burada üretilecek ilk model olan PCX125, haziran ayında Türkiye pazarında satışa sunulacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekkden-sanayi-vurgusu-ongorulen-adimlar-hizla-hayata-gecirilecek-78103</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 17:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> EKK&#039;den sanayi vurgusu: Öngörülen adımlar hızla hayata geçirilecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın başkanlığında Ekonomi Koordinasyon Kurulu (EKK) toplantısı düzenlendi.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ndeki toplantıya, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, AK Parti Genel Başkanvekili Mustafa Elitaş, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekci ve Ahmet Baha Öğütken, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı İbrahim Şenel, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Cumhurbaşkanlığı Siber Güvenlik Başkanı Ümit Önal, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı Burak Dağlıoğlu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Başkanı Şahap Kavcıoğlu, Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi (KOSGEB) Başkanı Ahmet Serdar İbrahimcioğlu, Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Yönetim Kurulu Başkanı Alpaslan Çakar ve bazı bakan yardımcıları katıldı.</p>
<p>Toplantının ardından yapılan yazılı açıklamada, küresel ekonominin, belirsizliklerin ve jeopolitik gerginliklerin arttığı zorlu bir dönemden geçtiğine işaret edilerek, uygulanan program sayesinde makrofinansal istikrarın önemli ölçüde güçlendiği, ekonomideki kırılganlıklar azalırken, şoklara karşı dayanıklılığın arttığı belirtildi.</p>
<p>"Bölgemizde yaşanan gelişmelerin ekonomimize olası etkilerini en aza indirmek ve piyasaların sağlıklı işleyişini sürdürmek için gerekli tedbirler alınmaktadır" ifadesine yer verilen açıklamada, artan petrol fiyatlarına yönelik eşel mobil sisteminin geçici olarak uygulamaya alındığı, gübre başta olmak üzere kritik tarımsal girdilere yönelik dış ticaret tedbirlerinin getirildiği ve stratejik stok yönetiminin güçlendirildiği kaydedildi.</p>
<p><strong>"Aktif sanayi politikalarına öncelik verilmektedir"</strong></p>
<p>Açıklamada, turizm sektörüne yönelik destek paketinin devreye alındığı ve ihracatçıların kefalet limitleri artırılarak finansmana erişimlerinin kolaylaştırıldığı hatırlatılarak, "Tedarik zincirlerinde değişimin hız kazandığı, yeşil ve dijital dönüşüm odaklı bir dönemde, yüksek katma değerli ve teknoloji yoğun üretimi güçlendirmek amacıyla aktif sanayi politikalarına öncelik verilmektedir." değerlendirmesinde bulunuldu.</p>
<p>Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi, Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi ve HIT-30 Yüksek Teknoloji Yatırım Programı ile stratejik yatırımlar ve yüksek teknolojili üretimin desteklendiği anımsatılan açıklamada, şunlar paylaşıldı:</p>
<p>"KOSGEB aracılığıyla KOBİ'lerimizin finansmana erişimini kolaylaştıran, üretim kapasitesini geliştiren, yeşil ve dijital dönüşümünü hızlandıran, rekabetçiliğini güçlendiren ve inovasyon odaklı üretimlerini destekleyen adımlar atılmaktadır. Ayrıca savunma sanayimizin yerli ve milli imkanlarla geliştirilmesi, ihracat ve yüksek teknoloji üretimi teşvik edilmekte, bu alandaki yatırım ve Ar-Ge çalışmaları desteklenmektedir.</p>
<p>Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından geçtiğimiz hafta açıklanan 'Türkiye Yüzyılında Yatırımlar İçin Güçlü Merkez Programı' kapsamında atılacak hukuki, idari, mali ve kurumsal adımlarla, ülkemizin bölgesel bir yönetim merkezi haline gelmesi, küresel transit ticaretten daha fazla pay alması, girişimcilik ekosisteminin güçlenmesi ve İstanbul Finans Merkezi'nin önde gelen finans merkezlerinden biri olması hedeflenmektedir. Program çerçevesinde hayata geçirilecek yatırımcı dostu düzenlemeler, vergi teşvikleri, 'Tek Durak Büro' uygulamasıyla sadeleştirilen ve hızlandırılan bürokratik süreçler ile İstanbul Finans Merkezi (İFM) odaklı politikalar sayesinde daha rekabetçi bir yatırım ortamı oluşturulması amaçlanmaktadır."</p>
<p><strong>"Türkiye önemli bir potansiyele sahip"</strong></p>
<p>EKK toplantısında, imalat sanayisindeki gelişmeler ile KOBİ'lerin güçlendirilmesine yönelik çalışmaların da değerlendirildiği aktarılan açıklamada, "Sanayi gücümüzün korunması, geliştirilmesi ve ihracata yönlendirilmesi konusunda 'Türkiye Yüzyılında Yatırımlar İçin Güçlü Merkez Programı' başta olmak üzere öngörülen adımların hızla hayata geçirilmesi kararlaştırılmıştır." bilgisi verildi.</p>
<p>Toplantıda, son dönemdeki finansal gelişmelerin ele alındığı, ABD/İsrail-İran savaşının finansal piyasalar ve bankacılık sektörü üzerindeki muhtemel etkilerinin Kurul üyeleriyle istişare edildiği belirtilen açıklamada, şunlar dile getirildi:</p>
<p>"İFM başta olmak üzere finansal sistemimizin küresel piyasalardan daha fazla pay almasını hedefleyen tedbirler gözden geçirilmiştir. Kamu bankalarının yurt dışında şube açmalarına ilişkin yürütülen çalışmalar ele alınmıştır. Türkiye, güçlü üretim altyapısı ve jeostratejik konumuyla önemli bir potansiyele sahiptir. Ülkemizin küresel transit ticaretteki konumunu güçlendirecek, ülkemizi enerji ve ticarette işlevsel bir koridora dönüştürecek politikaları hayata geçirmeye devam edeceğiz."</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekkden-sanayi-vurgusu-ongorulen-adimlar-hizla-hayata-gecirilecek-78103</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/3/1280x720/ekk-1777388298.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomi Koordinasyon Kurulu toplantısının ardından yapılan açıklamada, &quot;Sanayi gücümüzün korunması, geliştirilmesi ve ihracata yönlendirilmesi konusunda &#039;Türkiye Yüzyılında Yatırımlar İçin Güçlü Merkez Programı&#039; başta olmak üzere öngörülen adımların hızla hayata geçirilmesi kararlaştırılmıştır.&quot; denildi. Açıklamada, &quot;Bölgemizde yaşanan gelişmelerin ekonomimize olası etkilerini en aza indirmek ve piyasaların sağlıklı işleyişini sürdürmek için gerekli tedbirler alınmaktadır.&quot; ifadeleri kullanıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/beyaz-esya-ihracati-ilk-ceyrekte-yuzde-23-satis-yuzde-19-azaldi-78102</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 17:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Beyaz eşya ihracatı ilk çeyrekte yüzde 23, üretimi yüzde 21 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Beyaz Eşya Sanayicileri Derneği (TÜRKBESD) tarafından düzenlenen basın toplantısında, beyaz eşya sektörünün ilk çeyrek verileri değerlendirildi.</p>
<p>Toplantıya, TÜRKBESD Yönetim Kurulu Başkanı Alper Şengül, başkan yardımcıları Mehmet Yavuz, Fatih Özkadı, Yönetim Kurulu Üyesi Semir Kuseyri ile Genel Sekreter Ayşe Keskinkılıç katıldı.</p>
<p>Şengül, Türkiye'nin yüzde 7'lik üretim hacmiyle Avrupa'nın birinci, dünyanın ise en büyük ikinci beyaz eşya üretim merkezi konumunda yer aldığını belirterek, sektörün 2025 itibarıyla yıllık 29 milyon üretim adediyle faaliyet gösterdiğini söyledi.</p>
<p>Beyaz eşya sektörünün 60 bin kişiye doğrudan, 600 bin kişiye dolaylı istihdam sağladığını dile getiren Şengül, 2025'te ihracat hacminin 20,2 milyon adet olarak kayıtlara geçtiğini, AR-GE, dijital dönüşüm ve yeşil dönüşüm yatırımlarıyla küresel piyasalardaki rekabet gücünün artırıldığını dile getirdi.</p>
<p>Şengül, ilk çeyrek verilerine ilişkin, "Bu yılın ilk 3 ayında 6 ana ürün grubunda geçen yıla kıyasla iç satışlar yüzde 10, ihracat yüzde 23, üretimimiz ise 6 milyon 349 bin 568 adetle yüzde 21 geriledi. Toplam satışlar ise yüzde 19 düşüşle 6 milyon 288 bin 817 adet oldu." diye konuştu.</p>
<p>İhracattaki daralmanın son yıllarda devam ettiğini belirten Şengül, bu tablonun küresel talep koşulları ve dış pazarlardaki yavaşlamanın etkisiyle ihracat performansında daha kalıcı bir gerileme riskini ortaya koyduğunu söyledi.</p>
<p>Şengül, bu tablonun, sektör açısından rekabet gücünün korunmasının artık daha kritik bir öncelik haline geldiğini gösterdiğini dile getirdi.</p>
<p><strong>"İhracat pazarlarında rekabet yoğunlaşıyor"</strong></p>
<p>Alper Şengül, ihracat tarafında, küresel talep koşulları ve jeopolitik gelişmelerin belirleyici olmaya devam ettiğini, enerji, ham madde ve finansman maliyetlerinin yüksek seyrini sürdürdüğünü belirterek, "Anti damping önlemleri gibi ticaret politikaları, gözetim uygulamaları ve ilave vergi gibi uygulamalar ise maliyetleri ve işlem sürelerini artırıyor. Diğer taraftan da Uzak Doğu kaynaklı maliyet avantajı ve agresif fiyatlama, ihracat pazarlarında rekabeti daha da yoğunlaştırıyor." ifadesini kullandı.</p>
<p>Şengül, bu gelişmelerin rekabet gücü üzerinde baskıyı artırdığını, özellikle ihracat pazarlarında maliyet avantajının zayıflamasına yol açtığını dile getirdi.</p>
<p>Mart ayı özelinde ise iç satışlarda geçen yılın mart ayına göre yüzde 3 daralma olduğunu ifade eden Şengül, ihracatta yüzde 29, üretimde yüzde 14, toplam satışlarda yüzde 21 gerileme kaydedildiğini söyledi.</p>
<p>Avrupa pazarının güçlü sanayi entegrasyonu sayesinde Türkiye açısından ana pazar olma özelliğini sürdürdüğünü belirten Şengül, şöyle dedi:</p>
<p>"Made in EU gibi gelişmeleri sektör olarak yakından takip ediyor, Türkiye'nin Gümrük Birliği kapsamında bu sürecin doğal bir parçası olması gerektiğini değerlendiriyoruz. Pazar çeşitliliği tarafında ise Avrupa dışındaki pazarlarda artışın sınırlı kaldığını görüyoruz. Afrika ve Asya pazarlarının önümüzdeki dönem için önemli bir büyüme potansiyeli sunduğunu düşünüyoruz. İhracat ve iç pazarda uzunca süredir gözlenen ve 2026'da da devam eden zayıf seyri tersine çevirmek için üretim ve ihracat kapasitesinin korunması, yurt dışında rekabet gücümüzün Türkiye adına devam ettirilmesi önem taşıyor.</p>
<p>Teknoloji ve inovasyon yatırımlarımız sayesinde her geçen gün daha yüksek enerji verimliliği sağlayan, daha az enerji ve su tüketen ürünler geliştiriyor ve piyasaya sunmaya çalışıyoruz. Bu yıl Antalya'da düzenlenecek COP31 Zirvesi'nin de bu alandaki gelişmeleri hep beraber izlememize imkan sunacağını düşünüyoruz. Sektör olarak enerji verimli ürünler aracılığıyla hem yeşil dönüşüme katkı sunmaya hem de Türkiye'nin sürdürülebilir sanayi hedeflerini uluslararası platformlarda güçlü şekilde desteklemeye hazırız."</p>
<p><strong>"İstihdamı korumaya devam etmeyi hedefliyoruz"</strong></p>
<p>TÜRKBESD yönetimi, toplantının sonunda gazetecilerin sorularını yanıtladı.</p>
<p>Şengül, sektör verilerindeki düşüşlerin istihdama yansımasına ilişkin soruya, "Sektör olarak her zaman odağımızda insan var. Bir taraftan nihai tüketiciler var diğer taraftan da 600 bin dolaylı istihdamı desteklemek için her türlü verimlilik artışına uygulanabilecek çalışmaları yapıyoruz. Herhangi bir kırılganlığa yol açmaması için her türlü önlemi almaya devam edeceğiz. Hem Türkiye'nin lojistik konumu hem tedarik zincirlerine yakınlığı ve burada kullanabildiği güçlü kasları sayesinde biz bu önemleri de alarak istihdamı korumaya devam etmeyi hedefliyoruz." yanıtını verdi.</p>
<p>TÜRKBESD Yönetim Kurulu Üyesi Semir Kuseyri de iç pazardaki toparlanmanın dönemsel olup olmadığına yönelik soruya karşılık şunları kaydetti:</p>
<p>"İki tip satış var, bayiye ve bayiden çıkış şeklinde. Perakendeye bakıldığında işin şu aşamada aşağılarda olduğu söylenemez. Geçen yılın aynı dönemine göre bakıldığında bir nebze üstünde. Ama toptan bazlı baktığınızda da kanalın kısa ve orta vadede borçlanmak istemediğini görmekteyiz. Bu da firmaların kanala yapacağı satışı engelliyor. Ama mayıs ve haziran aylarından sonra beklentimiz perakendenin biraz daha yoğun olacağı yönünde. Kredi kartındaki faiz oranlarına rağmen ihtiyaçlar devam ediyor. Türkiye'de özellikle son 3-4 yıldır pazarda kurutma makinesi penetrasyonu sağlıyor."</p>
<p>Sektörde toparlanma beklentisine ilişkin soruya da Başkan Yardımcısı Mehmet Yavuz yanıt verdi. Yavuz, "Daha önceki kapasite yatırımları yaptığımız için sektörün kapasitesi buna yeterli. Şartlar olgunlaştığı zaman, kısa bir sürede tekrar eski rakamlara ulaşmak mümkün. Çünkü herhangi bir uzun soluklu kapasite yatırımına ihtiyaç yok." dedi.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/beyaz-esya-ihracati-ilk-ceyrekte-yuzde-23-satis-yuzde-19-azaldi-78102</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/2/1280x720/355-1777387857.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yılın ilk çeyrek verileri hakkında açıklama yapan TÜRKBESD Başkanı Alper Şengül, &quot;Bu yılın ilk 3 ayında 6 ana ürün grubunda geçen yıla kıyasla iç satışlar yüzde 10, ihracat yüzde 23, üretimimiz ise 6 milyon 349 bin 568 adetle yüzde 21 geriledi. Toplam satışlar ise yüzde 19 düşüşle 6 milyon 288 bin 817 adet oldu.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kartli-odemeler-5-yilda-28-kat-artti-78100</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 17:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnternetten kartlı ödemeler 5 yılda 28 kat arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>KPMG ve ideasoft iş birliğiyle hazırlanan ve 2026’nın ilk e-ticaret raporu olma özelliği taşıyan “Türkiye E-Ticaret Ekosistemi Raporu” yayınlandı.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, Türkiye’de e-ticaret ekonominin dinamiğini belirleyen temel bir yapı haline geldi. Raporun, sektörün geldiği noktayı güçlü verilerle ortaya koyarken, e-ticarette rekabetin köklü biçimde değiştiğini gözler önüne serdiği belirtildi. </p>
<p>Rapora göre, 2020 yılında 260 milyar TL seviyesinde olan internetten kartlı ödeme hacminin 2025 itibarıyla 7,3 trilyon TL’ye ulaşarak 28 kat büyümesi tüketim alışkanlıklarının kalıcı biçimde dijitale kaydığının en somut göstergesi. </p>
<p>Aynı dönemde ortalama sepet tutarı yaklaşık 9,4 kat artarken, işlem adedi 848 milyon seviyesinden 2,8 milyar adede yükseldi. İşlem başına ortalama tutar ise 306,7 TL’den 2.607 TL’ye çıktı. Bu tablo, büyümenin yalnızca fiyat artışlarından değil, gerçek işlem hacmi artışından da beslendiğini gösteriyor.</p>
<p><strong>İşlem hacimlerinde değişiklik</strong></p>
<p>Türkiye’de internet kullanım oranının 2020’de yüzde 79 seviyesinden 2025 itibarıyla yüzde 90,9’a yükselmesi, e-ticaretin toplumsal tabana ne ölçüde yayıldığını gösterirken; çevrimiçi alışveriş yapan bireylerin oranının aynı dönemde yüzde 36,5’ten yüzde 55,7’ye çıkması, dijital tüketimin artık ana akım haline geldiğini ortaya koyuyor. Bu dönüşüm yalnızca kullanıcı tarafında değil, işlem hacimlerinde de güçlü bir büyümeye işaret ediyor.</p>
<p>Raporda öne çıkan bir diğer önemli içgörü ise tüketici davranışındaki zamanlama. Gün içinde e-ticaret işlem yoğunluğu özellikle 13:00–15:00 saatleri arasında zirveye ulaşırken, haftalık bazda alışverişin ağırlıklı olarak hafta başında gerçekleştiği görülüyor. Bu durum, e-ticarette doğru zamanlamanın satış performansı üzerinde belirleyici bir rol oynadığını ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>İstanbul yüzde 46 ile sırada</strong></p>
<p>Coğrafi dağılım incelendiğinde, Türkiye’deki e-ticaret satıcılarının yüzde 46,2’sinin İstanbul’da konumlandığı görülüyor. Ankara yüzde 9 ve İzmir yüzde 6,4 ile İstanbul’u takip ederken, diğer şehirler daha parçalı bir yapı sergiliyor.</p>
<p>Bu tablo, e-ticaretin ülke geneline yayılsa da hâlâ büyük ölçüde metropollerde yoğunlaştığını ortaya koyuyor.</p>
<p> </p>
<p>ideasoft CEO’su Sinan Akdal, rapora ilişkin değerlendirmesinde şunları kaydetti: “Bugün e-ticaret içgörülerle yönetilen bir alan haline geldi. Raporda ortaya koyduğumuz veriler, Türkiye’de e-ticaretin büyük bir ilerleme gösterirken; aynı zamanda daha rekabetçi bir yapıya evrildiğini gösteriyor. Özellikle kategoriler arasındaki dengenin değişmesi, günlük tüketim alışkanlıklarının dijitalleşmesi ve işlem hacmindeki güçlü artış, sektörün yeni bir faza geçtiğinin en net göstergeleri arasında yer alıyor. Nitekim yalnızca internetten yapılan kartlı ödemelerin 2020’den 2025’e dek 28 kat büyümesi e-ticaretin ulaştığı ölçeği net biçimde ortaya koyuyor. Bununla birlikte, tüketici davranışındaki dönüşüm de dikkat çekici. Gün içinde işlem yoğunluğunun özellikle 13:00–15:00 saatleri arasında zirveye ulaşması ve alışverişin ağırlıklı olarak hafta başında gerçekleşmesi, e-ticarette zamanlama ve stratejinin en az ürün kadar belirleyici hale geldiğini gösteriyor. Bu yeni dönemde başarı; veriyi doğru okuyabilen, müşteri davranışını anlayan ve operasyonunu buna göre kurgulayan markaların olacak. ideasoft olarak biz de işletmelerin yalnızca e-ticarete başlamasını değil, bu dönüşümü doğru stratejiyle yöneterek sürdürülebilir şekilde büyümesini sağlıyoruz. Bu doğrultuda, teknoloji ve yapay zeka yatırımlarına 200 milyon TL’nin üzerinde yeni kaynak ayırarak; işletmelerin daha akıllı ve daha verimli yönetilen e-ticaret operasyonları kurmasını sağlayacak çözümler geliştirmeye devam ediyoruz. Türkiye e-ticaret ekosistemi önümüzdeki dönemde büyümeye devam edecek. Ancak artık farkı yaratan büyümek değil; veriyi doğru kullanarak bu büyümeyi yönetebilmek olacak. Hazırladığımız bu rapor da bu yaklaşımın en somut örneği.” </p>
<p>KPMG Strateji ve Operasyonlar &amp; Şirket Ortağı Bükre Bektaş ise, “E-ticaret ekosisteminde faaliyet gösteren şirketler için dijital dönüşüm; yalnızca teknoloji yatırımlarından ibaret değil. Veriye dayalı karar alma, müşteri deneyiminin yeniden tasarlanması, operasyonel verimlilik ve çevik organizasyon yapıları, rekabet avantajının temel unsurları haline geliyor. Bu çerçevede, dijitalleşme yolculuğunda atılan adımların uzun vadeli bir vizyonla ele alınması, kısa vadeli kazanımların ötesinde kalıcı değer yaratılmasını sağlıyor. Bu rapor, Türkiye’de e-ticaretin mevcut durumunu, dijitalleşme eğilimlerini ve sektörün önümüzdeki dönemde karşılaşması muhtemel fırsat ve riskleri kapsamlı bir bakış açısıyla ele almayı amaçlıyor. Güncel veriler, saha gözlemleri ve analitik değerlendirmeler ışığında hazırlanan çalışma; e-ticaret ekosisteminin farklı bileşenlerini bir arada değerlendirerek okuyucuya bütüncül bir perspektif sunuyor.” ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kartli-odemeler-5-yilda-28-kat-artti-78100</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/e-ticaret.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KPMG ile ideasoft iş birliğiyle hazırlanan rapora göre,  2020&#039;de 260 milyar lira olan internetten kartlı ödeme hacmi 2025&#039;te 7,3 trilyon liraya ulaştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oyak-cimentoya-wcadan-iki-odul-78095</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 16:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> OYAK Çimento’ya WCA’dan iki ödül</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İş Sağlığı ve Güvenliği alanındaki projeleriyle küresel çapta adından söz ettiren OYAK Çimento'nun, Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü öncesinde, bu alandaki başarılarını uluslararası prestije sahip ödülle taçlandırdığı bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre OYAK Çimento, Dünya çimento sektörünü küresel ölçekte temsil eden ve sürdürülebilir gelişimi destekleyen Dünya Çimento Birliği (WCA - World Cement Association) tarafından düzenlenen WCA Health &amp; Safety Awards kapsamında, PROJE2425 ile en büyük ödüle layık görüldü. Çevresel sürdürülebilirlik alanındaki inovatif çözümleriyle öne çıkan şirketin ayrıca, “Future of Cement: CarbonLess” karbon azaltım projesi ile de “İklim Eylemi” kategorisinde “Özel Takdir” ödülünü de kazandığı duyuruldu.</p>
<p>Açıklamada, "Uluslararası arenada tescillenen bu başarısını yapay zeka destekli izleme sistemleri ve İZGEM programı gibi sektöre yön veren dijital İSG uygulamalarıyla pekiştiren OYAK Çimento, insana değer veren yönetim anlayışını teknoloji odaklı yatırımlarıyla birleştirerek iş ve çalışan sağlığını önceliklendiren projelerle ve sürdürülebilirlik yaklaşımıyla sektöre öncülük etme misyonunu sürdürüyor. TCC Group Holdings çatısı altında, dünya devleri arasında yer alan şirket; dijitalleşme ve güçlü bir güvenlik kültürü üzerine inşa ettiği stratejisiyle, operasyonel süreçlerinde 'sıfır iş kazası' hedefine doğru kararlı adımlarla ilerliyor. Ayrıca Aslan Çimento Fabrikası’nda hayata geçirilen 'Future of Cement: CarbonLess' karbon azaltım projesi ile 'Decarbonization via Alternative Fuels and SCMs' başlığında 'İklim Eylemi' kategorisinde 'Özel Takdir' ödülünü kazanarak çevresel sürdürülebilirlik alanındaki güçlü duruşunu da uluslararası ölçekte tescilledi." denildi.</p>
<p><strong>"Yapay Zekayı Otonom Karar Destek Mekanizması Haline Getiriyoruz"</strong></p>
<p>İş sağlığı ve güvenliğini bir zorunluluktan ziyade yaşam biçimi olarak gördüklerini belirten OYAK Çimento Ülke CEO’su Murat Sela, şirketin vizyonu hakkında, “CIMPOR-OYAK Çimento olarak 'Sıfır atık, sıfır kirlilik, sıfır emisyon' vizyonuyla hareket ediyor, dijitalleşme ve yapay zekâ destekli yönetim sistemleriyle operasyonel verimliliğimizi artırıyoruz. İSG süreçlerimizde dijital dönüşümü sağlayan 'İSG Odak', 'İSG Focus' ve 'e-EKED' gibi projelerimizin yanı sıra, Dünya Çimento Birliği (WCA) tarafından İSG ve İklim Eylemi alanlarında layık görüldüğümüz küresel ödüllerle bu başarımızı uluslararası seviyeye taşıyoruz. Stratejik yol haritamız doğrultusunda, yapay zekayı sadece bir izleme aracı değil, tüm fabrikalarımızda otonom bir karar destek mekanizması haline getiriyoruz. Fizix ile gerçekleştirdiğimiz iş birliği gibi somut adımlarla İSG süreçlerimizi de dijitalleştirirken, bu küresel başarıları tüm operasyon ağımıza yaygınlaştırarak karbon emisyonlarını azaltmayı ve operasyonel mükemmelliği daha da geliştirmeyi hedefliyoruz." ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oyak-cimentoya-wcadan-iki-odul-78095</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/5/1280x720/oyak-cimento-1777382104.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OYAK Çimento, Dünya Çimento Birliği tarafından düzenlenen &quot;WCA Health &amp; Safety Awards&quot; kapsamında 2 ödüle layık görüldü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/abdi-ibrahimin-makedonya-ve-bae-mudurlugune-atama-78094</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 15:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Abdi İbrahim&#039;in Makedonya ve BAE müdürlüklerine atama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Abdi İbrahim'de Kuzey Makedonya ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Ülke Müdürlüklerine atamalar gerçekleştirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, Türkiye dışında 19 ülkede kendi organizasyonel yapılanmasıyla faaliyet gösteren şirket, Avrupa Birliği ülkelerinden Kanada'ya, Kuzey Afrika'dan Asya ve Orta Doğu'ya uzanan coğrafyada 70'ten fazla ülkeye ihracat yapıyor. Bu kapsamda şirket, uluslararası pazarlardaki büyümesini desteklemek amacıyla iki üst düzey atama gerçekleştirdi.</p>
<p>Kuzey Makedonya Ülke Müdürlüğüne Natasha Poposka, BAE Ülke Müdürlüğüne ise Wael Okasha getirildi.</p>
<p>Şirketten verilen bilgilere göre, eczacılık lisans eğitimini Ss. Cyril ve Methodius Üniversitesinde tamamlayan ve işletme alanında yüksek lisans derecesine sahip Poposka, kariyerine GlaxoSmithKline'da başladı.</p>
<p>Poposka, GlaxoSmithKline'da Satış Müdürü ve Terapötik Alan Lideri olarak görev aldıktan sonra Sandoz'da Reçeteli Ürünler İş Birimi Başkanı, Pazarlama &amp; Portföy Müdürü ve İş Geliştirme Müdürü olarak, Makedonya, Arnavutluk ve Kosova'dan sorumlu rollerde yer aldı. Ardından Jaka Nova'da Makedonya Pazarlama ve Satış Direktörü olarak görev yapan Poposka, son olarak Septima Skopje'de Ticaret Direktörü olarak çalıştı.</p>
<p>Poposka, nisan itibarıyla Abdi İbrahim Kuzey Makedonya organizasyonunda Ülke Müdürü olarak göreve başladı. Söz konusu atamayla Abdi İbrahim, yeni operasyonel yapılanmasını hayata geçirdiği Kuzey Makedonya pazarında faaliyetlerine başlarken, Balkanlar'daki varlığını ve etkinliğini güçlendirmeyi hedefliyor.</p>
<p>Helwan Üniversitesi Ticaret Bilimleri Bölümü mezunu olan Wael Okasha ise kariyerine iş geliştirme ve finans alanlarında başladı.</p>
<p>Route, Acuman ve General Motors'taki deneyimlerinin ardından Sandoz'a geçen Okasha, burada sırasıyla Mısır İş Planlama ve Analiz Müdürü, Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) Bölgesi İş Planlama ve Analiz Müdürü, Orta Doğu Mali İşler Direktörü (CFO) ve BAE &amp; Kuveyt İş Birimi Başkanı olarak görev yaptı. Okasha, son olarak PromoPharma'da Dubai &amp; BAE Genel Müdürü olarak çalıştı.</p>
<p>Her iki ülke müdürü de sorumlu oldukları pazarlarda Abdi İbrahim'in büyüme hedefleri doğrultusunda ticari faaliyetlerin geliştirilmesi ve organizasyonun güçlendirilmesinden sorumlu olacağı belirtildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/abdi-ibrahimin-makedonya-ve-bae-mudurlugune-atama-78094</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/7/1280x720/abdi-ibrahim-1757061285.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Abdi İbrahim&#039;in Kuzey Makedonya Ülke Müdürlüğüne Natasha Poposka, BAE Ülke Müdürlüğüne de Wael Okasha atandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/serbest-bolgelerden-ihracat-ilk-ceyrekte-3-milyar-dolari-asti-78093</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 15:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Serbest bölgelerden ihracat ilk çeyrekte 3 milyar doları aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Serbest Bölgeler Kurucu ve İşleticileri Derneği Başkanı Yusuf Kılınç, serbest bölgelerin ocak-mart döneminde ticaret hacminin yıllık bazda yüzde 0,45 artışla 6 milyar 733 milyon dolara çıktığını açıkladı.</p>
<p>Bu dönemde Türkiye'den serbest bölgelere ticaretin yüzde 3,3 yükselişle 855 milyon doları bulduğunu belirten Kılınç, şunları kaydetti:</p>
<p>"Serbest bölgelerin ihracatı yüzde 1,8 artışla 3 milyar 23 milyon dolar olarak gerçekleşti. Türkiye'nin serbest bölgeleri, 2026 yılının ilk çeyreğinde küresel ticaretteki yavaşlama ve bölgesel risklere rağmen dayanıklılığını koruyan bir performans sergiledi. İlk çeyrekte ticaret hacmi 6 milyar 733 milyon dolara ulaşırken, özellikle ihracat ve dış bağlantılı ticaret kalemlerindeki artış serbest bölgelerin Türkiye ekonomisi açısından stratejik rolünü bir kez daha ortaya koydu."</p>
<p>Kılınç, bu dönemde Bursa Serbest Bölgesi'nin ihracatı yüzde 29, ticaret hacmini yüzde 22 artırarak en güçlü artışı sağlayan bölge olduğunu ifade etti.</p>
<p>Serbest bölgelerin 2026'nın ilk çeyreğinde sınırlı ancak nitelikli bir büyüme sergilediğini belirten Kılınç, "Türkiye'nin ihracat kapasitesine katkı sunmayı sürdürdü. Özellikle dış ticaret odaklı büyüme kompozisyonu, serbest bölgelerin yalnızca ticaret hacmi yaratan alanlar değil, aynı zamanda Türkiye'nin küresel rekabet gücünü destekleyen stratejik üretim ve lojistik merkezleri olduğunu teyit ediyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/serbest-bolgelerden-ihracat-ilk-ceyrekte-3-milyar-dolari-asti-78093</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/3/1280x720/ihracat-dis-satim-dis-ticaret-1777380589.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Serbest bölgelerin yılın ilk çeyreğinde yaptığı ihracatın geçen yıla göre yüzde 1,8 artışla 3 milyar dolar aştığı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-dijital-ortamdaki-biletleme-sayesinde-3-bin-agacin-kesilmesini-onledik-78083</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 13:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uraloğlu: Dijital ortamdaki biletleme sayesinde 3 bin ağacın kesilmesini önledik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, demir yoluyla yolcu taşımacılığı kapsamındaki dijitalleşme çalışmaları hakkında açıklama yaptı.</p>
<p>Yazılı açıklamasında, dijitalleşmenin, çağın gereklilikleri doğrultusunda demir yolu taşımacılığında hizmet kalitesini dönüştüren en önemli unsurlardan biri olduğuna işaret eden Uraloğlu, Yolcu Taşıma Platformu (YTP) ile bilet alma süreçlerini kolaylaştırdıklarını ve doğanın korunmasına katkı sağladıklarını vurguladı.</p>
<p>Uraloğlu, Yolcu Taşıma Platformu'nun Türkiye Bilişim Derneği'nin 2025 Türkiye Bilişim Ödülleri kapsamında "Kamudan Vatandaşa Hizmetler" kategorisinde birincilik ödülüne layık görüldüğüne değinerek, "Yolcu Taşıma Platformu, biletleme, rezervasyon ve müşteri hizmetleri süreçlerini tek bir çatı altında toplayarak, dijital ortamda gerçekleştirilen yılda yaklaşık 24 milyon biletleme işlemi sayesinde 3 bin ağacın kesilmesini önledik." ifadesini kullandı.</p>
<p><strong>"Bilet kesim süresi gişede 15, mobilde 35 saniyeye düştü"</strong></p>
<p>TCDD Taşımacılık AŞ tarafından tamamen Türk mühendislerle geliştirilen platformla, vatandaşların biletlerini web veya mobil uygulama üzerinden saniyeler içinde alabildiğine dikkati çeken Uraloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bilet kesim işlem süresi gişede 15, mobilde 35 saniyeye kadar düştü. Bulut tabanlı altyapısı sayesinde, sistem günde 85 bin biletleme işlemini karşılayabiliyor. Mikro servis mimarisi ise yalnızca ihtiyaç duyulduğunda kaynak kullanarak, enerji tasarrufu sağlıyor. Artık trenlerde yolcu kabul işlemleri, QR kod veya kimlik kartıyla saniyeler içinde gerçekleştiriliyor. Bu sayede, yolcu deneyimi önemli ölçüde iyileşti, işlemler daha hızlı ve sorunsuz hale geldi. Toplam bilet satışlarımızın 2025'te yüzde 45'i mobil uygulama, yüzde 24'ü web sitesi üzerinden yapıldı. Yüksek hızlı trenlerde ise bilet satışlarının yaklaşık yüzde 90'ı dijital kanallar aracılığıyla gerçekleşti."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-dijital-ortamdaki-biletleme-sayesinde-3-bin-agacin-kesilmesini-onledik-78083</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/yht.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2025&#039;te demir yollarında toplam bilet satışlarının yüzde 45&#039;iin mobil uygulama, yüzde 24&#039;ünün ise web sitesi üzerinden yapıldığını belirten Bakan Uraloğlu, &quot;Yolcu Taşıma Platformu, biletleme, rezervasyon ve müşteri hizmetleri süreçlerini tek bir çatı altında toplayarak, dijital ortamda gerçekleştirilen yılda yaklaşık 24 milyon biletleme işlemi sayesinde 3 bin ağacın kesilmesini önledik.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/cekici-gayrimenkul-sektoru-cok-buyuk-potansiyel-tasiyor-78082</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 13:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Neşecan Çekici: Gayrimenkul sektörü çok büyük potansiyel taşıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>20'ncisi düzenlenen Gayrimenkul Yatırımcıları Derneği (GYODER) Gayrimenkul Zirvesi başladı.</p>
<p>Kamu ve özel sektörden tüm paydaşları bir araya getiren, Türkiye gayrimenkul sektörünün önemli buluşma platformlarından olan ve bu yıl "Soruyu Değiştirmek" temasıyla düzenlenen GYODER Gayrimenkul Zirvesi Zorlu Performans Sanatları Merkezi'nde gerçekleştiriliyor.</p>
<p>Sektörün ana gündem maddelerine yeni bir bakış açısı kazandırmayı hedefleyen ve alanlarında uzman yerli ve yabancı isimleri bir araya getiren zirvenin açılışında konuşan GYODER Başkanı Neşecan Çekici, Derneğin faaliyetlerine ilişkin bilgi verdi.</p>
<p>Çekici, bu yıl zirvenin 20'ncisini gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşadıklarını belirterek, "Bu, sadece rekor bir sayıyı değil, durup düşünme, eksiklere bakma ve geleceğin vizyon belgesini yeniden yazma zamanını ifade ediyor." dedi.</p>
<p>Gayrimenkul sektörünün daima ülkenin ekonomik kalkınmasının lokomotifi olduğunu dile getiren Çekici, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Dün de öyleydi bugün de böyle. Geçen yıl 'Yeniden Başlat' derken sektöre bir düşünme ve tazelenme alanı açıyorduk. Bu yıl bir adım daha ileri gidiyoruz. Neyi yeniden başlattığımız kadar hangi bakış açısıyla yeniden başladığımız sorusunu ekliyoruz. 'Soruyu Değiştirmek' teması bizim için bir slogan değil, bir zihniyet çağrısı. Doğru soru daha erişilebilir konuta, daha sağlam bir finansmana ve daha güvenli şehirlere açılan ilk kapı."</p>
<p>Çekici, bu yıl 3. Ankara Gayrimenkul Zirvesi'ne hazırlandıklarını, kış aylarında başkentte konut odaklı bir araya geleceklerini söyledi.</p>
<p><strong>"Daha çok' değil 'daha nitelikli ve daha erişilebilir' üretim"</strong></p>
<p>Neşecan Çekici, "Soruyu Değiştirmek" temasının insana yeni bir bakış açısı kazandırdığını, buna paralel olarak zihniyet değişiminin de önemli olduğunu belirtti.</p>
<p>"Daha çok" değil "daha nitelikli ve daha erişilebilir" üretimin önemli olduğunu dile getiren Çekici, şunları ifade etti:</p>
<p>"Daha efektif, daha çevik ve daha ezber bozacak şekilde neler yapabiliriz konusunu ele alıyoruz. 'Soruyu Değiştirmek' aslında bir zihniyet değişimi çağrısı. Gayrimenkul enstrümanlarını arsa, beton, taş, toprak olarak değil, bir yatırım aracı olarak değil, ekonominin kendisi olarak görüyoruz. Zihinsel açılımlarla yeni bir sektörel düzen inşa etmek zorundayız. Kaynak, sermaye, güven ve zeka... Bu dördünü birleştirdiğimizde ülkemize daha çok katma değer yaratacak daha büyük bir sektör inşa edebiliriz."</p>
<p>Çekici, gayrimenkul okuryazarlığı ve sektörün sıfır atığa hazırlanması konusundaki çalışmalarına değinerek şunları kaydetti:</p>
<p>"Gayrimenkul sektörü çok büyük potansiyel taşıyor. Bu potansiyeli açığa çıkartmamız gerekiyor. Bunun için birlikteliğe ve güç birliğine ihtiyacımız var. Türkiye için gece gündüz çalışarak sektörümüzün sakin ve kararlı yol izlemesi adına elimizden geleni yapacağız. Yarınları bekleyip izlemeyelim, yarınları tasarlayalım. Gelin soruyu hep birlikte oluşturalım. Gelin görünmezin ötesini hep birlikte keşfedelim."</p>
<p>Zirve kapsamında gün boyunca yapılacak panel ve oturumlarda istihdamdan geleceğin kentlerine, döngüsel ekonomiden yeni yaşam modellerine ve yapay zekaya kadar sektörün çeşitli boyutları farklı sorularla ele alınacak.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/cekici-gayrimenkul-sektoru-cok-buyuk-potansiyel-tasiyor-78082</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/2/1280x720/nesecan-cekici-1777372498.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ GYODER Gayrimenkul Zirvesi&#039;nde konuşan Başkan Neşecan Çekici, &quot;Gayrimenkul sektörü çok büyük potansiyel taşıyor. Bu potansiyeli açığa çıkartmamız gerekiyor. Bunun için güç birliğine ihtiyacımız var.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/hazir-giyimde-tasinmanin-yeni-adresi-suriye-olacak-78075</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 12:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Hazır giyimde taşınmanın yeni adresi Suriye olacak&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class="x_elementToProof" data-olk-copy-source="MessageBody"><strong>AHMET USMAN/EKONOMİ</strong></div>
<div class="x_elementToProof"> </div>
<div class="x_elementToProof">Maliyetler arttıkça kendine daha düşük maliyetli yeni adresler arayan Türk hazır giyim ve konfeksiyon sektörünün gözü şimdi de Suriye’de. Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) Meclis Üyesi Burak Sertbaş, yatırımlarını geçmişte Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerine, son dönemde ise Mısır’a kaydıran sektörde, önümüzdeki dönemde Suriye furyası başlayacağını dile getirdi.</div>
<div class="x_elementToProof"> </div>
<div class="x_elementToProof">EBSO Nisan ayı olağan meclis toplantısında 2022’den beri sürdürülen yüksek enflasyon – düşük kur politikasının en çok mağdur ettiği sektörlerin hazır giyim ve tekstil olduğuna dikkat çeken Sertbaş, “Bu süreçte bir çok firma kapandı, istihdam geriledi, ama biz ihracatçılar bulunduğumuz pazarları korumak için canla başla çalışmaya devam ettik. 2022’de sektörümüzün ihracatı 22 milyar doları aşmıştı. Geçen yıl 17 milyar doların altına düştü. Sektörümüzün istihdamdaki payı yüzde 27’den yüzde 21’e geriledi. Dünya sıralamasında 6.’lıktan 7.’liğe geldik. Bunlar da gösteriyor ki hükümetimizin uyguladığı ekonomik program tekstile uygun değil.  Sadece konfeksiyon değil, ihracat yapan hiçbir sektör mutlu değil” dedi.</div>
<div class="x_elementToProof"> </div>
<div class="x_elementToProof">Aynı zamanda Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği’nin önceki dönem başkanı olan Sertbaş, hazır giyim ihracatçılarının üretim yeri konusunda zaman zaman değişik çalışmalar yaptığını vurgulayarak, “Düne kadar tesisleri Güneydoğu Anadolu’daki 5 ve 6. teşvik bölgelerine taşıma mantığı vardı. Son dönemde ise Mısır modası çıktı. Bir çok arkadaşımız orada tesisler kurdu ve üretimini oraya taşımak durumunda kaldı. Önümüzdeki günlerde bir Suriye furyası gelecek. Bunların Türkiye’ye ne kadar katkısı olacak bilemiyorum. Hazır giyim ve tekstil üretimi birbirlerinden çok farklı. Bir hazır giyim tesisini taşımak çok kolay. Makineyi yükleyip götürebilirsiniz. Ama tekstil yatırımlarında durum öyle değil. ‘Hadi kapatıp oraya götürelim’ diyemezsiniz” dedi.</div>
<div class="x_elementToProof" aria-hidden="true"> </div>
<div class="x_elementToProof"><strong>“Savaşta durum ciddileşiyor”</strong></div>
<div class="x_elementToProof" aria-hidden="true"> </div>
<div class="x_elementToProof">EBSO Yönetim Kurulu Başkan Vekili Hakan Ürün de mecliste yaptığı konuşmada ikinci ayına giren ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşta durumun ciddileştiğine dikkat çekerek, “Bu süreçte çeşitli kırılmalar da yaşanıyor. Rusya, Avrupa ile petrol ve gaz anlaşmalarını dolar değil yuan ile yapacağını, Çin petrol ticaretinde doları kullanmayacağını açıkladı. Petro-doları büyük bir tehlike bekliyor. Zaten ABD’nin amacı da oradaki petrolü almaktan çok petro-dolar düzenini sürdürmek. İran, Hürmüz Boğazı’nı açmamaya kararlı. Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın (TEPAV) raporuna göre Türkiye bu durumdan en çok etkilenecek 9. ülke. KİEL Enstitüsü’ne göre de bu durum nedeniyle gıda fiyatlarında artış beklenen ülkeler arasında da Türkiye 9. sırada görünüyor” diye konuştu.</div>
<div class="x_elementToProof"> </div>
<div class="x_elementToProof"><strong>ABD satranç, Çin go, diğer ülkeler tavla oynuyor</strong></div>
<div class="x_elementToProof"> </div>
<div class="x_elementToProof">EBSO Meclis Başkan Vekili İzzet Şanlı ise günümüz uluslar arası ilişkiler ortamını ABD’nin eski dış işleri bakanlarından Henry Kissinger tarafından ortaya atılan oyun metaforu üzerinden açıkladı. Kissinger’e göre ABD’nin mutlak zafer yaklaşımıyla rakibi mat etmeyi amaçlayan satranç oyununu oynadığını aktaran Şanlı, “Bu metafora göre Çin de çatışmadan kaçınma ve kuşatma yaklaşımıyla tahtayı kendi rengine boyamayı amaçlayan go oyununu oynuyor. Son 30 senedeki gelişmeler bu benzetmeleri doğrular nitelikte. Dünyayı iki ucundan çekiştiren bu iki ülke arasındaki diğer ülkeler de tavla oynuyor sanırım. Ama bunda da eşitlik yok. Bazı ülkelere zar tutmak serbestken, biz, onların kırdığı pullarımızı oyuna sokmaya çalışıyoruz” diye konuştu.</div>
<div class="x_elementToProof"> </div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/hazir-giyimde-tasinmanin-yeni-adresi-suriye-olacak-78075</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/5/1280x720/hazir-giyimde-tasinmanin-yeni-adresi-suriye-olacak-1777368810.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazır giyim ihracatçılarının yüksek maliyetlerden kurtulmak için son dönemde tesislerini Mısır’a taşıdıklarını hatırlatan EBSO Meclis Üyesi Burak Sertbaş, önümüzdeki günlerde tesis taşımada bu kez de Suriye furyasının başlayacağını dile getirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/meyve-ve-asma-fidani-uretimi-ve-pazarlanmasiyla-ilgili-degisiklik-resmi-gazetede-78071</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 11:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Meyve ve asma fidanı üretimi ve pazarlanmasıyla ilgili değişiklik Resmi Gazete&#039;de</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan, "Meyve Fidanı ve Üretim Materyali Sertifikasyonu ile Pazarlaması Yönetmeliği" ile "Asma Fidanı ve Üretim Materyali Sertifikasyonu ile Pazarlaması Yönetmeliği", Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Söz konusu türlerin stratejik bir öneme sahip olması, fidan ve asma sertifikasyonu ve pazarlamasına ilişkin esasların günün gerekliliklerine uygunluğunun sağlanması ve ülke menfaatlerinin devamlılığının sağlanabilmesi amacıyla yönetmeliklerde düzenlemeler yapıldı.</p>
<p>Buna göre, meyve fidanı ve asma üretiminde, hastalık ve zararlılardan ari, genetik özellikleri tam olarak bilinen ve belgelendirilmiş çoğaltım materyallerinin üretildiği özel parseller veya seralar olan damızlık ünitelerinin nasıl kurulacağına ilişkin kurallar tespit edildi.</p>
<p>Damızlık ünitelerinin kurulumunda, yurt dışından gelmediği sürece, çeşit tespitinde komisyon kurulması şartı kaldırıldı. İki no'lu damızlık ünite kurulumu için Bakanlıkça verilen yetki kaldırılırken, üretici belgesine sahip herkese, iki no'lu damızlık ünitesi kurabilme yetkisi sunuldu.</p>
<p>Asmada iki no'lu damızlık ünitelerinde izolasyon mesafesi kaldırılarak, hepsinin tül serada olması kararlaştırıldı. Beyannamelerde istenen "Bitki Pasaportu Belgesi" yerine, sistem üzerinden "kayıt kontrolü" getirildi.</p>
<p>Damızlık parselleri ve üretim alanlarına yönelik yıllık denetimler, görevlendirilen komisyon tarafından gerçekleştirilecek.</p>
<p>Fidan ve üretim materyali etiketlerinde, sertifika bilgilerini içeren karekod bulunması şartı getirilirken, söz konusu düzenleme için iki yıl süre verildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/meyve-ve-asma-fidani-uretimi-ve-pazarlanmasiyla-ilgili-degisiklik-resmi-gazetede-78071</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Meyve ve asma türlerine ait fidan ve üretim materyallerinin, sertifikasyon sistemi dahilinde üretilmesi ve pazarlanmasına ilişkin yönetmelik değişikliği Resmi Gazete&#039;de yayımlandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/5-ildeki-tasinmazlarin-satisina-onay-78070</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 11:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> 5 ildeki taşınmazların satışına onay</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Özelleştirme İdaresi Başkanlığının (ÖİB) bazı illerdeki satış onaylarına ilişkin karar tebliğleri Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre mülkiyeti özelleştirme kapsam ve programında bulunan Sümer Holding AŞ adına kayıtlı, Nevşehir'in merkez ilçesi Evler Mahallesi'ndeki taşınmazın, ihalede 40 milyon 750 bin lira bedelle en yüksek teklifi veren Fatih Mıhcı'ya satışı kararlaştırıldı.</p>
<p>Ankara Doğal Elektrik Üretim ve Ticaret AŞ adına kayıtlı Muş'un merkez ilçesi Kıravi (Şenoba) köyündeki taşınmazın, ihalede 33 milyon lira bedelle en yüksek teklifi sunan Mehmet Şahin Mete'ye satışı onaylandı.</p>
<p>Mülkiyeti Maliye Hazinesi adına kayıtlı Ankara'nın Gölbaşı ilçesi İncek-İmar Mahallesi'ndeki taşınmazların ihalede 30 milyon 500 bin lira bedelle en yüksek teklifi veren Gülmar City Gross Gıda Sanayi Ticaret Taahhüt Ltd. Şti'ye satışına karar verildi.</p>
<p>Mülkiyeti özelleştirme kapsam ve programında bulunan Sümer Holding AŞ adına kayıtlı Şanlıurfa'nın Karaköprü ilçesi Mehmetçik Mahallesi'ndeki taşınmazın, ihalede 28 milyon 400 bin lira bedelle en yüksek teklifi sunan Yakup Öge'ye satışı kararlaştırıldı.</p>
<p>Mülkiyeti Maliye Hazinesi adına kayıtlı Ankara'nın Yenimahalle ilçesi Karacakaya Mahallesi'ndeki taşınmazın, ihalede 22 milyon 100 bin lira bedelle en yüksek teklifi veren Rey Taahhüt Gıda İnşaat Otomotiv Turizm İthalat İhracat Ticaret Ltd. Şti'ye satışı onaylandı.</p>
<p>Yine mülkiyeti Maliye Hazinesi adına kayıtlı Ankara'nın Yenimahalle ilçesi Karacakaya Mahallesi'ndeki taşınmazın ihalede 20 milyon 600 bin lira bedelle en yüksek teklifi sunan Mahir Akkaya'ya satışına karar verildi.</p>
<p>Mülkiyeti Maliye Hazinesi adına kayıtlı Adana'nın Çukurova ilçesi Şambayadı Mahallesi'ndeki taşınmazın ihalede 11 milyon 500 bin lira bedelle en yüksek teklifi veren Faruk Arslan'a satışı kararlaştırıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/5-ildeki-tasinmazlarin-satisina-onay-78070</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, Ankara, Adana, Nevşehir, Muş ve Şanlıurfa&#039;daki bazı taşınmazların satışını onayladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bodrum-turizminde-olculu-iyimserlik-yili-78055</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 09:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bodrum turizminde ‘ölçülü iyimserlik’ yılı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>2025 yılında 3,5 milyon yabancı turisti ağırlayan Muğla’nın amiral gemisi Bodrum, 2026 sezonuna "nitelikli doluluk" ve "doğru fiyatlama" stratejisiyle giriyor. Küresel jeopolitik risklere ve ekonomik belirsizliklere rağmen Avrupa pazarından gelen güçlü taleple sezonu karşılayan bölgede, konaklama sektörü temsilcileri bu yılı "ölçülü bir iyimserlik" yılı olarak tanımlıyor. DoubleTree by Hilton Bodrum Işıl Club Genel Müdürü Celil Kırmızı, sektörün artık sadece doluluk oranlarına değil, sunduğu deneyimin katma değerine odaklandığını vurguladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f05afa32275-1777359610.jpg" alt="" width="514" height="413" /></p>
<h2>Planlama süreçleri etkilendi </h2>
<p>Muğla genelinde geçtiğimiz yıl yakalanan 3,5 milyonluk yabancı ziyaretçi sayısının, bölgenin uluslararası arenadaki rekabet gücünü tescillediğini belirten Celil Kırmızı, 2026 yılı için bu ivmenin korunacağını öngördüklerini ifade etti. Bodrum’un hem dış pazarda hem de iç pazarda bir çekim merkezi olmaya devam ettiğini kaydeden Kırmızı, ancak makroekonomik değişkenlerin planlama süreçlerini doğrudan etkilediğine dikkat çekti. Kırmızı, "2026 sezonu, sektörün dinamiklerini doğru okuyan, esnek fiyatlama yapabilen ve hizmet kalitesinden ödün vermeyen aktörlerin yılı olacak. Geçtiğimiz yıla kıyasla operasyonel verimliliğin ve pazar analizinin çok daha kritik bir önem kazandığı bir dönemdeyiz. Bodrum’un sunduğu benzersiz deneyim çeşitliliği, olası küresel dalgalanmalara karşı en büyük koruma kalkanımızdır" değerlendirmesinde bulundu. </p>
<h2>Dengeli ve umut verici </h2>
<p>Sektörün 2026 karnesinin ilk belirleyicisi olan erken rezervasyon verilerini analiz eden Kırmızı, pazarın "dengeli ve umut verici" bir seyir izlediğini belirtti. Geleneksel pazarlar olan İngiltere ve Orta Avrupa’dan gelen talebin istikrarını koruduğunu, ancak rezervasyon penceresinde yapısal bir değişim yaşandığını ifade etti. Tüketicilerin geçmiş yıllara oranla daha temkinli ve kısa vadeli planlama eğiliminde olduğunu söyleyen Kırmızı, şu bilgileri paylaştı:</p>
<p>"Erken rezervasyon dönemi artık sadece aylar öncesinden yapılan bir işlem değil; misafirlerin ekonomik verileri ve seyahat koşullarını yakından izleyerek karar verdiği dinamik bir sürece dönüştü. Biz de bu kapsamda, anlık veri takibi yaparak talebin yoğunlaştığı dönemlere göre pozisyon alıyoruz. Amacımız, sağlıklı bir doluluk oranını sürdürürken, destinasyonun marka değerini koruyan bir fiyat politikası yürütmektir."</p>
<p>Tüketici tercihlerindeki dönüşüme değinen Kırmızı, 2026 yılında "deneyim turizminin" yükselişe geçtiğini belirtti. Misafirlerin sadece konaklama değil, kültürel ve gastronomik bir keşif arayışında olduğunu vurgulayan Genel Müdür, DoubleTree by Hilton Bodrum Işıl Club olarak bu beklentilere yönelik ciddi yatırımlar yaptıklarını açıkladı. Özellikle gastronomi alanında yapılan hamlelerin altını çizen Kırmızı, "Mutfak ekibimizin başına geçen Şef Kaan Yıldırım ile birlikte 'yerelden evrensele' bir lezzet köprüsü kurduk. Panorama Restoran’da yerel üreticiyi destekleyen mevsimsel ürünlerle kurgulanan tematik gecelerden, Skorpina A La Carte’daki gurme deniz ürünlerine kadar her detay misafirlerimize Bodrum’un ruhunu hissettirmek üzere tasarlandı" diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Hilton’un küresel standartları Bodrum’un yerel dinamikleri</span></h2>
<p>DoubleTree by Hilton Bodrum Işıl Club’ın 2026 stratejik ajandasına ilişkin detayları paylaşan Genel Müdür Celil Kırmızı, tesisin yeni sezondaki önceliklerini şu sözlerle aktardı: "2026 sezonu hazırlıklarımızda Hilton’un küresel standartlarını, Bodrum’un yerel dinamikleriyle optimize ettiğimiz bir yapı kurduk. Bu yıl temel odağımız, misafir deneyimini kişiselleştirilmiş hizmet modelleriyle yukarı taşımak. Amacımız, konaklamayı bir barınma hizmetinden çıkarıp, Bodrum’un ruhunu yansıtan bir gastronomi rotasına dönüştürmek." Tesisin aile turizmi ve wellness alanındaki yatırımlarına da değinen Kırmızı, insan kaynağı ve hizmet çeşitliliğine vurgu yaparak, "Aile turizminde iddiamızı güçlendirmek adına Kids Club birimimizi uzman pedagog ve eğitimcilerle takviye ettik. Wellness tarafında ise profesyonel kürlerle bütünsel bir dinlenme vaat ediyoruz. Sektörde fark yaratmanın yolunun nitelikli insan kaynağından geçtiğinin bilinciyle, personel eğitimlerimizi de bu vizyon doğrultusunda güncelledik. 2026 yılında sadece doluluk rakamlarıyla değil, misafir sadakati ve hizmet kalitemizle sektörde ayrışmayı hedefliyoruz" dedi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bodrum-turizminde-olculu-iyimserlik-yili-78055</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/bodrum.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Geçen yıl 3,5 milyon yabancı turisti ağırlayan Bodrum, yaz sezonuna &quot;nitelikli doluluk&quot; ve &quot;doğru fiyatlama&quot; stratejisiyle giriyor. Sektör temsilcileri bu yılı ‘ölçülü iyimserlik’ yılı olarak tanımlarken, DoubleTree by Hilton Bodrum Işıl Club Genel Müdürü Celil Kırmızı, sektörün artık sadece doluluk oranlarına değil, sunduğu deneyimin katma değerine odaklandığını vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/doviz-donusum-desteginde-artirim-ve-uzatma-talebi-78053</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 09:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Döviz dönüşüm desteğinde artırım ve uzatma talebi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Merkez Bankası’nın döviz dönüşüm desteği uygulamasının 30 Nisan’da sona erdiğine dikkat çekerek, destek oranının artırılarak sürenin en az 1 yıl uzatılmasını istedi.</p>
<p>Yazılı açıklama yapan Hisarcıklıoğlu, küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği, korumacılık eğilimlerinin arttığı ve ihracat pazarlarında rekabetin sertleştiğini  belirtirken, Türkiye’nin üretim ve ihracat odaklı büyüme hedeflerini sürdürebilmesi için reel sektörümüzün rekabet gücünün korunmasının kritik önem taşıdığına vurgu yaptı.</p>
<p>Desteğin en az 1 yıl daha uzatılmasına ihtiyaç olduğunu dile getiren Hisarcıklıoğlu, “Bununla birlikte, mevcut yüzde 3’lük döviz dönüşüm desteği hem oran itibarıyla yetersiz kalmakta hem de uygulama şartları reel sektör açısından ağır işlemektedir. Uygulamanın daha sade, erişilebilir ve öngörülebilir hale getirilmesi; destek oranının ise artırılması gerekmektedir” dedi.</p>
<p>Hisarcıklıoğlu, bu yönde atılacak adımların, sanayicilere ve ihracatçılara moral vereceğini, firmaların finansman koşullarını destekleyeceğini ve ihracat hacmine olumlu katkı sağlayacağını aktardı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/doviz-donusum-desteginde-artirim-ve-uzatma-talebi-78053</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/rifat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası’nın döviz dönüşüm desteği uygulamasının ay sonunda biteceğini belirten TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, destek oranının artırılarak sürenin uzatılmasını talep etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sapanca-golunu-korumak-icin-1-milyar-liralik-yeni-yatirim-yapilacak-78050</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 09:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sapanca Gölü’nü korumak için 1 milyar liralık yeni yatırım yapılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar, Sapanca Gölü’nü koruyacak kolektör hattı ile kayıp kaçak oranını minimum seviyeye düşürecek yeni altyapı yatırımı için çalışmalara başlandığını açıkladı. <img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/69f054be4c5e9-1777358014.jpg" alt="" width="700" height="393" />Sakarya’nın içme suyu ihtiyacının yüzde 65’inin Sapanca Gölü’nden karşılandığını belirten Alemdar, gölü korumak için hayata geçirilen projeler ile mevcut hatların yenilenerek su kayıplarının minimum seviyeye düşürüleceğini söyledi. Alemdar, Sapanca Gölü’nün atık sulara karşı koruma altına alınacağını ve yeni içme su deposu ile kesintisiz iletim sağlanacağını ifade etti.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f05512ef740-1777358098.jpeg" alt="" width="700" height="395" /></p>
<p> </p>
<p><strong>Yüksek Hızlı Tren Projesi </strong></p>
<p>Başkan Alemdar, şu bilgileri verdi: “Uluslararası standartlarda hazırlanan ve Dünya Bankası finansmanıyla hayata geçirilecek yatırımın ihale süreci başladı. 45 kilometrelik içme suyu hattı ile 9 kilometrelik kolektör hattını kapsayan proje ilçenin altyapısında adeta milat olacak. Toplam maliyeti 1 milyar lirayı bulan iki büyük altyapı projesini daha hayata geçiriyoruz. Kirli suların göl suyuna karışmasını engelleyerek güvenli bir şekilde arıtma merkezlerine ulaşmasını sağlayan kolektör hattı ile Sapanca Gölü’nün suyu korunacak. Yüksek Hızlı Tren Proje alanında kalan altyapı hatları için de revizyona gidildi. Bu kapsamda 3 kilometrelik içme suyu hattı, 8 kilometrelik atık su hattı ve 100 metreküplük depo ile 13 mahallenin altyapısı sil baştan yenilenecek. Sapanca’nın altyapısında örülecek ağların eksiksiz ve dengeli işlemesi için 52 adet sanat yapısı ile 5 adet paket terfi merkezi entegre edilecek. Böylelikle suların güvenli deşarjı ve kesintisiz iletimi sağlanacak.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sapanca-golunu-korumak-icin-1-milyar-liralik-yeni-yatirim-yapilacak-78050</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/0/1280x720/sapanca-golunu-korumak-icin-1-milyar-liralik-yeni-yatirim-yapilacak-1777358127.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sakarya’nın içme suyu ihtiyacının yüzde 65’inin Sapanca Gölü’nden karşılandığını belirten Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar, gölü korumak için hayata geçirilen projeler ile mevcut hatların yenilenerek su kayıplarının minimum seviyeye düşürüleceğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sisecamin-poetry-of-the-factory-projesine-7-odul-78092</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şişecam&#039;ın &#039;Poetry of the Factory&#039; projesine 7 ödül</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Şişecam, cam ambalaj ve düz cam fabrikalarındaki üretim aşamalarını farklı bir anlatım tarzıyla sunmak amacıyla hazırladığı iletişim projesiyle toplamda 7 ödüle layık görüldü.</p>
<p>Proje, MIXX Ödülleri'nde "Seri Video Reklamlar", "Dikey Videolar" ve "B2B Kampanyaları" kategorilerinde altın, "Üretken Yapay Zeka Kullanan Kampanyalar" ve "Dijital Ses Kampanyaları" alanlarında ise bronz ödül kazandı.</p>
<p>Şirket, MarTech Ödülleri'nde de "B2B Alanında Teknolojinin En İyi Kullanımı" ve "Yapay Zeka Destekli Yaratıcı İçerik Üretimi" kategorilerinde ödüle ulaştı.</p>
<p><strong>Üretim aşamaları farklı müzik türleri eşliğinde hazırlandı</strong></p>
<p>"On film, on tür, on hikaye" konseptiyle hazırlanan proje, üretim süreçlerini anlatan 10 kısa filmden oluşuyor. Filmlerde üretim aşamaları, farklı müzik türleri eşliğinde ele alınıyor. Proje kapsamında hazırlanan videolarda, şişe üretimine form kazandırma süreci vals ritmiyle aktarılırken, camı oluşturan ham maddeler kum, kireç taşı, soda külü ve dolomit, rap müzik altyapısıyla anlatılıyor. Düz cam plakalarının fabrikadan ayrılışı folk şarkısıyla, robot vinçler ve cam plakaların etkileşimi ise düet formatında sunuluyor.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, çekimleri iki kişi tarafından cep telefonlarıyla gerçekleştirilen projede, büyük prodüksiyon ekipleri yerine düşük bütçeyle etki oluşturuldu. Filmlerdeki şarkı sözleri, monologlar ve müzik kompozisyonları, yapay zeka desteğiyle hazırlandı. Videolarda kullanılan müzikler, Spotify'da albüm olarak yayınlandı.</p>
<p>Sosyal medya platformlarında da paylaşılan içeriklerin, şirketin ortalama iletişim metrikleriyle kıyaslandığında 3 kat daha fazla beğeni, 6 kat daha fazla yorum ve 4,5 kat daha fazla paylaşıma ulaştığı belirtildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sisecamin-poetry-of-the-factory-projesine-7-odul-78092</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/sisecam.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şişecam&#039;ın &quot;Poetry of the Factory&quot; projesi, MIXX ve MarTech&#039;te 7 ödül kazandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cinden-sifira-yakin-karbonlu-topluluklar-modeli-78045</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 08:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çin’den &#039;sıfıra yakın karbonlu topluluklar&#039; modeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Çin’in teknoloji ve sanayi merkezlerinden Shenzhen’de yürütülen “sıfıra yakın karbonlu topluluklar” modeli, iklim eyleminin artık yalnızca ulusal hedefler ya da büyük sanayi yatırımları üzerinden değil; apartman, sokak, park, otopark, yürüyüş yolu ve elektrik faturası üzerinden de okunması gerektiğini gösteriyor. </strong></p>
<p>World Resources Institute’ta yayımlanan ve Shiyong Qiu, Jiaying Lin, Madeline Palmieri ve Eillie Anzilotti imzasını taşıyan analiz, Çin’in teknoloji ve sanayi merkezlerinden Shenzhen’in “sıfıra yakın karbonlu topluluklar” yaklaşımını kent ölçeğinde somut bir uygulama olarak ele alıyor.</p>
<p>WRI’ın aktardığına göre şehir, sera gazı emisyonlarını azaltmak, enerji maliyetlerini düşürmek, yeşil alanları ve yürünebilir bağlantıları artırmak üzere 113 sıfıra yakın karbon demonstrasyon projesini hayata geçiriyor.</p>
<p>Bu örnek, Türkiye açısından yalnızca “Çin’de yapılan ilginç bir şehircilik deneyi” değil. Tam tersine, COP31’e Antalya’da ev sahipliği yapmaya hazırlanan Türkiye için şehirlerin iklim politikasındaki yeni rolünü gösteren güçlü bir laboratuvar niteliğinde. Çünkü mesele yalnızca daha temiz elektrik üretmek değil; o elektriği daha az harcayan binalar, daha serin sokaklar, daha kısa yolculuklar, daha düşük faturalar ve daha yaşanabilir mahalleler tasarlamak.</p>
<p><strong>Shenzhen’in dersi: İklim eylemi faturadan başlıyor</strong></p>
<p>WRI’ın analizinde dikkat çeken ilk veri, Shenzhen’de hanehalkı elektrik tüketiminin 2023’ten 2024’e yüzde 10,3 artması. Kentte yaz sıcaklıklarının yükselmesiyle klima kullanımı artıyor; bu da özellikle yoğun ve yaşlanan apartman bloklarında yaşayanlar için iklim meselesini doğrudan yaşam maliyeti meselesine dönüştürüyor.</p>
<p>Bu tablo Türkiye’ye de yabancı değil. Yazları uzayan, sıcak hava dalgaları şiddetlenen, büyükşehirlerde soğutma ihtiyacı artan bir ülkede binaların enerji performansı artık teknik bir konu olmaktan çıkıyor. Konut politikası, sosyal adalet, enerji arz güvenliği ve iklim uyumu aynı başlık altında birleşiyor. WRI China, yerel yönetimler, tasarım enstitüleri, geliştiriciler, elektrik şirketleri ve mahalle sakinleriyle birlikte Houhai bölgesinde çalışarak karbonu azaltırken, yaşam maliyetini artırmayan çözümler geliştiriyor.</p>
<p><strong>İlk müdahale noktası: Büyük binalar</strong></p>
<p>Shenzhen modelinde ilk bakılan yer büyük enerji kullanıcıları. Houhai’de kentin enerji izleme platformuna bağlı 20 büyük kamu binasının tamamının Shenzhen ortalamasının üzerinde enerji tükettiği belirtiliyor. Klima ve aydınlatma sistemlerinin yenilenmesi, çatı üstü güneş panelleri ve akıllı enerji yönetim sistemleriyle bu binalarda enerji kullanımının yaklaşık yüzde 15 azaltılması, karbon emisyonlarının ise 22 bin tondan fazla düşürülmesi bekleniyor. WRI bu azaltımı, Shenzhen yollarından yaklaşık 10 bin aracın çekilmesine eşdeğer olarak aktarıyor.</p>
<p><strong>Güneş paneli yalnızca çatıda olmak zorunda değil</strong></p>
<p>Houhai yoğun bir bölge. Enerji talebi yüksek, boş alan sınırlı. Bu nedenle bölge klasik yenilenebilir enerji çözümlerinin ötesine geçiyor. Parklar, meydanlar, açık alanlar, otopark çatıları, sokak aydınlatmaları ve bina cepheleri enerji üretiminin parçası haline getiriliyor. Shenzhen Bay Sports Center’da kullanılan fotovoltaik cam panellerin yılda yaklaşık 960 bin kWh elektrik ürettiği; bunun yaklaşık 300 ailenin yıllık enerji kullanımına denk geldiği belirtiliyor.</p>
<p><strong>Yürünebilir şehir, düşük karbonlu şehir</strong></p>
<p>Shenzhen örneğinde en dikkat çekici başlıklardan biri ulaşım. Kentte yeni otopark alanlarının yüzde 40’ında elektrikli araç şarj altyapısı zorunlu kılınıyor. Fakat model yalnızca elektrikli araçları desteklemekle sınırlı değil. Asıl hedeflerden biri otomobil yolculuklarını azaltmak. Houhai’de inşa edilen 2 kilometrelik yükseltilmiş yaya koridoru, 10’dan fazla ticari kompleks, kültürel alan ve parkı birbirine bağlıyor. WRI’ın aktardığına göre Eylül 2025’te açılan bu koridor, metroya erişimi kolaylaştırıyor; bazı kullanıcılar işe yürüyerek gitmeleri sayesinde ayda 800 RMB’ye, yani yaklaşık 117 dolara kadar taksi tasarrufu sağladıklarını belirtiyor.</p>
<p><strong>Parklar yalnızca estetik değil, iklim altyapısı</strong></p>
<p>Shenzhen’in Houhai bölgesinde yapılan bir diğer hamle yeşil alanların artırılması. Yeni cep parkları, mevcut parklarla bağlantılandırılıyor; yeşil çatılar, teras bahçeleri, dikey bitkilendirme ve gri alanların yeşillendirilmesiyle kentin karbon yutak kapasitesinin yüzde 12-16 artırılması bekleniyor.</p>
<p><strong>Finansman olmadan dönüşüm ölçeklenmiyor</strong></p>
<p>Shenzhen örneğinin en öğretici tarafı ise, teknolojinin finansmanla birlikte düşünülmesi. WRI’ın analizine göre yerel yönetim, düşük karbon teknolojilerinin maliyet- fayda analizlerini yaparak geliştiriciler için 6-7 yıllık geri ödeme süresini mümkün kılacak bir sübvansiyon aralığı belirlemiş durumda. Nanshan bölge yönetimi proje başına 1 milyon RMB’ye, yani yaklaşık 146 bin dolara kadar destek taahhüt ediyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Türkiye için ders</strong></span></p>
<p>Shenzhen’in modeli Türkiye’ye hazır bir reçete sunmuyor. Ama güçlü bir yöntem öneriyor: Önce mahalleyi ölç, sonra binayı yenile, çatıyı ve cepheyi enerji üretimine kat, sokağı yürünebilir kıl, parkı iklim altyapısı olarak tasarla, vatandaşı sürece dahil et ve bütün bunları finansmanla destekle. Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefi, COP31 ev sahipliği ve neredeyse sıfır enerjili bina düzenlemeleri birlikte düşünüldüğünde, yeni dönemin artık şehirlerin dönemi olduğunu söylemek yanlış olmaz. Net sıfır hedefi Ankara’da yazılırken, İstanbul’da, Antalya’da, İzmir’de, Gaziantep’te, Konya’da, Bursa’da mahalle mahalle uygulanması gerekiyor. Shenzhen’in verdiği ders şu: Karbon azaltımı, doğru tasarlandığında vatandaşın hayatını zorlaştırmaz; aksine faturasını düşürür, ulaşımını kolaylaştırır, mahallesini iyileştirir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cinden-sifira-yakin-karbonlu-topluluklar-modeli-78045</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/5/1280x720/5523-1777354701.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çin’den &#039;sıfıra yakın karbonlu topluluklar&#039; modeli ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/altin-fed-ile-teknoloji-devleri-arasinda-kaldi-78040</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Altın, Fed ile teknoloji devleri arasında kaldı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69f0419330aad-1777353107.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Küresel piyasalarda altın, alışılmış güvenli liman rolünün ötesine geçen karmaşık bir denklemle karşı karşıya. Ortadoğu’da süren İran krizi ve Hürmüz Boğazı’ndaki enerji akışına yönelik riskler değerli metale destek verirken, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) faiz politikasına ilişkin belirsizlik ve Wall Street’te başlayacak bilanço haftası yükselişi sınırlıyor.</p>
<p>Yatırımcılar, bir yanda jeopolitik gerilimler nedeniyle güvenli liman arayışını sürdürürken, diğer yanda faizlerin uzun süre yüksek kalma ihtimalini fiyatlıyor. Bu nedenle ons altında güçlü yön hareketi yerine dalgalı ve temkinli seyir öne çıkıyor. Yatırımcı hafta başında altını 4.700 dolar/ons bandında tuttu ve bekle-gör yaklaşımı benimsedi.</p>
<h2>Savaş desteği geliyor faiz baskısı sürüyor </h2>
<p>Fed cephesinde faiz indirimi beklentilerinin zayıflaması altını frenliyor. Piyasalar, Trump yönetiminin desteklediği Kevin Warsh döneminde sert faiz indirimleri yerine daha ölçülü bir gevşeme süreci bekliyor. Güçlü dolar ve yüksek tahvil faizleri de faiz getirisi olmayan altının cazibesini azaltıyor.</p>
<h2>Gözler şimdi teknoloji devlerinde </h2>
<p>Bu hafta açıklanacak Microsoft, Amazon, Meta ve Alphabet bilançoları yalnızca hisse senedi piyasaları için değil, altın açısından da kritik önem taşıyor. Beklentilerin üzerinde gelecek sonuçlar, yapay zekâ odaklı teknoloji rallisini yeniden hızlandırabilir. Böyle bir senaryoda risk iştahının artması ve fonların yeniden hisse senetlerine yönelmesiyle altın üzerinde baskı oluşabilir.</p>
<p>Ancak zayıf bilançolar ya da temkinli şirket beklentileri, Wall Street’te satış baskısı yaratabilir. Bu durumda yatırımcıların yeniden güvenli liman arayışına yönelmesi altına destek verebilir.</p>
<h2>Yukarıda 5000 dolar kritik önemde </h2>
<p>Analistlere göre altın artık yalnızca savaş fiyatlamasıyla hareket etmiyor. Faiz beklentileri, doların yönü, teknoloji hisseleri ve enerji fiyatları aynı anda fiyatlanıyor. Bu da piyasada net trend oluşmasını zorlaştırıyor.</p>
<p>Teknik görünümde 4.640 seviyesi önemli destek olarak izlenirken, yukarıda 5.000 seviyesi psikolojik direnç olarak öne çıkıyor. Bu bandın kırılması yeni yönü belirleyebilir. Şimdilik tablo net: Altın, savaş manşetleriyle yükselmek istiyor; Fed ve Wall Street ise frene basıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">RBC’den dikkat çeken tahmin: 6.500 dolar</span></h2>
<p>RBC Capital Markets, ons altının 2027 yıl sonunda 6.500 dolara ulaşabileceğini öngörüyor. Bankaya göre merkez bankalarının rezerv çeşitlendirmesi, jeopolitik riskler ve güvenli liman talebi orta vadede altını desteklemeye devam edecek. RBC ayrıca altın madencilerinin serbest nakit akışının 2027’ye kadar 15-16 milyar dolara yükselebileceğini hesaplıyor. Bu senaryo, altın hisselerinde yeni değerleme dalgası yaratabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/altin-fed-ile-teknoloji-devleri-arasinda-kaldi-78040</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/8/1280x720/altin-dollar-1771911133.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İran savaşı güvenli liman talebini canlı tutarken, Fed’in faiz politikası ve bu hafta açıklanacak teknoloji devlerinin bilançoları ons altında yeni yön arayışını belirleyecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-payini-13-puan-artirdi-hissenin-fiyati-daha-fark-etmedi-78039</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı payını 13 puan artırdı, hissenin fiyatı daha fark etmedi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yabancılar geçtiğimiz hafta endeksin tamamına yayılmak yerine hedef odaklı hareket ederek tek bir hissede öne çıktılar. Astor Enerji’de yaklaşık 13 puanlık dikkat çekici alım yaparken Emlak Konut GMYO’da aralıksız 5 gün alımla paylarını küçük ama istikrarlı artırdılar.</strong></p>
<p>Borsada kimi yatırımcı inen çıkan fiyatlara bakarak yön bulmaya çalışır. Oysa finansın karanlık odalarında akıllı para, körlemesine hareket etmez, hedefindeki hisseye yönelir. 16-22 Nisan takas verileri böylesi bir seçiciliği yaşadı. Yabancı fonlar Astor Enerji’de paylarını 12,90 puan artırırken, fiyat artışı sınırlı kaldı. Dikkat çeken bir diğer alım 5 gün boyunca santim santim paylarını artırdıkları Emlak Konut GMYO’da gözlendi. Ford Otosan’da düşüş sırasında ucuzdan yapılan alımlar birikim stratejisinin perde arkasındaki sabırlı duruşu gösteriyor. Veriler, yabancıların nokta atışı yaparak kazançlarını büyüttüğünü söylüyor.</p>
<h2>Paylarını artırdıkları hisse</h2>
<p>Takas verisi, Astor Enerji’deki yabancı payının %53,55’ten %66,45’e çıktığını işaret ediyor. Böylesi yüklü alıma rağmen fiyat artışının %8,27’de kalmasında pay alımlarının bir kısmının toptan alınmış olmasının etkisi bulunuyor. Şirketin büyük ortağı Astor Holding elindeki %5,99 hisseyi yabancı fonlara 187,50 TL’den satarken payını sıfırladı. Yabanının ilgi gösterdiği bir diğer hisse Ereğli Demir Çelik oldu. Üç gün alım yaparken payları 1,62 puan artarak %24,84’e çıktı. 2025’te kârını %96 oranında düşüren şirket, hisse başına 0,47 TL net temettü verecek. Karar gereğince ödeme yılın son ayı aralıkta gerçekleşecek. Fiyat, yılbaşından bu yana yukarı yönlü hareket ediyor.</p>
<h2>En fazla sattıkları hisse</h2>
<p>Geçtiğimiz yıl ekimde başlayan güçlü ivmeyle şubata kadar yükselen Tav, şimdilerde 13 Şubat günü test ettiği 368,25 TL’nin gerisinde duruyor. Yabancı fonlar daha ziyade satış tarafında duruyor. Önceki hafta gerçekleştirdikleri sınırlı satışın ardından geçen hafta 1,22 puan ile satışı biraz daha artırırken payları %72,18’e geriledi.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f04134340c7-1777353012.png" alt="" width="999" height="572" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>KORUMA MI, GETİRİ Mİ?</strong></p>
<p>Koruma; anapara güvenliği, huzur, planlama, kriz kalkanı, likidite imkanı. Enflasyon erimesi, fırsat maliyeti, yavaş büyüme, düşük oran, atıl sermaye. Getiri; kazanç, reel büyüme, bileşik güç, yüksek potansiyel, motivasyon. Yüksek risk, stres, zamanlama hatası, nakit eksiği, hızlı çöküş riski.</p>
<p><strong>Geri alımlar esas itibariyle fiyatı destekleme amaçlı olup gerektikçe kullanılır</strong></p>
<p>Vişne Madencilik’in fiyatı düştüğü halde geri alım kararından vazgeçildi. Neden? ● Serhat Bulut</p>
<p>Serhat, Vişne Madencilik 10 Şubat 2025’te 41 TL’den borsada işlem görmeye başlarken iki hafta sonra 92 TL seviyesinde geri alım programı açıklandı. Yeni halka arz olan bir şirketin pay geri alım kararı, esas itibariyle hisse fiyatını destekleme amacı taşır. Hisse hızla yükselirken Ağustos 2025’te 856 TL’ye kadar çıktı. Bu süreçte fiyat ayrıca alım desteğine ihtiyaç duymadı. Sonrasında kâr satışlarıyla gerileyip 75 TL bölgesine indiğinde ise hem arz heyecanı geride kalmış hem de piyasa şartları değişmişti. Bu nedenle geri alımın uzatılmasına gerek kalmadı.</p>
<p><strong>Her yukarı atak sonrasında kâr satışıyla karşılaşıyor. Fonlar kısa süreli bakıyor</strong></p>
<p>Mopaş’ın fiyatı tekrar 64 TL’ye ne zaman çıkar? ● Murat Saylan</p>
<p>Murat, Ocak 2025’te borsaya gelen Mopaş geçen süre zarfında arada atakları olsa da her defasında gelen satışlarla tekrar aşağı geriledi. Son olarak geçtiğimiz aralıkta başlayan yukarı atağı, martta 64,15 TL’ye kadar sürdü. Bu bölgede özellikle fonların belirgin kâr satışları öne çıktı. Hisseyi portföyünde tutan 6 fondan PBR ve BHF payını sıfırlarken MHF azaltmaya yöneldi. Tek alan PHE oldu. Fonların satışıyla portföylerindeki hisse miktarı %29 geriledi. Şimdilerde ilk açılış fiyatının %11 yukarısına işlem görüyor. Kısa süreli beklentiler öne çıkıyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>RBN fonu son bir yılda sağlayabildiği %19 getiriyle endeksin gerisinde kaldı</strong></p>
<p>Re-Pie Portföy’ün yönetimindeki Beşinci Hisse Senedi Serbest Fon (RBN), Şubat 2024’ten bu yana işlem görüyor. Dalgalı bir seyri olan fiyatı şimdilerde 1,50 TL seviyesinde ve şubattaki 1,61 TL’nin gerisinde. 42,7 milyon TL büyüklüğe sahip olan fon, marttaki hacmine göre küçüldü. Portföyünün %90,41’i hisse senedinden oluşurken kalan %9,59’luk kısım vadeli işlem nakit teminatından ibaret. Son iki ay para çıkışı yaşanan fonda, nisanda giden tutar 1,2 milyon TL. Aynı sürede yatırımcı sayısı azalarak 202’ye geriledi. Söz konusu veriler talebin azaldığını işaret ediyor. Sınırlı hacmine rağmen %14,23 doluluk oranına sahip. Hisse senetlerine yatırım stratejisiyle hareket eden RBN, risk alabilen yatırımcıya hitap ediyor. Son bir yılda sadece %19,47 getiri elde edebildi. Aynı sürede BIST 100 Endeks %51,82 yükseldi.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Enerjisa Enerji, Piyasadan TLREF + %0,5 faizle 4 milyar TL borçlandı</strong></p>
<p>Enerjisa Enerji, nitelikli yatırımcılara yönelik 24.04.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 4.000.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%0,5 olarak belirlendi. 362 gün vadeli, 3 ayda bir kupon ödemeli bono toplamda 4 kupon ödemesi yapacak. Bononun vade tarihi 21.04.2027 olarak açıklandı. 24 Nisan itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,99 seviyesinde bulunuyor. Enerjisa’nın verdiği %0,5 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFENSA42716 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f040f8e7dac-1777352952.png" alt="" width="227" height="178" /></strong><strong>Göknur Gıda şubatta ulaştığı fiyatın gerisinde. Fonlar daha çok alım tarafında</strong></p>
<p>Göknur Gıda’da fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki hisse %12,77 ile toplamda 751,7 bin lot artırarak 6,64 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 29’dan 23’e indi. Hissede MAC fonu 2,57 milyon lot ile en fazla alımı yaparken, KPC 790 bin ile en çok satışı gerçekleştirdi. Göknur Gıda hakkında bugüne kadar 1 aracı kurum öneride bulunurken hisseyi model portföyüne alan olmadı. İş Yatırım 36,11 TL ile hisse hakkında öneride bulundu. Verdiği fiyat %60,35 potansiyel getiri anlamına geliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f04121eb6dc-1777352993.png" alt="" width="979" height="240" /></strong><strong>DOĞAN HOLDİNG</strong></p>
<p><strong>Niğde’deki maden sahaları için rapor çıktı. Yatırımı 70 milyon dolara yükseltiyor</strong></p>
<p>Doğan Holding, %75 bağlı ortaklığı Gümüştaş Madencilik’in Niğde’deki maden sahaları için hazırlanan UMREK raporunu paylaştı. Rapora göre Bolkar 1 ve Bolkar 2 sahalarında toplam 12,7 milyon tonluk ölçülmüş, belirlenmiş ve çıkarımlanmış maden kaynağı tespit edildi. Sahadaki ortalama çinko eşdeğer tenörü %23 olarak hesaplanırken; bu zengin içeriğin çinko, kurşun, altın ve gümüşten oluştuğu belirtildi. Tespitin ardından, üretim planlamasını hızlandıran şirket, 2026 yılı yatırım harcamasını 70 milyon dolara yükseltti. Firmalar UMREK raporları ile kredi temin edebiliyor.</p>
<p><strong>BAHADIR KİMYA</strong></p>
<p><strong>Almış olduğu yatırım teşvik belgesinde limiti yükseltti. Yatırım da büyüyecektir</strong></p>
<p>Bahadır Kimya, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’ndan nisan başında aldığı yatırım teşvik belgesinde revizyona gitti. Daha önce onaylanan belge kapsamında başlangıçta 247,6 milyon TL olarak öngörülen yatırım tutarı, 104,4 milyon liralık eklemeyle 352 milyon TL’ye yükseltildi. Mart 2029’a kadar geçerliliğini koruyacak olan bu revize belge ile şirket; yatırıma katkı oranı %20 olmak kaydıyla %60 vergi indirimi, 4 yıllık sigorta primi işveren hissesi desteği ve KDV istisnası avantajlarından yararlanacak. Teşvik belgelerinde yukarı yönlü artış, yatırımın büyüdüğünü işarettir.</p>
<p><strong>TUKAŞ GIDA</strong></p>
<p><strong>Niğde fabrikasında çatı GES projesini devreye aldı. Diğerleri için çalışma sürüyor</strong></p>
<p>Tukaş Gıda, Niğde›deki fabrikasında kurduğu 12,5 MWe gücündeki çatı tipi GES’i TEDAŞ onayı ile devreye aldı. Firma bu yatırımın ardından Akhisar ve Manyas fabrikalarındaki güneş enerjisi kurulum çalışmalarının da devam ettiğini bildirdi. Söz konusu girişimlerle şirket, operasyonel üretim süreçlerindeki yüksek elektrik maliyetlerini kendi ürettiği temiz kaynakla karşılama yönündeki planı çerçevesinde ilk fazı tamamlamış oldu. Gıda sanayisi gibi yoğun kapasiteyle çalışılan sektörlerde elektrik giderleri, bilançoların en büyük maliyet kalemleri arasında yer alıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-payini-13-puan-artirdi-hissenin-fiyati-daha-fark-etmedi-78039</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı payını 13 puan artırdı, hissenin fiyatı daha fark etmedi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/bakan-gulerden-nato-karargahi-onergesine-yanit-henuz-onaylanmadi-78037</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güler&#039;den NATO önergesine yanıt: Çok uluslu karargâh statüsü henüz onaylanmadı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA</strong></p>
<p>NATO’nun Türkiye’de Çokuluslu Kolordu Türkiye (MNC-TÜR) adıyla yeni bir karargâh kuracağı haberlerine ilişkin milletvekillerinden gelen soru önergesine yanıt veren Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, “Karargâh kurulum faaliyetleri devam ediyor çok uluslu karargâh statüsü henüz onaylanmadı” dedi. Milli Savunma Bakanı Güler, 1952 yılında NATO'ya üye olan Türkiye’nin, ittifakın en büyük ikinci ordusuna sahip olduğunu, NATO komuta ve kuvvet yapısında önemli görev ve sorumluluklar üstlendiğini belirterek, şu değerlendirmeyi yaptı:</p>
<p>“NATO'nun Savunma ve Caydırıcılık Konsepti'ne uygun olarak 2020 yılından itibaren plan ile komuta kontrol sistemlerinde; tehdidi caydırmak ve savunmaya geçişi kolaylaştırmak, NATO topraklarına karşı icra edilecek bir saldırıya karşı savunmayı güçlendirmek maksadıyla değişikliğe gidilmiştir. Stratejik ve bölgesel planlar hazırlanmış ve bahse konu planları uygulayacak karargâhların tesis edilmesi öngörülmüştür. Bu kapsamda, bölgesel bir Türk Kolordu Karargâhı tarafından ülkemizin savunmasının NATO kuvvetleri ile koordinesi ve gerektiğinde görevlendirilecek olan kuvvetlerin emir ve komutasının yürütülmesi planlanmıştır. Bahse konu karargâhın çok uluslu bir yapıya dönüştürülmesi millî makamlar tarafından uygun görülerek MNC-TÜR kurulumu 2024 yılında NATO makamlarına bildirilmiştir. Ülkemizin emrinde ve bir Türk general komutasında olacak şekilde Karargâh kurulum faaliyetlerine devam edilmekte olup sadece çekirdek personel atamaları yapılmıştır ve çok uluslu karargâh statüsü henüz onaylanmamıştır.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/bakan-gulerden-nato-karargahi-onergesine-yanit-henuz-onaylanmadi-78037</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/nato-bayraklar-abd-turkiye.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ NATO’nun Türkiye’de yeni bir karargâh kuracağına yönelik iddialarla ilgili soru önergesini yanıtlayan Bakan Güler, &quot;Ülkemizin emrinde ve bir Türk general komutasında olacak şekilde karargâh kurulum faaliyetlerine devam edilmekte olup sadece çekirdek personel atamaları yapılmıştır ve çok uluslu karargâh statüsü henüz onaylanmamıştır.” açıklamasını yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiye-hurmuze-alternatif-guzergahlari-dunyaya-sundu-78036</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye, Hürmüz’e alternatif güzergahları dünyaya sundu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>İran’a, ABD ve İsrail’in saldırılarıyla başlayan savaş ve Hürmüz Boğazının kapatılmasıyla oluşan enerji krizi sonrası Türkiye’nin çeşitli alanlardaki yatırımları ve projelerinin uluslararası arenada kabul edilebilirliği için çabalar arttı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yürüttüğü projelere yönelik uluslararası mesajlarla tarafları ikna etmek için yoğun iletişim faaliyeti yürütüyor. Bunlardan bazılarında somut adımlar da atılmaya başlandı.</p>
<p>Antalya’da 24-25 Nisan günlerinde Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) ve Rekabet Kurumu (RK) tarafından düzenlenen Enerji Piyasalarında Regülasyon ve Rekabet Zirvesi, bu alandaki tartışmalar yanında küresel enerji kriziyle uluslararası mesajların verildiği bir platform oldu. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Türkmenistan’ın gazının Avrupa’ya eriştirmesi, Basra’dan Akdeniz ve Avrupa’ya yeni boru hatları, elektrik hatlarına işaret ederken, Hazar geçişinin boru hattı ve gemiyle geçiş dahil çeşitli alternatiflerinin masada olduğunu açıkladı.</p>
<h2>Gaz için Hazar geçişi; petrol ve gaz için </h2>
<p>Kalkınma Yolu Bakan Bayraktar zirvedeki konuşmasında Türkiye’nin enerji güvenliğini sağlayacak çeşitli projeleri sürekli sunduğunu, bundan sonra da sunacağını vurguladı ve Irak ile Türkmenistan merkezli projelerin altını çizdi. “Örneğin yıllardır konuştuğumuz Türkmen Doğal Gazı'nın Azerbaycan üzerinden Türkiye'ye ve Türkiye üzerinden de Avrupa'ya götürecek bir boru hattını hayata geçirmek. Bunu mutlaka yapmamız gerektiğini düşünüyorum” diyen Bakan Bayraktar, böylece Türkmenistan’a da stratejik bir avantaj sağlayacağını vurguladı.</p>
<p>Bu projeye yönelik işaretler ise Dışişleri Bakanlığı Enerji, Çevre, İklim ve Sınıraşan Sular Genel Müdürü Zafer Ateş bir başka oturumda verdi. Ateş’e göre, 90’lı yıllardan beri gündemde olan proje, Türkmenistan’ın boru hattı ile satışa mesafeli olması, Hazar’ın statü sorunları, Azerbaycan-Türkmenistan arasındaki bazı yetki alanı tartışmalarla hayata geçmedi. Ateş, buna karşılık mevcut görünümün proje için son derece olumlu olduğunu; boru hattıyla geçilmese bile, Hazar Denizinin sıvılaştırma-gazlaştırma tesisleriyle gemi aracılığıyla dahi geçişinin mümkün göründüğünü vurguladı. Zafer Ateş’in bir başka vurgusu ise tüm bu projelerin Türkiye açısından sadece bir “geçiş güzergahı” imkanı sunmadığı, Türkiye’nin alıcı ve satıcı olarak tüm isteklilere “Turkish Blend” bir gaz tedariği sağlayabileceğinin altını çizdi.</p>
<h2>Türkiye- Irak Ham Petrol Boru hattının Basra’ya kadar uzatılması </h2>
<p>Gündeme getirilen ikinci alternatif ise Türkiye Irak Ham Petrol Boru hattının Basra’ya kadar uzatılması ve Irak’tan Türkiye üzerinden Akdeniz ve Avrupa’ya uzanacak bir yolun aynı zamanda enerji güzergahı haline getirilmesi oldu. Bu hattın Hürmüz’e sıkışmış başta Irak olmak üzere tüm bölge yanında Küresel bir etki yapacağının da altı hem Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, hem de Dışişleri Bakanlığı tarafından vurgulandı. Bu kapsamda gündeme getirilen Katar-Türkiye doğalgaz boru hattının da aynı derecedeki önemine vurgu yapılırken, Katar için bu kararın ilk kez boru hattı aracılığıyla satış yapması nedeniyle öneminin farkında olunduğu belirtildi.</p>
<p>Toplantıda küresel olarak verilen mesajlarda Türkiye’nin potansiyeli vurgulanırken, bunun gelecekteki elektrik talebine dahi uzandığının altı çizildi. Türkiye’nin Orta Asya’dan uzanan Orta Koridor projesini, hem Çin’in Kuşak ve Yol Programı, hem de diğer projelerle entegre olarak önerdiği, dahil olunan Üç Deniz Projesine Akdeniz ve hatta Hazar’ın da dahil olacağı bir perspektife sahip olduğu vurgulanırken, Azerbaycan’ın ve Suudi Arabistan’ın yeşil elektriğinin, Avrupa’da artacak elektrik talebine de yanıt vereceği, tüm bu koridor ve yolların lojistik yanında enerjiyi de taşıyabileceği vurgulandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiye-hurmuze-alternatif-guzergahlari-dunyaya-sundu-78036</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/4/1280x720/hurmuz-tanker-1774414029.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, küresel enerji arzına yönelik yürüttüğü projeleri Antalya&#039;da düzenlenen zirvede dünya kamuoyuna duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kurbanlikta-canli-500-karkas-1000-tl-78035</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kurbanlıkta canlı 500, karkas 1000 TL</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Kurban Bayramı’na bir aydan az süre kala kurbanlık fiyatları hem tüketicinin hem de üreticinin en önemli gündem maddesi haline geldi. Asaleten ve vekâleten kurbanlık bedelleri peş peşe açıklanırken, büyükbaşta canlı kilogram fiyatı 500 liraya, karkas et fiyatı ise 1000 liraya dayandı. Büyükbaş kurbanlıkta 30-40 kilogram et veren 1 hissenin bedeli asaleten 35-40 bin lira bandına yükselirken, vekâleten kesimlerde yurt içi bedeller 17 bin liradan, yurt dışı bedeller ise 7 bin liradan başlıyor. Geçen yıl 340–380 lira aralığında olan canlı kurbanlık fiyatları bu yıl 450–500 lira bandına yükseldi, 550–600 lira olan karkas et fiyatı ise 950–1000 liraya çıktı. EKONOMİ’ye açıklamada bulunan adaklık ve kurbanlık hayvan satıcıları, maliyetlerdeki artışa paralel fiyatların da yükseldiğini, satışlarda ise geçen yıla göre düşüş yaşandığını ifade ettiler. </p>
<h2>Baskül fiyatı 450–500 TL bandında </h2>
<p>Yaklaşık 30 yıldır besicilik yapan Güven Hayvancılık sahibi Güven Oktay, kurbanlık piyasasında hem maliyetlerin hem de fiyatların ciddi şekilde arttığını söyledi. Büyükbaş kurbanlıkta baskül fiyatlarının 450–500 lira arasında değiştiğini belirten Oktay, karkas etin kilogramının 950-1000 lira seviyesine geldiğini, buna rağmen talebin zayıf olduğunu dile getirdi. “Geçen yıl kurban kesen birçok vatandaş bu yıl ‘maliyetler ağır geliyor’ diyerek kesim yapamayacağını söylüyor. Bizde de yaklaşık yüzde 10’luk satış kaybı var” dedi.</p>
<h2>Yem, nakliye ve kiralar katlandı </h2>
<p>Yem, nakliye ve yer kiralarındaki artışın maliyetleri doğrudan etkilediğini vurgulayan Oktay, “Yakıta zam geliyor, her kalemde maliyet yükseliyor. Bu işte hem üretici hem tüketici şikâyetçi ama çözüm yok. Geçen yıl 550-650 lira olan yem bugün 900-980 lira. 20 hayvanlık bir TIR’ın Kars’tan İstanbul’a nakliyesi 37 bin liradan 95-100 bin liraya çıktı. Geçen yıl 100 bin lira olan 20 hayvanlık çadır yerinin kirası bugün 200 bin liraya yükseldi” diye konuştu. Hayvancılıkta ciddi sermaye bağlandığını belirten Oktay, bir hayvanın 250–300 bin liraya mal olduğunu, kazanç sağlanamazsa bu işin sürdürülemeyeceğini söyledi.</p>
<p>Kurban kesiminde tercihlerinin değiştiğini ifade eden Oktay, vatandaşın artık zaman ve hijyen konularına daha fazla önem verdiğini belirterek, “Çadırda biraz daha ucuz oluyor ama insanlar zaman kaybetmek istemiyor. Evine daha erken dönmek, düzgün ve eşit parçalanmış et almak istiyor. Bu yüzden profesyonel kesim yerlerine yönelim arttı” diye konuştu.</p>
<h2>Yemin çuvalı 1020 liraya çıktı </h2>
<p>Antalya’da bulunan Odabaşı Besi Çiftliği’nin sahibi Zafer Özmen, kurbanlıklarının canlı kilosunu 470 liradan sattıklarını söyledi. Kurbanlıkları Kars ile Muş’tan getirdiklerini vurgulayan Özmen, “5 ay besiye çekiyoruz. Yıllık ortalama 120 kurbanlık satışımız var. Geçen yıl 470-500 lira olan yem çuvalı bu yıl 1020 liraya çıktı. Bir hayvanın aylık yem, çoban bakım maliyeti yaklaşık 30 bin lira. Bunun yanında veteriner ve ilaç giderleri de var. Sadece 120 hayvan için 5 ayda 350 bin lira aşı masrafı yaptık” diye konuştu. Piyasada 380 liraya kadar canlı kurbanlık satanların bulunduğunu ifade eden Özmen, “Dikkatli olun. Bu satıcılar ya sizi ya da kurbanlığını aldığı köylüyü dolandırıyor” uyarısında bulundu.</p>
<h2>Entegre tesisler tercih ediliyor </h2>
<p>Geçen yıla göre yem, çoban, kira ve hayvan alım maliyetlerinde yaklaşık yüzde 70’in üzerinde artış yaşandığını belirten Efe Besi Çiftliği’nin işletmecisi Recep Alan, girdi maliyetlerindeki artışın fiyatlara doğrudan yansıdığını söyledi. Yılda ortalama 150-170 adet büyükbaş kurbanlık sattıklarını söyleyen Alan, vatandaşların artık mahalle aralarında kurulan geçici hayvan pazarları yerine, kesim ve parçalama hizmetlerinin dahil olduğu besi çiftliklerini tercih ettiğini bu sistemin daha düzenli ve pratik bulunduğunu sözlerine ekledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Zincir marketlerde kurbanlık hisseler 20 bin liranın üzerinde</span></h2>
<p>Ulusal zincir marketler kurbanlık satışlarına başladı. Marketlerde açıklanan fiyatlar, hisse bedellerinin 20 bin liranın üzerine çıktığını gösteriyor. CarrefourSA’da 20–24 kilogramlık büyükbaş kurbanlık hissesi 34 bin 95 lira olarak açıklanırken, 16–20 kilogramlık küçükbaş kurbanlık fiyatı 19 bin 950 lira seviyesinde. Migros’ta ise büyükbaş 1/7 hisse fiyatı 26 bin 950 lira olarak duyuruldu. Yaklaşık 12–16 kilogramlık küçükbaş Karaman koç fiyatı ise 15 bin 950 lira olarak satışa sunuldu. </p>
<p><strong>Vekâlette 1 hisse 17 bin TL’den başlıyor </strong></p>
<p>Türkiye Diyanet Vakfı (TDV) bu yıl vekâletle kurban kesim bedelini yurt içinde 18 bin lira, yurt dışında 7 bin lira olarak açıkladı. Geçen yıl bu rakamlar 13 bin 500 TL ve 5 bin 450 TL idi. Türk Kızılay ise büyükbaş için yurt içi 17 bin 250 lira, yurt dışı 330 Euro; küçükbaş yurt dışı için 6 bin 350 lira bedel belirledi. Geçen yıl yurt içi 13 bin 250 TL, yurt dışı 5 bin 250 TL idi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kurbanlikta-canli-500-karkas-1000-tl-78035</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/0/1280x720/kurbanlik-fiyati-gecen-yila-gore-yuzde-35-artti-1747037053.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kurban Bayramı öncesi canlı baskül 500 TL’ye, karkas et 1000 TL’ye çıktı. Büyükbaşta 1 hisse 35– 40 bin lira bandına yükselirken, besiciler yem, nakliye ve kira maliyetlerinin ikiye katlandığını, satışların ise geçen yıla göre düştüğünü söylüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/muhalefetin-vaatlerinin-bedeli-145-trilyon-lirayi-buluyor-78034</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Muhalefetin vaatlerinin bedeli 14.5 trilyon lirayı buluyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) düzenlemesi ile 8 Eylül 1999 öncesi sigorta girişi olanların emekli olmasını sağlayan düzenlemenin 2023 yılında yürürlüğe girmesinin ardından emekli sayısında yaşanan artış önemli bir mali yük oluşturdu. Erken emekliliğin, aktüeryal dengeyi etkileyerek sistemin uzun vadeli sürdürülebilirliğini etkilediği noktasındaki tartışmaları da beraberinde getirdi. Diğer taraftan EYT düzenlemesinden yararlanamayanların kademeli emeklilik modeliyle yaş ve prim şartlarında esneklik sağlanması yönündeki beklentisi sürüyor, seçime doğru bir adım atılması noktasında da beklenti yüksek. “Kademeli emeklilik çıkacak mı ?” soruları kamuoyunu meşgul ederken, iktidardan emeklilik sisteminde bir değişiklik olmayacağı emekli olmak için gereken prim ve yaş şartlarının süreceği yönünde gelen açıklamalara rağmen kademeli emeklilik gündemden düşmüyor. CHP’nin sık sık gündeme taşıdığı vaatleri kademeli emeklilik, çıraklık ve staj sürelerinin sigorta kapsamına alınması, aylık bağlama oranlarının artırılması, en düşük emekli maaşının asgari ücret seviyesine çıkarılması, kamu çalışanları arasında eşitsizliğin giderilerek memurlara 3600 ek gösterge verilmesi, çiftçiye ÖTV’siz KDV’siz mazot verilmesi şeklinde sıralanıyor… AK Parti'ye göre bu vaatlerin tamamının hayata geçirilmesi ulaştığı ekonomik büyüklük boyutuyla bakıldığında mümkün değil. Kademeli emeklilik kapsamında yaklaşık 3.7 milyon, staj ve çıraklık düzenlemesi ise 1 milyonun üzerinde vatandaşı kapsıyor. 3600 ek göstergenin genişletilmesi, en düşük emekli aylığının asgari ücret düzeyine çıkarılması, kademeli emeklilik, staj ve çıraklık düzenlemesinin maliyeti yıllık 14.5 trilyon liraya ulaşıyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>"Sanayicimiz ahmakça bir ekonomi politikası yüzünden acı çekiyor"</strong></span></p>
<p>İYİ Parti Sözcüsü Buğra Kavuncu, "Millet artık kendisine saygı duyulmadığını görüyor. Tebaa muamelesiyle karşı karşıya olduğunu da çok net olarak kavramış durumda. Ancak Mustafa Kemal’in vermiş olduğu iradeyi de gözü gibi sakınıyor. Millet sandığı bekliyor arkadaşlar. Millet tüm yaşananların hesabını sandıkta soracak" dedi. Partisinin Başkanlık Divanı Toplantısı sonrası parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında ekonomiye ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kavuncu, İYİ Parti’nin saha çalışmalarına değinerek, "Hiç kimse kalkınmaya karşı değil. Birkaç kişi zengin olurken binlerce kişi mağdur oluyorsa, kalkınma adına siz birkaç kişiyi zenginleştirip doğayı, çevreyi, tarımımızı, suyumuzu yok ediyorsanız bu bir kalkınma değildir. Bu bir çürümedir. Vatandaşlarımız ÇED raporlarının ciddiyetle hazırlanmasını istiyorlar. Halkımız; şeffaflığını kaybetmiş, kendisini duymayan bu sistemden artık bıkmış. Sanayici de bıkmış. Yıllarca bin bir emekle kazandığı pazarları, ahmakça bir ekonomi politikası yüzünden kaybeden sanayicimiz de bunun acısını yaşıyor. Millet artık kendisine saygı duyulmadığını görüyor. Tebaa muamelesiyle karşı karşıya olduğunu da çok net olarak kavramış durumda. Ancak Mustafa Kemal’in vermiş olduğu iradeyi de gözü gibi sakınıyor. Millet sandığı bekliyor arkadaşlar. Milletimizle bir araya geldiğimizde ‘Bunun hesabını soracağız’ diyorlar. Millet sandıkta bütün bunların hesabını soracak" diye konuştu. Kavuncu, Kahramanmaraş’ta okuldaki saldırısının ardından Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in alınacak tedbirlere ilişkin açıklamalarda bulunduğunu söyleyerek, önlemlerin daha önceden alınması gerektiğini belirtti. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/muhalefetin-vaatlerinin-bedeli-145-trilyon-lirayi-buluyor-78034</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/lira-para-emekli-tl.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Muhalefetin vaatlerinin bedeli 14.5 trilyon lirayı buluyor&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeniden-degerlemede-iki-yol-78033</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeniden değerlemede iki yol</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ENFLASYON DÜZELTMESİNİN DEVAM EDEN ETKİLERİ-6</strong></p>
<p><em>Önceki yazımızda, 2025–2027 döneminde tamamlanan yıllara sâri işlerde 2023 ve 2024 enflasyon düzeltmesi farklarının nötrleme ve beyanname etkisini incelemiştik. Yazı dizimizin bu son bölümünde, yeniden değerleme müesseselerini karşılaştırmalı olarak ele alıyor ve dizinin genel değerlendirmesini yapıyoruz.</em></p>
<p>Enflasyon düzeltmesinin 2025–2027 hesap dönemleri bakımından ertelenmiş olması, işletme bilançolarında yer alan aktif kıymetlerin ekonomik gerçekliğe uygunluğunu koruma ihtiyacını ortadan kaldırmamıştır. Aksine, düzeltilmiş değerler ile tarihî maliyet esaslı yeni kayıtların birlikte izlendiği mevcut hibrit dönemde, bilanço kalitesinin korunması ve vergi planlamasının sağlıklı yapılabilmesi bakımından yeniden değerleme müesseseleri daha görünür hale gelmiştir. Bu çerçevede, Vergi Usul Kanunu sistematiği içinde yeniden değerleme bakımından iki ayrı hukuki kanal öne çıkmaktadır: VUK mükerrer 298/Ç ve Geçici 32’nci madde.</p>
<p>İlk bakışta her iki düzenleme de “yeniden değerleme” başlığı altında benzer bir amaca hizmet ediyor gibi görünse de, uygulama kapsamı ve vergisel sonuçları itibarıyla önemli farklılıklar içermektedir. Bu nedenle konuya tek tip bir yeniden değerleme işlemi olarak değil; varlık kompozisyonu, satış planı, özkaynak yapısı ve vergi hedefleri çerçevesinde yaklaşılması gerekir.</p>
<p><strong>Yararlanabilecek mükellefler</strong></p>
<p>Her iki düzenleme de esas itibarıyla bilanço esasına göre defter tutan gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerine yöneliktir. Bununla birlikte Geçici 32’nci madde, sistematik olarak bir geçiş imkânı niteliği taşımakta; özellikle daha önce yeniden değerleme uygulamalarından yararlanmamış mükellefler bakımından ayrıca değerlendirilmesi gereken bir seçenek oluşturmaktadır. Mükerrer 298/Ç ise genel ve süreklilik arz eden bir yeniden değerleme mekanizması niteliğindedir.</p>
<p><strong>Uygulama kapsamındaki varlıklar</strong></p>
<p>Uygulama kapsamı bakımından en belirgin fark, taşınmazlar ve amortismana tabi olmayan kıymetler yönünden ortaya çıkmaktadır. Mükerrer 298/Ç kapsamında yalnızca amortismana tabi iktisadi kıymetler yeniden değerlemeye konu edilebilmekte; bu nedenle boş arsa ve araziler bu kapsama girmemektedir. Buna karşılık Geçici 32’nci madde, amortismana tabi kıymetlerin yanı sıra boş arsa ve arazileri de kapsayabilmektedir. Bu farklılık, özellikle aktifte yüksek değerli arsa ve arazi bulunduran işletmeler bakımından Geçici 32’yi teknik olarak daha güçlü bir alternatif haline getirebilmektedir.</p>
<p><strong>Vergi yükümlülüğü ve ödeme yapısı</strong></p>
<p>Mükerrer 298/Ç kapsamında yapılan yeniden değerleme işlemi, kural olarak doğrudan bir vergi ödemesi doğurmayan (vergisiz) bir mekanizma olarak öne çıkmaktadır. Buna karşılık Geçici 32’nci madde kapsamında yapılan değerleme sonucunda oluşan net değer artışı üzerinden %2 oranında bir vergi hesaplanmaktadır. Bu vergi, beyan üzerine üç eşit taksitte ödenebilen bir yükümlülük niteliğindedir. Dolayısıyla iki düzenleme arasındaki tercih yalnızca “değerleme imkânı” açısından değil, değerleme anında ortaya çıkan nakit vergi yükü bakımından da değerlendirilmelidir.</p>
<p><strong>Kredi faizleri ve kur farklarının değerlemeye etkisi</strong></p>
<p>Maliyet unsurlarının yeniden değerlemeye esas tutara dahil edilmesi bakımından da iki düzenleme arasında önemli bir teknik ayrım bulunmaktadır. Mükerrer 298/Ç uygulamasında, maliyete eklenmiş kredi faizleri ve kur farklarının ayrıştırılarak yeniden değerlemeye tabi tutulmaması gerekmektedir. Geçici 32 uygulamasında ise bu unsurların ayrıştırılmasına ilişkin yaklaşım daha farklı sonuçlar doğurabilmekte; bu nedenle özellikle finansman yükü yüksek yatırımlarda hangi düzenlemenin daha avantajlı olduğu somut hesaplama ile test edilmelidir.</p>
<p><strong>Varlığın Elden Çıkarılması Halinde Fon Hesabının Durumu</strong></p>
<p>Yeniden değerleme sonrasında pasifte oluşan fon hesabının, varlığın elden çıkarılması halinde nasıl işlem göreceği, vergi planlaması bakımından en kritik ayrım noktalarından biridir. Mükerrer 298/Ç’de, satış anında pasifte izlenen değer artış fonunun vergisel sonucu (özellikle sermayeye ilave edilmeyen kısım bakımından) ayrıca değerlendirilmekte; fonun kazancın ilişkisi satış yılında önem kazanmaktadır. Geçici 32’de ise fon hesabının vergisel akıbeti farklı kurallara bağlıdır ve satış sonrası dönemde fonun işletme bünyesindeki konumu, tercih edilen yöntemin toplam vergi yükünü önemli ölçüde etkileyebilmektedir.</p>
<p><strong>Yeniden değerlemenin avantajları</strong></p>
<p>Yeniden değerleme, doğru kurgulandığında işletmelere hem finansal tablo kalitesi hem de vergi planlaması bakımından önemli katkılar sağlayabilir. Güncellenmiş değerler üzerinden ayrılacak amortismanlar sayesinde vergi matrahı yasal çerçevede daha gerçekçi bir zemine oturtulabilir. Yeniden değerleme artışlarının özkaynaklar içinde izlenmesi, şirketin bilanço büyüklüğünü ve finansal görünümünü güçlendirebilir. Güçlü özkaynak yapısı, finansman gider kısıtlaması ve örtülü sermaye gibi alanlarda dolaylı etki yaratabilir. Varlık satışlarında tarihî maliyet kaynaklı fiktif kârların azaltılması bakımından yeniden değerleme önemli bir planlama aracıdır.</p>
<p><strong>Tercih nasıl yapılmalı?</strong></p>
<p>Sonuç olarak tercih, işletmenin varlık yapısı ve hedeflediği bilanço/vergi stratejisine göre şekillenmelidir. Yalnızca amortismana tabi iktisadi kıymetleri vergisiz şekilde güncellemek isteyen işletmeler bakımından mükerrer 298/Ç çoğu durumda doğal ilk seçenek olarak öne çıkacaktır. Buna karşılık aktifte değerli boş arsa ve araziler bulunması, finansman unsurlarının değerleme sonucuna etkisinin önemli olması veya ileride planlanan bir satışta maliyet tabanını daha güçlü hale getirme ihtiyacı gibi durumlarda Geçici 32 seçeneği ayrıca analiz edilmelidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeniden-degerlemede-iki-yol-78033</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeniden değerlemede iki yol ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/simdi-veya-hicbir-zaman-78032</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Şimdi veya hiçbir zaman&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>“Şimdi veya hiçbir zaman” sloganı ile çıkmış yola. Daha sonra bu, “Şimdi” ye evrilmiş. “Şimdi” sloganı bir 19. Yüzyıl  devrimci şairinin vatan için harekete geçmenin aciliyetini ortaya koyan bir sloganmış.</p>
<p>Partisi içinde bilinen birisi imiş. Ama halk onu pek tanımıyormuş. Köy köy, kasaba kasaba dolaşmış. Günde yedi konuşma yapmış. Farkındalık yaratmak için bir komşu ülke sınırına kadar, 300 km yürümüş. Çıktığı yol iktidar yolu imiş.</p>
<p>Başına geçtiği parti ile sonunda Viktor  Orban’ın iktidarına son verdi. Demokrasi yaşıyor diye Avrupa’ya rahat nefes aldırdı. Bu kişi Macaristan’ın yeni lideri Peter Magyar idi.</p>
<p>Peki kimdir bu Peter Magyar?</p>
<p><strong>Peter Magyar</strong></p>
<p>Peter Magyar, 1981 doğumlu. Köklü bir muhafazakâr aileden geliyor. Anne ve baba hukukçu. Anne kıdemli bir yargıç.  Dede emekli bir yargıç ve medyatik birisi. Televizyonda  hukuk konularında programlar yapmış. Büyük amcası Ferenc Madl 2000-2005 yılları arasında cumhurbaşkanlığı yapmış.                           Magyar, elit bir Katolik okulu bitirmiş.  Pazmany Peter Cahtholic Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 2004 yılında mezun olmuş. Erasmus programı kapsamında Berlin Humboldt Üniversitesinde de dersler almış. Mezuniyetinden sonra Metropolitan Mahkemesi’nde işe başlamış. Baro sınavını geçtikten sonra Macaristan’a yatırım yapan uluslararası firmalara hukuk konusunda danışmanlık yapmış.</p>
<p>Siyasi hayatı, iktidarına son verdiği siyasi parti Fidesz’de başlamış. Bu partinin yerel yapısında yer almadan önce, 2006 yılındaki hükümet karşıtı protestolara katılmış eylemcilerin gönüllü olarak savunmalarını üstlenmiş.  O yıllarda Fidesz muhalefette. Parti 2010 yılında iktidara gelince Magyar Dış İşleri Bakanlığı’nda işe başlamış. 2015 yılında Başbakanlık’ta görevlendirilmiş. Daha sonraları birisi MBH Bank olmak üzere üç devlet kuruluşunda görev almış.</p>
<p>Peter Magyar’ı başbakanlığa götüren olay bir istifa ile başlamış. Başkent Budapeşte yakınındaki bir devlet yetimhanesindeki çocuklar  kurumun direktörü tarafından cinsel tacize uğramış.  Olay patlak verince yetimhanenin Direktör Yardımcısı  Endre Konya, olayın örtbas edilmesi için çocuklara baskı uygulamış. Soruşmada bu da ortaya çıkınca  o da mahkum olmuş. Olmuş ama   Macaristan’ın  kadın Cumhurbaşkanı Katalin Novak, yetkisini kullanarak Nisan 2023 ‘te  bu kişiyi affetmiş. Olay kamu oyunda duyulunca toplumda büyük tepki yaratmış.  Protestolar sonucu Cumhurbaşkanı ve arkasından Adalet Bakanı Şubat 2024’te istifa etmiş. Adalet Bakanı da Peter Magyar’ın boşandığı karısı Judit Varga. Çünkü af kararında ikinci imza ona aitmiş.</p>
<p>Yine Şubat 2024 ayında Magyar eski karısı Judit Varga’nın 2 dakikalık bir ses kayıdını kamuoyu ile paylaşmış. Bu ses kaydı,  kabine içindeki bir bakanın, kabine içindeki başka birini suçlu duruma sokmak için veri sakladığının konuşulduğu bir kayıt imiş. Bu olaydan sonra Judit Vargan siyaseti bıraktığını açıklamış.  Bundan saatler sonra da Peter Magyar Facebook hesabından bir paylaşım yapmış. Banka dahil iki ayrı devlet kuruluşundaki görevlerinden istifa ettiğini açıklamış. Son bir iki yıldır da bir gerçeğin farkına vardığını belirtmiş: Meğer Viktor Orban’ın  “Milli, bağımsız, burjuva Macaristan” ideali,  aslında çok büyük yolsuzlukların ve yandaşlara büyük servet transferinin gizlenmesi için kullanılan bir siyasal örtü imiş.</p>
<p>Magyar, sonraki haftalarda çeşitli muhalif haber kanallarındaki yayınlara katılmış. Muhalif diyorum, çünkü Macaristan’daki medyanın %80’i iktidar borazanlığını yapıyormuş.  Özellikle Muhalif Youtube kanalı Partizan’da yayınlanan söyleşisi viral olmuş.  Peter Magyar partisine eleştirileri daha da yoğunlaştırmış. Suçlunun affı olayında kadın cumhurbaşkanı ve eski karısının istifasını söz konusu yaparak şöyle konuşmuş: “Olayın arkasındaki asıl kişilerin kadınların etekleri altına saklandığı bir sistemin parçası olmak istemiyorum”. Fidesz’ten de istifa etmiş.</p>
<p>Magyar eski bir Fidesz üyesi olarak istifaları ve de konuşmaları ile çok ilgi toplamış. Yeni bir siyasi platform kurmayı planladığını söylemiş. Ama hazır bir partiyle bu işi yapmanın daha çabuk olacağı kanısına varmış.  “Saygı ve Özgürlük” (Tizteler és Szabadsag-TISZA) partisine katılmış Ve partinin başkanılığını da almış. İlk katıldığı Avrupa Birliği seçimlerinde %30 oy ile ikinci parti olmuş. Son seçimde 199 kişilik meclisin 136 sandalyesini kazanmış.</p>
<p><strong>Rakamlarla karşılaştırma</strong></p>
<p>Bir süredir yabancı basındaki siyasal analizlerde Macaristan ve Türkiye birlikte anılıyor, benzetmeler, karşılaştırmalar yapılıyor. Ama ben bu iki ülkeyi soyut kavramlarla değil, rakamlarla karşılaştırayım dedim.</p>
<p>Macaristan’ın nüfusu 2025 verilerine göre 10 milyondan az. Türkiye’nin nüfusu 90 milyona yanaşmış.</p>
<p>Macaristan’ın 2025 yıllık enflasyonu %4,4. Türkiye’nin yıllık enflasyonu %30,89</p>
<p>Ülkelerdeki yolsuzluk algılarını ölçen Transparency International’ın “Yolsuzluk Algıları endeksi  (Corruption Perceptions Index-2025) verilerine göre 182 ülke arasında  Danimarka 1’inci sırada, Macaristan 84’üncü sırada, Türkiye 124’üncü sırada.</p>
<p>Ülkelerdeki hukukun üstünlüğünü değerlendiren World Justice Project’in “Hukukun Üstünlüğü Endeksi”ne (The Rule of Law Index- 2025)  göre 143 ülke arasında Danimarka 1’inci sırada, Macaristan 79’uncu sırada ve Türkiye 118’inci sırada.</p>
<p>Ülkelerdeki basının özgürlüğünü değerlendiren  Reporters Without Borders’in “Basın Özgürlüğü Endeks”’inde (Press Freedom Index) 180 ülke içinde  Norveç 1’inci sırada; Macaristan: 64’üncü sırada ve Türkiye:159’uncu sırada. .</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Geçtiğimiz günlerde yapılan seçimlerle Macaristan’da 16 yıldır iktidar olan Fidesz  muhalefete geçti. Öte yandan, eğer seçimler zamanında, 2028 yılında  yapılırsa AKP’nin iktidar kıdemi en az 26 yıl olacak. Bir de hep tartışma konusu yapılan Avrupa’nın Türkiye’yi kıskanması meselesi vardır. Hangi ülkenin bizi hangi alanda kıskandığı konusunda bir bilgi sahibi değilim. Ama bir konuda eminim.  Yukarda verilen rakamlara bakılırsa Fidesz, AKP’yi gerçekten kıskanıyordur.</p>
<p>Peki neden bu böyle? Çünkü toplumlar farklı, liderler farklı...</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/simdi-veya-hicbir-zaman-78032</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Şimdi veya hiçbir zaman&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracat-muzakerelerinde-kultur-unsuru-78031</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracat müzakerelerinde kültür unsuru</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu sohbetimizde yanlış anlaşılmamak için, yorum yaptığım konularla ilgili olarak öncelikle vurgulamak istediğim nokta “İnsanoğlu muhtelif” deyişidir.</p>
<p>İhracat pazarlarında <strong>Kültürlerarası Müzakere (Cross-Cultural Negotiation)</strong> konusunda bilgili olmak, sadece bağlantınızın kârlılığını değil, aynı zamanda o işten beklediğiniz tahsilatın kasaya girip girmeyeceğini belirleyen <strong>kritik unsurlardan</strong> önde gidenidir.</p>
<p>Ürünün <strong>teknik özellikleri</strong> ve <strong>kalite</strong> unsurları, dünyanın her yerinde <strong>aynı</strong> önemi taşıyor gibi <strong>olsa da</strong> “<strong>fiyat</strong>” ve “<strong>vade</strong>” kültürel filtrelere göre taban tabana <strong>zıt farklılıklar gösterebilir</strong>.</p>
<p><strong>Almanya, İsviçre, ABD </strong>tarafındaki iş insanları ile görüşmelerinizi başkalarına göre daha <strong>rasyonel</strong> zeminde yürütebilirsiniz. <strong>Sözleri</strong> göreceli olarak <strong>daha net</strong> olur <strong>fiyat, maliyet ve kâr</strong> marjları <strong>mantıklı</strong> bir zemine oturtulur.</p>
<p><strong>Tahsilat</strong> için çok endişe etmeniz gerekmez. Zira genel olarak sözleşmedeki “<strong>vade tarihi</strong>” <strong>planlanmış bir süreçtir</strong> ve gecikme “güven kaybı” ve/veya “hukuki süreç” nedenidir.</p>
<p><strong>Orta Doğulu, Latin Amerikalı ve Çinli</strong> iş insanları için <strong>fiyat, ilişkinin gücünü</strong> temsil eder. Ancak tahsilata başka bir gözle bakılabilir ve <strong>ödeme vadesi</strong> genellikle bir <strong>“temenni”</strong> olarak görülür ve nakit akışına veya ilişkiye göre <strong>esnetilebilir</strong>.</p>
<p><strong>Almanlar</strong> müzakere masasında büyük ölçekte <strong>doğrudan ve dürüst</strong> olurlar.</p>
<p>Süreçler dahil<strong> her şeyin önce</strong> müzakere masasında ve detaylı olarak <strong>konuşulması önemlidir</strong>.</p>
<p>Alman bir alıcıyla çalışıyorsanız fiyatınız net, teslimatınız ise zamanında olmalıdır.</p>
<p><strong>Amerikalılar</strong> işe daha iyimser, daha <strong>samimi yaklaşır</strong> ve satış odaklı bir dil kullanır.</p>
<p>Ancak onlar için <strong>en önemli</strong> olan sonuç <strong>paradır</strong> ve o da zaman endekslidir.</p>
<p><strong>N’olcek abi bu Fenerbahçe’nin hali</strong> muhabbetlerine çok <strong>zaman ayırmazlar</strong>.</p>
<p>Burada Alman kökenli Amerikalı sosyal psikolog Kurt Lewin'in “<strong>Şeftali vs. Hindistan Cevizi</strong>” (Peach vs. Coconut) <strong>metaforunu</strong> anmak gerekir.</p>
<p>Bu metafor farklı kültürlerden insanların birbirleriyle nasıl etkileşime girdiğini ve yabancılara karşı yaklaşımlarını açıklayan, kültürler arası iletişimde popüler bir teoridir.</p>
<p><strong>Şeftali Kültürleri </strong>(Amerikalılar, Japonlar, İskandinavlar)</p>
<p><strong>Dışarıdan yumuşak</strong>, arkadaş canlısı, sıcakkanlı ve yabancılara karşı gülümseyen insanlardır.</p>
<p>Hemen “senli benli” olabilirler amma <strong>yüzeysel bir samimiyet</strong> kurarlar.</p>
<p>Unutmayalım ki <strong>şeftalinin çekirdeği</strong> (gerçek kişisel alan) <strong>serttir</strong>. Yüzeysel arkadaşlık kurmak kolay olsa da derin dostluk kurmak zordur. </p>
<p><strong>Hindistan Cevizi Kültürleri</strong> (Almanlar, Ruslar, Fransızlar)</p>
<p><strong>İlk bakışta</strong> sert, soğuk, <strong>mesafeli</strong> ve yabancılara karşı <strong>temkinli</strong> veya ciddi duruşlu görünürler.</p>
<p>İlişkinin başlarında <strong>samimiyet kurmak zordur</strong>, profesyonel ve mesafeli bir tutumları vardır.</p>
<p>Hindistan cevizinin <strong>kabuğu serttir</strong> ancak <strong>kırıldıktan sonra</strong> içi yumuşak ve <strong>samimidir</strong>. <strong>Güven</strong> oluştuktan sonra ömür boyu süren, <strong>derin dostluklar</strong> kurulabilir. </p>
<p><strong>Orta Doğu </strong>coğrafyasına baktığınızda <strong>kişisel ilişkilerin</strong> öne çıktığını görürüz.</p>
<p>Ayrıca, işlerin yürütülmesinde <strong>tahammül sınırınızın</strong> oldukça <strong>geniş olması</strong> gerekir.</p>
<p>Mesleğe ilk başladığım yıllarda bir körfez ülkesi ziyaretimde, yanımda oturan ve yaşça benden oldukça ileri olan Batılı bir iş insanı bana “<strong>IBM ne, ifade eder bilir misiniz?”</strong> demişti.</p>
<p>Ben de bildiğimiz meşhur teknoloji şirketini söylemiştim amma o biraz gülümseyerek, “<strong>Orta Doğu’da IBM İnşAllah, Bukra, Ma’leş / İnşAllah, Yarın, Endişelenme”</strong> anlamına gelir demiş ve bir kahkaha atmıştı.</p>
<p><strong>Bu söz o coğrafyalarda çalıştığım 30 yıldan fazla bir süre kulaklarımda çınladı ve hâlâ hatırlarım.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracat-muzakerelerinde-kultur-unsuru-78031</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/ihracat-ithalat-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracat müzakerelerinde kültür unsuru ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abnin-celikte-yeni-korumaciligina-karsi-turkiyenin-secenekleri-78030</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> AB’nin çelikte yeni korumacılığına karşı Türkiye’nin seçenekleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MURAT YAPICI - </strong><strong>MY ADVISOR ULUSLARARASI </strong><strong>DANIŞMANLIK ŞİRKETİ KURUCUSU</strong></p>
<p>AB, DTÖ Korunma Önlemleri Anlaşmasına göre yasal süresi 2026 Haziran ayında sona erecek olan çelik kotalarını bu kez GATT Madde XXVIII çerçevesinde tarife müzakereleri yoluyla kalıcı hale getirmeyi; aynı zamanda kota miktarını yarı yarıya azaltıp kota dışı gümrük vergisini %50’ye çıkarmayı planlamaktadır. Bu yaklaşım, özü itibariyle DTÖ kurallarıyla bağdaşmamaktadır. Mevcut kota sistemi Türkiye lehine işlemişken, yeni tedbirler çelik ihracatımız açısından yaklaşık 2 milyar avroluk bir kayıp riski doğurmaktadır.</p>
<p><strong>DTÖ Hukuku: Vergi Artışına Karşılık Telafi Edici Taviz veya Misilleme</strong></p>
<p>AB’nin çelikte genel olarak sıfır olan DTÖ bağlı gümrük vergilerini artırması, ancak başlıca ihracatçı ülkelere karşılığında taviz vermesiyle mümkündür. Buna karşılık, AB’nin başka ürün veya alanlarda telafi edici taviz vermeye niyetli olmadığı; sıfır vergili tarife kotasını bir taviz unsuru olarak sunmayı planladığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, anlaşma sağlanamayan ülkelerin misilleme hakkı doğacaktır.</p>
<p>Türkiye açısından bakıldığında, DTÖ kapsamında taviz talep edilebilecek tek alan tarım ürünleridir. Ancak tarımda elde edilebilecek tavizlerin, çelik sektöründe ortaya çıkacak kayıpları telafi etmesi gerçekçi görünmemektedir. Misilleme seçeneğini aşağıda ikili ilişkiler bağlamında ayrıca ele alacağım.</p>
<p>AB Tek Pazarına dahil olan Norveç, İzlanda ve Lihtenştayn mevcut önlemlerden olduğu gibi olası yeni düzenlemelerden de muaf tutulmaktadır. Buna karşılık, AB’nin Japonya, Güney Kore, İngiltere ve hatta Hindistan gibi büyük ihracatçılarla imzaladığı STA’lara rağmen bu ülkeleri hariç tutma yönünde bir yaklaşım sergilemediği görülmektedir.</p>
<p><strong>Gümrük Birliği ve AKÇT STA: Hukuki çerçeve ne diyor?</strong></p>
<p>AB ile aramızdaki Gümrük Birliği ve çelik ürünlerini kapsayan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT) Serbest Ticaret Anlaşması gümrük vergilerini kaldırmış; ayrıca miktar kısıtlamalarını ve çelik sektöründe kapasite artışına yönelik devlet yardımlarını yasaklamıştır. Bu çerçevede, AB’nin üçüncü ülkelere yönelik olarak gümrük vergilerini artırması veya tarife kotası uygulaması, Türkiye bakımından sıfır gümrük vergisi ilkesini ortadan kaldırmamaktadır.</p>
<p>Bununla birlikte, anti-damping, anti-sübvansiyon ve küresel korunma önlemleri saklı tutulmuştur. Nitekim her iki tarafın zaman zaman bu araçlara başvurduğu bilinmektedir.</p>
<p>Bunun ötesinde, çoğu tercihli ticaret anlaşmasında olduğu gibi, taraflardan birinin sanayisinin zarar görmesi halinde ikili korunma önlemleri öngörülmektedir. Ancak bu durumda önlemin yerindeliğinin Ortaklık Konseyi veya Ortak Komite’de ele alınması; çözüm bulunamaması halinde ise diğer tarafın dengeleyici (misilleme) tedbirler alması mümkündür.</p>
<p>Öte yandan, AB’nin anlaşmaları ihlal ederek Türkiye’ye çelik ürünlerinde vergi ve kota uygulaması halinde, ihtilafların çözümü yine Ortaklık Konseyi veya Ortak Komite mekanizmaları çerçevesinde ele alınacaktır. Türkiye-AB ilişkilerinin üyelik perspektifine dayalı yapısı nedeniyle, modern serbest ticaret anlaşmalarında görülen bağlayıcı tahkim mekanizmaları bu ilişkide yer almamakta; sorunların politik çözümü tarafların eşit temsil edildiği kurumsal yapılara bırakılmaktadır.</p>
<p><strong>Türkiye ne talep edebilir ve yapabilir?</strong></p>
<p>Gerek DTÖ kuralları gerekse ikili anlaşmalar birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’nin kotalardan ve artan vergilerden muaf tutulması gerektiğine dair güçlü hukuki ve ekonomik argümanları bulunmaktadır. Nitekim küresel kapasite fazlasının temel kaynağı Çin iken, Türkiye AB pazarına entegre bir tedarikçi olup AKÇT STA gereği çelik sektörüne devlet yardımı da sağlamamaktadır.</p>
<p>Bununla birlikte, kota uygulamasının kaçınılmaz olması halinde, bunun geçici nitelikte tutulması; Türkiye’ye tahsis edilen kotaların mevcut seviyesinin korunması ve kademeli olarak makul bir süre içinde tam serbestleşmeye geçilmesi büyük önem taşımaktadır. Aksi halde, Gümrük Birliği ve AKÇT Serbest Ticaret Anlaşması’nın Türkiye aleyhine kalıcı biçimde aşındırılması riski ortaya çıkacaktır.</p>
<p>Türkiye genel olarak yaklaşık 92 milyar dolar dış ticaret açığı verirken, AB ile ticaretinde yaklaşık 1,2 milyar dolar fazla vermektedir. Eurostat verilerine göre, ilgili çelik ürünlerinde ise AB’ye yaklaşık 4 milyar avro ihracata karşılık 2,23 milyar avro ithalat yapılmaktadır. Birim fiyatlar incelendiğinde, Türkiye’nin ortalama 670 avro/ton, AB’nin ise yaklaşık 1100 avro/ton seviyesinde ihracat yaptığı görülmektedir.  Bu durum, AB’nin daha yüksek katma değerli ve Türkiye’de üretimi sınırlı olan, otomotiv, beyaz eşya ve makine sanayiinde kullanılan ürünleri ihraç ettiğini göstermektedir. Bu çerçevede, misilleme tedbirlerinin çelik ihracatına katkı sağlamaktan ziyade, kullanıcı sanayilere zarar verme riski bulunmaktadır.</p>
<p>Öte yandan, Türkiye’nin ilave gümrük vergileri ve Gözetim Önlemleri yoluyla Gümrük Birliği’ni ihlal ettiği yönündeki tartışmalara rağmen, AB’nin bugüne kadar dengeleyici tedbirlere başvurmamış olması da dikkate alınması gereken önemli bir veri noktasıdır.</p>
<p>Bununla birlikte, tamamen karşılıksız bırakılması gerektiği de söylenemez. Bu çerçevede, AKÇT Anlaşması’ndaki devlet yardımı yasağının esnetilmesi seçeneği gündeme gelebilir. Ancak çelik sektörümüzün mevcut yapısı, ölçek ekonomisinden uzak, parçalı ve bazı ürün gruplarında kapasite fazlası bulunan bir görünüm arz etmektedir. Bu nedenle genel nitelikli teşvikler, atıl kapasite sorununu derinleştirebilir ve sektör içinde haksız rekabet yaratabilir.</p>
<p>Buna karşılık, üretimi olmayan paslanmaz ve yüksek alaşımlı çelikler gibi stratejik alanlarda entegre tesis yatırımlarının istisnai ve hedefli teşviklerle desteklenmesi seçenek olarak değerlendirilebilir.</p>
<p>Öte yandan, çevrenin korunması, enerji verimliliği ve benzeri alanlara yönelik destekler AKÇT Anlaşması çerçevesinde esasen mümkündür. Ancak burada temel sorun, Türkiye’nin mevcut teşvik mevzuatının yapısından kaynaklanmaktadır. Bu konuyu ayrıca ele almakta fayda görüyorum.</p>
<p>Sonuç olarak, AB’nin çelikteki yeni yaklaşımı yalnızca ticareti değil, kurallara dayalı sistemi de zorlamaktadır. Türkiye açısından mesele, kısa vadeli kayıpların ötesinde AB pazarındaki konumun korunmasıdır. Bu nedenle verilecek tepkinin, yalnızca hukuki zeminde değil, AB ile ilişkilerin bütüncül çerçevesi de dikkate alınarak şekillendirilmesi gerekmektedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abnin-celikte-yeni-korumaciligina-karsi-turkiyenin-secenekleri-78030</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AB’nin çelikte yeni korumacılığına karşı Türkiye’nin seçenekleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/machiavelli-ve-buyuk-petro-78029</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Machiavelli ve Büyük Petro</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Machiavelli gelecekteki prense notlarında “iyi bir prensin” “kötü” prensten” çok da farklı olamayacağını söyler. Burada Machiavelli mutlakıyet taraftarı kimliğine bürünmüştür; başka yerde cumhuriyetçi olarak yorumlanabileceği metinler vardır.  Ne önermektedir? İyi prens de kötü prens kadar yararcı, prensipsiz ve gerekirse gaddar olmalıdır. Yoksa iyi prens ayakta kalamaz. İyiler kötüler kadar kötücül olmazlarsa ayakta kalamazlar. Peki, ikisi de aynı şekilde davranacaksa farkları nedir? Fark niyette ve yapılanların halkın (çoğunluğunun?) yararına olup olmamasındadır. Bu elbette çok da ikna edici bir açıklama sayılamaz çünkü gözlemciyi niyet okumaya itmektedir. Kimin iyi niyetli olduğunu nasıl bileceğiz? Daha da önemlisi yapılan iyi işlerin gerçekten iyi olup olmadığı, bugün olumlu bulunan hamlelerin yarın tersine dönüp dönmeyeceği belli değildir. Veya iyi niyetle yapılan işler belirsizliğin doğru ölçülememesi yüzünden yanlış sonuç verebilir. Ama bundan da ötesi var. “İyi prens”/”kötü prens” meselesini biraz detaylandıralım. Örneğimiz Rusya tarihinden olsun.     </p>
<p>Rusya’nın iki büyük prensi Çar Büyük Petro ve “Aydınlanmış Çariçe” II. Katerina’dır. 18. Yüzyıl Rusya’sının modernleşmesi bu iki büyük hükümdar ile anılır. Petro batı Avrupa’ya gitmiş ve Avrupalıların nasıl olup da bu kadar ilerlediklerini bizzat görmek istemiştir. Küçücük Hollanda ve bir ada olan İngiltere donanmalarıyla ve teknolojileriyle dünya ticaretine el koyuyorlar, Rusya dev bir kara gücü olduğu halde bunların karşısında hızla geri kalıyordu. Osmanlı da geri kalıyordu ama bunu fark etmesi bir yüzyıl sonra olacaktı. Petro dönüşünde donanma oluşturmuş ve Rusya’nın denize ve Avrupa’ya açılan penceresi Petersburg şehrini kurdurmuştur. Kıyafet reformu ve büyük eğitim hamlesi beraberinde gelmiştir. Ancak Petro 15. Yüzyılda serflik Batı Avrupa’da miadını doldururken Elbe’nin doğusunda yeniden yaygınlaşan İkinci Serflik ile yetinmemiş, Rus serf/köylüsünü adeta köle statüsüne düşürmüştür. Keza II. Katerina sadece 1768-1774 savaşını kazanarak Osmanlı imparatorluğunun çöküşünün işaretini vermemiş, sadece büyük matematikçi Leonard Euler’i saraya getirmekle –sembolik bir Aydınlanma hamlesi- kalmamış aynı zamanda Petro’nun başlattığı serflerin köleleştirilmesi sürecine son notayı koymuştur. 7 Ekim 1792 tarihli kararnamesiyle arazi satış sözleşmelerine serflerin de doğal uzantı olarak eklenmesini ve daha da ileri giderek serflerin pazarlarda alınıp satılabilmesini eklemiştir. Böylece serfler hem gayrı menkul hem menkul değer statüsüne indirgeniyordu. Yıllar öncesinde patlayan Stenka Razin ve Pugaçev köylü isyanlarının boşuna olmadığı görülüyor. <em>Rusya’nın Avrupalılaşması, yani modernleşmesi ve Çarlığın coğrafi olarak genişlemesi Rus köylüsünün perişan edilmesiyle el ele gitmiştir diyebiliriz.</em> Çarlar bunu böyle görüyorlardı çünkü kalkınma için gereken fonlar sadece serfin(köylünün feci şekilde sömürülmesiyle elde edilebilirdi. Peki, Çar ve Çariçe Rusya açısından bakarsak “iyi prens” miydi “kötü prens” miydi? Köylüler açısından? Ülkeyi ilerleten prens ne yaparsa yapsın iyi, gerileten prens ne yaparsa yapsın kötü müdür?      </p>
<p>Bu da bizi Mancur Olson’a getiriyor. Sosyal bilimlere önemli kavramlar üreterek katkıda bulunmuş olan Olson’un hep hatırlanacak bir modeli “sabit haydut/gezen haydut” modelidir. Burada “haydut” ifadesi elbette gündelik anlamda kullanılmıyor ancak hiç ilgisi yok da diyemeyiz çünkü Olson başka bir sözcük seçebilirdi. Abdurrahman Han (Afganistan) muhtemelen <em>sabit haydut</em> tezinin bir örneğiydi. Bu tez bir hükümdarın otoriteyi tek elde toplayıp bütün ekonomik rantları, hatta karları, tek başına dağıttığı bir duruma işaret ediyordu. Ulusal kaynakların özel mülkiyetine sahip değildi ama kontrol ediyordu. Bir feodal lort gibi kendisine biat edenlere koruma sağlıyor ve onları ödüllendiriyordu. Kalıcı olduğunu düşündüğü için –sabit bu demek- ekonomik büyümeyi teşvik edip vergi tabanını genişletebilirdi. “Gezen haydut” farklıydı.  Kısa sürede azami rantı toplayıp başka yere gideceği için ne mülkiyet haklarına saygı gösterir ne de sermaye birikimi büyüme, teknoloji gibi konularla ilgilenirdi. Moğollar bu konuda örnek teşkil edebilir. Cengiz Han’ın çocukları ve torunları kısa süreli çok sayıda devlet kurdular fakat tarihsel olarak Cengiz Han’ın devasa imparatorluğu dağıldı gitti. Ayrıca şu da var ki yerine yerleşmiş sabit bir hükümdar genellikle güvenli ve kabaca etkin bir mülkiyet hakları sistemine dayanır ve hatta bu hakları daha da güvenceli kılar çünkü ekonomi politiğe bir hanedan mantığıyla bakar. Bir rant sistemi kurulmuşsa bunun sürdürülebilirliğini sağlamak önemlidir bu da modernlik/kalkınma/sömürü üçgeninde denge aramayı getirir. Yani sabitlik/hanedan mantığı iyi prensin bir özelliği olmak zorundadır; ancak kötü prens de geleceğe böyle bakabilir. İyi prens ülkeyi modernleştirirken medeniyetin astarı veya fiyatı olarak çalışanları ezebilir. Toprağın bol çalışanın kıt olduğu ve teknolojinin yavaş geliştiği bir dünyada Machiavelli’nin sezgisi hem doğrudur hem de yetersiz biz doğrudur. Stalin de İvan, Petro ve II. Katerina çizgisinin devamıdır. O da bir hamle yapmıştır, “Batı’yı on yıl içinde yakalar ve geçeriz ya da bizi ezerler” demiştir. Yaptı da ama bunun bedeli on milyonu aşan bir insan kaybı oldu. Machiavelli nasıl bakardı acaba?</p>
<p>Bugün bunlar artık kabul edilemez. Dünya bu şekilde ilerlemiyor. İnsan (işçi-köylü-emekçi) en önemli üretim faktörü değil. Hatta kendisine gerek olacak mı olmayacak mı o bile tartışılıyor. Yapay zekâ âleminde kimseyi bu şekilde ezmeye gerek yok; bu hala oluyorsa nedeni bir avuç insanın hırsıdır, teknoloji veya sermaye veya toprak değil. Emperyalizm de artık budur; bir avuç Neo-feodal dijital çakma lort yağma peşinde olduğu içindir. Bir ekonomik veya teknolojik gereklilik olmaktan çıkmıştır.     </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/machiavelli-ve-buyuk-petro-78029</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Machiavelli ve Büyük Petro ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeniden-ayni-tema-78028</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeniden aynı tema</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Birçok majör endekste savaş öncesi seviyeler geçildi. Başta S&amp;P 500 ve benchmark gelişmekte olan ülkeler endeksleri olmak üzere rekor tazelemeleri de var. Yatırımcılar, kısa vadeli riskleri fazlasıyla fiyatladıkları ve yeniden AI teması odaklı harekete devam etme isteğindeler.</strong></p>
<p>Bu köşede yer alan son yazımda, piyasalardaki fiyatlama eğilimleri ile kısa vadeli makro beklentiler arasındaki ayrışmadan söz etmiş, işlemcilerdeki davranışların farklılaştığı üzerine birkaç örnek vermeye çalışmıştım. Aynı eğilimde genel olarak herhangi bir değişiklik yok. Orta Doğu, başlık olarak, ana odak noktasındaki konumunu muhafaza ediyor. Ancak, ilgi, yakın geçmişe kıyasla azalmış durumda. Bununla birlikte, petrol fiyatlamasına olan duyarlılık, en azından kısa vadeli fiyatlamalarda çok daha fazla. Görünen o ki işlemciler, riskli başlıkları tam olarak göz ardı etmeden masa tutma isteğini koruyor, ancak, risk iştahı yüksek. Farklı etkenlerden söz etmek mümkün.</p>
<p>Birçok majör endekste savaş öncesi seviyeler geçildi. Başta S&amp;P 500 ve benchmark gelişmekte olan ülkeler endeksleri olmak üzere rekor tazelemeleri de var. Yatırımcılar, kısa vadeli riskleri fazlasıyla fiyatladıkları ve yeniden AI teması odaklı harekete devam etme isteğindeler. AI ifadesi rastgele seçilmiş değil. Maalesef aynı noktada aynı tema ile ilerleme durumu var. ABD’de Nasdaq, Asya’da ise Tayvan ve Güney Kore varlıkları ilk sıralarda yer alıyor. Peki, bunların dışında kalanlara ilgi yok mu? Elbette var. Ancak, teknoloji ve temelinde AI oyun kurucu.</p>
<p>Gelişmekte olan ülkeler endeksi içerisinde de aynı görüntü var. Asya ve AI. Rakamsallaştırarak ilerleyelim: Benchmark GOÜ endeksi dediğimiz kavramın %76’sı Asya varlıklarından oluşuyor. Bunun içerisinde de %25.48’i Çin, %22.53’ü Tayvan, %15.48’i Güney Kore’den geliyor. Geri kalan kısımda da sırasıyla ağırlık sahibi olan ülkeler, Hindistan ve Brezilya. Diğer olarak tanımlanan grup ise %18.78. İşte çoğu zaman yurt içini konuşurken standart bir başlık olarak beliren ve bitmek bilmeyen “iskonto” konusu buradan geliyor. Daha basit ifadeyle, Türk varlıkları, yaklaşık %19’luk payın içerisinde kendi ağırlığı kadar global fon akışından nemalanıyor. Bu oranın uzun bir süredir %1’in altında kaldığını hatırlatalım.</p>
<p>Şubat sonunda başlayan savaşta ikinci ay tamamlanırken, devam eden görüşmelere yönelik beklentiler sayesinde şimdilerde kısmen sessizlik var. Bu da diğer başlıklara alan açmaya imkan tanıyor. Yurt içinde henüz tam olarak başlamasa da finansalları takip eder pozisyona geçtik. Düşük hızda başlayan süreç bu hafta itibarıyla finans kesimi önderliğinde hızlanacak. Bu esnada ABD için de aynı durum geçerli. Yeni haftada Muhteşem 7’linin rakamları odakta olacak.</p>
<p>Bir süredir BIST’e kote, Araştırma kapsamımızda yer alan ve almadığı halde önem atfettiğimiz şirketlerle finansallara yönelik görüşmeler yapıyoruz. Geçtiğimiz hafta itibarıyla da düşüncelerimizi yayımladık. İlk çeyrek finansallarında henüz savaş etkisi şirketlerin çok büyük kısmında yer almayacak. Çok az bir kesimde (petrol işi yapanlar, petrokimya tarafında yer alanlar gibi) pozitif etkiler elbette var. Ancak, olumlu/olumsuz etkilerin netleştiği finansallar 2Ç26 olacak. Bunlardan birisi havacılık sektörü olacak. Bankacılık tarafında BDDK’nın yayımladığı verilerin işaret ettiği şekilde Ocak-Şubat rakamlarına paralel bir seyir bekleniyor. Mart’ta bir miktar fonlama maliyeti artışı kaynaklı etkiler finansallara girmiş olacak. Diğer yandan Ramazan etkisi, mevsimsel yavaşlayan aktivite, yıl başlangıcındaki zamlar ve artan maliyetler gibi başlıklar da bizlerle olacak. Bizim odak noktamız şirketlerin yapacakları yönlendirmeler ve buradan sonraki çeyreklere yönelik ne gibi çıkarımlar yapabileceğimiz olacak. Özellikle sunum ve şirket telekonferanslarına bakmakta ciddi fayda var.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeniden-ayni-tema-78028</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeniden aynı tema ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sorunlariyla-emisyon-primleri-78027</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sorunlarıyla emisyon primleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Emisyon primi, hisselerin ilk ihracında, bir başka anlatımla hukuk âleminde doğumunda oluşabilen bir primdir (kazançtır). Hissedarların elinde bulunan hisse senetlerini veya kurumların iştiraklerine ait hisse senetlerini maliyet bedelinin üzerinde bir bedelle satmaları hâlinde oluşan kazanç ise emisyon primi olarak değerlendirilemez.</strong></p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanunu’nun (KVK) 5/1-ç bendi ile anonim şirketlerin kuruluşlarında veya sermayelerini artırdıklarında çıkardıkları payların bedelinin itibari değeri aşan kısmı Kurumlar Vergisi’nden istisna edilmiştir. Bu istisna, daha önce eski KVK’da da yer almaktaydı.</p>
<p>Anonim şirketler, kuruluşta veya sermaye artırımlarında hisselerini, ana sözleşmelerinde belirtilen itibari değerle (nominal bedelle) ihraç edebilecekleri gibi, itibari değerlerinin üzerinde bir bedelle de ihraç edebilirler. Hisselerin itibari değerinin üzerinde bir bedelle ihraç edilmesi hâlinde, ihraç değeri ile itibari değer arasında oluşan olumlu fark, vergi hukukunda emisyon primi (ticaret hukukunda agio, Tek Düzen Hesap Planı’nda ihraç primi) olarak adlandırılmaktadır. Emisyon primi, hisselerin ilk ihracında, bir başka anlatımla hukuk âleminde doğumunda oluşabilen bir primdir (kazançtır). Hissedarların elinde bulunan hisse senetlerini veya kurumların iştiraklerine ait hisse senetlerini maliyet bedelinin üzerinde bir bedelle satmaları hâlinde oluşan kazanç ise emisyon primi olarak değerlendirilemez. İhraç primi müessesesinin amacı, ticaret hukukunda eski veya mevcut hisse sahipleri ile yeni hisse alacaklar arasındaki mali adaleti sağlamaktır.</p>
<p>Bana göre bu istisna olmasaydı da bu kazanç yine vergiye tabi tutulamazdı. Çünkü kurumlar için de geçerli olan Gelir Vergisi Kanunu’nun 38. maddesine göre ticari kazanç, teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müspet farktır. Ancak kazanç hesaplanırken, dönem içinde işletmeye işletme sahiplerince ilave edilen değerler nazara alınmaz. Dolayısıyla emisyon primi de işletmeye ilave edilen bir değer olduğundan kazanç hesaplamasında dikkate alınmayacaktır. Danıştay’ın aşağıda aktaracağım kararında da bu husus vurgulanmaktadır.</p>
<p>Anonim şirketlerin hisse senetlerini itibari kıymetlerinden yüksek bir bedelle ihraç edebilmeleri için ana sözleşmelerinde hüküm bulunması veya genel kurul tarafından bu yönde bir karar verilmesi gereklidir (TTK md. 347). Ticaret Kanunu’nun 519. maddesine göre emisyon primi hukuken yedek akçe niteliğindedir.</p>
<p><strong>Yapılan harcamaların akıbeti</strong></p>
<p>KVK’nın 8/1-a maddesi, menkul kıymet ihraç giderlerinin kurum kazancının tespitinde gider unsuru olarak nazara alınacağını açıkça hükme bağlamaktadır. Bu nedenle ihraç giderlerinin, TTK md. 519 hükmüne rağmen kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak dikkate alınması; emisyon primi istisnasından yararlanacak tutarın tespitinde ise dikkate alınmaması gerekmektedir. Ticari bilanço açısından durum böyle olmakla birlikte, KVK md. 5/3’te yer alan “vergiden istisna kazançları elde etmek için yapılan giderlerin istisna dışı kazançlardan indirilemeyeceği” hükmü uyarınca, yeni payların ihraç giderlerinin emisyon primine isabet eden kısmının kurum kazancının tespitinde kanunen kabul edilmeyen gider olarak değerlendirilmesi gerektiği ileri sürülebilir. Ancak burada, emisyon primi olmasaydı da sermaye artırımı ve hisse senedi ihraç masraflarının yine yapılacağı, emisyon primine özgü bir giderin söz konusu olmadığı dikkate alındığında, bu giderlerin tamamının gider yazılabileceği görüşü rahatlıkla savunulabilir.</p>
<p><strong>Emisyon primleri dağıtılabilir mi?</strong></p>
<p>Emisyon priminin veya kanuni yedek akçelerin kâr olarak dağıtılıp dağıtılamayacağı uygulamada tereddüt konusu olmuştur. Mevcut düzenlemeye göre istisna olan emisyon priminin dağıtılması veya sermayeye eklenmesinin vergi istisnası üzerinde bir etkisi yoktur. Dolayısıyla emisyon primi istisnasından yararlandırılan ve kayıtlarda genel kanuni yedek akçe statüsünde ihraç primi olarak görünen tutarın sermayeye eklenmesi veya dağıtılması vergi hukukunun konusu dışındadır.</p>
<p>Dağıtım konusundaki sınırlamalar ticaret kanununda düzenlenmiştir. Ticaret Kanunu’na göre emisyon primi de bir tür kanuni yedek akçe olduğundan, konu kanuni yedek akçelerin rejimine göre değerlendirilmelidir. Genel kanuni yedek akçelerin ödenmiş sermayenin yarısına kadar olan kısmı, sadece geçmiş yıl zararlarının kapatılmasında, işlerin iyi gitmediği dönemlerde işletmenin devamını sağlamaya veya işsizliğin önlenmesine ya da etkilerinin hafifletilmesine yönelik önlemlerde kullanılabilir. Buna karşılık, kanuni yedek akçelerin ödenmiş sermayenin yarısını aşan kısmı üzerinde genel kurul serbestçe tasarrufta bulunabilir. Bu kapsamda, söz konusu tutarın dağıtılmasına veya sermayeye eklenmesine karar verilebilir. Bu nedenle emisyon priminin dağıtılıp dağıtılamayacağı, kanuni yedek akçe tutarının ödenmiş sermaye ile karşılaştırılması sonucu oluşacak duruma göre belirlenmelidir.</p>
<p>Ancak emisyon primi, kanuni yedek akçelerin ödenmiş veya çıkarılmış sermayenin yarısını aşması nedeniyle dağıtılacak olursa, bana göre ortaklar tarafından işletmeye konulan değer iade edilmiş sayılacağından stopaj yapılmasına gerek yoktur. Buna karşılık idari anlayış, bu durumda stopaj yapılması gerektiği yönündedir.</p>
<p><strong>Sermayeye ekleme teşvik alır mı?</strong></p>
<p>Bir diğer tartışma, emisyon priminin sermayeye eklenmesi hâlinde KVK md. 10/1-(ı)’de yer alan nakit sermaye artırımlarında faiz indirimi teşvikinden yararlanılıp yararlanılamayacağına ilişkindir. Danıştay 3. Dairesi (E.2024/5601, K.2025/2530, T. 27.05.2025), emisyon primlerinin sermayeye eklenmesi hâlinde de bu teşvik niteliğindeki indirimden yararlanılabileceğine karar vermiştir. Karara katılmakla birlikte, konunun henüz tam olarak netleşmemiş olması nedeniyle ihtirazi kayıt yolunun kullanılmasında yarar bulunmaktadır.</p>
<p>Kurumlar Vergisi beyan döneminde bulunmamız nedeniyle konuyu tekrar gündeme getirmek istedim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sorunlariyla-emisyon-primleri-78027</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sorunlarıyla emisyon primleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-futbol-sampiyonasi-finalinde-turkiye-brezilya-karsilasir-mi-78026</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya futbol şampiyonası finalinde Türkiye-Brezilya karşılaşır mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Finale çıkıp Brezilya ile oynar mıyız? Bilmiyorum. Ama ufak bir sorun var. Mevcut enflasyon oranları dikkate alındığında, biz oynasak oynasak basketbol finali, Brezilya ise futbol finali oynar.</strong></p>
<p>Dünya futbol şampiyonasının başlamasına az kaldı sayılır. Kesin bilgi: Finalde Brezilya ile karşılaşacağız. Bu vesileyle final karşılaşmasından önce bu iki ülkenin enflasyon serüvenine bakmak istiyorum. Ama önce izninizle neden “finalde Brezilya ile karşılaşacağımızı tahmin ediyorum” ya da “muhtemelen Brezilya…”  ya da “içime doğdu (doğamaz mı?) finalde Brezilya ile karşılaşacağız” demediğimi açıklamak isterim.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69f043e306fbe-1777353699.png" alt="" width="300" height="221" /><img src="/storage/uploads/0/0/0/69f043eb321cd-1777353707.png" alt="" width="300" height="223" /></p>
<p>Yıllar önce mülga Devlet Planlama Teşkilatı’nda (DPT) çalışıyordum. İktisadi Planlama Dairesi’nde makine ve tarım araçları imalat sektörlerinden sorumluydum. Kaçıncı beş yıllık olduğunu hatırlamadığım bir planın taslak metni bitmiş; o metnin ilgili bölümünün uzmanları yöneticileri ile birlikte başbakan yardımcısı ve ilgili bakanlardan oluşan bir heyete (ANAP dönemi) küçük bir odada sunum yapıyorlardı. Odaya ikide bir girip çıkılmasın, dikkatler dağılmasın diye, birkaç farklı bölümün uzmanı birlikte giriyordu. İşgücü-ücret bölümünün uzmanı sunumunu yaparken, bir bakan “geçen yıl Türkiye’de ortalama ücret artışı ne oldu?” diye sordu. Sunumu yapan uzman dışındaki DPT uzmanları birbirimize baktık. Yayımlanan bir ücret verisi yoktu çünkü. Bu soru sayesinde belki bundan sonra ücret verisini toplamaya başlar ilgili kurum diye düşünürken, birden ilgili uzmandan yanıt geldi: “Yüzde 10,5.” Kulaklarımıza inanmadık: Veri yok ama üstelik küsuratlı bir sayı söylüyor uzman. Toplantıdan çıkışta uzmanın etrafını sardık; soru şuydu: “… yahu nereden çıktı bu küsuratlı sayı?” Cevap: Oğlum, düz yüzde 10 desem inandırıcı olmaz, ama küsuratlı söylersen altını deşmezler”. Şimdi neden ‘muhtemelen’ ya da ‘içime doğdu’ diyeyim? Yakışır mı bu köşenin yazarına? (Not: Sayının küsuratlı olduğunu hatırlıyorum ama 10 küsur mu yoksa 30 küsur mu onu hatırlamıyorum).</p>
<p>Ama unutmadan önce o arkadaşın sonra önemli bir kurumun başına geldiğini belirteyim. Artık hangi kurum diye sormayın lütfen. Neyse, eski günahları bir tarafa bırakayım. Brezilya-Türkiye enflasyon karşılaştırması için Aralık 1980-Mart 2026 dönemini ele alıyorum. Her ülke için iki ayrı grafik var. İlki Aralık 1980-Aralık 1996 dönemi için. İkincisi ise Ocak 1997-Mart 2026 dönemindeki enflasyon gelişmelerini gösteriyor. Dönemi ikiye ayırmamın nedeni, ilk dönemin bir kısmında Brezilya’da gözlenen hiperenflasyon. Tek bir grafik olsaydı, kalan yılların enflasyon değerlerinin seyri neredeyse düz bir çizgi olarak algılanacaktı. Neyse. Enflasyonlar bir yıl öncesinin aynı ayına göre, yani yıllık oranlar.</p>
<p><strong>Hiperenflasyonu düşürmek,  2 haneli inatçı </strong><strong>enflasyonu düşürmekten daha kolay </strong></p>
<p>Dikey eksenlerin ölçeklerine dikkat lütfen. Brezilya’da ilk dönemde yüzde 7000’e varan enflasyon oranları var. Nisan 1990’da enflasyon tam yüzde 6821. Sonra keskin bir düşüş görüyorsunuz. Ama düştüğü düzey yüzde 372 (Haziran 1991. Sonra yine ‘delice’ yükseliyor ve Temmuz 1994’te yüzde 4923 oluyor. Bundan sonra baş aşağıya gidiyor ve 1996 yılını yüzde 11 ile kapatıyor. Aynı dönemde Türkiye’de gözlenen en yüksek enflasyon ise yüzde 131 ile Ocak 1995’te. Çok sayı verdim; hoşlanmıyorum ama ne yapayım çok çarpıcı ayrıntılar var. Bu dönemin ortalama enflasyonu Brezilya için yüzde 817, Türkiye için yüzde 60. Ama dönemin son bir buçuk yılında enflasyon açısından Brezilya durumu toparlarken, biz ‘eski tas eski hamam’ devam ediyor ve dönemi yüzde 80 ile kapatıyoruz.</p>
<p>Bunun bir nedeni şu: Hiperenflasyonu düşürmek iki haneli yüksek ve inatçı bir enflasyonu düşürmekten çok daha kolay. Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana yaşanan hiperenflasyonlar genellikle çok kısa sürmüş. Elbette enflasyonu düşürücü bir program uygulanmıyorsa kısa sürmesini beklemek saflık olur ama çoğu hiperenflasyonlu ülkede, işler zıvanadan çıkınca, ekonomi politikası tasarlayanlar çözüm üretmeye mecbur kalıyorlar. Ve yine elbette genellememek gerekiyor; daha ayrıntılı bir incelemeye gerek var.</p>
<p>Türkiye’de ilk dönemde enflasyonun yüzde 100’ün üzerine çıktığı ay sayısı 12. Tamam, ‘az değil’ diyebilirsiniz ama 193 aylık bir dönemden söz ettiğimi hatırlatırım. Dönemin yüzde 94’ünde enflasyon yüksek iki haneli düzeylerde ‘salınıyor’. Aslında Türkiye’nin grafikte yer alan birinci döneminde önemli bir ‘ayrıntı’ var: 29 Kasım 1987’de genel seçim yapılıyor. Seçimin önemli bir özelliği 1980 askeri darbesinin cunta yönetiminin siyaset yapmalarını yasakladığı Demirel, Ecevit, Erbakan ve Türkeş’in katıldıkları ilk genel seçim olması. Seçim öncesinde iktidarda olan ANAP ve lideri Özal, güçlü liderler ve partileriyle rekabet etmek zorunda. Elbette şiddetli bir seçim ekonomisi uygulanıyor. O nedenle yıllık enflasyonda bir kırılma yaşanıyor. 1994 krizi ile başlayan yukarıda sözünü ettiğim on iki aylık üç haneli enflasyon dönemini dışarıda bırakayım. Aralık 1987-Aralık 1996 enflasyon ortalaması yüzde 71 oluyor. Üstelik bu ortalama etrafında bir aşağıya bir yukarıya çarpıcı bir iniş çıkış göstermeden salınıyor enflasyon. Oysa seçim öncesinin ortalama enflasyonu yüzde 38. İkisi de katı ama ikincisi çok daha yüksek.</p>
<p><strong>Benzerlik ortadan kalkıyor</strong></p>
<p>Toparlarsam, Brezilya’da uzun süreli hiperenflasyon, Türkiye’de ise inatçı iki haneli enflasyon var. Dönemin sonuna doğru Brezilya enflasyonu bayağı düşürüyor, Türkiye ise aynı biçimde yola devam ediyor. Oysa ikinci dönemde durum farklılaşıyor. Bu dönemde Breziya’da enflasyonun aldığı en yüksek değer yüzde 17, dönem ortalaması ise yüzde 6,1. Türkiye’de ise ilk dönemdeki yüksek enflasyonun beli 2001 krizinden sonra uygulanmaya başlanan ‘Güçlü Ekonomiye Geçiş’ programı ile kırılıyor. Ocak 2004 -Aralık 2017 döneminin ortalama enflasyonu yüzde 8,3. Genellikle bu ortalama etrafında salınıyor enflasyon. Dolayısıyla, Brezilya ile bir benzerlik söz konusu. Oysa Brezilya’da tek haneli enflasyon kalıcı olurken, Türkiye enflasyonu yeniden yüksek iki haneli düzeye sıçratmayı ‘başarıyor.’ Benzerlik ortadan kalkıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f044000eff8-1777353728.png" alt="" width="600" height="222" />Soru şu: Brezilya’nın başardığını biz neden başaramıyoruz? Sonuçta yeni teknoloji üretmekten, verimliliği artırmaktan falan söz etmiyorum. Onlar zorlu işler. Alt tarafı enflasyonu düşürmek söz konusu olan. Ne kompleks bir teori ne de kompleks bir ekonomi programı tasarımı ve uygulaması gerektiriyor. Üstelik 2001 krizi sonrasının deneyimi de var. Çok zor bir iş değil. Yeter ki niyet olsun.</p>
<p><strong>Önümüzdeki maçlara bakacağız artık...   </strong></p>
<p>Peki, finale çıkıp Brezilya ile oynar mıyız? Bilmiyorum. Ama ufak bir sorun var. Mevcut enflasyon oranları dikkate alındığında, biz oynasak oynasak basketbol finali, Brezilya ise futbol finali oynar. İyi de neden enflasyon oranlarını dikkate alarak finale ilişkin bir sonuca ulaşalım ki? Her şeyin hayırlısı, önümüzdeki maçlara bakacağız artık...   </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-futbol-sampiyonasi-finalinde-turkiye-brezilya-karsilasir-mi-78026</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/6/1280x720/turkey-brezilya-1777353790.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya futbol şampiyonası finalinde Türkiye-Brezilya karşılaşır mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/trudeau-hakli-mi-hakliysa-turkiye-ne-yapmali-78025</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Trudeau haklı mı? Haklıysa Türkiye ne yapmalı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dünya düzeni değişiyor ve mevcut sistem aksıyor. Büyük güçlerin baskısı artarken, orta ölçekli ülkelerin yeni ittifaklar kurarak daha esnek, daha dengeli bir yol bulmaları gerekiyor.</strong></p>
<p>Geçen hafta CNBC’nin Singapur'da düzenlediği “CONVERGE LIVE” toplantısında eski Kanada Başbakanı Justin Trudeau’yu dinledim. Ufuk açıcı ve ilham verici bir konuşmaydı.</p>
<p>Ana fikri netti. Dedi ki; mevcut küresel sistem artık iyi çalışmıyor, büyük güçlerin baskısı artıyor. Bu nedenle Kanada gibi ülkeler, yeni ortaklıklar kurarak daha bağımsız ve dengeli bir yol izlemek zorunda.</p>
<p>Görevinden ayrıldıktan sonra uluslararası toplantılar, konuşmalar ve vakıf çalışmalarıyla küresel tartışmalarda etkili bir isim olmayı sürdüren Trudeau, özetle şu mesajları verdi:</p>
<p><strong>Uluslararası kurumlar artık yetersiz</strong></p>
<p>Dünya Ticaret Örgütü ve IMF gibi kurumlar, günümüz krizlerine cevap vermekte zorlanıyor. Mevcut sistem, bugünün ekonomik ve siyasi gerçeklerine uyum sağlayamıyor.</p>
<p><strong>Büyük güçler kuralları seçerek uyguluyor</strong></p>
<p>ABD, Çin, Rusya ve Hindistan gibi ülkeler artık kurallara dayalı sistemi istedikleri gibi kullanıyor, işlerine gelmeyen kısımları görmezden geliyor. Bu da diğer ülkeler için ciddi bir belirsizlik yaratıyor. Türkiye de bu belirsizlikten etkilenen ülkelerden biri değil mi?</p>
<p><strong>“Orta güçler” yeni ittifaklar kurmalı</strong></p>
<p>Kanada gibi ülkelerin, büyük güçlere bağımlı kalmak yerine kendi aralarında daha küçük ve hedef odaklı iş birlikleri geliştirmesi gerekiyor. Trudeau buna “microlateralism” adını veriyor. Aslında haklı; yeni dönemin iş yapma biçimi bu gibi görünüyor. </p>
<p><strong> </strong><strong>ABD’ye bağımlılığı azaltma ihtiyacı </strong></p>
<p>Trump döneminde artan ticaret gerilimleri, Kanada’yı ABD’ye olan ekonomik bağımlılığını azaltmaya yöneltmiş. Bu nedenle Avrupa, Çin ve Hindistan gibi alternatif ortaklara yönelim artmış. Trudeau’nun da vurguladığı gibi bu bir tercih değil, zorunluluk.</p>
<p>ABD’nin gümrük tarifeleri Kanada’yı zorlayınca, ülke ihracatını çeşitlendirmek zorunda kaldı. Bu durum aslında pek çok ülke için geçerli.</p>
<p><strong>Orta Doğu ve küresel istikrarsızlık</strong></p>
<p>Trudeau, özellikle Orta Doğu’daki çatışmaların kısa vadede çözülemeyeceğini ve küresel istikrarsızlığın bir süre daha devam edeceğini düşünüyor. Rusya-Ukrayna savaşının bu kadar uzayacağını bekliyor muyduk?</p>
<p><strong>Yapay zeka uyarısı </strong></p>
<p>Bugün birçok lider konuşmasını yapay zeka ile bitiriyor. Trudeau da farklı davranmadı. Yapay zekanın büyük bir zenginlik yaratacağını ancak bu zenginlik dar bir kesimde toplanırsa ciddi toplumsal tepkilere yol açacağını söyledi. Geçmişte küreselleşmeye karşı oluşan tepkinin, aslında gelecekte yapay zekaya karşı doğabilecek daha büyük bir dalganın habercisi olduğunu düşünüyor.</p>
<p>Kısacası; dünya düzeni değişiyor ve mevcut sistem aksıyor. Büyük güçlerin baskısı artarken, orta ölçekli ülkelerin yeni ittifaklar kurarak daha esnek, daha dengeli bir yol bulmaları gerekiyor.</p>
<p>Ve asıl soruyu biz kendimize sormalıyız. Eğer Trudeau haklıysa Türkiye ne yapmalı?</p>
<p>Dünya düzeni dağılırken Türkiye ne yapmalı ve oluşacak yeni dünya düzeninde nerede durmalı? Trudeau'nun "orta güçler çağı"nda Türkiye'nin stratejik tercihi ne olmalı? Yeni düzende Türkiye bir denge oyuncusu olma şansı var mı?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/trudeau-hakli-mi-hakliysa-turkiye-ne-yapmali-78025</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Trudeau haklı mı? Haklıysa Türkiye ne yapmalı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-sistemi-nereye-gidiyor-78024</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya sistemi nereye gidiyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Amerika’nın Avrupalı müttefiklerine göre, Bay Trump aslında bir İran-İsrail çatışması olan mücadeleye gereksiz yere katılmıştı. Ortada bir geçimsizlik varsa, bunu savaşı tırmandırmak yerine diplomatik çabalarla çözmek daha uygun gözüküyordu.</strong></p>
<p>Amerika Birleşik Devletleri’nin İkinci Dünya Savaşı sonrasında kuruluşuna öncülük ettiği ve dolayısıyla dünyaya egemen olduğu düzenin artık sonunun geldiği konusunda hemen herkes ittifak etse de, yerini neyin almakta olduğu konusunda tartışmalar devam ediyor. Bu aşamada tartışmaların süregelmesini pek de şaşırtıcı bulmamak gerekiyor. Bir kere uluslararası alanda bir karışıklık ile ondan kaynaklanan bir yönsüzlük var. Ancak belki ikinci bir hususu daha hatırlamak gerekiyor. Şu anda artık geride bırakmakta olduğunu düşündüğümüz düzen kısmi bir yapıya sahipti, sadece Sovyetler Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri’nin etkili oldukları bölgeleri kapsamaktaydı. Evrensel bir niteliğe sahip değildi. Bir örnek vermek gerekirse, bağımsız bir dış politika izlemekle şöhrete kavuşan Hindistan’ın bu düzende önemli bir yeri yoktu. Halbuki bu ülkenin yeni oluşmakta olduğu iddia edilen yeni dünya düzeninin temel taşlarından birini oluşturacağı ileri sürülüyor.  </p>
<p><strong>ABD’nin lider kadrosu </strong><strong>durumu yanlış değerlendirdi</strong></p>
<p>Soğuk Savaş’ın artık sona erdiği belli olunca, Birleşik Devletler yönetimi kendi savunduğu düzenin karşıtı olanların kesin yenilgiye uğradığını, bundan böyle dünyaya tek başlarına kendilerinin egemen olacağını düşündü. Öyle ya, artık tüm ülkeler seçimle göreve gelmiş iktidarlar tarafından yönetilecekler, hepsine piyasa ekonomisi egemen olacak, her biri bir hukuk devleti olacaktı. Bütün bunlar Amerika Birleşik Devletleri’nin zaten savunduğu ilkeler olduğuna göre, yeni sistemin tek liderinin Amerika olması tabii görünüyordu. Geriye doğru bakılınca, Amerikan lider kadrosunun durum değerlendirmesinde büyük yanılgıya düştüğü daha iyi anlaşılıyor. Soğuk Savaş aslında dialektik bir ilişkiyi temsil ediyordu. Bir kutbun dünyanın bir bölümüne egemen olması, rakip bir kutbun da doğarak dünyanın bir başka bölümünde sözünü geçirmesi anlamına geliyordu. İki kutuplu dünyayı yaratan koşulların ortadan kalkması ile birlikte sadece Sovyet tarafında olanlar değil, Amerika yanında olanlar da daha geniş bir özgürlük alanına kavuşmuşlar ve bağımsız ülkeler olarak daha özgürce hareket etmeye yönelmişlerdi.</p>
<p><strong>Diğer ülkelerin Rusya’dan çekinmesinin </strong><strong>altındaki neden nükleer silahlar</strong></p>
<p>Şu anda henüz tamamen sona ermemiş olan uluslararası sistem, sonunun geldiğinin her türlü sinyalini veriyor dersek sanıyorum yanılmış olmayız. Ruslar, eskiden kendilerine ait olan ama bağımsızlığını ilan eden bir ülkeyi yeniden kendi topraklarına katmanın mücadelesini veriyor, henüz kesin bir başarı elde etmiş değil.  İktisaden iflasa yaklaştığı söyleniyor. Galiba diğer ülkelerin Rusya’dan çekinmelerinin altında bu ülkenin halihazırda sahip olduğu konvansiyonel güçten ziyade nükleer silahlara sahip olması yatıyor. Amerikalılar da eski devirde müttefik olarak gördükleri ülkelerin artık kendisinin sözünü dinlemediğine, kendi başlarına hareket ettiklerine şahit oluyorlar. Kısa bir süre önce Bay Trump, Avrupalı müttefiklerinden Hürmüz Boğazı’nı açık tutabilmek için destek istedi. Bu davete hiçbir Avrupa ülkesi olumlu yaklaşmadı. Amerika’nın Avrupalı müttefiklerine göre, Bay Trump aslında bir İran-İsrail çatışması olan mücadeleye gereksiz yere katılmıştı. Ortada bir geçimsizlik varsa, bunu savaşı tırmandırmak yerine diplomatik çabalarla çözmek daha uygun gözüküyordu. Neticede Bay Trump istediğini elde edemedi, “Ben zaten size muhtaç değilim” diyerek dostlarını azarladığıyla kaldı.</p>
<p>Günümüzde devletler neye göre davranıyor sorusunu soracak olursak, buna birkaç gözlemle cevap vermek gerekiyor. İlkin, ülkeler dış siyasetlerini perakendeci bir üslupla yürütüyorlar. Başka türlü ifade etmek gerekirse, dış siyasetlerinde karşılarına çıkan sorunlara tepki verirken, karşılaştıkları sorunu ulusal çıkar açısından değerlendiriyor, ona göre hareket ediyorlar. Avrupa Birliği gibi uzun dönemde tek devlet olmayı arzulayan kuruluşlarda bile, üye ülkeler dış siyasetlerini ulusal çıkar gözeterek belirliyorlar. Birliğin önemli üyeleri arasında ortak bir siyaset çizgisine varılırsa, o zaman bir arada ilerlemenin yolu açılmış oluyor. Yine de her üyenin rızasını almak gerektiği şu anda görevinden ayrılmakta olan Macaristan Başbakanı Victor Orban’ın Ukrayna’ya verilmesi gereken 92 milyar tutarındaki askeri yardımı engelleyebilmesinden anlaşılıyor. Fransa ve Almanya gibi önde gelen ülkeler böyle bir yardım yapılması üzerinde anlaşmışlardı. Belki de daha önemli olarak, Almanya dış siyasetinde dikkat çekici bir değişikliğe imza atmış ve Avrupa savunmasında öne çıkmayı kabul etmişti. Bütün bunlara rağmen Orban yardımın verilmesine direnebildi, böylece Avrupa Birliği’ni Rus-Ukrayna çatışmasında etkisiz kıldı. Tabii, üye ülkeler çıkarlarının belirlediği kendi dış politikalarına uygun olarak bu mücadeleye destek verebildiler.</p>
<p>Birinci gözlemimizle bağlantılı olmakla birlikte, ayrı olarak ele alınması gereken bir ikinci husus var. Ülkeler kendilerini her türlü dış siyaset tercihine açık tutmaya çalışıyorlar. Dolayısıyla kendilerini uzun vadeye bağlayacak taahhütlerden uzak tutmaya çalışıyorlar. Uluslararası sistemin alacağı şeklin daha belirginleşmesini bekliyorlar. Yeniden bir örneğe yönelecek olursak, Sözgelimi bir Avrupa NATO’su kurulması gerektiği konusunda yaygın bir kanaat var. Avrupa’nın önde gelen tüm ülkeleri böyle bir teşkilatın kurulmasında fayda olabileceğine işaret ederken, hiç biri bu konuda liderliği üstlenmeyi istememektedir. Bu arada, hâlâ Avrupa savunmasına ilişkin Amerikan görüşlerini daha iyi anlamak ve Avrupa savunmasının ne anlama geldiğini tanımlamak, böyle bir savunmada hangi ülkelere yer vermek gerektiği konusundaki tartışmalar devam etmektedir. Avrupa savunmasından Bayan von der Leyen’in dediği gibi, Avrupa Birliği’nin savunması mı, yoksa içinde İngiltere, Norveç ve Türkiye’nin de yer alacağı Kıta savunmasının mı kast edildiği henüz belli değildir.</p>
<p><strong>Ülkeler farklı kutuplarda </strong><strong>çoklu bağlantı arayışında</strong></p>
<p>Üçüncü bir husus, günümüzde ülkelerin eş anlı olarak birden fazla örgüte üye olmaya yönelmesidir. Bu örgütlerin bir bölümü diğerleriyle çatışan amaçlara veya kimliklere dahi sahip olabilir. Ülkeler çoklu bağlantıları bir yandan opsiyonlarını açık tutmak ve dış siyaset deneyleri yapmak için, diğer yandan da başkaları üzerinde ne gibi etkileri olduğunu görmek için kullanıyorlar. Bu konuda başka örnekler aramaya gerek dahi yok. Ülkemiz bir yandan Şanghay İşbirliği Örgütü ile şu veya bu şekilde bir bağ kurmaya çalışırken, diğer yandan da BRICS’e üye olmak için başvuruda bulundu ama şimdilik bu başvurusuna olumlu cevap alamadı. NATO’daki üyeliği devam etmekle ve en fazla ticareti Avrupa Birliği’ne üye ülkelerle yapmakla beraber, Türkiye’nin başka bağlantılar aradığı da aşikar. Avrupa’dan örnek aranacak olursa, İngiltere ve Fransa’nın, Birleşik Amerika’nın karşı çıkmasına rağmen,  Çin’in İpek yolu projesine destek verecek olan Asya Altyapı Yatırım Bankası’na üye olması akla geliyor.</p>
<p>Gelecekte dünya sisteminin ne şekil alacağını bilmiyoruz. Her ülke bilinmeyen bir geleceğe kendisini hazırlamaya çalışıyor. Bildiğimiz tek şey Birleşik Devletler ve Çin’in yeni düzende söz sahibi olmaya devam edecekleridir. Bunun dışında henüz bir şey söylemek için erkendir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-sistemi-nereye-gidiyor-78024</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/4/1280x720/dunya-soru-1777353916.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya sistemi nereye gidiyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hizmetler-dis-ticaretinde-kas-gucu-fazla-beyin-gucu-acik-veriyor-78023</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hizmetler dış ticaretinde ‘kas gücü’ fazla, ‘beyin gücü’ açık veriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Taşımacılıktan elde edilen gelir, 62 milyon turistin paket tur, konaklama, ulaşım, yeme içme, sağlık, alış veriş dahil tüm harcamalarından elde edilen 60.5 milyar dolarlık gelirin üçte ikisinden fazla.</strong></p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) girişim özelliklerine göre uluslararası hizmet ticareti istatistikleri, Türkiye’nin hizmet ihracatında turizm ve taşımacılık dışında bir iddiası olmadığını gösteriyor. TÜİK’in girişim özelliklerine göre uluslararası hizmet ticareti istatistikleri turizm hariç diğer hizmet faaliyetlerindeki ihracat ve ithalat verilerini kapsıyor. Bu veriler, Türkiye’nin “kas gücü”ne dayalı alanlarda fazla, “beyin gücü”ne dayalı alanlarda açık verdiğini gösteriyor:</p>
<p>- 2024 yılında turizm hariç hizmetlerde 60.46 milyar dolarlık ithalata karşılık 60.91 milyar dolar ihracat gerçekleşti. Böylece ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 125,7 oldu.</p>
<p>- Taşımacılıktan elde edilen dış gelir 40.99 milyar dolar. Turizm dışındaki hizmet faaliyetlerinin ihracatından elde edilen gelirin yüzde 67.29’u tek başına taşımacılıktan geliyor. Taşımacılıktan elde edilen gelir 62 milyon turistin paket tur, konaklama, ulaşım, yeme içme, sağlık, alış veriş dahil tüm harcamalarından elde edilen 60.5 milyar dolarlık gelirin üçte ikisinden fazla.</p>
<p><strong>Taşımacılık, diğer kalemlerdeki açığı </strong><strong>finanse eden en önemli kaynak oldu</strong></p>
<p>- Hizmetler dış ticaretindeki fazla da taşımacılığa dayanıyor. Turizmi hariç tutan bu hesaba göre hizmetler ticareti 2024 yılında 12.45 milyar dolar fazla verdi. Bu da esas olarak taşımacılıkta gerçekleşen 19.60 milyar dolarlık fazla sayesinde gerçekleşti. Taşımacılıkta dış ticaret fazlası, toplamdaki fazlanın 1.57 katı. Böylece taşımacılık, diğer kalemlerdeki açığı finanse eden en önemli kaynak oldu.</p>
<p>- Taşımacılıkta 21.39 milyar dolarlık ithalata karşın 40.99 milyar dolarlık ihracat gerçekleşti. Böylece taşımacılıkta ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 191,7’’yi buldu. Ancak bu oran, verilerin açıklanmaya başladığı 2021 yılından bu yana görülen en düşük oran. Taşımacılıkta ihracatın ithalatı karşılama oranı 2021 yılında yüzde 220,3 düzeyindeydi.</p>
<p>- Hizmetler dış ticaret dengesini ikinci en büyük pozitif katkı 1.18 milyar dolar ile bakım ve onarım hizmetleri oldu. Bakım onarım harcamalarında 2.47 milyar dolar ihracata karşılık 1.29 milyar dolar ithalat gerçekleşti ve ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 191,4 oldu. Bu oran da 2022’deki yüzde 243,8 düzeyine göre oldukça gerilemiş durumda.</p>
<p><strong>En büyük açık, fikri mülkiyet </strong><strong>hakları kullanım ücretinde</strong></p>
<p>- Hizmetler dış ticaretinde en büyük açık, 3.72 milyar dolar ile “beyin gücü”ne dayanan fikri mülkiyet hakları kullanım ücretleri kaleminde gerçekleşti. Bu alanda 4.28 milyar dolar ithalata karşın sadece 554 milyon dolarlık ihracat gerçekleşti. İhracatın ithalatı karşılama oranı ise sadece yüzde 13 oldu.</p>
<p>- İkinci en büyük açık 2.81 milyar dolar ile yine “beyin gücü”ne dayanan mesleki hizmetler ve yönetim danışmanlığı hizmetlerinde gerçekleşti. Bu kalemde 1.53 milyar dolar ihracata karşın ithalat 4.34 milyar doları buldu. İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 35,3 düzeyinde kaldı.</p>
<p>- Üçüncü büyük açık ise 1.76 milyar dolar ile sermaye gücüne dayalı sigorta hizmetlerinde meydana geldi. Bu kalemde 2.18 milyar dolar ihracata karşın ithalat 3.94 milyar oldu. Buna bağlı olarak ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 55,4 olarak gerçekleşti.</p>
<p>- İthalatçı girişim sayısı, ihracatçılardan yüzde 27,5 daha fazla. Ölçek bazında ihracatçı sayısı ithalatçıdan fazla olan tek kesim 1-9 kişinin çalıştığı mikro işletmeler. Mikro işletmelerde ithalatçı sayısı ihracatçılardan yüzde 8,7 daha az. Buna karşın 10-49 kişi çalıştıran küçük işletmelerde ithalatçı sayısı ihracatçılardan yüzde 80, 50-249 kişi çalıştıran orta işletmelerde ithalatçı sayısı ihracatçılardan yüzde 186 daha fazla. 250 ve daha fazla kişinin çalıştığı büyük işletmelerde ise ithalatçı sayısı ihracatçıların 3 katından fazla.</p>
<p>- İhracatın ithalatı karşılama oranı en yüksek olan kesim ise yüzde 214 ile küçük işletmeler. İhracatın ithalatı karşılama oranı mikro işletmelerde yüzde 139, orta işletmelerde yüzde 117, büyük işletmelerde ise yüzde 140 düzeyinde.</p>
<p>Bu haliyle hizmetler dış ticaret dengesi de emek-yoğun genel ekonomik yapının bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hizmetler-dis-ticaretinde-kas-gucu-fazla-beyin-gucu-acik-veriyor-78023</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hizmetler dış ticaretinde ‘kas gücü’ fazla, ‘beyin gücü’ açık veriyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sirketi-ailenin-oyun-bahcesi-yapmayin-78022</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şirketi ailenin oyun bahçesi yapmayın</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kuruyorsun, işletiyorsun ve sonra yaşatamıyor, batırıyorsun. Kurarken gösterilen başarı, onu yaşatmaya yetmiyor, yeni yetkinlikler kazanmak gerekiyor. Eltiler, damatlar değil, kurallar yönetsin</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Elitokrasi; bir ulus içinde halktan ve gerçeklerinden <strong>kopuk</strong> yaşayanların <strong>yönetim iştahı</strong> diye tanımlarsak, eltikrasi de benzer dinamizme dayanıyor; şirketin gerçeklerinden ve iş hayatından kopuk bir grup insanın <strong>(eltiler, damatlar ve yengeler)</strong>, yıkıcı rekabet ile aile şirketini krize sokmaları<strong>…</strong></p>
<p><strong>2- ETKİSİ: Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği</strong> ile Anadolu panellerinde sıkça tekrar edilen; <strong>kurumsallaşamadığı için batan aile şirketleri</strong> öyküleri… <strong>Bir aile şirketi neden batar?</strong> Aslında cevabı; derin tarihi kökenleri olan sorunsalımız; <strong>kardeşler kavgası, </strong>miras davaları ve nepotizm, kayırmacılık…</p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: <strong>Aile anayasası</strong> diyorlar ama bu çare değil… Aileyi şirket yönetimine katarken <strong>liyakati esas almak</strong> ve <strong>adil davranmak</strong> gerekir. <strong>Kan bağını akla rütbe</strong> yapmayanlar şirketi <strong>ailenin oyun bahçesi </strong>olmaktan kurtarabiliyor. <strong>Profesyonel</strong> ve <strong>aile dengesini</strong> iyi kuranlar daha dayanıklı olabiliyor.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: <strong>İş</strong> süreçleri, <strong>iletişim</strong> süreçleri, <strong>ilişki</strong> süreçleri ve <strong>bilgi</strong> süreçlerini tasarlayarak kurumsallaşmada <strong>anlamlı</strong> <strong>adımlar</strong> atabilirsiniz. Böylece <strong>kurucunun değerleri</strong>, <strong>kurumun hafızası</strong>, <strong>ailenin refleksleri</strong> ve iyi <strong>tasarlanmış yönetim kurulu / profesyonel ekip</strong>, size değer sağlayacaktır.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Eltikrasiye dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Eltiler, şirketi nasıl yönetiyor dersiniz? </em></strong></p>
<p>“<strong>Neden</strong> sabahları sen erken gidiyorsun, abin <strong>ne zaman</strong> sabah dükkânı açacak? Onların şusu da var. <strong>Ben de isterim</strong>.” Erkek patron,  iş yaparken gösterdiği dinamizmi, <strong>ortağıyla geçinirken</strong> başaramıyor.</p>
<p><strong><em>Kurucular; eltikrasi ile nasıl baş edebilir?</em></strong></p>
<p>Şirketi, <strong>ailenin oyun bahçesi</strong> yapmayarak… Aile bireylerine <strong>ikbal sağlamak</strong> yerine şirketin yarınına hizmet edecek kabiliyetleri, <strong>liyakatleri var etmek</strong> gerekir. <strong>Miras hak</strong> ama şirketi yönetmek başka…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>ELTİKRASİ</strong></p>
<p>Hayır; <strong>yanlış yazmadım</strong> ve bu başlığın <strong>elitokrasi</strong> (<em>seçkinler yönetimi</em>) ile alakası yok. Bu; daha ziyade bizimle ilgili... 1,3 milyon KOBİ’nin “<strong>uzun yaşayamayışının</strong>” baş sorumlusu…  Kurumsallaşamayan<strong> aile şirketlerinin</strong> can düşmanı…  <strong>Kapanan firmaların</strong> ölüm sebebi… Eltiler damatlar elinde şirket yönetimi.</p>
<p><strong>ELTİKARSİ LÛGATI</strong></p>
<p><strong>Kurumsallaşma</strong>: Kişiye bağımlı kalmadan kurallar, prosedürler ve standartlar oluşturarak yönetme</p>
<p><strong>Durumsallaşma</strong>: Kurucunun veya sesi yüksek çıkanın, tek adamın buyrukla şirket yönetmesi</p>
<p><strong>Aile anayasası</strong>: Aile bireyleri ile şirket ilişkilerinin düzenleyen kural, değer ve yasal süreçler</p>
<p><strong>Eltikrasi</strong>: Bir tür hanedanlık, saray düzeni. Şirketin aile bireyleri elinde oyuncağa çevrilmesi</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sirketi-ailenin-oyun-bahcesi-yapmayin-78022</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/6/1280x720/sirket-ofis-1753218589.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şirketi ailenin oyun bahçesi yapmayın ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vatandas-altin-ve-gayrimenkul-diyor-da-baska-bir-sey-demiyor-78021</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vatandaş altın ve gayrimenkul diyor da başka bir şey demiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Merkez Bankası bu yılbaşından beri vatandaşa bir yıl sonrasına ilişkin enflasyon ve dolar kuru tahminini soruyor ve bu konulardaki yanıtları aldıktan sonra şu soruyla devam ediyor:</p>
<p><strong>“Kur ve enflasyon beklentileriniz ışığında, şu anda yatırım yapabileceğiniz nakit varlığınız olsa aşağıdakilerden hangisini yapardınız?”</strong></p>
<p>Sonra da vatandaşa seçenekler sunuluyor ve tercihlerini bildirmeleri isteniyor.</p>
<p>İşte bu tercihler başlıkta vurguladığım gerçeği ortaya koyuyor:</p>
<p>Son anketin yapıldığı nisan ayındaki verilere göre vatandaşın tam yüzde 82’si <strong>“Altın ve ev-dükkan-arsa alırım”</strong> diyor. Bu oran ocak ayında yüzde 84 düzeyindeydi, altın alacağını söyleyenlerin oranı biraz düştü, gayrimenkul diyenlerin oranı ise bir miktar arttı. Ama yine ortada yüzde 82 gibi çok büyük bir oran var.</p>
<p><strong>“Vadeli mevduatı tercih ederim, araba alırım, paramı borsaya yatırırım, döviz alırım, TL ve dövize dayalı yatırım fonunu tercih ederim, beyaz eşya alırım ya da bütün bunların dışındaki araçlara yönelirim”</strong> diyenlerin toplamı yalnızca yüzde 18 düzeyinde.</p>
<h2>Ekonomiye katkısı olmayan tasarruf!</h2>
<p>Tasarruf, ekonomiye katkıda bulunuyorsa önemlidir, değerlidir.</p>
<p>Örneğin, tasarruf mevduat olur ki, finansal sistem için kaynak oluştursun.</p>
<p>Tasarruf borsaya girer ve şirketlere kaynak oluşturur ki yeni üretime katkıda bulunsun.</p>
<p>Oysa Türk halkının tercihi ekonomiye katkı verecek bir tasarruf şekli değil, tam tersi.</p>
<p>Hele hele en çok tercih edileceği belirtilen araç, yani altın Türkiye’nin daha çok ithalat yapması, daha çok döviz harcaması sonucunu doğuruyor. Tam bir ölü yatırımdan söz ediyoruz. Ama tercihini altından yana kullanıyor diye vatandaşı eleştirmek tabii ki doğru değil.</p>
<p>Vatandaşı altını tercih etmek durumunda bırakanların hiç mi suçu yok. Ya da daha doğru bir ifadeyle asıl sorumlu vatandaşı bu tercihe yöneltenler.</p>
<h2>Ya yastık altı ya beton!</h2>
<p>Yatırım tercihinde ikinci sırada bulunan ev, dükkan ve arsadaki durum da altınla hemen hemen aynı.</p>
<p>Hemen hemen, çünkü burada inşaat sektörünü destekleyen bir tercihten söz ediyoruz.</p>
<p>İnşaat sektörünün de bir dizi sanayi alt sektörü için sürükleyici olduğu bir gerçek.</p>
<p>Dolayısıyla vatandaşın gayrimenkule olan ilgisinin tümüyle ölü bir yatırım olduğu söylenemez.</p>
<h2>“Bilgi tedavisi” etkili olmuyor!</h2>
<p>Bu arada vatandaşa enflasyon beklentisini sorarken önce son oran hakkında bilgi veren, kendi ifadesiyle vatandaşa<strong> “bilgi tedavisi”</strong> uygulayan Merkez Bankası bu tedaviden istediği sonucu yine de alamamışa benziyor.</p>
<p>Ocak ve şubat aylarında bir yıl sonrasının enflasyonunu yüzde 48,8 düzeyinde tahmin ettiğini belirten hanehalkı, martta yüzde 49,9’a çıkardığı tahminini nisanda biraz daha artırarak yüzde 51,6’ya yükseltti.</p>
<p>Ancak mart ve nisanda önceki aylara göre yaşanan artış aslında az bile. Savaşın etkisiyle çok daha hızlı bir artış tahmininde bulunulması şaşırtıcı olmazdı.</p>
<p>Dile getirilen oranlarda aydan aya olan yükselme çok fazla değilse de hanehalkının enflasyon tahmini hâlâ çok yüksek. Türkiye bir yıl sonra yüzde 50 dolayında enflasyon herhalde yaşamayacaktır. Ama vatandaşın tahmini bu yönde ve ekonomi yönetiminin hiç olmazsa arada bir <strong>“Biz nerede hata yapıyoruz ki hem mevcut oranın, hem resmi hedeflerin böylesine üstünde bir tahminde bulunuluyor”</strong> diye düşünmesi gerekir.</p>
<h2>Ya diğer tahminler?</h2>
<p>Hanehalkının mart ayında yüzde 49,9 düzeyinde tahmin ettiği bir yıl sonrasına ilişkin enflasyon tahminini yüzde 51,6’ya yükselttiğini belirttim.</p>
<p>Tahminini yukarı çeken yalnızca vatandaş değil.</p>
<p>Piyasa katılımcıları martta yüzde 22,2 olan yıllık enflasyon tahminlerini nisanda yüzde 23,4’e, reel sektör ise martta yüzde 32,9 olan tahmini nisanda yüzde 33,7’ye çıkardı.</p>
<h2>Bu koşullarda 16’da ısrar edilir mi?</h2>
<p>Bu köşede daha önce de değindim. Merkez Bankası savaş gibi<strong> “şahane”</strong> bir gerekçe ortaya çıkmışken ve gerçekleşmesi zaten hiç mi hiç mümkün görünmüyorken yüzde 16 olan enflasyon hedefinde ısrar etmeyecektir, etmemelidir.</p>
<p>Tahminimi bir kez daha yazayım; Merkez Bankası 14 Mayıs’ta açıklayacağı yılın ikinci enflasyon raporunda 2026’nın enflasyon tahmin aralığını yüzde 18-24, hedefini ise yüzde 19 olarak revize edebilir.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f037ef9e8ba-1777350639.png" alt="" width="324" height="416" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vatandas-altin-ve-gayrimenkul-diyor-da-baska-bir-sey-demiyor-78021</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/2/1280x720/emlak-e-tabela-gayrimenkul-konut-emlakci-1755087614.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vatandaş altın ve gayrimenkul diyor da başka bir şey demiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/satilmayan-luks-urunlere-imha-yasagi-turkiyeye-yarayabilir-78019</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Satılmayan lüks ürünlere imha yasağı, Türkiye&#039;ye yarayabilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Avrupa Birliği, 19 Temmuz 2026’dan itibaren büyük şirketlerin satılmayan giyim, aksesuar ve ayakkabı ürünlerini imha etmesini yasaklayacak. Yeni düzenlemeden geçmişte stok fazlası ürünleri yok ettiği gündeme gelen lüks ve hızlı moda markalarının daha fazla etkilenmesi beklenirken, karar Türkiye’nin tekstil ve hazır giyim ihracat zincirinde de yeni bir dönüşüm başlatabilir. Daha küçük partili, daha sık teslimatlı ve hızlı üretime dayalı sipariş modelleri öne çıkabilir. Sektör temsilcileri, bu durumun esnek üretim kabiliyeti hızlı termin ve coğrafi yakınlık nedeni ile Türkiye’yi ön plana çıkarabileceğini belirtti. Geçmişte kendi raporlarında da yer alan bilgilere göre satılamayan ürünleri imha yoluna giden markalar arasında Burberry, H&amp;M, Nike, Louis Vuitton, Coach ve Victoria’s Secret gibi onlarca marka yer alıyor.</p>
<h2>Önce büyükler için başlıyor </h2>
<p>Avrupa Birliği, moda ve perakende sektöründe uzun süredir tartışılan satılmayan ürünlerin imhası uygulamasına son veriyor. Brüksel’in aldığı karara göre, 19 Temmuz 2026’dan itibaren AB’de faaliyet gösteren büyük şirketler satılmayan giyim, aksesuar ve ayakkabı ürünlerini yakamayacak, çöpe gönderemeyecek veya kullanılamaz hale getiremeyecek. Düzenleme, AB’nin Sürdürülebilir Ürünler için Eko-Tasarım Yönetmeliği (ESPR) kapsamında yürürlüğe girecek. Karar, tekstil ve ayakkabı sektöründe yüksek hacimli üretimin yarattığı çevresel baskıyı azaltmayı, israfı önlemeyi ve şirketleri döngüsel ekonomi modellerine yönlendirmeyi hedefliyor. Yönetmelik kapsamında orta ölçekli şirketler için uyum süreci 2030’da başlayacak. Küçük işletmeler ise ilk aşamada kapsam dışında tutulacak. </p>
<h2>Stratejiler yeniden belirlenecek </h2>
<p>Yeni düzenlemeden en fazla, geçmişte fazla stoklarını imha ettiği kamuoyuna yansıyan veya yüksek hacimli üretim modeliyle çalışan küresel moda markalarının etkilenmesi bekleniyor. Lüks segmentte Burberry, Louis Vuitton ve Coach gibi markalar, geçmiş yıllarda stok fazlası ürünleri imha ettikleri haberleriyle gündeme gelmişti. Bu markalar açısından yeni dönemde marka değerini koruma stratejilerinin yeniden şekillendirilmesi gerekecek. Hızlı moda tarafında ise tedarikçileri arasında Türkiye’nin de yer aldığı H&amp;M, Nike, Urban Outfitters ve Victoria’s Secret gibi sık koleksiyon yenileyen markalar öne çıkıyor. Uzmanlara göre bu şirketler, hızlı sezon geçişleri ve yoğun kampanya döngülerine dayanan iş modelleri nedeniyle daha güçlü bir operasyonel baskıyla karşılaşabilir. Yanlış talep tahmini ya da fazla üretim, yeni kurallar altında doğrudan maliyet unsuru haline gelebilecek. E-ticaret tarafında ise Amazon gibi dev platformlar için özellikle iadeden dönen ürünlerin yönetimi önem kazanacak. Depolama, yeniden satış ve tersine lojistik süreçlerinin yeniden yapılandırılması gerekecek.</p>
<h2>Raporlama da zorunlu olacak </h2>
<p>Yeni kurallar yalnızca imhayı yasaklamakla sınırlı kalmıyor. Şirketler, satılmamış ürün miktarını ve bunların neden elden çıkarıldığını da raporlamak zorunda olacak. Böylece zayıf stok planlaması, aşırı üretim ya da yetersiz geri kazanım kapasitesi gibi sorunlar daha görünür hale gelecek. Bu çerçevede şirketlerin talep tahmin sistemlerini güçlendirmesi, daha düşük adetli ve esnek üretime yönelmesi, outlet satış kanallarını büyütmesi, ikinci el satış modellerini geliştirmesi, bağış ortaklıkları kurması ve geri dönüşüm yatırımlarını artırması bekleniyor. Kararın Türkiye’ye etkisinin ise doğrudan ticaret zincirinde hissedilmesi bekleniyor. Türkiye, Avrupa’nın önemli tekstil ve hazır giyim tedarikçileri arasında yer aldığı için Avrupalı markaların yeni stok yönetimi anlayışı Türk üreticilere de yansıyacak. Daha küçük partili, daha sık teslimatlı ve hızlı üretime dayalı sipariş modelleri öne çıkabilir. Bu durum esnek üretim kabiliyeti yüksek firmalara avantaj sağlayabilir.</p>
<h2>Türkiye'yi pozitif etkileyebilir </h2>
<p>Bu dönemde bu tarz kararlardan çok dünyanın içinden geçtiği sürecin çok daha belirleyici olduğunu belirten TOBB Hazırgiyim ve Konfeksiyon Sektör Meclisi Başkanı Şeref Fayat, “Avrupa Birliği’nin yeşil mutabakat, Made in Europe gibi birçok kararı nedeni ile sürdürülebilirlik önemli bir kavram haline geldi. Bu karar da bunların bir sonucu. Markalar artık hızlı modadan ziyade daha sürdürülebilir ürün ve üretim proseslerine ağırlık veriyor. Öte yandan arz talep dengesi dünyanın içinden geçtiği durum nedeni ile talep tarafından negatif seyrediyor. Ancak bu karar Türkiye’nin üretimdeki avantajları nedeni ile pozitif etkileyebilir ve markaların Türkiye’ye yönelmesini sağlayabilir. Ancak büyük bir etki olmasını beklemiyoruz” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">BURBERRY, MİLYONLARCA STERLİN DEĞERİNDEKİ ÜRÜNÜNÜ İMHA ETMİŞTİ!</span></h2>
<p>AB’nin yeni düzenlemesiyle birlikte gözler, geçmişte satılmayan ürünleri yaktığı, imha ettiği ya da kullanılamaz hale getirdiği yönünde haberlerle gündeme gelen küresel markalara çevrildi. Kamuoyuna yansıyan raporlar ve haberlere göre özellikle moda, lüks tüketim ve e-ticaret sektöründen birçok şirket öne çıkıyor. Burberry, 2018’de milyonlarca sterlin değerindeki satılmamış ürünleri imha ettiğinin ortaya çıkmasıyla en bilinen örneklerden biri oldu. Şirket, gelen tepkilerin ardından bu uygulamayı sonlandırdığını açıkladı. H&amp;M, satılmayan veya iadeden dönen ürünleri imha ettiği yönündeki haberlerle gündeme gelirken, Nike da fazla stok ve kullanılmayan ürünleri imha ettiği raporlarda yer aldı. Lüks segmentte Louis Vuitton, indirim yerine stok imhası uygulayan markalar arasında gösterildi. Coach ise çanta ve aksesuarları keserek imha ettiği eleştirilerinin ardından politikasını değiştirdiğini duyurdu. Urban Outfitters satılmayan ürünleri yok eden markalar arasında anılırken, Victoria’s Secret kullanılmayan stokların imhasıyla gündeme geldi. Sektörde şirketlerin imhaya başvurma gerekçeleri arasında marka değerini korumak, indirimli satışın prestiji zedelemesini önlemek, sahteciliği engellemek, depolama maliyetlerinden kaçınmak ve kusurlu ya da iade ürünleri piyasaya sürmemek yer aldı. Ancak son yıllarda artan çevresel baskı ve yeni regülasyonlarla birlikte birçok markanın geri dönüşüm, bağış, outlet satış, yeniden kullanım ve ikinci el modellerine yöneldiği görülüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/satilmayan-luks-urunlere-imha-yasagi-turkiyeye-yarayabilir-78019</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/hazir-giyim.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa Birliği, 19 Temmuz 2026’dan itibaren büyük şirketlerin satılmayan ürünlerini imha etmesini yasaklayacak. Kararla birlikte şirketlerin daha düşük adetli üretim, hızlı teslimat, yeniden satış ve geri dönüşüm odaklı modellere yöneleceği konuşulurken bunun Türkiye’ye pozitif yansıması bekleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kayseride-urettigi-firinla-145-ulkeye-uzandi-eurocucinada-ilk-kez-vitrine-cikmayi-basardi-78018</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kayseri’de ürettiği fırınla 145 ülkeye uzandı, EuroCucina’da ilk kez vitrine çıkmayı başardı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ARÇELİK</strong>’in davetiyle gittiğim Milano’daki <strong>“EuroCucina” </strong>fuarında diğer stantları gezerken karşıma Kayseri’den tanıdığım bir marka çıktı:</p>
<ul>
<li><strong>Ferre…</strong></li>
</ul>
<p>Standa girdim, <strong>“Ferre” </strong>marka fırınları üreten Femaş Grup çatısı altındaki Re-Ma Dış Ticaret CEO’su <strong>Mustafa Şarkışla </strong>ile konuştum.</p>
<p><strong>Şarkışla, “EuroCucina”</strong>ya ilk kez katıldıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>145 ülkeye ihracat yapıyoruz ama bu fuara giremiyorduk. Bu yıl ilk kez katılım sağlamış olduk.</strong></p>
<p>Femaş Grubu’nun üretim merkezinin Kayseri’de olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Recep Mamur’un kurduğu grubumuz 11 fabrikada üretim yapıyor. Fabrikaların 8’i Kayseri Organize Sanayi Bölgesi’nde (OSB), 1’i Kayseri’deki serbest bölgede, 2’si de Silivri’de (İstanbul) bulunuyor.</strong></p>
<p>İhracatlarını merak ettim, paylaştı:</p>
<p>-          <strong>145 ülkeye ihracat yapıyoruz. Geçen yıl 214 milyon dolarlık ihracat yaptık. Femaş Grup’un üretiminin yüzde 93’ünü ihraç ediyoruz.</strong></p>
<p>214 milyon dolarlık ihracatı duyunca fiyat tutturma konusunu merak ettim, dert yandı:</p>
<p>-          <strong>Maalesef fiyat tutturma konusunda sıkıntı yaşıyoruz.</strong></p>
<p>Kilo başına ihracat gelirlerini sordum, hesapladı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’nin 1.5 dolarlık ortalama kilo başına gelirinin biraz üzerindeyiz, 2 doları biraz aşıyor.</strong></p>
<p><strong>Mustafa Şarkışla</strong> ile kısa sohbet sonrası bu yılın Ocak ayı başlarında Kayseri Temsilcimiz <strong>Hilal Sönmez </strong>ve Kayseri Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Ahmet Emre Sönmez </strong>rehberliğinde <strong>Şeref Oğuz </strong>ve <strong>Hakan Güldağ</strong>’la birlikte Femaş Grup tesislerine yaptığımız ziyaretten notlarıma baktım.</p>
<p>Femaş’ı ziyaretimizde bizi Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Yusuf Mamur </strong>karşılamış, Kayseri OSB’deki tesislerini anlatmıştı:</p>
<p>-          <strong>300 bin metrekaresi kapalı alan olmak üzere 600 bin metrekare alanda 8 tesisimiz yer alıyor. Burada kalıp ve makine üretimi de yapıyoruz.</strong></p>
<p>Yakın dönemde Avrupa’nın en gelişmiş ankastre tesisini kurduklarını bildirip eklemişti:</p>
<p>-          <strong>Son 5 yıllık yatırımlarımız toplam 250 milyon doları buluyor.</strong></p>
<p><strong>Yusuf Mamur, </strong>tesislerinin kapasitesiyle ilgili şu hesabı ortaya koymuştu:</p>
<p>-          <strong>Pişirme grupları (fırın) üretiminde 500 milyon dolarlık kapasiteye ulaşmış bulunuyoruz. Kendi markamızın yanı sıra fason üretim de yapıyoruz.</strong></p>
<p>Son 10 yıldır pişirme grupları sektörüne Çin’in damga vurduğuna işaret edip, benimsediği formülü paylaşmıştı:</p>
<p>-          <strong>Çin, üreticisine çok yüksek sübvansiyon sağlıyor. Lojistik desteği veriyor. Bu koşullarda Çinli şirketlerle rekabete girmek yerine onları partner gibi görmek gerekiyor.</strong></p>
<p>Ardından eklemişti:</p>
<p>-          <strong>Fason üretim yaptığımız markalar arasında Çinli firmalar da yer alıyor. İhracatımızın yüzde 12’sini Çinli firmalara yaptığımız üretim oluşturuyor.</strong></p>
<p>Femaş Grup, 145 ülkeye 214 milyon dolarlık ihracatında fiyat tutturma sancısı yaşasa da <strong>“Ferre” </strong>markasıyla Milano’daki <strong>“EuroCucina”</strong>ya katılıp, işin peşini bırakmıyor, pes etmiyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Mardin’den çizgilerle ‘taht’ üretti, kilo başına ihracatta 30 doları buldu</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f035482e3d0-1777349960.jpg" alt="" width="450" height="600" /></span><strong>MİLANO</strong>’ya <strong>“EuroCucina” </strong>için gitmişken aynı fuar alanında gerçekleşen <strong>“Milano Salone de Mobile”</strong>deki stantları da gezdim.</p>
<p>Milano’ya aynı uçakla gittiğimiz NDesign’ın Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Abdulselam Güleç</strong>’le markanın standında sohbet ettim.</p>
<p><strong>Abdulselam Güleç, </strong>kardeşi, şirketin Yönetim Kurulu Başkanı, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanvekili, MOSFED Başkanı <strong>Ahmet Güleç</strong>’i sorduğumda takıldı:</p>
<p>-          <strong>O, sivil toplum örgütlerine, TİM’e daha çok zaman ayırıyor. Ben ihracat peşinde koşuyorum.</strong></p>
<p>Biraz sonra <strong>Ahmet Güleç </strong>de standa döndü, sohbeti birlikte sürdürdük. <strong>Ahmet Güleç, </strong>önce fuarla ilgili bilgi verdi:</p>
<p>-          <strong>Milano Mobilya Fuarı her yıl açılıyor. </strong>“EuroCucina” <strong>iki yılda bir gerçekleşiyor.</strong></p>
<p>NDesign olarak ihracatlarını merak ettim, paylaştı:</p>
<p>-          <strong>10 milyon dolar düzeyinde ihracatımız var.</strong></p>
<p>1998 yılından beri tasarımcı istihdam ettiklerini vurgulayıp, doğup büyüdükleri kentin, Mardin’in çizgilerini yansıtan ürünlere işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Hikayesi olan tasarımlarla katma değerimizi yüksek tutmaya çalışıyoruz.</strong></p>
<p>Kızı <strong>Hale Betül Güleç</strong>’in mimar olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Hale Betül, İtalya’da mobilya üzerine yüksek lisans yaptı. Tasarım ekibimizi o yönetiyor. Ayrıca Milano’da ofisimizi de kızım yönetiyor.</strong></p>
<p><strong>Abdulselam Güleç </strong>ve <strong>Ahmet Güleç, </strong>stanttaki Mardin çizgilerini yansıtan <strong>“taht”</strong>a oturmamı istedi. Oturdum, VR gözlükle Mardin’den görüntüleri izledim.</p>
<p>Ardından <strong>“taht”</strong>a iki kardeşi oturtup fotoğraflarını çektim. Kilo başına fiyatını öğrenmek istedim. <strong>Abdulselam Güleç, </strong>fiyat listesine baktı, hesapladı:</p>
<p>-          <strong>30 dolar…</strong></p>
<p><strong>Ahmet Güleç </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Sektörümüzün kilo başına ihracatı 4 dolar iken bizim ürünlerde modele göre çoğunlukla 10-20 dolar arasında değişiyor. </strong>“Taht” <strong>gibi 30 doları bulan modellerimiz de var.</strong></p>
<p>Mobilyada tasarımın <strong>“katma değer” </strong>etkisini Mardin izlerini taşıyan <strong>“taht” </strong>örneği ortaya koyuyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Hâlâ nadastayız</span></h2>
<p><strong>MOBİLYA </strong>Dernekleri Federasyonu (MOSFED) Başkanı, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkan Vekili <strong>Ahmet Güleç</strong>’e Milano’daki Mobilya Fuarı’nda sektörün durumunu sordum, iki kelimeyle özetledi:</p>
<p>-          <strong>Hâlâ nadastayız…</strong></p>
<p>Sektörün toplam ihracatının 2022 yılında beri 4.6 milyar dolar düzeyinde seyrettiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Maalesef Türk mobilya sektörü olarak dünyadaki rakiplerimize göre fiyatımız pahalı kaldı.</strong></p>
<p>İstanbul’u mobilyada tasarım merkezine dönüştürme çabalarına, bu amaçla düzenledikleri fuara değindi:</p>
<p>-          <strong>Bu konuda Ticaret Bakanlığımıza müteşekkiriz. Tasarım konusunda bize destek veriyor.</strong></p>
<p>Türkiye’nin güçlü bir mobilya endüstrisine sahip olduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>45 binin üzerinde mobilya üreticisi var ülkemizde. Sektöre ürün veren yan sanayi de oldukça güçlü.</strong></p>
<p>Milano’daki fuara katılım durumunu sordum, aktardı:</p>
<p>-          <strong>Aslında bu fuara katılabilecek firmamız çok ama bu yıl 20 civarında firmamız burada.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ben susuyorum artık eserlerim haykıracak</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f03557b5230-1777349975.jpg" alt="" width="500" height="621" /></span><strong>ÜNLÜ </strong>sanatçımız <strong>Ahmet Güneştekin</strong>’in kendi adını taşıyan vakfı adına Venedik’te satın aldığı Palazzo Gradenigo, 6 Mayıs 2026’da kapılarını Yıldız Holding’in sponsorluğundaki <strong>“Sessizlik” </strong>sergisiyle ziyaretçilere açıyor.</p>
<p><strong>Güneştekin, </strong>sosyal medyadaki paylaşımında <strong>“Ahmet Güneştekin Vakfı”</strong>na ait <strong>“Palazzo Gradenigo”</strong>yu şöyle tanımladı:</p>
<p>-          <strong>16. yüzyıldan bugüne gelen bu yapı artık yalnızca bir mekan değil, yüzyılların içinden bugüne ulaşan bir hafıza. Şimdi </strong>“Güneştekin Vakfı”<strong>nın öncülüğünde ülkemizin sanatını ve sanatçılarını dünyaya açan bir eşik.</strong></p>
<p>Söz sırasının <strong>“Palazzo Gradenigo”</strong>da sergilenen eserlerine geldiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Her sergi yalnızca bir üretim olarak değil zamanla kurduğum ilişkinin ve biriktirdiğim hafızanın yoğunlaşmış bir sonucudur. Sanat benim için bireysel bir ifade alanının ötesinde kolektif belleğe dokunan bir düşünce biçimidir.</strong></p>
<p>Sanatı her zaman bilgi ile beslediğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Her sergi öncesinde yoğun okumalar ve araştırmalar yaptım. Çünkü, bir eserin görünmeyen omurgası onun düşünsel derinliğinde saklıdır. Sanat üretimim yarım asrı aşan bir zamana yayılır. Çocukluk, gençlik, bugün.</strong></p>
<p><strong>“Sessizlik”</strong>in bu birikimin sonucu olduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Hazırlığı 2 yıl sürdü ama başlangıcı çok eskiye dayanır. Bu serginin ardında büyük bir emek ve güçlü bir ekip ruhu var.</strong></p>
<p>Bronz ve mermer heykellerin tonlarca ağırlıkta olduğuna dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Asıl ağırlık, taşıdıkları hafızadır. Bu heykeller tarihin izlerini taşıyan kapılarla buluşuyor. Savaşları, kayıpları, adaletsizliği, eşitsizliği ve doğanın tahribini gördüm. İnsanlığın kendi yarattığı karanlıkta yüzleşmesini ve ondan kaçmasını izledim.</strong></p>
<p>Yaşamı boyunca yıkımlara, felaketlere, savaşlara, hukuksuzluk, adaletsizlik ve eşitsizliklere tanıklık ettiğini irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Bunların karşısında çoğu kez sesimi yükselttim. Çok söz söyledim. Çok mücadele ettim. Sesim dünyanın farklı yerlerine ulaştı. Zamanla şunu gördüm. En derin gerçek çoğu zaman sessizliğin içinde var olur. Bu yüzden </strong>“Sessizlik” <strong>bir geri çekilme değil, bilinçli bir seçimdir.</strong></p>
<p><strong>“Sessizliği” </strong>bir <strong>“suskunluk” </strong>değil, sözün yön değiştirmesi şeklinde tanımladı:</p>
<p>-          <strong>Ben artık </strong>“sessizliği” <strong>seçiyorum. Maskeler yalnızca yüzleri değil tarihin üzerini örten katmanları taşır. Kapılar, hatırlamakla unutmak arasındaki eşiği temsil eder.</strong></p>
<p>Bu sergide sustuğunu kaydedip ekledi:</p>
<p>-          <strong>Bu bir geri çekilme değil, sözü esere devretmektir. Ben sustuğumda eserlerim haykırır. Bu bir sergi değil, bir kayıt, bir yüzleşme, bir reddediş. Suskunluğa mahkum edilen her söz burada yeniden doğacak.</strong></p>
<p><strong>“Güneştekin Vakfı”</strong>nın Venedik’teki binasının Yıldız Holding sponsorluğundaki <strong>“Sessizlik” </strong>sergisiyle açılışının ön tanıtımına davetli değildim.</p>
<p><strong>Ahmet Güneştekin</strong>’in sosyal medyadaki paylaşımlarında bina ve sergiyle ilgili konuşmasını izledim, etkilendim.</p>
<p>Emeğine, yüreğine sağlık <strong>Ahmet Güneştekin…</strong></p>
<p><strong> </strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kayseride-urettigi-firinla-145-ulkeye-uzandi-eurocucinada-ilk-kez-vitrine-cikmayi-basardi-78018</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/8/1280x720/575-1777349939.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayseri’de ürettiği fırınla 145 ülkeye uzandı, EuroCucina’da ilk kez vitrine çıkmayı başardı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrige-yuzde-25-zammin-cogu-dagitim-guvenligi-icin-78017</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Elektriğe yüzde 25 zammın çoğu dağıtım güvenliği için&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANTALYA</strong></p>
<p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) Başkanı Mustafa Yılmaz, sektörün güvenliği için regülasyonların devam ettiğini ve sektördeki yatırımların gözetildiğini açıkladı. Yılmaz, EPDK ve Rekabet Kurumu tarafından Antalya’da düzenlenen Enerji Piyasalarında Regülasyon ve Rekabet Zirvesi kapsamında bir grup gazeteciyle bir araya geldi. Türkiye’nin sektör güvenliği ve yatırımlarının önemine işaret eden Yılmaz, bu kapsamda projelerin hayata geçirilmesini yakından gözettiklerini vurgulayarak, toplamda 33 bin MW kurulu güç için verilen, depolama kapasitesi kadar elektrik üretimi projesinde ön lisanslardan bazılarının iptal edildiğini açıkladı. Yılmaz, diğer alanlarda da lisans iptallerinin gerçekleştiğini vurgulayarak, “Depolamalı RES-GES’lerde önlisans verdiğimiz 19 adet ve 736 MW iptal ettik, termik kaynaklı küçüklü büyüklü 45 adet 2460 MW, elektrik araçlar için verilen şarj ağı işletmeci lisansı olarak da 29 adet lisansı (toplam 223 adet lisanstan) iptal ettik. Sonuç olarak bizimle koşanın elinden tutarız, koşmayan, geride kalansa yarış dışı kalır” dedi. </p>
<h2>Yatırımcıya mesaj: Lisansları iptal ederiz </h2>
<p>Depolamalı enerji yatırımlarında 2 bin 100 MW kurulu güç için yatırımın başladığını, 208 MW’lık kısmın da işletmeye başladığını bildiren Yılmaz, tüm yatırımcılara mesaj vererek, “Ağırdan alan, yatırımı aksatan ülkemiz hedeflerine ulaşmasına engel olacak olan projeleri ise iptal ediyoruz. Bunu depolamalı diye ayırmaya da gerek yok aslında bizim kurumumuzdan izin, onay, lisans alan herkes için geçerli, tüm sektörler için geçerli ağırdan alanı iptal ederiz” dedi. Türkiye’nin karbon piyasaları dahil çevresel girişimler odaklı piyasalarına ilişkin konuya da değinen Yılmaz, Avrupa Birliği ülkeleri başta olmak üzere, çeşitli ülkelerin karbon piyasalarından elde ettiği gelirin 80 milyar dolar olarak ölçüldüğünü, karbon kredileri ve ikinci el piyasa işlemleriyle hacmin 800 milyar dolara kadar çıktığını; gelecek 10 yılda 10 katlık bir büyüme tahmini gerçekleşirse 8 trilyon doları aşan bir büyüklüğün gündemde olduğunu hatırlattı. </p>
<h2>Şebeke güvenliğine yatırım </h2>
<p>Elektrik ve doğalgaza yapılan yüzde 25 zam ve yıl içinde başka artışlar olma ihtimaline yönelik soruya, “Biz hiçbir zaman maliyetleri birebir yansıtan bir yaklaşım içinde olmadık, olmayacağız. Yapılan tüm düzenlemeleri; vatandaşlarımızın alım gücünü, ülkemizin enflasyon hedeflerini ve makro ekonomik dengeleri gözeterek, son derece hassas bir denge içinde planlıyoruz” yanıtını veren Mustafa Yılmaz, yüzde 25 artışın da yüksek bulunduğunun hatırlatılması üzerine, “Elektrik fiyatının sadece üretim boyutu yok… bir de dağıtım ve şebeke tarafı var. Dağıtım dediğimiz alan; trafo yatırımlarından hatlara, kablolardan bakım-onarım faaliyetlerine, arıza müdahalelerinden aydınlatma hizmetlerine kadar çok geniş bir operasyonu kapsıyor. Ve bu alan doğrudan sahada yapılan, sürekli yatırım ve işletme maliyeti gerektiren bir yapı. Burada, üretimde olduğu gibi doğrudan bir sübvansiyon mekanizması bulunmadığı için, yapılan düzenleme büyük ölçüde bu maliyetlerin karşılanmasına yöneliktir. Nitekim Nisan ayında yapılan %25’lik düzenlemenin önemli bölümü, dağıtım şebekesinin sürdürülebilirliği, hizmet kalitesinin korunması ve yatırımların devam edebilmesi amacıyla dağıtım tarifesine yansıtılmıştır” bilgisini verdi.</p>
<h2>Kademeli fiyatlama mekanizması </h2>
<p>Elektriğin ardından doğalgazda da kademeli tarife oluşturulmasının adil ve hedefli destekleme mekanizması oluşturulması yönünde adımlar arayışının sonucu olduğunu kaydeden Yılmaz, “Genel çerçevede şunu söyleyebilirim: Türkiye artık enerji alanında sübvansiyonu genel bir destek olmaktan çıkarıp, hedefli bir sosyal politika aracına dönüştürme sürecindedir. Bizim tüm düzenleyici yaklaşımımız da bu dönüşümü destekleyecek şekilde şekillenmektedir” dedi. EPDK Başkanı Yılmaz, Rekabet Kurumu ile birlikte düzenledikleri ve alanında ilk olan zirvenin de “Bugün enerji; ekonominin, teknolojinin, dış politikanın ve hatta küresel rekabetin merkezinde yer alıyor. Dolayısıyla böyle bir dönemde; farklı paydaşların bir araya geldiği, fikir ürettiği, tartıştığı ve birlikte çözüm geliştirdiği platformlara olan ihtiyaç da her geçen gün artıyor” yorumunu yaptı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"EPDK; Emisyon Ticaret Sistemi'ne katkı sunacak"</span></h2>
<p>Türkiye’nin Emisyon Ticaret Sistemi hazırlıklarında olduğunu kaydeden Mustafa Yılmaz, proaktif bir yaklaşım benimsediklerini vurgulayarak, “EPİAŞ’ın piyasa işletmecisi olarak konumlanmasıyla birlikte, birincil ve ikincil piyasaların şeffaf, likit ve rekabetçi bir yapı içinde faaliyet göstermesi hedeflenmektedir. EPDK, ETS (Emisyon Ticaret Sistemi) piyasasının sağlam bir zemine oturması yönünde özellikle piyasa kurallarının belirlenmesi, piyasa bozucu davranışların önlenmesi ve şeffaflığın sağlanmasına ilişkin düzenlemeleri hayata geçirerek yeşil dönüşümü finanse eden etkin, şeffaf ve rekabetçi çevresel piyasaların gelişimine katkı sunmaya devam edecektir” diye konuştu. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrige-yuzde-25-zammin-cogu-dagitim-guvenligi-icin-78017</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/EPDK-Baskani-Mustafa-Yilmaz.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK Başkanı Mustafa Yılmaz &quot;Nisan ayında yapılan %25’lik düzenlemenin önemli dağıtım şebekesinin sürdürülebilirliği, hizmet kalitesinin korunması ve devam edebilmesi amacıyla dağıtım tarifesine yansıtılmıştır” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/pomsad-baskani-yucel-sektorumuz-kuresel-rekabette-guclu-ihracatci-kimligi-kazandi-78058</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> POMSAD Başkanı Yücel: Sektörümüz, küresel rekabette güçlü ihracatçı kimliği kazandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f05d4a99e95-1777360202.png" alt="" width="900" height="129" />Pompa sanayicilerinin, sektörün bir sivil toplum kuruluşu tarafından temsil edilmesine yönelik ilk çağrılar, 70’li yıllardan itibaren ortaya konsa da dernekleşme fikri ihracatın öne çıktığı 90’lı yıllarda somut zemine oturdu. Dernek çatısına ilişkin ilk adım ise 3-5 Nisan 1996 tarihinde gerçekleşen 2’nci Pompa Kongresi’nde atıldı. 12 kurucu üye 2 Eylül 1996’da dernek fikrini resmiyete kavuşturdu. POMSAD, bu yıl 30’uncu yılını doldurdu.</p>
<p>Sektörün stratejik rolünün önemine dikkat çeken Türk Pompa ve Vana Sanayicileri Derneği (POMSAD) Başkanı Dr. Nurdan Yücel, “Pompa ve vana sanayi, su ve atık su altyapısından enerjiye, sulamadan HVAC ve proses sanayilerine kadar kritik alanlara hizmet veriyor. Sektörümüz iç pazara bağımlı bir yapıdan çıkarak küresel tedarik zincirlerine entegre olmuş güçlü bir ihracatçı kimliği kazandı. Bugün geldiğimiz noktada yalnızca üretim gücüyle değil, teknoloji ve kaliteyle de rekabet eden bir yapıya ulaştık” dedi.</p>
<p>“Çevre dostu üretim süreçlerine yatırım hızlanıyor” Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’na (CBAM) uyumun, sektörün öncelikli hedefi olduğunu bildiren Yücel, “Üreticiler; IE3–IE4 verimlilik sınıfında motorlar, düşük karbonlu döküm teknolojileri ve çevre dostu üretim süreçlerine yönelik yatırımlarını hızlandırmaktadır” dedi.</p>
<p>“Türkiye pompa ve vana sektörü, 2026 yılında da dayanıklı ve stratejik bir sanayi kolu olarak öne çıktı” diyen Yücel, şunları kaydetti:</p>
<p>“İhracatla büyüyen, teknolojiyle derinleşen ve sürdürülebilirlik ile uyumlu bir yapı kurabilen sektörümüz, uzun vadede çok daha güçlü bir küresel oyuncu haline gelecektir” dedi. POMSAD’ın sektörel dönüşümde aktif rol oynadığını belirten Yücel, Aralık 2026’da düzenlenecek 12. Kongre’nin “İnsan • Makina • Yapay Zekâ” temasıyla sektörün geleceğine ışık tutacağını ifade etti.</p>
<p>2025’in aynı zamanda sektör açısından bir “denge arayışı” dönemi olarak öne çıktığına değinen Nurdan Yücel, “Yüksek faiz oranları iç pazarda talebi baskılarken, ihracata yönelik üretim güçlü seyrini sürdürmüştür. Toplam üretim kapasitesi yaklaşık 3,5 milyar dolar seviyesine ulaşmış; kapasite kullanımını ağırlıklı olarak dış pazarlar desteklemiştir” dedi.</p>
<p>Türk pompa ve vana üreticilerinin küresel ölçekte yalnızca “düşük maliyetli” değil, “kalite–değer dengesi” sunan tedarikçiler olarak konumlandığına vurgu yapan Nurdan Yücel, “Santrifüj pompalar ve yangın vanaları gibi bazı niş alanlarda Türk firmaları üretim hacmi açısından dünyada ilk sıralarda yer almaktadır” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/pomsad-baskani-yucel-sektorumuz-kuresel-rekabette-guclu-ihracatci-kimligi-kazandi-78058</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/8/1280x720/pomsad-baskani-nurdan-yucel-1777360395.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pompa ve vana ihracatının 2025 yılında yüzde 7’lik artışla yaklaşık 2.2-2,3 milyar dolar aralığında gerçekleştiği bilgisini veren POMSAD Başkanı Dr. Nurdan Yücel, “Sektör, Türkiye’nin toplam makine ihracatının yaklaşık yüzde 9.5-10’unu oluşturmuştur. Sektör küresel rekabette yeni bir eşiğe ulaştı” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sirketlerin-kredi-sicili-alarm-veriyor-78016</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şirketlerin kredi sicili alarm veriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe birinci gündem takipteki alacaklardaki yükseliş olmaya devam ediyor. 2026 öncesinde en çok tüketici kredilerinde ve bireysel kredi kartlarında öne çıkan takipteki alacak oranı problemi bu yıl şirketlere sıçradı.</p>
<p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu verilerine göre son bir yılda TL cinsi taksitli ticari kredilerde takipteki alacak hacmi yüzde 122,06 arttı, KOBİ kredilerinde de takipteki alacak hacmi büyümesi yüzde 120'yi geçti. Takipteki alacak oranı da aynı dönemde taksitli ticari kredilerde 1.24, KOBİ kredilerinde 1.41 puan arttı ve yüzde 4'ün üzerine çıktı. Taksitli ticari ve KOBİ kredilerinin toplam TL cinsi takipteki alacak bakiyesi içindeki oranı da son bir yılda tüketicinin önüne geçti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f032789cfe4-1777349240.png" alt="" width="500" height="484" /></p>
<h2>Şirketlerin takipteki alacak hacmi ikiye katladı</h2>
<p>Enflasyonla mücadele kapsamında uygulanan sıkı para politikasında Orta Doğu’yu karıştıran savaş nedeniyle bir süre daha gevşeme beklenmiyor. Sıkı para politikasının getirdiği yüksek faizler ve finansmana erişimin zorlaşmasının yanı sıra enflasyon nedeniyle bozulan gelir dağılımı bankacılık sektöründe son yıllarda takipteki alacak sorununu yeniden ilk sıraya yükseltti. Sıkılaşmanın gevşememesi sorunun gündemde kalmasını devam ettirirken artık tüketicide değil şirketlerde sorun daha öne çıkmaya başladı.</p>
<p>Bankalar gruplar halinde değerlendirdikleri kredilerde anapara veya faizini 90 günden fazla aksattığında o krediyi takipteki alacak olarak değerlendiriyor.</p>
<p>BDDK haftalık verilerinden EKONOMİ’nin yaptığı hesaplamalara göre TL cinsi kredilerde takipteki alacak hacmi 17 Nisan ile biten hafta itibariyle 683.8 milyar lira seviyesinde. Bu geçen yıl aynı haftaya göre yüzde 84,61'lik bir yükselişe işaret ediyor. Tüketici kredilerinde geçen yılın aynı haftasına göre yüzde 73'lük artışla 135.4 milyar liraya çıkan takipteki alacak hacmi, ihtiyaç kredilerinde ise yüzde 73,15 yükselerek 133.7 milyar liraya geldi. Bireysel kredi kartlarında takipteki alacak bakiyesi yüzde 88,2 artışla 148.8 milyar lira oldu. TL cinsi taksitli ticari kredilerde geçen yıla göre yüzde 122,06 artan takipteki alacak hacmi 119.8 milyar liraya, KOBİ kredilerinde yüzde 120,33 artışla 239.9 milyar liraya, kurumsal kredi kartlarında ise yüzde 126,2 artışla 26.2 milyar liraya ulaştı.</p>
<h2>Takipteki alacakların yüzde 35’i KOBİ kaynaklı</h2>
<p>Şirketlerde takipteki alacak hacmi yükselişi son bir yılda tüketicilerdekinin önüne geçerken toplam takipteki alacak bakiyesi içindeki payında da aynı değişim yaşandı.</p>
<p>Geçen yıl toplam takipteki alacak hacminde tüketici kredilerinin payı yüzde 20,85 iken bu yıl nisanda bu oran yüzde 1.33 puan düşüşle yüzde 19,81'e geriledi, bireysel kredi kartlarında takipteki alacak bakiyesi içindeki pay 0.41 puanlık yükselişle yüzde 21,76'ya geldi. Belirgin değişim şirketlerde gerçekleşti.</p>
<p>TL cinsi takipteki alacak bakiyesi içinde taksitli ticari kredilerin payı geçen yıl yüzde 14,57 iken bu yıl yüzde 17,53'e çıktı, neredeyse 3 puanlık bir artış yaşandı. KOBİ kredilerinde ise geçen yıl yüzde 29,40 olan pay bu yıl yüzde 35,1'e kadar yükseldi ve 5.7 puana varan artış ortaya çıktı. Kurumsal kredi kartlarının toplam takipteki alacak bakiyesi içindeki payı da 0.7 puan yükselişle yüzde 3,83'e geldi.</p>
<h2>Bankaların alacaklar için ayırdığı karşılık iki katına çıktı </h2>
<p>Takipteki alacak oranı son bir yılda TL cinsi her kredide yükselse de şirketlerdeki yükseliş tüketiciyi geçti. Geçen yıl nisanda yüzde 3,36 olan TL cinsi kredilerde takipteki alacak oranı bu yıl 0.94 puan arttı ve yüzde 4,30'a yükseldi.</p>
<p>Tüketici kredilerinde 0.74 puan yükselişle yüzde 3,55'ten yüzde 4,30'a çıkan takipteki alacak oranı, ihtiyaç kredilerinde 0.82 puan artarak yüzde 4,87'den yüzde 5,69'a geldi. Bireysel kredi kartlarında yaklaşır 1 puanlık artışla takipteki alacak oranı yüzde 4,01'den yüzde 5'e yükseldi. TL cinsi taksitli ticari kredilerde 1.24 puan yükselişle takipteki alacak oranı yüzde 2,97'den yüzde 4,22'ye, TL cinsi KOBİ kredilerinde yüzde 2,87 olan takipteki alacak oranı 1.41 puan artışla yüzde 4,27'ye sıçradı.</p>
<p>Bankacılık sektörü takipteki alacaklar için ayırdıkları karşılığı da son bir yılda neredeyse ikiye katladı. Sorunu dikkatle takip eden bankaların geçen yıl nisanda TL cinsi kredilerin takipteki alacakları için ayırdığı karşılıklar 267.4 milyar lira iken yüzde 97,6 artışla bu yıl nisanda 528.4 milyar liraya yükseldi.</p>
<p>Özellikle ihtiyaç ve bireysel kredi kartlarında son yıllarda oldukça tartışılan sorunun sürmesi ve şirketlerde daha ağır hissedilmeye başlaması uzmanlara göre BDDK tarafından devreye alınan yapılandırmanın da çok yeterli olmadığını gösteriyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">KOBİ kredilerinde bozulma daha büyük</span></h2>
<p>BDDK verilerinden EKONOMİ'nin yaptığı hesaplamalara göre TL cinsi ticari kredilerde takipteki alacaklarda en büyük pay KOBİ kredilerinin. Ancak KOBİ kredilerinin ticari kredilerdeki toplam takipteki alacak bakiyesi içindeki payı son bir yılda çok daha büyüdü. Geçen yıl nisanda KOBİ kredilerinin toplam ticari kredilerdeki takipteki alacak bakiyesi içindeki payı yüzde 51,13 iken bu yıl bu pay 9 puan yükselişle yüzde 60,1'e geldi. Taksitli ticari kredilerin payı ise geçen yıl yüzde 25,34 iken bu yıl yüzde 30'a çıktı. Kurumsal kredi kartlarının payı da yüzde 5,44'ten yüzde 6,56'ya yükseldi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sirketlerin-kredi-sicili-alarm-veriyor-78016</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/0/1280x720/lira-para-tl-1766502481.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Son yıllarda yüksek faizler ve gerileyen alım gücüyle en çok tüketici ve bireysel kredi kartları için gündeme gelen takipteki alacak oranındaki yükseliş 2026 ile birlikte şirketlerde daha belirgin oldu. BDDK verilerine göre borcunu ödemeyen şirketlerdeki artışla birlikte taksitli ticari ve KOBİ kredilerinin takipteki alacak oranı büyümesi tüketicileri geride bıraktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gaziantep-is-dunyasinin-duyulmayan-feryadi-78089</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gaziantep iş dünyasının duyulmayan feryadı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’nin üretim üssü olarak anılan Gaziantep, bugün sessiz ama derin bir krizin eşiğinde. Yıllarca “Anadolu Kaplanı” unvanıyla anılan bu şehir, şimdi kendi içinde kan kaybediyor.</p>
<p>En çarpıcı sinyaller ise Organize Sanayi Bölgesi’nden geliyor. Üretimin kalbi olan OSB’de çarklar yavaşlıyor, hatta bazı yerlerde durma noktasına yaklaşıyor.</p>
<p>Rakamlar artık inkâr edilemez bir tabloyu ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Enerji tahsilat oranları düşüyor</strong></p>
<p>İhracattaki düşüş, enerji tahsilat oranlarının yüzde 90’lardan yüzde 70’lerin altına gerilemesi, sanayicinin ödeme gücünün ciddi şekilde zayıfladığını gösteriyor.</p>
<p>Elektrik faturasını ödeyemeyen bir üretici, yarın nasıl üretim yapacak? Bu soru bugün Gaziantep’in en kritik sorusu haline gelmiş durumda.</p>
<p>Artan maliyetler, daralan pazarlar ve küresel ölçekte yaşanan siyasi gerilimler bu tabloyu daha da ağırlaştırıyor.</p>
<p>Enerji, hammadde ve lojistik giderleri yükselirken, siparişler azalıyor. OSB yollarında eskisi gibi yoğun TIR trafiği yok. Bu sessizlik, üretimdeki daralmanın en somut göstergesi.</p>
<p><strong>Finansmana erişim sorunu da işin cabası!</strong></p>
<p>Üstelik sorun sadece ekonomik değil, aynı zamanda yapısal. Mart ayı sonunda ödenmesi gereken finansal yükümlülükler, birçok firma için bir eşik oldu. Ödeyebilenler kısa süreli nefes aldı, ödeyemeyenler ise krizin gerçek yüzüyle karşı karşıya kaldı. Bugün konuşulan, asıl sıkıntının henüz yeni başladığıdır.</p>
<p>Bu noktada en dikkat çekici eksiklik ise temsil ve iletişim sorunu. Gaziantep iş dünyasının çatı kuruluşları, sanayicinin sesini yeterince duyurabiliyor mu? Sahadaki gerçeklerle masadaki gündem arasında ciddi bir kopukluk olduğu hissediliyor. Gaziantepli sanayicilerin büyük çoğunluğu yalnız bırakıldığını düşünüyor.</p>
<p><strong>Oysa çözüm, sahaya inmekten geçiyor!</strong></p>
<p>Bürokratik toplantılar kadar, üreticinin atölyesinde, fabrikasında yapılan görüşmeler de önemlidir. Sorunlar yerinde tespit edilmeden, çözüm üretmek mümkün değildir. Gaziantep’in ihtiyacı olan şey, gecikmiş destekler değil, hızlı, kararlı ve güven veren adımlardır.</p>
<p>Bugün alınacak önlemler, yarının kayıplarını belirleyecek. Eğer bu gidişat tersine çevrilemezse, Gaziantep sadece ekonomik değil, aynı zamanda sosyal bir kırılma yaşayacaktır.</p>
<p>Bu şehir, krizleri aşma konusunda geçmişte defalarca kendini kanıtlamıştır.</p>
<p>Şimdi mesele, bu direnci yeniden harekete geçirebilmektir. Bunun için de iş dünyası, kamu ve sivil toplumun birlikte hareket etmesi şart. Aksi halde, herkesin gözleri önünde bir sanayi hafızasının eridiğine tanıklık edeceğiz.</p>
<p>Kısacası Gaziantep iş dünyası feryadının duyulmasını bekliyor.</p>
<p>Duyan olacak mı?</p>
<p>Onu da sanayici, iş insanlarımızla bekleyip, birlikte göreceğiz…</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gaziantep-is-dunyasinin-duyulmayan-feryadi-78089</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep iş dünyasının duyulmayan feryadı! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ihracatin-yuzde-40ini-orta-yuksek-teknoloji-grubu-olusturuyor-78057</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracatın yüzde 40’ını orta-yüksek teknoloji grubu oluşturuyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f05ccd08773-1777360077.png" alt="" width="900" height="129" />Türkiye’nin makine sanayisinde kritik bir yere sahip olan, su ve atık su altyapısı, enerji, sulama, HVAC ile proses sanayileri gibi alanlara hizmet sunan pompa/vana sektörü, son yıllarda geçirdiği dönüşümün ardından küresel ölçekte rekabetçi üretim yapısıyla yol alıyor.</p>
<p>Yaklaşık 5 milyar dolara ulaşan toplam pazar büyüklüğüyle sektör, iç talepteki daralmaya rağmen ihracat odaklı büyüme stratejisi sayesinde üretim kapasitesini korumayı başarırken, yeni dönem için dijitalleşme ve sürdürülebilirlik odaklı yeni bir yapısal dönüşümün eşiğine geldi.</p>
<p>Sektör, 2025 yılında ülkenin kalkınması açısından stratejik bir “tamamlayıcı sanayi” olma özelliğini sürdürdü. Dökümden talaşlı imalata, test ve belgelendirmeye kadar uzanan dikey entegre üretim yapısı sayesinde Türk pompa ve vana üreticileri; altyapı yatırımlarına, sanayide modernleşme projelerine ve bölgesel talep dalgalanmalarına hızlı ve esnek biçimde yanıt verebilir hale geldi.</p>
<p><strong>İç pazar daralınca üretici ihracata yöneldi </strong></p>
<p>2025 yılı, sektör açısından bir “denge arayışı” dönemi olarak öne çıktı. Türk Pompa ve Vana Sanayicileri Derneği (POMSAD) verilerine göre, yaklaşık 2 milyar dolarlık iç pazar ve 2,5 milyar doları aşan dış pazar hacmi olan sektör, geçen yıl finansal koşulların iç talebi baskıladığı bir dönemde üretimi sürdürdü. Yüksek faiz oranları ve finansmana erişimde yaşanan zorluklar iç pazarda talebi sınırlandırırken, üreticiler ihracata yönelerek kapasite kullanımını üst seviyede tutmayı başardı. POMSAD verilerine göre iç pazar büyüklüğü 1,6–1,8 milyar dolar bandında şekillenirken, ihracatın 2,2–2,3 milyar dolar düzeyine ulaşması sektörün yönünü net biçimde ortaya koydu. Geçen yıl toplam üretim kapasitesi yaklaşık 3,5 milyar dolar seviyesine ulaşırken, kapasite kullanımını ağırlıklı olarak dış pazarlar destekledi.</p>
<p><strong>Toplam makine ihracatındaki payı arttı</strong></p>
<p>Sektörün ihracat performansı, Türkiye’nin toplam makine ihracatı içindeki payına da doğrudan yansıdı. Türkiye’nin toplam makine ihracatının yaklaşık yüzde 9.5- 10’unu tek başına gerçekleştiren sektörün başlıca ihracat pazarları arasında Almanya, ABD, Birleşik Krallık, Irak ve İtalya gibi ülkeler yer aldı.</p>
<p>Son dönemde dikkat çeken en önemli gelişmelerden biri de sektörün katma değeri yüksek üretime yönelmesi. POMSAD verilerine göre, ihracatın yaklaşık yüzde 40’ının orta-yüksek teknoloji grubundan gelmesi, üreticilerin fiyat odaklı rekabetten uzaklaşarak kalite, verimlilik ve mühendislik gücünü ön plana çıkardığını ortaya koyuyor. Bu dönüşüm, Türk firmalarının küresel pazarda “düşük maliyetli üretici” algısını kırarak “kalite–değer dengesi sunan çözüm ortağı” konumuna yükselmesini sağladı. Özellikle santrifüj pompalar ve yangın vanaları gibi niş alanlarda elde edilen üretim hacmi ve uzmanlaşma, Türkiye’yi bu segmentlerde küresel ölçekte üst sıralara taşıyor. Bunun yanında CE, ISO ve UL/FM gibi uluslararası standartlara uyum, Avrupa Birliği ve Kuzey Amerika gibi yüksek regülasyonlu pazarlara erişimi kolaylaştırarak ihracatın sürdürülebilirliğini destekliyor.</p>
<p><strong>Çevre dostu üretim için yatırımlar hızlanıyor </strong></p>
<p>2026 yılı itibarıyla pompa ve vana sektörünün yol haritası, POMSAD tarafından sürdürülebilirlik ve dijitalleşme olmak üzere iki ana eksende tanımlanıyor. Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM), üretim süreçlerinde çevre dostu dönüşümü zorunlu hale getirirken, Türk üreticiler bu sürece uyum sağlamak adına yatırımlarını hızlandırıyor. IE3–IE4 verimlilik sınıfına sahip motorlar, düşük karbonlu döküm teknolojileri ve enerji verimliliği yüksek sistemler, sektörün öncelikli yatırım alanları arasında yer alıyor. Dijital dönüşüm ise sektörün rekabet gücünü ileri taşıyacak ikinci temel unsur olarak öne çıkıyor. POMSAD’ın aktardığına göre, IoT tabanlı pompa ve vana sistemleri, akıllı izleme teknolojileri ve kestirimci bakım çözümleri Ar-Ge gündeminin merkezine yerleşmiş durumda. Bu teknolojiler sayesinde hem operasyonel verimlilik artıyor hem de ürünlerin katma değeri yükseliyor.</p>
<p><strong>Vana pazarı 80 milyar dolar büyüklüğe ulaştı </strong></p>
<p>Küresel vana pazarının 80 milyar doları aşan büyüklüğü dikkate alındığında, Türkiye’nin bu pazardan aldığı payı artırma potansiyeli oldukça yüksek. POMSAD’a göre özellikle enerji verimli pompalar ve akıllı vana sistemleri gibi hızlı büyüyen segmentlere odaklanılması, sektörün gelecekteki konumunu belirleyecek kritik stratejiler arasında yer alıyor.</p>
<p>Öte yandan ihracat pazarlarının çeşitlendirilmesi de sektörün öncelikli hedefleri arasında bulunuyor. Avrupa pazarındaki güçlü konum korunurken, Orta Doğu, Orta Asya ve Afrika’daki altyapı projelerine yönelik açılımlar yeni büyüme alanları olarak öne çıkıyor. Bu doğrultuda sektörün yıllık ihracatının 2,5 milyar dolar seviyesine ulaşması hedefleniyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ihracatin-yuzde-40ini-orta-yuksek-teknoloji-grubu-olusturuyor-78057</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/7/1280x720/pompa-vana-1777360098.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye makine sanayisinin temel yapı taşlarından olan pompa ve vana sektörü, son yıllarda geçirdiği dönüşümle yalnızca iç pazara çalışan üretim yapısından çıktı, küresel rekabetin etkin oyuncularından biri haline geldi. Sektör küresel ölçekte sadece düşük fiyatla değil, kalite-değer dengesi sunan tedarikçi yapısıyla da öne çıkıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasaya-emanet-mi-yasiyoruz-78046</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasaya emanet (mi) yaşıyoruz (?)</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünyada giderek daha fazla şeyi piyasadan satın alıyoruz ama asıl tehlike artık devletin de kendi kapasitesini satın alınabilir bir şeye dönüştürmesi.</p>
<p>Bugün bir devletin gücü yalnızca bütçesinin büyüklüğüyle, bina sayısıyla ya da güvenlik aygıtının sertliğiyle ölçülemez. Asıl soru şu: Kriz anında çalışmaya devam edebiliyor mu? Depremde, salgında, savaşta, büyük bir siber saldırıda ya da yaygın iletişim kesintisinde yurttaşının karşısında gerçekten bir kamu otoritesi olarak durabiliyor mu? Kimliği doğrulayabiliyor, dijital şiddeti regüle edebiliyor, sosyal yardımı ulaştırabiliyor, eğitim kayıtlarını koruyabiliyor, mülkiyet bilgisini güvence altına alabiliyor mu? Yoksa ilk büyük sarsıntıda, yıllardır “dijital dönüşüm” diye sunulan yapının aslında dışarıdan kiralanmış, parçalı ve kırılgan bir sistem olduğumu ortaya çıkıyor?</p>
<p>Oxford Internet Institute’un katkı sunduğu “Government Resilience in the Digital Age” tam da bu nedenle önemli: Çünkü dijitalleşmeyi bir dostlar pazarda görsün meselesi olmaktan çıkarıp devletin sürekliliği meselesi olarak ele alıyor.</p>
<p>Raporun esas uyarısı açık. Bugünün dünyasında dijitalleşme artık tercihe bağlı bir modernleşme başlığından daha çok devletin kriz koşullarında varlığını sürdürebilmesinin temel şartlarından biri. Kritik kayıtların dijital olarak korunması, kamu hizmetlerinin uzaktan da devam ettirilebilmesi, bağlantının yedekli kurulması, siber güvenliğin baştan itibaren sistemin parçası yapılması ve dış tedarikçilere bağımlılığın yönetilmesi artık teknik ayrıntılar değil, doğrudan siyasal kapasite meseleleri.</p>
<p>Burada asıl tartışma teknolojiye sahip olmak değil, teknoloji üzerinde kamusal denetim kurabilmek. Çünkü birçok ülkede yaşanan şey tam anlamıyla dijital devlet inşası değil aksine kamu işlevlerinin özel teknoloji şirketlerine parça parça devredilmesiyle ilgili. (adil sosyal girişimlerin neden önemli olduğu ara notunu buraya bırakmak isterim.)</p>
<p>Veri altyapısı başka yerde, bulut hizmeti başka yerde, güvenlik çözümü başka bir kapalı kutuda, karar destek mekanizması ise denetlenemeyen ticari araçlarda. Böyle bir düzende devlet kendi sinir sistemini kurmuş olmaz aksine onu kontrol et(e)mediği alanlara kiralamış olur. Kiralanan kapasite ise kriz anında ya pahalılaşır, ya kesilir, ya da siyasi ve ekonomik güç ilişkilerine teslim olur. O yüzden mesele yalnızca verimlilik değil. Mesele egemenlik, süreklilik ve kamusal güvence.</p>
<p>Benim itirazım tam da burada başlıyor. Kamu yönetimini yalnızca hız, maliyet düşüşü ve işlem kolaylığı diliyle savunamayız. Bunlar önemli olabilir ama kamu dediğimiz yapı piyasadan farklı olarak önce eşitliği, erişimi, güveni ve devamlılığı üretmek zorunda. Bir hizmetin dijital olması yetmez herkes için erişilebilir, denetlenebilir ve kriz anında da çalışabilir olması gerekir. Yurttaşın devlete erişimi bir uygulamanın performansına, bir abonelik modeline ya da birkaç küresel şirketin operasyonel kararına bağlı hale geliyorsa, ortada güçlü bir dijital devlet değil, dış bağımlılıklarla ayakta duran zayıf bir idari kabuk ve o kabuğun altında savrulan insan hakları vardır.</p>
<p>Bu yüzden internet erişimi de yalnızca teknik bir altyapı başlığı olarak görülemez. Bağlantıyı bugün aynı zamanda eğitim, sağlık hizmeti, hak takibi, kamusal görünürlük hatta yurttaşlığın gündelik zemini olarak okumamız gerek. Bağlantısı kesilen kişi yalnızca çevrimdışı kalmaz kamudan, haktan ve ortak hayata katılımdan da kopar çünkü dijital alanlar artık yeni müştereklerimizden. Raporun bağlantıyı kritik altyapı olarak ele alması bu nedenle önemli çünkü mesele sadece kablo, baz istasyonu ya da veri akışı değil aynı zamanda kamusal hayatın hangi koşullarda devam edeceği.</p>
<p>Kamusal önceliğimiz “daha çok teknolojiye sahip miyiz?” değil “daha fazla kamusal kapasiteye sahip miyiz?” olmalı. Daha dayanıklı, daha hesap verebilir, daha kapsayıcı bir dijital düzen kurabiliyor muyuz? Çünkü kamusal değer üretmeyen hiçbir dijitalleşme, ne kadar parlak görünürse görünsün, demokratik ya da adil bir gelecek vaat etmez. İhtiyacımız olan şey teknolojiye teslim olmuş bir devlet değil, teknolojiyi yurttaş lehine örgütleyebilen bir devlet. Dijitalleşmenin gerçek sınavı da tam burada başlıyor. Ve evet dijitalleşmeye böyle bir kamusal bakış açısı yapay zeka gerçekten korkutucu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasaya-emanet-mi-yasiyoruz-78046</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Piyasaya emanet (mi) yaşıyoruz (?) ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sejanus-etkisi-ceonun-yakin-arkadasi-olmak-78043</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sejanus Etkisi: CEO’nun yakın arkadaşı olmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir CEO’ya yakın olmak, dışarıdan bakıldığında ayrıcalık gibi görünür. Güvene dayalı bir ilişki, hızlı iletişim, karar mekanizmalarına yakınlık… Ancak bu yakınlık, çoğu zaman fark edilmesi zor, karmaşık ve hatta tehlikeli dinamikleri de beraberinde getirir. Özellikle “yakın arkadaş” rolü, profesyonel sınırların bulanıklaşmasına ve liderin istemeden zor duruma düşmesine neden olabilir.<br /><br />Öncelikle, CEO’nun çevresindeki insanların etkisi, şirketin kaderiyle doğrudan bağlantılıdır. Yakın arkadaş konumundaki biri, niyeti iyi olsa bile, objektifliğini kaybedebilir. CEO’nun her kararını desteklemek, eleştirel düşünceyi geri plana itmek veya “koruma içgüdüsüyle” gerçekleri yumuşatmak, liderin yanlış kararlar almasına zemin hazırlayabilir. Daha tehlikelisi, CEO çoğu zaman bu durumun farkında değildir; çünkü güven duygusu, sorgulama mekanizmasını zayıflatır.</p>
<p><strong>Bu yakın arkadaşlık olayı nasıl başlar ?</strong></p>
<ul>
<li>Liderler, daha çok güvendikleri, daha sık iletişimde oldukları kişilere fırsat verme eğiliminde</li>
<li>Kendine benzeyen (düşünce tarzı, geçmiş deneyimleri, aynı okuldan, iletişim şekli benzer olan) kişileri daha yetkin algılama ve bu kişilere yakın olma eğilimi.</li>
<li>Ve veya CEO, zaten güvendiği, birlikte iyi çalıştığı ve performansından emin olduğu kişileri zamanla daha yakın bir çembere al</li>
<li>Yakınlık, her zaman kayırmanın sebebi değil; kendiliğinden mücadele içinde bir dava arkadaşlığı gibi gelişebilir.</li>
</ul>
<p><strong>Nasıl gelişir ?</strong></p>
<ul>
<li>Yakın olan kişi yada kişiler daha fazla stratejik bilgiye ve görünürlüğe sahip olur. Bu da terfi sürecinde avantaj yarat</li>
<li>Dışarıda kalanlar aynı performansı gösterseler bile aynı fırsatlara ulaşamayabilir.</li>
<li>Politikada olduğu gibi, kritik pozisyonlarda seçimde “en iyi” değil, çoğu zaman “en güvenilen” tercih edilebilir ve yetenek erozyonu tehlikesinin başlangıcı olabilir.</li>
<li>Bu durum zamanla şirket içinde ayrıcalıklı bir iç grup oluşturabilir. Bu da zamanla organizasyon içinde sessiz bir içerleme ve adaletsizlik hissi yaratır.</li>
<li>Kişi yakın olduğu için mi daha fazla fırsat alır, yoksa daha fazla fırsat aldığı için mi yakınlaşır? Bu sınır belirsizleştiğinde, hem liderin kararları şirket içinde sorgulanmaya başlar.</li>
<li>CEO, objektif davrandığını düşünürken aslında dar bir çemberin etkisi altında kal</li>
</ul>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Zaman zamanda bunlar olur…</strong></span></p>
<p><strong>Manipülasyon </strong><strong>ihtimal</strong><strong>i </strong></p>
<p>Yakınlık, güç demektir. Bu gücü bilinçli ya da bilinçsiz kullanan kişiler, CEO’nun algısını yönlendirebilir. Bilgi akışını filtrelemek, belirli kişileri öne çıkarmak veya geri planda bırakmak, hatta karar süreçlerini etkilemek… Tüm bunlar, organizasyon içinde adaletsizlik hissi yaratırken, CEO’nun da gerçek tabloyu görmesini engeller. Manipülatif kişi her zaman açıkça “kötü niyetli” görünmez; aksine çoğu zaman sadık, destekleyici ve çözüm odaklı bir profil çizer.</p>
<p><strong>Arkadaş olan kişi objektif olmayı bırakabilir</strong><br /><br />Bazen de sorun, rol karmaşasından doğar. Arkadaş mı, çalışan mı, danışman mı? Bu sorunun net bir cevabı olmadığında, beklentiler de belirsizleşir. CEO, karşısındaki kişiden profesyonel bir geri bildirim beklerken, o kişi arkadaşlık refleksiyle hareket edebilir. Ya da tam tersi, ilişkiyi korumak adına söylemesi gerekenleri söylemeyebilir. Bu durum, uzun vadede hem ilişkiye hem de kuruma zarar verir.<br /><br /><strong>Yakın arkadaşına hayır diyebilir misin?</strong></p>
<p>Bu noktada çoğu liderin kendi içinde yaşadığı ama yüksek sesle dile getirmediği bir gerçek vardır: Yakın birine “hayır” diyememek. İlişkiyi koruma isteğiyle yapılan küçük esneklikler, zamanla karşı taraf için birer istisna olmaktan çıkar ve beklentiye dönüşür. Bir kez verilen taviz, çoğu zaman yeni bir standardın başlangıcı olur. Karşı taraf bunu bilinçli bir manipülasyonla yapmasa bile, insan doğası gereği açılan alanı genişletmek ister. Lider ise fark etmeden karar veren pozisyondan, beklentileri karşılayan pozisyona kayabilir. Bu kayma sessizdir ama etkisi çok büyüktür.</p>
<p><strong>Güç körlüğü</strong><br /><br />Bir başka ihtimal de “güç körlüğü”dür. CEO’ya yakın olan kişi, zamanla bu konumun getirdiği ayrıcalıkları normalleştirebilir. Kendi etkisini olduğundan büyük görebilir ve bu etkiyi test etmeye başlayabilir. Bu da organizasyon içinde görünmeyen gerilimlere, ekipler arası kopukluklara ve güven kaybına yol açar. CEO ise çoğu zaman bu dinamikleri iş yoğunluğu ve alışkanlıktan dolayı doğrudan gözlemleyemez.</p>
<p><strong>Yüksek beklentiler</strong></p>
<p>Kimi durumlarda CEO ne kadar objektif ve dengeli olmaya çalışsa da, yakın konumda olan kişi zamanla kendini farklı bir yerde konumlandırabilir. Daha fazla sorumluluk, daha fazla söz hakkı ve çoğu zaman daha yüksek pozisyon beklentisi… Bu beklenti karşılanmadığında ise kaçınılmaz olarak hayal kırıklıkları ortaya çıkar. Daha da kritik olanı, bu durumun ilişkiyi zedelemesi ve organizasyon içinde görünmeyen gerilimler yaratır. <br /><br /><span style="color: #e03e2d;"><strong>Peki çözüm nedir?</strong></span><br /><br /><strong>Net sınırlar</strong></p>
<p>Yakınlık, profesyonelliğin önüne geçmemelidir. CEO’nun çevresinde, ona gerçekleri söyleyebilecek, gerektiğinde karşı çıkabilecek insanlar olmalıdır. Aynı şekilde, yakın arkadaş konumundaki kişi de kendi rolünü net tanımlamalı ve bu rolün dışına çıkmamalıdır.</p>
<p><strong>Çoklu geri bildirim</strong><br /><br />Çoklu geri bildirim mekanizmaları kritik öneme sahiptir. CEO yalnızca tek bir kaynaktan beslenmemeli; farklı bakış açılarını sistematik olarak dinlemelidir. Bu, hem manipülasyon riskini azaltır hem de daha sağlıklı kararlar alınmasını sağlar.<br /><br /><strong>Farkındalık</strong></p>
<p>Gidişat yoğun iş temposu ve ajanda sırasında kendiliğinden geliştiği için farkına varılmaz. En önemli ve belki de en zor ama en önemli unsur olayın farkına varmaktır. Hem CEO’nun hem de yakınındaki kişinin, bu ilişkinin doğasını ve potansiyel risklerini sürekli sorgulaması gerekir. Çünkü en büyük risk, her şeyin “normal” göründüğü anlardır.<br /><br />CEO’nun yakın arkadaşı olmak, bir ayrıcalık olduğu kadar büyük bir sorumluluktur. Bu sorumluluğun farkında olunmadığında, iyi niyetle kurulan bir bağ bile, lideri farkında olmadan zayıflatabilir. Ve çoğu zaman asıl problem, bunun hiç fark edilmemesidir.<br /><br />Yakınlık bazen ödüldür, bazen sebeptir—ama çoğu zaman hangisi olduğu net değildir.<br /><br /><em>Ve belki de liderlikte en kritik soru şudur: Size en yakın olan kişi, gerçeğe mi yakındır—yoksa sadece size mi?</em></p>
<p>Roma İmparatoru Tiberius Roma’dan uzaklaşıp Capri’ye çekildiğinde, imparatorluğun merkezinde Sejanus kalmıştı. Resmi olarak muhafız komutanıydı. Fiilen ise imparatorun kulağına giden yolun bekçisiydi.<br /><br />Kimin sesi Tiberius’a ulaşacak?<br />Kimin sadakati şüpheli görünecek?<br />Hangi kriz büyütülecek, hangisi yumuşatılacak?<br />Kim imparatorun zihninde güvenilir, kim tehlikeli olacak?<br /><br />Bunlar artık Sejanus filtresinden geçiyordu.<br /><br />İşte liderlikte en tehlikeli yakınlık tam olarak burada başlar.<br /><br />Bir insan size yakın olduğu için değerli olabilir, ama bir noktada dünyaya baktığınız pencereye dönüşür.<br /><br />Ve bir gün pencere kirlense, lider dünya kirlendi sanabilir.<br /><br />CEO’ya yakın olmak da böyledir.<br /><br />Başta güven gibi görünür. Sonra hız kazandırır. Sonra kararları kolaylaştırır.<br /><br />En tehlikeli kör nokta da budur:<br /><br />Lider, kendisine en yakın olan kişiyi artık bir “etki kaynağı” olarak görmez.<br />Yakın kişi de kendi etkisini artık bir “güç” olarak görmez.<br />Ama organizasyon ikisini de görür.</p>
<p> </p>
<p><br /><br /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sejanus-etkisi-ceonun-yakin-arkadasi-olmak-78043</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/3/1280x720/747-1777374541.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sejanus Etkisi: CEO’nun yakın arkadaşı olmak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/formula-1-bize-iyi-gelecek-78041</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Formula 1 bize iyi gelecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçen cumartesi günü Dolmabahçe Çalışma Ofisi bahçesinde düzenlenen Formula 1 Türkiye Grand Prix (GP) Tanıtım Programı'ndaki konuşmasında müjdeyi verdi. Formula 1’in 5 yıl süreyle Türkiye’de de yapılacağını açıkladı. Güzel haberlere ihtiyacımız olan bir dönemdeki söz konusu açıklama elbette hem sevindirici hem de şehir ekonomisine yapması beklenen katkı bakımından umut verici.</p>
<p>Dünya örnekleri F-1’in İstanbul’a doğrudan ve dolaylı ekonomik etkisinin farklı senaryolara göre 270–550 milyon dolar arasında değişebileceğini gösteriyor. En büyük kazanç turizm ve global tanıtımda olurken, en hızlı etki otel ve hizmet sektöründe görülecek.</p>
<p>F1’in düzenlendiği şehirlere yaptığı katkıyı araştırınca ilginç verilere ulaştım. Üzerinde birleşilen konu F-1’in yalnızca spor etkinliği değil, aynı zamanda ciddi bir ekonomik hareketlilik kaynağı olduğu. En büyük katkı, şehir dışı ziyaretçilerden geliyor. Dünya örnekleri özellikle uluslararası izleyicilerin 2–4 günlük yarış hafta sonu boyunca kişi başı ortalama 1.500–5.000 dolar harcama yaptığını gösteriyor. Yarışlar toplamda 200 bin ile 400 bin arasında ziyaretçi çekiyor. Ancak burada önemli olan kalabalık değil, harcama gücü yüksek ziyaretçiler.</p>
<p>Bu kadar çok ve harcama gücü yüksek önemli sayıda ziyaretçinin bulunduğu izleyicilerin ekonomik katkısı da büyük oluyor. Örneğin Bakü’de yaklaşık 277, Miami’de 500, Abu Dabi’de 700, Singapur’da 150-200 milyon, Las Vegas’ta ise 1.5 milyar dolarlık ekonomik etki yaratmış. Bunun bir kısmı doğrudan harcamalardan, bir kısmı ise artan küresel görünürlükle oluşan dolaylı katkılardan oluşmuş. Organizasyon sürecinde özellikle lojistik, turizm ve etkinlik yönetimi gibi alanlarda binlerce kişiye geçici de olsa istihdam sağlanmış.</p>
<p>Formula 1’in bir diğer önemli katkısı da küresel tanıtım. Televizyonlarda F-1 sezonundaki 24 yarışın toplam izleyici sayısı yılda 1.5 ile 1.9 milyar arasında değişiyor. Yarış başına izleyici sayısı ise 70–90 milyon kişi. Sosyal medyada yarışlar milyarlarca kez görüntüleniyor. Lafın kısası F-1’in tekrar İstanbul’a dönmesi maliyetinin yüksekliğine ve zorluklarına rağmen iyi oldu. Bunu da “Formula 1 bize iyi gelecek” diyerek dile getirelim. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/formula-1-bize-iyi-gelecek-78041</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/06/formula-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Formula 1 bize iyi gelecek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-78020</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> BIST100’ün fiyatlamasında hangi başlıklar etkili?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Ekonomi Masası | 28 Nisan" src="https://www.youtube.com/embed/UA74Wa6No6I" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-78020</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/9/0/1280x720/seref-oguz-berfin-cipa-1758634683.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gubrede-vergi-sifirlanmasi-moral-oldu-ancak-hammadde-sikintisi-var-78015</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 00:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gübrede vergi sıfırlanması moral oldu, ancak ham madde sıkıntısı var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>ABD ve İsrail’in İran ile savaşması sonucu Hürmüz Boğazının kapatılmasıyla tedarikte bir hayli zorlanan gübre üretim sektörü, Ticaret Bakanlığı’nın bazı gübre çeşitlerinde vergiyi sıfırlaması ile moral bulurken, ham maddeye ulaşımda büyük sıkıntı yaşıyor.</p>
<p>Ticaret Bakanlığı, savaşın etkilerini azaltmak, tarım ve gıda üretiminde maliyetleri aşağıya çekmek, fiyat dalgalanmalarını önlemek amacıyla amonyum nitrat ve monoamonyum fosfatta vergileri sıfırladı.</p>
<p>Hürmüz boğazındaki savaş nedeniyle tedarikte güçlük çeken gübre üreticileri, Bakanlığın yaptığı düzenleme ile bazı gübre çeşitlerinde vergiyi sıfırlaması sektöre de moral kaynağı oldu. Gübre üreticileri, düzenlemenin etkinliğinin maksimize edilebilmesi için döviz kuru istikrarı, lojistik altyapı iyileştirmeleri ve yerli üretimi destekleyici sanayi politikaları ile birlikte ele alınmasının da önemli olduğuna dikkat çekti.</p>
<p><strong>"Yerli üreticiyi destekleyici sanayi politikaları geliştirilmeli"</strong></p>
<p>Antalya Organize Sanayi Bölgesi’nde (AOSB) gübre üretici ve ihracatçısı Makro Tarım Genel Müdürü Harun Öztürk, bazı gübre çeşitlerinde gümrük vergisinin sıfırlanmasının kısa vadede üretim maliyetlerini düşürmede etkili olabileceğini, ancak bunun tek başına da yeterli olamayacağını bildirdi. Öztürk, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Makroekonomik açıdan değerlendirildiğinde, söz konusu düzenleme tarımsal üretim maliyetlerini aşağı çekerek enflasyonun gıda bileşeni üzerinde sınırlayıcı bir etki yaratma potansiyeline sahiptir. Gübre fiyatlarının, toplam tarımsal girdi maliyetleri içindeki payı dikkate alındığında, bu tür vergi düzenlemeleri üretici fiyatları üzerinden tüketici fiyatlarına dolaylı bir geçişkenlik yaratmaktadır. Sonuç olarak, amonyum nitrat ve monoamonyum fosfatta gümrük vergisinin sıfırlanması, kısa vadede maliyetleri azaltıcı ve arzı artırıcı, orta vadede ise piyasa rekabetini yeniden şekillendirici bir araç olarak öne çıkması beklenmektedir. Düzenlemenin etkinliğinin maksimize edilebilmesi için döviz kuru istikrarı, lojistik altyapı iyileştirmeleri ve yerli üretimi destekleyici sanayi politikaları ile birlikte ele alınması asıl kritik öneme haizdir. Atılan bu adımın, tarımsal üretimde sürdürülebilirlik ve gıda arz güvenliği açısından olumlu katkılar sağlaması sektörel olarak beklentimizdir.’’</p>
<p><strong>"Çin’den ham madde alamıyoruz"</strong></p>
<p>Merkez Anadolu Kimya Sanayi Ltd. Şti. sahibi Osman Dirican da, savaşın devam etmesinin, tarım sektöründe çeşitli sorunları beraberinde getirdiğini, bunların başında da gübre temini, özellikle de üre geldiğine dikkat çekti. Dirican, ‘’Bazı gübrelerde düzenlenmesi yapılarak verginin sıfırlanması elbette ki faydası olur. Ama şu anda hammaddeye ulaşmada sıkıntı var. Örneğin Çin şu anda hiç göndermiyor. Çin’den hammadde alamıyoruz. Savaştan dolayı herkes kabuğuna çekildi. Herkes kendi ülkesini düşünmek zorunda. İnşallah hızlı bir şekilde bu savaş biter’’ dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gubrede-vergi-sifirlanmasi-moral-oldu-ancak-hammadde-sikintisi-var-78015</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/9/1280x720/gubre-1762787292.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gübre üreticileri Ticaret Bakanlığı’nın bazı gübre çeşitlerinde vergiyi sıfırlamasını memnuniyetle karşılarken, düzenlemenin etkinliğinin maksimize edilebilmesi için döviz kuru istikrarı, lojistik altyapı iyileştirmeleri ve yerli üretimi destekleyici sanayi politikaları ile birlikte ele alınmasının da önemli olduğunu vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/cw-enerjiden-750-milyon-dolarlik-is-anlasmasi-78014</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 00:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> CW Enerji’den 750 milyon dolarlık iş anlaşması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya’da güneş enerjisi santralları üretimi yapan CW Enerji A.Ş, Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) yerleşik bir firma ile 750 milyon dolarlık iş sözleşmesi yaptığını bildirdi.</p>
<p>CW Enerji A.Ş tarafından Kamuoyu Aydınlatma Platformu’na  (KAP) 15 Nisan 2026 tarihinde gönderilen yazı ve sosyal medya hesaplarından yaptığı açıklamada, ABD’de yerleşik bir müşteri arasında, üretimi ve tasarımı CW Enerji A.Ş’ye ait olan güneş panelleri, ilgili bileşenler ve alüminyum çerçevelerin satışına yönelik taraflar arasında karşılıklı iyi niyet mutabakatı imzalandığı belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, şöyle denildi:</p>
<p>‘’Şirketimiz ile Amerika Birleşik Devletleri'nde yerleşik bir müşteri arasında, üretimi ve tasarımı Şirketimize ait olan güneş panelleri, ilgili bileşenler ve alüminyum çerçevelerin satışına ilişkin olarak taraflar arasında karşılıklı iyi niyet mutabakatı (memorandum of understanding) imzalanmıştır. Söz konusu niyet mutabakatının toplam tutarı 750 milyon ABD Doları (Yediyüzelli milyon Amerikan Doları)'dır. Projenin 2030 yılı sonuna kadar tamamlanması öngörülmekte olup, 2026 yılı içerisinde yüzde 5 lik kısmına tekabül eden 37 milyon 500 bin USD ilk avans tahsilatının gerçekleştirilmesi ve avans ödemesinin akabinde sevkiyat planlamasının yapılması planlanmaktadır. Projeye konu birim fiyatlar ve diğer ticari koşullar, ilgili ürün ve/veya hizmetlerin satışının gerçekleştirileceği tarihlerde geçerli piyasa şartlarına göre belirlenecektir.’’</p>
<p>CW Enerji, 2025 yılında Antalya Organize Sanayi Bölgesi’nde (OSB) 520 milyon dolarlık yatırım gerçekleştirerek, güneş hücresi üretimine başlamıştı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/cw-enerjiden-750-milyon-dolarlik-is-anlasmasi-78014</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/4/1280x720/cw-enerji-1777375612.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CW Enerji, ABD’de yerleşik bir firma ile 750 milyon dolarlık iş sözleşmesi yaptığını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kodelig26-ulusal-robot-yarismasi-kocaelide-duzenlendi-78099</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> KODELİG’26 Ulusal Robot Yarışması Kocaeli’de düzenlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <h2>Kocaeli</h2>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü iş birliğiyle bu yıl dördüncüsü düzenlenen KODELİG’26 Ulusal Robot Yarışması’nın açılış programı gerçekleştirildi. Üniversite, lise, ortaokul ve ilkokul öğrencileri ile eğitmenlere yönelik düzenlenen yarışmaya 11 farklı kategoride toplam 739 takım ve 2.330 yarışmacı katılırken, Kocaeli’den 495 takımın yer aldığı organizasyona bu yıl yoğun ilgi gösterildi ve yarışmada toplam 2 milyon TL ödül verilecek.</p>
<p>İzmit Şehit Polis Recep Topaloğlu Spor Salonu’nda gerçekleştirilen KODELİG’26 Ulusal Robot Yarışması açılış programına Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Tahir Büyükakın, İl Milli Eğitim Müdürü Emrullah Aydın, AK Parti Kocaeli İl Başkanı Şahin Talus, MHP Kocaeli İl Başkan Vekili İlhan Kansoy, MHP İzmit İlçe Başkanı İlker Kazan, Kocaelisporlu futbolcular Serhat Öztaşdelen ile Joe Nonge katıldı.</p>
<p><img src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/04/28/whatsapp-image-2026-04-28-at-14-vknx.jpg" alt="" width="1280" height="853" /></p>
<h2> “Bu yarışmanın kazananı Türkiye ve Kocaeli olacak”</h2>
<p>Büyükakın “Sizleri böylesine güzel bir programda ağırlamaktan büyük gurur duyuyorum. Burada Türkiye’nin geleceğini görüyorum. Güzel yarınlar sizin bu yarışmalarda kendinize kattığınız bilgi, birikim ve tecrübeyle inşa edilecek. Ürettiğiniz teknolojiler yarının dünyasını güzelleştirecek. Buna yürekten inanıyorum. Sizlerle gerçekten gurur duyuyorum. Sizler Türkiye’nin geleceğisiniz. Yaptığınız buluşlarla, yazdığınız yeni programlarla, geliştirdiğiniz yeni donanımlarla gelişen Türkiye’ye yön vereceksiniz. Bu yarışmanın kazananı Türkiye ve Kocaeli olacak” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“TEKNOFEST kuşağı yetişiyor”</h2>
<p>Büyükakın, “Gelecek sizlerin omuzları üzerinde yükselecek. Ülkemizde X,Y,Z kuşağı değil TEKNOFEST kuşağı yetişiyor. Dünya teknolojiyi en hızlı üretenlerin dünyası oluyor. Teknoloji yarışını insan kaynakları en iyi yetişmiş olanlar kazanacak. Bütün yatırımlarımızı bunun için yapıyoruz. Önümüzdeki yıllarda Kocaeli’ni çok daha iyi yerlerde göreceğiz. Yarışma için şehrimize gelen tüm misafir öğrencilerimize ve tüm gençlerimize yarışmada başarılar diliyorum. Bu yarışmada gelecek kazanacak, insanlık kazanacak, umut kazanacak, adalet kazanacak, barış ve kardeşlik kazanacak. Dünyaya yepyeni bir ufuk açacaksınız” şeklinde konuştu.</p>
<p><img src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/04/28/whatsapp-image-2026-04-28-at-14-krxw.jpg" alt="" width="1280" height="720" /></p>
<h2>“Bu yolda çalışarak hep beraber başaracağız”</h2>
<p>İl Milli Eğitim Müdürü Emrullah Aydın, “Gördüğünüz gibi gençlerimiz her şeyin en iyisini yapabileceklerini ispatlamış durumdalar. İmkânlarımız elverdiğince teknolojinin merkezi olan ülkelerde hangi şartlar varsa o şartları devlet olarak sağlamaya devam ediyoruz. Bu yolda yılmadan çalışarak hep beraber başaracağız” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Programın sonunda Başkan Büyükakın’ın kaptanlığındaki öğrenciler, Kocaelisporlu futbolcular Serhat Öztaşdelen ve Joseph Nonge ile robot futbolu alanında gösteri maçı yaptı. Maçta iki gole imza atan Başkan Büyükakın, salondakilerin büyük bir keyifle takip ettiği maçın ardından Kocaelispor futbolcuları ve robot futbolu yapan öğrencileri alkışladı.</p>
<p>Üç gün sürecek KODELİG’26 Ulusal Robot Yarışması’nda; Mini Sumo (lise-164 takım), Temel Çizgi İzleyen (ilkokul, ortaokul-148 takım), Hızlı Çizgi İzleyen (lise-111 takım), İleri Çizgi İzleyen (lise-72 takım), Robot Futbolu (ilkokul, ortaokul-60 takım), Mikro Sumo (ortaokul, lise-49 takım), Robot Dans (ilkokul, ortaokul-40 takım), Tozkoparan Kocaeli (ortaokul, lise-35 takım), Teknoşehir Otonom Araç Yarışması (lise öğrencileri ve öğretmenler-27 takım), Hedefi Bul (lise-20 takım), İHA Kodlama ve Tasarım Yarışması (üniversite-13 takım) olmak üzere 11 kategori bulunuyor. Yarışmaların sonucunda 30 Nisan Perşembe günü dereceye giren takımlara ödülleri verilecek.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kodelig26-ulusal-robot-yarismasi-kocaelide-duzenlendi-78099</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/9/1280x720/kodelig26-ulusal-robot-yarismasi-kocaelide-duzenlendi-1777386521.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü iş birliğiyle bu yıl dördüncüsü gerçekleştirilen KODELİG’26 Ulusal Robot Yarışması’nın açılış programı yoğun katılımla yapıldı. 11 kategoride 739 takım ve 2.330 yarışmacının yer aldığı organizasyonda gençler teknolojiyle buluşurken, Başkan Tahir Büyükakın “Bu yarışmanın kazananı Türkiye ve Kocaeli olacak” dedi. Yarışmada toplam 2 milyon TL ödül verilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kocaelide-yesil-mutabakat-ve-dijital-donusum-konferansi-duzenlendi-78098</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kocaeli’de Yeşil Mutabakat ve Dijital Dönüşüm konferansı düzenlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <h2>Kocaeli</h2>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde, Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği Başkanlığı koordinasyonunda düzenlenen “Yeşil Gelecek ve Dijital Dönüşüm İçin Yerel Fırsatlar Konferansı” TRYP by Wyndham’da gerçekleştirildi.</p>
<p>Yeşil dönüşüm ve dijitalleşme başlıklarının ele alındığı konferansa; Dışişleri Bakan Yardımcısı ve AB Başkanı Mehmet Kemal Bozay, AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Aivo Orav, Kocaeli Valisi İlhami Aktaş, AK Parti Kocaeli Milletvekili Prof. Dr. Sadettin Hülagü, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr.  Tahir Büyükakın, AK Parti Kocaeli İl Başkanı Şahin Talus, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Dr. Hayri Baraçlı, Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu, Kocaeli Ticaret Odası Başkanı Necmi Bulut, uluslararası akademisyenler, kamu kurumlarının temsilcileri ve çok sayıda davetli katıldı.</p>
<h2>“İzmit Körfezi Dip Çamuru Temizliği, Avrupa’nın en büyük çevre temizlik projesi”</h2>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Tahir Büyükakın, konferansta yaptığı konuşmada Kocaeli’nin Türkiye ekonomisindeki stratejik rolüne dikkat çekti. Kocaeli’nin sanayi gücüyle ülke ekonomisine önemli katkı sunduğunu belirten Büyükakın, bu üretim kapasitesinin beraberinde ciddi çevresel sorumluluklar da getirdiğini vurguladı.</p>
<p>Çevresel sürdürülebilirlik konusunda önemli adımlar attıklarını ifade eden Büyükakın, “Bu süreçte çevresel sürdürülebilirlik için büyük projeler hayata geçirildi. Avrupa’nın en büyük çevre temizlik projesi olan İzmit Körfezi Dip Çamuru Temizliği, ileri biyolojik arıtma tesisleri ve güneş enerjisi santralleri, bunlara en büyük örnekler. Kütüphanelerimiz bile LEED sertifikalı” dedi.</p>
<h2>“Su yönetimi, geleceğin temelidir”</h2>
<p>Su yönetiminde de önemli bir dönüşüm çalışması yürüttüklerinin söyleyen Büyükakın, “Sanayi kuruluşlarında kullanılan suyun önemli bir kısmı geri dönüşüm sistemiyle yeniden kullanılıyor. Gri su kullanımının artması ile birlikte endüstriyel su tüketiminde önemli bir tasarruf sağladık. Bu da yeşil mutabakat hedefleri açısından kritik bir adım. Öte yandan, hemen yanı başımızda Bilişim Vadisi faaliyet gösteriyor. Tüm bu etmenler düşünüldüğünde; Kocaeli güçlü endüstriyel altyapısı, çevre projeleri ve dijital kapasitesiyle yeşil gelecek ve dijital dönüşüm için en uygun fırsatların olduğu şehir. Aslında Kocaeli bir laboratuvar konumunda. Burada yapılacak doğru projeler ve iyi uygulama örnekleri, hem Türkiye hem de dünya için başarılı sonuçlar verecektir” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“Kocaeli en doğru yer”</h2>
<p>Dışişleri Bakan Yardımcısı ve AB Başkanı Mehmet Kemal Bozay, “Avrupa Birliği’nin yeşil mutabakat ve dijital dönüşüm politikaları, sanayi, enerji, ulaşım ve inovasyon alanlarında köklü değişimler yaratıyor. Türkiye de bu sürecin aktif bir ortağıdır. Yeşil ve dijital dönüşümler birbirine bağlı iki sistemdir. Biz bu çalışmalara hep Kocaeli’den başladık. Çünkü Kocaeli en doğru yer” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kocaelide-yesil-mutabakat-ve-dijital-donusum-konferansi-duzenlendi-78098</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/8/1280x720/kocaelide-yesil-mutabakat-ve-dijital-donusum-konferansi-duzenlendi-1777385860.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen “Yeşil Gelecek ve Dijital Dönüşüm İçin Yerel Fırsatlar Konferansı”nda konuşan yetkililer, Kocaeli’nin sanayi gücüyle birlikte çevresel sürdürülebilirlik ve dijital dönüşümde stratejik bir merkez olduğunu vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/polat-grup-holding-bes-yilda-50-milyon-euronun-uzerinde-yatirim-yapti-78077</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Olcay Polat: Beş yılda 50 milyon euronun üzerinde yatırım yaptık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DUYGU GÖKSU/İZMİR</strong></p>
<p>Polat Group Holding’in temelleri 1978 yılında Aydın’da Polat Makina ile atıldı. Farklı sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin büyümesiyle, 2019 yılında tüm grup şirketleri Polat Group Holding çatısı altında toplandı. Bugün makine, redüktör, kimya ve mühendislik gibi farklı alanlarda 4’ü yurt dışı, 9’u yurt içi olmak üzere toplam 13 grup şirket ve binin üzerinde çalışanıyla faaliyetlerini sürdürüyor.</p>
<p>Polat Group Holding Yönetim Kurulu Başkanı Olcay Polat, son beş yılda Polat Makina ve Polat Group Redüktör tarafında fabrika altyapısı, makine ve teçhizat yatırımları, kapasite artırımı ve dijital dönüşüm alanlarında toplam 50 milyon euronun üzerinde yatırım yaptıklarını söyledi.</p>
<p>Lokomotif iştiraklerinden biri olan Polat Makine’nın, gıda, çevre, biyo-endüstri ve endüstriyel uygulamalar için geliştirdiği santrifüj teknolojileriyle dünya çapında bilinen bir marka olduğunu dile getiren Polat, “Polat Makina’nın Yunanistan, İtalya ve Fas’ta da ayrı tüzel kişiliklere sahip yapılanmaları bulunuyor. Bir diğer önemli markamız Polat Group Redüktör ise vinç sistemlerinden otomasyon hatlarına kadar birçok endüstriyel uygulamada kullanılan redüktör çözümleri geliştiriyor. Polat Group Redüktör, Avrupa pazarındaki payını artırmak adına 2014 yılında Almanya’da da bir fabrika kurdu. Polat Group Holding olarak ürünlerimizi 5 kıtada 80’in üzerinde ülkeye ihraç ediyoruz” dedi.</p>
<h2>“Yüksek katma değere özel önem veriyoruz”</h2>
<p>Grup şirketlerinin 2025 yılında toplam ihracatının 45 milyon doların üzerine çıktığını dile getiren Polat, “Farklı sektörlere hitap eden geniş bir ürün gamına sahip olduğumuz için üretimi tek bir rakamla ifade etmek çok mümkün olmuyor fakat geliştirdiğimiz ürünlerin global pazarda güçlü bir karşılık bulduğunu söyleyebiliriz. 2026 yılına oldukça güçlü başladık. Öncelikli hedeflerimiz arasında, ihracat pazarlarımızı genişletmek, ürün gamımızı ileri mühendislik gerektiren segmentlerde daha da zenginleştirmek ve Ar-Ge ve tasarım merkezlerimiz aracılığıyla yeni nesil teknolojilere odaklanmak yer alıyor. Ayrıca yüksek katma değerli ve ithal ikame niteliği taşıyan ürünlerin geliştirilmesine özel önem veriyoruz. Bu yaklaşım hem şirketimizin rekabet gücünü artırıyor hem de ülkemizin dışa bağımlılığını azaltmaya katkı sağlıyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Polat, son beş yıl içerisinde Polat Makina tarafında Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programı kapsamında yürütülen süperkritik akışkan ekstraksiyon ve santrifüj sistemleri üretimi projesi, Polat Group Redüktör tarafında ise sikloid tip redüktör imalatı projesi çerçevesinde fabrika altyapısı, makine ve teçhizat yatırımları, kapasite artırımı ve dijital dönüşüm alanlarında toplam 50 milyon euronun üzerinde yatırım yaptıklarını aktardı.</p>
<h2>“Sektöre kalifiye operatörler kazandırmayı hedefliyoruz”</h2>
<p>Dijital dönüşüm tarafında SAP MII ile entegre, gelişmiş bir veri toplama ve analiz sistemi kurduklarını söyleyen Polat, “Ayrıca Andon sistemleri ve dijital izleme altyapılarıyla fabrikalarımızın tüm işleyişini anlık takip ve simüle edebildiğimiz Dijital İkiz projesini de tamamladık.Sanayinin en önemli ihtiyaçlarından biri olan nitelikli insan kaynağını geliştirmek amacıyla da PG Academy’yi hayata geçirdik. Böylelikle hem çalışanlarımızın yetkinliklerini geliştirmeyi hem de sektöre kalifiye operatörler kazandırmayı hedefliyoruz” dedi.</p>
<h2>Ürün portföyünü güçlendiriyor</h2>
<p>Polat Makina tarafında önümüzdeki dönemde ürün portföyünü özellikle santrifüj teknolojileri, süper kritik akışkan ekstraksiyon sistemleri ve dijital izleme çözümleri tarafında daha da güçlendirecek çalışmalar yürüttüklerini belirten Polat, “Polat Group Redüktör bünyesinde ise geliştirdiğimiz sikloid redüktör teknolojileri, önemli Ar-Ge projelerimizin başında geliyor. Sikloid redüktörler; kompakt yapıları, yüksek tork kapasiteleri ve ani şok yüklerine karşı dayanıklı mekanik yapıları sayesinde özellikle maden, haddehane ve kırıcı gibi zorlu çalışma koşullarında önemli avantajlar sunuyor. Önümüzdeki dönemde endüstriyel taleplerin yanı sıra robotik sistemler ve otomatik üretim hatlarında ortaya çıkan ihtiyaçlara da çözüm sunmayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“Üretim ve rekabet gücümüz yüksek”</h2>
<p>Polat Makina’yı sektörde ayrıştıran en önemli unsurun, yüksek teknoloji ile donatılmış üretim gücünü, uygulama bilgisi ve proses odaklı mühendislik yaklaşımıyla birleştirmesi olduğunu söyleyen Polat, “Sadece makine üretmiyoruz, müşterilerimizin ihtiyacını anlayarak onlara en doğru çözümü sunan bir yapı olarak da hareket ediyoruz. Polat Group Redüktör tarafında ise geniş ürün gamımız sayesinde farklı sektörlere yönelik çok sayıda çözüm sunabiliyoruz. Müşterilerimizin ihtiyaçlarına göre özel tasarım redüktör geliştirebilme kabiliyetimiz de önemli bir avantaj sağlıyor. Ayrıca, klasik dişli sistemlerinden farklı bir çalışma prensibine sahip sikloid redüktörü seri üretebilme kapasitemiz de rekabet gücümüzü artırıyor” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<h2>“Kamu-sanayi iş birlikleri artırılmalı”</h2>
<p>Türkiye’nin sanayide daha güçlü bir konuma gelmesi için yüksek katma değerli ürünlere ve ileri mühendislik gerektiren üretime daha fazla odaklanması gerektiğini vurgulayan Polat, “Ar-Ge ve tasarım faaliyetlerini teşvik eden politikaların ve kamu-sanayi iş birliklerinin artması büyük önem taşıyor. Sektör özelinde ise; artan yatırım ve işletme maliyetleri, enerji verimliliği ihtiyacı, nitelikli iş gücü eksikliği ve işletmelerin kesintisiz çalışma beklentisi öne çıkan konular. Önümüzdeki dönemde sektörün, fiyat odaklı rekabetten çok verimlilik, güvenilirlik ve uzun vadeli değer üretimi ekseninde şekilleneceğini düşünüyoruz” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/polat-grup-holding-bes-yilda-50-milyon-euronun-uzerinde-yatirim-yapti-78077</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/7/1280x720/polat-grup-holding-bes-yilda-50-milyon-euronun-uzerinde-yatirim-yapti-1777369590.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Polat Group Holding Yönetim Kurulu Başkanı Olcay Polat, son beş yılda fabrika altyapısı, makine ve teçhizat yatırımları, kapasite artırımı ve dijital dönüşüm alanlarında toplam 50 milyon euronun üzerinde yatırım yaptıklarını vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tav-havalimanlarinin-yolcu-sayisi-ilk-ceyrekte-yuzde-7-artti-78068</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TAV Havalimanları&#039;nın yolcu sayısı ilk çeyrekte yüzde 7 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TAV Havalimanları yılın ilk üç ayına ilişkin finansal ve operasyonel sonuçlarını paylaştı.</p>
<p>Buna göre, TAV Havalimanları işlettiği havalimanlarında dış hatlarda 10,4 milyon, iç hatlarda 8,6 milyon olmak üzere toplam 19 milyon yolcu ağırladı.</p>
<p>Şirketin, 2026'nın ilk çeyreğinde toplam yolcu sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7 artarken, konsolide cirosu 361 milyon avro oldu.</p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan TAV Havalimanları İcra Kurulu Başkanı Serkan Kaptan, 2026'nın ilk çeyreğinin, artan küresel ekonomik ve jeopolitik belirsizliklerle geride kaldığını belirtti.</p>
<p>Kaptan, özgün iş modelleri ve çeşitlendirilmiş portföyleri sayesinde belirsizliklerin etkisini sınırlayabildiklerini vurgulayarak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Yolcu trafiğimiz, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7 artarak 19 milyona ulaştı ve küresel ortalamaların üzerinde gerçekleşti. Portföyümüzde öne çıkan başlıklar arasında Ankara'da dış hat trafiği yeni hatların devreye girmesi ve düşük maliyetli hava yolu şirketlerinin katkısıyla yüzde 23 arttı. 2026, Ankara'nın güçlenen operasyonel ve finansal performansının konsolide sonuçlarımıza tam olarak yansıyacağı ilk yıl olacak.</p>
<p>Antalya'da bir başka önemli kilometre taşına ulaştık. Nisan 2025'ten bu yana faaliyette olan yeni terminal ve yardımcı tesislerin desteğiyle artan kapasite, yoğun yaz sezonu öncesinde yolcu deneyimini önemli ölçüde geliştirdi. Finansal katkısının ötesinde Antalya projesi, TAV'ın başarılı ortaklıklar kurmak konusundaki becerisini gösteriyor. Hizmet şirketlerimizin Antalya'daki faaliyetlerinin etkisi 2026'da ilk kez tam olarak görülecek."</p>
<p>Almatı Havalimanı'nda dış hat trafiğinin güçlü biçimde artmaya devam ederken, yatırım programlarının ikinci fazının takvime uygun şekilde ilerlediğini aktaran Kaptan, Kazakistan'ın bölgesel bir aktarma ve lojistik merkezi olma hedefi doğrultusunda jet yakıtı arz politikasındaki son değişikliklerin yılın ilk çeyreğinde hacim ve marjlar üzerinde baskı yarattığını ifade etti.</p>
<p>Kaptan, bununla birlikte, maliyet verimliliğinin artmasının ve rekabetçi fiyatlamanın orta vadede trafik büyümesine daha güçlü katkı vereceğine inandıklarını, bu nedenle 2026'yı Almatı için bir geçiş yılı olarak gördüklerini belirterek, havacılık gelirlerini güçlendirmeye, operasyonlarını optimize etmeye ve uzun vadeli değer yaratımını korumaya odaklandıklarını kaydetti.</p>
<p><strong>1,3 milyar lira tutarında temettü dağıtımı</strong></p>
<p>Kaptan, misafirperverlik ve hizmet kalitesinin, uzun vadeli vizyonlarının ayrılmaz bir parçası olmaya devam ettiğini aktararak, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Bu yıl, Skytrax Ödülleri'nde havalimanlarımızdan üçü dünya genelinde ilk 100 içinde yer alırken, dört havalimanımız ACI ASQ Ödülleri'ne layık görüldü. Bu başarılar operasyonel mükemmeliyet ve ekiplerimizin yetkinliğini yansıtıyor. Yolcu memnuniyetiyle çalışan mutluluğu arasındaki güçlü bağın farkındayız ve bu çerçevede TAV'ın bir kez daha Great Place to Work sertifikasını almış olmasından mutluluk duyuyoruz."</p>
<p>Şirketin genel kurulunun, 2025 UFRS net karlarının yüzde 50'sine karşılık gelen yaklaşık 1,3 milyar lira tutarında temettü dağıtımını onayladığını belirten Kaptan, devam eden yatırımlar ve küresel belirsizlik ortamında alınan kararın, nakit yaratma güçlerinin sağlamlığını ve hissedarlarına sürdürülebilir getiri oluşturma taahhütlerini teyit ettiğini vurguladı.</p>
<p>Kaptan, jeopolitik gelişmeleri ve piyasa koşullarını yakından izlerken, operasyonel mükemmeliyet ve sürdürülebilir değer yaratımına kararlılıkla odaklanmaya devam ettiklerini, sürdürülebilir büyümeye odaklanan beş yıllık stratejik planlamalarını şekillendirmeye başladıklarını bildirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tav-havalimanlarinin-yolcu-sayisi-ilk-ceyrekte-yuzde-7-artti-78068</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/9/1280x720/tav-havalimanlari-1771417147.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TAV Havalimanları&#039;nın yolcu sayısı yılın ilk çeyreğinde yüzde 7 artışla 19 milyona yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uluslararasi-antalya-gastronomi-festivali-8-10-mayista-78013</guid>
            <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uluslararası Antalya Gastronomi Festivali 8 Mayıs’ta</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından 5’incisi gerçekleştirilecek Uluslararası Antalya Gastronomi Festivali (FoodFest Antalya) 8-10 Mayıs tarihlerinde düzenlenecek.</p>
<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Büşra Özdemir, bu yıl ‘Her Sofra Bir Hikaye’ temasıyla Uluslararası Antalya Gastronomi Festivali tanıtım toplantısı düzenledi. Toplantıya, TOBB Yönetim Kurulu üyesi ve Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkanı Yusuf Hacısüleyman, ATSO Meclis Başkanı Ahmet Öztürk ile Antalya Esnaf ve Sanatkar Odaları Birliği (AESOB) Başkanı Adlıhan Dere de katıldı.</p>
<p><strong>Yerelden kalkınma stratejisi</strong></p>
<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Büşra Özdemir, Antalya’nın, örtü altı tarımdaki potansiyeli, eşsiz lezzetleri, zengin gastronomisi ve tescil edilmiş 19 coğrafi işaretli ürünü ile Antalya’nın gastronomi kimliğini güçlendirdiklerini belirterek, bunu marka haline getirmek istediklerini söyledi.</p>
<p>Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek öncülüğünde 4 yıl önce Antalya’yı gastronominin başkenti yapma hedefi ile yola çıkıldığını anımsatan Özdemir, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Festival süresince yerel ve uluslararası şeflerin düzenleyeceği atölye çalışmaları, tadım etkinlikleri, gastronomi yarışmaları, paneller, söyleşiler ve birçok aktivite ziyaretçiler ile buluşacak. Katılımcılarımız Antalya mutfağını daha yakından tanıma fırsatı bulacak hem de gastronomi dünyasındaki güncel gelişmeleri yakından takip edebilecekler. Antalya’mız, örtü altı tarımdaki potansiyeliyle, eşsiz lezzetleri, zengin gastronomisi ve tescil edilmiş 19 coğrafi işaretli ürünü ile şehrin gastronomi kimliğini güçlendiren ve yerel üretimi uluslararası ölçekte görünür kılan en önemli değerler arasında yer almaktadır.’’</p>
<p>Hedeflerinin yerelden kalkınma stratejisini güçlendirerek Antalya’nın yerel ürünlerine ve nitelikli tarıma sahip çıkmaya devam ettiklerini ifade eden Özdemir, ‘’Antalya’nın verimli topraklarında yetişen ürünlerden, denizinden çıkan eşsiz lezzetlere; yerel ustaların kuşaktan kuşağa aktardığı tariflerden, modern mutfak yorumlarına kadar her tabak, ardında bir geçmişi ve kimliği taşımaktadır” dedi.</p>
<p><strong>"Yerel üreticiyi destekliyor"</strong></p>
<p>ATB Başkanı ve TOBB Yönetim Kurulu Üyesi Ali Çandır da, Antalya’nın zengin mutfak kültürünün gastronomi profesyonelleri aracılığıyla tanıtılması ve yöresel lezzetlerin görünür hale gelmesi açısından önemli olduğunu belirtti. Festivalin aynı zamanda yerel üreticiyi destekleyen, kırsalda üretimi güçlendiren ve turizmin çeşitlenmesine katkı sağlayan bir platform olduğuna dikkat çeken Çandır, ‘’Gastronomi kenti olabilmek için emek ve sabır isteyen bir durum. Antalya, tarihi ve kültürel birikimleri ile bunu başarabilecek birikime sahiptir’’ diye konuştu.</p>
<p><strong>"Antalya’nın çok kültürlü mutfağı var"</strong></p>
<p>ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman ise Antalya’nın kitle turizmiyle birlikte yaklaşık 40 yıllık bir deneyim kazandığını ve bu süreçte en önemli kazanımlardan birinin çok kültürlü bir mutfak yapısı olduğunu söyledi. Hacısüleyman, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Antalya mutfağının yanı sıra Türkiye’nin farklı bölgelerine ait lezzetlerin de kentte buluşarak zengin bir gastronomi sentezi oluşturmaktadır. Gastronomi yalnızca bir sektör değil aynı zamanda yaratıcılık ve hikâye barındıran bir sanattır.’’</p>
<p>ATSO Meclis Başkanı Ahmet Öztürk de, ‘’Festival, Antalya’nın gastronomi kültürünü tanıtmak, yerel üreticileri desteklemek ve turizmi çeşitlendirmek açısından önemli bir organizasyon. Gastronomi yüksek katma değer üreten ekonomik alan. Bu tür etkinlikler yeme-içme sektöründen üreticilere ve ihracatçılara kadar geniş bir ekosisteme katkı sağlamakta ve kentin marka değerini güçlendirmektedir’’ dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uluslararasi-antalya-gastronomi-festivali-8-10-mayista-78013</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/3/1280x720/57-1777355140.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bu yıl 5’incisi gerçekleştirilecek Uluslararası Antalya Gastronomi Festivali 8 Mayıs&#039;ta başlayacak. Antalya Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Büşra Özdemir, &quot;Festival süresince yerel ve uluslararası şeflerin düzenleyeceği atölye çalışmaları, tadım etkinlikleri, gastronomi yarışmaları, paneller, söyleşiler ve birçok aktivite ziyaretçiler ile buluşacak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sanko-okullarinin-25-yillik-egitim-seruveni-fotograflarla-anlatildi-78110</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 20:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanko Okulları’nın 25 yıllık eğitim serüveni fotoğraflarla anlatıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Sergide, SANKO Okulları’nın kuruluşundan günümüze kadar geçen süreçte gerçekleştirilen akademik, sosyal ve kültürel çalışmalar ile okulun hafızasında yer eden önemli anlar fotoğraflarla ziyaretçilere sunuluyor. SANKO Holding Yönetim Kurulu Başkanı Adil Sani Konukoğlu sergi açılışında yaptığı konuşmada, SANKO Okulları mezunlarının hem şehre hem de ülkeye değer kattığını belirterek, “Sergide 25 yılın birikimine tanıklık ettik. Eğitim yolculuğumuzda çeyrek asrı geride bırakırken, emeği geçen tüm öğrenci, öğretmen ve yöneticilerimize teşekkür ediyor, nice başarılı yıllar diliyorum” dedi.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69f0eb5fdc3f3-1777396575.JPG" alt="" /></p>
<p>SANKO Okulları Danışma Kurulu Başkanı Zeynep Konukoğlu da kuruluşundan bu yana birçok anı biriktirdiklerini anımsatarak, katkı sunan tüm öğrenci, öğretmen ve yöneticilere teşekkür etti. Sergi açılışına SANKO Holding Yönetim Kurulu Üyesi Hakan Konukoğlu, SANKO Okulları Danışma Kurulu Onursal Başkanı Jülide Konukoğlu, Danışma Kurulu üyeleri Murat Güneri ve Gökhan Aydın, Genel Müdür Fırat Mümtaz Asyalı, öğretmenler, öğrenciler, veliler ve sanatseverler katıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sanko-okullarinin-25-yillik-egitim-seruveni-fotograflarla-anlatildi-78110</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/0/1280x720/sanko-okullarinin-25-yillik-egitim-seruveni-fotograflarla-anlatildi-1777396627.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SANKO Okulları’nın 25’inci kuruluş yılı kapsamında hazırlanan “Geçmişten Günümüze” temalı fotoğraf sergisi, SANKO Sanat Galerisi’nde açıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tcmb-baskani-karahan-tlnin-istikrarli-seyri-maliyet-baskilarini-sinirlayan-unsurlardan-biri-78004</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 17:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> TCMB Başkanı Karahan: TL&#039;nin istikrarlı seyri maliyet baskılarını sınırlayan unsurlardan biri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) 94. Hesap Dönemi Olağan Genel Kurul Toplantısı, Bankanın idare merkezinde yapıldı.</p>
<p>Başkan Fatih Karahan, burada yaptığı konuşmada, fiyat istikrarının sürdürülebilir büyüme ve toplumsal refah artışı için bir ön koşul olduğunu belirterek, TCMB olarak misyonlarının sürdürülebilir fiyat istikrarını sağlayarak ve finansal istikrarı destekleyerek toplumsal refaha katkıda bulunmak olduğunu söyledi.</p>
<p>Bankanın politikalarını bu hedefler doğrultusunda şekillendirdiklerini bildiren Karahan, "2025'teki faaliyetlerimizi de dezenflasyon sürecini sürdürecek ve kalıcı hale getirecek şekilde yürüttük. Küresel ekonomi açısından geçen yıl en belirgin unsur uzayan belirsizlik ortamı oldu. Bu durum yıl boyunca yatırım, ticaret ve finansal koşullar üzerinde baskı oluşturdu. Yüksek belirsizliğe rağmen küresel iktisadi faaliyet görece dirençli bir görünüm sergiledi." diye konuştu.</p>
<p>Küresel ölçekte dezenflasyon sürecinin devam ettiğini vurgulayan Karahan, küresel ticaret politikalarındaki belirsizliklerin ve enerji fiyatlarındaki dalgalanmaların enflasyonist baskı oluşturduğuna dikkati çekti.</p>
<p>Karahan, bu görünüm altında merkez bankalarının politika faiz indirimlerinde daha temkinli bir yaklaşım benimsediğini ve küresel finansal koşulların görece sıkı kaldığını belirterek, "2026 yılı şubat ayı sonunda Orta Doğu'da başlayan gerilim, enerji fiyatlarının hızlı bir şekilde yükselmesine neden oldu. Halihazırda enerji piyasasında yüksek oynaklıklar devam ediyor. Bu gelişmeler karşısında gerekli önlemleri zamanlı bir şekilde aldık." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>"Parasal sıkılığın korunmasına büyük önem verdik"</strong></p>
<p>Türkiye'de geçen yılın genelinde büyümenin temel sürükleyicisinin hizmetler sektörü olduğuna işaret eden Karahan, sanayi ve inşaat sektörlerinin de büyümeye katkı verdiğini söyledi.</p>
<p>Karahan, don ve kuraklığın tarımsal katma değeri olumsuz etkilediğini bildirdi.</p>
<p>İktisadi faaliyetin 2025'te ılımlı seyrettiğini ve büyümenin yüzde 3,6 olarak gerçekleştiğini anımsatan Karahan, "2026 yılının ilk çeyreğine ilişkin veriler talep koşullarının dezenflasyon sürecine destek vermeye devam ettiğini ima ediyor." ifadesini kullandı.</p>
<p>Karahan, dezenflasyon sürecinin 2025'te devam ettiğini ve tüketici enflasyonunun bir önceki yıla kıyasla 13,5 puan gerileyerek yılı 30,9 seviyesinde tamamladığını aktararak, toplam talep koşullarının da yıl boyunca dezenflasyonist bir seyir izlediğini anlattı.</p>
<p>Yaşanan don ve kuraklık olaylarının tarımsal üretimi olumsuz etkileyerek gıda fiyatları üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturduğuna dikkati çeken Karahan, para politikası duruşunu dezenflasyonun gerektirdiği parasal sıkılığı sağlayacak ve koruyacak şekilde belirlemeyi sürdürdüklerini ifade etti.</p>
<p>Süreç boyunca alınan kararları da özetleyen Karahan, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>"Bu süreçte parasal sıkılığın korunmasına büyük önem verdik. Para politikası kararlarımızı parasal aktarım mekanizmasının desteklenmesi ve finansal istikrarın güçlendirilmesine yönelik makro ihtiyati adımlarla destekledik. Bu kapsamda kur korumalı mevduat hesaplarını sonlandırdık. Bunun yanında kredi büyüme sınırlarında sıkılaştırıcı adımlar attık. Türk lirası mevduatı desteklemek amacıyla lira payı hedeflerinde güncellemeler yaptık."</p>
<p><strong>"Kira ve eğitim kalemlerinde azalan katılık dezenflasyonu destekledi"</strong></p>
<p>Bu yıla ilişkin yurt içi makroekonomik gelişmelere değinen Karahan, "Yıllık tüketici enflasyonu martta yüzde 30,9 olarak gerçekleşti. Bu dönemde öne çıkan gıda fiyatları üzerinde hava koşullarının ve ramazan ayına özgü faktörlerin etkileri hissedildi. Kira ve eğitim kalemlerinde azalan katılık ise dezenflasyonu destekledi. Söz konusu dönemde yönetilen yönlendirilen fiyat ve maktu vergi güncellemeleri geçmiş yıllara kıyasla daha düşük bir oranda gerçekleşerek dezenflasyon sürecini destekleyen diğer bir faktör oldu." dedi.</p>
<p>Karahan, yılın ilk çeyreğinde talep göstergelerinin iktisadi faaliyette yavaşlamayı işaret ederken jeopolitik gelişmelerle birlikte enflasyon üzerinde arz yönlü baskıların ortaya çıktığını söyledi.</p>
<p>Başta enerji olmak üzere emtia fiyatlarındaki önemli yükselişin taşımacılık maliyetlerinde artışa neden olduğunu anlatan Karahan, "Eşel mobil uygulamasının başlatılması ise ham petrol fiyatlarındaki artışların yurt içi tüketici enflasyonuna yansımasını önemli ölçüde sınırladı. Türk lirasının bu dönemde istikrarlı bir seyir izlemesi maliyet baskılarını sınırlayan bir diğer unsur oldu." diye konuştu.</p>
<p>Karahan, ocak ayında para politikası adımlarının büyüklüğünü gözden geçirdiklerini ve politika faizini 100 baz puanlık indirimle yüzde 37 seviyesine getirdiklerini anımsattı.</p>
<p>Jeopolitik gelişmelerin enflasyon görünümü üzerinde oluşturabileceği riskleri sınırlamak amacıyla zamanlı şekilde tedbirler aldıklarını vurgulayan Karahan, "Bu kapsamda 2 Mart itibarıyla bir hafta vadeli repo ihalesine ara vererek ağırlıklı ortalama fonlama maliyetinin yüzde 40'ta oluşmasını sağladık. Ayrıca döviz piyasasının sağlıklı çalışması, döviz kurlarında gözlenebilecek oynaklıkların engellenmesi ve döviz likiditesinin dengelenmesi amacıyla Türk lirası uzlaşmalı vadeli döviz satım işlemlerine başladık. İvedilikle attığımız bu adımlar piyasa oynaklıklarının sınırlı kalmasında etkili oldu." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Karahan, devam eden süreçte gelişmelerin enflasyon görünümü üzerinde oluşturabileceği riskleri sınırlamak amacıyla sıkı politika duruşunu koruyarak mart ve nisan aylarında politika faizini sabit tuttuklarını hatırlattı.</p>
<p>Para politikası kararlarını enflasyon görünümü odaklı toplantı bazlı ihtiyatlı bir yaklaşımla almaya devam ettiklerini vurgulayan Karahan,"Son dönem jeopolitik gelişmelerin de etkisiyle enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma olması durumunda para politikası duruşumuzu sıkılaştıracağız." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>"Dezenflasyon sürecini sürdürecek çalışmalarımıza kararlılıkla devam edeceğiz"</strong></p>
<p>Karahan, politika kararlarının 2025'te yalın, şeffaf ve çift yönlü bir iletişim politikası çerçevesinde kamuoyuyla paylaşıldığını dile getirerek, geçen yıl teknoloji ve finansal altyapıyı daha yoğun ve etkin kullanmaya yönelik faaliyetlere devam ettiklerini anlattı.</p>
<p>TCMB tarafından işletilen FAST sistemi kapsamında ödemeler alanında rekabeti, yenilikçiliği artırmak ve yeni katma değerli hizmetlerin sunulmasını sağlamak üzere çalışmalara da devam ettiklerini aktaran Karahan, Türk lirası banknot ve madeni paraların hacim ve tedavülünün kesintisiz sağlanması ve vatandaşlara sunulan hizmet ağının genişletilmesi amacıyla madeni ve banknot depolarının sayısını artırdıklarını söyledi. Karahan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Temel görevlerimizin yanında sosyal sorumluluk anlayışı çerçevesinde akademik çalışmalara katkı sağladık. Finansal okuryazarlık ve eğitim alanındaki destekleyici uygulamalarımızı sürdürdük. Fiyat istikrarı, sürdürülebilir büyüme ve toplumsal refah artışı için ön koşuldur. TCMB olarak dezenflasyon sürecini sürdürecek şekilde çalışmalarımıza kararlılıkla devam edeceğiz."</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tcmb-baskani-karahan-tlnin-istikrarli-seyri-maliyet-baskilarini-sinirlayan-unsurlardan-biri-78004</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/karahan.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Son dönem jeopolitik gelişmelerin de etkisiyle enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma olması durumunda para politikası duruşumuzu sıkılaştıracağız.&quot; diyen Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, &quot;TCMB olarak dezenflasyon sürecini sürdürecek şekilde çalışmalarımıza kararlılıkla devam edeceğiz.&quot; açıklaması yaptı. Karahan, &quot;Eşel mobil uygulamasının başlatılması ham petrol fiyatlarındaki artışların yurt içi tüketici enflasyonuna yansımasını önemli ölçüde sınırladı. Türk lirasının bu dönemde istikrarlı bir seyir izlemesi maliyet baskılarını sınırlayan bir diğer unsur oldu.&quot; değerlendirmesinde bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-avrasya-tuneli-180-milyon-kez-kullanildi-78003</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 17:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uraloğlu: Avrasya Tüneli 180 milyon kez kullanıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Avrasya Tüneli'nin kullanımına ilişkin verileri değerlendirdi.</p>
<p>Bakan Uraloğlu yaptığı yazılı açıklamada, tünelin Asya ve Avrupa kıtalarını deniz tabanının altından birleştiren çift katlı ilk ve tek kara yolu tüneli olduğuna dikkati çekti.</p>
<p>Tünelin 5 kilometre uzunluğa sahip olduğunu, İstanbul'da araç trafiğinin en yoğun olduğu Kazlıçeşme-Göztepe Hattı'nda yaklaşım yollarıyla beraber toplam 14,6 kilometrelik bir güzergahta 9 yılı aşkın bir süredir hizmet vermeye devam ettiğini vurgulayan Uraloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"Tünel, Göztepe-Bakırköy Hattı'nı yaklaşık 10 kilometre kısaltarak, bu güzergah için ortalama 100 dakikaya ulaşan seyahat süresini 15 dakikaya kadar düşürüyor. Sürücülerimize hızlı, konforlu ve öngörülebilir bir ulaşım imkanı sunuyoruz. Avrasya Tüneli'ni açıldığı günden bu yana 9,5 milyon farklı plakalı araç tam 180 milyon kez kullandı. Türkiye İstatistik Kurumunun 2026 verilerine göre trafiğe kayıtlı 34 milyon 23 bin 986 taşıt olduğu göz önünde bulundurulduğunda bu taşıtların neredeyse 4'te 1'i Avrasya Tüneli'ni kullandı."</p>
<p>Uraloğlu, 9 yıllık işletme sürecinde kullanıcıların toplam 250 milyon saat zaman tasarrufu elde ettiğini, 304 bin ton yakıt tasarrufu sağlandığını belirtti.</p>
<p>Tünelle 139 bin ton emisyon azalımı sağlandığını ve bunun yaklaşık 5,5 milyon ağacın yıllık karbon tutma kapasitesine eşdeğer olduğunu vurgulayan Uraloğlu, Avrasya Tüneli'nin, Ekonomik Kalkınma ve İş Birliği Teşkilatı (OECD) tarafından teknik çerçevesi oluşturulan, açık ve kapsayıcı, şeffaf, Paris İklim Anlaşması'nın hedeflerini destekleyen ve finansal, sosyal, çevresel açıdan sürdürülebilir altyapı yatırımlarına verilen Mavi Nokta Ağı kapsamında sertifikasyon sürecini başarıyla tamamlayan dünyadaki ilk proje olduğunun altını çizdi.</p>
<p>Uraloğlu, projenin ayrıca enerji tasarrufu, geri dönüşüm, sürdürülebilirlik gibi temel başlıklarda topladığı puanlarla LEED Gold Sertifikası almaya hak kazandığına işaret ederek, inşaat hem de işletme döneminde, projenin olası çevresel ve sosyal etkilerinin titizlikle analiz edildiğini de bildirdi.</p>
<p>Avrupa Yakası sahil parkına 11 bin 642 yeni ağaç dikildiğini, 2,7 kilometre uzunluğunda bisiklet yolu ve yaya yolları inşa edildiğini, oyun ve egzersiz alanlarının yenilendiğini kaydeden Uraloğlu, "Avrasya Tüneli'nin işletme ve bakım binası ile Asya havalandırma binalarında devreye alınan Güneş Enerjisi Santrali (GES) ile işletme, hem enerjisini temiz kaynaklardan sağlamış hem de karbon emisyonunu yıllık 210 ton azaltmış olacaktır." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Uraloğlu, projenin bugüne kadar ülke ekonomisine yaklaşık 2,6 milyar dolarlık katkı sağladığını, uzun vadede ise toplam kamu tasarrufunun 8,6 milyar dolara ulaşmasının beklendiğini belirtti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-avrasya-tuneli-180-milyon-kez-kullanildi-78003</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/7/1280x720/avrasya-tuneli-yilda-23-milyon-saati-kurtardi-oecdnin-ilk-mavi-nokta-belgesini-aldi-1746081674.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrasya Tüneli&#039;nin ortalama 100 dakikaya ulaşan seyahat süresini 15 dakikaya kadar düşürdüğünü belirten Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, &quot;Tüneli, açıldığı günden bu yana 9,5 milyon farklı plakalı araç tam 180 milyon kez kullandı.&quot; ifadesini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-vergi-mimarisinde-kuresel-olcekte-en-ust-ligde-olmak-istiyoruz-78000</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 16:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek: Vergi mimarisinde küresel ölçekte en üst ligde olmak istiyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kamuoyuna duyurulan "Türkiye Yüzyılı: Yatırım İçin Güçlü Merkez" vizyonu kapsamında, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde gerçekleştirilen basın toplantısında sunum yaptı.</p>
<p>2026'yı reform yılı olarak belirlediklerini ve kapsamlı yapısal adımların gündemlerinde olduğunu vurgulayan Şimşek, bunlar arasında değer zincirini yukarı çıkaran sanayi dönüşümü, yeşil dönüşüm, dijital dönüşüm, demir yolları gibi verimliliği artıran altyapı yatırımları, vergi reformları, kamu maliyesi ve yönetişim reformlarının yer aldığını söyledi.</p>
<p>Şimşek, geçen hafta açıklanan paketin bunun ilk bölümünü oluşturduğuna işaret ederek, şöyle konuştu:</p>
<p>"Paket kapsamında daha fazla mal ve hizmet ihracatı yapmak, daha fazla yetenek, girişimci ve sermaye çekmek, varlıkları ülkeye geri getirmek, yurt dışındaki vatandaşlarımızı faaliyetlerinin merkezi olarak Türkiye'yi kullanmaya daha fazla teşvik etmek ve elbette İstanbul Finans Merkezini bölgenin önemli merkezlerinden biri olarak konumlandırmak hedeflerimiz arasında bulunuyor. İlk destek, transit ticarette sıfır kurumlar vergisi. Şirket İstanbul Finans Merkezinde yerleşikse transit ticaret tamamen vergisiz olacak. Yani yüzde 100 vergi istisnası sağlanacak. İstanbul Finans Merkezi dışında ise yüzde 95 vergi istisnası uygulanacak. Peki bu alanda öncü müyüz? Hayır. Bu düzenleme Türkiye'nin çerçevesini Singapur, Hong Kong ve Hollanda ile uyumlu hale getiriyor. Rekabetçi 'transit ticaret' merkezi oluşturmaya çalışıyoruz."</p>
<p><strong>"Transit ticarette vergi istisnasını yüzde 50'den yüzde 100'e çıkaracağız"</strong></p>
<p>Şimşek, Türkiye'nin çok güçlü coğrafi konuma sahip olduğunu, önemli ticaret koridorlarından bazılarının Türkiye'den geçtiğini, Orta Koridor'un da bunlardan biri olduğunu ifade ederek, başarılı olma ihtimalini yüksek gördüklerini anlattı.</p>
<p>Yeni koridorlar oluşturmaya çalıştıklarını, Türkiye'nin bundan faydalanmak için çok iyi konumlandığını vurgulayan Şimşek, "Transit ticaret için daha önce de teşvikimiz vardı ancak bunu büyüttük. 2009'da İstanbul Finans Merkezi düzenlemesi yürürlüğe konulduğunda yüzde 50 vergi istisnası sağlamıştık, şimdi bunu yüzde 100'e çıkarıyoruz. Yani bu tamamen yeni bir şey değil, mevcut teşviki ölçeklendirdik." diye konuştu.</p>
<p>Benzer şekilde Türkiye'nin de büyük bir enerji merkezi olduğunu, Türk şirketlerinden birinin küresel ölçekte önde gelen emtia ticareti şirketleri arasında yer aldığını belirten Şimşek, bu tür şirketlerin sayısını artırmak istediklerini dile getirdi.</p>
<p><strong>Daha fazla ihracat için vergi indirimi</strong></p>
<p>Şimşek, ikinci desteğin de daha fazla ihracat için verileceğine dikkati çekerek, şöyle devam etti:</p>
<p>"İhracatçılar için kurumlar vergisi oranını düşürme konusunda radikal bir adım attık. Standart kurumlar vergisi oranımız yüzde 25. Normal ihracatçılar bundan sonra bu oranda önemli bir indirimden yararlanacak ve oran yüzde 14'e inecek. Eğer üretici ihracatçıysanız, kurumlar vergisi tek haneye düşecek, bu oran yüzde 9 olacak. Bu adımla Türk ihracatçılarını daha rekabetçi hale getirmeyi ve aynı zamanda imalat sanayisine yönelik doğrudan yabancı yatırımı çekmeyi hedefliyoruz."</p>
<p>Bu alanda ciddi bir rekabet olduğunu ifade eden Şimşek, imalat sanayisine doğrudan yabancı yatırım çekmek için radikal adım attıklarını söyledi. Şimşek, kişi başı gelir düzeyine bakıldığında Türkiye'nin imalat sanayisi katma değerinin dünyadaki en yüksek oranlardan biri olduğuna işaret ederek, "Asya Kaplanları" ile aynı seviyede olunduğunu bildirdi.</p>
<p><strong>Hizmet ihracatına güçlü destek</strong></p>
<p>Türk imalat sanayisinde hala önemli paya sahip orta-düşük teknolojiyi orta-yüksek ve yüksek teknolojiye dönüştürmeyi amaçladıklarını vurgulayan Şimşek, şu bilgiyi verdi:</p>
<p>"Bir diğer destek de hizmet ihracatımızı artırmak için olacak. Hizmet ihracatında vergi istisnasını yüzde 100'e çıkarıyoruz. Buradaki amaç yazılım, video oyunları, sağlık turizmi, eğitim, mühendislik, tasarım, mimarlık ve benzeri yüksek katma değerli hizmet ihracatını desteklemek. Aslında küresel ticarette korumacılığa karşı daha dayanıklı alanda, daha büyük pazar payı elde etmeye çalışıyoruz. Ticarette korumacılık ve parçalanma şu anda daha çok mallar için geçerli. Hizmetler ise Türkiye'nin güçlü kası. Hizmet ihracatımızda halihazırda 60 milyar doların üzerinde fazla veriyoruz. Biz bunu daha da geliştirmek istiyoruz. Bu tedbir, Türkiye'yi hizmet ihracatında çok daha güçlü bir konuma taşımayı hedefliyor."</p>
<p><strong>"Sürdürülebilir büyüme için sağlam temeller inşa ediyoruz"</strong></p>
<p>Doğrudan yabancı yatırımcıların neden Türkiye'yi tercih etmesi gerektiğine de değinen Şimşek, her şeyden önce Türkiye'nin büyük bir pazar olduğunu söyledi. Türkiye'nin GSYH gücüne dikkati çeken Şimşek, "Dış kaynak kullanımı geçmişte daha rekabetçi üretim yani maliyet azaltımı için yapılırdı. Ancak büyük bir pazara sahip olduğunuzda mesele bunun ötesine geçiyor. Bu da nedenlerden biri." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Şimşek, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 2002'de göreve gelmesinden bu yana ekonomide yaşanan gelişmelere dikkati çekerek, Türkiye'nin önemli bir reel yakınsama hikayesi ortaya koyduğunu anlattı. Büyüme görünümünde güçlü kalınacağına inandıklarını vurgulayarak, "Dezenflasyon programının etkisiyle geçici bir yavaşlama var ancak bu yavaşlama geçici. Güçlü ve sürdürülebilir büyüme için sağlam temeller inşa ediyoruz. Bu nedenle Türkiye'nin doğrudan yabancı yatırım girişleri için güçlü bir destinasyon olmaya devam etmesi muhtemel. Benzer şekilde güçlü bağlantısallık var." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>Daha fazla yetenek ve girişimci çekme hedefi</strong></p>
<p>Stanford'un bir çalışmasına göre gelecekte Türkiye'nin dijital dönüşüm açısından önemli alanlardaki doktora ve yüksek lisans derecelerinin sayısı bakımından üst sıralarda yer alacağını belirten Şimşek, bir diğer destek için de şu bilgiyi verdi:</p>
<p>"Bir diğer destek daha fazla yetenek, sermaye, girişimci, start-up ya da yüksek varlıklı birey çekmek. Burada da eğer bölgesel merkezinizi İstanbul Finans Merkezine taşırsanız 20 yıl boyunca kurumlar vergisi istisnası sağlanıyor. Merkezinizi Türkiye'de İstanbul Finans Merkezi dışında bir yere taşırsanız yüzde 95 kurumlar vergisi istisnası var. Gelir vergisi istisnası da asgari ücretin 4 katına kadar uygulanacak. Şu anda bu yaklaşık 2 bin 900 dolar civarında. Yani neredeyse 3 bin dolara kadar istisna anlamına geliyor. Bunun üzerindeki gelirler için gelir vergisi ödenecek ancak yaklaşık 3 bin dolara kadar olan kısım gelir vergisinden muaf olacak. Kapsama her türlü hizmet dahil edilecek. Yönetim, danışmanlık, denetim, tedarik zinciri, insan kaynakları. Tek kriter, gelirin yüzde 80'inin Türkiye dışından elde edilmesi. Yüzde 20'ye kadarı yerel olabilir. Böylece Türkiye'yi bu alanda Singapur ile aynı lige yerleştiriyoruz. Referanslarımız genellikle Singapur, Hollanda gibi yerler."</p>
<p><strong>"Yatırım süreçlerini basitleştiriyoruz"</strong></p>
<p>Şimşek, son 22 yılda yaklaşık 300 milyar dolar doğrudan yabancı yatırım çekildiğini, şu anda Türkiye'de aktif olarak yatırım yapmış yaklaşık 87 bin uluslararası şirket bulunduğunu aktararak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Yatırım süreçlerini basitleştiriyoruz. Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisini yatırımcılar için tek durak ofise dönüştürüyoruz. Bürokrasiyi azaltacak ve yatırımcılar için VIP hizmetler sunacağız. Bunun içinde şirket kuruluşu, çalışma ve ikamet izinleri, vergi ve sosyal güvenlik işlemleri, arazi tahsisi, yatırım teşvikleri ve çevresel onaylar yer alıyor. Bu hizmetleri sunan her birimden temsilciler olacak. Bunlar bir masa etrafında toplanmış gibi hızlı ve anında yanıt verecek. Daha fazla yatırımcı çekmeye yönelik bir başka adım da 20 yıllık yerleşik olmayan kişi düzenlemesi. Bu ne anlama geliyor? Türk vatandaşları dahil olmak üzere, son 3 yılda Türkiye'de vergi mukimi olmayan herkes, Türkiye'ye taşınmaya karar verirse 20 yıl boyunca yurt dışı kaynaklı gelirleri üzerinden sıfır vergi ödeyecek. Türkiye'de gelir elde ederlerse bu gelir vergilendirilecek. Türkiye'de yüzde 10 olan veraset vergisini yüzde 1'e indiriyoruz. Uygunluk için tek kriter var, vergi mukimi olmamak. Yani son 3 yılda Türkiye'de 6 aydan fazla yaşamamış olmak. Bu düzenleme sadece küresel vatandaşları çekmeyi değil, aynı zamanda yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarını da hedefliyor. İtalya ve Yunanistan halihazırda bunu 15 yıl süreyle sunuyor."</p>
<p><strong>"Büyük bir bölgesel finans ve ticaret merkezi olmak istiyoruz"</strong></p>
<p>Türkiye'ye taşınmak için yeni bir yapısal çerçeve oluşturduklarını belirten Şimşek, halihazırda vatandaşlık programları, ikamet izinleri olduğunu, ayrıca Turkuaz Kart'ın da mevcut bulunduğunu söyledi.</p>
<p>Şimşek, yatırım yoluyla vatandaşlıkta eşiklerin genellikle finansal ya da reel yatırım için yaklaşık 500 bin dolar seviyesinde olduğunu ifade ederek, sadece gayrimenkul alımı için eşiğin 400 bin dolar olduğunu, sermayenin en az 3 yıl tutulması gerektiğini dile getirdi. Sermaye harcaması kapsamında imalat tesisleri ya da 50 kişiye istihdam sağlayan hizmet şirketinin de vatandaşlık için uygun olacağını vurgulayan Şimşek, "dijital şirket rejimi" getirdiklerini bildirdi. Şimşek, şirket kuruluşu, faaliyetler ve tüm işlemlerin çevrim içi yapılabileceğine işaret ederek, şöyle konuştu:</p>
<p>"Ayrıca çalışanlara hisse opsiyonu planlarını, vergi verimliliğini ve sermaye katılımını geliştireceğiz. Girişim sermayesi dostu finansman araçları sunacağız. Terminal İstanbul kapsamında eski havalimanı terminal binaları bir start-up merkezine dönüştürülecek. Esasen girişimci, sermaye ve yetenek çekmeyi hedefliyoruz. 'Eve getir' dediğimiz başlık ise varlıkların ülkeye geri getirilmesi. Burada Türk vatandaşlarının yurt dışındaki varlıklarını Türkiye'ye çekmeyi hedefliyoruz. Uygun varlıklar arasında yurt dışında tutulan nakit, altın ve menkul kıymetler yer alıyor. Bu adım, Türk finansal piyasalarını derinleştirmeyi ve güçlendirmeyi amaçlıyor. Bunu daha önce başarılı şekilde yaptık. Bölgesel merkez başlığı altında da bölgesel bir finans merkezi oluşturmayı hedefliyoruz. İstanbul Finans Merkezi açıkça sadece fiziksel bir alandan ibaret değil. Burada yönetişimden, araçlardan ve yetenekten bahsediyoruz. Fiziksel lokasyon için sağlanan teşvikleri 2047'ye kadar uzatıyoruz. Bu ilk paket, İstanbul'un büyük bir finans merkezi olarak desteklenmesine yardımcı olacak. Bu doğrultuda daha fazla adım gelecek. Bu sıradan bir teşvik paketi değil. Bu tam anlamıyla bir ekonomik konumlanma stratejisi. Vergi mimarisinde küresel ölçekte en üst ligde olmak istiyoruz. 20 yıllık öngörülebilirlik sağlıyoruz. Kapsam bakımından mal, hizmet, sermaye, yetenek dahil tüm alanları içeriyor. Uygulamada yatırımcı odaklı, hızlı ve kolay giriş imkanı sağlayan, VIP hizmetlerle desteklenen bir sistem öngörüyoruz. Nihai hedef ise ülkeyi bölgesel ölçekte önemli bir finans ve ticaret merkezi haline getirmek."</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-vergi-mimarisinde-kuresel-olcekte-en-ust-ligde-olmak-istiyoruz-78000</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/1280x720/mehmet-simsek-1777295553.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Türkiye Yüzyılı: Yatırım İçin Güçlü Merkez&quot; konulu basın toplantısında sunum yapan Bakan Şimşek, &quot;Bu tam anlamıyla bir ekonomik konumlanma stratejisi. Vergi mimarisinde küresel ölçekte en üst ligde olmak istiyoruz, 20 yıllık öngörülebilirlik sağlıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yilmaz-turkiye-uretim-ticaret-ve-dagitim-alanlarinda-merkezi-bir-us-haline-geliyor-77999</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 16:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yılmaz: Türkiye, üretim, ticaret ve dağıtım alanlarında merkezi bir üs haline geliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde "Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez" basın toplantısına katıldı. Toplantıda, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı İbrahim Şenel, Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı Ahmet Burak Dağlıoğlu da yer aldı.</p>
<p>Açılışta konuşan Yılmaz, küresel ekonominin, belirsizliklerin arttığı bir dönemden geçtiğine, jeopolitik gerilimlerin birçok bölgede yoğunlaştığına dikkati çekti.</p>
<p>İran ile İsrail arasındaki gerilimin tırmanma riski ve ABD'nin sürece dahil olmasının zaten kırılgan olan ortam üzerinde ilave baskı oluşturduğuna işaret eden Yılmaz, bu gelişmelerin enerji piyasalarını, ticaret yollarını ve küresel finansal koşulları doğrudan etkilediğini söyledi.</p>
<p>Yılmaz, bu parçalanmış küresel ortamda dayanıklılık, öngörülebilirlik ve üretim kapasitesinin küresel yatırımların yönünü belirleyen temel unsurlar haline geldiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye bu ortamda güven ve disiplinle yol almaktadır. Bölgemizdeki gelişmelerin ekonomimiz üzerindeki muhtemel etkilerini sınırlamak ve piyasaların düzenli ve sağlıklı işleyişini sağlamak amacıyla gerekli tedbirleri hayata geçiriyoruz. Makro ekonomik istikrarı korurken üretim altyapımızı güçlendirmeye ve dayanıklı büyüme patikamızı sürdürmeye devam ediyoruz. Bugün Türkiye yatırım ve sanayi faaliyetleri açısından istikrarlı, öngörülebilir ve güvenilir bir ortak olarak öne çıkmaktadır. Güçlü sanayi altyapısı, gelişmiş lojistik kabiliyetleri ve küresel değer zincirlerine derin entegrasyonuyla ülkemiz yatırımcılar için rekabetçi ve köklü bir ekosistem sunmaktadır. Avrupa, Asya ve Orta Doğu'nun kesişim noktasında bulunan stratejik coğrafi konumumuz küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği bu dönemde önemli bir avantaj sağlamaktadır. Türkiye, üretim, ticaret ve dağıtım alanlarında giderek merkezi bir üs haline gelmektedir. Bu kapsamda, ülkemizin rekabet gücünü artırmak ve yatırım ortamını güçlendirmek amacıyla yeni hukuki, idari, mali ve kurumsal düzenlemeleri hayata geçiriyoruz."</p>
<p><strong>"Emek yoğun sektörlerde bazı meydan okumalarla karşı karşıyayız"</strong></p>
<p>Yılmaz, toplantıda soruları yanıtladı.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Türkiye'ye yatırım yapan şirketleri kim ve hangi ulustan olursa olsun Türkiye'deki şirketlerden ayırt etmediğini söyleyen Yılmaz, emek yoğun sektörlerde bazı seçmeli destek programlarının bulunduğunu hatırlattı.</p>
<p>Yılmaz, "Çok temel bir sorun görmüyoruz ama bazı spesifik sektörlerde, özellikle emek yoğun sektörlerde bazı meydan okumalarla karşı karşıyayız. Ekonomi yönetimi olarak bu sorunların farkındayız ve birçok önlem halihazırda almış durumdayız bu sektörleri desteklemek açısından. Bu sektörlerin dönüşüm süreçlerini de destekleyerek daha katma değer üreten bir seviyeye gelmelerini sağlamak istiyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yılmaz, makro politikalarda inandıkları ve uyguladıkları bazı temel prensiplerinin olduğunu belirterek, "Enflasyon düştüğünde yatırımın önünün açılacağını düşünüyoruz sektörler açısından. Bu da temel politikamız." dedi.</p>
<p><strong>"Cumhurbaşkanımız çok önemli bir liderlik rolü üstleniyor"</strong></p>
<p>Belirsizliklerin, istikrarsızlıkların arttığı bu dönemde, kendi istikrarını koruyabilen, belirsizlikleri engelleyebilen ve daha fazla tahmin edilebilirlik sunan ülkelerin yatırımcılar açısından avantaj elde ettiğine dikkati çeken Yılmaz, "Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan en baştan beri, 2002, 2003'ten beri her zaman bunun altını çizdi, istikrarın ve güvenin önemini vurguladı ve her zaman tekrarladı ki bunlar ekonomik politikada başarının anahtarı; siyasi istikrar ve politika istikrarı." diye konuştu.</p>
<p>Yılmaz, Orta Vadeli Program'a da değinerek, şöyle konuştu:</p>
<p>"Son derece tahmin edilebilir bir program ve piyasalara da nasıl bir yön izlediğimizi gösteriyor açıkça. Bu yüzden bizim kontrolümüzün dışında olan faktörler olsa da, bunlar bazen pozitif, bazen negatif oluyor, önemli olanın programımız ve gittiğimiz yön olduğunu düşünüyoruz. Bu yüzden çok ciddi bir siyasi destek var Cumhurbaşkanımız tarafından bize sunulan. Bizim programımızı son derece destekliyor ve karşılaşılan tüm zorluklara rağmen inanıyoruz ki bu program, Türkiye'yi dünyadan ayrıştıracaktır. Ayrıca vurgulamak isterim ki piyasa dostu, yatırım dostu yaklaşımlarının dışında Türkiye aynı zamanda bir diplomasi politikası da izliyor siyasette. Hem bölgemizde hem küresel ölçekte. Neredeyse dünyada yaşanan tüm çatışmalarda Cumhurbaşkanımız çok önemli bir liderlik rolü üstleniyor. Bir liderlik diplomasisi uyguluyor barış ve istikrar sağlamak açısından."</p>
<p><strong>"Türkiye istikrarını koruyor ve çatışmalardan uzak duruyor"</strong></p>
<p>Yılmaz, bunun yatırımcıların Türkiye'ye gelmesi açısından da ciddi bir teşvik sunduğunu, Türkiye'nin herhangi bir anlamsız çatışmanın tarafı olmadığını söyledi.</p>
<p>Adil bir barışın her türlü savaştan daha iyi olduğuna inandıklarını vurgulayan Yılmaz, şöyle devam etti:</p>
<p>"Türkiye istikrarını koruyor ve çatışmalardan uzak duruyor. Bir taraftan kendi savunma kapasitesini artırırken diğer taraftan da çok açık bir şekilde barışı ve diplomasiyi destekliyor, ileride uzun vadeli olarak yatırım yapılabilecek bir ülke olarak da profilini yükseltiyor. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak Cumhurbaşkanımızın liderliğinde barışı ve diplomasiyi desteklemeye devam edeceğiz çatışmalara karşı. Yatırım, piyasa dostu politikaları desteklemeye devam edeceğiz. Politikalarımız, korumacı politikalar olmayacak ve piyasalara müdahale tarafında olmayacak. Çatışmaların önlenmesine yönelik hamleler yapmayı tercih ediyoruz ve biz bence kendimizi kanıtladık son 20 yılda istikrarlı politikalarımızla ve bunu yapmaya da devam edeceğiz önümüzdeki dönemde."</p>
<p>Türkiye'nin geçen yıl turizmdeki en iyi yıllarından birini yaşadığını ve 65 milyar dolar gelir elde ettiğini bildiren Yılmaz, "Sektöre baktığınızda, rakamlara baktığınızda aslında biz bundan oldukça memnunuz. Elbette Türk halkı da yurt dışına gidiyor. Bu da Türk insanının aslında refahının bir göstergesidir. Turizm hala bizim cari dengemize katkıda bulunuyor." dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yilmaz-turkiye-uretim-ticaret-ve-dagitim-alanlarinda-merkezi-bir-us-haline-geliyor-77999</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/9/1280x720/cevdet-yilmaz-1777295287.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez&quot; basın toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, &quot;Türkiye, üretim, ticaret ve dağıtım alanlarında giderek merkezi bir üs haline gelmektedir. Bu kapsamda, ülkemizin rekabet gücünü artırmak ve yatırım ortamını güçlendirmek amacıyla yeni hukuki, idari, mali ve kurumsal düzenlemeleri hayata geçiriyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yildirimda-hedef-30-bin-yeni-konut-77998</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 15:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yıldırım’da hedef 30 bin yeni konut</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Yıldırım Belediyesi'nin kentsel dönüşüm çalışmalarını aralıksız sürdürdüğü bildirildi. Verilen bilgiye göre, Yıldırım’ın dört bir yanında yürütülen kentsel dönüşüm projeleri ile riskli yapılar daha modern ve güvenli yaşam alanlarına dönüşüyor.</p>
<p>Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, Bursa’da düzenlenen Yapı ve Yaşam Fuarı’nda ilçenin çehresini değiştiren kentsel dönüşüm projelerini anlattı. Başkan Yılmaz, Yıldırım’daki dönüşüm çalışmalarının hem Bursa’ya hem de Türkiye’ye örnek olduğunu vurguladı. Yılmaz, “Kentsel dönüşüm alanında Bursa'nın en tecrübeli kurumuyuz. 27 mahallede 286 proje inşaat alanında dönüşüm yapıyoruz. 2019 yılı itibariyle ruhsat alınarak inşasına başlanan 8 proje alanında yaklaşık bin 300 bağımsız birim yıkılarak 2 bin 350 adet konut ve 450 adet ticari alan olmak üzere toplamda 2 bin 800 bağımsız birim ürettik, üretiyoruz. 2026 yılı itibariyle projelendirme aşamasında olan 11 adet proje alanında 2 bin 850 bağımsız birim yıkılarak yaklaşık 3 bin 200’ü konut ve bin 400’ü ticari alan olmak üzere toplamda 4 bin 600 bağımsız birim üreteceğiz. Belediye projeleri ile Yıldırım’da toplamda; 4 bin 150 bağımsız birim yıkılarak yerine 7 bin 400 bağımsız birim üretildi ve üretilecek” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ef5ce11c8c2-1777294561.jpeg" alt="" width="651" height="366" /></p>
<h2><strong>“Hedef 30 bin yeni konut”</strong></h2>
<p>Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, kentsel dönüşüm çalışmalarında kamu-özel sektör işbirliğine dikkat çekti. Yılmaz, “Özel sektör ile iş birliği yaparak destek verdiğimiz 17 adet projemiz bulunuyor. Ayrıca kentsel dönüşüm çalışmaları başlamak üzere olan ve devam eden birçok özel sektör iş birliğimiz mevcut. Özel sektör ile iş birliği yaparak destek verdiğimiz 17 adet projemiz ile birlikte yaklaşık 750 bağımsız birim yıkılarak yerine 2 bin 300 adet depreme dayanıklı bağımsız birim üretilecek. Kamu ve özel sektör iş birliği ile Yıldırım ilçesinde; toplamda 4 bin 900 bağımsız birim yıkılarak yerine 9 bin 700 bağımsız birim üretildi ve üretilecektir. Kentsel dönüşümde 2024-2029 yılları arasındaki hedefimiz 30 bin konut üretmek. İmar plan çalışmaları tamamlanmış yaklaşık 720 hektar alanda imar uygulama çalışmalarını tamamlayarak kentsel dönüşüme hazır hale getirmiş bulunmaktayız” diye konuştu. </p>
<h2><strong>“Bugüne kadar 40 bin tapu dağıtıldı”</strong></h2>
<p>Başkan Oktay Yılmaz, “Bitişik nizam yapı yoğunluğu fazla sosyal, kültürel, eğitim gibi temel donatı alanlarının eksikliği bulunan 13 mahalleyi (Şükraniye, Sinandede, Mehmetakifersoy, Baruthane, Beyazıt, Eğitim, 152 Evler, Ortabağlar, Selçukbey, Güllük, Mimarsinan, kısmen Davutkadı ve Siteler) kapsayan yaklaşık 450 hektar alanda kentsel dönüşüme yönelik planlama çalışmalarını başlatmış bulunmaktayız. Bu çalışmalar sonrasında kamu desteği ve özel sektör eliyle çok daha fazla sayıda dönüşümün gerçekleşeceğini öngörüyoruz. Ayrıca dönüşümün önündeki en önemli engellerden olan mülkiyet sorununu çözmeye yönelik imar uygulaması çalışmalarımız da devam ediyor. 850 hektar alanda imar uygulaması süreçleri tamamlanarak 40 bin adet tapunun dağıtımını gerçekleştirdik. Yıldırım’da dönüşümün bütüncül ve sürdürülebilir olabilmesi için kentsel dönüşüm strateji belgesi çalışmalarını başlatan ilk merkez ilçe belediyesiyiz. Kentsel dönüşüm strateji belgemizi tamamlamak üzereyiz. Kentsel dönüşüm çalışmalarımızı, binaları yenilemekten ibaret görmüyoruz. Yeni ulaşım arterleri, sosyal alanlar ile birlikte yeni yaşam alanları oluşturuyoruz. Projelerimizin her birinin kendine has özellikleri bulunuyor” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yildirimda-hedef-30-bin-yeni-konut-77998</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/8/1280x720/yildirimda-hedef-30-bin-yeni-konut-1777294591.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bugüne kadar 40 bin tapu dağıttıklarını söyleyen Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, 27 mahallede 286 proje inşaat alanında dönüşüm ile hedeflerinin 30 bin yeni konut üretmek olduğunu belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-ili-hayvanciligi-gelistirme-birliginde-mustafa-isik-donemi-77996</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 15:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa İli Hayvancılığı Geliştirme Birliği’nde Mustafa Işık dönemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa İli Hayvancılığı Geliştirme Birliği’nin Olağanüstü Genel Kurulu Atatürk Kongre Kültür Merkezi’nde yapıldı. Genel Kurula Gürsu Belediye Başkanı Mustafa Işık, Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, Yenişehir Belediye Başkanı Ercan Özel, Kestel Belediye Başkanı Ferhat Erol, Keles Belediye Başkanı Ali Doğru, İznik Belediye Başkanı Kağan Mehmet Usta, Harmancık Belediye Başkanı Haşim Ali Arıkan ile genel kurul üyeleri katıldı.</p>
<p>Yapılan oylamada Bursa İli Hayvancılığı Geliştirme Birliği’nin (HAGEL) Başkanlığı’na Gürsu Belediye Başkanı Mustafa Işık seçildi. HAGEL’de Meclis Başkan Vekili olarak görev yapan Mustafa Işık, uzun süredir birlik içinde aktif çalışmalarda yer alıyordu. HAGEL’de yapılan oylama sonucu birinci başkan vekili Ali Doğru ve ikinci başkan vekili de Haşim Ali Arıkan oldu. Genel Kurulda Encümen üyeliklerine Bekir Aydın, Ercan Özel, Kamil Turhan, Kağan Mehmet Usta, Mustafa Aslan, Ramazan Sevim ve Tuncay Kocabıyık seçildi. Plan Bütçe Komisyonu ise şu isimlerden oluştu: "Selahattin Külcü, Coşkun Korkmaz, Ergül Aydın, Erdoğan Yıldız, Derya Deniz Kanar." </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-ili-hayvanciligi-gelistirme-birliginde-mustafa-isik-donemi-77996</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/6/1280x720/bursa-ili-hayvanciligi-gelistirme-birliginde-mustafa-isik-donemi-1777294191.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gürsu Belediye Başkanı Mustafa Işık, Bursa İli Hayvancılığı Geliştirme Birliği başkanı seçildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtu-patent-ticarilestirmede-turkiyenin-en-iyileri-arasinda-yer-aldi-77991</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 14:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> GTÜ, yüksek bedelli patentte ilk 3 arasında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Türkiye’nin teknoloji üretim kapasitesi ile üniversite-sanayi iş birliği performansını ortaya koyan “Türkiye’nin Patent Raporu 2025” sonuçları açıklandı.</p>
<p>Gebze Teknik Üniversitesi (GTÜ), özellikle yüksek ekonomik değer üreten patentlerin ticarileştirilmesinde gösterdiği performansla Türkiye’nin en başarılı yükseköğretim kurumları arasında yer aldı.</p>
<p>Raporda, 100 bin TL ve üzeri değere sahip “Yüksek Bedelli Patent Ticarileştirme” kategorisinde GTÜ, 2 büyük sözleşme ile ODTÜ ile birlikte Türkiye ikinciliğini paylaştı. Aynı kategoride ticarileşen patent sayısında ise GTÜ, toplam 3 patent ile Türkiye genelinde üçüncü sırada konumlandı.</p>
<p>GTÜ, yalnızca yüksek bedelli patent ticarileştirmelerinde değil, genel ticarileştirme performansında da dikkat çekti. 2025 verilerine göre üniversite, toplam 3 sözleşme ve ticarileşen 4 patent ile ulusal sıralamadaki güçlü yerini korudu. Üniversitenin özellikle katma değeri yüksek projelerde öne çıkması, teknoloji transfer stratejisinin ekonomik karşılığı yüksek ve pazarda karşılık bulan teknolojiler üzerine kurulduğunu ortaya koydu.</p>
<p>Sanayi ile iç içe kampüs yapısı, güçlü Ar-Ge altyapısı ve uygulama odaklı akademik yaklaşımıyla GTÜ, geliştirdiği teknolojileri ekonomik değere dönüştürerek Türkiye’nin teknolojik bağımsızlık hedeflerine somut katkı sunmayı sürdürdü.</p>
<p>Üniversitenin ticarileştirme vizyonuna değinen Gebze Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hacı Ali Mantar, “Gebze Teknik Üniversitesi olarak temel önceliğimiz, sadece akademik yayın üretmek değil, bu bilgiyi toplumun ve sanayinin hizmetine sunacak katma değerli teknolojilere dönüştürmektir. Türkiye’nin Patent Raporu 2025 sonuçları, bu stratejik odaklanmamızın meyvelerini verdiğini açıkça göstermektedir. Özellikle ‘Yüksek Bedelli Patent Ticarileştirme’ kategorisindeki başarımız, nicelikten ziyade niteliğe verdiğimiz önemin bir göstergesidir” dedi.</p>
<h2>"Bu başarı patentlerimizin pazar karşılığının yüksek olduğunu kanıtlamaktadır"</h2>
<p>Mantar, “Üniversitemiz, sanayinin tam kalbinde yer alan konumu ve güçlü Ar-Ge altyapısıyla, laboratuvarlarda geliştirilen buluşların raflarda kalmasını değil, ekonomik değere dönüşerek ülkemizin teknolojik bağımsızlığına katkı sunmasını hedeflemektedir. 100.000 TL ve üzeri ticarileştirme bedelleriyle elde ettiğimiz ulusal başarı, patentlerimizin pazar karşılığının ve teknolojik olgunluk seviyesinin ne kadar yüksek olduğunu kanıtlamaktadır. Havacılıktan savunmaya, biyoteknolojiden yapay zekaya kadar geniş bir yelpazede yürüttüğümüz çalışmalarla, sanayicimizin ihtiyaç duyduğu yerli ve milli teknolojileri geliştirmeye devam edeceğiz. Bu süreçte emeği geçen tüm akademisyenlerimizi ve Teknoloji Transfer Ofisi çalışanlarımızı tebrik ediyorum. GTÜ, yüksek teknoloji üretiminde Türkiye’nin öncü gücü olma vizyonunu sürdürecektir” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtu-patent-ticarilestirmede-turkiyenin-en-iyileri-arasinda-yer-aldi-77991</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/1/1280x720/gtu-yuksek-bedelli-patentte-turkiyenin-oncu-universiteleri-arasinda-yer-aldi-1777290297.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin Patent Raporu 2025’e göre Gebze Teknik Üniversitesi, 100 bin TL üzeri yüksek bedelli patent ticarileştirmede ODTÜ ile Türkiye ikinciliğini paylaşırken, ticarileşen yüksek değerli patent sayısında ise ülke genelinde üçüncü oldu. GTÜ, sanayiyle iç içe yapısı ve güçlü Ar-Ge altyapısıyla geliştirdiği teknolojileri ekonomik değere dönüştürerek üniversite-sanayi iş birliğinde öne çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-halkla-iliskiler-derneginde-yeni-baskan-serdar-omerogullari-77987</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 14:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa Halkla İlişkiler Derneği’nde yeni Başkan Serdar Ömeroğulları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Türkiye’nin alanında sayılı meslek örgütlerinden biri olan Bursa Halkla İlişkiler Derneği (BHİD), hafta sonu gerçekleştirilen olağan genel kurul toplantısıyla yeni dönem yönetimini belirledi. Nilüfer Karaman Dernekler Yerleşkesi’nde düzenlenen genel kurulda, dernek üyelerinin yoğun katılımı dikkat çekti.</p>
<p>Mevcut Başkan Gülşah Cebelli yönetiminde genel kurula giden dernekte seçimler, tek liste ile gerçekleştirildi. Genel kurul kapsamında sunulan faaliyet raporu, denetleme raporu ve mali raporlar üyelerin oy birliği ile ibra edildi. Daha önce üç dönem dernek başkanlığı görevini üstlenen Serdar Ömeroğulları, yeniden başkanlığa seçildi. Ömeroğulları’nın önceki döneminde hayata geçirilen ve Bursa’nın tanıtımına önemli katkı sağlayan HİÇ Ödülleri (Halkla İlişkiler Çalışmaları Ödülleri) ise 2013 yılından bu yana sektörün önemli organizasyonları arasında yer alıyor. Genel kurulda yaptığı konuşmada derneğin 1992 yılından bu yana kesintisiz faaliyet gösterdiğini hatırlatan Ömeroğulları, geçmiş dönem yönetimlerine katkılarından dolayı teşekkür etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ef4595c2b22-1777288597.jpeg" alt="" width="518" height="413" /></p>
<p>Halkla ilişkiler mesleğinin stratejik önemine vurgu yapan Ömeroğulları, Bursa’da aktif olarak faaliyet gösteren tüm iletişim profesyonellerini dernek çatısı altında buluşmaya davet ederek, “Mesleğimizin gelişimi ve kurumsal gücünün artırılması için birlik ve dayanışma büyük önem taşıyor. Tüm meslektaşlarımızı derneğimize sahip çıkmaya davet ediyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Genel kurul sonucunda oluşan yeni yönetim kurulunda şu isimler yer aldı: Ahmet Akhan, Sena Er, Metin Baykal, Seda Şen, Begüm Bakioğlu, Buket Yamanlar, Seray Gül, Ramazan Gültaş ve İlknur Çatak Şen. Denetleme Kurulu ise Bülent Sezgin, Ahmet Aydın, Ferdi Yılmaz, Elif Sezgin, Nadir Tülek ve Sevgi Yalçın’dan oluştu.</p>
<p>Yeni dönemde BHİD yönetiminin; mesleki dayanışmayı güçlendiren projeler, eğitim programları ve sektörel iş birlikleriyle Bursa’daki iletişim sektörüne katkı sunmayı hedeflediği belirtildi. Derneğin, halkla ilişkiler mesleğinin saygınlığını artırmaya yönelik çalışmalarına hız kesmeden devam edeceği ifade edildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-halkla-iliskiler-derneginde-yeni-baskan-serdar-omerogullari-77987</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/7/1280x720/bursa-halkla-iliskiler-derneginde-yeni-baskan-serdar-omerogullari-1777288642.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Halkla İlişkiler Derneği genel kurulunda başkanlığa Serdar Ömeroğulları seçildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracat-talep-endeksi-aylik-988e-indi-77985</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracat Talep Endeksi martta 98,8&#039;e indi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) önemli pazarlarda talebi oluşturan koşullar ile global ekonomideki talep ve risklerin takip edildiği İhracat Pazar Monitörü'nün mart ayı sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre, ihraç edilen ürünlere olan talep koşullarını ihracat yapılan pazarlar üzerinden temel makroekonomik göstergeler ve öncü makroekonomik göstergeleri kullanarak takip eden İhracat Talep Endeksi, martta aylık bazda yüzde 0,9, geçen yılın aynı ayına göre ise yüzde 0,1 azalışla 98,8'e geriledi. Martta işsizlik, enflasyon ve sanayi üretimindeki kısmi iyileşmelere karşın, iş güveni ve tüketici güvenindeki gerilemeler talep endeksini uzun dönem ortalamasının altına düşürdü.</p>
<p>Uzun ve kısa vadeli sosyal, ekonomik ve politik göstergelerden yararlanarak oluşturulan ve ihracat pazarlarının risklere karşı direncini ölçen TİM Pazar Dayanıklılık Endeksi ise aylık bazda yüzde 3,1, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 1,4 gerileyerek 96,6 oldu.</p>
<p>Küresel jeopolitik risklerdeki önemli artış ve ihracat talep endeksinin uzun vadeli ortalamasının altına düşmesi, ihraç pazarları genelinde dayanıklılığı olumsuz etkiledi ve endeksi uzun dönem ortalamasının altına düşürdü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracat-talep-endeksi-aylik-988e-indi-77985</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/5/1280x720/ihracat-ithalat-dis-satim-1777288020.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TİM&#039;in mart verilerine göre İhracat Talep Endeksi, aylık bazda 0,9 puan azalarak 98,8&#039;e, Pazar Dayanıklılık Endeksi de yüzde 3,1 azalışla 96,6&#039;ya geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yeni-organizasyon-yapimizla-buyume-stratejimizi-kararlilikla-surdurecegiz-77984</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 13:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Yeni organizasyon yapımızla büyüme stratejimizi kararlılıkla sürdüreceğiz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dondurulmuş gıda ve konserve kategorisinde SuperFresh, donuk fırıncılıkta DFU, yağ kategorisinde Bizim Yağ, Terem, Luna, Yayla, Sabah ve Halk, sürülebilir peynir kategorisinde Ülker Sürmix markalarını bünyesinde barındıran Besler, sektördeki konumunu daha da ileri taşımak hedefiyle organizasyon yapısını yeniden şekillendirdiğini duyurdu.</p>
<p>Bu kapsamda Gülizar Öcal Doğan, Besler İş Birimleri Pazarlama, İletişim ve Sürdürülebilirlikten Sorumlu Başkan Yardımcısı oldu. Doğan, markalaşma, inovasyon, dijital iletişim ve sürdürülebilirlik alanlarındaki birikimiyle Besler'in marka gücünü ve kurumsal itibarını daha da ileri taşımak için çalışacak.</p>
<p>Ufuk Kasar, Mali İşler ve Bilgi Teknolojilerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı görevine getirildi. Kasar, finansal planlama, raporlama, nakit akışı, maliyet yönetimi ve kurumsal dönüşüm alanlarındaki tecrübesiyle şirketin finansal ve teknolojik altyapısının güçlendirilmesine katkı sunacak.</p>
<p>Satınalma ve Tedarik Zincirinden Sorumlu Başkan Yardımcısı olarak atanan Özhan Nuri Özesenli de tedarik zinciri optimizasyonu, planlama, lojistik ve operasyonel mükemmellik alanlarında Besler'in entegre yapısını destekleyecek.</p>
<p>Şirkette İnsan Kaynakları Direktörü olarak görev yapan Hamide Güven Şen, Besler İnsan Kaynakları Genel Müdürü (CHRO) olarak atandı. İnsan kaynakları alanındaki dönüşüm, organizasyonel gelişim ve yetenek yönetimi deneyimiyle Şen, Besler'in insan ve kültür yapılanmasına liderlik edecek.</p>
<p>Donuk Fırıncılık Ürünleri (DFU) Genel Müdürü olarak görev yapan Ilgın Hasırcıoğlu, Yağ İş Birimi ve Dondurulmuş Gıda ihracat süreçlerinden sorumlu Dış Ticaret Genel Müdürü olarak atandı. Hasırcıoğlu, ihracat operasyonları ve uluslararası ticaret alanındaki deneyimiyle Besler'in küresel pazarlardaki etkinliğini artıracak.</p>
<p>Besler Yağ İş Birimi'nde Satış ve Ticari Pazarlama Direktörü olarak görev yapan Ali Ertuğrul Yemiş, Yağ İş Birimi'nde perakende, ev dışı tüketim (EDT) ve endüstriyel gruplardan sorumlu Satış Genel Müdürü görevine getirildi. Yemiş'in satış organizasyonu, kanal yapılanması ve ticari büyüme alanlarındaki deneyiminin şirketin ticari performansına katkı sağlaması hedefleniyor.</p>
<p>Besler'de Dondurulmuş Gıda Ürünleri İşletmeler Direktörü olarak görev yapan Murat Ardahanlı, Dondurulmuş Gıda İş Birimi İşletmeler Genel Müdürü oldu. Ardahanlı, mevcut sorumluluklarına ek olarak üretim süreçleri, verimlilik ve operasyonel performans alanlarında katkı sağlamaya devam edecek.</p>
<p>Şirket, inovasyonu merkeze alan, daha çevik ve entegre bir organizasyon yapısı oluşturmak amacıyla AR-GE ve kalite fonksiyonlarını tek çatı altında birleştirdi. Bu kapsamda, Hatice İçeli, Yağ ve Mutfak, Kerem Çetin ise Dondurulmuş Gıda İş Birimleri'nde AR-GE ve Kaliteden Sorumlu Grup Direktörü olarak atandı. Yeni yapılanmayla inovasyon süreçlerinin uçtan uca, daha hızlı ve yüksek kalite odağıyla yönetilmesi hedefleniyor.</p>
<p>Besler, yeni organizasyon yapısı ve liderlik ekibiyle faaliyet gösterdiği kategorilerde sürdürülebilir büyümesini desteklemeyi, operasyonel yetkinliklerini daha ileri taşımayı ve iç pazarda olduğu kadar uluslararası pazarlarda da rekabet gücünü artırmayı hedefliyor.</p>
<p><strong>"Değer üretiyoruz"</strong></p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Yıldız Holding Gıda Grubu Başkanı ve Besler CEO'su Mert Altınkılınç, gıda sektöründe geniş kategori çeşitlilikleri, yenilikçi ürünleri ve güçlü markalarıyla hem iç pazarda hem de uluslararası pazarlarda değer ürettiklerini belirtti.</p>
<p>Altınkılınç, "Dinamik iş modelimiz, nitelikli insan kaynağımız, yüksek üretim kapasitemiz, inovasyon gücümüz ve sürdürülebilir tedarik zincirimiz sayesinde rekabet avantajımızı güçlendiriyoruz. Bu kapsamda yeni organizasyon yapımız ve güçlenen liderlik ekibimizle inovasyon, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik odağında büyüme stratejimizi kararlılıkla sürdüreceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yeni-organizasyon-yapimizla-buyume-stratejimizi-kararlilikla-surdurecegiz-77984</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/9/1280x720/mert-altinkilinc-1774942245.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni atamalar hakkında açıklama yapan Besler CEO&#039;su Mert Altınkılınç, &quot;Yeni organizasyon yapımız ve güçlenen liderlik ekibimizle inovasyon, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik odağında büyüme stratejimizi kararlılıkla sürdüreceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/yumakli-orman-yanginlariyla-mucadeleyi-28-ucak-119-helikopter-ve-14-iha-ile-yurutecegiz-77982</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 13:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yumaklı: Orman yangınlarıyla mücadeleyi 28 uçak, 119 helikopter ve 14 İHA ile yürüteceğiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ile Orman Genel Müdürlüğü Yangın Yönetim Merkezi'nde 30 ilin valisinin de yer aldığı "Orman Yangınlarında Riskli İllerin Valileriyle Koordinasyon Toplantısı"na katıldı.</p>
<p>Orman Genel Müdürü Bekir Karacabey, toplantı öncesi, geçen yıl orman yangınlarına karşı yürütülen mücadeleye ve bu yıl yapılacak hazırlıklara ilişkin sunum gerçekleştirdi.</p>
<p>Sunum sırasında tatbikat da yapıldı. Bu kapsamda İzmir'de çıkan orman yangınına merkezden verilen koordinatlarla kara ve hava araçlarıyla müdahale edildi. İHA ile izlenen yangın kısa sürede kontrol altına alındı.</p>
<p>Bakan Yumaklı, sunum sonrası yaptığı konuşmada, yeşil vatanı koruma iradelerini, güçlü koordinasyon, ortak akıl ve seferberlik ruhuyla bir kez daha ortaya koymak için bir arada olduklarını söyledi.</p>
<p>Bakan Çiftçi ve 30 ilin valisiyle geçen yılın değerlendirmesini yaparak bu yılki hazırlıkları gözden geçireceklerini vurgulayan Yumaklı, iklim değişikliğinin etkisiyle artan sıcaklıklar, kuraklık ve aşırı hava olaylarının yangın riskini her geçen yıl daha da artırdığını bildirdi.</p>
<p><strong>"Teknolojiyi insan tecrübemizle birleştirerek mücadelemizi güçlendiriyoruz"</strong></p>
<p>Yangınlar çıkmadan mücadeleyi başlattıklarını anlatan Yumaklı, "Orman Genel Müdürlüğümüz, kasım ayından bu yana orman içi yollardan akıllı gözetleme kulelerine, ilk müdahale ekiplerinden eğitim çalışmalarına kadar geniş bir perspektifte hazırlıklarını yaptı. Köylerimizde, okullarımızda, camilerimizde vatandaşlarımıza ulaştık, bilgilendirme çalışmalarını tamamladık." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yumaklı, geçen yıl yanan yerlerin ağaçlandırmasını bu yıl bitireceklerine dikkati çekerek, yanan alanların bir metrekaresinin bile imara açılmayacağını, ağaçlandırılacağını kaydetti.</p>
<p>Yangınla mücadele kabiliyet ve kapasite seviyesini her geçen gün artırmaya devam ettiklerini belirten Yumaklı, şunları söyledi:</p>
<p>"Bu yıl da orman yangınlarıyla mücadeleyi 28 uçak, 119 helikopter ve 14 İHA ile yürütmüş olacağız. Sayısı 15 adet artan hava araçlarımızla birlikte havadan müdahale kapasitemiz 462 ton su atmaya yükselmiş durumda. Kara gücümüzde 1953 arazöz, 2 bin 766 ilk müdahale aracı ve 878 iş makinemiz de sahada olacak. Teknolojiyi insan tecrübemizle ve gücümüzle birleştirerek mücadelemizi de güçlendirmeye devam ediyoruz. İHA'larımız, akıllı sistemlerimiz ve karar destek mekanizmalarımız sahadaki arkadaşlarımızın emeği ve tecrübesiyle birleşerek gerçek anlamına ulaşmış olacak. Bu yıl orman kahramanı arkadaşlarımızın sayısını da 25 binden 28 bine çıkarmış durumdayız. Sayıları 138 bini aşan orman gönüllülerimiz de sahadaki mücadelemize en büyük desteklerden birisi olacak."</p>
<p>Yumaklı, tabiatın bütün güzelliğiyle uyanışına şahit oldukları bugünlerde ormanlar için riskli bir eşiğe gelindiğini anımsatarak, istatistiklere göre geçen yıl çıkan orman yangınlarının yüzde 91'inin doğrudan ya da dolaylı olarak insan unsuru taşıdığı bilgisini verdi.</p>
<p>Orman yangınlarının sebebi dışında müsebbibinin de bulunduğunu ifade eden Yumaklı, "Dolayısıyla bu anlamda bu zamana kadar olduğu gibi sıfır tolerans ilkesiyle devam edileceğini, bilerek ya da bilmeyerek doğrudan ya da dolaylı yangına sebep olmanın ağır sonuçları ve cezalarının olduğunu hatırlatmak istiyorum. Vatandaşlarımıza hep beraber riski yönetelim çağrısında bulunuyorum." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Devletimizin bütün kurumları sahada hazır"</strong></p>
<p>Yumaklı, vatandaşlardan rüzgarlı havalarda açık alanlarda ateş yakmamalarını isteyerek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Piknik sonrası alanın temizlendiğinden ve soğuduğundan emin olalım. En ufak yangın emaresi görüldüğünde de mutlaka ulaşılabilecek bir güvenlik birimine ya da 112'yi arayarak bu ihbarı gerçekleştirelim. Erken müdahalenin çok hayati ve kritik olduğunu ancak en büyük başarının orman yangınının çıkmamasını sağlamak olduğunu da ifade etmek istiyorum. Biz hazırız. Devletimizin bütün kurumları, bütün unsurlarıyla sahada hazır. Vatandaşlarımızdan tek istediğimiz destek, duyarlılık ve dikkat. Yeşil vatanımızı el birliğiyle, dikkatle ve sevgiyle koruyalım."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/yumakli-orman-yanginlariyla-mucadeleyi-28-ucak-119-helikopter-ve-14-iha-ile-yurutecegiz-77982</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/2/1280x720/346364-1777287106.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Orman Yangınlarında Riskli İllerin Valileriyle Koordinasyon Toplantısı&quot;nda konuşan Bakan Yumaklı, &quot;Bu yıl orman yangınlarıyla mücadeleyi 28 uçak, 119 helikopter ve 14 İHA ile yürütmüş olacağız. Sayısı 15 adet artan hava araçlarımızla birlikte havadan müdahale kapasitemiz 462 ton su atmaya yükselmiş durumda.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tanriverdi-sektorde-bir-donusum-sureci-yasaniyor-77978</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 12:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tanrıverdi: Sektörde bir dönüşüm süreci yaşanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>İzmir’de düzenlenen 8. Ulusal Pamuk Zirvesi’nde, Türk tekstil sektörünün dünyadaki konumu, rekabet gücü ve geleceği ele alındı.</p>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı ile Ulusal Pamuk Konseyi iş birliğinde “Türk Pamuğunda Kritik Eşik” ana temasıyla İzmir Ticaret Odası Konferans Salonu’ndaki etkinlikte, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Tekstil ve Hammaddeleri Sektör Kurulu Başkanı Ahmet Fikret Kileci’nin moderatörlüğünde “Türk Tekstilinin Dünya ile Rekabeti” başlıklı oturum gerçekleştirildi. Zirveye Kahramanmaraş merkezli, Ensar Tekstil Yönetim Kurulu Üyesi Ertuğrul Tanrıverdi de katıldı.</p>
<p>Tanrıverdi, yaptığı konuşmada salgında sektördeki şirketlerin yüksek kazanç elde ettiğini, ihtiyaç fazlası ürünlerini sattığını ve piyasanın güçlü seyrettiği bir dönem yaşandığını ancak sonrasında değişen tüketim alışkanlıkları ve düşen fiyatların sektörü zorladığını kaydetti.</p>
<p>Sektörde bir dönüşüm süreci yaşandığı, bunun sağlanamaması halinde sürecin krize dönüşebileceği uyarısında bulunan Tanrıverdi, şunları ifade etti:</p>
<p>“Konfeksiyonun doğası gereği çok büyük tesislerle değil de daha fazla atölyelerle, daha küçük işletmelerle yapıldığı için otomasyona, otomasyon gibi işlere sermaye ayıramadılar. Zaten dünyada tam olarak konfeksiyonda otomasyon hala sağlanmadı. Konfeksiyonumuz durduğu zaman arkadan gelen ham maddemiz, kumaşımız, ipliğimiz, pamuğumuz maalesef bir şeye yaramaz hale geliyor. Bizim bunu toparlamamız lazım. Bu dönüşümü sağlayamadığımız zaman da otomasyonu sağlayamadığımız zaman, yeni standartlara uygun olmadığımız zaman da maalesef bu iş krize dönüşüyor.”</p>
<p>Tanrıverdi, polyester sektörünün güçlü bir lobi faaliyeti yürüttüğünü, buna karşın pamuğu dünyada küresel ölçekte temsil eden güçlü bir yapıya sahip olmadığını aktardı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tanriverdi-sektorde-bir-donusum-sureci-yasaniyor-77978</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/8/1280x720/tanriverdi-sektorde-bir-donusum-sureci-yasaniyor-1777283394.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 8. Ulusal Pamuk Zirvesi’nde konuşan Ensar Tekstil Yönetim Kurulu Üyesi Ertuğrul Tanrıverdi, sektörde bir dönüşüm süreci yaşandığı, bunun sağlanamaması halinde sürecin krize dönüşebileceğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esko-eskisehirdeki-depolama-krizine-cozum-hedefiyle-yola-cikti-77977</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 12:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> ESKO, Eskişehir’deki depolama krizine çözüm hedefiyle yola çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Eskişehir’de sanayi ve ticaret alanında faaliyet gösteren yüzlerce işletmenin depolama ve yerleşim sorunlarına çözüm üretmek amacıyla kurulan Eskişehir Gelişim ve Karma Kooperatifi (ESKO), şehirde yeni bir ticari yapılanmanın kapısını aralıyor. Kooperatif, özellikle toptancılık hizmeti veren işletmelerin uygun alanlarda faaliyet gösterebilmesi için altyapısı hazırlanmış yeni bir ticaret ve depolama bölgesi oluşturmayı hedefliyor. Sanayi bölgelerinde üretim dışı faaliyetlere getirilen kısıtlamalar ve mevcut sanayi sitelerinin metrekare açısından yetersiz kalması, işletmeleri alternatif ve çoğu zaman ruhsatsız alanlara yönlendirirken, bu durum son yıllarda denetimlerin artmasıyla birlikte ciddi bir sorun haline geldi.</p>
<p>ESKO Yönetim Kurulu Başkanı Murat Özcan, şehirde uzun yıllardır devam eden bu sorunun artık sürdürülemez noktaya ulaştığını belirterek, çözüm için ortak hareket edilmesi gerektiğini ifade etti. Sektör temsilcilerinin yaşadığı sıkıntılara dikkat çeken Özcan, “Yıllardan beri bu şehirde ticaret yapıyoruz. Sadece üretim değil, bunun bir de satış, pazarlama ve toptancılık ayağı var. Ancak mevcut sanayi sitelerinde 300-500 metrekarelik alanlar bizim gibi işletmeler için yeterli değil. OSB’lerde ise artık yalnızca üretim faaliyetlerine izin veriliyor. Bu nedenle yıllardır birçok işletme mecburen farklı alanlarda depolama yapmak zorunda kaldı. Son iki yılda ise bu alanlar ruhsatsız kabul edilerek ciddi yaptırımlarla karşı karşıya kalındı. Yüzlerce esnafı ilgilendiren bu sorun artık kangren haline geldi ve çözülmesi kaçınılmaz bir noktaya ulaştı” dedi.</p>
<p><strong>Kooperatif modeliyle ortak çözüm</strong></p>
<p>ESKO’nun kuruluş sürecinin uzun bir hazırlık dönemine dayandığını belirten Özcan, kooperatif modelinin bilinçli bir tercih olduğunu vurguladı. Özcan, “Bir yıldan fazla süredir yaptığımız görüşmelerde şunu gördük; bu sorun bireysel çabalarla çözülemez. Kurumsal bir yapı kurarak hem taleplerimizi daha güçlü şekilde iletmek hem de kamu yararı gözeten bir model oluşturmak zorundayız. Kooperatif kurmamızın temel nedeni de budur. Sadece belli bir grubun değil, bu sorunu yaşayan tüm kesimlerin dahil olabileceği bir yapı oluşturmak istiyoruz. Devletimizin sunduğu teşviklerden yararlanarak daha planlı ve sürdürülebilir bir ticaret alanı kurmayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Hedef planlı ve sürdürülebilir ticaret alanı</strong></p>
<p>Kooperatifin temel hedefleri arasında, şehir içindeki dağınık ve plansız depolama alanlarının yerine altyapısı tamamlanmış, imarlı ve çevreci bir ticaret bölgesi oluşturulması yer aldığını kaydeden Murat Özcan, bu kapsamda, Türkiye’nin farklı şehirlerinde hayata geçirilen benzer projelerin de incelendiğini belirterek, “Bugün Gaziantep, Kayseri, Konya gibi şehirlerde bu sorun yıllar önce çözülmüş durumda. Bu şehirlerde toptancılık ve depolama alanları planlı şekilde oluşturulmuş. Biz de Eskişehir’de aynı vizyonla hareket ediyoruz. Ana yollarla bağlantılı, altyapısı hazır, çevreye duyarlı ve yenilenebilir enerji imkanlarından faydalanan bir ticaret alanı kurmak istiyoruz. Bu proje sadece bugünün değil, gelecek 50 yılın ihtiyacını karşılayacak bir yatırım olacak” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>Geniş katılım hedefleniyor</strong></p>
<p>Kooperatifin kurucu yapısının ilk etapta sınırlı sayıda şirketten oluştuğunu ancak ilerleyen süreçte geniş katılım hedeflendiğini aktaran Özcan, farklı sektörlerin de projeye dahil edilmesinin planlandığını ifade ederek şu açıklamalarda bulundu: “Bugün burada kurucular kurulu olarak bir başlangıç yaptık. Ancak hedefimiz çok daha geniş bir yapı. İnşaat malzemecilerinden mobilyacılara, gıda toptancılarından lojistik firmalarına kadar birçok sektör bu sorundan etkileniyor. Kuracağımız dijital platform üzerinden talepleri toplayacağız ve ortak bir planlama ile ilerleyeceğiz. Bu yapıyı ne kadar kapsayıcı hale getirirsek, çözüm de o kadar güçlü olacaktır.”</p>
<p><strong>Kurucular kurulu 8 şirketten oluştu</strong></p>
<p>ESKO’nun kuruluş sürecinde farklı sektörlerden firmaların bir araya geldiğini belirten Murat Özcan, kooperatifin ilk etapta 8 şirketin katılımıyla kurulduğunu açıkladı. Kurucu yapının sektörün farklı alanlarını temsil ettiğine işaret eden Özcan, “Kooperatifimizin Kurucular Kurulu’nda sekiz şirket yer alıyor. Bu yapı, Eskişehir’de ticaretin farklı kollarını temsil eden güçlü bir birlikteliği ortaya koyuyor. Esoto, Yiğitler Hırdavat, Sivriler İnşaat, Esözcanlar İnşaat Malzemeleri, Çam Kirazı, Akın İnşaat Malzemeleri, Motif Mobilya ve Gürbüz Kara İnşaat Malzemeleri firmaları kurucular kurulumuzda yer alıyor. Bu birliktelik, şehrimizdeki ticari sorunlara ortak akılla çözüm üretme irademizin en somut göstergesidir” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esko-eskisehirdeki-depolama-krizine-cozum-hedefiyle-yola-cikti-77977</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/7/1280x720/esko-eskisehirdeki-depolama-krizine-cozum-hedefiyle-yola-cikti-1777282967.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eskişehir’de faaliyet gösteren toptancı ve dağıtımcı işletmelerin uzun yıllardır karşı karşıya olduğu depolama ve ruhsat sorunlarına çözüm üretmek amacıyla kurulan Eskişehir Gelişim ve Karma Kooperatifi, sektörün ihtiyaçlarına yönelik planlı bir ticaret ve depolama alanı oluşturmayı hedefliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracatcilara-ve-yatirimcilara-yeni-vergisel-avantajlar-geliyor-77975</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 12:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracatçılara ve yatırımcılara yeni vergisel avantajlar geliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>"Türkiye Yüzyılı Yatırım için Güçlü Merkez Programı"nda yatırım ortamını güçlendirmeye yönelik yeni düzenlemeler geçen hafta açıklandı. Bazı vergi düzenlemelerinin de yer aldığı programın, ağırlıklı olarak Türkiye’nin bir yatırım üssü olmasına yönelik olduğu anlaşılıyor. </p>
<p>Komşu ülkelerde yaşanan bölgesel çatışmalar, yatırımcılar için yeni güvenli liman arayışını artırıyor. Bu bağlamda Türkiye, hem bu bölgesel gerilimlerin bir parçası olmaması hem de birçok yatırımcı için çeşitli desteklerin sağlanması açısından yeni yatırımcıların tercih edilebileceği bir noktada yer alıyor.     </p>
<p><strong>Programda hangi teşvikler planlanıyor? </strong></p>
<p>Programın açıklanmasıyla birlikte, öne çıkan vergi teşvikleri daha belirgin hâle geldi. Özellikle bu teşviklerin bir torba kanun ile teşvik paketi olarak kanunlaşacağı anlaşıldı. Bu gibi torba kanun ile başlayan çalışmaların, genel kurula gelene kadar birçok ilave kanun değişiklileri ile farklı düzenlemeleri içermesi mümkün görünüyor. Bu nedenle, önümüzdeki dönemde farklı düzenlemeleri de takip etmemiz gerekiyor.</p>
<p>Programda ilk olarak, imalatçı ve ihracatçılar için tatbik edilen %20 kurumlar vergisinin %9’a çekileceği ifade ediliyor. Diğer düzenlemeye göre ise genel ihracatçılarda yine kurumlar vergisi %20’den %14’e indiriliyor.</p>
<p>Ayrıca İstanbul Finans Merkezi'nde (İFM) faaliyet gösteren kurumlara sağlanan vergi avantajı genişletilirken, İFM'de yürütülen transit ticaret faaliyetlerinden elde edilen kazançlardaki vergi indirimi %50'den %100'e çıkarılıyor ve bu kazançlardan kurumlar vergisi alınmaması planlanıyor. Son olarak ise yazılım, mühendislik, mimarlık ve sağlık turizmi gibi katma değerli olarak kabul edilen bu gibi hizmet ihracatından sağlanan döviz gelirlerinin de %100’ü indirim kapsamına alınıyor.</p>
<p>Düzenleme içinde dış ticaret alanında faaliyet gösteren kişiler dışında yatırımcıları da yakından ilgilendiren düzenlemelerin de olacağı ifade ediliyor. Varlık barışı, yurt dışından ülkeye döviz getirilmesi gibi durumlarda vergilendirmeme üzerine bir çalışmanın da düzenlemede olacağı anlaşılıyor.</p>
<p><strong>Düzenleme ne ifade ediyor?</strong></p>
<p>İhracatçılar uzun süredir kurdan kaynaklı sıkıntılarını dile getiriyordu. Şirketlerin üretim maliyetleri; petrol fiyatların artışı, ücretlerin enflasyon oranında güncellenmesi gibi nedenlerle artıyor. Ancak ihracat bedelleri yani gelir açısından, kurda bir artış olmadığı için kârlılıklarında azalma yaşanıyor. Yapılan bu vergisel indirim ya da kurumlar vergisinde oran azalması ihracatçılar için olumlu bir gelişme olarak algılanabilir.</p>
<p>Diğer bir düzenleme transit ticaret faaliyeti yapan şirketleri kapsıyor. Bu işlemin de bir tür ihracat faaliyeti olduğunu dikkate alırsak, yine ihracatçıya yönelik bir vergisel teşvik olduğu söylenebilir. Bu düzenleme sadece İFM’de yer alan şirketlerle sınırlı. Ancak burada öne çıkan nokta yabancı yatırımcıların şirket merkezlerinin Türkiye’de olması gerektiği yönünde bir teşvik olarak da ifade edebilir çünkü bu sistemde eşyaların ülkeye gelmeden alım-satımının ülkemizde olması gerekiyor ve bu kazançlardan elde edilen gelirin tamamının kurumlar vergisinden istisna olacağı belirtiliyor. Bu düzenlemelerle, küresel şirketlerin bölgesel yönetim merkezlerini Türkiye’de konumlandırması adına  bir adım atılıyor. Böylelikle, son coğrafi gelişmelere paralel olarak, Türkiye güvenilir yatırım üssü olarak işaret ediliyor. </p>
<p><strong>Ne yapılmalı?</strong></p>
<p>Ülkemizde yatırım ortamının artırılmasına yönelik her düzenleme oldukça önem taşıyor. Son yıllarda doğrudan yatırım almakta zorlanmamız nedeniyle, bölgedeki yatırımcıların güvenli alan olarak ülkemizi görmesi ve vergisel teşviklerle ülkemizi tercih etmelerinin sağlanması kritik hale geliyor. 2025 senesinde 20 milyar USD olan uluslararası yatırımlar son zamanlarda 8 milyar USD civarında gerçekleşiyor. Bu nedenle, yatırım tutarının artırılması için bu gibi teşviklerin genişletilmesi gerekiyor. Örneğin, uzun yıllardır tartıştığımız Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu (KKDF)’nun ithalatta kaldırılması konusu. Finansmana erişimin bu kadar pahalı olduğu bir zamanda satıcıdan vade avantajı kullanımının önünün açılması gerekiyor.</p>
<p>Diğer taraftan, Kuzey Afrika ülkelerinin (Mısır, Tunus, Fas gibi) ekonomik olarak avantajlı olmalarından dolayı bu ülkelere yatırım yapılıyor. Hatta bizim ülkemizden de bu ülkelere yatırımların yapıldığı biliniyor. Bu noktada, mevcut uluslararası yatırımcıların yeni proje alamama ya da mevcut projelerini koruyamama durumu gözden kaçan bir konu olarak öne çıkıyor. Bu noktada, yatırım rekabeti yaşadığımız ülkelerle yatırım ortamı açısından bir etki analizi yapılması büyük önem taşıyor çünkü yeni yatırımların ülkemize gelmesi için yalnızca vergisel teşviklerin yeterli olmasını öngörmemek gerekiyor. Vergi teşviklerinin yanı sıra, ithalat maliyetlerin büyüklüğü (korumacılıktan kaynaklı ek mali yükümlülükler, ithalattaki gözetim ve bu gözetim uygulamalarına ilişkin tali uygulamalar gibi), gümrük süreçlerindeki kolaylaştırmalar, üretim maliyetlerindeki artışların gözden geçirilmesi gibi önemli konulara odaklanılarak bu yönde aksiyon alınması gerekiyor.</p>
<p><strong> </strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracatcilara-ve-yatirimcilara-yeni-vergisel-avantajlar-geliyor-77975</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracatçılara ve yatırımcılara yeni vergisel avantajlar geliyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
