<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/alpedodan-200-milyon-liralik-yatirim-80061</guid>
            <pubDate>Tue, 26 May 2026 14:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Alpedo’dan 200 milyon liralık yatırım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>1963 yılında Kahramanmaraş’ta 80 metrekarelik bir dükkanda temelleri atılan Alpedo, geride bıraktığı 63 yılda yaptığı yatırımlarla büyümeye devam ediyor. Alpedo Yönetim Kurulu Başkanı Yaşar Pekel, hem dondurmanın kalitesini hem de üretim kapasitesini artırma adına son olarak bu yatırımları hayata geçirdiklerini söyledi.</p>
<p><strong>“Dondurma üretim Kapasitemiz 80 ton”</strong></p>
<p>Soğutma kapasitesini artırma ve yenileme yatırımının yanı sıra, 3 dolum ünitesi ve yenileme hattını hayata geçirdiklerini kaydeden Pekel, kaliteyi daha üst seviyelere taşımak için tam otomatik CIP ünitesini, tüm ürün imalat bölümünü kapsayacak şekilde yenilediklerini belirtti. Pekel, “Çiğ süt alımı için çok yönlü bir tesis kurduk. Bu tesisin amacı, çiğ sütü alıp, pastörizasyon ve standardizasyon işlemlerini yaptıktan sonra, üretim bölümüne vermek. Ayrıca tam otomatik pişirme sistemleri ile de saatlik 20 bin litre süt pişirme kapasitesine ulaştı. Üretim altyapımızı AB standartlarına uygun şekilde yenileyerek, kalite noktasında piyasadaki rekabet gücümüzü artırdık. Şu an itibariyle günlük 80 ton dondurma üretim kapasitesine sahibiz” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Gerçek meyvelerle üretilen dondurma çeşitlerini artıracağız”</strong></p>
<p>Şu anda üretimlerinin yüzde 80’nini iç piyasaya sunarken yüzde 20’lik kısmını da ihraç ettiklerini belirten Yaşar Pekel, yeni yatırımlarla birlikte 4 ay tam kapasite ile çalışırken, hedefleri doğrultusunda, ihracatı artırarak 8 ay tam kapasite ile çalışmak istediklerini söyledi. Önümüzdeki 5 yıl içerisinde ihracatı yüzde 50’ye çıkarmayı hedeflediklerini ifade eden Pekel, “Bir taraftan ihracatı artırmak için çalışma yaparken, diğer taraftan da üretim geliştirme (ÜRGE) bölümümüz, ülkelerin kendine has damak tatlarına göre en uygun dondurmayı reçetelendirmek için çalışıyor. Geleneksel dondurmaların yanı sıra gerçek meyvelerle ürettiğimiz ürünlerin çeşitliliğini artırarak, coğrafi işaretli meyveleri de kullanarak, yeni tatlar elde ederek tüketicinin damak tadına hitap etmek istiyoruz” dedi.</p>
<p><strong> </strong><strong>Alpedo’dan Üretimde Çeşitlilik ve Kalite Vurgusu</strong></p>
<p>Kahramanmaraş’ın önde gelen dondurma üreticilerinden Alpedo, gerçek meyvelerle hazırladığı ürün yelpazesiyle dikkat çekiyor. Firma, 22 farklı çeşit dondurmayı doğal içeriklerle üretirken, klasik dondurma çeşitlerinin yanı sıra sütlü meyveli alternatiflere de ağırlık veriyor.</p>
<p>Alpedo Yönetim Kurulu Üyesi Yaşar Pekel, dondurma üretiminde kalite ve çeşitliliği ön planda tuttuklarını belirterek, “Klasik dondurma çeşitlerinin yanı sıra sadece sorbe değil, sütlü meyveli dondurma üretimi de gerçekleştiriyoruz” dedi.</p>
<p>Firma, Alpedo’nun yanı sıra “Stone” ve “Dondurmam Gaymak” markalarıyla da üretim yapıyor. Bu markalar altında toplamda 120 çeşit dondurma üretimi gerçekleştiren şirket, geniş ürün gamıyla hem yurt içinde hem de yurt dışında büyümesini sürdürüyor.</p>
<p>Alpedo’nun doğal içeriklere dayalı üretim anlayışı ve artan ürün çeşitliliği, markayı sektörde öne çıkaran unsurlar arasında yer alıyor.</p>
<p><strong>“Yeni yatırımla enerjinin Yüzde 100’ünü kendi tesislerimizden karşılayacağız”</strong></p>
<p>Alpedo’nun Ankara, İstanbul, İzmir, Antalya, Bursa Gaziantep, Adana, Kayseri, Diyarbakır gibi 20 ilde bölge müdürlükleri bulunduğunu, 25 bin olan satış noktasını bu yıl 34 bine çıkardıklarını ve 2027’de bu rakamı 42 bine çıkarmayı hedeflediklerini belirten Yaşar Pekel, son olarak şunları söyledi:</p>
<p>“Yaptığımız makine yatırımlarının yaklaşık yüzde 80’lik kısmını, kendi bünyemizde oluşturduğumuz teknik ekiplerle kendi atölyelerimizde üretiyoruz. Hedefimiz önümüzdeki yıllarda üretim yaptığımız makinaların tamamını kendi tesisimizde tasarlayıp üreterek dışa olan bağımlılığımızı tamamen ortadan kaldırmak. Ayrıca fabrikamızın çatısında 1.3 MW’lık Güneş Enerji Santrali (GES) bulunuyor ve tükettiğimiz enerjinin yüzde 20’sini buradan karşılıyoruz. Bunun yanında Batman’da 5.2 MW’lık GES kuracağız. Bu GES tamamlandığında da tükettiğimiz enerjinin yüzde 100’ünü kendi tesislerimizden karşılamayı hedefliyoruz.”  Yapılan bu yatırımlarla Alpedo hem üretim gücünü artırmayı, hem de global pazarda daha güçlü bir oyuncu olmayı hedefliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/alpedodan-200-milyon-liralik-yatirim-80061</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/1/1280x720/alpedodan-200-milyon-liralik-yatirim-1779794776.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kahramanmaraş’ın coğrafi işaretli dünyaca ünlü Maraş Dondurması’nın üreticilerinden olan Alpedo, 200 milyon liralık öz sermayesi ile yaptığı yatırımla yeni dolum ünitelerini hayata geçirdi. Yönetim Kurulu Başkanı Yaşar Pekel, yeni yatırımla birlikte hem üretim kapasitesini hem de kaliteyi artırdıklarını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/depozito-sistemiyle-25-milyar-ambalaj-ekonomiye-kazandirilacak-80050</guid>
            <pubDate>Tue, 26 May 2026 10:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Depozito sistemiyle 25 milyar ambalaj ekonomiye kazandırılacak&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Türkiye Çevre Ajansı (TÜÇA) Başkanı Nurullah Öztürk, depozito yönetim sisteminin yalnızca bir çevre uygulaması değil; aynı zamanda sanayi, teknoloji ve ihracat hamlesi olduğunu söyledi.</p>
<p>Türkiye’de yılda 25 milyardan fazla cam, plastik ve alüminyum içecek ambalajının tüketildiğini belirten Öztürk, bu ambalajların ekonomik değeri yüksek stratejik bir hammadde niteliği taşıdığını vurguladı. Öztürk, “DOA” (Depozitosu Olan Ambalajlar) markasıyla yürütülen sistemin 1 Temmuz 2026 itibarıyla ulusal entegrasyon dönemine geçeceğini açıkladı. Bu tarihten itibaren vatandaşlar iade ettikleri her uygun ambalaj için 1 TL teşvik bedeli alacak. Sistemin tam ölçekli entegrasyon sürecinin iki yıl süreceğini ifade eden Öztürk, 1 Temmuz 2028’de Türkiye’nin dünyanın en gelişmiş dijital depozito altyapılarından birine sahip olacağını söyledi.</p>
<h2><strong>"Tamamen yerli ve milli teknoloji"</strong></h2>
<p>Depozito Yönetim Sistemi’nin uçtan uca yerli yazılım ve yerli sanayiyle geliştirildiğini belirten Öztürk, yazılım altyapısından iade makinelerine, sayma-doğrulama merkezlerinden etiketleme teknolojilerine kadar tüm bileşenlerin Türk mühendisleri tarafından tasarlandığını kaydetti. Türkiye’de 6 farklı yerli üreticinin depozito iade makineleri ürettiğini, bazı firmaların ise Avrupa’ya ihracata başladığını belirten Öztürk, “Bu sistem sayesinde Türkiye sadece depozito uygulayan bir ülke olmayacak; aynı zamanda bu teknolojiyi dünyaya ihraç eden bir merkez haline gelecek” dedi.</p>
<h2><strong>Yıl sonunda 4 bin 500 iade makinesi sahada olacak</strong></h2>
<p>Halihazırda Türkiye’nin yedi bölgesinde 1.500’den fazla depozito iade makinesinin kurulduğunu açıklayan Öztürk, bu sayının mayıs ayı sonunda 2.500’e, yıl sonunda ise 4.500’ün üzerine çıkmasının hedeflendiğini söyledi. 2027 sonunda ise ülke genelinde 10 bin depozito iade makinesi ile 40 binden fazla el terminalinin devreye alınması planlanıyor. Marketler, bakkallar ve büfelerin sistem kapsamında yasal iade noktaları olacağını belirten Öztürk, otel, restoran ve kafelerin (HORECA) de toplu ambalaj iade sürecine dahil edileceğini kaydetti. Sistemin çevresel faydalarının yanı sıra ekonomik etkilerinin de büyük olacağını ifade eden Öztürk, içecek ambalajı üretiminde kullanılan hammaddelerin ithalatında yüzde 40’a varan düşüş beklediklerini söyledi. Depozito sistemiyle; 25 milyar adet ambalaj geri kazanılacak, 37 bin ton sera gazı emisyonu önlenecek, 1,3 milyar kilovatsaat enerji tasarrufu sağlanacak ve 3,6 milyon varil petrol kullanımının önüne geçilecek. Öztürk, bu kazanımların enerji tasarrufu ve ithalatın azalması yoluyla cari açığa doğrudan olumlu katkı sağlayacağını vurguladı. Depozito sisteminin önümüzdeki 20 yılda makine üretimi, yazılım, lojistik, geri dönüşüm ve operasyon alanlarında yaklaşık 20 bin kişilik yeni istihdam oluşturmasının öngörüldüğünü belirten Öztürk, sistemin Türkiye ekonomisine toplamda yaklaşık 30 milyar TL katkı sağlayacağını söyledi. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/depozito-sistemiyle-25-milyar-ambalaj-ekonomiye-kazandirilacak-80050</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/0/1280x720/depozito-sistemiyle-25-milyar-ambalaj-ekonomiye-kazandirilacak-1779779434.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜÇA Başkanı Nurullah Öztürk, Türkiye’de 1 Temmuz 2026’da başlayacak ulusal entegrasyon süreciyle depozito yönetim sisteminin ülke genelinde yaygınlaştırılacağını açıkladı. Tamamen yerli yazılım ve mühendislikle geliştirilen sistemle içecek ambalajı ithalatının yüzde 40 azaltılması, 20 bin kişilik istihdam yaratılması ve ekonomiye yaklaşık 30 milyar TL katkı sağlanması hedefleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gencler-daha-egitimli-ama-daha-guvencesiz-80040</guid>
            <pubDate>Tue, 26 May 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gençler daha eğitimli ama daha güvencesiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FERZAN ÇAKIR</strong></p>
<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden İSPER, İstanbul Planlama Ajansı (İPA) ve Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin (BETAM) hazırladığı “İstanbul Genç İşgücü Piyasası” raporu, İstanbul’daki gençlerin Türkiye ortalamasına göre daha eğitimli ve işgücüne daha yüksek katılım gösterdiğini ortaya koydu. Ancak yüksek eğitim seviyesi, gençlerin istihdama daha kolay erişmesini sağlamıyor. Rapora göre İstanbul’da 18-29 yaş grubunda işgücüne katılım oranı yüzde 69,1’e ulaştı. Özellikle genç kadınların işgücüne katılımı Türkiye ortalamasının 10,4 puan üzerine çıktı. Buna karşın genç işsizliği yüksek seyrini sürdürüyor. İstanbul’da 15-24 yaş grubunda genç işsizlik oranı yüzde 16,3 olurken kadınlarda bu oran yüzde 20,7’ye yükseldi.</p>
<p>Raporda öne çıkan başlıklardan biri de beceri uyumsuzluğu oldu. İstanbul’daki genç çalışanların yalnızca yüzde 59,5’i eğitim aldığı alanla uyumlu işlerde çalışıyor. Yaklaşık her 5 gençten biri ise tamamen alan dışı işlerde istihdam ediliyor. Özellikle sosyal bilimler, işletme ve tasarım gibi alanlarda mezunların işgücü piyasasında daha fazla zorlandığı belirtilirken, işverenlerin deneyim beklentisi ile gençlerin deneyim kazanabileceği başlangıç pozisyonlarının sınırlı olması dikkat çekiyor. Üniversite mezunu kadınlarda ise tablo daha çarpıcı. Erkek mezunların yüzde 85,7’si istihdamda yer alırken kadın mezunlarda bu oran yüzde 65,9’da kalıyor.</p>
<h2>Gençler inşaattan uzaklaşıyor</h2>
<p>Rapor, İstanbul’da gençlerin sektör tercihlerinin son 10 yılda ciddi biçimde değiştiğini de ortaya koydu. Özellikle inşaat sektöründe çalışan genç erkeklerin toplam erkek çalışanlar içindeki payı yüzde 25,3’ten yüzde 15,9’a geriledi.</p>
<p>Kadın emeğinin yoğun olduğu hazır giyim ve tekstil gibi alanlardaki küçülme de genç kadın istihdamını etkiledi. İstanbul sanayisinde çalışan genç kadınların payı son 10 yılda yüzde 36,3’ten yüzde 23,2’ye düştü. Raporda, genç kadınların yükseköğrenime yönelmesinin yanı sıra hazır giyim gibi sektörlerde yaşanan daralmanın da bu gerilemede etkili olduğu ifade edildi.</p>
<p>Rapora göre İstanbul’daki yüksek yaşam maliyetleri gençlerin iş tercihlerini doğrudan etkiliyor. 18-29 yaş grubundaki gençlerin yüzde 58,2’si ailesiyle yaşamaya devam ediyor. Ulaşım süreleri de önemli bir sorun alanı olarak öne çıkıyor. Her altı çalışandan biri günde iki saatten fazla zamanını yolda geçiriyor.</p>
<p>Rapor, özellikle kadınların işgücünden çekilmesinde bakım yükünün belirleyici rol oynadığını ortaya koydu. Çalışmak istemeyen genç kadınların yüzde 64’ünün evli olduğu belirtilirken, çocuk bakımını gerekçe gösteren kadınların yüzde 96’sının evli olduğu kaydedildi. Çalışmak istediği halde iş arayamayan kadınların da yoğun bakım yükü nedeniyle işgücü piyasasının dışında kaldığı belirtilirken, çocuk bakım hizmetleri ve esnek çalışma modellerinin önemine dikkat çekildi.</p>
<p>Rapordaki veriler, İstanbul’da gençlerin daha eğitimli hale geldiğini ancak işgücü piyasasının bu dönüşümü aynı hızda karşılayamadığını ortaya koyuyor. Eğitim seviyesi yükselse de uygun işe erişim, yaşam maliyetleri ve sektör dönüşümü gençler açısından temel sorun alanları olmaya devam ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gencler-daha-egitimli-ama-daha-guvencesiz-80040</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/nufus-kalabalik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BETAM, İPA ve İSPER’in hazırladığı “İstanbul Genç İşgücü Piyasası” raporu, genç işsizliği, beceri uyumsuzluğu, kadınların iş gücüne katılımı ve çalışma koşullarına ilişkin bulgular ortaya koydu. Rapora göre İstanbul’da gençlerin eğitim seviyesi yükselirken, iş gücü piyasası bu dönüşümü aynı hızda karşılayamıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/nisanda-bmd-uyesi-her-uc-markadan-ikisinin-cirosu-dustu-80035</guid>
            <pubDate>Tue, 26 May 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nisanda BMD üyesi her üç markadan ikisinin cirosu düştü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çatısı altındaki 514 marka ile gıda dışı perakende sektörünün en önemli temsilcisi olan Birleşmiş Markalar Derneği (BMD), üyeleri arasında gerçekleştirdiği nisan ayı anketinin sonuçlarını açıkladı. Anketi değerlendiren BMD Başkanı Sinan Öncel, ramazan bayramı alışverişinin etkisiyle mart ayının özellikle giyim ve ayakkabı kategorileri için canlı geçtiğini hatırlattı. Nisan ayında ise özellikle giyim ve ayakkabı kategorilerinde belirgin bir daralma olduğunu bildiren Öncel, şunları söyledi:</p>
<p>“Markalarımızın yüzde 69’u mart ayına göre nisanda daha az adet satışı gerçekleştirebildi. Yine nisan ayında üyelerimizin yüzde 63’ü, bir başka ifade ile neredeyse her üç markamızdan ikisi, daha az ciro yapabildi. Birbirinden cazip indirimlere rağmen, nisanda adet satışı düşen markalarımızın oranı hazır giyimde yüzde 68, ayakkabıda ise yüzde 77 oldu. Özellikle giyim ve ayakkabı kategorilerinde cironun yüzde 60-70’i indirimli satışlardan elde edildiği için bu tablo kârsızlığı da beraberinde getiriyor. Nisandan nisana bir yıllık değişime baktığımızda markalarımızın yüzde 64’ünün ciro artışı yüzde 30’un, yani TÜFE’nin altında kaldı. Cirodaki artış sınırlı olmasına rağmen, kiralarda enflasyonun çok üzerinde artışlarla karşı karşıyayız. Dolayısıyla kira/ciro oranındaki dengesizlik giderek daha da büyüyor. 2024’te üyelerimizin yüzde 80’nin kira/ciro oranı, yüzde 15’in altındaydı. 2025’te yüzde 58’e gerileyen bu oran, 2026’nın ilk dört ayında yüzde 44’e düştü. Verilerden de görüleceği üzere indirimlere rağmen sınırlı artan cironun nefesi, kiranın hızına yetişemiyor. BMD’nin 514 üyesi arasında yaptığı anket, aslında tüm perakende sektörünün içinde bulunduğu duruma ayna tutuyor.”</p>
<p><strong>KİRA/CİRO DENGESİNDEKİ BOZULMA </strong></p>
<p>Sinan Öncel, kira/ciro dengesindeki bozulmanın mağaza ekonomisini ciddi biçimde zorladığının altını çizdi. Markalar için kiranın en önemli maliyet kalemi haline geldiğini vurgulayan Öncel, “Maliyet baskısının ilk etkisini operasyonel kârlılıkta görüyoruz. Kârlılığı azalan, marjları eriyen markalarımız düşük performanslı mağazalarını kapatmak, daha küçük metrekarelere geçmek ve yeni yatırım planlarını ertelemek zorunda kalıyor. Markalı perakendenin geleceğini tehdit eden bu yapısal soruna daha fazla zaman kaybetmeden neşter vurulması gerekiyor.” dedi.</p>
<p>Öncel, BMD üyesi markaların 2026 yılı TÜ- FE tahminin ise yüzde 30,47 olduğunu sözlerine ekledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/nisanda-bmd-uyesi-her-uc-markadan-ikisinin-cirosu-dustu-80035</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/9/1280x720/sinan-oncel-bmd-1761223242.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BMD Başkanı Sinan Öncel, &quot;Üyelerimizin yüzde 56’sı kiranın ciroya oranında kritik değer olarak kabul edilen yüzde 15 ve üzerinde bir rakamı kira olarak ödüyor. Üstelik ciroyu da yüksek indirimlerle yapıyor&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-25-hissede-satis-yaparken-gerideki-5-hissede-neler-oluyor-80033</guid>
            <pubDate>Tue, 26 May 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı 25 hissede satış yaparken gerideki 5 hissede neler oluyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST 30 hisselerinde 13-21 Mayıs tarihleri arasında fiyatlar %15’e varan oranlarda gerilerken, yabancı fonlar 25 hissede satış ağırlıklı işlem yaptı. Düşen piyasada sadece 5 hissede paylarını artırırken seçici yaklaşımlarıyla farklı bir senaryonun da işlediğini gösterdiler.</strong></p>
<p>Piyasada ekranlar kırmızıya döndüğünde ve fiyatlar hızla aşağı indiğinde çoğu zaman panikle satma eğilimi öne çıkar. Oysa 13-21 Mayıs haftasındaki takas verileri, yabancının yaşanan bu satış dalgasında belirledikleri hisselerde ucuza mal topladıklarını ve düşüşü fırsata çevirdiklerini görüyoruz. Endeksin baskı altında olduğu süreçte Tofaş, Astor Enerji ve Migros gibi pazarın önemli hisselerinde paylarını artırmaları, yabancının sabırlı bir birikim stratejisi yürüttüğünü işaret ediyor. Çoğunluk fiyatlardaki düşüşe bakıp ürkerken, yabancı fonlar, daha uzun vadeli yaklaşımla belirledikleri hisselerde paylarını artırma yoluna gidiyor.</p>
<h2>Paylarını artırdıkları hisseler</h2>
<p>Düşüşe rağmen yabancının Astor Enerji’ye ilgisinde herhangi bir zayıflama olmadı.. Alımlarıyla paylarını 1,55 puan artırarak %74,37’ye çıkardılar. Firmanin CFO’su Olcay Doğan’ın basına yansıyan açıklamasında, İspanya’da 10 milyon dolarlık yatırımlarına devam ettiklerini ve ABD’ye de yatırım yapmayı planladıklarını ifade ediyor. Düşen piyasada paylarını en fazla artırdıkları bir diğer hisse Tofaş Oto. Önceki hafta paylarını artırdıkları hissede alımları sürdü. Paylarını 0,57 puan artırarak %30,84’e yükselttiler. Yılın ilk dört ayında sektördeki araç üretimi %3 azalırken firma, Stellantis Türkiye’nin de etkisiyle yılın ilk çeyreğinde gelirini %188 artırdı.</p>
<h2>En fazla sattık</h2>
<p>Yabancı Tofaş’ta alırken Ford Otosan’da satış tarafında yer aldı. Önceki hafta da sattıkları hissede işlemlerini devam ettirerek 2,59 puan azaltıp %34,18’e indirdiler. Veriler yabancının Koç grubunun otomotiv ayağında rotasyona gittiğini işaret ediyor. Şirket, martta Koç Finans’ın %100 payını satın alırken Rekabet Kurumu’ndan gerekli izni aldı.</p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1525bad6522-1779770810.png" alt="" width="900" height="480" /></strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>GİRİŞ ZAMANI MI, POZİSYON YÖNETİMİ Mİ?</strong></p>
<p>Giriş zamanı; uygun maliyet, getiri, rahatlık, düşük risk, sermaye verimliliği. Zaman kaybı, kaçan fırsat, tahmin zorluğu, fırsat maliyeti, hatalı karar. Pozisyon yönetimi; risk kontrolü, sürdürülebilirlik, kademeli büyüme, esneklik. İşlem yükü, maliyet, erken çıkış, karmaşık hesaplama, kararsızlık.</p>
<p><strong>OYAK, şirketin yükünü hafifletmek için nakit yaratırken sermaye avansı olarak verecek</strong></p>
<p>OYAK’ın Hektaş’ta neden payını azaltmaya gidiyor, niyet tamamen çıkmak mı? ● Kadir Şengöl</p>
<p>Kadir, bir hakim ortağın tek seferde %10 gibi bir payı elden çıkarması ilk bakışta oldukça ürkütücü hamle gibi görünebilir. Ancak söz konusu hamlenin gayesi Hektaş’ı terk etmek olarak okunmamalı. Aksine firmanın borç yükünü hafifletmek için girişilen bir operasyon olarak değerlendirilmeli. Büyük ortak, hisse satışından oluşan gelirin tamamını Hektaş’ın yüksek faiz ortamında ezildiği bir ortamda finansal borçlarını kapatması için sermaye avansı olarak verecek. Bilahare gerçekleşecek tahsisli sermaye artırımında da bu ödemenin mahsubuna gidilecek.</p>
<p><strong>Nijerya firmasıyla çerçeve sözleşmesi imzaladı. Siparişler takvime göre gidecek</strong></p>
<p>Altınay’ın Nijerya’ya yapacağı satışların toplam büyüklüğünü öğrenebilir miyim? ● Mesut Dicle</p>
<p>Mesut, Altınay Savunma’nın bağlı ortaklığı Dasal Havacılık Nijerya firması ile bir çerçeve sözleşmesi imzalarken, 100 bin kamikaze İHA, 200 Falcon R556 ve 100 Kargo İHA tedariki sağlayacak. Ancak henüz anında kasaya döviz sokacak bağlayıcı bir sipariş gelmiş değil. Açıklamada taraflar arasında belirlenecek takvim ve sözleşme hükümleri çerçevesinde teslimatın gerçekleştirilmesinin planlandığı ifade ediliyor. Tutarlar hakkında da ek bilgi paylaşımı olmadı. Şirket bugüne kadar yıllık gelirinin %40’ına denk gelen yaklaşık 1,38 milyar TL iş bağladı.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>MTS fonu tarım ve sürdürülebilirlik temasıyla enflasyonun biraz altında</strong></p>
<p>Aktif Portföy’ün yönettiği Tarım ve Sürdürülebilirlik Fon Sepeti Fonu (MTS), üç yılı geçkin süredir işlem görüyor. Hissenin fiyatı Nisan 2025’ten itibaren performansı daha da güçlenerek yönünü yukarı çevirdiği gözlendi. Fonun büyüklüğü nisanda gelen 22,4 milyon TL para girişinin de etkisi ile yükselerek 92,6 milyon TL’ye ulaştı. Mayısta nakit çıkışı yaşanırken büyüklüğü de 89,4 milyon TL’ye geriledi. Sınırlı yatırımcı sayısına sahip olan fonda radikal değişimler söz konusu olmuyor. Şimdilerde de 750 olan yatırımcısı ile önceki aya göre bir miktar azaldı. Doluluk oranı %6,82 seviyesinde olan MTS’nin stratejisi, tarım, emtia ve sürdürülebilirlik temalı fonlarda değerlendirmek üzerine kurulu. Risk değeri 5 olan fon, son bir yılda %30,5 getiri elde etti. Yıllık %32,37 olan enflasyonun bir miktar altında.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Bulls Yatırım, piyasadan %47,53 bileşik faizle 982 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Bulls Yatırım, 22.05.2026 vade başlangıç tarihli finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 982.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %42,75, bileşik faizi %47,53 olarak belirlendi. 175 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 13.11.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %20,5 düzeyinde. 22 Mayıs itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. Bulls Yatırım’ın verdiği %42,75 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 2,76 puan üzerinde yer alıyor. Belirlenen oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFBLLYK2610 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1525cea08b9-1779770830.png" alt="" width="233" height="180" /></strong><strong>Astor Enerji nisandan itibaren güçlü bir eğilimle yukarı yöneldi. Fonlar durdu</strong></p>
<p>Astor Enerji’de fonların alım eğilimi sınırlı. Portföylerindeki miktar %0,39 ile toplamda 35,22 bin lot artarak 9,11 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 86’dan 73’e indi. HSA fonu 600 bin lot ile en fazla alımı yaparken, GL1 500 bin lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Hisse hakkında bugüne kadar 11 aracı kurum öneride bulunurken 7 kurum model portföyüne aldı. En yüksek öneriyi HSBC Yatırım 420,00 TL ile verdi. En düşük öneri 204 TL ile Phillip Capital’den geldi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU </span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1525f18490b-1779770865.png" alt="" width="984" height="241" /></strong></p>
<p><strong>GELECEK VARLIK YÖNETİMİ</strong></p>
<p><strong>Tahsili gecikmiş alacak portföyüne yenilerini dahil ederek hacmini büyütmekte</strong></p>
<p>Gelecek Varlık Yönetimi, QNB Bank tarafından ihaleye çıkarılan yaklaşık 2 milyar TL anapara büyüklüğüne sahip dört ayrı bireysel tahsili gecikmiş alacak portföyünün devir ve temlik işlemlerini tamamladığını duyurdu. Varlık yönetim şirketleri için yüksek anapara hacmine sahip kredi portföylerini iskontolu bedellerle devralmak operasyonel büyüme anlamına geliyor. Varlık yönetim şirketleri finansal sistemin temizlik mekanizması gibi çalışarak bankaların bilançolarını toksik kredilerden arındırırken, aynı zamanda kendi nakit akışlarını da güvenceye almış olurlar.</p>
<p><strong>ASELSAN</strong></p>
<p><strong>Yapay zeka destekli şehir güvenliği yönetim sistemlerinin tedariği için anlaştı</strong></p>
<p>Aselsan, Savunma Sanayii Başkanlığı ile yapay zeka destekli kent güvenliği yönetim sistemlerinin tedariği için toplam 469,97 milyon dolarlık bir sözleşme imzaladı. Teslimatlar ise 2029 yılına kadar sürecek. Uzun soluklu proje kamera ve analiz sistemlerini içeriyor. İleri teknoloji üreten sanayi şirketlerinin yapay zeka destekli büyük ölçekli altyapı projelerini üstlenmesi yüksek katma değerli ciro yaratmasına olanak vermekte. Üç yıllık süreci kapsayan 470 milyon dolarlık sözleşme hacmi, firmanın siparişlerini ve döviz cinsi gelir öngörülebilirliğini destekleyecek.</p>
<p><strong>MEDİTERA TIBBİ MALZEME</strong></p>
<p><strong>Robotik ilaç hazırlama teknolojisiyle kamu ihalelerinde referanslarını artıracak</strong></p>
<p>Meditera Tıbbi Malzeme, Süleyman Demirel Üniversitesi Hastanesinin düzenlediği Robotik/Tam Otomatik Antineoplastik İlaç Hazırlama Hizmeti ihalesini 52,1 milyon TL bedelle kazandığını ve kararın lehine sonuçlandığını duyurdu. Tıbbi cihaz sektöründe hastanelerin ilaç hazırlama altyapılarını robotik sistemlerle işletmek rekabet avantajı sağlayan modern bir hizmettir. Kamu kurumlarıyla yapılan teknoloji ve donanım odaklı uzun soluklu anlaşmalar, geliri desteklerken sektördeki referansları da pekiştirecektir. Şirket ilk çeyrekte gelirini azaltırken zarar yazdı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-25-hissede-satis-yaparken-gerideki-5-hissede-neler-oluyor-80033</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı 25 hissede satış yaparken gerideki 5 hissede neler oluyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-kimya-sanayisinde-cam-tavan-beton-tavana-donuyor-80029</guid>
            <pubDate>Tue, 26 May 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye kimya sanayisinde cam tavan beton tavana dönüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>KORGÜN ŞENGÜN - </strong><strong>ORKİMDER Yönetim Kurulu Başkanı </strong></p>
<p>Türkiye kimya sanayisinin yıllardır konuştuğu “cam tavan” metaforu, aslında iyimser bir tanımdı. Cam, kırılabilir; ardındaki manzara görülebilir; doğru darbe ile aşılabilir. Oysa son 10 yılda yaşananlar, bu tavanın yavaş yavaş betona dönüştüğünü gösteriyor. Görüş alanımız daraldı, üzerimizdeki yük arttı ve kırma araçlarımız yetersiz kaldı.</p>
<p>Nassim Taleb’in “siyah kuğu” kavramı, öngörülemeyen ve nadir şokları anlatır; pandemi gibi, 2008 finansal krizi gibi. Michele Wucker’ın “gri gergedan” metaforu ise daha sinsi bir tehlikeyi tarif eder: gelmekte olduğunu bildiğimiz, ayak sesini duyduğumuz ama görmezden geldiğimiz, hazırlık yapmadığımız büyük şoklar.</p>
<p>Türk kimya sanayinin karşısındaki tehditler büyük ölçüde gri gergedandır. Avrupa Yeşil Mutabakatı 2019’da açıklandı, Sınırda Karbon Düzenlemesi (CBAM) 2023’te yürürlüğe girdi, 2026’da ise mali yükümlülükler başlıyor. Yıllarca konuşuldu, raporlar yazıldı, paneller düzenlendi. Ama saha düzeyinde köklü bir dönüşüm hâlâ tartışılıyor. Çin’in petrokimyada devasa kapasite genişlemesi, Hindistan’ın özel kimyasallarda atağı, ABD’nin kaya gazı avantajıyla yarattığı maliyet uçurumu — bunların hiçbiri sürpriz değildi.</p>
<p><strong>Dünyada kimya sanayinin yer değiştirmesi</strong></p>
<p>Geleneksel olarak Türk kimya sanayicisi rekabet ederken Avrupa’ya bakardı: BASF, Bayer, Solvay, Clariant. Şimdi ise tablo değişti. BASF Ludwigshafen’deki kapasitelerini küçültüp Çin Zhanjiang’a 10 milyar avroluk dev kompleks kurarken, Avrupa kimyasında 2023-2025 arasında art arda fabrika kapanışları yaşandı. Sineova, Dow, INEOS Avrupa varlıklarını gözden geçiriyor.</p>
<p>Bu, küresel kimya sanayinin coğrafi olarak yeniden konumlandığını gösteriyor. Üretim ağırlık merkezi Asya’ya, özellikle Çin ve Körfez’e kayıyor. Türkiye bu denklemde nerede duruyor? Coğrafi olarak ideal bir konumda, ama yapısal olarak gergin bir noktada: Avrupa’nın yüksek standartlarını karşılamak zorunda, Asya’nın düşük maliyetiyle yarışmak durumunda.</p>
<p><strong>Türk sanayinin teknoloji bandı sorunu</strong></p>
<p>Burada altı çizilmesi gereken yapısal bir gerçek var: Türkiye sanayisi, OECD teknoloji sınıflandırmasında ağırlıklı olarak düşük ve orta-düşük teknoloji bandında sıkışmış durumda. İhracatımızın katma değer yapısına baktığımızda, ileri teknoloji ürünlerin payı yıllardır yüzde 3-4 bandında dolaşıyor; bu oran Güney Kore’de yüzde 30, Çin’de yüzde 30’un üzerinde, Almanya’da yüzde 15. Kimya sanayinde de bu tablo benzer biçimde tekrar ediyor: Üretim ağırlığımız emtia ve standart kimyasallarda; özel kimyasallarda, ince kimyasallarda, fonksiyonel formülasyonlarda ise dünya pazarında belirleyici bir konumumuz yok.</p>
<p>Bu, sadece bir ürün karması meselesi değil. Üretim altyapısının dijital olgunluk seviyesini de doğrudan ifade ediyor. Düşük-orta düşük teknoloji bandında üretim yapan bir tesis, çoğunlukla sensörlü değildir, gerçek zamanlı veri toplamaz, otomasyon seviyesi sınırlıdır, ERP ile MES arasında entegrasyon yoktur, laboratuvarda kayıt hâlâ ağırlıklı olarak manueldir. Bu yapısal gerçek, bir sonraki başlığın da temelini oluşturuyor.</p>
<p><strong>Yapay zekâdan önce veri, veriden önce altyapı</strong></p>
<p>Yapay zekâ tartışmalarında çoğu zaman atlanan bir gerçek var: Yapay zekâ bir veri teknolojisidir. Modelin ne kadar gelişmiş olduğu değil, beslendiği verinin ne kadar zengin, sürekli, temiz ve yapısalolduğu sonucu belirler. Bir reaktörün gerçek zamanlı sıcaklık, basınç, akış, verim ve enerji tüketim verilerini saniye saniye toplayamıyorsanız, dünyanın en güçlü modelini kursanız bile elinizde optimize edilecek bir şey yoktur.</p>
<p>İşte tam bu noktada Türk kimya sanayinin yapısal sorunuyla yüz yüze geliyoruz. Sektörümüzün büyük bölümü, yapay zekânın üzerine inşa edileceği dijital üretim altyapısına henüz sahip değil. Sensörlerle donatılmamış reaktörlerden, manuel kayıt tutulan laboratuvarlardan, SCADA sistemi olmayan üretim hatlarından, kâğıt üzerinde dolaşan kalite verilerinden yapay zekâ beslenmez. Veri toplayamayan veri işleyemez, veri işleyemeyen yapay zekâdan verim alamaz.</p>
<p>Sonuç şu: Dünya kimya sanayinin önde gelenleri yapay zekâ ile reaktör verimlerini yüzde 5-15 arasında iyileştirip, kestirimci bakımla duruşları yarı yarıya azaltıp, yeni molekül tasarım sürelerini aylardan haftalara indirirken; biz bu kazanımların büyük çoğunluğuna erişemiyoruz. Çünkü bu kazanımların önkoşulu olan dijital olgunluk sektörümüzün büyük bölümünde mevcut değil. Yapay zekâ Türk kimya sanayisi için bir hap değil; üzerine inşa edileceği bir zemin meselesi. O zemin bugün sağlam değil.</p>
<p><strong>Üç tip kimya sanayicisi</strong></p>
<p>Bilgiye erişim ve stratejik konumlanma açısından bugün üç tip kimya sanayicisi var:</p>
<p><strong>1-</strong> Bilgi sahibi, konjonktürü takip eden, stratejisi olan ve buna sadık kalanlar. Bu grup henüz azınlık. AR-GE yatırımını cirosunun yüzde 3-5’ine çıkarmış, dijital dönüşümünü başlatmış, sürdürülebilirlik raporlamasını rutin haline getirmiş şirketler. Sayıları az ama büyüme oranları yüksek.</p>
<p><strong>2-</strong> Bilgi sahibi olan, konjonktürü izleyen ama strateji üretemeyenler. Sektörümüzün büyük bölümü burada. CBAM’i biliyorlar, REACH’i takip ediyorlar, çevre yatırımlarının kaçınılmaz olduğunu kabul ediyorlar; ama günlük operasyonel kaygılar uzun vadeli planlamayı sürekli erteliyor.</p>
<p><strong>3-</strong> Söylentileri takip edip kalabalığa uygun hareket edenler. Komşu fabrika ne yaparsa onu yapan, sektör derneğinin ortalama tepkisinin altında kalmamaya çalışan grup. Bu grup en kırılgan olan.</p>
<p><strong>Cam tavanı beton tavana dönüştüren beş faktör</strong></p>
<p>Birincisi, enerji maliyeti yapısı. Türkiye kimya sanayinin elektrik ve doğal gaz maliyetleri, ABD’li rakiplerin 2-3 katı, Çinli rakiplerin yüzde 40-60 üzerinde. Klor-alkali, soda, gübre gibi enerji yoğun ürünlerde bu fark fiyatlandırmada kapatılabilecek bir boşluk değil; yapısal bir dezavantaj.</p>
<p>İkincisi, hammadde bağımlılığı. Petrokimyasal hammaddenin neredeyse tamamı, özel kimyasalların büyük çoğunluğu ithal. Kur dalgalanmaları bir gecede maliyet yapısını alt üst edebiliyor.</p>
<p>Üçüncüsü, teknolojik altyapı eksikliği. Yeşil hidrojen, elektrifikasyon, biyobazlı kimyasallar, döngüsel kimya, enzim katalizi — bunların hepsi birer “ya yap ya öl” karar noktası. Mevcut tesislerin dönüşümü yüz milyonlarca dolarlık yatırım gerektiriyor.</p>
<p>Dördüncüsü, regülasyon yükü. CBAM, REACH revizyonları, PFAS yasakları, mikroplastik düzenlemeleri art arda geliyor. Her biri ihracatçımıza ek raporlama, ek sertifikasyon, ek danışmanlık maliyeti olarak yansıyor.</p>
<p>Beşincisi ve en kritiği, yetişmiş insan kaynağı. Kimya mühendisliği öğrenci kontenjanları doluyor ama sektörün ihtiyaç duyduğu profil — proses simülasyonu yapabilen, sürdürülebilirlik analizi bilen, dijital ikiz kuran, makine öğrenmesini reaktör optimizasyonunda kullanabilen mühendis — ciddi bir açık. En iyi mezunlar yurt dışına ya da farklı sektörlere kaçıyor.</p>
<p><strong>Sektörde kaçınılmaz ve geniş çaplı kırılmalar yaşanacak</strong></p>
<p>Türk kimya sanayi son yirmi yılda büyüdü, ihracatını artırdı, çeşitlendi. Ancak büyümenin önemli bir kısmı geleneksel ürünlerin ve dezavantajlı maliyet yapısının üzerine inşa edildi. Önümüzdeki on yılda bu modelin sürdürülemeyeceği açık. Dünya sanayisi yapay zekânın açtığı verimlilik kapısına yöneldikçe, o kapıya erişemeyen üreticilerin marjları erozyona uğrayacak; erozyon yaşayan şirketlerin yatırım, AR-GE ve istihdam kapasitesi de paralel biçimde daralacak.</p>
<p><strong>Kâr olmadan sürdürülebilirlik olmaz</strong></p>
<p>Bütün bunların sonunda gelinen yer şu: Yapay zekâ çağında dünya rekabeti, dijital altyapısı hazır olan ile olmayan arasındaki mesafeyi ciddi anlamda büyütüyor.</p>
<p>Türk kimya sanayinin büyük bölümü bu altyapıya henüz sahip değil; sahip olmak için yatırım, yatırım için kâr, kâr için ise düşen marjların değil yükselen verimliliğin egemen olduğu bir üretim modeli gerekiyor. Oysa içinde bulunduğumuz döngü tam tersine işliyor: Yapay zekâdan verim alamayan şirket dünya rekabetinde eriyor, eriyen şirketin marjı daralıyor, kâr olmayınca AR-GE bütçesi kesiliyor, AR-GE olmayınca yeni ürün gelmiyor, yeni ürün olmayınca yatırım olmuyor,yatırım büyümeyince istihdam doğmuyor,yatırım olmayınca dijital altyapı kurulamıyor, altyapı olmayınca yapay zekâdan verim alınamıyor — ve döngü kendini tekrar ediyor. Bu kısırdöngü kırılmadan sürdürülebilirlik sadece raporlarda kalan bir kavramdır.</p>
<p>Kâr edemeyen şirket devam edemez; devam edemeyen şirket ne AR-GE yapar, ne istihdam üretir, ne yatırım çeker. Beton tavan dediğimiz şey, aslında tam olarak budur: Yapay zekânın açtığı verimlilik kapısından girebilmek için gereken zemini kuramamış bir sanayinin, dünya rekabetinde her geçen yıl biraz daha geriye düşmesi. Bu, bir öngörü değil; bilançolarda artık her çeyrek okuduğumuz bir gerçek.</p>
<p>Bir sektörün dönüşüm hikâyesi, çoğu zaman o sektörün kendi sesiyle değil; piyasanın, rakibin, regülasyonun, bilançonun sesiyle yazılır. Türk kimya sanayinin önümüzdeki on yılı da bu seslerden hangisini ne kadar duyduğumuza göre şekillenecek. Bu yazı bir öneri değil; sahanın bugünkü hâlinin kayda geçirilmesinden ibarettir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-kimya-sanayisinde-cam-tavan-beton-tavana-donuyor-80029</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye kimya sanayisinde cam tavan beton tavana dönüyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iktidarin-dogasi-80028</guid>
            <pubDate>Tue, 26 May 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> İktidarın doğası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Parlamentolar Batı Avrupa tarihinde kısıtlı bir zaman diliminde ortaya çıkan kurumlardır. Varlıkları vergi üzerindeki çekişmeye dayalıdır. İngiltere Merkez Bankası kurulduğunda ilk işi kralın ödeneklerini kontrol etmekti. Meclis ise vergiye ve savaşa –ki bunlar bağlantılıdır ve 12. Yüzyıl İtalyan şehir devletlerinde bile öyleydi- karar veriyordu. 1688 Muzaffer (Şanlı) Devrim (İngiltere) buraya götürmüştür. Götürmezse ne olur? Ya Fransa 1789 olur ya da siyasal iktidarın doğası onu daima gizemli bir haleyle çevirir ve daima egemenliğin kişiselleşmesine yöneltir. Esasen gücün/iktidarın her türü kişiselleşme eğilimi taşır. “Kolektif liderlik”, bir sis perdesi işlevini taşımadığı durumlarda, ya imkânsız bir melezdir –oxymoron- ya da güç/iktidar henüz kalıcılaşmamıştır. İktidarı çevreleyen hale ilahi olabilir ve doğrudan Tanrı’dan gelen bir güce dayandığı iddia edilebilir. Ya da monarkı –rejimin sembolü olan bireyi- yerleşik dinsel kurumların bir uzantısı konumuna yerleştirir. Söz konusu kutsallık rejim laikleştikçe ilahi/dinsel bir kutsallık olmaktan uzaklaşarak dünyevi/seküler bir kutsallık, sekülerleşmiş bir siyasal teolojinin yer değiştirmiş ruhu/aklı –raison d’état- haline dönüşür. Sonuçta iktidarın bir kişide somutlaşması tarihsel bir eğilimdir. Daha da ötesinde tarih bize öğretiyor ki iktidar kimdeyse onun dini geçerlidir. <em>Cuius regio eius religio. </em>Ama bu da bir yere kadar elbette.</p>
<p>Neden? Bir kişide –imparator/kral/prens/monark/şef/başkan- cismanileşme söz konusu kişinin –bireyin; body natural- tam anlamıyla mutlak otoritesi olduğu anlamına gelmek zorunda değildir. İki şekilde bu anlama gelmeyebilir. Ya monark optimizasyon yapan bir aktördür ve kısıtları dikkate alır. Ya da zaten kendisi de doğrudan doğruya bir “politik oyuncudur” ve optimizasyon diğer oyuncularla karşılıklı yapılır –oyun teorisi. “Taht oyununda” birden fazla oyuncu olabilir. İkinci olarak, monark danışma meclisleri ve hukuk aracılığıyla, dolayımlarla yönetir; bazen de monarkı zaten bu meclisler seçer. Veya monark birey olarak o kadar güçlü bir iradeye sahip olmayabilir ve gücünü “body natural” olarak değil “body politic” olarak elinde tutar. Nitekim konuşmayan veya konuşamayan, yazmayan veya yazamayan, hatta savaşamayan ama ofisini çerçeveleyen ideolojik kurgunun nitelediği şekilde bir tür “body politic” olarak hüküm sürebilmiş monarklar da var olabilmiştir. Öte yandan bazen değil “konuşmaması”, değil “savaşmaması”, monarkın “görülmemesi” bile mistik aura’yı korumak için gerekli görülebilir. <em>Dignitas </em>(toplumsal etki, sosyal statü, haysiyet ve şöhretin bileşimi olan bir sıfattır ve basitçe ‘onur’ tarafından karşılanamaz<em>) </em>ancak<em> temperentia</em> (temkinlilik, kendisine hâkim olmak) ile korunabilir. Kevin Sharpe Elizabeth I’in kendi imajını bizzat özel hayatını kamusallaştırmak suretiyle nasıl bir politik malzemeye dönüştürdüğünü, 18. Yüzyıl başına da Hanover hanedanından kraliçe Anne’ın nasıl oyun kartları üzerine bile basılan –oyun kartları aşağı sınıfın işleriydi- imajlarıyla popülerleştiğini anlatıyor. Fazla konuşarak <em>dignitas,</em> basılı imgelerin artması ve monarkın bizzat yazılı iletişim kullanmasıyla da –Henry VII- mistik aura kaybı yaşanıyordu. Monarkın kutsanması ve kutsallaştırılması 16. ve 17. Yüzyıllarla beraber –matbaanın etkisi ve bir kamuoyunun oluşması sonucu- göz önünde olma pahasına gerçekleşiyordu. Kraliçe Elizabeth I’in “virgin queen”, “fairy queen” oluşu özel hayatının sergilenmesi pahasına mümkün olabilmişti ki sergilenen özel hayatın gerçek özel hayat olup olmadığından bağımsız olarak bu böyleydi. Sergilenen özel hayat tümüyle kurgusal bile olsa önemli olan eylem özel hayatın sergilenmesi edimiydi.</p>
<p>Ancak monark aristokratik temsile göre seçilmiyorsa, modern zamanların kitle siyasetinde kendisine alan açarak şef konumuna geliyorsa kendisini yeni bir dille kuran bir aktör, ofisine “body politic” halesini kendisi konduran bir lider, giderek “body natural” olarak da egemen olan bir şef olarak belirir. Şeflik prensibi (Der Führung) sadece Nazilere veya diğer faşist ya da para-militer aşırı sağa özgü olmayıp daha genel bir nitelik taşır. Hatta “seçilmiş monark” veya “şef” kabul etmeyen yegâne siyasal sistemin Batı Avrupa’da şekillenen parlamenter demokrasi olduğunu söyleyebiliriz. Saf veya melez halleriyle diğer tüm sistemler baştan itibaren veya süreç ilerledikçe tek bir bireyin artan egemenliği altına girmeye eğilimlidir. Patrimonyalizm de neo-patrimonyalizm de buraya dâhil edilebilir. Bu noktada otoriterliğin dozu artar ve rekabet azalır ve limitte yok olur. Siyasala rekabetin ortadan kalkması gelişmelerin doğal sonucuysa şaşırmak mümkün değildir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iktidarin-dogasi-80028</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İktidarın doğası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sorumlu-yapay-zeka-teknolojik-gucun-etik-sinavi-80027</guid>
            <pubDate>Tue, 26 May 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sorumlu yapay zekâ: Teknolojik gücün etik sınavı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye açısından bakıldığında sorumlu yapay zekâ konusu henüz yeterince olgunlaşmış değil. Şirketler çoğunlukla verimlilik ve maliyet avantajına odaklanıyor; etik yönetişim, algoritmik şeffaflık ve veri güvenliği tarafı ise ikinci planda kalıyor. Oysa Avrupa ile iş yapan şirketler için bu alan artık bir tercih değil, zorunluluk haline geliyor.</strong></p>
<p>Yapay zekâ artık yalnızca teknoloji şirketlerinin ya da araştırma laboratuvarlarının konusu değil. Finans sektöründen sağlığa, eğitimden savunmaya, medyadan üretime kadar hayatın her alanında karar alma süreçlerini etkileyen kritik bir altyapıya dönüşmüş durumda. Ancak yapay zekânın bu hızlı yükselişi beraberinde çok önemli bir soruyu getiriyor: “Bu teknolojiyi ne kadar sorumlu kullanıyoruz?”</p>
<p>Bugün dünyada teknoloji rekabeti yalnızca daha güçlü yapay zekâ geliştirmek üzerinden değil; aynı zamanda daha güvenilir, şeffaf, etik ve insan merkezli yapay zekâ geliştirmek üzerinden şekilleniyor. Bu nedenle son yılların en önemli kavramlarından biri “sorumlu yapay zekâ” (responsible AI) oldu.</p>
<p><strong>Yapay zekâ sistemleri yanlış veriyle </strong><strong>eğitildiğinde ayrımcılık yapabiliyor</strong></p>
<p>Sorumlu yapay zekâ; yapay zekâ sistemlerinin adil, şeffaf, güvenli, hesap verebilir ve insan haklarına saygılı şekilde geliştirilmesini ve kullanılmasını ifade ediyor. Avrupa Birliği’nin AI Act düzenlemesi, OECD’nin yapay zekâ ilkeleri ve UNESCO’nun etik çerçeveleri de bu yaklaşımı küresel standart haline getirmeye çalışıyor.</p>
<p>Aslında sorun yalnızca teknoloji değil; teknolojinin nasıl kullanıldığıdır. Çünkü yapay zekâ sistemleri yanlış veriyle eğitildiğinde ayrımcılık yapabiliyor, manipülasyon üretebiliyor veya toplumsal kutuplaşmayı artırabiliyor. Bunun en somut örneklerinden biri işe alım süreçlerinde görüldü. Amazon’un geliştirdiği bir yapay zekâ işe alım sistemi, geçmiş veriler erkek çalışan ağırlıklı olduğu için kadın adayları sistematik biçimde dezavantajlı hale getiriyordu. Sistem teknik olarak çalışıyordu ancak etik olarak ciddi sorunlar içeriyordu.</p>
<p>Benzer şekilde finans sektöründe kredi değerlendirme sistemleri, sağlık sektöründe teşhis algoritmaları veya sigorta risk analizleri de veri setlerindeki önyargıları yeniden üretebiliyor. Eğer veri tarafında sosyoekonomik eşitsizlikler varsa, yapay zekâ bu eşitsizlikleri azaltmak yerine daha da görünmez ve sistematik hale getirebiliyor.</p>
<p><strong>Teknoloji şirketleri, daha güvenilir </strong><strong>model geliştirmeye odaklanıyor</strong></p>
<p>Bir diğer kritik alan ise üretken yapay zekâ sistemleri. Bugün metin, görsel, video ve ses üreten modeller inanılmaz bir hızla gelişiyor. Ancak deepfake teknolojileri, sahte haber üretimi ve manipülatif içerikler demokratik sistemler açısından ciddi tehdit oluşturuyor. Özellikle seçim dönemlerinde yapay zekâ destekli dezenformasyon kampanyalarının etkisi artık küresel güvenlik konusu olarak ele alınıyor.</p>
<p>Bu nedenle teknoloji şirketleri artık yalnızca “daha güçlü model” geliştirmeye değil, “daha güvenilir model” geliştirmeye odaklanıyor. OpenAI, Anthropic, Google DeepMind ve Microsoft gibi şirketler güvenlik ekiplerine milyarlarca dolarlık yatırım yapıyor. Çünkü önümüzdeki dönemde rekabet avantajı yalnızca performansla değil, güven ile de ölçülecek.</p>
<p>Sorumlu yapay zekâ konusu sektörlere göre farklı uygulama alanları da oluşturuyor. Sağlıkta açıklanabilir yapay zekâ büyük önem taşıyor. Bir doktor, yapay zekânın neden belirli bir teşhisi önerdiğini anlayabilmeli. Finans sektöründe algoritmik şeffaflık kritik hale geliyor. Bankalar artık kredi kararlarının nedenlerini açıklamak zorunda kalıyor. Savunma sanayiinde ise “insan kontrolü dışında ölümcül karar alma” konusu uluslararası etik tartışmaların merkezinde yer alıyor.</p>
<p>Eğitim sektöründe de benzer bir dönüşüm yaşanıyor. Yapay zekâ destekli öğrenme sistemleri öğrencilerin performansını analiz ederek kişiselleştirilmiş eğitim sunabiliyor. Ancak burada da veri gizliliği, öğrenci takibi ve psikolojik manipülasyon riskleri dikkat çekiyor.</p>
<p>Medya ve iletişim alanında ise yapay zekâ hem büyük fırsatlar hem büyük tehditler yaratıyor. İçerik üretimi hızlanırken, bilgi kirliliği de aynı hızla büyüyor. Bu nedenle gelecekte medya kuruluşlarının en önemli rekabet alanlarından biri “doğrulanmış içerik güvenilirliği” olacak.</p>
<p>Türkiye açısından bakıldığında ise sorumlu yapay zekâ konusu henüz yeterince olgunlaşmış değil. Şirketler çoğunlukla verimlilik ve maliyet avantajına odaklanıyor; etik yönetişim, algoritmik şeffaflık ve veri güvenliği tarafı ise ikinci planda kalıyor. Oysa Avrupa ile iş yapan şirketler için bu alan artık bir tercih değil, zorunluluk haline geliyor. Özellikle AB regülasyonlarına uyum sağlayamayan şirketlerin önümüzdeki dönemde ciddi rekabet dezavantajı yaşaması kaçınılmaz görünüyor.</p>
<p>Önümüzdeki yıllarda yapay zekâ çağının kazananları yalnızca teknoloji üretenler olmayacak. Aynı zamanda güven üretenler, etik standart geliştirenler ve insan merkezli inovasyonu benimseyenler öne çıkacak. Çünkü teknoloji tarihinin gösterdiği en önemli gerçeklerden biri şudur: Kontrolsüz güç sürdürülebilir değildir.</p>
<p>Yapay zekâ devriminin de yalnızca teknik bir dönüşüm değil; aynı zamanda ekonomik, sosyal ve etik bir medeniyet sınavına dönüştüğü bir kırılımı yaşıyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sorumlu-yapay-zeka-teknolojik-gucun-etik-sinavi-80027</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sorumlu yapay zekâ: Teknolojik gücün etik sınavı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/konsimento-kayip-mi-oldu-80026</guid>
            <pubDate>Tue, 26 May 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Konşimento kayıp mı oldu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir uluslararası ticaret işleminde başınıza gelebilecek <strong>en can sıkıcı</strong> işlem, <strong>konşimentonun kaybedilmesi</strong> dersem inanın bana.</p>
<p>Elbette epeyce ve çok farklı can sıkıcı olayla karşılaşmış olan dostlarımız olsa da konşimentonun kaybını yaşayan çok kimse olmasa gerek.</p>
<p>Ben hem yaşadım hem de yaşamadım…</p>
<p><strong>Yurtdışındaki alıcım</strong>, satın aldığı ürünlerin bedelini peşin ödemişti ve <strong>belgeleri</strong> doğrudan <strong>kendisine yollamamızı</strong> istemişti. Onun ofisi ile varış limanı arasındaki mesafeyi ve kurye servisinde yaşanabilecek gecikmeleri düşünerek, belgelerin <strong>“ Kaptanın çantasında “</strong> yollanmasını tercih etmişti. Ben de tüm asıl belgeleri, verdiğim bir talimat ekinde taşımacıya teslim etmiş ve alıcıyı da bilgilendirilmiştim.</p>
<p>Ancak, <strong>geminin</strong> <strong>varışında</strong> belgelerin <strong>teslim edilen belgeler arasında olmadığını</strong> öğrendiğimizde <strong>çıkan krizi</strong> anlatmam mümkün değil.</p>
<p>Alıcı orada, ben burada gemi acentesinde yangın çıkarıyorduk…</p>
<p>Verilen talimat açık, vesaikin alındığına dair belge var amma varışta vesaik yok.</p>
<p><strong>Trajikomik</strong> olay, gemi kaptanına olayın sorulması sonrasında aydınlandı. Kaptanın çantasındaki belgeler varışta gemi ofisine teslim edilirken <strong>bizim vesaik çantada unutulmuş</strong>. Batı Avrupa limanında teslim edilmesi gereken belgeler, gemi <strong>Kuzey Afrika limanına</strong> gitmiş olan geminin <strong>kaptan çantasında duruyordu.</strong></p>
<p>Olabilecek en acil iletim aracı kullanılarak bizim vesaik alıcımızın varış limanındaki gümrükçüsüne iletildi ve sorun çözüldü.</p>
<p>Son yaşanan olay daha ilginç…</p>
<p>Ödeme şeklinin <strong>vesaik mukabili</strong> olmasına karşın <strong>konşimentoda alıcı banka</strong> olarak görünüyor. <strong>Asıl alıcının</strong> adı da “ <strong>Notify</strong> “ kutusuna yazılmış.</p>
<p>Yükleme <strong>sonrasında</strong> varılan mutabakat sonucu tüm <strong>vesaik</strong> doğrudan <strong>alıcıya yollanmış</strong>.</p>
<p><strong>Konşimento</strong> üzerindeki <strong>alıcı banka</strong> olduğu için <strong>taşımacı</strong> firma doğru bir davranışla <strong>malları</strong> asıl alıcı firmaya <strong>teslim etmiyor</strong> ve konşimentonun <strong>banka tarafından ciro</strong> edilmesini istiyor.</p>
<p><strong>Banka</strong> ise “ Bu işlem ile <strong>benim ilgim yok</strong>, belgeler bana gelmedi, <strong>ciro yapmam</strong> “ diyor.</p>
<p>Konşimento alıcının elinde, mallar limanda, satıcı elleri böğründe bakiye ödemeyi bekler.</p>
<p>Varışta hızlı teslimat için “ <strong>Express Release</strong> / Hızlı teslimat onayı “ <strong>verdik</strong> amma <strong>işe yaramadı</strong>. Çünkü <strong>orijinal konşimentonun</strong> tam takım olarak gemiciye <strong>iadesi gerekiyordu</strong>.</p>
<p>Tam takım konşimento bize geldi, Sea Way Bill tanzim edildi ve <strong>Express Release</strong> talimatı <strong>verildi.</strong></p>
<p><strong>Alıcı yine malları çekemiyor…</strong></p>
<p>Çünkü yükleyicinin talimatını alan <strong>acente</strong> hızlı teslimat talimatını <strong>sisteme işlemeyi atlamış</strong>.</p>
<p>Bunu da birkaç ses yükseltmesiyle halledip malları çekilmesini sağladık.</p>
<p>Amma sonucu çok can sıkıcı ve cüzdan acıtıcı olan başka bir olay da vardı…</p>
<p>Bu olayda <strong>konşimento gerçekten kaybolmuştu.</strong></p>
<p><strong>Gemici</strong> ise <strong>yeni</strong> bir takım <strong>konşimento tanzimi</strong> <strong>için</strong> haklı olarak, asıl konşimentonun daha sonraları ortaya çıkması ve kendisinden malın teslimi talebi yapılmasına karşın <strong>güvence istiyordu</strong>. Bunun için ise <strong>mal bedelinin iki katına</strong> varabilen bir <strong>banka teminat mektubu</strong> verilmesi gerekiyordu.</p>
<p><strong>Konşimento, malın mülkiyetinin el değiştirmesine olanak verir ve kıymetli evraktır, ona sıkı sahip olun.</strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/konsimento-kayip-mi-oldu-80026</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Konşimento kayıp mı oldu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/artik-onumuz-acik-80025</guid>
            <pubDate>Tue, 26 May 2026 07:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Artık önümüz açık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ortalık toz dumansa, planlama ufku çok kısalır; belirsizlik çok fazladır çünkü. Böyle bir ortam yatırım yapmak açısından uygun değildir. Siz fabrika binasının yarısını yaptınız, makinelerin bir kısmını ısmarladınız ama hoop, ekonomi derin bir krize sürüklendi. Ne olacak?</strong></p>
<p>‘Mutlak butlan’ kararı hayırlara vesile olsun. Bu mübarek arife gününde, mutlak butlan kararının ekonomiye olası etkileri hakkındaki düşüncelerimi -yok, ‘düşüncelerimi’ yerine ‘değerlendirmelerimi’ demek daha ‘havalı’; öyle ya, düşüncenin ötesine gidip bir de analiz yapıyorsunuz- değerlendirmelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.</p>
<p><strong>Sadece butlan değil, </strong><strong>mutlak butlan…</strong></p>
<p>Öncelikle matematiksel bir saptama yapmak isterim. Karar, sadece butlan değil, ‘mutlak’ butlan. Biliyorsunuz, eksi ya da artı değer alabilen bir değişkenin mutlak değeri mutlaka pozitiftir. Buradan yola çıkarak, butlanın ekonomimize pozitif yansıyacağı açık. Tekrar olacak ama burası önemli; çünkü o sadece butlan değil, mutlak butlan.</p>
<p>Bu saptamayı yaptıktan sonra şu garipliğe düşmeyeceğimi de belirteyim. ‘Butlan’ın zaten pozitif değer alan bir değişken olduğunu ileri sürenler çıkabilir. Açayım: ‘Butlan’ sözcüğünü ikiye ayırın; but ve lan. ‘Lan’ı tersten okuyun: Nal. Nal, burada mecazi anlamda elbette; ayakkabı, terlik ve benzeri anlamına geliyor. Genelleyince: ‘But’ u aş, ‘Lan’ı giyim olarak düşünebiliriz. Ama bu çok fazla zorlamak olur; bu köşenin yazarı olarak bu kadar zorlama hakkım olduğunu düşünmüyorum. Dolayısıyla, ‘butlan’ cebirsel açıdan ne değer alırsa alsın, ‘mutlak’, onu pozitif yapan sihirli bir değnek adeta. Önemli olan da bu.</p>
<p>Bu zorlama yorumu bir tarafa bırakıp, ‘mutlak butlan’a yatırımlar açısından bakayım. Refah düzeyini yükseltmek isteyen bir ülke için, yatırımları artırmanın ne kadar önemli olduğu apaçık bir gerçek. Yatırım kararı sadece kredi miktarına ve onun maliyetine bağlı değil elbette. Bunlar önemli ama çok daha önemli bir değişken var: İleriye ilişkin görünüm. Ortalık toz dumansa, planlama ufku çok kısalır; belirsizlik çok fazladır çünkü. Böyle bir ortam yatırım yapmak açısından uygun değildir. Siz fabrika binasının yarısını yaptınız, makinelerin bir kısmını ısmarladınız ama hoop, ekonomi derin bir krize sürüklendi. Ne olacak?</p>
<p><strong>Dış şok elimizde değil, biz </strong><strong>üzerimize düşeni yapacağız</strong></p>
<p>Oysa butlan, ‘mutlak’ olduğu için, ileriye ilişkin olumlu bir gelişmeye işaret ediyor. ‘Mutlak’ (matematiksel dil kullanırsam ‘mutlak işlemcisi -operatörü-’ demek gerekir), olacak biteceği pozitif kılıyor çünkü. Bu durumda, ileriye yönelik belirsizlikten söz etmek mümkün olmaz. Değil belirsizlik, her şeyin olumlu olacağına dair bir belirlilik durumu ortaya çıkar. Elbette, Trump yine dünyanın başına iş açar, ekonomimiz dış şok yer, falan. Olabilir; ama onu kontrol etmek bizim elimizde değil. Biz kendi üzerimize düşene bakacağız. İşimizi düzgün yapacağız. Konuyu böyle alınca da sonuç açık: Butlan’ın ‘mutlak’ olması sayesinde yatırımlarda sıçrama beklemek gerekir. Bir süre sonra da üretim sıçrar, arz artar. Enflasyonu aşağıya çekecek bir gelişme yani. İstihdamın yükselip, işsizliğin azalacağı da açık.</p>
<p>Kıssadan hisse şu: Önümüz açık. Hepinize güzel bir bayram dilerim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/artik-onumuz-acik-80025</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Artık önümüz açık ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/faiz-disi-fazla-iyi-haber-mi-ertelenmis-risk-mi-80024</guid>
            <pubDate>Tue, 26 May 2026 07:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Faiz dışı fazla: İyi haber mi, ertelenmiş risk mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Faiz dışı fazla meselesine artık başka bir pencereden bakmak gerekiyor. Çünkü ekonomi yönetimleri genellikle “faiz dışı fazla verdik” cümlesini mali disiplin göstergesi olarak sunar. İlk bakışta doğru gibi görünür. Devlet faiz ödemeleri hariç tutulduğunda gelirleriyle giderlerini karşılıyor, hatta bir miktar fazla veriyorsa, bu bütçede disiplin var demektir. Ancak mesele burada bitmez. Çünkü faiz dışı fazla bazen güçlü bir mali yapıyı değil, faiz giderlerinin bütçenin üzerine ne kadar ağır çöktüğünü de gösterebilir.</p>
<p>Tez şudur: Faiz dışı fazla vermek, özellikle borçlu bir ülke için olumlu bir göstergedir. Devletin faiz hariç harcamalarını kontrol altında tuttuğunu, vergi gelirleriyle cari giderlerini karşılayabildiğini ve borç stokunu çevirmek için bir alan yarattığını anlatır. Nitekim klasik kamu maliyesi teorisinde faiz dışı fazla, borç sürdürülebilirliğinin temel göstergelerinden biridir. Eğer bir ülke düzenli faiz dışı fazla veriyorsa, borç stokunu zamanla kontrol altına alabilir. Bu nedenle ekonomi yönetimleri faiz dışı fazla verildiğinde bunu başarı olarak anlatır. Türkiye’nin 2026 bütçesi için de faiz dışı fazla hedefi siyasi iletişimde özellikle öne çıkarıldı; bütçe gelirleri ve giderleri yanında 29 milyar TL faiz dışı fazla beklentisi dile getirildi.</p>
<p><strong>Faiz ödemeleri ana yük haline </strong><strong>gelmişse, toplam bütçe açık verir</strong></p>
<p>Fakat antitez tam burada başlar. Bir ülkede faiz giderleri çok hızlı artıyorsa, faiz dışı fazla tek başına rahatlatıcı bir gösterge olmaktan çıkar. Çünkü siz faiz ödemelerini dışarıda bıraktığınızda bütçe dengeli görünebilir, ama faiz ödemeleri bütçenin ana yükü haline gelmişse toplam bütçe yine açık verir. Örneğin Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın Mart 2026 merkezi yönetim bütçe verilerine göre bütçe giderleri 1 trilyon 460,4 milyar TL, bütçe gelirleri 1 trilyon 230,5 milyar TL oldu ve bütçe 229,9 milyar TL açık verdi. Aynı ay faiz dışı fazla ise yalnızca 6,1 milyar TL olarak gerçekleşti. Yani faiz dışarıda bırakılınca tablo fazla veriyor gibi görünüyor; faiz dahil edilince ciddi açık ortaya çıkıyor.</p>
<p>Bu noktada basit bir soru sormak gerekir: Faiz giderleri hariç tutulduğunda bütçenin fazla vermesi gerçekten şaşırtıcı mı? Eğer faiz giderleri bütçede çok büyük bir kalem haline geldiyse, zaten asıl açık oradan geliyordur. Dolayısıyla faiz dışı fazla, “bütçe sağlam” demekten çok, “faiz yükü bütçeyi yutuyor” anlamına da gelebilir. Bu nedenle faiz dışı fazla, tek başına bir başarı göstergesi olarak değil, faiz giderlerinin büyüklüğüyle birlikte okunmalıdır. Aksi halde bütçenin en büyük yangınını görmezden gelip, evin geri kalan odalarında duman yok diye rahatlamak gibi olur.</p>
<p>Burada borç dinamiği devreye girer. Devlet faiz dışı fazla verse bile borçlanmaya devam ediyorsa ve yeni borçlanmanın faizi giderek yükseliyorsa, borç sürdürülebilirliği tartışması başlar. Çünkü kamu borcu sadece ana para ile değil, o borcun çevrilme maliyetiyle büyür. Faiz oranı büyüme oranının üzerinde kalıcı hale gelirse, borç stokunu dengelemek için gereken faiz dışı fazla giderek artar. Yani bugün küçük bir faiz dışı fazla yeterli gibi görünürken, yarın aynı borcu çevirmek için çok daha büyük fazla gerekebilir. Bu da vergi artışı, harcama kısıntısı veya daha fazla borçlanma anlamına gelir.</p>
<p><strong>Tablo, faiz dışı dengeye bakmanın </strong><strong>yeterli olmadığını gösteriyor</strong></p>
<p>Sentez ise şudur: Faiz dışı fazla faydalı bir göstergedir ama ancak toplam bütçe dengesi, faiz giderleri, borçlanma maliyeti, büyüme oranı ve enflasyon beklentileriyle birlikte anlamlıdır. Bir ülke faiz dışı fazla veriyor diye otomatik olarak güvenli bölgede değildir. Eğer faiz giderleri hızla artıyor, bütçe açığı büyüyor, borçlanma maliyetleri yükseliyor ve yatırımcı daha yüksek risk primi istiyorsa, faiz dışı fazla yalnızca makyaj etkisi yaratır. Nitekim Nisan 2026’da Türkiye merkezi yönetim bütçe açığının 338,7 milyar TL’ye çıktığı ve bir önceki yılın aynı ayına göre neredeyse ikiye katlandığı bildirildi. Bu tablo, faiz dışı dengeye bakmanın yeterli olmadığını gösteriyor.</p>
<p>Peki böyle bir süreç default riski yaratır mı? “Yarın sabah temerrüt olur” demek doğru olmaz. Türkiye gibi büyük, vergi toplama kapasitesi olan, iç borç piyasası bulunan ve para basma yetkisine sahip bir ülkede kamu borcu dinamiği özel sektör borcu gibi işlemez. Ancak risk başka yerden gelir. Devlet giderek daha yüksek faizle borçlanmak zorunda kalırsa, bütçeden eğitime, sağlığa, yatırıma, sosyal desteklere ayrılacak kaynak faiz ödemelerine kayar. Bu durum bir süre sonra mali alanı daraltır. Mali alan daraldıkça ya daha fazla vergi toplanır ya daha fazla borçlanılır ya da para politikasına baskı artar. Bunların tamamı enflasyon beklentilerini ve risk primini yukarı iter.</p>
<p>Daha tehlikeli olan da budur: Açık bir temerrüt yaşanmadan önce ekonomi zaten ağır bir bedel öder. Faiz giderleri büyüdükçe bütçe esnekliği azalır. Bütçe esnekliği azaldıkça krizlere karşı hareket alanı daralır. Hareket alanı daraldıkça yatırımcı daha yüksek faiz ister. Daha yüksek faiz yeni bütçe açığı üretir. Bu döngü bir noktadan sonra kendini besleyen bir mekanizmaya dönüşür. İşte asıl risk budur. Default riski sadece “borç ödenmez” anı değildir; bazen borç ödenirken ekonominin geri kalanının nefessiz kalmasıdır.</p>
<p>Bu yüzden faiz dışı fazla cümlesini duyduğumuzda artık ikinci soruyu sormak zorundayız: Faiz dışı fazla ne kadar, faiz gideri ne kadar? Üçüncü soru da şudur: Bu fazla kalıcı mı, yoksa yüksek vergi ve ertelenmiş harcamalarla mı sağlanıyor? Dördüncü soru ise daha kritiktir: Devlet bu fazlaya rağmen neden daha fazla ve daha pahalı borçlanıyor?</p>
<p>Eğer bir ülkede faiz dışı fazla verilirken toplam bütçe açığı büyüyor, faiz giderleri bütçenin giderek daha büyük kısmını yutuyor ve borçlanma maliyetleri düşmek yerine yükseliyorsa, ortada tebrik edilecek bir mali disiplin hikâyesinden çok, dikkatle izlenmesi gereken bir borç-faiz sarmalı vardır. Bu sarmalın sonu her zaman teknik temerrüt değildir; ama çoğu zaman daha yüksek vergi, daha düşük kamu hizmeti, daha pahalı kredi, daha zayıf büyüme ve daha kırılgan bir ekonomi olur.</p>
<p>Sonuç olarak faiz dışı fazla önemlidir, ama tek başına yeterli değildir. Faiz dışı fazla, sağlıklı bir ekonomide borç azaltma aracıdır. Sağlıksız bir borçlanma ortamında ise faiz yükünün ne kadar büyüdüğünü gizleyen bir perdeye dönüşebilir. Türkiye’nin bugün dikkat etmesi gereken nokta tam da budur. Bütçe faiz hariç fazla veriyor diye rahatlamak yerine, faiz dahil edildiğinde ortaya çıkan tabloya bakmak gerekir. Çünkü borç krizleri çoğu zaman ana paradan değil, faizin bütçeyi yavaş yavaş ele geçirmesinden doğar.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/faiz-disi-fazla-iyi-haber-mi-ertelenmis-risk-mi-80024</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/4/1280x720/tl-1779774909.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Faiz dışı fazla: İyi haber mi, ertelenmiş risk mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/butlan-sonrasi-ekonomide-yeni-denklem-80023</guid>
            <pubDate>Tue, 26 May 2026 07:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Butlan&#039; sonrası ekonomide yeni denklem</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ekonomistlerin 2026 büyüme beklentilerini yüzde 4’lerden yüzde 3,5’in altına çekmesi tesadüf değil. Türkiye ekonomisi, büyümeye devam etse bile artık daha düşük tempolu, daha pahalı finansmanla ilerleyen bir döneme giriyor.</strong></p>
<p>Türkiye ekonomisi son iki yıldır zorlu ama öngörülebilir bir denge arayışı içindeydi. Haziran 2023 sonrası uygulanan sıkı para politikası, yüksek faizler ve kontrollü kur politikasıyla birlikte ekonomi yönetimi piyasalara “rasyonel zemine dönüş” mesajı vermişti. İş dünyasının önemli bir bölümü açısından ise bütün bu sürecin en kritik eşiği, 2025 sonunda başlayan ve 2026’da devam etmesi beklenen faiz indirim döngüsüydü. Çünkü sanayi ve ticaret tarafında finansmana erişim artık sadece pahalı değil, birçok şirket için neredeyse imkansız hale gelmişti.</p>
<p>Ama olmadı, sabırsızlıkla beklenen bu döngü darbe aldı. Önce İran savaşı kaynaklı enerji şoku süreci aksattı. Tam bir denge oluştu derken bu defa da CHP kurultayına ilişkin “mutlak butlan” kararının ardından oluşan siyasi belirsizlik, piyasalarda oluşan bu kırılgan dengeyi yeniden bozdu. İlk fiyatlamaların ardından piyasa artık faiz indirimi değil, yeniden sıkılaşma ihtimalini konuşmaya başladı.</p>
<p><strong>Piyasa göstergelerine yansıdı</strong></p>
<p>Nitekim geçen hafta Türk Lirası swap faizleri bir günde 90 baz puan sıçrayarak yüzde 42,75’e yükseldi. 5 yıllık CDS primi yeniden 261 baz puana çıktı. Döviz piyasasında yaklaşık 6 milyar doların üzerinde satış gerçekleştiği belirtiliyor. Bunlar sıradan günlük hareketler değil, bunlar aslında yatırımcıların risk algısındaki ani değişimin işaretleri olarak görülmelidir.</p>
<p>Uluslararası finans kurumlarının raporları da aynı yöne işaret ediyor. Kararın hemen ardından Cuma günü birbiri ardına raporlar gelmeye başladı. Mesela HSBC, mevcut ekonomi programının henüz siyasi baskı altında olmadığı görüşünü korusa da dolarizasyon eğiliminin yeniden hızlanması halinde TCMB’nin faiz artırmak zorunda kalabileceğini söylüyordu. JPMorgan Chase ise daha ileri giderek Merkez Bankası’nın haziran toplantısında politika faizini yüzde 37’den yüzde 40’a çıkarabileceğini öngörüyordu.</p>
<p>Bu tablo, finansmana erişim sorunu yaşayan ve yüksek faizlerden muzdarip olan reel sektör açısından son derece kritik bir anlama geliyor. </p>
<p>Son aylarda özellikle bazı KOBİ’ler, ihracatçılar ve sanayi şirketleri yüksek kredi maliyetleri nedeniyle ciddi bir darboğaz yaşıyor. Ticari kredi faizleri birçok sektörde yatırım iştahını fiilen durdurdu. Yatırımı boş verin, bazı şirketler işletme sermayesi ihtiyacı ile boğuşuyor. Çarkların dönmesi artık büyük ölçüde özkaynak gücü olan firmalarla sınırlı.</p>
<p>Oysa faizlerin düşeceği beklentisi iş dünyasının en önemli psikolojik dayanaklarından biriydi. Şimdi o beklenti zayıflıyor. Merkez Bankası’nın hafta sonu gelen kredi sınırlama kararı durumu daha da vahimleştirdi.</p>
<p><strong>İç borç yükü faizi zorluyor</strong></p>
<p>Üstelik mesele yalnızca kısa vadeli siyasi dalgalanma da değil. Türkiye’nin önündeki devasa iç borç yükü var ve bu durum yüksek faiz döneminin daha uzun süre devam etme ihtimalini artırıyor. Geçen hafta Alaattin Aktaş köşesinde durumu tablolarla gözler önüne sermişti. Hazine önümüzdeki bir yılda yaklaşık 2,5 trilyon lira anapara, 2,2 trilyon lira faiz ödemesi yapacak. Daha çarpıcısı, Nisan 2027’de tek ayda 413 milyar liralık faiz ödemesi bulunuyor. Alaattin’in de altını çizdiği gibi bu, Cumhuriyet tarihimizin en yüksek aylık iç borç faiz ödemesi olacak.</p>
<p>Bu tablo düşük faiz alanına kolay geçemeyebileceğimizi gösteriyor. Çünkü enflasyon riski sürerken, siyasi belirsizlikler artarken ve yabancı yatırımcı güveni kırılganken erken faiz indirimi yeni kur şoklarını tetikleyebilir. Dolayısıyla ekonomi yönetimi açısından “yüksek faiz–kontrollü kur” dengesi bir süre daha zorunlu hale geliyor.</p>
<p>Bunun doğal sonucu ise büyümede yavaşlama olacak gibi görünüyor.</p>
<p>Ekonomistlerin 2026 büyüme beklentilerini yüzde 4’lerden yüzde 3,5’in altına çekmesi tesadüf değil. Türkiye ekonomisi, büyümeye devam etse bile artık daha düşük tempolu, daha pahalı finansmanla ilerleyen bir döneme giriyor.</p>
<p><strong>Yeni normal bu mu acaba?</strong></p>
<p>Hükümet cephesi ise piyasaya güven vermeye çalışıyor. Cevdet Yılmaz, ekonomi programının kararlılıkla sürdürüleceğini vurgulayarak “gündelik gelişmelerin etkileri geçici” mesajı verdi. Yılmaz’ın açıklamalarında özellikle üretim ekonomisine yapılan vurgu dikkat çekiciydi. İmalatçı ve sanayiciler için kurumlar vergisinin yüzde 12,5’e indirilmesini “stratejik tercih” olarak tanımlaması, hükümetin büyüme tarafını tamamen gözden çıkarmak istemediğini gösteriyor.</p>
<p>Ancak mevcut finansal koşullarda yalnızca vergi teşvikleri yeterli olmayabilir. Çünkü bugün iş dünyasının temel sorunu vergi değil, krediye erişim. Firmalar yatırım yapmayı değil, mevcut faaliyetlerini çevirmeyi önceliklendiriyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde ekonomi yönetiminin en büyük sınavı, enflasyonla mücadeleyi sürdürürken reel sektörde oluşabilecek tahribatı sınırlamak olacak.</p>
<p>Sonuç olarak butlan kararı sonrası oluşan yeni siyasi ve finansal atmosfer, Türkiye ekonomisinde zaten zor ilerleyen normalleşme sürecini daha da kırılgan hale getirdi. Piyasalar artık yeniden aynı soruya odaklandılar. Türkiye yüksek faiz döneminden gerçekten çıkabilecek mi? Yoksa sanayici ve iş dünyası için bu dönem 2027’ye kadar sürecek yeni bir normale mi dönüşecek?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/butlan-sonrasi-ekonomide-yeni-denklem-80023</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/3/1280x720/butlan-chp-1779775244.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Butlan&#039; sonrası ekonomide yeni denklem ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dubai-kuresel-ticaretin-guvenli-limani-mi-yeni-risk-hatti-mi-80022</guid>
            <pubDate>Tue, 26 May 2026 07:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dubai, küresel ticaretin güvenli limanı mı, yeni risk hattı mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dubai bugün hâlâ Orta Doğu’nun en uluslararasılaşmış ekonomisi, en esnek iş ortamı ve en güçlü küresel bağlantı ağına sahip şehirlerinden biri olarak öne çıkıyor. Bu nedenle savaş ve kriz dönemlerinde dahi sermaye çekmeye devam ediyor.</strong></p>
<p>Orta Doğu, tarih boyunca yalnızca enerji kaynaklarıyla değil; ticaret yolları, liman şehirleri, sermaye akışı ve kültürel etkileşim kapasitesiyle dünya ekonomisinin merkezlerinden biri oldu. Mezopotamya’dan Basra’ya, Şam’dan Kahire’ye uzanan tarihsel ticaret hattı, bugün modern lojistik ağlar, finans merkezleri ve dijital ekonomiler üzerinden yeniden şekilleniyor. Bu dönüşümün en görünür örneği ise hiç kuşkusuz Dubai.</p>
<p>Bir zamanların küçük bir Körfez limanı olan Dubai, son 40 yılda dünyanın en büyük lojistik, finans, turizm ve hizmet merkezlerinden birine dönüştü. Ancak bugün şehir, yalnızca büyümenin değil; aynı zamanda yeni bir jeopolitik çağın sınavıyla karşı karşıya bulunuyor. İran-ABD-İsrail hattında artan askeri gerilim, Hürmüz Boğazı çevresindeki güvenlik riski ve küresel tedarik zincirlerinde yaşanan kırılmalar, Dubai modelinin geleceğini yeniden tartışmaya açıyor.</p>
<p><strong>Dubai ekonomisi 2025’te </strong><strong>yüzde 4,8 büyüdü</strong></p>
<p>Buna rağmen ekonomik göstergeler, Dubai’nin küresel sistem içindeki ağırlığını korumaya devam ettiğini ortaya koyuyor. Dubai ekonomisi 2025 yılı sonunda yaklaşık 475 milyar dirhem büyüklüğe ulaşırken yıllık büyüme oranı yüzde 4,8 seviyesinde gerçekleşti. Finans, lojistik, turizm, gayrimenkul, inşaat ve dijital ekonomi alanları büyümenin ana sürükleyicileri oldu. İnşaat sektöründeki büyüme yüzde 8’in üzerinde gerçekleşirken, bilgi ve iletişim teknolojileri sektörü yaklaşık yüzde 5 büyüdü. Gayrimenkul piyasasında işlem hacmi rekor seviyelere ulaşırken, Dubai Uluslararası Finans Merkezi’nde faaliyet gösteren şirket sayısı da çift haneli büyümesini sürdürdü.</p>
<p>Turizm tarafında da şehir tarihi bir yılı geride bıraktı. Dubai’ye gelen uluslararası ziyaretçi sayısı 2025 sonunda 18 milyona yaklaşarak pandemi sonrası dönemin en yüksek seviyesine ulaştı. Otel doluluk oranları yüzde 77’nin üzerinde gerçekleşirken, yüksek gelir grubuna yönelik turizm harcamaları şehrin hizmet ekonomisini desteklemeye devam etti. Özellikle Rusya, Hindistan, Çin, Avrupa ve Körfez ülkelerinden gelen sermaye ve ziyaretçi akışı, Dubai’nin küresel ölçekteki çekim gücünü koruduğunu gösterdi.</p>
<p>Birleşik Arap Emirlikleri genelinde ise ekonomik çeşitlenme daha belirgin hale geldi. 2025 yılı sonunda ülke ekonomisinin yaklaşık yüzde 77’si petrol dışı sektörlerden oluşurken, petrol dışı ekonomi yüzde 6’ya yakın büyüme kaydetti. Böylece Körfez ekonomilerinin uzun yıllardır hedeflediği “petrol sonrası ekonomik model” daha görünür hale geldi. Finans, teknoloji, lojistik, turizm, veri merkezleri, yapay zekâ ve yenilenebilir enerji yatırımları, Birleşik Arap Emirlikleri’nin yeni büyüme eksenlerini oluşturuyor.</p>
<p>Dubai’nin yükselişinin merkezinde ise hâlâ lojistik gücü yer alıyor. Jebel Ali Limanı bugün dünyanın en büyük ve en yoğun aktarma limanlarından biri olmayı sürdürüyor. Dubai merkezli DP World’ün 2025 gelirleri 24 milyar doların üzerine çıkarken şirketin faaliyet kârı da güçlü büyümesini devam ettirdi. DP World bugün altı kıtada onlarca liman, terminal ve lojistik merkezini yöneten küresel bir ticaret ağına dönüşmüş durumda. Bu durum Dubai’yi yalnızca bir liman şehri değil; küresel ticaretin operasyonel merkezlerinden biri haline getiriyor.</p>
<p>Ancak tam da bu noktada Dubai’nin önündeki en büyük risk ortaya çıkıyor: güvenlik.</p>
<p>İran–ABD–İsrail hattında son dönemde yükselen askeri gerilim, Hürmüz Boğazı’nın küresel ekonomi açısından ne kadar kritik olduğunu yeniden gösterdi. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’si bu dar deniz koridorundan geçerken, Asya ile Avrupa arasındaki enerji ve konteyner taşımacılığının önemli bölümü de yine bu hatta bağımlı bulunuyor. Bölgedeki her askeri kriz; petrol fiyatlarını, navlun maliyetlerini, savaş sigortalarını ve yatırım risk primlerini doğrudan etkiliyor.</p>
<p>Son aylarda bazı uluslararası sigorta şirketlerinin Körfez hattındaki savaş risk primlerini yükseltmesi ve bazı taşımacılık şirketlerinin alternatif rotaları değerlendirmeye başlaması, küresel ticaretin artık yalnızca ekonomik değil aynı zamanda jeopolitik bir meseleye dönüştüğünü gösteriyor. Kızıldeniz’de yaşanan saldırılar, Süveyş Kanalı geçişlerindeki yavaşlama ve Hürmüz merkezli gerilimler birlikte düşünüldüğünde, dünya ekonomisinin yeni dönemde daha parçalı ve daha kırılgan bir lojistik yapıya doğru ilerlediği görülüyor.</p>
<p>Tam da bu nedenle Dubai’nin geleceği artık yalnızca büyüme kapasitesiyle değil; kriz yönetimi, alternatif ticaret koridorları ve güvenlik dayanıklılığıyla ölçülecek.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde Dubai’nin kaderini belirleyecek üç temel başlık öne çıkıyor.</p>
<p>İlk olarak küresel ticaretin yeniden bölgeselleşmesi süreci hızlanıyor. ABD–Çin rekabeti, Rusya–Batı gerilimi, Kızıldeniz krizi ve İran merkezli güvenlik riskleri, şirketleri tek bir tedarik zincirine bağımlı olmaktan uzaklaştırıyor. Bu süreçte Dubai’nin avantajı; Asya, Afrika ve Avrupa arasında çok yönlü bağlantılar sunabilmesi. Ancak aynı zamanda Körfez’deki herhangi bir güvenlik krizine aşırı bağımlı olması ciddi bir kırılganlık oluşturuyor.</p>
<p>İkinci olarak Dubai artık yalnızca limanlarla değil; veri merkezleri, yapay zekâ altyapısı, fintech regülasyonları ve dijital sermaye yönetimi üzerinden rekabet ediyor. Suudi Arabistan’ın Vision 2030 programı kapsamında Riyad’ı bölgesel merkez haline getirme hedefi, Körfez içindeki ekonomik rekabeti daha sert hale getiriyor. Abu Dabi ise enerji fonları ve teknoloji yatırımlarıyla finansal ağırlığını artırıyor. Buna rağmen Dubai’nin en büyük avantajı hız, uluslararası yaşam standardı, regülasyon esnekliği ve küresel bağlantı kapasitesi olmaya devam ediyor.</p>
<p>Üçüncü ve en kritik mesele ise “güvenli liman” algısı. Tarih boyunca sermaye, kriz dönemlerinde tamamen risksiz bölgeleri değil; göreli olarak daha öngörülebilir merkezleri tercih etti. Dubai bugün hâlâ Orta Doğu’nun en uluslararasılaşmış ekonomisi, en esnek iş ortamı ve en güçlü küresel bağlantı ağına sahip şehirlerinden biri olarak öne çıkıyor. Bu nedenle savaş ve kriz dönemlerinde dahi sermaye çekmeye devam ediyor.</p>
<p>Birleşik Arap Emirlikleri’nin petrol dışı dış ticaret hacmi 2025 yılı sonunda ilk kez 1 trilyon dolar seviyesini aşarken, Hindistan, Türkiye, Afrika ülkeleri ve Güneydoğu Asya ile kurulan yeni ekonomik ortaklıklar Dubai’nin küresel ticaretteki merkezi rolünü güçlendirdi. Özellikle Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC), Körfez demiryolu projeleri ve yeni nesil liman yatırımları, bölgenin küresel tedarik zincirlerinde daha büyük rol oynayacağını gösteriyor.</p>
<p><strong>Türkiye ile Körfez ülkeleri arasındaki </strong><strong>ekonomik entegrasyon derinleşiyor</strong></p>
<p>Bu dönüşüm Türkiye açısından da önemli fırsatlar barındırıyor. Orta Koridor, Kalkınma Yolu Projesi, liman yatırımları ve Türkiye’nin Avrupa–Orta Doğu–Orta Asya bağlantı kapasitesi, Körfez sermayesi için giderek daha stratejik hale geliyor. Savunma sanayiinden lojistiğe, enerjiden gıda güvenliğine kadar birçok alanda Türkiye ile Körfez ülkeleri arasındaki ekonomik entegrasyon derinleşiyor.</p>
<p>Sonuç olarak Dubai’nin geleceği, artık yalnızca ekonomik büyüme rakamlarıyla açıklanamayacak kadar stratejik bir meseleye dönüşmüş durumda. Şehir bugün iki farklı senaryonun kesişim noktasında bulunuyor.</p>
<p>Birinci senaryoda Dubai; krizlere rağmen ticaret, finans, lojistik ve dijital ekonomide küresel bir merkez olarak güçlenmeye devam edecek. İkinci senaryoda ise Hürmüz merkezli güvenlik riski kalıcı hale gelir, alternatif ticaret koridorları Körfez’i kısmen devre dışı bırakır ve bölgesel savaş algısı yatırım akışlarını yavaşlatırsa, Dubai ilk kez coğrafi sınırlarının ekonomik maliyetiyle karşı karşıya kalacak.</p>
<p>Bu nedenle Dubai’nin bundan sonraki hikâyesi artık yalnızca büyümenin değil; dayanıklılığın, stratejik çeşitlenmenin ve jeopolitik yönetim kapasitesinin hikâyesi olacak.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dubai-kuresel-ticaretin-guvenli-limani-mi-yeni-risk-hatti-mi-80022</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/2/1280x720/dubai-1779771210.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dubai, küresel ticaretin güvenli limanı mı, yeni risk hattı mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rekabet-etmek-iyi-iliskileri-dislamamalidir-80021</guid>
            <pubDate>Tue, 26 May 2026 07:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rekabet etmek iyi ilişkileri dışlamamalıdır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bazı durumlarda Ruslar, Türklerin her kuralı harfiyen uygulamasından rahatsız olmuşlarsa da, sonuç olarak Türkiye’nin Karadeniz’in iki blok arasında mücadele edilen yeni bir cepheye  dönüşmesine müsaade etmemesini ve bölgeyi Doğu-Batı rekabetine açmamalarını memnuniyetle karşılamışlardır. </strong></p>
<p>Bu haftaki yazıma eski bir öğrencimin bana yönelttiği bir soru ile başlayacağım. Soru aslında basit görünüyor. Öğrencim soruyor: “Nasıl oluyor da ülkemiz birbiri ile tamamen zıt biçimde cepheleşmiş olan Batı-Rusya ortamında her iki tarafın da kabul ettiği dengeli bir siyaset izleyebiliyor?” Yanıtı düşündüğünüz zaman ilk görünüşün basitliğinin yerini dikkatli düşünme alıyor. Daha önceki yazılarımızda da belirtmiş olduğumuz gibi, Avrupalılar karşılaştıkları en güçlü tehdit olarak Rusya’nın Batı Avrupa yönünde genişlemesini görüyorlar. Hemen belirtelim, Türkiye, Rusya’nın Avrupa yönünde genişlemek isteyebileceği fikrine peşinen itiraz etmiyor, sadece böyle bir durumun ortaya çıkması için Rusya’nın da Avrupa’nın kendisini tehdit ettiğine inanması gerektiğine işaret ediyor. Bugünkü görünüm, Ukrayna’da bile istediğini elde etmekten aciz bir Rusya’nın yeni bir savaş hamlesine yönelmeden uzun uzun düşünmeye ihtiyaç duyacağı merkezindedir. Başka türlü ifade edecek olursak, Avrupa zannedildiği kadar güçlü bir Rus işgal baskısı altında değildir. Şüphesiz bu değerlendirme Avrupa’nın savunma konusunda çok yol alması gerektiği gerçeğini ortadan kaldırmıyor ancak bu girişimin öne sürüldüğü kadar acil olmayabileceğini gösteriyor. </p>
<p><strong>Türkiye, Rusya’nın sıcak denizlere </strong><strong>ulaşmak istediğinin farkında</strong></p>
<p>Aslında Türkiye, koşulların el vermesi durumunda, Rusya’nın Türkiye, yani Güney yönünde de genişlemek isteyeceğinin, böylece uzun süredir hayal ettiği sıcak denizlere kavuşabileceğinin farkında. Belki hatırlatmaya dahi gerek yok. Çarlık Rusya’sı 19. yüzyılda çok uluslu bir imparatorluğa dönüştükten sonra, her daim Akdeniz’e ulaşma ve Türk boğazlarını ele geçirme fırsatlarını kollamıştır. Bugün unutulmuş olabilir ama Birinci Dünya Savaşı sırasında Çanakkale’yi zorlayan donanmaların arasında Çarlık Rusya’sına ait gemiler de bulunuyordu.  Bunlar Pasifik’en yola çıkarak Ege Denizi’ne gelmişlerdi. Karadeniz kapalı olduğundan oradan güneye gemi gelemiyordu.  Çarlık dönemini sona erdiren Komünistler bile, her ne kadar Türk kurtuluş mücadelesine olumlu gözle bakmışlarsa da, Türk boğazlarından bilhassa askeri teknelerin geçmesi konusuna yakın ilgi duymuşlardır. Nitekim, barış süreci devreye girince Türk boğazlarının statüsünün tartışıldığı oturumlara davet edilmekten memnuniyet duydukları gibi her oturuma katılmayı vazife edinmişlerdir. </p>
<p>Türkiye, başından itibaren Türk boğazlarından geçen ticari ve askeri trafiğin önce Lozan, sonra da Montrö Sözleşmesi’ne ödünsüz biçimde uyması için gayret göstermiştir. Müsaade ederseniz şahsi bir hatıramı da burada aktarayım. 1960’lı yılların sonunda olacak Mısır donanmasından bir grup gemi Karadeniz’deki Sovyet limanlarını ziyaret için yola çıkmış ve Çanakkale Boğazından giriş yapmıştı. Öyle anlaşılıyor ki, Mısırlı dostlarımızın Montrö Sözleşmesinin hükümlerinden haberleri yoktu. Marmara Denizi’nin ortasında Türk zırhlıları yollarını kesti. Kendilerine askeri sefinelerin önceden izin almaları gerektiği anlatıldı. Ardından diplomatik bir zerafet gösterilerek, süreyi doldurmaları için İstanbul’da Türk hükümetinin konuğu olarak bekleyebilecekleri bildirildi. Mısır gemileri İstanbul’da uzunca bir süre konuk kaldılar.  Dolmabahçe’den Taksim’e doğru yürüyen kısa pantolonlu ama uzun çoraplı Mısır denizcilerini bu gün gibi hatırlıyorum.</p>
<p><strong>Rusya’nın Karadeniz’de </strong><strong>büyük bir deniz gücü yok</strong></p>
<p>Bazı durumlarda Ruslar, Türklerin her kuralı harfiyen uygulamasından rahatsız olmuşlarsa da, sonuç olarak Türkiye’nin Karadeniz’in iki blok arasında mücadele edilen yeni bir cepheye  dönüşmesine müsaade etmemesini ve bölgeyi Doğu-Batı rekabetine açmamalarını memnuniyetle karşılamışlardır.  Türkiye, Rusya’nın Gürcistan’ı işgali sırasında bile boğazları donanmalara açmamıştır. Bu bağlamda Amerika’nın Yunanistan-Bulgaristan ve Romanya ile iş birliği yaparak Türk boğazlarını kullanmadan Karadeniz’e ulaşma girişimleri ve Avrupa Birliği’nin Bulgaristan ve Romanya’yı vesile ederek artık bir Karadeniz gücü olduğun ilan etmesine karşı Türkiye’nin olumsuz görüş ifade etmesi, herhalde Rusya’nın da memnuniyetle kaydettiği gelişmelerdir. Aslında Ukrayna’nın, Rus donanmasını güvenlik nedeniyle Sivastopol’dan daha korunaklı limanlara çekilmeye mecbur bırakması Rusya’nın Karadeniz’de büyük bir deniz gücü bulundurmadığına da işaret ediyor. Bu durumda bölgede Batı’nın deniz gücünü kuvvetlendirmekten uzak durması, bir deniz çatışmasını önlemenin en akılcı yolu olarak gözükmektedir.  </p>
<p>Böylece Türkiye’nin Rusya ‘ya karşı izlediği siyasetin anahatlarını da saptamış bulunuyoruz: hem rekabet et, hem işbirliği yap. Rusya’nın Güney’e doğru genişlemek istemesini normal karşılamak gerekirse de bunun Türkiye’yi memnun etmeyeceği aşikardır. Böyle bir olasılığa karşı koymak herhalde Türkiye’nin NATO’ya katılıp vazgeçilmez bir konum edinmesinde önemli rol oynamıştır. Kimsenin şüphe duymasına gerek yok, şayet NATO devam edemeyecek olursa, Türkiye Avrupa NATOsu veya muadili bir savunma tasavvurunda da önemli sorumluluk üstlenecek, böylece Rusya’nın Güney’e inme temayülüne karşı koyacaktır.</p>
<p><strong>Çatışmanın bedelinin </strong><strong>yükseltilmesi gerekir</strong></p>
<p>Eğer Rusya’nın Avrupa yönünde genişlemek istediğinden kuşku duyuluyorsa, bununla mücadele etmek için güçlü bir iradeye ihtiyaç vardır. Böyle bir irade çerçevesinde ortak çıkarların gerektirdiği alanlarda iş birliği yapılması, hatta karşılıklı bağımlılıkların geliştirilmesi, çatışmanın bedelinin yükseltilmesi gerekmektedir. Şu anda Avrupa’nın Rusya politikası Rusya’yı sorun yaratıcı bir ülke olarak gören Amerikan baskısının etkisi altındadır, Rusya ile işbirliği asgari düzeye indirilmiştir. Türkiye’nin izlediği siyaset ise bunun tam tersi olup, Rusya ile yakın ilişkiler kurmanın çatışma olasılığını düşüreceği merkezindedir.  Sanıyorum hatırlanacakır. Amerikan baskısı ağırlaşmadan önce Batı Avrupa ülkeleri Rusya ile daha dostane ve karşılıklı bağımlılığı öngören ilişkiler kurabiliyorlardı.  İlginçtir ki, Trump göreve geldikten sonra, Rus-Amerikan ilişkileri daha iyi seyretmeye başlamış, yeni Amerikan Başkanı Ukrayna konusunda Rusya’ya arka çıkarak, onun isteklerini kabule şayan bulduğunu muhtelif defalar ilan ederek, Avrupa’yı da, farklı bir tutum izlediklerini bilmesine rağmen, adeta aynı yolu izlemeye davet etmiştir.</p>
<p>Sanıyorum, hepimizin üzerinde daha fazla düşünmesini gerektiren bir durumla karşı karşıya bulunuyoruz. Rusya uluslararası ilişkilerdeki rolünün artık bir süper güç değil büyük bir güç olduğu gerçeğine uyum sağlamağa çalışıyor. Bu pek de kolay bir uyum sağlama süreci değildir, tekrar süper güç konumuna yükselme girişimlerinde bulunmak için fırsat yakalamaya çalışmak gibi bir zaafla da maluldur. Halbuki, geriye doğru bakıldığı zaman Rusya’yı süper güç yapan niteliğinin nükleer silahlara ve bunları Yeni Dünya’ya ulaştıracak taşıma imkanlarına sahip olması olduğu kolayca görülecektir. Yoksa, Rusya hiçbir zaman istisnai bir iktisadi güce sahip olmamıştır. Bu gerçek karşısında, Amerika’nın ne dediğinden bağımsız olarak, Avrupa’nın yapması gereken, Rusya’ya Avrupa güvenlik mimarisinin kurulmasında bir yer vermesi, buna karşılık bu mimariye uymamasının sert karşılk göreceğinin kendisine hatırlatılmasıdır. Rusları Kıta savunmasından tecrit etmenin kimseye faydası yoktur. Türkiye’nin genelde örnek alınması için inandırıcı bir neden bulunmamakla beraber, Rusya ile bir yandan rekabetçi ilişkiler yürütürken diğer yandan iyi ilişkiler kurmayı başarması iyi bir örnek teşkil ettiğinden başkalarının da aynı yolu izleyebileceği akla gelmektedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rekabet-etmek-iyi-iliskileri-dislamamalidir-80021</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/1/1280x720/5-1779771081.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rekabet etmek iyi ilişkileri dışlamamalıdır ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zamanin-cografyasinda-turkiyenin-yeri-80020</guid>
            <pubDate>Tue, 26 May 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zamanın coğrafyasında Türkiye’nin yeri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Zaman içinde ilerlemek mümkün ama geriye gelmek ancak anılar üzerinden gerçekleşebilir. Zaman hiç kimseyi beklemez, içinde ilerlersin. Bu yüzden yap veya yapma ama zamana bırakma.</strong></p>
<p><strong>Kültürlerin zaman algısı</strong> üzerine yazılmış en ünlü kitap; sosyal psikolog <strong>Robert Levine</strong>’e ait.  Kariyerini zaman ve yaşam hızı çalışmalarına adayan <strong>Levine</strong>, bizi dünyanın etrafında çağlar boyu süren <strong>büyüleyici bir zaman turuna</strong> çıkarıyor. <strong>Hangi kültür, zamanı nasıl algılıyor</strong> sorusuna harika bir cevap.</p>
<p>Zaman, her zihin için farklı akar. <strong>10 yılın</strong> değerini, yeni boşanmış çifte sor; <strong>3 yılın</strong> değerini ayrılmış âşıklara sor;  <strong>1 yılın</strong> değerini sınavı başaramamışa sor; <strong>9 ayın</strong> değerini hamile kadına, <strong>1 günün</strong> değerini hasta yatağındakine, <strong>1 dakikanın</strong> değerini uçağı kaçırana, <strong>1 saniyenin</strong> değerini gümüş madalyalıya sor.</p>
<p><strong>KİM, HANGİ ULUS,  NE KADAR SÜRE TOPLANTISINA GECİKİYOR?</strong></p>
<p><strong>İsviçre</strong>’de akrep ve yelkovan bir yere geldiğinde <strong>toplantı başlar</strong>, bir yere geldiğinde <strong>biter</strong>. Dünyada <strong>en hassas saatleri</strong> zaten onlar yaparlar. <strong>Londra</strong>’da 10 dakika geciksen dahi “zamanındasın.” <strong>New York</strong>’ta 15 dakika, <strong>Antep</strong>’te 25, <strong>Ankara</strong>’da 45 dakika gecikme dahi <strong>zamanında başlamaktır</strong> toplantıya…</p>
<p>Oysa <strong>Arap ülkelerinde</strong> randevulaştığınız gün <strong>buluşamayabilirsiniz</strong> de… Peki, ya <strong>siyasilerimizin zaman algısı</strong>? Rekor, 3,5 saat ile Rahmetli <strong>Necmettin Erbakan</strong>’da. İkinci sırada 2,5 saat ile eski Başbakan <strong>Ahmet Davutoğlu</strong> var. Cumhurbaşkanının zaman kullanımı oldukça verimli; <strong>ortalama 20-25 dakika</strong>.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Zamanın coğrafyasına dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>İnsanlar neden dakik olamıyor?</em></strong></p>
<p>Bunu <strong>trafiğe bağlamak</strong> yanlış… Bu, zamanı nasıl algıladığına ve “<strong>ötekinin zamanına ne kadar saygı duyduğuna</strong>” bağlı… İnsanın <strong>uygarlık talebinin</strong> bir ölçüsü de <strong>başkasının zamanına</strong> gösterdiği saygıdır.</p>
<p><strong><em>Dakik insanların kazanımları neler?</em></strong></p>
<p>Öncelikle yüksek <strong>kredibilite</strong>… Ayrıca ekip çalışmasına <strong>yatkınlık</strong>… Proje başarısında <strong>anahtar</strong> faktör. Sözüne <strong>itibar</strong>, eylemine <strong>saygı</strong>, katkısına değer vermek de cabası. Kısaca <strong>dakik insan, çok değerlidir</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>ZAMANI YÖNETEN DÜNYAYI YÖNETİR</strong></p>
<p>“<strong>Zamanın tık tık’ları… Güden; yaratıkları</strong>…” ne dışındayız zamanın, ne de büsbütün dışında… Akıp giden bu nehirde iki kere yıkanmamaktır. Zamanı yöneten; dünyayı yönetir. Ömrün, doldurman gereken muazzam bir zaman boşluğu ise, ziyandasın. <strong>Zamanı verimli yaşıyorsan yaşlanmıyorsun</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ZAMAN LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Dakiklik</strong>: Punctuality. Verdiği süreye sadık kalmak… Zamanı en verimli şekilde kullanmak</p>
<p><strong>Saat</strong>: 60 dakikadan oluşan ve günün 24 saatte birine denk gelen süre. Zamanın ana ölçeği</p>
<p><strong>Dakika</strong>: 60 saniyeden ibaret zaman dilimi. Genelde ulaşım araçlarının kullandığı birim</p>
<p><strong>Saniye</strong>: Bundan 150 yıl önce saatlerde yoktu; zira kimsenin zamana bu denli saygısı yoktu</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zamanin-cografyasinda-turkiyenin-yeri-80020</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/7/1280x720/alarm-saat-1762152397.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zamanın coğrafyasında Türkiye’nin yeri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/diplomali-issizler-bos-makineler-uretimi-durduran-buyuk-tezat-80036</guid>
            <pubDate>Tue, 26 May 2026 07:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Diplomalı işsizler, boş makineler: Üretimi durduran büyük tezat</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’de uzun süredir konuşulan ama etkisi giderek daha fazla hissedilen sorunlardan biri ara teknik eleman eksikliği. Ancak dünyanın gelişmiş ülkelerinde de durum farklı değil. Bu küresel kriz sanayileşmiş ekonomilerde her yıl yüzlerce milyar dolarlık devasa kayıplar yaratıyor. Örneğin, Deloitte ve ABD İmalat Enstitüsü raporlarına göre ABD imalatında doldurulamayan pozisyonların maliyeti 2023'e kadar 1 trilyon dolarlık riski tetiklerken, CME verilerine göre Kanada ekonomisi her yıl 13 milyar dolar ciro kaybediyor. Korn Ferry analizlerine göre ise Almanya ve Japonya gibi devler her yıl milyarlarca avroluk siparişi personel yokluğundan reddediyor. Ülkemizde fabrikalarda teknisyen, kaynakçı, CNC operatörü veya kalıp ustası bulmak artık sorun haline geldi. İlginç olan ise bir yanda genç işsizliği konuşulurken diğer yanda fabrikaların “çalıştıracak insan bulamıyoruz” demesi. İmalat, inşaat ve hizmet sektörlerinde kesin rakamlar olmamakla birlikte yüz binlerce ara eleman açığı var. Yalnızca imalat sanayisinde ihtiyaç duyulan ara teknik eleman sayısı 300 binin üzerinde.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a15286d6bf3e-1779771501.jpg" alt="" width="700" height="386" />
<figcaption><strong>Türkiye'de imalat, inşaat ve hizmet sektörlerinde kesin rakamlar olmamakla birlikte yüz binlerce ara eleman açığı var. Yalnızca imalat sanayisinde ihtiyaç duyulan ara teknik eleman sayısı 300 binin üzerinde.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Bu tablonun oluşmasında toplumsal bakış açısının payı büyük. Ailelerin büyük bölümü çocuklarının üniversite okumasını başarı ölçütü olarak görüyor. Gençler yeteneklerine ya da sektör ihtiyacına göre değil, sadece diploma sahibi olmak için bölümlere yönlendiriliyor. Sonuçta piyasada karşılığı sınırlı bölümlerden mezun binlerce genç iş bulamazken; sanayi ve teknik alanlarda ciddi bir insan kaynağı açığı oluşuyor. Oysa bugün birçok teknisyen veya nitelikli usta, beyaz yakalı çalışanlardan daha fazla kazanıyor.</p>
<p>Birçok işletme yeterli teknik personel olmadığı için tam kapasite çalışamıyor. Bazı sektörlerde vardiyalar iptal edilirken, makineler operatör eksikliği nedeniyle boş kalıyor. Uzmanlara göre bu durum imalat sanayisinde en az yüzde 10 ila 15 arasında verimlilik ve ciro kaybına yol açıyor. Bu da ekonomi açısından milyarlarca dolarlık üretim kaybı anlamına geliyor. Zamanında yetişmeyen siparişler nedeniyle ihracat bağlantıları aksıyor, firmalar uluslararası pazarda rekabetçi olamıyor. İşverenin katlandığı bu maliyet doğrudan ürün fiyatlarına yansıyor; yani aslında ara eleman açığı küresel enflasyonu da besleyen unsurlardan biri haline geliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/diplomali-issizler-bos-makineler-uretimi-durduran-buyuk-tezat-80036</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Diplomalı işsizler, boş makineler: Üretimi durduran büyük tezat ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ucak-tirmanista-iken-gaz-kesilmez-diye-gayrimenkule-15-milyar-dolar-yatiriyor-80019</guid>
            <pubDate>Tue, 26 May 2026 07:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Uçak tırmanışta iken gaz kesilmez’ diye gayrimenkule 1.5 milyar dolar yatırıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ÖZAK </strong>Global Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Ahmet Akbalık, </strong>enflasyonla mücadele çerçevesinde kredi musluklarının kısılması, yüksek faizin caydırıcılığına rağmen 2025’te konut satışı rekoru kırılması, bu yıl da benzeri temponun sürmesi üzerine piyasa verilerini gözden geçirdi:</p>
<ul>
<li><strong>Konut satışlarının çoğu </strong>“tasarruf finansman modeli”<strong>yle gerçekleşiyor. Gerçek ipotekli satış değil. Yani, bankaların konut kredileriyle gerçekleşmiyor. Zaten birinci el konutlara talep inanılmaz düşük.</strong></li>
</ul>
<p>İnşaat maliyetlerine baktı:</p>
<ul>
<li><strong>6-7 yıl öncesine göre çimento, hazır beton, demir fiyatları 4 kat arttı. İşçilik maliyetlerinde de önemli artışlar oldu.</strong></li>
</ul>
<p>Özak Global Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Ahmet Akbalık</strong>’la bir grup meslektaşımla birlikte buluştuk, piyasanın durumunu ve kendi projelerini konuştuk.</p>
<p><strong>Akbalık, </strong>inşaat maliyetlerindeki artışa işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de yapı malzemeleri sektörü artık ihracat yapan dev bir ekosistem halinde. Bu nedenle içerideki fiyatlamalar da küresel piyasalardan bağımsız hareket etmiyor. Bu durum doğal olarak maliyetleri yukarı taşıyor.</strong></p>
<p>Birinci el konut fiyatlarının yapı malzemeleri fiyatlarıyla aynı tempoda artmadığını savundu:</p>
<p>-          <strong>Sektörün oyuncularının önemli bir bölümü finansman gücüyle ayakta kalmayı sürdürüyor.</strong></p>
<p>Konutta ötelenmiş talebe dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Parası olan alıyor ama ipotekli, yani kredi ile konut almayı planlayanlar bekliyor. Faizler ne zaman düşerse o zaman birinci el konuta </strong><strong>ilişkin </strong><strong>ötelenmiş talep harekete geçer.</strong></p>
<p>Enflasyonla mücadele programıyla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:</p>
<p>-          <strong>Para politikasına dayalı mevcut enflasyonla mücadele modeli konutu bir anlamda ötekileştirdi. Parayı faize yatırmak varken birinci el konuta yönelen pek olmuyor. Lüks projeler dışında satışlar inanılmaz düşük.</strong></p>
<p>Yüksek faiz ortamı nedeniyle son yıllarda konutta ciddi bir <strong>“ötelenmiş talep” </strong>birikmesi olduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Yani, insanlar konut alımını erteliyor. Türkiye’nin demografik yapısı, deprem dönüşüm ihtiyacı ve şehirleşme dinamikleri düşünüldüğünde konuta talebin orta ve uzun vadede güçlü kalmaya devam edeceği çok açık.</strong></p>
<p>Konut satışlarındaki şu eğilim üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Hanelerin nüfusu 3 kişiye düştü. Yalnız yaşayanların sayısı oldukça arttı. O nedenle 1+1, 2+1 konutların daha çok ilgi görmesi dikkati çekiyor.</strong></p>
<p>Bu noktada Özak Global Holding’in projelerini merak ettik, bitmek üzere olanları sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>İstanbul Mahmutbey’deki projemiz teslim aşamasında.</strong></li>
<li><strong>Göktürk’te 3’üncü projeyi bitiriyoruz.</strong></li>
<li><strong>Dragos’daki projemiz de tamamlanma noktasına geldi.</strong></li>
</ul>
<p>Bu projelerin parasal büyüklüğünü sorduk, hesapladı:</p>
<p>-          <strong>20 milyar lira dolayında (444 milyon dolar).</strong></p>
<p>Şantiye aşamasındaki projelerini paylaştı:</p>
<ul>
<li><strong>Özak Topkapı</strong></li>
<li><strong>Halkalı Hayat Flora</strong></li>
<li><strong>Beşiktaş Özak Palas</strong></li>
</ul>
<p>Bu projelerin parasal büyüklüğünü de sorduk, hesabı ortaya koyduk:</p>
<p>-          <strong>50 milyar lira (1.1 milyar dolar)…</strong></p>
<p>Bunun üzerinde piyasa sıkıntılı iken projelerini sürdürmenin nedenini sorduk, şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Uçak havalandıktan itibaren tırmanıştayken gazı kesmek mümkün olmaz. Uçak tırmanışını tamamlayana kadar o tempo devam eder. Bizim projeler açısından da durum öyle. Bitim aşamasına gelenleri tamamlamak, şantiye aşamasındakileri de sürdürmek durumundayız.</strong></p>
<p>Uçak örneğini sürdürdü:</p>
<p>-          <strong>Uçak kalktıktan sonra da varış noktasında zamanında indirmek lazım. Piyasa sıkıntılı olsa da bizim de projelerimizi tamamlamamız gerekiyor.</strong></p>
<p>Özak Global, <strong>“leasing formülü” </strong>ve <strong>“şirket içi ödeme planları”</strong>yla bitme noktasındaki projelerinde satışlarını sürdürüyor.</p>
<p>Şantiye aşamasındaki projelerde de, <strong>“Uçak tırmanıştayken gaz kesilmez” </strong>yaklaşımıyla yola devam devam ediyor…</p>
<p>Sağlık ve huzurla iyi bayramlar…</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a151f3d178a3-1779769149.png" alt="" width="700" height="347" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Monaco, Cannes ve Nice’te gayrimenkul projesi hazırlığı yapıyor</span></h2>
<p><strong>ÖZAK </strong>Global Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Ahmet Akbalık, </strong>Türkiye’de uzun yıllardır geliştirilen markalı konut, karma proje ve turizm yatırımı deneyimini artık uluslararası pazarlara taşıma aşamasına geldiklerini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Avrupa’dan Akdeniz havzasına, turizm bölgelerinden dönüşüm projelerine kadar çok geniş coğrafyada yatırım fırsatlarını değerlendiriyoruz. Monaco, Nice ve Cannes’da hasılat paylaşımı projeler</strong><strong> için </strong><strong> görüşmeler yürütüyoruz.</strong></p>
<p>Türk inşaat sektörünün Türkiye’de geliştirdiği modeli yurt dışına da taşıması gerektiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye, yurt dışında müteahhitlik kaslarıyla gayet iyi biliniyor. Artık masaya proje geliştirici kimliğimizi de koymamız gerekiyor. Nitekim yurt dışında proje geliştirme konusunda Türk gayrimenkul sektörüne ilgi dikkatimizi çekiyor.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Özellikle karma projeler, yaşam alanları, turizm yatırımları ve dönüşüm projelerinde Türk şirketleri daha fazla tercih ediliyor. Çünkü, hız, maliyet yönetimi ve operasyon kabiliyeti açısından güçlü bir know-how oluştu.</strong></p>
<p>Yurt dışındaki projeleri konusunda planladıkları takvimi paylaştı:</p>
<p>-          <strong>2029 yılına kadar yurt dışında 2 projeye başlamış olmayı hedefliyoruz. Stratejiyi bu şekilde çizdik.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Tek tek yerinde dönüşüm sakat bir iş, ‘nitelikli dönüşüm’e ihtiyaç var</span></h2>
<p><strong>ÖZAK </strong>Global Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Ahmet Akbalık, </strong>İstanbul başta olmak üzere Türkiye’de kentsel dönüşüm ihtiyacının artık ertelenemez hale geldiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Deprem gerçeği hepimizin en önemli gündemi. En büyük ihtiyaç hızlı, planlı ve nitelikli dönüşüm. İstanbul’da bazı semtlerde tek tek yerinde dönüştürülen apartmanları görüyorum. Böyle tek tek yerinde dönüşüm sakat bir iş.</strong></p>
<p>Kentsel dönüşüm konusunun sadece deprem odaklı değil, bütünsel bir şehircilik anlayışıyla ele alınması gerektiğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>İstanbul gibi bir metropolde dönüşüm parça parça müdahalelerle değil, ulaşımı, sosyal alanları ve altyapısıyla bütünleşik bir planla yönetilmeli.</strong></p>
<p>Bu boyuttaki bir dönüşümü ancak gayrimenkul yatırım ortaklıkları (GYO) gibi şeffaf, denetlenebilen ve sermaye gücü olan yapıların sırtlayabileceğinin altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Kamu otoritesinin koordinasyonunda, yetkinliği kanıtlanmış kurumsal oyuncuların içinde yer aldığı kümelenmiş bir GYO modeliyle İstanbul’u geleceğe taşıyabiliriz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Lüks turizme 1.2 milyar dolarlık yatırım yapacak</span></h2>
<p><strong>ÖZAK </strong>Global Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Ahmet Akbalık, </strong>turizm sektörüne 2005 yılında Antalya’daki ilk tesislerinin yatırımına başladıklarında girdiklerini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Ela Quality Resort’u 2007’de hizmete açtık. Artık büyüme stratejimizde turizm yatırımları da önemli bir yer tutuyor. Özellikle yüksek nitelikli otel projeleri ve destinasyon yatırımlarına odaklanıyoruz.</strong></p>
<p>Antalya Kemer’de devam eden, ezberleri bozarak Türkiye’ye yeni bir turizm anlayışı getirecek otel yatırımlarının holding açısından stratejik önemde olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Turizmde çok güçlü bir potansiyel görüyoruz. Türkiye artık yalnızca deniz-kum-güneş destinasyonu değil, sağlık turizmi, spor turizmi, gastronomi ve yüksek segment konaklama alanlarında önemli bir merkez haline geliyor.</strong></p>
<p><strong>“Kişiselleştirilmiş turizm” </strong>konseptine doğru yol aldıklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bu dönüşüm doğrultusunda biz de portföyümüzü çeşitlendiriyoruz. Kemer’de devam eden yatırımımız bunun önemli örneklerinden biri. Naturland’in yerini Cemil Çakmaklı’dan satın almıştık. Orada yatırımımız sürüyor.</strong></p>
<p>Kemer’de 2, Bodrum’da bir ve Didim’de bir olmak üzere turizmde 4 projenin gündemlerinde olduğunu bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Naturland’in yerine başladığımız proje 500 milyon dolarlık yatırımla hayata geçiyor. Bodrum’daki yatırımımıza 2027 yılında başlayabileceğiz. Turizm sektörüne yapacağımız yatırım toplam 1.2 milyar doları bulacak.</strong></p>
<p>Devasa beton kütlelerden ibaret büyük ölçekli oteller inşa etmek istemediklerini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Artık insanlar yalnızca konaklama değil, deneyim satın alıyor. Bu nedenle turizm yatırımlarında mimari, hizmet kalitesi, yaşam deneyimi ve lokasyon bütünleşik şekilde ele alınmalı. Biz bu perspektifle hareket ediyoruz.</strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ucak-tirmanista-iken-gaz-kesilmez-diye-gayrimenkule-15-milyar-dolar-yatiriyor-80019</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/8/1280x720/ahmet-akbalik-1777699728.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘Uçak tırmanışta iken gaz kesilmez’ diye gayrimenkule 1.5 milyar dolar yatırıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/net-yabanci-girisi-16-milyar-dolar-80018</guid>
            <pubDate>Tue, 26 May 2026 07:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Net yabancı girişi 1,6 milyar dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Yabancı yatırımcı özellikle tahvilde savaş dönemi sert satış yapsa da son 1 yılda TL varlıklara girişi 10.5 milyar dolara ulaştı. Yabancı son 1 yılda 4 milyar 432,9 milyon dolarlık hisse senedi, 4 milyar 632,8 milyon dolarlık DİBS alımı ve 1 milyar 427,8 milyon dolar ÖST alımı gerçekleştirdi. Yabancının tahvildeki yapı ise yıl sonuna göre 2 puan birden düşerek yüzde 7,7’ye indi.</p>
<p>Yabancı yatırımcılar Haziran 2023’te başlayan enflasyonla mücadele kapsamında sıkı para politikasıyla son yıllarda TL varlıklardan çıkışlarını tersine döndürmeye başladı. Özellikle geçen yıl 19 Mart’ta yaşanan çalkantıya kadar devlet tahvillerinde payı yüzde 1’in altına inen yabancı yatırımcı payını yüzde 10’un üzerine taşıdı. Bu yıl da iyi başlarken Orta Doğu’yu karıştıran savaş yine sert çıkışa neden oldu. Yabancı yatırımcılar devlet tahvillerinde 28 Şubat’tan itibaren çıkış yaparken son bir yıldaki seyir ise pozitif seyrini korudu. Hisse senedi piyasasında bu yıl güçlü alımlar dikkat çekerken savaşa rağmen yine giriş tarafında kaldı.</p>
<h2>Hisse senedinde payı geriledi </h2>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası verilerine göre 15 Mayıs ile biten haftada yabancı yatırımcılar hisse senedi piyasasında 285 milyon dolar çıkış yaparken son bir yılda hisse senedi piyasasındaki girişi 4 milyar 432,9 milyon dolara ulaştı. Bu yılbaşından beri ise yabancı yatırımcının hisse senedi net alımı toplam 2 milyar 54,4 milyon dolara yükseldi. Hisse senedi piyasasında yabancı payı 15 Mayıs haftası itibariyle yüzde 33,8 olurken bir önceki hafta bu oran yüzde 34,9 seviyesindeydi. 2025 yılı kapanışında yabancının hisse senedi piyasasındaki payı yüzde 36,3, 1 sene önce ise yüzde 35,2 seviyesinde bulunuyordu.</p>
<h2>Tahvildeki payı yüzde 7,7’ye indi </h2>
<p>Devlet tahvillerinde ise savaş sonrası dalgalı bir seyir izlendi. TCMB verilerine göre yabancı yatırımcının bu yıl devle tahvillerinde 1 milyar 531,8 milyon dolarlık satışı bulunuyor. Son bir yılda ise devlet tahvillerine giriş 4.6 milyar doların üzerinde. Yabancı yatırımcıların devlet tahvillerinde geçen yıl sonunda yüzde 9,7 olan payı 15 Mayıs itibariyle yüzde 7,7'ye gerilerken 2024 yıl sonunda bu pay yüzde 12,9'a kadar yükselmişti. Özel sektör tahvilleri yabancının bu yıl en çok dikkat çeken hareketinin gerçekleştiği TL varlıklar oldu. Bu yıl yabancı yatırımcı 1 milyar 45 milyon dolar net özel sektör tahvili alımı yaparken son 1 yıldaki alımlı da 1.4 milyar doları aştı. Böylece yabancı yatırımcının TL varlıklarda bu yılki toplam net girişi 1 milyar 567,6 milyon dolar, son 1 yılda ise 10 milyar 493,5 milyon dolar olarak hesaplandı.</p>
<h2>Carry trade girişi 0.1 milyar dolar </h2>
<p>Ekonomistlerin analizine göre yabancı yatırımcıların 15 Mayıs ile biten haftada döviz cinsi yatırımlar tarafında, devlet eurobond portföyü (yurt içi bankaların yurt dışı şubeleri hariç) 0.1 milyar dolar, şirket ve banka eurobond portföyü 0.4 milyar dolar yükseldi. QNB ekonomistlerinin BDDK’nın açıkladığı bankaların bilanço dışı döviz pozisyonu ile TCMB’nin swap miktarındaki değişimden hareketle, ağırlıklı olarak yabancı yatırımcılarla ilişkili olduğunu düşünülen swap pozisyonlarındaki akımları hesaplamalarına göre de 15 Mayıs haftasında bu kanaldan nette 0.1 milyar dolarlık swap (carry trade) girişi gerçekleşti. Ekonomistler böylece, yabancı yatırımcıların toplam portföy girişinin 15 Mayıs haftasında 0.3 milyar dolar olduğunu hesaplıyoruz. Kur performansı açısından daha belirleyici olan TL cinsinden portföy (hisse, DİBS, carry trade) çıkışı ise 0.2 milyar dolar oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/net-yabanci-girisi-16-milyar-dolar-80018</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/8/1280x720/dolar-dollar-1766131459.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı yatırımcılar savaş sonrası özellikle devlet tahvillerinde sert çıkış gerçekleştirse de bu yıl ve son 1 yılda nette hala alım tarafında. TCMB verilerine göre 15 Mayıs itibariyle yabancının son 1 yıllık net girişi 10.5 milyar dolara, bu yıl ise 1.6 milyar dolara yaklaştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiye-kuresel-ihracat-liginde-2-sira-birden-geriledi-80017</guid>
            <pubDate>Tue, 26 May 2026 07:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye küresel ihracat liginde 2 sıra birden geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) verileri, küresel ticarette 2025 yılında ithalat tarafında yeniden büyüme eğiliminin güçlendiğini ortaya koydu. Dünyanın en fazla ithalat yapan 50 ülkesi arasında Türkiye, yüzde 6,2’lik artışla 365,4 milyar dolarlık ithalat hacmine ulaşırken, küresel ortalamaya yakın performans sergileyerek sıralamadaki yerini korudu. İhracat tarafında ise 273,3 milyar dolar ile küresel ligde ilk 50 ülke arasında 2 sıra birden düşerek 29. sıradan 31. sıraya düştü. İthalat tarafında özellikle Çin, Güney Kore, Birleşik Arap Emirlikleri ve Rusya gibi büyük ekonomilerde ithalat daralması yaşanırken Türkiye’nin ithalat artışını sürdürmesi dikkat çekti.</p>
<p>DTÖ verilerine göre dünya toplam ithalatı 2024’te 24,2 trilyon dolardan 2025’te 25,8 trilyon dolara yükselirken küresel artış oranı yüzde 6,4 oldu. Türkiye ise 344 milyar dolardan 365,4 milyar dolara çıkarak dünya ortalamasına oldukça yakın bir performans gösterdi. Söz konusu performans ile Türkiye’nin küresel ithalattan aldığı pay yüzde 1,4 ile küresel ihracattan aldığı pay olan yüzde 1,1’lik oranın oldukça üstünde gerçekleşti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a151d05218f0-1779768581.png" alt="" width="885" height="668" /></p>
<h2>Polonya ile BAE arasında</h2>
<p>Türkiye, 2025 itibarıyla dünyanın en fazla ithalat yapan ülkeleri arasında 22’nci sırada yer aldı. Türkiye’nin hemen üzerinde Polonya bulunurken, hemen altında ise ithalatında sert düşüş yaşayan Birleşik Arap Emirlikleri yer aldı. Özellikle BAE’nin ithalatının yüzde 18,4 gerileyerek 444,7 milyar dolardan 362,8 milyar dolara düşmesi, Türkiye ile arasındaki farkın kapanmasına neden oldu. Rusya’nın yüzde 13,9’luk düşüş yaşaması ve Çin’in de negatif bölgede kalması, küresel ticarette dengelerin değişmeye başladığına işaret etti. Türkiye ise zayıf küresel talep, yüksek faiz ortamı ve jeopolitik gerilimlere rağmen ithalat hacmini büyütmeyi başardı.</p>
<h2><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a151d17524b7-1779768599.png" alt="" width="268" height="271" />Avrupa’yı geride bıraktı</h2>
<p>Türkiye’nin yüzde 6,2’lik artışı; Fransa’nın yüzde 4,9, Kanada’nın yüzde 1,7, Japonya’nın yüzde 1,8 og Belçika’nın yüzde 3,4’lük artışlarının üzerinde gerçekleşti. Türkiye ayrıca Endonezya, İsrail, Güney Afrika ve Yunanistan gibi ülkelerden de daha güçlü performans sergiledi. Buna karşın Avrupa’da özellikle İngiltere’nin yüzde 15,6, İspanya’nın yüzde 15,4 ve Portekiz’in yüzde 16,1’lik artışları öne çıktı. İsviçre ise yüzde 36,9’luk artışla listedeki en hızlı büyüyen ithalat pazarı oldu.</p>
<h2>Asya’nın yükselişi sürüyor</h2>
<p>Veriler, küresel ithalat büyümesinde Asya ülkelerinin ağırlığını artırmaya devam ettiğini gösterdi. Tayvan yüzde 22,7, Vietnam yüzde 17,9, Hong Kong yüzde 19,5 ve Malezya yüzde 13’lük artışlarla dikkat çekti. Hindistan da 752,6 milyar dolarlık ithalat hacmiyle Japonya’ya yaklaşarak dünyanın en büyük ithalat pazarları arasındaki konumunu güçlendirdi. ABD ise 3,5 trilyon dolarlık ithalat hacmiyle dünyanın açık ara en büyük ithalatçısı olmaya devam etti. Çin’in ithalatındaki sınırlı gerileme ise küresel talepteki yavaşlamanın Asya’nın en büyük ekonomisine de yansıdığı şeklinde değerlendirildi.</p>
<h2>Çin zirveyi güçlendirdi</h2>
<p>Türkiye’nin en fazla ithalat yaptığı ülkeler sıralamasında Çin, 2025 yılında da açık ara ilk sıradaki yerini korudu. Çin’den yapılan ithalat yüzde 10,3 artışla 49,6 milyar dolara yükseldi. Ülkeden 12,7 milyar dolar ile en fazla 85 fasılda yer alan elektrik elektronik ürünleri ithalatı gerçekleştirilirken onu 11,6 milyar dolar ile nükleer reaktörler, kazanlar, makineler, mekanik cihazlar ve aletler ile bunların aksam ve parçaları ve 3,2 milyar dolar ile de otomotiv izledi. İkinci sırada yer alan Rusya’dan yapılan ithalat ise yüzde 3,7 gerileyerek 42,4 milyar dolara düştü. Rusya’dan yapılan ithalatta ilk sırayı 29,8 milyar dolar ile mineral yakıtlar, 3,4 milyar dolar ile demir çelik ve 1,3 milyar dolar ile de hububat izledi. Söz konusu rakamlar ile birlikte Çin ile Rusya arasındaki fark daha da açıldı.</p>
<h2>Almanya dikkat çekti</h2>
<p>Avrupa ülkeleri arasında Almanya dikkat çekici bir performans sergiledi. Almanya’dan yapılan ithalat yüzde 11,2 artışla 30,1 milyar dolara ulaştı. ABD’den ithalat da yüzde 11,4 artış göstererek 18 milyar dolar seviyesini aştı. Listede en sert yükseliş ise İsviçre’de görüldü. İsviçre’den yapılan ithalat yüzde 40,8 artarak 15,7 milyar dolara çıktı. İsviçre’den 13,5 milyar dolar ile en fazla 71. fasılda yer alan mücevherat ithalatı yapılırken onu 493 milyon dolarla eczacılık ürünleri ve 399 milyon dolar ile de saat ithalatı izledi. Buna karşılık İtalya’dan yapılan ithalat yüzde 18,5 gerileyerek dikkat çekici düşüş gösteren ülkeler arasında yer aldı. Birleşik Arap Emirlikleri’nden yapılan ithalatın yüzde 16 artışla 20,9 milyar dolara yükselmesi de Türkiye’nin enerji, altın ve ara malı ticaretindeki yön değişimini ortaya koydu. Güney Kore ve İspanya’dan yapılan ithalatta da çift haneye yakın artışlar kaydedildi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye ihracatta ilk 50 içinde 31’nci sırada</span></h2>
<p>Yine Dünya Ticaret Örgütü verilerine göre 2025’te dünya ihracatı yüzde 7,2 artarak 25,6 trilyon dolara çıktı. Çin 3,8 trilyon dolarlık ihracatla açık ara liderliğini korurken, ABD 2,2 trilyon dolar, Almanya ise 1,8 trilyon dolarlık ihracatla ilk üçte yer aldı. Türkiye ise 2024’te 261,8 milyar dolar olan ihracatını 2025’te yüzde 4,4 artırarak 273,4 milyar dolara yükseltti. Bu performansa rağmen Türkiye, en fazla ihracat yapan 50 ülke arasında 2 sıra birden düşerek 29’unculuktan 31. sıraya düştü ve küresel ihracattan aldığı pay yüzde 1,1 olarak gerçekleşti. Türkiye’nin küresel ithalattan aldığı pay ise yüzde 1,4 idi. Öte yandan yine Türkiye’nin ihracat artışı, dünya ortalaması olan yüzde 7,2’nin gerisinde kaldı. İlk 50 ülke içinde ihracatını en hızlı artıran ülke yüzde 59,4 ile Vietnam oldu. Vietnam’ı yüzde 34,6 ile Tayvan, yüzde 24,4 ile İsviçre, yüzde 22,9 ile Slovenya ve yüzde 21,4 ile İrlanda izledi. En sert düşüşler ise yüzde 20,2 ile Birleşik Arap Emirlikleri, yüzde 15,3 ile Irak, yüzde 13,2 ile Katar ve yüzde 12,2 ile Rusya’da yaşandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Enerji ilk sıradaki yerini korudu</span></h2>
<p>2025 yılında Türkiye’nin ithalatında enerji ve sanayi girdileri ağırlığını korudu. En fazla ithalat yapılan fasıl 62,4 milyar dolarla mineral yakıtlar olurken, makine (41,6 milyar dolar) ve otomotiv sektörleri de üst sıralarda yer aldı. Özellikle otomotiv (36,8 milyar dolar), elektronik (29,9 milyar dolar) ve kıymetli metaller (28,1 milyar dolar) kalemlerindeki yüksek hacim dikkat çekti. Türkiye’nin 2025’te en fazla ithalat yaptığı fasıllarda kıymetli madenleri 22,2 milyar dolarla demir çelik, 15,6 milyar dolarla plastikler ve plastik mamulleri, 8,9 milyar dolarla organik kimyasallar, 7,7 milyar dolarla optik, tıbbi ve hassas cihazlar ve 7,5 milyar dolar ile de bakır ve bakırdan eşya takip etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiye-kuresel-ihracat-liginde-2-sira-birden-geriledi-80017</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/konteyner-ithalat-ihracat.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye, 2025 yılında gerçekleştirdiği 365,4 milyar dolarlık ithalat ile küresel ligde 22’nci sırada yer alırken 273,4 milyar dolarlık ihracat ile de 2 sıra geriledi ve 31’nci sıraya düştü. Söz konusu oranlar ile Türkiye küresel ihracattan yüzde 1,1 pay alırken küresel ithalattan aldığı pay ise yüzde 1,4 olarak gerçekleşti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bilgi-aglari-ve-demokrasinin-sessiz-donusumu-80039</guid>
            <pubDate>Tue, 26 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bilgi ağları ve demokrasinin sessiz dönüşümü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapay zekâ tartışması çoğu zaman teknolojiye fazla, demokrasiye ise yetersiz bakıyor. Oysa asıl mesele yalnızca yeni araçların çıkması değil; bu araçların bilgi üretimini, gazeteciliği ve kamusal tartışmayı nasıl dönüştürdüğü. Bugün sormamız gereken soru “AI ne yapabiliyor?” dan daha derin: Toplumsal gerçekliği anlatan ve dolaşıma sokan sistemler otomasyona teslim edilirse, demokratik hayat bundan nasıl etkilenir?</p>
<p>Amy Ross Arguedas ve Felix M. Simon’ın Automating Democracy: Generative AI, Journalism, and the Future of Democracy raporunun en önemli hatırlatmalarından biri şu: Generative AI nötr bir teknoloji değil. Hangi verilerle eğitildiği, hangi dünyaları temsil ettiği, kimi görünür kılıp kimi dışarıda bıraktığı baştan politik meseleler. Verinin kendisi eşitsizse, model de bu eşitsizliği yalnızca yansıtmakla kalmaz; büyütebilir. Bu yüzden yapay zekâyı konuşurken teknik kapasite kadar temsil, güç ve hegemonya meselelerini de konuşmak zorundayız.</p>
<p>Burada kritik noktalardan biri, bu modellerin büyük bölümünün Küresel Kuzey’de geliştirilmesi ama etkilerinin dünyanın her yerine yayılması. Bir model İngilizce dünyaya göre optimize edilmişse, başka toplumlara “evrensel doğruluk” diye ne taşıyor? Hangi normları görünmez biçimde ihraç ediyor? Yapay zekâyı kuru bir şekilde sadece bir inovasyon alanı değil, yeni bir kültürel güç rejimi olarak da görmek gerekiyor. Dünyanın sormayı gittikçe unutturduğu hak temelli soruları yapay zeka üzerinden yeniden gündeme almak zorundayız. Özellikle gelişen hiper hedefleyebilme ile kişiselleştirme ise ilk bakışta cazip görünüyor. Daha erişilebilir, daha anlaşılır, kişiye uygun bilgi üretmek elbette önemli. Ama herkes yalnızca kendi tercihlerine ve duymak istediklerine göre şekillenen bir bilgi evrenine çekilirse, ortak kamusal zemin ne olacak? Kişiselleştirme erişimi artırabilir fakat yankı odalarını da derinleştirebilir, ki şu anın medya araçlarının sağladığı da tam olarak bu. Belki de küresel haklarımızın böylesine zedelenmesine rağmen büyük toplumsal hareketler ve beklentiler oluşturamamamızın temelinde de tam olarak bu yatıyordur.</p>
<p>Gazetecilik tarafında mesele daha da hassas. Yapay zekâ artık haberin yalnızca dağıtımında değil, üretiminde de kullanılıyor. Oysa özünde ne olduğunu hızla unutmuş ve reklama yakınlaşmasını üzülerek izlesek de gazetecilik sadece bilgi parçalarını birleştiren teknik bir süreçten çok daha fazlası. Muhakeme, bağlam kurma, etik karar verme ve kamusal sorumluluk taşıma işi. Bu yüzden medya ve haber üzerinden meseleyi hız ya da verimlilik üzerinden okumak tüm toplumsal bilgi ağlarımızı riske atıyor.</p>
<p>Elbette yapay zekâ gazeteciliğin bazı sorunlarına temas edebilir: Haberden kaçınma, erişim güçlüğü, farklı dillerde ve formatlarda içerik ihtiyacı gibi. Ama bunun için önce neyi optimize ettiğimize karar vermeliyiz: Tıklanmayı mı, hızlanmayı mı, yoksa kamusal değeri mi?</p>
<p>Bir diğer kırılma noktası da yanlış bilgi ve güven meselesi. Yapay zekâ ile üretilmiş metinler, görüntüler ve sesler çoğaldıkça gerçeklik altyapısı bulanıklaşıyor. Böyle bir zeminde medya okuryazarlığı önemli ama tek başına yeterli değil. Çünkü bireylerden sürekli teyakkuz beklemek, yapısal sorumluluğu bireye yıkmak demek.</p>
<p>Sonuçta yapay zekâ tartışması bize şunu hatırlatıyor: Teknoloji geleceği tek başına kurmuyor, hangi değerlerle tasarlandığı, kimler adına işlediği ve kime hesap verdiği sorularının cevabı asıl geleceği şekillendiren unsurlar. Bugün algoritmalarla kontrol edilen ve insanlık hikayemizi birkaç güce teslim eden medyayı adil şekilde inşa etmeden doğru ekonomi politiği inşa etmek oldukça güç. Bilgi ağlarına ve formlarına devrimsel şekilde bakmak, doğru bilgi politikaları geliştirmek için son çıkışa doğru hızla yaklaşıyoruz. Tik tak tik tak tik tak….</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bilgi-aglari-ve-demokrasinin-sessiz-donusumu-80039</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bilgi ağları ve demokrasinin sessiz dönüşümü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bursa-baskoyde-savunma-yatirimi-80038</guid>
            <pubDate>Tue, 26 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otokorkulukta pazar lideri oldu, enerji ve savunmaya hızlı girdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2007 yılından itibaren otomotiv sektörüne galvaniz ve yollar için otokorkuluk üretimiyle sanayide hızlı büyüyen TCK by Kıraç A.Ş., füze rampaları ve radarlar için yaptığı özel üretimlerle MKE, Aselsan, Havelsan, TAİ gibi devlerin alt yüklencileri arasına girdi ve NATO tedarikçisi oldu. Güneş enerjisi tarlalarının en önemli konstrüksiyon üreticilerinden biri olmayı da başaran firma şimdi de ‘boş kovan fabrikası’ kuruyor. </strong></p>
<p>Bursa merkezli TCK by Kıraç A.Ş., galvaniz teknolojileri, yol güvenliği sistemleri (otokorkuluklar), enerji altyapıları ve savunma sanayine yönelik üretim yapıyor. Şirketin Yönetim Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Serkan Malçok, grubun yeni yatırım planlarını, ciro ve ihracat hedeflerini paylaştı. Bozüyük Organize Sanayi Bölgesi’nde gerçekleştirdikleri yeni üretim kampüsü için 1 milyar 350 milyon liralık yatırım yaptıklarını belirten Malçok, “54 bin 476 metrekare arsada, 30 bin metrekare kapalı alana sahip yeni tesisimiz, yüksek otomasyon altyapısı, robotik üretim sistemleri, sıcak daldırma galvanizleme, otomatik paketleme hatları ve dijital izlenebilirlik sistemleriyle faaliyet gösteriyor. İlk etapta 222 kişiye istihdam sağlayan yatırımızda çalışan sayısı toplam 350 kişiye ulaştı” dedi.</p>
<p><strong>Bursa Başköy’de ‘savunma’ yatırımı </strong></p>
<p>Bursa Başköy’de devam eden savunma sanayi ve ileri üretim teknolojileri yatırımıyla ilgili bilgi aktaran Serkan Malçok, bu yatırımda inşaat sürecinde sona yaklaştıklarını anlattı. Malçok şöyle konuştu: "Son yıllarda özellikle "boş kovan talebi" çok yüksek. Bu alanda üretim yapan fabrikaların kapasiteleri sipariş yoğunluğu nedeniyle 2035- 2040 yıllarına kadar dolmuş durumda. Biz de bu konuda Nilüfer’de yatırıma başladık. Eylül ya da Ekim ayında inşaatını bitirip 2027 ilk çeyreğinde de üretime başlamayı planladık. İnşaat için 500 milyon lira yatırım tutarı ayırmıştık. Makine ve ekipman yatırımında 3 yılı ödemesiz 10 yıl vadeli finansman çözümleri var çünkü makine firmaları böyle bir tesisin üretime geçtiği andan itibaren satın alma garantileriyle çalıştığı biliyor.”</p>
<p>‘Yüzde 70’i ihracattan 8 milyar lira ciro bekliyoruz’ Otokorkuluk işinde pazar paylarının yüzde 30 civarında olduğunu, bu konuda Avrupa pazarında da büyük oyuncu konumunda bulunduklarını söyleyen Malçok, “Avrupa’da altyapı yatırımları yeniden hızlandı ve yaklaşık 5 milyar dolarlık bir pazardan bahsediliyor. ABD’de de 4,5 milyar dolarlık bir pazar bulunuyor. Avrupa’da firma alımı yapabiliriz.</p>
<p>Ayrıca Rusya ve Türk Cumhuriyetleri pazarında da güçlü olmak için görüşmelerimiz devam ediyor. Kazakistan’da üretim planlıyoruz. 2025 yılında 3 milyar lira ciro yapmıştık yeni fabrikamızın devreye girmesiyle 2026 yılı için 8 milyar lira ciro planladık. Bu konuda Bursa ve Bozüyük fabrikalarımızın üretim kapasitesi aylık 17 bin ton ve daha bu kadar kapasite eklesek iş var” dedi. SAHA EXPO fuarına da katıldıklarını hatırlatan Malçok, Norveç merkezli Nordic Deployment ile iş birliği anlaşması imzaladıklarını belirterek, bu kapsamda savunma sanayi ve kritik saha altyapıları alanında ortak üretim ve ticaret planladıklarını söyledi. </p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>TCK’yı nasıl tescilledim?</strong></span></p>
<p>Serkan Malçok, TCKnın marka tescilini nasıl yaptığını da şöyle anlattı: “Biz Karayollarına çok iş yapıyorduk. O zamanlar adı ‘Türkiye Cumhuriyeti Karayolları’ idi. Her yerde kısaltma olarak TCK yazıyordu. Ben de bunun iyi marka olacağını düşündüm. Müracaat ettim ve tescil sürecini başlattım. Yetkililer bana bunu tescil edebileceğimi ana kendilerine ‘avukatlık faaliyeti yapmayacağıma dair teminat vermem’ gerektiğini söylediler. Ben de olur dedim. Onlar ‘Türk Ceza Kanunu’nun baş harflerini tescil ettirmemden endişelenmiş. Aradan zaman geçti ve Karayollarına TCK’yı tescil ettirdiğimi isterlerse kendilerine satabileceğimi söyledim. Bana ‘Bizim adımız artık Karayolları Genel Müdürlüğü (KGM) oldu’ dediler. Böylece TCK bizim markamız olarak kaldı. Hem yurt içinde hem de yurt dışında çok kolay söylenen ve akılda kalan bir marka oldu. Halen de birçok bölgede Karayollarına ait yerlerde TCK yazıyor.”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bursa-baskoyde-savunma-yatirimi-80038</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/8/1280x720/serkan-malcok-1779771854.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Başköy’de ‘savunma’ yatırımı  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozgur-ozel-calismalarina-tbmmde-basladi-80032</guid>
            <pubDate>Tue, 26 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özgür Özel, çalışmalarına TBMM’de başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>CHP Genel Merkezi’ne pazar günü yapılan müdahalenin ardından TBMM’ye yürüyen “Bundan sonra CHP›nin gerçek genel merkezi TBMM›deki grup odasıdır” diyen CHP Lideri Özgür Özel, dün mesaine Mecliste başladı ve kabullerini de Mecliste gerçekleştirdi. Özel, Meclis’teki mesaisinde grup başkanvekilleri, il başkanları ve belediye başkanlarını bir araya gelirken, önümüzdeki sürece ilişkin yol haritası değerlendirildi.</p>
<p>TBMM’ye sabah saatlerinde gelişinde basın mensuplarının sorularını yanıtlayan ve programı hakkında bilgi veren Özel, gün boyu Mecliste olacağını belirtti. Özel, “Grup Başkanvekillerimizle ve MYK üyelerimizle bundan sonraki süreci değerlendireceğimiz bir toplantı yapacağız. Onun dışında il dışından gelen, burada olan il başkanlarımız var. Onlar ayrılmadan önce mutlaka görüşmek istiyorlar. Belediye başkanlarımız var, onları kabul edeceğiz, görüşeceğiz. Bundan sonrasını planlayacağız” dedi. Bayramda, Manisa’ya gideceğini açıklayan Özel, “ Manisa’da olacağım. Onun dışında da bayram programını henüz netleştirmedik, arkadaşlarla çalıştıktan sonra netleştireceğiz. Çünkü bizim bayram süresince Genel Merkezde olma, Genel Merkezde kalma gibi bir planımız vardı. Oradan çıkmayacağımız için bir bayram süresince resmi ya da özel herhangi bir programlama yapmamıştık. Onu şimdi konuşacağız” dedi. Özel, Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan başkanlığında bir heyeti de dün, Mecliste kabul etti.</p>
<p><strong>Kurultay nasıl toplanacak?</strong></p>
<p>Parti içinde yaşanan olaylardan sonra gündemdeki en önemli konu kurultayın ne zaman toplanacağı. Yani Kılıçdaroğlu’nun ifadesiyle ‘en uygun zamanda’ mı? Yoksa Özelin söylediği gibi en kısa zamanda mı toplanacak? Tüm delegelerin yenilenmesi için mahalle, ilçe ve il kurultaylarının yapılması gerekiyor. Kılıçdaroğlu’nun tercihi bu yönde ve bunun da en az 6-7 ayı bulabileceği belirtiliyor. Olağanüstü Kurultay kararı alınabilmesi için delegelerin yarısından bir fazlasının imzası veya PM kararı gerekiyor. Kılıçdaroğlu bu zaman zarfında iptal edilen kurultay öncesi CHP Parti Meclisi’nde bulunan kişiler içinden yeniden bir MYK (Genel Başkan Yardımcıları) seçmek durumunda. Destekçi bazı vekillerin bu görevi kabul etmeyeceği yönünde haber gönderdiği de biliniyor. O PM’de de Kılıçdaroğlu ve Özel’i destekleyenlerin sayısının eşit olduğu belirtiliyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>“Bir siyasi partinin genel merkezine balyozla girmek demokraside olacak şey midir?” </strong></span></p>
<p>Abdullah Öcalan’la 24 Mayıs’ta görüşen DEM Parti İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan, Mithat Sancar ve Faik Özgür Erol yazılı bir açıklama yaptı. Türkçe ve Kürtçe yapılan açıklamada Öcalan’ın değerlendirmelerine yer verildi. Açıklamada, Öcalan’ın, CHP Genel Merkezi’ne yönelik polis müdahalesi ve güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmeleri de yer aldı. Yapılan açıklamaya göre, Öcalan’ın değerlendirmeleri şöyle:</p>
<p>“Büyük bir öfkeyle yüklü toplumları büyük düşünce ve büyük etik değerler olmadan dönüştürmek mümkün değildir. Toplum; hayatın her düzeyinde etik, siyasal, hukuksal ve ekonomik açılardan büyük bir sıkışma yaşıyor. Bunun için süreçte ısrar ve acele ediyoruz. Orta Doğu konjonktürünün halen her şeye gebe olduğunu düşünüyorum. İran ve İsrail gibi devletler katılaşıyor ve daha da katılaşacak gibi görünüyor. Orta Doğu’da milliyetçilik ve ayrışmayı geliştirmek, mikro-milliyetçilikleri büyütmek zarar verir. Bölgedeki riskli gelişmeleri gözetecek ve önleyecek, kanlı hesaplaşmaları aşacak bir süreç çalışması yürütüyoruz.</p>
<p>Ve elbette tüm yapılanların yasal bir temele kavuşması önemlidir. Beklentide kalmak, beklenti halini sürdürmek sadece risk üretir. Kaybedecek zamanımız yoktur. Bütün aktörlerin bu tarihi sorumluluk anlayışla hareket edeceğine ve TBMM’nin de çalışmaları bu hassasiyetle yürüteceğine inanıyorum.</p>
<p>Çerçeve bir yasa, demokratikleşme sürecinin kök hücresini oluşturabilir. Yasal düzenleme bizi gerçek bir pozitif inşaya, demokrasi çarkının döndüğü bir sürece sokacaktır. Demokratikleşme hayati bir ihtiyaçtır ve sürecin başarısı bizi bu hedefe yakınlaştırır.</p>
<p>Bir siyasi partinin genel merkezine kapısını balyozla kırarak girmek demokraside olacak şey midir? Cumhuriyet Halk Partisine yönelik uygulamalar ve yaşanan gelişmeler, doğru işleyen bir demokrasinin ve demokratik siyasetin olmamasıyla ilgilidir. İşleri bu noktaya getiren sebep budur; cumhuriyetin temelindeki demokrasi ilkesinden yoksunluktur. Demokrasiye sanki bir lüksmüş, demagojiymiş, lafazanlıkmış gibi yaklaşarak önemsememenin sonuçları vahim bir hatadır. Cumhuriyetin demokratik niteliğini geliştirmek kadar aciliyet taşıyan bir durum yoktur.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozgur-ozel-calismalarina-tbmmde-basladi-80032</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/2/1280x720/ozgur-ozel-1779770437.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özgür Özel, çalışmalarına TBMM’de başladı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ortaya-karisik-80030</guid>
            <pubDate>Tue, 26 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ortaya karışık </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu yazı, arife günü yayımlanacak. Bayramlar güzel yemeklerin yendiği günlerdir. Bu nedenle bu haftaki yazımda biraz nostalji yapacağım; biraz da yemek içmekle ilgili, ortaya karışık, bir şeyler  aktaracağım ve yorumlar yapacağım.</p>
<p><strong>Eski Türkiye’deki bayramlar</strong></p>
<p>İnsan yaşlanınca eskileri arıyor diyeceksiniz. Ama ben her yaşta eski bayram günlerini hep hatırladım, aradım.</p>
<p>Bir komşumuzun bahçesinde fırınları vardı. Fırını arife günü akşamüstü yakarlardı. Diğer komşularımız gibi çömleğe keşkeklik buğday, et ve suyu koyar arifeden onlara bırakırdık. Çömlekler fırına girmek için sıra sıra dizilirdi. Fırın hazır olunca onlar çömlekleri fırına yerleştirirlerdi. Keşkekler çömleklerde sabaha kadar yavaş yavaş pişerdi. Sabah da babam bayram namazından dönmeden annemle gidip çömleğimizi alırdık. Babam camiden döner dönmez  “Abdestliyken okuyayım“ der ve kısık sesle Kuran okurdu. “Bize bu evi bırakan kayınpederim ve kayınvalidemin, annem ve babamın ve de tüm ölmüşlerin ruhuna fatiha“  dediğinde ritüelin sona erdiğini anlardım. Bu anı bekleyen annem de erittiği tereyağına kırmızı biberini katar, yağı kızdırırdı. Tabaklara konan keşkeğin üzerine o erimiş kızgın yağı dökerdi. O koku ve kızgın yağın keşkeğin üstüne dökülmesi ile çıkan o ses hiç aklımdan çıkmaz.</p>
<p>Kurban Bayramı, adı üstünde, kurban demekti. Kesilecek koyun bir gün önceden alınmış, bahçede bekliyor olurdu. Ama bu durum sonra değişti. Babam koyunu aynı gün alıp gelirdi. Bir gün önceden alındığında hayvana alıştığımı, suyunu ve yemini verdiğim hayvanın kesilmesini yüreğimin kaldırmadığını anlamıştı. Kahvaltı sonrası kasabı beklerdik. Kurban bahçede kesilirdi. Dut ağacına asılı derisi soyulurdu. Postu THK’na verilirdi.  Daha sonra et parçalanır dağıtım yapılırdı. Sakatatlar bize kalırdı. İşkembe çorbasını ve mumbar dolmasını çok severim. Bu, o günlerden kalma bir alışkanlıktır.</p>
<p><strong>Bir yorum</strong></p>
<p>Şimdi düşünüyorum da,  ne kadar güzeldi bayramlar. Mükerrem Kemertaş’ın söylediği güzel Erzurum türküsü gelir aklıma “Bir dağ ne kadar ulu olsa; kenarı yol olur. Buna bayram günü derler; dost ile düşman bir olur” (https://www.youtube.com/results?search_query=mükerrem+kemertaş+dün+gece+yar+hanesinde).Bayramlarda küsler de barışırdı. Şimdi bırakın küslerin barışmasını, bayram öncesi düşman kalesi fethedilir gibi parti merkezleri basılıyor.</p>
<p>Bayram ziyaretleri de ayrı bir güzellikti. Hiç olmazsa yılda iki kez büyükler ziyaret edilir, hatırları sorulurdu. Şimdinin dünyasında bayramlarda insanlar şehirlerden kaçıyor. Ziyaret etmek istese zaten bu uzaklıklarla bir ziyaret için belki bir gün bile yeterli olmayacak.</p>
<p>Babam bir ilkokul öğretmeni idi. Üç çocuklu bir aile idik. O zaman her kurban bayramında bütçesi sarsılmadan bir koyun alıp kurban edebiliyordu. Bugünün öğretmeleri ise, bırakın kurban kesmeyi, evlerine et girmemesinden şikayet ediyor.</p>
<p>Eski Türkiye böyle bir yer idi; gel de özleme.</p>
<p><strong>Kurum gibi pastane</strong></p>
<p>Chicago’da gittiğimiz bir pastane vardı. Sahibi Alman kökenliydi. Garsonlar da öyle. Çoğu yaşlı kadınlardı; tertemiz beyaz önlükleri vardı. Sanırım pastanenin açıldığı 1948 yılından beri hizmet ediyorlardı. Kaliteden, pastanenin geleneğinden  ödün vermiyorlardı. Her arkadaşın sevdiği bir pasta cinsi vardı. Genelde hep o sevilen pastalar ısmarlanırdı. Ben “Black Forest“ pastasını severdim. Her yediğimde aynı tadı alırdım; kalite değişmezdi.</p>
<p>O dönemler sigara içme yasağı yoktu. Ama içerde sigara içilmesine izin vermezlerdi. Müşteri  kaybetmek pahasına bu ilkelerinden ödün vermezlerdi.</p>
<p>Aradan yıllar geçti. Orada yaşayan arkadaşıma sordum. Pastane hala çalışıyor, aynı düzende devam ediyormuş. O pastane kurumsallığını koruyormuş.</p>
<p><strong>Bir yorum</strong></p>
<p>Kurumlar, demokrasinin temel taşlarıdır. Kurumları da kurum yapan yöneticileridir. Kurumlarda ilkeler, gelenekler korunur; saygınlıkları buradan gelir.  Chicago’daki bir pastane kurum olarak kalmış, ilkelerini, geleneklerini koruyor. Biz de ise bakıyorsunuz kurumsallığını en çok koruması gereken kurumların yöneticileri, aldıkları kararlarla kurumlarının saygınlığını pasta gibi yiyor.</p>
<p><strong>Bal Mahmut’tan </strong></p>
<p>Bir zamanlar televizyonun tatlı dili, Bal Mahmut’tan dinlemiştim. Lokantada adam pilav ısmarlamış. Pilav gelmiş. Kaşığını pilava daldırmış, ağzına götürecekken bakmış kaşıktan bir siyahlık sarkıyor. Tabağın kenarına boşaltmış kaşığı. Pilav içinde bir kıl. Neyse deyip tekrar kaşığını daldırmış pilava. Yine tam ağzına götürecek, yine sarkan bir kıl görmüş. Hay aksi şeytan deyip kaşığını pilava daldırıp yine kıl çıkınca garsonu çağırmış. “Kılları ayrı bir tabakta getirseniz de herkes istediği kadar alsa“ demiş.</p>
<p>Bir yorum</p>
<p>Spor dünyasında transferler normaldir. Ama şimdi zaman zaman siyaset dünyasında transferler yaşanıyor. Ve gerisi gelecek söylentileri var. Lokantadaki adam gibi diyesim geliyor: Bütün partiler “müsaitler“ini ayırsalar da herkes istediği kadar alsa.</p>
<p><strong>Niye şaşırıyoruz ki</strong></p>
<p>Trakyalı sanayici bir dostumdan dinlemiştim bu anıyı.</p>
<p>Organize sanayi sitesindeki her zaman gittikleri aşçı dükkanına gitmişler. Önce çorbalarını ısmarlamışlar. Ama uyanık çıraklardan birisi çorbayı beğenmemiş. Cebinden çıkardığı bir üstüpü parçasını çorbaya atmış. Sonra da aşçıya  seslenmiş “Usta, bir bakar mısın?“. Aşçı  elini önlüğüne  sile sile gelmiş.“Ne oldu?“diye sormuş. Uyanık çırak “Usta, çorbamda yabancı bir şey var.“. Aşçı  almış kaşığı eline daldırmış çorba kesesine. Çıkan iplik paçalarını kenara koymuş. Uyanık çırak  heyecanla haykırmış:“Aaa, üstüpü bu“. Aşçı gayet sakin cevap vermiş. “Ne yani şaşırdın mı? Dört liraya çorba içtiğin yerde, organize sanayi bölgesinde çorbandan Vakko eşarp mı çıkacaktı!“.</p>
<p><strong>Bir yorum</strong></p>
<p>Euro News’un haberine göre Türkiye, 2025 yılında hukuk üstünlüğü endeksinde bir sıra daha gerileyerek 143 ülke arasında 118. sırada yer almış (https://tr.euronews.com/2025/10/28/turkiye-2025-yilinda-hukuk-ustunlugu-endeksinde-bir-sira-gerileyerek-143-ulke-arasinda-118).Endeks verilerine göre Türkiye, son on yılda Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde ciddi bir gerileme yaşadı. 2015’te 80. sırada bulunan Türkiye, her yıl gösterdiği düşüş eğilimi ile 38 sıra kaybetti.        </p>
<p>Yaşadığımız olaylar, alınan kararlar insanları şaşırtıyor. Şimdi o aşçı gibi sormak gerek: “Niye şaşırdınız ki?“.</p>
<p><strong>Son söz</strong></p>
<p>Bayramınız kutlu olsun…</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ortaya-karisik-80030</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ortaya karışık  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/is-bankasi-ile-turofedden-is-birligi-80043</guid>
            <pubDate>Tue, 26 May 2026 01:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İş Bankası ile TÜROFED&#039;den iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İş Bankası ile Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) arasında, turizm sektörünün finansmana erişimini kolaylaştırmak ve ülke turizminin sürdürülebilir büyümesine katkı sağlamak amacıyla iş birliği protokolü imzalandı.</p>
<p>Bankadan yapılan açıklamaya göre, iş birliği kapsamında Türkiye İş Bankası, turizm yatırımcılarının finansmana erişimini kolaylaştırmak amacıyla özel kredi paketleri, esnek vadeler, sezonluk nakit akışı döngüsüne uygun geri ödeme planları ve nakit akışına uyumlu yapılandırmalar sunacak.</p>
<p>Muğla'nın Marmaris ilçesinde, Türkiye İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Yılmaz ile TÜROFED Başkanı Erkan Yağcı'nın katılımıyla düzenlenen imza töreniyle hayata geçirilen iş birliği kapsamında banka, turizme özel oluşturduğu yapılanma ve uzman ekipleriyle otel yatırımcılarından işletmecilere kadar uzanan geniş bir kesime yönelik ürün ve hizmetler geliştirmeyi sürdürecek.</p>
<p>Sektörel ihtiyaçlara göre şekillenen bütüncül bir finansal iş ortaklığı modeli niteliği taşıyan iş birliği kapsamında geliştirilen finansman çözümleri, özellikle otel yatırımlarının uzun geri dönüş süreleri ve operasyonel dalgalanmalar dikkate alınarak tasarlandı.</p>
<p>Böylece risk yönetiminin güçlendirilmesi ve işletmelerin finansal planlamalarının daha öngörülebilir hale getirilmesi hedefleniyor.</p>
<p><strong>"Küresel rekabet gücünü artırmasında önemli bir kaldıraç etkisi yaratacak"</strong></p>
<p>Türkiye İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Yılmaz, Türkiye'nin gelişimi için kritik alanlardan ve ekonomik lokomotiflerden biri olan turizme stratejik önem verdiklerini belirtti.</p>
<p>Yılmaz, sektörü yalnızca finansal çözümlerle değil, ihtisaslaşmaya yönelik faaliyetler ile tarihi mirasın ve doğanın korunmasına yönelik projelerle de desteklediklerini vurgulayarak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Ayrı bir uzmanlık alanı olarak konumlandırdığımız turizme yatırım danışmanlığı, fizibilite desteği ve veri analitiği gibi alanlarda da hizmet sunarak katkı sağlamayı hedefliyoruz. Bu yaklaşımımız ile turizm profesyonelleri, standart bankacılık ürünlerinin ötesinde, doğrudan kendi ihtiyaçlarına hitap eden çözümlerle buluşuyor. TÜROFED ile kurduğumuz bu güçlü iş birliği ise sektörün kurumsallaşması, küresel rekabet gücünün artması ve uluslararası ölçekte daha sürdürülebilir bir büyüme modeline geçmesine katkı sağlayacak."</p>
<p>TÜROFED Başkanı Erkan Yağcı da iş birliğinin, Türkiye'nin dört bir yanındaki otel yatırımcıları ve işletmecilerinin finansmana erişimini kolaylaştıracağını aktardı.</p>
<p>Yağcı, yerel ekonomiler için daha fazla değer üreten modelin istihdamın güçlenmesine ve turizm gelirlerinin niteliğinin artırılmasına da katkı sağlayacağını belirterek, "Sektörün sürdürülebilir büyümesi için atılan bu adım, yalnızca bugünün ihtiyaçlarına yanıt vermekle kalmıyor, geleceğin turizm anlayışını şekillendirecek finansal altyapının da temelini oluşturuyor. Bu yeni dönem, Türkiye turizminin değer odaklı büyüme hedeflerine ulaşmasında ve küresel rekabet gücünü artırmasında önemli bir kaldıraç etkisi yaratacak." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/is-bankasi-ile-turofedden-is-birligi-80043</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/3/1280x720/557-1779773984.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye İş Bankası ile Türkiye Otelciler Federasyonu arasında, turizm sektörünün finansmana erişimini kolaylaştırmak ve ülke turizminin sürdürülebilir büyümesine katkı sağlamak amacıyla iş birliği protokolü imzalandı. Türkiye İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Yılmaz, &quot;Turizm profesyonelleri, standart bankacılık ürünlerinin ötesinde, doğrudan kendi ihtiyaçlarına hitap eden çözümlerle buluşuyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/adm-elektrikin-5-yillik-yatirim-hedefi-487-milyar-lira-80044</guid>
            <pubDate>Tue, 26 May 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Adm Elektrik&#039;in 5 yıllık yatırım hedefi 48,7 milyar lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Adm Elektrik Genel Müdürü Emrah Kalkan, düzenlediği basın toplantısında, yaklaşık 2,5 milyon müşteriye daha güvenilir ve kesintisiz enerji sağlamak amacıyla yeni yatırım döneminde kırsal altyapı, bakım çalışmaları, dijitalleşme ve iklim değişikliğiyle mücadele alanlarına ağırlık verileceğini anlattı.</p>
<p>Yeni dönemde müşteri beklentilerine yönelik yatırımları artıracaklarını belirten Kalkan, "Mevsimsel talep artışı ve iklim değişikliği etkilerini kapsamlı şekilde yöneten yeni bir enerji altyapısı dönemini başlatıyoruz. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından belirlenen 5 yıllık yatırım dönemi kapsamında, 48,7 milyar lira yatırım projeksiyonuyla Denizli, Aydın ve Muğla'da kapsamlı çalışmalar başlattık." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kalkan, şirketin kırsaldaki yatırımlarını önceki döneme göre yaklaşık 4 kat artırmayı planladığını aktararak, iklim değişikliğiyle mücadele bütçesinin de 1,5 kat yükseltileceğini kaydetti.</p>
<p>Yılda 10,9 teravatsaat enerji dağıtan şirketin genel yatırım planının 9,7 milyar liraya çıkarılmasının hedeflendiğini vurgulayan Kalkan, bakım bütçesinin de iki kat artırılarak 2026 yılı için 1,7 milyar liraya ulaştırılacağını bildirdi.</p>
<p>Kalkan, bölgenin coğrafi ve ekonomik yapısının enerji altyapısı açısından özel planlama gerektirdiğine dikkati çekerek, özellikle yaz aylarında yaşanan yoğun nüfus hareketliliği ve tarımsal sulamanın elektrik talebini ciddi şekilde artırdığını anlattı.</p>
<p>Artan klima kullanımının da enerji altyapısı üzerinde baskı oluşturduğunu belirten Kalkan, güç artışına ihtiyaç duyan işletmelerin şirketin dijital kanalları üzerinden başvuru süreçleri hakkında bilgi alabileceğini anlattı.</p>
<p>Kalkan, SCADA Genişletme Projesi kapsamında geçen yıl yaklaşık 73,9 milyon lira yatırım yapıldığını, bu yıl 81,8 milyon liralık ek yatırım planlandığını, 2026 yılı toplam teknoloji yatırım hedefinin ise 211,8 milyon liraya ulaşacağını ifade ederek, şirketin 1 Mart 2026'da ülke genelinde başlayan Milli Akıllı Sayaç Sistemi dönüşümünü de bölgesinde hızla uygulamaya başladığını, mevcut sayaçların akıllı sayaçlarla değiştirileceğini kaydetti.</p>
<p>Yeni sistem sayesinde uzaktan bağlantı açma-kesme, tarife güncelleme ve yük yönetimi işlemlerinin sahaya ekip gönderilmeden yapılabileceğine işaret eden Kalkan, GSM kapsamasının olmadığı kırsal alanlarda ise uydu tabanlı sayaç okuma sisteminin devreye alındığını dile getirdi.</p>
<p>Kalkan müşteri memnuniyetini artırmak amacıyla muhtarlarla düzenli temas halinde olduklarını, "Muhtar VIP Hattı" sayesinde çağrı merkezine 5 saniye içinde erişim sağlandığını belirterek, yapay zeka destekli WhatsApp iletişim hattı üzerinden arıza bildirimi, sorgulama, teknik destek ve planlı kesinti bilgilendirmesi gibi hizmetlerin sunulduğunu sözlerine ekledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/adm-elektrikin-5-yillik-yatirim-hedefi-487-milyar-lira-80044</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/4/1280x720/adm-elektrik-1779774227.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Denizli, Aydın ve Muğla&#039;da elektrik dağıtım hizmeti veren Adm Elektrik&#039;in, altyapısını güçlendirmek amacıyla 48,7 milyar liralık yatırım yapmayı hedeflediği bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kahramanmaras/baskan-gorgel-kurban-bayramimiz-kutlu-olsun-80060</guid>
            <pubDate>Tue, 26 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Başkan Görgel: Kurban Bayramı’mız kutlu olsun</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, Kurban Bayramı dolayısıyla kutlama mesajı yayımladı. Bayramların toplumsal kaynaşmanın en güçlü şekilde yaşandığı özel günler olduğunu belirten Başkan Görgel, Kurban Bayramı’nın şehre, ülkeye ve tüm İslam âlemine huzur, sağlık ve bereket getirmesi temennisinde bulundu.</p>
<p><strong>“Sağlık, Mutluluk ve Esenlik Dolu Nice Bayramlar”</strong></p>
<p>Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, “Birlik, beraberlik, paylaşma ve kardeşlik duygularımızın en güçlü şekilde hissedildiği mübarek Kurban Bayramı’na ulaşmanın huzur ve mutluluğunu yaşıyoruz. Bayramlar; gönüllerin birleştiği, kırgınlıkların sona erdiği, yardımlaşma ve dayanışmanın arttığı müstesna zamanlardır. Kurban Bayramı’nın da şehrimize, ülkemize ve tüm İslam âlemine sağlık, huzur, bereket ve hayırlar getirmesini temenni ediyorum. Bu anlamlı günlerde ihtiyaç sahiplerini gözetmeyi, büyüklerimizi ziyaret etmeyi ve çocuklarımızın bayram sevincine ortak olmayı unutmayalım. Çünkü bizi biz yapan en önemli değer; paylaşmanın ve dayanışmanın gücüdür. Bu vesileyle aziz milletimizin ve tüm Kahramanmaraşlı hemşehrilerimin Kurban Bayramı’nı en kalbi duygularımla kutluyor; sağlık, mutluluk ve esenlik dolu nice bayramlar diliyorum” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kahramanmaras/baskan-gorgel-kurban-bayramimiz-kutlu-olsun-80060</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/0/1280x720/baskan-gorgel-kurban-bayramimiz-kutlu-olsun-1779794328.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, Kurban Bayramı dolayısıyla yayımladığı kutlama mesajında, “Aziz milletimizin ve tüm Kahramanmaraşlı hemşehrilerimin Kurban Bayramı’nı en kalbi duygularımla kutluyor; sağlık, mutluluk ve esenlik dolu nice bayramlar diliyorum” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kamiad-baskani-adiguzel-kamu-muteahhitlik-sektorunde-ortak-satin-alma-temel-gundemimiz-olacak-80056</guid>
            <pubDate>Tue, 26 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Adıgüzel: Kamu müteahhitlik sektöründe ortak satın alma temel gündemimiz olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gerçekleştirilen genel kurulun sektör adına önemli bir dönüm noktası olduğunu belirten Adıgüzel, Türkiye’nin farklı şehirlerinden gelen üyeler, sektör temsilcileri ve iş insanlarının ortaya koyduğu birlik tablosunun KAMİAD’ın büyüyen etkisini açık şekilde ortaya koyduğunu ifade etti. Genel kurul sonrası açıklamalarda bulunan Başkan Ali Adıgüzel, kamu müteahhitlerinin yıllardır birçok yapısal sorunla mücadele ettiğini ancak artık bu sorunların güçlü bir kurumsal temsil mekanizmasıyla ilgili mercilere taşındığını dile getirdi. KAMİAD’ın yalnızca bir meslek örgütü olmadığını vurgulayan Adıgüzel, “Bugün geldiğimiz noktada KAMİAD, sektörün sesi olan, çözüm üreten, kamu kurumları nezdinde dikkate alınan güçlü bir sivil toplum kuruluşu haline gelmiştir” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a156d6266a96-1779789154.jpeg" alt="" width="700" height="773" /></p>
<p>Göreve geldikleri ilk günden itibaren kamu müteahhitlerinin yaşadığı temel sorunları gündemde tuttuklarını kaydeden Adıgüzel, özellikle ek fiyat farkı, süre uzatımı, tasfiye hakkı, sicil affı, hak ediş süreçleri ve mevzuat kaynaklı sorunlarla ilgili yoğun çalışmalar yürüttüklerini söyledi. Bu kapsamda Kamu İhale Kurumu, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Hazine ve Maliye Bakanlığı ve ilgili kurumlarla temasların sürdüğünü belirten Adıgüzel, sektörün çözüm bekleyen tüm başlıklarını her platformda dile getirmeye devam edeceklerini ifade etti.</p>
<p>KAMİAD’ın yalnızca masa başında faaliyet yürüten bir yapı olmadığını belirten Adıgüzel, 6 Şubat depremleri sonrasında dernek bünyesindeki teknik ekiplerin sahada aktif görev aldığını da hatırlattı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı koordinasyonunda Hatay’da gerçekleştirilen hasar tespit çalışmalarına destek verdiklerini söyleyen Adıgüzel, “Bizler sadece yüklenici değil, devletinin yanında görev yapan isimsiz kahramanlarız” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a156d7289f9e-1779789170.jpeg" alt="" width="700" height="444" /></p>
<p>Yeni döneme ilişkin projelerini de paylaşan Başkan Adıgüzel, KAMİAD’ın kurumsal yapısını daha da güçlendirecek önemli adımlar atacaklarını belirtti. Şubeleşme çalışmaları, dijital üyelik sistemi, mobil uygulama, ihale takip ve analiz platformu, hukuki danışmanlık ve tahkim merkezi, üniversite iş birlikleri ile ortak satın alma modellerinin yeni dönemin öncelikli projeleri arasında yer aldığını ifade etti.</p>
<p>Yeniden Genel Başkanlığa seçilen Ali Adıgüzel, yeni yönetim kuruluyla birlikte sektörün hak ve menfaatlerini korumaya kararlılıkla devam edeceklerini söyledi. Adıgüzel, KAMİAD’ın önümüzdeki süreçte hem sektörün sorunlarının çözümünde hem de Türkiye’nin kalkınma hedeflerine katkı sunulmasında daha aktif rol üstleneceğini vurguladı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kamiad-baskani-adiguzel-kamu-muteahhitlik-sektorunde-ortak-satin-alma-temel-gundemimiz-olacak-80056</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/6/1280x720/kamiad-baskani-adiguzel-kamu-muteahhitlik-sektorunde-ortak-satin-alma-temel-gundemimiz-olacak-1779789193.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kamu Müteahhitleri ve İş İnsanları Derneği (KAMİAD) 2. Olağan Genel Kurulu’nun ardından yeniden Genel Başkanlığa seçilen Ali Adıgüzel, kamu müteahhitlerinin artık daha güçlü, daha örgütlü ve çözüm odaklı bir yapı altında birleştiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kahramanmaras/kmtso-baskani-buluntudan-kurban-bayrami-mesaji-80055</guid>
            <pubDate>Tue, 26 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> KMTSO Başkanı Buluntu’dan Kurban Bayramı mesajı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası (KMTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Buluntu, Kurban Bayramı dolayısıyla mesaj yayımladı.</p>
<p>Başkan Buluntu mesajında şu ifadelere yer verdi: “Milletçe birlik ve beraberliğimizi pekiştiren, yardımlaşma ve dayanışma kültürümüzü güçlendiren mübarek Kurban Bayramı’na ulaşmanın huzur ve mutluluğunu yaşıyoruz. Bayramlar; kırgınlıkların unutulduğu, gönüllerin birleştiği, kardeşlik bağlarının kuvvetlendiği özel zamanlardır. Özellikle 6 Şubat depremlerinin ardından yeniden ayağa kalkma mücadelesi veren şehrimiz için birlik ruhu, dayanışma kültürü ve ortak hedef etrafında kenetlenmek her zamankinden daha büyük anlam taşımaktadır.</p>
<p>Kahramanmaraş iş dünyası olarak üretmeye, istihdam sağlamaya, şehrimizin ekonomik ve sosyal kalkınmasına katkı sunmaya kararlılıkla devam ediyoruz. İnşallah birlik içerisinde hareket ederek Kahramanmaraş’ımızı daha güçlü bir geleceğe hep birlikte taşıyacağız. Bu vesileyle; başta kıymetli üyelerimiz olmak üzere tüm hemşerilerimizin ve İslam âleminin mübarek Kurban Bayramı’nı en kalbi duygularımla kutluyor, bayramın ülkemize, milletimize ve tüm insanlığa sağlık, huzur, bereket ve hayırlar getirmesini temenni ediyorum.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kahramanmaras/kmtso-baskani-buluntudan-kurban-bayrami-mesaji-80055</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/5/1280x720/kmtso-baskani-buluntudan-kurban-bayrami-mesaji-1779789165.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Buluntu, Kurban Bayramı dolayısıyla yayımladığı mesajda; bayramların birlik, beraberlik, paylaşma ve dayanışma duygularını güçlendiren müstesna günler olduğunu ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-posta-kargosu-145-milyari-asarak-tum-zamanlarin-rekorunu-kirdi-80042</guid>
            <pubDate>Tue, 26 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uraloğlu: Posta kargosu 1,45 milyarı aşarak tüm zamanların rekorunu kırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunca (BTK) yayımlanan 2025 yılının ikinci yarısına ilişkin Türkiye Posta Sektörü Pazar Verileri Raporu'nu değerlendirdi.</p>
<p>Sektörde yetkilendirilmiş hizmet sağlayıcı sayısının 59 olduğunu ve bu hizmet sağlayıcılara 27'si ulusal, 40'ı yerel olmak üzere toplam 67 yetkilendirme verildiğini kaydeden Uraloğlu, yerel düzeyde en çok yetki belgesi verilen ilin 30'la İstanbul olduğunu belirtti. Uraloğlu, İstanbul'u 4 yetkilendirmeyle İzmir, 3 yetkilendirmeyle Ankara'nın takip ettiğini bildirdi.</p>
<p><strong>"Posta sektörümüz yaklaşık 115 bin kişiye istihdam sağlıyor"</strong></p>
<p>Türkiye genelinde, geçen yılın ikinci yarısı itibarıyla toplam 8 bin 934 posta acente ve şubesinin hizmet verdiğini aktaran Uraloğlu, "Bu acente ve şubelerin 1390'ı İstanbul'da, 558'i Ankara'da ve 434'ü İzmir'de bulunuyor. Posta sektörümüz ise yaklaşık 115 bin kişiye istihdam sağlıyor." ifadesini kullandı.</p>
<p>Uraloğlu, söz konusu dönemde sektördeki trafiği ve hacmi, "haberleşme gönderileri" ve "posta kolisi/kargosu" başlıkları altında değerlendirdiklerine işaret ederek, "Ülkemizin posta sektöründe gerçekleşen haberleşme gönderileri ikinci yarıda yaklaşık 113 milyon olarak gerçekleşti. Böylece 2025 yılı sonunda haberleşme gönderileri 224,1 milyona ulaştı." bilgisini verdi.</p>
<p>İkinci yarıda şehirler arası gönderilerin tüm haberleşme gönderileri içerisindeki payının ise yüzde 85,71 olduğunu belirten Uraloğlu, haberleşme gönderisi teslimatının en çok gerçekleştiği illerin, sırasıyla İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa ve Antalya olduğunu kaydetti.</p>
<p><strong>Posta kargosunda tüm zamanların rekoru</strong></p>
<p>Haberleşme gönderileri haricinde kalan, "posta kolisi veya kargosu" şeklinde nitelendirilen diğer posta gönderilerinin sayısının son yıllarda sürekli artış eğiliminde olduğuna dikkati çeken Uraloğlu, şöyle devam etti:</p>
<p>"2024 yılının ikinci yarısında 746,68 milyon adet olan gönderi sayısı, 2025 yılının ikinci 6 ayında 767,58 milyon adet olarak gerçekleşti. 2025 yılının tamamında taşınan posta kargosu böylece 2024 yılına göre yüzde 5 artışla 1,45 milyarı aşarak tüm zamanların rekorunu kırdı. Haberleşme gönderilerinde olduğu gibi posta kolisi ve kargosu gönderilerinde de şehirler arası gönderi oranı önemli bir yer tutuyor. İkinci yarıda gönderilerin yüzde 82'sinden fazlası şehirler arası kategoride yer alıyor. Bu dönemde, posta kolisi ve kargosu teslimatının en çok gerçekleştiği iller sırasıyla İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya ve Kocaeli oldu."</p>
<p>Uraloğlu, e-ticaretin gelişmesiyle posta kolisi ve kargosu gönderileri hacminin arttığını bildirdi.</p>
<p>Gönderilerin hızlı teslimatının kullanıcıların beklentileri arasında üst sıralara ulaştığının altını çizen Bakan Uraloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"Gönderici odaklılıktan alıcı odaklılığa doğru evrilen posta sektörü, dünyada olduğu gibi ülkemizde de kullanıcı beklentileri çerçevesinde şekilleniyor. Ülkemizde, yurt içi posta gönderilerinin teslim süreleri incelendiğinde, gönderilerin yaklaşık yüzde 7'si aynı gün içerisinde teslim edilirken, yüzde 82'sinin kabul edildiği günden sonraki 2 gün içinde teslim edildiğini görüyoruz."</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-posta-kargosu-145-milyari-asarak-tum-zamanlarin-rekorunu-kirdi-80042</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/kargo-lojistik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, ⁠2025 yılında taşınan posta kargosunun 1,45 milyarı aşarak tüm zamanların rekorunu kırdığını bildirdi. Uraloğlu, &quot;Gönderilerin yaklaşık yüzde 7&#039;si aynı gün içerisinde, yüzde 82&#039;si kabul edildiği günden sonraki 2 gün içinde teslim ediliyor.&quot; açıklamasını yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekonomik-guven-mayista-artti-79992</guid>
            <pubDate>Mon, 25 May 2026 10:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomik güven mayısta arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), mayıs ayına ait ekonomik güven endeksi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, nisanda 96,4 olan endeks, mayısta yüzde 0,8 yükselerek 97,2 değerine çıktı.</p>
<p>Tüketici güven endeksi, mayısta aylık bazda yüzde 0,3 artarak 85,8'e yükseldi.</p>
<p>Aynı dönemde reel kesim güven endeksi, yüzde 2,4 artışla 101 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Hizmet sektörü güven endeksi, yüzde 0,6 gerilemeyle 109 oldu.</p>
<p>Perakende ticaret sektörü güven endeksi, yüzde 0,8 artışla 112,5, inşaat sektörü güven endeksi ise yüzde 1,7 azalarak 82,1 değerini aldı.</p>
<p>Ekonomik güven endeksinde yaklaşık son 5 yılın aylık verileri şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Aylar/Yıllar</td>
<td>2022</td>
<td>2023</td>
<td>2024</td>
<td>2025</td>
<td>2026</td>
</tr>
<tr>
<td>Ocak</td>
<td>102,6</td>
<td>99,9</td>
<td>99,6</td>
<td>99,7</td>
<td>99,4</td>
</tr>
<tr>
<td>Şubat</td>
<td>99,7</td>
<td>99,4</td>
<td>99,2</td>
<td>99,2</td>
<td>100,7</td>
</tr>
<tr>
<td>Mart</td>
<td>96,6</td>
<td>99,3</td>
<td>100,4</td>
<td>100,8</td>
<td>97,9</td>
</tr>
<tr>
<td>Nisan</td>
<td>96</td>
<td>102,8</td>
<td>99,3</td>
<td>96,5</td>
<td>96,4</td>
</tr>
<tr>
<td>Mayıs</td>
<td>98,3</td>
<td>104,2</td>
<td>98,4</td>
<td>96,5</td>
<td>97,2</td>
</tr>
<tr>
<td>Haziran</td>
<td>95</td>
<td>101,7</td>
<td>95,9</td>
<td>96,5</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Temmuz</td>
<td>94,5</td>
<td>99,7</td>
<td>94,3</td>
<td>96,1</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Ağustos</td>
<td>95,1</td>
<td>94,5</td>
<td>93,1</td>
<td>97,7</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Eylül</td>
<td>95,1</td>
<td>95,7</td>
<td>95</td>
<td>97,7</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Ekim</td>
<td>98</td>
<td>96,8</td>
<td>98,1</td>
<td>98</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Kasım</td>
<td>97,7</td>
<td>95,5</td>
<td>97,1</td>
<td>99,3</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Aralık</td>
<td>98,6</td>
<td>96,5</td>
<td>98,8</td>
<td>99,4</td>
<td> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekonomik-guven-mayista-artti-79992</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/ekonomik-guven-endeksi-kalem-hesap.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mayıs verilerine göre ekonomik güven endeksi, aylık bazda yüzde 0,8 artarak 97,2&#039;ye çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-santrallerine-123-milyar-liralik-kapasite-odemesi-79991</guid>
            <pubDate>Mon, 25 May 2026 10:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrik santrallerine 1,23 milyar liralık kapasite ödemesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Elektrik İletim AŞ (TEİAŞ), kapasite mekanizmasından yararlanan üretim tesislerine yapılacak ödemelerle ilgili listeyi internet sitesinde yayınlandı.</p>
<p>Buna göre, bu mekanizma kapsamında doğal gaz yakıtlı 17 elektrik üretim santraline nisan ayı için toplam 1 milyar 230 milyon lira ödenecek.</p>
<p>Kapasite mekanizması çerçevesinde en yüksek ödeme 9 santrale, santral başına 86 milyon 100 bin lira olarak yapılacak. En düşük ödeme ise 13 milyon 777 bin 679 lira 19 kuruş olacak.</p>
<p>TEİAŞ, elektrikte sürdürülebilirlik ve arz güvenliğini sağlamak amacıyla santrallere kapasite ödemesi yapıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-santrallerine-123-milyar-liralik-kapasite-odemesi-79991</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/3/1280x720/elektrik-1763883529.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TEİAŞ, 17 elektrik üretim santraline nisan ayı için 1 milyar 230 milyon lira kapasite ödemesi yapacağını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/serbest-bolgelerden-ilk-4-ayda-42-milyar-dolarlik-ihracat-79990</guid>
            <pubDate>Mon, 25 May 2026 10:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Serbest bölgelerden ilk 4 ayda 4,2 milyar dolarlık ihracat</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı koordinasyonunda faaliyet gösteren serbest bölgelerin üretim, ihracat ve istihdam odaklı yapılarıyla Türkiye'nin dış ticaretine ve katma değerli üretim hedeflerine güçlü katkı sağlamaya devam ettiği bildirildi. </p>
<p>Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, yılın ilk 4 ayında serbest bölgelerde elde edilen gerçekleşmeler, bu bölgelerin net ihracatçı karakterini, yüksek teknolojili üretim kapasitesini ve ekonomiye sağladığı döviz girdisini ortaya koyuyor.</p>
<p>Bu yılın ocak-nisan döneminde, ülkedeki 19 serbest bölgede ihracat, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3,1 artarak 4,2 milyar dolara yükseldi. İhracat ve ithalat farkı açısından 1 milyar 511 milyon dolar fazla verilirken serbest bölgeler ekonomiye net döviz girdisi sağlamayı sürdürdü.</p>
<p>Serbest bölgelerden yapılan toplam satışlar içinde ihracatın payı yüzde 76,9, ihracatın ithalatı karşılama oranı ise yüzde 156,2 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Orta-ileri teknoloji (yüzde 51,9) ve yüksek teknoloji (yüzde 7,3) ürünlerin ihracattaki payı yüzde 59,2'ye ulaşırken serbest bölgelerin katma değerli ihracattaki stratejik rolü daha da belirginleşti.</p>
<p>Bölgeden Türkiye'ye satışlar haricindeki tüm yönlerde artış gerçekleşti. İhracatta kayda geçen yüzde 3,1 artışın ve Türkiye'den bölgelere yapılan satışlarla artırılan tedarikçilikteki yüzde 7,4 artışın etkisiyle, bölgelerden Türkiye'ye satışlardaki yüzde 6,4 azalış dengelendi. Toplam ticaret hacmi geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1,3 artarak 9,3 milyar dolara yükseldi.</p>
<p><strong>5 serbest bölgenin ihracatında yüzde 10 ve üzerinde artış</strong></p>
<p>Ege Serbest Bölgesi, ihracatını bu dönemde 113 milyon dolar (yüzde 11) artırarak 1 milyar 140 milyon dolara yükseltti ve toplam ihracatın yüzde 27,1'ini tek başına gerçekleştirdi.</p>
<p>Bursa Serbest Bölgesi, ihracatını yüzde 32,5 artırarak 673 milyon dolara, Antalya Serbest Bölgesi, ihracatını yüzde 10,8 artışla 233 milyon dolara ve Adana-Yumurtalık Serbest Bölgesi ihracatını yüzde 40,5 artırarak 193 milyon dolara yükseltti.</p>
<p>Başta Batı Anadolu, Bursa ve Adana-Yumurtalık olmak üzere 5 serbest bölgenin ihracatında yüzde 10 ve üzerinde artış kaydedildi.</p>
<p>Ege Serbest Bölgesi, yurt dışı ve Türkiye ile ticarette 2,15 milyar dolar hacme ulaşarak toplam ticaretin yüzde 23'ünü tek başına gerçekleştirdi.</p>
<p>Adana-Yumurtalık ve Batı Anadolu serbest bölgelerinde 4 ticaret yönünün tamamında artış gerçekleşirken, ilgili bölgelerdeki büyüme dikkati çekti.</p>
<p><strong>Serbest bölgelerin nisan ayı performansı</strong></p>
<p>Bu yılın nisan ayında 19 serbest bölgede, 477'si yabancı olmak üzere, toplam 1940 kullanıcı firma tarafından 85 bin 621 kişiye doğrudan istihdam sağlandı.</p>
<p>Verilen 2 bin 796 faaliyet ruhsatının 2 bin 97'si yerli, 699'u yabancı kullanıcılara tahsis edilirken üretim konulu faaliyet ruhsatlarının toplam içerisindeki payı bir önceki yıla göre 0,1 puan artarak yüzde 44,5'e yükseldi.</p>
<p>İhracat, yüzde 6,4 artarak 1 milyar 177 milyon dolar seviyesinde gerçekleşti ve yine 1 milyar dolar barajının üzerinde seyretti. Dış ticarette 438,5 milyon dolar fazla elde edildi ve böylelikle serbest bölgeler ekonomiye net döviz girdisi sağlamaya devam etti.</p>
<p>Yurt dışı ve Türkiye'ye yapılan toplam satışlar içerisindeki ihracat payı yüzde 76,8, ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 159,4 olurken göstergelerin yüksekliği, serbest bölgelerin net ihracatçı karakterini yansıtması açısından dikkati çekti.</p>
<p>İhracat portföyünün teknolojik niteliği güçlenmeyi sürdürdü. Serbest bölgelerin ihracatında orta-ileri teknoloji (yüzde 52,3) ve yüksek teknoloji (yüzde 6,4) sınıfındaki ürünlerin payı yüzde 58,7'ye ulaşarak Türkiye'nin katma değerli ihracat hedeflerine doğrudan katkı sağladı.</p>
<p>Yurt dışı ve Türkiye ile toplam ticaret, geçen yılın aynı ayına göre hacim olarak yüzde 1,6 büyüyerek 1,92 milyar dolara yükseldi.</p>
<p><strong>Bursa Serbest Bölgesi'nden nisanda en güçlü ihracat artışı</strong></p>
<p>Bursa Serbest Bölgesi, ihracatını Nisan 2025'e göre 54,2 milyon dolar (yüzde 42) artırıp 183,1 milyon dolar seviyesine yükselterek en güçlü ihracat artış performansını sergileyen serbest bölge oldu.</p>
<p>Ege Serbest Bölgesi, ihracatını bu dönemde 41,5 milyon dolar (yüzde 15,3) artırarak 313,1 milyon dolara çıkarttı ve serbest bölgelerin toplam ihracatının yüzde 26,6'sını tek başına gerçekleştirdi.</p>
<p>Mersin Serbest Bölgesi, ihracatını geçen yılın aynı ayına göre 45,9 milyon dolar (yüzde 44,1) artırarak 150,2 milyon dolar seviyesine, Adana-Yumurtalık Serbest Bölgesi de ihracatını 32,2 milyon dolar (yüzde 90,4) artırarak 67,8 milyon dolar seviyesine yükseltti.</p>
<p>Adana-Yumurtalık, Antalya, Batı Anadolu, Bursa, Denizli, Ege, Gaziantep, İstanbul Endüstri, İstanbul İhtisas, İstanbul Trakya, Kayseri ve Mersin Serbest bölgeleri olmak üzere 13 serbest bölgenin ihracatında artış kaydedildi.</p>
<p>Ege Serbest Bölgesi, yurt dışı ve Türkiye ile ticarette 579,3 milyon dolar hacme ulaşarak serbest bölgelerin yurt dışı ve Türkiye ile toplam ticaretinin yüzde 22,2'sini tek başına gerçekleştirdi.</p>
<p>Serbest bölgelerin üretim, ihracat, teknoloji ve istihdam odaklı yapısını güçlendirmeye yönelik çalışmalar kararlılıkla devam edecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/serbest-bolgelerden-ilk-4-ayda-42-milyar-dolarlik-ihracat-79990</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/ege-serbest-bolgesi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Serbest bölgelerin yılın ilk 4 ayındaki ihracatı, geçen yıla göre yüzde 3,1 artışla 4,2 milyar dolara yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/egeli-hazir-giyimciler-dijital-donusumu-model-fabrika-ile-hizlandiracak-79986</guid>
            <pubDate>Mon, 25 May 2026 10:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Egeli hazır giyimciler dijital dönüşümü model fabrika ile hızlandıracak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR</strong></p>
<p>Eğitim odaklı projelerle sektörü hem teknoloji hem de nitelikli insan kaynağı açısından daha ileri taşımayı hedeflediklerini dile getiren Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı Çağlar Bağcı, bu kapsamda Ege Üniversitesi ile birlikte model fabrika kurmak için çalışmalara başladıklarını söyledi.</p>
<p>Dijitalleşme ve yapay zeka alanında komite kurduklarını da ifade eden Bağcı, aynı zamanda Avrupa Birliği projelerine yoğun şekilde başvurduklarını belirtti. Bağcı, bu kapsamda 8-10 proje için hazırlık yaptıklarını ve en az 4 projenin değerlendirme sürecinde olduğunu söyledi. Projeler arasında Ege Üniversitesi ile yürütülecek model fabrika çalışmasının öne çıktığını ifade eden Bağcı, “Model fabrika projesi eğitim başlığıyla önemli bir dönüşüm alanı yaratacak. Temel odağımız dijitalleşme ve yapay zeka olacak” dedi.</p>
<p>Hazır giyim sektöründe dijital dönüşümün kritik önem taşıdığını vurgulayan Bağcı, TÜBİTAK iş birlikleri ve üniversitelerle yürütülen projelerle bu süreci güçlendirmeyi hedeflediklerini kaydetti. Model fabrika uygulamalarının başarıya ulaşması halinde tüm sektöre yaygınlaştırılacağını belirten Bağcı, yapay zeka destekli üretim ve dijitalleşmenin sektörde önemli bir kırılma noktası yaratabileceğini ifade etti.</p>
<h2>“Sektörün geleceğini mesleki eğitim şekillendirecek”</h2>
<p>Çağlar Bağcı, yeni dönemde sektörün geleceğini şekillendirecek en önemli başlığın mesleki eğitim olacağını söyledi. Hazır giyim sektörünün güçlü üretim altyapısına sahip olduğunu belirten Bağcı, sektörün sürdürülebilir büyümesi için meslek liseleri, meslek yüksekokulları ve mühendislik fakülteleriyle iş birliklerini artıracaklarını ifade etti.</p>
<p>Mesleki eğitimin kendileri için kırmızı çizgi olduğunu vurgulayan Bağcı, bu alanda geçen dönem de yoğun çalışmalar yürüttüklerini söyledi. Meslek liseleri, meslek yüksekokulları ve mühendislik fakültelerinin sektörün geleceği açısından kritik önemde olduğunu belirten Bağcı, “Meslek liseleri, meslek yüksekokulları ve mühendislik fakülteleri bizim göz bebeğimiz. Eğitim kurumlarıyla sanayi arasındaki iş birliklerini artırarak gençlerin önünü açmak istiyoruz. Şu anda 10 meslek lisesini 30 üretici-ihracatçı firma ile eşleştirdiğimiz bir projemiz var. Firmalarımız öğrencilerin sorunlarını sahada görerek çözüm üretmeye katkı sağlıyor. Bu modeli daha da güçlendireceğiz ve ihracatçı birliği deneyimini sürece daha fazla dahil edeceğiz” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/egeli-hazir-giyimciler-dijital-donusumu-model-fabrika-ile-hizlandiracak-79986</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/6/1280x720/caglar-bagci-1779693169.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı Çağlar Bağcı, mesleki eğitimi kırmızı çizgi olarak tanımlayarak 10 meslek lisesi ile 30 üretici-ihracatçı firmayı eşleştirdikleri projeyi büyütmeyi hedeflediklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/savas-yatirimcilari-emtiaya-dogru-itiyor-79973</guid>
            <pubDate>Mon, 25 May 2026 08:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savaş, yatırımcıları emtiaya doğru itiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a13dbb3eade7-1779686323.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Emtialar bu yıl geleneksel varlık sınıflarının çoğundan önemli ölçüde daha iyi performans göstermeye devam ediyor. İran savaşıyla büyüyen enerji krizi, Hürmüz Boğazı’ndaki arz endişeleri ve enflasyon korkuları; yatırım fonlarını petrol, altın, bakır ve tarım emtialarına yöneltti. Yatırımcıların emtia pozisyonları 1999’dan bu yana görülen en yüksek seviyelerden birine çıktı. Bloomberg Emtia Toplam Getiri Endeksi, yılbaşından bu yana yüzde 29 kazanç elde ederken, emtia fiyatlarını ölçen Thomson Reuters CRB Endeksi savaşın başladığı 28 Şubat’tan bu yana yüzde 27’nin üzerinde yükseldi.</p>
<p>Uzmanlara göre piyasa artık yalnızca büyüme verilerini değil, “jeopolitik arz şoklarını” fiyatlıyor. Özellikle enerji, baz metal ve gübre piyasalarında yaşanan sıkışma, emtia fiyatlarında uzun süreli yüksek bant ihtimalini güçlendiriyor. TD Economies’in son analizinde ise petrol, bakır ve alüminyumda arz tarafındaki kırılganlığın 2026 boyunca devam edeceği uyarısı yapıldı.</p>
<h2>Petrol piyasası savaş primiyle hareket ediyor</h2>
<p>TD Economies’e göre enerji piyasalarında fiyatları artık yalnızca arz-talep dengesi değil, doğrudan jeopolitik gelişmeler belirliyor. Kurum, WTI petrol fiyatının kısa vadede 96 dolar seviyelerinde kalmasını, 2026 ortalamasının ise 84 dolar civarında gerçekleşmesini bekliyor. Analizde, ABD-İran geriliminin küresel petrol piyasasında “modern dönemin en büyük arz şoklarından birini” yarattığı ifade edildi. Hürmüz Boğazı’nda yaşanan aksaklıklar nedeniyle tanker trafiği zayıflarken, piyasada risk primi kalıcı hale geldi. Uzmanlara göre stratejik rezerv satışları yalnızca geçici rahatlama sağlıyor. Özellikle Asya’da yüksek enerji maliyetlerinin sanayi talebini baskılamaya başladığı, buna rağmen arz tarafındaki sorunların fiyatların geri çekilmesini zorlaştırdığı belirtiliyor.</p>
<h2>Bakır ve alüminyumda “yapısal açık” korkusu</h2>
<p>Baz metallerde ise piyasaların odağında arz problemi bulunuyor. TD Economies, bakır fiyatlarının 2026’da ortalama 5,91 dolar/libre seviyesinde kalmasını bekliyor. Küresel büyüme yavaşlasa bile yeni maden yatırımlarının yetersiz kalması ve üretim kesintileri piyasayı sıkı tutuyor. Özellikle enerji dönüşümü, elektrik şebekeleri, veri merkezleri ve savunma sanayi yatırımları bakır talebini güçlü tutmaya devam ediyor. Analistler, bakır piyasasında artık “geçici değil yapısal” bir arz sorunu oluştuğunu düşünüyor. Alüminyum tarafında da tablo benzer. Çin’de çevresel üretim limitleri ve yüksek enerji maliyetleri arzı sınırlarken, Avrupa’daki ergitme kapasitesinin tam anlamıyla geri dönememesi fiyatları destekliyor. Uzmanlara göre enerji krizleri sürdükçe alüminyum piyasasında aşağı yönlü hareketler sınırlı kalabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Altında yönü faiz belirliyor</span></h2>
<p>Jeopolitik risklerin yükselmesine rağmen altın fiyatları son dönemde ivme kaybetti. Bunun temel nedeni ise yüksek faiz beklentileri ve güçlü dolar oldu. TD Economies, altının 2026’da ortalama 4.818 dolar/ons seviyesinde kalacağını öngörüyor. Merkez bankalarının güçlü altın alımları piyasaya destek verirken, yatırımcılar Fed’in faiz politikasına odaklanmış durumda. Gümüşte ise daha sert dalgalanmalar yaşanıyor. Hem güvenli liman hem de sanayi metali özelliği taşıyan gümüşün, küresel büyüme görünümüne daha hassas hareket ettiği belirtiliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Tarım piyasasında yeni tehdit: Gübre krizi</span></h2>
<p>Tarım emtialarında yükselen enerji maliyetleri ve gübre tedarik sorunları öne çıkıyor. Küresel üre ve amonyak ticaretinin yaklaşık yüzde 40’ının Hürmüz Boğazı üzerinden yapılması, piyasaları kırılgan hale getiriyor. TD Economies, buğday fiyatlarının yıl sonunda 6,50 dolar/bushel seviyesine yaklaşabileceğini tahmin ediyor. ABD’de kuraklık riski ve zayıf kışlık buğday koşulları da piyasayı destekleyen unsurlar arasında yer alıyor. Uzmanlara göre mevcut yüksek stoklar kısa vadede sert fiyat sıçramalarını sınırlasa da, enerji maliyetleri ve gübre krizinin sürmesi halinde 2027’ye doğru küresel gıda enflasyonu yeniden hız kazanabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/savas-yatirimcilari-emtiaya-dogru-itiyor-79973</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/02/emtia.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bloomberg Emtia Toplam Getiri Endeksi, yılbaşından bu yana yüzde 29 kazanç elde ederken, emtia fiyatlarını ölçen Thomson Reuters CRB Endeksi savaşın başladığı 28 Şubat’tan bu yana yüzde 27’nin üzerinde yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsa-389-dusus-yasarken-20-hisse-44e-kadar-yukseldi-79971</guid>
            <pubDate>Mon, 25 May 2026 08:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsa %3,89 düşüş yaşarken 20 hisse %44’e kadar yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsanın %3,89 düştüğü ortamda haftalık getirileri %9 ile %44 arasında değişen 20 hisse farklı bir tablo çiziyor. Yatırımcısının yüzünü güldüren coşkulu çıkışların arka planındaki değerleme çarpanlarına baktığımızda fiyatların hızının bilançonun çok önünde koştuğu gözleniyor.</strong></p>
<p>Piyasada yatırımcılar borsanın gerilediği bir süreçte hızla yükselen hisseleri her türlü fırtınaya dayanan sarsılmaz birer kale olarak görme eğilimindedir. Oysaki hisselerin parlak getirilerine baktığımızda, kimisinde temel değerleme rasyolarıyla fiyat arasında belirgin bir uçurumun olduğu gözlenmekte. Kuşkusuz Gündoğdu Gıda gibi tahtaların haftalık %43,64 veya yıllık yüzde 2.024 oranında yükselmesi yatırımcının iştahını kabartıyor olabilir. Ancak hissenin, defter değerinin 55 kat üstünde işlem gördüğünü veya Marmaris Altınyunus’un 390 gibi astronomik bir F/K oranına ulaştığını okuyamayanlar büyük bir riski de taşıyor demektir.</p>
<h2>En çok yükselenler</h2>
<p>Tablonun ilk sırasında yer alan Gündoğdu Gıda geçtiğimiz hafta üç gün tavan yaparken %43,64 artış ile öne çıktı. Şubattan itibaren hareketlendiği gözlenen şirket, tahsisli sermaye artırımına giderek 3 milyar TL kaynak sağlayacak. Son iki yılda geliri düşen ve zarar açıklayan firma, açıkladığı üç aylık mali tablolarında da hem gelirdeki düşüşü hem de zararını sürdürdü. Europower Enerji, %26,38 ile haftanın en fazla kazandıran ikinci hissesi oldu. Fiyatı özellikle martın ikinci yarısından itibaren hareketlendi. Son bir aylık getirisi de %87,65 düzeyinde. Şirket geçtiğimiz yıl hem gelini hem de dönem sonu kârını artırmayı başardı. Son açıkladığı üç aylık gelir tablosunda da gelir ve kârdaki artışını korudu.</p>
<h2>F/K oranı yüksek olan</h2>
<p>Listeye girmeyi başaran Marmaris Altınyunus 390,28 F/K oranı ile işlem görüyor. Nisan ayında en yüksek 1.576 TL’ye kadar çıkan hisse sonrasında geriledi. Son işlem gününde tavan olurken kapanışını 1.210 TL’den gerçekleştirdi. Şirket yılın ilk çeyreğinde gelirlerini sabit tutarken dönem sonunda 26 milyon TL zarar yazdı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a13db451a17f-1779686213.png" alt="" width="900" height="479" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>SEKTÖR MÜ, HİKÂYE Mİ?</strong></p>
<p>Sektör; trend, makro güvence, pratik seçim, doğal koruma, sürekli talep. Sınırlılık, toplu düşüş, fark yaratamama, regülasyon riski, değişime direnç. Hikâye; bağımsız çıkış, coşku, yüksek beklenti, hızlı yükseliş, hızlı manevra. Beklenti çöküşü, bilgi kirliliği, zaman kaybı, tekil risk, dalgalanma.</p>
<p><strong>İştiraki ile birleşiyor. Sıfır maliyetle operasyonel sadeleşme ve verimlilik oluşacak</strong></p>
<p>Şok Market’in iştiraki ile birleşerek bünyesine katması ne gibi bir avantaj sağlayacak? ● Nadir Akasya</p>
<p>Nadir, Şok Market’in hâlihazırda %100 oranında sahip olduğu bağlı ortaklığı UCZ Mağazacılık’ı kendi bünyesine almasının temel avantajı, doğrudan bilançoyu büyütmekten ziyade operasyonel verimliliği artırmak ve idari maliyetleri ortadan kaldırmak olacaktır. İştirak zaten Şok Market’in tam kontrolünde olduğu için varlıkları ve gelirleri konsolide bilançoda yer alıyor. Dolayısıyla birleşme ek bir nakit akışı getirmemekle birlikte iki ayrı şirket olmaktan kaynaklı giderleri sıfırlarken yönetim süreçlerini tek merkezde toplayarak sadeleşecek.</p>
<p><strong>Yatırım teşvik revizyonu yeni yatırımdan ziyade maliyet güncellemesini işaret ediyor</strong></p>
<p>Bahadır Kimya’nın yatırım teşvik tutarındaki artış yeni bir yatırım mı demek? ● Sami Kartal</p>
<p>Sami, Bahadır Kimya’nın mevcut teşvik belgesindeki tutarın 249,3 milyon TL’den 278,7 milyon TL’ye çıkarılması, hemen yeni bir fabrika veya ekstra bir kapasite yatırımı anlamına gelmiyor. Şirketin yeni bir belge başvurusu yapmak yerine halihazırda yürürlükte olan projesini güncellediği ve artışın yaklaşık 29,4 milyon TL ile sınırlı kaldığı söylenebilir. Söz konusu girişim daha ziyade devam eden yatırım sürecindeki enflasyon, kur farkı veya makine-teçhizat maliyetlerindeki artışların resmi tutarlara yansıtılması amacıyla yapıldığı anlaşılıyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>BDY fonu BIST 100 Endeksi dışındaki hisselerle yıllıkta %29 getiride kaldı</strong></p>
<p>Ak Portföy’ün idaresindeki BIST 100 Dışı Şirketler Hisse Senedi (TL) Fonu (BDY), Nisan 2024’ten bu yana işlem görüyor. İlk yıl dalga boyları küçük olan yatay seyir son bir yılda dalga boyu yükselerek sürdü. Aralıktan bu yana büyüklüğü de yatayda hareket ediyor. Şimdilerde hacmi 95,8 milyon TL seviyesinde ve önceki aya göre bir miktar küçüldü. Son üç ayda düşük miktarlarda da olsa nakit çıkışı gözlendi. BDY’nin yatırımcı sayısı mayısta 2.458 kişi ile yatay bir görüntü sergiliyor. Temel stratejisi BIST 100 Endeksi haricindeki hisselere yatırım yapmak olan fonun portföyünün %84,85’i hisse, %8,2’si para piyasasından oluşuyor. Volatiliteyi göze alıp BIST 100 harici şirketlerdeki büyümeye yönelen yatırımcıya hitap ediyor. Yıllıkta %28,95 getiri sunan portföy, aynı sürede %46,91 yükselen endeksin gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>İstanbul Faktoring, piyasadan TLREF + %5 faizle 35 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>İstanbul Faktoring, nitelikli yatırımcılara yönelik 22.05.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 35.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+% 5 olarak belirlendi. 182 gün vadeli bono, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 2 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 20.11.2026 olarak açıklandı. 22 Mayıs itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. İstanbul Faktoring’in verdiği %5 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Finansman Bonosu, bunun yanı sıra piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için uygun bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFIFASK2620 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a13db1a32968-1779686170.png" alt="" width="248" height="189" /></strong><strong>Şekerbank’ın nisandaki güçlü çıkışı mayısın yarısında aşağı döndü. Fonlar alıcı</strong></p>
<p>Şekerbank’ta fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %26,61 ile toplamda 7,18 milyon lot artarak 34,15 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 17 ile sabit duruyor. PBR fonu 12,97 milyon lot ile en fazla alımı yaparken, SBH 5,5 milyon lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Hisse hakkında bugüne kadar 1 aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan olmadı. Öneride bulunan Tacirler Yatırım 9,30 TL hedef fiyatı işaret ediyor. Söz konusu tutar %31 negatif getiri anlamına geliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a13db03a5f19-1779686147.png" alt="" width="981" height="237" /></strong><strong>VİŞNE MADENCİLİK</strong></p>
<p><strong>Adana’da kalker ocağı için gerekli işletme ruhsatını aldı. Gelirini destekleyecek</strong></p>
<p>Vişne Madencilik, Adana Yüreğir’deki kalker ocağına ilişkin işletme izni sürecinin olumlu sonuçlandığını ve Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nden gerekli izni aldığını açıkladı. Madencilik yatırımlarında arama sürecinin tamamlanıp işletme izninin alınması, sahanın fiili üretim ve nakit yaratma aşamasına geçmesini ifade eder. Düzenli kalker üretimi ve satışı, şirketin ticari operasyon hacmini büyüterek dönem karlılığını desteklerken doğrudan bir nakit akışı sağlayacak. Şirket, yılın ilk çeyreğinde gelirini %10 düşürdü ve dönem sonunda 98,8 milyon TL zarar yazdı.</p>
<p><strong>ERCİYAS ÇELİK BORU</strong></p>
<p><strong>Raylı sistem projelerindeki gücünü yeni siparişle birlikte bir kez daha gösteriyor</strong></p>
<p>Erciyas Çelik Boru, Körfezray Metro Projesinin 4. fazı kapsamında 2,6 milyon dolar bedelli 342 adet strut borunun üretimi ve sevkiyatı için anlaşmaya vardı. Tutar yıllık gelirinin %1,68’i düzeyinde bulunuyor. Firma, projenin önceki aşamalarıyla birlikte toplam 900 civarında çelik boru tedarik etmiş olacak. Sanayi üreticilerinin altyapı projelerinde ana tedarikçi statüsüne erişmesi sipariş devamlılığı yaratmasına olanak verir. Dolar bazlı fiyatlanan bu sözleşmeler fabrikanın kapasite kullanım oranını yüksek tutarken, faaliyet kar marjını kur riskine karşı koruyacak.</p>
<p><strong>ORGE ENERJİ</strong></p>
<p><strong>Bodrum’daki otel projesinde iş hacmi 564 milyon TL’ye çıktı. Çalışma devam ediyor</strong></p>
<p>Orge Enerji, Bodrum Hillside Hotel projesi kapsamında Alarko GYO ile sürdürdüğü sözleşmenin büyüklüğünün, kesilen hak ediş faturalarıyla birlikte kdv hariç 564 milyon TL’ye ulaştığını belirtti. Açıklamada sahadaki çalışmaların halen devam ettiğini ifade etti.Taahhüt sektöründe nitelikli şantiyeler ilerledikçe artan iş hacimleri ve keşif artışı projenin nihai ciro katkısını genişletebilmekte. Faturalandırılan bedelin ilk beklentilerin üzerine çıkması, dönemlik faaliyet kar marjını destekleyen bir gelişme olarak değerlendirmeli. Şirket ilk çeyrekte kârını büyüttü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsa-389-dusus-yasarken-20-hisse-44e-kadar-yukseldi-79971</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa %3,89 düşüş yaşarken 20 hisse %44’e kadar yükseldi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bayram-sonrasi-meclis-gundemine-gelecek-yeni-yasal-duzenlemeler-79968</guid>
            <pubDate>Mon, 25 May 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bayram sonrası Meclis gündemine gelecek yeni yasal düzenlemeler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Adalet Bakanlığı’nın üzerinde uzun süredir çalıştığı 12. Yargı Paketi Haziran ayında Meclis’e sunulacak ilk yasal düzenlemeler arasında. Yaklaşık 60 maddeden oluşması beklenen 12. Yargı Paketi 10 ayrı kanunda değişiklik öngörüyor.</p>
<p>Değişiklikler arasında, yasa dışı tahsilat veya usulsüz ticari işlemlerin önüne geçmek amacıyla banka hesaplarının (IBAN) denetimi ve usulsüz kullanımına yönelik cezai ve idari düzenlemeler öngörülüyor. Adalet Bakanlığı verilerine göre yaklaşık 300 bin hesabın bu kapsamda kullanıldığı değerlendirilirken, 50 bine yakın kişinin ise nitelikli dolandırıcılık suçlamasıyla yargılandığı belirtiliyor.</p>
<p>Dava süreçlerinin sadeleştirilmesi, arabuluculuk ve noter yardımcılığı gibi alternatif çözüm yollarının daha etkin hale getirilerek yargı yükünün azaltılması hedefleniyor. Miras veya ortak mülkiyetli taşınmaz satışlarında ilk satışın sadece hissedarlar arasında, rayiç bedel üzerinden yapılması kuralı getiriliyor.</p>
<p>Yargı paketinde, özellikle ticari hayatı, mülkiyet haklarını ve gayrimenkul işlemlerini etkileyen yapısal düzenlemeler yer alacak. Ticari ve iş uyuşmazlıklarında yargılama süreçleri sadeleştirilerek ticari hayatın hukuki belirsizliklerden daha az etkilenmesi hedefleniyor. 12. Yargı Paketi’nde süresiz nafaka ile ilgili düzenlemeler de yer alacak. Süresiz nafaka uygulaması sona eriyor ve boşanma davalarında yeni adım atılıyor. Bu kapsamda nafakanın altı sınırının da 5 yıl olması planlanıyor. Uzun süreli evliliklerde ise hakime nafaka süresi konusunda inisiyatif tanınacak. Bu durumlarda evlilik süresinin yarısı esas alınacak. Örneğin 20 yıllık bir evlilik sona ererse 10 yıl nafaka verilebilecek. Aile ve toplumun sosyal yapısını bozduğu gerekçesiyle televizyonların gündüz kuşaklarına düzenlemeler de 12. Yargı Paketi’nde yer alacak. Gündüz kuşakları programlarının içeriğine yönelik düzenlemeler getiriliyor.</p>
<h2>Esnafa teşvik paketi ve hobi bahçeleri </h2>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından bayram sonrası esnafa yeni teşvik programlarının açıklanması bekleniyor. Bununla ilgili yasal düzenlemelerinde yine bayram sonrası Meclis gündemine gelmesi bekleniyor. Tarım arazilerindeki kaçak yapılar için yeni bir yönetmelik çalışmaları sürüyor. Bu sorunun da bayram sonrası çözüleceği belirtiliyor. 100 binin üzerinde hobi bahçesi davası olduğunu belirten kaynaklar, “Bu sorun bayram sonrası çözülecek” mesajını verdiler.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bayram-sonrasi-meclis-gundemine-gelecek-yeni-yasal-duzenlemeler-79968</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/5/1280x720/meclis-tbmm-1766725086.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bayram sonrası Meclis gündemine gelecek yeni yasal düzenlemeler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkcellin-5gsi-ile-uzaktan-operasyon-79966</guid>
            <pubDate>Mon, 25 May 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turkcell’in 5G’si ile uzaktan operasyon</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Üniversitesi’nin rektörlük binası ile Muş Devlet Hastanesi arasında kurulan 5G köprüsü ile böbrek taşının uzaktan kırılıp hafriyatın dışarı alındığı operasyon, başlangıç aşamasındaki bir tele-cerrahi uygulaması olarak “heyecan verici” oldu. Konunun heyecan vericiliği, benim böbrek taşların hâlâ ses dalgaları ile kırıldığını düşünüyorken böbreğin içine sokulan lazer-kamera aparatıyla karşılaşmamdan kaynaklandı. Ameliyat ya da operasyon, tıbbi boyutundan ziyade mühendislik kurgusu ve teknoloji uyarlaması ile ilgi çekiciydi. Bunu biraz felsefi ve teknolojik boyutu ile ele almak istiyorum.</p>
<p>Prusyalı general ve askeri teorisyen Carl von Clausewitz’in ünlü eseri Savaş Üzerine’de, askeri çatışmaların amaç değil, devletin siyasi hedeflerine ulaşmak için başvurduğu rasyonel bir araç olduğu tezini ifade ediyor. Clausewitz, bu önermesiyle savaşı politikanın bir parçası olarak tanımlıyor ve şu boyutlar dikkat çekiyor:</p>
<ul>
<li>Araçların Değişimi: Siyaset, diplomasi ve ekonomik yaptırımlar gibi barışçıl yollarla sonuç vermediğinde, şiddet araçları devreye girer. Savaş bu yönüyle siyasetin bitişi değil, başka araçlarla (şiddet yoluyla) sürdürülmesi anlamına gelir.</li>
<li>Siyasetin Üstünlüğü: Savaş, başından sonuna kadar politik bir karaktere sahiptir. Siyasi hedefler savaşın ne kadar büyük olacağını ve ne kadar süreceğini belirler. Savaş sırasında siyaset askıya alınmaz.</li>
<li>Asker ve Siyasetçi: Clausewitz'e göre savaşta orduyu yöneten komutan, devletin siyasi hedeflerine hizmet etmekle yükümlüdür. Siyasi akıl ile askeri güç birbirinden koparılamaz. </li>
</ul>
<p>Clausewitz'in bu fikri, devletlerin "dost veya düşmanı değil, yalnızca değişmez çıkarları olduğu" ve şiddet kullanımının daima daha büyük bir siyasi stratejinin parçası olması gerektiği gerçeğini vurguluyor. Clausewitz’in sözlerinin birebir çevirisini “Savaş, politikanın (siyasetin) başka araçlarla sürdürülmesinden başka bir şey değildir.” şeklinde aktarırken bunun en yaygın kullanımının, “Savaş, siyasetin başka araçlarla devamıdır.” olduğu bilgisini de aktarıyor. </p>
<p>Konuya Clausewitz ile girmemin birkaç nedeni bulunuyor. Birincisi, böbrekteki taşın kırıldığı ameliyatın, televizyonda yıllardır izlediğimiz ve düşman hedeflerini vuran füze ve daha sonrasında dronların üzerlerindeki kameralar ile çekilip daha sonra medyaya verilen görüntülere göre çok daha az ilgi çekici olması. Savaş için geliştirilen teknoloji insan canı kurtarmak ya da hastalıkları tedavi etmek üzere tıp için geliştirilenin çok daha ötesinde. Bu da geleneksel olarak karşımıza çıkan bir hakikatı oluşturuyor.</p>
<p>Her şeyin temelinde siyaset yer alıyor. Siyasetin başka araçlarla sürdürüldüğü savaş dönemleri, teknolojinin en hızlı geliştiği dönemleri oluşturuyor. Bunun sonrasında hızla gelişen teknoloji ticari amaçla kullanılıyor.</p>
<p>İkinci Dünya Savaşı’nın ardından sivil havacılığın hızla gelişmesi, savaşın yaşandığı alanlara yönelik merak kadar savaş sırasında hem bombardıman hem paraşütle asker indirme hem de diğer lojistik ihtiyaçların karşılanması için geliştirilen uçakların yolcu taşıma kapasitesi yaratmasının da etkisi bulunuyor. Uzay teknolojisinin gelişmesinde, Almanların İngiltere’ye attıkları insansız V2 roketlerini geliştirmesinin payı yok mu? Televizyon ve radyo teknolojilerinin geliştirilmesi kadar organ nakli konusunda mesafe kat edilmesi de bu dönemde savaşı kazanma motivasyonu ile yüksek hızda teknoloji geliştirme eyleminden kaynaklanıyor.</p>
<p>Benzer biçimde böbrekteki taşı kırma operasyonundan önce savaş alanlarındaki hedeflerin vurulmasına tanık olduk. Hele ki FPV dronlarla Rusya’nın uzun menzilli bombardıman uçaklarının Batının desteklediği Ukraynalı ajanları tarafından imha edilmesi, film gibi bir görüntü oluşturmuştu. FPV yani “birinci şahıs görüşü” savaş alanını gözleyen bir dronun bakış açısıyla olanların görüntüsünü aktarıyordu. Dronların hareket tarzı, İkinci Dünya Savaşı filmlerinde filotila ya da filolar şeklinde düşmana saldıran hava kuvvetlerine göre çok daha dağınık ve çok daha etkili bir saldırı oluşturuyordu. Bilgisayar ve konsol oyunlarındaki birinci şahıs tetikçi/rol yapma (FPS/RPG) oyunlarında çok daha heyecan verici görsellikle çok uzun süredir karşılaşıyoruz. Yani Clausewitz’in tezine bir de insan zihninin yarattığı oyunların gerçekte savaşların oynadığından bir adım ilerisini gösterdiğini eklememiz gerekiyor.</p>
<p>Yani savaş, ister siyasetin devamı, isterse bir sağlık sorunuyla mücadele isterse de insan zihninin yarattığı bir sanal âlem şeklinde olsun; teknolojinin gelişmesine rehberlik ediyor. Bunu herkesin başka biçimlerde algılaması da iyi bir şey çünkü bu şekilde teknolojiyi geliştirmek için geniş bir geliştirme zemini elde edebiliyoruz.</p>
<p><strong>Farklı bakış açıları tek geliştirme ortamı</strong></p>
<p>Bu geliştirme zemini hakkında kendi görüşlerimi yazmadan önce tarafların ne dediğini aktarmak istiyorum. Turkcell’in servis ettiği bültende şu noktalar öne çıkıyor (Burada bir analitik yapmadan bültendeki sıralamayı önceliklendirme olarak algılamanızı istiyorum):</p>
<p><strong>Turkcell 5G ile 1500 kilometreden tıbbi operasyon</strong></p>
<p>Turkcell gücünde 5G teknolojisiyle, Muş Devlet Hastanesi’ndeki tedavi gören bir hastanın ameliyatı, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ndeki doktorlar tarafından başarıyla gerçekleştirildi. Türkiye’de yerli ve milli imkânlarla üretilen bir cihazla yapılan ilk uzaktan operasyon, 5G teknolojisinin sağlık hizmetlerine erişimde sağladığı fırsat eşitliğini ortaya koydu. Hayatı kolaylaştıran 5G teknolojisinin tıpta; uzaktan teşhis, görüntüleme, operasyon hasta takibi ve eğitim süreçlerinde yeni kullanım alanlarının önünü açtığına işaret eden İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, uzaktan ameliyatla ilgili olarak, “Sağlık teknolojileri ve telecerrahi uygulamaları, kendilerini insanlığın hayatını kolaylaştırmaya adamış uzman hekimlerimizin elinde ülkemiz için önemli bir bilimsel adımdır.” değerlendirmesinde bulundu. <br />5G ile mesafelerin engel olmaktan çıktığının altını çizen Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç ise “5G’nin sunduğu ultra düşük gecikme süreleri ve yüksek veri iletme kapasitesi, eğitimden sağlığa, sanayiden ulaşıma kadar yaşamın her alanında köklü bir dönüşümü de beraberinde getiriyor. Yaklaşık 1500 kilometre mesafeden Superbox 5G aracılığıyla gerçekleştirilen bu operasyon da bu kapasitenin çok çarpıcı bir örneği. Turkcell olarak bu sürece liderlik etmenin gururunu yaşıyoruz” diye konuştu.”</p>
<p>Burada dikkat çekici olan konuların başında operasyon sırasında 1.300 kilometre olarak ifade edilen mesafenin bültende 1.500 kilometre olarak yazılmasıydı. Bu iletişim sektörü açısından daha akılda kalıcı bir ifade ve haberde kullanılması daha doğru. Ancak bunun operasyon sırasında lazeri yüzde 15 kaydırmak gibi düşündüğünüzde kabul edilemez hata payı ile karşı karşıya kalacağımız aşikâr.</p>
<p>Bundan fazlasını sona bırakıyorum ama görüşlerin önceden alındığı ve genel bilgilere dayandığını dikkate alırsam, bu içeriğin online mecralarda hızla dağıtılmak ve bu şekilde etki yaratmak üzere hazırlandığını söyleyebilirim. Bülten üzerinden devam edeyim.  </p>
<p>“Turkcell gücünde 5G’nin mesafeleri ortadan kaldıran kapasitesi ve sağlık alanına vadettiği dönüşüm, İstanbul ile Muş arasında gerçekleştirilen bir uzaktan ameliyatla ortaya konuldu. Muş Devlet Hastanesi’nde tedavi gören bir hastanın böbrek taşı kırma operasyonu, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ndeki deneyimli doktor ekibi tarafından başarıyla gerçekleştirildi. Operasyon, 5G teknolojisinin sağlık hizmetlerine erişimde sağladığı fırsat eşitliğini de güçlü bir şekilde ortaya koydu.</p>
<p>Operasyonda, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Tzevat Tefik ile Muş Devlet Hastanesi’nden Op. Dr. Rıfat Burak Ergül görev aldı. Her iki hastanede mevcut olan Turkcell 5G altyapısı, yüksek veri aktarım kapasitesi ve ultra düşük gecikmeyle uzaktan ameliyata imkân verdi. Yaklaşık 4 saat süren ve hastaya herhangi cerrahi müdahale olmadan damar yoluyla yapılan başarılı operasyon, aynı zamanda, böbrek taşı tedavisinde RIRS (Retrograd İntrarenal Cerrahi) ile yapılan dünyanın ilk uzaktan ameliyatı oldu.</p>
<p>5G teknolojisinin; tıp sektöründe uzaktan teşhis, takip, görüntüleme, eğitim ve operasyon gibi süreçlerde yeni kullanım alanlarının önünü açtığına işaret eden İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, “5G destekli bu operasyon, İstanbul Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı’nın robot yardımlı Retrograd İntrarenal Cerrahi ve ileri endoüroloji alanındaki deneyiminin farklı merkezlere başarıyla aktarılabileceğini göstermesi açısından son derece önemli. Sağlık teknolojileri ve telecerrahi uygulamaları, kendilerini insanlığın hayatını kolaylaştırmaya adamış uzman hekimlerimizin elinde ülkemiz için önemli bir bilimsel adımdır” dedi. </p>
<p><strong>“Turkcell 5G, mesafeleri engel olmaktan çıkarıyor”</strong></p>
<p>Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç, 1 Nisan itibarıyla tüm Türkiye’de kullanıma açılan 5G teknolojisinin eğitimden sağlığa, sanayiden ulaşıma kadar yaşamın her alanında köklü bir dönüşümü tetiklediğini belirterek şunları söyledi: “Turkcell olarak 5G’yi Türkiye’nin dijital geleceği için stratejik bir eşik olarak görüyoruz. Bu teknoloji; çok yüksek hız, ultra düşük gecikme ve güçlü veri taşıma kapasitesiyle hayatın her alanında yeni bir dönemin kapılarını açıyor. İstanbul-Muş arasında yaklaşık 1500 kilometre mesafeden Superbox 5G aracılığıyla başarılı bir şekilde gerçekleştirilen bu operasyon, Turkcell 5G’nin mesafeleri engel olmaktan çıkaran kapasitesinin çok çarpıcı bir örneği. Bu kapsamda yakın gelecekte eğitimden sağlığa, sanayiden ulaşıma kadar birçok alanda 5G’nin dönüştürücü etkisini daha da fazla göreceğiz. Turkcell olarak sahip olduğumuz altyapı ve en geniş frekans bandıyla, bu köklü değişime liderlik etmenin haklı gururunu yaşıyoruz. Bu vesileyle sayın rektörümüze, kıymetli hocalarımıza, tüm paydaşlarımıza ve çalışma arkadaşlarıma teşekkürlerimi sunuyorum.”</p>
<p><strong>“Hastamızı, aynı ameliyathanede gibi takip edebildik”</strong></p>
<p>İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tzevat Tefik de operasyonla ilgili bilgi vererek şöyle dedi: “Turkcell'in 5G altyapısı ve ELMED'in yerli üretim İbn-i Sina robotu aracılığıyla, Muş'taki hastamızı İstanbul'dan, tıpkı aynı ameliyathanede gibi takip edebildik. Sistemin sağladığı ultra düşük gecikme süresi sayesinde cerrahi sezgimizden hiçbir şey kaybetmeden işlemi tamamladık. Bu çalışma, telecerrahinin yalnızca bir teknoloji demonstrasyonu olmadığını; doğru altyapı, deneyimli ekip ve multidisipliner iş birliğiyle, klinik pratikte güvenle uygulanabilir bir model olduğunu somut biçimde ortaya koydu. Türkiye'de bir ilk olmasının ötesinde, RIRS yöntemiyle gerçekleştirilen dünyanın ilk uzaktan böbrek taşı ameliyatı olması bu başarıyı küresel ölçekte de anlamlı kılıyor. Uluslararası akademik iş birlikleri çerçevesinde robot yardımlı retrodrad intrarenal telecerrahiyi, küresel ölçekte yaygınlaştırmayı ve Türkiye'yi bu alanda uluslararası bir referans merkezi konumuna taşımayı hedefliyoruz.”</p>
<p><strong>Yerli ve milli teknolojiyle Türkiye’de ilk uzaktan ameliyat</strong></p>
<p>Türkiye’de yerli ve milli teknolojiyle üretilen bir cihazla yapılan ilk uzaktan ameliyat olan böbrek taşı kırma operasyonunda, ELMED firması tarafından geliştirilen İbn-i Sina adlı cihaz kullanıldı. 1991 yılında Ankara OSTİM’de kurulan ELMED, Türkiye’nin ilk yüksek teknolojili tıbbi cihaz üreticilerinden biri konumunda. Şirket, Türkiye’nin ilk yerli üretim böbrek taşı kırma cihazını 1992’de üretti. 1994 yılında da ilk ihracatı yapıldı. İlk Türk malı ESWL cihazını 1996 yılında AUA (Amerikan Üroloji Derneği) Kongresi’nde dünyanın farklı ülkelerinden üroloji uzmanlarına tanıtan şirket, üroloji alanında bilinen bir marka olarak 60’tan fazla ülkeye ihracat gerçekleştirdi. ELMED 2012 yılında Tübitak projesi ile böbrek taşlarının lazerle kırılarak tedavisinde fURS (flexible ureterorenoskopi) ile kullanılmak üzere Avicenna Roboflex adı verilen İbn-i Sina robotun ilk protipini üretti. Patent alınan bu robot, Avrupa CE işaretine sahip ve ABD’den de FDA onayını aldı. Halen, ABD, Birleşik Krallık, Almanya, Polonya, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar’da bu robot kullanılmaktadır. ELMED, bu robota tele–cerrahi özelliğini ve yapay zekâ desteğini de entegre etmektedir.</p>
<p><strong>Mühendis gözüyle bir değerlendirme</strong></p>
<p>Kurumların ve içlerinde yer alan kişilerin anlatmak istedikleri bu şekilde.</p>
<p>Birçok konuda yapay zekâ ile birlikte çalışmama rağmen toplantıda konuşulanların medyaya bülten düzeyinde yansıması kendi gözlerimle ve aldığım mühendislik eğitimine bağlı bir değerlendirme yapmamı gerektiriyor. Yapay zekânın da kendisini eğitirken bundan faydalanmasını dilerim.</p>
<p>İlk olarak, iletişim ile mühendisliğin kesiştiği noktada bir yorum yapayım. Etkinlik sırasında kullanılan “kıtalararası operasyon” ifadesi çok daha çarpıcıydı. İstanbul Üniversitesi, İstanbul’un Avrupa yakasında ve Muş da Türkiye’nin Asya’da kalan bölümünde yer aldığı için ameliyat Avrupa ile Asya kıtaları arasında yapılmış oluyordu.</p>
<p>Toplantıdan sonra Turkcell Genel Müdürü Ali Taha Koç’a kullanılan şebekenin “stand alone mu non-stand alone mu olduğunu” sordum. “Stand alone kullandık. İki site kurduk” yanıtını aldım. Bu doğru bir yaklaşım: Slicing ile gereken kaynağın tahsis edilmesi ayrı bir şey, insan sağlığını güvence altına alacak teknik kapasiteyi oluşturmak ayrı… Bu hassasiyetin yerinde olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Avicenna Roboflex adı verilen robot, yurtdışında birçok noktada bulunsa da Türkiye içinde sadece test amaçlı olarak İstanbul Üniversitesi’nde bulunuyor. ELMED şirketinin MULTİMED EM Vücut Dışından Şok Dalgaları İle Böbrek Taşı Kırma Cihazı Devlet Malzeme Ofisi (DMO) portalında 12 Haziran 2024-12 Haziran 2026 tarihleri arasında geçerli olan bir ilanla 3 milyon 861 bin lira fiyatla satışa sunulurken Avicenna’yı burada listelenmiş olarak görmüyoruz. Bu da cihazın yurtiçinde neden satılmadığının bir boyutunu açıklıyor. Konunun diğer boyutu ise, bu tür operasyonların robot kullanmadan yapılmasının kimi cerrahlara göre 20, kimilerine göre ise 30 yıllık geçmişinin olması. Etkinlikte ayaküstü konuştuğum doktorlar bu tarihleri verdi.</p>
<p>Benim çocukluğumda böbrek taşı veya kumu olanlar bunu yoğurt suyu ile dökmeye çalışırdı. Dinlediğim bir hikâyede, genç bir mahalle komşumuz sabah kalktığında ağrıdan kendisini yataklı divanın dolap kısmına tırmanmış bulduğunu anlatmıştı. Ameliyat ile taşın temizlenmesi zordu. Daha sonraki yıllarda taşın ses dalgaları ile kırılıp soruna çözüm üretildiğini heyecanla takip ettim. Yakın geçmişte safra kesesi taşı vakasıyla karşılaşınca çözümün buna uyarlanıp uyarlanamayacağını sordum. Birden çok doktordan ikisinin farklı olduğu yanıtını aldım ama bunun anabilim dallarının mı yoksa problemin mi farklı olmasından kaynaklandığını bilmiyorum.</p>
<p>Toplantıda moderasyon yapan Prof.Dr. Tarık Esen, bu konuda daha iyi bir yanıt verebilir. Böbrekten iyi anladığı aşikâr olan Esen’in Google’da prostat kanseri ile ilgili bir videosu da ilk anda karşıma çıktı. Esen, böbrek taşının Türkiye’de yedi kişiden birinde görülen yaygın bir rahatsızlık olduğunu belirtiyor. Dolayısıyla bu aslında bir mühendislik problemi.</p>
<p>Telecerrahi operasyonunda 250 mikronluk düşük güçlü lazer kullanılırken operasyonu yakından takip Esen, benim de dikkatimi çeken hedefi ıskalama görüntülerine bakıp, cerrahın hedefi kaybedince ayağını pedaldan çekip lazer uygulamayı kestiğini söyledi. Bu da yetişmiş insan gücümüze robotlarla karşılaştırıldığında güvenilir bir konumda olduğunu gösteriyor. Robotlarla birlikte daha güvenilir olacaklarından şüphe yok.</p>
<p>Bu ekibe Turkcell Genel Müdürü Ali Taha Koç’u da eklemek gerekiyor. İstanbul’daki salonda 72 milisaniye, Muş’ta 48 milisaniye ve yabancılara anlatırken de 100 milisaniye olarak ifade edien gecikmeyi Turkcell sağladı. Bu, insan gözünün algı süresinin 150 milisaniye ve sorun ya da hata oluşturacak gecikmenin 300-350 milisaniye olduğu bir ortamda iyi bir sonuç.</p>
<p>Anladığım kadarıyla şu anda cerrahlar bu yöntemi, kendi zaman yönetimlerinin ve operasyonel verimliliğin bir unsuru olarak değerlendiriyor. Muş’taki ameliyathanede bulunan cerrahın da ameliyatı yapabilecek olması, buradaki örneği gösteri amaçlı hale getiriyor. Mühendislik ise, Esen’in söylediği yoğunlukta bir soruna karşı bir robot ordusundan faydalanılmasına hükmediyor. Ancak bu insan olmadan bu robotlara yetki verilemeyecek olması nedeniyle mümkün olmayacaktır.</p>
<p>Bu nedenle son bir tıbbi boyut ile bu yazıya son veriyorum. Ameliyatın genel anestezi altında yapılıyor olması, hızı ve kullanılacak lazerin gücünü seçmeyi bir mühendislik boyutu haline getiriyor. Doktorlar bu sorunu, anestezistin kalan sürenin azaldığını belirtmesi üzerine operasyonu hızlandırarak çözüyor. Hastayı uyutarak yapılan bütün operasyonlarda olduğu gibi zamanlama önemli ama operasyonu yapanın niyetini bilmek ve nasıl bir ortama uyanacağını bilmek de sağlıklı bir vücut için aynı derecede önemli. Dolayısıyla gücünü tıp bilgisinden ya da onu programlayandan alsın, insan ya da robot olsun; operasyon geçiren tarafın kime güveneceğine doğru karar vermesi gerekiyor. Buna “güvenmek” deniyor. Yazı uzun olsa da sonuç bu kadar kısa.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkcellin-5gsi-ile-uzaktan-operasyon-79966</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Turkcell’in 5G’si ile uzaktan operasyon ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/stellantis-sol-seride-cikiyor-fastlane-2030-yol-haritasi-79964</guid>
            <pubDate>Mon, 25 May 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Stellantis, sol şeride çıkıyor: faSTLAne 2030 yol haritası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Stellantis CEO’su Antonio Filosa'nın “ürün kraldır" diyerek başlattığı ve 60 milyar Euroluk dev bir bütçeyle taçlandırdığı beş yıllık strateji, marka hiyerarşisinden Çinlilerle kurulan ortaklıklara, direksiyonu ortadan kaldıran teknolojiye kadar küresel otomotiv endüstrisinde tüm güçleriyle var olmaya devam edeceklerini gösteriyor.</strong></p>
<p>Michigan'daki Kuzey Amerika Genel Merkezi'nde 21 Mayıs 2026'da açıklanan “faSTLAne 2030” stratejisi, küresel otomotiv devi Stellantis’in tüm küresel endüstrinin yeniden şekillendiği bu döneme de nasıl hazırlandıklarını tarif ediyordu. CEO Antonio Filosa'nın "müşterinin merkezde olduğu, disiplinli sermaye tahsisi ve acımasız icra" üzerine kurduğu bu 60 milyar Euro'luk beş yıllık plan, şirketin 14 markasını, dört kıtadaki üretim ayak izini ve teknoloji geleceğini yeniden tanımlıyor.</p>
<p><strong>Küreselden bölgesele, ürünlerle stratejinin temeli</strong></p>
<p>Filosa ve ekibinin vurguladığı en temel prensip, otomotiv endüstrisinin artık tek bir küresel pazardan, birbirinden keskin çizgilerle ayrışan "çok bölgeli" bir yapıya dönüştüğü gerçeği. Stellantis, bu yeni gerçekliğe uyum sağlamak için karar alma mekanizmalarını merkezden bölgelere kaydırıyor.</p>
<p>Stratejinin özünü özetleyen ikinci kritik prensip ise “ürün kraldır" mottosu. Tüm dijital pazarlama ve yeni satış modellerinin kötü bir ürünü kurtaramayacağını, yalnızca iyi bir ürünü yükseltebileceğini açıkça ifade ederlerken; portföy yönetimini tamamen elden geçirerek sermaye verimliliğini en üst düzeye çıkarmayı, mükerrer harcamaları ortadan kaldırmayı ve karlılığı desteklemeyi hedefliyorlar. Bu dönüşümü de, altı stratejik sütun üzerine inşa ediyorlar;</p>
<p><strong>1-</strong> Benzersiz marka portföyünün daha keskin ve net şekilde yönetilmesi.</p>
<p><strong>2-</strong> Platformlara, aktarma organlarına ve teknolojiye küresel yatırım.</p>
<p><strong>3-</strong> Şirketin temel güçlü yanlarını tamamlayan stratejik iş birlikleri.</p>
<p><strong>4-</strong> Üretim tesislerinin verimliliğinin artırılması için optimize edilmiş ayak izi</p>
<p><strong>5-</strong> İcrada mükemmellik için hız, kalite ve verimliliğe tavizsiz odaklanma.</p>
<p><strong>6-</strong> Bölgelerin güçlendirilmesi yönünde de yetkinin ve sorumluluğun yerel ekiplere devredilmesi.</p>
<p><strong>Finansal çerçeve ve rakamlarla faSTLAne 2030</strong></p>
<p>Stellantis'in Yatırımcı Günü'nün finans oturumunda paylaşılan resmî hedefler, planın büyüklüğünü ve iddiasını net bir şekilde ortaya koyuyordu.</p>
<p><strong><em>Temel finansal hedefler:</em></strong></p>
<p><strong>Net Ciro:</strong> 2025'teki 154 milyar Euro seviyesinden, 2030 yılına kadar 190 milyar Euro'ya yükseltilecek.</p>
<p><strong>Düzeltilmiş faaliyet kârı (AOI) marjı:</strong> 2030 yılına kadar %7'ye ulaşması hedefleniyor.</p>
<p><strong>Endüstriyel serbest nakit akışı:</strong> 2027 yılında pozitife dönmesi ve 2030'da 6 milyar Euro'ya ulaşması öngörülüyor.</p>
<p><strong>Maliyet tasarrufu:</strong> 2025 baz yılına kıyasla, Değer Yaratma Programı (VCP) aracılığıyla 2028 yılına kadar yıllık 6 milyar Euro'luk bir tasarruf elde edilmesi planlanıyor.</p>
<p><strong><em>Yatırım kodları: </em></strong>Toplam 60 milyar Euro'luk planlı yatırımın yaklaşık %40’ı 24 milyar Euro'su doğrudan küresel platformlar, yeni nesil aktarma organları ve ileri teknolojilere aktarılacak. Marka ve ürün geliştirmeye ayrılan 36 milyar Euro'luk bütçenin ise %60'ı, en büyük kar havuzu olan Kuzey Amerika pazarına yönlendirilecek.</p>
<p><strong><em>Stellantis Finansal Hizmetler SFS’in Yükselen Rolü: </em></strong>Planda dikkat çeken kritik bir yapısal değişiklik, SFS biriminin stratejik bir büyüme motoru olarak konumlandırılması. Halihazırda dünya çapında 85 milyar Euro'nun üzerinde net alacağı yöneten bu birimin, sigorta ve diğer katma değerli müşteri hizmetlerindeki büyümeyle birlikte, 2030 yılında 1.5 milyar Euro'dan fazla AOI katkısı sağlaması hedefleniyor. Bu bir otomotiv üreticisinin bütüncül bir mobilite finansmanı ve hizmet sağlayıcısı olarak konumlanma hedefini gösteriyor.</p>
<p><strong>Markalarda net hiyerarşi, keskin kimlik</strong></p>
<p>faSTLAne 2030, Stellantis çatısı altındaki 14 marka arasında net bir hiyerarşi kurarak, yıllardır süregelen "kimlik bulanıklığı" sorununu kökten çözmeyi hedefliyor. CEO Filosa'nın ifadesiyle, "Stellantis'teki her marka, faSTLAne 2030 taahhütlerimizi yerine getirmede net bir rol oynayacak."</p>
<p><strong><em>Yatırımın %70'inin odağı küresel yıldızlar</em></strong></p>
<p>Ölçek ve karlılık potansiyeli en yüksek dört marka, planda başrolde olacak. Jeep, Ram, Peugeot, Fiat’a ve ticari araç birimi Pro One'a, ürün yatırımlarının %70'ini yönlendiriliyor.</p>
<p><strong>Peugeot:</strong> STLA One platformunu 2027'de kullanacak ilk marka olarak teknolojik dönüşümün amiral gemisi. Avrupa'da "üst ana akım" konumunu perçinlemek için 7 yeni model çıkaracak.</p>
<p><strong>Fiat:</strong> "Uygun fiyatlı orta boy SUV" üreticisine dönüşme yolunda. Pomigliano d'Arco'da üretilecek 15 bin Euro altı E-Car ve Grizzly SUV ile Türkiye’ye de gelecek FASTBACK ile tam 13 yeni lansman planlanıyor.</p>
<p><strong>Jeep ve Ram:</strong> Kuzey Amerika'nın agresif büyüme motorları olarak; Jeep, BEV Recon ve ICE versiyonuyla atağa kalkarken, Ram, kompakt Rampage, orta boy Dakota ve 777 beygirlik Ram 1500 Rumble Bee ile pazarın en taze ve en güçlü pikap gamını oluşturmayı hedefliyor.</p>
<p><strong><em>Bölgesel şampiyonlar ve özel markalar</em></strong></p>
<p><strong>Bölgesel Markalar (Chrysler, Dodge, Citroën, Opel, Alfa Romeo):</strong> Kendi pazarlarının şampiyonu olan bu çok güçlü markalar, küresel varlıklardan faydalanacak ancak yatırımlarını kendi bölgelerine yoğunlaştıracak.</p>
<p>Opel'in faSTLAne 2030'daki rolü, Alman tasarımı, Çin teknolojisi ve İspanya üretimi olacak özellikle bir C-SUV modeli için Leapmotor iş birliği ve yeni nesil Corsa ile başlayacak STLA One platformu bağlamında, Stellantis'in "ortaklıklarla büyüme" ve "platform standardizasyonu" ile ulaşılabilir ileri teknoloji amaçlı üretim optimizasyonu stratejilerinin Avrupa'daki en somut örneklerinden birini oluşturuyor.</p>
<p>Chrysler ise, 25-30 bin dolar bandında üç yeni crossover ile %60 hacim büyümesi hedefliyor.</p>
<p>Dodge, yeni nesil Hornet ile "Kaslı Kollar”ını yeniden yukarı kaldıracak.</p>
<p>Citroën ise efsanevi 2CV'yi 15.000 Euro altı elektrikli bir ikon olarak yeniden doğuruyor ve bu model, Stellantis'in E-Car girişiminin bir parçası olarak Ekim ayında Paris Otomobil Fuarı'nda tanıtılacak.</p>
<p>DS ve Lancia, Fransa ve İtalya'daki tarihi köklerine sadık kalarak, sırasıyla Citroën ve Fiat çatısı altında yönetilecek ve niş pazarlara hitap edecek, özel markalar olacak.</p>
<p>Maserati, “saf lüks" konumlandırmasıyla hayatta kalmaya devam ediyor. E segmentinde biri SUV biri Grand Tourer iki yeni model eklenecek. Markanın büyük ihtimal Çinli Huawei HIMA elektroniği ve JAC Maextro ile akıllı elektrikli modeller üzerine olası geleceği de bu yıl sonunda açıklanacak.</p>
<p>SRT de, önemli bir stratejik araç, bir marka değil, bir "kar çarpanı” faktörüyle konumlandırılıyor. Jeep, Dodge ve Ram markalarındaki donör araçlardan türetilen SRT yüksek performans versiyonları, 2-3 kat daha yüksek marjla satılarak hem marka heyecanını artıracak hem de karlılığa doğrudan katkı sağlayacak. Bu başlıkta Viper efsanesinin yerini alacak kaslı asi otantik bir halo model de, HEMI V8’li Copperhead bir amiral gemisi hiper otomobil olarak hazırlanıyor.</p>
<p><strong>Dört kıtaya dört özel stratejiyle bölgesel atılım</strong></p>
<p>faSTLAne 2030'un en devrimci yanı, bölgelerin artık merkezden yönetilen birimler değil, kendi stratejilerini belirleyen güçlü yapılar haline gelmesi.</p>
<p><strong><em>Paranın ve ürünün merkezi Kuzey Amerika</em></strong></p>
<p>Tim Kuniskis liderliğindeki bölge, 36 milyar Euro'luk marka ve ürün yatırımının %60'ını çekiyor. Hedef, pazar kapsamını %60'tan %90'a çıkararak %25 gelir büyümesi ve %8-10 AOI marjına ulaşmak. "Sadece rekabet ettiğimiz segmentlerde payımız iki katına çıkıyor" tespitinden hareketle, büyüme stratejisi yeni segmentlere girmek üzerine kurulu. Bu doğrultuda, 30.000 doların altında iki, 40.000 doların altında tam dokuz yeni model pazara sunulacak. Bölgedeki üretim kapasitesinin kullanım oranı %80'e çıkarılacak.</p>
<p>JLR da, ABD pazarına yönelik olarak, Jeep ve Land Rover'ın off-road araçlarının ortak geliştirilmesi ve JLR’a Stellantis'in ABD fabrikalarında üretim yapma imkanı tanınarak gümrük vergilerinin aşılması hedefleniyor.</p>
<p><strong><em>Verimlilik odaklı yeniden yapılanmayla genişletilmiş Avrupa</em></strong></p>
<p>Emanuele Cappellano liderliğindeki Avrupa, büyümeden çok sürdürülebilir karlılığa odaklanıyor. Bölge hedefleri %15 gelir artışı ve %3-5 AOI marjı olarak belirlenmiş durumda. Stratejinin kalbinde, fabrika kapatmadan toplam kapasiteyi 800.000 adet azaltmak ve kapasite kullanımını %60'tan %80'e çıkarmak yatıyor. Bu, İspanya Madrid ve Zaragoza’da Leapmotor ve Fransa Rennes’de Dongfeng ile kurulacak %51 Stellantis, %49 ortak hisseli ortak girişimler aracılığıyla fabrikaların paylaşılmasıyla başarılacak. Bu yapı, "Made-in-Europe" kriterlerine uyumu da garanti altına alıyor. Ayrıca, Fransa Poissy fabrikası araç montajından parça üretimi ve döngüsel ekonomi merkezine dönüştürülecek.</p>
<p><strong><em>Orta Doğu ve Afrika ile Türkiye</em></strong></p>
<p>Samir Cherfan liderliğindeki bizim bölgeliz ise, %40 gelir büyümesi ve %10-12 AOI marjı ile planın en iddialı büyüme alanı. Strateji, "bölge için bölgede üretim" ve "Asya'dan rekabetçi ithalat" olmak üzere iki temel ayak üzerine kurulu. Araç tedarikinin %90'ının bölge içinden veya Asya'dan sağlanması hedefleniyor.</p>
<p>Türkiye ve Tofaş ile ilgili kısım, belki de planın en net mesajlarından birini içeriyor. MEA COO'su Samir, "Açık ve net hedefimiz, Fiat'ı Türkiye'de hak ettiği yere, yani liderliğe geri döndürmek" diyerek, Koç Grubu ile ortaklık olan Tofaş'ın stratejik önemini vurguladı. Tofaş'ın "dünyadaki en kaliteli ve en yetenekli tesislerden biri" olduğunu belirten Samir, fabrikayı tam kapasiteyle kullanma ve Fiat'ı eski gücüne kavuşturacak ürünler üzerinde çalıştıklarını ifade etti. Cezayir'de sıfırdan kurulan fabrikanın 12 ayda üretime geçmesi ve %40 yerlilik oranına ulaşması, bu bölgedeki uygulama kabiliyetinin bir kanıtı olarak sunuluyor.</p>
<p><strong><em>Varlık-hafif modelle küresel ihracat odaklı Asya-Pasifik ve Hindistan</em></strong></p>
<p>Doğu bölgesinde strateji, ağır yatırımlar yapmak yerine stratejik ortaklıklarla büyümek üzerine kurulu. Hedef, %4-6 AOI marjı ile karlı bir büyüme sağlamak.</p>
<p>Tata Motors ile Hindistan'da Tata platformu üzerinde geliştirilecek yeni bir Jeep SUV modeli, 50'den fazla küresel pazara ihraç edilecek.</p>
<p>Dongfeng, Çin'in Vuhan kentindeki DPCA ortak girişimi kapsamında 1,16 milyar dolarlık bir anlaşma ile iki Peugeot ve iki Jeep modeli, Çin ve diğer bölgeler için üretilecek. Stellantis'in bu anlaşmadaki doğrudan yatırımı 130 milyon Euro.</p>
<p>Leapmotor International, Stellantis %51 ortaklığında üzerinden yürütülen iş birliğiyle Çin'den Avrupa'ya ve diğer bölgelere rekabetçi maliyetli elektrikli araç ihracatını hızlandıracak. Leapmotor International'ın 2026 satış hedefi 180.000 adet.</p>
<p><strong><em>Kârlı ve istikrarlı Güney Amerika</em></strong></p>
<p>2030 planında istikrarlı karlılığın ve bölgesel inovasyonun amiral gemisi olarak konumlanan Latin Amerika’da %29,5 pazar payıyla açık ara lider olan şirket, 2030'a kadar %10 gelir büyümesi ve %8-10 faaliyet kar marjı hedefleniyor.Brezilya ve Arjantin'deki üretim üslerine yapılan 32 milyar Real'lik rekor yatırım, Fiat Strada'nın beş yıldır aralıksız sürdürdüğü en çok satan araç unvanını perçinleyecek yeni pickup taarruzu ve dünyada bir ilk olan etanolle çalışan menzil uzatıcı elektrikli Bio-Hybrid teknolojisi yatıyor. Leapmotor'un Goiana'da başlayacak yerel üretimiyle Çinli rakiplere doğrudan yanıt verilirken, Ram Rampage ve Dakota gibi modellerin bölgeden Kuzey Amerika'ya ihracı, Stellantis'in "bölgesel güç, küresel ölçek" felsefesinin bir başka başarılı örneği.</p>
<p><strong>Teknolojik devrimin omurgası, </strong><strong>STLA One ve akıllı bataryalar</strong></p>
<p>faSTLAne 2030'un teknoloji omurgasını, 2027'de sahaya inecek olan STLA One platformu oluşturuyor. Stellantis, bu hamleyle CMP, EMP2, Smart Car, STLA City ve STLA Medium mevcut beş farklı mimarisini tek bir çatı altında birleştirerek operasyonel karmaşıklığı radikal biçimde azaltmayı hedefliyor.</p>
<p>Ölçek ve Kapsam: B, C ve D segmentlerini kapsayan platform, 2035 yılına kadar 30'dan fazla modelde kullanılacak ve yıllık 2 milyon adet üretim hacmine ulaşacak.</p>
<p>Teknik Üstünlükler: Platform, "enerjiye özel tasarım" felsefesiyle, ICE, HEV, PHEV, BEV dört farklı güç aktarma seçeneğini verimlilikten ödün vermeden destekliyor. Tam elektrikli versiyonlarda 800V mimari, LFP batarya desteği ve bataryayı doğrudan gövdeye entegre ederek ağırlığı ve maliyeti düşüren cell-to-body teknolojisi sunulacak. Tamamen elektronik direksiyon steer-by-wire sistemini kullanan ilk Stellantis platformu olacak.</p>
<p>Maliyet ve Hız: STLA One, araç başına maliyetlerde %20'ye varan düşüş sağlarken, yapay zeka destekli dijital mühendislik sayesinde araç geliştirme süresini 40-44 aydan 24 aya indirecek. İlk STLA One tabanlı model, 2027'de Peugeot 208 olacak.</p>
<p><strong>Yapay zekâ otonom sürüş ve "insan için teknoloji"</strong></p>
<p>Stellantis'in teknoloji stratejisi, "teknoloji, yalnızca gerçek müşterilerin günlük hayatını iyileştiriyorsa önemlidir" prensibiyle şekilleniyor. Bu anlayışla, 2027'de üç temel teknoloji platformunu devreye alacak: Merkezi yazılım mimarisi STLA Brain, yeni nesil bilgi-eğlence sistemi STLA SmartCockpit ve ölçeklenebilir otonom sürüş sistemi STLA AutoDrive. 2030 yılına kadar küresel satışların %35'inin, 2035'te ise %70'inin bu teknolojilerden en az biriyle donatılması hedefleniyor.</p>
<p>Bu dönüşümün arkasında, geleneksel tedarikçi ilişkilerini kökten değiştiren yeni bir iş birliği modeli yatıyor. Filosa ve ekibi, Qualcomm, Wayve, Applied Intuition gibi ortaklarla "beyaz kutu" white-box modeliyle çalıştıklarını vurguluyor. Bu modelde Stellantis, donanım ve yazılımı bir "kara kutu" olarak satın almak yerine, sürecin her aşamasına hakim olmak için çiplerden işletim sistemine kadar her şeyi ortaklarıyla birlikte geliştiriyor. Sonuç olarak, bir yazılım güncellemesi 18 ay yerine 24 saatte yapılabiliyor ve merkezi Qualcomm Snapdragon Digital Chassis mimarisi sayesinde toplam sistem maliyeti, dağınık eski mimariye göre önemli ölçüde daha düşük oluyor. Wayve ile hedeflenen ise, 2028'de Kuzey Amerika'da başlatılmak üzere, harita ihtiyacı olmayan, uçtan uca yapay zeka destekli, "adresten adrese" Seviye 2++ eller serbest otonom sürüş deneyimi ve RoboTaksi adımları…</p>
<p><strong>İcra zamanı</strong></p>
<p>Stellantis için faSTLAne 2030, varoluşsal bir dönüşüm için kağıt üzerinde kusursuz bir yol haritası. 60 milyar Euro'luk yatırım, 60'tan fazla yeni model, 30'dan fazla modeli besleyecek tek bir platform ve 14 markaya biçilen net roller, planın büyüklüğünü ortaya koyuyor. Ancak borsalardaki ilk sert tepkilerin de gösterdiği gibi, asıl sınav bu iddiaların sahneye konmasında… Avrupa'daki kapasite azaltımının sosyal maliyeti, STLA One'ın zamanında ve vaat edilen maliyet avantajıyla devreye alınması, Çinli ortaklarla kurulan karmaşık denklem ve 2027'de pozitif serbest nakit akışına dönme taahhüdü, Antonio Filosa ve ekibinin önündeki en kritik kilometre taşları olacak. Başarı, stratejinin güzelliğine değil, çok ciddi bir icra disiplinine bağlı olacak...</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/stellantis-sol-seride-cikiyor-fastlane-2030-yol-haritasi-79964</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/6/4/1280x720/stellantis-oto-1779684566.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Stellantis, sol şeride çıkıyor: faSTLAne 2030 yol haritası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/egreti-dengeler-ve-ertelenen-iradeler-79962</guid>
            <pubDate>Mon, 25 May 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eğreti dengeler ve ertelenen iradeler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünya ekonomisi tuhaf bir süreçten geçiyor. Petrol, doğal gaz ve gübre gibi hayati maddelerin pazarlarla bu kadar uzun süre buluşamaması, normal şartlarda kriz beklentisini tırmandırır. Gelgelelim, geçmişte biriktirilen rezervlerin devreye sokulması sorunları öteliyor.</p>
<p>Madalyonun diğer yüzünde, bu risklere meydan okuyan, dizginlenemez bir yapay zekâ çılgınlığı var. ABD’nin teknoloji devlerinin yalnızca bu yılki sermaye harcamaları bir trilyon dolara yaklaşacak. Çinli ve Avrupalı aktörlerin yapacakları hamlelerle birlikte, küresel yatırım tutarı 1,5 trilyon doları bulabilir. Eşikteki büyük halka arzlar da fiyatlamaları şekillendiriyor. Borsa endeksleri zirve seviyelerde geziniyor. Merkez bankalarının sert faiz artırımlarına gitmeyeceğine yönelik inanç, yatırımcıları bu riskli oyunun içinde tutuyor.</p>
<p>Ancak geçmişteki finansal balonlar önemli dersler barındırıyor. Her spekülatif dalganın son evresi, gözleri kör eden bir coşku perdesiyle açılır. Tarihte ne iş yaptığı bilinmeyen hayali yapılara sermaye akıtıldı. Bugün de ticari geri dönüşü henüz belirsiz olan yapay zekâ girişimleri milyar dolarlık değerlemelerle borsaya adım atıyor. Önümüzdeki dönemde gerçekleşecek OpenAI, Anthropic ve SpaceX gibi şirketlerin halka arzları bu çılgınlığın son perdesi olabilir. Yatırımcılar ufuktaki tehlikeyi net bir şekilde görseler de kazançların cazibesine yenik düşüyorlar. Kısacası küresel finans sahnesinde bugün, eğreti dengeler ve ertelenen iradeler rol oynuyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/egreti-dengeler-ve-ertelenen-iradeler-79962</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eğreti dengeler ve ertelenen iradeler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasalar-barisi-satin-almaya-hazir-79961</guid>
            <pubDate>Mon, 25 May 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasalar barışı satın almaya hazır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Barışın tesis edilmesi, petrol fiyatlarındaki gerileme ve dezenflasyon sürecinin yeniden tesisi ile getirilerdeki yükselişin yaklaşık yarısının önümüzdeki bir kaç ayda geri gelmesini bekliyoruz. Ancak savaş öncesi seviyelere geri dönmemiz 3-4 çeyrek sürer. </strong></p>
<p>ABD Başkanı Trump’ın  barış için ön koşullar üzerinde anlaşma yapmaya yakınız açıklaması üzerine haftaya pozitif bir havada başlıyoruz. Enerji piyasası Hürmüz Boğazı’nda çatışmalar sırasında gördüğü tepe noktasına göre 10 dolar gerileme ile barış ümidini kısmen satın aldı. Ama daha düşecek çok yeri var. </p>
<p>Son açıklamalar, “zenginleştirilmiş uranyum, Hürmüz’ün kontrolü, yaptırımların kaldırılması” gibi temel konularda  ABD ve İran arasında anlaşmazlık olduğunu gösteriyordu. Bu konularda mutabakat sağlandı mı, yoksa sorunlar ötelendi mi? Bu soruların cevabını henüz  bilmiyoruz. </p>
<p>Bildiğimiz tek şey, Başkan Trump’ın kısa sürede Hürmüz Boğazı’nı açmak zorunda olduğu. Cumhuriyetçilere halk desteği savaş nedeniyle çok zayıfladı. Pompa fiyatlarındaki artış ve ekonomideki yavaşlama  kamuoyunun üçte ikisini savaş karşıtı yaptı. </p>
<p><strong>Trump, İran ile anlaşıp Hürmüz </strong><strong>Boğazı’nı açmak zorunda</strong></p>
<p>Yeni Fed Başkanı Warsh’ın enerji şokunun ikincil etkilerini görmeden  faiz indirme ihtimali düşük. Fed vadelileri 2026 Aralık veya 2027 Ocak toplantısında 25 baz puan faiz artışı fiyatlamaya başladı. Dolayısıyla süvarilerin ekonominin yardımına gelme şansları yok. </p>
<p>Hürmüz Boğazı’nın açılmadığı bir senaryoda Cumhuriyetçiler Senato ve Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu kaybedebilir. Topal ördek konumuna düşmek istemeyecek Başkan Trump bir an evvel İran ile anlaşma yapıp, Hürmüz Boğazı’nı açmak zorunda. </p>
<p>Kısa vadede piyasaların yönünü belirleyecek temel konu Hürmüz’ün açılıp açılmayacağı. Enerji  piyasasında mevcut fiyatlamalar kısa vade için 30-35 dolar, orta-uzun vade için 20-25 dolar jeopolitik risk primi içeriyor. Hürmüz’den akışın  güvenli bir şekilde başladığı senaryoda fiyatların ilk aşamada kısa vadeli kontratlarda 10-15 dolar, orta-uzun vade için 5-10 dolar gerilemesini bekleriz. </p>
<p>Hürmüz’ün açılmasının enerji dışı piyasalarda etkisi ne olur? Ortadoğu şokunu sert fiyatlayan tahvil piyasaları muhtemelen iyimser havadan en çok yararlanacak varlık grubu olur. Uzun vadeli ABD, İngiltere, Japonya 30 yıllık tahvil getirileri savaş döneminde 50 -70 baz puan yükseliş ile en çok değer kaybeden varlıklar. Olası barış senaryosunda en sert fiyatlamayı bu varlık grubunda görürüz. </p>
<p>Savaşı umursamadan yeni zirve yapan hisse senedi piyasaları barış haberine daha az tepki verir. Yükselişte başrolü oynayan yapay zeka teması savaştan bağımsız yatırımcıların ilk tercihi olmaya devam eder. Jeopolitik risk ve ekonomide yavaşlama endişesiyle  sert değer kaybeden dayanıklı tüketim malları, gayrimenkul, havacılık, otomotiv gibi döngüsel sektörler tepki alışı ile toparlanır.  Enerji, petrokimya gibi savaş döneminden yararlanan sektörler bu süreçte negatif ayrışır. </p>
<p>Türkiye varlıklarında savaşı en sert fiyatlayan varlık grubu devlet iç borçlanma senetleri. Ortadoğu şoku ve enflasyondaki yükseliş ile gösterge tahvil getirisinde  800 baz puan, 10 yıllık tahvil getirisinde 600 baz puan yükseliş görüldü. Mutlak butlan kararı, hiç şüphesiz, bu sürece katkıda bulundu.  </p>
<p><strong>Borsa İstanbul’da ‘K Tipi’ </strong><strong>ayrışma ile yeni zirve</strong></p>
<p>Barışın tesis edilmesi, petrol fiyatlarındaki gerileme ve dezenflasyon sürecinin yeniden tesisi ile getirilerdeki yükselişin yaklaşık yarısının önümüzdeki bir kaç ayda geri gelmesini bekliyoruz. Ancak savaş öncesi seviyelere geri dönmemiz 3-4 çeyrek sürer. </p>
<p>Borsa İstanbul savaş döneminde “K tipi” bir ayrışma ile yeni zirve yaptı. Enerji, petrokimya, savunma yeni zirveye ulaşılmasında etkili olan sektörlerdi. Banka, gayrimenkul, havacılık, otomotiv  gibi döngüsel sektörler negatif ayrıştı. </p>
<p>Barış olursa geçtiğimiz üç ayın tam tersini yaşarız. Enerji, petrokimya, savunma değer kaybederken, banka, gayrimenkul, havacılık, otomotiv gibi jeopolitik riskin sönümlenmesinden, dezenflasyon sürecinin ve faiz indirim döngüsünün yeniden başlamasından yararlanacak sektörler pozitif ayrışır. Kısa vadeli negatif tepki hareketi  sonrası yenilenebilir enerji ve savunma orta-uzun vadeli tema olarak yatırımcıların radarında yer almaya devam eder.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasalar-barisi-satin-almaya-hazir-79961</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Piyasalar barışı satın almaya hazır ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracati-kurban-etmeyelim-79960</guid>
            <pubDate>Mon, 25 May 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracatı kurban etmeyelim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yakın geçmişte savunma sanayimizin yaptığı atılım ile ihracat tarafında hayranlık uyandıracak gelişmeler yaşanıyor. Fakat kurulu kapasitenin, istihdamın ve ihracatın büyük bölümünü oluşturan sektörlerimizdeki durum pek de öyle değil.</strong></p>
<p>“Türkiye ekonomisinin en önemli sorunları nelerdir?” sorusuna toplumumuzun farklı kesimlerinden gelecek cevaplar muhtemelen şunlar olurdu:</p>
<p>- Hayat pahalılığı</p>
<p>- Faizlerin yüksekliği</p>
<p>- Yüksek enflasyon</p>
<p>- Üretim maliyetlerinin yüksekliği</p>
<p><strong>Cari denge hızla bozuluyor</strong></p>
<p>Bir de vatandaşın doğrudan hissetmediği ama arka planda ilerlemekte olan daha teknik sorunlar var. Mesela, cari denge henüz kritik noktalardan uzak olsa da, son aylarda hızla bozuluyor. Savunma, elektronik ve otomotiv dışındaki sektörlerin büyük kısmında faaliyet koşullarındaki bozulma, firmaların hem iç piyasada hem ihracatta zorlamalarına neden oluyor. Üretim maliyetleri son birkaç yılda hızla arttığı için, yurtiçinde ithal mallara rağbet yükselirken, ihracatta pazar kayıpları yaşanıyor.</p>
<p>Bazıları, “Hangi pazar kaybından bahsediyoruz; ihracat her ay yeni rekorlar kırıyor!” diyerek karşı çıkabilir. Açıklamaya çalışayım…</p>
<p>Bir malın satış tutarı, birim fiyatı ile satılan mal miktarının çarpımıdır. Örneğin, tanesi 100 dolar olan ürününüzden 500 adet ihraç ediyorsanız, 50 bin dolar ihracat geliriniz olur. Son dönemde bizde olduğu gibi üretim maliyetleriniz artar fakat döviz kuru benzer oranda yükselmezse, tampon görevi yapacak düzeyde kârlılığınız da yoksa, malınızın fiyatını yukarı çekmek zorunda kalırsınız. Önceki yıl 100 dolara sattığınız malın fiyatını istemeyerek de olsa, 120 dolara çıkarırsanız, alıcılarınızın bir kısmı sizin ürünleriniz yerine başka tedarikçilere yönelir. Ancak bu müşteri kaybı bir anda olmaz, zamanla sizin yerinizi alacak diğer üreticilere rağbet artar. Diyelim ki; satışlarınız 500 adetten 450 adede gerilesin. Bu durumda satış geliriniz (120x450) 54 bin dolar olur. Yeni satış verinizi iki türlü yorumlayabilirsiniz. Ya “50 binden, 54 bin dolara çıktık, iyi gidiyoruz” dersiniz, ya da “Cirom arttı ama sattığım mal adedi yüzde 10 düştü. Müşteri kaybediyorum, acilen bir şey yapmak gerekiyor”</p>
<p>Şimdi örnekten çıkıp, Türkiye’nin gerçek ihracat verilerine bakalım. Türkiye'nin ihracat birim fiyatları neredeyse iki yıldır kesintisiz yükseliyor. Nisan 2024’te ihracat birim değer endeksi 114 iken, Mart 2026’da 130,5 oldu. Artış yüzde 14,5.</p>
<p>İhraç ettiğiniz malların fiyatları, kalite, tasarım, marka, teknoloji içeriği gibi katma değeri artıran faktörlerle yükseliyorsa, bu tercih edilen bir durumdur. Nitekim yıllardan beri dile getirilen “ihracat fiyatlarımızın artması gerekiyor” savının arka planında bu düşünce var.</p>
<p>Fakat ihracat fiyatlarınız bu nedenlerle değil de, üretim maliyetlerindeki yükselişten kaynaklanıyorsa, bu küresel pazarda güç kaybettiğiniz anlamına gelir. Yakın geçmişte savunma sanayimizin yaptığı atılım ile ihracat tarafında hayranlık uyandıracak gelişmeler yaşanıyor. Fakat kurulu kapasitenin, istihdamın ve ihracatın büyük bölümünü oluşturan sektörlerimizdeki durum pek de öyle değil. İşte bu yüzden İhraç edilen mal miktarı geriliyor, yurtiçinde nispeten ucuzlayan ithal mallara yönelim artıyor.</p>
<p>2000’li yıllarda güzel bir artış yakalayan toplam ihracat miktarı, 2021-2024 döneminde yatay seyrettikten sonra, Ağustos 2025'ten bu yana sürekli geriliyor. Maalesef bu kan kaybı 2026’nın ilk üç ayında biraz daha şiddetlendi. Ocak-mart döneminde ihracat miktar endeksi önceki yılın yüzde 14 gerisinde.</p>
<p><strong>Müşterilerimiz, sürekli </strong><strong>pahalılaşan ürünleri tolere etmez</strong></p>
<p>Yani pek çok sektör daha fazla mal sattığı için değil, sattığı malı daha pahalıya sattığı (satmak zorunda kaldığı) için toplam ihracat değeri yüksek görünüyor.</p>
<p>Asıl tehlike de tam burada başlıyor. Dünya genelindeki müşterilerimiz sürekli pahalılaşan ürünleri tolere etmez. Alıcılar, bir noktadan sonra daha uygun fiyatla sunan alternatif ülkelere yönelir. Türk mallarının özellikle emek yoğun ve düşük-orta teknolojili sektörlerde rakip ülkelere göre pahalı kalması, siparişlerin başka pazarlara kaymasına neden oluyor.</p>
<p>Türkiye’nin sanayide yeniden nefes alabilmesi için yalnızca daha çok üretmesi değil, rekabetçi maliyetlerle üretmesi gerekiyor. Aksi halde, yarın miktarda daha sert düşüşlerle, kalıcı pazar kayıpları yaşanabilir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracati-kurban-etmeyelim-79960</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracatı kurban etmeyelim ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2016dan-beri-siyaset-genclerle-ilgilenmiyor-79959</guid>
            <pubDate>Mon, 25 May 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2016’dan beri siyaset gençlerle ilgilenmiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Erken seçim düşünenlerin akılda tutması gereken iki husus var sanırım: Biri, gençlerin mutsuz ve umutsuz olduğu. Diğeri, ilk seçimde ağırlıkla genç seçmenlerin oyunun belirleyici olacağı.</strong></p>
<p>Siyasetin kendi içine kapandığı bir dönemdeyiz yine. Ne demek kendi içine kapanmak? Kendi derdine odaklanmak demek. Dert belli: Siyasetçinin kariyer planı. Cumhurbaşkanından ilçe başkanına mesele hep aynı. 2016’dan beri işin kolayını da buldular. Siyaset, olmayanı olmuş gibi gösterip itişmeye dayalı bir tür vodvile döndü. Milletle bağı iyice koptu.</p>
<p>Bir de buna bizim burada başkanlık sistemi adı verilen “bütün kağıtları ben imzalayayım düzenlemesi” ile bakanlıklarda müsteşarlıkları kapatıp memleketin politika tasarım kabiliyetini iptal ettiğimizi ekleyin. Siyasetin milletin derdine çare tasarlama yolu da böylece kapatılmış oldu.</p>
<p><strong>Bilgi Üniversitesi kararı geçen </strong><strong>haftanın bir numaralı abukluğuydu</strong></p>
<p>Yoksa “Bilgi Üniversitesi’ni bugün itibariyle kapattım. Oldu, bitti” diye daha dönem bitmeden, öğrenciler derslere devam eder, sınavlara girerken gençlere yıl kaybettirecek abuk bir karar çıkabilir miydi? Hayır, çıkmazdı. Siyasetin gençlerin derdinden kopukluğunu bundan daha iyi göstermek mümkün olamazdı.</p>
<p>Geçen haftanın bir numaralı abukluğu Bilgi Üniversitesi kararıydı doğrusu. Memleketin kurumsal kapasite erozyonunun ulaştığı aşamanın nişanesiydi. CHP ile ilgili karar, yine de bir mahkeme kararı kisvesindeydi. Ama Bilgi Üniversitesi’ndeki karışıklık bir idari karar, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiydi. Doğrudan idarenin kurumsal kapasitesini bir kez daha yakından görmüş olduk.</p>
<p><strong>Meclis’in, Başkanlık sistemi </strong><strong>içinde bir ağırlığı yok</strong></p>
<p>Eskiden Meclis’teki milletvekilleri siyaset ile seçmen arasındaki bağı kuruyordu. Hataları düzeltmek daha kolaydı. Şimdi Başkanlık düzenlemesi ile Meclis’in ya da vekillerin sistem içinde bir ağırlığı yok. Bakanların, bürokratların ciddiye almadığı vekillerin doğal olarak bir işlevi de yok.</p>
<p>Eskiden siyaset ile seçmen arasındaki bağlantıyı kurmak için iletişime geçilebilecek 600 vekil vardı seçmen açısından. Şimdi seçmenin işini halletmek için tek bir kişiye erişmesi gerekiyor. Ört ki ölem.</p>
<p><strong>Yandaki grafikte</strong> 18-24 ile 25-34 yaş grubu gençlerin genel mutluluk ve umut düzeylerini takip etmek mümkün. Veri TÜİK istatistiklerinden. İlk bakışta üç sonuç çıkartabilmek mümkün aslında.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a13d286a1826-1779683974.jpg" alt="" width="800" height="388" />Birincisi, toplum genelinde ve gençlerde genel mutluluk ve umut düzeylerinin en düşük seyrettiği dönemdeyiz son 20 yıl açısından bakarsanız. Mutluluk ve umudun taban yaptığı bir dönem bu. Erken seçim düşünenlerin akılda tutması gereken iki husus var sanırım: Biri, gençlerin mutsuz ve umutsuz olduğu. Diğeri, ilk seçimde ağırlıkla genç seçmenlerin oyunun belirleyici olacağı.</p>
<p>İkincisi, gençlerin mutluluk düzeyleri ve umutları özellikle 2016’dan beri geriliyor. Nedir? 2016’dan beri siyaset kendi içine kapanıp, yalnızca kendi derdine odaklanınca kimse milletin ve özellikle de gençlerin dertleriyle ilgilenmiyor. Bu da mutsuzluğu ve umutsuzluğu körüklüyor.</p>
<p><strong>Siyaset kendi içine kapanırken </strong><strong>gençlerin derdi bitmiyor</strong></p>
<p>Üçüncüsü, siyasetin gençleri iten ihtiyarlar arası bir koltuk kapmaca oyununa dönüşmesi de gençlerin mutsuzluğu ve umutsuzluğunu yalnızca derinleştiriyor. Şimdi halimize bakın mesela. AKP ve CHP genel başkanlarının yaş ortalaması 62’den 74’e çıkar mı diye takip ediyoruz milletçe bu aralar. Ortanca yaş ise 34,9 civarına ancak yükseldi bu arada 2025 yılında. 2020’de ortanca yaş 32,7 idi.</p>
<p>Siyaset kendi içine kapanırken gençlerin derdi bitmiyor. <strong>Yandaki grafik</strong>, 2008-2024 yılları arasında, Türkiye’de 22-29 yaş grubu gençlerin ne kadarının yüksek öğrenim mezunu olduğunu gösteriyor. 2008 yılında 22-29 yaş grubundaki gençlerin yalnızca yüzde 9’u yüksek öğretim mezunuymuş. Bu oran 2016’da yüzde 32’ye yükseliyor. 2024 itibariyle ise yüzde 40 oluyor.</p>
<p>Bu ne demek? Yüksek öğretim mezunu olan bir gencin hayattan beklentileri, yüksek öğretim mezunu olmayan bir gence kıyasla artıyor. Beklentiler artarken beklentilere erişim imkanının nasıl artacağını ise siyasetin düşünmesi gerekiyor.</p>
<p>2008’den 2024’e 22-29 yaş grubunda yükseköğretim mezunlarının oranı dört kat artarak yüzde 40’a ulaşıyor. Doğal olarak, beklentileri artıyor. Ama kimse gençlerin dertleriyle dertlenmediği, bu artan beklentilerin nasıl karşılanacağına ilişkin bir beş dakika düşünmediği için gençler mutsuz ve giderek umutsuz oluyor. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a13d2bc269bf-1779684028.jpg" alt="" width="800" height="384" /></p>
<p>Siyaset kendi içine kapandığı için kimsesiz ve ilgisiz kalan bu yüksek öğretim mezunu gençler bakın sonra ne oluyor? Üniversite bitiren her 10 gençten 3’ü istihdam dışında kalıyor. Yüksek öğretim mezunu olup beklentilerini artırdığımız gençlerin yüzde 30’u işsiz kalıyor.</p>
<p>Şimdi diyeceksiniz ki, “iyi işte yüzde 70’i bir işte çalışıyor.” Doğru. Ancak bunların yüzde 43’ü üniversitede eğitimini aldıkları alanın dışında bir işte çalışıyorlar. Kalan yüzde 57’si kendi alanlarında çalışıyorlar.</p>
<p>Üniversiteden mezun olan her 10 genç diye söylersem bunlardan yalnızca 4’ü eğitimini aldıkları alanda çalışma fırsatı buluyorlar. Sayıları artıyor, beklentileri yükseliyor ama yalnızca yüzde 40’ı kendi alanlarında çalışıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a13d2e818665-1779684072.jpg" alt="" width="800" height="360" />Peki, nedir Türkiye’nin problemi? Dünyada ülkeler ikiye ayrılıyor bana sorarsanız. Birincisi, kural hakimiyetinin esas olduğu, geleceğin öngörülebilir olduğu ülkeler. Geleceğe yönelik hadiselere bir olasılık dağılımı atfedebiliyorsunuz normal ülkelerde.  İkincisi ise her an her şeyin olabileceği, kuralların bir gecede keyfi bir biçimde değiştirilebildiği ülkeler. Bu tür ülkelerde geleceğe yönelik hadiselere bir olasılık dağılımı atfedebilmek mümkün değil. Türkiye, ikinci grupta yer alıyor.</p>
<p>Türkiye’nin ikinci grupta yer aldığını, bugünlerde en çok Bilgi Üniversitesi öğrencileri, öğretim üyeleri ve çalışanları hissediyordur sanırım. Ama hepimiz aynı gemideyiz. İktidar elitlerinin bu gece ne yapacağını hiçbirimiz bilmiyoruz.</p>
<p>2016’da da Ankara’nın üzerinde savaş uçakları uçarken aynı belirsizlik duygusunu hissetmiş ve yıllar önce Amman’da bir taksi şoförünün söyledikleri aklıma gelmişti. Geçen hafta CHP ve Bilgi Üniversitesi haberleri arasında aynı konuşma yine aklıma geldi doğrusu.</p>
<p>Amman’da kaldığım otelden havaalanına gitmek için bir taksiye binmiştim. Şoförle sohbet ediyorduk. “Amman çölün mücevheridir” demişti bana. Sonra bir an durmuş ve sesinde bir karasızlıkla “Gerçi” diye eklemişti, “Bir süre önce Şam da öyleydi.” (Şam o sıra savaş alanıydı, iç savaş nedeniyle. Özellikle Şam kırsalı.)</p>
<p>O vakit, Ortadoğu’da yaşamanın nasıl bir şey olduğunu ilk kez düşündüğümü hatırlıyorum. Akıllarda hep bir geçicilik, “her an her şey değişebilir” duygusu oluyor. Taksi şoförü Amerika’dan Ürdün’e geri dönmüştü. Ama şimdi kafasında bir “acaba yanlış mı yaptım” sorusu vardı.</p>
<p>Ortadoğu’nun mesafe almasını engelleyen meselelerden birinin ben bu “her an her şey değişebilir” algısı olduğunu düşünüyorum. Ülkenin kurumsal altyapısı ne kadar zayıfsa her an her şey değişebilir duygusu o kadar güçlü oluyor. Her an her şey değişebilir algısı ne kadar kuvvetliyse o ülkede istikrar olmuyor. İstikrar yoksa yatırım da olmuyor.</p>
<p>Siyasetçi kendi kariyer planına odaklanıyor.</p>
<p>Millet derdine yanıyor.</p>
<p>Gençlerin gözü dışarıda oluyor.</p>
<p>İşte size Türkiye.</p>
<p>Toparlamak mümkün mü? Evet.</p>
<p>Türkiye’nin en önemli varlığı, yedi iklimde, zor şartlar altında faaliyet gösterebilen becerikli Türk şirketleridir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2016dan-beri-siyaset-genclerle-ilgilenmiyor-79959</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/9/1280x720/46u-1779684101.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2016’dan beri siyaset gençlerle ilgilenmiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iran-icin-gazze-modeli-tahran-rejimi-bolge-ulkelerine-emanet-79958</guid>
            <pubDate>Mon, 25 May 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> İran için &#039;Gazze modeli&#039;; Tahran rejimi bölge ülkelerine emanet</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İran’daki mevcut Molla rejimini deviremeyeceğini anlayan Trump, orta yolu, belirli tavizler karşılığında Tahran’ı Ortadoğu’daki mevcut sisteme yeniden entegre etmeye çalışmak olarak bulmuş görünüyor. Bu entegrasyon sürecinin sorumluluğunu ise büyük ölçüde, aralarında Türkiye’nin de olduğu, bölge ülkelerine bırakıyor.</strong></p>
<p>İran’da savaş -neredeyse- bitiyor;</p>
<p>Pakistan ve bölge ülkelerinin desteğiyle hazırlanan barış metni, hem Washington’ın hem de Tahran’ın onayını almış görünüyor. Tahran’daki Molla rejimi değişmeden İran ile herhangi bir barışa karşı çıkan savaşın üçüncü tarafı İsrail ise sessiz. Ancak işaretler, ABD Başkanı Trump’ın baskısıyla İsrail Başbakanı Netanyahu’nun da “ikna edileceğini” gösteriyor.</p>
<p>Sızan mutabakat taslağına göre;</p>
<p>- İran Hürmüz Boğazı’nı yeniden açacak ve mayınları temizleyecek,</p>
<p>-  Yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stokları konusunda müzakereye oturacak,</p>
<p>- Nükleer silah üretmeme taahhüdü verecek,</p>
<p>- Buna karşılık ABD de İran’a yönelik bazı yaptırımları gevşetecek, özellikle halen bloke edilmiş durumdaki ülke dışındaki İran malvarlıklarını geri verecek,</p>
<p>- İran’ın petrol satışına alan açacak.</p>
<p>Kâğıt üzerinde bakıldığında bu tablo, küresel ekonomi açısından rahatlatıcı görünüyor. Petrol fiyatlarının düşmesi, sigorta maliyetlerinin azalması ve enerji arz zincirinin yeniden normalleşmesi dünya piyasaları açısından ciddi bir nefes anlamına geliyor.</p>
<p>Ancak bu barış anlaşmasının altında, özellikle bölge ülkeleri açısından çok daha ağır bir sorumluluk bulunuyor; ABD Başkanı Trump bu anlaşma ile savaşı bitirmiyor, aksine “maliyeti” Ortadoğu ülkelerine dağıtıyor.</p>
<p>Ortaya çıkan tablo barış anlaşmasından çok, “kontrollü gerilim yönetimi” gibi duruyor. İran’daki mevcut Molla rejimini deviremeyeceğini anlayan Trump, orta yolu, belirli tavizler karşılığında Tahran’ı Ortadoğu’daki mevcut sisteme yeniden entegre etmeye çalışmak olarak bulmuş görünüyor. Bu entegrasyon sürecinin sorumluluğunu ise büyük ölçüde, aralarında Türkiye’nin de olduğu, bölge ülkelerine bırakıyor.  Washington yönetimi bu anlaşmayla, bölgesel güvenlik yükünü giderek Ortadoğu ülkelerine, İran’ın komşularına devrediyor.</p>
<p><strong>İbrahim Anlaşmaları yerine </strong><strong>“Gazze modeli” devrede</strong></p>
<p>İran’ın sisteme entegrasyonu konusundaki yeni model, Trump’ın daha önce kullandığı “Gazze modelini” andırıyor. Trump daha önce Gazze’de yaptığının benzerini yapıp, ABD’nin Ortadoğu’daki askeri angajmanını azaltıyor, maliyeti bölge ülkelerine bırakarak, ortaya çıkan yeni dengeyi ise “istikrar” olarak pazarlıyor.</p>
<p>Trump’ın ilk başkanlık döneminde denediği, Ortadoğu’da İsrail merkezli bir güvenlik ekseni kurmaktı. Bunun için İbrahim Anlaşmaları aracılığıyla Arap dünyası bölündü. Arap ülkelerinden bir kısmı İsrail’le “ortak ittifak” kuracak kadar yakınlaştırıldı. Ancak bu süreç, büyük ölçüde İran ve vekil güçlerinin etkisiyle yürümeyince, ABD çareyi İsrail’le birlikte İran’a saldırarak rejimi değiştirmekte gördü. İran’ın buna yönelik verdiği karşılık bölgedeki İsrail-ABD yanlısı Arap ülkelerini vurmak ve Hürmüz Boğazı’nı kapatmak oldu.</p>
<p>Sonuçta İran, ABD-İsrail saldırılarından büyük zarar ve yıkım görse de, taktiği işe yaradı. Tahran rejimini değiştiremeyeceğini gören Trump yönetimi - ABD’de yaklaşan kasım ara seçiminin de baskısıyla- devreye daha önce işlemiş olan “Gazze modelini” aldı.</p>
<p>Trump’ın İran anlaşmasından hemen önce aralarında Türkiye’nin de olduğu bölge ülkelerinin liderleri ile telekonferans görüşmesi, ardından yaptığı sosyal medya paylaşımlarında da toplantıya katılan ülke liderlerini tek tek sayması bir anlamda “tarihe not düşmeyi” amaçlıyor gibi; Gazze meselesinde Trump ile birlikte masaya oturtulup, bir nevi “garantör” yapılan bölge ülkeleri, şimdi de telekonferans aracılığıyla İran konusunda “garantör” haline getirilmiş görünüyor. İran artık ABD’nin - ya da İsrail’in değil- tüm bölgenin sorunu olmuş durumda.</p>
<p>Bu açıdan bakınca da Trump’ın yürüttüğü süreç bir barış anlaşmasından çok yeni bir bölgesel yük paylaşımı modeline benziyor; Tıpkı Gazze’de olduğu gibi.</p>
<p><strong>Barış anlaşmasının kırılganlığı</strong></p>
<p>Uluslararası medyaya sızan barış anlaşmasında pek çok kırılgan unsur da var.</p>
<p>Bunlardan en kritik olanı, mutabakatın İsrail-Hizbullah hattında da fiili ateşkesi öngörüyor olması. İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Trump ile yaptığı görüşmede özellikle bu başlığa itiraz ettiği İsrail basını tarafından çokça yazılıp çizildi. Tel Aviv’deki güvenlik çevreleri İran’a ekonomik nefes verilmesinin orta vadede Hizbullah dahil tüm vekil ağlarını yeniden canlandıracağı görüşünde.</p>
<p>Ancak önceliği küresel enerji piyasalarının istikrarı, petrol fiyatlarının kontrolü ve Amerikan ekonomisinin seçim sürecine düşük maliyetle girmesi olan Trump yönetimi - şimdilik- Netanyahu ve ekibinin itirazlarını duymazdan geliyor. ABD yönetiminden gelen “Netanyahu’nun sonbaharda İsrail’de yapılacak seçimlere yönelik iç politik hesapları var ama Trump küresel ekonomiyi düşünmek zorunda” mesajı da aslında bu ayrışmanın açık ifadesi.</p>
<p>Anlaşmadaki bir başka kırılganlık ise metindeki muğlak ifadelerin Tahran ve Washington tarafından farklı farklı okunuyor olması. Bu durum özellikle zamana yayılan İran’ın nükleer programına ilişkin müzakerelerde ortaya çıkacak gibi duruyor. Yine Hürmüz Boğazı’nın yeniden trafiğe açılmasına ilişkin ayrıntılar ve İran’a yönelik yaptırımların ne kadar/nasıl kaldırılacağı konusu da muğlak uzlaşmada “açık bırakılan” meseleler. İlerde bunlar üzerinde yeniden gerilim çıkma ihtimali büyük.</p>
<p><strong>Pakistan’ın kritik rolü</strong></p>
<p>İran anlaşmasında Pakistan’ın oynadığı kritik rolün de ABD’nin küresel hesaplarıyla uyumlu olduğunu söylemek mümkün;</p>
<p>Nükleer silah kapasitesine sahip tek Müslüman ülke olan Pakistan, Çin-Tahran hattı üzerinde yer alıyor.</p>
<p>Pakistan’a verilen stratejik arabulucu rolü, sadece kolu kanadı -şimdilik- kırılmış olan İran yönetiminin küresel çekişmede Ortadoğu’daki mevcut sisteme dahil edilmesini değil, İslamabad’ın da Batı cephesine entegre edilmesini içeriyor. Dolaylı olarak Çin’in bir nefes borusu daha kapatılmaya çalışılmakta bu mimari ile.</p>
<p>Yeni anlaşmanın ortaya çıkardığı sonuç ise, henüz hiçbir şeyin kesinleşmiş olmaması;</p>
<p>İran dosyasında son dakika kırılmaları her zaman mümkün. Ancak mevcut uzlaşma artık Ortadoğu’da doğrudan savaş yükü taşımak istemeyen ABD’nin işine gelir nitelikte.</p>
<p><strong>Ankara’nın ikilemi: Trump </strong><strong>ile mi, Trump’sız mı?</strong></p>
<p>Türkiye, daha önce Gazze’de Hamas’ın olduğu gibi, şimdi de Tahran’ın “zapt-ı rapt” altına alınmasında fiilen “garantör” haline geliyor varılan İran anlaşması ile.</p>
<p>Bu, Türk kamuoyunda yükselen Amerikan-İsrail karşıtı tavır düşünüldüğünde Ankara’daki mevcut hükümet açısından taşıması oldukça ağır bir yük. Ancak ABD Başkanı Trump, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın girdiği bu yükün ya pek farkında değil, ya da hiç aldırmıyor gibi.</p>
<p>Trump’ın önce atıp, sonra sildiği, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisine yönelik sözlerine atıf yaptığı sosyal medya paylaşımı, sadece AK Parti seçmenleri değil, Türkiye’deki tüm seçmenler açısından oldukça ağır. Trump sildiği sosyal medya paylaşımında Erdoğan’ın kendisine hitaben aynen şöyle söylediğini ima etti;</p>
<p>“Cumhurbaşkanı Erdoğan’a teşekkürler. “Başkan Trump, dünyanın asırlardır beklediği lider. Sadece güçten bahsetmiyor, o gücün bizzat kendisi...”</p>
<p>Tweet’in daha sonra silinmiş olması, Amerikalılara böylesine bir paylaşımın Türkiye iç siyaseti açısından tehlikelerinin yoğun bir telefon trafiği ile anlatılmış olduğunu düşündürüyor. Üstelik Amerikan Başkanı’nın bu paylaşımı tam da Türkiye’deki ana muhalefet partisinin üst yönetiminin yargı kararlarıyla değiştirildiği bir ortamda gelmesi ayrıca anlamlı elbette.</p>
<p>Ancak ister gaf, ister Amerikan yönetiminin stratejik hesaplamaları sonucu olsun, ABD Başkanı’nın bu paylaşımının AK Parti hükümetinin dış politikadaki “denge politikası” imajına büyük zarar verdiği açık.</p>
<p>Silinmiş de olsa paylaşımın Moskova’da, Pekin’de, Avrupa ülkelerinin tümünde, hatta ABD’deki Demokrat Parti çevrelerinde dikkatle not edildiğini tahmin etmek güç değil...</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iran-icin-gazze-modeli-tahran-rejimi-bolge-ulkelerine-emanet-79958</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/8/1280x720/iran-harita-1779689007.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İran için &#039;Gazze modeli&#039;; Tahran rejimi bölge ülkelerine emanet ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/en-arka-kompartimanda-yolculuk-nereye-79957</guid>
            <pubDate>Mon, 25 May 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> En arka kompartımanda yolculuk nereye?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ben bu cennet vatanı, el birliğiyle nasıl cinnet vatan haline getirdiğimizin cevabını bulamadım. “Ben buldum”  diyen varsa beri gelsin, çekinmesin söylesin. Bildiğim şudur ki Türkiye, birinci sınıf mevki yolcusudur hep.</strong></p>
<p>Trene biniyoruz <strong>en pahalı biletle en arka kompartımanda</strong> yolculuk yapıyoruz. Kapıya en yakın yerde oturtuluyoruz. Paramızın olmasının bir anlamı olmuyor. Çünkü <strong>trenin yolcusu</strong> olarak görülmüyoruz. Giderek kamplaşan dünyada iddiamız “<strong>dünya lideri</strong>” olmak ancak dünyanın bundan haberi var mı?</p>
<p>Bugün <strong>carry trade </strong>ile gelişmekte olan ülkeler arasında <strong>en yüksek faizi</strong> ödemesine rağmen ülkemizin <strong>yabancı sermaye</strong> çekememesinin, <strong>Avrupa Birliği</strong> görüşmelerinin durdurulmasının, öz sermayeleri <strong>üçte bir fiyatına</strong> gerilemesine rağmen bankaların borsada bile alıcı bulamaması <strong>ilginç geliyor bana.</strong></p>
<p><strong>BENİM İÇİM SIKILIYOR, SİZİN SIKILMIYOR MU?</strong></p>
<p>Peki, bunca krizin içerisinde neden bu kadar <strong>yüksek maliyet</strong> ödüyoruz? <strong>Gıda enflasyonunda</strong> dünya şampiyonu olmanın mantığı nedir? <strong>Yenimiz mi dar yoksa yerimiz mi</strong>? Mercimeği öğrettiğimiz <strong>Kanada</strong>’dan mercimek ithal edecek kadar tarımı batırdık<strong>, kendi hazinemizin dilencisi </strong>yapılıverdik.</p>
<p>Hiç birimiz <strong>göremiyor muyuz</strong> var olan sorunları? Yoksa <strong>kendimiz konuşup kendimiz mi dinliyoruz</strong>? Senin <strong>en arka kompartımana talip olman </strong>da tren yolcusu olman için yeterli değil artık. <strong>O koltuk boş </strong>gidiyor… <strong>Yer yok</strong> da denilebiliyor. Paran olur, bilgin olur, varlığın olur… <strong>İtibarın olmazsa</strong> her şey boş…</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Uygarlık trenine dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Kredibiliten olmazsa?</em></strong></p>
<p><strong>Sözün senet yerine</strong> geçmezse arka koltukta dahi yolculuk yapmakta zorlanırsın. Oysa <strong>420 OSB’miz,</strong> yüzbinlerce şirketimiz ve <strong>üretken girişimcilerimiz</strong> var. Ancak <strong>ürettiğimizin hayrını göremiyoruz;</strong> ne yazık.</p>
<p><strong>Bu bir kader mi?</strong></p>
<p>Değil elbette. En pahalı biletle en arka kompartımanda yolculuk etmek; <strong>nasıl bir kader olabilir?</strong> Yoksa bir <strong>tercih midir</strong>? Veya <strong>uygarlık talebinden vazgeçip </strong>küresel yarışın taşrasına düşmeyi mi tercih ettik?</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>UYGARLIK TRENİ KALKIYOR, YARIN YOLCUSU KALMASIN</strong></p>
<p><strong>Özdemir Asaf</strong>; “Bir insan treni kaçırırsa başka bir tren gelir onu alır / Bir ulus treni kaçırırsa başka bir ulus gelir onu alır” der şiirinde… Aslında bu, kaçırılan küresel fırsatlar için de söylenebilir fakat gerçekte olan şudur: <strong>Tren kaçmıyor, sen ona geç biniyorsun</strong>. Bu yüzden ancak ikinci mevkidesin.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>UYGARLIK TRENİ LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Birinci mevki</strong>: Kural koyan, sistem geliştiren, teknoloji üreten, sözü dinlenen ülke yurttaşları</p>
<p><strong>İkinci mevki</strong>: Gelişme sürecinde, zenginleşen ancak insani gelişmişlik parametreleri düşükler</p>
<p><strong>Üçüncü mevki</strong>: Doğal kaynakları zengin ancak finansal kaynağı düşük, fakirleştirilmişler</p>
<p><strong>Dördüncü mevki</strong>: Uygarlık treninde böyle bir mevki yok. Zaten trenden atılıyorsun bu noktada</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/en-arka-kompartimanda-yolculuk-nereye-79957</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/yht.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ En arka kompartımanda yolculuk nereye? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hattusa-unescodaki-40inci-yilini-kutluyor-acik-atesle-gastronomi-listesini-gozluyor-79956</guid>
            <pubDate>Mon, 25 May 2026 07:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hattuşa, UNESCO’daki 40’ıncı yılını kutluyor, ‘Açık Ateş’le gastronomi listesini gözlüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ÇORUM </strong>Belediye Başkanı Dr. <strong>Halil İbrahim Aşgın, </strong>Çorum’un Gaziantep, Hatay ve Afyonkarahisar’ın ardından gastronomiyle <strong>“UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı”</strong>na girmesi için kolları sıvarken, Anadolu Halk Mutfağı Derneği kurucularından, araştırmacı, yazar <strong>Adnan Şahin</strong>’den danışmanlık alma yolunu seçti.</p>
<p>Tokatlı olan, Çorum’u, gastronomisini yakından bilen <strong>Adnan Şahin, </strong>gastronomisiyle dikkatleri çekmek için Çorum Belediyesi’ne bir <strong>“Açık Ateş Festivali” </strong>önerdi:</p>
<p>-          <strong>Çorum’u dünyaya tanıtmak için öncelikle Berlin Turizm Fuarı’na katılmanızda fayda var. Ayrıca Çorum’un pişirme tekniklerini vitrine çıkarmak üzere </strong>“Açık Ateş Festivali” <strong>düzenleyelim. Dünyadan ünlü şefleri getirip bu tekniği deneyimlemelerini sağlayalım.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a13d009bade9-1779683337.png" alt="" width="980" height="341" /></strong>Dr. <strong>Halil İbrahim Aşgın, Adnan Şahin</strong>’in önerilerini dikkate aldı. Çorum’u dünya turizm sektörünün buluştuğu Berlin Fuarı'nda bir anlamda vitrine çıkardı. Aynı zamanda <strong>“Açık Ateş Festivali” </strong>için de çalışmalar başlatıldı, tarih belirlendi:</p>
<ul>
<li><strong>Çorum Açık Ateş Festivali, 3-7 Haziran 2026…</strong></li>
</ul>
<p>Gastronomi yazarlığının yanı sıra bu konuda düzenlenen organizasyonlarda kurumlara iletişim danışmanlığı hizmeti de veren <strong>Zeynep Kakınç, </strong>10 gün önce Çorum Belediye Başkanı Dr. <strong>Halil İbrahim Aşgın</strong> imzalı davetiyeyi gönderdi:</p>
<ul>
<li><strong>Çorum’un Yeni Hikayesini Birlikte Konuşalım</strong></li>
</ul>
<p>Başkan <strong>Aşgın, </strong>davetiyede konuyu özetledi:</p>
<ul>
<li><strong>Bazı şehirler vardır, sahip oldukları zenginliğe rağmen hikayeleri yeterince anlatılamamıştır. Çorum da onlardan biri.</strong></li>
<li><strong>Oysa bu topraklar, köklü medeniyet mirası, üretim kültürü, paylaşım geleneği ve güçlü gastronomik hafızasıyla çok katmanlı bir hikaye anlatıyor.</strong></li>
<li><strong>Çorum’u sadece geçmişiyle değil, geleceğe taşıyacağı vizyonuyla yeniden konuşuyoruz. </strong>“UNESCO Gastronomi Şehri” <strong>adaylık sürecimiz de bu yaklaşımın önemli bir parçası.</strong></li>
<li><strong>Üreten ve dönüşen Çorum’un yeni hikayesini paylaşmak, birlikte konuşmak istiyoruz.</strong></li>
</ul>
<p>Çorum Belediye Başkanı <strong>Aşgın</strong>’la <strong>Adnan Şahin</strong>’in eşi <strong>Deniz Şahin</strong>’in yönettiği, <strong>“Michelin Bib Gourmand” </strong>listesinde yer alan <strong>“SADE Beş Denizler Mutfağı” </strong>adlı restoranda düzenlediği toplantıda buluştuk. <strong>Aşgın</strong>’a Çorum Belediyesi Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Müdürü <strong>Eray Çetinkaya </strong>ile <strong>Adnan Şahin </strong>de eşlik etti.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a13d03ba97ca-1779683387.png" alt="" width="506" height="331" />
<figcaption><strong>Adnan Şahin</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>Adnan Şahin, </strong>Çorum mutfağının pişirme teknikleriyle fark yarattığını belirtirken, Belediye Başkanı <strong>Aşgın, </strong>kentin gastronomiyle ilgili gücünü ortaya koymak için Hititliler dönemine kadar uzandıklarını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Hattuşa (Çorum), Hititlilerin başkenti. Şehrimizin gastronomi kültürünü, çeşitliliğini ortaya çıkarmak için Hititliler döneminin tabletlerine yoğunlaştık. Oradan yemek tariflerine baktık. Örneğin 2025 yılında </strong>“Hitit Ekmeği” <strong>üretimine öncülük ettik.</strong></p>
<p>Kadın kooperatiflerini harekete geçirdiklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Kadın kooperatiflerinin ürünlerini pazarlayabilmeleri için el emeği pazarları kurduk.</strong></p>
<p>Hattuşa’da (Boğazkale) kazılarının başlamasının 100’üncü, <strong>“UNESCO Dünya Mirası” </strong>listesine girişinin de 40’ıncı yılını kutladıklarının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Çorum’un coğrafi işaretli ürün sayısı 34’ü buldu. 15 ürünümüz de sırada. Coğrafi işaretli ürünlerimiz arasında </strong>“Osmancık Pirinci”, “Oğuzlar Cevizi”, “Alaca Mor Soğanı”, “Kışlacık Pırasası”, “Çorum Su Böreği” <strong>yer alıyor.</strong></p>
<p><strong>Adnan Şahin </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Çorum, Osmancık’ta üretilen </strong>“Kapari”<strong> ile de öne çıkıyor. Ayrıca, </strong>“Kapari”<strong>yi ihraç da ediyor.</strong></p>
<p><strong>Aşgın, </strong>kenti gastronomide öne çıkaracak adımlarını anlatmayı sürdürdü:</p>
<p>-          <strong>Gastronomimizi tanıtmak üzere yaptığımız çalışmalar sonuç vermeye başladı. 5-7 Ekim 2026’da gerçekleşecek </strong>“San Sebastian Gastronomika”<strong>ya katılım için davet aldık. Buraya şehir katılımını ilk kez biz gerçekleştirmiş olacağız.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Anadolu’nun ilk başkenti, dünyanın merkezi Çorum’un 2026 yılında ülkemizin </strong>“UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı”<strong>na giren 4’üncü şehri olacağına inanıyoruz.</strong></p>
<p>Çorum Belediye Başkanı Dr. <strong>Halil İbrahim Aşgın, Adnan Şahin</strong>’in rehberliğinde ekibiyle birlikte <strong>“UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı” </strong>için <strong>“tam saha pres” </strong>taktiği ile çalışıyor…</p>
<p>Hattuşa’nın <strong>“UNESCO Dünya Mirası” </strong>listesine girişinin 40’ıncı yılında bu hedefe de ulaşılabileceği konusunda iddialı görünüyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Çorumlunun yaptığını herkes yapamaz</span></h2>
<p><strong>ÇORUM </strong>Belediye Başkanı Dr. <strong>Halil İbrahim Aşgın, </strong>kentin gastronomisiyle <strong>“UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı”</strong>na giriş ve bu çerçevede düzenledikleri <strong>“Açık Ateş Festivali”</strong>ni anlatırken sıklıkla şu deyimi kullandı:</p>
<ul>
<li><strong>Çorumlunun yaptığını herkes yapamaz…</strong></li>
</ul>
<p>Bunun üzerine takıldım:</p>
<p>-          <strong>Sayın Başkan, bizim aklımızda </strong>“Senin yaptığını Çorumlu yapmaz” <strong>deyimi kalmış...</strong></p>
<p>Başkan <strong>Aşgın, </strong>deyimin aslının <strong>“Çorumlunun yaptığını herkes yapamaz” </strong>olduğunu belirtip, öyküyü anlattı:</p>
<ul>
<li><strong>1864 yılındaki Rus-Kafkas savaşı sırasında Çerkezler Osmanlı topraklarına sürüldü. Sultan Abdülaziz, Çerkezler’i aralarında Çorum’un da yer aldığı illere yönlendirdi.</strong></li>
<li><strong>Dönemin Çorum Valisi, Kafkasya’dan kente gelen Çerkezler’e halkın nasıl kucak açtığını Saray’a rapor eder.</strong></li>
<li><strong>Sultan Abdülaziz, Çorumlulara teşekkür etmek üzere bir mektup gönderir, yanı sıra para ile ödüllendirir.</strong></li>
<li><strong>Vali, Çorum halkının isteği üzerine, </strong>“Çerkezler bizim kardeşimizdir. Biz kardeşlerimize evlerimizi açtık. Kardeşe yardım etmenin parasal karşılığı olmaz” <strong>diyerek parayı iade eder.</strong></li>
<li><strong>Sultan Abdülaziz, paranın iade edilmesi üzerine Vali’ye bir mektup daha gönderir ve o deyimi kullanır: </strong>“Çorumlunun yaptığını herkes yapamaz.”</li>
</ul>
<p>Çorum Belediye Başkanı <strong>Halil İbrahim Aşgın, </strong>kentin bir başka gurur kaynağı üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Gazi Mustafa Kemal (Atatürk), 28 Ekim 1923’te İsmet Bey’i (Eker) çağırır, </strong>“Meclis Başkan Vekili olarak yarın Cumhuriyetin ilanını kürsüden senin okumanı istiyorum” <strong>der. İsmet Eker, Çorum milletvekilidir.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">6.2 milyar dolarlık ihracatla 11’inciyiz</span></h2>
<p><strong>ÇORUM </strong>Belediye Başkanı Dr. <strong>Halili İbrahim Aşgın, </strong>kentin Türkiye ekonomisindeki yerini anlatırken ihracata işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Çorum, 2025 yılındaki 6.2 milyar dolarlık ihracatıyla iller arasında 11’inci sıraya yerleşti. 5 yıl önce 20’li bir sıradaydı. Altın rafinerisi (Ahlatçı) ve altın ihracatı Çorum’u sıralamada yukarı çekmede etkili oldu. 5 yıl sonra ilk 5’e de rahatlıkla gireriz.</strong></p>
<p>Çorum’da savunma sanayinin de güçlü olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Arca, parlayıcı kimyasalları ve mühimmat üretiyor. Topçu mühimmatlarıyla dünyada da öne çıkıyor.</strong></p>
<p>Ece Seramik’in üretim merkezinin de Çorum’da olduğunu anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Çorum ayrıca un fabrikaları üretiminde de güçlü bir sanayi altyapısına sahiptir.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">8 milyar lira bütçemiz var, 2025’te fazla verdik, faiz yükümüz yüzde 1’e indi </span></h2>
<p><strong>ÇORUM </strong>Belediye Başkanı <strong>Halil İbrahim Aşgın</strong>’a belediyenin mali durumunu sordum, 2019’a uzandı:</p>
<p>-          <strong>2019 yılında ilk görev dönemimde yıllık bütçemizin 3 katını bulan borcumuz vardı. Faiz yükü bütçemizin yüzde 13’ü düzeyindeydi.</strong></p>
<p>2025 yılını örnek gösterdi:</p>
<p>-          <strong>2025 yılında Maliye’ye vergi borcumuz, SGK’ya da prim borcumuz sıfıra indi. Faiz yükümüz yüzde 1’e düştü. 2025 yılında bütçemiz fazla verdi.</strong></p>
<p>Çorum Belediyesi bütçesinin 8 milyar lira olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Bizim ölçekte hiçbir belediyenin böyle bir bütçesi yok. Bugün, İller Bankası dışında hiçbir kamu bankası ya da özel bankaya borcumuz yok. 2 bin 700 personelimiz var. Maaşları da iyidir.</strong></p>
<p>Çorum’daki çimento fabrikasının 1 milyon 384 bin metrekarelik arsasını Brezilyalı şirketten 2020 yılında 102 milyon liraya alıp belediyeye kazandırdıklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>11 dönümlük bölümünü 500 milyon liraya sattık. Orada yeni bir şehir kuruyoruz. 27 dönümlük bölümünde konut ve ticari bölümlerden oluşan proje başlattık. Bu projeden 1 milyar liralık ciro bekliyoruz.</strong></p>
<p>Çorum’un kadim ruhunu yeniden canlandırmak için kapsamlı restorasyon projeleri yürüttüklerini de vurguladı:</p>
<p>-          <strong>14 bin 500 metrekarelik Çorum Tarihi Meydanı ve Han Önü Meydanı’nı birleştirdik. Türkiye’nin en büyük ahşap hanı Velipaşa Hanı’nı restore ettik. 1100 yıllık Selçuklu mirası kalemizin etrafını açtık. 1500’lerden kalma bedesteni aslına uygun günümüze uyarlıyoruz.</strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hattusa-unescodaki-40inci-yilini-kutluyor-acik-atesle-gastronomi-listesini-gozluyor-79956</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/6/1280x720/halil-ibrahim-asgin-1779683417.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hattuşa, UNESCO’daki 40’ıncı yılını kutluyor, ‘Açık Ateş’le gastronomi listesini gözlüyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kredi-buyumesine-yeni-fren-geldi-79954</guid>
            <pubDate>Mon, 25 May 2026 07:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kredi büyümesine yeni fren geldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası enflasyonla mücadele kapsamında uyguladığı sıkı para politikasını desteklemek için kredilere yönelik makroihtiyati çerçeveyi daha da sıkılaştırdı. Orta Doğu savaşının etkilerinin yanı sıra iç siyasi gündemin yarattığı belirsizlik ortamına karşılık adım atan TCMB tüm kredi büyüme sınırlarını 1 puan daha düşürdü, KOBİ’lere yönelik sınırda 0.5 puanlık değişiklik yaptı. TCMB, söz konusu adımların sıkı parasal duruşu desteklemek ve makrofinansal istikrarı güçlendirmek amacıyla atıldığını belirtti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a13cd1797d85-1779682583.png" alt="" width="316" height="273" /></p>
<h2>KOBİ’lerde yarım puanlık indirim </h2>
<p>Geçen hafta cuma gece yarısı yayımlanan açıklamaya göre TCMB’nin zorunlu karşılık uygulaması kapsamında kredi büyüme sınırları düşürüldü. Bireysel kredilerde tüm kredi türleri için sınırlar 1 puan daraltılırken, Türk lirası ticari kredilerde büyük ölçekli işletmelere kullandırılan krediler için 1 puan, KOBİ kredileri için ise 0,5 puanlık daraltmaya gidildi. Böylece 8 haftalık dönemde tüketicilere kullandırılan ihtiyaç ve taşıt kredileri için büyüme sınırı yüzde 4'ten yüzde 3'e çekilirken, tüketicilere tahsis edilen KMH limit büyümesi yüzde 2'den yüzde 1'e indirildi. KOBİ'lere kullandırılan TL krediler için büyüme sınırı yüzde 5'ten yüzde 4,5'e, KOBİ dışı işletmelere kullandırılan TL krediler için büyüme sınırı ise yüzde 3'ten yüzde 2'ye düşürüldü.</p>
<p>Kredi büyüme hesaplama döneminin bugün sona ermesi nedeniyle yeni dönem için değişikliler uygulamaya alındı. TCMB, düzenlemeyle sıkı parasal duruşu desteklemeyi ve makrofinansal istikrarı güçlendirmeyi amaçlıyor. İhracat, yatırım, tarım ve kamu gibi bazı alanlarda kullandırılan krediler büyüme sınırlamaları kapsamı dışında tutuluyor.</p>
<h2>Kredi büyümede yavaşlama olmadı </h2>
<p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) haftalık verilerine göre 15 Mayıs ile biten hafta itibariyle TL kredilerin yüzde 35’i KOBİ’lerin, yüzde 24’ü taksitli ticari krediler ve kurumsal kredi kartları, yüzde 19’u bireysel kredi kartı, yüzde 14,6’sı ihtiyaç yüzde 4,76'sı konut kredilerinden oluşuyor. BDDK verilerinden yapılan hesaplamaya göre son 1 yılda toplam TL krediler yüzde 44 büyürken ihtiyaç kredileri yüzde 47, bireysel kredi kartları yüzde 49,3, konut kredileri yüzde 36,7 arttı. Ticari kredilerde ise KOBİ krediler yüzde 49,15, taksitli ticari krediler yüzde 58 büyüme gösterdi. Bankacılık sektörü kaynaklarının verdiği bilgiye göre kredilerde savaşa ve yükselen faizlere rağmen büyümede bir yavaşlama gerçekleşmedi. Toplam kredi büyümesi de kur etkisinden arındırılmış olarak büyüme de yüzde 30 ile savaş öncesine yakın seyrediyor. Bankacılık sektörü kaynaklarının yaptığı hesaplamalara göre kredi limitleri yıllıklandırılmış olarak ihtiyaç kredilerinde yüzde 21, TL KOBİ kredilerde yüzde 33, TL diğer ticari kredilerde ise yüzde 14 büyümeye izin veriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kredi-buyumesine-yeni-fren-geldi-79954</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/9/1280x720/para-lira-tl-1765458549.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası enflasyonla mücadele kapsamında uyguladığı sıkı para politikasını desteklemek için kredilere yönelik makroihtiyati çerçeveyi daha da sıkılaştırdı. Orta Doğu savaşının etkilerinin yanı sıra iç siyasi gündemin yarattığı belirsizlik ortamına karşılık adım atan TCMB tüm kredi büyüme sınırlarını 1 puan daha düşürdü, KOBİ’lere yönelik sınırda 0.5 puanlık değişiklik yaptı. Söz konusu adımların makrofinansal istikrarı güçlendirmek amacıyla atıldığı belirtildi. Veriler yükselen faiz oranları ve savaşa rağmen hem tüketici hem de ticari tarafta kredi büyümesinin yavaşlamadığını ortaya koyuyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/akaryakitta-teminat-bes-katina-cikariliyor-79953</guid>
            <pubDate>Mon, 25 May 2026 07:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akaryakıtta teminat beş katına çıkarılıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>Akaryakıt ve LPG piyasalarında riskli mükellef açısından daha güçlü ve etkin bir teminat mekanizması oluşturuluyor. Petrol Piyasası Kanununda yapılacak değişiklikle, idareye alınan teminatları artırma konusunda tanınan yetki iki katından beş katına çıkarılıyor. AK Parti’nin geçtiğimiz hafta TBMM’ye sunduğu torba yasa teklifinde işlem hacminin büyüklüğü, ürünlerin kolay el değiştirebilmesi, sahte ve yanıltıcı belge kullanımının yaygınlığının yüksek olduğu akaryakıt, LPG ve benzeri lisansa tabi piyasalarda faaliyet gösteren mükellefler bakımından doğacak vergilerin tahsil güvenliğinin sağlanması amacıyla 5 kat teminat alınmasına yönelik düzenlemeye gidiliyor.</p>
<h2>Daha etkin ve caydırıcı olacak </h2>
<p>213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 257.nci maddesinde değişiklik yapılarak yüksek riskli mükellefler bakımından daha etkin ve caydırıcı bir teminat mekanizması kuruluyor. TBMM’ye sunulan etki analizinde, mevcut durumda geçici faaliyet durdurma tedbiri uygulanan lisanslı 37, lisansı bulunmayan 324 olmak üzere toplam 361 akaryakıt istasyonunun yapılacak düzenleme sonrasında artırımlı teminat mekanizması çerçevesinde yeniden faaliyet gösterebilmesine imkan sağlanabileceği kaydedildi.</p>
<h2>Taksici esnafına vergi desteği </h2>
<p>Yasa teklifiyle taksici esnafına 3 yıllığına hasılat esaslı kazanç tespiti usulünden yararlanma hakkı getiriliyor. Taksi mali cihaz kullanımına ilişkin getirilen zorunluluk kapsamında taksi ile yolcu taşımacılığı faaliyetinde bulunan mükellefler de talep etmeleri halinde, talep ettikleri tarihi takip eden yılın başından itibaren en fazla üç yıl süre ile hasılat esaslı kazanç tespiti usulünden faydalanabilecekler. Yapılan diğer bir düzenleme ile gerçek usulde gelir vergisi mükelleflerinin, düzenlemenin yürürlük tarihinden önce sahip oldukları taksi, dolmuş, minibüs ve umum servis araçlarına ait ticari plakaları elden çıkarmalarından doğan kazançları gelir vergisinden ve bu kapsama giren ticari plakaların satış ve teslimleri KDV’den istisna edilecek. Bu tarihten sonra edinilen ticari plakaların elden çıkarılması ise genel hükümler çerçevesinde vergilendirilecek. Etki analizinde, Türkiye Noterler Birliğinin verilerine göre, yıllık yaklaşık 7-8 bin ticari plakanın el değiştirdiği bilgisi yer aldı.</p>
<h2>Gençlere eğlence vergisi yok </h2>
<p>Kanun teklifiyle Belediye Gelirleri Kanunu'nda yapılan değişikle, belediye sınırları ile mücavir alanlar içinde yer alan sirkler, lunaparklar, çalgılı bahçeler ve benzeri yerler başta olmak üzere tam biletle girilen yerlerde, 18 yaşını doldurmamış çocuk ve gençlerden veya tahsili devam eden 25 yaşını doldurmamış öğrencilerden eğlence vergisi alınmayacak. Biletle girilen yerlerden alınan eğlence vergi tutarı, 2024 yılı sonu itibarıyla 79 milyon, 2025 yılının ilk 9 aylık döneminde ise 56 milyon 158 bin lira olarak gerçekleşti.</p>
<h2>Taksitle taşınmaz satılabilecek </h2>
<p>2886 sayılı Kamu İhale Kanununa eklenen ek madde ile Hazine taşınmazlarının satışında olduğu gibi mahalli idare taşınmazlarının da taksitle satışına imkan sağlanıyor. Satış bedelinin taksitle ödenebileceği hususunun ihale ilanında belirtilmesi ve ihale üzerinde kalan isteklinin talep etmesi durumunda, ihale sonucu belirlenen satış bedeli; en az yüzde 25’i peşin, kalanı en fazla iki yılda ve en fazla 12 taksitle kanuni faiz ile birlikte ödenecek. Ayrıca satış, kira, trampa ve sınırlı ayni hak tesisi işlemlerinde hâlihazırda yüzde 3 olarak uygulanan geçici teminatın yüzde 3 ile yüzde 30 arasında belirlenebilmesine imkan sağlanıyor.</p>
<p>Yapılan etki analizine göre, 51 il özel idaresi, 1407 belediye ve 262 mahalli idare birliği bulunuyor ve 2025 yılı TÜİK verilerine göre 86 milyon 92 bin 168 kişiye hizmet götürüyor. 2024 yılı itibarıyla mahalli idarelerin toplam gelirleri 1 trilyon 420 milyar 679 milyon 249 bin lira, toplam gelirler içerisindeki taşınmaz satışından elde edilen gelirler toplamı ise 76 milyar 228 milyon 137 bin lira olarak gerçekleşti. 2025 yılı ilk dokuz ayı itibarıyla ise 1 trilyon 478 milyar 428 milyon 316 bin lira toplam gelir elde edildi bunun içinde 79 milyar 903 milyon 312 bin TL taşınmaz satışı geliri gerçekleşti. 2024 yılı içinde taşınmaz satışları tüm gelirler içinde yüzde 5,36 ve 2025 yılı ilk 9 ayı içinde yüzde 5,40 pay aldı.</p>
<p>Teklifte yer alan bazı düzenlemeler</p>
<p>■ TOBB Kanununda yapılan değişiklikle, birlik genel kurullarının mayıs ayında yapılması yerine takvim yılının başından itibaren mayıs ayının sonuna kadar yapılması sağlanıyor. Buna ek olarak, Genel Kurul toplantısının yeri, günü, saati ve gündeminin en az 30 gün öncesinden Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilmesi ve Genel Kurul toplantısı tarihine kadar yayımda kalacak şekilde Birlik resmi internet sitesinde duyurulmasına dair düzenleme yapılıyor. </p>
<p>■ Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'daki Reklam Kurulunun üye yapısı ve sayısına yönelik değişikliğe gidiliyor. Reklam Kurulunun üye sayısı 19'dan 23'e yükseltilecek, Kurul toplantıları için Başkan dahil 11 üye yerine 13 üyenin hazır bulunması gerekecek. </p>
<p>■ Orman Kanunu'ndaki değişiklikle, devlete ait engelli ve yaşlılara yönelik bakım ve rehabilitasyon merkezleri ormanlarda açılabilecek. </p>
<p>■ Elektronik ortamda tescili mümkün olan araçlara satış tarihinden itibaren getirilen üç iş günü içinde tescil edilme zorunluluğunun özellikle filo satışlarında işlemlerin son noktaya teslimi aşamasında yapılması nedeniyle satıştan sonra tescil edilme zorunluluğu süresi 15 iş günü olarak düzenlendi. </p>
<p>■ Kahramanmaraş merkezli deprem bölgesinde sürdürülen projeler, faaliyetler ve yatırımların tamamlanabilmesi amacıyla genel bütçeli kamu idarelerine bağışlanacak konutların yabancı devlet kurum ve kuruluşlarına teslimindeki katma değer vergisinden müstesna olduğu tarih 31 Aralık 2028'e uzatılıyor. </p>
<p>■ Devlet memurları yasasında yer alan disiplin cezaları Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası kanununa ekleniyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/akaryakitta-teminat-bes-katina-cikariliyor-79953</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/yakit-benzin-mazot-motorin-utts.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Geçen hafta TBMM’ye sunulan torba yasa teklifi ile işlem hacminin büyüklüğü, ürünlerin kolay el değiştirebilmesi, sahte ve yanıltıcı belge kullanımının yaygınlığının yüksek olduğu akaryakıt, LPG ve benzeri lisansa tabi piyasalarda teminata yönelik yeni düzenlemeye gidiliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bavul-ticaretinde-bir-donem-kapandi-79952</guid>
            <pubDate>Mon, 25 May 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bavul ticaretinde bir dönem kapandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Türkiye’nin uzun yıllar döviz kazandıran alternatif ihracat kanallarından biri olan bavul ticaretinde son yıllarda sert dalgalanmalar yaşanıyor. Pandemi döneminde tüm dünyanın kapalı olması nedeni ile tarihi çöküş yaşayan sektör, ikinci en büyük çöküşünü bu yılın ilk çeyreğinde yaşadı. Geçen yıl ilk çeyrekte 248 milyon dolar olan bavul ticareti değeri bu yılın aynı yüzde 32 düşüşle 169 milyon dolara geriledi. Söz konusu düşüşte Rusya-Ukrayna savaşı sonrası Afrika-Ortadoğu pazarına yönelen sektörün, ABD-İsrail ve İran savaşı ile birlikte bu bölgelerde de kan kaybetmesi etkili oldu. Bir diğer etken ise bu alanda da yüksek maliyetler nedeni ile rekabetçiliğin kaybedilmesi şeklinde sıralandı.</p>
<h2>Küçük partili ihracat! </h2>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a13cab89758b-1779681976.png" alt="" width="192" height="355" />Kamuoyunda “bavul ticareti” olarak bilinen işlem, Türkiye’de yerleşik olmayan kişilerin satın aldıkları malları kişisel bagaj ya da küçük ölçekli sevkiyatlarla yurtdışına çıkarmasıyla gerçekleşen dış ticaret yöntemi olarak tanımlanıyor. Resmi adıyla “yolcu beraberinde mal ihracatı” kapsamında değerlendirilen bu ticaret modeli; özellikle tekstil, hazır giyim, ayakkabı, kuyum ve deri ürünlerinde yoğunlaşıyor. Bavul ticaretinde ürünler genellikle mağaza, toptancı veya üreticilerden döviz karşılığında satın alınıyor ve büyük konteyner sevkiyatları yerine daha küçük partiler halinde yurtdışına taşınıyor.</p>
<h2>Özel dış ticaret kalemi </h2>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Merkez Bankası verilerinde hizmet gelirleri ve özel dış ticaret kalemleri içinde izlenen bavul ticareti, özellikle Rusya, Orta Asya, Balkanlar, Orta Doğu ve Kuzey Afrika pazarlarına yönelik satışlarda önemli rol oynuyor. Türkiye’de bavul ticaretinin merkezi uzun yıllardır İstanbul oldu. Özellikle Laleli, Merter, Osmanbey ve Zeytinburnu bölgeleri hazır giyim, tekstil ve ayakkabı ticaretinde öne çıkıyor. Sektör temsilcilerine göre bavul ticareti, küçük ve orta ölçekli üreticiler için hızlı nakit akışı sağlarken, turizm hareketliliği ile de doğrudan bağlantılı bir yapı taşıyor.</p>
<h2>Sezona iyi başlamıştı </h2>
<p>Ancak gerek jeopolitik gelişmeler gerekse Türkiye’nin yüksek maliyetler nedeni ile pahalı hale gelmesi bavul ticaretinin, son birkaç yıldır tarihinin en düşük seviyesine gerilemesine yol açtı. Bavul ticaretinin en yoğun olduğu bölgelerin başında ise Laleli geliyor. Laleli Sanayi ve İşinsanları Derneği (LASİ- AD) Başkanı Gıyasettin Eyyüpkoca, bu yılın başında sektörün iyi bir başlangıç yaptığını hatırlatarak ABD-İsrail ve İran arasında başlayan ve bölge ülkelerini de etkileyen savaşın bavul ticaretini negatif etkilediğini söyledi. Eyyüpkoca, “Rusya ve Ukrayna arasında devam eden savaş bölgede ticareti geçen yıl yüzde 30-40 oranında düşürmüştü. Son dönemde Afrika ülkeleri Ortadoğu’dan talep vardı ancak Körfez’de devam eden savaş ile bu kanallar da tıkandı adeta. Şu an geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 30 düşüş var” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">En kötü ikinci çeyrek</span></h2>
<p>Veriler de bu durumu destekliyor. Merkez Bankası’nın son 10 yıllık verilerine göre 2017 yılında 6,2 milyar dolarla zirveye çıkan bavul ticareti hacmi, pandemi sonrası toparlanma denemelerine rağmen eski seviyelerine ulaşamadı. 2023 yılında 1,74 milyar dolara kadar gerileyen bavul ticareti, 2024’te sınırlı toparlanmayla 1,93 milyar dolara çıktı. Ancak 2025 verileri yeniden dalgalı bir görünüme işaret etti. 2025’in ilk çeyreğinde bavul ticareti 248 milyon dolar olurken, 2026’nın ilk çeyreğinde rakam 169 milyon dolara geriledi. Böylece son veri, bavul ticaretinde tarihsel olarak en düşük ilk çeyrek performanslarından biri olarak kayıtlara geçti. Sektör temsilcileri düşüşte; yüksek maliyetler, vize sorunları, bölgesel savaşlar, turizm hareketliliğindeki değişim ve alternatif tedarik merkezlerinin güçlenmesini etkili görüyor. Özellikle Rusya, Orta Asya ve Orta Doğu’dan gelen alıcı trafiğindeki yavaşlama Laleli, Merter ve Osmanbey gibi bavul ticaretinin merkezlerinde hissediliyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bavul-ticaretinde-bir-donem-kapandi-79952</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/havalimani-yolcu-seyahat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bavul ticaretinde yıllardır süren gerileme 2026’nın ilk çeyreğinde daha da derinleşti. 2017’de 6,2 milyar dolarla zirve yapan sektörün ilk çeyrek hacmi 169 milyon dolara kadar inerken; yüksek maliyetler ve bölgesel savaşlar nedeni ile alıcı trafiğindeki yavaşlama İstanbul’daki ticaret merkezlerini de olumsuz etkiledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/getip-is-dunyasi-akademi-ve-sivil-toplum-temsilcilerini-bir-araya-getirdi-80006</guid>
            <pubDate>Mon, 25 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GETİP, iş dünyası, akademi ve sivil toplum temsilcilerini bir araya getirdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE ESİN ADIGÜZEL/KOCAELİ</strong></p>
<p>Gebze Ticaret ve İş Geliştirme Platformu’nun (GETİP) düzenlediği “Sanayi Bölgelerinde Ekonomik Trendler ve Geleceğin İş Fırsatları” programı, Gebze Ticaret Odası ev sahipliğinde yoğun katılımla gerçekleştirildi.</p>
<p>Programa; Türkiye Büyük Millet Meclisi Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu Başkanı ve Kocaeli Milletvekili Sayın Veysel Tipioğlu, İstanbul Topkapı Üniversitesi Rektörü Sayın Prof. Dr. Emre Alkin, Gebze Belediye Başkanı Sayın Zinnur Büyükgöz, Gebze Belediye Başkan Yardımcısı Sayın Mahmut Yandık, Gebze Ticaret Odası Başkanı Sayın Abdurrahman Aslantaş, Kocaeli Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği Başkan Vekili ve Kocaeli Emlakçılar Odası Başkanı Sayın Alpay Hacıoğlu, AK Parti Gebze İlçe Başkanı Sayın Recep Kaya, CHP Gebze İlçe Başkanı Sayın Gökhan Orhan, Anahtar Parti Gebze İlçe Başkanı Sayın Hakan Alaşar, AK Parti Gebze İlçe Kadın Kolları Başkanı Sayın Habibe Çırak, KAISİYAD Kocaeli Başkanı Sayın Haşmet Uçar, GİV Gebze Şube Başkanı Sayın Tanju Bilgin, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Sivil Toplum Kuruluşları Gebze Koordinatörü Sayın Celalettin Yaylak ile çok sayıda iş insanı ve davetli katıldı.</p>
<h2>“Türkiye ekonomisinin büyümesinde Gebze’nin üretim gücü ve sanayi birikimi önemli bir yere sahiptir”</h2>
<p>İş dünyasında ortak akıl ve güçlü iş birliklerinin önemine dikkat çeken GETİP Yönetim Kurulu Başkanı Sevim Aydın, “Kocaeli ve Gebze; yalnızca sanayinin değil, aynı zamanda üretimin, ihracatın, teknolojinin, girişimciliğin ve istihdamın da en güçlü merkezlerinden biridir. Türkiye ekonomisinin büyümesinde ve gelişmesinde Kocaeli’nin emeği, Gebze’nin üretim gücü ve sanayi birikimi son derece önemli bir yere sahiptir. Burada ortaya çıkan her üretim, her yatırım ve her başarı; aslında ülkemizin geleceğine yapılan güçlü bir katkıdır” diye konuştu.</p>
<p>Konuşmasında iş birliğinin önemine de değinen Aydın, “Bizler çok iyi biliyoruz ki güçlü ekonomi yalnızca rakamlarla değil, vizyonla, ortak akılla, sürdürülebilir kalkınma anlayışıyla ve güçlü iş birlikleriyle büyür. İşte bu nedenle iş dünyasının, akademinin, sanayinin ve sivil toplum kuruluşlarının aynı platformda bir araya gelmesini son derece kıymetli buluyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Aydın, “GETİP olarak bizler de sadece bugünü değil, yarını da düşünen, bölgemize ve ülkemize değer katmayı hedefleyen bir anlayışla çalışmalarımızı sürdürmeye devam ediyoruz. Çünkü inanıyoruz ki Türkiye Yüzyılı hedeflerine ulaşma yolunda üretim gücü, sanayi vizyonu, teknoloji yatırımları ve güçlü birliktelikler her zamankinden daha büyük önem taşımaktadır” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/05/25/img-20260525-wa0026-6ght.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<h2>“İş dünyasının gelişimine katkı sağlayacak her türlü çalışmayı desteklemeye devam edeceğiz”</h2>
<p>Gebze Ticaret Odası Başkanı Abdurrahman Aslantaş, “Gebze, Türkiye ekonomisi açısından stratejik bir merkez, iş dünyasının gelişimine katkı sağlayacak her türlü çalışmayı desteklemeye devam edeceğiz. "Bizler, dijitalleşmeyi ve kurumsallaşmayı asla elden bırakmamalıyız, toplum olarak ticarete yeni başladık diyebiliriz ancak firmalarımızı 3. ve 4. nesillere ulaştırmakta güçlük çekiyoruz. Katma değeri yüksek ürünler üretip daha fazla para kazanmak ve bununla da ülke ekosistemimize fayda sağlamak için bizlerin kurumsal bir yapıda üretim yapması ve firmalarımızı mutlaka sonraki nesillere taşıması gerekiyor” şeklinde konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/05/25/img-20260525-wa0005-cst9.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<h2>“6 yılda 6880 hektar alanın çalışmasını tamamlayarak yatırımcıların önünü açtık”</h2>
<p>Son 6 yılda tam 6 bin 880 hektar alanın çalışmasını tamamlayarak yatırımcıların önünü açtıklarını ifade eden Gebze Belediye Başkanı Zinnur Büyükgöz, “Bu süreçte doğru sektörleri Gebze'ye yönlendirip yer almalarını sağlamak zorundayız. Yöneticiler olarak bu anlamda önderlik yapmaya devam edeceğiz" dedi</p>
<h2>“Dünya ekonomisinde 'eski normal' döneminin sona erdi”</h2>
<p>Dünya ekonomisinde “eski normal” döneminin sona erdiğini belirterek; yüksek enflasyon, tedarik zinciri sorunları ve küresel belirsizliklerin yeni dönemin kalıcı gerçekleri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Emre Alkin, “Küresel ticari savaşlar jeopolitik çarpışmaları tetiklemekte Dünya petrolünün yüzde 25'ini etkileyen enerji krizleri tüm ülkeleri doğrudan sarstı ve barış sağlansa dahi piyasalardaki dalgalanma aralık ayına kadar sürebilir” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/getip-is-dunyasi-akademi-ve-sivil-toplum-temsilcilerini-bir-araya-getirdi-80006</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/6/1280x720/getip-is-dunyasi-akademi-ve-sivil-toplum-temsilcilerini-bir-araya-getirdi-1779715736.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gebze Ticaret ve İş Geliştirme Platformu Gebze Ticaret Odası ev sahipliğinde düzenlenen “Sanayi Bölgelerinde Ekonomik Trendler ve Geleceğin İş Fırsatları” programında; sanayinin dönüşümü, kurumsallaşma, yatırım vizyonu ve küresel ekonomideki yeni dönem ele alındı. Yoğun katılımla gerçekleşen programda konuşan isimler, Gebze’nin üretim gücü ve sanayi altyapısıyla Türkiye ekonomisinin lokomotif şehirlerinden biri olduğunu vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ingilterenin-turkiye-yatirimi-21-projede-840-milyon-dolar-79975</guid>
            <pubDate>Mon, 25 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İngiltere&#039;nin Türkiye yatırımı 21 projede 840 milyon dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET DOĞAN ERDOĞAN/İNGİLTERE</strong></p>
<p>Türkiye, İngiliz sermayesi için cazibe merkezlerinden biri olmaya devam ediyor. Birleşik Krallık, Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi’nin yayımladığı rapora göre 2025’te hem sıfırdan yatırımlarda hem de uluslararası yatırımcıların gerçekleştirdiği birleşme ve satın alma (M&amp;A) işlemlerinde Türkiye’nin önde gelen kaynak ülkeleri arasındaki konumunu güçlendirdi.</p>
<p>Çokuluslu şirketlerin yakın dönemde hayata geçirmek üzere kamuoyu ile paylaştığı resmi yatırım duyurularını esas alan rapor, “proje odaklı” bir yaklaşımla Türkiye’nin uluslararası doğrudan yatırım (UDY) performansını derinlemesine analiz ediyor. Rapor verilerine göre Birleşik Krallık, 2025’te Türkiye’de duyurusu yapılan 21 sıfırdan UDY projesiyle proje sayısı sıralamasında 9’uncu, 840 milyon dolarlık sermaye harcaması taahhüdüyle yatırım tutarı sıralamasında 8’inci sırada yer aldı. Bu rakamlar, Türkiye’nin 2025’te çektiği toplam proje sayısının yüzde 4,4’üne ve toplam sermaye taahhüdünün yüzde 4’üne karşılık geliyor.</p>
<h2>İngiliz mobil teknoloji sermayesi sahnede </h2>
<p>Raporda Birleşik Krallık’ın geçen yıla kıyasla Türkiye’deki etkinliğini güçlendirdiği vurgulanırken, Lüksemburg ile birlikte sermaye yoğun iletişim yatırımlarındaki rolüne özel bir parantez açıldı.</p>
<p>2025’in en dikkat çekici sektörel verisi iletişim alanından geldi. Sektörde duyurulan 16 proje, toplam sermaye harcamasının yüzde 32,3’ünü oluşturarak 6,8 milyar dolara ulaştı. Bu, bir önceki yıla göre yaklaşık 10 katlık bir sıçrama anlamına geliyor.</p>
<p>Veri merkezi yatırımları ABD, Birleşik Arap Emirlikleri ve Çin’den çekilen 8 projede 4,84 milyar dolarla sektörü domine ederken, 5G teknolojisi yatırımları 2 projede 1,85 milyar dolarlık taahhütle 2’nci sırayı aldı. 5G hattında Birleşik Krallık ve Lüksemburg, sermaye yoğun iletişim yatırımlarının iki ana kaynak ülkesi olarak konumlandı.</p>
<h2>Birleşme ve satın almada 2’nci </h2>
<p>Raporda ayrıca, bilgi ve iletişim teknolojileri (BİT) ile internet altyapısı faaliyet alanında 2025’te duyurulan 6,74 milyar dolarlık sermaye harcamasının kaynak ülkeleri arasında ABD, Lüksemburg ve BAE’nin yanı sıra Birleşik Krallık’ın da yer aldığı belirtildi. Söz konusu kalemde duyurulan yatırımlar bir önceki yıla göre 7 kat arttı.</p>
<p>İngiliz sermayesinin 2025’teki en güçlü performansı M&amp;A cephesinde geldi. Uluslararası yatırımcıların Türkiye’de gerçekleştirdiği birleşme ve satın alma işlem sayısı, geçen yıla göre yüzde 33 artışla 124’e, açıklanan işlem hacmi ise 6,7 milyar dolara yükseldi.</p>
<p>Birleşik Krallık, bu işlemlerde 13 anlaşmayla ABD’nin (23 işlem) ardından 2’nci sıraya yerleşti ve toplam M&amp;A faaliyetinin yüzde 10,5’ini tek başına üstlendi. İngiliz yatırımcıların hedefi ağırlıklı olarak yazılım ve bilgi teknolojileri ile iş hizmetleri sektörleri oldu. İş hizmetleri sektöründe de 18 işlemin önemli kısmına Almanya ile birlikte Birleşik Krallık öncülük etti.</p>
<h2>Finans merkezlerinin yükselişi </h2>
<p>Rapor, Türkiye’nin yatırım haritasında finans merkezlerinin artan ağırlığına da dikkat çekti. Sıfırdan UDY proje sayısında Lüksemburg ve İsviçre belirgin bir sıçrama yaşarken, Birleşik Krallık 21 proje ile etkinliğini güçlendirdi. Yatırım tutarı sıralamasında ise Lüksemburg 1,54 milyar dolarla 4’üncü, Birleşik Krallık 840 milyon dolarla 8’inci, İsviçre 391 milyon dolarla 13’üncü sırada yer aldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ingilterenin-turkiye-yatirimi-21-projede-840-milyon-dolar-79975</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/7/1280x720/dis-ticaret-ithalat-ihracat-1777528021.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Birleşik Krallık, 2025’te Türkiye’de duyurulan 21 sıfırdan (greenfield) uluslararası doğrudan yatırım projesi ve 840 milyon dolarlık sermaye taahhüdüyle 9’uncu sıraya yerleşti. İngiliz sermayesi, birleşme ve satın alma cephesinde ise 13 işlemle ABD’nin ardından 2’nci oldu. 5G iletişim altyapısı ve yazılım, Londra merkezli yatırımcıların Türkiye’deki iki ana yatırım hattı olarak öne çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/lale-sogani-cilginligi-donemine-mi-donuyoruz-79974</guid>
            <pubDate>Mon, 25 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Lale soğanı çılgınlığı dönemine&#039; mi dönüyoruz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsa İstanbul’da bugün bazı hisseler bana 1636-1637 yılları arasında Hollanda’da yaşanan "Lale Çılgınlığı" (Tulip Mania) olarak bilinen ve dünyanın ilk spekülatif ekonomik balonu kabul edilen finansal çöküşü hatırlatıyor. O dönemde lale soğanları gerçek değerlerinden koparak astronomik fiyatlara ulaşmış, herkes bunların yatırımcısı olmuş ve ardından da sert çöküş yaşanmıştı. Çok şükür ki bizim borsamızda ancak bazı hisseler için benzer bir çöküş söz konusu olabilir.</p>
<p>İsim açıklamadan bir örnek vereyim. Şirket şarküteri en ağırlıklı olarak süt ürünleri imalatı, yapıyor(du). Şarküteri ürünleri imalatı, paketlenmesi, iç ve dış satımı da diğer faaliyet alanlarıydı.</p>
<p>2024 Ağustos’unda 35 TL halka arz fiyatıyla borsaya geldi ve kısa sürede yüzde 3.286 yükselerek 1.185 TL’ye ulaştı. Ancak tartışmanın merkezinde yükselişin büyüklüğünden çok şirketin faaliyet yapısı yer alıyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a13ddb0c66f5-1779686832.jpg" alt="" width="700" height="451" />
<figcaption><strong>Dünyanın ilk spekülatif ekonomik balonu kabul edilen finansal çöküşü 636-1637 yılları arasında Hollanda’da yaşanan "Lale Çılgınlığı" (Tulip Mania) idi.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Şirket halka arzdan 315 milyon TL kaynak sağladı. İzahnamede halka arz gelirinin yüzde 75’inin doğrudan ve dolaylı alımlarla süt tedarikine yönlendirileceğine ilişkin bilgi nedeniyle şirket "süt alacak parası olmadığı için halka açıldığı" gerekçesiyle o dönem "sıra dışı ve riskli bir halka arz modeli" olarak sert şekilde eleştirilmişti.</p>
<p>Şirket Şubat 2026'da aldığı kararla üretim faaliyetlerine son verdiğini, Manisa Salihli'deki fabrikasını ve tüm üretim varlıklarını halka arzı yapan patronun özel şirketine 407 milyon lira gibi “düşük” olduğu öne sürülen bir fiyatla sattığını açıkladı. Yani bu tarihten itibaren üretim yerine tamamen tarım ve gıda ürünleri ticaretine (alım-satım) yönelecekti. Halka arzdaki fiyat tespit raporlarında ve izahname projeksiyonlarında ise toplam şirket değeri 1,49 milyar TL olarak hesaplanmıştı.</p>
<p>Normal şartlarda böyle bir gelişmenin hisse üzerinde baskı yaratması beklenirdi. Çünkü yatırımcı açısından üretim yapan fabrikanın kapanması; küçülme, faaliyet daralması ve geleceğe dair soru işaretleri anlamına geliyordu.</p>
<p>Ama öyle olmadı. Açıklamanın yapıldığı gün 237 TL olan fiyat, sadece birkaç ayda 1.185 TL’ye yükseldi. Yani üretimi durdurma kararından sonra yüzde 400 prim yaptı. Biz merak ettik nasıl oluyor diye ama anlaşılan SPK bu işe hiç kafayı takıp patrona sormamış. İnşaallah bu şirket de “Lale soğanı”na benzemez.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/lale-sogani-cilginligi-donemine-mi-donuyoruz-79974</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Lale soğanı çılgınlığı dönemine&#039; mi dönüyoruz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kapitalizm-isyani-da-insan-dogasini-da-markalastiran-sistem-79967</guid>
            <pubDate>Mon, 25 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kapitalizm: İsyanı da, insan doğasını da markalaştıran sistem</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>“Kuralları yık”, “sistemi sorgula”, “farklı ol” gibi mesajlar, bireysel özgürlük hissini tetiklerken, aslında tüketimi teşvik eden bir pazarlama dili üretiyor. Aslında bu klasik bir “yıkama” faaliyeti. Üstelik bir çelişkiyi de temsil etmiyor. Aksine, kapitalizmin esnekliğinin ve uyum yeteneğinin bir göstergesi.</strong></p>
<p>Gelir/servet eşitsizliği özellikle 2008 Küresel Finansal Krizi’nden sonra daha görünür hale geldi. ABD’de ortaya çıkan “Wall Street’i İşgal Et” hareketinin ‘biz %99’uz’ sloganı sistemin bölüşüm adaletsizliğini de hedef almıştı. Bugün ise benzer anti-kapitalist düşünce, genç kuşaklar arasında daha sofistike ve kültürel bir forma bürünmüş durumda. Ama tahmin edin ne oluyor? Kapitalizm, o üstün becerisiyle, isyanı da paketleyip satıyor.</p>
<p><strong>Kapitalizm, itinayla yıkama-yağlama </strong><strong>yapar, “isyanı da satar”</strong></p>
<p>Kapitalizm, kendisine yönelen eleştiriyi de ticarileştiriyor. Markalar artık yalnızca ürün değil, ideoloji ve “karşı duruş” satıyor. Anti-kapitalist söylem, özellikle genç tüketicilerde güçlü bir duygusal bağ yaratmanın aracı. “Kuralları yık”, “sistemi sorgula”, “farklı ol” gibi mesajlar, bireysel özgürlük hissini tetiklerken, aslında tüketimi teşvik eden bir pazarlama dili üretiyor. Aslında bu klasik bir “yıkama” faaliyeti. Üstelik bir çelişkiyi de temsil etmiyor. Aksine, kapitalizmin esnekliğinin ve uyum yeteneğinin bir göstergesi.</p>
<p><strong>Reklamda isyan: </strong><strong>Gerçek mi, kurgu mu?</strong></p>
<p>Son yıllarda global markaların toplumsal hareketlere, eşitsizliklere ve sistem eleştirisine referans veren kampanyaları dikkat çekiyor. Stratejik hareket eden şirketlerin “imaj manipülasyonu” ve “gösterişçi duyarlılık” üzerinden tüketicinin değerleriyle uyumluymuş gibi bir algı yaratarak marka sadakati üretmesi de giderek daha görünür bir olgu haline geliyor. Akademik jargona boğmayayım sizi; “duyar kasarak” prim yapan şirketleri kastediyorum. Çoğu durumda üretim ilişkileri, tedarik zinciri dinamikleri ve kâr maksimizasyonu mantığı değişmiyor. Değişen şey, anlatı.</p>
<p><strong>Bansky’yi piyasalaştıran </strong><strong>kapitalizm bize neler yapmaz?</strong></p>
<p>Bu çelişkinin en çarpıcı örneklerinden biri de Banksy’nin eserleri. Kapitalizmi, tüketim kültürünü ve eşitsizliği eleştiren Bansky eserleri, ironik biçimde sanat piyasasının en pahalı varlıkları arasında yer alıyor.<strong><sup>1</sup></strong> Örneğin, “Love is in the Bin” adlı eserinin 2021’de yaklaşık 25 milyon dolara (yeniden) satılması ya da “Game Changer”ın 23 milyon dolara alıcı bulması, anti-kapitalist içeriğin bizzat kapitalist değer üretim mekanizmasına nasıl entegre edildiğinin somut bir kanıtı.<strong><sup>2</sup></strong>  Bu durum “anlatısal değer primi” olarak adlandırılabilecek bir olguyu işaret ediyor<strong><sup>3</sup></strong>: Hikâye ne kadar güçlü (ve belki de çelişkiliyse), fiyat da o kadar yükseliyor.</p>
<p><strong>Tüketici davranışı: Bilinç mi, illüzyon mu?</strong></p>
<p>Davranışsal ekonomi perspektifinden bakıldığında, tüketiciler yalnızca ürün değil, kimlik de satın alıyor. “Doğru tarafta olma” hissi, satın alma kararlarını etkileyen önemli bir faktör olabilir. Anti-kapitalist söylem taşıyan bir ürünü tüketmek, bireye ahlaki tatmin sağlıyor. Ancak burada kritik nokta şu: bu bir aldatmaca mı, yoksa karşılıklı bir uzlaşma mı? Tüketici aslında çoğu zaman bu oyunun farkında. Ancak yine de bu anlatının bir parçası olmayı tercih ediyor. Çünkü kimlik, modern ekonomide en az ürün kadar değerli. Sürdürülebilirlik ve ESG adaptasyonu üzerinden yıkama odaklı maddi olmayan değer yaratma işlerini de biraz pencereden görmek gerekiyor.</p>
<p><strong>Kapitalizmin en büyük </strong><strong>gücü: İnsan doğası</strong></p>
<p>Kapitalizmin sürekliliği, yalnızca kurumsal yapılardan değil, insan doğasından da besleniyor. Ürün-hizmet; statü arzusu, ahlaki-etik normlar, farklılaşma isteği ve hikâyelerle paketleniyor. Anlaşılan o ki “sistem”, bu motivasyonları harekete geçirdiği sürece kendini yeniden üretmeye devam edecek. Bu yüzden anti-kapitalist soslu bir markanın kapitalist değer üretmesi bir paradoks değil; sistemin en rafine işleyiş biçimlerinden biri. Kapitalizm yalnızca ürünleri değil, kendine yönelik eleştiriyi de satıyor. Bu işler, sistem kadar, insan doğası nedeniyle de böyle.</p>
<p> </p>
<p><sup>1</sup>https://www.myartbroker.com/artist-banksy/record-prices/banksy-record-prices</p>
<p><sup> </sup><sup>2</sup>https://www.bbc.com/news/entertainment-arts-58908768</p>
<p><sup> </sup><sup>3</sup> Damodaran, A. (2017). <em>Narrative and numbers: The value of stories in business</em>. Columbia University Press.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kapitalizm-isyani-da-insan-dogasini-da-markalastiran-sistem-79967</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kapitalizm: İsyanı da, insan doğasını da markalaştıran sistem ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/surdurulebilirlik-ongoruleri-79963</guid>
            <pubDate>Mon, 25 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sürdürülebilirlik öngörüleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sürdürülebilirlik, günümüzün en popüler kavramlarından biri. Öyle ki gerek akademik gerek siyasal gerekse toplumsal her sohbetin içinde bir şekilde mutlaka önemli bir yer kaplıyor. Peki nedir sürdürülebilirlik? Bu konuda herkesin üzerinde anlaştığı bir tanım yok. Ancak herkes sürdürülebilirliğin “daimi olma yeteneği” olduğu konusunda hem fikir.</p>
<p>Bu neden önemli veya neden bugün daha da önemli? Bu sorunun cevabı insanın yıkıcı gücünün sonucunun farkına varmış ve bir felakete doğru gittiğini anlamış olmasında yatıyor.</p>
<p><strong>Sürdürülebilirlik neden önemli?</strong></p>
<p>Önemli çünkü dünyanın geleceğinden bahsediyoruz. Daha yaşanabilir bir dünyanın anahtarı sürdürülebilirlikten geçiyor. Doğal olarak bu kavram bir kesimi değil dünyanın bütününü temsil ediyor. Önce yaşadığımız dünyanın, insanın yaşaması için gerekli olan ekosistemin korunması, ardından zamanla bozulan ekosistemin tekrar yenilenmesi gerekiyor. Bu açıdan bakıldığında, sürdürülebilirlik deyince ilk akla gelen çevre duyarlılığı. Ancak, sürdürülebilirlik bundan mı ibaret? Elbette hayır. Sürdürülebilirliğin çevresel boyutunun yanında toplumsal ve ekonomik boyutu da var.</p>
<p>Biz, bu dünyayı atalarımızdan miras değil, çocuklarımızdan emanet aldık. Bu nedenle bugünün ihtiyaçlarını karşılarken gelecek neslin ihtiyaçlarının karşılanmasına zarar verilmemesi gerekiyor. Dolayısıyla bir yandan insanların, diğer yandan diğer organizmaların hayatta kalmasını sağlayacak bir yapı oluşturma becerisinin üstünlüğü önemli. Yer yüzünden sadece arı neslinin tükenmesi bile tüm canlıların yok olmasına sebep olabilecek bir etkidir.</p>
<p>Bu noktada ilk akla gelen doğal kaynakların hunharca tüketilmemesinin önüne geçilmesinin gerekliliğidir. Neresinden bakarsanız bakın, doğal kaynakların bir sonu var. Oluşumu yüzyıllar süren kaynakların bir çırpıda tüketilmesi, gelecek nesillerin bu kaynaklardan yoksun olması sonucunu doğuracaktır. Bu da insan yaşamının gelişiminin tersine döneceğine işaret eder. Bunu önlemenin tek yolu, mevcut kaynakların doğal yollardan üretiminden daha hızlı tüketilmemesinden ya da bu kaynaklara alternatif yeni yöntemlerin bulunmasından geçiyor.</p>
<p><strong>Sürdürülebilirliğin tarihi</strong></p>
<p>Sürdürülebilirliğin tarihinin, insanlığın tarihiyle eş zamanlı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Dünyanın daha yaşanabilir olmasını olumsuz etkileyecek her olay, sürdürülebilirlik için bir iz niteliği taşır. Ancak 18. yüzyıla kadar, insan doğa ile uyumlu ve iç içe yaşadığını söyleyebiliriz. Bu döneme kadar insanlar, doğadan daha çok kendisine zarar vermiştir.</p>
<p>Bununla birlikte Amerika’ya giden yerleşimcilerin Kızılderilileri yenmek için besin kaynakları olan bizonları yok etmesi, belki de 18. yüzyıl öncesi en önemli olaydır. “Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde, beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.” Kızılderili atasözünün pek de doğru çıkmadığını ama doğal denge için iyi bir tespit olduğunu söyleyebiliriz.</p>
<p>Ancak sanayi devri ile peşinden gelen birinci ve ikinci dünya savaşlarıyla çevre felaketi ivme kazanmıştır. 18 ve 19. yüzyıllarda sanayi devrimi ile gerek fosil yakıtlar gerekse doğal kaynaklar, hunharca kullanılmaya başladı. Önce motorlar için buhar elde etmek, sonra da elektrik üretmek için kullanılan kömür, çevreyi tahrip etmeye başladı. Aynı zamanda demir-çelik ürünlerinin üretimi için hammadde olarak kullanılan doğal kaynaklar ve üretimde kullanılan enerji için gereken kömür ve fosil yakıtlar, eş zamanlı olarak havayı da kirletti. Üretimde ortaya çıkan atıklar ise felaketin tuzu biberi oldu. İnsanların bitmek bilmez tüketim çılgınlığı milyonlarca yılda oluşan kaynakları bir çırpıda tüketir hale geldi.</p>
<p>İngiliz iktisatçı Thomas Robert Malthus’un, “Malthus kapanı” ya da “felaketi” teorisi vardır. Teoriye göre, gıda ürünleri matematiksel artarken nüfus geometrik artar. Dolayısıyla nüfus arttıkça gıda ürünleri artan nüfusun ihtiyacına cevap veremeyecek, bunun sonucunda ise nüfus kendiliğinden gıdaya uygun olarak dengelenecek. Ancak, gelişen teknolojiler sonucunda, gıda ürünleri nüfustan daha hızlı arttı. Bugün dünyanın sorunu, zayıflıktan çok obezite.</p>
<p>Diğer taraftan, tıp bilimindeki gelişmeler insanları hastalıklardan korudu ve nüfusu daha da artırdı. Roma döneminde ortalama yaş 35 idi. Bugün Türkiye’de bu süre erkekler için 75,6 yıl, kadınlar için 81,2 yıl olarak hesaplanıyor. Nüfusun artış oranının düşmesi ise gıda kıtlığından çok insanların bireyselleşmesi ve konforlarını ön planda tutmasından kaynaklanıyor.</p>
<p><strong>Ekonomik açıdan sürdürülebilirlik</strong></p>
<p>Sürdürülebilirliği sağlamak için birincil öncelik iklim değişikliğinin önlenmesidir. Bu konuda uluslararası anlamda atılan en etkin adım, Paris İklim Anlaşması yani Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’dir. 191 ülkenin taraf olduğu anlaşmanın amacı; küresel ortalama sıcaklık artışını sanayi öncesi seviyelerden 2 °C artış seviyesi ile sınırlı tutmaktır. Bunu sağlamak için tüm ülkelerin emisyonlarını düşürmesi amaçlanmıştır.</p>
<p>Emisyonun düşürülmesinin gerçekten yüksek bir ekonomik maliyeti bulunmaktadır. Türkiye’nin sadece enerji sektöründe yeşil dönüşüm maliyetinin 75-100 milyar dolar olması bekleniyor. Konuyu tüm sektörler ve tüm ülkeler bazında değerlendirdiğimizde, tek başına bu veri bile dönüşüm maliyetinin büyüklüğünü göstermektedir. Bu maliyetlerin nasıl karşılanacağı konusu henüz sonuca bağlanmamakla birlikte müzakereler sürmektedir. Anlaşma uyarınca, her ülke küresel ısınmayı azaltmak için üstlendiği katkıyı belirlemeli, planlamalı ve düzenli olarak raporlamalıdır.</p>
<p>Emisyonun düşürülmesi için, salımı yüksek üretimlerin salımı düşük üretime dönüştürülmesi, havayı kirleten ozon tabakasını incelten gazların ve fosil yakıtların tüketiminin sonlandırılması, enerjinin yenilenebilir enerjiden elde edilmesi, atıkların geri dönüştürülmesi gibi çevreyi kirleten her türlü faaliyetin sonlandıracak adımların atılması gerekmektedir. Dönüşümün maliyetinin en azından bir kısmının “kirleten öder” prensibi çerçevesinde, kirletenden vergi alınarak karşılanmaktadır.</p>
<p><strong>Gümrük açısından sürdürülebilirlik</strong></p>
<p>1 Ocak 2026’da AB sınırda karbon düzenlemesi kapsamında ülkeye girişte, ithal eşyasına ilişkin karbon vergisinin ödenmiş olup olmadığını kontrol etmekte ve ödenmemişse tahsil etmektedir. Bu uygulamanın zaman içinde tüm dünyada yaygınlaşacağı öngörülmektedir.</p>
<p>Gümrük işlemlerinin konusu eşyanın dış ticaretidir. Yeşil dönüşümün gereği olarak aynı zamanda dış ticarete konu eşya türleri arasında da bir dönüşüm kaçınılmaz olacaktır.</p>
<p>Ayrıca, uluslararası çapta yeşil dönüşümün sağlanmasının teşvik edileceği bir gerçektir. Bu kapsamda, bir taraftan yeşil dönüşümün finansmanı için daha uygun şartlar sağlanacak, diğer taraftan bu amaç için getirilen eşyaya daha uygun gümrük tarifeleri uygulanacaktır. Her iki durumda da yeşil dönüşüme ilişkin eşya ticareti hacminde hissedilir bir artış olacağı öngörülmektedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/surdurulebilirlik-ongoruleri-79963</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sürdürülebilirlik öngörüleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/bilgi-universitesini-kapatma-kararindan-vazgecildi-79979</guid>
            <pubDate>Mon, 25 May 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bilgi Üniversitesi&#039;ni kapatma kararından vazgeçildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla Resmi Gazete'de yayımlanan yayımlanan karara göre, kurucu vakfına kayyım atanan İstanbul Bilgi Üniversitesi'nin faaliyet izninin kaldırılmasına dair Cumhurbaşkanı Kararının yürürlükten kaldırılmasına karar verildi.</p>
<p>Karar, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının yazısı üzerine, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun ek 11'inci maddesi gereğince alındı.</p>
<p><strong>YÖK Başkanı Özvar'dan paylaşım</strong></p>
<p>Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Erol Özvar, konuya ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın takdirleriyle İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde eğitim öğretim faaliyetlerinin kesintisiz şekilde devam edeceğini bildirdi.</p>
<p>Erdoğan'ın, öğrencilerin eğitim hayatının aksamaması, ailelerinin huzurunun korunması ve üniversite çalışanlarının haklarının gözetilmesi yönündeki süreci hassasiyetle yeniden değerlendirdiğini kaydeden Özvar, konuya ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Öğrencilerimizin, ailelerimizin ve üniversite çalışanlarımızın herhangi bir mağduriyet yaşamaması yönündeki güçlü irade doğrultusunda karar güncellenmiştir. İlk karar, yürürlükteki mevzuat çerçevesinde yerine getirilmesi gereken zorunlu bir hukuki işlemdi. Ancak sonrasında sunulan raporlar ve güncel durum değerlendirmeleri doğrultusunda Sayın Cumhurbaşkanımız, her zaman olduğu gibi öğrencilerimizin, ailelerimizin ve üniversite çalışanlarımızın beklentilerini hassasiyetle gözetmiştir. Alınan kararın öğrencilerimiz, ailelerimiz ve yükseköğretim camiamız için hayırlı olmasını diliyorum."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/bilgi-universitesini-kapatma-kararindan-vazgecildi-79979</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/1/1280x720/bilgi-universitesi-1779429053.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul Bilgi Üniversitesi&#039;nin faaliyet izninin iptal edilmesine yönelik karar, Resmi Gazete&#039;de yayımlanan kararla yürürlükten kaldırıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/mutlak-butlan-krizi-buyudu-ozel-tomaya-cikti-79955</guid>
            <pubDate>Mon, 25 May 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mutlak butlan krizi büyüdü, Özel TOMA’ya çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Kurultayının geçersiz olduğu yönünde verilen kararın ardından başlayan gerilim dün partinin genel merkezine polis müdahalesi aşamasına kadar tırmandı. Birkaç saat süren ablukanın ardından Özgür Özel ve partililer Genel Merkez’i boşalttılar. Bu gelişmenin ardından Özel, partililer ve milletvekilleriyle TBMM’ye doğru yürüyüşe başladı. Özel, Genel Merkez’den ayrılırken, “Bir daha kimsenin el uzatamayacağı şekilde geri alınmak üzere çıkıyoruz. Yürüyelim arkadaşlar” ifadesini kullandı.</p>
<h2>Özel-Kılıçdaroğlu görüşmesi</h2>
<p>CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile Kurultay öncesi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu arasında önceki gün yapılan telefon görüşmesi ile taraflardan kişiler kişilik bir heyeti, olağanüstü kurultay ile ilgili görüşmesi planlanmıştı. Dün öğlen saatlerinde bu görüşmenin yapılması beklenirken, sabah saatlerinde Kılıçdaroğlu ekibine mensup vekillerin yanlarındaki kişilerle Genel Merkeze girmeye çalışmasıyla birlikte gerginlik başladı. İki taraf arasında yoğun arbede yaşandı. CHP Genel Merkezi’nin etrafı tamamen polis kordonu altına alınırken, partiye giriş ve çıkışlar yasaklandı. Partinin içinde kalanlar Genel Merkez’in kapısına otobüslerle barikat kurarken, binanın içinde de tüm giriş kapıları içerden koltuk ve masalarla kapatıldı.</p>
<h2>İçişleri Bakanı ile görüşüldü </h2>
<p>Bu gerginlik yaşanırken CHP Grup Başkanvekili Murat Emir ve Suat Özçağdaş İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ile görüşmek için Genel Merkez’deki demirlerin üzerinden atlayarak partiden çıktılar. Ancak bu heyetin görüşmelerin olumlu geçtiğine yönelik açıklama yaptıkları sırada saat 14:00 civarında çevik kuvvet ekipleri ana giriş kapısının dışında başka bir kapıdan Genel Merkez önündeki meydana girerken, çevreye yoğun miktarda biber gazı ile müdahale ettiler. Eş zamanla olarak kapının önünde bulunan parti minibüsleri çekici vasıtasıyla uzaklaştırılırken, garajın demir kapısı da yine emniyet kuvvetleri tarafından kırıldı.</p>
<h2>Özel uzun süre 12. kattan takip etti </h2>
<p>Bu gelişmeler devam ederken CHP Genel Başkanı Özgür Özel sosyal medya hesabından videolu bir açıklama yaptı. Amaçlarının emniyet güçleriyle karşı karşıya gelmek olmadığını belirten Özgür Özel, bir şekilde genel merkezden çıkarılmaları halinde gerekirse bir çadırda, meydanlarda mücadeleyi sürdüreceklerini bildirdi. Atatürk’ün emaneti mekanda bulunduklarını belirten Özel, “Bir saldırı altındayız. Suçumuz, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmak. Suçumuz, AK Parti’yi yenmek. Suçumuz, Cumhuriyet Halk Partisi’nde bir parti içi yarışa girip son seçimlerin kaybından sonra iktidar değişikliğine direnenlere karşı ‘Değişim’ deyip, o değişim iradesiyle gençlerle, kadınlarla ve değişimi isteyen herkesle birlikte partimizi birinci yapmak” diye konuştu.</p>
<h2>"Polise el kaldıracak halimiz yok" </h2>
<p>Partideki başarıları ile 31 Mart seçimlerindeki başarılarını hazmedemeyenlerin ittifak halinde olduğunu belirten Özgür Özel, “Şimdi o hukuksuz kararı almaları yetmezmiş gibi kapıya dayandılar. Önce sabahın 07.00’sinde hiçbirisi CHP’li olmayan, önde yürüyen birkaç milletvekili dışında arkada yürüyenlerin CHP’li olmadığı ve işi gücü kavga etmek olan bir grupla kapımıza dayandılar" dedi. Partiden çıkmayacaklarını ancak ne kadar dayanacaklarını bilmediklerini belirten Özel, “Ne kadar dayanabiliriz bilmiyorum. Sonuçta devletin polisine el kaldıracak halimiz yok. Ama ‘Delegenin oturttuğu bu koltuklardan delegeden başkası bizi kaldıramaz’ dedik. Kaldırabilirler, söküp atabilirler, sokağa atabilirler. Ama zaten biz bu binada oturarak partiyi birinci parti yapmadık. Bu binada oturmakla seçim kazanılmıyor. Bunu en iyi birileri bilir. Seçim sokakta, meydanda kazanılır. Biz bundan sonra sonuna kadar burada direnip eğer bizi buradan söküp atarlarsa da iktidar yürüyüşümüzü meydanlarda sürdüreceğiz” değerlendirmesinde bulundu. Bu açıklamaların ardından Özel bir süre sonra binadan ayrıldı, meclise yürüyüş başladı.</p>
<p>Gerginliğin biraz durulduğu dönemlerde saat 15:00 civarı Kemal Kılıçdaroğlu’nun avukatı Celal Çelik Genel Merkezin dış kapısına gelerek emniyet mensuplarıyla bir süre görüştü.</p>
<p>Aradan yarım saat geçtikten sonra İcra Heyetinden iki kişi kararı tebliğ etmek üzere partiye geldiler.</p>
<h2>"Birileri kendine yakışanı yapıyor" </h2>
<p>CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve beraberindekiler saat 15:50 civarında TBMM’ye yürümek üzere CHP Genel Merkezi’nden ayrıldılar. Özel buradan çıkmadan yaptığı kısa konuşmada, 14 Mayıs 2023’teki seçimden bu yana kendilerine yakışanı yapmaya çalıştıklarını belirtti ve “Bize yenilgiyi kabul etmek, kaybetmek yakışmıyor. Atatürk’ün partisine teslim olmak yakışmıyor. Atatürk’ün partisini teslim almak isteyenlerle, teslim etmek isteyenlerin ittifakına isyan ediyorum. Ben de Ekrem Başkan da değişim diye yola çıkan burada gördüğünüz her bir partili, değişimin mücadelesini görüp katılan herkes mücadele ediyor. Birileri de kendine yakışanı yapıyor” dedi. “En kısa sürede kurultay ilan edilip bu sorun bitsin deyip bunu konuşalım delmişken arkalarına Ankara'da ne kadar kriminal tip varsa sabahın 7’sinde onları arkalarına takıp baba ocağı kapısına dayananlar kendilerine yakışanı yaptı” diyen Özel, delegenin vermediği yetkinin hakimlerden dilenildiğini aktardı.</p>
<p>Özel, CHP Genel Merkezi'nin önünde yaptığı açıklamada ise “İktidar için bina lazım değil, yürek lazım, mücadele lazım, Meclis’teki odamız yeter. Elbette partimizi, genel merkezimizi geri alacağız ama o güne kadar da sokaktayız, meydandayız, başımızı sokacak yer Meclis’tir” diye konuştu.</p>
<p>Ardından TBMM'ye doğru yürüyen Özel, yürüyüş esnasında TOMA'nın üzerine çıktı. TBMM’nin Çankaya Kapasının yanında bulunan Milli Egemenlik Parkı’nda da parti otobüsü üstünde bir konuşma yapan Özgür Özel, "İktidarın biber gazından, dost bildiğimizin ihanetinden gayrı arınacak hiçbir şeyimiz yoktur” ifadelerini kullandı. Özel, daha sonra TBMM önünde bir konuşma yaptı. Özel'e diğer partilerden destek açıklamaları geldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/mutlak-butlan-krizi-buyudu-ozel-tomaya-cikti-79955</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/5/1280x720/574-1779683517.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CHP&#039;de mutlak butlan krizi dün yeni boyutlara ulaştı. Sabah saatlerinde Kemal Kılıçdaroğlu’na yakın isimlerin CHP Genel Merkezi’ne girmeye çalışmasıyla başlayan gerilim, polis ablukası ve çevik kuvvetin gazlı müdahalesiyle büyüdü. Kılıçdaroğlu ekibi binaya girerken Özgür Özel “Devletin polisine el kaldıracak halimiz yok” diyerek ekibiyle binayı terk etti. Ardından Meclise doğru yürüyüşe geçildi. Özel barikatları aşmak için TOMA&#039;nın üzerine çıktı, daha sonra TBMM önünde partililere seslendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/en-yakittan-kurban-bayramina-ozel-7-rota-80057</guid>
            <pubDate>Mon, 25 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> EN YAKIT’tan Kurban Bayramı’na özel 7 rota</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Elektrikli araç şarj ağı işletmecisi EN YAKIT, bayram döneminde artacak seyahat hareketliliğine cevap vermeyi hedefliyor.</p>
<p>EN YAKIT Genel Müdürü Tayfun Şenses, elektrikli araç kullanımının Türkiye’de hızla yaygınlaştığını belirterek, şarj altyapısının artık sadece şehir içi kullanım için değil, şehirlerarası ulaşım için de kritik hale geldiğini söyledi. Şenses, “Kurban Bayramı gibi yoğun seyahat dönemlerinde kullanıcılarımızın kesintisiz ve güvenli bir sürüş deneyimi yaşaması bizim önceliğimiz. Türkiye’nin farklı bölgelerini birbirine bağlayan yaygın şarj ağımız sayesinde elektrikli araç sahipleri uzun yolculuklarını artık çok daha planlı, konforlu ve özgür şekilde gerçekleştirebiliyor” dedi.</p>
<p>Bayram yolculuklarına özel hazırlanan rotalar arasında Adana-Antalya, İstanbul-Trabzon, Ankara-Gaziantep, İstanbul-İzmir, Ankara-İzmir, Edirne-Antalya ve Trabzon-İzmir güzergâhları yer aldı. Rotalar boyunca konumlanan şarj istasyonlarının, dinlenme tesisleri, alışveriş noktaları ve yeme-içme alanlarıyla entegre biçimde hizmet verdiğine dikkat çekildi. Şirketin paylaştığı verilere göre özellikle yaz sezonunda Akdeniz ve Ege hattında yoğunluk yaşanması beklenirken, Karadeniz ve Güneydoğu rotalarında da elektrikli araç kullanımında belirgin bir artış gözlemleniyor. EN YAKIT, bu doğrultuda mevcut altyapısını güçlendirmeye ve yeni hızlı şarj noktalarını devreye almaya devam ediyor.</p>
<p>Şenses açıklamasında, sürdürülebilir ulaşımın geleceğin değil bugünün konusu olduğuna işaret ederek şu değerlendirmeyi yaptı: “Elektrikli araç ekosistemi büyüdükçe kullanıcı beklentileri de değişiyor. Artık sürücüler yalnızca bir şarj noktası değil, hızlı erişim, güvenilir altyapı ve kesintisiz seyahat deneyimi talep ediyor. Biz de yatırımlarımızı bu doğrultuda şekillendiriyoruz. Amacımız, Türkiye’nin her noktasında elektrikli araç kullanıcılarının menzil kaygısı olmadan özgürce seyahat edebilmesini sağlamak.”</p>
<p>Özellikle bayram dönemlerinde şehirlerarası yolculuklarda yaşanan yoğunluk dikkate alındığında, elektrikli araç kullanıcıları için yaygın şarj ağı rekabetinin sektörün en stratejik başlıklarından biri haline geldiği değerlendiriliyor. Türkiye’de büyüyen elektrikli araç pazarına paralel olarak şarj altyapısına yapılan yatırımların da gelecek dönemde hız kazanması bekleniyor.</p>
<p><strong>Elektrikli araç sahipleri için özel seyahat rotaları hazırlayan EN YAKIT’ın önerileri şöyle:</strong></p>
<p>1.Akdeniz’in Kıyılarında Keyifli Yolculuk: Adana – Antalya</p>
<p>Şarj istasyonları: Kayıkçıoğlu Erdemli, Park Point Cafe Bozyazı, Ali Şahin Petrol Alanya</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a156f295a241-1779789609.jpeg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p>2.Karadeniz’e Uzanan Keyifli Rota: İstanbul – Trabzon</p>
<p>Şarj istasyonları: Highway Outlet AVM, Osmancık Asya Tesisleri, Lovelet Outlet AVM, Okumuş Park &amp; Motel, Grand Vaves Otel</p>
<p>3.Güneydoğu’ya Konforlu Ulaşım: Ankara – Gaziantep</p>
<p>Şarj istasyonları: Tuz Gölü Tesisleri, Gülpınar Tesisleri, İpekyolu Mola Tesisleri</p>
<p>4.Ege’ye Kesintisiz Yolculuk: İstanbul – İzmir</p>
<p>Şarj istasyonları: Oksijen O68 Dinlenme Tesisleri, Oksijen O167 M.Kemal Paşa Dinlenme Tesisleri, Oksijen 0375 İzmir Yönü</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a156f4443f7a-1779789636.jpeg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p>5.Başkentten Ege’ye Rahat Sürüş: Ankara – İzmir</p>
<p>Şarj istasyonları: Rota Parking Dinlenme Tesisleri, Afyon Çarşı Lokumcusu, Adal Gross Market Kula</p>
<p>6.Trakya’dan Akdeniz’e Uzanan Yolculuk: Edirne – Antalya</p>
<p>Şarj istasyonları: Kirişhane, Karbey Dinlenme Tesisi, Oksijen O68, Kütahya EnzaHome, Sönmez Park, Sky Business Hotel</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a156f5cb0609-1779789660.jpeg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p>7.Karadeniz’den Ege’ye Uzanan Büyük Rota: Trabzon - İzmir</p>
<p>Şarj istasyonları: Cemil Usta Akçaabat Köfte, Okumuş Park &amp; Motel, Ens Park Merzifon, Akbak Tesisleri, Highway Outlet AVM, Atakent Tıp Merkezi, Tellioğlu Değirmen Tesisleri, Üçel Outlet, Çeşme Cadde Plus</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/en-yakittan-kurban-bayramina-ozel-7-rota-80057</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/7/1280x720/en-yakittan-kurban-bayramina-ozel-7-rota-1779789684.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EN YAKIT, Kurban Bayramı öncesinde elektrikli araç kullanıcılarının menzil kaygısı yaşamadan uzun yol yapabilmesi amacıyla Türkiye’nin farklı bölgelerini kapsayan 7 seyahat rotasını paylaştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantep-ayakkabicilar-odasi-baskani-ince-dijitallesme-ve-markalasma-icin-ortak-akilla-hareket-etmeliyiz-79997</guid>
            <pubDate>Mon, 25 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mehmet Emin İnce: Dijitalleşme ve markalaşma için ortak akılla hareket etmeliyiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep ayakkabı sektörünün uzun yıllardır öne çıkan isimlerinden olan Gaziantep Ayakkabıcılar Odası Başkanı Mehmet Emin İnce, Türkiye genelindeki ayakkabı üreticilerini ve esnafını temsil eden Türkiye Umum Ayakkabıcılar Federasyonu Başkanlığı için adaylığını açıkladı.</p>
<p>2 Haziran 2026 tarihinde Ankara’da gerçekleştirilecek genel kurul öncesinde saha çalışmalarını yoğun şekilde sürdüren İnce, sektörün mevcut sorunlarını yakından bildiklerini ve çözüm odaklı projelerle yola çıktıklarını söyledi.</p>
<p>Ayakkabı sektörünün Türkiye ekonomisinin önemli üretim ve istihdam alanlarından biri olduğunu vurgulayan Gaziantep Ayakkabıcılar Odası Başkanı İnce, özellikle son yıllarda artan maliyetler, kayıt dışı üretim, ithal ürün baskısı ve finansmana erişim sorunlarının sektör üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu ifade etti. Türkiye genelinde yüz binlerce kişiye doğrudan ve dolaylı istihdam sağlayan sektörün, üretim kapasitesi ve ihracat potansiyeliyle stratejik bir konumda bulunduğunu belirten İnce, “Sektörün sorunlarına hakim olduğumuz gibi çözümler noktasında da hazırlıklarımız var. Üyelerimizin, delegelerimizin desteği ile ekibimizle bayrağı göğüsleyeceğimize inanıyoruz” dedi.</p>
<p>Türkiye’nin ayakkabı üretiminde Avrupa ve Orta Doğu pazarları açısından güçlü bir merkez konumunda bulunduğunu dile getiren İnce, özellikle Gaziantep, İstanbul, Konya, İzmir ve Bursa gibi üretim şehirlerinin sektöre yön verdiğini söyledi. Gaziantep’in son yıllarda sadece iç piyasada değil ihracatta da dikkat çekici bir ivme yakaladığını belirten İnce, kentte faaliyet gösteren çok sayıda küçük ve orta ölçekli işletmenin hem üretime hem de istihdama büyük katkı sunduğunu kaydetti.</p>
<p>Ayakkabı sektörünün yıllık milyarlarca liralık ticaret hacmine ulaştığını ifade eden İnce, iç tüketimde genç nüfusun etkisiyle hareketliliğin sürdüğünü ancak üreticilerin artan enerji, işçilik ve ham madde maliyetleri nedeniyle zorlandığını belirtti. Özellikle deri, taban ve yardımcı malzeme fiyatlarındaki yükselişin üretim maliyetlerini doğrudan etkilediğini söyleyen İnce, sektör temsilcilerinin daha güçlü destek mekanizmalarına ihtiyaç duyduğunu vurguladı.</p>
<p>Federasyon seçimleri kapsamında Türkiye’nin farklı illerinde delegeler ve oda temsilcileriyle bir araya gelen İnce, birlik ve dayanışma mesajı verdi. Ayakkabıcılık mesleğinin sadece ekonomik değil aynı zamanda kültürel bir değer taşıdığını belirten İnce, mesleki eğitimin güçlendirilmesi, çıraklık sisteminin yeniden canlandırılması ve gençlerin sektöre kazandırılması için yeni projeler hazırladıklarını ifade etti.</p>
<p>Sektörün dijitalleşme ve markalaşma süreçlerine daha fazla adapte olması gerektiğini de belirten İnce, Türk ayakkabı sektörünün kalite ve üretim gücüyle uluslararası pazarlarda çok daha güçlü bir konuma ulaşabileceğini söyledi. İnce, “Üreten, istihdam sağlayan, ihracat yapan bir sektörün temsilcileri olarak ortak akılla hareket etmek zorundayız. Federasyonumuzun daha aktif, daha çözüm odaklı ve sektörün tüm paydaşlarını kapsayan bir yapıya kavuşması için çalışacağız” diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantep-ayakkabicilar-odasi-baskani-ince-dijitallesme-ve-markalasma-icin-ortak-akilla-hareket-etmeliyiz-79997</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/7/1280x720/gaziantep-ayakkabicilar-odasi-baskani-ince-dijitallesme-ve-markalasma-icin-ortak-akilla-hareket-etmeliyiz-1779702498.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2 Haziran&#039;da yapılacak Türkiye Umum Ayakkabıcılar Federasyonu Başkanlığı için adaylığını açıklayan Mehmet Emin İnce, “Üreten, istihdam sağlayan, ihracat yapan bir sektörün temsilcileri olarak ortak akılla hareket etmek zorundayız. Federasyonumuzun daha aktif, daha çözüm odaklı ve sektörün tüm paydaşlarını kapsayan bir yapıya kavuşması için çalışacağız.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakaryanin-plajlarina-mavi-bayrak-odulu-verildi-79994</guid>
            <pubDate>Mon, 25 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sakarya’nın plajlarına mavi bayrak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Türkiye Çevre Eğitim Vakfı (TÜRÇEV) tarafından koordine edilen Türkiye’deki sahillere verilen Mavi Bayrak Ödülleri’nde bu yıl da Sakarya’da hedeflenen sonuca ulaşıldı. Yapılan açıklamaya göre, Karasu ve Kocaali sahillerinde başlatılan kapsamlı çalışmayla tüm sahiller daha ulaşılabilir, güvenli, ihtiyaçlara cevap veren ve çevreci bir konseptle yeniden düzenlendi. Sakarya Büyükşehir Belediyesi’nin kuzey sahillerinde gerçekleştirdiği çalışmalar tamamlandı ve Karadeniz sahilindeki 3 plajına mavi bayrak ödülü verildi. Karasu Sahil Park, 32 Evler ve Kocaali Merkez plajlarında yaz sezonunda mavi bayrak dalgalanacak.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1402e821e75-1779696360.png" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p> </p>
<p><strong>Uluslararası Çevre Eğitim Vakfı (FEE)</strong></p>
<p>Mavi Bayrak; temiz, güvenli, çevre dostu ve sürdürülebilir standartları karşılayan alanları simgeliyor. Bu ödül, Uluslararası Çevre Eğitim Vakfı (FEE) koordinatörlüğünde veriliyor ve Türkiye'de ise bu süreç Türkiye Çevre Eğitim Vakfı (TÜRÇEV) tarafından yürütülüyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a1403065064c-1779696390.jpeg" alt="" width="700" height="395" /></p>
<p>Mavi Bayrak ödülüne sahip olmak için; Su kalitesi, Çevre yönetimi, Çevresel eğitim ve bilgilendirme, Plaj düzeni ve güvenliği alanında belirlenen standartların karşılanması gerekiyor. Bu standartları başarıyla sağlayan plaj ve marinalar bir yıllığına Mavi Bayrak almaya hak kazanıyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakaryanin-plajlarina-mavi-bayrak-odulu-verildi-79994</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/4/1280x720/sakaryanin-plajlarina-mavi-bayrak-odulu-verildi-1779696444.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sakarya&#039;nın Karadeniz sahilinde bulunan Karasu Sahil Park, 32 Evler ve Kocaali Merkez plajlarına mavi bayrak ödülü verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kultur-sanat/lale-tara-sanat-bursuna-basvuru-donemi-basliyor-79978</guid>
            <pubDate>Mon, 25 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Lale Tara Sanat Bursu’na başvuru dönemi başlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ENKA Sanat'ın, klasik müzik alanında uluslararası ölçekte başarı hedefleyen genç sanatçıların, yurt dışındaki lisans ve yüksek lisans eğitimlerine destek olmak amacıyla hayata geçirdiği Lale Tara Sanat Bursu'na 3 Temmuz'a kadar başvuru yapılabilecek.</p>
<p>Konu hakkında yapılan açıklamada, ENKA Vakfı’nın eğitim, spor ve sanat alanlarında nitelikli nesiller yetiştirme vizyonu doğrultusunda şekillenen ve uzun yıllardır genç sanatçıların gelişimine katkı sunan Lale Tara’nın misyonunu sürdüren burs programı, yalnızca bir eğitim desteği olmanın ötesinde, genç müzisyenlerin uluslararası sanat ekosistemine entegre olmalarını hedefleyen bütüncül bir gelişim alanı sunuyor.</p>
<p>Lale Tara Sanat Bursu başvuruları, ENKA Sanat’ın web sitesinde yer alan ilgili bağlantı üzerinden 1 Haziran Pazartesi günü saat 10.00 itibarıyla erişime açılacak ve Başvuru Modülü aracılığıyla online gerçekleştirilecek. 3 Temmuz Cuma günü saat 18.30’da sona erecek başvuru sürecinin ardından, seçici kurulun ön değerlendirmesini başarıyla geçen adaylar, 3 Ağustos Pazartesi günü ENKA Oditoryumu’nda gerçekleştirilecek mülakat aşamasına davet edilecek. Dört yıldır sürdürülen bursun seçici kurulunda, İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası Flüt Grup Şefi Bülent Evcil, Viyolonsel Sanatçısı ve MSGSÜ İstanbul Devlet Konservatuvarı Öğretim Üyesi Dilbağ Tokay, dünyaca ünlü Piyanist ve Besteci Fazıl Say, Piyanist ve Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Gökhan Aybulus ve ENKA Sanat Direktörü Gül Mimaroğlu yer alacak.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a13e1e23e74d-1779687906.jpeg" alt="" width="477" height="650" />Lale Tara Sanat Bursu’na başvuru koşulları, sıkça sorulan sorular ve mevcut bursiyerler hakkında detaylı bilgilere www.enkasanat.org adresinden ulaşılabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kultur-sanat/lale-tara-sanat-bursuna-basvuru-donemi-basliyor-79978</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/8/1280x720/keman-klasik-muzik-1779688161.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ENKA Sanat tarafından hayata geçirilen Lale Tara Sanat Bursu için başvuru dönemi 1 Haziran&#039;da başlayacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-universite-kapanirken-egitim-hakki-nasil-acik-tutulur-79977</guid>
            <pubDate>Mon, 25 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir üniversite kapanırken eğitim hakkı nasıl açık tutulur?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir üniversite idari, mali ya da hukuki gerekçelerle kapanabilir. Dünyada bunun örnekleri var. Ancak Birleşmiş Milletler’in Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları açısından konu farllı: Bir üniversite kapanırken, eğitim hakkı, diploma değeri, akademik süreklilik ve eşit erişim de kapanıyor mu?</p>
<p>izninin kaldırılması, Türkiye’de yükseköğretim tarihinin en sarsıcı başlıklarından biri oldu.</p>
<p>22 Mayıs 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı kararıyla, kurucu vakfına kayyım atanan üniversitenin faaliyet izni kaldırıldı. YÖK ise yaptığı açıklamada öğrencilerin eğitim-öğretim faaliyetlerinin aksamaması ve mağduriyet yaşanmaması için gerekli tedbirlerin alınacağını duyurdu. Ama konu sadece “öğrenciler nereye aktarılacak?” sorusundan ibaret değil.</p>
<p>Çünkü, bir üniversite yalnızca bir bina değildir, bir kampüs değildir. Kurumsal değer üretimidir, hafızadır, öğrenme hakkıdır, gelecek inşasıdır…</p>
<p>O zaman bir üniversitenin kapanması, o kurumun öğrencileri, akademisyenleri, çalışanları, mezunları ve ülkenin bilgi üretim kapasitesi açısından ne anlama geliyor? Dünyada da üniversite kapanma örnekleri var. Öğrenci sayısındaki düşüş, artan işletme maliyetleri ve bağış gelirlerindeki zayıflama, birçok kurumun kapısına kilit vurmasına yol açıyor.</p>
<p>Örneğin ABD’de 180 yıllık geçmişe sahip Limestone Üniversitesi, yeterli finansman sağlanamadığı için kapanma kararı aldı.</p>
<p>Japonya ve Güney Kore’de azalan genç nüfus nedeniyle, 2000’den bu yana çok sayıda üniversite kapandı. Hindistan’da da üniversiteler öğrenci sayısındaki düşüş, finansman sorunları ve kalite tartışmaları nedeniyle kapanıyor.</p>
<p><strong>SKA 4 Eğitim: Erişim, kalite ve eşitlik</strong></p>
<p>Birleşmiş Milletler’in Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları içinde “eğitim” başlığı, SKA 4 altında tanımlanıyor:</p>
<p>“Herkes için kapsayıcı ve hakkaniyetli kaliteli eğitimi sağlamak ve yaşam boyu öğrenme fırsatlarını teşvik etmek.”</p>
<p>Üniversiteler açısından en kritik madde SKA 4.3. Bu hedef, 2030’a kadar kadınlar ve erkekler için kaliteli, karşılanabilir teknik, mesleki ve yükseköğretime, üniversite dahil, eşit erişimin sağlanmasını öngörüyor. SKA 4.5 ise eğitimde ayrımcılığın ortadan kaldırılmasını ve kırılgan gruplar için tüm eğitim düzeylerine eşit erişimi vurguluyor.</p>
<p>Bu çerçeveden bakınca bir üniversitenin kapanması tek başına SKA 4’e aykırıdır demek doğru olmaz. Çünkü kötü yönetilen, mali olarak çöken, akademik kalitesi düşen, öğrencisine gerçek bir eğitim değeri sunamayan bir kurumun varlığını sürdürmesi de SKA 4’ün “kaliteli eğitim” ilkesine aykırı olabilir.</p>
<p>Ancak kapanma süreci kötü yönetilirse, o zaman durum farklı. Öğrencinin kredisi yanarsa, bursu kesilirse, bölümü karşılıksız kalırsa, diploma değeri belirsizleşirse, akademisyen işsiz kalırsa, çalışanlar güvencesiz bırakılırsa, engelli öğrenciler, düşük gelirli öğrenciler, şehir dışından gelenler, çalışan öğrenciler yeni sisteme uyum sağlayamazsa, kapanma idari bir karar olmaktan çıkar. Eğitim hakkını, sosyal adaleti ve fırsat eşitliğini zedeleyen bir konuma gelir.</p>
<p><strong>Üniversite kapanacaksa nasıl kapanmalı?</strong></p>
<p>Dünyada bunun 3 örneği var: Birincisi, kapanma ani değil, planlı olmalı. En sağlıklı model, “teach-out” denilen tamamlatma modeli. Yani mevcut öğrencilerin mümkünse aynı akademik standartlarla eğitimlerini tamamlaması, yeni öğrenci alınmaması ve kurumun kademeli biçimde kapanması.</p>
<p>İkincisi, geçiş yalnızca teknik kayıt aktarımı olmamalı. Öğrencinin dersi, kredisi, bursu, stajı, değişim programı, psikolojik desteği, barınması, ulaşımı, engellilik düzenlemeleri ve mezuniyet takvimi birlikte düşünülmeli. Üçüncüsü, şeffaflık. Her gün değişen bilgi, “diplomam ne olacak?” kaygısı, “bölümüm nereye gidecek?” sorusu eğitim hakkına büyük zarar veren unsurlar.</p>
<p><strong>Öğrencinin geleceği kapanamaz</strong></p>
<p>Sonuç olarak verilmesi gereken asıl sınav kurumun kapanması değil, gençlerin gelecek hakkının korunması olmalı.</p>
<p>Bilgi Üniversitesi’nin faaliyet izninin kaldırılması, Türkiye için yükseköğretimde güven, özerklik, kalite ve kamusal sorumluluk testi niteliğinde.</p>
<p>SKA 4’ü de tanımladığı gibi; Eğitim, piyasa koşullarına ya da idari kararlara bırakılmayacak kadar temel bir kamusal haktır. Üniversite kapanabilir. Bir vakfın faaliyet izni kaldırılabilir. Bir yönetim modeli sürdürülemez bulunabilir. Ama öğrencinin geleceği kapanamaz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-universite-kapanirken-egitim-hakki-nasil-acik-tutulur-79977</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir üniversite kapanırken eğitim hakkı nasıl açık tutulur? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/makine-ihracati-4-ayda-yuzde-45-artti-79970</guid>
            <pubDate>Mon, 25 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Makine ihracatı 4 ayda yüzde 4.5 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye’nin makine ihracatı ocak-nisan döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4.5 artarak 9.3 milyar dolara yükseldi. Miktar bazında yüzde 6.7 gerileyen makine ihracatının birim değeri ise yüzde 12.6 artarak 8.6 dolara yükseldi. Yıllıklandırılmış ihracat yüzde 1.3 artarak 29.1 milyar dolara çıkarken, aynı dönemde ithalat yüzde 8.2 artarak 47.2 milyar dolara çıktı.</p>
<p>En çok ihracat yapılan ülke Almanya’ya gerçekleştirilen ihracat yüzde 14.1 artarak 1.1 milyar dolara yükselirken, ABD’ye yapılan ihracat yüzde 39.5 artarak 767 milyon dolara ulaştı. İtalya’ya yapılan ihracat ise yüzde 12.7 artarak 442 milyon dolara çıktı. Bu  dönemde; Irak, Rusya ve Polonya ise en çok daralan üç pazar oldu.</p>
<p>İhracat verilerini  değerlendiren Makine İhracatçıları Birliği Başkanı (MAİB) Sevda Kayhan Yılmaz, Avrupa’nın küresel enerji hatlarının Hürmüz Boğazı’nda kilitlenmesi nedeniyle şimdiden 25 milyar Euro daha ilave enerji maliyeti ile karşı karşıya kaldığına dikkat çekti.</p>
<p>Yatırımların odağının değiştiği bu tabloda; makine sanayinin yüksek teknoloji üreten mevcut hatlarının, savunma sanayiinin özel regülasyon ve sertifikasyon gereksinimleriyle tam uyumlu bir entegrasyon sürecinden geçmesi gerektiğini belirten Yılmaz, “Ancak bu dönüşüm, son dönemde ABD ve Çin arasında tekrar tırmanan ve küresel tedarik zincirlerini istikrarsızlaştıran teknoloji savaşlarının gölgesinde, her adımın bir diğer aktörün çıkarlarıyla çarpıştığı karmaşık bir labirentte ilerlemeyi gerektiriyor.” dedi.</p>
<p>Stratejik yön arayışını küresel sanayinin kalbinin attığı her noktada sahada bulunarak yönettiklerinin altını çizen Sevda Kayhan Yılmaz, “Batı’nın siber güvenlik ve düşük karbon odaklı yeni nesil korumacılık duvarlarına uyum sağlarken, Doğu’nun teknolojik hammadde ve üretim avantajlarıyla rekabet ettiğimiz bu denklemde dünyanın her yerinde güven duyulan partner olma özelliğimizi korumak istiyoruz.” diye konuştu.</p>
<p>Gündeme gelen kurumlar vergisi indirimini, imalatçı sektörler üzerindeki yükleri hafifletmek üzere stratejik bir adım olarak desteklediklerini kaydeden Yılmaz, “Bu düzenleme, hem yerli tedarik zincirini korumak hem de firmalarımızın küresel pazardaki dönüşüm süreçlerini finanse edebilmek açısından önemli” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yılmaz, yabancı para kredi kullanımındaki kısıtlamayla daralan kredi arzı yanı sıra yüksek komisyon maliyetlerinin ihracatçısının en temel savunma mekanizması olan hedge imkanını elinden alarak finansal riskleri sınırlandırdığını anlattı.</p>
<p>TL kredilerdeki istisnaların yabancı para kredilerde sadece İGE kapsamıyla sınırlandırılmasının da uluslararası fonlara ve döviz cinsi kaynaklara erişimi zorlaştırdığının altını çizen Yılmaz, “Finansal enstrümanların, vergi indirimlerinden kredi piyasasına kadar bir bütün olarak kurgulanacağına ve Orta Doğu’daki gelişmeler neticelendiğinde sanayicinin ihtiyaç duyduğu finansman kanallarının daha açık tutulacağına inanıyoruz.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“Öncelik kâr maksimizasyonu değil”</strong></p>
<p>Sanayicinin asıl önceliği kâr maksimizasyonu değil, rakipleriyle teknolojik olarak başa çıkabileceği sürdürülebilir bir yatırım zemini olduğunu söyleyen Yılmaz, Üretim tesislerindeki kapasite kullanım oranlarının düşük kalmasını, dünya genelinde artan makroekonomik uyumsuzlukla ilgili görmek gerekiyor. Yurt içi tarafında da kurun enflasyonun altında seyretmesi nedeniyle sanayi gelirlerinin maliyetlerin altında seyrettiği uzun bir süreç yaşandı” dedi.</p>
<p>Yılmaz ihracatçıyı dezavantajlı hale getiren uyumsuzluğun ithalatı cazip kılarak yerli üreticiyi iç pazarda ana tedarikçi olma özelliğini kaybetme riskiyle karşı karşıya bıraktığını bildirdi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/makine-ihracati-4-ayda-yuzde-45-artti-79970</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/0/1280x720/sevda-kayhan-yilmaz-1779685799.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ MAİB verilerine göre  makine ihracatı 4 ayda yüzde 4.5 artarak 9,3 milyar dolara yükseldi. MAİB Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz, “Batı’nın siber güvenlik ve düşük karbon odaklı yeni nesil korumacılık duvarlarına uyum sağlarken, Doğu’nun teknolojik hammadde ve üretim avantajlarıyla rekabet ettiğimiz bu denklemde dünyanın her yerinde güven duyulan partner olma özelliğimizi korumak istiyoruz.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tas-sokaklarda-topragin-hafizasi-79965</guid>
            <pubDate>Mon, 25 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Taş sokaklarda toprağın hafızası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kapadokya’da yağmurun ardından çıkan gökkuşağı</strong></p>
<p>Kapadokya’nın o zamanı yavaşlatan coğrafyasında iki gün geçirmek, bazen insanın yalnızca bir festivalin içinde değil, yüzyılların içinde dolaştığını hissettiriyor. Tüflü kayaların arasından süzülen rüzgâr, taş konakların gölgeleri, eski bağ yolları, mübadele hafızası taşıyan sokaklar… Bu coğrafya insanı yalnızca misafir etmiyor; içine çekiyor.</p>
<p>Mustafapaşa’ya vardığımız ilk saatlerde gökyüzü yavaş yavaş kapanmaya başlamıştı. Sonra Kapadokya’nın o ince, sabırlı yağmuru taş sokakların üzerine düştü. Yağmurun altında koyulaşan taş duvarlar, meydandaki eski konaklar ve avlular bir anda sanki başka bir yüzyıldan çıkıp gelmiş gibi görünüyordu.</p>
<p>İnsan bazen yağmurun bir şehrin üzerine değil, hafızanın üzerine yağdığını düşünüyor. Meydanın taşlarına düşen yağmur damlalarıyla birlikte Kapadokya’nın rengi de değişmişti sanki. Sokaklardan yükselen hafif toprak kokusu, ıslanan taşların koyu griye dönen yüzeyi, rüzgârın taşıdığı serinlik… İnsan o anlarda coğrafyanın yalnızca görülen değil, hissedilen bir şey olduğunu daha iyi anlıyor.</p>
<p>Ama ilginçtir, kimse dağılmadı. Bu sene festival halka açık gerçekleştiriliyordu. Bölge halkı, turistler, açılışa gelen davetliler herkes sokaklardaydı… Gençler koşturmaya devam ediyor, üreticiler tezgâhlarını koruyor, meydandaki sohbetler sürüyor, taş sokaklardan müzik sesleri yükselmeyi bırakmıyordu.</p>
<p>Bir köşede kadın kooperatifleri ürünlerini yağmurdan korumaya çalışıyor, başka bir yerde öğrenciler misafirleri yönlendiriyor, çocuklar meydanda koşturuyordu. Şemsiyelerin altındaki o hareketlilik bile bu festivalin ruhunu anlatıyordu aslında.</p>
<p>Kapadokya Üniversitesi’nin Nevşehir Valiliği himayesinde bu yıl beşincisini düzenlediği Gastronomi Festivali, daha ilk dakikada şunu hissettiriyordu:<br />Bu yalnızca yemeklerin konuşulduğu bir etkinlik olmayacaktı.</p>
<p>Bu yazımın devamı ve köşemdeki diğer yazılarımın ayrıntıları için lütfen <a href="https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi">https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi</a> adresine geçiniz...</p>
<p><strong>Mustafapaşa artık yalnızca gezilen değil, okunan bir yer</strong></p>
<p>Öğleden sonra festivalin ritmi Mustafapaşa’nın sokaklarına yayıldı. Festivalin en etkileyici yanlarından biri, gastronomiyi yalnızca tat üzerinden değil, hikâye üzerinden kurmasıydı. Rehber eşliğinde yapılan Mustafapaşa Lezzet Rotası boyunca taş konakların, eski yapıların ve meydanların önüne yerleştirilen QR kodları telefonlarımızla okuttukça bambaşka bir dünyanın kapıları açılıyordu. Kapadokya Üniversitesi ile Mustafapaşa Belediyesi’nin birlikte geliştirdiği bu çalışma sayesinde yapıların tarihçeleri, eski fotoğrafları, mimari özellikleri ve geçmiş hikâyeleri ziyaretçilere aktarılıyor. Bir gastronomi festivalinin aynı zamanda açık hava kültür arşivine dönüşmesi Türkiye’de çok sık karşılaştığımız bir yaklaşım değil. İşte tam da bu yüzden Mustafapaşa’da dolaşırken insan yalnızca yemek tatmıyor; bir coğrafyanın nasıl oluştuğunu da anlamaya başlıyor.</p>
<p>Taş konakların gölgeleri arasında yürürken, mübadelenin izlerini taşıyan eski sokaklarda insan sık sık geçmişle bugün arasında gidip geliyor. Çünkü Mustafapaşa yalnızca korunmuş bir mimari doku değil; aynı zamanda yaşayan bir hafıza alanı.</p>
<p>Eski adıyla Sinasos olan bu yerleşimde taşların bile anlatacak hikâyeleri var sanki. Kapı tokmakları, kemerli avlular, yıpranmış duvarlar, eski çeşmeler, odalardaki duvar resimleri… İnsan bazen yalnızca yürümüyor, geçmişin içinden geçiyormuş hissine kapılıyor. Festivalin meydanlara, avlulara ve sokaklara yayılması da bu yüzden çok anlamlıydı. Çünkü burada gastronomi kapalı salonlarda değil, hayatın tam ortasında kuruluyordu.</p>
<p><strong>Sofralarda toprağın hafızası vardı</strong></p>
<p>Meydandaki Kapadokya Yerel Üretici Pazarı festivalin en sahici alanlarından biriydi. Kadın kooperatiflerinin ürünleri, bağlardan gelen üzümler, kurutulmuş sebzeler, köftürler, taş fırınlardan yükselen kokular… Şov dünyasının gürültüsünden uzak, toprağa bağlı bir üretim kültürü vardı burada. Son yıllarda gastronomi dünyasında sık sık parlak tabakların ve büyük sunumların öne çıktığını görüyoruz. Oysa Mustafapaşa’daki o küçük stantlarda insan başka bir şeyle karşılaşıyordu: emeğin sessiz asaletiyle. Belki de festivalin en kıymetli tarafı buydu:<br />Üreticiyi yeniden görünür kılmak.</p>
<p>Çünkü gastronomi yalnızca şeflerden ibaret değil; toprağı eken, kurutan, saklayan, mayalayan ve bekleyen insanların emeğiyle var oluyor.</p>
<p><strong>Festival gösterdi ki geleceğe inanan bir ruh Kapadokya’da hâlâ sürüyor</strong></p>
<p>Son yıllarda <em>“sürdürülebilirlik”</em> kelimesi gastronomi dünyasının en sık kullanılan sözcüklerinden biri hâline geldi. Ama çoğu zaman dekoratif bir kavram olmanın ötesine geçemiyor. Kapadokya Gastronomi Festivali’nde ise bu yaklaşımın daha somut biçimde ele alınmaya çalışıldığını gördüm. Festival boyunca karbon ayak izinin ölçülmesi, emisyon hesaplamaları yapılması, yerel üretimin desteklenmesi ve atığın azaltılması yönündeki uygulamalar dikkat çekiyordu. Ama asıl önemli olan şuydu:</p>
<p>Burada sürdürülebilirlik yalnızca çevresel değil, kültürel bir mesele olarak da ele alınıyordu. Çünkü bazen bir tarif kaybolduğunda da aslında bir ekosistem yok olur.</p>
<p>İki gün boyunca taş sokaklarda dolaştım, paneller dinledim, üreticilerle konuştum, sofralara oturdum… Ama geriye dönüp baktığımda aklımda en çok kalan şey, bir coğrafyanın hâlâ kendi geleceğine inanıyor olması duygusuydu. Festival boyunca alanda çalışan gençlerin enerjisinde, üreticilerin inadında, eski tarifleri kayıt altına almaya çalışan akademisyenlerde ve taş sokakları yeniden hikâyeye dönüştüren o ortak çabada bunu hissettim. Bir yanda yıllardır aynı tohumu koruyan üreticiler, öte yanda o üretimin hikâyesini öğrenmeye çalışan gençler vardı. Belki de Anadolu imecesinin bugünkü karşılığı tam olarak buydu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tas-sokaklarda-topragin-hafizasi-79965</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Taş sokaklarda toprağın hafızası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
