<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/gorgun-tedarikten-teknoloji-ihracina-62-projeden-1500-projeye-gelindi-91645</guid>
            <pubDate>Sat, 07 Nov 2026 16:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Tedarikten teknoloji ihracına, 62&#039;den 1500 projeye gelindi&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Savunma Sanayii Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı olarak 7 Kasım 1985’te kurulan, sonrasında Savunma Sanayii Müsteşarlığı olarak yapılandırılan Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile Cumhurbaşkanlığı’na bağlı Başkanlık olarak yeni yapısına ulaşan Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) 41. Yaşını kutluyor.</p>
<p>Başkanlık, merkezi olarak güvenlik alanındaki ihtiyaçları üretme, tedarik etme ve tüm süreçleri koordine etme görevi verilen Savunma Sanayii Başkanlığı gelinen aşamada, Başkanlığın ana faaliyetinin artık tedarik olmadığını, mevcut ihtiyaçlar yanında geleceğin ihtiyaçlarının da gözetildiği bir üretim ekosisteminin yönetimine dönüştü. </p>
<p>Savunma Sanayii Başkanlığı, 41. Kuruluş Yıldönümü nedeniyle yazılı bir açıklama yaptı. SSB Başkanı Haluk Görgün, bu açıklamada, “Bir zamanlar yalnızca tedarik eden Türkiye'den, bugün tasarlayan, geliştiren, üreten, entegre eden ve ihraç eden Türkiye'ye geldik. Savunma Sanayii Başkanlığımız, yalnızca tedarik yapan bir kurum değil; ihtiyaç makamlarını, kamu kuruluşlarını, özel sektörü ve üniversiteleri ortak hedefler etrafında buluşturan, Ar-Ge'den tasarıma, üretimden ihracata kadar bütün süreçleri koordinasyon içinde yürüten, dünyada benzerine az rastlanan özgün bir kurumsal yapıdır. Bugün bu modelimizin farklı ülkeler tarafından da örnek alınması, 41 yıllık kurumsal birikimimizin ve savunma sanayii ekosistemimizin ulaştığı seviyenin önemli bir göstergesidir.” değerlendirmesinde bulundu. </p>
<p><strong>Yerlilik oranı yüzde 80’in üstünde</strong></p>
<p>Görgün değerlendirmesinde ana dönüşümlerden birinin ihtiyaçların yerli üretimle karşılanmasında yaşandığını, bu oranının yüzde 20’lerden yüzde 80’in üzerine taşındığını hatırlatarak, insansız hava araçlarından millî savaş gemilerine, hava savunma sistemlerinden elektronik harp teknolojilerine kadar geniş bir yelpazede özgün kabiliyetler kazanıldığını belirtti. Görgün, “Bir zamanlar yalnızca tedarik eden Türkiye'den, bugün tasarlayan, geliştiren, üreten, entegre eden ve ihraç eden Türkiye'ye geldik.” yorumunu yaptı.</p>
<p><strong>Geçen süreçte SSB ve sektörün büyümesi</strong></p>
<p>Açıklamada, savunma ve havacılık sektörünün geçtiği süreç de değerlendirildi. Bu kapsamda, 2000’li yılların başında 62 adet olan yürütülen projenin hali hazırda 1500’e, bu projelerin hacminin de 5,5 milyar dolardan 100 milyar doların üzerine çıktığı vurgulandı. </p>
<p>Sektörün yıllık 3,5 milyar dolar Ar-Ge harcaması yaptığı, ihracatın Ekim 2026 itibariyle yıllıklandırılmış olarak 11,3 milyar dolara ulaştığı kaydedildi. <br />Sektörde istihdam 135 bini aşarken, 2028 itibariyle 158 bin kişilik istihdam hedefleniyor. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/gorgun-tedarikten-teknoloji-ihracina-62-projeden-1500-projeye-gelindi-91645</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/5/1280x720/gorgun-1794059154.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savunma Sanayii Başkanlığı’nın 41. kuruluş yıl dönümünü kutlayan Başkan Görgün, “Bir zamanlar yalnızca tedarik eden Türkiye&#039;den, bugün tasarlayan, geliştiren, üreten, entegre eden ve ihraç eden Türkiye&#039;ye geldik.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uludagda-kis-kendini-gosterdi-pistler-beyaza-burundu-91644</guid>
            <pubDate>Sat, 07 Nov 2026 15:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uludağ’da kış kendini gösterdi, pistler beyaza büründü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Uludağ’da etkisini gösteren kar yağışıyla birlikte yollar adeta beyaza bürünürken, bölgede trafik güvenliğinin sağlanması amacıyla jandarma ekipleri harekete geçti. Bursa Büyükşehir Belediyesi ve Karayollarına bağlı ekipler, sürücüleri kış şartlarına karşı uyarırken araçlarda kış lastiği kontrolü gerçekleştirdi. Kış lastiği bulunmayan araçların ise bölgeye çıkışına izin verilmeyerek geri çevrildi. Yağışla birlikte 1’inci ve 2’nci Oteller Bölgesi’ndeki pistler beyaza büründü. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aef1f48f2742-1794056008.jpg" alt="" width="478" height="850" /></p>
<h2><strong>"Hava sıcaklığı sıfırın altında 4 derece"</strong></h2>
<p>Yolların kapanmaması için Karayolları 14’üncü Bölge Müdürlüğü ekipleri çalışmalarını sürdürüyor. Hava sıcaklığının sıfırın altında 4 derece olarak ölçüldüğü Uludağ’da, kar yağışının aralıklarla devam etmesi bekleniyor. Kar yağışını görmek isteyen vatandaşlar, beyaza bürünen bölgede hareketlilik oluşturdu. Jandarma ekiplerinin denetimleri sürerken, sürücülere kış şartlarına uygun ekipmanlarla yola çıkmaları konusunda uyarılarda bulunuldu. Öte yandan karla kaplanan yolları açmak için kar küreme araçları sabahın ilk ışıklarına dek yolu açmak için çalıştı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uludagda-kis-kendini-gosterdi-pistler-beyaza-burundu-91644</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/4/1280x720/uludagda-kis-kendini-gosterdi-pistler-beyaza-burundu-1794056040.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kış turizminin önemli merkezlerinden Uludağ’da kar yağışı başladı. Hava sıcaklığının sıfırın altında 4 derece olduğu zirvede, yağışın aralıklarda devam etmesi bekleniyor. Kar yağışını fırsat bilen bazı vatandaşlar Uludağ’a akın ederken, jandarma ekipleri de kış şartlarına karşı denetimlerini artırdı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/arikan-hedefimiz-samautonun-yerlilik-oranini-yuzde-30un-uzerine-cikarmak-91646</guid>
            <pubDate>Sat, 07 Nov 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Arıkan: Hedefimiz, SamAuto&#039;nun yerlilik oranını yüzde 30&#039;un üzerine çıkarmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Anadolu Isuzu, Özbekistan merkezli ticari araç üreticilerinden SamAuto'nun yüzde 75,2 hissesini devralmasıyla başlattığı yurt dışı üretim tesisi yatırımıyla Orta Asya ve Afrika pazarlarında büyümeyi hedefliyor.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre yaklaşık 45 yıllık üretim deneyimi, AR-GE yetkinlikleri ve geniş ürün gamıyla küresel büyümesini sürdüren şirket, 4 kıtada 45'i aşkın ülkenin ihtiyaçlarına yönelik ulaşım çözümleri sunuyor.</p>
<p>İlk yurt dışı üretim tesisi yatırımı olan Özbekistan'daki SamAuto'nun satın alınmasıyla Orta Asya'daki varlığını güçlendiren markanın, büyüyen ekonomisi, gelişen otomotiv pazarı ve çevre ülkelere erişim imkanı dolayısıyla bu ülkeyi stratejik merkez olarak konumlandırdığı bildirildi.</p>
<p>SamAuto'nun toplam 175 bin metrekarelik alana yayılan üretim tesisinde otobüs, kamyon ve pikap segmentlerinde 60'tan fazla modelin yanı sıra 35'in üzerinde farklı tipte özel amaçlı araç üstyapısı bulunuyor.</p>
<p>Anadolu Isuzu Genel Müdürü Tuğrul Arıkan, Özbekistan'ın önde gelen ticari araç üreticilerinden SamAuto'nun yüzde 75,2 hissesini devralmalarının, uluslararası büyüme stratejilerinde önemli bir kilometre taşı olduğunu söyledi.</p>
<p>Arıkan, Özbekistan'ın yatırım açısından taşıdığı değere dikkati çekerek, SamAuto'nun gerçekleştirdikleri ilk yurt dışı üretim tesisi yatırımı olduğunu belirtti.</p>
<p>SamAuto'yu bünyelerine katarak üretim kapasitelerini genişletirken Orta Asya'daki varlıklarını da güçlendirdiklerini vurgulayan Arıkan, şöyle devam etti:</p>
<p>"Anadolu Isuzu'nun mühendislik bilgi birikimini, üretim deneyimini ve teknolojik altyapısını SamAuto'nun üretim kabiliyetiyle buluşturarak bölgede güçlü ve sürdürülebilir bir üretim ekosistemi oluşturmayı hedefliyoruz. Bu yatırımı Türkiye ile Özbekistan arasındaki sanayi işbirliğini geliştiren, yerel tedarik zincirini güçlendiren ve uzun vadeli değer yaratan stratejik bir hamle olarak görüyoruz."</p>
<p>Arıkan, şirketin Özbekistan ve Orta Asya'daki hedeflerini Anadolu Grubu'nun "Vizyon 2035" stratejisi doğrultusunda şekillendirdiklerini ifade ederek, önceliklerinin SamAuto'yu bölge için stratejik üretim ve tedarik merkezi haline getirmek olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>"SamAuto'da yerlilik oranını yüzde 30'un üzerine çıkarmayı hedefliyoruz"</strong></p>
<p>Arıkan, yatırım yaptıkları coğrafyalarda kalıcı değer üretmeyi amaçladıklarını dile getirdi.</p>
<p>"Türkiye'de yıllar içinde oluşturduğumuz güçlü yerli yan sanayi ekosistemini Özbekistan'da da geliştirmek istiyoruz." diyen Arıkan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu kapsamda temel hedeflerimizden biri, SamAuto'nun otobüs, kamyon ve pikap üretiminde yerlilik oranını yüzde 30'un üzerine çıkarmak. Yerel bilgi birikimini uluslararası deneyim ve teknolojiyle buluşturarak daha güçlü ve sürdürülebilir bir yapı oluşturacağımıza inanıyoruz. Bölgesel liderlik hedefimiz doğrultusunda Orta Asya'da modern ulaşım çözümlerini daha erişilebilir kılarken uluslararası ölçekte daha güçlü bir üretim ve inovasyon ağı kurmayı hedefliyoruz."</p>
<p>Arıkan, SamAuto yatırımıyla Orta Asya başta olmak üzere Doğu Avrupa ve Afrika pazarlarına hızlı erişim sağlayacak bölgesel üretim altyapısı kurduklarını söyledi.</p>
<p>Yerinde üretim modeliyle operasyonel verimliliği artırdıklarını ve farklı pazarların değişen ihtiyaçlarına hızla yanıt verdiklerini belirten Arıkan, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>"Özbekistan'ın üretim ve lojistik avantajlarından yararlanarak yüksek büyüme potansiyeline sahip pazarlardaki rekabet gücümüzü artırmayı amaçlıyoruz. Halihazırda 9 ülkeye ihracat gerçekleştiren SamAuto'nun Afrika ve Orta Doğu ülkelerine açılarak ihracat pazarlarını genişletmesini planlıyoruz. Orta vadeli stratejimizin önemli unsurlarından birini, SamAuto'nun üretim ve tedarik kapasitesinin geliştirilmesi oluşturuyor. Bu doğrultuda yerel üretim yetkinliklerini artırmaya, tedarik kaynaklarını çeşitlendirmeye ve uzun vadeli işbirliklerine dayanan güçlü bir ekosistem kurmaya odaklanıyoruz."</p>
<p>Ticari araç sektörünün teknolojik yenilikler doğrultusunda kapsamlı dönüşümden geçtiğine dikkati çeken Arıkan, güçlü AR-GE yetkinlikleriyle bu sürecin aktif parçası olduklarını dile getirdi.</p>
<p>Özbekistan tesislerinde bilgi ve teknoloji transferini hızlandırdıklarını vurgulayan Arıkan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>"Önceliklerimiz arasında yerel tedarik zincirinin geliştirilmesi, üretim yetkinliklerinin güçlendirilmesi ve sürdürülebilir bir üretim ekosisteminin oluşturulması bulunuyor. Bu kapsamda Türkiye ve Özbekistan'daki şirketler arasındaki sanayi işbirliğini geliştirmeye yönelik çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Önümüzdeki dönemde Orta Asya'da modern ulaşım çözümlerini daha erişilebilir kılma ve uluslararası ölçekte güçlü bir üretim ve inovasyon ağı oluşturma hedefimiz doğrultusunda çalışmalarımıza devam edeceğiz."</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/arikan-hedefimiz-samautonun-yerlilik-oranini-yuzde-30un-uzerine-cikarmak-91646</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/9/1280x720/tugrul-arikan-1759230007.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye&#039;de yıllar içinde oluşturdukları güçlü yerli yan sanayi ekosistemini Özbekistan&#039;da da geliştirmek istediklerini belirten Anadolu Isuzu Genel Müdürü Tuğrul Arıkan, &quot;Bu kapsamda temel hedeflerimizden biri, SamAuto&#039;nun otobüs, kamyon ve pikap üretiminde yerlilik oranını yüzde 30&#039;un üzerine çıkarmak. Yerel bilgi birikimini uluslararası deneyim ve teknolojiyle buluşturarak daha güçlü ve sürdürülebilir bir yapı oluşturacağımıza inanıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turk-telekoma-patent-odulu-91647</guid>
            <pubDate>Sat, 07 Nov 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türk Telekom&#039;a patent ödülü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Telekom'un, 2025 yılında yerli patent ve faydalı model başvurularında firmalar kategorisinde elde ettiği birincilik dolayısıyla Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT) tarafından ödüllendirildiği bildirildi.</p>
<p>Türk Telekom CEO'su Ebubekir Şahin, Türk Patent ve Marka Kurumu Başkanı Muhammed Zeki Durak'ı şirketin İnovasyon ve Test Merkezi'nde ağırladı.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre ziyarette, Türk Telekom'un merkezde yürüttüğü AR-GE çalışmaları ve geliştirdiği yeni nesil teknolojik çözümler konusunda bilgi paylaşılırken şirketin 2025 yılı yerli patent ve faydalı model başvurularında firmalar kategorisinde elde ettiği birinciliği belgeleyen ödül de Durak tarafından Şahin'e takdim edildi.</p>
<p>Türk Telekom CEO'su Ebubekir Şahin, sosyal medya hesabında yayımladığı mesajda şunları kaydetti:</p>
<p>"Ülkemizin inovasyon kapasitesinin güçlenmesine kıymetli katkılar sunan Türk Patent ve Marka Kurumu Başkanı Muhammed Zeki Durak'ı Türk Telekom İnovasyon ve Test Merkezimizde ağırlamaktan memnuniyet duyduk. Merkezimizde yürüttüğümüz AR-GE çalışmalarını ve geliştirdiğimiz yeni nesil çözümleri paylaştığımız bu ziyarette, 2025 yılı yerli patent ve faydalı model başvurularında firmalar kategorisindeki birinciliğimizi belgeleyen ödülümüzü de kendilerinden aldık. Yerli mühendislerimizin bilgi birikimi, emeği ve yenilikçi fikirleriyle elde ettiğimiz bu başarıdan gurur duyuyoruz. Çalışma arkadaşlarımızın gayretiyle 2026’da da liderliğimizi sürdüreceğimize yürekten inanıyorum. Sayın Durak'a nazik ziyaretleri ve kıymetli değerlendirmeleri için teşekkür ediyorum. Ülkemiz için üretmeye, yerli ve milli teknolojiler geliştirmeye ve Milli Teknoloji Hamlesi'ne güç katmaya devam edeceğiz."</p>
<p>Türk Patent ve Marka Kurumu Başkanı Muhammed Zeki Durak da sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Türk Telekom CEO'su Sayın Ebubekir Şahin ile bir araya geldik. 2025 yılında en fazla yerli patent ve faydalı model başvurusu yapan, aynı zamanda yapay zeka alanında en fazla patent başvurusu gerçekleştiren şirket olan Türk Telekom'un başarı belgesini, şirket adına Sayın Ebubekir Şahin’e takdim ettim.</p>
<p>Ziyaretimiz kapsamında Türk Telekom 6G Araştırma Merkezi'nde 6G ve yeni nesil yerli teknolojiler alanında yürütülen çalışmaları yerinde inceledik. Türk Telekom'u başarılarından ve Milli Teknoloji Hamlesi’ne sunduğu katkılardan dolayı tebrik ediyor, Sayın Ebubekir Şahin'e nazik misafirperverlikleri için teşekkür ediyorum."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turk-telekoma-patent-odulu-91647</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/7/1280x720/34-1794061374.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Telekom CEO&#039;su Ebubekir Şahin, &quot;Merkezimizde yürüttüğümüz AR-GE çalışmalarını ve geliştirdiğimiz yeni nesil çözümleri paylaştığımız bu ziyarette, 2025 yılı yerli patent ve faydalı model başvurularında firmalar kategorisindeki birinciliğimizi belgeleyen ödülümüzü de kendilerinden aldık.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/borsa/borsa-haftayi-yuzde-672-artisla-kapatti-91636</guid>
            <pubDate>Sat, 07 Nov 2026 11:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsa, haftayı yüzde 6,72 artışla kapattı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsa İstanbul'da BIST 100 endeksi, haftayı yüzde 6,72 artışla 11.482,60 puandan tamamladı.</p>
<p>Endeks, hafta içinde en düşük 10.626,34 puanı, en yüksek 11.617,00 puanı gördü.</p>
<p>Borsa İstanbul'da aynı dönemde mali endeks yüzde 9,21 artışla 13.532,30 puana, sanayi endeksi yüzde 5,87 yükselişle 13.745,16 puana, hizmetler endeksi yüzde 9,93 artışla 10.122,52 puana çıkarken, teknoloji endeksi yüzde 2,42 gerileyerek 35.143,95 puana indi.</p>
<p>Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksine dahil hisse senetleri arasında bu hafta en çok yükselen yüzde 33,28 ile CW Enerji oldu. Onu yüzde 30,40 ile CVK Maden ve yüzde 27,89 ile Batıçim Batı Anadolu Çimento izledi.</p>
<p>Söz konusu hisseler arasında bu hafta en çok değer kaybeden ise yüzde 9,65 ile Doğuş Otomotiv olurken onu yüzde 8,56’lık gerilemeyle Akfen Yenilenebilir Enerji ve yüzde 6,58’lik düşüşle Şok Marketler takip etti.</p>
<p>Borsa İstanbul’da hisseleri işlem gören şirketler arasında piyasa değeri en yüksek şirket, yaklaşık 1 trilyon 512 milyar 780 milyon lirayla ASELSAN oldu. ASELSAN’ı yaklaşık 650 milyar 294 milyon lirayla Tüpraş ve 606 milyar 60 milyon lirayla Garanti BBVA izledi.</p>
<p><strong>Altın ve döviz yükseldi</strong></p>
<p>24 ayar külçe altının gram fiyatı, geçen hafta sonuna göre yüzde 3,57 artışla 6 bin 520 liraya, cumhuriyet altınının satış fiyatı da yüzde 4,24 artışla 42 bin 928 liraya yükseldi.</p>
<p>Çeyrek altının satış fiyatı da önceki haftaki kapanışının yüzde 3,97 üzerinde 10 bin 750 liraya çıktı.</p>
<p>Doların satış fiyatı yüzde 0,42 artarak 50,1580 liraya, euronun satış fiyatı da yüzde 0,37 artışla 55,9290 liraya yükseldi.</p>
<p>Geçen hafta 66,8820 lira olan İngiliz sterlininin satış fiyatı, bu hafta yüzde 0,24 artışla 67,0430 liraya çıktı.</p>
<p>İsviçre frangı ise yüzde 0,89 değer kazanarak 61,1530 liradan alıcı buldu.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/borsa/borsa-haftayi-yuzde-672-artisla-kapatti-91636</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/bist-borsa-istanbul.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa, haftayı yüzde 6,72 artışla 11.482,60 puandan tamamladı. 24 ayar külçe altının gramı yüzde 3,57, cumhuriyet altınının satış fiyatı yüzde 4,24, çeyrek altının satış fiyatı yüzde 3,97 arttı. Doların satış fiyatı yüzde 0,42, euronun satış fiyatı da yüzde 0,37 yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/10-ayda-2168-milyon-hava-yolcusu-91635</guid>
            <pubDate>Sat, 07 Nov 2026 11:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> 10 ayda 216,8 milyon hava yolcusu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Genel Müdürlüğünün ekim ayına ait hava yolu uçak, yolcu ve yük istatistiklerini değerlendirdi.</p>
<p>Yazılı açıklamada, söz konusu ayda havalimanlarında iniş-kalkış yapan uçak sayısının iç hatlarda 80 bin 479, dış hatlarda ise 90 bin 428 olduğunu belirten Uraloğlu, toplam uçak trafiğinin üst geçişlerle birlikte 224 bin 958'e ulaştığını ifade etti.</p>
<p>Uraloğlu, ekimde Türkiye genelinde hizmet veren havalimanlarında iç hat yolcu trafiğinin 9 milyon 43 bin 935, dış hat yolcu trafiğinin ise 14 milyon 589 bin 627 olduğu bilgisini paylaştı.</p>
<p>Aynı ayda havalimanlarında direkt transit yolcularla birlikte toplam 23 milyon 646 bin 999 yolcuya hizmet verildiğini aktaran Uraloğlu, geçen yılın aynı ayıyla kıyaslandığında iç hat yolcu trafiğinde yüzde 1,8 artış gerçekleştiğini kaydetti.</p>
<p>Uraloğlu, ekimde havalimanları yük trafiğinin iç hatlarda 81 bin 906 ton, dış hatlarda 380 bin 846 ton olmak üzere toplam 462 bin 752 tona ulaştığını bildirdi.</p>
<p><strong>Yolcu sayısı 10 ayda 216 milyonu geçti</strong></p>
<p>Havalimanlarına iniş-kalkış yapan uçak trafiğinin ocak-ekim döneminde iç hatlarda 837 bin 920, dış hatlarda 797 bin 2 olduğunu, üst geçişlerle birlikte toplam uçak trafiğinin 2 milyon 79 bin 460'a ulaştığını vurgulayan Uraloğlu, şu bilgileri paylaştı:</p>
<p>"Türkiye geneli havalimanlarında iç hat yolcu trafiği 90 milyon 753 bin 635, dış hat yolcu trafiği ise 125 milyon 959 bin 231 oldu. Bu dönemde direkt transit yolcularla birlikte toplam 216 milyon 803 bin 230 yolcuya hizmet verildi. Böylece yılın 10 ayında Türkiye nüfusunun 2,5 katından fazla yolcuya hizmet verdik. 2025 yılının aynı dönemiyle kıyaslandığında direkt transit dahil toplam yolcu trafiğinde yüzde 2,5 artış oldu. 10 ayda havalimanları yük trafiği iç hatlarda 833 bin 685 ton, dış hatlarda 3 milyon 753 bin 887 ton olmak üzere toplam 4 milyon 587 bin 572 tona ulaştı. Geçen yılın ocak-ekim dönemiyle kıyaslandığında toplam yük trafiği yüzde 1,3 arttı."</p>
<p><strong>İstanbul Havalimanı 10 ayda yaklaşık 72 milyon yolcuya hizmet verdi</strong></p>
<p>Uraloğlu, İstanbul Havalimanı'nda anılan ayda uçak trafiğinin iç hatlarda 9 bin 690, dış hatlarda 37 bin 307 olmak üzere toplam 46 bin 997'ye ulaştığını, iç hatlarda 1 milyon 437 bin 823, dış hatlarda 6 milyon 28 bin 876 olmak üzere toplam 7 milyon 466 bin 699 yolcuya hizmet verildiğini ifade etti.</p>
<p>Ocak-ekim döneminde ise iç hatlarda 103 bin 367, dış hatlarda 358 bin 183 olmak üzere toplam 461 bin 550 uçak trafiği gerçekleştiğini belirten Uraloğlu, "İç hatlarda 15 milyon 3 bin 545, dış hatlarda 56 milyon 966 bin 23 olmak üzere toplam 71 milyon 969 bin 568 yolcu trafiği gerçekleşti." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Uraloğlu, ekimde İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı'ndaki uçak ve yolcu trafiği hakkında da bilgi vererek, iniş-kalkış yapan uçak trafiğinin iç hatlarda 10 bin 898, dış hatlarda 15 bin 70 olmak üzere toplam 25 bin 968 olarak gerçekleştiğini bildirdi.</p>
<p>Yolcu trafiğinin iç hatlarda 2 milyon 26 bin 612, dış hatlarda 2 milyon 663 bin 126 olmak üzere toplam 4 milyon 689 bin 738 olduğuna dikkati çeken Uraloğlu, söz konusu havalimanında 10 aylık süreçte iç hatlarda 106 bin 835, dış hatlarda 134 bin 517 olmak üzere toplam 241 bin 352 uçak trafiği gerçekleştiğinin altını çizdi.</p>
<p>Uraloğlu, iç hatlarda 19 milyon 492 bin 444, dış hatlarda 23 milyon 146 bin 131 olmak üzere toplam 42 milyon 638 bin 575 yolcuya hizmet verildiğini, ayrıca İstanbul Atatürk Havalimanı'nda ekimde 1956, 10 aylık dönemde ise 21 bin 979 uçak trafiği gerçekleştiğini aktardı.</p>
<p><strong>Turizm merkezleri 56,6 milyon yolcu ağırladı</strong></p>
<p>Dış hat trafiğinin yoğun olduğu turizm merkezlerindeki havalimanlarındaki yolcu sayısına ilişkin de bilgi veren Uraloğlu, 10 ayda iç hatlarda 18 milyon 136 bin 949, dış hatlarda 38 milyon 499 bin 836 olmak üzere toplam 56 milyon 636 bin 785 yolcuya hizmet verildiğine dikkati çekti.</p>
<p>Uraloğlu, iç hatlarda 134 bin 168, dış hatlarda 237 bin 657 olmak üzere toplam 371 bin 825 uçak trafiği gerçekleştiğini belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"İzmir Adnan Menderes Havalimanı'nda 10 aylık dönemde 11 milyon 477 bin 24 yolcuya hizmet verildi. Antalya Havalimanı'nda 34 milyon 837 bin 605, Muğla Dalaman Havalimanı'nda 5 milyon 184 bin 122 yolcu trafiği gerçekleşti. Muğla-Milas-Bodrum Havalimanı'nda ise 4 milyon 315 bin 889 yolcuya hizmet verilirken Gazipaşa Alanya Havalimanı'nda 822 bin 145 yolcu trafiği gerçekleşti."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/10-ayda-2168-milyon-hava-yolcusu-91635</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/istanbul-havalimani-iga.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakan Uraloğlu, yılın 10 ayında direkt transit yolcularla birlikte hava yolunda toplam 216,8 milyon yolcuya hizmet verildiğini açıkladı. Uraloğlu, &quot;Böylece yılın 10 ayında Türkiye nüfusunun 2,5 katından fazla yolcuya hizmet verdik.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/cop31-jeneratorlerinde-yerli-biyodizel-kullanimi-icin-ozel-izin-91633</guid>
            <pubDate>Sat, 07 Nov 2026 11:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> COP31 jeneratörlerinde &#039;yerli biyodizel kullanımı&#039; için özel izin</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK), Küresel İklim Zirvesi COP31'de kullanılacak jeneratörlerde tüketilmek üzere azami 3 milyon litre B100 biyodizelin lisanslı üreticilerden doğrudan temin edilmesine izin verdiğini bildirdi.</p>
<p>EPDK Başkanı Mustafa Yılmaz, COP31'in Türkiye açısından taşıdığı öneme dikkati çekerek organizasyon kapsamında yerli biyodizel kullanımının enerji dönüşümü ve sürdürülebilirlik hedeflerine katkı sağlayacağını belirtti.</p>
<p>COP31'in yalnızca ülkelerin iklim politikalarını ve hedeflerini değerlendireceği bir diplomasi platformu olmadığını, aynı zamanda sürdürülebilir bir gelecek için somut adımların ve uygulamaların sergileneceği önemli bir organizasyon olduğunu vurgulayan Yılmaz, şunları kaydetti:</p>
<p>"İklim değişikliği, sınırları aşan etkileri nedeniyle bütün dünyanın ortak hareket etmesini gerektiren en önemli meselelerden biri. COP31'in Türkiye'de gerçekleştirilecek olması, ülkemizin küresel iklim mücadelesindeki sorumluluğunu ve katkısını ortaya koyması bakımından son derece kıymetli. Antalya'da dünyanın dört bir yanından gelecek temsilcileri ağırlarken sürdürülebilirlik alanındaki hedeflerimizi yalnızca sözlerle değil, somut uygulamalarla da ortaya koymalıyız. Bu anlayışla, konferans kapsamında elektrik üretiminde yerli biyodizel kullanılmasını önemsiyoruz."</p>
<p>Yılmaz, COP31 kapsamında kurulacak jeneratörlerde kullanılmak üzere azami 3 milyon litre B100 biyodizelin yurt içindeki lisanslı üreticilerden doğrudan temin edilmesine izin verildiğini belirterek "Biyodizel, özellikle atık bitkisel yağların değerlendirilmesi yoluyla hem çevresel hem de ekonomik açıdan önemli kazanımlar sağlayan yenilenebilir yakıt seçeneklerinden biri. Kullanılmış bitkisel yağların çevreye ve su kaynaklarına zarar vermek yerine enerji üretiminde değerlendirilebilmesi, döngüsel ekonomi anlayışının da önemli bir örneğini oluşturuyor. Bu sayede atık olarak görülen bir kaynak ekonomiye kazandırılırken yerli üretim ve tedarik imkanları da destekleniyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Sürdürülebilir ham maddelerden uygun üretim süreçleriyle elde edilen biyodizelin yaşam döngüsü boyunca sera gazı emisyonlarının azaltılmasına katkı sağlayabileceğini belirten Yılmaz, "Yerli biyodizel kullanımının böylesine önemli bir uluslararası organizasyonda hayata geçirilecek olması, ülkemizin yenilenebilir yakıt alanındaki üretim ve uygulama kapasitesinin tanıtılması açısından da değer taşıyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>EPDK tarafından verilen özel iznin yalnızca COP31'de elektrik üretimi amacıyla kullanılacak jeneratörleri kapsadığını kaydeden Yılmaz, uygulamanın belirli şartlara tabi olduğunu ifade etti. Buna göre temin edilecek biyodizel başka yakıtlarla karıştırılamayacak, üçüncü kişilere satılamayacak veya devredilemeyecek. Tedarik, kullanım ve iade süreçleri kayıt altına alınarak izlenebilirlik sağlanacak.</p>
<p>Yılmaz, COP31 kapsamında hayata geçirilecek uygulamanın sürdürülebilir enerji çözümlerinin yaygınlaştırılması ve yerli yenilenebilir yakıt üretiminin desteklenmesi bakımından önemli bir örnek oluşturacağını belirterek, Türkiye'nin enerji dönüşümüne yönelik çalışmalarını kararlılıkla sürdürdüğünü ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/cop31-jeneratorlerinde-yerli-biyodizel-kullanimi-icin-ozel-izin-91633</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/EPDK-Baskani-Mustafa-Yilmaz.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK, Küresel İklim Zirvesi COP31 kapsamında elektrik üretiminde yerli biyodizel kullanılması için özel izin verdiğini duyurdu. Başkan Mustafa Yılmaz, &quot;Antalya&#039;da dünyanın dört bir yanından gelecek temsilcileri ağırlarken sürdürülebilirlik alanındaki hedeflerimizi yalnızca sözlerle değil, somut uygulamalarla da ortaya koymalıyız. Bu anlayışla, konferans kapsamında elektrik üretiminde yerli biyodizel kullanılmasını önemsiyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/2-ildeki-petrol-arama-ruhsati-uzatildi-91631</guid>
            <pubDate>Sat, 07 Nov 2026 11:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2 ildeki petrol arama ruhsatı uzatıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün petrol hakkına müteallik kararı Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının (TPAO) başvurusu değerlendirilerek Diyarbakır ve Mardin'de sahip olduğu petrol arama ruhsatının süresinin uzatılması kararlaştırıldı.</p>
<p>Karar kapsamında 42 bin 316 hektar yüzölçümüne sahip kara sahasındaki petrol arama ruhsatının süresi, 24 Kasım 2028'e kadar uzatıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/2-ildeki-petrol-arama-ruhsati-uzatildi-91631</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/TPAO.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TPAO&#039;nun Diyarbakır ve Mardin&#039;deki petrol arama ruhsatının süresi  yıl uzatıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vw-turkiyeye-firsat-avrupaya-mesaj-91622</guid>
            <pubDate>Sat, 07 Nov 2026 10:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> VW; Türkiye&#039;ye fırsat, Avrupa&#039;ya mesaj</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Fon soruşturmasını haberleştiren dört gazeteci hakkında toplamda 59 yılı aşan hapis cezası talep edildi. Murat Ağırel ve İsmail Saymaz için ayrı ayrı 14 yıl 10 ay, Şaban Sevinç için 18 yıl 11 ay 15 gün, Sözcü editörü Mustafa Balcı için ise 10 yıl 10 aya kadar hapis istendi.</p>
<p>Ağırel ve Saymaz hakkındaki iddianameye, 7 Ekim'de Sözcü TV'de yayımlanan programdaki açıklamaları dayanak gösterildi. Savcılık, gazetecilerin Ticaret Bakanı Ömer Bolat'ı fon soruşturmasıyla ilişkilendiren ifadelerinin somut bilgi ve belgelerle desteklenmediğini, Bolat'ın yatırım bilgilerinin paylaşılmasının da kişisel verilerin hukuka aykırı açıklanması kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savundu.</p>
<p>Sevinç ve Balcı hakkındaki iddianamede ise AKP Sözcüsü Ömer Çelik ile fon soruşturmasında adı geçen Osman Arıkan Nacar'a ilişkin paylaşımlar suçlama konusu yapıldı. İki gazeteci hakkında hakaret, iftira ve halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçlarından ceza istendi. Tutuklu bulunan gazetecilerin ilk duruşması 27 Kasım'da yapılacak. Yargılamaların dikkat çeken yönü, fon krizinin kendisinden çok bu krizi haberleştiren gazetecilerin ağır hapis cezalarıyla karşı karşıya kalması. Fon soruşturmasında sorumluların ve yatırımcıların kayıplarına ilişkin sorular yanıt beklerken, haber ve yorumları nedeniyle gazeteciler hakkında onlarca yıllık hapis taleplerinin gündeme gelmesi, yargı sürecinin öncelikleri konusunda tartışma yarattı.</p>
<h2>100 il, 1000 ilçe: Yeni bir devlet ve seçim tasarımı mı? </h2>
<p>■ MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkiye’nin idari haritasını değiştirecek “100 İl, 1000 İlçe” projesinin ayrıntılarını açıkladı. Mevcut 81 ile 19 yeni il, 922 ilçeye de 78 yeni ilçe eklenmesini öngören proje, yalnızca idari sınırların yeniden çizilmesi değil, devlet yönetiminin ve siyasi dengelerin yeniden şekillenmesi tartışmasını da beraberinde getiriyor.</p>
<p>Bahçeli, yeni il ve ilçelerin belirlenmesinde nüfus, coğrafi konum, stratejik önem, ekonomik gelişme potansiyeli ve kamu hizmetlerine erişim gibi ölçütlerin esas alınacağını belirtti. Nihai kararın TBMM tarafından verilmesi, düzenlemenin ise ilerleyen aşamada yasa teklifi olarak Meclis’e sunulması bekleniyor. Türkiye’nin nüfusu 1 Temmuz 2026 itibarıyla 86,3 milyona ulaşırken, üç ilin nüfusu 100 binin, 20 ilin nüfusu ise 300 binin altında. Yeni iller kurulması, vatandaşların kamu hizmetlerine erişimini kolaylaştırabilir. Ancak her yeni il; valilik, kamu kurumları, bütçe ve yeni idari kadrolar anlamına geliyor. Dolayısıyla düzenlemenin bürokrasiyi ve kamu harcamalarını büyütme riski de var.</p>
<p><strong>Seçim haritasına etkisi ne olacak? </strong></p>
<p>Projenin siyasi boyutu da göz ardı edilemez. Yeni illerin kurulması, yalnızca idari yapıyı değil, seçim çevrelerini ve milletvekili dağılımını da etkileyebilir. Nüfus ve seçim çevresi düzenlemelerine bağlı olarak Meclis’teki temsil dengeleri değişebilir. Yeni idari merkezlerin kurulması, yerel siyasi ilişkileri ve seçmen davranışlarını da etkileyebilir.</p>
<p>Bu değişikliklerin Cumhur İttifakı açısından bir seçim avantajına dönüşüp dönüşmeyeceği ise yeni illerin nerelerde kurulacağına ve bu bölgelerin siyasi dağılımına bağlı. Bahçeli’nin projeyi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve “Terörsüz Türkiye” süreciyle birlikte gündeme getirmesi de dikkat çekici. Bu durum, önerinin basit bir idari reformdan çok, devletin kurumsal yapısını ve siyasi dengeleri yeniden düzenleme arayışının parçası olabileceğini düşündürüyor. Henüz yasalaşmış bir düzenleme yok. Ancak 100 il hedefi, hayata geçirilmesi halinde Türkiye’nin yalnızca idari haritasını değil, seçim siyasetinin dengelerini de değiştirebilecek bir proje niteliği taşıyor.</p>
<h2>İBB'de, DEM Parti hesapları etkileyebilir </h2>
<p>■ DEM Parti’nin, 2024 yerel seçimlerinde “kent uzlaşısı” kapsamında CHP listelerinden belediye meclislerine giren üyelerinin kendi partilerine katılacağını açıklaması, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Meclisi’ndeki siyasi dengeleri yeniden gündeme taşıdı. Karar sonrasında DEM Parti’nin ayrı grup olarak hareket etmesi beklenirken, CHP ile yerel işbirliğinin devam edip etmeyeceği tartışılmaya başlandı.</p>
<p>Yeni Parti İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, DEM Parti ile İstanbul’daki işbirliğinin süreceğini belirtirken, DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli önemli bir mesaj verdi. Temelli, İBB Meclisi’ndeki dengelerin değişmesini istemediklerini belirterek, “O dengeler İstanbul halkının tercihiyle oluştu. Bu dengeler ancak yine İstanbul halkının tercihiyle değişebilir. Transferlerle, müdahalelerle olacak dengeleri kabul etmiyoruz” dedi. Temelli DEM Parti’nin kendi grubuyla hareket edeceğini, ancak kent uzlaşısının ortak hukukuna bağlı kalacağını vurguladı. Parti geçişleriyle DEM Parti’nin İBB Meclisi’nde 18 üyeye ulaşması bekleniyor. CHP ve Yeni Parti gruplarının toplamı ile Cumhur İttifakı’nın sandalye sayısının birbirine yaklaşması, DEM Parti’nin özellikle kritik oylamalardaki tutumunu önemli hale getiriyor. CHP Sözcüsü Müslim Sarı da DEM Parti’nin bu tabloda “anahtar grup” konumuna geleceğine dikkat çekti.</p>
<p><strong>İstanbul’dan Ankara’ya uzanan hesap </strong></p>
<p>Gelişmenin ulusal siyasete yansıması da iç siyasetteki olası denge değişiklikleri açısından kritik önemde; TBMM’de AK Parti 281, Yeni Parti 90, DEM Parti 56, MHP 46, CHP 44 milletvekiliyle temsil ediliyor. Yerel yönetimlerdeki değişiklikler Meclis aritmetiğini doğrudan etkilemese de özellikle anayasa değişikliği ve Terörsüz Türkiye sürecinde DEM Parti’nin tutumu kritik önem taşıyor.</p>
<p>İstanbul’da CHP ile DEM Parti arasındaki işbirliğinin korunması, muhalefetin ülke genelinde ortak hareket edebilmesi açısından da önem taşıyor. Asıl soru, DEM Parti’nin yerel yönetimlerde bağımsız grup kimliğiyle hareket ederken Ankara’da nasıl bir siyasi pozisyon alacağı. Bu tercih, hem muhalefetin ortak hareket kapasitesini hem de iktidarın Meclis’teki hesaplarını etkileyebilir.</p>
<h2>Erdoğan’ın adaylığı için seçim takvimi: Erken mi, öne alınmış mı? </h2>
<p>■ Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un 16 Nisan 2028 tarihini seçimler için önermesi, Erdoğan’ın yeniden adaylığını sağlayacak formüle ilişkin tartışmayı yeniden gündeme taşıdı. Uçum, seçimlerin 7 Mayıs 2028’den önce yapılması gerektiğini savunurken, bunun erken seçim değil, “öne alınmış seçim” olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>360 oy nasıl bulunacak?</strong></p>
<p>Anayasa’ya göre TBMM, üye tamsayısının beşte üçüyle, yani 360 oyla seçimleri yenileyebiliyor. Cumhur İttifakı’nın 331 sandalyesi bulunduğu dikkate alındığında, kararın çıkması için muhalefetten en az 29 milletvekilinin desteği gerekiyor.</p>
<p>Uçum yaptığı açıklamada, AK Parti, MHP ve CHP’den gelen açıklamaların toplamda 371 oya işaret ettiğini savundu. Bu hesabına da, Bahçeli’nin seçimlerin yenilenmesi çağrısı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun iktidarın seçim kararı alması halinde buna itiraz etmeyecekleri yönündeki açıklamasını dayanak gösterdi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu 27 Ekim’de yaptığı açıklamada, iktidarın seçim kararı alması halinde buna itiraz etmeyeceklerini duyurmuştu. Özgür Özel’in genel başkanlığını yaptığı Yeni Parti ise, seçim tartışmasını CHP’deki mutlak butlan süreciyle ilişkilendirdi. Parti Sözcüsü Zeynel Emre, süreci “saray operasyonu” olarak nitelendirerek iktidarın seçim takvimini Erdoğan’ın yeniden adaylığına imkân sağlayacak şekilde şekillendirmek istediğini savundu.</p>
<p>DEM Parti ise erken seçim konusunun gündemlerinde olmadığını, önceliklerinin çözüm süreci olduğunu belirtti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Volkswagen’in dönüşü: Türkiye için fırsat, Avrupa için mesaj</span></h2>
<p>■ Volkswagen’in altı yıl önce vazgeçtiği Türkiye yatırımı yeniden gündemde. Doğuş Otomotiv ile Volkswagen binek otomobillerinin üretim imkanlarını araştırmak üzere niyet mektubu imzaladı. Henüz kesin yatırım kararı, fabrika yeri veya üretim takvimi yok. Ancak girişimin zamanlaması, Avrupa Birliği’nin yeni sanayi politikasıyla birlikte değerlendirilmeyi gerektiriyor.</p>
<p>AB’nin Made in Europe düzenlemesi, Türkiye’nin Avrupa sanayi zincirindeki geleceği açısından kritik önem taşıyor. Türkiye’nin düzenleme dışında bırakılması halinde Ankara’nın karşı tedbirler alması gündeme gelebilir. AB’den ithal otomobillerin maliyetinin yükselmesi, Türkiye’de üretimi ve yerli üreticilerin rekabet gücünü artırabilir. Volkswagen’in olası yatırımı bu nedenle yalnızca Türkiye pazarına yönelik bir üretim kararı olmayabilir. Türkiye, Avrupa’ya erişim imkanları ve bölgesel üretim kapasitesiyle yeni bir ihracat merkezi haline gelebilir. Suriye pazarı da Doğuş Otomotiv’in Volkswagen ile daha önce gündeme gelen satış ve satış sonrası hizmet işbirliği planları nedeniyle ek bir fırsat sunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vw-turkiyeye-firsat-avrupaya-mesaj-91622</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/07/volkswagen-OBSW_cover.jpg.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ VW; Türkiye&#039;ye fırsat, Avrupa&#039;ya mesaj ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/karkas-sigir-etinin-pazar-fiyati-sicak-agirliga-gore-belirlenecek-91630</guid>
            <pubDate>Sat, 07 Nov 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karkas sığır etinin pazar fiyatı sıcak ağırlığa göre belirlenecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan "Sığır Karkasının Sınıflandırılmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik" Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, karkas sığır etinin pazar fiyatı soğuk ağırlık yerine "sıcak karkas ağırlığı"na göre belirlenecek.</p>
<p>Daha önce Bakanlığın Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğünce yürütülen yönetmelik kapsamındaki iş ve işlemler ise Hayvancılık Genel Müdürlüğüne devredilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/karkas-sigir-etinin-pazar-fiyati-sicak-agirliga-gore-belirlenecek-91630</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/karkas-et.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan yönetmelik değişikliğine göre, karkas sığır etinin fiyatının belirlenmesinde &quot;sıcak karkas ağırlığı&quot; esas alınacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/doviz-acigi-ucretleri-baskilayarak-dusurulebilir-mi-91619</guid>
            <pubDate>Sat, 07 Nov 2026 09:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Döviz açığı, ücretleri baskılayarak düşürülebilir mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’de dış ticaret açığını azaltmak için birim işgücü maliyetlerini düşürmek çözüm değil. Almanya’nın aksine Türkiye’de güçlü iç talep, kredi mekanizması ve ithalatın yapısı belirleyici. Ücretleri baskılamak yerine ithalatın maliyetine odaklanmak gerekiyor. </strong></p>
<p>Haziran 2023’te çok ciddi hale gelmiş olan sorun swaplarla ve carry trade ile aşıldı ve bugüne gelindi. Ancak 3,5 yıla yakındır devam eden bu politika aslında her zamanki gibi geçici bir önlemden ibaret. Almanya’nın yüzde 8’i aşan bir cari fazla verdiği, AB’de 3 yıllık ortalamada yüzde 6’lık bir fazlanın aşılmaması yönünde bir kural olduğu ama Almanya’nın daha yüksek fazla vermeye devam ettiği yazılmıştı. Bir teze göre 2008-09’a kadar Almanya’da birim iş gücü maliyetleri düşük seyrettiği için hem iç talep ve ithalat talebi zayıf kaldı hem de ihracatta düşük maliyetler nedeniyle fiyat rekabeti avantajı kazanıldı. Ancak son 2008- 2017 döneminde ücretler arttığı halde cari fazla sürdü, hatta yükseldi. Esas olarak dış ticaret fazlasından kaynaklanan bu durum –yüzde 8,5 fazlanın yüzde 7,8’i dış ticaret kaynaklıydı- Almanya’nın belki de birim ücret maliyeti avantajına ihtiyacı olmadığını, üretimin yüksek teknolojili olmasından dolayı ithalatta ve ihracatta fiyat elastikiyetlerinin düşük olduğunu düşünürsek, gösteriyor olabilirdi. Nitekim bu konuda yaklaşık on sene önce yapılmış yayınlar var.</p>
<p>Türkiye’de durum farklıdır. Ücretler ve birim işgücü maliyetleri uzun süre işgücü verimliliğindeki artışın üzerinde arttı. Zaman zaman –örneğin 1990’larda- verimliliğin altında seyreden ücret artışları sıklıkla verimlikten kopuyor. Yani ya üzerinde ya altında seyredebiliyor. İşgücü yapısındaki yapısal değişimin de ücret artışları lehinde etki yaptığını, bu etkinin eğitimle de (kısmen) açıklanabildiğini, kriz dönemlerinde dönüşümün daha da belirgin hale geldiğini çünkü işten çıkarmalar sırasında genelde verimli çalışanların işte tutulduğunu saptayabiliyoruz. </p>
<p>Birim işgücü maliyetleri daha düşük olsaydı, özellikle ihracatın fiyat elastikiyetinden dolayı, daha düşük dış açık verilebilir miydi veya verilebilir mi? İlk bakışta doğru gibi görünebilir görünen bu tezin –çünkü kompozisyon Alman ekonomisine hiç benzemiyor- genel dengede doğru olmama ihtimali yüksek. Almanya ücretleri artırarak ithalat talebini canlandırmayı ve maliyetler yükseleceği için ihracat hacmini de daraltmayı, bu yolla aşırı fazlayı eritebileceğini düşünebilir. Burada durum tam tersidir. Üstelik fiyat etkisi nedeniyle hacim daralsa bile Almanya’nın dış ticaret fazlası yükselen ücretler nedeniyle çok fazla erimeyebilirdi ki zaten bu olsa olsa yüzde 8-8,5 yüzde 6’ya daralsın diye yapılabilirdi. Ancak yıllar geçtikçe bu durum değişti ve Almanya 2024’te yüzde 3.78 ve 2025’te sadece yüzde 2,36 fazla verdi. Durum özellikle Ukrayna savaşı sonrası değişti.</p>
<p>Orada sonunda durum değişti ancak Türkiye’de birim ücret maliyetini düşürmek hiçbir zaman çözüm değildi. Öncelikle tüketime alışmış, göçmenlerle 90 milyonu aşan bir nüfus ve güçlü iç talepten bahsediyoruz. Sonrasında iç talebi tetikleyen en önemli kalem ücretler değil. Esasen işsizlik hayli yüksek seyrediyor ve reel ücretler eriyip duruyor. Artan borçlanma talebi hane halkı harcamalarını en çok kredi mekanizmasının ve ara ara kamu harcamalarının tetiklediğini gösteriyor. Ücret sepetine bakarken transfer harcamalarını da dâhil etmek gerekiyor. Ayrıca enformel ekonomiyi de göz önüne almak şart. Öte yandan, efektif döviz ihtiyacına gelirken dış ticaret açığının cari açığa tam olarak tercüme olmasına engel olan en önemli kalemi, turizmi de unutmamak lazım. Dış ticaret açığında sınırlı bir daralma için birim ücret maliyetlerini düşürmeye çalışmak saf ekonomi açısından bile cazip bir yol olmayabilir. İhracatı artırıp ithalatı azaltmak amacıyla atılacak bir adımın ilk etabının ithalatın bileşimini/maliyetini düşürmeye çalışmak olduğu da söylenebilir. Son ürün olarak ihracat kalemlerine işaret etmek ve buradan başlamak akılcı görünmüyor. İhracat zaten KOBİ’lerin son önlem olarak başvurdukları bir kalem olageldi. 2018’le kıyaslayınca değişen önemli madde dışarıya sermaye kaçışı denebilir. Seçim yaklaştıkça değil birim ücret maliyetini düşürmek tam tersine siyasi bir döngüyle kayıpların bir kısmının telafi edilmesi beklenmelidir. 2027’de sınırlı ama 2028’de ciddi oranda bir telafi beklenebilir.</p>
<p>Bu noktadan sonra dış ticarette rekabet iddiasıyla ücret maliyetinin yüksek olduğunu iddia etmek mümkün olmamalıdır. Reel ücretler enflasyon vergisiyle eritildi ve durum iç talebi baskılayacak kadar derinleşmiş bulunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/doviz-acigi-ucretleri-baskilayarak-dusurulebilir-mi-91619</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Döviz açığı, ücretleri baskılayarak düşürülebilir mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/findik-devlerine-rekabet-sorusturmasi-91618</guid>
            <pubDate>Sat, 07 Nov 2026 09:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fındık devlerine rekabet soruşturması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Rekabet Kurumu’nun “ciddi rekabet ihlali” şüphesiyle soruşturma açtığı fındık alım-satım pazarındaki şirketler açıklandı. Rekabet Kurumu tarafından yapılan açıklamaya göre, soruşturma açılan şirketler arasında Türkiye’nin en büyük fındık ihracatçısı, fındık alıcısı İtalyan Ferrero, Cüneyd Zapsu’nun sahibi olduğu Balsu Gıda ve Singapur merkezli Olam Gıda’nın sahibi olduğu Ofi Tarım var. Soruşturma açılan diğer şirketler de fındık sektörünün önde gelen firmaları.</p>
<p><strong>Ön araştırma soruşturmaya dönüştü</strong></p>
<p>Rekabet Kurumu’nun açıklamasında fındık alımı/satımı alanında faaliyet gösteren teşebbüsler hakkında yürütülen ön araştırmanın Rekabet Kurulu’nca karara bağlandığı ve yapılan önaraştırma sonucunda fındık alımı/satımı alanında faaliyet gösteren 7 firma hakkında fındık alım fiyatlarını ve fındık alım politikalarını koordineli bir şekilde belirlemek ve fındık alımı piyasasındaki fiyat oluşumunu etkilemek suretiyle 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun (4054 sayılı Kanun)’un ihlal edilip edilmediğinin tespit edilebilmesi amacıyla soruşturma başlatıldığı belirtiliyor.</p>
<p><strong>İtalyan Ferrero yakın takipte</strong></p>
<p>Rekabet Kurumu Başkanı Birol Küle, geçen hafta Anadolu Ajansı’na yaptığı açıklamada fındık alım-satım pazarında faaliyet gösteren 8 büyük teşebbüs hakkında “ciddi rekabet ihlali” şüphesiyle soruşturma başlattıklarını açıklamış ancak soruşturma açılan şirketlerin adını vermemişti. Rekabet Kurumu’nun internet sitesinde 6 Kasım 2026’da yayınlanan açıklamada ise soruşturma açılan şirket sayısı 8 değil 7 olarak verildi. Açıklamada, İtalyan Ferrero’ya daha önce açılan soruşturma kapsamında taahhütlerin yerine getirilip getirilmediğinin ayrıca inceleneceği bilgisine yer verildi.</p>
<p><strong>Cüneyd Zapsu’nun şirketi Balsu da soruşturma kapsamında</strong></p>
<p>Soruşturma açılan şirketlerden birisi de Cüneyd Zapsu’nun sahibi olduğu Balsu Gıda. Balsu Gıda, Ferrero’dan sonra en çok fındık ihracatı yapan şirketlerden birisi. Cüneyd Zapsu, 2002-2008 yılları arasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmanlığını ve veri koordinatörlüğünü yapmıştı.</p>
<p><strong>Singapur sermayeli Ofi Tarım da var</strong></p>
<p>Rekabet Kurumu’nun soruşturma açtığı Ofi Tarım ise, Singapur merkezli Olam Gıda’nın şirketlerinden ve Türkiye fındık ihracatında ilk 5 şirket arasında yer alıyor.<br /> <br /><strong>Soruşturmada yanıt aranan sorular</strong></p>
<p>Rekabet Kurumu Başkanı Birol Küle'nin verdiği bilgiye göre, 22 Ekim 2026'da 6 firmaya yönelik başlatılan soruşturmada yanıt aranan sorular şöyle:</p>
<p>1- Pazarın en büyük alıcısı ile sahadaki yerel ve orta ölçekli alıcılar arasında fiyatları düşürmeye yönelik bir bağlantı var mı?<br />2- Yerel alıcılar, büyük alıcının kontrolü ve yönlendirmesiyle fiyatları baskılayıp üreticiyi ucuza satış yapmaya mı zorluyor?<br />3- Pazarda birbiriyle rekabet etmesi gereken alıcılar, el altından anlaşarak ortak fiyat mı belirliyor?<br />4- Yani çiftçimiz ürününü satmak için hangi kapıya giderse gitsin, önceden kararlaştırılmış aynı düşük fiyatla karşılaşıp çaresiz mi bırakılıyor?</p>
<p><strong>Soruşturma açılan şirketler</strong></p>
<p>- Ferrero Fındık İth. İhr. ve Tic. AŞ.<br />- Atalay Fındık San. ve Tic. Ltd. Şti.<br />- Balsu Gıda San. ve Tic. AŞ.<br />- Karaçuka Tarım Ürünleri İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti.<br />- Ofi Tarım San. ve Tic. AŞ.<br />- Özyılmaz Fındık San. ve Tic. AŞ.<br />- Şenocak Gıda Fındık Ent. Tur. Nakl. İnş. San. Tic. Ltd. Şti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/findik-devlerine-rekabet-sorusturmasi-91618</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fındık devlerine rekabet soruşturması ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanri-toplumu-91617</guid>
            <pubDate>Sat, 07 Nov 2026 09:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanrı toplumu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçen haftaki “disiplin toplumundan kontrol toplumuna” başlıklı yazıyı, “Önümüzdeki hafta da sosyal medya ve yapay zeka üzerinden ‘sanrı toplumu’nu konuşuruz” diye bitirmiştik.</p>
<p>Kaldığımız yerden devam edelim…</p>
<p>Sanrı toplumu kavramı psikiyatrik bir tanıdan ziyade sosyolojik, felsefi veya kültürel bir yakıştırma olarak; bir toplumun büyük bir kesiminin gerçeklikle bağının zayıfladığı, ortak hurafe, yanılsama, propaganda, komplo teorileri veya kolektif bir inanç körlüğü etrafında hareket ettiği durumları tanımlamak için kullanılır.</p>
<p>Kavramın temel özellikleri şunlardır:</p>
<p><strong>Kanıta Kapalı Olma</strong>: Sunulan somut verilere rağmen inancın sürdürülmesi.</p>
<p><strong>Kolektif Kabul</strong>: Bireysel bir psikozdan ziyade, kitlelerin veya toplumsal yapıların aynı yanlışı doğru kabul etmesi.</p>
<p><strong>Kuşku ve Düşmanlık:</strong> Genellikle dış mihraklar, gizli güçler, komplo anlatıları veya "biz ve onlar" dikotomisi üzerinden beslenmesi.</p>
<p>Şimdi bu çerçeve üzerinden Byung-Chul Han’a kulak verelim. Han, Güney Kore doğumlu bir Alman filozof, kültür kuramcısı ve akademisyen. İlgi alanı ise günümüz dijital kapitalizmi, neoliberalizm ve modern toplumun psikolojik krizleri…</p>
<p>Byung-Chul Han’ın felsefesine göre, günümüz sosyal medya alışkanlıkları bizi özgürleştirmek yerine dijital bir köleliğe hapsetmektedir. Düşünür, akıllı telefonlarımızı modern birer tapınak, sosyal medya platformlarını ise gönüllü olarak itiraf verdiğimiz dijital günah çıkarma kabinleri olarak nitelendirir.</p>
<p>Sosyal medya alışkanlıklarımızın Han felsefesindeki yansımaları şu şekildedir:</p>
<p><strong>Yalnızlaşan Bireyler:</strong> Sosyal medyada bir araya gelen kitleler gerçek bir topluluk (biz) oluşturamaz; Han buna "dijital sürü" der, çünkü bu yapıda ortak bir eylem bilinci yoktur ve herkes kendi ekranında yalnızdır.</p>
<p><strong>Yankı Odaları</strong>: Algoritmalar bize sadece hoşumuza giden şeyleri göstererek "öteki" olanı yok eder, bu da bizi farklı fikirlerle karşılaşmaktan alıkoyar ve narsisizmi besler.</p>
<p><strong>Beğeni Kültürü:</strong> Profilimizi, tatillerimizi ve ilişkilerimizi sürekli sergileyerek kendimizi satılık birer "dijital ürüne" dönüştürüyor ve değerimizi aldığımız etkileşim sayısıyla ölçüyoruz.</p>
<p><strong>Sürekli Kaydırma</strong>: Sosyal medyada maruz kaldığımız aşırı bilgi akışı bizi bilge yapmaz; aksine zihnimizi uyuşturarak derinlemesine düşünme yetimizi elimizden alır.</p>
<p><strong>Hikayesizlik</strong>: TikTok veya Instagram Reels gibi platformlardaki anlık enformasyon parçaları bir anlatı (hikaye) oluşturamaz, bu yüzden hayatı anlamlandırmamızı zorlaştırır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanri-toplumu-91617</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanrı toplumu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupa-ile-birlikte-bizim-de-sanayi-politikasi-dusunmeye-baslamamizin-tam-zamani-91616</guid>
            <pubDate>Sat, 07 Nov 2026 09:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa ile birlikte bizim de sanayi politikası düşünmeye başlamamızın tam zamanı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Otuz yıl önce Bursa’da, Kayseri’de üretilen ürünler Avrupa malı sayılırken AB, yeni ürün standartları ve menşe kurallarıyla Avrupalı ürünü yeniden tanımlıyor. Bu tartışmada öncelikle Türkiye’nin nasıl etkileneceğine değil, Türk firmalarını tedarik zincirlerine ekleyen Avrupalı firmaların ve Avrupa ekonomisinin nasıl etkileneceğine bakmak gerekiyor.</strong><br /> <br />Bundan otuz yıl kadar önce, Avrupa Birliği’nin (AB) başkenti Brüksel’den gelenlerin Gümrük Birliği düzenlemesini nasıl anlattıklarını hatırlıyorum bugünlerde. Otuz yıl sonra bugün Made in Europe düzenlemesinin operasyonel araçları biçimlendikçe değişim ayan beyan ortada. Dün hayat daha kolaydı. Ürettiğimiz sanayi malları hep Avrupalıydı. Bugün artık kim Avrupalı kim değil, ortalık karıştı. Gümrük Birliği ile ilgili düzenlemeler 1996’daydı, bundan otuz yıl önce Otuz yıl öncenin gündeminde, Bursa’da ya da Kayseri’de üretilen mal, mesela, Frankfurt’ta üretilen mal gibi, hiçbir farklı muameleye tabi tutulmadan Duisburg’a gidebilecekti. Brüksel’den gelenler bize neden AB mevzuatını benimsememiz gerektiğini bu örneklerle anlatırlardı. Bursa’da üretilen mal da Gümrük Birliği nedeniyle AB malı olacağına göre, üretim standartlarının, üretim sürecindeki sağlık düzenlemelerinin ve ürün standartlarının hep AB ile aynı düzeyde olması gerekiyordu. Neden? Bursa’da üretilen mal üretim standartları açısından gümrüklerde ayrı bir incelemeye tabi tutulmayacaktı. Bursa ya da Kayseri’deki üretim tesisi de AB esaslarına göre çalıştığı için AB ürünü üretiyor olacaktı.</p>
<p>Türkiye, 1996’da sanayi mallarını kapsayan Gümrük Birliği düzenlemeleri yapılırken bize anlatılan buydu. Ortak AB düzenlemeleri ile hepimiz Avrupalıydık, bir nevi. Dünya daha bir kolaydı o devirde. Buraya değdi, buraya değmedi, orası sayılmaz tartışmaları 2026’da çıktı. Tam otuz yıl sonra. Neden?</p>
<p>İlk grafik, 1995 yılında ülkelerin küresel rekabet gücünü gösteriyor esasen. Nedir rekabet gücünün tanımı burada? Ülkelerin ürün ve pazar çeşitliliğidir. Kaç ürünü rekabetçi bir biçimde üretebiliyorsunuz ve bu ürünleri kaç ülkeye rekabetçi bir biçimde satabiliyorsunuz? Sağ üstte görünen ülkeler aslında dünyanın ana tedarikçileri diye tanımlanabilir. Nedir? 1995 yılında dünyanın ana tedarikçileri, dünyanın ürün ve pazar çeşitliliği açısından öne çıkan ülkeleri, ağırlıkla Batı Avrupa’daydı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aeec47324983-1794032755.png" alt="" width="900" height="469" /></p>
<h2>Avrupa artık 1996’daki Avrupa değil, pek tedirgin</h2>
<p>Gümrük Birliği işini konuştuğumuz AB ülkeleri kendilerine güveniyorlardı. Şimdi artık öyle değil. Dünya değişti 2025, 2026 yıllarında. Otuz yılda ne oldu derseniz Çin, Hindistan ve Türkiye ürün ve pazar çeşitliliği açısından öne çıktılar. Dünyanın ana tedarikçisi artık özellikle Çin oldu. Bugünlerde AB’nin özellikle Çin elektrikli vasıtalarını (EV) konuşmaya başlaması neden? Çin yalnızca dünyanın ana tedarikçisi olmadı. Aynı zamanda yeni teknolojilerde ve yeni teknolojilere dayalı yeni ürünlerde de lider ülke konumuna yerleşti. Dünden kalma içten yanmalı motorlara (internal combustion engine-ICE) dayalı otomotiv sektörünü koruyarak EV’ye dönüştürmek isteyen AB ülkelerinin artan tedirginliğini bu çerçevede görmek gerekiyor. Eylül 2024’teki Draghi raporu teknoloji yarışında AB ülkelerinin geride kaldıklarının altını çiziyor ve Avrupa için bir sanayi politikasını tarif ediyordu. Made in Europe tartışması ise bu sanayi politikasının operasyonel araçlarını ortaya koymaya başladı. Mart 2026’da gündeme gelen Sanayi Hızlandırıcı Yasası taslağı bugün bu operasyonel araçların gündemde tartışılanı. Ancak ortada bir dizi birbirini tamamlayan politika aracı var sırayla tanımlanmakta olan.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aeec4db766fb-1794032859.png" alt="" width="900" height="451" />AB, malların menşeini yeniden tanımlamaya başladı</h2>
<p>İşin başında Türkiye de Made in Europe sürecinin ayrılmaz bir parçasıydı. Gümrük Birliği düzenlemesi nedeniyle Türkiye’de de Avrupa malı üretiliyordu. Üstelik Türkiye bu sürece dahil edilirken bugüne kadar alıştığımız siyasi koşullardan hiçbiri de gündeme gelmemişti. Türkiye, Gümrük Birliği düzenlemesi nedeniyle sürecin bir parçası kabul edilirken, kimse “tabii ama önce Kıbrıs” filan da dememişti. Ortada bir ekonomik pazarlık alanı vardı.</p>
<p>Türkiye’nin bu süreçte sektör ve hatta ürün bazında müzakere pozisyonlarını belirlemesi gerekiyordu. Ancak Ekim 2026’da Almanya-Fransa mutabakatı ile özellikle otomotivde tartışmanın gündemi değişmeye başladı. Türkiye’de üretilen otomobiller Avrupa’daki kamu ihalelerinde Avrupa malı kabul edilmemeye başlandı efektif olarak. Parlamentonun konuyla ilgili yaptırdığı analizler Kore’ye, Japonya’ya, İngiltere’ye odaklanırken, Türkiye gündemde yoktu. Bundan otuz yıl önce Bursa’da, Kayseri’de üretilen mal otomatik olarak Avrupa malı kabul edilirken şimdi yeni ürün standartları, yeni menşe kuralları ortaya çıkmaya başladı. AB, malları kim Avrupalı, kim değil diye yeniden tanımlamaya başladı.</p>
<p>Bu tartışmaya doğrusu Türkiye bundan nasıl etkilenir diye bakmamak gerekiyor. Öncelikle Türk firmalarını tedarik zincirlerine eklemiş Avrupalı firmalar ve Avrupa ekonomisi bundan nasıl etkilenir diye bakmakta fayda var. Öyle görünüyor ki, Made in Europe sürecinin operasyonel araçları biçimlenirken, sektör ve ürün bazında müzakerelere hazırlıklı olmak lazım bugünden tezi yok. Bu müzakereleri Türk firmalarının doğrudan değil, Avrupalı partnerleri aracılığıyla gündeme taşımak gerektiği de ortada sanırım.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aeec509bf320-1794032905.png" alt="" width="900" height="443" />Türk sanayisi, Avrupa sanayisinin ayrılmaz bir parçası olarak ortaya çıktı. Hatırlayalım, dışa açılma sürecimiz 1980’lerde başladığında Türkiye’nin toplam ihracatı 3 milyar dolar civarındaydı. Bunun neredeyse yüzde 80’ini tarım ürünleri ihracatı oluşturuyordu. 1995’te yıllık ihracatımız 20 milyar doları aştı ve bunun yüzde 80’den fazlasını sanayi ürünleri oluşturmaya başladı. Sonra Gümrük Birliği düzenlemesi geldi 1996’da. Bugün Türkiye’nin ana ihracat pazarı AB, ihracat toplamımız 270 milyar doları aştı ve bu toplamın yaklaşık yüzde 80’i hala imalat sanayi ürünlerinden oluşuyor. Hizmet ihracatımızla birlikte toplam tutar 400 milyar doların üzerinde.</p>
<p>Nedir? Gümrük Birliği düzenlemesi Türkiye’ye iyi geldi. Şimdi ana pazarımız ürün standartları belirlemeye başlıyorsa, Türkiye’nin buna nasıl intibak edeceğini düşünmeye başlaması gerekiyor. İşe iyi tarafından bakın, Avrupa kendisine bir sanayi politikası çerçevesi belirliyorsa, bu müzakere sürecine Türkiye’nin kendi sanayi politikası önceliklerini analiz ederek hazırlanması gerekiyor. Bu nedir? İyidir. Şimdiye kadar zaten çoktan kendi başımıza yapmamız gerekiyordu. Hem belki bu sayede bizi Avrupa’dan ayıran önemli parametrelerden biri olan yüksek sayıda ve mutsuz “ev genci” problemimize de bir çare düşünmeye başlamış oluruz. Unuttuysanız hatırlatmış olayım. Hem işsiz hem mutsuz. Kötü işte.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupa-ile-birlikte-bizim-de-sanayi-politikasi-dusunmeye-baslamamizin-tam-zamani-91616</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa ile birlikte bizim de sanayi politikası düşünmeye başlamamızın tam zamanı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-icin-en-somut-firsat-enerji-ve-sanayi-altyapisi-91615</guid>
            <pubDate>Sat, 07 Nov 2026 09:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye için en somut fırsat: Enerji ve sanayi altyapısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekâ öncülüğündeki teknolojik dönüşüm, yazılımdan enerjiye, robotikten veri merkezlerine kadar küresel rekabetin kurallarını yeniden şekillendiriyor. Türkiye için yeni dönemin fırsatı, mevcut sanayi ve mühendislik gücünü yüksek katma değerli üretim ve ihracata dönüştürmekte yatıyor. </strong></p>
<p>Dünya ekonomisi yeni bir teknolojik dönüşüm döneminde. Değişim artık yalnızca yazılım ve dijital uygulamalarla sınırlı değil; üretim süreçlerini, enerji sistemlerini, iş modellerini ve ülkelerin rekabet gücünü doğrudan etkiliyor. Eylül 2026’da yayımlanan Technology Trends Outlook 2026 raporu, bu dönüşümü belirleyen 14 teknoloji trendini inceliyor. Ana mesajı, yapay zekâ merkezli gelişmenin dijital dünyadan fiziksel dünyaya taşınması. Yapay zekâ içerik üretmenin ötesinde yazılım geliştiriyor, araştırmaları hızlandırıyor, üretimi yönetiyor ve robotların karar alma kapasitesini artırıyor.</p>
<p>Raporun 2026’nın ilk yarısındaki verilere dayalı yılsonu projeksiyonlarına göre yapay zekâ altyapısı ve model mimarilerine yatırımlar, 2025’teki yaklaşık 145 milyar dolardan 2026 sonunda 770 milyar dolara ulaşabilir. Otonom yazılım geliştirmede 12,8 kat, uzay teknolojilerinde 12,1 kat, bilimsel keşif ve mühendislikte yapay zekâda 3,2 kat, robotikte 2,1 kat yatırım artışı öngörülüyor. Bunlar gerçekleşmiş sonuçlar değil, eğilimlerin sürmesi varsayımına dayanan tahminler. Yine de sermayenin yönünü gösteriyor: Yazılımla birlikte enerji, yarı iletkenler, veri merkezleri ve elektrik altyapısı da yeni ekonominin merkezinde.</p>
<h2>Yapay zekâda yeni aşama: Otonom sistemler </h2>
<p>Agentic AI olarak tanımlanan yeni nesil yapay zekâ sistemleri, belirli hedefler için birden fazla işlemi tanımlanmış yetki sınırları içinde bağımsız gerçekleştirebiliyor. Örneğin satın almada yalnızca fiyat karşılaştırmıyor; tedarikçi performansını değerlendiriyor, stok ihtiyacını belirliyor ve öneri hazırlıyor. Böylece teknoloji, çalışanların hızını artıran araç olmaktan çıkıp süreçlerin yürütülmesinde rol alıyor.</p>
<p>Sanayide Physical AI, yani fiziksel yapay zekâ, robotların çevrelerini algılayıp değişen koşullara uyum sağlamasını mümkün kılıyor. 2030’a kadar esnek robotik sistemler, akıllı depolar, otonom taşıma ve yapay zekâ destekli kalite kontrol yaygınlaşabilir. Şirketler arasındaki verimlilik farkını teknolojiyi kullanma düzeyi değil, süreçleri onunla ne ölçüde yeniden tasarladıkları belirleyecek.</p>
<h2>Yapay zekâ devriminin görünmeyen sınırı: Enerji </h2>
<p>Dijital ekonominin büyümesi giderek daha fazla fiziksel altyapıya dayanıyor. Büyük işlem kapasitesi; veri merkezleri, yarı iletkenler, soğutma ve kesintisiz elektrik gerektiriyor. Uluslararası Enerji Ajansına göre veri merkezlerinin küresel elektrik tüketimi 2025’te yaklaşık 485 TWh idi; 2030’da 950 TWh’ye çıkabilir. Yaklaşık %96’lık bu artış, Türkiye’nin 2025’teki 360,9 TWh toplam elektrik tüketiminin 2,6 katına ulaşan bir küresel veri merkezi talebi demek.</p>
<p>Sorun yalnızca elektrik üretmek değil, elektriği ihtiyaç duyulan yere güvenilir biçimde ulaştırmak. Rapora göre dünyada 2.500 GW’ın üzerinde enerji projesi şebekeye bağlanmayı bekliyor; bazı pazarlarda transformatör teslim süreleri iki yılı aşıyor. Enerji teknolojileri 2025’te yaklaşık 200 milyar dolar yatırım çekti. Dolayısıyla yapay zekâ devriminin kazananları yalnızca model geliştirenler olmayacak. Transformatör, enerji depolama, güç elektroniği, soğutma ve veri merkezi altyapısı üreten şirketler de büyümeden pay alabilecek.</p>
<h2>Şirketler için yeni rekabet denklemi </h2>
<p>Yapay zekâ ve otomasyon, üretimden finans yönetimine, müşteri hizmetlerinden lojistiğe kadar maliyetleri düşürebilir. Ancak teknolojiyi satın almak, ondan ekonomik değer yaratmakla aynı şey değil. Mevcut süreçlere uygulama eklemek yeterli olmayabilir; kazanç süreçlerin yeniden tasarlanması, verilerin doğru kullanılması ve organizasyonların uyumuyla gelecek. Yatırımlar da yazılım lisanslarının ötesinde işlem kapasitesi, enerji, veri altyapısı, siber güvenlik ve entegrasyonu kapsayacak.</p>
<p>İşgücünde de farklılaşma var. Raporda yapay zekâyla ilişkili dört teknoloji alanında ve özel amaçlı yarı iletkenlerde açık pozisyonların %75’inden fazlasının Ar-Ge odaklı olduğu belirtiliyor. Enerji, siber güvenlik, bağlantı teknolojileri, yaşam bilimleri ve mobilitede ise operasyonel ve ticari roller ağırlık kazanıyor. Bu ayrım, teknolojilerin bir kısmının geliştirme, diğerlerinin ticarileşme aşamasında olduğunu gösteriyor. Başarıyı harcamanın büyüklüğü değil, yatırımın sürdürülebilir ekonomik değere dönüşmesi belirleyecek.</p>
<p>Türkiye’nin her ileri teknoloji alanında küresel lider olması gerçekçi değil. Ancak mevcut üretim ve mühendislik gücünü yeni taleple buluşturarak değer zincirinde yükselebilir. Enerji altyapısı bu bakımdan öne çıkıyor. Bakanlık verilerine göre 2025’te elektrik tüketimi 360,9 TWh, üretimi 362,9 TWh oldu. Ulusal Enerji Planı, tüketimin 2030’da 455,3 TWh’ye çıkmasını öngörüyor: Beş yılda yaklaşık %26 artış. Ağustos 2026’da kurulu güç 126.944 MW’a ulaştı; güneşin payı %22, rüzgârın %12,2.</p>
<p>Bu tablo üretim kadar iletim, dağıtım, depolama ve şebeke modernizasyonunun önemini artırıyor. Fırsat iç pazarla sınırlı değil. Veri merkezleri ve elektrifikasyon, transformatör, kablo, şalt sistemi, güç elektroniği ve enerji yönetimine küresel talebi büyütebilir. Türkiye’nin bu alanlardaki sanayi kapasitesi, ekipman ve mühendislik ihracatını gelecek beş yılın önemli büyüme alanlarından birine dönüştürebilir.</p>
<h2>Veri merkezleri, otomasyon ve yazılım </h2>
<p>İkinci fırsat veri merkezleri ve dijital altyapı; Avrupa, Orta Doğu ve Orta Asya arasındaki konumumuz bölgesel hizmet merkezi potansiyeli sunuyor. Fakat güvenilir elektrik, uluslararası fiber bağlantılar, rekabetçi enerji maliyetleri ve veri güvenliği sağlanmadan bu avantaj değerlendirilemez.</p>
<p>Üçüncü fırsat endüstriyel otomasyon; Otomotiv, beyaz eşya, makine, metal ve tekstildeki üretim gücü; yapay zekâ destekli kalite kontrol, kestirimci bakım, enerji optimizasyonu ve akıllı planlama için uygun zemin oluşturuyor. Asıl hedef bu sistemleri yalnızca kullanmak değil, geliştiren ve ihraç eden şirketleri çoğaltmak olmalı.</p>
<p>Dördüncü alan sektöre özel yapay zekâ yazılımları; Büyük küresel modeller geliştirmek yüksek sermaye isterken mevcut modeller üzerine finans, üretim, lojistik, sağlık ve perakendeye yönelik çözümler üretmek daha erişilebilir. Savunma ve uzay teknolojileri de önemli: Savunmada gelişen elektronik, sensör, haberleşme ve otonom sistem yetkinliklerinin sivil uygulamalara aktarılması yeni fırsatlar yaratabilir.</p>
<h2>Türkiye 2030’a nasıl hazırlanmalı? </h2>
<p>■ 2026–2027 döneminde öncelik, mevcut faaliyetlerde hızlı ve ölçülebilir verimlilik kazanımları olmalı. Yapay zekâ destekli iş süreçleri, enerji verimliliği, siber güvenlik ve üretim otomasyonu öne çıkıyor. <br />■ 2028–2029’da teknoloji kullanıcılığından yerli ürün ve çözüm geliştirmeye geçilmeli. Endüstriyel yazılımlar, otomasyon, enerji yönetimi ve yapay zekâ uygulamaları uluslararası pazarlara taşınmalı. <br />■ 2030’a doğru hedef, belirli alanlarda bölgesel üretim, mühendislik ve hizmet merkezi olmak. Finansmana erişim, nitelikli insan kaynağı, Ar- Ge, ticarileştirme ve dış pazarlara erişim bu hedefin koşulları.</p>
<h2>Geleceğin kazananları kimler olacak? </h2>
<p>Yeni rekabet döneminin merkezinde yapay zekâ var; fakat ekonomik etkisi yazılımın çok ötesinde. Enerji altyapısı, elektrik ekipmanları, yarı iletkenler, robotik, veri merkezleri, siber güvenlik ve mühendislik çözümleri de belirleyici olacak. Kazananlar yalnızca en güçlü modelleri geliştirenler değil; altyapıyı sağlayan, teknolojiyi üretime ve hizmetlere uygulayan, kalıcı değer yaratanlar olacak.</p>
<p>Türkiye için risk, mevcut üretim ve hizmet modellerinin hızlanan yarışta rekabet gücünü kaybetmesi. Fırsat ise sanayi ve mühendislik birikimini yeni ihtiyaçlarla birleştirip daha yüksek katma değerli üretime yönelmek. 2026-2030’un temel meselesi değişimin hızı değil, ona uyum kapasitesi. Türkiye yalnızca teknoloji kullanan değil, ihtiyaç duyulan ürünleri, altyapıyı ve mühendislik çözümlerini geliştirip ihraç eden bir ekonomi olmalı. Çünkü rekabet gücünü teknolojiye erişimden çok, onu üretkenliğe, ihracata ve sürdürülebilir büyümeye dönüştürmek belirleyecek.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-icin-en-somut-firsat-enerji-ve-sanayi-altyapisi-91615</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye için en somut fırsat: Enerji ve sanayi altyapısı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31in-onundeki-alti-kritik-sinav-91614</guid>
            <pubDate>Sat, 07 Nov 2026 09:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> COP31’in önündeki altı kritik sınav</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Avrupa’nın önde gelen iklim örgütlerinden Climate Action Network (CAN) Europe, COP31 öncesinde hükümetlere açık bir mesaj verdi: Fosil yakıtlardan çıkış, iklim finansmanı, adil geçiş ve yenilenebilir enerjiye dayalı elektrifikasyon artık somut kararlarla desteklenmeli. Türkiye’nin ev sahipliği de önemli bir sınav olarak görülüyor. CAN Europe Direktörü Chiara Martinelli, “COP31, hükümetlerin daha önce verdikleri sözler için kendilerini kutladıkları bir başka iklim zirvesine dönüşmemeli” diyor.</strong></p>
<p>Kasım’da başlayacak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP31 öncesinde, uluslararası iklim hareketinin beklentileri giderek netleşiyor. Hükümetlerin önündeki temel mesele, yeni hedefler açıklamaktan çok, daha önce kabul edilen taahhütlerin nasıl uygulanacağı.</p>
<p>Avrupa genelinde faaliyet gösteren iklim örgütlerini bir araya getiren Climate Action Network (CAN) Europe, 5 Kasım’da yayımladığı açıklamada, Antalya müzakerelerinin sonucunu belirleyecek altı kritik başlığa dikkat çekti.</p>
<p>Fosil yakıtlardan uzaklaşma, yenilenebilir enerjiyle elektrifikasyon, adil geçiş, iklim finansmanı, Avrupa Birliği’nin sorumlulukları ve Türkiye’nin ev sahipliği performansı, örgütün öncelikleri arasında yer alıyor.</p>
<p>CAN Europe, yaklaşık 60 üye kuruluşunun temsilcileri, Avrupa ve Türkiye’deki iklim politikası uzmanlarıyla birlikte Antalya’da olacak. Heyette İstanbul merkezli uzmanlar ve CAN Europe’un kurucuları arasında bulunduğu İklim Ağı Türkiye temsilcileri de yer alacak.</p>
<p>CAN Europe Direktörü Chiara Martinelli, zirvenin başarısının uygulama kapasitesiyle ölçülmesi gerektiğini vurguluyor: “COP31, hükümetlerin daha önce verdikleri sözler için kendilerini kutladıkları bir başka iklim zirvesine dönüşmemeli. Uygulama, fosil yakıtlardan somut biçimde uzaklaşmak, gerekli finansmanı sağlamak ve dönüşümün insanlar için adil işlemesini güvence altına almak demek. Bütün bu alanlarda ilerlemeye ihtiyacımız var. Bunlar birlikte ilerlemeli.”</p>
<p><strong>Avrupa Birliği için güvenilirlik sınavı</strong></p>
<p>CAN Europe’a göre Antalya, Avrupa Birliği açısından da önemli bir sınav olacak. AB’nin uluslararası iklim müzakerelerinde liderlik iddiasını sürdürebilmesi için kendi içindeki iklim politikalarını güçlendirmesi ve gelişmekte olan ülkelere yönelik finansman sorumluluklarını yerine getirmesi gerekiyor.</p>
<p>Örgüt, Avrupa’nın fosil yakıtlardan uzaklaşma konusunda daha somut bir yol haritası ortaya koymasını, mevcut iklim politikalarını zayıflatacak girişimlere karşı durmasını ve gelişmekte olan ülkelerle güven ilişkisini yeniden kurmasını istiyor.</p>
<p>CAN Europe İklim Başkanı Sven Harmeling, Avrupa’nın uluslararası beklentileriyle kendi uygulamaları arasındaki tutarlılığa dikkat çekiyor: “AB, kendi iklim eylemini zayıflatırken ya da finansman konusunda üzerine düşeni yapmazken dünyanın geri kalanından daha fazlasını isteyemez. Antalya’da liderlik, Avrupa’nın fosil yakıtlardan çıkışını hızlandırmasını ve uluslararası finansmana adil katkısını sağlamasını anlamı geliyordur. AB, COP31’de ayrılıkları derinleştirmek yerine taraflar arasında köprü kurmalı.”</p>
<p><strong>Türkiye için ev sahipliğinin ötesinde bir fırsat</strong></p>
<p>COP31’in ev sahibi ve başkanı olarak Türkiye de uluslararası iklim örgütlerinin yakın takibinde olacak.</p>
<p>CAN Europe, Türkiye’nin zirveye ev sahipliği yapmasını kömür ve diğer fosil yakıtlardan uzaklaşma sürecini hızlandırmak açısından önemli bir fırsat olarak değerlendiriyor.</p>
<p>Ancak bu dönüşümün çalışanlar, yerel topluluklar ve ekonomik olarak etkilenecek bölgeler için somut adil geçiş politikalarıyla desteklenmesi gerektiğini vurguluyor.</p>
<p>Örgütün Türkiye’ye yönelik bir diğer beklentisi ise sivil toplumun müzakerelere etkin katılımı. CAN Europe, 14 Kasım’da Antalya’da yapılması planlanan iklim yürüyüşü dahil olmak üzere sivil toplumun örgütlenme, katılım ve barışçıl protesto haklarının korunmasını istiyor.</p>
<p>CAN Europe Türkiye Kıdemli İklim ve Enerji Politikaları Koordinatörü Özlem Katısöz, Türkiye’nin önündeki fırsatı şöyle değerlendiriyor: “COP31’e ev sahipliği yapmak, Türkiye için iklim liderliğinin kendi ülkesinde başladığını gösterme fırsatı. Bunun anlamı, kömür ve fosil yakıtlardan daha hızlı uzaklaşmak, çalışanları ve toplulukları gözeten adil bir geçiş geliştirmek ve sivil toplumun tam ve özgür katılımını sağlamak. Uygulamaya odaklı bir COP, bu ilkeleri hayata geçirmeli.”</p>
<p><strong>Elektrifikasyon fosil yakıt bağımlılığını azaltmalı</strong></p>
<p>Antalya müzakerelerinin önemli gündemlerinden biri de elektrifikasyon olacak. CAN Europe, elektrik kullanımının yaygınlaştırılmasını iklim eylemini hızlandıracak önemli araçlardan biri olarak görüyor. Ancak burada belirleyici olan, artan elektrik talebinin hangi kaynaklardan karşılanacağı.<br />Örgüte göre elektrifikasyonun fosil yakıt bağımlılığını azaltabilmesi için yenilenebilir enerji yatırımlarının hızlandırılması, elektrik şebekelerinin güçlendirilmesi, depolama kapasitesinin artırılması ve enerji verimliliğine öncelik verilmesi gerekiyor.</p>
<p>CAN Europe Enerji Başkanı Seda Orhan, yenilenebilir enerjiye dayalı elektrifikasyonun daha temiz ve erişilebilir enerji sağlama potansiyeline dikkat çekiyor: “Yenilenebilir enerjiye dayalı elektrifikasyon, iklim eylemini hızlandırmak, fosil yakıt bağımlılığını azaltmak ve daha temiz, daha uygun maliyetli enerji sağlamak için elimizdeki en güçlü araçlardan biri. COP31, yenilenebilir enerji ve enerji verimliliğindeki ilerlemeyi daha hızlı elektrifikasyon ve fosil yakıtlardan adil geçişle birleştirmeli.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Adil geçiş için 2027 takvimi isteniyor</strong></span></p>
<p>• COP31’in önemli müzakere başlıklarından biri, COP30’da üzerinde uzlaşılan Belém-Antalya Adil Geçiş Mekanizması’nın işler hale getirilmesi.</p>
<p>• CAN Europe, mekanizmanın genel ilkeler düzeyinde kalmamasını, ülkelerin ekonomik dönüşüm süreçlerini destekleyecek somut bir yapıya kavuşmasını istiyor. Bunun için finansman, sosyal koruma, çalışanların ve yerel toplulukların karar süreçlerine katılımı ile 2027 yılına ilişkin açık bir çalışma takvimi talep ediliyor.</p>
<p>• CAN Europe Uluslararası İklim Politikaları Koordinatörü James Trinder, adil geçişin müzakere metinlerinden uygulamaya taşınması gerektiğini belirtiyor: “Adil geçiş, müzakere metinlerindeki sözcüklerden ibaret kalamaz. Belém-Antalya Mekanizması COP31’de işler hale getirilmeli; uygulama yöntemleri netleşmeli ve 2027 için üzerinde uzlaşılmış bir çalışma takvimi oluşturulmalı.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Finansman olmadan uygulama mümkün değil!</strong></span></p>
<p>• CAN Europe’un açıklamasında en güçlü vurgu iklim finansmanına yapılıyor. Gelişmekte olan ülkelerin emisyonlarını azaltmaları, iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlamaları, kayıp ve zararlarla mücadele etmeleri ve ekonomik dönüşümlerini adil biçimde gerçekleştirmeleri için öngörülebilir ve erişilebilir finansmana ihtiyaç duydukları belirtiliyor.</p>
<p>• Örgüte göre gelişmiş ülkelerin mevcut finansman taahhütlerini yerine getirmesi, uyum finansmanını artırması ve yeni kamu kaynakları yaratması gerekiyor. Bu noktada fosil yakıt teşviklerinin kaldırılması ve kirletenlerin daha fazla mali sorumluluk üstlenmesi de gündeme getiriliyor.</p>
<p>• CAN Europe Kıdemli Uluslararası Finans Politikaları Koordinatörü Rachel Simon’a göre, hükümetlerin mevcut taahhütlerini yerine getirmesi ve finansman akışını fosil yakıtlardan iklim eylemine yönlendirmesi gerekiyor. </p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Antalya’da başarının ölçüsü ne olacak?</strong></span></p>
<p>• CAN Europe’un COP31 öncesindeki mesajı, müzakerelerin giderek daha fazla uygulama, finansman ve ekonomik dönüşüm eksenine kaydığını gösteriyor.</p>
<p>• Fosil yakıtlardan çıkış için somut adımlar, yenilenebilir enerjiye dayalı elektrifikasyonun hızlanması, Belém-Antalya Adil Geçiş Mekanizması’nın işlerlik kazanması ve gelişmekte olan ülkelere sağlanan finansmanın güçlendirilmesi, Antalya’dan beklenen başlıca sonuçlar arasında.</p>
<p>• Türkiye açısından ise ev sahipliğinin başarısı, uluslararası müzakerelerde kurulacak uzlaşının yanı sıra ülkenin kendi enerji dönüşümünde atacağı adımlarla da değerlendirilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31in-onundeki-alti-kritik-sinav-91614</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/4/1280x720/cop31-1794032133.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ COP31’in önündeki altı kritik sınav ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/deger-ugruna-bedel-odenebilendir-91613</guid>
            <pubDate>Sat, 07 Nov 2026 09:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Değer, uğruna bedel ödenebilendir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><em>Değer, artan veya azalandır. Bir şeyin değerini o şeyin insan veya toplum hayatına kattıkları belirler. Eğer geliştirici yönünde ise değer artar, değilse düşer.</em></strong></p>
<p>Paha, kıymet… Bir şeyin gerekliliğini, önemini belirtmeye yarayan niceliksel veya niteliksel ölçü. O şeyin kıymetine denk düştüğü kabul <strong>edilen karşılık…</strong></p>
<p><strong>Üstün nitelikli kişi veya şey. Nesnelerin veya olayların bir toplum, bir sınıf veya bir insan yönünden taşıdığı önemi belirleyen nitelik…</strong></p>
<p>Erdemin dayandığı kıymet… Değer, uğruna bedel ödenebilendir.</p>
<p>Matematikte bir simgenin karşılık geldiği niceliğin, tutarın ifadesidir. Bir değişkenin, bilinmeyenin sayı ile anlatımıdır.</p>
<p>Varlığı değerden farklı kılan, onun var olmak için mevcudiyetidir. Her varlık, değer taşımaz. Değer; o varlığa atfedilendir.</p>
<p><strong>FİYAT VE DEĞER FARKI</strong></p>
<p>Fiyat ile değerin farkı da yine aynı dinamikten doğar. Fiyat bir şeyin arz ve talebinin buluşma noktasıdır. Değer ise o şeyin, fiyattan bağımsız taşıdığı özniteliktir. Fiyat nicelik, değer niteliktir.</p>
<p><strong>Değer, kabule dayanır. O şeyi, kavramı; yargılamanın sonucunda doğar. Mantık ekseninde değer; doğru ve yanlış üzerinden biçilir. Ahlak ekseninde değer, iyi ve kötü kutupları arasında oluşur. Estetik ekseninde ise değeri, güzel ve çirkin ayırtı belirler.</strong></p>
<p>Değerler manzumesi; insanın hayatta kendini ve ötekini oturttuğu temellerdir. Değerler toplumu, bireylerin ortaklaşa kabul ettiği kavramların bütünü olur. İlişkiler toplumunda bireylere, kavramlara biçilen değer, fiyatı üzerinden veya güce yakınlığı derecesinden gelir.</p>
<p><strong>FAYDA VE ZARAR KIYASI</strong></p>
<p>Değer, bir yargıdır. Ölçersin biçersin, fayda veya zararına bakarsın, güzel mi çirkin mi kararını verirsin. Sonra bu tüm ölçülebilen şeyleri geriye atar, içinde oluşan yargıya “değer” dersin. Ya da değersizleştirirsin.</p>
<p><strong>Değer, artan veya azalandır. Bir şeyin değerini o şeyin insan veya toplum hayatına kattıkları belirler. Eğer geliştirici yönünde ise değer artar, değilse düşer.</strong></p>
<p>Değer aynı zamanda bir silahtır da… Birine düşmanlık besleyerek değer kazanabilirsin. Çünkü düşman, seni de var eder. Birine verilecek en büyük ceza; onu değersizleştirmektir ki bu genelde o kişiyi veya kavramı görmezden gelmekle mümkün olur.</p>
<p><strong>VEFA ÖLÇÜSÜ OLARAK DEĞER VERMEK</strong></p>
<p>Değer bilmek, vefanın ölçüsüdür de… O şeye sadakatin ifade şeklidir. Değer, biçilebilir. Toplum bunu hep yapar ve onu oluşturan tüm varlıklara, kavram, kişi, inançlara bir değer biçer.</p>
<p>En büyük değer, dinin referanslarıyla oluşur. Hayatla örtüşmesi gerekmez. Kabuller manzumesidir. Bir kez oluşunca, o değeri yok etmek, neredeyse imkânsızdır.</p>
<p><strong>Değer yargısı, toplumun kanaat çıktısıdır. Yöneltildiği şeyi abat da eder berbat ta eder. Değerin zihindeki kimyası, anılardan daha kalıcı izler kurar. Değerin kimyasını bozmak, tıpkı kurmakta olduğu gibi zaman alacaktır</strong>.</p>
<p>Neticede hayat, değerler üzerinden yürür. Neye değer verdiğin, kendi değerini de belirler. Bir uyarı; kendine biçtiğin değer, karşındakinin sana vereceğin değerin üst limiti olacaktır.</p>
<p><strong>DEĞER ÜRETEN DERDE DERMAN OLANDIR</strong></p>
<p>Derman: Derdin çaresi… Güç, takat, mecal, ilaç, çıkar yol… Soruna denk düşen çözüm… Dert geldiğinde aranılan, peşine düşülen… Çoğu dert, dermanıyla sunulur bize. “derdü meni devayı men” der Mevlana; dert benim ve dermanı da bende…</p>
<p><strong>Derdin meyvesi diye bakarım ben dermana… Hasadı ancak dert meyvesini yiyince mümkün olan…</strong></p>
<p>Çoğu bilge, dermanın dert içinde saklı olduğunu söyler. Tıpkı sorunun içine saklanmış cevap gibi… Aslolan sorudur, cevap zaten içindedir. Aslolan derttir, derman zaten içindedir.</p>
<p><strong>Allah dert verip derman aratmasın… Bu ifade, konfor alanını tanımlar. Duadır ancak edilebildiğine göre dert verilmiş, derman arayışına çıkılmıştır.</strong></p>
<p>Çaresizseniz, çare; sizsiniz… Dermansızsanız, derman sizsiniz. Dertten dermana geçiş sürecine, sabır diyoruz. Men sabere; zafere… Zafer; sabredebilenindir.</p>
<p>Derde katlanmak, derman üretendir. Bir derdin varsa derman bulmaya çalış; bulamıyorsan da onu artık dert etme<strong>…</strong></p>
<p><strong>Derman arardım derdime / Derdim bana derman imiş / Bürhan arardım aslıma / Aslım bana bürhan imiş</strong>.” Der Niyazi Mısrî…</p>
<p><strong>Kelile ve Dimne’nin yazarı Beydeba’dan pek çok kültüre armağan bir nasihat vardır; “derdini söylemeyen, derman bulamaz.” Ne kadar tanıdık değil mi? Tanıdık zira dert, paylaşılmaya özendirilir. Paylaşılınca azaldığı bilinir ve ilk derman, bu paylaşımdan çıkar. Sonuçta paylaşıldıkça hafiflemesi, insanların dermana dair fikirlerini devşirmek olacaktır.</strong></p>
<p>Himmet Baba’nın  5 hece formunun bu şaheserinde dermanın şiirsel tanımı mirastır bize;</p>
<p><strong>“Vakti seherde / Açılır perde / Düştüğüm yerde / Derman sendedir.</strong></p>
<p><strong>Düşmüşem kaldır / Mihnetim oldur / Ağlatma güldür / Derman sendedir.</strong></p>
<p><strong>Benim biçare / Kaldım avare / yürek pür yâre / Derman sendedir.</strong></p>
<p><strong>Nefsi zalimi / Gözle halimi / Sundum elimi / Derman sendedir.”</strong></p>
<p>Dermanı aradığın, genelde derdi başına açandır. Derdin örgüsünde zaten dermanın kodları gizlenmiştir. Sana düşen tersine mühendislik ile derdinin kodlarını çözmektir sadece…</p>
<p><strong>Dert, zehir ise derman panzehiri olur. Başına dert açanları iyi incele, dermanın onları yeniden tanımlamaktan geçecektir. Ancak bunu yaparken seni kırıp dökenlerin ayakları altında derman arama… Onların üzerine çıkabildiğin derecede dermana yakın duracaksın.</strong></p>
<p>Sonuçta her derdin dermanı, kendine hastır. Bir derdin dermanı, başka bir derde zehir olabilir. Haddini aşmış derman, derdi aratabilir zira… </p>
<p><strong>DEĞER ÜRETEMİYORSAN, DERDE DEVA DEĞİLSEN, ÇÜRÜYORSUN…</strong></p>
<p>Çürüme: Yapının bozulması, kokuşma… Organik bir madenin bakteriler ve ya çevresel etkenler yüzünden pis kokulu ürünlere dönülmek üzere normal yapısını kaybetmesi…</p>
<p><strong>Çürüme, kendiliğinden olmaz. Onu çürüten bir bakteri vardır. Yapıyı bozan etkenler vardır. Maddenin bütünlüğüne saldırı, çoğu kez maddenin onu kabulüyle başlar. Hiçbir çürük, bunu kendi başına yapmamıştır. Mutlaka o yapının kendi içine aldığı çürüteni, çürütenleri olacaktır.</strong></p>
<p>Bir düşünce temelsiz ve kanıtsız kalınca çürür, çürütülür. Dayanağını yitiren her şey gibi… Yıpranır, çöker, onu bütünlüğünde tutacak bağlar yok olmuştur. Çimentosuz harç gibi, kum ve çakıl dağılır, bina çöker.</p>
<p><strong>Çürüme, organizmaya haz bir yaşam döngüsüdür. Toplum organizması, çürümenin en dramatik yaşandığı alandır. Bireyler arasındaki onları bir arada tutan değerler zayıflar, bağlar kopmaya başlar ve ahlak çimentosu erir. Artık o toplum çürümeye başlamış demektir.</strong></p>
<p>Bireyin çürümesi de değer kaybıyla oluşur. Önce içindeki tanrıyı (vicdanı) susturur. Sonra konfor devreye girer. Konfor, çürütür. Hem de lime lime yapar tüm benliğini insanın… Aklı dumura uğratır, organları işlevsiz kılar, mücadele etmeyi unutur ve çürüme hükmünü icra eder. Sebep-sonuç ilişkisi yok olur. Doğru-yanlış ekseni silikleşir, iyi-kötü ayırtı bulanıklaşır ve güzel-çirkin aynı gri bulamaçta buluşuverir.</p>
<p><strong>Çünkü çürüme, yapıyı bir arada tutan yasaları dışlamaktır. Başka yasalara itaat edilmeyen yerde çürüme, tek yasa olur. Çürümenin çaresi yoktur. Devrini tamamlayacaktır. Çürüme bir kez başlamaya görsün, hükmünü icra edene dek sürecek ve bir sonraki yapının gübreliği olacaktır. Kötü haber, çürüme başladığında engellenmiyor oluşudur da iyi haber bir sonraki yapının fidanının boy atacağı, yeni bir geleceğin vaadi olan gübreliğe dönüşeceğidir.</strong></p>
<p>Toplumu çürüten, bireyler arasındaki asabiyetin (<em>İbni Haldun’un önerisi</em>) azalmasıdır. Kurucu babalar, değerleriyle vardır ve ülkeyi inşa eder, toplumu var kılarlar. Oğulları da babaları kadar olmasa da değerleriyle toplumu güçlendirirler, bayındır kılarlar. Ancak üçüncü nesil, torunlar; kurucu babaların değerlerini unutmuş, aralarındaki dayanışma bağını zayıflatmışlardır. Bu dönemde sanat, edebiyat, mimari, estetik gelişir. Torunların çocukları ise çürüme neslidir. Asabiyet yok olmuştur. Geriye, bencil, çıkarcı, değerlerini yitirmiş, ahlakı çökertmiş hedonist bir yapı gelmiştir. İşte bu çürüme nesli, büyük bedeller ödeyecek ve doğuracağı çocuklar bir sonraki çağın kurucuları olacaktır.</p>
<p><strong>Başka bir ifade deneyelim; çürümenin 4 evreli devranına dair; 1-Zor zamanlar güçlü liderler doğurur, 2-Güçlü liderler kolay ortamlar üretir, 3-kolay ortamlar zayıf liderler var eder. 4-Zayıf liderler zor zamanları geri getirecektir.</strong></p>
<p>Zor zamanlar, tanımını çürümeden alır… Liyakati dışlarsın, bilen değil bizden insanlara meyledersin, terazinin ayarıyla oynarsın, devlet malını deniz yemeyeni domuz diye tanımlarsın, bal tutan parmağını yalamaya başlar, hukuk gücünü kaybeder ve yerini güçlüler hukukuna bırakır.</p>
<p><strong>Çürüme tepeden başlar, tabana yayılır. Önce lider bozulur… Sonra çevresindekilere bulaşır. Çürüme bir kez tetiklenince, toplumsal değerler ihlal edilir. Demokrasi talebi yoktur, imtiyaz talebi vardır. Otorite talebi de yükselir. Ancak otoritenden beklenti, çıkar olur. Aile bozulur, değerler yok olunca aile bireyleri menfaat yığınlarına dönüşür.</strong></p>
<p>Hayat sözlüğünde üzerinde durduğumuz, değer, derman ve çürüme kavramlarından elde kalan netice şu olabilir:  çürük toplum, bireylerinin içinde çürüdüğü hapishaneye dönüşecektir. Çürümeye dair akılda kalmasını umduğum şudur ki çürüme, bir kez başladığında durdurulamayacağıdır. Bu yüzden senin sağlam olman yetmez, çürüklerden de uzak durman gerekecektir. Bunun da yöntemi; dertlere derman olacak değer üretmektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/deger-ugruna-bedel-odenebilendir-91613</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Değer, uğruna bedel ödenebilendir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/15-soruda-turkiyeye-made-in-eu-etkisi-91610</guid>
            <pubDate>Sat, 07 Nov 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 15 soruda Türkiye&#039;ye &#039;Made in EU&#039; etkisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye bir süredir, Avrupa Birliği’nin (AB) Çin rekabetine karşı geliştirdiği ‹Made in Europe› politikasına dahil olmak istiyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır önceki gün yaptığı açıklamada, AB’nin hazırladığı “Made in EU” düzenlemesinde Türkiye menşeli ürünlere eşdeğer muamele yapılmasını isterken AB’nin küresel rekabette karşılaştığı sorunların aşılmasında Türkiye’nin üretim kapasitesinin önemli rol oynayabileceğini belirtti. Türkiye’nin “Made in EU” planına dahil olma çabaları sürerken olabı riskler ve avantajlar da tartışılmayla devam ediyor. Finera Veri Analizi Genel Müdürü Dr. Mustafa Adıgüzel, 30 yıldır zaten Gümrük Birliği üyeliğiyle Avrupa sanayisine entegre olan Türkiye’nin, bugünkü siparişlerini korurken yarının yatırımlarını kaybedebileceğine dikkat çekti. Dr. Mustafa Adıgüzel, “Made in EU” süreciyle birlikte ortaya çıkacak yeni durumu 15 soruda EKONOMİ okurları için kaleme aldı:</p>
<p><strong>1- Bugün siparişleri dolu olan bir fabrika neden risk altında?</strong></p>
<p>Mevcut modelin üretimi devam ederken bir sonraki model başka bir ülkeye tahsis edilebilir. Şirket bugünkü cirosuna bakarak durumunu güçlü sanırken gelecekteki üretim payını kaybetmeye başlayabilir. İlk bakılacak gösterge mevcut siparişlerden çok, yeni proje kazanma oranı.</p>
<p><strong>2- Avrupa’ya ihracat serbestken Türk ürünü nasıl dezavantajlı hale gelebilir? </strong></p>
<p>Bir ürünün Avrupa’ya satılabilmesi ile kamu alımlarında ve destek programlarında tercih edilmesi farklı şeyler. Made in Europe yaklaşımı, belirli alanlarda kamu tarafından desteklenen talebi Avrupa üretimine yöneltmeyi hedefliyor. Gümrükte engelle karşılaşmadan da müşterinin satın alma tercihinde geriye düşebilirsiniz.</p>
<p><strong>3- Otuz yıllık Gümrük Birliği neden tek başına yeterli olmayabilir? </strong></p>
<p>Malın dolaşımı, ürün içeriğinin Avrupa menşeli kabul edilmesi ve şirketin kamu ihalesine erişimi aynı hukuki güvenceye dayanmıyor. Türk parçası uygun içerik sayılırken onu üreten şirket aynı ihaleye erişim güvencesinden yararlanamayabilir. </p>
<p><strong>4- Türkiye’nin kapsama alınması bütün sorunları çözer mi?</strong></p>
<p>Türkiye’nin adının geçmesi kadar, tanımanın hangi ürünleri ve işlemleri kapsadığı önemli. Türk bileşeninin kabulü, Türkiye’de yapılan nihai montajın kabulünü kendiliğinden sağlamayabilir. Ülke listesine girmekle fabrikanın bütün destek koşullarını karşılaması aynı şey değil.</p>
<p><strong>5- Çin’den parça kullanan Türk üreticisi Avrupa pazarını kaybeder mi? </strong></p>
<p>Çin girdisi kullanılması otomatik olarak uygunsuzluk anlamına gelmiyor. Girdinin niteliği, Türkiye’de geçirdiği dönüşüm ve ilgili içerik hesabı belirleyici. Aynı ülkeden ithalat yapan iki Türk şirketinin karşılaşacağı sonuç tamamen farklı olabilir. </p>
<p><strong>6- Avrupa’ya hiç ihracat yapmayan bir KOBİ neden bu dosyayı izlemeli? </strong></p>
<p>Türkiye’deki ihracatçıya parça sağlayan işletme de müşterisinin menşe, içerik ve karbon bilgisi talepleriyle karşılaşabilir. Alternatif girdi, test ve müşteri onayı maliyetleri küçük işletmelere kadar ulaşabilir. Risk, doğrudan ihracatçıdan başlayıp yerli tedarik zincirine yayılabilir.</p>
<p><strong>7- Tartışma yalnızca otomotivle mi sınırlı? </strong></p>
<p>Çelik, alüminyum, çimento ve temiz enerji teknolojileri de gündemde. Ancak her ürünün koşulu ve Türkiye’nin tedarik gücü farklı. Türk sanayisinin ne kadar etkileneceğini anlamak için sektör ortalamalarının yanında, hangi ürünün hangi koşula tabi olduğuna bakmak gerekiyor.</p>
<p><strong>8- Türkiye dışarıda kalırsa Avrupa da kaybeder mi?</strong></p>
<p>Türk girdisini başka bir tedarikçiden almak; yeni kapasite, test, müşteri onayı ve zaman gerektirebilir. Türkiye’nin müzakere hazırlığı bu maliyeti de göstermeli. En güçlü argümanlarımızdan biri, Türk üretiminin dışlanmasının Avrupalı üreticinin rekabet gücünü nasıl etkileyeceği.</p>
<p><strong>9- AB–Hindistan anlaşması bu rekabet tablosunu nasıl değiştiriyor? </strong></p>
<p>Hindistan’ın tarife engelleri azalırken üretim yetkinliğinin artması, Türk sanayisinin mevcut avantajlarını aşındırabilir. Finera’nın KTO Karatay Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri (BAP) kapsamında hazırladığı çalışmada da bu risk vurgulanıyor. Bugünkü rakiplerin, pazar paylarının ve rekabet koşullarının aynı kalacağı varsayılamaz. </p>
<p><strong>10- Sanayici bugün ilk olarak neyi hesaplamalı? </strong></p>
<p>Hangi satışının yeni koşullardan etkilenebileceğini, hangi girdinin değişmesi gerekebileceğini ve müşterisinin bir sonraki yatırım kararını ne zaman vereceğini belirlemeli. Hazırlığın takvimini yalnızca yasanın yürürlük tarihi değil, müşterinin satın alma ve yatırım takvimi de belirliyor.</p>
<p><strong>11- Avrupa neden yeniden üretimin nerede yapıldığına odaklanıyor? </strong></p>
<p>Avrupa, yeşil dönüşümün yaratacağı talebin üretim, teknoloji ve istihdamı kendi ekonomisinde büyütmesini istiyor. Kamu alımları ve destekler bu amaçla kullanılıyor. Dolayısıyla Türk sanayicisinin rekabet hesabında fiyat ve teslim süresinin yanında üretimin yeri de daha belirleyici hale gelebilir. </p>
<p><strong>12- Uyum maliyeti birkaç belge hazırlamakla sınırlı mı? </strong></p>
<p>Yeni girdinin bulunması, test edilmesi, müşteri onayının alınması ve farklı pazarlar için ayrı stok tutulması gerekebilir. Bunların tamamı nakit ve zaman ister. Teknik uyum, özellikle küçük tedarikçilerde işletme sermayesi ve finansman sorununa dönüşebilir.</p>
<p><strong>13- Düşük karbonlu üretim yapmak tek başına yeterli mi? </strong></p>
<p>Düşük karbonlu olmak ile belirli bir destek programında uygun menşeli sayılmak ayrı koşullar. Bir ürün çevresel ölçütleri karşılasa da coğrafi şart nedeniyle aynı avantajdan yararlanamayabilir. Şirketler karbon performansını ve menşe uygunluğunu ayrı ayrı değerlendirmeli. </p>
<p><strong>14- Türkiye müzakere masasında somut olarak ne istemeli? </strong></p>
<p>Türkiye’de montajın, Türk menşeli bileşenlerin ve bunların ispatının ilgili düzenlemelerde nasıl tanınacağı netleşmeli. Mevcut yatırım ve sözleşmeler için uygulanabilir geçiş süreleri sağlanmalı. Ülke listesinde yer almak kadar, tanımanın ürünler ve destek programları arasında tutarlı olması da önemli. </p>
<p><strong>15- Nihai yasa çıkmadan harekete geçmek erken mi? </strong></p>
<p>6 Kasım 2026 itibarıyla dosya Avrupa Parlamentosunda komite kararı bekliyor; nihai kurallar henüz kesinleşmiş değil. Ancak müşterilerin yeni model ve tedarikçi kararları beklemeyebilir. Şirketler mevzuatı izlerken ürünlerinin menşe bilgilerini tamamlayabilir ve müşterilerinin gelecek dönem beklentilerini öğrenebilir.</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong></p>
<p><em>TEPAV, AB Made in Europe Politikaları ile Hindistan ve MERCOSUR Ticaret Anlaşmalarının Türkiye’nin İmalat Sanayi Ticaretine Olası Etkilerinin Ürün Bazında Analizi, Haziran 2026.</em></p>
<p><em>Selin Arslanhan, Made in Europe Sürecinde Avrupa’yı Anlamak Hangi Sektörde Kim Avrupalı Kim Değil, TEPAV, N2026115, Kasım 2026.</em></p>
<p><em>Mustafa Adıgüzel, Küreselleşmenin Yeni Devi Hindistan’ın Sanayi Hamlesi AB–Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması’nın Türkiye ve Konya Sanayisine Etkileri, KOSAM, KTO Karatay Üniversitesi BAP kapsamında desteklenen çalışma, Temmuz 2026.</em></p>
<p><em>Avrupa Komisyonu, Sanayi Hızlandırıcı Yasa teklifi COM(2026) 100 final ve ekleri, 4 Mart 2026.</em></p>
<p><em>Avrupa Parlamentosu, 2026/0068(COD) işlem kaydı, 6 Kasım 2026 tarihinde kontrol edildi.</em></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/15-soruda-turkiyeye-made-in-eu-etkisi-91610</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/0/1280x720/56-1794030175.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye bir süredir AB’nin hazırladığı “Made in EU” düzenlemesine dahil olarak Türk ürünlerine eşdeğer muamele yapılmasını istiyor. Peki “Made in EU” planına dahil olma çabaları hangi risk ve avantajları bberaberinde getirecek? Finera Veri Analizi Genel Müdürü Dr. Mustafa Adıgüzel, 30 yıldır zaten Gümrük Birliği üyeliğiyle Avrupa sanayisine entegre olan Türkiye’nin, bugünkü siparişlerini korurken yarının yatırımlarını kaybedebileceğine dikkat çekti. Dr. Mustafa Adıgüzel, “Made in EU” süreciyle birlikte ortaya çıkacak yeni dönemi 15 soruda özetledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elazigdan-canakkaleye-bir-kilo-uzumun-tasima-bedeli-10-lirayi-buluyor-91612</guid>
            <pubDate>Sat, 07 Nov 2026 08:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elazığ’dan Çanakkale’ye bir kilo üzümün taşıma bedeli 10 lirayı buluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>GUSTOBAR</strong>’ın Kurucusu <strong>Taner Öğütoğlu</strong>, 20 gün kadar önce bir etkinlik duyurusu gönderdi:</p>
<ul>
<li><strong>Şarap Üreticileri Derneği’nin uluslararası markası </strong>“Wines of Türkiye”,<strong>Gustobar Events ve</strong> “Institute of Masters of Wine” (IMW) <strong>işbirliğiyle düzenlediği </strong>“Masters of Wine Türkiye” <strong>programı, Türk şarapçılığının dünyada temsiline katkı sağlayacak buluşmanın ev sahibi.</strong></li>
<li><strong>Master Wine (MW) Caro Maurer öncülüğünde, Türkiye’nin ilk ve tek Master Wine ünvanlı uzmanı Dilek Caner, Sarah Jane Evans MW, Liz Thach MW gibi uluslararası şarap otoritelerinin yer aldığı 20 kişilik heyet bu buluşmaya katılacak.</strong></li>
<li>“Master of Wine” <strong>heyeti, İstanbul, Trakya ve Kapadokya’yı kapsayan rota boyunca ülkemizin köklü bağcılık mirasını ve modern şarapçılık vizyonunu yerinde inceleyecek.</strong></li>
<li><strong>Yerel üzümlerimizin potansiyelini ve uluslararası varyetelerin Türkiye’deki adaptasyonunu konu alan </strong>“master class” <strong>oturumları ve tadımlarla zenginleşen </strong>“Masters of Wine in Türkiye”, <strong>yerli üreticilerle dünya otoriteleri arasında güçlü bağ açısından büyük önem taşıyor.</strong></li>
</ul>
<p>Bir haftada 33 Türk şarap üreticisinin ürünlerinin tadımını yapan, bazı üreticilerin bağ ve fabrikalarını gezen 20 kişilik şarap otoritesi heyeti, İstanbul’dan ayrılmadan önce Doluca Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Sibel Kutman Oral</strong>’ın ev sahipliğinde sektör temsilcileriyle buluştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aeebd8823c15-1794030984.jpg" alt="" width="758" height="699" />Buluşmada <strong>Sibel Kutman Oral</strong>’a bu yılki hasat durumunu sordum, anlattı:</p>
<p>-          <strong>Bu sezon ürün boldu. Hatta, alamadığımız ürünler de oldu. Trakya Bölgesi’nde hasat çok iyi geçti. Ancak, Anadolu’da yağış nedeniyle aksamalar yaşandı. Hasat dönemi uzadı.</strong></p>
<p>Tokat’a uzandı:</p>
<p>-          <strong>Örneğin bu hasat döneminde Tokat’tan yeterince Narince alamadık. Yağışlar Tokat’taki hasadı olumsuz etkiledi.</strong></p>
<p>Suvla’nın Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Selim Zafer Ellialtı</strong>’ya da hasat döneminin nasıl geçtiğini sordum, yanıta şöyle girdi:</p>
<p>-          <strong>Normalde Kasım ayına sarkmazdı, bazı bölgelerde yağışlar nedeniyle sarktı. Hâlâ hasadın devam ettiği yerler var.</strong></p>
<p>Hasadın nerede sürdüğünü merak ettim, yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Elazığ’dan Öküzgözü üzümü alıyoruz. Orada hasat uzadı. Bağlar çamur, aslında üzümler de yağışlardan olumsuz etkilendi. Ancak, epey zamandır alım yaptığımız çiftçiler zor durumda kalmasın diye alımı sürdürüyoruz.</strong></p>
<p>Petrol ve akaryakıt fiyatlarının yüksekliği nedeniyle taşıma maliyetinin çok arttığını vurgulayıp, bir hesap yaptı:</p>
<p>-          <strong>Bir kilo üzümü Elazığ’dan Çanakkale’ye taşımanın maliyeti 10 lirayı buluyor…</strong></p>
<p><strong>Selim Zafer Ellialtı, </strong>taşıma maliyetini bir kilo üzüm üzerinden hesaplayınca, rakam daha çarpıcı hale geldi, rakamı soru şeklinde tekrarladım:</p>
<p>-          <strong>Bir kilo üzüm Elazığ’dan Çanakkale’ye 10 liraya mı taşınıyor?</strong></p>
<p>Hesabı daha açıklıkla ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Bir kamyon, Elazığ’dan Çanakkale’ye taşımayı 220 bin liraya yapıyor. 20 ton üzerinden hesaplarsak kilo başına taşıma 11 lirayı buluyor. Ben yuvarlayarak 10 lira hesaplıyorum.</strong></p>
<p>Milliyet Gazetesi Ekonomi Müdürü <strong>Şükrü Andaç </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Gazetede haber olarak kullandık. Adana, Mersin, Antalya’da üreticiden limon kilosu 2-3 liraya alınıyor. İstanbul’da marketlerdeki fiyatı 45-50 liraya ulaşıyor. Bunun içinde taşıma bedeli de var.</strong></p>
<p>Şarap üreticileri genellikle üzümlerini kendi bağlarından veya yakın bölgeden alıp işliyor. Ancak, Elazığ’ın Öküzgözü, Diyarbakır’ın Boğazkere’si gibi türlerin asıl yetiştiği toprakların karakteristiğinin şaraba yansıması için oralardan da alım yapıyor.</p>
<p>Öküzgözü üzümünü Elazığ’dan Çanakkale’ye götürmek de kilo başına 10 liralık taşıma faturası çıkarıyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘Master of Wine’lar yerel üzümlerden elde edilen Şaraplara odaklanıyor</span></h2>
<p><strong>GUSTOBAR</strong>’ın Kurucusu <strong>Taner Öğütoğlu</strong>’ndan 33 şirketin şaraplarının tadımını yapan <strong>“Master of Wine” </strong>heyetindekilerin listesini istedim, gönderdi:</p>
<ul>
<li><strong>Adam Jones, Andy Howard, Caro Maurer, Dilek Caner, Elsa Macdonald, Frank Roeder,</strong></li>
<li><strong>Jane Boyce, Kim Oshiro, Liz Thach, Mai Tjemsland, Martin Moran, Matthew Stubbs,</strong></li>
<li><strong>Richard Kershaw, Robin Kick, Rod Smith, Rosemary George,</strong></li>
<li><strong>Sarah Jane Evans, Sebastian Payne, Steve Charters, Wojciech Bonkowski</strong></li>
</ul>
<p>Doluca Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Sibel Kutman Oral, “Master of Wine”</strong>ların ilgisini ülkemizin yerel üzümlerinden elde edilen şarapların daha çok çektiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Cabarnet Sauvignon, Merlot, Shiraz, Cabarnet Franc, Sauvignon Blanc, Chardonnay, Malbec gibi dünyada yaygın bilinen üzümlerden çok bizim Anadolu üzümlerinden elde ettiğimiz şaraplara daha çok ilgi gösterdiler.</strong></p>
<p>Türkiye’nin dünyada ilgi çeken şaraplık üzümleri de şöyle:</p>
<ul>
<li><strong>Öküzgözü, Boğazkere, Emir, Narince, Karaoğlan, Kalecik Karası, Papazkarası, Çalkarası, Karalahna, Karasakız (Kuntra), Yapıncak, Bornova Misketi.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Sibel Kutman Oral, “Master of Wine” </strong>heyetinin tadım, bağ ve fabrika turlarını şöyle değerlendirdi:</p>
<p>-          <strong>Türk şaraplarının dünyada tanıtımında önemli rol oynuyorlar…</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sektörde kadınların öne çıkması MW Heyetinin dikkatini çekti</span></h2>
<p><strong>DOLUCA </strong>Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Sibel Kutman Oral, </strong>20 kişilik <strong>“Master of Wine” (MW) </strong>heyetinin dikkatini en çok Türk şarap sektöründe patron-yönetici düzeyinde kadınların öne çıkmasının çektiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Heyet üyelerinin çoğu </strong>“Türk şarap sektöründe bu kadar kadın ağırlığı olduğunu bilmiyorduk” <strong>dedi.</strong></p>
<p><strong>Sibel Kutman Oral, </strong>bu izlenimini aktarınca sektördeki kadın patron ve yöneticileri listelemeye çalıştım:</p>
<ul>
<li><strong>Doluca: Sibel Kutman Oral </strong>(Yönetim Kurulu Üyesi)</li>
<li><strong>Kavaklıdere: Cevza Başman, Aslı Başman, Zeynep Başman </strong>(Yönetim Kurulu Üyeleri)</li>
<li><strong>Arcadia (A Bağcılık): Zeynep Arca Şallıel </strong>(Yönetim Kurulu Başkanı)</li>
<li><strong>Pamukkale: Selda Tokat </strong>(Yönetim Kurulu Başkanı)</li>
<li><strong>7 Bilgeler: Gülgün Yamen </strong>(ortak)</li>
<li><strong>Suvla: Pınar Ellialtı </strong>(yönetici ortak)</li>
<li><strong>Chamlıja: İrem Çamlıca </strong>(Etiket Tasarımları), <strong>Arzu Çamlıca </strong>(Satış ve Pazarlama)</li>
<li><strong>Kuzubağ: Aslı Kuzu </strong>(yönetici ortak)</li>
<li><strong>Barbare: Tülin Bozüyük </strong>(Genel Müdür)</li>
<li><strong>Gülor: Güler Sabancı </strong>(Yönetim Kurulu Başkanı)</li>
<li><strong>Barel: Elif Akın </strong>(Kurucu)</li>
<li><strong>Umurbey: Yonca Arıner </strong>(İşletme ve Pazarlama)</li>
<li><strong>LA Bağcılık: Merve Arkas </strong>(Bağ yönetimi-tesis dönüşümü)</li>
<li><strong>Urla: Neşe Yoko Sayınsu </strong>(Yönetim Kurulu Üyesi)</li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye’nin tek ‘Master of Wine’ı Dilek Caner, ‘Wines of Türkiye’ kitabı yazıyor</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aeebda0c538d-1794031008.jpg" alt="" width="500" height="552" /></span><strong>PAŞAELİ</strong>’nin Kurucusu <strong>Seyit Karagözoğlu, </strong>geçen Temmuz ayı sonlarında sosyal medyada şu paylaşımı yaptı:</p>
<ul>
<li><strong>Dilek Caner MW’yi Paşaeli’de karşılamaktan mutluluk duyduk. O, ilk ve tek Türk Master of Wine. Dallas’ta (ABD) yaşıyor. Orada bir şarap okulu var.</strong></li>
<li><strong>Dilek Caner, Türk şaraplarının büyük destekçisi oldu. Şu anda </strong>“Wines of Türkiye” <strong>adlı bir kitap hazırlıyor.</strong></li>
<li><strong>Kitap </strong>“Academie du Vin Library” <strong>(İngiltere) tarafından yayınlanacak.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Seyit Karagözoğlu, </strong>Doluca Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Sibel Kutman Oral </strong>ev sahipliğindeki buluşmada beni <strong>Dilek Caner</strong>’le tanıştırdı.</p>
<p>Tanışma sonrası buluşmadan ayrıldım, yolda arşiv taraması yaptım. <strong>Demet Cengiz</strong>’in 16 Eylül 2013’te Hürriyet’in ekonomi sayfalarında kullandığımız haberini buldum:</p>
<ul>
<li><strong>Türkiye’nin ilk şarap üstadı…</strong></li>
</ul>
<p>Haber şöyleydi:</p>
<ul>
<li><strong>Boğaziçi Üniversitesi Matematik mezunu Dilek Caner, New York Üniversitesi’nde ekonomi doktorası yapmaya gitti. Doktorayı bitirmeden amatör hevesle başladığı şarap işinde kurs ve tadımlara gitti. Şarapla ilgili prestijli okullardan WEST’ten diploma alan ilk Türk oldu.</strong></li>
<li><strong>Doktorasını tamamladığında, ekonomi alanına yönelmesi beklenirken, bir yandan şarap kurslarına devam etti, diğer yandan da bir restoranda asistan </strong>“sommelier” (restoranlarda şarap seçen, sunan kişi) <strong>olarak çalıştı.</strong></li>
<li><strong>Dünyanın önemli restoranları arasında yer alan </strong>“Alain Ducasse”<strong>de çalışırken bir yandan da </strong>“Wine and Spirits” <strong>dergisinde tadım editörü olarak yazılar yazdı. 2005 yılında açtığı </strong>“Tasting World” <strong>adlı okulunda eğitimler verdi.</strong></li>
<li><strong>Dallas’ta (ABD) </strong>“Dallas Wine Education Center”<strong>ın sahibi.</strong></li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elazigdan-canakkaleye-bir-kilo-uzumun-tasima-bedeli-10-lirayi-buluyor-91612</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/2/1280x720/taner-ogutoglu-1794031034.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elazığ’dan Çanakkale’ye bir kilo üzümün taşıma bedeli 10 lirayı buluyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-ben-sahsen-fon-listesinin-aciklanmasini-tercih-ederim-91611</guid>
            <pubDate>Sat, 07 Nov 2026 08:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek: Ben şahsen fon listesinin açıklanmasını tercih ederim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>Bütçe görüşmeleri sırasında Meclis'te milletvekillerinden gelen soruları yanıtlayan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “Bu süreçte ihmali ve suiistimali olan varsa hesap verecektir, vermeye başladılar. Konu tüm boyutlarıyla adli mercilerce inceleniyor ve gereği yapılıyor. Daha önceki SPK daire başkanlarıyla ilgili soruşturma başlatıldı. Daha önceki başkanla ilgili soruşturma izni verildi. Fon soruşturmasına ilişkin yürütülen süreçte, her kim olursa olsun, hiçbir şekilde taviz verilmeyecektir ” dedi.</p>
<h2>306 milyar lira grup içi hareketlilik </h2>
<p>“1-16 Eylül tarihlerinde 440 kişinin 401 milyar lira çekip çekmediğine” ilişkin soruya Şimşek, “MKK verileri üzerinden MASAK tarafından yapılan hesaplamalara göre söz konusu 401 milyar liranın 306 milyar lirası fonların kendi aralarında ve grup şirketleriyle yaptıkları işlemlerden kaynaklanıyor. 401 milyarın 4’te 3’ü yatırımcı çıkışı değil, fon içi hareketler “ yanıtını verdi.</p>
<h2>"Listelerin açıklanmasından yanayım"</h2>
<p>Bakan Şimşek, bütçe görüşmelerinde muhalefet milletvekillerinden gelen çok sayıdaki “fon listesi neden açıklanmıyor” sorusuna ise “Bu listeler niye açıklanmıyor? Bu listelerin açıklanıp açıklanmaması hususunda benim bir engelim yok. Açıklanmasında ben şahsen mümkünse açıklanmasını tercih ederim” dedi. Bu arada komisyonda kabul edilen önergeyle, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın bütçesine Türkiye Halk Bankası tarafından esnaf ve sanatkarların finansman ihtiyaçlarının uygun koşullarda karşılanabilmesi için 33 milyar lira ödenek ilave edildi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-ben-sahsen-fon-listesinin-aciklanmasini-tercih-ederim-91611</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/1/1280x720/67-1794030626.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “Fon listesi neden açıklanmıyor” sorusuna “Listelerin açıklanıp açıklanmaması hususunda benim bir engelim yok. Ben şahsen mümkünse açıklanmasını tercih ederim” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/is-dunyasi-ve-stklardan-btsoya-ziyaret-91640</guid>
            <pubDate>Sat, 07 Nov 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İş dünyası ve STK’lardan BTSO’ya ziyaret</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa’da farklı alanlarda faaliyet gösteren iş dünyası örgütleri ile sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı ve yeni yönetimi kurulu üyelerine ziyarette bulundular. BTSO’da gerçekleştirilen görüşmelerde sektörlerin gündemi, iş dünyasının beklentileri ve kurumlar arasında geliştirilebilecek iş birlikleri ele alındı. Ziyaretlerde sivil toplum kuruluşlarının Bursa’nın sosyal, kültürel ve ekonomik hayatına sunduğu katkılar da gündeme geldi.</p>
<h2><strong>“KOBİ’lerin beklentileri ele alındı”</strong></h2>
<p>Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi Sanayici ve İş İnsanları Derneği (DOSABSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Onur Kutlualp, BTSO Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, Yönetim Kurulu Üyesi Seyfullah Baylan, Meclis Üyeleri Vedat Bülbül ve Gürcan Gültekin ile Disiplin Kurulu Üyesi Ergin Kaplanbaşoğlu ile bir araya geldi. DOSABSİAD Yönetim Kurulu üyelerinin de bulunduğu ziyarette Onur Kutlualp, Başkan Matlı’ya hayırlı olsun dileklerini iletirken, Bursa sanayisinin öncelikleri, üretimde rekabet gücünün artırılması ve sanayicilerin ihtiyaçlarına yönelik ortak çalışmalar ele alındı.</p>
<h2><strong>“Kadın ve genç girişimcilerden ziyaret”</strong></h2>
<p>Bursa İş Kadınları ve Yöneticileri Derneği (BUİKAD) Başkanı Zuhal Aslı Saka ve heyetinin ziyareti, Başkan Matlı, Meclis Başkanı Erol Dağlıoğlu, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Osman Güler ile Yönetim Kurulu Üyeleri Elif Özhan, Murat Çağlar ve Savaş Keskin’in ev sahipliğinde gerçekleşti. Görüşmede kadınların iş dünyasında daha etkin rol üstlenmesi, kadın girişimciliğinin desteklenmesi ve fırsat eşitliğinin güçlendirilmesine yönelik çalışmalar konuşuldu. </p>
<h2><strong>“TÜGİAD Ve TÜMKİAD ile işbirliği fırsatları konuşuldu”</strong></h2>
<p>Türkiye Genç İş İnsanları Derneği (TÜGİAD) Genel Başkan Yardımcısı Melih Sebastien Durmuş ve Bursa Şube Başkanı Kerem Kahveci başkanlığındaki heyet, Başkan Matlı ve Meclis Başkanı Dağlıoğlu ile bir araya geldi. BTSO Meclis Divan Kâtibi Gökhan Dinçer’in de katıldığı görüşmede genç iş insanlarının girişimcilik faaliyetleri ve yeni iş birliği imkânları konuşuldu. Tüm Kalkınma İş İnsanları ve Girişimciler Derneği (TÜMKİAD) Bursa İl Başkanı Fatih Sözen ve heyetinin ziyaretinde ise girişimcilerin beklentileri değerlendirildi. Başkan Matlı’ya ev sahibi olarak BTSO Yönetim Kurulu Üyeleri Elif Özhan, Abidin Şakir Özen ve Savaş Keskin de eşlik etti. </p>
<h2><strong>“Hizmet sektörlerinin gündemi değerlendirildi”</strong></h2>
<p>Tüm Emlak Danışmanları Birliği Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Şube Başkanı Musa Yılmaz başkanlığındaki heyet, gayrimenkul sektörünün mevcut durumu ile emlak danışmanlarının mesleki sorun ve beklentilerini Başkan Matlı’ya aktardı. Bursa Kamyon Garajı ve Nakliyeciler Derneği Başkanı Fuat Çelik ve heyetinin ziyaretinde ise lojistik ve taşımacılık sektörünün karşılaştığı sorunlar ele alındı.</p>
<h2><strong>“Gönüllülük ve kent kültürü”</strong></h2>
<p>Birleşik Uluslararası Sağlık ve Eğitim Gönüllüleri Dernekleri Federasyonu Başkanı Zerrin Özgüle ve heyeti, Yönetim Kurulu Üyeleri Elif Özhan ve Murat Çağlar’ın da yer aldığı görüşmede, sağlık ve eğitim alanında yürüttükleri gönüllülük faaliyetleri hakkında bilgi verdi. Bursa Fan Club Başkanı Murat Hoşgör başkanlığındaki heyet ise Başkan Matlı, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Sinan Topuk ile Yönetim Kurulu Üyeleri Abidin Şakir Özen ve Mehmet Zahit Yanar tarafından ağırlandı. Görüşmede Bursa’nın tarihi ve kültürel değerlerinin korunması, tanıtılması ve gelecek kuşaklara aktarılmasına yönelik çalışmalar konuşuldu.</p>
<h2><strong>“Sağlık sektörü de masaya yatırıldı”</strong></h2>
<p>Özel Hayat Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ahmet Özkul, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve BTSO Meclis Üyesi Dr. Fatih Özkul ile Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Betül Özkul Kabalar da Başkan Matlı’yı ziyaret etti. Yönetim Kurulu Üyeleri Elif Özhan ve Abidin Şakir Özen’in de katıldığı görüşmede, Bursa’da sağlık sektörünün gelişimi ve özel sağlık kuruluşlarının kent ekonomisine katkıları değerlendirildi.</p>
<h2><strong>“Bursaspor bu şehrin ortak değeri”</strong></h2>
<p>Bursaspor Taraftarlar Derneği Başkanı Mustafa Kemal Gürmen Saruhan ve dernek üyeleri, Başkan Matlı ve Meclis Başkanı Erol Dağlıoğlu’nu ziyaret etti. Bursaspor’un geleceği ve yeşil-beyazlı camianın hedeflerinin ele alındığı görüşmede Başkan Matlı, “Bursaspor bu şehrin ortak değeri. Hak ettiği yere yeniden ulaşması için iş dünyasından taraftarına kadar şehrin tüm kesimlerinin aynı duyguyla hareket etmesi gerekiyor” şeklinde konuştu. </p>
<h2><strong>“Bursa’mızın gelişim alanlarını değerlendirdik”</strong></h2>
<p>Hayırlı olsun ziyaretlerine ilişkin değerlendirmede bulunan BTSO Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, kendilerine gösterilen ilgi ve iletilen iyi dileklerden büyük memnuniyet duyduğunu belirtti. Başkan Matlı, “Yeni görev dönemimiz dolayısıyla Odamızı ziyaret eden, iyi dileklerini ve desteklerini paylaşan tüm iş dünyası ve sivil toplum kuruluşlarımızın temsilcilerine gönülden teşekkür ediyorum. Bu ziyaretleri aynı zamanda Bursa'mızın meselelerini konuşmak, sektörlerimizin sorunlarını doğrudan muhataplarından dinlemek ve şehrimizin gelişim alanlarını birlikte değerlendirmek için bir fırsat olarak görüyoruz. Her görüşmede farklı bir sektörün beklentilerini, farklı bir çalışma alanının ihtiyaçlarını ele aldık. Sanayicimizin rekabet gücünden nakliyecimizin karşılaştığı sorunlara, kadın ve genç girişimcilerimizin taleplerinden sağlık, eğitim ve kültür alanındaki çalışmalara kadar geniş bir yelpazede görüş alışverişinde bulunduk. Paylaşılan her görüş ve öneri, önümüzdeki dönemde yürüteceğimiz çalışmalar açısından bizlere yol gösteriyor” dedi.</p>
<h2><strong>“Kurumlarımız arasındaki işbirliği artacak”</strong></h2>
<p>Bursa’nın ekonomik gücünün farklı sektörlerin ve toplumun bütün kesimlerinin katkısıyla şekillendiğine dikkati çeken Matlı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bursa, üretimiyle, ticaretiyle, girişimci insanlarıyla, kültürel birikimiyle ve güçlü dayanışma ruhuyla büyük bir şehir. Fabrikasında üretim yapan sanayicimiz de işini büyütmek için çalışan girişimcimiz de ticaretin yükünü taşıyan nakliyecimiz de şehrimizin sosyal ve kültürel hayatına katkı sunan gönüllülerimiz de en büyük marka değerimiz Bursaspor’umuz da bu bütünün temelini oluşturuyor. Bursa'nın geleceğini konuşurken bütün bu alanları birbiriyle bağlantılı değerlendirmemiz gerekiyor. Biz de yeni dönemde sektörlerimizin sorunlarının çözümüne katkı sağlamak, yeni fırsatları değerlendirmek ve kurumlarımız arasındaki iş birliğini geliştirmek için çalışacağız. İlgili kurum ve kuruluşlarımızla sürekli iletişim halinde olacak, üyelerimizden ve şehrimizin farklı kesimlerinden gelen görüşleri çalışmalarımıza yansıtacağız. Bu şehre değer katan herkesle birlikte yürümek, Bursa için birlikte çalışmak istiyoruz. Bursa'ya emek veren herkes, BTSO'yu kendi evi gibi görebilmeli.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/is-dunyasi-ve-stklardan-btsoya-ziyaret-91640</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/0/1280x720/is-dunyasi-ve-stklardan-btsoya-ziyaret-1794053258.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, sanayiden girişimciliğe, lojistikten sağlığa ve kent kültürüne uzanan farklı alanlarda faaliyet gösteren iş dünyası örgütleri ile sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerini ağırladı. Başkan Matlı, “Bu şehre değer katan herkesle birlikte yürümek, Bursa için birlikte çalışmak istiyoruz. Bursa’ya emek veren herkes, BTSO’yu kendi evi gibi görebilmeli” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/3-sirketin-pay-piyasasindaki-islemleri-icin-suc-duyurusu-91629</guid>
            <pubDate>Sat, 07 Nov 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2 şirketin borçlanma aracı ihraç başvurusuna onay</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), SPK haftalık bültenini yayımladı.</p>
<p>Buna göre Kurul, Lider Faktoring AŞ'nin 800 milyon liralık, Yapı Kredi Faktoring AŞ'nin 100 milyon dolarlık borçlanma aracı ihraç başvurusunu onayladı.</p>
<p>Kurul, Temapol Polimer Plastik ve İnşaat Sanayi Ticaret AŞ hakkında yapılan inceleme sonucunda, TMPOL pay piyasasında gerçekleştirilen işlemler nedeniyle 24 kişi hakkında suç duyurusu yapılmasına karar verdi.</p>
<p>Söz konusu isimler arasında "Mustafa Zeki Kayahan, İlkay Öztürk, Anıl Tokat, Sibel Gökalp, Şemsihan Karaca, Ömer Eryılmaz, Mehmet Nuri Gökalp, Neda Soydan, Mahmut Eymen Karaca, Ayşe Seher Aydın, Feryal Köker, Serkan Şevik, Beyhan Tufan, Ülkü Çelik Usta, Enes Yazıcı, Oğuzhan Özerkaya, Nilgül Sarıçalı, Orçun Berkay Kaya, Müjdat Ede, Muhammed Yarız, Serdar Turhan, Ahmet Özcan, Sezai Bekgöz ile Halil İbrahim Ege" yer aldı.</p>
<p>SPK, TMPOL pay piyasasında gerçekleştirilen işlemlerde sorumluluğu bulunan bu isimler ve Hedef Portföy Yönetimi AŞ hakkında Borsa ve teşkilatlanmış diğer piyasalarda 2 yıl işlem yapma yasağı getirdi.</p>
<p><strong>ISVEA pay piyasasındaki işlemlerle ilgili 22 kişi hakkında suç duyurusu</strong></p>
<p>İsvea Seramik ve Banyo Ürünleri Sanayi AŞ hakkında yapılan inceleme sonucunda, ISVEA pay piyasasında gerçekleştirilen işlemler nedeniyle 22 kişi hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar verildi.</p>
<p>Bu isimlerin Abdülkadir Özkan, Bülent Uygun, Cem Sultan Karababa, Ecem Tuğçe Akçay, Emir Münir Sarpyener, Emre Alkin, Emre Tezmen, Erdin Özel, Ethem Umut Beytorun, Evren Uçar, Fatma Nurcan Taşdelenler, Gül Ayşe Çolak, Haldün Saffet İnal, İbrahim Bekçi, İsmail Erdem, Jorma Juhani Alanne, Kadir Boy, Kerem Alkin, Oğuz Tezmen, Okan Uzunoğlu, Özgür Altan ile Tayfun Bayazıt olduğu belirtildi.</p>
<p>SPK, ISVEA pay piyasasında gerçekleştirilen işlemlerde sorumluluğu bulunan söz konusu isimler ile Tera Portföy Yönetimi AŞ ve Tera Yatırım Bankası AŞ hakkında Borsa ve teşkilatlanmış diğer piyasalarda 2 yıl işlem yapma yasağı getirdi.</p>
<p><strong>TERA pay piyasasında işlemlerle ilgili 42 isim açıklandı</strong></p>
<p>Tera Yatırım Menkul Değerler AŞ hakkında yapılan inceleme sonucunda, TERA pay piyasasında gerçekleştirilen işlemler nedeniyle 42 kişi hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar verildi.</p>
<p>Söz konusu isimler arasında "İbrahim Bekçi, Ethem Umut Beytorun, Okan Uzunoğlu, Yasemin Yılmaz, Furkan Açar, Bilal Kastamonu, Tansu Sesli, Tansel Kutlu Yılmaz, Bahadır Tonguç, İsa Yasin Sevinç, Umut Deniz Pak, Perihan Baydar, Esra Sağır, İsmail Erdem, Mustafa Zeki Kayahan, Anıl Tokat, Ali Kıvanç Manzakoğlu, Emre Tezmen, Gül Ayşe Çolak, Emir Münir Sarpyener, Kerem Alkin, Kadir Boy, Haldün Saffet İnal, Erkan Kilimci, Bülent Uygun, Erdin Özel, Mehmet Ali Gedik, Adem Karatepe, Mehmet Selim Tunçbilek, Ahmet Haluk Güner, Erdem Özkan, Ali Cesur, Sibel Gökalp, Şemsihan Karaca, Ömer Eryılmaz, Mehmet Nuri Gökalp, Neda Soydan, Murat Tanrıöver, Volkan Bayram, Abdurrahman Soyoğlu, Tayfun Bayazıt ile Jorma Juhani Alanne" yer aldı.</p>
<p>Kurul, TERA pay piyasasında gerçekleştirilen işlemlerde sorumluluğu bulunan bu isimler ile Tera Portföy Yönetimi AŞ ve Mag Tarımsal Ürünler Pazarlama ve Ticaret AŞ hakkında Borsa ve teşkilatlanmış diğer piyasalarda 2 yıl işlem yapma yasağı uyguladı.</p>
<p>SPK, ayrıca TMPOL pay piyasasındaki işlemler nedeniyle 18, ISVEA pay piyasasındaki işlemler nedeniyle 9, TERA pay piyasasındaki işlemler nedeniyle ise 28 kişinin sahip olduğu tüm lisansların işlem yasağı süresince iptal edilmesine karar verdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/3-sirketin-pay-piyasasindaki-islemleri-icin-suc-duyurusu-91629</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/spk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK, pay piyasalarında gerçekleştirilen işlemler nedeniyle Temapol için 24, İsvea için 22, Tera için 42 kişi hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi. Kurul, Lider Faktoring&#039;in 800 milyon liralık, Yapı Kredi Faktoring&#039;in 100 milyon dolarlık borçlanma aracı ihraç başvurusunu onayladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasalarda-dibin-de-dibi-var-mi-yoksa-her-sey-zaten-satin-alindi-mi-91620</guid>
            <pubDate>Sat, 07 Nov 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasalarda dibin de dibi var mı? Yoksa her şey zaten satın alındı mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BARIŞ ERKAYA</strong></p>
<p>Bugünlerde piyasayı izlemek de bir yatırımcı olmak da hem getirisi hem de yarattığı psikoloji açısından oldukça yıpratıcı. Negatif etki yaratabilecek gündem maddeleri birbiri ardında sıralanıveriyor. Hangisi önceydi hangisi sonraydı onu bile artık karıştırır hale geldik. Mesela MSCI’ın Türk hisselerinde şeffaflık ve fonlarla ilgili uyarılarının ardından alınan önlemler mi fon skandalına gitmemizin vesilesi oldu yoksa zaten şişmiş olan balonun patlaması sonrasında mı bu endeks düzenleyici kuruluşların uyarıları piyasadaki sorunları derinleştirdi?.. Bir de üzerine açıklanan bilançoların hiç de iç açıcı gelmemesi, enerji ve lojistik maliyetleri gibi yakın coğrafyalardaki savaş gündeminin finansallara sızmasıyla zaten güven sorunu yaşayan Borsa İstanbul’da fiyatların iyice dibe vurması…. Ama bu piyasayı yeteri kadar uzun süredir takip edenlerin daima bildiği bir gerçek vardır: Dip dediğiniz şey çok görecelidir. Peki henüz satın alınmamış, yani bilmediğimiz, hisse senetlerini dibin de dibine götürecek gibi bir durum var mı? En sıcak olan gündem maddesinden başlayalım.</p>
<p>Geçen haftanın sıcak gündemi S&amp;P DJI Türk hisselerinde Aralık ayında değişiklikleri dondurma ve olası bir statü değişikliği için yakın izlemeye alma kararı. İris Cibre bunun 1-2 milyar dolarlık bir yabancı çıkışına (MSCI’da olası statü düşüşünün ise 6 milyar doların üzerinde çıkış etkisi yaratabileceğini söyledi) işaret edebileceğini söyledi. Bu endekslerin özellikle uzun vadeli fonlardaki dolaylı etkisi nedeniyle bu etkinin derinleşme potansiyelinin çok daha yüksek olduğunu dile getirenler de var. Her ne kadar Türkiye’de yabancı yatırımcı ağırlığı neredeyse yok denecek kadar düşük seviyelere gerilemiş olsa da gelinen bu risk atmosferinde en küçük ‘gerçek’ yabancı yatırımcının bile piyasa açısından çok kritik bir önemi var. </p>
<p>İkinci sıcak gündemimiz bilançolar. Açıklanan bilançolardaki ‘borç baskısı’ sanayi şirketlerinin tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallanıyor. Neredeyse tüm önemli şirketlerde ortalamada 0.5-0.6 puan net borç/FAVÖK artışı dikkat çekiyor. Diğer yandan ise 2026 üçüncü çeyreğe ilişkin açıklanan bilançolar, ihracat pazarlarında çok sert bir daralma, yükselen rekabet baskısı ve özellikle de enerji maliyetlerinde çok ciddi yükselişlerin finansal raporlara yansımaya başladığını gösteriyor.</p>
<h2>ENSEYİ KARARTMAMAK İÇİN BAZI NEDENLER </h2>
<p>Burada iyimser olunabilecek iki nokta var. Şirketlerin zaten bu senaryolara önceki çeyreklerden ve hatta 2026 sonundan itibaren hazırlanmış olması. Cuma gününe kadar açıklanmış olan 260 bilançonun konsolide verilerine göre net karlardaki düşüş 2025’in üçüncü çeyreğine göre yüzde 24 seviyelerinde. Buna karşılık FAVÖK’teki düşüş ise aynı dönem için sadece yüzde 5.63. Yani şirketler karlılık üzerinde oluşacak baskıyı önceden görüp operasyonel olarak gider kontrollerini çoktan sağlamış görünüyor. Elbette her sektör için istisna olabilecek aksi örnekler de yok değil.</p>
<p>Bu nedenle finansalların özellikle hisse fiyatlarına yansıması açısından önemli bir kriter olan maliyet ve karlılık konusunda alınmış önlemler şirketlerin değerlemesi üzerindeki negatif baskıyı sınırlı tutmuş durumda. İkinci iyimser olunabilecek nokta ise piyasa analistlerinin de bu beklentiyi aşırı satın almış olması. Yani açıklanan finansal raporlar, analist beklentileri kadar da kötü değil. Büyük şirketlerde beklentilerden ortalama yüzde 10-20 daha iyi sonuçlar açıklanmış durumda. Bu da hisse senedi değerlemelerinin gerçekleşen sonuçlardan daha kötüyü fiyatlandığı anlamına geliyor. BIST-100’ün F/K seviyesi uzun bir aradan sonra yeniden 10’un altına yerleşmiş durumda. Ki bu Borsa İstanbul’u global emsallerine göre oldukça ucuz kılıyor. Ki belki de “Daha ne kadar negatif fiyatlanacak” diyebileceğimiz seviyelerdeyiz. Yani BIST-100 endeksi dolar bazında 2000’li yılların başındaki seviyelerinde. Bunun tekrar kayda değer şekilde toparlanmasının çok uzun bir vadeye yayılabileceği konusunu ise analistlerin çoğu artık dile getiriyor.</p>
<p>Bu durumda önümüzdeki senaryo şu: Zaten fon krizi nedeniyle bıçak sırtında tutunmaya çalışan Borsa İstanbul’da hisselerin hedef fiyatlarındaki aşağı yönlü revizyonlar, finansallar bu şekilde gelmeye devam ederse sınırlı kalabilir. Bu da zaten satış baskısı altında kıvranan piyasadaki negatif etkiyi biraz daha sınırlı tutabilir.</p>
<p>Fakat şu noktanın altını kalın çizgilerle çizmekte fayda var: Bu olasılık ancak ve ancak S&amp;P veya MSCI gibi endeks hesaplayıcıların Türk hisselerinin statüsünü değiştirmemesi durumunda geçerli. Bu iki kurumun Türkiye’nin statüsünü Ali Ağaoğlu’nun Konjonktürel Sohbetler’de dile getirdiği deyimle “tel maşa” statüsüne indirmesi durumunda Borsa İstanbul için tüm senaryolar aşağı yönde yeniden yazılabilir.</p>
<h2>Önlemler kadar önemli olan ne kadar hızlı alınacağı</h2>
<p>Bunun için her geçen günün veya haftanın çok kritik bir önemi var. Çünkü iki kurum da aslında fon krizinde yaşananlar nedeniyle oluşan güven ve şeffaflık sorununu işaret ediyor ve ekonomi yönetiminin ve bürokrasisinin bu konuda alacağı önlemleri bekliyor. S&amp;P’nin bir sonraki endeks kapsamı kararını da pas geçmemesi veya bir statü değişikliği kararına çevirmemesi için önlemlerin hızı çok kritik. Önlemlerin endeks belirleyici kuruluşlar için yeterli olup olmayacağını ise göreceğiz. Genel beklenti; hisse senetlerinin fiili dolaşım oranları üzerindeki sır perdesinin tamamen kalkması, hisse senetlerinin küçük küçük ama toplamda aynı sahipliğe ait olan fonlar tarafından bölüşülmüş olan kısımlarının toplamının tespit edilmesi ve açıklanması, fon krizinin odak noktasındaki ayrıcalıklı yatırımcıların tamamının artık bir şekilde açıklanması, fonların portföy dağılım raporu açıklama muafiyetinin yeniden gözden geçirilmesi ve bunu kötüye kullanan fonların tespit edilerek muafiyet kapsamının katı çizgilerle belirlenmesi, kapsamının iyice daraltılması, kendi hisse senetlerinde fonlar üzerinden at koşturan şirket patronlarına da artık bir önlem alınması, özellikle Merrill Lynch gibi kurumlar üzerinden yapılan eskilerin tabiriyle bıyıklı yabancı Türklerin hareketlerinin yakın bir mercek altına alınması ve buna artık bir önlem getirilmesi… Elbette düzenleyici kurumlar bunlar ve çok daha fazlasını muhtemelen düşünüyor ve üzerinde çalışıyorlardır. Mesele bu önlemlerin ne kadar hızlı alınıp MSCI ve S&amp;P gibi endeks belirleyici kurumların beklentilerini karşılayacağı meselesi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bu hafta dikkat edeceklerim</span></h2>
<p><strong>HAFTANIN KRİTİK BİLANÇOLARI</strong></p>
<p>Migros’un sınırlı negatif, Şok’un ise beklentilerin üzerinde pozitif bilançosunun ardından bu hafta pazartesi günü bir diğer büyük zincir perakendeci BİM Mağazacılık’ın bilançosu da açıklanacak. Perakendedeki tabloyu daha da netleştirmesi açısından önemli.</p>
<p>Pegasus’un yine pazartesi günü açıklanacak olan bilançosu özellikle havacılık maliyetlerindeki yükselişin marjlara etkisi konusunda yeni fikirler verecek.</p>
<p>Tofaş Oto Fabrika ve Ford Otosan’ın bilançolarının ardından Doğuş Otomotiv’in bilançosu sektörün satış tarafındaki durum hakkında biraz daha bilgi verecek. Ford Otosan ve Tofaş’ın özellikle iç pazardaki talep düşüşüne karşılık ihracatta düşen karlılığa rağmen biraz daha devam eden taleple toparladığı durum, DOAS’ın bilançosuyla bize özellikle iç pazardaki durumu biraz daha net gösterebilir.</p>
<p>Turkcell’in özellikle 5G ihalesi sonrasındaki durumu teknoloji ve GSM pazarı açısından yakın takip edilecek. Medyan konsolide net kâr beklentileri 5.37 milyar TL seviyesinde.</p>
<p>Koç Holding ise üçüncü çeyreğin önemli holding bilançolarından biri olacak. Bu iki bilanço da pazartesi günü açıklanacak.</p>
<p><strong>ALTINDA TATSIZ GÜNLER</strong></p>
<p>Altında çok ciddi bir negatif fiyatlama ve Türk yatırımcılar açısından da çarpıcı bir servet kaybı var. Açıkçası altınla ilgili tahminler de hiç parlak değil. Goldman Sachs, 2026 yıl sonu tahminini ons başına 4 bin 650 dolardan 4 bin 150 dolara, 2027 yıl sonu tahminini ise 5 bin 400 dolardan 4 bin 800 dolara indirdi. Banka, faiz oranlarının daha uzun süre yüksek seviyelerde kalmasının, faiz getirisi sağlamayan altının yatırımcılar açısından cazibesini azalttığını söyledi. Ayrıca güçlü doların da altın fiyatları üzerinde baskı oluşturabileceğini ekledi. Bu da demek oluyor ki Goldman Sachs’ın senaryosu gerçek olursa önümüzdeki 1.5 ayda altında beklenen dolar bazlı prim sadece yüzde 2. 13.5 ay sonrası içinse bugünden getiri beklentisi yüzde 18. Bu yüzden “Ne olursa olsun, ben altıncıyım” diyerek altına yatırım yapanlar için yatırımın geri dönüş süresi çok uzun vadeli olabilir gibi görünüyor. Hele ki JP Morgan’ın 3 bin 500 dolarlık tahmini gerçekleşirse.</p>
<p><strong>STOPAJ TARTIŞMALARI</strong></p>
<p>Mevduatta stopaj oranlarının düşürülmesi gündemde. Aslında uzun zamandır bu beklenti vardı. Fakat şu anda bunun ciddi şekilde değerlendirmeye alındığı konuşuluyor. Mevcut durumda 6 aya kadar olan mevduatta stopaj yüzde 17.5. Bu oranın yüzde 10-15 bandına çekilmesinden bahsediliyor. Yüzde 10’a çekilecek stopaj 1 milyon TL’nin aylık net mevduat getirisinin 2 bin 500 TL’ye yakın artması anlamına geliyor. Şu anda yatırım için alternatif bulmakta zorlanan yatırımcıyı TL’ye çekmek açısından bu beklentinin gerçekleşmesi çok ciddi bir alternatif yaratabilir. Para piyasası fonlarından son fon krizinin ardından 30 Eylül-30 Ekim arasında çıkan paranın 230.7 milyar TL olduğu hesaplanıyor. Bunun yüzde 70’ten fazlası para piyasası serbest fonlarından, yüzde 20’de fazlası para piyasası katılım fonlarından. Yani her kesimden kaçış var. Bu da faiz veya katılım payı getirisi peşinde olan ciddi bir paranın boşa çıktığı ve getiri aradığı anlamına geliyor. Bu nedenle belki de stopajda düşüş beklentisi hiç bu kadar gerçekçi olmamıştı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasalarda-dibin-de-dibi-var-mi-yoksa-her-sey-zaten-satin-alindi-mi-91620</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Piyasalarda dibin de dibi var mı? Yoksa her şey zaten satın alındı mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/11-universiteye-rektor-atandi-91628</guid>
            <pubDate>Sat, 07 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 11 üniversiteye rektör atandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 11 üniversiteye rektör ataması yaptı.</p>
<p>Resmi Gazete'de yayımlanan atama kararlarına göre, Erciyes Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Kuddusi Erkılıç, Eskişehir Teknik Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Adnan Özcan, Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Yılmaz Çatal, Kayseri Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Recep Ulucak, Kırıkkale Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Mustafa Orçan, Konya Teknik Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Mehmet Çelik, Malatya Turgut Özal Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Recep Bentli, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Turhan Kaçar, Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Zafer Tatlı, Şırnak Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. İbrahim Baz, Trabzon Üniversitesi Rektörlüğüne ise Prof. Dr. Hasan Rıza Aydın atandı.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, söz konusu atamaları 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 13'üncü maddesi ile 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2'nci, 3'üncü ve 7'nci maddeleri gereğince yaptı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/11-universiteye-rektor-atandi-91628</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/resmi-gazete-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan kararlara göre, Erciyes Üniversitesi, Eskişehir Teknik Üniversitesi, Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi, Kayseri Üniversitesi, Kırıkkale Üniversitesi Konya Teknik Üniversitesi, Malatya Turgut Özal Üniversitesi, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi, Şırnak Üniversitesi ile Trabzon Üniversitesi Rektörlüğüne atama gerçekleştirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/halkbanktan-9-ayda-263-milyar-lira-net-kar-91627</guid>
            <pubDate>Sat, 07 Nov 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Halkbank&#039;tan 9 ayda 26,3 milyar lira net kâr</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Halkbank, yılın 9 ayı ile 3 çeyreğine ait finansal sonuçlarını Kamuyu Aydınlatma Platformu'nda (KAP) açıkladı.</p>
<p>Sonuçlar hakkında değerlendirmelerde bulunan Halkbank Genel Müdürü Recep Süleyman Özdil, bankanın yeni 5 yıllık stratejik planı doğrultusunda Türkiye'nin üretim ekonomisine sundukları desteği artırmaya ve sürdürülebilir büyüme hedeflerini hayata geçirmeye odaklandıklarını vurguladı.</p>
<p>Esnaf, sanatkar ve KOBİ'lerin finansmana erişimini önceliklendirirken, ticari bankacılık faaliyetlerini genişletmeyi sürdürdüklerini kaydeden Özdil, şu bilgileri verdi:</p>
<p>"Eylül sonu itibarıyla ticari kredi hacmimiz 2,3 trilyon liraya ulaşırken, ticari kredilerimiz içinde KOBİ kredilerinin payı yüzde 54,6, bu alandaki pazar payımız ise yüzde 14,4 olarak gerçekleşti. Esnaf ve sanatkarlarımıza sunduğumuz finansman desteği kapsamında kredili esnaf müşteri sayımız 756 bine, toplam esnaf kredisi hacmimiz de 348 milyar liraya ulaştı."</p>
<p><strong>Temin edilen uluslararası finansman tutarı 5,6 milyar dolara ulaştı</strong></p>
<p>Recep Süleyman Özdil, ABD'deki davanın sona ermesinin bankanın uluslararası piyasalardaki konumunu güçlendirdiğini ve finansman kaynaklarına olumlu yansıdığını belirterek, davanın ardından uluslararası piyasalardan kısa sürede 1,7 milyar dolar ilave kaynak sağladıklarını bildirdi.</p>
<p>Daha önce temin edilen 3,9 milyar dolarlık kaynakla birlikte uluslararası finansman tutarının 5,6 milyar dolara ulaştığını aktaran Özdil, uluslararası finans kuruluşlarıyla ilişkilerini geliştirerek kaynak çeşitliliğini artırmayı ve reel sektörün finansmanına daha fazla katkı sunmayı hedeflediklerini ifade etti.</p>
<p>Girişimcilik desteklerine de değinen Özdil, 2021'den bu yana 285 bini kadın olmak üzere 500 bini aşkın girişimciye 200 milyar liranın üzerinde finansman sağladıklarını belirtti. Kadın girişimcilerin finansmana erişimini kolaylaştırmak amacıyla 10 milyar lira limitli yeni bir kredi programını hayata geçirdiklerini anımsatan Özdil, eğitim, yarışma ve hızlandırma programlarıyla da girişimcilik ekosistemini desteklediklerini bildirdi.</p>
<p>Özdil, İstanbul Finans Merkezi'nde faaliyete geçirecekleri Halkbank HUBrica Girişimcilik ve İnovasyon Merkezi ile girişimcilere yeni imkanlar sunmayı amaçladıklarını ifade etti.</p>
<p><strong>"Aktif büyüklüğümüz 2025 yıl sonuna göre yüzde 19 artarak 5,1 trilyon lira oldu"</strong></p>
<p>Halkbank Genel Müdürü Özdil, üçüncü çeyrekte de yapay zeka teknolojilerini operasyonel süreçlere entegre ederek verimliliği artırmaya, müşteri deneyimini geliştirmeye ve kaynakları daha etkin kullanmaya odaklandıklarını anlattı.</p>
<p>Girişimcilikten dijital dönüşüme uzanan çalışmaları gerçekleştirirken finansal büyümeyi de sürdürdüklerini kaydeden Özdil, şu açıklamalarda bulundu:</p>
<p>"2026'nın üçüncü çeyreğinde aktif büyüklüğümüz 2025 yıl sonuna göre yüzde 19 artarak 5,1 trilyon lira oldu. Nakdi kredilerimiz yüzde 29 artışla 2,6 trilyon lira, gayrinakdi kredilerimiz yüzde 26 artışla 1,5 trilyon lira seviyesinde gerçekleşirken, toplam kredi hacmimiz 4,1 trilyon liraya yükseldi. Mevduat büyüklüğümüz 4 trilyon liraya, menkul değerler portföyümüz 1,4 trilyon liraya, özkaynaklarımız ise 245 milyar liraya ulaştı. Bankamızın yılın 9 ayındaki net karı da 26,3 milyar lira olarak gerçekleşti."</p>
<p>Özdil, gelecek dönemde sermaye gücü ve uluslararası finansman imkanlarını Türkiye'nin üretim kapasitesini desteklemek için kullanacaklarını belirterek, esnaf, sanatkar, KOBİ'ler ile kadın ve genç girişimcilere yönelik desteklerini sürdüreceklerini kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/halkbanktan-9-ayda-263-milyar-lira-net-kar-91627</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/8/1280x720/recep-suleynam-ozdil-1792157660.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bankanın yılın 9 ayındaki konsolide olmayan net kârının 26,3 milyar lira olarak gerçekleştiğini belirten Halkbank Genel Müdürü Özdil, &quot;Eylül sonu itibarıyla ticari kredi hacmimiz 2,3 trilyon liraya ulaşırken, ticari kredilerimiz içinde KOBİ kredilerinin payı yüzde 54,6 bu alandaki pazar payımız ise yüzde 14,4 olarak gerçekleşti.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/subu-rektorlugune-prof-dr-zafer-tatli-atandi-91626</guid>
            <pubDate>Sat, 07 Nov 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> SUBÜ Rektörlüğüne Prof. Dr. Zafer Tatlı atandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi’nde (SUBÜ) beklenen rektörlük ataması gerçekleşti.</p>
<p>Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı kararı doğrultusunda, üniversitenin kuruluşundan bu yana çeşitli kademelerinde üst düzey idari ve akademik görevler üstlenen Teknoloji Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Zafer Tatlı, SUBÜ’nün yeni rektörü oldu.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Muzaffer Tatlı kimdir?</strong></p>
<p>1990 yılında Gazi Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi’nden mezun olan Prof. Dr. Zafer Tatlı, meslek hayatına 1990-1993 yılları arasında Kırşehir Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi’nde öğretmen olarak başladı.</p>
<p>1994 yılında yüksek lisans ve doktora eğitimi amacıyla Yükseköğretim Kurulu (YÖK) bursuyla İngiltere’ye giden Tatlı, Newcastle Üniversitesi’nde malzeme mühendisliği alanında lisansüstü çalışmalarını tamamladı. Doktora sonrası süreçte İngiltere Newcastle Üniversitesi ve İrlanda’da akademik ve araştırma faaliyetlerini sürdürdü.</p>
<p>2002-2018 yılları arasında Sakarya Üniversitesi’nde (SAÜ) öğretim üyesi olarak görev yapan Prof. Dr. Muzaffer Tatlı:</p>
<p>2011 yılında doçent ünvanını aldı. 2012-2018 yılları arasında Karasu Meslek Yüksekokulu Müdürlüğü görevini yürüttü. 2017 yılında profesörlük kadrosuna atandı.</p>
<p>2018 yılında Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi’nin kurulmasıyla birlikte Teknoloji Fakültesi Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bölümü’nde çalışmalarına devam etti. 2018-2022 yılları arasında Lisansüstü Eğitim Enstitüsü ile Yabancı Diller Yüksekokulu müdürlüklerini eş zamanlı yürüten Tatlı, 2022-2026 yılları arasında ise Teknoloji Fakültesi Dekanı olarak görev yaptı.</p>
<p><strong>Bilimsel çalışmaları ve yayınları</strong></p>
<p>Çalışmaları ağırlıklı olarak malzeme bilimi ve mühendisliği, ileri seramikler, biyoseramikler, kompozit malzemeler ve üretim teknolojileri alanlarında yoğunlaşan Prof. Dr. Zafer Tatlı’nın akademik kariyerinde 70'in üzerinde makale ve bildiri, 25'i aşkın ulusal ve uluslararası proje ile 600'ün üzerinde akademik atıf bulunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/subu-rektorlugune-prof-dr-zafer-tatli-atandi-91626</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/6/1280x720/subu-rektorlugune-prof-dr-zafer-tatli-atandi-1794038242.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı kararı doğrultusunda, Prof. Dr. Zafer Tatlı, Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi’nin yeni rektörü oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ulker-biskuvinin-9-aylik-cirosu-957-milyar-lira-91624</guid>
            <pubDate>Sat, 07 Nov 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ülker Bisküvi&#039;nin 9 aylık cirosu 95,7 milyar lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ülker Bisküvi, 2026'nın ocak-eylül dönemine ait finansal sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Kamuyu Aydınlatma Platformuna (KAP) da bildirilen sonuçlara göre, şirket, yılın 9 ayını 95,7 milyar lira ciro ile tamamladı.</p>
<p>Açıklamaya göre Ülker, Happy Place to Work 2026 kapsamında yüksek başarı diliminde yer alarak, üst üste 5. kez "Excellent Place to Work" ödülüne layık görüldü.</p>
<p>Şirket ayrıca Türkiye Araştırmacılar Derneğinin (TÜAD) düzenlediği, yılın başarılı pazarlama ve kamuoyu araştırmalarının değerlendirildiği Baykuş Ödülleri'nde 3, pazarlama dünyasının ödüllerinden Effie Türkiye'de ise 4 ödül kazandı.</p>
<p>Ülker CEO'su Özgür Kölükfakı, Türkiye'de 9, Suudi Arabistan'da 2, Mısır'da ve Kazakistan'da 1'er olmak üzere toplam 13 üretim tesisleri bulunduğunu belirtti.</p>
<p>Kölükfakı, Türkiye'deki güçlü üretim altyapısıyla iç pazara hizmet verirken, 100'ün üzerinde ülkeye ihracat yaparak ekonomiye katkı sağlamayı sürdürdüklerini aktararak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Jeopolitik ve ekonomik belirsizliklerin devam ettiği bir dönemde, yılın 9 ayını 95,7 milyar lira ciroyla tamamladık. Faaliyet gösterdiğimiz bölgelerdeki gelişmeleri yakından takip ediyor, güçlü operasyonel yapımız ve çevik yönetim anlayışımızla süreçleri etkin şekilde yönetiyoruz. Farklı coğrafyalardaki faaliyetlerimiz dayanıklılığımızı artırıyor, dengeli ve sürdürülebilir büyümemizi destekliyor. Bölgesel gücümüzü korurken, değişen tüketici ihtiyaçlarına da hızla uyum sağlıyoruz."</p>
<p><strong>"Bütünsel iyilikte Go Ahead markamızı büyütüyoruz"</strong></p>
<p>Kölükfakı, güçlü markaları, yaygın dağıtım ağları ve yenilikçi ürünleriyle tüketicilerin değişen ihtiyaç ve beklentilerine yanıt verdiklerini aktardı.</p>
<p>AR-GE merkezleri ve teknolojik yatırımlarıyla Türkiye'nin sevilen markalarından oluşan ürün portföylerini ve operasyonlarını geliştirdiklerini aktaran Kölükfakı, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"9 ay boyunca yeni ürünleri tüketicilerimizle buluşturduk. Bunlar arasında çikolatada Albeni Mozaik, Ülker Çikolata yüzde 90 Bitter, Marakeş Lezzeti, Dubaİstanbul Duo, Caramio Cup, bisküvi ve kekte Hanımeller Limon Soslu Kurabiye, Ülker Çizi Big Bang ailesi, Dankek Yaş Pasta çeşitlerini sayabilirim. Bütünsel iyilikte Go Ahead markamızı büyütüyoruz. Kuruyemiş ve meyve barların ardından Go Ahead Yer Fıstıklı ve Taco Aromalı protein cipsi lansmanını yaptık. Son olarak da Go Ahead Granola Bar ve High Protein çeşitleri raflarda yerini aldı. 82 yıllık deneyimimizi çeviklik ve yenilikçilikle birleştirerek, geleceğe hazırlanıyoruz."</p>
<p>İsrafsız şirket kültürü ve uzun vadeli sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda çalışmalarını sürdürdüklerini vurgulayan Kölükfakı, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Buğdayda Onarıcı Tarım' projemizle toprak sağlığını iyileştirmeyi, biyoçeşitliliği desteklemeyi ve su kaynaklarını koruyarak gıdanın geleceğine katkı sunmayı amaçlıyoruz. Projemiz, SKD Türkiye'nin düzenlediği COP31 Sürdürülebilir Dönüşüm Ödülleri'nde Sürdürülebilir Tarım ve Gıda Sistemleri kategorisinde ödüle layık görüldü. Onarıcı Tarım projemizin toplumsal ayağında ise su bilincini artırmak amacıyla Kırıkkale'deki pilot okullarda 'Yağmurdan Hasada' etkinliğini hayata geçirdik. Çocuklar yağmur suyunun depolanmasını ve kurulan bostanlarda damla sulama yönteminin kullanılmasını uygulamalı olarak gözlemledi."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ulker-biskuvinin-9-aylik-cirosu-957-milyar-lira-91624</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/8/1280x720/ozgur-kolukfaki-1762671785.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ülker CEO&#039;su Özgür Kölükfakı, &quot;Jeopolitik ve ekonomik belirsizliklerin devam ettiği bir dönemde, yılın 9 ayını 95,7 milyar lira ciroyla tamamladık. Faaliyet gösterdiğimiz bölgelerdeki gelişmeleri yakından takip ediyor, güçlü operasyonel yapımız ve çevik yönetim anlayışımızla süreçleri etkin şekilde yönetiyoruz. Farklı coğrafyalardaki faaliyetlerimiz dayanıklılığımızı artırıyor, dengeli ve sürdürülebilir büyümemizi destekliyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tusiaddan-cin-temaslari-91623</guid>
            <pubDate>Sat, 07 Nov 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜSİAD&#039;dan Çin temasları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Ozan Diren başkanlığındaki heyet, 31 Ekim-6 Kasım tarihlerinde Çin'de temaslarda bulundu.</p>
<p>Dernek açıklamasına göre, heyet, Çin'in önde gelen finans ve ticaret merkezi Şanghay'ın yanı sıra dijital ekonomi ve yapay zeka alanında öne çıkan Hangzhou ile teknoloji ve inovasyon merkezi Shenzhen'de çeşitli ziyaretler gerçekleştirdi.</p>
<p>Yapay zeka, robotik, bulut bilişim, dijital finans ve ileri üretim alanlarında faaliyet gösteren öncü teknoloji şirketleri ile bir araya gelen heyet, TÜSİAD'ın Çin'deki muadil kuruluşlarından Çin Uluslararası Ticareti Geliştirme Konseyi (CCPIT) temsilcileri ile de görüştü.</p>
<p>Program kapsamında Çin'deki son teknolojik gelişmeleri ve yenilikçi uygulamalar yerinde incelenerek özellikle yapay zeka ve robotik teknolojilerin üretim süreçlerindeki kullanımı değerlendirildi. Çin'in 2026-2030 dönemini kapsayan 15. Beş Yıllık Planı'nın öncelikleri ışığında, yeşil ve dijital dönüşüm başta olmak üzere, Türk ve Çinli şirketler arasında somut işbirliği ve yatırım fırsatlarının belirlenmesine yönelik görüşmeler yaptı.</p>
<p><strong>Türkiye ile Çin arasındaki yatırım fırsatları da ele alındı</strong></p>
<p>Geçen yıl Çin'de Büyük Körfez Bölgesi'ne gerçekleştirilen ziyaretin ardından, bu yıl temaslar Yangtze Nehri Deltası'na genişletildi. Bu programın ilk durağı olan Şanghay'da heyet, CCPIT Şanghay Başkan Yardımcısı ve Çin Uluslararası Ticaret Odası (CCOIC) Şanghay Başkanı Yang Dong Sheng ile bir araya geldi. Görüşmede, iki ülke arasında daha dengeli, sürdürülebilir ve yüksek katma değer yaratan ticaret ve yatırım ilişkileri için atılabilecek adımlar değerlendirildi.</p>
<p>Heyetin Hangzhou'daki temasları kapsamında, CCPIT Hangzhou Başkan Yardımcısı Wang Yabo'nun katılımıyla düzenlenen görüşmede ise Türkiye ile Çin arasındaki ekonomik ilişkiler, karşılıklı yatırım fırsatları ve teknoloji ile inovasyon alanlarında geliştirilebilecek iş birlikleri ele alındı.</p>
<p>TÜSİAD heyeti, gerçekleştirdiği şirket ziyaretleri kapsamında Şanghay'da AgiBot ve Ant International'ı, Hangzhou'da Alibaba Cloud, Unitree ve Hikvision'ı, Shenzhen'de ise Tencent, ZTE, iFLYTEK, UBTech Robotics ve DJI'yı ziyaret etti. Heyet ayrıca, Huawei'in Shenzhen'deki Genel Merkezi ile Dongguan'daki AR-GE merkezinde incelemelerde bulundu.</p>
<p><strong>Bulut bilişim, yapay zeka ve robotikteki gelişmeler yerinde incelendi</strong></p>
<p>Şirket ziyaretlerinde bulut bilişim, yapay zeka, robotik, otomasyon, dijital platformlar ve telekomünikasyon altyapıları alanlarındaki gelişmeler yerinde incelendi.</p>
<p>Ziyaretler kapsamında insansı robotların üretim süreçlerindeki kullanımı, yapay zekanın imalat sanayisindeki uygulamaları ve dron teknolojilerinin tarımdan endüstriyel denetime uzanan kullanım alanları hakkında bilgi alındı. Şirketlerin üretim ve AR-GE çalışmaları incelenerek bu teknolojilerin farklı sektörlerdeki uygulamaları değerlendirildi. Dijital finans, sınır ötesi ödeme ve ticaret çözümleri de ziyaretlerde ele alınan konular arasında yer aldı.</p>
<p>Temaslar kapsamında TÜSİAD heyeti Şanghay ve Shenzhen'de ticaret ataşelikleri, TÜSİAD Şanghay Ağı temsilcileri ve Türk iş dünyası temsilcileriyle de bir araya gelerek Çin'deki iş ortamını, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkileri ve Çin'in teknoloji ve inovasyon ekosisteminin Türk iş dünyası için sunduğu işbirliği ve yatırım fırsatlarını değerlendirdi.</p>
<p>Ziyaretler çerçevesinde Türkiye'nin Şanghay Başkonsolosu Özlem Kural ve Guanco Başkonsolosu Adnan Hayal ile de bir araya gelindi.</p>
<p><strong>"Edindiğimiz birikimi somut adımlara dönüştürmeyi hedefliyoruz"</strong></p>
<p>TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ozan Diren, temaslara ilişkin yaptığı değerlendirmede, ziyaretten teknolojik dönüşümün hızını ve ölçeğini yerinde görmenin verdiği güçlü bir ilhamla döndüklerini bildirdi.</p>
<p>Diren, "Yeniliği üretim süreçlerine hızla aktarabilen ekonomilerin verimlilik ve rekabet gücünde fark yarattığı bir dönemde, edindiğimiz bu birikimi sanayimizin dijital dönüşümüne yön verecek somut adımlara dönüştürmeyi hedefliyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Türkiye ile Çin arasındaki ekonomik ilişkilerin kalıcı hale gelmesinin iki ülkeye de değer katan dengeli bir yapının kurulmasına bağlı olduğunu kaydeden Diren, öncelikleri arasında "ticaretin dengelenmesi, Çinli şirketlerin Türkiye'de AR-GE, inovasyon ve yüksek teknoloji yatırımlarına yönelmesi ile yapay zeka, robotik ve akıllı üretim alanlarında işbirliğinin geliştirilmesinin" yer aldığını anlattı.</p>
<p>Diren, Çin'in yeni 5 yıllık planının teknoloji, ileri imalat ve yeşil dönüşüm alanlarında işbirliği fırsatları sunduğunu, Orta Koridor ve Asya-Avrupa lojistik ağlarının güçlendirilmesinin Türkiye'nin bölgesel üretim ve lojistik merkezi olma potansiyelini artıracağını bildirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tusiaddan-cin-temaslari-91623</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/3/1280x720/356-1794037680.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜSİAD heyeti, Çin&#039;in önde gelen finans ve ticaret merkezi Şanghay&#039;ın yanı sıra dijital ekonomi ve yapay zeka alanında öne çıkan Hangzhou ile teknoloji ve inovasyon merkezi Shenzhen&#039;de çeşitli ziyaretler yaptı. Başkan Diren, &quot;Yeniliği üretim süreçlerine hızla aktarabilen ekonomilerin verimlilik ve rekabet gücünde fark yarattığı bir dönemde, edindiğimiz bu birikimi sanayimizin dijital dönüşümüne yön verecek somut adımlara dönüştürmeyi hedefliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/karahan-enflasyon-uzerindeki-yukari-yonlu-risklere-karsi-ihtiyatli-durusumuzu-koruyoruz-91608</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 19:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karahan: Enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşumuzu koruyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, Türkiye Genç İş İnsanları Derneği (TÜGİAD) Ankara'nın düzenlediği "Ekonomi Buluşması" etkinliğinde sunum yaptı.</p>
<p>Fiyat istikrarının uzun vadeli planlamayı kolaylaştırarak yatırım ve üretim ortamını iyileştirdiğini ifade eden Karahan, "Arz yönlü şoklar özellikle enerji fiyatları üzerinden enflasyon görünümünü etkilemeye devam ediyor. Bu baskılar manşet enflasyondaki iyileşmeyi sınırlıyor. Buna karşılık sıkı para politikamızın etkisiyle iç talepteki yavaşlama dezenflasyonu destekliyor." diye konuştu.</p>
<p>Karahan, hizmetlerde, özellikle kirada ataletin azalmasının da bu sürece katkı sağladığına işaret ederek, "Bu görünüm altında enflasyonun ana eğilimi son dönemde geriledi. Ekonomik gelişmeleri geniş bir veri setiyle yakından izliyoruz. Enflasyonun ana eğilimini, talep koşullarını ve beklentileri birlikte değerlendirerek orta vadeli enflasyon görünümüne odaklanıyoruz. Enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşumuzu koruyoruz. Fiyat istikrarı sağlanana kadar dezenflasyonun gerektirdiği parasal sıkılığı kararlılıkla sürdüreceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yılın başında 70 dolar civarında seyreden petrol fiyatlarının savaş öncesine göre dönem dönem belirgin artışlar kaydettikten sonra bir miktar gerilediğini, ancak petrol fiyatlarının halen savaş öncesi seviyesinin önemli oranda üzerinde seyrettiğini belirten Karahan, petrol fiyatlarındaki yükselişe ek olarak rafineri marjlarındaki artışın başta motorin olmak üzere enerji fiyatları kaynaklı baskıları güçlendirdiğini söyledi. Son dönemde yeniden yükselen doğal gaz fiyatlarının ise savaş öncesindeki seviyesinin yaklaşık 3 katına çıktığını dile getiren Karahan, bu gelişmelerin enerji fiyatları üzerinden doğrudan ve ulaştırma hizmetleri gibi kalemler üzerinden ise dolaylı olarak enflasyonu olumsuz etkilediğine dikkati çekti.</p>
<p>Karahan, diğer yandan eşel mobil sisteminin özellikle savaşın ilk aylarındaki sert fiyat artışlarının yurt içine yansımasını sınırladığına işaret ederek, akaryakıtın önemli bir girdi olduğu ulaştırma gibi kalemlerde de maliyet baskılarının hafiflemesinin enflasyon üzerindeki birincil etkilerini sınırladığını anlattı.</p>
<p><strong>"Arz yönlü baskılar sönümlenirse dezenflasyon önümüzdeki dönemde de sürecek"</strong></p>
<p>Savaşın başlamasıyla birlikte mart başında sıkı para politikasını destekleyici tedbirler aldıklarını belirten Karahan, şöyle devam etti:</p>
<p>"Böylece şokun beklentiler ve fiyatlama davranışları üzerinden enflasyon üzerinde oluşturabileceği ikincil etkileri sınırlamayı amaçladık. Eş güdüm içinde atılan politika adımları neticesinde enflasyon mayıs ayından sonra yeniden gerilemeye başladı. Enerji fiyatlarının tekrar artmasının bir yansıması olarak yıllık enflasyondaki gerileme yakın dönemde ivme kaybetti. Bununla birlikte ekim ayında yıllık tüketici enflasyonu yataya yakın seyrederken enerji ve işlenmemiş gıda gibi ürünleri dışlayan B ve C göstergelerinde gerileme devam etti. Bu görünüm enerji kaynaklı baskılar sürerken diğer kalemlerdeki iyileşmenin devam ettiğine işaret ediyor."</p>
<p>Karahan, yıllıklandırılmış olarak baktıkları savaş döneminde yüzde 30'lar seviyesine yükselen ana eğilimin ekim ayı itibarıyla yüzde 23,7 seviyesini işaret ettiğini bildirerek, "Bu seviye mevcut yıllık enflasyonun yaklaşık 6 puan altında. Ana eğilimin yıllık enflasyonun altında seyretmesi, arz yönlü baskılar sönümlenirse dezenflasyonun önümüzdeki dönemde de devam edeceğine işaret ediyor. Bu gelişmeyi sıkı para politikası duruşumuzun talep ve fiyatlama davranışları üzerindeki etkilerinin bir yansıması olarak değerlendiriyoruz." değerlendirmelerinde bulundu.</p>
<p>Ekim itibarıyla enerji dışındaki ana gruplarda yıllık enflasyonun geçen yılın altında seyrettiğini vurgulayan Karahan, savaşın etkisiyle yıllık enerji enflasyonunun yüzde 51,4'e yükselerek geçen yılın yaklaşık 17 puan üzerinde gerçekleştiğini söyledi. Bu yıl dezenflasyon sürecindeki ivme kaybının esas olarak jeopolitik gelişmelerin enerji fiyatları üzerindeki etkisinden kaynaklandığını dile getiren Karahan, "Talep koşullarına duyarlılık, geçmiş enflasyona endeksleme eğilimi ve jeopolitik gelişmelerden etkilenme düzeyine göre hizmet alt kalemleri farklı eğilimler sergiliyor." dedi.</p>
<p><strong>"Mevcut görünüm kira enflasyonundaki gerilemenin süreceğine işaret ediyor"</strong></p>
<p>Karahan, geçmiş dönemde ataletin güçlü olduğu kira enflasyonunda belirgin bir yavaşlama gördüklerinin altını çizerek, şu açıklamalarda bulundu:</p>
<p>"Kira enflasyonu bir önceki sene yüzde 66 düzeyinden bu sene ekim ayında yüzde 40'ın altına geriledi. Katılığın önemli bir etken olduğu bir başka kalem olan eğitim hizmetleri de gerilemeye devam etti. Diğer yandan artan enerji fiyatlarının dolaylı etkileriyle ulaştırma hizmetlerinde yıllık enflasyon yüzde 42,5 oldu. Böylece ulaştırma hizmetleri enflasyonu hem geçen yılki seviyesini hem de bu seneki genel hizmet enflasyonunun üzerinde gerçekleşti. Haberleşme hizmetleri enflasyonu da geçen yıla kıyasla 20 puan artarak yüzde 43 seviyesinde gerçekleşti ve hizmet enflasyonunu yukarı çeken bir kalem oldu. Hizmet enflasyonundaki gerilemede kira enflasyonunun yavaşlaması öne çıkıyor. Mevcut görünüm kira enflasyonundaki gerilemenin süreceğine işaret ediyor."</p>
<p>Temel mallarda jeopolitik gelişmelerin etkisiyle nisanda güçlenen fiyat artışlarının sonraki aylarda yavaşladığını anlatan Karahan, yakın dönem eğiliminin de yıllık temel mal enflasyonunun altına gerilediğini söyledi. Sıkı para politikasına bağlı olarak tüketim talebindeki yavaşlamanın ve Türk lirasındaki ılımlı seyrin arz yönlü baskılara rağmen temel mal enflasyonundaki artışı sınırladığını dile getiren Karahan, "Yılın ilk aylarında yüksek seyrederek dezenflasyon sürecindeki yavaşlamada etkili olan gıda enflasyonu geçen yıl olumsuz hava koşullarından etkilenen tarımsal üretimdeki toparlanmayla birlikte geriledi. Ancak gıda fiyatları taze meyve ve sebze kaynaklı olarak oynak bir seyir izliyor. Nitekim ekim ayında tüketici enflasyonunun seyrinde taze meyve ve sebze fiyatlarının etkisi öne çıktı. Önümüzdeki dönemde de iklim koşullarına bağlı olarak gıda fiyatlarında oynaklık devam edebilir." dedi.</p>
<p><strong>"Sıkı para politikamız beklentilerdeki bozulmayı sınırladı"</strong></p>
<p>Karahan, enflasyonun seyrinde başta enerji fiyatları olmak üzere arz yönlü gelişmelerin, talep koşullarının ve beklentilerin seyrinin öne çıkacağına dikkati çekerek, enerji ve enerji dışı emtia fiyatlarında yukarı yönlü risklerin devam ettiğini anlattı. Bu nedenle iç talep koşullarının dezenflasyon sürecine desteğinin sürmesinin önemine vurgu yapan Karahan, "Yılın ilk yarısına ilişkin milli gelir verileri ve yakın döneme ilişkin göstergeler iç talepte zayıf bir seyre işaret ediyor. Altın hariç bakıldığında ağustos ayı itibarıyla üçüncü çeyrekte perakende satışların büyümesinin yavaşladığını görüyoruz. Kart harcamalarının üçüncü çeyrekte yataya yakın seyri de talepteki bu yavaşlamayı teyit ediyor. Enflasyon beklentileri arz şoklarının fiyatlama davranışlarına yansıması ve etkilerinin kalıcılığı açısından önem taşıyor. Sıkı para politikamız beklentilerdeki bozulmayı sınırladı." şeklinde konuştu.</p>
<p>Hanehalkı beklentilerinin de yılın ilk aylarında bir miktar arttıktan sonra gerileyerek savaş öncesi seviyesinin altında seyrettiğini dile getiren Karahan, "Bununla birlikte beklentilerde yıl başında öngördüğümüz iyileşme henüz sağlanmadı. Bu görünüm dezenflasyon açısından risk oluşturmaya devam ediyor ve ihtiyatlı duruşumuzu korumamızı gerektiriyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"Fon piyasasındaki gelişmelerin etkileşimini yakından takip ediyoruz"</strong></p>
<p>Karahan, enerji fiyatları ve jeopolitik gelişmelerin enflasyonun yanı sıra cari dengeye etkisine değinerek, altın ve enerji hariç dış ticaret açığının ise daha ılımlı seyrettiğini vurguladı. Jeopolitik gelişmeler kaynaklı artan enerji fiyatlarının olumsuz etkisine rağmen cari açığın milli gelire oran olarak yataya yakın bir seyir izlediğini belirten Karahan, şöyle devam etti:</p>
<p>"İç talepteki yavaşlama, turizm gelirlerinin gücünü koruması ve altın dış ticaret dengesindeki iyileşme cari dengeyi destekliyor. Bu gelişmeler doğrultusunda 2026 yılında cari açığın milli gelire oranının uzun dönem ortalamasının altında gerçekleşeceğini öngörüyoruz. Fon piyasasındaki gelişmelerin bankacılık sistemi ve diğer finansal piyasalarla olan etkileşimini yakından takip ediyoruz. Fiyat istikrarı ve finansal istikrar birbirini tamamlayan iki unsurdur. Bu çerçevede finansal piyasalarda yaşanan bu gelişmeleri dikkate alarak likidite imkanlarını gözden geçirdik. Haftalık repo ihaleleriyle sağladığımız fonlama miktarını artırdık. Bankalararası para piyasasında bankaların borç alabilme limitlerini güncelledik. Teminat iskonto oranlarını azalttık. Ayrıca makrofinansal istikrarı ve bankaların likidite yönetimini desteklemek amacıyla zorunlu karşılık uygulamasında değişiklik yaptık. Türk lirası zorunlu karşılıklarda bloke tesis oranlarını düşürerek bankalara likidite yönetiminde esneklik sağladık. KOBİ kredileri kredi büyüme sınırlarını yükselttik."</p>
<p>Bir diğer düzenlemenin de özel sektör tahvil piyasasında yaşanabilecek likidite gelişmelerine yönelik olduğunu dile getiren Karahan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu araçlara en önemli talebin yatırım fonlarından geliyordu. Son dönemde fonlarda yaşanan çıkışlar özel sektör borçlanma araçlarına olan talebi azalttı. Bu da refinansman konusunda risk oluşturdu. Bu riskin önüne geçmek adına özel sektör tahvillerinin itfasına yönelik kredileri büyüme sınırından muaf tuttuk. Böylece firmalara likidite yönetiminde de kolaylık sağlamış olduk. Bundan sonra da finansal istikrar ve likidite koşullarını yakından takip etmeye devam ederek gerek görülmesi halinde her türlü ek tedbiri proaktif bir şekilde alacağız. Son dönemdeki fon piyasası gelişmeleri sonrası portföy tercihlerine baktığımızda finansal sisteme ve Türk lirasına olan güvenin güçlü bir şekilde devam ettiğini görüyoruz."</p>
<p><strong>"Türk lirası mevduatı güçlü şekilde artıyor"</strong></p>
<p>Karahan, nitekim sıkı para politikası duruşları, destekleyici makroihtiyati araç seti ve aldıkları bu önlemlerin de etkisiyle Türk lirası mevduatın güçlü şekilde arttığının altını çizerek, yabancı para mevduatlarda ise dalgalı seyirle birlikte tüzel kesimde sınırlı bir artış gördüklerini dile getirdi. Bu gelişmelerin etkisini Türk lirası payındaki istikrarlı seyirde de gördüklerini anlatan Karahan, "Özellikle ikinci çeyrekten itibaren Türk lirası mevduata geçişlerin hızlanması ile birlikte Türk lirası mevduatın payı yüzde 60'ın üzerinde seyrediyordu. Son dönemde para piyasası fonlarından çıkışların büyük oranda Türk lirası mevduata yönelmesi ile birlikte Türk lirası payı yüzde 61'in üzerinde kalmaya devam ediyor."</p>
<p>27 Şubat'ta 210 milyar dolar olan brüt rezervlerin 30 Ekim itibarıyla 158 milyar dolar seviyesine gerilediğine işaret eden Karahan, 27 Şubat sonrası rezervlerdeki gerilemenin 30 milyar dolarlık kısmının altın fiyatlarındaki düşüşten kaynaklandığını dile getirdi.</p>
<p>Karahan, fiyat istikrarının sürdürülebilir büyüme ve sağlıklı yatırım ortamına zemin hazırlayacak önemli bir ön koşul<br />olduğuna dikkati çekerek, son dönem verilerinin sıkı para politikasının etkisiyle enflasyonun ana eğilimindeki gerilemeyi teyit ettiğini söyledi. Bununla birlikte jeopolitik gelişmelerin yukarı yönlü riskleri canlı tuttuğunu anlatan Karahan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu nedenle dezenflasyon konusundaki kazanımlarımızın devamını sağlamak için ihtiyatlı olmaya devam edeceğiz. Bu doğrultuda fiyat istikrarı sağlanana kadar gerekli sıkı para politikası duruşunu kararlılıkla sürdüreceğimizi vurgulamak istiyorum."</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/karahan-enflasyon-uzerindeki-yukari-yonlu-risklere-karsi-ihtiyatli-durusumuzu-koruyoruz-91608</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/8/1280x720/karahan-1778914668.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TCMB Başkanı Karahan, &quot;Fon piyasasındaki gelişmelerin bankacılık sistemi ve diğer finansal piyasalarla olan etkileşimini yakından takip ediyoruz.&quot; dedi. &quot;Finansal istikrar ve likidite koşullarını yakından takip etmeye devam ederek gerek görülmesi halinde her türlü ek tedbiri proaktif bir şekilde alacağız.&quot; diyen Karahan, &quot;Enflasyonun ana eğilimini, talep koşullarını ve beklentileri birlikte değerlendirerek orta vadeli enflasyon görünümüne odaklanıyoruz. Enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşumuzu koruyoruz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazine-nakit-dengesinde-3299-milyar-liralik-acik-91607</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 19:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazine nakit dengesinde 329,9 milyar liralık açık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, ekim ayına ait nakit gerçekleşmelerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, geçen ay Hazinenin nakit gelirleri 1 trilyon 391 milyar 376 milyon lira, nakit giderleri 1 trilyon 721 milyar 315 milyon lira oldu.</p>
<p>Faiz dışı giderler 1 trilyon 442 milyar 237 milyon lira, faiz ödemeleri ise 279 milyar 78 milyon lira olarak gerçekleşti. Faiz dışı denge ise 50 milyar 861 milyon lira açık verdi.</p>
<p>Ekim ayında nakit dengesinde, 329 milyar 939 milyon liralık açık oluştu.</p>
<p>Kur farklarından kaynaklanan artış 2 milyar 581 milyon lira olarak gerçekleşirken, kasa/banka net hesabında ise 189 milyar 993 milyon lira azalış görüldü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazine-nakit-dengesinde-3299-milyar-liralik-acik-91607</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/5/1280x720/hazine-ve-maliye-1763361678.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakanlığın ekim ayı verilerine göre Hazine nakit dengesinde 329 milyar 939 milyon liralık açık oluştu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/is-dunyasi/hisarciklioglu-cacci-baskan-yardimciligina-yeniden-secildi-91606</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 19:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hisarcıklıoğlu CACCI Başkan Yardımcılığına yeniden seçildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, 2014 yılından bu yana sürdürdüğü Asya-Pasifik Ticaret ve Sanayi Odaları Konfederasyonu (CACCI) Başkan Yardımcılığı görevine, 2027-2028 dönemi için yeniden seçildiğini bildirdi.</p>
<p>Hisarcıklıoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, uluslararası iş kuruluşlarında Türkiye'yi ve iş dünyasını gururla temsil etmeye devam ettiklerine işaret etti.</p>
<p>28 ülkenin üye olduğu CACCI'ın Filipinler'in başkenti Manila'da gerçekleştirilen Genel Kurulu'nda başkan yardımcılığı görevine yeniden seçildiğini bildiren Hisarcıklıoğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"2027-2028 döneminde iş dünyamızı temsil etmeye devam edeceğim. Türk iş dünyamız, 367 oda ve borsamız adına gurur duydum. Ne mutlu ki TOBB olarak tüm bölgesel, küresel kurum ve kuruluşların yönetimine seçiliyor, ülkemizi ve iş dünyamızı temsil etme onurunu yaşıyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/is-dunyasi/hisarciklioglu-cacci-baskan-yardimciligina-yeniden-secildi-91606</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/0/1280x720/hisarciklioglu-1758549685.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Asya-Pasifik Ticaret ve Sanayi Odaları Konfederasyonu Başkan Yardımcılığına tekrar seçilen Hisarcıklıoğlu, &quot;Türk iş dünyamız, 367 oda ve borsamız adına gurur duydum. Ne mutlu ki TOBB olarak tüm bölgesel, küresel kurum ve kuruluşların yönetimine seçiliyor, ülkemizi ve iş dünyamızı temsil etme onurunu yaşıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/findik-sektorune-rekabet-sorusturmasi-91605</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 19:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fındık sektörüne rekabet soruşturması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Rekabet Kurumundan yapılan açıklamada, fındık alım ve satımında faaliyet yürüten teşebbüsler hakkında yapılan ön araştırmanın Kurul tarafından karara bağlandığı bildirildi.</p>
<p>Açıklamada, Ferrero Fındık İthalat İhracat ve Ticaret AŞ, Atalay Fındık Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., Balsu Gıda Sanayi ve Ticaret AŞ, Karaçuha Tarım Ürünleri İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., Ofi Tarım Sanayi ve Ticaret AŞ, Özyılmaz Fındık Sanayi ve Ticaret AŞ, Şenocak Gıda Fındık Entegre Turizm Nakliyat İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. hakkında, fındık alım fiyatlarını ve politikalarını koordineli şekilde belirlemek, fındık alımı piyasasındaki fiyat oluşumunu etkilemek suretiyle Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un ihlal edilip edilmediğinin tespit edilebilmesi amacıyla soruşturma başlatıldığı ifade edildi.</p>
<p>Soruşturma kapsamında, Ferrero hakkında alınan Kurul kararı doğrultusunda, teşebbüs bakımından bağlayıcı hale getirilen taahhütlere uyulup uyulmadığının da ayrıca inceleneceği belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Bu taahhütler, 2024, 2025 ve 2026 yıllarında Ferrero tarafından Toprak Mahsulleri Ofisinin (TMO) referans fiyatının altında kabuklu fındık alımı yapılmayacağı, her bir fındık sezonu boyunca 100 bin tondan fazla kabuklu fındık alımı yapılmayacağı ve her yılın eylül-aralık döneminde (sıcak sezonda) en az 45 bin ton kabuklu fındık alımı yapılacağı hususlarını içermektedir."</p>
<p>Kurulca alınan soruşturma kararları, hakkında soruşturma açılan teşebbüslerin ilgili kanunu ihlal ettikleri ve yaptırımla karşı karşıya kaldıkları veya kalacakları anlamına gelmiyor.</p>
<p>[post-91604]</p>
<p>[post-91554]</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/findik-sektorune-rekabet-sorusturmasi-91605</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/7/1280x720/rekabet-kurumu-1767609048.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fındık alım ve satımı alanında faaliyet gösteren, aralarında Ferrero&#039;nun da olduğu 7 şirket hakkında soruşturma açıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmodan-kaydini-baskasina-kullandirandan-2-yil-findik-almama-karari-91604</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 18:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> TMO&#039;dan kaydını başkasına kullandırandan 2 yıl fındık almama kararı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Toprak Mahsulleri Ofisi'nin (TMO) fındık piyasasında istikrarı sağlamak, üreticilerin pazarlama, depolama ve finansman ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla kabuklu fındık alım faaliyetlerini sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Kabuklu fındık alımları kapsamında bugüne kadar yaklaşık 152 bin üreticiden 190 bin ton alım yapıldığı bilgisi verilen açıklamada, üreticilerin TMO'ya en az 50 bin ton daha kabuklu fındık satacağının öngörüldüğü ifade edildi.</p>
<p>Son dönemde bazı tüccar ve manavların üreticilere ait Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) belgelerini kullanarak TMO'ya fındık satmaya teşebbüs ettikleri yönünde duyumlar alındığı belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Tüccar ve manavların piyasadan satın aldıkları fındığı, üreticilere ait ÇKS belgelerini kullanarak kendi ürünü gibi TMO'ya satmaları yasaktır. TMO'nun alım politikası, doğrudan üreticiyi desteklemek ve üreticinin emeğinin karşılığını almasını sağlamak üzerine kuruludur. Üreticiye yönelik destek mekanizmasının amacı dışında kullanılmasına, üretici adına hareket edilerek ticari kazanç sağlanmasına ve alım sürecinin bu şekilde istismar edilmesine kesinlikle müsaade edilmeyecek. Bu kapsamda, üreticilere ait ÇKS belgelerini kullanarak TMO'ya ürün satışı gerçekleştirmeye çalışan veya bu işlemlere aracılık eden tüccar ve manavlar ile ÇKS belgelerini bu amaçla kullandıran üreticiler hakkında gerekli idari ve hukuki süreçler başlatılacak. Ayrıca ÇKS kaydını bu amaçla bilerek kullandırdığı tespit edilen üreticilerden 2 yıl süreyle TMO tarafından kabuklu fındık alımı yapılmayacak."</p>
<p>Somut bulgulara ulaşılması halinde ilgililer hakkında Cumhuriyet Başsavcılıklarına suç duyurusunda bulunulacağı bildirilen açıklamada, TMO'nun üreticilerin yanında olmaya devam ederek 31 Aralık'a kadar ürün arzı bulunduğu sürece üreticilerden kabuklu fındık alımlarını sürdüreceği ifade edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmodan-kaydini-baskasina-kullandirandan-2-yil-findik-almama-karari-91604</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/0/1280x720/tmo-bugday-1771317307.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TMO açıklamasında, &quot;Üreticilere ait ÇKS belgelerini kullanarak TMO&#039;ya ürün satışı gerçekleştirmeye çalışan veya bu işlemlere aracılık eden tüccar ve manavlar ile ÇKS belgelerini bu amaçla kullandıran üreticiler hakkında gerekli idari ve hukuki süreçler başlatılacak. Ayrıca ÇKS kaydını bu amaçla bilerek kullandırdığı tespit edilen üreticilerden 2 yıl süreyle TMO tarafından kabuklu fındık alımı yapılmayacak.&quot; denildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yumakli-gida-guvenilirligi-bizim-her-zaman-kirmizi-cizgimiz-olmustur-91603</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 18:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yumaklı: Gıda güvenilirliği bizim her zaman kırmızı çizgimiz olmuştur</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul'da basın mensuplarıyla bir araya gelen Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı soruları yanıtladı.</p>
<p>Orman yangınlarıyla mücadelede teknolojinin tüm imkanlarını kullandıklarını belirten Yumaklı, yapay zeka temelli Karar Destek Sistemiyle, yangının seyrini tahmin edip ona göre önlem aldıklarını söyledi.</p>
<p>Yumaklı, bu sistemle riskli alanları 1 hafta önceden görüp, ekiplerin yönlendirilmesini, koordinasyonunu sağladıklarını ifade ederek, "Burada mevcut sistemleri gelişen teknolojiye entegre edip sürekli bir gelişim içindeyiz. Özetle hem yapay zeka hem diğer teknolojik gelişmeleri orman yangınlarında aktif olarak kullanıyoruz." dedi.</p>
<p>Orman yangınları sonrasında bölgenin yeniden ağaçlandırılmasıyla ilgili bazen farklı ağaç türleriyle devam edilmesi konusunda tavsiyeler geldiğini aktaran Yumaklı, yanan orman alanlarının ağaçlandırılmasında bölgenin ekosistemini dikkate aldıklarını söyledi.</p>
<p>Yumaklı, orman yangınlarını azaltmaya yönelik yapılan bilinçlendirme faaliyetlerine ilişkin bilgi verdi.</p>
<p>Orman yangınlarının yüzde 3'ünün kasıt sonucu çıktığını söyleyen Yumaklı, "Bunları biz tespit etmiyoruz, kolluk güçleri tespit ediyor. Onların raporlarından çıkarıyoruz. Kahramanmaraş'ta torpil atılmıştı. Ormanda niye torpil atıyorsun? Bu kaza değil, kasıt. Bunların cezası gerçekten ağır. Biz o orman yangınıyla ilgili müdahalede sarf edilen maddi tutarı da bu yangını çıkaranlara rücu ettiriyoruz. Ceza alması için de sonuna kadar hukuk birimimiz takip ediyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"İHA'ları orman yangınlarında tespit için kullanıyoruz"</strong></p>
<p>Bakan Yumaklı, tüm ormanların karbon tuttuğunu belirterek, "Ancak bizim oluşturacağımız karbon yutak ormanlarında ağaç türü itibarıyla oraya dikilen fidanların ibreli ya da yapraklı olması ya da o ormana yapılacak bakım müdahaleleriyle karbon tutma kapasitesini daha da artıran orman alanlarından bahsediyoruz. Bu alanlar oluşturulurken karbon emisyonuna sebep olacak, atmosfere ayrıca karbon salımına sebep olacak ağaçlandırma çalışmalarından da uzak durulması gerekiyor. Bir taraftan salınan karbon miktarını azaltırken bir taraftan da yeni karbon yutak alanları oluşturarak emisyonu sıfırlamaya, 2053 net sıfır emisyon hedefine ulaşmak için çalışmaya devam edeceğiz." diye konuştu.</p>
<p>İnsansız hava araçlarının (İHA) orman yangınlarında kullanılmasından bahseden Yumaklı, şu açıklamayı yaptı:</p>
<p>"Savunma sanayimizle beraber bir çalışmamız var, İHA'ların orman yangınlarında kullanılması konusu. Halihazırda tespit için kullanıyoruz, ama bu kastettiğim direkt müdahale amaçlı. Bu dünyada henüz yok. Bazı Çin menşeli birtakım uygulamaları görüyoruz ama orman yangınları zor coğrafyalarda çıkıyor. O uygulamalar ise daha düz ve kolay ulaşılabilir yerlerde. Biz gerçekten hava araçlarımız kadar etkili, su atabilen araçları insansız bir şekilde oluşturabilir miyiz? Savunma sanayimizle bu çalışmamıza başladık. Benim tahminim onların tecrübesiyle çok uzun zaman almaz ve dünyada bununla ilgili de Türkiye'nin ayrıca bir ekonomik getiri sağlayabileceği de bir şey oluşturmuş oluruz. Bu arada mevcutta tespit için kullandığımız İHA'lar ile ilgili gerçekten Baykar'a teşekkür ederim. Bayraktar TB2'lerle bu teknolojiyi biz de kullanıyoruz. İşin teknik boyutunda hala bize destek oluyorlar."</p>
<p><strong>"(Taklit, tağşiş ürün) Biz gereğini yapıyoruz, sonra ifşa ediyoruz"</strong></p>
<p>Yumaklı, hobi bahçelerine yönelik yaptığı değerlendirmede, "Hobi bahçeleri konusu hassas bir konu. Bu aslında bir imar problemi. Tarım alanında izinli yapılarla ilgili kimsenin bir itirazı yok. Tarım arazilerinin herhangi bir şekilde bir kaçak yapıyla bozulmasını engellemek için meclisimizden bir yasa düzenlemesi geçirdik. Bu ülkede herkes kural neyse ona uymak zorunda." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Hal yasasına ilişkin çalışmalarda bakanlık olarak yer aldıklarını söyleyen Yumaklı, "Ürünü tarladan son tüketici noktasına ne kadar hızlı getirebilirsiniz o aradaki maliyetleri azaltmış olacaksınız. Şu anda maliyetlerin büyük bir bölümü zaten taşımadan geliyor. Petrol fiyatlarındaki artış da buna bir etken." diye konuştu.</p>
<p>Yumaklı, Toprak Mahsulleri Ofisinin (TMO) alım fiyatını açıkladığını, belirlenen kriterlere uyan tüm fındıkları aldığını belirterek, "Piyasada daha ucuza olması kaliteyle ilgili bir durum. TMO açıkladığı fiyattan almaya devam ediyor." dedi.</p>
<p>Gıda güvenliğine ilişkin değerlendirme yapan Yumaklı, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Gıda güvenilirliği bizim her zaman kırmızı çizgimiz olmuştur. Bu konuda asla taviz yok. Hiç kimsenin size sunmuş olduğu ürünü belirttiğinden farklı bir şekilde satması makul karşılanamaz. Böyle bir şeye hiç kimsenin hakkı yok. Şu yanlış anlaşılıyor, 'Niye ifşa ediyorsunuz? Gereğini yapsanıza.' Biz gereğini yapıyoruz, sonra ifşa ediyoruz, cezasını kesiyoruz, ürününü çektiriyoruz. Suçu hangi cezaya denk gelirse. Ondan sonra da anlık bir şekilde bunları ifşa ediyoruz. En büyük ceza da o aslında. Başladığımız gündeki gibi kararlıyız. Kimin ne olduğu benim hiçbir şekilde umurumda bile değil. Bir marka oluşturmak, piyasada tutunmak kolay değildir. Emek, sermaye harcıyorsun ama bunun sonucunda yaptığın taklit, tağşiş tüketicinin problemi hiç değil. Herkes üretmiş olduğu ürünü, vadetmiş olduğu şekilde üretip insanlara sunmak zorunda. Bunun tartışılacak bir tarafı yok."</p>
<p><strong>"Son üç yılda RASFF bildirimlerindeki düşüşümüz yüzde 74"</strong></p>
<p>Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı, geçen günlerde AB Komisyonunun Tarım ve Gıdadan sorumlu üyesi Christophe Hansen ile görüştüklerini hatırlatarak, "Orada zirai ilaç kalıntısı da gündeme geldi. Son üç yılda RASFF bildirimlerindeki düşüşümüz yüzde 74. Biyolojik ve biyoteknik mücadele yapıyoruz. Bu konudaki uygulamalarımızı onlarla paylaşacağız. Türkiye'de çok yoğun pestisit kullanıldığıyla ilgili algı vardı onlarda. Ancak AB'de hektar başına kullanılan pestisit oranı 3,2 kilogram, Türkiye'de 2,3 kilogram." diye konuştu.</p>
<p>İklim değişikliğinin başka bir etkisinin de zararlılar olduğunu söyleyen Yumaklı, "Karadeniz Bölgesi’nde kestane ağaçlarında gal arısı diye bir zararlı geldi. Kestane ağaçlarının hepsini mahvetti. Ama onun bir karşıt böceği ormanlara da zarar vermeyen, arkadaşlar da çalışmasını yaptılar. Gittiğimizde o bölgelere sonucun alındığını ve herkesin memnun olduğunu görüyoruz. Sadece zirai ilacı atarak değil, aynı zamanda tabiatın kendi içerisindeki mücadele metodolojisini de bizim uygulayabiliyor olmamız lazım." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yumaklı, üretim planlamasıyla 2023'ten itibaren dünyadaki bütün konjonktürel zorluklara karşı tarım gibi gıda arz güvenliği açısından son derece önemli bir başlıkta yapısal dönüşümü başlattıklarını kaydederek, bu düzenlemeyle 2023'te eğimi yüzde 6'nın altındaki yerlerde meyve ağaçlarının dikilmesini yasakladıklarını anımsattı.</p>
<p>Bunun yanı sıra önce stratejik ürünlerden başlayarak üretim planlamasını devreye aldıklarını söyleyen Yumaklı, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bütün ürünlere yaymak için gayret ediyoruz. Meyve ihracatı konusunda Karadeniz'de seyrüsefer problemi maalesef şu anda bizim de en büyük sorunlarımızdan biri. İhracatçılar ürünlerin ihraç edilememesi, seyrüsefer güvenliğinin olmaması sebebiyle bir zorluk yaşıyorlar. Ticaret Bakanlığımızla birlikte nasıl işlerini kolaylaştırabiliriz diye bir çalışmamız var. O da devreye girerek problemi hafifletmiş olacağız. Bu yıl bütün ürünlerde çok iyi hasat verileri elde etmiş olduk. Ancak ürününüzü satamadığınızda bunun bir sürü geriye doğru komplikasyonu oluyor. Ben de bunun için bütün ülkelerle bire bir görüşmeler yapıyorum. Her ülke için tek tek çalışıyoruz. Yoğun bir tarım diplomasisi süreci yürütüyoruz."</p>
<p><strong>"Hayvan hastalıkları konusunda ciddi bir çabamız var"</strong></p>
<p>Bakan Yumaklı, geçen su yılında son 66 yılın en fazla yağışının alındığını belirterek, "2025'te kuraklıktan kırılıyorduk. İklim değişikliğinin en önemli etkisi bu. Daha da devam edecek. 1 Ekim 2025'ten 30 Eylül 2026'ya kadar Türkiye genelindeki ortalama yağış 741,6 milimetre oldu. Bu miktarın uzun yıllar ortalaması 573,4 milimetre. Onun yüzde 30 üzerinde. Geçen yıla göre ise yüzde 76 arttı. Tersinden bakarsak geçen yıl yüzde 76 daha az yağış olmuş." diye konuştu.</p>
<p>Taşkın Önleme Sistemi olduğunu anımsatan Yumaklı, sistemin 72 saat öncesinde su debilerini ölçerek uyarı yaptığı bilgisini verdi.</p>
<p>Yumaklı, 2024'te açıklanan Hayvancılık Yol Haritası'ndaki bütün başlıkları uyguladıklarını belirterek, "Bütün bunlardan sonra da hayvan sayımızda bir artış oldu ama biz daha çok nicelik değil niteliğe dönüp sürü yenileme konusuna odaklanmış durumdayız." diye konuştu.</p>
<p>Hayvan hastalıklarıyla mücadelede AB Komiserinin 2025'te şap konusundaki başarılarını tebrik ettiğini aktaran Yumaklı, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>"Dört ay içerisinde o ağır vakayı bu ülke atlattı. Kabiliyetleri sebebiyle oldu bu. Yenisinin olmaması için gayret ediyoruz. Hayvan hastalıkları konusunda ciddi bir çabamız var. Ari çiftlikler konusunda bütün Türkiye'de bir tarama başlattık. Hastalıklarla ilgili bütün tedbirlerini almış, kurallar neyse onu uygulamış olan çiftlikler demektir. Biz diyoruz ki arilikle ilgili şartları biz kolaylaştırdık ama burada hiçbir toleransımız olmayacak. Ama sen de bunun kurallarına uy, uymayanların tamamının ariliklerini iptal ettik. Çünkü ben ona dört kat daha fazla destek veriyorum. Arilik olsun, hayvan hastalığı olmasın diye."</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yumakli-gida-guvenilirligi-bizim-her-zaman-kirmizi-cizgimiz-olmustur-91603</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/6/1280x720/yumakli-1770294211.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı, &quot;Gıda güvenilirliği bizim her zaman kırmızı çizgimiz olmuştur. Bu konuda asla taviz yok. Hiç kimsenin size sunmuş olduğu ürünü belirttiğinden farklı bir şekilde satması makul karşılanamaz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/alper-sengul-urettigimiz-her-4-urunden-3unu-yurt-disina-gonderdik-91602</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 18:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Alper Şengül: Ürettiğimiz her 4 üründen 3&#039;ünü yurt dışına gönderdik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Beyaz Eşya Sanayicileri Derneği (TÜRKBESD), sektörün ortak sesini ve kurumsal temsilini güçlendirdiği 40. yılında, Türkiye ekonomisine sağladığı çok boyutlu katkıyı ortaya koyduğu "Türkiye Beyaz Eşya Sektörü 40. Yıl Etki Analizi Raporu"nun sonuçlarını paylaştı.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, üretim ve ihracat, istihdam, yatırım, dış ticaret, küresel rekabetçilik ve enerji verimliliği başlıklarını bir arada inceleyen çalışma, beyaz eşya sanayisinin doğrudan üretim faaliyetlerinin ötesine geçen ekonomik etkisini gösteriyor.</p>
<p>Küresel beyaz eşya üretiminin yaklaşık yüzde 7'sini yapan Türkiye, Avrupa'nın en büyük, dünyanın ise ikinci büyük beyaz eşya üretim merkezi konumunda bulunuyor.</p>
<p>Rapora göre, 2000-2025 döneminde beyaz eşya sektöründe yapılan her 1 birimlik üretim, bağlantılı sektörlerde yarattığı etkilerle birlikte ekonomi genelinde 4,4 birimlik değere karşılık geliyor.</p>
<p>İstihdam verileri de sektörün bu geniş etkisini ortaya koyuyor. Beyaz eşya sanayisinde imalat ve ticaret alanlarında doğrudan 141 bin kişi çalışırken, tedarik zinciri ve hizmetler de dahil edildiğinde sektörle bağlantılı istihdam 633 bine ulaşıyor. Sektörün teknoloji ve mühendislik kapasitesindeki gelişim de raporun öne çıkan sonuçları arasında yer alıyor.</p>
<p>Sektördeki patent ve faydalı model faaliyetlerinde yerli kaynakların payı yüzde 15 iken bugün yüzde 61'e yükseldi. Aynı dönemde söz konusu faaliyetler 11 kat artarken, AR-GE merkezi sayısı 13'ten 23'e çıktı. Sektörün tetiklediği imalat yatırımlarının yüzde 96'sı orta-yüksek ve yüksek teknoloji alanlarında gerçekleşti.</p>
<p><strong>Beyaz eşya sektörünün enerji verimliliği alanındaki katkısı</strong></p>
<p>Yatırım etkisi açısından da beyaz eşya sanayisinin üretim zincirinin tamamına yayılan rolü öne çıkıyor. Son 25 yılda sektörün Türkiye ekonomisinde yarattığı toplam yatırım etkisi 156 milyar dolara ulaştı. Bu tutarın 115,6 milyar doları sektöre parça, malzeme, teknoloji ve hizmet sağlayan diğer alanlarda gerçekleşti.</p>
<p>Beyaz eşya sektörüne yapılan bir yatırım, ekonominin birçok farklı alanında yeni yatırımların önünü açıyor. Bununla birlikte beyaz eşya sanayisinin büyümesiyle gelişen tedarik ağı, ülkenin ihracatına ve dış ticaret fazlasına da katkı sağlıyor.</p>
<p>Rapor, beyaz eşya sektörünün enerji verimliliği alanındaki katkısını da ortaya koyuyor. Son 25 yılda geliştirilen enerji verimli ürünler sayesinde toplam 24,2 TWh elektrik tasarrufu sağlandı. Bu miktar, yaklaşık 8 milyon hanenin bir yıllık elektrik tüketimine karşılık geliyor.</p>
<p><strong>4 temel öncelik belirlendi</strong></p>
<p>TÜRKBESD, rapor doğrultusunda Türkiye beyaz eşya sektörünün rekabet gücünü koruması ve uzun vadeli gelişimini sürdürmesi için 4 temel öncelik belirledi.</p>
<p>İlk öncelik üretim maliyetlerinin rekabetçi seviyelerde tutulması oldu. İkinci öncelik uluslararası pazarlardaki konumun güçlendirilmesi, üçüncü öncelik ise teknolojiye ve insana yatırım yapılması olarak belirlendi. Yeşil dönüşümün hızlandırılması ve iç pazarın güçlendirilmesi de dördüncü öncelik alanı olarak tespit edildi.</p>
<p>Raporda yer alan öncelikler, Türkiye'nin beyaz eşya alanındaki güçlü sanayi altyapısını koruyarak küresel rekabetteki konumunu ileriye taşıma hedefini destekliyor.</p>
<p><strong>"Son 25 yılda 543 milyon adet üretim gerçekleştirdik ve bunun 395 milyon adedini ihraç ettik"</strong></p>
<p>Açıklamada değerlendirmesine yer verilen TÜRKBESD Yönetim Kurulu Başkanı Alper Şengül, Türkiye beyaz eşya sanayisinin bugün ulaştığı üretim ve ihracat kapasitesinin uzun vadeli bir dönüşümün sonucu olduğunu belirtti.</p>
<p>Şengül, 1986 yılında yıllık 1,2 milyon adet olan beyaz eşya üretiminin bugün yaklaşık 24 katına çıkarak 29,1 milyon adede ulaştığını, 2021 yılında 34,1 milyon adetle üretimde tarihi zirvenin görüldüğünü ifade etti.</p>
<p>Sektörün küresel pazarlara açılmasında 1996 yılında Gümrük Birliği'ne geçişin önemli bir dönüm noktası olduğunu belirten Şengül, Türkiye'nin 2003 yılından bu yana dünyanın en büyük 10 beyaz eşya ihracatçısı arasında yer aldığına işaret etti.</p>
<p>Türkiye'nin, dünyanın altıncı büyük beyaz eşya ihracatçısı olduğunu belirten Şengül, şunları kaydetti:</p>
<p>"Beyaz eşya sanayisi, 40 yılda Türkiye'nin üretim ve ihracat kapasitesini büyütürken çok geniş bir değer zincirinin gelişmesini sağladı. Son 25 yılda 543 milyon adet üretim gerçekleştirdik ve bunun 395 milyon adedini ihraç ettik. Başka bir ifadeyle ürettiğimiz her 4 üründen 3'ünü yurt dışına gönderdik. Bu dönemde elde edilen 63 milyar dolarlık net dış ticaret fazlası, sektörümüzün Türkiye ekonomisine döviz kazandıran stratejik rolünü ortaya koyuyor."</p>
<p><strong>Beyaz eşyanın ihracattaki payı dünya ortalamasının 4,3 katı</strong></p>
<p>TÜRKBESD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mehmet Yavuz da Türkiye'nin beyaz eşyada güçlü ve kalıcı bir üretim ve ihracat uzmanlaşmasına sahip olduğunu ifade etti.</p>
<p>Beyaz eşyanın ihracattaki payının dünya ortalamasının 4,3 katı olduğuna işaret eden Yavuz, "Bu oranla Çin, Almanya, İtalya, Meksika ve Güney Kore'nin önündeyiz. Bu tablo, beyaz eşyanın ülkemiz için belirgin bir ihracat uzmanlaşması alanı olduğunu gösteriyor." ifadesini kullandı.</p>
<p>Türkiye'nin ana pazarı olan Avrupa'da Uzak Doğulu üreticilerin maliyet rekabetçiliğine dikkati çeken Yavuz, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>"Türkiye, beyaz eşyada güçlü bir üretim altyapısı, gelişmiş mühendislik yetkinlikleri ve uluslararası pazarlarda edindiği güçlü konumla öne çıkıyor. Özellikle Avrupa pazarında maliyet rekabetçiliği belirleyici hale gelirken üretim ve ihracat gücümüzü destekleyecek tedbirlerin hızla devreye alınması önem taşıyor. Üretimde yaşanabilecek kayıpların etkisi, sektörün sınırlarını aşarak tedarik zincirine, istihdama ve Türkiye ekonomisinin geneline yayılıyor."</p>
<p>TÜRKBESD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Fatih Özkadı ise enerji verimliliğinin hem tüketici hem de ülke ekonomisi açısından taşıdığı öneme dikkati çekerek, "Enerji verimliliği, daha az kaynak tüketirken daha yüksek yaşam kalitesi sunabilmenin temel unsurlarından biri." ifadesini kullandı.</p>
<p>Özkadı, son 25 yılda elde edilen elektrik tasarrufu ve sağlanan sera gazı emisyon azaltımının sektörün teknolojik gelişiminin çevresel faydalarını somut biçimde ortaya koyduğunu belirterek, "Daha büyük ve kullanışlı ürünleri daha düşük enerji tüketimiyle sunabilmek, tüketicilerin elektrik giderlerini azaltırken Türkiye'nin enerji verimliliği ve emisyon azaltım hedeflerine de katkı sağlıyor." dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/alper-sengul-urettigimiz-her-4-urunden-3unu-yurt-disina-gonderdik-91602</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/beyaz-esya.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Türkiye Beyaz Eşya Sektörü 40. Yıl Etki Analizi Raporu&quot;nun sonuçlarını açıklayan TÜRKBESD Yönetim Kurulu Başkanı Alper Şengül, &quot;Son 25 yılda 543 milyon adet üretim gerçekleştirdik ve bunun 395 milyon adedini ihraç ettik. Başka bir ifadeyle, ürettiğimiz her 4 üründen 3&#039;ünü yurt dışına gönderdik. Bu dönemde elde edilen 63 milyar dolarlık net dış ticaret fazlası, sektörümüzün Türkiye ekonomisine döviz kazandıran stratejik rolünü ortaya koyuyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/tasfiye-kapsami-disindaki-kapali-fonlar-hakkinda-aciklama-91609</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 18:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tasfiye kapsamı dışındaki kapalı fonlar hakkında açıklama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından yapılan açıklamada, son dönemde bazı basın yayın organları ve sosyal medya mecralarında işleme kapalı fonların yeniden açılmasına yönelik yanlış yönlendirmeler yapıldığının görüldüğü aktarıldı.</p>
<p>Açıklamada, kurulun 17 Eylül tarihli kararlarıyla A1 Capital, Bulls, Pardus, Atlas, Hedef, Pusula ve Tera portföy yönetim şirketlerinin kurucusu olduğu ve katılma payları TEFAS’ta işlem gören tüm yatırım fonlarının alım ve satım yönünde işleme kapatıldığı anımsatıldı.</p>
<p>30 Eylül'de A1 Capital, Bulls ve Pardus portföy yönetim şirketlerinin kurucusu olduğu fonların tasfiye işlemlerine öncelikli olarak başlanacağının duyurulduğu hatırlatılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:</p>
<p>"Bu fonların tasfiye süreci tamamlandıktan sonra, ilgili portföy yönetim şirketlerinin tasfiye kapsamında olmayıp TEFAS’ta ve TEFAS dışı dağıtım kanallarında alım ve satıma kapanmış olan fonlarının tüm dağıtım kanallarında alım ve/veya satım yönlü olarak eşzamanlı işleme açılabileceği, işleme açılma tarihinin ve fon katılma payı alım/satım esaslarının fon portföy yapıları, likidite, piyasa koşulları ve yatırımcı menfaati gözetilerek kurucu portföy yönetim şirketi tarafından belirleneceği ilan edilmiştir. Bu çerçevede, ilgili fonların TEFAS'ta ve TEFAS dışı dağıtım kanallarında işleme açılabilmesi için A1 Capital Portföy Yönetimi AŞ, Bulls Portföy Yönetimi AŞ ve Pardus Portföy Yönetimi AŞ tarafından Ziraat Bankası'na başvurulması ve söz konusu başvuruların Banka tarafından Kurulumuza iletilmesi gerekmektedir."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/tasfiye-kapsami-disindaki-kapali-fonlar-hakkinda-aciklama-91609</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/spk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK, tasfiye kapsamı dışındaki kapalı fonların yeniden açılma süreci hakkında, &quot;Fonların TEFAS&#039;ta ve TEFAS dışı dağıtım kanallarında işleme açılabilmesi için A1 Capital Portföy Yönetimi AŞ, Bulls Portföy Yönetimi AŞ ve Pardus Portföy Yönetimi AŞ tarafından Ziraat Bankası&#039;na başvurulması ve söz konusu başvuruların Banka tarafından Kurulumuza iletilmesi gerekmektedir.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gebzede-atiklar-kentkarta-puan-olarak-yuklenecek-91575</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 16:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gebze’de atıklar Kentkart’a puan olarak yüklenecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Gebze Belediyesi, geri dönüştürülebilir atıkların ekonomiye kazandırılması ve çevre bilincinin artırılması amacıyla mobil atık toplama aracını hizmete alıyor.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, belirlenen noktalarda vatandaşlara hizmet verecek araçla evlerinde biriktirdikleri geri dönüştürülebilir atıkları teslim eden vatandaşlar, karşılığında puan kazanacak. Biriken puanlar Kentkart’a yüklenerek toplu ulaşımda kullanılabilecek.</p>
<p>Uygulama kapsamında vatandaşlar; kağıt ve karton, plastik, cam, metal, karışık ambalaj atıkları, bitkisel atık yağ, elektrikli ve elektronik atıklar ile atık pillerini mobil atık toplama aracına teslim edebilecek. Teslim alınan atıklar, türlerine göre kilogram üzerinden hesaplanarak belirlenen puan tarifesi doğrultusunda vatandaşların hesaplarına tanımlanacak. Her puanın 1 TL karşılığı bulunduğu sistemde biriken puanlar Kentkart'a aktarılabilecek ve toplu ulaşımda kullanılabilecek.</p>
<p>Mobil atık toplama aracı, hafta içi her gün 09.00-12.30 ve 13.30-17.30 saatleri arasında vatandaşlara hizmet verecek. Haftanın belirli günlerinde farklı noktalarda konuşlanacak aracın hizmet takvimi ise pazartesi İstasyon Bilim Sanat Merkezi önü, salı Adem Yavuz Kapalı Pazar Alanı önü, çarşamba Tatlıkuyu Kapalı Pazar Alanı önü, perşembe Arapçeşme Bilim Sanat Merkezi önü ve cuma Mevlana Kapalı Pazar Alanı önü olarak belirlendi.</p>
<p>Sistemde atıkların kilogramı üzerinden puanlama yapılacak. Buna göre vatandaşlar teslim ettikleri her 1 kilogram plastik atık için 3, cam atık için 1, metal atık için 4, karışık ambalaj atığı için 2,5, bitkisel atık yağ için 15, elektrikli ve elektronik atık için 3, atık pil için ise 0,5 puan kazanacak. Her puanın 1 TL değerinde olduğu uygulamada, 1 kilogram plastik atık teslim eden vatandaşın hesabına 3 TL karşılığı puan tanımlanacak.</p>
<p>Mobil atık toplama aracıyla geri dönüştürülebilir atıkların kaynağında ayrıştırılarak toplanması, çevre kirliliğinin azaltılması ve doğal kaynakların korunması amaçlanıyor. Vatandaşların da doğrudan katılım sağlayacağı uygulamayla geri dönüşümün teşvik edilmesi ve çevreye duyarlı davranışların Kentkart üzerinden ekonomik bir kazanıma dönüştürülmesi hedefleniyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gebzede-atiklar-kentkarta-puan-olarak-yuklenecek-91575</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/5/1280x720/gebzede-atiklar-kentkarta-puan-olarak-yuklenecek-1793970256.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gebze Belediyesinin mobil atık toplama aracıyla geri dönüştürülebilir atıkları ekonomiye kazandıracağı bildirildi. Kilogram üzerinden puan kazanılacak uygulamada biriken puanlar Kentkart’a aktarılarak toplu ulaşımda kullanılabilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atso-baskani-bahardan-bankalara-cagri-91570</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 14:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> ATSO Başkanı Bahar’dan bankalara &#039;Nefes Kredisi&#039; çağrısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Berkay Bahar, TOBB Nefes Kredisi kapsamında Antalya’daki Garanti BBVA, Ziraat Bankası, VakıfBank, Halkbank, Yapı Kredi, QNB Bank ve Ziraat Katılım Bankası’nın bölge müdürleri ve yetkilileriyle bir araya gelerek kredi olanaklarının daha fazla üyeye ulaştırılmasını talep etti. Bankalardan kredi taleplerinin karşılanması için azami gayret göstermelerini ve finansman desteğinde önceliğin ihtiyacı olan işletmelere verilmesini isteyen Bahar, şunları kaydetti.</p>
<p>‘’TOBB Kredi Garanti Fonu (KGF) ve bankaların iş birliğiyle KOBİ’lerin finansmana erişimini kolaylaştırmak amacıyla hayata geçirilen TOBB Nefes Kredisi’nde yeni dönem başvuruları 3 Kasım itibarıyla başladı. Yeni dönemde firma başına kredi limiti 5 milyon TL’ye yükseltilirken, krediler 6 ay anapara ödemesiz dönem dâhil azami 48 ay vadeyle kullandırılacak. 24 aya kadar vadelerde yıllık yüzde 36, 24 ayın üzerindeki vadelerde ise yüzde 34 faiz uygulanacak. Yeni dönemde ilave 50 milyar TL kredi kullandırılması hedefleniyor.’’</p>
<p><strong>"Bankalardan azami gayret bekliyoruz"</strong></p>
<p>KGF destekli kredi olanaklarının tüm banka şubelerinde etkin biçimde duyurulması ve mümkün olduğunca fazla ATSO üyesine ulaştırılması gerektiğini belirten Bahar, bankaların kredi taleplerinin karşılanması konusunda azami gayret göstermesini, şubeler bazında da kredi kullandırılan üye sayısının mümkün olan en yüksek seviyeye çıkarılmasını istedi.</p>
<p>Kredi olanaklarının dağıtımında adil ve hakkaniyetli bir yaklaşımın önemine dikkat çeken Başkan Bahar, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’finansman desteği öncelikle bu kaynağa gerçekten ihtiyaç duyan işletmelere ulaştırılması gerekir. Kredi süreçleri etkin yürütülmeli ve üyelerin başvuruları titizlikle değerlendirilmeli. Antalya iş dünyasının finansmana erişimini kolaylaştırması, üretim, istihdam ve ticari faaliyetlerin sürdürülebilirliği açısından büyük önem taşıyor. Üyelerimizin finansmana erişimini kolaylaştırmak ve işletmelerimizin ihtiyaç duyduğu kaynağa ulaşmasını sağlamak önceliklerimiz arasında. Bankalarımızla işbirliği ve koordinasyon içerisinde çalışarak kredi olanaklarının daha fazla üyemize ulaşması için süreci yakından takip edeceğiz. Özellikle finansmana ihtiyaç duyan işletmelerimizin bu desteklerden etkin şekilde yararlanabilmesi için bankalarımızın da gerekli hassasiyeti göstermesini bekliyoruz.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atso-baskani-bahardan-bankalara-cagri-91570</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/0/1280x720/atso-baskani-bahardan-bankalara-cagri-1793966429.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Berkay Bahar, bankalara çağrıda bulunarak, üyelerinin Nefes Kredisi taleplerinin karşılanması konusunda azami gayret gösterilmesini istedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antgiaddan-ankaraya-ortak-akil-cikarmasi-91569</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 14:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> ANTGİAD’dan Ankara’ya ‘ortak akıl’ çıkarması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>Başkan Ercan Yavaş liderliğindeki Antalya Genç İş İnsanları Derneği (ANTGİAD) heyeti, Ankara TBMM’de Ak Parti Antalya milletvekilleri Mustafa Köse, Atay Uslu, Kemal Çelik, İbrahim Ethem Taş, MHP milletvekilleri Abdurrahman Başkan ve Hilmi Durgun, Yeni Parti milletvekilleri Cavit Arı, Aykut Kaya ve Aliye Çoşar’ı ziyaret ederek ülke ve bölge ekonomisi konularında görüş alışverişinde bulundu.</p>
<p>ANTGİAD Başkanı Ercan Yavaş ve beraberindeki Antalyalı genç iş insanları, Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’i de ziyaret etti. ANTGİAD heyeti ziyaretlerinde, Cumhuriyet’in kazanımları, demokrasinin güçlendirilmesi, çok seslilik, toplumsal uzlaşma ve gençlerin geleceği ile Türkiye’nin demokratik ve ekonomik geleceğine ilişkin değerlendirmelerini paylaştı.</p>
<p><strong>‘’Cumhuriyet ortak değerimiz, demokrasi ortak sorumluluğumuzdur’’</strong></p>
<p>ANTGİAD Başkanı Ercan Yavaş, ziyaretler sonrası yaptığı açıklamada, siyasi partilerin demokratik hayatın vazgeçilmez kurumları olduğunu söyledi.</p>
<p>Cumhuriyetin en büyük kazanımlarından birinin millet egemenliği olduğunu belirten Yavaş, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’TBMM, bu egemenliğin hayat bulduğu en önemli kurumdur. Siyasi partilerimiz farklı düşünceleri ve toplumsal beklentileri temsil ediyor. Bu çeşitliliği demokrasimizin zenginliği olarak görüyoruz. Demokrasinin olgunluğu, farklı düşünen insanların birbirini dinleyebilmesiyle ölçülür. İktidarıyla, muhalefetiyle bütün siyasi kurumlarımızın ortak sorumluluğu, ülkemizin geleceğini daha güçlü kılmaktır.’’</p>
<p>Ziyaretlerde toplumsal birlik, karşılıklı saygı ve ortak akıl anlayışının önemini dile getirdiklerini anlatan Yavaş, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Ülkemizin eğitim, ekonomi, hukuk ve toplumsal huzur gibi temel meseleleri, uzun vadeli ve ortak akla dayalı çözümler gerektiriyor. Farklı siyasi görüşlerin birbirini dinlemesi, ortak sorunlar etrafında buluşması ve çözüm üretmesi demokrasimizi güçlendirir. Siyasi partiler farklı yollardan yürüyebilir. Türkiye’nin aydınlık geleceği hepimizin ortak hedefidir. Bizler, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında siyasi diyalog ve uzlaşma kültürünün daha da gelişmesini arzu ediyoruz.”</p>
<p>Atatürk’ün Cumhuriyet’i gençliğe emanet etmesinin büyük bir sorumluluk taşıdığını vurgulayan Yavaş, gençlerin eğitim, girişimcilik ve karar alma mekanizmalarında daha fazla yer alması gerektiğini dile getirdi. Yavaş, ‘’Gençlerimizin kendi ülkelerinde gelecek kurma güvenini güçlendirmeliyiz. Nitelikli eğitim, liyakat, hukuka güven ve fırsat eşitliği bu hedefin temelidir. Üreten, teknoloji geliştiren, dünya ile rekabet eden bir Türkiye için gençlerimizin enerjisine ve yeteneklerine ihtiyacımız var’’ dedi.</p>
<p><strong>‘’ANTGİAD olarak ortak aklın gücüne inanıyoruz’’</strong></p>
<p>ANTGİAD’ın 36 yıllık geçmişiyle Antalya’nın ekonomik ve sosyal gelişimine katkı sunduğunu anımsatan Ercan Yavaş, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Bizler, sivil toplumun siyasetle kurduğu yapıcı diyaloğu son derece önemsiyoruz. Hukukun üstünlüğünün, demokratik kurumların, bilimsel düşüncenin ve üretim ekonomisinin güçlendiği bir Türkiye ortak hedefimizdir. Bugün farklı siyasi partilerimizin temsilcileriyle bir araya gelmemizi, bu anlayışımızın somut bir yansıması olarak görüyoruz. Cumhuriyet hepimizin ortak değeri, demokrasi hepimizin ortak sorumluluğudur. Bizleri kabul eden tüm siyasi parti temsilcilerine teşekkür ediyor, ülkemizin geleceği için diyalog ve iş birliği anlayışının güçlenmesini diliyoruz.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antgiaddan-ankaraya-ortak-akil-cikarmasi-91569</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/9/1280x720/antgiaddan-ankaraya-ortak-akil-cikarmasi-1793965015.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Genç İş İnsanları Derneği, Ankara’ya çıkarma yaparak milletvekillerine ‘’Demokrasi ve Ortak akıl’ çağrısında bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/borusanda-ust-duzey-atama-91567</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 14:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borusan&#039;da üst düzey atama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borusan EnBW Enerji bünyesinde kurulan ve yüzde 100 hisse devriyle doğrudan Borusan Holding çatısına geçen elektrikli araç şarj ağı şirketi 5 Şarj'ın yeni bir döneme başlarken üst yönetiminde de önemli atama gerçekleştirildiği bildirildi.</p>
<p>Buna göre Borusan Holding İş Geliştirme ve Strateji Grup Lideri olarak görev yapan Deniz Emre Dağ, markanın yeni büyüme ve yatırım dönemine liderlik etmek üzere 1 Aralık itibarıyla geçerli olacak şekilde 5 Şarj'a Genel Müdür olarak atandı.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, İstanbul Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü'nden 2002'de mezun olan ve aynı yıl Borusan Holding bünyesinde Alpha Genç Yetenek olarak kariyerine başlayan Dağ, 2018'den bu yana Strateji ve İş Geliştirme Grup Lideri olarak görev yapıyor.</p>
<p>Dağ, bu görevinde Berg Pipe'ın Borusan Boru tarafından satın alınması, Borusan Ventures'ın kuruluşu, 2. el otomotiv işinin Borusan Next olarak yeniden konumlanması, Borusan Tedarik'in CEVA Lojistik'e devri ve Grup Yapay Zeka Dönüşüm Programı’nın liderliği gibi çok sayıda stratejik inisiyatifin yönetimini gerçekleştirdi.</p>
<p>Türkiye genelinde 550'yi aşkın aktif şarj noktasıyla 100 binden fazla kullanıcıya hizmet sunan 5 Şarj'ın, yeni dönemde Borusan'ın mobilite gücüyle ölçekleneceği belirtildi.</p>
<p>Şirket, 2030'a kadar hayata geçireceği yaklaşık 10 milyar lira yatırımla şarj noktasını 3 bine çıkarmayı hedefliyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/borusanda-ust-duzey-atama-91567</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/7/1280x720/deniz-emre-dag-1793963983.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borusan&#039;ın elektrikli şarj ağı şirketi 5 Şarj&#039;ın Genel Müdürlüğüne Deniz Emre Dağ atandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/teb-cetelemden-400-milyon-liralik-bono-ihraci-91566</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 14:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> TEB Cetelem&#039;den 400 milyon liralık bono ihracı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sıfır ve ikinci el araçlara yönelik finansman çözümleri sunan TEB Cetelem'in, taşıt finansmanı alanındaki uzmanlığını ve otomotiv sektöründe geliştirdiği iş birliklerini güçlendirmeye devam ettiği bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre şirket, taşıt finansmanı faaliyetlerinde kullanmak üzere TEB Yatırım aracılığıyla 400 milyon TL tutarında, 364 gün vadeli, değişken faizli bono ihracı gerçekleştirdiği bildirildi. Söz konusu işlemle şirket, kaynak yapısını çeşitlendirmeyi ve büyüme hedeflerini sermaye piyasalarından sağlayacağı kaynaklarla desteklemeyi amaçlıyor.</p>
<p>TEB Cetelem Genel Müdürü Ateş Şakrak, yaklaşık 30 yıllık finansman sektörü deneyimleri ve uzun yıllardır taşıt finansmanı alanında geliştirdikleri uzmanlıkla otomotiv sektörünün önemli çözüm ortaklarından biri olduklarını belirtti.</p>
<p>Faaliyetlerini yalnızca bireysel ve tüzel müşterilerin araç sahibi olmasını kolaylaştıran finansman çözümleriyle sınırlı görmediklerini aktaran Şakrak, otomotiv markalarından distribütörlere ve yetkili satıcılara kadar sektörün farklı paydaşlarının ihtiyaçlarına yanıt veren bir iş ortağı olarak konumlandıklarını kaydetti.</p>
<p>Şakrak, bu doğrultudaki önceliklerinden birinin, operasyonlarını destekleyecek güçlü ve çeşitlendirilmiş mali yapı oluşturmak olduğuna dikkati çekerek, "Aynı gruba bağlı bulunduğumuz TEB Yatırım işbirliğiyle gerçekleştirdiğimiz 400 milyon TL tutarındaki bono ihracı da bu yolda attığımız önemli bir adım oldu. Sermaye piyasalarından yeni finansman imkanlarına erişerek kaynaklarımızı zenginleştirmeyi ve bu sayede taşıt finansmanı alanındaki çalışmalarımıza ivme kazandırmayı amaçlıyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>TEB Yatırım'ın sermaye piyasalarındaki uzmanlığı ve desteğiyle hayata geçirdikleri işlemi, grup içindeki işbirliğinin ve sinerjinin de değerli bir örneği olduğuna işaret eden Şakrak, "Gelecek dönemde de taşıt finansmanı alanındaki uzmanlığımızı geliştirerek, iş ortaklarımızın ve müşterilerimizin ihtiyaçlarına yönelik yenilikçi çözümler sunmayı ve otomotiv sektörünün gelişimine katkı sağlamayı sürdüreceğiz." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/teb-cetelemden-400-milyon-liralik-bono-ihraci-91566</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/6/1280x720/ates-sakrak-1793963735.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 400 milyon liralık bono ihracı hakkında açıklama yapan TEB Cetelem Genel Müdürü Ateş Şakrak, &quot;Sermaye piyasalarından yeni finansman imkanlarına erişerek kaynaklarımızı zenginleştirmeyi ve bu sayede taşıt finansmanı alanındaki çalışmalarımıza ivme kazandırmayı amaçlıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sisecamdan-9-ayda-195-milyar-liralik-net-satis-91563</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şişecam&#039;dan 9 ayda 195 milyar liralık net satış</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class=""> </div>
<div class="card-title ltr">Şişecam, yılın 9 aylık dönemine ait finansal sonuçlarını paylaştı.</div>
<div class="card-text">
<div id="habericerikDiv3" class=" v3HaberIcerikDiv ltr">
<p>Buna göre söz konusu dönemde şirketin toplam satışları içinde uluslararası satışların payı yüzde 59, ihracatı ise 707 milyon dolar oldu.</p>
<p>Söz konusu dönemde 17 milyar lira yatırım yapan şirket, 4,3 milyon ton cam, 3,3 milyon ton soda külü ve 3 milyon ton endüstriyel ham madde üretti.</p>
<p>Açıklamaya göre enerji camları, düz cam ve kaplamalı cam alanlarında son dönemde gerçekleştirdiği yatırımları tam kapasiteyle üretime taşıyan Şişecam, yatırım programında önemli bir aşamayı tamamladı.</p>
<p>Şirketin, devreye aldığı üretim kapasitesini daha verimli kullanmaya, katma değerli ürünlerin payını artırmaya ve yatırımlarının finansal sonuçlarına katkısını güçlendirmeye odaklandığı bildirildi.</p>
<p>Artan kentleşme, enerji verimliliği ihtiyacı ve mevcut yapı stokunun yenilenmesi, katma değerli cam çözümlerine yönelik talebi desteklerken, Şişecam da kaplamalı cam ve enerji camları alanındaki yatırımlarıyla bu alandaki üretim kapasitesini genişletti.</p>
<p>Açıklamaya göre şirket, söz konusu yatırımlarla müşterilerine daha hızlı ve rekabetçi çözüm sunarken, daha önce önemli ölçüde ithalatla karşılanan bazı ürün gruplarında yerli üretim kapasitesinin gelişmesine de katkı sağlıyor.</p>
<p>Şişecam'ın Tarsus Enerji Camları yatırımının, güneş enerjisi sektörüne yönelik ürünleriyle hem yurt içinde hem de ihracat pazarlarında yeni fırsatlar oluştururken, İtalya ve Bulgaristan'daki kaplamalı cam operasyonları da şirketin katma değerli ürünlerdeki küresel faaliyetlerini desteklediği vurgulandı.</p>
<p><strong>ABD'de yeni ticari yapı oluşturdu</strong></p>
<p>Şişecam, ana faaliyet alanlarından soda külünde Çin kaynaklı kapasite artışlarının pazar üzerindeki etkilerinin daha dengeli bir seviyeye ulaşmasıyla oluşan koşulları değerlendirmeye odaklandı.</p>
<p>Daha öngörülebilir bir piyasa ortamına girilirken şirketin, küresel ölçekteki konumu ve rekabetçi maliyet yapısıyla bu alandaki fırsatları değerlendirmeyi sürdürdüğü belirtildi.</p>
<p>Şişecam, özellikle enerji depolama sektörüne yönelik soda bazlı katma değerli ürünler geliştirmeye de devam ediyor.</p>
<p>ABD'yi öncelikli büyüme pazarları arasında konumlandıran şirket, bu ülkedeki faaliyetlerini desteklemek amacıyla Sisecam USA Trading şirketini kurdu.</p>
<p>Düz cam, enerji camları ve cam ev eşyası iş kollarına odaklanacak yeni ticari yapıyla müşterilere daha yakın olunması ve pazardaki fırsatların daha etkin değerlendirilmesi hedefleniyor.</p>
<p>Açıklamaya göre otomotiv camları alanındaki faaliyetlerini de sürdüren Şişecam, küresel rekabetin yoğun olduğu bu pazarda otomotiv üreticileri ve yan sanayi cam tedarikçileriyle geliştirdiği iş birlikleriyle büyümesini kârlılıkla destekliyor.</p>
<p>Öte yandan şirketin, talep koşullarının daha seçici hale geldiği dönemde verimlilik, maliyet ve finansman yönetimi ile operasyonel çevikliğe yönelik çalışmalarını sürdürdüğü ifade edildi.</p>
<p>Küresel üretim ağının sağladığı esneklikten yararlanan Şişecam, enerji, lojistik ve işletme sermayesi yönetimindeki uygulamalarıyla rekabet gücünü ve finansal dayanıklılığını korumaya odaklandı.</p>
<p><strong>"Yatırımlarımızın katkılarını sonuçlarımıza daha güçlü yansıtmayı hedefliyoruz"</strong></p>
<p>Şişecam Genel Müdürü Can Yücel, üçüncü çeyrekte yatırım programlarında önemli bir aşamayı geride bıraktıklarını belirtti.</p>
<p>Tarsus Enerji Camları tesisi, Tarsus düz cam hattı ile Bulgaristan ve İtalya'daki kaplamalı cam yatırımlarının tam kapasiteyle üretime geçtiğini aktaran Yücel, yatırım planları kapsamında devreye alınması öngörülen tüm yeşil saha tesis projelerini hayata geçirdiklerini kaydetti.</p>
<p>Yücel, Mısır'daki ikinci düz cam hattını devreye aldıklarını, Hindistan'daki kaplamalı cam yatırımında ise son aşamaya geldiklerini belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Bugün odağımız, son yıllarda oluşturduğumuz kapasiteyi daha yüksek katma değer, sürdürülebilir karlılık ve büyümeye dönüştürmek. Yeni kapasitelerimizi en verimli şekilde devreye alırken; eş zamanlı olarak gerçekleştirdiğimiz kapasite alokasyonu ve operasyonel optimizasyon süreçleriyle tüm üretim ağımızı etkin şekilde kullanıyoruz. Güçlü üretim altyapımız, küresel operasyon ağımız, AR-GE ve teknoloji yetkinliklerimiz ile çeşitlendirilmiş ürün portföyümüz sayesinde, hayata geçirdiğimiz yatırımların katkılarını önümüzdeki dönemde sonuçlarımıza daha güçlü şekilde yansıtmayı hedefliyoruz."</p>
<p> </p>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sisecamdan-9-ayda-195-milyar-liralik-net-satis-91563</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/sisecam.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şişecam&#039;ın yılın 9 ayında net satışları 195 milyar liraya ulaştığı bildirildi. Genel Müdür Can Yücel, &quot;Odağımız, son yıllarda oluşturduğumuz kapasiteyi daha yüksek katma değer, sürdürülebilir karlılık ve büyümeye dönüştürmek.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uibten-ekim-ayinda-42-milyar-dolarlik-ihracat-91552</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 11:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> UİB’den ekimde 4,2 milyar dolarlık ihracat</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Türkiye’nin Genel Sekreterlik bazında en fazla ihracat yapan ikinci birliği olan Uludağ İhracatçı Birlikleri’nin (UİB) 2026 Ekim ayı ihracat rakamları açıklandı.</p>
<p>Ekim ayındaki ihracatı 4 milyar 201 milyon 626 bin dolar olan UİB’in, yılın 10 aylık ihracat tutarı 36 milyar 974 milyon 476 bin dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Rakamları değerlendiren UİB Koordinatör Başkanı Kemal Yazıcı, “Enerji fiyatlarının, emtialarının çok yüksek oranlarda arttığı, tedarik ücretleri ile navlun ve sigorta ücretlerinin tavan yaptığı bir dönemde ihracat yapmaya devam ediyor olmak ve ihracatı artırmayı sürdürmek önemli bir başarıdır” dedi.</p>
<h2>Otomotiv ihracatı 3,6 milyar dolar</h2>
<p>Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği’nin (OİB) Ekim ayı ihracatı 3 milyar 659 milyon 192 bin dolar olarak gerçekleşirken, yılın 10 aylık dönemindeki ihracat toplamı da 31 milyar 550 milyon 222 bin dolara ulaştı.</p>
<p>Ekim ayında 100 milyon 430 bin dolar ihracat yapan Uludağ Tekstil İhracatçıları Birliği’nin (UTİB) bu yılın 10 aylık dönemindeki ihracatı ise 998 milyon 60 bin dolar düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p>Ekim ayında 63 milyon 370 bin dolar ihracat yapan Uludağ Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği'nin (UHKİB), Ocak-Ekim dönemi ihracatı toplamı ise 699 milyon 380 bin dolar seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Ekim ayında 23 milyon 194 bin dolar ihracat yapan Uludağ Meyve Sebze Mamulleri İhracatçıları Birliği’nin (UMSMİB), bu yılın 10 aylık dönemindeki ihracatı ise 200 milyon 245 bin dolar düzeyinde gerçekleşti. </p>
<p>Ekim ayında 23 milyon 765 bin dolar ihracat gerçekleştiren Uludağ Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği (UYMSİB), 10 aylık dönemde toplam 203 milyon 164 bin dolarlık dış satışa imza attı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uibten-ekim-ayinda-42-milyar-dolarlik-ihracat-91552</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/2/1280x720/uibten-ekim-ayinda-42-milyar-dolarlik-ihracat-1793953535.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uludağ İhracatçı Birlikleri’nin ekim ayı ihracatı 4,2 milyar dolar olarak gerçekleşti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/olceginiz-kadar-kurumsallasin-1-91551</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 11:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ölçeğiniz kadar kurumsallaşın (1)</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sevgili Annemin kendimi bildim bileli kullandığı bir lafı vardır; "kadarı kadar". Küçük yaşlardayken tam olarak anlamıyordum bu sözünü… Ama şimdi anladıklarımı aktarayım. Kâinatta ve tabiatta her şeyin bir ölçüsü ve dengesi var. İnsan sağlığına faydası olan şeyler bile lüzumundan fazla tüketildiklerinde faydadan çok zarar veriyor; bu durum, canlıların en çok ihtiyaç duydukları "su" için bile geçerli. İnsanlar da diğer canlılar gibi elbette tabiatın kanunlarına tabi. Dolayısıyla insanların bir araya gelerek oluşturdukları her türlü topluluk ve kurdukları yapılar da bu kanunlardan bağımsız değil; şirketler de öyle. Evet, bir ağacın gelişebilmesi için suya, güneşe ve besine ihtiyacı olduğunu hepimiz biliyoruz; ancak bunlardan herhangi birinin fazlası, gelişimi desteklemek bir yana, ağacın kurumasına dahi neden olabilir! İnsan vücudunun ihtiyaç duyduğu vitaminler, mineraller ve diğer besinler de aynı prensibe tabidir;  ihtiyaç duyulan kâfi miktar faydalıdır; ihtiyaçtan fazlası ise zararlıdır.</p>
<p>Aslında bu basit ama evrensel gerçek, şirket yönetimi açısından da son derece önemli bir ders içeriyor: <strong>Bir şeyin faydalı olması, onun sınırsız miktarda faydalı olacağı anlamına gelmez. </strong>İşte tam da bu nedenle, iş dünyasında neredeyse tartışmasız şekilde, "olumlu bir kavram" olarak kabul edilen "kurumsallaşma" konusuna farklı bir pencereden bakmamız gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p><strong>Kurumsallaşmak mı, kurumsallaşmış görünmek mi?</strong></p>
<p>Kurumsallaşma kavramı, genellikle şirketler için gayet olumlu bir süreç veya olgu olarak kabul görür. Şirketin büyümesi, profesyonelleşmesi, sürdürülebilir bir yönetim anlayışına kavuşması, iş süreçlerinin standartlaşması, yetki ve sorumlulukların belirlenmesi, kişilere bağımlılığın azaltılması ve gelecek nesillere aktarılabilecek bir yönetim sistemi oluşturulması gibi hedefler bu kavramın doğal parçalarıdır. Bunların tamamı son derece kıymetlidir. Ancak burada gözden kaçırmamamız gereken önemli bir husus var: Bir şirket, mevcut ölçeğiyle, içinde bulunduğu koşullarla ve kendi gerçeklikleriyle orantılı bir şekilde kurumsallaşma sürecinde ilerliyorsa, bu olumlu ve gerekli bir gelişmedir. Diğer bir ifadeyle, <strong>ölçeği kadar kurumsallaşan şirketler doğru yoldadır.</strong></p>
<p>Aksi durumda kurumsallaşma adı altında oluşturulan gereksiz maliyetler, verimlilik sağlamayan yönetim katmanları, lüzumsuz prosedürler ve zaman kaybettiren bürokratik süreçler, şirketin gelişimine katkıda bulunmak yerine önünde ciddi bir engele dönüşebilir. Ne yazık ki günümüzde bazı şirketlerde kurumsallaşma, ihtiyaç duyulan yönetim sistemini oluşturmanın ötesine geçerek bir prestij meselesi hâline gelebiliyor. Şirket henüz belirli bir büyüklüğe ulaşmadan genel müdürlükler, direktörlükler, müdürlükler ve birbirini takip eden yönetim kademeleri oluşturuluyor. Birkaç kişinin kolaylıkla sonuçlandırabileceği konular için komiteler kuruluyor. Basit kararlar çok sayıda onay aşamasından geçiriliyor. Süreçleri hızlandırmak amacıyla kurulan sistemler, zamanla karar alma süreçlerini yavaşlatıyor. Bir süre sonra çalışanlar işlerini yapmak yerine, işlerini yapabilmek için gerekli onayları takip etmeye başlıyor. Şirketin enerjisi müşteriye, üretime, yeniliğe ve pazara odaklanmak yerine kendi içindeki bürokratik mekanizmayı işletmek için harcanıyor. Böyle bir yapıya gerçekten kurumsallaşmış diyebilir miyiz? Hayır; çünkü kurumsallaşmanın amacı şirketin kendi kendisini yönetmek için daha fazla enerji harcamasını sağlamak değil, "kaynaklarını daha verimli kullanarak, daha başarılı sonuçlar elde etmesini" mümkün kılmaktır.</p>
<p><strong>Tarih bize ne söylüyor?</strong></p>
<p>Kurumsallaşmanın ölçekle birlikte gelişmesinin önemini gösteren hem Türkiye'den hem de dünya iş tarihinden dikkat çekici örnekler var.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong>Türkiye'den bir örnek: Vehbi Koç ve Koç Topluluğu</strong></p>
<p>Vehbi Koç'un 1917 yılında Ankara'da küçük bir bakkal dükkânıyla başlayan ticaret yolculuğu, Türkiye'nin en önemli sanayi topluluklarından birinin doğuşuna uzanır. Koç Topluluğu'nun tarihçesinde dikkat çekici bir dönüm noktası vardır. Vehbi Koç, şahıs firmalarının uzun ömürlü olmadıklarını görerek 1938 yılında girişimlerini anonim şirket yapısı altında toplamış ve Koç Ticaret A.Ş.'yi kurmuştur. Bu yapılanmada yöneticilerin ve çalışanların yönetime katılması da ilk kez kurumsal bir ilke olarak uygulamaya alınmıştır. Daha sonra üretim yatırımları, iş ortaklıkları ve farklı sektörlerdeki faaliyetlerle büyüyen topluluğun organizasyon ihtiyacı da doğal olarak değişmiştir. Yıllar süren yönetim ve organizasyon çalışmalarının ardından, 1963 yılında Koç Holding kurulmuştur. Buradaki önemli ayrıntı şudur: Koç Topluluğu, ilk ticaret faaliyetlerine başladığı gün bugünkü büyüklüğüne uygun bir yönetim yapısı kurmaya çalışmamıştır. İşletmenin ihtiyaçları geliştikçe organizasyon yapısını da geliştirmiştir. Önce küçük işletmenin ihtiyaçları, sonra anonim şirket yapısının gereklilikleri, ardından sanayileşmenin ve çok sektörlü büyümenin getirdiği holding yapılanması... Bu, <strong><em>kurumsallaşmanın şirketin gerçekleriyle birlikte ilerlemesinin değerli bir örneğidir.</em></strong></p>
<p><strong>Nejat Eczacıbaşı: Küçük bir laboratuvardan sanayi topluluğuna</strong></p>
<p>Türkiye'nin bir diğer önemli girişimcilik ve sanayileşme hikâyesi de Nejat Eczacıbaşı'nın girişimcilik yolculuğudur. 1942 yılında küçük bir laboratuvarda başlayan çalışmalar, zaman içerisinde önemli üretim yatırımlarına dönüşmüştür. 1950 yılında yalnızca 10 kişinin çalıştığı ve beş odadan oluşan ilaç işletmesini modern bir fabrikaya dönüştürmek amacıyla finansman arayışına giren Nejat Eczacıbaşı, 1952 yılında Türkiye'nin ilk modern ilaç fabrikasını faaliyete geçirmiştir. Bu örnek, girişimcilik ruhuyla başlayan bir işletmenin büyüdükçe üretim, kalite, teknoloji, finansman ve yönetim alanlarında daha gelişmiş yapılara ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Başka bir ifadeyle, şirketin büyümesi beraberinde yeni sorumluluklar ve yeni yönetim ihtiyaçları getiriyor. Önemli olan, bu <strong><em>ihtiyaçlar ortaya çıktığında doğru çözümleri geliştirebilmektir.</em></strong></p>
<p><strong>General Motors: Özgürlük ile kontrol arasındaki denge</strong></p>
<p>Dünya iş tarihinin en dikkat çekici yönetim modellerinden biri, General Motors'un 1920'li yıllarda Alfred P. Sloan döneminde geliştirdiği organizasyon anlayışıdır. Sloan, şirketin ilk dönemlerinde yaşanan koordinasyon ve hesap verebilirlik sorunlarını çözmek amacıyla "koordineli kontrol altında yerinden yönetim ve sorumluluk" yaklaşımını geliştirmiştir. Bu modelin temelinde çok önemli bir denge bulunuyordu: İşletme birimlerine kendi faaliyetlerini yönetebilecek yetkiler verilirken, şirket genelinde stratejik koordinasyon ve kontrol mekanizmaları oluşturuluyordu. Böylece her kararın merkezden verilmesi gerekmiyor, ancak her birim de kendi başına ve şirket bütününden bağımsız hareket etmiyordu. Bu yaklaşım, büyüyen organizasyonlarda yetki devri ile hesap verebilirliğin birlikte nasıl yürütülebileceğini gösteren önemli bir yönetim örneğidir. Buradan çıkarılması gereken ders, <strong><em>kurumsallaşmanın her şeyi merkezileştirmek demek olmadığıdır. Tam tersine, doğru kurumsallaşma, kararların mümkün olan en doğru yerde ve en doğru yetkiyle alınabilmesini sağlar.</em></strong></p>
<p><strong>Toyota: Daha fazla süreç değil, daha az israf</strong></p>
<p>Japonya'nın dünya üretim tarihine kazandırdığı en önemli yönetim yaklaşımlarından biri Toyota Üretim Sistemi'dir. Toyota'nın üretim felsefesinin temelinde, ihtiyaç duyulan ürünü, ihtiyaç duyulan zamanda ve ihtiyaç duyulan miktarda üretmek; hataları oluştuğu noktada tespit etmek ve süreçlerdeki israfı ortadan kaldırmak bulunur. <strong>Just-in-Time</strong> ve <strong>Jidoka</strong> olarak bilinen iki temel prensip üzerine kurulan bu sistem, "sürekli iyileştirme" anlamına gelen <strong>Kaizen</strong> anlayışıyla gelişmiştir.</p>
<p>Toyota'nın burada dikkat çeken yaklaşımı, üretim sürecini kontrol etmek için gereksiz katmanlar oluşturmak değil, çalışanların da sürecin iyileştirilmesine katılabildiği etkin bir sistem kurmaktır. Üstelik Toyota'nın üretim sistemi, yıllar içerisinde gelişmiş; şirketin ve tedarik zincirinin büyümesiyle birlikte daha geniş ölçekte uygulanabilir hâle gelmiştir.</p>
<p><strong><em>Toyota örneği bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor: İyi bir sistem, işin üzerine yeni işler eklemek yerine gereksiz işleri ortadan kaldırır. </em></strong>Kurumsallaşmanın gerçek başarısı da tam olarak burada aranmalıdır.</p>
<p><strong>Büyük şirketlerin yaptığı hatalar: Organizasyonun kendi ağırlığı altında kalması</strong></p>
<p>Elbette büyük ölçekli şirketler de her zaman doğru yönetim sistemleri geliştiremiyor. Bu noktada Nokia'nın akıllı telefon pazarındaki gerileme süreci önemli bir örnek sunuyor. Bir dönem mobil telefon pazarının dünya liderlerinden biri olan Nokia'nın 2005-2010 yılları arasındaki performansını inceleyen Timo O. Vuori ve Quy N. Huy tarafından yapılan akademik araştırma, şirketin yaşadığı sorunların yalnızca teknolojik eksikliklerden ibaret olmadığını ortaya koyuyor. Araştırmaya göre üst yönetimin dış rekabete ilişkin kaygıları, orta kademe yöneticilerin ise kendi yöneticilerinden ve çalışma arkadaşlarından duydukları çekinceler, kurum içindeki iletişim süreçlerini olumsuz etkilemişti. Orta kademe yöneticilerin olumsuz bilgileri üst yönetime aktarmakta isteksiz davranması, üst yönetimin şirketin teknolojik kapasitesi hakkında gerçeğinden daha iyimser değerlendirmeler yapmasına neden olmuştu. Burada mesele yalnızca bürokratik işlem sayısı değildi. Asıl sorun, organizasyonun kendi içindeki iletişim ve yönetim mekanizmalarının doğru bilginin karar vericilere ulaşmasını zorlaştırmasıydı. Bu örnekten çıkaracağımız ders çok önemldir: <strong><em>Bir şirkette yönetim katmanları ve hiyerarşi arttıkça bilgi akışı yavaşlıyor, çalışanlar karar vericilere ulaşamıyor ve gerçekler yönetime olduğu gibi aktarılamıyorsa, o organizasyon büyüklüğünün getirdiği avantajları kendi içindeki yapısal sorunlarla kaybetmeye başlayabilir. </em></strong>Dolayısıyla büyük olmak, iyi yönetilmek için tek başına yeterli değildir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/olceginiz-kadar-kurumsallasin-1-91551</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ölçeğiniz kadar kurumsallaşın (1) ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-simsek-duzenleme-tum-emeklilerimizi-kapsayacak-91562</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Şimşek: Düzenleme tüm emeklilerimizi kapsayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda, Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarının 2027 yılı bütçe görüşmelerinin ardından milletvekillerinin sorularını yanıtladı.</p>
<p>"Emeklileri yük olarak görüyorsunuz" eleştirilerine yanıt veren Şimşek, "Bu ifadeyi kabul etmem asla mümkün değildir. Emekli aylığı bir lütuf değil, bir ömür boyu çalışarak prim ödeyerek kazanılmış bir haktır. Bu kürsüden emeklilerimize olan borcumuzu 'yük' diye tarif edecek bir cümle asla kurmam. Ama şunu da samimiyetle söyleyeyim: Emeklimizin, emekçilerimizin asıl düşmanı enflasyondur. Enflasyon her zaman hem gelir dağılımını bozmuştur hem de sabit gelirlileri ciddi şekilde vurmuştur. Bu yüzden de uyguladığımız programın en büyük hedefi enflasyonu kalıcı şekilde düşürmektir." diye konuştu.</p>
<p>Bakan Şimşek, enflasyon düştükçe aylık artışlarının anlamı olacağına, bunun alım gücüne yansıyacağına işaret ederek, sabit gelirlileri korumanın tek yolunun bu olduğunu söyledi.</p>
<p>2027'de emeklilerin alım güçlerinin desteklenmesi amacıyla şu anda teknik bir çalışma yürüttüklerini dile getiren Şimşek, çalışmaya ilişkin şu bilgileri paylaştı:</p>
<p>"Çalışma henüz tamamlanmadı. Bugüne kadarki değerlendirmelerimize göre yapılacak düzenleme tüm emeklilerimizi kapsayacak. Yapılacak artışın emeklilerimizin yaş ve prim ödeme gün sayısına göre farklılaşmasının doğru olacağını düşünüyoruz. Çünkü bu daha adaletli bir yaklaşım olur. Seyyanen olsa da bu husus gözetilecek. Çalışma henüz tamamlanmadığı için ve sadece Hazine ve Maliye Bakanlığını değil, ilgili birçok kurum ve bakanlığı ilgilendirdiği için benim bir rakam zikretmem bu aşamada doğru olmaz. Çünkü işin bir de tedbir boyutu olabilir. Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılan transferlerde bir artış zaten dikkatinizi çekmiştir. Fakat nihai çalışma büyük ihtimalle aralık içerisinde yapılır ve büyük ihtimalle bütçeden hemen sonra sizin takdirinize getirilir diye düşünüyorum."</p>
<p><strong>"Vergisini zamanında ödeyenle ödemeyeni aynı kefeye koymamız doğru olmaz"</strong></p>
<p>Şimşek, borçların yeniden yapılandırılmasına ilişkin gelen taleplerin makul olduğunun altını çizerek, bu sene yetki aldıklarını ve 72 aya kadar taksit yaptıklarını, tecil faizini indirdiklerini anımsattı.</p>
<p>Son düzenlemeye 705 bin borçlunun başvurduğunu, 531,5 milyar liralık borcun vergi dairelerinde taksitlendirildiğini ifade eden Şimşek, taksitlendirilen borçlardan da 4 Kasım itibarıyla 35,6 milyar liralık tahsilat yapıldığını bildirdi.</p>
<p>Küçük esnaf ve küçük işletmelere yönelik daha cazip bir çalışma yapılabileceğini dile getiren Şimşek, "İlkesel olarak bu afları doğru bulmuyorum. Çünkü vergisini zamanında ödeyenle ödemeyeni aynı kefeye koymamız doğru olmaz. Ama bu konuyu çalışacağız. Neden? Çünkü herkesin talep ettiği bir husus." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>"Riskler gündeme geldiği andan itibaren elimizdeki tüm araçları kullandık"</strong></p>
<p>Bakan Şimşek, sermaye piyasalarında denetim, inceleme, işlem durdurma, yaptırım yetkisinin Sermaye Piyasası Kuruluna (SPK) verildiğine işaret ederek, Borsa İstanbul'un da piyasaların güvenli ve düzenli işleyişini sağlamakla görevli ve yetkili olduğunu söyledi.</p>
<p>Bu yapının bağımsız düzenleyici kurum modelinin gereği olduğunu anlatan Şimşek, "Bakanlığın bu alanlarda piyasaya doğrudan müdahale ve Fon Rehberi gibi düzenlemeleri yapma yetkisi yoktur. Burada sanki böyle bir yetki varmış, ben o yetkiyi kullanmamışım gibi bir izlenim ortaya çıktı." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Riskler gündemlerine geldiği andan itibaren ellerindeki tüm araçları kullandıklarını vurgulayan Şimşek, "süreçte hiçbir şey yapılmadı" eleştirilerine şu yanıtı verdi:</p>
<p>"4 Kasım 2025'te Sermaye Piyasaları Kongresi'nde hem ilgili kurumları hem kamuoyunu hem de orada var olan bütün paydaşları uyardık. Uyarmakla da yetinmedik. 2 Aralık 2025'te Finansal İstikrar Kurulu toplandı. Demişiz ki, manipülasyonlara karşı düzenlemelerin en kısa sürede tamamlanması gerekiyor. Kim yapacak bunu? İlgili kurum yapacak. Serbest fonlarda yatırımcı eşiğini derhal 10 milyon liraya çıkartmamızda fayda var. Sonra da 2026 içinde en az 1 milyon dolara çıkartılması hususunu konuştuk. Yani önce bir 30-35 milyon liraya, arkasından da 50 milyon liraya. Şimdi bu konuda adım atıldı. Birinci konuda hemen adım atılmış. 10 milyon liraya çıkartıldı. 'Hiçbir şey yapılmadı' denilemez, bu adım atıldı. Sonrasında da devam etmişiz. Serbest fonlar ve para piyasası fonlarına yönelik ilave tedbirlerin alınması, bu kapsamda repo ve para piyasası işlemlerinin Takasbank'a taşınması, yoğunlaşma ve ilişkili taraf yatırımlarına sınır getirilmesi ve portföy içeriklerinin daha sık bir şekilde KAP'ta yayınlanmasının, yani şeffaflığın faydalı olacağı o toplantıda değerlendirildi ve karara bağlandı."</p>
<p>Şimşek, ilgili kurumun yaptıklarına dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Bizde Finansal Piyasalar Genel Müdürlüğü var. Bakan oturup kendisi bu işleri yapmıyor. Finansal Piyasalar Genel Müdürlüğü SPK'ye 9 Aralık'ta bir yazı yazıyor, "Finansal İstikrar Kurulu'nda bu konuları konuştuk. Tavsiye kararları alındı. Siz ne yapıyorsunuz?" diye. Cevaben "bir çalışma grubu oluşturuyoruz, bahse konu hususların hepsini değerlendiriyoruz" deniliyor. Ocak sonunda bize Taslak Fon Rehberi gönderiliyor. İlgili genel müdürlüğümüz 11 Şubat'ta yazılı olarak SPK'ye 'Bu taslağı ivedilikle uygulayın.' diyor. Bizim Finansal Piyasalar Genel Müdürlüğü "Hemen ivedilikle uygulayın." diye yazı yazmış. Daha sonra bunun gereği yerine getirilmemiş. SPK başkanının görev süresi tamamlanırken duruşumuzu net şekilde ortaya koyduk. SPK yeni başkanın başkanlığında 17 Haziran'da serbest fonlara uygulanacak yeni düzenlemeler için Türkiye Elektronik Fon Alım Satım Platformu'na (TEFAS) uygulama esaslarını onayladı. Fakat TEFAS 'Benim altyapımı yenilemem lazım.' dedi. Altyapısının yenilenmesi 20 Temmuz'da tamamlandı."</p>
<p><strong>"İhmali ve suistimali olan varsa hesap verecektir"</strong></p>
<p>Bakan Şimşek, 31 Temmuz'da bir adım daha atıldığını belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"31 Temmuz’da fonların portföylerindeki borsada işlem gören gayrimenkul yatırım fonlarının ve girişim sermayesi yatırım fonlarının borsa fiyatı yerine en son açıklanan birim net aktif değerle değerlenmesine karar verildi. 28 Ağustos'ta da Sermaye Piyasası Kurulu Yatırım Fonu Rehberi'ni yayınladı. Bu süreçte ihmali ve suistimali olan varsa hesap verecektir, vermeye başladılar. Konu tüm boyutlarıyla adli mercilerce inceleniyor ve gereği yapılıyor. Daha önceki SPK daire başkanlarıyla ilgili soruşturma başlatıldı. Daha önceki başkanla ilgili soruşturma izni verildi. Fon soruşturmasına ilişkin yürütülen süreçte, her kim olursa olsun, hiçbir şekilde taviz verilmeyecektir."</p>
<p>MASAK'ı, finansal işlemleri gerçekleşmeden önce onaylayan ya da durduran bir kurum gibi görmenin yanlış olacağını vurgulayan Şimşek, suç gelirlerinin tespiti ve bu gelirlerin aklanmasıyla mücadelenin, Türkiye'de ve dünyada "müşterini tanı" ilkesi üzerinden yapıldığını anlattı.</p>
<p><strong>"Fonların 'doğumundan ölümüne' kadar bütün işlemler inceleniyor"</strong></p>
<p>Şimşek, "1-16 Eylül tarihlerinde 440 kişinin 401 milyar lira çekip çekmediğine" ilişkin soruya, "MKK verileri üzerinden MASAK tarafından yapılan hesaplamalara göre söz konusu 401 milyar liranın 306 milyar lirası fonların kendi aralarında ve grup şirketleriyle yaptıkları işlemlerden kaynaklanıyor. 401 milyarın 4'te 3'ü yatırımcı çıkışı değil, fon içi hareketler." yanıtını verdi.</p>
<p>Fonların "doğumundan ölümüne" kadar bütün işlemlerinin incelendiğine işaret eden Şimşek, "Doğumundan ölümüne kadar, kapalı ikenden tutun tasfiye kararı verilene ve tasfiye bitene kadar. Bütün işlemler kayıt altında." diye konuştu.</p>
<p>Şimşek, savcılık ve ilgili kurumların, kamuoyunun gündemine gelen bütün iddialara ilişkin gerekli incelemeleri yaptıklarını belirterek, şöyle konuştu:</p>
<p>"Bu süreçte sorumluluğu olduğu değerlendirilenlerin mal varlıklarına gerekli tedbirler konulmaktadır. Kanun, bu varlıkların TMSF nezdinde açılan bir geri kazanım hesaplarına devredilmesini ve hızlı şekilde nakde çevrilmesini zaten gerektiriyor. Sermaye Piyasası Kurulu bu çıkışların içeriden bilgiye dayanıp dayanmadığına bakıyor, inceliyor. Bütün bu kurumlar nezdinde şu anda incelemeler yapılıyor ve eğer bu çıkışların içeriden bilgiye dayandığı tespit edilirse SPK bülteniyle kamuoyuna açıklıyoruz, ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunuyoruz."</p>
<p>Bakan Şimşek, "İçeriden edindikleri bilgiye dayanarak satış yapanların listesinin açıklanmasının önünde benim açımdan bir engel bulunmuyor. Şahsen listenin açıklanmasını tercih ederim." ifadesini kullandı.</p>
<p><strong>"Şu ana kadar kamunun, hazinenin bir kuruşu tasfiyede kullanılmadı"</strong></p>
<p>TMSF'ye yatırılan tutarlara ilişkin bilgi veren Şimşek, "5 Kasım itibarıyla 45 kişiden 21,3 milyar lira TMSF’ye yatırıldı. Bunun 10,7 milyar lirası tasfiyeci bankalara verildi. Dolayısıyla TMSF’de tasfiye sürecine aktarılacak 10,6 milyar lira kaldı. Şu ana kadar kamunun, hazinenin bir kuruşu tasfiyede kullanılmadı." dedi.</p>
<p>Yapılan ara ödemelerden stopaj kestikleri iddiasına yönelik ise Şimşek, "Böyle bir stopaj yok. Yatırımcılara ait katılma paylarının fona iadesi tasfiyenin sonuçlanması aşamasında yapılacak olduğundan Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun kapsamında yapılan ara ödemelerden tevkifat yapılması söz konusu değildir." açıklamasında bulundu.</p>
<p>Şimşek, fon piyasalarındaki gelişmelerin Türkiye ekonomisini etkileyebileceği kanallardan birinin servet kanalı olduğunu belirtti.</p>
<p>Servet kanalını küçümsemediklerini bildiren Şimşek, şöyle devam etti:</p>
<p>"Borsadaki düşüşte sermaye piyasalarımızda yaşananların payı elbette var. Ancak değerlendirmeyi küresel koşullardan bağımsız yapmak doğru olmaz. 16 Eylül-4 Kasım 2026 tarihleri arasında gelişmekte olan ülkelerin büyük bölümünde borsalar değer kaybetti. Kayıplar Endonezya'da yüzde 23,5, Mısır'da yüzde 15,5, Güney Kore'de yüzde 15,4, Türkiye'de yüzde 12,5 ve Brezilya'da yüzde 9,6'ya ulaştı. MSCI Gelişmekte Olan Piyasalar Endeksi yüzde 7,6 geriledi. Fakat sermaye piyasalarımızın süreç sonrasında çok daha sağlıklı bir yapıya kavuşacağına ve çok daha ciddi şekilde yatırımların geleceğine inanıyoruz."</p>
<p>Şimşek, likidite kanalının da önemine işaret ederek, bankacılık sektörüne bakıldığı zaman 18 Eylül itibarıyla bankaların<br />tasfiyedeki fonlara doğrudan riskinin 1,3 milyar lira olduğunu söyledi.</p>
<p>Dolarizasyon konusunun da kendileri için önemli olduğunu dile getiren Şimşek, şunları kaydetti:</p>
<p>"28 Ağustos-26 Ekim arasında bütün fonlardan çıkış yaklaşık 899 milyar lira. Bu dönemde mevduat artışı 938 milyar lira. Türk lirası tasarruf ve ticari mevduat artışı 655 milyar lira, yabancı para tasarruf ve ticaret mevduat artışı 283 milyar lira. 28 Ağustos'ta Türk lirasının toplam mevduattaki payı veya varlıklar içerisindeki payı yaklaşık yüzde 62 idi, şu anda da yaklaşık yüzde 62. Dolayısıyla burada o anlamda bir risk söz konusu değil."</p>
<p>Bakan Şimşek'in açıklamalarının ardından Komisyonda yapılan oylamada, Hazine ve Maliye Bakanlığının 2027 yılı bütçesinin yanı sıra, Gelir İdaresi Başkanlığı, Türkiye İstatistik Kurumu, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, Sermaye Piyasası Kurulu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Kamu İhale Kurumu, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu, Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumunun bütçe, kesin hesap ve Sayıştay raporları, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, Yatırımcı Tazmin Merkezi ile Bankalararası Kart Merkezi AŞ'nin Sayıştay raporları kabul edildi.</p>
<p><strong>Bakanlık bütçesine 33 milyar lira ödenek ilave edildi</strong></p>
<p>Komisyonda oy birliğiyle kabul edilen önergeyle, Kamu Sermayeli Bankalar Tarafından Yürütülen Faiz Destekli Kredi ve Kar Payı Destekli Fon Kullandırılmasına Dair Kanun uyarınca Türkiye Halk Bankası AŞ tarafından esnaf ve sanatkarların finansman ihtiyaçlarının uygun koşullarda karşılanabilmesi için Hazine ve Maliye Bakanlığı bütçesine 33 milyar lira ödenek ilave edildi.</p>
<p>Önergeye ilişkin değerlendirmelerde bulunan AK Parti Yozgat Milletvekili Süleyman Şahan, "Sayısı 2 milyon 200 bini bulan esnaf ve sanatkarımıza ayrılan 92 milyar liralık Hazine destekli sübvansiyonlu kredi 33 milyar lira artırılarak, 125 milyar liraya çıkarılmasını amaçlayan bir önergedir." dedi.</p>
<p><strong>"Genel oranlarında artış gündemimizde yok"</strong></p>
<p>Şimşek, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda, Bakanlığının 2027 yılı bütçe görüşmelerinde konuştu.</p>
<p>Konuşmasında emeklilere yönelik çalışmanın henüz tamamlanmadığını belirten Şimşek, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Bugüne kadarki değerlendirmelerimize göre yapılacak düzenleme tüm emeklilerimizi kapsayacak. Yapılacak artışın emeklilerimizin yaş ve prim ödeme gün sayısına göre farklılaşmasının doğru olacağını düşünüyoruz. Çünkü bu daha adaletli bir yaklaşım olur. Seyyanen olsa da bu husus gözetilecek. Çalışma henüz tamamlanmadığı için ve sadece Hazine ve Maliye Bakanlığını değil, ilgili birçok kurum ve bakanlığı ilgilendirdiği için benim bir rakam zikretmem bu aşamada doğru olmaz. Çünkü işin bir de tedbir boyutu olabilir. Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılan transferlerde bir artış zaten dikkatinizi çekmiştir. Fakat nihai çalışma büyük ihtimalle aralık içerisinde yapılır ve büyük ihtimalle bütçeden hemen sonra sizin takdirinize getirilir diye düşünüyorum."</p>
<p>Toplantının ardından "sözü edilen tedbirin vergi artışı anlamına gelip gelmediği" sorusu üzerine Bakan Şimşek, "2027 yılında gelir vergisi, kurumlar vergisi ve katma değer vergisi genel oranlarında bir artış gündemimizde yoktur." açıklamasında bulundu.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-simsek-duzenleme-tum-emeklilerimizi-kapsayacak-91562</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/2/1280x720/er-1793959776.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, emeklilerle ilgili düzenleme hakkında, &quot;Bugüne kadarki değerlendirmelerimize göre yapılacak düzenleme tüm emeklilerimizi kapsayacak. Yapılacak artışın emeklilerimizin yaş ve prim ödeme gün sayısına göre farklılaşmasının doğru olacağını düşünüyoruz. Çünkü bu daha adaletli bir yaklaşım olur. Seyyanen olsa da bu husus gözetilecek.&quot; dedi. Şimşek ayrıca, &quot;2027 yılında gelir vergisi, kurumlar vergisi ve katma değer vergisi genel oranlarında bir artış gündemimizde yoktur.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/mekke-anlasmasi-tbmmde-kabul-edildi-91561</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mekke Anlaşması TBMM&#039;de kabul edildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti ve Suudi Arabistan Krallığı Arasında Ortak Savunma İçin Mekke Anlaşması'nın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi, TBMM Genel Kurulunda kabul edildi.</p>
<p>Genel Kurulda kanun teklifinin maddeleri üzerinde söz alan Yeni Yol Partisi İstanbul Milletvekili Birol Aydın, milletvekillerinden, kanun teklifinin oylamasında vicdanlarıyla akıllarını bütünleştirmelerini, verecekleri kararla küreselcilerin oyununu bozmalarını istedi.</p>
<p>CHP Hatay Milletvekili Mehmet Güzelmansur, Anlaşma'nın uygulamasında, Türkiye'nin diğer uluslararası yükümlülükleriyle çelişkili olmasını önleyecek açık kurallara ihtiyaç olduğunu söyledi.</p>
<p>Güzelmansur, kamu kaynaklarının kullanıldığı, Türkiye adına kararların hazırlandığı hiçbir mekanizmanın Meclis'in denetimi dışında bırakılmaması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>İYİ Parti Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Buğra Kavuncu, Anlaşma'nın içeriğine ve Meclis'in onayına sunulma sürecine yönelik eleştirilerde bulundu.</p>
<p>Türkiye'nin İslam ülkeleriyle daha güçlü ilişkiler kurmasına karşı olmadıklarını dile getiren Kavuncu, İsrail tehdidinin propaganda aracı değil jeopolitik bir gerçeklik olarak algılanmasını istediklerini belirtti.</p>
<p>DEM Parti Van Milletvekili Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, halkların geleceğini belirsiz askeri müdahalelere bağlayan yaklaşımın karşısında olduklarını söyledi.</p>
<p>Yeni Parti İzmir Milletvekili Yüksel Taşkın, Anlaşma'nın "Trump-Netanyahu ittifakının arzuladığı Orta Doğu mimarisinin bir sonucu olduğunu" ileri sürdü.</p>
<p>Türkiye'nin bu Anlaşma'yı imzalayarak kendi ulusal güvenliğini güçlendirmediğini savunan Taşkın, bunun, İsrail ve ABD başta olmak üzere başka ülkelerin bölgesel güvenlik hesaplarının bir parçası olduğunu iddia etti.</p>
<p>AK Parti Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız, Anlaşma'nın bölgede güvenlik alanında işbirliğini artırmayı hedeflediğini bildirdi.</p>
<p>Herhangi bir üçüncü ülkeyi hedef alan bir yaklaşım bulunmadığını vurgulayan Altunyaldız, anlaşmanın temel hedefinin çatışmaları büyütmek değil çatışmaların önüne geçmek olduğunu kaydetti.</p>
<p><strong>Bülent Ecevit tartışması</strong></p>
<p>Teklifin 3. maddesinin görüşüldüğü sırada yerinden söz alan AK Parti Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta, "Bülent Ecevit" denilince hafızasında 1999 yılından bir anısının canlandığını dile getirerek, "Sayın Merve Kavakcı yemin etmek için başörtüsüyle TBMM'ye girdiğinde ayağa kalkarak bağırmış ve 'Bu hanıma haddini bildirin' diyerek Meclis'ten zorla çıkarttırmıştır. Allah taksiratını affetsin." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Bunun üzerine yerinden söz alan CHP Grup Başkanvekili Serkan Sarı, Usta'nın sözlerine tepki gösterdi. Sarı, "Bülent Ecevit'in ismini anarken, Beşparmak Dağları'na, Kıbrıs'a tarih yazan bir liderin varlığını kabul etmek gerekmektedir." dedi.</p>
<p>Yeni Parti Grup Başkanvekili Murat Emir ise "Her şeyi tartışabiliriz ama o gün bu gün değil, yeri bugün değil. O günün şartlarında insanlar yanlış dahi yapmış olsalar ölüm yıl dönümünde bir rahmeti hak ederler. Hiç yakışmamıştır." diye konuştu.</p>
<p>DSP Genel Başkanı Önder Aksakal, Genel Kurulda Ecevit'i ananlara teşekkür ettiğini anımsatarak, "Özellikle Sayın AK Parti Grup Başkanvekilimize de andığı için teşekkür ediyorum ancak andığı konuda başörtüsü meselesini temcit pilavı gibi bu Meclis'in gündemine getirmenin artık yakışık almadığını bana söyletmek zorunda bıraktıkları için de kendilerini tebrik ediyorum." ifadelerine yer verdi.</p>
<p>Genel Kurulda görüşmelerin ardından kanun teklifi oylamaya sunuldu. Oylama sonucunda, Türkiye Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti ve Suudi Arabistan Krallığı Arasında Ortak Savunma İçin Mekke Anlaşması'nın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi kabul edildi.</p>
<p>Öte yandan, TBMM'de grubu bulunan siyasi partilerin temsilcileri, Afyonkarahisar'da silahla vurularak hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı, olayda yaralanan vatandaşa acil şifa diledi.</p>
<p>TBMM Başkanvekili Celal Adan, teklifin kabul edilmesinin ardından Yabancı Dijital Konaklama Platformları Kanunu Teklifi'nin görüşmelerine geçileceğini bildirdi. Komisyonun yerini almaması üzerine Adan, birleşimi 10 Kasım Salı saat 15.00'te toplanmak üzere kapattı.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/mekke-anlasmasi-tbmmde-kabul-edildi-91561</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/1/1280x720/tbmm-meclis-1793959356.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması teklifi TBMM Genel Kurulunda kabul edildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/binance-olayi-bir-uyari-siber-saldiri-gercek-hayati-vuruyor-91528</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 08:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Binance olayı bir uyarı, siber saldırı gerçek hayatı vuruyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Dijital Dönüşüm ve Siber Güvenlik Derneği (DDSGB) Başkanı Taner Çıtak, küresel kripto para platformu Binance’de yaşanan saldırı ile 6.3 milyar dolarlık kaybın bir uyarı niteliği taşıdığını, sadece finansal ya da ekonomik değil, banka, hastane ve kamu sistemleri dahil tüm sistemlere yönelik olarak olası siber saldırıların gerçek hayatı vurmaya başladığını belirtti. Çıtak, tüm kurum ve kuruluşların bu alanda güçlü bir güvenlik sağlaması gerektiğini kaydetti.</p>
<p>Çıtak bazı basın mensuplarına yazılı olarak yaptığı değerlendirmesinde, Binance’in dünyanın en büyük kripto para platformu olduğunun altını çizdi. Yakın zamanda ABD’de bir hastanenin uğradığı saldırı nedeniyle ambulans kabul etmeyi durdurduğu ayrıca Seçimleri takip eden ABD federal kurumlarına sızma girişimi sonrası faaliyeti durdurmak zorunda kaldığını hatırlattı. Bu bilgisayarın ele geçirilmesiyle, yine Binance açıklamasına göre platformun para çekme işlemlerinin yürütüldüğü bölüme sızıldığını belirten Çıtak, 6.3 milyar doların 20 dakika içinde çekildiğini kaydetti. Saldırıyla ilişkili hesaplardaki 3 milyar doların başka gruplarca dondurulduğu bilgisinin verildiğini de hatırlatan Çıtak, “Bu olaydan çıkarılacak asıl ders şu: Milyarlarca dolarlık güvenlik yatırımı yapan bir şirkette bile zincirin en zayıf halkası tek bir çalışanın bilgisayarı olabiliyor” uyarısında bulundu.</p>
<p>Bu tür olayların “uzakta olan-biten olaylar” olarak görülmemesi gerektiğini, Türkiye’de kamu hizmetleri ve bankacılıkta yoğun sayısallaşma yaşandığını hatırlatan Çıtak, bu nedenle, kripto varlık kullanıcıları, bankacılık ve ödeme sistemleri, hastaneler, kamu hizmetleri, enerji, su ve iletişim altyapısı, tedarikçi ve yazılım zincirleri ile devlet destekli saldırgan gruplarının yaratabileceği sorunlar nedeniyle risk olarak görülmesi gerektiğini anlattı. Çıtak, kritik sektörlerde acil hazırlık kontrolü, kripto varlık platformları için daha sıkı güvenlik şartları, hastaneler için “sistem çöktüğünde” ne yapılacağına dair plan, ortak tatbikatlar, kurum çalışanlarının cihaz koruması, dış tedarikçiler üzerinden sızma ihtimaline karşı önlem, yedeklerin ayrı merkezde tutulması önerildi. Çıtak, vatandaşları ise sahte mesajlar, hesap hareketlerinin takibi ve kripto varlıkların saklanması konusunda uyardı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/binance-olayi-bir-uyari-siber-saldiri-gercek-hayati-vuruyor-91528</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/binance.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dijital Dönüşüm ve Siber Güvenlik Derneği Başkanı Taner Çıtak, Binance’de meydana gelen saldırı ile 6.3 milyar dolarlık kaybın bir uyarı niteliği taşıdığını vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyede-gecinememe-nedenleri-ve-gelir-dagilimi-sikintisi-91525</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 08:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye&#039;de geçinememe nedenleri ve gelir dağılımı sıkıntısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ALİ TOPCUBAŞI</strong></p>
<p>​Ekim ayında enflasyonun %2,58 artışla yıllık %30 sınırına dayanması ve yılın son iki ayında geçen yılın üzerindeki gerçekleşmelerle %30'u aşma olasılığı, 2023 yılında başlatılan ve bu yıl için tek haneli (%10'un altı) enflasyon hedefleyen ekonomi programının sorgulanmasına yol açmaktadır.</p>
<p>​Avrupa Birliği'nde enflasyon %3 seviyelerinde seyrederken merkez bankalarının faiz indirim döngüsüne girmesi veya faiz politikasını esnetmesi beklenirken, Türkiye'de yüksek enflasyona rağmen faiz indirim beklentilerinin gündeme gelmesi enflasyondan ziyade üç yıldır sürdürülen programın iş hayatını ve reel sektörü getirdiği tıkanıklıktan kaynaklanmaktadır. Bu programın, özellikle dar ve sabit gelirli kesimler için hayat pahalılığını katlanılamaz boyutlara ulaştırdığı görülmektedir.</p>
<p>​Eurostat ve gelir dağılımı verileri incelediğinde durumun vahameti netleşmektedir:</p>
<p>​Harcama Kalıplarındaki Eşitsizlik: Türkiye'de dar gelirli hane halklarının harcanabilir gelirlerinin yaklaşık %77'si gıda harcamalarına gitmektedir. Oysa AB ülkelerinde gıdanın toplam harcamalar içindeki payı ortalama %15 ila %20 bandındadır.</p>
<p>​- <strong>Gıda dışı kalım gücü:</strong> Kişi başı gelirin Türkiye'de yaklaşık 18.103 dolar, AB ortalamasında ise yaklaşık 40 bin dolar olduğu kabul edilirse;</p>
<p>​Türkiye'de: Gelirin yaklaşık 14 bin doları gıdaya harcandığında, bir kişinin gıda dışındaki tüm ihtiyaçları (barınma, enerji, ulaşım, eğitim, sağlık) için yıllık bazda geriye yalnızca 4 bin 100 dolar civarında bir tutar kalmaktadır.</p>
<p>​- <strong>AB ortalama sınırında:</strong> Gıda harcaması sonrasında hane halkının elinde gıda dışı harcamalar için yıllık 24 bin ila 30 bin dolar bandında bir bütçe kalmaktadır.</p>
<p>​- <strong>Fiyat-gelir uyumsuzluğu:</strong> Avrupa'nın birçok ülkesinde et, süt, peynir ve temel gıda maddelerinin mutlak fiyat bazında dahi Türkiye'deki market fiyatlarından daha uygun olduğu bilinmektedir.</p>
<p>​Sonuç olarak; gıda harcamalarından sonra elde kalan yıllık 4 bin 100 dolarlık (aylık yaklaşık 340 dolar) bütçenin, fahiş oranlarda artan yıllık kira ve konut giderlerini dahi karşılaması imkânsızdır. Düşük ve orta gelir grubunun yaşadığı derin geçim sıkıntısı ve feryat tam olarak bu matematiksel tablodan kaynaklanmaktadır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyede-gecinememe-nedenleri-ve-gelir-dagilimi-sikintisi-91525</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye&#039;de geçinememe nedenleri ve gelir dağılımı sıkıntısı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hiperenflasyonun-yankilari-91524</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 08:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hiperenflasyonun yankıları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enflasyon, yalnızca mal ve hizmet fiyatlarının sürekli yükselmesi değildir. Aynı zamanda toplumun ekonomik davranışlarını, tüketim alışkanlıklarını, tasarruf tercihlerini ve geleceğe ilişkin beklentilerini derinden etkileyen psikolojik bir olgudur. Özellikle hiperenflasyon deneyimi yaşamış toplumlarda fiyat artışlarının geçmişte bıraktığı izler, ekonomik koşullar değişse bile uzun süre silinmemektedir. Bu durum, geçmiş enflasyon maruziyeti ile geleceğe yönelik enflasyon beklentileri arasında güçlü bir bağlantı bulunduğunu göstermektedir.</p>
<p>Hiperenflasyon, genel olarak fiyatların olağanüstü hızla yükseldiği, paranın satın alma gücünün kısa sürede büyük ölçüde ortadan kalktığı ekonomik süreçtir. Böyle dönemlerde insanlar yalnızca bugünkü fiyatlarla değil, yarın karşılaşacakları fiyatlarla da mücadele etmek zorunda kalırlar. Ücretlerin sürekli değer kaybetmesi, birikimlerin erimesi ve temel ihtiyaçlara ulaşmanın zorlaşması, toplumun ekonomik hafızasında kalıcı izler bırakır.</p>
<p><strong>Geçmiş deneyimler ekonomik</strong></p>
<p><strong>hafızayı oluşturuyor</strong></p>
<p>Bir ülkede hiperenflasyon yaşandığında bunun etkileri yalnızca o dönemin ekonomik göstergeleriyle sınırlı kalmaz. Fiyatların hızla yükseldiği dönemleri yaşayan bireyler, sonraki yıllarda enflasyon düşük seviyelere gerilese bile fiyat artışlarına karşı daha duyarlı davranabilirler. Çünkü geçmişte yaşanan kayıplar, gelecekte benzer bir durumun yeniden ortaya çıkabileceği düşüncesini güçlendirir.</p>
<p>Bu noktada ekonomik hafıza kavramı önem kazanır. Ekonomik hafıza, bireylerin geçmiş ekonomik gelişmelerden edindikleri deneyimleri bugünkü kararlarına yansıtmalarıdır. Örneğin geçmişte parasının değerini hızla kaybettiğini gören bir vatandaş, bugün enflasyonun gerilediğine ilişkin açıklamalara rağmen tasarruflarını yerel para yerine altın, döviz veya gayrimenkulde değerlendirmeyi tercih edebilir.</p>
<p>Bu davranışın temelinde yalnızca getiri arayışı değil, geçmişte yaşanan kayıpların tekrarlanmasından duyulan endişe de bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Beklentiler enflasyonu besleyebilir</strong></p>
<p>Enflasyon beklentileri, ekonomik kararların şekillenmesinde belirleyici rol oynar. Çalışanlar ücret pazarlıklarında gelecekteki fiyat artışlarını dikkate alırken işletmeler maliyetlerini ve satış fiyatlarını belirlerken beklenen enflasyonu hesaba katar. Tüketiciler ise fiyatların daha fazla yükseleceğini düşünüyorsa ihtiyaçlarını öne çekerek bugünden alışveriş yapabilir.</p>
<p>Bu davranışlar bir araya geldiğinde beklenti kaynaklı enflasyon ortaya çıkabilir. Başka bir ifadeyle, gelecekte fiyatların yükseleceği düşüncesi bugünkü fiyat artışlarını hızlandırabilir.</p>
<p>Özellikle geçmişte yüksek veya hiperenflasyon yaşamış toplumlarda bu mekanizma daha güçlü çalışabilir. Çünkü ekonomik aktörlerin beklentileri yalnızca güncel enflasyon rakamlarına değil, geçmiş deneyimlere de dayanır. Bu nedenle merkez bankalarının faiz artırması veya para politikasını sıkılaştırması tek başına yeterli olmayabilir. Toplumun enflasyonun kalıcı biçimde düşeceğine inanması da gerekir.</p>
<p><strong>Türkiye açısından ekonomik hafızanın önemi</strong></p>
<p>Türkiye ekonomisi açısından bu konu ayrıca değerlendirilmelidir. Uzun yıllar yüksek enflasyonla mücadele etmiş bir toplumda fiyat artışlarına karşı duyarlılığın güçlü olması şaşırtıcı değildir. Vatandaşın markette, pazarda, kirada ve faturalarında karşılaştığı fiyatlar, açıklanan resmi enflasyon oranlarından bağımsız olarak kendi ekonomik algısını oluşturur.</p>
<p>Örneğin yıllık enflasyonun gerilemesi, fiyatların eski seviyelerine dönmesi anlamına gelmez. Fiyat artış hızının yavaşlaması ile hayat pahalılığının azalması birbirinden farklıdır. Vatandaşın geçmişte yaşadığı satın alma gücü kaybı devam ediyorsa enflasyon beklentilerinin kısa sürede iyileşmesini beklemek gerçekçi değildir.</p>
<p>Bu nedenle Türkiye'de dezenflasyon politikalarının başarısı yalnızca aylık TÜFE rakamlarıyla ölçülmemelidir. Ücretlerin satın alma gücü, kira artışları, gıda fiyatları, tasarruf davranışları ve tüketici güveni de birlikte değerlendirilmelidir.</p>
<p><strong>Güven oluşturmak zaman istiyor</strong></p>
<p>Hiperenflasyonun veya uzun süreli yüksek enflasyonun bıraktığı izleri silmek, fiyat artışlarını yavaşlatmaktan çok daha zor bir süreçtir. Çünkü ekonomik güven bir kez zedelendiğinde yeniden oluşturulması zaman alır.</p>
<p>Bu noktada para politikasında öngörülebilirlik, mali disiplinde kararlılık, şeffaflık ve kurumsal güven büyük önem taşır. Ekonomi yönetiminin hedeflerini sık sık değiştirmemesi, açıklanan programlarla uygulamalar arasında tutarlılık sağlaması ve enflasyonla mücadelede topluma güven vermesi gerekir.</p>
<p>Ayrıca gelir dağılımının korunması ve düşük gelirli kesimlerin satın alma gücünün desteklenmesi de beklentilerin iyileştirilmesine katkı sağlayacaktır. Çünkü ekonomik istikrarın toplumsal karşılığı, vatandaşın geleceğe güvenle bakabilmesidir.</p>
<p><strong>Sonuç olarak</strong>, hiperenflasyonun yankıları geçmişte kalmış bir ekonomik olayın hatırasından ibaret değildir. Bu deneyimler, bugünün tüketim, tasarruf, yatırım ve ücret kararlarını etkilemeye devam eder. Enflasyonla mücadelede başarı sağlamak isteyen ülkeler yalnızca para miktarını, faiz oranlarını ve fiyat endekslerini yönetmekle yetinmemelidir. Aynı zamanda toplumun ekonomik hafızasını ve beklentilerini de dikkate almalıdır.</p>
<p>Unutulmamalıdır ki fiyat istikrarı yalnızca rakamlarla sağlanmaz. Vatandaşın parasına, geleceğine ve ekonomi yönetiminin kararlılığına yeniden güven duymasıyla kalıcı hâle gelir. Türkiye'nin enflasyonla mücadelesinde en önemli hedeflerden biri de geçmişin olumsuz ekonomik deneyimlerini geleceğin güven ortamına dönüştürmek olmalıdır.</p>
<p>Kaynak: TCMB</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hiperenflasyonun-yankilari-91524</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hiperenflasyonun yankıları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ev-alamayanlar-neden-restoranlari-dolduruyor-91521</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 08:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ev alamayanlar neden restoranları dolduruyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye'nin son yirmi yılında kişi başına gelir arttı, tüketilebilen mal ve hizmetler çeşitlendi. Otomobil sahipliği yaygınlaştı; daha fazla insan üniversiteye gitti, seyahat etti, eskiden lüks sayılan ürünlere erişti. Ama ülkenin ortalama olarak zenginleşmesi, herkesin ekonomik geleceğinin aynı ölçüde iyileştiği anlamına gelmiyor.</strong></p>
<p>Geçenlerde Ekonomim'de dikkatimi çeken bir haber okudum. ABD'de tüketiciler restoranlara daha seyrek gitmeye başlayınca bundan peçete üreticileri etkilenmiş. Habere göre haftada en az bir kez restoranda yemek yiyenlerin oranı 2019'da yüzde 53 iken 2026'da yüzde 39'a düşmüş. Restoranların siparişleri azalınca peçete, kağıt havlu, bardak ve ambalaj üreticileri de daralmayı hissetmiş. Bir akşam yemeğinden vazgeçmenin, hiç tanımadığımız bir üreticinin bilançosuna kadar uzanan sonuçları var.</p>
<p>Haberi okurken aklıma Türkiye geldi. Bizde sanki tam tersi bir manzara var. Özellikle büyükşehirlerde restoranlar, kafeler, alışveriş merkezleri, havaalanları kalabalık. Hafta sonu popüler bir restoranda yer bulmak kolay değil. Üstelik bütün bunlar, insanların hayat pahalılığından ve geçim sıkıntısından yakındığı bir dönemde yaşanıyor. İnsanların alım gücü baskı altındaysa restoranlar neden dolu?</p>
<p>Elbette kalabalık restoranlar bütün toplumun durumunu göstermiyor. Kimlerin ne sıklıkla dışarıda yemek yediğini, gelirlerinin ne kadarını harcadığını bilmiyoruz. Ama üzerinde düşünmeye değer bir ihtimal var: Bazı insanlar ekonomik geleceklerinden daha az umutlu oldukları için bugün daha fazla tüketiyor olabilir mi?</p>
<h2>Zenginleşirken uzaklaşan hedefler</h2>
<p>Türkiye'nin son yirmi yılında kişi başına gelir arttı, tüketilebilen mal ve hizmetler çeşitlendi. Otomobil sahipliği yaygınlaştı; daha fazla insan üniversiteye gitti, seyahat etti, eskiden lüks sayılan ürünlere erişti. Ama ülkenin ortalama olarak zenginleşmesi, herkesin ekonomik geleceğinin aynı ölçüde iyileştiği anlamına gelmiyor. Kişi başına gelir verileri, gelirin kimlere gittiğini ve insanların ne kadar servet edinebildiğini söylemez.</p>
<p>TÜİK'in 2025 verilerine göre en yüksek gelirli yüzde 20 nüfus, toplam kullanılabilir gelirin yüzde 48'ini alırken en düşük yüzde 20'nin payı yüzde 6,4. Gelir dağılımı bile hikâyenin tamamı değil. Çünkü gelir başka, servet başka. Düzenli maaşı olan bir kiracıyla daha düşük gelire sahip ama yıllar önce ev almış birinin ekonomik güvencesi aynı değil. Konut fiyatları yükselirken birinin serveti büyüyor, diğerinin ev sahibi olma hedefi uzaklaşıyor. Aynı gelişme, farklı kesimler için zıt sonuçlar yaratabiliyor.</p>
<p>Gürdal Aslan ve Mine Durmaz Aslan'ın 2026'da yayımlanan, TÜİK'in 2006-2023 verilerine dayanan araştırması bu dönüşüme ışık tutuyor. Türkiye'de orta sınıf 2017'ye kadar genişliyor, sonrasında daralıyor. Daha önemlisi, orta sınıfın ekonomik güvencesi aşınıyor. Geliriyle geçinmekte zorlandığını veya çok zorlandığını söyleyenlerin oranı 2017'de yüzde 11 iken 2023'te yaklaşık yüzde 29'a çıkıyor. Kiracıların gelirlerinden kiraya ayırdıkları ortalama pay da yüzde 19'dan yüzde 25'e yaklaşıyor.</p>
<p>Araştırmanın önemli bir nüansı var: Orta sınıfın bazı yaşam koşulları 2023'te hâlâ 2006'dan daha iyi. Ancak 2017'ye göre belirgin bir gerileme söz konusu. Demek ki geçmişe kıyasla daha çok tüketebilmekle yakın geçmişte kazanılmış ekonomik güvenceyi korumak aynı şey değil. Orta sınıfa mensup olmak, orta sınıfın alışıldık hayat standartlarını sürdürebilmek anlamına gelmeyebiliyor.</p>
<p>Yirmi, otuz yıl önce üniversite mezunu olmak, özellikle kentli orta sınıf için belirli bir hayat planının başlangıcıydı: Düzenli işe girilecek, tasarruf edilecek, bir otomobil ve ev alınacaktı. Bu hedefler herkes için erişilebilir değildi; krizler, işsizlik ve enflasyon da yeni sorunlar değil. Ama eğitimli ve düzenli çalışan bir kesim için maaşı zamanla kalıcı bir varlığa dönüştürme beklentisi daha güçlüydü. Tatilden veya dışarıda yemekten vazgeçmek, sonunda evin peşinatına ulaşılacağına inanılıyorsa anlamlıydı.</p>
<p>TCMB'nin 2003-2014 hanehalkı verilerini inceleyen bir araştırması, genç kuşakların ev sahibi olma olasılığının daha düşük, konut borcu taşıma olasılığının ise daha yüksek olduğunu gösteriyor. Bu bulgu son yüksek enflasyon döneminden önceye ait. Kuşaklar arasında konuta erişimdeki ayrışmanın kökleri daha eskiye uzanıyor.</p>
<h2>Tasarruf ne için yapılır?</h2>
<p>Üniversite diploması artık eskisi kadar ayırt edici değil. Yükseköğretime erişimin yaygınlaşması iyi bir gelişme; fakat diploma, iyi ücretli ve güvenceli işe otomatik geçiş sağlamıyor. Aslan ve Aslan'ın araştırmasında orta sınıf içindeki üniversite mezunlarının payı 2006'da yüzde 4,5 iken 2023'te yüzde 18'e yükseliyor. Çalışan orta sınıf içinde ücretlilerin payı da yaklaşık yüzde 63'ten yüzde 80'e çıkıyor. Daha eğitimli, daha fazla maaşa bağımlı bir orta sınıf görüyoruz; fakat eğitim ve düzenli çalışma eskisiyle aynı ekonomik güvenceyi garanti etmiyor.</p>
<p>Üstelik önceki kuşakların bazı ekonomik güvenceleri de bugünün gençleri için aynı ölçüde mevcut değil. Erken emeklilik ve bazı çalışanların yararlanabildiği toplu emeklilik ödemeleri artık aynı hayat planının parçaları değil. Çalışma hayatı uzuyor ama sonunda ne kadar güvenceye ulaşılacağı belirsizleşiyor. İşte burada tasarrufun anlamı değişmeye başlıyor.</p>
<p>Bir ev için her ay para biriktiren bir insan düşünelim. Birikiminin zamanla ev peşinatına dönüşeceğine inanıyorsa ve ev taksitlerini ödeyebileceğine bugünkü harcamalarını erteleyebilir. Ama yıllarca biriktirse de konut fiyatlarına yetişemeyeceğini düşünüyorsa fedakârlığının karşılığı gözünde küçülür. Tasarrufun ekonomik gerekliliği ortadan kalkmaz; beklenmedik harcamalar ve yaşlılık için yine birikim gerekir. Değişen, tasarrufu motive eden büyük hedefin ulaşılabilirliğidir.</p>
<p>Bu kişi biriktirmeyi tümüyle bırakmayabilir. Yatırım yapabilir, ailesine destek olabilir. Ama ev için ayırmayı düşündüğü paranın bir bölümünü seyahate, dışarıda yemeğe veya başka deneyimlere yönlendirebilir. Çünkü kısa bir tatil, güzel bir akşam yemeği, yeni bir telefon hâlâ ulaşılabilirdir. Ev ise giderek uzaklaşan bir hayal olabilir.</p>
<p>Gençlerin kahveye, restorana, seyahate para harcamasını sorumsuzluk diye nitelemek kolay. Oysa burada bir teşvik meselesi var. İnsan gelecekte büyük bir kazanım elde edebileceğine inanıyorsa bugünkü tüketiminden daha kolay vazgeçer. Hedef ulaşılmaz görünüyorsa bugünün küçük ödülleri daha değerli olabilir. Yüksek enflasyon da bu hesabı değiştiriyor: Birikimin satın alma gücünü korumak güçleşiyor. Hem paranın değer kaybetmesinden kaçınma isteği hem de büyük hedefin uzaklaşması tüketim tercihlerini etkileyebilir.</p>
<p>Elbette herkesin böyle bir tercih yapma imkanı yok. TÜİK'in 2025 Hanehalkı Bütçe Araştırması'na göre en düşük gelirli yüzde 20'lik grupta konut ve kiranın tüketim bütçesindeki payı yüzde 38,7, gıdanınki yüzde 29,2. Toplam neredeyse yüzde 68. Bu haneler için mesele tatil mi restoran mı seçmek değil, zorunlu ihtiyaçları karşılayabilmek.</p>
<p>Türkiye'de tek bir tüketici yok. Zorunlu harcamalarını kısmak zorunda kalanlar var; yüksek geliri ve serveti sayesinde rahat tüketenler var. Bir de arada, düzenli geliri olduğu halde varlık edinme imkanı daralanlar. Benim özellikle dikkat çekmek istediğim grup bu sonuncusu. Kalabalık restoranları yalnızca bu kesimin davranışıyla açıklayamıyoruz. Turizm, kentleşme, gelir dağılımı ve değişen alışkanlıklar da etkili. Konut alamayanların harcamalarını restoranlara kaydırdığını gösteren bir mikro veri elimizde yok. Burada söz konusu olan kanıtlanmış bir nedensellik değil, üzerinde düşünmeye değer bir iktisadi ihtimal.</p>
<p>Yine de bu ihtimal işletmeler açısından önemsiz değil. Uzun vadeli birikimin bir bölümü bugünkü hizmet tüketimine yöneliyorsa restoranlar, kafeler, seyahat şirketleri ve tedarikçileri bundan yararlanabilir. ABD'de restoran talebindeki düşüş peçete üreticisini etkilerken, Türkiye'de bazı tüketim kalemlerindeki canlılık benzer tedarik zincirlerini ters yönde destekleyebilir. Ancak canlı ciro, müşterilerin uzun vadeli refahının da arttığını göstermez.</p>
<p>Bugünün üniversite mezunu anne babasının gençliğinde hayal edemeyeceği teknolojilere erişebiliyor, başka ülkelere uçabiliyor, farklı mutfakları deneyebiliyor. Ama anne babasının sahip olduğu evi satın almayı hayal edemeyebilir. Bir kuşak hem ev hem otomobil alabilirken sonraki için otomobil ulaşılabilir, ev uzak bir hedef olabilir. Tüketim imkanları genişlerken servet edinme fırsatları daralabilir. Bir toplumun ortalama geliri yükselirken bazı insanların gelecek hayalleri küçülebilir.</p>
<p>Restoranların doluluğuna bakıp herkesin durumunun iyi olduğuna karar vermek de dışarıda yemek yiyen gençleri tasarruf etmemekle suçlamak da eksik bir değerlendirme. Asıl soru şu: İnsanlar bugün harcamayı daha çok istedikleri için mi seçiyorlar, yoksa yarın için biriktirmenin onları eskisi kadar ileri götürmeyeceğini düşündükleri için mi?</p>
<p>Kalabalık restoranlar her zaman zenginleşen bir toplumun işareti olmayabilir. Bazen geleceğini kurmakta zorlanan bir orta sınıfın bugünü yaşama biçimini de anlatır. Peki, bütün bunlar bugünün eğitimli ve çalışan gençleri için geçerliyse, yapay zeka çağında meslek sahibi olacak gençleri nasıl bir gelecek bekliyor? Bu çok daha büyük ve önemli bir soru. O da başka bir yazının konusu.</p>
<p><span style="font-size: 14pt; color: #e03e2d;"><strong>Gelir başka, servet başka</strong></span></p>
<p>Aynı maaşı alan iki kişinin ekonomik durumu birbirinden çok farklı olabilir. Biri yıllar önce satın aldığı evde otururken diğeri gelirinin önemli bölümünü kiraya ayırıyor olabilir. Konut fiyatları yükseldiğinde ev sahibinin serveti büyür, kiracının ev sahibi olma hedefi ise uzaklaşabilir. Bu fark özellikle kuşaklar arasında önem kazanıyor. Üstelik bugünkü tüketim düzeyi bu ayrışmayı her zaman göstermiyor. Aynı restoranda yemek yiyen iki kişiden biri ekonomik güvencesini çoktan sağlamış, diğeri ise geleceği için birikim yapmakta zorlanıyor olabilir. Dolayısıyla refahı yalnızca ne kadar tükettiğimizle değil, kazandığımız gelirle nasıl bir gelecek kurabildiğimizle de değerlendirmeliyiz.</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong></p>
<p>Ekonomim (31 Ekim 2026), “Restorana gitmeyen tüketici, peçete üreticisini de vurdu.” https://www.ekonomim.com/ekonomi/restorana-gitmeyen-tuketici-pecete-ureticisini-de-vurdu-haberi-927675</p>
<p>Aslan, Gürdal ve Mine Durmaz Aslan (2026), “The Rise and Decline of Turkey’s Middle Class,” New Perspectives on Turkey.</p>
<p>TÜİK (2025), Gelir Dağılımı İstatistikleri, 2025.</p>
<p>TÜİK (2026), Hanehalkı Tüketim Harcaması, 2025.</p>
<p>Ceritoğlu, Evren (2017), “Disentangling Age and Cohorts Effects on Home-Ownership and Housing Wealth in Turkey,” TCMB Çalışma Tebliği 17/06.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ev-alamayanlar-neden-restoranlari-dolduruyor-91521</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ev alamayanlar neden restoranları dolduruyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yenisehirden-libyaya-uzanan-ticari-is-birligi-91641</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yenişehir’den Libya’ya uzanan ticari iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Yenişehir’in uluslararası ticari ilişkilerini geliştirmeye yönelik girişimleri sonuç vermeye başladı. Yenişehir Belediye Başkanı Ercan Özel’in şubat ayında iş insanı Şaban Çırpan ile birlikte Libya’nın Bingazi kentine gerçekleştirdiği ziyaretin ardından Yenişehirli iş insanları ile Libyalı yatırımcılar arasında ticari ilişkiler kuruldu.</p>
<p>Yenişehir Belediye Başkanı Ercan Özel, Libya’nın Awjila Belediye Başkanı ve aynı zamanda müteahhitlik sektöründe faaliyet gösteren Ahmed Baleed Diyhom ile iş insanı Şaban Çırpan’ı makamında ağırladı. Görüşmede, iki taraf arasında başlayan ticari faaliyetlerin geliştirilmesi, yeni yatırım fırsatları ve farklı sektörlerde kurulabilecek iş birlikleri değerlendirildi.</p>
<h2><strong>“Yeni pazarlara açılım hedefi”</strong></h2>
<p>Ziyarette Awjila Belediye Başkanı Ahmed Baleed Diyhom ve iş insanı Şaban Çırpan, Yenişehir ile Libya arasında kurulan ilişkilerin ticari iş birliklerine dönüşmesine sağladığı katkılardan dolayı Başkan Ercan Özel’e teşekkür etti.</p>
<p>Yenişehir’in üretim kapasitesini uluslararası pazarlara taşımayı hedeflediklerini belirten Belediye Başkanı Ercan Özel, Libya ile geliştirilen ilişkilerin ekonomik sonuçlar vermeye başlamasından memnuniyet duyduklarını söyledi. Özel, “Libya ile kurduğumuz güçlü dostluk ve iş birliği ilişkilerinin meyvelerini toplamaya başladık. Şubat ayında Bingazi’ye gerçekleştirdiğimiz ziyaretin ardından başlayan ticari ilişkiler bizleri son derece memnun etti. Yenişehir’imizin üretim gücünü uluslararası pazarlara taşımak, iş insanlarımıza yeni ticaret kapıları açmak ve ilçemizin ekonomisini güçlendirmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Başlayan iş birliklerinin her iki ülke ve Yenişehir’imiz için hayırlı olmasını diliyorum” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yenisehirden-libyaya-uzanan-ticari-is-birligi-91641</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/1/1280x720/yenisehirden-libyaya-uzanan-ticari-is-birligi-1794053977.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yenişehir Belediye Başkanı Ercan Özel’in şubat ayında Bingazi’ye gerçekleştirdiği ziyaretin ardından Yenişehirli iş insanları ile Libyalı yatırımcılar arasında ticari ilişkiler başladı. Özel, “Libya ile kurduğumuz güçlü dostluk ve iş birliği ilişkilerinin meyvelerini toplamaya başladık.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtunun-climacare-paneli-cop31-mavi-alanda-yer-alacak-91580</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GTÜ’nün CLIMACARE paneli COP31 Mavi Alan’da yer alacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Gebze Teknik Üniversitesi (GTÜ) tarafından Avrupa Birliği Horizon Europe Programı kapsamında desteklenen CLIMACARE projesi çerçevesinde önerilen uluslararası panel, COP31 Mavi Alan programında yer almaya hak kazandı. Proje ortaklarının temsilcilerinin katılımıyla düzenlenecek panel, 18 Kasım 2026 tarihinde Antalya’da gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP31) kapsamında yapılacak.</p>
<p>Panel, COP31’in “İnsani ve Sosyal Kalkınma ve Toplumsal Cinsiyet” (Human, Social Development and Gender) tematik günü kapsamında düzenlenecek. “Aşırı Sıcaklar, Toplumsal Eşitsizlikler ve Sağlık: CLIMACARE Yaklaşımıyla Kapsayıcı ve İklime Dirençli Kentler İnşa Etmek” başlığını taşıyan panelde, aşırı sıcakların toplum sağlığı ve sosyal eşitsizlikler üzerindeki etkileri ile iklime dirençli kentlerin oluşturulmasına yönelik yaklaşımlar ele alınacak.</p>
<p>GTÜ İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halit Yanıkkaya’nın moderatörlüğünde gerçekleştirilecek panelde, Türkiye, Romanya, İtalya ve İspanya’dan akademisyenler, araştırmacılar ve yerel yönetim temsilcileri bir araya gelecek. Panelde, aşırı sıcakların insan sağlığı ve iyi oluş üzerindeki etkileri ile bu etkilerin farklı toplumsal gruplarda nasıl değiştiği ele alınacak. Kentlerin iklim değişikliğine karşı daha kapsayıcı çözümler geliştirmesi üzerinde durulacak toplantıda, konut koşulları, enerji yoksulluğu, sosyoekonomik eşitsizlikler ve kentsel çevrenin sıcaklara karşı kırılganlıktaki rolü tartışılacak. Ayrıca aşırı sıcakların bilişsel işlevler ve psikolojik iyi oluş üzerindeki olası etkileri nörobilim perspektifinden değerlendirilecek.</p>
<h2><strong>Dört ülkeden uzmanlar iklim dayanıklılığını tartışacak</strong></h2>
<p>Panelde, CLIMACARE Proje Koordinatörü ve “Ernest Lupan” Döngüsel Ekonomi ve Çevre Araştırmaları Enstitüsü (IRCEM) Başkanı Dr. Elena-Simina Lakatos, kentsel iklim dayanıklılığına yönelik bütünleşik yaklaşımı ele alacak. İtalya Insubria Üniversitesi’nden Prof. Dr. Elena Cristina Rada çevresel sağlık riskleri ve sürdürülebilir kentsel uyum çözümlerini, GTÜ İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Hande Barlın ise aşırı sıcakların toplumsal eşitsizlikler ve gündelik yaşam koşullarıyla ilişkisini değerlendirecek. İspanya Sevilla Üniversitesi’nden Doç. Dr. Francisco Manuel Ocaña Campos, aşırı sıcakların beyin sağlığı, bilişsel işlevler ve psikolojik iyi oluş üzerindeki olası etkilerini aktarırken, Romanya Alba Iulia Belediyesi Akıllı Şehirler Uzmanı Liviu Stanciu da iklim uyum stratejilerinin yerel düzeyde uygulanmasındaki öncelik ve güçlükleri paylaşacak.</p>
<h2><strong>CLIMACARE 10 ülkede 28 ortakla yürütülüyor</strong></h2>
<p>GTÜ’nün ortakları arasında yer aldığı CLIMACARE (Climate-Resilient Adaptive Environments for Urban Health and Social Equity) projesi, aşırı sıcakların insan sağlığı ve toplumsal eşitsizlikler üzerindeki etkilerini dikkate alarak bütünleşik kentsel iklim uyum çözümleri geliştirmeyi, uygulamayı, değerlendirmeyi ve yaygınlaştırmayı amaçlıyor.</p>
<p>Romanya, Türkiye, Yunanistan, Macaristan ve İspanya’daki beş demonstrasyon kentinin yanı sıra Birleşik Krallık, İtalya ve Yeni Zelanda’daki üç replikasyon kentinde yürütülen proje, toplam 10 ülkeden 28 ortağı bir araya getiriyor. Yerel yönetimler, araştırma kuruluşları, sivil toplum örgütleri, yenilikçi firmalar ve diğer paydaşların iş birliğiyle sürdürülen çalışmalarda, özellikle kırılgan grupların ihtiyaçlarını gözeten yenilikçi yaklaşımlar geliştiriliyor.</p>
<p>COP31 kapsamında düzenlenecek panel, CLIMACARE projesinde geliştirilen yaklaşımların uluslararası düzeyde tartışılmasına ve aşırı sıcaklarla mücadelede toplum sağlığı, sosyal eşitlik ve kapsayıcı kentsel uyum politikalarının birlikte değerlendirilmesine zemin hazırlayacak. COP31’in resmi iklim müzakerelerinin yürütüldüğü, dünya liderleri, diplomatlar ve uluslararası kuruluş temsilcilerini bir araya getiren Mavi Bölge’de (Blue Zone) gerçekleştirilecek panelle GTÜ, bilimsel bilgi ve araştırma temelli yaklaşımların küresel iklim politikalarına aktarılmasına katkı sunmayı hedefliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtunun-climacare-paneli-cop31-mavi-alanda-yer-alacak-91580</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/0/1280x720/gtunun-climacare-paneli-cop31-mavi-alanda-yer-alacak-1793973710.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gebze Teknik Üniversitesi’nin Avrupa Birliği destekli CLIMACARE projesi kapsamında önerdiği uluslararası panel, COP31 Mavi Alan programına kabul edildi. Dört ülkeden akademisyen, araştırmacı ve yerel yönetim temsilcilerinin katılacağı panelde, aşırı sıcakların toplum sağlığı ve sosyal eşitsizlikler üzerindeki etkileri ile iklime dirençli kentlerin oluşturulması ele alınacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/coskunoz-egitim-vakfindan-egitime-10-milyon-tllik-hibe-programi-91578</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Coşkunöz Eğitim Vakfı’ndan eğitime 10 milyon TL’lik hibe programı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Coşkunöz Eğitim Vakfı, bu yıl “İşimiz, Gücümüz, Gelecek” temasıyla düzenlediği Geleneksel CEV Günü Programı’nda yeni dönem eğitim yatırımlarını ve projelerini kamuoyuyla paylaştı.</p>
<p>Etkinlikte, üniversite ve meslek liselerinde yenilikçi projelere 10 milyon TL’ye kadar hibe sağlanmasını öngören Cevher Hibe Programı ile yapay zeka destekli teknik eğitim platformu öne çıktı.</p>
<p>Coşkunöz Eğitim Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Oya Coşkunöz Aktaş, vakfın 1988 yılında toplumsal gelişime katkı sağlama vizyonuyla kurulduğunu ve bugün yılda 30 binden fazla bireyin hayatına dokunan bir yapıya ulaştığını söyledi. Mesleki eğitimden üniversite-sanayi iş birliklerine, kişisel gelişim programlarından kuluçka desteklerine kadar farklı alanlarda çalışmalar yürüttüklerini belirten Aktaş, yapay zeka, sürdürülebilirlik ve dijitalleşmenin eğitim sistemini de dönüştürdüğüne dikkat çekti. Eğitime yapılan yatırımın geleceğe yapılan en değerli yatırımlardan biri olduğunu vurgulayan Aktaş, “Vakfımızın varlık nedeni yalnızca bugünü desteklemek değil, yarını inşa etmektir. Kurucumuz Kemal Coşkunöz'ün bize bıraktığı en değerli miras da budur” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aedd7f118140-1793972209.JPG" alt="" width="600" height="549" /></p>
<h2><strong>“Eğitimde beceri ve tutum odağı”</strong></h2>
<p>Kurumsal İletişim Pazarlama ve Marka Danışmanı Peyvend Öksüz’ün sunuculuğunu yaptığı panelde ilk olarak Coşkunöz Eğitim Vakfı Genel Müdürü Bige Tınmazsoy, vakfın yenilenen vizyonunu ve yeni projelerini anlattı. Eğitim yaklaşımını yalnızca bilgi aktarımına dayalı modelden çıkararak beceri ve tutum geliştirmeye odakladıklarını belirten Tınmazsoy, değişen teknoloji ve çalışma hayatının eğitim modellerinde de dönüşümü zorunlu kıldığını ifade etti. Bu kapsamda açıklanan Cevher Hibe Programı ile üniversite ve meslek liselerinde hayata geçirilecek, toplumsal tutum değişimi yaratma ve bu değişimi ölçeklendirme potansiyeli bulunan projelere 10 milyon TL’ye kadar destek sağlanacak. Vakfın ikinci önemli projesi ise mesleki teknik eğitimde yapay zeka destekli öğrenme platformu oldu. Simülasyonlar, oyunlaştırma ve yapay zeka rehberliğinde kişiye özel öğrenme imkanı sunan platformla öğrencilerin kendi hızlarında eğitim alabilmesi hedefleniyor. Geliştirilen altyapının sivil toplum kuruluşları ve gönüllülerin kullanımına da açılması planlanıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6aedf3b8c30fc-1793979320.jpg" alt="" width="600" height="528" /></p>
<h2><strong>“Değer yaratmanın formülü geleceği okumak”</strong></h2>
<p>Programın “İşimiz” başlıklı oturumunda Turkcell’in efsane CEO’su olarak da tanınan Kamu İhale Kurumu (KİK) Yönetim Kurulu Başkanı Süreyya Ciliv konuk oldu. Civil, yaklaşık bir saat süren söyleşide küresel rekabet, teknoloji yatırımları ve inovasyonun iş dünyasındaki belirleyici rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Şirketlerin yalnızca Türkiye pazarına değil, küresel pazarlara da odaklanması gerektiğini belirten Ciliv, değer yaratmanın yolunun gelecekteki değişimleri doğru okumaktan geçtiğini söyledi. Harvard Business School’da uygulanan vaka analizi yönteminin öğrenme üzerindeki etkisine değinen Ciliv, Turkcell dönemindeki büyüme sürecinden, 4.5G ve fiber altyapı yatırımlarından örnekler verdi. “Değer yaratmanın formülü geleceği iyi okumaktır. En önemli kelime ise inovasyon ve yeniliktir. Ancak inovasyon sadece iyi bir fikir bulmakla bitmez; o fikrin toplumsal ve ekonomik faydaya dönüşmesi bir ekip işidir” diyen Ciliv, Türkiye'nin bilgiye erişim teknolojilerinde küresel ölçekte rekabetçi bir konuma ulaşmasının önemini vurguladı. Fiber ağların yaygınlaştırılması ve mobil internet hızının artırılmasının ülkenin geleceği açısından kritik olduğunu ifade etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aedd91d2bc13-1793972509.JPG" alt="" width="600" height="530" /></p>
<h2><strong>“Sivil toplumun dönüşümdeki rolü ele alındı”</strong></h2>
<p>“Gücümüz” başlıklı panelde sivil toplum kuruluşlarının toplumsal dönüşümdeki rolü de değerlendirildi. Panelde Coşkunöz Eğitim Vakfı, Sabancı Vakfı ve Doğa Vakfı temsilcileri bir araya gelirken, programın “Gelecek” bölümünde ultra maraton sporcusu Ayşe Türkoğlu deneyimlerini anlattı. Türkoğlu, spor yaşamındaki deneyimlerini ve başarı yolculuğunda karşılaştığı zorlukları katılımcılarla paylaştı. Panelde ayrıca Cevdet İnci Eğitim Vakfı Güç Kaynağı adına Ece Elbirlik Ürkmez, Sabancı Vakfı Genel Müdürü Rana Tutçuoğlu ve Aydın Doğa Vakfı Genel Müdürü Senem Başyurt da birer sunum gerçekleştirerek deneyimlerini paylaştılar. Panelde sivil toplumun eğitim, toplumsal gelişim ve değişim süreçlerine katkısı değerlendirildi. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/coskunoz-egitim-vakfindan-egitime-10-milyon-tllik-hibe-programi-91578</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/8/1280x720/coskunoz-egitim-vakfindan-egitime-10-milyon-tllik-hibe-programi-1793972179.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Coşkunöz Eğitim Vakfı, Geleneksel CEV Günü’nde yeni dönem projelerini açıkladı. “Cevher Hibe Programı” kapsamında üniversite ve meslek liselerindeki projelere 10 milyon TL’ye kadar destek verilecek. Vakıf ayrıca mesleki teknik eğitim için yapay zeka destekli öğrenme platformunu devreye aldı. Coşkunöz Eğitim Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Oya Coşkunöz Aktaş, vakfın yılda 30 binden fazla bireyin hayatına dokunan bir yapıya ulaştığını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/qnb-sigortadan-bursaya-5-bin-zeytin-fidani-destegi-91576</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> QNB Sigorta’dan Bursa’ya 5 bin zeytin fidanı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>QNB Sigorta'nın çevresel sürdürülebilirlik ve kırsal kalkınmaya katkı hedefiyle yürüttüğü ağaçlandırma çalışmalarını Bursa’ya taşıdığı bildirildi.</p>
<p>Çevre Kuruluşları Dayanışma Derneği (ÇEKUD) iş birliğiyle hayata geçirilen “Çiftçiye Hayat Olsun” projesi kapsamında Mudanya’nın Çayönü köyünde 5 bin zeytin fidanı dikildi. Böylece üç yıldır Türkiye’nin farklı bölgelerinde devam eden proje kapsamında toprakla buluşturulan fidan sayısı 20 bine çıktı. Zeytinin tarımsal, ekonomik ve kültürel değerinden hareketle geliştirilen proje, ağaçlandırmanın yanı sıra özellikle kadın çiftçilerin desteklenmesini de hedefliyor.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, QNB Sigorta bu çalışmayla doğal kaynakların korunmasına katkı sunarken tarımsal üretimde emeği bulunan kadınların desteklenmesine yönelik sosyal sorumluluk yaklaşımını da sürdürüyor. </p>
<h2><strong>“Kadın çiftçiler ve öğrencilerde katıldı”</strong></h2>
<p>Bursa Mudanya Çayönü Köyü’nde düzenlenen fidan dikim etkinliğine Mudanya İlçe Tarım Müdürü Ergün Karadağ, Mudanya İlçe Milli Eğitim Müdürü Suat Topal, QNB Sigorta Pazarlama, Sağlık ve Hukuk Genel Müdür Yardımcısı ve Sürdürülebilirlik Komitesi Başkanı Tolga Ceylantepe, Satış Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Çapkın Ersoy, ÇEKUD Genel Müdürü Süleyman Çoşar, ÇEKUD Sözcüsü Habibe Öztürk, QNB Türkiye yöneticileri, QNB Sigorta çalışanları ve ÇEKUD temsilcileri katıldı. Kadın çiftçiler ve öğrencilerin de yer aldığı etkinlikte fidanlar toprakla buluşturularak can suyu verildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aedd3ed0b368-1793971181.JPG" alt="" width="772" height="586" /></p>
<h2><strong>“Çiftçiye Hayat Olsun”</strong></h2>
<p>QNB Sigorta Pazarlama, Sağlık ve Hukuk Genel Müdür Yardımcısı ve Sürdürülebilirlik Komitesi Başkanı Tolga Ceylantepe, projenin uzun vadeli bir çevre ve toplumsal sorumluluk çalışması olduğunu belirterek, “QNB Sigorta olarak ‘Geleceğe Değer’ yaklaşımımızla bugünün ötesini düşünüyor, bugün attığımız adımların yıllar sonra da insanların hayatına katkı sağlamasını önemsiyoruz. Zeytin ağacını kıymetli yapan yalnızca sunduğu ürün değil; ona emek veren ellerin, kuşaklar boyunca aktarılan bilginin ve birlikte büyüyen, kök salan bir mirasın parçası olması. ‘Çiftçiye Hayat Olsun’ projemizle bu mirasın devamlılığına katkı sunmayı ve kadın çiftçilerimizin yanında olmayı hedefliyoruz” dedi.</p>
<h2><strong>“QNB Sigorta Hayat Hatıra Ormanı”</strong></h2>
<p>2024 yılında 10 bin fidanlık QNB Sigorta Hayat Hatıra Ormanını oluşturduklarını hatırlatan Ceylantepe, “Ülkemizin farklı bölgelerinde fidanları toprakla buluşturarak bu yaklaşımımızı sürdürüyoruz. Üç yılda 20 bin fidana ulaşmamız, uzun vadeli bir çabanın sonucu. ÇEKUD ile yürüttüğümüz iş birliği kapsamında doğaya katkı sunarken kadın çiftçilerimizin emeğini desteklemeyi de önemsiyoruz. Bugün diktiğimiz zeytin fidanlarının kök salıp büyüyerek gelecek nesillere aktarılacak bir mirasın parçası olmasını diliyoruz” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aedd40c90934-1793971212.JPG" alt="" width="782" height="615" /></p>
<h2><strong>“Kurumsal iş birlik ve çevresel sorumluluk”</strong></h2>
<p>ÇEKUD Genel Müdürü Süleyman Çoşar da zeytinin Türkiye’nin tarımsal ve kültürel mirasındaki önemine dikkat çekerek, doğal varlıkların korunmasının gelecek nesillere karşı ortak sorumluluk olduğunu vurguladı. ÇEKUD olarak çevre duyarlılığını somut faaliyetlerle hayata geçirmeyi önemsediklerini belirten Çoşar, “QNB Sigorta'nın ÇEKUD'a sağladığı 5 bin fidan bağışı, kurumsal iş birliklerinin çevresel sorumluluğa nasıl somut bir karşılık kazandırabileceğini gösteriyor. Bu anlamlı katkı ve iş birliği için QNB Sigorta'ya teşekkür ediyorum. Bugün gerçekleştirdiğimiz çalışmanın yalnızca fidanların dikildiği bir organizasyon olarak değil, çevresel sorumluluğun ortaklaşa üstlenildiği ve geleceğe yönelik somut bir iradenin ortaya konulduğu bir çalışma olarak hatırlanacağına inanıyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6aedf37fb0a77-1793979263.jpg" alt="" width="600" height="607" /></p>
<h2><strong>“Bir fidan, aileye köye ve gelece yatırımdır”</strong></h2>
<p>Mudanya Çayönü Mahallesi sakini kadın çiftçi Sema Göçen ise projenin üreticiler açısından taşıdığı öneme dikkat çekerek, fidanların kendisi için önemli bir emanet olduğunu söyledi. Kadın çiftçilerin desteklenmesinin kırsal üretime ve ekonomik yaşama katkı sağlayacağını belirten Göçen, “Bir kadının toprağına yapılan yatırım yalnızca bir bahçeye değil, bir aileye, bir köye ve geleceğe yapılan yatırımdır. Kadın çiftçiler desteklendikçe üretim güçlenir, kırsal yaşam canlanır ve yarınlara daha büyük bir güvenle bakarız” dedi. Konuşmaların ardından toplu halde zeytin fidanı dikimine geçildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/qnb-sigortadan-bursaya-5-bin-zeytin-fidani-destegi-91576</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/6/1280x720/qnb-sigortadan-bursaya-5-bin-zeytin-fidani-destegi-1793971152.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ QNB Sigorta&#039;nın, Çevre Kuruluşları Dayanışma Derneği iş birliğiyle yürüttüğü “Çiftçiye Hayat Olsun” projesi kapsamında Bursa’nın Mudanya ilçesine bağlı Çayönü köyünde 5 bin zeytin dikildi. Üç yıldır Türkiye’nin farklı bölgelerinde sürdürülen projede toplam fidan sayısı 20 bine ulaştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/golden-globalin-faaliyet-izni-kaldirildi-91560</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Golden Global&#039;in faaliyet izni kaldırıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK) Golden Global Yatırım Bankası AŞ'ye ilişkin kurul kararı, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Kararda, "Kurulun 04 Kasım 2026 tarihli toplantısında, Golden Global Yatırım Bankası AŞ'nin faaliyet izninin, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 71'inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi çerçevesinde kaldırılmasına karar verilmiştir." ifadesi kullanıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/golden-globalin-faaliyet-izni-kaldirildi-91560</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/07/bddk-nUgc_cover.jpg.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Golden Global Yatırım Bankası AŞ&#039;nin faaliyet izni BDDK tarafından kaldırıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmodan-arz-sikintisina-karsi-misir-stoku-91555</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TMO&#039;dan arz sıkıntısına karşı mısır stoku</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Toprak Mahsulleri Ofisinden (TMO) yapılan açıklamada, Türkiye'de bu yıl mısır üretiminin yaklaşık 8,1 milyon ton düzeyinde gerçekleşmesinin beklendiği, büyüyen yem sektörünün ihtiyaçları doğrultusunda tüketimin arttığı kaydedildi.</p>
<p>İhtiyaç duyulacak stok miktarının ise kamu ve özel sektörün dış tedarikiyle tamamlandığı belirtilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:</p>
<p>"Ancak Rusya-Ukrayna Savaşı'nda gelinen süreçte yaşanan lojistik problemler, mısır tedarikimizde önemli yeri bulunan bu ülkelerden sevkiyatları durma noktasına getirmektedir. Ülkemize ulaşan sınırlı miktardaki ithal ürüne yönelik yoğun talep ise olağan piyasa seviyelerinin üzerinde fiyat tekliflerine ve yurt içi fiyatlarda dalgalanmalara neden olmaktadır. Bu koşullar, hasat tamamlanmadan tedbir alınmasını gerekli kılmaktadır."</p>
<p>Hasadın sürdüğü mevcut dönemde piyasa fiyatlarının, üreticilerin ürünlerini iyi fiyatlarla değerlendirmelerine imkan sağladığı ifade edilen açıklamada, "Önceliğimiz, yerli ürünün değerini bulması, ticaretin kesintisiz sürmesi ve sanayimizin ham maddeye erişiminin korunmasıdır. Bu doğrultuda TMO, ilerleyen aylarda yaşanabilecek arz sıkışıklığına karşı stoklarını ihtiyaten takviye etmektedir." bilgisi verildi.</p>
<p>Açıklamada, bu tedbirle, ilerleyen dönemde piyasa fiyatlarının istikrarlı ve öngörülebilir seyretmesinin, ani fiyat dalgalanmalarının ve spekülatif hareketlerin önlenmesinin amaçlandığı vurgulanarak, "Gıda enflasyonuyla kararlı mücadele kapsamında, mısır kullanan sektörlerde ham madde kaynaklı ani maliyet artışlarının ve bunların tüketici fiyatlarına yansımasının önüne geçilmesi hedeflenmektedir." ifadesi kullanıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmodan-arz-sikintisina-karsi-misir-stoku-91555</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/5/1280x720/misir-1793954579.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TMO, Rusya-Ukrayna Savaşı&#039;nın mısır sevkiyatında yol açtığı aksaklıklar ve artan iç talep nedeniyle olası arz sıkıntısına karşı stoklarını takviye ettiğini bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oztiryakiler-hostech-2026ya-katilacak-91548</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Öztiryakiler, Hostech 2026’ya katılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Öztiryakiler'in, 10-14 Kasım 2026 tarihlerinde TÜYAP’ta düzenlenecek Hostech by TUSİD’de mutfaklara yönelik kapsamlı ürün portföyünü sektör profesyonelleriyle buluşturacağı bildirildi.</p>
<p>Şirket açıklamasına göe, profesyonel mutfaklarda verimlilik, ekipmanların performansı kadar süreçlerin birbiriyle uyumlu çalışmasına da bağlı. Öztiryakiler de her yıl yoğun ilgi ile beklenen en geniş kapsamlı ürün çeşidine sahip standında, bu yaklaşımla geliştirdiği ürün ve teknolojileri Hostech by TUSİD 2026’da tanıtacağını duyurdu.</p>
<p>Şirket, 11A holünde üç ayrı stantta ziyaretçilerini ağırlayacak.</p>
<p>Öztiryakiler'in, fuarda soğutma çözümleri, kombi fırınlar, bulaşık makineleri, pişirme ekipmanları, hazırlık makineleri, kafe ve bar ekipmanları başta olmak üzere geniş ürün portföyünü sergileyeceği belirtildi. </p>
<p><strong>130’dan fazla ülkeye ihracat</strong></p>
<p>Verilen bilgiye göre Öztiryakiler, profesyonel mutfak sektörüne yönelik geniş ürün portföyüyle 130’dan fazla ülkeye ihracat yapıyor.</p>
<p>Türkiye’den ve dünyanın farklı pazarlarından sektör profesyonellerini bir araya getiren Hostech by TUSİD, yeni teknolojilerin ve iş birliklerinin değerlendirildiği önemli bir buluşma noktası oluşturuyor.</p>
<p>Öztiryakiler, fuar boyunca müşterileri, distribütörleri ve iş ortaklarıyla gerçekleştireceği görüşmelerle yeni projeleri değerlendirmeyi ve uluslararası iş ağını geliştirmeyi hedefliyor. Açıklamada şirketin, üretim gücü, geniş ürün portföyü ve Ar-Ge çalışmalarıyla profesyonel mutfak sektörünün değişen ihtiyaçlarına yönelik çözümlerini tanıtmaya devam ettiği vurgulandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oztiryakiler-hostech-2026ya-katilacak-91548</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/8/1280x720/oztiryakiler-1793952582.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Öztiryakiler, üç ayrı Ar-GE çalışmasıyla geliştirdiği yeni nesil çözümleri ve mutfaklara yönelik kapsamlı ürün portföyünü TÜYAP’ta düzenlenecek Hostech by TUSİD’de tanıtacağını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/10-ayda-ihale-ve-yatirim-kazandirdi-borc-ve-marj-baskisi-hisseleri-eritti-91534</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 10 ayda ihale ve yatırım kazandırdı, borç ve marj baskısı hisseleri eritti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST 100 kapsamındaki şirketlerden geçen 10 ayda en yüksek getiriyi önemli ihaleler kazanan ve kapasite büyüten firmalar gerçekleştirdi. Tekfen Holding yılbaşından bu yana %171 primle öne çıktı. Maliyet baskısı ve borç yapılandırmasıyla uğraşan 10 hissedeyse kayıplar %63’e vardı. </strong></p>
<p>Yılın geride kalan 10 ayında piyasa, soyut beklentiler yerine bilançoya doğrudan döviz ve nakit akışı sağlayacak somut iş bağlantılarını ödüllendirdi. İştirakinin gerçekleştirdiği iş ortaklığıyla 54,4 milyar TL’lik Pursaklar-Esenboğa Raylı Sistem işini yapacak olan Tekfen Holding, yılbaşından bu yana %171 çıkışla BIST 100’ün getiri lideri oldu. Onu %109,7 ile Ahlatcı Doğalgaz izledi. Bulgaristan’da 10 milyon euroluk otokorkuluk anlaşması yapan Kıraç Galvaniz %107 yükseldi. Tüpraş %97,25 çıkarken, 10,35 milyon euroluk çekici ve dorse yatırımıyla filosunu büyüten Reysaş Lojistik %95 getiri sağladı.</p>
<h2>İhracat ve teknoloji fiyatı destekledi</h2>
<p>Astor Enerji, özellikle ABD’li firmalardan aldığı işlerle dikkat çekiyor. Yılbaşından bu yana gelen döviz bazlı işler 75,6 milyar TL’ye denk geliyor. Enerji maliyetini düşürmek için 3,95 milyar TL’lik GES yatırımına başlayan Kardemir (D) %61,52 değer kazandı. Geride kalan sürede aldığı siparişler 657,6 milyar TL’ye ulaşan Aselsan ise %52,68 prim yaptı. Bağlı ortaklığı üzerinden Bozdoğan ve Efeler’de doğal gaz dağıtımı yapmak üzere lisansı EPDK tarafından onaylanan Enerya ise %48,24 yükseldi.</p>
<h2>Borç ve marj erimesi sorun</h2>
<p>Kayıp listesinin zirvesinde ise kâr marjı daralan ve finansman yükü ağırlaşan şirketler yer alıyor. Romanya’da tesis kurma kararı ve 21,3 milyon dolarlık solar cam siparişine rağmen esas faaliyet kârı sert düşen Europen Endüstri, yılbaşından bu yana %62,93 ile en çok düşen hisse oldu. Geçtiğimiz ay 500 milyon dolarlık eurobond borcunu yapılandırmak için yatırımcılara iki ayrı takas teklifi sunan Vestel %53 gerilerken, Uber ile mutabakat imzalamasına rağmen dokuz aylık dönemde 2,66 milyar TL zarar yazan 1000 Yatırımlar Holding %58,78 eridi.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aed73871bc64-1793946503.png" alt="" width="999" height="546" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>LİKİT Mİ, LİKİT OLMAYAN MI?</strong></p>
<p><strong>Likit</strong>; manevra özgürlüğü, krizden kaçış, fırsat avcılığı, parçalı satış, şeffaf fiyat. Aşırı dalgalanma, tüketim tuzağı, sabırsızlık, sürekli takip.</p>
<p><strong>Likit olmayan</strong>; uzun vade, psikolojik korunma, üretim gücü, enflasyon sigortası. Hantal yapı, zararına satış, fırsat maliyeti, bölünemezlik.</p>
<p><strong>Konut stoğu olan şirket, yıl sonunda 5,7 milyar liralık hasılat elde etmeyi hesaplıyor</strong></p>
<p>Avrupakent GYO'nun yıl sonunda kârını toparlama ihtimali var mı? ● Nihat Bezci</p>
<p>Nihat; Avrupakent GYO'nun yöneticisi yılı 5,7 milyar TL hasılatla kapatmayı öngörürken mevcut konut stoğundan 1,7 milyar TL gelir beklediğini ifade ediyor. Şirketin geçen yıl 8,5 milyar TL gelir elde ettiği nazara alındığında geçen yıl gibi düşen bir hasılat beklentisi öne çıkıyor. Firma, TEM'deki projesinde bağımsız bölümlerin satışına başlarken, Forum Trabzon ve Bodrum'daki yeni projelerle kira gelirinin artırılması hedefleniyor. Portföyün %94'ü kira getirili mülklerden oluşuyor. Şirket, dokuz aylık dönemde gelirini %33, kârını ise %19 düşürdü.</p>
<p><strong>İştiraki yıl içinde ikinci defa Savunma Bakanlığının ihalesinden iş almayı başardı</strong></p>
<p>Dardanel'in Savunma Bakanlığı'ndan aldığı ihale yeni bir alan açar mı? ● Musa Püskül</p>
<p>Musa, Dardanel'in tam konsolide iştiraki Dardanel Dağıtım, geçtiğimiz temmuzda Milli Savunma Bakanlığı'ndan 536,4 milyon TL tutarlı bir ihale kazandı. İhtiyaç halinde tutar %20 artabilecek. Teslimatların yarısı ağustosta, kalanı şubat ayında yapılacak. İştiraki ocakta da yine MSB'den 494,3 milyon TL tutarlı ihale kazanmıştı. Bu itibarla alınan işler yeni bir gelişme değil. Şirket yılın ilk yarısında satışlarını %11 azaltarak 6,9 milyar TL'ye geriletirken, dönem sonunu 1,18 milyar TL zararla kapattı. Gelirini artıracak tedbirler geliştirebilmeli.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>PHK fonu, faizsiz hisse senetlerine yönelerek bir yılda %16 getiri sağladı</strong></p>
<p>Phillip Portföy'ün yönettiği Katılım Hisse Senedi Fonu (PHK), Haziran 2025'ten bu yana işlem görüyor. Yılın ilk yarısında yukarı yönlü bir eğilim sergilese de mayısta yataya döndü. Eylülde test ettiği 1,69 TL'nin ardından da aşağı yönlü bir hareket sergiliyor. Toplam büyüklüğü son iki aydır geriliyor. Kasım başı itibariyle toplam piyasa büyüklüğü 32,3 milyon TL'ye indi. Yaşanan küçülmede ekimde 30,1 milyon TL tutarındaki nakit çıkışı etkili oldu. Yatırımcısı mayıstan bu yana yatayda olsa da şimdilerde sayı 243 seviyesinde ve önceki iki aya göre geriledi. Temel stratejisi, faizsiz finans ilkelerine uygun biçimde borsada işlem gören şirketlerin paylarına yatırım üzerine kurulu. Portföyün %84,61'i hisse senetlerinden, %11,67'si ise yatırım fonlarından oluşuyor. Son bir yıllık performansı %16,08 düzeyinde.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Midas Menkul Değerler, %47,42 bileşik faizle 370 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Midas Menkul Değerler, 03.11.2026 tarihinde finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 370.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %40,75, bileşik faizi %47,42 olarak belirlendi. 91 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 03.02.2027 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %10,16 düzeyinde. 4 Kasım itibarıyla TLREF %35,86 seviyesinde bulunuyor. Buna göre Midas'ın verdiği %40,75 basit faiz, TLREF'in yaklaşık 4,89 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFMIDS22715 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aed735d8bd67-1793946461.png" alt="" width="975" height="236" /><strong>DOĞUŞ OTOMOTİV</strong></p>
<p><strong>Binek araç üretimi gerçekleştirmek için Volkswagen ile niyet mektubu imzaladı</strong></p>
<p>Doğuş Otomotiv, Volkswagen binek otomobillerin Türkiye'de üretilmesini değerlendirmek üzere Volkswagen Grup Şirketleri ile niyet mektubu imzaladı. İş ortağının şirketin geliri içindeki payı %40,35 gibi hayli yüksek bir seviyede duruyor. İfade edilen niyetin gerçekleşmesi halinde söz konusu stratejik iş birliği, katma değerli ve yeni nesil teknolojilerin Türkiye pazarına sunulmasını sağlayacak. Ayrıca otomotiv sektöründe iç üretimi canlandıracak bir gelişme olacak. Ancak kararlaştırılsa dahi böylesi bir girişimin kısa vadede sonuçlanmayacağı göz ardı edilmemeli.</p>
<p><strong>ASTOR ENERJİ</strong></p>
<p><strong>ABD'li şirketle toplam 35 adet transformatörün satışı konusunda anlaşmaya vardı</strong></p>
<p>Astor Enerji, ihracat pazarlarındaki büyüme ivmesini ABD'deki bir firma ile imzaladığı yeni sözleşmeyle sürdürüyor. Firma, 25 adet dağıtım ve 10 adet güç transformatörü olmak üzere toplam 35 adet ürün tedariki için 33,5 milyon dolarlık sözleşme imzaladı. Tutar güncel kurdan yaklaşık 1,66 milyar TL'ye denk geliyor. Açıklamada teslimatın önümüzdeki aralıktan başlayarak 2027 sonuna kadar partiler halinde gerçekleştirileceği belirtildi. Siparişin toplam bedeli, yıllık hasılatının %4,7'sine denk geliyor. Yıl başından bu yana aldığı işler ise yıllık gelirinin %181'ini geçti.</p>
<p><strong>BATIÇİM ÇİMENTO</strong></p>
<p><strong>Batı Garage Ar-Ge Merkezi için gerekli onayı alırken teşviklerden yararlanacak</strong></p>
<p>Batıçim, teknolojik yetkinliklerini artırma ve sürdürülebilirlik vizyonu doğrultusunda hayata geçirdiği Batı Garage Ar-Ge Merkezi için Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından gerekli onayı aldı. İlgili mevzuat kapsamında teşvik ve muafiyetlerden yararlanma hakkı kazanan merkez, İzmir çimento sektöründe bu statüye sahip ilk tesis olma unvanını taşıyor. Ar-Ge birimi çatısı altında; düşük karbonlu çimento üretimi, alternatif hammadde ve yakıt kullanımı, karbon yakalama teknolojileri ve dijital üretim süreçleri üzerine odaklanılarak küresel regülasyonlara uyum sağlayacak.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Ofis Yem'in fiyatı bir yıldır zayıf seyrederken son iki ayda artan ivmeyle düştü</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aed733b9f8f2-1793946427.png" alt="" width="292" height="237" />Ofis Yem'de fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %24,42 ile toplamda 50,1 bin artarak 255,2 bin lota çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 5'ten 6'ya yükseldi. TAR fonu 50,1 bin lot ile alım yapan tek fon konumunda bulunurken satış tarafında yer alan olmadı. Ofis Yem için 2026 yılında öneride bulunan herhangi bir kurum olmadı. Hissede İş Portföy'ün IDH fonu 138,8 bin lot ile en fazla paya sahip. Ak Portföy'ün ilk kez alım yapan TAR fonundan ayrı olarak BDY fonunda da 25,5 bin lot bulunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/10-ayda-ihale-ve-yatirim-kazandirdi-borc-ve-marj-baskisi-hisseleri-eritti-91534</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/bist-B16K_cover.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 10 ayda ihale ve yatırım kazandırdı, borç ve marj baskısı hisseleri eritti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/o-simdi-savunma-sanayinin-prescisi-91529</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> O şimdi ‘savunma sanayinin’ presçisi!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hasan Büyükdede’yi tanımayan bilmeyen sanayici yoktur. Kendisi, Türkiye’nin ilk ‘uçak mühendislerinden’ ve 1977’den beri ‘fabrika yapan fabrika sahibi’ bir sanayicimiz. 2018’den itibaren 4,5 yıl Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcılığı da yaptı. Savunma sanayimizin en güçlü ‘üretim kümelenmelerinden’ olan Saha İstanbul’un, Hadımköy’deki Teskoop Özel Endüstri Bölgesi’nin de kurucusu. MÜSİAD, İTO, İSO, MAKFED gibi iş dünyasının en muteber örgütlerinde önemli görevlerde bulundu. Peki, bu günlerde ne yapıyor?</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aed6a846d611-1793944196.jpg" alt="" width="455" height="700" />Hasan Büyükdede ile müşterilerinin genellikle ‘sanayinin tekkesi’ dedikleri Hadımköy’deki fabrikasında buluştuk. Önce bunu sordum; ‘neden buraya sanayinin tekkesi’ diyorlar? Yanıtı kısa ve öz oldu: “Çünkü, Hidromode olarak, hidrolik pres ve hidrolik makinalar üretiyoruz ve bunlar bir fabrikanın en temel makineleridir. Beyaz eşya, otomotiv, uçak, gemi, tren, savunma sanayi, lastik, plastik, kompozit, demir çelik sanayilerindeki fabrikalara üretim yapıyoruz. Çok büyük presler makinelerimiz, Mercedes’ten TOFAŞ’a, Arçelik’ten Siemens’e, Roketsan’dan TEİ-TUSAŞ’a kadar 100’lerce dev fabrikada hizmet veriyor. Sayıları 850’yi aştı. Türkiye dışında 30 ülkeye de iş yaptık. Son dönemde savunma sanayimize iş yetiştirmekle meşgulüz çok şükür. Bizim müşteriler bizden genellikle standart ürün-pres almak için gelmez, ‘ben şöyle bir üretim yapacağım, şu özelliklerde ve şu konularda da sorunumu çözecek bir makine lazım’ derler ve biz onu, dinler, anlar, çalışır ve yaparız. Çok büyük tonajlı preslerin üretimlerini yaparız. Bir de tabii sanayicilerimizin sadece dertleşmek için fabrikamıza gelmeleri de söz konusu ve ayrıca bu sebeple de buraya ‘sanayinin tekkesi’ derler. Kapımız hep açıktır.”</p>
<h2>Üniversitede hoca olmaktan nasıl yırttık? </h2>
<p>Hidromode A.Ş’yi 1977’de üç ortak kurduklarını belirten Hasan Büyükdede, şöyle anlatıyor girişimcilik öyküsünü: “Ben Konyalı, bir esnaf çocuğuyum. Dört kardeştik. Burası aile ve çalışanların en baştan ortak olduğu bir şirkettir. Konya Lisesi’ni bitirdikten sonra uçak mühendisi olmak istedim ve 1972’de İTÜ’den makine mühendisi olarak mezun oldum. Uçak kürsüsünde hoca olarak kalacaktım. Bir hocamız ‘illa uçak kürsüsüne seni alacağız’ diyordu. Öğrencilikte bir araştırma yapmıştım ve o, kitap olmuştu. Ancak, uçak malzemeleri hocam Mehmet Çapa dedi ki ‘oğlum bırak buraları, sen piyasa adamı görünüyorsun.’ Sınıf arkadaşım Koray Ergun vardı o da üniversitede kalacaktı. Mehmet Çapa ikimizin koluna girdi, binanın önüne kadar geldik ve ‘S..tirin gidin buradan, alın şu adrese işiniz hazır’ dedi. Bizi Sefaköy’deki İmbat Makine’ye gönderdi. Başında Timur ve eşi Rozita İmrak vardı. Almanya’da mühendislik yapmış bir sanayici abimiz ve eşi. Dehşet adamdı ve bize büyük iyilikleri oldu. Biz de hoca olmaktan böylece yırttık. Başladık işe, Almanya’ya gidiliyor, geliniyor, derken orada 5 yıl çalıştık ve makine üretiminde Alman ekolünü iyice öğrendik. Almanya’ya sürekli hidrolik pres fabrikasına gidiyorduk, sonra onların lisansı ile Türkiye’de üretimlere başladık. O sıralarda 16 ay askerliğimi de yaptım. Sonra sınıf arkadaşlarımızdan Mehmet Engin Kılıç da bize katıldı ve sanayi tipi mutfak üretmek için ilk şirketimiz Modelüks’ü 1977’de 150 metrekarelik bir atölyede kurduk. Önce, üretim için lazım makineleri kendimize ürettik.</p>
<h2>“Kendi makinelerimizi yapınca iş değişti” </h2>
<p>Hidrolik Abkant Pres, Makas yaptık. Hibrit adını verdiğimiz bir de tezgah yaptık. Kendi makine parkımızı görenler bizden ‘abkant presler’ istemeye başladı. Sacı kesme, bükme, form verme, kaynak yapma ve kaynak aparatları hepsini yapar olduk. Bütün sac işleme camiası hücum etti. ‘En iyisi bunu bir makine fabrikasına dönüştürelim’ dedik. 350 metrekarelik bir yer daha kurduk ve abkant giyotini gece gündüz üretiyoruz, yetiştiremiyoruz. Bu arada endüstriyel mutfak da devam etti. Bir süre sonra yerimiz dar geldi. 1986’da Hidromode’yi Beylikdüzü’nde 1500 metrekare yere taşıdık. Almanya’dan, Suriye’den de yoğun siparişler geldi ilk ihracatları da öyle yaptık. 2000 yılına kadar Beylikdüzü’nde devam ettik. Sonra Hadımköy’deki bu arsayı aldık ve yeni fabrika kurduk. Burada bir kümelenme de oldu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">MİLLİ MUHARİP UÇAĞIMIZ KAAN’A DESTEK OLUYORUZ”</span></h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aed6a3dbf29c-1793944125.jpg" alt="" width="800" height="428" />Hidromode AŞ. Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Büyükdede, şöyle konuşuyor: “Biz fabrikamızda çok özel nitelikli büyük makineler üretiyoruz. Bugüne kadar çok sayıda anahtar teslimi tesis geliştirdik ve teslim ettik. Savunma sanayimizin acil ihtiyacı olan kompozit presleri, uçak üretiminde kullanılan form verme preslerini ve mühimmat preslerini ürettik. Halen üretmeye de devam ediyoruz. Şu anda çok heyecanlı olduğumuz projelerimiz var. Firma olarak en büyük idealimiz, milli muharip uçağımız Kaan’ın bir an önce tam anlamıyla devreye girmesidir. Bunun için bütün imkânlarımızla destek vermeye gayret ediyoruz. Aynı zamanda Milli Savunma Bakanlığımıza bağlı Askeri Fabrikalar Genel Müdürlüğü ve MKE’ye de her konuda destek oluyoruz. Bizim kapasitemizi Savunma Sanayi dolduruyor.”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/o-simdi-savunma-sanayinin-prescisi-91529</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ O şimdi ‘savunma sanayinin’ presçisi! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kurtulmustan-fon-degerlendirmesi-burunlarindan-fitil-fitil-getirilmeli-91527</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kurtulmuş’tan fon değerlendirmesi: Burunlarından fitil fitil getirilmeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, yatırım fonlarına ilişken gelişmeleri değerlendirirken, “Geçiştirilecek, ihmal edilecek bir konu değil. Kimler bulaşmışsa burunlarından fitil fitil getirilmeli. Milletimizin beklentisi de adaletin gereği de budur” dedi. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş, Türkiye’ye resmi bir ziyarette bulunan Hırvatistan Meclis Başkanı Gordan Jandroković ile ortak basın toplantısı düzenledi. Basın mensuplarının sorularını da yanıtlayan TBMM Başkanı Kurtulmuş’a, son günlerin en önemli konusu fon soruşturmasının hatırlatılması üzerine, “ciddi ve derin bir kriz” diye değerlendirerek şöyle dedi:</p>
<p>“Bunun üzerine çok açıklıkla gidilmesi şarttır. Bu işe karışan, haksız kazanç elde eden, haram paranın peşinde koşan, kim varsa kime ulaşıyorsa kime kadar gidiyorsan bunlardan hesap sorulması milletimizin beklentisidir. Fon krizi ile ilgili görevli olan makamlarda oturan kamu görevlileri arkadaşlarımızın eğer hataları kusurları bir takım ihmalleri varsa onlardan da hesap sorulmalıdır. Bu konu geçiştirilecek, ihmal edilecek bir konu değildir. Kimler bu işe bulaşmışsa burunlarından fitil fitil getirilmelidir. Adalet Bakanımızın çizdi o çerçevenin de önemli olduğunu düşünüyorum. Türkiye artık bu mesele ile vakit kaybetmemeli.” </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Tüccar tutuklamaları ve hal yasası</span></h2>
<p>Türkiye’de son dönemdeki en dikkat çekici operasyonlardan biri, büyük ölçekli olarak ihracat ve zincir mağazalara taze sebze- meyve tedarik eden tüccarlara yönelik oldu. O tarihten bu yana aylık enflasyon açıklamalarında taze sebze-meyvelerde bir o bir bu “artış şampiyonu” olmayı sürdürdü. Soruşturmaların nasıl ilerlediğine yönelik hali hazırda kamuoyuna yansıyan bir bilgi yok. Ancak, iyi giden 2025 ve 2026 yağışlarının Türkiye’de bir bolluk oluşturduğu da ortada. Fiyatlara yansımaması ise yapısal sorunun devam ettiğinin işareti. Hal yasası da bir kez daha gündemde. Bu ortamda yapısal sorunlara, işgücü sorunlarına, hal sisteminin istismar edilerek çiftçilerin varlığı, geliri, vatandaşların beslenme hakkıyla oynanmasına yönelik sorunların devam ettiği de ortada. Bütün bunlara ilave olarak bir de tutuklanan tüccarların uzun süredir anlaşmalı oldukları çiftçilerin ürünlerini toplatmadığı bilgisi eklendi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">385 gıda ürünü AB'de riskli bulundu</span></h2>
<p>Avrupa Birliği Gıda ve Yem Hızlı Alarm Sistemi kayıtlarına göre, Türkiye’den 385 gıda ürünü AB’de riskli bulundu. Verilere göre; 2026 yılının ilk on ayında 385 bildirim yapıldı, bunların 278’i ciddi risk olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Veriler CHP Niğde Milletvekili Ömer Gürer’e ait. Gürer, “Avrupa Birliği Gıda ve Yem Hızlı Alarm Sistemi ülkemizden gönderilen gıda ürünleriyle ilgili ret kararı vermektedir. 2025 yılında 486 üründe verilen ret kararı 2026 yılının ilk on ayında 385 bildirime erişmiş bulunmaktadır.</p>
<p>Bildirim türleri; 284 sınır reddi, 60 dikkat bildirimi, 23 alarm bildirimi olarak kayıtlara geçerken, 278 kayıt ciddi risk, 39’u ise potansiyel risk olarak bildirilmiştir” dedi. Verilere bakıldığında, öne çıkan kayıtlarda meyve ve sebze grupları 296 ürünle ilk sırada yer alıyor ve tüm kayıtların yüzde 77’sini oluşturuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kurtulmustan-fon-degerlendirmesi-burunlarindan-fitil-fitil-getirilmeli-91527</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/numan-kurtulmus.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kurtulmuş’tan fon değerlendirmesi: Burunlarından fitil fitil getirilmeli ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/otomotivden-sonra-celikte-de-ilginc-zamanlar-golgesi-91520</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otomotivden sonra çelikte de ‘ilginç zamanlar’ gölgesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bakan Bolat, Türk çelik üreticilerinin Avrupa tedarik zincirlerinden dışlanmasının AB üreticilerinin rekabet gücünü zayıflatacağı, düşük karbonlu çeliğin dolaşımını sınırlayan ticaret kısıtlamalarının yeşil dönüşümü engelleyebileceği uyarısını yaptı.</strong></p>
<p>İstanbul’da yapılan Çelik Zirvesi’nde Made in EU bazlı ‘değer zincirleri’ tartışması yaşandı. Avrupalı sektör temsilcileri ‘otomotivde’ Türkiye’deki üretici ve ihracatçıları devre dışı bırakan rejimi çelikte de önerince ortam gerildi.</p>
<h2>Değer zincirlerini Avrupa içinde tutmak</h2>
<p>Çelik İhracatçıları Birliği’nin (ÇİB) koordinasyonunda ve TCC A.Ş.’nin organizasyonuyla İstanbul’da Swissôtel The Bosphorus’ta düzenlenen Steel Networking Summit’in ilk gününün ikinci oturum panelinde Avrupa Çelik Üreticileri Birliği EUROFER Direktörü Alessandro Sciamarelli, otomotiv dışındaki sektörleri de kapsayacak şekilde “Bütün değer zincirlerini Avrupa içinde tutmak istiyoruz.” diyerek Made in Europe kapsamında atılan adımları savundu ve “Avrupa olarak komponentlerin birleştirildiği bir merkez hâline gelmek istemiyoruz. Bunun için acil kararlar alındı.” ifadesini kullandı. Panel konuşmacıları arasında yer alan Van Bael &amp; Bellis Uluslararası Ticaret Hukuku Danışmanı Fabrizio Di Gianni ve ArentFox Schiff LLP Uluslararası Ticaret Hukuku Danışmanı Matthew Nolan da EUROFER temsilcisini destekledi.</p>
<p>Bunun üzerine Global Resources Partners Yönetim Kurulu Başkanı eski Büyükelçi Mehmet Öğütçü, “Çok rahatsız oldum, cevap vermek zorundayım.” diyerek ilave söz aldı ve “Bütün değer zincirlerini Avrupa içinde tutmak ifadesini kabul etmiyorum.” tepkisini gösterdi.</p>
<p>EUROFER Direktörü Alessandro Sciamarelli Made in EU yorumunda neler söyledi? “Bu girişim benim anladığım kadarıyla acil bir şekilde yapmamız gereken bir şeydi. Son iki üç yıldır Avrupa’da yüksek üretim maliyetleri, enerji maliyetleri ile ilgili şoklar yaşadık. Bu şokların analizinden sonra yeni regülasyonlar yaptık.</p>
<p>Otomotiv endüstrisinin içerisinde ve diğer sektörlerde acilen tutarlı bir strateji oluşturmamız gerekiyordu ki bütün üretim değer zincirini Avrupa’da tutalım ve bu bağlamda da bütün üretim içeriklerinin nihai ürüne gelene kadarki kısmının da Avrupa’da yapılmasını sağlayalım. Avrupa eğer bunu yapmazsa, o zaman Avrupa, başka yerlerde üretilen komponentlerin bir araya getirildiği tek yer hâline gelecektir.</p>
<p>Bu nedenle bütün değer zincirlerini Avrupa içinde tutmak istiyoruz. Bu, bütün üretim mekanizması için gerekli, geçerli ve acilen yapılması gerekiyor. Bozulmayı gösteren rakamlar çelik endüstrisinin yanı sıra başta otomotiv olmak üzere başka birçok üretim endüstrisi için de geçerli. Gerçekten son derece endişe verici bir şey bu.” şeklinde konuştu.</p>
<p>ArentFox Schiff LLP Uluslararası Ticaret Hukuku Danışmanı Matthew Nolan da aynı konuda çelik sektörünün tarifelerle korunmasının kolay olduğunu, son uygulamalarla sübvansiyonlara karşı antidamping önlemleri alınmasının da ötesine geçtiklerine dikkat çekerek “Kazananların ve kaybedenlerin olduğu bir ortam. Günün sonunda kaybedenler çoğunlukta. Dampinge karşı önlemler zaten alınıyordu. Ancak endüstri politikası olması için bunların da ötesine geçmemiz gerekiyordu. Belli sektörleri büyütmeyi istemeniz hâlinde çok seçici önlemler gerekiyordu.” değerlendirmesini yaptı.</p>
<h2>Oyunun adı hız, değişim ve uyum sağlamak</h2>
<p>Tepki Global Resources Partners Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Öğütçü’den geldi: “Çok kısa bir şekilde söylemem gerekiyor. Değer zincirlerinin Avrupa ile sınırlı tutulması söyleminden rahatsız oldum. Demek ki korumacılık prosesi Avrupa’da da devam edecek. ABD’nin yüksek tarife politikasını biliyoruz. Trump, devlet sübvansiyonu ve krediler konusunda da çok etkili. Çin’de ne tür sorunların olduğunu hepimiz biliyoruz, dünya üretiminin yarısını yapıyor. Hindistan da ihtiyacı olanı üretiyor.</p>
<p>Fuat Tosyalı’nın neler söylediğini hatırlıyorum. Dünya değişti, bizler ticaret oyununun kurallarını yeniden yazıyoruz. Teknoloji değişiyor, küresel öncelikler, iş modelleri değişiyor. Dönüşümün merkezindeyiz. Bu dönüşümün ne olduğunu bilenler, gerçekte neyin değiştiğini anlayanlar ve dönüşümü tetikleyenlerin neler olduğunu bilenler, aslında çelik endüstrisinin başını çekerek dönüşümün itici güçleri olacak ve ön saflarda yer alacaklar. Dolayısıyla oyunun adı hız, değişim ve uyum sağlamak olacak.”</p>
<p>Otomotivden sonra çelikte yaşanan tablo sürpriz mi? Aslında Ticaret Bakanı Ömer Bolat toplantının açılışında çelikte de ‘dışlanma riski’nin altını çizerek ABD’nin çeliğe uyguladığı ek gümrük vergileri ve AB’nin ithalat kotaları ve koruma önlemlerinin, Türk üreticilerinin ve ihracatçılarının pazara erişimini zorlaştırdığını belirtmiş ve Türkiye’nin Avrupa sanayisi için ‘güvenilir tedarikçi’ rolünü ön plana çıkarmıştı. Bakan Bolat, Türk çelik üreticilerinin Avrupa tedarik zincirlerinden dışlanmasının AB üreticilerinin rekabet gücünü de zayıflatacağı konusunda uyarıda bulunarak hurda bazlı, düşük karbonlu çeliğin dolaşımını sınırlayan ticaret kısıtlamalarının yeşil dönüşüm hedeflerini engelleyebileceğine de dikkat çekmişti.</p>
<p>ÇİB Yönetim Kurulu Başkanı ve Dünya Çelik Birliği Başkan Yardımcısı Uğur Dalbeler de sektörde kapasite artışlarının ihracat baskısını artırdığını ve korumacılığı teşvik ettiğini, geniş kapsamlı ticaret kısıtlamalarının rekabetçi üreticilere zarar verdiğini belirterek karbon düzenlemelerinin ek ticaret engellerine dönüşmemesi konusunda uyarıda bulunmuştu.</p>
<h2>‘Avrupalı’ olabilme şartı</h2>
<p>Çelikte farklı sürprizlerin çıkabileceğine ilişkin bir saptama da Made in EU konusunda kapsamlı çalışmalar yapan TEPAV İnovasyon Çalışmaları Program Direktörü Selin Arslanhan’dan geldi. Arslanhan bu hafta başında açıklanan raporunda, Türkiye’yi dışarıda bırakan Almanya-Fransa uzlaşmasını içeren yeni belgenin CO2 filo standartlarındaki süper kredileri tüm “Made in Europe” elektrikli araçlara genişlettiğini ve düşük karbonlu çelik ve alüminyum kullanan araçlara daha yüksek çarpan tanıdığını ifade ederek bu tanımla Türk tedarikçilerin bileşenlerinin Avrupa içeriği sayılmadığını, düşük karbonlu Türk çeliğinin de bu yüksek çarpandan yararlanamayacağına dikkat çekti.</p>
<p>Sadece bu kadar da değil. Arslanhan, Avrupa Parlamentosu için hazırlanan Made in EU ‘coğrafi kapsam ve içerik’ koşullarına ilişkin bir rapordaki 3 etki senaryosuna göre, çelikte AB için en kazançlı tercihin, kamu alımlarına katılabilmek için gerekli olan menşe şartının yani ‘Avrupalı’ olabilme şartının, 27 AB ülkesi ile sınırlı olduğu senaryo olduğuna ve gerçekleşme olasılığı yüksek olan bu senaryoda da Türkiye’nin otomotivdeki gibi dışarıda kaldığına dikkat çekti.</p>
<p>Mehmet Öğütçü’nün çelik toplantısındaki konuşmasında kaotik durumları betimlemek için kullandığı Çin atasözüne atıfla bitirelim: Otomotivde, çelikte ve diğerlerinde yaşananlara ve yaşanacak olanlara bakılırsa, Çinlilerin “İlginç zamanlarda yaşayasın” bedduası, sanki bizim temel sanayi sektörlerimiz için söylenmiş gibi. Çünkü belirsizliğin otomotiv ve çelikten diğer sektörlere sıçrayacağı kaotik günler ardı sıra geliyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/otomotivden-sonra-celikte-de-ilginc-zamanlar-golgesi-91520</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Otomotivden sonra çelikte de ‘ilginç zamanlar’ gölgesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-calisanlarin-sosyal-guvenliginde-isverenler-nelere-dikkat-etmeli-91519</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı çalışanların sosyal güvenliğinde işverenler nelere dikkat etmeli?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye'de çalışan yabancılar, kural olarak Türk vatandaşlarıyla aynı sosyal güvenlik hükümlerine tabi tutuluyor. Ancak geçici görevlendirme, uluslararası sosyal güvenlik sözleşmeleri ve özel statüler bazı istisnalar getiriyor. İşverenlerin çalışma izni, SGK bildirimi ve prim süreçlerini birlikte takip etmesi gerekiyor.</strong></p>
<p>Türkiye'de çalışan yabancılar kural olarak Türk çalışanlarla aynı esaslara göre sigortalı sayılmaktadır. Geçici görevlendirme ve sosyal güvenlik sözleşmeleri ise işverenlerin yakından takip etmesi gereken istisnaları oluşturmaktadır.</p>
<p>Türkiye'de yabancı uyruklu çalışan istihdamı arttıkça, bu çalışanların sosyal güvenlik yükümlülükleri de işverenlerin gündeminde daha fazla yer almaktadır. Hangi yabancı çalışanın Türk sosyal güvenlik sistemine tabi olacağı, hangi hâllerde sistemin dışında kalacağı ve işverenin ne zaman hangi bildirimi yapması gerektiği, uygulamada sıkça gündeme gelen konular arasında bulunmaktadır.</p>
<p>Yazımızda, yabancıların sosyal güvenliğinde temel kuralı, istisnaları ve işverenlerin dikkat etmesi gereken hususları ele alacağız.</p>
<h2>Yabancı çalışan da Türk çalışan gibi sigortalı sayılmakta</h2>
<p>Türkiye'de yabancıların sosyal güvenliğini düzenleyen ayrı bir kanun bulunmamaktadır.</p>
<p>Konu, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun yanı sıra Uluslararası İşgücü Kanunu ve sosyal güvenlik sözleşmeleri çerçevesinde değerlendirilmektedir. Kanun, sigortalıyı tanımlarken vatandaşlığı değil <strong>çalışma şeklini</strong> esas almaktadır. Bu nedenle sigortalılığın belirleyici ölçütü uyrukluk değil, kişinin çalışma biçimi ve hukuki statüsüdür.</p>
<p>5510 sayılı Kanun'un 4’ncü maddesine göre, Türkiye'de bir işverene bağlı olarak iş sözleşmesiyle çalışan yabancılar 4/a (SSK) kapsamında sigortalı sayılmaktadır. Dolayısıyla yabancı çalışan, bir Türk vatandaşı gibi kural olarak zorunlu sigortalı olurken, işverenin bildirim ve prim ödeme yükümlülükleri de aynen devam etmektedir.</p>
<h2>Sözleşmeli ülke vatandaşlarına önce sözleşme uygulanmakta</h2>
<p>Kanun metninde yer alan <em>"mütekabiliyet esasına dayalı olarak uluslararası sosyal güvenlik sözleşmesi yapılmış ülke uyruğunda olanlar hariç"</em> ifadesi, sözleşmeli ülke vatandaşlarının sigorta dışında bırakıldığı şeklinde anlaşılmaması gerekmektedir. Bu kişiler bakımından öncelikle ilgili sözleşme hükümleri uygulanmakta; sözleşmede düzenleme bulunmayan hâllerde ise 5510 sayılı Kanun devreye girmektedir. Örneğin Türkiye'de çalışan İsviçre vatandaşları ile daimi ikametgâhı Birleşik Krallık'ta bulunan Birleşik Krallık vatandaşları hakkında kısa vadeli sigorta kolları ile genel sağlık sigortası uygulanıyor. Uzun vadeli sigorta kolları ise SGK'ya ayrıca talepte bulunulması hâlinde uygulanıyor.</p>
<h2>Geçici görevlendirmelerde mükerrer sigortalılığı önleyecek kural</h2>
<p>Uygulamada sıkça gündeme gelen konulardan biri, yurt dışındaki bir kuruluş tarafından Türkiye'ye geçici görevle gönderilen kişilerin durumudur.</p>
<p>5510 sayılı Kanun'un 6. maddesinin (e) bendi uyarınca, uluslararası sosyal güvenlik sözleşmeleri hükümleri saklı kalmak kaydıyla, yabancı bir ülkede kurulu bir kuruluş tarafından ve o kuruluş adına ve hesabına <strong>Türkiye'ye üç ayı geçmemek üzere bir iş için gönderilen ve yabancı ülkede sosyal sigortaya tabi olduğunu belgeleyen</strong> kişiler sigortalı sayılmamaktadır. Buradaki amaç, aynı kişinin aynı çalışma nedeniyle birden fazla ülkede prim ödemesini, yani mükerrer sigortalılığı önlemektir.</p>
<p>Uygulamada üç ihtimalin birbirinden ayırılması gerekmektedir.</p>
<p>- Çalışan geldiği ülkede sigortalı olduğunu belgeleyemiyorsa, çalışmaya başladığı tarihten itibaren Türkiye'de sigortalı sayılmaktadır.</p>
<p>- Çalışan geldiği ülkede sigortalı, ancak o ülkeyle Türkiye arasında sosyal güvenlik sözleşmesi yoksa üç aylık süre uygulanmakta, üçüncü ayın bitiminden sonra işe giriş bildirgesi verilerek sigortalılık başlatılmaktadır.</p>
<p>- Çalışan sözleşmeli bir ülkeden geliyorsa, sözleşmede öngörülen süre boyunca, ilgili ülkenin sosyal güvenlik kurumundan alınan formüler ibraz edilmek kaydıyla Türkiye'de sigortalılık başlatılmamaktadır.</p>
<p>Sözleşmeli ülkeler için geçerli süreler birbirinden farklı düzenlenmiştir. Örneğin Lüksemburg için 12 ay geçici çalışma ve 12 ay uzatma olmak üzere toplam 24 ay, Kebek için ise 60 aya kadar süre öngörülmüştür. Formüler veya yurt dışında sigortalı olunduğunu gösteren belge sunulamaması durumunda, çalışan çalışmaya başladığı tarihten itibaren sigortalı yapılması ve sigorta primlerinin ödenmesi gerekmektedir.</p>
<h2>Bağımsız çalışan yabancılarda ölçüt ikamet</h2>
<p>Yabancılar, gerekli izinleri almaları şartıyla bağımsız olarak da çalışabilmekte ve 4/b (Bağ-Kur) kapsamında sigortalı olabilmektedir.</p>
<p>Bağımsız çalışan yabancılar bakımından belirleyici ölçüt, Türkiye'de ikamet edilip edilmediğidir. Sosyal güvenlik sözleşmeleri hükümleri saklı kalmak kaydıyla, Türkiye'de ikamet eden ve kendi adına ve hesabına çalışan yabancılar, yurt dışındaki sigortalılıkları veya aylık almaları sonucu değiştirmeksizin 4/b kapsamında sigortalı sayılmaktadır. Buna karşılık yurt dışında ikamet eden ve o ülkenin sosyal güvenlik mevzuatına tabi olan bağımsız çalışanlar, 5510 sayılı Kanun'un 6. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi gereği sigortalı sayılmamaktadır.</p>
<h2>Bazı statülerde özel kurallar var</h2>
<p><strong>- Mavi Kart sahipleri:</strong> Doğumla Türk vatandaşı olup çıkma izniyle vatandaşlığını kaybedenler, sosyal güvenlik bakımından Türk vatandaşlarına tanınan haklardan aynen yararlanmaya devam etmektedir.</p>
<p><strong>- Türk soylu yabancılar:</strong> Çalışma statülerine göre 4/a, 4/b veya 4/c kapsamında Türk vatandaşlarıyla aynı hükümlere tabi tutulmaktadır.</p>
<p><strong>- Çifte vatandaşlar:</strong> Türk hukukunda yabancı sayılmamakta, Türk vatandaşı gibi işlem görmektedir.</p>
<p><strong>- Uluslararası koruma statüsündekiler:</strong> Mülteci, şartlı mülteci ve ikincil koruma sahipleri çalışma biçimlerine göre 4/a veya 4/b kapsamında sigortalı sayılmaktadır.</p>
<p><strong>- Geçici koruma sağlananlar:</strong> Çalışma ve sosyal güvenlik mevzuatından doğan hak ve yükümlülükleri saklı kalmaktadır.</p>
<p><strong>- Diplomatik statüdekiler:</strong> Diplomatik sıfatla görev yapanlar sigortalı sayılmamakta, diplomatik sıfatı olmayan özel hizmet personeli ise yurt dışındaki sigortalılığını belgeleyememesi durumunda 4/a kapsamında sigortalı olabilmektedir.</p>
<h2>İşverenler uygulamada nelere dikkat etmeli</h2>
<p>- Çalışma izni mevzuatındaki muafiyet ve istisnalar saklı kalmak üzere, yabancı çalışan için öncelikle çalışma izni alınması gerekmektedir.</p>
<p>- Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği'nin 11. maddesinin üçüncü fıkrasının (e) bendi uyarınca, yabancı uyruklu 4/a'lı çalışanlar için SGK bildirimleri, çalışma izin belgesindeki izin başlangıç tarihinden, izin tarihi ile belgenin işverene tebliğ tarihinin farklı olması hâlinde ise tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde yapılması gerekmektedir.</p>
<p>- SGK bildirimlerinde, çalışma izni başvurusunda beyan edilen meslek kodu, ücret ve işyeri bilgileriyle uyumlu olmalı gerekmektedir.</p>
<p>- Geçici görevli yabancılar için formüler ve süre takibi yapılmalı, sürenin dolduğu tarihte işe giriş bildirgesi verilmelidir.</p>
<p><strong>Sonuç olarak,</strong> Türkiye'de çalışan yabancılar kural olarak Türk vatandaşlarıyla aynı esaslara göre 4/a veya 4/b kapsamında sigortalı sayılmakta, geçici görevlendirme, diplomatik statü ve yurt dışında sigortalı olma gibi istisnalar ise esasen mükerrer sigortalılığı önlemeye hizmet etmektedir. Dolayısıyla, denetim ve yaptırım riskleriyle karşılaşmamak için yabancı çalışanların sosyal güvenliğinin çalışma izni, SGK bildirimleri, sosyal güvenlik sözleşmeleri ve formüler süreçlerinin birlikte yönetilmesi gerekmektedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-calisanlarin-sosyal-guvenliginde-isverenler-nelere-dikkat-etmeli-91519</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı çalışanların sosyal güvenliğinde işverenler nelere dikkat etmeli? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31-de-bizi-gorecek-mi-91518</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> COP31 de bizi görecek mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İklim krizi, biyoçeşitlilik kaybı ve doğal kaynakların tahribatı, artık yalnızca çevresel sorunlar olarak değerlendirilmiyor. Ekosistem krizi; büyümeden istihdama, enflasyondan finansal piyasalara kadar ekonominin tüm alanlarını etkilerken, çözümün kalkınma politikalarıyla birlikte ele alınması gerekiyor.</strong></p>
<p>Bu aralar metrekareye milyon tane COP31 yazısı ve haberi düşüyor, değil mi? Bu kalabalığın içinde size yük olmak istemem ama ben de aslında tam olarak neden meselenin yakın dönem gürültüyle ilgili olmaması gerektiğini yazacağım.</p>
<p>Yazının başında bir ihtimal size COP toplantılarının tarihini anlatabilirdim. Havalı bir şekilde yapabiliyorum bunu. Rio diyorum, Paris diyorum, kâğıda bakmadan UNFCCC deyip sorarsanız açılımını da söyleyebiliyorum (LULUCF’nin açılımını unutuyorum bazen ama hızlı toparlıyorum). Lakin bu yazı, meselenin bunlar olmadığını söylemek için yazılmıştır.</p>
<p>Benim iklim değişikliğinin etkilerini anlatma maceram uzun. Konuyu iktisadi olarak çalışmaya başlayalı epey oluyor. Başlarda, paydaşları mevzunun yenilenebilir enerjiden ya da çevre korumadan farklı bir şey olduğuna ikna etmek için epey emek harcadığımı hatırlıyorum. Bugün öyle değil. Artık herkes uzlaşmış durumda.</p>
<p>Şimdi de meselenin iklim krizi ile sınırlı olmadığını anlatıyorum. “Küresel ısınma”, 2007’ye kadar önemli bir terimken sonrasında “iklim krizi”nin manşetlerde daha fazla yer bulduğunu gördük. İklim krizinin yanında biyoçeşitlilik de yakın zamanda ön plana çıkan başlıklardan biri. Gezegenimizin derdi bitmiyor ki! Sorunların derinliğini ve zamanın aleyhimize işlediğini anladıkça, zihnimizdeki terimler de değişiyor. Artık iklim krizini dar buluyor, <strong>ekosistem krizi</strong>nden bahsediyoruz. Sürdürülebilirliğin yetersiz kalmasından endişe ediyor, artı değer için <strong>onarıcılığı</strong> konuşuyor, <strong>doğa-pozitif</strong> kalıyoruz.</p>
<p>TSKB Ekonomik Araştırmalar ekibi, 2020 yılında yayımlamaya başladıkları İklime Dair isimli dergilerinin başlığını 2023’te Ekosisteme Dair olarak değiştirdi. Bunu yaparken amaçları, kalkınma bankası sorumluluğuyla, konunun özünü genişletmekti. Derginin içinde terimler de açıklanıyor. Unutursanız bakabilirsiniz. Kimse sırasız harflerden oluşan upuzun kısaltmaları, net sıfır ile karbon nötr arasındaki farkı ezbere bilmek zorunda değil. Biz biliyoruz ve bunun için varız.</p>
<p>İşin popülerliği arttıkça, konunun bir ezber yarışmasına dönüşmesini üzüntüyle izliyorum. Oysa bu ezber değil, anlayış ve iş yapma yarışı olmalı. Ekosistem krizi ile ilgilenmemizin temel nedeni önce insanî, sonra iktisadidir. Amazon Ormanlarını korumak için verdiği efsanevi mücadelesi ile bildiğimiz Chico Mendes, insanî bağlamdan çıkan iklim krizi ile mücadele faaliyetlerini “bahçecilik” olarak nitelendirmekte haksız mıydı?</p>
<p>Size kalkınma perspektifinden ekosistem krizi ve ekosistem krizi bağlantılı risklerin etkilerini anlatırken, büyümeden ve istihdamdan (ya da istihdam kaybından) bahsediyoruz. Fiyat istikrarına ve enflasyon beklentilerine etkilerini anlatıyoruz ki para politikasına yansımalarını da konuşabilelim. Ekosistem krizinin etkilerinin adil dağılmadığının, kırılgan grupların korunması gerektiğinin altını çiziyoruz ki toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlayacak politika önerileri geliştirebilelim, sağlık politikaları üzerinden maliye politikalarına etkilerini tartışabilelim. Finansal piyasaları anlatıyoruz size, yeşil halka arzlardan bahsediyoruz. Ekosistem krizi bağlantılı arz yönlü şokların arttığı bir dünyada, kalkınma bankalarının mimarisinin desteklenmesine dair çalışmalarımızı paylaşıyoruz, önerilerle geliyoruz.</p>
<p>Bunu en son nerede mi yaptık? Örneğin yukarıda bahsettiğim Ekosisteme Dair dergisinin 20. sayısında. Ne zaman mı yaptık bunu? Bu yıl nisanda. Neden mi COP31’den 7 ay önce yayımladık? Çünkü mesele sadece bir etkinliğin değil bir dönüşümün parçası olmak ve daha fazla paydaşla birlikte o değişimi önden tetiklemek. Yani ne kadar erken, o kadar iyi. Zaten kalkınma bankaları tam olarak bunun için var.</p>
<p>Velhasıl, COP tarihini ya da LULUCF’nin açılımını bilmemek bir kabahat değil. Çünkü mesele bu değil. Ama etkileri yıkıcı olabilen ekosistem kriziyle mücadele için hâlâ alanımız olduğunu ve harekete geçmek gerektiğini bilmemiz şart. Bu etkilerin en çok düşük gelir grubundakileri, toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanamazsa kadınları, yaşlanan nüfusa uygun altyapı ve bakım servisleri yoksa yaşlıları, kapsayıcı şehirleşme olmazsa engellileri vuracağını anlamamız şart. <strong><em>Ekosistem krizi ile mücadele vicdanda başlar, eylemde devam eder, kalkınmaya bağlanır. Ezberlik bir durum yok. </em></strong></p>
<p>           </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31-de-bizi-gorecek-mi-91518</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ COP31 de bizi görecek mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dev-mavi-dalga-abdde-denge-ve-denetleme-geri-dondu-91517</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dev mavi dalga: ABD’de denge ve denetleme geri döndü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABD’de 2026 ara seçimleri, Başkan Trump’ın politikalarına yönelik seçmen tepkisini sandığa taşıdı. Cumhuriyetçilerin Kongre’deki çoğunluğunu kaybetmesi, Trump’ın ekonomi, ticaret ve dış politika adımlarını sınırlandırırken, 2028 başkanlık seçimleri öncesinde Demokratlara önemli bir güç kazandırdı.</strong></p>
<p><strong>Demokrasinin tüm kurumları ile işlediği, yargının bağımsız, basının ise özgür olduğu, seçimle gelenin seçimle gitmeyi doğal gördüğü ülkelerde seçmenler başarısız yöneticileri ve onların uyguladıkları politikaları seçimler yoluyla değiştirebiliyorlar.</strong> Böyle bir kan değişimi, kötü yönetim gösterenleri sonsuza kadar ülkenin başında tutmayı önlediği gibi, halkın da ümitsizliğini, mutsuzluğunu ve öğrenilmiş kabullenişini ortadan kaldırıyor. <br />Başaramayan, kötü yönetim gösteren değişiyor, yerlerine gelen aynı tarzı ve başarısızlığı gösterirse, onları da aynı son beklediği için daha özenli olmaya, halkı dinlemeye ve halka rağmen politika üretmemeye çalışıyor.</p>
<p><strong>Şüphesiz ki doğru işleyen bir demokrasi ilerleme, başarı ve umutsuz olmama için en doğru yönetim şekli. </strong></p>
<p>Amerika’nın 2026 ara seçimleri, işte bu sayılanların hepsinin dünyanın gözü önünde gerçekleştiği bir seçim oldu.</p>
<p><strong>Başkan Trump’ın uyguladığı politikaların hem kendi ülkesine hem de dünyaya getirdiği zorluklar ve ülkenin politik olarak karpuz gibi ikiye bölünmesi, seçmen nezdinde kabul görmedi ve Trump çok ağır bir yenilgi aldı</strong>.</p>
<p><strong>Mesele sadece daha önceki genel seçimde kendi kontrolünde olan Temsilciler Meclisi ve Senato’nun kaybedilmesinin çok daha ötesinde. </strong></p>
<p>Ara seçimlerde Cumhuriyetçiler 7 önemli eyaleti kaybettiler. Bunların içerisinde en dikkat çekenler, Cumhuriyetçilerin kalesi olarak görülen Kansas, Teksas, Güney Karolina, Kuzey Karolina ve Iowa. <strong>Örneğin, Kansas’ta Demokrat aday en son 1932 yılında kazanmış ve bu tarihten itibaren üst üste 32 kez Cumhuriyetçi adaylar hep kazanmışlar.</strong> <strong>Teksas’ta ise Demokratlar en son 1988 yılında kazanmışlar. O tarihten itibaren 13 seçim üst üste Cumhuriyetçilerin kazandığı bir eyalet, Teksas. </strong>Yine bir Cumhuriyetçi kale olan Florida’da ise seçilen Cumhuriyetçi aday ile Demokrat rakibi arasındaki fark sadece yüzde 2.</p>
<p>Georgia’da seçilen demokrat siyahi kadın vali Amerika için de bir ilk. <strong>Amerika Başkanlığı için en kuvvetli adaylardan biri olarak gözüken Demokrat Senatör Jon Ossoff, Cumhuriyetçi rakibini oyların yüzde 59’unu alarak adeta süpürdü. Texas’ta Demokrat James Talarico ise en zor seçim bölgesinde Cumhuriyetçi rakibine yaklaşık 1 milyon 300 bin oy fark attı.</strong></p>
<p>Başkanlık seçimlerine artık 2 yıl var, ancak görünen o ki, Başkan Trump benzer şekilde gider ve Demokratlar oyunu Trump’ın azli üzerine kurmazlarsa, Amerika haritası 2028’de masmavi olabilir.</p>
<p>Bundan sonra özellikle ekonomik açıdan nelerin olabileceği, İran ile olan savaşın nereye evrileceği ve Amerika daha fazla İsrail’in peşinden gidip gitmeyeceği, şimdi sanırım, herkesin sorduğu sorular.  </p>
<p>İsrail’de Netanyahu’nun görevde kalması hem Amerika hem de İsrail açısından toksik bir ilişkinin devamı anlamına gelir. <strong>Demokrat adaylardan birçoğu Netanyahu ve onun hükümetinin politikalarının Amerika açısından zararlı olduğunu ifade ettiler ve Netenyahu’ya bu cephede öfke hâkim.</strong> Cumhuriyetçiler bu yenilginin nedenlerini analiz ederken mutlaka bu hususu da dikkate alacaklardır. <strong>O nedenle İsrail de değişmek zorunda. Bunun doğal sonucu olarak İran ile olan savaş hemen olmasa bile yavaş yavaş sönümlenebilir. </strong>Hürmüz Boğazı'ndan gemi geçişleri savaşın başladığı Mart 2026’ya kıyasla artsa bile hâlâ düşük seviyelerde. Savaşın başladığı günden bugüne Brent petrol futures yaklaşık yüzde 42,5, Amerikan tipi ham petrol spotta yaklaşık yüzde 37,7, Avrupa tipi referans doğalgaz fiyatları ise yaklaşık yüzde 193,3 yukarıda.</p>
<p><strong>Savaşın sönümlenmesiyle petrol fiyatlarında ani bir geri çekilme yaşanabilir ki sanırım bu herkesin ihtiyacı olan bir durum. </strong></p>
<p>Seçim sonuçlarının etkilerine geri döndüğümüzde;</p>
<p>Amerikan Anayasası, fon tahsis etme ve vergi koyma konusunda tek yetkiyi Kongre'ye veriyor. <strong>Demokratların çoğunluğundaki bir Temsilciler Meclisi, gelir artırıcı yasaların ve yıllık ödeneklerin tahsisini kontrol edecektir.</strong> Kongre, bütçe tasarılarına kısıtlayıcı maddeler ekleyerek, federal fonların belirli yürütme projelerine, yürütme emirlerine veya kurum girişimlerine (örneğin, belirli göçmenlik uygulama önlemleri veya sınır güvenliği inşaatı) harcanmasını yasaklayabilir ya da engelleyebilir. Anlaşmaya varılamaması halinde federal hükümetin kapanmasına yol açabilir. <strong>Yürütme organı, 1974 tarihli Bütçe Kontrol Yasası uyarınca, Kongre onayı olmadan tahsis edilmiş fonları keyfi olarak bloke edemez veya alıkoyamaz.</strong></p>
<p>Bardağın dolu tarafına baktığımızda ise borçlanmanın kontrol altına alınma ihtimali, Amerikan tahvillerindeki faiz artışını düşürebilir. Hem İran savaşının sönümlenmesi, petrol fiyatlarındaki düşüş ve hükümet borçlanmasının zorlaştırılması aslında tahvil faizlerinin geriye gelmesi açısından en olumlu gelişmeler olarak görülebilir. Bunlar hemen olacak diye söylemiyorum, ancak olasılığı yüksek bir ihtimal bence.</p>
<p>Demokratların kontrolündeki Temsilciler Meclisi ve Senato, komite başkanlığı yetkisi kazanarak, Temsilciler Meclisi ve Senato komite kuralları uyarınca bağlayıcı celpnameler çıkarma yetkisine sahip olacak. <strong>Komiteler, yürütme yetkililerini ifade almaya zorlayabilir, kurum içi belgeler talep edebilir, başkanlığın maliyesini veya idari politikalarını soruşturabilir ve kamuoyunda büyük yankı uyandıran duruşmalar başlatabilir.</strong></p>
<p><strong>Temsilciler Meclisi ve Senato’nun kontrolü, Demokratlara anayasal olarak azil mekanizmasını çalıştırma imkânı sağlayacaktır.</strong> Temsilciler Meclisi, basit çoğunluk oyuyla azil yetkisine sahip tek meclis iken, Senato yargılamayı yürütür. Mahkûmiyet ve görevden alma için Senato'da üçte iki çoğunluk (67 oy) gerekirken, muhalefetin kontrolündeki Temsilciler Meclisi bağımsız olarak resmi olarak tanınan azil soruşturmaları başlatabilir ve azil maddeleri üzerinde oylama yapabilir. <strong>Ben bu mekanizma bazı bakanlar için çalıştırılsa da, Başkan Trump için böyle bir yola başvurulacağını düşünmüyorum. Süreç hem uzun hem de Cumhuriyetçilerin desteği gerekiyor ki bunu sağlamak bence çok mümkün değil, hem de Başkanlık seçimine gidilirken, Cumhuriyetçiler için gereksiz bir mağduriyet yaratılmış olur. </strong></p>
<p>Göreve gelmeden önce Demokratlar, tarifeleri kaldırmayı, İran savaşını sona erdirmeyi ve sağlık sigortası maliyetlerini düşürmeyi içeren bir <strong>"ilk 100 saat planı"</strong> hazırladılar.<strong> İlk 100 saat planı; </strong>süresi bitmiş <strong>“Affordable Care Act”</strong> (Uygun Fiyatlı Sağlık Yasası) kapsamındaki sağlık sigortası prim desteklerini yeniden yürürlüğe koymayı, yaklaşık 1 trilyon dolara ulaşan Medicaid kesintilerini geri almayı, Başkan Trump tarafından getirilen gümrük vergilerini kaldırmayı ve ticaret politikası üzerindeki Kongre yetkisini yeniden tesis etmeyi, İran’daki savaşa son vermesi ya da savaşın devamı için Kongre’den onay alması yönünde Başkan’a talimat vermeyi kapsayan geniş tanımlı bir plan. <strong>Özellikle sağlık primi desteklerinin kesilmesi milyonlarca Amerikalıyı etkilediği için ilk yapılacak işler arasında gözüküyor. </strong></p>
<p>Fakat tarifeleri ortadan kaldırmak çok kolay değil.</p>
<p><strong>1962 Ticaret Genişletme Yasası'nın 232. Maddesi (ulusal güvenlik) ve 1974 Ticaret Yasası'nın 301. maddesi (adil olmayan ticaret uygulamaları) uyarınca, Başkan, Kongre oylarına ihtiyaç duymadan tarifeleri uygulama, artırma veya değiştirme konusunda geniş yasal yetkiye sahip. </strong>Temsilciler Meclisi ve Senato'yu kaybetmesi, yönetimin yeni ticaret mevzuatı çıkarmasını veya kalıcı tarifeleri yasal vergi kanununa dahil etmesini engelleyecek bir durum olarak gözükmüyor. <strong>Bununla birlikte, tarifeleri belirleyen mevcut yürütme eylemleri ve Başkanlık emirleri, Başkan tarafından iptal edilmedikçe veya federal mahkemeler tarafından geçersiz kılınmadıkça yürürlükte kalacaklar.</strong></p>
<p>ABD seçimlerinin neler getireceğini hep birlikte göreceğiz.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Trump’ın Fed’e yönelik atamaları veto riskiyle karşı karşıya</span></h2>
<p>ABD Anayasası, Başkanın büyükelçileri, Yüksek Mahkeme yargıçlarını, federal yargıçları ve yürütme organı yetkililerini aday gösterebilmesini, ancak atamaların Senato'nun tavsiyesi ve onayıyla yapılacağını öngörüyor. Demokratların kontrolündeki bir Senato ile yargı atamaları (potansiyel Yüksek Mahkeme’de oluşabilecek boşluklar, temyiz ve bölge mahkemesi hâkimleri dahil) sıkı bir incelemeye, gecikmelere veya doğrudan reddedilmeye maruz kalabilir. Bunun ötesinde, kabine düzeyindeki atamalar bile engellenebilir.</p>
<p>Trump’ın Fed’e yönelik atamaları ise artık veto edilme riskiyle karşı karşıya. Bu mekanizmanın yeniden çalışabilecek olması, keyfi atamaları önleyebileceği gibi, özellikle Fed’in bağımsızlığının yeniden kazandırılması anlamına gelecektir. Fed Başkanı ve üyeler, para politikasının uygulanmasında daha rahat hareket edeceklerdir. Bence bu konu son derece önemli.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dev-mavi-dalga-abdde-denge-ve-denetleme-geri-dondu-91517</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/7/1280x720/677-1793940764.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dev mavi dalga: ABD’de denge ve denetleme geri döndü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ahmet-nazif-zorlunun-dunyasi-nasil-degisti-91516</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ahmet Nazif Zorlu&#039;nun dünyası nasıl değişti?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ahmet Nazif Zorlu’nun ilk işi tekstildi. İşini bugün kursa en büyük derdi çalıştıracak eleman bulmak olacaktı. Oysa şimdilerde Zorlu Center’da güvenlik görevlisi olabilmek için torpil aranıyor.</strong></p>
<p>Çarşamba öğlen Ahmet Nazif Zorlu’yu ebedi istirahatgâhına yolcu ettik. Rahmetli, Türk iş dünyasının duayenlerindendi. Emeklilik yaşı geldiğinde TOGG'un kurucularından biri oldu. Daha önce yazdığım gibi TOGG, Türkiye tarihindeki en önemli sanayi politikası projelerinden biridir. Ahmet Bey aynı zamanda Zorlu Center'ı İstanbul’un ortasına bir abide olarak yaptırdı. Bir zamanlar bu inşaatı eleştirip burası keşke orman olsaydı diyenler, şimdilerde Zorlu Performans Sanatları Merkezi’ne gidip bale izliyor. Bence karar sadece Ahmet Bey’in kendisine kalsaydı, Zorlu Center yerine bir büyük Vestel fabrikası daha yapardı. Ama iş insanları kararlarını duygusallıkla değil, piyasadaki gerçeklere göre vermek zorundadır.</p>
<p><strong>Bazen semboller </strong><strong>önemli olabiliyor</strong></p>
<p>Bu yazdıklarımın bir kısmını pazartesi akşamı sosyal medyada da yazmıştım. Tabii halkımız üşenmemiş, rahmetli ile ilgili birçok hikâye paylaşmış. Birinde diyorlar ki telefonu Vestel marka olmadığı için Ahmet Bey tarafından kovulmuş. Bunu okuyunca aklıma bir anım geldi: Bir akşam Ankara'da Kore büyükelçisinin evinde yemekteydik. iPhone'umu şarj etmek için çalışanlara şarj aleti sordum. Kötü kötü bakıp yok dediler. Sonra başka bir misafirden şarj aleti bulup salondaki bir prize taktım. Bir süre sonra bir görevli gelip "Telefonunuzu vestiyere takar mısınız? Burada iPhone görünmesin" dedi. Yani bazen semboller önemli olabiliyor.</p>
<p>Sosyal medyadaki başka bir yorumda da bir işçiyi elini yıkarken suyu çok akıttığı için kovduğunu söylüyorlar. 90’lı yıllarda geçtiği iddia edilen bir olay. Aynı yıllarda -benim de bir dönem çalıştığım- GE’de, zamanının dünyanın en önemli iş yöneticilerinden biri olarak kabul edilen şirketin CEO’su Jack Welch fabrika ziyaretlerine baskülle gider, zorla tartıya çıkardığı işçilerden çok kilolu olanları kovarmış. Dermiş ki boğazına sahip olamayan adam benim fabrikamda da verimli çalışamaz. Bunlar eski zaman hikâyeleri. Bugün böyle bir olayın yaşanması mümkün değil. Kırk sene önceki olayları bugünün referanslarıyla değerlendirince tuhaf çıkarımlar yapmak kaçınılmaz oluyor.</p>
<p>Ahmet Nazif Zorlu’nun ilk işi tekstildi. İşini bugün kursa en büyük derdi çalıştıracak eleman bulmak olacaktı. Oysa şimdilerde Zorlu Center’da güvenlik görevlisi olabilmek için torpil aranıyor. Geçenlerde Ankara’da yemek yediğim bir grup sanayici, işçilerini Nepal’den getirdiklerini anlatıyordu. Hatta Çalışma Bakanlığı’nın koyduğu sınırlar olmasa neredeyse tüm çalışanlarını Nepal’den getirebileceklerini söylüyorlardı.</p>
<p>Bundan birkaç ay önce Ermenistan’dan benimle aynı yaşlarda bir dostumla yemek yiyorduk. “Bizde artık gençler düzenli bir işte çalışmak yerine kurye olmayı tercih ediyor,” dedi. Ermenistan’da kişi başına düşen gelir Türkiye’nin dörtte biri nispetinde ve nüfusu azalan bir toplum. Koşullar farklı ama işgücü eğilimleri aynı. Çok konuştuğumuz sanayisizleşme olgusunu sadece Çin’in aşırı rekabetinin değil, toplumsal trendlerin kaçınılmaz bir sonucu olarak da okumak lazım. Sanayi toplumunun insanlara sunduğu düzenli iş ve öngörülebilir hayat vaadi, giderek daha az karşılık buluyor.</p>
<p>OECD’nin dünyada okuma alışkanlıklarını takip eden çalışmaları var. ABD’de lise son sınıf öğrencileri arasında, zorunlu tutulmadan her gün kitap veya gazete okuyanların oranı 1979’da %60’ken, 2004’te %39’a, bugün %14’e düşmüş. Makul bir uzunluktaki metni okumak yerine kısa videolar izleyen bir kişinin herhangi bir konuyu tam manasıyla anlayabilmesi mümkün değil.</p>
<p>Modern demokrasiyi ayakta tutan orta sınıfın üzerine kurulduğu iki kaide vardı: Birincisi, düzenli çalışılabilecek, sık sık değiştirilmeyen ve haftanın her çalışma günü olan bir iş sahibi olmak; ikincisi, çevrenizde olup bitenle ilgili şöyle böyle de olsa bilgi sahibi olabilecek kadar okuma alışkanlığı edinmek. Gördüğünüz gibi ikisi de küresel ölçekte ortadan kalkıyor.</p>
<h2>Türkiye’deki gibi Amerikan seçmeni de öncelikle cebine bakıyor</h2>
<p>Son iki haftadır dünyanın birçok yerinden gelen seçim sonuçlarının liberal düşünceyi savunan kesimleri sevince gark ettiğini gözlemliyorum. Oysa Brezilya’da seçimi kazanan Lula’nın 81 yaşında dördüncü kez devlet başkanı olarak and içtikten sonra yaptığı ilk iş, seçimdeki rakibi hakkında yakalama emri çıkarmak oldu. Alın size demokrasi! Sırbistan’da seçimi kazanan “öğrenci listesi”nin, eski devlet başkanı Aleksandr Vucic’e muhalif olmak dışında hiçbir özelliği olmadığı gibi iktidarda ne yapacaklarına dair bir fikri de yok. Bu hafta Trump’ın başında olduğu Cumhuriyetçi Parti’nin Kongre seçimlerinde uğradığı hezimetin esas müsebbibi ise ABD’de artan mazot fiyatları. Aynı Türkiye’deki gibi Amerikan seçmeni de öncelikle cebine bakıyor. Demokrasi, yolsuzlukla mücadele, küresel istikrar gibi konular orta sınıfın kaybolmaya yüz tuttuğu toplumlar için lüks.</p>
<p>Cenaze çok kalabalıktı. Yağan rahmetin etkisiyle çadırlara sıkıştık. Rastladığım birçok tanıdık artık yurt dışına yerleşmiş ya da Londra’dan “gelip gidiyor.” Oralarda aradıklarını buluyorlar mı? Sanmıyorum. Belki de geçenlerde aramızdan ayrılan modacı Karl Lagerfeld’in 2008’de söylediği şu söze kulak vermek lazım: “İçinde yaşadığın zamanı eleştirmeye başladığında, zamanın geçmiş demektir!”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ahmet-nazif-zorlunun-dunyasi-nasil-degisti-91516</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ahmet Nazif Zorlu&#039;nun dünyası nasıl değişti? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mavi-dalganin-ekonomik-etkileri-91515</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mavi dalganın ekonomik etkileri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Demokratların Kongre’de çoğunluğu elde etmesi, Trump’ın ekonomi politikalarını tamamen değiştireceği anlamına gelmiyor. Başkanın dış ticaret, gümrük tarifeleri ve dış politika alanlarında kullanabileceği önemli yürütme yetkileri bulunuyor. Ancak yeni düzenlemelerin yasalaşması ve bütçe kaynaklarının kullanılması daha güç hale gelebilir.</strong></p>
<p>ABD’de 3 Kasım’da yapılan ara seçimler, beklendiği üzere Demokratların zaferiyle sonuçlandı. Demokratlar yalnızca Temsilciler Meclisinde değil, Senatoda da çoğunluğu ele geçirerek Trump’ın başkanlığı döneminde ilk kez Kongrenin iki kanadını birden kontrol edecekler. Trump yönetiminin bütçe, vergi, kamu harcamaları ve yeni yasal düzenlemeler konusunda Kongre ile uzlaşma ihtiyacı artacak.</p>
<p>Seçim sonuçları, Cumhuriyetçiler için önemli bir iç muhasebeye dönüşürken, ABD’nin ekonomi ve dış politikasında da yeni bir dönemin başlangıcı olabilir. Zira ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in de sosyal medya hesabından paylaştığı üzere, İran savaşı, yüksek enflasyon ve artan hayat pahalılığı seçmen davranışında belirleyici oldu.</p>
<h2>Seçim sonuçları Trump’ın ekonomi politikalarını nasıl etkiler?</h2>
<p>Demokratların Kongre’de çoğunluğu elde etmesi, Trump’ın ekonomi politikalarını tamamen değiştireceği anlamına gelmiyor. Başkanın dış ticaret, gümrük tarifeleri ve dış politika alanlarında kullanabileceği önemli yürütme yetkileri bulunuyor. Ancak yeni düzenlemelerin yasalaşması ve bütçe kaynaklarının kullanılması daha güç hale gelebilir.</p>
<p>Özellikle üç alanda değişim yaşanabilir.</p>
<p>İlk olarak, Demokratların vergi indirimlerine ve kamu harcamalarının dağılımına yönelik yaklaşımı, bütçe politikalarında uzlaşmayı zorlaştırabilir. ABD’nin yüksek bütçe açığı ve kamu borcu dikkate alındığında, bu durum tahvil piyasalarında belirsizliği artırabilir.</p>
<p>İkinci olarak, yapay zekâ ve teknoloji şirketlerine yönelik düzenleyici denetimlerin artması gündeme gelebilir. Bu gelişme, son dönemde yüksek değerlemelere ulaşan teknoloji şirketleri üzerinde baskı oluşturabilir.</p>
<p>Üçüncü ve küresel ekonomi açısından belki de en önemli konu, İran savaşının geleceği olacak. Seçim sonuçları, savaşın ekonomik ve siyasi maliyetinin Amerikan seçmeni açısından giderek daha önemli hale geldiğini gösteriyor.</p>
<h2>Küresel piyasalar için yeni bir fırsat mı?</h2>
<p>Seçim sonuçlarının ilk açıklandığı saatlerde küresel piyasalarda satış baskısı yaşandı. Özellikle teknoloji ve yapay zekâ şirketlerine yönelik düzenlemelerin artabileceği endişesi, hisse senetlerini olumsuz etkiledi. Ancak bu eğilim kısa sürede değişti. Piyasalarda Demokratların zaferinin İran savaşının sona ermesini hızlandırabileceği ve ekonomi politikalarında daha öngörülebilir bir döneme geçişi sağlayabileceği beklentisi öne çıktı. İran savaşının sona ermesi veya jeopolitik gerilimin azalması, küresel ekonomi açısından önemli sonuçlar doğurabilir.</p>
<p>Öncelikle enerji fiyatlarındaki düşüş, petrol ithalatçısı ülkelerde enflasyon baskısını hafifletebilir. Bu gelişme, merkez bankalarının faiz politikalarında daha fazla hareket alanı kazanmasını sağlayabilir.</p>
<p>İkinci olarak, jeopolitik risk primindeki gerileme, küresel tahvil faizlerini ve finansman maliyetlerini aşağı çekebilir. Böyle bir ortam, özellikle gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarını destekleyebilir.</p>
<p>Öte yandan, ABD'nin yüksek kamu borcu, bütçe açığı ve teknoloji şirketlerindeki değerleme riskleri önemini koruyor. Ayrıca Kongre ile Beyaz Saray arasında yaşanabilecek siyasi tıkanıklık, ekonomik belirsizliği artırabilir.</p>
<p>Dolayısıyla seçim sonuçlarının küresel finansal piyasalar üzerindeki olumlu etkisinin kalıcı olup olmayacağı, önümüzdeki dönemde alınacak somut politika kararlarına bağlı olacak.</p>
<h2>Türkiye için dış koşullar yeterli mi?</h2>
<p>Küresel jeopolitik risklerin azalması, Türkiye ekonomisi açısından da olumlu bir gelişme olacaktır. Petrol fiyatlarındaki gerileme, enerji ithalatı ve cari denge üzerinden enflasyonla mücadeleyi destekleyebilir. Küresel faizlerdeki düşüş ve risk iştahındaki artış ise dış finansman koşullarını iyileştirebilir. Ancak Türkiye'nin karşı karşıya olduğu sorunlar, yalnızca dış koşullardaki iyileşmeyle çözülebilecek basitlikte değil.</p>
<p>Yüksek enflasyon, iç talepteki yavaşlama ve yüksek finansman maliyetleri ekonomik faaliyet üzerindeki baskısını sürdürüyor. Bunlara ek olarak fon krizinin hanehalkı ve şirket bilançoları üzerindeki etkileri, finansal sistemdeki likidite ve güven koşullarını daha önemli hale getirdi. Önümüzdeki dönemde TL ve döviz mevduatlarının seyri, faiz ve kur beklentileri ile Merkez Bankasının rezerv dinamikleri finansal istikrar açısından belirleyici olacak.</p>
<p>Sonuç olarak, ABD seçimlerinin ardından ortaya çıkan siyasi tablo, küresel ekonomi açısından daha olumlu bir dönemin kapısını aralayabilir. Ancak Türkiye'nin bu olası iyileşmeden ne ölçüde yararlanabileceği, dış koşullar kadar içeride uygulanacak politikaların başarısına da bağlı olacak. Bu nedenle enflasyonla mücadeleyi destekleyen yapısal reformların, güven ortamını güçlendiren hukuki düzenlemelerin ve öngörülebilir ekonomi politikalarının önemi devam ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mavi-dalganin-ekonomik-etkileri-91515</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mavi dalganın ekonomik etkileri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mikrop-temizligi-91514</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Mikrop&#039; temizliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Erdoğan fon skandalı hakkında şu açıklamayı yaptı:</p>
<p>“Bu konuda gerekli yol haritasını oluşturduk, gerekli talimatları verdik. Yol haritasına göre her kurum kendi görevini yerine getiriyor. Yani buradan daha önce yaptığım açıklamalarda da söylediğim gibi herhangi bir taviz vermemiz mümkün değil. Gerek mevzuat gerek idari tedbirler gerek yargı süreçleri hepsi yakın takibimizde. Rüşvet, usulsüzlük, suistimal, bütün bunlar tek tek ortaya çıkartılıyor. Tabii bir gerçek var. Nedir bu gerçek? Bakıyorsunuz, hiç ummadığınız insanlar bu işlerin içerisine girmişler. Yargı bunları tespit ediyor ve gerekeni yapıyor.”</p>
<p>Konuya ilişkin olarak Devlet Denetleme Kurulu’nu görevlendirdiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı, sözlerini şöyle sürdürmüş:</p>
<p>“Onlar da kendi incelemelerini yürütüyor. Oradan çıkacak netice de çok çok önemli. Cevdet Bey başkanlığındaki Fon Koordinasyon Kurulu’muz, düzenli ve sık aralıklarla toplanıyor. Kurul’da alınan kararlar çerçevesinde ödemeler konusunda ihtiyaç duyulan adımlar atılıyor.”</p>
<p>Ödemelere de değinen Erdoğan, “Olağan tasfiyelerin ardından, biliyorsunuz, geçen hafta cuma günü itibarıyla olağanüstü tasfiyelerde ödemeler başladı. Güvence verildiği gibi, bu ödemeler aralıksız yapılıyor. Kamu kaynağı kullanılmadan bu sürecin yönetilmesi temel prensibimiz. Altını çizerek söylüyorum, kamu kaynağı kullanımı burada söz konusu değil. Tam aksine herkes fonla ilgili ödemesi gerekeni ödeyecek, tasfiyeler yapılacak ve tahsilatlar gerçekleştikten sonra da gerekli olan yerlere ödemeler gerçekleştirilecek.” demiş ve eklemiş:</p>
<p>“Aziz milletim şunu çok iyi bilsin ki haksız kazanç sağlayan, sermaye piyasalarını manipüle eden veya bunlara çanak tutan kim varsa, bunun hesabını verecek. Sermaye piyasalarımızı bu mikroptan temizleyecek, inşallah her açıdan daha sağlıklı bir yapıya kavuşturacağız.”</p>
<p>Şimdi burada üç noktanın altını çizelim:</p>
<p>Bir: “Hiç ummadığınız insanlar bu işlerin içerisine girmişler…”</p>
<p>İki: “Kamu kaynağı kullanımı burada söz konusu değil. Tam aksine herkes fonla ilgili ödemesi gerekeni ödeyecek…”</p>
<p>Üç: “Sermaye piyasalarımızı bu mikroptan temizleyecek…”</p>
<p>Bunları aklımızda tutup Adalet Bakanı Akın Gürlek’in açıklamasını hatırlayalım şimdi de…</p>
<p>Bakan Gürlek, fon skandalında “üst düzey finans bürokrasisini de kapsayan bir suç yapılanmasına şahit oluyoruz” değerlendirmesini yaptıktan sonra şöyle demişti:</p>
<p>“Üst düzey denetim mekanizmalarımıza sızan şebekenin varlığı bugün itibarıyla oldukça belirgin hâle gelmiş ve sorumlular hukuk önüne bir bir çıkarılmaya başlanmıştır. Verilen ifadeler yeni şüphelileri ortaya çıkarıyor, soruşturma derinleştirilerek devam ediyor.”</p>
<p>Bakan Gürlek, karşılarındaki yapının basit bir borsa manipülasyonu ya da borsa vurgunu ile sınırlı olmadığını, kapsamlı bir suç yapılanması olduğunu kaydetmiş ve eklemişti:</p>
<p>“Bu örgütsel yapının içindeki isimler arasında hiyerarşik ve sistemli bir iş birliğinin delillerine ulaştık. Borsa bürokrasisi, manipülasyonları yapanlar ve medya arasında kapsamlı bir iş birliği yapıldığını görüyoruz. Parayı kontrol eden mekanizmanın içindeki isimler, rüşvet çarkını kurarak üzerlerindeki denetim mekanizmalarını etkisiz hâle getirmişlerdir. Bu şebekenin amacı, bazı hisseler üzerinde oynayarak piyasadaki likiditeyi toplamak ve piyasayı ele geçirmektir. Bu şekilde kartelleşerek ekonomimize zarar vermişlerdir. Bu örgütsel yapı içerisinde söz konusu eylemlere katılarak servet elde edenlerin tümü hakkında yasal işlem yapılmıştır.”</p>
<p>Vatandaşların atılan her adımda bilgilendirileceğini ifade eden Bakan Gürlek, “Yürütülen soruşturmalar, yalnızca finansal piyasalardaki usulsüzlüklerle sınırlı değildir. Finansal sistemin altyapısına ve bürokrasinin üst kademelerine kadar uzandığı tespit edilen organize bir yapının bütün bağlantıları araştırılmaktadır. Süreç, elde edilen deliller doğrultusunda titizlikle yürütülmektedir” ifadelerini kullanmıştı.</p>
<p>Bakan Gürlek, gelinen noktada fon piyasasında suç yapılanmasına iltisak etmiş en üst düzeyden en alt düzeye kadar bürokratik isimler, gerçek ve tüzel kişiler, siyasi profiller hakkında yasal işlemler yapıldığının da altını çizmişti.</p>
<p>Bu açıklamalardan da üç noktanın altını çizelim:</p>
<p>Bir: “Üst düzey denetim mekanizmalarımıza sızan şebeke” var.</p>
<p>İki: Olay, “basit bir borsa manipülasyonu ya da borsa vurgunu ile sınırlı olmayan, kapsamlı bir suç yapılanması” ile ilgili.</p>
<p>Üç: “En üst düzeyden en alt düzeye kadar bürokratik isimler, gerçek ve tüzel kişiler, siyasi profiller hakkında yasal işlemler” yapılacak.</p>
<p>Şimdi hem Cumhurbaşkanı’nın hem de Adalet Bakanı’nın açıklamalarındaki altını çizdiğimiz noktaları birleştirelim. Ortaya şöyle bir tablo çıkıyor:</p>
<p>İçlerinde “hiç umulmayacak isimlerin de” olduğu birtakım fon yöneticileri, yine birtakım bürokratlarla iş birliği yaparak bir şebeke oluşturmuşlar ve “piyasadaki likiditeyi” toplamışlar.</p>
<p>Dolayısıyla fon skandalının asli sorumluları bu kişiler. Bunlar da en ağır şekilde cezalandırılacaklar ve elde ettikleri gelirlere el konulacak.</p>
<p>İyi, güzel de bu, toplumda oluşan infiali teskin etmeye yetecek mi?</p>
<p>Cumhurbaşkanı’nın, bakanların konuya ilişkin sosyal medya paylaşımlarının altındaki yorumlara bakın, o infial hiç dinecek gibi görünmüyor. Üstelik var olan ekonomik kriz ve yoksullaşma bu infialin daha da büyümesine yol açıyor. Seçim anketlerinde zaten büyük bir orana ulaşan oy kullanmayacak seçmen sayısı giderek artarken, siyaset bir kurum olarak topyekûn erozyona uğruyor. Asıl tehlike de işte tam bu noktada düğümleniyor. Ne ki kimse işin bu tarafını tartışmıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mikrop-temizligi-91514</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Mikrop&#039; temizliği ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yalan-soylemek-ya-da-dogruyu-soylememek-91513</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yalan söylemek ya da doğruyu söylememek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekâ iş dünyasında yaygın kullanılmaya başladığında yasalarla aldatmak, şeytani bir başarıya ulaşabilir. Ancak yapay zekâ hukukla çevrelenmiş olsa bile YZ gücüyle aldatmak, helal midir?</strong></p>
<p><strong>Teknolojide</strong> ve iş yapma kültüründe yaşanan gelişmeler; müşteriyi “<strong>varlık sebebi</strong>” ve işini “<strong>ibadet</strong>” sayan yaklaşımın; sürdürülebilir ve kazandıran bir tutum olduğunu gösteriyor. Neticede, “<strong>etik</strong>” olmak; ahlaki duyarlılıktan öte, <strong>ekonomik mantığı</strong> olan bir davranış... <strong>Yapay zekâ için de durum değişmiyor</strong>.</p>
<p>Müşteriyi yasayla koruduğumuz geçmiş yıllarda, <strong>kurnaz işadamları</strong>; yasaların ardından dolaşıp<strong>, hukuken haklı çıkacak dümenler</strong> peşindeydi. Kaybettiler... <strong>Seçenekleri artan müşteri</strong>, bir başkasını tercih ederek; bu, <strong>kanunen haklı fakat etik olarak dökülen firmaları</strong>; sildi süpürdü.</p>
<p><strong>YAPAY ZEKÂ İLE ALDATMAK GİDEREK YAYGINLAŞIYOR</strong></p>
<p>Reklamlarıyla “<strong>kafa karıştıran</strong>”, kampanyalarıyla müşterisini “<strong>aldatan</strong>”, yalan söylemese dahi “<strong>doğruyu saklayıp</strong>” müşterisine <strong>tuzak</strong> kuran kurnazlar hâlâ var fakat hayatları giderek zorlaşacak gibi görünüyor. Şimdi <strong>yapay zekâ ile müşteri edinme</strong> ve ona <strong>daha fazla satış yapma</strong> dönemindeyiz.</p>
<p>Hatırlatmak gerekir ki <strong>yasalarla aldatmanın helal olmadığı</strong> ortamda <strong>yapay zekâ ile aldatmak</strong> da aynı etik problemleri doğuracaktır. Müşteriyi “<strong>firmamızın parasını cebinde taşıyan insan</strong>” diye tanımlayan eski ve etik dışı zihin yapısındakilerin <strong>sapır sapır döküleceği</strong> bir dönem <strong>YZ için</strong> de gelişiyor zira...</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Aldatmaya dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>YZ tüketiciyi koruyor mu?</em></strong></p>
<p>Bunu, zannedildiği gibi yeni tüketici yasaları veya yapay zekâ kuralları filan yapmayacak. Bunu, <strong>seçeneklerini her an denetleyebilen</strong> ve her yerde tercih yapabilme gücüne erişmiş bizler yapacağız.</p>
<p><strong><em>YZ çözümü nerede peki?</em></strong></p>
<p>Müşterinin önüne, <strong>yapay zekâyı</strong> da kullanarak <strong>daha fazla seçenek</strong> koymakta… Seçeneğimizin bilgisine ulaşınca, <strong>ürünü YZ ile deneyecek</strong> ama satın almayı, bize <strong>daha uygun seçeneği sunandan</strong> yapacağız.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>YASA GEREKLİDİR AMA YETERLİLİK; KURALA UYAN İNSAN YETİŞTİRMEKTİR</strong></p>
<p>Helalleşmek, mahkemede dava kazanmaktan daha üstün olmalıdır. Çünkü <strong>her yasal hak, helal değildir ve olamaz</strong>. Misal; imar ruhsatı almış bir müteahhit, <strong>şehrin ufkuna tecavüz </strong>ederken <strong>yasal olarak suçsuzdur ama helal değildir</strong>. Rahmetli <strong>Alev Alatlı</strong>’dan bana kalan miras sözlerden biri de bu…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ALDATMA LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Eksik bilgi</strong>: Karar hakkında ihtiyaç duyulan detayları, verileri, olguları tamamen aktarmama durumu</p>
<p><strong>Yanlış bilgi</strong>: Gerçeği yansıtmayan, hatalı, yanıltıcı olan ancak kasıt olmaksızın aktarılan yayılan bilgi</p>
<p><strong>Kötü niyet</strong>: Başkasına zarar vermek, yanıltmak, kendi çıkarı için bilinci, kasıtlı hareket etmek</p>
<p><strong>Fonzi</strong>: Ponzi yapıların fon yağması ardından kullanılan kelime. Fonları kullanarak yatırımcıyı soyma</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yalan-soylemek-ya-da-dogruyu-soylememek-91513</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/2/1280x720/gidada-karekod-karari-musterinin-gorebilecegi-yerde-bulunacak-1746688744.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yalan söylemek ya da doğruyu söylememek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/boyle-nufus-sayimi-mi-olur-nerede-jr-bobby-ve-sue-ellen-91512</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Böyle nüfus sayımı mı olur; nerede JR, Bobby ve Sue Ellen!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kabul edelim, eski Türkiye’de de usulsüzlük vardı, görevi suistimal vardı; ama talan ve vurgun hiçbir zaman bu boyutta olmamıştı.</p>
<p>Örneğin geçmiş yıllarda üniversiteye giriş sınavlarına gölge düştüğünü, soruların çalındığını hiç duydunuz mu? Soruların hazırlanması ve basımı aşamasında ÖSYM’nin kapıları kapatılır, hatta oradaki personelin kaç gün dışarıyla bağlantısının olmayacağına dönük haberler yapılırdı. Sonra gün geldi, sorular ortalığa saçıldı, dağıtıldı; sınavı kazanamayan hakkının yendiğini düşünür oldu. Güven yok oldu.</p>
<p>İşe alımlarda liyakat hiç aranmaz oldu.</p>
<p>İhale verirken eş dost kayrılır oldu.</p>
<p>Sadece eş dost kayrılsa aslında o da iyi, birilerini görenler daha bir baş tacı edilir oldu.</p>
<p>Türkiye’de iş yapan ve inanılmaz tavizler koparan bazı yabancılar gün gelir bunlar elimden alınmak istenirse diye ihtilaf durumunda Türkiye’deki mahkemelerin değil, Londra mahkemelerinin sözleşmeye yazılmasını istedi, o da oldu.</p>
<p>Fon vurgunu da talan ve vurgunun tuzu biberi oldu.</p>
<p>Öyle ki öncesinde hiç kimsenin farkına varmadığını kabul etsek bile bu vurgunun yapıldığı ta geçen yılın 4 Kasım tarihinde Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in açıklamasıyla itiraf edildiği halde aylarca bir anlamda öylece duruldu. Sorun büyüdü büyüdü ve sonunda patladı. Binlerce insan da altında kaldı.</p>
<p>Geçmişte yapılan vurgunlar sonuncunun yanında önemsiz sayılır. Yıllar öncesinde de halkı dolandıranlar vardı. Şimdi olduğu gibi bankalardan birilerinin göz yummasıyla haksız yere kredi alan ve bunu ödemeyenler de. Ama dolandırıcılık çeşitlendi, tutar büyüdükçe büyüdü.</p>
<p>Hele hele geçmişte yapılan kimi suistimaller var ki insanın dili şimdikilerle kıyaslayınca bunlara suistimal demeye bile varmıyor. Bazıları adeta büyük usta Aziz Nesin’den bir hikaye gibi…</p>
<h2>Nüfus sayımı ve Dallas </h2>
<p>TÜİK önceki gün üçüncü çeyreğe ilişkin nüfus istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Eskiden böyle miydi; beş yılda bir sokağa çıkma yasağı uygulanır ve tüm Türkiye eve kapanır, tek tek sayım yapılırdı.</p>
<p>Sokağa çıkma yasağı uygulanarak gerçekleştirilen sayımların sonuncusu 2000 yılındaydı, 2007 yılından itibaren ise adrese dayalı nüfus kayıt sistemine geçildi. TÜİK artık bu sistem çerçevesinde üç ayda bir nüfus açıklıyor.</p>
<p>Nüfus sayımı ve Dallas’ı yan yana getiren, çağrıştıran ise 1985 yılında yapılan sayım. Başlıktaki isimlere aşina olanlar da zaten ya en az elli yaş civarındadır ya da eski televizyon dizilerine meraklı kişilerdir.</p>
<p>Yıl 1980... Türkiye’de bir dizi yayımlanmaya başlıyor; Dallas. Bir çiftlikte yaşayan Teksaslı petrol zengini bir aile içinde bitmek bilmeyen entrikaları anlatan bir dizi. Dizide kötü karakter eksik olur mu, tabii ki var; JR, Türk halkının ifadesiyle Ceyar!</p>
<p>1985 yılında yine sokağa çıkma yasağı uygulanarak nüfus sayımı yapılıyor. O dönemde nüfusu olduğundan fazla göstermeyi <strong>“teşvik”</strong> edecek ya da insanları buna yöneltecek önemli bir etken devreye girmiş. 1981 yılında çıkarılan bir yasayla yerel yönetimlere bütçeden nüfusları ölçüsünde pay ayrılması kararlaştırılmış. Böyle bir etken olmasa bile Türk halkı nüfusun fazla olmasıyla övünen bir toplum. O da işin içine girince neler yaşanıyor neler...</p>
<p>Nüfusu yüksek göstermek için ilk fırsat 1985 sayımında doğuyor. Sayım tamamlanıyor, o zamanki adı Devlet İstatistik Enstitüsü olan bugünkü TÜİK’e ulaşan tutanaklarda inanılmaz tuhafl ıklar var. Bazı yazımların gerçek olmadığı tartışma götürmeyecek kadar açık. Amaç nüfusu fazla gösterip bütçeden fazla para alabilmek.</p>
<p>Zamanın bazı DİE yöneticileri bu usulsüz yazımları örtbas etmeye çalışıyor. Bazı dürüst yöneticiler ise suistimal ortaya çıksın istiyor. Ben ise gazeteciliğimin ilk yıllarındayım ve haber peşinde koşuyorum. Yazımdaki usulsüzlüklerle ilgili duyumlarım var ama belge gerekli. Onu da ediniyorum. Tam Aziz Nesin’lik denilecek türden bir durum.</p>
<p>Bu nüfus sayımında yapılan hatalar ya da engellenemeyen usulsüz yazımlar, dönemin DİE Başkanının görevden alınmasıyla sonuçlandı. Oysa Ankara’da oturan başkanın bu yazımlardan dolayı doğrudan hiçbir suçu yoktu; yoktu ama suistimal onun döneminde ve onun başında olduğu kurumda yaşanmıştı. Yani eski Türkiye’de bir kişinin burnunun bile kanamadığı bir usulsüz nüfus sayımı yüzünden bir bürokrat görevden alınmıştı.</p>
<p>Peki ya şimdi; ya bugünün Türkiye’sinde ne oluyor? Tren kazalarında ölenlerden dolayı görevden alınan kimse var mı; ya da Kartalkaya’da onlarca insanın hayatını kaybettiği yangının gerçek sorumlularına bir şey yapıldı mı?</p>
<p>Bir not; 1985 sayımındaki usulsüz yazımlar daha sonra ayıklandı ve nüfusun ilk açıklanana göre 764 bin kişi daha az olduğu ortaya çıktı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Neler yazılmış neler…</span></h2>
<p>Dönelim Aziz Nesin’lik bir hikayenin çıktığı 1985 sayımına… Neler yapılmış neler…</p>
<p>Her bir nüfus formuna 11 kişi yazılabiliyor. Bir hanede 5 kişi yaşıyorsa, 6 kişilik <strong>“hak”</strong> Ankara’ya niye eksik bildirilsin! Bazı yörelerde bu <strong>“hak”</strong> sonuna kadar kullanılıyor. Nüfus formlarını dolduranlar, ki onlar da ağırlıkla yörede çalışan kamu görevlileri, belli ki biraz eğlenmek istiyor. Hayali nüfus olarak hep Ahmet, Mehmet, Ayşe, Fatma yazılır mı, biraz da yabancı isim yazmanın ne sakıncası olabilir ki! </p>
<p>O dönem yalnızca TRT televizyonu var, tüm Türkiye’yi ekrana kilitleyen dizi de belirttiğim gibi Dallas. Dallas’ın kahramanları ne güne duruyor. Başlıyor görevliler nüfus formlarını JR, Su Ellen, Bobby, Lucy ile doldurmaya. Ama isimler formlara böyle yazılmıyor tabii ki, okunduğu ya da televizyonda duyulduğu gibi Ceyar, Suelın, Babi, Lusi şeklinde aktarılıyor. Belli ki bu isimleri yazanlar pek eğleniyor.</p>
<p>Bu kadarla kalsa iyi. Hızını alamayıp <strong>“Nasıl olsa kimse fark etmez”</strong> diye düşünen bazıları, yaşadıkları ilçenin evli ama çocuksuz kaymakamına bile 9 çocuk yazarak formu 11’e tamamlamakta sakınca görmüyor.</p>
<p>Şimdi TÜİK ne yapıyor; basıyor birkaç tuşa ve nüfus ortaya çıkıyor. Pek renksiz sayım bugünküler.</p>
<p>Nerede o eski nüfus sayımları, gel de özleme, hiç olmazsa eğleniyorduk…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/boyle-nufus-sayimi-mi-olur-nerede-jr-bobby-ve-sue-ellen-91512</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/9/1280x720/nufus-istanbul-1771322253.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Böyle nüfus sayımı mı olur; nerede JR, Bobby ve Sue Ellen! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/imtiyazli-hisseyle-bedelli-sermaye-artirimi-soygununa-son-91511</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> İmtiyazlı hisseyle, bedelli sermaye artırımı soygununa son!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsada bazı patronlar için halka arz ve sonrasında bedelli sermaye artırımları, küçük yatırımcının parasını kullanarak servet büyütmenin aracına dönüşmüş durumda. Bunun için karmaşık yöntemlere de ihtiyaç yok. İmtiyazlı hisseyi elinde tutmak yeterli.</p>
<p>Nasıl mı!</p>
<p>Şirketin yüzde 10’unu halka açıyorsun.</p>
<p>Yönetim kontrolünü ise kimi zaman yüzde 1’lik A grubu imtiyazlı hisseyle elinde tutuyorsun. Ardından tahtacılarla birlikte hisse fiyatını yukarı taşıyıp SPK’dan aldığın izinlerle paylarının bir bölümünü satıyorsun. Küçük yatırımcı yüksek fiyattan hisse alırken sen evdeki kasana parayı koyuyorsun. Sonra fiyat nedense (!) düşüyor.</p>
<p>Asıl oyun bundan sonra başlıyor. Bedelli sermaye artırımı kararı alıyorsun. Tepeden hisse alan küçük yatırımcı, fiyat düşüşü nedeniyle zarar etmiş olduğu için artırıma katılmıyor. Kullanılmayan yeni payları ise sen veya bağlantılı ortakların alıyorsunuz. Böylece şirketin sermayesindeki payınızı artırırken küçük yatırımcının ortaklık payını seyreltiyor, yönetimdeki ağırlığını azaltıyorsunuz. Bu oyun devam edip gidiyor. Ya da imtiyaz sende olduğu için kullanılmayan payları da almana gerek yok, aynı oyunu elindeki “üç otuz paralık” hisseye devam ettirip gidiyorsun.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aed58dc14abc-1793939676.png" alt="" width="676" height="402" /><strong>YÜZDE 0,01 İLE SÖZÜ GEÇİYOR </strong></p>
<p>BIST 100’de 53 şirkette imtiyazlı pay var. Bunların 51’inde imtiyazlı paylar borsada işlem görmüyor. Bazı şirketlerde sermayenin yalnızca yüzde 0,61’ini temsil eden A grubu paylar 15 oy hakkına sahip. Bir başka şirkette imtiyazlı pay oranı yüzde 0,01. Yani çok küçük bir sermaye payıyla şirketin yönetimi kontrol edilebiliyor. Bedelli sermaye artırımlarında bu yapı, hâkim ortağın konumunu korumasına ve küçük yatırımcının ortaklık payının seyrelmesine zemin hazırlayabiliyor. Bu konuda açık ve caydırıcı düzenleme yapılmalı.</p>
<p>SPK’nın bu konuda çalışma yaptığını ve yeni düzenlemelerin gündemde olduğunu duyuyoruz. Geç bile kalındı. Öncelikle, bu yöntemi kullanarak yatırımcıyı zarara uğrattığı tespit edilen ortaklara yeni pay satışı izni verilmemeli. Halka arz gelirlerini izahnamede belirtilen amaçlar dışında kullanan şirketlerin ortaklarına da ilave pay satışı hakkı tanınmamalı. Bedelli sermaye artırımını alışkanlık (!) Haline getirenlere fırsat verilmemeli.</p>
<p>Halka arz, patronlara sınırsız satış hakkı veren bir imtiyaz belgesi değildir. Küçük yatırımcıyı önce yüksek fiyattan hisse almaya, ardından bedelliye katılmaya zorlayan bu düzenin adı sermaye piyasası olamaz. SPK’nın görevi bu oyunu seyretmek değil, bitirmektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/imtiyazli-hisseyle-bedelli-sermaye-artirimi-soygununa-son-91511</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İmtiyazlı hisseyle, bedelli sermaye artırımı soygununa son! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-91509</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasa haftayı nasıl kapatacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Ekonomi Masası | 06 Kasım" src="https://www.youtube.com/embed/IhEOeYvYOc4" width="1030" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-91509</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/9/1280x720/seref-oguz-berfin-cipa-1778218088.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borclar-oteleyip-vadeyi-uzattik-2-milyar-euroluk-yatirim-bitti-6-milyar-dolarin-36si-disaridan-geliyor-91510</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borçlar öteleyip vadeyi uzattık, 2 milyar Euroluk yatırım bitti, 6 milyar doların 3.6’sı dışarıdan geliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2025 </strong>yılı Nisan ayı sonunda Şişecam Genel Müdürü <strong>Mustafa Görkem Elverici</strong>’nin görevi sona erdiğinde dönemin İş Bankası Genel Müdürü <strong>Hakan Aran, </strong>bankanın Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Adnan Bali</strong>’yle durum değerlendirmesi yaptı:</p>
<p>-          <strong>1 Temmuz 2024’te Prof. Ahmet Kırman</strong><strong>,</strong><strong> Şişecam’ın Yönetim Kurulu Başkanlığından ayrıldı. Görkem Bey’in de görevi sona erdi. Şişecam’ın net finansal borçluluğunun iyi yönetilmesine, arafta kalmış yatırımlarıyla ilgili kritik kararların verilmesine ihtiyaç var.</strong></p>
<p><strong>Hakan Aran, </strong>bu değerlendirmenin ardından Şişecam yönetimi konusunda önerisini ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Şişecam’ın yönetiminde finansçı tarafı ağır basan birilerinin olmasında fayda var. İsterseniz ben gideyim.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aed57e6efcc4-1793939430.png" alt="" width="860" height="564" /></strong>Sonra aklından geçen ismi paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Genel Müdür </strong><strong>Y</strong><strong>ardımcılarımızdan Can Yücel, Şişecam’ın yönetim kurulunda bulunuyor. Can Bey’in Şişecam Genel Müdürlüğü görevini devralması daha iyi olur.</strong></p>
<p>7 Ağustos 2026’da Şişecam Yönetim Kurulu Başkanı ve Murahhas Üyesi olarak atanan <strong>Hakan Aran </strong>ve Genel Müdür <strong>Can Yücel</strong>’le grubun Tuzla’daki merkezinde buluştuk.</p>
<p><strong>Hakan Aran, </strong>sohbetin başında 2025 yılı Nisan ayı sonlarını anımsayıp anlattı. <strong>“COP31” </strong>gündemiyle buluşmuş olsak da sohbeti Şişecam’ın borçluluk durumu ve yatırımlarının hangi aşamada bulunduğu ile başlatmayı yeğledik.</p>
<p><strong>Hakan Aran, </strong>sektörde sıkıntılı dönemin devam ettiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Borçlarla ilgili ilk adım kısa vadenin uzun vadeye çevrilmesiydi. İki yıl ötelendi, uzun vadeye yayıldı. 3.5 milyar dolarlık brüt borçluluk söz konusu.</strong></p>
<p>Şişecam Genel Müdürü <strong>Can Yücel </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Devam eden 2 milyar Euro’luk yatırım söz konusuydu. Örneği</strong><strong>n</strong><strong>, Tarsus’ta 500 milyon Euro yatırımla kurduğumuz solar cam yani güneş enerjisi camı üreten tesisimiz devreye girdi.</strong></p>
<p><strong>Can Yücel, </strong>2 milyar Euro’luk yatırımın tamamlandığını bildirdi, <strong>Hakan Aran </strong>sürdürdü:</p>
<p>-          <strong>Yani, 2026 yatırımlarımızın tamamlandığı yıl oldu. Bu yatırımların EBİTDA’ya katkısı 2027’de görülecek.</strong></p>
<p><strong>Aran, </strong>Şişecam’ın merkezindeki Paşabahçe Showroom’undaki sohbette şu noktaya işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Paşabahçe marka olarak da çok güçlü. Ancak, asıl büyüklük çatı kuruluş olan Şişecam’ın diğer işlerinden geliyor. Şişecam’ın 6 milyar dolarlık toplam cirosu içinde Paşabahçe’nin payı yüzde 1. Yani 60 milyon dolar.</strong></p>
<p>Şişecam’ın cirosunun yapısıyla ilgili şu bilgiyi paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Cironun 3.6 milyar doları dışarıdan sağlanıyor. Yani yurt dışındaki fabrikalar, şirketler ile ihracattan geliyor. Doğrudan ihracatımız yıllık 1 milyar dolar civarında bulunuyor.</strong></p>
<p>Şişecam’ın Türkiye’nin küresel markası olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>150 ülkeye ihracat yapıyoruz. 4 kıtada 12 ülkede 47 üretim tesisimiz var. Ama bu büyüklüğün bilinirlik açısından karşılığı yok.</strong></p>
<p><strong>Can Yücel, </strong>şu noktaya dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Ürünlerimizin girmediği hiçbir ev ve kullanılmadığı gün yok.</strong></p>
<p>Bu aşamada borç yapılanması konusuna geri döndük, <strong>Yücel </strong>şu detay üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Borçlarımızı parça parça 2033’e kadar yaymış olduk. Ortalama vade 4 yılı aştı. Borç ödeme ile nakit akışını denkleştirmeye çalıştık. IFC’den 500 milyon dolarlık paket aldık. Maliyeti piyasaya göre oldukça iyi.</strong></p>
<p><strong>Can Yücel, </strong>bu yıl devreye alınan yatırımlarla ilgili şu gelişmeleri özetledi:</p>
<ul>
<li><strong>Bu yılın ilk çeyreğinde Bulgaristan ve İtalya’daki düz cam tesislerimizde devreye aldığımız iki yeni kaplamalı cam hattı ile Avrupa’daki kaplama kapasitesini iki katına çıkararak katma değerli ürün portföyümüzü genişlettik.</strong></li>
<li><strong>Tarsus’ta yeni kaplamalı cam hattımızı devreye aldık.</strong></li>
<li><strong>Kuzey İtalya’da düz cam fabrikamızda planlı bakım ve soğuk tamir çalışmalarını tamamlayarak üretimi yeniden başlattık.</strong></li>
<li><strong>Macaristan’da önemli bir aşamayı geride bıraktık ve ilk fırınımızı test üretimleri için ateşledik.</strong></li>
<li><strong>Hindistan’da bu yıl tamamlanacak yeni hattımızla küresel varlığımızı daha da güçlendireceğiz.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Hakan Aran</strong>’ın Nisan 2025’deki <strong>“Şişecam’a finans ağırlıklı yönetim” </strong>formülü <strong>Can Yücel</strong>’in Genel Müdür, kendisinin yönetim kurulu başkanı olmasıyla <strong>“perçinli” </strong>şekilde hayata geçti…</p>
<p>Şişecam, brüt 3.5 milyar dolar olan borçlarını yapılandırıp vadeyi uzattı, ödemeleri nakit akışı ile uyumlu hale getirdi.</p>
<p>2 milyar Euro’luk yatırımı tamamlayıp, 2027’de EBİTDA’daki olumlu etkisini görmeye odaklandı…</p>
<p>150’yi aşkın ülkeye ihracat, 12 ülkede 47 üretim tesisi, 6 milyar dolar ciro…</p>
<p>Şişecam, gerçekten Türkiye’nin küresel düzeyde öne çıkan kurumlarından biri, değil mi?</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ABD’deki EBİTDA’sı 160 milyon dolardan 60 milyon dolara indi, soda külünü bataryada deniyor</span></h2>
<p><strong>ŞİŞECAM </strong>Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Hakan Aran </strong>ve Genel Müdür <strong>Can Yücel</strong>’e ABD’deki yatırımlarının son durumunu sorduk. <strong>Aran, </strong>anlatmaya başladı:</p>
<p><strong>ABD’deki ortağımızla soda külü üretimimiz var. Yıllık 2.5 milyon ton soda külü üretimi söz konusu. Şirketin yüzde 51’i bize, 49’u ABD’li ortağımıza ait.</strong></p>
<p>Soda külünde küresel arz fazlası döneminin yaşandığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Yıllık 83 milyon ton soda külü arzı söz konusu. 10 milyon ton arz fazlası var. Bu durum soda külü fiyatları üzerinde baskı yapıyor. Şirketin EBİTDA’sı (faiz, amortisman ve vergi öncesi kâr) iki yıl önce 160 milyon dolardı. 60 milyon dolara indi.</strong></p>
<p>Ciner Grubu’ndan devraldıkları Wyoming’deki 5 milyon tonluk soda külü kapasitesi için yeni tesis kurulması gerektiğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bu yatırım konusunda acele etmiyoruz. Aldığımız izinleri kısık ateşte koruyoruz.</strong></p>
<p>ABD’de bugüne kadar yaptıkları yatırımın parasal büyüklüğünü sorduk, paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Önceki şirketimizin yatırımları, Ciner Grubu’yla ortaklık ve hisselerin tümünün alınması dahil 1.1 milyar doları buldu.</strong></p>
<p>Soda külüyle ilgili bir Ar-Ge çalışması üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Ar-Ge ekiplerimiz soda külü solüsyonunun bataryada kullanımını sağlayacak bir araştırma yapıyorlar. Soda külü bataryada da kullanılabilecek gibi görünüyor.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Soda külünün geleceği var. Bu dönem geçici. 3-4 yıl sürer. Soda külü işi bizim için stratejik bir varlık.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yüksek performanslı kaplamalı cam, iklim çözümünün önemli parçası</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aed57cf07d8c-1793939407.jpg" alt="" width="800" height="533" /></span><strong>ŞİŞECAM </strong>Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Hakan Aran, </strong>grubun <strong>“ODTÜ-GÜNAM” </strong>işbirliği ile yapılan araştırmaya değindi:</p>
<p>-          <strong>Yapılan araştırma, yüksek performanslı kaplamalı camların İstanbul konut stokunda yaygınlaştırılması halinde 2050 yılına kadar 13.1 milyon ton karbon emisyonunun önüne geçilebileceğini gösteriyor.</strong></p>
<p>Bu rakamın 231 bin konutun 25 yıllık karbon emisyonuna eşdeğer olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>13.1 milyon ton karbon, 2.8 milyon binek otomobilin 1 yıllık emisyona denk geliyor.</strong></p>
<p>Camın yalnızca bir yapı malzemesi değil, iklim çözümünün önemli parçası olduğunu vurguladı, Şişecam Genel Müdürü <strong>Can Yücel </strong>sürdürdü:</p>
<p>-          <strong>İklime dirençli şehirler ancak kamu, özel sektör ve akademinin ortak çabasıyla mümkün olacak. Şişecam bu dönüşüme yalnızca bir üretici olarak değil, çözümün paydaşlarından bir olarak yaklaşıyor.</strong></p>
<p><strong>Hakan Aran, “COP31”</strong>de iklim krizine karşı aksiyon alınması konusunun öne çıkacağını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>İşte aksiyon Şişecam’ın yüksek performanslı kaplamalı camları.</strong></p>
<p><strong>Can Yücel, </strong>Almanya’yı örnek gösterdi:</p>
<p>-          <strong>Almanya, dış cephede 3 katlı pencere camı uygulamasını mevzuata koydu. Artık bırakın tek pencere camını, iki katlısını bile az buluyorlar.</strong></p>
<p><strong>Hakan Aran, </strong>Ar-Ge ekiplerinin yaptığı bir başla çalışmayı aktardı:</p>
<p>-          <strong>Cam elyaf çok önemli bir ürün. Şimdi daha mukavemetli hale getirilmesi konusundaki çalışmalar önemli bir aşamaya geldi. Karbon elyafın muadili olabilecek.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yenilenebilir enerjiye ağırlık veriyor, artık ana iş kolu görüyor</span></h2>
<p><strong>ŞİŞECAM </strong>Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Hakan Aran, </strong>grubun 2050 yılına kadar karbon nötr hedefini benimsediğini bildirip, bazı adımlarını sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>2030 yılına kadar kurulu yenilenebilir enerji kapasitemizi 53 MW’a çıkaracağız.</strong></li>
<li><strong>Temiz su tüketimini yüzde 15 azaltacağız.</strong></li>
<li><strong>Cam ambalaj üretiminde yüzde 35 dış cam kırığı kullanacağız.</strong></li>
<li><strong>Cam iş kollarında sürdürülebilir ürünlerin ciro içindeki payını artırmayı hedefliyoruz.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Hakan Aran, </strong>enerjinin Şişecam’ın ana işleri arasında yerini aldığını kaydetti, Genel Müdür <strong>Can Yücel </strong>ekledi:</p>
<p>-          <strong>Son dönemde özellikle güneş enerjisine odaklandık. Daha önce 7 farklı tesisimizde devreye aldığımız toplam 25 MW’lık GES kapasitemiz, 45 M</strong><strong>W</strong><strong>’a çıktı.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borclar-oteleyip-vadeyi-uzattik-2-milyar-euroluk-yatirim-bitti-6-milyar-dolarin-36si-disaridan-geliyor-91510</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/8/1280x720/hakan-aran-1756134973.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borçlar öteleyip vadeyi uzattık, 2 milyar Euro’luk yatırım bitti, 6 milyar doların 3.6’sı dışarıdan geliyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabanci-7-haftada-365-milyar-dolar-satti-91508</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı 7 haftada 3,65 milyar dolar sattı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Yabancı yatırımcıların TL menkul kıymetlerinden hızlı çıkışı ekimin son haftasında da devam etti. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası verilerine göre 30 Ekim ile biten haftada yabancı yatırımcılar devlet tahvillerinde 750.4 milyon dolarlık net satışla 27 Mart ile haftadan bu yana en güçlü çıkışlarını gerçekleştirdi. Hisse senedinde 66.3 milyon dolar, özel sektör tahvillerinde de 62.3 milyon dolarlık net satış yaptı. Böylece 16 Eylül'deki fon krizinden bu yana yabancının TL menkul kıymetlerden çıkışı 3.65 milyar liraya ulaştı.</p>
<h2>Özel sektörde sert satış</h2>
<p>TCMB haftalık menkul kıymet verilerine göre 16 Eylül'den bu yana yani son 7 haftada yabancı yatırımcıların TL devlet tahvillerinden net çıkışı 1.53 milyar dolara gelirken, özel sektör tahvillerinde çok daha sert satış yaptı. Özel sektör tahvillerinden 16 Eylül'den bu yana çıkış 1.67 milyar dolara ulaştı. Hisse senedinde ise net çıkış 444.3 milyon dolar olarak hesaplandı. Öte yandan bu ilk 10 ayında yabancının TL devlet tahvillerinde 802.75 milyon dolar, özel sektör tahvillerinde 2.42 milyar dolar, hisse senedine ise 1.24 milyar dolar net girişi bulunuyor. Böylece bu yılbaşından bu yana TL menkul kıymetlere yabancının net girişi 4.46 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.</p>
<p>TCMB haftalık para ve banka istatistiklerine göre yurtiçi yerleşiklerin yabancı para mevduatı geçen hafta 585 milyon dolar arttı. Gerçek kişilerin yabancı para mevduatı pariteden arındırılmış 69 milyon dolar, tüzel kişilerin yabancı para mevduatı ise yine pariteden arındırılmış 516 milyon dolar yükseldi.</p>
<h2>Rezervlerde gerileme sürüyor </h2>
<p>TCMB haftalık para ve banka verilerine göre ise 30 Ekim haftasında toplam rezervlerdeki düşüş eğilimi devam etti. TCMB toplam rezervleri 30 Ekim haftasında bir önceki haftaya göre 4 milyar 84 milyon dolar azalarak 158 milyar 107 milyon dolara geriledi. Verilere göre, 30 Ekim itibarıyla Merkez Bankasının brüt döviz rezervleri 2 milyar 955 milyon dolar azalışla 56 milyar 90 milyon dolara indi. Brüt döviz rezervleri, 23 Ekim'de 59 milyar 45 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu. Bu dönemde altın rezervleri de 1 milyar 129 milyon dolar düşüşle 103 milyar 146 milyon dolardan 102 milyar 17 milyon dolara indi. Net uluslararası rezervler de bir önceki haftadaki 42.3 milyar dolardan 38 milyar dolara, swap hariç net rezervler de 30.8 milyar dolardan 24.3 milyar dolara geriledi.</p>
<h2>Bankacılık sektörünün kredi hacmi 29 trilyon lirayı aştı </h2>
<p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK) yayımladığı haftalık bültene göre, bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi 30 Ekim itibarıyla 224 milyar 223 milyon lira artarak 28 trilyon 776 milyar 556 milyon liradan 29 trilyon 779 milyon liraya çıktı. Bankacılık sektöründe toplam mevduat ise bankalar arası dahil, geçen hafta 112 milyar 999 milyon lira azalarak 32 trilyon 852 milyar 309 milyon liradan 32 trilyon 739 milyar 311 milyon liraya geriledi. Tüketici kredilerinin tutarı, bu dönemde 32 milyar 405 milyon lira artarak 3 trilyon 556 milyar 940 milyon liraya çıktı. Bu tutarın 852 milyar 509 milyon lirası konut, 42 milyar 729 milyon lirası taşıt ve 2 trilyon 661 milyar 701 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabanci-7-haftada-365-milyar-dolar-satti-91508</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/8/1280x720/dolar-dollar-1778823964.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yurtdışı yerleşiklerin TL varlıklardan hızlı çıkışı geçen hafta da sürdü. 30 Ekim ile biten haftada yabancı yatırımcılar devlet tahvillerinde 750,4; hisse senedinde 66,3 milyon, özel sektör tahvillerinde de 62,3 milyon dolarlık net satış yaptı. Böylece 16 Eylül&#039;deki fon krizinden bu yana yabancının TL menkul kıymetlerden çıkışı 3,65 milyar liraya ulaştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/piyasalarda-secim-viraji-91507</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasalarda seçim virajı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/evrim-kucuk-1791958353.png" width="251" height="119" /></p>
<p>ABD’de ara seçimlerin ardından piyasalarda yeni bir fiyatlama dönemi başladı.</p>
<p>Demokratların hem Senato’da hem Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu ele geçirmesi, yalnızca Washington’daki siyasi dengeleri değil, enerji piyasalarından dövize, teknoloji hisselerinden değerli metallere ve bakıra kadar geniş bir alanı etkiledi.</p>
<h2>Petrol 95 doların altına indi </h2>
<p>Seçim sonuçlarının ilk ve en belirgin yansıması petrol fiyatlarında görüldü. Cumhuriyetçilerin yaşadığı yenilginin Trump yönetimini İran savaşını sona erdirmek için daha fazla baskı altında bırakabileceği beklentisi, petrolün üzerindeki jeopolitik risk primini aşağı çekti. Brent petrol çarşamba günü yüzde 9 gerileyerek iki ayın en düşük seviyesine inerken, düşüş dün de sürdü. Varil fiyatı 94 dolara çekildi; önceki haftaya göre kayıp yüzde 14’e ulaştı.</p>
<p>Demokratların kontrolündeki Kongre’nin Orta Doğu operasyonlarına yönelik askeri finansmanı sınırlayabileceği ve savaşın sona ermesi için baskıyı artırabileceği değerlendiriliyor. </p>
<h2>Enflasyon korkusu hafifledi dolar ve tahvil faizi düştü </h2>
<p>Bu hareket yalnızca enerji piyasasıyla sınırlı kalmadı. Petrolün gerilemesi, enflasyon baskılarının hafifleyebileceği ve merkez bankalarının daha sert faiz adımlarına ihtiyaç duymayabileceği beklentisini güçlendirdi. ABD 10 yıllık tahvil getirisi yaklaşık yüzde 4,85’e inerek neredeyse iki ayın en düşük seviyesine geriledi. Dolar endeksi de 101,26 seviyesine indi. </p>
<h2>Asya para birimleri güçlendi </h2>
<p>Asya para birimlerinin çoğu dolar karşısında değer kazanırken, euro 1,1260, sterlin 1,3491 dolara yükseldi. Sterlinin güçlenmesinde İngiltere Merkez Bankası’nın faiz artırımı beklentisi de etkili oldu.</p>
<h2>Hava yolu şirketlerine yaradı </h2>
<p>Petrol fiyatlarındaki düşüşün diğer kazananları arasında havayolu şirketleri yer aldı. Uçak yakıtı maliyetlerinin gerileyeceği beklentisiyle Singapore Airlines yüzde 3,2, Cathay Pacific yüzde 2,2 ve Japan Airlines yüzde 6,2 yükseldi.</p>
<h2>Yapay zeka hikayesinde yeni risk</h2>
<p>Piyasaların diğer cephesinde ise yapay zeka yatırımlarına ilişkin endişeler öne çıktı. Demokratların Kongre’de çoğunluğu ele geçirmesi, veri merkezlerinin hızlı büyümesine yönelik daha sıkı denetim ve inşaat kısıtlamaları ihtimalini gündeme getirdi. Yatırımcılar, bu adımların ABD’nin yapay zeka altyapısına yönelik dev harcamalarını yavaşlatabileceğini değerlendiriyor. Asya’da çip üreticileri sert satışlarla karşılaştı. Güney Koreli SK Hynix yüzde 8,5, Samsung Electronics yüzde 6,5 gerilerken, Kore borsasındaki satışlar geçici işlem durdurmasına yol açtı. Tayvan›ın Taiex endeksi yüzde 2,9, Japonya’nın Nikkei endeksi yüzde 1,5 düştü. Avrupa’da da ASML yüzde 2,7 değer kaybetti.</p>
<h2><span style="color: #e67e23;">Altın ve gümüşte seçim rallisi</span></h2>
<p>Doların zayıflaması ve ABD tahvil getirilerinin gerilemesi değerli metallere alım getirdi. Vadeli işlemlerde altın son üç günde yaklaşık 3.879 dolardan 4.156 dolara yükselerek 280 dolara yakın yani yüzde 7 kazanç sağladı. Aynı dönemde gümüşün vadeli fi yatı 48,62 dolardan 53,50 dolara çıkarak yaklaşık yüzde 10 arttı. Petrol fi yatlarındaki düşüşün enflasyon baskısını hafi fl etmesi, faiz artışı beklentilerini zayıflatabilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Dolar ve tahvil getirilerindeki gerileme de faiz getirisi olmayan altın ve gümüşü uluslararası yatırımcılar açısından daha cazip hale getiriyor. Bununla birlikte piyasalar, cuma günü açıklanacak ABD istihdam verisi ve Fed’in faiz görünümüne ilişkin yeni sinyalleri bekliyor.. </p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Bakırda yapay zeka endişesi</span></h2>
<p>Bakır, seçim sonrası teknoloji hisselerinde yaşanan satış dalgasından etkilendi. ABD’de vadeli bakırın pound fiyatı 6,36 dolara gerilerken, son bir aylık kayıp yüzde 3,57’ye ulaştı. Londra Metal Borsası’nda üç ay vadeli bakırın ton fiyatı da ay başındaki 14.400 dolar seviyesinden 14 bin dolara indi. Bakır, veri merkezleri, elektrik şebekeleri ve enerji altyapısında yoğun kullanılması nedeniyle küresel yapay zeka yatırımlarının önemli girdilerinden biri. Demokratların Kongre’deki zaferinin ardından veri merkezi inşaatlarına yönelik daha sıkı düzenleme ve yatırım hızında yavaşlama ihtimali, metalin talep görünümüne ilişkin soru işaretlerini artırdı. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">■ Trump dönemi için sonun başlangıcı</span></h2>
<p>ABD ara seçimlerinde ortaya çıkan Demokratların “mavi dalgası”, yalnızca Cumhuriyetçilerin Kongre’deki gücünü sarsmakla kalmadı; Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminin siyasi geleceğine ilişkin tartışmaları da hızlandırdı. Bu sonuç, Cumhuriyetçi adaylara yüz milyonlarca dolar aktaran Silikon Vadisi milyarderlerinin desteğine rağmen geldi. Teknoloji devlerinin para gücü, seçmenin sandıktaki tercihinin önüne geçemedi. </p>
<p><strong>600 milyon $ desteği sonuç vermedi</strong></p>
<p>Trump’ı ve Cumhuriyetçi adayları destekleyen teknoloji milyarderleri, ara seçim kampanyalarına 600 milyon doların üzerinde kaynak aktardı. Bu harcamaların en büyük bölümünü yapan isimlerden Elon Musk, tek başına 470 milyon dolardan fazla bağışta bulunduRisk sermayedarları Marc Andreessen ve Ben Horowitz 90 milyon doların üzerinde kaynak aktarırken, OpenAI kurucu ortağı Greg Brockman ve eşi Anna da Trump yanlısı siyasi yapılara toplam 50 milyon dolar bağışladı. Gemini’nin kurucuları Cameron ve Tyler Winklevoss da 5 milyon doların üzerinde harcama yaptı. Teknoloji ve kripto para sektörünün desteklediği adayların önemli bölümünün kaybetmesi, sektörün siyasi nüfuz kurma çabalarının sınırlarını ortaya koydu.</p>
<p>FT’nin analizine göre seçim sonuçları, Trump yönetimi için sonun başlangıcı. Trump’ın önündeki iki yılda Kongre ile ilişkilerini ve politika gündemini zorlaştırabilecek yeni bir döneme işaret ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/piyasalarda-secim-viraji-91507</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/7/1280x720/67-1793938771.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Piyasalarda seçim virajı... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bms-baskaya-metal-thales-ile-savunma-sanayiinde-is-birligi-firsatlarini-gorustu-91558</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> BMS Başkaya Metal, Thales ile savunma sanayiinde iş birliği fırsatlarını görüştü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p data-pm-slice="1 1 []">Eskişehir’de savunma sanayisine yönelik üretim gerçekleştiren BMS Başkaya Metal, uluslararası savunma sanayii tedarik zincirindeki iş birliklerini geliştirmeye yönelik temaslarını sürdürüyor.</p>
<p data-pm-slice="1 1 []">Dünyanın önde gelen savunma ve teknoloji şirketlerinden Thales’in Hollanda yapılanmasında Defence Mission Systems / Above Water Systems Tedarik Direktörü olarak görev yapan Erik de Jong, BMS Başkaya Metal’in Eskişehir’deki üretim tesisini ziyaret etti. Ziyarette şirketin üretim altyapısı, teknik kabiliyetleri ve kalite odaklı üretim süreçleri ele alınırken, savunma sanayisinde potansiyel iş birliği fırsatları değerlendirildi.</p>
<p>BMS Başkaya Metal Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Başkaya, uluslararası savunma sanayii kuruluşlarıyla gerçekleştirilen temaslara önem verdiklerini belirterek, “Thales’in Hollanda yapılanmasından Erik de Jong’u üretim tesisimizde ağırladık. Ziyaret kapsamında üretim altyapımızı, teknik kabiliyetlerimizi ve kalite odaklı yaklaşımımızı yerinde paylaşma fırsatı bulduk. Savunma sanayiinde potansiyel iş birliği alanları üzerine değerlendirmelerde bulunduk. Eskişehir’den küresel savunma sanayii tedarik zincirine uzanan yolculuğumuzda üretim yetkinliklerimizi geliştirmeye devam ediyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Üretimin yüzde 95'i savunma sanayisine</strong></p>
<p>Şirketin üretiminin yüzde 95’ini savunma sanayisine yönlendirdiklerini aktaran Başkaya, özellikle deniz kuvvetlerine yönelik projelerde yer aldıklarını söyledi. Savaş gemilerinde kullanılan kontrol ünitelerinin üretimini gerçekleştirdiklerini belirten Başkaya, “Ürünlerimiz Türkiye’de yürütülen projelerin yanı sıra farklı ülkelerde inşa edilen askeri gemilerde de kullanılıyor. Hindistan, Endonezya, Hollanda, İngiltere ve Katar’da üretilen savaş gemilerine dolaylı olarak ürün sağlıyoruz” diye konuştu.</p>
<p><strong>"Bütün süreçleri fabrikamız içerisinde tamamlıyoruz"</strong></p>
<p>Üretim süreçlerinin tamamını kendi bünyelerinde gerçekleştirebildiklerine dikkat çeken Başkaya, tasarım ve mühendislikten nihai montaja kadar uzanan entegre üretim yapısına sahip olduklarını ifade etti. Başkaya, “Bizi benzer üreticilerden ayıran temel özellik, müşterilerimize anahtar teslim ürün sunabilmemiz. Malzemeyi kesiyor, büküyor, frezede işliyor; kaplama, maskeleme, boya ve kaynak işlemlerini kendi bünyemizde yapıyoruz. Ardından ön montaj ve nihai montaj süreçlerini tamamlayarak kablajını da gerçekleştiriyoruz. Pek çok firma ürünü CNC’de işleyip yarı mamul olarak teslim ederken biz bütün süreçleri fabrikamız içerisinde tamamlıyoruz. Tasarım ve mühendislik hizmetlerini de kapsayan bu yapı sayesinde müşterilerimize komple ürün teslim edebiliyoruz” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bms-baskaya-metal-thales-ile-savunma-sanayiinde-is-birligi-firsatlarini-gorustu-91558</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/8/1280x720/bms-baskaya-metal-thales-ile-savunma-sanayiinde-is-birligi-firsatlarini-gorustu-1793956345.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BMS Başkaya Metal, Thales’in Hollanda yapılanmasından üst düzey bir yöneticiyi ağırladı. BMS Başkaya Metal Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Başkaya, ziyaret kapsamında üretim kabiliyetlerini tanıttıklarını ve savunma sanayiinde potansiyel iş birliği alanlarını değerlendirdiklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/vakifbanktan-3-ceyrekte-455-milyar-lira-net-kar-91557</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> VakıfBank&#039;tan 3. çeyrekte 45,5 milyar lira net kâr</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>VakıfBank, 2026 yılının üçüncü çeyrek finansal sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre bankanın eylül sonu itibarıyla aktif büyüklüğü geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 24,8 artarak 6,2 trilyon lira oldu. Öz kaynakları yıllık bazda yüzde 35,4 artışla 357 milyar lirayı aşan banka, yılın dokuz ayında 61,3 milyar lira vergi öncesi kâr ve 45,5 milyar lira net dönem kârı elde etti.</p>
<p>Bankanın dokuz aylık net kârı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 8,5 arttı. Toplam mevduatı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 28,5 artarak 4 trilyon liranın üzerine çıkan VakıfBank'ın TL mevduat hacmi de yıllık bazda yüzde 31,1 artışla 2,9 trilyon liraya ulaştı.</p>
<p>Nakdi kredileri geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 33,6 artarak 3,6 trilyon liraya yaklaşırken, gayrinakdi kredileri yüzde 34,5 artışla 1,1 trilyon lirayı aşan bankanın ekonomiye sağladığı toplam nakdi ve gayrinakdi kredi desteğiin yıllık bazda yüzde 34 artarak 4,7 trilyon liraya ulaştığı belirtildi.</p>
<p><strong>"Kaynaklarımızı ekonomimiz için kalıcı değer oluşturan alanlara yönlendiriyoruz"</strong></p>
<p>VakıfBank Genel Müdürü Osman Arslan, güçlü bilanço yapısı ve "kalkınma odaklı değer bankacılığı" anlayışı doğrultusunda, kaynaklarını ekonomi için kalıcı değer oluşturan alanlara yönlendirmeyi sürdürdüklerini belirtti.</p>
<p>Arslan, üretim kapasitesini artıran, ihracatı güçlendiren ve istihdam oluşturan yatırımların finansmanını temel öncelikleri arasında gördüklerini aktararak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Eylül sonu itibarıyla 4,7 trilyon liraya ulaşan toplam kredi desteğimiz, reel sektörün finansman ihtiyaçlarına verdiğimiz önemin somut bir göstergesidir. Büyüme yaklaşımımızda yalnızca finansman hacmini değil, sağladığımız kaynakların ekonomide oluşturduğu katma değeri de esas alıyoruz. Önümüzdeki dönemde de küresel finansman imkanlarını ülkemizin kalkınma hedefleriyle buluşturarak, yenilikçi ve sürdürülebilir finansman modelleriyle Türkiye ekonomisine uzun vadeli değer katmaya devam edeceğiz."</p>
<p>Yılın ilk yarısında uluslararası piyasalarda gerçekleştirilen başarılı finansman işlemlerine üçüncü çeyrekte de yenilerini ekleyerek uzun vadeli ve çeşitlendirilmiş fon yapısını güçlendirdiklerini anlatan Arslan, yılın üçüncü çeyreğinde Asya Altyapı Yatırım Bankası (AIIB) ile gerçekleştirdikleri 10 yıl vadeli 300 milyon dolar tutarındaki finansman anlaşmasının ardından, İtalya'nın resmi ihracat kredi kuruluşu SACE garantisi altında ING Almanya'dan 10 yıl vadeli 200 milyon avro tutarında yeni kaynak sağladıklarını aktardı.</p>
<p>Arslan, bu işlemlerin de katkısıyla, yılbaşından bu yana farklı finansman yapıları aracılığıyla ülkeye kazandırdıkları yeni uluslararası kaynakların toplamı 9 milyar dolara ulaşırken, yurt dışından sağladıkları toplam kaynak tutarının 25 milyar dolar seviyesine yükseldiğini belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Uluslararası finans kuruluşları ve küresel yatırımcılarla geliştirdiğimiz güçlü işbirlikleri, hem VakıfBank'a hem de Türkiye ekonomisine duyulan güveni bir kez daha ortaya koyuyor. 'Kalkınma odaklı değer bankacılığı' vizyonumuz doğrultusunda, sağladığımız uzun vadeli kaynakları reel sektörümüzün üretim, yatırım, ihracat ve istihdam kapasitesinin artırılmasına, yeşil dönüşümün desteklenmesine ve deprem bölgesinin yeniden inşasına yönlendiriyoruz. Önümüzdeki dönemde de ülkemizin ihtiyaçlarına uygun yenilikçi finansman çözümleri geliştirerek sürdürülebilir büyümeye katkı sağlamaya devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/vakifbanktan-3-ceyrekte-455-milyar-lira-net-kar-91557</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/3/9/1280x720/osman-arslan-1786175788.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ VakıfBank&#039;ın yılın 3. çeyreğinde 45,5 milyar lira net kâr elde ettiği açıklandı. Genel Müdür Osman Arslan, &quot;Eylül sonu itibarıyla 4,7 trilyon liraya ulaşan toplam kredi desteğimiz, reel sektörün finansman ihtiyaçlarına verdiğimiz önemin somut bir göstergesidir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/is-bankasinin-3-ceyrekte-net-kari-404-milyar-lira-91556</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İş Bankası&#039;nın 3. çeyrekte net kârı 40,4 milyar lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İş Bankası, 2026'nın üçüncü çeyreğine ait finansal sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre yılın üçüncü çeyreğinde aktif büyüklüğünü 5,3 trilyon liraya yükselten bankanın öz kaynak büyüklüğü 457 milyar liraya, net dönem kârı ise 40,4 milyar liraya ulaştı. Bankanın aynı dönemdeki sermaye yeterliliği oranı ise yüzde 17,2 oldu.</p>
<p>Eylül itibarıyla 2,8 trilyon lira nakdi, 1,1 trilyon lira gayrinakdi kredi hacmi olmak üzere ekonomiye sağladığı toplam kaynak tutarı 3,9 trilyon lira olan İş Bankası'nın, özel bankalar arasındaki konumunu koruduğu belirtildi.</p>
<p>Açıklamaya göre reel ekonomiye sunduğu desteğin yanı sıra mevduatta güçlü pozisyonunu sürdüren bankanın aynı dönemde toplam mevduatı 3,5 trilyon liraya yükseldi.</p>
<p>Teknoloji odaklı çalışmalarına devam eden İş Bankasının mobil uygulaması İşCep, Global Finance tarafından gerçekleştirilen Dünyanın En İyi Dijital Bankaları Ödülleri'nde art arda, 4. kez "Dünyanın En İyi Bireysel Mobil Bankacılık Uygulaması" ödülünü kazandı.</p>
<p>İş Bankası Grubu'nun sürdürülebilirlik vizyonu doğrultusunda 2022'den bu yana enerji ihtiyacını yenilenebilir kaynaklardan karşılayan banka, iştiraki İş Enerji aracılığıyla yürüttüğü yatırımlara bir yenisini ekleyerek Bitlis'in ardından Mardin'deki güneş enerjisi santralini devreye aldı. Bu yatırımla birlikte bankanın öz tüketim amaçlı güneş enerjisi kurulu gücü 45 megavata ulaştı.</p>
<p>İş Bankası, iklim kriziyle mücadelede uluslararası iş birliğinin ve somut adımların en üst düzeyde ele alındığı Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı'nın (COP 31) "iklim destekçisi" olarak yer alacak.</p>
<p>İklim hedeflerinin somut yatırımlara dönüşmesini destekleyen çözüm ve iş birliklerine odaklanan bankanın, yeşil dönüşüme sunduğu katkıyı COP 31'e taşıyacağı bildirildi.</p>
<p>Açıklamaya göre yenilenebilir enerji finansmanından tarımda verimliliğin artırılmasına, kadın girişimciliğinin desteklenmesinden KOBİ'lerin yeşil dönüşümüne kadar geniş bir yelpazede müşterilerine eşlik eden banka, teknoloji odaklı çalışmalarına da devam ediyor.</p>
<p><strong>"Bankamızı geleceğe daha güçlü taşıyacak bir strateji izliyoruz"</strong></p>
<p>İş Bankası Genel Müdürü Cahit Çınar, küresel ekonomideki gelişmeleri, yapısal dönüşümleri ve yapay zeka çağının beraberinde getirdiği sektörel dinamikleri yakından takip ederek proaktif bir anlayışla faaliyetlerini sürdürdüklerini belirtti.</p>
<p>Çınar, bankayı geleceğe daha güçlü taşıyacak bir strateji izlediklerini ülke ekonomisi için değer üreten kesimlerin büyüme yolculuğunda onların finansal iş ortağı olmayı sürdürdüklerini aktararak, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Bankacılık faaliyetlerimizin yanı sıra enerji, teknoloji, sanayi ve daha birçok alandaki iştiraklerimizle ülke ekonomisine çok yönlü destek veriyoruz. Bundan sonra da bir bankanın çok daha ötesinde bir kurum olarak kaynaklarımızı ülkemizin katma değerli üretimine fayda sağlamak ve tüm paydaşlarımız için kalıcı değer üretmek için kullanmaya devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/is-bankasinin-3-ceyrekte-net-kari-404-milyar-lira-91556</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/6/1280x720/cahit-cinar-1793955095.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İş Bankası&#039;nın yılın 3. çeyreğinde 40,4 milyar lira net dönem kârı elde ettiği bildirildi. Genel Müdür Cahit Çınar, &quot;Bankacılık faaliyetlerimizin yanı sıra enerji, teknoloji, sanayi ve daha birçok alandaki iştiraklerimizle ülke ekonomisine çok yönlü destek veriyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/6-onlemle-yilda-16-milyon-hayat-39-trilyon-dolarlik-ekonomik-kazanim-91549</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 6 önlemle yılda 1,6 milyon hayat, 3,9 trilyon dolarlık ekonomik kazanım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Antalya’da düzenlenecek COP31 öncesinde iklim krizinin insan sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Dünyada 3,3 ila 3,6 milyar insan iklim değişikliğine karşı yüksek kırılganlık koşullarında yaşıyor. DSÖ’ye göre, halihazırda uygulanabilecek altı önlem sayesinde yılda 1,6 milyon insanın hayatı kurtarılabilir, 3,9 trilyon dolarlık ekonomik refah kazanımı sağlanabilir. Antalya zirvesinin gündeminde ise sağlık sistemlerinin iklim krizine karşı dayanıklılığını artırmak var.</strong></p>
<p>İklim krizinin bedeli artık hastanelerde, acil servislerde, yaşanan can kayıplarında ve sağlık sistemlerinin giderek artan yükünde de kendini gösteriyor. Aşırı sıcaklar, seller, kuraklık, hava kirliliği ve temiz suya erişimde yaşanan sorunlar, dünyanın farklı bölgelerinde milyonlarca insanın sağlığını tehdit ediyor.</p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP31 öncesinde yayımladığı değerlendirmede, iklim krizinin aynı zamanda ciddi bir halk sağlığı krizi olduğu uyarısında bulundu.</p>
<p>DSÖ verilerine göre, dünyada yaklaşık 3,3 ila 3,6 milyar insan iklim değişikliğine karşı yüksek derecede kırılgan koşullarda yaşıyor. İklim bağlantılı afetlerin yol açtığı ölümlerin son 20 yılda yüzde 90’dan fazlası gelişmekte olan ülkelerde meydana geldi.</p>
<p>Bu tablo, iklim krizinin sağlık üzerindeki etkilerinin ülkeler ve toplumlar arasında eşit dağılmadığını ortaya koyuyor. Çocuklar, hamile kadınlar, yenidoğanlar, yaşlılar, kronik hastalığı bulunanlar ve yerinden edilmiş topluluklar en yüksek risk altındaki gruplar arasında yer alıyor.</p>
<p><strong>Her yıl 1,6 milyon insanın hayatı kurtarılabilir</strong></p>
<p>DSÖ’nün COP31 öncesinde yayımladığı İklim Değişikliği ve Sağlık Alanındaki Öncelikli Eylemlerin Küresel Faydaları ve Maliyetleri başlıklı rapor, mevcut çözümlerin yaratabileceği etkiyi de ortaya koyuyor. Rapora göre, iklim değişikliği ve sağlık alanında etkili olduğu kanıtlanmış altı önlemin hayata geçirilmesiyle her yıl 1,6 milyon insanın hayatı kurtarılabilir.</p>
<p>Bu önlemler arasında aşırı sıcaklara karşı erken uyarı sistemleri, iklim koşullarına dayanıklı içme suyu hizmetleri, temel sanitasyon altyapısı, hijyen ve el yıkama imkânları, evlerde yemek pişirme ve ısınma için daha temiz yakıt ve teknolojiler ile fosil yakıtların daha etkin fiyatlandırılması bulunuyor.</p>
<p>DSÖ’nün hesaplamalarına göre, söz konusu uygulamalar yılda 16,7 milyar ton karbondioksit emisyonunun önlenmesine katkıda bulunabilir. Bu miktar, arazi kullanımı ve ormancılık kaynaklı emisyonlar hariç tutulduğunda küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 31’ine karşılık geliyor.</p>
<p><strong>Antalya’da sağlık sistemlerinin dayanıklılığı masada</strong></p>
<p>Ekonomik kazanımlar da dikkat çekici boyutta yer alıyor. Raporda, altı önlemin yılda 3,9 trilyon dolarlık ekonomik refah kazanımı ve buna ek olarak 5,4 trilyon dolarlık finansal fayda sağlayabileceği belirtiliyor.</p>
<p>COP31’in sağlık gündeminde, Brezilya’da düzenlenen COP30’da kabul edilen Belém Sağlık Eylem Planı’nın uygulanması önemli yer tutacak. Plan, sağlık sektörünün iklim değişikliğine uyumunu güçlendirmek amacıyla üç öncelikli alan belirliyor: İzleme ve gözetim sistemlerinin geliştirilmesi; bilimsel kanıtlara dayalı politika ve stratejiler ile kurumsal kapasitenin güçlendirilmesi; inovasyon, üretim ve dijital sağlık çözümlerinin yaygınlaştırılması.</p>
<p>Antalya’da ayrıca Antalya Sağlık Dayanıklılığı Girişimi (Antalya Initiative for Health Resilience - AIR) hayata geçirilecek. Ülkelerin iklim ve sağlık alanındaki deneyimlerini paylaşmalarını amaçlayan girişim, gönüllülük esasına dayanan ve hukuken bağlayıcı olmayan bir iş birliği mekanizması olarak tasarlandı.</p>
<p>Girişimin, Türkiye’nin bu alandaki çalışmalarını ortaya koyan bir belgeyle başlatılması ve ülkelerin katkılarını değerlendirebilecek bir referans çerçevesi oluşturması öngörülüyor. AIR’in bir diğer hedefi, ülkeler arasında bilgi ve deneyim paylaşımını güçlendirerek COP32 ve sonraki iklim konferanslarına uzanan bir iş birliği zemini oluşturmak.</p>
<p><strong><span style="color: #e03e2d;">“İKLİM KRİZİ AYNI ZAMANDA BİR SAĞLIK KRİZİDİR”</span></strong></p>
<p>DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, iklim krizinin sağlık üzerindeki zararlarının önemli bir bölümünün mevcut araçlarla önlenebileceğine dikkat çekiyor. Ghebreyesus, hükümetlerin yeni iklim müzakerelerine hazırlandığı bu dönemde, insan sağlığının korunmasının iklim eyleminin merkezinde yer alması gerektiğini vurguluyor.</p>
<p>DSÖ'nün Antalya öncesinde verdiği mesaj önemli: İklim politikalarının başarısı, azaltılan emisyon miktarının yanı sıra önlenen hastalıklar, kurtarılan hayatlar ve güçlenen sağlık sistemleri üzerinden de değerlendirilmeli. COP31, bu açıdan, iklim müzakerelerinde sağlığın daha güçlü bir yer edinmesi ve daha önce kabul edilen eylem planlarının uygulamaya dönüşmesi için önemli bir fırsat sunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/6-onlemle-yilda-16-milyon-hayat-39-trilyon-dolarlik-ekonomik-kazanim-91549</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/9/1280x720/r78-1793952963.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 6 önlemle yılda 1,6 milyon hayat, 3,9 trilyon dolarlık ekonomik kazanım ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bakilan-insaat-eskisehirin-ilk-yes-tr-sertifikali-yesil-konutunu-hayata-geciriyor-91546</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakılan İnşaat, Eskişehir’in ilk YES-TR sertifikalı yeşil konutunu hayata geçiriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Eskişehir’de 1968’de kurulan ve tecrübesini 2014 yılında inşaat sektörüne taşıyan Bakılan İnşaat, kentin yapı ihtiyacına yönelik proje çözümleri ve müteahhitlik hizmetlerini sürdürüyor. </p>
<p>Şirket, Yaşamkent’te geliştirdiği THEMA projesiyle Eskişehir’in YES-TR sertifikalı ilk yeşil konut projesini hayata geçirmeye hazırlanıyor.</p>
<p>Bakılan ailesinin 3. kuşak temsilcilerinden Endüstri Mühendisi Yasin Bakılan, günümüzde konut kavramının yalnızca metrekare ve mimari görünüm üzerinden değerlendirilmediğini belirterek, “Bir yapının geleceğe ne kadar hazır olduğunu enerjiyi ve suyu nasıl kullandığından doğal kaynaklara etkisine, yapı güvenliğinden iç mekân konforuna kadar birçok farklı unsur belirliyor. THEMA’da sürdürülebilirliği sonradan eklenen bir özellik olarak değil, tasarım ve yapı üretiminin temel kararlarından biri olarak ele aldık. Güveni, mühendisliği, yaşam kalitesini ve uzun vadeli değeri merkeze alan yapı anlayışımızı bu projede sürdürülebilirlik ve konforla bir araya getirdik” dedi.</p>
<p><strong>Sürdürülebilirliği ölçülebilir hale getiriyor</strong></p>
<p>THEMA’nın Bakılan İnşaat tarafından “Eskişehir’in YES-TR sertifikalı ilk yeşil konut projesi” olarak tanımlandığını kaydeden Yasin Bakılan, YES-TR sertifikasyonunun enerji ve su verimliliğinden malzeme kullanımına, iç mekân kalitesinden çevresel etkilere kadar farklı kriterleri birlikte değerlendirdiğini söyledi. Sertifikasyonun sürdürülebilirliği ölçülebilir bir yapı standardı çerçevesinde ele aldığına işaret eden Bakılan, THEMA’da bu yaklaşımın tasarım ve uygulama süreçlerine yansıtıldığını ifade etti.</p>
<p>Projenin enerji performansı ve kullanıcı konforuna yönelik teknik çözümler içerdiğini aktaran Bakılan, “Isı kayıplarını azaltmaya ve enerji performansını desteklemeye yönelik uygulamaları, kullanıcı konforunu gözeten mimari kararlarla birlikte değerlendirdik. Projede 84 mm PVC doğramalar, düşük ısı kayıplı panjur sistemleri ve PVC kenar yalıtım bandı gibi uygulamalarla yapının ısıl performansını destekliyoruz. Katlar arasında kullandığımız akustik şilte ve dilatasyon bandı uygulamalarıyla da yaşam alanlarındaki ses konforunu artırmayı amaçlıyoruz. Böylece enerji verimliliği, ısıl ve akustik konforu aynı yapı anlayışının parçaları haline getiriyoruz” diye konuştu.</p>
<p><strong>Güvenlik ve konfor birlikte ele alınıyor</strong></p>
<p>Bakılan İnşaat’ın kurucularından İnşaat Mühendisi Atakan Bakılan ise THEMA’nın teknik performansın yanı sıra insanın yaşam deneyimini de merkeze aldığını belirtti. Projedeki “THEMA Huzur” yaklaşımının sakinlik, konfor, mahremiyet ve nitelikli yaşam fikri üzerine kurulduğunu ifade eden Bakılan, “Sürdürülebilir bir yaşam alanının aynı zamanda insanın kendini iyi hissettiği, günlük hayatın temposundan uzaklaşabildiği ve yaşam kalitesini uzun yıllar koruyabildiği bir alan olması gerektiğini düşünüyoruz. THEMA Huzur yaklaşımında eve dönüşü yalnızca bir mekâna ulaşmak değil, yaşamın ritmini yeniden dengelemek olarak ele alıyoruz. Geleceğin yaşam alanlarının çevreye olduğu kadar insanın ihtiyaçlarına da duyarlı olması gerektiği anlayışıyla hareket ediyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Yapı güvenliğini sürdürülebilirliğin parçası olarak görüyoruz”</strong></p>
<p>Yapı güvenliğinin de projenin bütünsel yaklaşımının önemli bir parçası olduğunu vurgulayan Atakan Bakılan, “Uzun ömürlü, güvenli ve nitelikli yapılar üretmenin sürdürülebilirliğin çevresel boyutunun yanında toplumsal ve ekonomik değerini de güçlendirdiğine inanıyoruz. Bu nedenle THEMA’da güvenliği, enerji verimliliğini, akustik ve ısıl konforu, yaşam kalitesinden bağımsız başlıklar olarak görmüyoruz. Kaynakları daha verimli kullanan, güvenliği ve konforu birlikte düşünen, insanın yaşam deneyimini merkeze alan bir yapı anlayışını ortaya koyuyoruz. Geleceğin yeşil standardının daha bilinçli tasarlamak, daha verimli üretmek ve daha güvenli yaşam alanları oluşturmakla başladığını düşünüyoruz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bakilan-insaat-eskisehirin-ilk-yes-tr-sertifikali-yesil-konutunu-hayata-geciriyor-91546</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/6/1280x720/bakilan-insaat-eskisehirin-ilk-yes-tr-sertifikali-yesil-konutunu-hayata-geciriyor-1793950446.JPEG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakılan İnşaat kurucularından İnşaat Mühendisi Atakan Bakılan, &quot;THEMA’da güvenliği, enerji verimliliğini, akustik ve ısıl konforu, yaşam kalitesinden bağımsız başlıklar olarak görmüyoruz. Kaynakları daha verimli kullanan, güvenliği ve konforu birlikte düşünen, insanın yaşam deneyimini merkeze alan bir yapı anlayışını ortaya koyuyoruz. Geleceğin yeşil standardının daha bilinçli tasarlamak, daha verimli üretmek ve daha güvenli yaşam alanları oluşturmakla başladığını düşünüyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mustafakemalpasa-tarim-ve-jeotermal-yatirimlarla-buyumeye-odaklandi-91543</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mustafakemalpaşa, tarım ve jeotermal yatırımlarla büyümeye odaklandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT - ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Ekonomi Gazetesi Bursa Bölge Temsilcisi Ömer Faruk Çiftçi, Mustafakemalpaşa Ticaret ve Sanayi Odası (TSO) Yönetim Kurulu Başkanlığına seçilen İbrahim Özmen’i ziyaret etti. İlçe ekonomisinin ve yeni dönem projelerinin ele alındığı görüşmede Özmen, tarım, hayvancılık ve jeotermal kaynaklara dayalı yatırımlara öncelik vereceklerini söyledi. Odanın kuruluşunun 46. yılında göreve geldiklerini hatırlatan Özmen, dört yıllık dönemde Mustafakemalpaşa TSO’yu 50. yılına güçlü bir vizyonla taşımayı hedeflediklerini belirtti. İlçenin ekonomik yapısına uygun, uygulanabilir projelere odaklandıklarını vurgulayan Özmen, öncelikleri arasında Besi Organize Sanayi Bölgesi (OSB) kurulmasının bulunduğunu ifade etti. Mustafakemalpaşa’da Eker, SEK, Yörsan ve Sütaş gibi önemli gıda ve süt sanayi kuruluşlarının faaliyet gösterdiğine dikkat çeken Özmen, güçlü hayvancılık altyapısının organize yatırımlarla desteklenmesinin bölge ekonomisine katkı sağlayacağını kaydetti. Jeotermal kaynakların da önemli yatırım fırsatları sunduğunu belirten Özmen, Tümbüldek bölgesindeki sıcak suyun seracılıkta değerlendirilmesi için çalışma yürütmek istediklerini söyledi. Bursa'dan yatırımcıların da bölgeye ilgi gösterdiğini belirten Özmen, teknik koşulların sağlanması halinde jeotermal seracılığın ilçeye yeni yatırımlar kazandırabileceğini dile getirdi.</p>
<h2><strong>Turizm, fuarcılık ve yerel ürünlere odaklanılacak</strong></h2>
<p>İlçenin tarım makineleri, gıda ve sanayi üretimini tanıtmak amacıyla Mustafakemalpaşa Tarım Fuarı'nı hayata geçirmeyi hedeflediklerini aktaran Özmen, uygun fuar alanı oluşturulması için çalışmalar yürüttüklerini kaydetti. Yerel ürünlerin markalaşmasına da önem verdiklerini vurgulayan Özmen, Mustafakemalpaşa Tatlısı'nın ardından yeni ürünler için coğrafi işaret çalışmalarına başlayacaklarını açıkladı. Azatlı'da üretilen tatlı toz biberin öncelikli ürünlerden biri olduğunu belirten Özmen, ilçede yetiştirilen kapya biberi ile Mustafakemalpaşa Beyazı olarak bilinen mermerin de tescil kapsamında değerlendirilebileceğini söyledi.</p>
<h2><strong>KOBİ'lere ve girişimcilere yeni destekler</strong></h2>
<p>Mustafakemalpaşa TSO'nun kurumsal kapasitesini geliştirmeyi de hedeflediklerini belirten Özmen, odaya yeni bir ek hizmet binası kazandırmayı planladıklarını söyledi. Bu kapsamda genç ve kadın girişimcilere yönelik Girişim Atölyesi ile TSO Eğitim Akademisi kurulması, üyelerin yatırım ve teşviklerden daha fazla yararlanabilmesi için Proje Ofisi oluşturulması hedefleniyor. KOSGEB desteklerine erişimi kolaylaştıracaklarını ve ihracatçı firmalara Kolay Vize desteği sunmayı planladıklarını aktaran Özmen, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin ilçeye kazandıracağı okul projesini de görev süreleri içinde tamamlamak istediklerini ifade etti. Yeni dönemde somut sonuç alınabilecek projelere odaklanacaklarını vurgulayan Özmen, “Çok sayıda projeye başlayıp yarım bırakmak yerine, dört yıllık görev süremizde ilçemize kalıcı değer kazandıracak sürdürülebilir yatırımları hayata geçirmek istiyoruz” diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mustafakemalpasa-tarim-ve-jeotermal-yatirimlarla-buyumeye-odaklandi-91543</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/3/1280x720/mustafakemalpasa-tarim-ve-jeotermal-yatirimlarla-buyumeye-odaklandi-1793949106.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mustafakemalpaşa TSO Başkanı İbrahim Özmen, ilçenin tarım ve hayvancılık potansiyelini katma değerli yatırımlarla büyütmeyi hedeflediklerini söyledi. Besi OSB ve jeotermal seracılık projelerine odaklandıklarını belirten Özmen, yatırımcı ilgisinin bulunduğunu, projelerin hayata geçirilmesi için teknik ve finansal koşulları değerlendirdiklerini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yenisehirde-fabrikalar-2027de-yukselmeye-baslayacak-91541</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yenişehir’de fabrikalar 2027’de yükselmeye başlayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Yenişehir’in sanayi yatırımları ve istihdam kapasitesini artırması hedeflenen 800 dönümlük Sümbüllük Bacasız Sanayi Bölgesi’nde altyapı ve üstyapı çalışmaları hız kazandı.</p>
<p>Uzun yıllardır sanayi alanı olarak planlarda yer almasına rağmen yatırım yapılamayan ve amacı dışında kullanılan bölge, Yenişehir Belediyesi ve Bursa Büyükşehir Belediyesi iş birliğiyle üretime hazırlanıyor. Altyapı çalışmalarında yüzde 95 seviyesine ulaşılırken, yol yapımına da geçildi. Çalışmaların tamamlanmasıyla birlikte 2027 yılından itibaren bölgede fabrika inşaatlarının başlaması bekleniyor. BUSKİ ile koordineli yürütülen altyapı çalışmalarında büyük ölçüde sona gelindi. Altyapısı tamamlanan kesimlerde üstyapı çalışmalarına geçilirken, 15 ila 20 metre genişliğindeki üç caddede toplam 2 bin 200 metrelik yol yapımına başlandı. </p>
<p>Yenişehir Belediye Başkanı Ercan Özel, yıllardır atıl durumda bulunan sanayi alanını yatırımlara hazır hale getirmek için önemli mesafe katettiklerini söyledi. Altyapı çalışmalarının yüzde 95’inin tamamlandığını belirten Özel, yolların da tamamlanmasıyla bölgenin sanayi yatırımları için hazır olacağını ifade etti. Sümbüllük’ün uzun yıllardır sanayi alanı olarak planlanmasına rağmen bu işlevini kazanamadığına dikkat çeken Özel, “Bu eksikliği tespit ederek hızlı bir şekilde harekete geçtik. Şimdi yollarımızı da tamamlayarak bölgemizi yatırımlara hazır hale getiriyoruz. İnşallah 2027 yılından itibaren burada fabrikalar yükselmeye başlayacak” dedi. Sümbüllük Bacasız Sanayi Bölgesi’nin Yenişehir ekonomisine önemli katkı sağlayacağını vurgulayan Özel, bölgede çok sayıda fabrikanın kurulmasını ve yeni istihdam alanlarının oluşmasını beklediklerini dile getirdi. Özel, projenin ilçenin üretim kapasitesini ve ekonomik gelişimini destekleyeceğini belirtti. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yenisehirde-fabrikalar-2027de-yukselmeye-baslayacak-91541</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/1/1280x720/yenisehirde-fabrikalar-2027de-yukselmeye-baslayacak-1793948783.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yenişehir’de 800 dönümlük Sümbüllük Bacasız Sanayi Bölgesi’nde altyapı çalışmalarının yüzde 95’i tamamlandı. Üç caddede toplam 2 bin 200 metrelik yol yapımı sürerken, bölgenin 2027’den itibaren fabrika yatırımlarına ev sahipliği yapması hedefleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/marmarabirlik-avrupanin-dev-market-zincirini-gundemine-aldi-91538</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Marmarabirlik, Avrupa&#039;nın market zincirini gündemine aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/ERHAN BEDİR - BURSA</strong></p>
<p>Türkiye'nin önemli zeytin ve zeytinyağı üretici birliklerinden Marmarabirlik, ihracatta pazar çeşitliliğini artırırken uluslararası perakende zincirlerindeki varlığını güçlendirmeye hazırlanıyor.</p>
<p>Bugün 74 ülkeye ihracat gerçekleştiren birlik, Avrupa'da ağırlıklı olarak Türk ve Akdeniz kökenli tüketicilere hitap eden etnik marketlerin dışına çıkarak daha geniş tüketici kitlelerine ulaşmayı hedefliyor.</p>
<p>Avrupa'nın yanı sıra Rusya, Amerika, İskandinav ülkeleri ve Orta Doğu'da büyüme fırsatlarını değerlendiren Marmarabirlik, farklı ülkelerin tüketim alışkanlıklarına uygun ürün ve ambalaj geliştirme çalışmalarını da sürdürüyor. Marmarabirlik Yönetim Kurulu Başkanı Ali Yıldız, Avrupa pazarında önemli bir gelişmenin eşiğinde olduklarını belirterek, "İnşallah yakında müjdeli bir haberimiz de olacak. Avrupa pazarında daha önce giremediğimiz, yaklaşık 6-7 bin şubesi olan bir süpermarket zincirine de girmiş olacağız" dedi. Avrupa'nın ihracatta lokomotif pazar olmayı sürdürdüğünü ifade eden Yıldız, etnik marketlerde elde ettikleri gücü uluslararası perakende zincirleriyle pekiştirmek istediklerini söyledi. Marmarabirlik'in son dönemde büyüme kaydettiği pazarlardan birinin Rusya olduğunu belirten Yıldız, bu ülkede hem üst segment hem de yaygın perakende kanallarında güçlü bir yapılanma oluşturduklarını anlattı. Rusya'daki ulusal ve yerel perakende gruplarıyla iş birliklerini geliştirdiklerini kaydeden Yıldız, ürünlerinin çok sayıda marketin raflarında yer aldığını söyledi. Bu çalışmalarla satış hacmi ve marka konumlandırması açısından önemli bir ivme yakaladıklarını ifade eden Yıldız, Rusya'nın önde gelen e-ticaret platformlarından birinde haftalık 6 bin adetlik satışa ulaştıklarını açıkladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aed79c99266c-1793948105.JPG" alt="" width="584" height="389" /></p>
<h2><strong>Orta Doğu pazarına özel ürün ve ambalajlar</strong></h2>
<p>Yeni dönemde özellikle Orta Doğu ülkelerine yönelik ihracat çalışmalarına ağırlık verdiklerini belirten Yıldız, farklı pazarlardaki tüketim alışkanlıklarına uygun ürünler geliştirdiklerini söyledi. Küresel ölçekte alım gücünün tüketici tercihlerini değiştirdiğine dikkat çeken Yıldız, küçük ambalajlı ürünlere talebin arttığını vurguladı. Yıldız, "Dünya büyüyor ama ambalajlar küçülüyor. Alım gücünün etkilediği bir alışveriş alışkanlığı başladı. 50 gramlık, 'aç bitir' tarzı ürünler artık çok popüler. Biz de bu trendleri takip ederek ülkelerin tüketim alışkanlıklarına göre çalışmalar yapıyor, daha önce giremediğimiz pazarlara ulaşmayı hedefliyoruz" diye konuştu. Orta Doğu ülkelerinde ağırlıklı olarak yeşil zeytin ve zeytinyağı talebi bulunduğunu, ancak siyah zeytine yönelik ilginin de arttığını belirten Yıldız, ülkelerin damak tadına ve tuz tercihlerine göre üretim yaptıklarını kaydetti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aed79e9b712c-1793948137.JPG" alt="" width="374" height="510" /></p>
<h2><strong>Yeni sezonda 60 bin tonluk alım hedefi</strong></h2>
<p>Marmarabirlik, ihracat pazarlarını genişletirken yeni sezonda üreticiden yaklaşık 60 bin ton zeytin almayı planlıyor. Türkiye genelinde sofralık ve yağlık zeytin rekoltesinin 3 milyon 800 bin tona ulaşmasının beklendiğini açıklayan Yıldız, bu tahminin gerçekleşmesi halinde Cumhuriyet tarihinin en yüksek zeytin rekoltesine ulaşılacağını söyledi. Marmarabirlik'in faaliyet gösterdiği bölgede yaklaşık 400 bin tonluk üretim beklendiğini belirten Yıldız, "Üreticimizin emeğinin karşılığını alması için elimizden geleni yapıyoruz. 60 bin tona yakın alım planımız var. Bu da Marmarabirlik'in en yüksek alım rakamlarından biri olacak" diye konuştu. Yüksek rekoltenin üretici açısından ekonomik kayba dönüşmemesi gerektiğine dikkat çeken Yıldız, üreticilerin, kooperatiflerin ve ilgili kurumların iş birliği içinde hareket etmesinin önemini vurguladı. Özellikle işçilik ve akaryakıt giderlerindeki artışın üretim maliyetlerini yükselttiğini belirten Yıldız, sürdürülebilir üretim için maliyetlerin dikkate alınması gerektiğini ifade etti.</p>
<h2><strong>“Zeytinyağı tüketimi kişi başı 4-6 kilograma çıkmalı”</strong></h2>
<p>Türkiye'nin zeytin ve zeytinyağı üretimindeki potansiyeline karşın iç tüketimin düşük kaldığını belirten Yıldız, üretimdeki artışın sürdürülebilirliği açısından iç pazarın geliştirilmesi gerektiğini söyledi. Kişi başına zeytinyağı tüketiminin yaklaşık 2 kilogram seviyesinde olduğunu kaydeden Yıldız, “Bu rakamı 4-6 kilograma çıkarabilirsek, kendi ürettiğimiz zeytini ülkemizde ancak başa baş değerlendirebiliriz. Bu nedenle tüketimi artıracak çalışmalar büyük önem taşıyor” dedi. Zeytinyağı sektörünün önemli sorunlarından biri olan taklit ve tağşişe de değinen Yıldız, denetimlerin yanı sıra yaptırımların daha caydırıcı hale getirilmesi gerektiğini vurguladı. Tarım ve Orman Bakanlığı'nın tağşişli ürünleri tespit ederek kamuoyuyla paylaştığını hatırlatan Yıldız, cezaların ağırlaştırılmasının haksız rekabetin önlenmesine katkı sağlayacağını ifade etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aed79fbb3319-1793948155.jpg" alt="" width="596" height="397" /></p>
<h2><strong>Katma değerli ürünlerle pazarda büyüyor</strong></h2>
<p>Marmarabirlik, geleneksel zeytin ve zeytinyağı ürünlerinin yanı sıra katma değerli ürünlerle de iç pazardaki varlığını güçlendiriyor. Ürün çeşitliliğini artırmaya yönelik çalışmalar kapsamında geliştirilen zeytinyağlı kakaolu fındık kremasının Türkiye genelinde 4 bin satış noktasında tüketiciyle buluştuğunu açıklayan Yıldız, farklı tüketici gruplarına hitap eden ürünlerle büyümeyi sürdürdüklerini belirtti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/marmarabirlik-avrupanin-dev-market-zincirini-gundemine-aldi-91538</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/8/1280x720/marmarabirlik-avrupanin-dev-market-zincirini-gundemine-aldi-1793948279.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracat ağını 74 ülkeye genişleten Marmarabirlik, Avrupa&#039;da etnik marketlerin ötesine geçerek uluslararası perakende zincirlerinde büyümeye odaklandı. Avrupa genelinde 6-7 bin şubesi bulunan büyük bir süpermarket zincirine girmeye hazırlandıklarını açıklayan Marmarabirlik Yönetim Kurulu Başkanı Ali Yıldız, Rusya&#039;da haftalık 6 bin adetlik e-ticaret satışına ulaştıklarını, Orta Doğu&#039;da ise yeni pazarlar hedeflediklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iklim-finansmaninda-yeni-kopru-bridge-91535</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İklim finansmanında yeni köprü: BRIDGE</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İklim gündeminde artık yeni bir aşamaya geçtiğimizi uzun zamandır duyuyorsunuz. Bugün odağımızda artık defalarca verilmiş olan sözler değil, taahhütleri nasıl uygulamaya dönüştüreceğimiz ve bunun için gerekli finansmanı nasıl harekete geçireceğimiz sorusu var.</p>
<p>COP31 Türkiye Başkanlığı’nın geliştirdiği Climate Implementation Bridge – BRIDGE (İklim Uygulama Köprüsü) bu sorunun kesişim noktasında ortaya çıkıyor. BRIDGE’in temel amacı, ülkelerin iklim ve kalkınma öncelikleri ile yatırım ve finansman kaynakları arasındaki boşluğu kapatmak. Daha açık ifadeyle, iklim hedeflerini yalnızca politika belgelerinde bırakmayıp, somut, ölçeklenebilir ve finansmana hazır proje portföylerine dönüştürmek. </p>
<p>Bu yaklaşım, COP31’in temel mesajıyla da örtüşüyor. Yeni taahhütlerden çok, mevcut taahhütlerin hayata geçirilmesi. COP31 Başkanlığı BRIDGE’i bu nedenle bir “uygulama köprüsü” olarak konumlandırıyor.</p>
<p><strong>Sorun para mı, proje mi? </strong></p>
<p>İklim finansmanı tartışmalarında genellikle kaynak yetersizliğine odaklanıyoruz. Oysa son dönemde giderek daha görünür hale gelen ve daha önceki yazılarımda da ele aldığım sorun, finansman ile yatırım yapılabilir proje arasındaki kopukluk. Zira küresel sistemde sermaye mevcut. Temel sorun bu sermayeyi uygulanabilir iklim ve kalkınma projeleriyle buluşturmaktaki zorluklar. Gelişmekte olan ülkelerde finansman maliyetlerinin çok daha yüksek olması ise bu sorunu daha da büyütüyor. Dolayısıyla finansmanı doğru projeye, doğru risk paylaşımıyla ve doğru zamanda buluşturmak temek hedef olmalı. Projelerin teknik, finansal ve kurumsal açıdan tam olarak hazır olması son derece önemli. Yatırımcının önüne konulabilecek nitelikte proje yoksa, mevcut finansman kaynaklarının varlığı tek başına dönüşümü sağlayamıyor. </p>
<p><strong>BRIDGE’in farkı? </strong></p>
<p>BRIDGE’i önemli tarafı, yeni bir iklim fonu veya yeni bir finansman kurumu yaratmayı hedeflememesi. Aksine, mevcut iklim finansmanı ekosisteminin daha etkin çalışmasını sağlamaya odaklanan bir proje. Kamu kaynakları, kalkınma bankaları, iklim fonları, uluslararası finans kuruluşları ve özel sermaye arasında daha güçlü bağlantılar kurulması, gerektiğinde karma finansman ve risk paylaşımı araçlarının kullanılması hedefleniyor.</p>
<p>Burada üç alan özellikle kritik; proje hazırlama kapasitesi, ulusal uygulama kapasitesi ve finansmana erişim. BRIDGE, NDC ve Ulusal Uyum Planlarında ortaya konan öncelikleri yatırım yapılabilir proje portföylerine dönüştürmeyi, bankalara yönlenebilir, standartlaştırılabilir ve ölçeklenebilir proje hatları geliştirmeyi ve kamu kaynaklarının özel sermayeyi harekete geçirecek şekilde kullanılmasını desteklemeyi amaçlıyor.</p>
<p>Aslında bu yalnızca iklim finansmanı açısından değil, kalkınma modeli açısından da önemli. Zira doğru tasarlandığında iklim yatırımları enerji dönüşümünü, sanayi politikasını, teknolojik gelişmeyi, istihdamı ve rekabet gücünü aynı anda etkileyebilir.</p>
<p><strong>İlk pilotlar açıklandı </strong></p>
<p>BRIDGE bir kavramsal çerçeve olmaktan da çıkarak, COP31 Başkanlığı tarafından ilk beş pilot ülke -Etiyopya, Fiji, Endonezya, Pakistan ve Özbekistan- açıklandı. Amaç, bu ülkelerde iklim ve kalkınma hedeflerini finansmana hazır proje portföyleriyle buluşturmak ve elde edilen deneyimi daha geniş bir uygulama için ölçeklendirmek.</p>
<p>Bu gelişme önemli. Zira BRIDGE’in gerçek başarısı bundan sonra sahadaki sonuçlarla ölçülecek. Kaç proje hazırlanacak? Kaçı finansmana ulaşacak? Ne kadar özel sermaye harekete geçirilecek? Daha önemlisi, bu yatırımlar ülkelerin iklim ve kalkınma hedeflerine ne ölçüde somut katkı sağlayacak? Bunlar önümüzdeki dönemin gerçek performans göstergeleri olacak.</p>
<p><strong>Türkiye için fırsat alanı </strong></p>
<p>BRIDGE’in Türkiye açısından bir başka anlamı daha var. Türkiye, COP31 Başkanlığını üstlenirken yalnızca küresel iklim müzakerelerine ev sahipliği yapmıyor, aynı zamanda iklim finansmanının uygulama, yatırım ve kalkınma gündemiyle birlikte ele alındığı yeni bir döneme liderlik ediyor. 4 Eylül’de İstanbul’da gerçekleştirilen İklim Finansmanı Zirvesi’nde UNDP’nin BRIDGE’in uygulama ortağı olarak açıklanması ve İstanbul Bildirisi ile çok tarafl ı kalkınma bankaları, finans kuruluşları, iklim fonları ve özel sektör arasında daha güçlü iş birliği çağrısı yapılması bu açıdan önemli.</p>
<p>Daha önemlisi İstanbul’daki iklim finansmanı politika diyaloğunda finansal düzenleme ve taksonomiden yeşil finansman araçlarına, bankalanabilir proje havuzlarından karma finansmana, özel sermayenin mobilizasyonundan sürdürülebilirlik raporlaması ve güvenilir iklim verisine kadar altı temel çalışma alanının belirlenmesi, Türkiye açısından da gündemin artık daha somut bir zemine taşındığını gösteriyor. Bu noktada, Türkiye için fırsat, yalnızca finansman çekmek değil, finansmana hazır proje üretme kapasitesini güçlendirmek.</p>
<p><strong>İklim finansmanında yeni paradigma</strong></p>
<p>BRIDGE’in mesajı; İklim hedeflerinin değeri ne kadar iddialı oldukları kadar, ne ölçüde uygulanabildikleriyle belirlenecek. Bunun için yalnızca finansmana değil doğru projelere, güçlü kurumlara, güvenilir veriye, etkin yönetişime ve sermayeyi riske göre doğru biçimde yönlendirebilecek finansal yapılara ihtiyaç var.</p>
<p>İklim finansmanında yeni paradigma: “Taahhütleri projelendirmek, projeleri finansmanla buluşturmak ve uygulama aşamasına geçmek, nihayetinde etki ve değer yaratmak”.</p>
<p>Bridge’in bunları birbirine bağlayacak bir köprü görevi göreceğini umuyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iklim-finansmaninda-yeni-kopru-bridge-91535</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İklim Finansmanında Yeni Köprü: BRIDGE ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/tgc-44-burhan-felek-basin-hizmet-odulleri-torenle-verildi-91530</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TGC 44. Burhan Felek Basın Hizmet Ödülleri törenle verildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk basınının önde gelen kalemlerinden ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti önceki başkanlarından Burhan Felek adına düzenlenen Basın Hizmet Ödülleri törenle verildi. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Vahap Munyar açılış konuşmasında, “Cemiyetimizin kurumsal kimliğinin güçlenmesine önemli katkılarda bulunan Felek, 26 yıl süren başkanlığı boyunca mesleki birikimini ve deneyimini bizlere aktardı. Onun gazeteciliğe ve basın topluluğuna yaptığı katkıları yaşatmak amacıyla 1983 yılında oluşturulan Burhan Felek Basın Hizmet Ödülleri, mesleğe uzun yıllar emek veren gazetecilerimiz için büyük anlam taşıyor. Bu yıl ödüle değer görülen meslektaşlarımı yürekten kutluyorum" dedi.</p>
<p>Mesleki dayanışmayı bizlere güçlü bir miras olarak bıraktı Burhan Felek'in cemiyetin saygınlığını ve kurumsal bütünlüğünü korumak için büyük çaba gösterdiğini kaydeden Munyar "Mesleki dayanışmayı ve kurumsal sorumluluğu esas alan anlayışıyla bizlere güçlü bir miras bıraktı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti olarak, basın özgürlüğünün ve bağımsız gazeteciliğin korunması için verdiğimiz mücadelede, geçmişten bugüne uzanan mesleki mirasımızdan güç alıyoruz. Sadece gazetecilik yaptığı için meslektaşlarımız dezenformasyonla suçlanmasın, tutuklanmasın, hedef gösterilmesin, fiziksel saldırıya uğramasın istiyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Munyar, “Bugün dünyada çatışma bölgelerinde görev yaparken öldürülen meslektaşlarımızı da anmak istiyorum. BM Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese İsrail ordusunun, Gazze'de, Ekim 2023'ten bu yana yaklaşık 300 gazeteciyi öldürdüğünü belirtti. İsrail’in Gazze’de sivil halka, sağlık personeline ve gazetecilerine yönelik insanlık dışı saldırılarını kınıyoruz. Öldürülen gazetecileri saygıyla anıyoruz" açıklamasını yaptı.</p>
<h2>Kamu yararını gözeten gazetecilik anlayışını yaşatmaya kararlıyız</h2>
<p>Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri Sibel Güneş, Burhan Felek’in anısını yaşatmak amacıyla 1983 yılında oluşturulan, meslekte 50 yılını doldurmuş 70 yaşından gün almış üyeler arasından yapılan seçimlerin ardından verilen ödüllerin, mesleğe uzun yıllar emek veren gazetecilere duyulan saygının ve meslek hafızasını yaşatma kararlılığının bir simgesi olduğunu belirtti. Güneş “TGC olarak bağımsız, bağlantısız ve kamu yararını gözeten gazetecilik anlayışını yaşatmaya kararlıyız. Sadece haber yaptıkları için yargılanan gazetecilerin davalarını izliyor, tutuklanan tüm meslektaşlarımızı ziyaret etmeyi ve dayanışma içinde olmayı sürdürüyoruz” değerlendirmesini yaptı. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İŞTE ÖDÜL ALAN 29 USTA GAZETECİ</span></h2>
<p>Burhan Felek Basın Hizmet Ödülleri Seçici Kurulu, bu yıl Ahmet Özçelik, Altan Çakıroğlu, Avni Özgürel, Ayhan Temizsoy, Belma Aksun, Cahit Çataloğlu, Cengiz Tokgöz, Emel Uygur, Esat Yılmaer, Füsun Arsan, Hacı Mehmet Gelir, Hüseyin Başusta, Hüseyin Yücel Telören, İlker Yasin, Kenan Mortan, Meral Tamer, Mustafa Bağdiken, Nevret Yüksel, Orhan Uğuroğlu, Osman Hakan Kiracı, Pınar Türenç, Rengin Uz, Sebla Özveren, Sefer Bilirgen, Semih Poroy, Suat Gezgin, Turgay Gözdereliler, Yalman Özgüner ve Yüksel Uysal’a ödül verilmesini kararlaştırdı. Kahve Dünyası’nın ikram sponsorluğu, Dijital Basın’ın medya takip sponsorluğu ile önceki gün gerçekleştirilen törende ödüllerini alan usta isimler gazetecilik mesleği ile ilgili anılarını ve duygularını paylaştı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/tgc-44-burhan-felek-basin-hizmet-odulleri-torenle-verildi-91530</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/0/1280x720/34663u-1793944535.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından düzenlenen Burhan Felek Basın Hizmet Ödülleri sahiplerini buldu. TGC Başkanı Vahap Munyar, basın özgürlüğü ve bağımsız gazeteciliğin önemine dikkat çekerken, Genel Sekreter Sibel Güneş, kamu yararını gözeten gazetecilik anlayışını yaşatmaya ve mesleki dayanışmayı sürdürmeye kararlı olduklarını vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-kiminle-nereye-91523</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye kiminle, nereye?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kardeşlik, ittifak, menfaat</strong></p>
<p>Kardeşiz ama önceliklerimiz farklı. Müttefikiz ama aynı tehdidi görmüyoruz. Birbirimizin güvenliğine destek sözü veriyoruz ama gerektiğinde nerede ve nasıl duracağımızı tartışıyoruz. Halklar arasındaki bağın gücünü anlatırken liderler arasındaki gerilimi izliyoruz. Savaş ihtimalini kolay konuşuyoruz ama caydırıcılığın ne işe yaradığını anlamak gerekiyor.</p>
<p>Askeri ve siyasi stratejist olarak uluslararası aktif çalışmalar yürüten emekli diplomat, Hasan Aygün’le “Türkiye Kiminle, Nereye; Kardeşlik, İttifak, Menfaat” başlığı altında Azerbaycan’la ilişkileri ve Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan arasındaki Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı tartıştık:</p>
<p>NATO bu ilişkilerin neresinde duruyor? Orta Doğu’da kurulan ortaklıklar Avrupa’daki güvenlik arayışıyla nasıl birleşiyor? Türkiye’nin gördüğünü komşuları da aynı biçimde mi görüyor?</p>
<p>ABD ara seçimleriyle eş zamanlı yaptığımız bu söyleşiyi farklı eksenlerde okumak da faydalı ve gerekli. Washington’la ilişkiler, İsrail’in bölgedeki güvenliği, İran’ın geleceği, Avrupa’nın savunması…</p>
<p>Bu gürültünün içinde güvenliğin nasıl tarif edildiğini merak ediyorum:</p>
<p>- Farklı öncelikler ve karşılıklı bağımlılık üzerinden gelişen bir güvenlik anlayışı, savunma doktrininin yerini mi alıyor?</p>
<p>- Yoksa savunmanın yanına başka ihtiyaçlar mı ekleniyor?</p>
<p>- Yenidünyayı ve Türkiye’nin yerini anlatırken kullandığımız kelimeler yaşadıklarımızı karşılıyor mu?</p>
<p>Aygün, Nahçıvan ve Cidde başkonsoloslukları, Tebriz’de görev, Karabağ barış süreci ve Minsk Grubu toplantıları… NATO’da siyasi danışmanlık, kriz yönetimi, askeri kararların siyasi sonuçları üzerinde çalışmalarıyla dikkat çeken bir diplomat.</p>
<p><strong>Coğrafyayı taşıyamıyoruz</strong></p>
<p>Söyleşinin tarih ve coğrafya bölümünü önemsiyorum. Bugünkü bir açıklamayı geçmişteki ilişkilerden, bugünkü bir tercihi komşuların ihtiyaçlarından ayırınca ne kadarını anlayabiliyoruz?</p>
<p>Aygün, Azerbaycan’ı anlatırken devletleşme sürecine, İran’la ilişkilere, dinin ve siyasetin etkisine döndü. Dinî farklılıkların arkasında siyasi kontrol meselesinin bulunduğunu söyledi: Kim, kimi, ne kadar kontrol edecek?</p>
<p>Türkiye–Azerbaycan ilişkisinde yaşananları güç mücadelesi olarak okumak mı gerekir? diye sordum; “Azerbaycan’la Türkiye arasında ben bir güç mücadelesi görmüyorum” dedi. Çekişmeyi, yöneticilerin ve iki ülkenin farklı öncelikleriyle açıkladı. Aygün, 1991’den 2009’a kadar olan dönemi “balayı” diye tarif ediyor. Türkiye’den giden yatırımcılar, açılan kapılar, birbirini yeniden tanıyan toplumlar…</p>
<p>İlk önemli sarsıntıyı Türkiye’nin 2009’daki Ermenistan’la yakınlaşma girişimlerinde gördüğünü söyledi.  Protokoller, futbol diplomasisi ve Azerbaycan bayrağı etrafında yaşanan tartışmalar bu dönemin hafızasında yer alıyor. Sonrasında Türkiye’nin olaylara daha çok Ortadoğu ve Arap dünyasıyla ilişkileri üzerinden bakmaya başladığını; Azerbaycan’ın ise kendi gerekçeleriyle bu yaklaşımı paylaşmadığını anlattı.</p>
<p>Aygün’ün Nahçıvan’da görev yaptığı yıllardan aktardığı gözlemler değişimi gösteriyor. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından pazarını kaybetmiş üretim, ekonomik güçlükler ve Türkiye’den yürütülen destek çalışmaları… O günkü Azerbaycan’la bugünkü Azerbaycan’ın aynı koşullarda bulunmadığını hatırlattı.</p>
<p><strong>Azerbaycan nasıl var olacak?</strong></p>
<p> “Var olma” ifadesini açmasını istedim. Askeri tehditle ilişkilendirmedi; “Azerbaycan’ın ciddi bir var olma sorunu var. Var olma dediğim, hangi yolda var olmaya devam edecekler?” İran’daki Azerbaycan Türklerini, Tebriz’i, sınırın iki tarafındaki farklı ekonomik ve siyasi koşulları anlattı. Birleşme düşüncesinin yalnızca Tahran açısından hassas olmadığını; Bakü açısından da nüfus, ekonomik uyum ve siyasi ağırlık gibi sorular doğuracağını söyledi.</p>
<p>Ortak kimlikten ortak siyasi geleceğe geçişin kolaylığını sorgularken Almanya’nın birleşmesini örnek verdi. Ekonomik güce rağmen uyumun yıllar aldığına dikkat çekti.“Bir millet, iki devlet” ifadesini de bu noktada konuştuk. Sloganın hangi beklentiyi taşıdığını, iki ayrı devletin kararlarına nasıl yansıdığını sordum. Aygün’ün cevabı ulusal kimliğe döndü: “Azerbaycan’ın en büyük kavgalarından biri millet olmaya devam edebilmek.”</p>
<p>İran’dan gelen Şii ümmet yaklaşımını ve Türkiye’den bazı dinî yapılanmaların etkisini bu çerçevede değerlendiren Aygün, Nahçıvan’daki görev döneminden verdiği örneklerle dinin sınır geçişlerine, gündelik hayata ve ekonomik ilişkilere kadar uzanan etkisini anlattı.  Değerlendirmesinde Azerbaycan’ın, kendi devlet ve toplum modelini korumaya çalıştığını Türkiye’yle yakınlığını da İran’la ilişkisini de bu ihtiyaçla birlikte düşünmek gerektiğine dikkat çekmiş olmasını değerli buldum.</p>
<p><strong>Ankara’dan bakınca, Bakü’den bakınca</strong></p>
<p>İsrail konusu farklılıkları, açık seçik-kapalı adına ne derseniz deyin, iletişim olarak kapsamlı şekilde görünür kılıyor. Aygün, Azerbaycan–İsrail ilişkisini enerji, silah ve mühimmat, eğitim, istihbarat, savunma üretimi ve tarım teknolojileri üzerinden anlattı.</p>
<p>İsrail Azerbaycan’a savunma ve teknoloji alanında destek sağlıyor; Azerbaycan da İsrail açısından önemli bir enerji ortağı. İlişkinin İran’ı ilgilendiren istihbarat boyutunu ise şöyle ifade etti: “İki ülke arasında sağlıklı bir ilişki var” deyince durdurup neyi kastettiğini sordum. Uluslararası ilişkilerde “sağlıklı” kelimesinin açıklanmaya ihtiyacı var. Burada karşılıklı menfaatlerin sağlandığı bir ilişkiden söz ediyoruz. Aygün takiben “ilişkiden iki ülke de menfaat sağlıyor” diyerek ifadesini teyit etti. Söyleşide, Türkiye’nin İsrail’e yönelik tutumuyla Azerbaycan’ın İsrail ilişkileri arasındaki farkı, karşılıklı ihtiyaçları hesaba katmadan açıklamak mümkün mü? sorusunun üzerinde durdum. Türkiye’nin kendi hassasiyetlerinden hareket etmesiyle Azerbaycan’ın aynı sırayı izlemesini beklemesi arasında bir mesafe var.</p>
<p>Aygün, yönetimlerin ve medyanın dilinde görülen gerilimin halklar arasındaki ilişkinin bütünü gibi okunmasına karşı çıktı. Söyleşinin sonunda yeniden bu konuya dönerek: “Halklar arasındaki bağ o kadar kuvvetli ki yöneticiler gider, halklar kalır uzun vadede” dedi. 2009’daki kırgınlıktan sonra ilişkilerin toparlanabilmesini hatırlatarak yeniden bir düzeltme yapılabileceğini ifade etti.</p>
<p><strong>Üç ülke, üç ayrı tehdit</strong></p>
<p>Tartışmamızın Azerbaycan bölümünde aynı kimliğin farklı önceliklerini konuşurken Mekke bölümünde farklı önceliklerin ortak savunma taahhüdünde nasıl birleşeceğine geçtik.</p>
<p>- Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın imzaladığı anlaşma neyi değiştirecek?</p>
<p>- Bir ülkenin karşı karşıya olduğu tehlike, diğer ikisi için de aynı anlamı taşıyor mu?</p>
<p>Aygün’ün en keskin değerlendirmelerinden biri şöyle: “Aslında bu üç ülkenin bir araya oturmasında en çok hayret edilecek şey tehdit algılamaları. Tehdit algılamalarının birbiriyle en ufak bir alakası yok.”</p>
<p><strong>- Pakistan:</strong> Hindistan ilk sırada… Afganistan’dan gelen silahlı ve aşırı dinci gruplar ile Belucistan da güvenlik gündeminde. Hindistan–Pakistan çatışmasında Türkiye ve Suudi Arabistan’ın nasıl bir rol üstlenebileceğini sorguluyor.</p>
<p><strong>- Suudi Arabistan:</strong> Enerji üretimi ve taşımacılığının güvenliği, İran ve Yemen öne çıkıyor. Türkiye ile Pakistan’ın bu dosyalardaki çıkarları ve riskleri ne kadar örtüşüyor?</p>
<p><strong>- Türkiye:</strong> Terör, Suriye ve Irak’taki yapılanmalar, Doğu Akdeniz, enerji koridorları ve Kıbrıs. Pakistan ve Suudi Arabistan bu öncelikleri hangi ölçüde paylaşacak?</p>
<p>Pakistan’a yönelik bir saldırı ihtimalini örnek verdi; Hindistan’ın Keşmir üzerinden Pakistan’a girdiği bir durumda Türkiye ve Suudi Arabistan’ı orada düşünebiliyor muyuz? Yemen çevresinde Türkiye’nin askeri operasyona katılmasının getirebileceği sonuçları da sorduktan sonra, Türkiye açısından yarar ve zarar hesabının yapılması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Burada anlaşmanın işleyişine ilişkin bir ayrıntı önemli. <u>TBMM’ye sunulan teklifin gerekçesinde</u>, kolektif savunma hükmünün kendiliğinden işlemeyeceği; istişareler sonucunda mutabakatla alınacak kararlara dayanacağı belirtiliyor. Tarafların kendi anayasal yükümlülükleri, mevzuatları ve yetkili makamlarının kararları da korunuyor. Otomatik bir savaş katılımından çok, farklı önceliklerin bir saldırı karşısında nasıl ortak karara dönüşeceği söz konusu…</p>
<p><strong>Yeniden Büyük Orta Doğu Projesi mi?</strong></p>
<p>Aygün, Mekke oluşumunu değerlendirirken Büyük Orta Doğu Projesi’ni hatırlattı. Kavramın uzun süredir gündemde olduğunu, ülkeleri bir araya getirecek bir yapının ise kurulamadığını söyledi. Mekke Ortak Savunma Paktı’nı bunun ilk somut veya güncel adımı olarak mı anlamalıydık? diye sordum; “Belki ilk adımı demek cüretkâr olur. İlk adımına benziyor diyeyim” şeklinde karşılık verdi.</p>
<p>Üç ülkenin de ABD ile özel ilişkilerine dikkat çektikten sonra oluşumu, İsrail’in bölgesel güvenliği ve bu ülkelerin ABD’ye daha yakın durması ihtimaliyle birlikte değerlendirdi. Anlaşmanın arkasındaki siyasi hesabı nasıl okuduğunu gösterdiğini düşünüyorum. Kullandığı ihtiyatlı ifadeye de ayrıca dikkat çekmek istiyorum. Aygün’ün değerlendirmesi burada bitmedi. Askeri müdahale meselesini ayrı tutarak iş birliği tarafına olumlu baktığını söyleyerek beni bir anlamda şaşırttı; “Bu savunma durumunda, bir ülkeye saldırı durumunda müdahaleyi bir kenara bırakırsak onun dışındaki her şey olumlu.” Gördüğünüz gibi hiçbir şey kategorik değil…</p>
<p>Türkiye’nin savunma sanayisini, ihracat imkânlarını, ülkelerin birbirini daha iyi tanımasını ve birlikte çalışmasını sıraladı. Üç ülkenin bölgesel ağırlıklarını ve birbirini tamamlayabilecek imkânlarını önemsediğini ifade etti. Ortak üretim ve ticaretin sağlayabileceği faydayla başka bir ülkenin çatışmasına katılmanın sonuçlarını ayrı ayrı değerlendirdi.</p>
<p><strong>NATO’nun işi savaşmak mı?</strong></p>
<p>Mekke’nin NATO’yla ilişkisini sorduğumda caydırıcılık kavramına geldik. Aygün, ittifakı birlikte savaşa gitme üzerinden değerlendirmenin eksik kalacağını söyledi: “NATO’nun özelliği toplanıp bir arada savaşmaktan ziyade caydırıcılık oldu.”</p>
<p>NATO’nun karşısında somut bir güç bulunduğunu, üyelerin buna karşı birleştiğini anlattı: “O somut güce karşı birleşerek caydırıcı olduk.” Mekke oluşumuyla karşılaştırmasında ise coğrafi uzaklıkları, gelişmişlik farklarını ve tehdit algılarındaki ayrışmayı öne çıkardı.</p>
<p>Birlikte durmanın caydırıcı olabileceğini kabul ediyor; bu kadar farklı önceliklerin pratikte nasıl bir arada işleyeceğini sorguluyor. NATO’nun yeni oluşuma neden özel bir tepki vermediğini de konuştuk. Aygün, Türkiye’nin NATO içindeki yükümlülüklerinin değişmediği görüşünde. Mekke Anlaşması’nın mevcut ittifakların yerine geçmediği ve Türkiye’nin NATO hak ve yükümlülüklerini etkilemediği, TBMM’ye sunulan gerekçede de belirtti.</p>
<p><strong>Bedir neyi tamamlıyor?</strong></p>
<p>Türkiye, Katar, Pakistan ve Endonezya arasındaki Bedir Mutabakatı’nı gözden kaçırmamak gerek. “O bir mutabakat. O sadece savunma iş birliği” diyerek niteliğini ayırdı.</p>
<p>Mekke’de konuştuğumuz saldırı halinde ortak tutum meselesiyle aynı şekilde ele almıyor. Dört ülkenin savunma alanında birlikte çalışmasını, daha geniş bir bölgesel ilişki içinde değerlendirdi: “Bu Bedir Mutabakatı’nı da aslında uzun vadede Mekke ittifakına destek verecek yan bir örgüt, yan bir örgütlenme olarak adımlardan biri sayabiliriz.”</p>
<p>Suudi Arabistan’ın bu oluşumda bulunmamasını da ayrı bir soru olarak ortaya koyduğunu dikkatinize sunmak isterim. Aygün, dinî ortaklığın geçmişte ülkelerin güçlü ve eşgüdümlü hareket etmesini sağlamadığını söyledi. Coğrafya ve çevreyle ilişkiler farklılaşıyor. Bu nedenle savunma iş birliği gibi somut bir alandaki adımı olumlu karşılıyor. Bağdat Paktı ve CENTO gibi geçmiş girişimleri hatırlatması da bu konuşmanın parçası. Bugünkü bir ortaklığın nasıl işleyeceğini düşünürken önceki deneyimlere baktığını ifade etti.</p>
<p><strong>Birbirine ihtiyaç duymak</strong></p>
<p>Karşılıklı bağımlılık kavramı, Ermenistan üzerinden de gündeme geldi. Aygün, Türkiye–Ermenistan ilişkilerindeki gelişmelerin sürmesini umduğunu söyledi. Ermenistan’ın Türkiye ile Azerbaycan arasında bir köprü olabileceğine dikkat çekti: “Çünkü Ermenistan için en önemli unsur interdependence, karşılıklı bağımlılık.”</p>
<p>Ermenistan açısından anlamını şöyle açıkladı: “Bu köprü Ermenistan için en azından güvenlik garantisi demektir. Ayrıca da ekonomik gelir demektir.” Ve İran’a ilişkin sözleri özellikle dikkat çekici: “Amerika’nın ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının İran’daki rejime bir soluk verdiğini, oksijen verdiğini düşünüyorum.” Tereddüdü de aynı derecede önemli; saldırının hedefiyle içeride yarattığı siyasi etkinin farklılaşmış olabileceğini düşünüyor.</p>
<p>Aygün’ün bölgesel değerlendirmesinde bütün ülkeler aynı noktada değil. Şöyle özetleyebilirim:</p>
<p><strong>- İran:</strong> ABD ve İsrail saldırılarının rejime nefes aldırmış olabileceğini düşünüyor. Dış saldırının, içeride baskı altındaki yönetimin durumunu değiştirdiği görüşünde.</p>
<p><strong>- Irak:</strong> Görece sakin bir tablo görüyor. Kürt bölgesinin enerji sorunlarına ayrıca değiniyor; Irak’tan yakın vadede büyük bir sorun beklemediğini söyledi.</p>
<p><strong>- Suriye:</strong> Türkiye’nin PKK ve Suriye’deki Kürt gruplarla ilişkili güvenlik dosyalarını, çözüm arayışının sürdüğü başlıklar arasında ele alıyor.</p>
<p><strong>- Kıbrıs ve Doğu Akdeniz:</strong> Kıbrıs ile enerji konularının geri planda kaldığına dikkat çekti.</p>
<p><strong>- Yunanistan:</strong> Deniz yetkileri ve diplomatik destekler üzerinden ilişkilerin farklı boyutlarını gündeme getirdi.</p>
<p><strong>- Rusya–Ukrayna, Romanya–Moldova ve Karadeniz:</strong> Avrupa’daki olası değişimler, bölgesel ilişkiler ve sivil deniz ulaşımının güvenliği üzerinde durdu. Romanya–Moldova birleşmesi gibi ihtimalleri, geleceğe ilişkin sorular olarak andı.</p>
<p><strong>Dünya Türkiye’yi neden desteklesin?</strong></p>
<p>BM Genel Sekreterliği tartışması bizi Türkiye’ye dışarıdan nasıl bakıldığı meselesine götürdü. Türkiye, BM Genel Sekreterliği rolünde Büyükelçi Feridun Sinirlioğlu’nu aday gösterdi. “Türkiye’nin adayını neden desteklesin dünya? Bir de onu düşünmek lazım” diye sordu Aygün. Türkiye’nin barış ve dünya sorunlarında yapıcı, kapsayıcı bir faaliyet gösterip göstermediğinin dışarıdan nasıl değerlendirildiğine bakılması gerektiğini ilave etti ifadelerine. Destek bekleyen ülkenin kendisini başkalarının değerlendirmesiyle de düşünmesini önerdi.</p>
<p>Tüm konuların temelinde iletişim yatıyor; haber, açıklama, yorum, sosyal medya paylaşımı… Çok şey duymak, ne olduğunu anlamamızı sağlıyor mu? Aynı bilginin çoğalması, açıklanması demek değil. Tarihi ve coğrafyayı bilmeden bugünkü cümleye ne kadar anlam yükleyebiliriz?</p>
<p>Bu söyleşiyi Azerbaycan ve Mekke üzerinden açtım. Sorular ilerledikçe Türkiye’nin kendisini ve çevresini nasıl gördüğüne döndük. Güç mücadelesi derken öncelik farkına, ittifakı konuşurken caydırıcılığa, gelecek tartışmasında karşılıklı bağımlılık, kardeşlikten söz ederken menfaat, devletler arasındaki ilişkileri konuşurken halklar, savunmayı tartışırken ekonomik bağlantılar giriyor resme.</p>
<p>Yenidünyada Türkiye’nin yerini konuşmayı sürdürmeliyiz. ABD ara seçimleriyle aynı zamana gelen bu söyleşiye farklı gelişmelerin içinden yeniden bakmalıyız. Gürültünün içinde öncelikleri anlamaya, ne istediğimizi söyleyebilmeye ihtiyacımız var.</p>
<p><strong>Hasan Aygün’le önceki söyleşiler</strong></p>
<p><strong><u>NATO 3.0: Zirveden Yorum ve Değerlendirmeler</u></strong> — Hasan Aygün ve Barçın Yinanç’la NATO’nun içindeki farklılıkları, Avrupa’nın savunmasını, ABD–Türkiye ilişkilerini ve Türkiye’nin ittifaktaki yerini konuştuk.</p>
<p><strong><u>Yeni Savaş İletişimi: Önce Tweet’le, Sonra Vur — “Savaşın Dili”</u></strong> — Hasan Aygün ve Zeynep Tınaz Redmont’la savaşın nasıl adlandırıldığını, liderlerin mesajlarını ve iletişimin askeri gelişmelerle ilişkisini ele aldık.</p>
<p><strong><u>“Domuza Ruj”; Savaş mı Müdahale mi?</u></strong> — Savaş ve iletişim söyleşimizden hareketle hazırladığım yazı: Askeri güç kullanımı, seçilen kelimeler, enerji ve veri üzerinden yürüyen mücadele.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-kiminle-nereye-91523</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye kiminle, nereye? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/istanbulun-degisen-kokusu-muhallebiciler-91522</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstanbul’un değişen kokusu: Muhallebiciler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><em>Çocukluğumun buluşma yerleriydi muhallebiciler. Mermer masaları, gülsuyu ve sütlü tatlılarıyla hatırladığım bu dükkânların hikâyesi, İstanbul’un değişimini de anlatıyor. Bir kaşık muhallebinin peşinden gidince meralara, mandıralara, ustaların ellerine ve şehrin birlikte yaşama alışkanlıklarına ulaşıyoruz.</em></strong></p>
<p>Benim çocukluğumda buluşma yerleri muhallebicilerdi. Ahşap ayaklı, üzerleri damarlı mermer masalarını hiç unutmadım. O masaların serinliği, gülsuyunun kokusu, önümüze gelen tatlı… Yıllar geçiyor; dükkânların görünümü, sokakların kalabalığı değişiyor ama bazı ayrıntılar hafızanızdaki yerini koruyor. Muhallebici denildiğinde benim aklıma önce o masalar geliyor. Sonra orada buluşmanın, oturmanın, bir tatlı yerken konuşmanın gündelik hayatımızdaki yeri…</p>
<p><strong>Refik Halid Karay</strong>, <em>Sonuncu Kadeh</em> romanında eski muhallebicileri şu kokularla hatırlatır: <em>“Eski muhallebiciler yalnız tarçın, gülsuyu ve nihayet yanık süt kokardı…”</em> Bir dükkânı anlatmaya bazen birkaç koku yetiyor. Okurken kapısını açmış, içeri girmiş gibi oluyorsunuz.</p>
<p>Bugün İstanbul’da camında hâlâ muhallebici yazan pek çok mekânın önünden geçerken dönerin, ızgaranın, fırından çıkan hamur işlerinin kokusunu duyuyoruz. Menü büyümüş, çalışma düzeni değişmiş, günün farklı saatlerinde farklı beklentilere cevap veren işletmeler ortaya çıkmış. Bu değişimin içinde çocukluğumun muhallebicilerini ararken, kendime şunu da soruyorum: Hatırladığım lezzetlerin ve o masaların etrafında kurulan hayatın ne kadarını yaşatabiliyoruz?</p>
<p><strong>Bir kaşık tatlının ardındaki şehir</strong></p>
<p><strong>Arif Bilgin</strong>, <strong>Aynülhayat Uybadın</strong> ve <strong>Kübra Sultan Yüzüncüyıl</strong> tarafından İngilizce olarak hazırlanan, İstanbul Üniversitesi’nin e-kitap  olarak yayınladığı <em>Cultural History of Muhallebicis in İstanbul</em> adlı çalışma, bu soruyu düşünmek için önemli bir kaynak. Arşiv belgeleri, edebî metinler ve esnaf tanıklıklarını bir araya getiren araştırmanın saha çalışması, Haziran 2024’te on bir işletmede gerçekleştirilmiş.</p>
<p>Okudukça kendi hatıralarımın arkasındaki üretim dünyası da belirginleşiyor. Masaya gelen muhallebinin hikâyesi dükkânda başlamıyor. Sütün sağıldığı yerde, pirincin seçiminde, bir taş değirmenin bakımında, ustanın çırağına gösterdiği harekette başlıyor. İstanbul büyürken bütün bu ilişkiler de değişiyor.</p>
<p>Bir şehrin mutfağını korumaktan söz ettiğimizde çoğunlukla tariflere bakıyoruz. Oysa aynı tarifi yazılı olarak saklamak, aynı lezzetin gelecekte de hazırlanabileceği anlamına gelmiyor. Malzemeye ulaşabilmek, onu işleyecek araçları ve bilgiyi yaşatmak, o işi sürdürecek insanların bulunması gerekiyor.</p>
<p><strong>Sütün geldiği yer</strong></p>
<p>Manda sütü, İstanbul muhallebiciliğinde önemli bir yere sahip. Araştırmadaki anlatılar, Kağıthane, Kemerburgaz, Göktürk ve çevresindeki mandıralarla dükkânlar arasında yıllarca süren ilişkileri gösteriyor. Sütün nereden geldiği, hangi koşullarda üretildiği, yağ oranı ve kıvamı, ustanın hazırlayacağı tatlıyı doğrudan etkiliyor.</p>
<p>Ancak bütün işletmelerin her zaman yalnızca manda sütü kullandığını söylemek mümkün değil. Görüşmelerde farklı tercihler var. Manda ve inek sütünü belirli oranlarda birleştirenler de bulunuyor, maliyetler nedeniyle inek sütüne yöneldiklerini anlatanlar da. Bu çeşitlilik, ustaların malzemeyle kurduğu ilişkinin ve değişen koşullara verdikleri cevapların bir parçası.</p>
<p>Kentin büyümesiyle süt üretiminin merkezden uzaklaşması ise anlatılarda tekrar tekrar karşımıza çıkıyor. Bir işletmenin çiftliğinin Gümüşdere’den Kemerburgaz’a, oradan Trakya’ya taşınması, bu değişimi somutlaştırıyor.</p>
<p>Çocukken yediğim tatlının sütünü düşünmezdim. Nereden geldiğini, kimlerin emeğiyle dükkâna ulaştığını bilmezdim. Bugün o lezzeti hatırlarken, hafızamdaki masanın çevresi genişliyor; içine üretici de giriyor, hayvana bakan insan da, sabahın erken saatinde sütü taşıyan da…</p>
<p><strong>Bir tavuğun bütününü değerlendirmek</strong></p>
<p>Eski muhallebici mutfaklarına ilişkin anlatılarda, malzemeyi farklı yemeklerde değerlendiren bir çalışma düzeni var. Tavukgöğsü için alınan tavuğun suyu çorbaya, etinin bir bölümü pilava, göğsü tatlıya ayrılıyor. Sakatatından yararlanılıyor; kimi hatıralarda tüylerinin bile yastık için değerlendirildiği anlatılıyor.</p>
<p>Bugün israfı azaltmak üzerine konuşurken, bu mutfakların gündelik işleyişinde birikmiş bilgiye de bakmalıyız. Bir malzemeyi bütünüyle kullanabilmek, onun hangi parçasından nasıl yararlanılacağını bilmeyi gerektiriyor. Bu bilgi, alışverişten hazırlığa ve servise kadar mutfağın bütününü düzenliyor.</p>
<p>Araştırma, 1995’teki gıda mevzuatı değişikliklerini de üretimin dönüşümündeki önemli eşiklerden biri olarak ele alıyor. Kesim ve tedarik koşulları değişirken, dükkânda hazırlanan bütün tavuğun yerini hazır tavuk göğsünün alabildiği başka bir düzen gelişiyor. Bunun yanında maliyetler, iş gücü ve müşteri beklentileri de mutfağın işleyişini etkiliyor.</p>
<p>Esnafın anlattığı bir ayrıntı ise özellikle düşündürücü: Bazı müşteriler, tavukgöğsündeki et liflerini yabancı bir madde sanabiliyor. Bir zamanlar tatlının yapısını tanımaya yarayan özellik, artık açıklanması gereken bir şeye dönüşüyor. Ben de uzun yıllardır adını gül suyundan alan güllaça (müşteri istemediği için) gül suyu dökerek satan mekânlar bulamıyorum. Tıpkı su muhallebisi gibi…</p>
<p>Burada müşteriye kızmaktan önce, aradaki bilginin nasıl kaybolduğunu düşünmek gerekiyor. Bir yemeğin adını biliyor, içindeki malzemeyi ya da hazırlanışını bilmiyor olabiliriz. Ustanın yaptığı işi anlatması, orijinalini sunmaktan vazgeçmemesi, bizim de merak edip sormamız bu yüzden önemli.</p>
<p><strong>Sübyenin kıvamı, ustanın eli</strong></p>
<p>Muhallebiciliğin temel bilgilerinden biri de sübye hazırlamak. Pirinç önceden ıslatılıyor, suyla birlikte taş değirmende öğütülerek tatlıya kıvam verecek karışım elde ediliyor. Kullanılan pirinç, öğütme ve pişirme biçimi, sonuç üzerinde etkili. Araştırmada İskilip pirincini tercih eden ustaların anlatıları da var; farklı pirinçleri birleştirenlerin deneyimleri de.</p>
<p>Bir tarifte birkaç satırla anlatılabilecek bu işlemin arkasında yılların dikkati bulunuyor. Pirincin ne kadar bekleyeceği, öğütmenin nasıl yapılacağı, kazandaki karışımın hangi anda istenen kıvama geldiği… Bunların bir bölümü ölçüyle, bir bölümü ustanın eli ve gözüyle öğreniliyor.</p>
<p>Bakır kazanda mablakla (spatula benzeri bir alet) çalışmak, karışımı belirli hareketlerle çevirmek de bu bedensel bilginin parçası. Usta, yaptığı hareketin her ayrıntısını anlatmadan işine devam edebilir. Çırak ise yanında durarak, deneyerek, yanılarak öğrenir.</p>
<p>Mermer masaları, pirinç gülabdanları, eski kaşıkları hatırlarken bu mutfak emeğini de aynı dikkatle anmak istiyorum. Eşyalar hatıramızı canlandırıyor; o hatıraya lezzetini veren ise insanların yaptığı iş.</p>
<p><strong>Masaların etrafındaki hayat</strong></p>
<p>Muhallebicilerin İstanbul’daki yeri, mutfakları kadar oturma düzenleriyle ve müşterileriyle de ilgili. Kadınların, ailelerin, çocukların birlikte bulunabildiği; sinemadan çıkanların uğradığı, gençlerin buluştuğu mekânlar bunlar. Bir tatlı yemek için girip sohbeti uzatabildiğiniz, gündelik hayatın içinde kendinize yer bulabildiğiniz adresler.</p>
<p><strong>Oğuz Atay</strong>’ın <em>Tutunamayanlar</em>’ındaki <em>“Aşk Sağlığı Enstitüsü”</em> parodisinde muhallebicilerin buluşmalarla birlikte anılması da bu toplumsal tanışıklığı gösteriyor. Edebiyat, bir mekânın şehir hayatındaki yerini bazen böyle küçük bir ayrıntıyla kayda geçiriyor.</p>
<p>Benim çocukluğumdan hatırladığım Beyoğlu’ndaki Emek sinemasındaki film öncesi ve sonrası Saray Muhallebicisi’ndeki buluşmalar da bu hikâyenin içinde. Bugün o masalara duyduğum özlemde, tatlının lezzetiyle orada geçirilen zaman birbirinden ayrılmıyor. Hafızamız çoğu zaman bir mekânı, yanında bulunduğumuz insanlarla birlikte saklıyor.</p>
<p>Yine de geçmişi düşünürken bütün güzel şeyleri tek bir zamana yerleştirmemeye çalışıyorum. Araştırmanın Karay’dan aktardığı bölüm bu açıdan öğretici: Romanın kişisi, eski muhallebicilerin kokusunu özlerken tavuk suyu ve su böreği yağının kokusundan yakınıyor. Bugün geleneksel saydığımız bazı yiyecekler, bir dönem değişimin işareti olarak görülmüş.</p>
<p><strong>Hatırladığımızı nasıl yaşatacağız?</strong></p>
<p>Asıl üzerinde durmamız gereken, varolan bilginin bundan sonra nasıl aktarılacağı. Genç biri bu mesleği öğrenmek istediğinde yanında çalışabileceği bir usta bulabilecek mi? Usta, öğretmeye zaman ayırabilecek mi? Nitelikli malzemeyle üretim yapan bir dükkân, artan giderler karşısında işini sürdürebilecek mi?</p>
<p>Bir şehrin yemek kültürünü korumak, bu sorularla da ilgilenmeyi gerektiriyor.</p>
<p>İstanbul’un değişen kokusunu düşünürken içimde elbette bir hüzün var. Bazı dükkânlara bir daha giremeyeceğimi, bazı masalarda yeniden oturamayacağımı biliyorum. İnsan çocukluğunun buluşma yerlerini kaybedince, kendi hayatından bir parçanın da adresini yitirmiş gibi hissediyor.</p>
<p>Ama bugün bir muhallebicinin masasına oturan çocuğun da yıllar sonra sevgiyle hatırlayacağı bir yer olsun isterim. Tatlısını yesin, yanındakileri dinlesin; mermerin serinliği, tarçının kokusu onun da hafızasında kalsın. Bizim hatırladığımız lezzetlerin yarına ulaşması, kazanın başındaki insanların işlerini sürdürebilmesine bağlı. O masaları seviyorsak, onları yaşatan emeği de gözetmeliyiz.</p>
<p>Kitaba ulaşmak için: https://iupress.istanbul.edu.tr/book/cultural-history-of-muhallebicis-in-istanbul/home</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/istanbulun-degisen-kokusu-muhallebiciler-91522</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/2/1280x720/tatli-1793941827.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul’un değişen kokusu: Muhallebiciler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/itso-onursal-baskani-basdegirmen-bizim-sehrimiz-modern-tarim-sehridir-91506</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 00:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Başdeğirmen: Isparta&#039;nın turizmini de tarımını da üst seviyeye taşımalıyız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ISPARTA</strong></p>
<p>Yeniden Isparta Ticaret ve Sanayi Odası (ITSO) Başkanlığına seçilen Metin Çelik yönetim kurulu ve meclis üyeleriyle birlikte ITSO Onursal Başkanı ve Isparta Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen’i ziyaret etti. Ziyarette şehrin ekonomisinin geliştirilmesine yönelik karşılıklı fikir alışverişinde bulunuldu.</p>
<p>Bundan sonra da Valilik ve yerel yönetimle birlikte hep beraber Isparta için güzel şeyler yapmak, işvereninin önünü açmak, istihdam yaratmak, Isparta’yı  daha yaşanabilir bir şehir yapmak için çalışacaklarını belirten Metin Çelik, ‘’Vali ve Belediye başkanımız ile diyalog içerisinde Isparta’mızın güzellikleri için çalışacağız. ITSO olarak, Isparta’mızı kalkındırmak için destek vereceğiz. Birlikte güzel işler yapacağımıza inanıyorum’’ dedi.</p>
<p><strong>"Isparta modern tarım şehridir"</strong></p>
<p>Isparta Belediye Başkanı ve ITSO Onursal Başkanı Şükrü Başdeğirmen de, ITSO yeni yönetimine başarılar diledi. ‘Başdeğirmen, ‘’Şehrimizin en önemli sivil meslek örgütleri, Isparta Ticaret ve Sanayi Odası’nın gücüyle en üst seviyeye ulaşmıştır. Isparta’mızdaki her türlü istihdamı sağlayan, vergiyi veren, ihracatı yapan en güçlü ayak ticaret ve sanayi odamızın üyeleridir” diye konuştu.</p>
<p>Isparta’nın ekim ayı ihracat rakamının yaklaşık 48 milyon dolara ulaştığını belirten Başkan Başdeğirmen, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Hem üretim ve ihracat yapıp istihdam sağlayan tüm firmalara teşekkür ediyorum. 10 aylık dönemde Isparta ihracatı 438 milyon dolara ulaştı. Bu çok önemli bir rakam. Hele ki dünyanın durgun olduğu, birçok ülkenin üretimde zorlandığı zamanda bizler üst düzey üretim yapmaya hem ülke olarak hem de şehir olarak devam ediyoruz. 81 il içerisinde 30’uncu olmak da çok büyük bir başarı. Bundan sonraki zamanda da iş birliği içerisinde çalışmaya devam edeceğiz. Şehrimizin ana değerlerini, kültürünü ve turizmini imalatıyla beraber üretimiyle beraber üst seviyelere taşıyacağız. Isparta’nın sanayisini ilerletirken onun yanındaki turizmimizi de tarımımızı da üst seviyeye taşımak için hep beraber el birliği yapmamız gerekiyor. Bizim şehrimiz, modern tarım şehridir.’’ –</p>
<p><strong>"650 bin ton kapasiteli soğuk hava depoları var"</strong></p>
<p>Isparta’nın her türlü meyvecilikte, sebze-meyve üretiminde en iyi yerlerde olduğuna dikkat çeken Başdeğirmen, ham maddeyi yarı mamul veya mamul hale getirecek durumda olduğunu vurguladı. Başdeğirmen, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Elmanın artık ucundaki sapına kadar değerlendirebilecek bir durumdayız. Önceleri elmayı sadece meyve olarak veren bir şehir iken bugün meyve suyunu, cipsini, sirkesini, reçelini ve küspesini yaparak hayvanlarına en son kalan kısmını yedirerek her şeyiyle değerlendirerek değerli hale getiriyoruz. Isparta 650 bin ton kapasiteli atmosfer basınçlı soğuk hava depolarına sahip. Elma 3 ay muhafaza edilirken şimdi 12 ay kesintisiz muhafaza edilebiliyor. 650 bin ton atmosfer basınçlı soğuk hava depolarımız ile Türkiye’de birinciyiz. 7 büyük meyve suyu fabrikası Isparta’da olması meyvenin daha fazla önemli olduğunu ortaya koyuyor.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/itso-onursal-baskani-basdegirmen-bizim-sehrimiz-modern-tarim-sehridir-91506</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/6/1280x720/itso-onursal-baskani-basdegirmen-bizim-sehrimiz-modern-tarim-sehridir-1793914267.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Isparta Ticaret ve Sanayi Odası Onursal Başkanı Şükrü Başdeğirmen, &quot;Isparta’nın sanayisini ilerletirken onun yanındaki turizmimizi de tarımımızı da üst seviyeye taşımak için hep beraber el birliği yapmamız gerekiyor. Bizim şehrimiz, modern tarım şehridir’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/biber-ve-yas-meyve-sebze-ihracati-rekor-kiriyor-91504</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 00:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Batı Akdeniz&#039;in 10 aylık ihracatı 2,5 milyar dolara yaklaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Batı Akdeniz İhracatçılar Birliği (BAİB) Başkanı Mehmet Ali Can, Ekim ayı ihracat rakamlarını açıkladı. Ekim ayında bölge ihracatının geçen yılın aynı ayına göre yüzde 8,6 artış ile 243 milyon 353 bin dolar gerçekleştiğini belirten Can, 2026 yılı 10 aylık dönemde ise ihracatın yüzde 10,2 artarak, 2 milyar 471 milyon dolara ulaştığını bildirdi.</p>
<p>Haziran ve Temmuz aylarında tüm zamanların ihracat rekorlarının kırıldığını anımsatan Can, ‘’Batı Akdeniz bölge ihracatı, elde ettiği bu rakamlarla yılsonunda kıracağı büyük bir rekoru da şimdiden pekiştirmiş oldu. Antalya, Burdur ve Isparta illerinin toplam ihracatı 2026 yıl sonunda 3 milyar doları aşması hedefleniyor’’ dedi.</p>
<p>Ekim ayı ihracatında 66 milyon 194 bin dolar ile yaş meyve sebze sektörünün gerçekleştirdiğini ifade eden Can, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Yaş meyve sebze sektörümüzde 15 milyon 945 bin dolar ile en fazla biber ihraç edildi. Yaş meyve sebze sektörümüz Ekim ayında yüzde 22,21 artış ile dikkat çekti. En fazla ihracat yapan sektörler arasında madencilik ürünleri sektörü ikinci sırada yer aldı. Ekim ayında madencilik (mermer) sektörü yüzde 3,35 düşüş yaşamasına rağmen 50 milyon 705 bin dolar ihracat gerçekleştirdi. Yüzde  0.81 arış ve 27 milyon 11 bin dolar ile mobilya, kağıt ve orman ürünleri sektörü üçüncü sırada yer aldı.’’</p>
<p><strong>YMS ilk sırada</strong></p>
<p>Batı Akdeniz bölge ihracatının 10 aylık döneminde ilk sırada yaş meyve sebze sektörünün yüzde 26,03 artış ve 735 milyon 340 bin dolar ile yaş meyve sebze sektörünün geldiğine dikkat çeken Mehmet Ali Can, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Yaş meyve sebze sektörü 2025 yılını 751 milyon dolar ihracatla kapatmıştı. Bu yılın geriye kalan 2 aylık döneminde her geçen gün sektörümüzün rekorlarına bir yenisi eklenecek. Yaş meyve sebze sektörümüz 10 aylık dönemde en fazla yüzde 33,14 artış ile 217 milyon 928 bin dolarlık biber ihraç etti. Başta biber olmak üzere yaş meyve sebze ihracatı rekor kırıyor.’’</p>
<p><strong>2 bin 235 firma ile 179 ülkeye ihracat</strong></p>
<p>Yılın 10 aylık döneminde Batı Akdeniz’den 2 bin 235 firmanın 179 ülke ve bölgeye ihracat yaptığını belirten BAİB Başkanı Can, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Bu ülkelerin 116’sında ihracat artışı yaşanırken, 63’ünde düşüş oldu. En fazla ihracat yapılan ülke ise yüzde 40,80 artış ve 250 milyon 169 bin dolar ihracat ile Almanya ilk sırada yer aldı. İkinci sırada ise yüzde 28,24 ve 200 milyon 194 bin dolar ihracat ile Birleşik Devletleri yer aldı. İki ülkeye gerçekleşen ihracat 10 ayda 500 milyon dolara yaklaşması dikkat çekiyor. Üçüncü sırada ise 185 milyon 189 bin dolarlık ihracat ile Çin Halk Cumhuriyeti yer aldı. Bu ilk üç ülkeyi sırasıyla Rusya Federasyonu ve Romanya izledi.’’</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/biber-ve-yas-meyve-sebze-ihracati-rekor-kiriyor-91504</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/4/1280x720/biber-ve-yas-meyve-sebze-ihracati-rekor-kiriyor-1793914070.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Batı Akdeniz Bölgesi’nde yılın 10 aylık döneminde biber ihracatı rekor kırarken, toplam ihracat yüzde 10,2 artışla 2,5 milyar dolara yaklaştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-tarim-ve-suyu-cop31e-tasiniyor-91503</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 00:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antalya tarım ve suyu COP31’e taşınıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret Borsası (ATB) Başkanı Ali Çandır, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı’nın (COP31), 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenleneceğini anımsattı. COP31 Yeşil Alanı’nda ATB olarak stant açacaklarını belirten Çandır, COP31 kapsamında yürüttükleri tarım ve su alanındaki çalışmalarını ulusal ve uluslararası katılımcılarla buluşturacaklarını bildirdi.</p>
<p>Antalya Tarım Konseyi’nin hazırladığı CityMed-AgriNet Projesi ve Antalya Tarım Mutabakatı’nın tanıtılacağını ifade eden Çandır, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’ATB’nin geliştirdiği tarımda karbon ayak izi hesaplama yazılımını anlatacağız. , Antalya Su Zirvesi’nin sonuç raporu düzenlenecek panelle kamuoyu ile paylaşılacak. COP31 kapsamında tarımın iklim değişikliğine uyumu ve sürdürülebilir üretim konusunda yürütülen çalışmalar ziyaretçilere anlatılacak. Bu kapsamda CityMed-AgriNet Projesi ile Antalya Tarım Mutabakatı tanıtılacak. Antalya tarım sektörünün iklim değişikliği karşısındaki ihtiyaçları, su kaynaklarının etkin ve sürdürülebilir kullanımı ile gıda güvenliğine yönelik çalışmalar hakkında bilgi verilecek.’’</p>
<p><strong>Antalya Su Zirvesi sonuçları COP31’de paylaşılacak</strong></p>
<p>COP31 programı kapsamında 13 Kasım Cuma günü saat 17.00’de Antalya Su Zirvesi Paneli düzenlenecek. ATB Başkanı Ali Çandır, Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyeleri Prof. Dr. Bülent Topkaya, Prof. Dr. Ayşe Muhammetoğlu, Prof. Dr. Ethem Karadirek, Prof. Dr. Harun Kaman katılımıyla gerçekleşecek panelde,  Antalya Su Zirvesi Sonuç Raporu kamuoyuyla paylaşılacak.</p>
<p>Panelde ayrıca Antalya’nın su kaynakları, suyun tarım ve gıda üretimi açısından stratejik önemi, iklim değişikliğinin su kaynakları üzerindeki etkileri ve sürdürülebilir su yönetimine ilişkin başlıklar değerlendirilecek.</p>
<p>ATB ve Antalya Tarım Konseyi Başkanı Ali Çandır, iklim değişikliğinin etkilerinin artık çevre başlığıyla sınırlı olmadığını, tarımsal üretimden gıda güvenliğine, su kaynaklarından ekonomik ve sosyal yaşama kadar geniş bir alanı doğrudan etkilediğini belirterek, su ve tarımın iklim mücadelesinin merkezinde yer aldığını söyledi.</p>
<p>Antalya’nın tarım ve turizm başta olmak üzere doğal kaynaklara dayalı bir ekonomik yapıya sahip olduğunu kaydeden Çandır, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu nedenle iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak ve değişen koşullara uyum sağlamak bizim için bir tercih değil, zorunluluktur. Özellikle su kaynaklarımızın korunması, verimli kullanılması ve tarımsal üretimin geleceğinin güvence altına alınması büyük önem taşıyor. COP31’i yalnızca bir iklim konferansı olarak değil, kalıcı bir dönüşümün başlangıcı olarak görmeliyiz. Tarımda sürdürülebilirliği, suyun etkin kullanımını, gıda güvenliğini ve iklim değişikliğine uyumu birlikte ele almalıyız. Antalya Su Zirvesi’nde ortaya koyduğumuz ortak aklı COP31’e taşıyarak, çözüm önerilerimizi ulusal ve uluslararası paydaşlarla paylaşacağız. Amacımız Antalya’nın tarım ve su alanındaki deneyimini görünür kılmak ve somut, uygulanabilir iş birliklerinin önünü açmak.’’</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-tarim-ve-suyu-cop31e-tasiniyor-91503</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/3/1280x720/antalya-tarim-ve-suyu-cop31e-tasiniyor-1793913890.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Ticaret Borsası, bölge tarımı ve su konusunu Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Zirvesi’ne taşıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ali-ates-sanayide-kesintisiz-uretimin-anahtari-dogru-komponent-ve-guvenilir-muhendislik-91572</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ali Ateş: Sanayide kesintisiz üretimin anahtarı doğru komponent ve güvenilir mühendislik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Ağır sanayiden makine imalatına, otomotiv yan sanayisinden gıda ve tekstile kadar farklı sektörlerin mekanik komponent ihtiyaçlarına çözüm sunan ATC – ATEŞ'in, üretimde kesintisizliğin sağlanmasına yönelik ürün ve mühendislik hizmetlerini birlikte geliştirdiği belirtildi. </p>
<p>Yapılan açıklamaya göre sanayinin ihtiyaç duyduğu rulman, güç aktarım organları ve mekanik komponentlerin tedarikini gerçekleştiren ATC – ATEŞ, gelecek dönemde bölgesel lojistik ve stok kapasitesini büyütmeye hazırlanıyor. Teknik danışmanlık kadrosunu ve saha analiz hizmetlerini de geliştirmeyi hedefleyen firmanın, arıza kök neden analizlerini kapsayan teknik merkez yapısını güçlendireceği bildirildi.</p>
<p>ATC – ATEŞ Kurucusu Ali Ateş, sanayide zaman ve verimlilik kaybının işletmeler açısından önemli maliyetlere yol açabildiğine dikkati çekerek, tedarik süreçlerini mühendislik yaklaşımıyla ele aldıklarını söyledi. Ateş, “Üretim bandında yaşanacak birkaç saatlik plansız duruş, firmalar için telafisi zor maliyetler doğurabiliyor. Bu nedenle müşterimize yalnızca talep ettiği ürün kodunu sevk etmekle yetinmiyoruz. Çalışma şartlarını, devir ve yük parametrelerini, ortamın sıcaklık ve toz dinamiklerini değerlendirerek doğru komponenti öneriyoruz. Hızlı lojistik, teknik yönlendirme ve uluslararası kalite standartlarını karşılayan marka portföyümüzle sanayicinin ihtiyaçlarına cevap veriyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Toplam maliyete odaklanıyor</strong></p>
<p>Rulman ve güç aktarım bileşenlerinin makinelerin görünmeyen ancak kritik yükünü taşıdığına işaret eden Ali Ateş, sanayicilerin ürün tercihinde yalnızca satın alma fiyatına odaklanmasının daha büyük maliyetler doğurabildiğini belirtti. Uygun toleransa sahip olmayan, yanlış yağlanan veya kalitesi yetersiz rulmanların erken yıpranarak mil, yatak ve motor gibi diğer ekipmanlara da zarar verebildiğini aktaran Ateş, ürün seçiminde “Toplam Yaşam Döngüsü Maliyeti” yaklaşımının önem kazandığını kaydetti.</p>
<p>Ateş, “Doğru tolerans ve yüksek hassasiyetle seçilen kaliteli bir ürün, enerji sarfiyatını düşürürken bakım aralıklarının uzamasını ve makine ömrünün korunmasını sağlıyor. Bu nedenle mekanik aksamın sadece ilk satın alma maliyeti üzerinden değerlendirilmemesi gerekiyor. Yanlış bir komponent tercihi, başlangıçta avantajlı görünse bile üretim kayıpları ve beraberinde oluşturabileceği arızalarla işletmeye daha yüksek maliyet olarak dönebiliyor. Kaliteli mekanik aksamı bu açıdan doğrudan kârlılık ve operasyonel güvence sağlayan bir unsur olarak değerlendiriyoruz” diye konuştu.</p>
<p><strong>Dijital dönüşüme göre ürün gamını güncelliyor</strong></p>
<p>Türk sanayisinin güçlü bir üretim kabiliyetine ve dinamik bir yapıya sahip olduğunu belirten Ali Ateş, küresel rekabette üretim miktarının yanında hatasız ve enerji verimli üretimin de belirleyici hale geldiğini söyledi. Son yıllarda otomasyon, kestirimci bakım ve titreşim analizlerinin sanayide kullanımının yaygınlaştığına değinen Ateş, arıza gerçekleşmeden önce sinyal veren sistemler ile yüksek dayanımlı komponentlere yönelik ihtiyacın arttığını ifade etti.</p>
<p>Tedarik altyapısı ve ürün çeşitliliğini bu dönüşüme paralel olarak sürekli güncellediklerini dile getiren Ateş, “Sanayide dijitalleşme ve verimlilik odaklı dönüşüm hızlanıyor. Kestirimci bakım ve titreşim analizleriyle makinelerde oluşabilecek sorunların arıza gerçekleşmeden tespit edilmesi mümkün hale geliyor. Biz de ürün çeşitliliğimizi ve tedarik altyapımızı bu dönüşüme uyum sağlayacak şekilde geliştiriyoruz. Sanayicinin ihtiyacı olan doğru komponenti doğru çalışma koşullarıyla eşleştirerek üretim sürekliliğinin korunmasına katkı sağlamayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Teknik merkez yapısını güçlendirecek</strong></p>
<p>Önümüzdeki döneme ilişkin büyüme planlarını da paylaşan Ali Ateş, bölgesel lojistik ve stok kabiliyetini artırmanın yanı sıra teknik danışmanlık kadrosunu genişletmeye odaklanacaklarını bildirdi. Saha analiz hizmetlerini derinleştirerek firmanın teknik çözüm kapasitesini geliştireceklerini belirten Ateş, yalnızca parça tedarik eden bir yapıdan ziyade arızaların temel nedenlerinin belirlenmesinde de sanayicinin yanında yer alan bir teknik merkez kimliğini pekiştirmeyi hedeflediklerini söyledi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ali-ates-sanayide-kesintisiz-uretimin-anahtari-dogru-komponent-ve-guvenilir-muhendislik-91572</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/2/1280x720/ali-ates-sanayide-kesintisiz-uretimin-anahtari-dogru-komponent-ve-guvenilir-muhendislik-1793967308.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ATC – ATEŞ Kurucusu Ali Ateş, &quot;Yanlış bir komponent tercihi, başlangıçta avantajlı görünse bile üretim kayıpları ve beraberinde oluşturabileceği arızalarla işletmeye daha yüksek maliyet olarak dönebiliyor. Kaliteli mekanik aksamı bu açıdan doğrudan kârlılık ve operasyonel güvence sağlayan bir unsur olarak değerlendiriyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/onder-dil-40inci-yilina-uluslararasi-sinav-merkezi-ve-cocuk-egitim-modeliyle-hazirlaniyor-91571</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Önder Dil, 40. yılına uluslararası sınav merkezi ve çocuk eğitim modeliyle hazırlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/</strong><strong>ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Yabancı dil eğitimi alanında faaliyet gösteren Önder Dil'in, 2026-2027 eğitim döneminde kuruluşunun 40'ıncı yılına hazırlanırken, çocuk yaşta başlayan yabancı dil eğitimi modeli, uluslararası sınav merkezi altyapısı ve akademik programlarıyla büyümesini sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Önder Dil Kurucu Müdürü Mustafa Köksal, kurumun 40 yılı geride bırakmasının yalnızca eğitim sektörü açısından değil, sürdürülebilir işletmecilik bakımından da önemli bir başarı olduğunu belirterek, Eskişehir'de yıllar içinde çok sayıda dil kursunun açılıp kapandığını, buna karşın Önder Dil'in aynı kalite anlayışını koruyarak faaliyetlerine devam ettiğini ifade etti. Bugün 8 yabancı ve 25 Türk öğretmenden oluşan eğitim kadrosuyla hizmet verdiklerini aktaran Köksal, ana sınıfından yetişkin gruplarına kadar geniş bir yaş grubuna eğitim verdiklerini kaydetti.</p>
<p>Son yıllarda özellikle okul öncesi ve ilkokul çağındaki öğrencilere yönelik programlarını güçlendirdiklerini kaydeden Mustafa Köksal, yabancı ve Türk öğretmenlerin birlikte görev aldığı "Teamwork" modeliyle eğitim verdikleri bilgisini paylaştı. Bu modelde yabancı öğretmenlerin konuşma ve telaffuz becerilerine odaklandığını, Türk öğretmenlerin ise Millî Eğitim Bakanlığı müfredatıyla uyumlu dil bilgisi çalışmalarını yürüttüklerini belirten Köksal, eğitimlerde Oxford başta olmak üzere uluslararası yayınevlerinin kaynaklarının kullanıldığını söyledi.. Köksal, Önder Dil bünyesinde İngilizcenin yanı sıra Almanca, Fransızca, İspanyolca, İtalyanca, Rusça, Arapça, Çince, Japonca ile yabancılara Türkçe eğitimler de verildiğinin altını çizdi.</p>
<p><strong>"Dil öğrenmenin yolu, dili yaşayarak kullanmaktan geçiyor"</strong></p>
<p>Çocuk yaşta uygulamalı yabancı dil eğitiminin önemine dikkati çeken Mustafa Köksal, şu değerlendirmelerde bulundu: “Biz yıllardır 'İngilizceyi Yaşayın' anlayışıyla eğitim veriyoruz. Dil yalnızca sınıfta öğrenilen bir ders değildir. Çocuk onu günlük hayatın içinde kullanabildiğinde, refleks hâline getirebildiğinde gerçek öğrenme gerçekleşiyor. Ana sınıfından itibaren mutfak etkinlikleri, laboratuvar uygulamaları, çeşitli atölye çalışmaları ve günlük yaşam aktivitelerini İngilizce yürütüyoruz. Böylece öğrenciler dili ezberlemek yerine yaşayarak öğreniyor. Modern yabancı dil öğretiminin temel yaklaşımı da zaten budur. Bir çocuğun ana dilini öğrenme sürecine benzer doğal bir öğrenme ortamı oluşturmayı hedefliyoruz. Bu yaklaşım öğrencilerimizin konuşma ve dinleme becerilerinin çok daha hızlı gelişmesini sağlıyor.”</p>
<p>Genel yabancı dil eğitiminin yanı sıra TOEFL, IELTS, YDS ve YÖKDİL sınavlarına yönelik hazırlık programları da yürüttüklerini vurgulayan Köksal, “Akademik kariyer hedefleyen öğrenciler ile kamu personeli ve özel sektör çalışanlarının uluslararası geçerliliğe sahip dil yeterliliklerini artırmaya yönelik eğitimler veriyoruz. Üniversiteler ve iş dünyası giderek daha fazla uluslararası dil skorlarını dikkate alıyor” dedi.</p>
<p><strong>"Uluslararası sınav merkezi olmak önemli bir yatırım gerektiriyor"</strong></p>
<p>Uluslararası sınav merkezi olmanın ciddi operasyonel sorumluluk gerektirdiğini belirten Mustafa Köksal, “2006 yılından bu yana Eskişehir'in ilk TOEFL iBT Test Merkezi olarak faaliyet gösteriyoruz. Bu yetkiyi alabilmek uzun yıllar süren çalışmalar sonucunda mümkün oldu. Sadece sınav salonu oluşturmak yeterli olmuyor; teknik altyapının sürekli güncel tutulması, uluslararası standartların eksiksiz uygulanması ve Amerika ile Avrupa'daki ilgili kuruluşlarla kesintisiz koordinasyon yürütülmesi gerekiyor. Bu süreç uzman personel, güçlü teknoloji altyapısı ve sürekli denetim gerektiriyor. Bugün yalnızca TOEFL değil, TOEIC ve GRE gibi uluslararası sınavların da uygulanmasına yönelik yetkilere sahibiz. Bu sayede Eskişehir'in yanı sıra İstanbul, Ankara, Gaziantep ve Samsun gibi birçok şehirden adaylar sınavlara girmek için kurumumuza geliyor” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/onder-dil-40inci-yilina-uluslararasi-sinav-merkezi-ve-cocuk-egitim-modeliyle-hazirlaniyor-91571</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/1/1280x720/onder-dil-40inci-yilina-uluslararasi-sinav-merkezi-ve-cocuk-egitim-modeliyle-hazirlaniyor-1793967134.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eskişehir&#039;de 40 yıldır faaliyet gösteren Önder Dil, uluslararası sınav merkezi kimliği, çocuk yaşta başlayan yabancı dil eğitimi modeli ve akademik sınav hazırlık programlarıyla yeni dönemde büyümesini sürdürmeyi hedefliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/2-ayda-218-bin-tondan-fazla-findik-satildi-91554</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2 ayda 218 bin tondan fazla fındık satıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Giresun Ticaret Borsasından yapılan açıklamada, fındık üretilen bölgelerdeki 21 ticaret borsasında gerçekleştirilen fındık satış işlemleri hakkında bilgi verildi.</p>
<p>Buna göre, bu dönemde borsalarda 218 bin 19 ton yeni sezon ürünü fındık satıldı.</p>
<p>En fazla işlem, 43 bin 520 tonla Düzce/Bolu'da yapıldı. Bu kentleri 41 bin 677 tonla Ordu, 29 bin 980 tonla Giresun takip etti.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/2-ayda-218-bin-tondan-fazla-findik-satildi-91554</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/6/1280x720/findik-1754483950.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret borsalarında sezonun iki aylık dönemde 218 bin tondan fazla fındığın işlem gördüğü açıklandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/my-okullari-sanayiyle-is-birligini-egitim-modeline-tasiyor-91533</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> MY Okulları, sanayiyle iş birliğini eğitim modeline taşıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Eskişehir’de Havacılık Lisesi ile Teknoloji ve İnovasyon Lisesi bünyesinde mesleki ve teknik eğitim faaliyetlerini sürdüren MY Okulları'nın, öğrencilerin akademik gelişimlerinin yanı sıra üretim ve teknoloji alanlarında uzmanlaşmalarını sağlayacak eğitim programları uyguladığı bildirildi.</p>
<p>Verilen bilgilere göre kentteki eğitim yatırımlarına 2013 yılında sağlık kolejiyle başlayan kurum, 10 bin metrekarelik kampüsünde teorik eğitimi laboratuvar ve atölye çalışmalarıyla bir araya getiriyor. Sanayi kuruluşlarıyla yürütülen iş birlikleri kapsamında öğrencilere staj ve uygulama olanakları sağlanırken, mesleki yeterliliklerin geliştirilmesine yönelik çalışmalar da gerçekleştiriliyor.</p>
<p>MY Okulları Eskişehir Kurucu Temsilcisi Süleyman Reyhan, mesleki eğitimde sektörle kurulan ilişkinin önemine dikkat çekerek, eğitim programlarını iş dünyasının beklentileri doğrultusunda şekillendirdiklerini söyledi. Öğrencilerin mezuniyet öncesinde meslekleriyle ilgili deneyim kazanmalarını önemsediklerini belirten Reyhan, “Sanayinin ihtiyaç duyduğu nitelikli çalışanların yetiştirilmesinde mesleki eğitim önemli bir yere sahip. Biz de öğrencilerimizin yalnızca sınıf ortamında bilgi edinmelerini yeterli görmüyor, öğrendiklerini uygulayabilecekleri imkânlar oluşturuyoruz. Dersliklerimizin yanı sıra laboratuvarlarımız ve atölyelerimizle teknik eğitimi destekliyoruz. Sektörün önde gelen kuruluşlarıyla geliştirdiğimiz iş birlikleri sayesinde öğrencilerimizin çalışma hayatını yakından tanımalarını sağlıyoruz” dedi.</p>
<p><strong>“Öğrenciler 11. sınıfta iş hayatıyla tanışıyor”</strong></p>
<p>Havacılık Lisesi'nde uçak gövde-motor, Teknoloji ve İnovasyon Lisesi'nde ise endüstriyel bakım-onarım alanlarında eğitim verdiklerini anlatan Reyhan, her iki bölümde de teknik bilgiyle uygulamalı çalışmaların birlikte yürütüldüğünü ifade etti. Havacılık eğitiminde uçuş aerodinamiği ve gaz türbinli motor sistemleri üzerinde durulduğunu aktaran Reyhan, endüstriyel bakım-onarım programında ise mikro denetleyiciler ve dijital elektronik sistemler gibi konuların işlendiğini kaydetti.</p>
<p>Anadolu teknik programıyla öğrencilerin yükseköğretime de hazırlandığını belirten Reyhan, “Öğrencilerimiz dört yıllık eğitimleri boyunca matematik, fizik, kimya ve biyoloji gibi temel dersleri yoğun şekilde alıyor. Böylece üniversite sınavlarına hazırlanırken tercih ettikleri meslek alanında teknik yeterlilik de kazanıyorlar. Eğitimimizin önemli aşamalarından birini 11. sınıfta gerçekleştirilen 40 iş günlük staj oluşturuyor. Öğrencilerimiz bu süreçte işletmelerin çalışma sistemlerini öğrenme ve mesleklerini uygulamalı olarak tanıma fırsatı buluyor. Mezuniyetlerinde ise alanlarını ve dallarını belirten diplomalarının yanında iş yeri açma belgesi alıyorlar. Europass diploma eki de uluslararası alanda yeterliliklerini belgelemelerine yardımcı oluyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Eğitim programlarını yeni teknolojilere göre geliştiriyoruz”</strong></p>
<p>Sanayide otomasyon ve robotik sistemlerin kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte mesleki eğitimde yeni becerilerin önem kazandığını dile getiren Reyhan, yazılım ve yapay zekâ alanlarındaki eğitim çalışmalarını genişletmeyi planladıklarını aktardı. Reyhan, “Üretim teknolojilerindeki gelişmeler, işletmelerin çalışanlardan beklediği yetkinlikleri de değiştiriyor. Öğrencilerimizin bu dönüşüme hazırlıklı olmalarını istiyoruz. Bu doğrultuda yapay zekâ, yazılım ve otomasyon konularını eğitim programlarımızda daha fazla öne çıkarmayı amaçlıyoruz. Hedefimiz, mezunlarımızın hem mevcut üretim sistemlerinde görev alabilecek hem de gelişen teknolojilere uyum sağlayabilecek bilgi ve becerilerle yetişmelerini sağlamak” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/my-okullari-sanayiyle-is-birligini-egitim-modeline-tasiyor-91533</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/3/1280x720/my-okullari-sanayiyle-is-birligini-egitim-modeline-tasiyor-1793946591.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ MY Okulları Eskişehir Kurucu Temsilcisi Süleyman Reyhan, &quot;Sanayinin ihtiyaç duyduğu nitelikli çalışanların yetiştirilmesinde mesleki eğitim önemli bir yere sahip. Biz de öğrencilerimizin yalnızca sınıf ortamında bilgi edinmelerini yeterli görmüyor, öğrendiklerini uygulayabilecekleri imkânlar oluşturuyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kenan-isik-kuresel-krizin-etkisindeki-tarimsal-uretime-destek-veriyoruz-91532</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kenan Işık: Küresel krizin etkisindeki tarımsal üretime destek veriyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Küresel jeopolitik gelişmeler ve ekonomik dalgalanmalar, tarım sektöründe gübreye erişimi zorlaştırırken maliyetlerin yükselmesine neden oluyor. Özellikle ithal kimyasal gübrelerde yaşanan fiyat artışları, Türk çiftçisinin üretim planlarını yeniden şekillendirmesine yol açıyor. Bu süreçte yerli ve sürdürülebilir çözümler önem kazanıyor.</p>
<p>Küresel ölçekte yaşanan gelişmelerin gübreye ulaşmada büyük sıkıntılara yol açarak üreticileri mali açıdan zor durumda bıraktığını belirten Microbiota Biyoteknoloji Yönetim Kurulu Başkanı Kenan Işık, “Özellikle son dönemde küresel krizlerin etkisi ile dışa bağımlı kimyasal gübrelerde yaşanan fiyat artışları üreticiler üzerinde önemli bir baskı oluşturuyor. Yerli ve sürdürülebilir çözümler geliştirmek artık bir tercih değil, zorunluluk haline geldi. Biz bu noktada yerli Ar-Ge gücümüzle geliştirdiğimiz BiON-G ULTRA Mikrobiyal Gübre ürünlerimiz ile üreticilere alternatif bir çözüm sunuyoruz. Anadolu’nun farklı bölgelerinden alınan toprak örnekleri üzerinde yapılan bilimsel çalışmalarla izole edilmiş özel mikroorganizmalardan elde ettiğimiz ürünümüz, bu özelliği sayesinde benzerlerine kıyasla uygulandığı topraklara daha hızlı etki ederek zorlu koşullara yüksek adaptasyon sağlıyor. Bu sayede üreticiler hem maliyetlerini optimize edebiliyor hem de ürünlerinde kalite ve verimliliklerini artırabiliyor” dedi.</p>
<p><strong>Çevre dostu üretimi ve sürdürülebilir tarımı destekliyor</strong></p>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından tescil, lisans ve üretim izinleri verilen BiON-G ULTRA’nın, içeriğinde bitkilerin temel besin ihtiyaçları olan azot ve fosforun topraktan köklere daha etkin taşınmasını sağlayan özel bakteri türleri barındırdığı bilgisini paylaşan Işık, “Azot bağlayıcı mikroorganizmalar havadaki azotu toprağa kazandırırken, yüksek fosfat çözme kapasitesine sahip bakteriler toprakta bağlı bulunan fosforu bitki için erişilebilir hale getiriyor. Bu sayede bitki gelişimi sağlıklı, hasatta ürün kalitesi ve verimde belirgin artış sağlanıyor. BiON-G ULTRA yalnızca besin elementlerini erişilebilir kılmakla kalmıyor; aynı zamanda toprağın pH ve tuzluluk dengesini düzenlemeye yardımcı oluyor, su tutma kapasitesini artırarak kuraklık stresine karşı dayanıklılığı destekliyor. Kimyasal içerik barındırmayan organik yapısı sayesinde çevre dostu bir çözüm sunan ürün, sürdürülebilir ve onarıcı tarım uygulamalarının önemli bir parçası olarak öne çıkıyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Yerli çözüm çiftçiye nefes aldırır”</strong></p>
<p>Uygulama kolaylığının ürünün önemli avantajlarından biri olduğuna dikkat çeken Kenan Işık, “Ekim öncesi veya sonrası uygulanabilen ürün, damlama, yağmurlama, pülverizatör veya drone sistemleri ile kullanılabiliyor. Özellikle kök gelişim döneminde uygulandığında verim ve kalite artışına önemli katkı sağlıyor. Amacımız, artan girdi maliyetleri karşısında çiftçinin yükünü hafifletmek ve yerli çözümlerle tarımda dışa bağımlılığı azaltmak” ifadelerini kullandı. Bugüne kadar farklı bölge ve ürün gruplarında yapılan saha çalışmalarından elde edilen veriler ile BiON-G ULTRA uygulanan alanlarda toprak yapısının önemli ölçüde iyileştiğini vurgulayan Işık, ürünün gelişme döneminde sağlıklı yapısı ile dikkat çektiğini, en önemlisi ise hasatta ürününde kalite ve verim artışı ile üreticinin beklentisini fazlası ile karşıladığını vurguladı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kenan-isik-kuresel-krizin-etkisindeki-tarimsal-uretime-destek-veriyoruz-91532</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/2/1280x720/kenan-isik-kuresel-krizin-etkisindeki-tarimsal-uretime-destek-veriyoruz-1793946500.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Microbiota Biyoteknoloji Yönetim Kurulu Başkanı Kenan Işık, &quot;Yerli Ar-Ge gücümüzle geliştirdiğimiz BiON-G ULTRA Mikrobiyal Gübre ürünlerimiz ile üreticilere alternatif bir çözüm sunuyoruz. Anadolu’nun farklı bölgelerinden alınan toprak örnekleri üzerinde yapılan bilimsel çalışmalarla izole edilmiş özel mikroorganizmalardan elde ettiğimiz ürünümüz, bu özelliği sayesinde benzerlerine kıyasla uygulandığı topraklara daha hızlı etki ederek zorlu koşullara yüksek adaptasyon sağlıyor. Bu sayede üreticiler hem maliyetlerini optimize edebiliyor hem de ürünlerinde kalite ve verimliliklerini artırabiliyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/erdogan-sermaye-piyasalarimiz-mikroptan-temizlenecek-91526</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Erdoğan: Sermaye piyasalarımız mikroptan temizlenecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Güney Kore ziyareti dönüşü uçakta gazetecilere açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sermaye piyasalarının mikroptan temizleneceğini belirterek “Sermaye piyasalarını manipüle eden veya bunlara çanak tutan kim varsa bunun hesabını verecek” dedi. Fon soruşturmasına ilişkin son gelişmelerin sorulması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan “Bu konuda gerekli yol haritasını oluşturduk, gerekli talimatları verdik. Yol haritasına göre her kurum kendi görevini yerine getiriyor. Yani buradan daha önce yaptığım açıklamalarda da söylediğim gibi herhangi bir taviz vermemiz mümkün değil. Gerek mevzuat gerek idari tedbirler gerek yargı süreçleri hepsi yakın takibimizde. Rüşvet, usulsüzlük, suiistimal, bütün bunlar tek tek ortaya çıkartılıyor” dedi.</p>
<h2>"Ummadığınız insanlar işin içinde"</h2>
<p>Erdoğan şunları söyledi: “Tabii bir gerçek var? Nedir bu gerçek? Bakıyorsunuz hiç ummadığınız insanlar bu işlerin içerisine girmişler. Yargı bunları tespit ediyor ve gerekeni yapıyor. Biliyorsunuz Devlet Denetleme Kurulu’nu görevlendirdim. Onlar da kendi incelemelerini yürütüyor. Oradan çıkacak netice de çok çok önemli. Cevdet Bey başkanlığındaki Fon Koordinasyon Kurulu, düzenli ve sık aralıklarla toplanıyor. Kurulda alınan kararlar çerçevesinde ödemeler konusunda, ihtiyaç duyulan adımlar atılıyor. Olağan tasfiyelerin ardından geçen hafta cuma günü itibarıyla olağanüstü tasfiyelerde ödemeler başladı. Güvence verildiği gibi, bu ödemeler aralıksız yapılıyor. Kamu kaynağı kullanılmadan bu sürecin yönetilmesi temel prensibimiz. Altını çizerek söylüyorum; kamu kaynağı kullanımı burada söz konusu değil. Tam aksine herkes fonla ilgili ödemesi gerekeni ödeyecek, tasfiyeler yapılacak ve tahsilatlar gerçekleştikten sonra da gerekli olan yerlere ödemeler gerçekleştirilecek. Aziz milletim şunu çok iyi bilsin ki; haksız kazanç sağlayan, sermaye piyasalarını manipüle eden veya bunlara çanak tutan kim varsa bunun hesabını verecek. Sermaye piyasalarımızı bu mikroptan temizleyecek, inşallah her açıdan daha sağlıklı bir yapıya kavuşturacağız.” </p>
<h2>"Türk-ABD ilişkileri köklüdür" </h2>
<p>ABD’de yapılan ara seçimleri de değerlendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şimdiden köşeli cümleler kurmak herhalde biraz erken olacaktır. Türk-Amerikan ilişkileri köklüdür ve sağlam temellere dayanır. NATO müttefiki ve uzun yıllara dayanan stratejik ilişkilere sahip iki ülkeyiz. Biliyorsunuz bölgemiz uzun zamandır çok çalkantılı bir süreçten geçiyor. Dört bir yanımızda savaşlar, çatışmalar, zulümler maalesef devam ediyor. Biz bölgemizin bir an önce huzura kavuşmasını istiyoruz. Seçim sonuçlarının coğrafyamızda kalıcı barışa ve istikrara katkı vermesi en büyük arzumuz. Bu amaçla hem Amerikan yönetimiyle hem de Temsilciler Meclisi ve Senato ile yakın diyalog halinde olmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">GÜNEY KORE İLE HEDEF 15 MİLYAR DOLAR TİCARET</span></h2>
<p>Erdoğan, Güney Kore ziyareti ile ilgili de “İlişkilerimizde, ticaret ve yatırım başta geliyor. 11 milyar doları aşan ticaret hacmimizi ‘kazan-kazan’ anlayışıyla 15 milyar dolara çıkarmak istiyoruz. Serbest ticaret anlaşmamızın güncellenmesi dahil, birçok konuda ilgili kurumlarımız temaslarını sürdürüyor. Malumunuz Kore ile nükleer enerji alanında iş birliği için geçmişte görüşmelerimiz oldu. Bu ziyaretimizde bu alanda yeni bir irade ortaya koyduk. Özellikle finansman konusunda görüşmelerimiz sürecek. Savunma sanayi alanında ise Altay tankı ve Fırtına obüsleri gibi başarılı projelerden hareketle iş birliğimizi ilerletecek konuları ele aldık” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"MAĞARALAR KADEME KADEME BOŞALIYOR"</span></h2>
<p>‘Terörsüz Türkiye’ süreciyle ilgili değerlendirmesi sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Öncelikle Terörsüz Türkiye sürecimiz, kanunun belirlediği çerçevede devam ediyor. Oradan taviz vermemiz mümkün değil. Sürecin takibini titizlikle yapıyoruz. Sınırlarımızın ötesindeki mağaralar kademe kademe boşaltılıyor. Tespit ve teyit çalışmaları planlandığı şekilde devam ediyor. Ülkemizi terörsüz bir geleceğe hep birlikte taşıyacağız. Sağdan, soldan, nereden ne olursa olsun, ne gelirse gelsin bütün bu mağaraları boşaltarak terörün artık tamamen bittiğini hep birlikte inşallah göreceğiz ve yaşayacağız” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“AZERBAYCAN’A ZİYARET DÜŞÜNÜYORUM, 2 ÜLKENİN KOPMAZ BAĞLARI VAR” </span></h2>
<p>Erdoğan, son dönemde Azerbaycan’la ilişkilerde yaşanan gelişmelerin sorulması üzerine de şunları söyledi: “8 Kasım’da Azerbaycan’ın Zafer Günü var. Ben de fevkalade bir durum söz konusu olmazsa 8 Kasım günü bir Azerbaycan ziyareti yapmayı düşünüyorum. İnşallah bu ziyaret vesilesiyle de gerekli adımları atma imkanımız olur. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev ile zaten telefon görüşmelerimi yaptım. Tabii bu arada gerek İstihbarat Başkanımı gerek Dışişleri Bakanımı Azerbaycan’a gönderdim. Ayrıca bir telefon diplomasisi yine bu arada gerek İlham Bey ile gerekse eşler arasında yapıldı, yapılıyor. Bizim Azerbaycan’la ilişkilerimiz, klasik diplomatik temasların çok ötesindedir. İki ülkenin kopmaz bağı ortak bulunuyor." </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/erdogan-sermaye-piyasalarimiz-mikroptan-temizlenecek-91526</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/6/1280x720/786-1793943215.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhurbaşkanı Erdoğan, Güney Kore ziyareti dönüşü uçakta fon soruşturması, ABD seçimleri ve Azerbaycan ile ilişkiler konusunda soruları yanıtladı. Erdoğan sermaye piyasalarının mikroptan temizleneceğini belirterek “Sermaye piyasalarını manipüle eden veya bunlara çanak tutan kim varsa bunun hesabını verecek” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiye-dunya-enerji-yatirimlarindan-daha-fazla-pay-almak-istiyor-91505</guid>
            <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerji Dönüşüm Fuarı ve Kongresi Antalya&#039;da düzenleniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Bu yıl 20. Yılını kutlayan Enerji Dönüşüm Fuarı ve Kongresi (EIF), Antalya Fuarcılık ve Yatırım A.Ş (ANFAŞ) fuar merkezinde kapılarını açtı. Türkiye’nin enerji sektörünün dev firmalarının da yer aldığı fuarda son teknolojik ürünler de görücüye çıktı.</p>
<p>EIF Yönetim Kurulu Başkanı Murat Dilek, açılışta yaptığı konuşmada, Türkiye’nin yenilenebilir enerji alanındaki üretim kapasitesi ile yerli sanayinin gelişimi için yatırımların sürekliliğinin önemini dikkat çekti.</p>
<p>Fuarda, yenilenebilir enerji yatırımları, enerji depolama teknolojileri ve yerli üretim kapasitesinin geliştirilmesi, sektörün dönüşümünde öncelikli başlıkların arasında yer aldığını ifade eden Dilek, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Türkiye, güneş ve rüzgâr enerjisinde güçlü bir bölgesel üretim kabiliyetine sahip. Kamunun yıllık 5 bin MW’lık kurulu güç planı yerli sanayi açısından önemli bir fırsat oluşturuyor. Bu hedefin süreklilik kazanması yerli üreticilerin ve EPC şirketlerinin ölçek ekonomisine ulaşarak uluslararası pazarlarda rekabet gücü elde etmesine katkı sağlayacak. Bölgesel imalat kabiliyetimizi maksimum seviyede kullanabilmek için tek bir şeye ihtiyacımız var: Sürekli yatırım. Sanayimizi bisiklete binmeye benzetiyoruz; dengede kalabilmek için sürekli pedal çevirmek zorundasınız.’’</p>
<p><strong>2027’de dünya enerji yatırımları 3 trilyon dolar</strong></p>
<p>Türkiye’nin enerji ekipmanları ve yan komponent üretimindeki kapasitesinin küresel pazarlarda önemli fırsatlar sunduğunu anlatan Murat Dilek, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’2027 yılına kadar dünyada gerçekleşmesi beklenen 3 trilyon dolarlık enerji yatırımlarından Türkiye’nin yüzde 1 pay almasının 30 milyar dolarlık kaynak yaratabilecek. Yerli üreticilerin küresel rekabette güçlenmesi için destek mekanizmaları da çok önemli. Türkiye’nin mühendislik birikimi ve güçlü imalat altyapısıyla dünya enerji pazarında daha fazla söz sahibi olabilecek.’’</p>
<p><strong>İsveç ve Türkiye arasında yeşil dönüşüm iş birliği</strong></p>
<p>İsveç’in İstanbul Başkonsolosu Karin Hernmarck da, enerji talebindeki artış ve jeopolitik gelişmelerin güvenli, verimli ve düşük karbonlu enerji sistemlerine duyulan ihtiyacı artırdığını söyledi. İsveç ile Türkiye arasında enerji teknolojileri ve yeşil dönüşüm alanlarında güçlü bir iş birliği potansiyeli bulunduğunu vurgulayan Hernmarck, “İsveçli şirketlerin enerji verimliliği, akıllı şebekeler, elektrifikasyon ve dijitalleşme alanlarında geliştirdiği çözümler Türkiye’nin enerji dönüşümüne katkı sunuyor. Deneyimimizi paylaşmaya ve Türk ortaklarımızla Türkiye’nin ihtiyaçlarına uygun çözümler geliştirmeye hazırız’’ dedi.</p>
<p><strong>"Enerji depolama önemli hale geliyor"</strong></p>
<p>İklim Enerji Kurucu Ortağı Prof. Dr. Kutalmış Güven ise, küresel elektrik talebinin yıllık yüzde 3–4 oranında arttığını belirterek elektrikli araçlar, ısı pompaları, sanayide elektrifikasyon ve veri merkezlerinin bu yükselişte etkili olduğunu bildirdi.</p>
<p>Uluslararası Enerji Ajansı öngörülerine göre veri merkezlerinin elektrik tüketiminin 2030 yılına kadar iki katından fazla artmasının beklendiğini anlatan Güven, artan talebin karşılanmasında enerji depolama sistemlerinin önemine dikkat çekti. Güven, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Son 15 yılda lityum iyon pil fiyatları yüzde 90’dan fazla düşerek kilovatsaat başına 110 doların altına indi. Sodyum iyon pillerin yanı sıra akış pilleri, sıkıştırılmış hava, termal depolama ve pompaj depolamalı sistemlerin de farklı ihtiyaçlara yönelik çözümler sunuyor. Yenilenebilir enerjinin depolanması ve elektrik sisteminin dengede tutulması büyük önem taşıyor.’’</p>
<p><strong>"Savaşların nedeni enerji kaynaklarına sahip olmak"</strong></p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Yönetim Kurulu Üyesi ve Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Antalya Şubesi Başkanı Şaban Tat, savaşların nedenlerin temelinde enerji kaynaklarına sahip olmak olduğunu anımsattı.</p>
<p>Enerjinin, günümüzde yalnızca bir üretim ve tüketim konusu değil, ekonomik kalkınmanın, sanayide rekabet gücünün ve sürdürülebilir büyümenin temel unsurlarından biri olduğunu belirten tat, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, depolama teknolojileri ve dijitalleşme alanındaki gelişmeler, iş dünyamızın geleceğini doğrudan şekillendirmektedir. Bugün artık yalnızca ne kadar enerji ürettiğimizi değil, ürettiğimiz enerjiyi ne kadar verimli, güvenilir ve akıllı yönettiğimizi de konuşmak zorundayız.</p>
<p>Bugün günün enerjinin ucuz olduğu saatte depolayıp, pahalı olduğu saat diliminde satmak. Gene yenilenebilir enerjiden ürettiğimiz enerji karşılığı kazandığımız karbon sertifikaları ile sınırda karbon uygulaması ve karbon borsasında etkin güç olmak firmalarımızın ne denli rekabet gücünü arttıracağını da hepimiz biliyoruz.’’</p>
<p>Antalya’nın güçlü turizm sektörü, tarımsal üretimi, gelişen sanayisi ve yüksek güneş enerjisi potansiyeliyle yenilenebilir enerji dönüşümde önemli bir konuma sahip olduğunu belirten tat, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’ATSO olarak enerji dönüşümünü yalnızca çevresel bir sorumluluk değil, işletmelerimizin rekabet gücünü artıracak, yeni yatırımları teşvik edecek ve şehrimizin ekonomik geleceğini güçlendirecek stratejik bir fırsat olarak görüyoruz. Özellikle işletmelerimizin enerji maliyetlerini azaltacak, verimliliğini artıracak ve yenilenebilir enerji yatırımlarını kolaylaştıracak uygulamaların yaygınlaştırılmasını önemsiyoruz. Bu dönüşümün yalnızca büyük işletmelerle sınırlı kalmaması, küçük ve orta ölçekli işletmelerimizin de sürece etkin şekilde katılması gerektiğine inanıyoruz. Antalya'nın COP31'e ev sahipliği yapacak olması, şehrimiz açısından önemli bir fırsattır. Bu sürecin, temiz enerji yatırımlarına, yeşil dönüşüme ve yeni ticari iş birliklerine katkı sağlamasını önemsiyoruz. ATSO olarak, şehrimizin ekonomik gelişimine ve sürdürülebilir yatırımlara destek vermeye devam edeceğiz.’’</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiye-dunya-enerji-yatirimlarindan-daha-fazla-pay-almak-istiyor-91505</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/5/1280x720/turkiye-dunya-enerji-yatirimlarindan-daha-fazla-pay-almak-istiyor-1793914183.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Güneş enerjisi başta olmak üzere Türkiye’nin yenilenebilir enerji devleri Antalya’da düzenlenen Enerji Dönüşüm Fuarı ve Kongresi’nde buluştu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-surdurulebilirlik-odulleri-sahiplerini-buldu-91496</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 19:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa Sürdürülebilirlik Ödülleri sahiplerini buldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>KalDer Bursa Şubesi ve BUSİAD iş birliğinde, Bursa Büyükşehir Belediyesi destekleriyle düzenlenen 3. Sürdürülebilirlik Konferansı, iş dünyası temsilcilerini, akademisyenleri ve sürdürülebilirlik alanında çalışan kurumları bir araya getirdi.</p>
<p>Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen etkinlikte, sürdürülebilirlik alanındaki güncel yaklaşımlar, iyi uygulama örnekleri ve kurumların dönüşüm süreçleri değerlendirildi. Konferans kapsamında farklı alanlardan konuşmacılar deneyimlerini paylaşırken, etkinlik alanında kurulan stantlarda firmalar sürdürülebilirlik çalışmalarını ve uygulamalarını tanıtma fırsatı buldu.</p>
<h2><strong>“Sürdürülebilirlik ekonomik kalkınmanın anahtarı”</strong></h2>
<p>Konferansın açılışında konuşan KalDer Bursa Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Serkan Ürkmez, sürdürülebilirliğin artık yalnızca çevreyi koruma meselesi olmadığını, ekonomik kalkınma ve rekabet gücünü doğrudan etkileyen stratejik bir konuya dönüştüğünü söyledi. Kuraklık, aşırı hava olayları, su ve gıda güvenliğine yönelik tehditlerin günlük yaşamda daha fazla hissedildiğini belirten Ürkmez, yeşil dönüşümün küresel ekonomik düzeni ve teknolojik liderliği yeniden şekillendirdiğini ifade etti. Temiz enerji, düşük karbonlu üretim, yeni malzemeler ve döngüsel ekonominin yeni pazarlar oluşturduğuna işaret eden Ürkmez, dijitalleşme ve yapay zekânın da bu dönüşümü hızlandırdığını kaydetti. Uluslararası ticaretin kurallarının değiştiğini vurgulayan Ürkmez, Avrupa Birliği Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ve karbon fiyatlandırma sistemlerinin sürdürülebilirliği ihracat ve rekabet gücü açısından belirleyici hale getirdiğini dile getirdi. Yeşil dönüşümden vazgeçmenin geleceğin teknolojilerinden ve ekonomik fırsatlarından vazgeçmek anlamına geleceğini belirten Ürkmez, Türkiye’nin yalnızca yeşil teknolojileri kullanan değil, geliştiren, üreten ve ihraç eden ülkeler arasında yer alması gerektiğini söyledi. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aecae791d7a9-1793896057.jpg" alt="" width="771" height="581" /></p>
<h2><strong>“Sürdürülebilir bursa ortak vizyon gerektiriyor”</strong></h2>
<p>BUSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Tuncer Hatunoğlu ise sürdürülebilirliğin merkezinde insanın bulunması gerektiğini söyledi. Türkiye'de sorun çözme becerisinin yüksek olduğunu ancak bu becerinin her zaman planlı ve sistemli bir yönetim anlayışına dönüştürülemediğini belirten Hatunoğlu, asıl başarının sorunlar ortaya çıkmadan önlem alacak sistemler kurabilmek olduğunu ifade etti. Sürdürülebilirliğin yalnızca doğal kaynakların korunmasıyla sınırlı olmadığını, insan kaynağını, ekonomik kaynakları, toplumsal refahı ve gelecek kuşakların yaşam hakkını da kapsadığını dile getiren Hatunoğlu, BUSİAD’ın 48 yıllık geçmişinde doğa, üretim kültürü ve sanayiyi birlikte ele alan bir anlayış bulunduğunu kaydetti. Bursa’nın geleceğinin yalnızca sanayisinin büyümesine değil, doğasının, tarımının, kültürel değerlerinin ve kent yaşamının birlikte gelişmesine bağlı olduğunu vurgulayan Hatunoğlu, sürdürülebilir bir Bursa için yerel yönetimler, kamu kurumları, iş dünyası, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarının ortak hedefler etrafında buluşması gerektiğini söyledi. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aecaea7075da-1793896103.jpg" alt="" width="787" height="605" /></p>
<h2><strong>“Yatırımlarda su ve enerji tüketimi de hesaplanmalı”</strong></h2>
<p>BTSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Osman Güler de sürdürülebilirliğin uzun vadeli düşünme ve bugünün kararlarını geleceğin koşullarını dikkate alarak alma sorumluluğu olduğunu belirtti. Teknolojik dönüşümün üretim kapasitesini artırırken doğal kaynakların tüketimi ve çevresel etkiler gibi yeni sorunları da beraberinde getirdiğini söyleyen Güler, üretimde kaynakları tüketmeden değer yaratmanın önemine işaret etti. Yatırım kararlarının yalnızca maliyet ve beklenen kazanç üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Güler, yatırımların yıllar boyunca ne kadar enerji ve su tüketeceğinin, hangi teknolojilerle üretim yapılacağının ve değişen koşullara ne ölçüde uyum sağlayabileceğinin de hesaba katılması gerektiğini söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aecaf086f749-1793896200.jpg" alt="" width="747" height="670" /></p>
<h2><strong>“Kaynaklar sınırsız değil”</strong></h2>
<p>Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Osman Şahin ise sürdürülebilirliğin kentlerin geleceği açısından taşıdığı öneme dikkat çekti. Başarılı belediyeciliğin çevresel ve sosyal etkileri gözeten, katılımcılığı esas alan bir yönetim anlayışından geçtiğini belirten Şahin, belediyeler, iş dünyası, sivil toplum ve akademinin birlikte hareket etmesi gerektiğini söyledi. Dünyanın doğal kaynaklarının sınırsız olmadığını vurgulayan Şahin, sanayi büyürken suyun korunması, kent gelişirken yeşil alanların yaşatılması ve yeni yaşam alanları oluşturulurken doğayla uyumun gözetilmesi gerektiğini ifade etti. BUSKİ’nin de sürdürülebilirlik çalışmalarını kararlılıkla sürdürdüğünü belirten Şahin, Bursa’nın su geleceğini güvence altına alan ve kaynakları verimli kullanan bir hizmet anlayışını güçlendirmeyi amaçladıklarını kaydetti. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aecaecf70f10-1793896143.jpg" alt="" width="800" height="224" /></p>
<h2><strong>Beş kuruluşa ödül</strong></h2>
<p>Konferansın ardından Bursa Sürdürülebilirlik Ödül Töreni gerçekleştirildi. KalDer Bursa Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Serkan Ürkmez, ödül programının yalnızca kurumları ödüllendirmeyi değil, aynı zamanda kuruluşların gelişime açık alanlarını ortaya koymayı amaçladığını belirtti. Şubat 2026'da başlayan ve 3 Kasım’da gerçekleştirilen jüri toplantısıyla tamamlanan değerlendirme sürecinde, BUSKİ, Borusan Port, Prysmian ve Korteks Bursa Sürdürülebilirlik Büyük Ödülü’nü almaya hak kazandı. Gökkuşağı Koleji ise Bursa Sürdürülebilirlik Başarı Ödülü’nün sahibi oldu. Ödül töreninde BUSKİ’nin başarısı ise dikkat çekti. Türkiye’de bir kamu kuruluşu olarak sürdürülebilirlik değerlendirme sürecine katılan BUSKİ, 750 puanın üzerinde skor elde ederek büyük ödüle layık görüldü. KalDer Bursa Şubesi yetkilileri, BUSKİ’nin bu başarısıyla kamu kurumları açısından önemli bir ilke imza attığını vurguladı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-surdurulebilirlik-odulleri-sahiplerini-buldu-91496</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/9/6/1280x720/bursa-surdurulebilirlik-odulleri-sahiplerini-buldu-1793896021.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KalDer Bursa Şubesi ve BUSİAD iş birliğinde, Bursa Büyükşehir Belediyesi destekleriyle düzenlenen 3. Sürdürülebilirlik Konferansı ve Bursa Sürdürülebilirlik Ödül Töreni’nde ödüller sahiplerini buldu. Gün boyu süren konferansta sürdürülebilirliğin farklı boyutları sektör temsilcileri tarafından ele alındı. Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen organizasyonda BUSKİ, Borusan Port, Prysmian ve Korteks Büyük Ödül’e, Gökkuşağı Koleji ise Başarı Ödülü’ne layık görüldü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabancilardan-91490</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 18:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancılardan 816,7 milyon dolarlık satış</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) "Haftalık Menkul Kıymet İstatistikleri"ni yayımladı.</p>
<p>Buna göre, yurt dışında yerleşik kişiler, geçen hafta, 750,4 milyon dolarlık Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS), 66,3 milyon dolarlık hisse senedi ve 62,3 milyon dolarlık Genel Yönetim Dışındaki Sektör İhraçları (ÖST) sattı. Yurt dışında yerleşik kişilerin hisse senedi stoku, 30 Ekim haftasında 31 milyar 569,3 milyon dolardan 31 milyar 323,1 milyon dolara geriledi.</p>
<p>Aynı dönemde yurt dışında yerleşik kişilerin DİBS stoku 16 milyar 555,1 milyon dolardan 15 milyar 829,9 milyon dolara indi.</p>
<p>ÖST stoku ise 2 milyar 741,7 milyon dolardan 2 milyar 670,6 milyon dolara geriledi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabancilardan-91490</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/4/1280x720/dolar-dollar-1782226601.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haftalık verilerine göre yurt dışında yerleşik kişiler, 750,4 milyon dolarlık DİBS ile 66,3 milyon dolarlık hisse senedi sattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-sektorunun-kredi-hacmi-2242-milyar-lira-artti-91488</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 18:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılık sektörünün kredi hacmi 224,2 milyar lira arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) haftalık bültenini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi 30 Ekim itibarıyla 224 milyar 223 milyon lira artarak 28 trilyon 776 milyar 556 milyon liradan 29 trilyon 779 milyon liraya çıktı.</p>
<p>Bankacılık sektöründe toplam mevduat ise bankalar arası dahil, geçen hafta 112 milyar 999 milyon lira azalarak 32 trilyon 852 milyar 309 milyon liradan 32 trilyon 739 milyar 311 milyon liraya geriledi.</p>
<p>Tüketici kredilerinin tutarı, bu dönemde 32 milyar 405 milyon lira artarak 3 trilyon 556 milyar 940 milyon liraya çıktı.</p>
<p>Bu tutarın 852 milyar 509 milyon lirası konut, 42 milyar 729 milyon lirası taşıt ve 2 trilyon 661 milyar 701 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu.</p>
<p>Bu dönemde taksitli ticari kredilerin tutarı 1 trilyon 173 milyar 2 milyon lira artarak 5 trilyon 522 milyar 843 milyon lira oldu. Bankaların bireysel kredi kartı alacakları ise 82 milyar 115 milyon lira artışla 3 trilyon 496 milyar 309 milyon lira düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p>Bireysel kredi kartı alacaklarının 1 trilyon 298 milyar 714 milyon lirasını taksitli, 2 trilyon 197 milyar 595 milyon lirasını taksitsiz borçlar oluşturdu.</p>
<p><strong>Yasal öz kaynaklar arttı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe takipteki alacaklar, 30 Ekim itibarıyla önceki haftaya göre 18 milyar 34 milyon lira artışla 983 milyar 118 milyon liraya çıktı. Takipteki alacakların 709 milyar 184 milyon lirasına özel karşılık ayrıldı.</p>
<p>Aynı dönemde bankacılık sisteminin yasal öz kaynakları 23 milyar 894 milyon lira artarak 6 trilyon 210 milyar 913 milyon liraya yükseldi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-sektorunun-kredi-hacmi-2242-milyar-lira-artti-91488</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/7/1280x720/lira-para-tl-1768883557.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BDDK&#039;nin haftalık bültenine göre, bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi 224,2 milyar lira artışla 29 trilyon lirayı aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasinin-toplam-rezervleri-1581-milyar-dolara-geriledi-91486</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 18:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası&#039;nın toplam rezervleri 158,1 milyar dolara geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, 30 Ekim itibarıyla Merkez Bankasının brüt döviz rezervleri 2 milyar 955 milyon dolar azalışla 56 milyar 90 milyon dolara indi. Brüt döviz rezervleri, 23 Ekim'de 59 milyar 45 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu.</p>
<p>Bu dönemde altın rezervleri de 1 milyar 129 milyon dolar düşüşle 103 milyar 146 milyon dolardan 102 milyar 17 milyon dolara geriledi.</p>
<p>Böylece Merkez Bankasının toplam rezervleri, 30 Ekim haftasında bir önceki haftaya göre 4 milyar 84 milyon dolar azalışla 162 milyar 191 milyon dolardan 158 milyar 107 milyon dolara indi.</p>
<p>TCMB rezervleri Ocak 2024'ten bu yana şöyle (milyon dolar):</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Tarih</td>
<td>Altın Rezervleri</td>
<td>Brüt Döviz Rezervleri</td>
<td>Toplam Rezervler</td>
</tr>
<tr>
<td>26.01.2024</td>
<td>48.007</td>
<td>89.154</td>
<td>137.161</td>
</tr>
<tr>
<td>23.02.2024</td>
<td>49.271</td>
<td>82.479</td>
<td>131.750</td>
</tr>
<tr>
<td>29.03.2024</td>
<td>54.378</td>
<td>68.748</td>
<td>123.126</td>
</tr>
<tr>
<td>26.04.2024</td>
<td>59.113</td>
<td>64.967</td>
<td>124.080</td>
</tr>
<tr>
<td>31.05.2024</td>
<td>59.740</td>
<td>83.909</td>
<td>143.648</td>
</tr>
<tr>
<td>28.06.2024</td>
<td>58.077</td>
<td>84.833</td>
<td>142.910</td>
</tr>
<tr>
<td>19.07.2024</td>
<td>59.214</td>
<td>94.695</td>
<td>153.910</td>
</tr>
<tr>
<td>29.08.2024</td>
<td>60.043</td>
<td>89.329</td>
<td>149.373</td>
</tr>
<tr>
<td>27.09.2024</td>
<td>63.566</td>
<td>93.824</td>
<td>157.390</td>
</tr>
<tr>
<td>25.10.2024</td>
<td>65.894</td>
<td>93.504</td>
<td>159.398</td>
</tr>
<tr>
<td>1.11.2024</td>
<td>66.614</td>
<td>93.005</td>
<td>159.619</td>
</tr>
<tr>
<td>13.12.2024</td>
<td>65.307</td>
<td>98.175</td>
<td>163.482</td>
</tr>
<tr>
<td>24.01.2025</td>
<td>68.232</td>
<td>99.328</td>
<td>167.560</td>
</tr>
<tr>
<td>14.02.2025</td>
<td>72.475</td>
<td>100.677</td>
<td>173.152</td>
</tr>
<tr>
<td>21.03.2025</td>
<td>74.785</td>
<td>88.328</td>
<td>163.114</td>
</tr>
<tr>
<td>04.04.2025</td>
<td>76.422</td>
<td>77.838</td>
<td>154.261</td>
</tr>
<tr>
<td>30.05.2025</td>
<td>83.164</td>
<td>70.026</td>
<td>153.190</td>
</tr>
<tr>
<td>13.06.2025</td>
<td>86.543</td>
<td>72.744</td>
<td>159.289</td>
</tr>
<tr>
<td>25.07.2025</td>
<td>85.223</td>
<td>86.625</td>
<td>171.848</td>
</tr>
<tr>
<td>29.08.2025</td>
<td>87.326</td>
<td>91.031</td>
<td>178.357</td>
</tr>
<tr>
<td>05.09.2025</td>
<td>90.931</td>
<td>89.176</td>
<td>180.107</td>
</tr>
<tr>
<td>17.10.2025</td>
<td>111.169</td>
<td>87.273</td>
<td>198.442</td>
</tr>
<tr>
<td>14.11.2025</td>
<td>107.389</td>
<td>80.043</td>
<td>187.432</td>
</tr>
<tr>
<td>26.12.2025</td>
<td>116.894</td>
<td>76.978</td>
<td>193.872</td>
</tr>
<tr>
<td>30.01.2026</td>
<td>133.753</td>
<td>84.405</td>
<td>218.158</td>
</tr>
<tr>
<td>13.02.2026</td>
<td>132.199</td>
<td>79.586</td>
<td>211.784</td>
</tr>
<tr>
<td>27.03.2026</td>
<td>100.049</td>
<td>55.290</td>
<td>155.339</td>
</tr>
<tr>
<td>17.04.2026</td>
<td>112.647</td>
<td>61.821</td>
<td>174.467</td>
</tr>
<tr>
<td>26.05.2026</td>
<td>105.992</td>
<td>53.234</td>
<td>159.226</td>
</tr>
<tr>
<td>26.06.2026</td>
<td>94.954</td>
<td>54.251</td>
<td>149.205</td>
</tr>
<tr>
<td>24.07.2026</td>
<td>100.210</td>
<td>62.396</td>
<td>162.606</td>
</tr>
<tr>
<td>31.07.2026</td>
<td>100.637</td>
<td>63.811</td>
<td>164.448</td>
</tr>
<tr>
<td>21.08.2026</td>
<td>114.221</td>
<td>74.228</td>
<td>188.450</td>
</tr>
<tr>
<td>04.09.2026</td>
<td>113.841</td>
<td>70.406</td>
<td>184.247</td>
</tr>
<tr>
<td>25.09.2026</td>
<td>109.640</td>
<td>61.563</td>
<td>171.204</td>
</tr>
<tr>
<td>02.10.2026</td>
<td>107.062</td>
<td>60.326</td>
<td>167.388</td>
</tr>
<tr>
<td>16.10.2026</td>
<td>106.949</td>
<td>62.148</td>
<td>169.097</td>
</tr>
<tr>
<td>23.10.2026</td>
<td>103.146</td>
<td>59.045</td>
<td>162.191</td>
</tr>
<tr>
<td>30.10.2026</td>
<td>102.017</td>
<td>56.090</td>
<td>158.107</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasinin-toplam-rezervleri-1581-milyar-dolara-geriledi-91486</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/9/1280x720/merkez-bankasi-rezervleri-45-milyar-dolar-azaldi-1741264907.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın toplam rezervleri, geçen hafta 4 milyar 84 milyon dolar azalarak 158,1 milyar dolara indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-sektorunun-mevduati-1097-milyar-lira-azaldi-91492</guid>
            <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 18:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılık sektörünün mevduatı 109,7 milyar lira azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), haftalık para ve banka istatistiklerini paylaştı.</p>
<p>Buna göre, bankacılık sektörünün toplam mevduatı 30 Ekim ile biten haftada yüzde 0,32 azalarak 34 trilyon 214 milyar 772 milyon 427 bin liradan 34 trilyon 105 milyar 40 milyon 447 bin liraya indi.</p>
<p>Aynı dönemde yurt içi yerleşiklerin bankalardaki Türk lirası cinsi mevduatı yüzde 0,73 azalışla 18 trilyon 821 milyar 273 milyon 181 bin lira, yabancı para (YP) cinsinden mevduatı yüzde 0,12 artışla 11 trilyon 116 milyar 49 milyon 354 bin lira oldu.</p>
<p>Bankalarda bulunan toplam YP mevduatı geçen hafta 261 milyar 248 milyon 15 bin dolar düzeyinde gerçekleşirken, bu tutarın 223 milyar 806 milyon 596 bin doları yurt içinde yerleşik kişilerin hesaplarında toplandı.</p>
<p>Yurt içi yerleşiklerin toplam YP mevduatında parite etkisinden arındırılmış veriler dikkate alındığında, 30 Ekim itibarıyla 585 milyon 115 bin dolarlık artış görüldü.</p>
<p><strong>Yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri arttı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri, geçen hafta yüzde 1,65 artışla 7 trilyon 45 milyar 268 milyon 641 bin liraya yükseldi. Söz konusu kredilerin 851 milyar 747 milyon 604 bin lirası konut, 42 milyar 584 milyon 455 bin lirası taşıt, 2 trilyon 654 milyar 930 milyon 37 bin lirası ihtiyaç kredileri, 3 trilyon 496 milyar 6 milyon 545 bin lirası ise bireysel kredi kartlarından oluştu.</p>
<p>Bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi de 30 Ekim ile biten haftada 227 milyar 635 milyon 866 bin lira artarak 27 trilyon 994 milyar 642 milyon 833 bin liradan 28 trilyon 222 milyar 278 milyon 699 bin liraya yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-sektorunun-mevduati-1097-milyar-lira-azaldi-91492</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/para-bankacilik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haftalık verilerine göre, bankacılık sektörünün toplam mevduatı, 109,7 milyar lira azalışla 34,1 trilyon liraya indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
