<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-tuketim-limiti-degisiklige-resmi-gazetede-90995</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 12:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrik tüketim limiti değişikliği Resmi Gazete&#039;de</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK), Son Kaynak Tedarik Tarifesinin Düzenlenmesi Hakkında Tebliğ'de değişikliğe gitti.</p>
<p>Resmi Gazete'de yayımlanan kurul kararına göre, 1 Ocak 2027'den itibaren mesken tüketici kapsamında yer alan tüketim miktarı, kamu kurum ve kuruluşları, mahalli idareler ile birlikte mesken olarak kullanılan müstakil binalar, apartmanlar ve apartmanlar içindeki bağımsız bölümler, konut kooperatifleri ve konut siteleri ile bu yerlerin ayrı sayaç ile ölçümleri yapılan kalorifer, asansör, hidrofor, merdiven otomatiği, kapıcı dairesi ve benzeri ortak kullanım yerlerine yönelik yıllık 3 bin kilovatsaat olacak.</p>
<p>Öte yandan, bu miktar, mesken tüketici grubu kapsamında yer alan İçişleri Bakanlığı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı tarafından kurulan geçici barınma merkezleri, köylerde içme suyu temini ve dağıtımı amaçlı kullanılan tesisler ile diğer tüketicilere ve tarımsal faaliyetler tüketici grubuna yıllık 150 milyon kilovatsaat, kalan tüketici gruplarına yıllık 15 bin kilovatsaat olarak uygulanacak.</p>
<p><strong>Elektrik dağıtım şirketlerinin AR-GE bütçesinde esas alınan oran artırıldı</strong></p>
<p>EPDK'nin Dağıtım Tarifesinin Düzenlenmesi Hakkında Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliği, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, dağıtım şirketlerinin kontrol edilemeyen işletme giderleri ve planlı bakım bütçesi hariç, verimlilik uygulanmış yıllık düzenlemeye esas işletme giderlerinin yüzde 2'sine karşılık gelen tutar, gelir gereksinimi hesaplamalarında AR-GE bütçesi olarak dikkate alınacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-tuketim-limiti-degisiklige-resmi-gazetede-90995</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/elektrik-faturasi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan değişikliğe göre, 1 Ocak&#039;tan itibaren mesken tüketici kapsamında yer alan tüketim miktarı limiti yıllık 3 bin kilovatsaat olacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/vadeli-dogal-gaz-piyasasinda-duzenleme-90994</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 12:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vadeli Doğal Gaz Piyasası&#039;nda düzenleme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun (EPDK), Vadeli Doğal Gaz Piyasası İşletim Usul ve Esaslarında Değişiklik Yapılmasına Dair Usul ve Esaslar'a ilişkin Kurul kararı, Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlandı.</p>
<p>Buna göre Vadeli Doğal Gaz Piyasası'nda bekleyen tekliflerin veya gerçekleşen işlemlerin piyasa işletmecisi tarafından iptal edilebileceği durumlar yeniden belirlendi.</p>
<p>Düzenleme kapsamında piyasa işletmecisinden kaynaklanan bilgisayar, yazılım veya diğer teknolojik altyapı hatalarının ortaya çıkması durumunda teklifler ve işlemler iptal edilebilecek.</p>
<p>Piyasa katılımcılarının veya kontratların işlemlerini durduracak maddi unsurların bulunması halinde de teklifler ve işlemler iptal edilebilecek.</p>
<p>Piyasa işletmecisine karşı mali yükümlülüklerin yerine getirilmemesi durumunda mevcut teklifler ile kontratlara ilişkin belirlenen günlük fiyat değişim limitlerinin dışında kalan teklifler de iptal kapsamında olacak.</p>
<p>Belirtilen durumlardan en az birinin varlığı halinde, işleme taraf olan en az bir piyasa katılımcısının başvurusu üzerine veya resen, bekleyen tekliflerin veya gerçekleşen işlemlerin tamamı ya da bir kısmı piyasa işletmecisi tarafından iptal edilebilecek.</p>
<p>Düzenleme, 1 Ocak 2027'de yürürlüğe girecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/vadeli-dogal-gaz-piyasasinda-duzenleme-90994</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK, Vadeli Doğal Gaz Piyasası&#039;nda teklif ve işlemlerin iptal edilebileceği durumlarla ilgili düzenleme yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/borsa-haftayi-yuzde-322lik-deger-kaybiyla-kapatti-90993</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 12:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsa haftayı yüzde 3,22&#039;lik değer kaybıyla kapattı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsa İstanbul'da BIST 100 endeksi, haftayı yüzde 3,22 azalışla 10.759,56 puandan tamamladı. Endeks, hafta içinde en düşük 10.759,56 puanı, en yüksek 11.294,83 puanı gördü.</p>
<p>Borsa İstanbul'da aynı dönemde teknoloji endeksi yüzde 1,55 artışla 36.015,98 puana çıkarken, hizmetler endeksi yüzde 4,05 gerileyerek 9.208,17 puana, mali endeks ise yüzde 4,20 azalışla 12.390,56 puana, sanayi endeksi yüzde 4,27 azalışla 12.982,61 puana indi.</p>
<p>Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksine dahil hisse senetleri arasında bu hafta en çok yükselen yüzde 14,24 ile Doğuş Otomotiv oldu. Onu yüzde 11,43 ile Astor Enerji ve yüzde 11,35 ile Kıraç Galvaniz izledi.</p>
<p>Söz konusu hisseler arasında bu hafta en çok değer kaybeden ise yüzde 21,35 ile Pasifik Holding olurken onu yüzde 21,10’luk gerilemeyle Türkiye Sigorta ve yüzde 16,91’lik düşüşle Zorlu Enerji takip etti.</p>
<p>Borsa İstanbul’da hisseleri işlem gören şirketler arasında piyasa değeri en yüksek şirket, yaklaşık 1 trilyon 582 milyar 320 milyon lirayla ASELSAN oldu. ASELSAN’ı yaklaşık 661 milyar 856 milyon lirayla Tüpraş ve 525 milyar 840 milyon lirayla Garanti BBVA izledi.</p>
<p><strong>Altın geriledi</strong></p>
<p>24 ayar külçe altının gram fiyatı, geçen hafta sonuna göre yüzde 1,18 azalışla 6 bin 295 liraya, cumhuriyet altınının satış fiyatı da yüzde 1,67 azalışla 41 bin 180 liraya geriledi.</p>
<p>Çeyrek altının satış fiyatı da önceki haftaki kapanışına oranla yüzde 1,71 gerileyerek 10 bin 340 liraya düştü.</p>
<p>Doların satış fiyatı, yüzde 0,48 artarak 49,9460 liraya çıkarken, euronun satış fiyatı yüzde 0,10 azalışla 55,7220 liraya geriledi.</p>
<p>Geçen hafta 66,5890 lira olan İngiliz sterlininin satış fiyatı, bu hafta yüzde 0,44 artışla 66,8820 liraya çıktı.</p>
<p>İsviçre frangı ise yüzde 0,39 değer kazanarak 60,6120 liradan alıcı buldu.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/borsa-haftayi-yuzde-322lik-deger-kaybiyla-kapatti-90993</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/borsa-istanbul-bist-2.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa haftayı yüzde 3,22 azalışla 10.759,56 puandan tamamladı. 24 ayar külçe altının gramı yüzde 1,18, cumhuriyet altını yüzde 1,67, çeyrek altın yüzde 1,71 değer kaybetti. Doların satış fiyatı, yüzde 0,48 artarken, euronun satış fiyatı yüzde 0,10 azaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/patent-ve-marka-ucret-tarifesinde-degisiklik-90992</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 12:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Patent ve marka ücret tarifesinde değişiklik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT) tarafından uygulanan ücret tarifesine ilişkin tebliğ değişikliği, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Düzenlemeyle, yapay zeka alanındaki bazı başvurular ve KOBİ'ler için, diğer başvurulara göre daha düşük ücret tarifeleri belirlendi.</p>
<p>Buna göre, yapay zeka alanındaki bazı başvurular için uygulanacak acil araştırma raporu düzenleme ücreti 4 bin 333,34 lira oldu.</p>
<p>KOBİ işletme sınıfı ve KOBİ vasfı belgesine sahip tüzel kişilerin ilk başvuruları için patent başvuru ücreti ise 20,36 lira olarak uygulanacak.</p>
<p>Aynı tüzel kişilerin, araştırma raporu ve inceleme raporu düzenlenmesi ücreti de 1079,17 lira olarak belirlendi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/patent-ve-marka-ucret-tarifesinde-degisiklik-90992</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜRKPATENT&#039;in bu yıl için uyguladığı ücret tarifesinde düzenlemeye gidildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/markette-36-urunun-25inde-fiyat-artti-90990</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 12:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Markette 36 ürünün 25&#039;inde fiyat arttı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, ekim ayı üretici ve market fiyatları ile girdi maliyetlerindeki değişime ilişkin yazılı açıklama yaptı.</p>
<p>Üretici ve market arasındaki fiyat farkının geçen ay en fazla yüzde 999,2 ile limonda görüldüğünü aktaran Bayraktar, limondaki fiyat farkını yüzde 333,6 ile kuru incir, yüzde 282,7 ile havuç, yüzde 233,2 ile elma, yüzde 232,8 ile iç fındığın takip ettiğini belirtti.</p>
<p>Bayraktar, limonun 11 kat, kuru incirin 4,3 kat, havucun 3,8 kat, elmanın ve fındığın ise 3,3 kat fazlaya satıldığını ifade ederek şu bilgileri paylaştı:</p>
<p>"Üreticide 3 lira 90 kuruş olan limon markette 42 lira 87 kuruşa, 135 lira olan kuru incir 585 lira 41 kuruşa,12 lira 50 kuruş olan havuç 47 lira 84 kuruşa, 21 lira 66 kuruş olan elma 72 lira 17 kuruşa, 350 lira olan fındık 1164 lira 77 kuruşa satıldı. Ekimde fiyatı en fazla artan ürün üreticide ve markette domates olurken fiyatı en fazla düşen ürün ise üreticide ve markette limon oldu."</p>
<p>Ekimde market fiyatlarına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Bayraktar, "Ekimde markette 36 ürünün 25'inde fiyat artışı, 11'inde ise fiyat azalışı görüldü. Ekimde markette fiyatı en fazla artan ürün yüzde 62,9 ile domates oldu. Domatesteki fiyat artışını yüzde 35,2 ile sivri biber, yüzde 34,1 ile mısırözü yağı, yüzde 32 ile salatalık ve yüzde 27,9 ile yeşil soğan takip etti. Markette fiyatı en fazla azalan ürün ise yüzde 16,5 ile limon oldu. Limondaki fiyat düşüşünü yüzde 8,9 ile maydanoz, yüzde 8,1 ile pirinç, yüzde 5,6 ile nohut ve yüzde 5,5 ile zeytinyağı izledi." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Bayraktar, ekimde üreticide 28 ürünün 15'inde fiyat artışı olurken 9'unda fiyat düşüşü görüldüğünü 4 üründe ise fiyat değişimi olmadığını bildirdi.</p>
<p>Üreticide en çok fiyat düşüşünün yüzde 44,3 ile limonda görüldüğüne dikkati çeken Bayraktar, limondaki fiyat düşüşünü yüzde 7,2 ile zeytinyağının, yüzde 5,5 ile Antep fıstığının yüzde 5,4 ile fındığın ve yüzde 5 ile patatesin izlediğini kaydetti.</p>
<p>Üreticide en çok fiyat artışının yüzde 76,1 ile domateste görüldüğünü bildiren Bayraktar, domatesteki fiyat artışını yüzde 60,5 ile salatalığın, yüzde 33,8 ile yeşil soğanın, yüzde 33,7 ile yeşil fasulyenin ve yüzde 32,7 ile sivri biberin izlediğini vurguladı.</p>
<p><strong>Üretici fiyat değişiminin nedenleri</strong></p>
<p>Bayraktar, zeytinde yeni hasat döneminin başlamasıyla zeytinyağının fiyatlarında düşüş yaşandığına işaret ederek, bu sezon zeytin rekoltesinin yüksek olmasının ve mevcut stoklarla arzın arttığını ve üretici fiyatlarının geçen senenin altına düştüğünü aktardı.</p>
<p>Limonda erkenci çeşitlerin hasat döneminin halen devam etmesinin arzın artmasına ve fiyatların düşmesine neden olduğunun altını çizen Bayraktar, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>"Patateste hasat döneminin sonuna gelinmiştir. Ürünlerin önemli bir bölümü depolara alınmıştır. Depo fazlası ürünlerin düşük fiyattan piyasaya sunulması üretici fiyatlarını düşürmüştür. Fındıkta fiyatların baskılanması sebebiyle üretici fiyatları düşmüştür. Antep fıstığında hasat döneminin tamamen sona ermesiyle piyasaya arz edilen üründeki artış üretici fiyatlarını düşürmüştür. Domates, salatalık, yeşil soğan, sivri biber ve kabaktaki fiyat artışlarının sebebi tarla üretiminin bitip seraya geçiş sürecinde olunmasıdır. Yeşil fasulyede hasat döneminin sonuna yaklaşılmasıyla arzdaki daralma üretici fiyatlarında artışa neden olmuştur."</p>
<p><strong>Girdi fiyatlarında yaşanan değişimler</strong></p>
<p>Bayraktar, ziraat odaları aracılığıyla girdi piyasalarından aldıkları fiyat verilerine ilişkin ise şunları kaydetti:</p>
<p>"Ekimde eylül ayına göre, ÜRE gübresi yüzde 3, DAP gübresi yüzde 2,5, kompoze gübresi yüzde 2, amonyum sülfat gübresi yüzde 0,3 oranında artış gösterdi. Amonyum nitrat gübresinde ise değişim olmadı. Geçen yılın ekim ayına göre son bir yılda amonyum nitrat gübresi yüzde 67,7, amonyum sülfat gübresi yüzde 56,7, 20.20.0 kompoze gübresi yüzde 42,3, DAP gübresi yüzde 39,7, ÜRE gübresi yüzde 18,3 arttı. Ekimde eylül ayına göre, süt yemi yüzde 6,6, besi yemi yüzde 6,5, son 1 yılda süt yemi yüzde 38,9, besi yemi yüzde 38,6 arttı. Elektrik fiyatları yıllık olarak yüzde 25,1 artarken tarım ilacı fiyatları yüzde 27,7 arttı. Ekimde mazot fiyatı aylık olarak yüzde 3,5, yıllık yüzde 73,4 arttı."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/markette-36-urunun-25inde-fiyat-artti-90990</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/domates.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TZOB Genel Başkanı Bayraktar, ekim ayında markette 36 ürünün 25&#039;inde fiyat artışı, 11&#039;inde ise fiyat azalışı görüldüğünü, markette fiyatı en fazla artan ürünün yüzde 62,9 ile domates olduğunu açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dogal-gaz-toptan-satis-piyasasinda-degisiklik-90989</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 11:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğal gaz toptan satış piyasasında değişiklik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun (EPDK) Organize Toptan Doğal Gaz Satış Piyasası İşletim Usul ve Esaslarında Değişiklik Yapılmasına Dair Usul ve Esaslar'a ilişkin Kurul kararı, Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, doğal gaz günlük referans fiyatı (GRF) hesaplama metodolojisinden teklif limitlerine, iletim şirketinin ilave dengeleyici işlemlerinden piyasaya erişim kısıtlamalarına kadar bir dizi yeni düzenleme hayata geçirildi.</p>
<p>Düzenlemeyle, GRF hesaplamasında yüzde 50'lik marj sınırı getirildi.</p>
<p>Bu kapsamda, her ayın ilk gaz günü hariç tutulmak üzere, ilgili gaz günü için gerçekleşen eşleşmelerden, yayınlanmış son gaz gününe ait GRF'nin yüzde 50 altında ve yüzde 50 üstünde kalan işlemler referans fiyat hesaplamasına dahil edilmeyecek.</p>
<p>İlgili gaz gününden bir gün önce saat 08.00 ile gaz gününü takip eden gün saat 08.00 arasında gerçekleşen işlemler, ilave dengeleyici işlemler dahil olmak üzere ağırlıklı ortalama fiyat hesabına katılacak. Hesaplanan fiyat, gaz gününü takip eden gün saat 08.30'da ilan edilecek.</p>
<p>Sürekli Ticaret Platformunda (STP) verilecek tekliflerin işlem hacimlerine ilişkin standartlar yeniden belirlendi.</p>
<p>Buna göre, STP'de verilecek her bir teklif asgari 1000 standart metreküp, azami miktar ise her gaz günü için 12.00-14.05 saatleri arasındaki dönem hariç olmak üzere 500 bin standart metreküp ile sınırlandırılacak.</p>
<p>İletim şirketinin STP'de gerçekleştireceği ilave dengeleyici işlemler sırasında ise aynı yöndeki diğer teklifler, belirlenen işlem saatinden 5 dakika önce başlayarak toplam 10 dakika süreyle pasife alınacak.</p>
<p>Düzenlemeyle piyasa işletmecisinin, ödeme ve teminat yükümlülüklerinin yerine getirilmemesi veya mevzuata aykırı işlemlerin düzeltilmemesi gibi durumlarda piyasa katılımcılarının piyasaya erişimini askıya alabilmesine ilişkin hükümler de değiştirildi.</p>
<p>Ayrıca piyasa işletmecisinin veri yayımlama, raporlama ve bilgi paylaşımına ilişkin görevleri yeniden düzenlendi.</p>
<p>Kararın piyasa katılımcılarının piyasaya erişiminin askıya alınması ile veri yayımlama, raporlama ve bilgi paylaşımına ilişkin hükümleri 1 Ocak 2027'de yürürlüğe girecek, diğer hükümler ise yayımlandığı tarih itibarıyla yürürlüğe girdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dogal-gaz-toptan-satis-piyasasinda-degisiklik-90989</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/epdk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK, organize toptan doğal gaz satış piyasasında sistem dengesini sağlamak amacıyla teknik ve idari esaslarda düzenleme yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakanliktan-marka-ve-turquality-destegi-genelgesi-90988</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 11:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Marka ve Turquality Desteği&#039;ne ilişkin yeni düzenlemeler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, ihracatçıların değişen ihtiyaçları ve küresel ticaretin dinamikleri doğrultusunda Marka ve Turquality Desteğine İlişkin Genelge'de kapsamlı değişiklikler yaparak yeni destek unsurlarını uygulamaya aldığını duyurdu.</p>
<p>Açıklamada, Türk markalarının küresel pazarlardaki konumunu güçlendirmek, şirketlerin uluslararası rekabet gücünü artırmak ve Türkiye'nin yüksek katma değerli, markalı ihracatını geliştirmek amacıyla yürütülen çalışmaların devam ettiği bildirildi.</p>
<p>Yeni düzenlemelerle mevcut destek mekanizmalarının kapsamı genişletilirken şirketlerin uluslararası rekabet gücünün artırılması, markalaşma faaliyetlerinin güçlendirilmesi ve sürdürülebilir ihracat performanslarının desteklenmesi hedefleniyor.</p>
<p>Yeni düzenlemeler şu şekilde sıralandı:</p>
<p>Şirketlerin dijital dönüşüm süreçlerinde yerli teknoloji çözümlerinin kullanımını teşvik etmek amacıyla danışmanlık desteği kapsamında satın alınacak veya kiralanacak yazılım ürün ve hizmetleri için Teknolojik Ürün Belgesi (TÜR Belgesi) şartı getirildi.</p>
<p>Bu düzenlemeyle markalaşma desteklerinin şirketlerin dijital dönüşümüne katkısının yanı sıra yerli yazılım sektörünün gelişimine, yerli ve milli teknoloji ürünlerinin ticarileşmesine ve Türkiye'nin teknoloji ekosisteminin güçlendirilmesine de katkı sağlaması amaçlanıyor.</p>
<p>Marka ve Turquality Programları kapsamında hedef pazar başına sağlanan 5 yıllık destek süresinin daha etkin kullanılmasını temin etmek amacıyla yeni bir imkan sunuluyor.</p>
<p>Düzenlemeyle şirketlerin herhangi bir destek ödemesine konu etmedikleri yılları, bir defaya mahsus olmak üzere, hedef pazar destek süresinin sonuna ekleyebilmelerine olanak tanınıyor. Böylece şirketlerin uluslararası pazarlardaki markalaşma faaliyetlerini daha verimli planlamaları ve mevcut desteklerden daha etkin yararlanmaları amaçlanıyor.</p>
<p><strong>Türkiye'nin çatı markası ve Türk malı imajına katkı</strong></p>
<p>Türkiye'nin uluslararası fuarlarda güçlü ve nitelikli markalarla temsil edilmesini sağlamak amacıyla Marka ve Turquality Programları kapsamındaki şirketlerin Türk ihraç ürünleri fuarlarına katılımı teşvik ediliyor.</p>
<p>Bu kapsamda söz konusu fuarlara katılım yüzde 75 oranında desteklenirken ödemeler destek üst limitinden muaf tutuluyor. Bu uygulamayla Türkiye'nin en başarılı markalarının anılan fuarlarda daha görünür hale getirilmesi, fuar organizasyonlarının etkinliğinin artırılması ve Türk ürünlerinin uluslararası pazarlardaki tanıtımının güçlendirilmesi hedefleniyor.</p>
<p>Böylece Türkiye'nin çatı markasına ve "Türk Malı" imajına katkı sağlanması, ülkenin güçlü ve nitelikli markalarla uluslararası pazarlarda temsil edilmesi ve Türk markalarının küresel ölçekteki bilinirliğinin artırılması amaçlanıyor.</p>
<p><strong>Yurt dışındaki alıcılar Türkiye'ye getiriliyor, yeni ticari işbirliklerinin önü açılıyor</strong></p>
<p>Marka ve Turquality Programları kapsamındaki şirketlerin yurt dışındaki alıcılarıyla kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcilerini Türkiye'de ağırlamalarına yönelik tanıtım faaliyetleri de destek kapsamına alındı.</p>
<p>Bu sayede yabancı alıcıların Türkiye'nin üretim altyapısını, teknolojik kabiliyetlerini ve ürün kalitesini yerinde tanımaları sağlanarak yeni ticari işbirliklerinin kurulması ve ihracat fırsatlarının geliştirilmesi teşvik ediliyor.</p>
<p>Türkiye'nin üretim gücünün ve şirketlerin uluslararası standartlardaki yetkinliklerinin doğrudan tanıtılmasına imkan sağlayan bu destekle, ihracatçıların potansiyel alıcılarla buluşmaları ve yeni pazarlara erişimleri kolaylaştırılıyor.</p>
<p><strong>Türk markalarının yurt dışındaki görünürlüğü artırılıyor</strong></p>
<p>Düzenlemeyle şirketlerin yurt dışındaki bayi, temsilci ve distribütörlerinin satış noktalarında kendi markalarına özgü teşhir alanları oluşturmaları da desteklenecek.</p>
<p>Bu uygulamayla Türk markalarının uluslararası pazarlardaki görünürlüğünün ve bilinirliğinin artırılması, tüketicilerle doğrudan temaslarının güçlendirilmesi ve satış noktalarında markalara özgü tanıtım alanlarının yaygınlaştırılması amaçlanıyor.</p>
<p>Öte yandan, Türk markalarının hedef pazarlarda daha güçlü şekilde konumlanmasına katkı sağlayacak bu düzenlemeyle, şirketlerin uluslararası dağıtım ağları üzerinden pazardaki etkinliklerini artırmaları da desteklenecek.</p>
<p>Ticaret Bakanlığı, Türk şirketlerinin yalnızca küresel pazarlara ürün ihraç eden değil uluslararası marka değeri oluşturan, güçlü dağıtım ağlarına sahip, teknoloji ve yenilik odaklı küresel oyuncular olarak dünya ticaretinde daha etkin bir konuma ulaşmalarını sağlamayı hedefliyor.</p>
<p>Bakanlık, bu anlayışla Marka ve Turquality Destek Programlarını ihracatçıların değişen ihtiyaçları doğrultusunda geliştirmeye, Türk markalarının uluslararası bilinirliğini artırmaya, Türkiye'nin çatı markasını güçlendirmeye ve ülkenin yüksek katma değerli, markalı ve teknoloji yoğun ihracatını artırmaya devam ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakanliktan-marka-ve-turquality-destegi-genelgesi-90988</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/5/1280x720/ticaret-bakanligi-1752063094.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı tarafından yayımlanan Marka ve Turquality Desteğine İlişkin Genelge ile, şirketlerin uluslararası rekabet gücünün artırılması, markalaşma faaliyetlerinin güçlendirilmesi ve sürdürülebilir ihracat performanslarının desteklenmesi amaçlanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/16-ildeki-37-tasinmaz-ozellestirme-kapsamina-alindi-90991</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 16 ildeki 37 taşınmaz özelleştirme kapsamına alındı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Özelleştirme İdaresi Başkanlığının (ÖİB) bazı taşınmaz satışları ve imar planı kararları ile Karayolları Genel Müdürlüğü (KGM) adına kayıtlı taşınmazların özelleştirme kapsam ve programına alınmasına ilişkin Cumhurbaşkanı kararları, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre mülkiyeti Maliye Hazinesi adına kayıtlı Ankara'nın Çankaya ilçesi Dodurga Mahallesi'ndeki taşınmazın 694 milyon lira bedelle en yüksek teklifi veren Çatkaya Gayrimenkul Danışmanlık Mühendislik Tarım Jeotermal Turizm Sanayi Ticaret Limited Şirketine satışı uygun bulundu.</p>
<p>Mülkiyeti Maliye Hazinesi adına kayıtlı Ankara'nın Gölbaşı ilçesi İncek-İmar Mahallesi'ndeki taşınmazın 50 milyon lira bedelle en yüksek teklifi veren Emre Gökdemir İnşaat Mimarlık Taahhüt Sanayi ve Ticaret Limited Şirketine satışı onaylandı.</p>
<p>Mülkiyeti Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ adına kayıtlı Ankara'nın Polatlı ilçesi Gazi Mahallesi'ndeki taşınmazın da 94 milyon 750 bin lira bedelle en yüksek teklifi veren Kocabay İnşaat Malzemeleri Sanayi ve Ticaret Limited Şirketine satışı kararlaştırıldı.</p>
<p>Mülkiyeti Maliye Hazinesi ve ÖİB adına kayıtlı Ankara'nın Çankaya ilçesi Lodumu ve Çayyolu 1 mahallelerindeki özelleştirme kapsam ve programında yer alan bazı taşınmazların uygulama imar planı ve imar planı değişikliklerine de onay verildi.</p>
<p>Öte yandan, mülkiyeti Karayolları Genel Müdürlüğü adına kayıtlı 16 ildeki 37 taşınmazın özelleştirme kapsam ve programına alınması, satış yöntemiyle özelleştirilmesi ve özelleştirme işlemlerinin 31 Aralık 2028'e kadar tamamlanması kararlaştırıldı.</p>
<p><strong>Trabzon'daki bazı taşınmazlar acele kamulaştırılacak</strong></p>
<p>Trabzon'daki Beşikdüzü-İskenderli-Tonya İl Yolu Projesi kapsamında güzergahtaki bazı taşınmazlar acele kamulaştırılacak.</p>
<p>Resmi Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı'na göre, Trabzon'un Tonya ilçesinde, Beşikdüzü-İskenderli-Tonya İl Yolu Projesi kapsamında bazı taşınmazların Karayolları Genel Müdürlüğünce acele kamulaştırılmasına karar verildi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/16-ildeki-37-tasinmaz-ozellestirme-kapsamina-alindi-90991</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ÖİB&#039;nin bazı taşınmaz satışları ile imar planı kararlarına onay verilirken KGM adına kayıtlı 16 ildeki 37 taşınmaz özelleştirme kapsamına alındı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ustat-doviz-bulmamiz-sart-90978</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 10:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üstat, döviz bulmamız şart!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Devlette Hazine Genel Müdürü ve Müsteşarı olarak çalışan, özel sektörde de yıllarca mesai yürüten Tevfik Altınok ile yeni kitabı 'Hazinedarbaşı' vesilesiyle evinde bir araya geldik. </strong></p>
<p>Tevfik Altınok, 1982-84 yılları arası Hazine Genel Müdürlüğü, 1991-93 yılları arası da Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı görevlerinde bulundu. Anılarına yer verdiği yeni kitabı ‘Hazinedarbaşı’ Remzi Kitabevi tarafından yayımlandı. Kitap, 1970’li yıllardan 2000’lerin başına kadar, ekonomi tarihimizin en zorlu dönemlerine adeta ışık tutuyor. En çok dikkatimi çeken konuları, “24 Ocak Kararlarının belirlenme ve yazılma süreci, 1984’te bir dış borç ödemesi için döviz bulunamayınca default’a düşme tehlikesiyle karşılaşan Hazine’nin, Suudi Arabistan’dan alınan bir krediyle itibarını kurtarışı, 100 yıldır devam ettiği ancak 1983’te fark edilen bir kapitülasyonun kaldırılışı” diye sıralayabilirim.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae595fc2905e-1793431036.png" alt="" width="849" height="851" />Gazeteci dostlarım Recep Erçin ve Fikri Türkel ile Tevfik Altınok’u evinde ziyaret ettik ve hem kitabındaki eski Türkiye’nin ekonomisini hem de bugünün ekonomisini konuştuk. Altınok’a “Sizce ekonominin daha iyi yönetilmesi için ne gibi düzenlemeler yapılmalı” diye sordum. Çok detay vermekten kaçınsa da yanıtı özetle şöyle oldu: “Tabii ki öncelikle Anayasa değişmeli. Karar mekanizmaları yeniden ele alınmalı. Benim geçmişte çalıştığım Süleyman Demirel, Turgut Özal gibi siyasiler, ‘önemli kararlar için çok geniş ekiplerle’ çalışırdı… Planlama da çok önemli bir konudur. Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) vardı, şimdi yok. Beş Yıllık Kalkınma Planı hâlâ var 12’ncisi yürürlükte ama ne kadar önem veriliyor? Müsteşarlıklar da önemliydi, Hazine de Selçuklu’da Osmanlı’da en önemli kurumlardı, şimdi var mı yok mu?”</p>
<p><strong>“550 milyon mark lazım, yoksa ‘default’ oluruz”</strong></p>
<p>Tevfik Altınok, 1984 yılında geçen ve kitabın 191’inci sayfasında yer alan bir anısını şöyle anlatılıyor:</p>
<p>“Merkez Bankası Kambiyo Genel Müdürü Zekeriya Yıldırım telefonda, “Üstat döviz bulmamız şart. Haziran sonunda 550 milyon mark bulamazsak ‘default’ durumuna düşüyoruz, haberin olsun” demişti. “Bana ne sevgili Zekeriya? Döviz bulmak benim değil senin sorunun.”</p>
<p>“Üstat, borçlu Hazine.”</p>
<p>“Zekeriya, tamam da nereden çıktı bu şimdi? Borçlu Hazine olsa ne olur olmasa ne olur? Ben sana Türk lirasını veririm, dövizi bulmak senin işin! Beni ilgilendirmez. Bugüne kadar dövizi ben mi buluyordum ki şimdi benden istiyorsun? Yavuz Canevi üstadın ve Osman Şıklar’ın bundan haberi var mı?”</p>
<p>“Olmaz olur mu üstat? Bana sorarsanız, gelin gidip Kaya Bey’e (Erdem) anlatalım. Hükümet tarafının da haberi olsun.”</p>
<p>Durum gerçekten kritikti. Yine döviz darboğazına mı girmişiz de yeni hükümetin kuruluş hengâmesinde farkına bile varmamışız. Zekeriya Yıldırım ile önce Ekrem Pakdemirli’ye sonra Kaya Erdem’e dövizdeki sıkıntılı durumu anlattık… İkisi de konuyu ciddiye dahi almadı. Sorun sanki Zekeriya ve benim sorunummuş gibi algılandı… Döviz yok diye Hazinenin dış borcunu ödeyememesi düşünülemezdi. Ödememek bizi tekrar 1980 yılına geri götürürdü… Başladık kara kara düşünmeye.</p>
<p>550 milyon markı ödeyemezsek Merkez Bankası yönetimi de Hazine yönetimi de bana göre bitmiş demekti. Kimseye derdimizi anlatamazdık. Hele Turgut Özal’a hiç!</p>
<p>Birkaç gün geçmişti ki Zekeriya Yıldırım tekrar aradı.</p>
<p>“Üstat, Suudi Maliye Müsteşarını tanıyordunuz diye hatırlıyorum, doğru mu?”</p>
<p>“Hem de çok iyi tanıyorum, hayırdır!”</p>
<p>“Üstat yanınıza geliyorum” dedi ve telefonu kapattı.</p>
<p>15 dakika geçmedi, Zekeriya odamdaydı ve çok heyecanlıydı.</p>
<p>Bir iki yıl önce Devlet Başkanı Kenan Evren’in, Suudi Arabistan Kralı Fehd bin Abdülaziz Al-i Suud’u ziyareti sırasında Zekeriya da hazır bulunmuştu. O toplantıda Kral, Türkiye’ye 500 milyon dolar kredi verilmesine onay vermişti. Merkez Bankaları aralarında konuşmuşlar ancak Suudi Merkez Bankası Başkanı, Suudi Maliye Bakanlığı evet demeden bu krediyi veremeyeceğini Zekeriya’ya söylemişti. Zekeriya, Maliye Bakanlığı Müsteşarını tanıyorsam konuyu araştırabilir miyim diye ricada bulunmaya gelmişti. Telefona sarıldım. Müsteşarı İslam Kalkınma Bankası Guvernörü olarak Cidde’ye gidişlerimde tanımıştım, zamanla aramızda bir dostluk oluşmuştu… Odada sabırsızlıkla bekliyorduk… Derken telefon bağlandı. Bir solukta derdimizi anlattım; bizim için önemini vurguladım… Sanıyorum bir hafta sonra müsteşar kredinin hazır olduğunu bildirdi... Zekeriya’yı aradım. Kendisine haberi verdiğimde nasıl bir ‘oh’ çektiğini unutamam.</p>
<p>“Oh be üstat! Bizi nasıl bir sıkıntıdan kurtardın bilemezsin.”</p>
<p><strong>Krediyi aldık, umre yaptık! </strong></p>
<p>20 Haziran 1984 günü Riyad’a uçtuk… Anlaşmayı imzaladık. Krediyi almıştık, artık dönecektik. Suudi Merkez Bankası Başkanı Hamad Saud Al Sayari’ye teşekkür ve veda etmek için uğradık. Ramazanda olduğumuzu hatırlatarak, umre yapmamız için hazırlık yaptırdığını söyledi. Biz önce şaşırdık… Bir taraftan da memnun olduk… Suudi Merkez Bankasının özel uçağıyla Cidde’ye uçurulduk. Le Meridien Jeddah Hatel’de ihrama girdik, Mekke’ye bir araçla götürüldük. 26 Haziran 1984 sahur vaktinde umremizi tamamladık ve THY uçağı ile Ankara’ya döndük. Bu Zekeriya için de benim için de ilk umre ziyareti değildi. İlk umre ziyaretimi 1982 yılının Şubat ayında İslam Kalkınma Bankasını ziyarete gittiğimde gerçekleştirmiştim. O ziyaretimizde de Zekeriya Yıldırım ile beraberdik…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Fransızlar, bizim Hazine’den ‘vagonlar dolusu’ para almış!</strong></span></p>
<p>Tevfik Altınok, Hazinedarbaşı adlı kitabının 155’inci sayfasında Fransızların 100 yıl boyunca devam ettirdikleri bir kapitülasyona nasıl son verildiğini şöyle özetliyor:</p>
<p>“Bir gün sekreterim Paris’ten Wagon- Lits firması yetkililerinin benden randevu istediğini söylediğinde şaşırdım. Ne tür bir ilgimiz olabilir ki diye düşündüm. Sonra aklıma TC Devlet Demir Yolları (DDY) ile ilgili olabileceği geldi. Eskiler hatırlar, 1980’li yıllara kadar trenlerdeki yataklı vagonlar Fransızlar tarafından işletilirdi. Nedenini ben de bilmezdim. Gelsinler bakalım, öğreniriz diyerek randevuyu verdim… Gelen yetkililer, DDY ile aralarındaki sözleşmenin 1983 yılı içinde biteceğini, bu sözleşmeyi yenilemek istediklerini söylediler… ‘Konunun Hazine ile ne ilgisi var’ diye sorduğumda, Hazinenin, sözleşmenin uygulanabilmesi için garanti vermiş olduğunu ifade ettiler. Ben de konuyu inceleteceğimi, DDY ile görüştükten sonra cevap verebileceğimi söyleyerek sözleşmenin bitmesine ne kadar zaman kaldığını sordum. Üç ay kaldığını söylediklerinde ‘Bu süre içinde size cevap verebiliriz’ diyerek toplantıyı sonlandırdım…</p>
<p>Bir aylık araştırmanın sonunda Anadolu’da ilk inşa edilen İzmir Aydın demiryoluna ek olarak Aydın Ödemiş hattının da sonraki yıllarda Fransız İngiliz ortaklığı tarafından yapıldığını öğrendik. Bu inşaatın bedelinin Osmanlı Hazinesi tarafından karşılanamayacağı anlaşılınca 1883 yılında Fransız Wagon-Lits şirketiyle bir sözleşme imzalanmış. Bu sözleşme çerçevesinde Osmanlı Hazinesi, Wagon-lits firmasına ülke sınırlarımız içindeki her tren seferine en az bir, gerektiğinde daha fazla yataklı vagon ekleneceğini ve bunu 100 yıl boyunca devam ettireceğini taahhüt etmiş. Firmaya yatak ve bilet ücretlerini tespit yetkisi de bırakılırken, yataklar boş olsa bile demiryollarımızın bu boş yatakların bedelini ödeme taahhüdünün yanı sıra demiryollarımız ödeyemezse Hazine tarafından karşılanacağı garantisi de verilmiş. DDY, 1935 yılında genç Türkiye Cumhuriyeti’nin islediği ekonomik bağımsızlık politikası doğrultusunda yabancı şirketlerin işlettiği demiryolu hatlarını satın alarak devletleştirmişti. Ancak söz konusu sözleşmeden doğan yükümlülükler Osmanlı Devleti’nden devralınan borç ve taahhütler kapsamında kabul edilmiş; bu nedenle sözleşme hükümleri ve buna bağlı mali yükümlülükler 1983 yılına kadar yürürlükte kalmıştı. DDY yetkililerine sırf merakımdan bu hattın maliyet hesabını yaptırdım. İnceleme, demiryolunun inşası için harcanan tutarın yapılan ödemelerle en fazla 15 yıl içinde tamamen amorti edildiğini ortaya koyuyordu. Buna karşılık izleyen yaklaşık 85 yıl boyunca yapılan ödemeler ise fiilen işletmeci şirketin karı niteliğindeydi…</p>
<p>Fransız firmasına resmi bir yazı ile Hazinenin böyle bir garanti vermeyeceğini bildirdik. Yataklı vagon işletmesinin bundan böyle DDY tarafından bizzat yürütüleceğini de aynı yazıyla kendilerine tebliğ ettik.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ustat-doviz-bulmamiz-sart-90978</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üstat, döviz bulmamız şart! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/harrodsta-japon-uzumunun-salkimi-4970-tl-90975</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 09:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Harrods’ta Japon üzümünün salkımı 75 sterlin</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET DOĞAN ERDOĞAN/İNGİLTERE</strong></p>
<p>Japonya’da hediye kültürünün önemli bir parçası olan premium meyveler, son yıllarda Londra gibi küresel lüks perakende merkezlerinde de giderek daha fazla yer buluyor. Bu pazarın en büyük oyuncularından biri olan İngiltere, aynı zamanda Türk kuru üzümünün de en büyük alıcısı.</p>
<p>Londra’nın Knightsbridge semtindeki Harrods’ta Japonya’dan getirilen üzümlerin tek bir salkımı 75 sterlinden satılıyor. Mağazanın yiyecek bölümündeki vitrinde sergilenen Japon meyvelerinden birer adet almak isteyen müşterinin ödeyeceği toplam tutar ise 535 sterline (yaklaşık 35 bin TL) ulaşıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae592c5f0372-1793430213.png" alt="" width="800" height="411" /><strong>3 tür Japon üzümünün salkımı 75 sterlin</strong></p>
<p>“Egzotik meyveler” başlıklı cam vitrinde sergilenen ürünlerin tamamı Japonya menşeli ve “Class I” yani birinci sınıf kalite etiketini taşıyor. Vitrindeki üç farklı Japon üzümü de aynı fiyattan, salkımı 75 sterlinden (4.970 TL) satılıyor.</p>
<p><strong>Shine Muscat üzümü: </strong>İlk ısırıkta çıtır, ardından yumuşak ve sulu dokusuyla tanıtılıyor. Ortalama 18 Brix şeker oranına sahip üzümün tatlı ve çiçeksi lezzetinde tropikal meyve, bal ve misk notaları bulunuyor.</p>
<p><strong>Yamanashi eyaletinde yetiştirilen Sunshine Red: </strong>Canlı yakut kırmızısı kabuğu, iri taneleri ve olağanüstü tatlılığıyla öne çıkıyor. Shine Muscat ile Sunny Dolce türlerinin çaprazlanmasıyla geliştirilen ve gül yaprağını andıran aromasıyla bilinen üzüm, Japonya’da “Kırmızı Mücevher” olarak anılıyor.</p>
<p><strong>“Kara İnciler” olarak da bilinen Pione:</strong> İri taneleri, koyu mor kabuğu ve tatlı, sulu yapısıyla tanınıyor. Kyoho ile Cannon Hall Muscat türlerinin çaprazlanmasından elde edilen Pione, Yamanashi, Okayama, Nagano ve Hiroşima başta olmak üzere birçok eyalette yetiştiriliyor. </p>
<p><strong>Fark markalaşmada </strong></p>
<p>Harrods’taki fiyatlar, lüks perakendede markalaşma, sertifikasyon ve sunumun ürüne kattığı değeri gösteriyor. Japon üreticiler, Shine Muscat ve Sunshine Red gibi çeşitleri şeker oranı, görünüm ve ambalaj standartlarıyla birer premium markaya dönüştürdü. Meyveler tek tek ambalajlanıp hediyelik ürün olarak konumlandırılıyor. Türkiye ise üzümde dünyanın en köklü üreticileri arasında yer alıyor. Yedi bin yılı aşan bağcılık geçmişine sahip Türkiye’de yüzlerce yerli üzüm çeşidi bulunuyor. Ege’de yetişen ve Avrupa’da “Muscat” olarak bilinen Misket, Anadolu’nun ilk ihraç edilen üzüm çeşitleri arasında gösteriliyor.</p>
<p>Harrods’ta bir salkım Japon üzümüne ödenen tutar, üretici fiyatıyla yaklaşık 61 kilo kuru üzüme karşılık geliyor. Aradaki fark, perakende zincirinin en üst ucunda markanın yarattığı değeri ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Türk kuru üzümünün en büyük alıcısı İngiltere </strong></p>
<p>Türkiye, Ocak-Temmuz 2026 döneminde 81 bin 865 ton çekirdeksiz kuru üzüm ihraç ederek 256 milyon 688 bin dolar gelir elde etti. Bu ihracatta en büyük alıcı İngiltere oldu. Sofralık üzümde de İngiltere, Türk ihracatçıların hedef pazarları arasında.</p>
<p>Harrods vitrininin ortasında, özel bir kaide üzerinde sergilenen Crown kavunu 150 sterlinden (yaklaşık 10 bin lira) satılıyor. Kavunların “taç” mührünü alabilmesi için şeker oranı, lezzet, olgunluk ve görünüm açısından katı standartları geçmesi gerekiyor.</p>
<p>Vitrindeki en pahalı ürün ise Okinawa mangosu. Beyaz karton kutular içinde, koruyucu file ambalajla sunulan mangonun kutusu 160 sterlinden (10 bin 600 lira) satılıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/harrodsta-japon-uzumunun-salkimi-4970-tl-90975</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/5/1280x720/japon-uzumu-1793430239.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Londra’nın lüks mağazası Harrods’ta Japon üzümlerinin salkımı 75 sterline (4.970 TL) satılıyor. Çekirdeksiz kuru üzümde üretim ve ihracatta dünya lideri olan Türkiye’nin en büyük pazarı da İngiltere. Harrods’ta bir salkım Japon üzümüne ödenen tutar, üretici fiyatıyla yaklaşık 61 kilo kuru üzüme karşılık geliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kapitalizmin-turleri-90974</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 09:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kapitalizmin türleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kültürden, tarih ve coğrafyadan bağımsız soyut kavramlar faydalı oldu mu? Mesela İskandinavya da kapitalist Afrika da kapitalist veya hatta Çin de kapitalist Amerika da demekle oluyor mu? Daha özel, hatta bazen detaylarda gizli faktörlerin yarattığı büyük farklara dikkat etmemeli miyiz? Sadece ekonomi için değil siyaset bilimi için de bu geçerli olabilir. Değerler, tercihler, davranışlar daha az genel nedenlerden kaynaklanmıyor mu?</p>
<p>Mesela ünlü Rus düşünür Berdyaev Dekabr isyanı (1825) sonrası çarlığın muhaliflere nasıl davranacağını pek bilemediğini yazmıştı. Çarlık her zaman çarlıktı ama muhatabın kim olduğuna, zamana, hatta çarın kişiliğine göre çok şey değişebiliyordu. Soylu, eğitimli, yazar, şair muhalifler çarlığın alıştığı bir tür değildi. Çoğunluğu Rusya’nın ve Rusluğun o günkü halinden nefret ediyor olabilirdi. Örneğin Pecherin Katolik olup Roma’ya gitmiş, hatta rahip olmuştu. Yurtdışında, uzun süre İrlanda’da, yaşarken yine de Rusların gelecekte büyük işler yapacaklarını anlatıyordu. Bunu neye dayanarak söyleyebiliyordu? Nedeni bilinmiyor; “Rus ruhu” uzmanları cevap verebilir. Ancak bir tema var: Bugün (gerçeklik)/Gelecek (potansiyel) ayrımı. 1840 Rusya’sı –ve Ruslar- felaketti ama potansiyel büyüktü. Çok az coğrafya böyle düşünen insanlar yaratır.</p>
<p>Benzer bir tema farklı biçimde Moskova üniversitesinin bir araştırmacısının 2012 tarihli makalesinde var. Buna göre Rusya ayrı, Doğu Avrupa ayrı: Batı Avrupa zaten bambaşkaydı. Tarihe ve topluma sistem teorisiyle bakmayı deneyen bu çalışmada bir boyut Rusların tek tek zayıf olmalarının kolektif olarak potansiyelin büyük olmasına engel olmamasıdır. İkinci tema şu: Zayıf (hatta kötü özellikleri olan) bireyler/Güçlü (iyi, adil) kolektif ruh. Makroekonominin –ve makro sosyolojinin- mikro temelleri meselesine gönderiyor. Bunlar varken Putin –ve Dugin, öncesinde Gumilev- Rusya’nın Batı dünyasına yabancı bir etno-siyasi varlık olduğunu, Anglo-Sakson deniz imparatorluğunun karşısında bir kara imparatorluğu olduğunu düşünüyorsa şaşırtıcı olur mu? Bir ekol Rusya’yı bambaşka bir dünya olarak resmediyor ve bu 19. Yüzyıldan bu yana böyle düşünülüyor. Tabii bu tezin aksini savunanlar da oldu.</p>
<p>Belki kapitalizme de böyle, daha incelikli bakılabilir. Kapitalizmi becerikli bireyler mi yarattı? Çok örnek verebilirim ama bir tane olsun. Walter Chrysler ve Billy Durant. Ford’un Amerika’nın bozuk yollarında giden ve adeta tekel oluşturan meşhur arabası Tin Lizzie’yi tahtından indiren şık arabaları tasarladılar. Amerikan Rüyası 101. Yani “iki anahtar”, ev ve araba –ve bunları satmak için krediler. 1921-23 arası başladı ve 1929 depresyonunda ilk kredi dalgası berhava oldu. Güzel ama 1917 tarihli yol yasası olmasaydı, yani devlet asfalt yollar yapıp eyaletleri birbirine bağlamasaydı bu arabalar nerede kullanılacaktı? Yol olmasaydı Tin Lizzie 15 yıl daha tahtından indirilemeyebilirdi. Büyük Depresyonda insanlar evlerini, işlerini kaybetti ve yollara koyulup mevsimlik işler aradılar. Neredeyse on yıl sürdü. Ama sonra yenilenmiş bir kredi sistemiyle geri dönüldü ve bu sefer başarılı oldu. 1950-1975 ABD için altın çağ idi. Nasıl oldu? Devlet mi? Ya da sadece devlet mi?</p>
<p>Çok soyut olarak Aumann (1964)’e bakabiliriz. Klasik bir makaledir. Rekabetçi (küçük) firmalar integrandı değiştirmeyen infinitezimaller olarak modellenirler. Bunlara göre türev alamazsınız yani. Zayıf ve önemsizdirler. Ama diyelim ki Cournot-Walras modellerinde bunların binlercesi bir araya gelince piyasanın yapısını rekabetçi yaparlar ve iddiaya göre optimaliteye ulaştırırlar. Büyük şirketler bir yandayken aynı sektörde binlerce küçük üretici varsa bu model dengenin tam rekabete yakınsayacağını bildirir. Matematiksel olarak çok küçük varlıklar toplu halde mühim bir sonuç veriyorlar gibi. Bu doğru mudur? Bu modele benzeyen bir gerçek piyasa var olmuş mudur? Yoksa teknolojik ilerlemenin büyük, yarı-tekel konumundaki eksik rekabet firmalarından geldiği gibi asıl çözümler –ve belki sorunlar- piyasa kapitalizminin şahikası denen durumlarda bile devletten mi gelir, ondan mı kaynaklanır? Deirdre McCloskey sanayi devriminin küçük sermayeler, küçük borçlar ve küçük girişimcilerin marifeti olduğunu yazmıştı. “Burjuva onuru”. Belki ama ya öncesi ve sonrası? Adam Ferguson, Bernard Mandeville, Adam Smith ve asri zamanlara da teğet geçmek gerekiyorsa, son olarak Aydınlanma değerlerinin “burjuva” değerler” olduğunu savunan Deirdre McCloskey’i yapıtaşları arasına alabiliriz.</p>
<p>Başka temalar da var. Coğrafya ve devrim teması mühimdi –ki aynı zamanda coğrafya ve imparatorluk diyebiliriz- çünkü hem fiziki coğrafya hem de yeni doğan coğrafya bilimi olarak ikili anlamda coğrafya ulus-imparatorlukların kurgulanmasında önemli rol oynamıştı. Mesela Rusya: Temeldeki problem, arazinin genişliğine ve tarımsal ürün/maden çeşitliliğine rağmen ki SSCB dev bir coğrafyaydı, talebin arzı aşmasıydı. Rusya’nın dış sömürgeleri olmadığı için arzulanan sanayileşme hızını yakalayacak yatırımların yapılmasını sağlayacak ve nüfusu aynı anda tümüyle besleyecek kaynaklar yoktu. Ayrıca bu yatırımlar yapılırken teknik seçiminin işgücüne etkisi, işgücünün dönüştürülmesi/eğitilmesi gibi önemli sorunlar da gündemdeydi. İlk karar köylülüğün tasfiyesi oldu. Bu kadar hız ve şiddetle yapılan kalkınma hamlesi, bilinçli tasarımla/planlamayla hedeflenen ‘geç sanayi devrimi’ çoğunluğu köylü olan toplumu darmadağın edecekti ve etti de.</p>
<p>Yani Rusya farklıydı. 1920’lerin sanayileşme tartışması esas olarak fazla köylü nüfusa ne yapılacağı tartışmasıdır çünkü Rusya kırlarının geçimlik mal ve hafif sanayi malı tüketici talebine tam olarak cevap verip aynı anda şehirleri beslemek imkânsızdı. Bu tez ana hatlarıyla doğru görünüyor. Açıkçası kanımızca Rusya’nın köylü sorunu sistemden bağımsız olarak bir toprak/işgücü oranı sorunuydu. İkinci Serfliğe bu oranın yüksekliği yol açmıştı. Araziler genişti ve toprak bol faktördü. İşgücü kıt idi. Bu durumda tarımda reel ücretlerin yükselmesi ve toprak sahibi soyluların arazilerinde çalışacak köylü bulabilmek için birbirleriyle yarışmaları kaçınılmazdı. Çözüm olarak Çarlık toprak sahibi aristokrasiyle el ele 200 yıla yayılan bir sürede –1500-1700 arası- çeşitli kararnamelerle Rus köylüsünü serfleştirdi. Üç asırdan fazla bir süre geçtikten sonra tam tersine işgücünün toprağa göre fazla bol olması sorun olmuştu. Serfliğin 1861’de sona erdirilmesi toprak/işgücü oranındaki eğilimi tersine çevirmeye yetmedi. Stolypin’in başarısız reformu tarımı piyasaya açarak büyük kapitalist çiftlikler yaratıp hem ölçek sorununu hem de fazla nüfus sorununu çözmeye yöneliktir.</p>
<p>Veya mühendislere bakılabilir. Almanya’da mühendis mesleğinin oluşumu Ingenieur teriminin yapılan işin mahiyetine referans verdiği, mezun olunan okula ise gönderme yapmadığı bir bağlamda gerçekleşmiştir. 1850 civarında mühendis doğrudan doğruya sanayide çalışan teknik eleman anlamına geliyordu ve Fransa’nın aksine devlet mühendisliğiyle ilgisi yoktu. Üstelik mühendisin yol, köprü, kanal ve suyolu yapımı ve askerlik ile de ilgisi yoktu. Alman mühendisi özel mülkiyet ve özel ellerde biriken sanayi sermayesinin içine doğmuştu. İngiltere uzun süre dünyada lider ülke, “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” olduğu halde Britanya’da mühendislerin konumu ve eğitimi sürekli tartışma konusu olmuştur. Bu durumun bir nedeni İngiliz kapitalizminin uzun süre gelişmelere ancak kıyıda köşede kalan zoraki bir uyum sağlaması, küçük işletmelere ve aile işletmeleri biçiminin tekelci kapitalizm ve managerial (yönetsel) kapitalizm çağında bile yaygın olmalarıdır. Bunun sonucunda mühendislerin firma yönetimleri için kenarda kalan bir unsur olarak görülmeleri süregelmiş, mühendisler asla bir teknokratik elit kimliğine kavuşamamıştır. Britanya’da sanayinin erken gelişimine rağmen küçük ölçekli endüstriyel işletmelerin yaygınlığı nedeniyle İngiliz mühendislerinin adeta bir “yan sanayi mühendisi” kimliğinden çıkamamaları olgusu başlı başına ilginç sayılabilir. İngiliz mühendisleri bu nedenlerden dolayı beyaz yakalı olsalar bile daima daha geniş tanımlı teknik elemanlar/teknik işçiler kategorisinin içinde veya ona yakın olarak algılanmışlardır. Bu durum İngiltere’de mühendislerin kendilerini işçilere yakın, neredeyse mavi yakalı olarak görmelerine yol açmış olabilir.</p>
<p>Coğrafya farklı, kültür farklı, iş yapma becerisi farklı, siyaset farklı, ekonomik kaynaklar farklı, mühendislik bile farklı iken genel geçer tanımların yararına inanmak güç görünüyor. Bu farklar kapitalizm (veya sosyalizm) etiketi ne derse desin çok önemli sonuçlar doğurmuştur.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kapitalizmin-turleri-90974</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/4/1280x720/kapitalizm-1793430383.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kapitalizmin türleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/disiplin-toplumundan-kontrol-toplumuna-90973</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 09:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Disiplin toplumundan kontrol toplumuna…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Fransız filozof Gilles Deleuze’ün “kontrol toplumu” kavramı, dijital çağın gözetim düzenini anlatıyor. Algoritmalarla bireyler, özgür olduklarını sandıkları dünyada sürekli denetlenir.</strong></p>
<p>Fransız yazar ve filozof Gilles Deleuze katıldığı bir söyleşide, kendisi gibi Fransız çağdaşı Michel Foucault’ya atıfta bulunarak şöyle der:</p>
<p>“… İki toplum biçimini analiz etmiştir. Bir tarafta hükümranlık toplumu diye adlandırdığı topluluklar, diğer yanda disiplin toplumu diye adlandırdıkları. Disiplin toplumu diye adlandırdığı toplumu da geride bırakmaya başladığımızı söylüyordu. Disiplin toplumları Foucault’ya göre kapatma merkezlerinin varlığı ile tanımlanır; hapishane, okul, atölye, hastane… Disiplin toplumunun bunlara ihtiyacı vardır. Sanılanın aksine disiplin toplumlarının sonsuza kadar sürmeyeceğini de belirtir.”</p>
<p><strong>Yararımızı gözetenlerin “kapatma merkezleri”ne ihtiyacı yok </strong></p>
<p>Bu noktada bir ekleme yapar Deleuze ve der ki, “Tabii çok uzun yıllardır varlığını sürdüren disiplin toplumunun her tür tortusuyla hâla karşılaşıyoruz. Ama biliyoruz ki içinde olduğumuz toplum başka bir toplum. Bununda şu şekilde adlandırmak gerekir: Kontrol Toplumu.”</p>
<p>Peki, nedir ona göre kontrol toplumu?</p>
<p>Bizim yararımızı gözetenlerin artık “kapatma merkezleri”ne ihtiyacı yok. Şimdiden hapishaneler, okullar, hastaneler sorgulanır oldu. Misal; “tedavi hizmetleri eve taşınsa nasıl olur” ya da “okul bu çağda gereklilik mi? Uzaktan eğitim çok daha efektif değil mi?” soruları ortalıkta dolanıyor. Bu tartışma konularını ciddiyetle takip etmek gerek. Bir süre sonra, mesela okulla mesleği bir arada yürütmek daha istenir bir şey olacak.</p>
<p><strong>Kontrol toplumunda mesai asla bitmez </strong></p>
<p>Disiplin toplumlarında bir kurumdan çıktığınızda o kurumun gözetiminden (görece) kurtulurdunuz. Misal, fabrikadan çıkınca evde işçi kimliğiniz askıya alınırdı.</p>
<p>Kontrol toplumunda ise mesai asla bitmez. Bilgisayarlar, algoritmalar, şifreler, kredi kartları ve dijital kimliklerle donatılmış bu yeni düzende insan, bölünmez bir “birey” olmaktan çıkıp veri parçacıklarından oluşan bir “bölüntü” ye dönüşür. Fabrikanın yerini şirket, okul eğitiminin yerini ise ömür boyu süren, bitmek bilmez performans testleri ve sürekli eğitim alır. İnsanlar artık parmaklıklar arkasına kapatılmaz akıllı cihazlar, dijital ayak izleri ve görünmez algoritmalar sayesinde özgürce dolaştıklarını zannettikleri açık bir denetim alanında, kendi rızaları ile kesintisizce takip edilirler…</p>
<p>Alın bakalım bu hafta sonu için size, Felsefe ve Bilim Topluluğu’nun da katkısıyla bir tartışma konusu. Önümüzdeki hafta da sosyal medya ve yapay zekâ üzerinden “sanrı toplumu”nu konuşuruz.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/disiplin-toplumundan-kontrol-toplumuna-90973</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Disiplin toplumundan kontrol toplumuna… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2027nin-basindan-itibaren-kurunun-yaninda-yaslar-da-yanacak-90972</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 09:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2027’nin başından itibaren kurunun yanında yaşlar da yanacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Değerli meslektaşım Prof. Dr. Celali Yılmaz’ın sosyal medya hesabından öğrendiğim analizine göre Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) bugünlerde son 23 yıldır hazırladığı 1.306 bülten rutininin dışına çıkarak haftanın her günü kararlar açıkladığı bülten yayımlar olmuş. Genellikle perşembe günleri yayımlanan rutin bültenlerini bu dönemde hafta sonları, hatta aynı günde 2 ayrı bülten yayımlar hâle gelmiş.</p>
<p>Piyasalardaki tüm riskler gerçekleştikten ve muhtemel olaylar olduktan sonra 1,5 aydır yoğun bir otopsi yapmakta olan düzenleyici kurulların piyasaları bir orkestra şefinin gösterdiği ahenk ve zarafet eşliğinde piyasalardaki harmoniyi darmadağın etmeden yönetmesi gerekiyordu.</p>
<p>16 Eylül’den bugüne kadar yaşanan fon dolandırıcılığı hadisesi sermaye piyasası için çok büyük, ancak Türk finans sistemi için daha küçük bir olaydır. 1980 sonrasında serbestleşen ekonomik sistemimiz ve piyasalarımızın geçirdiği 50 yıla yakın zaman dilimini göz önüne aldığımızda finansal yapının bankacılık tabanlı mevduat/kredi ilişkisi üzerinden büyük ölçüde idare edildiğini gözlemledik. Sermaye piyasasının büyütülmesi, hane halkı ve şirketlerin tasarruflarının banka dışı farklı sermaye piyasası enstrümanları üzerinden yapılması için 30 yılı aşkın profesyonel kariyerimde bizzat çok emek verdiğimi ifade etmek isterim.</p>
<p>Ancak bugün itibarıyla geldiğimiz noktayı gördükten sonra üzülerek söylemek isterim ki bir çuval inciri mahvettik. 2027 yılı başından itibaren kurunun yanında yaşların da yanacağı portföy yönetimi sektörünü büyük bir konsolidasyona doğru zorladık. Ağustos 2026 sonu itibarıyla <strong>80’e yakın portföy yönetimi şirketinin</strong> <strong>16 trilyon TL’ye</strong> yakın bir tutarı yönetmekte olduğu büyümekte olan sektöre büyük zararlar verdik.</p>
<p><strong>İlk 5</strong> portföy yönetim şirketinin toplam pazar payı <strong>%55</strong> seviyelerinde iken önümüzdeki sene bu oranın <strong>%65’lere</strong> doğru yükseleceğini düşünüyorum. 2027 yılı Ocak sonundan itibaren <strong>faaliyetleri sınırlı</strong> portföy yönetim şirketlerinin asgari ödenmiş sermayelerinin <strong>minimum 250 milyon TL</strong>, <strong>geniş yetkili</strong> portföy yönetim şirketlerinin asgari ödenmiş sermayelerinin <strong>en az 500 milyon TL</strong> tutarlarına yükselecek olması sebebi ile sektörde butik işler yapmakta olan bağımsız küçük şirketlerin kapanacağını veya portföylerinin banka kökenli portföy şirketlerine devrolacağını tahmin ediyorum.</p>
<p>SPK tarafından 26.10.2026 tarihli ve 75/1899 sayılı ilke kararı ile “<strong>Yatırım Hizmet ve Faaliyetleri ile Yatırım Kuruluşlarına İlişkin Rehber</strong>” başlığı altında bir revizyon ilan edilmiştir.1 İlgili rehbere göre yatırım fonlarının yatırım danışmanlığı faaliyetinden istisna tutulması, müşteri uygunluk ve yerindelik testlerinin yapılmasına ilişkin esaslar belirlenmiştir. Yatırım danışmanlığı faaliyetine yönelik olarak genel ilkeler, genel yatırım tavsiyeleri, portföy aracılığı faaliyeti gibi hususlara açıklamalar getirilmiştir.</p>
<p>İşlem ve portföy aracılığı faaliyetleri sırasında işlemlere ilişkin risklerin müşteri bazında izlenmesi, bireysel portföy yöneticiliği ve yatırım danışmanlığı sırasında araştırma faaliyetleri gibi alanların da çerçevesi netleştirilmektedir.</p>
<p>Yatırım kuruluşlarının iç denetim sistemleri, bilgi işlem altyapıları ve iç sistemlerine yönelik düzenlemelerin de rehber içerisinde incelendiğini görmekteyiz. Saklama hizmetleri, dışarıdan hizmet alımı, yatırım kuruluşlarında çalışan personel nitelikleri gibi kısımlara da açıklamalar getirilmektedir.</p>
<p>SPK bu hafta başında 2026/74 sayılı bülteninde almış olduğu yeni bir karar ile yatırım fon piyasasında serbest yatırım fonlarına yönelik kapıyı sert bir şekilde yatırımcılara kapattı. <strong>2025 yılı sonunda</strong> <strong>10 milyon TL’ye</strong> yükseltilerek nitelikli yatırımcı olma kriteri olarak belirlenen finansal varlık toplamının bu haftadan itibaren <strong>50 milyon TL’ye</strong>, işlem sınırının da <strong>5 milyon TL’den 25 milyon TL’ye</strong> yükseltildiğini öğrendik.</p>
<p>Ayrıca geçmişte elde edilen nitelikli yatırımcı olma hakkının da geriye dönük olarak kazanılmış hukuki bir hak olarak görülmeyerek sıfırdan nitelikli yatırımcı olma şartları getirildiğini görüyoruz. Türk hukuk sisteminde kazanılmış bir hak kavramının olmadığını ve kanunların geriye dönük olarak değiştirilebildiğini yaşanan fon dolandırıcılığı hadisesinde oldukça tecrübe etmekteyiz.</p>
<p><strong>2013</strong> yılından itibaren uzun bir süre boyunca <strong>1 milyon TL</strong> şeklinde uygulanan nitelikli yatırımcı olma minimum finansal varlık kriterinin o tarihten bugüne kadar gerçekleşen TÜFE karşısındaki değeri <strong>20 milyon TL</strong> tutarına denk gelmekteydi. Ayrıca 2023 yılı sonunda 1 milyon TL olan nitelikli yatırımcı olma minimum varlık toplamının <strong>ABD doları karşılığı 490.000</strong> dolar şeklindeydi. Aynı miktarın bugünkü $/TL karşılığını <strong>24,5 milyon TL</strong> şeklinde düşünebiliriz.</p>
<p>SPK’nın geçmişte belirlenen değerlerin bugünkü karşılığının oldukça üzerine yükselttiği nitelikli yatırımcı olma zorunluluğuna karşılık serbest yatırım fonlarında yaklaşık <strong>560 bin</strong> yatırımcı yer almaktadır. Ancak bu fonlarda <strong>50 milyon TL’nin</strong> üzerinde yatırımı bulunan yatırımcı sayısı <strong>ortalama 15 bin</strong> civarındadır. BIST tarafında ise Merkezi Kayıt Kuruluşu kayıtlarına göre <strong>10 milyon TL’nin</strong> üzerinde portföyü bulunan yatırımcı sayısı <strong>25 bin</strong> şeklinde iken <strong>50 milyon TL’nin</strong> üzerinde portföyü bulunan yatırımcı sayısının <strong>3 bin</strong> civarında olduğunu düşünebiliriz.</p>
<p>Bu rakamlara dayanarak ifade edebilirim ki SPK’nın almış olduğu bu kararlar neticesinde <strong>Türkiye’de serbest yatırım fon piyasası uzunca bir süreliğine yatırımcılara kapalı kalacaktır. </strong>Ancak nitelikli kurumsallar ile çok az sayıda yüksek portföy büyüklüğüne sahip olan yatırımcıların TEFAS’a kapalı bir şekilde devam edeceği küçük bir alan olarak kaldığı yerden devam edecektir.</p>
<p>Bu arada ABD’de nitelikli yatırımcı olma kriterleri 2 başlık altında değerlendirilmektedir:</p>
<ol>
<li><strong> Akredite yatırımcı türü:</strong> SEC’nin (Securities and Exchange Commission) Regülasyon D kuralına göre aşağıdaki kriterlerden en az 1 tanesini sağlaması yeterlidir.</li>
</ol>
<p>- Net finansal varlık büyüklüğünün bireysel veya ailecek <strong>1 milyon doların</strong> üzerinde olması,</p>
<p>- Yıllık bireysel gelirinin son 2 yıl içerisinde her bir yıl <strong>200.000 doların</strong> üzerinde olması,</p>
<p>- Yıllık toplam gelirlerin <strong>300.000 doların</strong> üzerinde olması,</p>
<p>- Seri 7, 65 veya 82 gibi aktif finansal lisanslar şeklinde profesyonel yetki belgelerine sahip olması,</p>
<p>- Özel yatırım fonlarında personel olmak gibi diğer yeterliliklere sahip olmak.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Nitelikli müşteri:</strong> Bu ayrım belirli özel yatırım fonları ile ilişkili olabilen daha sınırlayıcı bir ayrımı ifade etmektedir.</li>
</ol>
<p>- Bireysel olarak minimum <strong>5 milyon</strong> dolarlık yatırımlara sahip olmak.</p>
<p>- Belirli kurumsal yatırımcılar için minimum <strong>25 milyon</strong> dolarlık bir ihtiyari yatırıma sahip olmak.</p>
<p>Avrupa Birliği’nde ise MiFID II kuralları uyarınca yatırımcıların aşağıdaki kriterlerden en az 2 tanesini karşılamaları durumunda nitelikli yatırımcı hakkına sahip olduklarını görmekteyiz:</p>
<p>- Yatırım portföyündeki finansal varlıkların veya nakit mevduatın <strong>500.000 Euro’nun</strong> üzerinde olması,</p>
<p>- Alım satım tecrübesi yönünden <strong>önceki 4 çeyrek dönemde</strong> ilgili piyasada çeyrek dönem bazında <strong>ortalama 10 adet</strong> belirgin işlem geçmişine sahip olmak,</p>
<p>- İlgili yatırım hizmetleri alanında, finansal sektörde geçirilen minimum 1 yıllık profesyonel tecrübeye sahip olmak.</p>
<p>Yatırım kuruluşlarının yukarıdaki <strong>3 kriterin en az 2’sini</strong> karşılayan müşterilerinin finansal riskleri anladığını, tecrübe ettiğini ve yeterli finansal bilgi setine sahip olduğunu beyan etmesi yeterli görülmektedir.</p>
<p>Örnek olarak Avrupa Birliği bünyesinde yatırımcıların finansal piyasalarda yeterli alım/satım tecrübesine ve finansal sektör iş tecrübesine sahip olması durumunda yatırım portföy toplamının <strong>500.000 Euro’nun</strong> altında olması nitelikli yatırımcı olmasına bir engel teşkil etmemektedir.</p>
<p>Neticede piyasalarda denetim yetkisi ve sorumluluğuna sahip olan kurum yöneticilerinin finansal ve finansal olmayan riskleri zamanında engellemek üzere yetkilerini kullanmamalarının bedelini bugün tüm sermaye piyasası ve yatırımcıları birlikte ödemektedir.</p>
<p>Görüldüğü üzere <strong>finansal piyasalarda nitelikli yatırımcı olma kriterleri sadece parayla değil, finansal bilgi ve iş tecrübeleri ile birlikte ölçülmektedir</strong>. Riskler gerçekleştikten sonra yapılan işlemlerin tamamı otopsi şeklinde teftiş faaliyetlerini içermektedir. Oysaki <strong>ihtiyacımız olan olaylar gerçekleşmeden önce yapılan proaktif risk yönetimi faaliyetleridir.</strong> Bu alanda da 25 yıl öncesindeki bankacılık krizinden sonra elde edilen tecrübelerimizi sermaye piyasalarına taşıyarak liyakatli ve tecrübeli profesyoneller eşliğinde temiz bir sayfa açarak yola devam etmekten başka bir şansımız bulunmamaktadır.</p>
<p> </p>
<p>[1] https://spk.gov.tr/data/6adef9948f95db2330f21fea/Yat%C4%B1r%C4%B1m%20Fonlar%C4%B1na%20%C4%B0li%C5%9Fkin%20Rehber_26102026.pdf</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2027nin-basindan-itibaren-kurunun-yaninda-yaslar-da-yanacak-90972</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2027’nin başından itibaren kurunun yanında yaşlar da yanacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fransadaki-gelismeler-turkiyeden-uzak-bir-siyasi-tartisma-degil-90971</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 09:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fransa’nın meselesi neden aslında Türkiye’nin de meselesidir?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ekonomik güvensizlik yalnızca bugün ne kadar kazandığımızla değil, yarın ne kaybedebileceğimizle de ilgilidir. Bu nedenle ekonomideki ortalama iyileşme ile insanların geleceğe duyduğu güven her zaman birlikte hareket etmez.</strong></p>
<p>Hayat pahalılığına kızan herkes aynı partiye oy vermez. Bir çalışan ücretini düşünürken güvenliği, bir esnaf vergi yükünü düşünürken istikrarı, bir sanayici enerji maliyetini düşünürken öngörülebilirliği de hesaba katar. Üstelik siyasete güvenini kaybedenlerin hepsi yeni bir parti aramaz; bazıları sandığa gitmez. Ekonomik sıkıntı öfkenin nedenini açıklayabilir. Ama o öfkenin hangi siyasi adrese gideceğini, insanların kime ve neye inandığı da belirler.</p>
<p>Bir maratondayım. Geçen hafta Paris’teydim. 13-16 Ekim arasında toplantılar, konferanslar derken şehrin bildik telaşına karıştım. Ardından Hollanda’ya geçtim. Bu satırları ise saha çalışması için bulunduğum Marakeş’ten yazıyorum. Paris’ten ayrılmamın üzerinden daha birkaç gün geçmeden Fransa’dan gelen haberler bambaşka bir tablo çizmeye başladı.</p>
<p>Haftalardır süren büyük ölçüde barışçıl protestolara yağma, kundaklama ve şiddet eylemleri eklendi. Binlerce kişi gözaltına alındı. Şiddetin yarattığı dehşet bir yana, yaşananlar sonrası aklıma başka bir soru takıldı: Sokaklarda biriken öfke, sandıkta nasıl bir siyasi karşılık bulacak?</p>
<p>Fransa’daki olayları New Yorker’da değerlendiren bir yazarın, Adam Gopnik’in, dikkat çektiği paradoks şu: Sokakta sol eğilimli protestolar yükselirken, sandıkta aşırı sağ güçlenebilir. Daha iyi ücret ve kamu hizmetleri isteyenlerin öfkesi nasıl olur da farklı siyasi hareketlere yarayabilir?</p>
<p>Çünkü sokaktaki taleple sandıktaki tercih her zaman aynı soruya cevap vermiyor. Bir çalışan ücretinden şikâyet ederken güvenliği de düşünüyor. Bir esnaf vergilerden yakınırken olayların müşterilerini kaçırmasından endişeleniyor. Sanayici ise siyasi istikrarsızlığın yatırım kararlarını nasıl etkileyeceğini hesaplıyor.</p>
<p>Ekonomik kaygılar ortadan kalkmıyor. Yanlarına başka kaygılar ekleniyor. Şiddet görüntüleri bunların öncelik sırasını değiştirebilir. Ancak buradan aşırı sağın mutlaka oy kazanacağı sonucu çıkmaz. Üstelik Fransa’da Ulusal Birliğin yükselişi son olaylardan çok önce başlamıştı. Protestoların seçim davranışını değiştirip değiştirmediğini anlamak için olayların öncesiyle sonrasını karşılaştıran verilere ihtiyacımız var.</p>
<p>Asıl mesele daha büyük: Ekonomik sıkıntı neden her zaman aynı siyasi sonuca yol açmıyor?</p>
<p><strong>Ekonomi düzeliyor, peki kim hissediyor?</strong></p>
<p>Önce rakamlara bakalım. Fransa İstatistik Kurumu INSEE’ye göre hanehalkının toplam satın alma gücü 2024’te yüzde 2,7 artarken 2025’te yüzde 0,4 geriledi. Fakat bu düşüşün önemli bir kısmı, önceki yıl yüksek gelirli hanelere yapılan olağanüstü temettü ödemelerinin tekrarlanmamasından kaynaklanıyordu. Mülkiyet gelirleri dışarıda bırakıldığında satın alma gücü yüzde 0,5 artmıştı. Yani toplam göstergedeki düşüşü herkesin aynı ölçüde yoksullaşması diye okumak yanlış.</p>
<p>Buna karşılık 2026 için ücretlerin fiyat artışlarına gecikmeli uyumu ve ücretli istihdamdaki zayıflama, satın alma gücünü daha geniş kesimler açısından baskılayabilecek unsurlar olarak öne çıkıyor. Rakamların ne söylediği kadar neyi söylemediğine de bakmak gerekiyor.</p>
<p>Bir ailenin kirası, market ve eğitim masrafları ülke ortalamasıyla aynı hızda değişmiyor. Üstelik mesele yalnızca bugünkü gelir değil. Gelecek yıl işini koruyabilecek mi? Çocuğu daha iyi koşullarda yaşayabilecek mi?</p>
<p>Küçük işletme sahibi için de tablo tanıdık. İşçilik, kira ve finansman maliyetleri artarken müşterinin harcama gücü sınırlı. Fiyat artırsa müşteri kaybedebilir, artırmasa kârından vazgeçebilir. Bugünkü bilançosu fena görünmese bile gelecek yılın siparişlerinden emin değilse kendini güvende hissetmez.</p>
<p>Ekonomik güvensizlik yalnızca bugün ne kadar kazandığımızla değil, yarın ne kaybedebileceğimizle de ilgilidir. Bu nedenle ekonomideki ortalama iyileşme ile insanların geleceğe duyduğu güven her zaman birlikte hareket etmez.</p>
<p>Fransa’nın dikkat çekici bir başka göstergesi de siyasi güven. OECD’nin 2026’da yayımladığı araştırmaya göre ulusal hükümete yüksek veya orta-yüksek düzeyde güven duyanların oranı 2023’te yüzde 34 iken 2025’te yüzde 22’ye geriledi. Siyasi partilere güven ise yüzde 15. Buna karşılık yerel yönetimlere güven yüzde 52, polise güven yüzde 65. Demek ki bütün kurumlara eşit ölçüde güvensizlikten değil, özellikle ulusal siyasetle açılan bir mesafeden söz ediyoruz.</p>
<p>Araştırmada bir başka ayrım daha dikkat çekiyor. Siyasi kararlarda söz sahibi olduğunu düşünenlerle düşünmeyenlerin hükümete güven düzeyleri arasındaki fark 42 yüzde puanı. Maddi sıkıntı yaşayanlarla yaşamayanlar arasındaki fark ise 8 puan. Bunlar ekonomik koşulların önemsiz olduğu anlamına gelmez; üstelik bir anketten doğrudan nedensellik de çıkaramayız. Ama siyasi güvenin yalnızca cüzdanın kalınlığıyla açıklanamayacağını gösterir.</p>
<p>Çalışan sesinin duyulmasını, esnaf kuralların neden değiştiğini bilmeyi, üretici yatırım politikalarının öngörülebilir olmasını bekler. İnsanlar kararların nasıl alındığına da bakar.</p>
<p><strong>Macron’un hesabında ne eksikti?</strong></p>
<p>Emmanuel Macron 2017’de geleneksel sağ-sol ayrımını aşma iddiasıyla iktidara geldi. Reform, verimlilik, rekabet gücü, yatırım ve dönüşüm kavramlarını siyasetin merkezine taşıdı. İş dünyasının yakından tanıdığı bir dil bu.</p>
<p>Fransa’nın yaşlanan nüfusu, kamu maliyesi üzerindeki baskılar, enerji dönüşümünün maliyeti ve uluslararası rekabet sorunları düşünüldüğünde reform ihtiyacını reddetmek kolay değil. Ama ekonomik açıdan gerekçelendirilebilen bir reformun toplum tarafından kabul göreceğinin garantisi yok.</p>
<p>Örneğin emeklilik yaşını yükseltmenin kamu maliyesine katkısını hesaplayabilirsiniz. Ancak beş yıl daha çalışmak zorunda kalacak kişinin hayatındaki karşılığını yalnızca bütçe dengesiyle açıklayamazsınız. Maliyet bugün ve belirli insanların üzerinde yoğunlaşırken beklenen fayda geleceğe ve toplumun geneline yayılabilir. Üstelik aynı beş yıl, masa başında çalışanla bedensel olarak ağır iş yapan biri için aynı yük değildir.</p>
<p>Bir fabrikadaki verimlilik yatırımını düşünelim. İşveren, yeni makinenin birkaç yılda kendini amorti edeceğini hesaplar. Çalışan ise o makinenin kendi işini ortadan kaldırmasından korkabilir. Verimlilik hesabı doğru olsa bile dönüşümün nasıl yönetileceği, çalışanların nasıl destekleneceği ve kazancın nasıl paylaşılacağı konuşulmadan güven sağlanmaz.</p>
<p>Ekonomi politikasında da benzer bir sorun var. Reformun toplam faydasını anlatmak başka, bedelini ödeyecek insanları ikna etmek başka. Macron’un siyasi mirasını tartışırken yalnızca reformların ekonomik sonuçlarına değil, bu reformlar etrafında ne ölçüde toplumsal uzlaşma kurulabildiğine de bakmalıyız. İyi hesaplanmış bir reform, kendiliğinden iyi yönetilmiş bir reform olmuyor.</p>
<p>Peki ekonomik hoşnutsuzluk sandıkta nereye gidiyor? Fransa’nın 2024 parlamento seçimlerinin ilk turunda Ulusal Birlik yüzde 29,26, sol ittifak yüzde 28,06, Macron’un merkez ittifakı yüzde 20,04 oy aldı. Ulusal Birlik ile hareket eden diğer adayların oyları ayrıca yüzde 3,96’ydı. Bunlar sandalye değil, ilk tur oy oranları. Tablo, merkez siyasetin karşısında hem sağda hem solda güçlü alternatifler bulunduğunu gösteriyor.</p>
<p>Ekonomik güvensizlik üzerine yapılan araştırmalar da tek yönlü bir hikâye anlatmıyor. Luigi Guiso ve çalışma arkadaşlarının 2024’te yayımlanan Avrupa araştırması, ekonomik güvensizliğin popülist partilere desteği artırabildiğini; bunu hem korunma talebini güçlendirerek hem de geleneksel partilere güveni azaltarak yaptığını gösteriyor. Ama bir bulgusu daha var: Güvensizlik seçime katılımı da etkiliyor. Araştırmacıların hesabına göre popülist oylar üzerindeki etkinin yaklaşık yüzde 40’ı, sandığa kimin gidip kimin gitmediğiyle ilişkili.</p>
<p>Yani öfkeli seçmen mutlaka başka bir partiye yönelmiyor. Bazen hiçbirine oy vermiyor. Ekonomik güvensizlik radikal sola da destek yaratabiliyor. Hangi yöne gidileceğini yalnızca gelir kaybı değil; partilerin sunduğu seçenekler, güvenlik ve göç tartışmaları, kimlikler ve siyasi temsil duygusu da etkiliyor.</p>
<p><strong>Fransa’nın meselesi neden </strong><strong>bizim de meselemiz?</strong></p>
<p>Almanya’da AfD’nin yükselişi, İtalya’da Giorgia Meloni’nin iktidara gelişi Avrupa’da geleneksel partilerin karşılaştığı güçlükleri farklı biçimlerde gösteriyor. Göç, eşitsizlikler ve siyasi gelenekler her ülkede farklı. Ama ortak soru şu: Ekonomik ve toplumsal değişim hızlanırken merkez siyaset seçmeni neden ikna etmekte zorlanıyor?</p>
<p>Bu yalnızca siyasetçilerin sorunu değil. Bir işletme yeni makine alırken, ihracat pazarına girerken veya çalışan sayısını artırırken yalnızca bugünkü faiz oranına bakmaz. Vergilerin, enerji politikalarının, ticaret kurallarının ve genel ekonomik yönün ne kadar öngörülebilir olduğunu da hesaplar.</p>
<p>Siyasi güvenin aşınması, ekonomik kararların ufkunu kısaltabilir. Yatırımlar ertelenebilir, firmalar uzun vadeli taahhütlerde daha temkinli davranabilir. Elbette her siyasi değişim belirsizlik demek değildir. Ama kuralların nasıl değişeceğinin öngörülemediği bir ortamın maliyeti vardır; bu maliyet çoğu zaman bilançoda ayrı bir satır olarak görünmez.</p>
<p>Üstelik Fransa’daki gelişmeler Türkiye’den uzak bir siyasi tartışma da değil. Avrupa Birliği’nin sanayi, enerji, ticaret ve iklim politikaları Türkiye’deki üreticinin maliyetini, ihracatçının pazara erişimini, KOBİ’nin yatırım hesabını etkiliyor. Avrupa siyasetindeki yön değişiklikleri bu politikaların önceliklerini ve uygulanma biçimini değiştirebilir. Dolayısıyla Paris’teki siyasi gerilimi izlemek yalnızca Fransız seçmeninin ne yapacağını merak etmek değildir.</p>
<p>Sonuçta ilişki iki yönlü. Ekonomik sıkıntılar siyasi hoşnutsuzluğu besleyebilir. Siyasi güven kaybı da ekonomik kararları zorlaştırabilir. Bir ülkenin büyüme oranını yükseltmek önemli; ama o büyümenin adil paylaşıldığına ve kararların makul biçimde alındığına dair inancı güçlendirmek de öyle.</p>
<p>Paris’ten ayrıldıktan birkaç gün sonra gördüğüm görüntülerin bana bunu düşündürdüğü şu oldu aslında: İnsanlar yalnızca daha yüksek gelir, daha iyi kamu hizmetleri veya daha güvenli sokaklar istemiyor. Bunları sağlayacağını söyleyenlere inanmak da istiyor.</p>
<p>Belki de Avrupa merkez siyasetinin önündeki asıl soru şu: Seçmene daha iyi bir gelecek vaat etmek yeterli mi, yoksa önce o vaadi veren siyasete duyulan güveni yeniden kurmak mı gerekiyor?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fransadaki-gelismeler-turkiyeden-uzak-bir-siyasi-tartisma-degil-90971</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/1/1280x720/fransa-1793428099.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fransa’daki gelişmeler Türkiye’den uzak bir siyasi tartışma değil ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/adalet-hakikatin-eylemi-90970</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 09:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Adalet; hakikatin eylemi...</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Zayıflar, adalete daha fazla saygı duyar. Zira adaletin dinamosu olan güç, ancak adil olursa zayıfı korur. Değilse, haksızlık çarkı içinde öğütülecektir. Çok kimse haksızlığa uğramaktan korktuğu için adalete inanır zaten… O zayıfın eline güç verdiğinde hala adil davranıyor mu diye bakmak gerekecektir. </strong></p>
<p>Orta yol, istikamet, eş, benzer, misil, karşılık anlamına gelen ADL kökünden dilimize geçmiş, Arapça kelime… Bizde yüklendiği anlam; yasalarla sahip olunan hakların herkes tarafından kullanımını sağlamak… Hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme, herkese uygun düşeni, kendi hakkı olanı verme ve doğruluk ifadesi…</p>
<p><strong>Bir yerde adaletten söz ediliyorsa, hak, hukuk, koruma ve kuraldan bahsediliyor demektir. Doğrulukla ilişkisi, sağlandığı takdirde herkes için en doğru ve en iyi olanı sunmasıdır. Davranışta ve hükümde doğru olmak, hakka göre karar vermek, eşitlik kavramlarını çağrıştırır.</strong></p>
<p>Eğer bir yönetim toplumda birey haklarını sağlama, sorumluluklar ile uyumlu paylaştırmayı başarmışsa, orada adalet hakim olmuş demektir. Adalet; herkese hak ettiğinin verilmesi dileği ve öngörüsü üzerine inşa edilir. Bu da onu hukukun amacı haline getirir. Hayatın pratiğine uygun tasarlanmışsa, insanların karşılıklı olarak ortak faydasına hizmet eder.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>HİÇ BİR İNSAN TEK BAŞINA ADİL OLAMAZ </strong></span></p>
<p>Adalet, karşılıklı yarar sözleşmesidir. Birlikte yaşamanın kimyası, ben ve öteki arasında yaşanacakların kaideler bütünüdür. Adalet, hiçbir zaman kendiliğinden var olmaz. İnsanlar onu, karşılıklı ilişki ve alışverişlerinde, her yerde ve her zaman birbirlerine zarar vermemek adına oluştururlar.</p>
<p><strong>Toplum hayatını düzenleme iddiasındaki her din; adaleti baş ilke olarak koyar. Tabii ki ilahi adalet diyerek kendisini tüm olan bitenden sorumlu ve yetkin kılarak… Eski toplumlar adaleti, tanrısal buyruklara taşımışlardır. Gözü bağlanıp eline bir kılıç tutuşturulmuş kadın olmadan önce; Zeus olmuştur, Zerdüşt olmuştur.</strong></p>
<p>Her taht, adaletin en yüce makamı olmuştur. Taht’ın kelime anlamı “alt” olması, hayatı taşıyacak güçte ve sürdürecek kabiliyette adil olmasına bağlamıştır. Adaletten söz edeceksek en az iki kişi var olmalıdır. Hiçbir insan tek başına adil olamaz; kendini adil sandığı an adaletli olmaktan çıkacaktır. Çünkü adalet, toplumsal olgudur ve bireyin bir diğeriyle ilişkisinde hissedilir.</p>
<p><strong><span style="color: #e03e2d;">GADDAR PEK ÇOK KRAL TAHT SÜRDÜ ADALETİ SAĞLAYAMAYAN ÇÖKTÜ</span></strong></p>
<p>Peki, neden adaletli olmak zorundayız? Gücüm varsa zulmetmekten beni alıkoyan nedir ki? Adalet, bireysel sorumluluklar penceresinden dürüstlük ilkesine dayanır. Ancak teme içgüdü; bireyin kendini korumasıdır. Adalet, tanımını karanlıktan alan aydınlık gibidir. Adaletsizliğin eninde sonunda can yakacağı bilinir ve bu yüzden “en yüce erdem” diye nakşedilir zihinlere…</p>
<p>Adalet güçlü olmak zorundadır. Adaleti sağlayan iki dinamik vardır; 1-erdem, 2-güç. Bu yüzden güçsüz adalet acizlik, adaletsiz güç ise zulümdür. Güç; adalet ile dengelenir. Eğer adalet yoksa en güçlü sistem, en büyük yıkımla sonlanacaktır. Öyle ki gaddar pek çok kral taht sürmüştür de adaleti sağlayamayan çoğu iyi kralın sonu çabuk gelmiştir. Kısaca adil zalimler hüküm sürmüşse de adaleti tesis edemeyen iyiler, sürdürülebilir olamamışlardır.</p>
<p><strong>Adaleti kim tesis eder? Güç elbette… Devleti şayet güç ifadesi olarak kabul edersek, kişilerin çatışan çıkarları arasında hakka uygun dengeyi, devletin kurumları sağlayacaktır. Bu da adaletin sosyal anlaşmaya ihtiyaç duyduğu anlamına gelir.</strong></p>
<p>Yasa, adaletin yazılı kodlarıdır. Töre, adaletin sözlü kodlarıdır. Bu yüzden köyde töre, kentte yasadan söz edilmiştir önceleri… Günümüzde adaletin kapsama alanı, aile, klan, kabile, köy, kasaba, kent hatta ülkelerin de dışına taşarak küresel boyuta taşmıştır. Ortada denge arayışı varsa, sadece insanlar arasında değil, insan-hayvan, hatta bitkiler için adalet gündeme gelir. Geliyor da… Devlet Başkanı Yeltsin, kendi ülkesinde insan hakları ihlallerine başka ülkelerin karışamayacağını, bunun iç sorunu olduğunu savunduğunda Clinton; “hayır, küresel adalet; seni de kapsar” diye itiraz etmişti.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ADALET MÜLKÜN TEMELİDİR </strong></span></p>
<p>Adalet, aynı zamanda hukuk ve yasaları uygulayan devlet örgütünün temel ifadesidir. Öyle ki her mahkeme salonunda; “Adalet Mülkün Temelidir” diye yazar. Mülk, yani sahip olunanların temeli, adalete dayanmalıdır ki o mülk kalıcı olabilişin. Mahkeme, bu ilkeden yola çıkarak adalet dağıtır.</p>
<p>Adalet, düzen sağlar. Ülke, adaletle yaşar ve adaletsizlikle yıkılır. Eğer en yüksek mahkeme dahi en yoksul kişinin talebiyle harekete geçemiyorsa, o ülkede adalet komediye dönüşmüştür. Derler ki “davalın kadı ise başın beladadır.” Adalet dağıtma konumundakilerin hak ihlali; çürümüşlüğün en yoğun halini tanımlar.</p>
<p><strong>Sevgi de adalete ihtiyaç duyar. Ancak bu sayede korunabilir. Saygı; adaletin çekim gücüdür. Eğer yoksa en güçlü sevgi dahi, gün gelecek, eriyip gidecektir.</strong></p>
<p>Derler ki bir beldede hem adaletsizlik hem de yangın olsa; önce adaletsizliği gidermelisin. Zira, geciken adalet, adalet değil, büyük yıkım bırakır. Bir millete baş olmak, ancak adaleti sağlayacak olanın hakkıdır. Eğer adil olmayan biri başa geçmişse, buna tiran denir ve hiçbir tiran, kalıcı olamamıştır.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ADALET KENDİLİĞİNDEN OLMAZ ÇATIŞMA HALİNDE İHTİYAÇ DOĞAR</strong></span></p>
<p>İyi olmak kolaydır. Zor olan adil olmaktır. Zira adalet, korunması, dağıtılması hayli güç ve külfet gerektirir. Adalet; ucuz değildir zaten. Adaleti sağlarken hata yapma riski de cabası… Suçsuz birini asmak; adli hatadır. Suçlu birini salıvermek de öyle… Ancak bu iki hata arasında kademe farkı vardır ve masum insanı mahkûm etmektense, suçlu birinin kurtulması riskini üstlenmek daha iyidir.</p>
<p><strong>Adaletin bileşenlerinden olan güç ve erdem; eğer ortak kabul görmüş değer ve ilkelere dayanmıyorsa, tam adalet sayılmaz. Her darbe sonrası diktatörler, kendilerince adil davrandıkları iddiasıyla yasalar üretirler. Ancak toplumun genel kabul görmüş değerleri ve bireysel erdemin kimyasına uymuyorlarsa, bir sonraki diktatörün onları devirmesine dek hüküm sürerler.</strong></p>
<p>Adalet, hayatın tamamını kapsar. İnsanın kendine adil olmasından başlar, kul hakkıyla gelişir ve gezegene adil davranmaya dek yol alır. Adaletin dışındaki her şey; kaos hanesine yazılır. Onun dahi içinde adalet mevcuttur. Bu yüzden her düzen, entropi ile dağılmaya ve her dağılan da adalet tarafından derlenip toparlanmaya ihtiyaç duyacaktır.</p>
<p><strong>Adalet kendiliğinden olmaz. Çatışma halinde güçlü olan kazanıyorsa, kaosa doğru sürüklenen ortamdan bahsedebiliriz. Yasa tanımaz, kurala uymaz bireylerin eline geçen güç; toplumların köküne dinamit döşer. Adaleti reddedene zalim denmesi bundandır. Zulmeder ama bir yere kadar. Eğer zalim, zulmünü arttırıyorsa, sonu yaklaşıyor demektir. Aynı zamanda mazlum, direnmeye başlamışsa, adaletin tecellisi yakınlaşıyordur.</strong></p>
<p><strong>Eşitlik, adalet için gereklidir ama yeterli değildir. Testiyi kıranla suyu getireni bir tutar ve onları eşitlersen, adaletten değil, zulümden söz etmiş olursun. Adalet; eşitliği kapsar ama eşitlik; adaleti kapsamayabilir.</strong></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>KENDİN İÇİN İSTEDİĞİNİ KOMŞUN İÇİN DE İSTEYEBİLDİĞİNDE... </strong></span></p>
<p>Bir ülkenin gücü, nüfusu, serveti, ordusuyla ölçüldüğünde, bu durum; anlık ve geçicidir. Ancak o ülkede adalet hüküm sürüyorsa, bireyler arasında çatışmalar azalmış, yöneten-yönetilen arasında güven tesis edilmiş ve gelecek kuşaklara kalıcı bir devlet vadedilmiş demektir. Eğer o ülkenin muktedirleri adaleti savsaklar, kendi yandaşına hak geçirir ve muhalifinin hakkını korumayı seçmez ise iktidarları sarsılacak ve mutlaka son bulacaktır. Tarih, aksini yazmamıştır.</p>
<p>İyilik, adaletin iddia kapsamındadır. İyilik zaten hak kavramıyla birlikte anılır. Kendin için istemediğin şeyi, komşun için de istemiyorsundur. İyilik erdemiyle dolu bir yürekten adaletsizlik sadır olmaz. Zarar görecek kendisi olsa bile adaleti isteyebilecektir. Kendi katiline masum diyen biri; adaletten söz ediyorsa, o ülkede birlik-dirlik gitmiş, zulüm iktidarı başlamıştır. Güçten adaleti çıkar, geriye; zulüm kalır zaten.</p>
<p><strong>Evrensel adalet; dünyanın her kültüründe, her coğrafyası ve ikliminde, aynı temel ilkelere saygı duyma halidir. Çöldeki bedevi ile kutuptaki Eskimo, aynı ilkeler ile gezegende var olabiliyorsa evrensel adalet hükmünü icra ediyordur.</strong></p>
<p>Adaletin küçüldüğü yerde, kavgalar büyür. Çatışmalar artar, Düzen bozulur, dirlik ve birlik yiter. Ülke iç savaşa sürüklenir, güçlülerin zulmü çoğalır, zayıflar ezilir. Böylesi bir ortamda adaleti küçültenler, nefret ve kin üretir olurlar. Neticede zulmettikleri bir gün adaleti küçültenleri yok eder.</p>
<p><strong>“Sayılmayız parmak ile </strong><br /><strong>Tükenmeyiz kırmak ile </strong><br /><strong>Taşramızdan bakmak ile </strong><br /><strong>Kimse bilmez ahvalimiz.”</strong> </p>
<p>Ozan Muhyi, sürgit zulmedenin mazlumları sürgit kıramayacağı iddiasındadır. Nitekim tarih de bu tezini doğrular. </p>
<p><strong>ADAM ALDIRMA DA GEÇ GİT DİYEMEM ALDIRIRIM </strong></p>
<p>Adaletin olmadığı yerde öfkem büyür. Kaç ve savaş güdülerinden daima savaşmayı seçerim. Çünkü çiğnenmiş adaletin yeniden tesisi için kendime durumdan vazife çıkarırım. Mehmet Akif’in dediği şudur; <strong>“Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem / Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem / Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum? / Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!/ Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim / Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim! / Adam aldırmada geç git! , diyemem aldırırım / Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!”</strong> </p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>YARGIÇ ADALET DAĞITANDIR SATIN ALINAMAYANDIR </strong></span></p>
<p>Menfaat, yakınlık, düşmanlık, önyargı; adaletin kirleticileridir. Kimi yasa üzerinden, kimi töre, kimi de bireysel yargılarıyla çözme gayretine girse de adaleti sağlamakla görevli hukuk devleti, tek merciidir. Eğer hukuk devleti çalışmıyorsa, herkes kendi adaletini arama derdine düşer ki buna anarşi denir.</p>
<p>Adalet, suçlama ve cezalandırma yetkileriyle donanımlıdır. Af, cezayı ortadan kaldırsa da suça dokunamaz. Çünkü suçun tanımı; adaletin kat’i hükmünden gelmektedir. Adaletten kaçış olur da ondan saklanmak mümkün değildir. Topal olsa da mutlaka gelir bulur ve hükmünü icra eder.</p>
<p>Neticede adalet; evrenin dengesi, yıldızların yörüngesi, dünyanın düzeni, bireyin var kalma garantisidir. Adaleti ıskalayan, zulümle randevulaşacaktır.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>Kadı eğer adil ve matematik biliyorsa...</strong></span></p>
<p>Adalet, matematikle ilişkilidir en fazla… Cebirdeki eşitlikler, adalet formülleridir. Eşitliği aşan boyutuyla adalet, matematik üzerinden hayata yansır. Nadir bilinen öyküdür; İki adam çölde seyahat ederken acıkır ve sofra kurarlar. Birinin 5, diğerinin 3 çöreği vardır. Derken başka bir yolcu gelir ve acıktığını söyler, ücreti mukabilinde sofraya kurulmayı önerir. Yemek biter ve misafir olan sofraya 8 akçe bırakır gider… Adamlardan biri çörek başına 1 akçe üzerinden parayı dağıtmak ister fakat öteki itiraz eder, 4’er halinde eşit dağıtılmasını ister. Anlaşamazlar ve kadıya giderler. Kim haklıdır?</p>
<p>Kadı; matematik bilmektedir. Şöyle hüküm verir. “sofrada kimin ne kadar yediğini bilmemekle birlikte eşit yendiğini farz ediyorum. Hesap kolay olsun diye her çöreği 3 lokmaya bölersek, 5 çörek sahibinin 15 lokması, 3 çöreği olanın ise 9 lokması vardır. Masada toplam 24 lokma, 3 kişi tarafından eşit yenmiştir. Bu da adam başı 8 lokma eder. 15 lokma sahibi, 8’ini kendi yemiş, 7’sini misafire ikram etmiştir. 9 lokma sahibi, 8’ini kendi yemiş ve ancak 1’ini ikram etmiştir. O halde 8 akçeden 7’si birine, 1’i de ötekine verilmesine hükmedilmiştir.</p>
<p>Matematik bilen kadının adalet ile hükmettiğinden eşitlik kavramının nasıl yetersiz kaldığına dair şık bir öyküdür bu. Adalet ayrıca fizik ile kimya ile biyoloji ile bire bir ilişkilidir. Tüm bu müspet bilimlerin altında, eşitlik ile adalet dengesi arayışı yatar. Hukuk, sosyoloji, antropoloji ve diğer bilim dallarıyla adaletin ilişkisi vardır elbette… Ama en temel ilişki, matematik ile olandır.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>Karınca kararınca adalet</strong></span></p>
<p>Kanuni şair bir padişahtır ve saraydaki meyve bahçelerini karıncalar sarmıştır. Onları kırmak işten dahi değildir ama adı gibi kanun koyucu ve adaletin bekçisi sıfatıyla Şeyhülislam Ebussud’a şiirle sorar; “Ağaçlarımı sarınca karınca Günah mıdır karıncayı kırınca?” Cevap da şiirle gelir; “Yarın hakkın divanına varınca Süleyman’dan hakkın alır karınca…”</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>Adaletin gözü kapalı ama gönül gözü açık</strong></span></p>
<p>Ancak bu; adalet terazisinde hak geçirmesin anlatımıdır. Aksine, adaletin sadece gözleri değil, gönül gözü de açık olmalıdır. Adaleti maliyetli yapan da budur. Güç kullanacaksın, araştıracaksın, tarafları dinleyecek, delil ve şahit talep edeceksin. Tüm bu maliyetlere rağmen, adaleti bireylerin veya muktedirin eline bırakan devletler, yıkılacaktır. </p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>Güç beraberinde erdemi de taşımalı</strong></span></p>
<p>Nice ezilenler gördüm, eline güç geçtiğinde, ilk işleri adaletten uzaklaşmak olmuştur. Zira güç, beraberinde erdemi taşımamıştır o ezilene… Ben ve öteki ayırtında bildiği tek şey; ezmek ve ezilmek üzerinedir. Bu yüzden ezilmişlikten gelenin ezme davranışı; adaletin hâkim olmadığı ortamın en belirgin özelliğidir. </p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>Adaletin gücü mü, gücün adaleti mi ?</strong></span></p>
<p>Adalet kuvvetli değilse kuvvetlilerin adaleti gündeme gelir. Savaşı kazananın adil olması, zaferin erdemidir. Mağlubun haklarını dahi gözeten galip, zaferini kalıcı kılabilir ancak. Konfüçyüs’ün 2 bin 500 yıl önceki tanımında adalet; kutup yıldızına benzetilir. O hep oradadır ve her şey onun etrafında döneri durur. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/adalet-hakikatin-eylemi-90970</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/0/1280x720/adalet-1793427949.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Adalet; hakikatin eylemi... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/400-donum-bagin-icindeki-21-ciftlik-evi-sahiplerini-buldu-90969</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 09:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> 400 dönüm bağın içindeki 21 çiftlik evi sahiplerini buldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2000</strong>’li yılların başlarında Sarıgerme’de bir oteli olan, 40 dolayında otele danışmanlık yapan <strong>Özcan Arca</strong>’nın reklam sektöründe çalışan, şarap konusunda da eğitim alan kızı <strong>Zeynep Arca Şallıel, </strong>aklından geçen işi paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Şarap üretimine girsek…</strong></p>
<p><strong>Özcan Arca, </strong>kızının önerisini benimsedi ama turizmle birleşirdi:</p>
<p>-          <strong>Tuizm ile bağcılığı, şarap üretimini bir araya getirecek iş yapmakta yarar var.</strong></p>
<p>Trakya Bölgesi’nde 15 bin kilometre yapıp köy köy toprak analizleri yaptırdılar. Lüleburgaz ile Istranca Dağları arasındaki bölgede karar kıldılar. Hamitabat Köyü’nde 2 bin dönüm arazi satın alındı, <strong>“A Bağcılık” </strong>adlı şirket kuruldu. <strong>Özcan Arca, “Sorumlu Ortak”, Zeynep Arca Şallıel, </strong>Yönetim Kurulu Başkanı oldu.</p>
<p>Bağ bozumu günleri başladığında Hamitabad’daki <strong>“A Bağcılık”</strong>a giderken 6 Şubat 2011 tarihli yazımı okudum. O günlere kadar 2 bin dönüm arazinin 380 dönümünü bağa dönüştürmüşlerdi. Asmaları 4-6 yaşlarındaydı.</p>
<p><strong>Özcan Arca, </strong>o günlerdeki planlarını anlatmıştı:</p>
<p>-          <strong>2 bin dönümün tamamını bağ yapmayacağız. Bir otel inşaatına başladık. Ayrıca meyve bahçesi de planlıyoruz. Şarap üretiminde hep butik düzeyde kalmayı düşünüyoruz.</strong></p>
<p>A Bağcılık Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Zeynep Arca Şallıel, </strong>sektörle ilgili deneyimi konusunda şu bilgiyi vermişti:</p>
<p>-          <strong>4 yıl boyunca Yeni Zelanda, Fransa, İspanya ve ABD’de şaraphanelerde işçilik, bağ bozumunda çalışmak dahil epey çaba harcadım.</strong></p>
<p>Makine mühendisi olan <strong>Özcan Arca </strong>da inceleme turları yapmıştı:</p>
<p>-          <strong>En doğru şaraphane nasıl kurulur, onu anlamak için California (ABD), İtalya ve Fransa’da 70-80 şaraphane gezdim.</strong></p>
<p>Arcadia bağlarının içindeki Bakucha Hotel’de <strong>Zeynep Arca Şallıel </strong>ile buluştuğumuzda <strong>“çiftlik evleri” </strong>projesinde hangi aşamada olduklarını sordum, yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Başlangıçta 60 çiftlik evi planlamıştık. Sonra 36’ya düşürdük. Bir kısmı bağ içinde, bir kısmı da meyve bahçelerimizde olacaktı. Bağda 21 çiftlik evi sahiplerini buldu. Bu çiftlik evlerinin bağ büyüklükleri 6-30 dönüm arasında değişiyor.</strong></p>
<p>Bu çiftlik evleriyle ilgili şu bilgiyi aktardı:</p>
<p>-          <strong>Çiftlik evleri bünyesindeki bağların bakımını da biz üstleniyoruz. Üzümlerini de işleyip bedelini çiftlik evi sahiplerine ödüyoruz.</strong></p>
<p>3 çiftlik evi de armut bahçesinde yaptıklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Onlar henüz sahiplerini bulmuş değil.</strong></p>
<p>Çiftlik evleri konusunda şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Son yıllarda köye dönme isteği olanlarda artış var. Çiftlik evleri o konuda iyi bir seçenek olabiliyor. Ayrıca, çiftlik evlerimizin sahipleri satmak istediklerinde önce komşularına önermek durumundalar. Yani komşuların ön alım hakkı var.</strong></p>
<p>Çiftlik evleriyle birlikte Arcadia Bağlarının bulunduğu bölgenin Hamitabat Köyü Eskibağlar Mahallesine dönüştüğünü kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bizim çiftlik evleriyle birlikte burası Türkiye’nin ilk </strong>“imarsızlık planı”<strong>nın uygulandığı adres oldu.</strong></p>
<p>Bağ ve araziyi gezerken meşe korusuna dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Burada 600 dönümlük meşe korumuz var.</strong><strong> </strong><strong>Ekosistemi korumak için meşe korusu yaptık. Endemik çiçekler de yetiştiriyoruz. Örneğin yaban orkidesinden çay yapıyoruz. Lavanta ekili alanlarımız da var. Onlardan da yağ üretiyoruz.</strong></p>
<p>Bağlarını ve şarap üretimindeki son durumu sordum, yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Bağımız çiftlik evleriyle birlikte sattıklarımız dahil 400 dönüm. Şarap üretimimiz de 130-140 bin şişeyi geçmiyoruz. Butik üretimin üst sınırındayız.</strong></p>
<p><strong>Özcan Arca </strong>ve kızı <strong>Zeynep Arca Şallıel</strong>’in bağ, butik şarap üretimi, bağ oteli, meyve bahçeleri, çiftlik evleri satışı modeli, iklim krizi ve alkollü içkilerle ilgili günden güne hareket alanı bırakmayacak düzeyde sıkılaşan mevzuata rağmen hedeflendiği düzeyde oturmuş görünüyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">TARSİM kapsamında olmayanların zararı daha fazla karşılandı</span></h2>
<p><strong>A BAĞCILIK </strong>Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Zeynep Arca Şallıel</strong>’e geçen yılki ağır zirai dondan ne kadar etkilendiklerini sordum, yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Geçen yılki zirai donda ürünün yüzde 70’i yandı.</strong></p>
<p>20 yıldır TARSİM (Tarım Sigortası) kapsamında olduklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>20 yıldır düzenli olarak Tarım Sigortası primlerimizi ödüyoruz. Geçen yılki zirai don zararımızla ilgili ödediğimiz primin yüzde 15-20 civarı üstünde bir ödeme ile karşılaştık. Yani yetersiz kaldı.</strong></p>
<p>Biraz duraksayıp şu gözlemini aktardı:</p>
<p>-          <strong>Devlet, TARSİM’i olmayan çiftçilerin zararını daha fazla karşıladı.</strong></p>
<p>Bu yılki durumu merak ettim, paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Bu yıl bereketli bir hasat oldu çok şükür. 2020’den beri ilk defa </strong>“normal yıl”<strong>dayız.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Gürcistan 12 yılda 295 milyon doları yakaladı, Türkiye 10 milyon doları aşamıyor</span></h2>
<p><strong>A BAĞCILIK </strong>Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Zeynep Arca Şallıel</strong>’e şarap sektörünün ihracatını sordum, Arcadia ile ilk ihracata başladıkları yıla döndü:</p>
<p>-          <strong>Biz ilk ihracatımızı 2014 yılında İngiltere’ye yaptık. Gürcistan da aynı yıl İngiltere’ye şarap ihracatı gerçekleştirdi. Gürcistan’ın yıllık şarap ihracatı 295 milyon doları buldu. Türk şarap sektörünün toplam yıllık ihracatı 8-10 milyon doları bir türlü geçemiyor.</strong></p>
<p>İhracatta yerel üzümlerden elde edilen şarapların alan açabileceğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Bizim kendimizi dünyaya daha iyi anlatmamız lazım.</strong></p>
<p>Turistlerde oluşan algı üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Ülkemize gelen turistler her şey dahil tesislerde </strong>“girişi segmenti”<strong>nden şaraplar tüketiyor. Sonra kendi ülkesinde bizim premium şarapların fiyatını yüksek buluyor. Yani, </strong>“Türk şarabı pahalı” <strong>algısı oluşuyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Karaoğlan Üzümü İle UNESCO’ya başvurun</span></h2>
<p><strong>ZEYNEP Arca Şallıel, </strong>babası <strong>Özcan </strong>Arca’nın danışmanları Fransız önolog Prof. <strong>Alain Carbonneau</strong>’yu 2007 yılında Malatya’nın Arapgir ilçesine götürdüğünü anımsadı:</p>
<p>-          <strong>Alain Hoca, Arapgir’in Karaoğlan üzümünü beğendi. Biz de </strong>“Hamitabad’daki bağımızda denesek mi” <strong>diye yokladık. Alain Hoca, </strong>“Bu üzüm Neolitik döneme kadar uzanıyor. Burada koruyun, başka yere asla taşımayın” <strong>yanıtı</strong><strong>nı</strong><strong> verdi.</strong></p>
<p><strong>Alain Carbonneau’</strong>nun önerisine değindi:</p>
<p>-          <strong>Alain Hoca, </strong>“Karaoğlan Üzümü’nü UNESCO listesine aldırmak için mutlaka başvuruda bulunun” <strong>dedi.</strong></p>
<p><strong>Zeynep Arca Şallıel, </strong>Malatya’nın Arapgir ilçesinin bir başka üzümü üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Arapgir’n Budak Köyü’nde yetişen, kaybolmaya yüz tutmuş Karamemiş Üzümü de Tekirdağ Bağcılık Araştırma Enstitüsü’nde 1984 yılında koruma altına alındı. Sonra da tescillendi.</strong></p>
<p>Bunları anlattıktan sonra hayıflandı:</p>
<p>-          <strong>8 bin yıllık mirasın üzerinde oturuyoruz ama dünyaya anlatamıyoruz.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/400-donum-bagin-icindeki-21-ciftlik-evi-sahiplerini-buldu-90969</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/6/9/1280x720/56-1793426757.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 400 dönüm bağın içindeki 21 çiftlik evi sahiplerini buldu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bulgaristan-15-gun-sureyle-turk-soforlere-denetim-yapmayacak-90968</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 08:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bulgaristan, 15 gün süreyle Türk şoförlere denetim yapmayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BARIŞ SEDEF</strong></p>
<p>Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasında bir süredir devam eden ve özellikle lojistik sektörünü çıkmaza sokan vize krizinde, diplomatik kulvarlarda atılan stratejik adımlar ilk somut meyvesini Bulgaristan sınırında verdi. Ticaret Bakanlığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile Dışişleri Bakanlığı’nın koordineli ve yoğun girişimleri neticesinde, Bulgaristan makamları Türk tır şoförlerine yönelik fiziki ve evrak denetimlerini 15 gün süreyle askıya aldığını duyurdu. Gümrük kapılarında nefes aldıracak bu karar, ihracat koridorunun en kritik düğüm noktalarından birini geçici de olsa çözüme kavuşturmayı hedefliyor.</p>
<p>Sektör temsilcileri ve lojistik uzmanları, bu kritik hamlenin özellikle Avrupa’ya açılan en büyük kara sınır kapısı olan Kapıkule’deki kilometrelerce uzayan tır kuyruklarını ve günleri bulan bekleme sürelerini birkaç gün içinde eriteceğini öngörüyor. Ancak elde edilen bu diplomatik başarı, madalyonun sadece bir yüzünü oluşturuyor. Alınan muafiyet kararı şu an için yalnızca Bulgaristan topraklarını ve Bulgar gümrük mevkilerini kapsıyor. Türk lojistik ağının nihai hedefleri olan Almanya, Fransa, Hollanda gibi diğer Avrupa ülkelerine geçişlerde ya da bu ülkelerin kendi iç sınırlarında uygulanan sıkı denetimler, vizeler ve bürokratik engeller devam ediyor.</p>
<h2>“Uygulama tüm Avrupa’ya yayılmalı” </h2>
<p>Yaşanan bu gelişme üzerine seslerini yükselten sektör temsilcileri, Bulgaristan’ın attığı bu geri adımın bir "istisna" olarak kalmaması gerektiğinin altını çiziyor. Lojistik dünyası, ticaretin sürdürülebilirliği için bu gevşetme ve muafiyet uygulamasının diğer Avrupa Birliği ülkelerinde de acilen hayata geçirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Sınır kapılarındaki krizin kalıcı olarak çözülmesi, Türk şoförlerinin Schengen vizesi başta olmak üzere karşılaştığı tüm bürokratik blokajların kaldırılması ve taşımacılık kotalarının esnetilmesi amacıyla Ankara'nın Brüksel nezdindeki diplomatik baskıyı artırarak devam ettirmesi talep ediliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bulgaristan-15-gun-sureyle-turk-soforlere-denetim-yapmayacak-90968</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/tirlar-iran-siniri-nakliye.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bulgaristan, Türk tır şoförlerine yönelik fiziki ve evrak denetimlerini 15 gün süreyle askıya aldığını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ankaradan-taviz-bakuden-mesafe-90967</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 08:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ankara’dan taviz, Bakü’den mesafe</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Devletleri Teşkilatı'nın (TDT) 13. Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ev sahipliğinde Ankara'da gerçekleştirildi. “Türk Yüzyılı: Dilde, Fikirde, İşte Birlik” temasıyla düzenlenen zirvede, üye ülkeler arasındaki siyasi, ekonomik ve stratejik işbirliğinin derinleştirilmesi öne çıktı. Türkiye, dönem başkanlığını Azerbaycan'dan devralırken liderler ortak bildiriye imza attı. Zirveye, damgasını vuran bir önemli gelişme, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinde son dönemde yaşanan soğukluğun yansıması oldu. </p>
<p>Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın davetine rağmen Ankara’da düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı zirvesine katılmaması, iki ülke ilişkilerinde son dönemde yaşanan gerilimin henüz giderilemediğini ortaya koydu. Ankara’nın tansiyonu düşürmek amacıyla attığı adımlara rağmen Aliyev’in zirveye gelmemesi, Bakü’nün mevcut rahatsızlığını sürdürdüğünün işareti olarak değerlendirilebilir.</p>
<h2>Ankara’nın tavizi gerilimi gidermedi </h2>
<p>İki ülke arasındaki gerilimin arka planında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM Genel Kurulu’nda okullarda başörtüsü yasağına ilişkin yaptığı açıklamalar bulunuyor. Erdoğan’ın sözleri Türk yetkililer tarafından Azerbaycan’a yönelik olarak tanımlanmasa da Bakü’de, Azerbaycan yönetiminin eğitim kurumlarında kıyafet kurallarını sıkılaştırma kararına dolaylı bir eleştiri olarak algılandı. Aliyev’in 2 Ekim’deki açıklaması ise Türkiye’ye, Azerbaycan’ın içişlerine müdahale edilmemesi yönünde açık bir mesajdı.</p>
<p>Bu tartışmanın ardından, başörtüsü düzenlemesini eleştiren Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral’ın görevden alınması, Ankara’nın Bakü ile ilişkilerde gerilimi azaltmak için attığı önemli bir adım oldu. Ancak Aliyev’in zirveye katılmaması, bu adımın ilişkileri normalleştirmeye yetmediğini gösterdi.</p>
<h2>Bakü, artık eşit ortaklık istiyor </h2>
<p>Karabağ’da 2020’de elde ettiği askerî zafer ve sonrasında güçlenen bölgesel konumu, Azerbaycan’ın dış politika yaklaşımını da değiştirdi. Bakü artık Türkiye ile ilişkilerinde tarihsel yakınlığın yanı sıra kendi bölgesel ağırlığının ve bağımsız karar alma iradesinin tanınmasını istiyor. İsrail’le stratejik ilişkileri, enerji ortaklıkları ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerle geliştirdiği temaslar, Azerbaycan’ın dış politika seçeneklerini çeşitlendirdiğini gösteriyor.</p>
<p>Ankara’nın ise ekonomik ilişkiler, enerji işbirliği ve bölgesel dengeler nedeniyle Bakü ile karşı karşıya gelmekten kaçındığı anlaşılıyor. Ancak Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Türkiye’ye yılda 30 milyar metreküpe kadar doğal gaz sevk edildiğini hatırlatması, enerji ilişkilerinin yalnızca Azerbaycan’a bağımlı olmadığını da ortaya koyuyor.</p>
<p>İki ülke arasındaki yakınlık, “iki devlet, tek millet” sloganıyla ifade ediliyor. Ancak bu ilişkinin sürdürülebilirliği, tarafların birbirlerinin içişlerine müdahale etmemesi kadar karşılıklı eleştiriye de tahammül edebilmesine bağlı. Aliyev’in Ankara’daki zirveye katılmaması, bu açıdan diplomatik bir protokol meselesinin ötesinde, iki ülke arasındaki güç ve beklenti dengesinin yeniden sorgulanmasını gerektiriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ankaradan-taviz-bakuden-mesafe-90967</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/erdogan-aliyev.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın davetine rağmen Ankara zirvesine katılmaması, iki ülke arasındaki gerilimin giderilemediğini gösterdi. Ankara’nın tansiyonu düşürmek için attığı adımlara rağmen Bakü’nün mesafeli tutumunu koruması, ilişkilerde yeni bir denge arayışına işaret ediyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/10-soruda-fon-krizi-ne-oldu-ne-olacak-90966</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 08:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> 10 soruda fon krizi; ne oldu, ne olacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Türkiye sermaye piyasalarını sarsan fon krizinin dolaylı etkileri sürerken, tasfiye sürecinin de oluşturulan yasal zeminle birlikte hızlanması bekleniyor. Krizin kökleri, belirli fonların Borsa İstanbul’da işlem hacmi düşük, “sığ” hisselerde aşırı yoğunlaşmasına dayanıyordu. Sığ pay dolaşımı ile şişirilen bazı hisseler üzerinden fon değerleri olağanüstü yükselirken, hem hisse hem de kimi fonlarda yüzlerce kat artışlar görüldü. Yüksek getiriler yeni yatırımcıları çekti ve sistem “Ponzi” benzeri işleyişle uzun süre kendi kendini besledi. Uluslararası endeks sağlayıcılarının, Türkiye piyasasına yatırım yapacak yabancı yatırımcıların güvenebileceği şeffaf ortaklık yapısı, gerçek fiili dolaşım ve etkin denetim için takvim belirlemesi, fon krizinde ilk işaret fişeğini ateşleyen gelişmeydi. SPK’nın uyarılar paralelinde getirdiği uyum kurallarının ardından, şişirilmiş fon ve hisselerde başlayan çöküşle fon krizi de patlak verdi. 17 Eylül’de 7 portföy yönetim şirketine ait toplam 131 fon için tasfiye kararı alındı. 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunan bu fonların toplam varlık büyüklüğü yaklaşık 800 milyar-1 trilyon TL (17-20 milyar dolar) seviyesindeydi. Ardından hisse ve özel sektör tahvil piyasasına sıçrayan kriz on milyarlarca dolar varlık kayıplarına yol açtı. Resmi açıklamaya göre, 30 Ekim itibariyle tasfiye sürecinde bulunan fon sayısı 38'e düşerken, bugüne kadar 72 bine yakın hesaba toplam 68 milyar lira tutarında ödeme yapıldı. TBMM'de kabul edilen 7596 sayılı Kanun ve ilgili SPK usul ve esas Kararı ile süreçleri netleşen olağanüstü tasfiye kapsamında bulunan fonlarla ilgili ilk ara ödemelere de dün itibariyle başlandı. EKONOMİ gazetesi 10 soruda, fon krizi sürecini analiz etti.<strong><br /></strong></p>
<p><strong>1- Fon nedir, kriz neden bu kadar yatırımcıyı etkiledi?</strong></p>
<p>Fon, portföy yönetim şirketlerinin çıkardığı içinde hisse, tahvil, altın gibi belli araçları içeren bir yatırım enstrümanı. Ve tek başına bu araçlara yatırım yapmaktansa profesyonel yöneticilerin oluşturduğu fonlar alınabilir. Fon yatırımcısı çıkarılan yatırım fonunda fon fiyatına göre anaparasının yettiği kadar bir bölümünün sahibi olur. Fonun içindeki yatırım araçlarının aşağı ya da yukarı yönüne göre fon değer kazanır veya kaybeder siz de bu harekete göre para kazanır veya kaybedersiniz. Yatırım fonları ve özellikle para piyasası fonları Haziran 2023 sonrası uygulanmaya başlayan sıkı para ve TL’yi özendirici politikalar nedeniyle daha fazla getiri isteyen yatırımcıların da büyük ilgisini çekti. Fon yatırımcı sayısı Haziran 2023’ten fon krizinin patlak vermesinden öncesinde yüzde 51,54 artışla 6 milyona dayanmıştı. Portföy büyüklüğü yani fonlardaki para miktarı da yüzde 864,9 ile 11 trilyon liraya yaklaşmıştı. Eylül sonunda yatırımcı sayısı 5.8 milyona, portföy büyüklüğü de 9.5 trilyon liraya geriledi. Ancak sıkı para politikası döneminde fonlardaki portföy büyüklüğü 10 katına varan bir artış yaşadı. Bu durum yatırım fonlarındaki krizin çok daha hissedilir ve tabana yayılır olmasına da neden oldu.</p>
<p><strong>2- Neden yatırım fonu krizi çıktı?</strong></p>
<p>Sorun ilk nerede başladı? Başta serbest fonlar olmak üzere Borsa İstanbul’da işlem gören işlem hacmi, fiili dolaşım oranı küçük çok da alıcı satıcısı olmayan hisselerde büyük pozisyonlar oluşturdu. Bu tür hisselerde işlem hacmi düşük olduğu için de tek bir işlemle çok hızlı hareketler yaşanabildi. Portföy yönetim şirketlerinin fonlarındaki hisselerdeki işlemleri sonucu hissenin fiyatı arttıkça fonun getirisi yükseldi. Ki bazı hisselerde 6 ayda yüzde 4 binin üzerinde yükselişler gözlendi. Diğer yatırım fonlarına nazaran akıl almaz şekilde yüksek getiri sağlayan bu fonlara yatırımcı da ilgi gösterdi ve yeni para girişi sistemi devam ettirdi. Fona para girdikçe benzer hisselerin alımı devam etti ve yeni hisseler de fonlara eklendi. Ancak bu döngü regülatörlerin geç de olsa devreye girmesiyle kesintiye uğradı. </p>
<p><strong>3- Foncuların bu sistemi neden çöktü?</strong></p>
<p>Aslında yatırım fonlarında ponzi benzeri bir sistemin varlığı ilk adımlar atıldığında finans profesyonelleri ve EKONOMİ başta olmak üzere bazı basın yayın organları tarafından fark edildi ve bu konuya dikkat çekildi. Özellikle EKONOMİ Gazetesi Tera Portföy’ün TLY fonu ile Pusula Portföy’ün Tera’nın hareketlerini birebir kopyalayan fonlarına ve bu fonlar içindeki hisselerin olağanüstü hareketine ilk günden yani Şubat 2025’ten beri işaret ediyor. Ancak Sermaye Piyasası Kurulu ile Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in fonlarda manipülasyon olduğuna ilişkin ilk net ifadeleri Kasım 2025’te geldi. Bu konuda adım Ağustos 2026’ya kadar atılmadı. 2025 Temmuz’a sadece nitelikli yatırımcıların yatırım yapabildiği bu fonlar TEFAS’a açıldı, daha fazla yatırımcı tabanı oluşturuldu ve kriz çok daha fazla yatırımcıya ulaştı. Mayıs 2026’da küresel endeks sağlayıcı MSCI’nın ilk Türkiye borsasına yönelik uyarılasına rağmen regülatör harekete geçmedi, haziran ve temmuzda gelen iki uyarı sonrası Sermaye Piyasası Kurulu önce fiili dolaşım oranına ilişkin adım attı. Ardından da 28 Ağustos’ta yatırım fonları rehberini çok daha sıkı kurallarla güncelleyerek yayınladı. İşte regülatörün devreye girip fonları düzenlemesi yatırımcıyı tedirgin etti ve domino taşı gibi bizi 16 Eylül’de patlayan likidite krizine doğru sürükledi.</p>
<p><strong>4- SPK’nın düzenlemesi neden fitili ateşledi?</strong></p>
<p>SPK’nın yatırım fonları yeni rehberi tek hisseye yatırım yapılmasının önüne geçiyor, başta patronlar olmak üzere hisse sahiplik oranlarında ve fiili dolaşım oranında sıkı bir şeffaflık oluşturmayı hedefliyor. SPK düzenlemesi sonrası tasfiyeye alınan bu fonların yatırım yaptığı hisselerde taban serileri başladı yani her işlem gününde yüzde 10 düşmeye alıcı bulamama sürecine girdi hisseler. Bu düşüş fon getirilerini de sert etkiledi. İlk önce Pusula Portföy’ün fonlarından çok hızlı bir yatırımcı çıkışı başladı. Şöyle düşünün sayısı sınırlı fon yatırımcısı fonunu satmak istese portföy yönetim şirketleri bunu karşılayabilir ancak çok fazla sayıda satış olduğunda fonun yeterli nakdi yoksa bunu karşılamak imkansız olur. Bu talepleri karşılayabilmek için yatırım fonlarındaki hisseler satılmaya başladı ancak bu hisseler alıcısı çok olmayan hisseler olduğu için tek tabandan sonra kapandı işlemler. Elinde ne varsa satsa da talebi karşılayamadı ve Pusula Portföy fonları ilk olarak temerrüde düşen fonlar oldu. Fonların kazanç döngüsü tersine döndü para girdikçe yükselme yerine çıkışla düşüşler gerçekleşti fon değeri düştükçe daha fazla yatırımcı çıkmak istedi.</p>
<p><strong>5- 16 Eylül’deki likidite krizinde ne yaşandı? </strong></p>
<p>Portföy yönetim şirketleri fonlarından çıkış yapmak isteyen yatırımcısının talebini karşılamak için elinde ne hisse varsa satmaya başladı ancak satış yapıldıkça hisselerin fiyatları düştü. Ve taban olan hisselerde işlemler durdu. Varlıklar hem para etmediği hem de hızla nakde dönüştürülemediği için likidite krizi başladı. Pusula Portföy’ün ardından Tera Portföy’de de yatırımcı hızlı bir çıkış sürecine girdi. Tera da Pusula gibi satışlara başladı aynı döngü onun başına da geldi. Bu kriz Borsa İstanbul’a çok sert yansıdı çünkü bazı fon hisseleri BİST100 endeksinde yüksek ağırlığa sahiplerdi. Hatta bir hisse BİST30’da yer alıyordu. Sert satışlar taban serileri tüm endeksleri negatif etkiledi, sadece fon yatırımcısı veya fonlar değil borsanın geneline bulaşan bir satış süreci yaşandı. Pusula Portföy fonlarının temerrüde düştüğünü yani ödemelerini zamanında yapamayacağını ilan etmesinden sonra Tera Portföy ile Atlas Portföy de fonlarında temerrüde düştüğünü açıkladı. Bu açıklamalar yatırımcıyı daha da korkuttu. BİST100 endeksi 16 Eylül’de yüzde 7,5 düştü. Kriz borsayı sardıktan sonra regülatörler ve kamu devreye girdi. Likidite ihtiyacı için TCMB hamle yaparken SPK 7 portföy yönetim şirketinin tüm işleme fonlarını kapattı, 131 fonun tasfiye edileceğini açıkladı. Türkiye Varlık Fonu ise en iyi alıcı olarak borsanın desteğine koştu.</p>
<p><strong>6- Fon tasfiyesi ne demek? </strong></p>
<p>yatırımcı parasını alabilecek mi? Ödemeler ne durumda? SPK'nın tasfiye sürecine aldığı fonlarda portföy büyüklüğünün 20 milyar dolara yaklaştığı ve 500 bine yakın yatırımcıyı ilgilendirdiği açıklandı. Tasfiye sürecini yönetmesi için Ziraat Bankası ve İş Bankası görevlendirildi. SPK 16 Eylül’den bu güne fonlarda yer alan hisselerdeki işlemler nedeniyle art arda lisans iptalleri, suç duyuruları ve cezalar yayınlamaya başladı. Tasfiye süreci yatırımcıların tüm anaparasını alabileceği anlamına gelmediği gibi para alamayacaklar anlamına da gelmiyor. Çünkü fonların değeri hisselerin satışları ve yaşananlar nedeniyle geriledi.</p>
<p>SPK tasfiye yöntemlerini düzenleyen işlemleri, 1 milyon liraya kadar yatırımcılara ara ödeme yapılacağını duyurdu. Bazı portföy yönetim şirketleri de kendilerinin ödeme yapabileceğini belirterek yatırımcılarına geri ödemelere başladı. Bugüne kadar 71 bin 899 hesaba toplam 68 milyar lira ödendi. Olağanüstü tasfiye kapsamındaki fonlar için ilk ara ödemeler ise cuma günü başladı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ödemelerin en düşük tutarlardan başlayarak yüksek tutarlara doğru ilerleyeceğini ifade etti 125 milyar liralık net yatırım tutarının geri ödeme kapsamına girdiğini kaydetti. Geri ödemelerin fonlarda kalan nakit, hisseler ve diğer varlıklarla karşılanacağını ayrıca haksız kazançlara yönelik açılan hesaba yapılan iadelerin de geri ödeme kapsamında kullanılacağını belirten Yılmaz, yargı sürecindeki kişilerin tedbir konulan varlıkları ve gayrimenkullerinin de TMSF'ye devredileceğini bunların da nakde çevrilerek ödemelerde kullanılacağını belirtti.</p>
<p><strong>7- Tasfiye başlamasına rağmen sis neden dağılmadı? </strong></p>
<p>Kamu devreye girip fonların tasfiye ve geri ödemelerini düzenlese de yatırımcılarda oluşan güven kaybı ve tedirginlik devam ediyor. Likidite krizi ise aşılabilmiş durumda değil. Kamu bu krizin bulaşmasını engellemek ve diğer yatırım araçlarında kayıpların önüne geçmek için hemen adımlar attı ancak bu adımlar yatırımcıların varlık satışlarını engelleyebilmiş değil. Özellikle Borsa İstanbul’da yaşanan yoğun satışlar hiçbir sıkıntısı olmayan büyük şirketlere de sıçramış durumda. Yatırım fonu krizine bulaşmamış aracı kurumlar bile yoğun satışlar nedeniyle nakit ihtiyacını karşılayabilmek kredili işlemlerdeki sıkıntıları çözebilmek için ellerinde ne varsa satıyor. Yabancı yatırımcının olmaması sorunu daha da büyütüyor. 16 Eylül’den bugüne borsada satış devam ediyor ve henüz önüne geçilebilmiş değil. Yatırım fonlarında ise yatırımcı ve nakit çıkışları sürüyor.</p>
<p><strong>8- Yatırım fonlarından korkulmalı mı? </strong></p>
<p>Yatırım fonu piyasasında düzenlemeler sürüyor. Tasfiye sürecindeki fonlarla ilgili yasada düzenlemeler yapıldı, ayrıca TEFAS'taki pay sahipliği eşikleri duyuruları sıklaştı, fonlara yoğunlaşma limiti getirildi. Yatırım fonlarında riski belirleyen parametrelere göre tercihlerin yapılması çok önemli. Her yatırım enstrümanı belli bir risk barındırır. Yatırım fonlarında bu riskler 1’den 7’ye kadar düzenlenmiş durumda. Nitelikli yatırımcı sınırının 50 milyon liraya çıkarılması da oldukça önemli. Riski daha yüksek olan serbest fonlara katılabilecek yatırımcı sınırı Aralık 2025’e kadar 1 milyon lira seviyesindeydi. Bu yatırım fonu krizinin tabana yayılmasının en önemli nedenlerinden biriydi. Aralık 2025’te 10 milyon liraya hafta başında ise 50 milyon liraya yükseltildi. Yatırımcı bir şeye daha dikkat etmeli. Yatırım fonlarını TEFAS’tan herkese açık olarak takip edebilirsiniz. Eğer bir kategoride bir fonu benzerlerinden akıl almaz şekilde yani biri 4 verirken 15-20 veriyorsa yatırımcı bunun nedenini sorgulamalı riskini göz önüne alarak tercihini ona göre yapmalı. Unutmayın her yatırım risk barındırır alabileceğiniz riske göre yatırım tercihlerinizi şekillendirmelisiniz.</p>
<p><strong>9- Yatırım fonlarında bundan sonra ne olacak? </strong></p>
<p>Yatırım fonlarına ve borsaya ilişkin düzenlemeler devam edecek. Bunun en önemli nedeni ise yine küresel endeks sağlayıcı MSCI’nın uyarılarının devam etmesi. MSCI Haziran 2027’ye kadar Türkiye’ye süre tanıdı ve Türk hisse senetlerine yönelik endeks değişikliklerini durdurdu. MSCI tarafından yapılan açıklamada, 2026 Piyasa Sınıflandırma İncelemesi kapsamında kurumsal yatırımcıların Türkiye'deki bazı küçük ölçekli halka açık şirketlerle yakın ilişkili fonların sahip olduğu paylar üzerinden gerçekleştirilebilecek olası koordineli işlemlere ilişkin ciddi endişeler olduğu belirtildi. Kurum, düzenleme ve denetimde Haziran 2027'ye kadar yeterli ilerleme sağlanamaması halinde Türkiye'nin "Gelişmekte Olan Piyasa" statüsünden "Sınır Piyasa" veya "Bağımsız Piyasa" statüsüne geçişinin değerlendirebileceğini bildirdi. Piyasada koordineli işlemlere yönelik bir düzenleme beklentisi büyük. Fiili dolaşım oranlarında ise gerekli ilerlemenin yapıldığı görüşünde piyasa uzmanları. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de fonların koordineli işlemleri dahil sermaye piyasası suçlarıyla mücadeleyi güçlendirecek yasal düzenlemeleri 2027 yılı başına kadar tamamlamayı planladıklarını açıkladı. Şimşek ayrıca atılan adımların etkilerinin takip edileceğini ve gerekirse yeni düzenlemeler yapılacağını da duyurdu</p>
<p><strong>10- Kriz, ekonomiyi ne kadar etkiledi? </strong></p>
<p>Bakan Şimşek yatırım fonlarındaki sorunun sistemik bir risk yaratmayacağını söyledi. Ancak bu ekonomiye hiçbir etkisi olmadığı anlamına gelmiyor. Fon krizinin likidite krizine evrilmesi borsadaki kayıpların yanı sıra özellikle özel sektör tahvillerinde bir endişe yarattı. Sıkı para politikası nedeniyle tahvil ihraçları şirketlerin son yıllarda oldukça artmıştı ve fonlar da bu tahvillerin en büyük müşterilerindendi. Şimdi alıcı tarafında yaşanan sıkıntı tahvillerde satışları tetiklediği gibi tahvil ihraç eden şirketlerin ödemelerini yapamayıp temerrüt kararları açıklamasına neden oldu. Bunun yanı sıra reel sektörden de sorunlara ilişkin talep artıyor çünkü çoğu şirketin tasfiye halindeki fonlarda olmasa da fon yatırımları var. Satışlar çıkışlar ve fon portföylerindeki varlıkların değerlerinde yaşanan düşüşler bu şirketlerin finansal durumunu negatif etkiliyor. Her ne kadar özel sektör tahvillerinde ödeme için kullanılan kredileri TCMB'nin bankalara getirdiği büyüme sınırlarından istisna olduğunu açıklasa da bankacılık sektörünün bu konuda iştahlı davranması beklenmiyor. İç talepte dezenflasyon sürecinde yaşanan yavaşlama fon krizi sonrası daha belirginleşebilir ve bu ekonomik büyümede negatif bir kalem olarak öne çıkabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/10-soruda-fon-krizi-ne-oldu-ne-olacak-90966</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/5/1280x720/lira-para-tl-1768566185.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’de yaklaşık 500 bin yatırımcıyı etkileyen fon krizi, 16 Eylül’de likidite krizine dönüşerek Borsa İstanbul’un geneline yayıldı. 131 fon tasfiyeye alınırken 71 bin 899 hesaba toplam 68 milyar lira ödeme yapıldı. Ancak piyasalarda satış baskısı ve güven kaybı sürüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazinenin-borc-servisi-plani-79-trilyon-lira-90986</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazine&#039;nin borç servisi planı 7,9 trilyon lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığının internet sitesinden 2026 yılı gelişmeleri ve 2027 yılı öngörülerini içeren "Hazine Finansman Programı" yayımlandı.</p>
<p>Orta Vadeli Program ve Merkezi Yönetim Bütçesi öngörüleri esas alınarak hazırlanan 2027 yılı Hazine Finansman Programı'na göre, nakit iç borçlanmanın ortalama vadesi, bu yıl ocak-ekim döneminde 32,5 ay oldu. Sabit getirili Türk lirası cinsi iç borçlanmanın ortalama maliyeti yüzde 38,4 olurken nakit iç borçlanmanın ortalama maliyeti ise yüzde 34,3 seviyesinde gerçekleşti. Sabit getirili Türk lirası cinsi senetlerin iç borçlanmadaki payı ise yüzde 35 oldu.</p>
<p>Yatırımcı tabanının genişletilmesi ve borçlanma araçlarının çeşitlendirilmesi amacıyla Türk lirası dışı tahvil ihraçları ile kira sertifikası ihraçlarına devam edildi. Bu çerçevede söz konusu dönemde iç piyasada toplam 264,2 milyar lira tutarında Türk lirası cinsi kira sertifikası ihracı yapıldı.</p>
<p>Bu dönemde 53,6 tonu altın tahvili ve 90,8 tonu altına dayalı kira sertifikası olmak üzere toplam 144,5 ton altın karşılığı senet ihraç edilirken, iç piyasada 14,8 milyar dolar ve 0,9 milyar avro tutarında döviz cinsi iç borçlanma gerçekleşti.</p>
<p>Öte yandan katılım finans ekosisteminin geliştirilmesine katkı sağlamak amacıyla ilk defa geçen yıl eylülde başlanan Türk Lirası Gecelik Katılım Referans Getiri Oranı'na (TLREFK) endeksli kira sertifikası ihraçlarına 2026'da devam edildi. Bu kapsamda ocak-ekim döneminde toplam 139,3 milyar liralık satış yapıldı.</p>
<p>2026'da küresel ekonomik görünüm, gelişmiş ülke merkez bankalarının para politikası kararları ve Orta Doğu'da yaşanan jeopolitik gelişmeler, uluslararası piyasalardaki finansman koşullarını etkileyen temel unsurlar oldu.</p>
<p>Dış finansman hedefi olarak 13 milyar dolar belirlenirken ocak-eylül döneminde gerçekleştirilen tahvil ve kira sertifikası ihraçlarıyla toplam 12,2 milyar dolar tutarında finansman sağlandı.</p>
<p>Bu yıl ocakta 7 ve 12 yıl vadeli olmak üzere toplam 3,5 milyar dolarlık çift dilimli bir tahvil ihracı gerçekleştirildi.</p>
<p>Şubatta 8 yıl vadeli 2 milyar avro tutarında bir tahvil ihracı yapıldı. Nisanda 5 yıl vadeli 2 milyar dolarlık bir tahvil ihraç edildi.</p>
<p>Temmuzda, 6 yıl vadeli ve 2,75 milyar dolarlık bir kira sertifikası ihracı yapıldı.</p>
<p>Eylülde, 10 yıl vadeli 1,5 milyar dolarlık bir sürdürülebilir tahvil ihracı gerçekleştirildi.</p>
<p>Yatırımcı ilişkileri kapsamında ocak-ekim döneminde uluslararası yatırımcılar, finansal kuruluşlar ve kredi derecelendirme kuruluşları ile Türk ekonomisi, yerel ve küresel sermaye piyasalarındaki gelişmelere ilişkin çok sayıda görüşme gerçekleştirilerek farklı profil ve çeşitlilikteki yatırımcı kitlesine ulaşıldı.</p>
<p><strong>6 trilyon 761,4 milyar lira iç borç servisi</strong></p>
<p>Programın 2027 yılı öngörülerine göre, 3 trilyon 948,5 milyar lirası anapara ve 3 trilyon 973,3 milyar lirası faiz olmak üzere 7 trilyon 921,9 milyar lira tutarında borç servisi gerçekleştirilmesi, bunun 6 trilyon 761,4 milyar lirasının iç borç, 1 trilyon 160,4 milyar lirasının dış borç servisi olarak yapılması planlanıyor.</p>
<p>İç borç servisinin 5 trilyon 856,3 milyar liralık kısmının piyasaya yapılacak ödemelerden, 905,2 milyar liralık kısmının da kamu kurumlarına rekabetçi olmayan teklif yoluyla gerçekleştirilen satışların ödemelerinden oluşacağı öngörülüyor.</p>
<p>Nakit bazlı faiz dışı denge, özelleştirme gelirleri, 2/B satış gelirleri, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonundan aktarılacak kaynaklar ile devirli ve garantili borç geri dönüşleri ve kasa/banka kullanımı sonucu elde edilecek borçlanma dışı kaynakların toplamının 343,3 milyar lira olması bekleniyor.</p>
<p>Gelecek yıl uluslararası sermaye piyasalarından tahvil ve kira sertifikası ihraçları yoluyla 13 milyar dolar tutarı karşılığında finansman sağlanması planlanıyor. Bu öngörüler doğrultusunda, 2027'de 6 trilyon 761,7 milyar lira tutarında iç borçlanma yapılması bekleniyor.</p>
<p>Borçlanmanın ağırlıklı olarak Türk lirası cinsinden gerçekleştirilmesi, piyasa çeşitliliğinin sağlanması amacıyla uluslararası piyasalarda ABD dolarının yanında imkan olması durumunda diğer döviz cinslerinden de ihraç yapılması planlanıyor.</p>
<p>Faiz giderlerinin optimal şekilde yönetilmesini teminen uygun enstrüman ve vade bileşimi dikkate alınarak, gelecek 12 ayda faizi yenilenecek senetler ile vadesine 12 aydan az kalmış senetlerin payının belirli bir seviyede tutulması planlanıyor. Nakit ve borç yönetiminde oluşabilecek likidite riskinin azaltılması amacıyla güçlü nakit rezervi öngörülüyor.</p>
<p><strong>Türk lirası cinsinden sabit kuponlu gösterge tahvili ihraçlarına devam</strong></p>
<p>Programa göre, Türk lirası cinsinden sabit kuponlu "gösterge tahvil"lerin ihracına piyasa koşulları çerçevesinde düzenli olarak devam edilmesi planlanıyor.</p>
<p>Türk lirası cinsi bono, tahvil ve kira sertifikası, döviz cinsi tahvil ve kira sertifikası, altın tahvili ve altına dayalı kira sertifikası itfa takvimine ve piyasa koşullarına bağlı olarak ihraç edilebilecek. Piyasa katılımcılarının ilave talepleri ayrıca değerlendirilebilecek.</p>
<p>Nakit akımları arasında geçici dalgalanmaların giderilmesi amacıyla kısa vadeli Hazine bonoları ve "Para Piyasası Nakit İşlemleri Aracılığı ile Sağlanacak Finansman Hakkında Yönetmelik"te yer alan finansman araçları kullanılabilecek.</p>
<p>Borç servisinin dönemler arası dengeli dağılımının sağlanması ve ikincil piyasada fiyat etkinliğinin artırılması amaçlarıyla piyasa koşulları çerçevesinde değişim ve geri alım ihaleleri yapılabilecek. İhalelere ilişkin detaylar ihale gününden en az bir iş günü önce kamuoyuna duyurulacak.</p>
<p>Uluslararası sermaye piyasalarından finansman sağlanması amacıyla çeşitli vadelerde konvansiyonel tahviller, kira sertifikaları, yeşil tahviller, sosyal tahviller ve/veya sürdürülebilir tahviller piyasa koşullarına bağlı olarak ihraç edilebilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazinenin-borc-servisi-plani-79-trilyon-lira-90986</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/3/1280x720/para-tl-1767355285.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakanlığının, 2027 Finansman Programı&#039;na göre, gelecek yıl 3 trilyon 948,5 milyar lirası anapara ve 3 trilyon 973,3 milyar lirası faiz olmak üzere toplam 7 trilyon 921,9 milyar lira tutarında borç servisi gerçekleştirmesi planlanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dogal-gazda-tuketim-limitleri-guncellendi-90985</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğal gazda tüketim limitleri güncellendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Boru Hatları ile Petrol Taşıma AŞ'nin (BOTAŞ) internet sitesinde yayımlanan tabloya göre, 81 ilde konut abonelerinin kademeli fiyatlandırmaya esas alınacak aylık doğal gaz tüketim sınırları belirlendi.</p>
<p>Buna göre, kasım ayında doğal gaz tüketim limiti Ankara'da 283,78 metreküp, İstanbul'da 136,01 metreküp ve İzmir'de 67,97 metreküp oldu.</p>
<p>Aralık ayında ise söz konusu limitler, Ankara'da 420 metreküp, İstanbul'da 259,35 metreküp ve İzmir'de 196,23 metreküp olarak belirlendi.</p>
<p>İllere göre farklılık gösteren tüketim limitleri, iklim koşulları ve geçmiş yıllardaki doğal gaz tüketim verileri dikkate alınarak hesaplanıyor.</p>
<p>BOTAŞ'ın kasım ve aralık aylarına ilişkin il bazlı doğal gaz tüketim limitlerinin tamamına ilişkin detaylara, https://www.botas.gov.tr/uploads/dosyaYoneticisi/188939-aylik-tuketim-limitleri1.pdf adresi üzerinden ulaşılabilir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dogal-gazda-tuketim-limitleri-guncellendi-90985</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/botas.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BOTAŞ, konutlarda uygulanan kademeli doğal gaz tarifesi kapsamında kasım ve aralık aylarına ilişkin il bazlı tüketim limitlerini güncelledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/kredili-islemlerde-oz-kaynak-orani-uygulamasinin-suresi-uzatildi-90984</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kredili işlemlerde öz kaynak oranı uygulamasının süresi uzatıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) bültenine göre, Borsa İstanbul AŞ piyasalarında yaşanan gelişmeler dikkate alınarak, sermaye piyasalarının güvenilir, şeffaf ve istikrarlı bir ortamda işleyişinin sağlanması, yatırımcıların hak ve yararlarının korunması amacıyla daha önce alınan tedbirin uygulama süresi uzatıldı.</p>
<p>Bu kapsamda, 30 Ekim'e kadar devam edeceği açıklanan "kredili sermaye piyasası işlemlerinde öz kaynak oranının esnetilerek uygulanmasına ilişkin tedbir ve uygulamanın" 13 Kasım seans sonuna kadar sürdürülmesine karar verildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/kredili-islemlerde-oz-kaynak-orani-uygulamasinin-suresi-uzatildi-90984</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/9/1280x720/spk-aciga-satis-yasagini-uzatti-1748672835.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK, kredili sermaye piyasası işlemlerinde öz kaynak oranının esnetilerek uygulanmasına ilişkin tedbirin 13 Kasım seans sonuna kadar devam etmesine karar verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmodan-piyasaya-55-milyon-ton-hububat-arzi-90983</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TMO&#039;dan piyasaya 5,5 milyon ton hububat arzı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) tarafından yapılan açıklamada, hububat piyasalarında arz güvenliğinin sağlanması, sektörlerin hammadde ihtiyaçlarının uygun koşullarda karşılanması ve gıda fiyatlarında istikrarın desteklenmesi amacıyla satış faaliyetlerinin sürdüğü belirtildi.</p>
<p>Satışlara başlanılan 1 Eylül'den bugüne kadar yaklaşık 1,5 milyon ton hububat satışı gerçekleştirilerek Türkiye genelinde ilgili sektörlerin hammadde ihtiyacının karşılandığına işaret edilen açıklamada, "Kasımda da toplam 5,5 milyon ton ürün piyasaya arz edilecektir. Satışlara hasat başında açıklanan fiyatlarımız üzerinden devam edilecek olup herhangi bir fiyat artışı yapılmamıştır." ifadesi kullanıldı.</p>
<p><strong>"TMO, fiyat istikrarını destekleyici tedbirleri almaya devam edecektir"</strong></p>
<p>Açıklamada, bu kapsamda, lisanslı depolarda bulunan stokların Elektronik Ürün Senedi (ELÜS) olarak Türkiye Ürün İhtisas Borsası (TÜRİB) üzerinden kişi ve kuruluş ayırt etmeksizin serbest satışına, TMO depolarında bulunan stokların ise kullanıcısına (un, makarna, bulgur, bisküvi, irmik, yem, besici-yetiştirici ve kanatlı) yönelik serbest satışına devam edileceğine dikkati çekilerek, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Yem hammaddesi arzının artırılması amacıyla besici-yetiştirici ve yem fabrikalarına yönelik devam eden arpa satışlarına ilave olarak düşük vasıflı buğdaylar da (yemlik) ilgili sektörlerin yanı sıra yem sanayine yönelik satışa sunulmuştur. Ayrıca, yakın coğrafyamızda devam eden savaşın Karadeniz üzerinden ürün tedarikinde yol açtığı lojistik güçlükler dikkate alınarak, hammadde tedarikinin kolaylaştırılması, sektör maliyetlerine destek olunması ve gıda enflasyonuyla mücadeleye katkı sağlanması amacıyla ilgili sektörlere yönelik 1 milyon ton düşük vasıflı buğday (yemlik) vade farksız 90 gün vadeli veya kredi kartına üç taksitte ödemeli olarak satışa açılmıştır. TMO, piyasa gelişmelerini ve sektör ihtiyaçlarını yakından takip ederek arz güvenliğini ve fiyat istikrarını destekleyici tedbirleri almaya devam edecektir."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmodan-piyasaya-55-milyon-ton-hububat-arzi-90983</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/0/1280x720/tmo-bugday-1771317307.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TMO&#039;nun kasım ayında piyasaya 5,5 milyon ton hububat arz edeceği bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazine-9124-milyar-liralik-ic-borclanmaya-gidecek-90982</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazine 912,4 milyar liralık iç borçlanmaya gidecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, Kasım 2026-Ocak 2027 dönemine ilişkin iç borçlanma stratejisini açıkladı.</p>
<p>Buna göre Hazine, söz konusu dönemde, 946,9 milyar liralık iç borç servisine karşılık 912,4 milyar liralık iç borçlanma yapacak.</p>
<p>Borçlanma stratejisine göre, kasımda 122,7 milyar liralık iç borç servisine karşılık 123,4 milyar lira, aralıkta 117,3 milyar liralık iç borç servisine karşılık 117,5 milyar lira, ocak 2027'de ise 706,9 milyar liralık iç borç servisine karşılık 671,5 milyar liralık iç borçlanma yapılması öngörülüyor.</p>
<p>Kasımdaki iç borçlanmanın 90,4 milyar lirasının piyasadan, 20 milyar lirasının doğrudan satışlardan, 13 milyar lirasının kamuya satışlardan, aralıktaki iç borçlanmanın 102,5 milyar lirasının piyasadan ve 15 milyar lirasının kamuya satışlardan, ocak 2027'deki iç borçlanmanın da 456,5 milyar lirasının piyasadan, 165 milyar lirasının doğrudan satışlardan ve 50 milyar lirasının kamuya satışlardan oluşması bekleniyor.</p>
<p>Bu dönemde, 13 tahvil ihalesi düzenlenecek ve 4 doğrudan satış yapılacak.</p>
<p>Kasımda 164,5 milyar lira, aralıkta 137,8 milyar lira ve ocak 2027'de 778 milyar lira ödeme yapılacak. Bu ödemelerin 133,5 milyar lirası, dış borç servisinden oluşacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazine-9124-milyar-liralik-ic-borclanmaya-gidecek-90982</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/5/1280x720/hazine-ve-maliye-1763361678.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakanlığı, 3 aylık dönemde 946,9 milyar liralık iç borç servisine karşılık 912,4 milyar liralık iç borçlanmaya gidecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazinenin-vergi-disi-normal-gelirleri-55-milyar-lira-90981</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazine&#039;nin vergi dışı normal gelirleri 5,5 milyar lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, 2026 yılının üçüncü çeyreğine ilişkin KİT'ler, kamu sermayeli bankalar ve diğer bazı kuruluşlardan elde edilen çeşitli vergi dışı gelirleri açıkladı.</p>
<p>Buna göre söz konusu dönemde temettü gelirleri (KİT'ler + MKE AŞ + Türk Telekom + PTT + Diğer İştirakler) 5 milyar 514 milyon 544,5 bin lira, diğer Hazine alacağına dönüşmüş kalemlerden yapılan tahsilatlar 1 milyon 828,6 bin lira olarak gerçekleşti.</p>
<p>Böylece Hazine'nin vergi dışı normal gelirleri, bu yılın üçüncü çeyreği itibarıyla 5 milyar 516 milyon 373,1 bin lira olarak hesaplandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazinenin-vergi-disi-normal-gelirleri-55-milyar-lira-90981</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/0/1/1280x720/lira-para-1768365030.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üçüncü çeyrek verilerine göre Hazine&#039;nin vergi dışı normal gelirleri 5,5 milyar lira oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kitlerde-106-bin-817-kisi-calisiyor-90980</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> KİT&#039;lerde 106 bin 817 kişi çalışıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, yılın üçüncü çeyreğine ilişkin, Kamu İktisadi Teşebbüsleri'nin (KİT) ve özelleştirme programındaki kuruluşların istihdam sayılarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre, KİT'ler ve özelleştirme kapsamındaki kuruluşlarda 106 bin 817 kişi çalışıyor ve bunların 106 bin 672'si Hazine portföyündeki kuruluşlarda, 145'i ise özelleştirme portföyündeki kuruluşlarda istihdam ediliyor.</p>
<p>Çalışanların 4 bin 279'u memur, 44 bin 312'si sözleşmeli, 43 bin 690'u kapsam içi işçi, 3 bin 932'si kapsam dışı işçi, 10 bin 604'ü ise geçici işçi statüsünde bulunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kitlerde-106-bin-817-kisi-calisiyor-90980</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/hazine-ve-maliye-bakanligi-oib.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakanlığın 3. çeyrek verilerine göre, Kamu İktisadi Teşebbüsleri ve özelleştirme kapsamındaki kuruluşlarda 106 bin 817 kişi görev yapıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yuksek-secim-kurulu-sakarya-tso-secimlerinin-iptal-kararini-kaldirdi-90964</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 23:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> YSK Sakarya TSO seçimlerinin iptal kararını kaldırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası’nda (SATSO) seçimlerin ardından başlayan itiraz sürecinde yeni bir gelişme yaşandı.</p>
<p>Yüksek Seçim Kurulu (YSK), Sakarya İl Seçim Kurulu’nun başkanlık ve yönetim kurulu seçimlerini iptal eden kararını değerlendirdi. Yüksek Seçim Kurulu, Sakarya İl Seçim Kurulu’nun başkanlık ve yönetim kurulu seçimlerine ilişkin iptal kararını kaldırdı. Bu kararla Akgün Altuğ’un Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığı kesinleşti. Üst kurulun iptal kararını kaldırmasıyla birlikte başkanlık ve yönetim kurulu seçimlerinin sonuçları geçerliliğini korudu.</p>
<p>YSK, İl Seçim Kurulu’nun kararını “tam kanunsuzluk” kapsamında iptal etti. Böylece Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası’nda Akgün Altuğ’un başkanlığa devam etmesinin önü açıldı. YSK’nın kararıyla Akgün Altuğ’un SATSO Yönetim Kurulu Başkanlığı kesinleşti.</p>
<p>YSK’nın kararına ilişkin gerekçeler henüz açıklanmadı. İptal kararının hangi hukuki değerlendirmeler doğrultusunda kaldırıldığı, gerekçeli kararın açıklanmasıyla netleşecek.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yuksek-secim-kurulu-sakarya-tso-secimlerinin-iptal-kararini-kaldirdi-90964</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/6/4/1280x720/yuksek-secim-kurulu-sakarya-tso-secimlerinin-iptal-kararini-kaldirdi-1793391145.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ YSK’nın kararıyla Akgün Altuğ’un SATSO Yönetim Kurulu Başkanlığı kesinleşti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/turk-devletleri-teskilati-donem-baskanligi-turkiyeye-geciyor-90961</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 17:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> TDT dönem başkanlığı Türkiye’ye geçti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Cumhuriyet Bayramına denk getirilen ve Türk dünyasının, Türk Devletleri Teşkilatı’nın ağırlığını vurgulamayı amaçlayan 13. Zirve, Türkiye ile Azerbaycan’ın arasında yaşanan gerginlik ve İlham Aliyev’in zirveye katılmamasının gölgesinde gerçekleşti. Tüm etkinlikler, Cumhurbaşkanlığı yerleşkesinde gerçekleştirildi. 29 Ekim’de Türkiye’ye liderlerin gelişi ve törenlere iştirakiyle başlayan zirvede, Devlet Başkanları Konseyi (Zirve) hazırlığı niteliğinde son toplantı Dışişleri Bakanları arasında yapıldı. Bu oturum devam ederken Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Zirveye katılmayacağı haberi de geldi. İlk gün, dışişleri bakanları toplantısı yanında, toplantıya katılan liderlerle birlikte yine Cumhurbaşkanlığı içindeki alanda Türk Devletleri Medeniyet Parkı açıldı ve fidan dikimi gerçekleştirildi. Burada, Türk tarihi temalı atlı bir dans gösterisi de sunuldu. Parka, Orhun Anıtlarının küçültülmüş replikaları da konuldu.  </p>
<p><a title="Ankara’dan taviz, Bakü’den mesafe" href="https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ankaradan-taviz-bakuden-mesafe-90967" target="_blank" rel="noopener">Ankara’dan taviz, Bakü’den mesafe</a></p>
<p>Bu arada, bir sonraki zirvenin Özbekistan’da yapılması kararlaştırılırken, gayriresmi zirvenin de  Türk tarihi ve yakın zamanda Türk devletleri ilişkisinde simgesel yer tutan Kırgızistan’daki Issık Göl’de yapılması önerisi sonuç bildirgesine girdi.</p>
<p>Zirvede, Türk Devletleri Teşkilatı’nın TDT+ yaklaşımı ile başka ülkelerle iş birliğine girmesi, başta Birleşmiş Milletler ve İslam İşbirliği Teşkilatı olmak üzere önemli küresel kurumlarda gözlemci statüsü elde etmesi için çalışmalar sonuç bildirisine yansıdı. TDT+ yaklaşımı zirve konuşmalarında da gündeme gelirken, Kazakistan Rusya’nın gözlemci statüsünde davet edilmesini önerdi.</p>
<p><strong>Cumhuriyet bayramı kutlandı</strong></p>
<p>Cumhuriyet Bayramı kutlaması yanında, Zirve nedeniyle de Cumhurbaşkanlığı’nda heyetler ve Ankara’daki diplomatik misyonlarının temsilcilerinin de davetli olduğu akşam yemeği verildi. Erdoğan burada “Türk asrı” vurgusunu tekrarlayarak, “Türk dünyası olarak karşılıklı saygı ve kardeşlik içinde geleceğimize beraber yürüyeceğimize, önümüzdeki dönemi inşallah Türk asrı yapmak için mücadele edeceğimize yürekten inanıyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p>30 Ekim günü yapılan Devlet Başkanları Konseyi toplantısında dönem başkanlığı Türkiye’ye geçti ve TDK Genel Sekreterliğine, Kubanıçbek Ömüraliyev’in yardımcısı olan Özbekistan vatandaşı Mirvahid Azimov’un ataması gerçekleştirildi. </p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ev sahipliğindeki zirveye Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov, Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman katıldı. Azerbaycan’ı ise Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov temsil etti.</p>
<p><strong>Erdoğan: Ezelden ebede…</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasında, “Türk dünyasının aile fotoğrafında ayrılığa, gayrılığa, ihtilafa yer yoktur. Hepimiz biriz, beraberiz, ezelden ebede kadar inşallah kardeşiz” ifadesi, Azerbaycan ile yaşanan gerginliğe yönelik olarak değerlendirildi.</p>
<p>Erdoğan dönem başkanlığında, ortak dil, spor, kültürel etkinlik, seyahatlerin kolaylaştırılması, kurumsal yapının iyileştirilmesine çalışacağını belirtti. Uluslararası alanda Azerbaycan’ın Ermenistan ile yürüttüğü temasları desteklediğini, İran ile son dönemde tekrar artan tansiyonun çatışmasız çözülmesini temenni ettiğini vurguladı. Erdoğan Filistin sorununa da değinerek insani yardım eriştirilmesi ve 1967 sınırlarında bağımsız Filistin devleti kurulmasına desteğini tekrarladı.</p>
<p>Erdoğan ulusal hassasiyetlerin gözetilerek, ortak çıkarların büyütülmesini, bu bağlamda Trans-Hazar-Doğu-Batı Orta Koridoru’nu yarının ticaretine yön verecek bir proje olarak niteledi.</p>
<p><strong>Ortak elektronik ticaret platformu</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan zirvede yaptığı konuşmada bir elektronik ticaret platformu önerdi. Erdoğan, uzay, siber güvenlik dahil TDT gündemine ilişkin konuşmasında şunları kaydetti:</p>
<p>“Uzay alanında ortak uydu projemizin hızlandırılması önceliklerimiz arasında olmayı sürdürüyor. Ortak bir dijital ticaret platformu üzerinden ülkelerimizin pazarlarını tek bir çatı altında buluşturabiliriz. Oğuz, Kıpçak ve Karluk dil gruplarını kapsayacak büyük Türk dili modelinin geliştirilmesine yönelik çalışmalara bütün üye ülkelerimizin katkı sunmasını bekliyoruz. Dönem başkanlığımızda yapay zeka ve dijital kalkınma eylem planını sonuç odaklı ve mükerrerlikten uzak bir anlayışla ilerleteceğiz. 2027-2031 stratejisiyle Stratejik Ortaklık Ebedi Dostluk Anlaşması'nın nihayetlendirilmesini çok önemli buluyorum.”</p>
<p><strong>Ermenistan’ın adımları bekleniyor, Zengezur yeni imkanlar sağlayacak</strong></p>
<p>Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov da konuşmasında Ermenistan ile süren barış görüşmelerinde, karşı tarafın atması gereken adımların beklendiğini belirterek, “Azerbaycan'ın tutumu açıktır. Güney Kafkasya'da uzun vadeli ve güvenilir bir barışın sağlanmasını, bölgede çatışma döneminin yerini işbirliği döneminin almasını istiyoruz." dedi.</p>
<p>Bayramov, Orta Koridor projesi açısından da önem taşıyan Zengezur Koridoruna ilişkin olarak, “Türk devletlerinin coğrafi konumu, ekonomik potansiyeli ve enerji kaynakları, uluslararası ulaşım, ticaret ve enerji güvenliğindeki rolümüzü daha da artırmak için geniş imkanlar sunmaktadır. Azerbaycan, bu doğrultuda yürütülen bölgesel projelerin aktif katılımcısıdır. Orta Koridor'un geliştirilmesi, Zengezur Koridoru'nun hayata geçirilmesi ve ülkelerimiz arasındaki ulaşım bağlantılarının genişletilmesi, ülkelerimizin ekonomik imkanlarını artıracaktır. Temel amacımız, bu imkanlardan yalnızca transit taşımacılık için değil, karşılıklı ticaretin, sanayi işbirliğinin ve yatırımların geliştirilmesi için de yararlanmaktır” diye konuştu.</p>
<p>Bayramov, TDT’nin Birleşmiş Milletler nezdinde gözlemci olması için de çaba harcanması gerektiğini, ayrıca TDT+ formatıyla yeni işbirliklerine de önem verdiklerini kaydetti.</p>
<p><strong>Özbekistan’dan da TDT+’ya destek</strong></p>
<p>Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev de konuşmasında TDT’nin etkinliğini artırmada TDT+ olarak başka ülkelerle işbirliğini artırma görüşüne destek verdi. Mirziyoyev ayrıca ekonomik ilişkileri derinleştirmede Bakanlar düzeyinde sektörel işbirliği formatı geliştirilmesini, ticaret, ulaştırma, yatırımlarda somut projelere odaklanılmasını önerdi. Somut işbirliği önerisi olarak ise “100 stratejik ortak yatırım ve sanayi projesini kapsayan bir program oluşturulmasını, bunlara Türk Yatırım Fonu ve uluslararası finans kuruluşlarının kaynaklarının yönlendirilmesi”ni istedi.</p>
<p>Mirziyoyev nadir ve stratejik minerallere de vurgu yaparak, bu alanda işbirliği, karşılıklı yatırımların korunması ve geliştirilmesinde hukuki yardımlaşma, sayısal platformlar ve bağlantısallığı önemsediklerini kaydetti.</p>
<p><strong>Kırgızistan Cumhurbaşkanı somut sonuçlar, TDT etkinliğinin artırılması</strong></p>
<p>Kırgızistan Cumhurbaşkanı Caparov da konuşamsında, sınır işlemleri dahil ticaretin kolaylaştırılması ve Orta Koridor’un geniş kapsamlı ele alınmasını istediklerini vurguladı. Somut sonuçlara dayalı işbirlikleri yapılması yönünde konuşan Cabarov, bağlantısallık yanında enerji, kamu yönetimi ve turizm alanlarında daha yakın işbirliği istedi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Tokayev: Rusya Birliğe gözlemci olarak katılmalı</strong></span></p>
<p>Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, konuşmasında Rusya’nın TDT’ye katılması gerektiğini belirterek, bunun için adımlar atılmasını istedi. “Teşkilatımızın prestijini artırabilmek ve aynı zamanda Rusya’nın da bu formata ya da gözlemci olarak teşkilata katılmasını sağlamak için gereken adımları atmamız gerekiyor. Bu çünkü adil bir şey olacaktır.” dedi.</p>
<p>Rusya’nın Türk dünyası ile yakın temasta olduğunu belirten Tokayev, “Tarihi bu ülkeye dayanan birçok insan var” ifadesini kullanan Kazakistan Cumhurbaşkanı, Türk dillerine giren Rusça kelimelere işaret etti, teşkilatın bir parçası olması halinde bunun hem Rusya hem de Teşkilata fayda sağlayacağını savundu.</p>
<p>TDT ile ticaretlerinin arttığını vurgulayarak, ekonomik ilişkilerin geliştirilmesini desteklediklerini vurguladı. Tokayev “Her şeyden önce Türk dünyası vizyonu 2040 programını uygulamak gerçekten çok önemli. Bu noktada hemen Türk Devletleri Teşkilatı 2027-2031 stratejisini kabul etmemiz gerekiyor” dedi.</p>
<p>Tokayev işbirliğinin çerçevesini, ticaret, yatırım, finansman, üretim, tarım ve dijital teknolojiler olarak çizdi. Türk Yatırım Fonu'nun da daha etkin kullanılmasını önerdi.</p>
<p><strong>KKTC Cumhurbaşkanı, dışlayıcı tutumları eleştirdi </strong></p>
<p>KKTC Cumhurbaşkanı Tufar Erhürman da konuşmasında, Doğu Akdeniz’de yapılan girişimlerin dışlayıcı yönüne dikkati çekerek, Türkiye ile yakın istişare ve işbirliği içinde Ada'da adil ve kalıcı çözüm için çalışmaya devam edeceğiz. ..Doğu Akdeniz'in gerilimlerin ve dışlayıcı politikaların değil karşılıklı saygının, kapsayıcı işbirliğinin ve ortak refahın hakim olduğu bir bölgeye dönüşmesini istiyoruz” dedi.  </p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>163 maddelik Ankara Bildirisi yayınlandı: Somut projelere kaynak</strong></span></p>
<p>Sonuç bildirgesinde, TDT+ formatının geliştirilmesine yönelik konuya özel önem atfedildiği belirtildi. Bildiride yer alan maddelerin ağırlıklı kısmı, önceki gündem maddelerinin teyidi niteliği taşırken, Türk Yatırım Fonu’nun daha etkin kullanılmasına yönelik çok sayıda madde dikkati çekti. Türkiye’nin önemsediği savunma sanayiinde daha önce kabul edilen işbirliği yol haritasına ve Türkiye’de bir TDT Savunma Sanayii Koleji kurulmasına yönelik çalışma yapılması kararlaştırıldı.</p>
<p>Bildiride öne çıkan bazı maddeler şöyle: Hazar geçişli Orta Koridor, bölge demiryollarının koordinasyonu, Bakü-Tiflis-Kars demiryolunun etkin kulanımı, Zengezur Koridoru ve Çin-Kırgızistan-Özbekistan demiryolunun Orta Koridor projesi ile ilişkilendirilmesi kararlaştırıldı. Azerbaycan-Kazakistan Orta Koridor anlaşmasına isteyen diğer ülkelerin katılması kararlaştırıldı.</p>
<p>- Gümrük ve diğer işlemlerle transit sürelerinin kısaltılması benimsendi. Hazar geçişli fiberoptik kablo projesinin Türkmenistan da dahil edilerek Dijital İpek Yolu projesi benimsendi.</p>
<p>- TDT’nin bir “Ulaşım Koridorları Stratejisi” belirlemesi kararlaştırıldı. Ayrıca ulaşımda sayısal çözümlerin kullanılması benimsendi.</p>
<p>- Tüm bağlantısallığın mevcut Bakü-Tiflis-Ceyhan hampetrol boru hattı, güney Gaz Koridoru yanında, enerji nakil hatlarıyla desteklenmesi, yenilenebilir kaynaklı elektrik için yeni hatlar yapılması ve Avrupa Yeşil Enerji Koridoru projesine destek vurgulandı.</p>
<p>- Uzayda işbirliği de sonuç bildirisine yansıdı. Ortak bir uydu projesi (TDT-SAT) ile küp uydu projeleri için çerçeve sözleşme kabul edildi.</p>
<p>- Türk Yatırım Fonu’nun ulaşım, ticaret, sanayi, yeşil büyüme alanlarında finansman sağlaması benimsendi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/turk-devletleri-teskilati-donem-baskanligi-turkiyeye-geciyor-90961</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/6/1/1280x720/tdt-1793373215.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Devletleri Teşkilatı zirvesi kapsamında yapılan Devlet Başkanları Konseyi toplantısında dönem başkanlığı Türkiye’ye geçti. Zirvede, Türk Devletleri Teşkilatı’nın TDT+ yaklaşımı ile başka ülkelerle iş birliğine girmesi, başta BM ve İslam İşbirliği Teşkilatı olmak üzere önemli küresel kurumlarda gözlemci statüsü elde etmesi için çalışmalar sonuç bildirisine yansıdı. TDT+ yaklaşımı zirve konuşmalarında da gündeme gelirken, Kazakistan Rusya’nın gözlemci statüsünde davet edilmesini önerdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrikte-tuketim-limiti-degisti-1-ocaktan-itibaren-gecerli-olacak-90958</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 17:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrikte tüketim limiti değişti: 1 Ocak&#039;tan itibaren geçerli olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Son Kaynak Tedarik Tarifesi kapsamında mesken aboneleri için 2027'de uygulanacak yıllık elektrik tüketim limiti 3 bin kilovatsaat olarak belirlendi.</p>
<p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumundan (EPDK) yapılan yazılı açıklamada, 2018'den bu yana her yıl için abone grupları bazında son kaynak limitlerinin belirlendiği ifade edildi.</p>
<p>Açıklamada, 2018-2024 döneminde mesken abone grubu için belirlenen yüksek limitler sonucunda tüm mesken abonelerinin düşük tüketimli son kaynak tüketicileri olarak kalmaya devam ettiği ve mesken tüketicilerine ulusal tarife uygulandığı hatırlatıldı.</p>
<p>Mesken aboneleri için yıllık son kaynak tüketim limitinin 2025'te 5 bin kilovatsaat, 2026'da ise 4 bin kilovatsaat olarak belirlendiği anımsatılan açıklamada, bu limitleri aşan abonelerin yüksek tüketimli tüketici grubuna dahil edildiği belirtildi.</p>
<p>EPDK'nin bugün yapılan Kurul toplantısında ise mesken aboneleri için yıllık son kaynak tüketim limitinin, 1 Ocak 2027'den itibaren geçerli olmak üzere 3 bin kilovatsaate düşürüldüğü bildirildi.</p>
<p>Söz konusu miktar, aylık ortalama 250 kilovatsaat elektrik tüketimine, yaklaşık 820 lira ve üzerindeki fatura tutarına karşılık geliyor.</p>
<p>Türkiye'de yaklaşık 44,2 milyon mesken abonesi bulunuyor. Yeni düzenlemeyle bunların yaklaşık 6,5 milyonu, yani yüzde 14,7'si yüksek tüketimli tüketici grubunda yer alacak.</p>
<p>Tarımsal faaliyetler abone grubunun son kaynak tüketim limitinde değişikliğe gidilmezken, bu gruptaki tüketiciler yeni düzenlemeden etkilenmeyecek. Sanayi, kamu ve özel hizmetler sektörü ile aydınlatma abone grupları için uygulanan yıllık 15 bin kilovatsaatlik limit de aynı kalacak.</p>
<p>Mesken abone grubunda yer alan camiler, ibadethaneler, cemevleri ve dernekler düzenleme dışında tutuldu. Şehit aileleri, muharip ve malul gaziler, köy içme suları, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığına ait geçici barınma merkezleri ile elektrikle çalışan diyaliz destek ünitesi, solunum cihazı ve benzeri yaşam destek cihazlarına bağımlı tüketiciler de düzenlemeden etkilenmeyecek.</p>
<p><strong>Düzenlemeyle ulusal tarifede değişikliğe gidilmedi</strong></p>
<p>Düzenlemeyle ulusal tarifede de herhangi bir değişikliğe gidilmeyecek. Ancak yıllık tüketim miktarının 3 bin kilovatsaat ve üzeri olmasına bağlı olarak son kaynak limitini geçen mesken tüketicilerinin ve yıllık tüketim miktarının 15 bin kilovatsaat ve üzeri olmasına bağlı olarak son kaynak limitini geçen kamu ve özel hizmetler sektörü ile diğer, sanayi ve aydınlatma abone gruplarında yer alan tüketicilerin desteklenen gruptan çıkarılarak gerçek maliyetlerden elektrik enerjisi tedarik etmeleri amaçlanıyor.</p>
<p>Açıklamada, "2027 yılı için belirlenen son kaynak limitinin geçerli olduğu 2027 yılı veya bir önceki takvim yılı olan 2026 yılında limitin geçilmesi halinde bu limite erişilen ayı takip eden üçüncü ayın ilk gününden itibaren ikili anlaşma yapmamış olan tüketicilere yüksek tüketimli son kaynak tüketicileri için hesaplanacak tarife uygulanmaya başlanacaktır." ifadesi kullanıldı.</p>
<p>Açıklamada şu örneğe yer verildi:</p>
<p>"- Ekim 2026'da okunan sayaçla/düzenlenen faturayla birlikte 2026 takvim yılı tüketimi 3 bin kilovatsaati ilk kez aşan bir mesken kullanıcısına 1 Ocak 2027 tarihinden itibaren,</p>
<p>- Aralık 2026'da okunan sayaçla/düzenlenen faturayla birlikte 2026 takvim yılı tüketimi 3 bin kilovatsaat ilk kez aşan bir mesken kullanıcısına 1 Mart 2027 tarihinden itibaren,</p>
<p>- 2026 takvim yılı tüketimi 3 bin kilovatsaatin altında olan ve Haziran 2027'de okunan sayaçla/düzenlenen faturayla birlikte 2027 takvim yılı tüketimi 3 bin kilovatsaati ilk kez aşan bir mesken kullanıcısına 1 Eylül 2027 tarihinden itibaren,</p>
<p>- 2026 takvim yılı tüketimi 3 bin kilovatsaatin altında olan ve saatlik okumanın yapılabildiği 31 Temmuz 2027 23.59'da okunan sayaçla/düzenlenen faturayla birlikte 2027 takvim yılı tüketimi 3 bin kilovatsaati ilk kez aşan bir mesken kullanıcısına 1 Ekim 2027 tarihinden itibaren son kaynak tüketicileri için hesaplanacak tarifenin uygulanması gerekecektir."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrikte-tuketim-limiti-degisti-1-ocaktan-itibaren-gecerli-olacak-90958</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/3/1280x720/elektrik-fatura-tarife-1766129935.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mesken aboneleri için yıllık son kaynak tüketim limiti 4 bin kilovatsaatten 1 Ocak 2027&#039;den itibaren geçerli olmak üzere 3 bin kilovatsaate düşürüldü. Bu limitleri aşan aboneler yüksek tüketimli tüketici grubuna dahil edilirken söz konusu miktar, aylık ortalama 250 kilovatsaat elektrik tüketimine, yaklaşık 820 lira ve üzerindeki fatura tutarına karşılık geliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/aclik-siniri-38-bin-lirayi-asti-90957</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 17:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Açlık sınırı 38 bin lirayı aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TÜRK-İŞ, çalışanların geçim şartlarını ortaya koymak ve temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat değişikliğinin aile bütçesine yansımalarını belirlemek için her ay yaptığı "Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması"nın Ekim 2026 sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre, ekimde Ankara'da yaşayan 4 kişilik ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken gıda harcaması tutarını ifade eden "açlık sınırı" 38 bin 24 lira oldu. Bu tutar eylül ayında 37 bin 800 liraydı.</p>
<p>Gıda, giyim, konut, ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer harcamaların toplam tutarına denk gelen "yoksulluk sınırı" ise 123 bin 130 liradan 123 bin 856 lira olarak hesaplandı. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae4a50d9830c-1793369357.jpg" alt="" width="768" height="236" />Bekar bir çalışanın "yaşama maliyeti" aylık 49 bin 124 lira oldu.</p>
<p>Süt, peynir ve yoğurt fiyatlarında geçen aya göre önemli bir değişiklik tespit edilmedi.</p>
<p>Dana kıyma ve dana kuşbaşı fiyatları bir miktar geriledi. Kuzu etinin kilogram fiyatında da sınırlı artış oldu.</p>
<p>Balık fiyatları geçen ayla aynı seviyede seyretti. Tavuk eti fiyatı ise geçen aya göre arttı.</p>
<p>Yumurta fiyatlarında geçen aya göre kısmi artış yaşandı.</p>
<p>Kuru fasulye, nohut ve yeşil mercimek fiyatlarında önemli bir değişiklik gözlenmezken, kırmızı mercimek fiyatında bir miktar artış tespit edildi.</p>
<p>Sebzenin ortalama kilogram fiyatı 120,42 lira, meyvenin ortalama kilogram fiyatı ise 143,18 lira olarak hesaplandı.</p>
<p>Ekmek, pirinç, un, makarna, bulgur ve irmik gibi ürünlerin yer aldığı grupta bu ay önemli bir fiyat değişikliği tespit edilmedi.</p>
<p>Ayçiçeği yağı, zeytinyağı ve margarin fiyatları geçen ayki seviyelerini korudu. Tereyağı fiyatları ise bir miktar arttı. Siyah ve yeşil zeytin fiyatında sınırlı düşüş görüldü.</p>
<p>Çay fiyatları sabit kalırken, baharat ürünlerinde ürün bazlı fiyat artışları tespit edildi.</p>
<p>Bal, reçel ve pekmez fiyatlarında ise bir miktar artış gözlemlendi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/aclik-siniri-38-bin-lirayi-asti-90957</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/7/1280x720/lira-para-1793369445.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜRK-İŞ&#039;in ekim araştırmasına göre, 4 kişilik aile için &quot;açlık sınırı&quot; 38 bin 24 lira, &quot;yoksulluk sınırı&quot; ise 123 bin 856 liraya çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursada-bulgaristan-secimleri-icin-7-ilcede-13-sandik-kurulacak-90951</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 15:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa’da Bulgaristan seçimleri için 7 ilçede 13 sandık kurulacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR / BURSA</strong><br />Bursa’da yaşayan Bulgaristan vatandaşlarını ilgilendiren seçim sürecinde, oy kullanılacak adresler belli oldu. Balkan Göçmenleri Kültür ve Dayanışma Derneği (BAL-GÖÇ), 1 Kasım 2026 Pazar günü gerçekleştirilecek Bulgaristan cumhurbaşkanı ve cumhurbaşkanı yardımcısı seçimi için Bursa’daki sandık noktalarını duyurdu. Açıklanan listeye göre Osmangazi, Yıldırım, Nilüfer, Kestel, Orhangazi, Karacabey ve İnegöl ilçelerinde toplam 13 noktada sandık kurulacak.</p>
<h2><strong>“Osmangazi’de 5 sandık noktası”</strong></h2>
<p>Bulgaristan Bursa Konsolosluğu: Adalet Mahallesi, Aydın Sokak No: 1, Osmangazi/Bursa. Ali Hadi Türkay İlkokulu: Hamitler Mahallesi, Ay Caddesi No: 74, Osmangazi/Bursa. Demirtaş Geyher Sönmez İlkokulu: Demirtaş Sakarya Mahallesi, 26. Sokak No: 2, Osmangazi/Bursa. Şahin Yılmaz İlkokulu: Yunuseli Mahallesi, Dizdar Caddesi, Osmangazi/Bursa. Dr. Ayten Bozkaya İlkokulu: Altınova Mahallesi, Ali Galip Yaldız Caddesi, Altınova Sokak No: 2, Osmangazi/Bursa.</p>
<h2><strong>“Yıldırım’da 2 sandık noktası”</strong></h2>
<p>Mümin Gençoğlu 2 İlkokulu: Duaçınarı Mahallesi, Kırkpınar Caddesi, Doğan Sokak No: 1, Yıldırım/Bursa. Şehit Piyade Onbaşı Orhan Tezcan İlkokulu: Millet Mahallesi, Yıldırım Cengizhan Caddesi, 7202. Sokak, Yıldırım/Bursa.</p>
<h2><strong>“Nilüfer’de 2 sandık noktası”</strong></h2>
<p>Canaydın İlkokulu: Karaman Mahallesi, Sokullu Caddesi No: 10, Nilüfer/Bursa. Ali Durmaz Ortaokulu: Göçmen Konutları, Balkan Mahallesi, Kanuni Sokak No: 40, Görükle, Nilüfer/Bursa.</p>
<h2><strong>“Diğer ilçelerdeki sandık adresleri”</strong></h2>
<p>Kestel – Toplu Konutlar Ortaokulu: Yenimahalle, Osmangazi Caddesi No: 1, Kestel/Bursa. Orhangazi – Erenler Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi: Arapzade Mahallesi, Eyüp Topçu Caddesi, Tuna İlkokulu Blok No: 8, İç Kapı No: 1, Orhangazi/Bursa. Karacabey – Şehit Bahadır Tayfur İlkokulu: Gazi Mahallesi, 191. Sokak No: 1, Karacabey/Bursa. İnegöl – Akhisar İlkokulu: Akhisar Mahallesi, Turgut Özal Caddesi No: 46, İnegöl/Bursa.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursada-bulgaristan-secimleri-icin-7-ilcede-13-sandik-kurulacak-90951</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/1/1280x720/bursada-bulgaristan-secimleri-icin-7-ilcede-13-sandik-kurulacak-1793364806.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bulgaristan’da 1 Kasım 2026’da yapılacak cumhurbaşkanı ve cumhurbaşkanı yardımcısı seçimi için Bursa’daki oy kullanma noktaları açıklandı. BAL-GÖÇ’ün duyurusuna göre seçmenler, Bursa’nın 7 ilçesinde belirlenen 13 noktada oy kullanabilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/bankacilik-sektorunun-kredi-hacmi-98-milyar-lira-artti-90946</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 15:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılık sektörünün kredi hacmi 98 milyar lira arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) yayımladığı haftalık bültenini yayımladı. </p>
<p>Buna göre, bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi 23 Ekim itibarıyla 98 milyar 51 milyon lira artarak 28 trilyon 678 milyar 505 milyon liradan 28 trilyon 776 milyar 556 milyon liraya çıktı.</p>
<p>Bankacılık sektöründe toplam mevduat ise bankalar arası dahil, geçen hafta 256 milyar 64 milyon lira azalarak 33 trilyon 108 milyar 373 milyon liradan 32 trilyon 852 milyar 309 milyon liraya geriledi.</p>
<p>Tüketici kredilerinin tutarı, bu dönemde 35 milyar 392 milyon lira artarak 3 trilyon 524 milyar 535 milyon liraya çıktı.</p>
<p>Bu tutarın 850 milyar 580 milyon lirası konut, 43 milyar 124 milyon lirası taşıt ve 2 trilyon 630 milyar 831 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu.</p>
<p>Bu dönemde taksitli ticari kredilerin tutarı 11 milyar 908 milyon lira azalarak 4 trilyon 349 milyar 841 milyon lira oldu. Bankaların bireysel kredi kartı alacakları ise 23 milyar 948 milyon lira artışla 3 trilyon 414 milyar 194 milyon lira düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p>Bireysel kredi kartı alacaklarının 1 trilyon 316 milyar 324 milyon lirasını taksitli, 2 trilyon 97 milyar 870 milyon lirasını taksitsiz borçlar oluşturdu.</p>
<p><strong>Yasal öz kaynaklar arttı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe takipteki alacaklar, 23 Ekim itibarıyla önceki haftaya göre 19 milyar 473 milyon lira artışla 965 milyar 84 milyon liraya çıktı. Takipteki alacakların 700 milyar 910 milyon lirasına özel karşılık ayrıldı.</p>
<p>Aynı dönemde bankacılık sisteminin yasal öz kaynakları 36 milyar 463 milyon lira artarak 6 trilyon 187 milyar 19 milyon liraya yükseldi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/bankacilik-sektorunun-kredi-hacmi-98-milyar-lira-artti-90946</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/7/1280x720/lira-para-tl-1768883557.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BDDK&#039;nin haftalık verilerine göre, bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi 98 milyar lira artışla yaklaşık 28,8 trilyon liraya yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tcmb-ppk-enflasyon-gerceklesmeleri-ve-oncu-gostergeler-ana-egilimdeki-gerilemeyi-teyit-ediyor-90944</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 15:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> PPK özeti: Enflasyon gerçekleşmeleri ve öncü göstergeler ana eğilimdeki gerilemeyi teyit ediyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulunun 22 Ekim'deki toplantısına ilişkin özeti yayımlandı.</p>
<p>Özette, "Devam eden jeopolitik belirsizliklere bağlı olarak enerji fiyatlarındaki yüksek ve dalgalı seyir sürmektedir. Enerji arzı, tedarik zincirleri ve taşıma maliyetlerine ilişkin belirsizliklerin süresi ve boyutu enerji fiyatlarının gelecekteki seyri açısından belirleyici olmaya devam edecektir. Diğer taraftan, tarım emtia fiyatlarında da olumsuz hava koşulları ve jeopolitik gelişmeler kaynaklı yüksek seyir gözlenmektedir. Bu durum, enflasyon gelişmeleri ve beklentiler üzerinde yukarı yönlü bir başka risk unsuru olarak ortaya çıkmaktadır." ifadelerine yer verildi.</p>
<p>Jeopolitik gelişmelerin etkisiyle Orta Doğu ve Afrika ülkelerinde 2026 yılı için olumsuz büyüme görünümünün sürdüğü aktarılan özette, diğer taraftan 2027 yılında baz etkilerinin de devreye girmesiyle büyüme oranlarının toparlanmasının beklendiği kaydedildi.</p>
<p>Özette, bu çerçevede küresel ölçekte zayıf ve kırılgan görünümün devam edeceği, Türkiye'nin dış ticaret ortaklarının ihracat paylarıyla ağırlıklandırılan küresel büyüme endeksinin 2026 yılı için yüzde 1,6, 2027 yılı için ise yüzde 2,5 artacağının tahmin edildiği bildirildi.</p>
<p><strong>Küresel enflasyon üzerindeki yukarı yönlü etkiler sürüyor</strong></p>
<p>Emtia fiyatlarındaki oynaklığa bağlı olarak küresel enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklerin sürdüğü belirtilen özette, merkez bankalarının hem söz konusu riskleri gözetmeye devam ettiği hem de gelişmelerin büyüme ve istihdam üzerindeki olumsuz etkilerini dikkate aldığı ifade edildi.</p>
<p>Özette, politika faizlerine ilişkin piyasa fiyatlamalarının, gelişmiş ülkelerde faiz artırımı beklentilerinin sürdüğüne işaret ettiği belirtildi.</p>
<p>Jeopolitik gelişmelerin ve El Nino gibi iklim olaylarının yol açtığı olumsuz küresel hava koşullarının neden olduğu arz şokunun ne kadar kalıcı olacağının ve enflasyon beklentilerini ne ölçüde bozacağının küresel para politikalarının seyri açısından önem taşıdığı kaydedilen özette, "Son dönemde, artan belirsizlik ve risk iştahındaki dalgalanmalara bağlı olarak, gelişmekte olan ülke hisse senedi piyasalarından fon çıkışları gözlenirken, portföy hareketleri üzerindeki aşağı yönlü riskler canlılığını korumaktadır." değerlendirmesine yer verildi.</p>
<p><strong>"Gıda fiyatları taze meyve ve sebze kaynaklı geriledi"</strong></p>
<p>Özette, tüketici fiyatlarının eylül ayında yüzde 1,84 oranında arttığı, yıllık enflasyonun 1,78 puan gerileyerek yüzde 29,73 seviyesinde gerçekleştiği belirtilerek, aylık bazda gıda fiyatlarının taze meyve ve sebze kaynaklı gerilediği, enerji fiyatlarındaki yükselişin devam ettiği, okula dönüşe bağlı olarak başta eğitim hizmetleri olmak üzere ilgili kalemlerde artışlar gözlendiği kaydedildi.</p>
<p>Yıllık enflasyonun enerji grubunda belirgin bir artış gösterdiği, temel mallarda yatay seyrettiği aktarılan özette, "(Yıllık enflasyon) Hizmet ile gıda ve alkolsüz içecekler gruplarında ise gerilemiştir. B endeksinin (enerji, işlenmemiş gıda ürünleri, alkollü içecekler ve tütün ile altın hariç TÜFE) yıllık değişim oranı 1,68 puan azalışla yüzde 29,00, C endeksinin (enerji, gıda ve alkolsüz içecekler, alkollü içecekler ile tütün ürünleri ve altın hariç TÜFE) yıllık değişim oranı ise 1,37 puan azalışla yüzde 28,70 olmuştur." bilgisi verildi.</p>
<p>Özette, yıllık tüketici enflasyonuna katkılar incelendiğinde, gıda ve alkolsüz içecekler, hizmet, temel mal ile alkol-tütün-altın gruplarının katkılarının bir önceki aya kıyasla sırasıyla 1,40, 0,70, 0,05 ve 0,02 puan azalırken enerji grubunun katkısının 0,39 puan arttığı belirtildi.</p>
<p>Eylül ayında enerji fiyatlarında gözlenen yüzde 6,25 oranındaki aylık artışta, küresel gelişmelerin etkisiyle artan akaryakıt fiyatlarının belirleyici olduğu vurgulanan özette, şu ifadelere yer verildi:</p>
<p>"Rafineri marjlarındaki yükselişin akaryakıt fiyatları üzerindeki etkisi de sürmüştür. Eylül ayında hizmet grubunda aylık enflasyon, ulaştırma ve haberleşme hizmetleri öncülüğünde yavaşlamıştır. Temel mal grubunda giyim ve ayakkabı fiyatları yeni sezona geçişin etkisiyle yükselirken dayanıklı tüketim mallarında tüketici elektroniği ve beyaz eşya alt kalemlerindeki fiyat artışları dikkat çekmiştir. Bu dönemde, gıda fiyatlarındaki düşüşte taze meyve ve sebze öncülüğünde gerileyen işlenmemiş gıda fiyatları belirleyici olurken işlenmiş gıda grubunda ise aylık fiyat artışı önceki aya kıyasla yavaşlamıştır. Mevsimsellikten arındırılmış verilere göre tüketici fiyatlarının aylık artışı yavaşlamış; B ve C endekslerinde de aylık enflasyon bir önceki aya kıyasla gerilemiştir. Fiyat artışları, B endeksini oluşturan gruplardan temel malda yükselmiş, hizmet ve işlenmiş gıdada ise zayıflamıştır. TCMB bünyesinde takip edilen göstergeler, eylül ayında enflasyonun ana eğiliminin bir önceki aya kıyasla gerilediğini göstermiştir. Benzer şekilde, üç aylık ortalamalar bazında da düşüş kaydedilmesiyle enflasyonun ana eğilimindeki yavaşlama belirginleşmiştir. Yılın ikinci çeyreğinde yüzde 2,2 seviyesinde olan ana eğilim, üçüncü çeyrekte yüzde 1,8'e gerilemiştir."</p>
<p><strong>Kiralardaki yavaşlama eğilimi sürüyor</strong></p>
<p>Özette, eylül ayı itibarıyla üç aylık ortalamalar bazında mevsimsellikten arındırılmış enflasyonun bir önceki aya kıyasla temel mallarda yatay seyrederken hizmetlerde gerilediği bildirildi.</p>
<p>Jeopolitik gelişmeler kaynaklı arz yönlü şoklara karşın talep koşullarındaki zayıf seyrin enflasyonun ana eğilimini sınırladığı değerlendirilen özette, hizmet sektöründe hakim olan fiyatlama davranışının önemli bir atalete ve şokların enflasyon üzerindeki etkilerinin uzun bir zamana yayılmasına neden olduğu, hizmet enflasyonunun mallara göre yüksek seyrettiği belirtildi.</p>
<p>Özette, eylül ayı itibarıyla yıllık mal enflasyonunun yüzde 25, hizmet enflasyonunun ise yüzde 38 civarında olduğu kaydedilerek, "Alt gruplar bazında incelendiğinde, hizmet grubunu oluşturan tüm alt gruplarda yıllık enflasyonun gerilediği görülmektedir. Eylül ayında, diğer hizmetler grubunda fiyatlar aylık yüzde 3,45 oranında artmış, bu alt grupta eğitim hizmetlerinin yanı sıra finansal hizmetlerde kaydedilen artışların da etkisi hissedilmiştir. Eğitim hizmetleri fiyatları eylül ayında yüzde 14,19 yükselmiştir. Vakıf yükseköğretim kurumlarının kayıt dönemine bağlı olarak geçtiğimiz yıl eylül ayında tek seferde yansıyan üniversite eğitim ücreti artışlarının bu yıl ağustos ve eylül aylarına yayılması, eylül ayı hizmet enflasyonunu sınırlamıştır." değerlendirmesi yapıldı.</p>
<p>Diğer taraftan, önceki yıllardan farklı olarak ilk ve ortaöğretim ücretlerinde eylül ayında görece yüksek artışlar kaydedildiği anlatılan özette, ulaştırma hizmetlerinde ise okul servisi ücretlerindeki yüzde 16,04'lük artışa karşın hava yolu ile yolcu taşımacılığı ücretlerindeki yüzde 9,03'lük düşüşün etkisiyle aylık artışın yüzde 0,24 ile sınırlı kaldığı ifade edildi.</p>
<p>Özette, kiralardaki yavaşlama eğiliminin sürdüğüne dikkati çekilerek, şöyle devam edildi:</p>
<p>"Nitekim, mevsimsel etkilerden arındırılmış üç aylık kira artışının yıllıklandırılmış oranı, yıllık tüketici enflasyonu seviyesine gerilemiştir. Lokanta-otel grubu ılımlı seyrini sürdürmüştür. Önceki iki ayda yüksek aylık artışlar sergileyen haberleşme hizmetlerinde de eylül ayında fiyat artışları ılımlı bir seyir izlemiştir. Yurt içi üretici fiyatları eylül ayında yüzde 2,07 oranında artmış, yıllık üretici enflasyonu 0,57 puan azalarak yüzde 27,38 olmuştur. Bu dönemde de ana sanayi gruplarına göre enerji fiyatları yüzde 3,55 oranındaki artışıyla öne çıkmaya devam etmiştir. Ara malı fiyatları yüzde 2,04 oranında yükselirken diğer ana sanayi gruplarında artışlar yüzde 1,5-1,6 bandında gerçekleşmiştir. Sektörel bazda ise tütün, rafine edilmiş petrol ürünleri ile kömür ve linyitte fiyat artışları belirgin olmuştur."</p>
<p>Eylül ayında uluslararası emtia fiyatlarının enerji ve tarımsal emtialar öncülüğünde yükselişini sürdürdüğü belirtilen özette, ekim ayının ilk 20 günü itibarıyla enerji emtia fiyatları artarken tarımsal ve endüstriyel emtia fiyatlarının azaldığına işaret edildi.</p>
<p>Özette, küresel altın fiyatlarının ağustos sonrasında gerilediği vurgulanarak şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Brent ham petrol fiyatlarındaki yüksek oynaklık sürerken, jeopolitik gelişmelerin etkisiyle eylül ayında ortalama 117 dolar seviyesinde gerçekleşen spot fiyatlar, ekim ayının ilk 20 gününde ortalama 127 dolar seviyesine yaklaşmıştır. Benzer şekilde, propan, bütan, kömür ve TTF doğal gaz fiyatları da yükselmeye devam etmiştir. Küresel gıda fiyatlarındaki yükseliş eğilimi devam etmiş, FAO gıda fiyatları endeksi, eylül ayında şeker ve tahıl fiyatları öncülüğünde artmıştır. Rusya-Ukrayna arasındaki gerilimin tırmanması arz endişelerini canlı tutmuş, bazı tahıl ürünlerinde fiyatlar son dönemde bir miktar yükselmiştir. El Nino iklim olayının etkileriyle şeker ve pirinç gibi bazı tarımsal emtiaların vadeli fiyatlarındaki artış da dikkat çekmiştir. Canlılığını koruyan jeopolitik gerilimler neticesinde yüksek seyreden enerji ve emtia fiyatlarının enflasyon görünümü üzerinde oluşturduğu yukarı yönlü riskler sürmektedir. Küresel Arz Zinciri Baskı Endeksi ağustos ve eylül aylarında da yükselerek tarihsel ortalamasının üzerinde kalmıştır. Jeopolitik gelişmelerle Hürmüz Boğazı kaynaklı riskler varlığını korurken küresel navlun maliyetleri yüksek seyrini sürdürmektedir. Mevsimsel etkilerden arındırılmış imalat sanayi PMI verileri, eylül ayında girdi ve ürün fiyat endekslerinde artışa, tedarikçi teslim sürelerinde ise kısmi bir iyileşmeye işaret etmiştir. Öte yandan, döviz kuru sepetindeki ılımlı seyir devam etmektedir."</p>
<p><strong>Yıl sonu enflasyon beklentisi değişmeyerek yüzde 29,6 seviyesinde kaldı</strong></p>
<p>Özette, ekim ayı Piyasa Katılımcıları Anketi'ne göre 2026 yıl sonu enflasyon beklentisinin değişmeyerek yüzde 29,6 seviyesinde kalırken 2027 yıl sonu enflasyon beklentisinin 0,6 puan artışla yüzde 23,3'e yükseldiği ifade edildi.</p>
<p>12 ay sonrasına ilişkin enflasyon beklentisinin 0,2 puan artarak yüzde 23,9, 24 ay sonrasına ilişkin beklentinin ise 0,4 puan düşüşle yüzde 17,9 olarak ölçüldüğü aktarılan özette, "5 yıl sonrasına ilişkin enflasyon beklentisi ise 0,1 puanlık yükselişle yüzde 12,2 düzeyinde gerçekleşmiştir. Reel sektör beklentilerine bakıldığında, eylül ayında firmaların 12 ay sonrasına ilişkin yıllık enflasyon beklentisi 0,3 puan düşerek yüzde 32,5 olarak ölçülmüştür. Aynı dönemde hanehalkının 12 ay sonrasına ilişkin enflasyon beklentisi ise değişmeyerek yüzde 45,6 seviyesinde kalmıştır. Enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışları dezenflasyon süreci açısından risk unsuru olmaya devam etmektedir. Aylık dalgalanmalara karşın, son dönem enflasyon gerçekleşmeleri ve öncü göstergeler ana eğilimdeki gerilemeyi teyit etmektedir." denildi.</p>
<p>Özette, eylül ayında ana eğilimde gözlenen düşüşte, önceki yılın tamamı eylül ayında gerçekleşen vakıf üniversitesi ücret artışlarının bu yıl ağustos ve eylül aylarına yayılmasından kaynaklanan mekanik etkinin de rol oynadığı anlatılarak şunlar ifade edildi:</p>
<p>"Öncü veriler, söz konusu etkinin ortadan kalkmasıyla mevsim etkilerinden arındırılmış aylık hizmet enflasyonunun beklentilerle uyumlu olarak bir önceki aya kıyasla yükseleceğine ancak önceki aylarda gözlenen seviyelerin altında kalacağına işaret etmektedir. Ekim ayında beyaz eşya ve tüketici elektroniği gibi dayanıklı tüketim mallarında fiyat artışları devam etmekle birlikte, mevsim etkilerinden arındırılmış temel mal enflasyonunun ılımlı seyrini koruyacağı tahmin edilmektedir. Diğer taraftan, gıda grubuna ilişkin veriler, taze meyve ve sebze fiyatları kaynaklı olarak mevsimsellikten arındırılmış aylık gıda enflasyonunda yükselişe işaret etmektedir. Ayrıca, jeopolitik gelişmeler kaynaklı küresel enerji fiyatlarındaki yükselişin akaryakıt, tüp gaz ve katı yakıt üzerinden yurt içi enerji fiyatlarını yukarı çekmeye devam etmesi beklenmektedir. Gıda ve enerji fiyatlarındaki bu görünüme bağlı olarak tüketici fiyatları artışının bir önceki aya göre yükseleceği, B ve C enflasyonunun ise daha ılımlı seyredeceği değerlendirilmektedir. Dolayısıyla, manşet enflasyondaki yükselişin ana eğilime etkisi sınırlı kalacaktır. Jeopolitik gelişmelerin maliyet kanalı, iktisadi faaliyet ve beklenti kanalı üzerinden enflasyon görünümüne etkileri yakından takip edilmektedir."</p>
<p><strong>Kurul enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşunu vurguladı</strong></p>
<p>Özette, Para Politikası Kurulunun (Kurul), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 37'den yüzde 36'ya indirilmesine karar verdiği anımsatıldı.</p>
<p>Kurulun ayrıca Merkez Bankası gecelik vadede borç verme faiz oranını yüzde 40'tan yüzde 39'a, gecelik vadede borçlanma faiz oranını ise yüzde 35,5'ten yüzde 34,5'e indirdiği kaydedilen özette, "Fiyat istikrarı sağlanana kadar sürdürülecek sıkı para politikası duruşu talep, kur ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyon sürecini güçlendirecektir. Kurul politika faizine ilişkin atılacak adımları, enflasyon gerçekleşmelerini, ana eğilimini ve beklentilerini göz önünde bulundurarak ara hedeflerle uyumlu biçimde dezenflasyonun gerektirdiği sıkılığı sağlayacak şekilde belirleyecektir. Adımların büyüklüğü ve zamanlaması enflasyon görünümü odaklı, toplantı bazlı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla belirlenecektir. Enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma olması durumunda para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır. Kurul enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşunu vurgulamıştır." açıklaması yapıldı.</p>
<p>Özette, kredi ve mevduat piyasalarında öngörülenin dışında gelişmeler olması halinde parasal aktarım mekanizmasının ilave makroihtiyati adımlarla destekleneceği vurgulanarak likidite koşullarının yakından izlenmeye ve likidite yönetimi araçlarının etkili şekilde kullanılmaya devam edileceği bildirildi.</p>
<p>Kurulun politika kararlarını enflasyonu orta vadede yüzde 5 hedefine ulaştıracak parasal ve finansal koşulları sağlayacak şekilde belirleyeceği ifade edilen özette, kararlarını öngörülebilir, veri odaklı ve şeffaf bir çerçevede alacağı belirtildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tcmb-ppk-enflasyon-gerceklesmeleri-ve-oncu-gostergeler-ana-egilimdeki-gerilemeyi-teyit-ediyor-90944</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/tcmb-merkez-bankasi452117h.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın PPK özetinde, &quot;Aylık dalgalanmalara karşın, son dönem enflasyon gerçekleşmeleri ve öncü göstergeler ana eğilimdeki gerilemeyi teyit etmektedir.&quot; ifadeleri kullaıldı. Özette, &quot;Fiyat istikrarı sağlanana kadar sürdürülecek sıkı para politikası duruşu talep, kur ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyon sürecini güçlendirecektir.&quot; denildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-kacir-ar-ge-faaliyetlerinde-rekorlar-kirdik-90940</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 15:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Kacır: AR-GE faaliyetlerinde rekorlar kırdık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), "2025 yılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetleri Araştırması" sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre, gayri safi yurt içi AR-GE harcaması 2025'te bir önceki yıla göre 328 milyar 607 milyon lira artarak 980 milyar 428 milyon liraya çıktı.</p>
<p>Gayri safi yurt içi AR-GE harcamasının gayri safi yurt içi hasıla (GSYH) içindeki oranı 2024'te yüzde 1,46 iken 2025'te yüzde 1,5'e yükseldi.</p>
<p>AR-GE harcamalarında mali ve mali olmayan şirketler yüzde 65 ile en büyük paya sahip oldu. Bunu yüzde 30,3 ile yükseköğretim kurumları takip etti. Genel devlet ve kar amacı olmayan kuruluşların AR-GE harcamalarının payı da yüzde 4,7 olarak hesaplandı.</p>
<p>AR-GE harcamaları içinde personel harcamaları yüzde 58,8 ile en büyük harcama kalemini oluşturdu.</p>
<p>AR-GE harcamalarının 2025'te yüzde 52,5'ini mali ve mali olmayan şirketler finanse etti. Genel devlet, söz konusu harcamalardan yüzde 31,1'ini, yükseköğretim yüzde 14,1'ini, yurt dışı kaynaklar yüzde 2,3'ünü ve diğer yurt içi kaynaklar yaklaşık yüzde 0,01'ini karşıladı.</p>
<p><strong>AR-GE personeli sayısı 318 bine yaklaştı</strong></p>
<p>Tam zaman eş değeri (TZE) cinsinden 2025'te toplam 317 bin 982 kişi AR-GE personeli olarak çalıştı. Personelin sektörler itibarıyla dağılımına bakıldığında, TZE cinsinden toplam AR-GE personelinin geçen yıl yüzde 67,9'u mali ve mali olmayan şirketlerde, 29'u yükseköğretimde ve yüzde 3'ü genel devlet ve kar amacı olmayan kuruluşlarda yer aldı.</p>
<p>TZE cinsinden kadın AR-GE personel sayısı, 2025'te 108 bin 453 kişiyle toplam AR-GE personel sayısının yüzde 34,1'ini oluşturdu. Sektörler itibarıyla TZE cinsinden kadın AR-GE personel oranı yükseköğretimde yüzde 48,1, genel devlet ve kar amacı olmayan kuruluşlarda yüzde 32,2, mali ve mali olmayan şirketlerde yüzde 28,2 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>AR-GE personelinin yüzde 31'i doktoralı</strong></p>
<p>Öğrenim durumuna göre incelendiğinde, AR-GE personelinin yüzde 40,6'sının lisans eğitim düzeyine sahip olduğu görüldü. Bunu yüzde 31 ile doktora veya eş değeri, yüzde 19,4 ile yüksek lisans, yüzde 4,9 ile meslek yüksekokulu ve yüzde 4,1 ile lise ve altı takip etti.</p>
<p>TZE cinsinden AR-GE personeli eğitim durumuna göre, yüzde 49,6 ile lisans, yüzde 21,4 ile doktora veya eş değeri, yüzde 18,5 ile yüksek lisans, yüzde 5,9 ile meslek yüksekokulu ve yüzde 4,6 ile lise ve altı olarak sıralandı.</p>
<p>İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflaması 2. Düzey'e göre 2025'te AR-GE harcamalarının en yüksek olduğu bölge toplam AR-GE harcamasının yüzde 31,8'ini gerçekleştiren TR10 (İstanbul) olurken bunu yüzde 30 ile TR51 (Ankara) ve yüzde 9,5 ile TR42 (Kocaeli, Sakarya, Düzce, Bolu, Yalova) izledi.</p>
<p>Toplam AR-GE personelinin yüzde 32,2'si TR10 (İstanbul), yüzde 19,8'i TR51 (Ankara) ve yüzde 8,4'ü TR42 (Kocaeli, Sakarya, Düzce, Bolu, Yalova) bölgesinde istihdam edildi.</p>
<p><strong>En fazla AR-GE harcaması yapanlar</strong></p>
<p>Mali ve mali olmayan şirketler tarafından 2025'teki 637 milyar 252 milyon liralık AR-GE harcamasının yüzde 54,9'u AR-GE merkezlerinde yapıldı. Bu merkezlerdeki AR-GE harcamasının yüzde 89,5'i, 250 ve üzeri çalışan sayısına sahip olan girişimler tarafından gerçekleştirildi.</p>
<p>İmalat sanayisinde AR-GE faaliyeti yürüten girişimler teknoloji düzeylerine göre sınıflandırıldığında, 2025'te imalat sanayisinde yapılan 322 milyar 656 milyon liralık AR-GE harcamasının yüzde 47,7'sinin yüksek teknoloji faaliyetinde yer alan girişimler tarafından gerçekleştirildiği görüldü.</p>
<p>İmalat sanayindeki toplam AR-GE harcamasının yüzde 40,7'si orta yüksek teknoloji faaliyetindeki girişimler, yüzde 7,2'si orta düşük teknoloji faaliyetindeki girişimler ve yüzde 4,4'ü düşük teknoloji faaliyetindeki girişimler tarafından yapıldı.</p>
<p>İmalat sanayisinde AR-GE faaliyeti yürüten girişimlerdeki araştırmacı sayıları incelendiğinde, 2025 yılında en fazla araştırmacının 32 bin 399 kişi ile orta yüksek teknoloji faaliyeti yürüten girişimler tarafından istihdam edildiği belirlendi. Bunu 23 bin 298 ile yüksek teknoloji faaliyeti yürüten girişimler takip etti.</p>
<p>TZE cinsinden araştırmacı sayıları dikkate alındığında da en fazla değerin 29 bin 697 ile orta yüksek teknoloji faaliyeti yürüten girişimlerde olduğu belirlendi.</p>
<p><strong>Dolaylı AR-GE teşvikleri</strong></p>
<p>Dolaylı AR-GE teşviklerinin, mali ve mali olmayan şirketlerin AR-GE harcaması içindeki payı 2015 yılında yüzde 14,8 iken 2025 yılında yüzde 26,5'e yükseldi.</p>
<p>Mali ve mali olmayan şirketlerin AR-GE harcaması 2015 yılında 11,2 milyar lira iken, geçen yıl 637,3 milyar liraya ulaştı.</p>
<p><strong>Bakan Kacır'dan açıklama</strong></p>
<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, sosyal medya hesabından TÜİK tarafından açıklanan araştırma sonuçlarını değerlendirdi.</p>
<p>Söz konusu yıldaki AR-GE harcamalarına dikkati çeken Kacır, "AR-GE faaliyetlerinde rekorlar kırdık. AR-GE harcamalarımız 2025 yılında 19,8 milyar dolardan 24,8 milyar dolara yükselirken, AR-GE insan kaynağımız 318 bine ulaştı. AR-GE harcamasının GSYH içindeki payı yüzde 1,55 oldu. Toplam AR-GE harcamalarının yüzde 65'ini şirketler gerçekleştirdi." bilgisini paylaştı.</p>
<p>Kacır, AR-GE insan kaynağının yüzde 34,1'inin ve yükseköğretimdeki AR-GE çalışanlarının yüzde 48,1'inin kadınlardan oluştuğuna işaret etti.</p>
<p>İmalat sanayisindeki AR-GE harcamalarının yüzde 47,7'sinin yüksek teknoloji, yüzde 40,7'sinin orta-yüksek teknoloji alanında faaliyet gösteren girişimlerce gerçekleştirildiğini belirten Kacır, "Üniversitelerimiz, teknoparklarımız, AR-GE ve tasarım merkezlerimiz, yenilikçi girişimlerimiz ve araştırmacılarımızla Türkiye'nin AR-GE ve inovasyon ekosistemini her geçen gün daha ileriye taşıyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-kacir-ar-ge-faaliyetlerinde-rekorlar-kirdik-90940</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/5/1280x720/kacir-1790337547.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK verilerine göre, Türkiye&#039;de araştırma geliştirme harcamalarının tutarı, geçen yıl 2024&#039;e kıyasla göre 328,6 milyar lira artışla 980,4 milyar liraya yükseldi. Verileri değerlendiren Bakan Kacır, &quot;AR-GE faaliyetlerinde rekorlar kırdık. AR-GE harcamalarımız 2025 yılında 19,8 milyar dolardan 24,8 milyar dolara yükselirken, AR-GE insan kaynağımız 318 bine ulaştı. AR-GE harcamasının GSYH içindeki payı yüzde 1,55 oldu. Toplam AR-GE harcamalarının yüzde 65&#039;ini şirketler gerçekleştirdi.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ak-lease-ile-fransiz-proparco-arasinda-50-milyon-euroluk-kredi-anlasmasi-90938</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 15:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ak Lease ile Fransız Proparco arasında kredi anlaşması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ak Lease'in sürdürülebilir yatırımların finansmanına yönelik uluslararası kaynaklarını güçlendirmeye devam ettiği bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre uluslararası finans kuruluşlarıyla geliştirdiği iş birlikleriyle reel sektörün sürdürülebilir dönüşümünü destekleyen şirket, işletmelerin enerji dönüşümü ve verimlilik odaklı yatırımları için finansmana erişim olanaklarını genişletmeyi hedefliyor.</p>
<p>Şirket AFD Grubu bünyesinde faaliyet gösteren Fransız kalkınma finansmanı kuruluşu Proparco ile 50 milyon euroluk kredi anlaşması imzaladı.</p>
<p>Anlaşma kapsamında sağlanan finansmanın, yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği yatırımlarına kaynak sağlayacağı belirtildi.</p>
<p>Ak Lease Genel Müdürü Eser Okyay, sürdürülebilirliğin, finansman yaklaşımlarının temel başlıklarından biri olduğunu belirtti.</p>
<p>Kredi anlaşmasıyla yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği yatırımlarına verdikleri desteği büyüttüklerini aktaran Okyay, "Uluslararası finans kuruluşlarıyla geliştirdiğimiz işbirlikleri, kaynak yapımızı çeşitlendirmenin yanı sıra işletmelerin dönüşüm yatırımlarını destekleme kapasitemize de önemli katkı sağlıyor." ifadesini kullandı.</p>
<p>Okyay, gelecek dönemde de sürdürülebilir finansman alanındaki çalışmalarını ve uluslararası işbirliklerini geliştireceklerine dikkati çekerek, Türkiye'nin enerji dönüşümüne ve reel sektörün uzun vadeli yatırım hedeflerine katkı sunmaya devam edeceklerini vurguladı.</p>
<p>Proparco Avrasya Bölge Direktörü Steven Gardon da Proparco ile Ak Lease'in, yaklaşık 20 yıldır Türk özel sektörünü desteklemeye odaklanan ve özellikle yeşil yatırımlara ağırlık veren uzun soluklu işbirliği yürüttüklerini kaydetti.</p>
<p>Gardon, "Bu işbirliği, finansal kuruluşların daha sürdürülebilir bir ekonomiye geçişi hızlandırmak ve işletmelerin iklim değişikliğiyle mücadele çabalarını desteklemek üzere harekete geçirilmesinin önemini ortaya koyuyor." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ak-lease-ile-fransiz-proparco-arasinda-50-milyon-euroluk-kredi-anlasmasi-90938</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/AKLease-GM-Eser-Okyay.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ak Lease, Proparco ile 50 milyon euroluk kredi anlaşması imzaladı. Genel Müdür Eser Okyay, &quot;Uluslararası finans kuruluşlarıyla geliştirdiğimiz işbirlikleri, kaynak yapımızı çeşitlendirmenin yanı sıra işletmelerin dönüşüm yatırımlarını destekleme kapasitemize de önemli katkı sağlıyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/uraloglu-77-ilimizi-bolunmus-yollarla-birbirine-bagladik-90934</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 15:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uraloğlu: 77 ilimizi bölünmüş yollarla birbirine bağladık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Yol-İş Sendikasının başkentte bir otelde düzenlenen 13. Olağan Genel Kurul Toplantısı'na katıldı.</p>
<p>Buradaki konuşmasında Uraloğlu, küreselleşme ve dünya çapında artan rekabetin, sendikaları hem kendi durumlarını gözden geçirmeye hem de gelecek için stratejiler belirlemeye yönlendirdiğini söyledi.</p>
<p>Klasik ücrete dayalı sendikacılık anlayışının yerini sosyal taleplerin yoğun olduğu hizmet sendikacılığına bıraktığını dile getiren Uraloğlu, "İşte bu noktada Yol-İş Sendikası bu dönüşümü gerçekleştirerek büyük başarı yakalamış güçlü bir sendikadır. Yol-İş, yol ve inşaat işçilerinin hak mücadelesinde ve sosyal diyalogda önemli bir mihenk taşı olmuştur." dedi.</p>
<p>Bakan Uraloğlu, Yol-İş'in köklü geleneği ve sorumluluk bilinciyle çalışma hayatının gelişimine önemli katkılar sağladığını, kendilerinin de sosyal diyalog yoluyla işçi ve işveren arasındaki hak ve hukuku her daim gözetme gayretinde olduklarını söyledi.</p>
<p><strong>"Otoyol uzunluğumuzu 3 bin 848 kilometreye yükselttik"</strong></p>
<p>Yol-İş Başkanı Ramazan Ağar ile kısa süre önce görüştüğünü belirten Uraloğlu, "Çalışma hayatına ilişkin konuları, karşılaşılan sorunları ve çözüm önerilerini ele aldık. Ulaştırma ve altyapı hizmetlerimizin sahadaki en önemli paydaşlarından olan işçi kardeşlerimizle işbirliği ve koordinasyon içinde çalışmayı sürdüreceğimizi bir kez daha teyit ettik. Kara yollarında yol kenarlarındaki denetim istasyonları konusunu bu kongreye yetiştirmeye gayret ettik ama olmadı. İnşallah onu çok geç kalmadan çıkarmış olacağız, şimdiden hayırlı uğurlu olsun. Kimsenin şüphesi olmasın ki bu diyalog ortamını güçlendirmeye devam edeceğiz." ifadesini kullandı.</p>
<p>Bakan Uraloğlu, ülkenin dört bir yanını yollarla, köprülerle, viyadüklerle, tünellerle donatarak Türkiye'nin her bölgesini erişilir kıldıklarını dile getirerek şöyle devam etti:</p>
<p>"Bu yılın başında 30 bin kilometre bölünmüş yol eşiğini aşarak bölünmüş yol ağımızı 30 bin 278 kilometreye çıkardık. Sadece 6 ilimiz bölünmüş yollarla bağlı iken bugün 77 ilimizi bölünmüş yollarla birbirine bağladık. Ortalama hızımız 40 kilometre saatti, araç sayımız sadece 8,5 milyondu. Bugün araç sayımız 35 milyona ulaştı, ortalama hızımız da şehirlerarasında 90 kilometreye çıkmış durumda. Üretim merkezleriyle limanlar arasında kesintisiz, hızlı ve konforlu bağlantı sağlayan Kuzey Marmara, İstanbul-İzmir, Ankara-Niğde ve Aydın-Denizli otoyolları ile 19 Ekim'de hizmete açtığımız Çeşmeli-Kızkalesi Otoyolu'muz gibi projelerimizle otoyol uzunluğumuzu 3 bin 848 kilometreye yükselttik. Ankara-Kırıkkale-Delice ve Antalya-Alanya otoyollarımızın yapımına da devam ediyoruz."</p>
<p><strong>"Uluslararası stratejik projeleri de kararlılıkla ilerletiyoruz"</strong></p>
<p>Köprü ve viyadük uzunluğunu 311 kilometreden 837 kilometreye, tünel uzunluğunu 50 kilometreden 898 kilometreye çıkardıklarını belirten Uraloğlu, teknoloji ve mühendislik harikası köprülerle yolculukları çok daha güvenli ve konforlu hale getirdiklerini söyledi.</p>
<p>Uraloğlu, bu çalışmalarla artık insanların sevdiklerine daha kısa sürede ulaştığını, üretimden ticarete, turizmden lojistiğe kadar tüm sektörlerin daha hızlı, daha düşük maliyetle ve daha rekabetçi şekilde faaliyet gösterdiğini ifade etti.</p>
<p>Bu yatırımlarla sanayi üretiminin hızlanmasını, tarım ürünlerinin pazarlara daha hızlı ulaşmasını ve turizm faaliyetlerinin artmasını sağladıklarını söyleyen Uraloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"Sizlerle birlikte her daim yol güvenliğinin geleceği, iklim değişikliği, sürdürülebilir ulaşım ve yeni hareketlilik trendlerini yakından takip ederek uygulanabilir ölçüde hayata geçirmek için çalışmalarımıza devam edeceğiz. Bu vizyonu daha güçlendirmek için Orta Koridor ve Kalkınma Yolu gibi uluslararası stratejik projeleri de kararlılıkla ilerletiyoruz. Kara yollarıyla farklı ulaşım modlarını entegre ederek, üretim, pazar ve tüketim noktaları arasındaki erişimi hızlandıracak, lojistik imkanlarımızı çeşitlendirerek ülkemizi küresel ölçekte daha etkin ve rekabetçi konuma taşıyacağız."</p>
<p><strong>"Sendikacılar, emeğin hakkını savunan güçlü insanlar topluluğudur"</strong></p>
<p>Burada konuşan TBMM İçişleri Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Süleyman Soylu da sendikacılığın hak terazisini iyi tutması gereken zor bir iş olduğunu ifade etti.</p>
<p>Türkiye'nin katettiği ilerlemeyle Batı ile arasındaki mesafeyi kapattığını belirten Soylu, "Türkiye sadece Batı ile arasındaki makası kapatmıyor, Batı'nın prangasından da kurtuluyor. Biz kendi merkezimize doğru ilerliyoruz. Bizim merkezimiz Türk dünyasıdır, Müslüman dünyadır, Balkan dünyasıdır." dedi.</p>
<p>Soylu, sendikacıların sadece kendi emek hakkını savunmadığını dile getirerek, "Sendikacılar, aynı zamanda memleketin, fakirin fukaranın, okuyan çocuğun, kimsesizin hakkını savunan ve bunlardan da hiçbir zaman geri adım atmayan, sadece çalışanın emeğinin değil yaşayanın da emeğinin hakkını savunan güçlü insanlar topluluğudur. Gücünüze dün de ihtiyaç vardı, bugün de var, yarın da ihtiyaç var." diye konuştu.</p>
<p>TÜRK-İŞ Genel Başkanı Ergün Atalay da sivil toplum örgütlerinin toplum için önemli olduğunu ve ilk fırsatta taşeron işçilerle ilgili meselenin bir yol haritası çizilerek çözülmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Atalay, kara yolları denetim istasyonlarına ilişkin düzenlemenin yeni yasama yılında çıkarılmasının önemli olduğunu kaydetti.</p>
<p>Yol-İş Sendikası Genel Başkanı Ağar da Türkiye'nin dört bir yanında her koşulda çalışan işçilerle Yol-İş'in gücünü üyelerinin ortak iradesinden ve örgütlü mücadelesinden aldığını söyledi.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/uraloglu-77-ilimizi-bolunmus-yollarla-birbirine-bagladik-90934</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/3/4/1280x720/563-1793362377.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yol-İş Sendikasının 13. Olağan Genel Kurulu&#039;nda konuşan Bakan Uraloğlu, &quot;Bu yılın başında 30 bin eşiğini aşarak bölünmüş yol ağımızı 30 bin 278 kilometreye çıkardık. Sadece 6 ilimiz bölünmüş yollarla bağlı iken bugün 77 ilimizi bölünmüş yollarla birbirine bağladık.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/aktob-baskani-kavaloglu-2026-turizm-sezonu-kotulerin-en-iyisi-90920</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 13:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> AKTOB Başkanı Kavaloğlu: 2026 turizm sezonu kötülerin en iyisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Akdeniz Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği (AKTOB) Başkanı Kaan Kavaloğlu, Türkiye İş Bankası sponsorluğunda bu yıl 16. düzenlenecek Uluslararası Resort Turizm Kongresi programı hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Antalya’da Nirvana Cosmoplitan Hoteli’nde 25–26 Kasım tarihlerinde düzenlenecek kongrede, uluslararası turizmin önde gelen karar vericilerinin Antalya’da buluşacağını belirten Kavaloğlu, Resort Kongresinde rekabet, yeni pazarlar, sürdürülebilirlik ve yapay zekanın sektöre etkilerinin ele alınacağını bildirdi.</p>
<p>‘’Turizmi Ortak Bir Vizyonla Yeniden Tanımlamak’ (Redefining Tourism with a Collective Vision) temasıyla gerçekleştirilecek kongrede, uluslararası turizm sektörünün önde gelen karar vericileri, tur operatörleri, hava yolu şirketlerinin yöneticileri, sektör temsilcilerini ve akademisyenlerinin tartışacağını ifade eden Kaan Kavaoğlu, şunları kaydettiİ:</p>
<p>‘’Küresel turizmde rekabetin yeniden şekillendiği, dijital dönüşümün hızlandığı ve sürdürülebilir büyüme arayışlarının güçlendiği bir dönemde düzenlenecek kongrede; Türkiye turizminin uluslararası konumu, kaynak pazarların değişen yapısı, destinasyonların rekabet gücü ve sektörün geleceğini belirleyecek stratejik gelişmeler değerlendirilecek.’’</p>
<p>Kongrenin açılışında, Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Özdemir, Antalya Valisi Hulusi Şahin ve Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un konuşma yapacağını ifade eden Kavaloğlu, ayrıca kongrenin ilk bölümünde de Coral Travel Group CEO’su Coşkun Yurt, Türk turizm markalarının uluslararası pazarlarda yükselen gücünü değerlendireceğini söyledi.</p>
<p>Türkiye İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Yılmaz’ın turizm sektöründe finansal kaynak yönetimine ilişkin görüşlerini, Dışişleri Bakan Yardımcısı ve AB Başkanı Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay’ın, Türkiye’nin küresel imajının turizm hareketleri üzerindeki etkisi, TÜROFED Başkanı Erkan Yağcı’nın da Türkiye turizminin mevcut durumu ve geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunacağını belirtti.</p>
<p>Kongrede Avrupa’nın önemli turizm kuruluşları ile hava yolu ve tur operatörü şirketlerinin üst düzey yöneticileri yer alacağını anlatan Kavaloğlu, Alman Seyahat Birliği (DRV) Başkanı Albin Loidl, turizmde rekabetten iş birliğine geçişin önemini, SunExpress CEO’su Marcus Schnabel’in ise hava yolu şirketlerinin destinasyonların rekabet gücündeki değişen rolünü, easyJet holidays CEO’su Garry Wilson’ın da tur operatörlerinin seyahat talebini yönlendirme ve destinasyonların başarısındaki etkisini anlatacağını söyledi.</p>
<p>Dünya Seyahat Acenteleri Birlikleri Federasyonu (UFTAA) Başkanı Sunil Kumar  da Türkiye ile Hindistan arasındaki turizm potansiyelini ve iki ülke arasında geliştirilebilecek yeni iş birliği olanaklarını gündeme taşıyacak.</p>
<p><strong>"Turizm sezonu kötünün iyisi bir yıl oldu"</strong></p>
<p>COP31 BM İklim Zirvesi’nin Antalya’da yapılacağını, 50 ülkeden devlet başkanı, cumhurbaşkanı, başbakan ve bakanların da yer alacağı zirvenin hem Türkiye hem de Antalya’nın tanınırlığı ve bilinirliğine çok büyük katkı yapacağını belirtti. COP31 BM İklim Zirvesi’ne 70 ile 80 bin arasında yabancı katılımcının beklendiğini ifade eden Kavaloğlu, 2026 yılı turizm sezonunu da değerlendirdi.  Maliyetlerin çok arttığını, karlılıkların ise çok düştüğüne dikkat çeken Kavaloğlu, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Antalya turizmi 2019’de zirveye ulaştı. Ardından pandemi yaşandı, Bunun yanında Türk turizminin birinci ve üçüncü kaynak pazarı olan Rusya ve Ukrayna’da savaş başladı ve 5 yıldır devam ediyor. Öte yandan İran ve ABD-İsrail arasındaki savaş Orta Doğu’yu ve tüm dünyayı etkiledi ve etkilemeye de devam ediyor. 2026 turizm sezonu gerçekten zor bir yıl oldu. Maliyetler artıyor, döviz kurları sabit kalıyor. 2019 yılına göre giderler Euro bazında yüzde 400 artmış, gelirimiz ise yüzde 80 artmış. 2026 turizm sezonu 2025’e göre yüzde 3-3,5 daha geride olacak.’’</p>
<p>Kavaloğlu, kamuoyunda ‘Booking.com’ yasası olarak tanınan uluslararası online firmaların Türkiye’de faaliyet göstermeleri konusunda TBMM komisyonunda bulunan yasal düzenleme ile ilgili de, ‘’Uluslararası online firmaları rekabet yaratacak. Rekabetten yanayız. Zaten Türkiye’deki seyahat acenteleri çok güçlü’’ dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/aktob-baskani-kavaloglu-2026-turizm-sezonu-kotulerin-en-iyisi-90920</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/0/1280x720/aktob-baskani-kavaloglu-2026-turizm-sezonu-kotulerin-en-iyisi-1793355669.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akdeniz Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği Başkanı Kaan Kavaloğlu, 2026 turizm sezonunun yüzde 3-3,5 kayıpla sona ereceğini tahmin ettiklerini belirterek, ‘’2026 turizm sezonu kötülerin en iyisi…’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/musiad-sameks-48-puan-geriledi-90919</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 12:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> MÜSİAD SAMEKS 4,8 puan geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Satınalma Müdürleri Bileşik Endeksi'nin (SAMEKS) ekim ayı sonuçları paylaşıldı.</p>
<p>Buna göre, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış SAMEKS Bileşik Endeksi, ekimde bir önceki aya kıyasla 4,8 puan azalarak 46,4 değerini aldı.</p>
<p>Bu dönemde Hizmet Sektörü SAMEKS Endeksi aylık bazda 6,3 puan azalışla 44,5 seviyesinde gerçekleşirken Sanayi Sektörü SAMEKS Endeksi 1,2 puan artışla 48,9'a yükseldi.</p>
<p>Hizmet sektöründe iş hacmi, girdi alımları ve stoklar alt endekslerinde gerileme görülürken tedarikçilerin teslim süresi endeksinde sınırlı bir yükseliş kaydedildi.</p>
<p>İstihdam alt endeksi ise düşüşünü sürdürdü. Sanayi sektöründe üretim, yeni siparişler ve stoklar alt endekslerinde artış kaydedilirken girdi alımları göstergesinde sınırlı bir gerileme yaşandı.</p>
<p>Tedarikçilerin teslim süresi alt endeksi yükselişini sürdürürken istihdam alt endeksinde düşüş gerçekleşti.</p>
<p>Alt endekslerdeki bu gelişmeler, ekim ayında hizmet sektöründeki aktivitenin belirgin biçimde ivme kaybederek 50 referans değerinin altına gerilediğini, sanayi sektöründe ise üretim ve yeni siparişlerdeki artışa karşın aktivitenin 50 eşik değerinin altında kalmaya devam ettiğini gösterdi.</p>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış SAMEKS Bileşik Endeksi'nin ekimde 46,4 seviyesinde gerçekleşmesi, ekonomik aktivitede bir önceki aya kıyasla belirgin bir yavaşlamaya işaret etti.</p>
<p>Alt sektörler itibarıyla hizmet sektöründeki daralmanın derinleştiği, sanayi sektöründe ise sınırlı bir toparlanma olmasına rağmen faaliyet koşullarının daralma bölgesinde kalmaya devam ettiği görüldü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/musiad-sameks-48-puan-geriledi-90919</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/6/1280x720/musiad-1767170330.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ MÜSİAD SAMEKS, ekimde geçen aya göre 4,8 puan azalışla 46,4&#039;e indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turizm-geliri-3-ceyrekte-yuzde-5-artti-90918</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 12:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turizm geliri 3. çeyrekte yüzde 5 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), temmuz-eylül dönemine ait turizm istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre turizm geliri, söz konusu dönemde geçen yılın aynı çeyreğine kıyasla yüzde 5 artarak 25 milyar 526 milyon 218 bin dolara yükseldi.</p>
<p>Ziyaretçilerden elde edilen turizm geliri 25 milyar 294 milyon 255 bin dolar, transfer yolculardan sağlanan turizm geliri de 231 milyon 963 bin dolar oldu.</p>
<p>Turizm gelirinin yüzde 14'ü, ülkeyi ziyaret eden yurt dışı ikametli vatandaşlardan elde edildi.</p>
<p>Ziyaretçiler, seyahatlerini kişisel veya paket turla organize etti. Bu çeyrekte 17 milyar 114 milyon 298 bin dolarla kişisel harcama ve 8 milyar 179 milyon 957 bin dolarla paket tur harcaması yapıldı.</p>
<p>Ülkeden çıkış yapan ziyaretçi sayısı bu yılın üçüncü çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1,6 azalarak 23 milyon 255 bin 7 kişi oldu. Bu ziyaretçilerin yüzde 13,6'sını 3 milyon 159 bin 7 kişiyle yurt dışında ikamet eden vatandaşlar oluşturdu.</p>
<p>Söz konusu çeyrekte Türkiye'de geceleme yapan ziyaretçilerin gecelik ortalama harcaması 107 dolar oldu. Yurt dışında ikamet eden vatandaşların gecelik ortalama harcamasının 68 dolar olduğu görüldü.</p>
<p>Temmuz-eylül döneminde turizm geliri içinde paket tur harcamalarının payı yüzde 32,3, yeme içme harcamalarının payı yüzde 20,5, konaklama harcamalarının payı yüzde 12,5 olarak kayıtlara geçti. Sağlık harcamaları geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 23,6, konaklama harcamaları yüzde 19, ulaştırma (Türkiye içi) harcamaları yüzde 12,1 artış gösterdi.</p>
<p>Ziyaretçiler, Türkiye'ye yüzde 74,5 ile en çok "gezi, eğlence, sportif ve kültürel faaliyetler" amacıyla geldi. İkinci sırada yüzde 16,9 ile "akraba ve arkadaş ziyareti", üçüncü sırada yüzde 3,7 ile "alışveriş" yer aldı. Yurt dışı ikametli vatandaşlar ise ülkeye yüzde 63,9 ile en çok "akraba ve arkadaş ziyareti" amacıyla geldi.</p>
<p><strong>Turizm gideri yüzde 22,6 arttı</strong></p>
<p>Yurt içinde ikamet edip başka ülkelere ziyarette bulunan vatandaşların harcamalarından oluşan turizm gideri, yılın üçüncü çeyreğinde geçen yılın aynı çeyreğine göre yüzde 22,6 artarak 3 milyar 40 milyon 60 bin dolar oldu. Bunun 2 milyar 572 milyon 425 bin dolarını kişisel harcamalar, 467 milyon 635 bin dolarını paket tur harcamaları oluşturdu.</p>
<p>Aynı dönemde yurt dışını ziyaret eden vatandaşların sayısı yıllık bazda yüzde 24,2 yükselerek 4 milyon 202 bin 160 kişiye ulaşırken, kişi başı ortalama harcama 723 dolar olarak kayıtlara geçti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turizm-geliri-3-ceyrekte-yuzde-5-artti-90918</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/04/BAYRAM-tURIST.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in 3. çeyrek verilerine göre, turizm geliri, geçen yıla kıyasla yüzde 5 artarak 25,5 milyar dolar oldu. Bu dönemde turizm gideri ise yüzde 22,6 artışla 3 milyar doları aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkiye-sigortaya-3-ceyrek-bilancosu-icin-ek-sure-verdi-90917</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 12:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye Sigorta&#039;ya 3. çeyrek bilançosu için ek süre verdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK), 30 Eylül 2026 tarihli finansal raporların Kamuyu Aydınlatma Platformuna (KAP) bildirimi ile ilgili olarak Türkiye Sigorta'ya üçüncü çeyrek bilançosunu açıklaması için ek süre verdiği duyuruldu.</p>
<p>"Finansal Rapor Ek Süre Taleplerine İlişkin SPK Değerlendirmesi" KAP'ta açıklandı.</p>
<p>Buna göre, 30 Eylül 2026 tarihli finansal raporların KAP'a bildirimi ile ilgili olarak SPK'nin Türkiye Sigorta'ya 3. çeyrek bilançosunu açıklaması için 16 Kasım'a kadar ek süre verdiği bildirildi.</p>
<p>Öte yandan Türkiye Sigorta tarafından KAP'a yapılan açıklamada, "7 Ekim 2026 tarihli özel durum açıklamamız, tasfiyeye konu fonlardaki bakiyeye ve bilançomuzdaki hisse senetlerine ilişkin olup bu bilgiler 30 Eylül 2026 itibarıyla geçerliliğini korumaktadır. Şirketimizin tasfiyeye konu 131 fon arasında bakiyesi bulunmamaktadır ve bilançosunda hisse senedi olarak yalnızca 141 milyon 401 bin 116,58 adet Türkiye Sigorta payı bulunmaktadır." ifadelerine yer verildi.</p>
<p>Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK) denetiminde belirtilen ve finansal yatırımlara ilişkin olmayan diğer tespite ilişkin denetim sürecinin devam ettiği bildirilen açıklamada, söz konusu riske ilişkin toplam olası etkinin (vergi etkisi sonrası) şirketin taslak finansal tablolarındaki aktif büyüklüğünün +/- yüzde 1'i seviyesinde olduğu vurgulandı.</p>
<p>Denetimin tamamlanmasının ve sonuçlarının şirkete resmi olarak tebliğ edilmesinin akabinde sonuçların kesinleşeceği, başka bir etkinin beklenmediği kaydedilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:</p>
<p>"Konuya ilişkin gelişmeler, tüm paydaşlarımızla eş zamanlı olarak kamuoyuyla paylaşılmaya devam edecektir. Türkiye Sigorta Birliğinin Eylül 2026 verilerine göre prim üretiminde sektörün lider şirketi olmanın bilinci ve sorumluluğuyla, süreci azami hassasiyetle ve olası tüm etkileri gözeterek yürüttüğümüzü bir kez daha vurgularız. İçinden geçilen bu süreçte sigortacılık faaliyetlerimiz kesintisiz olarak devam etmektedir."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkiye-sigortaya-3-ceyrek-bilancosu-icin-ek-sure-verdi-90917</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/5/1280x720/turkiye-sigorta-1792399400.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sermaye Piyasası Kurulu, Türkiye Sigorta&#039;ya üçüncü çeyrek bilançosunu açıklaması için 16 Kasım&#039;a kadar ek süre verdiğini bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekonomik-guven-ekimde-yuzde-39-dustu-90916</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 12:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomik güven ekimde yüzde 3,9 düştü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ekim ayına ait ekonomik güven endeksi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, eylülde 101,3 olan endeks ekimde yüzde 3,9 azalarak 97,3 değerine geriledi.</p>
<p>Tüketici güven endeksi, ekimde aylık bazda yüzde 7,7 azalarak 84,8'e düştü.</p>
<p>Aynı dönemde reel kesim güven endeksi, yüzde 1,4 azalışla 101,1 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Hizmet sektörü güven endeksi de yüzde 2,4 düşüşle 109,2 oldu.</p>
<p>Perakende ticaret sektörü güven endeksi yüzde 1,1 artışla 112,5, inşaat sektörü güven endeksi de yüzde 0,4 artarak 83,3 değerini aldı.</p>
<p>Ekonomik güven endeksinde son 5 yılın aylık verileri şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Aylar/Yıllar</td>
<td>2022</td>
<td>2023</td>
<td>2024</td>
<td>2025</td>
<td>2026</td>
</tr>
<tr>
<td>Ocak</td>
<td>102,6</td>
<td>99,9</td>
<td>99,6</td>
<td>99,7</td>
<td>99,4</td>
</tr>
<tr>
<td>Şubat</td>
<td>99,7</td>
<td>99,4</td>
<td>99,2</td>
<td>99,2</td>
<td>100,7</td>
</tr>
<tr>
<td>Mart</td>
<td>96,6</td>
<td>99,3</td>
<td>100,4</td>
<td>100,8</td>
<td>97,9</td>
</tr>
<tr>
<td>Nisan</td>
<td>96</td>
<td>102,8</td>
<td>99,3</td>
<td>96,5</td>
<td>96,4</td>
</tr>
<tr>
<td>Mayıs</td>
<td>98,3</td>
<td>104,2</td>
<td>98,4</td>
<td>96,5</td>
<td>97,2</td>
</tr>
<tr>
<td>Haziran</td>
<td>95</td>
<td>101,7</td>
<td>95,9</td>
<td>96,5</td>
<td>98,9</td>
</tr>
<tr>
<td>Temmuz</td>
<td>94,5</td>
<td>99,7</td>
<td>94,3</td>
<td>96,1</td>
<td>99,8</td>
</tr>
<tr>
<td>Ağustos</td>
<td>95,1</td>
<td>94,5</td>
<td>93,1</td>
<td>97,7</td>
<td>100,6</td>
</tr>
<tr>
<td>Eylül</td>
<td>95,1</td>
<td>95,7</td>
<td>95</td>
<td>97,7</td>
<td>101,3</td>
</tr>
<tr>
<td>Ekim</td>
<td>98</td>
<td>96,8</td>
<td>98,1</td>
<td>98</td>
<td>97,3</td>
</tr>
<tr>
<td>Kasım</td>
<td>97,7</td>
<td>95,5</td>
<td>97,1</td>
<td>99,3</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Aralık</td>
<td>98,6</td>
<td>96,5</td>
<td>98,8</td>
<td>99,4</td>
<td> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekonomik-guven-ekimde-yuzde-39-dustu-90916</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/4/1280x720/toplanti-endeks-1765865132.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in ekim verilerine göre ekonomik güven endeksi, aylık bazda yüzde 3,9 azalışla 97,3&#039;e geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/dogus-ile-volkswagenden-turkiyede-uretim-icin-niyet-mektubu-90915</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 12:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğuş ile Volkswagen&#039;den Türkiye&#039;de üretim için niyet mektubu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Doğuş Otomotiv Servis ve Ticaret AŞ, Volkswagen ile markanın binek otomobillerinin Türkiye'de üretim seçeneklerinin değerlendirilmesine ilişkin niyet mektubu imzaladığını bildirdi.</p>
<p>Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) üzerinden yapılan açıklamada, "Şirketimiz ile Volkswagen Grup Şirketleri arasında Volkswagen binek marka otomobillerin Türkiye'de üretilebilmesi seçeneklerinin değerlendirilmesine ilişkin niyet mektubu imzalanmıştır." denildi.</p>
<p>Yeni iş birliğiyle, Türkiye pazarına katma değerli ve yeni teknolojilere uygun ürünler sunulması, ülke otomotiv sektörünün gelişimine katkı sağlanması öngörülüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/dogus-ile-volkswagenden-turkiyede-uretim-icin-niyet-mektubu-90915</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/6/1280x720/volkswagen-1790347044.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Doğuş Otomotiv, Volkswagen ile Türkiye&#039;de üretim seçeneklerinin değerlendirilmesi için niyet mektubu imzalandığını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gumruklerde-denetimlerinde-117-milyar-liralik-ek-tahakkuk-ve-ceza-90913</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 12:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gümrük denetimlerinde 11.7 milyar liralık ek tahakkuk ve ceza</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Ticaret Bakanlığı’nın dış ticaret işlemlerinde vergi kayıp ve kaçağının önlenmesi amacıyla yaptığı ikincil kontrol beyanname incelemeleri ve sonradan kontrol amaçlı firma denetimleri sonucunda, bu yıl ocak-eylül döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 32 artışla toplam 11,7 milyar liralık ek tahakkuk ve ceza kararı düzenledi.</p>
<p>Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Ticaret Araştırmaları ve Risk Değerlendirme Genel Müdürlüğü koordinasyonunda yürütülen kontrol çalışmaları sonucunda, 804 İkincil Kontrol Raporu kapsamında 155.270 gümrük beyannamesi ikinci kez incelendi.</p>
<p>3.947 firma tarafından tescil edilen ve usulsüzlük tespit edilen 26.653 gümrük beyannamesine 9,9 milyar TL ek tahakkuk ve ceza kararı düzenlendi.</p>
<p>Ticaret Araştırmaları ve Risk Değerlendirme Genel Müdürlüğünce kullanılan ileri veri analitiği tekniklerinden faydalanılarak belirlenen riskli firmalar üzerinde Ticaret Bakanlığı Müfettişleri tarafından gerçekleştirilen Sonradan Kontrol Firma Denetimleri kapsamında ise 180 firma denetlendi.</p>
<p> Bu denetimler sonucunda toplam 1,8 milyar lira k tahakkuk ve ceza kararı düzenlenerek, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 11 artış sağlandı.</p>
<p>Böylece, 2026 yılının ilk 9 ayında gerçekleştirilen İkincil Kontrol Beyanname İncelemeleri ile Sonradan Kontrol Firma Denetimleri sonucunda toplam 11.7 milyar TL ek tahakkuk ve ceza kararı düzenlenmiş oldu.</p>
<p>Açıklamada, “Ticaret Bakanlığı, dış ticaret işlemlerinin mevzuata uygun şekilde gerçekleştirilmesini sağlamak, vergi kayıp ve kaçağını önlemek ve kurallara uygun faaliyet gösteren firmaların haklarını korumak amacıyla geçmiş dönem gümrük ve dış ticaret işlemlerine yönelik kontrollerini etkin ve kararlı bir şekilde yürütmeye devam edecektir” ifadeleri kullanıldı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gumruklerde-denetimlerinde-117-milyar-liralik-ek-tahakkuk-ve-ceza-90913</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/ticaret-bakanligi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı, 9 aylık denetimlerde toplam 11,7 milyar liralık ek tahakkuk ve ceza kararı düzenlendiğini bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/egeli-ihracatcilara-216-milyar-tl-ihracat-destegi-90901</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 10:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Egeli ihracatçılara destek 9 ayda yüzde 18 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Ticaret Bakanlığı'nın ihracatçılara sağladığı ihracat desteklerinin ihracatçılara ulaşmasına aracılık eden Ege İhracatçı Birliklerinin, 2026 yılının ocak–eylül döneminde 2025 yılının aynı dönemine göre ihracat desteklerinde yüzde 18,2'lik artışla 2 milyar 158 milyon TL’ye ulaştığı bildirildi.</p>
<p>Yurt dışı fuar katılımı ile Marka ve Turquality destekleri toplam tutarın yüzde 52,4’ünü oluştururken, küresel tedarik zinciri, e-ihracat ve yeşil dönüşüme yönelik desteklerdeki artışlar dikkat çekti. Ege İhracatçı Birlikleri, ihracatçıların uluslararası pazarlarda rekabet gücünü artırmalarına yönelik Ticaret Bakanlığı desteklerine erişiminde aracılık görevini sürdürüyor.</p>
<h2>Muhammet Öztürk: Devlet destekleri ihracatçılarımızın rekabet gücünü besliyor</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/06/30/muhammet-ozturk-tt0d.jpg" alt="" width="800" height="533" /></p>
<p>Devlet desteklerinin firmaların uluslararası arenada rekabetçiliklerine katkı sağladığını ve büyüme hedeflerine destek olduğuna dikkat çeken Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk, “Yeni bir pazara girmek, o pazarda kalıcı olmak ve markamızı büyütmek uzun vadeli emek ve kaynak gerektiriyor. Ticaret Bakanlığımızın sunduğu destekler, ihracatçılarımızın bu süreçlerdeki mali yükünü hafifleterek pazarlama, tanıtım, markalaşma ve ürün geliştirme çalışmalarına daha fazla kaynak ayırmasına katkı sağlıyor. Firmalarımızın mevcut müşterileriyle ilişkilerini güçlendirmeleri, yeni alıcılara ulaşmaları ve uluslararası rekabet güçlerini geliştirmeleri açısından bu destekleri çok değerli buluyoruz” dedi.</p>
<h2>Fuar ve markalaşma destekleri öne çıktı</h2>
<p>2026 yılının ocak–eylül döneminde en yüksek destek tutarı, 674,7 milyon TL ile yurt dışı fuar katılımında gerçekleşti. Geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 12,5 artan bu desteği, yüzde 45,9 artışla 456,1 milyon TL’ye ulaşan Marka ve Turquality desteği izledi. Yurt içi fuar katılım desteği de yüzde 67,3 artarak 258,2 milyon TL oldu. Yurt içi ve yurt dışı fuar katılım desteklerinin toplamı 932,9 milyon TL’ye ulaştı.</p>
<p>Fuarların ihracatçıların alıcılarla doğrudan temas kurmasını sağladığını belirten Öztürk, “Firmalarımız fuarlarda ürünlerini tanıtıyor, yeni iş bağlantıları kuruyor ve hedef pazarların beklentilerini yerinde görüyor. Fuar katılım destekleri bu temasların kurulmasını kolaylaştırırken, Marka ve Turquality destekleri firmalarımızın uluslararası pazarlarda daha güçlü ve kalıcı bir konum edinmesine katkı sunuyor. İhracatımızın katma değerini artırmak için ürün kalitemizi tasarım, tanıtım ve markalaşmayla birlikte geliştirmeliyiz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Küresel tedarik zinciri ve e-ihracatta güçlü artış</h2>
<p>Küresel tedarik zinciri desteği, 2025 yılının ilk dokuz ayında 425 bin TL düzeyindeyken 2026 yılının aynı döneminde 192,3 milyon TL’ye yükseldi. Bu kalemde sonuçlandırılan dosya sayısı 1’den 22’ye çıktı. E-ihracat destekleri ise yüzde 104,1 artışla 79,2 milyon TL’ye ulaştı.</p>
<p>Yurt dışı birim desteği yüzde 74,7 artarak 110 milyon TL’ye, pazara giriş belgeleri desteği yüzde 14,5 artarak 156,3 milyon TL’ye yükseldi. Sektörel heyetlere yönelik destekler yüzde 53,2 artışla 76,7 milyon TL, UR-GE proje desteği ise yüzde 37,4 artışla 68,1 milyon TL olarak gerçekleşti.</p>
<p>Yeşil Mutabakata Uyum Projesi Desteği – Responsible® Programı kapsamında sağlanan destek, yüzde 351,4 artarak 3,6 milyon TL’den 16,1 milyon TL’ye yükseldi. Sonuçlandırılan dosya sayısı 6’dan 37’ye çıktı. Tasarım ve ürün geliştirme projesi desteği de yüzde 19,8 artışla 5,7 milyon TL’ye ulaştı.</p>
<p>Küresel tedarik zincirlerine katılımın, firmalarımızın uluslararası alıcılarla daha uzun vadeli iş ilişkileri kurması açısından önemli bir fırsat sunduğunun altını çizen EİB Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk; “E-ihracat ise farklı ülkelerdeki müşterilere dijital kanallardan ulaşma imkânını genişletiyor. Pazara giriş belgeleri, yurt dışı birim, sektörel heyet ve UR-GE destekleriyle birlikte bu araçlar, ihracatçılarımızın pazarlarını çeşitlendirmesine ve farklı satış kanallarında varlık göstermesine katkı sağlıyor. Yeşil dönüşüm ve tasarım rekabetçiliği güçlendiriyor. Sürdürülebilirlik ve tasarım ihracatın geleceğinde belirleyici. Alıcıların beklentilerine uygun ürün geliştirmek ve sürdürülebilir üretim yetkinliklerimizi güçlendirmek, firmalarımızın pazarlardaki konumunu destekliyor. Yeşil dönüşüm ve tasarım alanındaki destekler bu nedenle gelecekteki rekabet gücümüze yapılan bir yatırım niteliği taşıyor. Ege İhracatçı Birlikleri olarak ihracatçılarımızın ihtiyaçlarına uygun desteklerden yararlanmasına aracılık etmeyi sürdüreceğiz. Firmalarımızı, ihracat planlarını oluştururken Ticaret Bakanlığımızın desteklerini de değerlendirmeye davet ediyoruz. Ticaret Bakanlığımız 2026 yılı için 45 milyar TL’lik ihracat desteği bütçesi oluşturdu. 2027 yılı bütçe taslağında 65 milyar TL’ye çıkarılması planlanıyor. Bu kaynağı çok kıymetli buluyoruz ancak ihracat desteklerine ayrılan bütçenin toplam ihracatımızın yüzde 1’i seviyesine çıkarılmasını bekliyoruz” diyerek sözlerini noktaladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/egeli-ihracatcilara-216-milyar-tl-ihracat-destegi-90901</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/1/1280x720/egeli-ihracatcilara-216-milyar-tl-ihracat-destegi-1793345980.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Egeli ihracatçıların kullandığı ihracat destekleri yüzde 18 arttı. Egeli ihracatçılar 2026 yılının 9 aylık döneminde 2 milyar 158 milyon dolarlık ihracat desteklerinden yararlandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/izbas-yonetim-kurulu-baskani-eyup-sevimli-ihracatcinin-solugu-tukeniyor-90900</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 10:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> İZBAŞ YKB Eyüp Sevimli: İhracatçının soluğu tükeniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>İZBAŞ İzmir Serbest Bölge Kurucu ve İşleticisi AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Eyüp Sevimli, 2026 yılının ilk gününde 43 TL olan dolar kurunun geride kalan 10 ayda sadece yüzde 15 artış kaydettiğini anımsatarak, “Buna karşılık resmi enflasyonumuz yüzde 30, işletmelerimizin yaşadığı gerçek enflasyon ise en az yüzde 50 seviyesinde. Eylül ayı itibarıyla ihracatımız yıllık bazda sadece %5 oranında arttı. Türk iş dünyası uygulanan enflasyon programında çok yoruldu adeta nefesi tükenme noktasına geldi.” dedi.</p>
<h2>“Krediyi bulmak başka, kullanabilmek başka”</h2>
<p>Türkiye’de 2025 yılında yaklaşık 168 bin firmanın ihracat gerçekleştirdiğine dikkat çeken Sevimli, müşteri kaybetmemek, çalışanlarını korumak ve yıllar içinde kazandıkları pazarlarda kalabilmek için kârından ve sermayesinden fedakârlık eden ihracatçıların büyük bir direnç gösterdiğini ifade etti.</p>
<p>Firmaların yaşadığı sorunun yalnızca finansmana erişimle açıklanamayacağını, erişilebilen finansmanın maliyetinin de belirleyici olduğuna işaret eden Sevimli, şu değerlendirmeyi yaptı:</p>
<p>“Bir kredinin bulunabiliyor olması, işletmenin o krediyi kullanabileceği anlamına gelmiyor. Asıl mesele, finansmanın üretimden elde edilebilecek kazançla karşılanabilir maliyette olmasıdır. Yüksek faizle alınan kredinin yükünü ürün fiyatına yansıttığınızda müşteriyi kaybetme riskiyle karşılaşıyorsunuz. Yansıtmadığınızda aradaki farkı sermayenizden karşılıyorsunuz. Bu koşullarda üretimini ve ihracatını sürdürmeyi başaran firmalarımız adeta mucize yaratıyor. Ancak hiçbir mucize ilelebet devam edemez. Emtia ve enerji maliyetlerindeki öngörülemez artışlar, işçilik, lojistik ve finansman giderleriyle birlikte değerlendirildiğinde, işletme sermayelerimizdeki erimenin neden bu kadar endişe verici olduğu daha iyi anlaşılıyor.”</p>
<h2>“Kaybedilen üretim gücünü yeniden kurmak kolay değil”</h2>
<p>İşletme sermayesindeki kaybın zaman içinde yatırım kararlarına, üretim kapasitesine ve istihdama yansıdığını belirten Sevimli, ekonomi politikalarının sahadaki bu baskıyı dikkate alarak belirlenmesi ve güncellenmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>Sevimli, sözlerini şöyle tamamladı: “Bir işletmenin sermayesi eridiğinde yalnızca bilançosundaki rakam küçülmüyor. Yenileyeceği makine erteleniyor, geliştireceği ürün bekliyor, alacağı yeni sipariş için hareket alanı daralıyor. Bu baskının uzaması, tedarikçisinden çalışanına kadar geniş bir kesimi etkiliyor. Yıllar içinde oluşturulan üretim kültürünü, yetişmiş insan kaynağını ve müşteri ilişkilerini korumak zorundayız. Kaybedilen bir ihracat pazarına yeniden girmek, duran bir üretim hattını yeniden çalıştırmak çok daha ağır bedeller gerektirebilir. Bugün işletmelerin sesine kulak vermek, yarının üretim ve istihdam kayıplarını önlemek açısından büyük önem taşıyor.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/izbas-yonetim-kurulu-baskani-eyup-sevimli-ihracatcinin-solugu-tukeniyor-90900</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/0/1280x720/eyup-sevimli-1793370319.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’de 2025 yılında yaklaşık 168 bin firmanın ihracat gerçekleştirdiğine dikkat çeken İZBAŞ Başkanı Eyüp Sevimli, müşteri kaybetmemek, çalışanlarını korumak ve yıllar içinde kazandıkları pazarlarda kalabilmek için kârından ve sermayesinden fedakârlık eden ihracatçıların büyük bir direnç gösterdiğini ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/genc-kadinlarin-gelecegine-umut-olan-proje-100-ulkede-ilk-ucte-90884</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 08:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Genç kadınların geleceğine umut olan proje, 100 ülkede ilk üçte</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’de genç kadınların istihdam oranı erkeklerin yarısı düzeyinde. Üniversite diploması, iş hayatına eşit koşullarda başlamaya yetmiyor. Forvis Mazars Türkiye’nin 15 şehirden 36 genç kadına ulaştığı Geleceğin Kadınları Mentorluk Programı, şirketin 100 ülkedeki projeleri arasından ilk üçe seçildi.</strong></p>
<p>Bir genç kadının üniversiteyi bitirmesi, iş hayatına eşit koşullarda başlayacağı anlamına gelmiyor. Hangi şehirde yaşadığı, ailesinin ekonomik koşulları, profesyonel çevresi, kendisine yol gösterecek birine ulaşabilmesi, kariyerinin daha ilk adımında belirleyici olabiliyor. Türkiye’deki rakamlar da bunu gösteriyor. TÜİK’in 2025 verilerine göre 15-24 yaş grubunda istihdam oranı erkeklerde yüzde 53 iken kadınlarda yüzde 26,7. Aynı yaş grubunda ne eğitimde ne istihdamda olan genç kadınların oranı yüzde 30,9’a ulaşıyor. Peki, bu eşitsizliği azaltmak için iş dünyası nasıl bir sorumluluk üstlenebilir? Forvis Mazars Türkiye’nin hayata geçirdiği Geleceğin Kadınları Mentorluk Programı, bu soruya somut bir yanıt arıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae43032b41d2-1793339442.jpg" alt="" width="500" height="564" />Programın koordinasyonunu üstlenen Forvis Mazars Türkiye Stratejik Projeler ve İç Sürdürülebilirlik Direktörü Burcu Tuna ile bir araya geldik. Tuna’nın paylaştığı bilgiler ve programın Eylül 2026’da yayımlanan Sosyal Sorumluluk Raporu, genç kadınların eğitimden istihdama geçişinde karşılaştıkları sorunları ve mentorluk yoluyla yaratılabilecek değişimi ortaya koyuyor. Şubat-Ağustos 2026 döneminde gerçekleştirilen programın Forvis Mazars’ın 100 ülkedeki projeleri arasından ilk üçe seçilmesi ise bu çalışmayı uluslararası ölçekte görünür kılıyor. Tuna’nın anlattıklarında asıl dikkat çeken ise, 36 genç kadının kariyer yolculuğunda karşılaştığı engeller ve bunları aşmak için oluşturulan dayanışma ağı.</p>
<p><strong>Her 10 genç kadından dokuzu fırsatlara erişimde zorlanıyor</strong></p>
<p>Burcu Tuna’nın paylaştığı sosyal etki raporunda oldukça çarpıcı veriler var. Türkiye’nin 15 farklı şehrinden programa katılan 36 genç kadının yüzde 72,2’si akademik destek eksikliği yaşadığını belirtiyor. Yüzde 63,9’u ailevi sorumluluklarını, yüzde 58,3’ü maddi imkânsızlıklarını, yüzde 38,9’u ise barınma veya ulaşım sorunlarını kariyer fırsatlarına erişimin önündeki engeller arasında gösteriyor. Katılımcıların yüzde 91,7’si eğitim ve kariyer fırsatlarına erişimde en azından zaman zaman güçlük yaşadığını ifade ediyor. Tuna’nın aktardığı program modeli de bu ihtiyaçlar üzerine kurulmuş. Amaç, genç kadınların iş dünyasını tanımalarını, güçlü yönlerini keşfetmelerini, kariyer hedeflerini belirlemelerini ve profesyonel bağlantılar kurmalarını desteklemek. Çünkü bazen bir gencin ihtiyacı yeni bir eğitimden önce, deneyimlerini paylaşacak ve kendisine yol gösterecek bir profesyonelle tanışabilmek oluyor.</p>
<p><strong>29 gönüllü, 90 görüşme, 92 saat mentorluk</strong></p>
<p>Tuna’nın verdiği bilgilere göre programa Türkiye genelinden 93 başvuru yapıldı. Başvurular arasından seçilen 18 genç kadın birebir mentorluk sürecine dahil edildi. Diğer 18 genç kadın ise eğitim ve gelişim faaliyetlerinden yararlandı. Toplam 36 genç kadına ulaşan programda, 24 Forvis Mazars Türkiye çalışanı ile kurum dışından beş profesyonel gönüllü olarak görev aldı. Mentorluk sürecinde 90 birebir görüşme gerçekleştirildi ve toplam 92 saat mentorluk desteği sağlandı. Program kapsamında ayrıca 18 eğitim, üç webinar ve iki atölyeden oluşan 23 öğrenme modülü düzenlendi. Yapay zekâ, siber güvenlik, kariyer planlaması, mülakat teknikleri, stratejik yönetim, toplumsal cinsiyet eşitliği ve sürdürülebilirlik gibi konular ele alındı.</p>
<p><strong>Genç kadınların yüzde 94,4’ü kariyerine farklı bakıyor</strong></p>
<p>Programın en dikkat çekici sonuçlarından biri, katılımcıların kariyer farkındalığında ortaya çıkan değişim. Burcu Tuna’nın paylaştığı verilere göre birebir mentorluk alan 18 genç kadından 17’si, programın kariyer planlamalarına yeni bir bakış açısı kazandırdığını söylüyor. Bu oran yüzde 94,4. Programın genel memnuniyet puanı ise beş üzerinden 4,70. Tuna’nın aktardığı çalışmada, genç kadınların edindikleri bilgileri uygulamaya dönüştürmeleri de önemsenmiş. Program sonunda 15 katılımcı, kurgusal bir şirket vakası üzerinden hazırladıkları bitirme projelerini üç kişilik jüriye sundu. İlk üçe giren genç kadınlara ek eğitim olanakları sağlandı. Birinci olan katılımcı için CEO referans mektubu ve Forvis Mazars Türkiye İstanbul ofisinde rotasyonlu staj imkânı da sunulması planlandı. Program, 18 Ağustos’ta İstanbul’da gerçekleştirilen ödül töreni ve kapanış etkinliğiyle tamamlandı.</p>
<p><strong>Asıl başarı, genç kadınların bundan sonraki yolculuğunda</strong></p>
<p>Forvis Mazars’ın 100 ülkedeki projeleri arasından ilk üçe seçilmek, program açısından önemli bir uluslararası başarı. Ancak Burcu Tuna’nın paylaştığı sosyal etki raporunun belki de en değerli yönü, programın sonuçlarını ölçmeye ve uzun vadede takip etmeye odaklanması. Çünkü katılımcıların programdan memnun ayrılması, istihdamda kalıcı bir değişim yaratıldığı anlamına gelmiyor. Bu nedenle Şubat 2027’de genç kadınların iş ve staj başvurularının, istihdama geçişlerinin ve kariyer gelişimlerinin değerlendirilmesi planlanıyor. İzleme sürecinin dört yıl devam etmesi hedefleniyor. Programın uzun vadeli hedeflerinden biri de bugün mentorluk alan genç kadınların ilerleyen yıllarda yeni katılımcılara mentor olması. Böylece bir kez kurulan ilişkinin, başka genç kadınların hayatına dokunan bir dayanışma ağına dönüşmesi amaçlanıyor. Burcu Tuna ile gerçekleştirdiğimiz görüşmeden ve paylaştığı rapordan çıkan önemli mesaj şu: Fırsat eşitliği, genç kadınlara kapıların açık olduğunu söylemekle sağlanmıyor. O kapılara ulaşmalarını sağlayacak bağlantıları, bilgiyi, özgüveni ve desteği de oluşturmak gerekiyor. Ve bir genç kadının hayatında açılan kapı, zamanla başka kadınların da geleceğini değiştirebilecek bir ilham kaynağı oluyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Çalışan gönüllülüğü sivil toplumun erişim gücüyle buluştu</strong></span></p>
<p>Tuna’nın anlattığı modelin önemli bir özelliği de çalışan gönüllülüğünü sivil toplumun erişim gücüyle bir araya getirmesi. Programın geliştirilmesi sürecinde 26 sivil toplum kuruluşuyla iletişim kuruldu. KAGİDER, Türk Eğitim Vakfı, Toplum Gönüllüleri Vakfı, YenidenBiz, Hayata Destek Derneği ve Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı’nın da aralarında bulunduğu dokuz kuruluş aktif destek verdi. Bu iş birlikleri sayesinde farklı şehirlerde yaşayan, farklı koşullara sahip genç kadınlar aynı gelişim ağı içinde buluştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/genc-kadinlarin-gelecegine-umut-olan-proje-100-ulkede-ilk-ucte-90884</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/4/1280x720/mazars-1793339425.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Genç kadınların geleceğine umut olan proje, 100 ülkede ilk üçte ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sanayideki-kan-kaybi-takim-tezgahina-sicradi-90882</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 08:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayideki kan kaybı takım tezgahına sıçradı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Türk imalat sanayiinin teknolojik altyapısını ve üretim kapasitesini belirleyen en stratejik alanlardan CNC takım tezgahları sektörü, genel makroekonomik konjonktür, sıkılaşma politikaları, artan girdi maliyetleri ve küresel pazarlardaki talep daralmasının etkilerini yoğun şekilde hissetmeye başladı. Sektördeki son durumu ve güncel gelişmeleri değerlendirmek üzere bir araya geldiğimiz GNC Makina Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Çetinkaya, sektördeki daralma eğiliminin son üç yıldır aralıksız sürdüğünü söyledi. Küçülmenin 2022'de yüzde 4-5 seviyelerindeyken takip eden yıllarda yüzde 10'a çıktığını hatırlatan Çetinkaya, bu yıl ise sektör genelinde en az yüzde 15’lik bir daralma beklendiğini vurguladı. 2021 yılında pandemi sonrası küresel tedarik zinciri dönüşümünün etkisiyle hem Türkiye’deki sektörün hem de GNC’nin rekor kırdığını hatırlatan Çetinkaya, "O dönem sanayide ciddi bir ivme vardı. Ancak son 2-3 yıldır sektör adım adım yavaşlıyor. Bu tablo sadece içerideki ticari ve makroekonomik tedbirlerden kaynaklanmıyor; küresel ölçekte yaşanan büyük talep daralmasının da bunda payı çok büyük" diye konuştu.</p>
<h2>Kur politikası dengeleri bozdu </h2>
<p>Sanayicinin rekabet gücünü olumsuz etkileyen iç ve dış faktörleri detaylandıran Çetinkaya, özellikle kur politikası, artan enfl asyon ve enerji maliyetlerine dikkat çekti. Çetinkaya, "Geçmişte en büyük kozumuz olan iş gücü maliyeti avantajını kaybettik. Sanayide niteliksiz eleman çalıştıramazsınız; bilgi, tecrübe ve birikim gerekir. Sanayi işçiliğinin maliyeti çok yükseldi, Avrupa’da belli noktalardan daha pahalı hale geldik. Bunun yanına üretimin vazgeçilmezi olan enerjideki devasa fiyat artışları eklendi. En büyüğü ise kur politikası oldu. İçeride TL bazlı enfl asyon hızla artarken ihracat kuru aynı oranda artmadı. Şirketler enflasyonist maliyet artışlarını dışarıdaki müşterilerine yansıtamadı. Dolayısıyla karlılıklar eridi, sanayicinin yatırım yapma kabiliyeti neredeyse kalmadı" değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Sanayinin geçmişten gelen alışkanlıklarını da eleştiren Çetinkaya, şirketlerin uzun yıllardır yakaladığı yüksek karlılıklar nedeniyle verimlilik, dijital dönüşüm ve otomasyon konularını ihmal ettiğini ifade etti. Çetinkaya, "Kazanırken kimse personel başı maliyetine ya da iç verimliliğine bakmıyordu. Otomasyon ve dijitalleşmeye yatırım yapılmadı. Şimdi dünya değişirken eski alışkanlıklarla yönetilmeye çalışan şirketler için problem büyüyor. Bu süreçte bazı şirketler elenecek, başka yolu yok. Ancak son 15-20 yılda atılan sağlam temeller sayesinde sanayimiz hala direniyor ve ayakta kalmaya çalışıyor" diye konuştu.</p>
<h2>Sektör, ‘savunmaya’ geçti </h2>
<p>Sektörel bazda yaşanan kırılmalara da değinen Çetinkaya, takım tezgahlarının geçmişte en büyük müşterisi olan otomotiv sanayiinin küresel dönüşüm sancıları nedeniyle pasifleştiğini, yerini ise savunma sanayinin aldığını vurguladı. Çetinkaya, gelişmeleri şu sözlerle özetledi: "Otomotiv, sanayi için öncü bir sektördür ama şu an Avrupa'daki dev üreticiler bile ciddi sıkıntıda ve strateji güncelliyor. En büyük ihracat pazarımız Avrupa olduğu için oradaki yavaşlama doğrudan bize yansıyor. Otomotiv kanadı şu an çok durgun. Buna karşılık Türkiye’nin jeopolitik konumu ve güçlü kalma zorunluluğu savunma sanayini öne çıkardı. Sektörümüzde neredeyse tüm firmaların en büyük ciro payı savunma sanayine kaydı; oran en az yüzde 70’e ulaştı. Ancak devlet fonlamasıyla büyüyen savunma sanayii, tek başına koca ülke sanayisinin açlığını doyurmaya yetmez. Üretim altyapımızı beslemek için diğer sivil sanayi kollarını da mutlaka canlı tutmak zorundayız."</p>
<h2>Satışların yüzde 80’i vadeliye dönüştü </h2>
<p>Türk sanayisinin finansman yapısındaki tıkanıklığı da sahayı baz alarak aktaran Çetinkaya, sanayicide yatırım iştahının sönmediğini, ancak imkansızlığın baş gösterdiğini kaydetti. Çetinkaya, "Türkiye’de girişimci sanayicinin özkaynağı yoktur, hiçbir zaman da olmadı. Sanayici hep banka kaldıraçlarıyla iş hacmini büyüttü. Kredi kanalları kapanınca yatırım durdu. Sanayicilik bir meslek değil, adeta bir tutku. Sanayici şu an var olan varlığını satıp tesisini ayakta tutmaya çalışıyor. 'İş yapılmaz, niye makine alalım' demiyorlar. İştah var ama imkan yok. Finansmana erişmek imkansız gibi, eriştiğinde de maliyeti taşınabilir değil" dedi.</p>
<p>Bankaların iştahsızlığı nedeniyle distribütörler ve tedarikçiler olarak finansman yükünü tamamen üzerlerine aldıklarını belirten Çetinkaya, sözlerini şöyle tamamladı: "Sektörümüz pandemiye kadar vadeli satış nedir bilmezdi. Şu an satışlarımızın yüzde 80'i vadeliye döndü. 12 aydan 24 aya kadar kendi imkanlarımızla ya da yurt dışındaki tedarikçilerimizi zorlayarak vadeler açıyoruz. Kendi finansman limitlerimizi sanayici için kafa kafaya sonuna kadar kullanıyoruz. Maksat çarklar dönsün, sanayi büyüyecek ümidi ayakta kalsın. Ancak bu durum sürdürülebilir değil. Şirketler birbirini finanse ederek günü kurtarmaya çalışıyor. Üretim tarafında kırmızı alarm uzun süredir yanıyor. Şayet reel sektörü kaybedersek, bu sağlam kolonlar çatlamaya başlarsa sanayiyi yeniden ayağa kaldırma şansımız kalmayabilir."</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">GNC Makina mühendislik çözüm ortağına dönüşüyor</span></h2>
<p>Japonya, İspanya, Tayvan, Brezilya ve Çin menşeli 5 küresel markanın Türkiye mümessilliğini yürüten GNC Makina, pazardaki yavaşlamayı mühendislik odağıyla aşıyor. 2010 yılında üç mühendis ortak tarafından tamamen sektör tecrübesi ve güven üzerine kurulduklarını belirten Çetinkaya, tüccar vizyonundan sıyrılıp anahtar teslim mühendislik çözümlerine geçtiklerini anlattı. Çetinkaya, "Niteliksiz imalat yapan firmaların pazar payı küçülürken; çok eksenli, tek bağlamayla karmaşık parçaları işleyen nitelikli ürün pazarı büyüyor. Biz de müşterilerimize sadece makine satmıyoruz; fikstürü, aparatı ve eksiksiz birim maliyet hesabıyla komple proje sunuyoruz. Önümüzdeki dönemde Japonya ziyaretlerimizle birlikte portföyümüze katılacak yeni nitelikli mümessilliklerle yüksek katma değerli üretim yapan müşterilerimizin çözüm ortağı olmaya devam edeceğiz" dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Hedefimiz daha az girdiyle daha çok çıktı üretmek</span></h2>
<p>GNC Makina, küresel pazarlardaki maliyet baskılarına karşı iç verimliliğini teknoloji entegrasyonuyla artırıyor. Yaklaşık 1 yıldır şirket içerisinde kapsamlı bir dijital dönüşüm süreci yürüttüklerini aktaran Çetinkaya, satış ve satış sonrası servis süreçlerinde yapay zeka teknolojilerini aktif olarak kullanmaya başladıklarını açıkladı. Gelecekte şirket bünyesindeki insan gücü ile dijital ajan oranının dengeleneceğini belirten Çetinkaya, "Hedefimiz daha az girdiyle daha çok çıktı üretmek. Yapay zeka teknolojisini satış ve servise entegre ederek iç süreçlerimizdeki kayıpları tespit ettik. Bu sayede verimliliğimizi artırırken, müşterilerimize sunduğumuz satış sonrası hizmet kalitesini bağımsız kurumlar aracılığıyla ölçtüğümüz Net Promoter Score (NPS) skorlarında üst seviyede tutuyoruz" dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sanayideki-kan-kaybi-takim-tezgahina-sicradi-90882</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/2/1280x720/gokhan-cetinkaya-1793339144.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayide üç yıldır yaşanan yavaşlama, CNC takım tezgahları sektörüne de fren yaptırdı. 2022’den bu yana daralan sektörün, 2026 yılını da yüzde 15 civarında küçülme ile kapatması bekleniyor. GNC Makina Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Çetinkaya, &quot;Vadeli satış nedir bilmezdik. Şu an satışlarımızın yüzde 80&#039;i vadeliye döndü. Sektör şu anda birbirini fonlayarak dönmeye çalışıyor&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/savas-emtia-piyasasini-ikiye-boldu-90880</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 08:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savaş emtia piyasasını ikiye böldü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/evrim-kucuk-1791958353.png" width="260" height="123" /></p>
<p>Dünya emtia piyasaları, aynı anda birden fazla arz şokunun etkisi altında. Orta Doğu’daki savaş petrol ve doğalgaz tedarikini zorlarken, Karadeniz’deki sevkiyat sorunları tarım ürünlerinde riskleri artırıyor. Güvenli liman arayışı değerli metalleri desteklerken, yenilenebilir enerji, elektrikli araçlar ve veri merkezlerine yapılan yatırımlar bazı sanayi metallerine güçlü talep yaratıyor. Dünya Bankası’nın ekim ayı Emtia Piyasaları Görünümü raporu, bu tabloyla küresel emtia fiyatlarının 2026’da yüzde 23,1 artacağını, 2027’de ise yüzde 7 gerileyeceğini öngörüyor.</p>
<p>Dünya Bankası Baş Ekonomist Yardımcısı Ayhan Köse, emtia piyasalarının aynı anda birçok büyük şokla karşı karşıya olduğunu vurguluyor. Yüksek enerji maliyetleri ve ticaret aksamaları enflasyonu beslerken, gıda güvensizliğini ve büyüme üzerindeki baskıyı artırıyor. Banka, Orta Doğu’daki çatışmanın tırmanması ve Rus petrol altyapısındaki hasarın sürmesi halinde fiyatların tahminleri aşabileceği uyarısında bulunuyor.</p>
<p>Diğer yandan 2027’de beklenen genel düşüş de risklerin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Şiddetli El Nino, tahıl sevkiyatlarında yeni aksamalar ve yüksek üretim maliyetleri gıda fiyatlarını yukarıda tutabilir. Olumsuz senaryoda Brent petrolün 2027 ortalaması 105 dolara çıkabilir; gıda emtiaları da temel tahminlerin yüzde 12 üzerine yükselebilir. Böyle bir tablo, özellikle düşük gelirli ülkelerde enflasyon ve yoksulluk baskısını yeniden artırabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Gıda emtialarında bu yıl yüzde 10 artış bekleniyor</span></h2>
<p>Karadeniz’deki sevkiyat aksamaları, El Niño ve yüksek gübre ile akaryakıt maliyetleri nedeniyle gıda emtialarında bu yıl 2026’da yüzde 10,3, 2027’de yüzde 7,2 artış bekleniyor. İki yıldaki toplam yükseliş yaklaşık yüzde 18’e ulaşabilir. Gübre tarafına bakıldığında ise üre fiyatlarındaki artışın etkisiyle 2026’da yüzde 14,3 yükseliş bekleniyor. Fiyatların 2027’de yeniden 2025 seviyelerine dönmesi öngörülüyor. Dünya Bankası verilerine göre tahıl fiyatları 2026’nın üçüncü çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre yüzde 9, yıllık bazda yüzde 25 yükseldi. Buğday fiyatları çeyreklik yüzde 13 artışla üç buçuk yılın zirvesine çıkarken yıllık artış yüzde 40’a ulaştı. Başlıca ihracatçı ülkelerdeki kuraklık ve Karadeniz’de tahıl taşımacılığı yapan gemi ve limanlara yönelik saldırılar arz endişelerini artırdı. Ukrayna’nın ağustos ayındaki buğday ihracatı yıllık bazda yaklaşık yüzde 70 gerilerken, Tuna Nehri’ndeki düşük su seviyesi alternatif sevkiyat güzergâhını da kısıtladı. Mısır fiyatları ABD’deki hava koşullarına ilişkin kaygılar ve Karadeniz’deki sevkiyat aksaklıklarıyla çeyreklik yüzde 8, yıllık yüzde 18 yükselerek üç yılın en yüksek seviyesine çıktı. Güney ve Güneydoğu Asya’da El Niño kaynaklı hava koşulları endişeleriyle pirinç fiyatları da çeyreklik yüzde 6, yıllık yüzde 24 arttı. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sanayi metallerinde rekorların ardından düzeltme</span></h2>
<p>Dünya Bankası, sanayi metallerinde arz kesintileri ve enerji dönüşümünden kaynaklanan güçlü talep sayesinde 2026’da yüzde 24,5’lik fiyat artışı öngörüyor. Ancak arzın toparlanması ve talepteki farklılaşma nedeniyle metal fiyatlarının 2027’de yüzde 3,3 gerilemesi bekleniyor. </p>
<p>● <strong>ALÜMİNYUM</strong>: Körfez’de üretim kaybı endişelerinin hafiflemesi sonrasında üçüncü çeyrekte fiyatlar önceki üç aya göre yüzde 0 geri çekildi. 2026’da ton başına ortalama 3.250 dolarla rekor seviyeye çıkması ve yıllık yüzde 24 artması bekleniyor. Körfez üretiminin toparlanması ve Afrika ile Asya’daki yeni kapasiteyle 2027’de yüzde 5, 2028’de yüzde 3 düşüş öngörülüyor. </p>
<p>● <strong>BAKIR</strong>: Fiyatlar yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 6 yükseldi ve ekim ayında değer artışını sürdürdü. 2026’da yüzde 33 artışla rekor yıllık ortalamaya ulaşması bekleniyor. Şebeke yatırımları, veri merkezleri ve elektrikli araç talebi desteği korurken fiyatların 2027’de yüzde 2, 2028’de yüzde 4 gerilemesi öngörülüyor. </p>
<p>● <strong>KALAY</strong>: Temmuz-eylül döneminde arz endişeleriyle yüzde 4 yükselen fiyatlarda 2026 genelinde yüzde 50 artışla rekor yıllık ortalama bekleniyor. Arzın toparlanmasıyla 2027 ve 2028’de yüzde 12’şer düşüş tahmin ediliyor. </p>
<p>● <strong>ÇİNKO</strong>: Fiyatlar yılın üçüncü çeyreğinde önceki çeyreğe oranla yüzde 11 artış kaydetti. 2026’da yıllık bazda yüzde 22 artışın ardından 2027’de yüzde 11, 2028’de yüzde 10 gerileme bekleniyor.</p>
<p>● <strong>NİKEL</strong>: Yılın üçüncü çeyreğinde fiyatlar yüzde 9 geriledi. Ancak yılın ilk döneminde arz kaygılarının tetiklediği fiyat artışlarının etkisiyle 2026’da ortalama fiyatta yüzde 13 artış öngörülürken 2027’de fiyatların yatay kalması, 2028’de yüzde 1 yükselmesi bekleniyor. </p>
<p>● <strong>KURŞUN</strong>: Yılın üçüncü çeyreğinde fiyatlar envanter artışı ve baskılanan talep nedeniyle yüzde 5 geriledi. 2026’da ortalama yüzde 3 düşüşün ardından 2027 ve 2028’de yüzde 1’er artış tahmin ediliyor. </p>
<p>● <strong>DEMİR CEVHERİ</strong>: Çin’de çelik ve konut talebindeki zayıflıkla fiyatlar yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 7 geriledikten sonra ekim ayında da zayıf seyrini sürdürdü.2026’da ortalama yüzde 2, 2027 ve 2028’de yüzde 3’er düşüş bekleniyor. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Değerli metallerde güvenli liman desteği</span></h2>
<p>Jeopolitik ve politika belirsizliklerinin güvenli liman talebini canlı tutmasıyla değerli metal fiyatlarının 2026’da yüzde 39,9 artması bekleniyor. 2027’de yüzde 8,3’lük düşüş öngörülse de fiyatların 2015-2019 ortalamasının üç katından fazla kalacağı tahmin ediliyor. </p>
<p>● <strong>ALTIN</strong>: 2026’da yüzde 33,6 yükselişin ardından 2027’de yüzde 7,6 düşüş bekleniyor. Yıl içinde rekor seviyelere ulaşan fiyatlar, üçüncü çeyrekte yüzde 5 geriledi ve ekimde de zayıflamayı sürdürdü. Bu görünüm, önceki dönemdeki güçlü rallinin ardından kâr satışlarının ve fiyat düzeltmesinin öne çıktığına işaret ediyor. Buna karşın jeopolitik riskler ve politika belirsizlikleri, altının güvenli liman özelliğini desteklemeyi sürdürüyor.</p>
<p>● <strong>GÜMÜŞ</strong>: 2026’da yüzde 75,9 artışın ardından 2027’de yüzde 11,4 gerileme öngörülüyor. Gümüş fiyatları, yılın başındaki rekor rallinin ardından üçüncü çeyrekte yüzde 14 düştü ve ekimde de hafif geriledi. Gelecek yılki düşüş tahmini ise bu hızlı kazançların ardından piyasanın daha dengeli bir seyre geçebileceğine işaret ediyor. </p>
<p>● <strong>PLATİN</strong>: 2026’da yüzde 53 artışla rekor yıllık ortalama beklenirken, fiyatların 2027’de yüzde 10, 2028’de yüzde 8 düşeceği tahmin ediliyor. Buna rağmen 2026 için öngörülen artış, platin fiyatlarının yılı güçlü bir yükselişle kapatabileceğini gösteriyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Enerjide 2022’den bu yana en sert yükseliş</span></h2>
<p>Dünya Bankası, küresel enerji fiyatlarının üç yıllık düşüşün ardından 2026’da yüzde 32 artarak Rusya’nın Ukrayna’yı işgal ettiği 2022’den bu yana en yüksek seviyeye çıkmasını bekliyor. 2027’de ise arzın toparlanmasıyla enerji fiyatlarında yüzde 11,5 gerileme öngörülüyor. </p>
<p>● <strong>BRENT PETROL</strong>: 2025’teki 69 dolar ortalamasından 2026’da 91 dolara yükselmesi bekleniyor. Dördüncü çeyrekte ortalama fiyatın 100 dolara yaklaşacağı, 2027’de 79 dolara ve 2028’de 70 dolara gerileyeceği tahmin ediliyor. Olumsuz senaryoda 2027 ortalaması 105 dolara çıkabilir. </p>
<p>● <strong>DOĞALGAZ</strong>: Dünya Bankası, Avrupa doğalgazında 2025’teki 12 dolar/MMBtu ortalamasının 2026’da 19 dolara çıkmasını, 2027’de 17,5 dolara gerilemesini; Japonya LNG fiyatının ise 12 dolardan 20 dolara yükseldikten sonra 18 dolara inmesini öngörüyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/savas-emtia-piyasasini-ikiye-boldu-90880</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/0/1280x720/6767-1793338010.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya Bankası, Orta Doğu’daki çatışmaların enerji arzını daraltması, Karadeniz’de tahıl sevkiyatının aksaması ve güvenli liman talebinin etkisiyle emtia fiyatlarında 2026 için sert yükseliş öngörüyor. Ancak 2027’de genel endekste düşüş beklenirken enerji, gıda, sanayi metalleri ve değerli metaller farklı yönlere ayrışıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasa-degeri-119-milyar-lirayi-asti-istiraki-bankanin-halka-arzi-yolda-90879</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasa değeri 119 milyar lirayı aştı, iştiraki bankanın halka arzı yolda</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Geri Alım Endeksi yılbaşından bu yana %4,98 geriledi. Şirketlerin hisselerine sahip çıkma hamleleri piyasadaki satış baskısını dindirmeye yetmedi. Toplam 86 firmayı kapsayan endekste, %104’ü aşan çıkışlar olsa da 10 firma geri alımlara rağmen %64’ün üzerinde değer yitirdi.</strong></p>
<p>Şirketlerin borsada kendi paylarını toplaması genelde güven sinyalidir. Ancak 86 hisseyi kapsayan Geri Alım Endeksi yılbaşından bu yana %4,98 düşerken, toplam piyasa değeri 1,76 trilyon TL’ye indi. Ahlatcı Doğalgaz ve Koleksiyon Mobilya güçlü şekilde pozitif tarafta kalan hisselerin başında geliyor. LDR Turizm ve Margün Enerji ise geri alım desteğine rağmen piyasa değerleri yılbaşından bu yana %88’i aşan oranlarda geriledi. Satışları fiyatı aşağı yönlü baskılıyor. Sadece bir şirketin kendi hissesini almasına güvenerek işlem yapmak, zarar kapısını aralamak anlamına gelebileceğini göz ardı etmemeli.</p>
<h2>Fiyatları ikiye katlandı</h2>
<p>Ahlatcı Doğalgaz, 119,6 milyar TL piyasa değeriyle halka arz şirketleri arasında Enerya ile birlikte en büyük iki firmadan biri. Yılbaşından bu yana %104,8 yükselişle güçlü duruş sergiledi. Bağlı ortaklığı Dünya Katılım Bankası›nın halka arz süreci işlemeye devam ediyor. İştirakin kayıtlı sermaye sistemine geçişi için SPK›dan gerekli onay alındı. Geri Alım Endeksi’ndeki diğer yükselen hisse Koleksiyon Mobilya, yılbaşından bu yana %101,74 performansla ikinci sırada yer aldı. Geçtiğimiz eylülde, turizm sektöründeki bir müşterisiyle 199,4 milyon TL tutarlı otel tefrişat sözleşmesi imzaladığı. Dokuz aylık dönemde gelirinde %2’lik artış olsa da dönem sonunda zarar yazdı.</p>
<h2>Desteğe rağmen sert çöküş</h2>
<p>Yılın ilk yarısında iyi bir performans sergileyen Margün Enerji, mayısta ulaştığı 68,70 TL’nin ardından hızla geriledi. Eylül ayındaysa artan ivmeyle düşüşünü sürdürdü. Yılbaşından bu yana kayıp %88,22 seviyesinde bulunuyor. Gerek geri alımlar gerekse ortak ve yöneticinin alımlarına rağmen hissede yaşanan ağır kayıpta durulma gözlenmedi. Şirketin altı aylıkta ise kârı %100 arttı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae427bcc6f28-1793337276.png" alt="" width="999" height="548" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>SERMAYE YETERLİLİĞİ Mİ, SERMAYE YETERSİZLİĞİ Mİ?</strong></p>
<p>Sermaye yeterliliği; krizden korunma, kredi prestiji, büyüme imkanı, fırsat avcılığı. Atıl sermaye, yönetim rehaveti, enflasyon erimesi, büyüme kaybı. Sermaye yetersizliği; zorunlu yenilikçilik, operasyonel çeviklik, kaldıraç gücü, finansal disiplin. İflas riski, faiz sarmalı, büyüme sorunu, stres.</p>
<p><strong>İlk yarıda zarar eden firma, yıl sonu satış ve mağaza büyüme beklentisini aşağı çekti</strong></p>
<p>Koton’un yıl sonunda nasıl bir bilanço performansı olması bekleniyor? ●Murat Çolak</p>
<p>Murat; ağustos ayında açıklama yapan Koton, 2026 yılı için %5-7 bandındaki satış büyümesi beklentisini yatay ve düşük tek haneli seviyeye çekti. Açılması planlanan net yeni mağaza hedefi ise 10’dan 5’e düşürüldü. İlk yarıda satışları %2 daralan şirket 346,5 milyon TL zarar açıklasa da %54 brüt kâr ve %24 FAVÖK marjı hedeflerini korudu. Şirket, hedeflerdeki bu daralmayı bölgesel jeopolitik gerilimler ile sıkı para politikasının talebi baskılamasına bağlıyor. Kârlılık marjlarının korunması olumlu görünse de makroekonomik zorluklar şirketi sınırlıyor.</p>
<p><strong>Öncelikle proje geliştirmeyi düşündüğü arazideki ağır metali temizlemesi gerekiyor</strong></p>
<p>Türker Proje’nin Kartal’daki arazide projesi ne zaman hayat bulacak? ● İlker Gül</p>
<p>İlker; Türker Proje Gayrimenkul, nisan ayında Kartal’da toplam 36.528 metrekarelik üç arazisinin tapusunu teslim aldı. Ancak temmuz ayında yapılan toprak analizinde alanda yüksek oranda kurşun ve ağır metal tespit edildiği belirtildi. Bu nedenle arazide inşaat faaliyetinde bulunma koşulu mevcut şartlarda bulunmuyor. Şirketin öncelikle başladığı saha temizliğini tamamlaması gerekiyor. Halihazırda alanda inşaat, hafriyat veya devir işleminin yapılması söz konusu değil. Yürütülen temizleme işlemleri zorunlu olarak projede gecikmeye yol açacak.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>HRZ halka arz şirketlerine yatırım yaparak bir yılda yüzde 6 değer yitirdi</strong></p>
<p>Aktif Portföy’ün idaresindeki BIST Halka Arz Şirketleri Hisse Senedi Fonu (HRZ), yılın ilk yarısında yükselen ivmesiyle öne çıksa da sonrasında yataya döndü. Temmuzdan bu yana ise düşen eğilimi eylülde artarak devam etti. Son iki ayda yatırımcısına ciddi bir kayıp yaşattı. Piyasa değeri mayısta 787,7 milyon TL düzeyinde bulunurken hızla geriledi ve şimdilerde 81,6 milyon TL seviyesinde bir hacme sahip. Fondan beş aydır sürekli nakit çıkışı yaşanıyor. Değer kaybına paralel yatırımcı sayısı da kademeli olarak azalıyor. Şimdilerde 3.511 yatırımcısı bulunuyor. Halka Arz Endeksinde yer alan şirketlere yoğunlaşan bir yaklaşıma sahip. Portföyündeki varlıkların %93,63’ü hisse ve %5,62’si yatırım fonlarından oluşuyor. Son bir yılda %6,14 değer yitiren HRZ, aynı sürede %1,91 yükselen endeksinin gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Oyak Yatırım, piyasadan %43,09 bileşik faizle 600 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Oyak Yatırım, 27.10.2026 tarihinde nitelikli yatırımcılara yönelik finansman bonosu ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 600.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %37,50, bileşik faizi ise %43,09 olarak belirlendi. 92 gün vadeli bononun vadeye isabet eden faizi %9,45 düzeyinde. Bononun itfa tarihi 27.01.2027 olarak açıklandı. 27 Ekim tarihli Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %35,87 seviyesinde bulunuyor. Oyak Yatırım’ın verdiği %37,50 basit faiz oranı, TLREF’in 1,63 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarında makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli likidite ihtiyacını karşılayacak. Bono, piyasada TRFOYMD12712 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae427939b1ee-1793337235.png" alt="" width="969" height="233" /><strong>YEO TEKNOLOJİ</strong></p>
<p><strong>Azerbaycan’daki enerji depolama projesi için ihtiyaç duyulan kredi temin edildi</strong></p>
<p>Yeo Teknoloji, AzerEnerji ile eylül ayında imzaladığı 250 MWh kapasiteli Batarya Enerji Depolama Sistemi projesinin finansman sürecini tamamladı. 58,6 milyon dolar tutarındaki anahtar teslim anlaşma kapsamında, projenin yatırım bedeli için Azerbaycan’ın önde gelen finans kurumlarından Paşa Bank ile proje finansman sözleşmesi imzalandı ve kredi kullanımının ön koşulları sağlanarak tahsilatın gerçekleştiği belirtildi. Kendi finansmanını kendisi sağlayan proje modeliyle alınan taahhüt işi, Yeo’nun yurt dışı projelerdeki mühendislik ve çözüm kapasitesini destekliyor.</p>
<p><strong>KAPEKS KİMYA SANAYİ</strong></p>
<p><strong>Özbekistan'daki üretim tesisinin inşaat iznini alarak önemli bir aşamayı geçti</strong></p>
<p>Kapeks Kimya, büyüme hedefi doğrultusunda Özbekistan’ın Navoi bölgesinde yürüttüğü ilk etap üretim tesisi yatırımı için önemli bir aşamayı geride bıraktı. Bağlı ortaklığı Kapex LLC aracılığıyla gerçekleştirilen yatırımın inşaat izni, yerel makamlardan alındığı belirtildi. Gerekli makine ve üretim ekipmanın Türkiye’den Özbekistan’a sevk edildiği ve inşaat sürecinin başlatılması için yerel bir inşaat firmasıyla sözleşme imzalandığı açıklandı. Firmanın, Orta Asya pazarına doğrudan üretim tesisi kurarak giriş yapması, ihracat maliyetini düşürerek avantaj sağlayacak.</p>
<p><strong>AKIN TEKSTİL</strong></p>
<p><strong>Tekstil faaliyetini daraltma kararı alarak gerekli olmayan personeli çıkaracak</strong></p>
<p>Akın Tekstil, uzun vadeli finansal sürdürülebilirliğini sağlamak ve kaynaklarını daha etkin kullanmak amacıyla tekstil faaliyetlerini radikal biçimde küçültme kararı aldı. Ocak itibarıyla operasyonlarını daraltacağını ve bu kapsamda zaruri olarak değerlendirilenlerin dışındaki tüm personelin iş akitlerini aralık sonuna kadar feshedeceğini duyurdu. Oldukça sert bir yeniden yapılandırma sürecine giren firma, küçülen tekstil faaliyetlerinin yanı sıra bilançosunda yer alan taşınmazlardan sağladığı kira geliriyle ticari faaliyetini yürütmek istediği söylenebilir.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Dof Robotik temmuza kadar çıkarken sonrasında hızla düşüp arz fiyatına yaklaştı</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae4276f2d63d-1793337199.png" alt="" width="302" height="232" />Dof Robotik’te fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %19,42 ile toplamda 440,5 bin lot azalarak 1,83 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 24’ten 22’ye geriledi. ICZ fonu 150 bin lot ile en fazla satışı yaparken, TTE fonu 87,7 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Dof Robotik için 2026 yılı içinde öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Hissede konumlanan 8 kurum satış yönlü işlemlerde bulunurken en fazla satışı ICZ’nin yanı sıra 140 bin lot ile GO9 gerçekleştirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasa-degeri-119-milyar-lirayi-asti-istiraki-bankanin-halka-arzi-yolda-90879</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/bist-borsa-istanbul.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Piyasa değeri 119 milyar lirayı aştı, iştiraki bankanın halka arzı yolda ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/litrede-5-lira-zarar-eden-sut-ureticisi-acil-referans-fiyat-bekliyor-90878</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Litrede 5 lira zarar eden süt üreticisi acil referans fiyat bekliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Çiğ süt üreticileri, artan maliyetler karşısında Ulusal Süt Konseyi’nden (USK) kasım ayında tavsiye fiyatını güncellemesini bekliyor.</p>
<p>Tüm Süt, Et ve Damızlık Sığır Yetiştiricileri Derneği (TÜSEDAD) Başkanı Müslüm Doğru, çiğ süt üretim maliyetinin eylül itibarıyla litre başına 29,34 TL’ye yükseldiğini, mevcut tavsiye fiyatıyla arasındaki farkın 5,04 TL’ye ulaştığını belirterek fiyat güncellemesinin daha fazla geciktirilmemesi gerektiğini söyledi. Ulusal Süt Konseyi’nin (USK) 1 Mayıs’tan itibaren geçerli olmak üzere çiğ süt tavsiye satış fiyatını litre başına net 24,30 TL olarak belirlediğini hatırlatan Doğru, girdi maliyetleri her gün artarken çiğ süt fiyatlarının 7 ay önceki seviyelerde kalmasının, üretimin sürdürülebilirliğini tehlikeye attığını USK’nın kasım ayında acilen fiyatı güncellemesini beklediklerini dile getirdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae426500ea7f-1793336912.png" alt="" width="365" height="505" /></p>
<h2>Üretici baskılanıyor, raf fiyatları artıyor </h2>
<p>Ekim ayının sonuna gelinmesine rağmen USK’dan açıklama yapılmamasının sektörde Konsey’e duyulan güveni sarstığını savunan Doğru, süt üreticisinin maliyetinin yüzde 17,2 altında sattığını, çiğ süt üreticisinin gelirinin artmamasına karşın süt ve süt ürünlerindeki fiyat yükselişinin devam ettiğine dikkat çekti. Doğru, enflasyonla mücadele kapsamında üretici fiyatlarının baskılanmasının sonuç vermediğini savunarak bu yaklaşımın üreticinin sektörden çekilme riskini artırdığını ifade etti.</p>
<h2>Yem satışlarında yüzde 20 gerileme </h2>
<p>Üreticinin yaşadığı ekonomik sıkıntının göstergelerinden birinin yem satışlarında yaşanan düşüş olduğunu belirten Doğru, geçen yılın aynı dönemine göre yem satışlarının yaklaşık yüzde 15-20 gerilediğini söyledi. Birçok işletmenin artık üretimi artırmak yerine mevcut faaliyetlerini sürdürebilmeye odaklandığını kaydeden Doğru, fiyat güncellemesinin daha fazla geciktirilmemesi gerektiğini vurguladı. Üreticinin zararına üretim yapmaya zorlanmasının işletmelerin küçülmesine ve damızlık hayvan varlığının azalmasına yol açabileceği uyarısında bulunan Doğru, sürdürülebilir üretim için maliyetleri karşılayacak bir fiyat politikasına ihtiyaç olduğunu ifade etti.</p>
<h2>Maliyet hesaplamaları farklı </h2>
<p>TUSEDAD ile USK’nın çiğ süt üretim maliyeti hesaplamaları arasındaki fark, Eylül 2026’da litre başına 6,16 TL’ye ulaştı. Ekim 2025’te TUSEDAD maliyeti 23,09 TL, USK maliyeti 17,52 TL olarak hesaplarken, Şubat 2026’da iki kurum arasındaki fark 7,19 TL ile en yüksek düzeye çıktı. Eylül 2026 itibarıyla TUSEDAD’ın 29,34 TL’lik maliyet hesabına karşılık USK’nın 23,18 TL’lik hesabı, iki kurumun maliyet hesaplamaları arasındaki ayrışmayı ortaya koydu. USK’nın referans fiyatının 2025 Ekim ve 2026 Ocak aylarında 19,60 TL, 22 Ocak’ta 22,22 TL ve Mayıs 2026’da 24,30 TL olarak açıklanması da üreticinin maliyetlerini karşılama düzeyini tartışmaya açtı. Mayıs ayında referans fiyat TUSEDAD’ın hesapladığı maliyetin 3,01 TL altında kalırken, USK’nın maliyet hesabının 2,12 TL üzerinde gerçekleşti. Rakamlar, çiğ süt fiyatlandırmasında maliyet hesaplama yöntemlerinin ve üreticinin sürdürülebilirliğinin önemini gündeme taşıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/litrede-5-lira-zarar-eden-sut-ureticisi-acil-referans-fiyat-bekliyor-90878</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/1/4/1280x720/tusedada-gore-eylulde-cig-sut-maliyeti-2934-tlye-yukseldi-1791548624.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çiğ süt üreticileri, artan maliyetler karşısında Ulusal Süt Konseyi’nden kasım ayında tavsiye fiyatını güncellemesini bekliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/karadeniz-ticarete-kapanir-mi-90876</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karadeniz ticarete kapanır mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Deniz güvenliğinin tehlikeye düşürülmesi, Karadeniz’in güvenli bir deniz olmadığı şeklinde bir algıyı yerleştiriyor. Bozulan algı genelleştikçe petrol ve gazın Türkiye dışındaki boru hatları ya da kanallar yoluyla taşınması eğilimi ağırlık kazanıyor.</strong></p>
<p>Karadeniz’de olanların içerideki ve dışarıdaki yankıları oldukça farklı. Dış basın hemen şu NATO toplantısının öncesinde Karadeniz’de yılbaşından bu yana 570’ten fazla gemiye saldırı düzenlendiğini ve 40 kadar denizcinin öldüğünü duyuruyor. Ölü sayılarını karşılaştırarak 24 ölümlü Hürmüz’e göre riskin Karadeniz’e kaydığını kanıtlamaya çalışıyor. Yaz aylarında saldırıların hız kazandığı ve temmuz sonrasında 387 geminin saldırıya uğradığı belirtiliyor. Son 45 gündeki saldırıların Rusya kaynaklı olduğu vurgulanırken, Ukrayna limanlarında hizmet verilen gemi sayısının aylık 400’den 10’a düştüğüne dikkat çekiliyor. Ukrayna’nın deniz yoluyla tarım ürünleri ihracatının gerilediği, savaş riski kapsamındaki alanın neredeyse Karadeniz’in tamamını kapsayacak şekilde genişlediği, askerî risk sigortasının bir geminin gövde değerinin yüzde 15’ine kadar çıktığı aktarılanlar arasında yer alıyor. Bölgedeki saldırılar artık NATO sınırlarına yakın alanlara uzanıyor.</p>
<p>Son dönemde saldırıların Rusya kaynaklı olduğu vurgusu, ilk dönemde saldırıların Ukrayna kaynaklı olduğunu kuşkusuz unutturmuyor. NATO’nun güvenlik riskine karşı devreye girme planı hazırlanırken, Türkiye’nin ticari gemilere yönelik saldırılara moratoryum uygulanması çağrısı birkaç aydır sonuçsuz kalıyor.</p>
<p>İç basındaki rakamlar biraz farklı. Ocak-ekim arasında ‘en çok’ 73 geminin saldırıya uğradığı ve bunların 51’inin Türkiye ile iltisaklı olduğu işleniyor. Ekim verileri oldukça net: 5 Ekim’de Romanya’daki Türk ortaklı Royad Mammadov yük gemisi, 6 Ekim’de Çernomorsk Limanı’ndaki 2 adet kuru yük gemisi, 7 Ekim’de Türk sahipli ‘Alfa Watan’ yük gemisi, 12 Ekim’de Rus bayraklı “Fortis” kuru yük gemisi, 13 Ekim’de Bulgaristan açıklarındaki “Yaşar” ve “Lodestar Way” gemileri vuruldu. Bu gemilerde 13 denizci yaşamını yitirdi, 19 denizci yaralandı.</p>
<p>Saldırıların giderek sıklaşması, yaygınlaşması ve NATO üyesi ülkelerin münhasır ekonomik alanında gerçekleştirilmesi sorunu büyütüyor ve ‘gel gel’ yapılan NATO’nun da devreye girmesine yol açacak gibi görünüyor.</p>
<p><strong>Türkiye’nin jeopolitik gücü</strong></p>
<p>Petrol ve doğal gaz ihtiyacının yüzde 5’i Boğazlar üzerinden geçiyor. 3,5-4 trilyon dolarlık yıllık ticaret hacminin olduğu bir pazarda Türkiye’nin jeopolitik gücünün sadece kendisi değil, parasal karşılığı da fazlasıyla önem taşıyor.</p>
<p>Deniz güvenliğinin böyle tehlikeye düşürülmesi, Karadeniz’e kıyıdaş olmayan bayraklara sahip ülkelerin saldırıya uğraması, Karadeniz’in güvenli bir deniz olmadığı, kıyıdaş devletlerin de güvenliği sağlama kapasitelerinin olmadığı şeklinde bir algıyı yerleştiriyor. Hâliyle Türkiye’nin enerji transit güvenliği konusundaki rolünü de erozyona uğratıyor. Bozulan algı genelleştikçe, en azından petrol ve gazın Türkiye dışındaki boru hatları ya da kanallar yoluyla taşınması eğilimi ağırlık kazanıyor.</p>
<p>Karadeniz’de artık kimin kime saldırdığı dışarıdan yeterince net olarak görünmüyor olmasına karşın, savaşanların yanı sıra savaşmayanlar da bu saldırılardan nasibini alıyorsa, birilerinin bunu durdurması gerekiyor. Peki, bu ‘birileri’ kim olacak? Karadeniz’de yaşananlar ve denklemin sonuçları itibarıyla da çok bilinmezli olması, müdahil olmak isteyenler açısından da çok hassas davranmayı gerektiriyor.</p>
<p>Saldırılar Türk kara suları dışında, açık deniz alanlarında ve Türk bayraklı gemilere yönelik değil. Bu nedenle saldırganlarca Türkiye’nin egemenlik hakları doğrudan hedeflenmemiş oluyor. Uzmanlara göre kaynağı belirsiz saldırıların sivil hedeflere yapılması zaten suç, savaş malzemesi taşımayan gemilere yapılan saldırılar da. Denizde kimin saldırdığı belli değilse bu ‘deniz haydutluğu’ kapsamına giriyor. Eğer bu saldırıları kimliği belli olmasa da bir devlet işliyorsa bu da ‘korsanlık’ kapsamına giriyor. Ancak bugüne kadar tarafların hukuksuzluğunun bir bedeli olmadı.</p>
<p><strong>En köklü önlem arayışı </strong><strong>‘Türkiye’nin mutabakat taslağı’</strong></p>
<p>Karadeniz’e kıyısı olan ülkeler, sivil gemilerin güvenli rotalarda ilerlemesi ve sürüklenen mayın risklerine karşı koordineli devriye ile mayın temizleme faaliyetleri yapıyorlar. En köklü önlem arayışı ise ‘Türkiye’nin mutabakat taslağı’ olsa gerek. Türkiye, Karadeniz’de seyrüsefer güvenliğini kalıcı hâle getirmek için hem Rusya hem de Ukrayna tarafına deniz güvenliğini sağlayacak bir anlaşma taslağı sunarak diplomasi trafiğini yönetiyor. Bu taslak, sivil ticaret gemilerine ve liman altyapılarına yönelik karşılıklı saldırıların tamamen durdurulmasını amaçlıyor. Bir de taraflara ticari gemileri hedef almamaları konusunda uluslararası hukuk hükümlerinin hatırlatılması var. Farklı bir önlem de ağustos ayında Boğazlar’dan geçecek ticari gemilerin fiilen yavaşlatılması, bazılarına geçici de olsa izin verilmemesi oldu.</p>
<p>Son gelişmeler neler? NATO, 20 Ekim itibarıyla Karadeniz’de gemilere yönelik saldırıların ardından bölgeye gözetleme, keşif ve adli inceleme destekleri dâhil ek unsurlar gönderileceğini bildirdi.</p>
<p>Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, 28 Ekim’de Türkiye-Bulgaristan-Romanya Savunma Bakanları ve Genelkurmay Başkanları Toplantısı’nın ardından, Karadeniz’de seyrüsefer emniyetinin sağlanması ve bölgesel istikrarın korunması için her türlü tedbirin alınacağını, Türk bayraklı ve Türk işletenli gemilere yönelik saldırılar karşısında her türlü yasal hakkın saklı tutulduğunu ve gelişmelerin çok yakından takip edildiğini aktardı.</p>
<p>Durum dışarıdan bakıldığında NATO müdahalesini gerektirecek kadar ciddi görünürken, içeriden bakıldığında ise “Aman, dronlara karşı korunurken uluslararası denizcilik kurallarını unutmayalım.” şeklinde bir sakinlik de var. Nitekim gemilere uyarılarda bulunan bizim denizcilik otoriteleri, meslek kuruluşları aracılığıyla yayımladıkları mesajlarda dronlara karşı alınan çelik tel örgü vb. önlemlerin gemilerde bazı araç ve gereçlerin kullanılmasını önleyerek seyir ve can emniyeti riski oluşturabileceği konusunda uyarıda bulunuyorlar!</p>
<p>Sektörün içinden gelenlere göre Karadeniz, ticaretin öldürüldüğü bir yer hâline geldi. Çünkü savaşa karışmamış ticari gemiler vuruluyor. Türk gemilerinin çalışabilecekleri bir alanın kalmadığına dikkat çekiliyor. “Onlar ticareti bilir, savaşmayı bilmez” denilen sivil gemilere yönelik saldırıların ‘katliam’ olduğunun altı çiziliyor. Kısa vadeli ve acil çözüm için “Ukrayna ve Rus gemilerinin Karadeniz’e çıkması yasaklanmalı” gibi öneriler de yapılıyor.</p>
<p>Karadeniz ısınmaya devam ediyor...</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/karadeniz-ticarete-kapanir-mi-90876</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Karadeniz ticarete kapanır mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/peki-tescilden-sonra-ne-oluyor-90875</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Peki, tescilden sonra ne oluyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TÜRKPATENT, Fransa'nın başkenti Paris'te geçtiğimiz günlerde düzenlenen SIAL Paris 2026'da Türkiye'nin coğrafi işaretli ürünlerini tanıttı. Başkan Muhammed Zeki Durak, AB tescilli ürün sayısının 46'ya ulaştığını, 8'i ilan aşamasında olmak üzere 54 ürünün tescil sürecinin sürdüğünü belirtti.</p>
<p>Bir şehrin ürünü coğrafi işaret tescili aldığında seviniyoruz. Yerel gazetelerde haberler yayımlanıyor, açıklamalar yapılıyor, o şehrin tescilli ürünlerinin sayısı bir kez daha hatırlatılıyor. Haklı bir sevinç bu. Bir ürünün yetiştiği yerle, orada gelişen üretim bilgisiyle ilişkisinin tanınması, kültürel birikimimizin korunması açısından değerli.</p>
<p>Benim üzerinde durmak istediğim, bu sevincin ardından başlayan süreç.</p>
<p>Tescil edilen ürünün üretim koşulları iyileşiyor mu? Onu yetiştiren, işleyen insanlar daha güçlü bir konuma geliyor mu? Ürünün niteliğini koruyarak tüketiciye ulaşmasını sağlayacak düzen kurulabiliyor mu? Başarıyı anlatırken kullandığımız sayılar, bu soruların cevapları hakkında pek az şey söylüyor.</p>
<p>Metro Gıda Kategori Müdürü<strong> Birol Uluşan</strong>’ın GastroAntep’teki panelde <em>“Coğrafi İşaret Tescilli ve Yerel Ürünlerin Etki Alanını Anlama Araştırması”</em> başlıklı sunumu ve konuşması, konuyu tam da buradan tartışmaya açıyor. Üreticilerin, tüketicilerin ve sektör profesyonellerinin görüşlerini bir araya getiren çalışma, ürünün tanınmasıyla hayatın içinde karşılık bulması arasındaki mesafeyi gösteriyor.</p>
<p>Gastronominin kültürle, tarımla ve ekonomiyle ilişkisini bu mesafeye bakarak daha iyi anlayabiliriz. Çünkü bir ürünü koruma iradesi, onun adını kayıt altına aldıktan sonra alınacak kararlarla sınanıyor.</p>
<p><strong>Tanımak, bilmek, anlamak</strong></p>
<p>Uluşan’ın aktardığı araştırmada tüketicilerin yüzde 72’si coğrafi işaret tescilli ürün kavramını bildiğini belirtiyor. Ancak kavramın anlamı sorgulandığında sunumun öne çıkardığı sonuç, <em>“10 kişiden sadece 2’si doğru tanım yapabiliyor”</em> oluyor.</p>
<p>Bu iki bulguyu yan yana koyduğumuzda, tanıtımın hangi noktada eksik kaldığı üzerine düşünmek gerekiyor. Kavram dolaşıma girmiş, duyulmuş, tanıdık hâle gelmiş. İçeriği ise aynı ölçüde anlaşılmamış.</p>
<p>Araştırmaya katılanların coğrafi işaretli ürün denildiğinde ilk hatırladığı ürün Antep baklavası. Malatya kayısısı, Adana kebap, Antep fıstığı da verilen cevaplar arasında. Ürünlerin ünü, onları korumaya yönelik sistemin bilgisinden daha güçlü görünüyor.</p>
<p>Oysa tüketicinin coğrafi işaretten ne anladığı önemli. Bir ürünü hangi özelliği için tercih ettiğini, yöresiyle bağının nereden kaynaklandığını, benzerlerinden nasıl ayrıldığını bilmesi, yapılan çalışmanın gündelik hayattaki karşılığını oluşturuyor.</p>
<p>Burada gastronomi yazarlarından şeflere, yerel yönetimlerden satış noktalarına kadar hepimize iş düşüyor. Tescil haberini duyurmanın ardından ürünün bilgisini de anlatabilmeliyiz. Yalnızca ününü tekrarlamak, zaman içinde oluşmuş üretim kültürünü tanımaya yetmiyor.</p>
<p><strong>Belgenin arkasındaki çalışma</strong></p>
<p>Sunumda denetimin üretici emeği ve tüketici güveniyle birlikte ele alınmasını özellikle önemsiyorum. Araştırmaya katılan bir üretici, Taşköprü sarımsağında çok sayıda köye ve binlerce çiftçiye yayılan üretimde belirli bir niteliği sağlamanın güçlüklerini anlatıyor. Üretim yöntemleri üzerine çalışmak, çiftçiye örnek göstermek, onu bilgilendirmek ve ikna etmek bu sürecin parçaları.</p>
<p>Bu anlatı, coğrafi işaretin arkasında ne kadar kapsamlı bir çalışma bulunduğunu gösteriyor. Tescille tarif edilen özelliklerin her üretim döneminde karşılık bulması, süreklilik isteyen bir sorumluluk.</p>
<p>Üstelik denetimin öğretici bir tarafı da var. Özellikle bu sürece yeni katılan üreticiler açısından rehberlik ve eğitim büyük önem taşıyor. Üreticiden beklediğimiz niteliğin hangi koşullarda sağlanabileceğini de düşünmek zorundayız.</p>
<p>Geleneksel üretim bilgisi üzerine yazarken onu çoğu zaman geçmişten bugüne ulaşmış değerli bir miras olarak ele alıyoruz. Bu bilginin bugün hangi imkânlarla sürdürülebildiği de aynı derecede önemli. Üreticinin teknik desteğe ulaşabilmesi, karşılaştığı sorunu danışabileceği kişileri bulabilmesi, üretimini geliştirebilmesi bu sürekliliğin koşulları arasında.</p>
<p>Kültürün yaşayan bir süreç olduğunu söylüyorsak, onu yaşatan insanların ihtiyaçlarına da bakmalıyız.</p>
<p><strong>Lezzetin ulaşamadığı mutfak</strong></p>
<p>Araştırmadaki bir işletmecinin Manyas’ın kaymaklı loruyla ilgili anlattıkları, meselenin başka bir yanını açıyor. Ürünü seviyor, mutfağında kullanmak istiyor, onunla hazırlayabileceği lezzetleri düşünüyor. Ancak gönderim koşulları konusunda yaşadığı güvensizlik bu isteğin önüne geçiyor.</p>
<p>Ürünün niteliğiyle onu taşıyan sistem arasında bir kopukluk var. Mutfakta karşılık bulabilecek bir yerel ürün, yolculuğundaki belirsizlik nedeniyle o mutfağa giremiyor.</p>
<p>Kapıdağ’daki bir üreticinin anlattıkları da benzer bir soruna işaret ediyor. Farklı yerlerden talep geliyor; fakat nakliye maliyeti, depolama imkânları ve yıl boyunca ürün sağlayabilme kapasitesi bu talebin karşılanmasını güçleştiriyor.</p>
<p>Araştırmada üreticilerin yaptığı önemli bir ayrım var: Ürünlerini gelire dönüştürmekte zorlanmadıklarını; buna karşılık üretim ve dağıtım süreçlerini geliştirmeye ayırabilecekleri bütçelerin çok sınırlı kaldığını belirtiyorlar.</p>
<p>Demek ki ürünün alıcı bulmasıyla üreticinin işini geliştirebilecek güce ulaşması arasında ayrıca üzerinde çalışılması gereken bir alan var.</p>
<p>Yerel kalkınma dediğimiz mesele, bu noktada oldukça somutlaşıyor. Uygun bir depo, güvenilir taşıma koşulları, birlikte sevkiyat yapabilme imkânı, düzenli satın alma ilişkileri… Gastronomi toplantılarında konuşulan hedeflerin gerçekleşmesi, bu ayrıntılarda alınacak mesafeye de bağlı.</p>
<p>Bir ürüne talep yaratırken üreticinin o talebe hangi koşullarda cevap verebileceğini hesaba katmalıyız. Aksi hâlde tanıtım büyürken üretim ve dağıtımın imkânları bu büyümeye yetişemeyebiliyor.</p>
<p><strong>Anlatının sorumluluğu</strong></p>
<p>Uluşan’ın sunduğu araştırmada tüketiciler, yedikleri ürünün özelliklerini ve üretildiği coğrafyayla ilişkisini öğrenmek istediklerini de söylüyor. Menüde gördükleri adın arkasındaki üretim koşullarını merak ediyorlar.</p>
<p>Gastronomi kültürünün gelişmesi açısından değerli bir merak bu... Sofrada başlayan ilgi, insanı bir bölgenin tarımına, gündelik hayatına, üretim alışkanlıklarına götürebilir. Ancak anlatılanların doğru bilgiye dayanması gerekiyor.</p>
<p>Sunumda yer verilen yanlış etiketleme, tescilli ürünlerle benzerlerinin karıştırılması ve tescilli olmayan ürünlerin tescilli gibi satılması, bu sorumluluğun yeterince yerine getirilmediğini düşündürüyor. Denetimsizlik, yalnızca tüketiciyi yanıltmakla kalmıyor; kuralına uygun üretim yapan dürüst üreticiyi haksız bir rekabetle baş başa bırakıyor. Bir yörenin adı, ürüne değer katıyor. O adı kullananların da bu değeri koruyacak özeni göstermesi beklenir.</p>
<p>Menüyü yazanın, satın almayı yapanın, ürünü taşıyanın ve servis edenin bilgisi birbirini tamamlamalı. Müşteriye uzun uzun bir ürünün öyküsünü anlatırken onun nereden geldiğinden emin olamıyorsak, anlatının inandırıcılığı da ortadan kalkar.</p>
<p>Güven, üretimden sofraya kadar bütün bu ilişkiler içinde oluşuyor. Zincirin herhangi bir yerindeki özensizlik, üreticinin yıllar içinde biriktirdiği itibarı da zedeliyor.</p>
<p><strong>Tescilden sonrasını birlikte düşünmek</strong></p>
<p>Sunumun son bölümündeki <em>“İşbirliği olmazsa, bu iş olmaz”</em> başlığı, araştırmada dile getirilen sorunları ortak bir noktada buluşturuyor.</p>
<p>Üreticilerin tanıtım için ortaklık kurmakta zorlanmaları, altyapı yatırımlarına duydukları ihtiyaç, işletmelerin güvenilir ve düzenli tedarik beklentisi birbirinden bağımsız konular değil. Kooperatiflerin, yerel yönetimlerin, kamunun, akademinin ve sektörün birlikte çalışabileceği düzenlere ihtiyaç var.</p>
<p>Bunun için başarıyı değerlendirirken sorduğumuz soruları da çoğaltmalıyız. Bir şehrin kaç tescilli ürünü bulunduğunun yanında, bu ürünleri kaç kişinin üretmeye devam ettiğini, denetimin nasıl işlediğini, üreticinin hangi pazarlara ulaşabildiğini de konuşmalıyız. Tanıtıma ayrılan çabanın üretim ve dağıtım koşullarına nasıl yansıdığını izlemeliyiz.</p>
<p>Birol Uluşan’a önümüzdeki günlerde yapılacak törenle yayın yönetmeni olduğum KİTAP Dergisi’nin Gastronomi Kültürü Emek Ödülü’nü verecek olmamız, benim için bu tartışmaya ayrıca anlam katıyor. GastroAntep’te paylaştığı çalışma, gastronomi üzerine konuşurken üreticinin, işletmecinin ve tüketicinin seslerini birlikte duymanın önemini ortaya koyuyor. Ödülün adındaki <em>“emek”</em> sözcüğü de dikkatimizi bu geniş alana yöneltiyor.</p>
<p>Bir ürünün geleceği, onu yetiştiren insanın bilgisine, o bilginin aktarılmasına ve üretimi mümkün kılan koşulların devamına bağlı. Coğrafi işaretin kültürel değeriyle ekonomik karşılığı burada buluşuyor.</p>
<p>Tescil sevincinin ardından asıl takip etmemiz gereken, o ürünün hayatıdır. Bir sonraki mevsimde yeniden üretilebilmesi, niteliğini koruyarak sofraya ulaşabilmesi, genç bir insanın o üretimi sürdürmeye değer bulması…</p>
<p>Bir kentin gastronomi zenginliğini, tescil listesiyle birlikte o listeyi yaşatan insanların geleceğine bakarak değerlendirmeliyiz.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/peki-tescilden-sonra-ne-oluyor-90875</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Peki, tescilden sonra ne oluyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fransada-sokaklar-karisirken-90874</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fransa’da sokaklar karışırken</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Fransa’daki gelişmeler Türkiye’den uzak bir siyasi tartışma değil. Avrupa Birliği’nin sanayi, enerji, ticaret ve iklim politikaları Türkiye’deki üreticinin maliyetini, ihracatçının pazara erişimini, KOBİ’nin yatırım hesabını etkiliyor. Avrupa siyasetindeki yön değişiklikleri bu politikaların önceliklerini ve uygulanma biçimini değiştirebilir.</strong></p>
<p>Hayat pahalılığına kızan herkes aynı partiye oy vermez. Bir çalışan ücretini düşünürken güvenliği, bir esnaf vergi yükünü düşünürken istikrarı, bir sanayici enerji maliyetini düşünürken öngörülebilirliği de hesaba katar. Üstelik siyasete güvenini kaybedenlerin hepsi yeni bir parti aramaz; bazıları sandığa gitmez. Ekonomik sıkıntı öfkenin nedenini açıklayabilir. Ama o öfkenin hangi siyasi adrese gideceğini, insanların kime ve neye inandığı da belirler.</p>
<p>Bir maratondayım. Geçen hafta Paris’teydim. 13-16 Ekim arasında toplantılar, konferanslar derken şehrin bildik telaşına karıştım. Ardından Hollanda’ya geçtim. Bu satırları ise saha çalışması için bulunduğum Marakeş’ten yazıyorum. Paris’ten ayrılmamın üzerinden daha birkaç gün geçmeden Fransa’dan gelen haberler bambaşka bir tablo çizmeye başladı.</p>
<p>Haftalardır süren büyük ölçüde barışçıl protestolara yağma, kundaklama ve şiddet eylemleri eklendi. Binlerce kişi gözaltına alındı. Şiddetin yarattığı dehşet bir yana, yaşananlar sonrası aklıma başka bir soru takıldı: Sokaklarda biriken öfke, sandıkta nasıl bir siyasi karşılık bulacak?</p>
<p>Fransa’daki olayları New Yorker’da değerlendiren bir yazarın, Adam Gopnik’in, dikkat çektiği paradoks şu: Sokakta sol eğilimli protestolar yükselirken, sandıkta aşırı sağ güçlenebilir. Daha iyi ücret ve kamu hizmetleri isteyenlerin öfkesi nasıl olur da farklı siyasi hareketlere yarayabilir?</p>
<p>Çünkü sokaktaki taleple sandıktaki tercih her zaman aynı soruya cevap vermiyor. Bir çalışan ücretinden şikâyet ederken güvenliği de düşünüyor. Bir esnaf vergilerden yakınırken olayların müşterilerini kaçırmasından endişeleniyor. Sanayici ise siyasi istikrarsızlığın yatırım kararlarını nasıl etkileyeceğini hesaplıyor.</p>
<p>Ekonomik kaygılar ortadan kalkmıyor. Yanlarına başka kaygılar ekleniyor. Şiddet görüntüleri bunların öncelik sırasını değiştirebilir. Ancak buradan aşırı sağın mutlaka oy kazanacağı sonucu çıkmaz. Üstelik Fransa’da Ulusal Birliğin yükselişi son olaylardan çok önce başlamıştı. Protestoların seçim davranışını değiştirip değiştirmediğini anlamak için olayların öncesiyle sonrasını karşılaştıran verilere ihtiyacımız var.</p>
<p>Asıl mesele daha büyük: Ekonomik sıkıntı neden her zaman aynı siyasi sonuca yol açmıyor?</p>
<p><strong>Ekonomi düzeliyor, peki kim hissediyor?</strong></p>
<p>Önce rakamlara bakalım. Fransa İstatistik Kurumu INSEE’ye göre hanehalkının toplam satın alma gücü 2024’te yüzde 2,7 artarken 2025’te yüzde 0,4 geriledi. Fakat bu düşüşün önemli bir kısmı, önceki yıl yüksek gelirli hanelere yapılan olağanüstü temettü ödemelerinin tekrarlanmamasından kaynaklanıyordu. Mülkiyet gelirleri dışarıda bırakıldığında satın alma gücü yüzde 0,5 artmıştı. Yani toplam göstergedeki düşüşü herkesin aynı ölçüde yoksullaşması diye okumak yanlış.</p>
<p>Buna karşılık 2026 için ücretlerin fiyat artışlarına gecikmeli uyumu ve ücretli istihdamdaki zayıflama, satın alma gücünü daha geniş kesimler açısından baskılayabilecek unsurlar olarak öne çıkıyor. Rakamların ne söylediği kadar neyi söylemediğine de bakmak gerekiyor.</p>
<p>Bir ailenin kirası, market ve eğitim masrafları ülke ortalamasıyla aynı hızda değişmiyor. Üstelik mesele yalnızca bugünkü gelir değil. Gelecek yıl işini koruyabilecek mi? Çocuğu daha iyi koşullarda yaşayabilecek mi?</p>
<p>Küçük işletme sahibi için de tablo tanıdık. İşçilik, kira ve finansman maliyetleri artarken müşterinin harcama gücü sınırlı. Fiyat artırsa müşteri kaybedebilir, artırmasa kârından vazgeçebilir. Bugünkü bilançosu fena görünmese bile gelecek yılın siparişlerinden emin değilse kendini güvende hissetmez.</p>
<p>Ekonomik güvensizlik yalnızca bugün ne kadar kazandığımızla değil, yarın ne kaybedebileceğimizle de ilgilidir. Bu nedenle ekonomideki ortalama iyileşme ile insanların geleceğe duyduğu güven her zaman birlikte hareket etmez.</p>
<p>Fransa’nın dikkat çekici bir başka göstergesi de siyasi güven. OECD’nin 2026’da yayımladığı araştırmaya göre ulusal hükümete yüksek veya orta-yüksek düzeyde güven duyanların oranı 2023’te yüzde 34 iken 2025’te yüzde 22’ye geriledi. Siyasi partilere güven ise yüzde 15. Buna karşılık yerel yönetimlere güven yüzde 52, polise güven yüzde 65. Demek ki bütün kurumlara eşit ölçüde güvensizlikten değil, özellikle ulusal siyasetle açılan bir mesafeden söz ediyoruz.</p>
<p>Araştırmada bir başka ayrım daha dikkat çekiyor. Siyasi kararlarda söz sahibi olduğunu düşünenlerle düşünmeyenlerin hükümete güven düzeyleri arasındaki fark 42 yüzde puanı. Maddi sıkıntı yaşayanlarla yaşamayanlar arasındaki fark ise 8 puan. Bunlar ekonomik koşulların önemsiz olduğu anlamına gelmez; üstelik bir anketten doğrudan nedensellik de çıkaramayız. Ama siyasi güvenin yalnızca cüzdanın kalınlığıyla açıklanamayacağını gösterir.</p>
<p>Çalışan sesinin duyulmasını, esnaf kuralların neden değiştiğini bilmeyi, üretici yatırım politikalarının öngörülebilir olmasını bekler. İnsanlar kararların nasıl alındığına da bakar.</p>
<p><strong>Macron’un hesabında ne eksikti?</strong></p>
<p>Emmanuel Macron 2017’de geleneksel sağ-sol ayrımını aşma iddiasıyla iktidara geldi. Reform, verimlilik, rekabet gücü, yatırım ve dönüşüm kavramlarını siyasetin merkezine taşıdı. İş dünyasının yakından tanıdığı bir dil bu.</p>
<p>Fransa’nın yaşlanan nüfusu, kamu maliyesi üzerindeki baskılar, enerji dönüşümünün maliyeti ve uluslararası rekabet sorunları düşünüldüğünde reform ihtiyacını reddetmek kolay değil. Ama ekonomik açıdan gerekçelendirilebilen bir reformun toplum tarafından kabul göreceğinin garantisi yok.</p>
<p>Örneğin emeklilik yaşını yükseltmenin kamu maliyesine katkısını hesaplayabilirsiniz. Ancak beş yıl daha çalışmak zorunda kalacak kişinin hayatındaki karşılığını yalnızca bütçe dengesiyle açıklayamazsınız. Maliyet bugün ve belirli insanların üzerinde yoğunlaşırken beklenen fayda geleceğe ve toplumun geneline yayılabilir. Üstelik aynı beş yıl, masa başında çalışanla bedensel olarak ağır iş yapan biri için aynı yük değildir.</p>
<p>Bir fabrikadaki verimlilik yatırımını düşünelim. İşveren, yeni makinenin birkaç yılda kendini amorti edeceğini hesaplar. Çalışan ise o makinenin kendi işini ortadan kaldırmasından korkabilir. Verimlilik hesabı doğru olsa bile dönüşümün nasıl yönetileceği, çalışanların nasıl destekleneceği ve kazancın nasıl paylaşılacağı konuşulmadan güven sağlanmaz.</p>
<p>Ekonomi politikasında da benzer bir sorun var. Reformun toplam faydasını anlatmak başka, bedelini ödeyecek insanları ikna etmek başka. Macron’un siyasi mirasını tartışırken yalnızca reformların ekonomik sonuçlarına değil, bu reformlar etrafında ne ölçüde toplumsal uzlaşma kurulabildiğine de bakmalıyız. İyi hesaplanmış bir reform, kendiliğinden iyi yönetilmiş bir reform olmuyor.</p>
<p>Peki ekonomik hoşnutsuzluk sandıkta nereye gidiyor? Fransa’nın 2024 parlamento seçimlerinin ilk turunda Ulusal Birlik yüzde 29,26, sol ittifak yüzde 28,06, Macron’un merkez ittifakı yüzde 20,04 oy aldı. Ulusal Birlik ile hareket eden diğer adayların oyları ayrıca yüzde 3,96’ydı. Bunlar sandalye değil, ilk tur oy oranları. Tablo, merkez siyasetin karşısında hem sağda hem solda güçlü alternatifler bulunduğunu gösteriyor.</p>
<p>Ekonomik güvensizlik üzerine yapılan araştırmalar da tek yönlü bir hikâye anlatmıyor. Luigi Guiso ve çalışma arkadaşlarının 2024’te yayımlanan Avrupa araştırması, ekonomik güvensizliğin popülist partilere desteği artırabildiğini; bunu hem korunma talebini güçlendirerek hem de geleneksel partilere güveni azaltarak yaptığını gösteriyor. Ama bir bulgusu daha var: Güvensizlik seçime katılımı da etkiliyor. Araştırmacıların hesabına göre popülist oylar üzerindeki etkinin yaklaşık yüzde 40’ı, sandığa kimin gidip kimin gitmediğiyle ilişkili.</p>
<p>Yani öfkeli seçmen mutlaka başka bir partiye yönelmiyor. Bazen hiçbirine oy vermiyor. Ekonomik güvensizlik radikal sola da destek yaratabiliyor. Hangi yöne gidileceğini yalnızca gelir kaybı değil; partilerin sunduğu seçenekler, güvenlik ve göç tartışmaları, kimlikler ve siyasi temsil duygusu da etkiliyor.</p>
<p><strong>Fransa’nın meselesi neden bizim de meselemiz?</strong></p>
<p>Almanya’da AfD’nin yükselişi, İtalya’da Giorgia Meloni’nin iktidara gelişi Avrupa’da geleneksel partilerin karşılaştığı güçlükleri farklı biçimlerde gösteriyor. Göç, eşitsizlikler ve siyasi gelenekler her ülkede farklı. Ama ortak soru şu: Ekonomik ve toplumsal değişim hızlanırken merkez siyaset seçmeni neden ikna etmekte zorlanıyor?</p>
<p>Bu yalnızca siyasetçilerin sorunu değil. Bir işletme yeni makine alırken, ihracat pazarına girerken veya çalışan sayısını artırırken yalnızca bugünkü faiz oranına bakmaz. Vergilerin, enerji politikalarının, ticaret kurallarının ve genel ekonomik yönün ne kadar öngörülebilir olduğunu da hesaplar.</p>
<p>Siyasi güvenin aşınması, ekonomik kararların ufkunu kısaltabilir. Yatırımlar ertelenebilir, firmalar uzun vadeli taahhütlerde daha temkinli davranabilir. Elbette her siyasi değişim belirsizlik demek değildir. Ama kuralların nasıl değişeceğinin öngörülemediği bir ortamın maliyeti vardır; bu maliyet çoğu zaman bilançoda ayrı bir satır olarak görünmez.</p>
<p>Üstelik Fransa’daki gelişmeler Türkiye’den uzak bir siyasi tartışma da değil. Avrupa Birliği’nin sanayi, enerji, ticaret ve iklim politikaları Türkiye’deki üreticinin maliyetini, ihracatçının pazara erişimini, KOBİ’nin yatırım hesabını etkiliyor. Avrupa siyasetindeki yön değişiklikleri bu politikaların önceliklerini ve uygulanma biçimini değiştirebilir. Dolayısıyla Paris’teki siyasi gerilimi izlemek yalnızca Fransız seçmeninin ne yapacağını merak etmek değildir.</p>
<p>Sonuçta ilişki iki yönlü. Ekonomik sıkıntılar siyasi hoşnutsuzluğu besleyebilir. Siyasi güven kaybı da ekonomik kararları zorlaştırabilir. Bir ülkenin büyüme oranını yükseltmek önemli; ama o büyümenin adil paylaşıldığına ve kararların makul biçimde alındığına dair inancı güçlendirmek de öyle.</p>
<p>Paris’ten ayrıldıktan birkaç gün sonra gördüğüm görüntülerin bana bunu düşündürdüğü şu oldu aslında: İnsanlar yalnızca daha yüksek gelir, daha iyi kamu hizmetleri veya daha güvenli sokaklar istemiyor. Bunları sağlayacağını söyleyenlere inanmak da istiyor.</p>
<p>Belki de Avrupa merkez siyasetinin önündeki asıl soru şu: Seçmene daha iyi bir gelecek vaat etmek yeterli mi, yoksa önce o vaadi veren siyasete duyulan güveni yeniden kurmak mı gerekiyor?</p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fransada-sokaklar-karisirken-90874</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fransa’da sokaklar karışırken ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/calisani-kolluk-kuvvetlerine-bildirmeyene-hem-ceza-hem-sgk-denetimi-90873</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çalışanı kolluk kuvvetlerine bildirmeyene hem ceza hem SGK denetimi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İşyerlerinde çalışanların kimlik bilgilerinin yetkili kolluk birimlerine süresinde bildirilmesi, işverenlerin çoğu zaman gözden kaçırdığı ancak idari para cezalarına ve SGK denetimlerine yol açabilen önemli bir yükümlülük. 2026 yılında bildirim ihlallerinde ceza tutarları işyerinin türüne göre 481 TL ile 7 bin 467 TL arasında değişirken, eksik bildirimler kayıt dışı istihdamın tespit edilmesine de neden olabiliyor.</strong></p>
<p>İşyerlerinin; çalışanlarına ait kimlik bilgilerini, işe giriş ve çıkış tarihlerini, faaliyet adreslerini ve diğer bilgileri polis veya jandarma karakolları gibi yetkili genel kolluk birimlerine bildirmesi, kimlik bildirme yükümlülüğü olarak adlandırılmaktadır. Uygulamada çoğu zaman gözden kaçan bu yükümlülük, süresinde yerine getirilmediğinde işverenler açısından ciddi sonuçlar doğurabilmektedir. Yazımızda, kimlik bildirme yükümlülüğüne ilişkin süreler, belgeler, idari para cezaları ve SGK yönünden sonuçlar üzerinde durulacaktır.</p>
<p>Bu sistem aracılığıyla toplanan veriler, yalnızca kamu düzeninin sağlanmasında kullanılmamakta, TÜİK ve SGK gibi kurumlar tarafından da görevleri kapsamında değerlendirilmektedir.</p>
<p>Zira bildirimler; çalışan haklarının korunması, kayıt dışı istihdamla mücadele, sosyal güvenlik sisteminin sağlıklı işlemesi ve iş sağlığı ve güvenliği bakımından da önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>Yükümlülüğün dayanağı olan mevzuat</strong></p>
<p>Konuya ilişkin esaslar, 1774 sayılı <strong>Kimlik Bildirme Kanunu</strong> ile bu kanun uyarınca çıkarılan <strong>“Kimlik Bildirme Kanununun Uygulanması İle İlgili Yönetmelik”</strong> hükümlerinde düzenlenmiştir.</p>
<p>Bu çerçevede, işyerlerinde çalışanların, bazı işletmelerde ise hizmet alanların kimlik bilgilerinin eksiksiz ve doğru biçimde yetkili makamlara bildirilmesi zorunludur.</p>
<p><strong>Mevzuat kapsamındaki kişi ve kuruluşlar</strong></p>
<p>-Özel veya resmi tüm konaklama, dinlenme, bakım ve tedavi tesislerinin, <strong>ticaret ve sanat amacı güden tüm işyerlerinin</strong> ve öğrenci yurtlarının sorumlu işleticileri,</p>
<p>-Bu işyerlerinde <strong>çalışanlar</strong> ile barınanlar,</p>
<p>-Resmi dairelerin yetkili amirleri,</p>
<p>-Konutlarda sürekli veya geçici olarak kalanlar, <strong>çalışanlar</strong> ve konut değiştirenler,</p>
<p>kimlik bildirme mevzuatının kapsamına girmektedir.</p>
<p>Hemen belirtelim ki, <strong>ticaret ve sanat amacı güden işyeri</strong> kavramı oldukça geniş yorumlanmaktadır. Her türlü ticarethane, tüccar yazıhanesi, ocak veya şantiye, fabrika ve imalathane, atölye, depo, antrepo, ardiye, mağaza ve dükkân, banka ve banker dairesi, ikraz ve istikraz müessesesi ile imtiyazlı ve imtiyazsız anonim, kooperatif, limited, komandit ve kollektif şirket gibi çalışma konusu mal veya para ticareti olan özel ya da kamu kuruluşları bu kapsamda değerlendirilmektedir.</p>
<p><strong>Sorumlu işletici bildirimi</strong></p>
<p>Otel, motel, han, pansiyon, bekar odaları, günübirlik kiralanan evler, kamp, kamping, tatil köyü, her türlü özel veya resmi konaklama yeri (yatılı okulların pansiyonları, yetiştirme yurtları ve köy odaları dahil) ile özel sağlık müesseseleri, dinlenme ve huzur evleri ve dini ve hayır kurumlarının sosyal tesislerinde sürekli olarak bir <strong>sorumlu işletici</strong> bulundurulması gerekmektedir. Söz konusu kişinin kimliği, <strong>tesis açılmadan önce</strong>, tesisin sahibi, kanuni temsilcisi veya kiracısı tarafından iki nüsha düzenlenecek <strong>İşletici Kimlik Bildirme Belgesi</strong>’ne<strong> (Form: 1)</strong> yazılarak en yakın yetkili genel kolluk birimine teslim edilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Sorumlu işletici değişmesi hâlinde ise <strong>24 saat içinde</strong> aynı usul izlenmekte; yeni işleticiye ait kimlik bildirme belgesine, ayrılan işleticinin adı ve ayrılış tarihi eklenerek en yakın yetkili genel kolluk birimine verilmektedir.</p>
<p>Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi hâlinde <strong>7 bin 467 TL</strong> (2026 yılı tutarı) idari para cezası uygulanmaktadır.</p>
<p><strong>Çalışanların kimlik bildirimi ve süreler</strong></p>
<p>Yukarıda sayılan konaklama yerleri, özel sağlık müesseseleri, dinlenme ve huzur evleri ile dini ve hayır kurumlarının sosyal tesislerinde <strong>sürekli veya geçici olarak çalıştırılanların</strong> kimlikleri, iki nüsha düzenlenecek <strong>Çalışanlara Ait Kimlik Bildirme Belgesi’</strong>ne<strong> (Form: 2)</strong> yazılarak <strong>24 saat içinde</strong> en yakın yetkili genel kolluk birimine verilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Bunların dışında kalan, ticaret ve sanat amacı güden işyerlerinde ise süre daha uzundur. Bu işyerlerinde <strong>sürekli veya geçici olarak çalıştırılanlar</strong> için aynı belge (<strong>Form: 2</strong>) iki nüsha olarak hazırlanmakta ve <strong>3 gün içinde</strong> en yakın yetkili genel kolluk birimine teslim edilmektedir.</p>
<p>İşe başlama aşamasında kolluk birimine verilen <strong>Form: 2</strong>’nin imzalı bir nüshası ise işyerinde muhafaza edilmektedir.</p>
<p>Çalışanın işten ayrılması hâlinde de aynı süreler geçerlidir. Başka bir ifadeyle, belgenin ayrılışa ilişkin bölümleri (ayrılış tarihi ve imza) doldurularak 24 saat veya 3 gün içinde yetkili genel kolluk birimine yeniden bildirimde bulunulması gerekmektedir.</p>
<p>İşyerleri, ellerinde kalan belge nüshalarını, kolluk biriminden alacakları kısımla birlikte <strong>üç yıl boyunca</strong> saklamakla yükümlüdür.</p>
<p>Yukarıdaki bildirimleri aynı sürelere uymak kaydıyla, genel kolluk kuvvetlerinin bilgisayar terminallerine bağlanarak <strong>elektronik ortamda da yapılabilmektedir</strong>.</p>
<p>Çalışanların işe başlayış ve ayrılışlarına ilişkin bildirimler süresinde yapılmazsa idari para cezası uygulanmaktadır.</p>
<p>Otel, motel, han, pansiyon, bekar odaları, günübirlik kiralanan evler, kamp, kamping, tatil köyü, her türlü özel veya resmi konaklama yeri (yatılı okulların pansiyonları, yetiştirme yurtları ve köy odaları dahil) ile özel sağlık müesseseleri, dinlenme ve huzur evleri ve dini ve hayır kurumlarının sosyal tesisleri için her bir çalışan bakımından <strong>7 bin 467 TL</strong>; bunlar dışında kalan ticaret ve sanat amacı güden işyerleri için ise her bir çalışan bakımından <strong>481 TL</strong> idari para cezası uygulanmaktadır.</p>
<p><strong>SGK’nın kimlik bildirimlerine ilişkin işlemleri </strong></p>
<p>1774 sayılı Kimlik Bildirme Kanunu’nun ek 2’nci maddesi gereğince, işyerlerinde sürekli veya geçici olarak çalışanlara ilişkin kimlik bilgileri genel kolluk kuvvetlerince SGK il müdürlüklerine ve merkez müdürlüklerine iletilmektedir.</p>
<p>SGK, bu bilgileri kayıt dışı istihdamla mücadele kapsamında değerlendirmektedir. Dolayısıyla kolluğa kimliği bildirilen kişilerin işyerince sigortalı olarak bildirilip bildirilmediği kontrol edilmekte; sigortasız çalıştırıldığı tespit edilenler bakımından sosyal güvenlik mevzuatı gereği işyerinin denetime alınması, sigortalılık tescili, prim tahakkuku, idari para cezası ve prim teşviklerinden yasaklılık gibi işlemler yürütülmektedir.</p>
<p><strong>Sonuç olarak; </strong>kimlik bildirme sistemiyle toplanan veriler yalnızca kolluk birimleri için değil, TÜİK ve SGK gibi kuruluşlarca da görevleri kapsamında kullanılmaktadır. Bu nedenle işverenlerin, hem sorumlu işletici hem de çalışan bildirimlerini süresinde yapmaları ve bildirimi yapılan kişilerin sosyal güvenlik kayıtlarının eksiksiz olmasına özen göstermeleri gerekmektedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/calisani-kolluk-kuvvetlerine-bildirmeyene-hem-ceza-hem-sgk-denetimi-90873</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çalışanı Kolluk kuvvetlerine bildirmeyene hem ceza hem SGK denetimi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/performans-nedeniyle-fesihte-nelere-dikkat-edilmeli-90872</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Performans nedeniyle fesihte nelere dikkat edilmeli? </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İş sözleşmesinin işveren tarafından feshedilmesine imkân sağlayan hallerden biri işçinin çalışma performansının düşüklüğüdür. Ancak performans düşüklüğüne dayalı fesihlerde, yalnızca çalışanın hedefleri karşılayamadığının ileri sürülerek iş sözleşmesinin feshedilmesi uygun değildir. </p>
<p>İşverenin performansı hangi ölçütlerle değerlendirdiği, düşük performansın süreklilik gösterip göstermediği ve fesih öncesinde hangi iyileştirme adımlarının uygulandığı birlikte önem taşımaktadır.</p>
<p>4857 sayılı İş Kanunu’nun 18’inci maddesine göre, otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az altı aylık kıdemi bulunan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanmak zorundadır. </p>
<p>Performans düşüklüğü de işçinin yeterliliğinden kaynaklanan nedenler kapsamında değerlendirilebilmektedir.</p>
<p>Performans nedeniyle fesihte ilk şart, iş yerinde performans değerlendirme sisteminin bulunmasıdır. Performans kriterlerinin somut, ölçülebilir, işyerinin ve yapılan işin koşullarına uygun olması esastır. Performans kriterlerinin aynı işi yapan çalışanlara aynı dönem içinde eşit şekilde uygulanması gerekir. </p>
<p>Diğer yandan, çalışandan beklenen hedeflerin gerçekçi ve makul olmalı, performans standartları da önceden çalışana yazılı olarak bildirilmelidir. Uygun bir performans değerlendirme sisteminde, çalışanların performansı düzenli aralıklarla ölçülmeli, sonuçlar kayıt altına alınmalı ve çalışanla paylaşılmalıdır. </p>
<p>Performans değerlendirme sonucunun düşük çıkması halinde, öncelikle sonucun kaynağı araştırılmalıdır. Düşük performans işçinin bilgi, beceri, davranışlarından veya iş organizasyonu, ekipman yetersizliği, gerçekçi olmayan hedefler, çalışma ortamı gibi nedenlerden kaynaklanabilir. Performansın geçerli fesih nedeni olabilmesi için, düşük performansın süreklilik göstermesi beklenir. </p>
<p>Çalışanın performansının düşük olduğu tespit edildiğinde doğrudan feshe gidilmemelidir. Öncelikle sonuçlar çalışana bildirilmeli ve savunması alınmalıdır.</p>
<p>Çalışanın performansını geliştirebilmesi için gerekli eğitim, yönlendirme ve destek sağlanmalıdır. Gerektiğinde belirli bir iyileştirme süresi verilmelidir. Eğitim ve uyarı sonrasında performans tekrar ölçülmeli, gelişme olup olmadığı somut verilerle takip edilmelidir. </p>
<p>Performans nedeniyle fesihte temel ilkelerden biri, feshin son çare olmasıdır. İşverenin, iş sözleşmesini sona erdirmeden önce daha hafif tedbirlerle iş ilişkisinin devamının mümkün olup olmadığını araştırması gerekir. </p>
<p>Eğitim verilmesi, işin yapılış biçiminin yeniden düzenlenmesi, görev veya bölüm değişikliği teklif edilmesi ve son bir uyarı sonrasında makul bir süre performansın izlenmesi feshin son çare ilkesi kapsamında değerlendirilebilir.</p>
<p>Eğer uyarı, eğitim, savunma, görev değişikliği gibi imkânlar değerlendirilmeden doğrudan performans düşüklüğü gerekçesiyle feshe gidilirse, işe iade uyuşmazlıklarında feshin geçersiz sayılması söz konusu olabilecektir.</p>
<p>İşçinin işe iade davası açabilmesi için 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında çalışıyor olması, iş yerinde 30 veya daha fazla işçinin çalışıyor olması, işçinin en az 6 aylık kıdem süresine sahip olması, belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalışması, işveren vekili olmaması ve arabulucu nezdinde anlaşma sağlanamamış olması gerekir.</p>
<p>İşe iade davasının işçi lehine sonuçlanması ve işçinin süresi içinde işe başlamak üzere başvurması halinde, işçiye kararın kesinleşmesine kadar çalıştırılmadığı süre için en çok 4 aya kadar boşta geçe süre ücreti ödenmelidir. İşveren, başvuru üzerine işçiyi 1 ay içinde işe başlatmazsa, ayrıca mahkeme tarafından belirlenen 4 ila 8 aylık ücret tutarında işe başlatmama tazminatı ödemelidir. İşe başlatılmayan işçiye ayrıca kıdem tazminatı/farkı, ihbar tazminatı/farkı ve bakiye yıllık izin ücreti/farkı ödenecektir.</p>
<p>Sonuç olarak, performans nedeniyle fesihlerde sürecin usule ve objektif kriterlere uygun yürütülmemesi, yalnızca feshin geçersiz sayılmasına değil, işveren açısından önemli ek maliyetlere de yol açabilecektir. Bu nedenle performans takibi, savunma, eğitim, uyarı ve son çare ilkesi fesih öncesinde mutlaka birlikte değerlendirilmelidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/performans-nedeniyle-fesihte-nelere-dikkat-edilmeli-90872</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Performans nedeniyle fesihte nelere dikkat edilmeli?  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/genc-beyin-gocu-icin-giderlerse-gitsinler-deme-luksumuz-yok-90871</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Genç beyin göçü için &#039;Giderlerse gitsinler&#039; deme lüksümüz yok</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Moleküler biyoloji ve genetik mezunlarında yüzde 13,1’e ulaşan beyin göçü oranı, Türkiye’nin yetişmiş insan kaynağını koruma sorununu gözler önüne seriyor. Vakıf üniversitelerine tam bursla yerleşen başarılı öğrencilerde göç oranının yüzde 8,6’ya çıkması, gençlerin geleceklerini başka ülkelerde kurma eğiliminin ekonomik ve toplumsal sonuçlarına işaret ediyor. Türkiye’nin bu tablo karşısında “Giderlerse gitsinler” deme lüksü yok.</strong></p>
<p>Yüksek eğitimli veya yetenekli kişilerin bir ülkeden diğerine göç etmesine <strong>‘Beyin Göçü’</strong> adını veriyoruz. <strong>Beyin göçü, nitelikli ve eğitimli insanların bir ülkeden, genellikle düşük gelirli veya daha az dinamik ekonomilerden daha zengin, daha dinamik ekonomilere net çıkışı ifade ediyor.</strong></p>
<p><strong>İnsan sermayesi ya da daha güncel tanımıyla insan kaynakları, sağladıkları işgücü becerileri, iş yapma bilgisi ve yaratıcılığı ile verimliliğin, yeniliğin ve uzun vadeli büyümenin ana itici güçlerinden birisi.</strong> O nedenle ‘beyin göçü’ bir ülke vatandaşlarının başka bir ülkede yaşama tercihi yanında, nitelikli işgücünün de kaybı anlamına geldiği için ekonomik açıdan da son derece önemli.</p>
<p><strong>Devletler açısından eğitimine yatırım yaptıkları işgücünün kaybı, söz konusu kişinin en verimli yıllarını, girişimcilik becerilerini ve hatta istidam vergilerini başka bir ülkeye kaptırmak anlamına geliyor.</strong> Nitelikli işgücünü çeken ülkeler açısından ise başka bir ülkenin yüksek maliyetlerle oluşturduğu işgücüne maliyet ödemeksizin sahip olması ve ikili rekabette avantajı ele geçirmesi demek.</p>
<p><strong>Beyin göçü esas olarak ücretler, kariyer olanakları, kurumlar ve yaşam kalitesi açısından uluslararası düzeydeki büyük farklılıklardan (itici ve çekici faktörler) kaynaklanıyor.</strong></p>
<p><strong>Fakat son yıllarda özellikle gençleri boğan, özgürlük anlamında geriye doğru giden ülkelerden, daha fazla özgürlük vaat eden, gelecek kaygısının çok daha az olduğu, yaşam koşullarının bireysel konfora katkı sağladığı ülkelere gidiş, her yaş grubundan insanı çeken faktörler olarak öne çıkıyor. </strong></p>
<p>Bir ülke açısından beyin göçü kapsamında en kötü olanı şüphesiz <strong>‘genç beyin göçü’</strong>.</p>
<p><strong>Gençlerin dış göçü, özellikle yükseköğrenim görmüş kişilerin başka ülkelere gitmesi, terk edilen ülke açısından uzun dönemde önemli sonuçlar doğuruyor.</strong> Genç göçmenlerin kalan çalışma ömürlerinin uzun olması, girişimci olarak risk alma ve bir işten diğerine geçiş yapabilme hızı, dinamizmi, yenilikçi özellikleri, tek ettikleri ülke açısından demografik yaşlanma ve emeklilik sistemi üzerindeki baskının artması anlamına da gelmekte. Farklı birçok ülkede yapılan araştırmalardan elde edilen nedensel kanıtlar gençlerin, özellikle yüksek eğitimli göçmen dalgasının, ayrıldıkları bölgelerde yeni şirket kuruluşunu azalttığını gösteriyor bizlere.</p>
<p><strong>Büyüme modellerinde, insan sermayesi stoğu, verimliliği ve yeni teknolojiyi benimseme kapasitesini belirler. </strong>Nitelikli göç, bu stoğu doğrudan azaltır. <strong>Böylece "en iyiler ve en parlaklar" dışarı giderler, içeride kalanlar ise insan kaynağı stoğunun kalitesini düşürür. </strong>Bu konuda yapılan ilk çalışmalar ve sonrasındaki yaygın görüş, beyin göçünü, göç veren ülkeler için doğrudan bir kayıp olarak ele almıştı. <strong>Daha yeni çalışmalar, yüksek vasıflı göçün bir ülkenin insan sermayesi stoğunu tamamen tükettiğini doğrulamasa da, göç oranlarının yüksek ve eğitimli nüfusun az olduğu durumlarda bu sonucu doğurabileceğini gösteriyor.</strong> Bizim gibi özellikle nitelikli insan kaynağı üretmekte zorlanan ülkeler açısından bu önemli bir sorun.</p>
<p><strong>Beyin göçü, özellikle doktorlar, hemşireler, öğretmenler ve araştırmacılar gibi yoğun bilgi, beceri ve üstün nitelik gerektiren ve sosyal getirilerin yüksek olduğu sektörlerde, dışa göçün yaşandığı ülke açısından ciddi eksikliklere neden olabilir.</strong></p>
<p><strong>Yetenekli ve becerikliler dışarıya gittikçe, içeride bunların yarattığı boşluğu doldurmak ya daha niteliksizlerle ya da başka göç veren ülke vatandaşlarıyla gerçekleştiğinden, beyin göçü veren ülkenin genel seviyesi de düşüp vasata doğru yol alıyor.</strong> Her kesimden verilen göçle vasatlaşan ülke, bilim üretmekten, girişimcilikten, yeni teknolojileri benimseyip kullanabilmekten de geri kalıyor. <strong>Toplumun geneline vasatlık yavaş yavaş hâkim olmaya başladıkça, bu sefer beyin göçü daha da fazla artıyor. </strong></p>
<p><strong>Beyin göçünün yüksek olduğu ülkelerde yöneticiler, eğer oluşan bu vasatlıktan rahatsız olmuyor ve vasatlık işlerine geliyorsa, dışa göçü tersine döndürmek için herhangi bir girişimde bulunmuyorlar.</strong> Bence bir ülkeyi bekleyen en büyük tehlike ya yöneticilerin konunun ciddiyetinin farkında olmaması ya da yaşanan vasatlıktan memnun olması.</p>
<p><strong>Beyin göçü, sosyoekonomik dinamiklerin ve ülkenin yetişmiş insan kaynağı vizyonunun en somut göstergelerinden biri. </strong>Toplumsal tartışmalarda sıklıkla soyut iddialar üzerinden ele alınan bu olgu, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) tarafından her yıl <strong>"Yükseköğretim Beyin Göçü İstatistikleri"</strong> ile net, somut ve analitik bir zeminde tartışmaya imkân tanıyan veriler açıklanıyor.</p>
<h2>İlk sırada Moleküler Biyoloji ve Genetik mezunları var</h2>
<p>TÜİK’in 2025 yılı <strong>"Yükseköğretim Beyin Göçü İstatistikleri" </strong>bu yıl çarpıcı verilerle karşımıza geldi.</p>
<p>Verilere göre, Türkiye'deki yükseköğretim mezunlarının genel beyin göçü oranı bir önceki yıla kıyasla artarak yüzde 2,2 seviyesine yükseldi. Cinsiyet kırılımında ise erkek mezunlardaki göç oranının yüzde 2,7 ile kadın mezunlardaki yüzde 1,8'lik orana kıyasla belirgin şekilde daha yüksek olduğu görülüyor.</p>
<p>Lisans programları temelinde yapılan inceleme, yurt dışına yönelimin rastgele dağılmadığını; aksine küresel ölçekte Ar-Ge ve inovasyonun merkezinde yer alan temel bilimler ile hibrit mühendislik alanlarında kümelendiğini gösteriyor. 2025 verilerine göre beyin göçü oranının en yüksek olduğu ilk beş lisans programı şöyle sıralanıyor.</p>
<ol>
<li>Moleküler Biyoloji ve Genetik (yüzde 13,1)</li>
<li>İşletme Mühendisliği (yüzde 13,0)</li>
<li>Matematik Mühendisliği (yüzde 11,0)</li>
<li>Elektronik Mühendisliği (yüzde 10,9)</li>
<li>Fizik Mühendisliği (yüzde 10,2)</li>
</ol>
<p><strong>Görüldüğü üzere, beyin göçünde analitik problem çözme kabiliyeti sunan ve biyoteknoloji gibi stratejik sektörlere zemin hazırlayan bölümler ilk sırada yer alıyor.</strong> Lisans programları arasında en yüksek beyin göçü oranı yüzde 13,1 ile Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümünde gerçekleşmiş.</p>
<p><strong>Sosyoekonomik açıdan en dikkat çekici makas ise, kurum türü ve öğrencinin akademik başarı durumuna göre şekilleniyor.</strong></p>
<p><strong>2024 yılında yüzde 1,7 olan devlet üniversitesi mezunlarının göç oranı 2025'te yüzde 1,9'a; vakıf üniversitesi genel ortalaması ise yüzde 4,3'ten yüzde 4,4'e yükselmiş durumda</strong>.</p>
<p><strong>ÖSYM sınavlarında en üst dilimlere girerek vakıf üniversitelerine dereceyle yerleşen "tam burslu" grubun gösterdiği yüzde 8,6'lık göç oranı, genel vakıf ortalamasının (yüzde 4,4) yaklaşık iki katı, devlet üniversiteleri ortalamasının (yüzde 1,9) ise dört katından fazlasına denk geliyor. Bu durum, akademik kapasitesi en yüksek öğrenci grubunun uluslararası işgücü piyasaları tarafından çok daha hızlı çekildiğini kanıtlıyor.</strong></p>
<p>Yükseköğretimde eğitim dilinin küresel mobilite üzerindeki etkisi analiz edildiğinde, sıralamanın zirvesinde ilgi çekici bir tablo ortaya çıkıyor. <strong>Öğrenim diline göre beyin göçü oranları şu şekilde dağılıyor: Fransızca (10,5), Almanca (yüzde 7,5), İngilizce (6,8) ve Rusça (yüzde 5,0).</strong></p>
<p><strong>Fransızca eğitim veren programlardan mezun olanların yüzde 10,5 ile ilk sırada yer alması, dil yetkinliğinin hedef ülke pazarlarına ve Avrupa eğitim/istihdam ekosistemine doğrudan bir geçiş köprüsü sağladığını gösteriyor.</strong> Fransızca eğitim veren kurumların yakaladığı bu oran, Almanca ve küresel standart kabul edilen İngilizce eğitim programlarını belirgin biçimde geride bırakmış görünüyor.</p>
<h2>En yüksek göç yüzde 7 ile bilişim ve iletişim teknolojilerinde</h2>
<p><strong>Sektörel ve disipliner alanlar bazında bakıldığında, dijital dönüşümün ve teknoloji odaklı üretimin lokomotifi olan sektörlerin beyin göçünde lokomotif görevi gördüğü açıkça görülüyor. </strong>En yüksek göç oranına sahip eğitim ve öğretim alanları; bilişim ve iletişim teknolojileri (yüzde 7,0), mühendislik, imalat ve inşaat: (yüzde 4,8) ve doğa bilimleri, matematik ve istatistik (yüzde 3,0) olarak sıralanıyor.</p>
<p>Bilişim ve iletişim teknolojileri alanındaki cinsiyet kırılımı, sektörün dinamikleri açısından önemli bir farkı gözler önüne seriyor. <strong>Bu alandan mezun olan erkeklerde beyin göçü oranı yüzde 8,2'ye kadar tırmanırken, kadınlarda bu oran yüzde 5,1 seviyesinde kalıyor.</strong></p>
<p>Yelpazenin diğer ucundaki en düşük göç oranları incelendiğinde ise erkeklerde en düşük oran yüzde 0,8 ile tarım, ormancılık, balıkçılık ve veterinerlik alanlarında, kadınlarda en düşük oran yüzde 0,7 ile eğitim alanında kaydedilmiş.</p>
<h2>İlk sırada Almanya var</h2>
<p><strong>Yükseköğretim mezunlarının yerleşmek için tercih ettiği ilk beş ülke ise çok tanıdık. Birinci sırada Almanya var. Almanya’yı ABD, Birleşik Krallık, Hollanda ve Kanada izliyor. Gençlerin tercihi sadece daha fazla para kazandıkları ülkeler değil. Bu ülkeler dünya demokrasi endeksinde de en önde gelen ülkeler. </strong></p>
<p><strong>Ülkelerin tercih ettiği uzmanlık alanları incelendiğinde, son derece net bir yetenek paylaşımı görülüyor.</strong> Avrupa'nın teknoloji ve sanayi merkezleri olan Almanya, Birleşik Krallık ve Hollanda en çok Bilgisayar Mühendisliği mezunlarını çekerken, ABD'ye giden grubun liderliğini Elektrik-Elektronik Mühendisliği üstleniyor. Kanada tarafında ise ilk sırayı işletme mezunları alıyor.</p>
<p>Ekonomik gerçeklik ve TÜİK rakamları bizlere özellikle gençlerin beyin göçü için <strong>‘Giderlerse gitsinler’ </strong>deme lüksümüz olmadığını açıkça gösteriyor.</p>
<p><strong>Elbette, tercih bu değilse.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/genc-beyin-gocu-icin-giderlerse-gitsinler-deme-luksumuz-yok-90871</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/1/1280x720/beyin-gocu-1793341740.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Genç beyin göçü için giderlerse gitsinler deme lüksümüz yok ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/firsat-penceresi-acildiginda-yabanci-yatirimci-nasil-cekilir-90870</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fırsat penceresi açıldığında yabancı yatırımcı nasıl çekilir?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yabancı yatırım, bizim gibi ekonomik potansiyeli yüksek, girişimci ülkeler için yeni iş yapma biçimlerini öğrenmek demek. Küresel ekonomide rekabet gücünüzü artıracak yeni iş süreçlerine dair bilgi genellikle kitaplarda yazmıyor. Birlikte iş yaparak öğreniyorsunuz.</strong></p>
<p>Son zamanlarda birçok yabancı şirket ve yatırımcıyla yaptığım görüşmeler, Türkiye’ye son yıllarda hiç olmadığı kadar ilgi olduğunu gösteriyor. Açıkçası bu ilgi beni şaşırtıyor. Biz içeride olunca, genelde ülkemizde olumsuzlukları görüyor ve yazıyoruz. Oysa dünyanın geri kalanı da bizden pek farklı değil. Bugün size önümüzde duran fırsat penceresinden ve bundan istifade edebilmek için yapmamız gerekenlerden bahsedeceğim.</p>
<p>Türkiye’nin neo-liberal politikalara geçiş yaptığı 1980’lerden itibaren, küresel ekonomi içindeki göreli pozisyonunun en iyi olduğu sene bana göre 2015’ti. Bazıları için “<em>peak Turkey</em>” yılları 2011 veya 2013 de olabilir. Ama dönemsel olarak herhalde 2010’ların ilk yarısında mutabık kalırız. O zamanlar Türkiye yabancı yatırımcıların gözdesiydi. Financial Times, Wall Street Journal, the Economist’te hakkımızda hep olumlu haberler çıkardı. 2015 Kasım’da Antalya’da düzenlenen G20 zirvesi de bir bakıma Türkiye’nin bu öneminin bir nişanesi olmuştu.</p>
<p>Sonra ne oldu? Önce güvenlik meseleleri çıktı. Birçok vatandaşımızı kaybettiğimiz onlarca olay arasında, 1 Ocak 2017’deki Reina katliamı, dış dünyanın algısı açısından herhalde bir dönüm noktası olmuştur. Darbe girişimleri, terör saldırıları ve Rahip Brunson krizi sonrası, bazı değerlendirmelerde sanki 60 küsur yıldır NATO üyesi olan bir ülke değilmişiz de bir üçüncü dünya ülkesiymişiz gibi konumlandırıldık. Sonra COVID-19, yıkıcı depremler ve makroekonomik istikrarsızlıklar geldi. Bu trendin bizi getirdiği noktada, geçen sene itibarıyla, Türkiye’nin dışarıda yaptığı doğrudan yatırım, ülkemize çektiğimiz doğrudan yatırımı geçti. Tarihte ilk kez...Bizim gelir seviyemizde bir ülke için üzücü bir durum!</p>
<p> “Nedir bu yabancı hayranlığın? Yabancı yatırım olsa ne olur, olmasa ne olur?” diye sorabilirsiniz. Yabancı yatırım, bizim gibi ekonomik potansiyeli yüksek, girişimci ülkeler için yeni iş yapma biçimlerini öğrenmek demek. Küresel ekonomide rekabet gücünüzü artıracak yeni iş süreçlerine dair bilgi genellikle kitaplarda yazmıyor. Birlikte iş yaparak öğreniyorsunuz. Mesela Amerikalılar, son 30 senede çip üretmeyi unuttukları için bugün Tayvanlı TSMC’yi; gemi yapmayı unuttukları için de Koreli Hangwa’yı ülkelerine davet edip, üzerine de milyonlarca dolar teşvik vererek yatırım yaptırıyorlar. Neden? Bu işleri yeniden öğrenebilmek için.</p>
<h2>Yabancı, imalat sanayiinde Doğu Avrupa’ya, hizmetlerde Körfez’e gitti</h2>
<p>Peki, son on küsur senede bizden kaçan yabancı yatırım nereye gitti? İmalat sanayiinde -tüm dünyanın yatırımını emen Çin’i saymazsa- Doğu Avrupa’ya, hizmetlerde ise Körfez’e gitti. Birçok küresel şirketin bölgesel merkezi İstanbul’dan Dubai’ye taşındı. Ben de bu yazıda geleceğini daha parlak gördüğüm hizmetler sektörü üzerinde duracağım.</p>
<p>Bir küresel şirketin bölgesel merkezinin sizin ülkenizde olması, o şirkette çalışan hemşehrilerinizin sayısının artması anlamına gelir. Ülkemizde büyük kentlerde yaşayan herkesin bildiği gibi, dünya ne kadar rasyonel ve kurumsal hale gelse de “hemşehricilik” önemli bir şeydir. Nitekim, ABD’de yapılan akademik çalışmalara göre, küresel bir Amerikalı şirkette belli bir etnik grubun sayısı ne kadar artarsa, o şirketin o grubun anavatanına yaptığı yatırım miktarı da o denli artıyor. Bir şirketin CEO’su yabancı biri olursa şirketin o CEO’nun memleketinde bir satın alma yapma ihtimali diğer memleketlere nazaran 17 kat daha yüksek çıkıyor! Küresel ekonomide hemşehricilik böyle bir şey işte. Buna hemşehricilik değil de “yöneticiler, ilişki ağlarının gelişmiş olduğu yerlerdeki fırsatları daha iyi görüyorlar” diyelim!</p>
<p>İşte Birleşik Arap Emirlikleri ve son yıllarda yarışa katılan Suudi Arabistan bu hemşehriciliğin kıymetini görmüştü. O yüzden iki ana vaatle küresel şirketlerin Ortadoğu ve hatta Asya’daki yönetim merkezlerini çekmeyi başardılar. Birincisi istikrar, ikincisi ise dünyanın en modern regülasyonları. İngiltere kanunlarını mı istiyorsunuz? Buyurun, size hem kanun hem de İngiliz yargıç. Modern fintek regülasyonları ya da yapay zekâ regülasyonları mı istiyorsunuz? Buyurun, Singapur’dan getirdiğimiz danışman size en âlâsını yazsın.</p>
<h2>Körfez’deki girişimciler ve küresel şirketler, yeni yer arıyor</h2>
<p>Görünen o ki 2026’da birkaç füze ve dron, Körfez’in bu hikâyesini sekteye uğrattı. Henüz hikâye sona erdi mi bilmiyoruz. Ama yılın ilk yarısında Birleşik Arap Emirlikleri’nde, son aylarda da Suudi Arabistan’da yaşanan saldırılar, bu ülkelerde yaşayan ekspatların ya da oralara gelip giden küresel şirket yöneticilerinin hiç hoşuna gitmiyor. Nitekim bu hafta, Suudi Arabistan 2017’den beri -COVID-19 hariç- her sene düzenlediği “çölde Davos” denen <em>Future Investment Initiative</em> etkinliğini bu Ekim gerçekleştiremedi ve 2027 yılına erteledi.</p>
<p>Şimdi Körfez’deki girişimciler ve küresel şirketler, kendilerine yeni yerler bakıyor. Bölgeye bakınca Türkiye, gelişmekte olan ülkeler arasında en istikrarlı ve en bağlantılı olanlardan biri olarak öne çıkıyor. Ancak yukarıda, “yabancı yatırım çekmenin diğer sırrı nedir?”, diye sormuştuk. Cevap basit: Şirketlerle konuşarak yapılan modern regülasyonlar. <em>Etatist</em> bürokrasi geleneğimizle bu konuda maalesef sınıfta kalıyoruz. Geçenlerde dünyanın en büyük şirketlerinden birinin temsilcisiyle birlikte Azerbaycan’da bir kamu kurumu yöneticisiyle görüşmedeydim. Azerbaycanlı yönetici, “Biz meraklı tarafız, sizden öğreneceklerimiz var,” diyordu. Nadiren gelen fırsatları kaçırmak istemiyorsak, bizim de başkalarından öğreneceklerimiz olabilir!</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/firsat-penceresi-acildiginda-yabanci-yatirimci-nasil-cekilir-90870</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fırsat penceresi açıldığında yabancı yatırımcı nasıl çekilir? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/siyaset-muhendisleri-is-basinda-90869</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Siyaset mühendisleri iş başında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçen günkü yazıyı şöyle bitirmiştim:</p>
<p>“… Sözün burasında konunun bir başka boyutunu da gözden kaçırmayalım: Ali Babacan’ın kabinede yer alacağı iddiaları…</p>
<p>Babacan’ı, Deva, Yeniden Refah, Fazilet (kendini feshetmeseydi Gelecek) gibi partilerin ortak cumhurbaşkanı adayı göstermeyi planladığı da konuşuluyor, Mansur Yavaş’ın cumhurbaşkanı, Babacan’ın başbakan olacağı bir modelden de bahsediliyor. Hal böyleyken Babacan’ın ekonomiden sorumlu koalisyon ortağı olarak kabinede yer alması gerektiği savları nereden çıkıyor?”</p>
<p>Kaldığımız yerden devam edelim…</p>
<p>Önce bir durum tespiti yapalım.</p>
<p>Yeni Parti, CHP, TİP gibi partilerin dışında İYİ Parti, Zafer Partisi, Anahtar Parti, Saadet ve Yeniden Refah tarafında da kapalı kapılar arkasında ortak aday çıkarma merkezli yoğun bir trafik yürütülüyor. Adalet Partisi lideri Vecdet Öz de geçenlerde “Hesapları doğru yapın, herkesi şaşırtacak gelişmeler var” diyerek bu arayışların sinyalini verdi.</p>
<p>“Bu neden önemli” derseniz; ortaya çıkacak tablo Cumhur İttifakı’nın kimi bileşenlerini bu yeni ittifaka doğru yönlendirebilir ki iktidar kanadı için hiç istenmeyen bir gelişme olur bu…</p>
<p>Bu arada geçtiğimiz aylarda Saadet Partisi'nin öncülüğünde İstanbul Çırağan Sarayı'nda Gelişen 8 Ülke (D8) Ekonomik İşbirliği Teşkilatı'nın 29. kuruluş yıl dönümüne ilişkin programı tekrar hatırlatmak isterim.</p>
<p>O toplantıda da yan yana gelen Saadet Partisi, Yeniden Refah Partisi, (kendini fesheden) Gelecek Partisi ve Deva Partisi Genel başkanları 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile verdikleri fotoğrafta adeta yepyeni bir ittifakın da ipuçlarını kayda geçirmişlerdi.</p>
<p>Ki bu birlikteliğin cumhurbaşkanı adayının da Ali Babacan olacağı öne sürüldü.</p>
<p>Sonradan bu birlikteliğin, özellikle AK Parti’den uzaklaşan muhafazakâr seçmene “iyi bir alternatif” olabileceği değerlendirmeleri yapıldı.</p>
<p>Yine Bülent Arınç’ın AK Parti'nin kuruluş yıl dönümü için hazırlanan ve yalnızca Recep Tayyip Erdoğan'ı öne çıkaran tanıtım videolarını ve partinin mevcut durumunu eleştirirken Ali Babacan için “Tarihi tersine çeviremezsiniz kardeşim... Orada yeri gelmiş Ali Babacan da var" ifadesini kullandığını da hatırlayın…</p>
<p>Ortada artık Kemal Kılıçdaroğlu’nun 6’lı Masa’sı yok. Bu durumda seçmen aritmetiğine bakarsanız Cumhur İttifakı dışında kalan partilerinin bir bütün olarak muhalefet kanadını temsil etmediği bir evrende oylar iktidar (artı DEM), muhafazakâr muhalefet ve sosyal demokrat muhalefet arasında bölünecek demektir. “Oy kullanmayacağım” diyen seçmeni de (ki oranları son araştırmalara göre yüzde 20’leri geçmiş durumda) göz önüne aldığımızda adeta dörde bölünmüş bir seçmen havuzu ortaya çıkar. Bu durum da ister istemez iktidar bloğunun işine yarar.</p>
<p>İşte böyle bir ortamda Ankara’da hemen (adet olduğu üzere) siyaset mühendisliği devreye giriyor. “Mühendisler”in önündeki temel soru, “muhafaza muhalefet kanadı ile iktidardan kopan/soğuyan muhafazakâr seçmeni nasıl iktidarla barıştırırız?”</p>
<p>Benim şahsi kanaatim boşa çaba ama adamlar da boşuna “mühendis” değil! Bir kaç yöntem üzerine yoğunlaşmışlar.</p>
<p>Bir taraftan Ali Babacan ve Partisi’nin Cumhur İttifakı içinde yer alması ama fiilen hükümette yer almaması (MHP örneğinde olduğu gibi); diğer yandan Deva Partisi’nin İttifakta yer alması ve Babacan’ın ekonomiden sorumlu cumhurbaşkanı yardımcısı olması gibi fikirleri var.</p>
<p>Bu fikirlere karşılık, Deva Partisi’nin muhalefet cephesinde kalması, seçimde toplayacağı oy oranına göre ittifaka dahil edilmesi gerektiğini dile getirenler de var.</p>
<p>Tabii bir de “artık yarı-başkanlık sistemine geçelim; parlamentodan bir başbakan seçilsin” diyen cephe var. Burada ilginç bir durum ortaya çıkıyor; yarı-başkanlığa geçilsin diyen muhalif kesimler Mansur Yavaş’ın cumhurbaşkanı, Babacan’ın başbakan olmasını öneriyorlar, yarı-başkanlığa geçilsin diyen iktidar çevreleri ise cumhurbaşkanı Erdoğan, başbakan Babacan olsun görüşünü dile getiriyorlar. Mühendislerin hikmetinden sual olmaz ama bu Babacan merakı gerçekten ilginç!</p>
<p>Oysa siyaset mühendisliğinden öte bir şey var; İnsanlar yalnızca değişim istemiyor. Değişimin ehil ellerde yönetilip yönetilemeyeceğini de bilmek istiyor. Ekonomi, dış politika, adalet, eğitim, enerji, tarım, savunma, teknoloji, sağlık ve kamu yönetimi alanlarında inandırıcı, net politikalar duymak istiyorlar. Güvenin, hukukun, liyakatin, üretimin yeniden inşasını hayal ediyorlar. Ve bu talepler tek başına bir ismin kabinede ya da ittifakta yer alarak çözülebilecek talepler değil!</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/siyaset-muhendisleri-is-basinda-90869</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Siyaset mühendisleri iş başında ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomide-uclu-sikisma-yuksek-enflasyon-fon-krizi-ve-kuresel-soklar-90868</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomide üçlü sıkışma: Yüksek enflasyon, fon krizi ve küresel şoklar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’de 2023 yılından bu yana uygulanan ekonomi programının başarısı, yalnızca sıkı para ve maliye politikalarının sürdürülmesine değil, bunları destekleyecek yapısal politikaların hayata geçirilmesine de bağlı. Zira yüksek faiz ve mali disiplin yoluyla enflasyonu düşürmeye çalışırken ekonominin üretim kapasitesini, rekabet gücünü ve finansal istikrarını korumak gerekiyor. Ancak yapısal zeminin gereken desteği sağlamadığı bir ortamda, enflasyonda istenilen başarı sağlanamıyor ve programın ekonomi üzerindeki maliyeti de artıyor. Üstelik son dönemde yaşanan fon krizi ve küresel finansal şoklar, bu sorunları daha da artırıyor.</p>
<h2>İç talepte yavaşlama, hanehalkında güven kaybı</h2>
<p>Yüksek enflasyon, Türkiye ekonomisinin en önemli sorunlarından biri olmaya devam ediyor. Enflasyonla mücadele kapsamında uygulanan yüksek faizler ve mali sıkılaşma ise ekonomik faaliyet üzerinde önemli bir yük oluşturuyor.</p>
<p>Ücret artışlarının enflasyonun gerisinde kaldığı kesimlerde satın alma gücü azalırken, yüksek faizler de tüketimin finansmanını zorlaştırıyor. Bunun sonucunda iç talepteki yavaşlama giderek belirginleşiyor.</p>
<p>Üstelik bu dönemde yaşanan fon krizi, hanehalkının yalnızca gelirlerini değil, birikimlerini de olumsuz etkiledi. Konutunu veya aracını satarak fonlara yatırım yapan bazı hanelerin yaşadığı kayıplar, krizin toplumsal boyutunu da ortaya koyuyor.</p>
<p>Fon krizinin etkileri yalnızca doğrudan zarar gören yatırımcılarla sınırlı değil. Finansal sisteme duyulan güvenin zayıflaması, tasarruf ve tüketim kararlarını da etkiliyor. Nitekim TÜİK tarafından açıklanan Tüketici Güven Endeksi, ekimde yüzde 7,7 düşüşle endeksteki en sert aylık düşüşlerden birini sergiledi.</p>
<h2>İhracatçı hem içeride hem dışarıda sıkışıyor</h2>
<p>İç talepteki yavaşlamayı ihracat yoluyla telafi etmek de giderek zorlaşıyor.</p>
<p>Türkiye’de yüksek enflasyon, üretim ve iş gücü maliyetlerini artırırken, nominal kur artışlarının bu maliyetlerin gerisinde kalması ihracatçının fiyat rekabetini zayıflatıyor. Firmalar, yüksek üretim ve finansman maliyetlerini dış pazarlardaki satış fiyatlarına aynı ölçüde yansıtamıyor.</p>
<p>Buna ABD’nin uyguladığı gümrük tarifeleri ve Asya ülkelerinden gelen yoğun fiyat rekabeti de eklendi. Özellikle düşük ve orta-düşük teknoloji yoğunluğuna sahip sektörlerde faaliyet gösteren ihracatçılar, dış pazarlarda rekabet güçlerini korumakta zorlanıyor.</p>
<p>Dolayısıyla firmalar bir taraftan daralan iç talep, diğer taraftan zayıflayan dış rekabet gücü nedeniyle üretim, istihdam ve yatırım kararlarını yeniden değerlendirmek zorunda kalıyor.</p>
<h2>Fon krizi şirketlerin nakit dengesini bozuyor</h2>
<p>Ekonomideki mevcut sıkışıklığı artıran bir diğer gelişme, finansal piyasalarda yaşanan fon krizi.</p>
<p>Özellikle şirketlerin günlük nakit akışını değerlendirmek için kullandıkları para piyasası fonlarına yönelik güven kaybı, likidite yönetimini zorlaştırıyor. Buna özel sektör tahvil ve bono piyasasındaki sorunlar da ekleniyor.</p>
<p>Yeni ihraçların zorlaşması, bazı şirketlerin borç ödemelerini ötelemesi ve borsada işlem gören şirketlerde yaşanan sert değer kayıpları, şirketlerin nakit açığı adına kırılganlıkları artırıyor. Bir şirketin nakit sıkışıklığı nedeniyle ödemelerini geciktirmesi, alacaklı durumdaki diğer şirketlerin de ödeme kapasitesini olumsuz etkileyebiliyor. Özellikle kısa vadeli finansmana bağımlı ve nakit rezervleri sınırlı küçük ve orta ölçekli işletmeler açısından bu risk çok daha yüksek.</p>
<h2>Küresel finansman koşulları da zorlaşıyor</h2>
<p>Türkiye ekonomisindeki bu sıkışıklık, küresel enflasyon ve finansman risklerinin arttığı bir döneme denk geliyor.</p>
<p>Jeopolitik gelişmelerin enerji fiyatları üzerindeki etkileri, küresel enflasyon görünümünü olumsuz etkiliyor. Bu durum, gelişmiş ülke merkez bankalarının faiz artışına gitmesine sebep oldu.</p>
<p>Gelişmiş ülkelerde uzun vadeli tahvil faizlerinin yüksek seyretmesi ise Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarını olumsuz etkileyebiliyor. Küresel yatırımcıların gelişmiş ülke tahvillerinden yüksek getiri elde edebilmesi, gelişmekte olan ülkelerin finansmana erişimini zorlaştırıyor.</p>
<h2>MSCI uyarısı dikkate alınmalı</h2>
<p>Küresel finansman koşullarındaki bozulmaya, Türkiye’nin uluslararası sermaye piyasalarındaki konumuna ilişkin riskler de ekleniyor.</p>
<p>MSCI, ekim ayında Türkiye hisse senedi endekslerindeki bazı değişiklikleri geçici olarak dondurdu. Piyasa şeffaflığı, halka açıklık oranları ve koordineli işlem şüphelerine ilişkin sorunların giderilmemesi halinde Türkiye’nin piyasa sınıflandırmasının yeniden değerlendirilebileceğini açıkladı.</p>
<p>Endonezya örneği, bu uyarının önemini gösteriyor. MSCI, benzer sorunlar nedeniyle ekim ayında Endonezya’nın daha alt bir piyasa kategorisine alınmasına yönelik istişare süreci başlattı.</p>
<p>Türkiye’nin de Haziran 2027’ye kadar piyasa gözetimi, denetim ve yaptırım kapasitesini güçlendirmesi, şeffaf raporlama standartlarını iyileştirmesi gerekiyor. Aksi halde olası bir statü değişikliği, uluslararası fonların Türkiye yatırımlarını azaltmasına ve finansal piyasalardaki baskının artmasına neden olabilir.</p>
<h2>Yüksek enflasyon ve iç-dış şokların domino etkisi</h2>
<p>Bir tarafta yüksek enflasyon ve zayıflayan talep nedeniyle azalan nakit girişleri, diğer tarafta fon krizi ve küresel şoklar sebepleriyle artan finansman maliyetleri ve borç ödeme yükümlülükleri bulunuyor.</p>
<p>Özellikle firmaların yaşayabileceği ödeme güçlüklerinin, şirketler arası ticari ilişkiler üzerinden ekonominin geneline yayılma riski bu dönemde ilgili finansal kurumlar tarafından yakından izlenmelidir. Zira bu riske karşı bir önlem olarak TCMB’nin, yıl sonuna kadar itfası gelecek TL cinsi borçlanma araçlarının ödenmesi için kullandırılacak özel sektör borçlanma araçlarını, kredi büyüme sınırından istisna tutması önemli bir adım oldu.</p>
<p>Bu süreçte, fiyat istikrarı hedefinden ödün vermeden, geçici likidite sıkışıklığı yaşayan ancak ödeme gücü bulunan firmalara yönelik hedefli tedbirlerin alınması gerekiyor. Ticari kredi düzenlemeleri, kredi garanti mekanizmaları ve gerektiğinde borçların yeniden yapılandırılması bu kapsamda değerlendirilebilir.</p>
<p>Bununla birlikte fon piyasalarına güvenin yeniden tesis edilmesi ve özel sektör borçlanma araçları piyasasının işleyişinin güçlendirilmesi için gereken yapısal zeminin tesis edilmesi de azami önem taşıyor. </p>
<p>Bu nedenle yapısal reformların hızlandırılması ve reel sektörün finansal kırılganlıklarını azaltacak önleyici tedbirlerin uygulanması ekonomik istikrar açısından kritik önemde yer alıyor  </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomide-uclu-sikisma-yuksek-enflasyon-fon-krizi-ve-kuresel-soklar-90868</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomide üçlü sıkışma: Yüksek enflasyon, fon krizi ve küresel şoklar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/issizligi-azaltamiyorsan-tanimini-degistir-90867</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşsizliği azaltamıyorsan tanımını değiştir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ekonomik güvencenin, ihtiyaçların giderilmesini sağlayan gelir kaynağının kaybı, “ailenin rızkını sağlayan kişi” rolünün bitmesi, zaman duygusunu ve buna bağlı olarak düzen algısını kaybetmek.</strong></p>
<p><strong>TÜİK</strong> de böyle yapıyor zaten… Anketlerinde <strong>son 4 haftadır iş aramayanı</strong>, “<strong><em>işi var</em></strong>” sayıyor ve işsizlik oranına katmıyor. Zaten “<strong>iş beğenmiyorlar</strong>” söylemindeki yandaşlar da <strong>bu algıya hizmet</strong> ediyor. Oysa şu anda her <strong>3 kişiden birinin işi yok</strong> ve bu daha iyi günlerimiz. Asıl <strong>sonbaharda gör işsizlik belasını</strong>…</p>
<p>Arkadaşımız <strong>Talip Aktaş</strong> araştırdı ve <strong>Ekonomi Masası</strong>’nda anlattı: TÜİK’in <strong>%8,5</strong> olarak verdiği rakamı, <strong>işgücüne katılım</strong> üzerinden hesapladığınızda; <strong>%36,6</strong> oluyor. Çalışma çağındaki <strong>67,2 milyonun</strong> ancak 32,5 milyonu istihdama katılmış. Eğer <strong>AB</strong> işgücüne katılımıyla hesaplarsak <strong>gerçek işsizlik; %36,36</strong> olur.</p>
<p><strong>EKONOMİNİN EN BÜYÜK SORUNU NEDİR?</strong></p>
<p><strong>Asal Araştırma</strong>’nın anketine bakıyoruz; Yatırım fonu borsa krizi: <strong>%26,5</strong>, Enflasyonun yüksekliği: <strong>%22.2</strong>, Gıda fiyat artışı: %<strong>13.0</strong>, Kira konut fiyat artışı: <strong>%6.8</strong>, Elektrik su, doğalgaz, aidat yüksekliği: <strong>%5.5</strong>, İşsizlik: %5.0, Faizlerin yüksekliği: <strong>%5.0</strong>, Ekonomi yönetimi: <strong>%4.8</strong>, Akaryakıt fiyat yüksekliği: <strong>%3.7</strong>.</p>
<p>Görünen o ki <strong>FON rezaleti</strong> ve <strong>fiyat artışlarından</strong> sonra ekonomide <strong>en büyük sorun işsizlik</strong>… Geçen yıl <strong>930 bin üniversite diploması</strong> ürettik fakat <strong>%20’sine</strong> iş bulabildik. Gerisi <strong>ev genci</strong> kadrolarına(<strong>!</strong>) dâhil oldu. Ekonomi küçülürken <strong>işsizliğin tırmanması</strong> bir yana, <strong>kaç işsizimiz var</strong>, bunu dahi bilemiyoruz.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / İşsizliğe dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Kimin sorunu? </em></strong></p>
<p>Siyasetçi için: “<strong>en büyük sorun</strong>” olarak tanımlanabilir. Ancak önceliği değilse, <strong>popülist</strong> bir söylemden öteye geçemez. <strong>Ekonomi bürokratı</strong> için: bir istatistikten ibaret. Kamu güvenliği için potansiyel suçlu.</p>
<p><strong><em>İşveren ne diyor?</em></strong></p>
<p>Akıllı işveren için “<strong>henüz iş veremediği kişi</strong>” ancak akılsız işveren için; “<strong>otomasyon sayesinde işten çıkardığı kişi</strong>.” Çalışan için; “<strong>ben de işsiz kalabilirim</strong>” kaygısı. Sendikacı için <strong>işsizlik diye bir dert yok</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>İŞSİZLİK; SAHİPSİZLİK VE TOPLUMSAL ZENGİNLİĞİN TAŞRASINA İTİLMİŞLİKTİR</strong></p>
<p><strong>Hayat standardının düşmesi</strong>, çalışmaktan vazgeçme, <strong>işlerin angarya gibi gelmesi</strong>, iş ve iç disiplinin bozulması, <strong>aileye yansıyan sorunlar</strong> ve tehlikeli bir geleceğin inşası. Ekonomik güvencenin ve ihtiyaçların giderilmesini sağlayan gelir kaynağının kaybı, “<strong>ailenin rızkını sağlayan kişi</strong>” rolünün sonu.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>İŞSİZLİK LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Manşet işsizlik</strong>: Resmi rakamlarla dar tanımlı olandır. Çalışma çağında ama iş aramayanlardır</p>
<p><strong>Ev genci</strong>: Hem eğitim talebi olmayan hem de iş aramayan, ailesi imkânlarıyla yaşayanlar</p>
<p><strong>Geniş tanımlı işsizlik</strong>: Son 4 haftadır iş aramayanları da işsiz sayan ancak çalışma yaşındakiler</p>
<p><strong>İstihdama katılım</strong>: Çalışma çağındaki 15-64 yaş aralığındakilerin aktif olarak iş arama süreci</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/issizligi-azaltamiyorsan-tanimini-degistir-90867</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/issizlik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşsizliği azaltamıyorsan tanımını değiştir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/emekliye-mujde-90866</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Emekliye müjde!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kaybedileni, üstelik tümünü de değil bir kısmını bulup yerine koymak ne zamandan beri müjde oldu? Konulup konulmayacağı ya da ne ölçüde konulacağı da kesin değil ya… Bu durum için <strong>“ölümü gösterip sıtmaya razı etmek”</strong> mi demeli ki?</p>
<p>Yeni yıl yaklaşıyor ve memur ve memur emeklileriyle işçi emeklileri için müjde üstüne müjde veriliyor. Özellikle de emekliler için. Müjde diye lanse edilenlere, edilmeye çalışılanlara bakıyorsunuz, bu kavramın da içi çoktan boşaltılmış.</p>
<p>Neymiş müjde; emekliler enflasyon farkının üstünde artış alabilirmiş, bütçe buna elverecek şekilde yapılmış.</p>
<p>Seçime giderken memura da, emekliye de, çiftçiye de her zamankinden daha fazla para verildiğini, yine aynısının yapılacağını herhalde bilmeyen yoktur. Acaba yine seçimin ön hazırlığı mı yapılıyor?</p>
<p>Seçim için ya da değil, şöyle dişe dokunur bir ek artışa kimse tabii ki bir şey demez, niye desin. Ama acaba yapılacağı söylenen ek artış emeklinin geçmiş kayıplarını bile telafi etmiyorsa…</p>
<p>Enflasyonun üstünde olacağı ileri sürülen artışla maaşlarda şimdiye kadar oluşan kayıplar telafi mi edilecek yani? Ancak böyle bir durumda müjdeden söz edilebilir.</p>
<h2>Biraz hesap yapmalı</h2>
<p>Bir kere emekliye 2027 için enflasyonun ne kadar üstünde artış verileceği kesin değil.</p>
<p>Ek bir artış söz konusu olacaksa bile bunun tüm emeklileri kapsayıp kapsamayacağı da belli değil. Çünkü en düşük aylık alanlar için farklı senaryolar, 65 yaş üstü için farklı senaryolar söz konusu.</p>
<p>Dolayısıyla şimdiden bütün emeklileri umutlandıracak şekilde bol keseden müjde dağıtmanın gereği yok.</p>
<p>Kaldı ki diyelim enflasyonun hatırı sayılır ölçüde üstünde bir artış söz konusu oldu ve yine diyelim ki bu tüm emeklileri kapsadı.</p>
<p>Peki bu artış ya ancak şimdiye kadarki kayıpları telafi ediyorsa, hatta tüm kayıpları telafi etmekten bile uzak kalıyorsa…</p>
<p>İşte o yüzden hangi oranın gerçek anlamda müjde olduğunu ifade etmeden önce emeklilerin <strong>“enflasyon kadar fark aldıkları halde”</strong> enflasyona nasıl yenik düştüklerini irdelemek gerekiyor.</p>
<h2>Enflasyon herkes için farklıdır </h2>
<p>Enflasyon farkı verilirken esas alınan TÜİK’in enflasyon hesaplamasının eksiksiz yapıldığını varsayalım. Ama önce şunu belirtmeliyim; bu hesaplama kim tarafından yapılırsa yapılsın ve ne kadar gerçeğe yakın olursa olsun herkes için tam doğru oranı yansıtmaz. Çünkü herkesin enflasyonu farklıdır.</p>
<p>Örneğin kendi evinde oturan için kiranın önemi yoktur, örneğin küçük bir şehirde oturan için ulaşım masrafı önemsizdir, çocuğun özel okula mı devlet okuluna mı gittiği fark yaratır; gibi gibi…</p>
<p>Açıklanan oran, tam anlamıyla doğru ve eksiksiz olsa bile Türkiye ortalamasını gösterdiği için herkes için kapsayıcı olmayabilir, kimilerine doğru gelmeyebilir.</p>
<p>Bu kaydı düştükten sonra devam edelim…</p>
<p>Enflasyon oranı tamam, kimse kuşku duymuyor, hükümet de enflasyon farkını maaş ve ücretlere yansıtıyor.</p>
<p>Bu durumda <strong>“Daha ne olacak, işte enflasyon kadar fark veriliyor ve çalışanlarla emekliler enflasyona ezdirilmiyor”</strong> demek mümkün mü?</p>
<p>İktidar için tabii ki mümkün. Hesap ortada çünkü, fark veriliyor işte.</p>
<p>Ama matematik pek öyle demiyor. Enflasyon farkı adı altında yapılan artışı geride kalan altı ayın enflasyonuyla sınırlı tutmak zaten her altı aylık dönem itibarıyla çalışanın da, emeklinin de gelirini reel olarak azaltmak demek.</p>
<p>Son iki yılı esas alarak oluşturduğum grafikte ne demek istediğim çok somut olarak görülüyor.</p>
<p>2025 yılının ocak ayına gelinmiş, 2024’ün ikinci yarısındaki enflasyon farkı verilmiş, varsayalım çalışan ve emeklilerin daha önceki dönemden hiçbir alacağı yok, beyaz bir sayfa açılmış ve 2025’in ilk altı ayında geçerli olacak artış uygulanmış. Gelir altı ay süreyle sabit, peki bu altı ayda fiyatlar artmış mı, tabii ki artmış.</p>
<p>Yıl ortasına gelinmiş, bu sefer geride kalan altı ayın farkı eklenmiş, ücretler enflasyona dokunur gibi olmuş, sonra fark yine açılmaya başlamış.</p>
<h2>En az yüzde 8 kayıp var </h2>
<p>2026 enflasyonunu ekim, kasım ve aralık için yüzde 2, yüzde 1,5 ve yüzde 1,5 artış yaşanacağı varsayımıyla hesaplıyorum. Buna göre çalışan ve emeklilerin enflasyon karşısındaki iki yıllık kaybı yüzde en az 8 dolayında.</p>
<p>Şimdi bu orana bakarak “İki yıl için yalnızca yüzde 8 mi, pek bir şey değilmiş” denilemez. Çünkü iki yıldan beri oluşan bir kayıptan söz ediyoruz ve bu oran reele getirildiğinde çok daha yüksek çıkar. Ayrıca TÜİK’in enflasyonunun herkesi eksiksiz kapsadığı gibi bir varsayımla hareket ettiğimi de bir kez daha belirtmek isterim.</p>
<h2>“Ek artış verilecek, dertler bitecek!”</h2>
<p>Son dönemde iktidar kanadından bile daha aceleci davranıp her şey karara bağlanmış ve emekliyi adeta uçuracak artışlar verilecekmiş gibi tutum takınanlar var.</p>
<p>Birincisi artışın ne boyutta olacağı netleşmiş değil.</p>
<p>İkincisi artışın 2027 başında mı, yoksa ikinci yarıda mı gündeme geleceği de netleşmiş değil.</p>
<p>Unutulmasın, en son yapılan en çok akılda kalandır.</p>
<p>Seçim 2028’de olacaksa bu yılın ilk yarısı için bir düzenleme yapılma olasılığı düşüktür.</p>
<p>Kaldı ki bir kez daha üstüne basa basa vurgulamak gerekir, bu ek artışlar verilse bile geçmişteki kayıplar ancak belli ölçüde telafi edilecektir, o kadar.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae422c9eb404-1793336009.png" alt="" width="404" height="373" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/emekliye-mujde-90866</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/02/yuzde-49a-cikan-emekli-maas-artisinda-seyyanen-endisesi-ovaw_cover.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Emekliye müjde! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/norvec-varlik-fonu-cop-hisseleri-neden-aldi-90865</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Norveç varlık fonu çöp hisseleri neden aldı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hisse fiyatları iner, çıkar. Borsada zarar etmek de yatırımın doğasında var. Ancak dünyanın en büyük devlet fonlarından Norveç Varlık Fonu’nun Türkiye’deki yatırımları ciddi bir soruyu gündeme getiriyor: Gelecek kuşakların petrol gelirlerini yöneten bu dev fon, neden Borsa İstanbul’da yatırımları arasına neden çöp hisseleri de kattı? Tamam küçük yatırımcı pazarlama faaliyetlerinin ve fısıltı gazetesinin kurbanı olup kandırıldı, peki Norveç Varlık Fonu nasıl zokayı yuttu?</p>
<p>Fonun 30 Haziran 2026 itibarıyla Türkiye’de soruşturulan şirketlerden 10’unda yaklaşık 208 milyon dolarlık yatırımı bulunuyordu. Bunlardan Destek Finans Faktoring, Odine Solutions ve Tera Grubu’nun bazı şirketleri fon krizinin ardından yürütülen soruşturmalar ve tutuklamalarla gündeme geldi, sonra da taban taban giderek hayli küçüldüler. Bundan tabii ki Norveç Varlık Fonu da etkilendi. Rakamı bilemesek de zararın oransal olarak hayli yüksek olduğu açık. 1,85 trilyon doları yöneten bir fon için rakam önemli olmayabilir ama gelişmekte olan bir piyasada “köylü kurnazları” tarafından “çırak çıkartılmak” pek de kolay sineye çekilebilecek bir olay olmasa gerek.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ae41e5fa354e-1793334879.jpg" alt="" width="700" height="467" />
<figcaption><strong>Norveç Varlık Fonu CEO'su Nicolai Tangen</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>YATIRIM KARARLARINI KİMLER VERDİ? </strong></p>
<p>Merak ediyorum Norveç fonu bu şirketleri hangi gerekçeyle seçti? Finansal tabloları mı cazip buldu, büyüme beklentilerine mi güvendi, yoksa piyasa fiyatlarının yükselişini mi izledi? Yatırım kararlarını kimler verdi? Kararı verenleri Türkiye tarafında kim ikna etti? Bu ikna operasyonunda “kerameti kendinden menkul altın çocuklar” tarafından memnun edilenler oldu mu? “Bu hisseleri biraz taşıyın” veya “Uzun vadede iyi olacak?” mı dendi. Bunların yanıtını fonun kendisi araştırıp, vermeli.</p>
<p>Fonun CEO’su Nicolai Tangen, dünyanın önde gelen şirketlerinin yöneticilerini karşısına alıp kararlarını sorgulayan bir isim. Yönettiği dev varlık, ona yalnızca büyük bir güç değil, büyük bir sorumluluk da yüklüyor. Türkiye’deki yatırımların sonuçları da aynı titizlikle incelenmeli. Norveç Varlık Fonu, Türkiye’deki hisse senedi portföyünü ve dış portföy yöneticilerini gözden geçirdiğini açıkladı. İyi de bu inceleme, yalnızca fiyatların neden düştüğünü araştırmakla sınırlı kalmamalı. Asıl mesele, bu hisselerin baştan neden tercih edildiği. Dünyanın en büyük fonlarından biri, milyarlarca dolarlık portföy yönetirken bunun gibi çöp hisseleri hangi yatırım teziyle seçtiğini kamuoyuna anlatmalı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/norvec-varlik-fonu-cop-hisseleri-neden-aldi-90865</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Norveç varlık fonu çöp hisseleri neden aldı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-90863</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasa haftayı nasıl kapatacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Fed ve ECB Faizi Sabit Tuttu! Piyasa Haftayı Nasıl Kapatacak? | Ekonomi Masası | 30 Ekim" src="https://www.youtube.com/embed/p93bKLuj4ds" width="1030" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-90863</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/9/1280x720/seref-oguz-berfin-cipa-1778218088.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/veri-ekonominin-temel-hammaddesi-oldu-yapay-zeka-fabrikasina-donusuyoruz-90864</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Veri’ ekonominin temel hammaddesi oldu, ‘yapay  zeka fabrikası’na dönüşüyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TÜRKİYE</strong>-İsveç İş Konseyi Başkanı olan NGN Bilgi ve İletişim Hizmetleri CEO’su <strong>İnanç Erol, </strong>Brüksel’de (Belçika) Türkiye-Avrupa İş Konseyleri’nin düzenlediği <strong>“II. Türkiye İş Zirvesi”</strong>nde karşılaştığımızda ön bilgiyi verdi:</p>
<p>-          <strong>10 yıl önce İstanbul’da kurduğumuz veri nerkezimiz </strong>“Star of Bosphorus”<strong>un kapasitesini büyütüyoruz. Fransız telekom devi Orange ile stratejik işbirliğine imza atıyoruz. Bunun için 40 milyon dolarlık </strong>“yeşil finansman” <strong>sağlıyoruz.</strong></p>
<p>Brüksel’den döndükten birkaç gün sonra NGN’den <strong>İrem Yiğit, </strong>Orange Business, Yapı Kredi ve Garanti BBVA’nın logolarının da yer aldığı davetiyeyi gönderdi:</p>
<ul>
<li><strong>NGN ile Orange Business stratejik işbirliğini duyuruyor…</strong></li>
<li><strong>İstanbul’un küresel dijital ekonominin merkez üssü konumunu güçlendirdiği günümüzde NGN’in </strong>“Star of Bosphorus Veri Merkezi”, <strong>Türkiye’nin büyüyen dijital ekonomisini desteklemeye kararlılıkla devam ediyor.</strong></li>
</ul>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ae41d9f51a2f-1793334687.jpg" alt="" width="600" height="621" />
<figcaption><strong>İnanç Erol - Sinan Yüksel</strong></figcaption>
</figure>
<p>Bu önemli işbirliğinin ve 40 milyon dolarlık finansmanın anlatıldığı buluşmaya gittim. <strong>İnanç Erol</strong>’un ev sahipliğindeki toplantıya Orange Business Türkiye Genel Müdürü <strong>Sinan Yüksel, </strong>Yapı Kredi Bankası Genel Müdür Yardımcısı <strong>Tolga Özdemir, </strong>Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı <strong>Sinem Edige </strong>de katıldı.</p>
<p><strong>İnanç Erol, </strong>Sanayi ve Teknoloji Bakanı <strong>Mehmet Fatih Kacır</strong>’ın sıklıkla vurguladığı vizyonu anımsatarak söze girdi:</p>
<p>-          <strong>Ülkemizi teknolojide, yapay zekada, veri merkezlerinde ve dijital altyapılarda küresel ölçekte rekabet eden bir merkez haline getirme vizyonuna, biz de yaptığımız yatırımlarla katkı sunuyoruz.</strong></p>
<p>Güçlü dijital altyapıların Türkiye’nin teknoloji ekonomisindeki yerini belirleyeceğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Veri artık ekonominin temel hammaddesidir. Veriyi işleyebilen, koruyabilen ve yönetebilen ülkeler geleceğin ekonomik rekabetinde öne çıkacak. Biz de NGN olarak bu dönüşümün altyapısını inşa etmek için çalışıyoruz.</strong></p>
<p>NGN’in 400 kişilik güçlü bir ekiple faaliyet gösterdiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>2027 ve 2028 bütçe projeksiyonlarımız kadromuzun 500 kişiyi aşacağını öngörüyoruz. Mevcut kadromuzun yüzde 60’ı mühendislerden oluşuyor.</strong></p>
<p>Genç mühendisleri NGN kadrosuna kazandırdıklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Yapay zeka, bulut teknolojileri, siber güvenlik ve teknik hizmetler alanlarında yetiştiriyor, uluslararası sertifikasyon süreçlerinden geçiriyor ve yüksek yetkinliğe sahip insan kaynağı olarak sektörümüze kazandırıyoruz.</strong></p>
<p>Ankara’da açacakları Teknokent ofisine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Bu ofisle hem bölgesel büyümemizi hızlandırmayı hem de Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu nitelikli teknoloji insan kaynağının yetiştirilmesine katkı sağlamayı hedefliyoruz.</strong></p>
<p>Bulut ve altyapı hizmetlerini Ankara ve İzmir’de de konumlandırdıklarını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Amacımız yalnızca büyümek değil, daha fazla istihdam yaratmak, daha fazla teknoloji üretmek, daha fazla servis ihracatı gerçekleştirmek ve ülkemize daha yüksek katma değer sağlamak.</strong></p>
<p>Fransa’nın telekom devi Orange Business ile işbirliğine geçti:</p>
<p>-          <strong>Orange Business ile işbirliği bizim için çok önemli bir adım. Bu tür global kurumların altyapıya güvenmeleri, o mühendislik seviyesini geçebilmek, müşterilerinin verilerini buraya getirebilmek, saklayabilmek ve buradan hizmet üretmek çok büyük adımlar.</strong></p>
<p>Anlaşmanın henüz ilk ayağı olduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Önümüzdeki dönemde süratle büyümesini bekliyoruz. Orange ile birlikte yapay zeka altyapısına hizmet sağlayacağız. Veri barındırma alanında hizmet sağlayacağız ve büyük müşterilerin bulut hizmetlerini buradan vereceğiz.</strong></p>
<p>Bu anlaşmanın ihracat kapısı da açacağını aktardı:</p>
<p>-          <strong>Bu ne demek sadece Türkiye değil, dünyadaki Orange’ın büyük müşterilerine bölgeye hem hizmet vereceğiz hem de ihracat yapacağız.</strong></p>
<p><strong>İnanç Erol, </strong>toplantıya katılan bankacılara döndü:</p>
<p>-          <strong>Bu proje için Garanti BBVA ve Yapı Kredi konsorsiyumundan 40 milyon dolarlık yatırım finansmanı sağladık. Yapay zeka altyapımızı Amerikalı teknoloji devleri NVIDIA ve HPE GreenLake çözümü ile kurduğumuz stratejik iş birlikleriyle güçlendirdik.</strong></p>
<p><strong>“Star of Bosphorus Veri Merkezi”</strong>ni NVIDIA sertifikalı bir <strong>“Yapay Zeka Fabrikası”</strong> seviyesine taşımayı hedeflediklerini paylaştı:</p>
<p>-          <strong>16 MW’tan 22 MW’a ulaşan kapasitemizi geleceğin yapay zeka ihtiyaçları için planlıyoruz. Hedefimiz yapay zeka modellerinin eğitildiği, yüksek performanslı hesaplamaların gerçekleştiği, şirketlerin dönüşümünü destekleyen yeni nesil bir dijital altyapı oluşturmak.</strong></p>
<p>Şu noktaya vurgu yaptı:</p>
<p>-          <strong>Önümüzdeki dönemde yapay zekaya hazır kurumlar ve yapay zekaya hazır ekonomiler fark yaratacak. Biz de bu dönüşümün altyapısını Türkiye’de kurmaya devam edeceğiz.</strong></p>
<p>Sürücüsüz araçların gün geçtikçe yaygınlaşması, uçan otomobillerin gündeme gelmesi, deniz altına ve uzaya kurulacak veri merkezleri, karanlık fabrikalar ve yapay zeka kaynaklı hızlı büyüme, dünyada veripatlaması sağlıyor.</p>
<p>Bu ortamda veri merkezlerinin kritik önemi daha da artıyor. Çin, ABD ve Avrupa ülkeleri bu alana milyarlarca dolarlık yatırım yapıyor. Türkiye de 250 MW olan kapasiteyi 2030’a kadar 1 GW’a çıkarma hedefi belirlemiş bulunuyor…</p>
<p><strong>“Star of Bosphorus Veri Merkezi” </strong>de yaptığı yatırımlarla bu yarışta yerini alıyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ulusal güvenlik ve ekonomik bağımsızlığın ayrılmaz parçası oluyor</span></h2>
<p><strong>DIŞ </strong>Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) çatısı altındaki Dijital İş Konseyi Yönetim Kurulu Üyesi ve Bulut Bilişim Komite Başkanı olan <strong>İnanç Erol, </strong>Orange ile işbirliği konusunda şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Bu entegrasyon, veriyi ülkede tutma vizyonunu destekleyen adımlardır. Bunu da ulusal güvenlik ve ekonomik bağımsızlığın ayrılmaz bir parçası olarak görüyorum.</strong></p>
<p>Bu yılın başında yaptıkları işbirliğine değindi:</p>
<p>-          <strong>Bu yılın başında yapay zeka, büyük veri analitiği alanlarında çözümler geliştiren yerli teknoloji şirketi Cerebrum Tech ile güçlü işbirliği yaptık.</strong></p>
<p>Projeyi yeşil finansman kriterleri kapsamında hayata geçirdiklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Yeşil finansmana erişim için veri merkezlerinin yüksek enerji verimliliği standartlarını karşılaması, sürdürülebilirlik hedeflerine hizmet etmesi ve uluslararası çevresel kriterlere uygun şekilde işletilmesi gerekiyor. </strong>“Star of Bosphorus” <strong>olarak kriterleri sağladık.</strong></p>
<p><strong>“Star of Bosphorus Veri Merkezi”</strong>nin <strong>“LEED Gold Sertifikası”</strong>na sahip olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Bu da yatırımımızın yalnızca teknolojik değil, çevresel açıdan da geleceğe hazır olduğunu gösteriyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Global müşterilerin taleplerine baktık, bu işbirliğine girdik</span></h2>
<p><strong>ORANGE</strong><strong> </strong>Business Türkiye Genel Müdürü Sinan Yüksel, önce Orange Grubu’nun verilerini paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Orange Grubu, 300 milyon müşterisi, 155 bin çalışanı ile 40 milyar Euro ciroya ulaşıyor. Grubumuzun küresel veri ve iletişim ağı 200’den fazla ülkeyi ve bölgeyi kapsıyor. Orange’ın fiber altyapısı dünyanın çevresini 8 kere dönecek uzunluğa ulaşıyor.</strong></p>
<p>NGN ile 10 yıldır çalıştıklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Global müşterilerimiz ihtiyaçları doğrultusunda talepte bulunuyor, biz de o çerçevede en uygun veri merkezi sağlayıcısını buluyoruz.</strong></p>
<p>NGN’i seçme nedenlerinin altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>NGN’in 500 personelinden 300’ünün mühendis olması bizim açımızdan çok önemli. Beklediğimiz teknik gereksinimleri karşılıyorlar.</strong></p>
<p>Türkiye’nin bölgedeki konumuna işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’nin Körfez ülkelerinin de yer aldığı bölgeye göre maliyet açısından da verimliliği söz konusu.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Veri merkezi finansmanı ilk örnek, devamı da gelir</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae41dc937e73-1793334729.png" alt="" width="172" height="173" /></span><strong>YAPI</strong><strong> </strong>Kredi Bankası Genel Müdür Yardımcısı <strong>Tolga Özdemir,</strong><strong> </strong>NGN’in projesinin bankacılık sektörü açısından ilk olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Birçok orta, uzun vade finansmanda yer alıyoruz. Fakat çoğu zaten birbirini tekrar eden işler oluyor. Bu proje, veri merkezi finansmanı, bankacılık sektöründeki ilk örnektir. Devamının geleceğini düşünüyorum.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Tecrübe ettiğiniz işi yapmak bankacılık için biraz daha kolaydır. En zor iş ilk defa gelen bir işi finanse etmektir. İyi anlamak, iyi analiz etmek gerekiyor. Projeye ve o projede işbirliği yapanlara inanmak gerekiyor. Burada hepsi sağlandı, çok verimli iş oldu.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sürdürülebilirlik hedeflerini destekliyor</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae41de3dbbfe-1793334755.png" alt="" width="189" height="189" /></span><strong>GARANTİ</strong><strong> </strong>BBVA Genel Müdür Yardımcısı <strong>Sinem Edige,</strong><strong> </strong>9-20 Kasım 2026’da Antalya’da gerçekleşecek <strong>“COP31”</strong>e işaret etti:</p>
<p>-          “COP31” <strong>yaklaşırken sürdürülebilirlik hedeflerini destekleyen nitelikli yatırımların finansmanı oldukça önemli.</strong></p>
<p>NGN’nin yatırımının finansmanına değindi:</p>
<p>-          <strong>NGN’in yatırımı için yapılandırdığımız bu işlem de finansmanın şirketlerin teknoloji, enerji verimliliği ve iş modeli dönüşümünü destekleyen bir kaldıraç olarak nasıl kullanılabileceğini somut biçimde ortaya koyuyor.</strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/veri-ekonominin-temel-hammaddesi-oldu-yapay-zeka-fabrikasina-donusuyoruz-90864</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/4/1280x720/inanc-erol-1793347615.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘Veri’ ekonominin temel hammaddesi oldu, ‘yapay  zeka fabrikası’na dönüşüyoruz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/devlet-siyaset-iktidar-muhalefet-103-yilda-cumhuriyet-coskusuyla-atanin-huzurunda-90862</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Devlet-siyaset-iktidar-muhalefet 103. yılda Cumhuriyet coşkusuyla Ata’nın huzurunda</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>29 Ekim Cumhuriyet Bayramı ve Cumhuriyet’in 103’üncü yıldönümü tüm yurtta coşkuyla kutlanırken, Devlet erkanı, siyaset Anıtkabir’de buluştu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki devlet erkanı, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla Anıtkabir'i ziyaret etti. Anıtkabir’deki törene TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, kabine üyeleri, AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, Ana Muhalefet Lideri Özgür Özel, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İyi Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, yüksek yargı organlarının başkanları, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, kuvvet komutanları, siyasi partilerin temsilcileri ve diğer devlet erkanı yer aldı.</p>
<p>Farklı cephelerde yoğun mücadele Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye Cumhuriyeti'ni, devleti ve milletiyle birlikte müreffeh ve muzaffer yarınlara ulaștırmak için farklı cephelerde yoğun bir mücadele içindeyiz” mesajını verdi. Erdoğan, Anıtkabir Özel Defteri'ne şunları yazdı:</p>
<p>"Aziz Atatürk, bugün, uğruna büyük bedeller ödediğimiz Cumhuriyetimizin kuruluşunun 103'üncü seneidevriyesini kutluyoruz. Tarihimize yeni bir istikamet çizen bu önemli günde, zatıalinizi, silah arkadașlarınızı ve kahraman şehitlerimizi şükranla yad ediyorum. Türkiye Cumhuriyeti'ni, devleti ve milletiyle birlikte müreffeh ve muzaffer yarınlara ulaștırmak için farklı cephelerde yoğun bir mücadele içindeyiz.”</p>
<p><strong>Liderlerin kutlama mesajları</strong></p>
<p>Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel: Onların bize bıraktığı yarınla bugün biz yaşıyoruz. Şimdi bize düşen, bizden sonrakilerin yarınını kurmaktır. Çünkü bu memlekette yarın, hiçbir makamın, hiçbir imtiyazın değildir. Yarın milletindir.</p>
<p>MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli: Türkiye’de Cumhuriyet, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün eseridir. Türk varlığı imha edilmeye çalışılırken ortaya atılan manda ve himaye fikirlerine karşı Gazi Mustafa Kemal Atatürk tam bağımsızlığı savunmuştur.</p>
<p>İyi Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu: Cumhuriyet, bizim için kutlu bir emanettir. O emaneti yaşatmak ve yükseltmek de her birimizi eşit, hür ve onurlu vatandaş kılan Cumhuriyete karşı vazgeçilmez borcumuzdur.</p>
<p>CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu: Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçimi değil; aynı zamanda bir ahlak, adalet ve eşitlik idealidir, kimsesizlerin kimsesidir</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/devlet-siyaset-iktidar-muhalefet-103-yilda-cumhuriyet-coskusuyla-atanin-huzurunda-90862</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/2/1280x720/567-1793334186.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Devlet-siyaset-iktidar-muhalefet 103. yılda Cumhuriyet coşkusuyla Ata’nın huzurunda ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hal-yasasina-uymayanlara-para-ve-hapis-cezasi-geliyor-90861</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hal Yasası&#039;na uymayanlara para ve hapis cezası geliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Birkaç yasama döneminde üzerinde çalışılan ancak hayata geçmeyen Hal Yasası’nın bu dönem Meclis’ten geçmesi hedefleniyor. Hazine Maliye, Ticaret, Tarım ve Orman ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlıklarının hazırladığı Hal Yasası’na ilişkin 9 maddelik taslak metnin Meclis mesaisi başladı.</p>
<p>Uzun zamandır çalışmaları devam eden yaklaşık 30 maddelik taslak metin elenerek 9 maddeye düşürüldü. AK Parti Grubu ile ilgili bakanlık bürokratlarının üzerinde çalıştıkları düzenleme; tarladan sofraya gelen ürünlerin denetlenmesi, komisyoncuların aradan çıkarılması, üretici örgütlerinin güçlendirilmesi amaçlanıyor. Yasal düzenleme ile fiyat artışlarının önüne geçilmesi, kurallara uymayanlara hapis ve idari para cezasının getirilmesi amaçlanıyor. AK Parti kaynaklarından elde edilen bilgilere göre; taslak metinde öne çıkan düzenlemeler şöyle:</p>
<p>● Kayıt dışılığın önlenmesine, vergi kaybının sonlandırılmasına yönelik maddeler hazırlanacak. Kayıt ve fiyat takibinin sıkılaştırılmasına yönelik düzenlemeler yapılarak, ürünün tarladan satış noktasına kadar izlenmesi, kayıt dışı işlemlerin ve spekülatif fiyat hareketlerinin önlenmesi amaçlanacak. </p>
<p>● Yerli ürünleri satan marketlere vergisel teşvikler sağlanacak. </p>
<p>● Tarımsal kooperatif sayısının iki katına çıkarılması öngörülüyor. </p>
<p>● Zincir marketlerde yerli ürünlerin satışı teşvik edilecek </p>
<p>● Hallerde dijital takibin güçlendirilmesi geliştirilecek. Bildirim, satış ve denetim süreçlerinin daha şeffaf ve hızlı yürütülmesi sağlanacak. </p>
<p>● Rafların büyük bölümüne yerli ürünlerin konulması zorunlu olacak.</p>
<p>● Hallerde stok takibi, kalite sınıflandırması ve gıda güvenliği denetimlerindeki sorumlulukları artacak. Üretici ile tüketici arasındaki komisyonların devreden çıkarılarak fiyatların kural dışı artışının önüne geçilmesi sağlanacak. Böylelikle; üreticinin ürününü doğrudan marketlere, tüketiciye veya çevrim içi kanallara satmasının kolaylaştırılmasının önü açılacak. </p>
<p>● Aracıların ve komisyoncuların devreden çıkarılması önlenecek. </p>
<p>● Yeni Hal Yasası’nda, satış ve fiyatların şeffaf olması amacıyla yasayla getirilen kurallara uymayanlara idari cezalar ve hapis cezası verilecek.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hal-yasasina-uymayanlara-para-ve-hapis-cezasi-geliyor-90861</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/meyve-sebze-hali.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 9 maddelik Hal Yasası için Meclis mesaisi başladı. Yeni düzenlemelerle üretici örgütleri desteklenecek, tarladan sofraya gelen gıda ve sebzeler denetlenecek. Komisyondan komisyona ürün satılamayacak, aracılar devreden çıkarılacak. Raflara yerli ürün zorunluluğu getirilecek. Kurallara uymayanlara hapis ve para cezası verilecek.  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/avrupaya-ihracatta-rotar-sinyalleri-90860</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa’ya ihracatta rötar sinyalleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BARIŞ SEDEF</strong></p>
<p>Avrupa bölgesine yapılan taşımalarda tır şoförlerinin yaşadığı vize sorunu ve çözüm önerilerini geçtiğimiz günlerde gündeme taşımıştık. İşin ihracat cephesinde ise karayoluyla yapılan taşımalarda rötar sinyalleri gelmeye başladı. Özellikle sınır bölgelerinde oluşan yoğunluk bu durumun daha fazla hissedilmesine neden oluyor. Almanya ve Hırvatistan tarafında, Sırbistan’dan Hırvatistan'a girişte Schengen alanından dolayı ciddi bir kontrol yapılıyor. Beklemelerden dolayı Yunanistan ve Bulgaristan sınır kapılarında da kilometrelerce kuyruklar oluşuyor. Yaşanan bu durumu bazı sınır kapılarında tır şoförlerinin de eylemiyle sonuçlandı.</p>
<h2>Yeni mevzuat hayatı geçirilsin </h2>
<p>Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) Yönetim Kurulu Başkanı Şerafettin Aras, vize konusunda 90 günden bir-iki gün fazla kalanların olabildiğini ifade ederek, “Bunun sebebi de Hırvatistan'a girerken 3 gün, Bulgaristan'dan Türkiye'ye girerken 4 gün, Türkiye'den Yunanistan ve Bulgaristan'a girerken 5-6 gün sıra beklenmesi. Şoför aracını bırakıp gidemeyeceği için 90 gün kuralı aşılıyor, bu yüzden araçları durdurup şoförleri geri gönderiyorlar. Hırvatistan ceza yazıyor, pasaporta damga vurup vize almasını engelliyor” ifadelerini kullandı. Kalış süresi nedeniyle sürücülerin Avrupa hattında çalışamaz hale getiren giriş yasaklarının kaldırılmasını talep ettiklerini belirten Aras, “Bulgaristan ve Yunanistan sınır kapılarının kapasitesini artırın, günler süren kuyrukları bitirin, karar alın, takvimi açıklayın ve yeni mevzuatı hayata geçirin. Böylece sanayicilerimizin teslimatlardan kaynaklı yaşadığı mağduriyetleri ortadan kaldıralım” şeklinde konuştu. </p>
<h2>Makine sektöründe sıkıntı büyük </h2>
<p>Avrupa’ya gönderilen ürünler arasında makine başı çekiyor. Öyle ki makine sektörünün Avrupa’ya gerçekleştirdiği ihracatın sektörün toplam ihracat içerisindeki payı yüzde 35- 40 arasında. Makine sektörü nezdinde Avrupa’ya yapılan ihracatta bazı aksamaların yaşandığını kaydeden Makine İhracatçıları Birliği (MAİB) Yönetim Kurulu Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz, “Bazı sınırlarda işler yavaşlamış durumda. Sevkiyatlar biraz gecikiyor. Bu durumun artarak devam etmesi Avrupa’ya yapılan makine ihracatında aksamaların artmasına neden olabilir” şeklinde konuştu.</p>
<h2>Müşterilerle ilişkiler tehlikede</h2>
<p>İkitelli Organize Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (İOSİD) Başkanı Ahmet Akkaya ise oluşan tır kuyruklarının hem ihracatçı hem de taşımaları yapan firmalar nezdinde ciddi sorunlar oluşturduğuna dikkat çekerek, “Gecikmelerden dolayı ortaya çıkan ek maliyetler firmalarımıza yansıyor. Rekabetin zor olduğu şu dönemde mevcut pazarlarımızı korumak daha fazla önem kazanırken, ürün teslimlerinde yaşanan gecikmeler müşterilerimizle olan ticaretimizin de risk girmesine neden oluyor” dedi.</p>
<h2>Macaristan'da transit geçiş belgesi krizi </h2>
<p>Rusya-Ukrayna arasında devam eden savaş Avrupa’ya yapılan taşımalarda alternatif güzergah olarak Macaristan’ı öne çıkarmıştı. Gelinen noktada Macaristan geçişlerinin artması iki ülke arasındaki anlaşmalar uyarınca yıllık ana kota olan 145 bin adet transit geçiş belgesinin hızla tükenmesine neden oldu. Ticaret ve Ulaştırma bakanlıklarının yürüttüğü diyaloglar sonucunda temin edilen 10 bin adetlik ek belgenin dağıtılmaya başlandığını kaydeden Şerafettin Aras, “Mevcut 10 bin belge sadece 20-25 günlük bir süreyi kapsayacak. Yılın bitmesine daha iki ay var. Bu hususta verilen ek kotalar yetersiz kalacak. Yeni kotalar üzerinde çalışma yapılması gerekecek” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"3 BAKANLIK KOORDİNASYON İÇERİSİNDE DİPLOMATİK GİRİŞİMLERİNİ SÜRDÜRÜYOR"</span></h2>
<p>Schengen vizesindeki 90 gün kuralındaki sorunlar nedeniyle Ticaret Bakanlığı da konuyla ilgili yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, uluslararası taşımacılık sektörünün karşılaştığı sorunların çözümü için Dışişleri Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı koordinasyonunda diplomatik temasların ve kurumlar arası iletişimin kararlılıkla sürdürüldüğü belirtildi. Üç bakanlığın konuya ilişkin çalışmalarına işaret edilen yazılı açıklamada, "Uluslararası taşımacılık sektörümüzün karşılaştığı sorunların çözümü için çalışmalarını sürdüren Ticaret Bakanımız Ömer Bolat, Dışişleri ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımız koordinasyon içerisinde sürücülerimizin Schengen vizesi süreçlerinde yaşadığı sorunların giderilmesine yönelik diplomatik girişimlerini yoğun şekilde sürdürüyor" ifadelerine yer verildi. Açıklamada, Ticaret Bakanı Ömer Bolat'ın, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu ile sorunların çözümü için Bulgaristanlı mevkidaşları ve Avrupa Komisyonu yetkilileriyle görüştüğü bu görüşmelerde şoförlere vize kolaylığı ve öncelikli işlem esnekliği talep edildiği bildirildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/avrupaya-ihracatta-rotar-sinyalleri-90860</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/8/1280x720/lojistik-tasimacilik-1775020096.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Otomotiv ve makine başta olmak üzere birçok sektör nezdinde Türkiye’nin en önemli stratejik pazarı olan Avrupa’da vize sorunu bölgeye yapılan ticarette de kendisini gösteriyor. Özellikle karayoluyla giden ihracat yüklerinde gecikmeler kendisini daha fazla hissettirmeye başladı. Reel sektör temsilcileri Avrupa cephesinde müşteri kayıplarına dikkat çekiyor. Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada sorunların acil çözümü için Dışişleri Bakanlığı ile Ulaştırma Bakanlığı koordinasyonunda diplomatik temasların sürdüğü belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kayseri-ticaret-odasi-yeni-doneme-oda-andi-ile-basladi-90914</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kayseri Ticaret Odası yeni döneme &#039;oda andı&#039; ile başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ </strong></p>
<p>Kayseri Ticaret Odası’nda 2026 -2030 döneminin ilk meclis toplantısı Meclis Başkan Yardımcısı Ercan Aras yönetiminde M. Rifat Hisarcıklıoğlu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>
<p>Oda Başkanı Ömer Gülsoy, iş dünyasında bir ilke hep birlikte imza attıklarını belirterek, yeni dönemin ilk meclis toplantısında aradaki kardeşlik bağını perçinlemek ve ortak vizyon oluşturmak amacıyla “oda andı” hazırladıklarını ifade etti. Toplantıyı dualarla açan meclis üyeleri, hep bir ağızdan şu yemini etti: "Üyelerimizin iradesini ve emanetini onurla taşıyacağıma, Ahilik ilkelerinden ayrılmayacağıma, işime, aşıma, aileme sahip çıkacağıma, meclis ve komite toplantılarına katılacağıma, söz veriyorum."</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae4606f0e407-1793351791.jpg" alt="" width="451" height="289" /></p>
<p><strong>Yeni dönem 61 komite ve 158 meclis üyesi ile başladı</strong></p>
<p>Gülsoy, her mesleğin kendini daha spesifik temsil edebilmesi için komite sayısını 41’den 61’e, meclis üye sayısını ise 114’ten 158’e çıkardıklarını belirtti. Yeni dönemde hayata geçirilen Sektörel Danışma, İhtisas ve İstişare Kurulları ile her üyenin sektöre doğrudan katkı sağlayacağını vurgulayan Başkan Gülsoy, komitelerin ayda bir, ilgili kurullarla ise üç ayda bir bütüncül bir yaklaşımla toplanacağını müjdeledi.</p>
<p><strong>“ihracat destekleri güçlendirilmeli, fon meselesi acilen çözülmeli”</strong></p>
<p>Konuşmasında ihracatçıların yaşadığı sıkıntılara da değinen Gülsoy, döviz dönüşüm desteğinde yapılan yeni düzenlemenin, özellikle düşük kâr marjıyla çalışan ancak yüksek ihracat hacmine sahip firmaların destekten yararlanmasını zorlaştırdığını söyledi. İhracatçıların zaten ciddi bir maliyet ve rekabet baskısı altında olduğunu belirten Gülsoy, bu dönemde desteklerin daraltılması yerine güçlendirilmesi gerektiğini belirtti. Fon meselesine de değinen Gülsoy, finans piyasalarında ortaya çıkan bu sorunun reel sektöre de olumsuz etkilerde bulunmaya başladığını aktardı. Bu konuda bir an önce ve kararlılıkla çözümlerin geliştirilip piyasaların rahatlatılması gerektiğini belirten Gülsoy, hükümetin bu konuda atacağı adımları yakından takip ettiklerini ve Cumhurbaşkanının bu konudaki kararlı tutumunu kıymetli bulduklarını dile getirdi.</p>
<p><strong>Yeni dönemde KTO’da </strong><strong>şu isimler görev aldı: </strong></p>
<p>Meclis Başkanı Cengiz Hakan Arslan, Meclis Başkan Yardımcıları Mahmut Kabak ve Ercan Aras, Meclis Kâtip Üyesi Selcen Erişen, Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, Yönetim Kurulu Üyeleri Hasan Köksal, Erol Sırıklı, Mustafa Okutan, Hüseyin Mercan, Mehmet Gülsoy, Ahmet Emre Sönmez, Ali Doğan, Selim Kadir Sepici, Muammer Topkasal, Atakan Bilen. Disiplin Kurulu’nda Ahmet Tural, Mustafa Çiftçi, Ahmet Güneş, Nebi Yemlihalıoğlu, Mustafa Aydın, Mustafa Özkan. Danışma ve Strateji Kurulu’nda Hacı Bekir Kuzucu, Adnan Uslular, Alaaddin Keykubat, Ercan Sarıkaya, Gökhan Ünlühızarcı, Hakan Öztürk, Mehmet Yalçın, Murtaza Er, Süleyman Varol, Şevket Uyar. TOBB Delegeleri ise M. Rifat Hisarcıklıoğlu, Bülent Ünlüsavuran, Hacı Ünsal Erkilet, Hakkı Ulusoy, Halil Büyüknalbant, İbrahim Kılıç, Mehmet Açıkalın, Mehmet Yağanlı, Muhammed Fatih Arıkan, Murat Dur, Osman Öner Özmen ve Şevket Uyar.</p>
<p>Meclis Toplantısı’nın sonunda Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy,  tarafından Kayseri Ticaret Odasına verdikleri hizmetlerden ötürü önceki dönem Yönetim Kurulu Üyeleri Hacı Bekir Kuzucu, Latif Başkal, Şevket Uyar, Mehmet Ali Yörük ile önceki dönem Meclis Başkan Yardımcısı Ahmet Şapçı’ya teşekkür plaketleri takdim etti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kayseri-ticaret-odasi-yeni-doneme-oda-andi-ile-basladi-90914</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/1/4/1280x720/kayseri-ticaret-odasi-yeni-doneme-oda-andi-ile-basladi-1793351855.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayseri Ticaret Odası’nda yeni dönemin ilk meclis toplantısı meclis ve meslek komite üyelerinin yoğun katılımıyla gerçekleştirildi. Dualarla açılan meclis toplantısında odacılık tarihinde bir ilke imza atılarak tüm üyelerin katılımıyla &quot;Oda Andı&quot; içildi. KTO Başkanı Ömer Gülsoy, “Yeni dönemin ilk meclis toplantısında, aramızdaki kardeşlik ve çalışma bağını perçinleyecek, enerjimizi ortak bir vizyona dönüştürecek çok özel bir adım atıyoruz. Odamıza yakışan bir &#039;Oda Andı&#039; hazırladık. Bugün yakacağımız meşale, gelecek nesillere ışık tutacak, köklü bir geleneğin ilk harcı olacak” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/is-dunyasi/kaisderin-is-dunyasinda-esitlik-modeli-tse-belgelendirme-sistemine-donusuyor-90912</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> KAİSDER’in iş dünyasında eşitlik modeli TSE belgelendirme sistemine dönüşüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Kadın İşveren ve Sanayiciler Derneği (KAİSDER), geleneksel Cumhuriyet Resepsiyonu’nun 10’uncusunu, Cumhuriyetin 103. yıl dönümü dolayısıyla CerModern’de gerçekleştirdi.</p>
<p>“Cumhuriyetin Kadınlarıyız – VARız, Hep VAR Olacağız!” temasıyla düzenlenen resepsiyon; diplomatik misyon temsilcilerini, iş dünyasının önde gelen isimlerini, kadın girişimcileri ve sivil toplum temsilcilerini bir araya getirdi.</p>
<p>Gecenin en anlamlı bölümlerinden biri, sanayi ve ticaret odalarının yönetim kurulları ile meclislerinde görev üstlenen kadınların başarılarının kutlanması oldu.</p>
<p>KAİSDER, Cumhuriyet Resepsiyonu’nda kadınların iş dünyasının karar mekanizmalarında artan görünürlüğünü özel olarak gündeme taşıdı.</p>
<p>Ankara Sanayi Odası Yönetim Kurulu Üyesi Burcu Özbozkurt, Karabük Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Üyesi Zeynep Özden ile Ankara Sanayi Odası, Ankara Ticaret Odası, Polatlı Ticaret Odası ve Beypazarı Ticaret Odası meclislerinde görev üstlenen kadın temsilcilerin başarıları kutlandı.</p>
<p>Resepsiyona katılan kadın yöneticiler ve meclis üyeleri, davetlilerin alkışlarıyla selamlandı.</p>
<p>KAİSDER Yönetim Kurulu Başkanı Mehlika Gider, kadınların meslek odalarında ve iş dünyasının yönetim organlarında daha güçlü temsil edilmesinin ekonomik ve toplumsal kalkınma açısından önemine dikkat çekti.</p>
<p>Gider, “Kadınların yalnızca üretimde ve girişimcilikte değil, kararların alındığı masalarda da güçlü biçimde yer almasını istiyoruz. Kadınların başarısı, iş dünyamızın başarısıdır. Bugün yönetim kurullarında ve meclislerde sorumluluk üstlenen kadınlarımızı gururla alkışlıyoruz. Onların açtığı yolun daha fazla kadına cesaret vereceğine inanıyoruz.” dedi.</p>
<p>Gecede TOBB Ankara Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Hande Öztürk de konuşma yaparak Cumhuriyet kutlamasına katıldı.</p>
<p><strong>“Kadınlar olmadan yarınlar eksiktir”</strong></p>
<p>Açılış konuşmasında Cumhuriyetin kadınların toplumsal ve ekonomik yaşamdaki konumunu dönüştüren tarihsel önemine değinen KAİSDER Başkanı Mehlika Gider, Anadolu’nun köklü üretim ve dayanışma geleneğine dikkat çekti.</p>
<p>Ahilik kültürünü ve tarihsel kaynaklarda Anadolu Bacıları olarak anılan Bacıyan-ı Rum geleneğini hatırlatan Gider, kadınların üretimde ve toplumsal yaşamda üstlendikleri rolün yüzyıllara dayandığını vurguladı.</p>
<p>Gider, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu köklü mirası Cumhuriyetin değerleriyle buluşturduğunu belirterek şöyle konuştu:</p>
<p>“Bugün bu kürsüde başı dik bir kadın, bir iş insanı ve KAİSDER Başkanı olarak durabiliyorsam, bunu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve onun açtığı yola borçluyum. Atatürk’e duyduğumuz minneti göstermenin en doğru yolu, o yolu bizden sonraki kız çocukları için daha da genişletmektir.”</p>
<p>Kadınların karar mekanizmalarında eşit temsilini hedefleyen “Aktif Kadın Eşit Temsil” çalışmalarına da değinen Gider, şu mesajı verdi:</p>
<p>“Biz kimseden ayrıcalık ya da lütuf istemiyoruz. Emeğimizle, bilgimizle, birikimimizle hak ettiğimiz yerde olmak istiyoruz. Bunu erkeklerin karşısında değil, yanlarında, omuz omuza başaracağız. Çünkü biz olmadan yarınlar eksiktir!”</p>
<p>Resepsiyonda KAİSDER’in iş dünyasında eşitlik kültürünün yaygınlaştırılması amacıyla geliştirdiği Eşitlik Kültürüne Duyarlı İşyeri (EKD) modelinde ulaşılan aşama da paylaşıldı.</p>
<p>KAİSDER’in eğitim ve sertifikasyon yaklaşımıyla başlattığı model, Türk Standardları Enstitüsü (TSE) iş birliğiyle ulusal bir hizmet belgelendirme sistemine dönüşüyor.</p>
<p>Belgelendirme kriterlerinin geliştirilmesi sürecinde Ankara Sanayi Odası, TÜRKONFED, İÇASİFED, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi ve PERYÖN İç Anadolu'nun katkılarıyla oluşturulan çalışma yapısında, TSE uzmanlarıyla birlikte çalışmalar yürütüldü.</p>
<p>EKD Ödülleri’nin de 10. yılına ulaştığını belirten Gider, şunları söyledi:</p>
<p>“Yıllar önce bir fikir olarak başlattığımız EKD yaklaşımının bugün ulusal bir hizmet belgelendirme sistemine dönüşmesi bizim için büyük bir gurur. Bu başarı, sivil toplum ile kamu kurumlarının iş birliği yaptığında nasıl kalıcı sonuçlar üretebileceğinin somut bir örneğidir. Eşitlik, yalnızca konuşulan bir kavram değil, iş yerlerinin kültürüne yerleşen bir yaşam biçimi olmalıdır.”</p>
<p><strong>KAİSDER, EKD modelini COP31’e taşıyacak</strong></p>
<p>Kadınların katılımı olmadan sürdürülebilir kalkınmanın mümkün olamayacağını vurgulayan Gider, KAİSDER’in geliştirdiği modelin uluslararası platformlarda da paylaşılacağını açıkladı.</p>
<p>KAİSDER’in COP31 kapsamında VakıfBank’ın “Yeşil Dönüşümde Kadın Gücü”, MaviAlan Kazakistan Ulusal Pavilyonu’nunda “Dönüşümün İyi Uygulamaları” ve  “Dönüştüren Kadın Liderler” panellerinde yer alacağını belirten Gider, Türkiye’de geliştirilen iyi uygulamaları uluslararası katılımcılarla buluşturacaklarını ifade etti.</p>
<p>Gider, “Artık yalnızca dünyadaki iyi uygulamaları takip etmek değil, Türkiye’den dünyaya örnek olabilecek modeller geliştirmek istiyoruz.” dedi.</p>
<p><strong>Cumhuriyet coşkusu sanat ve dayanışmayla buluştu</strong></p>
<p>KAİSDER’in 10. Cumhuriyet Resepsiyonu, sanatın ve toplumsal dayanışmanın öne çıktığı özel bir programla devam etti.</p>
<p>“Günyüzü” filmindeki performansıyla 72. Taormina Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü kazanan sanatçı Selva Erdener, gecenin onur konuğu olarak davetlilerle buluştu.</p>
<p>Genç KAİSDER üyesi Beren Kolbakır’ın şiir dinletisi gecenin duygusal anlarından biri oldu.</p>
<p>Genç opera sanatçısı Işıl Helin Sarı’nın müzik performansı Cumhuriyet coşkusunu artırırken, Ankara Sanat Merkezi Ankyra Dans Topluluğu’nun sahnelediği “İzden Ufka” adlı şiir ve dans performansı, Cumhuriyetin geçmişten geleceğe uzanan yolculuğunu sanatın diliyle anlattı.</p>
<p>Etiyopya Büyükelçiliğinin geleneksel kahve sunumu ise resepsiyona kültürlerarası dostluğun renklerini taşıdı.</p>
<p>KAİSDER, bu yıl resepsiyon gelirini ampute voleybol takımının çalışmalarına destek olmak amacıyla bağışa ayırdı. Geceye katkı sağlayan sponsorlar adına Körler Vakfı’na beyaz baston bağışında bulunularak Cumhuriyet kutlamasına bir sosyal sorumluluk boyutu daha kazandırıldı.</p>
<p>Kadın sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin de katıldığı resepsiyonda, kadınlar arasındaki dayanışmanın ve ortak çalışmanın önemi vurgulandı.</p>
<p>Cumhuriyet marşları ve Türk bayrakları eşliğinde tamamlanan gece, KAİSDER’in “Cumhuriyetin Kadınlarıyız – VARız, Hep VAR Olacağız!” mesajıyla sona erdi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/is-dunyasi/kaisderin-is-dunyasinda-esitlik-modeli-tse-belgelendirme-sistemine-donusuyor-90912</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/1/2/1280x720/kaisderin-is-dunyasinda-esitlik-modeli-tse-belgelendirme-sistemine-donusuyor-1793351329.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KAİSDER Yönetim Kurulu Başkanı Mehlika Gider, &quot;Yıllar önce bir fikir olarak başlattığımız EKD yaklaşımının bugün ulusal bir hizmet belgelendirme sistemine dönüşmesi bizim için büyük bir gurur. Bu başarı, sivil toplum ile kamu kurumlarının iş birliği yaptığında nasıl kalıcı sonuçlar üretebileceğinin somut bir örneğidir. Eşitlik, yalnızca konuşulan bir kavram değil, iş yerlerinin kültürüne yerleşen bir yaşam biçimi olmalıdır.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ege-sanayisinde-yeni-donem-uc-kent-ortak-beklenti-90908</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ege sanayisinde yeni dönem: Üç kent, ortak beklenti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İzmir’de bayrak değişimi, Aydın ve Denizli’de güven tazeleme… Ege’nin sanayi odalarında 2026-2030 döneminin yönetimleri şekillenirken, şimdi gözler üretim, ihracat ve rekabet gücünü artıracak adımlara çevrildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae4507418a9c-1793347700.jpeg" alt="" width="800" height="800" /></p>
<p>Ege Bölgesi’nin sanayi gündeminde yeni bir dönem başladı. İzmir, Aydın ve Denizli’de gerçekleştirilen oda seçimleri, yalnızca yönetim kadrolarının belirlenmesinden ibaret değil. Sonuçlar, bölge sanayisinin önümüzdeki dört yılda hangi önceliklerle ilerleyeceği ve sanayicinin beklentilerine nasıl yanıt verileceği açısından da önem taşıyor.</p>
<p>Aydın ve Denizli’de mevcut başkanlar üyelerinin güvenini yeniden kazanırken, İzmir’de Ege Bölgesi Sanayi Odası’nda (EBSO) uzun yıllardır süren yönetim dönemi sona erdi ve yeni bir sayfa açıldı. Üç kentte ortaya çıkan tablo, farklı yönetim tercihlerini beraberinde getirse de sanayicinin beklentisi aynı: Daha güçlü üretim, daha rekabetçi ihracat ve yatırım yapmayı kolaylaştıran bir ekonomik ortam.</p>
<h2>İzmir’de yeni bir sayfa açıldı</h2>
<p>Ege sanayisinin en önemli merkezlerinden İzmir’de EBSO seçimleri, köklü bir yönetim değişikliğine sahne oldu. Yaklaşık 17 yıldır yönetim kurulu başkanlığı görevini sürdüren Ender Yorgancılar dönemi sona ererken, Mustafa Karabağlı yeni dönemin başkanı oldu.</p>
<p>Bu değişim, yalnızca bir başkanlık koltuğunun el değiştirmesi olarak değerlendirilmemeli. İzmir sanayisinin gelecek vizyonu, sektörler arasındaki iş birliği, yeni yatırımların çekilmesi ve sanayicinin sorunlarının karar alıcılara aktarılması bakımından da yeni bir sınavın başlangıcı niteliğinde.</p>
<p>İzmir’in güçlü sanayi altyapısı, limanları, organize sanayi bölgeleri, ihracatçı firmaları ve nitelikli insan kaynağı önemli avantajlar sunuyor. Ancak bu avantajların sürdürülebilir büyümeye dönüşmesi için yüksek katma değerli üretime geçişin hızlanması, teknoloji yatırımlarının artması ve sanayinin ihtiyaç duyduğu nitelikli iş gücünün yetiştirilmesi gerekiyor.</p>
<p>Yeni yönetimin başarısı da bu potansiyeli ne ölçüde somut projelere dönüştürebileceğiyle ölçülecek.</p>
<h2>Aydın’da istikrar tercihi</h2>
<p>Aydın Sanayi Odası’nda Gökhan Maraş’ın yeniden başkan seçilmesi, mevcut yönetimin çalışmalarına yönelik güvenin devam ettiğini gösteriyor. 2 Ekim’de gerçekleştirilen organ seçimlerinde Maraş’ın mavi listesi 16 meslek komitesinin 15’ini kazandı. Ardından yapılan seçimlerde de Maraş, 2026-2030 dönemi için yeniden yönetim kurulu başkanlığına getirildi.</p>
<p>Aydın sanayisi açısından yeni dönemin önemli başlıkları arasında tarıma dayalı sanayinin geliştirilmesi, gıda işleme ve paketleme yatırımlarının artırılması, üretimde teknolojik dönüşüm ve ihracat pazarlarının çeşitlendirilmesi yer alıyor.</p>
<p>Aydın, tarımsal üretim gücünü sanayiyle daha fazla buluşturabildiği ölçüde katma değerini artırabilir. Ürünleri ham madde olarak pazarlamak yerine işlenmiş, markalı ve yüksek katma değerli ürünlere dönüştürmek; hem üreticinin gelirini hem de kentin ekonomik gücünü yükseltebilir.</p>
<p>Maraş yönetiminin önündeki temel görevlerden biri, bu potansiyeli yatırımlara, istihdama ve sürdürülebilir ihracat artışına dönüştürmek olacak.</p>
<h2>Denizli’de güven tazelendi, beklentiler büyüdü</h2>
<p>Denizli Sanayi Odası’nda Selim Kasapoğlu’nun yeniden başkan seçilmesiyle mevcut yönetim 2026-2030 döneminde de görevini sürdürecek. Seçimlerin tamamlanmasıyla birlikte odanın yeni dönem yönetimi ve meclis yapılanması da belirlendi.</p>
<p>Denizli, özellikle tekstil ve konfeksiyon başta olmak üzere makine, metal ve farklı imalat kollarıyla Ege ekonomisinin önemli üretim merkezlerinden biri. Bununla birlikte küresel rekabet, artan üretim maliyetleri, finansmana erişim ve değişen dış pazar koşulları, kent sanayisinin önündeki önemli sınamalar arasında.</p>
<p>Denizli’nin önümüzdeki dönemde yalnızca üretim hacmini koruması yeterli olmayacak. Verimlilik artışı, dijitalleşme, yapay zekâ uygulamaları, enerji maliyetlerinin düşürülmesi ve yeni yatırım alanlarının oluşturulması da kritik önem taşıyacak.</p>
<p>Kasapoğlu’nun yeni dönemde bu başlıklarda ortaya koyacağı projeler, Denizli sanayisinin uluslararası rekabet gücünü belirleyen unsurlardan biri olacak.</p>
<h2>Üç kentin ortak sınavı: Rekabet gücü</h2>
<p>İzmir, Aydın ve Denizli’nin sanayi yapıları birbirinden farklı olsa da karşı karşıya oldukları temel sorunlar büyük ölçüde ortaklaşıyor. Finansman maliyetleri, işçilik ve enerji giderleri, kur ile maliyet artışları arasındaki dengesizlik, nitelikli personel ihtiyacı ve küresel pazarlarda artan rekabet, sanayicinin gündemindeki başlıca konular. Bu nedenle yeni yönetimlerin başarısını yalnızca seçim sonuçlarıyla veya temsil ettikleri üye sayısıyla değerlendirmek doğru olmayacak. Asıl ölçüt, sanayicinin üretim yapmasını, yatırımını büyütmesini ve yeni pazarlara ulaşmasını kolaylaştıracak adımların atılıp atılmadığı olacak.</p>
<p>Sanayi odalarının bu noktada üç temel sorumluluğu bulunuyor: Üyelerinin sorunlarını doğru tespit etmek, çözüm önerilerini ilgili kurumlara güçlü biçimde taşımak ve sanayicilerin ortak projeler geliştirmesine öncülük etmek.</p>
<p>Ege Bölgesi’nin ekonomik gücü, kentlerin tek tek sahip olduğu potansiyelin toplamından daha fazlasını ifade ediyor. İzmir’in liman ve lojistik kapasitesi, Aydın’ın tarımsal üretim gücü, Denizli’nin ihracatçı imalat yapısı ortak bir ekonomik vizyon etrafında buluşturulabilirse bölgenin rekabet avantajı daha da güçlenebilir.</p>
<p>Oda seçimleri tamamlandı, yeni yönetimler belirlendi. Şimdi seçim döneminde ortaya konulan vaatleri çalışma programlarına dönüştürme zamanı. Önümüzdeki dört yılın sonunda geriye yalnızca seçim sonuçları değil, yapılan yatırımlar, yaratılan istihdam, kazanılan pazarlar ve büyüyen işletmeler kalmalı.</p>
<p>Ege sanayisinin ihtiyacı yeni unvanlardan çok, yeni başarılardır. İzmir, Aydın ve Denizli’de yeni dönemin gerçek kazananı; daha fazla üreten, daha çok ihraç eden ve küresel rekabette güçlenen sanayi olmalıdır.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ege-sanayisinde-yeni-donem-uc-kent-ortak-beklenti-90908</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege sanayisinde yeni dönem: Üç kent, ortak beklenti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/nevada-coffee-kocaelide-yeni-subeleriyle-buyumesini-hizlandirdi-90906</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nevada Coffee Kocaeli’de 2 yeni şube açtı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAEL</strong></p>
<p>Türkiye genelinde mağaza ağını genişleten Nevada Coffee, İzmit’te Umuttepe ve Dolphin AVM’de açtığı iki yeni şubeyle Kocaeli’deki yatırımlarını artırdı. Gebze’de iki, Darıca’da bir ve İzmit’te iki olmak üzere kentte toplam beş şubeyle hizmet veren marka, önümüzdeki dönemde en az üç yeni şube daha açmayı hedefliyor.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, Nevada Coffee, Türkiye’deki büyümesini sürdürürken yurt dışı pazarlarda da küresel bir marka olma hedefi doğrultusunda ilerliyor. Türkiye’nin önemli sanayi ve ticaret merkezlerinden Kocaeli’yi yatırım bölgeleri arasına alan markanın, kentin üretim altyapısı, üniversite nüfusu ve yoğun çalışan kitlesinin oluşturduğu potansiyel doğrultusunda mağaza ağını genişletmeye devam ettiği belirtildi.</p>
<h2>“Farklı tüketici profillerini ve gelişim potansiyelini dikkate alıyoruz”</h2>
<p>Nevada Coffee Genel Müdürü Taylan Tunçel, “Büyüme stratejimizi belirlerken şehirlerin ekonomik ve sosyal dinamiklerini, farklı tüketici profillerini ve gelişim potansiyelini dikkate alıyoruz. Kocaeli, güçlü sanayi altyapısı, üniversite nüfusu ve hareketli şehir yaşamıyla bizim için önemli bir potansiyel taşıyor. Umuttepe ve Dolphin AVM’de hizmete açtığımız iki yeni şubemizle bu potansiyeli uzun vadeli büyüme hedeflerimiz doğrultusunda değerlendiriyoruz. Önümüzdeki dönemde de marka deneyimimizi daha fazla noktaya taşımaya ve sürdürülebilir bir mağaza ağı oluşturmaya odaklanacağız” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/nevada-coffee-kocaelide-yeni-subeleriyle-buyumesini-hizlandirdi-90906</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/6/1280x720/nevada-coffee-kocaelide-yeni-subeleriyle-buyumesini-hizlandirdi-1793347495.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nevada Coffee, Umuttepe ve Dolphin AVM’de hizmete açtığı iki yeni şubeyle Kocaeli’deki mağaza sayısını beşe çıkardı. Kentteki yatırımlarını sürdürmeyi hedefleyen marka, önümüzdeki dönemde en az üç yeni şube daha açarak kahve deneyimini daha geniş bir tüketici kitlesiyle buluşturmayı planlıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baskan-ozel-millet-bahcesi-otoparki-ve-carsi-projesini-vatandaslara-sordu-90896</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Başkan Özel, Millet bahçesi otoparkı ve çarşı projesini vatandaşlara sordu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Yenişehir Belediyesi, ilçenin otopark ihtiyacına çözüm üretmek ve ticari hayatı canlandırmak amacıyla Osmangazi Millet Bahçesi için yeni bir proje önerisi hazırladı. Mevcut yeşil alanın korunmasını, alanın bir bölümünde ise yer altı otoparkı ve modern çarşı inşa edilmesini öngören proje, vatandaşların değerlendirmesine sunuldu. Yenişehir Belediye Başkanı Ercan Özel, sosyal medya hesabından yayımladığı videoyla vatandaşlara seslenerek, “Mevcut yeşil alan korunarak sadece bir kısmında yer altı otoparkı ve modern çarşı projesi yapmamızı onaylıyor musunuz?” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae4455b14767-1793344859.jpeg" alt="" width="688" height="516" /></p>
<h2><strong>“Otopark ve ticaret alanına yeni çözüm”</strong></h2>
<p>Projenin ilçenin otopark sorununa çözüm sunmasının yanı sıra esnafın ticari faaliyetlerine de katkı sağlamasını hedeflediklerini belirten Özel, “Yenişehir'imizin yarınlarına değer katacak bir projeyi birlikte şekillendirelim. Millet Bahçemizi koruyarak planladığımız yer altı otoparkıyla ilçemizin otopark ihtiyacına çözüm sunmayı, üzerine inşa edeceğimiz modern çarşıyla da esnafımıza ve şehir yaşamına yeni bir canlılık kazandırmayı hedefliyoruz” dedi. Vatandaşların görüşlerini önemsediklerini vurgulayan Özel, projenin ilçenin geleceğine yönelik ortak bir kararla şekillenmesini istediklerini ifade etti. Vatandaşlar, proje hakkındaki görüşlerini Başkan Özel'in sosyal medya paylaşımı üzerinden iletebilecek.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baskan-ozel-millet-bahcesi-otoparki-ve-carsi-projesini-vatandaslara-sordu-90896</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/9/6/1280x720/baskan-ozel-millet-bahcesi-otoparki-ve-carsi-projesini-vatandaslara-sordu-1793344836.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Yenişehir Belediye Başkanı Ercan Özel, Osmangazi Millet Bahçesi’nin yeşil alanını koruyarak bir bölümüne yer altı otoparkı ve modern çarşı yapılmasını öngören projeyi vatandaşların onayına sundu. Özel, sosyal medya üzerinden Yenişehirlilere “Bu projeyi onaylıyor musunuz?” diye sordu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btuden-yara-iyilesmesini-renk-degisimiyle-takip-eden-akilli-ortu-90894</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> BTÜ’den yara iyileşmesini renk değişimiyle takip eden akıllı örtü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ) akademisyenleri, yara iyileşme sürecinin ve enfeksiyon riskinin görsel olarak izlenmesini sağlayacak akıllı yara örtüsü geliştirmek için çalışma başlattı. TÜBİTAK 1002-A Hızlı Destek Modülü kapsamında desteklenen projeyle, yara bölgesindeki pH değişimini renk değişimiyle gösterebilen yenilikçi bir sistem tasarlanıyor. “Lokalize Sensör Yapısına Sahip pH-Duyarlı Akıllı Yara Örtüsünün Tasarımı ve Optimizasyonu” başlıklı projenin yürütücülüğünü BTÜ Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Kimya Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Ayşe Gül Türe, araştırmacılığını ise Doç. Dr. Ayşenur Yeşilyurt üstleniyor. Projenin temelinde, yara iyileşme sürecinde önemli göstergelerden biri olan pH değişiminin görsel olarak izlenmesi yer alıyor. Özellikle enfekte yaralarda pH değerinin yükselmesinin takip açısından önem taşıdığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Gül Türe, geliştirecekleri örtüyle bu değişimin renk üzerinden gözlemlenebilmesini amaçladıklarını söyledi.</p>
<h2><strong>“Sensör yara örtüsünün belirli bölgesinde olacak”</strong></h2>
<p>Geliştirilecek sistemde pH değişimini algılayan sensör, örtünün tamamına değil belirli bir bölümüne yerleştirilecek. Böylece renk değişiminin daha kolay fark edilmesi, örtünün mekanik dayanıklılığının korunması ve katmanlar arasındaki uyumun artırılması hedefleniyor. Yara örtüsünün ana yapısında su tutma ve film oluşturma özelliğine sahip PVA/CMC esaslı polimer sistemi kullanılacak. Sensör bölümünde ise kitosan ve doğal pigmentlerden yararlanılacak. Bu tasarımla yara bölgesindeki pH değişiminin renk farklılığına dönüşmesi sağlanacak.</p>
<h2><strong>“Prototipin performansı test edilecek”</strong></h2>
<p>Proje kapsamında geliştirilecek prototipin sıvı tutma kapasitesi, pH değişimlerine tepki hızı ve doğruluğu, dayanıklılığı, ışık geçirgenliği ve renk değişiminin kalıcılığı test edilecek. Elde edilecek sonuçlara göre sistemin tasarımı optimize edilerek kullanılabilir bir prototipe dönüştürülmesi planlanıyor. Çalışmanın tamamlanmasıyla yara bölgesine ek müdahaleye gerek kalmadan iyileşme sürecindeki değişimlerin ve enfeksiyon riskine işaret edebilecek belirtilerin görsel takibini destekleyen bir ürün geliştirilmesi amaçlanıyor. BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar ise üniversitede yürütülen bilimsel çalışmaların toplumsal ihtiyaçlara yönelik somut çıktılara dönüşmesini önemsediklerini belirtti. Çağlar, TÜBİTAK desteklerinin üniversitenin araştırma kültürünü ve bilimsel üretim kapasitesini güçlendirdiğini kaydetti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btuden-yara-iyilesmesini-renk-degisimiyle-takip-eden-akilli-ortu-90894</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/9/4/1280x720/btuden-yara-iyilesmesini-renk-degisimiyle-takip-eden-akilli-ortu-1793344342.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Teknik Üniversitesi akademisyenleri, TÜBİTAK desteğiyle yara bölgesindeki pH değişimini renk değişimiyle gösterecek akıllı yara örtüsü geliştiriyor. Prototipin tamamlanmasıyla enfeksiyon riski ve iyileşme sürecindeki değişimlerin görsel olarak takip edilmesi hedefleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiye-ile-ozbekistan-arasinda-tta-protokolu-imzalandi-90888</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye ile Özbekistan arasında Tercihli Ticaret Anlaşması protokolü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye ile Özbekistan arasındaki Tercihli Ticaret Anlaşması'nı tadil eden protokol, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev’in huzurlarında, Ankara'da imzalandı.</p>
<p>Ticaret Bakanlığından yapılan yazılı açıklamaya göre, Türk Devletleri Teşkilatının (TDT) 13. Zirvesi kapsamında gerçekleştirilen temaslar çerçevesinde Türkiye ile Özbekistan arasındaki Tercihli Ticaret Anlaşması'nı tadil eden protokole, Ticaret Bakanı Ömer Bolat ile Özbekistan Yatırım, Sanayi ve Ticaret Bakanı Laziz Kudratov imza attı.</p>
<p>Türkiye'nin dönem başkanlığını devraldığı ve "Türk Yüzyılı: Dilde, Fikirde, İşte Birlik" temasıyla gerçekleştirilen zirve kapsamında imzalanan protokolle mevcut Tercihli Ticaret Anlaşması'nın taviz listelerine ilave ürünler eklenerek iki ülke arasındaki karşılıklı pazar erişim imkanlarının genişletilmesi hedefleniyor.</p>
<p>Protokol, tarafların iç onay prosedürlerini tamamlamalarının ardından yürürlüğe girecek.</p>
<p>Açıklamaya göre, Türkiye ile Özbekistan arasındaki siyasi ve ticari ilişkiler, Kapsamlı Stratejik Ortaklık düzeyinde, karşılıklı güven ve ortak menfaatler temelinde her geçen gün daha da güçleniyor.</p>
<p>Türk Devletleri Teşkilatı bünyesindeki ortak vizyon ve ekonomik entegrasyon hedefleri doğrultusunda Tercihli Ticaret Anlaşması'nın kapsamının genişletilmesinin, iki ülke arasındaki ticari ilişkilerin geliştirilmesine, Avrasya coğrafyasındaki tedarik zincirlerinin dayanıklılığının artırılmasına ve ikili ticaret hacminde belirlenen hedeflere ulaşılmasına katkı sağlayacağı belirtildi.</p>
<p>Ticaret Bakanlığının, Türk ihracatçılarının dost ve kardeş ülke Özbekistan pazarındaki rekabet gücünü artıracak adımları atmaya, karşılıklı ticaretin önündeki engellerin azaltılmasına ve ülkenin dış ticaret hacminin geliştirilmesine yönelik çalışmaları kararlılıkla sürdüreceği vurgulandı.</p>
<p><strong>Bakan Bolat'tan açıklama</strong></p>
<p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Türk Devletleri Teşkilatı 13. Zirvesi vesilesiyle ülkeyi ziyaret eden dost ve kardeş ülke Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev ve heyetinin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Ankara'da ağırlanmasından büyük memnuniyet duyduklarını vurguladı.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Mirziyoyev'in huzurunda Özbek muhatapları ile "Türkiye-Özbekistan Tercihli Ticaret Anlaşması'nın (TTA) Kapsamını Genişleten Protokol" ile "Devlet Sınırlarından Geçen Eşya ve Taşıtlar Hakkında Ön Bilgi Alışverişine İlişkin Protokol"ünü imzaladıklarını belirten Bolat, şöyle devam etti:</p>
<p>"İki kardeş ülkenin liderleri Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Özbekistan Cumhurbaşkanı Sayın Şevket Mirziyoyev, ayrıca iki ülke arasında ticaret ve yatırım ilişkilerinin artması için bir 'Türkiye-Özbekistan İş ve Yatırım Konseyi' kurulması hususundaki anlaşmaya imza attılar. Bu Konsey'in Türk tarafı başkanlığını Cumhurbaşkanı Yardımcımız Sayın Cevdet Yılmaz yapacak. Söz konusu üç anlaşmayla 2025 yılında 3,1 milyar dolar olan ticaret hacmimizi, Sayın Cumhurbaşkanlarımızın belirlediği 5 milyar dolar hedefine en kısa sürede ulaştırma yolunda somut bir adımlar atmış olduk."</p>
<p>Bolat, Özbekistan'da Türk müteahhitlerin bugüne kadar toplam değeri 9,5 milyar doları aşan 333 projesi ile Özbekistan'ın kalkınmasına destek vermeyi sürdüreceklerine dikkati çekerek, "Ortak tarih, dil ve kültürü paylaştığımız kardeş Özbekistan ile ekonomik ve ticari ilişkilerimiz, ortak çalışmalarımız ve projelerimiz sayesinde her geçen gün güçlenerek genişlemeye devam edecektir." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>Konsey kurulacak</strong></p>
<p>Ticaret Bakanlığı, Türkiye ile Özbekistan arasında kurulacak İş Dünyasının Desteklenmesine Dair Yüksek Düzeyli Konsey ile ticaret ve yatırım işbirliğinin güçlendirilmesinin hedeflendiğini bildirdi.</p>
<p>Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Özbekistan Cumhurbaşkanı Mirziyoyev tarafından "Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İş Dünyasının Desteklenmesine Dair Yüksek Düzeyli Konsey'in Kurulmasına İlişkin Anlaşma"nın dün imzalandığı hatırlatıldı.</p>
<p>İki ülke liderinin ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesine yönelik güçlü vizyonunun somut bir göstergesi olan konseyin, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı İdaresi Başkanı eş başkanlığında faaliyet göstereceği aktarılan açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Düzenli aralıklarla gerçekleştirilecek konsey toplantılarıyla, ortak ticaret ve yatırım projelerine ivme kazandırılması, iki ülkenin kamu kurumları ve iş dünyası kuruluşları arasındaki işbirliğinin güçlendirilmesi hedefleniyor. Sayın Cumhurbaşkanlarımız tarafından belirlenen ikili ticaret hacminin önce 5 milyar dolar, orta vadede 10 milyar dolar seviyesine çıkarılması hedefi doğrultusunda önemli bir adım teşkil eden konsey, Türkiye ile Özbekistan arasındaki ticari ilişkilere yeni bir dinamizm kazandıracak. Aynı zamanda kamu ve özel sektör arasındaki işbirliğinin uluslararası ölçekte örnek teşkil edecek şekilde geliştirilmesine katkı sağlayacak. Bakanlık olarak Türkiye ile kardeş Özbekistan arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin daha ileri seviyelere taşınması, iş dünyalarımız arasındaki işbirliğinin artırılması ve belirlenen ticaret hacmi hedefine ulaşılması amacıyla konsey çalışmalarına her türlü desteği sağlayacağız."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiye-ile-ozbekistan-arasinda-tta-protokolu-imzalandi-90888</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/8/1280x720/544-1793342407.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye ile Özbekistan arasında imzalanan protokolle mevcut Tercihli Ticaret Anlaşması&#039;nın taviz listelerine ilave ürünler eklenerek iki ülke arasındaki karşılıklı pazar erişim imkanlarının genişletilmesi hedefleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/issiz-cok-aranan-insan-yok-90877</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşsiz çok aranan insan yok</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu yazı, evdeki hesabın çarşıya uymadığı insan kaynakları ve istihdam piyasası üzerine... Muhtemeldir ki hemen gözünüzü farklı bir yere çevirmeye yelteneceksiniz; DURUN!</p>
<p>Anlatılanları biliyor, yaşıyor, hatta deneyimliyorsunuz. Herkes filin bir yanını tutuyor. Hayatımızın en can alıcı konusu olsa da çok konuşulduğu için artık dönüp bakmıyoruz.</p>
<p>Kurumlar ekonomik gerekçelerle çalışan çıkarıyor ama diğer yandan aradıkları insanı bulamadıklarını söylüyorlar. Gençler okul bitiriyor, işe giremiyor; çünkü işveren deneyim istiyor. Deneyim kazanılacak başlangıç görevlerinin bir bölümü yapay zekâya devrediliyor. Adayı işle buluşturması beklenen insan kaynakları, diploma ve okul filtreleriyle uygun insanı görüşmeye bile çağırmadan eleyebiliyor.</p>
<p>İnsan kaynakları ve çalışan deneyimi uzmanı, HRTera.co Kurucusu Artemiz Güler’le Türkiye’de İK’nın ahvalini bu çelişkiler üzerinden konuştuk. Karşımızdaki sorun ekonomik daralmanın ötesine uzanıyor: Hangi işe, hangi insanı, hangi ölçütle seçtiğimizi; seçmeden önce nasıl yetiştirdiğimizi sorgulamak gerekiyor.</p>
<p><strong>İşsizliğin darı var genişi var</strong></p>
<p>TÜİK’in Eylül 2026 verilerinde, mevsim etkisinden arındırılmış işsiz sayısı 2 milyon 967 bin, işsizlik oranı yüzde 8,4. İşsiz sayısında bir ayda 198 bin kişilik artış var. İş gücündeki 15–24 yaş grubunda işsizlik yüzde 14,8; genç kadınlarda yüzde 23,3. İş gücüne katılmış genç kadınların yaklaşık dörtte birinden söz ediyoruz.</p>
<p>Daha geniş pencereyi yine TÜİK açmış; işsizleri, zamana bağlı eksik çalışanları ve potansiyel iş gücünü kapsayan atıl iş gücü oranı yüzde 31,2. Bu grubun tamamı işsiz değil; daha fazla çalışmak isteyenler de içinde.</p>
<p>DİSK-AR’ın TÜİK verileri üzerinden yaptığı hesaplamada geniş tanımlı sayı 12 milyon 762 bin. Aynı topluma farklı kapsamlarla bakıyoruz. Dar tanımdaki rakamın tek başına göstermediği bir çalışma ve gelir ihtiyacı var.</p>
<p>Bütün sorumluluğu “Gençler mesleksiz” cümlesine yüklemek mümkün mü? İşsizlik, meslek sahibi olmamak, beceri eksikliği ve yapılan işin alınan eğitimle uyuşmaması ayrı konular. Hepsini aynı torbaya koyunca çözüm bulanıklaşıyor. İş yaratma sorunu, eğitim sorunuymuş gibi; yanlış işe alım kararı, aday yetersizmiş gibi görünebiliyor.</p>
<p><strong>İş talebi daralırken insan açığı</strong></p>
<p>İŞKUR’un 2025 İş Gücü Piyasası Araştırması bu ayrımı görünür kılıyor. İki ve üzeri çalışanı bulunan iş yerleri için hesaplanan açık iş sayısı, 2024’teki 488 bin 324’ten 2025’te 295 bin 503’e gerilemiş. Yaklaşık yüzde 39 düşüş. Dolayısıyla “Ortada çok iş var, yapacak insan yok” cümlesi tabloyu açıklamaya yetmiyor. Araştırmanın referans döneminde iş gücü talebi de daralmış.</p>
<p>Öte yandan bazı işler için uygun insan bulma güçlüğü sürüyor. Bu iki gelişmenin aynı anda yaşanması çelişki değil; farklı sektörlerin, mesleklerin ve çalışma koşullarının tek bir ortalamaya sığmadığının işareti. Bir yerde istihdam azalırken başka bir yerde kaynakçı veya makine operatörü aranabiliyor.</p>
<p>Ekonomik baskı altında personel sayısını azaltmak bugünkü gideri düşürebiliyor. Unutmamak gerekir ki, hangi bilgi ve becerinin kurumdan çıktığı, geride kalanların işi nasıl sürdüreceği ve yeniden büyüme başladığında kimin işe alınacağı da aynı hesabın parçası. Bordro küçülürken kurumun üretim kapasitesi, müşteri bilgisi veya yetiştirme imkânı aşınıyorsa tasarrufun ileride başka bir maliyeti oluşur.</p>
<p>Gazeteci ve ekonomi yazarı İsmet Özkul’un Merkez Bankası ve TÜİK sektör bilançolarından yaptığı hesaplamada, imalatta firma başına ortalama net dönem kârı 2023–2025 arasında reel olarak yüzde 66,81 azalmış. Bu, toplam sektör kârındaki değişimle aynı gösterge değil; ortalama şirketin karşılaştığı baskıyı anlamak açısından önemli. İnsan yetiştirmekle bugünkü nakit ihtiyacını karşılamak arasındaki sıkışma burada başlıyor.</p>
<p>Güler’in itirazı, ekonomik koşullarla birlikte yönetim tercihlerine bakılması gerektiği yönünde. Kazançlı dönemlerde işin geliştirilmesine ve teknolojiye yeterince yatırım yapılmaması, sıkışma başladığında seçenekleri azaltıyor. Kurumların geçmiş tercihlerini hesaba katmadan bugünkü sorunu yalnızca çalışanın maliyetine bağlamak eksik bir değerlendirme.</p>
<p>Burada İK’nın finansman ve üretim kararlarından bağımsız bir alan olmadığı görülüyor. Satışın daraldığı, borç ödeme yükünün arttığı bir şirkette eğitim bütçesi de işe alım sayısı da etkilenir. Ancak ekonomik sorunun tamamını eğitimle çözmeye çalışmak, iş yaratma ihtiyacını görünmez bırakır. İşin olmadığı yerde adayın bir sertifika daha alması yeterli olmuyor; işin değiştiği yerde eski becerilerle yetinmek sorunu büyütüyor.</p>
<p><strong>Aranan beceri, teklif edilen karşılık</strong></p>
<p>İŞKUR araştırmasında eleman teminindeki güçlük nedenleri arasında uygun mesleki beceri veya niteliğin bulunamaması yüzde 80,3, aranan deneyimin bulunamaması yüzde 74,2. Bunlar çalışan nüfusun beceri düzeyini ölçen oranlar değil, eleman bulmakta zorlanan işverenlerin bildirimleri. Aynı araştırmada ücret talebinin yüksek bulunması yüzde 40,2, çalışma ortamı ve şartlarının beğenilmemesi yüzde 33,5.</p>
<p>Beceri açığı gerçek olabilir; ücret ve koşullardan bağımsız değerlendirmek mümkün değil. Aranan deneyimin karşılığında hangi gelir, hangi gelişme imkânı ve hangi çalışma düzeni öneriliyor? İşverenin yüksek bulduğu ücret, adayın geçimini ve mesleki birikimini karşılamak için gerekli gördüğü tutar olabiliyor.</p>
<p>Raporda temininde güçlük çekilen kişiler için planlanan ücretlerin yüzde 38,3’ü asgari ücret, yüzde 37,1’i asgari ücretin bir buçuk katı kategorisinde. Toplam yüzde 75,4. Henüz gerçekleşmiş ödemelerden değil, işverenlerin vermeyi düşündüğü ücretlerden söz ediyoruz.</p>
<p>Yetkinlik talebiyle o yetkinliğe biçilen ekonomik değerin birlikte konuşulmasını gerekir. Hazır yetişmiş insan bekleyen şirketin, yetişmenin süresini ve maliyetini teklifinde ne kadar karşıladığı da eşleşmenin sonucunu belirliyor.</p>
<p><strong>Diploma filtresinden geçemeyen yetkinlik</strong></p>
<p>Diploma ile işi yapabilme arasındaki farkı, Güler’in danışmanlık verdiği bir şirkette, söyleşiyi gerçekleştirdiğimiz gün gerçekleşen işe alım hikâyesi üzerinden dinledim, aktarmak isterim; kurum üst düzeyde elektrik mühendisi ararken seçim, mühendis olmayan ancak teknik bilgisi yeterli bulunan bir kadın adayda sonuçlanmış. İlanın biçimsel şartıyla işin gerektirdiği yetkinlik aynı kişide örtüşmemiş; görüşme bu farkın görülmesini sağlamış.</p>
<p>Güler’e göre aynı özgeçmişler diploma şartına bağlı bir YZ sıralamasından geçirilseydi bu aday geride kalabilirdi. Burada bir sistemin ölçülmüş hatasından değil, işe alım ölçütünün taşıdığı riskten söz ediyoruz. Teknoloji, yanlış tanımlanmış bir ihtiyacı kendiliğinden düzeltemiyor; kısıtı daha hızlı uygulayabiliyor.</p>
<p>TÜİK’in 2025 Yükseköğretim İstihdam Göstergeleri’nde, araştırma kapsamındaki SGK 4/A’lı ücretli lisans mezunlarının eğitim alanıyla uyumlu bir meslek grubunda çalışma oranı yüzde 56,7. Bu oran alanı dışında çalışanların beceriksiz veya mesleksiz olduğunu göstermiyor. Eğitimin işteki karşılığının ne kadar değişebildiğini, diploma üzerinden kurulan beklentinin neden her zaman gerçekleşmediğini düşündürüyor. Meslek ile yetkinliği birbirinin yerine kullanmak sorunlu.</p>
<p><strong>Seçimin hızı, kararın kalitesi</strong></p>
<p>Başvuruların yoğunluğu, İK’da teknoloji kullanımını yoğunlaştırıyor. Bir örnek; Güler’in yine danışmalık örnek havuzundan ilerliyoruz; büyük bankalarımızdan biri, yaz için 60 stajyer alınacak 40 bin başvuru söz konusu. Güler’in önerisi, ön elemede ölçütleri gereğinden dar tutmamak ve sonrasında adaylarla görüşerek karar vermek.</p>
<p>Adayı bulmakla adayı elemek aynı başarı ölçütü değil. Kısa listeyi hızla oluşturmuş bir sistem, işi yapabilecek insanı dışarıda bırakmışsa, süreç hızlı-eşleşme zayıf kategorisinde yer alıyor.</p>
<p>HRTera üzerinden farklı ölçeklerdeki şirketlerin teknoloji arayışlarını izleyen Güler’in gözleminde, çalışanların bireysel YZ kullanımı bazı kurumların politika ve iş tanımlarından daha ileride.</p>
<p><strong>Deneyimin kazanılacağı iş kalmazsa</strong></p>
<p>Gençler açısından sorun, mevcut işe seçilmenin ötesinde. Öğrenmeye başlangıç sağlayan görevlerin otomasyonu, okuldan çalışma hayatına geçişi etkileyebilecek ayrı bir baskı. Güler’in ifadesiyle, deneyim gerektirmeyen tekrarlı işler YZ’ye devrediliyor; “Ama esasında bir kuruma girdiğiniz zaman da genelde oradan başlıyorsunuz.”</p>
<p>Türkiye’de yeni mezun istihdamındaki sıkıntının ne kadarını YZ’nin açıkladığını gösteren bir oran bu söyleşiden çıkaramadım. Ekonomik daralma, eğitim ve sektör yapısı da belirleyici.</p>
<p>TÜİK’in 2025 yükseköğretim göstergelerinde lisans mezunlarının ortalama ilk iş bulma süresi 14,2 ay. Ortalama, her mezunun aynı süreyi beklediği anlamına gelmiyor; mezuniyetle ilk iş arasında ele alınması gereken bir dönem bulunduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>İK da değişmek zorunda</strong></p>
<p>Türkiye’de İK’nın önünde aynı anda iş kaybını yönetmek, uygun insanı seçmek ve geleceğin çalışanını yetiştirmek duruyor.</p>
<p>Çalışandan sürekli yeni beceri beklenirken kurumun işe alım ölçütlerinin, ücret politikasının ve yetiştirme düzeninin sabit kalması sürdürülebilir değil. Aranan insan gerçekten bulunamıyor olabilir. Onu tanımayan bir seçim yöntemi, karşılığını vermeyen bir teklif veya yetişmesine izin vermeyen bir iş düzeni de aynı sonucu üretiyor.</p>
<p>Evdeki hesabın çarşıya uymadığı yerdeyiz.  </p>
<p><strong>Kaynaklar</strong></p>
<p>[1] TÜİK İşgücü İstatistikleri Eylül 2026, 27 Ekim 2026: https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/57988</p>
<p>[2] DİSK-AR hesaplamasını aktaran T24, 28 Ekim 2026: https://t24.com.tr/gundem/disk-ar-genis-tanimli-issiz-sayisi-13-milyona-yaklasti,1355596</p>
<p>[3] İŞKUR 2025 Türkiye İşgücü Piyasası Araştırması Raporu; açık işler, güçlük nedenleri ve planlanan ücretler. https://www.iskur.gov.tr/medya/2lbhwl2s/tuerkiye-raporu2025.pdf</p>
<p>[4] İsmet Özkul, 18 sektörün 14’ü son iki yıldan ağır hasarlı çıktı, Ekonomim, 27 Ekim 2026: https://www.ekonomim.com/kose-yazisi/18-sektorun-14u-son-iki-yildan-agir-hasarli-cikti/927177</p>
<p>[5] TÜİK Yükseköğretim İstihdam Göstergeleri 2025; bültenin 24 Temmuz 2026 tarihli aktarımı: https://www.ogretmenler.net/yuksekogretim-istihdam-gostergeleri-1</p>
<p>[6] TÜİK İstatistiklerle Gençlik 2025: https://www.tuik.gov.tr/media/announcements/ist_genc2025.pdf</p>
<p>[7] Seyfettin Gürsel ve Saliha Tanrıverdi, BETAM Araştırma Notu 25/282, 9 Ekim 2025; mikroveri yılı 2023: https://betam.bahcesehir.edu.tr/wp-content/uploads/2025/10/ArastirmaNotu282-1.pdf</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/issiz-cok-aranan-insan-yok-90877</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşsiz çok aranan insan yok ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/insanlariyla-unlu-sehirler-ve-izmirin-gozdesi-selcuk-90904</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnsanlarıyla ünlü şehirler ve İzmir’in gözdesi Selçuk</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HAKAN ATİS - </strong><strong>info@hakanatis.com</strong></p>
<p>Bazı şehirler vardır, coğrafyalarından önce kanaat önderleriyle bilinir. Gözdelerimden örnek vermem gerekirse… Prag denilince Franz Kafka akla gelir. Floransa düşünüldüğünde Leonardo da Vinci, Paris’te Gustave Eiffel.  Ülkemizde de buna benzer örnekler var. Bodrum denilince Cevat Şakir ve Şadan Gökovalı’nın isimleri anılır. Ordu’da Ümit Tokcan, Bozcaada’da Ata Demirer, Gökova’da Yılmaz Erdoğan yüzleri güldürür. İzmir’in sakin, bereketli ve güzel ilçesi Selçuk’ta bu konuda oldukça şanslı diyebilirim.</p>
<p>Orada kime sorsam Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Koray Yolcu’dan övgüyle söz ediyor. Yörenin ay yıldız yürekli has evladıyla görüşmek için yola çıktığımda hava yazdan kalmaydı. Selçuk Ticaret Odası’nın modern binasında kahvelerimizi yudumlarken gelecek görüşmeyi çoktan planlamıştık. Nitekim geçtiğimiz günlerde ofisimde uzun ve keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.1975 yılında Selçuk’ta dünyaya gelen ve uzun yıllar sonra doğduğu toprakların iktisadi yaşamına Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı olarak yön veren Koray Yolcu, analitik düşünen ve olaylara geniş açıdan yaklaşan bir aydın.  Aile yaşamı ile işi birbirinden ayırmayı başaran, bir güne 36 saati sığdıran, yenilikçi ve üretken bir iş insanı.  </p>
<p><strong>DOĞA VE TARİH</strong></p>
<p>Selçuk deyip geçmeyin…Tarihi kaynaklara göre varlığı binlerce yıl öncesine dayanıyor. En görkemli çağını M.Ö 300’de Büyük İskender'in generali Lysimakhos tarafından liman kenti olarak yeniden kurulduğunda yaşamış. Roma döneminde ise Asya Eyaleti'nin başkenti olmuş ve o dönem nüfusu 200.000’e ulaşmış. Verimli toprakları, bir dünya mirası olan Efes Antik Kenti’nden Hristiyan dünyasının inanç mabedi sayılan Meryem Ana’ya, Yedi Uyuyanlar’dan Artemis Tapınağı'yla Saint Jean Kilisesi arasında yer alan İsa Bey Camii’ne kadar nice görkemli esere ev sahipliği yapıyor. Tarihin ve coğrafyanın son derece cömert davrandığı bu güzel ilçede 2013 yılından bu yana Selçuk Ticaret Odası Başkanlığı görevini yürüten Koray Yolcu, otomotivden sigortacılığa, hatta zeytinciliğe uzanan geniş bir alanda faaliyet gösteriyor. Dahası… ‘Tanezeytuni’ markasıyla kendi zeytinyağını üretiyor. Önümüzdeki ay adına ‘Beyaz Liste’ dedikleri ekibiyle birlikte Selçuk Ticaret Odası’nda seçim heyecanı yaşayacak olan Koray Yolcu, iş dünyasında oldukça faal. İzmir Kalkınma Ajansı ve İzmir Tanıtım Vakfı’nda yöneticilik görevlerinde bulunmasının yanı sıra TOBB çatısı altında da görüşlerine değer verilen bir isim.</p>
<p><strong>MARKALAŞMANIN ÖNEMİ</strong></p>
<p>STO Başkanı’na Selçuk’u nasıl değerlendirdiğini sorduğumda yanıtları çok net oluyor. Bir ürünü pazara sunmanın tek başına yeterli olmadığına dikkat çeken Koray Yolcu, şunların altını çiziyor “İlçemizden markalar çıkarabilmek son derece önemli. Bu elbette kolay değil. Hangi sektörde olursa olsun ciddi çalışmalar yapmak gerekiyor. Ancak çalışmak kadar inanmak da önemlidir. İlçemiz özellikle tarım ve arkeoloji alanlarında dünyanın en önemli ve değerli lokasyonları arasında yer alıyor. Bu nedenle doğal, organik tarım konusunda ciddi potansiyele sahibiz. Hasat turizmi adı altında halkımızı oluşturulacak organik bahçelerde doğa ile buluşturmak, onlara kendi elleriyle hasat yapma olanağı sağlamak Selçuk açısından son derece önemli. Bir başka deyişle ilçemizde ‘Agro Turizm’ alanında sahip olunan potansiyel Selçuk’un dışında Türkiye’de hatta dünya çapında anlatılmalıdır. Bu konu devlet desteği gerektirir. Sadece yerel yönetimlerin veya iş dünyasına ait STK’ların yapabileceği bir çalışma değildir. Selçuk, 2040’lara kendi markalarını yaratarak yürümelidir. SİT nedeniyle ilçemizde birçok alanda fabrika veya tesis yapılamamaktadır. Bu durum girişim yapmak isteyenlerin önünde duran ve kamu otoritesi tarafından çözümlenmesi gereken bir durumdur.”</p>
<p>Selçuk Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Koray Yolcu, inanç turizminin sadece ilçesi için değil Türkiye açısından da son derece önemli olduğuna dikkat çekiyor. Başarılı iş insanının konuyla ilgili görüşlerinin Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy tarafından dinlenmesinde yarar var. İkisinin vizyonu birleşince ay yıldızlı sevdamız Türkiye ve Selçuk için geleceğe yönelik önemli adımların atılacağına  inanıyorum.</p>
<h3>SEÇİM HEYECANI  </h3>
<p>Önümüzdeki ay gerçekleştirilecek seçimde güncel projeleri ve güçlü isimlerden oluşan dinamik ekibiyle Selçuk’ta iş dünyasının yönetimine yeniden talip olan Koray Yolcu, ‘Beyaz Liste’ olarak adlandırdığı A Takımı’ndan oldukça umutlu.  Yeni hizmet binalarının yöredeki sosyal canlılığı daha da artıracağına inanan Koray Yolcu için varsa, yoksa Selçuk…Sağlıktan eğitime, turizmden tarıma kadar her alanda dersini iyi çalışmış. Fırsatları ve riskleri biliyor. Çözüm haritalarının ne olacağı konusunda net fikirlere sahip. Örneğin, yörenin can damarı sayılan kitle turizminde gelir/kalite ikilisinin son derece önemli ve gerekli olduğunu vurguluyor. Tarımsal Sanayi Bölgesi’nin potansiyeline ve yörede egemen olan SİT konusuna Selçuk’un ihtiyaçları doğrultusunda, bütünleşik bakış açılarıyla yaklaşılması gerektiğini savunuyor. Bir başka önemli saptaması daha var. O da Selçuk’un merkezinde zincir markalara ihtiyaç duyulduğu! Diğer yandan KOSGEB’le gerçekleştirilen girişim kursu sonucunda 400 gence kendi işlerini kurmaları konusunda eğitim verilmesinden ayrı bir mutluluk duyuyor. Gastronomiye ilgi duyan yeni kuşakların ilçesinde yaptığı ve yapmak istediği atılımları yakından takip ediyor. Bu yoğun tempo içinde yegane moral kaynağı ise şüphesiz ailesi.  Eşi Nükhet Hanım ve kızlarıyla birlikte oluşturdukları güçlü birliğin onu motive ettiğini söylüyor. Kasım ortasında gerçekleştirilecek oda seçiminde Koray Yolcu’ya ve diğer aday Osman Yelken’e ekipleriyle birlikte başarılar diliyorum. Seçim yarışının centilmence geçmesini temenni ediyorum. Saygı ve rahmetle andığım Süleyman Demirel’in özel sohbetlerimizde de söylediği gibi ‘Sandık, demokrasi demektir’. Her iki adayın da yolu açık olsun. Kasım sayımızda yeniden görüşünceye kadar esen kalın.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae44bd642fa7-1793346518.jpeg" alt="" width="800" height="867" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/insanlariyla-unlu-sehirler-ve-izmirin-gozdesi-selcuk-90904</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/4/1280x720/insanlariyla-unlu-sehirler-ve-izmirin-gozdesi-selcuk-1793346599.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İnsanlarıyla ünlü şehirler ve İzmir’in gözdesi Selçuk ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enerjisini-gunesten-uretmek-isteyen-canindan-bezmek-zorunda-mi-90903</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerjisini güneşten üretmek isteyen canından bezmek zorunda mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SERKAN AKSÜYEK - </strong><strong>serkan@ibailetisim.com</strong></p>
<p>Türkiye gibi bir ülkede bizim gibi köşe haberi yazanların işi zor. Gerçekten çok zor! Kimi zaman kendi zekânızdan bile kuşku duyduğunuz olaylar karşınıza dizilir ve siz çoğu kez “Bu kadar saçmalamak ancak kasıt ile mümkündür” dersiniz. Sonra da zihninizde oluşturduğunuz düşünceleri okurlara en anlaşılır dilde aktarmaya çabalarsınız.</p>
<p>Bu sütunların gedikli okurları, yenilenebilir ve temiz enerji kaynaklarına verdiğimiz büyük önemin yakın tanığıdır. Nasıl olmasınlar ki? Türkiye gibi birincil enerji kaynaklarında hâlâ yüzde 70 oranında dışa bağımlı bir ülkede, elektriğin hâlâ beşte biri doğalgazdan üretiliyorsa… O ülkede doğalgazda ithalata bağımlılık oranı yüzde 97 gibi astronomik bir seviyede ise…O ülke Almanya’dan yüzde 60 daha fazla güneşlenme süresine sahipken, güneşten Almanya’nın ürettiği elektriğin beşte birini üretiyorsa…Ne yaparsınız? Anlaşılır şekilde yorum yapabilmeniz ne kadar mümkünse, biz de o kadar yapabileceğiz bugün…</p>
<p><strong>YEKA GES İÇİN GERİ SAYIM</strong></p>
<p>Güneş enerjisi sektörü yatırımcılarının Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan merakla beklediği Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) GES-2026 yarışması için heyecanlı bekleyiş artıyor.  3 Kasım 2026’da gerçekleştirilecek yarışmalarda toplam 900 MW güneş enerjisi kapasitesi tahsis edilecek. Yarışma için başvurular 13 Ekim 2026’da alınmış ve ön kontrolü tamamlanmıştı.</p>
<p>Bu yılki YEKA-GES yatırımları 9 kentte gerçekleştirilecek. En yüksek kapasite 200 megavatla Diyarbakır’a ayrılırken, Kahramanmaraş 180, Mardin 150 ve Konya 110 megavatla öne çıkıyor.</p>
<p>Türkiye’nin Eylül 2026 sonu itibarıyla 127 bin Megavat’a (MW) ulaşan elektrik enerjisi kurulu gücü içerisinde güneş enerjisi 28 bin MW’lık pay alıyor. Oysa Türkiye, tükettiği elektrik enerjisinin tümünü, hatta daha fazlasını, yenilenebilir kaynaklardan üretebilir. Hatta sadece güneş ve rüzgâr enerjisinden “dört Türkiye’nin enerjisini” karşılamak mümkün.</p>
<p>Başta iş dünyası olmak üzere, yoğun enerji tüketen herkes çatısına kendi ölçeğinde bir Güneş Enerjisi Santrali (GES) kurma arayışında. Talep gerçekten de çok fazla. Sözgelimi 2024 yılında yapılan YEKA GES-4 yarışmasında belirlenen kapasitenin tam 16 katı talep gelmişti. Bu sene de benzer bir manzara ile karşılaşmamız şaşırtıcı olmayacak.</p>
<p>Rakamlar şunu gösteriyor: Şirketlerin ve bireylerin lisanslı ya da lisanssız güneş enerjisi santrali kurmaya yönelik talebi yüksek. Ancak kamu otoritesi yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesi için sadeleştirilmiş ve anlaşılır bir sistem üretmesi gerekirken adeta bilmeceye dönen ve kimsenin anlam veremediği mevzuat değişikliklerini birbiri ardına yayımlamakta beis görmüyor.</p>
<p><strong>AYAK BAĞI OLMAYIN </strong></p>
<p>İnsanın “Yahu kendi enerjisini üretmek isteyen kişilerin ve kurumların peşini bırakın. Teşvik vermeyi de düşünmeyin. Ayak bağı olmayın yeter! Gidin dağıtım şirketleri ile uğraşın! Birisinin ensesinde boza pişirecekseniz, gerekli altyapı yatırımlarını yapmadıkları için vatandaşı kış vakti günlerce elektriksiz bırakan dağıtım şirketleri adresiniz olsun.” diyesi geliyor.</p>
<p>Şeytanın avukatlığını yapalım mı? Yoksa… Vatandaş kendi elektriğini tükettiği yerde üretmeye başladığında, elektrik dağıtım şirketlerine ihtiyacın azalmasından mı endişe ediliyor? Rusya-Ukrayna arasında yıllardır devam eden savaşın etkileri görüldükçe, tüm dünya “yeşil dönüşüm” süreçlerini hızlandırıyor. Türkiye ise kaplumbağa hızı ile ilerliyor, bunca yenilenebilir enerji kaynağı içinde hâlâ varlık içinde yokluk çekiyor.</p>
<p><strong>İŞİN İÇİNDE KASIT MI VAR?</strong></p>
<p>“İşin içinde kasıt mı var?” sorusunu haklı olarak sorduran bir diğer gelişme ise sanayi kuruluşlarının yapmayı planladıkları GES projelerinde yaşanıyor. Bugün hangi sektörde faaliyet gösterirse göstersin, ölçeği ne olursa olsun, iş dünyasında herkes bu konuya odaklanmış durumda. Yoğun enerji tüketen plastik sektöründe faaliyet gösteren bir sanayicinin cep telefonuma attığı elektrik faturası fotoğrafları, insanı gerçekten dehşete düşürüyor. Tam bir sene önce, fabrikaya tahakkuk eden elektrik faturası 734 bin TL iken, aynı fabrika aynı üretimi sadece bir sene sonra yaklaşık 2 milyon TL elektrik tüketerek yapabiliyor. Kullandığı doğalgaza ödediği fatura ise son bir senede iki kattan fazla artmış durumda. Bu yükün altında ezilen sanayicinin rekabetçi olması, yeni yatırım yapmayı düşünmesi, işini büyütmesi mümkün mü? Can havli ile çatısına GES kurulumu yapmak isteyen sanayici ise akıl almaz engellerle karşılaşıyor.</p>
<p><strong>HERKESİN SORDUĞU SORU</strong></p>
<p>Ezcümle… Türk sanayicisi, maalesef yüksek sesle dile getiremese de Enerji Bakanlığı bürokrasisinden adeta yaka silkiyor. Hemen hepsi sözleşmiş gibi “Acaba devlette birileri, enerji ithalatı lobilerinden kurtulmak istemiyor mu?” sorusunu soruyor. Bence de çok haklı bir soru bu… Son bir yılda sanayicinin kullandığı elektriğe ve doğalgaza gelen zamlara bakarak, cevabını daha dikkatle düşünmemiz gereken bir soru…</p>
<p><strong>İZİN SÜRECİ EN AZ 1 YIL, DEVREYE ALMA EN AZ 6 AY</strong></p>
<p>16 Şubat 2022 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan teşviklerle rüzgâr ve güneş enerjisi yatırımlarında KDV istisnası ve gümrük vergisi muafiyeti getirilmişti. Böylece güneşten elektrik üreten lisanssız yatırımların dördüncü bölge desteklerinden yararlanmasının önü açıldı. Buraya kadar her şey güzeldi. Ancak süreci dikkatle izleyenler, “Bakalım enerji bürokrasisi nerede çelme takmaya başlayacak” sorusunu sormakta gecikmedi.</p>
<p>GES yatırımlarında 240 kilovat üstü kapasite limit değeri kaldırılmadı. Ayrıca, yeni teşviklerin bu alanda daha önce yatırım teşvik belgesi almış sanayicilere de uygulanması mümkün olmadı. Ayrıca çatı tipi GES yatırımlarının insana yaka silktiren bürokrasi macerasında bir kısalma olmadı. Ve 1 Mayıs 2026’da yürürlüğe giren, üretim ve tüketimin eş zamanlı dengelendiği “saatlik mahsuplaşma” düzenlemesi…</p>
<p>Çatı GES yatırımını, yürürlükteki aylık mahsuplaşmaya göre planlayan sanayici, oyun içinde kural değişimi yapılarak saatlik mahsuplaşmaya geçilmesi ile yatırımının amortisman süresinde (kurulu güce değişmekle birlikte) en az iki yıl geriye düştü.</p>
<p>Bugün çatısına GES kurulumu yapmak isteyen bir sanayici ise kurulum aşamasındaki izin süreçlerini en az bir senede tamamlayabiliyor. Çatısına santralini kurdu ve devreye alacak… Kurulum sonrası bağlantı için denetim ve anlaşma süreci ise en erken 6 ayda sonuçlanıyor. Bu durum yatırım maliyetlerini artırıyor, yatırımların ROI değeri olarak adlandırılan geri dönüş süresini uzatıyor, sanayicinin isteğini köreltiyor. Bizden yazması…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enerjisini-gunesten-uretmek-isteyen-canindan-bezmek-zorunda-mi-90903</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/2/1280x720/enerjisini-gunesten-uretmek-isteyen-canindan-bezmek-zorunda-mi-1793346145.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerjisini güneşten üretmek isteyen canından bezmek zorunda mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/niluferde-cumhuriyet-coskusu-yagmura-ragmen-dinmedi-90925</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nilüfer’de Cumhuriyet coşkusu yağmura rağmen dinmedi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Nilüfer’de 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı coşkusu bu yıl da Fatih Sultan Mehmet (FSM) Bulvarı’nda yaşandı. Acıbadem Kavşağı önünden başlayan yürüyüşe katılan binlerce vatandaş, ellerinde bayraklar, dillerinde şarkılar ve marşlarla Hastane Alanı’na kadar omuz omuza yürüdü. Yürüyüşe Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir ve eşi Nuray Özdemir’in yanı sıra YENİ Parti Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş ve meclis üyeleri de katıldı. Yürüyüşün ardından kutlamalar, FSM Hastane Alanı’nda düzenlenen Can Bonomo konseriyle devam etti. </p>
<h2><strong>“Bu tablo Cumhuriyet’in ta kendisi”</strong></h2>
<p>Konser öncesinde eşi Nuray Özdemir ile birlikte sahneye çıkarak alanı dolduran kalabalığı selamlayan Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, yağmurlu havaya rağmen coşkuyla Cumhuriyet’i kutlayan vatandaşları tebrik etti. Başkan Şadi Özdemir, 103 yıl önce yakılan Cumhuriyet meşalesinin vatandaşlar sayesinde hâlâ ilk günkü heyecanla yandığını söyledi.FSM Bulvarı’ndaki yürüyüş sırasında ortaya çıkan birlikteliğe değinen Başkan Şadi Özdemir, duygularını şu sözlerle paylaştı: “Az önce Fatih Sultan Mehmet Bulvarı’ndan buraya kadar yine omuz omuza, kol kola yürüdük. Yürürken arkama dönüp baktım. Annesinin, babasının omzunda heyecanla bayrak sallayan çocuklarımızı, yan yana umutla yürüyen pırıl pırıl gençleri, en önde başı dimdik duran kadınları gördüm. Tekerlekli sandalyesiyle, bastonuyla engelleri aşarak bu yolu bizimle paylaşan yurttaşlarımızı; adımları ağır olsa da gözleri gururla parlayan büyüklerimizi, çınarlarımızı gördüm. O manzarayı görünce göğsüm kabardı. İşte bu muazzam tablo, Cumhuriyet’in ta kendisidir.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae47fdc02879-1793359836.jpg" alt="" width="675" height="605" /></p>
<h2><strong>“Kadınlara verilen eşitlik lütuf değil, haktı”</strong></h2>
<p>Konuşmasında 103 yıl önceki kuruluş mücadelesini hatırlatan Başkan Şadi Özdemir, savaştan yeni çıkmış yoksul ve yorgun bir ülkede Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün halkın gücüne inanarak bütün dünyaya meydan okuduğunu belirtti. 29 Ekim 1923’te egemenliğin kayıtsız şartsız millete geçtiğini ve herkesin özgür birer yurttaş olduğunu vurgulayan Başkan Şadi Özdemir, “İşte o günden bugüne küllerinden doğmanın, kurtuluşun adıdır Cumhuriyet. Cumhuriyet bu topraklara adalet, hak, hukuk ve özgürlük verdi. Nüfus sayımında bile yok sayılan kadınlara eşitlik verdi. Kimse unutmasın; bunlar birer lütuf değildi, zaten analarımızın ak sütü gibi helaldi, haktı” diye konuştu. Atatürk’ün “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sözünü anımsatan Başkan Şadi Özdemir, “Kimsesizlerin kimsesi olan hukukun ve adaletin adıdır Cumhuriyet. Beraber yaşadığımız evin adıdır Cumhuriyet. Kimsenin şüphesi olmasın; o evin temeli çok sağlam ve o evin temeli sizlersiniz” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae47fff7854f-1793359871.jpg" alt="" width="748" height="816" /></p>
<h2><strong>“Can Bonomo ile bayram coşkusu”</strong></h2>
<p>Başkan Şadi Özdemir’in konuşmasının ardından sahneye çıkan Can Bonomo, sevilen şarkılarını Nilüferliler için seslendirdi. Şarkılarını alanı dolduran kalabalıkla hep bir ağızdan söyleyen sanatçıya, Başkan Şadi Özdemir tarafından günün anısına çiçek verildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/niluferde-cumhuriyet-coskusu-yagmura-ragmen-dinmedi-90925</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/5/1280x720/niluferde-cumhuriyet-coskusu-yagmura-ragmen-dinmedi-1793359801.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Nilüfer Belediyesi tarafından düzenlenen Cumhuriyet’in 103’üncü yılı kutlamaları yağan yağmura rağmen binlerce vatandaşın katıldığı yürüyüş ve ardından düzenlenen konserle coşkuyla kutlandı. FSM Hastane Alanı’nı dolduran kalabalığa seslenen Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, “Kimsesizlerin kimsesi olan hukukun ve adaletin adıdır Cumhuriyet. Beraber yaşadığımız evin adıdır Cumhuriyet. O evin temeli sizlersiniz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cumhuriyet-coskusunda-bursa-tek-yurek-90907</guid>
            <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cumhuriyet coşkusunda Bursa tek yürek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Büyükşehir Belediyesi, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nın 103. yıl dönümünü birbirinden özel etkinliklerle kutladı. Cumhuriyet'in kazanımlarını yaşatmak, anlam ve önemini pekiştirmek amacıyla düzenlenen kutlamalarda, binlerce vatandaş ellerinde Türk bayraklarıyla şehir merkezini doldurdu. Cumhuriyet Bayramı'nın gururu ve heyecanı hep birlikte yaşandı. Kutlamalar kapsamında Heykel UNESCO Meydanı’nda ‘Bursa’nın Cumhuriyet Albümü Açıkhava Sergisi’ açılışı gerçekleştirildi. Başkan Vekili Şahin Biba, AK Parti İl Başkanı Davut Gürkan ve vatandaşlar sergiyi gezerek tarihi anları anlatan fotoğrafları tek tek yakından inceledi. Sergi programının ardından Cumhuriyet Yürüyüşü gerçekleştirildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae44ef58421a-1793347317.jpeg" alt="" width="688" height="491" /></p>
<h2><strong>“Bursalılarla Cumhuriyet için yürüdü”</strong></h2>
<p>Tayyare Kültür Merkezi önünden başlayan yürüyüşe, Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba'nın yanı sıra AK Parti İl Başkanı Davut Gürkan, siyasi parti temsilcileri, meclis üyeleri, muhtarlar ve binlerce vatandaş katıldı. Ellerinde ay yıldızlı Türk bayraklarıyla Bursa Millet Bahçesi'ne yürüyen vatandaşlar, Cumhuriyet’in 103. yıl dönümünü büyük bir sevinçle kutladı. Büyükşehir Belediyesi Bandosu’nun seslendirdiği marşlar eşliğinde gerçekleşen yürüyüşte, Cumhuriyet’in birlik ve beraberlik ruhu şehrin sokaklarında hissedildi. 103 yıl önce verilen mücadelenin haklı gururu yaşadıklarını söyleyen Başkan Vekili Biba, “Aradan bir asır geçmesine rağmen aynı coşku ve heyecanın devam ettiğini görüyoruz. Yağmura rağmen vatandaşlarımızın yürüyüşe katılması, cumhuriyete ne kadar değer verdiğimizi gösteriyor. Atalarımızdan devraldığımız devleti, daha güçlü bir şekilde gelecek nesillere devredeceğiz” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae44f140795a-1793347348.jpeg" alt="" width="646" height="481" /></p>
<h2><strong>“Cumhuriyet sevinci yağmur dinlemedi”</strong></h2>
<p>Yürüyüşün ardından kutlamaların adresi, Berkay konserinin gerçekleştiği Bursa Millet Bahçesi oldu. Büyükşehir Belediyesi tarafından vatandaşlara yağmurluk dağıtılırken, söylenen marşlarla alanda coşku doruğa çıktı. Konser öncesinde vatandaşları selamlayan Başkan Vekili Şahin Biba, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı kutlayarak birlik ve beraberlik mesajları verdi. Yağmura rağmen alanı dolduran Bursalılara teşekkür eden Başkan Vekili Şahin Biba, tüm Türkiye’de olduğu gibi Bursa’da da her yerin kırmızı beyaz bayraklarla donatıldığını dile getirdi. Millet Bahçesi’nde buluşan vatandaşlarla birlikte Türk bayrağını dalgalandıran Başkan Vekili Biba, “Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, kahraman şehitlerimizi, gazilerimizi minnetle ve rahmetle yad ediyorum. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae44f34e90dd-1793347380.jpeg" alt="" width="711" height="725" /></p>
<h2><strong>“Millet Bahçesi’nde Berkay konser”</strong></h2>
<p>Konuşmaların ardından sahneye çıkan sevilen sanatçı Berkay, bayram sevincini müzikle buluşturdu. Millet Bahçesi’ni dolduran binlerce Bursalı, sanatçının sevilen şarkılarına hep bir ağızdan eşlik etti. Renkli görüntülere sahne olan konserde vatandaşlar, Cumhuriyet’in 103. yıl dönümünü müzik dolu unutulmaz bir geceyle kutladı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cumhuriyet-coskusunda-bursa-tek-yurek-90907</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/7/1280x720/cumhuriyet-coskusunda-bursa-tek-yurek-1793347292.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla düzenlenen kortejde marşlar eşliğinde yürüyen Bursalılar, sevilen sanatçı Berkay’ın sahne aldığı konserle de bayram coşkusunu hep birlikte yaşadı. Başkan Vekili Şahin Biba, “Atalarımızın bize bıraktığı bu mirası en iyi şekilde büyütmek ve daha yukarılara taşımak, hepimizin en büyük sorumluluğudur” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyetin-103-yilinda-kocaeli-sanayinin-cok-otesinde-bir-sehir-90857</guid>
            <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 20:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cumhuriyetin 103. yılında Kocaeli: Sanayinin çok ötesinde bir şehir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bazen bir şehri anlatmak için uzun uzun rakamlardan, yatırımlardan ya da üretim istatistiklerinden söz etmeye gerek yoktur. Bazen bir köprü, bir yol, bir üretim tesisi ya da insanların ortak bir amaç etrafında buluştuğu bir organizasyon, o şehrin nereden nereye geldiğini anlatmaya yeter. Kocaeli de tam böyle bir şehir. Sanayisiyle Türkiye ekonomisinin lokomotiflerinden biri olan bu kent, bugün yalnızca ürettikleriyle değil, yaşamın farklı alanlarında ortaya koyduğu potansiyelle de dikkat çekiyor.</p>
<p>Cumhuriyetimizin 103. yılını kutladığımız bu günlerde Kocaeli’nin gelişim hikâyesine Osman Gazi Köprüsü’nden bakmak gerektiğini düşünüyorum. İzmit Körfezi’nin iki yakasını birleştiren köprü, ulaşımın yanı sıra üretimden lojistiğe, ticaretten ekonomik hareketliliğe kadar pek çok alanda kente katkı sunan stratejik bir yatırım. Bu kez ise Kocaeli Büyükşehir Belediyesinin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kapsamında, “Türkiye Yüzyılı’nda Koşuyoruz” sloganıyla düzenleyeceği organizasyonla köprü, Cumhuriyetimizin 103. yılında sporun ve ortak değerlerimizin buluştuğu özel bir etkinliğe ev sahipliği yapacak.</p>
<p>Kocaeli’nin gücü yalnızca fabrikalarında değil, sahip olduğu potansiyelin tamamında saklı. Bu potansiyelin önemli bir parçası da tarım. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından tarım alanında hayata geçirilen projelerin sayısının 99’a ulaşması, bu alanda yürütülen çalışmaların geldiği noktayı gösteriyor. Yüzüncü proje kapsamında ilk kez uygulanması planlanan mantar üretim çadırı desteğiyle istiridye mantarı yetiştiriciliğinin yaygınlaştırılması ve üreticilerin desteklenmesi hedefleniyor. Çünkü tarımı desteklemek, yalnızca üreticinin gelirini artırmak anlamına gelmiyor; kırsalda ekonomik hareketliliği güçlendirmek, alternatif istihdam alanları oluşturmak ve yerel üretimin sürdürülebilirliğine katkı sunmak anlamına da geliyor.</p>
<p>Kocaeli’nin geleceğini değerlendirirken sanayiyi, tarımı, turizmi, eğitimi, sağlığı, teknolojiyi ve sporu birbirinden ayrı başlıklar olarak görmemek gerekiyor. Tam da bu noktada Kocaeli iş dünyasında yaşanan oda seçimlerini de değerlendirmek gerek. Çünkü kent ekonomisinin geleceği, iş dünyasını temsil eden kurumların ortaya koyacağı vizyonla da şekilleniyor. Tamamlanan seçimlerle yeni yönetimler görevlerini üstlenirken, devam eden ve önümüzdeki günlerde yapılacak seçimler de Kocaeli’nin ekonomik kurumlarında yeni bir dönemin kapısını aralıyor.</p>
<p>Kocaeli Sanayi Odasında Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu’nun 38 meslek komitesinin tamamında başarı sağlaması, bu açıdan dikkat çekici bir sonuç. Dört dönem boyunca edindiği tecrübeyi Kocaeli sanayisinin gelişimine yansıtan Zeytinoğlu bu desteği somut çalışmalara dönüştürerek, beşinci döneminde de sürdürerek daha büyük işlere imza atacağı ortada.</p>
<p>Cumhuriyetimizin 103. yılında Kocaeli’ye baktığımda, yalnızca sanayinin başkentini görmüyorum. Aynı zamanda tarımıyla üretmeye çalışan, turizmiyle yeni değerler oluşturan, spor organizasyonlarıyla insanları bir araya getiren, eğitim ve teknoloji alanlarında gelişme potansiyeli taşıyan bir kent görüyorum. Kentin bütün potansiyelini ortak bir vizyonla buluşturabildiğimiz ölçüde, yalnızca bölgesel değil, ulusal ölçekte de daha güçlü bir gelecek inşa edebiliriz. Çünkü Kocaeli’nin hikâyesi, yalnızca sanayinin hikâyesi değil; emeğin, üretimin, değişimin ve birlikte büyümenin hikâyesidir.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cumhuriyetin-103-yilinda-kocaeli-sanayinin-cok-otesinde-bir-sehir-90857</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhuriyetin 103. yılında Kocaeli: Sanayinin çok ötesinde bir şehir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
