<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kocasinan-belediyesinden-64-megavatlik-ges-yatirimi-88349</guid>
            <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 12:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kocasinan Belediyesi’nden 6,4 megavatlık GES yatırımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Kocasinan Belediyesinin, belediyenin tüm tesisleri, işletmeleri ve elektrikli araçlarının enerji ihtiyacını karşılayacak 104 bin metrekare alanda 6,4 megavat enerji üretimi yapacak Güneş Enerji Santrali’ni (GES) devreye almaya hazırlandığı bildirildi.</p>
<p>Cırgalan Mahallesi’nde 15 futbol sahası büyüklüğünde alana kurulan tesis ile ilgili bilgiler veren Kocasinan Belediye Başkanı Ahmet Çolakbayrakdar, “Projemiz 6,4 megavat gücünde ve 10 bin 872 güneş paneli var. Yılda yaklaşık 11 milyon kilovatsaat enerji üretmesini bekliyoruz. Bu yatırım sayesinde hem belediyemizin enerji giderlerinin tamamını karşılamış olacağız hem de yaklaşık 3 bin 500 hanenin yıllık elektrik tüketimine denk gelecek bir enerji üreterek yaklaşık 4 bin 700 ton karbon salınımının önlenmesini öngörüyoruz” dedi. Belediyenin ana binası ve tüm tesislerinin elektrik ihtiyacının belediye kasasından ek ödeme yapılmadan karşılanacağını belirten Çolakbayrakdar, sistemin en kısa sürede devreye alınacağını kaydetti.</p>
<p>“Kocasinan artık yalnızca hizmet üreten değil, enerjisini de üreten bir şehir modeli ortaya koyuyor” diyen Başkan Çolakbayrakdar, “Bundan sonraki hedefimiz, araç filomuzu da temiz enerjiyle çalışan bir yapıya dönüştürmek. Yakıtını güneşten alan, çevresine duyarlı, tasarruf odaklı ve kendi kendine yeten bir belediye anlayışıyla yolumuza devam edeceğiz. Bu yatırımın sağlayacağı her tasarruf yeniden vatandaşımıza hizmet olarak dönecek. Daha güçlü Kocasinan, daha sürdürülebilir bir gelecek için çalışmayı sürdüreceğiz” dedi.</p>
<p><strong>Agrega Tesisi, Kocasinan Belediyesi’ne 83 milyon TL tasarruf ettirdi  </strong></p>
<p>Ahmet Çolakbayrakdar, Kocasinan Belediyesi olarak 2023 yılında hayata geçirdikleri Kayseri’de tek, Türkiye’de ise sayılı örneklerden biri olan Agrega Üretim Tesisi’nin de GES yatırımı gibi hem Kocasinan hem de Kayseri’nin enerji projeleri açısından önem taşıdığını vurguladı. Kocasinan’da “kendi kendine yetebilen belediye” yaklaşımıyla çalıştıklarını belirten Ahmet Çolakbayrakdar, Agrega Üretim Tesisi’yle ilgili yaptığı açıklamada, iki yılda tesiste üretilen 1 milyon 75 bin ton agregayla 83 milyon TL tasarruf sağladıklarını, böylelikle tesisin hem amorti edildiğini hem de yüzde yüz kâr elde edildiğini belirtti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab63b95d8335-1790327701.JPG" alt="" width="518" height="291" /></p>
<p>Tesisin yüzde yüz belediyenin öz sermayesi ile kurulduğunu aktaran Çolakbayrakdar, “Kocasinan’ın ikinci fabrikası olarak adlandırdığımız üretim tesisimiz, ilçenin geleceğine yönelik büyük bir yatırım ve kazanç. Dağdan çıkan malzemeyi işleyerek yaklaşık 40 bin araç dolusu agregayı Kocasinan’ın dört bir yanına ulaştırdık. Burada çevreci ve dünya standartlarındaki tesisimizde kırılan mıcır, asfaltla birleştiğinde adeta altın değerinde bir malzeme hâline geliyor. Kaliteli kalker cinsindeki taş, kırılıp ayrıştırıldıktan sonra asfalt plentinde bitümle birleştirildiğinde, yolları yapanlar için son derece kıymetli bir malzeme ortaya çıkıyor. Yolların uzun ömürlü olabilmesi için bu malzeme çok değerli. Profesyonel bir ekiple bu işi yürütüyoruz. Böyle bir tesis, kamu kurumları arasında yalnızca Kocasinan Belediyesi’nde bulunuyor” dedi. </p>
<p>Tesisin, Kocasinan’ın en az 20 yıllık yol yapım ihtiyaçlarını karşılayacak kapasitede, saatte 250 ton, yılda ise 750 bin ton üretim kapasitesine sahip olduğunu belirten Ahmet Çolakbayrakdar, “Hem ihtiyaç duyduğumuz elektrik enerjisini hem de ilçemizin yapılanmasında ihtiyaç duyduğumuz agregayı kendimiz üretiyoruz. Yatırımlarımızla kendi kendine yeten bir Kocasinan Belediyesi inşa ediyoruz” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kocasinan-belediyesinden-64-megavatlik-ges-yatirimi-88349</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/9/1280x720/kocasinan-belediyesinden-64-megavatlik-ges-yatirimi-1790327751.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocasinan Belediyesi, Cırgalan Mahallesi’nde 6,4 megavat enerji üretimi yapacak güneş enerji santralini devreye almaya hazırlanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/rumelisiaddan-ulkeye-deger-katanlara-odul-88340</guid>
            <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 10:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> RUMELİSİAD’dan ülkeye değer katanlara ödül</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR / BURSA</strong><br />Rumeli kültürünün yaşatılması, ekonomik ve kültürel bağların güçlendirilmesi amacıyla faaliyetlerini sürdüren Rumelili Yönetici, İş İnsanları ve Sanayicileri Derneği (RUMELİSİAD), 109. Rumeli Buluşması’nı “2. Ülkemize Değer Katan Rumelililer Ödül Töreni” ile gerçekleştirdi. Podyum Davet’te düzenlenen gecede, farklı alanlarda Bursa ve Türkiye’ye katkı sağlayan altı isim ödüle layık görüldü. Gecenin açılışında konuşan RUMELİSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Murat Evke, ödüllerin yalnızca bireysel başarıları değil, topluma ve ülkeye yapılan katkıları görünür kılmayı amaçladığını söyledi. Evke, “Bu akşam vereceğimiz ‘Ülkemize Değer Katan Rumelililer’ ödülleri tam olarak bu anlayışın bir ifadesidir. Buradaki isimler yalnızca kendi alanlarında başarılı olmuş insanlar değildir. Onlar, yaptıkları işin ötesine geçerek ekonomiye, kültüre, eğitime, sanata, spora ve ülkemizin geleceğine katkı sunmuş değerlerdir. Başarılarını yalnızca kendileri için değil, çevreleri ve ülkeleri için anlamlı hale getirmiş insanlardır” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab62574a136b-1790322036.jpg" alt="" width="731" height="600" /></p>
<h2><strong>“20 yıllık birikim”</strong></h2>
<p>RUMELİSİAD’ın 20 yıllık geçmişine de dikkat çeken Evke, derneğin geçen süre içerisinde iş dünyası ile sosyal ve kültürel hayat arasında güçlü bir bağ oluşturduğunu belirtti. Evke, “20 yıl boyunca bu çatı altında çok sayıda insanı bir araya getirdik. Dostluklar ve iş birlikleri geliştirildi, yeni nesiller ortaya çıktı, gençler desteklendi. Bursa ile Balkanlar arasındaki ekonomik ve kültürel bağların güçlenmesi için önemli adımlar atıldı” ifadelerini kullandı. RUMELİSİAD’ın Bursa ve Türkiye’nin ekonomik, sosyal ve kültürel hayatına katkı sunan güçlü bir sivil toplum kuruluşu haline geldiğini belirten Evke, “Bizler de Bursa’mıza ve ülkemize ilham kaynağı olmak için çalışıyoruz” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab625984b2da-1790322072.jpg" alt="" width="771" height="591" /></p>
<h2><strong>“Ülkemize değer katanlara ödül”</strong></h2>
<p>Bu yıl ikinci kez gerçekleştirilen “Ülkemize Değer Katan Rumelililer Ödül Töreni”nde iş dünyası, ihracat, spor ve eğitim başta olmak üzere farklı alanlarda katkı sunan isimler ödüllendirildi. RUMELİSİAD eski Başkanı Zarif Alp, Yeşim Grup CEO’su Şenol Şankaya, Bursaspor ve Milli Takım eski kaptanı Sedat Özden, Uludağ İhracatçılar Birliği Genel Sekreteri Mümin Karacakayalılar, Durmazlar Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Fatma Durmaz Yılbirlik ve Emine Örnek Eğitim Kurumları Kurucu Başkanı Emine Demirel Örnek ödüle layık görüldü. Gecede Fatma Durmaz Yılbirlik’in şehir dışında olması nedeniyle katılamadığı gecede ödülünü Burçin Tosun aldı. RUMELİSİAD’ın 109. Rumeli Buluşması, ödül sahipleri ve RUMELİSİAD Yönetim Kurulu üyelerinin geceyi ölümsüzleştirmek adına hep birlikte hatıra fotoğraf çektirmesiyle son buldu. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab625b53bc3a-1790322101.jpg" alt="" width="772" height="533" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/rumelisiaddan-ulkeye-deger-katanlara-odul-88340</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/0/1280x720/rumelisiaddan-ulkeye-deger-katanlara-odul-1790322007.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rumelili Yönetici, İş İnsanları ve Sanayicileri Derneği (RUMELİSİAD), 109. Rumeli Buluşması kapsamında düzenlediği “2. Ülkemize Değer Katan Rumelililer Ödül Töreni” ile Bursa ve Türkiye’ye ekonomik, sosyal, kültürel ve sportif alanlarda katkı sunan isimleri ödüllendirdi. RUMELİSİAD Başkanı Murat Evke, “Başarı taklit edildiğinde çoğalır, örnek gösterildiğinde ise bir nesil için ilham kaynağı olur” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/esnek-calisma-yonetmelige-girdi-88321</guid>
            <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 09:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Esnek çalışma yönetmeliğe girdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİANKARA</strong></p>
<p>Uzaktan çalışmanın yapılamayacağı işleri, verilerin korunması ve paylaşılmasına ilişkin işletme kurallarının uygulanmasını ve uzaktan çalışmanın usul ve esaslarını belirleşen yönetmelikte değişiklik yapıldı.</p>
<p>Yönetmeliğin ‘Çalışma süresinin belirlenmesi’ başlıklı 9’uncu maddesine esnek çalışma modelini de içeren bir fıkra eklendi. Eklenen yeni fıkraya göre çalışmanın  bir kısmı işyerinde, bir kısmı uzaktan gerçekleştirilebilecek. Bu durumda işçinin işyerinde ve uzaktan çalışacağı günler ile çalışma saatleri iş sözleşmesinde belirlenecek.<br />Yönetmeliğe eklenen fıkra şöyle:</p>
<p>“İş görme ediminin bir kısmının işyerinde, bir kısmının uzaktan çalışma usulüyle yerine getirilmesi kararlaştırılabilir. Bu durumda işçinin işyerinde ve uzaktan çalışacağı günler ile çalışma saatleri iş sözleşmesinde belirlenir.”</p>
<p>Son dönemlerde yayımlanan tüm OVP’lerde gündemde olan esnek çalışma konusu, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek tarafından  geçen hafta gündeme getirilmişti.</p>
<p>Bakan Şimşek, 15-29 yaş nüfus, eğitimde ve iş başında olmayan nüfusu hedefleyen güçlü programlar öngördüklerini belirtirken, esnek çalışma modelinin Türkiye’ni menfaatine olduğuna yönelik ifadeler kullanmıştı.</p>
<p><strong>Hangi işte uzaktan çalışma yok?</strong></p>
<p>Mevcut yönetmeliğe göre uzaktan çalışma sadece kimyasal ve radyoaktif maddeler, biyolojik etkenlere maruz kalma riski bulunan işyerlerinde yapılamıyor.<br />Bunun dışında hizmet alımı suretiyle gördürülen işler ile millî güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis veya hizmetlerden hangilerinde uzaktan çalışma yapılamayacağı ise kurumlar tarafından belirleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/esnek-calisma-yonetmelige-girdi-88321</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/sirket-calisan.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pandemi ile birlikte hayatımıza giren uzaktan çalışma konusunda 2021 yılında yayımlanan Uzaktan Çalışma Yönetmeliği’ne esnek çalışmayı içeren bir hüküm eklendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/wyndham-turkiyede-150-otel-esigine-ulasiyor-88303</guid>
            <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 08:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Wyndham; Türkiye’de 150 otel eşiğine ulaşıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Wyndham Hotels &amp; Resorts, 138 oteliyle Türkiye’deki en büyük uluslararası otel zinciri olma ünvanını, yıl sonuna kadar açacağı 12 otelle pekiştirmeyi planlıyor. Grup, globalde en büyük 4’üncü pazarı olan Türkiye’ye Dolce Nova ve Vienna House gibi üst segment markalarını da getirme hazırlıkları yaparken, Erzincan ve Hakkari Yüksekova gibi lokasyonlarda açtığı otellerle de ülke geneline yayılmayı sürdürecek.</p>
<p>Wyndham Hotels &amp; Resorts EMEA Başkanı Dimitris Manikis ile Türkiye Ülke Direktörü Arcan Bayraktaroğlu, Türkiye turizm pazarını değerlendirmek ve yatırım hedeflerini paylaşmak için basın mensuplarıyla bir araya geldi.</p>
<h2>Türkiye'nin en güçlü yanı krize hızla adapte olması </h2>
<p>Küresel turizm sektörünün jeopolitik gerilimler ve değişen tüketici alışkanlıklarıyla şekillendiğini vurgulayan EMEA Başkanı Dimitris Manikis, Türkiye’nin en güçlü yanının gelişen krizlere hızla adapte olabilmesi olduğunu belirtti. Türkiye’nin 60 milyonun üzerindeki turist hedefine ulaşacak altyapıya sahip olduğunu kaydeden Manikis, “Türk Hava Yolları’nın genişleyen uçuş ağıyla her yıl yeni pazarlardan ziyaretçiler ağırlanıyor. Ancak Türkiye artık sadece İstanbul veya Ege’den ibaret değil. Kültür, inanç ve kış turizminin yanı sıra ikincil ve üçüncül kademe şehirlerde büyük bir potansiyel var” değerlendirmesinde bulundu. Rusya’nın ana kaynak pazar olmayı sürdürdüğünü, Balkanlar ve Bulgaristan pazarından gelen talebin ise dikkat çekici düzeyde arttığını ifade eden Manikis, Türkiye pazarının geleceğine olan inançlarının tam olduğunu söyledi.</p>
<h2>38 otellik proje stoku var </h2>
<p>Şirketin operasyonel performansı ve yatırım hedefleri hakkında bilgi veren Wyndham Hotels &amp; Resorts Türkiye Ülke Direktörü Arcan Bayraktaroğlu ise Türkiye’de halen 22 bin oda kapasiteli 138 otelle faaliyet gösterdiklerini açıkladı. Yıl sonuna kadar 12 yeni tesisi daha bünyelerine katacaklarını söyleyen Bayraktaroğlu, “2026 sonu itibarıyla 150 otel eşiğini aşmayı hedefliyoruz. Görüşme aşamasında olduğumuz 38 otellik bir proje stoku daha var. Bu projeler yaklaşık 4 bin 600 odaya denk geliyor” dedi. Sektörün mevcut durumunu da değerlendiren Bayraktaroğlu, 2026 genelinde doluluk oranlarında yüzde 2,4’lük hafif bir gerileme yaşanmasına rağmen gelir bazında geçen yılın seviyelerinin korunduğunu bildirdi. Ana hedeflerinin yılı bütçe paralelinde tamamlamak olduğunu belirten Bayraktaroğlu, “2027 yılı için yüzde 8 ila 9 oranında bir büyüme ivmesi öngörüyoruz” diye konuştu.</p>
<h2>Grubun 4. büyük pazarı Türkiye</h2>
<p>Türkiye’nin Wyndham’ın küresel operasyonu içinde 3 yıl önce beşinci sırada yer aldığını söyleyen Bayraktaroğlu, bugün gelinen noktada ise 4’üncülüğe yükseldiğini vurgulayarak, “Önümüzde ise Kanada, ABD ve Çin var. Bu da marka için Türkiye’nin önemini ortaya koyan çok değerli bir işaret” dedi. Bugün Türkiye’de 50 şehirde 138 otele ulaştıklarını dile getiren Bayraktaroğlu, “Sadece sahillerde değil turizmin gelişmesini istediğimiz lokasyonlarda da varız. Erzincan’da bir kayak otelimiz, Kapadokya’da bir mağara otelimiz açıldı ki, Kapadokya’daki bu konseptte ilk global otel olma özelliğini taşıyor. Hakkari Yüksekova’da da bir otelimiz var. Çünkü Türkiye bizim markamız için çok kıymetli” diye konuştu. Dünya genelinde 25 markayla faaliyet gösteren grubun Türkiye’de halen 11 markası bulunduğunu kaydeden Bayraktaroğlu, Türkiye’deki portföyü üst segment markalarla çeşitlendirmek istediklerini, bu noktada Dolce Nova ve Vienna House gibi üst segment markaları pazarına getirmek için çalışmalara başladıklarını dile getirdi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye'nin pahalı ülke algısı büyük işler kaybettirdi</span></h2>
<p>Toplantıda ayrıca turizm sektöründeki son durumu değerlendirmek üzere bir panel gerçekleşti. Iniversal Dmc Yönetici Ortağı Mustafa Devrim Yalçın, paneldeki konuşmasında jeopolitik risklerin çok yoğun olduğu bir dönemden geçildiğini, buna karşın Türk turizminde kriz yönetiminin olmadığını söyledi. Baskılanan kur politikası nedeniyle oluşan ‘Türkiye pahalı ülke algısı’nın sonuçlarına da değinen Yalçın, bu algı nedeniyle sektörün son 2 yılda çok büyük işler kaybettiğini vurguladı. Yalçın, “İstanbul’da bir gala yemeği kişi başı 350 Euro iken, Almanya’da 175 Euro. Havalimanı transferleri bir yılda Euro bazında iki kat arttı. Giderler hızla artarken döviz baskılandığı için sektörde fiyatlar Euro bazında zamlandı. Turizmciler olarak dövizin normal akışında olmasını istiyoruz” dedi. Pahalılığın bir diğer sonucu olarak yerli turistlerin de yurtdışını artık daha sık tercih ettiğini dile getiren Yalçın, “Öyle ki Global Blue verilerine göre, Avrupa’da alışveriş yapan ülkeler sıralamasında Türkiye 3’üncü sıraya yükseldi. Şu an birçok Avrupa şehrinde Türk turistler için AVM’lere shuttle servisler koyuyorlar” diyerek dramatik tabloyu da gözler önüne serdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/wyndham-turkiyede-150-otel-esigine-ulasiyor-88303</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/3/1280x720/6676-1790314655.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’de 138 oteliyle uluslararası zincir oteller arasında ilk sırada yer alan Wyndham Hotels &amp; Resorts, portföyünü yıl sonuna kadar 150 otele çıkarmayı hedefliyor. 2027 için yüzde 8-9 büyüme öngören grup, Dolce Nova ve Vienna House gibi üst segment markalarını pazara sunma hazırlıklarına başladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/metro-grouptan-turkiyeye-daha-fazla-buyuyun-talebi-88302</guid>
            <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 08:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Metro Group’tan Türkiye’ye ‘daha fazla büyüyün’ talebi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Metro Group, Türkiye operasyonunda büyümenin hızlandırılmasını istiyor. Metro Türkiye CFO’su Erhan Çetin, Türkiye’nin grubun faaliyet gösterdiği 30’dan fazla ülke arasında hem ciro hem de kârlılık açısından ilk 5 operasyon arasında bulunduğunu belirterek, bu performansın grubun Türkiye’ye yönelik yatırım iştahını artırdığını söyledi.</p>
<p>Çetin, “Gruptan bize ‘daha fazla büyüme’ yönünde talep geliyor” dedi. Bu talep doğrultusunda Metro Türkiye yeni şehirlerde mağaza açmaya hazırlanıyor. Önümüzdeki yıllar için ciddi bir yatırım planları bulunduğunu belirten Çetin, “Hangi bölgelerde büyüyeceğimizi değerlendirmeye devam ediyoruz. Türkiye genelinde henüz olmadığımız illerdeki yatırım fırsatlarını da değerlendiriyoruz. Henüz ulaşamadığımız ve ihtiyaç olduğunu öngördüğümüz şehirlere yayılmak ve yeni mağazalar açarak erişim alanımızı genişletmek ana planlarımız arasında” diye konuştu.</p>
<h2>Reel büyüme pazarın iki katı</h2>
<p>Grubun Türkiye’de büyümeyi hızlandırma kararının arkasında 2026 performansı da bulunuyor. Çetin’in verdiği bilgiye göre Metro Türkiye, 2026’da pazarın üzerinde çift haneli büyüme kaydederken büyümenin önemli bir bölümü fiyat artışından değil reel hacim artışından geldi. Yılın ilk yarısındaki reel büyüme, pazarın reel büyümesinin yaklaşık iki katı seviyesinde gerçekleşti. Büyümede özellikle şirketin ana müşteri grubunu oluşturan HoReCa ve restoranlar öne çıktı. Kategori bazında ise taze ürünler, et, balık ve donuk ürünlerde güçlü bir performans görüldü. Türkiye’deki 22 bin otelin yaklaşık yarısı ve 116 bin restoranın 33 biniyle çalışan Metro Türkiye’de satışların yüzde 50’den fazlasını HoReCa kanalı oluşturuyor. Çetin, bu yapının operasyonun büyümesi ve kârlılığında önemli rol oynadığını söyledi.</p>
<p>Büyüme planlarına karşın yüksek faiz ve parasal sıkılaşma şirketin finans yönetiminde daha temkinli bir dönemi de beraberinde getirdi. Geçmiş yıllarda müşterilerin likiditesini rahatlatmak amacıyla vadeleri uzattıklarını belirten Çetin, 2026’da ise gelecekteki büyüme ve yatırımların finansal zeminini güçlendirmek için nakit yönetimi ve finansal istikrara daha fazla ağırlık verdiklerini söyledi. Çetin, yüksek faiz ortamında finans tarafındaki en kritik konunun likidite ve nakit akışının güvenliği olduğunu belirterek, müşterilere sağlanan finansal esneklik korunurken alacak riskleri ile çalışma sermayesinin daha sıkı kontrol edildiğini ifade etti. Yüksek finansman maliyetleri ve dönemsel likidite sıkışıklığının önümüzdeki dönemde perakende ve Ho- ReCa açısından başlıca riskler arasında yer alacağını kaydetti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ÖZEL MARKANIN PAYI YÜZDE 23’TEN 31’E ÇIKTI</span></h2>
<p>Metro Türkiye’nin büyüme stratejisinde özel markalı ürünlerin ağırlığı da artıyor. Yaklaşık 20 bin üründen oluşan portföyde 3 bin 500’e yakın kendi markalı ürün bulunuyor. Bu ürünlerin toplam satışlardan aldığı pay son üç yılda yüzde 23’ten yüzde 31’e yükseldi. HoReCa müşterilerinde pay yüzde 29’dan yüzde 37’ye, taze ürünlerde ise yüzde 30’dan yüzde 40’a ulaştı. Şirket önümüzdeki dönemde özel markalı ürünlerin satışlardaki ağırlığını daha da artırmayı hedefliyor. Şirket, yeni illerde mağaza fırsatlarını değerlendirirken mevcut altyapısında da kapasite artışına gidiyor. İzmir, Alanya, Bodrum, Ankara ve İstanbul’daki lojistik merkezlerinde yatırımlar gerçekleştirilirken mevcut mağazaların depo kapasiteleri de artırılıyor. Çetin, söz konusu yatırımların yeni bölgelere genişleme planlarını desteklediğini ifade etti. Şirket ayrıca 2023 yılında hayata geçirdiği bonVeno konseptinde 90’ı aşkın mağazaya ulaştı. Metro Türkiye bu formatta da mağaza ağını genişletmeyi planlıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/metro-grouptan-turkiyeye-daha-fazla-buyuyun-talebi-88302</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/5/1280x720/metro-turkiye-1768293523.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Metro Türkiye, grubun faaliyet gösterdiği 30’dan fazla ülke arasında ciro ve kârlılık performansıyla ilk 5’e girerken, Türkiye’ye yönelik büyüme planlarını da hızlandırdı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/duzcede-5-otel-birden-aciliyor-hedef-haftada-10-bin-turist-88300</guid>
            <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 08:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Düzce’de 5 otel birden açılıyor, hedef haftada 10 bin turist</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Düzce Belediye Başkanı Dr. Faruk Özlü ile daha çok İstanbul’da karşılaştık ve her defasında “Düzce’miz çok güzel, bekleriz, şaşıracaksınız” dedi. İstanbul Holding Yönetim Kurulu Başkanı Murat Kalsın ile birlikte yola çıktık ve kendisiyle Düzce’de buluştuk. Özlü, Yıldız Teknik mezunu makine mühendisidir. Yüksek Lisans ve Doktorasını İTÜ’de yaptı. İspanya ve ABD’de (Harvard) çalıştı. Çok önemli savunma sanayi projelerinde görevler yaptı, müsteşar yardımcılığına kadar da yükseldi. 2015’te Ak Parti Düzce Milletvekili seçildi. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı oldu. 2019 ve 2024’te Düzce Belediye Başkanlığına seçildi. Bir dönem ‘mühendisler ideolojisi’ olarak tanımlanan ‘kalkınmacı akımın’ önemli temsilcilerindendir. 12 Kasım 1999’daki depremden sonra ‘il yapılan’ Düzce, yaraların sarılması ve hızlı kalkınması için 6. Bölge Teşvikleri kapsamına alındı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab604fe64b13-1790313726.png" alt="" width="800" height="417" />“35 bin sanayi çalışanımız var” Dr. Faruk Özlü’ye ‘Düzce ekonomisini’ sorarak sohbeti başlattım. Özlü şöyle girdi sohbete: “Düzce’nin nüfusu 415 bin, orman ürünlerine dayalı sanayisi bir süredir çeşitleniyor. Tarımda, fındık üretimiyle öne çıkıyoruz ve bu konuda ülke üretimimizin yüzde 13’ünü yapıyoruz. Toplam ihracatımızın 2,2 milyar doları aştığını hesaplıyoruz. Bu rakamla il olarak 19’uncu sıradayız (TİM 2025 rakamı 441,5 milyon dolar ve 39. sıra). İhracatımız orman ürünleri sanayisi ağırlıklı. Ahşap kaplama, parke, kereste, orman ürünleri sanayisinden bahsediyoruz. Türkiye’nin orman ürünleri üretiminin yüzde 14’ünü yapıyoruz. 5 tane Organize Sanayi Bölgemiz (OSB) var 3’ü aktif 2’si kurulma aşamasında. OSB’ler dışında da çok sayıda fabrikalarımız var. Mesela otomotiv yan sanayisinde dünya markalarına üretim yapılıyor. (Düzce TSO’nun 4 bin 817 üyesi bulunuyor. 491’inin kapasite raporu var, yani imalat yapan firma sayısı bu kadar olabilir.) Yeni OSB’lerde boş parsel sayısı çok az. Akçakoca’daki OSB metal ihtisas, Çilimli’deki karma oluyor. OSB’lerimizin üçü merkezde, ikisi ilçelerimizde. Sanayideki istihdam 35 bini geçiyor ki bunun 14 bin kadarı OSB’lerde gerisi OSB dışı tesislerimizdedir. Biz göç alan bir şehiriz ve nüfus artışında Türkiye ortalamasının iki misli orana sahibiz.”</p>
<h2>“Turizm yatırımları hızlandı” </h2>
<p>Dr. Faruk Özlü, Düzce’de turizmde hızlı gelişmeler olduğunu belirtiyor ve “Birkaç yıl önce başlayan yatırımlarla ilimizde 5 tane 4-5 yıldızlı uluslararası ve ulusal otel markası, bu günlerde misafir kabul etmeye başlıyor. Ramada açıldı, Hilton Hampton Şubat gibi açılacak. Radison Blue’nun inşaatı devam ediyor. Elite World yakında açılır, Dedeman iki aya inşaatını tamamlar” diyor. Turizmde nasıl bir strateji belirlediklerini soruyorum ve özetle şöyle yanıtlıyor: “Düzce’nin en bakir gelişme alanı turizmdir. Doğu ile batı Karadeniz arasında Düzce’nin güneyi ve kuzeyi farklı özelliklerde. Güneyimizde çok fazla yayla ve şelale var. Kuzeyimizde ise tarih ve deniz. Konuralp bölgesi tarihi bölgemiz. Roma öncesi Bitinya Krallığına dayanan geçmişimiz var. Kazılar yapıyoruz, 10 bin kişilik antik tiyatro ortaya çıktı. İstanbul’a en yakın en büyük antik tiyatro Düzce’de artık.</p>
<figure class="image align-center"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ab60508813f0-1790313736.png" alt="" width="321" height="448" />
<figcaption><strong>Faruk Özlü</strong></figcaption>
</figure>
<p>Restorasyona başlayacağız, güzel bir de müze yapacağız. Turizm’de master plan çalışmamızı bitiriyoruz. Turizm yatırımlarının, İstanbul’dan Ankara’ya giderken Sapanca’da ve Ankara’dan İstanbul’a giderken Bolu’da bittiğini görürüz. Sapanca ile Bolu arası çok bakir bir turizm bölgesidir, adeta keşfedilmemiş bir cennet gibidir. Yaylalar, şelaleler, göller, tarih ve deniz var, dinamik bir de nüfus var. Göllerimizin en büyüğü Efteni. Kuş çeşitliliği ve endemik bitki zenginliği ile dikkat çekiyor. Koru Göl var onu turizme açtık. Başka göller de var. Topuk Yaylası var orada da güzel bir gölümüz var. Fenerbahçe Spor Kulübümüz ve farklı kulüpler burada kamp yapar. Hedefimiz Düzce’ye haftada 10 bin turist getirmek, bunların da iki gece konaklamasını sağlamak. Turizmi sadece Düzce olarak değil Batı Karadeniz Bölgesi olarak düşünüyoruz. Buna ‘Yakın Karadeniz’ diyoruz, İstanbul’a ve Ankara’ya yakın Karadeniz biziz. Pergelin ucunu Düzce’ye koyun 250 kilometre açın ve daire yapın 31 milyon nüfusa erişiyorsunuz. Bu nüfusun satın alma gücü de gayet yüksek. Düzce’de bir tane termal tesis yatırımına da ihtiyaç var. Daha önce Gölyaka’da projelendirilmiş kısmen başlanmış bir yatırım vardı. Şimdi onun tamamlanması için görüşmelere başladık.” </p>
<h2>Bütçemiz 6,5 milyar lira, altyapıyı yeniliyoruz </h2>
<p>Başkan Dr. Faruk Özlü’ye, belediyenin mali durumuyla yatırımlarını soruyorum. Şöyle yanıtlıyor: “2026 Belediye bütçemiz 6,5 milyar lira. İçme suyu şebekemizi yeniliyoruz, yaklaşık 45 milyon Euro’luk kredi kullanıyoruz. Arıtma tesisimizi yeniliyoruz 1.5 milyar liralık yatırım olacak. Köyden şehre kattığımız yerler var ki onlara da doğal gaz getirmek için ayrıca yatırım yapıyoruz. Bir taraftan da asfalt döküyoruz ve görev süremiz bitmeden önce asfaltlanmamış yolumuz kalmayacak. Şehrin içinde kalmış kamu arazilerinin tamamını da parka çeviriyoruz.”</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İSKİ, SUYU BİZDEN ALIYOR, DÜZCE’Yİ İHMAL EDİYOR!</span></h2>
<p>Düzce Belediye Başkanı Dr. Faruk Özlü, Düzce’de bazı sanayi yatırımlarının İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) tarafından dolaylı olarak engellendiğini söylüyor. Başkan Özlü şu bilgileri aktarıyor: “Bizim İSKİ ile sorunlarımız var. İstanbul’un içme suyunun yüzde 36’sını Düzce gönderiyor (Melen). Eğer İstanbul’da kuraklık artarsa bu oran yüzde 52’ye kadar yükseliyor. Biz susuz kalmıyoruz çünkü kullandıktan sonra denize gidecek su İstanbul’a gidiyor. Ancak İSKİ, birçok sanayi tesisinin Düzce’ye kurulmasına ‘su kaynaklarına zarar verir’ diye razı olmuyor. İSKİ ile sorunlarımızın çözülmesi lazım. Bizi İSKİ ile bir araya getirecek olan kurum da Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığıdır. Daha önce Su Üretimi Genel Müdürlüğü bir çalışma yaptı ve görevler verdi. 2024 yılı bu görevler için sondu ama İSKİ görevlerini yerine getirmedi. Düzce’de arıtma tesisleri yapmalıydı, yapamadı. 180 kilometre boru döşeyecekti yapamadı. İSKİ İstanbul’un suyundan sorumlu ve bu suyun yüzde 36’sı Düzce’den alınıyor ama İSKİ’nin Düzce’ye bu kapsamda yaptığı yatırım, kendi yatırım bütçesinin yüzde 2,7’sinde kaldı. Bu çok dengesiz ve adaletsiz bir tablo. Hadi yüzde 36 ayırma da bari yüzde 6’sını 10’unu ayır ki Düzce’de arıtma tamamlansın. İSKİ, Düzce’de bazı bölgelerdeki arıtma yatırımlarını yapmadığı için kanalizasyon dereye, dere Melen’e, Melen de İstanbul’a akıyor. İSKİ bu suyu İstanbul’da arıtıyor ve bunu yeterli görüyor.”</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">“Belediye otobüslerimizin tamamı elektrikli olacak”</span></h2>
<p>Düzce Belediye Başkanı Dr. Faruk Özlü, kentin toplu ulaşımını da daha çevreci ve ucuz hale getireceklerini söylüyor. Özlü şöyle konuşuyor: “Otobüslerimizi yenileyeceğiz, mazotlu ve gazlı otobüslerin yerine elektrikli otobüslere geçeceğiz. Güneş paneli kuruyoruz orada elektrik üreteceğiz ve otobüslerimizi şarj edip seferlerimizi yapacağız. Şu andaki akaryakıt faturamız yüzde 60 azalacak. Cumhurbaşkanlığı Bütçe ve Strateji Başkanlığı ile Ulaştırma Bakanlığına projemizi sunduk ve kabul gördü. 14 milyar lira kredi kullanma hakkı tanıdılar. Biz biraz tadilat yaptık ve 6 milyar lira olarak, güneş panellerinin, şarj istasyonlarının kurulması ve 250 tane elektrikli otobüs tedariki şeklinde projeyi hayata geçireceğiz. Günde 72 bin yolcu taşıma kapasitesine ulaşacağız. Elektrikli otobüs tedariki için yerli üretici firmalarımızla görüşmelerimizi yapıyoruz.” </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/duzcede-5-otel-birden-aciliyor-hedef-haftada-10-bin-turist-88300</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Düzce’de 5 otel birden açılıyor, hedef haftada 10 bin turist ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/petrol-asya-paralarini-vurdu-88299</guid>
            <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 08:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petrol, Asya paralarını vurdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ab601c37325c-1790312899.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Petrol fiyatlarındaki yükselişin enerji ithalatçılarının dış ticaret dengelerini bozması, enflasyonist baskıyı artırması ve kamu maliyesini zorlaması, Asya para birimleri üzerinde büyük baskı yaratıyor.</p>
<p>MSCI gelişen piyasa para birimleri endeksi dün yüzde 0,4 gerileyerek mayıs ortasından bu yana en büyük günlük düşüşünü kaydetti.. Maybank Döviz Stratejisti Fiona Lim, petrol fiyatlarının bölge merkez bankaları açısından Fed ve ABD tahvil getirilerindeki hareketlerden bile daha önemli bir faktör haline gelebileceğine dikkat çekti.</p>
<h2>En sert darbe rupiah ve rupiye </h2>
<p>Bölgenin enerji ithalatçısı para birimleri arasında Tayland bahtı, Filipin pesosu ve Hindistan rupisi gün içinde yüzde 0,1 ila yüzde 0,3 arasında değer kaybetti. Endonezya rupisi ise yüzde 0,6’ya varan kayıpla bölgenin en zayıf performansını gösterdi ve dolar karşısında 17.900 seviyesine kadar gerileyerek ağustos başından bu yana en düşük düzeyini gördü.</p>
<p>Para birimi üzerindeki baskıda yakıt sübvansiyonlarının maliyeti, kamu harcamaları ve ekonomi politikalarına ilişkin yatırımcı endişeleri etkili olurken, Endonezya Merkez Bankası çarşamba günü faizleri sabit tuttu. Banka bu yıl faizleri toplam 100 baz puan artırmasına karşın, bundan sonraki süreçte rupiyi desteklemek için yeni faiz artışları yerine piyasa temelli araçlara ağırlık verme sinyali verdi.</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab602802c44f-1790313088.png" alt="" width="200" height="491" />Asya para birimlerinin son aylardaki performansı da kırılganlığın boyutunu gösteriyor. Yılbaşından bu yana Endonezya rupisi yüzde 6,81, Hindistan rupisi yüzde 6,27, Filipin pesosu yüzde 6,21 ve Tayland bahtı yüzde 5,77 geriledi. Tayvan doları da yüzde 1,26 değer kaybetti. Buna karşılık Güney Kore wonu yüzde 5,17, Çin yuanı yüzde 4,08 ve Singapur doları yüzde 0,48 değer kazandı. Wonun performansında yapay zekâ bağlantılı sermaye girişleri etkili olurken, Çin yuanı da bölgedeki ayrışan para birimleri arasında yer aldı.</p>
<h2>Petrol ile tahvil faizi aynı anda vurdu </h2>
<p>Asya para birimleri açısından asıl sorun, petrol şokunun ABD tahvil getirilerindeki yükselişle aynı döneme denk gelmesi. Güçlü ABD imalat verileri Fed’in yeniden faiz artırabileceği beklentilerini güçlendirirken, zayıf geçen ABD Hazine tahvili ihalesi getirilerin tüm vadelerde yükselmesine yol açtı. Dolar da iki ayın zirvesine yakın seyrini korudu.</p>
<p>Yükselen ABD faizleri, yatırımcıların dolar cinsi varlıklara yönelmesini teşvik ederken gelişen Asya para birimlerini baskılıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Petrol, merkez bankalarının hesabını değiştiriyor</span></h2>
<p>Yüksek petrol fiyatlarının kalıcı hale gelmesi, Asya merkez bankalarının önündeki denklemi de zorlaştırıyor. Enerji maliyetleri yükseldikçe enflasyonun yeniden hızlanması faiz indirimleri için alanı daraltırken, para birimlerindeki değer kaybı ithal enflasyon riskini büyütüyor. Özellikle Endonezya, Hindistan, Filipinler ve Tayland gibi enerji ithalatına duyarlı ekonomilerde petrol faturası kur üzerindeki baskıyı artırıyor. Hindistan rupisi için 96 dolar seviyesi son haftalarda kritik eşik olarak izlenirken, petrol fiyatlarının düşmesi geçtiğimiz günlerde rupiyi destekleyen başlıca unsurlardan biri olmuştu. Öte yandan Güney Kore wonu gibi teknoloji ve ihracat döngüsüne daha fazla maruz kalan para birimleri petrol şokundan görece farklı etkilenebiliyor. MUFG stratejisti Lloyd Chan’a göre, teknoloji döngüsüne sınırlı maruziyeti bulunan ve yüksek enerji fiyatlarına daha duyarlı ekonomilerin para birimleri üzerindeki baskı yeniden artabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/petrol-asya-paralarini-vurdu-88299</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/9/1280x720/asya-money-1790313299.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Petrol fiyatlarının yeniden 100 doların üzerine çıkması, Asya piyasalarında yalnızca enerji maliyetlerini değil, para birimlerinin dengesini de sarsıyor. Enerji ithalatçısı Asya ekonomilerinde enflasyon endişeleri yeniden güçlenirken, bölge para birimlerinde dört aydan uzun sürenin en sert günlük kaybını beraberinde getirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/225-milyarlik-zarar-dururken-29-katlik-o-carpan-tutunur-mu-88298</guid>
            <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2,25 milyarlık zarar dururken 29 katlık o çarpan tutunur mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada hizmet endeksinde yer alan 20 şirket, 3 seviyesinin üzerindeki PD/DD çarpanıyla dikkat çekiyor. Bunlardan üçünün göstergesi 13'ü geçerken sıralamanın en üstündekinin oranı 28'i aştı. Şirketlerden 11'i yılbaşından bu yana gerilerken pozitif tarafta duran 8 hisse bulunuyor.</strong></p>
<p>Borsada işlem gören hizmet sektöründeki kimi şirketlerin piyasa değeri ile özsermayeleri arasındaki oranda belirgin bir fark gözleniyor. PD/DD oranı 3 seviyesini aşan 20 şirket arasında Anel Elektrik 28,84 ve İhlas Haber Ajansı 16,96 rasyosuyla listenin ilk iki sırasında yer alıyor. Büyüklükteyse DO-CO 114,22 milyar TL hacimle dikkat çekiyor. Yüksek çarpanlı 20 firmadan çoğunluğun yılbaşından bu yana yatırımcısına getiri sağlayamaması asıl dikkat çekici olanı. Güçlü beklentinin olmaması halinde yüksek fiyatlardan alınan hisselerin yatırımcısını zarara uğratma ihtimali göz ardı edilmemeli.</p>
<h2>Zirveden gelen satışlar</h2>
<p>Anel Elektrik 28,84 çarpanıyla listenin ilk sırasında bulunuyor. 9 Eylül’de 229,40 TL ile zirvesini gördükten sonra gelen yoğun satışlarla peş peşe taban serileriyle geriledi. Düşüşe rağmen göstergesi hâlâ yüksek seviyede duruyor. Şirketin altı aylık dönemde 2,25 milyar TL zarar etmesi ve kurumsal fonların satışta olması düşüşü destekliyor.</p>
<p>İhlas Haber Ajansı 16,96 PD/DD ile listenin ikinci sırasında yer alıyor. Son dört yıldır kâr üretemeyen şirket, altı aylık mali dönemde de 90,1 milyon TL zarar açıkladı. Haziranda test ettiği 106 TL’nin ardından düşüşünü sürdürüyor. Hisseye dair güçlü bir beklenti bulunmuyor. Mevcut zayıf finansal yapısıyla yüksek çarpanının hakkını veremiyor.</p>
<h2>Fonların rotası değişti</h2>
<p>Birleşim Grup Enerji, 13,47 PD/DD rasyosuyla dikkat çeken bir diğer hisse. Şubat 2025’te borsaya gelen firma, halka arz sonrası yatay bir seyir izledi. Geçtiğimiz nisanda hareketlenirken ağustosun sonunda 195,90 TL’ye kadar yükseldi. Buradan fonların gerçekleştirdiği satış baskısı taban serisini getirdi. Altı aylık dönemde 4 milyon TL zarar yazan hissede değer kaybı sürüyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab6012c6819a-1790312748.png" alt="" width="999" height="549" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>KİRA MI, SATIŞ MI?</strong></p>
<p><strong>Kira;</strong> düzenli gelir, varlık koruması, enflasyon kalkanı, pasif kazanç, vergi avantajı. Tahsilat riski, bakım yükü, likidite hapsi, fırsat maliyeti.</p>
<p><strong>Satış;</strong> toplu nakit, sıfır operasyon, manevra özgürlüğü, zirve kârı, zihin konforu. Gelir iptali, ralli kaçırma, enflasyon erimesi, yeniden giriş zorluğu.</p>
<p><strong>Büyüyen yapısını yeni maden sahaları ve kapasite artışıyla daha da büyütmek istiyor</strong></p>
<p>Türk Altın'ın yatırımları gelir ve kârını ne oranda büyütür? ● Nezih Uras</p>
<p>Nezih, Türk Altın'ın açıklamalarından büyüme yönlü bir perspektifle hareket ettiği söylenebilir. Yılın ilk yarısında satışlarını %48 artırarak 14 milyar TL'ye, esas faaliyet kârını ise %240 yükselişle 4,9 milyar TL'ye çıkarması bunun somut işareti. Firma, büyümeyi hızlandırmak için Balıkesir ve Bilecik'teki maden ruhsatlarını 65,5 milyon dolara satın aldı. Bu adımla 76 bin ons altın rezervini eklemiş oldu. Kaymaz tesisinde kapasite artışına gidilirken, Mollakara madeni açıldı. Artan üretim kapasitesi ve yeni rezervler gelir ve kârı destekleyecek.</p>
<p><strong>Kasaya giren 1,5 milyar TL yükü hafifletecek olsa da asıl önemli olan kâr üretebilmesi</strong></p>
<p>İhlas Holding'in bedelli sermaye artırımı zararı bitirebilir mi? ● Metin Ersöz</p>
<p>Metin, İhlas Holding, haziranda %100 bedelli sermaye artırımıyla kasasına 1,5 milyar TL nakit girişi sağladı. Kaynağın 688 milyon TL'si borç kapamada kullanılırken finansal yük hafifletilmeye çalışılıyor. Azalan finansman giderini dokuz aylık bilançosunda gözlemlemek mümkün olacak. Şirketin altı aylık dönemde brüt kârı %65 daralırken, esas faaliyet zararı 1,96 milyar TL'ye çıktı. Dönem sonu zararı ise 979,6 milyon TL. Veriler sermaye girişinin tek başına bilanço sorununu çözmeye yetmeyeceğini, operasyonel kârlılık üretmesi gerektiğini söylüyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>GTH fonu ihracatçı şirketlere yoğunlaşarak son bir yılda %28 getiri sağladı</strong></p>
<p>Garanti Portföy'ün yönettiği İhracatçı Şirketler Hisse Senedi Fonu (GTH), Şubat 2025'ten bu yana işlem görüyor. İlk yıl yatayda dalgalı bir seyir izleyen fon, 2026'nın ilk yarısında yönünü yukarı çevirdi. Dalgalı olsa da yukarı trendi sürüyor. Son olarak eylülün ikinci haftasında 1,57 TL'yi test etti ve aşağı yöneldi. Fon değeri temmuzda artış kaydetti ve şimdilerde 30,68 milyon TL seviyesinde bulunuyor. Ağustosta para çıkışı, eylülde ise 2,2 milyon TL nakit girişi söz konusu. Yatırımcı sayısı önceki aya göre gerilerken sayı şimdilerde 742 kişide. Temel stratejisi, fon varlıklarının borsadaki ihracatçı şirketlerin paylarında değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyün %85,77'si hisse senedi ve %11,75'i ters repodan oluşuyor. Yıllık %27,60 getiri sağlayan fon, aynı sürede %15,55 yükselen endeksi geçti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>MLP Sağlık, Piyasadan TLREF + %1,75 faizle 6 milyar lira borçlandı</strong></p>
<p>MLP Sağlık, nitelikli yatırımcılara yönelik olarak 23.09.2026 vade başlangıç tarihli tahvil ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 6 milyar TL olan tahvilin yıllık faizi TLREF+%1,75 olarak belirlendi. 728 gün vadeli tahvil, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 8 kupon ödemesi yapılacak. Tahvilin vade tarihi 20.09.2028 olarak açıklandı. 23 Eylül günü Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı %36,67 seviyesinde bulunuyor. MLP Sağlık'ın verdiği %1,75 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Tahvil, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, firmanın uzun vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRSMLPC92812 kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU </span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab601029c4f0-1790312706.png" alt="" width="981" height="249" /></strong><strong>SMART GÜNEŞ ENERJİSİ</strong></p>
<p><strong>Maliyet ve giderleri düşürmek amacıyla güneş paneli üretimini Anadolu'ya taşıyor</strong></p>
<p>Smart Güneş Enerjisi, yüksek işletme maliyetleri ve montaj alanlarına uzaklık sebebiyle panellerin üretim operasyonlarını büyükşehirlerden GES yatırımlarının yoğunlaştığı Orta Anadolu'ya kaydırma kararı aldığını belirtti. Bu kapsamda deneme süreçleri tamamlanan üçüncü tesisin ardından, dördüncü ve beşinci tesislerin de devreye alınmak üzere olduğunu ifade etti. Açıklamada tesislerin kapasitesi ve hangi şehirlerde olduğu hakkında ek bilgi verilmedi. Şirket ayrıca rekabet gücünü artırmak amacıyla yıl sonuna kadar ABD'de bir üretim organizasyonu kurmayı planlıyor.</p>
<p><strong>ÜÇAY MÜHENDİSLİK</strong></p>
<p><strong>Franchise sistemi kapsamında 20 farklı şehirdeki 11 firmayla sözleşme imzaladı</strong></p>
<p>Üçay Mühendislik, operasyonel verimliliği artırmak ve maliyetleri düşürmek amacıyla hayata geçirdiği Üçay360 Franchise Sistemi kapsamında önemli bir adım attığını duyurdu. Şirket, şubeleri üzerinden yürüttüğü enerji, e-mobilite ve iklimlendirme sistemleri faaliyetleri için Türkiye genelinde 20 farklı ilde hizmet veren toplam 11 şirketle franchise sözleşmesi imzaladı. Bayileşme modeliyle şube kaynaklı genel giderlerin azaltılması şirketin faaliyet gösterdiği bölgelerde sürdürülebilir büyümesine zemin hazırlayacak. Bu yolla pazar payını genişletmeyi hedefliyor.</p>
<p><strong>ERSU MEYVE VE GIDA</strong></p>
<p><strong>2024 yılına ilişkin denetim sonucunda yaklaşık 18,5 milyon TL vergi cezası aldı</strong></p>
<p>Ersu Gıda, 2024 yılı hesap dönemi vergi incelemesi sonucunda Vergi Denetim Kurulu tarafından vergi cezası kesildiğini duyurdu. Cezanın gerçekleştirilen taşınmaz satışından doğan kazanca ilişkin olduğu ifade edildi. İnceleme neticesinde, 6,2 milyon TL vergi aslı, 6,3 milyon TL vergi ziyaı cezası ve 5,9 milyon TL geçici vergi ziyaı cezası olmak üzere toplam 18,5 milyon TL civarında bir ceza kesildi. Altı aylık dönemde gelirini %73 düşürüp dönem sonunda zarar yaşayan Ersu Gıda, yasal haklarını değerlendirdiğini ve hukuki yollara başvurması halinde bunu paylaşacağını açıkladı.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Aztek Teknoloji hazirandan bu yana sürekli gerileyen bir seyirle hareket ediyor</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab600e3ba6c2-1790312675.png" alt="" width="312" height="252" />Aztek Teknoloji'de fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %13,99 ile toplamda 2,21 milyon lot azalarak 13,61 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 13'ten 12'ye geriledi. ICZ fonu 2 milyon lot satışla hisseden çıktı. TTE fonu 147,5 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Aztek hakkında bugüne kadar bir aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan olmadı. Deniz Yatırım 6 TL hedef fiyatla "Tut" önerisinde bulundu. Hedefe göre hissenin %72 yükseliş potansiyeli var.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/225-milyarlik-zarar-dururken-29-katlik-o-carpan-tutunur-mu-88298</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2,25 milyarlık zarar dururken 29 katlık o çarpan tutunur mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cevdet-yilmaz-enflasyonla-mucadelede-uretim-kapasitesini-koruyacagiz-88328</guid>
            <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cevdet Yılmaz: Enflasyonla mücadelede üretim kapasitesini koruyacağız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Bursa'da TEKNOSAB Lojistik Park Temel Atma Töreni ve Hepsiburada İş Birliği Protokolü İmza Töreni’nin ardından Bursa Ticaret Sanayi Odası’nda iş insanlarıyla bir araya geldi. Yılmaz’a AK Parti Genel Başkan Vekili Efkan Ala, Bursa Valisi Erol Ayyıldız, Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba ve BTSO Başkanı İbrahim Burkay eşlik etti. Toplantıda iş insanlarına hitap eden Cevdet Yılmaz, Türkiye ekonomisinin makro temellerinin sağlam olduğunu belirterek, enflasyonla mücadelede kararlılığın sürdürüleceğini söyledi. Yılmaz, genel finansal koşulları iyileştirme hedefinden vazgeçmeden imalatçı, ihracatçı, KOBİ, esnaf ve çiftçiyi seçici politikalarla desteklemeye devam edeceklerini açıkladı. Yılmaz, Türkiye ve dünya ekonomisine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Küresel ekonomide jeopolitik gerilimlerin, savaşların ve korumacı politikaların arttığı bir dönemden geçildiğini belirten Yılmaz, ABD ile Çin arasındaki tarife savaşları ve Avrupa Birliği’nin sanayisini korumaya yönelik adımlarının yeni bir ekonomik döneme işaret ettiğini söyledi. Yılmaz, küresel ekonomik ve siyasi dönüşümün yanı sıra yeşil ve dijital dönüşümün de ülkelerin rekabet gücünü belirleyeceğini ifade etti. Buna sosyal dönüşümün de eklendiğini belirten Yılmaz, dijital, yeşil ve sosyal dönüşümü gerçekleştirebilen ülkelerin yeni dönemde daha güçlü konuma geleceğini kaydetti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab61c19086a4-1790319641.jpeg" alt="" width="614" height="409" /></p>
<h2><strong>Pazarlarındaki büyüme ihracatı zorluyor</strong></h2>
<p>Türkiye’nin ihracat pazarlarındaki büyümenin küresel büyümenin gerisinde kaldığına dikkat çeken Yılmaz, Türkiye ihracatının yaklaşık yüzde 70’inin Avrupa Birliği ile Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerine gerçekleştirildiğini söyledi. Türkiye’nin ihracat yaptığı ülkelerin yüzde 90’ından fazlasında bu yılki büyüme beklentisinin yüzde 1,6 düzeyinde olduğunu belirten Yılmaz, AB için beklentinin yüzde 1,2, Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesi için ise yüzde 0,5 daralma yönünde olduğunu ifade etti. Bu tabloya rağmen Türkiye’nin ihracat performansını sürdürdüğünü belirten Yılmaz, ağustos itibarıyla yıllıklandırılmış mal ihracatının 280 milyar doları, hizmet ihracatının ise 125 milyar doları aştığını söyledi. Böylece mal ve hizmet ihracatının toplamının 405 milyar dolara ulaştığını kaydetti. Yılmaz, ihracatın niteliğinde de iyileşme yaşandığını belirterek, orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürünlerin toplam ihracattaki payının 2024’te yüzde 40 iken 2026’da yüzde 44’e yükseldiğini açıkladı. Miktar bazında ihracatın sınırlı artmasına karşın kilogram başına ihracat değerinin yükseldiğini belirten Yılmaz, “Hem ihracatımızı artırıyoruz hem de ihracatın niteliğini artırıyoruz” dedi. </p>
<h2><strong>“Makroekonomik temellerimiz sağlam”</strong></h2>
<p>Türkiye ekonomisinin temel göstergelerinin güçlü olduğunu savunan Yılmaz, bütçe açığının milli gelire oranının yüzde 3 civarında bulunduğunu belirtti. Deprem harcamalarına rağmen bütçe açığının makul seviyelerde tutulduğunu ifade eden Yılmaz, cari açığın da yönetilebilir düzeyde olduğunu söyledi. Kur Korumalı Mevduat uygulamasının sona erdiğini belirten Yılmaz, Merkez Bankası rezervlerinin ve bankacılık sisteminin güçlü seviyelerde bulunduğunu ifade ederek, “Makroekonomik temellerimiz sağlam, Türkiye’nin ekonomik temelleri sağlam” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab61c35a2821-1790319669.jpeg" alt="" width="684" height="456" /></p>
<h2><strong>Büyüme beklentisi yüzde 3,3</strong></h2>
<p>Türkiye ekonomisinin geçen yıl yüzde 3,6 büyüdüğünü hatırlatan Yılmaz, bu yıl için büyüme beklentisinin küresel ve bölgesel gelişmelerin etkisiyle yüzde 3,3’e çekildiğini açıkladı. Büyümenin iç ve dış talebin dengelendiği bir kompozisyonda sürdüğünü belirten Yılmaz, yatırımların büyümeye katkısının tüketimden daha yüksek olduğunu söyledi. Özellikle verimliliği artırmaya yönelik yatırımların hızlandığını kaydeden Yılmaz, bunun toplam faktör verimliliğine de yansıdığını ve Türkiye’nin büyüme potansiyelini uzun vadede desteklediğini ifade etti. </p>
<h2><strong>“Programın ana çerçevesini değiştirmeyeceğiz”</strong></h2>
<p>Konuşmasının ekonomi politikalarına ilişkin bölümünde enflasyonu temel öncelik olarak gösteren Yılmaz, son dönemde enflasyonda yataylaşma görüldüğünü söyledi. En son yüzde 31,5 seviyesindeki enflasyonun önemli bölümünün savaş kaynaklı kalemlerden etkilendiğini belirten Yılmaz, savaşın etkilerinin ortadan kalkmasıyla enflasyondaki aşağı yönlü eğilimin yeniden belirginleşmesini beklediklerini kaydetti. Yılmaz, enflasyonla mücadele programının ana çerçevesinin değişmeyeceğini, ancak değişen şartlara göre programda uyarlamalar yapılabileceğini vurguladı. “Genel finansal koşulları iyileştirme mücadelemizden, ana çerçevemizden vazgeçmeden seçici olarak imalatçımızı, ihracatçımızı, KOBİ’lerimizi, esnafımızı, çiftçimizi, üretken kesimleri koruma politikasındayız” diyen Yılmaz, bu yaklaşımın kredi ve destek mekanizmalarıyla sürdürüldüğünü ifade etti. </p>
<h2><strong>Arz tarafında dört öncelik</strong></h2>
<p>Enflasyonla mücadelenin yalnızca para politikasıyla yürütülemeyeceğini belirten Yılmaz, maliye politikaları ve arz yönlü politikaların da devrede olduğunu söyledi. Bu kapsamda konut, gıda, enerji ve lojistik alanlarına dikkat çekti. Konut maliyetlerinin yanı sıra gıda ve ulaşımın vatandaşların harcamalarında önemli bir ağırlığa sahip olduğunu belirten Yılmaz, özellikle gıda arzının artırılmasının enflasyonla mücadele açısından önem taşıdığını ifade etti. Yenilenebilir enerji yatırımlarının artırılması ve lojistik altyapının güçlendirilmesinin de üretim maliyetleri ve rekabetçilik açısından önem taşıdığını söyledi.  Yılmaz, küresel belirsizliklerin arttığı bir dönemde Türkiye açısından istikrar ve öngörülebilirliğin korunmasının temel öncelik olduğunu belirterek, kamu ve özel sektörün istişare içinde hareket etmesinin önemine dikkat çekti. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cevdet-yilmaz-enflasyonla-mucadelede-uretim-kapasitesini-koruyacagiz-88328</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/2/8/1280x720/cevdet-yilmaz-enflasyonla-mucadelede-uretim-kapasitesini-koruyacagiz-1790319705.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, enflasyonla mücadele programının ana çerçevesinin korunacağını belirterek, genel finansal koşulların iyileştirilmesi hedefinden vazgeçmeden imalatçı, ihracatçı, KOBİ, esnaf ve çiftçiye seçici desteklerin sürdürüleceğini söyledi. Yılmaz, Türkiye ekonomisinin makro temellerinin sağlam olduğunu vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/surdurulebilir-ekonomi/riskler-caginda-surdurulebilirlik-bir-varlik-meselesi-88304</guid>
            <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Riskler çağında sürdürülebilirlik bir varlık meselesi&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FERZAN ÇAKIR</strong></p>
<p>Sustainable Brands Türkiye bu yıl kesişen riskleri odağına alıyor. 29-30 Eylül’de İstanbul’da 14’üncüsü gerçekleştirilecek buluşma, “All Rise: Kesişen Riskler Çağında Kolektif Yükseliş” temasıyla düzenlenecek. Zirvede değişen tüketici davranışları, marka iletişimi, sürdürülebilir iş modelleri ve COP31 süreci ele alınacak.</p>
<p>Sürdürülebilirlik Akademisi Yönetim Kurulu Üyesi ve Sustainable Brands Türkiye Başkanı Semra Sevinç ile riskler çağında şirketlerin dönüşümünü ve sürdürülebilirliğin yönünü konuştuk. Sevinç’e göre bugünün dünyasını çevresel, sosyal, ekonomik, jeopolitik ve teknolojik olmak üzere beş ana risk grubu şekillendiriyor. Bu risklerin hiçbirinin diğerinden bağımsız ele alınamayacağını belirten Sevinç, “Bu riskler birbirini tetikliyor, besliyor ve güçlendiriyor. Kurumsal stratejiyi ve yaratılan etkiyi birlikte yönetmek gerekiyor. All Rise, risklerden birlikte çıkmayı ve birlikte yükselmeyi anlatıyor” diyor.</p>
<h2>Sürdürülebilirlik var olmanın koşulu </h2>
<p>Ekonomik belirsizlik arttığında şirketlerin ilk refleksi, sürdürülebilirlik yatırımlarını ertelemek oluyor. Sevinç’e göre bu yaklaşım, sürdürülebilirliğin çevresel bir yükümlülük ve ek maliyet olarak görülmesinden kaynaklanıyor: “Sürdürülebilirlik çevre yönetimi değildir. Bir kurumun iyi olma hali de değildir. Bugünün kurumları için varlığını sürdürebilmenin koşuludur. İklim riskini dikkate almadan fabrika kuramaz, çalışanınıza refah sağlayamazsınız. Jeopolitik riskleri dikkate almadan yalnızca küresel kaynaklara dayalı bir tedarik zinciri oluşturamazsınız. Bugünün dünyasında dayanıklı bir tedarik zincirine ihtiyacınız var.”</p>
<h2>İyi rapor, yanlış yatırımı kurtarmıyor </h2>
<p>Türkiye’de sürdürülebilirlik gündemi uzun süre raporlama ve mevzuata uyum ekseninde ele alındı. Semra Sevinç, raporlamayı şirketin yaptıklarını görünür kılan bir araç olarak tanımlasa da tek başına dönüşüm anlamına gelmediğinin altını çiziyor.</p>
<p>“Ne kadar iyi raporlama yaparsanız yapın, yatırımlarınızı çevresel ve sosyal etkiyi dikkate almadan gerçekleştiriyorsanız değer yaratamaz, iş modelinizin devamlılığını sağlayamazsınız. İş modelinizi dönüştürmeden yalnızca iyi göstermek için raporlama yapıyorsanız, raporlamayı amacına uygun kullanmıyorsunuz demektir. Sürdürülebilirlikte iki kavramı ayırmak gerekiyor: Kurumsal sürdürülebilirlik mevzuata ve raporlama yükümlülüklerine uyumu kapsıyor. Sürdürülebilir iş ise şirketin varlığını nasıl devam ettireceğiyle ilgili. Bunun için riskleri yönetirken değer üretmeniz, ürününüzü, hizmetinizi ve iş modelinizi yeniden tanımlamanız gerekiyor. Bugün finansmana erişim, önemli ölçüde sürdürülebilirlik stratejinize ve iş modelinizi bu doğrultuda dönüştürmenize bağlı. Bu dönüşüm, daha uygun maliyetli fonlara ulaşmanın da önünü açıyor. Dolayısıyla mesele raporlamanın çok ötesinde.”</p>
<h2>Hikâyeden önce kanıt gerek </h2>
<p>Avrupa Birliği’nde çevresel iddialara yönelik kurallar sıkılaşırken Türkiye’de de yanıltıcı beyanların önüne geçmeyi amaçlayan düzenlemeler uygulanıyor. Sevinç’e göre denetimin artması iletişim dünyasında iki farklı eğilim doğuruyor: Çevresel performansını olduğundan güçlü gösteren markalar yeşil badana yaparken, gerçekten adım atan bazı şirketler ise eleştirilme endişesiyle sessiz kalıyor.</p>
<p>“İletişim dünyasının artık hikâyeyi anlatmaktan önce hikâyeyi doğru yapmaya odaklanması gerekiyor. İçeride alınan yanlış bir kararı iletişimle parlatmak, markanın güvenilirliğine ve itibarına zarar verir. Yeşil badana korkusu nedeniyle susmayı tercih eden kurumların sayısı da arttı. Ancak iyi örnekler karşılık buldukça şirketlerin yeniden konuşacağını düşünüyorum. Bu örnekler başka kurumlar için de önemli bir itici güç olacak.”</p>
<h2>COP31, taahhütleri eyleme taşıyacak</h2>
<p>Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31’in şirketlerin dönüşümünü nasıl etkileyeceği de zirvenin ana başlıklarından biri. Sevinç, COP31’i yeni taahhütlerden çok, daha önce verilen sözlerin uygulanmasına odaklanması gereken bir “uygulama COP’u” olarak tanımlıyor:</p>
<p>“Geçmiş COP’larda herkes azaltım taahhüdünde bulundu. Ancak geçen süre, bu hedeflerin çoğunun gerçekleşmediğini gösterdi. Artık yapılanlara odaklanmak ve eylemi hızlandıracak planları konuşmak gerekiyor. COP31’in Türkiye’de düzenlenmesi, şirketlerin farkındalığını artıracak. Kurumlar sürdürülebilir iş modelinin finansmana erişimde sağladığı avantajı gördükçe risklerini daha iyi analiz edecek ve dönüşümlerini hızlandıracak.”</p>
<p>Zirvede “Road to COP31” başlığı altında, hayata geçirilen uygulamalardan hareketle Türkiye’nin COP31 eylem gündemi, kamunun hazırlıkları ve iş dünyasının süreçte üstleneceği rol ele alınacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">85’i aşkın üyeyle dönüşüm ağı</span></h2>
<p>Global Sustainable Brands topluluğunun Türkiye partneri olan Sürdürülebilirlik Akademisi, 16 yıldır şirketlerin sürdürülebilir iş modellerine geçişini hızlandırmak amacıyla çalışıyor. Akademi bünyesindeki Sustainable Business Network, 85’i aşkın kurumsal üyeden oluşuyor. Yeşil ve dijital dönüşüm, tedarik zinciri, insan ve kültür ile iletişim olmak üzere beş alanda faaliyet gösteriyor. Ayrıca iş yaşamında toplumsal cinsiyet eşitliği ve mekanların çevresel etkisine yönelik bağımsız belgelendirme programları yürütülerek sertifika programları ile sürdürülebilir etkinlik ve pazarlama çalışmalarında kurumlara destek veriyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/surdurulebilir-ekonomi/riskler-caginda-surdurulebilirlik-bir-varlik-meselesi-88304</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/4/1280x720/semra-sevinc-1790315060.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Belirsizlikler çağında yarını öngörmek iş dünyası için giderek zorlaşıyor. Ekonomik dalgalanmalar, jeopolitik gerilimler ve iklim krizi şirketler için birbirini besleyen risklere dönüşüyor. Sustainable Brands Türkiye Başkanı Semra Sevinç’e göre sürdürülebilirlik artık iş modelini, tedarik zincirini ve finansmana erişimi de belirleyen bir varlık meselesi haline geliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kirklareliye-lisansli-depo-ve-bugday-analiz-laboratuvari-kuracagiz-88301</guid>
            <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Kırklareli&#039;ye lisanslı depo ve buğday analiz laboratuvarı kuracağız&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Kırklareli Ticaret Borsası’nda 2002 yılında başlayan başkanlık görevini dört dönemdir sürdüren Turhan Altıntel, beşinci dönem için 1 Ekim’de yapılacak seçimlerde yeniden aday. Altıntel, yeniden adaylık kararının temelinde, bugüne kadar gerçekleştirilen yatırımların yanı sıra borsanın önünde tamamlanması gereken yeni projelerin olduğunu söyledi. Başkanlığı döneminde sınırlı bütçeye rağmen önemli yatırımlara imza attıklarını belirten, yeni hizmet binasının yanı sıra buğday laboratuvarı, canlı hayvan borsası, mezbaha ve soğuk hava deposunu borsaya kazandırdıklarını hatırlatan Altıntel, “Cüzi bir borsa bütçesiyle, özel sektör zihniyetiyle risk alarak, borçlanarak veya hibe alarak üyelerimize hizmet verecek yatırımları yapmaya çalıştık” dedi.</p>
<p><strong>“Tamamlanması gereken işler var”</strong></p>
<p>Yeniden adaylık kararının arkasındaki en önemli nedenlerden birinin yeni projeler olduğunu ifade eden Altıntel, “Özellikle lisanslı depo projesi öncelikli. Hayvan borsasının arkasında yaklaşık 15 dönümlük bir alan üzerinde 36 bin ton kapasiteli lisanslı depo projesi hazırladık. Projenin mevcut maliyetlerle yüksek bir yatırım gerektiriyor. Faizler düştüğü zaman borsa ve borsacıların ortaklığıyla bu lisanslı depoyu inşallah yapacağız. Ben yapacağım, sözünü kestim” dedi. Borsanın yatırımlarını yalnızca kendi bütçesiyle gerçekleştirmediğine dikkat çeken Altıntel, geçmiş dönemde de kalkınma ajansları ve diğer kurumların desteklerinden yararlandıklarını, yeni dönemde de yeni projeler üretmeye devam edeceklerini belirtti.</p>
<p><strong>“Borsanın bütçesi sınırlı, proje üretmek zorundayız”</strong></p>
<p>Kırklareli Ticaret Borsası’nın yaklaşık 300 üyesi bulunduğunu ve bütçesinin sınırlı olduğunu ifade eden, buna rağmen hizmet üretmek için farklı finansman modellerinden yararlandıklarını söyleyen Altıntel, borsanın yatırım kapasitesini anlatırken, “Gelirimiz belli. Cüzi bir borsa bütçesinde risk alarak, borçlanarak, hibe alarak bütçemizle tam hizmet verme hedefindeyiz” diye konuştu. Bu anlayışla laboratuvar yatırımlarında da farklı bir yöntem izlediklerini belirten Altıntel, “Toprak analizi ve et-süt ürünlerinin analizleri konusunda üniversite ve diğer kurumlarla protokoller yaptık. Analiz ücretlerinin yüzde 50’si borsamızca karşılanacak. Böylece yüksek yatırım ve işletme maliyetlerinin önüne geçtik. Ayçiçeği analizinde de benzer bir yöntem üzerinde çalışmaktayız. Gerekli analiz cihazının bir proje kapsamında temin edilmesi için girişimlerimiz sürüyor” dedi.</p>
<p><strong>Hayvancılıkta yeni pazar hedefi</strong></p>
<p>Borsanın hayvancılık alanındaki çalışmalarına da değinen Altıntel, “ Canlı hayvan borsasının ardından hayvan satışlarını daha düzenli ve şeffaf hale getirecek yeni bir pazar oluşturacağız. Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan gerekli izinleri aldık. Hayvan borsasının yanında haftada bir gün kurulacak pazarla üreticinin hayvanını daha aleni bir ortamda satabilmesini hedefliyoruz. Bu sistemle üreticinin satışına ve fiyat oluşumuna katkı sağlayacağız. Veterinerlik hizmetleri de sistem içerisinde yer alacak. Veterinerlik hizmetleri üyelerimize ücretsiz verilecek” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Ticarette ‘Yeter ki anlaşmazlığı çözün’ anlayışıyla hareket ediyoruz”</strong></p>
<p>Üretici ile tüccar arasında yaşanan anlaşmazlıklara da değinen Altıntel, “Bunlardan biri buğday ticaretinde görülüyor. Özellikle lisanslı depolara ürün tesliminde analiz sonuçlarının farklı çıkması üreticiler açısından sorun oluşturuyor. Bizde Borsa olarak daha aktif bir denetim ve takip mekanizması oluşturduk. Anlaşmazlıkların çözümü için borsa bünyesinde uyuşmazlıkları çözen bir yapı oluşturduk. Tobb Uyum Kırklareli Ticaret Borsası Tahkim ve Arabuluculuk Merkezi ile ticari uyuşmazlıkları mahkemeye gitmeden hızlı ve etkin şekilde çözüme kavuşturuyoruz. Ücretsiz hizmet veriyor. ‘Yeter ki anlaşmazlığı çözün’ anlayışıyla hareket ediyoruz” dedi.</p>
<p><strong>“Uluslararası fuar için İstanbul ve Avrupa avantajını kullanmalıyız”</strong></p>
<p>Kırklareli’nin İstanbul’a ve Avrupa’ya yakınlığının bölge açısından önemli bir avantaj olduğunu belirten Altıntel, bu avantajın tarım ve hayvancılık ürünlerinin pazarlanmasında daha etkin kullanılması gerektiğini söyledi. Kırklareli’nin özellikle İstanbul gibi büyük bir pazara yakınlığının yanı sıra Avrupa’ya açılan kapı olması üretici açısından önemli fırsatlar sunduğunu belirten Altıntel’in yeni dönemde üzerinde durduğu başlıklardan birinin de Kırklareli Tarım, Hayvancılık, Gıda Sanayi ve Otomotiv Fuarı. 2022 yılında başlayan fuarın kısa sürede önemli bir organizasyona dönüştüğünü belirten Altıntel sözlerine şöyle devam etti; “20 bin metrekarelik kapalı alanda düzenlediğimiz fuara yönelik talep her yıl artıyor. Fuarın gelecek dönemde uluslararası niteliğe kavuşturulması için çalışmalarımız devam ediyor. Bu sene uluslararası yapacağım. Uluslararası yapmam için 10 tane odanın katılması lazım. Durmadık, başladık. Bulgaristan, Kosova, Kuzey Makedonya, Arnavutluk, Romanya ve Yunanistan başta olmak üzere farklı ülkelerle temaslar kurduk. Rusya'nın da dahil edilmesiyle uluslararası katılımı daha da genişletmeyi hedefliyoruz.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Altıntel’in yeni dönemin üç somut hedefi</strong></span></p>
<p>Kırklareli Ticaret Borsası Başkanı Turhan Altıntel, yeniden seçilmesi halinde yeni dönemin sonunda gerçekleştirmiş olmak istediği üç temel projeyi ise şöyle sıraladı:</p>
<p>- 36 bin ton kapasiteli lisanslı depo.</p>
<p>- Kırklareli Tarım, Hayvancılık, Gıda Sanayi ve Otomotiv Fuarı’nı uluslararası bir organizasyona dönüştürmek.</p>
<p>- Üyelere modern laboratuvar hizmetleri sunan, bütün sektörlere daha kapsamlı hizmet veren bir ticaret borsası oluşturmak.</p>
<p>Altıntel, yeni dönemin sonunda bu üç hedefi gerçekleştirmiş bir borsa bırakmak istediğini belirterek, “Üçü bu. Tam teşekküllü bir ticaret borsası” dedi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Coğrafi işaret alınan ürünler</strong></span></p>
<p>Altıntel coğrafi işaretli ürünler hakkında ise, "Kırklareli Beyaz Peyniri için Kırklareli Ticaret ve Sanayi Odası ile birlikte ortak başvuru yapılarak tescil alındı. Kırklareli Köftesi doğrudan borsamızın başvurusuyla coğrafi işaret alındı. Karahıdır Kirazı’da başvurusu gerçekleşti, şuanda tescil sürecindedir." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kirklareliye-lisansli-depo-ve-bugday-analiz-laboratuvari-kuracagiz-88301</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/1/1280x720/turhan-alt-1790316471.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Görev süresince yeni hizmet binası, buğday laboratuvarı, canlı hayvan borsası, mezbaha ve soğuk hava deposu gibi yatırımları hayata geçirdiklerini belirten Turhan Altıntel, yeni dönemde ise 36 bin ton kapasiteli lisanslı depo, uluslararası fuar ve üyelerine daha geniş hizmet sunacak modern laboratuvar yatırımlarını gerçekleştirmeyi hedeflediğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-partiden-fonlarin-tasfiyesiyle-ilgili-15-maddelik-kanun-teklifi-88297</guid>
            <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> YENİ Parti’den fonların tasfiyesiyle ilgili 15 maddelik kanun teklifi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>YENİ Parti İzmir Milletvekili Ümit Özlale imzasıyla kapatılan fonların tasfiyesine yönelik TBMM’ye bir kanun teklifi sunuldu. Teklifin en önemli unsurunu, tasarrufçuların tasfiye sırasında alacağının nasıl hesaplanacağı oluşturuyor. Özlale, öncelikle her vatandaşın önce ne kadar yatırdığı, ne kadar para çektiğinin belirleneceğini, tutarların enflasyona göre güncelleneceğini ve gerçek para hareketlerine bakılarak mağduriyet tablosu oluşturacaklarını aktardı.</p>
<p>İşin içinde kamu bürokrasisi ve siyasetçilerin de olduğunu iddia eden Ümit Özlale, “Kamu bürokrasisi ile siyaset olmadan, bütün uyarılarımıza rağmen, bütün bu bizim daha önceden isim isim açıklamamıza rağmen herhangi bir önlem alınmaması manidardır. Bu kadar büyük bir kriz ancak ve ancak üst düzey bürokrasinin ve siyasetçinin yol vermesiyle meydana gelmiştir” diye konuştu.</p>
<p>Fon mağdurlarının önemli kısmının düşük ve alt-orta gelirli tabakadan oluştuğunu söyleyen Ümit Özlale, sundukları kanun teklifiyle mağdurlarının paralarının yüzde 80’ini kurtarmasını öngördüklerini bildirdi. Mevcut yöntemde paraların yüzde 15’inin ancak alınabileceğini vurgulayan Özlale, "YENİ Parti olarak Hazineye başvurmadan, kamu bankalarına zarar yüklemeden, vatandaşa ek vergi çıkmadan doğru bir tasfiye süreciyle bu mağdurların paralarının yüzde 80'inden daha fazlasının alınabileceği bir yöntemi bugün kanun teklifiyle kamuoyuna sunuyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Bu arada Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin "isim ve rumuzunun hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine karar verilmesi" talebini 29 Eylül'de görüşecek.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>CHP fon soruşturmasına yönelik üç maddelik uyarı yaptı</strong></span></p>
<p>CHP Grup Başkanı Faik Öztrak, fon soruşturmasında, faturanın millete değil, vurgunculara kesilmesi gerektiğini belirterek, “Hukuk parayı gittiği yere kadar takip etmelidir” dedi. Öztrak, açıklamasında, “Tek kişilik rejim, ülkemize Cumhuriyet tarihimizin en büyük finansal rezaletlerinden birini yaşattı” dedi. Öztrak, devletin saygınlığının, finansal sistemin güvenilirliğinin korunması için şu önerileri getirdi:</p>
<p>“Fatura Millete Değil, Vurgunculara Kesilmelidir: Bu düzenden fahiş kazanç elde edenlerin, fon şirketlerinin sahiplerinin, ilişkili kişi ve şirket yöneticilerinin varlıklarına el konulmalıdır. Vatandaşların mağduriyeti, el konulan mal varlıklarından elde edilecek gelirlerle tazmin edilmelidir. Hukuk, parayı gittiği yere kadar takip etmelidir. Sorumlular Hesap Vermelidir: Unvanlar, makamlar ve Saray’daki bağlantılar kimseye fiili bir dokunulmazlık sağlamamalı, görevini yapmayan, inceleme raporlarını sümen altı eden ve manipülasyona göz yuman tüm geçmiş ve mevcut yetkililer hakkında idari ve adli soruşturmalar eksiksiz yürütülmelidir.</p>
<p>TBMM Bünyesinde Araştırma Komisyonu Kurulmalıdır: Skandalın boyutlarının, "içeriden öğrenenlerin ticareti" iddialarının ve siyasi-bürokratik bağlantıların ortaya çıkarılması için TBMM Başkanlığı’na sunduğumuz önerge çerçevesinde bir Meclis Araştırma Komisyonu vakit geçirmeden kurulmalı ve çalışmalarına başlamalıdır.”</p>
<p>Öte yandan CHP’nin Bolu Abant’ta gerçekleştirilecek kampı bugün başlayacak. Milletvekilleri, Parti Meclisi Üyeleri, Yüksek Disiplin Kurulu Üyeleri, Gençlik Kolları ve Kadın Kolları Başkanlarını katılımıyla gerçekleştirilecek olan kamp pazar günü sona erecek.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-partiden-fonlarin-tasfiyesiyle-ilgili-15-maddelik-kanun-teklifi-88297</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/1280x720/tbmm-meclis-1786343285.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ YENİ Parti’den fonların tasfiyesiyle ilgili 15 maddelik kanun teklifi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkuaz-kart-uygulamasi-ve-etkinlik-sorunu-88295</guid>
            <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turkuaz Kart uygulaması ve etkinlik sorunu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bilgi, teknoloji, sermaye ve yetenek hareketliliğinin hızlandığı günümüzde ülkeler yalnızca işgücü açığını kapatmaya değil, <strong>yenilik üretme kapasitesi yüksek, yatırım ve ihracata katkı sağlayabilecek, bilimsel veya kültürel değeri bulunan</strong> kişileri çekmeye de odaklanmaktadır.</p>
<p>Türkiye’de bu amaca hizmet eden en seçici araçlardan biri, 6735 sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu’nun 11’inci maddesi ile Turkuaz Kart Yönetmeliği temelinde oluşturulan Turkuaz Kart sistemidir. Sistem, klasik çalışma izninden farklı olarak yabancının bireysel niteliğini, ülkeye sağlayacağı katma değeri ve faaliyetlerinin sürdürülebilirliğini merkeze almaktadır.</p>
<p><strong>Turkuaz Kartın hedef kitlesi</strong></p>
<p>Turkuaz Kart, yabancıya Türkiye’de <strong>süresiz çalışma ve ikamet hakkı</strong> sağlayan, yabancı eş ile kendisinin veya eşinin ergin olmayan ya da bağımlı çocuklarına ise <strong>ikamet hakkı</strong> veren bir belgedir.</p>
<p>Kartın hedef kitlesi beş grupta toplanmaktadır.</p>
<ul>
<li>Yüksek nitelikli işgücü,</li>
<li>Yüksek nitelikli yatırımcı,</li>
<li>Stratejik alanlarda çalışan bilim insanı veya araştırmacı,</li>
<li>Kültür-sanat ya da spor alanında uluslararası başarı sahibi kişiler.</li>
<li>Türkiye’nin veya Türk kültürünün uluslararası tanınırlığına katkı sunan yabancılar.</li>
</ul>
<p>Bu çerçevede, Turkuaz Kart kitlesel bir göç veya genel çalışma izni programı değil, <strong>seçici ve katkı odaklı</strong> bir yetenek çekme mekanizmasıdır.</p>
<p><strong>Başvuru, belgelendirme ve puanlama sistemi</strong></p>
<p>Başvuru, Türkiye’de yasal olarak bulunan yabancılar bakımından elektronik sistem üzerinden; yurt dışında ise yabancının vatandaşı olduğu veya yasal olarak bulunduğu ülkedeki Türk dış temsilciliği aracılığıyla yapılabilmektedir. Yetkili aracı kurumlar da yabancı adına başvuru gerçekleştirebilmektedir.</p>
<p>Başvuru dilekçesi ve pasaport suretine ek olarak, ilgili kişinin dahil olduğu kategoriye göre diploma, iş sözleşmesi, özgeçmiş, mesleki deneyim belgeleri, yatırım ve ihracat göstergeleri, patent veya lisanslar, akademik çalışmalar, ödüller ve tanıtım faaliyetlerine ilişkin kanıtlar sunulmaktadır.</p>
<p>Değerlendirme, uluslararası işgücü politikası doğrultusunda oluşturulan puanlama sistemiyle yapılmaktadır. Eğitim kurumunun niteliği, ücret düzeyi, uzmanlık ve Ar-Ge deneyimi, yatırımın büyüklüğü, oluşturulacak istihdam, ihracat kapasitesi, patent ve inovasyon faaliyetleri, uluslararası başarı ve etki alanı gibi ölçütler başvuru kategorisine göre farklı ağırlık taşıyabilmektedir.</p>
<p><strong>Üç yıllık geçiş süresi ve süresiz statüye dönüşüm</strong></p>
<p>Turkuaz Kart <strong>ilk üç yılı geçiş süresi</strong> olmak üzere verilmektedir. Bu dönemde kart sahibinin faaliyetleri ve başvuru sırasında sunduğu taahhütler Bakanlıkça görevlendirilen uzman tarafından izlenmektedir. İstenen bilgi ve belgelerin süresinde sunulmaması veya tespit edilen eksikliklerin verilen süre içinde giderilmemesi, geçiş süresinin sonlandırılmasına ve kartın iptaline yol açabilmektedir.</p>
<p>Geçiş süresi kaydının kaldırılması için başvurunun, üç yıllık sürenin dolmasına 6 ay kalmasından itibaren ve her durumda süre sona ermeden yapılması gerekmektedir. Nihai uzman raporunun olumlu olması ve kartın geçiş döneminde iptal edilmemiş bulunması halinde kayıt kaldırılarak <strong>Turkuaz Kart</strong> <strong>süresiz hale</strong> gelmektedir.</p>
<p><strong>Kart sahibi ve yakınlarına sağlanan haklar</strong></p>
<p>Turkuaz Kart sahibi, süresiz çalışma izninin sağladığı haklardan yararlanmaktadır. Çalışma ve ikamet izni harcı alınmaması da önemli bir mali kolaylıktır. Kart sahibinin yabancı eşi ile ergin olmayan veya bağımlı çocuklarına verilen yakın kartı, Turkuaz Kartın geçerlilik süresince ikamet izni yerine geçmektedir.</p>
<p>Diğer taraftan Turkuaz Kart statüsü, Türk vatandaşlığıyla eşdeğer değildir. Bu çerçevede, kart sahipleri askerlik yükümlülüğünden muaf olup, seçme, seçilme ve kamu görevlerine girme haklarından yararlanamamaktadır. Özel kanunlarda Türk vatandaşı olma şartına bağlanan haklardan da yararlanamamaktadırlar. Sosyal güvenlik bakımından ise Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler saklı kalmak üzere 5510 sayılı Kanun kapsamındaki yükümlülüklerin süresinde yerine getirilmesi gerekmektedir. Geçiş süresi kaydı kaldırılan kart sahibi ve yakını, millî güvenlik ve kamu düzeni açısından engel bulunmaması ve Bakanlıkça teklif edilmesi şartıyla istisnai vatandaşlık sürecine konu olabilmektedir. Ancak bu durum otomatik bir vatandaşlık hakkı doğurmamaktadır.</p>
<p> <strong>Başvurunun reddi, sınırlama ve iptali</strong></p>
<p>Başvurunun puanlama ölçütlerini karşılamaması, uluslararası işgücü politikasına uygun bulunmaması, sahte veya yanıltıcı belge sunulması, Türk vatandaşlarına hasredilmiş meslekler için yapılması ya da kamu düzeni, güvenliği ve sağlığı bakımından sakınca bulunması gibi nedenlerle talep <strong>reddedilebilmektedir.</strong></p>
<p>Ayrıca, Bakanlığın başvuruları sektör, meslek, işkolu veya coğrafi alan itibarıyla <strong>sınırlandırma</strong> ya da <strong>geçici olarak durdurma</strong> yetkisi bulunmaktadır.</p>
<p>Kartın verilmesinden sonra da statünün korunması belirli koşullara bağlıdır. Kartın başlangıç tarihinden itibaren 6 ay içinde Türkiye’ye gelinmemesi, mücbir sebep olmaksızın 2 yıldan uzun süre kesintisiz yurt dışında kalınması, kayıt dışı çalışma, en az bir yıl kesintisiz çalışmama, geçiş döneminde istenen belgelerin sunulmaması veya kart sahibinin aranan niteliği kaybetmesi <strong>iptal sonucunu</strong> doğurabilmektedir.</p>
<p><strong>Verilen Turkuaz Kart sayıları ve veri şeffaflığı </strong></p>
<p>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın 13 Haziran 2026 tarihli açıklamasına göre, Turkuaz kart programı kapsamında bu tarihe kadar Türkiye’ye yatırım yapan veya ülkenin uluslararası alanda tanınırlığına katkı sağlayan nitelikli yabancı yatırımcılar, şirket yöneticileri ve sporcular dâhil toplam <strong>52 kişiye</strong> Turkuaz Kart verilmiştir. Açıklama kümülatif bir toplam vermekte, yıllara, başvuru türüne, vatandaşlığa, sektöre veya kartın geçiş/süresiz statüsüne göre ayrıntılı dağılım içermemektedir.</p>
<p>Bu veri, Turkuaz Kartın seçici ve sınırlı ölçekli bir program olarak uygulandığını göstermektedir. Bununla birlikte 52 sayısı, başvuru veya kabul oranını değil, 13 Haziran 2026 itibarıyla kart verilen kişilerin toplamını ifade etmektedir. Programın etkililiğinin daha ayrıntılı değerlendirilebilmesi için yıllar itibarıyla başvuru, kabul, ret, iptal, geçiş süresi devam eden ve süresiz hale gelen kart sayılarının, ayrıca kategori, sektör ve vatandaşlık dağılımlarının yayımlanması yararlı olacaktır.</p>
<p>Ayrıca, uygulamanın başladığı 10 yıla yakın bir sürede Turkuaz Kart verilen kişi sayısının sadece 52 kişi de kalmış olması hedef kitle dikkate alındığında uygulanmakta olan başvuru değerlendirme kriterleri ve puanlanma sisteminin tekrar gözden geçirilmesini, kısacası uygulamanın etkinliğinin sorgulanması gerekliliğini ortaya koymaktadır.</p>
<p><strong>Sonuç olarak;</strong> Turkuaz Kart, Türkiye’nin yüksek nitelikli işgücü, yatırımcı, araştırmacı ve uluslararası başarı sahibi yabancıları çekme hedefi bakımından güçlü bir hukuki altyapı sunmaktadır. Aile üyelerine ikamet kolaylığı, harç muafiyeti, süresiz çalışma imkânı ve belirli şartlarla istisnai vatandaşlığa teklif edilebilme olanağı programın cazibesini artırmaktadır.</p>
<p>Programın gerçek politika etkisinin görünür hale gelmesi için başvuru ve kart sayılarına ilişkin düzenli, ayrıştırılmış ve karşılaştırılabilir resmi verilerin yayımlanması gerekmektedir. Böyle bir veri seti, Turkuaz Kartın yalnızca normatif açıdan değil, Türkiye’nin nitelikli insan kaynağı ve yatırım çekme performansı bakımından da sağlıklı biçimde değerlendirilmesini sağlayacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkuaz-kart-uygulamasi-ve-etkinlik-sorunu-88295</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Turkuaz Kart uygulaması ve etkinlik sorunu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abd-iran-savasini-sona-erdirme-arayisi-88294</guid>
            <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> ABD-İran savaşını sona erdirme arayışı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Orta Doğu’da aylardır devam eden ABD-İran savaşı, yalnızca iki ülkenin geleceğini değil, bölgenin güvenliğini, enerji piyasalarını ve küresel ekonomiyi de yakından ilgilendiriyor. Şubat 2026’da başlayan çatışmaların ardından taraflar zaman zaman ateşkes ve diplomasi girişimlerinde bulunsa da kalıcı bir anlaşma sağlanamadı. Ancak son günlerde New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kapsamında yürütülen temaslar, savaşın sona erdirilmesi konusunda yeni bir diplomatik pencere açmış durumda.</p>
<p>ABD açısından savaşın uzaması önemli maliyetler oluştururken, İran da askeri ve ekonomik baskı altında bulunuyor. ABD Kongresi araştırma birimi tarafından aktarılan verilere göre Amerikan askeri operasyonlarının maliyeti 1 Ağustos 2026 itibarıyla yaklaşık 38 milyar dolara ulaşmış durumda. Bunun yanında çatışmanın bölgeye yayılması, ABD'nin Körfez'deki üslerini ve müttefiklerini de risk altında bırakıyor.</p>
<p>Bu nedenle Washington açısından artık yalnızca askeri hedeflerin değil, savaşın nasıl sona erdirileceğinin de önemli bir gündem maddesi olduğu görülüyor.</p>
<p>Son gelişmelerin en dikkat çekici tarafı ise tarafların doğrudan olmasa bile yeniden iletişim kanallarını açması. Reuters'ın 23 Eylül tarihli haberine göre ABD ve İran arasında aylar sonra ilk kez arabulucular üzerinden mekik diplomasisi gerçekleştirildi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile ABD tarafındaki Steve Witkoff ve Jared Kushner'ın arabulucular üzerinden temas kurduğu bildirildi. ABD Başkanı Donald Trump da görüşmenin yapıcı geçtiğini belirtti.</p>
<p>Bu gelişme, savaşın sona erdirilmesi için diplomasiye yeniden ağırlık verilmesi açısından önem taşıyor.</p>
<p>Ancak masada çözülmesi gereken çok sayıda sorun bulunuyor. İran, özellikle ABD'nin askeri baskısının ve liman ablukasının kaldırılmasını istiyor. Tahran yönetiminden yapılan açıklamalara göre Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması da ABD'nin askeri baskıyı azaltması ve İran limanlarına yönelik ablukayı kaldırmasıyla ilişkilendiriliyor. İranlı bir yetkili, uygun şartların oluşması halinde boğazın yedi gün içinde yeniden açılabileceğini Reuters'a söyledi.</p>
<p>Burada Hürmüz Boğazı'nın ayrı bir önemi var. Çünkü dünya enerji ticaretinin en kritik geçiş noktalarından biri olan bu bölgedeki güvenlik sorunu, petrol ve doğal gaz fiyatlarını doğrudan etkiliyor. Dolayısıyla ABD ile İran arasında sağlanabilecek bir ateşkes yalnızca savaşın taraflarını değil, enerji ithalatçısı ülkeleri ve küresel piyasaları da yakından ilgilendiriyor.</p>
<p>İran'ın talepleri bununla da sınırlı değil. Son haftalarda Tahran tarafından dile getirilen şartlar arasında savaşın tüm cephelerde sona erdirilmesi, dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılması, deniz ablukasının kaldırılması ve ABD'nin İran'ın iç işlerine müdahale etmemesi gibi başlıklar bulunuyor. Bu şartlar İran'ın müzakere masasındaki temel önceliklerini ortaya koyuyor.</p>
<p>Washington'un yaklaşımı ise İran'ın nükleer kapasitesi, bölgesel askeri faaliyetleri ve güvenlik konularını kapsayan daha geniş bir çerçeve oluşturma yönünde. Dolayısıyla tarafların öncelikleri arasında ciddi farklılıklar bulunuyor. Bu farklılıkların nasıl aşılacağı, görüşmelerin kaderini belirleyecek.</p>
<p>Bir başka önemli konu da daha önceki ateşkes deneyiminin yarattığı güvensizlik. ABD ile İran arasında Haziran ayında bir mutabakat yapılmış, ancak bu süreç daha sonra çökmüştü. Kongre Araştırma Servisi'nin değerlendirmesine göre Haziran 2026'da imzalanan mutabakatın ağustos ayında sona ermesinin ardından çatışmalar yeniden yoğunlaştı.</p>
<p>Bu nedenle yeni bir anlaşmanın yalnızca kâğıt üzerinde kalmaması gerekiyor. Tarafların birbirlerinin verdiği sözlere güvenmesini sağlayacak denetim mekanizmaları, aşamalı uygulamalar ve üçüncü tarafların garantileri gündeme gelebilir.</p>
<p>Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun bu süreçte önemli bir diplomatik zemin oluşturduğu da görülüyor. Körfez ülkelerinin ABD ile İran arasında üst düzey görüşme sağlanması için girişimlerde bulunduğu bildiriliyor. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da Washington'un İranlılarla görüşmeye açık olduğunu ifade etti.</p>
<p>Bütün bunlara rağmen diplomatik temasların başlamış olması, savaşın kesin olarak sona ereceği anlamına gelmiyor. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Birleşmiş Milletler'deki konuşmasında İran'ın teslim olmayacağını söylerken diplomasinin hâlâ mümkün olduğunu belirtti. Böylece Tahran bir yandan müzakereye kapıyı açık tutarken diğer yandan askeri ve siyasi pozisyonundan geri adım atmadığını gösteriyor.</p>
<p>Bence bugün gelinen noktada en önemli mesele, tarafların birbirlerine üstünlük sağlamaya çalışmasından çok, savaşın maliyetini azaltacak bir çıkış yolu bulabilmesidir. Çünkü uzayan her savaş yalnızca silah ve asker maliyeti yaratmıyor; petrol fiyatlarından taşımacılığa, sigorta giderlerinden gıda fiyatlarına kadar geniş bir ekonomik zinciri etkiliyor.</p>
<p>Türkiye açısından da gelişmeler yakından izlenmeli. Hürmüz Boğazı'ndaki gerilimin azalması enerji maliyetleri açısından önemli olabilir. Petrol fiyatlarında yaşanabilecek düşüş, Türkiye'nin enerji ithalat faturasını ve dolayısıyla cari dengeyi etkileyebilir. Aynı zamanda bölgedeki tansiyonun düşmesi, ticaret yollarının normalleşmesi ve yatırımcı güveninin güçlenmesi açısından da önem taşıyor.</p>
<p>Sonuç olarak ABD ile İran arasında yeniden başlayan diplomatik temaslar, savaşın sona erdirilmesi açısından yeni bir aşamaya işaret ediyor. Fakat önümüzde hâlâ çok zorlu bir müzakere süreci bulunuyor. Hürmüz Boğazı, yaptırımlar, nükleer program, güvenlik garantileri ve karşılıklı askeri faaliyetler masanın en ağır başlıkları olacak.</p>
<p>Diplomasinin yeniden devreye girmesi önemli bir gelişme. Bundan sonraki aşamada asıl belirleyici olan ise tarafların savaş meydanındaki söylemlerinden müzakere masasındaki somut adımlara geçip geçemeyecekleri olacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abd-iran-savasini-sona-erdirme-arayisi-88294</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD-İran savaşını sona erdirme arayışı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ab-otomotivde-surpriz-yapar-mi-88292</guid>
            <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> AB otomotivde sürpriz yapar mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Çin menşeli elektrikli ve hibrit araçlara yönelik önlemler konusunda DTÖ'de kaybedilen dava, Türkiye'nin AB ile ilişkilerini etkileyebilir. Çinli taşıtların Türkiye pazarına girişinin kolaylaşması, AB'nin kontrol mekanizmaları kurmasına yol açabilir.</strong></p>
<p>Sanayi ürünlerinde AB’nin doğu sınırını oluşturan Türkiye’nin Çin menşeli elektrikli ve hibrit araçlara uyguladığı önlemlere karşı Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) nezdinde açılan davayı kaybetmesi, AB ile ilişkileri nasıl etkiler? Öyle ya; Çin menşeli araçlara yönelik ithalat koşulları gevşetilir ya da kaldırılırsa doğal olarak Çinli araçların Türkiye pazarına girişi kolaylaşır. Bu durumda bir şekilde Türkiye üzerinden AB’ye ‘sızma’ imkânı kazandırılabilecek araçlar, AB’nin Çin’e karşı koruma önlemlerini aşmak için de ‘yol’ bulmuş olur. Muhtemelen bu da AB’nin Türkiye üzerinde yeni kontrol mekanizmaları tesis etmesine yol açar. Üstelik DTÖ’nün kararı kesinleştiğinde bir ‘emsal’ de oluşturabilir. DTÖ nezdinde AB’nin Çin’e karşı aldığı önlemler açısından yeni bir hukuki direnç doğabilir. Öte yandan Çin firmaları yatırım için Türkiye yerine AB içindeki çeşitli ülkeleri de tercih edebilir. Dahası Türkiye’nin otomotivde AB içindeki rolü de gerileyebilir. Hatta gümrük birliği kapsamındaki ürünlere ilişkin ‘AB’de üretilmiştir’ uzlaşısı daha da flu hâle gelebilir.</p>
<p><strong>Elektrikli araçta son </strong><strong>sözü batarya söyler</strong></p>
<p>Öyle olur, böyle olur! Konu elektrikli araçlar ise son sözü teknoloji ve fiyatın ana belirleyicisi olan batarya söyler. Çünkü batarya sadece teknik bir bileşen değil; aracın maliyetini, performansını, menzilini ve üretici markanın pazardaki rekabet gücünü doğrudan belirleyen ana unsur.</p>
<p>Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği’nin (ACEA) hazırlattığı bir rapor da bu tespiti doğruluyor. AB’de batarya talebi önemli ölçüde artıyor. AB’nin yerlileşme odaklarından otomotiv sanayi şimdiden yüzde 70’lik Made in EU hedefinin rahatlıkla tutturulacağı görüşünde. Hatta fazladan 13-19 puanlık bir yerlilik marjına sahip olduklarını iddia ediyorlar. Ancak yerlilik kriterinin kolaylıkla tutturulmasına karşın araştırma raporları, AB sınırları içinde üretilen araçların maliyetlerinin yoğun sübvansiyon nedeniyle yüzde 15-35 pahalı olduğunu gösteriyor. Bu nedenle de yerlilik konusunda yeterliliklerine rağmen sektör destek istemeye devam ediyor.</p>
<p>İşin odağındaki batarya, AB açısından bir dizi açmazın kaynağını oluşturuyor. Artan talep karşılanamadığı gibi her aşamada ithalat bağımlılığı sürüyor. Bu bağımlılık, bataryaların bileşenlerinden ham maddelerin çıkarılması ve işlenmesine kadar her aşamayı içeriyor.</p>
<p>Biraz daha somutlaştıracak olursak: AB küresel batarya üretiminin ancak yüzde 7’sini yapabiliyor. ABD’nin payı yüzde 6, Çinli üreticilerin payı yüzde 83. AB batarya üretim kapasitesinin sadece yüzde 15’i Avrupa merkezli şirketler tarafından yönetiliyor. Üretimin yüzde 75’i Kore şirketlerine ait.</p>
<p><strong>Elektrikli otomobilin değerinin </strong><strong>%40’ını batarya hücresi oluşturuyor</strong></p>
<p>AB, 2023 yılında yaklaşık 27 milyar avro değerinde batarya ithalatı yaptı. Bu ithalatın yüzde 90’ı üç Asya ülkesinden geldi. Çin tek başına toplam ithalatın yüzde 87’sini karşıladı.</p>
<p>Batarya hücreleri, ortalama bir elektrikli otomobilin değerinin yüzde 40’ına karşılık geliyor. Anot ve katot aktif malzemeleri, pil hücrelerinin üretim maliyetlerinin yaklaşık yüzde 10 ve yüzde 50’sini oluşturuyor. Çin, küresel kurulu katot aktif malzeme üretim kapasitesinin neredeyse yüzde 90’ına ve anot aktif malzeme üretim kapasitesinin yüzde 97’sinden fazlasına sahip.</p>
<p>Çin, dünya batarya hücrelerinin yüzde 76-85’ini üretiyor. AB ve ABD’nin payı her biri için yaklaşık yüzde 5 civarında. 2028 yarı iletken çip ve mikro işlemci kapasite gelişim projeksiyonlarına göre Çin’in payı yüzde 52 iken ABD yüzde 10, AB yüzde 8 paya sahip.</p>
<p>Ham maddeler açısından baktığımızda, AB’nin temel batarya malzemeleri için ithalat bağımlılığı doğal grafitte yüzde 99, manganezde yüzde 96, kobaltta yüzde 81, lityumda yüzde 81, nikelde yüzde 31. İşleme ve rafinasyon sürecinde AB, kobalt işlemede küresel olarak yüzde 12’lik bir paya sahip. Lityum, grafit ve nikelin işlenmesi tümüyle Çin’in hâkimiyetinde. Çin, küresel lityum ve kobalt işleme kapasitesinin yüzde 50’sinden fazlasını kontrol ediyor.</p>
<p>AB’nin rafine edilmiş malzemeler için ithalata bağımlılığı: Lityumda yüzde 100, nikelde yüzde 75, manganezde yüzde 66, kobaltta yüzde 1. AB’nin geri dönüşümden elde edilen ikincil üretimi, nadir toprak elementleri dâhil birçok malzeme için sıfıra yakın. Kobaltta yüzde 22, nikelde yüzde 16, manganezde yüzde 9, nadir toprak malzemesinde yüzde 1, lityumda yüzde 0.</p>
<p>ACEA’nın görevlendirdiği Mobility Global tarafından yapılan yeni bir çalışmaya göre düşük, orta ve yüksek talebi içeren tüm senaryolarda, Avrupa’da pil hücresi üretiminin 2032 yılına kadar 306 GWh’ye ulaşması beklenmesine rağmen arzın talebi karşılaması beklenmiyor.</p>
<p><strong>Batarya arzında 3 milyon </strong><strong>araç için teşvik riski</strong></p>
<p>Sınırlı arz, “AB’de üretilmiştir” teşviklerinden yararlanmaya hak kazanacak araç sayısının artırılmasının önündeki en önemli kısıtlama olarak görülüyor. IAA’nın 2028’de yürürlüğe girmesi hâlinde yaklaşık 3 milyon aracın arz yetersizliği nedeniyle ilgili teşviklerden yararlanamayacağı vurgulanıyor. Orta ve ağır ticari araçlar için bu zorluk daha da belirgin. Arz-talep açığı 2032 yılına kadar genişlemeye devam ederek 23 GWh’ye ulaşacak ve Avrupa’daki mevcut arzın yaklaşık dört katı kadar talep oluşacak.</p>
<p>Bu durumda otomotiv sanayisindeki bu boşluğu AB’nin yerli üreticileri dolduramayacak. Göründüğü kadarıyla 30 yıllık gümrük birliği paydaşı olarak AB menşeli ortaklara sahip bizim otomotiv sanayimize de bir rol düşmeyecek. Hatta Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç’ın da ‘Fransa Ülke Günü’ etkinliğindeki konuşmasında altını çizdiği gibi, gümrük birliği ülkelerinden gelen içeriklerin Birlik menşeli sayılmasına karşın bu uygulama “açık”, “öngörülebilir” ve “uygulamada garanti altına alınmış” olmayacak.</p>
<p>Yani otomotivde sürpriz şaşırtmayacak...</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ab-otomotivde-surpriz-yapar-mi-88292</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AB otomotivde sürpriz yapar mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/goz-gore-gore-gelen-krizler-ve-gec-kalan-otoriteler-88291</guid>
            <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Göz göre göre gelen krizler ve ‘geç kalan’ otoriteler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>MSCI, borsa, sabit getirili menkul kıymetler ve sürdürülebilirlik endeksleri oluşturan büyük bir finansal hizmet şirketi.</p>
<p><strong>MSCI endeksi ise belirli küresel piyasaların, bölgelerin veya sektörlerin hisse senedi performansını ölçen ve MSCI Inc. (eski adıyla Morgan Stanley Capital International) tarafından oluşturulan bir referans gösterge. </strong>Bu endekste yer almak önemli, zira kurumsal yatırımcılar, yatırım fonları ve borsa yatırım fonları (ETF'ler), piyasa getirilerini izlemek ve yatırım portföylerine yön vermek amacıyla bu endeksleri standart bir kıstas olarak kullanıyorlar.</p>
<p>21 Ağustos 2026 tarihli yazımda bu konuyu ele almış ve aşağıdaki satırları sizinle paylaşmıştım:</p>
<p><strong>18 Haziran 2026'da yayımlanan Küresel Piyasa Erişilebilirlik İncelemesi Raporu'nda MSCI, Türkiye sermaye piyasalarına ilişkin değerlendirmesinde şeffaflık, bilgi akışı, serbest dolaşım yapısı, piyasa kurallarının sık değişmesi ve açığa satış yasakları gibi konuların yabancı yatırımcı açısından önemli riskler oluşturduğunu vurgulamış ve Türkiye'nin piyasa erişilebilirliği açısından bazı alanlarda gerileme yaşadığına dikkat çekmişti.</strong></p>
<p>Küresel Piyasa Erişilebilirlik İncelemesi Raporu'nda Türkiye'ye yönelik öne çıkan risk başlıkları şu şekilde belirtilmişti:</p>
<p><strong>1- Ortaklık yapısında şeffaflık eksikliği:</strong> MSCI raporunda, şirketlerin ortaklık yapılarının yeterince şeffaf olmamasının yatırımcılar açısından önemli bir sorun oluşturduğu, <strong>özellikle bazı şirketlerde gerçek pay sahipliği bilgilerinin net şekilde ortaya konulamamasının yatırımcıların sağlıklı analiz yapmasını zorlaştırdığı</strong> belirtilmişti.</p>
<p><strong>2- Koordineli işlem şüphesi:</strong> Uluslararası kurumsal yatırımcılar, Türkiye'deki bazı küçük şirketlerle yakından ilişkili fon pozisyonlarını içeren ve fiili dolaşımdaki pay tahminlerini yapay olarak şişiren olası eşgüdümlü (koordine) işlem davranışlarının tekrarlanan örneklerini bildirmişti. <strong>Fiili halka açıklık oranının tam olarak bilinememesi ve fonlar üzerinden ilişkili taraf işlemleri nedeniyle likidite-risk-fiyatlama dinamiklerinin bozulmasına yol açıldığı</strong> belirtilmişti.</p>
<p><strong>3- Döviz piyasasında yaşanan sorunlar: </strong>Döviz işlemlerindeki bazı takas gecikmeleri ve piyasaya yönelik müdahaleler sorun teşkil ediyordu.</p>
<p><strong>4- Mevzuata yönelik sorunlar</strong>: <strong>Şirket açıklamalarının her zaman İngilizce yayımlanmaması ve mevzuatın tamamının İngilizceye erişime açık olmaması, uluslararası yatırımcıların karşılaştığı </strong>önemli sorunlar arasında görülüyordu. Bunun yanı sıra, saklama sistemlerinde omnibus hesap yapısının bulunmaması ve hisse ödünç piyasasının yeterince gelişmemiş olması da yatırım araçlarına erişimi sınırladığı için eleştiri konusu oldu.</p>
<p><strong>MSCI, Türkiye sermaye piyasalarında Kasım 2026'daki MSCI Endeks Gözden Geçirmesi'ne kadar yeterli düzeyde somut ve güvenilir ilerleme kaydedilmemesi halinde, Türkiye ve Türkiye kaynaklı endekslere dahil edilmeye uygun menkul kıymetlere yönelik yaklaşımın değerlendirilmesi amacıyla bir istişare süreci başlatabileceği uyarısında da bulunmuştu.</strong></p>
<p><strong>MSCI uyarıları öncesinde Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), ‘Uyuyan Güzel Masalı’ndaki Prenses Aurora'nın, Kötü Peri'nin büyüsü yüzünden parmağına iğne batmasıyla yüz yıllık derin bir uykuya daldığı gibi, derin bir uykudaydı.</strong></p>
<p>Belirtilen tarihe kadar gerekli düzenlemeler yapılmazsa Türkiye'nin gelişen piyasa statüsünü kaybederek <strong>"Frontier Markets"</strong>, yani <strong>“Sınır Piyasalar”</strong> ligine düşme riskinin ne kadar önemli olduğu fark edilince, <strong>Sermaye Piyasası Kurulu, 28 Ağustos 2026 tarihli ve 52/1589 sayılı kararı ile serbest fonlar, yatırım fonları rehberi, borsadaki pay satışları ve portföy yönetim şirketlerine yönelik kapsamlı düzenlemeler getirdi.</strong></p>
<p><strong>Türkiye sermaye ve para piyasalarında yaşanan finansal kriz, bize özgü (home-made) bir kriz; ancak temelinde piyasa profesyonellerinin defalarca yaptıkları uyarıların düzenleyici kurum tarafından dikkate alınmaması, adeta yaşananlara seyirci kalınması ve eyleme geçmek için MSCI'nin bir nevi sopayı göstermesi gerektiğini de unutmamak gerekiyor.</strong></p>
<p>Düzenleyici otoritelerin, yaşananlar gözler önündeyken gelişmelere seyirci kalması sadece bize özgü bir konu değil. Finansal piyasaların çok güçlü olduğu, dünyanın sermaye akımlarının göz bebeği ülkelerinde de geçmişte benzer durumlar yaşandı.</p>
<p>Tartışmasız dünyanın en önemli para ve sermaye piyasalarına ev sahipliği yapan Amerika Birleşik Devletleri'nde (ABD) bile düzenleyici otoritenin geç kaldığı ya da göz göre göre gerçekleşen çok sayıda finansal kriz görüyoruz.</p>
<p>Örneğin:</p>
<p><strong>SEC'in Bernard Madoff'un yaklaşık 65 milyar dolarlık Ponzi şemasını tespit edememesi, kurumun en büyük başarısızlıklarından biridir.</strong> <strong>Harry Markopolos, 2000, 2001 ve 2005 yıllarında SEC'i Madoff hakkında uyarıp destekleyici belgeler sunmasına rağmen, SEC her seferinde onu görmezden geldi ya da sunduğu kanıtları yalnızca yüzeysel bir incelemeye tabi tuttu.</strong> Markopolos, Madoff dolandırıcılığını ortaya çıkarmasını konu alan “<strong>No One Would Listen: A True Financial Thriller” </strong>adlı kitabında, defalarca yapılan ihbarlara rağmen Madoff dolandırıcılığını ortaya çıkaramadığı ve denetimi altındaki büyük şirketleri gerektiği şekilde soruşturmadığı gerekçesiyle SEC'i eleştirmişti.</p>
<p>19 Ekim 1987'de (Kara Pazartesi) Dow Jones Sanayi Endeksi tek bir işlem seansında yüzde 22 oranında düştü. SEC ve diğer düzenleyiciler, kısmen programlı işlemlerden kaynaklanan bu tür tek günlük, piyasa genelinde bir çöküşü tahmin edememişlerdi. Ayrıca önceden herhangi bir devre kesici mekanizma da yoktu. <strong>Olayın ardından, aşırı tek günlük düşüşler sırasında işlemleri otomatik olarak durdurmak için Ekim 1988'de piyasa çapında devre kesiciler devreye alındı.</strong> Devre kesici, 1987'de yaşanan krizi durdurmak için mevcut değildi; ancak bir sonraki benzer olayı hafifletmek için hemen uygulamaya sokuldu.</p>
<p>İnternet balonu ve çöküşü (2000-2002), <strong>SEC'in kural koyma faaliyetlerinden bağımsız olarak gerçekleşti; bu da SEC'in araçlarının varlık fiyat balonlarını değil, piyasa davranışını ve bilgi bütünlüğünü hedeflediğini vurgulaması açısından başka bir örnek oldu.</strong></p>
<p><strong>Enron, WorldCom ve diğer birçok muhasebe skandalı, SEC'in yine önceden tespit edemediği kurumsal muhasebe ve denetim gözetimindeki başarısızlıklardı.</strong> Bunun üzerine 2002 tarihli Sarbanes-Oxley Yasası geldi ve özellikle SEC gözetimi altında PCAOB (Halka Açık Şirketler Muhasebe Denetim Kurulu) kuruldu.</p>
<p><strong>2008 krizi, finans tarihinde hâlâ en çok incelenen ve küresel ölçekte herkesi etkileyen krizlerden biri oldu. SEC krizi önleyemedi. </strong>SEC'in büyük finans kuruluşlarındaki risk yönetimine ilişkin sonradan yaptığı incelemede, denetlediği firmalar genelinde <strong>“risk yönetimi zayıflıkları”</strong>, <strong>“uyumsuz teşvikler”</strong> ve <strong>“etkisiz piyasa disiplini”</strong> tespit edildi.</p>
<p><strong>Aradaki farkın, yaşanan her finansal krizden ders alınarak yeni düzenlemeler gerçekleştirmek, düzenleyici otoriteyi daha aktif hale getirmek, kuralları ve cezalandırma sistemini herkes için eşit şekilde işletmek ve en önemlisi bu tür kurumların yöneticilerini eş, dost, akraba yerine konunun uzmanı, liyakatli kişilerden oluşturmak olduğunu görüyoruz.</strong></p>
<p>Kurumların başına liyakatli kişileri getirmek aslında hükümetler açısından da en doğru iş olmalı. <strong>Her kurumda, özellikle de ekonomiyi vasatlıktan çıkarmak için, bu tür görevlendirmelerin eş, dost, akraba, partili, bizden yaklaşımının ötesine taşınması mutlak şart olmalı. </strong>Çünkü yaşanan finansal krizlerin etkileri tek başına ekonomik etkiler olmuyor. Finansal krizler bulaşıcılık etkisiyle her katmana yayılabiliyor. <strong>Finansal krizler, kişilerin tasarruflarının erimesine neden olduğu için, bu krizlerin ekonomik etkilerinin yanında sosyal ve psikolojik etkileri de yaygın olarak hissediliyor. </strong>Elbette bu tür finansal kayıpların siyasal etkileri de olabiliyor.</p>
<p><strong>O nedenle siyasetçilerin finansal riskleri en aza indirmek ve olası sosyal, psikolojik ve siyasal riskleri bertaraf etmek adına, bu tür düzenleyici kurumların liyakatli kişilerden oluşmasının en çok kendilerinin işine yarayacağı gerçeğini bir kez daha vurgulamak gerekir.</strong></p>
<p><strong>Elbette tasarruflarını, varlıklarını ve hatta belki de geleceklerini kaybedenlerin bir kısmı için kâr hırsları yoktu ya da büyük getirinin büyük riskle oluştuğunu bilmiyorlardı diyemeyiz. </strong>Böyle bir kayıp anında kişiler kendilerini en son suçlayıcı konumda görürler. Bu da bence normaldir; zira düzenleyici otorite, kişilerin bu hırslarının varlığını da bilerek düzenlemeleri gerçekleştirmeli ve bunun da sıkı takipçisi olmalıdır.</p>
<p><strong>Finansal piyasalarda şeffaflığın sağlanması, yatırımcının korunması adına sert önlemlerin alınması, piyasa bozucu eylemlerde bulunanların takibi ve gerekli cezai müeyyidelerin herkes için eşit uygulanması konusunda düzenleyici otoritenin, yaşananlara yönelik öz eleştiri yapması da bence çok önemli.</strong></p>
<p>Umarım bütün bu yaşananlardan herkes kendine düşen sorumluluğu üstlenir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/goz-gore-gore-gelen-krizler-ve-gec-kalan-otoriteler-88291</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Göz göre göre gelen krizler ve ‘geç kalan’ otoriteler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iklim-degisikliginde-zurnanin-zirt-dedigi-yer-finansman-88290</guid>
            <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> İklim değişikliğinde zurnanın zırt dediği yer finansman</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Malumunuz, bu sene Birleşmiş Milletlerin çevre görüşmelerinin yapıldığı COP zirvesi Antalya’da yapılacak. Bu vesileyle, son dönemde küresel çevre sorunları ülkemizde gündemin üst sıralarına tırmanmış durumda. Ben de kasım ayına kadar küresel çevre konularının iş dünyamızı ilgilendiren yönlerine dair yazacağım.</p>
<p>Bu hafta da aynı konuda toplantılar için New York’taydım. Türkiye, COP içinde özel bir “business” ayağı kurarak bugüne kadar benim “iklim dünyasının Talibanı” dediğim bazı iklim aktivistlerinin elindeki gündemi, çözüme yönelik makul tartışmaların yapılabileceği bir zemine çekiyor. Bu sürecin organizasyonunu da TOBB yapıyor. Hatırlarsanız TOBB, on yıl önce G20 toplantıları Antalya’da yapıldığında da benzer bir süreci Business 20 için yapmıştı.</p>
<p>Dünya nüfusunun kabaca üçte ikisinin yaşadığı, dünya ekonomisinin üçte birini oluşturan gelişmekte olan ülkeler, iklim finansmanının ancak %16’sını alıyor. Türkiye de bu grubun içinde. Öte yandan, finansmana erişim kolaylığının yanı sıra maliyetler açısından da kalkınmış ekonomilerdeki oyuncular daha şanslı. Zira borçlanma süreleri ve hibeler göz önüne alındığında, finansmana erişimin kolaylığına ek olarak başka avantajlar da söz konusu.</p>
<p>Örneğin, Çin’den alınan ürünlerle Almanya’da kurulacak bir güneş santralinin aynı ölçekteki bir benzerini Türkiye’de daha yüksek maliyetlerle finanse edebiliyorsunuz. Ya da benzer ölçekteki iki sanayi tesisinin karbon ayak izini azaltmak için modernize ederseniz Türkiye’de Almanya’dakinden daha yüksek finansman maliyetleriyle karşılaşıyorsunuz. Bu maliyet farkı 2-3 kata kadar çıkıyor.  </p>
<p>Finansman maliyetlerindeki farkın ana sebebi, gelişmekte olan ülkelerin daha riskli olması. Hem ülke riski var hem de döviz riski. Yani başka yatırımlarda finansman maliyetleri gelişmekte olan ülkelerde gelişmiş ülkelere nazaran neden yüksekse iklim finansmanında da o nedenle daha yüksek. Finansman sağlayan kurumlar gelişmekte olan ekonomileri gelişmiş ülkelere göre daha riskli görüyor. Oysa iklim değişikliği küresel bir mesele. Yani karbon salınımı hangi ülkeden kaynaklı olursa olsun, tüm dünyadaki iklimi değiştiriyor.  </p>
<p>İkinci neden, gelişmekte olan ülkelerdeki şirketlerin, Türkiye’den de çok iyi bildiğimiz gibi, büyük ölçüde KOBİ olmaları. Bunlar, iklim finansmanında hem bulundukları ülkenin şartlarından hem de KOBİ’lerin kurumsal yapılarının zayıflığından dolayı kaybediyor. Bu şirketlerin çoğu zaten iklim finansmanına ulaşabilecek proje geliştirmeyi de bilmiyor. Bilenlerin ise yapacağı projeler çok küçük ölçekli kalıyor ve bunları birleştirip beraber fonlayacak mekanizmalar bulunmuyor. Geçenlerde konuştuğum Afrika’nın en büyük bankalarından birinin yetkilisi, Dünya Bankası’ndan aldıkları iklim kredilerini dağıtamadıklarından yakınıyordu. Türkiye’de de durumun çok farklı olduğunu sanmıyorum.</p>
<p>İklim finansmanını sadece şirketlerle ilgili bir mesele olarak düşünmeyin. Herkesin iklim finansmanına ihtiyacı var. En basit iklim çözümlerinden biri, binaların enerji verimliliğini artırmak. Bunun en yaygın yollarından biri de gayet pahalı bir iş olan mantolama yapmak. Üstelik bina sadece size ait değilse mali yükü komşular arasında paylaşmanız gerekiyor. Genelde bina sakinlerinin kimisi emekli oluyor, kimisinin ise durumu müsait olmuyor. Mesela Türkiye’de apartmanların hükmi şahsiyeti olmadığı için bu işler için kredi alabilmeleri mümkün değil. Bazı apartmanların tapusu ya da ruhsatı bile yok! Enerji verimliliğini artıracak yatırımların nasıl paylaşılacağı ve nasıl finanse edileceği belli olmadığından gelişmekte olan ülkelerde bu yatırımlar asla yapılamıyor.</p>
<p>Karbon ayak izini azaltmak için gerekli yatırımları yap(a)madığınızda ne oluyor? Eğer bir sanayiciyseniz, ürününüzü Avrupa’ya sattığınızda sınırda karbon vergisiyle karşılaşıyorsunuz. Ancak bu vergi Avrupa’daki kamu harcamaları için kullanılıyor. Yani gelişmekte olan ülkelere bir faydası yok. Aksine, Türkiye gibi ülkelerdeki KOBİ’lerin kredi skorları, sınırda karbon vergisinin getirdiği belirsizlikler nedeniyle daha da düşüyor. Bir de buna yeni çıkan ve bankaların sermaye yeterliliğini düzenleyen Basel III ve IV sistemlerini ekleyin. Bu düzenlemelerle bankaların “riskli” kredilere ayırmak zorunda oldukları karşılık oranları artırıldı. Tüm bunlar, en gerekli olduğu zamanda iklim finansmanını kıtlaştıracak düzenlemeler. Küresel finansal sistemi düzenleyen bürokrasi, finansal sistemin istikrarlı kalması için bizim gibi ülkelerin iklim finansmanına erişimini kısıtlıyor.</p>
<p>Küresel kuralların yeniden belirlendiği masalarda hep en sona kaldıkları için önemsenmeyen gelişmekte olan ülkelerin ve KOBİ’lerin iklim finansmanına erişim meselesine bir çözüm getirilemezse, iklim değişikliğinin faturası tamamen bu ülkelere, yani bize çıkacak. Bu sene COP’un Antalya’da yapılması, bu gibi konularda teknik bilgilerimizi artırarak masaya daha güçlü gelmemizin önünü açacaktır diye ümit ediyorum.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iklim-degisikliginde-zurnanin-zirt-dedigi-yer-finansman-88290</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İklim değişikliğinde zurnanın zırt dediği yer finansman ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-krizinin-sosyoekonomik-yuzu-88289</guid>
            <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon krizinin sosyoekonomik yüzü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Makro-finansal sıkılaştırmaya rağmen enflasyonun yüzde 30 bandının üzerinde seyretmesi, birikimini korumaya çalışanları daha yüksek getiri arayışına itti. Enflasyon karşısında geriye düşme korkusu, yatırımcı davranışını anlamak için önemli bir başlangıç noktası olarak karşımızda duruyor.</strong></p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), yedi portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar verdi. Kurulun 23 Eylül’de Merkezi Kayıt Kuruluşu verilerine dayanarak açıkladığı rakama göre, bu fonlarda 455 bin tekil yatırımcı bulunuyor.</p>
<p>Son günlerde bu fonlara yatırım yapanlara sıkça şu soru yöneltildi: “Piyasa ortalamasının çok üzerinde getiri sağlayan bu fonlara neden yatırım yaptınız?”</p>
<p>Riskin sorgulanması elbette gerekli. Ancak bu soruya cevap ararken yatırım kararlarının alındığı ekonomik koşulları göz ardı edemeyiz.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab5fc7e67387-1790311550.png" alt="" width="666" height="303" /><strong>1- Yüksek enflasyon</strong></p>
<p>Türkiye’nin en büyük makroekonomik sorunlarından biri yüksek enflasyondur. Pandemi sonrasında yurt içinde uygulanan politikalar ve küresel arz şoklarının etkisiyle yükselen fiyatlar, özellikle maaş, ücret ve aylıkla geçinen hanelerin satın alma gücünü aşındırdı.</p>
<p>Makro-finansal sıkılaştırmaya rağmen enflasyonun yüzde 30 bandının üzerinde seyretmesi, birikimini korumaya çalışanları daha yüksek getiri arayışına itti. Enflasyon karşısında geriye düşme korkusu, yatırımcı davranışını anlamak için önemli bir başlangıç noktası olarak karşımızda duruyor.</p>
<p><strong>2- Düşük ücretler</strong></p>
<p>İkinci sorun, ücretlerin geçim giderleri karşısında yetersiz kalmasıdır. Yıl başlarında asgari ücrete yapılan yüksek artışlara rağmen ücretler, yüksek enflasyonun etkisiyle yaz ayları itibarıyla, fiyat artışlarının baskısı altında kaldı. Yıl içinde sabit kalan bir ücretin satın alma gücü yüksek enflasyonun etkisiyle her ay hızla eriyen bir yapıya döndü. Yazımdaki grafikte de görünen sivri tepecikler ve hızla aşağı inen patikalar enflasyonun satın alma gücünü nasıl erittiğinin net bir resmidir.</p>
<p>Geliri temel ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kalan bir hane için, bu fonların bir tasarruf aracı olarak değil, hanelere temel ihtiyaçlarını karşılamak adına önemli bir havuç sunduğunu görmekte fayda var.</p>
<p><strong>3- Sınırlı iş imkânları</strong></p>
<p>İstihdamın niteliği de bu tabloya ekleniyor. Yalnızca işsizlik oranına bakmak, çalışmak istediği hâlde iş bulamayanları veya istediği kadar çalışamayanları bütünüyle göstermiyor. Zamana bağlı eksik istihdamı, potansiyel iş gücünü ve işsizleri birlikte ele alan âtıl iş gücü oranı, sorunun daha geniş olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>4- Satın alma gücündeki gerileme</strong></p>
<p>TÜİK’in 2025 Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistikleri’ne göre nüfusumuzun yüzde 27,9’u yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında. Bu gösterge, tek başına göreli yoksulluk oranıyla aynı şey değil; hanelerin karşı karşıya olduğu ekonomik ve sosyal kırılganlığın daha geniş bir ölçüsü.</p>
<p>Günlük hayatın baskısı, tüketici araştırmalarına da yansıyor. Ağustos 2026’da 1.500 Hopi kullanıcısıyla yapılan Hopi Pulse araştırmasına göre katılımcıların yaklaşık yüzde 60’ının maaşı üçüncü hafta itibarıyla tükeniyor. Ay sonunda maaşından para kaldığını söyleyenlerin oranı ise yüzde 16. Bu sonuçlar tüm Türkiye’yi temsil eden resmî bir istatistik olarak okunmamalı; yine de araştırmaya katılanların yaşadığı geçim baskısını görünür kılıyor.</p>
<p>Bütün bunlar, yüksek getirili fonlara yönelişi açıklamaya yardımcı oluyor.</p>
<p>Eğilimi açıklamak, riski ortadan kaldırmıyor. “Bu fonların getirisi hangi risklerle üretildi, bu riskler nasıl sunuldu ve nasıl denetlendi” sorularını da aynı açıklıkla sormalıyız. Fon krizinden çıkarılacak ders, yatırımcıyı suçlamak değil; hem haneleri yüksek getiri arayışına iten ekonomik koşulları hem de sermaye piyasasındaki gözetim ve şeffaflık eksiklerini gidermektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-krizinin-sosyoekonomik-yuzu-88289</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon krizinin sosyoekonomik yüzü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/neden-yuzde-30-enflasyon-ve-yuzde-3-buyumede-saplanip-kaldik-88288</guid>
            <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Neden yüzde 30 enflasyon ve yüzde 3 büyümede saplanıp kaldık?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Son yıllarda bizim tasarruflarımızın gerilemesinde en etkili faktör tabii ki reel gelirleri kemiren değerli TL. TL dövize karşı değer kazanırken, mallara karşı kaybediyor. Bu da ciddi bir pahalılık yaratarak tasarruf edilebilecek geliri azaltıyor.</strong></p>
<p>Ekonomi bir bilim değil, disiplindir. Bu nedenle ekonomideki her kuralın her zaman ve her yerde işleyeceğini söyleyemiyoruz. Üniversitede bize öğretilen bilgileri her ekonominin özel durumuna göre yorumlamak zorundayız. Hemen buna somut bir örnek vereyim.</p>
<p>Gelir dağılımının çok bozuk olduğu, nüfusun yüzde 20’sinin milli gelirin yüzde 50’sini elde ettiği Türkiye gibi bir ülkede enflasyonu düşürmek istiyorsanız, tüketimi baskılamaya güvenemezsiniz. Tüketimi düşürme politikalarınız zengine işlemez ve ekonominin yüzde 50’si baştan politikanın etkisinin dışında kalır. Böyle bir ekonomide tüketimi düşürmeye değil, tasarrufu artırmaya odaklanmalısınız.</p>
<p><strong>Türkiye’de enflasyonu düşürecek temel </strong><strong>araç tasarrufların artırılması olmalı</strong></p>
<p>Tüketimi düşürmek ve tasarrufu artırmak aynı şey değil mi? Gelir dağılımının bozuk olduğu bir ülkede değil. Burada tüketimi ve tasarrufu farklı gruplar yapacak çünkü. Bu nedenle Türkiye’de enflasyonu düşürecek olan temel araç tasarrufların artırılması olmak durumunda.</p>
<p>En başta ekonomideki her kurala her yerde ve zamanda güvenemeyiz demiştik. Yine de her yerde ve zamanda çalışan bir kural var. O kural finansal sistem, yani tasarruflar büyüdükçe büyümenin güçlendiğini söylüyor bize.</p>
<p>Tasarrufları finansal varlıkları milli gelire oranlayarak ölçüyoruz. Uzun vadeli araştırmalar finansal varlıkların milli gelire oranı arttıkça, büyümenin hızlandığını ve enflasyonun da -dışsal bir sebep olmadıkça- ılımlı seviyelerde kaldığını gösteriyor.</p>
<p>Milli gelir hepimizin bir yıl boyunca kazandığı paranın toplamıdır. Finansal varlıklar ise birbirimize güvenip, ödünç verdiğimiz tasarrufların toplamıdır. Dolayısıyla finansal varlıkların milli gelire oranı birikmiş tasarrufumuzun gelirimize oranıdır.</p>
<p>Bu oran yükseldikçe ekonomideki büyüme potansiyeli ve tasarruf eğilimi artar. Tabii bu aşırı basitleştirilmiş bir bilgi ama ana mantığı anlamamız için yeterli. </p>
<p>Peki Türkiye’de durum nedir acaba? Tabloda 2022 yılından bu yana finansal varlıklar/gsyh rasyosunun gelişimini ve bazı alt kalemlerini görüyorsunuz.  </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab5fcb23f921-1790311602.png" alt="" width="659" height="196" />Yurtiçi yerleşiklerin elindeki finansal varlıkların milli gelire oranı 2022 yılında yüzde 96 iken Haziran 2026’da yüzde 68’e düşmüş. Bu gerilemenin yaklaşık yarısı düşük riskli TL (mevduat ve TL DİBS) kaleminde meydana gelirken, kalanın büyük kısmı döviz (DTH, eurobond ve kıymetli maden hesapları) kaleminde meydana gelmiş. Riskli TL (pay senedi ve özel sektör borçlanma tahvilleri vb) kaleminde ise gerileme daha ılımlı ama yine var. Bu arada yurtdışı yerleşiklerin bize verdiği finansal borçların milli gelirimize oranı da yüzde 8,8’den yüzde 7,6’ya gerilemiş.</p>
<p>Şimdi büyük kısmında dezenflasyon politikası uyguladığımız bir dönemde tasarruflarımızda yaşanan bu devamlı ve güçlü gerilemeyi nasıl yorumlayabiliriz? Öncelikle şunu söyleyelim ki burada gördüğümüz gerilemenin yaklaşık yarısı 2024 yılında milli gelirde görülen sıra dışı nominal büyümeden geliyor ve dikkate alınmamalı ama kalan etki de yeterince net ve sistematik.</p>
<p><strong>TL dövize karşı değer kazanırken </strong><strong> mallara karşı kaybediyor</strong></p>
<p>Son yıllarda bizim tasarruflarımızın gerilemesinde en etkili faktör tabii ki reel gelirleri kemiren değerli TL. TL dövize karşı değer kazanırken, mallara karşı kaybediyor. Bu da ciddi bir pahalılık yaratarak tasarruf edilebilecek geliri azaltıyor. Tasarruflardan alınan (stopaj gibi) yüksek vergiler, tasarruflardaki getirinin riske göre düşük kalması, kredi kısıtları gibi distortion yaratan miktar kısıtlamaları diğer faktörler.</p>
<p>Peki yabancıların bize verdiği borçlar neden düşüyor? Değerli TL ve bazı vergiler hariç diğer faktörler onlar için de geçerli de ondan. Demek değerli TL’nin ve vergi kolaylıklarının etkisi yabancı finansal yatırımları artırmaya yetmiyor.</p>
<p>Uzun süredir yüzde 30 enflasyon ve yüzde 3 civarında bir büyümede çakıldık ve bu denge noktasından kurtulmak istiyorsak, gerileyen tasarrufları sağlıklı bir finansal sistem ile artırmalıyız.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/neden-yuzde-30-enflasyon-ve-yuzde-3-buyumede-saplanip-kaldik-88288</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Neden yüzde 30 enflasyon ve yüzde 3 büyümede saplanıp kaldık? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yavasin-secimi-88287</guid>
            <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yavaş’ın seçimi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yavaş artık devleti ve hükümetiyle uyumlu bir şekilde belediye başkanlığını yapar! Hatta bir de bakmışız, iktidarı, muhalefetiyle bütün partilerin açık ya da örtülü bir şekilde desteklediği bir aday olarak bir kez daha Başkent Belediye Başkanı olmuş.</strong></p>
<p>Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın CHP’den istifa etmesi muhalefet kanadında yeni tartışmaları da beraberinde getirdi.</p>
<p>Yapılan yorumlara bakarsak, kimi Yavaş’ın “çatı aday” olacağını söylüyor, kimi CHP’den ayrılmakta geç kaldığını savunuyor…</p>
<p>Oysa biraz soğukkanlı bakan herkesin göreceği bir tablo var ortada… Gelin, madde madde üzerinden geçelim.</p>
<p>Öncelikle, kaç kez yazdım hatırlamıyorum ama tekrar edeyim: Özgür Özel, İmamoğlu’nun adaylığı için imza toplayıp onu (o zamanki) CHP’nin “cumhurbaşkanı adayı” olarak lanse ettiğinde zaten Yavaş’ı elemişti.</p>
<p>Yavaş, imza toplanmasına ve adayın erkenden açıklanmasına sesini yükseltmeden itiraz etmiş, bu itirazı kayıtlara geçirmiş, ardından da asli işine odaklanan bir profil sergilemişti.</p>
<p>O dönemde kulislerde (o zamanki) CHP’nin cumhurbaşkanlığı adayının “mecburen” Özel olacağı defalarca ve çeşitli isimlerce dile getirilmişti. Hoş, Özel bunu birkaç kez yüksek sesle reddetti ama günü vakti geldiğinde, “görev” kaçılamaz olduğunda kaç(a)mayacağını da Ankara’daki herkes biliyor. Malum, “halkımız/örgütümüz böyle istiyor” bahanesi…</p>
<p>İlerleyen süreçte Yavaş, birkaç kez “asli işinin ve odağının Ankara’ya hizmet etmek olduğunu” deklare etti. Nitekim günün birinde (ki o gün CHP’nin kuruluş yıl dönümüydü) bir baktık ki Yavaş, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Ankara’nın sorunlarını, belediyenin projelerini görüşüyor!</p>
<p>Bu görüşme muhalefet cephesinde küçük çaplı bir şok yarattı. Yavaş’ın hem CHP Genel Başkanı’nı hem de Yeni Parti Genel Başkanı’nı görüşmeden haberdar ettiği söylentileri de Özel’in “Tabii haberim vardı, hatta izin de verdim” türünden gayriciddi açıklamaları da muhalefet tabanının burukluğunu gidermedi. Hatta o taban sanki böyle bir şey hiç yaşanmamış gibi davranmayı tercih etti.</p>
<p>Aradan çok az bir zaman geçince, bu kez CHP’nin kerameti kendinden menkul sözcüsünün “Hiç kimse Cumhuriyet Halk Partisi’nden üstün değildir ve kendisini Cumhuriyet Halk Partisi’nden üstün görmemelidir. Bir belediye başkanımız bir işlem yaparken, kendi genel başkanı dışında başka bir partinin genel başkanına da bilgi verdiğini söyleyemez” sözleri üzerine adeta balıklama atlayan Yavaş, partiden istifa ettiğini açıkladı. Düne kadar randevu istese vermeyeceği Sarı’nın sözlerini nasıl bu kadar ciddiye aldı, kendisinin gönlünü almak için arayan Kılıçdaroğlu’na ne dediği muamma. Tabii bir başka muamma da istifa kararı aldığını yine Özel ile paylaşıp paylaşmadığı, paylaştıysa “onayını” alıp almadığı! Şaka bir yana, Yavaş kendisi için tam da zamanında yaptı hamlesini: Artık bağımsız bir belediye başkanı olarak tıpkı İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay gibi “hür general”…</p>
<p>Yavaş artık devleti ve hükümetiyle uyumlu bir şekilde belediye başkanlığını yapar! Hatta bir de bakmışız, iktidarı, muhalefetiyle bütün partilerin açık ya da örtülü bir şekilde desteklediği bir aday olarak bir kez daha Başkent Belediye Başkanı olmuş.</p>
<p>Kendisinin, bazılarının zannettiği gibi “çatı aday” olması söz konusu değil. Çünkü ortada bir çatı yok. Eğer yükseklerden esen rüzgârlar aday olmasının “iyi” ya da “uygun” olacağını kulağına fısıldarlarsa, o zaman “çatı”nın değil, başını İYİ Parti’nin çektiği bir ittifakın adayı olur. Zafer Partisi’nin, Demokrat Parti’nin kendisine olan sempatileri sır değil.</p>
<p>Haa, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyaset sahnesinden çekildiği gün, “herkesin adayı” olarak ortaya çıkmaz mı, çıkar. Tehlikesiz, risksiz bir şekilde cumhurbaşkanı olmak ister mi? Kuşkusuz evet. Eh, ne de olsa rövanşist olmayan bir geçiş dönemi için kendisinden daha iyi bir isim olamaz. Ama o gün gelir mi, onu da kimse bilemez!</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yavasin-secimi-88287</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yavaş’ın seçimi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tahvil-bono-gibi-dostun-olsun-88286</guid>
            <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tahvil-bono gibi dostun olsun</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABD tahvil faizlerindeki yükseliş sadece enflasyonla açıklanamıyor. 2021'den bu yana diğer gelişmiş ülkelerde de süren yükseliş, merkez bankalarının faiz indirimlerine rağmen durmadı. Enflasyon beklentileri sakinleşirken piyasanın fiyatladığı riskleri anlamak için vade-risk primine bakmak gerekiyor.</strong></p>
<p>Son yıllarda ABD 10 yıllıkları %4’ü her aştığında, panik olanlara aynı şeyi söyledim: Eğer bir kez panik olma hakkım varsa, ben onu bu faizler %1’in altına düştüğü zaman kullanmıştım. %4’ün üstü beni rahatsız etmiyor. (%5 için yorum vermedim)</p>
<p>Deutsche Bank’ın küresel makro araştırmalarının başındaki Jim Reid da 7 Eylül’de Financial Times’ta “Tahviller yeniden tahvil oldu” başlığıyla yayımladığı yazısında benzer bir şey söylüyor: Tahvil faizleri yükselerek tam olarak yapmaları gerekeni yapıyor, fiyatlamaları gerekeni fiyatlıyor.</p>
<p>Pişti!</p>
<p><strong>Tahvil-bono piyasası “bir </strong><strong>cisim yaklaşıyor” demiş</strong></p>
<p>Mevzu ABD faizleri üzerinden konuşuluyor ama Grafik-1, tahvil faizlerinin aslında 2021’den beri başka gelişmiş ülkelerde de yükseldiğini gösteriyor. Bu dönemin bir kısmında merkez bankalarının faiz artırdığını gördük, elbette bunun etkisi var. Ama Grafik-1’in gösterdiği üzere, 2024’ün sonunda başlayan ve faiz platosunu aşağı çeken faiz indirimleri (grafikteki siyah çizgi) ikincil piyasayı etkilememiş. Merkez bankalarından bağımsız olarak, tahvil-bono piyasası “Bir cisim yaklaşıyor.” demiş. Mesele, piyasa faizlerinin yükselişine neden olan o cismin ne olduğunu anlamak.</p>
<p>Grafik-1, birkaç sebeple önemli. İlk olarak, tahvil-bono piyasasındaki yükselişin yeni olmadığını, bir süredir devam eden bir eğilimin bizi bu noktaya getirdiğini gösteriyor. İkincisi, politika faiz platosundan ayrışan yükselişin, merkez bankalarının kontrolünde olmayan bir şeyle ilgili olabileceğine işaret ediyor.</p>
<p>ABD örneği üzerinden ilerleyelim ve ikincil piyasa faizlerinin neden yükseldiğini anlamaya çalışalım. Elbette akla ilk gelen şey enflasyon. Savaş kaynaklı arz şokuyla birlikte enflasyon beklentilerinin yükseldiğini gördük. Ben özellikle 5Y-5Y (5 yıl sonra, onu takip eden 5 yıl için beklenen enflasyon) rakamına bakıyorum. Kayda değer bir zirve yaptıktan sonra şimdi sakinleşti. Farklı vadeler için başa baş enflasyon oranları da bir yükselişin ardından artık daha itidalli (Grafik-2).</p>
<p>Enflasyondaki gelişmeler Fed’i faiz artırımına zorlayacak noktadaysa, ikincil piyasayı da etkileyecek noktadadır. Lakin enflasyon beklentilerinin düşüşe geçmesi nedeniyle, piyasa faizlerindeki yükselişi sadece enflasyonla açıklayamayacağımızı söyleyenlere de katılıyorum. Ama zaten Grafik-1, tahvil-bono faizlerindeki yükselişin merkez bankalarının kontrolünde olmayan bir faktör de barındırdığını, yani enflasyon dışında bir yere bakmamız gerektiğini söylüyordu. Neye şaşırdık, niye şaşırdık?</p>
<p>Faiz seviyesini kabaca enflasyon beklentisi artı reel faiz olarak düşünerek, “Enflasyon beklentisi artmıyorsa, o halde artan reel faizdir, dağılabiliriz.” diyenler de var. Lakin o açıklamaların ömrü, biri çıkıp “Reel faizler neden artmış güzel kardeşim?” diye sorana kadar…</p>
<p>Reel faiz yükselişinin genellikle iki temel gerekçesi vardır. Nominal faizlerin enflasyondan daha hızlı artması bir gerekçe olabilir ama şu an parmak hesabı tutmuyor. Daha sık rastlanan gerekçe ise büyüme beklentisinin artmasıdır. Trump’ı en çok destekleyen eski Fed üyesi Miran, durumun böyle olduğunu düşünüyor örneğin. Yapay zekâ yatırımları nedeniyle büyüme senaryolarının ve haliyle reel faizin de yukarı geldiğini iddia ediyor. Lakin henüz hiçbir büyüme tahmini bunu yansıtmıyor. (Büyüme canlı, yakında bunun da tahminlere yansıdığını görebiliriz.)</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab5fb2435d4f-1790311204.png" alt="" width="831" height="871" /><strong>Vade-risk primi, tam </strong><strong>bugünlerde lazım oluyor</strong></p>
<p>Velhasıl ECON322, reel faizden daha anlamlı bir açıklama bulmaya zorluyor bizi. Derslerimizden bir ipucu: Faiz aslında enflasyonun, vadenin, riskin ve benzeri bileşenlerin fiyatıdır. Bu bileşenlerin sadece birinin faizi yükselttiğini genellikle görmeyiz. Yani aslında faiz yükselişinin arkasında enflasyon dışında bir neden olması normal ve bize düşen, onun adını koymak için biraz emek sarf etmek.</p>
<p>Faiz bileşenleri içerisinde ölçemediğimiz ama tahmin ettiğimiz vade-risk primi, tam bugünlerde lazım oluyor işte. Sayısallaştırma şekli çok tartışmalı olduğu için ben genellikle kullanmam. Ama içinden geçtiğimiz belirsizlik ortamı zaten sayısallaştıramamakla ilgili olduğu için, bakmamız gereken gösterge bence tam da bu.</p>
<p>Grafik-3, risk priminin her vadede arttığını ama özellikle uzun vade için daha çok arttığını gösteriyor. Sanırım artık elimizde, faiz artışlarının gerekçesine dair bir ipucu var. Enflasyonu, merkez bankalarının sıkılaşacak olmasını zaten koyduk masaya ama ortaya karışık, sayısallaştırmadığımız riskleri de eklememiz gerek… Bunların içinde teknoloji yatırımlarının sermaye çekişi de yapay zekânın tahmin edemediğimiz etkileri de ekosistem krizinin yansımaları da var. Lakin reel faiz artışı açıklamasını yeterli bulmadığımızda imdada koşan merkez bankalarının yayınları ve yakın dönem akademik çalışmalar (Rangvid, 2026; Bi et al., 2026; Bhatt et al., 2026), artan borç yükünün de risk primi üzerinden ikincil piyasa faizlerini yukarı çekebileceğine işaret ediyor.</p>
<p><strong>Reel faiz sebepsiz </strong><strong>hareket etmez</strong></p>
<p>Dikkat! Bu son kısmı yeterince konuşmuyoruz. İkincil piyasa faizleri topyekûn bir risk yükselişi fiyatlarken, buna artan borç miktarı ve zayıf mali görünümü de dâhil ettiği için uzun vadeyi baskılıyor. Devam ederse, rahatsız olmamız gereken noktalara varacak. Dost acı söyler. Dileğim odur ki gözünüzün içine bakıp “Risk arttı kardeşim, belirsizlik çok yüksek, mali tarafa dikkat!” diyebilecek tahvil &amp; bono gibi dostunuz olsun. Reel faiz sebepsiz hareket etmez, onun da canı sağ olsun.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tahvil-bono-gibi-dostun-olsun-88286</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/6/1280x720/67-1790311230.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tahvil-bono gibi dostun olsun ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/455-bin-yatirimciya-ne-olacak-88285</guid>
            <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> 455 bin yatırımcıya ne olacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yüksek getiri, yüksek risk gerçeğini bir kez daha unutuverdik ve milyarları birilerinin ütmesini sağladık. En az 2 yıl sürer bu pisliğin temizlenmesi… Failleri ise seçimden sonra aklanır, paklanır.</strong></p>
<p><strong>TERA</strong> battı. <strong>HEP AYNI TERANE... </strong>Önce “<strong>yerli ve milli</strong>” hikaye. Sonra <strong>uçan fonlar</strong>, şişen hisseler; <strong>spekülatif saldırı</strong> açıklamaları… En sonda da <strong>temerrüt</strong>, <strong>taban</strong>, gözaltı... <strong>Para içeri girerken herkes vizyoner. Para çıkmaya başlayınca herkes mağdur. </strong>Bu film defalarca çekildi. <strong>Sadece afiş değişiyor</strong>.</p>
<p>Eğer bu <strong>finansal faciadan</strong> ders çıkaramazsak, halkı, <strong>FONUNA KADAR</strong> soymaya devam edecekler. <strong>Külfeti de vatandaşa yıkarak</strong>… Belli ki bu pisliğin temizlenmesi <strong>en az 2 yıl</strong> alacak. <strong>455 bin yatırımcı</strong> en iyi ihtimalle <strong>koyduğunu alacak</strong> ama umduklarını ise unutsun. Aşık Sümmani’ye kulak verelim; şimdi:</p>
<p><strong>SPK VE KAP DIŞINDAKİ AÇIKLAMALARA KULAK ASMAYIN SAKIN</strong></p>
<p>“<strong>Ben razı değilim soyguna fona</strong> / Garibanı halden hale salan var / <strong>Çocukluktan beri çözüm beklerim</strong> / El zanneder uzaklarda kalan var. <strong>Sümmani'yem Yarab gönlüm hoş eyle</strong> / Ya sabır ver ya da bağrım taş eyle / <strong>Ya bir çift kanat ver ya da kuş eyle </strong>/ Tez ulaşam memlekette talan var.” <strong>Çok net değil mi</strong>?</p>
<p>Peki, bu süreçte kime kulak vermeli? <strong>SPK</strong> ve <strong>KAP</strong> dışındakilere itibar etmeyin derim. <strong>Çiftlikbank</strong>’ı hatırla: “<strong>50 bin lirana ayda 20 bin veririm</strong>” diyerek <strong>2 milyar</strong> toplamış, Uruguay’a kaçmıştı. Sonra birileri “<strong>ben paranı geri alırım</strong>” vaadiyle <strong>Çiftlikbank</strong>’ın dolandırdıklarını <strong>ikinci kez soymayı</strong> başarmıştı.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / FON faciasına dair…</strong></span></p>
<p><strong>Yatırımcı ne yapsın?</strong></p>
<p><strong>Hiçbir şey</strong>… Tepkisini gösterir elbette ancak süreç, <strong>başvuru</strong> gerektirmiyor, işleri <strong>bankalar</strong> yürütüyor. Arada yapılan resmi, gayri <strong>resmi açıklamaları</strong> da akıl süzgecinden geçirin ve <strong>peşinen inanmayın</strong>.</p>
<p><strong>Sorumlular kim?</strong></p>
<p>Başta <strong>SPK</strong>. Devamında <strong>BDDK</strong>, bakanlık, <strong>borsa yönetimi</strong> ve diğerleri… Fonları soyan <strong>12 kişi</strong> varmış. <strong>İblisin bu 12 havarisi dâhil</strong>, tüm sorumluların, soyguncuların <strong>malları serveti müsadere edilmeli</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>EKONOMİK, SİYASİ, SOSYOLOJİK SONUÇLARI OLACAK KADAR BÜYÜK FACİA</strong></p>
<p><strong>Haddini aşan, zıddına döner</strong>. Döndü de… <strong>100 lirana 4 bin vereceğini </strong>söyleyen birine güvenilir mi? <strong>SPK</strong> gözetiminde(!) olsa bile. Cumhurbaşkanına komplo kurulmuşçasına <strong>siyaseti de etkiler</strong> bu olay. <strong>Faizi tırmandırıp</strong>, <strong>enflasyonu beslemesi</strong> cabası… Piyasadan uçup giden güven geri gelmez.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>FON FACİASI LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Foncu</strong>: Yüksek getiri vaadiyle yatırımcıyı yanıltan ve 131 fonun tasfiyesine yol açan hırslı insanlar</p>
<p><strong>Yancı</strong>: Hırslı foncuları denetlemeyen, göz yuman, onlara dair tedbiri geç açıklayan bürokratlar</p>
<p><strong>Servet kümesi</strong>: Yatırımcının parasına çöken ve bu sayede küresel servet edinen yandaşlar güruhu</p>
<p><strong>Hırs kurbanları</strong>: Yüzde 4 bin gelir vaadine kanıp parasını fonculara yatıran yüksek gelir tutkunları</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/455-bin-yatirimciya-ne-olacak-88285</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/borsa-istanbul-bist-halka-arz.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 455 bin yatırımcıya ne olacak? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-88283</guid>
            <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasalar haftayı nasıl kapatacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="BIST100 Sert Düştü! Piyasalar Haftayı Nasıl Kapatacak? | Ekonomi Masası | 25 Eylül" src="https://www.youtube.com/embed/fgfwNfJnLpo" width="888" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-88283</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/4/1280x720/talip-cipa-1784524336.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masasında... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hangisi-yanlis-88284</guid>
            <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 07:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hangisi yanlış?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine’nin sekiz, dokuz, on yıl sonrası için taahhüt ettiği borçlanma faizi mi yanlış, yoksa birkaç yıl sonra inileceği vadedilen enflasyon mu?</p>
<p>Ya da soruyu <strong>“Hangisi doğru”</strong> diye sorsak…</p>
<p>Bakın o zaman yanıt kendiliğinden ortaya çıkıyor.</p>
<p>Hazine’nin yıllar sonrası için taahhüt ettiği faizin tartışılır bir tarafı yok.</p>
<p>Yok, çünkü ihale sabit faizli olarak yapılmış, yani bu faiz taahhüt edilmiş, imzalar atılmış. Hazine vade sonuna kadar o dönemde enflasyon ne olursa olsun bu faizi ödemeyi garanti etmiş.</p>
<p>Dolayısıyla aslında bu oranın doğru mu yanlış mı olduğu konusunda bir tereddüt kalmamış durumda.</p>
<p>Hazine’nin borçlanma faizi kesin ve vade sonuna kadar değişmeyecek. Bu bilgi zaten kamuya açık kaynaklarda yer alıyor ve Maliye Bakanlığı tarafından her ay resmi olarak ilan ediliyor.</p>
<p>Sonuçta Hazine’nin sekiz, dokuz, hatta on yıl sonrasına uzanan borçlanmada o yıllar için öngörülen enflasyonla kıyaslandığında çok yüksek faiz taahhüdü altına girdiği çok açık.</p>
<p> Birkaç örnek vereyim…</p>
<p>Bu yılın son ihalesi. 16 Eylül valörlü ve vadesi Eylül 2034’te dolacak olan sekiz yıl vadeli kağıt yıllık bileşik yüzde 35,19 faizle ihraç edildi. Sekiz yıl boyunca yüzde 35,19 sabit faiz ödenmesi garanti edildi.</p>
<p>19 Ağustos valörlü olarak ihraç edilen ve vadesi Eylül 2035’te dolacak olan dokuz yıl vadeli kağıdın yıllık bileşik faizi ise yüzde 35,12.</p>
<p>Faiz, vade dönemi için öngörülen enflasyonla kıyaslandığında zaten yüksek, bir de bu yüksek faizde artış eğilimi var. 19 Ağustos valörlü kağıdın bir önceki ihracı ocak ayında gerçekleştirilmişti. Vadesi 5 Eylül 2035 olan bu kağıt ocak ayında on yıla yaklaşan bir vade ile ihraç edilmişti ve yıllık bileşik faizi yüzde 29,09’du. Bu kez aynı kağıt ağustos ayında dokuz yıl vadeli olarak yüzde 35,12 faizle ihraç edildi.</p>
<h2>Faizin yüzde 40’ı aştığı da oldu</h2>
<p>Altı ayda bir kupon ödemeli sabit faizli borçlanmada yıllık bileşik faizin yüzde 40’ı aştığı ihaleler de var. Bu ihalelerde vade bir buçuk yıl dolayında.</p>
<p>Yıl içinde son olarak temmuz ve ağustos ayında yapılan bu ihalelerde faiz yüzde 42’ye yaklaştı.</p>
<h2>Nerede kaldı enflasyon hedefi</h2>
<p>2027-2029 orta vadeli programına göre enflasyon hedefi 2027 için yüzde 21, 2028 için yüzde 13,5, 2029 için yüzde 9 ve belli ki sonrasında yüzde 5. Hani o hiç değişmeyen hedef, yüzde 5. Hadi 5’e inilemesin de uzun yıllar boyunca yüzde 10 dolayında gidilsin.</p>
<p>Bir yandan enflasyonun üç yıl sonra 2029’da tek haneye ineceğini öngörecek, ama diğer yandan da 2034, 2035 yılı için bile yüzde 35 faiz taahhüt edeceksiniz.</p>
<p><strong>“Biraz”</strong> çelişik bir durum bu değil mi!</p>
<p>Şirket olsanız ve on yıl vadeyle sabit faizle bu orandan borçlansanız ama enflasyon tek hanelere inse mutlaka batarsınız. Öyle ya, geliriniz en fazla enflasyon kadar artış gösterirken ödediğiniz borca bu enflasyonun üç-beş katı daha fazla faiz öderseniz ayakta kalmanız mümkün değildir.</p>
<p>Ama devlet tabii ki batmaz. Enflasyon öngörüldüğü gibi düşerse bu faizin müthiş bir yükü olur ya da böyle bir yük oluşmaması için enflasyon pek de düşürülmez. Enflasyonla bu faiz arasında bir fark olur olmaya da daha az olur.</p>
<p>Şimdi bu açıdan bakıp soralım: <strong>“Acaba enflasyonun çok hızlı düşmesini istemeyenlerin başında kim geliyor olabilir?”</strong></p>
<h2>Çaresizliğin itirafı mı?</h2>
<p>Borçlanma faizinin bu düzeylerde oluşması karşısında tabii ki kimse el ovuşturmuyordur. Hele hele borçlanan Maliye hiç!</p>
<p>Öyleyse oran niye bu düzeylere fırlıyor? Sakın çaresizlikten olmasın! Sakın enflasyon hedefiyle hiç bağdaşmayacak şekilde böylesine yüksek faize razı olunmasının altında mutlaka borç alma gereğinin yatması ama düşük faizle borç vermeye kimsenin yanaşmaması yatıyor olmasın!</p>
<p>Öyle bir açmaz ki; o borç alınmak zorunda ve borç alabilmek için de o faiz taahhüt edilmek zorunda…</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ab5f9b660145-1790310838.png" alt="" width="323" height="569" /> <img src="/storage/uploads/0/0/0/6ab5f9c546988-1790310853.png" alt="" width="411" height="391" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hangisi-yanlis-88284</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/0/1/1280x720/lira-para-1768365030.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hangisi yanlış? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/15-milyardan-13-trilyona-destek-finansta-gozlerini-kapatip-servet-seyretme-hikayesi-88282</guid>
            <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> 15 milyardan 1.3 trilyona: Destek Finans’ta “gözlerini kapatıp servet seyretme” hikâyesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hakim ortağı olduğu Destek Finans Faktoring’in piyasa değeri Türkiye’nin sanayi devlerini, bankalarını geride bırakıncaya kadar pek tanıyanı olmayan Altunç Kumova’nın savcılık ifadesi, yaşanan olağanüstü yükselişle ilgili acı gerçekleri önümüze seriyor. Kumova, şirket değerinin 15 milyar liradan 1,3 trilyon liraya çıkmasını “Anormal bir rakam” diye nitelendiriyor ama ne hikmetse bu durum yaşanırken sesini hiç çıkarmıyor. Yani kimse kusura bakmasın, ortada öyle tamamen "günahsız" bir yapı yok. Destek Faktoring’in sahibi, tutuklanmadan önce verdiği ifadesinde hisselerin neden bu kadar yükseldiğini anlamadığını söylüyor. Hadi anlamadın diyelim; örneğini gördüğümüz gibi hisseler uzaya çıkarken aklına hiç piyasaya çıkıp Sasa’nın patronu gibi "Yahu benim şirketim bu kadar para etmez" demek gelmedi mi? Ya da madem fiyat bu kadar uçtu, "Fırsat bu fırsat, ikinci bir halka arz yapalım" diye neden düşünmedi? Çok basit: Gözlerini kapatıp kendisini 25.5 milyar dolarlık şirket sahibi zannetmenin keyfini çıkarmak çok daha tatlı geldi ya da kendisi de yatırımcılara kurulan tuzağın planlayıcılarındandı. Hissesinin suni şekilde yükselen fiyatının, Tera’nın fonlarının değerini şişirmesini ve yatırımcıların o göz kamaştırıcı kâr illüzyonuna üşüşmesini sadece seyretti.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ab5f74c091c1-1790310220.jpg" alt="" width="700" height="400" />
<figcaption><strong>Kumova, ifadesinde şirket değerinin 15 milyar liradan 1,3 trilyon liraya çıkmasını “Anormal bir rakam” diye nitelendiriyor.</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>Millet de kağıt üzerinde kâr ettiği için sevinçliydi </strong></p>
<p>Temmuz ayında bu köşeden, “Sermaye piyasalarında ayrık otlarının çoğalmasına göz yumarsanız, günün sonunda tüm tarla kurur” diye haykırdığımızda bizi kuruntulu sananlar vardı. SPK nihayet uyanıp Tera’nın da dahil olduğu 131 fonu tasfiye etme kararı aldı. Sadece kapatılan 5 Tera fonunda 323 binden fazla yatırımcının 11 milyar doları rehin kaldı. Üstelik bu fonlarda Destek hisselerinin ağırlığı yüzde 4 ile 8 arasındaydı. Satan az olunca fiyatı şişirip "bal tutan parmağını yalar" hesabı kağıt üstünde servet yarattılar. Millet de kağıt üzerinde kâr ettiği için sevinçliydi. Yani bizim gibi kuruntulular dışında herkes memnundu ancak haklılığımızın faturası maalesef çok ağır oldu, sermaye piyasası yangın yerine döndü.</p>
<p>Sonuç ne mi oldu? Binlerce yatırımcı perişan oldu, endeksin dengesini bozan Destek Finans nihayet BIST 30 endeksinden atıldı. "Haberim yoktu, bu işi anlamadım” diyen patron ise şimdi hesap vermeye hazırlanıyor, dediğimiz gibi tarla kuruyor ve millet de parasını kurtarmak için dört dönüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/15-milyardan-13-trilyona-destek-finansta-gozlerini-kapatip-servet-seyretme-hikayesi-88282</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 15 milyardan 1.3 trilyona: Destek Finans’ta “gözlerini kapatıp servet seyretme” hikâyesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/netflix-turkiyeye-10-milyar-lira-yatiracak-88281</guid>
            <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 07:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Netflix, Türkiye’ye 10 milyar lira yatıracak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DIŞ </strong>Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) bünyesindeki Türkiye-ABD İş Konseyi’nin New York’taki <strong>“19. Türkiye Yatırım Konferansı” </strong>kapsamındaki 3 günlük toplantı dizisinin ilk günüydü.</p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanı <strong>Mehmet Şimşek </strong>ile Merkez Bankası Başkanı <strong>Fatih Karahan, </strong>Citi Group’un New York’taki merkezinde sabah 09.00’da başlayan <strong>“Türkiye’nin Ekonomik Görünümü ve Yatırım Fırsatları” </strong>toplantısında birer sunum yaptı.</p>
<p><strong>Mehmet Şimşek, </strong>6 Eylül 2026’da açıklanan Orta Vadeli Program’la (OVP) ortaya konulan 3 yıllık yol haritasını özetledi, Türkiye’nin yatırım ortamı ile öne çıkan sektörleri anlattı. Merkez Bankası Başkanı<strong>Karahan </strong>da para politikası ve makroekonomik durumla ilgili bilgiler aktardı.</p>
<p><strong>Mehmet Şimşek, </strong>ABD’li doğrudan yatırımcıların ağırlıklı olarak katıldığı toplantıda zorlu küresel koşullara ve bölgemizde yaşanan savaşa rağmen Türkiye ekonomisinin güçlü ve dayanıklı olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Ekonomimizin şoklara karşı dayanıklılığını destekleyen sağlam temeller var. Sabit sermaye yatırımlarımız kişi başına gelirimize oranla yüksek. Son iki yılda verimlilik artışında da güçlü bir ivme yakaladık.</strong></p>
<p>Bu iki unsurun orta vadeli büyüme görünümünü desteklediğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Toplam borçluluk oranımızın düşüklüğü, kamu maliyesindeki hareket alanımız, azalan dış kırılganlıklar, artan uluslararası rezervler ve KKM’den çıkış da ekonomimizin dayanıklılığını artırdı.</strong></p>
<p><strong>Şimşek, </strong>Türkiye’nin yatırımcılara sunduğu fırsatlara değindi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye büyük ve emsallerine kıyasla güçlü büyüyen bir ekonomi, stratejik konumumuz, gelişmiş imalat ve hizmet sektörümüz, güçlü altyapımız ve nitelikli iş gücümüz sayesinde güvenilir tedarikçiyiz.</strong></p>
<p>Yeşil ve dijital dönüşümü, sanayide dönüşümü ve üretken altyapı yatırımlarını hızlandırdıklarını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Son açıkladığımız vergi teşvikleriyle de yatırım ve ihracat ortamını güçlendiriyoruz. Savunma sanayi, turizm, sağlık turizmi, televizyon dizileri ve mobil oyunlar başta olmak üzere dijital hizmet ihracatında önemli fırsatlar görüyoruz.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Savunma sanayi, imalat sanayimizin dönüşümünde de önemli bir itici güç…</strong></p>
<p><strong>Şimşek </strong>ve <strong>Karahan</strong>’ın sunumları sonrası Amerikalı katılımcılar arasında ilk söz alanlardan biri Netflix Chief Global Affairs Officers (Küresel İlişkiler Başkanı) <strong>Clete Williems </strong>oldu:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’ye 10 milyar liralık yatırım planımızı netleştirdik. Bu kararımızı burada sizlerle paylaşmak istedim.</strong></p>
<p>TAİK Yönetim Kurulu Üyesi bir Türk iş insanı hemen Netflix’in yatırım planının dolar karşılığını hesapladı:</p>
<p>-          <strong>200 milyon doların biraz üzerinde bir yatırım söz konusu olacak…</strong></p>
<p>Aynı iş insanı, Netfix’in bu yatırımı hangi alana yapacağı konusunda da kafa yordu:</p>
<p>-          <strong>Netflix, Türkiye’de de dizi ve film yatırımları yapıyor. Ancak, 200 milyon doları aşan bu yatırım, Türkiye’de film platosu için olacak gibi görünüyor.</strong></p>
<p>Netflix’in New York’ta kutlama vesilesi yaptığı bu yatırım kararı üzerine Antalya’nın önceki Büyükşehir Belediye Başkanlarından <strong>Menderes Türel</strong>’in kentte dünya çapında dikkatleri çekecek film platosu projesini anımsadım. <strong>Türel, </strong>söz konusu projeyi <strong>Mehmet Ali Yalçındağ </strong>ile birlikte bir ABD seyahatinde tanıtmışlardı.</p>
<p>Bu projeyi TAİK yönetim kurulu üyesi iş insanına anımsattım, gülümsedi:</p>
<p>-          <strong>İstanbul ve yakınlarında mevcut platolardan birine yatırım yapma ihtimalleri daha yüksek gibime geliyor.</strong></p>
<p>Uluslararası reyting kuruluşlarının Türkiye’yi, <strong>“yatırım yapılabilir ülke” </strong>statüsüne yükseltmemiş olsa da Netflix’in yatırım kararı, birçok uluslararası kuruluşa <strong>“fırsatları kaçırmayın” </strong>mesajı verecek gibi görünüyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ne varsa OVP’ye konuldu, onun dışında bir seçim ekonomisi uygulanmayacak</span></h2>
<p><strong>HAZİNE </strong>ve Maliye Bakanı <strong>Mehmet Şimşek, </strong>hem ABD’li doğrudan yatırımcılarla hem de finans kuruluşlarıyla düzenlenen toplantıda şu noktanın altını özellikle çizdi:</p>
<p>-          <strong>Alınmış bir karar yok. Ancak, ülkemizde 2027 Kasım ayı veya 2028 ilkbaharında bir erken seçim ihtimalini aranızda konuşuyorsunuz, biliyoruz. Merak ettiğiniz konuyu hemen belirteyim, Orta Vadeli Program dışında bir seçim ekonomisi söz konusu değil.</strong></p>
<p><strong>Şimşek, </strong>üstüne basa basa yineledi:</p>
<p>-          <strong>2027, 2028 ve 2029 yılındaki harcama, gelir hedefleri OVP’ye konuldu. Söz konusu hedeflerimizi dikkate alın. Onun dışında bir politika söz konusu değil.</strong></p>
<p><strong>Şimşek</strong>’in bu mesajını öğrenince OVP’nin açıklanması sonrasında Prof. <strong>Burak Arzova</strong>’nın EKONOMİ Gazetesi’nde yer alan yazısını anımsadım:</p>
<ul>
<li><strong>OVP’nin harcama ve gelir öngörüsü seçimin zamanını bize söylüyor…</strong></li>
</ul>
<p>Prof. <strong>Arzova, </strong>bu konudaki saptamalarını şöyle sıralamıştı:</p>
<ul>
<li><strong>2026’dan 2027’ye geçtiğimizde faiz hariç harcamaların yüzde 37 artması öngörülmüşken, 2027’den 2028’e geçerken faiz hariç harcamaların artış beklentisi yüzde 19. Harcamaların 2027’de yüksek oranda artacak olması bence seçimin ilk habercisi.</strong></li>
<li><strong>2026’dan 2027’ye geçerken yüzde 37 oranında gelir artışı öngörüsü, 2027’den 2028’e geçişte yerini yüzde 19’luk bir gelir artışı öngörüsüne bırakıyor. Gelir kalemlerinin 2027’de yüzde 36 artacağının öngörülmesi bir vergi barışı veya yeniden yapılandırma sinyali veriyor.</strong></li>
<li><strong>Transfer harcamalarına baktığımızda, 2027 yılı içinde yüzde 33.1’lik bir artış öngörülmüş. 2028’de bu artış oranı yüzde 15.1’e, 2029’da ise yüzde 12.4’e iniyor. Bu da seçimin üçüncü habercisi. Emeklinin gönlü alınacak gibi görünüyor.</strong></li>
</ul>
<p>Hazine ve Maliye Bakanı <strong>Mehmet Şimşek</strong>’in, <strong>“Her şey OVP’de yer alıyor” </strong>dediği bu olsa gerek değil mi?</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Enflasyonla mücadele programı kararlılıkla sürdürülecek bundan emin olabilirsiniz</span></h2>
<p><strong>NAİL Olpak</strong>’ın Başkanlığını yürüttüğü Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK), <strong>Murat Özyeğin</strong>’in başkanı olduğu Türkiye-ABD İş Konseyi ile <strong>Hamdi Ulukaya</strong>’nın başkanlığını yürüttüğü Amerikan Ticaret Odası bünyesindeki Amerika-Türkiye İş Konseyi’nin New York’ta düzenledikleri en önemli etkinlik 29 uluslararası şirketin tepe yöneticilerinin Cumhurbaşkanı <strong>Recep Tayyip Erdoğan</strong>’la buluşması oldu.</p>
<p>Cumhurbaşkanı <strong>Recep Tayyip Erdoğan, </strong>Dışişleri Bakanı <strong>Hakan Fidan, </strong>Ticaret Bakanı Prof. <strong>Ömer Bolat, </strong>Hazine ve Maliye Bakanı <strong>Mehmet Şimşek, </strong>Adalet Bakanı <strong>Akın Gürlek, </strong>Sanayi ve Teknoloji Bakanı<strong>Mehmet Fatih Kacır, </strong>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı <strong>Alparslan Bayraktar, </strong>Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı <strong>Ahmet Burak Dağlıoğlu </strong>ve Türkiye Varlık Fonu Genel Müdürü <strong>Arda Ermut </strong>eşliğinde New York’taki Türkevi’nde <strong>“Yuvarlak Masa Toplantısı”</strong>nda 29 uluslararası şirketin tepe yöneticileriyle buluştu.</p>
<p>Toplantıya katılan yöneticiler şöyleydi:</p>
<ul>
<li><strong>Jeff Wilson: </strong>U.S. Eximbank CSO</li>
<li><strong>Susan Pointer:</strong> Amazon, Vice President</li>
<li><strong>Jamshid Ehsani:</strong> Apollo Global Management</li>
<li><strong>James Wolf:</strong> ARC Clean Technology, CEO</li>
<li><strong>Brendan Nelson: </strong>Boeing, President</li>
<li><strong>Hakan Yılmaz:</strong> Carrier Energy, Predident</li>
<li><strong>John C.</strong> <strong>Dugan: </strong>Citigroup Inc.</li>
<li><strong>Jim Baumbick:</strong> Ford Europe President</li>
<li><strong>Flevio Gregorio:</strong> GE Aerospace Vice President</li>
<li><strong>Jason Lemme:</strong> Hartree Partners Group, Managing Director</li>
<li><strong>Umar Faroog:</strong> J.P. Morgan</li>
<li><strong>Craig Vosburg:</strong> MasterCard Vice Chair</li>
<li><strong>Caroline Berson:</strong> PepsiCo, Vice President</li>
<li><strong>Selina Jackson:</strong> Vice President</li>
<li><strong>Madhu Kannan:</strong> Uber, CBO</li>
<li><strong>Frank Gibeao:</strong> Zynga President-CEO</li>
<li><strong>Raj Subranamiam: </strong>Fedex President &amp; CEO</li>
<li><strong>Michael Goltzman: </strong>The Coca-Cola Company Vice President</li>
<li><strong>Nick Smythe: </strong>Lockheed Martin, Vice President</li>
<li><strong>Sergey Zverev: </strong>MSD, EEMEA President</li>
<li><strong>Teresa Hutson: </strong>Microsoft Corporate Vice President</li>
<li><strong>Steve Ziff: </strong>Nova Power Solutions President &amp; CEO</li>
<li><strong>Cooper Cullen: </strong>Honeywell Aerospace EMEAI President</li>
<li><strong>Bijan Khosrowshahi: </strong>Fairfax International Presidant</li>
</ul>
<p>Cumhurbaşkanı <strong>Erdoğan, </strong>Türkevi’nde 1.5 saat süren <strong>“Yuvarlak Masa Toplantısı”</strong>nın açılışında söze şöyle girdi:</p>
<p>-          <strong>Hepinizin aklındaki soruyu ilk başta cevaplandırayım. Ekonomi programımızı kararlılıkla sürdürüyor, uyguluyoruz. Enflasyonla mücadele programımız devam ediyor. Sürdürülebilir cari açık hedefimiz, mali disiplin de dahil aynen geçerli.</strong></p>
<p><strong>Erdoğan, </strong>şu noktaların altını çizdi:</p>
<ul>
<li><strong>Beyler, enerji yolları yeniden çiziliyor.</strong></li>
<li><strong>Ticaret koridorları değişiyor. (Örnek, orta koridor, kalkınma yolu)</strong></li>
<li><strong>Bölgemizde yeni imar, limanlar, yollar gündeme gelecek.</strong></li>
<li><strong>Savunma ve ileri teknoloji öne çıkıyor.</strong></li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ford: Made in EU biz elimizden geleni yaptık desteğinizi bekliyoruz</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab5f6bab8590-1790310074.png" alt="" width="900" height="152" /></span><strong>CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan</strong>’ın başkanlığındaki <strong>“Yuvarlak Masa Toplantısı”</strong>nda Amerikalı şirketlerin temsilcilerinin tamamı söz alıp konuştu. Toplantının moderatörlüğünü DEİK Başkanı <strong>Nail Olpak </strong>ile TAİK Başkanı <strong>Murat Özyeğin </strong>birlikte yürüttü.</p>
<p>Ford Europe Başkanı <strong>Jim Baumbick, “Made in EU” </strong>konusunu gündeme getirdi:</p>
<p>-          <strong>Made in EU’da Türkiye’nin kapsamın dışında kalmaması için biz özel sektörü temsilen elimizden geleni yapıyoruz. Ancak, bizim elimizden gelen bir yere kadar etkili oluyor. Türkiye’de Koç Grubu ile birlikte önde gelen otomotiv yatırımcısıyız.</strong></p>
<p><strong>Jim Baumbick </strong>sürdürdü:</p>
<p>-          <strong>Özel sektör olarak etkili olabileceğimiz alanlar belli. Made in EU konusunda sizin doğrudan devreye girmeniz konusunda adımlarınızı bekliyoruz.</strong></p>
<p>TAİK New York toplantılarının sponsoru olan şirketlerin temsilcileri söz almazken, Koç Holding Başkanvekili <strong>Ali Koç, </strong>ek bilgiler vermek üzere araya girdi, <strong>“Made in Europe” </strong>dışında kalma konusunda tedirginlik yaşadıklarını bildirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/netflix-turkiyeye-10-milyar-lira-yatiracak-88281</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/1/1280x720/356-1790310095.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Netflix, Türkiye’ye 10 milyar lira yatıracak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/12-trilyon-liralik-belgenin-sadece-yuzde-15i-az-gelismis-bolgelere-gitti-88280</guid>
            <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 07:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> 1.2 trilyon liralık belgenin sadece yüzde 15’i az gelişmiş bölgelere gitti!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Yatırım eğilimindeki artış hızı enflasyonun çok altında kaldı. Teşvik sisteminin yenilendiği geçen yıl Haziran ayından bu yana toplam 1.2 trilyon liralık yatırım yapıldı. Ancak toplam yatırımın sadece yüzde 13.5’i az gelişmiş V ve VI’ncı bölgelerdeki illere yapıldı. Yatırımların artırılması suretiyle işsizliğin azaltılması yanı sıra bölgeler arasındaki gelişmişlik farkının giderilmesi ve Türkiye’nin teknoloji alanında verdiği dış ticaret açığının kapatılmasını öngören teşvik sistemi kapsamında yapılan yatırımlar, bu amaçları karşılayamadı.</p>
<h2>Üç ana temel üzerine kuruldu</h2>
<p>Geçen yıl Mayıs ayından itibaren teşvik sistemi değiştirilirken, yeni sistem; Türkiye Yüzyılı Kalkınma Hamlesi, Sektörel Teşvik Sistemi ve Bölgesel Teşvikler olmak üzere üç ana temel üzerine kuruldu. Ancak yeni sistemde de yatırım projelerinin tutarı beklenen seviyeyi yakalayamadı. EKONOMİ’nin hesaplamalarına göre, geçen yıl Ocak-Temmuz döneminde 4 bin 378 belge karşılığında 441 milyar liralık yatırım öngörülürken, bu yıl aynı dönemde öngörülen yatırım tutarı sadece yüzde 18.3 arttı ve 522 milyar liraya yükseldi. Buna karşılık teşvik belgesine bağlanan yatırım sayısı yüzde 33.2 azalarak 2 bin 890’a geriledi. Teşvikli yatırımlar kapsamında öngörülen istihdam ise yüzde 13.3 azalarak 75 bin 447’ye geriledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab5f47e1fdca-1790309502.png" alt="" width="544" height="246" />Geçen yıl yenilenen teşvik sisteminde ilk kez Haziran ayında teşvik belgesi düzenlendi. Yeni dönemin ilk ayında teşvik belgesi sayısı sınırlı kaldı, sadece 1 milyar 593 milyon liralık yatırım öngören 27 belge verilirken, Temmuz’da 78.3 milyar liralık yatırım öngören 435 belge düzenlendi.</p>
<h2>En çok yatırımın adresi değişmedi </h2>
<p>Yeni teşvik sistemi kapsamında 1 yılda toplam 1 trilyon 205 milyar liralık yatırım öngören 5 bin 651 teşvik belgesi düzenlendi. Bu belgeler kapsamında toplam 135 bin 503 kişilik istihdam öngörülüyor. Ancak yeni teşvik sisteminde her zaman olduğu gibi en çok yatırım yine en gelişmiş illerin bulunduğu I ve II’nci bölgelere geldi. Yatırımların yüzde 38.4’üne karşılık gelen 462 milyar lirası I’inci bölgeye, yüzde 19.4’üne karşılık gelen 234.3 milyar lirası II’nci bölgeye yapıldı. 3’üncü bölgenin yatırımları 145.7 milyar lira ile yüzde 12.1’ini oluşturdu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/12-trilyon-liralik-belgenin-sadece-yuzde-15i-az-gelismis-bolgelere-gitti-88280</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/8/1280x720/lira-para-1761201598.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni teşvik sistemi, bölgelerarası gelişmişlik farkını iyileştirme işlevinde zorlanıyor. Sistemin yenilendiği geçen yıl hazirandan bu yana 1,2 trilyon liralık yatırım öngören 5 bin 651 teşvik belgesi düzenlenirken, 5 ve 6’ncı bölgeye yönelik yatırım belgelerinin payı yüzde 15,5’te kaldı. En gelişmiş illeri kapsayan 1 ve 2’nci bölgeler ise toplam yatırımın yüzde 57,8’ini çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/eurobond-tahvilin-yuzde-25i-yerliye-satildi-88279</guid>
            <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 07:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eurobond tahvilin yüzde 25’i yerliye satıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı dış borçlanma programı çerçevesinde dün dolar cinsinden 10 yıl vadeli 1.5 milyar dolarlık ESG sürdürülebilir tahvil ihraç etti. İhraca bakanlığın açıklamasına göre 3 katı talep gelirken tahvilin yüzde 25’i Türkiye’ye tahsis edildi. İhraç sonrası ilk işlemlerde uzmanların verdiği bilgiye göre satışların başlamasıyla fiyat 1 dolar aşağıdan işlem yapıldı. Uzmanlar uzun süredir böyle bir tahvil açılış fiyatlaması görmediklerini, 10 yıllık ABD tahvil faizlerindeki yükseliş döneminde yapılmasının da talihsizlik olduğunu vurguladı. Türkiye’deki yatırımcılara yüzde 25 tahsisat ise son yılların en yüksek seviyesine işaret ediyor.</p>
<p>Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre dolar cinsinden 2037 vadeli bir ESG tahvil (Sürdürülebilir) ihracı için önceki gün BNP Paribas, Citibank, ING Bank ve J.P. Morgan'a yetki verildi. Söz konusu ihraç aynı gün sonuçlandı ve ihraç tutarı 1.5 milyar dolar olarak gerçekleşti. İhraç tutarı 30 Eylül’de bakanlık hesaplarına girecek.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab5f386062ef-1790309254.png" alt="" width="609" height="198" /></p>
<h2>Son üç yılın en yüksek tahsisat oranı </h2>
<p>30 Ocak 2037 vadeli sürdürülebilir tahvilin kupon oranı yüzde 7,500, getiri oranı yüzde 7,650 oldu. İlk fiyatlamalar yüzde 7,85 seviyelerinde bulunuyordu. İhraca 100'ün üzerinde yatırımcının, ihraç tutarının üç katından fazla talep gösterdiği belirtilen bakanlık açıklamasında tahvilin yüzde 32'sinin Birleşik Krallık, yüzde 30'unun ABD, yüzde 25'inin Türkiye, yüzde 9'unun diğer Avrupa ülkeleri ve yüzde 4'ünün diğer ülkelerdeki yatırımcılara tahsis edildiği yer aldı. En son Nisan 2023’te yapılan sürdürülebilir tahvil ihracında 2.5 milyar dolarlık satış yapılmış ve o dönem yüzde 19’u Türkiye’deki yatırımcılara tahsis edilmişti. 2023’ten bu yana Hazine’nin yurtdışı tahvil satışları göz önüne alındığında bu sürdürülebilir tahvilde yüzde 25 Türkiye’deki yatırımcılara tahsis en yüksek orana işaret ediyor. Diğer uluslararası tahvil ve kira sertifikası ihraçlarında Türkiye’deki yatırımcılara yüzde 2-19 arasında tahsis yapılmış durumda. Bazı uluslararası tahvil ihraçlarında ise Türkiye’deki yatırımcılara tahsisat yapılmadığı da öne çıkıyor.</p>
<p>Uzmanların verdiği bilgiye göre ABD tahvil faizlerindeki hareketlilik gelişmekte olan tüm ülke tahvil piyasalarını olumsuz etkiliyor ve Hazine’nin diğer eurobondlarında özel bir satış eğilimi bulunmuyor. Gelişmekte olan diğer ülkelerin tahvil piyasasıyla paralel hareketler gözlense de yeni ihracın açılış gününde olumsuz fiyatlanması dikkat çekici diyen uzman talihsiz zamanlamaya işaret etti.</p>
<h2>12.2 milyar dolar ile hedef aşıldı </h2>
<p>Hazine açıklamasında tahvilin, Hazine’nin uluslararası sermaye piyasalarında ihraç ettiği ikinci ESG (Çevresel, Sosyal ve Yönetişim - Environmental, Social and Governance) tahvil ihracı iken, 2023 yılından bu yana gerçekleştirilen ilk ESG tahvili oldu. Bu tahvil ihracıyla birlikte 2026 yılında uluslararası sermaye piyasalarından toplam 12.2 milyar dolar tutarında finansman sağlandı. Yılbaşında bakanlık 11 milyar dolarlık bir dış finansman hedefi açıklamıştı. Bu yıl da geçen yıl olduğu gibi Hazine ve Maliye Bakanlığı dış borçlanma hedefinin üzerine çıktı.</p>
<p>Uzmanların 20 Eylül’de yenilenen CDS’in 241 seviyelerinde ve önceki ihraçlardakinin 5 puan üzerinde olduğunu belirtirken ihraca gelen talebin de zayıf kaldığını dile getirdi. İlk fiyatlamadan sadece 20 baz puanlık bir faizle ihracın sonuçlanmasının da talepteki zayıflığı ortaya koyduğunu vurgulayan uzmanlar, bunun son yıllardaki en düşük daralma olduğunu vurguladı. Ekim başında Hazine’nin 3 milyar doları aşan itfası bulunduğuna dikkat çeken uzmanlar ABD 10 yıllık tahvil faizlerinin yüksek olduğu bir zamana denk gelmesinin ise talihsizlik olduğunu kaydetti.</p>
<h2>TL devlet tahvillerinde yabancı satışı </h2>
<p>Öte yandan yatırım fonu kriziyle birlikte gösterge tahvil faizlerinde de yön yukarıya çevrildi. Dün itibariyle 2 yıl vadeli TL gösterge tahvil faizi yüzde 40,02’yi gördü, 5 yıl vadeli tahvil yüzde 38,11’e, 10 yıl vadeli gösterge tahvil faizi de yüzde 35,27’ye yükseldi. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası da fon kriziyle birlikte tahvil alımlarını hızlandırdı. Bu arada TCMB haftalık verilerine göre fonlarda likidite krizinin zirveye ulaştığı 18 Eylül ile biten geçen hafta yabancı yatırımcı devlet tahvillerinde net 116.9 milyon dolarlık, hisse senetlerinde net 109.8 milyon dolarlık satış gerçekleştirdi. Özel sektör tahvillerinde ise satış daha güçlü 331.7 milyon dolar oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/eurobond-tahvilin-yuzde-25i-yerliye-satildi-88279</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/9/1280x720/borclanmaya-tek-adres-tahvil-1740949908.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine 2023 sonrası ilk sürdürülebilir tahvil ihracında 1.5 milyar dolar borçlandı, yatırımcıya getiri yüzde 7,650 oldu. Yüzde 25’i Türkiye’deki yatırımcılara tahsisat oranıyla son yılların en yüksek seviyesi görülen tahvil ihracında ilk fiyatlamaya göre sadece 20 baz puanlık gerileme yaşandı, ihraç 1 dolara yakın düşüşle işlem görmeye başladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kayseri-2027-turk-dunyasi-kultur-baskenti-2029-dunya-spor-baskenti-oldu-88315</guid>
            <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kayseri, 2027 Türk Dünyası Kültür Başkenti ve 2029 Dünya Spor Başkenti oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç, Kayseri’nin 6 bin yıllık tarihi, zengin kültürel mirası, doğal güzellikleri, gastronomisi, spor ve sağlık turizmi potansiyeliyle Türkiye’nin önemli turizm destinasyonlarından biri olduğunu vurguladı.</p>
<p>Büyükkılıç, “2027 Türk Dünyası Kültür Başkenti ve 2029 Dünya Spor Başkenti Kayseri, sadece bir şehir değildir. Kayseri, Anadolu’nun hafızasıdır, önsözüdür. Geçmişin ve geleceğin buluştuğu, medeniyetlerin izlerini taşıyan büyük bir kültür ve turizm merkezidir” dedi.</p>
<p>Kayseri’nin Asur ve Hititlerden Roma ve Bizans’a, Danişmendli ve Selçuklulardan Osmanlı’ya ve Cumhuriyet dönemine kadar birçok medeniyete ev sahipliği yaptığını belirten Büyükkılıç, kentin bu zengin mirasıyla adeta yaşayan bir açık hava müzesi olduğunu söyledi. “Kültepe Kaniş-Karum’da binlerce yıl öncesinin ticaret hayatına, Selçuklu eserlerinde kadim medeniyetimizin mimari ve sanat anlayışına, camilerimizde, medreselerimizde, kümbetlerimizde ve kervansaraylarımızda tarihimizin derin izlerine şahit oluyoruz” diyen Başkan Dr. Büyükkılıç, Kayseri’nin ilim, irfan, sanat ve kültürün buluştuğu önemli bir merkez olduğunu ifade etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab612e522dcb-1790317285.jpeg" alt="" width="427" height="284" /></p>
<p><strong>Kültepe Kaniş-Karum’un turizm potansiyeli güçlendiriliyor</strong></p>
<p>Kayseri’nin dünya tarihine ışık tutan en önemli değerlerinden Kültepe Kaniş-Karum’un turizm potansiyelini güçlendirmek için önemli projeler yürüttüklerini belirten Büyükkılıç, Kültepe Müzesi, 14 evden oluşan Asurlu Tüccarlar Sokağı ve Kültepe Ziyaretçi Merkezi projeleriyle bölgenin yeniden ayağa kaldırıldığını söyledi. Büyükkılıç, binlerce yıl öncesinin ticaret hayatını günümüze taşıyan Kültepe’nin yerli ve yabancı ziyaretçiler tarafından daha güçlü şekilde deneyimlenmesi için çalışmaların sürdüğünü kaydetti.</p>
<p>Hunat Hatun Camii, Sahabiye Medresesi, Hacı Kılıç Camii, Battal Gazi Camii ve Çifte Kümbet gibi eserlerin Kayseri’nin tarihsel kimliğinin önemli parçaları olduğunu belirten Büyükkılıç, “Kayseri’nin taşlarında tarih, kültür ve medeniyet konuşuyor. Kayı, Salur, Dodurga, Afşar ve Karaevli gibi Oğuz boylarının izlerini taşıyan eserlerimiz, bu şehrin Türk tarihindeki güçlü yerini ortaya koyuyor” dedi.</p>
<p>Kayseri’nin kültürel mirasının korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması amacıyla restorasyon ve müzecilik çalışmalarına da önem verdiklerini belirten Büyükkılıç, Ağırnas’taki Mimar Sinan Evi ile Koramaz Vadisi Müzesi’nin yanı sıra Selçuklu Uygarlığı ve Gevher Nesibe Tıp Tarihi Müzesi, Milli Mücadele Müzesi, Ahi Evran Esnaf ve Sanatkârlar Müzesi, Veli Altınkaya Basın Müzesi ve İncesu Kent Müzesi’nin şehrin hafızasını geleceğe taşıdığını söyledi.</p>
<p><strong>Koramaz’dan Kapuzbaşı’na doğa turizmi </strong></p>
<p>Kayseri’nin doğal güzellikleriyle de güçlü bir turizm potansiyeline sahip olduğunu vurgulayan Büyükkılıç; UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan Koramaz Vadisi’nin yanı sıra Soğanlı Vadisi, Sultan Sazlığı, Kapuzbaşı Şelaleleri, Aladağlar ve Hacer Ormanları’nın önemli doğal destinasyonlar olduğunu belirtti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab6125151fc4-1790317137.jpeg" alt="" width="699" height="422" /></p>
<p><strong>Erciyes’te hedef turizmi 12 aya yaymak</strong></p>
<p>Erciyes’in Kayseri’nin turizm vizyonunda özel bir yere sahip olduğunu belirten Büyükkılıç, Türkiye’nin önemli dağ ve kış turizmi merkezlerinden Erciyes’i 12 ay yaşayan bir turizm ve spor destinasyonu haline getirmek için çalışmaların sürdüğünü söyledi. Erciyes’in yaz aylarında kamp, yürüyüş, bisiklet, doğa sporları, gastronomi ve macera aktiviteleriyle de ziyaretçilerini ağırladığını belirten Büyükkılıç, Erciyes A.Ş. tarafından gerçekleştirilen tanıtım çalışmalarıyla yaz turizmi potansiyelinin ulusal ve uluslararası pazarlara aktarıldığını kaydetti. Erciyes’te turizm çeşitliliğini artıracak yeni yatırımların da sürdüğünü belirten Büyükkılıç, Türkiye’nin en uzun ve en iddialı dağ kızağı tesislerinden birinin Erciyes’e kazandırılması için gerekli adımların atıldığını açıkladı. Erciyes’te otel sayısının 20’nin üzerine çıktığını ve kayak merkezinin bir sezonda 3 milyon 300 bin ziyaretçiyi ağırladığını belirten Büyükkılıç, Tekir Kapı bölgesindeki trafik yoğunluğunun çözümü için Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile alternatif yol ve by-pass projesinin de hayata geçirildiğini söyledi.</p>
<p><strong>Örenşehir Yamula’da turizmden hak ettiği değeri alacak </strong></p>
<p>İncesu Örenşehir’de yürütülen kazılarda İç Anadolu’nun en büyük mozaikli yapısının gün yüzüne çıkarıldığını hatırlatan Büyükkılıç, Örenşehir Mozaikli Yapı’nın “ören yeri” ilan edildiğini belirtti. Büyükkılıç, bu gelişmenin Kayseri’nin kültür ve turizm vizyonuna yeni bir değer kazandırdığını ifade etti. Yamula Barajı çevresindeki fosil kazılarının ise Kayseri’nin tarihinin insanlık geçmişinden çok daha eskiye uzandığını ortaya koyduğunu belirten Büyükkılıç, bölgede yaklaşık 7,5 milyon yıllık fosil buluntularına ulaşıldığını kaydetti.</p>
<p><strong>Kayseri mutfağı dünyaya açılıyor </strong></p>
<p>Kayseri’nin gastronomi turizmindeki gücüne de dikkat çeken Büyükkılıç, kentin UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Kreatif Şehirler Ağı’nda gastronomi şehri olarak yer aldığını hatırlattı. Mantı, pastırma, sucuk, yağlama ve nevzine başta olmak üzere Kayseri mutfağının şehrin kültürel kimliğinin önemli bir parçası olduğunu belirten Büyükkılıç, Recep Tayyip Erdoğan Millet Bahçesi’ndeki Mutfak Sanatları Merkez, Mülhemi ile Gastronomi Günleri’nin bu değerlerin tanıtımına katkı sunduğunu söyledi.</p>
<p><strong>Camikebir’de tarih gün yüzüne çıkıyor</strong></p>
<p>Suriçi Camikebir Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında yürütülen arkeolojik araştırma kazılarına da değinen Büyükkılıç, Camikebir ile Hatuniye Medresesi arasındaki kazılarda Melikgazi Külliyesi’ne ait olduğu değerlendirilen medrese kalıntılarının gün yüzüne çıkarıldığını belirtti. Büyükkılıç, ortaya çıkarılan tarihî eserlerin Kayseri’nin kadim geçmişinin anlaşılması ve şehir merkezinin turizm potansiyelinin güçlendirilmesi açısından önem taşıdığını kaydetti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab6127747783-1790317175.jpeg" alt="" width="601" height="338" /></p>
<p><strong>Kayseri’nin turizm geleceği master planla şekilleniyor</strong></p>
<p>Kayseri Turizm Master Planı 2025-2030’un yayımlandığını belirten Büyükkılıç, 232 sayfa ve 11 bölümden oluşan planın Kayseri Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde, Kayseri Valiliği’nin destekleri ve üniversitelerin bilimsel katkılarıyla hazırlandığını söyledi. Turizmde dijitalleşmeye de önem verdiklerini belirten Büyükkılıç, Büyükşehir Belediyesi Coğrafi Bilgi Sistemi üzerinden yenilenen Kayseri Turizm Haritası’nın ziyaretçilerin hizmetine sunulduğunu söyledi. Kayseri’nin turizm portalı kayseri.com.tr’nin ise gezilecek yerlerden gastronomi duraklarına, gezi rotalarından doğal ve kültürel güzelliklere kadar geniş bir içerik sunduğunu belirten Büyükkılıç, “Kayseri’nin Sıra Dışı Turizm Rehberi” anlayışıyla tanıtım çalışmalarının sürdüğünü kaydetti. Kayseri’nin spor turizmi potansiyeline de değinen Büyükkılıç, Erciyes’in yanı sıra Tomarza Böke Kano Projesi gibi çalışmalarla spor ve doğanın buluştuğu yeni turizm deneyimleri oluşturulduğunu söyledi. Kayseri Kent Konseyi Turizm Çalışma Grubu toplantılarında da şehrin turizm potansiyeline yönelik fikir ve projelerin değerlendirildiğini belirten Büyükkılıç, kamu, üniversite, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları arasındaki iş birliğinin önemine dikkat çekti.</p>
<p><strong>Kayseri, 2027 Türk Dünyası Kültür Başkenti seçildi</strong></p>
<p>Kayseri’nin TÜRKSOY tarafından 2027 Türk Dünyası Kültür Başkenti ilan edilmesinin uluslararası kültür ve turizm vizyonu açısından önemli olduğunu belirten Büyükkılıç, bunun Türkiye ve Türk dünyasının ortak başarısı olduğunu ifade etti. 2027 yılında Kayseri’nin Türk dünyasının farklı coğrafyalarından sanatçıları, kültür insanlarını ve ziyaretçileri ağırlayacağını belirten Büyükkılıç, kentin Balkanlar’dan Kafkasya’ya, Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan ortak kültürün buluşma noktalarından biri olacağını söyledi.</p>
<p><strong>Avrupa Spor Şehri Kayseri,</strong> <strong>2029 Dünya Spor Başkenti oldu </strong></p>
<p>Altın Bayrak Ödüllü Avrupa Spor Şehri Kayseri’nin 2029 Dünya Spor Başkenti ilan edildiğini ve bu doğrultuda çalışmaların sürdüğünü belirten Büyükkılıç, spor turizmi ile kültür turizminin birbirini tamamlayan alanlar olduğunu ifade etti. Kayseri’nin uluslararası organizasyonları, spor tesisleri, Erciyes’i ve doğal güzellikleriyle bu alandaki potansiyelini geliştirmeye devam edeceğini kaydetti.</p>
<p>Kayseri’nin kültür ve sanat hayatının yıl boyunca canlı tutulması için de önemli organizasyonlara ev sahipliği yaptığını belirten Büyükkılıç, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 5-13 Eylül 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilen Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin şehrin kültür, sanat ve turizm değerlerinin daha geniş kitlelere ulaşmasına katkı sunduğunu ifade etti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kayseri-2027-turk-dunyasi-kultur-baskenti-2029-dunya-spor-baskenti-oldu-88315</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/5/1280x720/kayseri-2027-turk-dunyasi-kultur-baskenti-2029-dunya-spor-baskenti-oldu-1790317227.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç, “2027 Türk Dünyası Kültür Başkenti ve 2029 Dünya Spor Başkenti Kayseri, sadece bir şehir değildir. Kayseri, Anadolu’nun hafızasıdır, önsözüdür. Geçmişin ve geleceğin buluştuğu, medeniyetlerin izlerini taşıyan büyük bir kültür ve turizm merkezidir” ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/termal-turizmin-yeni-adresi-bayramhaci-olacak-88312</guid>
            <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Termal turizmin yeni adresi &#039;Bayramhacı&#039; olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Kocasinan Belediyesi, eşsiz doğal güzellikleri, bir yanında denizi, diğer yanında peri bacalarıyla dikkat çeken Bayramhacı Mahallesi’ndeki turizm potansiyelini gün yüzüne çıkarmak ve bölgedeki termal su kaynaklarını etkin şekilde değerlendirmek amacıyla çalışmalarını sürdürüyor. Bayramhacı Mahallesi sınırları içerisinde yer alan ve Kayseri Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığına (YİKOB) ait Jeotermal Kaynak Arama Ruhsatı sahasında, Kocasinan Belediyesi tarafından yapılması planlanan “Yeşil Dönüşüm Kapsamlı Stratejik Turizm Projesi” yatırımlarında kullanılmak üzere sondaj yapma hakkı Kocasinan Belediyesi’ne verildi.</p>
<p>Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kocasinan Belediye Başkanı Ahmet Çolakbayrakdar, Bayramhacı’nın uzun süredir üzerinde çalıştıkları önemli projelerden biri olduğunu belirterek, bölgenin sahip olduğu doğal ve jeotermal zenginliklerle Kayseri ve Türkiye turizmine kazandırılacağını söyledi. Bölgedeki su havzası, yer altı suyu ve jeotermal kaynakların araştırılması ve değerlendirilmesi konusunda önemli bir adım attıklarını ifade eden Başkan Çolakbayrakdar, “Uzun süredir üzerinde çalıştığımız konulardan bir tanesi Bayramhacı'dır. Bayramhacı'nın bir turizm lokasyonu olarak şehrimize, şehir ekonomimize ve ülke ekonomimize kazandırılması amacıyla çalışmalarımızı sürdürüyoruz. YİKOB ile yapılacak iş birliğiyle bölgedeki jeotermal kaynaklar etkin şekilde değerlendirilecek. Bahse konu alan 3 bin hektar, toplam alan ise yaklaşık 15 bin hektar ve alanın büyük kısmı Belediyemize ait. 3 bin hektarlık alanı da YİKOB ile iş birliği içerisinde ve belediyemizin kontrolünde birlikte yönetmiş olacağız. Bu durum, bölgedeki jeotermal kaynakların belediyemiz eliyle işletilmesini sağlayacak” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab6115a13de5-1790316890.jpg" alt="" width="572" height="322" /></p>
<p><strong>“Bayramhacı, Kapadokya ve jeotermalin buluşma noktası olacak” </strong></p>
<p>Bayramhacı’nın yalnızca jeotermal kaynaklarıyla değil, doğal ve coğrafi özellikleriyle de önemli bir turizm potansiyeline sahip olduğunu vurgulayan Başkan Çolakbayrakdar, bölgenin Kapadokya coğrafyasının bir parçası niteliğinde olduğuna dikkat çekerek, “Kapadokya coğrafyasının bir parçası olan Bayramhacı'daki turizm potansiyelini gün yüzüne çıkarmayı hedefliyoruz. Bu turizm potansiyelinin yanı sıra bölgenin önemli bir özelliği de jeotermal kaynaklara sahip olmasıdır. Kapadokya coğrafyasına benzer bir topoğrafya burada da bulunmaktadır. Ancak buranın bir artısı da jeotermal kaynaklarının olmasıdır” şeklinde konuştu.</p>
<p>Çolakbayrakdar, bölgede yapılacak sondaj çalışmalarından olumlu sonuç alınması hâlinde Bayramhacı’nın Kayseri ve Türkiye turizmi açısından önemli bir destinasyon hâline geleceğine dikkat çekerek, “İstediğimiz miktarda suyu da bulduktan sonra Bayramhacı, önümüzdeki günlerde Kayseri için yeni bir turizm kaynağı, Türkiye için ise yeni bir turizm potansiyeline sahip önemli bir nokta hâline gelecek” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/termal-turizmin-yeni-adresi-bayramhaci-olacak-88312</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/2/1280x720/termal-turizmin-yeni-adresi-bayramhaci-olacak-1790316938.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocasinan Belediyesi, Kapadokya’nın dokusunu jeotermal enerjiyle birleştiren önemli bir lokasyonda bulunan Bayramhacı’da yeni bir turizm destinasyonu oluşturmaya hazırlanıyor. Bayramhacı’nın uzun süredir üzerinde çalıştıkları önemli projelerden biri olduğunu belirten Kocasinan Belediye Başkanı Ahmet Çolakbayrakdar, YİKOB ile yapacakları işbirliğiyle bölgedeki jeotermal kaynaklar etkin şekilde değerlendirileceklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kayseri/maylano-2026da-1-milyar-tl-ciro-hedefliyor-88310</guid>
            <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> MAYLANO, 2026’da 1 milyar TL ciro hedefliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Mobilya sektöründe 25 yılı aşkın süredir faaliyet gösteren Asilev Mobilya AŞ'nin, MAYLANO markasıyla üretim kapasitesini, özgün tasarım kabiliyetini ve AR-GE çalışmalarını geliştirerek büyüme hedeflerini sürdürdüğü belirtildi. Döşemeli ve ahşap mobilya üretiminde faaliyet gösteren şirket, 2026 yılında ciroda önemli bir artış hedeflerken ihracat pazarlarını da genişletmeyi planlıyor.</p>
<p>Yönetim Kurulu Başkanı Rıdvan Kılıç, üretim altyapısı ve deneyimli kadrolarının yanı sıra tasarım ve ürün geliştirme yetkinliklerinin de büyüme stratejilerinde önemli bir yere sahip olduğunu belirterek, “Orta ve uzun vadede marka bilinirliğimizi artırıp hem sektöre hem ülkeye katkı ve istihdam sağlamayı hedefliyoruz” dedi.</p>
<p><strong>20 bin metrekarelik tesiste üretim</strong></p>
<p>Yaklaşık 20 bin metrekarelik alanda faaliyet gösteren MAYLANO’nun tesisinin 14 bin metrekarelik bölümü kapalı üretim alanından oluşuyor. Şirket, yaklaşık 250 kişiye istihdam sağlıyor. Döşemeli mobilya ve ahşap mobilya üretimine odaklanan şirketin ürün gamında koltuk takımları, kanepeler, berjerler ve başlık gruplarının yanı sıra ahşap iskelet, torna ayak ve CNC yüzey işleme gibi üretimin farklı aşamalarına yönelik çalışmalar da bulunuyor. Şirket ayrıca boyahane altyapısıyla zigon, orta ve yan sehpa grupları ile masa ve sandalye üretimi gerçekleştiriyor.</p>
<p>Yaklaşık 40 farklı modelden oluşan ürün gamının önemli bir bölümünü Bellona ve İstikbal markaları için üretilen modeller oluştururken, şirketin Ar-Ge ve tasarım süreçlerini kendisinin yürüttüğü 20’nin üzerinde özgün modeli de bulunuyor. Döşemeli ürünlerde aylık yaklaşık 2 bin koltuk takımı, sehpa grubunda ise aylık yaklaşık bin adet üretim kapasitesine sahip olduklarını belirten Kılıç, farklı ürün gruplarında esnek ve yüksek hacimli üretim yapabilme kabiliyetine dikkat çekti.</p>
<p><strong>Ar-Ge’den seri üretime uzanan süreç</strong></p>
<p>MAYLANO’nun büyüme stratejisinde AR-GE ve ürün geliştirme çalışmalarının önemli bir yer tuttuğunu ifade eden Kılıç, özgün tasarımlarda sürecin yalnızca tasarımla sınırlı olmadığını söyledi. “AR-GE sürecimizi ürünün fikir aşamasından seri üretime kadar bütün aşamalarını kapsayacak şekilde yürütüyoruz” diyen Kılıç, tasarlanan ürünlerin önce prototip olarak hazırlandığını, ardından yönetim ekibinin değerlendirmesinden geçtiğini belirtti. Gerekli revizyonların ardından ürünlerin sağlamlık, ses ve görsel açıdan çeşitli testlere tabi tutulduğunu aktaran Kılıç, başarılı sonuç alınması halinde seri üretim aşamasına geçildiğini kaydetti. Ar-Ge çalışmalarında üretim ekiplerinin deneyimlerinden de yararlandıklarını vurgulayan Kılıç, “Ar-Ge sürecine yalnızca tasarım ekibimizin değil, üretimin her prosesinde görev alan deneyimli ekiplerimizin de katkı sağlaması önemli bir avantaj. Sahadaki tecrübeyi tasarım sürecine aktararak ürünlerimizi sürekli geliştiriyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Yalın üretimle verimlilik odağı</strong></p>
<p>Şirketin verimlilik çalışmalarında ise yalın üretim anlayışının son yıllarda daha fazla öne çıktığını belirten Kılıç, ürün ve modellere göre üretim hatlarının yeniden düzenlendiğini, iş akışlarının gözden geçirildiğini ve üretim süreçlerinin verimlilik odaklı geliştirildiğini anlattı. Kılıç, “Tek bir üretim sistemini bütün ürünlere uygulamak yerine, ürünün ve modelin ihtiyaçlarına göre üretim yapımızı esnek şekilde geliştiriyoruz. Hedefimiz yalnızca daha fazla üretmek değil; doğru ürünü, doğru zamanda, doğru kalitede ve mümkün olan en verimli şekilde üretmek” dedi.</p>
<p><strong>2025’te 685 milyon TL ciro</strong></p>
<p>MAYLANO, büyüme hedeflerini finansal performansına da yansıtmayı planlıyor. Şirket, 2025 yılını 685 milyon TL ciroyla tamamladı. 2026 yılı için belirlenen ciro hedefi ise 1 milyar TL. İhracat tarafında mevcut pazarların güçlendirilmesinin yanı sıra yeni pazarlara ulaşılması hedefleniyor. Şirket, üretim altyapısını ve ürün geliştirme kabiliyetini uluslararası pazarlardaki büyüme hedeflerinin önemli unsurlarından biri olarak değerlendiriyor.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ab60f5a3db9b-1790316378.jpg" alt="" width="539" height="340" /></p>
<p><strong>Yeni koleksiyonlar ANAMOB’da görücüye çıkacak</strong></p>
<p>MAYLANO, 2026 programında yeni ürün ve koleksiyonlarını sektör profesyonelleriyle buluşturmaya da odaklanıyor. Şirket, tasarlayıp geliştirdiği yeni ürünleri Anadolu Mobilya Fuarı’nda (ANAMOB) sergilemeye hazırlanıyor. Geçtiğimiz yıl düzenlenen fuarda MAYLANO’nun Lany modeli, “En İyi Koltuk Takımı” kategorisinde birincilik elde etti. Bu başarının şirket açısından önemli bir motivasyon kaynağı olduğunu belirten Kılıç, bu yıl da premium ürünlerden oluşan yeni koleksiyonları sektör temsilcilerinin beğenisine sunacaklarını söyledi. 7-11 Ekim tarihlerinde düzenlenecek fuarda yeni koleksiyonlarını sergilemeye hazırlanan MAYLANO, fuarı hem ürünlerini tanıtmak hem de sektör profesyonelleriyle buluşmak açısından önemli bir platform olarak görüyor.</p>
<p><strong>Teknoloji yatırımları gündemde</strong></p>
<p>MAYLANO’nun gelecek dönem planlarında teknoloji ve makine yatırımları da yer alıyor. Yapay zeka çağında yaşanan teknolojik gelişmeleri yakından takip ettiklerini belirten Kılıç, üretim altyapısını güncel tutmaya çalıştıklarını ifade etti. Kılıç, “Yapay zeka çağında yenilikleri, gelişmeleri ve güncel teknolojiyi yakından takip ediyoruz. Bu takipler kapsamında makine yatırımımızı sürekli güncel tutmaya çalışıyoruz” diye konuştu. Şirketin geleceğe yönelik vizyonunda ise vizyoner bakış açısı, AR-GE ve tasarım kabiliyeti, güçlü kalite ekibi, entegre tesis yapısı ve yüksek üretim kapasitesi öne çıkıyor. MAYLANO, bu altyapıyı kullanarak marka bilinirliğini artırmayı, üretim kapasitesini ve pazarlarını geliştirmeyi ve sektördeki konumunu güçlendirmeyi hedefliyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kayseri/maylano-2026da-1-milyar-tl-ciro-hedefliyor-88310</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/0/1280x720/maylano-2026da-1-milyar-tl-ciro-hedefliyor-1790316511.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Asilev Mobilya’nın markası MAYLANO, 2025 yılını 685 milyon TL ciroyla tamamladı. Şirket, 2026’da 1 milyar TL ciroya ulaşmayı, mevcut ihracat pazarlarını güçlendirmenin yanı sıra yeni pazarlara açılmayı hedefliyor. Yaklaşık 20 bin metrekarelik tesiste 250 kişiye istihdam sağlayan MAYLANO, Ar-Ge ve tasarıma dayalı özgün ürünlerini Anadolu Mobilya Fuarı’nda sektör profesyonelleriyle buluşturmaya hazırlanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kulturun-sessiz-krizi-88296</guid>
            <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kültürün sessiz krizi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Belki de bugün kültür dünyasının en büyük meselesi eksiklik değil, fazlalık. Çünkü uzun yıllar kültüre erişimin yetersizliğinden söz ettik. Kitaba ulaşmak zordu, sanat etkinlikleri sınırlıydı, sergiler belirli merkezlerde yoğunlaşıyor, konserler, tiyatrolar, festivaller bugünkü kadar çoğalmıyordu. Şimdi ise tam tersine başka bir çağdayız.</p>
<p>Her gün yeni bir etkinlik haberi geliyor. Bir sergi açılıyor, bir diğeri kapanıyor. Bir festival bitmeden yenisinin programı açıklanıyor. Kitaplar arka arkaya yayımlanıyor. Kültür kurumları birbirleriyle daha yoğun program yapma yarışına giriyor.</p>
<p>İlk bakışta sevindirici bir tablo. Ama sayı arttıkça değer de aynı ölçüde artıyor mu?</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab5fea9d47e7-1790312105.jpg" alt="" width="800" height="436" /><strong>Erişim arttı, temas azaldı</strong></p>
<p>Asıl mesele burada başlıyor. Çünkü kültür yalnızca üretilenlerin toplamı değildir. Kültür aynı zamanda o üretilenlerle kurduğumuz ilişkinin niteliğidir.</p>
<p>Bir sergiden çıktığımızda gördüklerimizin ne kadarı bizimle birlikte eve geliyor? Okuduğumuz bir kitap birkaç ay sonra hâlâ zihnimizde yaşıyor mu? Dinlediğimiz bir söyleşi düşünme biçimimizde küçük de olsa bir değişiklik yaratıyor mu? Bir konserden yalnızca birkaç telefon görüntüsüyle mi dönüyoruz, yoksa müzik gerçekten belleğimizde bir yere mi yerleşiyor?</p>
<p>Bunları sormak gerekiyor. Çünkü farkında olmadan kültürü de hızla tüketilen ürünlerden biri hâline getiriyoruz. Bir zamanlar ulaşmak zordu. Şimdi ulaşmak kolay ama yanında kalmak zor.</p>
<p>İşte ben buna kültürün sessiz krizi diyorum.</p>
<p>Bu kriz yüksek sesle gelmiyor. Bir gün kapımızı çalıp kendisini ilan etmiyor. Tam tersine, büyük bir hareketliliğin içine saklanıyor. Her şeyin yolunda gittiğini düşündüğümüz bir anda ortaya çıkıyor. Çünkü kültürel hayat çok canlı görünebilir ama kültürün kendisi aynı ölçüde derinleşmeyebilir.</p>
<p><strong>Görünürlük değerin önüne geçince</strong></p>
<p>Bugün pek çok alanda karşılaştığımız en temel sorunlardan biri bu. Görünürlük, değerin önüne geçiyor. Artık yalnızca bir şeyi yapmak yetmiyor, yaptığımızı göstermek gerekiyor. Bir sergiye gitmek kadar o sergide olduğumuzu göstermek önemli. Bir kitabı okumaktan önce kapağını paylaşabiliyoruz. Bir konseri dinlemek yerine görüntüsünü kaydediyoruz. Bir yemeğin tadına varmadan fotoğrafını çekiyoruz.</p>
<p>Bir bakıma yaşadığımız anı yaşamaktan çok onu belgelemekle uğraşıyoruz. Böyle olunca kültürün kendisinden çok kültürle kurduğumuz ilişkinin görüntüsü önem kazanıyor. Görünmek, giderek var olmakla eş anlamlı hâle geliyor.</p>
<p>Bir etkinlik sosyal medyada yeterince konuşulmadığında neredeyse yapılmamış sayılıyor. Bir sanatçı görünür değilse ürettiğinin değeri sorgulanabiliyor. Bir kitap çok paylaşılmıyorsa okunmadığı düşünülebiliyor. Bir restoranın hikâyesi yeterince güçlü değilse yemeğin lezzeti ikinci plana düşebiliyor.</p>
<p>Gastronomide bunu uzun zamandır konuşuyoruz. Hikâye büyüyor, tabak küçülüyor. Kültür dünyasında da benzer bir şey yaşanıyor. Tanıtım büyüyor. Görünürlük büyüyor. İletişim bütçeleri büyüyor. Ama içerik aynı ölçüde büyüyor mu? Bence artık bunu sormanın zamanı geldi.</p>
<p><strong>Kalıcılık gürültüyle aynı şey değil</strong></p>
<p>Çünkü kültürün değerini yalnızca kaç kişinin gördüğü belirlemez. Asıl değer, insanda bıraktığı izdir.</p>
<p>Bir roman birkaç bin kişiye ulaşır ama kuşaklar boyunca yaşamaya devam eder. Küçük bir tiyatro salonunda oynanan bir oyun, yıllar sonra bile izleyenin belleğinde kalabilir. Bir ressamın yaşarken fazla ilgi görmeyen tablosu, yıllar sonra bir dönemin ruhunu anlatabilir. Sanatın tarihi biraz da bunun tarihidir.</p>
<p>Kalıcılığın gürültüyle aynı şey olmadığını bize tekrar tekrar gösteren örneklerle doludur. Bazı eserler sessizce büyür. Bazı isimler yavaş yavaş yerleşir. Bazı düşünceler yıllar sonra değerini bulur.</p>
<p>Ama bizim çağımız yavaşlığa pek tahammül etmiyor. Üretmek yetmiyor, sürekli üretmek gerekiyor. Görünmek yetmiyor, sürekli görünmek gerekiyor. Bir başarının ömrü giderek kısalıyor. Dün konuşulan serginin yerini bugün başka bir sergi, geçen haftanın kitabının yerini bu haftanın kitabı alıyor.</p>
<p>Bu hız yalnızca izleyiciyi yormuyor. Üretenleri de yoruyor. Bir yazarın kitabı yayımlanıyor; daha kitabın kendisi üzerine doğru dürüst konuşulmadan yeni kitabının ne zaman çıkacağı soruluyor. Bir sanatçı sergisini açıyor; sergi kapanmadan sonraki projenin hazırlığı başlıyor. Kültür kurumları programlarını daha da yoğunlaştırıyor.</p>
<p>Çünkü boşluk bırakmaktan korkuyoruz.</p>
<p><strong>Kültür biraz da boşluk ister</strong></p>
<p>Oysa kültür biraz da boşluk ister. Okuduğumuz bir kitabın içimizde dolaşabilmesi için zamana ihtiyacı vardır. Bir serginin düşüncelerimize yerleşmesi için sessizlik gerekir. Dinlediğimiz bir müziğin bizde kalabilmesi için onu hemen başka bir sesle örtmememiz gerekir. Kültür yalnızca üretilmez. Kültür sindirilir. Belki de bugün kaybetmeye başladığımız şey, tam da bu sindirme zamanı. Bu yüzden kültürün bugünkü sorunlarını yalnızca ekonomiyle açıklamak yeterli değil.</p>
<p>Elbette kültür ekonomisinin sorunları var. Sanatçının geçim koşulları, yayıncılığın maliyetleri, tiyatroların ayakta kalması, kültür kurumlarının bütçeleri, bağımsız üreticilerin yaşam savaşı son derece önemli.</p>
<p>Ama bunların yanında daha görünmez bir kaybımız var. Dikkatimizi kaybediyoruz.</p>
<p><strong>Dikkat, kültürün görünmeyen sermayesi</strong></p>
<p>Ve dikkat, kültürün görünmeyen sermayesidir.</p>
<p>Bir roman yüzlerce sayfa boyunca dikkatimizi ister. Bir senfoni bizi uzun süre aynı dünyanın içinde tutmaya çalışır. Bir tablo, karşısında birkaç dakika durmamızı bekler.</p>
<p>Ama yaşadığımız çağ sürekli başka bir şey söylüyor: Daha hızlı bak. Daha hızlı tüket. Bir sonrakine geç. Ekranı kaydır. Belki kültürle dijital çağ arasındaki en önemli gerilim de burada ortaya çıkıyor. Kültür derinleşmek ister. Dijital düzen hızlandırır. Sanat dikkat ister. Algoritma dikkatimizi bölmek ister.</p>
<p>Böyle bir ortamda kültürün sessiz krizini yalnızca daha fazla etkinlik düzenleyerek çözemeyiz.</p>
<p><strong>Daha fazla değil, daha derin</strong></p>
<p>Belki de biraz daha az ama daha derin etkinliklere ihtiyacımız var.</p>
<p>Daha az kitap değil elbette. Ama kitabın yayımlandığı hafta tüketilip unutulmadığı, aylar sonra da konuşulduğu bir edebiyat ortamına ihtiyacımız var.</p>
<p>Daha az sergi değil. Ama ziyaretçinin eserin karşısında gerçekten durabildiği bir sergi kültürüne.</p>
<p>Daha az festival değil. Ama festival sona erdiğinde şehre ne bıraktığını soran bir anlayışa.</p>
<p>Çünkü kültür takvimlerdeki etkinlik sayısından ibaret değildir. Kültür bellektir. Kültür sürekliliktir. Kültür kuşaklar arasında kurulan görünmez bağdır. Ve kültür, bir toplumun kendisiyle konuşma biçimidir.</p>
<p>Bir şehir onlarca festivale ev sahipliği yapabilir ama kendi yazarını unutuyorsa orada bir problem vardır. Yüzlerce kitap yayımlanabilir ama edebiyat eleştirisi giderek zayıflıyorsa bir şey eksiktir. Yeni müzeler açılabilir ama arşivler korunamıyorsa kültürel hafızanın önemli bir bölümü kayboluyor demektir.</p>
<p><strong>Rakamların ötesinde ne kalıyor?</strong></p>
<p>Bugün belki de kültür hayatımızda en çok ihtiyacımız olan şey yeni sorular sormaktır. Kaç kişi geldi değil, ne bıraktı? Kaç kez paylaşıldı değil, ne kadar hatırlandı? Kaç etkinlik yapıldı değil, kaç düşünce doğurdu? Kaç ödül verildi değil, hangi değer korundu? Çünkü kültürün gerçek ölçüsü rakamların biraz ötesindedir.</p>
<p>Ben uzun yıllardır kültür dünyasının içindeyim. Kitapların, yazarların, sanatçıların, yayıncıların, tiyatroların, müzelerin, festivallerin nasıl değiştiğine yakından tanıklık ettim. Şunu giderek daha çok düşünüyorum:</p>
<p>Kültür dünyasının belki de yeni bir şeye değil, biraz zamana ihtiyacı var. Durmaya. Bakmaya. Dinlemeye. Hatırlamaya. Bir kitabın yanında biraz daha uzun kalmaya. Bir tabloya ikinci kez bakmaya. Bir müziği sonuna kadar dinlemeye. Bir ustanın sözünü hemen paylaşmak yerine önce üzerinde düşünmeye.</p>
<p><strong>Asıl mesele iz bırakmak</strong></p>
<p>Çünkü kültürün geleceğini yalnızca ne kadar çok ürettiğimiz belirlemeyecek. Üretilenle nasıl bir ilişki kurduğumuz belirleyecek.</p>
<p>Belki de bu sessiz krizden çıkışın yolu daha çok konuşmaktan değil, biraz daha dikkatle dinlemekten geçiyor. Ve bütün bu kültürel bolluğun ortasında kendimize sormamız gereken asıl soru galiba şu:</p>
<p><em>Daha çok kültür mü istiyoruz, yoksa hayatımızda daha fazla iz bırakan bir kültür mü?</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kulturun-sessiz-krizi-88296</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kültürün sessiz krizi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/itibar-enkazi-prla-ayaga-kalkar-mi-88293</guid>
            <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İtibar enkazı PR’la ayağa kalkar mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye her zaman zor bir ülkeydi. Her dönem kritik bir eşiği geçti; önünde düzlük gördüğü zamanlar kısa sürdü. Değerleriyle, ayarlarıyla, hafızasıyla oynandı. Tarihi, sınanmaların tarihi olsa da bugünkü kadar sert, hoyrat sınanmış mıydı tartışılır.</p>
<p>Ezberimizin bozulduğu bir dönem; paramız da toplumsal değerlerimiz de yitiyor. İtibar en önde koşuyor. Kişi, kurum, meslek itibarı denen şeyi unutuyoruz. Toplumu bir arada tutan vidalar birer birer dökülüyor. İtibarı, korumakla yükümlü disiplin “iletişim”. O da çok yaralı.</p>
<p><strong>İletişimi kim Onaracak? </strong></p>
<p>Sibel Asna Özesmi’yle Fikir Buluşmaları’nda iletişim, propaganda, PR’ın fonskiyonlarına; itibar, kurumsal vicdan, sürdürülebilirlik, etik kavramlarına mercek tuttuk. Şunu sordum; “İtibar bir enkazsa, iletişim onu ayağa kaldırabilir mi?”</p>
<p><strong>Öne çıkarmak istediğim önermeler:</strong></p>
<ul>
<li>İletişim, itibarın cilası değil; erken uyarı ve dönüşüm disiplinidir,</li>
<li>Vicdan ve hakkaniyet bulunmayan iletişim, propagandaya dönüşür,</li>
<li>İfade özgürlüğü, kurumsal vicdanın çalışabilmesinin güvencesidir,</li>
<li>Sosyal sorumluluk söylemi, iş süreçleriyle desteklenmediğinde “washing” riski taşır,</li>
<li>İletişimci karar alındıktan sonra değil, karar oluşturulurken yönetimde bulunmalı,</li>
<li>Etik iletişim, gerektiğinde müşteri ve gelir kaybı göze alınabilmeli,</li>
<li>Sürdürülebilirlik iletişimi şeffaflık, doğrulanabilir veri ve eleştiri üzerine kurulur.</li>
</ul>
<p><strong>Sibel Asna Özesmi,</strong> Türkiye’de halkla ilişkiler ve kurumsal iletişim mesleğinin yeşerdiği dönemlerin içinden gelen bir isim. A&amp;B İletişim’in yöneticisi, Clean Creatives oluşumunun imzacılarından ve Armaş Vakfı’nın kurucusu. İletişimin Türkiye’de yalnızca bir hizmet alanı değil, bir meslek ve sorumluluk disiplini hâline gelme çabasının tanıklarından. e-posta’larında imzası  bir cümle; <em>“Esas olan vicdan ve hakkaniyet, teminatı ise ifade özgürlüğüdür.”</em></p>
<p><strong>Mucize de olabilir, tehlike de</strong></p>
<p>“Bir iletişimci neden böyle imza kullanır?” diye sordum. “İletişimin bir büyü olduğuna, iletişimin bir mucize olduğuna, her şeyi yapabileceğine inanan bir insanım. Ama bir o kadar da iletişimden korkarım” dedi. İletişimin büyük bir toplumsal güce dönüşebildiğini, aynı gücün hakikati boğmak için kullanılabildiğini hatırlatarak şunları söyledi: “Vicdan eğer yoksa yaptığınız iletişimde, eğer hakkaniyet yoksa yaptığınız iletişimde, onun adı propagandadır.”</p>
<p>İletişim ile propaganda arasındaki sınır, sanıldığı üzere kullanılan araçta değil, niyette, yöntemde ve itiraza açılan alanda. İfade özgürlüğü süs değil, teminat. Çalışan konuşamıyorsa, gazeteci soramıyorsa, danışman patrona itiraz edemiyorsa vicdan nasıl çalır, hakkaniyet neyle sınanır?</p>
<p>Söz PR’a gelince; “PR lafından haz etmem, ben iletişim derim” dedi. Haklı bir itiraz. PR, Türkiye’de çoğu zaman parlatmak, görünür kılmak, ilişki kullanmak, krizi bastırmak ve bazen de gerçeğin üzerini örtmekle eş anlamlı kullanıldı. İletişim, bir mesajı ambalajlamaktan önce kurumu anlamak ve onun davranışına müdahale edebilmek zorunda.</p>
<p><strong>Kâr etmek başka, kârla hesaplaşmak başka</strong></p>
<p>“Bir şirketin vicdanı olabilir mi?” diye sordum. Birleşmiş Milletler’in 17 Sürdürülebilir Kalkınma Amacı’na işaret etti. Çalışana, topluma, çevreye, paydaşlara ve üzerinde yaşadığımız dünyaya karşı sorumlulukların toplamını kurumsal vicdan olarak okuduğunu söyledi. Bu kavramların kurumsal vicdan tercümesi için gündelik hayata indirmek yeter; çalışanın sigortasını yapıyor musunuz? Ücretini kayıt dışından ödüyor musunuz? Üretimin atığını nereye bırakıyorsunuz? Çevreye verdiğiniz zararı hangi kampanyayla görünmez kılmaya çalışıyorsunuz?</p>
<p>Kâr etmek suç değil. Şirket zaten değer ve gelir üretmek için var. Sorun, başarıyı yalnız kâr ve büyümekle ölçmek; o sonuca hangi iş yapış biçimiyle ulaşıldığını hesaba katmamak. Şirket başarısını çalışanına, müşterisine, topluma ve çevreye bıraktığı sonuçtan kopardığımızda iletişim başarı dekoruna dönüşüyor.</p>
<p>Tüketicinin yapılan işleri anlatılan “iyilik hikâyesi”nden farklı algıladığını, alışveriş alışkanlıklarındaki işaretlerden görüyoruz. Sosyal sorumluluk iletişimi, temel iş doğru yapılmadığında inandırıcı olamıyor.</p>
<p>Özesmi’ye itibar tanımını da sordum, bildiğimiz içselleştirmediğimiz bir yerden yanıt verdi : “Ya olduğun gibi gözük ya gözüktüğün gibi ol.” Bu ifadelerini şöyle pekiştirdi; “…Aradaki mesafe açıldığında itibar yıpranıyor. Fosil yakıt faaliyeti yürüten şirket “doğaya saygı” kampanyası yapıyor. Yönetim kurulunda bağımsız ve yetkin kadınlara yer açmayan şirket kendisini “kadın dostu” ilan ediyor. Sosyal sorumluluk, iş süreçlerinden koparıldığında iyilik yıkamasına; sürdürülebilirlik, kararları değiştirmediğinde yeşil yıkamaya dönüşüyor.”</p>
<p><strong>İletişimci neden YK’da değil?</strong></p>
<p>İletişimcinin neden yönetim kurulu masasında bulunmadığını sordum. Kuruma itibar kazandırması beklenen kişi karar alınırken dışarıda, karar tartışmalı hâle geldiğinde içerideyse burada yapısal bir sorun yok mu sizce de?... Özesmi, “İletişimci eğer şirketin ve yönetim kurulu başkanının dalkavuğu ise o masada oturamaz” dedi.</p>
<p>Patron, kurucu, hissedarın YK kompozisyonunda düşünmesi gereken yalnızca özgeçmişlerin çeşitliliği olmamalı. Kurulda bağımsız düşünce var mı? İtiraz kayıt altına alınıyor mu? İletişimci, hukukçu, sürdürülebilirlik uzmanı ve çalışanların gerçeği karara girebiliyor mu? Yoksa herkes başkanın duymak istediği cümleyi mi kuruyor?</p>
<p>İletişimcinin masaya oturması da ünvanla çözülecek mesele değil. Özesmi’ye göre iletişimci finansal rapor okuyacak; atık yönetimini, enerji kullanımını, çalışma ilişkilerini ve şirket kültürünü anlayacak. Kurumun “röntgenini” çekecek. Sonra yönetime, “Bunu yaparsanız sonucu bu olur” diyebilecek. Önüne verilen propaganda sayfalarını basına gönderen kişi için hükmü kısa: “Geçmiş ola.”</p>
<p><strong>İş bilmek mi, “işini bilmek” mi?</strong></p>
<p>Türkiye’de yaşanmakta olan itibar krizinin kaynağını ararken söz, bir zamanlar bu ülkeyi yöneten şahsın, “Benim memurum işini bilir” şeklindeki ifadesine geldi. O ifade ki, zamanla memura, esnafa, müdüre ve iş insanına yayılan bir davranış koduna döndü.</p>
<p>İş bilmek; bilgi, emek, ehliyet ve sorumluluk ister. “İşini bilmek” ise Türkiye’de giderek kestirme yolu bulmak, kurala yakalanmadan etrafından dolaşmak, doğru kişiye erişmek ve sistemi kendi lehine bükmek anlamına geldi. Aynı kelimeler, iki ayrı ahlak tanımı - yaklaşımı.</p>
<p>Bugün işini bilmenin sonuçlarını ödüyoruz. Artık münferit değil sistemik sorun. Batan her şirketi ahlaksızlıkla suçlamak elbette mümkün değil. Ekonomik kriz, finansman sıkıntısı ve talep kaybı çok gerçek.</p>
<p><strong>İletişimi yeniden tarif etmek</strong></p>
<p>“İletişim nedir?” diye pek çok kez tarif yapmaya yelteniriz. “Ne değildir?” sorusunu sorunca, itibarın cilası olmadığını rahatlıkla söyleyebilmeliyiz. O iletişim, kararların sonuçlarını önceden gören, yönetime itiraz edebilen, kurumun gerçekle arasındaki mesafeyi ölçen erken uyarı ve dönüşüm disiplinidir. Bireysel vizyonu olan, kurumun misyonunu benimseyen şahısdır.</p>
<p>PR ile iletişim arasındaki farkı anlamak kolay değil, yer yer belirginleşebiliyor; PR, yalnızca görünürlüğü ve algıyı yönetmeye indirgendiğinde enkazın önüne perde çekebilir. İletişim ise enkazı gösterir, nedenini sorar, sorumluyu masaya çağırır ve yeniden yapımın hangi ilkelerle gerçekleşeceğini tartışmaya açar. Propagandaya gelirsek; iletişim gibi sorulara yer açmakla zaman yitirmez, cevapları çoğaltır. Propaganda itaat ister; iletişim itirazı korur.</p>
<p><strong>Sürdürülebilirlik iletişimsiz kurulamaz</strong></p>
<p>Birleşmiş Milletler’in 17 ilkesinde iletişim ayrı bir amaç olarak yer almıyor. Adil ve etik iletişimi amaçların tümünü kesen yatay bir ilke olarak düşünmenin zamanı gelmedi mi? Hedef açıklamak yetmiyor. Verinin doğruluğu, ilerlemenin şeffaf biçimde paylaşılması, başarısızlığın saklanmaması, etkilenenlerin konuşabilmesi ve kurumun eleştiriyi duyabilmesi gerekiyor.</p>
<p>İletişim farkındalığı her mesajın bir güç ilişkisi yarattığını bilmekten geçer. Kimin konuştuğunu, kimin sustuğunu, kimin kazandığını, bedeli kimin ödediğini sormaktır. Toplum yararıyla şirket yararını düşmanlaştırmadan sıralamayı doğru kurmaktır.</p>
<p>Söyleşinin sonunda “Enkazı PR kaldıramaz” dedim. Özesmi’nin yanıtı koşullu oldu:“Eğer zihniyeti değiştirmezse, kendi kurallarını koymazsa, çizgilerini çizmezse kaldıramaz.”</p>
<p>Türkiye’nin kaybettiği itibarı tek bir meslek onaramaz. Zaten, iletişim kendi yaralarını görmeden bu onarımın parçası da olamaz. Önce dalkavuklukla danışmanlık, görünürlükle güven, işini bilmekle iş bilmek, propaganda ile iletişim arasındaki çizgiyi yeniden çekmek gerekiyor.</p>
<p>Şu soruyu sorarak final yapmalı; <em>Olduğumuz gibi mi görünüyoruz; yoksa görünmek istediğimiz şeyin iletişimini mi yapıyoruz?</em></p>
<p><strong>İletişim ajansı, vakıf şirketine dönüşür mü?</strong></p>
<p>Sibel Asna Özesmi yönetiminde A&amp;B, 53 yıllık bir şirket. Büyük soru: Kurucu gittikten sonra etik ilkeler yaşayacak mı? Bir şirketin vicdanı tek bir yöneticinin kişiliğine bağlıysa, o kişi ayrıldığında ne kalacak? Özesmi, A&amp;B kurucusu Alaeddin Asna’ya bu sorulara layıkıyla yanıt borcu olduğunu söyledi. Çok düşünmüş. Çevre, iklim, sürdürülebilirlik, iletişim ve etik alanlarında gençlere, yöneticilere ve beyaz yakalılara eğitim verme amacıyla kurduğu Armaş Vakfı ile A&amp;B’yi ilişkilendirmiş, Patagonia’nın mülkiyet modelinden ilham almış. Cesur bir kararla A&amp;B’nin mülkiyeti Armaş Vakfı’na geçmiş. Vakıf, şirketin sahibi, vakfın değerleri de şirketin değerleri. Kârın çalışanlarla vakıf arasında paylaşıldığı; çalışanların kendi kendilerini yönetmeye ilerlediği bir model. Özesmi, tamamlanmış bir başarı hikâyesi olduğunu iddia etmiyor. Yolculuk uzun. Ajansın vakfa dönüşümü, vicdanı kişiden kuruma, etik tercihi niyetten yapıya, sürdürülebilirliği kampanyadan mülkiyete taşıma çabası devam ediyor.</p>
<p><strong><em>Not: Söyleşide yer alan örnek olaylar ve araştırma sonuçlarına yaprakozer.com ve youtube’dan ulaşabilirisiniz.</em></strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/itibar-enkazi-prla-ayaga-kalkar-mi-88293</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İtibar enkazı PR’la ayağa kalkar mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kayseri/kayseri-buyuksehir-belediyesi-toplu-ulasimda-enerjiyi-ruzgardan-karsiliyor-88347</guid>
            <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kayseri Büyükşehir Belediyesi, toplu ulaşımda enerjiyi rüzgârdan karşılıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç, yenilenebilir enerji ve sürdürülebilir ulaşım alanındaki yatırımlarına güçlü bir örnek daha kazandırdı. Kayseri Ulaşım AŞ. tarafından hayata geçirilen Rüzgâr Enerji Santrali Projesi, Türkiye’de toplu ulaşım alanında yenilenebilir enerjinin doğrudan ulaşım sistemlerinde kullanıldığı öncü yatırımlardan biri olarak öne çıkıyor. Toplam 21 megavat kurulu güce sahip santral, 7 megavat gücündeki 3 rüzgâr türbininden oluşuyor. 113 metre kule yüksekliğine sahip türbinlerle gerçekleştirilen enerji üretimi, ilk işletme yılında yaklaşık 45 milyon kilovatsaat seviyesine ulaştı.</p>
<p>Santralde üretilen elektrik, öncelikli olarak Kayseri Ulaşım AŞ’nin enerji ihtiyacında değerlendiriliyor. Böylece raylı sistemlerin cer enerjisi ile elektrikli otobüslerin elektrik ihtiyacının tamamı yenilenebilir kaynaklardan karşılanıyor. Üretimin ulaşım sistemlerinin ihtiyacını aşan bölümü ise ulusal şebekeye aktarılıyor. Bu model sayesinde yenilenebilir enerji üretimi, yalnızca çevresel bir kazanım değil, aynı zamanda enerji maliyetlerinin azaltılmasına ve ekonomik değer oluşturulmasına da katkı sağlıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab63ac88b4d8-1790327496.jpeg" alt="" width="404" height="539" /></p>
<p><strong>İlk yılda 15 bin ton karbon emisyonu engellendi</strong></p>
<p>Projenin çevresel etkisi de dikkat çekici boyutlara ulaştı. Santralin temiz enerji üretimi sayesinde ilk işletme yılında yaklaşık 15 bin ton sera gazı emisyonunun önüne geçildi. Böylece Kayseri Büyükşehir Belediyesi’nin sürdürülebilir şehircilik yaklaşımı; yenilenebilir enerji, elektrikli ulaşım ve karbon emisyonlarının azaltılması hedefleriyle birlikte somut bir uygulamaya dönüştü. Santralin işletme süreçleri, SCADA tabanlı izleme sistemi ile anlık olarak takip ediliyor. Üretim verilerinin sürekli izlenmesinin yanı sıra kestirimci bakım uygulamalarıyla santralin verimliliği ve işletme sürekliliği destekleniyor. Bu yönüyle proje, yalnızca rüzgârdan elektrik üreten bir tesis olmanın ötesine geçerek enerji üretimi ile toplu ulaşımın aynı sistem içerisinde yönetildiği bütünleşik bir model ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Projenin başarısı ödülle tescillendi </strong></p>
<p>Kayseri Büyükşehir Belediyesi’nin bu vizyoner yatırımı, T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından düzenlenen 2025 Verimlilik Proje Ödülleri’nde Kamu Yeşil Dönüşüm Kategorisi’nde ikincilik ödülüne layık görüldü. Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç, Ankara’da gerçekleştirilen 11. Verimlilik Proje Ödülleri Töreni’nde ödülü Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın elinden alındı. Ödül, Kayseri Ulaşım A.Ş.’nin yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve sürdürülebilir ulaşım alanındaki çalışmalarının yanı sıra, projenin toplu ulaşım sektörüne sunduğu örnek modelin de önemli bir göstergesi oldu. Kayseri Büyükşehir Belediyesi’nin RES yatırımı; enerji maliyetlerinin kontrol altına alınması, yenilenebilir enerji kullanımının artırılması, karbon ayak izinin azaltılması ve elektrikli ulaşımın desteklenmesi hedeflerini aynı çatı altında buluşturuyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kayseri/kayseri-buyuksehir-belediyesi-toplu-ulasimda-enerjiyi-ruzgardan-karsiliyor-88347</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/7/1280x720/kayseri-buyuksehir-belediyesi-toplu-ulasimda-enerjiyi-ruzgardan-karsiliyor-1790327466.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayseri Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçirilen 21 megavat kurulu güce sahip rüzgâr enerji santralinin ilk işletme yılında 45 milyon kilovatsaat elektrik üretirken raylı sistemler ve elektrikli otobüslerin elektrik ihtiyacının yüzde 100’ünü yenilenebilir enerjiden karşıladığı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/erdogandan-fon-sorusturmasi-hakkinda-aciklama-88276</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 18:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Erdoğan&#039;dan fon soruşturması hakkında ilk açıklama: Hukuk önünde hesap sorulacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu dolayısıyla bulunduğu New York'taki Türkevi'nde değerlendirmelerde bulundu ve gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.</p>
<p>Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu'na katılmak üzere New York'a yaptığı ziyaretin sonuna geldiğini belirten Erdoğan, 130'dan fazla ülkenin devlet ve hükümet başkanı düzeyinde temsil edildiği Genel Kurul etkinliklerinin, bu yıl "Güveni Yeniden İnşa Etmek, Dönüşümü Yönetmek" temasıyla gerçekleştiğini hatırlattı.</p>
<p>Görüşmelerin ikinci gününde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na hitap ettiğini anımsatan Erdoğan, "Hitabımızda ülkemizin çok taraflılığa olan desteğini vurgularken, coğrafyamızda yaşanan gelişmelerle ilgili görüşlerimizi paylaştık. Beş maddede daha kapsayıcı, daha adil ve etkili bir küresel sisteme duyulan ihtiyacın altını çizdik. Gazzeli kardeşlerimize yönelik zulmü bir kez daha insanlığın gündemine taşıdık. Maruz kaldığımız tehditlerle mücadelede bölgesel sahiplenmeyi esas alan yaklaşımımızı anlattım." diye konuştu.</p>
<p>Aynı gün Amerika ve Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerini bir araya getiren toplantıya, ABD Başkanı Donald Trump'ın daveti üzerine katıldığını anlatan Erdoğan, burada da Orta Doğu'ya güvenlik ve istikrarın getirilmesi noktasında görüş ve önerileri ifade ettiklerini söyledi.</p>
<p>Bu yılki Genel Kurul görüşmelerinde iklim eylemi ve adil geçiş konusunun da öne çıktığını dile getiren Erdoğan, Türkiye'nin Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin (BMİDÇS) 31. Taraflar Konferansı'na (COP31) 9-20 Kasım'da Antalya'nın ev sahipliği yapacağını hatırlattı.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, dünyanın dört bir yanından 100 bin katılımcıyı Antalya'da misafir edeceklerini belirterek, Genel Kurul konuşmasında, eşi Emine Erdoğan'ın girişimleriyle başlatılan Sıfır Atık Hareketi ile özellikle gıda israfının önlenmesi alanlarında Türkiye'nin yürüttüğü kapsamlı projeleri de paylaştığını aktardı.</p>
<p><strong>Yoğun toplantı ve temas trafiği</strong></p>
<p>New York ziyaretinde yine yoğun bir toplantı ve temas trafiği olduğuna dikkati çeken Erdoğan şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu yıl görevi sona erecek olan Genel Sekreter (Antonio) Guterres'e ilave olarak sırasıyla Vietnam, Libya, Kuveyt, Kosova, Lübnan, Gürcistan, Katar, Senegal, Birleşik Krallık, Japonya, Polonya, Bangladeş, Ermenistan, Irak ve Ukrayna'dan muhataplarımla bir araya geldim. Görüşmelerimizde ikili konuların yanı sıra yakın çevremizde süren istikrarsızlık ve çatışmaların önlenmesi için atacağımız adımları ele aldık. New York ziyaretimizde Amerika'nın önde gelen iş çevreleri ve düşünce kuruluşlarıyla da bir araya geldim. Bu toplantılarda ülkemizdeki yatırım ve ticaret fırsatlarını anlattım. Bugün ayrıca Türk-Amerikan Müslüman toplumunun katılımıyla düzenlenen programa iştirak ederek, dost ve kardeşlerimizle kucaklaştık. Biliyorsunuz, gelecek sene Amerika ile diplomatik ilişkilerimizin tesisinin 100. yıl dönümü. İki dost ülke arasındaki bu önemli tarihi, hakkını vererek değerlendirmeyi hedefliyoruz. Sayın Trump'ın da bizimle benzer görüşlere sahip olduğunu biliyor, 2027 yılını Türk-Amerikan münasebetleri açısından bir referans haline getirelim istiyoruz. Bu düşüncelerle ziyaretimizin hayırlara vesile olmasını diliyor, şimdi sözü sizlere veriyorum."</p>
<p><strong>"Bu adaletsiz yapının, küresel istikrar ve huzuru koruyabilmesi mümkün değildir"</strong></p>
<p>Bloomberg için kaleme aldığı makalede BM'nin reforma ihtiyaç duyduğunu, bu reformunda Türkiye'nin de göreve hazır olduğunu vurguladığı anımsatarak, "Nasıl bir BM tasavvur ediyorsunuz?" sorusuna Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bugün 190'dan fazla ülkenin iradesinin 5 ülkenin veto yetkisiyle sınırlandırıldığı bir Birleşmiş Milletler'den söz ediyoruz. Bu adaletsiz yapının, küresel istikrar ve huzuru koruyabilmesi, ortaya koyduğu temel ilkelere bağlı kalabilmesi, insanlığa vaadini yerine getirebilmesi mümkün değildir. Mesele sadece Türkiye'nin daha fazla söz sahibi olması değil, mesele Afrika'nın, Asya'nın, Latin Amerika'nın, İslam dünyasının, Avrupa'nın ve diğer bütün bölgelerin kendi tecrübeleriyle, kendi iradeleriyle bu küresel sistemde hakkaniyetli biçimde temsil edilme meselesidir." yanıtını verdi.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Bunun için diyoruz ki veto mekanizması kaldırılsın. Sadece 5 üyeyi koruyan Birleşmiş Milletler modelinden, bütün üyeleri kuşatan bir mekanizmaya geçiş yapalım. Genel Kurul'u güçlü, kuvvetli ve etkin kılalım. Kurulacak yeni yapıda, seçilmiş üyelerin belirli sürelerle görev yaptığı, yeniden görev almak isteyenlerin uluslararası toplumun güvenini yeniden kazanmak zorunda olduğu, daha adil bir sistem olmalıdır. Dünyanın sorunlarına 5 üye değil, bütün üyeler çözüm sunsun ve kararlar alsın. Çünkü dünyanın artık yeni duvarlara değil, yeni köprülere ihtiyacı var."</p>
<p><strong>"Bugün dünya, bizim ilk gün söylediğimiz yere gelme eğilimindedir"</strong></p>
<p>BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmadaki "Ömrüm yettiği sürece bu gerçekleri bu kürsüden konuşmaya devam edeceğim" sözü hatırlatılarak, Genel Kurul'daki ilk konuşmasından bugünkü konuşmasına kadar olan uzun yolculuğu değerlendirmesi istenen Erdoğan, "Bu yolculuk dimdik bir duruştan ibarettir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kürsüsüne ilk çıktığımızda ne söylüyor, nerede duruyorsak, bugün de hamdolsun aynı yerdeyiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Suriye'de, Irak'ta, Ukrayna-Rusya Savaşı'nda, Afrika'da, Myanmar'da ve son olarak Gazze'de yaşananların kendisinin dile getirdiği gerçeği tekrar tekrar gösterdiğini belirten Erdoğan, Ukrayna-Rusya Savaşı'nın temellerinin o yıllarda atıldığını söyledi.</p>
<p>Bölgedeki birçok meselenin o günlerde atılan yanlış adımlarla büyüdüğünü, kıvılcımların adeta yangına döndüğünü dile getiren Erdoğan, "O günlerde söylediklerimize dünya kulak kabartsa ve tedbir alınsaydı, bunca can kaybedilmeyecekti. Birleşmiş Milletler reformu o yıllarda yapılmış olsaydı, bugün bölgemizde ve dünyadaki çatışmaların ve savaşların önlenmesi işten bile değildi." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın üst üste 2 yıl Birleşmiş Milletler'de bulunamaması bile başlı başına uluslararası sistemdeki adaletsizliğin ne kadar derinleştiğini gösteren bir tablo olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Bizim meselemiz hiçbir ülkeye karşı olmak değildir. Bizim meselemiz adaletsizliğe karşı olmaktır. Kendi adımıza mutluyuz ki o günlerden bu günlere hep tarihin doğru tarafında durduk, milletimizi utandıracak bir tek adım bile atmadık. Bugün dünya, bizim ilk gün söylediğimiz yere gelme eğilimindedir." dedi.</p>
<p><strong>"Hürmüz Boğazı'nın gemi trafiğine kapatılmasına karşıyız"</strong></p>
<p>Bir gazetecinin "Hürmüz'de gemi trafiği keskin biçimde azalıyor. Bölgeden geçen gemi sayısındaki sert düşüş, krizin artık yalnızca İran meselesi değil, küresel enerji ve ticaret meselesi olduğunu gösteriyor. Türkiye'nin ABD ve İran'ı ateşkese götürecek somut bir planı var mı, taraflara ne öneriyorsunuz?" sorusuna ilişkin Erdoğan, Hürmüz'deki tablonun bu meselenin artık sadece İran ile Amerika arasındaki bir mesele olmadığını gösterdiğini belirtti.</p>
<p>Türkiye'nin bu konudaki tavrını en net şekilde ortaya koyduğunu vurgulayan Erdoğan, "Hürmüz Boğazı'nın gemi trafiğine kapatılmasına karşıyız. Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer serbestisinin korunması şarttır. Çünkü Hürmüz Boğazı'ndaki her gerilim, sadece bölge ülkelerini değil, Avrupa'yı, Asya'yı, enerji piyasalarını, taşımacılığı ve milyonlarca insanın günlük hayatını doğrudan etkiliyor." diye konuştu.</p>
<p>Son dönemde ticari gemi trafiğinin dramatik biçimde azalmasının, meselenin boyutunu açıkça ortaya koyduğuna dikkati çeken Erdoğan, Hürmüz Boğazı'nın küresel enerji güvenliği ve uluslararası ticaret için hayati önemde olduğunu söyledi.</p>
<p>Sorunların diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesinin anahtarı olarak Hürmüz'ün açılması gerektiğinin altını çizen Erdoğan, "Biz bir an evvel müzakere zeminine dönülmesinin gerektiğini bütün muhataplarımıza anlatıyoruz. Yapılması gereken yeni cephelerin değil, yeni diplomasi kanallarının açılmasıdır." dedi.</p>
<p>Karadeniz Tahıl Girişimi benzeri yeni bir güvenlik mekanizmasının kurulması ve koridorun yeniden hayata geçirilmesinin gündeme gelip gelmeyeceğine ilişkin bir soru üzerine Erdoğan, Karadeniz'de güvenlik meselesinin hem Türkiye hem de bölge için çok önemli olduğunu belirtti.</p>
<p>Erdoğan, Karadeniz'in bu savaşın bir cephesi olmadığının, asla da olmaması gerektiğinin altını çizerek, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Biz taraflarla yaptığımız görüşmelerde seyrüsefer emniyetinin yeniden sağlanmasının gereğini ayrıntılı bir şekilde anlatıyoruz. Bunun iki faydası olacak, gıda güvenliğinin sağlanması ve savaşın yayılmasının önlenmesi. Karadeniz'de ticari gemilere saldırıyı kim yaparsa yapsın kabul etmediğimizi, tarafların sorumlu davranmasını beklediğimizi net bir şekilde ilan ettik. Artık yeniden tahıl koridorunu tesis etmek için gayretlerimizi artırdık. Bunun için diplomatik adımlarımızı da hızlandırıyoruz. Konuyu Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy ile bir kez daha ele aldım ve kendisinden aldığım cevap da olumlu."</p>
<p><strong>"Tuzağa düşmeyecek kadar tecrübeli bir devletiz"</strong></p>
<p>Mekke Savunma İttifakı'nın geleceğine ilişkin soru üzerine Erdoğan, Mekke Savunma Anlaşması'nın doğru yolda atılmış güçlü bir adım olduğunu belirtti.</p>
<p>Erdoğan, "Bu kadar zorlu bir coğrafyada böylesine önemli bir girişim yapıyorsanız bazı sınamalarla karşılaşmanız sürpriz değildir. Yeni bir şey söylerseniz, yeni bir irade ortaya koyarsanız, elbette bundan rahatsız olanlar çıkacaktır. Biz, dün kurulmuş bir devlet değiliz, tahriklere gelmeyecek, tuzağa düşmeyecek kadar tecrübeli bir devletiz. Kurumsallaşma çalışmalarının tamamlanmasıyla yolumuzda daha güçlü ilerleyeceğimizden şüphem yok." şeklinde konuştu.</p>
<p>Bölgenin sorunlarına bölge kaynaklı çözümler üretecek bir zeminin temellerinin atıldığını aktaran Erdoğan, "Dışarıdan gelip bölgemize güvenlik reçetesi yazanların çoğu zaman geride daha fazla istikrarsızlık bıraktığını hep birlikte gördük. Diktiğimiz bu fidan, kısa sürede boy verecek ve bir çınara dönüşecektir. Biz ülkemize ve milletimize güveniyoruz, kardeşlerimize güveniyoruz." dedi.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir gazetecinin, "Geçen yıl burada BM marjında Körfez ülkeleriyle ABD Başkanı Donald Trump'ın ve sizin katıldığınız bir toplantı olmuştu. Onun çıktısı olarak Şarm El-Şeyh'te Trump, Gazze planını devreye soktu. Bu yıl da aynı toplantının bir benzeri oldu. Aslında giriş konuşmanızda bir kısmına değindiniz ama bu ikinci toplantının Şarm El-Şeyh'teki gibi yakında bir çıktısı olacak mı?" sorusuna şu yanıtı verdi:</p>
<p>"Gazze'de akan kanı durdurmadan, ateşkesi kalıcı hale getirmeden ve Filistinlilerin kendi topraklarında onurlu bir geleceğe sahip olmasını sağlamadan Orta Doğu'ya kalıcı barış gelmeyecektir. Barış planı çerçevesinde oluşan irade önemlidir ve kıymetlidir. Gazze'de kalıcı barış, huzur ve istikrar için Hamas dahil neredeyse herkes, olumlu adımlar atmış ve çözüm isteklerini ortaya koymuştur. Fakat İsrail, saldırganlığını sürdürmekte, barışı baltalamaktadır. İsrail'e, başta Amerika olmak üzere uluslararası toplum, bu plana uymak zorunda olduğunu öğretmelidir. Sadece 'Gazze'de savaş dursun' demek yetmiyor. Savaşın yeniden başlamasını engelleyecek mekanizmaları kurmamız, Gazze'nin imarını hızlandırmamız ve Filistinlilerin siyasi geleceğini güvence altına almamız gerekiyor. Gazze'deki insani felaket, dünya gözlerini kaçırsa da orada duruyor. Yıkıntılar arasında hayatta kalma mücadelesi veren insanlardan söz ediyorum. Üstelik bir gün, bir hafta, bir ay, bir yıl değil, yıllardır böyle bir durum var. Bu insanlığın ortak vicdanını ilgilendiren bir meseledir."</p>
<p><strong>"KAAN başta olmak üzere kendi savaş uçağımızı üretmek istiyoruz"</strong></p>
<p>Erdoğan, Türkiye'nin F-35 programındaki son duruma ilişkin soru üzerine, ABD Başkanı Donald Trump ile bu konuyu NATO'da da görüştüklerini anımsattı.</p>
<p>"Kendisi Türkiye'nin F-35 programına dönüşü konusunda olumlu bir irade ortaya koydu. Biz de bu iradenin artık somut adımlara dönüşmesini bekliyoruz." diyen Erdoğan, bu konuda temasları sürdürdüklerini ve netice alacaklarına inandıklarını söyledi.</p>
<p>Trump ile ikili ilişkilerinin, Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri ilişkilerine de ivme kazandırdığını belirten Erdoğan, şöyle devam etti:</p>
<p>"İki ülke arasındaki işbirliği, bir önceki yönetim dönemine nazaran bir hayli mesafe almış durumda. İnanıyorum ki, burada da durmayacak ve daha ileri hedeflere ulaşacağız. Tabii bizim için önemli olan yerli savunma sanayimiz. Bu bizim için çok çok önemli. KAAN başta olmak üzere kendi savaş uçağımızı, hava savunma sistemlerimizi ve savunma sanayi kabiliyetlerimizi üretmek istiyoruz. Bu arada işte İngiltere Başbakanı ile de görüşmemizi yaptık. Onlarla da Eurofighter konusundaki adımlarımız, çalışmamız devam ediyor. Türkiye'nin güvenliği, savunma ihtiyaçları ve stratejik hedefleri var. Hedeflerimiz için çalışacak, geri adım inşallah atmayacağız."</p>
<p>Terörsüz Türkiye sürecinde gelinen aşamaya ilişkin soru üzerine Erdoğan, Terörsüz Türkiye'nin kendileri için günübirlik bir mesele olmadığını, bunun Türkiye'nin yaklaşık yarım asırlık bir sorundan kurtulması meselesi olduğunu vurguladı.</p>
<p>Bu konudaki yasal çerçeveyi Türkiye Büyük Millet Meclisinin ortaya koyduğunu anımsatan Erdoğan, ilgili mekanizmaların kurulduğunu, ilgili kurumların sahada gerekli takipleri yaptığınu söyledi.</p>
<p>Çerçeve yasanın uygulanabilmesi için örgütün fiilen silah bırakması ve tasfiye sürecinin tamamlanması gerektiğini aktaran Erdoğan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bunun nasıl tespit ve teyit edileceği de bellidir. Süreç ilgili birimlerimizin kontrolünde adım adım ilerliyor. Meclis'imiz de yasada tanımlanmış çerçevede sürece katkı verecek ve Türkiye, inşallah, birlik ve beraberlik içinde terör defterini kapatacaktır. Buna takoz koymaya çalışanlar kuşkusuz vardır. Terör endüstrisinin paydaşları bu defterlerin kapanmasını tabii ki istemiyor. Ama biz bunlara bekledikleri fırsatı vermeyeceğiz. Cumhur İttifakı olarak, devlet olarak bu konuda kararlıyız. Hasılıkelam, bize yansıyan bir sorun yok. Süreç ilerliyor ve inşallah neticeye de uzak olmayan bir zamanda ulaşacağız."</p>
<p><strong>"Irak'la yeni döneme iyi başladık diyebilirim"</strong></p>
<p>Bir gazetecinin, Irak'taki yeni hükümetin başbakanı Ali Ez-Zeydi'nin bir süre önce Türkiye'ye ziyaret yaptığı hatırlatılarak, "Ankara-Bağdat arasındaki ilişkilerin seyrindeki bu olumlu hava Türkiye'nin bölgesel istikrar ve belki Türkiye içerisindeki istikrar için de tezahürünü nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna Erdoğan, "Yeni döneme iyi başladık diyebilirim. İki ülke ilişkilerini geliştireceğimize ve birlikte kazanacağımıza inanıyorum." şeklinde cevapladı.</p>
<p>Erdoğan, Türkevi'nde Zeydi ve arkadaşlarıyla bir görüşme gerçekleştirdiklerini bildirerek, şöyle konuştu:</p>
<p>"Bildiğiniz gibi PKK'nın uzun süredir Irak'ta yerleştiği Sincar bölgesinde artık Irak hükümetinin otoritesi hakim olacak. Bugün Irak makamlarıyla bölge terörden arındırıldıktan sonra kontrolünün nasıl olacağını istişare ettik. Ayrıca Başika'nın devri konusunu ele aldık. Komşumuz Irak ile artık terör konularını değil, Kalkınma Yolu'nu, karşılıklı ticaret hacmimizi artırmayı, istikrarı, huzuru ve refahı daha fazla konuşmak istiyoruz. Süreç olumlu ilerliyor. İyi bir ivme yakaladık. İnşallah neticesi de güzel olacak."</p>
<p><strong>"Bizim meselemiz Türkiye'nin hakları, güvenliği, Ege ve Doğu Akdeniz'de sulhu sükunun korunmasıdır"</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yunanistan'da seçimler yaklaşırken Yunanistan Başbakanı Miçotakis'in F-35 satışına ilişkin açıklamalarda bulunduğuna işaret edilerek, "Bu mevcut gidişat, bu yumuşama ortamını, müzakere ortamını riske atar mı?" sorusunu şöyle yanıtladı:</p>
<p>"Yunanistan'ın ya da başka komşularımızın iç siyasetiyle bizim zaten ilgilenmek gibi bir derdimiz yok. Yunanistan'da seçim olur, hükümet değişir, muhalefet değişir, bunlar bizim meselemiz değil. Bizim meselemiz Türkiye'nin hakları, güvenliği, Ege ve Doğu Akdeniz'de sulhu sükunun korunmasıdır. Şunu bir defa çok net söylemek isterim, Türkiye Yunanistan'ın düşmanı değildir, komşusudur, NATO şemsiyesi altında müttefikidir. İki ülke ilişkileri seçim malzemesi yapılmayacak kadar nazik ve mühimdir. Söz konusu tartışmalara bu zaviyeden bakıyoruz. Biz kendi gündemimize odaklandık, şimdi de kendi işimizle ilgileniyoruz."</p>
<p><strong>"Dünya bizim evimiz ve onu kirlenmekten korumak da görevimiz"</strong></p>
<p>Kasım ayında Antalya'da gerçekleşecek COP31'de Türkiye'nin ana önceliklerinin ne olacağına ilişkin soru üzerine Erdoğan, iklim değişikliğinin oluşturduğu sorunları görmezden gelemeyeceklerini vurgulayarak, bunun kendileri için çok önemli olduğunu söyledi.</p>
<p>Erdoğan, COP31'de, bu tedbirleri, yol haritalarını ve iklim değişikliğinin farklı coğrafyalar üzerindeki olumsuz etkileriyle mücadelede neler yapmayı planladıklarını ortaya koyacaklarının altını çizdi.</p>
<p>Birleşmiş Milletler'de ayrıca iklim değişikliğiyle ilgili bir konuşma yaptığını da anımsatan Erdoğan, "Oradaki konuşmamda da bunların üzerinde durdum. Dünya bizim evimiz ve onu kirlenmekten korumak da görevimiz. COP31 sadece bir iklim konferansı değil, gelişmekte olan ülkelerin seslerini duyurabilecekleri, beklentilerini ortaya koyabilecekleri ve somut sonuçların konuşulabileceği bir platformdur." diye konuştu.</p>
<p>Finansman güçlüğü çeken ülkelerin yanında durmanın ve onları desteklemenin de gelişmiş ülkelerin sorumluluğu olduğuna işaret eden Erdoğan, iklim değişikliğiyle mücadelenin artık söz değil, icraat gerektirdiğini kaydetti.</p>
<p>Erdoğan, felaketlerin sınır tanımadığını, yangın, sel ve kuraklığın ülke ayrımı yapmadığına dikkati çekerek, "Biz de bu sorunların çözümü için sınırları kaldırmalıyız. İnanıyorum ki Antalya'da düzenleyeceğimiz COP31 zirvesi bu uzun yolda önemli bir kavşak olacak." dedi.</p>
<p><strong>"Sorumluluğu olan kim varsa, bunlardan hukuk önünde hesap sorulacaktır"</strong></p>
<p>Bir gazetecinin, sermaye piyasası soruşturmalarına işaret ederek, "Hem yatırımcılara mesajınız ne olur hem de bundan sonraki yol haritasına ilişkin bize bir perspektif verebilir misiniz?" sorusunu Erdoğan şöyle yanıtladı:</p>
<p>"Sermaye piyasalarının sınırlı bir alanında, belli sayıda fonda ortaya çıkan bir sorundan söz ediyoruz. Yani ne finansal sistemimize ne Türkiye ekonomisine yönelik bir risk söz konusu değil. Bunu, piyasanın tamamına dair bir problem olarak resmetmek, Türk borsasına yapılmış bir haksızlık olur. Sermaye piyasası ilkeleri ve hukuk çerçevesinde gerekli her türlü adım atılıyor ve atılacak. İlgili kurumlarımız meselenin üzerine kararlılıkla gidiyor.</p>
<p>Yargımız aynı şekilde kapsamlı bir soruşturma başlattı, bazı gözaltılar ve tutuklamalar oldu. Şunun bilinmesini isterim. Sorumluluğu olan kim varsa, bunlardan hukuk önünde hesap sorulacaktır. Bu konuda en küçük bir tereddüt olmamalıdır. Ne uğruna olursa olsun kimsenin selden kütük kapma yarışına girmeye, insanımızı tedirgin etmeye hakkı yoktur. Tabii, sürecin, sermaye piyasalarının yapısı gereği hem şeffaf hem de son derece hassas yürütülmesi önemlidir. Bizim de talimatımız bu yöndedir. Ayrıca benzer bir problemin tekrar yaşanmaması için hukuki ve idari düzenlemeler dahil, hangi tedbirlere ihtiyaç duyuluyorsa, bunların da hayata geçirilmesini sağlayacağız."</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/erdogandan-fon-sorusturmasi-hakkinda-aciklama-88276</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/6/1280x720/78789-1790265003.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhurbaşkanı Erdoğan, fon soruşturması hakkında, &quot; Yargımız aynı şekilde kapsamlı bir soruşturma başlattı, bazı gözaltılar ve tutuklamalar oldu. Şunun bilinmesini isterim. Sorumluluğu olan kim varsa, bunlardan hukuk önünde hesap sorulacaktır.&quot; dedi. Türkiye&#039;nin F-35 programındaki son durumuyla ilgili konuyu ABD Başkanı Trump ile NATO&#039;da da görüştüklerini hatırlatan Erdoğan, &quot;Kendisi Türkiye&#039;nin F-35 programına dönüşü konusunda olumlu bir irade ortaya koydu. Biz de bu iradenin artık somut adımlara dönüşmesini bekliyoruz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cumhurbaskani-yardimcisi-cevdet-yilmaz-lojistikte-guclenmeden-ihracatta-hedef-buyutemeyiz-88273</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 18:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cevdet Yılmaz: Lojistikte güçlenmeden ihracatta hedef büyütemeyiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) liderliğinde hayata geçirilen TEKNOSAB Lojistik Teknopark’ın temel atma töreni, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın katılımıyla gerçekleştirildi.</p>
<p>Törende konuşan Yılmaz, üretim gücünün sürdürülebilir büyümesi için lojistik altyapının kritik öneme sahip olduğunu söyledi. Bursa’nın üretim ve ihracattaki güçlü konumuna dikkat çeken Yılmaz, TEKNOSAB’ın yüksek teknolojiye ve katma değerli üretime dayalı yeni sanayi vizyonunun önemli bir parçası olduğunu ifade etti. Bursa’nın 2025 yılında 17,9 milyar dolarlık ihracatla Türkiye’nin üçüncü büyük ihracatçı ili olduğunu hatırlatan Yılmaz, TEKNOSAB’ın bu gücü daha ileri taşıyacak yatırımlara ev sahipliği yaptığını kaydetti. Bölgede 17 ana yüklenici ve 98 alt yüklenici firmanın çalıştığını, 66 parselde fabrika inşaatlarının sürdüğünü belirten Yılmaz, halen 30 firmanın üretime geçtiğini söyledi. Bu firmaların toplam yatırım büyüklüğünün 60 milyar liraya, sağladıkları istihdamın ise 7 bin 500 kişiye ulaştığını aktaran Yılmaz, 2026 sonuna kadar üretime başlayacak 12 yeni firmayla birlikte yatırım tutarının 100 milyar liraya, istihdamın ise 9 bine çıkacağını ifade etti.</p>
<h2>“650 milyon dolarlık ihracat hedefleniyor”</h2>
<p>TEKNOSAB’ın yenilenebilir enerji altyapısı, yüksek kapasiteli fiber ağı ve otoyol, demiryolu ile liman bağlantılarıyla sanayicinin rekabet gücünü artırdığını dile getiren Yılmaz, bölgedeki üretimden 650 milyon dolarlık ihracat hedeflendiğini söyledi. Küresel ticarette yaşanan gelişmelerin lojistiğin önemini daha da artırdığına işaret eden Yılmaz, savaşlar ve jeopolitik risklerin tedarik zincirleri üzerinde baskı oluşturduğunu, teslimat süreleri ile navlun maliyetlerini yükselttiğini belirtti. “Sanayicimizin ham maddeye zamanında erişmesi, üretimini kesintisiz sürdürmesi ve ürününü taahhüt ettiği sürede alıcıya ulaştırması güçlü lojistik ağlara bağlıdır” diyen Yılmaz, lojistik sektörünün yurt dışı dağıtım ağları, markalaşma ve sürdürülebilirlik programlarıyla desteklendiğini kaydetti.</p>
<h2>210 milyon dolarlık entegre lojistik yatırım</h2>
<p>Temeli atılan TEKNOSAB Lojistik Park’ın yaklaşık 210 milyon dolarlık yatırım büyüklüğüne sahip olduğunu açıklayan Yılmaz, projenin otoyol, demiryolu yük istasyonu ve liman bağlantılarını depo, antrepo ve gümrük sahalarıyla entegre edeceğini söyledi. Projenin soğuk hava depoları ile e-ticarete yönelik yapay zekâ destekli akıllı depolama sistemlerini de içereceğini belirten Yılmaz, farklı sektörlerin lojistik ihtiyaçlarına cevap verecek yapının Bursa’nın üretim ekosistemine önemli katkı sağlayacağını ifade etti. Yılmaz, ayrıca yeni nesil OSB’ler planlanırken çevresinde yaşam alanlarıyla birlikte planlamasının isabetli olacağını vurguladı. Yılmaz, kentte devam eden ulaşım yatırımlarının da Bursa’nın üretim ve ihracat gücünü artıracağını vurguladı. </p>
<h2>Burkay: Bursa’nın üretim gücünü lojistikle yeni seviyeye taşıyoruz</h2>
<p>BTSO Başkanı İbrahim Burkay, TEKNOSAB Lojistik Park’ın Bursa’nın üretim, teknoloji ve ticaret kapasitesini bütünleştirecek önemli bir yatırım olduğunu söyledi. “Bursa büyürse Türkiye büyür” anlayışıyla hareket ettiklerini belirten Burkay, TEKNOSAB’dan Model Fabrika’ya kadar hayata geçirilen projelerin kentin geleceğine yönelik uzun vadeli bir vizyonun parçası olduğunu vurguladı. Burkay, “Bizim için asıl değer, çarşıdaki esnafımızdan sanayi bölgelerimizdeki büyük sanayicilerimize kadar herkesin aynı projeye inanması, aynı masada buluşması ve Bursa’nın geleceğine birlikte yatırım yapmasıdır. Bursa’da hayata geçirdiğimiz her yatırımın ve geliştirdiğimiz her iş modelinin Türkiye’nin üretim, teknoloji ve ihracat kapasitesine kalıcı bir değer artışı sağlaması en önemli önceliğimiz” dedi. İbrahim Burkay, önümüzdeki yıllarda TEKNOSAB bölgesinin fabrikalar, teknoloji merkezleri, lojistik altyapı ve yeni nesil yatırımlarla üretim, teknoloji ve ticaretin bütünleştiği büyük bir merkez haline geleceğine inandığını dile getirdi. Lojistik Park yatırımının yalnızca bir altyapı projesi olmadığını vurgulayan Burkay, yatırımın Bursa’nın üretim ve ihracat kapasitesine uzun vadeli katkı sağlayacağını kaydetti.</p>
<p>Tören öncesinde TEKNOSAB ile Hepsiburada arasında iş birliği protokolü imzalanırken, törene Bursa Valisi Erol Ayyıldız, milletvekilleri, sanayici ve iş insanları da katıldı. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cumhurbaskani-yardimcisi-cevdet-yilmaz-lojistikte-guclenmeden-ihracatta-hedef-buyutemeyiz-88273</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/3/1280x720/cumhurbaskani-yardimcisi-cevdet-yilmaz-lojistikte-guclenmeden-ihracatta-hedef-buyutemeyiz-1790262727.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TEKNOSAB Lojistik Teknopark’ın temel atma töreninde konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, TEKNOSAB Lojistik Park’ın Bursa sanayisinin küresel pazarlara erişimini hızlandıracağını söyledi. Yaklaşık 210 milyon dolarlık yatırımla hayata geçirilecek projenin depolama, gümrük, demiryolu ve liman bağlantılarını tek merkezde buluşturacağını belirten Yılmaz, güçlü lojistik altyapının üretim ve ihracat için stratejik önem taşıdığını vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabancidan-227-milyon-dolarlik-hisse-ve-tahvil-satisi-88264</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 16:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancıdan 227 milyon dolarlık hisse ve tahvil satışı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) "Haftalık Menkul Kıymet İstatistikleri"ni paylaştı. </p>
<p>Buna göre, yurt dışında yerleşik kişiler, geçen hafta 109,8 milyon dolarlık hisse senedi, 116,9 milyon dolarlık Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) ve 331,7 milyon dolarlık Genel Yönetim Dışındaki Sektör İhraçları (ÖST) sattı.</p>
<p>Yurt dışında yerleşik kişilerin hisse senedi stoku, 18 Eylül haftasında 42 milyar 410,9 milyon dolardan 39 milyar 355 milyon dolara indi.</p>
<p>Aynı dönemde yurt dışında yerleşik kişilerin DİBS stoku 18 milyar 145,7 milyon dolardan 17 milyar 432,5 milyon dolara geriledi.</p>
<p>ÖST stoku ise 4 milyar 435,7 milyon dolardan 4 milyar 87,1 milyon dolara indi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabancidan-227-milyon-dolarlik-hisse-ve-tahvil-satisi-88264</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/7/1280x720/yabancinin-tahvil-payi-bir-yil-oncesine-dondu-1748180806.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haftalık verilerine göre, yurt dışında yerleşik kişiler, 109,8 milyon dolarlık hisse senedi ile 116,9 milyon dolarlık DİBS sattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-mevduati-gecen-hafta-4349-milyar-lira-artti-88263</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 16:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılık mevduatı geçen hafta 434,9 milyar lira arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), haftalık para ve banka istatistiklerini paylaştı.</p>
<p>Buna göre, bankacılık sektörünün toplam mevduatı 18 Eylül ile biten haftada 434 milyar 877 milyon 447 bin lira (yüzde 1,30) artarak 33 trilyon 456 milyar 915 milyon 974 bin liradan 33 trilyon 891 milyar 793 milyon 422 bin liraya çıktı.</p>
<p>Aynı dönemde bankalardaki Türk lirası cinsi mevduat yüzde 1,09 artarak 18 trilyon 510 milyar 543 milyon 909 bin lira, yabancı para (YP) cinsinden mevduat yüzde 1,57 yükselişle 11 trilyon 196 milyar 301 milyon 426 bin lira oldu.</p>
<p>Bankalarda bulunan toplam YP mevduatı geçen hafta 269 milyar 568 milyon dolar düzeyinde gerçekleşirken, bu tutarın 230 milyar 797 milyon doları yurt içinde yerleşik kişilerin hesaplarında toplandı.</p>
<p>Yurt içi yerleşiklerin toplam YP mevduatında parite etkisinden arındırılmış veriler dikkate alındığında, 18 Eylül itibarıyla 3 milyar 30 milyon dolarlık artış görüldü.</p>
<p><strong>Yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri azaldı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri, geçen hafta yüzde 1,14 azalışla 6 trilyon 885 milyar 439 milyon 385 bin liraya geriledi.</p>
<p>Söz konusu kredilerin 834 milyar 336 milyon 274 bin lirası konut, 41 milyar 182 milyon 377 bin lirası taşıt, 2 trilyon 568 milyar 518 milyon 993 bin lirası ihtiyaç kredileri, 3 trilyon 441 milyar 401 milyon 741 bin lirası ise bireysel kredi kartlarından oluştu.</p>
<p>Bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi de 18 Eylül ile biten haftada 22 milyar 60 milyon 12 bin lira artarak 27 trilyon 509 milyar 336 milyon 677 bin liradan 27 trilyon 531 milyar 396 milyon 689 bin liraya yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-mevduati-gecen-hafta-4349-milyar-lira-artti-88263</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/4/1280x720/para-money-lira-tl5-1766305528.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haftalık verilerine göre, bankacılık sektörünün toplam mevduatı 434,9 milyar lira artarak 33,9 trilyon liraya çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasi-rezervleri-43-milyar-dolar-azaldi-88261</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 16:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası&#039;nın rezervleri 4,3 milyar dolar azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, 18 Eylül itibarıyla Merkez Bankasının brüt döviz rezervleri 5 milyar 636 milyon dolar azalarak 62 milyar 808 milyon dolara indi. Brüt döviz rezervleri, 11 Eylül'de 68 milyar 444 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu.</p>
<p>Bu dönemde altın rezervleri ise 1 milyar 317 milyon dolar artışla 110 milyar 280 milyon dolardan 111 milyar 597 milyon dolara çıktı.</p>
<p>Böylece Merkez Bankasının toplam rezervleri, 18 Eylül haftasında bir önceki haftaya göre 4 milyar 319 milyon dolar azalışla 178 milyar 724 milyon dolardan 174 milyar 405 milyon dolara indi.</p>
<p>TCMB rezervleri Ocak 2024'ten bu yana şöyle (milyon dolar):</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Tarih</td>
<td>Altın Rezervleri</td>
<td>Brüt Döviz Rezervleri</td>
<td>Toplam Rezervler</td>
</tr>
<tr>
<td>26.01.2024</td>
<td>48.007</td>
<td>89.154</td>
<td>137.161</td>
</tr>
<tr>
<td>23.02.2024</td>
<td>49.271</td>
<td>82.479</td>
<td>131.750</td>
</tr>
<tr>
<td>29.03.2024</td>
<td>54.378</td>
<td>68.748</td>
<td>123.126</td>
</tr>
<tr>
<td>26.04.2024</td>
<td>59.113</td>
<td>64.967</td>
<td>124.080</td>
</tr>
<tr>
<td>31.05.2024</td>
<td>59.740</td>
<td>83.909</td>
<td>143.648</td>
</tr>
<tr>
<td>28.06.2024</td>
<td>58.077</td>
<td>84.833</td>
<td>142.910</td>
</tr>
<tr>
<td>19.07.2024</td>
<td>59.214</td>
<td>94.695</td>
<td>153.910</td>
</tr>
<tr>
<td>29.08.2024</td>
<td>60.043</td>
<td>89.329</td>
<td>149.373</td>
</tr>
<tr>
<td>27.09.2024</td>
<td>63.566</td>
<td>93.824</td>
<td>157.390</td>
</tr>
<tr>
<td>25.10.2024</td>
<td>65.894</td>
<td>93.504</td>
<td>159.398</td>
</tr>
<tr>
<td>1.11.2024</td>
<td>66.614</td>
<td>93.005</td>
<td>159.619</td>
</tr>
<tr>
<td>13.12.2024</td>
<td>65.307</td>
<td>98.175</td>
<td>163.482</td>
</tr>
<tr>
<td>24.01.2025</td>
<td>68.232</td>
<td>99.328</td>
<td>167.560</td>
</tr>
<tr>
<td>14.02.2025</td>
<td>72.475</td>
<td>100.677</td>
<td>173.152</td>
</tr>
<tr>
<td>21.03.2025</td>
<td>74.785</td>
<td>88.328</td>
<td>163.114</td>
</tr>
<tr>
<td>04.04.2025</td>
<td>76.422</td>
<td>77.838</td>
<td>154.261</td>
</tr>
<tr>
<td>30.05.2025</td>
<td>83.164</td>
<td>70.026</td>
<td>153.190</td>
</tr>
<tr>
<td>13.06.2025</td>
<td>86.543</td>
<td>72.744</td>
<td>159.289</td>
</tr>
<tr>
<td>25.07.2025</td>
<td>85.223</td>
<td>86.625</td>
<td>171.848</td>
</tr>
<tr>
<td>29.08.2025</td>
<td>87.326</td>
<td>91.031</td>
<td>178.357</td>
</tr>
<tr>
<td>05.09.2025</td>
<td>90.931</td>
<td>89.176</td>
<td>180.107</td>
</tr>
<tr>
<td>17.10.2025</td>
<td>111.169</td>
<td>87.273</td>
<td>198.442</td>
</tr>
<tr>
<td>14.11.2025</td>
<td>107.389</td>
<td>80.043</td>
<td>187.432</td>
</tr>
<tr>
<td>26.12.2025</td>
<td>116.894</td>
<td>76.978</td>
<td>193.872</td>
</tr>
<tr>
<td>30.01.2026</td>
<td>133.753</td>
<td>84.405</td>
<td>218.158</td>
</tr>
<tr>
<td>13.02.2026</td>
<td>132.199</td>
<td>79.586</td>
<td>211.784</td>
</tr>
<tr>
<td>27.03.2026</td>
<td>100.049</td>
<td>55.290</td>
<td>155.339</td>
</tr>
<tr>
<td>17.04.2026</td>
<td>112.647</td>
<td>61.821</td>
<td>174.467</td>
</tr>
<tr>
<td>26.05.2026</td>
<td>105.992</td>
<td>53.234</td>
<td>159.226</td>
</tr>
<tr>
<td>26.06.2026</td>
<td>94.954</td>
<td>54.251</td>
<td>149.205</td>
</tr>
<tr>
<td>24.07.2026</td>
<td>100.210</td>
<td>62.396</td>
<td>162.606</td>
</tr>
<tr>
<td>31.07.2026</td>
<td>100.637</td>
<td>63.811</td>
<td>164.448</td>
</tr>
<tr>
<td>21.08.2026</td>
<td>114.221</td>
<td>74.228</td>
<td>188.450</td>
</tr>
<tr>
<td>04.09.2026</td>
<td>113.841</td>
<td>70.406</td>
<td>184.247</td>
</tr>
<tr>
<td>11.09.2026</td>
<td>110.280</td>
<td>68.444</td>
<td>178.724</td>
</tr>
<tr>
<td>18.09.2026</td>
<td>111.597</td>
<td>62.808</td>
<td>174.405</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasi-rezervleri-43-milyar-dolar-azaldi-88261</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/7/1280x720/merkez-bankasi-rezervleri-gecen-hafta-1711-milyar-dolara-yukseldi-1742473095.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın toplam rezervleri, geçen hafta 4,3 milyar dolar azalarak 174,4 milyar dolara indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-sektorunun-kredi-hacmi-322-milyar-lira-azaldi-88260</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 16:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılık sektörünün kredi hacmi 32,2 milyar lira azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) haftalık bültenini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi 18 Eylül itibarıyla 32 milyar 144 milyon lira azalarak 28 trilyon 269 milyar 831 milyon liradan 28 trilyon 237 milyar 686 milyon liraya geriledi.</p>
<p>Bankacılık sektöründe toplam mevduat ise bankalar arası dahil, geçen hafta 388 milyar 112 milyon lira artarak 32 trilyon 165 milyar 158 milyon liradan 32 trilyon 553 milyar 270 milyon liraya yükseldi.</p>
<p>Tüketici kredilerinin tutarı, bu dönemde 23 milyar 928 milyon lira azalarak 3 trilyon 451 milyar 206 milyon liraya geriledi.</p>
<p>Bu tutarın 835 milyar 18 milyon lirası konut, 41 milyar 308 milyon lirası taşıt ve 2 trilyon 574 milyar 880 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu.</p>
<p>Bu dönemde taksitli ticari kredilerin tutarı 3 milyar 481 milyon lira artarak 4 trilyon 265 milyar 39 milyon lira oldu. Bankaların bireysel kredi kartı alacakları ise 57 milyar 173 milyon lira azalışla 3 trilyon 440 milyar 275 milyon lira düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p>Bireysel kredi kartı alacaklarının 1 trilyon 336 milyar 385 milyon lirasını taksitli, 2 trilyon 103 milyar 889 milyon lirasını taksitsiz borçlar oluşturdu.</p>
<p><strong>Yasal öz kaynaklar arttı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe takipteki alacaklar, 18 Eylül itibarıyla önceki haftaya göre 9 milyar 267 milyon lira artışla 876 milyar 498 milyon liraya çıktı. Takipteki alacakların 658 milyar 771 milyon lirasına özel karşılık ayrıldı.</p>
<p>Aynı dönemde bankacılık sisteminin yasal öz kaynakları 61 milyar 552 milyon lira artarak 6 trilyon 56 milyar 344 milyon liraya yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-sektorunun-kredi-hacmi-322-milyar-lira-azaldi-88260</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/6/1280x720/bankacilik-mevduati-193-milyar-lira-azaldi-1747313419.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BDDK&#039;nin haftalık verilerine göre, bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi 32,2 milyar lira azalışla 28,2 trilyon liraya geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ezber-bozan-tasarimlar-yaptilar-odulleri-kazandilar-88258</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 16:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Ezber Bozan Mobilya Tasarım Yarışması’nda dereceye girenler ödüllendirildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR</strong></p>
<p>Mobilya sektöründe yenilikçi tasarımcılarla katma değerli ürün ihracatını artırmak amacıyla Ege Mobilya Kâğıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği tarafından bu yıl VI. kez düzenlenen Ezber Bozan Mobilya Tasarım Yarışması’nda kazananlar belli oldu. 2026 yılında profesyonel kategoride Yusuf Çakar birinciliği kazanırken, Mehmet Danış Eryılmaz ikincilik, Doğa Sena Kapusuz üçüncülük mutluluğu yaşadı. Öğrenci kategorisinde birincilik Yavuz Selim Sel’in olurken, Fatıma Tuğçe Sabun ikinci, Başak Güler-Zeynep Bilge Yaman üçüncülük basamağında yer aldılar.</p>
<h2>Çevreci ve kullanıcı odaklı tema “Dönüşüm”</h2>
<p>VI. Ezber Bozan Tasarım Yarışması'nın teması, mobilya sektöründe çevre dostu ve kullanıcı odaklı çözümler geliştirilmesi amacıyla “DÖNÜŞÜM” olarak belirlediklerini dile getiren Ege Mobilya Kâğıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği Başkanı Ali Fuat Gürle, Ezber Bozan’ı altı yıl önce hayata geçirirken temel hedeflerinin Türk mobilya sektörünün rekabet gücünü yalnızca üretim kapasitesiyle, fiyatıyla ya da teslimat hızıyla değil; tasarımıyla, özgünlüğüyle ve yarattığı katma değerle de güçlendirmek olduğunu kaydetti.</p>
<p>Tasarımın bir ihtiyacı anlamaktan başlayarak malzeme, üretim imkânları ve kullanıcı beklentileri doğrultusunda anlamlı bir ürüne dönüşen bir süreç olduğunu belirten Gürle, “Ezber Bozan bizim için yalnızca kazananları belirlediğimiz bir yarışma değil. Bu yıl 553 geçerli başvuru aldık, 363 öğrenci ve 190 profesyonel tasarımcının katıldığı süreç sonunda 9 öğrenci ve 9 profesyonel olmak üzere 18 finalistimiz oldu. Tasarım kültürünü eğitim, panel ve buluşmalarla destekliyor, genç ve profesyonel tasarımcıları sektörle buluşturuyoruz. Çünkü Türkiye’nin küresel rekabet gücünü artırmak için yalnızca daha fazla üretmek değil, daha özgün ürünler tasarlamak, güçlü markalar oluşturmak ve yüksek katma değer üretmek gerekiyor. Tasarımcıyla sanayiciyi birbirini tamamlayan iki alan olarak görüyor, iyi tasarımın üretilebilir olması ve üretimin de tasarımla farklılaşabilmesi için bu bağı güçlendirmeyi amaçlıyoruz” dedi.</p>
<h2>Güleç: Mobilya sektörünün sanayici-tasarımcı birlikteliğine ihtiyacı var</h2>
<p>Ezber Bozan Mobilya Tasarım Yarışması’nın sanayiciler ile genç tasarımcıları buluşturarak sektörün ihtiyaç duyduğu birlikteliği sağladığını belirten TİM Başkan Vekili Ahmet Güleç, “Türkiye, güçlü üretim altyapısı, üretim kabiliyeti ve ihracat tecrübesiyle Türk mobilyasını dünyanın dört bir yanına ulaştırmayı başardı. Ancak artık yalnızca iyi üretmek yeterli değil; fiyatla değil değerle rekabet eden, tasarım odaklı, markalı ve yüksek katma değerli ürünler geliştirmeliyiz. Katma değer ürün fabrikadan çıktıktan sonra değil, tasarlandığı ilk anda oluşuyor. Üretim, tasarım ve ihracatı birbirinden ayrı düşünemeyiz. Tasarımcının fikri üreticinin tecrübesiyle birleştiğinde ürüne, markanın koleksiyonuna girdiğinde ise dünya pazarlarında karşılık bulan bir değere dönüşüyor. Bu nedenle yarışmanın yalnızca ödül töreniyle sınırlı kalmayıp burada başlayan ilişkilerin kalıcı iş birliklerine dönüşmesini önemsiyoruz” dedi.</p>
<p>Ezber Bozan Mobilya Tasarım Yarışması’nda profesyonel kategoride birinciliği Yusuf Çakar, ikinciliği Mehmet Danış Eryılmaz, üçüncülüğü Doğa Sena Kapusuz elde ederken; Pınar Demir, Beyza Kablan Güzel-Mahmut Utku Köksaldı, İnci Shoainia, Aybüke Üyük-Çakar Sezin Seçil, Göktuğ Mert ve Meltem Özgen de ödül kazanan diğer isimler oldu. Öğrenci kategorisinde ise birinci Yavuz Selim Sel, ikinci Fatıma Tuğçe Sabun, üçüncü Başak Güler-Zeynep Bilge Yaman olurken, Selinay Yavuz, Efe Burak Karakurt, Sude Nur Koç, Hale Çidem-Nisanur Tekeli, Esra Ünsal Öğün-Nisanur Gülsüm Şahbaz ve Nisa Surahi de ödüle layık görüldü.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ezber-bozan-tasarimlar-yaptilar-odulleri-kazandilar-88258</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/8/1280x720/ezber-bozan-tasarimlar-yaptilar-odulleri-kazandilar-1790255085.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Mobilya Kâğıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği’nin bu yıl “Dönüşüm” temasıyla düzenlediği Ezber Bozan Mobilya Tasarım Yarışması’na 553 geçerli başvuru gelirken, profesyonel ve öğrenci kategorilerinde toplam 18 finalist arasından dereceye giren tasarımcılar ödüllerini aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/moda-endustrisi-2027-icin-iki-koldan-pazarlama-ataginda-88254</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 15:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Moda endüstrisi 2027 için iki koldan pazarlama atağında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Türkiye’nin istihdam ve ihracatında önemli paya sahip hazır giyim ve moda sektörü, küresel talepte beklenen toparlanmadan daha fazla pay almak için 2027 yılı pazarlama çalışmalarına erken başladı. Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği, Türk moda sektörünün uluslararası pazarlardaki görünürlüğünü ve ihracat bağlantılarını güçlendirmek amacıyla ABD ve Fransa’da düzenlenecek Première Vision fuarlarına yönelik hazırlıklarını başlattı.</p>
<p>Emek yoğun bir sektör olan hazır giyim sektöründe maliyetler/enflasyondaki artış ile kurdaki artış oranı arasındaki dengenin çok önemli olduğunu dile getiren Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı Çağlar Bağcı, 2027-2029 dönemi için açıklanan Orta Vadeli İstikrar Programı’nda 2027’de döviz kuru ile enflasyon arasındaki makasın daralacağını, 2028 ve 2029’da da kur artışının enflasyon ile neredeyse aynı düzeye geleceğinin öngörüldüğünü, bu tablonun gerçekleşmesi halinde ihracatçının en büyük rahatsızlıklarından olan maliyet-kur dengesi sorununun azalacağını, bu sayede hazır giyim sektöründe bir rahatlama beklediklerini ve 2027 ve sonrasından umutlu olduklarını vurguladı.</p>
<p>Dış taleple ilgili olarak İran-ABD arasında yakın zamanda olası bir anlaşmanın küresel piyasalar üzerinde olumlu bir etki yaratacağı tespitinde bulunan Bağcı, “Savaşın sona ermesi özellikle ana pazarımız Avrupa Birliği’nde talep yeniden canlanabilir. Diğer önemli pazarımız ABD’ye yönelik faaliyetlerimizin olumlu seyretmesi için de ABD tarafından getirilen yüzde 12,5 ek verginin kaldırılması kritik önemde, bununla ilgili üst düzeyde girişimlerde bulunulmasını ve sonuç alınmasını bekliyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Dünya hazır giyim talebinin 2027 yılında küresel ölçekte yukarı yönlü bir grafik çizmesinin beklendiğine dikkati çeken Bağcı, şöyle devam etti; “2027 yılında küresel hazır giyim pazarı beklentilerle uyumlu yukarı yönlü bir seyir izlerse tam bir "toparlanma ve büyüme yılı" olacak. Bu toparlanmadan Türk moda endüstrisinin daha fazla pay alması için Türk ihracatçı firmalarına 2027 yılı ocak ayında ABD ve Fransa’daki fuarlara yoğun katılım göstermelerini tavsiye ediyoruz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/moda-endustrisi-2027-icin-iki-koldan-pazarlama-ataginda-88254</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/4/1280x720/moda-endustrisi-2027-icin-iki-koldan-pazarlama-ataginda-1790253030.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazır giyim sektöründe maliyet-kur dengesindeki iyileşme beklentisi ve küresel talepte öngörülen toparlanma, 2027’ye yönelik umutları artırdı. EHKİB, Türk moda sektörünün ABD ve Fransa pazarlarındaki payını artırmak için ocak ayında düzenlenecek Première Vision fuarlarına yoğun katılım hedefliyor. Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı Çağlar Bağcı, yeni OVP&#039;de 2027’de döviz kuru ile enflasyon arasındaki makasın daralacağını, 2028 ve 2029’da da kur artışının enflasyon ile neredeyse aynı düzeye geleceğinin öngörüldüğünü belirterek, bundan dolayı 2027 ve sonrasından umutlu olduklarını vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/su-urunleri-sektoru-future-fish-eurasiada-bulustu-88252</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 15:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Su ürünleri sektörü Future Fish Eurasia’da buluştu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde, Avrasya Fuarcılık tarafından düzenlenen Future Fish Eurasia-12. Uluslararası Su Ürünleri İhracat ve İşleme, Akuakültür ve Balıkçılık Teknolojileri Fuarı ile AquaFeed Eurasia Uluslararası Yem Konferansı, Fuar İzmir’de başladı.</p>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Akbaş, su ürünleri sektörünün gıda güvenliği, istihdam, ihracat ve ekosistemlerin korunması açısından stratejik önem taşıdığını söyledi. Türkiye’nin 2025 yılında 1 milyon 37 bin tonla Cumhuriyet tarihinin en yüksek su ürünleri üretimine ulaştığını belirten Akbaş, bunun 627 bin tonunun yetiştiricilikten elde edildiğini, Türkiye’nin çipura ve levrek üretiminde dünyada, su ürünleri yetiştiriciliğinde ise Avrupa Birliği ülkeleri arasında ilk sırada yer aldığını ifade etti. Yaklaşık 100 ülkeye ihracat yapıldığını ve 2026 yılı için 2,5 milyar dolarlık ihracat hedeflendiğini aktaran Akbaş, üretim planlamasında deniz kaynaklarının korunmasına odaklandıklarını vurguladı. İklim değişikliği ve deniz kirliliğine dikkat çeken Akbaş, “Artık ne kadar çok ürettik değil, nasıl ürettik sorusu da çok önemli olacak” diyerek sürdürülebilirlik, enerji verimliliği ve dijitalleşmenin sektörün geleceğinde belirleyici olacağını söyledi.</p>
<p><strong>İhracatta büyük dönüşüm</strong></p>
<p>Türkiye Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçı Birlikleri Sektör Kurulu Başkanı Sinan Kızıltan, su ürünleri ihracatının 1999’da yaklaşık 50 milyon dolardan bugün 2,3 milyar dolara ulaştığını belirtti. Sektörün Ege Bölgesi’nin önemli ihracat kalemlerinden biri haline geldiğini söyleyen Kızıltan, Türkiye’nin artık yurt dışına teknoloji ve Ar-Ge ihraç eden, kültür balıkçılığında farklı ülkelere yatırım ve teknoloji konusunda yön veren bir konuma ulaştığını ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/su-urunleri-sektoru-future-fish-eurasiada-bulustu-88252</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/2/1280x720/su-urunleri-sektoru-future-fish-eurasiada-bulustu-1790252561.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Future Fish Eurasia – 12. Uluslararası Su Ürünleri İhracat ve İşleme, Akuakültür ve Balıkçılık Teknolojileri Fuarı ile AquaFeed Eurasia Uluslararası Yem Konferansı, Fuar İzmir’de başladı. 26 ülkeden 165 firma ve markanın yer aldığı organizasyon, su ürünleri, akuakültür ve balıkçılık teknolojileri sektörünün uluslararası temsilcilerini İzmir’de bir araya getirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/hazir-giyimin-ihracat-sampiyonlari-aciklandi-88247</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 14:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazır giyimin ihracat şampiyonları açıklandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Uludağ Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (UHKİB) tarafından düzenlenen 2025 yılının başarılı ihracatçı firmalarının ödüllendirildiği İpek Böceği İhracat Ödül Töreni Uludağ İhracatçı Birlikleri’nde gerçekleştirildi.</p>
<p>Törende hazır giyim ve konfeksiyon alanında 2025 yılı İhracat Şampiyonu geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Yeşim Satış Mağazaları ve Tekstil Fabrikaları olurken; altın, gümüş, bronz kategorilerinde toplam 61 firma ödül aldı.</p>
<p>Törende konuşan UHKİB Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Özkarakaşlı, 2025 yılının küresel dinamikler açısından zorlu geçtiğine dikkat çekerek şunları aktardı: “Geride bıraktığımız 2025 yılı; küresel belirsizlikler, Avrupa’daki yavaşlama ve artan maliyetler nedeniyle sektörümüz adına kolay geçmedi. Ancak, güçlü ve esnek altyapımız sayesinde kararlılıkla ilerlemeyi sürdürdük. UHKİB olarak önümüzdeki dönemde temel hedefimiz; yalnızca fiyat rekabetine değil; sürdürülebilirlik, dijitalleşme, tasarım ve inovasyon odaklı bir dönüşümle kilogram başına ihracat değerimizi artırmaktır. Sektörümüzün küresel rekabet koşullarına uyum sağlaması ve değişen trendleri belirleyen bir yapıya kavuşması için projelerimizi kararlılıkla sürdüreceğiz.”</p>
<h2><strong>“İhracat kaslarımızı kaybetmememiz lazım”</strong></h2>
<p>Tekstil ve hazır giyimin emek yoğun yapısıyla ihracata sunduğu katkının altını çizen TİM Başkan Vekili Baran Çelik, mevcut ekonomik konjonktüre işaret etti: “Böyle bir dönemde ödül alabilmek çok kıymetli. Tekstil ve hazır giyim emeğin yoğun olduğu bir sektör. Sektörün Türkiye’nin ihracatına çok önemli katkı bulunuyor ve bu katkı her geçen yıl daha da artıyor. Bununla birlikte enflasyon ve kur politikası dolayısıyla, döviz kurunun yüksek faizin gerisinde kalması, hepimizi olumsuz etkiliyor. Ülkemizi bir vücuda benzetirsek, ihracat, vücudun kaslı bacakları gibidir. Kaslar yara alma sorunuyla karşı karşıya. Kaslarımızı kaybetmememiz lazım. 3-4 yıldır bu süreç yaşanıyor. Umarım bu süreci sonlandırırız. Ödül alan kahramanları kutluyorum” </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab50cd2b2bbb-1790250194.jpg" alt="" width="700" height="178" /></p>
<h2><strong>“Bursa değişime hızla adapte olacaktır”</strong></h2>
<p>UİB’in 45 milyar dolara yaklaşan ihracat başarısıyla Birleşmiş Milletler’e üye 135 ülkeyi geride bıraktığını hatırlatan BTSO Başkanı İbrahim Burkay, konuşmasında şu değerlendirmelerde bulundu: “UİB günümüzde 45 milyar dolara yaklaşan ihracatıyla BM’ye bağlı 135 ülkenin ihracatını geride bırakmış durumda. Son 4 yıldır makro ekonomik dengelerde seyreden yüksek enflasyon ve döviz kurundaki baskı biz ihracatçıları zor durumda bırakıyor. Dolayısıyla, Bursa’nın en güçlü kasları olan üretim ve ihracat kasları, bu dönemde ciddi oranda zayıfladı. Bursa’nın zayıflayan kaslarını güçlendirmek için özellikle dış ticaret programlarımızla elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. Sektörlerdeki kayba baktığımızda yine de en az kaybın yaşandığı şehrin Bursa olduğunu görüyoruz. Konjonktürel anlamda hangi sektör ön plana çıkarsa çıksın Bursa bu değişime hızla adapte olup gücünden bir değer kaybetmeyecektir. Ülke ekonomimize kattıkları değer dolayısıyla ödül alan bütün firmalarımızı tebrik ediyorum.” Açılış konuşmalarının ardından, 2025 yılı ihracat performanslarıyla ödüle layık görülen başarılı firmalara ödülleri takdim edildi. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/hazir-giyimin-ihracat-sampiyonlari-aciklandi-88247</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/7/1280x720/hazir-giyimin-ihracat-sampiyonlari-aciklandi-1790250168.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uludağ Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği tarafından düzenlenen İpek Böceği İhracat Ödül Töreni&#039;nde altın, gümüş, bronz kategorilerinde toplam 61 firma ödül aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazineden-15-milyar-dolarlik-esg-tahvili-ihraci-88239</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 13:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazine&#039;den 1,5 milyar dolarlık ESG tahvili ihracı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığının 2037 vadeli bir ESG tahvili (sürdürülebilir) ihracının tutarı 1,5 milyar dolar oldu.</p>
<p>Bakanlığın internet sitesinde yayımlanan duyuruya göre, 2026 yılı dış finansman programı çerçevesinde, dolar cinsinden 2037 vadeli bir ESG tahvili ihracı için BNP Paribas, Citibank, ING Bank ve J.P. Morgan'a 23 Eylül'de yetki verildi.</p>
<p>Söz konusu ihraç aynı gün sonuçlanırken, ihraç tutarı 1,5 milyar dolar olarak gerçekleşti. Meblağ 30 Eylül'de Bakanlığın hesaplarına girecek.</p>
<p>30 Ocak 2037 vadeli sürdürülebilir tahvilin kupon oranı yüzde 7,5, getiri oranı yüzde 7,65 oldu.</p>
<p>İhraca 100'ün üzerinde yatırımcı, ihraç tutarının üç katından fazla talep gösterdi. Tahvilin yüzde 32'si Birleşik Krallık, yüzde 30'u ABD, yüzde 25'i Türkiye, yüzde 9'u diğer Avrupa ülkeleri ve yüzde 4'ü diğer ülkelerdeki yatırımcılara tahsis edildi.</p>
<p><strong>2023'ten bu yana gerçekleştirilen ilk ESG tahvili</strong></p>
<p>Söz konusu tahvil, Hazine tarafından uluslararası sermaye piyasalarında ihraç edilen ikinci, 2023 yılından bu yana gerçekleştirilen ilk ESG tahvili oldu.</p>
<p>Bu tahvil ihracıyla, 2026 yılında, uluslararası sermaye piyasalarından toplam 12,2 milyar dolar tutarında finansman sağlandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazineden-15-milyar-dolarlik-esg-tahvili-ihraci-88239</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/hazine-ve-maliye-bakanligi3332d.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakanlığı, 1,5 milyar dolar tutarında ESG tahvili ihracı gerçekleştirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yumakli-gekis-ile-her-buyukbas-hayvanin-dijital-bir-kimligi-olacak-88237</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 13:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yumaklı: GEKİS ile her büyükbaş hayvanın dijital bir kimliği olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Rusya Tarım Bakanlığı tarafından başkent Moskova’da düzenlenen “2. Uluslararası Veteriner Güvenliği Forumu”nun ana oturumunda konuştu.</p>
<p>Türkiye’nin Avrupa, Asya, Kafkasya ve Orta Doğu’nun kesişiminde bulunduğuna işaret eden Yumaklı, yoğun hayvan ve hayvansal ürün hareketleri nedeniyle veteriner güvenliğini erken uyarı, aşılama, izlenebilirlik, laboratuvar altyapısı ve uluslararası işbirliğine dayanan bir sistem olarak ele aldıklarını belirtti.</p>
<p>Yumaklı, veteriner güvenliğinin hayvan hastalıklarıyla mücadelenin yanı sıra gıda arz güvenliği, halk sağlığı, kırsal ekonomi ve uluslararası ticaret açısından da önem taşıdığını dile getirdi.</p>
<p>Sınır aşan hayvan hastalıklarına karşı hazırlıklı olunması gerektiğini vurgulayan Yumaklı, SAT-1 tipi şap hastalığının​​​​​​​ 2025 ve 2026 yıllarında tarihsel yayılım alanının ötesine geçerek birçok ülkede görüldüğünü, Türkiye’de de yaklaşık 60 yıl sonra yeniden tespit edildiğini anlattı.</p>
<p>Yumaklı, “Bakanlığımız hızla harekete geçmiş, Şap Enstitümüz SAT-1’e karşı aşı geliştirerek üretime başlamıştır.” dedi.</p>
<p>Şapla mücadele kapsamında 2025 yılında 23,8 milyon doz aşının sahaya gönderildiğini aktaran Yumaklı, büyükbaş hayvanlarda ilk tur aşılama oranının yüzde 92’ye ulaştığını bildirdi.</p>
<p>Bakan Yumaklı, hastalıklarla mücadelede aşılama kadar izlenebilirliğin de önemli olduğunu dile getirerek, “Bu kapsamda Güvenli Elektronik Küpe İzleme Sistemi’ni (GEKİS) hayata geçirdik​​​​​​​. GEKİS ile her büyükbaş hayvanımızın dijital bir kimliği olacak. Doğumundan itibaren sağlık kayıtları, aşıları ve hareketleri güvenli biçimde takip edilecek. Böylece dijitalleşmeyi doğrudan biyogüvenlik sistemimizin bir parçası haline getiriyoruz.” dedi.</p>
<p>Yüksek patojeniteli kuş gribini de yakından izlediklerini ifade eden Yumaklı, göçmen kuşların geçiş güzergahında bulunan Türkiye’de risk temelli gözetim ve erken uyarı çalışmalarının sürdüğünü, bu yıl ticari kanatlı işletmelerindeki biyogüvenlik kurallarını güçlendirdiklerini kaydetti.</p>
<p>Yumaklı, bruselloz, tüberküloz, kuduz, şarbon ve koyun-keçi vebasına karşı aşılama, gözetim ve kontrol programlarını “Tek Sağlık” yaklaşımıyla yürüttüklerini anlattı.</p>
<p>Türkiye’nin uluslararası ticaret ve ulaştırma koridoru olması nedeniyle transit hayvan ve hayvansal ürün hareketlerini de biyogüvenlik açısından takip ettiklerini belirten Yumaklı, sınır kontrol noktaları, sağlık sertifikasyonu, risk analizleri ve izlenebilirlik sistemleriyle biyolojik riskleri kontrol altında tutmaya çalıştıklarını söyledi.</p>
<p>Yumaklı, amaçlarının uluslararası ticaretin kesintisiz sürdürülmesi ile hayvan ve halk sağlığının korunması arasında denge kurmak olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>"Laboratuvar altyapısı güçlendiriliyor"</strong></p>
<p>Laboratuvar altyapısına ilişkin çalışmalara da değinen Yumaklı, Dünya Bankası işbirliğiyle yürütülen proje kapsamında veteriner kontrol enstitülerinin altyapısını güçlendirdiklerini, Türkiye’ye 14 BSL-2 ve 7 BSL-3 laboratuvar kazandırmayı hedeflediklerini bildirdi.</p>
<p>Yumaklı, söz konusu ​​​​​​​yatırımları ulusal teşhis kapasitesinin yanı sıra bölgesel erken uyarı ve uluslararası bilimsel işbirliği açısından da stratejik gördüklerini dile getirdi.</p>
<p>Gıda kaynaklı biyolojik tehlikeler ile antimikrobiyal direncin de veteriner güvenliğinin bir parçası olduğunu belirten Yumaklı, biyolojik güvenliği çiftlikten sofraya bütün gıda zincirinde ele aldıklarını, hayvanlardan insanlara bulaşabilen etkenleri ve gıda kaynaklı salgınları izlediklerini söyledi.</p>
<p>Hayvan hastalıklarının sınır tanımadığını vurgulayan Yumaklı, epidemiyolojik verilerin zamanında paylaşılması, yeni hastalıkların hızla bildirilmesi ve referans laboratuvarları arasında işbirliği yapılması çağrısında bulundu.</p>
<p>Yumaklı, Türkiye’nin Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü ve Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) başta olmak üzere uluslararası kuruluşlarla yakın işbirliği içinde çalıştığını, bilgi birikimini ve saha deneyimini ortaklarıyla paylaşmaya hazır olduğunu kaydetti.</p>
<p>Bakan Yumaklı’nın katıldığı oturumda Rusya Tarım Bakanı Oksana Lut, Rusya Federal Bitki Sağlığı Denetim Servisi (Rosselhoznadzor) Başkanı Sergey Dankvert de veteriner güvenliğine ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yumakli-gekis-ile-her-buyukbas-hayvanin-dijital-bir-kimligi-olacak-88237</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/7/1280x720/yumakli-1790246345.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Moskova&#039;daki “2. Uluslararası Veteriner Güvenliği Forumu”nda konuşan Bakan Yumaklı, &quot;Güvenli Elektronik Küpe İzleme Sistemi’ni hayata geçirdik. GEKİS ile her büyükbaş hayvanımızın dijital bir kimliği olacak. Doğumundan itibaren sağlık kayıtları, aşıları ve hareketleri güvenli biçimde takip edilecek.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/emekliler-ek-gelir-icin-ambalaj-topluyor-88272</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Emekliler ek gelir için ambalaj topluyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p class="isSelectedEnd"><strong>TEMEL AKBAŞ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p class="isSelectedEnd">Geri dönüşüm amacıyla hayata geçirilen Depozitosu Olan Ambalajlar (DOA) sistemi, bazı vatandaşlar için yalnızca atıkların ekonomiye kazandırıldığı bir uygulama olmanın ötesine geçti. Özellikle emekliler, yaşlılar ve ek gelir arayan vatandaşların, depozitolu ambalajları toplayarak elde ettikleri iadeyle bütçelerine katkı sağlamaya başladığı belirtildi.</p>
<p class="isSelectedEnd">Eskişehir’de uygulamanın yürütüldüğü noktalardan birinde görev yapan Batıkent Mahallesi Muhtarı Derya Can, sistemi düzenli kullanan vatandaşların bulunduğunu belirterek bazı emeklilerin ve yaşlıların ambalajlardan elde ettikleri gelirle günlük ihtiyaçlarına katkı sağladığını söyledi.</p>
<h2>Günde 200 liralık katkı</h2>
<p class="isSelectedEnd">Can, uygulamanın duyulmasının ardından iki farklı kullanıcı grubunun oluştuğunu belirtti. Bir grup evinde kullandığı ambalajları biriktirerek sisteme teslim ederken, diğer grup ise ek gelir elde etmek amacıyla ambalaj toplamaya başladı.</p>
<p class="isSelectedEnd">Sistemi düzenli kullananlar arasında emekliler, yaşlılar ve engelli vatandaşların da bulunduğunu ifade eden Can, bazı kişilerin günlük yüzlerce ambalaj getirdiğini söyledi.</p>
<p class="isSelectedEnd">Can, yaşlı bir vatandaşın sistemden elde ettiği geliri mutfak masraflarında kullandığını belirterek, “Yaşlı bir vatandaşımız, buradan sağladığı gelirle mutfak masrafını karşıladığını söylüyor. Hafta içi beş gün işlem yaptığında günlük 200 liralık iadeyle bütçesine katkı sağladığını ifade ediyor.” dedi.</p>
<p class="isSelectedEnd">Can, düzenli olarak ambalaj toplayıp getiren vatandaşların bulunduğunu, yaşlı bir kadın ile oğlunun yanı sıra engelli bir vatandaşın da sistemi ek gelir amacıyla kullandığını belirtti. Bazı kullanıcıların günlük yaklaşık 400 ambalaj getirdiğini belirten Can, bu kişilerin işlem sınırı nedeniyle birden fazla telefonla geldiğini söyledi.</p>
<h2>Ambalaj toplamak ek gelir kapısı oldu</h2>
<p class="isSelectedEnd">Uygulamanın geri dönüşüm yönünün yanı sıra vatandaşlara küçük de olsa bir gelir imkanı sunduğunu belirten Can, bazı kişilerin bu sistemi düzenli biçimde kullandığını ifade etti.</p>
<p class="isSelectedEnd">Can, ambalajların doğaya karışmadan toplanmasının önemli olduğunu belirterek, uygulamanın hem geri dönüşüme hem de bazı vatandaşların bütçelerine katkı sağladığını söyledi.</p>
<p class="isSelectedEnd">Özellikle park ve bahçelerde daha önce çalışanlar tarafından toplanan pet şişe, cam ve metal kutuların artık vatandaşlar tarafından da toplandığını belirten Can, sistemin çevredeki ambalaj atıklarının azalmasına katkı sunduğunu ifade etti.</p>
<h2>Muhtarlıkta günlük 6 bin ambalaj kabul ediliyor</h2>
<p class="isSelectedEnd">Sistemin uygulandığı Eskişehir’in Tepebaşı ilçesine bağlı Batıkent Mahallesi’nde vatandaşlardan gelen yoğun talep üzerine muhtarlık da sisteme dahil oldu.</p>
<p class="isSelectedEnd">Batıkent Mahallesi Muhtarı Derya Can, ilk dönemde günlük 3 bin ambalaj kabul ettiklerini, talebin artması üzerine bu sayının 6 bine çıkarıldığını belirtti.</p>
<p class="isSelectedEnd">Can, “İlk zamanlarda günde 3 bin ambalaj kabul ediyordum ve bu kapasiteyi düzenli olarak dolduruyorduk. Şirket, günlük 3 bin işlemin rutin hale geldiğini görünce sayıyı artırmak isteyip istemediğimizi sordu. Vatandaşların ellerindeki ambalajlarla geri dönmesini istemediğimiz için kapasiteyi yükselttik. Şu anda buradan günlük 6 bin ambalaj alıyorum.” diye konuştu.</p>
<p class="isSelectedEnd">Vatandaşların telefonlarına DOA uygulamasını indirdiğini aktaran Can, muhtarlıkta bulunan cihazdaki karekod ile kullanıcının telefonunun eşleştirildiğini belirtti. Ambalajların sisteme alınmasının ardından iade tutarının doğrudan kullanıcının hesabına geçtiğini açıkladı.</p>
<h2>Marketlerdeki makineler yetersiz kaldı</h2>
<p class="isSelectedEnd">Uygulamanın yaklaşık 3-4 ay önce duyurulmasının ardından vatandaşların evlerinde ambalaj biriktirmeye başladığını belirten Can, ilk aşamada bazı büyük marketlere iade makineleri yerleştirildiğini hatırlattı.</p>
<p class="isSelectedEnd">Marketlerdeki makinelerin vatandaşların getirdiği ambalaj miktarına karşılık vermekte zorlandığını belirten Can, bazı makinelerin kısa sürede hata verdiğini, arızalandığını veya dolduğunu söyledi. Boşaltma işlemlerinin hızlı yapılamaması nedeniyle vatandaşların ellerindeki şişelerle farklı marketlere gitmek zorunda kaldığını ifade etti.</p>
<p class="isSelectedEnd">Mahalle sakinlerinden gelen yoğun talep üzerine gerekli izinlerin tamamlandığını ve muhtarlığın da sisteme dahil olduğunu belirten Can, uygulamanın ilk olarak Eskişehir’in Çamlıca, Şirintepe ve Batıkent mahallelerinde başladığını, daha sonra Aşağı Söğütönü, Uluönder ve Bahçelievler dahil farklı mahallelerdeki muhtarların da sisteme katıldığını söyledi.</p>
<h2>Sistem daha hızlı hale getirilmeli</h2>
<p class="isSelectedEnd">Ambalajların tek tek sisteme okutulmasının muhtarlıklarda ek iş yükü oluşturduğunu belirten Can, fiziki imkanları sınırlı bazı muhtarlıkların uygulamayı bıraktığını açıkladı.</p>
<p class="isSelectedEnd">Can, “Muhtarlık olarak önceliğimiz mahalle sakinlerimize hizmet vermek. Ambalajların tek tek okutulması ciddi zaman ve iş gücü gerektiriyor. Biz özellikle yaşlı vatandaşların ellerindeki ambalajlarla market market dolaşmasını istemediğimiz için bu hizmeti sürdürüyoruz. Ancak sistemin bu şekilde devam edebilmesi için işlemlerin daha hızlı yapılmasını sağlayacak biçimde geliştirilmesi gerekiyor.” dedi.</p>
<p>Can, uygulamanın geri dönüşümü desteklerken bazı vatandaşların da bütçelerine katkı sağlamasına imkan verdiğini belirterek, sistemin hem vatandaşlar hem de işlemi gerçekleştiren noktalar açısından daha kolay kullanılabilir hale getirilmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/emekliler-ek-gelir-icin-ambalaj-topluyor-88272</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/2/1280x720/emekliler-ek-gelir-icin-ambalaj-topluyor-1790262373.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ DOA sistemi, bazı emekliler ve ek gelir arayanlar için küçük de olsa bütçeye katkı sağlayan bir uygulamaya dönüştü. Ambalaj toplayanlar, elde ettikleri iadeyi mutfak masraflarından diğer ihtiyaçlarına kadar farklı alanlarda kullanıyor. Uygulamanın geri dönüşümü desteklerken bazı vatandaşların da bütçelerine katkı sağlamasına imkan verdiğini belirten Eskişehir Batıkent Mahallesi Muhtarı Derya Can, sistemin hem vatandaşlar hem de işlemi gerçekleştiren noktalar açısından daha kolay kullanılabilir hale getirilmesi gerektiğini ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/eyp-turkiyede-ust-duzey-atama-88235</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> EYP Türkiye&#039;de üst düzey atama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ernst &amp; Young (EY) çatısı altında faaliyet gösteren EY-Parthenon (EYP) Türkiye'de üst düzey atama yapıldığı bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre strateji, birleşme ve satın almalar (M&amp;A), yatırım bankacılığı ve proje finansmanı alanlarında deneyime sahip Serhat Karakuz, EY-Parthenon Türkiye ekibine şirket ortağı olarak katıldı.</p>
<p>Kariyeri boyunca kimya, sağlık, enerji, savunma sanayisi ve altyapı başta olmak üzere farklı sektörlerde stratejik yatırımların değerlendirilmesi, M&amp;A süreçlerinin uçtan uca yönetimi, sermaye artırımı ve finansman yapılarının oluşturulması alanlarında görev alan Karakuz'un, yeni dönemde çeşitli sektörlerdeki kurumların strateji, büyüme, yatırım ve dönüşüm gündemlerine yönelik çalışmalarda yer alacağı belirtildi.</p>
<p>Boğaziçi Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü mezunu Karakuz, kariyerine EY Türkiye Strateji ve Kurumsal Finansman Bölümünde başladı. Kariyerini İş Yatırım'da yatırım bankacılığı alanında sürdüren Karakuz, Akkök Holding, Eczacıbaşı Topluluğu ve Kale Grubu bünyesinde strateji, yatırım, kurumsal finansman ve iş geliştirme alanlarında üst düzey sorumluluklar üstlendi. Karakuz, EY-Parthenon'a yeniden katılmadan önce Belçika merkezli SynPet Technologies'de Strateji ve İş Geliştirmeden Sorumlu Yönetim Kurulu Danışmanı olarak görev yaptı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/eyp-turkiyede-ust-duzey-atama-88235</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/5/1280x720/serhat-karakuz-1790246049.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Serhat Karakuz, EY-Parthenon Türkiye&#039;ye Şirket Ortağı olarak atandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/argela-ile-stanford-arastirma-enstitusu-arasinda-is-birligi-anlasmasi-88231</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 11:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Argela ile Stanford Araştırma Enstitüsü arasında iş birliği anlaşması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Telekom'un, güçlü teknoloji altyapısı, AR-GE birikimi ve mühendislik yetkinliğiyle Türkiye'de geliştirilen teknolojileri dünya çapındaki araştırma ve inovasyon ekosistemiyle buluşturmaya devam ettiği bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre Türk Telekom'un grup şirketi Argela, ABD'de Silikon Vadisinin araştırma kuruluşlarından Stanford Araştırma Enstitüsü (SRI) ile yeni nesil iletişim teknolojileri alanında ortak araştırma ve geliştirme çalışmalarını kapsayan iş birliği anlaşması imzaladı.</p>
<p>Bu kapsamda, Türk Telekom'un grup şirketi Argela ile SRI arasında gerçekleştirilen iş birliğiyle yeni nesil iletişim teknolojileri alanında ortak araştırma ve geliştirme çalışmaları yapılacak.</p>
<p>Türk Telekomun teknoloji vizyonu doğrultusunda hayata geçirilen iş birliğinin, Türkiye'de geliştirilen mühendislik yetkinliğinin uluslararası araştırma birikimiyle güçlendirilmesi ve Türk mühendislik gücünün küresel teknoloji ekosistemine taşınması açısından önemli bir adım niteliği taşıdığı vurgulandı.</p>
<p>Argela'nın telekomünikasyon teknolojilerindeki mühendislik deneyimiyle SRI'ın yaklaşık 80 yıllık araştırma ve inovasyon birikimini buluşturan ortaklıkla yeni nesil iletişim teknolojilerinin geliştirilmesine yönelik ortak çalışmaların yürütüleceğı belirtildi.</p>
<p>Açıklamanın devamında şu bilgilere yer verildi: "İş birliğinin ilk odağında, geleceğin iletişim şebekelerinin ihtiyaç duyduğu yüksek hızlı paket işleme teknolojileri yer alıyor. Proje kapsamında, özel amaçlı donanımlar üzerinden gerçekleştirilen yüksek performanslı işlemlerin GPU tabanlı programlanabilir platformlara taşınmasına yönelik yeni bir yaklaşım üzerinde çalışılacak. Bu sayede daha esnek, farklı ihtiyaçlara daha kolay uyarlanabilen ve maliyet etkin yeni nesil teknolojilerin geliştirilmesi hedefleniyor."</p>
<p><strong>"AR-GE yatırımları ve mühendislik gücüyle Türkiye'nin dijital geleceğini şekillendiriyoruz"</strong></p>
<p>Türk Telekom CEO'su Ebubekir Şahin, şirketin, güçlü altyapısı, teknoloji birikimi, AR-GE yatırımları ve mühendislik gücüyle Türkiye'nin dijital geleceğini şekillendirdiğini belirterek, Türkiye'de de geliştirdikleri yetkinlikleri dünyayla buluşturmayı önemsediklerini ifade etti.</p>
<p>Şahin, Türkiye'nin yalnızca teknolojiyi kullanan değil, teknolojiyi üreten, geliştiren ve dünyaya taşıyan bir ülke olması hedefiyle çalışmalarını sürdürdüklerini vurgulayarak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Grup şirketimiz Argelanın mühendislik gücü de bu vizyonumuzun önemli bir parçasını oluşturuyor. SRI ile hayata geçirilen bu iş birliğiyle Türkiye'de oluşan mühendislik birikimini Silikon Vadisi'nin köklü araştırma ekosistemiyle buluşturuyoruz. Test ve geliştirme süreçleri Türkiye'de yürütülecek proje kapsamında kazanacağımız deneyimi, milli AR-GE gücümüzle üreteceğimiz yeni teknolojilerde somut değere dönüştürmeyi hedefliyoruz. Türkiye'de üretilen teknolojilerin global işbirlikleriyle büyümesinin, ülkemizin AR-GE gücünü daha da ileri taşıyacağına inanıyoruz."</p>
<p>Şahin, Türkiye'nin bölgesel ve küresel bir teknoloji merkezi haline gelmesi hedefiyle yatırımlarını ve milli AR-GE çalışmalarını aralıksız sürdüreceklerini belirtti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/argela-ile-stanford-arastirma-enstitusu-arasinda-is-birligi-anlasmasi-88231</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/6/1280x720/ebubekir-sahin-1767253912.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Telekom&#039;un grup şirketi Argela ile Stanford Araştırma Enstitüsü arasında imzalanan iş birliği anlaşması hakkında açıklama yapan Türk Telekom CEO&#039;su Ebubekir Şahin, &quot;SRI ile hayata geçirilen bu iş birliğiyle Türkiye&#039;de oluşan mühendislik birikimini Silikon Vadisi&#039;nin köklü araştırma ekosistemiyle buluşturuyoruz. Test ve geliştirme süreçleri Türkiye&#039;de yürütülecek proje kapsamında kazanacağımız deneyimi, milli AR-GE gücümüzle üreteceğimiz yeni teknolojilerde somut değere dönüştürmeyi hedefliyoruz. &quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursanin-700-yillik-tarihi-koyu-cumalikizik-icin-yeni-donem-88230</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 11:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa’nın 700 yıllık tarihi köyü Cumalıkızık için yeni dönem</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR / BURSA</strong><br />Bursa’nın önemli turizm noktalarından Cumalıkızık’ta yeni bir düzenleme süreci başlıyor. Yıldırım Belediyesi, tarihi ve kültürel dokunun korunmasıyla birlikte bölgedeki günlük yaşam koşullarının iyileştirilmesini amaçlayan çalışma için harekete geçti. Bu kapsamda Yıldırım Belediyesi, Yıldırım Kaymakamlığı ve Cumalıkızık Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi arasında protokol imzalandı. Planlanan çalışmayla birlikte Cumalıkızık’a modern pazar yeri ile açık otopark kazandırılacak. Bölge halkı, söz konusu pazar yerinde geleneksel ürünlerini daha düzenli bir ortamda satma imkanı bulacak. Kısa sürede başlanması planlanan çalışmaların, Cumalıkızık’ın turizm potansiyeline büyük katkı sağlaması amaçlanıyor. Tarihi dokuyla uyumlu şekilde planlanan çalışmalarla hem Cumalıkızık’ta günlük yaşamının kolaylaştırılması hem de bölgeye gelen ziyaretçilere daha nitelikli bir ortam sunulması hedefleniyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab4e68f38fda-1790240399.jpeg" alt="" width="707" height="470" /></p>
<h2><strong>“Bursa turizmine katkı”</strong></h2>
<p>Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, Cumalıkızık’ın sahip olduğu tarihi ve kültürel mirasın korunarak gelecek nesillere aktarılmasının büyük önem taşıdığını vurguladı.  Yılmaz, “Cumalıkızık 700 yıllık tarihi ile Bursa’nın en önemli değerlerinden. Gerçekleştireceğimiz düzenlemelerle Cumalıkızık’ın tarihi ve kültürel dokusunu koruyarak hemşerilerimizin günlük yaşamına değer katacağız. Ayrıca bu yatırımlarımızla birlikte bölgenin turizm potansiyeline katkı sağlamış olacağız” diye konuştu. UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan Cumalıkızık’ın yılın her dönemi yerli ve yabancı turistleri ağırlayan önemli bir turizm destinasyonu olduğunu belirten Yılmaz, “İmzaladığımız protokol ile Cumalıkızık’ta pazar yeri, açık otopark, teknik altyapı ve üstyapı düzenlemelerini hayata geçirmek üzere önemli bir adım attık. İnşallah kısa süre içerisinde çalışmalarımıza başlayacağız” dedi. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursanin-700-yillik-tarihi-koyu-cumalikizik-icin-yeni-donem-88230</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/0/1280x720/bursanin-700-yillik-tarihi-koyu-cumalikizik-icin-yeni-donem-1790240373.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa’nın UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan tarihi Cumalıkızık Mahallesi’nde kapsamlı bir düzenleme için ilk adım atıldı. Bölgeye modern pazar yeri ve açık otopark kazandırılması, ayrıca altyapı ve üstyapı düzenlemelerinin yapılması planlanıyor. Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, “Cumalıkızık’ın tarihi ve kültürel dokusunu koruyarak hemşerilerimizin günlük yaşamını kolaylaştıracağız. Ayrıca bu yatırımlarımızla birlikte bölgenin turizm potansiyeline katkı sağlamış olacağız”  dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/guven-endeksi-perakendede-artti-insaatta-azaldi-88229</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 11:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güven endeksi perakendede arttı, inşaatta azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), eylül ayına ait hizmet, perakende ticaret ve inşaat güven endekslerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, mevsim etkilerinden arındırılmış güven endeksi eylülde aylık bazda hizmet sektöründe aynı kalarak 111,9, perakende ticaret sektöründe yüzde 1,1 yükselerek 111,3 ve inşaat sektöründe yüzde 0,2 azalışla 83 değerini aldı.</p>
<p>Hizmet sektöründe eylülde geçen aya kıyasla, son üç aylık dönemde iş durumu yüzde 1,1, son üç aylık dönemde hizmetlere olan talep beklentisi yüzde 0,4 artış gösterirken, gelecek üç aylık dönemde hizmetlere olan talep beklentisi yüzde 1,3 azaldı.</p>
<p>Perakende ticaret sektöründe son üç aylık dönemde iş hacmi-satışlar yüzde 0,4 ve gelecek üç aylık dönemde iş hacmi-satışlar beklentisi yüzde 3,5 yükselirken, mevcut mal stok seviyesi yüzde 1,3 geriledi.</p>
<p>İnşaat sektöründe alınan kayıtlı siparişlerin mevcut düzeyi yüzde 1,9 arttı, gelecek üç aylık dönemde toplam çalışan sayısı beklentisi yüzde 2,1 azaldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/guven-endeksi-perakendede-artti-insaatta-azaldi-88229</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/7/1280x720/perakendecilerin-omnichanel-notu-100-uzerinden-46-oldu-1741935521.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in eylül verilerine göre güven endeksi hizmet sektöründe aynı kalırken, perakende ticaret sektöründe yüzde 1,1 arttı, inşaat sektöründe ise yüzde 0,2 azaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kucukbas-hayvan-sayisi-haziranda-yuzde-51-artti-88225</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 11:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küçükbaş hayvan sayısı haziranda yüzde 5,1 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanlığı, haziran ayına ait Hayvan Varlığı İstatistiklerini paylaştı.</p>
<p>Buna göre, büyükbaş hayvan sayısı 2025 Aralık ayına göre yüzde 0,5 artışla 17 milyon 804 bin 510 başa çıktı. Söz konusu dönemde sığır sayısı yüzde 0,5 artarak 17 milyon 640 bin 2 baş, manda sayısı ise yüzde 0,2 azalarak 164 bin 508 baş oldu.</p>
<p>Aynı dönemde, küçükbaş hayvan sayısı yüzde 5,1 yükselişle 57 milyon 874 bin 318 baştan 60 milyon 815 bin 177 başa ulaştı. Küçükbaş hayvanlarda koyun sayısı yüzde 6 artışla 49 milyon 473 bin 446 baş, keçi sayısı yüzde 1,4 yükselişle 11 milyon 341 bin 731 baş oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kucukbas-hayvan-sayisi-haziranda-yuzde-51-artti-88225</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/hayvancilik-kucukbas.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarım ve Hayvan Bakanlığının haziran verilerine göre büyükbaş hayvan sayısı, aralık ayına kıyasla yüzde 0,5 artarak 17 milyon 804 bini, küçükbaş hayvan sayısı da yüzde 5,1 artışla 60 milyon 815 bini aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mustafakemalpasa-tsoda-ibrahim-ozmen-adayligini-acikladi-88262</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mustafakemalpaşa TSO’da İbrahim Özmen adaylığını açıkladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Mustafakemalpaşa Ticaret ve Sanayi Odası’nda 3 Ekim 2026 tarihinde gerçekleştirilecek organ seçimleri öncesinde Meclis Başkanı İbrahim Özmen, Mustafakemalpaşa TSO Yönetim Kurulu Başkan adaylığını açıkladı.</p>
<p>Mustafakemalpaşa Ticaret ve Sanayi Odası’nın yalnızca bir meslek kuruluşu olmadığını vurgulayan Özmen, odanın Mustafakemalpaşa iş dünyasının ortak çatısı olduğunu ifade etti. Odanın kuruluşunun 46. yılında olduklarını belirten Özmen, önlerindeki dört yıllık dönemi yalnızca bir seçim dönemi olarak görmediklerini söyledi. Özmen, hedeflerinin Mustafakemalpaşa Ticaret ve Sanayi Odası’nı 50. yılına güçlü bir vizyonla taşımak olduğunu ifade etti. Bu hedef doğrultusunda tecrübenin gücünü gençlerin enerjisiyle buluşturacaklarını dile getiren Özmen, tüm oda üyeleriyle birlikte hareket edeceklerini söyledi. Özmen, Mustafakemalpaşa’yı ticaret, sanayi, tarım ve turizm alanlarında daha ileriye taşımayı hedeflediklerinin de altını çizdi. </p>
<h2>İlçenin üretim potansiyelini tanıtacak projeler</h2>
<p>KOBİ’lerin büyümesi, OSB’lerin gelişmesi ve Tarım OSB’nin ilçeye kazandırılması için çalışmalar yürüteceklerini ifade eden Özmen, oda üyelerine yönelik yeni projelerini de açıkladı. Odaya yeni bir ek hizmet binası kazandırmayı hedeflediklerini belirten İbrahim Özmen, burada genç ve kadın girişimcilere yönelik Girişim Atölyesi ile Mustafakemalpaşa TSO Eğitim Akademisi oluşturacaklarını söyledi. Üyelerin yatırım ve teşviklerden daha fazla yararlanması amacıyla Proje Ofisi oluşturacaklarını belirten Özmen, yurt dışı iş bağlantılarının kolaylaştırılması için de Kolay Vize desteği sağlamayı hedeflediklerini açıkladı. KOSGEB desteklerinden üyelerin ve yeni girişimci adaylarının daha fazla yararlanması için çalışmalar yapacaklarına da değinen Özmen, ilçenin üretim potansiyelini Türkiye’ye tanıtacak Mustafakemalpaşa Ticaret Fuarı'nı geleneksel hale getirmeyi hedeflediklerini söyledi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mustafakemalpasa-tsoda-ibrahim-ozmen-adayligini-acikladi-88262</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/2/1280x720/mustafakemalpasa-tsoda-ibrahim-ozmen-adayligini-acikladi-1790257263.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mustafakemalpaşa TSO Meclis Başkanı İbrahim Özmen, 3 Ekim’de yapılacak organ seçimleri öncesinde yönetim kurulu başkanlığına adaylığını açıkladı. Özmen, KOBİ’lerin büyümesi, OSB’lerin gelişimi ve Tarım OSB’nin ilçeye kazandırılmasının yanı sıra girişimcilik, eğitim, proje ve dış ticarete yönelik yeni projelerle odayı 50. yılına taşımayı hedeflediklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/logo-yazilim-base-platformuyla-yeni-bir-teknoloji-ekosistemi-kuruyor-88238</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Logo Yazılım, Base platformunu tanıttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ADEM ADIGÜZEL/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli’de faaliyet gösteren Türkiye’nin öncü yerli iş yazılımı şirketlerinden Logo Yazılım'ın Ar-Ge ve inovasyonu iş süreçlerinin merkezinde tutarak işletmelerin dönüşen ihtiyaçlarına yönelik yeni nesil çözümler geliştirmeyi sürdürdüğü bildirildi. Şirket, yeni nesil arayüz, yapay zekâ yetenekleri ve ek fonksiyonlarla geliştirdiği Logo Base platformunun yanı sıra Logo Cloud ve Logo Edge çözümleriyle işletmelere daha yalın ve bütünleşik bir deneyim sunmayı hedefliyor.</p>
<p>Türkiye’de KOBİ’lerin dijital çözümleri kullanma oranlarının hâlâ gelişime açık olduğunu ifade eden Logo Yazılım CEO’su Buğra Koyuncu, 2025 itibarıyla kurumsal kaynak planlama (ERP) kullanım oranının yüzde 32,3, CRM kullanım oranının yüzde 13,6, iş zekâsı ve benzeri çözümlerin kullanım oranının ise yüzde 7,8 olduğunu söyledi.</p>
<p>Çalışan sayısı arttıkça teknoloji kullanımının da yükseldiğini belirten Koyuncu, “250 ve daha fazla çalışanda ERP kullanım oranı yüzde 79,7. Küçüğe doğru gittiğimizde 10-49 çalışanda sadece ERP yüzde 27,8, CRM de yüzde 11,4. Küçük firmaların, orta ölçekli firmaların bu teknolojileri çok daha hızlı edinmeye, bunları kendi yararlarına ve işletmelerinin verimliliğini artırmaya kullanmaya ihtiyacı var” şeklinde konuştu.</p>
<h2>“AURA, Otonom, Uyumlu, Güvenilir İş Uygulamaları vizyonumuzu temsil ediyor”</h2>
<p>Yapay zekâdaki gelişmelerin bu dönüşümü yeni bir aşamaya taşıdığını belirten Koyuncu, özellikle “agentic AI” yaklaşımının iş uygulamalarında daha fazla öne çıkacağını ifade etti.</p>
<p>Koyuncu, Logo’nun yeni platform vizyonunu AURA kavramıyla ifade ettiklerini belirterek, “AURA’nın bizdeki ifadesi otonom, uyumlu, güvenilir iş uygulamaları. Geleceğe yönelik bu vizyonu takip edebilmek, buna uygun ürün ve hizmetler geliştirebilmek ve bunları sahaya sunabilmek için bir platforma ihtiyaç duyuyoruz. Bu platformun da temel bir vizyonunun, belirli bir bakış açısının ve geleceğe yönelik planlarının olması gerekiyor” dedi.</p>
<h2>“Logo Base ile Edge ve Cloud servislerini birlikte çalıştırıyoruz”</h2>
<p>Yeni çözüm ailesinin temelinde Logo Base platformunun yer aldığını belirten Logo Yazılım CTO’su İsmail Duran, “Base üzerinden Logo Edge ve Logo Cloud servislerinin birlikte çalıştığı bir yapı oluşturduk. Bulut servislerinin mümkün olduğunca on-premise servislerle iç içe geçtiği, bu iki yapının birbirine yakınsadığı ve performansın korunabildiği yapıları elastik bir şekilde kurgulamak istiyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/09/24/logo-yazilim-cto-ismail-duran-dyhw.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p>Logo Edge’in özellikle mevcut on-premise müşterilerinin bulut ve yapay zekâ olanaklarından yararlanmasını sağlayan hibrit bir mimari sunduğunu ifade eden Duran, “İhtiyacınız olduğunda çok büyük bir computing gücünü ya da işlem gücünü bulutta kullanabileceğiniz analizleri hızlıca adresleyebilmek önemli. Temel verinizin kurum, şirket merkezinizde bulunduğu; bulutla Edge’in yan yana geldiği bir mimari kuruyoruz” diye konuştu.</p>
<h2>“Logo dünyasına Logo Base aracılığıyla tek bir yerden giriş yapılıyor”</h2>
<p>Logo Base’in Logo dünyasına tek giriş noktası olarak konumlandırıldığını belirten Duran, “Logo dünyasına Logo Base aracılığıyla tek bir yerden giriş yapılıyor. Logo ile bütün etkileşim; size özel bir duyuru, yeni bir güncelleme, yeni bir servis, satın alabileceğiniz başka bir hizmet ya da Logo’ya ilettiğiniz geçmiş bir problemin akıbeti tamamen Logo Base üzerinden size özel halde sunuluyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Logo Edge’in ise hibrit altyapının omurgasını oluşturduğunu kaydeden Duran, mevcut kullanıcı alışkanlıklarının korunmasına da önem verdiklerini söyledi. Duran, “Yılların deneyimini tek seferde değiştirmek, özellikle on-premise dünyada çok mümkün değil. Bazı şeyleri korumanız gerekiyor. Mümkün olduğunca yalın hale getirdik, zenginleştirdik ve Logo Edge ailesi olarak lansmanını yapıp sahadaki paydaşlarımızın kullanımına sunuyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p>Logo Cloud tarafında ise işletmelerin büyüme ihtiyaçlarına göre farklı paketler arasında kolayca geçiş yapabilmesini hedeflediklerini belirten Duran, “Kurulum ve işletim gibi süreçlerle uğraşmadan yalnızca işinize odaklanabileceğiniz bulut hizmetleri sunuyoruz. Cloud Lite ve Standard gibi ürün ailelerimizle farklı ihtiyaçlara yönelik çözümler geliştiriyoruz. Kullanıcılar, mevcut sistemlerinden ve kazanımlarından hiçbir şey kaybetmeden tek bir tıkla üst pakete geçebiliyor ve ihtiyaçlarına uygun paket üzerinden yolculuklarına devam edebiliyor” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/logo-yazilim-base-platformuyla-yeni-bir-teknoloji-ekosistemi-kuruyor-88238</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/8/1280x720/logo-yazilim-base-platformuyla-yeni-bir-teknoloji-ekosistemi-kuruyor-1790246475.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Logo’nun yeni platform vizyonunu AURA kavramıyla ifade ettiklerini söyleyen Logo Yazılım CEO’su Buğra Koyuncu, &quot;Geleceğe yönelik bu vizyonu takip edebilmek, buna uygun ürün ve hizmetler geliştirebilmek ve bunları sahaya sunabilmek için bir platforma ihtiyaç duyuyoruz.&quot; açıklaması yaptı. Logo Yazılım CTO’su İsmail Duran da, Logo Base’in Logo dünyasına tek giriş noktası olarak konumlandırıldığını belirterek, “Logo ile bütün etkileşim; size özel bir duyuru, yeni bir güncelleme, yeni bir servis, satın alabileceğiniz başka bir hizmet ya da Logo’ya ilettiğiniz geçmiş bir problemin akıbeti tamamen Logo Base üzerinden size özel halde sunuluyor.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/dijitallesmeyi-stratejik-bir-donusum-olarak-goruyoruz-88199</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 09:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Dijitalleşmeyi stratejik bir dönüşüm olarak görüyoruz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe her yeni gün bireysel kadar tüzel müşterilerin de işlemlerini kolaylaştırmaya yönelik dijitalleşme adımları atılıyor. Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı Cemal Onaran, tüzel müşterilere yönelik ürün ve hizmetlerin dijital kanalda yaygınlaştığını belirtirken bu değişimin tüzel müşterilerin iş süreçlerini kolaylaştırdığına dikkat çekti. Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı Onaran, EKONOMİ’nin sorularını yanıtladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab4be1d35d91-1790230045.png" alt="" width="700" height="427" /><strong>Hızla küreselleşen bir ekonomide uluslararası ticaret yapan şirketlerin ihtiyaçları da hızla değişiyor. Garanti BBVA bu alanda ne gibi kolaylıklar sağlıyor?</strong></p>
<p>Müşterilerimizin dış ticaret süreçlerinin mümkün olduğunca büyük bölümünü dijital kanallardan yönetebilmelerine odaklanıyoruz. Müşterilerimiz dijital kanallarımız üzerinden ihracat kredisi kullanabiliyor, ithalat akreditif başvurusu ve İBKB işlemlerini gerçekleştirebiliyor. Eximbank teminat mektubu oluşturma, ithalat dosya ve ihracat taahhüt takibi gibi birçok işlem de dijitalden yapılabiliyor.</p>
<p>Bunun yanında SWIFT transferlerinde hız ve şeffaflığı artıran yeni nesil çözümler sunarken, Dış Ticaret Paketlerimizle farklı işlem ihtiyaçlarına ve hacimlerine uygun avantajlı seçenekleri müşterilerimizle buluşturuyoruz. Böylece finansmandan ödemeye, belge işlemlerinden takibe kadar dış ticaretin farklı aşamalarında müşterilerimize daha hızlı, kolay ve öngörülebilir bir deneyim sunmayı hedefliyoruz.</p>
<p><strong>Tüzel müşterilerinizin bankacılık deneyimini kolaylaştırmak için son dönemde dijitalleşme alanında hangi adımları attınız?</strong></p>
<p>Tüzel müşterilerimizin zamanı ve operasyonel verimliliği bizim için çok önemli. Dijitalleşmeyi yalnızca bankacılık işlemlerini dijital kanallara taşımak değil, müşterilerimizin iş yapış biçimlerini kolaylaştıran stratejik bir dönüşüm olarak görüyoruz. Mesela, bu kapsamda KGF ve İGE kefaletli kredi başvurularını dijital kanallarımıza taşıdık. Garantili Ödeme ürünü ile müşterilerimize ileri vadeli ödemelerde banka güvencesi sunuyor, alacaklı tarafın ödemesini vadesinden önce devredebilmesine veya iskonto edebilmesine imkân sağlıyoruz. Tüzel ve şahıs firması müşterilerimiz için oluşturduğumuz ön onaylı limitleri dijital kanallardan onaylayarak finansman ihtiyaçlarındaki hızı ve kanal bağımsız yönetimi destekliyoruz. Müşterilerimize daha kolay ve güçlü bir dijital deneyim sunmak için Tüzel UGİ asistanımız ve Garanti BBVA Mobil’deki arama fonksiyonu gibi yeniliklerimizi sürekli geliştiriyor, yeni özelliklerle zenginleştiriyoruz.</p>
<p><strong>Dijitalleşmenin müşterilerin finansmana erişimine ve günlük operasyonlarına somut katkısı ne oluyor? </strong></p>
<p>Temel amacımız, müşterilerimizin finansmana erişimini ve günlük işlerini hızlandıran uçtan uca bir dijital deneyim sunmak. Müşterilerimiz mobilden müşteri olabiliyor, GİB entegrasyonumuzla rızaları doğrultusunda mali verilerini paylaşarak ticari kredi limitine başvurabiliyor. Ardından nakdi, gayri nakdi kredi ve nakit yönetimi ürünlerine başvurup süreçlerini takip edebiliyor. Böylece müşterilerimiz bankacılık ihtiyaçlarını büyük ölçüde dijitalden yönetebiliyor. Bunların yanında KGF ve İGE gibi özellikle krediler içinde başvurularını dijital kanallardan yapabiliyorlar.</p>
<p><strong>Yeşil dönüşümde tüzel müşterilerinizi nasıl destekliyorsunuz? COP31 Küresel Bankacılık Partnerliği bu açıdan ne ifade ediyor? </strong></p>
<p>Ticari müşterilerimiz için enerji verimliliği, yenilenebilir enerji, üretim hatlarının yenilenmesi, su verimliliği, sıfır atık ve döngüsel ekonomi ile tedarik zincirlerinin dönüşümü gibi yatırımlar doğrudan iş sonuçlarıyla bağlantılı. Garanti BBVA olarak 2018-2029 döneminde 3,5 trilyon TL sürdürülebilir finansman sağlama hedefimiz bulunuyor. Kaynaklarımızı şirketlerin gerçek dönüşüm yatırımlarına yönlendirirken finansmanın yanında rehberlik de sunuyoruz. Örneğin çok yakın bir zamanda çimento üreten bir müşterimizin uzun vadeli kredisini karbonsuzlaşma hedeflerine bağladık. COP31 Küresel Bankacılık Partnerliği ise Türkiye’nin sürdürülebilir dönüşüm gündemine BBVA’nın küresel deneyimini daha da fazla taşımak ve özellikle reel sektörde dönüşümün finansmanını hızlandırmak açısından çok önemli bir fırsat.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/dijitallesmeyi-stratejik-bir-donusum-olarak-goruyoruz-88199</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/garanti-bbva.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı Cemal Onaran, dijitalleşmeyi yalnızca bankacılık işlemlerini dijitale taşımak değil müşterilerin iş yapış biçimlerini kolaylaştıran stratejik bir dönüşüm olarak gördüklerini dile getirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kasiad-kamu-ve-is-dunyasini-ayni-masada-bulusturdu-88242</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> KASİAD, kamu ve iş dünyasını aynı masada buluşturdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş Sanayici ve İş İnsanları Derneği (KASİAD), kent ekonomisinin önemli gündemlerini kamu kurumları ve iş dünyasının temsilcileriyle birlikte değerlendirmeye devam ediyor.</p>
<p>Bu kapsamda KASİAD360 Buluşmaları çerçevesinde gerçekleştirilen “Kurumlar Konuşuyor” programı, kamu ve özel sektör arasındaki iletişim ve koordinasyonun güçlendirilmesine yönelik önemli bir buluşmaya sahne oldu.</p>
<p>KASİAD ev sahipliğinde düzenlenen programa iş dünyası temsilcileri yoğun ilgi gösterdi. Sanayi ve üretim altyapısından teşvik mekanizmalarına, istihdamdan sosyal güvenlik uygulamalarına kadar iş dünyasını doğrudan ilgilendiren birçok konu toplantının gündeminde yer aldı.</p>
<p><strong>Dört kurumun yöneticileri iş dünyasıyla buluştu</strong></p>
<p>Programa Sanayi ve Teknoloji İl Müdürü Serhat Yay, KOSGEB İl Müdürü Yasin Yüksek, İŞKUR İl Müdürü Ali Güner ve SGK İl Müdürü Hüseyin Karaoğlan katıldı.</p>
<p>İl müdürleri, sorumlu oldukları kurumların faaliyet alanlarına ilişkin güncel uygulamalar, teşvik ve destek mekanizmaları, girişimcilik programları, iş gücü piyasasına yönelik çalışmalar ve sosyal güvenlik mevzuatındaki gelişmeler hakkında KASİAD üyelerine bilgi verdi.</p>
<p>Toplantının soru-cevap bölümünde ise sanayici ve iş insanlarının sahada karşılaştıkları sorunlar doğrudan ilgili kurum yöneticilerine iletildi. İş dünyasının yatırım, üretim ve istihdam süreçlerinde karşılaştığı bürokratik ve mevzuata ilişkin konuların da değerlendirildiği programda, kamu desteklerinden daha etkin yararlanılması ve kurumlar arasındaki iletişimin güçlendirilmesi üzerinde duruldu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab5033090361-1790247728.jpeg" alt="KASİAD Başkanı İsmail Dinçer" width="700" height="852" /></p>
<p><strong>Dinçer: kamu ve reel sektör aynı hedefe odaklanmalı</strong></p>
<p>KASİAD Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Dinçer, programın ardından yaptığı değerlendirmede, kamu ile reel sektör arasındaki güçlü iletişimin Kahramanmaraş ekonomisinin gelişimi açısından önemli olduğunu belirtti.</p>
<p>Dinçer, iş dünyasının ihtiyaçlarının doğrudan ilgili kurum yöneticilerine aktarılmasının sorunların çözümüne katkı sunduğunu ifade ederek şöyle konuştu:</p>
<p>“Şehrimizin sanayi gücünü yarınlara daha rekabetçi bir şekilde taşımak istiyorsak, kamu kurumlarımız ile reel sektör arasındaki bilgi akışını ve iletişimi en üst seviyede tutmak zorundayız. ‘Kurumlar Konuşuyor’ programımız, bürokratik süreçleri kısaltan ve sahanın nabzını doğrudan karar vericilere aktaran son derece verimli bir platform oldu.”</p>
<p>İş dünyasının üretim, istihdam ve yatırım hedeflerine ulaşabilmesinde kamu tarafından sunulan teşvik, hibe ve sosyal güvenlik mekanizmalarının doğru anlaşılmasının önemine dikkat çeken Dinçer, dört il müdürünün aynı programda KASİAD üyeleriyle bir araya gelmesinin önemli bir kazanım olduğunu söyledi.</p>
<p>Dinçer, “İş dünyamızın üretim, istihdam ve yatırım hedeflerinde karşılaştığı engelleri aşması; devletimizin sunduğu teşvik, hibe ve sosyal güvenlik mekanizmalarını eksiksiz kavramasıyla mümkündür. Dört kıymetli il müdürümüzün aynı anda üyelerimizle buluşması, sorulara anında çözüm aranması kentimiz adına büyük bir kazanımdır. Şehrimizin ortak geleceği, kamu ve özel sektörün ortak akılla hareket etmesine bağlıdır. Katkı ve katılımlarından ötürü tüm müdürlerimize ve üyelerimize teşekkür ediyorum” dedi.</p>
<p><strong>KASİAD360 buluşmaları devam edecek</strong></p>
<p>KASİAD yönetimi, “Fikirden Deneyime, Şehrin Geleceğine 360° Bakış” vizyonuyla hayata geçirilen KASİAD360 Buluşmaları’nın önümüzdeki dönemde de devam edeceğini açıkladı.</p>
<p>Programın, iş dünyasının farklı alanlardaki ihtiyaçlarına yönelik bilgi paylaşımı ve doğrudan iletişim imkânı oluşturması hedefleniyor. Bu kapsamda ilerleyen süreçte finansman, dijital dönüşüm, dış ticaret ve yeşil dönüşüm gibi başlıklarda yeni buluşmalar düzenlenmesi planlanıyor.</p>
<p>KASİAD360 Buluşmaları ile kamu kurumları, iş dünyası ve kentin diğer paydaşları arasında bilgi ve deneyim paylaşımının artırılması, Kahramanmaraş’ın üretim, yatırım ve istihdam kapasitesine ilişkin gündemlerin ortak akılla ele alınması amaçlanıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kasiad-kamu-ve-is-dunyasini-ayni-masada-bulusturdu-88242</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/2/1280x720/kasiad-kamu-ve-is-dunyasini-ayni-masada-bulusturdu-1790247763.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KASİAD’ın “KASİAD360 Buluşmaları” kapsamında düzenlediği “Kurumlar Konuşuyor” programında sanayi, teşvikler, istihdam ve sosyal güvenlik başlıkları ele alındı. Dört kritik kurumun il müdürlerinin katıldığı toplantıda, iş dünyasının sahada karşılaştığı sorunlar ve çözüm önerileri doğrudan ilgili yöneticilere aktarıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/super-el-nino-kapida-tarladan-emtia-piyasasina-buyuk-sarsinti-88198</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 08:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Süper El Niño tarımda arz şokunu büyütecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ab4bb122fc56-1790229266.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Pasifik’in sıcak suları yalnızca okyanusun üzerinde kalmıyor; dünyanın tarlalarına, limanlarına ve emtia piyasalarına doğru ilerliyor. Bu kez piyasanın karşı karşıya olduğu risk, sıradan bir hava olayı değil. El Nino güçleniyor ve meteoroloji uzmanlarına göre 2026 sonbahar- kış döneminde çok güçlü bir olay yaşanma ihtimali yüzde 90’ın üzerinde. Ekim-aralık dönemi için ise 1950’den bu yana kaydedilen en güçlü olayları aşabilecek “tarihsel” bir El Nino olasılığı yüzde 75.</p>
<p>Küresel tarım stratejileri danışmanlık şirketi Beroe’nin değerlendirmesine göre uzun sürebilecek bir El Nino, gübre kıtlığı, yüksek enerji maliyetleri ve jeopolitik gerilimlerle birleşirse küresel gıda emtia fiyatlarında yüzde 14-16’lık bir artışa katkıda bulunabilir. Etki en çok buğday, mısır, pirinç, kahve, şeker, kakao, soya ve palm yağında ortaya çıkabilir ve ayrıca gübre, enerji maliyetleri, navlun ve biyoyakıt politikaları etkilenebilir. Fiyat baskısı 2028 yılına kadar sürebilir.</p>
<h2>Kakao ilk alarmı veriyor</h2>
<p>Hava koşullarına en hassas ürünler arasında kakao, şeker, kahve, bitkisel yağlar ve palm yağı öne çıkıyor. Beroe, kısa vadede en yüksek tedarik riskini kakaoda görüyor. Batı Afrika’daki aşırı yağış, hastalık baskısı ve zayıf ürün gelişiminin üzerine El Nino’nun eklenmesi, kritik büyüme döneminde üretim riskini artırabilir.</p>
<h2>Şekerde bölgesel risk </h2>
<p>Şeker tarafında risk daha bölgesel. Hindistan’da muson yağışları, stoklar ve etanol üretimine yönelen şeker kamışı arzı fiyatları etkileyebilirken, Brezilya küresel ihracat için daha güçlü bir arz tabanı oluşturuyor. Palm yağında ise asıl baskının 2027’de belirginleşmesi bekleniyor. Malezya ve Tayland’da üretim, yaşlanan plantasyonlar ve biyodizel talebi fiyat görünümünü belirleyecek.</p>
<h2>Tahıllarda eş zamanlı arz şoku </h2>
<p>Tahıllarda da tablo tek yönlü değil. ABD ve Brezilya’daki olumlu üretim beklentileri küresel mısır arzını rahatlatabilirken, Avrupa’daki verim endişeleri bölgesel fiyatları yukarı çekebilir. Bu nedenle “Süper El Nino”nun küresel bir gıda kıtlığı yaratmasından ziyade, ürün ve bölge bazında eşzamanlı arz şokları ve sert fiyat hareketleri yaratması daha olası bir senaryo olarak öne çıkıyor.</p>
<h2><span style="color: #e67e23;">Gıda lojistiği de büyük risk altında</span></h2>
<p>Risk yalnızca tarlada kalmayacak. Kuraklığın nehir ve kanal taşımacılığı üzerindeki etkisi lojistik maliyetlerini artırabilir. Panama Kanalı’ndaki geçiş kapasitesindeki düşüş de gıda ve emtia ticareti açısından ek bir kırılganlık oluşturuyor. Enerji fiyatları ve biyoyakıt politikaları ise soya yağı, kolza yağı ve palm yağı gibi ürünlerde hava koşullarından bağımsız yeni fiyat baskıları yaratabiliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">451 bin kişinin ölümüne neden olabilir!</span></h2>
<p>El Nino’nun ekonomik etkisinin ötesinde, aşırı sıcaklıkların ağır bir insan maliyeti yaratabileceği uyarısı geldi. University of Chicago bünyesindeki Climate Impact Lab araştırmacıları, mevcut “Süper El Nino”nun Haziran 2026-Şubat 2027 dönemindeki sıcaklık etkileriyle 451 bine kadar ek ölüm yaşanabileceğini hesapladı. Araştırmaya göre karalar üzerindeki sıcaklıkların normalin üzerine çıkması ve aşırı sıcak günlerin yüzde 44 artması bekleniyor. Eylül 2026-Şubat 2027 döneminde en yüksek ek ölüm tahmini Nijerya için 31 bin 400, Endonezya için 19 bin 300 ve Sudan için 17 bin 600 olarak hesaplanıyor. Afrika’’da etkilenecek bölgeler arasında. Filipinler, Vietnam, Tayland ve Kamboçya’da ise toplam 19 bin 400 ek ölüm öngörülüyor. Hindistan ve Pakistan için de uyarılar yapılıyor. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/super-el-nino-kapida-tarladan-emtia-piyasasina-buyuk-sarsinti-88198</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/9/1280x720/tarim-firtina-1758125556.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pasifik’te güçlenen El Nino, tarım bölgelerinde kuraklık, aşırı yağış ve sıcaklık riskini büyütürken buğday, mısır, pirinç, kahve, şeker, kakao, soya ve palm yağı gibi ürünlerde fiyat riskini artırıyor. Küresel tarım stratejileri danışmanlık şirketi Beroe uzun süren bir El Nino’nun küresel gıda emtia fiyatlarını yüzde 14-16 artırabileceğini öngörüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dereici-hesin-satisi-onaylandi-88224</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 08:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dereiçi HES&#039;in satışı onaylandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Özelleştirme İdaresi Başkanlığının (ÖİB), Dereiçi Hidroelektrik Santrali'nin satışına  ilişkin karar tebliği Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre özelleştirme kapsam ve programında bulunan, Elektrik Üretim AŞ'ye ait Kars'taki Dereiçi HES ve santral tarafından kullanılan taşınmazların bir bütün halinde 10 milyon 500 bin lira bedelle en yüksek teklif sunan Bülsa Enerji İnşaat Taahhüt Plastik Hayvancılık ve Sanayi Ticaret Ltd Şti'ye satışı onaylandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dereici-hesin-satisi-onaylandi-88224</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/7/5/1280x720/dereici-hes-1786711862.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, Kars&#039;taki Dereiçi Hidroelektrik Santrali&#039;nin satışını onayladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/2-sirketin-sermaye-artirimina-onay-88223</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 08:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2 şirketin sermaye artırımına onay</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), haftalık bültenini paylaştı.</p>
<p>Buna göre Kurul, Kiler Holding AŞ'nin 1 milyar 625 milyon lira olan sermayesinin 2 milyar 925 milyon liraya çıkarılması kapsamında 1 milyar 300 milyon liralık, Ayes Çelik Hasır ve Çit Sanayi AŞ'nin 150 milyon lira olan sermayesinin 500 milyon liraya çıkarılması kapsamında 350 milyon liralık bedelsiz sermaye artırımını onayladı.</p>
<p>Akademi Çevre Entegre Atık Yönetimi Endüstri AŞ'nin 400 milyon liralık tahvil-finansman bonosu ihracına izin veren Kurul, Emlak Varlık Kiralama AŞ'nin 5 milyar liralık kira sertifikası ve VİDMK ihracı başvurusunu onaylandı.</p>
<p>Hidropar Hareket Kontrol Teknolojileri Merkezi Sanayi ve Ticaret AŞ hakkında yapılan inceleme sonucunda 3 gerçek kişi ile 1 tüzel kişiye toplam 71 milyon 26 bin 385 lira idari para cezası uygulanmasına karar verildi.</p>
<p>Kurul, Neta Menkul Değerler AŞ'nin ortaklık yapısındaki değişiklik ve sermaye artırımı talebini olumlu karşıladı.</p>
<p>Rönesans Gayrimenkul Yatırım AŞ'nin, sermayesinin ve oy hakkı veren paylarının tamamına sahip olduğu Cevizli Gayrimenkul Yatırım İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret AŞ'yi devralması yoluyla gerçekleştireceği kolaylaştırılmış usulde birleşme işlemine ilişkin hazırlanan duyuru metninin onaylanması talebi olumlu karşılandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/2-sirketin-sermaye-artirimina-onay-88223</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/4/1280x720/spk-1766126143.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK, Kiler Holding ile Ayes Çelik&#039;in toplam 1 milyar 650 milyon liralık bedelsiz sermaye artırımına onay verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/stalar-devreye-girerse-kuresel-ihracat-yuzde-269-kuculecek-88193</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 08:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;STA&#039;lar devreye girerse, küresel ihracat yüzde 26.9 küçülecek&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Dünya Ticaret Örgütü’nün Ticaret Raporu 2026 üzerine bir değerlendirme hazırlayan TEPAV Ticaret Çalışmaları Merkezi Direktörü Bozkurt Aran, küresel ticaret sisteminin kritik bir kavşakta olduğunu söyledi. DTÖ üyesi 166 ülkenin anlaşması gereken alanları ve hareketsizliğin ekonomik maliyetlerini ortaya koyan raporun ana tezinde DTÖ’nün gümrük tarifelerini azaltıp, ticaret politikasının öngörülebilirliğini artırarak dünya ekonomisinin olağanüstü ölçüde bütünleşmesinin sağlandığının altı çiziliyor. Aran’a göre raporda sürecin aynı zamanda ticari sürtüşmeleri daha karmaşık hale getirdiği de ileri sürülürken, gelişmiş ülkelerin iç düzenlemelerinin küresel ticaretin merkezinin aşınmasına neden olduğu vurgulanıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab4b65080ef3-1790228048.png" alt="" width="393" height="216" /></p>
<h2>Kazanımlar eşit dağıtılmadı </h2>
<p>Rapora göre kazanımlar eşit olarak dağıtılmadı. En az gelişmiş ülkelerin dünya ticaretindeki payı yüzde 1’in altında ve bu ülkelerin imalat/hizmet maliyetleri yüksek gelirli ülkelerin yüzde 50 üzerinde seyrediyor. Rapor, ticaretin toplam refaha etkisini ortaya koyarken, ülke, bölge, firmalar ve çalışanlar arasında dağılım sorunu olduğunu da kabul ediyor. Raporda 2050 yılına kadar alternatif üç düzene göre de simülasyon yapılmış. Buna göre DTÖ yerine serbest ticaret anlaşmaları ağının bulunması halinde küresel GSYH yüzde 6.9, küresel ihracat ise yüzde 26.9 azalacak. Jeopolitik bloklara ayrılmış dünyada ise küresel GSYH yüzde 5.1, küresel ihracat ise yüzde 18.6 azalıyor. Buna güçlendirilmiş çok taraflı iş birliği sağlanması halinde ise küresel GSYH yüzde 2.9, küresel ihracat ise yüzde 17.9 artıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/stalar-devreye-girerse-kuresel-ihracat-yuzde-269-kuculecek-88193</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/7/1280x720/ihracat-ithalat-1778239788.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TEPAV Ticaret Çalışmaları Merkezi Direktörü Bozkurt Aran, Dünya Ticaret Örgütü 2026 raporunu analiz etti. Raporda 2050 yılına kadar dünya ticaretine yönelik üç ayrı senaryo yer alıyor. DTÖ yerine Serbest Ticaret Anlaşmaları’nın gelmesi halinde küresel ihracat yüzde 26.9, küresel GSYH ise yüzde 6.9 küçülecek. Çok taraflı iş birliğinin güçlendirilmesi halinde ise ihracat yüzde 17.9, küresel GSYH ise yüzde 2.9 artacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/adaletin-zayifladigi-bir-yerde-devletten-ve-toplumsal-huzurdan-bahsedilemez-88192</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 08:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Adaletin zayıfladığı bir yerde devletten ve toplumsal huzurdan bahsedilemez&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkının başlamasının 14’üncü yıldönümünde düzenlenen sempozyumda konuşan Başkan Kadir Özkaya, Anayasa Mahkemesinin temel görevlerinden birinin, Anayasa’nın üstünlüğünü ve bağlayıcılığını güvence altına almak olduğunu söyledi. Anayasa’nın üstünlüğünün gerçek anlamda sağlanabilmesinin kamu gücünün anayasal sınırlar içinde kalmasını ve bu sınırların etkili bir yargısal denetime tabi tutulmasını gerektirdiğini belirten Özkaya, bireysel başvurunun temel hakların kamu gücüne karşı korunmasını sağladığının altını çizdi.</p>
<h2>"Ortak sorumluluk gerektiriyor"</h2>
<p>Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvurulara yönelik verdiği kararların sadece ihlalin sonuçlarının giderilmesini sağlamadığını, ihlali doğuran kaynağa bakmaya da yönelttiğini dile getiren Kadir Özkaya, “Yasama organı da söz konusu ihlal kararlarının gerekçelerini gözeterek yeni kanuni düzenlemeler yapmak suretiyle o alandaki yapısal sorunların çözümünü gerçekleştirmiştir” diye konuştu. Bireysel başvuruların etkili bir hak arama yolu olabilmesi için ihlal kararlarının gereğinin yerine getirilmesinin çok önemli olduğunu anlatan Özkaya, “Bireysel başvuru mekanizmasının başarısı, bütün kamu makamlarının ve özellikle yargı mercilerinin ortak sorumluluğunu gerektirmektedir” dedi.</p>
<h2>756 bin başvuru, 86 bin ihlal kararı </h2>
<p>Bireysel başvuruya yönelik verilerden de bahseden Kadir Özkaya, bugüne kadar 756 bin 726 başvuru geldiğini, bunların 648 bin 410’unun sonuçlandığını aktardı. Özkaya, 2026 yılında ise gelen 40 bin 769 başvurunun 30 bininin sonuçlandığını bildirdi. Özkaya bugüne kadar verilen hak ihlali kararlarının sayısının ise 86 bin 840 olduğunu, bunun da yüzde 99.9’unun yerine getirildiğini vurguladı. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yapay zeka inceleme süresini kısaltacak</span></h2>
<p>Anayasa Mahkemesi’nin dijital dönüşüm çalışmalarından da bahseden Özkaya, teknolojik imkanlardan yararlanmanın sadece tercih değil zorunluluk haline geldiğini kaydetti ve “Mahkememiz bünyesinde geliştirilen sistemlerle bireysel başvuru formlarının ve başvuruyla ilişkili mahkeme dosyalarının yapay zekâ desteğiyle analiz edilmesi ve özetlenmesi konusunda önemli mesafe alınmıştır. Yapay zekâ modellerinin internet bağlantısı bulunmayan kapalı devre bir altyapıda çalışmasına yönelik teknik yapı oluşturulmuştur. Yapay zekâ, hâkimin yerine geçmek için değil, hâkime ve yargısal karar alma sürecine destek olmak için kullanılmalıdır” diye konuştu. Konuşmasının sonunda hakim ve savcılara seslenen Özkaya, “Adaletin zayıfladığı bir yerde ne devletten ne de toplumsal huzurdan bahsedilebilir. Çünkü güven, refah ve iç barışın yegâne temeli adalettir. Adalet, aynı zamanda toplumun vicdanıdır. O vicdan zedelendiğinde, toplumsal bağlar da çözülür” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/adaletin-zayifladigi-bir-yerde-devletten-ve-toplumsal-huzurdan-bahsedilemez-88192</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/2/1280x720/kadir-ozkaya-1790227225.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, adaletin zayıfladığı yerde devletten ve toplumdan bahsedilemeyeceğini belirterek, adaletin aynı zamanda toplumun vicdanı olduğunu, o vicdan zedelendiğinde toplumsal bağların da çözüleceğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bahcivan-sanayisine-sahip-cikan-turkiyenin-asamayacagi-engel-yoktur-88191</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 08:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bahçıvan: Sanayisine sahip çıkan Türkiye’nin aşamayacağı engel yok</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, görev dönemleri boyunca üretimin gücünü korumayı, sanayicinin rekabetçiliğini geliştirmeyi ve İSO’nun sanayinin güçlü sesi olmasını temel öncelik olarak gördüklerini vurguladı. Enflasyon, yüksek maliyetler ve sıkı finansal koşullar karşısında sanayinin üretim gücünün korunması gerektiğini belirten Bahçıvan, güçlü bir İSO’nun sanayinin sorunlarının çözümünde kritik rol taşıdığına dikkat çekerek “Görevimi huzurla devrediyorum ancak Türkiye’nin üretim davasına olan inancımı devretmiyorum. Türkiye’nin geleceği üretimdedir. Sanayisine sahip çıkan bir Türkiye’nin aşamayacağı hiçbir engel yoktur” dedi.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ab4b1b736b3d-1790226871.png" alt="" width="700" height="438" />
<figcaption><strong>İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, başkan adayları Adnan Dalgakıran ve Ender Yılmaz meclis toplantısı sonrası bir araya geldi.</strong></figcaption>
</figure>
<h2>"İSO'nun gücüne güç katalım"</h2>
<p>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ne (TOBB) bağlı oda ve borsalarda Ekim ve Kasım aylarında gerçekleşecek seçimlere sayılı günler kala İstanbul Sanayi Odası, 2022-2026 çalışma döneminin son meclis toplantısını gerçekleştirdi. İSO Yönetim Kurulu Başkanı olarak son kez meclise hitap eden Erdal Bahçıvan, burada ekonomik görünüme ilişkin değerlendirmelerde bulunurken, çalışma dönemindeki faaliyetleri anlattı ve meclise bir teşekkür konuşması yaptı. “İSO hepimiz için kıymetli bir yuva, değerli bir marka” diyen Bahçıvan, “Biz sanayicilerin hayatında anlamlı yeri olan bu kurumu her açıdan güçlü kılmak öncelikli hedefimiz. Sanayimize sahip çıkmanın, sanayimizin sorunlarını çözmenin yolu Güçlü Bir İSO’dan geçiyor. İSO’nun gücüne güç katma çabalarına herkes destek olmalıdır” dedi.</p>
<p>2022-2026 çalışma dönemine ilişkin İstanbul dört yıllık faaliyet raporunu üyelerle paylaştıklarını aktaran Bahçıvan, “Dört yıl boyunca taşıdığımız sorumluluğun merkezinde, ülkemizin üretim gücünü korumak, sanayimizin rekabetçiliğini geliştirmek ve üyelerimizin değişen ihtiyaçlarına yalnızca bugünün değil, yarının koşullarını da gözeten çözümler üretmek yer aldı” diye konuştu.</p>
<h2>“Hiçbir zaman umutsuzluk üretmedik” </h2>
<p>Yaşanan tüm zorluklara rağmen üretimi savunmayı, sorunları sadece tespit eden değil, çözüm geliştiren bir kurum olmayı ve sanayicinin sesini en güçlü biçimde karar vericilere ulaştırmaya çalıştıklarını vurgulayan Bahçıvan, şöyle deva etti: “Başkanlık dönemimiz boyunca pusulamız çok netti: Güçlü sanayi için doğruya doğru, yanlışa yanlış demek. Çünkü İSO’nun görevi yalnızca sorunları dile getirmek değil; üretimin yanında durmak, riskleri önceden görmek, sanayicimizin sesini karar alıcılara taşımak ve her eleştiriyi mutlaka çözüm önerisiyle birlikte sunmaktır. Üretimin nefes alması, Türkiye’nin nefes almasıdır. Sanayicinin güçlenmesi, ülkemizin güçlenmesidir.” Konuşmasında, sanayiye sahip çıkmak, Türkiye’ye sahip çıkmaktır anlayışıyla hareket ettiklerini ifade eden Bahçıvan, “Geriye dönüp baktığımda en büyük gururum; doğru bildiğimiz gerçekleri, herhangi bir hesap yapmadan, İSO’nun kurumsal kimliğine ve sanayicimizin vakarına yakışan bir dille ifade etmiş olmamızdır. Eleştirirken ülkemizin geleceğini düşündük, destek verirken kurumsal bağımsızlığımızı koruduk. Hiçbir zaman umutsuzluk üretmedik; her sorunun yanında çözüm iradesini da ortaya koyduk” ifadelerini kullandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Türkiye’nin geleceği üretimdedir”</span></h2>
<p>“Bizden önceki sanayici büyüklerimizden aldığımız gibi şimdi de bizden sonra geleceklere yalnızca bir unvan değil; sağlam bir kurumsal zemin, güçlü bir ekip, açık bir ufuk, korumaya değer ilkeler ve kıymetli bir marka bırakabiliyorsanız, görevinizi tamamlamışsınız demektir” diyen Bahçıvan, “Geride duran değil, ileriye yürümeye hazır bir İSO; geçmişinden güç alan, geleceğini ise yeni kadroların enerjisiyle devam ettirecek bir kurum bıraktığıma inanıyorum. Görevimi huzurla devrediyorum; ancak Türkiye’nin üretim davasına olan inancımı devretmiyorum. Türkiye’nin geleceği üretimdedir. Sanayisine sahip çıkan bir Türkiye’nin aşamayacağı hiçbir engel yoktur” diye konuştu. 26 Ekim ve 4 Kasım tarihlerindeki oda seçimlerinin, bundan önceki seçimlerde olduğu gibi bir bayrak yarışı olarak görülmesi gerektiğine dikkat çeken Bahçıvan, “Seçimlerin odamızın geleneklerine, değerlerine ve engin birikimine yakışır bir şekilde gerçekleşmesini temenni ediyorum. İSO Yönetim Kurulu Başkanlığı için adaylığını açıklamış iki sanayicimiz Sayın Ender Yılmaz ve Sayın Adnan Dalgakıran’a başarılar diliyorum” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bahcivan-sanayisine-sahip-cikan-turkiyenin-asamayacagi-engel-yoktur-88191</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/5/1280x720/erdal-bahcivan-1773811034.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, “Görevimi huzurla devrediyorum ancak Türkiye’nin üretim davasına olan inancımı devretmiyorum. Türkiye’nin geleceği üretimdedir. Sanayisine sahip çıkan bir Türkiye’nin aşamayacağı hiçbir engel yoktur” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yildirima-2-milyar-liralik-dev-yatirim-88265</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yıldırım’a 2 milyar liralık kültür ve yaşam merkezi yatırımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Yıldırım Belediyesi, Duaçınarı Kültür ve Yasam Merkezi’nin temelini attı.</p>
<p>Merkez hakkında yapılan açıklamada, "Bursa’nın, sosyal ve kültürel hayatına önemli katkılar sunacak merkez, modern yapısı ve çok yönlü kullanım alanlarıyla Yıldırım’a değer katacak. Yıldırım’da sosyal hayatı zenginleştirecek Duaçınarı Kültür ve Yaşam Merkezi, vatandaşların bir araya geleceği önemli bir buluşma noktası olacak. 36 bin metrekarelik kullanım alanına sahip merkez; 800 kişilik konferans ve tiyatro salonu, 250 kişilik 2 ayrı salon, 160 metrekarelik serbest kullanım alanı, bin 400 metrekarelik eğitim alanı, fuaye alanı, sanat galerileri, 2 nikah salonu, 91 ofis, 64 ticari dükkan, yeme-içme alanları, mescit, bebek bakım odası ve 330 araçlık otoparkıyla çok yönlü bir yapı olacak. Merkez ayrıca; ısıtma, soğutma, havalandırma, yangın algılama, söndürme, aydınlatma otomasyon sistemleri ile ileri derecede teknolojik ve kendi enerjisini üretecek şekilde ‘yeşil bina’ olarak tasarlandı. İnşaat maliyeti ve arsa değeriyle birlikte toplam 2 milyar liralık projenin yapımında belediye bütçesinden tek kuruş çıkmayacak." denildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab52c6c5e775-1790258284.jpeg" alt="" width="729" height="533" /></p>
<p>Yıldırımlılara verdiği bir sözü daha yerine getirmenin mutluluğunu yaşadığını vurgulayan Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, “Göreve geldiğimizde Yıldırım’ın büyük, nitelikli ve çok yönlü bir kültür merkezine ihtiyacı olduğunu ifade etmiştik. Doğru zamanı beklerken hazırlıklarımızı sürdürdük, imkanlarımızı geliştirdik, kaynaklarımızı planladık. 2022 yılında mülkiyetle ilgili meseleleri çözüme kavuşturduk. Ardından projelendirme çalışmalarımızı yürüttük. Ekonomik şartları, finansman imkanlarını ve ilçemizin ihtiyaçlarını ortak bir çerçevede değerlendirdik. Ve hamdolsun bugün alnımızın akıyla Yıldırım’ın en önemli vizyon yatırımlarından biri olacak Duaçınarı Kültür ve Yaşam Merkezi’mizin temelini atıyoruz. Yaklaşık 35 bin metrekarelik inşaat alanına sahip olan bu alanda; kültürden eğitime, sosyal hayattan ticarete kadar farklı ihtiyaçlara cevap verecek güçlü ve çok yönlü bir merkez inşa ediyoruz. Kültürü, sanatı ve fikir hayatını burada, aynı çatı altında hemşerilerimizle buluşturacağız” ifadelerini kullandı. Dev projeyi belediye bütçesinden tek kuruş çıkmadan Bursa’ya kazandırdıklarını vurgulayan Yılmaz; “Gerçek belediyecilik eldeki imkanları tüketmek değil, şehrin sahip olduğu potansiyeli görebilmek, o potansiyeli doğru planlamayla değere dönüştürebilmek ve üretilen değeri yeniden halkın hizmetine sunabilmektir” dedi. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab52cb81527b-1790258360.jpeg" alt="" width="794" height="620" /></p>
<h2>“Bursa çok önemli bir eser kazanacak”</h2>
<p>Büyükşehir Başkanvekili Şahin Biba Bursa’nın çok önemli bir eser kazanacağını belirterek, “Yıldırım’ın ve Bursa’nın sosyal kültürel yaşamına değer katacak bir yatırımın temelini atmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Bu dev projeden dolayı Başkanımız Oktay Yılmaz’a teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı. Projenin hayırlı olmasını dileyen AK Parti Bursa Milletvekili Muhammet Müfit Aydın ise; “Yıldırım, son yıllardaki hizmetlerle birlikte Bursa’nın en güzel ilçelerinden biri haline geldi. Hizmetlerinden dolayı Belediye Başkanımız Oktay Yılmaz’a teşekkür ediyorum” dedi. Yıldırım’ın çehresinin hızla değiştiğini belirten AK Parti Bursa Milletvekili Emel Gözükara Durmaz da; “Yıldırım’da ihtiyaçları bütüncül olarak ele alan ve doğru çözümler üreten bir belediyecilik anlayışı var.  Çalışmalarından dolayı Başkanımız Oktay Yılmaz’a teşekkür ediyorum” diye konuştu. </p>
<h2>“Belediyeciliğin en güzel örneği”</h2>
<p>AK Parti Genel Başkan Vekili ve Bursa Milletvekili Efkan Ala, “Başkanımız Oktay Yılmaz hem modern bir kültür merkezini Yıldırım’a kazandırıyor hem de bunun için kaynak üretmiş. Bu eser Yıldırım’a yakışacak ve değer katacak. AK Parti belediyecilikte bir marka haline geldi. Yıldırım’da AK Parti belediyeciliğinin en güzel örneği sergileniyor. Ben bu önemli ve değerli eserden dolayı Başkanımız Oktay Yılmaz’a bir kez daha teşekkür ediyorum. Duaçınarı Kültür ve Yaşam Merkezi şimdiden Bursa’ya ve Yıldırım’a hayırlı olsun” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Konuşmaların ardından protokol üyeleri Duaçınarı Kültür ve Yaşam Merkezi’nin temeline ilk harcı birlikte döktü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yildirima-2-milyar-liralik-dev-yatirim-88265</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/5/1280x720/yildirima-2-milyar-liralik-dev-yatirim-1790258253.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Temeli atılan Duaçınarı Kültür ve Yaşam Merkezi hakkında açıklama yapan Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, &quot;Yaklaşık 35 bin metrekarelik inşaat alanına sahip olan bu alanda; kültürden eğitime, sosyal hayattan ticarete kadar farklı ihtiyaçlara cevap verecek güçlü ve çok yönlü bir merkez inşa ediyoruz. Kültürü, sanatı ve fikir hayatını burada, aynı çatı altında hemşerilerimizle buluşturacağız.” dedi. Projenin toplam maliyetinin 2 milyar lira olduğu bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dogal-tasta-turkiye-lideri-denizli-marmomacta-dunya-vitrininde-88259</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Denizli&#039;den 26 firma Marmomac 2026&#039;da</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/DENİZLİ</strong></p>
<p>Doğal taş sektörünün küresel ölçekteki en önemli ticaret ve buluşma platformlarından Marmomac, 60’ıncı kez İtalya’nın Verona kentinde kapılarını açarken, Türkiye fuarda 142 firmayla yer aldı.</p>
<p>Türkiye’nin doğal taş ihracatındaki güçlü merkezlerinden Denizli ise 26 firmayla fuardaki ağırlığını ortaya koydu. Türkiye’den katılan firmaların yaklaşık yüzde 20’sini oluşturan Denizlili firmalar, ürün ve tasarımlarını uluslararası alıcılarla buluştururken, Denizli İhracatçılar Birliği (DENİB) de sektörün uluslararası görünürlüğünü artırmak amacıyla fuardaki çalışmalarını sürdürdü.</p>
<h2>“Denizli doğal taşta katma değerli üretimin Türkiye’deki en güçlü merkezlerinden biri”</h2>
<p>Denizli doğal taş sektörünün özellikle işlenmiş ürün ihracatındaki güçlü konumuna dikkat çeken DENİB Başkanı Osman Uğurlu, “Türkiye’nin doğal taş ihracatı 2025 yılında yüzde 7,7 artışla 2 milyar dolara ulaştı. Bunun 1,3 milyar dolarlık bölümünü, yani yaklaşık yüzde 65’ini işlenmiş doğal taş oluşturuyor. Denizli’de ise katma değerli üretimin payı çok daha yüksek. 2025 yılında 277 milyon dolara ulaşan doğal taş ihracatımızın 250 milyon doları, başka bir ifadeyle yaklaşık yüzde 90’ı işlenmiş doğal taştan oluştu. Denizli, işlenmiş doğal taş ihracatında Türkiye genelinde lider konumda. Bu tablo, şehrimizin yalnızca doğal taş rezervleriyle değil; tasarım, teknoloji, işleme kabiliyeti ve katma değerli üretim gücüyle de öne çıktığını gösteriyor” dedi.</p>
<p>2026 yılı ihracat verilerinin sektör açısından olumlu seyrini sürdürdüğünü belirten Uğurlu, “2026 yılının ilk sekiz ayında işlenmiş doğal taş ihracatımız yüzde 10, blok mermer ihracatımız ise yüzde 7 arttı. Denizli’den bugün 120 farklı ülkeye doğal taş ihracatı gerçekleştiriyoruz. Marmomac’ın firmalarımız açısından yeni iş bağlantılarına ve ihracat fırsatlarına vesile olacağına inanıyorum. Fuar boyunca Denizli’mizi ve ülkemizi temsil eden 26 firmamıza başarılı ve verimli bir fuar diliyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dogal-tasta-turkiye-lideri-denizli-marmomacta-dunya-vitrininde-88259</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/9/1280x720/denib-baskani-ugurlu-1776412804.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin işlenmiş doğal taş ihracatında lider konumda bulunan Denizli, 26 firma ve Denizli İhracatçılar Birliği ile Marmomac 2026’da yerini aldı. DENİB Başkanı Uğurlu, “2026 yılının ilk sekiz ayında işlenmiş doğal taş ihracatımız yüzde 10, blok mermer ihracatımız ise yüzde 7 arttı. Denizli’den bugün 120 farklı ülkeye doğal taş ihracatı gerçekleştiriyoruz. Marmomac’ın firmalarımız açısından yeni iş bağlantılarına ve ihracat fırsatlarına vesile olacağına inanıyorum.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ebso-meclis-uyesi-burak-sertbas-sektoru-birlestirmemiz-gerekirken-ayristirmayi-dogru-bulmuyorum-88251</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Burak Sertbaş: Sektörü birleştirmemiz gerekirken ayrıştırmayı doğru bulmuyorum</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Bölgesi Sanayi Odası’nda (EBSO) ekim ayında yapılacak meslek komitesi seçimleri öncesinde 15. Grup Giyim Eşyası Sanayi Meslek Komitesi’nde iki listeyle yarış yaşanıyor. İki dönemdir komitede yer alan Meclis Üyesi Burak Sertbaş, sektörün mevcut koşullarında birlik ve beraberliğin önemine dikkat çekerek, “Sektörü birleştirmemiz gerekirken ayrıştırmayı doğru bulmuyorum” dedi.</p>
<p>Seçim sürecinde adayların projelerini meclis üyelerine anlatması ve kendilerini ikna etmesi gerektiğini belirten Sertbaş, “İki adayın ve hatta meclis başkan adaylarının bütün meclis üyelerine projelerini anlatması, ne yapacağını anlatarak onları ikna etmesi gerekiyor. Orada bir hafta var. O bir haftada çalışıyor olmaları lazım. ‘Önden adamımı soktum, meclise girdim, bana oy verecek’ diye düşünmemek lazım. Karşı taraf da seni ikna edebilir. Sonuçta sandıkta attığım bir oy” dedi.</p>
<h2>“Dernek başkanının böyle bir yarışa girmesini yanlış buluyorum"</h2>
<p>Seçim sürecindeki rekabetin sektörün mevcut koşulları dikkate alındığında kendisini üzdüğünü ifade eden Sertbaş, “Sektörü birleştirmemiz gerekirken ayrıştırmayı doğru bulmuyorum. Dernek başkanının böyle bir yarışa girmiyor olması lazım. Dernek başkanının tam aksine sektörü toparlayıcı bir havada olması gerekir. Bugün birçok firmayı ziyaret ediyorum. İşleri olmayan, zarar eden, ne yapacağını bilmeyen insanlar var. Böyle bir ortamda üyelerden oy istemek zorunda kalıyorum. Eski bir ihracatçı birliği başkanı olarak bunu yapmak istemezdim ama yapmak zorunda kaldım” diye konuştu.</p>
<h2>“Bilgi ve birikimimi EBSO çatısı altında sürdürmek isterim”</h2>
<p>EBSO’da bu dönem sektör adına daha fazla çalışma yapmak istediğini dile getiren Sertbaş, “İhracatçı birliğine çok emek verdim. Bu birikimimi ve sektöre olan desteğimi EBSO çatısı altında da sürdürmek isterim. Hele bir yönetim kurulu üyesi olursam çok daha etkili bir şekilde çalışacağıma inanıyorum. Diğer arkadaşlar da benim arkadaşlarım. Onların da yapabileceğini düşünüyorum” dedi.</p>
<h2>“Gittiğimiz yerlerden olumlu sinyaller alıyoruz”</h2>
<p>Seçim sürecinde sandık sonucunun belirleyici olacağını vurgulayan Sertbaş, “Kim daha çok kendisine oy verecek insanı sandığa getirebilirse seçimde sonuç o yönde olacaktır. Gayet iyiyiz, çalışıyoruz. Ekibimiz çok düzgün. Gittiğimiz yerlerden olumlu sinyaller alıyoruz. Sandıkta kimin ne yapacağı belli olmaz. Şu anda eşit bir durum görüyorum. En azından evraklar bunu gösteriyor” diye konuştu.</p>
<p>Seçim sonrasında da sektör için çalışmayı sürdüreceğini belirten Sertbaş, “Ortada bir seçim var. ‘Onları yendik, biz yenildik’ gibi bir şey söylemek istemiyorum. Sonuç sandıkta belli olacak. Rakip arkadaşlarım kazanırsa onların da sektör için bir şeyler yapmasını, EBSO’da sektör için çalışmasını isterim. Benim zaten çalışacağımı herkes biliyor. Kendi işimiz bir yana, sektör bir yana. Biz bugüne kadar böyle yürüdük, bundan sonra da böyle yürüyeceğiz. Kazanan bütün arkadaşların bu bilinçle hareket etmesini diliyorum” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ebso-meclis-uyesi-burak-sertbas-sektoru-birlestirmemiz-gerekirken-ayristirmayi-dogru-bulmuyorum-88251</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/burak-sertbas.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EBSO 15. Grup Giyim Eşyası Sanayi Meslek Komitesi’nde iki listeyle girilecek seçim öncesinde konuşan Meclis Üyesi Burak Sertbaş, sektörün mevcut koşullarında yaşanan rekabetin üyeleri zorladığını belirtti. Sertbaş, seçim sonrasında kazanan tarafın sektör için çalışması gerektiğini vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tobb-yonetim-kurulu-uyesi-candir-kalici-fiyat-istikrarinin-yolu-uretimi-ve-arz-kapasitesini-guclu-tutmaktan-geciyor-88227</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çandır: Kalıcı fiyat istikrarının yolu, üretimi ve arz kapasitesini güçlü tutmaktan geçiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret Borsası (ATB) Eylül ayı meclis toplantısı Erdoğan Ekinciler yönetiminde gerçekleştirildi.</p>
<p>TOBB Yönetim Kurulu üyesi ve Antalya Ticaret Borsası (ATB) Başkanı Ali Çandır, konuşmasında geçtiğimiz günlerde açıklanan 2207-2029 dönemi Orta Vadeli Plan (OVP) hakkında değerlendirmelerde bulundu. OVP’ye tarım açısından bakıldığında, yüksek katma değerli üretim, Ar-Ge ve teknoloji kullanımı, yöresel ürünlerin ekonomik değerinin artırılması, verimlilik ve rekabetçiliğin geliştirilmesi gibi başlıkların öne çıktığını belirten Çandır, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Bunların sektörümüz açısından önemli olduğunu düşünüyoruz. Ancak tarımsal istihdamdan üretim maliyetlerine, finansmana erişimden gıda arz güvenliğine kadar sektörümüzün çözüm bekleyen yapısal meseleleri de var. Bizim beklentimiz; tarım politikalarının yalnızca fiyatlar üzerinden değil, üretimin devamlılığı ve üreticinin sürdürülebilirliği üzerinden de ele alınmasıdır. Çünkü kalıcı fiyat istikrarının yolu, üretimi ve arz kapasitesini güçlü tutmaktan geçiyor. Üreticiyi üretimde tutamazsak ne fiyat istikrarını ne de gıda arz güvenliğini sağlayabiliriz. OVP’deki hedeflerin kararlılıkla uygulamaya yansımasını bekliyor; üretimi, yatırımı ve üreticiyi güçlendiren politikaların kalıcı hale gelmesini önemsiyoruz’’ dedi.</p>
<p>Bu ay açıklanan bir diğer önemli verinin de 2026 yılı ikinci çeyrek Gayrisafi Yurtiçi Hasıla sonuçları olduğuna dikkat çeken Çandır, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Ekonomimiz yılın ilk çeyreğinde yüzde 2,6, ikinci çeyreğinde ise yüzde 2,3 büyüdü. Ancak son beş yıllık ortalamalarla karşılaştırdığımızda büyümenin belirgin biçimde ivme kaybettiğini görüyoruz. Tarım sektörümüz ise ilk çeyrekte yüzde 4,8, ikinci çeyrekte ise yüzde 13,3 büyüdü. Sektörümüzün büyümesi sevindiricidir. Ancak ikinci çeyrekteki yüksek büyümenin, geçen yılki düşük üretimin ardından bu yıl rekoltede yaşanan artışın oluşturduğu baz etkisini içerdiğini de unutmamalıyız. Dolayısıyla bu yüksek büyüme oranını tek başına sürdürülebilir bir büyüme göstergesi olarak değerlendirmemeliyiz. Bizim asıl hedefimiz; tarımda bir yıl yüksek, diğer yıl düşük büyüme değil, üreticinin kazandığı, üretimin arttığı ve sektörün geleceğine güvenle baktığı istikrarlı bir büyüme olmalıdır.’’</p>
<p>Ticaret ve hizmetler kesiminde de benzer bir yavaşlama görüldüğünü ifade eden Çandır, ‘’İlk çeyrekte yüzde 3,5 büyüyen ticaret sektörünün ikinci çeyrek büyümesi yüzde 0,5 seviyesinde kalmıştır. Bu veriler bize iç talepteki yavaşlamanın üretim ve ticaret tarafında da etkilerinin hissedilmeye başladığını gösteriyor. Fiyat istikrarını kalıcı hale getirirken üretimi, yatırımı ve ticareti de güçlendirecek bir dengeye ihtiyacımız var. Çünkü ekonominin temelinde üretim vardır. Üretim güçlü olmadan kalıcı refah sağlamak mümkün değildir’’ dedi.</p>
<p>Ali Çandır, konuşmasında 2022-206 yılı çalışma döneminde gerçekleştirdikleri çalışmalar hakkında bilgi verirken Antalya Ticaret Borsası seçimlerinin 1 Ekim’de yapılacağını sözlerine ekledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tobb-yonetim-kurulu-uyesi-candir-kalici-fiyat-istikrarinin-yolu-uretimi-ve-arz-kapasitesini-guclu-tutmaktan-geciyor-88227</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/2/7/1280x720/tobb-yonetim-kurulu-uyesi-candir-kalici-fiyat-istikrarinin-yolu-uretimi-ve-arz-kapasitesini-guclu-tutmaktan-geciyor-1790239945.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, ‘’Tarımsal istihdamdan üretim maliyetlerine, finansmana erişimden gıda arz güvenliğine kadar sektörümüzün çözüm bekleyen yapısal meseleleri de var. Kalıcı fiyat istikrarının yolu, üretimi ve arz kapasitesini güçlü tutmaktan geçiyor.’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elektrifikasyon-tek-basina-yetmiyor-88200</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrifikasyon tek başına yetmiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>COP31 Başkanı Türkiye, 2035’e kadar elektriğin küresel nihai enerji tüketimindeki payını yüzde 35’e çıkarmayı gündeme taşıyor. Ancak elektrifikasyonun iklim açısından ne kadar etkili olacağı, elektriğin hangi kaynaklardan üretildiğine bağlı. Fosil Yakıtların Ötesi Ağı Kampanyacısı Duygu Kutluay’a göre Türkiye açısından soru burada başlıyor: Bir yandan rüzgâr ve güneşte 120 GW hedeflenirken, diğer yandan kömürün elektrik üretimindeki ağırlığı devam ediyor. </strong></p>
<p>COP31’e giderken iklim gündeminin öne çıkan başlıklarından biri elektrifikasyon. Türkiye, COP31 Eylem Gündemi kapsamında, elektriğin küresel nihai enerji tüketimindeki payının 2035 yılına kadar yüzde 35’e çıkarılmasını öneriyor. Bu, mevcut elektrifikasyon hızının yaklaşık dört katına çıkması anlamına geliyor.</p>
<p>Elektrikli araçlardan ısı pompalarına, sanayiden binalara kadar fosil yakıt kullanan birçok alanın elektriğe geçmesi, emisyonların azaltılmasının temel araçlarından biri olarak görülüyor. Ancak burada kritik bir soru var: O elektrik nereden gelecek?</p>
<p>Fosil Yakıtların Ötesi Ağı Kampanyacısı Duygu Kutluay, elektrifikasyon ile karbonsuzlaşmanın aynı anlama gelmediğine dikkat çekiyor. Kutluay’a göre elektrik talebi artarken bu talep kömür ve doğal gazdan karşılanmaya devam ederse, fosil yakıt kullanımı ortadan kalkmak yerine biçim değiştirmiş oluyor. “Elektrifikasyon, karbonsuzlaşmayla eş anlamlı değildir” diyen Kutluay, COP31 ev sahibi Türkiye’nin elektrifikasyon ile fosil yakıtlardan çıkış gündemlerini birlikte ele alması gerektiğini savunuyor.</p>
<p><strong>Elektriğin yüzde 56,6’sı kömür ve gazdan</strong></p>
<p>Türkiye açısından tablo iki farklı eğilimi aynı anda barındırıyor. Türkiye’nin elektrik üretimi 2025 yılında yaklaşık 363 TWh’ye ulaştı. Güneşin üretimdeki payı yüzde 10,5, rüzgârın payı ise yüzde 10,9 oldu. Böylece iki kaynak birlikte elektrik üretiminin beşte birinden fazlasını karşıladı.</p>
<p>Buna karşılık kömür yüzde 33,6 ile elektrik üretiminde en büyük kaynak olmayı sürdürdü. Doğal gazın payı ise yüzde 23 düzeyinde. Yani kömür ve gaz birlikte Türkiye’nin elektrik üretiminin yüzde 56,6’sını oluşturuyor. Bu tablo, elektrifikasyon tartışmasının neden yalnızca elektrik tüketimini artırmak üzerinden yürütülemeyeceğini gösteriyor. Ulaşımın, binaların ve sanayinin daha fazla elektrik kullanması emisyon azaltımı açısından önemli bir potansiyel taşıyor. Ancak bunun sonucu, elektrik sisteminin ne hızla karbonsuzlaştırıldığına bağlı.</p>
<p><strong>Hedef 120 GW</strong></p>
<p>Türkiye’nin yenilenebilir enerji tarafındaki hedefi oldukça yüksek. Rüzgâr ve güneşte toplam kurulu güç 2025 sonu itibarıyla yaklaşık 40 GW seviyesine ulaştı. 2035 hedefi ise bunu üç katına çıkararak 120 GW’a taşımak.</p>
<p>Ancak kapasiteyi artırmak tek başına yeterli değil. Yeni yenilenebilir enerji yatırımlarının sisteme bağlanabilmesi için şebekenin de aynı hızla büyümesi gerekiyor.</p>
<p>Ember analizine göre, Temmuz 2025’ten bu yana lisanssız yenilenebilir enerji projeleri için illerde şebeke bağlantı kapasitesi bulunmuyor. Mayıs 2025 itibarıyla dağıtım seviyesinde kalan bağlantı kapasitesinin yalnızca 0,52 GW olduğu belirtiliyor. Bu darboğaz, 120 GW hedefinin önündeki önemli uygulama başlıklarından biri. Türkiye, planlanan yenilenebilir enerji artışını desteklemek amacıyla yüksek gerilim iletim altyapısı dahil şebeke yatırımlarının finansmanı konusunda Dünya Bankası ile görüşmeler yürütüyor.</p>
<p><strong>33 GW batarya kapasitesi onaylandı</strong></p>
<p>Bir diğer önemli alan depolama. Türkiye’de düzenleyici çerçevenin devreye girmesinden bu yana depolama bağlantılı yenilenebilir enerji projeleri kapsamında 33 GW’ın üzerinde batarya kapasitesinin onaylandığı belirtiliyor. Onaylanan kapasitenin tamamının çalışan bir esneklik kapasitesine dönüşmesi için iletim altyapısı, piyasa kuralları ve yatırımların doğru noktalarda hayata geçirilmesi gerekiyor.</p>
<p>Akıllı şebekeler de bu dönüşümün bir başka ayağı. Türkiye, 2027’ye kadar 2,8 milyon akıllı sayacın kurulmasını ve yaklaşık 12 milyon kullanıcının uzaktan izlenebilmesini sağlayacak Ulusal Akıllı Sayaç Sistemi’ni devreye almayı planlıyor.</p>
<p>Bu altyapı, elektrik talebinin daha etkin yönetilmesinden elektrikli araçların, bataryaların ve çatı üstü güneş sistemlerinin şebekeye entegrasyonuna kadar birçok alanda önem taşıyor.</p>
<p><strong>Asıl mesele elektriğin kaynağı</strong></p>
<p>Yenilenebilir enerjideki büyümeye karşın kömür yatırımları elektrifikasyon tartışmasının en tartışmalı başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Fosil Yakıtların Ötesi Ağı, kömür yatırımlarının Türkiye’nin COP31’de öne çıkarmaya hazırlandığı elektrifikasyon gündemiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiği görüşünde. Ağ, yeni kömür kapasitesinin elektrik sistemine eklenmesinin elektrifikasyonun sağlayabileceği emisyon azaltımını sınırlayacağını savunuyor.</p>
<p>Dolayısıyla COP31’e giderken tartışma yalnızca “ne kadar elektrik?” sorusu üzerinden yürümeyecek. Elektriğin nereden geldiği, şebekenin bu dönüşümü taşıyıp taşıyamayacağı ve yeni elektrik talebinin fosil yakıtların yerini gerçekten alıp alamayacağı da aynı ölçüde belirleyici olacak.</p>
<p>Kutluay’ın ifadesiyle, elektrifikasyonun iklim eyleminin güçlü bir itici gücüne dönüşmesi için fosil yakıtlardan çıkışla birlikte ilerlemesi gerekiyor.</p>
<p><span style="color: #169179;"><strong>Enerji faturalarını 2035'e kadar yüzde 15 azaltıyor</strong></span></p>
<p>-Fosil yakıt ithal eden ülkeler, ithalat harcamalarını, 2025 seviyelerine kıyasla yılda 400 milyar dolardan fazla azaltabilir.</p>
<p>- Yüksek elektrifikasyon senaryosunda, ortalama hane enerji faturaları, 2035 yılına kadar yüzde 15 oranında azalıyor.</p>
<p>- Elektrikli araçlar şimdiden günde 2,3 milyon varil petrol tüketimini önlüyor. Bu miktar, Hürmüz Boğazı’nı baypas eden Habshan-Fujairah petrol boru hattından yaz boyunca geçen petrol hacminden fazla.</p>
<p>-Yüksek elektrifikasyon senaryosunda yeni arzı, hızla artan talep ile bağlayabilmek için elektrik şebekelerine yatırım yapılmalı: Elektrik şebekelerinin 2035 yılına kadar, son 10 yıla kıyasla yüzde 40 daha hızlı modernize edilmesi ve genişletilmesi gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elektrifikasyon-tek-basina-yetmiyor-88200</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/0/1280x720/enerji-elektrik-gunes-ruzgar-res-ges-1790230481.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektrifikasyon tek başına yetmiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/637-milyarlik-karla-dikkat-cekti-hisseyi-alan-fon-sayisi-184u-buldu-88196</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 63,7 milyarlık kârla dikkat çekti, hisseyi alan fon sayısı 184’ü buldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Altı aylık dönemde borsada işlem gören 10 bankanın sekizi kârını artırırken ikisi düşürdü. Garanti Bankası en yüksek kârı elde eden olarak öne çıkarken Şekerbank en yüksek kâr artışını gerçekleştiren kurum oldu. Peki bankalarda kalmak gelir artışı için tek başına yeterli mi?</strong></p>
<p>Banka sektörünün yedi aylık toplam kârı %24,5 büyüyerek 596,4 milyar TL’ye ulaştı. Temel gelirler güçlü kalmakla birlikte hisselerin performansı yatırımcıları düşündürüyor. İlk yarı verilerine göre Garanti Bankası 63,7 milyar TL kârla ilk sırada yer alırken, Akbank 34,3 milyar TL ile uzak geriden geliyor. Pazardaki bankaların çoğunluğun kârı büyürken Halkbank %61 yıllık yükselişle en fazla performansı sağladı. Vakıflar Bankası yükselişiyle öne çıkan bir diğer banka oldu. Büyük kârlılıkların cazibesine kapılarak işlem yapmadan önce, sektöre yönelik talebin de nazara alınması önemli.</p>
<h2>Yüksek kârın yansıması</h2>
<p>Şekerbank ilk yarıda kârını %84,19 büyüterek 1,5 milyar TL’ye çıkardı. Oransal bazda sektörün en yüksek performansını gerçekleştirdi. Gözlenen güçlü kâr artışına rağmen fiyatı 17 Temmuz günü en yüksek 20 TL’yi gördü. Ancak sonrasında hızla geriledi. Şimdilerde tabanda hareket eden hissede fonların satış yönlü işlemleri öne çıkıyor. Portföyüne alan fon sayısı 24’ten 19’a geriledi. ICBC Turkey Bank, altı aylık periyotta başarılı bir operasyonla zarardan kâra döndü. Dönem sonunda 1,72 milyar TL kâr elde eden kurum, mayısta 28,08 TL’ye kadar çıktı. Ardından gelen satışlarla fiyatı geriledi. Aralık 2023’ten bu yana arada dalga boyları yüksek olsa da yatay bir seyir söz konusu. Hissede iki fonun pozisyonu bulunuyor.</p>
<h2>Güçlü bankaya fon ilgisi</h2>
<p>Garanti Bankası, yılın ilk yarısında kârını %18,83 artışla 63,7 milyar TL’ye taşıdı. Banka elde ettiği kâr rakamıyla hem bankacılık sektöründe hem de borsada en yüksek tutara sahip konumda. Son bir yılda fiyatı zayıf bir performans sergilese de fonların ilgisi dikkat çekiyor. Portföyünde bulunduran fon sayısı 184’e çıkarken toplam payları %9 büyüdü.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab4ba9a99fd8-1790229146.png" alt="" width="999" height="553" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>FAVÖK MARJI MI, NET KÂR MARJI MI?</strong></p>
<p>FAVÖK marjı; operasyonel odak, kıyaslama, satın alma cazibesi, amortisman esnekliği. Nakit akışı yanılsaması, faiz yükünü gizleme, makyajlama aracı. Net kâr marjı; nihai kazanç, temettü potansiyeli, özsermaye büyümesi, değerleme temel taşı. Finansal manipülasyon, yatırım engeli, dönemsel oynaklık.</p>
<p><strong>Savunma sektörüne ağırlık veriyor. Gelirinin yarısını bu alandan sağlamak istiyor</strong></p>
<p>Link Bilgisayar’ın savunma sektöründe büyüme olasılığı var mı? ● Atakan Özkan</p>
<p>Atakan, Link Bilgisayar’ın savunma sektörüne yönelimi gözlenirken alandan nakit akışı sağlıyor. Şirket özellikle Aselsan ve Havelsan gibi kurumlara yaptığı proje teslimatlarıyla savunma ve güvenlik alanındaki gelir payını %50 seviyesine çıkarmayı amaçlıyor. Ar- Ge personel sayısını 80’in üzerine çıkaran firma, bulut teknolojileri ile yapay zeka yatırımları sayesinde altı farklı alanda faaliyet gösteriyor. Gelişmeler gelir artışını desteklerken yıl sonu için 2 milyar TL ciro hedefleniyor. Katma değerli projeler, kâr marjını destekler nitelikte.</p>
<p><strong>Ortağın bir yıldır sermaye avansı vermesi  bedellinin masada olduğunu gösterir</strong></p>
<p>Kaplamin Ambalaj’in bedelsiz verme ihtimali var mı? ● Hüseyin Abat</p>
<p>Hüseyin, Kaplamin son olarak 2022 yılında nakit temettü ödemesi yaparken 2013 yılından bu yana bedelli ya da bedelsiz sermaye artırımı gündeme gelmedi. Öte yandan şirket ortakları yaklaşık bir yıldır farklı zamanlarda nakit girişi yapıyor. Bildirimlerde bu tutarların ileride yapılacak ilk sermaye artırımında mahsup edileceği belirtilmekte. Bu yolla mali yapı desteklenirken ilerleyen süreçte bedelli sermaye artırımı gündeme gelecek. Son üç yıl zarar eden firma, altı aylıkta zararını sürdürdü. Finansal borçları ise %75 azalarak 29,7 milyon TL’ye indi.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>MHF fonu geride kalan bir ayda hızlı gerilese de son bir yılda %31 kazandırdı</strong></p>
<p>MT Portföy’ün idaresindeki BIST Halka Arz Şirketleri Hisse Senedi Fonu (MHF), Nisan 2025’ten bu yana işlem görüyor. Yılın ilk yarısında yükselen bir eğilim sergileyen fon, geçtiğimiz temmuzda 2,48 TL seviyesini test ettikten sonra yönünü aşağı çevirdi. Temmuzda fonun toplam değeri 573,8 milyon TL’ye kadar çıkarken şimdilerde hacmi 47,2 milyon TL düzeyinde bulunuyor. Geçtiğimiz ay nakit çıkışı gözlenen fondan eylülde çıkan tutar 336,8 milyon TL oldu. Temmuzda yatırımcı sayısı 5.183’e kadar çıkarken temmuzda kademeli bir düşüş yaşadı. Eylülün üçüncü haftasına gelindiğinde düşen ivme arttı. Stratejisi, varlıklarını halka arz şirketlerin hissesinde değerlendirmek üzerine kurulu. Şimdilerde portföyün %59,80’ini hisse senedi ve %30,96’sı mevduata tutuyor. Bir yılda %31,14 getiri sağlarken endeksi geçti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Tacirler Yatırım, %45,73 bileşik faizle 631,9 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Tacirler Yatırım, 21.09.2026 tarihinde nitelikli yatırımcılara yönelik finansman bonosu ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 631.900.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %39,50, bileşik faizi ise %45,73 olarak belirlendi. 92 gün vadeli bononun vadeye isabet eden faizi %9,96 düzeyinde. Bononun itfa tarihi 23.12.2026 olarak açıklandı. 22 Eylül tarihli Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %36,55 seviyesinde bulunuyor. Tacirler Yatırım’ın verdiği %39,50 basit faiz oranı, TLREF’in 2,95 puan üzerinde yer alıyor. Belirlenen oran, piyasa koşullarında makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli likidite ihtiyacını karşılayacak. Bono, piyasada TRFTCMDA2625 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab4ba75344ae-1790229109.png" alt="" width="984" height="249" /><strong>PARK ELEKTRİK</strong></p>
<p><strong>Ciner Enerji’nin pay satış bedelinin revizyonuyla 457,9 milyon TL ek gelir sağladı</strong></p>
<p>Park Elektrik, 2022 yılında Park Holding’e sattığı %10 oranındaki Ciner Enerji payıyla ilgili ek tahsilat yaptı. Açıklamada payın satışı tarihinde yargı süreci devam eden davalarının neticesine göre bedelin revize edilebilmesine dair şart olduğunu ve bu çerçevede bedelde yukarı yönlü revizyona gidildiğini belirtti. Devam eden yargı süreçlerinin belirli bir aşamaya gelmesiyle birlikte, Park Holding tarafından şirkete 457,9 milyon TL ek nakit ödemesi yapıldı. Mahkeme sürecinin nihai sonucuna bağlı olarak bu bedelin ilerleyen dönemde tekrar değişebileceğini vurguladı.</p>
<p><strong>SDT UZAY VE SAVUNMA</strong></p>
<p><strong>Ürün çeşitlendirme ve beşeri ilaç pazarına girme amacıyla firmanın %51’ini alıyor</strong></p>
<p>SDT Uzay ve Savunma, yurt içinde iki farklı müşterisiyle savunma sistemleri alanında toplam tutarı 16,8 milyon dolar olan iki sözleşme imzaladı. İhalelerden 14,6 milyon dolarlık kısmının teslimatı 2028-2029 yıllarında, 2,2 milyon dolarlık kısmının teslimatı ise 2027 yılı içerisinde gerçekleştirilecek. Son siparişlerle birlikte yılbaşından bu yana aldığı yeni işlerin toplamı 52,2 milyon doları buldu. Yaklaşık 2,5 milyar TL’ye denk gelen iş bağlantıları firmanın yıllık gelirinin %99,9’u seviyesinde. SDT Uzay, ilk yarıda gelirini %30 artırırken dönem sonunda kâra döndü.</p>
<p><strong>GRAINTURK HOLDİNG</strong></p>
<p><strong>İştirakinde hakim konuma geçerek dikey büyüme zincirini oluşturmaya çalışıyor</strong></p>
<p>Graintürk Holding, %97,5 oranında bağlı ortaklığı Özova Tarım üzerinden Pastanza Gıda’nın %50 hissesini 29,3 milyon TL peşin bedelle satın almak için sözleşme imzaladı. Anlaşma sonucunda Pastanza’daki doğrudan ve dolaylı toplam payı %48,8’den %97,6’ya yükselmiş oldu. Yeni durumla birlikte öncesinde özkaynak yöntemiyle değerlenen iştirak, tam konsolidasyon kapsamına alınacak. İşlem neticesinde, tarımsal ürünlerin tedarikinden işlenmesine ve oradan da katma değerli gıda ürünlerine dönüştürülmesine kadar uzanan aşamada dikey zincirini güçlendirmeyi hedefliyor.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Çelik Halat son beş ayda inişli çıkışlı dalgalarla birlikte fiyatını yukarı taşıdı</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab4ba5d5b9e9-1790229085.png" alt="" width="304" height="243" /></strong>Çelik Halat’ta fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %38,54 ile toplamda 159,2 bin lot azalarak 253,9 bine indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı iki ile sabit kaldı. SHU 159,2 bin lot ile en fazla satışı yaparken, alım tarafında yer alan olmadı. Çelik Halat için 2026 yılı içinde öneride bulunan herhangi bir kurum gözlenmedi. Hissede en fazla konumlanan Sparta Portföy’e ait SHU fonu olurken, satışlar sonrasında payı 228,87 bin lota geriledi. Atlas Portföy’ün KHJ fonu hareket etmedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/637-milyarlik-karla-dikkat-cekti-hisseyi-alan-fon-sayisi-184u-buldu-88196</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 63,7 milyarlık kârla dikkat çekti hisseyi alan fon sayısı 184’ü buldu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ozel-komisyon-ekimde-kurulacak-88194</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özel komisyon ekimde kurulacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Meclis'te partilerin tamamının katılımıyla kurulması planlanan komisyonun 17 üyeden oluşması planlanıyor. Edinilen bilgilere göre; Meclis’in 1 Ekim’de açılmasının ardından, TBMM’de kurulacak komisyonun isminin de ‘İzleme Kurulu’ olması bekleniyor. Tüm partilerin temsil edileceği komisyon süreci takip edecek, gelişmeleri inceleyecek, değerlendirecek ve belli aralıklarla kamuoyu bilgilendirilecek. Komisyon, Terörsüz Türkiye sürecinin bitimine kadar devam edecek. Güvenlik kuvvetleri tarafından silahların bırakılması, mağaraların boşaltılması, hazırlanan yasal düzenleme çerçevesinde Türkiye’ye dönen ve suça karışmamış örgüt üyelerinin sayısı ve adli durumları ile ilgili çıkarılan envanteri inceleyecek. Sahadan gelen her türlü rapora göre, süreç takviminde hazırlanacak yasal düzenlemeler için tavsiyelerde bulunulacak. Sürecin tamamlanmasına kadar çalışması planlanan komisyon, Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi komisyonunda temsil edilen partilerin milletvekillerinden oluşacak.</p>
<p>Süreci takip etmek üzere kurulacak komisyonun, TBMM Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu benzeri olması planlanıyor. 17 üyeden oluşturulacak komisyon geçici olacak. Çalışmalarını kapalı yürütmesi planlanan komisyon belli aralıklarla kamuoyunu bilgilendirecek. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un, 1 Ekim’de Meclis’in açılmasının ardından, siyasi partilerin grup yöneticileri ile bir araya gelerek, kurulacak komisyonun sayısı, süresi, amacı, işlevi çalışma usul ve esaslarını belirleyecek. Komisyonda görev alacak milletvekillerini partilerin grup yönetimi belirleyecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ozel-komisyon-ekimde-kurulacak-88194</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/9/1280x720/tbmm-meclis-1781760262.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Terörsüz Türkiye hedefinde süreci takip etmek üzere Meclis’te kurulacak komisyon hazırlıklarına ekim ayında başlayacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-krizinde-gozler-gelecek-haftaya-cevrildi-88189</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon krizinde gözler gelecek haftaya çevrildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), son günlerde kamuoyunda tasfiye edilen fonlardaki yatırımcı sayısına ilişkin farklı bilgilerin yer aldığını belirterek dün yeni bir açıklama yaptı. 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiye edildiğini belirterek, Merkezi Kayıt Kuruşu kayıtlarına göre, fonlardaki tekil yatırımcı sayısının 455 bin 758 kişi olduğunu bildirdi. SPK’nın bu açıklaması ile mağdur sayısı netleşirken, paraların nasıl ödeneceği, yatırımcının parasının tamamını alıp alamayacağı, zararın kimin üzerine kalacağı, başta SPK olmak üzere kamunun ihmalinin bulunup bulunmadığı gibi pek çok sorunun yanıtı aranıyor.</p>
<h2>Erdoğan'ın dönüşü bekleniyor</h2>
<p>Konu siyasetin de öncelikli gündem başlığını oluştururken muhalefet partilerinin ekonomi kurmayları krizin patlak verdiği günden bu yana ardı ardına yaptıkları açıklamalarla çözüm önerilerini sıralıyorlar. Ancak yanıt bekleyen pek çok sorunun yanıtı için gözler hükümette. AK Parti kulislerinde gelecek haftaya işaret ediliyor. Birleşmiş Milletler( BM) toplantısına katılmak üzere ABD’ye giden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dönüşü sonrası konunun kapsamlı bir şekilde masaya yatırılacağı, gelecek hafta yapılması beklenen Kabine toplantısında Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in detaylı bir sunum yapacağı dile getiriliyor. “Önümüzdeki hafta yoğun bir hafta olacak“ değerlendirmelerinin yapıldığı AK Parti kulislerinde, ‘resim tam olarak ortaya çıksın’ görüşü de dile getirilirken, gelişmelerin bir süre daha takip edilmesi gerektiği konusunda da temkinli bir bekleyiş bulunuyor.</p>
<h2>Çözüm bulmak devletin görevi </h2>
<p>AK Parti kulislerinde, bir gecikme ve ihmal olup olmadığı yönündeki soruların yanıtı aranırken, devletin görevinin vatandaşın yatırım dahil her türlü güvenliğini sağlamak olduğu yönünde görüşler dile getiriliyor. “Devletin sorumluluğu vatandaşını korumaktır, eğer bir yerde bir sorun varsa buna müdahale etmekte, çözmekte devletin görevi” değerlendirmeleri yapılıyor.</p>
<p>Fon krizinin ardından AK Parti cephesinden Nihat Zeybekci'nin başında olduğu AK Parti Ekonomi İşleri Başkanlığı'ndan yapılan paylaşımlar dikkat çekti. Ekonomi İşleri Başkanlığı’nın hesabından önceki gün yapılan paylaşımda Sermaye Piyasası Kurulu’nun görev ve yetkileri tek tek sayılırken, Türkiye Elektronik Fon Dağıtım Platformu’nun (TEFAS) temel özellikleri, Finansal İstikrar Komitesi’ni yapısı ve çalışmaları da yapılan paylaşımlar arasında yer aldı. Öte yandan yaşanan fon krizinin ardından bürokrasinin bazı kademelerinde görevden almalar yapılacağına ilişkin beklenti giderek artıyor. Kulislerde bu görev değişiminin Erdoğan’dın BM toplantısına katılmak üzere gittiği ABD’den dönüşünde gerçekleştirileceği konuşuluyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-krizinde-gozler-gelecek-haftaya-cevrildi-88189</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/spk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon krizinde gözler gelecek haftaya çevrildi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dijital-donusumde-oncelikler-gosterisli-bir-vitrin-mi-saglam-zemin-mi-88188</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dijital dönüşümde öncelikler: Gösterişli bir vitrin mi, sağlam zemin mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SELİM ELBAN - </strong><strong>PWC Türkiye Şirket Ortağı</strong></p>
<p>Bugünün popüler dönüşüm yolculuklarında doğru başlangıç noktası, ele alınan sürece göre değişkenlik gösterirken, nerede hız, nerede vitrin etkisi, nerede güven arandığı bu yolculuğu planlamada daha da büyük önem taşıyor.</p>
<p>Teknolojiyi önceliklendirenler, “Bu teknoloji bizim için neleri mümkün kılabilir?” diye sorarken, güveni ve kaliteyi öne alanlar, “Aldığımız kararları nasıl daha isabetli ve savunulabilir hâle getirebiliriz?” noktasından başlamayı tercih ediyor.</p>
<p>Her iki yaklaşım da değerli; ancak doğru yerde kullanılmadığında ya gereksiz risk üretir ya da fırsatların kaçırılmasına yol açar. Asıl kritik nokta, hangi durumda hangi başlangıçtan yola çıkılacağını doğru belirleyebilmektir.</p>
<p><strong>Sahada daha çok </strong><strong>hücumu sevenler için</strong></p>
<p>Yeniliği, keşfetmeyi ve deneme-yanılmayı merkeze alan durumlarda, hedefe kestirmeden gitmek çoğu zaman avantajdır. Riskin düşük, öğrenme potansiyelinin yüksek olduğu durumlarda ise yapay zekâyı önceliklendirmek anlamlı olur.</p>
<p>- Keşfedeceksek: Yeni hizmet fikirleri, alternatif müşteri iletişim tarzları, farklı tasarım konseptleri denemek istiyorsak, önce modeli seçip hızlı prototipler üretmek verimlidir.</p>
<p>- Maliyeti göze alabiliyorsak: İç eğitim materyallerini özetlemek, taslak metinler üretmek, beyin fırtınası yapmak gibi alanlarda yanlış veya zayıf çıktılar ciddi zarar vermez; tam tersine tartışma ve öğrenme zemini sağlar.</p>
<p>- İnsan dokunuşu varsa: Uzmanların son kontrolü yaptığı ve çıktıyı gerektiğinde düzelttiği süreçlerde, yapay zekâdan gelen hız ve çeşitlilik destekleyici güç olur.</p>
<p>Bu senaryoda deneyimleyerek öğrenmeyi sağlayan hızlı ve görünür sonuçlar, insanların ilk bakışta fark edemeyeceği alternatiflerin ortaya çıkması ve daha büyük projelerin tasarımı için kullanılabilecek somut fikirlerin üretilmesi beklenir. Böylece düşük riskli denemeler üzerinden hem teknolojiye alışma hem de sonraki stratejik adımları daha bilinçli planlama sağlanabilir.</p>
<p>Ancak bu yaklaşımın sınırlarını bilmek lazım. Yapay zekâ, üzerinde yükseldiği veri ne kadar zayıfsa, hatalı varsayımları o kadar hızlı çoğaltır. Bu yüzden yüksek etki ve yüksek sorumluluk içeren süreçlerde risk büyür. İşte tam bu noktada, oyunun yönünü değiştirip odağı sahadaki hücumdan savunmaya, yani verinin güvenilirliğine çevirmek gerekir.</p>
<p><strong>Güçlü savunma için </strong><strong>önce veri diyenler</strong></p>
<p>Sahada hücum kadar savunmanın da maçı kazandırdığını bilenler için öncelik farklıdır. Onlar oyuna işin teknolojisinden değil, verinin sağlamlığından başlar. Çünkü kritik anlarda sonucu belirleyen, sistemin ne kadar güzel göründüğü değil, kararın dayandığı zeminin ne kadar güvenilir olduğudur.</p>
<p>Riskin yüksek, hata maliyetinin doğrudan müşteriye, finansa veya güvenliğe yansıdığı alanlarda veri odaklı başlangıç vazgeçilmezdir:</p>
<p>- Müşteri kararlarını etkiliyorsak: Kredi onayı, fiyatlandırma, teklif puanlama, müşteri segmentasyonu gibi süreçlerde tek bir hatalı karar bile finansal kayıp ve itibar zedelenmesi anlamına gelebilir.</p>
<p>- Operasyonu ve riski yönetiyorsak: Üretim planı, stok seviyesi, teslimat rotası, güvenlik incelemesi gibi akışlarda ortaya çıkan hata, gerçek dünyada aksama, gecikme ve zarar olarak geri döner.</p>
<p>- Mevzuata ve denetime tabiysek: Regüle sektörlerde her kararın gerekçesi ve dayandığı veri, yıllar sonra bile açıklanabilir olmak zorundadır.</p>
<p>Veri kalitesinin önceliklendirildiği yerde temel beklenti nettir: Kararların her seferinde benzer şekilde üretilebilmesi, hataların nereden kaynaklandığının hızla izlenebilmesi ve sistemle çalışan herkesin çıktılara güven duyabilmesi. Verinin kaynağı, tanımı, kalitesi ve sahibi net olduğunda, yapay zekâdan çıkan her sonucun arkasında durmak kolaylaşır. Hangi rakamın nereden geldiği, hangi kuralın nasıl uygulandığı açıkça gösterilebilir; karar yalnızca modelin inisiyatifine bırakılmaz.</p>
<p>Kararlardan etkilenen ekipler ve müşteriler, sistemin hangi veriye dayandığını ve sınırlarını bildikçe, çıktıları daha tutarlı kullanır. Ne zaman güvenip ne zaman sorgulayacaklarını bilir; yapay zekâyı körü körüne değil, bilinçli bir çalışma arkadaşı olarak konumlandırır. Böylece yüksek etkili süreçlerde hem denetlenebilir hem de uzun vadede sürdürülebilir bir güven zemini oluşur.</p>
<p>Yapay zekâ, ancak üzerine oturduğu veri zemini yeterince sağlam olduğunda gerçek değer üretir. Temel veriler dağınık, tanımlar muğlak, sorumluluklar belirsiz kaldığında model, kurum içindeki karmaşayı yalnızca otomatikleştirir; hataları daha hızlı ve daha görünmez hâle getirir.</p>
<p>Bu yüzden savunmayı önceliklendirenler şunu bilir: Önce veriyi düzene sokmadan hiçbir yapay zekâ sistemi gerçekten “akıllı” sayılmaz. Sağlam zemin kurulduğunda ise aynı teknoloji, artık sadece etkileyici bir vitrin değil; güvenilir ve denetlenebilir karar mekanizmasının güçlü bir oyuncusu hâline gelir.</p>
<p>Bu iki farklı yaklaşım ışığında, bir sürece başlarken hata yaptığınızda ne olacağı, o hatayı kimin savunmak zorunda kalacağı ve bugün elinizdeki veriyi ne kadar tanıdığınız gibi cevaplanması gereken sorular var. Yanıtlar yalnızca bir fikir atölyesinde kalıyor, insan dokunuşu son kararı veriyor ve verinin sınırları herkesçe biliniyorsa, kapıyı yapay zekâdan açmak, hızlı denemelerle keşfetmek ve öğrenmek akıllıca. Buna karşılık süreç müşteri, para, güvenlik ya da mevzuata dokunuyor, denetimde açıklanabilir olma zorunluluğu taşıyor ve verinin kaynağı, tanımı ve sahibi konusunda soru işaretleri varsa, adımı önce veriyle atmak zorunlu.</p>
<p>Özetle, sağlam bir yol haritası ikisini de reddetmez, ama hangi durumda hangisinden başlaması gerektiğini bilir. Asıl seçim, hangi sonuçlara katlanmaya hazır olduğumuzu dürüstçe belirleyebilmektir.</p>
<p>Teorik bir tartışmanın ötesinde, aşağıdaki çalışmalar da benzer uyarıları ele alıyor:</p>
<p>- MIT Sloan Management Review’de yayımlanan Winning With AI çalışması, yapay zekâ yatırımlarının tek başına yeterli olmadığını vurguluyor. Çoğu kurum, sağlam bir veri temeli ve organizasyonel uyum olmadan kalıcı iş değeri üretemiyor; asıl kazananlar ise teknolojiyi strateji, kültür ve veri yönetimiyle birlikte ele alanlar oluyor.</p>
<p>- PwC’nin Responsible AI çerçevesi, yapay zekânın sorumlu kullanımının performans ve güvenlikten veri kalitesine, önyargıdan açıklanabilirliğe kadar pek çok boyutta güçlü bir zemin gerektirdiğini hatırlatıyor. Bu temel kurulmadığında, yapay zekânın sağladığı hız ve vitrin etkisi, etik ve operasyonel riskleri büyüten bir kaldıraç hâline dönüşebiliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dijital-donusumde-oncelikler-gosterisli-bir-vitrin-mi-saglam-zemin-mi-88188</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dijital dönüşümde öncelikler: Gösterişli bir vitrin mi, sağlam zemin mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bainco-oyunun-pareto-ilkesini-kesfetti-88187</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bain&amp;Co oyunun Pareto ilkesini keşfetti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Oyun kullanıcılarının yarattığı kullanım yoğunluğu ve cirosal yoğunluğu Pareto İlkesi’ndeki 80/20 oranını çağrıştırıyor. Bu içgörüye hakim olmak oyun sektöründe yeni Unicorn’lar çıkarmayı hedefleyen Türkiye açısından özel önem taşıyor. Raporun Gaming Istanbul’dan (GIST) etkinliğinden önce elime geçmesini dilerdim ama bu unicorn hedefleri yine de geç kalmadığımızı gösteriyor.</p>
<p>Oyunların önemi, geleceğin rekabetçi kuşaklarını yaratmadaki olası katkısına bağlı olarak oldukça yüksek; her ne kadar bizde zamanında internet cafe’lerde oyun oynayan çocuklar terörist adayı olarak nitelense ve bugün çocukları internetten izole etmek için yollar aransa da bugün dijital işler yapanlar içinde önemli bir kitlenin bilgisayar oyuncusu ya da donanım tarafında bilgisayar toplayanlar olduğunu görmemiz gerekiyor. Benim genelde küçümsediğimiz bu kişilerin önemini anlamam yurtdışındaki bir toplantıda büyük bir içecek şirketinin başkan yardımcısının “Keşke sürekli oyun oynayan bu çocuklar bizim satın alma departmanımızda çalışsa… Sürekli high score peşinde koşan bu kitlenin sizin için pazarlık yapıp daha iyi fiyatlar alması muhteşem olurdu. Ama onlar bizimle ve bizimki gibi şirketlerle çalışmak isterler mi?” demesiyle oldu. Bu, teklif etsek kabul ederler mi, anlamında bir ifadeydi.</p>
<p>İş yaparak ve rekabet ederek para kazanan şirketlerin bizden farklı bakış açıları vardı deyip fon krizinin bu boyutunu incelemeyi konunun uzmanlarına bırakacağım. Bunun yapılması, bundan sonrasında aktaracaklarımla bağlantılı olarak önem taşıyor ancak benim işim değil.</p>
<p>Pareto İlkesi ile ilgili kitabı çevirmemin üzerinden herhalde 30 yıla yakın süre geçti. Mesele şu: Asıl kârını müşterilerinin yüzde 20’sinden elde edersin ve biz sürekli inovasyondan bahsetsek de geriye kalan yüzde 80’ine yönelik hizmetleri düşük maliyetli hale getirip emtialaştırmazsanız maliyetlerinizin nakit akışını bozması çok yüksek olasılık. Müşterilerinizin yüzde 5’lik çok değerli bölümünü her koşulda tatmin edersiniz asla batmazsınız çünkü bu kesim genel giderlerinizi ve işletme sermayesi ihtiyacınızı karşılar. Aradan geçen yıllarda Türkiye’de işi sürdürmekten seçim kazanmaya kadar her işin bu matematikle çalıştığını gördüm. Bunun tersi de geçerli: Müşterilerinizin yüzde 80’ini sürekli memnun etmeniz durumunda muhtemelen bunun ekonomik maliyeti altında ezilirsiniz. Bu sosyal demokrasiyi gözden geçirmenin yanında oyun ekonomisini de yeniden ele almayı gerektiriyor.</p>
<p>Bain&amp;Co’nun raporu, bu denklemin oyun tarafını anlamamızı sağlıyor. Şöyle ki:</p>
<ul>
<li>Bain &amp; Co bulgularına göre, oyun sektörünün gelecekteki kazananlarını; oyuncu odağı, yapay zekâ destekli kişiselleştirme ve oyuncular ile doğrudan ilişkiler belirleyecek</li>
<li>En aktif oyuncular toplam oynama süresinin yaklaşık yüzde 60’ını oluştururken, en çok harcama yapan oyuncu grubu toplam harcamaların yüzde 75’ini gerçekleştiriyor</li>
<li>Yapay zeka oyun geliştirmeyi hızlandırabilir, ancak odağını kaybetmiş bir oyunu kurtaramaz; net bir hedef oyuncu profili olmadan yanlış hamlelerin daha hızlı ölçeklenmesine yol açar</li>
<li>Oyuncuların neredeyse yarısı geçtiğimiz yıl uygulama mağazalarını kullanmadan doğrudan geliştiricilerden alışveriş yaptı; kişiselleştirilmiş teklifler ise genel indirimlerden daha etkili</li>
</ul>
<p>Şu bölüm de ilgi çekici: “Dünyanın önde gelen yönetim danışmanlığı şirketlerinden Bain &amp; Company’nin “2026 Oyun Raporu” değerlendirmelerine göre, oyun sektöründe artık ‘ortalama oyuncu’ diye bir profil söz konusu değil. Fiilen sınırsız hale gelen oyun kataloğu oyuncu tercihlerini parçalara ayırırken, oynama süresi ve harcamalar dar ve tanımlanabilir bir oyuncu kitlesinde yoğunlaşıyor. Bu durum, ortalama oyuncunun peşinden koşmayı günümüz sektörünün en maliyetli hatası haline getiriyor. Rapor, dünya genelinde 5 bin 300'den fazla oyuncuyla yapılan bir ankete ve 2023'ten bu yana piyasaya sürülen 100 oyuna ilişkin Bain’in kendi analizine dayanıyor. “</p>
<p>Raporla ilgili bültenin bundan sonraki bölümünü de aktarmak istiyorum çünkü Türkiye’nin oyun sektöründen unicorn çıkarma planları bulunuyor ve fon felaketi benzeri dengesizlikler yaşamamak için buradaki sistemi ve değişimi iyi algılamak zorundayız ki balon oluşmasın. Yapay zekâ ile çalışıp durumu şöyle bir özetlersek, karşımıza şu tablo çıkıyor:</p>
<p>Unicorn Olma Yolunda İlerleyen Güçlü Adaylar (Soonicornlar)</p>
<p>T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın Turcorn 100 programında yer alan, küresel indirme rekorları kıran ve son dönemde büyük yatırım turlarını tamamlayan stüdyolar şunlardır:</p>
<ul>
<li>Ace Games: <em>Fiona’s Farm</em> oyunuyla büyük başarı yakalayan stüdyo, güçlü yatırımcı desteği ve yüksek gelir üretme kapasitesiyle bir sonraki unicorn olmaya en yakın adaylar arasında gösterilmektedir. [5]</li>
<li>Grand Games: 2026 yılının ortalarında aldığı 70 milyon dolarlık dev yatırım turuyla dikkatleri üzerine çeken stüdyo, büyüme hızını katlayarak milyar dolarlık değerleme yolculuğunu hızlandırmıştır.</li>
<li>Good Job Games: Casual ve puzzle oyun kategorisinde küresel olarak yüz milyonlarca indirmeye sahip olan stüdyo, yakın dönemde tamamladığı 60 milyon dolarlık finansman turlarıyla finansal ölçeğini unicorn seviyesine yaklaştırmıştır.</li>
<li>Cypher Games &amp; TaleMonster: Her iki stüdyo da 2026 yılında 30'ar milyon dolarlık erken aşama / büyüme turlarını kapatarak küresel pazarda hızla ölçeklenen "soonicorn" potansiyelli Türk oyun girişimleri arasında yer almaktadır.</li>
</ul>
<p><strong>Yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır</strong></p>
<p>Türkiye oyun sektörü, günümüz itibarıyla resmi olarak 3 adet "Unicorn" (Turcorn) çıkarmış olup, çok sayıda stüdyo da milyar dolarlık değerlemeye ulaşma yolunda (Soonicorn) hızla ilerlemektedir. Startups.watch verilerine göre Türkiye, toplamda 1.200'den fazla aktif oyun girişimiyle Avrupa'nın en dinamik ekosistemlerinden biri konumundadır.</p>
<p>Milyar Dolar Değerlemeyi Aşan Oyun Şirketleri (Unicornlar)</p>
<p>Türkiye'de toplamda 8 adet Turcorn unvanlı şirket bulunmakta ve bunların 3'ü doğrudan oyun stüdyolarından oluşmaktadır:</p>
<ul>
<li>Peak Games: 2020 yılında 1,8 milyar dolar karşılığında dünya oyun devi Zynga'ya satılarak Türkiye’nin ilk resmi unicorn’u unvanını almıştır. <em>Toy Blast</em> ve <em>Toon Blast</em> gibi küresel hitlerle ekosistemin temelini atmıştır.</li>
<li>Dream Games: 2021 yılında milyar dolar sınırını aşan şirket, amiral gemisi oyunu <em>Royal Match</em> ve yeni çıkardığı <em>Royal Kingdom</em> ile milyarlarca dolar oyun içi gelir yaratarak <u>dünyanın en değerli mobil oyun stüdyoları</u> arasına girmiştir.</li>
<li>Loom Games: Şubat 2026’da <em>Pixel Flow!</em> oyununun geliştiricisi olan İstanbul merkezli stüdyo, Scopely tarafından 1 milyar doların üzerinde bir değerlemeyle satın alınarak Türkiye’nin en yeni oyun unicorn'u olmuştur. Şirket, kuruluştan itibaren sadece birkaç ay içinde bu unvana erişerek <u>dünyanın en hızlı unicorn olan girişimleri</u> arasına adını yazdırmıştır.</li>
</ul>
<p>Yapay zekâ, isteğim doğrultusunda Startups.watch verilerine dayanarak 2021’den beri süren macerayı da şöyle özetliyor:</p>
<p>Startups.watch raporlarına göre Türkiye oyun sektörü, girişim ekosisteminin en çok fonlanan ve küresel ölçekte en dinamik dikey pazarlarından biri olmayı sürdürmektedir.</p>
<p>Sektörün son yıllardaki performansına ait öne çıkan üç aylık (çeyreklik) dönem verileri ve sektörel hacimler şu şekildedir:</p>
<p>2026 Yılı Çeyreklik Yatırım Verileri</p>
<p>2026 yılının ilk yarısında Türk oyun girişimleri toplam 7 yatırım turunda 111,4 milyon dolar fon çekerek genel ekosistemdeki toplam yatırım hacminin %65'ini tek başına oluşturmuştur.</p>
<ul>
<li>2026 - 1. Çeyrek (Q1): Oyun sektörü bu çeyrekte 34,4 milyon dolar yatırım alarak dönemin en çok yatırım çeken dikey sektörü olmuştur. Dönemin en büyük haberi ise Startups.watch Raporu'na göre Loom Games'in Scopely tarafından milyar dolar değerlemeyle satın alınarak Türkiye'nin 7. unicorn'u olmasıdır.</li>
<li>2026 - 2. Çeyrek (Q2): İkinci çeyrekte oyun sektörü liderliğini pekiştirmiştir. Bu dönemin (ve son 12 ayın) en büyük yatırımı 70 milyon dolar ile Grand Games tarafından alınmıştır. Ayrıca Good Job Games 60 milyon dolar, TaleMonster ve Cypher Games ise 30'ar milyon dolarlık turlarla öne çıkmıştır.</li>
</ul>
<p>2025 Yılı Çeyreklik Yatırım Verileri</p>
<p>2025 yılında oyun sektörü, fintek ve yapay zeka alanlarıyla kıyasıya bir rekabet içinde çeyrekleri tamamlamıştır.</p>
<ul>
<li>2025 - 1. ve 2. Çeyrek (İlk Yarı / H1):watch verilerine göre yılın ilk yarısında oyun girişimleri toplam 72,4 milyon dolar yatırım alarak fintekin ardından ikinci sırada yer almıştır.</li>
<li>2025 - 3. Çeyrek (Q3): Yatırımcıların daha seçici davrandığı bu dönemde makroekonomik dengeler gözetilmiş, Dream Games'in CVC'den aldığı (tutarı açıklanmayan) hisse devri yatırımı ve ikincil işlemler döneme damga vurmuştur.</li>
<li>Geçmiş Yıllardan Öne Çıkan Dönemsel Veriler</li>
<li>2022 - İlk Yarı (H1): Türk oyun girişimleri 333 milyon dolar yatırım alarak Birleşik Krallık ve Norveç'i geride bırakmış ve oyun yatırımlarında Avrupa'da 1. sıraya yerleşmiştir.</li>
<li>2021 - Yıllık Toplam: Oyun sektörü genelinde 52 yatırım turunda 265 milyon dolar yatırım yapılarak ekosistemin o dönemki en gözde dikeyi ilan edilmiştir.</li>
</ul>
<p><strong>Ve Bain&amp;Co raporuyla ilgili diğer değerlendirmeler</strong></p>
<p>Bunları yazdıktan sonra Bain&amp;Co raporuna neden önem verdiğimi anladığınızı düşünüyorum. Bu nedenle bültenin kalan bölümünü olduğu gibi aktarmakta bir beis görmüyorum.</p>
<p>Rapor, oyuncuların neredeyse yarısının geçtiğimiz yıl uygulama mağazalarını kullanmadan doğrudan geliştiricilerden alışveriş yaptığını ve kişiselleştirilmiş tekliflerin genel indirimlerden çok daha etkili olduğunu da ortaya koyuyor. Rapora göre ayrıca yapay zekanın oyun geliştirmeyi hızlandırabileceği ancak odağını kaybetmiş bir oyunu kurtaramayacağı ve net bir hedef oyuncu profili olmadan, yalnızca yanlış hamlelerin daha hızlı büyütülmesine yol açabileceği değerlendiriliyor.”</p>
<p>Bu yıl üçüncü sayısı yayımlanan rapor, geçen yıl gözlemlenen ve günümüzde oyuncuların neredeyse yarısının doğrudan satın alma yapmasıyla zirveye ulaşan “doğrudan tüketiciye” (D2C) eğiliminin devamı niteliğini taşıyor. Bain &amp; Company Medya ve Eğlence Birimi Ortağı ve Bain Video Oyun Sektörü Küresel Lideri Anders Christofferson, raporla ilgili şu değerlendirmelerde bulundu: “Oyun sektörü yöneticileri için soru artık sadece daha fazla oyuncuya ulaşmak değil. Asıl mesele doğru oyunculara doğru şekilde ulaşmak ve bu ilişki üzerinde daha fazla kontrol sahibi olabilmek. Öne geçen stüdyolar kime yönelik oyun geliştirdikleri konusunda bilinçli bir tercih yapan ve yapay zeka, dağıtım ile kişiselleştirme dahil olmak üzere tüm kaynaklarını bu doğrultuda hizalayan stüdyolar olarak karşımıza çıkıyor.”</p>
<p><strong>Ortalama oyuncu dönemi sona eriyor</strong></p>
<p>Araştırmaya katılan oyuncuların en çok tercih ettiği deneyimler büyük farklılıklar gösteriyor. Rapor, hiçbir deneyim türünün tek başına katılımcıların %26'sından fazlasının ilgisini çekmediğini ortaya koyuyor. Bu ayrışma, yaş grupları karşılaştırıldığında daha belirgin hale geliyor: 13-17 yaş grubundaki gençlerin üçte biri açık ve kullanıcı tarafından üretilen içerikleri (UGC) talep ederken, bu oran 50 yaş ve üzeri oyuncularda %15 ve altına geriliyor.</p>
<p>Rapora göre harcamalar da benzer şekilde dengesiz bir seyir izliyor. En çok harcama yapan %20’lik oyuncu dilimi toplam harcamaların yaklaşık dörtte üçünü oluştururken, en aktif %20’lik kesim tüm oyun süresinin neredeyse %60’ını temsil ediyor. Harcama isteği yaş ilerledikçe azaldığından, demografik yapı kritik bir rol oynuyor. Rapor, genç oyuncuların %86’sının her ay oyunlara para harcadığını; buna karşılık 60’lı yaşlardaki oyuncuların yalnızca %36’sının, 70’li yaşlardakilerin ise sadece %27’sinin harcama yaptığını ortaya koyuyor. Araştırma ayrıca kamuya açık oyun içeriği üretenlerin para harcama olasılığının iki kat daha fazla olduğunu gösteriyor. </p>
<p><strong>Belirli oyuncuları hedeflemek ticari başarı getiriyor; yapay zeka süreci hızlandırabiliyor</strong></p>
<p>Bain &amp; Company analizine göre, belirli ve tanımlanabilir bir oyuncu profili etrafında geliştirilen oyunların %83’ü ticari başarıya ulaşırken, bu odak olmaksızın geliştirilen oyunlarda başarı oranı %50’de kalıyor. Oyuncuların üçte ikisi halihazırda oynadıkları deneyimin devamını (bir devam oyunu, benzer bir yapım veya mevcut içeriklere odaklanma) talep ediyor. Gerçek anlamda farklı bir şey arayanların oranı ise yalnızca beşte bir. Net bir hedef oyuncu profiline sahip bir stüdyo için yapay zeka araçları, oyuncuların %42’sinin oyunlardaki yapay zekaya bir yıl öncesine göre daha sıcak baktığı — bu oranın 13-17 yaş grubunda %59’a çıktığı — bir dönemde daha hızlı prototipleme, daha düşük maliyetli iterasyon ve hedef kitleyi daha derinlemesine anlama olanağı sağlıyor.</p>
<p>Bain &amp; Company Medya ve Eğlence Birimi Ortağı ve EMEA Video Oyun Sektörü Lideri Anders Videbaek ise raporla ilgili değerlendirmesinde şöyle konuştu: “Yapay zeka oyun geliştirmenin maliyet yapısını değiştiriyor, ancak her stüdyonun ilk olarak yanıtlaması gereken temel soruyu değiştirmiyor: Tam olarak kimin için üretiyorsunuz? Bu yanıt olmadan yapay zeka riski azaltmıyor; aksine yanlış bir tercihi çok daha hızlı ölçeklendirmenize yol açıyor. Rakiplerinin önüne geçen geliştiriciler, hedef kitleye rakiplerinden daha erken odaklanan ve yapay zekayı bu odağı genişletmek için değil, derinleştirmek için kullananlar olarak karşımıza çıkıyor.”</p>
<p><strong>Bir sonraki büyüme kaldıracı daha geniş kitleler değil, daha derin oyuncu ilişkileri</strong></p>
<p>Piyasadaki genel büyümenin yavaşlamasıyla birlikte Bain &amp; Company Oyun Raporu, mevcut oyuncularla ilişkileri güçlendirmenin bu dönemin önceliği haline geldiğini vurguluyor. Oyuncularıyla doğrudan ilişki kuran oyun şirketleri; oyun içi mikro kararlar, sosyal ağ bağlantıları ve satın alma geçmişleri gibi zengin davranışsal verilere erişim sağlıyor. Ancak rapor çoğu şirketin bu verileri henüz tam anlamıyla kullanmaya başlamadığını açıklıyor. Rapora göre oyuncuların büyük çoğunluğu, oyun içi etkinliklerine dayalı kişiselleştirilmiş tekliflere karşı olumlu veya nötr bir yaklaşım sergiliyor. Bu da kişiselleştirme altyapısını ilk kuran şirketlerin rakiplerinin yakalamakta zorlanacağı kalıcı bir avantaj elde edeceği anlamına geliyor.</p>
<p>Her etkileşimin bireysel oyuncu için gerçek zamanlı optimize edildiği bire bir kişiselleştirme, bir makine öğrenimi modeli sınıfı olan ‘contextual bandit’ algoritmalarıyla mümkün kılınıyor. Bu algoritmalar sistemlerin oyuncu davranışlarından sürekli öğrenmesini ve gerçek zamanlı kararları optimize etmesini sağlıyor. Bain, bu teknolojinin değer yaratabileceği beş temel alanı şöyle sıralıyor:</p>
<ul>
<li>Oyun içi mağaza ve teklif optimizasyonu</li>
<li>Oyunu bırakan oyuncuların yeniden kazanılması</li>
<li>Kişiselleştirilmiş ilk katılım (onboarding) süreçleri</li>
<li>Oyun içi içerik keşfi</li>
<li>Portföy içindeki oyunlar arası öneriler</li>
</ul>
<p><strong>Oyuncuların yarısı doğrudan satın alıyor; kişiselleştirilmiş teklifler satın alma olasılığını artırıyor</strong></p>
<p>Pek çok oyun sektörü yöneticisini hazırlıksız yakalayabilecek bir gelişmeyle; rapor araştırmaya katılan oyuncuların yaklaşık yarısının, son 12 ay içinde doğrudan bir geliştiricinin web mağazasından sanal para, eşya veya oyun içi içerik satın aldığını ortaya koyuyor. Araştırma, katılımcıların %27’sinin birden fazla “doğrudan satın alma” gerçekleştirdiğini gösteriyor.  Gelecek on yılda pazarı şekillendirecek 13-17 yaş grubundaki gençlerde ise geçtiğimiz yıl birden fazla kez doğrudan satın alma yapanların oranı %40. Bu dönüşüm şimdiden geniş ölçekte yaşanıyor.</p>
<p>Platform ekonomisi de buna paralel olarak değişiyor. Rapora göre yapısal ve düzenleyici baskıların dağıtım modellerini yeniden şekillendirmesiyle, ana dağıtım platformlarının aldığı temel komisyon oranları ilk kez düşüş gösteriyor. Ancak yayıncılar platformlardan önce harekete geçmiş görünüyor. Bain’in analizine göre, dünya genelinde en çok gelir getiren mobil oyunların dörtte üçü artık kendi web mağazalarını işletiyor; bu oran 2019’da yalnızca %12 seviyesindeydi. Doğrudan tüketiciye satış stratejisi olmayan mobil yayıncılar için kar fırsatı oldukça yüksek: Üçüncü taraf bir platformdan doğrudan kanala aktarılan her satış, kar marjını 15 ila 30 yüzde puanı artırıyor.</p>
<p>Bununla birlikte Bain'e göre asıl büyük kazanım oyuncu ilişkisinin kendisi: davranışsal veriler, dönüşümü artırma gücü ve satın alma davranışını genel indirimlerden çok daha güçlü biçimde etkileyen kişiselleştirilmiş teklifler sunabilme yeteneği. Bain’in raporu, bir web mağazası alışverişinde indirim oranını %10’dan %30’a çıkarmanın, oyuncuların uygulama mağazaları yerine doğrudan satın almayı tercih etme oranını neredeyse hiç değiştirmediğini gösteriyor. Buna karşılık, son 12 ayda birden fazla kez doğrudan satın alma yapan oyuncuların %84’ü, sık oynadıkları bir oyundan gelecek kişiselleştirilmiş bir teklifin satın alma olasılıklarını artıracağını belirtiyor.</p>
<p>Oyun sektörü yöneticileri için raporun çizdiği rotaya göre oyuncuyu tanımak, doğrudan onlara özel geliştirmek ve ilişkiyi doğrudan sahiplenmek gerekiyor. Bunu başaranlar, sektörün yeni çağını tanımlayanlar olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bainco-oyunun-pareto-ilkesini-kesfetti-88187</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bain&amp;Co oyunun Pareto ilkesini keşfetti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kasad-baskani-alican-duranin-ecma-baskanligina-secilmesi-88186</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> KASAD Başkanı Alican Duran’ın ECMA Başkanlığı’na seçilmesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye bugün Avrupa karton ambalaj sektöründe yüzde 9,2 payla büyüklük açısından ilk beş ülke arasında yer alıyor.</p>
<p>Türkiye'nin en önemli avantajlarından biri elbette coğrafi konumu.</p>
<p>Ancak artık yalnızca Avrupa’ya yakın olmak yeterli değil.</p>
<p>Bunun yanında güçlü bir üretim altyapısına, deneyimli ve nitelikli bir insan kaynağına, gelişmiş lojistik bağlantılara ve farklı müşteri ihtiyaçlarına hızlı cevap verebilen esnek bir üretim yapısına sahip.</p>
<p>Son yıllarda sektörde gerçekleştirilen teknoloji ve kapasite yatırımlarını da bu tabloya eklemek gerekiyor.</p>
<p>Bugün Türkiye'de Avrupa standartlarında üretim gerçekleştiren, modern tesislere sahip çok sayıda firma bulunuyor.</p>
<p>Dolayısıyla Türkiye'nin avantajını yalnızca maliyet üzerinden değerlendirmemek gerekiyor.</p>
<p>Kalite, teslimat hızı, teknik yetkinlik, esneklik, sürdürülebilirlik ve Avrupa standartlarına uyum gibi unsurlar birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’nin Avrupa için stratejik bir üretim ve tedarik partneri olma potansiyeli oldukça yüksek.</p>
<p>Türkiye bugün Avrupa için yalnızca coğrafi olarak yakın bir tedarik noktası değil; yüksek kaliteli üretim yapabilen, teknoloji yatırımlarını sürdüren, hızlı teslimat sağlayabilen ve değişen müşteri ihtiyaçlarına esnek şekilde cevap verebilen güçlü bir üretim merkezi.</p>
<p>KASAD kaynaklı verilere göre Avrupa’nın yanı sıra ABD pazarı da Türk ambalaj sektörü açısından giderek daha önemli hale geliyor.</p>
<p>2026 yılının ilk sekiz ayında ABD'ye kâğıt-karton ambalaj ihracatımız yüzde 23 artarak 78,8 milyon dolara ulaştı.</p>
<p>Aynı dönemde İngiltere’ye ihracatımız da yüzde 5 artarak 78,3 milyon dolar oldu.</p>
<p>Bu tablo Türk ambalaj sektörünün rekabet gücünün yalnızca yakın coğrafyalarda değil, daha uzak ve rekabetçi pazarlarda da karşılık bulabildiğini gösteriyor.</p>
<p>2025 yılında karton ambalaj satışlarımız yaklaşık yüzde 6 artarak 627 bin tonun üzerine çıktı.</p>
<p>Ancak satış miktarındaki bu artış, satış tutarına aynı ölçüde yansımadı.</p>
<p>Birim fiyatı yaklaşık 2,01 avroya geriledi ve toplam satış tutarı 1 milyar 259 milyon avro olarak gerçekleşti.</p>
<p>2026'nın ilk sekiz ayında da sektörümüzün üretim hacmini koruduğunu görüyoruz.</p>
<p>Tonajda yaklaşık yüzde 1’lik bir artış var.</p>
<p>Ancak satış tutarı açısından aynı performansı göremiyoruz.</p>
<p>Bu bize önemli bir şey söylüyor: Sektörümüz üretim gücünü koruyor, siparişler devam ediyor; ancak marjlarımız ciddi bir baskı altında.</p>
<p>Dolayısıyla önümüzdeki dönemde yalnızca daha fazla üretmek değil, daha fazla değer üretmek zorundayız.</p>
<p>Standart ürünlerde fiyat rekabeti çok daha yoğun.</p>
<p><strong>Sektörün hedefi yalnızca tonaj büyütmek olmamalı</strong></p>
<p>Buna karşılık fonksiyonel özellikleri yüksek, tasarım değeri güçlü, teknik açıdan gelişmiş ve sürdürülebilirlik kriterlerini karşılayan ambalajlarda farklılaşma imkânı artıyor.</p>
<p>Bu nedenle sektörün hedefi yalnızca tonaj büyütmek olmamalı.</p>
<p>Aynı zamanda ürün başına ve kilogram başına yarattığı değeri artırmalı.</p>
<p>Akıllı ambalaj uygulamaları, fonksiyonel tasarım, premium ambalajlar, ilaç, kozmetik, kişisel bakım ve yüksek katma değerli gıda ambalajları (özellikle soğutulmuş ve dondurulmuş gıdalar ve gıda servis ambalajları) burada önemli fırsat alanları.</p>
<p>Ancak gerekli yatırımları zamanında yapan şirketler için bu dönüşüm önemli fırsatlar da barındırıyor.</p>
<p>Özellikle plastikten elyaf bazlı ambalajlara geçiş eğilimi, karton ambalaj sektörü açısından önemli bir potansiyel oluşturuyor.</p>
<p>KASAD Başkanı Alican Duran, 16-18 Eylül tarihleri arasında Roma’da gerçekleştirilen ECMA Kongresi’nde Avrupa Karton Ambalaj Üreticileri Birliği’nin (ECMA) Yönetim Kurulu Başkanlığı’na seçildi.</p>
<p>Avrupa’da karton ambalaj pazarının yaklaşık yüzde 80’ini bünyesinde bulunduran ECMA, ilk kez bir Türk sektör temsilcisine emanet edilmiş oldu.</p>
<p>ECMA'nın Avrupa genelindeki ağı, bilgi paylaşımı ve sektörün geleceğine ilişkin çalışmaları Türkiye'deki firmalar açısından da önemli fırsatlar yaratıyor.</p>
<p>Başkan Alican Duran, ECMA Başkanlığı dönemindeki önceliklerini şöyle açıklıyor:</p>
<p>“Önceliğimiz Avrupa karton ambalaj sektörünün rekabet gücünü ve sürdürülebilir büyümesini desteklemek olacak.</p>
<p>Bunun birkaç temel ayağı var. Birincisi sürdürülebilirlik ve yeni regülasyonlara uyum.</p>
<p>İkincisi Avrupa’daki sektörün rekabetçiliğinin ve üretim kapasitesinin korunması. Üçüncüsü ise karton ambalajın tüketiciler ve marka sahipleri açısından sunduğu avantajların daha güçlü şekilde anlatılması.</p>
<p>Bunun yanında Avrupa'daki ulusal dernekler ve sektör temsilcileri arasındaki iş birliğini güçlendirmek de önemli.</p>
<p>Ben ECMA’nın yalnızca sorunları konuşan değil, sektörün geleceğine ilişkin ortak çözümler üreten ve üyeleri arasında bilgi paylaşımını güçlendiren bir platform olmasını önemsiyorum.”</p>
<p>Başkan Alican Duran’ı kutluyor, KASAD’daki başarısını burada da sürdüreceğine inanıyorum.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kasad-baskani-alican-duranin-ecma-baskanligina-secilmesi-88186</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KASAD Başkanı Alican Duran’ın ECMA Başkanlığı’na seçilmesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergi-incelemelerinde-yeni-donem-incelemeye-hazirlik-dosyasi-88241</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vergi incelemelerinde yeni dönem: İncelemeye Hazırlık Dosyası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Vergi incelemesinde köklü ve önemli değişiklikler yapılmaya devam ediliyor. Bu değişikliklerden en günceli, her mükellefi etkileyebilecek olan “İncelemeye Hazırlık Dosyası” uygulamasına geçilmesi. OECD tarafından geliştirilen SAF-T yaklaşımının Türkiye uyarlamalarından biri olan bu sistemle, vergi incelemelerinde talep edilen bilgi ve belgelerin standartlaştırılması ve elektronik ortamda mükellefler tarafından sunulması hedefleniyor.</p>
<p>Peki İncelemeye Hazırlık Dosyası nedir? Buna ilişkin yazılar kimlere gönderilecek? Yazıya cevap verilmezse ne olacak? Sisteme gönderilen bilgiler daha sonra değiştirilebilecek mi? Pişmanlık ve düzeltme imkânı kullanılabilecek mi?</p>
<p><strong>İncelemeye Hazırlık Dosyası nedir?</strong></p>
<p>İncelemeye Hazırlık Dosyası, vergi incelemelerinde talep edilen bilgi ve belgelerin elektronik ortamda ve standart formatlarda hazırlanmasını sağlayan bir uygulama. Böylece mükelleflerden istenen bilgilerin mümkün olduğunca tek seferde alınması, aynı bilgilerin tekrar tekrar talep edilmesinin önlenmesi ve inceleme süreçlerinin hızlandırılması amaçlanıyor.</p>
<p>Hazırlanan dosya, hem vergi incelemesi öncesinde hem de vergi incelemesine başlandıktan sonra kullanılabilecek. Bu nedenle dosya hazırlanırken çok dikkatli olunması gerekiyor.</p>
<p><strong>İlk aşamada sahte belge kullanma süreçleri var</strong></p>
<p>İncelemeye Hazırlık Dosyası, ilk aşamada sahte belge kullanma süreçleri için devreye alınacak. Ancak sistem yalnızca bu alanla sınırlı kalmayacak. İlerleyen dönemde diğer vergi incelemelerinde de İncelemeye Hazırlık Dosyası kullanılabilecek.</p>
<p><strong>Uyarı mı, kolaylık mı?</strong></p>
<p>İncelemeye Hazırlık Dosyası, Vergi Denetim Kurulu tarafından <em>“mükellefe sağlanan bir kolaylık” </em>olarak anlatılıyor. Ancak öncelikli olarak <em>“vergi denetimini yapan idareye daha büyük kolaylık ve hız kazandırıcı bir uygulama”</em> olacak. Bilgi ve belgelerin sistem üzerinden yüklenmesiyle incelemeler daha standart hâlde, daha az personelle ve daha kısa sürede yapılacak.</p>
<p>Sistemin mükellef için avantajlı olabilecek yönü olarak ise bilgi ve belgeler hazırlanıp sisteme yüklenirken mükellefin kendi kayıtlarını da kontrol etmiş olması ve varsa hata veya eksikliklerin inceleme başlamadan önce düzeltilmesi imkânı gösterilebilir.</p>
<p><strong>Yeni sistem neye dayanıyor? SAF-T nedir?</strong></p>
<p>Sistemin temelinde OECD tarafından geliştirilen SAF-T uygulaması bulunuyor. SAF-T, “Standard Audit File for Tax”, Türkçesiyle “Vergi İçin Standart Denetim Dosyası” anlamına geliyor. Bu, OECD tarafından muhasebe verilerinin vergi idareleriyle standart ve yapılandırılmış şekilde paylaşılmasını sağlamak amacıyla geliştirilen uluslararası bir sistem. Türkiye’de de bu uluslararası uygulamaya uyum sağlanarak İncelemeye Hazırlık Dosyası hayata geçiriliyor.</p>
<p><strong>İncelemeye Hazırlık Yazısı kimlere gönderilecek?</strong></p>
<p>İncelemeye Hazırlık Dosyası her mükellef için zorunlu olarak uygulanmayacak. Mükellefin gönüllü uyum düzeyi, incelemenin niteliği, risk durumu ve uygulamanın amacına uygunluğu dikkate alınarak gerekli görülen hâllerde İncelemeye Hazırlık Yazısı gönderilebilecek.</p>
<p>Öte yandan, bu yazının gönderilmiş olmasının tek başına vergi incelemesine başlandığı anlamına gelmediğini hatırlatmakta fayda var. Çünkü İncelemeye Hazırlık Yazısı, hem vergi incelemesi başlamadan önce hem de inceleme devam ederken gönderilebilecek. Sistemin nasıl işleyeceği de bu iki ayrı modele göre değişecek.</p>
<p><strong>İnceleme öncesinde ve inceleme sırasında nasıl uygulanacak?</strong></p>
<p>İncelemeye Hazırlık Dosyasının ilk modeli olan <em>İnceleme Öncesi Hazırlık Modelinde</em>, henüz vergi inceleme görevi oluşturulmadan mükellefe elektronik olarak incelemeye hazırlık yazısı gönderilecek. Mükellef, bilgi ve belgelerini “Dilekçe ve Bilgi Verme Sistemi” üzerinden sunacak.</p>
<p><em>İnceleme Süreci Modelinde</em> ise vergi incelemesi esnasında vergi müfettişi tarafından gönderilen yazı üzerine hazırlanan dosya elektronik ortamda tamamlanarak sunulacak ve doğrudan incelemeyi yürüten müfettişe aktarılacak.</p>
<p><strong>İncelemeye Hazırlık Yazısına cevap verilmezse ne olur?</strong></p>
<p>İncelemeye hazırlık yazısının gönderilmiş olması, vergi incelemesine başlandığı veya defter ve belge ibrazının zorunlu olduğu anlamına gelmiyor. Bu yazı, Vergi Usul Kanunu’ndaki bilgi isteme hükümlerine dayanılarak gönderilen bir bilgi isteme yazısı niteliğinde.</p>
<p>İstenen bilgilere süresinde cevap verilmemesi, eksik veya yanıltıcı bilgi verilmesi hâlinde Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 355. maddesi kapsamında özel usulsüzlük cezası uygulanması söz konusu olabilecek.</p>
<p><strong>Peki, istenen bilgi ve belgelerin sunulması vergi incelemesini engeller mi?</strong></p>
<p>Her durumda değil. İnceleme zaten başlamışsa, İncelemeye Hazırlık Dosyasının doldurulması devam eden incelemeyi sona erdirmeyecek.</p>
<p>Ancak inceleme öncesi modelde durum farklı. Sunulan bilgi ve belgeler ile yapılan düzeltmeler sonucunda incelemeye neden olabilecek vergisel risklerin ortadan kalktığı tespit edilir ve suç teşkil eden bir unsur da bulunmazsa süreç vergi incelemesine dönüştürülmeden sonuçlandırılabilecek.</p>
<p><strong>İstenen bilgiler MASAK kapsamında mı isteniyor?</strong></p>
<p>İncelemeye Hazırlık, MASAK mevzuatı kapsamında bir bildirim yükümlülüğü değil.</p>
<p>Uygulama, Vergi Denetim Kurulu’nun denetim süreçlerinde kullanılmak üzere geliştirildi. Dosyada sunulan bilgi ve belgelerin vergi mahremiyeti hükümleri çerçevesinde korunacağı; risk analizi, elektronik denetim ve vergi incelemesi amacıyla kullanılacağı belirtiliyor.</p>
<p><strong>Gönderilen bilgiler sonradan değiştirilebilir mi?</strong></p>
<p>VDK tarafından yapılan açıklamaya göre, İncelemeye Hazırlık Dosyası elektronik ortamda gönderildikten sonra dosya üzerinde değişiklik yapılması mümkün değil. Bu yaklaşım eleştiriye açık olsa da sisteme gönderilecek bilgilerin gönderimden önce dikkatle kontrol edilmesi gerektiğini hatırlatmakta fayda var.</p>
<p>Bununla birlikte eksik olduğu anlaşılan bilgi ve belgeler, vergi incelemesi sırasında incelemeyi yürüten vergi müfettişine daha sonra ayrıca sunulabilecek.</p>
<p><strong>Pişmanlık ve düzeltme mümkün mü?</strong></p>
<p>İnceleme öncesi modelde mükelleflere vergisel uyumsuzluklarını incelemeye başlanılmadan giderme imkânı tanınıyor. Bu kapsamda, resmî olarak inceleme başlamadığından pişmanlık ve düzeltme mümkün olabilecek.</p>
<p>Vergi incelemesi başladıktan sonraki durum ise tamamen farklı olup VUK’un 371. maddesi kapsamındaki pişmanlıkla düzeltmenin sağladığı ceza korumasından yararlanmak mümkün olmayacak. Bu nedenle pişmanlık ve düzeltme imkânının değerlendirilmesinde İncelemeye Hazırlık Yazısının inceleme öncesinde mi yoksa başlamış bir inceleme kapsamında mı gönderildiği önem taşıyor.</p>
<p><strong>Uzman desteği almak gerekli mi?</strong></p>
<p>İncelemeye hazırlık yazısıyla istenen bilgi ve belgelerin hazırlanması ve sisteme yüklenmesi aşamasında mali müşavirlerin önemli bir rol üstleneceği açık. Diğer taraftan, sisteme sunulan bilgi ve belgelerin daha sonraki risk analizlerinde ve vergi incelemelerinde kullanılabilecek olması da önemli bir husus. Ayrıca gönderilen dosya üzerinde sonradan değişiklik yapılamaması nedeniyle belgelerin hukuki sonuçlarının da gönderimden önce değerlendirilmesi gerekiyor.</p>
<p>Bu nedenle hazırlık sürecinin, muhasebe ve mali yönü bakımından mali müşavirler; doğurabileceği hukuki sonuçlar bakımından ise vergi hukuku alanında uzman kişilerle birlikte yürütülmesinde fayda bulunuyor. Özellikle sunulacak bilgi ve belgelerin ileride mükellef aleyhine sonuç doğurabilecek nitelikte olduğu durumlarda, dosyanın sisteme gönderilmeden önce bütün yönleriyle değerlendirilmesi gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergi-incelemelerinde-yeni-donem-incelemeye-hazirlik-dosyasi-88241</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vergi incelemelerinde yeni dönem: İncelemeye Hazırlık Dosyası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/michael-douglas-keske-wall-street-filmini-hic-yapmasaydi-88182</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Michael Douglas keşke Wall Street filmini hiç yapmasaydı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>2026 yılı Tera Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen’e ne de şişirilmiş hisseler doldurduğu fonlarına para koyup kar ettiklerini zanneden yatırımcılarına iyi geldi. Halbuki yılın başındaki bir röportajda söylediği gibi, “atılım ve büyüme yılı” olarak belirledikleri 2025 çok iyi geçmiş ve hedeflerinin çoğuna da ulaşmışlardı. Bizim gibi kuruntuluların dışında “Bu iş böyle gitmez” diyen de yoktu.</p>
<p>2026 da iyi başlamıştı. Ancak yılın ikinci yarısında hem SPK’nın yeni yönetiminin adımları hem de yabancıların “kendiniz gelin” uyarıları Tezmen için sıkıntılı günlerin başlamasına neden oldu. Ağustos sonunda zor günler yaşamaya başladı. Önceki gece ise tutuklandı ve adli sürecin ilerlemesini bekliyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ab4aaa19a7d4-1790225057.png" alt="" width="444" height="266" />
<figcaption><strong>Tezmen filmi izlediğinde hangisinden etkilenmişti? Bud Fox’tan mı (sağda), Gordon Gekko’dan mı?</strong></figcaption>
</figure>
<p>Tezmen’i hepimiz eski deyişle borsacı olarak tanıdık. Nasıl borsacı olduğunu bilenimiz ise pek azdır. Bunu da yukarıdaki satırlarda bahsettiğim ropörtajdan kendi sözleriyle aktaralım:</p>
<p>“Hayatin akışında önemsizmiş gibi görünen detaylar bazen çok belirleyici olabiliyor. Finans kariyerime başlamam da böyle oldu. Üniversitede 3. sınıf öğrencisiyken Michael Douglas ve Jamie Sheen' in oynadığı meşhur Wall Street filmini seyretmiştim. Film beni özellikle sermaye piyasalarına yönelik olarak oldukça etkiledi ve heyecanlandırdı. Finans sektörünü dinamik, heyecanlı, adrenalin dolu ve büyümeye açık bir sektör olarak gözümde canlandırdım. Bu nedenle bir yaz stajı arayışına girdim. Staj yaptıktan sonra da kariyerimi finans sektöründe sürdürmeye karar vermiştim.”</p>
<p>Tezmen’i sermaye piyasalarına çeken neydi? Filmde kendisini Gekko’nun yanına giren ve Charlie Sheen’in canlandırdığı genç ve hırslı borsacı Bud Fox’a mı, yoksa zenginleşmek için sınır tanımayan Michael Douglas’ın Gordon Gekko’suna mı yakın hissediyordu?</p>
<p>Filmin en meşhur cümlesi de insider trading yapan, şirket ele geçirmeleri ve para kazanma hırsının öne çıktığı bir dünyanın temsilcisi olan Gekko’nun ağzından çıkıyor: “Greed, for lack of a better word, is good.” Yani “Daha iyi bir kelime bulamazsak, açgözlülük iyidir.” Çünkü Gekko'nun dünyasında ahlaki sınırlar, paranın ve gücün önünde engeldi.</p>
<p>Tezmen filmi izlediğinde hangisinden etkilenmişti? Bud Fox’tan mı, Gordon Gekko’dan mı? Sorunun cevabını tahmin ediyor ve finans sektörüne nasıl adım attığına ilişkin sözlerini hatırlayınca da “Michael Douglas keşke Wall Street filmini hiç yapmasaydı” demekten kendimi alamıyorum.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/michael-douglas-keske-wall-street-filmini-hic-yapmasaydi-88182</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Michael Douglas keşke Wall Street filmini hiç yapmasaydı! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fonzi-skandali-ve-olasi-etkileri-88181</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Fonzi&#039; skandalı ve olası etkileri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Son yapılan açıklamalara göre, tasfiye altındaki fonların toplam portföy büyüklüğü 715 milyar TL, tekil yatırımcı sayısı 456 bin kişi. Bazı büyük fonların gerçek değerleri görünen değerlerinin çok altında; ancak 131 fonun çoğu için durum böyle değil.</strong></p>
<p>Kuşkusuz Cumhuriyet tarihimizin en büyük finansal dolandırıcılığı ile karşı karşıyayız. Evet, bugüne kadar başta Banker Kastelli vakası olmak üzere buna benzer pek çok vaka yaşandı, ancak bu son olay hem miktar olarak hem mağdur sayısı olarak hem de işin içine bulaşmış veya doğrudan sorumluluğu bulunan mercilerin çokluğu bakımından diğerlerini fersah fersah aşmış durumda.</p>
<p>Kastelli demişken, kısa bir hatırlatma yapmakta fayda görüyorum. Kastelli’nin yaptığı, bankalardan iskontolu olarak aldığı mevduat sertifikalarını gene iskontolu olarak halka satmaktı. Böylece, diyelim resmî mevduat faizi %40 iken, Kastelli sertifikaları %60’tan satıyordu. Neden derseniz, o günlerde mevduat faizleri henüz tam bir serbestlik içinde değildi. Neticede, bugünden çok daha farklı olarak aslında günün sonunda mevduat sahiplerinin elinde bankaların mevduat sertifikaları vardı ve biraz geç de olsa bu paraların tamamı ödendi. Hâlâ hatırlanmasının ana sebebi 220 bin tasarruf sahibinin etkilenmiş olmasıydı. Yoksa, günün sonunda büyük kayıplar oluşmadı. Buna rağmen, ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı Turgut Özal ve Maliye Bakanı Kaya Erdem istifa etmişlerdi!</p>
<p>Son yapılan açıklamalara göre tasfiye altına alınan fonların toplam portföy büyüklüğü 715 milyar TL ve tekil yatırımcı sayısı da 456 bin kişi. Ancak bu fonların bazılarının gerçek değerleri görünen değerlerinin çok altında. Şu anda tasfiyeye tabi olan 131 fonun çoğu için bu durum geçerli olmasa bile, bazı büyük fonlarda durum böyle. Bunun böyle olmasının nedeni de, artık herkesin bildiği gibi, bu fonların yatırım yaptığı hisse senetlerinin fiyatlarının anormal derecede şişirilmiş durumda olması. (Bunu yapabilmek için bu hisselerin dolaşımda olan gerçek halka açıklık oranının çok düşük olması, olanların da manipülatörlerin elinde bulunması gerekiyor.)</p>
<p>Tasfiyedeki fonların toplam büyüklüğünün yaklaşık üçte ikisini oluşturan Tera’nın TLY ve TP2 fonları özellikle mercek altında. Bunlardan TLY bir serbest fon; risk seviyesi 7/7. Diğer fon ise bir PPF; risk seviyesi sadece 2/7. 16 Eylül verilerine baktığımızda TLY’nin portföyünün %87,5’inin, başta Destek Finans Faktoring olmak üzere çoğunun değeri şişirilmiş hisselerden oluştuğu görülüyor. Bunların tasfiye değeri çok düşük olacaktır. Bir PPF olan TP2’de ise kayıpların bu seviyede olmaması beklenir. Ancak TP2, bir tanesinin Tera Yatırım olduğunu bildiğimiz, diğerlerini bilmediğimiz kurumlarla çok yüksek miktarda (142 milyar TL) günlük ters repo yapmış gözüküyor. Buna rağmen 16 Eylül’de Tera Portföy’den TP2’nin katılma payı iade ödemelerinde temerrüt oluştuğuna dair açıklama gelmişti. Halbuki o gün ters repo alacakları geri ödenmiş olsaydı, böyle bir temerrüt oluşmaması gerekirdi. Buradan fon portföylerinin yapısının göründüğünden çok daha karmaşık ve ilintili olduğunu anlıyoruz.</p>
<p><strong>Tüm fonların tek havuzda </strong><strong>birleştirilmesi doğru olmaz</strong></p>
<p>Neticede, Tera Yatırım’ın ve fonlarının ilişkide olduğu tüm diğer fon ve şirketlerin de incelemeye dâhil edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Fonların tasfiyesinde ise öncelikle yatırılan ana paraların geri ödenmesi doğru olacaktır. (Fiktif şişirilmiş değerler üzerinden geri ödeme yapmak adil olmaz.) Tüm fonların tek bir havuz altında birleştirilmesi de doğru olmayacaktır, çünkü bunların risk değerleri farklı. Tabii ki bu “Fonzi” oyununu tezgâhlayan ve bu şekilde KY’nin aleyhine büyük paralar vuran tüm manipülatörlerin varlıklarına el konulup bunların likide edilmesi şart.</p>
<p>Olayın salt ekonomi boyutunu değerlendirdiğimizde bazılarının iddia ettiği gibi bir sistemik risk ortaya çıkması (ki bu iddiaların bir kısmı zararların kamu tarafından karşılanması arzusundan kaynaklanıyor kanımca) imkânsız. Evet, durumdan doğal olarak ürken bazı yatırımcılar bir kısım fonlardan çıkacaklardır. Bu da geçici bir likidite sıkıntısı, tahvil faizlerinde artış ve borsa genelinde bir satış baskısı getirecektir. Çıkan paranın bir kısmının döviz ve altına gitmesi de beklenmeli. Oluşabilecek likidite daralmasını TCMB rahatlıkla karşılayabilir. Döviz rezervlerinde de bir gerileme olması muhtemel. Ancak bunların geçici etkiler olduğunu düşünüyorum.</p>
<p><strong>Asıl kalıcı etki, piyasa </strong><strong>itibarının yerle bir olması</strong></p>
<p>Asıl kalıcı etki ise Türkiye finansal piyasalarının itibarının yerle bir olması. Bugüne kadar yetkili mercilerin büyük bir gözetim ve denetim eksikliği sergilemiş olduğu muhakkak. Bu konuda derin bir soruşturma açılması ve sorumluların kanun önüne çıkarılması, bu itibar kaybını gidermek için çok önemli. Ancak bunlar yapılsa dahi Türkiye’de zaten tarihsel olarak çok zayıf olan yatırımcı güveninin daha da zayıflamış olmasının önüne geçilemeyecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fonzi-skandali-ve-olasi-etkileri-88181</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Fonzi&#039; skandalı ve olası etkileri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayilesme-refah-sanayisizlesme-esitsizlik-ve-yoksulluk-yaratiyor-88180</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayileşme refah, sanayisizleşme eşitsizlik ve yoksulluk yaratıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Seri üretimin fabrika odaklı yoğunlaşması işgücü dayanışmasını besledi; işçi hareketleri ücret artışları için daha çok olanak yarattı. Demokrasi, işçilerin örgütlenmesine izin verdi; düzenlemeler de eşit erişimin sağlanmasında merkezi bir rol oynadı.</strong></p>
<p>Ülkemizde “<strong>sanayisizleşme sorunu</strong>” üzerine kafa yoran, bildiklerini paylaşan, gerekli uyarıları yapan çok sayıda akademisyen, uzman ve uygulamacının hakkını vermeliyiz. <strong>Bayram Ali Eşiyok</strong>, yazıları ve kitaplarında kapımıza dayanan tehlikeleri öngören insanlarımızdan biriydi. <strong>Güven Sak’ı</strong>n sürekli uyarılarını, <strong>Burak Arzova’</strong>nın yükselen sesini, <strong>Ayça Tekin-Koru</strong>’nun öğretici analizlerini, <strong>Havva Gümüşkaya’</strong>nın imalat sanayisinin GSYH içindeki yerini açıklayan yorumunu, <strong>Turgut Bayramoğlu’</strong>nun orta sınıf kaygılarını, <strong>Özge Öner</strong>’in geniş kapsamlı ama saha odaklı analizlerindeki çığlığı, <strong>Daron Acemoğlu’</strong>nun <em>Hangi Liberal Demokrasi</em> adını verdiği ufuk açıcı kitabında cömertçe paylaştığı bilgileri ve burada adını yazmadığımız insanlarımızın entelektüel birikimlerini dikkate almamışsak, bundan sonra da almayacaksak <strong>sanayisizleşme sorunumuzu anlayamaz, anlatamaz ve anlamlandıramayız.</strong></p>
<p>Çorbada bir kıymık tuzumuz olsun diye “<strong>sanayileşmenin katkılarını ve sanayisizleşmenin çoğalttığı sorunlarımızı”</strong> <strong>Acemoğl</strong>u’nun analizlerini esas alarak okuyucuyla paylaşacağım.</p>
<p><strong>Sanayi sonrası çağın özellikleri</strong></p>
<p>“<strong>Sanayi sonrası çağ</strong>” terimi;</p>
<p>- Ekonomide dijital teknolojilere dönüşümü anlattığı kadar imalatın azalan rolünü, sağlık, eğitim ve yönetimin artan önemini, çalışma yaşamında, toplumsal ve siyasi yaşamda bilişsel becerilere ve üniversite eğitimine verilen ağırlığın artışını,</p>
<p>- Liberal toplumun sanayi çağında yarattığı kısmi refah düzeyini, bir yanıyla seri üretimin fabrika odaklı işgücü ihtiyacını artırmasını, girdi ve çıktı taşınmasında ulaşım sisteminin gelişmesini, tasarım, mühendislik ve pazarlama işlevlerini birleştiren arka plandaki ofislerin de yoğun biçimde işgücü talebi yaratmasını,</p>
<p>- İşgücü talebindeki artışların ücret düzeylerini yükseltmesini,</p>
<p>- Liberal demokrasinin bilimsel bilgi kadar toplumsal bilginin oluşturulması ve olgunlaştırılması için de uygun ortam sağlamasını,</p>
<p>- Gelişen toplumsal ve maddi koşullara uygun normlar ve kurumlar oluşturulması için pratik bilgi birikimini özendirmesini,</p>
<p>- Hızlı sosyoekonomik değişimin büyük ölçüde istikrar ve uyumla birlikte ilerlemesini,</p>
<p>- Demokrasinin, şirketlerin veya meslek birliklerinin güçlerini kullanarak ücretler üzerinde baskı kurmasını ve işçilerin kötü koşullarda çalıştırılmasını önlemesini, işçilerin örgütlenmesine izin vermesini,</p>
<p>- Demokrasinin piyasa sistemine verdiği desteği ve bunun sonucunda piyasaların sanayi üretimine talebi artırmasını,</p>
<p>- İşçi hareketleriyle desteklenen çerçevenin ücret artışları için daha çok olanak yaratmasını,</p>
<p>- Demokrasi-piyasa sinerjisi ile işçi hareketleri arasında yatırımı caydırıcı olmayan dengelerin kurulmasını,</p>
<p>- Kitlelere tanınan söz hakkının yönetim ve kamu hizmetleri açısından elverişli bir dönem yaratmasını,</p>
<p>- Seri üretimin fabrika odaklı yoğunlaşmasının işgücü dayanışmasını beslemesini,</p>
<p>- Sanayi üretimi ile işçi örgütlenmesinin birlikte gelişmesini sağlayan dengelerin oluşmasını,</p>
<p>- Sanayi üretiminin temel altyapılara yönelerek fiziki sermaye stokunu artırmasını,</p>
<p>- Siyasi iradelerin düzenleme yapmak zorunda kalmasını ve işçi ile tüketici haklarının korunmasına olanak vermesini,</p>
<p>- Düzenlemelerin eşit erişim sağlamada merkezi bir rol oynamasını,</p>
<p>- Kuralları ve adil yargılama hakkını, yasalar önünde eşitliği, sağlık ve eğitim gibi kamu hizmetlerinin dağıtılmasında yoksulların erişiminin sağlanmasını ve benzeri gelişmeleri kapsar.</p>
<p><strong>Sanayisizleşme eğilimi</strong></p>
<p>Bugünün gündeminde ilk sıraya tırmanan “<strong>sanayisizleşme</strong>” terimi de:</p>
<p>- Dijital teknolojilerin ortaya çıkışının kurulmuş dengeleri değiştirmesini ve yeniden yapılanma ihtiyacını artırmasını,</p>
<p>- Eşitsizliklerin alabildiğine yayılmasını, bilgisayarların devreye girmesini, daha yüksek eğitim düzeyine ve gelişmiş bilişsel becerilere sahip işgücüne duyulan ihtiyacın artmasını,</p>
<p>- İşgücü piyasasının kas gücü yerine beyin gücüne yönelmesini,</p>
<p>- Sayısal kontrollü makinelerin, yarı otomatik ve otomatik araçların ve robotların imalat ve imalat dışı sektörlerde hızla yayılmasının etkilerini,</p>
<p>- Dijital teknolojilerin sanayi otomasyonunun temel platformları hâline gelmesini,</p>
<p>- Bilişsel beceri talebinin artmasını, otomasyonun düşük becerili işgücünün sunduğu el becerilerine olan ihtiyacı azaltmasını,</p>
<p>- Hukuk ve yöneticilik gibi alanlarda uzmanlaşmış bilişsel becerileri olan üniversite mezunlarının ve lisans derecesi alanların ücretleri artarken el becerilerine dayalı iş fırsatlarının daralmasını ve bu işlerde ücretlerin azalmasını,</p>
<p>- Otomasyonun yanında küreselleşme sürecinin de hizmetlere talebi artırmasını ve sanayi yapısını dönüştürücü etkilerini,</p>
<p>- El becerisine dayalı üretim sektörlerinde (hazır giyim, oyuncak, mobilya vb.) küresel erişimin yarattığı rekabetin yatırımları başka ülkelere yöneltmesini ve düşük ücretli ülkelerle ticaretin <strong>sanayisizleşme sürecini hızlandırmasını </strong>kapsar<strong>.</strong></p>
<p><strong>Ne yapmalıyız?</strong></p>
<p>Ömrünü küresel ölçekte iktisadi gelişmelere ve bunların ekonomilere yansımasına adamış, olağanüstü zihinsel kapasitesiyle kendini küresel ölçekte kabul ettirmiş bir bilim insanının <strong>tanımladığı çerçeve</strong> tartışmalarımızın yol göstericisi olmalı.</p>
<p>Temel amacı akıldan çıkarmamalıyız: <strong>Maddi ve kültürel zenginlik üreterek yaşamı kolaylaştırma ilkesinden sapmamalıyız!</strong></p>
<p>Sanayileşmenin yarattığı olumlu gelişmelerin arka planını oluşturan ve kitle refahını artıran etkenler konusunda önyargıların, kalıp düşüncelerin, yerleşik inançların, alışkanlık konforunun, aklı emanet etme kolaycılığının ve ezberlerin peşine takılmamalıyız.</p>
<p>Sorgulama merakı, akıl yürütme disiplini ve hatalarla yüzleşme özgüveni önündeki engellerin kaldırılması konusunda katılımcı ve kapsayıcı direnme gücüne katkı yapmalıyız.</p>
<p>Kapsayıcı kurumların değişmelere uyum göstererek varlıklarını sürdürmeleri, itibarlarını korumaları, toplumda bağlayıcı rol oynayabilen rasyonel otorite olabilme kapasitelerini kullanmalarının ödünsüz izleyicileri olmalıyız.</p>
<p>Sanayileşmenin itici güçleri olan kuralların, adil yargılama hakkının, yasalar önünde eşitliğin, sağlık ve eğitim gibi kamu hizmetlerine yoksulların erişiminin sağlanmasının ve benzeri gelişmelerin sistemli takipçileri ve aktif koruyucuları olmalıyız.</p>
<p>Her bilginin bir üst bilgisi olduğunu unutmadan, bildiklerimizi “<em>tek doğru</em>” kabul etme sapkınlığının tuzaklarına düşmemeliyiz.</p>
<p>Piyasa mekanizması ile planlama mekanizmasının yaratabileceği dengeleri kör inançların kurbanı hâline getirmemeliyiz.</p>
<p>Sürekli sorgulanan varsayımlara dayalı kuramlar geliştirmeli, modeller oluşturmalı, metotlar kullanmalı, değişen koşullara uyum sağlayacak ve yaşamı zenginleştirecek yol ve yöntemlerin izini sürmeliyiz.</p>
<p><strong>Sanayileşmenin</strong> toplumsal refaha nasıl katkı yaptığını anlamalı; <strong>sanayisizleşmenin</strong> yarattığı eşitsizlik, yoksunluk ve yoksulluğun üstüne gitmeliyiz.</p>
<p>Şimdi bizlerin nerede durduğu önemli… Bir dakika kendimizi sorgulama cesaretimiz var mı? Asıl önemli olan, bize düşeni yapıp yapmadığımız...</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayilesme-refah-sanayisizlesme-esitsizlik-ve-yoksulluk-yaratiyor-88180</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/0/1280x720/545-1790229602.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayileşme refah, sanayisizleşme eşitsizlik ve yoksulluk yaratıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/suyu-icerken-kaynagini-dusun-88179</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Suyu içerken kaynağını düşün</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Son krizde öğrendik ki bir varlığın portföyde görünmesi, onun aynı gün ve istediğiniz fiyattan nakde çevrilebileceği anlamına gelmiyor. Özellikle işlem hacmi düşük hisseler söz konusuysa, büyük miktarda satış yapmak fiyatı da aşağı çekebilir. Getiri kadar likiditeye de bakmak gerektiğini hatırladık.</strong></p>
<p>Başlıktaki söz bir Çin atasözüdür. Çinliler “Suyu içerken kaynağını düşün” derken, insanın hayatta sahip olduğu güzelliklerin, başarıların ve iyiliklerin kaynağını unutmaması gerektiğini kastetmişlerdir. Ama bu veciz söz bizim son fon krizimize de pekâlâ uyuyor. Getiriye değil, kaynağına bakın.</p>
<p>Son günlerde yatırım fonlarıyla ilgili yaşananlar, yalnızca belirli fonlara para yatırmış yatırımcıların değil, Türkiye’de sermaye piyasalarına güvenen herkesin dikkatle izlemesi gereken bir gelişme. Çünkü burada birbirine karıştırılmaması gereken birkaç farklı kavram var: Spekülasyon, manipülasyon, fon riski, likidite riski ve dolandırıcılık.</p>
<p>Bunların hepsini aynı torbaya koyarsak hem yaşananları yanlış anlarız hem de yatırımcı açısından yanlış dersler çıkarırız.</p>
<p><strong>Spekülasyon başka, manipülasyon başka</strong></p>
<p>Spekülasyon, yatırımcının gelecekteki fiyat hareketini tahmin ederek risk almasıdır. “Bu şirketin değeri artacak” diye hisse almak, beklenti gerçekleşirse para kazanmak, gerçekleşmezse kaybetmek spekülasyondur. Bunun kendisi suç değildir. Hatta fiyatların oluşmasında spekülatörlerin de rolü vardır.</p>
<p>Manipülasyonda ise amaç fiyat hareketini tahmin etmek değildir. Fiyatı veya yatırımcı davranışını yapay ve yanıltıcı yöntemlerle etkilemeye çalışmak söz konusudur. Gerçekte olmayan bir talep yaratmak, yanıltıcı bilgi yaymak ya da piyasayı yapay biçimde yönlendirmek buna örnek olabilir. Türkiye’de bu tür eylemler Sermaye Piyasası Kanunu’nun 107. maddesinde piyasa dolandırıcılığı kapsamında düzenleniyor.</p>
<p>Dolayısıyla her hızlı yükseliş manipülasyon değildir. Her spekülatif işlem de manipülasyon değildir. Ancak son dönemde yaşananlar, piyasada bu ayrımı bilmenin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösteriyor.</p>
<p><strong>Fon güvenli bir kasa değildir</strong></p>
<p>Yatırım fonlarının yıllardır bireysel yatırımcıya anlatılan önemli bir avantajı vardı. Denildi ki: “Paranız profesyoneller tarafından yönetiliyor ve portföy çeşitlendiriliyor.” Bu doğru. Ama buradan “Fon aldıysam risk yok” sonucu çıkmayacağını son krizde öğrendik.</p>
<p>Bir fonun değer kaybetmesi, kötü performans göstermesi veya tasfiye edilmesi tek başına dolandırıcılık anlamına gelmez. Fonun içinde hangi varlıkların bulunduğu, bu varlıkların ne kadar likit olduğu ve piyasa koşullarında ne kadar kolay satılabildiği önemlidir.</p>
<p>Son dönemde SPK’nın bazı fonlarla ilgili aldığı tasfiye kararları da bu nedenle yatırımcıların dikkatini çekti. Yedi portföy yönetim şirketinin TEFAS’ta işlem gören fonlarını işleme kapatmasının ardından tasfiye kapsamındaki fon sayısı 131’e çıktı.</p>
<p>Burada önemli olan, “fon tasfiye ediliyor” cümlesini otomatik olarak “yatırımcı dolandırıldı” şeklinde okumamak. Tasfiye, bir fonun faaliyetinin sona erdirilmesi ve portföyündeki varlıkların paraya çevrilerek yatırımcılara dağıtılması sürecidir. Yatırımcının eline geçecek tutar ise fonun elindeki varlıkların değerine ve tasfiye sürecindeki gerçekleşmelere bağlıdır.</p>
<p><strong>Asıl mesele: Likidite</strong></p>
<p>Buradaki kritik kelime likidite. Yine son krizde öğrendik ki bir varlığın portföyde görünmesi, onun aynı gün ve istediğiniz fiyattan nakde çevrilebileceği anlamına gelmiyor. Özellikle işlem hacmi düşük hisseler söz konusuysa, büyük miktarda satış yapmak fiyatı da aşağı çekebilir.</p>
<p>İşte bu nedenle yatırımcı bir fondan parasını istediğinde fon yöneticisinin karşısında sadece “Ne kadar kazandık?” sorusu yoktur. “Bu varlıkları gerektiğinde ne kadar hızlı ve hangi fiyattan nakde çevirebiliriz?” sorusu da vardır.</p>
<p>Son olayın yatırımcı açısından en önemli derslerinden biri bence buydu. Getiri kadar likiditeye de bakmak gerektiğini hatırladık.</p>
<p><strong>Madoff neden akla geliyor?</strong></p>
<p>Burada bir başka ayrımı daha yapmak gerekiyor. Yaşanan fon tasfiyelerini Bernard Madoff vakasıyla birebir aynı şeymiş gibi görmek doğru olmaz.</p>
<p>Madoff’un sistemi, gerçek bir yatırım faaliyeti yürütülüyormuş görüntüsü altında yeni yatırımcılardan gelen parayla eski yatırımcılara ödeme yapılan bir Ponzi düzeniydi. Sistem, yeni para girişi kesildiğinde çöktü. Madoff 2009’da suçunu kabul etti ve 150 yıl hapis cezasına çarptırıldı.</p>
<p>Madoff hikâyesinin bugünkü yatırımcı açısından değeri, olayların aynı olmasında değil, sorulması gereken soruların aynı olmasında. “Ne kadar kazanacağım?” sorusundan önce “Bu getiri nereden geliyor?” demek gerekiyor. Yani Çinlilerin dediği gibi, “Suyu içerken kaynağını düşün.” Paranız hangi varlıklarda? Bu varlıklar nerede saklanıyor? Nasıl değerleniyor? Ne kadar likit? Risk nedir? Paranızı çekmek istediğinizde hangi mekanizma devreye giriyor? Bunlar yatırımcının sorması gereken temel sorular.</p>
<p><strong>SPK lisansı garanti anlamına gelmez</strong></p>
<p>Türkiye’de yatırım fonlarının varlıklarının portföy saklayıcıları nezdinde tutulması ve varlıkların fon adına ayrı şekilde izlenmesi, yatırımcı açısından önemli güvenlik katmanları oluşturuyor. Ama “SPK lisanslı” ifadesini “zarar etmem” garantisi olarak okumamak gerekiyor.</p>
<p>Düzenleme, denetim, bağımsız denetim ve saklama mekanizmaları yatırımcının her durumda para kazanacağı anlamına gelmez. Bunların amacı piyasanın belirli kurallar içinde işlemesini, varlıkların nerede olduğunu ve kimin tarafından yönetildiğini görünür kılmaktır.</p>
<p>Başka bir deyişle SPK denetimi riski ortadan kaldırmaz; yatırımcının karşı karşıya olduğu risklerin kurallar ve denetim çerçevesinde yönetilmesini sağlar.</p>
<p><strong>Yatırımcı ne yapmalı?</strong></p>
<p>Bence ilk yapılması gereken, fonları “güvenli-güvensiz” diye ikiye ayırmak yerine riskini anlamaya çalışmak. Bu yazıyı yazmadan önce işin uzmanlarına danıştım. Dediler ki: Bir fonu almadan önce en azından şu beş soruyu sorun:</p>
<ol>
<li>Fon tam olarak neye yatırım yapıyor? Hisse senedi mi, tahvil mi, para piyasası araçları mı, girişim sermayesi mi?</li>
<li>Portföy ne kadar likit? İçindeki varlıkları gerektiğinde satmak kolay mı?</li>
<li>Geçmiş getirinin kaynağı ne? Olağanüstü getiri varsa bunun karşılığında hangi risk alınmış?</li>
<li>Fonun portföyü ne kadar yoğunlaşmış? Belirli birkaç varlığa yüksek oranda yatırım yapılmış mı?</li>
<li>Ben bu riski gerçekten anlıyor muyum? Anlamıyorsanız sadece son dönemde çok kazandırdığı için yatırım yapmayın.</li>
</ol>
<p>Bir de sosyal medyanın altın kuralı var. “Kesin yükselecek”, “kaçırmayın”, “garanti getiri” gibi cümlelerden uzak durun. Kaynağı belli olmayan tüyo, söylenti ve yatırımcıyı acele ettiren yönlendirmeler kararın temeli olmamalı.</p>
<p><strong>Fonlardan soğumayalım</strong></p>
<p>Fon kötü değildir, ama sihirli kutu da değildir. Yatırım fonları kötü bir yatırım aracı değil. Tam tersine, bireysel yatırımcının profesyonel yönetim ve çeşitlendirme imkânından yararlanmasını sağlayan önemli bir sermaye piyasası aracıdır. Ama fon da sihirli bir kutu değil. İçinde ne olduğunu bilmeden alınan fon, tıpkı içeriğini bilmeden alınan herhangi bir finansal ürün gibi sürpriz yapabilir.</p>
<p>Son olaydan dersler çıkardık; daha önce bilip de sonradan unuttuğumuz bazı kuralları hatırladık.</p>
<p>Yatırım yaparken yalnızca getiriyi değil, getirinin kaynağını; yalnızca kazancı değil, riski; yalnızca portföyü değil, likiditeyi de sormak gerektiğini hatırladık. Çünkü finans piyasalarında gerçekten değerli olan şey, yüksek getiriyi bulmak kadar, o getirinin hangi bedelle geldiğini anlayabilmektir. Ne demişti Çinlilerin ataları? “Suyu içerken kaynağını düşünün.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/suyu-icerken-kaynagini-dusun-88179</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Suyu içerken kaynağını düşün ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/olmaz-ama-hadi-yuzde-100-oldu-ya-1000-10000-88178</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Olmaz ama hadi yüzde 100 oldu; ya 1.000, 50.000?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kurdaki hareket iktisadi temellerin zayıflığı nedeniyle oluşuyorsa, o temelleri güçlendirecek adımlar atılmadan artış eğilimini durdurmak ya da törpülemek para politikasıyla zordu. Geriye faiz artırmak kalıyordu ama o da nedeni ortadan kaldırmıyordu.</strong></p>
<p>Merkez Bankası’nda görevdeyken üzerinde en çok düşündüğüm konulardan biri döviz kurunda oluşabilecek keskin bir yükselme eğiliminin eninde sonunda patlayacak bir balon olup olmadığının nasıl anlaşılabileceğiydi. Zira uygulanacak para politikası o eğilimin balon olup olmadığına bağlıydı. Balon değilse ya iktisadi temellerin ‘hak ettiği’ bir gelişmeydi ya da son yıllarda örneğini çok gördüğümüz gibi iç siyasi gelişmelerle dış gelişmelere bağlı bir hareketti.</p>
<p>Kurdaki hareket iktisadi temellerin zayıflığı nedeniyle oluşuyorsa, o temelleri güçlendirecek adımlar atılmadan kurdaki artış eğilimini durdurmak ya da törpülemek para politikası ile zordu. Zira keskin yükselişin nedeni orta yerde durdukça döviz satarak yapılabilecek fazla bir şey yoktu. Geriye faiz artırmak kalıyordu ama o da nedeni ortadan kaldırmıyordu. Bu durumda iktisadi temelleri güçlendirici adımlar hakkında Merkez Bankası’na düşen görev, ‘hükümete danışmanlık’ görevini yerine getirmesiydi. Siyasi gelişmelere bağlıysa da yine para politikasının işin içine girmesi nedeni ortadan kaldırmıyordu; döviz satılabilir ve faiz artırılabilirdi ama son tahlilde çözüm değillerdi.</p>
<p>Öte yandan, iktisadi temeller sağlamsa kurdaki keskin yükselme eğilimi geçici olmaya mahkûmdu; zira bir balon niteliği taşıyordu. Bu durumu anlatan açıklamalar yapılması ve ileriye yönelik bekleyişlerin rayından çıkmamasına çalışılması daha iyi bir çözüm olarak görünüyordu. Elbette bir dolu nüans vardı, pratikte karşılaşılabilecek bir dolu ek sorun olabilirdi ama üç aşağı beş yukarı böyle düşündüğümü hatırlıyorum.</p>
<p>Tamam, kurdaki hareketin balon olup olmadığını anlamak o kadar kolay değil ama bir hisse enflasyondan arındırılmış olarak yüzde 100 ya da 200 getiri sağlar mı? Hadi sağladı diyelim, ya yüzde 1.000, 5.000, 50.000 getiri olur mu? Bunun akla mantığa sığan bir yanı var mı? Bizim üniversitede (TOBB ETÜ) yıllardır üçüncü sınıf öğrencilerine Para Teorisi ve Politikası dersi veriyorum. Anlatmaktan ve sınıfta tartışmaktan en çok hoşlandığım konulardan biri de mali varlıkların fiyatlarındaki hareketlerin nelere bağlı olarak ortaya çıktığı ve bu çerçevede fiyatlarda balonun nasıl oluşabileceği.</p>
<p><strong>Hissenin bugünkü fiyatının üç unsur </strong><strong>tarafından belirlenmesi gerekir</strong></p>
<p>Çok basit çerçevede bir şirketin borsada alınıp satılan hissesini ele alın. Hissenin bugünkü fiyatının üç unsur tarafından belirlenmesi gerekir: İlk ikisi şunlar: Şirketin ileride dağıtması beklenen kâr payları ve hissenin fiyatının ileride (sattığınız zaman) alabileceği değer hakkındaki beklentiniz. Bu ikisi ileriye yönelik değişkenler. Bugünkü fiyatla karşılaştırabilmek üzere, bu ikisinden elde edilmesi beklenen değerin indirilerek bugüne getirilmesi gerekiyor. Bu da bugün ve ilerideki dönemlerde gerçekleşmesi beklenen faiz hadleri ile yapılıyor. Burada iktisadi temeli yansıtan ne? Şirketin hissesini satın aldığınıza göre, şirketin elde edeceği kârlar ve bunların ne kadarını hisse sahiplerine dağıtacağı. Faiz de (indirme işlemi nedeniyle) ikinci temel değişken. Aslında iktisatçılar için matematik dersinde ele alınabilecek bir denklem ortaya çıkıyor. Bugünkü fiyatı gelecekteki fiyat bekleyişine ve temettülere bağlayan dinamik bir denklem. Bunu çözerek şunu göstermek mümkün: Hissenin ileride alacağı değere ilişkin beklenti çok yüksekse, bugünkü fiyatı belirleyen iktisadi temeller olmuyor. Bu koşullarda, hissenin bugünkü fiyatı bir balonu yansıtıyor.</p>
<p><strong>Denetleme ve düzenleme nerede?</strong></p>
<p>Yarın fiyatı artacak diye koşturup bugün daha çok alınıyorsa, bugün fiyatı yükseliyor. “Komşu, duydun mu? Falanca fon acayip para kazandırıyormuş” ya da kahvede “Abiler, şu hisseden müthiş kazandı bir arkadaş, gelin biz de satın alalım”… Bu durumda yarın hissenin fiyatı daha fazla yükseliyor. Ertesi gün daha çok yükseleceği bekleniyor, sonraki gün falan… Hele bir de hissenin/fonun fiyatını şişirmek için manipülatif alım-satımlar varsa… Ama ortadaki vahameti anlamak için sonuçta dinamik bir (fark) denkleminin nasıl çözüleceğini bilmek ya da manipülatif fiyatlama uzmanı olmak gerekmiyor. Soru şu: Yahu, enflasyondan arındırılmış yüzde 200, 500, 1.000, 50.000 getiri olur mu? Denetleme ve düzenleme nerede?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/olmaz-ama-hadi-yuzde-100-oldu-ya-1000-10000-88178</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Olmaz ama hadi yüzde 100 oldu; ya 1.000, 50.000? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cehalet-ne-guzel-sey-her-seyi-biliyorsun-88177</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cehalet ne güzel şey; her şeyi biliyorsun</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bizler bilmeye değil, öğrenmeye memuruz. Bildim diyen öldüm desin. Ben dünün cahili, bugünün daha az cahiliyim. Öğrenerek hayatta kalan türler, uygarlık talebinde olup bilgiyi çoğaltanlardır.</strong></p>
<p><strong>Cehalet</strong>; bilmezlik hali, bilgisinden yoksunluk. <strong>Merak etmez</strong>, bilmezsin; cahilsin. Öğrenmemişsindir, denk gelmemiştir. Hayat sana onu <strong>öğretme fırsatı</strong> sunmamıştır. Eğer <strong>bilgiden,</strong> <strong>görgüden</strong> yoksun isen önünde <strong>2 yol</strong> vardır. <strong>Öğrenmek</strong> veya <strong>umursamamak</strong>… Öğrenmek, <strong>cehalet şifasıdır</strong>; öğrenince geçer.</p>
<p><strong>Bilene danışırsın</strong>, merak eder araştırır, okur ve öğrenince artık cahil değilsindir. En azından o bilmediğin alanda… Ancak bilmek, <strong>görece</strong> bir şeydir. <strong>Bildiğini sanırsın ki bu cehaletin sürdürülebilir olanıdır</strong>. Çünkü <strong>cehaletinin de cahilisin</strong>. Osmanlıca buna “<strong>echelü cahilin</strong> – cahilliğinin de cahili” der.</p>
<p><strong>HERKES MERAKSIZLIĞI KADAR CAHİL, MERAKI KADAR KORKAKLIKTAN UZAK…</strong></p>
<p>Cehalet, bilgi ile ilişkilendirilir. <strong>Aydınlık bilgi</strong> ise karanlık cehaletin şifasıdır. Cehaletin sürdürülebilir olanı, <strong>bilgiye bakışla</strong> ilişkilendirilir. <strong>Konfüçyüs</strong> 2500 yıl önce <strong>bilgi ile cehalet arasındaki kombinasyonu</strong> tanımlar ve öneri getirir bizlere ve bunun için dört dörtlük bir formül uygulansın der:</p>
<p><strong>1</strong>- Bildiğini bilmiyorsa, uyandır. <strong>2</strong>- Bilmediğini biliyorsa, öğret. <strong>3</strong>- Bildiğini biliyorsa, izle. <strong>4</strong>-Bilmediğini biliyorsa kaç. Cehalet, giderilebilir bir şeydir. <strong>İlacı bilgidir</strong> ve bilgi, <strong>meraktan neşet </strong>eder. Merak etmediğini bilemez, <strong>meraksızlığın oranında cahil</strong> kalırsın. <strong>Korkularından merak ederek kurtul. </strong></p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Cehalete dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Çok okuyan mı çok gezen mi?</em></strong></p>
<p>Aslında <strong>gezerken okuyan</strong>… Hem gezen hem okuyan… Ama benim cevabım çok daha net; <strong>en çok merak eden</strong> bilir. Bakmayın “<strong>cehalet erdemdir</strong>” dediklerine… Bu; <strong>artan farkındalığın</strong> yoruculuğudur.</p>
<p><strong><em>Yarı cahil nasıl bir şeydir?</em></strong></p>
<p>Biri sana gelir; “<strong>ben bu konuda cahilim</strong>” der ve ona öğretirsin, cehaleti gider. Ancak <strong>bildiğini sanan cahillere </strong>hiçbir şey öğretemezsin. Onlara <strong>yarı cahil</strong> deriz ve bunları gördüğün zaman derhal uzaklaş.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT </strong></span></p>
<p><strong>SÜRDÜRÜLEBİLİR CEHALET PANDEMİSİ HER GEÇEN GÜN TIRMANIYOR</strong></p>
<p>Bugün ekranlarda, <strong>her konuda fikri olanları</strong> görüyoruz. Bunlar, <strong>her şeyi biliyorlar</strong>. Adı profesördür, <strong>akademik gayreti</strong> yoktur, <strong>ekran eforu</strong> vardır. Onları laboratuvarda göremezsiniz ama hemen <strong>her konuda fikir beyan ederken</strong> televizyonda izleyebilirsiniz. <strong>Cehalet, meraksızlıkla yeşeren kanser…</strong></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>CEHALET LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Sıradan cahil</strong>: Hepimiz bu tür cehaletle doğarız ve öğrenim süreciyle daha az cahil oluruz</p>
<p><strong>Zırcahil</strong>: Bilgiden nasibini almamış, boş işlerle uğraşmış, kendini yetiştirmemiş</p>
<p><strong>Ukelâ</strong>: Rahmetli Uğur Mumcu’nun; “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan” dediği türler</p>
<p><strong>Echelü cahilin</strong>: Cahillerin en cahili öyle ki kendisinin cahil olduğunu da bilmeyen</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cehalet-ne-guzel-sey-her-seyi-biliyorsun-88177</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/4/1280x720/az-bilen-cok-inanir-1741160263.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cehalet ne güzel şey; her şeyi biliyorsun ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/az-kaldi-bir-ayda-1-trilyon-lira-ic-borc-odemeye-az-kaldi-88176</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Az kaldı, bir ayda 1 trilyon lira iç borç ödemeye az kaldı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine’nin iç borç faizi ödemesi atletizmdeki üç adım atlamaya benziyor. Faiz ödemesi adeta atlaya zıplaya artmaya devam ediyor.</p>
<p>Hele hele önümüzdeki ayların ödeme projeksiyonlarına ilişkin veriler yeni rekorlar kırılacağını ortaya koyuyor. Başlıkta da ifade ettiğim gibi bir ayda 1 trilyon liraya yakın iç borç ödemeye az kaldı. Bugünkü hesaplamalara göre 2027’nin temmuzunda tam 831,7 milyar lira iç borç ödenecek. Bu tutarın 226,9 milyarı anapara, 604,8 milyarı ise faiz.</p>
<p>Zaten 604,8 milyar liralık faiz, şimdiye kadar bir ayda ödenen ve 2027’nin ağustos sonuna kadar ödenecek en yüksek aylık tutar. Şimdiye kadar aylık 500 milyar sınırı bile aşılmamıştı. Oysa şimdi bir ayda, o da bugünkü hesaplamaya göre neredeyse 605 milyar lira faiz ödenecek… 2027’nin ağustos ayı sonrasındaki ödeme planını bilmiyoruz.</p>
<h2>Yaklaşık 11 milyar dolar</h2>
<p>2027-2029 orta vadeli programındaki GSYH verileri 2027’nin ortalama dolar kurunun 56 lira olarak öngörüldüğünü ortaya koyuyor. Bu düzeyi yıl ortası, bir bakıma temmuz ayı kuru olarak almak yanlış olmaz.</p>
<p>Buna göre, gelecek yıl temmuzda ödenecek yaklaşık 605 milyar lira tutarındaki iç borç faizinin döviz karşılığı 10,8 milyar dolar, neredeyse 11 milyar dolar.</p>
<p>Eğer bir kişi, kurum, şirket ya da devlet çok fazla faiz ödüyorsa bu hem ödeme gücünün çok iyi olduğuna işaret eder, hem de bir dönem hesapsız kitapsız borçlanmak durumunda kaldığına. Ama bu faizi ödeme durumunda olan ödemeyi gerçekleştirebilmek için yeniden borçlanmaya gitmek zorundaysa sıkıntı büyük ve borcu borçla kapatmak gibi bir olumsuzluk sarmalına girmiş demektir.</p>
<p>Türkiye’nin yaşadığı da zaten budur. Bir ayda 11 milyar dolara yaklaşan iç borç faizi ödemek ne demek!</p>
<p>Anapara da katılırsa söz konusu aydaki toplam ödeme neredeyse 15 milyar dolar olacak. Bir ayda 15 milyar dolar!</p>
<h2>2027’ye hızlı başlangıç!</h2>
<p>Hazine 2027’ye iç borç ödemesi yönüyle çok hızlı bir başlangıç yapacak ama bu tabii ki olumsuz anlamda bir hız.</p>
<p>Yılın ilk iki ayında 706 ve 707 milyar lira gibi çok yüklü bir anapara ve faiz ödemesi gerçekleştirilecek.</p>
<p>Temmuzda biraz önce aktardığım gibi 832 milyar liralık ödeme var. Ağustosta gerçekleştirilecek ödeme de 643 milyar lira.</p>
<p>Hazine 2027’nin ilk yedi ayında 2,2 trilyon anapara, yine aynı miktarda faiz olmak üzere 4,4 trilyon liralık iç borç ödemesi gerçekleştirecek.</p>
<p>İç borç ödemesine ilişkin verilerin niye ağustosa kadar olan dönemi kapsadığı merak edilebilir. Nedeni basit; çünkü Hazine’nin açıkladığı iç borç ödeme projeksiyonuna ilişkin veriler ağustosa kadar. Hazine, her ayın başında gelecek on iki aylık döneme ilişkin ödeme tutarını anapara ve faiz olarak ayrı ayrı açıklıyor. Eylül ayı başında belirlenen tutarlar da böyle.</p>
<p>Elbette bu tutarlar sabit değil. Yeni borçlanmalarla anapara artabilir, faiz ise değişken faizli (dövize ve TÜFE’ye endeksli) borçlanmalar için öngörülen değerler ödeme planının yapıldığı tarihtekine göre farklı seyrettiği takdirde yukarı ya da aşağı gidebilir. Dolayısıyla önümüzdeki döneme ilişkin tutarlar kesin değil ama öyle çok büyük değişiklikler de söz konusu olmaz.</p>
<h2>Toplam faiz ödemesi</h2>
<p>Aktardığım tutarlar iç borçla ilgili anapara ve faiz ödemesi.</p>
<p>Türkiye’nin iç artı dış toplam faiz ödemesi için ise 2027-2029 orta vadeli programında yer alan merkezi yönetim bütçe hedeflerine bakmak gerekiyor.</p>
<p>Söz konusu programda bu yılın tümündeki faiz ödemesi 2,8 trilyon lira olarak tahmin ediliyor.</p>
<p>Toplam faiz ödemesinin 2027’de 4 trilyona ulaşacağı, 2028’de 4,6 trilyon olacağı, 2029’da ise 5 trilyon sınırı aşılarak 5,2 trilyon liralık ödeme gerçekleştirileceği varsayılıyor.</p>
<p>Bir kez daha vurgulamak isterim; OVP’de yer alan bu tutarlar iç ve dış borcun tümünü kapsıyor ama yalnızca faiz ödemesinden oluşuyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab4a88497b41-1790224516.png" alt="" width="329" height="657" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/az-kaldi-bir-ayda-1-trilyon-lira-ic-borc-odemeye-az-kaldi-88176</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/8/1280x720/para-lira-tl-1778253433.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Az kaldı, bir ayda 1 trilyon lira iç borç ödemeye az kaldı! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-88175</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vatandaşın tercihi altın oldu, enflasyon beklentisi yükseldi!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Vatandaşın Tercihi Altın Oldu, Enflasyon Beklentisi Yükseldi! | Ekonomi Masası | 24 Eylül" src="https://www.youtube.com/embed/4a870qKVf0U" width="850" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-88175</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/9/1280x720/seref-oguz-berfin-cipa-1778218088.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nukleerde-ikinci-cag-treni-de-kacmasin-diye-ilk-kucuk-reaktor-2030lar-basinda-devreye-girecek-88174</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nükleerde ‘ikinci çağ’ treni de kaçmasın diye ilk küçük reaktör 2030’lar başında devreye girecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TÜRKİYE</strong>-ABD İş Konseyi (TAİK) davetiyle <strong>“19’uncu Türkiye Yatırım Konferansı” </strong>için bulunduğumuz New York’ta Hazine ve Maliye Bakanı <strong>Mehmet Şimşek, </strong>katıldığı toplantılara <strong>“basına kapalı” </strong>kuralı koyarken Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Kuzey Amerika Koordinatörü <strong>Ramazan Tepe</strong>’den mesaj geldi:</p>
<p>-          <strong>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Atlantic Council’in desteğiyle Fran</strong><strong>k</strong><strong>lin Templeton’un New York’taki merkezinde düzenlenen </strong>“Yuvarlak Masa Toplantısı”<strong>nda ABD’li sektör temsilcilerine hitap edecek, soruları yansıtacak. Sizler de izleyebileceksiniz.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab4a6c3d9a9b-1790224067.jpg" alt="" width="700" height="301" /></strong><strong>Alparslan Bayraktar’</strong>ın Türkiye’nin enerji ve madencilikte 15 yıllık yol haritasını ortaya koyduğu, <strong>“Türkiye’nin Enerji Vizyonu 2040”</strong>ı açıkladığı toplantıya Türk iş insanlarından ev sahipleri DEİK Başkanı <strong>Nail Olpak, </strong>TAİK Başkanı <strong>Murat Özyeğin</strong>’in yanı sıra <strong>Ali Kibar, Erman Ilıcak, Levent Çakıroğlu, Ebru Özdemir, Şule Zorlu, Fırat Çeçen, Selim Bora, Ebubekir Tivnikli, Kıvanç Zaimler, Mücahit Ören, Burak Ertaş, Batu Aksoy, Ebubekir Şahin, Burak Talu </strong>da katıldı.</p>
<p><strong>Bayraktar, “Türkiye’nin Enerji Vizyonu 2040”</strong>ın genel çerçevesini çizerken şu noktalar üzerinde durdu:</p>
<ul>
<li><strong>Enerji alanındaki stratejimiz, talep, bağımlılık ve karbonsuzlaşma olmak üzere 3 temel başlık üzerine kuruluyor. Enerji talebi sürekli artıyor. Bu da ülkemizin büyüyen ve yatırım yapılabilir bir </strong><strong>p</strong><strong>azar olduğunu gösteriyor.</strong></li>
<li><strong>Enerji talebindeki artışta geleneksel faktörlerin yanı sıra yapay zeka, veri merkezleri, elektrikli mobilite, soğutma ve gelecekte su arıtma tesisleri gibi yeni faktörlerden kaynaklanıyor.</strong></li>
<li><strong>Ülkemizin enerji ithalatındaki bağımlılığı temel sorunlarımızdan biri. Her y</strong><strong>ı</strong><strong>l enerji ithalatına 70-80 milyar dolar ödeniyor. Temel hedefimiz bu bağımlılığın azaltılması.</strong></li>
<li><strong>2040 vizyonumuzun temelinde elektrifikasyon yer alıyor. Yani, Türkiye’yi elektriklendireceğiz. Binalardan sanayiye, ulaşımdan tarıma kadar Türkiye elektriklenecek.</strong></li>
<li><strong>Vizyonumuz 5 temel politika alanından oluşacak: </strong>Yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, nükleer enerji, petrol ve doğalgaz ile madenler.</li>
<li><strong>Türkiye’de daha fazla yenilenebilir enerji kapasitesinin devreye alınması mümkün. Hem yerli hem de yabancı yatırımcıların bu pazara girme konusunda giderek artan ilgisi var.</strong></li>
<li><strong>Enerji verimliliği ekonominin tamamında önemli potansiyel taşıyor. 2024-2030 Ulusal Enerji Verimliliği Eylem Planı kapsamında 20 milyar dolarlık yatırımla birincil enerji tüketimin yüzde 15 azaltılması öngörülüyor.</strong></li>
<li><strong>Nükleer enerji, karbonsuzlaşma hedefleri açısından önem taşıyor. Büyük ölçekli nükleer santrallerin yanı sıra küçük modüler reaktörler (SMR) alanında da yatırım ve işbirliği fırsatlarını değerlendiriyoruz.</strong></li>
<li><strong>Elektrik iletim şebekesinin güçlendirilmesi için 2035’e kadar en az 30 milyar dolar, dağıtım şebekesi için de en az 50 milyar dolarlık yatırım gerekiyor. 2040’a kadar enerji ve maden sektörlerinde planlanan yatırımların toplamı 300 milyar doları aşabilecek.</strong></li>
<li><strong>Türkiye Petrolleri, Eti Maden, BOTAŞ, Elektrik Üretim A.Ş. ve Türkiye Elektrik İletim A.Ş.’nin yeniden yapılandırılması çalışmaları sürüyor. Bu şirketlerin yurt dışında da daha aktif olmasını hedefliyoruz.</strong></li>
<li><strong>Türkiye Petrolleri, 300 bin varil petrol ve doğalgaza eşdeğer üretim yapıyor. Sakarya Gaz Sahası’nın katkısıyla bu rakam 2028’de 550 bin varile çıkabilecek. Hedefimiz Türkiye Petrolleri’ni 2035’te günlük 1 milyon varil üretme kapasitesine taşımak.</strong></li>
<li><strong>2040’a kadar ülkemizde 16-17 milyon yeni araç trafiğe çıkacak. Bunun 13 milyonu elektrikli, 3-4 milyonu hibrit olacak. Bu dönüşüm elektrik ihtiyacını artıracak.</strong></li>
</ul>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab4a6dbcd5f7-1790224091.jpg" alt="" width="444" height="425" /></strong><strong>“Yuvarlak Masa” </strong>toplantısının ardından Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı <strong>Alparslan Bayraktar</strong>’la sohbet ettik, sorularımızı yanıtladı. <strong>Bayraktar, </strong>sohbetin başında şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Nükleer enerjide ilk çağın, büyük reaktörlerin devreye alınması, teknoloji sahibi olunması konusunda treni kaçırdık. Nükleerde şimdi küçük reaktörlerle (SMR) </strong>“ikinci çağ” <strong>başlıyor. Biz bu noktada teknolojiyi de üretenler arasında yerimizi almak istiyoruz.</strong></p>
<p>New York’ta USTDA (ABD Ticaret ve Kalkınma Ajansı) ve nükleer şirketimiz TÜNAŞ arasında SMR odaklı işbirliği için imza attıklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Kanada ile de görüşmelerimiz yürüyor. Ayrıca Fransa ve Güney Kore ile de işbirliği görüşmelerini sürdürüyoruz. 2030’lu yılların ilk yarısında ilk SMR’ı devreye almayı hedefliyoruz. Sinop ve Trakya’da en az 8 reaktör için teknoloji sağlayıcılarla temastayız.</strong></p>
<p>Küçük ölçekli reaktörler (SMR) konusunda yerli katkıyı artırmayı hedefledikleri üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Bu teknolojide rol alıp Orta Asya ve Türk Cumhuriyetlerini kapsayan bölgede işbirliği ağı kurmayı, gelecekte ihracat kapasitesi oluşturmayı da düşünüyoruz.</strong></p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı <strong>Bayraktar</strong>’ın New York’tan verdiği mesajlar, yenilenebilir enerjinin yanı sıra küçük reaktörler (SMR) üzerindeki çalışmaların yoğunlaştığı bu dönemde <strong>“öncü rol alınması” </strong>adımlarının hızlanacağını ortaya koyuyor…<strong> </strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Petrol boru hattında yıllık gelirin 30 milyar doları aşma potansiyeli var</span></h2>
<p><strong>ENERJİ </strong>ve Tabii Kaynakları Bakanı <strong>Alparslan Bayraktar, </strong>Irak Başbakanı ile gerçekleştirilen son görüşmelerden şu bilgiyi aktardı:</p>
<p>-          <strong>Kerkük-Ceyhan Boru Hattı’ndan 750 bin varillik petrol akışı konusunda taahhüt gündeme geldi. Irak Başbakanı, akışın 1 milyon varile çıkabileceği mesajı da verdi.</strong></p>
<p><strong>Bayraktar, </strong>petrol boru hattıyla ilgili şu hesabı ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Boru hattından günlük 100 milyon dolar gelir potansiyeli söz konusu. Yıllık gelir bu durumda 30 milyar doları aşabilir. Petrol akışının 2-2.5 milyon varile çıkma olasılığı Türkiye’nin gelirinin 60 milyar dolar seviyesine de çıkabileceğini gündeme getiriyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye için altın da oldukça kritik maden</span></h2>
<p><strong>ENERJİ </strong>ve Tabii Kaynaklar Bakanı <strong>Alparslan Bayraktar, </strong>sohbet sırasında <strong>“nadir elementler” </strong>konusu açıldığında altına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye ekonomisi için altın da kritik maden. Altın ithalatı cari açıkta önemli kalemler arasında yer alıyor. Ülkemizde altın üretimi en yüksek yıllık 42 tona çıkabiliyor.</strong></p>
<p>Ülkemizde yer altında 10 bin tonluk altın rezervi potansiyelinin olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Altın üretimini hızlandırmak için çalışmalarımız sürüyor.</strong></p>
<p>Eti Maden’in son yıllarda daha çok bor konusuna odaklandığına dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Bor tarafında 1 milyar doları aşan ihracat söz konusu ama Eti Maden’in ülkemizdeki kritik maden portföyünde agresif büyüme stratejisi izlemesi gerekiyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Asıl savunma hattı doğa ve iklim olsun, Antalya’ya somut taahhütlerle gelin</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab4a6ee897a1-1790224110.jpg" alt="" width="700" height="386" /></span><strong>ÇEVRE, </strong>Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı <strong>Murat Kurum, </strong>COP31 Özel Sektör Elçisi Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı <strong>Rifat Hisarcıklıoğlu </strong>ile BM Genel Sekreteri’nin İklim Özel Temsilcisi <strong>Michael R. Bloomberg, </strong>Bloomberg’in merkezinde COP31 için iş dünyasıyla buluştu.</p>
<p><strong>Murat Kurum, </strong>Türkiye’nin Kasım ayında COP31’e Antalya’da ev sahipliği yapacağını anımsatıp iklim krizi üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Son 10 yılda iklim kaynaklı afetlerin küresel ekonomiye maliyeti 2 trilyon doları aştı. 2023 yılında sel, kuraklık ve aşırı sıcakların yol açtığı ekonomik kayıp 380 milyar dolara ulaştı. Dünyada 666 milyon insan elektriğe erişemiyor.</strong></p>
<p>Dünyada 2 milyar insanın kirletici pişirme yöntemlerine mahkum edildiğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Atık sektörü insan kaynaklı metanın üçüncü büyük kaynağı durumunda bulunuyor.</strong></p>
<p>Dünyada artan savunma harcamalarına dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Silah harcamalarını artırarak kendimizi güvende hissedeceğimizi sanıyoruz. Oysa en büyük tehdit iklim krizi. Devletlerin asıl savunma hattı, doğamız ve iklimimiz olmalıdır. Savunmaya ayrılan her kuruş, bu gezegenin can suyuna da ayrılmalıdır.</strong></p>
<p><strong>Kurum, </strong>iş dünyasına şu çağrıyı yaptı:</p>
<p>-          <strong>Antalya’ya gelirken sizlerden somut ve ölçülebilir taahhütler bekliyoruz. Takvimi, kapsamı ve göstergeleri belirlenmiş taahhütlerin COP31’in güçlü sonuçları arasında yer almasını istiyoruz. Dönüşüm, tedarik zincirinin tamamına yayılmalıdır.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nukleerde-ikinci-cag-treni-de-kacmasin-diye-ilk-kucuk-reaktor-2030lar-basinda-devreye-girecek-88174</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/1/1280x720/bayraktar-1764075025.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nükleerde ‘ikinci çağ’ treni de kaçmasın diye ilk küçük reaktör 2030’lar başında devreye girecek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/giyimde-yeni-rota-suriye-ve-ozbekistan-88173</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Giyimde yeni rota Suriye ve Özbekistan</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Artan işçilik ve üretim maliyetleri nedeniyle özellikle düşük segmentli ürünlerde rekabet gücünü kaybeden Türk hazır giyim sektörü, üretim için yeni ülkelere yöneliyor. Mısır’ın ardından Suriye’ye yönelen yatırımcı sayısı hızla yükselirken, şimdi de Özbekistan önemli bir alternatif ülke olma yolunda ilerliyor. TGSD eski Başkanı ve TYH Tekstil İcra Kuruyu Üyesi Ramazan Kaya, iki ülkeye de son dönemde birkaç kez seyahat ettiğini belirterek, Suriye’de işçilik maliyetlerinin Mısır’ın dahi altında olduğunu söyledi. Kaya, Türkiye’ye yakınlığı, karayoluyla önemli tekstil merkezlerine 2,5 saat mesafede oluşu ve hazır giyim geçmişiyle Suriye’nin önemli fırsatlar sunduğunu, Özbekistan’ın ise güçlü tekstil altyapısı ve destekleriyle fason üretim için avantajlı hale geldiğini belirtti. Kaya’ya göre Türk üreticilerin her iki ülkeye yönelik ilgisi önümüzdeki dönemde daha da artacak.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ab4a570bf020-1790223728.jpg" alt="" width="700" height="467" />
<figcaption><strong>Ramazan Kaya</strong></figcaption>
</figure>
<h2>Fiyat odaklı üretim için alternatif </h2>
<p>Hazır giyim sektörünün son 2-3 yılda yaşadığı maliyet artışlarının özellikle fiyat odaklı ürünlerde yeni üretim merkezlerini zorunlu hale getirdiğini belirten Kaya, bu arayışın ilk olarak Mısır’ı öne çıkardığını söyledi. Suriye’nin yeniden ekonomik sisteme entegre olmaya başlamasıyla yeni bir seçeneğin ortaya çıktığını anlatan Kaya, “Bundan 2-3 yıl önce Mısır’a doğru bir kayış oldu. Şimdi Suriye’nin yeniden entegrasyonuyla beraber hem coğrafi yakınlığı hem de geçmişten gelen üretim altyapısı önemli bir avantaj oluşturuyor” dedi.</p>
<p>Suriye’nin iç savaş öncesinde tekstil ve hazır giyimde önemli bir üretim geçmişine sahip olduğuna dikkat çeken Kaya, yaptığı ziyaretlerde özellikle zanaatkarlık ve işçilik becerisi açısından önemli bir altyapının hala bulunduğunu gözlemlediğini söyledi. Türkiye’nin ise pamuktan ipliğe, kumaştan hazır giyime kadar güçlü ve entegre üretim yapısına sahip olduğunu belirten Kaya, iki ülkenin bu açıdan birbirini tamamlayabileceğini ifade etti.</p>
<h2>Gaziantep’ten Halep’e araba ile 2,5 saat </h2>
<p>Suriye’nin Mısır ve diğer alternatif üretim merkezlerinden ayrıştığı en önemli noktalardan birinin lojistik yakınlık olduğunu vurgulayan Kaya, “Halep’ten Gaziantep Havalimanı’na sınır geçişi dahil yaklaşık 2,5 saatte geldim. Antep ve Maraş’ın Türkiye’nin önemli tekstil ve hammadde merkezleri olduğunu düşünürsek bu çok büyük bir avantaj. Türkiye’den hammadde ve aksesuarı organize edip Suriye’de özellikle fiyat odaklı ürünlerin işçiliğini yaptırma imkânı var” diye konuştu.</p>
<p>Bu modelin Türkiye’deki tekstil üretimini de destekleyebileceğine işaret eden Kaya, düşük fiyat segmentindeki hazır giyim üretiminin tamamıyla kaybedilmesi yerine bölgesel bir üretim zinciri kurulabileceğini söyledi. Kaya’ya göre kumaş, iplik, aksesuar, tasarım, Ar-Ge ve üretim organizasyonu Türkiye’de kalırken, emek yoğun bazı operasyonların yakın coğrafyadaki daha düşük maliyetli merkezlerde gerçekleştirilmesi sektörün müşterilerini korumasına yardımcı olabilir.</p>
<h2>Suriye’de işçilik </h2>
<p>Mısır’ın altında İki ülke arasındaki maliyet farkına dikkat çeken Kaya, Suriye’de bir çalışanın aylık brüt maliyetinin yaklaşık 300 dolar seviyesinde olduğunu, Mısır’da ise bu rakamın yaklaşık 400 dolara ulaştığını belirtti. Mısır’ın hammadde ve üretim altyapısı bakımından bugün için daha entegre bir yapıya sahip olduğunu kaydeden Kaya, Suriye’nin avantajının ise düşük işçilik maliyetinin Türkiye’nin güçlü tekstil altyapısıyla birleştirilebilmesi olduğunu söyledi. Halep’te yeni sanayi alanlarının da oluşturulmaya başladığını aktaran Kaya, yatırımcılara arazi tahsis edildiğini ve yatırımcıların kendi üretim tesislerini kurmaya hazırlandığını ifade etti. Kaya, yeni tesislerin devreye alınmasının inşaat süreçleri nedeniyle zaman alacağını, ancak önümüzdeki birkaç yıl içinde bölgedeki üretim kapasitesinin belirgin biçimde artabileceğini öngördüğünü söyledi. Kaya’ya göre Suriye, Türk hazır giyim sektörü açısından özellikle önümüzdeki 3-5 yıllık dönüşüm döneminde bir geçiş üretim merkezi işlevi görebilir. Türkiye’nin maliyet nedeniyle kaybettiği basic ve giriş segmentindeki siparişlerin yakın coğrafyada tutulmasının önemine değinen Kaya, “Bu işleri en azından 3-5 yıl Suriye’de yaptırabilirsek geçiş dönemini daha yumuşak geçirebiliriz. Hammadde altyapımız çalışmaya devam eder, elimizdeki müşteri portföyünü de kaybetmemiş oluruz” dedi.</p>
<h2>Özbekistan’da yeni fabrikaya gerek yok </h2>
<p>Sektörün diğer yeni rotasının ise Özbekistan olduğunu belirten Kaya, buradaki modelin Suriye’den farklı gelişeceğini söyledi. Türkiye’de hazır giyim sektöründe işçilik maliyetlerinin bin 200 - bin 300 dolar seviyelerine kadar çıktığını ifade eden Kaya, Suriye, Mısır ve Özbekistan’da ise bu maliyetlerin genel olarak 300-400 dolar bandında bulunduğunu belirtti. Bu farkın özellikle fiyat hassasiyeti yüksek siparişlerde Türkiye’de üretimi giderek zorlaştırdığını söyledi. Özbekistan’ın avantajının yalnızca düşük işçilik olmadığını vurgulayan Kaya, ülkenin güçlü bir pamuk, iplik, örgü ve boya altyapısına sahip olduğunu belirtti. Kaya, ülkedeki çok sayıda iplik fabrikasının örgü ve boyahane yatırımlarına, bir bölümünün ise konfeksiyon kapasitesine sahip olduğunu ifade ederek, hazır giyim yatırımlarına yönelik finansman ve kredi desteklerinin de üretimi teşvik ettiğini söyledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye’nin müşterisi, Özbekistan’ın fabrikası</span></h2>
<p>Türk şirketlerinin Özbekistan’da sıfırdan fabrika yatırımı yapmasından ziyade mevcut üreticilerle ortaklık ve fason üretim modeline yönelmesinin daha doğru olacağını belirten Kaya, “Orada yeniden yatırım yapmaya gerek yok. Yapılmış yatırımların üzerine entegre olmak daha doğru. Onların iplik fabrikası, örgüsü, boyahanesi ve konfeksiyonu var ancak müşteri tarafında eksikleri bulunuyor. Bizim ise müşterimiz, Ar-Ge’miz, üretim organizasyonumuz ve know-how’ımız var. Bunları birleştirmek lazım” diye konuştu. Henüz Türk şirketleriyle Özbek üreticiler arasında geniş çaplı bir işbirliği dalgasının başlamadığını belirten Kaya, önümüzdeki dönemde bu alanda çok daha fazla anlaşmanın gündeme geleceğini öngördüğünü söyledi. Kaya, Türkiye’nin yeni dönemde üretimden tamamen çekilmek yerine bölgesel üretim organizatörü konumunu güçlendirmesi gerektiğini belirterek, tasarım, Ar-Ge, hammadde, kumaş, aksesuar, müşteri ilişkileri ve üretim organizasyonunun Türkiye’de tutulduğu, emek yoğun ve fiyat odaklı üretimin ise Suriye, Mısır ve Özbekistan gibi merkezlerle desteklendiği bir modelin sektörün küresel rekabet gücünü korumasına katkı sağlayacağını ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/giyimde-yeni-rota-suriye-ve-ozbekistan-88173</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/3/1280x720/hazir-giyim-tekstil-1770871225.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüksek maliyetler nedeniyle basic ve düşük segmentli ürünlerde rekabet gücünü kaybeden hazır giyimciler, Mısır’ın ardından Suriye’ye yönelirken Özbekistan da önemli bir alternatif ülke olma yolunda ilerliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gozler-itfa-suresi-gelen-bonolarda-88172</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gözler, itfa süresi gelen bonolarda!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Yatırım fonu krizinin etkileri genişlemeye devam ediyor. Kredili işlemlerin finansmanı için bono ihraç eden aracı kurumların itfa tarihleri yaklaşıyor. 3.2 milyar lirayı bulan çeşitli vadelerde itfa edilecek ihraçların en büyük müşterisi olan para piyasası fonlarında talep azaldı. Uzmanlar itfa baskısının aracı kurumları hisse satışına zorlayabileceğini borsada yeni baskının bu koldan gelebileceği uyarısını yapıyor.</p>
<p>Borsa İstanbul geçen hafta likidite kriziyle zirveye çıkan yatırım fonu krizinin yaralarını sarmaya çalışırken düzenleyici denetleyici kurumların hamleleri sürüyor. Sermaye Piyasası Kurulu geri alımlarda sınırı ikinci bir duyuruya kadar kaldırırken dün Kamuyu Aydınlatma Platformu’na şirketlerden gelen pay geri alım bildirimleri hızlandı. Bu hem borsada negatif hisse sayısını azalttığı gibi endekslere de destek sağladı. Ancak 7 portföy yönetim şirketinin tasfiyeye alınan 131 şirketinde taban serileri kesintiye uğramadı. Buna rağmen BİST100 endeksi gün içinde pozitif bir seyir izledi, halka arz endeksi ise en kötü performans gösteren endeks olarak öne çıktı.</p>
<h2>Yakın vadeli itfalar takip edilecek </h2>
<p>Toparlanma yara sarma çabalarına karşılık hisse fiyatlarındaki sert kayıplar reel sektörde teminat sorunu oluşturduğu gibi aracı kurumlar da bu durumdan negatif etkileniyor. Piyasa uzmanlarının verdiği bilgiye göre aracı kurumların en büyük gelir kalemlerinden biri olan kredili işlemler için ihraç ettikleri bonolarda sorun yaşanmaya başladı. Uzmanların verdiği bilgiye göre bu bonoların en büyük alıcısı para piyasası fonlarıydı. Fon krizi para piyasası fonlarından hem çıkış yaratıp hem de yatırımcıların içerik sorgulamaları sonucunu doğurunca uzmanlar itfalarda sıkıntılar yaşanabileceği uyarısı yapıyor.</p>
<p>Çeşitli vadelerde itfa edilmek üzere şu an 124 bono ihracı bulunuyor ve bunun büyüklüğü 3 milyar 193,7 milyon lira seviyesinde. Bu ay içinde itfası olan bonolar olduğu gibi 2027 tarihliler de var. Para piyasası fonlarında talep azalması aracı kurumların itfa için ellerindeki hisseleri satmaya başlaması sonucunu doğuruyor. Aracı kurumların da fiyat gözetmeksizin bono itfası için hisse satmaya başlaması Borsa İstanbul’da yeni bir satış dalgası baskısı doğurma riski taşıyor. Uzmanların verdiği bilgiye göre bu itfalarda bankacılık sektörü devreye girebilir ancak makroihtiyati önlemler nedeniyle aracı kurumlara kredi kullandırma konusunda bankacılık sektörü de yeterli olmayabilir.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab4a395c2276-1790223253.png" alt="" width="936" height="929" /></p>
<h2>Kredi kullanan hesap 46 bini aştı </h2>
<p>Türkiye Sermaye Piyasası Birliği verilerine göre bu yıl ağustos sonu itibariyle kredili işlem hacmi 129.2 milyar lira seviyesinde bulunuyor. Yine verilere göre kredi kullanan hesap sayısı ise 46 bin 81. TSPB verilerine göre kredi sözleşmeli yatırımcı sayısı ise 652 bin 377. Yatırımcı başına kredi hacmi ise 2.8 milyon lira seviyesinde.</p>
<h2>Yatırımcı başına kredi hacmi zirvede </h2>
<p>Ağustos 2026 itibariyle olan bu veri yılın en yüksek yatırımcı başına kredi hacmi rakamına işaret ediyor. 55 aracı kurumun da kredi kullanan yatırımcısı bulunuyor. Ocak 2025'ten bu yana kredi kullanan yatırımcı sayısında en yüksek seviye görülürken yatırımcı başına kredi hacmi ise tarihi en yüksek seviyesine çıkmış durumda.</p>
<p>Bu büyüklükler teminat tamamlama çağrılarını da arttırdı. Takasbank verilerine göre bu haftanın ilk işlem günü teminat tamamlama çağrısı 1.13 milyar lirayı bulurken, önceki gün itibariyle 589.8 milyon liraya geriledi.</p>
<p>Sadece aracı kurumların değil SPK’nın işlem başlattığı portföy yönetim şirketinin birinin iştiraki yatırım bankasının 50 milyar liralık bir ihraç bulunduğunu vurguladı. Uzmanlara göre itfasında sıkıntı yaşanması durumunda yine pay piyasasında baskı oluşturabilecek bir durum yaşanabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gozler-itfa-suresi-gelen-bonolarda-88172</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/borsa-istanbul-bist-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Regülatörlerin her gün yeni bir hamleyle geldiği borsada şimdi de aracı kurumların kredili işlemler için ihraç ettikleri bonolarda itfa sıkıntısı olabileceği konuşuluyor. Uzmanlar çeşitli itfa tarihleri bulunan 3.2 milyar liralık ihraçların satış baskısı yaratabileceği görüşünde. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/erdogan-abd-ile-stratejik-is-birligimiz-her-alanda-gelisiyor-88222</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Erdoğan: ABD ile stratejik iş birliğimiz her alanda gelişiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkevi'nde düzenlenen Türkiye-ABD İş Konseyi Toplantısı'nda konuştu.</p>
<p>Erdoğan, buluşmayı düzenledikleri için Amerikan Ticaret Odası ve iş konseyleri ile Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu'na teşekkür etti.</p>
<p>İş insanlarının en çok merak ettiği "Ekonomi programı ne aşamada? Hedeflerde ne ölçüde ilerlediniz?" sorularına cevap vereceğini belirten Erdoğan, uyguladıkları programın dört temel bileşeninin "fiyat istikrarı, mali disiplin, sürdürülebilir dış denge ve yapısal dönüşüm" olduğunu aktardı.</p>
<p>Son bir yılda bölgede çıkan savaşlara rağmen bu dört ilkenin tamamında gözle görülür ilerlemeler kaydettiklerini vurgulayan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Temel mal enflasyonu 2020'nin, kira enflasyonu ise son dört yılın en düşük seviyesine indi. Savaşın doğrudan ve dolaylı etkileri olmasaydı 2026'yı yüzde 20'lerin başında bir enflasyonla kapatacaktık. Mevcut koşullarda yılı yüzde 28 civarında tamamlamayı öngörüyoruz. 2027'nin dezenflasyon açısından daha güçlü bir yıl olacağına inanıyoruz. Mali disiplin tarafında oldukça iyi bir konumdayız. Vatandaşlarımızı ve reel sektörü yükselen akaryakıt fiyatlarından korumak amacıyla vergilerde indirime gittik. Bundan dolayı oluşan vergi kaybına rağmen bütçede hedefimizin ötesinde bir performans sergiledik. Yılı milli gelire oranla yüzde 3,1 bütçe açığı ile kapatacağız. Bir karşılaştırma yapmak gerekiyorsa, benzer ülkelerde bu oran ortalama yüzde 6'ya yaklaşıyor. Kamu borcunda ise gelişmekte olan ülkelerde kamu borcunun milli gelire oranı ortalama yüzde 78 iken Türkiye'de yüzde 22'nin altında. Dış dengede enerji fiyatlarındaki artışa rağmen cari açık ve dış borç göstergelerimizi son 20 yıllık ortalamaların altında tutmayı başardık. Bütün bunlar programın aldığımız mesafesini gösteriyor."</p>
<p><strong>"Dijital dönüşümü destekleyecek yatırımları hızlandırıyoruz"</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, asıl meselenin verimlilik olduğunu, bu nedenle yapısal dönüşümü programın merkezine yerleştirdiklerini dile getirdi.</p>
<p>Yeşil dönüşümde iddialı olduklarına işaret eden Erdoğan, bu yıl Antalya'da kasım ayında COP31'e ev sahipliği yapacaklarını anımsattı.</p>
<p>Sanayide katma değeri artırmak için hedefli ve seçici politikalar uyguladıklarını belirten Erdoğan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Yapay zekada bize güç katacak ve dijital dönüşümü destekleyecek altyapı yatırımlarını hızlandırıyoruz. Sağlık alanında Ankara'da kurmakta olduğumuz endüstri bölgesiyle yatırımcılara güçlü teşvikler sağlıyoruz. Bölgesel potansiyelimizi harekete geçirmek için Terörsüz Türkiye hedefi doğrultusunda kararlılıkla ilerliyoruz. Kısacası, Türkiye şoklara yalnızca tepki veren değil, şoklara direnç kazanmış, dayanıklılığa, verimliliğe ve ekonomik güvenliğe yatırım yapan bir ekonomidir."</p>
<p><strong>"Amerika, LNG tedarikçilerimiz arasında birinci sırada"</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, diplomatik ilişkilerin 100. yılına yaklaşılan bugünlerde Amerika ile stratejik işbirliğini her alanda geliştirdiklerini söyledi.</p>
<p>"ABD ile stratejik işbirliğimiz her alanda gelişiyor. Siyasi ilişkilerimizde yakaladığımız ahengi ekonomik, ticari ilişkilerimize de yansıtmayı arzu ediyoruz." diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Esasen bu alanda çok ciddi bir potansiyel de sahibiz. Yakın dönemde ortak çabalarımızla enerji, havacılık ve diğer kritik sektörlerde önemli anlaşmaları sonuçlandırdık. Amerika bugün LNG tedarikçilerimiz arasında birinci sırada. Böylece Avrupa'da Amerikan kaynağını tercih eden ülkelerin başında geliyoruz. Bu işbirliğini nükleer dahil, enerjinin tamamına genişletmeyi hedefliyoruz. Öte yandan Amerika'yla ekonomik münasebetlerimizi yalnızca ticaret rakamları üzerinden okumak doğru değildir. Küresel ekonomik düzenin yeniden kurgulandığı bir dönemde Türkiye'yle stratejik bir ekonomik işbirliği modeline ihtiyaç olduğu kanaatindeyim."</p>
<p><strong>"Enerji güzergahları yeniden çiziliyor"</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, çatışmaların geride kalmasıyla bölgede beş büyük dönüşümün hızlanacağına işaret etti.</p>
<p>Bunlardan birincisinin, tedarik zincirlerinin yeniden konumlanması, şirketlerin artık yalnızca en ucuz yeri değil, en güvenilir yeri araması olduğunu dile getiren Erdoğan, "Türkiye, Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği'ne sahip geniş bir serbest ticaret ağına bağlı güçlü sanayi altyapısıyla bu arayışın doğal adresidir." dedi.</p>
<p>Erdoğan, şunları kaydetti:</p>
<p>"İkincisi, enerji güzergahları yeniden çiziliyor. Bakü-Tiflis-Ceyhan'dan TANAP'a kadar Türkiye kesintisiz enerji akışının en güvenilir koridorudur. Üçüncüsü, ticaret koridorları değişiyor. Asya'yı Avrupa'ya bağlayan orta koridor ve Körfezi Avrupa'ya bağlayan Kalkınma Yolu Türkiye'de kesişiyor. Dördüncüsü yeniden imar dönemi başlıyor. Bölgemizde yollar, limanlar, enerji santralleri, konutlar, fabrikalar yeniden inşa edilecek. Türk müteahhitlik sektörü zor coğrafyalarda iş yapma tecrübesiyle bu sürecin en hazırlıklı aktörüdür. Beşincisi savunma ve ileri teknoloji. NATO standartlarında üretim yapan savunma sanayimiz, müttefiklerimizin tedarik güvenliğine katkı sunacak kapasiteye ulaştı. Ülkemizin bu dönüşüm fırsatlarından faydalanması için nisan ayında dünyanın en rekabetçi yatırım paketlerinden birini hayata geçirdik. Washington ve New York'taki yatırım ve finans ofislerimiz başta olmak üzere dış temsilciliklerimiz her zaman sizlere desteğe hazırdır."</p>
<p>Erdoğan, Türk-Amerikan ilişkilerinin güçlendirilmesi için gösterdikleri çabalardan ötürü iş insanlarına teşekkür etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/erdogan-abd-ile-stratejik-is-birligimiz-her-alanda-gelisiyor-88222</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/1/1280x720/erdogan-1777917093.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye-ABD İş Konseyi Toplantısı&#039;nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, &quot;ABD ile stratejik iş birliğimiz her alanda gelişiyor. Siyasi ilişkilerimizde yakaladığımız ahengi ekonomik, ticari ilişkilerimize de yansıtmayı arzu ediyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thynin-150-boeing-alimi-icin-imzalar-atildi-88219</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> THY&#039;nin 150 Boeing alımı için imzalar atıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Hava Yolları (THY), uzun vadeli büyüme stratejisi doğrultusunda Boeing ile 150 adede kadar Boeing 737 MAX uçağını kapsayan sipariş anlaşması imzalandı.</p>
<p>Açıklamaya göre, 2025 yılından bu yana sürdürülen görüşmeler sonucunda imzalanan anlaşma, şirketin Boeing ile bugüne kadar gerçekleştirdiği en büyük tek koridorlu uçak siparişi olma özelliğini taşıyor.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın huzurunda kesinleştirilen anlaşmayla şirketin kısa ve orta menzilli uçuş ağının güçlendirilmesi ve filo büyüme stratejisinin desteklenmesi hedefleniyor.</p>
<p>Sipariş kapsamında 100 adet Boeing 737-8 uçağı kesin siparişe bağlanırken, ilave 50 adet Boeing 737 MAX uçağı için de opsiyon hakkı bulunuyor.</p>
<p>Anlaşma ayrıca THY'ye, 737 MAX ailesinin en büyük üyesi olan Boeing 737-10 modeline geçiş imkanı sunuyor. Böylece şirketin, uçuş ağındaki yolcu talebi ve operasyonel ihtiyaçlara göre filo kapasitesini daha esnek şekilde planlaması hedefleniyor.</p>
<p><strong>Yakıt tüketimi ve emisyonların yüzde 20 azalması hedefleniyor</strong></p>
<p>Yeni uçakların, THY'nin özellikle yüksek talep gören iç ve dış hatlardaki kısa ve orta menzilli operasyonlarının güçlendirilmesine katkı sağlaması bekleniyor.</p>
<p>Verilen bilgiye göre, Boeing 737-8'in menzil ve yük kapasitesi açısından sunduğu avantajların yanı sıra yakıt tüketimi ve emisyonlarda yüzde 20'lik azalma sağlaması, şirketin filosunu ve uçuş ağını büyütürken operasyonel ihtiyaçlarına da yanıt vermesine katkı sağlayacak.</p>
<p>THY ve AJet filosunda halihazırda 737 MAX, 737 Next-Generation, 787 Dreamliner, 777 ve 777 Freighter modelleri dahil 200'ün üzerinde Boeing uçağı bulunuyor.</p>
<p>Yeni siparişin, 2025'te verilen 75 adet 787 Dreamliner siparişinin ardından THY ile Boeing arasındaki uzun yıllara dayanan iş birliğini daha da güçlendirdiği belirtildi.</p>
<p>THY ve Boeing, uçak siparişinin yanı sıra Türkiye'nin havacılık ekosistemine yönelik uzun vadeli iş birliklerini de sürdürüyor.</p>
<p>İki şirket, bu yıl endüstriyel katılım alanında stratejik bir mutabakat zaptı imzalayarak Yetkinlik Geliştirme, Değer Oluşturma ve İş Fırsatları olmak üzere üç temel başlık üzerine kurulu bir iş birliği çerçevesi oluşturdu.</p>
<p>Bu kapsamda yetkinliklerin geliştirilmesi, teknoloji ve bilgi birikiminin paylaşılması, insan kaynağının gelişiminin desteklenmesi ve sürdürülebilirlik alanındaki çalışmaların güçlendirilmesinin yanı sıra yeni endüstriyel işbirliği fırsatlarının oluşturulması hedefleniyor.</p>
<p>Açıklamada, endüstriyel katılım çerçevesiyle birlikte bu anlaşma, Boeing'in Türkiye'nin havacılık ekosistemini desteklemeye yönelik uzun vadeli taahhüdünü ortaya koyarken, iki şirket arasındaki iş birliğini filo büyümesinin de ötesine taşıdığı vurgulandı.</p>
<p><strong>"Uçaklar operasyonlarımıza daha yüksek verimlilik ve esneklik kazandıracak"</strong></p>
<p>Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Murat Şeker, anlaşmanın şirketin filosunu büyütme stratejisi doğrultusunda attığı önemli bir adımı temsil ettiğini belirtti.</p>
<p>Şeker, "Yeni Boeing 737 MAX uçakları, operasyonlarımıza daha yüksek verimlilik ve esneklik kazandırarak İstanbul'daki merkezimizden hizmet verdiğimiz geniş uçuş ağımızı destekleyecek. Türkiye'nin havacılık ekosistemine de katkı sağlayan bu anlaşma sayesinde Boeing ile uzun yıllara dayanan işbirliğimizi daha da ileri taşımaktan memnuniyet duyuyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Boeing Ticari Uçaklar Başkanı ve Üst Yöneticisi Stephanie Pope da söz konusu siparişin Türk Hava Yolları ile uzun yıllara dayanan işbirliğini şekillendiren karşılıklı güveni ve ortak vizyonu yansıttığını vurguladı.</p>
<p>Pope, "İstanbul merkezli uçuş ağını büyüterek dünya genelinde daha fazla insanı daha fazla noktaya ulaştıran Türk Hava Yolları'nı ve Türkiye'nin havacılık ekosistemini desteklemeyi sürdürmekten gurur duyuyoruz." ifadelerine yer verdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thynin-150-boeing-alimi-icin-imzalar-atildi-88219</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/9/1280x720/boeing-1790237467.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ THY&#039;nin, 150 adede kadar Boeing 737 MAX uçağı için sipariş anlaşması Cumhurbaşkanı Erdoğan&#039;ın katıldığı törenle imzalandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-model-fabrikaya-segem-statusu-88203</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa Model Fabrika’ya SEGEM statüsü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Model Fabrika (BMF), KOSGEB tarafından yürütülen Sektörel Gelişim Merkezi (SEGEM) Destek Programı kapsamında yeni bir statü kazandı.</p>
<p>Programla merkezin personel, yazılım, eğitim, danışmanlık, organizasyon ve tanıtım giderlerinin desteklenmesi, hizmet çeşitliliği ve sürdürülebilirliğinin artırılması öngörülüyor. BTSO öncülüğünde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) iş birliğinde hayata geçirilen Bursa Model Fabrika, işletmelere gerçek üretim ortamında deneyimsel öğrenme imkanı sunuyor. Firmaların üretim süreçleri analiz edilerek verimlilik kayıpları belirleniyor ve iyileştirme uygulamalarının doğrudan üretim sahasına aktarılması sağlanıyor. Merkez, “Öğren-Dönüş” yaklaşımıyla başta yalın üretim, dijital dönüşüm ve enerji verimliliği olmak üzere farklı alanlarda firmalara rehberlik ediyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab4c1d01fb2f-1790230992.JPG" alt="" width="575" height="300" /></p>
<h2><strong>113 işletmeye destek</strong></h2>
<p>Kurulduğu günden bu yana 113 işletmeye “Öğren-Dönüş” danışmanlığı sunan Bursa Model Fabrika, farkındalık eğitimleriyle 734 işletmeden 2 bin 871 çalışana ulaştı. Deneyimsel eğitimlerden ise 246 firma ve bin 226 çalışan yararlandı. Merkezde ayrıca bin 112 üniversite öğrencisine yalın üretim eğitimi verildi. Otomotiv, tekstil, makine, metal ve gıda başta olmak üzere farklı sektörlerden işletmelere hizmet veren BMF, üretim süreçlerinin sadeleştirilmesi, kaynakların daha etkin kullanılması ve dönüşüm kültürünün işletmelere yerleştirilmesine katkı sağlıyor.</p>
<h2><strong>“Daha fazla KOBİ’yi dönüşüme dahil edeceğiz”</strong></h2>
<p>BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, küresel rekabet koşullarında firmaların maliyet ve kalite kadar teknolojiye uyum ve kaynak verimliliği alanlarında da güçlü olması gerektiğini belirtti. Bursa Model Fabrika’nın üretim sahasındaki kayıpları firmalarla birlikte tespit ederek dönüşümü işletmelerin kendi ortamlarında hayata geçirdiğini ifade eden Burkay, bugüne kadar elde edilen sonuçların modelin iş dünyası açısından değerini ortaya koyduğunu söyledi. Bursa Model Fabrika’nın SEGEM statüsü kazanmasıyla yeni bir gelişim dönemine girildiğini kaydeden Burkay, “KOSGEB’in SEGEM programıyla Bursa Model Fabrikamızın kapasitesini geliştirerek daha fazla KOBİ’mizi bu dönüşüm sürecine dahil etmeyi hedefliyoruz” dedi. Burkay, desteklerle merkezin insan kaynağı, teknoloji altyapısı ve hizmet kapasitesinin güçlendirileceğini belirterek, firmalara kurumsallaşmadan teknoloji adaptasyonuna, yalın üretimden enerji verimliliğine kadar ihtiyaç duydukları alanlarda rehberlik sunmayı sürdüreceklerini ifade etti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-model-fabrikaya-segem-statusu-88203</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/3/1280x720/bursa-model-fabrikaya-segem-statusu-1790231025.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Model Fabrika, KOSGEB’in Sektörel Gelişim Merkezi Destek Programı kapsamında “Sektörel Gelişim Merkezi” olmaya hak kazandı. Yeni statüyle merkezin eğitim, danışmanlık ve uygulamalı dönüşüm hizmetlerinin kapasitesinin artırılarak daha fazla KOBİ’ye ulaşılması hedefleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baglanti-elemanlari-800-milyon-dolarlik-ihracati-buyutmek-istiyor-88202</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bağlantı elemanları 800 milyon dolarlık ihracatı büyütmek istiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Bağlantı elemanları sektörü, üretim kapasitesi ve ürün çeşitliliğini ihracat artışına dönüştürmek amacıyla uluslararası pazarlardaki temaslarını yoğunlaştırıyor. Cıvata, vida, somun, rondela, ankraj ve perçin gibi ürünlerin yanı sıra üretim makineleri, ısıl işlem, yüzey teknolojileri ile ölçüm ve kalite kontrol sistemlerini kapsayan sektör, farklı sanayi kollarının tedarik zincirindeki konumunu güçlendirmeye çalışıyor. Bağlantı Elemanları Sanayici İş İnsanları Derneği (BESİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Sinan Topuk, Türkiye bağlantı elemanları sektörünün yaklaşık 2,5 milyar dolarlık hacme ve 800 milyon dolarlık ihracata sahip olduğunu söyledi. Yaklaşık 250 bin çeşit ürün üretme kapasitesine sahip olan sektörün Avrupa’da ilk üç, dünyada ise sekizinci sırada yer aldığına işaret eden Topuk, sektörün ihracatını artırmak için çalıştıklarını vurguladı. </p>
<h2><strong>Uluslararası alıcılarla doğrudan temas</strong></h2>
<p>Sektörün ihracat potansiyelinin geliştirilmesinde uluslararası fuarların önemli bir kanal oluşturduğuna dikkati çeken Sinan Topuk, bu kapsamda 18-20 Eylül tarihlerinde İstanbul TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen Fastener Expo Eurasia 2026’da sektör firmalarının uluslararası satın almacılarla buluştuğunu hatırlattı. Fuarın, özellikle yeni ihracat bağlantılarının kurulması, mevcut pazarların geliştirilmesi ve uzun vadeli ticari iş birliklerinin oluşturulması açısından önemli olduğunu ifade eden Topuk, fuarın firmalar arasında yeni iş birliklerinin geliştirilmesine katkı sağladığını kaydetti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baglanti-elemanlari-800-milyon-dolarlik-ihracati-buyutmek-istiyor-88202</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/2/1280x720/baglanti-elemanlari-800-milyon-dolarlik-ihracati-buyutmek-istiyor-1790230694.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’de 2,5 milyar dolarlık büyüklüğe ulaşan bağlantı elemanları sektörü, yaklaşık 800 milyon dolarlık ihracatını artırmak için uluslararası pazarlardaki görünürlüğünü güçlendiriyor. Sektör temsilcileri, üretim kabiliyeti ve geniş ürün çeşitliliğini yeni iş bağlantılarına dönüştürmeyi hedefliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kobi/balkanlar-turk-kobilerinin-yeni-dijital-ihracat-kapisi-oluyor-88195</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Balkanlar Türk KOBİ’lerinin yeni dijital ihracat kapısı oluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Dijitalleşme, küçük bir işletmenin küresel pazara giriş maliyetini aşağı çekerken KOBİ’ler açısından ihracatın rotasını da değiştiriyor. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Örgütü’nün (UNCTAD) Mayıs 2026’da güncellediği verilere göre, dünya GSYH’si ve ihracatının yaklaşık dörtte üçünü temsil eden 45 ekonomide işletmelerin e-ticaret satışları 2024 yılında 28 trilyon dolara ulaştı. Daha dikkat çekici olan ise gelişmekte olan ekonomilerde e-ticaret satışlarının 2016-2024 dönemindeki ortalama yıllık büyüme hızının gelişmiş ekonomilerin yaklaşık iki katına ulaşması.</p>
<p>Türkiye’de de pazar hızla genişliyor. Ticaret Bakanlığı Elektronik Ticaret Bilgi Sistemi (ETBİS) verilerine göre Türkiye’nin e-ticaret hacmi 2025 yılında yüzde 52,2 artarak 4,57 trilyon liraya, dolar bazında ise yüzde 28,9 artışla 115,43 milyar dolara yükseldi. Perakende e-ticaret hacmi 2,46 trilyon liraya ulaşırken e-ticaretin genel ticaretteki payı yüzde 19,3, GSYH içindeki payı yüzde 6,9 oldu. E-ticaret yapan işletme sayısı da 600 bin 800’den 634 bin 611’e çıktı. Bu işletmelerin yüzde 75’inin şahıs işletmesi olması, dijital ticaretin özellikle küçük ölçekli işletmeler açısından taşıdığı potansiyeli ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>BALKANLAR’DA YENİ E-İHRACAT KORİDORU </strong></p>
<p>KOBİ açısından asıl dikkat çekici değişim ise sınır ötesinde yaşanıyor. Ticaret Bakanlığı’nın “Basitleştirilmiş Gümrük Beyannamesi Kapsamında İhracat Rotaları 2025” çalışmasına göre Türkiye’nin mikro ihracatı son 10 yılda yaklaşık 15 kat büyüdü. Basitleştirilmiş Gümrük Beyannamesi kapsamında 2025 yılında yaklaşık 51,6 milyon paket gönderilirken toplam ihracat değeri 2,25 milyar dolar seviyesine ulaştı.</p>
<p>Veriler, KOBİ’lerin önünde özellikle yakın coğrafyada yeni bir pencere açıldığını gösteriyor. Romanya’ya mikro ihracat 2024’te yaklaşık 108 milyon dolar iken 2025’te yüzde 117 artışla 233,8 milyon dolara çıktı. Aynı dönemde paket sayısı 5,1 milyondan 14,7 milyona yükseldi. Böylece Romanya, Türk e-ihracatçılarının en hızlı büyüyen pazarlarından biri haline geldi. Daha çarpıcı artış ise komşu pazarlarda gerçekleşti. Yunanistan’a mikro ihracat 12,2 milyon dolardan 67,5 milyon dolara çıkarak yüzde 453 arttı. Paket sayısı 301 binden 3,5 milyona yükseldi. Bulgaristan’a yapılan mikro ihracatın değeri ise yaklaşık beş kat artarak 33,7 milyon dolara çıktı; paket sayısı 19 binden yaklaşık 1,6 milyona ulaştı. Bu tablo KOBİ açısından e-ihracatta yalnız ABD, Almanya veya Körfez gibi büyük pazarlara odaklanmak yerine, lojistik mesafenin kısa olduğu ve kara yoluyla erişilebilen yakın pazarların da ayrı bir büyüme alanı olarak değerlendirilmesi gerektiğine işaret ediyor.</p>
<p><strong>KARGO UÇAĞINDAN TIR’A DÖNÜŞ</strong></p>
<p>Yakın pazarların yükselişi lojistik tercihlerine de yansıdı. Ticaret Bakanlığı verilerine göre 2024 yılında mikro ihracat paketlerinin yüzde 88’i hava yoluyla taşınırken bu oran 2025’te yüzde 62’ye geriledi. Kara yolunun payı ise yüzde 11’den yüzde 37’ye yükseldi. Kara yoluyla gerçekleştirilen mikro ihracatın değeri de 158 milyon dolardan 366 milyon dolara çıktı. KOBİ açısından bunun anlamı, hedef pazar seçiminde yalnızca nüfus ve satın alma gücünün değil, paketin müşteriye hangi maliyetle ve kaç günde ulaşacağının da hesaba katılması gerektiği. Özellikle Balkanlar ve yakın Avrupa pazarları, kara yolu taşımacılığının sağladığı maliyet avantajıyla daha küçük ölçekli ihracatçılar açısından yeni bir deneme alanı oluşturabilir.</p>
<p>Mikro ihracat verileri ürün stratejisinde de dikkat çekici bir değişime işaret ediyor. Ticaret Bakanlığı çalışmasına göre 2025 yılında ortopedik cihazlar, işitme cihazları ve protezlerde paket başına ihracat değeri 738,31 dolara ulaştı. Değerli mücevheratta bu rakam 284,62 dolar olurken kadın dokuma giyimde 28,38 dolar seviyesinde gerçekleşti</p>
<p>Bu fark, artan lojistik maliyetlerinin e-ihracatta ürün seçimini daha kritik hale getirdiğini gösteriyor. Küçük hacimli, standart paket ölçülerine uygun ve yüksek birim değerli ürünlerde kargo maliyetinin ürün fiyatına oranı düşerken ağır, hacimli ve düşük fiyatlı ürünlerde lojistik rekabet gücünü sınırlayabiliyor. Nitekim Ticaret Bakanlığı verilerinde 2024’te öne çıkan bazı ağır mutfak eşyaları ve elektrikli ev aletlerinin 2025’te ilk 20 ürün grubunun dışına çıktığı, bunların yerine vitamin takviyeleri, gıda müstahzarları ve saat aksamları gibi daha küçük hacimli ürünlerin girdiği görülüyor.</p>
<p><strong>TESLİMAT SEÇENEĞİ YOKSA MÜŞTERİ DE YOK </strong></p>
<p>KOBİ’lerin e-ihracatta yalnız ürün ve fiyat üzerinden rekabet etmesi de giderek zorlaşıyor. DHL’in 24 ülkede 24 bin online tüketiciyle gerçekleştirdiği 2025 E-Ticaret Trendleri araştırmasına göre tüketicilerin yüzde 81’i tercih ettiği teslimat seçeneğini bulamadığında alışveriş sepetini terk ediyor. Her dört tüketiciden üçü de teslimat ve iade hizmeti sağlayıcısına güvenmediği bir satıcıdan alışveriş yapmak istemediğini belirtiyor.</p>
<p>DHL’in 19 pazarda 4 bin 50 e-ticaret işletmesini kapsayan şirket araştırması da aynı noktaya işaret ediyor. E-ticaret işletmelerinin yüzde 64’ü halihazırda başka ülkelere satış yaparken, yüzde 63’ü en az üç farklı online platformda faaliyet gösteriyor. İşletmelerin yüzde 96’sı ise lojistik teklifinin satış kazanmak açısından önemli olduğunu düşünüyor. Bu nedenle küçük işletmeler açısından pazaryerine ürün yüklemek tek başına e-ihracat stratejisi olmaktan çıkıyor. Yerel ödeme yöntemleri, teslimat süresi, takip imkânı, iade süreci, gümrük maliyetinin müşteriye önceden gösterilmesi ve birden fazla satış kanalında bulunmak satış dönüşümünün parçaları haline geliyor.</p>
<p><strong>AMBALAJ ARTIK YALNIZCA ÜRÜNÜN KORUMASI DEĞİL </strong></p>
<p>E-ticarette ambalaj da maliyet kalemi olmanın ötesine geçiyor. DHL araştırmasına göre online tüketicilerin yüzde 72’si satın alma kararında sürdürülebilirliği dikkate alırken yüzde 35’i sürdürülebilirlik kaygısı nedeniyle alışveriş sepetini terk ettiğini belirtiyor. Şirketler tarafında ise e-ticaret karar vericilerinin yüzde 85’i sürdürülebilirliği işleri açısından önemli görüyor. Küresel ölçekte e-ticaret işletmelerinin yüzde 60’ı sürdürülebilir kaynaklardan elde edilmiş ambalaj kullanırken bu oran mikro işletmelerde yüzde 51’e düşüyor. Mikro işletmelerin yalnız yüzde 58’i müşterilerine daha sürdürülebilir teslimat seçenekleri sunuyor.</p>
<p>Dolayısıyla KOBİ açısından ambalajda temel denklem “daha gösterişli kutu” yerine ürünü koruyan, desiyi büyütmeyen, iade riskini azaltan ve mümkün olduğunca geri dönüştürülebilir malzemeden oluşan ambalaj olarak şekilleniyor. Çünkü e-ihracatta birkaç santimetrelik gereksiz hacim dahi binlerce gönderide doğrudan lojistik maliyetine dönüşebiliyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab4b8f9e5329-1790228729.png" alt="" width="319" height="630" /><span style="color: #e03e2d;"><strong>KOBİ’NİN E-İHRACAT İÇİN 7 ADIMLIK KONTROL LİSTESİ</strong></span></p>
<p><strong>1- Hedef pazar seçimi</strong></p>
<p>Nüfus ve pazar büyüklüğünün yanı sıra ürün talebi, lojistik süresi, iade maliyetleri ve gümrük uygulamaları öne çıkıyor.</p>
<p><strong>2- Düşük desi, yüksek katma değer</strong></p>
<p>Küçük hacimli ve yüksek birim değerli ürünler, lojistik maliyetleri açısından daha avantajlı bir yapı sunuyor</p>
<p><strong>3- Çok kanallı satış</strong></p>
<p>Pazaryerleri, sosyal medya ve işletmelerin kendi e-ticaret sitelerinin birlikte kullanılması tek kanala bağımlılığı azaltıyor.</p>
<p><strong>4- Pazara göre yerelleştirme</strong></p>
<p>Ürün açıklamalarının, müşteri hizmetlerinin ve satış sonrası iletişimin hedef ülkenin diline ve tüketici alışkanlıklarına uyarlanması önem kazanıyor.</p>
<p><strong>5- Şeffaf maliyet ve teslimat</strong></p>
<p>Kargo, vergi, gümrük maliyetleri ve tahmini teslimat süresinin tüketici tarafından önceden görülebilmesi satın alma kararında etkili oluyor.</p>
<p><strong>6- Lojistiğe uygun ambalaj</strong></p>
<p>Ürünü korurken gereksiz hacim ve desi oluşturmayan ambalajlar, gönderi maliyetlerinin kontrolünde belirleyici hale geliyor.</p>
<p><strong>7- Satışın ötesinde performans</strong></p>
<p>Satış hacminin yanında iade oranı, paket başına net gelir ve müşteri edinme maliyeti de e-ihracat performansının temel göstergeleri arasında yer alıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kobi/balkanlar-turk-kobilerinin-yeni-dijital-ihracat-kapisi-oluyor-88195</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/5/1280x720/677-1790228830.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’de 634 bini aşkın işletmenin e-ticaret yaptığı yeni dönemde KOBİ’ler için büyümenin ikinci adresi sınır ötesi satışlar oluyor. Ticaret Bakanlığı verileri, mikro ihracatta Romanya, Yunanistan ve Bulgaristan’a yönelik satışların 2025’te güçlü biçimde arttığını ortaya koyarken, küresel araştırmalar KOBİ’lere “yalnızca ürünü değil; teslimatı, iadeyi ve ambalajı da ihraç stratejisinin parçası haline getirin” mesajı veriyor. Düşük hacimli ancak yüksek birim değerli ürünler ise artan lojistik maliyetlerine karşı e-ihracatın yeni rekabet alanı olarak öne çıkıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/yavas-tavanda-birlik-olmazsa-tabanda-saglanir-88190</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yavaş: Tavanda birlik olmazsa tabanda sağlanır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, CHP’den istifa ettiğini açıkladı, yoluna bağımsız olarak devam edeceğini duyurdu. 2019 yerel seçimlerinde CHP’den Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Yavaş, istifasını sosyal medya hesabından açıkladı. Yavaş, “Seçmenin iradesine sadakat, siyasetin namusudur. O iradeyi kişisel hesaplarla başka bir yere taşımak yalnızca siyasi bir yanlış değil; seçmene karşı ağır bir vebaldir. Bu nedenle bugün bağımsız olarak yoluma devam etme kararımın anlamı da açıktır” dedi.</p>
<p>ABB Başkanı Yavaş, 9 Eylül’de CHP’nin kuruluş yıldönümü resepsiyonuna katılmamış, aynı gün Cumhurbaşkanı Erdoğan ile külliyede bir görüşme gerçekleştirmişti. Yavaş, Cumhurbaşkanı ile görüşmesinden hem CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hem de Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in haberinin olduğunu açıklamıştı. Yavaş, kuruluş yıldönümü resepsiyonuna katılmamasına CHP cephesinden gelen eleştiriler üzerine ise “gereğini yapmaktan çekinmem" açıklaması ile istifa edebileceğinin işaretini vermişti. Yavaş’ın istifasının, dün CHP Sözcüsü Müslim Sarı’nın dün gazetecilerle bir araya geldiği toplantıda "Hiç kimse CHP'den üstün değil, CHP'nin üstünde görmesin kendisini. Bir belediye başkanımız bir işlem yaparken, kendi genel başkanı dışında başka bir partinin genel başkanına da bilgi verdim diyemez. CHP'nin Genel Başkanı bellidir. CHP'nin belediye başkanı ise CHP genel başkanına karşı sorumluluğu olduğunu kabul edecek” açıklamasının ardından gelmesi dikkat çekti.</p>
<h2>"Tabanda birlik"</h2>
<p>ABB Başkanı Yavaş, Müslim Sarı’nın sözlerine “Kendimi hiçbir zaman siyasi partilerin üzerinde görmedim. Böyle bir iddiayı hadsizlik sayarım. Ancak belediye başkanlığı görevimin bana öğrettiği çok önemli bir gerçek vardır: Siyasetin tavanında birlik sağlanamadığında, millet isterse tabanda o birliği sağlayabilir. Biz bunu Ankara’da başardık. Farklı siyasi görüşlerden milyonlarca insan aynı iradenin etrafında buluştu” dedi.</p>
<p>Yavaş, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “CHP'yi küçük düşürecek, ona oy veren insanların mahcup olmasına neden olacak hiçbir davranışın içinde olmadım. Tam tersine; Ankara’da belediyeciliğin ayrım yapmadan, şeffaf, hesap verebilir ve halkın parasını yine halk için kullanarak nasıl yapılabileceğini göstermeye çalıştık. Bunu yalnızca ben söylemiyorum. Ankara’da bize verilen büyük destek, Türkiye genelinde yapılan kamuoyu araştırmaları ve farklı siyasi görüşlerden vatandaşlarımızın ortaya koyduğu teveccüh bunun en açık göstergesidir” dedi. Yavaş’ın ardından, Ayaş, Polatlı, Beypazarı, Kalecik, Şereflikoçhisar, Polatlı ve Güdül belediye başkanları da CHP’den istifasını açıkladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/yavas-tavanda-birlik-olmazsa-tabanda-saglanir-88190</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/3/7/1280x720/mansur-yavas-gorev-suresi-sonunda-baskanligi-birakacak-1742916677.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CHP&#039;den istifa ettiğini açıklayan Mansur Yavaş, &quot;Belediye başkanlığı görevimin bana öğrettiği çok önemli bir gerçek vardır: Siyasetin tavanında birlik sağlanamadığında, millet isterse tabanda o birliği sağlayabilir. Biz bunu Ankara’da başardık. Farklı siyasi görüşlerden milyonlarca insan aynı iradenin etrafında buluştu.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/isletmelerde-surdurulebilir-buyume-acisindan-operasyonel-risk-yonetiminin-stratejik-onemi-88185</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşletmelerde sürdürülebilir büyüme açısından operasyonel risk yönetiminin stratejik önemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>GÖKHAN TAŞPINAR - LTS Danışmanlık A.Ş. Yönetici Ortak</strong></p>
<ol>
<li><strong> Operasyonel Risk Kavramı ve İşletmeler Açısından Önemi</strong></li>
</ol>
<p>Günümüz iş dünyası hızla değişmekte ve buna paralel belirsizlikler de artmaktadır. Dijitalleşme, yapay zekâ uygulamaları, siber güvenlik tehditleri, piyasa riski, finansal riskler, küresel ve jeopolitik riskler işletmelerin faaliyet gösterdiği risk ortamını her geçen gün daha karmaşık hâle getirmektedir. Böyle bir ortamda işletmeler açısından asıl soru, <strong>"Ne tür risklerle karşılaşırız?"</strong> değil, <strong>"Karşılaşacağımız riskleri ne kadar önceden görebilir ve ne kadar etkin yönetebiliriz?"</strong> sorusudur.</p>
<p>Basel Bankacılık Denetim Komitesi, operasyonel riski; “<strong>yetersiz veya başarısız iç süreçler, insan kaynaklı hatalar, bilgi sistemleri ya da dış olaylardan kaynaklanan kayıp riski”</strong> olarak tanımlamaktadır. Bu tanım, uluslararası uygulamalarda kabul gören temel yaklaşımı ortaya koymakta ve Uluslararası geçerliliği olan TS ISO 31000 Risk Yönetimi Rehberi ve COSO Kurumsal Risk Yönetimi çerçevesinin ortaya koyduğu bütüncül risk anlayışıyla da örtüşmektedir. Bununla birlikte günümüzde operasyonel risk kavramı, yalnızca finansal kayıplarla sınırlı bir çerçevede değerlendirilmemektedir. Siber saldırılar, veri ihlalleri, iş sürekliliğinin kesintiye uğraması, operasyonel süreçlerdeki aksaklıklar, tedarik zincirindeki aksaklıklar ve kurumsal itibarın zedelenmesi de operasyonel riskin ana unsurları olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p>Dünyada yaşanan son gelişmeler, operasyonel risk yönetiminin önemini daha görünür hâle getirmiştir. Pandemi döneminde küresel tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar, kritik altyapıları hedef alan siber saldırılar ve teknoloji kaynaklı sistem kesintileri işletmelerin yalnızca finansal açıdan güçlü olmalarının yeterli olmadığını açıkça göstermiştir.</p>
<p>Ülkemizde de benzer bir dönüşüm yaşanmaktadır. Özellikle bankacılık, sanayi, turizm, enerji ve lojistik sektörlerinde dijitalleşmenin hız kazanması, küresel ekonomideki rekabet koşulları, operasyonel risk yönetimini kurumsal yönetimin vazgeçilmez unsurlarından biri hâline getirmiştir. Artık operasyonel risk yönetimi yalnızca mevzuata uyum sağlamak amacıyla yürütülen teknik bir düzeltici ve önleyici faaliyet değil; kurumsal itibarı koruyan, karar alma süreçlerini güçlendiren ve sürdürülebilir büyümeyi destekleyen stratejik bir yönetim fonksiyonu olarak görülmektedir.</p>
<p>Dolayısıyla günümüzde işletmeler açısından en büyük risk, operasyonel riskin varlığı değildir. Asıl risk; bu tehditleri zamanında fark edememek, düzeltici ve önleyici faaliyetlerde geç kalmak ve risk yönetimini yalnızca bir kontrol ve eksik bulma faaliyeti olarak görmektir. Kurumsal başarı, yalnızca elde edilen finansal sonuçlarla değil; olağanüstü durumlar karşısında gösterilen hazırlık, dayanıklılık ve uyum kabiliyetiyle de ölçülmektedir. Bu nedenle operasyonel risk yönetimi, günümüz işletmeleri için bir tercih değil, kurumsal sürdürülebilirliğin temel şartlarından biridir.</p>
<ol start="2">
<li><strong> İşletmelerde Operasyonel Risk Kaynaklı Sorunlar ve Görünmeyen Maliyetler</strong></li>
</ol>
<p>Operasyonel risk, çoğu zaman gerçekleşen bir hata, sistem arızası veya operasyonel süreçlerle ilgili aksaklıklar sonrasında fark edilmektedir. Oysa işletmeler açısından asıl maliyet, sadece ortaya çıkan finansal kayıplarla sınırlı değildir. Müşterilerin güveninin sarsılması, kurumsal itibarın zedelenmesi, süreçlerin aksaması, çalışanların motivasyonundaki olumsuz etkiler ve kaçırılan iş fırsatları uzun vadede finansal kayıplardan çok daha büyük olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir.</p>
<p>Operasyonel riskin en tehlikeli yönü ise zamanında fark edilmemesi ya da risk içeren işlemlerin üzerinin kapatılması sonucunda zamanla riskin boyutunun çığ gibi büyümesidir.  Çoğu kriz, tek bir büyük olayın sonucu değil; zamanında fark edilmeyen küçük aksaklıkların birikmesiyle ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle işletmeler açısından önemli olan yalnızca risk gerçekleştiğinde müdahale etmek değil, riski doğuran kaynakları doğru analiz ederek gerekli tedbirleri önceden alabilmek, düzeltici ve önleyici faaliyetleri zaman kaybetmeden gerçekleştirebilmektir.</p>
<p>İşletmelerde operasyonel riske neden olan başlıca unsurlar aşağıdaki şekilde sıralanabilir:</p>
<ul>
<li><strong> İnsan Kaynaklı Riskler</strong></li>
</ul>
<p>Operasyonel riskin önemli bir kısmı insan faktöründen kaynaklanmaktadır. Yetersiz eğitim, deneyim eksikliği, kritik departmanlarda yetkin olmayan yöneticilerin çalıştırılması, delegasyon sorunları, görev ihmalleri, iletişim sorunları, suistimal ve dolandırıcılık vakaları ile işçi sağlığı ve iş güvenliği kurallarına uyulmaması işletmeler açısından ciddi operasyonel kayıplara neden olabilmektedir. Güçlü bir risk kültürü oluşturulamayan işletmelerde en gelişmiş teknolojik altyapılar dahi beklenen faydayı sağlayamamaktadır.</p>
<p>Bunlardan en önemlisi ise operasyonel risk yönetiminin en kritik bileşenlerinden biri olan suistimal (Fraud) riskidir. Etkin iç kontrol ve iç denetim sisteminin bulunmadığı kurumlarda dolandırıcılık vakaları yalnızca doğrudan finansal kayıplara değil, aynı zamanda itibar kaybına, yasal yaptırımlara ve müşteri güveninin zedelenmesine de yol açarak kurumsal sürdürülebilirliği tehdit eder. Dünya genelinde suistimal olaylarına ilişkin toplam kaybın yıllık 5 trilyon USD olduğu tahmin edilmektedir. Bu kayıp, şirket gelirlerinin %5’ine tekabül etmektedir. Türkiye’de ise bu oranın %8-%10 aralığında olduğu tahmin edilmektedir. Bu bulguyu destekleyen bir diğer önemli gösterge ise Uluslararası Şeffaflık Derneği'nin 2025 yılı <strong>Yolsuzluk Algı Endeksi </strong>sonuçlarıdır. Endekse göre Türkiye, 184 ülke arasında <strong>31 puan</strong> alarak Cibuti ile aynı puanı paylaşmış; Togo'nun ardından Cibuti ile birlikte <strong>125. sırada</strong> yer almıştır. Bu sonuç, şeffaflık, hesap verebilirlik ve etkin iç kontrol mekanizmalarının geliştirilmesinin yalnızca yolsuzlukla mücadele açısından değil, aynı zamanda operasyonel risklerin azaltılması ve kurumsal sürdürülebilirliğin güçlendirilmesi bakımından da kritik bir gereklilik olduğunu göstermektedir.</p>
<ul>
<li><strong> Süreç ve İç Kontrol Kaynaklı Riskler</strong></li>
</ul>
<p>Görev tanımlarının ve delegasyon sınırlarının netleştirilmemiş olması, prosedür ve proses talimatlarındaki yetersizlikler, iç kontrol sisteminin olmaması ya da yetersiz olması, iş süreçlerinin düzenli olarak gözden geçirilmemesi, operasyonel risklerin en önemli nedenleri arasında yer almaktadır. Özellikle hızlı büyüyen işletmelerdeki kurumsallaşma sürecine ilişkin aksaklıklar operasyonel riskin boyutunu önemli ölçüde artırmaktadır.</p>
<ul>
<li><strong> Bilgi Teknolojileri ve Siber Güvenlikle İlgili Riskler</strong></li>
</ul>
<p>Dijital dönüşümle birlikte bilgi teknolojileri, işletmelerin en kritik faaliyet alanlarından biri hâline gelmiştir. Sistem kesintileri, veri ihlalleri, fidye yazılımları, siber saldırılar ve yazılım kaynaklı hatalar, operasyonel süreçlerin aksaması yanında, müşteri bilgilerinin zarar görmesine ve işletmenin itibarının zedelenmesine de neden olabilmektedir. Günümüzde bir şirketin teknoloji altyapısının güvenliği, güçlü finans yapısı kadar stratejik önem taşımaktadır.</p>
<ul>
<li><strong> Dış Çevre ve İş Sürekliliği Riskleri</strong></li>
</ul>
<p>Doğal afetler, salgın hastalıklar, savaşlar, jeopolitik gelişmeler, ekonomik dalgalanmalar ve tedarik zincirinde yaşanan aksaklıklar, işletmelerin kontrolü dışında gelişen ancak faaliyetlerini doğrudan etkileyen operasyonel risklerdir. Son yıllarda yaşanan küresel gelişmeler, iş sürekliliği planlarının ve alternatif tedarik stratejilerinin artık bir tercih değil, kurumsal dayanıklılığın temel unsurlarından biri olduğunu açıkça göstermiştir.</p>
<ul>
<li><strong> Yasal Riskler</strong></li>
</ul>
<p>Yasal Mevzuatla ilgili uyumsuzluklar, kişisel verilerin korunmasına ilişkin yükümlülüklerin ihlali, sözleşme yönetimindeki eksiklikler işletmeler açısından önemli operasyonel risk alanlarıdır. Özellikle yasal düzenlemelerin yakından takip edilmemesi, hem finansal yaptırımlara hem de itibar kaybına yol açabilmektedir. Bu konuda en çok görülen uyumsuzlukların başında Türk Vergi Sistemi kapsamındaki Kanun, Yönetmelik ve Tebliğlere ilişkin aykırılıklar gelmektedir.</p>
<ul>
<li><strong> Kurumsal İtibar Riski</strong></li>
</ul>
<p>Operasyonel riskin en ağır sonucu, kurumsal güvenin zedelenmesidir. Finansal zararlar belirli bir süre içerisinde telafi edilebilir; ancak kaybedilen müşteri ve kurumsal itibarın yeniden kazanılması çok daha uzun zaman almakta ve çok daha yüksek maliyetler doğurmaktadır. Günümüzde işletmeler açısından en değerli varlıklardan biri güvenilirliktir ve bu güven, tek bir operasyonel başarısızlıkla ciddi şekilde zarar görebilmektedir.</p>
<p>Bununla birlikte operasyonel riskler çoğu zaman birbirinden bağımsız değildir. İnsan kaynaklı bir hata, süreçlerde aksaklığa sebep olabilir; süreçlerdeki bir zafiyet bilgi sistemlerini etkileyebilir; teknoloji kaynaklı bir kesinti ise müşteri memnuniyetini ve kurumsal itibarı olumsuz yönde etkileyebilir. Bu nedenle operasyonel risklerin birbirinden ayrı olaylar olarak değil, birbirini etkileyen bütüncül bir sistem içerisinde değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>
<ol start="3">
<li><strong> İşletmelerde Operasyonel Riskin Minimize Edilmesi ve Etkin Risk Yönetimine İlişkin Çözüm Önerileri</strong></li>
</ol>
<p>Operasyonel risk tamamen ortadan kaldırılamaz. Ancak kurumsallaşma sürecini destekleyen açık ve objektif bir yönetim anlayışıyla risk noktalarının erken tespit edilmesi, etkilerinin azaltılması ve olası işletme kayıplarının en düşük seviyeye indirilmesi mümkündür. Bu anlamda her alanda istikrarlı şirketleri diğerlerinden ayıran temel unsur, operasyonel risk ile hiç karşılaşmamaları değil; operasyonel riskin kaynağını oluşturan risk noktalarını şirket patronunun ve yönetimin desteklediği güçlü bir iç denetim ve iç kontrol sisteminin yardımıyla zamanında tespit etmek suretiyle operasyonel riskin minimize edilmesi yönünde düzeltici ve önleyici faaliyetleri zamanda gerçekleştirebilmeleridir.</p>
<p>Bu çerçevede, işletmelerin operasyonel riski etkin bir şekilde yönetebilmelerine ilişkin yaşama geçirebilecekleri temel uygulamalar aşağıda sıralanmaktadır.</p>
<ul>
<li><strong> Güçlü Bir Kurum içi Kontrol Kültürü Operasyonel Risk Yönetiminin Etkinliğini Artıracaktır.</strong></li>
</ul>
<p>Operasyonel risk yönetimi yalnızca Risk Yönetimi veya İç Denetim birimlerinin sorumluluğunda değildir. Risk bilinci, yönetim kurulundan başlayarak tüm çalışanlara kadar kurumun her kademesinde benimsenmelidir. Çünkü güçlü bir kurum içi kontrol kültürü, en etkili kontrol mekanizmasıdır. Bu da ancak kurumsallaşma sürecini ve kurum kültürünü benimsemiş bir yönetim anlayışıyla mümkün olur.</p>
<ul>
<li><strong> Şirket Yönetiminin Operasyonel Risk Yönetimi Sürecini Sahiplenmesi, Sürecin Verimliliğine Önemli Katkı Sağlayacaktır.</strong></li>
</ul>
<p>Risk yönetimi, stratejik karar alma süreçlerinin ayrılmaz bir parçası olmalıdır. Dolayısıyla, Şirket patronu ve üst yönetim, operasyonel riskin etkilerini minimize etmek için, risk noktalarının tanımlanması, analizi, kontrol ve takip edilerek gerekli önlemlerin alınmasını içeren operasyonel risk yönetim sürecinin en önemli aktörü olmalıdır. Aksi durumda operasyonel risk yönetimine ilişkin strateji, sadece gösterişli ifadelerle yazılmış bir rapordan ibaret olacaktır.</p>
<ul>
<li><strong> Risk Envanterinin Periyodik Olarak Güncellenmesi Sürecin İşleyişini Kolaylaştıracaktır.</strong></li>
</ul>
<p>İşletmeler, daha önce karşılaştıkları operasyonel risklerin kaynağını oluşturan risk noktalarını sistematik şekilde belirlemeli ve düzenli olarak güncellemelidir. Teknolojik değişim, güncellenen mevzuat ve küresel gelişmeler nedeniyle risk haritaları yeniden gözden geçirilmelidir. Risk envanterinin periyodik olarak güncellenmesi yanında bu envanterle birlikte, düzeltici ve önleyici faaliyetleri içeren raporların, işletmelerin üst yönetimine zamanında ve doğru bir şekilde aktarılması da büyük önem taşımaktadır.</p>
<ul>
<li><strong> Risk ve İç Kontrol Sisteminin Yeniden Değerlendirilmesi (RCSA) Operasyonel Risk Yönetiminin Gücünü artıracaktır.</strong></li>
</ul>
<p>Operasyonel iş süreçlerinde etkili olan çalışanların operasyonel risk yönetimi sürecine katılımıyla gerçekleştirilen Risk ve Kontrol Öz Değerlendirmeleri, operasyonel risklerin önceden tespit edilmesine önemli katkı sağlayacağı gibi proaktif kurum kültürünü de güçlendirecektir.</p>
<ul>
<li><strong> Temel Risk Göstergelerinin (KRI) Oluşturulması Suretiyle Süreç Daha Etkin ve Hızlı Şekilde İlerleyecektir.</strong></li>
</ul>
<p>İşletmeler yalnızca daha önce karşılaştıkları riskleri değil, potansiyel risklerin sinyalini veren erken uyarı göstergelerini de takip etmelidir. Operasyonel hata sayısı, sistem kesinti süreleri, müşteri şikâyetleri ve siber güvenlik olayları gibi göstergeler düzenli olarak izlenmelidir.</p>
<ul>
<li><strong> Etkin Bir Operasyonel Risk Yönetimi Ancak Güçlü bir İç Kontrol ve İç Denetim Sistemiyle Mümkündür.</strong></li>
</ul>
<p>Etkin iç kontrol sistemi, risk noktalarının tespit edilerek, operasyonel riskin minimize edilmesi yönünde gerekli düzeltici ve önleyici faaliyetlerin gerçekleştirilmesine katkı sağlayacaktır. Bunun yanında operasyonel riske bağlı maddi kayıpların ortaya çıkması sonucunda etkin bir denetim sisteminin işletilmesi, idari ve cezai yaptırımlar ile en önemli caydırıcılığa sahip önemli bir güvence fonksiyonudur. Bununla birlikte iç denetimin amacı hata aramak değil; süreçleri daha güvenli ve daha verimli hâle getirmenin yanında kurum içi eğitim fonksiyonunu etkin kılmaktır.</p>
<ul>
<li><strong> Kriz Yönetimi ve İş sürekliliğine İlişkin Planların Hazır ve Güncel Tutulması Operasyonel Risk Yönetiminin Etkinliğini Artıracaktır.</strong></li>
</ul>
<p>Doğal afetler, siber saldırılar veya beklenmeyen operasyonel kesintiler karşısında operasyonel faaliyetlerin nasıl sürdürüleceği önceden planlanmalı, farklı senaryolara yönelik stres testleri yapılmalıdır. Hazırlanan planların belirli periyotlarla test edilerek güncellenmesi de en az planların hazırlanması kadar önemlidir.</p>
<ul>
<li><strong> Teknolojik Yenilik ve Siber Güvenlik İçeren Verimli Yatırımlar Sayesinde Operasyonel Risk Yönetimi, Kuruma Daha Çok Katkı Sağlayacaktır.</strong></li>
</ul>
<p>Dijitalleşen iş dünyasında bilgi güvenliği artık yalnızca bilgi işlem departmanlarının çalışma alanlarıyla sınırlı değildir.  Siber güvenlik yatırımları, bilgisayar sistemleri, internet sitelerine ilişkin güvenlik açıklarının tespit edilmesine yönelik düzenli olarak yapılacak güvenlik testleri, veri yedekleme sistemleri ve buna yönelik çalışanlara verilecek eğitimler, operasyonel risk yönetim sürecine katkı sağlayacaktır.</p>
<ul>
<li><strong> Yapay Zekâ ve Veri Analitiğinin Etkin Şekilde Kullanıldığı Bir Sistem, Sürecin Etkinliği İçin En Önemli Dinamiklerden Birisidir.</strong></li>
</ul>
<p>Gelişmiş veri analitiği ve yapay zekâ uygulamaları sayesinde operasyonel risk henüz ortaya çıkmadan öngörülebilmekte, olağan dışı işlemler daha hızlı tespit edilebilmekte, iş süreçleri hızlandırılabilmektedir. Teknolojinin doğru ve yerinde kullanılması risk yönetimini güçlendirecektir.</p>
<ul>
<li><strong> İyi Planlanmış Kurum İçi Eğitimler, Personelin Operasyonel Farkındalığını Güçlendirecektir.</strong></li>
</ul>
<p>Operasyonel risk yönetimi proaktif bir süreçtir. Çalışanların düzenli eğitimlerle desteklenmesi, güncel tehditler konusunda bilgilendirilmesi ve iç kontrol kültürünün canlı tutulması, kurumsal dayanıklılığın en önemli unsurlarından biridir.</p>
<ol start="4">
<li><strong> Sonuç ve Değerlendirme</strong></li>
</ol>
<p>Sonuç olarak içinde bulunduğumuz dijital çağ, işletmelere yalnızca daha fazla üretmeyi veya daha hızlı büyümeyi değil; aynı zamanda belirsizlikleri doğru ve etkin bir şekilde yönetebilmeyi de zorunlu kılmaktadır. Dijital dönüşüm, yapay zekâ, siber güvenlik tehditleri, iklim kaynaklı afetler ve jeopolitik gelişmeler, operasyonel risk yönetimini bu konuda vizyon sahibi işletmeler için stratejik bir yönetim anlayışına dönüştürmüştür. Günümüzde başarılı işletmeleri diğerlerinden ayıran temel unsur, risklerle hiç karşılaşmamaları değil; riskleri önceden öngörebilmeleri, doğru analiz edebilmeleri ve gerekli tedbirleri zamanında yaşama geçirebilmeleridir. Bu nedenle operasyonel risk yönetimi, maliyet oluşturan ya da açık bulan kontrol süreci değil; iş sürekliliğini güvence altına alan, kurumsal itibarı güçlendiren ve uzun vadeli değer yaratan stratejik bir yatırımdır. Ancak bu anlayışın başarıya ulaşması, yalnızca prosedürlerin ve teknolojik altyapının güçlendirilmesiyle değil; Risk yönetimi anlayışının kurum kültürünün ayrılmaz bir parçası hâline getirilmesi ve üst yönetimin kararlı bir şekilde süreci sahiplenmesi, düzeltici ve önleyici faaliyetlere ilişkin uygulamaları yakından takip etmesiyle mümkündür. Etkin operasyonel risk yönetimi yalnızca işletmelerin kurumsal dayanıklılığını ve sürdürülebilirliğini güçlendirmekle kalmaz; üretim, istihdam, ihracat, doğru ve zamanında yapılan yatırımlar ve finansal istikrar yoluyla sürdürülebilir ekonomik kalkınmaya da önemli katkılar sağlar. Çünkü sürdürülebilir bir ekonomi, yalnızca büyüme rakamlarıyla değil; kişi başına düşen gelirin arttığı, gelir dağılımının iyileştiği, hukukun üstünlüğünün güçlendiği, yapısal reformların yaşama geçirildiği, yenilenebilir enerji yatırımlarının desteklendiği ve yüksek katma değerli üretimin yaygınlaştığı bir kalkınma modeliyle mümkündür. Bu vizyonun kararlılıkla uygulanması durumunda ülkemiz, daha rekabetçi, daha dirençli ve daha müreffeh bir ülke olarak dünyada hak ettiği konuma ulaşacaktır. Çünkü güçlü işletmeler güçlü ekonomileri, güçlü ekonomiler ise sürdürülebilir kalkınmayı ve toplumsal refahı inşa eder.</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong></p>
<ol>
<li>Taşpınar,G. “Bankacılık Sektöründe İç Denetim Sistemi ve Basel Komite Kararları”</li>
<li>Taşpınar,G. “Türk Bankacılık Sektörü ve Risk Yönetimi”</li>
<li>Taşpınar, G. “Sürdürülebilir Ekonominin Önündeki Engeller ve Çözüm Önerileri”</li>
<li>AlertMedia. <em>Operational Risk Management.</em></li>
<li>Atlas Systems. <em>Operational Risk Management.</em></li>
<li>TechTarget. <em>Operational Risk (Definition and Best Practices).</em></li>
<li>Wolters Kluwer. <em>The Growing Importance of Internal Audit in Managing Operational Risks.</em></li>
<li>Legal Yayıncılık. <em>Operasyonel Risk Yönetimine Genel Bir Bakış.</em></li>
<li>LinkedIn. <em>Operasyonel Risk Yönetimi: İşletmeler İçin Önemi ve Uygulamaları.</em></li>
<li>Flashcards World. <em>Operational Risk Management.</em></li>
<li>Basel Committee on Banking Supervision. <em>Principles for the Sound Management of Operational Risk.</em></li>
<li>ISO 31000. <em>Risk Management – Guidelines.</em></li>
<li>COSO. <em>Enterprise Risk Management (ERM) Framework.</em></li>
<li><em>https://www.transparency.org/en/cpi/2025</em></li>
<li>Operational Risk: Types and Strategies for Effective Management</li>
<li>https://www.acfe.com/fraud-resources/report-to-the-nations/rttn-terms-of-use</li>
</ol>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/isletmelerde-surdurulebilir-buyume-acisindan-operasyonel-risk-yonetiminin-stratejik-onemi-88185</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşletmelerde sürdürülebilir büyüme açısından operasyonel risk yönetiminin stratejik önemi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/adana-denizi-nehirleri-ovalari-sanayisi-ve-insan-kaynagiyla-yeni-bir-hikaye-yaziyor-88184</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Adana denizi, nehirleri, ovaları, sanayisi ve insan kaynağıyla yeni bir hikaye yazıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hitit,  Bizans, Pers, Roma,  Abbasi, Selçuklu ve Ramazanoğulları ve Osmanlı dönemlerinde olduğu gibi günümüz Türkiye’sinde de önemini koruyan Adana,  bu günlerde çok büyük yeni atılımlar yapmaya hazırlanıyor.<em> "Toroslar'ın Zirvesinden Akdeniz'in Kıyısına; Her Bir Ferdiyle Mutlu ve Topyekûn Kalkınmış Adana"</em> vizyonu etrafında belirlenen 8 tematik hedef ve 311 proje çerçevesinde yoğun bir çalışma programı yürütülüyor. </p>
<p>Geçtiğimiz hafta, 9-11 Ekim 2026’da 10’uncusu gerçekleşecek “Lezzet Festivali” öncesinde Adana  Valisi Mustafa Yavuz’un ev sahipliğinde Valilik binasında düzenlenen basın  toplantısında bu çalışmalar hakkında bilgi aldık. Toplantının ana fikri Adana’daki yeni Kalkınma programıydı.  Adana Valisi Mustafa Yavuz Adana’nın yeni bir hikaye yazmaya hazırlandığını ifade ederek, kararlı ve süratli bir biçimde planları tamamlamak için çalıştıklarını vurguladı. Çukurova Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Ahmet Rifat Duran,  Adana Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Kıvanç, Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Şahin Bilgiç, Adana Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Niyazi Göger, MÜSİAD Adana Şube Başkanı Ömer Tekdemir de projelerin ayrıntılarını paylaştılar.  </p>
<p><strong>Adana’nın güç kaynakları kentin yükselmesini sağlıyor </strong></p>
<p>Adana her açıdan güçlü bir merkez.  Nehirleri, denizi, dağları, ovaları, tarihi yapısı ve gastronomisiyle bir yıldız. 1969'da öncü bir sanayi kenti konumundayken, sanayi ekseninin kaymasıyla 1991'de gerileme dönemine giren,  2017'de en düşük rekabetçi seviyesini gören kent,  2025 itibarıyla yeniden yükseliş eğilimine girmiş. Adana yeni vizyon çerçevesinde sahip olduğu altyapısı ve değerleriyle hedeflerine hızla ulaşmak için çalışıyor. </p>
<p><strong><em>Kenti güçlü kılan temel unsurları 8 maddede özetlersek;   </em></strong></p>
<ol>
<li><strong> Sermaye ve işgücü potansiyeli</strong></li>
</ol>
<p>Adana 391 milyar TL'lik mevduat ve 57 milyar TL'lik altın mevduatıyla  ve 1.539.610 kişilik çalışma çağındaki nüfusuyla (15-64 yaş) Türkiye'de 7. sırada yer alıyor.  875 milyar TL'lik gayri safi yurt içi hasıla (GSYH) ile Türkiye'de 9. sırada. bulunuyor. </p>
<ol start="2">
<li><strong> Sanayi altyapısı</strong></li>
</ol>
<p>Adana’da 6 Organize Sanayi Bölgesi (OSB), 6 endüstri bölgesi, 1 serbest bölge ve 7 küçük sanayi sitesi var.  Sanayide net satışlar esas alındığında gıda (%23,2), kimya (%20,4) ve tekstil (%13,5) sektörleri öne çıkıyor. Türkiye geneline kıyasla Adana'nın en yüksek sektörel uzmanlaşması ise kimya, tekstil ve gıda sektörlerinde görülüyor.  Adana merkezli 16 şirket ISO İlk 500'de, 15 şirket ISO İkinci 500'de yer alıyor; merkezi Adana dışında olan firmalarla birlikte İlk 1000'de toplam 64 Adana firması bulunuyor.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Bereketli tarım alanları</strong></li>
</ol>
<p>Çukurova dünyanın en verimli ovalarından birisi. Adana’nın toplam tarım arazisi: 4.920.822 dekarlık bir büyüklüğe sahip. Tarım alanlarının yüzde 62.5’unda  sulama imkanının olması bölgeyi ayrıcalıklı kılıyor. Çukurova, büyüklük olarak dünyadaki ovalar arasında ilk 10’da yer alıyor. Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin biriktirdiği alüvyonlu topraklar, Akdeniz iklimi ve gelişmiş sulama imkanları sayesinde yılda 2, 3 kez ürün hasadı yapılabiliyor. 34. 238 kayıtlı çiftçinin, 125.572 dekar örtü altı tarım alanının bulunduğu kent, her yıl 328 milyon dolar değerinde gıda ürünü ihraç ediyor. Bölgede geniş bir tarımsal çeşitlilik de mevcut.  Mevcut durumda  24 adet coğrafi işaretli ürüne sahip olan kent bunu yakın zamanda iki katına çıkarmayı hedefliyor</p>
<ol start="4">
<li><strong> Yüksek ihracat potansiyeli</strong></li>
</ol>
<p>Adana 4,45 milyar dolarlık ihracatla 2025 dış ticaret sıralamasında 14. sırada yer alıyor. Sektörel dağılımda ihracatın %22,36'sı gıda ürünlerinin imalatından, %17,16'sı kimyasalların ve kimyasal ürünlerin imalatından kaynaklanıyor; bunları motorlu kara taşıtı, treyler ve yarı treyler imalatı (%7,75), tekstil ürünlerinin imalatı (%7,47) izliyor. İhracatta en çok pay alan ülkeler ise sırasıyla Irak (%11,7), ABD (%6,5), Suriye (%6,0), İspanya (%5,1) ve Almanya (%4,7) olarak öne çıkıyor.</p>
<ol start="5">
<li><strong> Kritik lojistik konum </strong></li>
</ol>
<p>Adana, gelişen lojistik imkanlarıyla birlikte Marmara Bölgesi’ne alternatif bir üretim ve cazibe merkezi olma yolunda ilerliyor.  Çukurova Uluslararası Havalimanı’ndan sonra şimdi de hızlı tren hatlarının hizmete girmesi bekleniyor. Irak'taki Fav Limanı'ndan başlayıp Avrupa'ya uzanan 1.200 kilometrelik Kalkınma Yolu Projesi'nin parçası olan Mersin-Adana-Osmaniye-Gaziantep Yüksek Hızlı Tren Projesi ile yılda 3,1 milyon yolcu ve 37,1 milyon ton yük taşınması hedefleniyor. Projenin yaklaşık yüzde 90’ını tamamlamak üzere. Hat hizmete açıldığında, Mersin-Gaziantep arası yolculuk süresi 2 saat 15 dakikaya inecek.</p>
<p>Ayrıca Yumurtalık-Ceyhan bölgesindeki yeni yatırımlar için Erzin'den Ceyhan Enerji İhtisas Endüstri Bölgesi'ne uzanacak iltisak hattı için kamulaştırma çalışmaları başlatıldı. Bölge trafiğini rahatlatmak amacıyla Ceyhan Yılankale-Pozantı arasında toplam 114 km uzunluğunda bir otoyol da planlanıyor; ÇED süreci devam eden projede etüt işleri için 2, inşaat için 4 yıl öngörülüyor.</p>
<ol start="6">
<li><strong> Sosyo-ekonomik gelişmişlik</strong></li>
</ol>
<p>Türkiye'nin 81 ilini kapsayan 2025 Sosyoekonomik Gelişmişlik Endeksi (SEGE) çalışmasına göre  Adana, 22. sırada yer alıyor.  Alt endekslerde erişilebilirlik (6. sıra) ve yaşam kalitesi (15. sıra) güçlü yönler olarak öne çıkıyor. Buna karşın  demografi (55.), istihdam (44.) ve eğitim (41.) geliştirilmesi gereken alanlar olarak görülüyor. Bu tablo, Adana'nın erişilebilirlik, rekabetçilik ve yenilik kapasitesi gibi güçlü yatırım bileşenlerine sahip olduğunu; buna karşın istihdam ve eğitim gibi alanlarda geliştirilmeye açık bir potansiyel taşıdığını ortaya koyuyor.</p>
<ol start="7">
<li><strong> Zengin kültürel yapı</strong></li>
</ol>
<p>Bu yıl 10. kez düzenlenecek olan Adana  Lezzet Festivali’nin yanı sıra, kentte Portakal Çiçeği Karnavalı (14. yıl), Altın Koza Film Festivali (33. yıl), Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali (25. yıl) ve Kültür Yolu Festivali gibi büyük organizasyonlar ile yılda 12 fuar  düzenleniyor. Festivaller Kenti Türkiye ve Ortadoğu'nun en büyüğü kabul edilen, çevre dostu ve yeşil bina olarak tasarlanan Adana Müze Kompleksi de kentin kültür-turizm altyapısını güçlendiren bir diğer unsur olarak dikkat çekiyor. </p>
<ol start="8">
<li><strong> Gastronomi mirası</strong></li>
</ol>
<p>Adana mutfağının kökleri, resmi kayıtlarla binlerce yıl öncesine dayanıyor. MÖ 2000 civarında Adana'da kurulan Kizzuvatna Krallığı dönemine ait yazıtlarda kaşık, kepçe gibi mutfak gereçlerinden; 180 çeşit ekmek ve hamur işinden; şiş kebap ile paça tariflerinden söz ediliyor (Prof. Dr. Ahmet Ünal, Anadolu Uygarlıkları).</p>
<p>Modern farmakolojinin kurucusu kabul edilen Dioscorides (1. yüzyıl) Adana'da yaşamış; De Materia Medica adlı eserinde bölgenin zengin doğası sayesinde 660'tan fazla bitki ve hayvansal ürünü incelemiş.</p>
<p>Adana, İstanbul ile birlikte Türkiye'nin halen kullanımda olan en eski restoran ve gıda işletmelerine ev sahipliği yapıyor. 1884'te açılan Helvacı Hacı Ahmet hâlâ faaliyette; 70'ten fazla restoran 50 yılı aşkın süredir hizmet veriyor. </p>
<p>Adana markasının özünde “iyi yemek” unsuru çok güçlü bir biçimde yer alıyor.  Kente 2.962 restoran bulunması da  ve gıda ve yiyecek-içecek hizmetlerinin il istihdamındaki payının yüzde 8 civarında yemeğin kent için önemini  net bir biçimde ortaya koyuyor. </p>
<p>Bu bağlamda, Lezzet Festivali, Adana'nın hem ekonomisine hem de tanıtımına önemli katkı sunuyor. 2024 yılında festivali 800 binin üzerinde kişi ziyaret etti; hem Adanalı hemşehrilerin hem de yurt içi ve yurt dışından gelen misafirlerin harcamalarıyla birlikte toplam 3,7 milyar TL'lik bir ekonomik değer oluştu. Festival süresince yaklaşık 500 bin şiş et ve 400 bin şişe şalgam tüketildi; Adana'daki otellerin yatak kapasitesinin tamamı doldu ve bu etki Tarsus, Mersin gibi çevre il ve ilçelerdeki otel doluluk oranlarına da yansıdı. Kentin turizminde yerli ziyaretçiler öne çıkıyor: turistlerin %92'si yerli, kentteki yatak kapasitesi ise 11.520. Bu veriler, etkinlik ve gastronomi turizminin Adana turizminde belirleyici bir rol oynadığını gösteriyor.</p>
<p><strong> </strong><strong>Yeni yatırım alanları tamamlanınca Adana Akdeniz’in  yıldızı olacak</strong></p>
<p>Adana’da yakın tarihte yapılacak olan kapsamlı çalışmalar sonrasında kentin sadece Türkiye’nin değil Akdeniz’in görkemli bir merkezi olacağını öngörmek mümkün. Bu çalışmaları kısaca noktalar halinde aşağıda paylaşıyorum. </p>
<ul>
<li><strong>Adana Hacı Sabancı OSB</strong>: 22.700 dekar ile Türkiye'nin alan büyüklüğü bakımından 4. büyük OSB'si; 500'ü aşkın sanayi kuruluşu ve 42.000'in üzerinde çalışanı barındırıyor. Genişleme çalışmaları sürüyor.</li>
<li><strong>Karataş Sera OSB:</strong>200 dekarlık alanda altyapısı tamamlandı; tarıma elverişli olmayan atıl arazide topraksız tarım tekniğiyle yılda 100.000 ton domates üretimi planlanıyor. Proje kapsamında 5.000 kişi (3.750'si kadın) istihdam edilecek.</li>
<li><strong>Karataş Su Ürünleri OSB:</strong>448 dekarlık verimsiz ve bataklık mera alanında Türkiye'nin ilk su ürünleri OSB'si kuruluyor; altyapı ihalesi tamamlandı, yıllık 60.000 ton (deniz, tatlı su balıkları ve karides) üretim bekleniyor.</li>
<li><strong>Yumurtalık-Ceyhan Yatırım Aks</strong>ı: Bu hatta hâlihazırda Türkiye elektrik ihtiyacının %8'ini karşılayan toplam 2.680 MW kapasiteli EMBA ve İSKEN termik santralleri; toplam 132 milyon ton/yıl kapasiteli BTC, Irak-Türkiye, Ceyhan-Kırıkkale ve Batman-Dörtyol petrol boru hatlarına sahip BOTAŞ ve BIL; 250.000 TEU kapasiteli SANKO Limanı; 5.350 dekarlık Ceyhan OSB ve Türkiye'nin ilk ve tek ağır sanayiye yönelik serbest bölgesi (4.600 dekar) faaliyet gösteriyor. Bunların yanı sıra aşağıda hayata geçmesi beklenen alanlarla birlikte bölgenin küresel ölçekte bir yatırım bölgesi olması planlanıyor.</li>
<li><strong>Ceyhan Enerji İhtisas Endüstri Bölgesi:</strong> Türkiye'nin stratejik petrokimya merkezi. İlk etapta 13.400 dekar olan alan, 11.000 dekarlık Erzin yeşil hidrojen alanı ve 3.100 dekarlık denizalanı ilavesiyle genişletildi. Bölgedeki en büyük yatırım olan Ceyhan Polipropilen Üretim Tesisi, 2 milyar dolarlık yatırım tutarı ve yıllık 472.000 ton kapasiteyle 2027 sonunda üretime başlayacak. Ayrıca Faz 1'de 1 milyon, Faz 2'de 2,6 milyon TEU kapasiteli liman inşaatı sürüyor.</li>
<li><strong>Adana Ceyhan Kimya Endüstri Bölges</strong>i: 9 Ocak 2026 tarihli Cumhurbaşkanı Kararı ile Ceyhan ve Yumurtalık ilçelerini kapsayan 29.275 dekarlık alan ilan edildi; tam kapasiteye ulaşıldığında 80.000 kişiye istihdam sağlaması bekleniyor.</li>
<li><strong>SASA Özel Endüstri Bölgesi</strong>: Yumurtalık'ta 11.000 dekar üzerinde, 13 milyon ton kapasiteli bir rafineri başta olmak üzere entegre petrokimya kompleksi ve 3 milyon TEU kapasiteli liman yapımı planlanıyor. 2028-2030 arasında planlanan ilk fazda inşaat aşamasında 15.000, devreye girince 20.000 kişiye istihdam sağlaması bekleniyor.</li>
<li><strong>Doğu Akdeniz Ana Konteyner Limanı: </strong>Yumurtalık Gölova'da Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından ilk aşamada 1 milyon TEU, 2045 yılında ise yıllık 9 milyon TEU konteyner kapasitesine ulaşması planlanıyor. ÇED süreci tamamlanmak üzere; 2027'de kesin proje ve imar planlarının hazırlanacak.</li>
</ul>
<p><strong>Özetle: </strong>Adana Kalkınma Programı, kentin binlerce yıllık mirasından ulusal stratejilerde vurgulanan ekonomik potansiyeline, yeni yatırım bölgelerinden geleceğe yönelik vizyonuna uzanan bu güçlü resmi somut bir eylem planına dönüştürerek, Adana'nın hak ettiği yere ulaşmasını hedefliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/adana-denizi-nehirleri-ovalari-sanayisi-ve-insan-kaynagiyla-yeni-bir-hikaye-yaziyor-88184</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Adana denizi, nehirleri, ovaları, sanayisi ve insan kaynağıyla yeni bir hikaye yazıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tibet-makina-savunma-sanayisinde-iki-onemli-basari-elde-etti-88253</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tibet Makina&#039;ya savunma sanayisinden iki belge</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Tibet Makina'nın yetkinlik ve üretim süreçlerini güçlendiren iki önemli başarıya imza attığı bildirildi. Yapılan açıklamaya göre şirket, Savunma Sanayii Başkanlığı’nın EYDEP değerlendirmesinden B Sertifikası alırken, bünyesindeki Kaplama Tesisi de ROKETSAN’ın değerlendirmesi sonucunda uygunluk belgesi almaya hak kazandı.</p>
<p>Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Genel Müdürü Tibet Arbak, 56 yıldır kesintisiz süren üretim kültürüne sahip Tibet Makina’nın, Türk savunma sanayisi ekosisteminin en önemli unsurlarından biri haline geldiğine dikkat çekti.</p>
<p>Savunma sanayisinde sürdürülebilir tedarikçi olmanın yalnızca yüksek hassasiyette parça üretmekle sınırlı olmayacağını; kalite, izlenebilirlik, proses yönetimi ve kurumsal yetkinliğin de aynı derecede önem taşıdığını kaydeden Arbak, “EYDEP kapsamında sertifika almaya hak kazanmamız, kurumsal ve endüstriyel yetkinliklerimizi geliştirme yönündeki çalışmalarımızın önemli bir sonucu oldu” dedi.</p>
<p>EYDEP’in Yetenek Envanteri sistemiyle bağlantılı çalıştığını, Savunma Sanayii Başkanlığı’nın hangi firmanın hangi ürünü veya teknolojiyi üretebileceğine ilişkin kapsamlı bir sanayi envanteri oluşturduğu bilgisini veren Arbak, “56 yıllık üretim kültürümüzü, savunma ve havacılık sektörlerinin gereksinim duyduğu yüksek kalite standartlarıyla buluşturuyoruz. Üretimde sahip olduğumuz hassasiyet kadar, süreçlerimizin ölçülebilir, izlenebilir ve sürdürülebilir olması da bizim için büyük önem taşıyor. Hassas işleme, kalite, izlenebilirlik, üretim kabiliyetimiz ve kurumsal süreçlerimizin güçlülüğünün EYDEP kapsamında desteklenmesinin, Türk savunma sanayisindeki konumumuzu bir üst lige taşıyan önemli bir gösterge olduğunu düşünüyoruz. EYDEP ile birlikte elde ettiğimiz bir diğer önemli başarımız, Kaplama Tesisi’mizin savunma sanayii ana yüklenicileri tarafından yapılan değerlendirmeler sonucunda uygunluk belgesi almaya hak kazanması oldu” diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tibet-makina-savunma-sanayisinde-iki-onemli-basari-elde-etti-88253</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/9/1280x720/tibet-arbak-1776849335.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tibet Makina Genel Müdürü Arbak, &quot;Hassas işleme, kalite, izlenebilirlik, üretim kabiliyetimiz ve kurumsal süreçlerimizin güçlülüğünün EYDEP kapsamında desteklenmesinin, Türk savunma sanayisindeki konumumuzu bir üst lige taşıyan önemli bir gösterge olduğunu düşünüyoruz. EYDEP ile birlikte elde ettiğimiz bir diğer önemli başarımız, Kaplama Tesisi’mizin savunma sanayii ana yüklenicileri tarafından yapılan değerlendirmeler sonucunda uygunluk belgesi almaya hak kazanması oldu.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/emo-antalya-sube-baskani-tat-su-ve-enerji-guvenligi-plani-hazirlanmali-88220</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> EMO Antalya Şube Başkanı Tat:  Su ve Enerji Güvenliği Planı hazırlanmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya’da yaşanabilecek su krizinin görünmeyen yüzünün enerji olduğu belirtildi.</p>
<p>Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Antalya Şube Başkanı Şaban Tat, yaptığı açıklamada, Antalya’nın su geleceğinin enerji altyapısından bağımsız planlanamayacağını bildirdi. Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Konferansı’nın (COP31), 9–20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da yapılacağını anımsatan Tat, ‘’Zirvenin en önemli başlıklarından biri elektrifikasyon olacak. Dünyada enerji ihtiyacının elektrikle karşılanan payının 2035 yılına kadar yüzde 35’e çıkarılması hedefleniyor. Dünya elektrifikasyonun geleceğini Antalya’da konuşacak. Peki, Antalya’nın gelecekte ihtiyaç duyacağı elektriği biz konuşuyor muyuz?’’ dedi.</p>
<p>Olası su krizinin tartışıldığını, ancak enerjinin konuşulmadığına dikkat çeken Tat, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Antalya’da su krizini konuşuyoruz. Ancak o suyu musluğa ulaştıracak elektriği yeterince konuşmuyoruz. Su kendiliğinden kuyudan çıkmaz; arıtılmaz, depolara ve evlerimize taşınmaz. Yeraltı suyu azaldıkça daha derinden su çekmek zorunda kalırız. Bu da pompaların daha fazla çalışması ve elektrik ihtiyacının artması demektir. Deniz suyunun arıtılması da enerjiden bağımsız bir çözüm değildir. ‘Denizimiz var, suyu arıtırız.’ demek kolaydır. Ancak bunun için güçlü ve kesintisiz bir elektrik altyapısı gerekir. Suyu depolayabiliriz; fakat elektriği aynı kolaylıkta ve uzun süreyle depolayamayız. Elektrik kesildiğinde yalnızca ışıklarımız sönmez. Kuyular, pompalar ve arıtma tesisleri de durur. Elektrik krizi kısa sürede su krizine dönüşür.’’</p>
<p><strong>‘’Su ve Enerji Güvenliği Planı hazırlanmalı’’</strong></p>
<p>Antalya’nın enerji ihtiyacını yalnızca bugünkü nüfusa ve geçmiş tüketim rakamlarına bakarak planlanamayacağına dikkat çeken Şaban Tat, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Turizm nüfusunu, artan klima kullanımını, elektrikli araçları, raylı sistemleri, tarımsal sulamayı, su kuyularını ve gelecekte gündeme gelecek deniz suyu arıtma tesislerini birlikte hesaplamak zorundayız. Bu nedenle Antalya için bütün kurumların katılımıyla bir Su ve Enerji Güvenliği Planı hazırlanmalıdır. Yeni yerleşim alanlarının trafo yerleri ve enerji hatları imar aşamasında belirlenmeli; su tesisleri yedek enerji ve depolama sistemleriyle güçlendirilmelidir. Binalar tamamlandıktan sonra enerji aramak planlama değildir. COP31’in Antalya’ya bırakacağı gerçek miras, geçici etkinlikler değil; iklim değişikliğine dayanıklı bir su ve enerji altyapısı olmalıdır. Bir kentin suyunu planlayıp enerjisini planlamıyorsanız, aslında suyunu da planlamış sayılmazsınız.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/emo-antalya-sube-baskani-tat-su-ve-enerji-guvenligi-plani-hazirlanmali-88220</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/2/0/1280x720/emo-antalya-sube-baskani-tat-su-ve-enerji-guvenligi-plani-hazirlanmali-1790237235.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektrik Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Şaban Tat, ‘’Antalya’da su krizini konuşuyoruz. Ancak o suyu musluğa ulaştıracak elektriği yeterince konuşmuyoruz. Su ve Enerji Güvenliği Planı hazırlanmalı’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/uedastan-guney-marmaranin-enerji-altyapisina-4-ilde-yatirim-atagi-88210</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> UEDAŞ’tan 4 ilin enerji altyapısına yatırım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Güney Marmara’da elektrik dağıtım hizmeti sunan UEDAŞ'ın bölgenin artan enerji ihtiyacına yönelik yatırımlarını hızlandırdığı belirtildi.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre Bursa, Balıkesir, Çanakkale ve Yalova’da eş zamanlı sürdürülen çalışmalarla bir yandan yeni elektrik altyapıları devreye alınırken, diğer yandan mevcut şebekenin kapasitesi artırılıp yenileniyor. Açıklamada, "UEDAŞ ekipleri, dört ilde toplam 158 noktada altyapı yatırımı ve iyileştirme çalışması yürütüyor. Çalışmalar kapsamında 84 noktada yeni elektrik altyapısı oluşturulurken, 46 noktada mevcut şebekenin kapasitesi artırılıyor. Mevcut elektrik şebekesinin bakım ve yenileme çalışmaları ise 28 noktada gerçekleştiriliyor." denildi.</p>
<p>Bölgenin artan nüfusu, sanayi ve ekonomik faaliyetleriyle birlikte enerji talebinin de yükseldiğine dikkat çeken UEDAŞ Yatırım Direktörü Ahmet Berk, yatırımların yalnızca mevcut ihtiyaca değil, gelecekte oluşacak talebe göre planlandığını söyledi.</p>
<h2>“Altyapıyı geleceğin ihtiyaçlarına hazırlıyoruz”</h2>
<p>Bursa, Balıkesir, Çanakkale ve Yalova’da birçok noktada eş zamanlı çalışma yürüttüklerini belirten Berk, “Güney Marmara’da nüfusun ve enerji ihtiyacının artmasıyla birlikte elektrik altyapısının da bu gelişime uyum sağlaması gerekiyor. Bu doğrultuda, yeni altyapıların oluşturulmasının yanı sıra mevcut elektrik şebekesinin bakım, onarım ve güçlendirme çalışmalarını da gerçekleştiriyoruz” dedi. Yatırımların temel hedefinin dağıtım altyapısını bölgenin büyüyen enerji talebine hazırlamak olduğunu vurgulayan Berk, “Sahada yürüttüğümüz tüm çalışmalarla elektrik dağıtım altyapımızı bölgenin bugünkü ihtiyaçlarına olduğu kadar gelecekteki ihtiyaçlarına da hazır hale getirmeyi hedefliyoruz” diye konuştu.</p>
<h2>1.700’ün üzerinde kişi sahada</h2>
<p>UEDAŞ’ın altyapı yatırımları ve saha operasyonlarında toplam 1.700’ün üzerinde kişi görev yapıyor. Çalışmalarla elektrik dağıtım şebekesinin kapasitesinin artırılması, altyapının güçlendirilmesi ve daha güvenli ve kesintisiz bir enerji dağıtımının sağlanması hedefleniyor. Ahmet Berk, önümüzdeki dönemde de bölgedeki enerji ihtiyacını yakından izleyerek yatırımlara devam edeceklerini belirterek, “Bölgenin ihtiyaçlarını yakından takip ederek yatırımlarımıza devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/uedastan-guney-marmaranin-enerji-altyapisina-4-ilde-yatirim-atagi-88210</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/0/1280x720/uedastan-guney-marmaranin-enerji-altyapisina-4-ilde-yatirim-atagi-1790232881.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ UEDAŞ Yatırım Direktörü Ahmet Berk, Bursa, Balıkesir, Çanakkale ve Yalova’da artan enerji ihtiyacına yanıt verecek altyapı yatırımlarının sürdüğünü belirtti. Dört ilde 84 noktada yeni elektrik altyapısı oluşturulurken, 46 noktada kapasite artırımı, 28 noktada ise bakım ve yenileme çalışması yürütülüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/koksal-sirketler-grubunun-yeni-yatirimi-hilton-hampton-kapilarini-acmaya-hazirlaniyor-88207</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Köksal Şirketler Grubu’nun yeni yatırımı Hilton Hampton, kapılarını açmaya hazırlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Köksal Şirketler Grubu tarafından Eskişehir’de yatırımı gerçekleştirilen Hilton Hampton’da açılış için geri sayım başladı. Şehir hastanesinin karşısında, fuar merkezinin yanında inşa edilen dört yıldızlı otelin eylül ayı içerisinde hizmete açılması planlanıyor.</p>
<p><img style="float: left;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6ab4cc0adea88-1790233610.jpg" alt="" width="214" height="180" /></p>
<p>Köksal Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Üyesi İlhan Köksal, 107 oda ve iki özel süitten oluşan otelin, konaklama hizmetlerinin yanı sıra toplantı, seminer, iş yemeği ve özel organizasyonlara da ev sahipliği yapacağını söyledi. Otelin açık ve kapalı otopark olanaklarına sahip olduğunu belirten Köksal, elektrikli araç kullanıcıları için farklı markalara ait şarj ünitelerinin de bulunduğunu kaydetti.</p>
<p>Hilton Hampton’ın hem şehir dışından gelen ziyaretçilerin hem de Eskişehir iş dünyasının ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde planlandığını aktaran Köksal, “Dört yıldızlı Hilton Hampton otelimizi hizmete açmak için son hazırlıkları yapıyoruz. Otelimizde 107 oda ile iki özel süit bulunuyor. Global Hilton Hampton standartlarına uygun olarak hazırlanan odalarımız, geniş ve konforlu yapısıyla misafirlerimize rahat bir konaklama imkânı sunacak. Açık ve kapalı otoparklarımız sayesinde araçlarıyla gelen konuklarımız park sorunu yaşamayacak. Elektrikli araç kullanımının hızla yaygınlaştığını dikkate alarak farklı markaların şarj ünitelerine de yer verdik” dedi.</p>
<p><strong>“İş dünyasının ihtiyaçlarına cevap verecek”</strong></p>
<p>Otelde farklı büyüklüklerde dört toplantı salonunun yer aldığını bildiren Köksal, salonlardan birinde 95 kişiye kadar seminer ve toplantı düzenlenebileceğini ifade etti. Diğer salonların ise 45-50 metrekarelik alanlarıyla daha küçük ölçekli buluşmalara hizmet vereceğini dile getiren Köksal, otelin öğle ve akşam saatlerinde alakart restoran hizmeti de sunacağını belirtti.</p>
<p>Konaklama ile iş dünyasına yönelik hizmetleri aynı çatı altında bir araya getirdiklerini vurgulayan Köksal, “Otelimizde büyük, orta ve küçük ölçekli organizasyonlara uygun dört ayrı toplantı salonu oluşturduk. En büyük salonumuzda 95 kişiye kadar seminer ve toplantı gerçekleştirilebilecek. Diğer salonlarımız ise daha küçük grupların toplantıları, özel görüşmeleri ve kurumsal buluşmaları için kullanılabilecek. Özel misafirlerin ağırlanmasından iş yemeklerine kadar farklı ihtiyaçlara cevap vereceğiz. Öğle ve akşam saatlerinde sunacağımız alakart menülerle yalnızca konaklayan misafirlere değil, şehirdeki iş dünyasına da hizmet edeceğiz” diye konuştu.</p>
<p><strong>"Organize Sanayi Bölgesi’ne ulaşım avantajı sunacak"</strong></p>
<p>Otelin konumuyla ulaşım açısından önemli bir avantaja sahip olduğunu söyleyen Köksal, çevre yolu üzerinde bulunan konumuyla kent dışından gelen misafirlere kolaylık sağlayacağını kaydetti. Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi’ne kısa sürede ulaşılabildiğini belirten Köksal, fuar merkezi ve şehir hastanesine yakınlığın da otelin farklı ziyaretçi gruplarına hizmet vermesine imkân tanıyacağını ifade etti.</p>
<p>Hilton Hampton’ın faaliyete geçmesiyle istihdam sayısının da artacağını açıklayan Köksal, “Otelimizde şu anda 27 kişilik bir ekip görev yapıyor. Hizmete açılmamızla birlikte çalışan sayımızı 35-38 kişi seviyesine çıkarmayı planlıyoruz. Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi’ne, fuar merkezine, Şehir Hastanesi’ne ve çevre yolu üzerinde yer alan konumumuz ulaşım avantajı sağlıyor. Misafirlerimizin otele erişimde ve araçlarını park etmekte sorun yaşamayacağı bir yapı oluşturduk. Eylül ayı içerisinde kapılarımızı açarak Eskişehir’e Hilton Hampton markasının hizmet standartlarıyla katkı sunacağız” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/koksal-sirketler-grubunun-yeni-yatirimi-hilton-hampton-kapilarini-acmaya-hazirlaniyor-88207</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/7/1280x720/koksal-sirketler-grubunun-yeni-yatirimi-hilton-hampton-kapilarini-acmaya-hazirlaniyor-1790232279.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Köksal Şirketler Grubu’nun Eskişehir’de hayata geçirdiği 107 odalı Hilton Hampton kapılarını açmaya hazırlanıyor. Köksal Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Üyesi İlhan Köksal, &quot;Eylül ayı içerisinde kapılarımızı açarak Eskişehir’e Hilton Hampton markasının hizmet standartlarıyla katkı sunacağız.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/efor-groupun-ihracat-basarisi-odulle-taclandi-88215</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> EFOR Group&#039;a &#039;İpek Böceği Bronz İhracat Ödülü&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Uludağ Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (UHKİB) tarafından düzenlenen 2025 İpek Böceği İhracat Ödülleri, ihracata katkı sağlayan firmaları bir araya getirdi.</p>
<p>Bursa'da kurulu üretim tesislerinde ev tekstili ve kimya sektörlerinde faaliyet gösteren EFOR Group'un İpek Böceği Bronz İhracat Ödülü'nü alarak uluslararası pazarlardaki başarısını tescillediği bildirildi.</p>
<p>Ödülü Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, UHKİB Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Özkarakaşlı ve Uludağ Yaş Meyve ve Sebze İhracatçıları Birliği (UYMSİB) Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Taner’den alan EFOR Bioteknoloji Satış ve Proje Müdürü Erdal Çatalkaya, “Bu ödül, yalnızca bir başarı belgesi değil; üretime, kaliteye, ihracata ve geleceğe yapılan yatırımın somut bir karşılığı niteliğindedir” dedi. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab4cdb3e9cc8-1790234035.jpeg" alt="" width="748" height="871" /></p>
<h2>“Yeni pazarlara açılacağız”</h2>
<p>Erdal Çatalkaya, “Ev tekstili sektöründe EFOR Home ve kimya sektöründe EFOR Bioteknoloji bünyesindeki Prowill, Ecoprobiotic, Proverim ve Vetorin markalarımız ile farkımızı göstermeye devam ediyoruz. Bizim için bu ödül, yalnızca bir başarı belgesi değil; üretime, kaliteye, ihracata ve geleceğe yapılan yatırımın somut bir karşılığıdır. Ülkemizde üretilen ürünlerin dünyanın farklı coğrafyalarında tercih edilmesine katkı sunarken, sahip olduğumuz üretim kabiliyeti ve ihracat vizyonuyla büyümeye devam ediyoruz. Aldığımız ödülün arkasında gece-gündüz çalışan dev bir ekip, üretim hattında gösterilen titizlik, kalite anlayışı, zamanında teslimat için verilen emek ve Türkiye’nin ihracat hedeflerine duyulan inanç bulunuyor. Bizim için başarı, sadece daha fazla üretmek değil; ülkemizin emek gücünü, kalitesini ve üretim potansiyelini dünyanın dört bir yanına taşımaktır. Küresel rekabetin her geçen gün arttığı bir dönemde yerli üretime vurgu yaparak ülkemizin ihracat gücüne katkı sunmaya devam edeceğiz. EFOR Home ve EFOR Bioteknoloji olarak yeni inovatif yatırımlarımızla hem tekstil, hem de kimya alanında yeni pazarlara açılacak ve başarı hikayelerimize yenilerini ekleyeceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/efor-groupun-ihracat-basarisi-odulle-taclandi-88215</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/5/1280x720/efor-groupun-ihracat-basarisi-odulle-taclandi-1790234007.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EFOR Group, UHKİB&#039;in düzenlediği 2025 İpek Böceği İhracat Ödülleri Töreni’nde bronz ödüle layık görüldü. EFOR Bioteknoloji Satış ve Proje Müdürü Erdal Çatalkaya, “Bu ödül, yalnızca bir başarı belgesi değil; üretime, kaliteye, ihracata ve geleceğe yapılan yatırımın somut bir karşılığı niteliğinde. Ülkemizde üretilen ürünlerin dünyanın farklı coğrafyalarında tercih edilmesine katkı sunarken, sahip olduğumuz üretim kabiliyeti ve ihracat vizyonuyla büyümeye devam ediyoruz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/guncel-yazilimda-yapay-zeka-donusumu-koddan-organizasyona-88213</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Asıl dönüşüm kod üretiminde değil, iş yapış biçimlerinde&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Yapay zekânın yazılım geliştirme süreçlerinde kullanımının hızla yaygınlaşması, şirketlerin iş yapış biçimlerini de yeniden şekillendiriyor.</p>
<p>Bursa’da 26 yıldır kurumsal yazılım geliştiren Güncel Yazılım'ın, yapay zekâyı yalnızca kodlama asistanı olarak kullanmak yerine, yazılım üretim organizasyonunun farklı aşamalarına dahil eden bir yapıya yöneldiği bildirildi.</p>
<p>Güncel Yazılım Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu üyesi Mustafa Taşdelen, “Asıl dönüşüm kodun nasıl yazıldığında değil, işin nasıl organize edildiğinde” dedi. Taşdelen, yapay zekâ kullanımına ilk başladıklarında temel hedeflerinin daha hızlı kod yazmak olduğunu, ancak süreç içinde çok daha kapsamlı bir dönüşüm ortaya çıktığını belirtti. Güncel Yazılım’da bugün taleplerin anlaşılmasından geliştirme, test ve doğrulamaya kadar farklı aşamalarda yapay zekâ ajanlarından yararlanılıyor. Kritik kararlar ve canlıya geçiş süreçleri ise insan onayında tutuluyor. </p>
<h2>“Yüzlerce uzmanlaşmış ajan”</h2>
<p>Verilen bilgiye göre, şirketin kendi veri merkezi altyapısında çalışan yapay zekâ organizasyonunda farklı görev ve sorumluluklara sahip ajanlar bulunuyor. Gelen talebi anlayıp ilgili role yönlendiren, işi parçalara ayırıp takip eden ve ortaya çıkan sonucu sorgulayarak riskleri değerlendiren farklı ajanların yazılım ekiplerine destek verdiği belirtildi. Taşdelen’e göre bu yeni yapıda insanın rolü ise “Niyeti tanımlamak, sınırı çizmek ve son kararı vermek” olarak şekilleniyor. Bu sistemde bir yazılım talebi tek cümleyle sisteme iletilebiliyor. Talep analiz edilerek ilgili ajanlara dağıtılıyor, ajanlar görevleri üzerinde çalışıyor ve birbirlerinin çıktılarının değerlendirilmesine katkı sağlıyor. Taşdelen, bu değişimi, “Sabah masama gelen şey artık iş değil, karar. İşimin önemli bir kısmı yapmak değil, yargılamak olmaya başladı” sözleriyle anlattı. </p>
<h2>“ERP’nin yanına ARP geliyor”</h2>
<p>Taşdelen, yapay zekâ ile birlikte kurumsal yazılımın geleceğinde “Agentic Resource Planning” (ARP) yaklaşımının öne çıkacağını belirtiyor. ERP’nin insan, makine, malzeme ve finans gibi kaynakları planladığını ifade eden Taşdelen, ARP’nin buna yazılım ajanlarını da ekleyerek bir işin hangi yetkiyle, hangi doğrulama süreçlerinden geçerek yürütüleceğini planlamayı amaçladığını aktardı. Güncel Yazılım’ın bu alandaki platform girişimi xLAP ise mevcut ERP ve MES sistemlerini değiştirmeden, bu sistemlerdeki veri, iş kuralları ve kullanıcı yetkilerini kontrollü yapay zekâ ajanlarının kullanabileceği bir yapıya dönüştürmeyi hedefliyor. </p>
<h2>“Kontrol mekanizması insan onayında”</h2>
<p>Kurumsal yapay zekâ uygulamalarında temel konunun yalnızca modelin yeteneği olmadığını vurgulayan Taşdelen, asıl belirleyici unsurun yapay zekâya hangi yetkilerin verildiği olduğunu söyledi. Yanlış bir kararın ERP’ye bağlı sistemlerde fiyat, sipariş veya üretim planı gibi kritik alanları etkileyebileceğine dikkat çeken Taşdelen, bu nedenle yapıyı yetki sınırları, bağımsız doğrulama, işlem kayıtları, insan onayı ve geri alma mekanizmalarıyla desteklediklerini belirtti.</p>
<p>Şirketin, kendi yazılım üretiminde kullandığı ajan organizasyonunu sanayi işletmelerine yönelik bir ürüne dönüştürmek amacıyla ULUTEK kapsamında üç projeli bir AR-GE programı da yürüttüğü, bu kapsamda çoklu ajan orkestrasyonu, ERP ekranlarının ajan yeteneklerine dönüştürülmesi ve insanlarla yapay zekâ ajanlarının aynı kaynak planında yönetilmesi gibi kabiliyetlerin geliştirilmesinin planlandığı ifade edildi. Bu unsurların halen geliştirme aşamasında olduğu kaydedildi.  </p>
<h2>“Hedef global ürün şirketine dönüşmek”</h2>
<p>Güncel Yazılım'ın, 2030 vizyonunu Industrial Agentic AI, izinli endüstriyel veri, dikey yapay zekâ ürünleri, SaaS tabanlı ölçeklenme ve yapay zekâ odaklı insan kaynağı olmak üzere beş başlıkta şekillendirdiği belirtildi. Şirket, sanayide edindiği saha deneyimini tekstil, otomotiv, makine, mobilya ve gıda gibi sektörlere yönelik yapay zekâ ürünlerine dönüştürerek uluslararası pazarlara açılmayı hedefliyor.</p>
<p>Taşdelen, şirketin büyüme stratejisinin proje ve adam/gün modelinden ürün modeline geçiş üzerine kurulduğunu belirterek, “Hedefimiz, sanayimizin yapay zekâ kullanımını artırarak kalite, zaman ve verimlilik çıktılarını yükseltmek. Edindiğimiz 26 yıllık tecrübeyle global bir Industrial Agentic AI şirketi olmak” dedi. Taşdelen’e göre yapay zekâ çağında insanın rolü ortadan kalkmayacak, aksine daha üst bir seviyeye taşınacak. “Önümüzdeki dönemin en değerli insanı en fazla kod yazan insan olmayacak” diyen Taşdelen, doğru problemi tanımlama, yapay zekâya doğru işi yaptırma ve ortaya çıkan sonucun doğruluğunu değerlendirme becerilerinin daha fazla önem kazanacağını ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/guncel-yazilimda-yapay-zeka-donusumu-koddan-organizasyona-88213</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/3/1280x720/guncel-yazilimda-yapay-zeka-donusumu-koddan-organizasyona-1790233450.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Güncel Yazılım Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu üyesi Mustafa Taşdelen, yapay zekânın yazılım sektöründe asıl dönüşümü kod üretiminde değil, iş yapış biçimlerinde yarattığını söyledi. Taşdelen, “Asıl dönüşüm kodun nasıl yazıldığında değil, işin nasıl organize edildiğinde” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/burhan-ozfatura-son-yolculuguna-ugurlandi-88255</guid>
            <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Burhan Özfatura son yolculuğuna uğurlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde iki dönem başkanlık yapan Burhan Özfatura, 83 yaşında yaşamını yitirdi. Özfatura, Balçova Niyazi Uğur Camii’nde düzenlenen cenaze töreninin ardından Karabağlar’daki Paşa Köprüsü Kabristanı’nda toprağa verildi.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde 1984-1989 ve 1994-1999 yılları arasında belediye başkanlığı yapan Burhan Özfatura, 83 yaşında yaşamını yitirdi. Özfatura için Balçova Niyazi Uğur Camii’nde cenaze töreni düzenlendi. Törene İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Dr. Zafer Levent Yıldır, milletvekilleri, ilçe belediye başkanları, İzmir’in siyaset ve kent yaşamından çok sayıda isim ile Özfatura’nın ailesi ve sevenleri katıldı.</p>
<p>Öğle namazının ardından Özfatura’nın cenaze namazı kılındı. Dualarla son yolculuğuna uğurlanan Özfatura’nın naaşı, defnedilmek üzere Karabağlar’daki Paşa Köprüsü Kabristanı’na götürüldü. Özfatura burada ailesi, yakınları ve sevenlerinin katıldığı törenle toprağa verildi.</p>
<h2>İzmir’e iki dönem başkanlık yaptı</h2>
<p>1943 yılında Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesinde doğan Burhan Özfatura, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu. Maliye Bakanlığı’nda hesap uzmanı olarak görev yapan Özfatura, 1984-1989 ve 1994-1999 yılları arasında İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı yaptı. Siyasetin yanı sıra ekonomi alanındaki çalışmalarıyla da tanınan Özfatura, belediye başkanlığı görevinin ardından çeşitli kurumlarda görev aldı ve köşe yazıları kaleme aldı. Özfatura, 21 Eylül’de tedavi gördüğü Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi’nde 83 yaşında yaşamını yitirdi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/burhan-ozfatura-son-yolculuguna-ugurlandi-88255</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/5/1280x720/burhan-ozfatura-son-yolculuguna-ugurlandi-1790253819.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 83 yaşında hayatını kaybeden Eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Burhan Özfatura, Karabağlar’daki Paşa Köprüsü Kabristanı’nda toprağa verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/suyun-gelecegi-antalya-zirvesinde-tartisildi-88171</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 21:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Suyun geleceği Antalya Zirvesinde tartışıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>2026 yılını ‘Su Yılı’ ilan eden Antalya Ticaret Borsası (ATB), BM İklim Konferansı (COP 31) öncesi, su kullanımında dünyaya örnek olacak çalışma hedefledi. Bu nedenle, tarım ve turizm kenti Antalya’da su verimliliği ve su kaynaklarının korunması amacıyla ‘Su Zirvesi’ düzenledi.</p>
<p>ATB Başkanı Ali Çandır, zirvede yalnızca suyu konuşmak için değil, Antalya’nın geleceğini konuşmak için bir araya geldiklerini belirtti. Suyun artık yalnızca çevrenin ya da tarımın konusu olmadığına dikkat çeken Çandır, ‘’Su, üretimdir, gıdadır, turizmdir, sanayidir, kent yaşamıdır, ekonomidir. Ve hepsinden önemlisi, Antalya’nın geleceğidir. Antalya büyüyor. Antalya’da üretim, turizm, nüfus ve ekonomi büyüyor. Diğer taraftan da iklim, yağış rejim de değişiyor. Kuraklık ve su stresi artıyor’’ dedi.</p>
<p>Bir tarafta büyüyen bir Antalya, diğer tarafta çok daha dikkatli yönetilmesi gereken su kaynakları olduğuna dikkat çeken Çadır, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Biz su meselesini yalnızca bugünün sorunu olarak görmüyoruz. Antalya’nın önümüzdeki 10, 20, 30 yıllık geleceğinin temel sorunlarından biri olarak görüyoruz. Suyu artık sektör sektör, kurum kurum birbirinden bağımsız yönetemeyiz. Tarımın suyu başka, turizmin suyu başka, sanayinin ya da kentin suyu başka değildir. Hepsi Antalya’mızın suyudur. Hepsi aynı kaynağın, aynı havzanın, aynı geleceğin parçasıdır. Bu nedenle Antalya’nın ihtiyacı parçalı ya da müstakil çözümler değil, bütüncül ve kapsayıcı bir su yönetimi anlayışıdır.’’</p>
<p><strong>"Suyu ölçelim yönetelim"</strong></p>
<p>Suyun daha iyi yönetilmesi gerektiğini anlatan Çandır, şöyle konuştu: ‘’Suyun ölçülmesi, kayıpları azaltılması, verimli kullanılması, yağmur suyunun tutması, arıtılmış su yeniden değerlendirilmeli, kullandığımız suyun her damlasının ne kadar değer ürettiğini bilmeliyiz. Çünkü, ölçmeden yönetemeyiz, kıyaslamadan iyileştiremeyiz. Kentler, sektörleri yalnızca toplam su tüketimiyle değil, ürettikleri değerle birlikte ölçüyor. Biz de Antalya’da bunu yapabilmeliyiz. Tarımda bir metreküp suyla ne kadar ürün ve ne kadar ekonomik değer oluşturulduğu, turizmde bir misafir için ne kadar su kullanıldığı, sanayide bir birim üretim için ne kadar su tüketildiği, kentte kişi başına tüketim ve şebeke kayıpların ölçülmesi gerekir. Her sektör kendi şartları içinde değerlendirilmeli, kendi su verimliliği hedefini ortaya koymalıdır.”</p>
<p><strong>"Arıtılmış su ekonomiye kazandırılmalı"</strong></p>
<p>Uygun koşullarda arıtılmış suyun, tarımda, sanayide, peyzajda ve farklı kullanım alanlarında yeniden hayata ve ekonomiye kazandırması gerektiğine dikkat çeken Çandır, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Yağmur suyunu mümkün olduğu kadar hızla şehirden uzaklaştırılacak bir yük değil, değerlendirilecek bir kaynak olarak görmeliyiz. Tarımda yalnızca modern sulama sistemlerine geçmekle yetinmemeli, toprağın, bitkinin ve iklimin gerçek ihtiyacına göre sulama yapmalıyız. Sera çatılarımıza düşen yağmuru değerlendirmeliyiz. Yeraltı suyunu yalnızca çektiğimiz bir kaynak olarak değil, korumamız gereken stratejik bir rezerv olarak görmeliyiz. Turizmde iyi uygulamaları ölçmeli ve yaygınlaştırmalıyız. Sanayide suyun nerede kullanıldığını, nerede kaybedildiğini ve ne kadarının yeniden kullanılabileceğini ortaya koymalıyız. Kentlerimizde ise kayıp-kaçağı azaltırken, suyu ölçen, izleyen ve yöneten bir altyapıya geçmeliyiz.”</p>
<p><strong>"Su Etkileşim Ağı kurmak istiyoruz"</strong></p>
<p>Hedeflerinin Antalya’da kalıcı ve kapsayıcı bir su etkileşim ağı oluşturmak istediklerini ifade eden Ali Çandır, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>‘’Bu ağ, kamu, yerel yönetim, üniversite, üretici, turizm, sanayi, meslek kuruluşları ve sivil toplumun aynı hedefler etrafında sürekli iletişim içinde olmasını sağlayacak bir yapı olmalı. Antalya’mızın su verisini ortak bir sistem ve ortak bir anlayışla toplamaya, ölçmeye, izlemeye ve sonuçlarını düzenli olarak paylaşmaya ihtiyacımız var. Antalya’nın suyunu birlikte ölçebilmeli, izleyebilmeli, kıyaslayabilmeli ve gelişmeyi her yıl ortaya koyabilmeliyiz. Kısa, orta ve uzun vadeli, uygulanabilir, ölçülebilir, takip edilebilir ve finanse edilebilir bir yol haritası olmasını istiyoruz.”</p>
<p><strong>"COP31 büyük fırsat"</strong></p>
<p>Antalya’nın önünde COP31 gibi büyük bir fırsat olduğunu dile getiren Başkan Çandır, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Biz COP31’i yalnızca Antalya’da gerçekleştirilecek büyük bir uluslararası organizasyon olarak görmüyoruz. Antalya’nın yıllardır konuştuğu iklim ve su konularında somut adımlar atması için önemli bir fırsat olarak görüyoruz. İstiyoruz ki Antalya COP31’e; yalnızca ev sahibi olan bir kent olarak değil, sorunlarını bilen, verilerini ortaya koyan, çözümünü ortak akılla tartışan, hedeflerini belirleyen, harekete geçen ve sonuçları tüm paydaşlarıyla paylaşan bir kent olarak çıksın. Antalya’nın bugün kendi geleceği için ortaya koyacağı çözümler, yarın COP31’de ve dünyanın farklı coğrafyalarında karşılık bulabilir. Çünkü, suyu korursak üretimi koruruz. Suyu korursak ekonomimizi koruruz. Suyu korursak Antalya’nın geleceğini koruruz.”</p>
<p><strong>"Seralar modernize edilecek"</strong></p>
<p>Antalya Valisi Hulusi Şahin de dünya nüfusunun ve kişi başına düşen su tüketiminin arttığını ancak temiz su kaynaklarının giderek azaldığını söyledi. Su kaynaklarının korunması için toplumun tüm kesimlerinin sorumluluk alması gerektiğini belirten Şahin, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Çözümler biliniyor, artık uygulamak zorundayız. Geçmişte kullanılan salma sulama yönteminden yağmurlama ve basınçlı sulama sistemlerine geçişle birlikte su tüketimi önemli ölçüde azaldı. Şimdi artık o da kurtarmıyor. Yeni yöntemler bulmak ve uygulamak zorundayız. Başka çaremiz yok. Antalya’daki seraların modernizasyonunda suyun verimli kullanılması açısından büyük önem taşımaktadır. Seralarımızı değiştirecek, yeni tip bir anlayışla yeniden yapacağız. Ortak akıl, sorunu tabandan tespit etmektir. Su eylemi hedefinin başarıya ulaşmasında ortak akıl önemli. Tarım, hayvancılık ve turizmin sürdürülebilmesi için suyun doğru yönetilmesi gerekir. Eğer belli çözümler yapmazsak tarımı, hayvancılığı ya da turizmi devam ettirme şansımız yok. Acı reçeteyi kendimize uygulayacağız, finansmanı kendimiz karşılayacağız. Bunun başka yolu yok.”</p>
<p><strong>"Antalya iklim meselesinin tam merkezinde"</strong></p>
<p>Akdeniz coğrafyası, iklim değişikliğinin etkilerinin yoğun biçimde kesiştiği bölgelerin başında geldiğini anlatan Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. DR. Özlenen Özkan ise, ‘’BM’nin bilimsel değerlendirmeleri, Akdeniz Havzasının iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek bölgelerden biri olduğunu ortaya koyuyor. Bu da Türkiye’yi ve özellikle Antalya’yı, iklim meselesinin tam merkezine yerleştiriyor’’ dedi.</p>
<p>Türkiye’de kullanılan suyun dörtte üçünün tarımda kullanıldığını ifade eden Prof. Dr. Özkan, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Suyu konuştuğumuzda aslında tarımın da geleceğini konuşuyoruz. Ve yalnızca üretimi değil; gıdaya erişimi, çiftçiyi, kırsal yaşamı, ekonomiyi ve soframıza ulaşan her lokmanın sürdürülebilirliğini de konuşuyoruz. Bu nedenle suyun geleceğine sahip çıkacaksak, işe toprağın suyla buluştuğu yerden başlamalıyız. Geleceğin üretim modeli; daha fazla su tüketen değil, toprağın ve suyun kıymetini bilen, daha az kaynakla daha verimli, daha dirençli ve sürdürülebilir üretim yapabilen bir anlayış üzerine kurulmalı.’’</p>
<p>Bugün yeni bir dönemin eşiğinde olduğumuzu anlatan Rektör Özkan, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Artık mesele yalnızca daha fazla üretmek değil, daha az suyla, daha az kaynakla, değişen iklim koşullarına dayanıklı ve sürdürülebilir üretim yapmak. Bu dönüşümde üniversitelere yine büyük sorumluluk düşüyor. Biz Akdeniz Üniversitesi olarak bunun farkındayız. Aksu’da yaklaşık 1.100 dekarlık alanda hayata geçirdiğimiz Antalya Tarım Teknokentinde su verimli üretim sistemlerinden akıllı seralara, hassas tarımdan yapay zekâ uygulamalarına kadar geleceğin tarımını bugünden kurmayı hedefliyoruz.’’</p>
<p>Korkuteli’nde 50 megavat kurulu güce sahip GES projesini uygulamaya koyduklarını vurgulayan Rektör Özlenen Özkan ‘’Üniversitemizin elektrik ihtiyacının tamamını güneş enerjisinden karşılayabilecek büyüklükte bir yatırım yapıyoruz.  Enerji verimliliğinden atık yönetimine, karbon ve su ayak izinden sürdürülebilir kampüs uygulamalarına kadar çevre politikalarını bir bütün olarak ele alıyoruz. Su Enstitüsü kuruyoruz. Mühendislikten ziraate, çevre bilimlerinden hidrojeolojiye, turizmden ekonomiye kadar farklı disiplinleri bir araya getirerek Antalya’nın ve Akdeniz Havzası’nın gerçek sorunlarına uygulanabilir çözümler üretmeyi hedefliyoruz’’ dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/suyun-gelecegi-antalya-zirvesinde-tartisildi-88171</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/1/1280x720/suyun-gelecegi-antalya-zirvesinde-tartisildi-1790189517.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İklim değişikliğini en sert şekilde yaşayan Antalya, suyun daha verimli kullanılması ve geleceğe daha iyi koşullarda aktarılması amacıyla BM İklim Konferansı öncesi, Antalya’da kalıcı ve kapsayıcı bir su etkileşim ağı oluşturmak istiyor. Antalya Valiliği seraların modernizasyonu için çalışma başlatırken sera çatılarına düşen suyun kullanımı için de girişimlerde bulunuyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tasfiye-icin-henuz-yontem-belirlenmedi-88161</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 16:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tasfiye için henüz yöntem belirlenmedi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) 7 portföy yönetim şirketine ait tasfiye kararı aldığı 131 fon için henüz yol haritası belirlenmiş değil.</p>
<p>SPK’ya yakın kaynaklardan edinilen bilgiye göre fonların tasfiyesi için görevlendirilen Ziraat Bankası ile İş Bankası yöneticileri ve SPK yetkilileri tasfiyenin yöntemi üzerinde çalışmaya devam ediyor.</p>
<p>Kaynaklardan edinilen bilgiye göre fon kayıtlarına ilişkin rakamlar daha tam olarak netleşmedi ve portföy büyüklüğü hesaplamaları için de atılmış bir adım bulunmuyor.</p>
<p>Hatırlanacağı üzere Sermaye Piyasası Kurulu geçen hafta Tera Portföy, Pusula Portföy, Hedef Portföy, Atlas Portföy, A1 Portföy, Pardus Portföy ve Bulls Portföy’e ait 131 fon için tasfiye kararı almış ayrıca bu portföy yönetim şirketlerine ait tüm fonlarda işlemleri durdurmuştu.</p>
<p>Ardından SPK, tasfiye edilmesine karar verilen yatırım fonlarının tasfiye sürecine ilişkin usul ve esasları belirlemişti. Düzenlemeye göre, Tera Portföy bünyesindeki fonların tasfiye işlemlerini Türkiye İş Bankası yürütecek. Diğer 6 portföy şirketine ait fonların tasfiye sürecinde ise Ziraat Bankası görev alacak.</p>
<p>Tasfiye kapsamında fon varlıklarının nakde çevrilmesiyle elde edilen tutarlar, yatırımcıların mutabakatı sağlanan hesaplarına sahip oldukları pay oranında aktarılacak. Bugün yaptığı açıklamada SPK 7 portföy yönetim şirketine (PYŞ) ait 131 fonda Merkezi Kayıt Kuruluşu kayıtlarına göre tekil yatırımcı sayısının 455 bin 758 kişi olduğunu duyurdu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tasfiye-icin-henuz-yontem-belirlenmedi-88161</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/4/1280x720/spk-1766126143.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ziraat Bankası ve İş Bankası yöneticileri ile SPK yetkililerinin 131 fon için tasfiye yöntemi üzerinde çalışmaya devam ettiği ancak tasfiye kararı alınan fonlar için henüz yol haritasının belirlenmediği belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/4-kurulusa-esg-tahvili-ihraci-icin-yetki-88160</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 16:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> 4 kuruluşa ESG tahvili ihracı için yetki</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, ESG tahvili (sürdürülebilir) ihracı için 4 finans kuruluşunu yetkilendirdiğini bildirdi.</p>
<p>Bakanlığın internet sitesinde yapılan açıklamada, bakanlığın, 2026 yılı dış finansman programı çerçevesinde, ABD doları cinsinden 10 yıl vadeli bir ESG tahvili ihracı gerçekleştirmek üzere BNP Paribas, Citibank, ING Bank ve JP Morgan'a yetki verdiği bilgisine yer verildi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/4-kurulusa-esg-tahvili-ihraci-icin-yetki-88160</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/hazine-ve-maliye-bakanligi-oib.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakanlığı, BNP Paribas, Citibank, ING Bank ve JP Morgan&#039;a ESG tahvili ihracı için yetki verdiğini duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ali-koc-yuzde-60-63-oraninda-yenilenebilir-enerji-kapasitemiz-var-88159</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 16:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ali Koç: Yüzde 60-63 oranında yenilenebilir enerji kapasitemiz var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Y. Koç, küresel iş dünyasının temsilcilerini bir araya getiren "COP31 İş Forumu New York Diyaloğu"na katıldı.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, New York İklim Haftası kapsamında düzenlenen COP31 İş Forumu New York Diyaloğu, COP31 Özel Sektör Elçisi Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ile Bloomberg'in ev sahipliğinde gerçekleştirildi.</p>
<p>Etkinlik kapsamında düzenlenen "COP31 Eylem Gündemi'ne Özel Sektörün Yanıtı" başlıklı panelde, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Koç, Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) İcra Direktörü Fatih Birol, Uluslararası Finans Kurumu (IFC) Genel Müdürü Makhtar Diop ve Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) Genel Sekreteri John Denton yer aldı.</p>
<p>Panelde konuşan Koç, şirketlerin artık rakiplerinin yanı sıra onların arkasındaki ekonomik sistemlerle de rekabet ettiğini belirtti.</p>
<p>Koç, gelişmiş bir ülkede finansman maliyeti yüzde 5-6 seviyelerindeyken gelişmekte olan bir ülkede bunun iki ya da üç katına çıktığını, vadelerin kısaldığını aktararak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Diğer yandan kendi ülkenizde katı iklim politikalarıyla karşılaşırken, rakibinizin bulunduğu ülkedeki kurallar çok daha esnek olabiliyor. Dolayısıyla karşılaşacağınız fiyat baskıları da farklılık gösteriyor. Peki, dünya genelinde standart bir kamu ve düzenleme politikasına sahip olmak mümkün mü? Hayır. Ancak birbirimize olabildiğince yaklaşabilir miyiz? İklim açısından doğru olanı yaparken bunu ekonomik açıdan da mantıklı ve sürdürülebilir bir zemine oturtup doğru yönde buluşabilir miyiz? Evet. Bu iki unsur ne kadar yakınlaşırsa o kadar olumlu sonuçlar elde ederiz."</p>
<p>İklim düzenlemelerinde kamu politikalarının önemine dikkati çeken Koç, Çin'de 2004 ile 2025 yılları arasında şirketlerin aldığı kamu desteği ve teşviklerin, diğer OECD ülkelerindeki şirketlere kıyasla 8 kata kadar daha fazla olduğunun söylendiğini ifade etti.</p>
<p><strong>"Türkiye'nin yenilenebilir enerjiye yönelmesi öncelik taşıyor"</strong></p>
<p>Koç, enerji güvenliği ve iklim meselelerinin yan yana geldiğinde, Türkiye'yi daha rekabetçi kılmak ve şirketlerin uluslararası devlerle yarışabilmesini sağlamak için yenilenebilir temiz enerji ve elektrifikasyonun artırılmasının tartışmasız bir gerçek olduğunu belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>"Hürmüz Boğazı kısa vadeli bir sorun. Uzun vadede talep sürekli büyüyor. Enerjiye daha çok ihtiyaç duyuluyor ve dışa bağımlılık artıyor. İthal yakıtlara bağımlı olduğumuz için bu durum tüm iş kollarımızı, enflasyonu ve iş yapma maliyetlerini doğrudan etkiliyor. Bugün tedarik güvenliği kocaman bir soru işareti. Dolayısıyla Türkiye'nin yenilenebilir enerjiye yönelmesi bu dönemde öncelik taşıyor. Enerji sektöründe olsun ya da olmasın bu dönüşüm tüm işletmelerimizin işini son derece kolaylaştıracaktır."</p>
<p>Yenilenebilir enerji dönüşümünde ekosistemin hem üretim hem de depolama kapasitesini birlikte geliştirmesi gerektiğini kaydeden Koç, "Türkiye'de enerji ihtiyacımızı karşılayacak yüzde 60-63 oranında yenilenebilir enerji kapasitemiz var. 10-15 yıl öncesine kıyasla bu muazzam bir oran ancak depolama imkanımız olmadığı için bu kapasitenin yalnızca yüzde 40'ından faydalanabiliyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Koç, yeşil dönüşüm için atılan adımların uzun vadeli olması nedeniyle güçlü bir liderlik gerektirdiğine dikkati çekerek, doğru olanı yapmanın bazen rekabet avantajını kaybettirebildiğini, bu nedenle durumun ciddi bir liderlik gerektirdiğini vurguladı.</p>
<p>Topluluk olarak enerji, otomotiv, dayanıklı tüketim ve finansal hizmetler sektörlerindeki faaliyetleriyle bu dönüşümü farklı sektörlerde aynı anda yönettiklerini anlatan Koç, "CEO'muz bundan 10 yıl önce Karbon Dönüşüm Programı'nı başlattı ve geldiğimiz nokta itibarıyla oldukça örnek bir konumdayız. Küresel ölçekte takdir edilen bir seviyeye ulaştık ancak bunun hem zaman hem de finansal açıdan bir bedeli var. Bu yüzden liderlik son derece önemli." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p>Koç, tüm değer zincirinin geliştirilmezse yaratılan etkinin sınırlı kalacağını da vurgulayarak, dünya geneline KOBİ'lerin ve küçük şirketlerin sayısının açık ara çoğunlukta olduğunu, bu yüzden büyük şirketlerin, tüm değer sisteminin dönüşümüne yardımcı olma konusunda çok aktif olmaları gerektiğini kaydetti.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ali-koc-yuzde-60-63-oraninda-yenilenebilir-enerji-kapasitemiz-var-88159</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/9/1280x720/ali-koc-1790170791.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ COP31 İş Forumu&#039;nda konuşan Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Y. Koç, &quot;Türkiye&#039;de enerji ihtiyacımızı karşılayacak yüzde 60-63 oranında yenilenebilir enerji kapasitemiz var.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bayraktar-2030larin-ilk-yarisinda-turkiyede-ilk-smryi-gormeyi-umit-ediyorum-88158</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 16:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bayraktar: 2030&#039;ların ilk yarısında Türkiye&#039;de ilk SMR&#039;yi görmeyi ümit ediyorum</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye-ABD İş Konseyi (TAİK) tarafından düzenlenen 19. Türkiye Yatırım Konferansı kapsamındaki Enerji Yuvarlak Masa Toplantısı'nın ardından basın mensuplarına değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Türkiye Nükleer Enerji AŞ'nin (TÜNAŞ) ABD Ticaret ve Kalkınma Ajansı (USTDA) ile küçük modüler reaktörün (SMR) alanında işbirliği anlaşması yaptığını belirten Bayraktar, söz konusu anlaşmanın Orta Asya'yı ve Türk Cumhuriyetlerini de kapsayacağını anlattı.</p>
<p>Bayraktar, Türkiye'de nükleer enerji alanında sanayi kapasitesi olduğunu vurgulayarak, bu işin teknoloji tarafında da olmak istediklerini ifade etti.</p>
<p>Kanada ile nükleer enerji konusunda işbirliği fırsatlarını değerlendirdiklerini dile getiren Bayraktar, elektrifikasyon konusunda nükleer enerjinin olmazsa olmaz bir husus olduğunu, bu alandaki projeleri bir an önce devreye almak istediklerini söyledi.</p>
<p>Bayraktar, SMR konusunda yatırım yapacaklara belirli teşvik ve muafiyetleri içerebilecek bir düzenleme üzerinde çalıştıklarını anlattı.</p>
<p>SMR'ler için nasıl bir takvim öngörüldüğüne dair soru üzerine Bayraktar, "2030'ların ilk yarısında inşallah Türkiye'de ilk SMR'yi görürüz diye ümit ediyorum. Bu konuda küresel bir yarış var. Ama henüz şu anda bir reaktör görmüş değiliz. Dolayısıyla biz Türkiye de bu işin bir çıkış aşamasında olsun istiyoruz." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Nükleer işbirliğiyle sadece yatırımları kastetmiyoruz"</strong></p>
<p>Bayraktar, Fransız EDF'nin nükleer konusunda yetkin bir şirket olduğunu belirterek, o şirketle yakın zamanda bir işbirliği anlaşması yapmayı planladıklarını aktardı.</p>
<p>Nükleer konusunda işbirliği deyince sadece yatırımları kastetmediklerini vurgulayan Bayraktar, işletme ve güvenlik anlamında tecrübe paylaşımının da önemli olduğunu kaydetti.</p>
<p>Bayraktar, veri merkezlerinin enerji talebinin Türkiye'de 2035'lere doğru 5-10 teravatsaat arasında olmasını beklediklerini ifade etti.</p>
<p>Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne (KKTC) yönelik enerji projelerine de değinen Bayraktar, adaya gazın götürülmesi için denizdeki çalışmalara başladıklarını, yabancı şirketlerin de inşaat sürecine ilgi gösterdiğini aktardı.</p>
<p>Bayraktar, KKTC'nin elektrik problemini kalıcı olarak çözmek istediklerini ifade ederek, ayrıca altyapının ileride Doğu Akdeniz'de keşfedilebilecek gazın Türkiye'ye taşınmasına imkan tanıyacak şekilde tasarlandığını bildirdi.</p>
<p><strong>"Ulaşımda elektrifikasyon kritik"</strong></p>
<p>Kalkınma Yolu projesine ilişkin de konuşan Bayraktar, "Projeyi gerçekten kalkınma yolu yapacak şey enerji hatları." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Bayraktar, bu kapsamda doğal gaz ve petrol boru hattı ile elektrik ara bağlantısı yapmak istediklerini belirterek, bu enerji hatlarından elde edilecek milyarlarca dolarlık yıllık gelirle tüm Kalkınma Yolu altyapısının finanse edilebileceğini dile getirdi.</p>
<p>Türkiye'de akaryakıt talebinin otomobil sayısının yükselmesiyle arttığına işaret eden Bayraktar, enerjide dışa bağımlılığın bitmesi için ulaşımda elektrifikasyonun kritik olduğuna dikkati çekti.</p>
<p>Bayraktar, artan petrol talebini yönetmek için 2035 yılına kadar 13 milyon elektrikli araca ihtiyaç duyulduğunu belirterek, bu kapsamda da en az 1,3 milyon şarj istasyonuna ihtiyaç duyulacağını söyledi.</p>
<p>Bakan Bayraktar, bu hedef için 2035'e kadar dağıtım şebekesi için 50 milyar dolar, iletim şebekesi için 30 milyar dolar altyapı yatırımına ihtiyaç olduğunu kaydetti.</p>
<p><strong>"Maden tarafını genel enerji resminden ayrı düşünmüyoruz"</strong></p>
<p>Sadece nadir toprak elementlerinin değil, Türkiye için altının da kritik bir maden olduğunu ifade eden Bayraktar, bu alanda yüksek tutarlarda ithalat yapıldığını anlattı.</p>
<p>Bayraktar, kritik madenlerin enerji dönüşümü için de önemli olduğuna dikkati çekerek, "Bu alanda kendi yolumuzu çizmeye çalışıyoruz. Nadir toprak elementlerinde saflaştırma veya zenginleştirmeyle alakalı iyi çalışmalarımız var. Maden tarafını biz genel enerji resminden ayrı düşünmüyoruz. Çünkü o olmazsa sanayi olmaz, o olmazsa enerji dönüşümü olmaz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Eti Maden'in yeni dönemde stratejik madenler alanında daha agresif bir büyüme stratejisi izleyeceğini ifade eden Bayraktar, maden işinde çok büyük potansiyel bulunduğunu ve şirketleri bu alana girmeye teşvik ettiklerini anlattı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bayraktar-2030larin-ilk-yarisinda-turkiyede-ilk-smryi-gormeyi-umit-ediyorum-88158</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/Alparslan-Bayraktar.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, ilk küçük modüler reaktörün 2030&#039;ların başında devreye alınmasının planlandığını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kacir-kritik-teknolojilerde-turkiye-amerika-ortakligini-cok-daha-guclu-hale-getirecegiz-88157</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 14:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kacır: Kritik teknolojilerde Türkiye-Amerika ortaklığını çok daha güçlü hale getireceğiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu'na katılmak üzere New York'ta bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a eşlik eden Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Anadolu Aslanları İş Adamları Derneğinin (ASKON) düzenlediği 4. Türk-Amerikan İş Dünyası Buluşması'nda konuştu.</p>
<p>Türkiye'nin, Erdoğan'ın liderliğinde, AK Parti hükümetleri döneminde eşine az rastlanır bir başarı hikayesine imza attığını vurgulayan Kacır, bunun en önemli boyutlarından birinin ekonomik ve ticari alanda elde edilen kazanımlar olduğunu söyledi.</p>
<p>Kacır, Türkiye'nin, yıllık 36 milyar dolar seviyesinde olan ihracatının bugün 280 milyar doların üzerine çıktığını belirterek, teknoloji seviyesi orta yüksek ve yüksek olan ürünlerdeki ihracatın da 10 milyar dolardan 116 milyar dolara yükseldiğini kaydetti.</p>
<p>Türkiye'nin teknoloji ve AR-GE kapasitesine ilişkin bilgi veren Kacır, ülke genelinde 115 teknoparkta 13 binden fazla teknoloji girişiminin faaliyet gösterdiğini, 1700'den fazla AR-GE ve tasarım merkezi bulunduğunu ve 310 binden fazla AR-GE çalışanının görev yaptığını anlattı.</p>
<p>Kacır, Türkiye'nin kritik teknolojileri kendi imkanlarıyla geliştiren, üreten ve dünya pazarlarına rekabetçi şekilde sunabilen bir ülke haline geldiğini de dile getirdi.</p>
<p>Savunma sanayisindeki gelişmelere de değinen Kacır, Türkiye'nin dünyanın en büyük 11. savunma sanayisi ihracatçısı olduğunu belirterek, "İnşallah, az kaldı. Önümüzdeki yıl ilk 10 savunma sanayi ihracatçısı ülkeden biri olacağız." dedi.</p>
<p>Kacır, Türkiye'nin savunma sanayisi ihtiyacının yüzde 80'inden fazlasını yerli olarak geliştirdiği ve ürettiği sistemlerle karşıladığını, ülkenin insansız hava araçlarında (İHA) dünya lideri olduğunu, aynı anda 50'den fazla savaş gemisi üretebildiğini söyledi. Bakan Kacır, Türkiye'nin kara araçları, deniz platformları, su altı araçları, uzay ve uydu sistemleri, siber ve kuantum sistemlerde kendi teknolojilerini geliştiren, kendi ihtiyaçlarını karşılayabilen bir ülke olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>"100 milyar dolar hedefi için çok daha fazla çalışmamız lazım"</strong></p>
<p>Türkiye ile ABD arasındaki ekonomik ilişkilere de değinen Kacır, "Son 10 yılda Türkiye-Amerika arasındaki ticaret hacmi iki misline erişti. Fakat birlikte belirlediğimiz 100 milyar dolar hedefi için çok daha fazla çalışmamız lazım." diye konuştu.</p>
<p>Kacır, Türkiye-ABD ilişkilerinde ticaretin yanı sıra stratejik alanların da önem taşıdığını belirterek, son dönemde Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki diyaloğun özellikle stratejik alanlarda yeni işbirliklerinin kapısının aralanmasına imkan tanıdığının altını çizdi.</p>
<p>İş insanlarının bu imkanı en iyi şekilde değerlendireceklerini belirten Kacır, "Önümüzdeki dönemde kritik teknolojilerde işbirliğimizi daha ileri seviyelere taşıyacak, veri merkezleri, yapay zeka gibi alanlarda Türkiye-Amerika ortaklığını çok daha güçlü hale getireceğiz." dedi.</p>
<p>Kacır, ABD ziyaretleri kapsamında çok sayıda iş insanıyla bir araya geldiklerine işaret ederek, Türkiye'nin yatırım, teknoloji ve AR-GE alanlarında sunduğu imkanları Amerikan iş dünyasına anlattıklarını, onları Türkiye'de yatırım ile işbirliklerine davet ettiklerini ve Türkiye'ye olan ilginin her yıl arttığını dile getirdi.</p>
<p><strong>"Türkiye, barış ve istikrar adası olarak yoluna güçlü şekilde devam ediyor"</strong></p>
<p>Dünyanın farklı bölgelerindeki krizler ve çatışmalara dikkati çeken Kacır, Türkiye'nin "barış ve istikrar" adası olarak yoluna güçlü şekilde devam ettiğini belirtti.</p>
<p>Kacır, bunda Türkiye'nin birlik ve beraberliğinin çok büyük payı olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bunda Sayın Cumhurbaşkanımızın yanında, ardında Türk milletinin sıkı bir şekilde durması ve istiklaline en güçlü şekilde sahip çıkarak istikbale hep birlikte yürüme iradesini sürdürmesinin çok büyük payı var. İnşallah bu iradeden taviz vermeksizin Türkiye'yi 'Türkiye Yüzyılı' hedeflerine hep birlikte eriştirecek, Milli Teknoloji Hamlesi'ni bugünkünden çok daha ileri düzeylere yükseltecek roketlerimizin, füzelerimizin hızını, menzilini artıracak hava savunma sistemi projelerini, Çelik Kubbe'yi mutlaka tamamlayacak, hiç kimsenin aklının ucundan dahi Türk milletine zarar vermeyi geçiremeyeceği bir caydırıcılık seviyesine Allah'ın izniyle ulaşacağız."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kacir-kritik-teknolojilerde-turkiye-amerika-ortakligini-cok-daha-guclu-hale-getirecegiz-88157</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/7/1280x720/6767-1790170104.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 4. Türk-Amerikan İş Dünyası Buluşması&#039;nda konuşan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Kacır, &quot;Önümüzdeki dönemde kritik teknolojilerde işbirliğimizi daha ileri seviyelere taşıyacak, veri merkezleri, yapay zeka gibi alanlarda Türkiye-Amerika ortaklığını çok daha güçlü hale getireceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakanlik-turkiyenin-gri-liste-riskinin-bulunmadigi-fatf-tarafindan-tescil-edildi-88148</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 14:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakanlık: Türkiye&#039;nin gri liste riskinin bulunmadığı FATF tarafından tescil edildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, Türkiye'nin Mali Eylem Görev Gücü (FATF) 5'inci Tur Karşılıklı Değerlendirme Raporu ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. </p>
<p>Bakanlık açıklamasında FATF'nin internet sitesinde yayımlandığı belirtilen raporda, suç gelirlerinin aklanması, bağlantılı öncül suçlar, terörizmin finansmanı ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanıyla mücadele alanında, mevzuat altyapısının, kurumsal kapasitenin ve uygulamaların kapsamlı şekilde değerlendirildiği belirtilen açıklamada, "Teknik uyuma yönelik değerlendirme sonucunda, ülkemiz FATF'nin 40 tavsiyesinin 38'ine uyumlu bulunmuştur. Etkililik bakımından yapılan değerlendirmede ise ülkemiz 11 kısa vadeli çıktının 3'ünde 'önemli ölçüde etkili', 8'inde ise 'ılımlı ölçüde etkili' olarak değerlendirilmiştir." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>Sonuçların, Türkiye'nin ulaştığı seviyenin önemli bir göstergesini teşkil ettiğine işaret edilen açıklamada, gerçekleştirilen mevzuat çalışmaları, kurumsal düzenlemeleri ve uygulamalarıyla Türkiye'nin kara para aklama, terörizmin finansmanı ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanıyla mücadele kapasitesini giderek güçlendirdiğini ortaya koyduğu vurgulandı.</p>
<p><strong>"Gri liste riski bulunmadığı FATF tarafından tescil edildi"</strong></p>
<p>Açıklamada, "Buna göre suç gelirlerinin aklanması, bağlantılı öncül suçlar, terörizmin finansmanı ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanıyla mücadele alanında, ülkemizin stratejik bir eksikliği olmadığı, dolayısıyla gri liste riskinin bulunmadığı hususları da FATF tarafından açık bir şekilde tescil edildi." değerlendirmesi yapıldı.</p>
<p>FATF değerlendirmelerinin, ülkelerin mali suçlarla mücadele sistemlerinin uluslararası standartlar çerçevesinde düzenli olarak gözden geçirilmesini ve bu sistemlerin sürekli geliştirilmesini amaçlayan teknik değerlendirme süreçleri olduğuna dikkat çekilen açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Önümüzdeki dönemde, raporda tespit edilen konularda gelişme göstermeye yönelik çalışmalar, 'Türkiye’de Suç Gelirlerinin Aklanması ve Terörizmin Finansmanı ile Mücadele ve Müsadere Uygulamalarında Etkinliğin Artırılması Strateji Belgesi (2026-2030)' ve 'Türkiye’de Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanı ile Mücadelede Etkinliğin Artırılması Strateji Belgesi (2025-2029)' çerçevesinde, ilgili tüm kurum ve kuruluşlarımızın katkılarıyla hız kesmeden sürdürülecektir. Suç gelirlerinin aklanması, terörizmin finansmanı ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanıyla etkin şekilde mücadele ile mali sistemin bütünlüğünün korunması, toplumun güvenlik ve esenliğinin sağlanması temel önceliklerimiz arasında yer almaya devam edecek. Kamu ve özel sektörden sürece katkı sağlayan tüm kurum ve kuruluşlarımıza teşekkür ederiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakanlik-turkiyenin-gri-liste-riskinin-bulunmadigi-fatf-tarafindan-tescil-edildi-88148</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/5/1280x720/hazine-ve-maliye-1763361678.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ FATF&#039;nin Türkiye&#039;ye ilişkin 5&#039;inci Tur Karşılıklı Değerlendirme Raporu hakkında Hazine ve Maliye Bakanlığından yapılan açıklamada, &quot;Suç gelirlerinin aklanması, bağlantılı öncül suçlar, terörizmin finansmanı ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanıyla mücadele alanında, ülkemizin stratejik bir eksikliği olmadığı, dolayısıyla gri liste riskinin bulunmadığı hususları FATF tarafından açık bir şekilde tescil edildi.&quot; denildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sahin-dijital-donusum-icin-245-milyar-dolar-yatirim-gerceklestirdik-88146</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 13:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şahin: Dijital dönüşüm için 24,5 milyar dolar yatırım gerçekleştirdik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Telekom, ABD'de düzenlenen 19. Türkiye Yatırım Konferansı'nda dijital altyapı yatırımlarını, teknoloji odaklı büyüme stratejisini, iklim kriziyle mücadele ve sürdürülebilirlik yol haritasını küresel yatırımcı topluluğuyla paylaştı.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre, Türk Telekom, Türkiye'nin ev sahipliğinde 9-20 Kasım'da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin 31. Taraflar Konferansı'na (COP31) "Master Partner" olarak destek verecek.</p>
<p>Şirketin, konferansın teknoloji altyapısının oluşturulmasına katkı sunacağı belirtildi.</p>
<p>COP31'in "Küresel Dijital Dönüşüm ve Teknoloji" destekçiliğini de üstlenen Türk Telekom'un, konferansta sürdürülebilirlik çalışmaları, teknoloji birikimi, yenilenebilir enerji yatırımları ve dijital kapsayıcılık yaklaşımıyla yer alacağı bildirildi.</p>
<p>19. Türkiye Yatırım Konferansı'nda, enerji ihtiyacının yenilenebilir kaynaklardan karşılanmasına yönelik Güneş Enerjisi Santrali (GES) yatırımlarını sürdüren Türk Telekom'un yenilenebilir enerji yatırımların ilk ayağını oluşturan Sivas GES yıllık 128 MWp üretim kapasitesiyle enerji üretimine başladığı bilgisi verildi.</p>
<p>Türk Telekom, Sivas'ın ardından Malatya ve Ağrı'da hayata geçireceği tesislerle toplam 530 MWp kurulu güce sahip güneş enerji santrallerine ulaşacak.</p>
<p>Türk Telekom, toplam 6 bin dönüm arazi üzerine kuracağı üç GES ile yıllık 800 GWh enerji üretimi ve yaklaşık 350 bin ton karbon salımını engellemeyi hedefliyor.</p>
<p><strong>Yeşil teknoloji dönüşümü</strong></p>
<p>Açıklamaya göre, sürdürülebilirlik ilkelerini tüm iş stratejilerinin merkezine yerleştiren Türk Telekom, enerji verimliliğini artıran yeni nesil teknolojilerle şebekesinin yeşil dönüşümünü hızlandırıyor.</p>
<p>Geçen yıl hayata geçirdiği enerji verimliliği uygulamalarıyla yıllık 46,7 GWh enerji tasarrufu sağlayan Türk Telekom'un, şebekesini günden güne büyütürken enerji ve emisyon yoğunluğunu azaltmayı sürdürdüğü vurgulandı. </p>
<p>Türk Telekom'un, baz istasyonlarında güneş enerjisi sistemlerini yaygınlaştırırken, sabit ve mobil şebekelere yeni nesil soğutma sistemlerini entegre ederek geleceğin teknolojilerinin sürdürülebilir altyapı üzerine inşa edilmesini sağladığı ifade edildi.</p>
<p>Teknoloji birikimiyle yaşamın tüm alanlarında değer yaratmaya odaklanan Türk Telekom'un, girişim sermayesi şirketi TT Ventures'ın E4 Şarj-Elektrikli Araç Şarj Ağı projesiyle elektrikli ulaşım ekosistemine katkı sunarken, veri merkezlerinde de enerji verimliliğini küresel standartların üzerine çıkaran yeni nesil teknolojileri devreye aldığı belirtildi.</p>
<p>Açıklamanın devamında şu bilgilere yer verildi: </p>
<p>"Türk Telekom, teknoloji ve enerji verimliliği alanındaki yatırımlarıyla geleceğin sürdürülebilir altyapısını hazırlarken, çevresel performansını uluslararası standartlarda da ortaya koyuyor. Karbon Saydamlık Projesi (CDP) 2025 İklim Değişikliği Programı'nda 'A' notunu koruyan Türk Telekom, ilk kez katıldığı Su Güvenliği Programı'nda aldığı 'A-' notuyla da küresel çevresel liderler arasında yer aldı. Türk Telekom, iklim değişikliğiyle mücadele, su güvenliği ve karbon emisyonlarının azaltılması alanındaki çalışmalarını bilim temelli hedef yaklaşımı sürdürerek daha sürdürülebilir bir dijital geleceğin inşasına katkı sunuyor."</p>
<p>İklim kriziyle mücadelede teknoloji ve altyapı gücünü sürdürülebilirlik yaklaşımıyla birleştiren Türk Telekom'un, 2030'a kadar emisyonlarını yüzde 45 azaltmayı, 2050'de ise "Net Sıfır"a ulaşmayı hedeflediği bildirildi.</p>
<p><strong>"Teknolojideki hızlı dönüşümün fırsatlarını herkes için erişilebilir kılmaya çalışıyoruz"</strong></p>
<p>Konferans kapsamında değerlendirmelerde bulunan Türk Telekom CEO'su Ebubekir Şahin, "Türkiye'nin dijital geleceğine yön veren Türk Telekom olarak, bu süreci teknoloji dönüşümünün ötesinde toplumsal ve ekonomik değer yaratmanın temel aracı olarak görüyoruz." ifadesini kullandı.</p>
<p>Şahin, Türk Telekom'un Türkiye'nin en fazla istihdam sağlayan markalarından biri olduğunu ve yaklaşık 58 milyon abonesiyle ülkenin ilk entegre operatörü konumunda bulunduğunu belirtti.</p>
<p>Teknolojideki hızlı dönüşümün sunduğu fırsatları herkes için erişilebilir kılmaya odaklandıklarını ve yarının dijital dünyasında Türkiye'yi her alanda destekleyecek projeler geliştirdiklerini aktaran Şahin, şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye'nin dijital dönüşüm yolculuğu için 2005'ten bu yana 24,5 milyar dolar yatırım gerçekleştirdik. Son 5 yıldır sektörümüzün yatırım lideri olarak dijital geleceğin inşasına yönelik çalışmalarımızı sürdürürken, her adımımızı daha yeşil, daha adil ve daha yaşanabilir bir dünya hedefiyle atıyoruz. Bu doğrultuda Türkiye'nin her köşesine uzanan fiber omurgamızı güçlendiriyor, yeni nesil ağ teknolojilerinde milli AR-GE çalışmaları yürütüyor, çevre dostu teknolojileri şebekemize entegre ediyor ve yenilenebilir enerji kaynaklarına ciddi yatırımlar yapıyoruz. Türkiye'nin küresel iklim gündemindeki güçlü konumunu ve gelecek vizyonunu yansıtan COP31'in 'Küresel Dijital Dönüşüm ve Teknoloji' destekçisi olarak geleceğin dünyasının tasarlanmasında küresel aktörler arasında yer almaktan mutluluk duyuyoruz."</p>
<p>Şahin, gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakmak amacıyla Türkiye'nin sürdürülebilirlik hedeflerine ve küresel iklim mücadelesine katkı sunmaya kararlılıkla devam edeceklerini belirtti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sahin-dijital-donusum-icin-245-milyar-dolar-yatirim-gerceklestirdik-88146</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/2/1280x720/ebubekir-sahin-1772197862.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye&#039;nin dijital dönüşüm yolculuğu için 2005&#039;ten bu yana 24,5 milyar dolar yatırım gerçekleştirdik. Son 5 yıldır sektörümüzün yatırım lideri olarak dijital geleceğin inşasına yönelik çalışmalarımızı sürdürürken, her adımımızı daha yeşil, daha adil ve daha yaşanabilir bir dünya hedefiyle atıyoruz. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/finansal-hizmetlere-guven-eylulde-8-puan-artti-88142</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 13:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Finansal hizmetlere &#039;güven&#039; eylülde 8 puan arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), eylül ayına ait Finansal Hizmetler İstatistikleri ve Finansal Hizmetler Güven Endeksi (FHGE) verilerini yayımladı.</p>
<p>Finans sektöründe faaliyet gösteren 150 kuruluşun yanıtlarının, sektördeki ağırlıkları dikkate alınarak birleştirilmesiyle elde edilen anket sonuçlarına göre FHGE, eylülde 8 puan artışla 158,4 seviyesine yükseldi.</p>
<p>Endeksi oluşturan anket sorularına ait yayılma endeksleri incelendiğinde, son üç aydaki iş durumu, son üç aydaki hizmetlere olan talep ile gelecek üç aydaki hizmetlere olan talep beklentisi olmak üzere tüm alt endekslerin FHGE'yi artış yönünde etkilediği görüldü.</p>
<p>İş durumu ve hizmetlere olan talebe ilişkin değerlendirmelere göre, son üç ayda iş durumunda iyileşme olduğu yönündeki değerlendirmeler önceki aya kıyasla güçlendi.</p>
<p>Son üç ayda hizmetlere olan talepte artış olduğu yönündeki değerlendirmeler ile gelecek üç ayda hizmetlere olan talepte artış olacağı yönündeki beklentilerin güçlendiği görüldü.</p>
<p>İstihdama ilişkin değerlendirmelere göre, son üç ayda istihdamda artış olduğunu bildirenler lehine olan seyrin sınırlı güçlendiği, gelecek üç ayda istihdamda artış olacağını bekleyenler lehine olan seyrin ise zayıfladığı gözlendi.</p>
<p>2026 yılı eylül ayında, NACE Rev.2 sektör sınıflamasına göre "Finans ve Sigorta Faaliyetleri" sektöründe güven endeksleri alt sektörler itibarıyla değerlendirildiğinde, önceki aya göre "64-Finansal Hizmet Faaliyetleri (sigorta ve emeklilik fonları hariç)", "65-Sigorta, Reasürans ve Emeklilik Fonları (zorunlu sosyal güvenlik hizmetleri hariç)" ve "66-Finansal Hizmetler ile Sigorta Faaliyetleri için Yardımcı Faaliyetler" sektörlerinde sırasıyla 7,4, 15,8 ve 4,9 puanlık artış oldu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/finansal-hizmetlere-guven-eylulde-8-puan-artti-88142</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/hizmet-uretici-endeksi-endeks-tablo-ekonomi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın eylül ayı verilerine göre Finansal Hizmetler Güven Endeksi 8 puan artarak 158,4&#039;e çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/oecd-turkiye-icin-buyume-tahminini-dusurdu-88144</guid>
            <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 13:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> OECD, Türkiye için büyüme tahminini düşürdü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ara dönem Ekonomik Görünüm raporunu "Arka Arkaya Şoklarla Başa Çıkmak" başlığıyla yayımladı.</p>
<p>Rapora göre, küresel ekonomi 2025'te yüzde 3,4 büyüdü. Ekonomik büyüme hızı bu yılın ilk yarısında yavaşladı ancak Orta Doğu'daki jeopolitik risklerin olumsuz etkilerine rağmen ekonomide büyüme birçok ülkede dayanıklılığını korudu.</p>
<p>Yapay zeka alanındaki gelişmelerin güçlü seyrini sürdürmesi de yatırım, üretim ve ticareti destekledi.</p>
<p>Ancak küresel ekonomik görünüm, büyük ölçüde Orta Doğu'daki savaşta kalıcı bir çözüm bulunup bulunmamasına bağlı olmaya devam ediyor. Üretimdeki darboğazlardan kaynaklanan yüksek rafineri marjları, tüketici fiyatları ve işletme maliyetleri üzerinde ek bir yukarı yönlü baskı oluşturuyor.</p>
<p>Enerji fiyatlarının yanı sıra bazı tarım ürünlerinin fiyatları da aşırı hava koşullarının arz üzerindeki etkisiyle yüksek seyretmeye devam ediyor.</p>
<p>Gümrük vergileri ve ihracat kısıtları dahil olmak üzere, ticaret politikalarında süregelen değişiklikler politika belirsizliğini artırarak arz kesintilerine katkıda bulunuyor.</p>
<p>Uzun vadeli mali riskler ve yapay zeka şirketlerinin yoğun tahvil ihracı konusundaki endişelerin artmasıyla, birçok ekonomide uzun vadeli faiz oranları en az 15 yılın en yüksek seviyesine çıktı.</p>
<p>Bu gelişmelerin etkisiyle OECD, bu yıl için küresel ekonomik büyüme tahminini hazirandaki öngörüsüne göre 0,1 puan artırarak yüzde 2,9'a yükseltirken, 2027 için tahminini ise 0,1 puan düşürerek yüzde 3'e revize etti.</p>
<p>Artan fiyat baskıları, reel gelir artışındaki zayıflama ve yüksek faiz oranlarının, birçok ekonomide kısa vadeli büyüme ivmesini yavaşlatacağı tahmin ediliyor. Ancak yapay zeka alanında yatırımların sürmesi ve enerji fiyatlarında beklenen düşüş nedeniyle ekonomik faaliyetin 2027'de hafif güçlenmesi bekleniyor.</p>
<p><strong>Enflasyon kısa vadede hız kazanacak</strong></p>
<p>Enflasyonun küresel çapta, emtia fiyatlarındaki artışları yansıtacak şekilde kısa vadede hızlanacağı ancak enerji fiyatlarında beklenen yavaşlama ve sıkılaştırılan para politikasının genel fiyat baskılarını sınırlamaya yardımcı olmasıyla 2027'de kademeli olarak yavaşlayacağı tahmin ediliyor.</p>
<p>Öte yandan OECD, özellikle enerji piyasalarındaki olası gelişmeler nedeniyle söz konusu tahminler konusunda "önemli bir belirsizlik" olduğu uyarısında da bulunuyor.</p>
<p>Kuruma göre, petrol ve doğal gaz fiyatlarının seyri, arz kesintilerinin süresine, üreticilerin ve tüketicilerin uyum sağlayabilme derecesine ve jeopolitik gelişmelere büyük ölçüde bağlı.</p>
<p>Enerji piyasalarının daha hızlı bir şekilde normale dönmesi, enflasyonist baskıları hafifletirken, ekonomik faaliyeti destekleyebilir. Buna karşın, yeniden ortaya çıkabilecek veya daha uzun süreli aksaklıklar, enflasyonun hızlanmasına ve büyümenin zayıflamasına yol açabilir.</p>
<p>Bu kapsamda, enerji fiyat şoku ve hedefin üzerinde seyreden enflasyon karşısında, merkez bankalarının para politikasında ilave ayarlamalar yapmasının gerekebileceği tahmin ediliyor.</p>
<p><strong>Türkiye'de dezenflasyonun devam etmesi bekleniyor</strong></p>
<p>OECD, 2025'te yüzde 3,7 büyüyen Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 2,7 büyüyeceğini öngördü. Kurumun 2027 için büyüme tahmini ise yüzde 3,6 oldu. Bu oranlar, kurumun hazirandaki tahminlerine göre 2026 için 0,4 ve 2027 için 0,2 puan aşağı yönlü revize anlamına geliyor.</p>
<p>OECD, Türkiye'de enerji ve gübre fiyatlarındaki artıştan kaynaklanan olumsuzluklara rağmen, dezenflasyonun devam edeceğini, enflasyonun bu yıl yüzde 31,5 ve 2027'de ise yüzde 24,7 seviyesinde gerçekleşeceğini tahmin ediyor.</p>
<p>Dezenflasyonun sürmesiyle Türkiye ve Brezilya gibi bazı gelişmekte olan ülkelerde para politikasındaki gevşemenin, ekonomik büyümeyi desteklemesi bekleniyor.</p>
<p><strong>En yüksek büyüme Hindistan ekonomisinde</strong></p>
<p>OECD'ye göre, ABD'de ekonomik büyümenin bu yıl yüzde 2,2 ve 2027'de yüzde 2,1 seviyesinde gerçekleşmesi bekleniyor.</p>
<p>Avro Bölgesi'nde ekonomik büyümenin bu yıl ve 2027'de yüzde 1 olacağı, Çin'de ise bu oranın sırasıyla yüzde 4,5 ve 4,2 seviyesinde gerçekleşeceği öngörülüyor.</p>
<p>Bu yıl en yüksek ekonomik büyüme oranının yüzde 7,8 ile Hindistan'da görüleceği, bunu yüzde 5,2 ile Endonezya'nın izleyeceği tahmin ediliyor.</p>
<p>En büyük ekonomik daralmanın ise eksi yüzde 1,8 ile Suudi Arabistan'da gerçekleşeceği değerlendiriliyor. Bu oran, OECD'nin hazirandaki büyüme tahminine göre eksi 5 puan aşağı yönlü revizeye karşılık gelirken, savaş sonrası Suudi Arabistan'ın özellikle petrol üretimi ve ihracatındaki düşüşü ekonomik daralmada belirleyici rol oynuyor.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/oecd-turkiye-icin-buyume-tahminini-dusurdu-88144</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/bayrak-turkiye-ekonomi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OECD&#039;nin Türkiye ekonomisi için büyüme tahmini yıl sonunda yüzde 2,7,  2027&#039;de ise yüzde 3,6 oldu. Örgütün haziran öngörüsü bu yıl için yüzde 3,1, gelecek yıl için ise yüzde 3,8 olmuştu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
