<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yorgancilar-program-kagit-ustunde-tamam-ama-ekonomi-tek-ayagi-kirik-masa-gibi-80659</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 14:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yorgancılar:  “Program kağıt üstünde tamam ama ekonomi tek ayağı kırık masa gibi”</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>AHMET USMAN / İZMİR</p>
<p>Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) 2025 yılı üretimden satışlar kriterine göre üyeleri arasındaki en büyük kuruluşların listesini açıkladı. Listenin zirvesinde bu yıl da Star Rafinerisi Aliağa Şubesi ilk sırada yer alırken, onu Tüpraş İzmir Rafinerisi ve Petkim takip etti. Listenin ilk 10 basamağındaki diğer firmalar da İzmir Demir Çelik, Philip Morris, JTI, Abalıoğlu Yağ, Abalıoğlu Lezita, Kardemir Çelik ve Kocaer Çelik oldu.</p>
<p>Ankete göre, Ege’nin en büyük 100 sanayi şirketinden 66’sı kar bildirdi. Bu rakam geçen yıl 64 idi. Ar-Ge çalışması yapan firma sayısı da 55’ten 56’ya yükseldi. Listeye giren yabancı sermayeli şirket sayısı 25’ten 22’ye gerilerken, ihracat yapan firma sayısı da 92’den 90’a düştü. Üretimden satışlar ve net satışlarda; bir önceki yıla göre cari bazda %24’lük artış, reelde %1 azalış gerçekleşirken, bu oran 2024 yılındaki artışın da 8 puan gerisinde kaldı. 2023 yılından bu yana da reel ve dolar bazında gerileme kaydedildi. Borçlar cari, reel ve dolar bazlı artarken, özkaynaklar geriledi. 100 büyük firmanın çalışan ücretleri yüzde 57.7, kira giderleri yüzde 63.4, faiz giderleri yüzde 26.1 artarak, dolar kuru artışının çok üstünde gerçekleşti.</p>
<p>EBSO yönetim kurulu üyeleri ile birlikte yaptığı basın toplantısında anket sonuçlarını değerlendiren Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar, son 3 yıldır sanayicilerin karlılıklarının düştüğü ve finansal yüklerinin arttığına dikkat çekerek, bu dönemde takip edilen program kağıt üstünde tam olsa dahi, istikrar, öngörülebilirlik ve güven eksikliğinin ekonomiyi tek ayağı kırık bir masa haline getirdiğini ifade etti.</p>
<p>Bir ayağı kırık masada yemek yemenin zor olduğuna dikkat çeken Yorgancılar, “Bizim bir tek isteğimiz var, öngörülebilirlik. Son 3 yıldır maliyetlerin kur ve enflasyonun çok üstünde artması, değerli TL, iç ve dış talepteki zayıflama, dezenflasyon politikaları, 100 büyük firmanın reel ve dolar bazında satışlarını geriletirken, net kârlarını ciddi oranda azalttı. Yüksek faiz ve düşük kur ekseninde enflasyonla mücadele süreci uzadıkça sanayinin kırılganlığı artarak devam etti. Cari olarak üretimden satışlar artarken, zarar da arttı. Yani, üretici ihracatçılarımızın müşteri kaybetmemek için zararına satışa razı oldukları teyit edildi. Reel olarak ise satışlar %1 azalırken, zarar %7 yükseldi. Kârlılık oranları %1 ile pozitif sınırında kaldı, istihdam %6,7 geriledi” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<h2>“Finansman giderlerinin faaliyet karına oranı yüzde 73’e çıktı”</h2>
<p> </p>
<p>Uygulanan sıkı para politikası ile 100 büyük firmanın finansman giderleri %37 oranında artarken, faaliyet kârlarının %18 azaldığını vurgulayan Yorgancılar, “Sonuçta da, finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı son 3 yılın en yüksek seviyesi olan %73,3’e çıktı. Yani, yatırımlar için kullanılması gereken faaliyet karı, finansman giderleri için tahsis edildi. Merkez Bankası verilerine göre 2025 yılında ortalama ticari kredi faiz oranlarının %57,6 olması da gösteriyor ki; diğer tüm koşullar eşit olsa bile yabancı rakiplerle rekabet edebilmek mümkün değil” dedi.</p>
<p> </p>
<h2>“TL kredisi bulamayan, döviz kredisine koştu, risk büyüdü”</h2>
<p> </p>
<p>Her sektörde nakit akış sorunu yoğun şekilde yaşanırken, firmaların döviz riskini yönetmede, özellikle son 2 yıldır başarısız bir performans gösterdiklerine dikkat çeken Yorgancılar, “Bu gelişmede ulusal ve küresel düzeyde yaşanan ekonominin dışındaki gelişmelerin de etkili olduğu söylenebilir. Mevcut ve yakın dönemde; kredi faizlerinde gerileme ve finansal koşullarda normalleşme olasılığı düşük. Bu ortamda bankaların da iş ortağına dönüşmesi lazım. Aksi halde, kârlı bankacılık zarar eden reel sektör fotoğrafı derinleşecek. Bankalarda çok para var ama sınırlamalar nedeniyle bunu halka ve sanayicilere kredi olarak veremiyorlar. Aksi halde Merkez Bankası tarafından ceza uygulanıyor. Şu an kredi faiz oranları yüzde 55-56 civarında. Bu düzeylerde sanayicilerin TL kredisi kullanmaları söz konusu değil. Bu durumda iş dünyası döviz kredilerine yöneliyor. 2025 sonunda özel sektörün döviz borcu 298 milyar dolara yükseldi. Bu da başka bir riski ortaya koyuyor. Şu an yüzde 30 devalüasyon olsa bu borç 390 milyar dolara çıkar. 2001 krizinde bunu yaşadık. Kur artışı zamanında yapılırsa herkes hesabını kitabını ona göre yapar” görüşlerini ifade etti.</p>
<p>2026 ilk çeyrek büyüme verilerinin de sanayi ve ihracatta daralma eğilimini teyit ettiğini hatırlatan Ender Yorgancılar, “Devam eden bu durum, firmalarımızın iyileştiremediği finansal koşulları kadar, makro ekonomik iklimin reel sektör aleyhine olmasıyla doğrudan ilgili. Stagflasyon riski masada iken, ivedilikle, reel sektörün rekabet gücünü destekleyen, dünyadaki dönüşüme uyumlu, yerli üretimi teşvik eden yeni bir stratejik programa, sanayi ve ihracat referanslı büyüme modeline geçilmesi kaçınılmaz” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a26aba8f3468-1780919208.jpg" alt="" width="2000" height="1125" /></p>
<h2> </h2>
<h2><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a26abbc9d629-1780919228.jpg" alt="" width="2000" height="1125" /></h2>
<h2> </h2>
<h2><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a26abd9cb35c-1780919257.jpg" alt="" width="2000" height="1125" /></h2>
<h2> </h2>
<h2><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a26abee13a06-1780919278.jpg" alt="" width="2000" height="1125" /></h2>
<h2>ÜRETİMDEN SATIŞLARA GÖRE İLK 10 EBSO ÜYESİ (milyon TL)</h2>
<p> </p>
<p> </p>
<p>1 - STAR RAFİNERİ A.Ş.-ALİAĞA ŞB. XX</p>
<p>2 - TÜPRAŞ-İZMİR RAFİNERİ MÜD. (Kons.) 220.371</p>
<p>3 - PETKİM A.Ş. XX</p>
<p>4 - İZMİR DEMİR ÇELİK 50.853</p>
<p>5 - PHILIP MORRIS 46.711</p>
<p>6 - JTI TÜTÜN ÜRÜNLERİ 34.795</p>
<p>7 - ABALIOĞLU YAĞ SANAYİ XX</p>
<p>8 - ABALIOĞLU LEZİTA 23.275</p>
<p>9 - KARDEMİR ÇELİK SANAYİ (Kons.) 21.221</p>
<p>10 - KOCAER ÇELİK 20.397</p>
<p> </p>
<p>XX - açıklanmasını istemedi</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yorgancilar-program-kagit-ustunde-tamam-ama-ekonomi-tek-ayagi-kirik-masa-gibi-80659</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/9/1280x720/yorgancilar-program-kagit-ustunde-tamam-ama-ekonomi-tek-ayagi-kirik-masa-gibi-1780919327.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) tarafından üyelerine yapılan ankete göre 2025 yılı üretimden satışlar kriterine göre büyük sanayi kuruluşları sırasıyla Star Rafinerisi, Tüpraş İzmir Rafinerisi ve Petkim oldu. En büyük 100 sanayi kuruluşunun performansını değerlendiren EBSO Başkanı Ender Yorgancılar, son 3 yıldır uygulanan program kağıt üstünde tam olsa dahi, ekonomide istikrar, öngörülebilirlik ve güvenin eksikliğinin, tek ayağı kırık bir masa durumu yarattığını dile getirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/mikrofiber-suni-deride-antidamping-sorusturmasi-80634</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 08:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mikrofiber suni deride antidamping soruşturması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Ayakkabı sektöründe önemli bir girdi olarak kullanılan mikrofiber suni derilere yönelik antidamping önlemleri yeniden gündeme geldi. Ticaret Bakanlığı tarafından 24 Mayıs 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 2026/20 sayılı Tebliğ ile Çin menşeli mikrofiber suni deri ithalatına uygulanan antidamping önlemlerinin devam edip etmeyeceğinin belirlenmesi amacıyla nihai gözden geçirme soruşturması başlatıldı.</p>
<p>Gelişmenin ardından Türkiye Ayakkabı Sanayicileri Derneği (TASD), üyelerine yönelik bir duyuru yayımlayarak soruşturmaya aktif katılım çağrısında bulundu. Dernek, söz konusu ham maddenin Türkiye’de üretiminin bulunmadığını belirterek, antidamping uygulamalarının ayakkabı üreticilerinin maliyetlerini artırdığına dikkat çekti. Ayakkabı sektöründe yaygın olarak kullanılan mikrofiber suni deri, polyester ve poliüretan bazlı çok ince liflerden üretilen yüksek performanslı bir malzeme olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Doğal deriye yakın görünüm ve dayanıklılık sunan ürün; spor ayakkabı, outdoor ayakkabı ve güvenlik ayakkabılarında yoğun şekilde kullanılıyor. Sektör temsilcilerine göre mikrofiber suni deri, hafifliği, esnekliği, aşınma direnci ve standart kalite sunması nedeniyle özellikle ihracata yönelik üretimde önemli bir hammadde konumunda bulunuyor. Son yıllarda vegan ve sürdürülebilir ürünlere yönelik talebin artması da kullanım alanını genişletiyor. TASD tarafından yapılan açıklamada, mikrofiber suni derilere ilişkin ilave gümrük vergisinin yıl başında sıfırlandığı hatırlatılarak, şimdi de antidamping vergilerinden muafiyet sağlanması amacıyla Ticaret Bakanlığı nezdinde çalışmalar yürütüldüğü ve ilgili başvuruların yapıldığı ifade edildi.</p>
<h2>Dilekçe hazırlayın çağrısı </h2>
<p>Dernek, mikrofiber suni deriyi üretimlerinde kullanan firmalardan, bu ürünleri Türkiye’de üretimi olmadığı için ithal etmek zorunda kaldıklarını ve mevcut antidamping önlemlerinin maliyetleri artırarak rekabet güçlerini olumsuz etkilediğini anlatan dilekçeler hazırlamalarını istedi. Hazırlanacak görüşlerin Ticaret Bakanlığı İthalat Genel Müdürlüğü’ne iletilmesinin soruşturma sürecinde sektörün güçlü şekilde temsil edilmesi açısından önem taşıdığı belirtildi.</p>
<h2>Soruşturma sonucu bekleniyor </h2>
<p>Ayakkabı sektörü temsilcileri, özellikle spor ayakkabı ve teknik ürün gruplarında yaygın olarak kullanılan mikrofiber suni derilerin yerli alternatifinin bulunmadığını, bu nedenle ithalata getirilen ek yüklerin doğrudan üretim maliyetlerine yansıdığını savunuyor. Sektör, son dönemde artan işçilik ve finansman maliyetlerine ek olarak hammadde tarafında oluşabilecek yeni maliyet baskılarının ihracat ve iç pazardaki rekabet gücünü daha da zayıflatabileceği görüşünü dile getiriyor. Başlatılan soruşturmanın sonucunda, mevcut antidamping önlemlerinin devam edip etmeyeceği ya da uygulamada değişikliğe gidilip gidilmeyeceği önümüzdeki dönemde netlik kazanacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/mikrofiber-suni-deride-antidamping-sorusturmasi-80634</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/ayakkabi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çin’den ithal edilen mikrofiber suni derilere yönelik antidamping önleminin uzatılması için nihai gözden geçirme soruşturması başlatıldı. Türkiye Ayakkabı Sanayicileri Derneği (TASD), bu hammaddeleri kullanan firmalara soruşturmaya katılım çağrısı yaparken, söz konusu ürünlerin Türkiye’de üretilmediğini ve ek vergilerin maliyetleri artırarak rekabet gücünü zayıflattığını savundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/bekleyen-degil-donusen-kazanacak-80627</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 08:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bekleyen değil, dönüşen kazanacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Sınai Kalkınma Bankası’nın (TSKB) EKONOMİ Gazetesi işbirliğiyle bu yıl üçüncüsünü düzenlediği Kalkınma Günü, “Hızlı Dönüşen Dünyada Kalkınma Rotasını Belirlemek” başlığıyla İstanbul’da gerçekleştirildi. Kuruluşlarının 76’ncı yılını kutlayan TSKB'nin Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Ozan Uyar, sürdürülebilir kalkınma finansmanı hedefini 10 milyar dolardan 15 milyar dolara çıkardıklarını açıkladı. Konferansta küresel ekonomideki belirsizlikler, yapay zekânın dönüştürücü etkisi, yeşil rekabet, bilim ve girişimciliğin kalkınmadaki rolü ele alındı.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a265292b723f-1780896402.png" alt="" width="207" height="308" />Etkinliğin açılışında konuşan TSKB Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Ozan Uyar, son yıllarda küresel ekonomiyi şekillendiren temel unsurun belirsizlik olduğunu, bu belirsizliğin merkezinde ise büyük ekonomiler arasındaki hegemonya mücadelesinin yer aldığını söyledi. Mücadelenin temelini yapay zekâ, teknoloji, ileri mühendislik ve üretimin oluşturduğunu belirten Uyar, bu yılki Kalkınma Günü'nün temasını da bu dönüşüm doğrultusunda belirlediklerini kaydetti.</p>
<p><strong>“Sürdürülebilir kalkınma bağlantılı finansman hedefi 15 milyar dolara çıktı”</strong></p>
<p>Jeopolitik gerilimler, ticaret savaşları, teknolojik dönüşüm ve iklim krizinin küresel ölçekte yeni bir dönemi şekillendirdiğini belirten Uyar, yapay zekâ ve ileri teknolojilerin üretimden finansmana kadar tüm alanlarda dönüşüm yarattığını ifade etti.</p>
<p>TSKB’nin 2030 yılına kadar belirlenen sürdürülebilir kalkınma bağlantılı finansman hedefini 10 milyar dolardan 15 milyar dolara çıkardıklarını açıklayan Uyar, ayrıca 2024-2030 dönemi için belirlenen iklim finansmanı hedefinin 5 milyar dolara yükseltildiğini, buna ek olarak 3 milyar dolarlık sosyal finansman hedefi oluşturulduğunu söyledi. Kredi portföyünün yüzde 93'ünün sürdürülebilir kalkınma bağlantılı kredilerden oluştuğunu belirten Uyar, Türkiye'nin yenilenebilir enerji kurulu gücünün yaklaşık yüzde 14'ünde TSKB’nin katkısı bulunduğunu kaydetti.</p>
<p>Türkiye’nin kalkınma yolculuğunda yeni dönemin odağında teknoloji, iklim ve sosyal dönüşümün yer aldığını ifade eden Uyar, bankanın bu alanlardaki yatırımları desteklemeyi sürdüreceğini belirtti. Ozan Uyar, “Geride bıraktığımız 76 yılda ulusal ve uluslararası iş ortaklıklarımız ve uzun soluklu projelerimizle giderek güçlendirdiğimiz köklü TSKB mirasını, bugün ülkemizin sürdürülebilir ve kapsayıcı stratejik kalkınma hedefleriyle birleştirerek TSKB etkisini büyütmeye devam ediyoruz. Türkiye’nin üretim gücüne, üçüz dönüşümüne ve kapsayıcı kalkınma hedeflerinin hayata geçirilmesine kesintisiz desteğimizi büyütürken yenilenebilir enerji, döngüsel ekonomi, kadın ve genç istihdamı, sosyal yatırımlar, danışmanlık ve yenilikçi finansman modelleriyle sürdürülebilir kalkınmanın lokomotifi olmayı sürdürüyoruz” dedi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Ünüvar: Bekleyin demiyorum koşun diyorum</strong></span></p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a26521e329d0-1780896286.png" alt="" width="261" height="414" />“Dünya ve Türkiye Ekonomisine Bakış: Piyasa ve Kalkınma Perspektifi” başlıklı bir sunum yapan TSKB Başekonomisti ve Direktörü Burcu Ünüvar, dünya ekonomisinde büyüme beklentilerinin uzun süredir aşağı yönlü revize edildiğine dikkat çekti. Uluslararası kuruluşların büyüme tahminlerine işaret eden Ünüvar, IMF ve Dünya Bankası’nın yaklaşık son on yıldır yayımladığı raporlarda orta vadeli büyüme beklentilerini sürekli aşağı çektiğini söyledi. Buna rağmen dünyada sermaye eksikliği bulunmadığını belirten Ünüvar, tarihte görülmemiş büyüklükte bir sermaye birikimi olmasına rağmen bu kaynağın üretken yatırımlardan çok finansal piyasalara yöneldiğini ifade etti.</p>
<p>Bunun küresel ölçekte potansiyel büyüme kaybına yol açtığını belirten Ünüvar, Türkiye’nin Avrupa pazarında yaklaşık 45 üründe Çin karşısında pazar kaybettiğini ancak çevresel ürünlerde Türkiye'nin pazar kazandığını bu alanın Türkiye için fırsat olduğunu anlattı. Bir dönem küresel büyümenin temel motorları olarak görülen ülkelerin artık aynı performansı gösteremediğine dikkat çeken Ünüvar, büyümenin kalitesinin de sorgulanması gerektiğini belirtti.</p>
<p>Ünüvar, küresel ekonomide son yıllarda hızla yükselen korumacılık, ticaret savaşları ve jeopolitik gerilimlerin yalnızca ekonomik büyümeyi değil, toplumların ortak sorunlara çözüm üretme kapasitesini de zayıflattığı söyledi. Bugün birçok gelişmiş ekonomide kamu kaynaklarının stratejik sektörlere yönlendirildiğini belirten Ünüvar, bunun yalnızca ekonomik değil aynı zamanda jeopolitik bir tercih haline geldiğini ve bu yaklaşımın küresel ticaret sistemini daha parçalı bir yapıya sürüklediğini ifade eden Ünüvar, bunun uzun vadeli sonuçlarının dikkatle izlenmesi gerektiğini belirtti. Ünüvar, “Kutuplaşmanın azaldığı bir dünyaya değil, giderek normalleştiği bir dünyaya doğru gidiyoruz. Ancak bunu normal kabul etmemeliyiz” mesajı verdi.</p>
<p><strong>Türkiye'de 21 milyondan fazla kadın iş gücünün dışında</strong></p>
<p>Türkiye’nin kalkınma tartışmalarında da yalnızca büyüme rakamlarına odaklanmaması gerektiğini söyleyen Ünüvar, verimlilik artışı, insan sermayesi, eğitim ve kurumsal kapasitenin önümüzdeki dönemin en kritik başlıkları olacağını vurguladı. Kadınların iş gücüne katılımının önemine de değinen Ünüvar, Türkiye’den 21 milyondan fazla kadının iş gücü dışında bulunduğunu belirtti. İş dünyasına da seslenen Başekonomist Ünüvar konuşmasını, “Bekleyin demiyorum, bu dönem geçsin demiyorum, koşun diyorum” sözleriyle tamamladı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>OXFORD ÜNİVERSİTESİ KÜRESELLEŞME VE KALKINMA PROFESÖRÜ GOLDIN: Ulusal ölçekte dayanıklılık, uluslararası ölçekte iş birliği</strong></span></p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2651dbe1f4f-1780896219.png" alt="" width="233" height="317" />“Küresel Değişim: Kalkınma ve Bankacılık Üzerine Etkileri” başlıklı bir konuşma gerçekleştiren Oxford Üniversitesi Küreselleşme ve Kalkınma Profesörü Ian Goldin, jeopolitik gerilimler ve küresel belirsizliklere rağmen özellikle gelişmekte olan ülkeler için önemli fırsatlar bulunduğunu söyledi. Türkiye’nin genç nüfusu, üretim kapasitesi ve stratejik konumuyla bu dönüşümden fayda sağlayabilecek ülkeler arasında yer aldığını belirten Goldin, uzun vadeli yatırımların önemine dikkat çekti. Kalkınmanın; finansal kaynakların yanı sıra, insan sermayesi, eğitim ve teknoloji gibi unsurlarla da desteklenmesi gerektiğini ifade eden Goldin, belirsizlik dönemlerinde uzun vadeli finansman sağlayan kurumların rolünün daha da önem kazandığını söyledi. Goldin, küresel ekonominin geleceğine ilişkin değerlendirmelerinde, dünyanın giderek daha karmaşık ve birbirine bağlı bir yapıya dönüştüğünü vurgulayarak, 21. yüzyılın en büyük sınavının ortak riskleri birlikte yönetebilmek olduğunu söyledi.</p>
<p>Goldin’e göre iklim değişikliği, pandemiler, göç hareketleri, ekonomik kırılganlıklar ve jeopolitik gerilimler artık tek bir ülkenin sınırları içinde çözülebilecek sorunlar olmaktan çıktı. Dünyanın karşı karşıya olduğu risklerin ortaklaştığını belirten Goldin, ülkelerin yalnızca kendi içlerine kapanarak güvenlik sağlayamayacağını ifade etti.</p>
<p><strong>“Hepimiz birbirimize bağlıyız”</strong></p>
<p>Konuşmasında küresel ekonomilerin derin bir şekilde iç içe geçtiğine dikkat çeken Goldin, “Hepimiz birbirimize bağlıyız” yaklaşımının günümüz dünyasını anlamak için temel bir gerçek olduğunu söyledi. Goldin; iklim değişikliği, finansal krizler ve göç gibi sorunların ulusal sınırları aşan nitelikte olduğunu vurguladı. Goldin’in dikkat çektiği başlıklardan biri de iklim değişikliğinin yalnızca çevresel bir sorun olarak değerlendirilmemesi gerektiği oldu. İklim krizinin aynı zamanda ekonomik dönüşümün merkezinde yer aldığını belirten Goldin, temiz enerjiye geçiş, enerji verimliliği yatırımları ve düşük karbonlu teknolojilerin yeni büyüme alanları yarattığını ifade etti. Bu nedenle iklim politikalarının yalnızca maliyetler üzerinden değil, yaratacağı ekonomik fırsatlar üzerinden de değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>Demografik dönüşümün de dünyanın geleceğini şekillendiren temel eğilimlerden biri olduğunu belirten Goldin, küresel yaşlanmanın ekonomik ve sosyal sonuçlarının daha fazla tartışılması gerektiğini söyledi. Karar alma süreçlerinde gelecek nesillerin çıkarlarının yeterince temsil edilmediğini ifade eden Goldin, kısa vadeli siyasi ve ekonomik hesaplar yerine uzun vadeli düşünmenin önemine dikkat çekti. Özellikle genç kuşakların karar mekanizmalarında daha etkin rol üstlenmesinin sürdürülebilir politikalar açısından kritik olduğunu belirtti.</p>
<p><strong>“Daha yüksek duvarlar daha fazla güvenlik getirmiyor”</strong></p>
<p>Son dönemde yükselen korumacılık eğilimlerine de değinen Goldin, ülkelerin ekonomik ve siyasi olarak içe kapanmasının sanıldığı kadar güvenlik sağlamadığını söyledi. Duvarlar yükseltmenin ve sınırları kapatmanın riskleri ortadan kaldırmadığını ifade eden Goldin, aksine güvensizliği ve kırılganlığı artırabileceği uyarısında bulundu. Küresel tehditlerin coğrafi sınır tanımadığını belirten Goldin, ortak sorunların ancak ortak çözümlerle yönetilebileceğini vurguladı.</p>
<p>Goldin’e göre önümüzdeki dönemde ülkeler için en önemli hedeflerden biri ulusal dayanıklılığı artırırken uluslararası iş birliğini güçlendirmek olacak. “Ulusal ölçekte dayanıklılık, uluslararası ölçekte iş birliği” yaklaşımını savunan Goldin, iklim değişikliğinden salgınlara, ekonomik şoklardan göçe kadar uzanan ortak risklerin yönetilebilmesi için ülkeler arasında daha güçlü koordinasyon gerektiğini belirtti.</p>
<p><strong>TSKB sordu, şirketler yanıtladı: En büyük riskimiz iklim krizi</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2651995773e-1780896153.png" alt="" width="800" height="323" />“Yeşil Rekabet Döneminde Kalkınma Bankacılığı ve Reel Sektör” oturumunun moderatörlüğünü yapan TSKB Genel Müdür Yardımcısı Hasan Hepkaya, TSKB tarafından gerçekleştirilen anketin sonuçlarını paylaştı. Ankete göre şirketler önümüzdeki beş yılda en önemli risk faktörü olarak iklim risklerini gösterirken, katılımcıların yüzde 90’ı son üç yılda risk azaltıcı yatırım yaptığını, yüzde 94’ü ise önümüzdeki üç yıl içinde yeni yatırımlar planladığını belirtti.</p>
<p>Panelin açılışını yapan Hepkaya, enerji ve kaynak verimliliği yatırımlarının önümüzdeki dönemin öncelikli başlıkları arasında yer alacağını belirtti. Anket sonuçlarını değerlendiren Limak Yatırım Proje Finansman Direktörü Ebru Nur Yıldız, “İklim değişikliğinin en görünür sonuçlarını fiziksel risklerde görüyoruz. Ancak benim için su riski en az bunlar kadar önemli. Şirketler olarak yatırım yaptığımız ve yapmayı planladığımız tüm bölgelerde iklim risklerini değerlendiriyoruz. Bu alandaki en büyük sorun veri eksikliği. Veri olmadan riskleri öngörmek ve gerekli önlemleri almak mümkün değil” yorumlarını yaptı.</p>
<p>Özaltın Holding CFO’su Selin Refik ise, “Turizm sektöründe doğayı iş modelinizden ayrı düşünemezsiniz. Bu nedenle fiziksel iklim riskleri, enerji maliyetleri ve enerji arz güvenliği bizim için doğrudan operasyonel risk anlamına geliyor. Yeşil dönüşüm süreci şirketimizde istihdam kaybı yaratmadı; tam tersine yeni uzmanlık alanları ve yeni ekipler oluşturdu. Finansman tarafında verilen taahhütler de dönüşümü hızlandırıyor” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“Teknoloji kopyalanabilir asıl değer sahada yaratılır”</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a26517196b00-1780896113.png" alt="" width="800" height="344" /></strong>EKONOMİ Gazetesi Koordinatörü ve Sürdürülebilirlik Editörü Didem Eryar Ünlü moderatörlüğünde gerçekleşen “Yapay Zekâ Çağında Girişimcilik: Yeni Nesil İş Modelleri” oturumu, yapay zekânın girişimcilikte yalnızca hız ve verimlilik sağlayan bir araç olmadığını; doğru problemle buluştuğunda yeni nesil iş modellerinin temel taşı haline geldiğini gösterdi. Werover Kurucu CEO’su Balca Yılmaz “Enerji sektöründe çalışırken rüzgâr türbinlerinin kanatlarındaki hasarların ciddi maliyet yarattığını gördük. Biz de bu hasarların ne zaman başladığını, nasıl ilerlediğini ve ne zaman müdahale edilmesi gerektiğini önceden öngörebilen sistemler geliştirdik. Teknoloji kopyalanabilir ancak asıl değer veri, saha deneyimi ve bilgi birikiminde yatıyor” yorumlarını yaptı.</p>
<p>Binclusive Kurucu CEO’su Atakan Nalbant ise, “Türkiye’de yaklaşık 9 milyon kişi herhangi bir engelle yaşıyor. Buna rağmen dijital uygulamaların yüzde 96’sı erişilebilir ve kapsayıcı değil. Biz kurumların dijital dünyasını herkes için erişilebilir hale getirmeye çalışıyoruz. Kapsayıcılık bir sosyal sorumluluk projesi değil, iş yapış biçiminin bir parçası olmalı. Önemli olan kaç kişiye ulaştığımız değil, kaç kişinin dışarıda kalmasını engellediğimiz” dedi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>MIT MEDIA LAB ARAŞTIRMACISI DOÇ. DR. CANAN DAĞDEVİREN: Ruj gibi çantada taşınabilecek teknoloji!</strong></span></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a26512168d97-1780896033.png" alt="" width="800" height="335" /></p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a265139f3a32-1780896057.png" alt="" width="233" height="302" />“Kadınlar Candır, Canandır” başlıklı oturumda konuşan MIT Media Lab araştırmacısı Doç. Dr. Canan Dağdeviren, bilimin insan hayatına dokunduğu noktada gerçek anlamını bulduğunu vurgulayan çarpıcı bir hikâye paylaştı. Dağdeviren, meme kanseri nedeniyle kaybettiği teyzesinden ilham alarak geliştirdiği giyilebilir ultrason cihazının çıkış noktasını anlattı. Dağdeviren’e göre yapay zekâ destekli sistemler, gelecekte yalnızca görüntüleme süreçlerini kolaylaştırmakla kalmayacak; kişiye özel risk analizleri, erken uyarı mekanizmaları ve düzenli takip sistemleriyle kadın sağlığında önleyici yaklaşımı güçlendirecek.</p>
<p><strong>Bir kadın tasarladı kadınlara armağan etti</strong></p>
<p>Geliştirdikleri ultrason tabanlı, giyilebilir ve sütyen içine entegre edilebilen cihazın, kadınların düzenli veri toplayabilmesini sağlayacağını belirten Dağdeviren, bu verilerin telefon ya da bilgisayar aracılığıyla aktarılacağını ve yapay zekâ destekli analizlerle doktorlara, radyologlara ve ultrasonografi uzmanlarına rapor sunulacağını söyledi. Bu modelin çok taraflı bir fayda yarattığını vurgulayan Dağdeviren, “Bu model kazan-kazan-kazan. Doktorların performans göstergeleri artarken daha fazla hastaya ulaşmaları mümkün olacak. Hastanelerdeki yoğunluk ve insan trafiği azalacak. Sigorta şirketleri daha düşük maliyetlerle karşılaşacak. Hastalar ise işlerinden kopmadan sağlık takibini sürdürebilecek. Aynı zamanda kamu maliyesi de bu süreçten kazançlı çıkacak” dedi.</p>
<p>Teknolojinin en önemli katkısının erken ve doğru teşhis olduğunu belirten Dağdeviren, “Önümüzdeki yıllarda bu teknolojinin bir ruj ya da fondöten gibi çantamızda taşınabilecek hale geleceğini öngörüyorum” dedi. Bu yaklaşımın, bir kadın tarafından tasarlanmış ve yine kadınlara armağan edilmiş bir sağlık hizmeti olduğunu dile getirdi.</p>
<p><strong>Kadın sağlığı bireysel bir mesele değil ülkeler için kalkınma meselesi</strong></p>
<p>Dünyada meme kanserini önlemeye yönelik 265 farklı ilaç bulunduğunu ancak bunların kişiselleştirilmesinde hâlâ sınırlılıklar olduğunu söyleyen Dağdeviren, geliştirdikleri cihaz sayesinde tedavi sürecinde tümörlerin nasıl değiştiğinin takip edilebileceğini ifade etti. Yapay zekâ entegrasyonu ile henüz hasta olmayan bireylerin dahi uzun vadeli risk analizlerinin yapılmasının hedeflendiğini kaydetti. Mevcut ultrason cihazlarının maliyetinin yaklaşık 2 bin dolar seviyesinde olduğunu hatırlatan Dağdeviren, geliştirdikleri çözümün çok daha düşük maliyetlerle üretilebildiğini, neredeyse kahve fiyatına mal edilebileceğini söyledi. Dağdeviren, kadın sağlığının yalnızca bireysel bir sağlık meselesi olarak değil, kalkınma meselesi olarak ele alınması gerektiğine dikkat çekti.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Kahraman: Bekleyen değil uygulayan şirketler kazanacak</strong></span></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2650db060dd-1780895963.png" alt="" width="800" height="314" /></strong>EKONOMİ Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Handan Sema Ceylan’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Yapay Zekâ Çağında Sanayide Verimlilik: İyi Uygulamalar” oturumunda konuşan Beko Ar-Ge Kıdemli Direktörü Soner Kahraman, yapay zekânın ürün geliştirmeden üretime, kalite kontrolden bakım süreçlerine kadar birçok alanda kullanıldığını anlattı. Kahraman, yapay zekâ destekli sistemlerle bulaşık makinelerinde enerji ve su tüketimini optimize ettiklerini, görüntü işleme teknolojileri sayesinde kalite kontrolde önemli iyileşmeler sağladıklarını söyledi. Üretim hatlarında kullanılan bakım uygulamalarının da arızaları önceden tespit ederek verimliliği artırdığını belirten Kahraman, “Beklemek değil, harekete geçmek gerek. Bu aynı zamanda kültürel bir dönüşüm” diye konuştu.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Yapay zekâ sanatı da dönüştürüyor</strong></span></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2650ac8f223-1780895916.png" alt="" width="426" height="397" /></strong></p>
<p>Zirvede sanayi, bilim ve girişimciliğin yanı sıra yapay zekânın sanata etkisi de ele alındı. Sanatçı ve bilgisayar bilimci Memo Akten, “Yapay Zekâ Vand Sanat: Yaratıcılığın Yeni Sınırları” başlıklı sunumunda teknolojinin yaratıcılık ve insan deneyimiyle kurduğu ilişkiyi anlattı. Akten, “Sanat belirsizlik içinde yol bulmanın araçlarından biri. İnsanlar teknoloji üzerindeki etkisini kaybetmemeli” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/bekleyen-degil-donusen-kazanacak-80627</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/7/1280x720/67-1780896523.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TSKB’nin EKONOMİ Gazetesi iş birliğiyle düzenlediği 3. Kalkınma Günü, küresel belirsizliklerin, yapay zekânın, yeşil rekabetin ve sosyal dönüşümün kalkınma gündemini nasıl yeniden şekillendirdiğini ortaya koydu. TSKB Genel Müdürü Ozan Uyar sürdürülebilir kalkınma bağlantılı finansman hedefini 15 milyar dolara çıkardıklarını söyledi. Zirvenin ana mesajı; “Yeni dönemde bekleyen değil; teknolojiye, iklime, insana ve veriye yatırım yapanlar kazanacak” oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekonomik-buyume-icin-kadin-liderligi-sart-80637</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Ekonomik büyüme için kadın liderliği şart&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FERZAN ÇAKIR</strong></p>
<p>Dünyanın dört bir yanından kadın liderleri, CEO’ları, yatırımcıları ve kamu yöneticilerini İstanbul’da buluşturan 2026 Küresel Kadın Zirvesi, bu yıl “Kadınlar: Cesur Bir Geleceğe Köprüler Kurmak” temasıyla gerçekleştirildi.</p>
<p>Zirve öncesinde açıklanan 2026 Küresel Kadın Direktörler Raporu ise kadın CEO’ların şirketlerde yarattığı dönüşümü rakamlarla ortaya koydu. Küresel Kadın Zirvesi Başkanı Irene Natividad, “Kadınların karar alma mekanizmalarında daha fazla yer aldığı kurumlar ve ekonomiler, geleceğin fırsatlarını değerlendirme konusunda çok daha güçlü bir konumda bulunuyor. Bu nedenle kadın liderliğine yapılan yatırım, aslında ekonomik geleceğe yapılan yatırımdır” diyor. Natividad ile hem zirvenin çıktıları hem de raporun dikkat çeken bulguları üzerine konuştuk.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a265b6b7ea91-1780898667.jpg" alt="" width="700" height="458" /><strong>Kadınların ekonomik güçlenmesi için kamu-özel sektör iş birliği şart</strong></p>
<p>“Bu yıl zirvede verdiğimiz temel mesaj, kadın liderliğinin ekonomik büyümenin ayrılmaz bir parçası olduğuydu. Üç gün boyunca 45 ülkeden gelen kadın liderler, bakanlar, CEO’lar ve girişimcilerle bir araya geldik. “Kadınlar: Cesur Bir Geleceğe Köprüler Kurmak” teması altında geleceğin ekonomisini şekillendirecek konuları ele aldık. Özellikle iş birliği, kapsayıcılık ve cesur liderlik kavramlarının bugün her zamankinden daha önemli olduğunu gördük. Bu toplantı Küresel Kadın Zirvesi’nin 36 yıldır sürdürdüğü yaklaşımın en somut örneklerinden biri. Kadınların ve kız çocuklarının ekonomik ilerlemesini hızlandırmak için yalnızca özel sektörün ya da yalnızca kamu kurumlarının çalışması yeterli değil. Kamu ve özel sektör arasında güçlü iş birliklerine ihtiyaç var. Türkiye, Doğu ile Batı arasında stratejik bir köprü görevi görüyor. Bu nedenle İstanbul, küresel ölçekte iş dünyasını bir araya getirmek için son derece güçlü bir merkez. Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek’in katılımıyla gerçekleştirilen ‘Türkiye ile İş Yapmak’ oturumu da bu açıdan önemliydi. Türkiye’nin iş dünyasındaki kadın liderlik potansiyelinin uluslararası platformda daha görünür hale gelmesinden memnuniyet duyuyoruz.</p>
<p><strong>“Kadın CEO Etkisi” </strong></p>
<p>“2026 Küresel Kadın Direktörler Raporu’na göre, kadın CEO’lar şirketlerde güçlü bir dönüşüm etkisi yaratıyor. Araştırmada incelenen 3 bin 222 büyük ölçekli halka açık şirketin yalnızca yüzde 6,7’sinde kadın CEO bulunmasına rağmen, bu şirketlerin yönetim kurullarında ve üst yönetimlerinde kadın temsili çok daha yüksek seviyelerde gerçekleşiyor. Bu nedenle raporun temel mesajı şu oldu: Kadın CEO’lar yalnızca bir pozisyonu doldurmuyor; kurumların liderlik yapısını dönüştürüyor. Kadın CEO Etkisi, kadın liderlerin organizasyonlarda yarattığı çarpan etkisini ifade ediyor. Örneğin kadın CEO’ların görev yaptığı şirketlerde kadın yönetim kurulu üyelerinin oranı yüzde 38,3 seviyesine ulaşıyor. Küresel ortalama ise yüzde 28,9. Benzer şekilde üst yönetimdeki kadın oranı da kadın CEO’ların görev yaptığı şirketlerde yüzde 36,8 iken, küresel ortalama yüzde 21 seviyesinde kalıyor. Raporun en dikkat çekici bulgulardan biri, erkek CEO’nun ardından göreve gelen kadın CEO’ların yarattığı dönüşüm oldu. Araştırma gösteriyor ki kadın CEO göreve geldikten sonra yönetim kurullarındaki kadın oranı ortalama yüzde 34,5’ten yüzde 56,1’e kadar çıkabiliyor. Bu, liderlik değişiminin kurum kültürü ve yönetim anlayışı üzerinde ne kadar güçlü bir etkiye sahip olduğunu ortaya koyuyor. Rapor ayrıca, kadın liderlerin yalnızca mevcut başarıya değil, geleceğin liderlerini yetiştirmeye de yatırım yaptığını gösteriyor.”</p>
<p><strong>Kadın CEO’lar hisse performansını da yükseltiyor </strong></p>
<p>“Raporda yer verdiğimiz güncel araştırmalar, cinsiyet çeşitliliğine sahip yönetim kurulları ve liderlik ekipleri bulunan şirketlerin piyasa dalgalanmalarının yoğun olduğu dönemlerde daha yüksek kârlılık açıklama olasılığının yüzde 21 daha yüksek olduğunu gösteriyor. Ayrıca birçok pazarda kadın CEO’lar tarafından yönetilen şirketlerin hisse performanslarının da genel endekslerin üzerinde gerçekleştiğini görüyoruz. Bu nedenle kadın liderliği artık yalnızca eşitlik perspektifinden değil, iş sonuçları açısından da değerlendirmek gerekiyor. Raporumuzda dört temel öneri sunuyoruz. Birincisi, yüksek potansiyele sahip kadın çalışanların operasyon ve kâr-zarar sorumluluğu içeren görevlere daha fazla atanması gerekiyor. İkincisi, cinsiyet dengesi kariyerin ilk yönetim basamaklarından itibaren kurulmalı. Üçüncüsü, mentorluk ve sponsorluk programları kurumsal yapının bir parçası haline getirilmeli. Son olarak da yönetim kurulları, kadın liderliğinin finansal performans üzerindeki etkisini ortaya koyan araştırmaları daha fazla dikkate almalı.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>"Eğitim, ekonomik büyüme ve kalkınmanın en temel itici gücü"</strong></span></p>
<p>IC Holding, 4-6 Haziran tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen ve dünya genelinde “Kadınlar için Davos” olarak anılan Küresel Kadın Zirvesi’ne sponsor olarak destek verdi. Hilton Istanbul Bomonti Hotel &amp; Conference Center’da gerçekleştirilen zirve, 60’tan fazla ülkeden kadın liderleri, girişimcileri, yatırımcıları, üst düzey yöneticileri ve kamu temsilcilerini bir araya getirdi. Zirvede, İbrahim Çeçen Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Günseli Çeçen de konuşmacı olarak yer aldı. Eğitim olmadan fırsat eşitliğinden, kadınların ekonomik özgürlüğünden, sürdürülebilir bir girişimcilik ekosisteminden ve nihayetinde toplumsal kalkınmadan söz etmenin mümkün olmadığını belirten İbrahim Çeçen Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Günseli Çeçen, “Ne yazık ki bu fırsatlar bugün hâlâ herkes için eşit koşullarda erişilebilir değil. İbrahim Çeçen Vakfı olarak en büyük önceliklerimizden biri, dezavantajlı bölgelerde yaşayan kız çocukları ve kadınlar için fırsat eşitliğini destekleyen kalıcı çalışmalar hayata geçirmektir. Eğitim, ekonomik büyüme ve kalkınmanın en temel itici gücüdür. Eğitimli toplumların temeli eğitimli kadınlarla başlar; kadınları eğitmek, sadece bir bireyin hayatını değiştirmekle kalmaz, tüm bir nesli ve toplumu yeniden inşa eder” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekonomik-buyume-icin-kadin-liderligi-sart-80637</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/7/1280x720/6-1780898638.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul’da gerçekleştirilen 2026 Küresel Kadın Zirvesi’nin ardından konuşan Irene Natividad, kadın liderliğinin “temsil” başlığının ötesine geçtiğini vurguladı. Zirve öncesinde açıklanan 2026 Küresel Kadın Direktörler Raporu’na göre kadın CEO’ların yönettiği şirketlerde yönetim kurullarındaki kadın oranı küresel ortalamanın üzerine çıkarken, üst yönetimdeki kadın temsili de belirgin biçimde artıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/net-sifirin-laboratuvari-sanayi-80636</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Net sıfırın laboratuvarı, sanayi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünya Çevre Günü kapsamında TÜSİAD’da düzenlenen “Sanayinin Net Sıfır Dönüşümünde Teknoloji” toplantısı, iklim hedeflerinin genel taahhütlerin ötesine geçip üretim hattına, enerji verimliliğine, hidrojen teknolojilerine, yapay zekâya, karbon izlemeye ve değer zinciri yönetimine taşınması gerektiğini ortaya koydu. Bu dönüşüm, Türkiye sanayisi açısından bir yön tayini anlamı taşıyor.</p>
<p>Etkinliğin açılış konuşmasını yapan TÜSİAD Çevre ve Net Sıfır Politikaları Çalışma Grubu Başkanı Fatih Özkadı, önümüzdeki dönemin temel sınavını net sıfır hedeflerinin ivmelendirilmesi ve bu hedeflerin yatırımlara, teknolojilere ve değer zinciri uygulamalarına dönüştürülmesi olarak tarif ediyor. Özkadı’ya göre net sıfır hedefinin sahada karşılık bulması, büyük ölçüde sanayinin karbonsuzlaşma kapasitesinin güçlendirilmesine bağlı, çünkü sanayi sektörü yalnızca emisyon azaltımının değil; üretimin, ihracatın, istihdamın ve teknolojik gelişmenin de merkezinde yer alıyor.</p>
<p>Bu nedenle mesele artık “net sıfır hedefi var mı?” sorusundan çok “bu hedef üretim hattında nasıl uygulanacak?” sorusuna evriliyor. Enerji verimliliği, elektrifikasyon, yenilenebilir enerji kullanımı, karbon yakalama, yeşil hidrojen, dijital izleme sistemleri ve yapay zekâ destekli optimizasyon çözümleri bu yeni dönemin ana başlıkları olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Toplantının ana tema konuşmasını çevrim içi olarak gerçekleştiren Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İklim Değişikliği Başkan Yardımcısı Dr. Tuğba Dinçbaş’ın değerlendirmesi de, COP31’e doğru ilerlerken Türkiye’nin iklim gündeminde uygulama kapasitesinin, sektörlerle kurulacak iş birliğinin ve sanayi dönüşümünün giderek daha belirleyici hale geleceğini gösteriyor.</p>
<p><strong>SKDM, sanayinin günlük kararlarını etkileyen somut bir gerçeklik</strong></p>
<p>Toplantının en kritik bölümlerinden biri de, “AB SKDM Sektörlerinde Net Sıfır Teknoloji Uygulama Deneyimleri” başlıklı panel oldu.</p>
<p>TÜSİAD Sanayi-Sektörel Politikalar, Çevre ve İklim Değişikliği Stratejik Danışmanı Dr. Nurşen Numanoğlu’nun moderatörlüğündeki oturumda Assan Alüminyum Strateji ve Pazarlama Direktörü Yavuz Arkun, Akçansa Sürdürülebilirlik Müdürü Erhan Çalışkan, OYAK Maden Metalürji Grubu Ar-Ge Direktörü Dr. Oğuz Gündüz ve Borçelik Yönetim Sistemleri ve Sürdürülebilirlik Direktörü Serkan Ürkmez’i dinledik.</p>
<p>Panelden çıkan ana izlenim şu: AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) uzak bir risk değil, sanayinin günlük kararlarını etkileyen somut bir gerçeklik. Özellikle alüminyum, çimento, demir-çelik ve metalürji gibi sektörlerde karbon yoğunluğunu azaltmak, Avrupa pazarındaki rekabet gücünü korumanın da ön koşulu haline geliyor. Bu sektörlerde enerji kullanımı, yakıt dönüşümü, proses verimliliği, hammadde seçimi ve karbon verisinin izlenebilirliği ön plana çıkıyor.</p>
<p><strong>Hidrojen, özellikle karbonsuzlaşması zor sektörler için kritik bir çözüm alanı</strong></p>
<p>Etkinlikte Koç Üniversitesi Hidrojen Teknolojileri Merkezi Direktörü Prof. Dr. Can Erkey’in “Sanayinin Net Sıfır Dönüşümünde Hidrojen Teknolojilerinin Rolü” başlıklı konuşması da dönüşümün teknoloji boyutunu güçlendiren önemli bir çerçeve sundu. Hidrojen, özellikle karbonsuzlaşması zor sektörler için kritik bir çözüm alanı olarak değerlendiriliyor. Ancak burada da asıl belirleyici unsur, teknolojinin laboratuvardan çıkıp sanayi ölçeğinde uygulanabilir ve ekonomik hale gelmesi.</p>
<p><strong>Sadece yatırım işi değil</strong></p>
<p>Programın son bölümünde ise net sıfır teknoloji çözümleri sahadan örneklerle tartışıldı. RePG Enerji Kurucusu ve Genel Müdürü Hasan Ayartürk, FlexyWatt Kurucu Ortağı Ali Kılıç, A Artı Mühendislik Kurucu Ortağı Umut Oğur, Skysens Genel Müdürü Burak Polat ve Apollo Müşteri Başarı Ekibi Yöneticisi Deniz Serdar Suna, sanayinin net sıfır dönüşümüne yönelik farklı teknoloji çözümlerini paylaştı.</p>
<p>Bu oturumda enerji verimliliği, atık ısıdan enerji üretimi, dijital ölçümleme, karbon ayak izi takibi, üretim süreçlerinde yapay zekâ kullanımı ve gerçek zamanlı veri yönetimi konuları ön plana çıktı. Çünkü net sıfır dönüşümü yalnızca büyük yatırımlarla değil, aynı zamanda verinin doğru okunması, süreçlerin izlenmesi ve küçük verimlilik kazanımlarının ölçeklenmesiyle mümkün olacak.</p>
<p>Toplantının bütününe bakıldığında güçlü bir mesajdan bahsedebiliriz: Sanayinin net sıfır dönüşümü; üretim tesisinde, enerji yönetiminde, tedarik zincirinde, ihracat stratejisinde ve finansman kararlarında karşılığı olan yeni bir rekabet alanı. Çevreyi korumak ile sanayiyi dönüştürmek iki ayrı gündem değil. Türkiye’nin yeşil dönüşümde başarılı olup olmayacağını, bu iki gündemi ne kadar hızlı ve ne kadar akıllı biçimde birleştirebildiği belirleyecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/net-sifirin-laboratuvari-sanayi-80636</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Net sıfırın laboratuvarı, sanayi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ic-pazarda-klima-satislari-3-milyona-ulasti-80635</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İç pazarda klima satışları 3 milyona ulaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye iklimlendirme sektörü, son yıllarda hem iç pazardaki güçlü büyüme hem de ihracattaki performansıyla sanayinin en dikkat çekici alanlarından biri haline geldi. Artan sıcaklıklar, enerji verimliliği odaklı dönüşüm, kentsel dönüşüm projeleri ve yükselen yaşam standartları klima talebini artırırken, sektör üretim kapasitesi ve teknolojik yatırımlarıyla Avrupa’nın önemli üretim merkezlerinden biri konumuna yükseldi.</p>
<p>İklimlendirme Soğutma Klima İmalatçıları Derneği'nin (İSKİD) İklimlendirme Zirvesi 2026 kapsamında açıkladığı verilere göre, Türkiye'de split klima pazarı büyümesini sürdürüyor. 2024 yılında yaklaşık 2,5 milyon adet seviyesinde gerçekleşen yurt içi split klima satışları, 2025 yılında 3 milyon adede ulaştı. Böylece yurtiçi klima pazarı bir yılda yaklaşık yüzde 20 büyüme kaydetti. Bu büyümede klimanın klimanın artık yalnızca sıcak bölgelerde kullanılan bir konfor ürünü olmaktan çıkması ve Türkiye’nin büyük bölümünde temel ihtiyaç haline gelmesi etkili oldu. Özellikle yaz aylarında artan sıcaklıklar, uzun süren sıcak hava dalgaları ve değişen tüketici alışkanlıkları satışları destekliyor.</p>
<p><strong>Türkiye Avrupa’nın en büyük split klima üreticisi</strong></p>
<p>İSKİD verilerine göre, Türkiye bugün Avrupa'nın en büyük split klima üreticisi konumunda. Son yıllarda yerli ve yabancı üreticilerin gerçekleştirdiği yatırımlar, üretim kapasitesindeki artış ve gelişmiş tedarik altyapısı sayesinde Türkiye yalnızca iç pazarı değil, Avrupa, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve çevre ülkeleri de besleyen önemli bir üretim merkezi haline geldi.</p>
<p>Türkiye beyaz eşya ve dayanıklı tüketim ürünlerinde elde ettiği üretim gücünü iklimlendirme sektörüne de taşımış durumda. Özellikle inverter teknolojili klimalar, yüksek enerji sınıfına sahip ürünler ve akıllı kontrol sistemleri içeren cihazlar, üretimin önemli bölümünü oluşturuyor. Avrupa’da enerji verimliliği odaklı dönüşümün hızlanması da Türk üreticiler için yeni ihracat fırsatlar yaratıyor.</p>
<p><strong>Küresel ısınma talebi artırıyor </strong></p>
<p>Klima sektöründeki büyümenin en önemli nedenlerinden biri ise küresel iklim değişikliği. Son yıllarda Türkiye'de sıcaklık rekorları yaşanması ve yaz mevsiminin daha uzun sürmesi klima kullanımını yaygınlaştırıyor. Özellikle Marmara, Ege, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde klima satışları hızla yükseliyor. Geçmişte lüks tüketim ürünü olarak görülen klima, günümüzde hem konutlarda hem de iş yerlerinde standart ekipmanlardan biri haline gelmiş durumda. Bu eğilimin önümüzdeki yıllarda da devam etmesi bekleniyor.</p>
<p><strong>Kentsel dönüşüm, satışları destekliyor </strong></p>
<p>Türkiye genelinde hız kazanan kentsel dönüşüm projeleri de sektörün büyümesinde önemli rol oynuyor. Özellikle İstanbul başta olmak üzere deprem riski taşıyan bölgelerde yenilenen konut stoku, iklimlendirme sektörüne yeni talep yaratıyor. Yeni yapılan konutlarda klima altyapısının standart hale gelmesi, yüksek enerji verimliliğine sahip inverter teknolojili cihazların kullanımını artırıyor. Ayrıca merkezi sistemler, multi split çözümler ve akıllı bina uygulamalarına yönelik talep de yükseliş gösteriyor. Önümüzdeki yıllarda milyonlarca konutun dönüşüm sürecine girecek olması, iklimlendirme sektörüne uzun vadeli büyüme fırsatı sunuyor.</p>
<p><strong>Enerji verimli ürünlere yönelim hızlandı </strong></p>
<p>Enerji maliyetlerindeki yükseliş ve çevresel kaygılar tüketici tercihlerini de değiştiriyor. Günümüzde klima satın alırken enerji verimliliği, tüketicilerin en fazla önem verdiği kriterlerden biri haline gelmiş durumda. Bu nedenle üreticiler yatırımlarını yüksek enerji sınıfına sahip ürünler, inverter teknolojileri, akıllı kontrol sistemleri ve çevre dostu soğutucu akışkanlar üzerine yoğunlaştırıyor. Avrupa Yeşil Mutabakatı ve karbon emisyonlarını azaltma hedefleri doğrultusunda üreticiler, enerji verimliliği yüksek ürün geliştirme çalışmalarına daha fazla kaynak ayırıyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>En çok satış AB ülkelerine</strong></span></p>
<p>İç pazardaki büyümenin yanı sıra ihracat da sektörün en güçlü alanlarından biri olmayı sürdürüyor. Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerine göre, iklimlendirme sektörünün ihracatı 2025'te yaklaşık 7,4 milyar dolarla tüm zamanların yıllık rekorunu kırdı. Sektör, Türkiye’nin toplam ihracatı içinde yüzde 3,2’ün üzerinde pay alırken, Avrupa Birliği ülkeleri en büyük pazar olmayı sürdürüyor. Geçen yıl iklimlendirmede en fazla ihracat 772,8 milyon dolarla Almanya’ya yapılırken, bu ülkeyi 545 milyon dolarla Birleşik Krallık, 368,1 milyon dolarla İtalya, 319,1 milyon dolarla Fransa, 297 milyon dolarla Rusya Federasyonu ve 277,7 milyon dolarla Romanya takip etti. Değer bazında ihracat artışında 104,1 milyon dolarla Almanya zirvede yer aldı. Onu 59,4 milyon dolarla Birleşik Krallık, 48,2 milyon dolarla Fransa, 42,6 milyon dolarla İtalya izledi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Yatırımların odağında yeşil dönüşüm var</strong></span></p>
<p>Sektördeki yeni yatırımların önemli bölümü enerji verimliliği, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik ekseninde şekilleniyor. Üreticiler hem Avrupa Birliği’nin çevre düzenlemelerine uyum sağlamak hem de küresel rekabette avantaj elde etmek amacıyla üretim tesislerini yeniliyor. Yeni nesil kompresör teknolojileri, akıllı enerji yönetimi sistemleri, düşük karbonlu üretim süreçleri ve çevreci soğutucu gazlar sektörün yatırım gündeminde ilk sıralarda yer alıyor. Küresel iklim krizinin etkilerinin artması, kentleşme sürecinin devam etmesi ve enerji verimliliği odaklı dönüşümün hız kazanmasıyla birlikte Türkiye klima sektörünün önümüzdeki yıllarda da büyümesini sürdürmesi bekleniyor. Avrupa’nın en büyük split klima üreticisi konumundaki Türkiye, güçlü üretim altyapısı ve ihracat kapasitesiyle küresel iklimlendirme pazarındaki ağırlığını artırmayı hedefliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ic-pazarda-klima-satislari-3-milyona-ulasti-80635</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/5/1280x720/klima-1780898184.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel ısınma, enerji verimli ürünlere yönelik talep ve kentsel dönüşüm projeleri Türkiye klima sektörünü büyütmeye devam ediyor. İSKİD verilerine göre 2025 yılında yurt içi split klima satışları 3 milyon adede ulaşırken, sektörün ihracatı 7,4 milyar dolarla rekor kırdı. Avrupa’nın en büyük split klima üreticisi konumundaki Türkiye’de şirketler, enerji verimliliği yüksek ürünler ve yeni nesil iklimlendirme teknolojileri için yatırımlarını hızlandırıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/petrolde-stoklar-tukeniyor-orta-doguda-depolar-tasti-80633</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petrolde stoklar tükeniyor, Orta Doğu’da depolar taştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BARIŞ SEDEF</strong></p>
<p>Artan petrol fiyatları ekonomileri baskılamaya devam ederken, Hürmüz krizinin devam etmesi bir yandan uluslararası stokları tüketirken bir yandan da Orta Doğu’daki petrolün büyük bir kısmının uluslararası piyasalara açılmasını engelliyor. Özellikle Kuveyt, Irak, Bahreyn ve Katar gibi ülkelerde depolar dolduğu için petrol üretimi durdu. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri alternatif güzergahlar üzerinden ürettikleri petrolün bir kısmını piyasaya sürerken İran ise farklı yöntemler izliyor. Savaşın ilk günlerinde 20-21 milyon varil olan petrol arz kesintisi 10-12 milyon varile düştü. Kalan bu kısımda en büyük pasta Kuveyt, Irak, Bahreyn ve Katar’a ait.</p>
<h2>Alternatif enerji kaynaklarına yönelim hızlandı </h2>
<p>Enerji Uzmanı Altuğ Karataş EKONOMİ’ye yaptığı değerlendirmede, Hürmüz krizini enerji piyasalarının 11 Eylül’ü olarak nitelerken, dünyanın ilk aylarda büyük bir arz şoku yaşadığını sonrasında ise birçok ülkenin yaşanan bu duruma karşı alternatif arayışına girdiğini söyledi. Karataş, yapılan hesaplamalarda stokların bir müddet daha yetebileceğini ifade ederek, “Rusya’ya karşı uygulanan petrol ambargosunun kaldırılması, bazı ülkelerin alternatif enerji kaynaklarına yönelmesi gibi etkenler petrolde arz şokunun bir miktar daha azalmasına neden oldu” diye konuştu. Hali hazırda Uluslararası Enerji Ajansı tarafından piyasaya 400 milyon varil petrol sürüldüğünü dile getiren Karataş, Orta Doğu’da depolarda bekleyen petrolün piyasa sürülmesiyle enerji fiyatlarında dengelenme yaşanacağını söyledi. Petrolde Orta Doğu’da meydana gelen arz açığının ABD ve Rusya’ya yaradığına vurgu yapan Karataş, “ABD bu dönemde petrol ve LNG ihracatını artırdı. Rusya’ya karşı uygulanan petrol ambargosu kaldırıldı. Baktığımızda savaşın en büyük kazanını bu iki ülke. Irak, Kuveyt, Bahreyn ve Katar ürettiği petrolü uluslararası piyasalara süremedi ve bu durumu bölgedeki depoların dolmasına neden oldu. Üretilen petrol saklanamadığı için rafinerilerde üretim durdu. Baktığımız savaşın ekonomik olarak kaybedenleri arasında bu 4 ülkenin olduğunu söyleyebiliriz” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Petrol fiyatlarında 50 dolar senaryosu</span></h2>
<p>Stratejist Aydın Eroğlu petrol fiyatlarındaki tarihi yükselişin ekonomiler üzerinde baskı oluşturmaya devam ettiğinin altını çizerek, “Petrol fiyatlarında yüksek fiyatlamaları bir süre daha göreceğiz. Orta Doğu’daki ülkeler rafinerilerdeki petrolün önemli bir kısmını Hürmüz üzerinden uluslararası piyasalara sürüyordu. Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla birlikte buradaki üretimler depolarda stoklanmaya başlandı. Bazı ülkelerde depolardaki doluluk nedeniyle üretimler durdu. Hürmüz Boğazı’nda geçişlerin normalleşmesi ve rafinerilerin üretimde normal seyre dönemsiyle en iyimser senaryoda petrolde 50 dolar seviyesini görebiliriz” dönmesiyle bulundu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Avrupa’da jet yakıtı krizi devam edecek”</span></h2>
<p>Petrolün %10 ila 15’lik kısmının jet yakıtı üretiminde kullanıldığına vurgu yapan Altuğ Karataş, “Özellikle Avrupa’nın petrol rafinerilerini kapatması jet yakıtında ciddi bir krizin yaşanmasını sağladı. Bunun sübvanse edilmesi için katıda bazı ülkelere uçuşlar iptal edildi. İkame rotalar oluşturuldu. Önümüzdeki dönemde Avrupa’da jet yakıtı krizinin devam edeceğini öngörüyorum. Çünkü Avrupa jet yakıtı konusunda Orta Doğu bölgesinde %100 bağımlı konumda. Burada da stoklar tükenme noktasına gelmiş durumda” açıklamasını yaptı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/petrolde-stoklar-tukeniyor-orta-doguda-depolar-tasti-80633</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/2/1280x720/petrol-1765945955.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savaşın ilk günlerinde 20-21 milyon varil olan petrol arz kesintisi 10-12 milyon varile düştü. Kalan bu kısımda en büyük pasta Kuveyt, Irak, Bahreyn ve Katar’a ait. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/haftalik-61-cikis-goz-kamastirdi-yatirimcisi-zarari-gormezden-geldi-80624</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Haftalık %61 çıkış göz kamaştırdı, yatırımcısı zararı görmezden geldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsanın yatay kaldığı geçen hafta 21 hisse %20 getiri barajını aşarken, paranın kısa vadeli arayışına önemli bir ışık tuttu. Yüzde 61’e varan yükselişler yatırımcıları heyecanlandırırken fiyatlamaların ne ölçüde mali tablolarla desteklendiğinin sorgulanması asıl önemli olan ayrıntı. </strong></p>
<p>Yatırımcılar, ekranda astronomik yükselişler gördüğünde o şirketin bir anda yüksek kârlar üretmeye başladığına inanma eğilimindedir. Oysa bilançolara bakıldığında %61 yükselen Empa Elektronik veya %46 çıkan Ensari Sınai gibi tahtalardaki sert yukarı hareketlerin her zaman şirketin kasasına giren nakitle örtüşmediğini kabul etmek gerekiyor. Şüphesiz piyasadaki sektörel geçişler ve kısa vadeli rüzgarlar yatırımcıya cazip fırsatlar sunabilmekte. Ancak yaşanan gösterişli çıkışların sıcak paranın yarattığı bir rüzgar mı yoksa operasyonel bir başarıdan mı kaynaklandığını anlamak asıl ustalık olduğu atlanmamalı.</p>
<h2>Haftanın en fazla yükseleni</h2>
<p>Şubatta halka açılan Empa Elektronik ilk altı işlem gününü tavanla kapattıktan sonra nisan ayında söz konusu çıkışı sindirmekle geçirdi. Mayıstan itibaren tekrar ivmeyi artırırken geçtiğimiz hafta beş gün boyunca tavan yaptı ve yaklaşık üç ayda %206 yükseldi. İlk çeyrekte gelirini %28 artıran Empa, dönem sonunda 4,9 milyon TL zarar yazdı.</p>
<p>Uzun süre yatay hareket eden Ensari Sınai Yatırımlar, Temmuz 2025’ten itibaren hareketlenirken dalga boyunu artırdı. Mart ayında en yüksek 38,92 TL’yi test eden hisse, mayısta 9,80 TL’ye kadar indi. Geçtiğimiz hafta ise %45,99 oranında yükseldi ve dört tavan yaptı. Yılın ilk çeyreğinde gelirini %32 düşüren firmanın dönem sonu zararı 45,1 milyon TL düzeyinde.</p>
<h2>Yıllıkta en fazla kazandıran</h2>
<p>Listeye giren hisselerden Hedef Holding son bir yılda %1.856 yükseliş ile en güçlü performansı sergileyen oldu. Hissenin fiyatı Eylül 2025’ten bu yana oldukça hareketli. Özellikle şubattan itibaren gerçekleştirdiği yüksek ivmeli çıkış ile dikkat çekiyor. Dönem sonunda 246,4 milyon TL zarar açıklarken çarpanları aşırı yüksek seviyede duruyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a264d332d361-1780895027.png" alt="" width="900" height="477" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP’E SOR</span></h2>
<p><strong>KISA TRADE Mİ? UZUN BEKLEYİŞ Mİ?</strong></p>
<p><strong>Kısa trade</strong>; nakit akışı, esneklik, fırsat avcılığı, krizden kaçış, hareket özgürlüğü. İşlem masrafı, hatalı zamanlama, ralli kaybı, stres sarmalı.</p>
<p><strong>Uzun bekleyiş</strong>; bileşik büyüme, zihin konforu, maliyet avantajı, büyük resim. Bağlanan sermaye, zaman kaybı, kriz sarsıntısı, sabır zorluğu fırsat kaybı.</p>
<p><strong>Ana ortak işlem görmeyen yaklaşık %3 payını kurumsala satarak nakit ihtiyacını giderdi</strong></p>
<p>Sur Tatil Evleri’nde ortak satışının sebebi hakkında bilgi alabilir miyim? ● Derya Güven</p>
<p>Derya, Sur Tatil Evleri’nin büyük ortağı Sur Yapı geçtiğimiz ay 4,8 milyon adet borsada işlem görmeyen payı hisse başına 71 TL’den Tera Yatırım’a sattı. Devirle birlikte hisse senetleri işlem gören tipe dönüştürülürken Sur Yapı’nın devir sonrası payı %73,13’ten %70,27’ye geriledi. Büyük ortak satışın sebebine dair herhangi bir açıklamada bulunmadı. Satış amacı belirtilse de devir sonrasında payların işleme açılması Tera Yatırım’ın ticari beklentisini gösterirken, hisseyi satan ana ortağın da bu devirle likidite ihtiyacını giderdiği anlaşılıyor.</p>
<p><strong>Henüz ilk yarı tamamlanmadan yıllık gelirinin %47’sini aşan bağlantı gerçekleştirdi</strong></p>
<p>ARD Bilişim’in aldığı işlere baktığınızda performansını nasıl görüyorsunuz? ● Bora Kıran</p>
<p>Bora, ARD Bilişim, ilk çeyrekte satışlarını %157, net kârını da %142 artırırken yıla iyi başladı. Şirketten gelen yeni açıklamalar olumlu seyrin süreceğine dair beklentiyi artırıyor. Henüz yılın yarısı tamamlanmadığı halde yıllık gelirin neredeyse yarısına denk gelen 2,19 milyar TL’lik yeni iş bağlantısı paylaşımları beklentiyi artıyor. Oracle ortaklığıyla kamudaki elini güçlendirirken, Endonezya Deniz Kuvvetleri ve Kazakistan gibi yurt dışı hamleleri döviz gelirini güçlendiriyor. İlk çeyrekteki %72 FAVÖK büyümesi ve sipariş trafiği olumlu.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>TRO altın fonu yıllık %56 getiriyle kategorisinin ortalamasının üzerinde</strong></p>
<p>Trive Portföy’ün idare ettiği Altın Fonu (TRO), geçtiğimiz ocak ayında en yüksek 2,86 TL’ye kadar yükseldikten sonra altın fiyatlarındaki gevşemeyle birlikte geriledi. Marttan bu yana fiyatı yatay bir seyir izliyor ve ocaktaki zirvesinin gerisinde duruyor. Son üç ayda fonun büyüklüğü stabil kalırken haziranın ilk haftasında 33,4 milyon TL hacme sahip bulunuyor. Marttan bu yana para çıkışı yaşanan fonda haziranda 212 bin TL ile sınırlı da olsa nakit çıkışı sürdü. Yatırımcısı 438 olan fon, altın ağırlıklı yatırım yapmak isteyenlere hitap ediyor. Portföyünün %78,86’sı kıymetli madenler, %6,63’ü borsa yatırım fonu ve %4,47’si finansman bonosundan oluşuyor. Yıllık %56,30 getiri sağlayan TRO, aynı sürede altın fonların ortalaması %51,89’un üzerinde yer alıyor.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Tacirler Yatırım, %50,69 bileşik faizle 1,25 milyar lira borçlandı</strong></p>
<p>Tacirler Yatırım, nitelikli yatırımcılara 05.06.2026 vade başlangıçlı finansman bonosu ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 1.250.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %43,25, bileşik faizi ise %50,69 olarak belirlendi. 94 gün vadeli bononun vadeye isabet eden faizi %11,14 düzeyinde. Bononun vade başlangıç tarihi 05.06.2026, itfa tarihi 07.09.2026 olarak açıklandı. 5 Haziran itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. Tacirler Yatırım’ın verdiği %43,25 basit faiz oranı, TLREF’in 3,26 puan üzerinde yer alıyor. İhraç, şirketin kısa vadeli likidite ihtiyacını karşılayacak. Bono, piyasada TRFTCMD92610 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a264db838203-1780895160.png" alt="" width="269" height="217" /></strong><strong>Brisa her seferinde 100 TL’nin üzerine çıktığında satışla karşılaşıp geriliyor</strong></p>
<p>Brisa’da fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %1,13 ile toplamda 34,06 bin lot azalarak 2,99 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 16’dan 14’e geriledi. GKV, 28,3 bin lotla en fazla satışı yaparken, TIL 8 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Brisa için bugüne kadar sadece 2 aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan olmadı. En yüksek öneriyi Deniz Yatırım 109,90 TL ile verdi. En düşük öneri 100 TL ile Gedik Yatırım’dan geldi. Hissenin fiyatı ise 98,30 TL seviyesinde.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a264d48a52df-1780895048.png" alt="" width="980" height="240" /><strong>SABANCI HOLDİNG</strong></p>
<p><strong>ABD’deki güneş enerjisi projeleri için 533 milyon dolarlık finansmanı tamamladı</strong></p>
<p>Sabancı Holding, dolaylı bağlı iştiraki Sabancı Renewables Inc.’nin Teksas’ta yürüttüğü 286 MW kapasiteli Lucky 7 ve Pepper Güneş Enerjisi projelerinin finansman süreçlerini tamamladı. Kurulan yapı çerçevesinde, dört büyük uluslararası bankadan 382 milyon dolar proje finansmanı kredisi ile 151 micron dolar tutarında vergi avantajlı özsermaye yatırımı sağladı. Tesislerin 2027’nin üçüncü çeyreğinde devreye girmesiyle holdingin ABD’deki toplam yenilenebilir enerji kapasitesi 790 MW’a ulaşacak. Sağlanan karma finansman, yatırımların geri dönüş süresini hızlandıracak.</p>
<p><strong>FORTE BİLGİ İLETİŞİM</strong></p>
<p><strong>İki kamu kurumuyla sözleşme imzaladı. Biri altyapıya diğeri ürün ve hizmete yönelik</strong></p>
<p>Forte Bilgi İletişim, MEB tarafından PIKTES projesi kapsamında düzenlenen ihaleyi kazanarak 6,79 milyon euro tutarlı sözleşmeyi imzaladı. Şirket yaptığı bir diğer açıklamada ise Havelsan ile 622 bin dolar tutarında ürün ve hizmet için anlaşmaya vardığını belirtti. Bilişim şirketleri için kamu kurumlarıyla altyapı ve hizmet sözleşmeleri imzalamak, sürdürülebilir nakit akışının temelini oluşturmakta. Özel sektördeki dar bütçeli projelere göre hacimli kamu projelerini üstlenmek şirketin bilinirliğini ve pazardaki gücünü destekleyen bir gelişme olarak değerlendirilmeli.</p>
<p><strong>ECOGREEN ENERJİ HOLDİNG</strong></p>
<p><strong>İki iştiraki tek çatı altına aldı. Bu yolla işleri daha kolay yürütmeyi hedefliyor</strong></p>
<p>Ecogreen Enerji, operasyonel faaliyetlerin kolaylaştırılması ve santral yönetimlerinin daha etkin yürütülmesi amacıyla yeniden yapılanmaya gitti. Bu kapsamda %100 bağlı ortaklığı Megaron Enerji’yi tüm aktif ve pasifleriyle bir bütün halinde diğer iştiraki Ecogreen Elektrik’e katarak birleştirdi. Birleşme işlemleri tamamlanırken her iki firmanın da tam bağlı olması nedeniyle konsolide finansal tablolar üzerinde herhangi bir etkisi söz konusu olmayacak. Aynı çatı altındaki benzer şirketlerin birleştirilmesi yönetsel kolaylık sağlayan bir süreç olarak görülebilir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/haftalik-61-cikis-goz-kamastirdi-yatirimcisi-zarari-gormezden-geldi-80624</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Haftalık %61 çıkış göz kamaştırdı, yatırımcısı zararı görmezden geldi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/guvenlik-amacli-yapilan-hibe-yardimlarina-yeni-duzenleme-80623</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güvenlik amaçlı yapılan hibe yardımlarına yeni düzenleme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye adına yabancı ülke ve kuruluşlara yapılacak savunma ve güvenlik amaçlı hibe ve yardım faaliyetleri kapsamında, Merkez Bankasında döviz cinsinden açılan hesapları yönetmeye ilgisine göre Milli Savunma Bakanı veya İçişleri Bakanının yetkili kılınması amaçlanıyor. TSK’de görevlerini tamamlayan uzman, erbaş ve erlerin kamu kurumlarında istihdam edilmeleri sağlanacak.</p>
<p>AK Parti’nin, TBMM Başkanlığı’na sunduğu Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilgili düzenlemeleri de içeren yasa teklifi Uzman Erbaş Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasını öngörüyor. 17 maddelik yasa teklifinde, döviz cinsinden açılan hesapları Milli Savunma Bakanlığı ya da İçişleri Bakanlığı’nın yönetmesinin önünü açacak düzenleme yapılıyor.</p>
<p>Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'da değişiklik yapılıyor. Bu kapsamda; Türkiye adına yabancı ülke ve kuruluşlara yapılacak savunma ve güvenlik amaçlı hibe ve yardım faaliyetleri kapsamında dost ve müttefik ülkelerle ilişkilerin başlatılması, sürdürülmesi, geliştirilmesi ve müteakip dönemlere yön verilebilmesi maksadıyla Milli Savunma ve İçişleri bakanlıklarının bütçelerine konulan ödeneğin daha etkin, ekonomik ve verimli kullanımının sağlanması için Merkez Bankasında döviz cinsinden açılan hesapları yönetmeye ilgisine göre Milli Savunma Bakanı veya İçişleri Bakanının yetkili kılınması amaçlanıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/guvenlik-amacli-yapilan-hibe-yardimlarina-yeni-duzenleme-80623</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/msb.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti tarafından hazırlanan 17 maddelik yasa teklifinde, döviz cinsinden açılan hesapları Milli Savunma Bakanlığı ya da İçişleri Bakanlığı’nın yönetmesinin önünü açacak düzenleme yapılıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/chpde-iki-kritik-tarih-iki-kritik-toplanti-80622</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> CHP’de iki kritik tarih, iki kritik toplantı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>CHP’de mahkeme kararıyla Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlık koltuğuna oturmasının ardından ortaya çıkan ayrışma sonrası eski yönetim ile yeni yönetim arasında yaşanan mücadele sürerken, bu hafta gerilimin daha da artacağı iki kritik toplantı gerçekleşecek. 9 Haziran’da Meclis Grup toplantısı, 11 Haziran’da Parti Meclisi( PM) toplantısı yapılacak. Genel Başkan Kılıçdaroğlu, 9 Haziran’da Meclis grup toplantısı yapacağını duyurdu. Gündeminde ise son dönemde yaşanan önemli gelişmelerin yer alacağını belirten Parti Sözcüsü Müslim Sarı, “Hiçbir şey gizli kalmayacak” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Aynı saatlerde neler olacak? </h2>
<p>Geçtiğimiz hafta grup toplantısını gerçekleştiren ve Ferdi Zeyrek’in ölüm yıldönümü nedeniyle Manisa’da olabileceği mesajını veren Özel’in, Kılıçdaroğlu’nun grup toplantısı yapacağının açıklamasının ardından karşı hamle olarak Ankara’da kalacağı ve grup toplantısı yapabileceği belirtiliyor. Özel’in aynı saatlerde Meclis bahçesinde ya da başka bir platformda grup toplantısı yapabileceği CHP kulislerinde konuşuluyor. Hafta sonunu bazı beldelerde yapılan ara seçimler nedeniyle sahada geçiren Özgür Özel’in bugün kurmaylarıyla bir araya gelerek karar vermesi bekleniyor. CHP TBMM Grubu İç Yönetmeliği’ne göre, grup genel kurulunu toplantıya grup başkanı, grup yönetim kurulu ve grup üyelerinin en az beşte birinin çağırma yetkisi bulunuyor. Toplantı gün, saat ve gündemi, en az bir gün önceden duyuruluyor. Grup Yönetim Kurulunda Özel’in ağırlığı bulunurken, üç grup başkanvekili de Özgür Özel ile birlikte hareket ediyor.</p>
<p>Genel Merkezin ‘abi’ formülü 9 Haziran’da Kılıçdaroğlu’nun da geri adım atmayacağı ve grup konuşmasını gerçekleştireceği kesinleşirken, grup toplantılarında genel başkanlar grup başkanvekilleri tarafından kürsüye davet ediliyor. Üç grup başkanvekilinin de grup toplantısına katılmaması durumunda CHP Genel Merkezi ‘abi’ ya da ‘en yaşlı üye’ formülünü işletmeyi planlıyor. Bu formülle belirlenecek bir milletvekili Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nu kürsüye davet ederek, grup toplantısının yapılmasını sağlayacak. Kulislerde Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, İstanbul Milletvekili İlhan Kesici’nin isimleri geçiyor.</p>
<h2>11 Haziran’da PM toplanıyor </h2>
<p>Bu hafta Kılıçdaroğlu ile Özel arasında tansiyonu yükseltecek ikinci kritik toplantıyı 11 Haziran’da yapılacak olan Parti Meclisi( PM) oluşturuyor. Mutlak butlan sonrası ilk kez toplanacak Parti Meclisinde, Özgür Özel’in yanında olan isimlerin olağanüstü kurultayı gündeme getirmesi, mutlak butlan nedeniyle sert eleştirilerin ve tartışmaların yaşanması kaçınılmaz görünüyor. İstifa, ölüm ve tutukluk nedeniyle 56 üyesi bulunan PM’de dengelerin nasıl oluşacağı da önem taşıyor.</p>
<h2><strong>KURTULMUŞ: KILIÇDAROĞLU İSTERSE TOPLANTI YAPABİLİR</strong></h2>
<p>TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “CHP'nin Genel Başkanı ya da herhangi bir partinin genel başkanı da kendi partisinin grup toplantısında konuşma yapabilir, bunu önleyecek hiçbir madde yok” dedi. Geçmişte de benzer bir durumun yaşandığını hatırlatan Kurtulmuş. “ Sayın Murat Karayalçın, SHP Genel Başkanı ama milletvekili değil. Sayın Karayalçın’a rağmen Aydın Güven Gürkan Meclis Grup Başkanı olarak seçiliyor. Bu konuyla ilgili nasıl hareket edileceğine ilişkin o zamanki TBMM Başkanı Cindoruk da biz 'Meclis Başkanlığı olarak bir partinin iç işlerinde taraf değiliz' diye çok açık bir şekilde konumunu belli ediyor ve orada hem grup başkanlığından gelen yazıyı kabul ediyor hem de o zamanki Genel Başkan Karayalçın Meclis grubunda konuşma yapıyor" diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">BAHÇELİ: RAHMİ KOÇ'A SORUŞTURMA YANLIŞTIR</span></h2>
<p>MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Sayın Rahmi Koç’un, samimi bir sohbet ortamında yaptığı bir latife üzerinden kendisine yönelik soruşturma başlatılması yanlıştır" dedi. Bahçeli, açıklamasında "Koç Topluluğu 100 yıldır ülkemizin kalkınma hamlesinde önemli sorumluluklar üstlenmiştir. İstihdama katkı sağlayan güzide yatırımlarının yanı sıra, Türkiye’nin milli hedeflerini sahiplenerek Cumhuriyet'imizin yüksek bir seviyeye erişmesi hedefinde de her zaman sorumlu bir anlayışla hareket etmiştir. Tam da 100'üncü kuruluş yıl dönümünü başarılı ve görkemli bir şekilde kutladığı dönemde, yine aynı topluluğa ait olan İzmir’deki bir hastane açılışında Sayın Rahmi Koç’un, samimi bir sohbet ortamında yaptığı bir latife üzerinden kendisine yönelik soruşturma başlatılması yanlıştır. 95 yıllık ömründe, Türkiye’ye hizmet etme arzusu taşıyan değerli bir iş insanının kabul edilemez tabirlerle hedef alınmasını doğru bulmuyoruz" ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/chpde-iki-kritik-tarih-iki-kritik-toplanti-80622</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/7/1280x720/chp-kongresinde-kilicdaroglu-ile-ozel-listesi-yarisacak-1743604735.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CHP’de iki kritik tarih, iki kritik toplantı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tgsdden-abd-pazarinda-yuksek-katma-deger-sinyali-80621</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> TGSD’den ABD pazarında yüksek katma değer sinyali</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Dünyanın en büyük hazır giyim ithalatçısı olan ABD’de dengeler değişiyor. Çin’in yıllardır hakim olduğu pazarda uygulanan tarifeler ve tedarik zincirindeki dönüşüm yeni fırsat alanları yaratırken, Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) tarafından hazırlanan “ABD Hazır Giyim İthalat Analizi” raporu, Türk hazır giyim sektörünün bu değişimden nasıl faydalanabileceğine ilişkin önemli ipuçları sunuyor. Rapora göre Türkiye’nin ABD pazarında hacim yarışına girmesi yerine yüksek katma değerli ürünlerde konumlanması gerekiyor.</p>
<p>Raporda ABD’nin hazır giyim ithalatının son 10 yılda 93 milyar dolar seviyesinden 104 milyar dolara yükseldiği belirtilirken, aynı dönemde ithalat miktarının 7,5-8 milyon ton bandında sıkıştığına dikkat çekildi. Bu durum, pazarın fiziksel olarak büyümediğini ancak ürün fiyatları ve maliyet artışları nedeniyle değer bazında genişlediğini gösteriyor. TGSD analizine göre ABD’nin 104 milyar dolarlık hazır giyim ithalatına ulaşmasının temel nedeni tüketimdeki sıçrama değil, kilogram başına ithalat değerinin yükselmesi oldu. Ortalama ithalat birim fiyatı 12,70 dolar seviyesine çıktı.</p>
<h2>Çin’in payı Asya’ya dağıldı</h2>
<p>ABD’nin Çin’e uyguladığı tarifeler sonrasında pazarın en büyük dönüşümü tedarikçi ülkelerde yaşandı. Geçmişte yüzde 30’un üzerinde paya sahip olan Çin’in ABD hazır giyim ithalatındaki payı yüzde 18 seviyesine kadar geriledi. Ancak Çin’in kaybettiği hacim doğrudan Türkiye’ye değil, ağırlıklı olarak Vietnam ve Bangladeş’e yöneldi. Vietnam’ın ABD pazarındaki payı yüzde 16’ya ulaşırken Bangladeş’in payı yüzde 8’e çıktı. Raporda Çin’in ise pay kaybına rağmen düşük fiyat stratejisiyle pazarda kalmaya çalıştığı ve kilogram başına 7,64 dolar seviyesindeki agresif fiyatlamayla rekabetini sürdürdüğü vurgulandı.</p>
<h2>Türkiye fiyat değil kalite tarafında</h2>
<p>TGSD’nin analizinde Türkiye’nin ABD pazarındaki konumunun rakiplerinden farklılaştığına dikkat çekildi. Türkiye’nin ABD hazır giyim ithalatından aldığı pay yaklaşık yüzde 1 seviyesinde bulunurken kilogram başına ihracat değeri 22,62 dolar olarak hesaplandı. Bu rakam dünya ortalamasının yaklaşık iki katına, Çin’in ise üç katına karşılık geliyor. Rapora göre Türkiye’nin ABD’ye hazır giyim ithalatı son 10 yıllık dönemde 760 milyon dolar seviyesinden yüzde 59,7 artışla 1 milyar 126 milyon dolar seviyesine çıktı. Tonaj olarak bakıldığında ise yine 2016’da 48 bin tondan 54 bin ton seviyesine çıktı. Türkiye’nin mevcut maliyet yapısı, işçilik giderleri ve enerji maliyetleri dikkate alındığında Çin veya Bangladeş ile düşük fiyatlı ürünlerde rekabet etmesi mümkün görünmüyor. Bu nedenle Türkiye’nin stratejik olarak orta ve üst segment ürünlere yönelmesi gerektiği ifade edildi.</p>
<h2>Rakip Bangladeş değil İtalya</h2>
<p>Çalışmanın en dikkat çekici tespitlerinden biri de Türkiye’nin rekabet ettiği ülke grubuna ilişkin oldu. TGSD, Türkiye’nin artık düşük maliyetli üretici ülkelerle aynı kulvarda değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek ülkenin premium ve yüksek kaliteli ürün segmentine yaklaşması gerektiğini savundu. Raporda Türkiye’nin bulunduğu alanın, kilogram başına 168 doların üzerindeki ihracat değeriyle premium segmentte yer alan İtalya ile düşük maliyetli Asya üreticileri arasında bir köprü oluşturduğu vurgulandı. Türkiye’nin özellikle kalite, esnek üretim ve hızlı teslimat avantajlarını öne çıkararak bu alanda büyüme sağlayabileceği kaydedildi.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a264949dc45b-1780894025.png" alt="" width="662" height="413" />
<figcaption><strong>Not: Veriler ABD'nin 2016-2025 dönemindeki hazır giyim (Fasıl 61+62+63) ithalatının ülkelere göre minimum, maksimum, ortalama değerleri ve toplam ithalattan aldığı payı göstermektedir. Türkiye'nin ortalama payı %1 seviyesinde kalırken, Mısır'ın ortalama ithalatı Türkiye'nin biraz altında olmasına rağmen 2025 yılında Türkiye'yi geçmiş görünmektedir.</strong></figcaption>
</figure>
<h2>İki kategoriden uzak durun!</h2>
<p>TGSD raporunda bazı ürün gruplarında rekabet etmenin ekonomik açıdan anlamlı olmadığı değerlendirmesi de yer aldı. Buna göre hazır eşya ve ev tekstili ile çorap kategorileri Türkiye açısından kârlılığı düşük alanlar arasında gösterildi. Hazır eşya ve ev tekstilinde kilogram başına değer 5,55 dolar, çorapta ise 9 dolar seviyesinde bulunurken, bu alanlarda Çin, Pakistan ve Bangladeş’in yoğun fiyat rekabeti yarattığı belirtildi. Raporda Türkiye’nin yüksek maliyet yapısıyla bu alanlarda fiyat savaşına girmesinin sürdürülebilir olmadığı ifade edildi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Fırsat alanlarının başında erkek ve kadın dış giyim ile örme triko ürünleri geliyor</span></h2>
<p>Raporun öne çıkardığı fırsat alanlarının başında dokuma kadın dış giyim, dokuma erkek dış giyim ve örme triko ürünleri geliyor. Çin’in pay kaybettiği ve orta-üst segment alıcıların alternatif tedarikçi aradığı bu kategorilerde Türkiye’nin üretim esnekliği, tasarım kabiliyeti ve kalite avantajıyla öne çıkabileceği belirtiliyor.</p>
<p>Özellikle örme trikoda Türkiye’nin kilogram başına 41,29 dolarlık ihracat değeriyle “erişilebilir lüks” segmentinde güçlü bir konuma sahip olduğu ifade edilirken, ABD’deki orta ve üst gelir grubuna hitap eden markalar için önemli bir tedarikçi alternatifi olabileceği vurgulandı. Raporda ABD’li orta-üst segment markalar Banana Republic, Ralph Lauren klasmanında yer alan markaların Çin’den tedariği kestiği ancak kaliteyi düşürmek istemediği belirtilerek, Türkiye’nin Uzak Doğu ile İtalya arasında rekabette kusursuz bir kaliteli alternatif köprü olabileceği belirtildi. Bu süreçte Bangladeş’ten pay almanın aşırı hacim ve düşük fiyat nedeni ile zaman kaybı olacağı vurgulanırken birinci hedefin Çin’in üst segmenti olması gerektiği, “Çin’in elinde kalan yüzde 18’lik payın içindeki orta-yüksek fiyatlı katma değerli siparişler hedeflenmelidir” denildi. İkinci hedef olarak ise Endonezya olarak işaret edilerek, “Endonezya’nın kg başına 32,95 dolarlık değer ile yüksek fiyatlı kadın giyim segmentindeki yüzde 6,5 payı doğrudan Türkiye’nin kalitesine muadil bir pazar alanıdır. Radara alınmalıdır” ifadelerine yer verildi.</p>
<p><strong>Hedef tonaj değil değer artışı</strong></p>
<p>TGSD raporu, Türk hazır giyim sektörü için ABD pazarındaki başarı ölçütünün tonaj veya adet artışı değil, ihracat değerindeki yükseliş olması gerektiği sonucuna varıyor. Raporda sektörün düşük fiyatlı ürünlerde hacim yarışına girmek yerine Çin’in kaybettiği yüksek katma değerli siparişleri hedeflemesi ve ABD pazarında “değer odaklı tedarikçi” kimliğini güçlendirmesi gerektiği ifade ediliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tgsdden-abd-pazarinda-yuksek-katma-deger-sinyali-80621</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/tekstil-hazir-giyim.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği’nin hazırladığı ABD Hazır Giyim İthalat Analizi, ABD pazarında büyümenin hacimden çok değerden geldiğini ortaya koydu. Rapora göre Türkiye’nin ABD pazarındaki başarısı düşük fiyatlı ürünlerde rekabet etmekten değil, Çin’in kaybettiği yüksek katma değerli siparişlere odaklanmaktan geçiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aksigortanin-deger-odakli-is-modeli-80620</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aksigorta’nın değer odaklı iş modeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Aksigorta CIO’su Kaan Konak, operasyonel verimlilik yerine değer yaratmaya öncelik veren bir iş  modelini uyguladıklarını söylüyor. Süreç tasarımının arkasına yazılım geliştirmeyi yerleştiren iş modelinde, çevik işletme ve DevOPs/AIOPs süreçlerini koyuyor.</p>
<p>Bu yaklaşım, fayda yaratacak çözümleri geliştirmeyi hızlandırırken fayda yaratmayacağı ortaya çıkan geliştirme süreçlerinden vazgeçmeyi de kolaylaştırıyor ve hızlandırıyor. Bu yapay zekâ dünyasındaki en önemli sorunlardan biri olan false positive (yanlışlıkla doğru kabul etme) konusuna iş süreci ve yazılım geliştirme alanında üretilen bir çözümü oluşturuyor. Bunun değerinin anlaşılır olduğunu düşünüyorum. Bu yaklaşım zaman zaman ödüllerle de takdir ediliyor.</p>
<p>Aksigorta, yapay zekâ destekli dava tahminleme Projesi ile Qorus Innovation in Insurance Awards 2025'te operasyonel verimlilik kategorisinde gümüş ödül kazanıyor. Proje, hasar dosyalarının dava riskini önceden analiz ederek daha hızlı ve doğru karar alınmasını sağlıyor; iş gücü kullanımını optimize ederken operasyonel maliyetlerin etkin yönetimine katkı sunuyor.</p>
<p>Aksigorta Mobil üzerinden sunulan mobil hasar ihbarı, video ekspertiz, yapay zekâ destekli insansız hasar süreci, kişiye özel hasar danışmanı ve ertesi iş günü ödeme uygulamalarıyla hasar yönetimi daha hızlı, şeffaf ve izlenebilir hale getiriliyor.</p>
<p>Şirket, hasar sorgulama ve indirim taleplerini de yapay zekâ desteğiyle insan müdahalesi olmadan karşılayabiliyor. Bunun yarattığı fayda da dijital olanaklar sayesinde ölçülüyor. Sonuçlar şöyle:</p>
<ul>
<li>Önümüzdeki üç yıl içinde işlem sayısını yüzde 50 artırarak daha verimli bir operasyonel yapı oluşturmayı hedefliyor.</li>
<li>Yalnızca suiistimal tespitiyle geçen yıl 140 milyon lira tasarruf sağladı; toplamda 240 milyon TL'lik koruma oluşturdu.</li>
<li>Müşteri segmentasyonu sayesinde risk analizinde yüzde 10-15 ek kârlılık sağlıyor.</li>
<li>Hasar tahminleri ve suiistimal tespitinde sektör ortalamasının üzerinde performans gösteriyor.</li>
</ul>
<p>Buna karşın Aksigorta’nın ana odağı operasyonel verimlik değil, daha yüksek değer ve kâr yaratan çözümler geliştirmek. Konak, “Biz operasyonel verimlilikten çok daha kârlı iş yapmaya odaklanıyoruz. Hasarda suiistimali nasıl önleriz, diye bakıyoruz. Underwriting’de daha pahalıya nasıl satacağımıza değil, doğru müşteriye doğru fiyatı nasıl vereceğimize odaklanıyoruz. Aynı arabayı kullanıyor olsalar da iki kişiye verilen fiyatın aynı olmaması lazım. Sürüş dinamikleri, sürücünün yavaşlayıp yavaşlanması, ani hızlanması burada dikkate alınmalı. Sigorta sektöründe herkes hasar yapıyor gözüyle aynı havuza baktığında bütün toplum sosyal sorumluluk gibi hep beraber bu hasarı ödüyor.” diyor.</p>
<p>Bu yaklaşım müşteri kitlelerine özelleştirmenin (mass customization) yapay zekâ ile üst düzeyde kişiselleştirmeye dönüştüğü bir dünyada iş modeli tarafında yapılması gereken ve herkes bunu yapmadığında fark yaratabilecek bir iş modeli inovasyonuna işaret ediyor.</p>
<p>Aksigorta’da bunun temelinde, sanayi 4.0’daki dijital ikiz kullanımının sigorta sektörüne uygulanması durumunda ne sonuç alınacağı sorusunun akla gelmesi ve bu konuda çalışılmaya başlaması yatıyor.</p>
<p>Konak, “Dijital ikiz uygulamasını ilk olarak fabrikada gördüm. Bir makinenin ikizini yapıyor ve arıza yapıp yapmayacağını ilk olarak orada test ediyorlardı. Biz de benzerini sigortacılıkta yapabilir miyiz dedik ve 2019’da Gartner’dan globalde ödül aldığımız çalışmayı başlattık. Bu dijital ikizle bütün log’ları, kullanıcının bizim görmediğimiz bütün hareketlerini analiz ettik. Kurup açtığımız sistemde saniyede 35 bin işlem aynı anda gerçekleşiyordu. Terabaytlarca veriyi sistemin üzerine topladık ve sürecin nasıl aktığını inceledik. Ciddi bir efor harcadık ve bütün bunların dijital ikizini çıkardık. Ne oluyor? Acenteler bizim görmediğimiz neleri yaşıyor? Bu soruların yanıtlarını bulduktan sonra zaten bunun uygulaması gelişti. Veri bilimci arkadaşlar burada önemli katkı sağladı. Biz de sonrasında rahat ettik.” diyor.</p>
<p>Bu süreç bugün dijital dönüşüm ve yapay zekâ boyutları ile sürüyor. Aksigorta’nın dijital dönüşüm yaklaşımı, “Aksigorta, dijital dönüşüm stratejisinin merkezine müşteri beklentilerini karşılayan yeni nesil iş modellerini yerleştiriyor. Şirket, müşterilerine ve dağıtım kanallarına 7/24 hizmet sunan, üretken yapay zekâ destekleriyle süreçlerini dijitalleştirirken operasyonel verimliliğini artırıyor. Bu kapsamda geliştirilen ADA (Aksigorta Dijital Asistan), acentelerden gelen soruları üretken yapay zekâ ile yanıtlıyor. Teklif süreçleri, indirim yetki talepleri, ürün bilgileri ve süreç takibi gibi birçok alanda acentelerin operasyonel yükünü azaltarak hizmet kalitesini artırıyor. Aksigorta ayrıca yapay zekâ destekli Agency Insights ile acentelere en doğru zamanda en doğru aksiyon önerilerini sunarken, Code Assistant projesiyle yazılım geliştirme süreçlerinde hız ve verimlilik sağlıyor.” şeklinde ifade ediliyor.</p>
<p><strong>Entegre sistem yaklaşımı ile hızlı ilerleniyor</strong></p>
<p>Aksigorta, veri ve siber güvenlikten yapay zekâ uygulamalarına kadar her bileşenin dengeli bir biçimde entegre edildiği bir platform üzerinde ilerliyor.</p>
<p>Şirketin veri ve siber güvenlik alanında attığı adımlar, “Aksigorta, bilgi güvenliği alanındaki çalışmalarını ISO/IEC 27001 Bilgi Güvenliği Yönetim Sistemi sertifikası ile uluslararası standartlarda belgelendirdi. Şirket, üretken yapay zekâ, RPA, process mining ve low-code teknolojilerini süreçlerine entegre ederek güvenli, verimli ve sürdürülebilir dijital dönüşümünü sürdürüyor.” şeklinde özetleniyor. </p>
<p>Aksigorta’nın sigortacılıkta yapay zekâ dönemine ilişkin değerlendirmesi ise, “Sigorta sektörü, yapay zekâ teknolojilerinin etkisiyle Sigorta 4.0 olarak tanımlanan yeni bir döneme giriyor.” ifadesiyle açıklanıyor. Yapay zekâ etkisi ise,</p>
<ul>
<li>Hasar yönetiminde otomatik işleme, görüntü analizi ve sanal ekspertiz uygulamalarını mümkün kılıyor,</li>
</ul>
<ul>
<li>Sahtekârlık tespitinde anormal davranış kalıplarını analiz ederek proaktif koruma sağlıyor,</li>
<li>Felaket modelleme ve öngörücü analitik ile risk yönetimini güçlendiriyor,</li>
<li>7/24 hizmet veren dijital asistanlar ve kişiselleştirilmiş ürünlerle müşteri deneyimini geliştiriyor,</li>
<li>Risk değerlendirme ve fiyatlandırma süreçlerinde daha yüksek doğruluk ve hız sağlıyor.</li>
</ul>
<p>başlıkları altında özetleniyor.</p>
<p>Bunların üzerinden fayda analizi yapan ve geleceğe bakan şirket, gelecek vizyonu “Yapay zekâ, önümüzdeki dönemde yalnızca destekleyici bir teknoloji değil, sigorta şirketlerinin iş yapış biçimlerini dönüştüren stratejik bir ortak olacak. Şirket, Türkiye'de ve global ölçekte sektöre yön veren yapay zekâ ve dijital dönüşüm projeleri geliştirmeyi sürdürmeyi hedefliyor.” şeklinde ifade ediliyor.</p>
<p><strong>Gemini ile birlikte gelecek analizi yaptık</strong></p>
<p>Konuyu Aksigorta ile sınırlı tutmayarak her zaman olduğu gibi sevgili yazı işleri müdürüm Gemini ile masaya yatırdık. Özellikle yapay zekâ boyutu ile ilgilensek de sigortacılık ve Aksigorta’nın faaliyet gösterdiği elementer sigorta alanlarına biraz daha derinlemesine bakmaya çalıştık.</p>
<p>Konak’ın ofisindeki beyaz tahtadaki kurguda ilk sırada yer alan süreç tasarımının sigortacılık sektöründe yaratacağı etkiyi Google AI Modu şu şekilde özetledi:</p>
<p>Sigortacılık sektöründe süreç tasarımı; <strong>yapay zekâ, otomasyon</strong> ve <strong>müşteri deneyimi</strong> odaklı dönüşmektedir. Manuel ve kâğıt tabanlı geleneksel adımlar, artık uçtan uca dijital platformlara taşınarak teklif, poliçeleştirme ve hasar süreçlerinde işlem sürelerini dakikalara indiren, çok daha hızlı ve yalın bir yapıya evrilmektedir.</p>
<p>Sektördeki bu dönüşüm, başlıca şu alanlarda şekillenmektedir:</p>
<ul>
<li><strong>İş Süreçleri Otomasyonu (BPM):</strong> Karmaşık ve çok adımlı poliçe başvuruları standartlaştırılarak otomasyona bağlanır. Bu sayede operasyonel yükler ve hata oranları en aza indirgenir.</li>
<li><strong>Yapay Zekâ ve Veri Analitiği:</strong> Hasar yönetimi ve risk değerlendirmesi gibi alanlarda büyük veri (Big Data) kullanımı yaygınlaşmıştır. Hasar ihbarlarında görüntü işleme teknolojileri ile anında hasar tespiti yapılabilir.</li>
<li><strong>Kusursuz Müşteri Deneyimi:</strong> Müşteriler; mobil uygulamalar ve web panelleri üzerinden 7/24 kesintisiz hizmet bekler. Süreçler "müşteri merkezli" olarak yeniden tasarlanır.</li>
<li><strong>Ekosistem Entegrasyonu ve API'ler:</strong> Sigorta bağımsız bir ürün olmaktan çıkıp, e-ticaret siteleri veya araç kiralama gibi platformların içinde "gömülü" (embedded) olarak sunulmaya başlanmıştır.</li>
<li><strong>Kişiselleştirilmiş Dinamik Fiyatlandırma:</strong> Eşyanın İnterneti (IoT) ve telematik cihazlardan gelen veriler sayesinde, müşterilerin kullanım alışkanlıklarına göre dinamik ve kişiye özel prim üretimi süreçleri tasarlanır.</li>
</ul>
<p>Aynı analizi elementer branşı için yapmasını istediğim Google AI Modu’ndan şu sonucu aldım:</p>
<p><strong>Elementer sigortada (oto, konut, yangın, nakliyat vb. hayat dışı branşlar) süreç tasarımı</strong>, yüksek işlem hacmini yönetmek, hasar maliyetlerini düşürmek ve rekabetçi fiyat sunabilmek için tamamen <strong>veri odaklı ve anlık (real-time)</strong> bir yapıya evrilmektedir.</p>
<p>Hayat veya sağlık sigortalarındaki uzun vadeli ve insan odaklı risk analizlerinin aksine, elementer sigortada süreç tasarımı <strong>hız, otomasyon ve nesnel veri</strong> üzerine kurulur.</p>
<p>Sektördeki en kritik üç aşamada süreç tasarımının nasıl dönüştüğü aşağıda ayrıntılandırılmıştır:</p>
<ol>
<li><strong> Teklif ve Poliçeleştirme Süreçleri (Underwriting)</strong></li>
</ol>
<p>Geleneksel süreçlerde günler süren risk analizi ve fiyatlama adımları, yeni nesil süreç tasarımlarıyla <strong>saniyelere indirilmektedir</strong>.</p>
<ul>
<li><strong>STP (Straight-Through Processing):</strong> Standart risk grubundaki konut veya oto sigortası başvuruları, insan müdahalesi olmadan sistem tarafından otomatik olarak onaylanır ve poliçeleştirilir.</li>
<li><strong>Kamu ve Dış Veri Entegrasyonları:</strong> Müşteriye onlarca soru sormak yerine, Tramer, MERNİS, UAVT (Adres Kodu) veya tapu/plaka sorguları arka planda API'ler ile anlık yapılır. Süreç, müşteriye minimum soru soracak şekilde tasarlanır.</li>
<li><strong>Gömülü Sigortacılık (Embedded Insurance):</strong> Süreç tasarımı sigorta şirketinin kendi kanallarından taşarak, bir e-ticaret sitesinden elektronik ürün alırken ya da bir platformdan araç kiralarken tek tıkla poliçe satın almayı sağlayacak şekilde API'lerle diğer sektörlere entegre edilir.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> Hasar Yönetimi Süreçleri (Claims Management)</strong></li>
</ol>
<p>Süreç tasarımının finansal açıdan en çok fark yarattığı ve müşteri memnuniyetini en doğrudan etkilediği alandır.</p>
<ul>
<li><strong>Anlık ve Görsel Hasar Tespiti:</strong> Trafik kazası veya konut hasarında, müşterinin mobil uygulama üzerinden yüklediği fotoğraflar Yapay Zekâ (görüntü işleme) tarafından analiz edilir. Hasarın boyutu, değişmesi gereken parçalar ve yaklaşık maliyet dakikalar içinde tespit edilir.</li>
<li><strong>Otomatik Hasar Onayı ve Ödeme:</strong> Küçük montanlı veya net hasarlar (örn: cam kırılması, mini onarımlar), sistemin önceden belirlenmiş kurallarına takılmıyorsa eksper atanmadan otomatik olarak onaylanır ve ödeme süreci başlatılır.</li>
<li><strong>Suistimal (Fraud) Analizi:</strong> Süreç tasarımına entegre edilen makine öğrenmesi modelleri, geçmiş verileri tarayarak şüpheli hasar ihbarlarını anında kırmızı bayrakla (red flag) işaretler ve inceleme ekiplerine yönlendirir.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> Dinamik Risk Yönetimi ve IoT (Internet of Things)</strong></li>
</ol>
<p>Elementer sigortada risk, poliçe kesildiği an donup kalan bir olgu olmaktan çıkmıştır. Süreçler <strong>sürekli izleme</strong> üzerine tasarlanmaktadır.</p>
<ul>
<li><strong>Kullandığın Kadar Öde (Pay-How-You-Drive / Pay-As-You-Drive):</strong> Araçlara takılan telematik cihazlar veya mobil uygulamalar üzerinden sürücü davranışları (hız, ani fren vb.) izlenir. Süreç tasarımı, iyi sürücülere dinamik olarak prim indirimi sunacak şekilde kurgulanır.</li>
<li><strong>Akıllı Ev ve Endüstriyel Sensörler:</strong> Konut veya iş yeri sigortalarında su sızıntısı, yangın veya gaz kaçağı sensörleri sigorta sistemine bağlanır. Hasar oluştuktan sonra ödeme yapmak yerine, hasarı önleyici süreç tasarımları (anlık uyarı ve otomatik vana kapatma vb.) devreye alınır.</li>
</ul>
<p>Bunların ardından nihai bölümü hazırlaması için Gemini’a “Elementer sigortada yapay zekânın sağlayabileceği avantajlafı sıralar mısın?” sorusunu yönelttim. Yanlışlıkla “avantajlafı” yazdığımı ihbar etmek için bu tashihi yapmadan size aktarıyorum. Aldığım yanıt konuyu biraz daha ayrıntlık gözler önüne sermeme olanak tanıdı.</p>
<p>Elementer sigortacılık (hayat dışı sigortalar), yapay zekâ (AI) teknolojilerinin verimliliği, hızı ve doğruluğu artırmasıyla büyük bir dönüşüm geçirmektedir. Yapay zekânın bu sektörde sağladığı temel avantajlar şu ana başlıklar altında toplanabilir:</p>
<ol>
<li><strong> Risk Analizi ve Dinamik Fiyatlandırma</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Daha Hassas Risk Değerlendirmesi:</strong> Geleneksel yöntemler genellikle geçmişe dönük sınırlı verilere dayanırken; AI, sosyal medya, coğrafi bilgiler, uydu görüntüleri ve hatta gerçek zamanlı IoT (Eşyanın İnterneti) verilerini entegre ederek çok daha dinamik risk profilleri oluşturabilir.</li>
<li><strong>Kişiselleştirilmiş Teklifler:</strong> Müşterilerin yaşam tarzı, sürüş alışkanlıkları (araç sigortalarında) veya mülk durumu gibi veriler analiz edilerek, her bireye özel ve adil prim oranları belirlenebilir.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> Hasar Yönetimi ve Operasyonel Hız</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Otomatik Hasar Tespiti:</strong> Görüntü işleme teknolojileri sayesinde, hasarlı bir aracın veya mülkün fotoğrafları üzerinden onarım maliyetleri anında tahmin edilebilir. Bu, eksper bekleme sürelerini ciddi oranda azaltır.</li>
<li><strong>Süreç Otomasyonu:</strong> Hasar dosyalarının oluşturulması, incelenmesi ve onaylanması gibi manuel süreçler AI ile dakikalar içinde sonuçlandırılabilir.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> Suistimal (Fraud) Tespiti</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Anomali Tespiti:</strong> Sigorta sektörünün en büyük maliyet kalemlerinden biri olan suistimalleri (dolandırıcılık girişimleri), makine öğrenimi algoritmaları ile tespit etmek mümkündür. AI, anormal davranış modellerini ve şüpheli talep kalıplarını gerçek zamanlı olarak yakalayarak şirketlerin maddi kayıplarını minimize eder.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li><strong> Müşteri Deneyimi ve Hizmet Kalitesi</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>7/24 Destek:</strong> Yapay zekâ tabanlı sohbet botları (chatbot) ve sanal asistanlar, poliçe sorgulama, hasar ihbarı veya ödeme değişikliği gibi konularda müşterilere kesintisiz hizmet sunar.</li>
<li><strong>Çapraz Satış ve Elde Tutma:</strong> Müşteri davranışlarını analiz eden AI, müşterinin ihtiyacı olabilecek diğer sigorta ürünlerini (çapraz satış) veya poliçe iptal riskini öngörerek müşteri bağlılığını artırıcı stratejiler geliştirebilir.</li>
</ul>
<ol start="5">
<li><strong> Operasyonel Verimlilik ve Maliyet Tasarrufu</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Veri Girişinin Azaltılması:</strong> RPA (Robotik Süreç Otomasyonu) ve AI birleşimi, manuel veri girişini ortadan kaldırarak insan hatalarını minimize eder ve operasyonel yükü hafifletir.</li>
<li><strong>Tahminleme:</strong> Gelecekteki hasar frekanslarını ve şiddetini öngören modeller, şirketlerin karşılık ayırma ve sermaye yönetimi stratejilerini daha verimli hale getirir.</li>
</ul>
<p><strong>Özetle</strong></p>
<p>Yapay zekâ, sigortacılıkta "hasar olduktan sonra müdahale etme" anlayışından, veriye dayalı <strong>"hasarı önceden tahmin etme ve riski azaltma"</strong> anlayışına geçişi mümkün kılar. Bu da hem sigorta şirketleri için daha kârlı bir operasyon hem de müşteriler için daha hızlı ve uygun maliyetli bir hizmet anlamına gelmektedir.</p>
<p>Gemini’ın çıkardığı işlerden duyduğum memnuniyeti, su ve enerji maliyeti yaratmamak için uygulamada belirtmiyorum ama buraya yazayım. Yapay zekâ için bazı yerlerde kullandığı YZ kısaltmalarını AI olarak değiştirdim.</p>
<p>Son olarak hariçten bir gazel atayım. Kadıköy Anadolu Lisesi’nden mezun olmamızın üzerinden 40 yıl geçmiş; okulumuza gittik; eski ve yeni öğrencilerle ve öğretmenlerle bir araya geldik. Öğrenciyken dersini almadığım Mehmet Alkan’ın nostaljik dersine girip kendisinin öğrencisi olmuş sıra arkadaşım Murat Deniz ile birlikte insan hikâyeleri dinledik. Şu anda Maltepe Üniversitesi’nde görevli olan Alkan’ın profil sayfasında tek sözcük olarak yer alan “eğitimci” ifadesi çok şey anlatıyor. Alkan kısa süren derste hem anlattıkları hem de tavırları ile bunun hakkını verdi. Bu dersin ardından hayatım boyunca bir şeyler öğrendiğim değerli insanlar ve öğretmenler üzerine düşünüp yapay zekâyı ve insan zekâsını eğitme konusunda bir muhasebe yaptım. İnsan tarafı öğrenme konusunda çok da başarılı değil. Boşuna dememişler, hafıza-i beşer nisyan ile malûldür, diye. Yani unutma arızasına sahip bir belleğimiz var.</p>
<p>Bunu düşündükten sonra aklıma Türkçe test kitapları yazan öğretmenim Niyazi Demir ve bu kadar iyi bir Türkçe öğretmeninden ders almamıza karşın 40 yıl önce üniversite sınavına hazırlanmak için gittiğim Üsküdar MEF dershanesindeki Türkçe hocam geldi. Onun adını hatırlayamamak da benim belleğimin arızası. Üniversiteden atılan 1402’liklerden olan bu öğretmenimiz bize “varsıl” sözcüğünün anlamını sorduğunda bilememiştik. Kendisi de bunun üzerine “yoksul” sözcüğünün anlamına bilirken “varsıl” sözcüğünü bilememenin bir düşünme –ya da düşünememe- problemi olduğunu bize üslubuyla anlatmıştı. Ben bugün o üslubun dışına çıkıp bu salaklığı analiz etmek istiyorum.</p>
<p>Internet of Things’in (IoT) Türkçe karşılığı konusunda çok düşünür ve tartışırken yazılarından çok şey öğrendiğim Ege Cansen’in bir yazısında Fact of Things ifadesi ile karşılaştım. Hoca bunun Türkçesini “eşyanın tabiatı” olarak vermişti. Biz de ilk olarak “şeylerin interneti” ifadesini kullansak da sonrasında bu kulağa garip geldiği için “nesnelerin interneti” ifadesini kullanmaya başlamıştık. Ben Cansen’in o yazısından sonra eşyanın interneti ifadesini kullanmaya başladım ama piyasada rağbet görmedi. İnsanlar öğrenme konusunda bu kadar yetersizken yapay zekâyı eğitme konusunu bu kadar tartışmaları müthiş enayice. İleride geldiğimiz noktayı değerlendirecek olanların, yapay zekâdaki sorunun, insanın öğrenme konusunda beceriksiz olması olduğunun altını çizmesi için bu satırları not düşüyorum. Bu nedenle iyi öğretmenlerin birkaçına atıfta bulunarak –hepsine olamasa da- doğrusunu yapan istisnai insanları hatırlatmak istedim. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aksigortanin-deger-odakli-is-modeli-80620</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aksigorta’nın değer odaklı iş modeli ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zeytinlik-tapusu-olan-araziye-ev-yapilir-mi-4-kritik-soru-4-yanit-80619</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zeytinlik tapusu olan araziye ev yapılır mı? 4 kritik soru – 4 yanıt  </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HALİL İBRAHİM DİNDİ - </strong><strong>İnvesttime Arsa Ofisi Kurucusu</strong></p>
<p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a26474aa4dfd-1780893514.jpeg" alt="" width="127" height="181" /></strong>Ege ve Akdeniz bölgelerinde doğayla iç içe bir yaşam hayal edenlerin ilk baktığı yerler genellikle zeytin ağaçlarıyla dolu yeşil arazilerdir. Doğal güzelliğiyle cezbeden bu arazilere ciddi yatırımlar yapmadan önce herkesin aklına doğal olarak “zeytinliğe ev yapılır mı” sorusu gelmektedir. Türkiye'de zeytinlikler, standart tarla veya bağ vasfındaki arazilerden çok daha farklı, katı ve özel bir kanunla devlet koruması altına alınmıştır. Zeytin ağaçları, asırlık geçmişleriyle, devlet tarafından en üst düzeyde korunan ve dokunulmazlığı olan tarımsal miraslarımızdandır. Bölgedeki fırsatçılara inanarak kaçak inşaata yönelmeden önce, zeytinliğe ev yapılır mı sorusunu ilgili belediyelerin ve tarım müdürlüklerinin güncel resmi verileriyle harfiyen analiz etmelisiniz. Yasal istisnaları kullanarak ruhsatlı ve ağaçlara zarar vermeyen bir bakıcı evi projelendirmek veya tekerlekli karavan alternatiflerine yönelmek, zeytinlik arazinizi korurken, doğada yaşam kurmanın tek formülüdür. Yasal prosedürlere tam uyum göstererek ve toprağın asıl sahibi olan zeytin ağaçlarını koruyarak, gayrimenkul yatırımınızı kusursuz ve hukuka %100 uygun bir projeye dönüştürebilirsiniz.</p>
<p><strong>Zeytinlik araziye, yapı yapmanın şartları nelerdir? </strong></p>
<p><strong>Soru-1: Özel kanun kapsamında zeytinliğe ev yapılır mı?</strong></p>
<p>Yanıt-1: Ülkemizde zeytin ağaçları, “3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun” ile çok sıkı bir şekilde korunmaktadır. Bu özel kanun maddelerine göre, doğrudan lüks bir konut veya villa inşa etmek amacıyla zeytinliğe ev yapılır mı diye araştırdığınızda, yasaların standart betonarme projelere kesinlikle izin vermediğini görürsünüz. İlgili kanun gereği zeytinlik sahaları daraltılamaz ve bu alanlarda zeytinyağı fabrikaları veya zaruri tarımsal işletmeler dışında herhangi bir yapılaşmaya gidilemez. Devletin gıda güvenliği politikaları gereği, sıradan bir arsa mantığıyla yaklaşıldığında zeytinliğe ev yapılır mı sorusunun yanıtı kanunen tamamen olumsuzdur.</p>
<p><strong>Soru-2:Tarımsal amaçlı istisnalarla zeytinliğe ev yapılır mı?</strong></p>
<p>Yanıt-2: Standart bir konut inşa etmek yasak olsa da, zeytinliğin bakımını sağlamak ve tarımsal aletleri korumak amacıyla “tarımsal amaçlı yapı” (bakıcı evi veya depo) inşa etmenin belirli istisnaları mevcuttur. Peki, bu yasal istisnaları kullanarak zeytinliğe ev yapılır mı ve gerekli mimari şartlar nelerdir? İlk ve en esnetilemez kural, satın aldığınız zeytinliğin toplam yüzölçümünün en az 5.000 metrekare olması zorunluluğudur. Ayrıca, arazinizin resmi devlet haritalarında yer alan kadastral bir yola en az 25 metre cephesi bulunması kanuni bir şarttır. Eğer, zeytinliğiniz 5.000 metrekarenin altındaysa veya resmi bir yola cephesi yoksa, yasal olarak hiçbir koşulda inşaat ruhsatı alamazsınız.</p>
<p><strong>Soru-3: Zeytinliğe ev yapımında yasal sınırlar ve inşaat izinleri nelerdir? </strong></p>
<p>Yanıt-3: Araziniz gerekli büyüklük ve yol şartını sağlıyorsa, yapacağınız “bakıcı evi” statüsündeki yapının sınırları bakanlık tarafından net olarak çizilmiştir. Tarımsal faaliyetleri desteklemek amacıyla zeytinliğe ev yapılır mı sorusunun mimari ölçüsü, inşaatın arazinin toplam yüzölçümünün en fazla %5’ni kaplaması ve maksimum 250 metrekareyi hiçbir şekilde aşmamasıdır. İşin en hassas noktası ise, bu inşaat alanını belirlerken tek bir zeytin ağacının bile kesilmesinin yasak olmasıdır ve yapıyı ağaçların olmadığı boş bir düzlüğe konumlandırmanız gerekir. Tarım İl Müdürlüğü'nden “tarım dışı kullanım izni” veya uygunluk görüşü almadan atacağınız her adım, binalarınızın mühürlenmesi ve yıkım kararıyla sonuçlanacaktır.</p>
<p><strong>Soru-4: Tiny house alternatifiyle zeytinliğe ev yapılır mı?</strong></p>
<p>Yanıt-4: Betonarme ve sabit temelli yapıların yasak olduğu veya çok zor izne tabi olduğu durumlarda, doğasever yatırımcıların aklına tekerlekli mobil sistemler gelmektedir. Karayolları ruhsatlı, plakalı ve “çekme karavan” statüsündeki tiny house modelleriyle zeytinliğe ev yapılır mı sorusu günümüzde sektörün en popüler konularından biridir. Tekerlekli ve şebekeden bağımsız (off-grid) bir mobil ev, yasal olarak bir bina (inşaat) sayılmadığı için, ağaçlara ve toprağa fiziksel zarar vermemek kaydıyla zeytinliğinize kolayca park edilebilir. Temel kazmadan, beton dökmeden ve altyapı kazısı yapmadan yerleştirilen bu karavan statüsündeki araçlar, zeytinliğe ev yapılır mı kısıtlamalarına takılmadan zeytin ağaçlarının gölgesinde yaşamanın en akılcı ve yasal yoludur.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zeytinlik-tapusu-olan-araziye-ev-yapilir-mi-4-kritik-soru-4-yanit-80619</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zeytinlik tapusu olan araziye ev yapılır mı? 4 kritik soru – 4 yanıt   ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-muhasebesi-duzeltmesi-mi-yeniden-degerleme-mi-80618</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyon muhasebesi (düzeltmesi) mi, yeniden değerleme mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Prof. Dr. GÜRBÜZ GÖKÇEN - </strong><strong>Yeminli Mali Müşavir - TRASTA Yönetici Ortağı</strong></p>
<p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a26467e98a4f-1780893310.jpg" alt="" width="153" height="179" /></strong>En basit yaklaşımla, genel fiyat düzeyinin sürekli olarak artması ve satın alma gücünün azalması olarak tanımlanabilen enflasyonun, özellikle son elli yılda ülke ekonomisini etkisi altına alması nedeniyle, toplumun her kesimi gibi işletmeleri de olumsuz etkilemektedir. Enflasyon seviyesi, belirli dönemlerde azalış gösterse de özellikle son yıllarda tekrar artış eğilimine girmiştir. İşletmelerin finansal göstergeleri olan finansal tablolar, enflasyon dönemlerinde gerçeği gösteremez duruma gelirler. Farklı tarihlerde, farklı satın alma gücüne sahip paralar ile elde edilen varlıkların bilançolarda bir arada yer alması, bilançodan bilgi edinecek ve kararlar alacak olan işletme ilgililerinin, finansal bilgi kullanıcılarının yanılmasına, yanlış kararlar almasına neden olmaktadır. Enflasyon dönemlerinde, paranın zaman içindeki değişen satın alma gücünü dikkate almadan hazırlanan gelir tabloları, gerçekte olmayan karları içerebilir. Bunun sonucunda, işletmelerin özvarlıklarından vergi ödemesi, kar dağıtımı yapması söz konusu olabilir. Enflasyonun bu tür etkilerini azaltabilmek amacıyla, ülkemizde çeşitli muhasebe ve vergi düzenlemeleri yapılmıştır. Bu düzenlemeler, bazen sektörler itibarıyla (bankalar için), bazen işletmelerin hukuki yapıları itibarıyla (SPK’ya tabi halka açık şirketler için), bazen de tüm işletmeleri kapsayan kısmi düzenlemeler (maddi duran varlıkları yeniden değerleme, azalan bakiyeler yöntemi ile amortisman, yenileme fonu, alacak ve borç senetlerinde reeskont, finansman fonu, gayrimenkul ve iştirak satışlarından doğan karın sermayeye ilavesinde vergi istisnası, maliyet bedeli artırımı, son giren ilk çıkar stok değerleme yöntemi, araştırma ve geliştirme fonu, gider artış fonu, yatırım indiriminde endeksleme gibi) şeklinde ortaya çıkmıştır. Ayrıca, Uluslararası Muhasebe Standartları Kurulu (International Accounting Standards / IASB) tarafından yayınlanan IAS 29 - Hiperenflasyonlu Ekonomilerde Finansal Raporlama Standardı, Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK) tarafından TMS 29 - Yüksek Enflasyonlu Ekonomilerde Finansal Raporlama Standardı olarak yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Bunun yanı sıra ülkemizdeki büyük ve orta boy işletmeler için KGK tarafından yayınlanan Büyük ve Orta Boy İşletmeler için Finansal Raporlama Standardı’nın 25. bölümünde Yüksek Enflasyonlu Ekonomilerde Finansal Raporlama esasları düzenlenerek yürürlüğe girmiştir. Ancak, bu düzenlemeler ülkemizdeki işletmelerin tamamını kapsamadığından, enflasyonun işletmeler üzerindeki etkilerini ortadan kaldırabilmek amacıyla Maliye Bakanlığı tarafından da düzenlemeler yapılmıştır.</p>
<p>Maliye Bakanlığı’nın, 5024 Sayılı Vergi Usul Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ve Kurumlar Vergisi Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile getirmiş olduğu enflasyon düzeltmesi uygulamaları 01.01.2004 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir. Bu düzenleme kapsamında, ilk olarak 31.12.2003 tarihli bilançolar enflasyon düzeltmesine tabi tutulmuştur. 2004 yılını izleyen dönemlerde, kanunda yer alan enflasyon düzeltmesi koşulları oluşmadığından enflasyon düzeltmesi yapılmamıştır.</p>
<p>5024 Sayılı Kanun’la değişen 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu mükerrer 298. maddesinde yer alan enflasyon düzeltmesi kapsamında, 2021 yılı sonunda Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan enflasyon oranları ile enflasyon muhasebesi uygulama koşulları yeniden oluşmuştur. Ancak, 29.01.2022 tarih ve 31734 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 7352 Sayılı Vergi Usul Kanunu İle Kurumlar Vergisi Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile yapılan düzenlemeyle enflasyon muhasebesi uygulaması 2023 yılı sonuna ertelenmiştir.</p>
<p>Bu düzenleme uyarınca; geçici vergi dönemleri de dahil olmak üzere 2021 ve 2022 yılları hesap dönemleri (kendilerine özel hesap dönemi tayin edilenlerde 2022 ve 2023 yılında biten hesap dönemleri itibarıyla) ile 2023 yılı hesap dönemi geçici vergi dönemlerinde mükerrer 298. madde kapsamındaki enflasyon düzeltmesine ilişkin koşulların oluşup oluşmadığına bakılmaksızın finansal tablolar enflasyon düzeltmesine tabi tutulmayacaktır.1 Bu düzenleme ile 31.12.2023 tarihli  ve 31.12.2024 tarihli finansal tablolara enflasyon düzeltmesi uygulaması yapılmıştır. 25.12.2025 tarihli ve 33118 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7571 sayılı kanun ile şartların oluşup oluşmadığına bakılmaksızın, 2025 hesap dönemi ile bu döneme ilişkin geçici vergi dönemleri dâhil olmak üzere 2026 ve 2027 hesap dönemlerinde enflasyon düzeltmesi uygulanmaması hükme bağlanmıştır.</p>
<p>Enflasyon düzeltmesinde kısmi düzeltme yöntemi olarak getirilen yeniden değerleme, hem IAS 16 (TMS 16) Maddi Duran Varlıklar, IAS 38 (TMS 38) Maddi Olmayan Duran Varlıklar Standartlarında hem de ülkemizde Vergi Usul Kanunu’nda yer almaktadır. VUK’da enflasyon düzeltmesi yapılmadığı dönemlerde yeniden değerleme yapılabilmektedir. TMS’de ise enflasyon düzeltmesi yapılsa dahi yeniden değerleme modeli uygulanabilmektedir.</p>
<p>Bununla birlikte, VUK Mükerrer 298/ç maddesi uyarınca; tam mükellefiyete tabi ve bilanço esasına göre defter tutan gelir veya kurumlar vergisi mükellefleri (kollektif, adî komandit ve adî şirketler dâhil), kanunda yer alan enflasyon düzeltmesi yapma şartlarının gerçekleşmediği hesap dönemlerinin sonu itibarıyla, bilançolarına dâhil bulunan amortismana tabi iktisadi kıymetlerini (bu niteliklerini korudukları müddetçe sat-kirala-geri al işlemine veya kira sertifikası ihracına konu edilenler hariç) ve bunlar üzerinden ayrılmış olup bilançolarının pasifinde gösterilen amortismanları yeniden değerleyebileceklerdir.</p>
<p><strong>Enflasyon muhasebesi (düzeltmesi) modelleri</strong></p>
<p>Tarihi maliyet ile ifade edilen finansal tabloların, enflasyon dönemlerinde işletme ilgililerinin muhasebeden beklentilerini karşılayamadığı ve muhasebenin fonksiyonel amaçlarını yerine getirmede yetersiz kaldığı görülmektedir. Geleneksel muhasebenin en olumsuz yanı, enflasyon dönemlerinde eşdeğer olmayan, farklı tarihlerdeki satın alma gücünü ifade eden para birimlerini ölçü birimi olarak kullanmasıdır.2 Enflasyonun finansal tablolar üzerindeki olumsuz etkilerini gidermek ve söz konusu finansal tabloların gerçek durumu göstermesine olanak vermek üzere çeşitli modeller geliştirilmiştir. Bu modellere yön veren esaslar, değerleme ilkeleri ile sermayenin korunması kavramları etrafında toplanmıştır.3 Bu modellerin başlıcaları;</p>
<p>- Fiyatlar Genel Seviyesi Muhasebesi,</p>
<p>- İkame Maliyeti Muhasebesi (Cari Maliyet Muhasebesi) ve</p>
<p>- Genel Fiyat-İkame Maliyeti Muhasebesi’dir.</p>
<p><strong>Fiyat değişmelerini içeren muhasebe </strong><strong>modellerinin karşılaştırılması</strong></p>
<p>Fiyatlar genel seviyesi modelinde tarihi maliyetler değerlemeye esas alındığı halde, ölçü birimi olarak paranın nominal değeri yerine, paranın satın alma gücü benimsenmekte, cari maliyet muhasebesinde ise ölçü birimi olarak paranın nominal değeri kullanılmaya devam edilmekte, fakat değerlemede cari maliyetler ele alınmaktadır. Fiyatlar Genel Seviyesi Muhasebesi, tarihi maliyetler muhasebesinin özellikle ölçü birimi olarak eşdeğer olmayan para birimi kullanılmasına yönelik yetersizliğini gidermek üzere geliştirilmiş bir yöntemdir. Bu yöntemin en fazla tartışılan tarafı, fiyatlar genel seviyesindeki değişimlerin hangi endeksle ifade edileceğidir. İkame Maliyeti Muhasebesi modelinin paranın değerinin ölçülmesi sorununa getirdiği çözüm yetersiz kalmaktadır. Cari maliyetler, cari gelirler (hasılat) ile karşılaştırılmakta, ancak paranın satın alma gücündeki değişmelerin, üretilen finansal bilgilere yansıtılması yetersiz kalmaktadır. İkame Maliyeti (Cari Maliyet) Muhasebesi’nde elde bulundurma kazançları finansal tablolardaki özel fiyat seviyesindeki değişmelerin etkilerini temsil etmelerine rağmen dönem içinde gerçekleşen paranın satın alma gücündeki değişmeleri göstermemektedir.</p>
<p><sup>1</sup>Gökçen, G.; Vergi Usul Kanunu Kapsamında Enflasyon Muhasebesi Uygulamaları, 2. Baskı, Beta Yayınevi, İstanbul, 2024, s.2.</p>
<p>2 Yüksel, A.:  Enflasyon Muhasebesi, Literatür Yayınları, No. 23, Aralık 1997, İstanbul, s. 235.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-muhasebesi-duzeltmesi-mi-yeniden-degerleme-mi-80618</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyon muhasebesi (düzeltmesi) mi, yeniden değerleme mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/spk-ilk-adimi-atti-sira-iceriden-mi-ogrendin-sorusunda-80630</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> SPK ilk adımı attı, sıra &#039;İçeriden mi öğrendin?&#039; sorusunda (!)</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçen hafta yayımlanan “SPK, ‘Uyanık’ Genel Müdür’e ‘Niye Sattın’ Diye Soracak mı?” başlıklı yazımda, hafta başında konkordato ilan eden Türk İlaç ve Serum Sanayi AŞ’de genel müdürün karardan yaklaşık bir ay önce elindeki tüm hisseleri sattığını aktarmıştım.</p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) bu kez elini çabuk tuttu ve şirketin genel müdürü Yunus Emre Battal hakkında ilk adımı attı. Kurul bültenindeki açıklamada, şirketin pay piyasasında gerçekleştirilen işlemlerde Sermaye Piyasası Kanunu’nun 104 veya 106’ncı maddelerindeki fiillerin işlendiğine dair makul şüphe bulunduğu belirtilerek, yatırımcıların hak ve menfaatlerinin korunması amacıyla Battal hakkında altı ay süreyle geçici işlem yasağı uygulanmasına karar verildiği duyuruldu.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a26540deb88d-1780896781.jpg" alt="" width="388" height="330" />
<figcaption><strong>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) bu kez elini çabuk tuttu ve şirketin genel müdürü Yunus Emre Battal hakkında ilk adımı attı.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Karara dayanak gösterilen 104 ve 106’ncı maddeler farklı ihlalleri düzenliyor. 104’üncü maddeye göre, makul bir ekonomik veya finansal gerekçeyle açıklanamayan, piyasanın güven, açıklık ve istikrar içinde işlemesini bozabilecek eylemler “piyasa bozucu eylem” sayılıyor ve idari para cezası uygulanıyor. SPK’nın kararı da öncelikle bu kapsamda bir inceleme yürütüldüğünü gösteriyor. 106’ncı madde ise piyasanın daha çok “içeriden öğrenenlerin ticareti” olarak bildiği bilgi suistimalini düzenliyor. Kamuya açıklanmamış, hisse fiyatını veya yatırımcı kararlarını etkileyebilecek nitelikteki bilgilere dayanarak işlem yapmak ve bundan menfaat sağlamak, sermaye piyasalarının en ağır ihlalleri arasında yer alıyor.</p>
<p>Buradaki kritik nokta şu: Genel müdür, şirketin yöneticisi olarak içsel bilgiye erişebilen kişiler arasında bulunuyor. Dolayısıyla şirketin mali durumunu doğrudan etkileyecek bir gelişmeden habersiz olduğunu ileri sürmek mümkün değil. Konkordato başvurusu gibi şirketin geleceğini ve hisse fiyatını etkileyebilecek bir süreçten kısa süre önce elindeki tüm hisseleri satmış olması da işlemi sıradan bir yatırım kararı olmaktan çıkarıyor. Bu nedenle SPK’nın yalnızca geçici işlem yasağıyla yetinmemesi gerekiyor. İnceleme sonucunda ciddi bir idari para cezası uygulanmalı, içeriden öğrenenlerin ticareti şüphesi yönünden de savcılığa suç duyurusunda bulunulmalı. Ancak o zaman yeni yönetimin piyasaya eski yönetimden farklı bir mesaj verdiğini söylemek mümkün olabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/spk-ilk-adimi-atti-sira-iceriden-mi-ogrendin-sorusunda-80630</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK ilk adımı attı, sıra &#039;İçeriden mi öğrendin?&#039; sorusunda (!) ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/guven-indirilemez-80617</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güven indirilemez</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>En kritik distribütörlük kararları, toplantı odalarında değil, fuar koridorlarında, kahve molalarında ya da OSS Lounge gibi temas noktalarında, karşılıklı hareket ve sabır gerektiren diyaloglarla şekilleniyor.</strong></p>
<p>Messe Frankfurt İcra Kurulu Üyesi Detlef Braun, Automechanika İstanbul’un 25’inci yıl galasında, dijital çağın en büyük ironilerinden birini endüstriyel gerçeklikle yüzleştirdi. “Dijital dünya işlemlerde mükemmel, ancak derin güven inşa etmekte berbat” diyen Braun, otomotiv satış sonrası sektörünün çeyrek asırlık B2B bağlantılarından neden vazgeçemediğinin de özünü ortaya koydu.</p>
<p>19-22 Mayıs’ta Tüyap’ta 41 ülkeden yaklaşık 1.400 katılımcıyı 40 bin metrekareyi aşan alanda buluşturan, yüzde 55 gibi Türkiye fuarcılık tarihindeki en yüksek uluslararası katılımcı oranına ulaşan organizasyon, tam da bu tezi sayılarla doğruladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2645a26924f-1780893090.jpg" alt="" width="700" height="466" /><strong>Güven yavaş inşa ediliyor</strong></p>
<p>OSS, OİB ve TAYSAD’ın stratejik ortaklığında, 10 milyar dolarlık iş hacmi hedefiyle kapanan fuar, online B2B platformlarının, yapay zeka destekli eşleştirme algoritmalarının ve sanal showroom’ların yükselişine rağmen, fiziksel ağların yarattığı ticari ivmenin ikame edilemediğini gösterdi. Zira güven, Braun’un altını çizdiği gibi, yavaş inşa ediliyor; indirilemiyor, otomatikleştirilemiyor ve ekran başında kurulamıyor. En kritik distribütörlük kararları, toplantı odalarında değil, fuar koridorlarında, kahve molalarında ya da OSS Lounge gibi temas noktalarında, karşılıklı hareket ve sabır gerektiren diyaloglarla şekilleniyor.</p>
<p>Automechanika İstanbul’un küresel endüstriyel bağlanırlık altyapısına dönüştüğü, fuarın deneyim ekonomisiyle harmanlanan içeriğinde net okunuyor. ZF Aftermarket’in ileri seviye servis konsepti ZF[pro]Tech’in Türkiye lansmanını burada yapması, platformun stratejik ağırlığını tescil ederken; Innovation4Mobility by Bakırcı alanında elektrikli araç teknolojilerinin uygulamalı sergilenmesi, Detailing Arena’daki canlı PPF ve cam filmi atölyeleri, 3D Teknomarket’in eklemeli imalat bölgesi ve Hattat Holding’in yüzde yüz yerli elektrikli araçları, fuarın PowerPoint gerçekliğinden kopup sahaya inen yapısını ortaya koydu. Automechanika Academy oturumlarında ZF, Valeo, Mahle, Schaeffler yöneticilerinin mobilite ve sürdürülebilir dönüşümü tartıştığı konferanslar, sektörel bilginin anlık ve derinlikli transferini sağladı. Salon 10’daki 25. Yıl Tüneli ise, çeyrek asırlık sürekliliğin fotoğraflardaki somut hafızasıydı.</p>
<p>Braun’un “Gerçek iş birliği tek yönlü değildir; önce vermeyi, sonra almayı gerektirir” vurgusu, fuarın rakamsal başarısının ardındaki kültürel kodu açıklıyor. Polonya’dan ABD’ye, Çin’den Fas’a, Güney Kore’den Pakistan’a uzanan uluslararası pavilyonlar ve 100’den fazla ülkeye ihracat yapan Başbuğ Grubu gibi fuarla yaşıt başarı hikayeleri, burada kurulan ortaklıkların nesiller ve kıtalar arası büyüme yaratacak dayanıklılığa ulaştığını kanıtlıyor. OSS Derneği’nin 150’ye yakın üyesiyle yarattığı sektörel dayanışma, eleman.net iş birliğindeki Kariyer Alanı ve üniversite kulüplerinin projeleriyle beslenen Premium Event Area, fuarın ticaret kadar istihdam ve kuşaklar arası bilgi aktarımında da güven altyapısı görevi gördüğünü ortaya koydu.</p>
<p><strong>Automechanika İstanbul, artık </strong><strong>bir takvim alışkanlığı değil</strong></p>
<p>İstanbul, Braun’un ifadesiyle, “küreselleşme yönetim terimine dönüşmeden çok önce ticareti, değişimi ve bağlantıyı anlamış bir şehir” olarak, bu küresel ağın jeostratejik merkezi olmayı sürdürüyor. Dijital platformlar işlem maliyetlerini düşürüp hızı artırsa da, bir distribütörle göz göze pazarlık yapmanın, parçayı yerinde test etmenin, eğitimi canlı deneyimlemenin yarattığı duygusal ve fiziksel sermaye, 10 milyar dolarlık iş hacmini somutlaştıran asıl katalizör olmaya devam ediyor.</p>
<p>Automechanika İstanbul, artık bir takvim alışkanlığı değil; endüstrinin nefes alıp nabzını tuttuğu, güven ağlarının tazelendiği, dijitalin tamamlayamadığı boşluğu dolduran vazgeçilmez bir B2B ritüeli.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/guven-indirilemez-80617</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/7/1280x720/detlef-braun-1780893056.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Güven indirilemez ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tarihin-sonu-kimi-mutlu-etti-80615</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 07:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarihin sonu kimi mutlu etti?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bitmeyen finansal krizler, kurgusal gerekçelerle yapılan paylaşım savaşları ve sonunda gerçek demokrasiyi rafa kaldıran küresel eğilimler sonucunda muzaffer kapitalizmin insanlığı çok da mutlu etmediği kanaati yaygınlaşıyor.  Üstelik anti-kapitalist söylemler bizzat ABD’de güç kazanıyor.</strong></p>
<p>Yıl 1989. Francis Fukuyama, Berlin Duvarı'nın yıkılışı ve Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte insanlığın ideolojik evriminin nihai noktasına ulaştığını savunan bir yazı yayımladı.<strong><sup>1</sup></strong> Yazara göre liberal demokrasi; monarşi, faşizm veya komünizm gibi alternatiflerine karşı kesin bir zafer kazanmıştı. Terminolojisindeki "Tarihin Sonu" büyük ideolojik çatışmaların bittiğini, “savaşı” kapitalizmin kazandığını söylüyordu. "Son İnsan" ise, bu düzen içinde artık büyük davalar uğruna savaşmayan, sadece refah ve konforuna odaklanan yeni insan tipine işaret ediyordu.<strong><sup>2</sup></strong></p>
<p><strong>Kapitalizmin büyük dinamizmi </strong></p>
<p>Veriler, özellikle Çin ve Hindistan kaynaklı büyümenin etkisiyle küresel yoksulluğun ciddi biçimde azaldığını ve dünya ekonomisinin hızla büyüdüğünü gösteriyor.<strong><sup>3</sup></strong> Teknolojiye erişim arttı, yaşam standartları belirgin şekilde yükseldi. Kapitalizmin dinamizmi; bilimsel ilerlemeyi, sağlık hizmetlerini ve eğitim altyapısını da ileri taşıdı.</p>
<p><strong>Peki madalyonun öbür yüzü?</strong></p>
<p>Pastanın büyüdüğüne şüphe yok. Ama olması gerektiği kadar eşit dağıtılmadığı da açık. Elbette becerin ve yeteneğin kadar pay almalısın. Peki ama fırsat eşitliğinin olmadığı, güçlünün hukukunun egemen olduğu bir yapıda her şey olması gerektiği gibi mi yürüyor? Oxfam raporları, en zengin %1’lik kesimin son yıllarda yaratılan servetin neredeyse yarısını kontrol ettiğini gösteriyor.<strong><sup>4</sup></strong> En fenası ise; kapitalizmin doğanın içinden geçmiş olması. Hala da geçiyor.</p>
<p><strong>ABD’deki manzara: Bakmayın </strong><strong>uzaktaki davulun sesine</strong></p>
<p>Bitmeyen finansal krizler, kurgusal gerekçelerle yapılan paylaşım savaşları ve sonunda gerçek demokrasiyi rafa kaldıran küresel eğilimler sonucunda muzaffer kapitalizmin insanlığı çok da mutlu etmediği kanaati yaygınlaşıyor.</p>
<p>Üstelik anti-kapitalist söylemler bizzat ABD’de güç kazanıyor. Nasıl kazanmasın? Tüm zenginliğine rağmen ABD’deki düzen, özünde “kovboy” tarzı bir kapitalizmden ibaret. Bir dönem yaşama fırsatı da bulduğum bu ülkenin görünmeyen yüzünde; uçurum seviyesine varan gelir/servet eşitsizliği, güvencesiz bir emek piyasası, dar gelirliyi canından edebilecek sağlık sistemi, insanların açık-örtük biçimde ayrıştırılması ve zayıf sosyal haklar öne çıkıyor. Buna, dönemsel emperyal müdahalelerin yarattığı maliyetler de eklendiğinde, geniş kesimlerin giderek yoksullaştığı bir yapının varlığını siyasi körler hariç herhalde herkes kavramıştır. Bakmayın davulun uzaktan gelen sesine, tokmağın garibin kafasına kafasına vurulduğu bir düzen bu.</p>
<p><strong>Küresel tükenmişlik hissi</strong></p>
<p>Asıl soru şu: Liberal demokrasi ve kapitalizm ideolojik üstünlüğü ele geçirdikten sonra insanlığa ne kazandırdı? Daha az kriz, daha az belirsizlik mi? Yoksa sadece farklı biçimlerde yeniden üretilen eşitsizlikler mi? Sermaye-emek dengesinde emek lehine kalıcı bir iyileşmeyi dünyanın her yerinde görmek zor. Geniş kitleler için tablo, artan bir tükenmişlik hissine işaret ediyor. İstanbul, Mumbai, Jakarta, Londra ya da Paris’in çeperlerinde benzer hikâyelerin tekrarlanması tesadüf değil.</p>
<p><strong>Enseyi karartmayalım</strong></p>
<p>“Tarihin sonu” iddiası bugün çatışmaların bittiğini değil, aslında biçim değiştirdiğini ifade ediyor. “Son insan” ise belli bir refah içinde ama anlam arayışını yitirmiş bir figüre dönüştü. Bugün mesele, sistemi kutsamak ya da toptan reddetmek değil; insanı bu defa merkeze alan, eşitsizliği sınırlayan ve doğayla uyumlu bir denge kurabilmek. Aksi halde sadece daha sofistike krizlerin başlangıcına tanıklık edeceğiz.</p>
<p>[1] https://www.democraziapura.it/wp-content/uploads/2015/01/1992-Fukuyama.pdf</p>
<p>2 Fukuyama, F. (1989). The end of history?. <em>The national interest</em>, (16), 3-18.</p>
<p>3 https://www.worldbank.org/en/publication/wdr2025</p>
<p>4 https://www.oxfam.org/en/research/takers-not-makers-unjust-poverty-and-unearned-wealth-colonialism</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tarihin-sonu-kimi-mutlu-etti-80615</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarihin sonu kimi mutlu etti? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunyanin-merkezi-neresi-orta-dogu-uzak-dogu-ve-kuresel-gucun-zihinsel-haritalari-80614</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 07:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünyanın merkezi neresi? Orta Doğu, Uzak Doğu ve küresel gücün zihinsel haritaları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Merkez kendisini yön olarak tanımlamaz; yönleri tanımlayan merkez olur. Bu nedenle New York’a veya Londra’ya hiçbir zaman “Uzak Batı” denmedi. Çünkü Batı, uluslararası sistemin referans noktası hâline geldi. Geri kalan dünya ise bu merkeze göre konumlandırıldı.</strong></p>
<p>Gündelik hayatımızda kullandığımız son derece doğal görünen “Orta Doğu”, “Yakın Doğu” ve “Uzak Doğu” kavramları aslında yalnızca coğrafi tanımlar değil. Bu kavramlar, modern dünya sisteminin nasıl kurulduğunu, küresel gücün hangi merkezden tanımlandığını ve uluslararası siyasetin hangi zihinsel haritalar üzerinden şekillendiğini gösteren güçlü politik ifadeler. Başka bir deyişle mesele yalnızca yön meselesi değil; dünyanın kim tarafından adlandırıldığı meselesi.</p>
<p>“Yakın Doğu”, “Orta Doğu” ve “Uzak Doğu” terminolojisinin kökeni büyük ölçüde 19. yüzyıl Britanya İmparatorluğu’nun jeopolitik tahayyülüne dayanır. Londra merkez kabul edildiğinde Osmanlı coğrafyası “Yakın Doğu” (Near East), İran ve Arap coğrafyası “Orta Doğu” (Middle East), Çin ve Japonya ise “Uzak Doğu” (Far East) olarak tanımlanıyordu. Buradaki “doğu”, dünyanın doğusu değil; Avrupa’nın doğusuydu. Dolayısıyla bu kavramların referans noktası evrensel değil, açık biçimde Avrupa merkezliydi.</p>
<p>Aslında bugün “Orta Doğu” dediğimiz bölge dünyanın ortası değildi; Avrupa ile Britanya İmparatorluğu’nun en değerli kolonisi olan Hindistan arasındaki “orta bölge”ydi. Bu manada, kavramın kendisi bile imparatorluk lojistiğinin ürünü diyebiliriz.</p>
<p><strong>İmparatorlukların ticaret haritası</strong></p>
<p>Bu terminolojinin ortaya çıkışı yalnızca kültürel bir üstünlük hissinin sonucu değildi; aynı zamanda küresel ticaret yolları ve askerî stratejilerin zorunlu bir sonucuydu.</p>
<p>19. yüzyılda Britanya İmparatorluğu dünya ekonomisinin merkezindeydi. Sanayi Devrimi’ni gerçekleştiren Britanya için Hindistan yalnızca bir sömürge değil; küresel ekonomik sistemin kalbiydi. Süveyş Kanalı’nın 1869’da açılmasıyla birlikte Akdeniz-Kızıldeniz-Hint Okyanusu hattı dünya ticaretinin en kritik arterlerinden biri hâline geldi.</p>
<p>Bugün bile dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 12’si Süveyş Kanalı üzerinden gerçekleşiyor. Küresel konteyner taşımacılığının yaklaşık üçte biri bu hattı kullanıyor. Avrupa’nın enerji ithalatının önemli kısmı da hâlen bu güzergâhtan geçiyor. Dolayısıyla Osmanlı coğrafyası ve Arap yarımadası, Britanya açısından yalnızca “doğuda bir bölge” değil; imparatorluğun ekonomik güvenliği için kritik ara koridorlardı.</p>
<p>“Orta Doğu” kavramının yükselişi de tam olarak bu stratejik bakışın sonucuydu. Yani kavram, coğrafyadan çok küresel ticaretin ve imparatorluk güvenliğinin diliydi.</p>
<p><strong>Coğrafya Değil, Güç İlişkisi</strong></p>
<p>Uluslararası ilişkilerde kullanılan kavramlar çoğu zaman yalnızca fiziksel alanları tanımlamaz; aynı zamanda o bölgelerin dünya sistemi içindeki işlevini de ima eder.</p>
<p>Örneğin “Orta Doğu” denildiğinde çoğu insanın zihninde petrol ve doğal gaz, enerji koridorları, mezhep çatışmaları, güvenlik krizleri, büyük güç rekabeti canlanır.</p>
<p>“Uzak Doğu” ise uzun yıllar boyunca Batı dünyasının zihninde egzotik ticaret merkezleri, ucuz iş gücü, ihracat ekonomileri, yükselen Asya sanayisi ile özdeşleşti.</p>
<p>Yani bu kavramlar yalnızca yön tarif etmez; aynı zamanda bölgelerin küresel sistem içindeki rollerine dair zihinsel kategoriler üretir. Bu nedenle söz konusu terminoloji aynı zamanda bir “epistemik güç” örneğidir. Dünyayı adlandırma gücü, onu tanımlama ve kademelendirme gücüdür.</p>
<p><strong>Neden “Yakın Batı” yok?</strong></p>
<p>Belki de en dikkat çekici soru şudur:</p>
<p>Neden “Yakın Batı”, “Orta Batı” veya “Uzak Batı” gibi kavramlar kullanılmıyor?</p>
<p>Çünkü modern dünya sistemi büyük ölçüde Atlantik merkezli kuruldu. Avrupa ve daha sonra ABD, küresel ekonominin, finansın, deniz ticaretinin ve uluslararası hukukun merkezine yerleştiği için “Batı” kendisini yönlerden biri değil, sistemin merkezi olarak konumlandırdı.</p>
<p>Merkez kendisini yön olarak tanımlamaz; yönleri tanımlayan merkez olur.</p>
<p>Bu nedenle New York’a veya Londra’ya hiçbir zaman “Uzak Batı” denmedi. Çünkü Batı, uluslararası sistemin referans noktası hâline geldi. Geri kalan dünya ise bu merkeze göre konumlandırıldı.</p>
<p>Aslında bu durum küresel ekonomi politiğin tarihsel gelişimiyle doğrudan bağlantılı. 19. yüzyılda dünya ticaretinin büyük kısmı Avrupa merkezliydi. Londra küresel finansın merkeziydi. Sterlin uluslararası rezerv paraydı. Deniz yolları Britanya donanması tarafından korunuyordu.</p>
<p>20. yüzyılda bu merkez Washington-New York eksenine kaydı. Dolar küresel ticaretin temel rezerv parası hâline geldi. Bugün dünya döviz rezervlerinin yaklaşık yüzde 58’i hâlen dolar cinsinden tutuluyor. SWIFT sisteminden IMF’ye kadar küresel finans mimarisi büyük ölçüde Atlantik merkezli yapılar tarafından şekillendiriliyor.</p>
<p>Dolayısıyla “doğu” ve “batı” yalnızca coğrafi yönler değil; küresel güç ilişkilerinin de dili.</p>
<p><strong>Merkez değişirse harita da değişir</strong></p>
<p>Oysa merkez değiştiğinde yönler de değişir.</p>
<p>Pekin merkezli bir dünya tahayyülünde Avrupa rahatlıkla “uzak batı” olarak görülebilir. Nitekim Çin tarihinde buna benzer yaklaşımlar vardır. Antik Çin kaynaklarında Orta Asya ve Avrupa için “Batı Bölgeleri” anlamına gelen ifadeler kullanılmıştır. Çin’in kendisini “Zhongguo” yani “Orta Krallık” olarak adlandırması bile dünyanın merkezine kendisini yerleştiren bir zihinsel haritadır.</p>
<p>Benzer şekilde Osmanlı merkezli bir dünya tasavvurunda: Balkanlar “yakın batı”, İran “yakın doğu”, Hindistan “uzak doğu”, Fas ise “uzak batı” olarak tanımlanabilirdi.</p>
<p>Eğer küresel sistem Endonezya merkezli gelişseydi, Japonya “kuzeydoğu”, Türkiye “uzak batı”, Amerika ise “aşırı doğu” gibi kavramlarla anılabilirdi.</p>
<p>Çünkü yönlerin fiziksel gerçekliği sabit olsa da hangi yönün merkeze göre tarif edildiği bütünüyle siyasidir.</p>
<p><strong>Küresel ekonominin merkezi değişiyor mu?</strong></p>
<p>Bugün asıl ilginç olan nokta, küresel ekonomik ağırlığın giderek Atlantik’ten Pasifik’e kaymasına rağmen zihinsel haritaların hâlâ büyük ölçüde Batı merkezli kalması.</p>
<p>Dünya Bankası ve IMF verilerine göre küresel büyümenin yaklaşık yüzde 60’ı artık Asya’dan geliyor. Çin dünyanın en büyük üretim ekonomisi hâline gelmiş durumda. Dünya ticaretinin merkezlerinden biri giderek Hint-Pasifik eksenine kayıyor.</p>
<p>Bugün: dünyanın en büyük limanlarının çoğu Asya’da, küresel konteyner taşımacılığının merkezi Çin çevresinde, yarı iletken üretiminin kalbi Tayvan ve Güney Kore’de, batarya üretiminin büyük kısmı Çin’de, enerji ticaretinin önemli koridorları Hint-Pasifik’te bulunuyor.</p>
<p>Buna rağmen uluslararası medya, diplomasi dili ve akademik terminoloji hâlen büyük ölçüde Avrupa-Amerika ekseninin kavramlarını kullanmayı sürdürüyor.</p>
<p>Bu nedenle New York’a “uzak batı” denmemesi yalnızca dil alışkanlığı değil; Batı’nın hâlâ “merkez”, geri kalan dünyanın ise “yön” olarak kodlanmasının sonucu.</p>
<p><strong>Dijital çağda mesafelerin anlamsızlaşması</strong></p>
<p>Üstelik modern ulaşım ve dijitalleşme bu kavramların fiziksel anlamını giderek daha fazla aşındırıyor.</p>
<p>İstanbul’dan Pekin’e uçuş süresi ile New York’a uçuş süresi arasında dramatik fark yok. Veri akışlarının gerçekleşme süresi ise milisaniyelerle ölçülüyor. Dijital ekonomi çağında fiziksel mesafeler küçülürken, zihinsel mesafeler yaşamaya devam ediyor.</p>
<p>Bu nedenle “Orta Doğu”, “Yakın Doğu” ve “Uzak Doğu” gibi kavramları yalnızca coğrafi terimler olarak değil; belirli bir tarihsel dönemin güç ilişkilerini yansıtan politik kavramlar olarak okumak gerekiyor. Çünkü onlar dünyanın nasıl olduğunu değil, kim tarafından nasıl görüldüğünü anlatıyor.</p>
<p>Belki de artık sorulması gereken asıl soru şu:</p>
<p>Dünya gerçekten doğu ve batıdan mı oluşuyor, yoksa biz hâlâ eski imparatorlukların çizdiği zihinsel haritalarda mı yaşamaya devam ediyoruz?</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunyanin-merkezi-neresi-orta-dogu-uzak-dogu-ve-kuresel-gucun-zihinsel-haritalari-80614</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/4/1280x720/54-1780897312.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünyanın merkezi neresi? Ortadoğu, Uzak Doğu ve küresel gücün zihinsel haritaları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyeden-cik-spacexe-gir-80613</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 07:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’den çık SpaceX’e gir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’de dolar bazında iyi getiri sağlayan bazı yabancı kurumların son günlerde pozisyonlarını kapatması bir kâr realizasyonu olarak değerlendirilebilir. Öte yandan Elon Musk’ın şirketi SpaceX’in cuma günkü halka arzı da küresel ölçekte nakit ihtiyacı doğurarak finansal varlıklarda satış baskısı yaratıyor.</p>
<p>SpaceX, mevcut finansal gerçeklere göre oldukça yüksek bir fiyatlamayla geliyor. Şirketin geçen yılki cirosunun neredeyse yüz katı bir değerlemeyle borsaya adım atması, klasik finans matematiğiyle açıklanabilecek bir durum değil. Şirkete en başta ortak olanlar bugüne kadar müthiş kazançlar elde ettiler. Bu yatırımcılar, halka arz sonrasında doğal olarak kâr elde etmek isteyebilirler. Normalde uygulanan hisse satmama zorunluluğu, bu ilk etap yatırımcılar için esnek tutulmuş. Dolayısıyla ilk günlerdeki coşkunun ardından hissede satışlar da yaşanabilir.</p>
<p>Madalyonun diğer yüzündeyse gerçekleşmesi çok uzun sürecek ama dünyayı değiştirebilecek bir altyapı projesi var. Trilyonlarca dolar akıtılan veri merkezleri enerji kıtlığı ve yüksek soğutma maliyetleriyle boğuşurken, SpaceX bu dar boğazı uzayda kesintisiz güneş enerjisiyle çözmeyi vadediyor. Roket teknolojisinde mutlak liderliğe dayanan ve dışa bağımlılığı olmayan bu yapı başarıya ulaşırsa, insanlık tarihinin en büyük teknolojik devrimi gerçekleşebilir. İşte bu ihtimal, bugün çok pahalı gözüken bu şirketi gelecekte muazzam derecede cazip bir yatırım fırsatına dönüştürebilir. Musk’ın sicili ortada. Ona karşı bahis oynamak akıl kârı değil. Uzun vadede kazanan yine o olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyeden-cik-spacexe-gir-80613</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’den çık SpaceX’e gir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-varliklarinda-firsat-penceresi-80612</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 07:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye varlıklarında fırsat penceresi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsa İstanbul saat farkı nedeniyle küresel satış dalgasını az hasarla atlattı. Beklentilerden yüksek gelen Mayıs enflasyonu sonrası bankalar ve gayrimenkul yatırım ortaklıklarında sert satışa rağmen endeks %1 civarında kayıpla Cuma gününü bitirdi. Rafineri ve savunma hisselerindeki alışlar endeksin tutunmasını sağladı. </strong></p>
<p>Beklentilerden yüksek ABD tarım dışı istihdam verisi sonrası hisse senedi ve tahvil piyasalarında sert satış ve dolarda güçlenme ile haftaya başlıyoruz.  Emek piyasasının güçlü olduğunu gösteren veri, Fed’in faiz artırmak zorunda kalacağı beklentisini güçlendirerek,  ABD 2 yıllık tahvil getirisinin 10 baz puan artış ile %4,15’e yükselmesine sebep oldu. ABD’nin arka bahçesi Brezilya ve Meksika, satış dalgasından payına düşeni aldı. </p>
<p>Normal şartlar altında, hisse senedi piyasası pozitif istihdam sürprizini sever, güçlü veriye güçlü tepki verir. Ama bu kez tarih kendini tekrarlamıyor. Enerji şokuna rağmen istihdam piyasasının güçlü kalmasının Fed’i faiz artırmaya zorlayacağına inanan piyasalarda veri sonrası sert bir satış dalgası görüyoruz. Yüksek montanlı halka arzlar ve pahalı değerlemeler dalga boyunu artmasına neden oluyor. Teknoloji ağırlıklı Nasdaq %5’e yakın aşağıda.   </p>
<p>Son dönemin yıldızı yarı iletkenler %10’a yakın düşüş ile satış dalgasında başı çekiyor. Muhteşem yedi hisseleri Nvidia ve Tesla %6’nın üzerinde kayıpla satış dalgasına katılıyor. Altın madenleri, demir-çelik, otomotiv satış dalgasında en çok dayak yiyen sektörler. Gıda, gayrimenkul, enerji dağıtım, sağlık pozitif ayrışan az sayıda sektörler arasında yer alıyor.</p>
<p>Borsa İstanbul saat farkı nedeniyle küresel satış dalgasını az hasarla atlattı. Beklentilerden yüksek gelen Mayıs enflasyonu sonrası bankalar ve gayrimenkul yatırım ortaklıklarında sert satışa rağmen endeks %1 civarında kayıpla Cuma gününü bitirdi. Rafineri ve savunma hisselerindeki alışlar endeksin tutunmasını sağladı. </p>
<p>Türkiye varlıklarında satış baskısı muhtemelen bu hafta da devam edecek. Güçlü dolar, yükselen tahvil getirileri, gelişmekte olan piyasalardan çıkış Türkiye risk priminin ve getirilerin artmasına neden olacak, Türkiye tahvillerinde ve Borsa İstanbul’da baskıyı artıracak. </p>
<p><strong>Hizmet enflasyonunda </strong><strong>kademeli iniş görülüyor</strong></p>
<p>Enflasyon verisi sonrası tahminlerimizde bir değişiklik yapmadık. 2026 enflasyon tahminimizi %29 olarak koruyoruz. Mayıs ayı enflasyonunda yukarı yönlü sapma ağırlıklı olarak giyim ve ayakkabı ağırlıklı. Bu kalemleri dışlayan temel mal enflasyonunda çok rahatsız edici bir hareket yok. Hizmet enflasyonu yüksek seyretse de, kademeli bir iniş görülüyor. </p>
<p><strong>Sene sonunda politika </strong><strong>faizi beklentimiz %34</strong></p>
<p>Merkez Bankası’nın enerji şokunun ikinci etkilerini görmek için Haziran toplantısını pas geçmesini, bekliyoruz. Enerji fiyatlarında gerileme ve destekleyici gıda enflasyonu ile Haziran enflasyonunun %1 civarı gelerek enflasyon programını desteklemesini bekliyoruz. </p>
<p>Merkez Bankası önümüzdeki aylarda enflasyon gerçekleşmeleri ve beklentilerdeki iyileşmeye Temmuz, Ağustos aylarında fonlama faizini politika faizine çekerek cevap verecek. Eylül toplantısından itibaren faiz indirim döngüsünü 100 baz puanlık adımla başlatacak. Sene sonunda politika faizinin %34 seviyesine inmesini bekliyoruz.  </p>
<p>Küresel ve dahili şoklarla Türkiye tahvil getirilerinde yükseliş, banka hisselerinde satış bir fırsat penceresi yarattı. Ortadoğu’da barış, petrol fiyatlarında gerileme, desenflasyon programının başarısı bu fırsat penceresinin kapanmasını sağlayacak temel dinamikler. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-varliklarinda-firsat-penceresi-80612</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye varlıklarında fırsat penceresi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayinin-hali-pur-melali-80611</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 07:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayinin hali pür melali</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sorunumuz sektörün önceki yıla göre daralması değil; son 4-5 yılda büyümüyor olması. Sanayi son 4-5 yıldır yerinde sayıyor olsa da, hizmetler tarafında canlı bir büyüme var. Bu nedenle, imalat sanayinin ekonomideki payı geriliyor. Geçen hafta açıklanan ilk çeyrek verilerine göre yüzde 14,9’a inmiş durumda.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz gün açıklanan büyüme verilerine, sanayi sektörleri üzerinde, üç farklı gösterge ile bakalım.</p>
<p>İlk çeyrekte sanayimiz reel olarak binde 8 daraldı.  Bunun yüzde 90’dan fazlasını oluşturan imalat sanayi ise yüzde 1,4 küçüldü. Ekonomik iklim ve öncü göstergeler dikkate alındığında, sürpriz bir sonuç değil.</p>
<p><strong>Bu yıl imalat sanayinde yaratılan </strong><strong>değer son 3 yılın altında</strong></p>
<p>Sorunumuz sektörün önceki yıla göre daralması değil; son 4-5 yılda büyümüyor olması. TÜİK verileri ile hazırlanan alttaki grafik, imalat sanayi zincirlenmiş hacim endeksinin 2022’den bugüne ilk çeyrekler itibarı ile aldığı değerleri gösteriyor ve diyor ki; 2026’da imalat sanayinde yaratılan değer, 2023, 2024 ve 2025’in altında, 2022’nin ise sadece yüzde 2 üzerinde.</p>
<p>Sanayi son 4-5 yıldır yerinde sayıyor olsa da, hizmetler tarafında canlı bir büyüme var. Bu nedenle, imalat sanayinin ekonomideki payı geriliyor. Geçen hafta açıklanan ilk çeyrek verilerine göre yüzde 14,9’a inmiş durumda.</p>
<p><strong>Sanayide rekabet gücümüz </strong><strong>erozyona uğruyor</strong></p>
<p>Bu, şimdiye kadar görülen en düşük pay olması açısından kritik. Ayrıca, muadilimiz olan ya da kendimize rakip gördüğümüz ülkeler ile kıyaslandığında zayıf bir düzey. <strong>Alttaki tablo</strong> 2024 yılında bazı ülke ekonomilerinde imalat sanayinin payını gösteriyor. O dönemde Türkiye için oran yüzde 16,8’di. Dediğim gibi bu yılın ilk 3 ayında yüzde 14,9’a indi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a264dfb57fc3-1780895227.png" alt="" width="655" height="640" /></p>
<p>Sanayide rekabet gücümüz erozyona uğruyor. Hem iç piyasada, hem de ihracatta rakip ülkelere karşı pazar kaybediyoruz. Elbette, önümüzdeki dönemde bu süreci geride bırakıp, yeniden sanayiye dayalı güçlü bir büyüme evresine geçeceğiz. Ancak, aldığımız yaralar hemen silinmeyecek.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayinin-hali-pur-melali-80611</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/1/1280x720/sanayi-fabrika-1772706619.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayinin hali pür melali ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ulkelerin-kirilma-noktasi-siyaset-servet-ve-aile-imparatorluklari-80610</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 07:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ülkelerin kırılma noktası; siyaset, servet ve &#039;aile imparatorlukları&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kushner’in hem yabancı devlet fonlarından milyarlarca dolar alıp hem de Başkan Trump’ın görevlendirmesiyle, o ülkelerle ilgili diplomatik süreçlerde etkili olması büyük tartışma konusu.  Bugünlerde sadece Kushner değil, Trump ailesinin tümünün attığı mali adımlar, yatırımlar, borsadaki hareketleri mercek altında.</strong></p>
<p>Arnavutluk son bir haftadır ayakta; başkent Tiran başta olmak üzere birçok kentte binlerce kişi sokaklarda.</p>
<p>Arnavutluk’ta göstericilerin öfkelerinin merkezinde ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’in Arnavutluk kıyılarında hayata geçirmek istediği milyarlarca dolarlık turizm projesi bulunuyor. Proje, Arnavutluk’ta kıyı kesimindeki kamusal alanları kapsıyor. Göstericiler, siyasal nüfuz kullanılarak kendi doğal miraslarının uluslararası sermayeye açılmasını protesto ediyorlar.</p>
<p>Protestolara konu olan iddialar çok ciddi: Başbakan Edi Rama hükümetinin Arnavutluk’ta koruma altındaki kıyı bölgeleriyle ilgili mevzuatı değiştirdiği, çevresel koruma statülerinin yatırım projelerine göre yeniden düzenlendiği ve bazı hassas ekosistemlerin tehdit altında olduğu öne sürülüyor. Muhalefet ise bunun yalnızca bir yatırım hikâyesi değil, siyasi güç ile ekonomik çıkarın iç içe geçtiği yeni bir düzenin sembolü olduğunu savunuyor.</p>
<p>Aslında Arnavutluk’ta yaşananlar, son yıllarda Batı demokrasilerinde giderek daha görünür hale gelen daha büyük bir tartışmanın parçası.</p>
<p><strong>Trump ailesi eleştirilerin odağında</strong></p>
<p>Arnavutluk’ta protestolara neden olan Trump’ın damadı Kushner’in “tatil köyü” projesi sadece buzdağının görünen ucu gibi.</p>
<p>ABD Kongresi’ndeki Demokrat vekil ve senatörler, Kushner hakkında resmi bir soruşturma başlatmanın eşiğinde. Üstelik bu soruşturmanın konusu Arnavutluk da değil, Ortadoğu.</p>
<p>Jared Kushner’in yatırım şirketi Affinity Partners’ın milyarlarca dolarlık sermayesinin önemli bölümünün Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkelerinden geldiği biliniyor. Aynı dönemde Kushner’in Ortadoğu dosyalarında etkili bir aktör olmaya devam etmesi ise Washington’da, özellikle Kongre’deki Demokrat kesimde ciddi soru işaretleri yaratıyor. Kushner’in hem yabancı devlet fonlarından milyarlarca dolar alıp hem de Başkan Trump’ın görevlendirmesiyle, o ülkelerle ilgili diplomatik süreçlerde etkili olması büyük tartışma konusu.</p>
<p>Bugünlerde sadece Kushner değil, Trump ailesinin tümünün attığı mali adımlar, yatırımlar, borsadaki hareketleri mercek altında.</p>
<p>Donald Trump Jr.’ın savunma sektöründeki yatırımları ve Pentagon ile iş yapan şirketlerle bağlantıları, Eric Trump’ın teknoloji ve savunma alanındaki girişimleri, Trump ailesinin kripto para ve gayrimenkul yatırımları da Amerikan medyasının ve Washington’daki muhalif çevrelerin sürekli gündemde tuttukları soru işaretleriyle irdeleniyor.</p>
<p><strong>Bir önceki dönem de Biden’ın </strong><strong>oğlu mercek altındaydı</strong></p>
<p>İlginç olan ise güç istismarı iddialarının bugün Trump ailesine yöneltiliyor olmasına rağmen, benzer suçlamaların birkaç yıl önce Biden ailesine yöneltilmiş olması.</p>
<p>Joe Biden’ın başkanlığı döneminde oğlu Hunter Biden neredeyse tek başına bir siyasi gündem maddesine dönüşmüştü. Ukraynalı enerji şirketi Burisma’daki görevi, Çin bağlantıları, yurtdışı iş ilişkileri ve dizüstü bilgisayarı hakkındaki iddialar yıllarca Amerikan siyasetinin merkezinde yer aldı. Cumhuriyetçiler, Hunter Biden’ın iş ilişkilerinin babasının siyasi konumundan faydalanıp faydalanmadığını sorguladı. Demokratlar ise herhangi bir suçun kanıtlanamadığını savundu. Ancak tartışma hiç bitmedi.</p>
<p>Bugün ise ilginç bir tablo ortaya çıkmış durumda, çünkü bu kez Hunter Biden yaptığı sosyal medya paylaşımları ile Trump ailesini hedef almaya başladı.</p>
<p>Paylaşımlarında kendi Ukrayna bağlantılarının, sanat eserlerinin, mali ilişkilerinin ve kişisel hayatının yıllarca medya tarafından didik didik edildiğini hatırlatan Hunter Biden, buna karşılık Jared Kushner’in Körfez sermayesinden milyarlarca dolar toplamasının, Arnavutluk’taki tartışmalı projelerinin ve Trump ailesinin uluslararası ticari faaliyetlerinin aynı ölçüde sorgulanmadığını savunuyor.</p>
<p><strong>Tüm dünyada aynı </strong><strong>sorun; güç yozlaşması</strong></p>
<p>Aslında burada mesele Trump ya da Biden değil; Hatta ABD de değil. Sorun çok daha büyük. İster demokrasi olsun, ister güçlü tek adam rejimi, günümüzde pek çok ülkede giderek güçlenen bir eğilim var.</p>
<p>Siyasi iktidar ile ekonomik güç arasındaki mesafe daralıyor. Aile üyeleri, danışmanlar, yakın çevreler ve siyasi ağlar devlet gücüne erişim sayesinde büyük ekonomik avantajlar elde edebiliyor. Sonrasında bu ekonomik güç yeniden siyasi nüfuzu besliyor ve bir tür kapalı döngü oluşuyor.</p>
<p>İtalya’da ilk Berlusconi’nin Başbakanlığı dönemine görünür olan bu trend, Rusya’da Putin çevresinde oluşan ekonomik yapılardan, Çin’de Devlet Başkanı Şi’nin ordunun tepe yönetimini değiştirme hamlelerine kadar birçok örnekte hep aynı modeli gösteriyor: Güç servet yaratıyor, servet gücü koruyor.</p>
<p>Nitekim bugün Macaristan’da da Orban sonrası döneme ilişkin tartışmaların merkezinde yalnızca siyasi iktidarın el değiştirmesi üzerinde durulmuyor.  Asıl tartışma, Orban’ın Başbakan olduğu son onbeş yılda devlet ihalelerinden medya sektörüne, enerji yatırımlarından bankacılık sistemine kadar uzanan geniş bir ekonomik ağın nasıl şekillendiği ve olası bir iktidar değişiminde bu yapının nasıl dönüştürüleceği üzerine yoğunlaşıyor. Muhalefet çevreleri, siyasi iktidarın çevresinde oluşan ekonomik seçkinlerin ülkenin karar alma mekanizmaları üzerinde kalıcı bir etki yarattığını savunurken, Orban yanlıları ise bunun güçlü bir ulusal sermaye sınıfının ortaya çıkması anlamına geldiğini öne sürüyor.</p>
<p>Ancak hangi görüş benimsenirse benimsensin, Macaristan örneği de siyasal güç ile ekonomik çıkar arasındaki ilişkinin günümüz demokrasilerindeki en önemli tartışma başlıklarından biri haline geldiğini gösteriyor.</p>
<p><strong>Siyaset yatırım aracı mı oldu?</strong></p>
<p>Bugün Arnavutluk’taki protestoların küresel yankı uyandırmasının nedeni de bu; çünkü Arnavutlar çıktıkları sokak protestolarında yalnızca bir kıyı şeridini ya da bir doğal yaşam alanını savunmuyorlar. Aslında savunmaya çalıştıkları şey, siyasetin tamamen bir yatırım aracına dönüşmediği bir düzen.</p>
<p>Demokratik sistemlerin önündeki en büyük sınav da tam burada başlıyor. Sandıkların kurulması artık tek başına yeterli değil. Asıl mesele, seçilmişlerin çevresinde oluşan aile ve çıkar ağlarının ne kadar denetlenebildikleri.</p>
<p>Demokrasiler bazen darbelerle yıkılmaz. Yavaş yavaş, sessizce ve “hukuka uygun görünen” işlemlerle aşınır ve çoğu zaman bu aşınma, siyasi güç ile ekonomik çıkar arasındaki sınır ortadan kalktığında başlar.</p>
<p>Bu süreçte Trump’ın damadı Kushner gibi isimlerin diplomatik temaslarda oynadığı rol ise çıkar çatışması tartışmalarını daha da görünür hale getiriyor.</p>
<p>Tiran sokaklarında dile getirilen öfke, Washington’da Kongre koridorlarında sorulan sorularla aynı noktada birleşiyor: Devlet yönetimi ile özel servet birikimi arasındaki çizgi nerede başlıyor, nerede bitiyor?</p>
<p>Trump ailesine yönelik eleştiriler haklı ya da haksız olabilir. Soruşturmaların sonucunu zaman gösterecek. Ancak bugün görünen gerçek şu:</p>
<p>Arnavutluk kıyılarından Washington’a, Körfez sermayesinden Ortadoğu diplomasisine uzanan geniş bir ağ içerisinde artık yalnızca yatırım projeleri değil, demokrasilerin şeffaflığı ve siyasi sistemlerin dayanıklılığı da tartışılıyor.</p>
<p>Ve bu tartışma, önümüzdeki dönemde, özellikle de kasım ayında ABD Kongresi için yapılacak ara seçimlerden sonra Trump yönetiminin karşı karşıya kalacağı en büyük siyasi sınavlardan biri olmaya aday görünüyor.</p>
<p>Sadece ABD’nin değil, tüm dünyanın, elbette Türkiye’nin de demokrasi ile güç zehirlenmesi arasındaki bağı tartışmasının zamanı geldi de geçiyor aslında...</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Türkiye’de durum ne?</strong></span></p>
<p>Türkiye de tartışmalardan azade değil elbette. Ana muhalefetteki CHP’nin belediye başkanları “yolsuzluk” gerekçesiyle birer- ikişer görevden alınırken, iktidar cephesine mensup siyasetçiler hakkındaki yolsuzluk ya da görevi kötüye kullanma iddialarına ilişkin haberlerin mahkeme kararlarıyla silinip, yok edilmesine giderek daha fazla tanık oluyoruz. Son örnek Schengen vizesine ilişkin dosya haberler. Türkiye’de muhalefetin yolsuzluğuna ilişkin iddiaları gündeme taşıyan gazeteciler teşvik edilirken, iktidara yakın kişi ve kurumlar hakkındaki iddiaları araştıran gazeteciler, sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. Son olarak Alican Uludağ ve İsmail Arı’nın yaşadıkları tam olarak da bunun örnekleri.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ulkelerin-kirilma-noktasi-siyaset-servet-ve-aile-imparatorluklari-80610</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/0/1280x720/76-1780892393.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ülkelerin kırılma noktası; siyaset, servet ve &#039;aile imparatorlukları&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gelecegin-altin-gencleri-yetisiyor-80609</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 07:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Geleceğin altın gençleri yetişiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ahmet Ahlatcı; Çorum’u kuyumculuk ihracat merkezi yapma hedefi için altın gençler yetiştiriyor. Kolay mı? Elbette değil. Ama mümkün. Hedefi; 4 yılda 1000 kuyumcu genci üretime katmak.</strong></p>
<p><strong>Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi</strong> için <strong>Çorum</strong>’dayız. <strong>ORKASİFED</strong> (Orta Karadeniz Sanayi ve İş Dünyası Federasyonu) etkinliğinde <strong>Ahlatcı Holding</strong> Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Ahmet Ahlatcı</strong> ileyiz. Kendisi altın rafinerisiyle Türkiye gündeminde ve <strong>Çorum’a değer katacak</strong> bir uğraş içinde; <strong>geleceğin altın gençleri</strong>…</p>
<p>“<em>Her yıl 250 genci, seçerek alıyorum ve altın işleme sanatını öğretiyorum. Hedefim 4 yılda 1000 altın genç yetiştirmek</em>…” Peki, bunu neden yapıyor? “<em>Çorum’u kuyumculuğun ihraç merkezi yapacağım</em>.” İddialı bir hedef… Başladı bile.  <strong>Ahlatcı Kuyumculuk Meslek Lisesi</strong>, iş garantisiyle gençleri halen eğitiyor.</p>
<p><strong>EN AZ 3 BİN DOLAR ÜCRETLE HAYATA ATILMAK</strong></p>
<p><strong>Türkiye’de bir ilk</strong> diyeceğimiz proje bu… “H<em>er birine ayda 10 bin lira cep harçlığı koyuyoruz</em>” diyor Ahmet Bey ve şunları söylüyor: “<strong>Geçen yıl 700 müracaattan 200 çocuk aldık</strong>. Şartımız; LGS’den 200 puan üstü almak ve <strong>Çorum’da ikamet etmek</strong>. Haftada 1 gün fizik, kimya, tarih, coğrafya ama 4 gün kuyumculuk dersi.”</p>
<p><strong>Dar gelirlilerin çocukları tercih sebebi</strong>… Mezun olduklarında <strong>en az 3 bin dolarla</strong> işe başlayacaklar. Şanslılar; zira onları, <strong>600 usta</strong> yetiştiriyor. Erkek çocukların <strong>bedelli askerliği</strong>, kız çocukların <strong>çeyizi</strong> de cabası… İstanbul’dan <strong>Süryani</strong> ve <strong>Ermeni</strong> ustalar nezaretinde, <strong>geleceğin altın çocukları eğitimi</strong>…</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Altın gençlere dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Kaç yaşında başlanıyor?</em></strong></p>
<p><strong>15 yaşına girince</strong> başladıkları eğitim sürecinde, <strong>kuyumculuk sanatının tüm incelikleri</strong>, 4 yıl boyunca yoğun bir şekilde ve yetkin ustalar tarafından öğretiliyor. Halen <strong>180 erkek</strong> ve <strong>70 kız öğrenci</strong> eğitimde.</p>
<p><strong><em>İş garantisi?</em></strong></p>
<p>Meslek liseleri, <strong>ara eleman yetiştirmede</strong> büyük üstünlüğe sahip. Ahlatcı’nın kuyumculuk okulu, mezuniyette iş garantisinin yanı sıra <strong>130 bin lirayı dahi aşan ücretlerle</strong> çalışma imkânına erişebilecek.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>AHMET AHLATCI: “8 BİN TON ALTIN EVDE”</strong></p>
<p>Yastıkaltında <strong>5 bin ton altın</strong> olduğu söylenir durur. Ahmet Ahlatcı, “<strong>Ben 8 bin ton altın olduğunu tahmin ediyorum”</strong> diyor ve ekliyor: “Bunun maddi karşılığı <strong>1,5 trilyon dolardır</strong> ve Türkiye’nin 1 yıllık gelirine eşdeğerdir. <strong>540 milyar $</strong>’lık dış borç ödemesi bir yana yılda <strong>54 milyar $ faiz</strong> bırakabilir bize.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>YASTIKALTI LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>İddihar</strong>: Bir şeyin ihtiyaç zamanı için saklanması. Altının piyasadan çekilip atıl hale getirilmesi</p>
<p><strong>Yastıkaltı</strong>: Altın iddiharı… Kadının bileziği, kasadaki külçe, reşat, beşibiyerde ve kolye saklamak</p>
<p><strong>Kuyumcu</strong>: Altın, gümüş, pırlantayı işleyip takı, mücevher ve ziynet eşyası yapan sanatkâr</p>
<p><strong>Altın rezervi</strong>: Şu anda pek çok ülkenin merkez bankası, altın satın alıyor ve biriktiriyor</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gelecegin-altin-gencleri-yetisiyor-80609</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/9/1280x720/ahmet-ahlatci-1780899374.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Geleceğin altın gençleri yetişiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/otomasyon-sayesinde-120-bin-ton-urunu-9-bin-yerine-3-bin-100-kisi-ile-uretiyoruz-80608</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 07:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Otomasyon sayesinde 120 bin ton ürünü 9 bin yerine 3 bin 100 kişi ile üretiyoruz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2017 YILI </strong>Mayıs’ında dönemin Şölen Çikolata CEO’su <strong>Elif Çoban</strong>’ın davetiyle Gaziantep’teki tesislerini geziyoruz. <strong>Elif Çoban, </strong>tesislerinin ulaştığı büyüklüğe işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Bulunduğumuz OSB’de tek çatıda 120 bin metrekarelik kapalı alana ulaştık.</strong></p>
<p><strong>Elif Çoban, </strong>fabrika turunda kendisine eşlik eden Şölen Çikolata Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı <strong>Ali Çoban</strong>’a döndü:</p>
<p>-          <strong>Kardeşim Ali, burada yatırıma başladığımız günlerde dünyada önde gelen birçok fabrikayı gezdi.</strong></p>
<p><strong>Elif </strong>ve <strong>Ali Çoban, </strong>heyecanla robotlara dikkati çekti:</p>
<p>-          <strong>Bu fabrika, </strong>“endüstri 4.0” <strong>vizyonunun gerekliliklerini tam olarak karşılıyor.</strong></p>
<p><strong>Elif Çoban, </strong>bu iddiasını ürün örneği ile perçinlemeye çalıştı:</p>
<p>-          <strong>Bu ürünü yurt dışında elle üretim yapan bir markada görmüştüm. Hayvan figürlü bu üründe 4 farklı içerikli çikolata var. Elle üretilen örneği kardeşlerime gösterdim. Bu makine bizim önerilerimizle dizayn edildi. Elle 4’e mal edilen ürün, robotik sistemle 1’e mal oluyor.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a26418439257-1780892036.jpeg" alt="" width="600" height="800" /></strong>Mini çikolatalı gofretin paketlendiği banda vurgu yaptı:</p>
<p>-          <strong>Buradaki robotların kolları uzay araçlarında da kullanılan fiber teknolojisiyle yapıldı. Çok hassas dokunuşla mini gofretleri zedelemeden pakete hızla yerleştiriyor.</strong></p>
<p><strong>Ali Çoban, </strong>Biscolata’nın üretim bandını anlattı:</p>
<p>-          <strong>Bu ürünü pazarlama ekibimizin önerisi üzerine gündeme almıştık. Japonya’da makinesini bulduk, 10 milyon dolardı. Gaziantep’teki makine üreticileri ile bu bandı 600 bin dolara mal ettik. Patentini de Şölen olarak aldık. TÜBİTAK da bu projemize yüzde 70 destek verdi.</strong></p>
<p>O tesis gezisi sonrası 15 Mayıs 2017 tarihli yazıma şu başlığı atmıştım:</p>
<ul>
<li><strong>Çikolatada </strong>“robot”<strong>a geçti, kilo başı ihracatı 3.75 dolara çıktı.</strong></li>
</ul>
<p>Geçen hafta Şölen Çikolata CEO’su <strong>Erdoğan Çoban</strong>’ın davetiyle 2-3 meslektaşımla birlikte Gaziantep’e gittim. O gün Şölen Çikolata’nın 100 milyon dolarlık yeni yatırımının açılışı Sanayi ve Teknoloji Bakanı <strong>Mehmet Fatih Kacır, </strong>Gaziantep Valisi <strong>Kemal Çeber </strong>ve Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı <strong>Fatma Şahin</strong>’in katıldığı törenle gerçekleşmişti. Törene Şölen Çikolata Yönetim Kurulu Başkanı <strong>İsmail Çoban </strong>ile CEO <strong>Erdoğan Çoban </strong>ev sahipliği yapmıştı.</p>
<p><strong>Erdoğan Çoban, </strong>Şölen’in öyküsünün 36 yılı bulduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>36 yılda yaptığımız yatırımların toplamı 1 milyar 250 milyon dolara ulaşıyor…</strong></p>
<p>Gaziantep’teki tesislerinin toplam büyüklüğünün 175 bin metrekareye ulaştığını vurguladı:</p>
<p>-          “Chatgpt” <strong>ve </strong>“Gemini”<strong>a sordum, Google’de tarama yaptım: </strong>“Dünyadaki en büyük çikolata tesisleri hangileri?”</p>
<p>Bu sorunun yanıtını bizimle paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Birinci sırada Ferrero’nun Alba’daki (İtalya) tesisleri yer alıyor. İkinci sırada Hershey’s Pennsylvania (ABD) fabrikası bulunuyor. Üçüncü sırada ise Şölen’in Gaziantep’teki tesisleri var.</strong></p>
<p>Çikolata üretimini endüstriyel sanayiye dönüştürdüklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bizim yabancı ünlü rakiplerimizin karşısında en büyük artımız teknolojimizin yeni olması. Rakiplerimizin çoğunun teknolojisi bizim tesislerin gerisinde kaldı.</strong></p>
<p>Dünyadaki önde gelen market zincirlerine <strong>“private label” </strong>(market markası) üretimi yaptıklarının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Sadece ABD’li Walmart’a ihracatımız önümüzdeki yıl 100 milyon doları bulacak. Walmart’a yaptığımız üretimin yanı sıra kendi markalarımız da raflarına girecek. Çünkü, en büyük stratejimiz kendi markalarımızla büyümek.</strong></p>
<p>Kendisinin CEO’luk görevini devraldığında Şölen Çikolata’nın cirosunun 330 milyon dolar olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>2025 yılını 650 milyon dolar ciro ile tamamlamıştık. Bu yıl 750 milyon doları buluruz. 2030 yılında 1.2 milyar doları yakalamayı hedefliyoruz.</strong></p>
<p>Birçok sektörün ihracatta fiyat tutturma sıkıntısı yaşadığını anımsattım, Şölen’in rekabet gücünü şöyle anlattı:</p>
<p>-          <strong>Halen 3 bin 100 personelle yılda 120 bin tonluk üretim yapıyoruz. Yeni tesisle birlikte istihdamımız 500 kişi arttı. Eğer bugünkü otomasyon, yani ileri teknoloji altyapımız olmasa, bu üretimi 9 bin kişilik bir kadroyla yapabilecektik.</strong></p>
<p><strong>“Yapay zeka”</strong>yı daha çok kullanma yolunda adımlar attıklarının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Özellikle tekrar eden işleri </strong>“yapay zeka”<strong>ya yaptıracağız. </strong>“Yapay zeka” <strong>devreye girdikçe personeli başka işlere kaydıracağız. Örneğin satış ve pazarlamaya daha fazla personelle yükleneceğiz.</strong></p>
<p>Şölen Çikolata, ileri teknoloji altyapısıyla toplam üretim maliyetleri içinde personelin payının yüzde 10’u geçmemesini sağlıyor. Böylece rekabet gücünü koruyor, hatta artırarak perçinliyor…</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a264199a4666-1780892057.jpg" alt="" width="700" height="467" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kilo başına ihracatı 5.5 doları buluyor</span></h2>
<p><strong>ŞÖLEN </strong>Çikolata Yönetim Kurulu Üyesi ve CEO’su <strong>Erdoğan Çoban, </strong>2017 yılındaki kilo başına ihracat gelirlerinin 3.75 dolar olduğunu anımsattım, mevcut düzeyi paylaştı:</p>
<p>-          <strong>O dönemde bizim kilo başında ihracat gelirimiz 3.75 dolarken sektörün ortalaması 2.5 dolardı. Bugün sektör 3.7 dolara, biz de 5.5 dolara çıkmış bulunuyoruz.</strong></p>
<p>Gıda ürünleri ihracat liginde lider olduklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>360 milyon dolarlık ihracatımızla 2025’te de ödülümüzü aldık.</strong></p>
<p>İhracatlarının lokomotifi konumundaki Ozmo’ya işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Ozmo’nun ihracatı 200 milyon dolar düzeyinde. Azerbaycan’da kategorinin adı oldu. Irak’ta açık ara pazar lideriyiz.</strong></p>
<p>İhracatta ülkeler arasında Belçika pazarının önde olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Çikolatada önde gelen ülkelerden biri olan Belçika’ya ihracatımız 70 milyon dolar düzeyinde. İngiltere’ye 20 milyon dolarlık ihracat yapıyoruz. En zor pazarlardan biri ABD. İğne ile kuyu kazar gibi çalışıyoruz ama orada da büyüyoruz.</strong></p>
<p>Şu veriyi ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Ülkemizden Belçika’ya yapılan çikolata ihracatının yüzde 62’sini biz gerçekleştiriyoruz. Kakao ülkesi Kolombiya’ya da ülkemizden yönelen çikolata ihracatının yüzde 65’ini biz yapıyoruz.</strong></p>
<p>120’yi aşkın ülkeye ihracat yaptıklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Yeni gireceğimiz pazarlar arasında Meksika var. Orada da büyük bir market zinciriyle anlaşmak üzereyiz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Hayallerimiz arasında yurt dışında iyi bir marka almak da var</span></h2>
<p><strong>ŞÖLEN </strong>Çikolata CEO’su <strong>Erdoğan Çoban, </strong>Türkiye’ye, ülkedeki üretim gücüne inandıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Hedefimiz kendi sektörümüzde dünyada ilk 10’a girmek.</strong></p>
<p><strong>Erdoğan Çoban</strong>’a yurt dışında marka satın almayı düşünüp düşünmediklerini sorduk, heyecanlandı:</p>
<p>-          <strong>Hayallerimiz arasında yurt dışında marka satın almak da var. Tabi alacağımız markanın dünyada daha da öne çıkmamızı tetikleyici etki yaratmasını hedefliyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Günde 15 bin çocuk 15 dakika ‘Ozmo’ oynuyor</span></h2>
<p><strong>ŞÖLEN </strong>Çikolata CEO’su <strong>Erdoğan Çoban, </strong>çocuklarda ve annelerde marka sadakati sağlamak üzere Ozmo adıyla bilgisayar oyunu geliştirdiklerini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Ozmo oyunu 2 milyon kez indirildi. Bu veri markaya olan ilgiyi de gösteriyor.</strong></p>
<p>Şu verinin altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Günde 15 bin çocuk, Ozmo oyunu ile 15 dakika zaman geçiriyor.</strong></p>
<p>Bilgisayar, mobil oyun geliştirenlerin Ozmo ile ilgilendiğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Ozmo’yu ayrı bilgisayar oyunu olarak konumlandırmayı teklif edenler oldu. Bizim öyle bir niyetimiz yok. Çünkü, bizim amacımız o oyunla Ozmo markamıza yatırım yapmak.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Şölen’e ‘yapay zeka genel müdürü’ aldı, üç ayrı ‘dijital ikiz’ini oluşturdu</span></h2>
<p><strong>ŞÖLEN </strong>Çikolata CEO’su <strong>Erdoğan Çoban, </strong>şirketi yönetirken kişisel olarak da <strong>“yapay zeka”</strong>yı en iyi şekilde kullanmaya çalıştığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Örneğin, kişisel olarak üç ayrı </strong>“dijital ikiz” <strong>oluşturdum. Bunlardan biri maillerimi okuyor, sınıflıyor, cevapları hazırlıyor. Cevapları benim onayımla muhataplarına gönderiyor. Benim kişisel iş yükümü hafifleten işlemlerden biri oldu.</strong></p>
<p><strong>“Dijital ikiz” </strong>konusunda siber güvenliği nasıl sağladığını sorduk, anlattı:</p>
<p>-          <strong>Şölen Çikolata’da </strong>“yapay zeka genel müdürü” <strong>olarak tanımlayabileceğimiz bir yönetici istihdam ediyoruz. Bu arkadaşımız </strong>“yapay zeka” <strong>uzmanı bir Amerikalı. Onun yönettiği birim </strong>“yapay zeka”<strong>yı en güvenli şekilde kullanmamızı sağlayan önlemleri alıyor.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/otomasyon-sayesinde-120-bin-ton-urunu-9-bin-yerine-3-bin-100-kisi-ile-uretiyoruz-80608</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/8/1280x720/erdogan-coban-1780892014.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Otomasyon sayesinde 120 bin ton ürünü 9 bin yerine 3 bin 100 kişi ile üretiyoruz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yapay-zeka-rallisinde-ilk-buyuk-catlak-80607</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 07:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zeka rallisinde ilk büyük çatlak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a263f89d8e28-1780891529.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Wall Street’te bu yıl yaşanan yapay zeka coşkusu cuma günü sert bir fren yaptı. Teknoloji ağırlıklı Nasdaq endeksi yüzde 4,2 gerileyerek son 14 ayın en kötü gününü yaşarken, yarı iletken hisselerinde görülen çift haneli kayıplar küresel piyasalarda risk iştahını zayıflattı. Yeni işlem haftasına girilirken yatırımcılar ‘Bu düşüş sadece bir kar realizasyonu mu, yoksa yapay zeka rallisinde sona mı gelindi?’ sorusunu soruyor.</p>
<h2>Yüksek faiz piyasaları korkuttu</h2>
<p>Satışların fitilini ABD’de açıklanan güçlü istihdam verileri ateşledi. Beklentilerin üzerinde gelen tarım dışı istihdam rakamları, ekonominin halen sıcak olduğunu gösterirken, yatırımcıların faiz indirimi beklentilerini tersine çevirdi. Piyasalar artık ABD Merkez Bankası’nın (Fed) faizleri uzun süre yüksek tutabileceğini, hatta yeniden artırabileceğini fiyatlamaya başladı.</p>
<p>Faiz beklentilerindeki değişim özellikle yüksek değerlemelere ulaşan teknoloji şirketlerini vurdu. Çünkü yapay zeka yardımıyla astronomik seviyelere çıkan hisseler, düşük faiz ortamına en duyarlı varlıklar arasında yer alıyor.</p>
<h2>Çip üreticileri satışların merkezinde</h2>
<p>Düşüşün en sert hissedildiği alan yarı iletken sektörü oldu. Philadelphia Yarı İletken Endeksi bir günde yüzde 10’dan fazla gerileyerek pandemi döneminden bu yana en kötü performansını sergiledi. Nvidia yüzde 6, Broadcom yüzde 8, Intel ve Sandisk ise yüzde 11’in üzerinde değer kaybetti. Son aylarda yapay zeka veri merkezlerine yönelik yatırımların lokomotifi olan çip üreticilerindeki sert satış, rallinin ne kadar dar bir yatırım temasına dayandığını da ortaya koydu.</p>
<h2>Fed korkusu yapay zekâ heyecanını bastırdı</h2>
<p>İki yıllık ABD tahvil getirisi yüzde 4,17'ye yükselerek son 15 ayın zirvesine çıktı. Tahvil getirilerindeki yükseliş, gelecekte elde edilmesi beklenen karlara dayanan teknoloji hisselerinin değerlemelerini doğrudan baskılıyor. Bu nedenle güçlü ekonomik veriler Fed’in faizi yüksek tutacağı anlamına geldiğinden borsalar için kötü haber olarak algılandı.</p>
<h2>Balon mu, sağlıklı düzeltme mi?</h2>
<p>Yahoo Finance’a konuşan bazı stratejistler, yarı iletken sektöründeki geri çekilmeyi “kâr realizasyonu” olarak tanımlarken, yılın ilerleyen dönemlerinde teknoloji hisselerinin yeniden öncülük edebileceğini düşünüyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">PİYASANIN BU HAFTA İZLEYECEĞİ 4 KRİTİK BAŞLIK</span></h2>
<p>- Fed beklentileri: Yeni ekonomik veriler faiz artırımı ihtimalini güçlendirir mi?<br />- SpaceX halka arzı: Tarihin en büyük halka arzlarından biri teknoloji hisselerine yeni kaynak çekebilir.<br />- Yapay zeka yatırımları: Şirketlerin harcama planlarında yavaşlama sinyali gelip gelmeyeceği izlenecek.<br />- Tahvil piyasası: ABD tahvil faizlerindeki yükseliş sürerse teknoloji hisseleri üzerindeki baskı artabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ASIL RİSK REEL EKONOMİ</span></h2>
<p>ING ekonomistlerine göre asıl soru borsadaki düşüş değil, bunun yatırım harcamalarına yansıyıp yansımayacağı. Son dönemde ABD büyümesinin önemli kısmı yapay zeka bağlantılı yatırımlardan geldi. Eğer teknoloji şirketleri harcamalarını kısmaya başlarsa yalnızca çip üreticileri değil, veri merkezlerinden enerji sektörüne kadar geniş bir ekosistem etkilenebilir. ING’ye göre bugün koşullar 2000 yılındaki dot-com çöküşünden farklı olsa da, yapay zeka yatırımlarındaki olası bir yavaşlama ABD ekonomisinin en önemli büyüme motorlarından birini zayıflatabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">OPENAI, CHATGPT’Yİ SÜPER UYGULAMAYA DÖNÜŞTÜRÜYOR</span></h2>
<p>Yaklaşık 850 milyar dolarlık değerlemeye ulaşan OpenAI, planlanan halka arz öncesinde ChatGPT tarihinin en kapsamlı dönüşümünü başlatıyor. Şirket, ChatGPT'yi yalnızca soru-cevap veren bir sohbet robotu olmaktan çıkarıp kodlama araçları, yapay zekâ ajanları ve üçüncü taraf uygulamaların birleştiği bir "süper uygulama”ya dönüştürmeyi hedefliyor. Yeni yapılanmada Codex kodlama platformuna daha fazla kaynak aktarılacak. Şirket yöneticileri, yapay zekânın geleceğinin sohbetten çok kullanıcı adına görev yerine getiren ajan sistemlerinde olduğuna inanıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yapay-zeka-rallisinde-ilk-buyuk-catlak-80607</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/7/1280x720/new-york-borsasi-kuresel-1780891657.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nasdaq’taki sert satış dalgası teknoloji hisselerinde balon tartışmalarını yeniden alevlendirirken, piyasalar yeni haftaya Fed faizleri, SpaceX halka arzı ve yapay zekâ yatırımlarının sürdürülebilirliğini sorgulayarak giriyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/son-uc-yildaki-enflasyon-tam-yuzde-215-80606</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 06:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Son üç yıldaki enflasyon tam yüzde 215</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Üç yıl önce… Haziran 2023’te ekonomik kadrolar bir kez daha değişti ve dezenflasyon programı uygulamaya konuldu. Ne demişti bu kadronun başına geçen Maliye Bakanı Mehmet Şimşek:</p>
<p><strong>“Türkiye’nin rasyonel bir zemine dönme dışında bir seçeneği kalmamıştır.”</strong></p>
<p>Şimşek bu sözleri selefi Nureddin Nebati’nin adeta gözlerine bakarak söyledi;</p>
<p><strong>“Her şey senin yüzünden böyle oldu”</strong> dercesine. İşte bu görev devir tesliminin üstünden üç yıl geçti ve dezenflasyon programı üçüncü yılını doldurdu.</p>
<p>Mehmet Şimşek görevi devraldığında yıllık enflasyon yüzde 40 düzeyindeydi, şimdi ise yüzde 33. Üç yılda kaydedilen düşüş bu kadar, kendi içinde oranlarsak yüzde 17,5’lik bir iyileşme var.</p>
<p>Peki ya bu üç yılın toplamında yaşanan enflasyon ne kadar? Öyle ya, Amerikalı düşünür Ralph Waldo Emerson’a atfedilen o meşhur sözdeki gibi<strong> “Mutluluk varılacak bir yer ya da bir hedef değil, yolculuğun ta kendisidir</strong>”.</p>
<p>Dolayısıyla enflasyon düşecek, sıkın dişinizi denilen sürede yaşanan enflasyon ne olacak? Üç yıl, beş yıl sonra enflasyon düşecek ve rahata erişilecek, o da olursa, peki bu sürede çekilen sıkıntılar?</p>
<h2>Üç yıllık enflasyon yüzde 215</h2>
<p>İşte TÜİK verileri ve son üç yılda yaşanan enflasyon; tam yüzde 215. Gerçek artışın çok daha yüksek olduğu dile getirilecektir, biliyorum. Varsayın ki bu oran tümüyle gerçeği yansıtıyor; yine de çok yüksek. Şimşek’in üç yıllık görev süresinin ilk yılında, yani Haziran 2023-Mayıs 2024 dönemindeki enflasyon yüzde 75,45 oldu. İkinci on iki aylık dönemin enflasyonu yüzde 35,41’e indi.</p>
<p>Bu yılın mayısı itibarıyla son on iki aydaki enflasyon ise pek değişmedi ve yüzde 32,61’de kaldı. Üç yılın birikimli toplamı da yüzde 215.</p>
<p>Türk halkına<strong> “mutluluk”</strong> diye vaat edilen oran ine ine 40’tan 33’e indi ama bu dönemde başlangıçta 100 olan genel fiyat düzeyi 315’e çıktı.</p>
<p>Bu ortalama artış… Bazı detaylar var ki yüzde 215’lik ortalama artışı çok geride bıraktı.</p>
<h2>Okuma, barınma, yeme!</h2>
<p>TÜFE’de üç yılda kaydedilen yüzde 215 artışın ortalamaya işaret ettiğini bir kez daha vurgulayıp sektörlerdeki durumu aktarayım.</p>
<p>TÜFE’nin ana sektörleri içinde bu üç yılda en çok zam gören yüzde 428 ile eğitim. İkinci sırada yüzde 371 ile konut grubuna ilişkin harcamalar, üçüncü sırada ise yüzde 248 ile lokanta ve konaklama grubu harcamaları geliyor.</p>
<p>Bu oranlar, kapsamında çok sayıda alt kalemin bulunduğu ana sektörlerde kaydedilen artışlar. Peki ya daha detaylı bir şekilde harcama kalemleri bazında bakıldığında durum ne?</p>
<h2>Yükseköğretim ücreti fena!</h2>
<p>Ana gruplardaki artışta eğitimin ilk sırada yer aldığını belirttim. Bu ana sektör kapsamında yer alan yükseköğretim ücretinde üç yılda tam yüzde 683 artış kaydedildi. Yükseköğretim bu oranla en çok zam gören mal ve hizmet sıralamasında ilk sırada yer aldı.</p>
<p>Zam oranında ikinci sırada köprü, otoyol gibi hizmetleri kapsayan geçiş ücretleri geliyor. Bu hizmetlerde kaydedilen toplam zam oranı yüzde 556.</p>
<p>Gerçek kira, zam oranında üçüncü sırada bulunmakla birlikte TÜFE’de çok önemli bir yere sahip. TÜFE’de yüzde 6,76 ağırlığı bulunan kirada üç yıldaki artış oranı yüzde 524 oldu. Kiranın ağırlığının aslında bu düzeyin çok daha üstünde olması gerektiği görüşümü bir kez daha belirteyim.</p>
<h2>Aylık ortalama artış…</h2>
<p>Maliye Bakanı Mehmet Şimşek görevi devraldığında <strong>“rasyonel zemin”</strong> vurgusu yaparken tarih belirtmemekle birlikte çok muhtemeldir ki Eylül 2021’deki faiz indirimiyle başlatılan süreci ve o tarihten Mayıs 2023 sonuna kadar yaşananları kastediyordu.</p>
<p>Peki bu iki dönemi, yani Ekim 2021-Mayıs 2023 dönemi ile Haziran 2023-Mayıs 2026 dönemini kıyaslarsak ne görüyoruz?</p>
<p>Kıyaslamayı tek bir gösterge üstünden, enflasyon açısından yapacağım. Ekim 2021’den Mayıs 2023’e kadarki yirmi aylık dönemdeki aylık ortalama fiyat artışı neydi, son üç yıldaki aylık ortalama fiyat artışı ne oldu?</p>
<p>Önceki yirmi ayın aylık ortalama fiyat artışı yüzde 4,2.</p>
<p>Son üç yılın aylık ortalama fiyat artışı ise yüzde 3,2.</p>
<p>Son üç yılın ortalamasının yüzde 3,2 olması ilk yıldaki yüksek orandan kaynaklandı, bu doğru. Peki son bir yıla bakalım; aylık ortalama artış yüzde 2,38. Buna düşük ya da makul bir oran denilebilir mi?</p>
<p>Ne dersiniz, bu dezenflasyon programı galiba(!) hadi başarısız demeyelim de, pek başarılı olmadı. Diyorsanız ki<strong> “Bu programın başarılı olmasını bekleyen var mıydı ki”</strong>, doğru söze ne denir, siz de haklısınız.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a263e6ba926d-1780891243.png" alt="" width="801" height="327" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/son-uc-yildaki-enflasyon-tam-yuzde-215-80606</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/market-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Son üç yıldaki enflasyon tam yüzde 215 ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/6-aylik-alacak-satisi-2-ayda-yapildi-80605</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 06:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> 6 aylık alacak satışı 2 ayda yapıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Yüksek enflasyon, sıkı para politikası ve düşen alım gücü son iki yılda bankacılık sektöründe takipteki alacak bakiyesini artırdı. Regülatörlerin devreye aldığı yeniden yapılandırmaya rağmen bu yılın ilk 5 ayında bankacılık sektörünün varlık yönetim şirketlerine takipteki alacak satışı 42.7 milyar liraya yaklaştı. Özellikle şubat sonu başlayan savaş ile üzerine gelen iç siyasi gündemin etkisiyle finansal sıkılaşmanın daha uzun süreceğine yönelik artan beklentiler bankaların nisan ayı ile birlikte takipteki alacak satışını daha da hızlandırdı. Ve 1 Nisan -5 Haziran arasında satış 25.7 milyar liraya ulaşarak tarihi en yüksek seviyesine ulaştı.</p>
<h2>Beklentiler tersine dönünce… </h2>
<p>Bankacılık sektörü 2026 yılına dezenflasyon sürecinin hızlanması ve finansal koşullarda gevşeme beklentisiyle başladı. Ancak yılın ilk iki ayında yüksek gelen enflasyon üzerine şubat sonu başlayan savaş ve iç siyasi gerilimlerin tırmanmasıyla birlikte beklentiler tersine döndü. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TÇMB) yılın ilk Para Politikası Kurulu toplantısında politika faizini yüzde 37'ye indirdi ama takip eden iki PPK'da faiz oranları sabit bırakıldı. Piyasa yüzde 40 üst banttan fonlanmaya başladı ve faiz artırmadan gerçekleştirilen 3 puana yakın sıkılık bu haftaki PPK'ya kadar devam ediyor. Ayırdıkları yüksek karşılıklar nedeniyle karları baskılanan bankacılık sektörü bu yılın ilk çeyreğinde Finansal Kurumlar Birliği (FKB) verilerine göre 17 milyar 51,8 milyon lira takipteki alacak bakiyesi satışı gerçekleştirdi. Geçen yıl ilk çeyrekte 13.1 milyar lira satış yapılmıştı. Savaşın etkilerinin ve finansal sıkılığın daha uzun süre devam edeceğine yönelik beklentiler bankacılık sektörünün nisan ayıyla birlikte takipteki alacak satışında gaza basmasına neden oldu. EKONOMİ’nin Kamuyu Aydınlatma Platformu’na yapılan açıklamalardan derlediği bilgiye göre 1 Nisan-5 Haziran arasında bankaların takipteki alacak satışı 25.6 milyar lirayı aştı ve bu çeyreklik dönemlerde yapılan satışları oldukça geçerek en yüksek seviyeye ulaştı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a263d748a90f-1780890996.png" alt="" width="800" height="435" /></p>
<h2>5 ayda rekor satış gerçekleşti </h2>
<p>FKB verileri bankacılık sektörünün geçen yılın ilk yarısında 25.6 milyar liralık takipteki alacak satışı yaptığını gösteriyor. FKB’nin ilk çeyrek verileri ve EKONOMİ’nin yaptığı hesaplar ise bu yıl henüz haziran ayının başında takipteki alacak satışının 42.7 milyar liraya ulaştığını ortaya koyuyor. Bu geçen yılın ilk yarısına göre bu yıl haziran başına kadar takipteki alacak satışının yüzde 66,8 arttığını gösterirken 1 Nisan-5 Haziran arasındaki satışlar da geçen yılın ilk 6 ayında yapılan satışlara ulaştı. KAP açıklamalarının ayrıntılarına bakıldığında bankaların tek seferde milyar liraları bulan takipteki alacak satışlarında bireysel kredi ile kredi kartı alacakları ön plana çıksa da ticari, KOBİ ve tarım kredilerindeki takipteki alacak satışları geçmiş yıllardan daha yüksek seviyelere çıkmış durumda.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a263d8909052-1780891017.png" alt="" width="248" height="430" /></p>
<h2>Yılbaşına göre bakiyede artış </h2>
<p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) haftalık bankacılık sektörü verileri toplam takipteki alacak bakiyesinin 723.8 milyar liraya yükseldiğini, TL cinsinden takipteki alacak bakiyesinin de 713.5 milyar lira olduğunu ortaya koyuyor. Bu yılbaşına göre bankacılık sektöründe TL cinsi takipteki alacak bakiyesindeki yükseliş yüzde 25'i bulurken, geçen yılın aynı haftasına göre de yüzde 78,3'lük artış gerçekleşti. Bu yılbaşına göre bireysel ihtiyaç kredilerinde takipteki alacak bakiyesi yüzde 21,3, geçen yılın aynı haftasına göre ise yüzde 63 olarak hesaplandı. Bireysel kredi kartlarında takipteki alacak bakiyesinde geçen yılın aynı haftasına göre artış yüzde 78,3, bu yılbaşına göre ise yüzde 27 oldu. En dikkat çekici takipteki alacak bakiyesi artışı varlık yönetim şirketlerindeki satışlarda da görüldüğü gibi taksitli ticari ve KOBİ kredilerinde oldu. BDDK haftalık verilerine göre taksitli ticari kredilerde bu yılbaşına göre takipteki alacak bakiyesi yüzde 34, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 113,6 arttı. KOBİ kredilerinde de bu yıl başına göre yüzde 31,2, geçen yılın aynı haftasına göre de yüzde 112,7 yükseliş yaşandı takipteki alacak bakiyesinde.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a263d9768213-1780891031.png" alt="" width="592" height="170" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Takipteki alacak oranı en hızlı artan KOBİ ve taksitli ticari kredileri oldu</span></h2>
<p>TL kredilerde Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) haftalık verilerinden yapılan hesaplamalara göre takipteki alacak oranı en hızlı artan taksitli ticari ve KOBİ kredileri oldu. Verilere göre geçen yıl mayıs sonunda toplam TL kredilerde takipteki alacak oranı yüzde 3,45 idi, bu oran geçen yılsonunda yüzde 3,99’a çıktı, bu yıl mayıs sonunda ise yüzde 4,33’e yükseldi. İhtiyaç kredilerinde geçen yıl mayısta yüzde 5 olan takipteki alacak oranı bu yıl mayıs sonunda yüzde 5,65’e çıktı. Bireysel kredi kartlarında ise geçen yıl mayısta yüzde 4,01, geçen yılsonunda yüzde 4,56 olan takipteki alacak oranı bu yıl mayıs sonunda yüzde 4,92’ye dayandı. TL cinsi taksitli ticari kredilerde geçen yıl mayısta yüzde 3,12 olan takipteki alacak oranı yılsonunda yüzde 3,81’e, bu yıl mayıs sonunda ise yüzde 4,31’e kadar yükseldi. TL cinsi KOBİ kredilerinde de yüzde 3,04 olan takipteki alacak oranı yılsonunda yüzde 3,86’ya, bu yıl mayıs sonunda ise yüzde 4,37’ye çıktı. TL cinsi taksitli ticari ile KOBİ kredilerinde bu yıl takipteki alacak oranı ve bakiyesi bireysel kredilere göre çok daha hızlı büyüme gösteriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/6-aylik-alacak-satisi-2-ayda-yapildi-80605</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/1/1280x720/lira-para-1776054271.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bankacılık sektöründe takipteki alacak bakiyesi satışı, savaş etkilerinin ve sıkı para politikasının daha uzun süreceğine yönelik beklentilerle hızlandı. Bu yılın yaklaşık ilk 5 ayında geçen yılın ilk yarısının yüzde 66,8 daha fazlası takipteki alacak satan bankacılık sektörü 1 Nisan-5 Haziran arasında ise geçen yılın 6 ayındaki alacak satışı rakamına ulaştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-80616</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi Masası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Ekonomi Masası | 08 HAZİRAN" src="https://www.youtube.com/embed/ToVz-DJmaZY" width="1013" height="570" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-80616</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/0/1280x720/talip-aktas-berfin-1774245175.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/egd-18-ekonomi-basini-basari-odulleri-sahiplerini-buldu-80631</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> EGD 18. Ekonomi Basını Başarı Ödülleri sahiplerini buldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonomi Gazetecileri Derneği (EGD) tarafından bu yıl 18’incisi düzenlenen Ekonomi Basını Başarı Ödülleri, İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) gerçekleştirilen törenle sahiplerini buldu. Türk Telekom’un ana sponsorluğunda, Tera Yatırım’ın platin, Trendyol, Ülker, arsaVev ve Özak Global Holding’in gold, Garanti Altın Rafineri’nin altın, Eksim Holding ve D’S Damat’ın bronz sponsorluğunda düzenlenen törende ödüller sahiplerine takdim edildi.</p>
<p>Bu yıl yaklaşık 150 eserin başvurduğu yarışmada ödül sahipleri, ekonomi gazetecileri, akademisyenler ve iletişim alanında uzman isimlerden oluşan 44 kişilik jüri tarafından belirlendi. Ödül töreninde ekonomi gazeteciliğine katkı sunan isimler onurlandırılırken, yıl boyunca öne çıkan haber, araştırma, röportaj ve programlar da ödüllendirildi.</p>
<p>Törende EGD Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Arslan, İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, İTO Başkanı Şekib Avdagiç ve TİM Başkanı Mustafa Gültepe birer konuşma yaptı. 18. EGD Ekonomi Basını Başarı Ödülleri kapsamında 16 kategoride ödül verildi.</p>
<p><strong>“Ekonomi büyüyor, anlatan kadrolar küçülüyor” </strong></p>
<p>EGD Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Arslan, ekonomi haberciliğinin önemli bir dönüşüm sürecinden geçtiğini belirterek, “Şirketler büyüyor, finansal piyasalar daha karmaşık hale geliyor, anlatılması gereken ekonomi büyüyor ama bunu anlatan kadrolar küçülüyor. Ekonomi gazeteciliğinin güçlenmesi sadece gazetecilerin değil, iş dünyasının da meselesidir. Çünkü sağlıklı kararlar ancak sağlıklı bilgiyle alınabilir. Biz ekonomi haberciliğini sadece piyasaların değil, hayatın haberi olarak görüyoruz” dedi.</p>
<p>Dijital yayıncılığın yükselişine dikkat çeken Arslan, gelecek yıldan itibaren dijital ekonomi yayıncılığına yönelik yeni ödül kategorileri oluşturmayı planladıklarını belirterek, EGD’nin gelecek yıl 20’nci kuruluş yılını kutlayacağını ve ekonomi basınındaki dayanışmayı güçlendirmeyi sürdüreceğini kaydetti.</p>
<p>Etkinlikte, İstanbul Sanayi Odası Başkanı Erdal Bahçıvan, İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekib Avdagiç, Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mustafa Gültepe de birer konuşma yaptı.</p>
<p>16 kategoride ödüller sahiplerini bulurken, ekonomi basınına uzun yıllar boyunca yaptıkları katkılar, yetiştirdikleri gazeteciler ve mesleğe sundukları değerli hizmetler nedeniyle Vahap Munyar, Hakan Güldağ ve Meliha Okur’a Onur Ödülü takdim edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/egd-18-ekonomi-basini-basari-odulleri-sahiplerini-buldu-80631</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/1/1280x720/76-1780897201.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomi Gazetecileri Derneği tarafından 18’incisi düzenlenen Ekonomi Basını Başarı Ödülleri, düzenlenen törenle sahiplerine verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakaryada-robot-olimpiyatlari-etkinliginin-ikincisi-yapilacak-80653</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sakarya’da robot olimpiyatları etkinliğinin ikincisi yapılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Gençlerin yüksek teknoloji imalatına yönelmesine teşvik edilmesi amacıyla,</p>
<p>13-14 Haziran 2026 tarihlerinde robot olimpiyatları etkinliği düzenlenecek. Birincisi geçen yıl düzenlenen ROBOTEK Robot Olimpiyatları etkinliğinin ikincisi Sakarya Makina İmalatçıları Birliği (SAMİB) ve Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi (SUBÜ) işbirliğinde gerçekleştirilecek.</p>
<p>Geleceğin mühendislerini ve girişimcilerini desteklemek adına önemli bir fırsat olan ROBOTEK Robot Olimpiyatları etkinliği aynı zamanda genç yeteneklerin projelerini yakından görme fırsatı sunacak ve sektörlerin geleceğine katkı sağlayacak.</p>
<p>Yarışmacılar, mühendislik ve strateji yeteneklerini konuşturacakları toplam 8 farklı kategoride mücadele edecekler:</p>
<ul>
<li>Çizgi İzleyen Robot</li>
<li>İnsansız Hava Araçları (İHA)</li>
<li>Mini Sumo Robot</li>
<li>Labirent Çözen</li>
<li>Savaşan Robot</li>
<li>Robo Futbol</li>
<li>Tasarla ve Geliştir</li>
<li>Serbest Kategori</li>
</ul>
<p>Etkinlik kapsamında düzenlenen sanayi iş birliği sergileri sayesinde öğrenciler, şirket stantlarını ziyaret ederek birebir görüşme yapma, staj ve iş imkanları hakkında bilgi alma fırsatı bulacaklar. Katılımcılar, profesyonel ağlarını genişletirken sanayideki güncel iş süreçlerini ve yenilikleri yakından tanıma şansı yakalayacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakaryada-robot-olimpiyatlari-etkinliginin-ikincisi-yapilacak-80653</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/3/1280x720/sakaryada-robot-olimpiyatlari-etkinliginin-ikincisi-yapilacak-1780910691.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Birincisi geçen yıl düzenlenen ROBOTEK Robot Olimpiyatları etkinliğinin ikincisi Sakarya Makina İmalatçıları Birliği (SAMİB) ve Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi (SUBÜ) işbirliğinde gerçekleştirilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gayrimenkulde-hizli-alici-donemi-kapaniyor-80648</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gayrimenkulde hızlı alıcı dönemi kapanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <h2><span style="font-size: 16px;">EKONOMİ/İZMİR</span></h2>
<p>Önceki yıllarda gayrimenkul sektöründe daha hızlı karar veren alıcıların yerini, şimdi araştıran, karşılaştıran ve zaman ayıran bir profile bıraktığını söyleyen Startkey Pars Gayrimenkul Broker Manager Ece Çaylak, gayrimenkulde artık sadece mülk değil, bir yaşam biçimi ve güven satın alındığını vurguladı.</p>
<p>Gayrimenkulde en net değişimin, insanların artık sadece ev değil yaşam kalitesi satın alması olduğunu söyleyen Çaylak, “Deprem güvenliği, lokasyon, ulaşım ve sosyal alanlar çok daha belirleyici hale geldi. Bu da piyasayı daha bilinçli ve sağlıklı bir noktaya taşıdı. Biz de Startkey Pars markası altında hizmet veren bir şube olarak, bu işi sadece alım-satım olarak görmüyoruz. İnsanların hayatındaki önemli bir karara eşlik ediyoruz. Danışanlarımız bize geldiğinde sadece portföy sunmuyoruz; doğru yatırım, doğru zaman ve doğru fiyat konusunda rehberlik ediyoruz. Kısa vadeli satıştan çok, uzun vadeli güven ilişkisi kurmayı önceliklendiriyoruz. Bizi ayrıştıran da tam olarak bu yaklaşım” dedi.</p>
<p>2026 itibarıyla Türkiye genelinde faiz oranları ve finansmana erişim koşullarındaki değişimin, konut piyasasını doğrudan etkilediğini belirten Çaylak, “Krediye erişimin zorlaşması, özellikle ilk evini alacak kesimi yavaşlattı. Ama piyasa durmadı, sadece şekil değiştirdi. Şu an daha çok nakit alıcılar ve alternatif çözümler devrede. Aynı zamanda fiyatlama çok daha kritik hale geldi; doğru fiyatlı gayrimenkul hala alıcı buluyor, diğerleri bekliyor” diye konuştu.</p>
<p>Kira piyasasının şu an en hassas alanlardan biri olduğunun altını çizen Çaylak, “Hem kiracılar bütçe olarak zorlanıyor hem de ev sahipleri enflasyona karşı kendini korumaya çalışıyor. Bu dengeyi sürdürülebilir kılmanın yolu, gerçekçi fiyatlama ve sağlıklı iletişimden geçiyor. Tek tarafın kazandığı bir sistem uzun vadede mutlaka sorun yaratıyor” görüşlerini dile getirdi.</p>
<p>Çaylak, dijitalleşme ve veri analitiğinin, gayrimenkul sektöründe karar alma süreçlerini dönüştürdüğünü belirterek, sektörün sadece deneyimle değil, veriyle yönetildiğini, fiyat belirlerken, yatırım analizi yaparken veriye dayalı hareket etmenin büyük fark yarattığını dile getirdi.</p>
<h2>“İzmir, uzun vadede güçlü bir piyasa olmaya devam edecek”</h2>
<p>Son bir yılda İzmir’de gayrimenkul taleplerinin tamamen bitmese de ciddi anlamda daha seçici hale geldiğini aktaran Çaylak, “İzmir’de yatırım hala güçlü bir seçenek ama doğru strateji çok önemli. Gelişmekte olan bölgeler daha yüksek prim potansiyeli sunarken, merkezi ve oturmuş bölgeler daha güvenli bir getiri sağlıyor. Yatırımcılara her zaman şunu söylüyorum, ‘hedefinizi netleştirin’. ‘Hızlı kazanç mı, uzun vadeli güven mi?’ buna göre doğru lokasyon ve doğru gayrimenkul seçilmeli. İzmir uzun vadede her zaman güçlü bir piyasa olmaya devam edecek. Önümüzdeki dönemde daha dengeli ve seçici bir yapı göreceğimizi düşünüyorum. Yatırımcılar için sabır en önemli faktör. Doğru lokasyon ve doğru fiyatla alınan bir gayrimenkul orta vadede kazandırır. Oturum amaçlı alımlarda ise doğru evi bulduğunuz anı değerlendirmek önemli, çünkü mükemmel zaman, çoğu zaman yoktur” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gayrimenkulde-hizli-alici-donemi-kapaniyor-80648</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/8/1280x720/gayrimenkulde-hizli-alici-donemi-kapaniyor-1780906055.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gayrimenkulde hızlı karar veren yatırımcı döneminin sona erdiğini ifade eden Ece Çaylak, piyasanın daha bilinçli ve sağlıklı bir noktaya evrildiğine işaret etti. İzmir’in uzun vadede güçlü bir liman olmaya devam edeceğini kaydeden Çaylak, veriye dayalı strateji ve sabırlı yatırımın kazandıracağı bir sürecin başladığını belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/otomotiv/otomotivde-rekabetin-anahtari-teknoloji-ceviklik-ve-guclu-tedarik-zinciri-olacak-80640</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otomotivde rekabetin anahtarı teknoloji, çeviklik ve güçlü tedarik zinciri olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Otomotiv sektörünün önde gelen yöneticileri, Stratejik Satınalma Derneği'nin Bursa Yaza Merhaba Etkinliği kapsamında düzenlenen otomotiv panelinde bir araya geldi. Panelde ORAU Yönetim Kurulu Başkanı Ayşegül Orhan, TOFAŞ Satınalma Direktörü Ferruh Arar ve ZF Sachs Genel Müdürü/TAYSAD Yönetim Kurulu Üyesi Tülay Hacıoğlu Şengül konuşmacı olarak yer aldı. Oturumun moderatörlüğünü ise Stratejik Satınalma Derneği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ahmet Demir yaptı. Panelde yapılan değerlendirmelerde otomotiv sektörünün son yıllarda elektrifikasyon, tedarik zinciri krizleri, jeopolitik gelişmeler ve Çin kaynaklı rekabet nedeniyle tarihinin en kapsamlı dönüşüm süreçlerinden birinden geçtiği vurgulandı. ORAU Yönetim Kurulu Başkanı Ayşegül Orhan, pandemi sonrası hızlanan elektrifikasyon süreci, çip krizi ve küresel tedarik zinciri sorunlarının sektörün iş yapış biçimlerini değiştirdiğini belirterek, Türkiye’nin en önemli avantajının yarım asrı aşkın sürede oluşan güçlü otomotiv ekosistemi ve yetişmiş insan kaynağı olduğunu söyledi. Türkiye’nin düşük maliyet avantajını büyük ölçüde kaybettiğini ifade eden Orhan, rekabet gücünün korunması için teknoloji geliştirme kapasitesinin artırılması gerektiğini vurguladı. TOFAŞ Satınalma Direktörü Ferruh Arar ise satın alma fonksiyonunun artık yalnızca maliyet odaklı değil, stratejik bir yapıya dönüştüğünü belirtti. Son yıllarda pandemi, çip krizi, lojistik sorunlar, savaşlar ve siber güvenlik tehditleriyle karşı karşıya kalan sektör için risk yönetiminin kritik hale geldiğini kaydeden Arar, güçlü bir tedarik sanayisinin korunmasının Türkiye otomotivinin geleceği açısından hayati önem taşıdığını söyledi. Arar ayrıca yapay zekânın satın alma süreçlerinden üretime kadar birçok alanda verimlilik sağladığını ifade etti.</p>
<h2><strong>Tedarik sanayi korunmalı</strong></h2>
<p>ZF Sachs Genel Müdürü ve TAYSAD Yönetim Kurulu Üyesi Tülay Hacıoğlu Şengül ise otomotivin artık yalnızca bir üretim sektörü değil, aynı zamanda bir teknoloji endüstrisi olduğunu belirtti. Elektrikli araçlar, bağlantılı sistemler, otonom sürüş teknolojileri ve yapay zekânın sektörü yeniden şekillendirdiğini ifade eden Şengül, Çin’in yalnızca maliyet avantajıyla değil, teknoloji ve ölçek gücüyle de küresel rekabetin merkezine yerleştiğini söyledi. Konuşmacılar, Türkiye’nin güçlü tedarik zinciri yapısı, sanayi kültürü, çevikliği ve krizlere uyum kabiliyetiyle önemli avantajlara sahip olduğuna dikkat çekerek, önümüzdeki dönemde değişime en hızlı uyum sağlayan, teknolojiye yatırım yapan ve nitelikli insan kaynağını koruyan şirketlerin öne çıkacağı görüşünde birleşti. Panelde ayrıca küresel ticarette artan korumacılık eğilimleri, ekonomik savaşlar, yerelleşme politikaları ve Çin ile geliştirilebilecek iş birliklerinin sektörün geleceğinde belirleyici rol oynayacağı vurgulandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/otomotiv/otomotivde-rekabetin-anahtari-teknoloji-ceviklik-ve-guclu-tedarik-zinciri-olacak-80640</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/0/1280x720/otomotivde-rekabetin-anahtari-teknoloji-ceviklik-ve-guclu-tedarik-zinciri-olacak-1780900617.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Stratejik Satınalma Derneği’nin (SDD) Bursa’da düzenlediği otomotiv panelinde sektörün önde gelen yöneticileri, elektrifikasyondan Çin rekabetine, yapay zekâdan tedarik zincirlerine kadar otomotiv sanayisinin geleceğini masaya yatırdı. Ortak mesaj ise Türkiye’nin güçlü üretim ekosistemini koruması ve teknoloji odaklı dönüşümünü hızlandırması gerektiği oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/aziz-yildirim-yeniden-fenerbahce-baskani-80639</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aziz Yıldırım yeniden Fenerbahçe Başkanı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Fenerbahçe Kulübünün olağanüstü seçimli genel kurulunda 27 bin 172 geçerli oyun 17 bin 245'ini alan Aziz Yıldırım, başkan seçildi.</p>
<p>Chobani Stadı ile bitişik parselde bulunan eski Kenan Evren Lisesi arsasında gerçekleştirilen oy verme işleminin ardından başkan adayları ve kongre üyeleri, seçim sonuçlarını Chobani Stadı'nda bekledi.</p>
<p>Saat 10.00'da oy verme işleminin başladığı kongrede 27 bin 387 üye oy kullandı. Kullanılan oyların 27 bin 172'si geçerli sayıldı.</p>
<p>Fenerbahçe Kulübü Yüksek Divan Kurulu Başkanı Şekip Mosturoğlu, yaptığı açıklamada Aziz Yıldırım'ın 17 bin 245 oyla başkan seçildiğini, diğer aday Hakan Safi'nin ise 9 bin 927 oy aldığını duyurdu. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/aziz-yildirim-yeniden-fenerbahce-baskani-80639</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/9/1280x720/aziz-yildirim-1780899037.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aziz Yıldırım, Fenerbahçe Kulübünün olağanüstü seçimli genel kurulunda başkanlığına seçildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/-80643</guid>
            <pubDate>Sun, 07 Jun 2026 23:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> The Key Art Gallery, ABD şubesiyle Anadolu sanatçılarını küresel pazara taşımayı hedefliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Temel Akbaş/Eskişehir<br /><br />Eskişehir’in tek özel sanat galerisi olarak Baksan Sanayi Sitesi'nde faaliyet gösteren The Key Art Gallery, geliştirdiği üç boyutlu gelir modeli, kurumsal danışmanlık hizmetleri ve uluslararası değişim programları ile sanat ekonomisinde yeni bir dönem başlatıyor. 1960’larda inşa edilen eski bir sanayi alanını sanatla dönüştürerek yola çıkan galeri, Anadolu’daki yetenekleri küresel ölçekte görünür kılmak amacıyla Amerika Birleşik Devletleri’nde şubeleşme çalışmalarına odaklanıyor.</p>
<h3>Baksan'dan dünyaya sanat köprüsü</h3>
<p>Galeriyi aktif olarak işletirken sanatçılardan hiçbir ücret talep etmediklerini belirten The Key Art Gallery Kurucusu Merve Küpeli, mekanın doğuşunu ve vizyonunu şu sözlerle aktardı:</p>
<p>"Bu galeriyi kurma fikrinin nasıl ortaya çıktığına gelirsek; aslında biz bu alanı tuttuğumuzda atölye tam anlamıyla perişan bir haldeydi. Zaten 1960’larda yapılmış, Baksan Sanayi Sitesi o dönem oldukça bakımsız bir yerdi. Biz bunu yaklaşık 15 sene önce büyüklerimizle de dile getirmiştik; burayı 'Baksan Sanat Sitesi’ne' dönüştürelim, bölge yavaş yavaş evrilsin ve sanatçılar burada çalışsın istemiştik. Çünkü dünyada bunun çok fazla örneği var; Yunanistan’da, Çin’de ve New York’ta eski sanayi alanları sanatla beraber dönüştürülmüş durumda. Fakat o zamanlar yaşımız çok küçük olduğu için çok kaale alınmadık, fikir geçiştirildi gitti. Eskişehir’de hiç galeri yoktu, 'Bu neden profesyonel bir işe dönüşmesin?' dedik. Oturup stratejisini ve fizibilitesini yaptığımızda, mantıklı düşünen hiçbir insanın bu işe girmeyeceğini gördük. Çünkü koyduğunuz yatırım maliyetinin size geri dönüşü çok uzun bir zaman alıyor. Yine de 'Olsun' dedim, çünkü buranın işletme maliyeti çok daha uygundu; işler konsinye usulü geliyor, sergiyi açıyorsunuz, temel maliyetiniz ise sadece elektrik ve kira oluyor. Tüm bunları değerlendirdikten sonra bu işi yapabileceğimize karar verdik." dedi.</p>
<p>İlk sergilerini açtıktan sonra Türkiye'de sanat üzerine bir iş modeli kurmanın zorluklarıyla karşılaştıklarını kaydeden Küpeli, kültürün tam oturmadığı bir ortamda sıfırdan bir şeyler öğretmeye çalıştıklarını açıkladı. Küpeli, galerinin ismi olan "The Key" (Anahtar) ifadesinin kendilerine her kapıyı açacak güçlü bir platform oluşturma hedefinden geldiğinin altını çizdi.</p>
<h3>Sanat iş gücü performansını artırıyor</h3>
<p>Şirketlerin finansal ve kurumsal sadakat süreçlerine sanat enstrümanı ile dokunduklarını ifade eden Küpeli, kurumsal iş birliklerinin rasyonel sonuçlarına değinerek şöyle konuştu:</p>
<p>"Galeriyi şu an üç ana hat üzerinde çalıştırıyoruz ve burayı üç ayrı gelir merkezi olarak planlıyorum: Birincisi; Galeriyi aktif olarak işletiyoruz. Sanatçılar burada sergilerini açıyor, bu eserlerin satışları yapılıyor ve böylece sanatçının görünürlüğünü artırıyoruz. İkincisi; Şirketlere sanat yatırımları konusunda danışmanlık veriyoruz. Çalışan sadakatini ve performansını artırmak için elimizde çok güçlü bir enstrüman var: Sanat. Sanat şirket içinde doğru kullanıldığında çalışan performansını %32 artırdığı üniversite araştırmalarıyla kanıtlanmış durumda. Üçüncüsü; Yurt dışındaki galerilerle ortak projeler yürütüyoruz ve arada bir köprü oluşturuyoruz. Şimdi Amerika’ya gidiyorum, orada bir şube açıyorum; o süreç ayrı. Ancak onun dışında, örneğin New York’taki bazı sergi alanları ile buradaki sanatçılarımız arasında bağlantı kurarak orada sergiler açıyoruz. Bu, profesyonel bir iş birliği olarak para karşılığı yapılan bir çalışma oluyor." diye konuştu.</p>
<p>Bugüne kadar toplamda 14 sergi gerçekleştirdikleri ve 3 uluslararası fuara katıldıkları bilgisini veren Küpeli, Bodrum'da Bilgili Holding ile boş bir villayı sergi alanına dönüştürerek kurumsal vizyon kapsamında satış odaklı bir iş birliğine imza attıklarını belirtti. Küpeli, sanata maruz bırakılan mavi veya beyaz yakalı çalışanların estetik simetriyle eğitilmesi sonucunda fabrikalardaki hata paylarının düşerek kurumsal performansın arttığını vurguladı.</p>
<h3>Anadolu potansiyeli küresel pazarda</h3>
<p>En büyük amaçlarından birinin Anadolu’daki yetenekli sanatçıları öne çıkarmak ve onları Avrupa ile Amerika’da görünür kılmak olduğunu ifade eden Küpeli, uluslararası kültürel değişim programları hakkındaki stratejilerini şu şekilde paylaştı:</p>
<p>"Galerimizin en büyük amaçlarından biri, Anadolu’daki çok kıymetli ve yetenekli sanatçılarımızı öne çıkarmak. Biz bu acıyla yoğrulduğumuz için buradaki potansiyeli çok iyi biliyoruz. Bizim sanatçılarımızın Avrupa’da görünür olması gerekiyor. Avrupa’da bu bilince sahip bir izleyici kitlesi bulmak daha kolay. Sanatçı kendini orada daha rahat gösterebiliyor ve daha geniş kitlelere ulaşabiliyor. Bu yüzden Avrupa’da, Amerika’da ulaşabildiğim her yere Türk sanatçıları götürüyor, sergiler açıyorum. Satış olup olmaması ilk etapta önemli değil, önemli olan orada bir görünürlük ve algı yaratmak. Aynı şekilde, geçen sene Münih’teki sergimizden sonra oradaki Alman sanatçılar da gelip burada sergi açtılar. Alman sanatçılarımızı Eskişehir’de 15 gün misafir ettik; gerçek Anadolu’yu ve Eskişehir’i gördüklerinde fikirleri tamamen değişti. Bu tarz kültürel değişim programları yapıyoruz." dedi.</p>
<p>Türkiye'deki altyapı ihtiyaçlarına da değinen Küpeli, dünyada "Artist-in-Residence" olarak bilinen sanatçı rezidanslarının kalıcı örneklerinin bulunmadığına dikkat çekerek Eskişehir Seyitgazi’deki Santral Park alanının bu iş için çok uygun bir alan olduğunu belirtti.</p>
<h3>“Türkiye’nin sanat ekonomisinden aldığı pay artmalı”</h3>
<p>Kurum olarak 1, 5 ve 10 yıllık yazılı stratejik hedefleri doğrultusunda hareket ettiklerini vurgulayan Küpeli, gelecek dönem pazar büyüme stratejilerini şu sözlerle özetledi:</p>
<p>"Beş yıl önce koyduğum hedeflere ulaşmama iki yıl var ve şimdiden hedeflerime çok yaklaştım. Amerika’da bir şube açmak kesinlikle şarttı ve bunu bu beş yıl içerisinde tamamlamayı hedefliyorum. 10 yıllık vizyonumuzda ise Türkiye’de sanat kavramını hem şirketlere hem de bireylere daha fazla anlatabilmek var. Bunun yolu galeriyi fiziki olarak şubeleştirmek değil, fikirleri şubeleştirmekten geçiyor. Sanat tarihi veya sanat ekonomisi eğitimi almış öğrencileri yetiştirip sektörde yeni bir pazar oluşturmak istiyorum. Yani bu hizmeti sadece ben vermeyeyim; bu sektörü büyütecek, bu hizmeti sunacak başka insanlar da yetişsin adına bir akademi kurmak hedefindeyim. Türkiye’de sanat ekonomisinin genel ekonomiden aldığı pay %0.1 bile değil. Oysa bu oran Avrupa’da %5, Amerika’da ise %6-7 seviyelerinde. Buradaki sanat gelişimi tamamen yapısal ve politik bir konudur. Çünkü Avrupa ve Amerika’ya baktığımızda yasal bir düzenleme var: Eğer bir bina yapıyorsanız yasa gereği bunun belirli bir yüzdesini sanata harcamak zorundasınız. Biz bunu kendi inşaatçılarımıza söylediğimizde ilk başta zor karşılanabilir ama bir kez sistem oturduğunda sanatçının nasıl besleneceğini, üretimin nasıl artacağını hayal bile edemezsiniz." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/-80643</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/3/1280x720/the-key-art-gallery-abd-subesiyle-anadolu-sanatcilarini-kuresel-pazara-tasimayi-hedefliyor-1780901914.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ The Key Art Gallery, beş yıl içinde ABD şubesini açarak uluslararası pazarda Türk sanatçılar için güçlü bir platform oluşturmayı ve uzun vadede kuracağı akademi yapısıyla Türkiye&#039;de yüzde 0,1&#039;in altında olan sanat ekonomisi payını yukarı taşımayı hedefliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kultur-sanat/eskisehirde-niyazi-capa-kultur-merkezi-acildi-80645</guid>
            <pubDate>Sun, 07 Jun 2026 23:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eskişehir&#039;de Niyazi Çapa Kültür Merkezi açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TEMEL AKBAŞ/ESKİŞEHİR<br /><br />Türkiye'nin birçok ilinden Yörük-Türkmen il beyleri, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, davetliler ve vatandaşların katıldığı açılış töreninde yoğun ilgi gösterildi.</p>
<p>Açılışta aile adına konuşan Necdet Çapa, merhum Niyazi Çapa'nın hayatını Türk tarihinin, Yörük-Türkmen kültürünün ve ecdat sevgisinin gelecek nesillere aktarılmasına adadığını söyledi.</p>
<p>Çapa, “Rahmetli Beylerbeyimiz, şanlı tarihimizin genç nesillere aktarılmasına büyük önem verirdi. Atalarına söven değil, atalarını seven bir nesil yetişmesi için ömrünü adadı”dedi.</p>
<p>Niyazi Çapa'nın Türkiye'nin dört bir yanında Yörük-Türkmen kültürünü anlatmak için çalışmalar yürüttüğünü belirten Çapa, ailesi ve yol arkadaşları olarak kendisinden kalan mirası yaşatmaya devam ettiklerini ifade etti.</p>
<p><strong>Gençlere ve Türk dünyasına ulaşması hedefleniyor</strong></p>
<p>Kültür merkezinin düzenleme çalışmalarının torunu Alperen Çapa tarafından yürütüldüğünü aktaran Necdet Çapa, merkezin gençlerin ilgisini çekecek şekilde tasarlandığını kaydetti.</p>
<p>Çapa, “Sadece fiziksel ziyaretçilere değil, sanal geziler aracılığıyla dünyanın dört bir yanındaki Türk topluluklarına ve Türk gençliğine ulaşmayı hedefliyoruz”diye konuştu.</p>
<p><strong>Kültür merkezinde tarihi eserler ve nostaljik bölümler yer alıyor</strong></p>
<p>Yaklaşık 276 yıllık tarihi konağın kültür merkezine dönüştürüldüğünü anlatan Çapa, konağın bahçesinin sanatçıların eserlerini ücretsiz sergileyebileceği ve derneklerin sanatsal faaliyetlerini gerçekleştirebileceği bir sanat ve gösteri alanı olarak düzenlendiğini söyledi.</p>
<p>Merkezin birinci katında Türkiye'de benzeri bulunmayan tarihi ortez ve protezlerin sergilendiğini belirten Çapa, aynı bölümde grubun sağlık sektöründeki 50 yıllık üretim serüveninin de ziyaretçilere sunulduğunu ifade etti.</p>
<p>İkinci katta 1800'lü ve 1900'lü yıllara ait tarihi eserler, silahlar, el yazması kitaplar, Osmanlı dönemi gazete ve kimlik belgeleri ile Cumhuriyet dönemine ait çeşitli objelerin yer aldığını kaydeden Çapa, nostaljik eczane bölümünde ise yaklaşık bir asır önceki sağlık sistemi ve eczacılık uygulamalarının tanıtıldığını dile getirdi.</p>
<p><strong>Niyazi Çapa'nın hayatı belgelerle anlatılıyor</strong></p>
<p>Konağın üçüncü katında merhum Niyazi Çapa'nın Eskişehir'e, insanlara ve Türk kültürüne yönelik çalışmalarını yansıtan fotoğraf, gazete kupürü ve belgelerin sergilendiğini belirten Çapa, Osmanlı Evi bölümünde ise geçmiş dönem Türk yaşam kültürüne ait eşyalar ile yöresel kıyafetlerin ziyaretçilerin beğenisine sunulduğunu söyledi.</p>
<p>Necdet Çapa, kültür merkezinin Eskişehir'e, sağlık camiasına, Yörük-Türkmen topluluklarına ve dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan Türk toplumlarına hayırlı olması temennisinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kultur-sanat/eskisehirde-niyazi-capa-kultur-merkezi-acildi-80645</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/5/1280x720/eskisehirde-niyazi-capa-kultur-merkezi-acildi-1780903098.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eskişehir merkezli Çapa Grubu tarafından, kuruluşunun 50. yılı dolayısıyla grup kurucusu merhum Niyazi Çapa&#039;nın anısını yaşatmak amacıyla yaptırılan Beylerbeyi Konağı Niyazi Çapa Kültür Merkezi düzenlenen törenle açıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkiyeyi-dunyanin-yukselen-yaban-mersini-tedarikcisi-konumuna-getiriyoruz-80599</guid>
            <pubDate>Sun, 07 Jun 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Türkiye’yi dünyanın yükselen yaban mersini tedarikçisi konumuna getiriyoruz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DUYGU GÖKSU/EDİRNE</strong></p>
<p>DCT Trading, bağlı ortaklığı Bluefarm Tarım Teknolojileri ve Üretim A.Ş.’nin ilk yatırımı olan Yaban Mersini Üretim Çiftliği’ni tanıttı. Türkiye İş Bankası’nın iştiraki olan Maxis Girişim Sermayesi Portföy Yönetimi AŞ Karma Strateji Fonu ortaklığıyla Edirne İpsala’da kurulacak olan çiftliğin tanıtımı yapıldı. Yapılan açıklamaya göre, 4,5 milyon euro yatırımla, yaklaşık 265 dönümlük alan üzerinde kurulması planlanan Bluefarm Tarım Yaban Mersini Üretim Çiftliği, Türkiye’de modern tarım girişimlerinin ölçek kazanması, ihracata entegre olması ve uluslararası rekabet gücünün artırılması açısından önemli bir stratejik hamle niteliği taşıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://img.ekonomim.com/rcman/Cw850h1134q95gc/storage/files/images/2026/06/07/levent-sadik-ahmet-da2k.jpg" alt="Levent Sadık Ahmet: “Türkiye’yi dünyanın yükselen yaban mersini tedarikçisi konumuna getiriyoruz” - Resim : 1" width="700" height="934" data-lightbox="true" /></p>
<p>Bluefarm Tarım’ı, yalnızca bir üretici olarak değil, tarımda dönüşüm lideri olarak konumlandırdıklarını söyleyen Levent Sadık Ahmet, “Şirketin ilk yatırımını da bu vizyon doğrultusunda planladık. Bluefarm Tarım ile iddialı bir sayfa açıyoruz. Yatırımımız tamamlandığında Türkiye’yi başta Avrupa olmak üzere dünyanın yükselen yaban mersini tedarikçisi konumuna getirirken tarımda ileri teknoloji kullanımında bölgesel bir merkez konumuna yükseltmeyi hedefliyoruz” dedi.</p>
<p>Yüksek katma değerli ve dış talebi güçlü bir ürün olan yaban mersini ile İpsala’nın tarım ekonomisine yepyeni bir yön bir yön kazandıracağını da vurgulayan Levent Sadık Ahmet, “Kendi üretimimizi gerçekleştirirken bölgede yaban mersini üretmek isteyen çiftçilere bitki ve malzeme tedariki, eğitim ve teknik danışmanlık, sulama-fertilizasyon protokolleri ile lojistik ve satış desteği gibi uçtan uca çözümler sunmayı, onların da büyüyen pazara dahil etmeyi planlıyoruz. Böylece bölgede sürdürülebilir, ölçeklenebilir ve ihracat odaklı bir tarım ekosistemi oluşturmayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>İpsala’da Avrupa pazarında talebi yüksek olan premium kalite yaban mersini üretimine odaklanacaklarını dile getiren Levent Sadık Ahmet, Bluefarm Tarım’ın ürün paketleme ve lojistik süreçleri ise ilk aşamada yine Yunanistan’daki bir diğer bağlı ortaklığı YAKA IKE tarafından yürütülecek. Böylece üretimden paketlemeye, ihracattan raflara uzanan entegre bir değer zinciri oluşturacağız” dedi.</p>
<h2>“Potansiyel taşıyan güçlü bir adım”</h2>
<p>Maxis Genel Müdürü Özgür Temel ise Bluefarm Tarım’ın Maxis Karma Strateji Fonu’nun ilk yatırımı olduğunu belirterek “Bu yatırım şirketimizin tarıma, üretime ve ihracat potansiyeli yüksek alanlara bakışını güçlü biçimde yansıtıyor” dedi. Maxis Girişim Sermayesi’nin 19 fon altında yaklaşık 600 milyon dolar tutarında varlık yönettiğini kaydeden Temel, “Yönettiğimiz sermayeyi yalnızca büyümenin finansmanı olarak değil, doğru iş modellerinin kurumsallaşması ve ölçek kazanması için stratejik bir araç olarak konumlandırmayı hedefliyoruz. Bu perspektifle Bluefarm Tarım yatırımını; tarımda teknoloji kullanımı, entegre değer zinciri ve sürdürülebilir üretim yaklaşımı sayesinde hem ülkemiz hem de yatırım dünyası açısından güçlü potansiyel taşıyan bir adım olarak görüyoruz” diye konuştu.</p>
<h2>150 bin fidan dikilecek</h2>
<p>Türkiye’nin ve Avrupa’nın en gelişmiş ve modern yaban mersini üretim çiftliği olarak hayata geçirilmesi planlanan yatırımın, arazi alımlarının ardından yaklaşık 265 dönümlük alan üzerinde fazlar halinde kurulması planlandı. Proje kapsamında yaklaşık 150 bin yaban mersini ağacı dikilmesi hedefleniyor. Tamamen otomasyon tabanlı bir üretim altyapısıyla faaliyet gösterecek çiftliğin; modern tarım teknolojileri, uluslararası tedarik zinciri yönetimi ve stratejik finansman ortaklıklarını entegre eden örnek bir model oluşturması amaçlanıyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkiyeyi-dunyanin-yukselen-yaban-mersini-tedarikcisi-konumuna-getiriyoruz-80599</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/9/1280x720/turkiyeyi-dunyanin-yukselen-yaban-mersini-tedarikcisi-konumuna-getiriyoruz-1780829849.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ DCT Trading, bağlı ortaklığı Bluefarm Tarım Teknolojileri ve Üretim A.Ş.’nin ilk yatırımı olan Yaban Mersini Üretim Çiftliği’ni tanıttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/limon-ihracati-miktar-bazinda-duserken-doviz-getirisi-artti-80600</guid>
            <pubDate>Sun, 07 Jun 2026 13:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Limon ihracatı miktar bazında düşerken, döviz getirisi arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Limon ihracatında 5. sırada yer alan Türkiye, 2024 yılında 578 bin ton limon ihraç etti. 2025 yılında limon ihracatı miktar bazında yüzde 38’lik azalışla 361 bin tona geriledi. Türkiye’nin limon ihracatı iklim krizinin etkileriyle miktar bazında düşerken, ihracat geliri yüzde 13’lük artışla 357 milyon dolardan 402,5 milyon dolara tırmandı.</p>
<p>Limon ihracatı miktar bazında yüzde 38 düşerken, döviz getirisinin yüzde 13 artmasını değerlendiren Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Cengiz Balık, bu artışın altında limon ihraç fiyatının dolar bazında yüzde 80 artışının yattığını, Türk limonunun daha katma değerli ihraç edildiğini dile getirdi.</p>
<p>Türkiye’nin 2025 yılında gerçekleştirdiği 3 milyar 703 milyon dolarlık yaş meyve sebze ihracatının yüzde 11’nin limon ihracatından olduğunu vurgulayan Balık, “Türkiye’de üretilen 58 milyon ton yaş meyve sebzenin ortalama yüzde 7’sini ihraç edilirken, limon üretimimizin yüzde 33’ü ihraç ediliyor. Limon ihracatımızdaki artış 2026 yılının ocak – nisan döneminde de sürdü. Limon ihracatımız yüzde 18’lik artışla 165 milyon dolardan 195 milyon dolara çıktı. 2026 yılı sonunda limon ihracatında 500 milyon doları aşmayı hedefliyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p>Türkiye’nin limon ihracatının 2002 yılında 230 bin ton seviyesindeyken, 2024 yılında 577 bin tona kadar yükseldiğini paylaşan Balık, “Limon ihracatımız 22 yılda 2,5 kat arttı. 2026 yılı rekoltesiyle ilgili konuşmak için erken olmakla birlikte 2025 yılından daha yüksek bir rekolte bekliyoruz. Limon ihracatındaki artışımızın ilerleyen yıllarda artarak orta vadede 1 milyar doları görecektir” dedi.</p>
<h2>Limon ihracatında Irak, Rusya ve Romanya zirvede yer aldı</h2>
<p>Limon ihracatında öne çıkan ülkeler hakkında da bilgi veren Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Cengiz Balık, “2025 yılında en çok limon ihraç ettiğimiz ülkeler 161,5 milyon dolarla Irak, 81 milyon dolarla Rusya Federasyonu, 23,7 milyon dolarla Romanya oldu. 2026 yılının ocak – nisan döneminde de sıralama değişmedi. Irak 64,5 milyon dolarla ilk sıradaki yerini korurken, Rusya’ya limon ihracatı yüzde 62’lik artışla 30,6 milyon dolardan 50 milyon dolara yükseldi ve ikinci sıradaki yerini sağlamlaştırdı. Üçüncü sırada 14,5 milyon dolarlık ihracatla Romanya yer aldı” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/limon-ihracati-miktar-bazinda-duserken-doviz-getirisi-artti-80600</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/0/1280x720/limon-ihracati-miktar-bazinda-duserken-doviz-getirisi-artti-1780830010.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin limon ihracatı iklim krizinin etkileriyle miktar bazında düşerken, ihracat geliri yüzde 13’lük artışla 357 milyon dolardan 402,5 milyon dolara tırmandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gifed-c-summit-2026da-belirsizlik-caginda-guclu-liderlik-vurgusu-80598</guid>
            <pubDate>Sun, 07 Jun 2026 13:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> GİFED C-Summit 2026’da belirsizlik çağında güçlü liderlik vurgusu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>C-Summit 2026, İzmir İş Kadınları Derneği’nin (İZİKAD) ev sahipliğinde, Girişimci İş Kadınları Federasyonu’nun (GİFED) öncülüğünde İzmir’de yapıldı. GİFED Başkanı Oya Eroğlu, yeni dünyanın liderlik kodlarını yeniden okumak üzere bir araya geldiklerini söyledi. İçinde bulunduğumuz çağın yalnızca değişim çağı değil, aynı zamanda belirsizlik çağı olduğunun altını çizen Eroğlu, “Jeopolitik kırılmalar, iklim krizi, yapay zeka ve dijital dönüşümün yarattığı yeni dengeler, ekonomik dalgalanmalar, tedarik zincirlerinden iş gücü dönüşümüne kadar uzanan küresel kırılmalar… Bütün bunlar bize şunu gösteriyor: Mesele geleceği tahmin etmek değil, belirsizlik içinde yön tayin edebilmektir” dedi.</p>
<p>İçinden geçtiğimiz dönemde liderliğin yalnızca yönetmek olmadığını, karmaşıklık içinde sakin kalabilmek, kriz anlarında güven yaratabilmek, değişimi korkuyla değil vizyonla karşılayabilmek olduğunun altını çizen Eroğlu, “Ve inanıyorum ki kadın liderliği, tam da bu çağın ihtiyaç duyduğu dönüşüm kapasitesini içinde taşımaktadır. Çünkü kadın liderliği; yalnızca sonuç odaklı değil, aynı zamanda insan odaklıdır. Yalnızca rekabet değil, iş birliği üretir. Yalnızca bugünü değil, gelecek nesilleri de düşünür” dedi.</p>
<h2>Özden Erten: Dayanıklılık önceden tasarlanması gereken stratejik bir yetkinliktir</h2>
<p>İZİKAD Başkanı Özden Erten ise bugün, yalnızca bir zirve için bir araya gelmediklerini, aynı zamanda iş dünyasının, kamunun, sivil toplumun, akademinin ve girişimcilik ekosisteminin ortak aklıyla; içinde bulundukları dönemi anlamak, riskleri doğru okumak ve geleceğe daha güçlü hazırlanmak için bir arada olduklarını söyledi.</p>
<p>C-SUMMIT’ in, GİFED’in Anadolu’dan yükselen güçlü kadın girişimciliği hareketinin çok kıymetli bir yansıması olduğunu vurgulayan İZİKAD Başkanı Erten, “Artık liderlik yalnızca bugünü yönetmek değil. Liderlik; belirsizlik içinde yön gösterebilmek, hızlı ama sağduyulu karar alabilmek, veriye dayanmak, riskleri önceden okuyabilmek, kaynakları doğru önceliklerle yönetebilmek ve en önemlisi güven inşa edebilmek. C-SUMMIT 2026’nın teması bizler için son derece anlamlıdır: Belirsizlik Çağında Güçlü Liderlik. Bu tema yalnızca şirketler için değil; şehirler, kurumlar, sivil toplum kuruluşları, girişimciler ve bireyler için de yol göstericidir. Çünkü artık dayanıklılık, kriz anında gösterilen bir refleks değil; önceden tasarlanması gereken stratejik bir yetkinliktir” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gifed-c-summit-2026da-belirsizlik-caginda-guclu-liderlik-vurgusu-80598</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/8/1280x720/gifed-c-summit-2026da-belirsizlik-caginda-guclu-liderlik-vurgusu-1780829691.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Girişimci İş Kadınları Federasyonu’nun öncülüğünde ve İzmir İş Kadınları Derneği’nin ev sahipliğinde organize edilen C-Summit 2026 İzmir&#039;de gerçekleşti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cop31-oncesi-isi-pompasina-acil-tesvik-saglanmali-80589</guid>
            <pubDate>Sat, 06 Jun 2026 22:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;COP31 öncesi ısı pompasına acil teşvik sağlanmalı’</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Akdeniz Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Makine Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Atmaca, Türkiye’nin enerji dönüşümü ve arz güvenliği önündeki görünmeyen engellere dikkat çekti.</p>
<p>Şehirlerdeki nüfus artışının su ve elektrik gibi temel kaynakların arz güvenliğini tehdit ettiğini belirten Prof. Dr. Atmaca, gelecek projeksiyonlarının hayati önem taşıdığını vurguladı.</p>
<p><strong>2050 Antalya senaryosu</strong></p>
<p>Tarım ve turizm kenti Antalya’nın sürekli göç aldığını, yüksek büyüme gösterdiğine dikkat çeken Atmaca, 2050 yılı senaryolarını da değerlendirerek, ‘’Kullanılan senaryolara bağlı olarak 2050 yılında Antalya nüfusunun bugüne göre yüzde 35'in üzerinde artabileceği, hatta bazı yüksek büyüme senaryolarında mevcut nüfusun iki katını aşabileceği öngörülmektedir" diye  uyarılarda bulundu.</p>
<p>Türkiye'de tüketilen toplam enerjinin yaklaşık yüzde 40'ının binalarda kullanıldığını ve bunun da yüzde 70'inden fazlasının ısıtma, soğutma, havalandırma ve sıcak su için harcandığına dikkat çeken Prof. Dr. Atmaca, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Binalardaki enerji verimliliği artık bir tercih değil zorunluluk. Isı pompası yüzde 40 daha çevreci. Özellikle Antalya gibi ılıman iklim kuşaklarında ‘havadan suya ısı pompası’ sistemleri doğal gaza güçlü bir alternatif oldu. 200 metrekarelik bir konutun aylık Tüketim Analizinde havadan suya ısı pompası ile aylık 960 kWh elektrik tüketimi oluyor. Doğal gazlı kombi ile aylık 320 metreküp doğal gaz tüketimi var. Mevcut aylık işletme maliyeti ile her iki sistem için de yaklaşık 5.250 TL.’’</p>
<p><strong>Doğal gazı yüzde 40 daha az tüketiyor</strong></p>
<p>İşletme maliyetlerinin eşit görünmesine rağmen arka planda büyük bir enerji tasarrufu olduğunu anlatan belirten Atmaca, sözlerini şöyle sürdürdü.</p>
<p>‘’Isı pompasının tükettiği elektrik, bir doğal gaz çevrim santralinde aslında 200 metreküp gaz kullanılarak üretilebiliyor. Yani ısı pompası, doğal gazlı kombiye göre yüzde 40 daha düşük yakıt tüketimi ve yüzde 40 daha düşük karbon salımı sağlıyor. Ancak doğal gaza uygulanan destekler ve elektrik-gaz fiyat dengesi nedeniyle bu teknik üstünlük son kullanıcının faturasına yansımıyor.’’</p>
<p><strong>Engeller neler?</strong></p>
<p>Teknolojinin yaygınlaşmamasının önünde yüksek ilk yatırım maliyeti ve yeni mevzuatlar olmak üzere iki büyük engel bulunduğuna dikkat çeken Prof. Dr. İbrahim Atmaca, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Doğal gazlı bir sistemin ilk kurulum maliyeti yaklaşık 1.500 dolar seviyesindeyken, ısı pompası sistemlerinde bu rakam 7.000 doları buluyor. İşletme maliyetleri de aynı olunca tüketiciler ısı pompasından uzaklaşıyor. Son yıllarda çatı güneş enerjisi (GES) kullanan villa sahipleri ısı pompasına yöneldi. Ancak lisanssız elektrik üretiminde aylık mahsuplaşmadan saatlik mahsuplaşmaya geçilmesi bu avantajı baltalıyor. Güneşten üretilen elektrik yıllık bazda tüketimi karşılasa bile, ısıtmanın en çok ihtiyaç duyulduğu gece saatlerinde veya bulutlu kış günlerinde elektrik şebekeden çekilmek zorunda kalıyor. Bu da sistemin ekonomik avantajını sınırlandırıyor."</p>
<p><strong>COP31 öncesi acil teşvik şart</strong></p>
<p>Avrupa'da 2025 yılı itibarıyla yıllık ısı pompası satışının 2,6 milyon adede, toplam kurulu sistemin ise 28 milyon adede ulaştığını anımsatan Prof. Dr. Atmaca, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Türkiye’nin de benzer bir ivme yakalaması gerekiyor.  Antalya'da düzenlenecek COP31 İklim Zirvesi öncesinde karbon emisyonlarını düşürmek ve doğal gaz ithalatını azaltmak için çağrıda bulunuyorum. Çözüm olarak enerji verimli sistemleri destekleyecek özel fiyatlandırma mekanizmaları ve vergi indirimleri uygulanması gerekiyor. Çatı GES ve ısı pompası kombinasyonlarını desteklemek adına mahsuplaşma modelleri ve enerji depolama (batarya) çözümleri yeniden yapılandırılması gerektiğini, enerji politikaları sadece üretimi artırmaya değil, tüketim alışkanlıklarını değiştirmeye ve verimli teknolojilere geçişi finansal olarak desteklemeye odaklanılmalı.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cop31-oncesi-isi-pompasina-acil-tesvik-saglanmali-80589</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/9/1280x720/cop31-oncesi-isi-pompasina-acil-tesvik-saglanmali-1780773992.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Atmaca, diğer enerji kaynaklarına göre ısı pompasının daha verimli olduğunu belirterek, COP31 öncesi ısı pompasının yaygınlaştırılması amacıyla acil teşvik modelleri geliştirilmesi gerektiğini bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/is-dunyasinin-dijital-gelecegi-yapay-zeka-zirvesinde-tartisilacak-80587</guid>
            <pubDate>Sat, 06 Jun 2026 22:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> İş dünyasının dijital geleceği Yapay Zekâ Zirvesi’nde tartışılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Sanayici ve İş İnsanları Derneği (ANSİAD) Başkanı Ercan Özbek, uzun süredir üzerinde titizlikle çalışılan ve tüm bölge ekonomisinin merakla beklediği "ANSİAD Yapay Zekâ Zirvesi"nin 9 Haziran 2026 Salı günü 13.00 - 19.00 saatleri arasında Akra Hotel’de düzenleneceğini bildirdi.</p>
<p>Zirvenin, küresel teknoloji liderlerini, yerel dinamikleri, sivil toplum yöneticilerini ve iş dünyasının kanaat önderlerini Antalya’da tek bir çatı altında buluşturacağını belirten Özbek, iş dünyasını zirveye katılıma davet etti. Özbek, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Yapay Zeka Zirvesi kurumsal süreçlerde yaratacağı farkındalığa ve iş dünyası için taşıdığı stratejik önemi çok büyük. Endüstriyel ve ticari alanlarda dijitalleşmenin rolü önemli. Dünya ekonomisi yapay zekâ, büyük veri analitiği ve gelişmiş dil modelleri (LLM) üzerinden yeniden kurgulanırken, Antalya iş dünyası olarak bu yarışın gerisinde kalmamız düşünülemez.’’</p>
<p>ANSİAD olarak uzun süredir çalıştıkları zirveyle, yapay zekânın iş süreçlerinde verimliliği nasıl artırdığını, yasal düzenlemeleri ve üretim entegrasyonlarını tüm hatlarıyla masaya yatıracaklarını vurgulayan Özbek, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Amacımız, bölgemizin sanayicilerini ve girişimcilerini geleceğin teknolojileriyle bugünden buluşturmaktır. Rekabet gücümüzü artıracak bu stratejik dönüşümü birlikte konuşmak ve geleceğin iş modellerini ortak bir akılla şekillendirmek adına tüm sanayicilerimizi, KOBİ yöneticilerimizi, girişimcilerimizi, akademik camiayı 9 Haziran’da gerçekleştireceğimiz bu önemli platformda bir araya gelmeye ve bu dönüşümün bir parçası olmaya davet ediyorum.’’</p>
<p>Teknolojik dönüşümün bölgesel kalkınma politikalarındaki yerini ele almak üzere kamu ve yerel yönetim temsilcilerini ağırlayacak zirvede, küresel teknoloji markaları ve fütüristlerin katılımıyla yapay zekânın dünü, bugünü ve yönetim kurullarına etkisi değerlendirilecek.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/is-dunyasinin-dijital-gelecegi-yapay-zeka-zirvesinde-tartisilacak-80587</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/ANSIAD-Baskani-Ercan-Ozbek-.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İş dünyasının ve üretimin geleceğini derinden sarsan teknolojik dönüşüme öncülük etmeye hazırlanılırken, Antalya Sanayici ve İş İnsanları Derneği tarafından 9 Haziran&#039;da ‘Yapay Zeka Zirvesi’ düzenlenecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/teskden-7200-gun-talebi-80586</guid>
            <pubDate>Sat, 06 Jun 2026 22:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> TESK’ten 7200 gün talebi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu (TESK) Başkan Vekili ve Antalya Esnav ve Sanatkar Odaları (AESOB) Başkanı Adlıhan Dere yaptığı açıklamada, Bağ-Kur’lu esnafın emeklilikte adalet ve hakkaniyet beklediğini belirtti.</p>
<p>Bağ-Kur’lu esnaf ve sanatkarın emeklilikte prim gün sayısının 9 bin günden 7 bin 200 güne düşürülmesine yönelik beklentinin milyonlarca küçük işletme sahibi tarafından yakından takip edildiğini ifade eden Dere, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Mevcut sistemde Bağ-Kur kapsamında sigortalı olan esnaf ve sanatkar, emeklilik hakkı için 9 bin prim gününü tamamlamak zorunda kalırken; SSK’lı çalışanlarda bu süre 7 bin 200 gün olarak uygulanıyor. Aradaki bin 800 günlük fark ise 5 yıla karşılık geliyor. Esnafımızın emeği göz ardı edilmemeli. Bağ-Kur prim gün eşitlemesinin yalnızca teknik bir sosyal güvenlik düzenlemesi olarak görülmemesi gerekir. Bu esnafın emeğine, alın terine ve gelecek güvencesine doğrudan temas eden vicdani bir meseledir. Söz konusu düzenleme esnafa hakkının iadesidir. Mahallemizin ışığını yakan, sokağımıza bereket katan, dükkanının kepengini her sabah umutla açan yerel esnafımızın emeklilikte daha fazla yük taşıması hakkaniyetli bir tablo oluşturmuyor. Esnafımız devletten ayrıcalık değil, çalışma hayatında eşitlik ve adalet istiyor.”</p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın esnafın yanında olduğunu her fırsatta gösterdiğini vurgulayan Adlıhan Dere, şöyle devam etti:</p>
<p>“Esnafımıza her fırsatta sahip çıkan Sayın Cumhurbaşkanımızın bu haklı talebimizi de destekleyeceğine ve gerekli adımları atacağına yürekten inanıyoruz. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımıza da bu süreçteki hassasiyetleri, yapıcı yaklaşımları ve esnafımıza gösterdikleri ilgi için şükranlarımızı sunuyoruz.”</p>
<p>Düzenlemenin hayata geçirilmesi halinde Bağ-Kur’lu esnafın yaklaşık 5 yıl daha erken emeklilik olanağına kavuşacağını kaydeden Dere, ‘’Bu adım, yerel ekonominin taşıyıcı kolonu olan esnafımız için büyük bir nefes olacaktır. Bakkalımız, berberimiz, kasabımız, pazarcımız, tamircimiz, lokantacımız; yani bu şehrin alın teriyle çalışan bütün esnaf ve sanatkarı bu müjdeyi bekliyor. Bizler esnaf teşkilatı olarak bu haklı beklentinin takipçisiyiz. Bağ-Kur’lu esnafımızın prim gün yükünün hafifletilmesi, sosyal güvenlik sisteminde adalet duygusunu güçlendirecektir” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/teskden-7200-gun-talebi-80586</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/6/1280x720/teskden-7200-gun-talebi-1780773448.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bağ-Kur’lu esnaf ve sanatkar, emeklilikte prim gün sayısının 9 bin günden 7 bin 200’e düşürülmesini bekliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kurban-bayrami-ihracati-dusurdu-biber-ihracati-ise-rekor-kiriyor-80585</guid>
            <pubDate>Sat, 06 Jun 2026 22:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Batı Akdeniz&#039;den 5 ayda 1,2 milyar dolarlık ihracat</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Batı Akdeniz İhracatçı Birliği (BAİB) Başkanı Mehmet Ali Can yaptığı açıklamada 2026 Mayıs ayı ihracat rakamlarını değerlendirdi.  Can, mayıs ayında 1 Mayıs İşçi Bayramı, 19 Mayıs Gençlik ve Spor, Atatürk’ü Anma ile Kurban Bayramının hafta içine denk gelmesi ve resmi tatil olması nedeniyle ihracat performansını düşürdüğünü söyledi.</p>
<p>Batı Akdeniz bölgesinden yapılan ihracat geçen yılın aynı ayına göre yüzde 15,12 düştüğünü ve 205 milyon 645 bin dolar ihracat gerçekleştiğini belirten Can, ‘’Bölgemiz ihracatının Mayıs ayında geçen yılın Mayıs ayına göre çift haneli rakamlarda gerilemesinde sadece 14 iş günü çalışılması etkili oldu. Yılın 5 aylık döneminde ise Antalya, Burdur ve Isparta’dan geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1,06 artış ile 1 milyar 198 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirildi’’ dedi.</p>
<p>Mayıs ayında en fazla ihracatı yine yaş meyve sebze sektörünün gerçekleştirdiğine dikkat çeken Can, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Mayıs ayında yaş meyve sebze sektörü 48.8 milyon dolar ihracat gerçekleştirdi. Bunun 13,7 milyon doları biber ihracatından geldi. En fazla yapılan ihracatta 35,6 milyon dolar ile ikinci sırada maden ve doğaltaş-mermer geliyor.  Üçüncü sırada 26,6 milyon dolarlık ihracat ile de ağaç mamulleri ve orman ürünleri sektörü yer aldı.’’</p>
<p><strong>"Biber ihracatı rekor kırıyor"</strong></p>
<p>Batı Akdeniz bölgesinde 1 Ocak – 31 Mayıs tarihleri arasındaki 5 aylık dönemde de 410,5 milyon dolar ile yaş meyve sebze sektörü ihracatta ilk sırada yer aldı.  Biber ihracatı yüzde 34,2 artış ile 157,9 milyon dolar ile biber ihracatı rekor kırıyor. Yılın beş aylık döneminde 188,6 milyon dolar ihracatla maden ve metaller sektörü yer aldı. Üçüncü sırada ise yüzde 1,1 artış ve 139,7 milyon dolar ile ağaç mamulleri ve orman ürünleri sektörü geldi.</p>
<p>Yılın beş aylık döneminde 165 ülke ve bölgeye bin 788 firma ihracat gerçekleştirdi. En fazla ihracat yapılan ülkeler arasında ilk 20 sırada yer alan ülkelere gerçekleştirilen ihracat 850 milyon dolara ulaştı. Batı Akdeniz bölge ihracatı 30 ülkede 10 milyon dolar barajını aştı. Haziran ayında ise ihracatta ilk beş sırada yer alan ülkelere 100 milyon dolar barajını aşması bekleniyor.</p>
<p><strong>Yeni pazarlar için UR-GE projeleri</strong></p>
<p>BAİB Başkanı Mehmet Ali Can, bölge ihracatının artırılması ve yeni pazarların bulunması için doğaltaş ve yaş meyve sebze sektörlerini kapsayan iki UR-GE projesi hazırladıklarını bildirdi. Can, ihracatçıların UR-GE projelerine katılmalarını istedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kurban-bayrami-ihracati-dusurdu-biber-ihracati-ise-rekor-kiriyor-80585</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/5/1280x720/kurban-bayrami-ihracati-dusurdu-biber-ihracati-ise-rekor-kiriyor-1780773343.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Batı Akdeniz Bölgesinden yılın 5 aylık dönemde yüzde 1,06 artış ile 1 milyar 198 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hukumetimiz-tum-imkanlariyla-reel-sektorumuzun-yaninda-80583</guid>
            <pubDate>Sat, 06 Jun 2026 16:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Hükümetimiz tüm imkanlarıyla reel sektörümüzün yanında&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, DEİK 39. Genel Kurulu ve Ustalara Saygı Ödül Töreni'ne katıldı. </p>
<p>Shangri-La Bosphorus İstanbul Otel'de gerçekleştirilen programda konuşan Erdoğan, genel kurulun ülke, millet, iş insanları ve DEİK üyeleri için hayırlara vesile olmasını diledi.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, DEİK'in 41'inci yaşını kutladığını belirterek, "DEİK'e 41 kere maşallah." ifadesini kullandı.</p>
<p>DEİK'te kuruluşundan bugüne görev almış, ülkenin kalkınmasına ve büyümesine omuz vermiş kurul üyelerine şükranlarını sunduğunu söyleyen Erdoğan, hayatını kaybeden üyelere rahmet, hayatta olanlara hayırlı, sağlıklı ve bereketli bir ömür diledi.</p>
<p>Erdoğan, vefa geleneği haline getirilen Ustalara Saygı Ödül Töreni'nin beşincisinin icra edildiğini hatırlatarak, "Başarılarıyla ilham veren, yeni yolları açan, değer üreten, küresel vizyonu milli değerlerle harmanlayan büyük ustalarımızı ayrı ayrı tebrik ediyorum." diye konuştu.</p>
<p>Söz konusu ödüllerin iş dünyasının heyecanını tazelemesini, yeni kuşaklara ilham kaynağı olmasını temenni ettiğini ifade eden Erdoğan, şöyle devam etti:</p>
<p>"Malumunuz ticaret diplomasimizin kamu tarafını Ticaret Bakanlığımız yürütürken, özel sektör kanadını temsil etme görevini DEİK üstleniyor. DEİK 153 iş konseyi, 92 kurucu kuruluşu ve 6 bin üyesiyle Türk özel sektörünün dış ekonomik münasebetlerini başarıyla ifa ediyor. Her fırsatta vurguladığımız üzere Afrika'dan Asya'ya, Güney Amerika'dan Kuzey Amerika'ya bütün buralara yayılan iş konseyleriyle DEİK, aynı zamanda ülkemiz özel sektörünün dünyaya açılan bir kapısıdır. Kamu-özel dayanışması ve ortaklığının en güzel örneklerinden biri olan DEİK'in küresel ölçekteki başarılarıyla daima kıvanç duyduk. Türkiye ile dünya arasında kurduğu ticaret köprülerini gönül köprüleriyle de perçinleyen DEİK'e hükümetlerimiz döneminde her türlü desteği verdik, veriyoruz."</p>
<p>Türk dış politikasının temelinde Hazreti Mevlana'nın "pergel" metaforunun bulunduğunu söyleyen Erdoğan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Pergelin bir ucunu bu topraklara sabitlerken, diğeriyle cihanı kucaklamayı, yakın uzak demeden tüm kıtaları kuşatmayı görev biliyoruz. İç siyasette Ankara'ya sıkışıp kalmadığımız gibi, dış politikada korkular, düşmanlıklar, ön yargılarla hareket etmedik. Komşularımızdan başlayarak tüm ülkelerle ilişkilerimizi 'karşılıklı saygı' ve 'kazan kazan' temelinde geliştirmenin çabası içinde olduk. İhtilaflar yerine müştereklerimizi çoğaltmaya odaklandık. Afrika, Latin Amerika ve Asya gibi daha önce ihmal edilmiş coğrafyalarla ilişkilerimizde yeni açılımlara imza attık. Vizeleri kaldırarak, diplomatik misyonlarımızın sayısını artırarak başta yakın çevremiz olmak üzere dünyanın birçok bölgesiyle ticari, beşeri, kültürel ve ekonomik münasebetlerimizi güçlendirdik."</p>
<p>Erdoğan, sadece 2025 yılında kendisinin 22 ülkeye ziyaret gerçekleştirdiğini, 26 zirveye iştirak ettiğini söyledi.</p>
<p>Türkiye'de 136 misafiri ağırladıklarını belirten Erdoğan, 84 yurt dışı ve yurt içi görüşme gerçekleştirdiklerini, 134 kabul yaptıklarını ifade etti.</p>
<p>Erdoğan, bu yoğun trafiğe yüzlerce telefon görüşmesinin dahil olmadığına dikkati çekerek, "Bir yandan yurt içinde il ziyaretleri, açılış törenleri, toplantılar, zirveler vasıtasıyla vatandaşlarımızla kucaklaşırken, eser ve hizmet siyasetimizi aralıksız sürdürürken diğer yandan da Türkiye'nin önünü açacak, ülkemizin daha büyük atılım yapmasını sağlayacak, Türkiye'yi bölgesel ve küresel anlamda daha güçlü bir aktör haline getirecek hamlelerimize yenilerini eklemeye devam ettik." diye konuştu.</p>
<p>Gittiği hemen her yerde DEİK üyelerinin yatırımlarına tanık olduğunu vurgulayan Erdoğan, çalışıp didinerek kurulan ticaret köprülerini bizzat müşahede ettiğinin altını çizdi.</p>
<p><strong>"DEİK'le birlikte yol yürümeye, dayanışma içinde hareket etmeye devam edeceğiz"</strong></p>
<p>Erdoğan, DEİK'in Türkiye'yi ve Türk milletini başarıyla temsil ettiğine şahitlik ettiğini ifade etti.</p>
<p>Ay-yıldızlı bayrağın sadece diplomatik misyonlarında değil, Türk iş çevrelerinin oralardaki yatırımlarında, farklı ülkelerde başlattıkları projelerde de dalgalandığını görmekten çok ama çok kıvanç duyduğunu dile getiren Erdoğan, "El ele verdik, omuz omuza verdik, gönül birliği yaptık ve Türkiye'yi daha önce hiç tecrübe etmediği seviyelere sizlerle birlikte taşıdık. Türkiye'nin gururu olduğunuz için, yerli üretim mallarımızın kalitesini dünyanın dört bir yanına ulaştırdığınız için sizleri yürekten tebrik ediyorum. Bilmenizi isterim ki 23 yıldır olduğu gibi önümüzdeki dönemde de DEİK'le birlikte yol yürümeye, dayanışma içinde hareket etmeye devam edeceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türkiye'nin iktidarları döneminde nereden nereye geldiğini katılımcıların çok iyi bildiklerini belirten Erdoğan, darbe girişimlerinden ekonomilerini hedef alan sabotajlara, depremlerden bölgesel savaşlara kadar bir başka ülkenin başına gelse yere serecek nice badireyi nasıl alınlarının akıyla atlattıklarına şahit olduklarını anlattı.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin yıldan yıla artan başarı grafiğini rakamların da ortaya koyduğuna işaret ederek, "2025 yılında mal ve hizmet ihracatımız 395,9 milyar dolarla Cumhuriyet tarihimizin rekorunu kırdı. 2002 yılında yalnızca 36 milyar dolar olan mal ihracatımız 2025 itibarıyla 273,3 milyar dolara yükseldi. Hizmet ihracatımız ise 2002 yılındaki 14 milyar dolardan geçen yıl 122,6 milyar dolara ulaştı. Küresel mal ihracatındaki payımız yüzde 0,55'ten yüzde 1,07'ye, hizmet ihracatımızdaki payımız da yüzde 0,89'dan yüzde 1,31'e çıktı." bilgisini verdi.</p>
<p><strong>"Savunma ihracatımızda yılın ilk 5 ayında yüzde 29,5 artış oldu"</strong></p>
<p>Bir diğer başarılarının orta ve yüksek teknolojili ürünlerin ihracatlarındaki payının artması olduğunu aktaran Erdoğan, şöyle devam etti:</p>
<p>"2002 yılında 10 milyar dolar olan orta yüksek ve yüksek teknolojili ürün ihracatımız 2025 yılında 112 milyar dolara yükseldi. Bu olumlu tablo 2026 yılında da devam etmektedir. Yıllıklandırılmış orta yüksek ve yüksek teknolojili imalat sanayi ürünleri ihracatımız 114,4 milyar dolara ulaşmıştır. Savunma ve havacılık ihracatımız son 23 yılda yüzde 40'tan fazla artarak 2025 yılında 10 milyar doları aşmıştır. Yüksek katma değerli üretimimizin sembolü olan bu alandaki ivmenin çok güçlü biçimde devam ettiğini görüyoruz. Son verilere göre, savunma ve havacılık ihracatı ocak-mayıs döneminde yüzde 29 artışla 3 milyar 863 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. Allah'a hamdolsun. Böylece savunma ihracatımızda yılın ilk 5 ayında yüzde 29,5 artış oldu. Yıllık 248 milyon dolar savunma sanayi ihracatından aynı sektörde aylık 992 milyon dolar ihracat yapan seviyeye geldik."</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, mayıs ayında tatil etkisiyle dış ticaret verilerinde geçici bir yavaşlama yaşandığını ancak ihracatın ithalatı karşılama oranının ise yükseldiğini belirterek, "Daha da önemlisi orta yüksek ve yüksek teknolojili ürünlerin ihracatımız içindeki payı yüzde 44'e ulaştı. Haziran ayında takvim etkisinin ortadan kalkmasıyla birlikte ihracatta yeniden güçlü bir ivme yakalayacağımıza inanıyoruz. Büyüme cephesindeki müspet seyir halen devam ediyor. Gelişmiş ülkeler dahil dünyanın tamamını etkileyen sancılı atmosfere rağmen Türkiye olarak büyümemizi 23 çeyrektir kesintisiz sürdürüyoruz." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p>Erdoğan, İran savaşının tetiklediği küresel krizin enerji fiyatlarında sebep olduğu şok dalgalarının sakinleşmesiyle enflasyon tarafında da umut ettikleri oranları yakalamayı temenni ettiklerini dile getirdi.</p>
<p>Bir gerçeğin altını önemle çizmek istediğini belirten Erdoğan, "Küresel ekonominin içinden geçtiği belirsizlik ikliminde ülkemizin en büyük şansı hükümetlerimiz döneminde 2002'den itibaren ağır bedeller ödeyerek sağladığımız istikrar ve güven ortamıdır. İstikrar ve güven ortamının varlığı ne kadar çetrefil olursa olsun her türlü sorunun çözümünü ya da çözüm yoluna girmesini kolaylaştırmaktadır. Dahası Türkiye'de iş başında deneyimli ufuk ve vizyon sahibi eş güdümü güçlü kadroların bulunması tüm bu küresel ve bölgesel meydan okumaları yönetmede ülkemize tarihi bir avantaj kazandırmaktadır." dedi.</p>
<p><strong>"Kimseden çekinmeden hakkı ve adaleti savunuyoruz"</strong></p>
<p>Erdoğan, Türkiye'nin siyasette istikrarın sunduğu asimetrik imkanlardan faydalanırken dünyanın birçok ülkesinde temel sorunun görevde yılını bile tamamlamadan dağılan kelebek ömürlü hükümetler meselesi olduğunu ifade etti.</p>
<p>Kendilerinin 70'ler ve 90'larda çok sık yaşadıkları, 2002'yle beraber çözüme kavuşturdukları bu problemle bugün Batılıların yüzleştiğini vurgulayan Erdoğan, "Bunun bir neticesi olarak onlar tek bir krizle dahi doğru düzgün baş edemezken biz farklı cephelerde aynı anda pek çok sorunla mücadele ediyor, bunları başarıyla yönetebiliyoruz. Ülkemizi çatışmalardan uzak tutarken barış çabalarında aktif görev alıyor, kimseden çekinmeden hakkı ve adaleti savunuyoruz." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Hükümetimiz tüm imkanlarıyla reel sektörümüzün yanında"</strong></p>
<p>Erdoğan, sahadaki gücünü masada da hissettiren Türkiye gerçeğini artık dost ve düşman herkesin kabul etmek zorunda kaldığını söyledi.</p>
<p>Erdoğan, Türkiye'nin terör, vesayet ve istikrarsızlık gibi kronik sorunlarını çözdükçe küresel ölçekte marka değerini de artırdığını belirterek, iş dünyasının istikrar ve güven ortamının muhafazası noktasındaki hassasiyetini bu bakımdan çok anlamlı bulduğunu ifade etti.</p>
<p>Hem iktidar hem ittifak olarak kendilerinin de bu iklimin korunması ve güçlendirilmesi için üzerlerine düşenleri yapmaya devam edeceklerinin altını çizen Erdoğan, "Küresel ve bölgesel krizlerin eksik olmadığı bu dönemde, hükümetimiz tüm imkanlarıyla reel sektörümüzün yanındadır." diye konuştu.</p>
<p>Erdoğan, Türkiye için üreteni, millete istihdam sağlayanı, Türk malı ürünleri dünyanın her köşesine ulaştıran ihracatçıları yalnız bırakmadıklarını kaydederek, "Eximbank'ın sermayesini 13,8 milyar liradan 100 milyar liraya çıkardık. Bankamızın kredi ve sigorta desteği bu yılın ilk 5 ayında yüzde 31 artışla 26 milyar dolara ulaştı. İnşallah yıl sonunda bankamız 60 milyar dolarlık destekle rekor kıracak. Merkez Bankamızın kullandırdığı reeskont kredileri ise son 1 yılda 1 trilyon 267 milyar lira oldu. Bunun yanında ihracatçılarımıza döviz dönüşüm desteği veriyor, üretim ve rekabet güçlerini desteklemeyi sürdürüyoruz. Küresel enerji fiyatlarındaki artışlara rağmen eşel mobil sistemiyle vatandaşlarımızı ve üreticilerimizi koruyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türkiye'nin imalat sanayinde, elektrik ve doğal gaz maliyetlerinde Avrupa'nın en avantajlı ülkeleri arasında olduğunu dile getiren Erdoğan, "Sanayide yüksek katma değerli üretimi teşvik etmek için Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi ve HIT-30 programlarımızı daha önce devreye almıştık. Emek yoğun sektörlerimizi ücret ve taşıma destekleri ile güçlendiriyoruz. Finansmana erişim konusunda yaşanan güçlüklerin farkındayız. Pazartesi günü yaptığımız kabine toplantımızda Türk ekonomisinin güncel durumunu masaya yatırırken finansman meselesini de etraflıca ele aldık. Bununla ilgili geçmiş tecrübeleri de göz önünde bulundurarak kapsamlı bir çalışma yapılması için ekonomi yönetimine gerekli talimatları verdik." şeklinde konuştu.</p>
<p>Erdoğan, finansmana erişim ne kadar önemliyse bu kaynakların doğru yerde, doğru biçimde kullanılmasının da o derece önemli olduğunun altını çizerek, "Biz, ülkemizin kıt kaynaklarının verimsiz alanlara değil, üretime, ihracata, yatırıma ve sanayiye gitmesini arzu ediyoruz." dedi.</p>
<p><strong>"İhracatın belirleyicisi dış taleptir"</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, ticaret hayatının birincil kuralının, ürünü satacak pazar bulmak olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:</p>
<p>"İhracatın belirleyicisi dış taleptir. Kalıcı başarı palyatif çözümlerle değil, yeni müşterilerle, yeni pazarlarla ve güçlü ticari ilişkilerle gelir. DEİK başta olmak üzere iş dünyamızın yeni pazarlara açılmalarına büyük önem veriyoruz. Bu konuda sizden gelecek her türlü öneriye de açığız. Kıymetli dostlar, şunu bir defa herkesin bilmesini isterim. Gerek ekonomik gerek ticari gerekse diplomatik olarak etrafımızı saran toz bulutu dağıldığında, bunun en büyük kazananı Türkiye olacaktır. İnşallah krizleri değil, fırsatları konuşacağımız bir döneme gireceğiz. Perşembe günü yürürlüğe giren paketimiz bunun bir parçasıdır. İstanbul Finans Merkezi'ni küresel yatırımın, uluslararası ticaretin, finansal hizmetlerin bölgesel üssüne dönüştürmeyi hedefliyoruz. Burada sunulan finansal hizmetlerden elde edilen kazançları 20 yıl boyunca vergiden muaf tutuyoruz."</p>
<p>Uluslararası ticaret yapan şirketler için de çok güçlü teşvikler getirdiklerini anlatan Erdoğan, "Transit ticaret faaliyetlerini İstanbul Finans Merkezi üzerinden yürüten şirketler kurumlar vergisi ödemeyecek. Üstelik bu yaklaşımı yalnızca İstanbul ile sınırlamıyoruz. Türkiye'nin dört bir yanında transit ticaretten elde edilen kazançların yüzde 95'ini vergi dışı bırakıyoruz." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Sizler de yeni ve güçlü Türkiye'nin büyüme hikayesinin bir parçası olun"</strong></p>
<p>Erdoğan, üreticiler için de tarihi bir adım attıklarını dile getirerek, şöyle konuştu:</p>
<p>"Sanayi imalatında ve tarımsal üretimde uygulanan kurumlar vergisi oranını yarıya indirdik. Sanayicilerimiz ve çiftçimiz artık yüzde 12,5 kurumlar vergisi ödeyecek. Dünyanın dört bir yanında faaliyet gösteren şirketleri, bölgesel yönetim merkezlerini Türkiye'ye taşımaya davet ediyoruz. Bizim mesajımız çok açık, 'Operasyonlarını Türkiye'den yönet, avantajlardan yararlan.' Ayrıca dünyanın farklı ülkelerindeki yatırımcılara, girişimcilere ve yurt dışında yaşayan vatandaşlarımıza da yeni bir çağrı yapıyoruz. Türkiye'ye gelin, Türkiye'ye yerleşin. Sizler de yeni ve güçlü Türkiye'nin büyüme hikayesinin bir parçası olun."</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'ye yerleşen yabancılar ve yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının belirli şartları sağlamaları halinde yurt dışından elde ettikleri gelirler için 20 yıl boyunca vergi ödemeyeceklerinin altını çizerek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye'yi sadece yatırım yapılan değil, inşallah yatırımın yönetildiği, ticaretin yönlendirildiği, sermayenin buluştuğu küresel bir merkez haline dönüştürmekte kararlıyız. Bu vesileyle DEİK ailemize de bir çağrıda bulunmak istiyorum. Sizler hem iş insanı hem de Türkiye'nin ticaret elçilerisiniz. Ülkemizin potansiyelini ve sunduğu fırsatları dünyaya en iyi anlatacak olan sizlersiniz. Sizlerden bu konuda destek bekliyoruz. DEİK'le el ele vererek Türkiye'yi üretimde, ticarette ve yatırımlarda çok daha güçlü bir konuma taşıyacağımıza yürekten inanıyorum."</p>
<p>DEİK 39. Olağan Genel Kurulu'nun Türkiye'ye, iş dünyasına ve DEİK ailesine hayırlı, uğurlu olmasını dileyen Erdoğan, ödüle layık görülen ustaları tebrik ederek konuşmasını tamamladı.</p>
<p><strong>Programdan notlar</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşması öncesinde, TUSAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Cihad Vardan'a ödülünü takdim etti.</p>
<p>Törene, Adalet Bakanı Akın Gürlek, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, İletişim Başkanı Burhanettin Duran, AK Parti Genel Başkan Yardımcıları Fatma Betül Sayan Kaya ve Nihat Zeybekci de katıldı.</p>
<p>Program sonunda, Ticaret Bakanı Ömer Bolat ve DEİK Başkanı Nail Olpak günün anısına Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hediye verdi.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hukumetimiz-tum-imkanlariyla-reel-sektorumuzun-yaninda-80583</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/3/1280x720/56-1780754571.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ DEİK 39. Genel Kurulu&#039;nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan &quot;Küresel ve bölgesel krizlerin eksik olmadığı bu dönemde, hükümetimiz tüm imkanlarıyla reel sektörümüzün yanındadır.&quot; dedi. Finansmana erişim konusunda yaşanan güçlüklerin farkında olduklarını söyleyen Erdoğan, &quot;Pazartesi günü yaptığımız kabine toplantımızda Türk ekonomisinin güncel durumunu masaya yatırırken finansman meselesini de etraflıca ele aldık. Bununla ilgili geçmiş tecrübeleri de göz önünde bulundurarak kapsamlı bir çalışma yapılması için ekonomi yönetimine gerekli talimatları verdik.&quot; ifadelerini kullandı. Erdoğan, &quot;Dünyanın dört bir yanında faaliyet gösteren şirketleri, bölgesel yönetim merkezlerini Türkiye&#039;ye taşımaya davet ediyoruz. Bizim mesajımız çok açık, &#039;Operasyonlarını Türkiye&#039;den yönet, avantajlardan yararlan.&#039; Ayrıca dünyanın farklı ülkelerindeki yatırımcılara, girişimcilere ve yurt dışında yaşayan vatandaşlarımıza da yeni bir çağrı yapıyoruz.&quot; diye konuştu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
