<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/konut-fiyatlari-agustosta-yuzde-09-artti-87588</guid>
            <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 10:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Konut fiyatları ağustosta yüzde 0,9 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), ağustos ayına ait Konut Fiyat Endeksi (KFE) ve Yeni Kiracı Kira Endeksi (YKKE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Türkiye'deki konutların kalite etkisinden arındırılmış fiyat değişimlerini izlemek amacıyla hesaplanan KFE (2023=100), ağustosta bir önceki aya göre yüzde 0,9 artarak 236,8 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 23 artan KFE, aynı dönemde reel olarak yüzde 6,5 azaldı.</p>
<p>KFE ağustosta aylık bazda İstanbul'da yüzde 1,9, Ankara’da yüzde 1,5 ve İzmir’de yüzde 2,7 artış gösterdi.</p>
<p>Endeks değerleri ağustosta yıllık bazda İstanbul'da yüzde 26,3, Ankara'da yüzde 24,8 ve İzmir’de yüzde 23,3 arttı.</p>
<p>İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflamasına göre bölgelerin yıllık konut fiyat endeksi değişimleri incelendiğinde, ağustos ayında en yüksek yıllık artış yüzde 27 ile Bingöl, Elazığ, Malatya, Tunceli, Van, Bitlis, Hakkari, Muş bölgesinde, en düşük yıllık artış ise yüzde 13 ile Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ bölgesinde gözlendi.</p>
<p>Ağustos ayında bir önceki aya göre yüzde 2,3 artan YKKE, bir önceki yılın aynı ayına göre nominal olarak yüzde 26,4 yükselirken reel olarak yüzde 3,9 azaldı.</p>
<p>YKKE, ağustosta İstanbul'da yüzde 4,9, Ankara’da yüzde 2,6 ve İzmir’de yüzde 5,4 artış kaydetti.</p>
<p>Endeks değerleri bir önceki yılın aynı ayına göre, İstanbul'da yüzde 34,5, Ankara'da yüzde 28,3 ve İzmir’de yüzde 25,5 artış kaydetti.</p>
<p>İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflamasına göre bölgelerin yıllık yeni kiracı kira endeksi değişimleri incelendiğinde, ağustosta en yüksek yıllık artış yüzde 34,5 ile İstanbul bölgesinde, en düşük yıllık artış ise yüzde 17,3 ile Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ bölgesinde görüldü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/konut-fiyatlari-agustosta-yuzde-09-artti-87588</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/konut-fiyat-endeksi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın ağustos verilerine göre Konut Fiyat Endeksi, aylık bazda yüzde 0,9, yıllık bazda ise yüzde 23 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bursanin-vergi-rekortmeni-sutas-oldu-87587</guid>
            <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 10:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa’nın vergi rekortmeni Sütaş oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Bursa’nın 2025 vergilendirme dönemine ilişkin kurumlar ve gelir vergisi rekortmenleri belli oldu.</p>
<p>Kurumlar vergisinde Sütaş Süt Ürünleri AŞ, 1 milyar 274 milyon 372 bin lira vergi tahakkukuyla zirvede yer aldı. Otomotiv sektörünün güçlü temsilcilerinden Oyak Renault Otomobil Fabrikaları AŞ ise 735 milyon 122 bin lira ile ikinci sıraya yerleşti. Listenin dikkat çeken unsurlarından biri, ilk 10’daki şirketlerin büyük bölümünün isimlerinin kamuoyuyla paylaşılmaması oldu. İlk 10’da yalnızca Sütaş, Oyak Renault ve 10’uncu sıradaki Ermaksan’ın isimleri açıklanırken, 3’üncü ile 9’uncu sıralar arasındaki 7 şirket bilgilerini gizli tuttu. Kurumlar vergisinde açıklanan şirketler arasında üçüncü sırada yer alan isimlerin bilgileri gizli tutulduğu için, 10’uncu sıradaki Ermaksan 311 milyon 164 bin liralık tahakkukla listenin açıklanan üçüncü büyük vergi mükellefi oldu. Onu 308 milyon 714 bin lirayla Erbak-Uludağ Pazarlama Satış ve Dağıtım AŞ, 236 milyon 702 bin lirayla Gemport Gemlik Liman ve Depolama İşletmeleri AŞ izledi. </p>
<h2>Tarım-gıda, otomotiv ve sanayi öne çıktı</h2>
<p>Bursa’nın kurumlar vergisi listesinde kentin üretim yapısının farklı sektörlere yayıldığı da görüldü. Sütaş’ın ardından Oyak Renault’un gelmesiyle otomotiv ve gıda sektörleri listenin zirvesinde karşı karşıya geldi. İlk 20’de Keskinoğlu Yumurta, Göli̇plik Şeremet Tekstil, Pro Yem, Yazaki Systems Technologies Turkey ve Hastavuk gibi şirketler de yer aldı. Listenin ilerleyen sıralarında Tofaş 137,8 milyon liralık tahakkukla 34’üncü, Sege Taşıt Koltukları 123,4 milyon lirayla 37’nci, Rudolf Duraner 116,7 milyon lirayla 41’inci sırada yer aldı. Çemtaş 150,7 milyon lira ile 32’nci, Hastavuk Yumurtacı Damızlık Hayvancılık ise 149 milyon lira ile 33’üncü sırada bulunuyor. Listenin son bölümünde de sanayi ve otomotiv bağlantılı şirketlerin ağırlığı dikkat çekti. Çelikform Gestamp Otomotiv 73,1 milyon lira, Leoni WS Turkey Kablo Sistemleri 49,8 milyon lira, Epsan FZ Kimya Plastik 49,2 milyon lira ve Uzman Kataforez Yüzey Kaplama 48,3 milyon lira vergi tahakkukuyla ilk 100 içerisinde yer aldı.  </p>
<h2>Gelir vergisinde Şankaya zirvede</h2>
<p>Bursa’nın gelir vergisi rekortmenleri listesinde ise açıklanan isimler arasında Şenol Şankaya 57 milyon 216 bin liralık vergi tahakkukuyla ilk sırada yer aldı. Şankaya’yı 52 milyon 170 bin lirayla Muharrem Yılmaz, 40 milyon 755 bin lirayla Egemen Egemenoğlu izledi. Ancak gelir vergisinde de ilk 10 sıralamasının 7’sinde mükellef bilgileri açıklanmadı. Gelir vergisi listesinin dikkat çeken bir diğer özelliği ise gayrimenkul gelirlerinin ağırlığı oldu. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bursanin-vergi-rekortmeni-sutas-oldu-87587</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/7/1280x720/bursanin-vergi-rekortmeni-sutas-oldu-1789543896.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa’da 2025 vergilendirme döneminin kurumlar vergisi rekortmeni 1 milyar 274,4 milyon liralık vergi tahakkukuyla Sütaş oldu. Oyak Renault 735,1 milyon lira ile ikinci, Ermaksan 311,2 milyon lira ile 10’uncu sırada yer aldı. İlk 10’daki 7 kurumun kimliği açıklanmazken, gelir vergisinde de ilk 10’un 7’si gizli kaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ucretli-calisan-sayisinda-yillik-yuzde-17-artis-87586</guid>
            <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 10:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ücretli çalışan sayısında yıllık yüzde 1,7 artış</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), temmuz ayına ait ücretli çalışan istatistiklerini paylaştı. </p>
<p>Buna göre, Temmuz 2025'te 16 milyon 114 bin 128 kişi olan sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı, temmuzda yüzde 1,7 artışla 16 milyon 393 bin 563 kişiye yükseldi.</p>
<p>Söz konusu ayda ücretli çalışan sayısı, sanayi sektöründe yıllık bazda yüzde 1,5 azaldı, inşaat sektöründe yüzde 3,5 ve ticaret-hizmet sektöründe yüzde 3,1 arttı.</p>
<p><strong>Aylık değişim</strong></p>
<p>Sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı, temmuzda hazirana göre yüzdesel olarak değişim göstermedi.</p>
<p>Bu dönemde ücretli çalışan sayısı, sanayi sektöründe yüzde 0,1 azalırken, inşaat sektöründe yüzdesel olarak değişim göstermedi, ticaret-hizmet sektöründe ise yüzde 0,1 yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ucretli-calisan-sayisinda-yillik-yuzde-17-artis-87586</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/8/1280x720/insaat-1770970824.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in temmuz verilerine göre sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı, yıllık bazda yüzde 1,7 artışla 16 milyon 393 bini aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yaprak-sigara-kagidinda-tatlandirici-kullanimi-yasaklandi-87585</guid>
            <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 10:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sigara kağıdında tatlandırıcı kullanımı yasaklandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan "Yaprak Sigara Kağıdı Teknik Düzenlemelere Uygunluğunun Belirlenmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğ" Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Tebliğle, yaprak sigara kağıdının teknik düzenlemelere uygunluğunun belirlenmesine ilişkin usul ve esaslar düzenlendi.</p>
<p>Tebliğ, iç piyasaya arz edilen yaprak sigara kağıdını kapsarken Türkiye'de ihraç amacıyla üretilen söz konusu sigara kağıdı kapsam dışında tutuldu.</p>
<p>Düzenlemeye göre, Türkiye'de üretilerek veya ithal edilerek piyasaya arz edilecek mamulat çeşidinin teknik düzenlemelere uygunluğu, mamulat çeşidi için beyan edilen girdilerin ve piyasaya arz ambalajının düzenlemelere uygunluklarının incelenmesi suretiyle belirlenecek.</p>
<p><strong>Kullanılan girdiler Türkçe isimleriyle belirtilecek</strong></p>
<p>Yaprak sigara kağıdında aroma verici, şeker ve/veya tatlandırıcı ile kağıdı beyazlaştırmak için kullanılanlar hariç olmak üzere üretimde renklendirici kullanılamayacak.</p>
<p>Yaprak sigara kağıdına ait girdi bildirim ve toksikolojik veri tabloları Bakanlık internet sitesinde yayımlanan açıklama kılavuzu ve tablolarına uygun düzenlenecek. Bu tablolarda, mamulat çeşidinde kullanılan girdilerin isimleri Türkçe olarak yazılacak, varsa Latince isimleri parantez içinde belirtilecek.</p>
<p>Yaprak sigara kağıdı üretiminde, sigara kağıdında, sigara kağıdı üzerinde kullanılan mürekkepte, yapıştırıcılarında ve/veya üründe herhangi bir şekilde listede belirtilen girdiler yer alamayacak.</p>
<p>Bakanlık, tüketicinin bilgilendirilmesini sağlamak amacıyla sağlanan girdileri, özellikle ürün formülü bilgilerinin oluşturduğu ticari sırların korunmasına özen göstererek halkın bilgisine sunacak.</p>
<p><strong>Ambalajlamada dikkat edilecek hususlar</strong></p>
<p>Birim paket ve grupmanın, dış yüzey rengi ve tonu, Pantone 448 C Mat bitişli, parlaklık derecesi yüzde 20'nin altında, iç yüzey renginin de aynı tonda veya beyaz olması gerekecek.</p>
<p>Ayrıca, birim paket ve grupmanın iç ve dış yüzeyi düz ve pürüzsüz olacak, kabartma ve desen bulunmayacak, mamulün kendisinin görünürlüğünü sağlayan pencere içermeyecek.</p>
<p>Birim paket ve grupman dikdörtgen prizma şeklinde kağıt ya da karton malzemeden olacak.</p>
<p>Yaprak sigara kağıdının piyasaya arz ambalajı ve koli bandı ile yaprak sigara kağıdı üzerinde markanın logosu, simgesi veya sair işaretleri dahil olmak üzere zorunlu kılınanların haricinde metin, yazı, ibare, şekil, çizgi, sembol, resim, figür, desen ve işaret bulunamayacak. Ayrıca yaprak sigara kağıdı beyaz mat bitişli olacak.</p>
<p>Birim paket ve grupman, ses çıkaran ve/veya kokulu malzemeden üretilemeyecek, haricen kılıf, kutu, çıkartma içeremeyecek.</p>
<p>Birim pakette, "Tütün içmek öldürür-hemen bırakın" genel uyarısı, grupmanda, "Tütün içmek öldürür-hemen bırakın" genel uyarısı ile "Tütün dumanı, kansere yol açtığı bilinen 70'ten fazla madde içerir" şeklinde bilgi mesajı yer alacak. Öte yandan, üretim tarihi, kodlama bilgisi, "ALO 171 Sigara Bırakma Danışman Hattı" ve sağlık uyarıları gibi çeşitli bilgi ve uyarılar bulundurulacak.</p>
<p><strong>Başvurular 30 Ekim'e kadar yapılacak</strong></p>
<p>Tebliğe uyum amacıyla yapılacak piyasaya arz uygunluk belgesi güncelleme başvuruları en geç 30 Ekim'e kadar yapılacak. Güncelleme izni başvurusu yapılmayan ya da güncellenmeyen piyasaya arz uygunluk belgeleri 20 Şubat 2027 itibarıyla iptal edilmiş sayılacak.</p>
<p>Tebliğin yayımı tarihi itibarıyla piyasaya arz izni bulunan ve tebliğe uygun olmayan mamulat çeşitleri 20 Şubat'a kadar piyasaya arz edilebilecek, 20 Ağustos'tan sonra piyasada bulundurulamayacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yaprak-sigara-kagidinda-tatlandirici-kullanimi-yasaklandi-87585</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan tebliğe göre, sigara kağıdında aroma verici, şeker ve/veya tatlandırıcı kullanılmayacak. Söz konusu sigara kağıdına ait girdi bildirim ve toksikolojik veri tablolarında, mamulat çeşidinde kullanılan girdilerin isimleri Türkçe olarak yazılacak. Birim paket ve grupmanın iç ve dış yüzeyi düz ve pürüzsüz olacak, kabartma ve desen bulunmayacak, mamulün kendisinin görünürlüğünü sağlayan pencere içermeyecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/degisiklik-yururlukte-icme-sutunde-sadece-dogal-aroma-vericiler-kullanilabilecek-87584</guid>
            <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 10:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Değişiklik yürürlükte: İçme sütünde sadece doğal aroma vericiler kullanılabilecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanlığının hazırladığı "Türk Gıda Kodeksi İçme Sütleri Tebliği'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ", Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, düzenlemeler hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Yazılı açıklamasında gıda güvenilirliğinin temini, tüketicinin yanıltılmasının engellenmesi ve gıda işletmeleri arasında haksız rekabetin önlenmesi amacıyla önemli değişikliklere gidildiğini vurgulayan Yumaklı, düzenlemeyle "süt bazlı içecek" tanımının çıkarıldığını bildirdi.</p>
<p>Yumaklı, "Süt bazlı içecek, 'Miktar olarak son üründe en az yüzde 50 içme sütü içeren içecek' şeklinde tanımlanıyordu. Ancak piyasada süt bazlı içecek olarak isimlendirilen herhangi bir ürün bulunmuyor. Süt içeren piyasaya arz edilmiş ürünler ya çeşnili-aromalı içme sütü veya süt içeren içecek olarak tanımlanıyor. Bu sebeple tanımı tebliğden çıkardık." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yumaklı, tüketicilerin yanıltılmasının önlenmesi için içme sütlerinin yağlılık sınıflandırılmasına yönelik de önemli değişiklik yaptıklarını aktardı.</p>
<p>Daha önce yağlılık sınıflandırılmasında "tam yağlı", "yarım yağlı", "yağsız" sınıflarına uymayan ve etikete yağ miktarı "Yüzde … yağlı" şeklinde yazılarak piyasaya arz edilen ara yağ sınıflandırmalarını ortadan kaldırdıklarını vurgulayan Yumaklı, değişiklikle "tam yağlı", "yağlı", "yarım yağlı" ve "yağsız" şeklinde düzenlemeye gidildiğini kaydetti.</p>
<p>Yumaklı, yeni sınıflandırmayla içme sütlerinin yağ sınıflandırmasının tüketiciler açısından daha anlaşılır hale getirildiğinin altını çizerek, "Bu sınıflandırma haricinde içme sütlerinde yağ sınıflandırması yapılması yasaklandı. Böylece tüketicinin yanıltılmasına sebep olabilecek çok farklı yağ oranlarıyla piyasaya içme sütü arz edilemeyecek." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>"Sadece doğal aroma vericiler kullanılacak"</strong></p>
<p>Çeşnili içme sütlerinde kullanılacak toplam çeşni oranına, kütlece en az yüzde 1 olacak şekilde ilk kez alt sınır getirildiğine dikkati çeken Yumaklı, içme sütlerine ilave edilebilecek şeker oranının, kütlece en fazla yüzde 5, ürünün toplam şeker oranının ise yüzde 9,5 olacak şekilde ilk kez sınırlandırıldığını anlattı.</p>
<p>Yumaklı, içme sütlerine ilave edilecek şekerin, Türk Gıda Kodeksi Şeker Tebliği'nde tanımlanan "yarı beyaz", "beyaz" ve "ekstra beyaz" şekerle sınırlandırıldığına işaret ederek, şu bilgiyi verdi:</p>
<p>"İçme sütlerine sakkaroz harici glukoz ve fruktoz şurubu gibi şeker türevlerinin eklenmesi artık engelleniyor. İçme sütlerinde aroma verici madde olarak sadece 'doğal aroma vericilerin' kullanılması yönünde düzenleme yapıldı. Ayrıca içme sütlerinde 'doğal' ifadesinin kullanımına ilişkin düzenleme yapılarak sadece tam yağlı ve yağlı içme sütlerinde 'doğal' ifadesi kullanılabilecek. Doğal ifadesinin kullanılacağı içme sütleri katkı maddesi, çeşni maddesi, aroma verici ve benzeri hiçbir ilave bileşen içermeyecek, laktozsuz ya da laktozu azaltılmış içme sütlerinde 'doğal' ifadesi kullanılamayacak. Yeni düzenlemelerimizin tüketicilerimiz ve sektörümüz için hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum. Gıda güvenilirliğinin temini, tüketicilerimizin yanıltılmasının engellenmesi ve gıda işletmeleri arasında haksız rekabetin önlenmesi amacıyla çalışmalarımız aralıksız devam ediyor. Tebliğin yayımından önce faaliyet gösteren gıda işletmeleri, yeni düzenlemeye 31 Mart 2027'ye kadar uyum sağlayacak."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/degisiklik-yururlukte-icme-sutunde-sadece-dogal-aroma-vericiler-kullanilabilecek-87584</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/cig-sut.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sadece tam yağlı ve yağlı içme sütlerinde &quot;doğal&quot; ifadesinin kullanılabileceğini bildiren Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, &quot;Doğal ifadesinin kullanılacağı içme sütleri katkı maddesi, çeşni maddesi, aroma verici ve benzeri hiçbir ilave bileşen içermeyecek, laktozsuz ya da laktozu azaltılmış içme sütlerinde &#039;doğal&#039; ifadesi kullanılamayacak.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/canli-hayvan-nakil-yonetmeliginde-degisiklik-87581</guid>
            <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 09:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Canlı hayvan nakil yönetmeliğinde değişiklik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanlığının hazırladığı, "Yurt İçinde Canlı Hayvan ve Hayvansal Ürünlerin Nakilleri Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik", Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, kesimhane veya hayvan satış yerine getirilen tanımlanmamış hayvanlar, resmi veteriner hekim tarafından kesime uygun bulunması halinde bekletilmeksizin tüm masrafları sahibi tarafından karşılanacak şekilde kesilerek sahibine teslim edilecek. Kesime uygun bulunmayan hayvanlar ise karantina altına alınacak.</p>
<p>Tanımlanmamış sığır, koyun ve keçi türü hayvanların, nakil sırasında yakalanması durumunda ise hayvanlar karantinaya alınmak üzere, sahibinin bildirdiği varış işletmesine sevk edilecek. Hayvanların programlı aşılamaları, karantina süresince Bakanlıkça tamamlanacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/canli-hayvan-nakil-yonetmeliginde-degisiklik-87581</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/9/5/1280x720/sakarya-canli-hayvan-borsasi-yeniden-hizmet-vermeye-basladi-1768422559.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan yönetmelik değişikliğine göre, kesimhane veya hayvan satış yerine getirilen tanımlanmamış hayvanlar, resmi veteriner hekim tarafından kesime uygun bulunması halinde bekletilmeksizin tüm masrafları sahibi tarafından karşılanacak şekilde kesilerek sahibine teslim edilecek, kesime uygun bulunmayan hayvanlar ise karantina altına alınacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yeni-yil-icin-iletim-ek-ucreti-belirlendi-87579</guid>
            <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 08:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni yıl için iletim ek ücreti belirlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun (EPDK), 2027'de uygulanacak iletim ek ücretine ilişkin Kurul kararı, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, 2027'de uygulanacak iletim ek ücreti, Türkiye Elektrik İletim AŞ'nin (TEİAŞ) iletim tarifesinin yüzde 0,7'si (binde yedisi) olacak.</p>
<p>İletim ek ücretleri, TEİAŞ tarafından aylık hesaplanacak ve takip eden ayın 25'ine kadar EPDK hesabına yatırılacak.</p>
<p>Karar, 1 Ocak 2027'den itibaren geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girdi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yeni-yil-icin-iletim-ek-ucreti-belirlendi-87579</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/epdk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK, gelecek yıl uygulanacak iletim ek ücretini, TEİAŞ&#039;ın iletim tarifesinin yüzde 0,7&#039;si olarak belirledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ak-parti-kademeli-emeklilige-mesafeli-duruyor-87565</guid>
            <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 08:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> AK Parti &#039;kademeli emekliliğe&#039; mesafeli duruyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA</strong></p>
<p>AK Parti, EYT düzenlemesinin ardından gündeme gelen kademeli emeklilik talebine mesafeli duruyor. Parti kaynakları, şu anda kademeli emekliliğe ilişkin herhangi bir yasal hazırlık bulunmadığını, EYT’nin de ekonomi ve sosyal güvenlik sistemi üzerinde ciddi yük oluşturduğunu belirtiyor. 2023 seçimleri öncesinde yasalaşan EYT’nin “doğru bir düzenleme olmadığı” görüşü dile getirilirken yeni ve maliyet artırıcı adımlardan kaçınılacağı, popülist bir yaklaşım izlenmeyeceği ifade ediliyor.</p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de Orta Vadeli Program toplantısında 2023’te deprem, Kur Korumalı Mevduat ve EYT’nin ekonomi üzerindeki etkilerine dikkat çekti. OVP’de ve ekonomi yönetiminin açıklamalarında kademeli emekliliğe ilişkin herhangi bir takvim ya da düzenleme yer almıyor.</p>
<p>Buna karşın kulislerde, seçim sürecine girildiğinde kamuoyu araştırmalarının ve sahadan gelecek taleplerin belirleyici olabileceği, EYT’de olduğu gibi son aşamada adım atılabileceği ihtimali konuşuluyor. Emeklilikte Adalet Derneği de geçen ay Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan Yardımcısı Ahmet Aydın ile görüşerek taleplerini iletti ancak Bakanlık herhangi bir çalışma veya takvim açıklamadı. 8 Eylül 1999 sonrasında sigorta başlangıcı olan çalışanlar, yaş ve prim şartlarına dayalı kademeli emeklilik sistemi talep ediyor. EMADDER’e göre düzenleme yaklaşık 4,5 milyon çalışanı ilgilendiriyor. Hükümet ise mevcut ekonomik koşullarda emeklilik sistemine ek yük getirecek yeni bir adım için şimdilik kapıyı kapatmış durumda.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ak-parti-kademeli-emeklilige-mesafeli-duruyor-87565</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/para-emekli-maasi-hesaplama.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti kaynakları, EYT düzenlemesinin ardından gündeme gelen kademeli emeklilikle ilgili herhangi bir yasal hazırlık olmadığını belirtiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/mobilyacilar-uyardi-kayiplari-tolere-edecek-vaktimiz-kalmadi-87564</guid>
            <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 08:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mobilyacılar uyardı: Kayıpları tolere edecek vaktimiz kalmadı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Mobilya sektöründe yüksek maliyetler ve finansmana erişim sıkıntısı rekabet gücünü zayıflatıyor. Mobilya Dernekleri Federasyonu’nun (MOSFED) 24-26 Eylül’de İstanbul Fuar Merkezi’nde üçüncü kez düzenleyeceği Furnishings &amp; Design Istanbul’ın (FDI) tanıtım toplantısında konuşan MOSFED Başkanı Ahmet Güleç, sektörde 49 bin 179 üretici işletmenin faaliyet gösterdiğini, 500 bin kişiye istihdam sağlandığını söyledi. Üretim büyüklüğünün 14 milyar dolar düzeyinde olduğunu ve yaklaşık 200 ülkeye ihracat yapıldığını belirten Güleç, artan maliyetlerin rekabet koşullarını ağırlaştırdığını ifade etti.</p>
<h2>"5 milyar dolarda çakılı kaldık"</h2>
<p>Sektörün 2022 sonrasında dış pazarlarda miktar bazında yaklaşık yüzde 10 kayıp yaşadığını belirten Güleç, kilogram başına ihracat fiyatındaki artışın gelir kaybını sınırladığını ancak bunun sürdürülebilir olmadığını söyledi. Güleç, “Türkiye’nin yaklaşık 30 ülkede pazar birinciliği bulunuyor. Ancak bu birincilikleri de kaybediyoruz. 7-7,5 milyar dolar ihracat yapmamız gerekirken 5 milyar dolarda takılıp kaldık” dedi. </p>
<h2>"Kârımız finansman giderine gidiyor" </h2>
<p>Yüksek faiz ve finansman maliyetlerinin emek yoğun sektörlerde baskıyı artırdığını vurgulayan Güleç, ekonomi yönetimine çağrıda bulundu. “Bu son üç yıldaki programla devam etme şansımız yok. Kayıpları tolere edecek vaktimiz kalmadı” diyen Güleç, “Kârımızın hepsi finansman giderine gidiyor. Hepimiz finansmana çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>"İşçilik maliyeti yüzde 50’yi geçti" </h2>
<p>Güleç, işçilik maliyetinin toplam maliyet içindeki payının yüzde 15-20 seviyesinden yüzde 50’nin üzerine çıktığını söyledi. Yurt dışındaki müşterilerin Türkiye’deki yüksek enflasyondan kaynaklanan maliyet artışlarını fiyatlara yansıtmayı kabul etmediğini belirten Güleç, yatırımcıların da emek yoğun alanlardan uzaklaştığını ifade etti. İmalat sektöründe istihdamı teşvik edecek vergi ve benzeri uygulamaların gündeme alınması gerektiğini söyledi.</p>
<h2>Çıkış yolu tasarım ve markalaşma </h2>
<p>Yüksek maliyet ortamında yalnızca fiyatla rekabet etmenin mümkün olmadığını belirten Güleç, çıkış yolunun tasarım, markalaşma, inovasyon ve yüksek katma değer olduğunu söyledi. Türkiye’nin mobilyada kullanılan hemen her malzemeyi üretebildiğini vurgulayan Güleç, “Sadece büyümek yetmiyor. Tasarımla büyümemiz gerekiyor. Böylece rekabet gücümüz ve katma değerimiz artacak” dedi. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">FDI, 24-26 Eylül’de üçüncü kez düzenlenecek</span></h2>
<p>MOSFED’in tasarım odaklı dönüşümün araçlarından biri olarak konumlandırdığı FDI, 24-26 Eylül’de üçüncü kez düzenlenecek. İlk iki yılda 150 markanın yer aldığı organizasyonu Türkiye dahil 64 ülkeden 39 bin 567 kişi ziyaret etti, Designer-to- Business programında 625 görüşme gerçekleştirildi. Bu yıl 90 markanın yeni tasarımlarıyla katılacağı FDI’da farklı ülkelerden alıcılar İstanbul’a getirilecek. Güleç, uzun vadeli hedeflerinin İstanbul’u dünyanın önde gelen tasarım merkezlerinden biri haline getirmek olduğunu söyledi. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/mobilyacilar-uyardi-kayiplari-tolere-edecek-vaktimiz-kalmadi-87564</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/mosfed-baskani-ahmet-gulec.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mobilya sektörü artan işçilik ve finansman maliyetleri nedeniyle küresel pazarlarda kan kaybediyor. Son 3-4 yılda miktar bazında yüzde 10 pazar kaybı yaşandığını belirten Mobilya Dernekleri Federasyonu Başkanı Ahmet Güleç, ihracatın 5 milyar dolarda kaldığını söyledi. Güleç, “Kayıpları tolere edecek vaktimiz kalmadı. Girişimciler de emek yoğun sektörlere yatırım yapmak istemiyor” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gencler-agir-sanayiden-neden-uzaklasiyor-87557</guid>
            <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gençler ağır sanayiden neden uzaklaşıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Mehmet Altınkaynak - Maden Mühendisi</strong></p>
<p>Bir gencin önüne iki iş ilanı koyduğunuzu düşünün.</p>
<p>Birinde temiz bir ofis, bilgisayar, esnek çalışma, dijital araçlar ve şehir merkezinde bir çalışma ortamı var. Diğerinde ise vardiya, ağır ekipmanlar, gürültü, toz, saha koşulları, üretim baskısı ve yüksek sorumluluk.</p>
<p>Sonra o gence soruyoruz:</p>
<p>“Hangisini tercih edersin?”</p>
<p>Cevabı yalnızca “Z kuşağı çalışmak istemiyor” diyerek açıklamak kolay.</p>
<p>Ama yanlış. Çünkü asıl soruyu henüz sormadık.</p>
<p>Biz gençlere ağır sanayiyi nasıl anlatıyoruz?</p>
<p>Onlara yalnızca bir iş mi teklif ediyoruz, yoksa geleceğin sanayisini kurabilecekleri bir meslek mi?</p>
<p>Türkiye'nin ağır sanayisinin önündeki en kritik sorunlardan biri belki de tam burada başlıyor.</p>
<p><strong>Gençler yok değil, geçişi yönetemiyoruz</strong></p>
<p>2025 yılında Türkiye'de 15-24 yaş grubunda genç işsizlik oranı %15,3 oldu. Aynı yaş grubundaki gençlerin %23,3'ü ise ne eğitimde ne istihdamda yer aldı.</p>
<p>Öte yandan istihdam edilen gençlerin %30,5'i sanayi sektöründe çalışıyor.</p>
<p>Yani ortada ilginç bir çelişki var:</p>
<p>Gençlerin önemli bir bölümü sanayide çalışıyor; ancak yeni neslin sanayiye sürdürülebilir biçimde nasıl kazandırılacağı hâlâ yeterince konuşulmuyor.</p>
<p>Sorunu yalnızca “gençler ağır sanayiyi sevmiyor” şeklinde tanımlamak bu nedenle yetersiz.</p>
<p>Asıl mesele; eğitimden işe geçiş, işe girişten saha adaptasyonuna geçiş, sınıftaki bilgiden gerçek üretim ortamına geçiş ve nihayet genç çalışanın üretim sisteminin güvenli ve yetkin bir parçası hâline gelmesidir.</p>
<p>Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve OECD de gençlerin çalışma hayatına geçişinin yalnızca istihdam yaratmakla değil, gençleri değişen iş dünyasına hazırlayan sürdürülebilir geçiş mekanizmalarıyla ele alınması gerektiğine dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>Bir genç ilk kez şantiyeye girdiğinde ne olur?</strong></p>
<p>Bir üniversite mezununun diplomasını aldığını düşünelim.</p>
<p>Dört yıl boyunca dersler aldı. Formüller öğrendi. Projeler hazırladı. Sınavlara girdi.</p>
<p>Ve bir sabah ilk kez gerçek bir ağır sanayi tesisinin kapısından içeri girdi.</p>
<p>Karşısında dev makineler var. Kamyon trafiği var. Konveyörler var. Gürültü var. Üretim baskısı var.</p>
<p>Aynı anda onlarca kararın verildiği dinamik bir çalışma ortamı var.</p>
<p>İşte tam o anda eğitim ile gerçek hayat arasındaki mesafe görünür hâle geliyor.</p>
<p>Çünkü genç çalışanın ihtiyacı yalnızca teknik bilgi değildir. Ortamı okumayı öğrenmesi gerekir.</p>
<p>Riskleri fark etmesi gerekir. Ekiple iletişim kurması gerekir. Ekipmanı tanıması gerekir. Kendisinden ne beklendiğini anlaması gerekir. Hata yaptığında nasıl davranacağını bilmesi gerekir.</p>
<p>Ve belki de en önemlisi: <strong>“Burada benim yerim ne?”</strong> sorusunun cevabını bulması gerekir.</p>
<p>Bu cevap verilmediğinde genç çalışan sadece işi öğrenmeye çalışmaz. Aynı zamanda sektörde kalıp kalmayacağına karar vermeye başlar.</p>
<p><strong>Ağır sanayide ilk 90 gün neden önemli?</strong></p>
<p>Bir çalışanın işe alınması, adaptasyon sürecinin bittiği anlamına gelmez.</p>
<p>Tam tersine, asıl süreç o zaman başlar.</p>
<p>Özellikle ağır sanayide yeni çalışan için ilk dönem; <strong>öğrenme + gözlem + uygulama + hata yönetimi + güvenlik + aidiyet</strong> sürecidir.</p>
<p>Bu nedenle “işe aldık, oryantasyon yaptık” yaklaşımı artık yeterli olmayabilir.</p>
<p>Çünkü ağır sanayide yanlış öğrenilen küçük bir davranış, ileride çok daha büyük bir operasyonel veya iş güvenliği problemine dönüşebilir.</p>
<p>Yıllar önce şantiyede, sadece hızlıca “şu düğmeye bas, şurayı izle” denilerek sahaya sürülen genç bir teknisyenin, konveyör bandındaki olağandışı sesi anlamlandıramayıp sistemi durdurmaması yüzünden koca bir vardiyanın üretimine mal olacak mekanik bir felaketin eşiğinden nasıl dönüldüğüne bizzat şahit oldum.</p>
<p>Aynı şekilde doğru yönlendirilen genç bir çalışan ise birkaç yıl içinde yalnızca işi yapan kişi olmaktan çıkıp; ekipmanını tanıyan, riski önceden gören, üretim sürecini anlayan, teknoloji kullanabilen ve zamanla karar verebilen bir profesyonele dönüşebilir.</p>
<p>Aradaki farkı çoğu zaman yalnızca çalışanın yeteneği değil, işletmenin adaptasyon sistemi belirler.</p>
<p><strong>YENAE: Genç çalışanı sahaya bırakmak değil, sahaya hazırlamak</strong></p>
<p>Tam bu noktada Yeni Nesil Endüstriyel Adaptasyon Ekosistemi (YENAE) yaklaşımı önem kazanıyor.</p>
<p>YENAE'nin temel yaklaşımı basit. Genç çalışanı doğrudan üretim sisteminin içine bırakmak yerine, onu üretim sisteminin bir parçası hâline getirecek bütünsel bir adaptasyon ekosistemi oluşturmak.</p>
<p>Bu sistem yalnızca eğitimden oluşmuyor. Çünkü genç bir çalışanın ihtiyacı yalnızca “iş nasıl yapılır?” sorusunun cevabı değil.</p>
<p>Aynı zamanda;</p>
<p>-  Neden böyle yapıyoruz?</p>
<p>- Bu risk nereden geliyor?</p>
<p>- Bu ekipmanın davranışı değişirse ne olur?</p>
<p>- “Bir sorun gördüğümde kime, nasıl ve ne zaman bildirmeliyim?</p>
<p>- Benim verdiğim karar üretimin başka hangi noktasını etkiliyor?</p>
<p>Sorularının cevaplarını da öğrenmesi gerekiyor.</p>
<p>Bu nedenle YENAE'yi yalnızca bir eğitim programı olarak değil, <strong>insan kaynağını üretim sistemine entegre eden bir ekosistem</strong> olarak düşünmek gerekiyor.</p>
<p><strong>Dijital eğitim tek başına yetmez</strong></p>
<p>Bugün sanayide dijitalleşmeden çok söz ediyoruz.</p>
<p>Sensörler. Otomasyon. Yapay zekâ. Dijital ikizler. Veri analitiği. Uzaktan izleme.</p>
<p>Bunların tamamı önemli. Fakat burada da kritik bir soru var: <strong>Bu teknolojileri kim kullanacak?</strong></p>
<p>Dijital dönüşümün insan boyutu kurulmadığında, teknoloji yatırımı ile saha gerçekliği arasında yeni bir boşluk oluşabilir. Bu nedenle genç çalışanın eğitiminde dijital teknik eğitim ile saha deneyiminin birlikte ilerlemesi gerekiyor. Örneğin bir genç çalışan önce ekipmanı dijital ortamda tanıyabilir. Sonra simülasyonla belirli senaryoları görebilir. Ardından kontrollü saha uygulamasına geçebilir. Sonrasında deneyimli bir çalışan veya mühendis eşliğinde gerçek operasyonu gözlemleyebilir. Ve en sonunda yetkinliği ölçülerek sorumluluk alanı kademeli olarak genişletilebilir. Bu yaklaşımın amacı genç çalışandan korkmamak değil.</p>
<p>Genç çalışana güven verecek sistemi kurmaktır.</p>
<p><strong>ESG'nin ‘S’si sadece raporlama değildir</strong></p>
<p>Bugün şirketlerin sürdürülebilirlik raporlarında çevresel göstergeleri, karbon emisyonlarını ve enerji tüketimini konuşuyoruz. Bunlar elbette önemli. Ancak ESG'nin “S” boyutunu yalnızca sosyal yardım, çalışan memnuniyeti veya kurumsal iletişim başlığına sıkıştırmak da yeterli değil. Ağır sanayide gerçek sosyal sürdürülebilirlik; insanın işe güvenli başlaması, mesleki gelişimini sürdürebilmesi, teknolojiye uyum sağlayabilmesi, adil biçimde sorumluluk kazanması ve çalıştığı sektörde geleceğini görebilmesiyle ilgilidir. Bu açıdan bakıldığında genç iş gücünün adaptasyonu, yalnızca insan kaynaklarının problemi değildir. <strong>Doğrudan ESG meselesidir</strong>. Çünkü sürdürülebilir sanayi yalnızca kaynakları tüketmeden üretim yapmak değildir. İnsanı da üretim sisteminin sürdürülebilir bir parçası hâline getirmektir.</p>
<p><strong>Gençleri sanayide tutmak için ne yapmalıyız?</strong></p>
<p>Bence artık “gençler neden sanayiye gelmiyor?” sorusundan çıkıp başka bir soruya geçmeliyiz:</p>
<p><strong>“Sanayiyi gençler için nasıl daha anlaşılır, güvenli, gelişime açık ve anlamlı hâle getirebiliriz?”</strong></p>
<p>Bunun için birkaç temel değişiklik gerekiyor:</p>
<p><strong>- Eğitim ile saha arasındaki mesafe azaltılmalı:</strong> Üniversite ve meslek eğitimi, işletmelerin gerçek ihtiyaçlarıyla daha fazla temas etmeli.</p>
<p><strong>- Adaptasyon bir günlük oryantasyon olmaktan çıkarılmalı.</strong> Genç çalışanın ilk haftası, ilk üç ayı ve ilk yılı farklı aşamalarla yönetilmeli.</p>
<p><strong>- Dijital beceriler teknik eğitimin parçası hâline getirilmeli:</strong> Yeni nesil madencinin yalnızca makineyi değil, makinenin ürettiği veriyi de okuyabilmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>- Mentorluk sistemi kurulmalı:</strong> Tecrübeli çalışanların yıllar içinde biriktirdiği saha bilgisi, genç kuşağa sistematik biçimde aktarılmalı.</p>
<p><strong>- Yetki kademeli verilmelidir:</strong> Genç çalışana ilk günden sınırsız sorumluluk vermek de, yıllarca karar mekanizmasının dışında tutmak da doğru değildir.</p>
<p><strong>- Başarı yalnızca üretim rakamıyla ölçülmemeli</strong>: Güvenlik davranışı, öğrenme kapasitesi, teknik yetkinlik, ekip iletişimi ve problem çözme becerisi de gelişimin parçası olmalı.</p>
<p><strong>Çünkü sanayinin en büyük riski makine eskimesi değil</strong></p>
<p>Bir makine eskirse yenilenebilir. Bir yazılım eskirse güncellenebilir. Bir tesisin otomasyon sistemi değiştirilebilir. Ama bir sektörün insan sermayesi zayıflarsa, bunun telafisi çok daha uzun sürer.</p>
<p>Türkiye'nin ağır sanayisi önümüzdeki dönemde yalnızca daha fazla otomasyona, daha büyük tesislere veya daha yüksek üretim kapasitesine ihtiyaç duymayacak. <strong>Daha iyi yetişmiş insanlara ihtiyaç duyacak.</strong></p>
<p>Çünkü geleceğin fabrikasında, madeninde ve üretim tesisinde insanın rolü ortadan kalkmayacak. Tam tersine değişecek. Bugünün operatörü yarının dijital sistem kullanıcısı olabilir. Bugünün teknisyeni yarının bakım analisti olabilir. Bugünün genç mühendisi yarının proses tasarımcısı olabilir.</p>
<p>Ama bunun gerçekleşmesi için genç çalışanı yalnızca işe almak yetmez.</p>
<p>Onu mesleğe kazandırmak gerekir.</p>
<p><strong>Yeni nesil sanayi, yeni nesil adaptasyon gerektiriyor</strong></p>
<p>Ağır sanayinin geleceği yalnızca daha fazla makine satın almakla kurulmayacak.</p>
<p>Yeni nesil sanayinin; yeni nesil eğitim, yeni nesil mentorluk, yeni nesil güvenlik anlayışı ve yeni nesil insan kaynağı politikası olmak zorunda.</p>
<p>YENAE'nin temel iddiası da tam burada ortaya çıkıyor:</p>
<p>Genç iş gücünü sanayiye uydurmaya çalışmak yerine, sanayinin genç iş gücünün öğrenme biçimine ve değişen yetkinliklerine uyum sağlayabileceği bir ekosistem kurmak.</p>
<p>Çünkü gençleri yalnızca üretimin içine sokmak yetmez. Onlara üretimin neden önemli olduğunu anlatmak gerekir. Sadece makineyi öğretmek yetmez. Sistemi okumayı öğretmek gerekir.</p>
<p>Sadece işi vermek yetmez. Mesleki bir gelecek göstermek gerekir.</p>
<p>Ve yalnızca “çalışan” yetiştirmek yetmez. Geleceğin sanayisini taşıyacak insanı yetiştirmek gerekir.</p>
<p>Belki de ağır sanayinin önündeki en büyük soru artık şu: Geleceğin fabrikalarını kurabilecek miyiz?</p>
<p>Bence asıl soru bundan bir adım daha ileride: O fabrikalarda çalışacak geleceğin insanını yetiştirebilecek miyiz? Geleceğin karbonsuz ve temiz sanayisini, eski nesil bir insan kaynağı anlayışıyla kuramayız. Yeşil dönüşüm, ancak bu değişimi omuzlayacak gençleri üretim sistemine güvenle entegre edebildiğimizde gerçek bir sürdürülebilirliğe dönüşecek. Çünkü makinelerin nesli değişiyor.</p>
<p>Teknolojinin nesli değişiyor. Ve şimdi sıra insan kaynağının neslini değiştirmekte.</p>
<p> </p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p>- TÜİK, İstatistiklerle Gençlik – 2025: Genç işsizlik, NEET ve genç istihdamının sektörel dağılımı.</p>
<p>- TÜİK, Yıllık ve Bölgesel İşgücü İstatistikleri – 2025: Türkiye genelinde istihdamın sektörel dağılımı ve genç işgücü göstergeleri.</p>
<p>- ILO/OECD, Fostering Youth Transitions to Decent Work: Gençlerin çalışma hayatına geçişinde sürdürülebilir ve nitelikli geçiş politikalarının önemi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gencler-agir-sanayiden-neden-uzaklasiyor-87557</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gençler ağır sanayiden neden uzaklaşıyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hayatlarimizla-kumar-oynuyorlar-87556</guid>
            <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Hayatlarımızla kumar oynuyorlar&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu sözler Claude beyin takımından Jacob Coxon’a ait. Yapay zekâ 10 yıl sonra hepimizi öldürebilir diyerek istifa etti.</p>
<p>Yapay zekânın (YZ) geleceğine dair uyarılar artıyor. Köşenin takipçileri, YZ’nin karanlık tarafı ile ilgili yazılarımı hatırlar. Nükleer bomba dâhil tarihin en tehditkâr teknolojisiyle karşı karşıyayız.</p>
<p>Tespitimizi doğrularcasına Coxon, tarihi itiraflarda bulunuyor: “Yapay zekâ yakında her şeyi hackleyebilen, her alanı bir gecede altüst edebilen, gerçek güç ile kaynak elde edebilen süper sistemlere dönüşecek. İleri düzeyde işin içinde olan herkes bunu biliyor, fakat kamuya açık şekilde konuşmuyor. Kendi aramızdaki sohbetlerde, insanlık tarihinin en tehlikeli tehdidi ile karşı karşıya olduğumuzu hepimiz kabul ediyoruz.”</p>
<p>Ki Claude, YZ modeli geliştiren şirketler arasında en insancılı diyebiliriz. Esasında Claude, ana akımın bildiği modelin adı. Firma ismi Anthropic, kurucusu ise Dario Amodei. Amodei, kamuoyunda Trump önderliğinde ABD hükümeti ile işbirliğini reddetmesiyle daha çok tanındı. Kendisine sorumlu (etik) YZ modelleri geliştirmek gibi bir misyon edinmiş durumda. Kendi çalışanı Coxon’un çok ses getiren istifası sonrası, biraz da kamuoyu baskısı nedeniyle bir makale kaleme aldı. Ana fikir, YZ çalışmalarının yavaşlaması yönünde. Sonrasında Elon Musk ve Sam Altman’dan destek geldi.</p>
<p>Fakat günün sonunda Anthropic bile yavaşlayamıyor çünkü ChatGPT, Grok gibi rakiplerinin gerisinde kalmak istemiyor. ABD hükümeti herhangi bir regülasyonda ya da devlet müdahalesinde bulunmak istemiyor çünkü Çin’e karşı YZ savaşını kaybetmek istemiyor. Amaç, ilk AGI’yi (genel YZ) ve sonrasında süperzekâyı başaran ülke olmak. O noktaya ilk ulaşan devlet, büyük bir avantaja sahip olarak dünyada tam bir dominasyon kuracak.</p>
<p>Coxon yalnız değil. Geoffrey Hinton, Bertrand Russell gibi YZ’nin Godfather’ı olarak bilinen isimler benzer uyarıları yıllardır yapıyor. Yapay zekâ ve inovasyon alanında çalışan bir akademisyen olarak benzer endişeleri maalesef taşıyorum.</p>
<p>Temkinli olmamızın nedeni, bu modelleri fonlayanların insanlığın geleceği gibi bir kaygı taşımamaları. Kapitalizmin hiçbir zaman insanlık gibi bir derdi olmadı. Bilakis makinelerin hükmettiği bir dünyada, temel motivasyonları olan parayı daha kılçıksız kazanabilirler. İnsan, sonuçta her an arıza çıkarabilecek bir varlık. Her an isyan edebilir yerleşik düzene. Makineler, insan yerine satın alma kararını verebildiğinde, müşteri memnuniyeti, ikna süreçleri, reklam ve promosyon çalışmaları gibi dertler olmayacak.</p>
<p>İnsan ortadan kalkarsa, para neye yarar diye düşünebilirsiniz. Bu, sizin hâlen hümanist olduğunuza bir işaret. Onlar farklı bir paradigmaya sahip. Kapitalistler, “Bize bize yeteriz ve robotlarla çalışırız, evleniriz ve yaşarız.” diyorlar (Transhümanist proje). Fakat çok önemli bir nokta kaçıyor: Makineler kontrolden çıkarsa kapitalist babalarına da tanımayacak.</p>
<p>Bana göre tek bir çıkış var. Onu da gelecek yazılara bırakalım.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hayatlarimizla-kumar-oynuyorlar-87556</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Hayatlarımızla kumar oynuyorlar&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/satin-alma-gucune-gore-turkiye-ve-bazi-ulkelerin-kisi-basina-geliri-87555</guid>
            <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Satın alma gücüne göre Türkiye ve bazı ülkelerin kişi başına geliri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dr. ALİ TOPÇUBAŞI - </strong><strong>Topçubaşı Grup YKB</strong></p>
<p>Ülkelerin ekonomik refah düzeylerini karşılaştırırken en sık başvurulan göstergelerden biri, satın alma gücü paritesine göre kişi başına gelirdir. Ancak bu gösterge, ülkeler arasındaki ekonomik ve sosyal refah farklılıklarını anlamak için her zaman yeterli olmayabilir.</p>
<p>Nitekim 2025 yılı ön sonuçlarına göre Türkiye'nin satın alma gücü paritesine göre kişi başına GSYH endeksi 67 iken, AB-27 ortalaması 100'dür. Başka bir ifadeyle Türkiye, bu ölçüte göre AB ortalamasının yaklaşık üçte biri kadar gerisindedir. Kişi başına gerçek bireysel tüketim göstergesinde de Türkiye'nin endeksi 70'tir.</p>
<p>Fakat burada önemli bir soru ortaya çıkmaktadır:</p>
<p>Gelir düzeyini insanların günlük hayatında gerçekten ne kadar satın alabildiği üzerinden ölçersek aynı sonucu elde eder miyiz?</p>
<p>Bence bu soruya verilecek cevap, ekonomik refahın ölçülmesi konusunda önemli bir tartışmayı beraberinde getirmektedir.</p>
<p>Ekmek neden önemli bir ölçüttür?</p>
<p>Ekonomik karşılaştırmalarda otomobil, cep telefonu, bilgisayar, restoran yemeği veya hamburger gibi ürünler kullanılabilir. Ancak bunların hiçbiri toplumun tamamının günlük tüketimini aynı ölçüde temsil etmez.</p>
<p>Ekmek ise çok daha farklı bir üründür.</p>
<p>Ekmek, gelir seviyesi ne olursa olsun toplumun geniş kesimleri tarafından tüketilen temel bir gıdadır. Bu nedenle kişinin geliriyle kaç kilogram ekmek satın alabildiği, günlük hayatın satın alma gücünü anlamak açısından oldukça basit ama dikkat çekici bir gösterge olabilir.</p>
<p>Başka bir ifadeyle:</p>
<p>Bir insanın ekonomik gücünü yalnızca kaç hamburger alabildiğiyle değil, temel ihtiyaçlarından kaç kilogram satın alabildiğiyle de değerlendirmek gerekir.</p>
<p><strong>Genel fiyat endeksi ile günlük hayat arasındaki fark</strong></p>
<p>Türkiye'nin 2025 yılında toplam tüketim mal ve hizmetleri fiyat düzeyi endeksi 60'tır. Yani AB-27 ortalamasında 100 Euro’ya satın alınabilen aynı mal ve hizmet sepetinin Türkiye'de yaklaşık 60 Euro karşılığı bir fiyatla satın alınabildiği hesaplanmaktadır. Gıda ve alkolsüz içeceklerde Türkiye'nin fiyat düzeyi endeksi ise 77'dir.</p>
<p>Bu durum bize çok önemli bir şey söylemektedir: Türkiye'de gelirler AB ülkelerine göre daha düşük olmakla birlikte, bazı temel mal ve hizmetlerin fiyatları da AB'ye göre önemli ölçüde daha düşüktür.</p>
<p>Dolayısıyla yalnızca kişi başına gelirin AB ortalamasına oranına bakarak Türk vatandaşının refahını değerlendirmek eksik kalabilir.</p>
<p>Tam burada ekmek örneği devreye girmektedir.</p>
<p>Eğer AB ülkelerinde ortalama bir kilogram ekmek Türkiye'dekinin yaklaşık üç katı fiyatına mal oluyorsa, Türkiye'deki gelir düzeyi AB ortalamasının altında olsa bile, gelirle satın alınabilen ekmek miktarı arasındaki fark aynı oranda olmayacaktır.</p>
<p>Örneğin, tamamen açıklayıcı bir varsayımla Türkiye'de bir kişinin gelirinin AB ortalamasının yüzde 67'si olduğunu düşünelim. Eğer aynı kilogram ekmeğin AB'deki fiyatı Türkiye'nin üç katıysa, gelir-fiyat ilişkisi bakımından Türkiye'deki kişinin ekmek satın alma kapasitesi beklenenden çok daha yüksek çıkacaktır.</p>
<p>Bu basit örnek, gelir ile fiyatın birlikte değerlendirilmesinin neden önemli olduğunu göstermektedir.</p>
<p><strong>Hamburger ile ekmek arasındaki fark</strong></p>
<p>Son yıllarda ülkelerin satın alma gücünü karşılaştırmak için hamburger gibi ürünler üzerinden yapılan endeksler kamuoyunda oldukça ilgi görmektedir.</p>
<p>Ancak hamburger, ekonomik karşılaştırma açısından sınırlı bir göstergedir.</p>
<p>Çünkü hamburger yalnızca ekmekten oluşmaz. İçinde et, sebze, sos, işçilik, kira, enerji, marka değeri ve restoran hizmeti gibi çok farklı maliyet unsurları bulunmaktadır. Dolayısıyla hamburger fiyatındaki fark, yalnızca insanların gelir seviyesini değil, hizmet sektöründeki ücretleri, kira maliyetlerini ve işletme giderlerini de yansıtır.</p>
<p>Ekmek ise daha temel bir tüketim maddesidir.</p>
<p>Bu nedenle, toplumların temel gıda maddelerine erişim gücünü karşılaştırmak, özellikle düşük ve orta gelirli ülkelerde, ekonomik refahın anlaşılmasına farklı bir pencere açabilir.</p>
<p>Fakat ekmek göstergesinin de sınırları vardır</p>
<p>Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta vardır.</p>
<p>Ekmek alım gücü, tek başına ülkelerin refah düzeyini ölçmek için yeterli değildir.</p>
<p>Çünkü bir insanın gelirinin tamamını ekmeğe harcamadığını biliyoruz. Konut, enerji, ulaşım, sağlık, eğitim, giyim ve diğer ihtiyaçların fiyatları da yaşam standardını belirlemektedir.</p>
<p>Dolayısıyla ekmek göstergesi, GSYH veya gerçek bireysel tüketim göstergelerinin yerine geçirilmemelidir.</p>
<p>Bunun yerine onları tamamlayan bir gösterge olarak düşünülmelidir.</p>
<p>Eurostat'ın satın alma gücü paritesi çalışmalarının da temel amacı zaten ülkeler arasındaki fiyat düzeyi farklılıklarını dikkate alarak ekonomik göstergelerin daha anlamlı biçimde karşılaştırılmasını sağlamaktır.</p>
<p>Asıl mesele: İnsan ne kadar tüketebiliyor?</p>
<p>Ekonomik refahı ölçerken bana göre temel soru şudur:</p>
<p>Bir ülkede kişi başına düşen gelir ne kadar ve bu gelirle temel ihtiyaçlardan ne kadar satın alınabiliyor?</p>
<p>Bu nedenle Türkiye ile AB arasındaki gelir farkını değerlendirirken yalnızca "Türkiye'nin kişi başına geliri AB'nin yüzde 67'sidir" demek yeterli değildir.</p>
<p>Buna;</p>
<p>- Konut fiyatlarını,</p>
<p>- Gıda fiyatlarını,</p>
<p>- Enerji maliyetlerini,</p>
<p>- Ulaşım giderlerini,</p>
<p>- Sağlık ve eğitim harcamalarını,</p>
<p>- Temel tüketim maddelerinin fiyatlarını</p>
<p>da eklemek gerekir.</p>
<p>Özellikle ekmek gibi toplumun geniş kesimleri tarafından tüketilen temel ürünlerde “gelir/fiyat” oranının hesaplanması, satın alma gücünün günlük hayattaki karşılığını daha anlaşılır hale getirebilir.</p>
<p><strong>Yeni bir karşılaştırma önerisi</strong></p>
<p>Bu nedenle Türkiye ile Avrupa ülkelerini karşılaştırırken yalnızca "kişi başına gelir" değil, "kişi başına gelir / temel tüketim maddesi fiyatı" şeklinde yeni bir gösterge setinin de kullanılmasını öneriyorum.</p>
<p>Örneğin:</p>
<p>Kişi başına yıllık gelir ÷ 1 kg ekmek fiyatı = yıllık ekmek satın alma kapasitesi</p>
<p>şeklinde basit bir hesap yapılabilir.</p>
<p>Böylece her ülkenin ortalama vatandaşının yıllık geliriyle kaç kilogram ekmek satın alabildiği bulunabilir.</p>
<p>Aynı yöntem;</p>
<p>ekmek + süt + yumurta + pirinç + et</p>
<p>gibi temel gıda maddelerinden oluşan bir sepet için de uygulanabilir.</p>
<p>Böyle bir "temel tüketim sepeti satın alma gücü endeksi", klasik kişi başına gelir karşılaştırmalarının yanında oldukça ilginç sonuçlar ortaya çıkarabilir.</p>
<p>Küresel veri tabanına göre Kg. Fiyatı olarak ABD'de ekmek fiyatı 7.28 dolar, İtalya'da 4.48 dolar, Almanya'da 4.44 dolar, Fransa'da 4.28 dolar iken Türkiye'de ortalama olarak 1.95 dolardır. İsrail’de 7.14 dolar. Ülkemizde kişi başı olarak yıllık ekmek tüketimimizin 199.4 Kg. ile dünyada en fazla olduğunu hatırlatalım.</p>
<p>Sonuç;</p>
<p>Türkiye'nin AB ortalamasına göre kişi başına gelirinin daha düşük olduğu açıktır. 2025 verilerinde PPP'ye göre kişi başına GSYH endeksi 67'dir. Ancak Türkiye'deki fiyat düzeyinin de AB'ye göre daha düşük olması, gelir farkının günlük tüketim gücüne bire bir yansımamasına neden olmaktadır.</p>
<p>Bu nedenle Türkiye'nin ekonomik refahını değerlendirirken yalnızca "Avrupalının geliri kaç, Türk vatandaşının geliri kaç?" sorusunu sormak yerine;</p>
<p>"Avrupalı kendi geliriyle ne kadar temel ihtiyaç satın alabiliyor, Türk vatandaşı kendi geliriyle ne kadar satın alabiliyor?" sorusunu da sormamız gerekir.</p>
<p>Ekmek bu açıdan son derece basit fakat güçlü bir ölçüdür.</p>
<p>Çünkü ekonomik büyüklüklerin arkasında nihayetinde insan vardır. İnsan açısından önemli olan ise yalnızca gelirinin rakamsal büyüklüğü değil, o gelirle hayatını ne ölçüde sürdürebildiğidir.</p>
<p>Bu nedenle Türkiye'nin ekonomik durumunu değerlendirirken, GSYH'nin yanında gerçek tüketim gücünü ve temel ihtiyaçlara erişim kapasitesini de dikkate alan daha kapsamlı bir refah ölçümüne ihtiyacımız vardır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/satin-alma-gucune-gore-turkiye-ve-bazi-ulkelerin-kisi-basina-geliri-87555</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Satın alma gücüne göre Türkiye ve bazı ülkelerin kişi başına geliri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/calisma-hayatinda-yeni-donem-87554</guid>
            <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çalışma hayatında yeni dönem</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’nin hedefi yalnızca daha fazla istihdam yaratmak olmamalı. Aynı zamanda daha nitelikli, daha verimli ve daha yüksek katma değer üreten istihdam oluşturulmalı. Çünkü geleceğin ekonomisinde kazanan ülkeler, sadece daha çok çalışan insanlara sahip olanlar değil; çalışanlarının bilgi ve becerisini ekonomik değere dönüştürebilen ülkeler olacaktır.</strong></p>
<p>Çalışma hayatı büyük bir dönüşümden geçiyor. Teknolojinin hızla gelişmesi, yapay zekânın üretimden hizmet sektörüne kadar hayatın her alanına girmesi ve işletmelerin rekabet koşullarının değişmesi, çalışanların yaptığı işlerin niteliğini de doğrudan etkiliyor. Artık sadece bir işi yapmak yeterli değil. Önemli olan, değişen ekonomik ve teknolojik şartlara uyum sağlayabilecek bilgi, beceri ve yetkinliklere sahip olmak.</p>
<p>Bu nedenle önümüzdeki dönemin en önemli başlıklarından birinin çalışanların daha nitelikli işlere yönelmesi olduğunu düşünüyorum. Çünkü Türkiye’nin ekonomik büyümesini sürdürülebilir hale getirebilmesi, yalnızca daha fazla insanın çalışmasına değil, çalışanların daha yüksek katma değer üreten işlerde istihdam edilmesine de bağlı.</p>
<p>Geleneksel çalışma düzeninde birçok iş, belirli görevlerin tekrar edilmesine dayanıyordu. Ancak bugün teknoloji, özellikle rutin ve tekrarlanan görevleri giderek daha fazla üstleniyor. Yapay zekâ, otomasyon ve dijital sistemler sayesinde bazı işler daha kısa sürede ve daha düşük maliyetle yapılabiliyor. Bu durum ilk bakışta çalışanlar açısından bir tehdit gibi görünse de aslında önemli bir fırsatı da beraberinde getiriyor.</p>
<p>Burada asıl mesele, teknolojinin insanların işlerini tamamen ortadan kaldırması değil, insanların yaptığı işlerin niteliğini değiştirmesidir. Bir başka ifadeyle bazı meslekler azalırken yeni meslekler ve yeni uzmanlık alanları ortaya çıkıyor. Çalışanların bu dönüşüme hazırlanması gerekiyor.</p>
<p>Nitelikli işlere geçişin en önemli şartı ise eğitim. Ancak burada yalnızca üniversite eğitimi anlaşılmamalı. Mesleki eğitim, teknik beceriler, dijital yetkinlikler, yabancı dil, veri analizi, yapay zekâ kullanımı, iletişim becerileri ve problem çözme kapasitesi de günümüz çalışma hayatının önemli unsurları haline geliyor.</p>
<p>Çalışan açısından bakıldığında, kendisini sürekli geliştiren kişinin iş gücü piyasasında daha güçlü bir konuma gelmesi mümkün. Artık “bir meslek öğrendim ve hayatım boyunca aynı şekilde devam ederim” anlayışının yerini “sürekli öğrenme” anlayışının alması gerekiyor. Çünkü teknolojinin ve ekonomik koşulların değişim hızı, geçmişe göre çok daha yüksek.</p>
<p>İşverenler açısından da önemli bir sorumluluk bulunuyor. Şirketlerin yalnızca hazır nitelikli iş gücü araması yeterli değil. Çalışanlarının eğitimine ve gelişimine yatırım yapmaları gerekiyor. Kurum içi eğitim programları, mesleki gelişim olanakları ve çalışanların yeni teknolojilere uyum sağlaması için verilen destekler, işletmelerin gelecekteki rekabet gücünü belirleyecek.</p>
<p>Burada devletin rolü de büyük önem taşıyor. Eğitim sistemi ile iş gücü piyasası arasındaki bağın güçlendirilmesi gerekiyor. Üniversitelerde verilen eğitim ile işletmelerin ihtiyaç duyduğu beceriler arasında önemli farklar oluşabiliyor. Bu farkın kapatılması için mesleki eğitim kurumları, üniversiteler, özel sektör ve kamu arasında daha güçlü bir iş birliği kurulmalı.</p>
<p>Özellikle gençlerin geleceğin mesleklerine hazırlanması büyük önem taşıyor. Gençlere yalnızca diploma kazandırmak yerine, onların iş dünyasının gerçek ihtiyaçlarına uygun beceriler kazanmasını sağlamak gerekiyor. Bunun yanında mevcut çalışanların da meslek değiştirmesine veya yeni beceriler edinmesine imkân sağlayacak programların yaygınlaştırılması gerekiyor.</p>
<p>Nitelikli işlere geçişin ekonomi açısından da önemli sonuçları olacaktır. Daha yüksek katma değer üreten işlerin artması, çalışanların gelir seviyesinin yükselmesine katkı sağlayabilir. Verimlilik artışı işletmelerin maliyetlerini kontrol etmesine ve rekabet gücünü artırmasına yardımcı olabilir. Bu süreç aynı zamanda ihracatta teknoloji yoğun ürünlerin payının yükselmesine de katkı sağlayabilir.</p>
<p>Ancak burada önemli bir noktaya dikkat etmek gerekiyor. Teknolojik dönüşüm sırasında düşük nitelikli işlerde çalışan insanların sistemin dışında bırakılmaması gerekir. Her çalışanın aynı hızda eğitim alması veya yeni teknolojilere uyum sağlaması mümkün olmayabilir. Bu nedenle dönüşümün sosyal boyutu da mutlaka dikkate alınmalıdır.</p>
<p>Çalışanların daha nitelikli işlere yönelmesi, sadece bireysel bir kariyer tercihi değildir. Bu konu Türkiye’nin üretim yapısını, verimliliğini, rekabet gücünü ve gelir dağılımını doğrudan ilgilendiriyor. Daha nitelikli çalışan, daha verimli işletme ve daha güçlü bir ekonomi anlamına geliyor.</p>
<p>Önümüzdeki yıllarda iş dünyasında en değerli unsurun yalnızca sermaye olmayacağı kanaatindeyim. Bilgiyi kullanabilen, teknolojiyle birlikte çalışabilen, kendisini yenileyebilen ve sorunlara çözüm üretebilen insan kaynağı çok daha önemli hale gelecek.</p>
<p>Sonuç olarak çalışma hayatında yeni bir dönem başlıyor. Bu dönemde çalışanların teknolojiden korkmak yerine teknolojiyi kullanmayı öğrenmesi gerekiyor. İşverenlerin insan kaynağına yatırım yapması, devletin ise eğitim ve istihdam politikalarını geleceğin ihtiyaçlarına göre şekillendirmesi şart.</p>
<p>Türkiye’nin hedefi yalnızca daha fazla istihdam yaratmak olmamalı. Aynı zamanda <strong>daha nitelikli, daha verimli ve daha yüksek katma değer üreten istihdam</strong> oluşturulmalı. Çünkü geleceğin ekonomisinde kazanan ülkeler, sadece daha çok çalışan insanlara sahip olanlar değil; çalışanlarının bilgi ve becerisini ekonomik değere dönüştürebilen ülkeler olacaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/calisma-hayatinda-yeni-donem-87554</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çalışma hayatında yeni dönem ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-emisyon-karnesi-alarm-veriyor-87572</guid>
            <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’nin emisyon karnesi alarm veriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dünya 2025’te sera gazı emisyonlarında yeni bir rekora imza attı. Küresel emisyonlar 54,1 milyar ton CO2 eşdeğerine yükselirken, COP31 Başkanı Türkiye’nin emisyonları bir yılda yüzde 4,2 artarak 610,8 milyon tona ulaştı. Türkiye, en fazla emisyona neden olan ülkeler arasında 13. sıraya yükseldi. </strong></p>
<p>COP31’e iki aydan az bir süre kaldı. Kasım ayında Antalya’da dünyanın iklim gündemine yön vermeye hazırlanan Türkiye’nin önündeki en önemli konulardan biri, kendi emisyon karnesi olacak.</p>
<p>Avrupa Komisyonu’nun Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) ile birlikte derlediği, Küresel Atmosferik Araştırmalar için Emisyon Veritabanı (EDGAR) değerlerine dayanan yeni bir rapora göre COP31 Başkanı Türkiye, en fazla emisyona neden olan ülkeler arasında 13. sıraya yükseldi. COP31 Müzakereler Başkanı Avustralya ise Türkiye’nin hemen ardından 14. sırada yer alıyor.</p>
<p>Türkiye ayrıca, en büyük 16 emisyon kaynağı arasında, emisyonlarını en hızlı artıran (+ yüzde 4,2) ülke olarak dikkat çekiyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aaa307aa6723-1789538426.png" alt="" width="834" height="464" />Ortak Araştırma Merkezi’nin (Joint Research Centre, JRC) “Tüm Dünya Ülkelerinin Seragazı Emisyonları 2026” başlıklı raporu; emisyonlarda COVID19 sonrası yükseliş eğiliminin, önceki yıla kıyasla daha düşük bir hızla olsa da devam ettiğini gösteriyor.</p>
<p>Rapora göre 2025 yılında küresel seragazı emisyonları, 2024’e kıyasla yüzde 0,7 artarak rekor bir seviye olan 54 gigaton (Gt) karbondioksit eşdeğerine (CO2’ye) ulaştı.</p>
<p>2009 küresel finans krizi ve 2020 COVID- 19 pandemisi dışında, dünya sera gazı emisyonları 21’inci yüzyıl boyunca neredeyse kesintisiz biçimde arttı. Fosil yakıtlardan kaynaklanan CO2 ise hâlâ toplam sera gazı emisyonlarının yüzde 73,8’ini oluşturuyor.</p>
<p>Sonuçta, yenilenebilir enerji yatırımları hızlanıyor, elektrikli araçlar yaygınlaşıyor, şirketler net sıfır hedefleri açıklıyor, ancak atmosfer açısından bakıldığında küresel eğri hâlâ aşağı dönmüş değil.</p>
<p><strong>Altı büyük kirletici emisyonların yüzde 62’sinden sorumlu</strong></p>
<p>Emisyonların dağılımında da ciddi bir yoğunlaşma var. Çin, ABD, Hindistan, Avrupa Birliği, Rusya ve Endonezya, 2025 yılında küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 62’sinden sorumlu oldu. Bu altı ekonomi aynı zamanda dünya nüfusunun yaklaşık yarısını, küresel GSYH’nin yüzde 62,3’ünü ve fosil yakıt tüketiminin yüzde 63’ünü temsil ediyor.</p>
<p>Ancak 2025 verilerinde dikkat çekici bazı yön değişiklikleri var. Çin’in emisyonları yüzde 0,1 artışla neredeyse sabit kaldı. Hindistan emisyonlarını yüzde 0,2 azalttı. Avrupa Birliği ve Rusya’da da düşüş kaydedildi.</p>
<p>ABD ise farklı bir yönde ilerledi. Emisyonlarını yüzde 2,2 artırarak 2025 yılında dünyadaki en büyük mutlak emisyon artışını gerçekleştirdi. ABD’nin emisyonlarına bir yılda 131,5 milyon ton CO2 eşdeğeri eklendi.</p>
<p><strong>AB 1990’ın yaklaşık yüzde 36 altında</strong></p>
<p>Türkiye açısından en dikkat çekici karşılaştırma Avrupa Birliği ile ortaya çıkıyor. AB’nin 2025 sera gazı emisyonları arazi kullanımı ve ormancılık hariç 3,1 milyar ton CO2 eşdeğerine geriledi. Bu rakam 1990 seviyesinin yaklaşık yüzde 36 altında. AB yalnızca uzun vadede değil, 2025 yılında da emisyonlarını yüzde 0,2 azalttı. Küresel emisyonlardaki payı da yüzde 5,9’dan yüzde 5,8’e geriledi.</p>
<p>Türkiye’de ise yön tersine. 1990 yılında 225,95 milyon ton olan sera gazı emisyonu 2025’te 610,78 milyon tona ulaştı. Başka bir ifadeyle Türkiye’nin yıllık emisyonları 35 yılda yaklaşık 2,7 katına çıktı.</p>
<p>Bu karşılaştırma özellikle Avrupa ile ekonomik entegrasyonu yüksek olan Türkiye açısından önemli. Çünkü iklim politikası giderek yalnızca çevre politikasının değil; ticaretin, finansmanın, sanayi politikasının ve rekabet gücünün de parçası haline geliyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>İKLİM AĞI: COP31’DE İKLİM LİDERLİĞİ İDDİASI FOSİL YAKIT YATIRIMLARINI SONLANDIRMAKTAN GEÇİYOR</strong></span></p>
<p> EDGAR raporunun Türkiye açısından anlamı yalnızca bir emisyon sıralamasından ibaret değil. Türkiye 9-20 Kasım’da Antalya’da COP31’e başkanlık ederken, masanın bir tarafında küresel iklim diplomasisini yönetmeye çalışacak; diğer tarafında ise kendi ekonomisinin dönüşümünü hızlandırmak zorunda olacak. Türkiye’de faaliyet gösteren uzman sivil toplum kuruluşlarının bir araya gelmesiyle kurulan İklim Ağı, rapora ilişkin değerlendirmesinde bu çelişkiye dikkat çekiyor: “Avrupa Komisyonu’nun verileri, Türkiye’nin sera gazı emisyonlarını hızla artırdığını ortaya koyuyor. İklim Ağı olarak daha önce de vurguladığımız gibi, emisyonların bugün hâlâ artıyor olması, Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefiyle uyumlu, gerçek bir emisyon azaltım politikasına acilen ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Türkiye’nin COP31 Başkanlığı döneminde iklim liderliği iddiasının hakkını vermesinin yolu, fosil yakıtlara dayalı yatırımları sonlandırmaktan ve emisyonları bugünden itibaren azaltmaktan geçiyor.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>RAPORDAN ÖNE ÇIKAN BULGULAR</strong></span></p>
<p>● En büyük altı kirletici (Çin, ABD, Hindistan, AB, Rusya ve Endonezya), 2025’te küresel emisyonların yüzde 62’sinden sorumluydu.</p>
<p>● Emisyonlarını 2024’e kıyasla yüzde 2,2 artıran ABD, dünya çapında en büyük mutlak artışı kaydetti.</p>
<p>● Çin ve Hindistan, emisyon seviyelerini ilk kez sabit tuttu veya azalttı (sırasıyla + yüzde 0,1 ve – yüzde 0,2).</p>
<p>● En büyük 16 kirleticinin altısı (Hindistan, AB, Rusya, Brezilya, Japonya ve Avustralya), 2025’te emisyonlarını azalttı.</p>
<p>● AB de LULUCF (Arazi kullanımı, arazi kullanım değişikliği ve ormancılık) hariç seragazı emisyonlarını 2024 yılına kıyasla yüzde 0,2 azalttı. Mevcut miktar, 1990 seviyelerine kıyasla yüzde 35,6’luk bir düşüşe denk geliyor.</p>
<p>● Büyük kirleticiler arasında, emisyonlarını oransal olarak en çok artıran ülke Türkiye oldu (+yüzde 4,2). Türkiye’nin yanı sıra İran’ın ve Suudi Arabistan’ın da emisyonları kayda değer oranda arttı (sırasıyla +yüzde 1,7 ve +yüzde 1,3).</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-emisyon-karnesi-alarm-veriyor-87572</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin emisyon karnesi alarm veriyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ovpde-yesil-donusumun-yeni-dili-rekabetcilik-87570</guid>
            <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> OVP’de yeşil dönüşümün yeni dili rekabetçilik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Orta Vadeli Programlar çoğu zaman büyüme, enflasyon, cari denge ve bütçe başlıkları üzerinden okunur. Ancak 2027-2029 dönemini kapsayan yeni OVP’de iş dünyası açısından dikkatle okunması gereken başka bir eksen daha var: Yeşil Dönüşüm. Bu başlık artık çevresel bir gündem olmaktan çıktı. Sanayinin rekabet gücü, ihracat kapasitesi, enerji maliyetleri, finansmana erişim ve tedarik zinciri dayanıklılığı ile birlikte ele alınmaya başlandı.</p>
<p>Kaldı ki küresel rekabette de maliyet, kalite ve teslimat kadar enerji ve karbon performansı da belirleyici. Özellikle Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) 2026 itibarıyla kalıcı uygulama dönemine geçince, ihracatçı sektörler için karbon yoğunluğu daha görünür bir rekabet başlığına dönüştü.</p>
<p><strong>Rekabetin yeni maliyet kalemi </strong></p>
<p>OVP’de sanayide elektrik, doğal gaz ve lojistik maliyetlerinin rekabetçilik üzerindeki etkilerinin izleneceği, enerji yoğun sektörlerde verimlilik yatırımlarını hızlandıracak desteklerin yaygın biçimde uygulanacağı belirtiliyor. Çünkü enerji maliyeti, enerji yoğun sektörlerde fiyatlama, kârlılık, ihracat pazarı ve yatırım iştahı üzerinde doğrudan etkisi olan stratejik bir unsur.</p>
<p>Enerji verimliliği bu nedenle OVP’nin rekabetçilik dili içinde ayrı bir yere sahip olmalı. Daha az enerjiyle aynı üretimi yapan işletme faturasını düşürür, emisyon yoğunluğunu azaltır ve daha dayanıklı bir üretim yapısı kurar. Atık ısı geri kazanımı, verimli buhar ve kazan sistemleri, soğutma grubu yenilemeleri, basınçlı hava iyileştirmeleri, otomasyon ve izleme yatırımları doğrudan rekabet aracıdır.</p>
<p><strong>İhracat karbonla sınanacak </strong></p>
<p>OVP’de Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi’nin SKDM ile uyumunun güçlendirileceği, emisyon yoğun sektörlerin yeşil dönüşümü ve ihracat rekabetçiliğinin destekleneceği ifade ediliyor. Karbon yönetimi artık satış, ihracat, finans, satın alma ve üst yönetim gündemine giriyor.</p>
<p><strong>Özellikle çimento, demir çelik, alüminyum, gübre, elektrik ve hidrojen gibi alanlarda rekabetin dili değişiyor. Ancak etki bu sektörlerle sınırlı kalmayacak. Büyük üreticiler tedarikçilerinden daha fazla veri, daha düşük enerji yoğunluğu ve ölçülebilir iyileşme talep edecek. Bu da KOBİ’ler için yeni bir rekabet eşiği anlamına geliyor.</strong></p>
<p><strong>Veri finansmanın diline giriyor </strong></p>
<p>Programın en önemli mesajlarından biri de çevresel performans verilerinin finansal karar alma süreçlerine entegre edilmesi ve yeşil finansman mekanizmalarında kullanılması. Enerji tüketimini ölçmeyen, emisyonunu izlemeyen, tasarrufunu doğrulamayan ve çevresel performansını güvenilir veriyle ortaya koyamayan işletmeler için yeşil finansmana erişim kolay olmayacak.</p>
<p>Türkiye Yeşil Taksonomisi kapsamında raporlama altyapısının geliştirilmesi ve bankaların yeşil dönüşüm yatırımları için temin ettikleri fonlamanın teşvik edilmesi bu açıdan kritik. Bu başlıklar, iyi hazırlanmış verimlilik ve düşük karbonlu üretim projelerinin finansmana erişimini kolaylaştırabilir.</p>
<p>Sanayicinin çıkarması gereken sonuç açık. Bugünden veri altyapısını kurmak, enerji tüketimini düzenli izlemek, tasarruf potansiyelini belirlemek ve projeleri ölçülebilir faydayla hazırlamak gerekiyor. Finansman artık yalnızca bilançoya bakmayacak. Projenin çevresel etkisini, enerji tasarrufunu, emisyon azaltımını ve uygulanabilirliğini de görmek isteyecek.</p>
<p><strong>Sahaya inen dönüşüm </strong></p>
<p>OVP’de düşük karbonlu üretim, kaynak verimliliği, döngüsel ekonomi, sürdürülebilir finansman ve yeşil teknoloji uygulamalarının tüm sektörlerde yaygınlaştırılacağı belirtiliyor. Ayrıca sanayi kaynaklı atık ısının etkin kullanımı ve enerji verimliliği yüksek binaların yaygınlaştırılması hedefleniyor.</p>
<p>Bu başlıklar birbirinden bağımsız görülmemeli. Sanayi tesisindeki atık ısı, binadaki verimli iklimlendirme, işletmedeki su ve kaynak verimliliği, yenilenebilir enerji yatırımı ve karbon verisi aynı rekabet denklemine bağlanıyor.</p>
<p><strong>Son söz</strong></p>
<p>OVP’nin yeşil dönüşüm başlıkları Türkiye için doğru bir yön tarif ediyor. Asıl değer, bu başlıkların rekabet gücüne nasıl çevrileceğini anlamakta yatıyor. Enerji maliyetini düşüren, karbon yoğunluğunu azaltan, kaynak kullanımını iyileştiren ve verisini güvenilir biçimde yöneten işletmeler yeni döneme daha hazırlıklı girecek.*** Yeşil dönüşüm artık ayrı bir çevre dosyası değil. Her zaman dediğimiz gibi sanayinin maliyet, ihracat, finansman ve dayanıklılık hesabının parçası. OVP’nin iş dünyasına verdiği en net mesaj da burada. Rekabetin yeni dili yeşil dönüşümden geçiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ovpde-yesil-donusumun-yeni-dili-rekabetcilik-87570</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OVP’de yeşil dönüşümün yeni dili rekabetçilik ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/van-diyarbakir-midyat-tamam-sanliurfa-gaziantep-az-sonra-87568</guid>
            <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Van, Diyarbakır, Midyat tamam Şanlıurfa, Gaziantep az sonra!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Terörsüz Türkiye süreci, Doğu ve Güneydoğu illerinde turizm yatırımlarını hareketlendirdi. Elite World Hotels&amp;Resorts, Van, Diyarbakır ve Mardin-Midyat’ta 3 yeni otel açtı, Şanlıurfa ve Gaziantep otelleri de yıl bitmeden hizmete misafir kabul etmeye başlayacak. </strong></p>
<p>TBMM’de 467 kabul oyu ile hukuki çerçevesi tamamlanan ‘Terörsüz Türkiye’ süreci, Doğu ve Güneydoğu illerimizdeki özel sektör yatırımlarına ivme kazandırdı. Elite World Hotels&amp;Resorts, yılbaşından beri Van, Diyarbakır ve Midyat’ta 3 yeni otel açtı. Şanlıurfa ve Gaziantep otelleri de yakında hizmete başlayacak. Bu yatırımların en güzel tarafı ise yatırımcılarıyla çalışanlarının bölgeden olması. Turizm sektöründe 50’inci yılını kutlayan Elite World, 4 yıldır franchising ağırlıklı olarakhızlı bir büyüme stratejisi uygularken son dönemde Doğu ve Güneydoğu illerinden gelen yoğun talepleri karşılamak için özel bir çaba içinde. 2030 yılına kadar büyük bölümü yurt içinde olmak üzere 70 otelli bir zincir haline gelmeyi planlayan markanın faaliyette 20 oteli, anlaşmaları tamamlanmış 17 otel projesi bulunuyor. Marka çatısı altında çalışan sayısı 6 bin 500 kişiye ulaştı.</p>
<p><strong>‘Yakında yurt dışında 4 otelimiz olacak’</strong></p>
<p>Elite World Hotels &amp; Resorts Operasyon Direktörü Bünyamin Öztürk’ün verdiği bilgiye göre markanın yurt dışında açılacak ilk yatırımları da son aşamaya geldi. Öztürk, “Kazakistan, Hollanda ve Fildişi Sahili’nde anlaşması tamamlanan 4 yeni otel projemiz bulunuyor. Kazakistan’da Elite World Shymkent ve Elite World GO Shymkent, Hollanda’da Elite World Comfy Amsterdam Airport Schiphol, Fildişi Sahili’nde ise Elite World Grand Yamoussoukro markamızın ilk yurt dışı otelleri olacak” dedi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>200 MİLYON LİRALIK YATIRIM</strong></span></p>
<p>Elite World Comfy Midyat’ın yatırımcısı yerel Gürbay Enerji A.Ş oldu. Bay ailesinin ikinci kuşak isimlerinden Özcan Bay, Midyat’ın turizm potansiyeline inandıklarını ve turizm sektörüne de yatırım kararı aldıklarını belirterek, “Misafirlerimizi, en güzel şekilde ağırlamaya hazırız. Bu proje için yaklaşım 200 milyon liralık yatırım yaptık. Mimari açıdan Mardin’e özgün çizgilere dikkat edildi. 65 odalı, 120 yataklı otelimizde 400 metrekarelik spa ve fitness merkezimizle de iddialıyız. Otelimiz, kültür turları, bireysel ve kurumsal misafirler için bölgenin en nitelikli konaklama ve gastronomi adreslerinden biri olacak” dedi.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>HANGİ İLLERDE YENİ OTELLER AÇILACAK?</strong></span></p>
<p style="padding-left: 40px;"><span style="color: #ba372a;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aaa2c5d253c2-1789537373.png" alt="" width="800" height="267" /></strong></span></p>
<p>Mardin Midyat’taki yatırımın tanıtımı sırasında sohbet ettiğimiz Elite World Hotels &amp; Resorts Satış ve Pazarlamadan Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Emel Elik Bezaroğlu, 2026 yılında Ocak ayında Elite World Comfy Diyarbakır’ı açtıklarını belirterek, “Şimdi de Mardin’de Elite World Comfy Midyat’ı açtık. Gaziantep ve Şanlıurfa’da da yeni otel anlaşmalarına imza attık. Böylece Güneydoğu Anadolu illerimizdeki otel sayımızı 4’e çıkarıyoruz. Yine bu yıl içinde Doğu Anadolu’da bizim memleketimiz Van’da da üçüncü otelimizi hizmete açmıştık. Hem Doğu ve Güneydoğu illerimizden hem de tüm ülke genelindeki yerel yatırımcılarımızdan çok yoğun talep alıyoruz” dedi. Emel Elik Bezaroğlu, diğer bölgelerde açılacak yeni oteller hakkında da şu bilgileri aktardı:</p>
<p>“Marmara Bölgesi’nde İstanbul ve Sapanca, Ege Bölgesi’nde Marmaris, Kuşadası, Assos ve Behramkale, Akdeniz Bölgesi’nde Silifke ve Antalya, Karadeniz Bölgesi’nde Samsun ve Düzce’de, İç Anadolu Bölgesi’nde Sivas, Ankara ve Kayseri’de yeni projelerimizin açılışlarını gerçekleştireceğiz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/van-diyarbakir-midyat-tamam-sanliurfa-gaziantep-az-sonra-87568</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Van, Diyarbakır, Midyat tamam Şanlıurfa, Gaziantep az sonra! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/169-trilyonluk-gelir-elde-ederken-karin-yuzde-79unu-ortaga-verdi-87566</guid>
            <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 1,69 trilyonluk gelir elde ederken kârın yüzde 79&#039;unu ortağa verdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada düzenli temettü ödeyen ve geliri 100 milyar TL’yi aşan 18 şirket bulunuyor. Bunlardan yedisi zorlu piyasa koşullarında cirosunu %30’un üzerinde artırmayı başardı. Ancak yüksek satış rakamlarının ne oranda yatırımcısına nakit kâr payı olarak döndüğüne bakmak önemli.</strong></p>
<p>BIST Temettü Endeksi’ndeki lokomotif şirketlerde 2026 yılı ikinci çeyrek hasılatları belli oldu. Endekste yer alan 99 şirketten 18’i cirosunu 100 milyar TL’nin üzerine çıkardı. Koç Holding 1,69 trilyon TL ve İş Yatırım 1,10 trilyon TL ile trilyonluk gelirleriyle diğerlerin hayli üzerinde konumlandılar. Hasılatını en fazla büyütenlerin başında %74 artışla Akbank gelirken; Ford Otosan ve Doğuş Otomotiv ciro kaybı yaşadı. Borsada yüksek gelir rakamlarına odaklanmak cazip görünse de, artan ciroların kâra ve nakit temettüye dönüşüp dönüşmediğine mutlaka bakmak gerekiyor.</p>
<h2>Temettü ödeme oranını artırdı</h2>
<p>Son iki yıldır artan temettü dağıtım oranıyla öne çıkan Koç Holding, 2026’nın ilk yarısında hasılatını %9 artırarak 1,69 trilyon TL’ye çıkardı. En yüksek ciroya sahip firma, martta yıllık kârın %79’unu yatırımcıyla paylaştı. Geçen yıl ise kârın %1.258’ine denk gelen tutarı kâr payı olarak ödedi. Hisse iki aydır yukarı yönlü bir ivme sergiliyor. Listede cirosu düşen üç firmadan biri olan Doğuş Otomotiv, yılın ilk yarısında gelirini %18,21 gerileterek 113,1 milyar TL’ye indirdi. Şirket son iki yıldır güçlü bir kâr dağıtım oranına sahip. 2026’nın nisan ve ağustos aylarında iki taksitle toplam kârın %112’sini nakit temettü olarak ödedi. Geçen yıl da kârın %92’sini dağıtmıştı. Hisse ise tabanda dalgalı bir seyir izliyor.</p>
<h2>Kârı ticaretine aktarıyor</h2>
<p>Akbank, yılın ilk yarısında %73,84 ile listeye giren şirketler arasında en güçlü ciro artışını gerçekleştiren firma oldu. İlk yarıda kârını 34,3 milyar TL’ye çıkardı. Geçtiğimiz martta elde ettiği kârın %20 ’sini ortaklarıyla paylaşan banka, sektörün diğer oyuncuları gibi oluşan nakdi ticari faaliyetlerde kullanıyor. Hisse, yılbaşından bu yana yatay hareket ediyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aaa2abb631c1-1789536955.png" alt="" width="999" height="551" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>SERBEST MARJ MI, KULLANILAN MARJ MI?</strong></p>
<p><strong>Serbest marj;</strong> fırsat, zarar emilimi, düşük stres, esneklik, teminat koruması. Atıl sermaye, enflasyon erimesi, fırsat maliyeti, düşük hacim, odak kaybı.</p>
<p><strong>Kullanılan marj;</strong> yüksek gelir, kaldıraç, verimlilik, disiplin. Yüksek risk, tasfiye tehlikesi, hareketsizlik, aşırı stres, hata telafisi imkansızlığı.</p>
<p><strong>Toplam 10 milyon dolarlık yeni tesis yatırımının ilk fazı yıl sonuna kadar tamamlanıyor</strong></p>
<p>Kuzey Boru’nun Gaziantep fabrika yatırımı ne zaman tamamlanacak? ● Hatice Kaya</p>
<p>Hatice, Kuzey Boru haziranda yaptığı açıklamada Gaziantep’te termoplastik boru fabrikası kurmak için 30 bin metrekarelik bir tesisi kiraladığını duyurdu. Aylık 1,5 milyon TL bedelle on yıllığına kiralanan fabrikaya toplam 10 milyon dolarlık bir yatırım öngörülüyor. İki aşamada gerçekleşecek yatırımda projenin birinci fazının bu yılın sonuna kadar, ikinci fazının ise 2027’de devreye girmesi hedefleniyor. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde gerçekleştirilen adım, şirketin üretim kapasitesini artırırken bilançosuna etkisi önümüzdeki yıl hissedilecek.</p>
<p><strong>Gelir ve kârı artsa da işletme giderine takviye için hakim ortak nakit desteği veriyor</strong></p>
<p>CW Enerji’nin gelir ve kâr sorunu yokken ortak neden para veriyor?</p>
<p>● Yavuz Kafadar</p>
<p>Yavuz, CW Enerji ilk yarı kârını %90 artırarak 1,28 milyar TL’ye çıkardı. Kârlılıktaki artışa rağmen şirketin büyük ortağı, sattığı hisse geliriyle birlikte bugüne kadar 3,2 milyar TL sermaye avansı ödemesi yaptı. Gerçekleştirilen nakit aktarımının sebebi hakkında doğrudan bir gerekçe belirtilmese de ortağın ödemeleri farklı zamanlarda yapıyor olması düzenli nakit ihtiyacının bir sonucu olduğu izlenimimi veriyor. Altı aylıkta 9,9 milyar TL’ye çıkan finansal borçları, maliyet oluşmaması için kredi yerine öz kaynak fonlamasını öne çıkarmış görünüyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>ST1 zayıf seyriyle taban oluşturmaya çalışırken yıllık %16 getiride kaldı</strong></p>
<p>Strateji Portföy’ün idare ettiği Birinci Hisse Senedi Fonu (ST1), geçtiğimiz mayısta en yüksek 207 TL’yi test ettikten sonra geriledi. Son iki aydaysa tabanda yatay bir hareket gözleniyor. Fonun toplam değeri aşağı bir eğilim sergiliyor. Hacim eylülün üçüncü haftasında 629,13 milyon TL seviyesinde. Geçtiğimiz nisandan bu yana her ay düzenli para çıkışı yaşandı. Son iki ayda çıkan nakit artarken eylülde miktar 14,09 milyon TL oldu. Yatırımcı sayısı sürekli azalan fonun şimdilerde 2.344 yatırımcısı bulunuyor. Temel stratejisi, fon varlıklarının hisse senetlerinde değerlendirilmesi üzerine kurulu. Portföyünün %90’ı hisse senedi ve %5,74’ü ters repodan oluşuyor. Yüksek volatiliteyi göze alan yatırımcıya hitap ediyor. Son bir yılda ancak %15,50 yükselirken, %37,25 yükselen endeksinin gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Yapı Kredi Faktoring, %43,11 bileşik faizle 4,5 milyar TL borçlandı</strong></p>
<p>Yapı Kredi Faktoring, 15.09.2026 vade başlangıç tarihli finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 4.500.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %39,25, bileşik faizi %43,11 olarak belirlendi. 182 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 16.03.2027 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %19,57 düzeyinde. 14 Eylül itibarıyla TLREF %36,9 seviyesinde bulunuyor. Firmanın verdiği %39,25 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 2,35 puan üzerinde yer alıyor. Belirlenen oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFYAKF32718 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aaa2a7a1e7ee-1789536890.png" alt="" width="963" height="243" /><strong>VESTEL ELEKTRONİK</strong></p>
<p><strong>İştiraki vasıtasıyla sahip olduğu Manisa’daki altın madeni ruhsatını devretti</strong></p>
<p>Vestel’in %50 paya sahip olduğu iştiraki Meta Nikel, Manisa Gördes’te bulunan altın madeni işletme ruhsatını Polimetal şirketine devretmek için bağlayıcı bir sözleşme imzaladı. Ruhsatın devri MAPEG onayıyla tamamlanacak ve altın çıkarım faaliyetlerinin bitirilmesinin ardından en geç bir yıl sonra bedelsiz olarak tekrar Meta Nikel’e iade edilecek. Şirket, stratejik öncelikler arasında bulunmadığını belirttiği altın ruhsatının devrinin etkin portföy yönetimi amacı taşıdığını ifade etti. Açıklamada işlemin konsolide finansal tablolarına etkisinin olmadığı belirtildi.</p>
<p><strong>DOF ROBOTİK</strong></p>
<p><strong>İçerde şirket alımı için görüşürken Dallas’ta teşviklerden yararlanmak istiyor</strong></p>
<p>Eylül 2025’te borsaya gelen Dof Robotik, büyüme hedefi doğrultusunda hem yurt içi hem de yurt dışında eş zamanlı girişimlerde bulunuyor. Şirket, Dallas’ta kuracağı yaklaşık 16 milyon dolarlık teknoloji tecrübe merkezi için eyaletin ekonomi geliştirme kurumlarıyla irtibata geçerken; sağlanabilecek hibe, vergi indirimi ve diğer teşvik mekanizmalarını değerlendirmek istiyor. Yurt içinde de sektöründe faaliyet gösteren bir üretici ile bir işletmeci firmayı satın almak üzere ön anlaşma sağladı. Devir teknik konular ve ayrıntıların giderilmesinin ardından gerçekleşecek.</p>
<p><strong>ENDA ENERJİ</strong></p>
<p><strong>Urla rüzgar santralinin kapasite artışı iznini aldı. İki türbin ilave edilecek</strong></p>
<p>Enda Enerji’nin %66,33 bağlı ortaklığı konumundaki İyte RES, İzmir Urla’da bulunan rüzgar enerjisi santrali için iki yeni türbinin yapı ruhsatını aldı. Mevcut 13 MWe kapasiteye sahip santral, planlanan 8,4 MWe kapasite artışıyla birlikte toplam 21,4 MWe seviyesine çıkarılacak. Şubat 2025’te borsada işlem görmeye başlayan Enda Enerji, yılın ilk yarısında gelirini %9 düşürerek 791,6 milyon TL’ye geriletti. Yüksek giderlerden kaynaklı olarak esas faaliyet kârı %46 azalan firmanın dönem sonu kârı %426 artarak 178,9 milyon TL’ye yükseldi. Fiyat ise ilk işlem rakamının altında.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Dyo Boya ağustostan bu yana tabanda dalgalı seyrederken bir fonun alımı gözlendi</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aaa2a843f522-1789536900.png" alt="" width="300" height="245" /></strong>Dyo Boya’da kurumsal bir yatırımcının alım yöneliminde bulunması dikkat çekti. Fonların portföylerindeki miktar %4,48 ile toplamda 1,87 bin lot artarak 43,62 bine çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı birken ikiye çıktı ve GNH 1.869 lot alım yaptı. Diğer fon hareketsiz kaldı. Dyo için öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Hissede sınırlı da olsa Global MD Portföy’ün ilgisi dikkat çekti. Kurumun yönettiği GNH ilk defa alırken OKH sahip olduğu 41,75 bin lot ile en fazla hisseyi elinde tutan fon konumunda.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/169-trilyonluk-gelir-elde-ederken-karin-yuzde-79unu-ortaga-verdi-87566</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 1,69 trilyonluk gelir elde ederken kârın yüzde 79&#039;unu ortağa verdi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yas-meyve-ve-sebze-toptancisi-41-firmadan-41-yoneticiye-gozalti-87561</guid>
            <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yaş meyve ve sebze toptancısı firmalardan 41 yöneticiye gözaltı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye’de enflasyonun önemli kaynaklarından birisi olan gıda kaleminin en önemli unsurlarından birisini de yaş meyve sebze oluşturuyor. Bu konuda da yıllardır ürünlerin çiftçiden sofraya ulaşana kadar aracılar yüzünden fiyatlarının çok artığı tartışılıyordu. Son dönemlerde bir çok operasyon gerçekleştiren Adalet Bakanlığı’nın, dün erken saatlerde bu kez yaş meyve sebze piyasasında faaliyet gösteren büyük işletmelere yönelik başlattığı operasyonda ortaya çıkan bulgular, enflasyonun kaynaklarından önemli bir kısmını göz önüne serdi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen operasyonda; yaş meyve ve sebze piyasasında faaliyet gösteren 41 firmanın yöneticisine sahte belge düzenleyerek piyasayı manipüle ettikleri gerekçesiyle gözaltı kararı verildi.</p>
<p>Soruşturma, fiyatı etkileme, Vergi Usul Kanuna muhalefet, belgede sahtecilik ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçları yönünden başlatılmıştı. Bu kapsamda sektörde faaliyet gösteren 41 büyük dağıtıcı firmanın 41 şüpheli yöneticisi hakkında gözaltı kararı verilirken, 22 ilde 109 işyeri ve evde eş zamanlı olarak arama başlatıldı.</p>
<h2>8 liralık ürüne 24 liralık makbuz </h2>
<p>Soruşturma kapsamında 1029 çiftçi ile görüşme yapıldı ve ürünleri hangi fiyattan sattıkları, buna karşılık makbuzların ne kadardan düzenlendiği tespit edildi. Bazı örneklerde ürünlerin gerçek satış fiyatıyla müstahsil makbuzları arasında fahiş fiyatlar tespit edildi. Örneğin Adanalı bir çiftçi inceleme yapılan bir şirketin aracısına 8-9 liradan sattığı kapya biber için firmanın 18.7-23.95 lira arasında müstahsil makbuzu düzenlediği tespit edildi. Bir başka çiftçi 11.5 liraya sattığı biber için 18.7 liralık müstahsil makbuzu düzenlendiğini bildirdi. Bir başka çiftçi ise üretmediği ve satmadığı bir ürüne yönelik adına makbuz düzenlendiğini beyan etti.</p>
<h2>Ölü şahıslar adına işlem yapıldı </h2>
<p>Bir başka aracı ise 1 Ocak 2025 ile 31 Mart 2026 tarihleri arasında çok sayıda ölü şahıs adına müstahsil makbuzu düzenlediği tespit edildi. Soruşturma dosyasında tutarı 29 bin lira ile 118 bin lira arasında değişen tutarlarda ölü şahıslar adına düzenlenen müstahsil makbuzlarına ilişkin liste yer aldı. Ürünlerin alış ve satış fiyatları arasında neredeyse fark bulunmayan bir firmanın alım satımlarına ilişkin görüşlerine başvurulan çiftçilerin tamamına yakını bu firmaya ürün satmadığını bildirdi.</p>
<h2>6 ton portakal alıp 10 ton satmış </h2>
<p>Bir başka firma 2026 yılı ilk çeyreğinde müstahsil makbuzu ile 6.7 ton portakal satın alırken, aynı dönemde 9 ton portakal satışı gerçekleştirmiş. Bu firmanın bilançosu ile varlığı arasında büyük fark tespit edildi. Aynı kategoride hal kayıt sistemi verilerinde de uyumsuzluk tespit edildi. Örneğin bir firma 13 bin 488 kg limon, mandalina, nar ve portakal satışı yapmasına rağmen hal kayıt sistemine 8 bin 384 kg ürün gösterdi.</p>
<h2>“Mücadelemizi kararlılıkla sürdürüyoruz” </h2>
<p>Operasyona ilişkin açıklama yapan Adalet Bakanı Akın Gürlek, üretici emeğini, vatandaş bütçesini ve piyasanın adil işleyişini koruduklarını söyledi. Gürlek, fiyatları manipüle ederek haksız kazanç sağlayan ve ekonomik düzeni bozan suçlarla mücadelenin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın desteğiyle kararlılıkla sürdürüldüğünü aktardı ve “Üreticimizin emeğini, vatandaşımızın bütçesini ve piyasanın adil işleyişini korurken, fiyatları manipüle ederek haksız kazanç sağlayan ve ekonomik düzeni bozan suçlarla mücadelemizi kararlılıkla sürdürüyoruz” dedi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “tarladan markete fiyat yolculuğunu” mercek altına aldığını dile getiren Gürlek, “Ticaret Bakanlığımızdan Hal Kayıt Sistemi, Tarım ve Orman Bakanlığımızdan Çiftçi Kayıt Sistemi verileri temin edildi; Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu Başkanlığınca kapsamlı rapor hazırlandı. Yaklaşık 1.029 çiftçinin beyanına başvurularak ürünlerin üreticiden hangi bedelle çıktığı ve tedarikçilere hangi şartlarda ulaştığı incelendi” dedi.</p>
<h2>“Piyasadaki hakimiyetlerini kullanıyorlar” </h2>
<p>Bakan Gürlek yapılan incelemelerde, hallerin büyük tedarikçileri konumundaki bazı firmaların piyasadaki hâkimiyetlerini kullanarak ürün arzını olduğundan düşük, maliyetleri ise gerçeğinden yüksek gösterdikleri; sahte müstahsil makbuzları düzenleyerek gerçeğe aykırı maliyet oluşturdukları ve bu yöntemlerle yaş sebze ve meyve piyasasında fiyatları yukarı yönlü manipüle ederek haksız kazanç sağladıkları yönünde tespitlere ulaşıldığını anlattı. Gürlek’in verdiği bilgilere göre 41 büyük dağıtıcı firmanın 41 şüpheli yöneticisi hakkında gözaltı kararı verilirken, 22 ilde 109 işyeri ve evde eş zamanlı arama başlatıldı. Gürlek soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü yanı sıra soruşturmaya veri, analiz ve raporlarıyla katkı sunan Hazine ve Maliye Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı ve Ticaret Bakanlığına teşekkür etti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Fiyat üreticiden tüketiciye, tarladan sofraya kadar 9 kez artış gösteriyor</span></h2>
<p>Adalet Bakanlığı’nın soruşturma dosyasında yer alan bir şema, gıda enflasyonundaki temel sebeplerden birisi olarak ortaya kondu. Buna göre bir tarım ürünü tarladan sofraya gelene kadar 9 kez fiyatlandırılıyor. Bir başka ifade ile fiyatı 10 kez artıyor. Ancak şunu da belirmek gerekir ki 10 aşamadan oluşan bu zincirin önemli bir bölümü işleyişteki zorunluluktan kaynaklanıyor. Yani olmazsa olmaz unsurlar var ki bunların başında üreticiler geliyor. Bir çok üründe üreticiler emeklerinin karşılığını alamamaktan yakınırken, hatta satış fiyatlarının maliyeti bile karşılamadığından şikayetçi olurken, tüketiciler de aynı ürünü çok pahalıya tüketiyor. Bakanlığın şemasına göre bu zincirde; üretici, üretici örgütü, hal dışı tüccar, hal içi tüccar, komisyoncu, sevkiyatçı, tüketim halindeki komisyoncu, perakendeci olmak üzere 9 kez fiyatlandırılıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yas-meyve-ve-sebze-toptancisi-41-firmadan-41-yoneticiye-gozalti-87561</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/5/1280x720/meyvede-fiyat-artisinin-asil-nedeni-uretim-maliyetleri-1748536584.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Adalet Bakanlığı dün erken saatlerde yaş meyve sebze piyasasında faaliyet gösteren büyük işletmelere yönelik bir operasyon başlattı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen operasyonda 41 firmanın yöneticisine sahte belge düzenleyerek piyasayı manipüle ettikleri gerekçesiyle gözaltı kararı verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ar-ge-ve-bagis-indiriminde-istisna-ve-sirasinin-onemi-87553</guid>
            <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ar-Ge ve bağış indiriminde istisna ve sırasının önemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kurumlar vergisi matrahının hesaplanmasında Ar-Ge ve tasarım indirimi ile bağış ve yardımların hangi sırayla dikkate alınacağı tartışma konusu olurken, Gelir İdaresi önce Ar-Ge ve tasarım indiriminin uygulanması gerektiği görüşünü savunuyor. Danıştay ise üç ayrı kararında bağış ve yardımların önce indirilmesi gerektiğine hükmederek mükelleflerin lehine farklı bir yaklaşım ortaya koyuyor.</strong></p>
<p><strong><em>İndirim ve istisna sırasının önemi</em></strong></p>
<p><em>Kurumlar vergisi matrahının hesaplanmasında çok sayıda indirim ve istisna var. İndirim ve istisnaların hem nitelikleri farklı, hem yasal düzenlemesi farklı... Bunlardan bir kısmı kazancın varlığı halinde kullanılabiliyor, bir kısmı kazanç yoksa sonraki yıllara aktarılabiliyor. Bir kısmı sonraki yıllarda belli bir oranla endekslenerek devrediliyor, bir kısmı endekslenmeden. Sonraki yılarda kullanılabilenlerin bir kısmı süre sınırı olmaksızın ilerideki yıllarda kullanılabiliyor, bir kısmı belli bir süre indirim konusu yapılmazsa indirim olanağı son buluyor. </em></p>
<p><em>İndirim sırasının konusunu bağış ve yardımlar ile Ar-Ge ve tasarım indirimi için ifade etmek gerekirse, şu söylenebilir. Bağış ve yardımların sadece ilgili dönem kazancıyla sınırlı olması ve sonraki dönemlere devredilememesi, buna karşılık Ar-Ge ve tasarım indiriminin dönem sınırı olmaksızın ve devredilen tutarın sonraki yıllarda yeniden değerleme oranında artırılarak dikkate alınabilmesi, bağış ve yardım indirimleriyle Ar-Ge ve tasarım indiriminin sıralamasını önemli hale getiriyor.</em></p>
<p><strong><em>Beyanname dizaynı</em></strong></p>
<p><em>Kurumlar vergisi beyanname dizaynına göre, ticari bilanço kârına kanunen kabul edilmeyen giderler eklendikten sonra, safi kurum kazancına ulaşmak için sırasıyla aşağıdaki indirim ve istisnaların dikkate alınması gerekiyor.</em></p>
<p><em>- Zarar olsa dahi indirilecek istisna ve indirimler (iştirak kazançları, yurt dışı inşaat ve onarım işlerinden elde edilen kazançlar, serbest bölgelerde elde edilen kazançlar vb).</em></p>
<p><em>- Geçmiş yıllara ilişkin zararlar.</em></p>
<p><em>- Kazancın bulunması halinde indirilecek istisna ve indirimler (Ar-Ge ve tasarım indirimi, sponsorluk harcamaları, bağış ve yardımlar, nakdi sermaye artırımından kaynaklanan faiz indirimi, yatırım indirimi istisnası, vb).</em></p>
<p><strong><em>Kurumlar Vergisi Kanunu madde 10’da yer alan indirimlerde sıra</em></strong></p>
<p><em>Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10. maddesinin birinci fıkrası hükmü gereği, kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde ayrıca gösterilmek şartıyla, maddede sayılan indirimlerin, maddedeki sırasıyla indirim konusu yapılması gerekiyor. Maddede sayılan indirimlerin sırası konusunda kurumların tercih olanağı yok.</em></p>
<p><em>2016 yılında 6728 sayılı Kanun’la yapılan düzenleme öncesinde, Ar-Ge indirimi hem 5746 sayılı Kanun’da hem de Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10. maddesinde yer alıyordu. 2016 yılında yapılan düzenlemeyle Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10. maddesinde yer alan Ar-Ge indirimi bu maddeden çıkartıldı, 5746 sayılı Kanun’a taşındı. Bu değişiklik sonrasında Ar-Ge indirimine ilişkin bütün düzenleme 5746 sayılı Kanun’da yer alır hale geldi. Bu düzenleme sonrasında Ar-Ge indiriminin sırasına ilişkin bir hüküm de kalmadı.</em></p>
<p><strong><em>Ar-Ge indirimi düzenlemesinin yeri ve sıralama açısından düzenleme yerinin önemi</em></strong></p>
<p><em>Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10/1-a maddesinde yer alan indirimden hala yararlanılacak bir bakiye kalmış mıdır bilmiyorum, muhtemelen kalmamıştır ama kaldıysa bu indirimin sırası konusunda bir tereddüt yok. Yukarıda da belirttiğim gibi, 10. maddenin birinci fıkrasında açıkça maddede sayılan indirimlerin sırasıyla yapılacağı hükme bağlandığı için, varsa ilk sırada bu indirimin yapılması gerektiği açık.</em></p>
<p><em>5746 sayılı Kanun’un 3 ve 3/A maddelerinde yer alan Ar-Ge ve tasarım indirimine gelince, yukarıda da belirttiğim gibi bu maddelerde, Ar-Ge ve tasarım indiriminin sırasına ilişkin bir hüküm yok. Konu tartışmaya açık. Aşağıdaki açıklama, görüş ve değerlendirmeler, 5746 sayılı Kanun’da yer alan indirimle sınırlı.</em></p>
<p><strong><em>Gelir İdaresi’nin görüş ve uygulaması</em></strong></p>
<p><em>Beyanname dizaynından anlaşılan, Gelir İdaresi, önce Ar-Ge ve tasarım indiriminin dikkate alınması, sonra diğer indirimlerin yapılması gerektiğini düşünüyor. Kurumlar vergisi Beyannamesinin “Kazancın bulunması halinde indirilecek istisna ve indirimler” bölümü, risturnlarla başlıyor, arkasından gelen üç satır Ar-Ge indirimine (Kurumlar Vergisi Kanunu madde 10/1-a, 5746 sayılı Kanun madde 3 ve 3/A), bir satır da tasarım indirimine ilişkin. Daha sonra ise bağış ve yardımlar, girişim sermayesi fonu ve benzeri indirimler sıralanıyor.</em></p>
<p><em>Konuyla ilgili tespit edebildiğim bir tebliğ açıklaması veya özelge yok. Ancak Gelir İdaresince Şubat 2026 tarihinde yayınlanan “Vergi Mevzuatı Yönünden Bağış ve Yardımlar” rehberinde, konuyla ilgili şu açıklama yer alıyor:</em></p>
<p><em>“Kurumlar vergisi beyannamesinde yer alan sıraya göre, öncelikle risturnlar, Ar-Ge indirimi, tasarım indirimi ve sponsorluk harcamalarının indirime konu edilmesi sonrasında bir kazanç kalmış ise bu tutardan bağış ve yardımların indirilmesi gerekmektedir.”</em></p>
<p><em>Bu açıklamadan ve beyanname dizaynından, Gelir İdaresinin özetlediğim görüşünün net olduğu anlaşılıyor.</em></p>
<p><strong><em>Yargı kararları ne diyor?</em></strong></p>
<p><em>Konuyla ilgili tespit edebildiğim üç Danıştay kararı var. Her biri ayrı bir Daireye ait kararların üçünde de Vergi Mahkemesi, Gelir İdaresi görüşünün aksine, kurum kazancının tespitinde önce bağış ve yardım tutarının, sonra Ar-Ge indiriminin dikkate alınması gerektiğine karar vermiş. Her üç Vergi Mahkemesi kararı, Bölge İdare Mahkemesi ve Danıştay’ın ilgili Dairesi tarafından hukuka uygun bulunarak onaylanmış ve kesinleşmiş. (Danıştay Dördüncü Dairesi’nin 21.02.2023 tarih ve E:2022/1600 K:2023/867 sayılı, Danıştay Üçüncü Dairesi’nin 28.02.2025 E:2023/6396 K:2025/982 sayılı, Danıştay Dokuzuncu Dairesi’nin 29.04.2025 tarih ve E:2023/4916 K:2025/1692 sayılı kararları.)</em></p>
<p><em>Kararlarda, Ar-Ge indiriminin Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 10. maddesinin 1/a bendi kapsamında ilk sırada matrahtan indirim konusu yapılmakta iken, 2016 yılında yapılan değişiklikle, Ar-Ge indirimlerinin sadece 5746 sayılı Kanun kapsamında düzenlendiği, bu değişiklikle, belli bir sıraya tabi tutulmaksızın her zaman kurum kazancının tespitinde indirim konusu yapılması sağlanarak Ar-Ge projelerinin daha fazla teşvik edilmeye çalışıldığı ve gerek Kurumlar Vergisi Kanunu’nda gerekse 5746 sayılı Kanun'da Ar-Ge indiriminin sırasına ilişkin bir hükme yer verilmediği gerekçeleri yer alıyor.</em></p>
<p><strong><em>Kişisel değerlendirmem</em></strong></p>
<p><em>Safi kurum kazancına (kurumlar vergisi matrahına) ulaşırken, öncelikle zarar olsa dahi dikkate alınacak indirim ve istisnaların indirim konusu yapılması gerekiyor. Bu indirimden sonra pozitif bir tutarın kalması halinde, zarar mahsubu yapılıyor. Bu sıralama konusunda benim de farklı bir değerlendirmem yok.</em></p>
<p><em>Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10. maddesinde yer alan düzenleme gereği, maddede sayılan indirimlerin, maddedeki sırayla indirim konusu yapılması gerekiyor. Ancak 5746 sayılı Kanun’da yer alan Ar-Ge ve tasarım indirimiyle ilgili bir hüküm ne bu Kanun’da ne de Kurumlar Vergisi Kanunu’nda yer almıyor. Dolayısıyla kurumların, bağış ve yardımlarla Ar-Ge indirim sırasını serbestçe belirlemelerinde yasaya aykırı bir durum yok. Bu çerçevede yukarıda özetlediğim Danıştay kararlarına katılıyorum. Konunun açık olduğunu, madde lafzının bunu söylemek için yeterli olduğunu, indirimin tamamen 5746 sayılı Kanun’a taşınması amacına bile bakmaya gerek olmadığını değerlendiriyorum.</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ar-ge-ve-bagis-indiriminde-istisna-ve-sirasinin-onemi-87553</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ar-Ge ve bağış indiriminde istisna ve sırasının önemi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-uyar-mesrulastir-hizlan-87551</guid>
            <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ: Uyar, meşrulaştır, hızlan</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekâ şirketleri teknolojinin insanlık için taşıdığı riskleri giderek daha yüksek sesle dile getirirken, aynı teknolojinin hızını ve şirket değerlemelerini artırmaya devam ediyor. Güvenlik uyarılarının somut önlemler yerine birer itibar aracına dönüşmesi, “safety-washing” tartışmasını gündeme getiriyor.</strong></p>
<p>Geçen hafta bir istifa mektubu gündemi epey meşgul etti. Anthropic araştırmacısı Jacob Coxon, yapay zekâ şirketlerinin insanlığın geleceğiyle sorumsuzca kumar oynadığını söyleyerek, görevinden ayrıldı. Mesajı bir günde yüz milyondan fazla kez görüntülendi.</p>
<p>Cumartesi günü şirketin CEO’su Dario Amodei uzun bir güvenlik yazısı yayımladı. Yapay zekâ yeteneklerinin, güvenlik çalışmalarının yetişemeyeceği kadar hızlı ilerlediğini ve bu nedenle öncü modellerdeki kapasite artışının yavaşlatılması gerektiğini savundu. Üç aşamalı bir plan önerdi: “Şirketlerin içine bağımsız değerlendiriciler yerleştirmek, demokratik ülkelerde ortak güvenlik standartları oluşturmak ve ardından Çin dahil diğer devletlerle uluslararası sınırlamalar üzerinde uzlaşmak.” Ve şimdilik yalnızca ilk adımı tek taraflı olarak uygulamayı taahhüt etti.</p>
<p>Bu arada, tüm bunlar olurken, masada aylardır hazır duran bir belge daha var. <strong>Anthropic'in halka arz dosyası</strong>. Şirketin, 2 trilyon dolara varan değerleme beklentisiyle, ekim gibi borsaya açılabileceği konuşuluyor. Böylece istifa mektubu da güvenlik çağrısı da aynı kurumsal hikâyenin içine düştü. Bir tarafta "çok hızlı gidiyoruz" uyarısı, diğer tarafta bu hızı finanse edecek, tarihin en büyük halka arzlarından biri.</p>
<p>Buradaki çelişki yalnızca ikiyüzlülükle açıklanamaz. Daha ilginç bir mekanizma işliyor. <strong>Tehlikeyi itiraf etmek, tehlikeyi üretmeye devam etmenin ahlaki ruhsatına dönüşüyor.</strong></p>
<p><strong>İtiraf, devam etmenin ruhsatıdır</strong></p>
<p>Davranış bilimlerinde buna “ahlaki ruhsat etkisi” deniyor. İnsanlar önce erdemli bir tutum sergilediklerinde, bu davranışı sonraki tartışmalı tercihleri için bir tür ahlaki kredi olarak kullanabiliyor. Önce iyi insan olduğumuzu kendimize ve başkalarına kanıtlıyor, ardından sınırları biraz daha kolay esnetiyoruz.</p>
<p>Bu bulgu bireyler üzerine; etkinin büyüklüğü de hâlâ tartışma konusu. Dolayısıyla burada bilimsel bir eşitlikten değil, kurumsal davranışı okumaya yarayan bir benzetmeden söz ediyorum.</p>
<p>Bir yapay zekâ lideri, geliştirdiği teknolojinin kontrolden çıkabileceğini, siber saldırılar düzenleyebileceğini, biyolojik silah üretimini kolaylaştırabileceğini, hatta insanlığın geleceğini tehdit edebileceğini söylediğinde ne oluyor? Normal koşullarda bu sözlerin ürüne olan güveni azaltması beklenir. Yapay zekâda çoğu zaman tersi gerçekleşiyor. Uyarı, şirketin sorumluluk duygusunun kanıtı sayılıyor. Lider “riskleri herkesten iyi gören kişi”, şirket ise “tehlikenin farkında olan güvenli aktör” konumuna yerleşiyor.</p>
<p>Uyarıyı yayımlamış bir şirket, ertesi hafta modelini büyütürken artık "uyarmış" bir şirkettir. <strong>İtiraf, devam etmenin ruhsatı olur. </strong></p>
<p><strong>Riskler, değerlemenin bir parçası </strong></p>
<p>Yapay zekâda risk uyarılarının tuhaf bir çift işlevi var. Ahlaki yüzü topluma "bu teknolojinin tehlikelerinin farkındayız" derken, ticari yüzü yatırımcıya "elimizde gerçekten çok güçlü bir şey var" diyor.</p>
<p>Bir CEO’nun “modellerimiz altı ay içinde internetin tamamını tehdit edebilecek yeteneklere ulaşabilir” demesi yalnızca güvenlik uyarısı değildir. Aynı zamanda ürünün gücüne ilişkin olağanüstü iddialı bir beyan niteliği taşır. Başka sektörlerde ürünün ölümcül olabileceğini söylemek piyasa değerini taban yapar. Yapay zekâda ise teknolojik üstünlüğün kanıtı gibi okunur. <strong>Riskler böylece yatırım anlatısının parçası haline gelir.</strong></p>
<p>Şirket hem tehlikenin kaynağı hem de o tehlikeden bizi koruyabilecek tek uzman olarak konumlanır. <strong>Önce problemi ölçeklendirir, sonra çözüm üzerindeki otoritesini büyütür.</strong> Risk yükseldikçe güvenlik bilgisinin değeri, güvenlik bilgisinin değeri yükseldikçe de şirketin stratejik önemi artar.</p>
<p><strong>Safety-washing</strong></p>
<p>Yeşil dönüşümde şirketlerin eylem-söylem boşluğuna greenwashing diyoruz. Yapay zekâ ekonomisinde bunun yeni bir türü ortaya çıkıyor: <strong>Safety-washing</strong>.</p>
<p>Safety-washing, güvenlikten hiç söz etmemek değil. Güvenlik dilinin somut, doğrulanabilir ve maliyet doğuran önlemlerin yerini alması.</p>
<p>Elbette her güvenlik açıklaması washing değil. Amodei’nin önerdiği, dış değerlendiricilere erişim verilmesi gibi adımlar önemli. Sorun, bu uyarının hangi kurumsal sonuçları ürettiğinde.</p>
<p>Çünkü “yavaşlamalıyız” cümlesi ile gerçekten yavaşlamak aynı şey değil. Birincisi söylem, ikincisi maliyet doğuran bir karar. İlki itibar kazandırır; ikincisi pazar payından, değerlemeden, rekabet avantajından vazgeçmeyi gerektirir. Aradaki fark, <strong>taahhüt borcudur.</strong> Şirket her güvenlik vaadinde geleceğe bir yükümlülük yazar. Bağımsız denetim, model yayımlamama, kapasite artışını sınırlama, olayları açıklama… Bunlar yerine getirilmediğinde borç birikir. Fakat finansal borç bilançoda görünürken, taahhüt borcu dipnotlara bile girmez.</p>
<p><strong>Önemli olan itiraf değil, bedel</strong></p>
<p>Mesele, yapay zekâ liderlerinin uyarılarında samimi olup olmadıkları değil, bu uyarıların bir bedel doğurup doğurmadığı…</p>
<p>Bu uyarının şirkete maliyeti ne oldu? Bir model ertelendi mi? Bir eğitim çalışması durduruldu mu? Bağımsız denetçiye gerçek erişim verildi mi? Bulgular kamuoyuna açıklandı mı? Yönetici primleri güvenlik performansına bağlandı mı? Halka arz izah namesinde güvenlik taahhütlerinin ihlali maddi risk olarak yer aldı mı?</p>
<p>Bu sorular cevapsız kalıyor veya verilen taahhütler doğrulanamıyorsa, uyarı bir güvenlik önleminden çok bir sinyale dönüşür. Topluma “sorumluyuz”, yatırımcıya ise “teknolojimiz düşündüğünüzden de güçlü” der.</p>
<p><strong>Bir zamanlar itiraf, bedel ödemeyi gerektirirdi. Şimdi, samimi bile olsa, onu üreten kurumsal düzen içinde meşruiyet üretip, değerlemeyi besleyebiliyor. Sonunda risk topluma, kazanç şirkete kalıyor.</strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-uyar-mesrulastir-hizlan-87551</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/1/1280x720/774-1789534626.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ: Uyar, meşrulaştır, hızlan ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/petrolun-uzerine-bir-de-fed-faiz-artisi-gelirse-87550</guid>
            <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Petrol&#039;ün üzerine bir de Fed faiz artışı gelirse..&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye açısından kritik olan yalnızca Fed’in bu toplantıda kaç baz puan faiz artıracağı değil, sonrasında nasıl bir yol izleyeceği. Fed’in yeniden sıkılaşma sinyali vermesi, yüksek petrol fiyatlarıyla birleştiğinde doların güçlenmesine, TL üzerindeki baskının artmasına ve Türkiye’de faiz indirimi sürecinin kesintiye uğramasına yol açabilir.</strong></p>
<p>Fed’in toplantısı sadece ABD açısından değil, bütün dünya açısından önemli. Çünkü masada üç ihtimal var: faize hiç dokunmamak, 25 baz puan artırmak ya da çok daha sert bir mesaj verip 50 baz puanlık artışa gitmek. Piyasaların bugünkü fiyatlaması 25 baz puanlık artışı öne çıkarıyor. Faize dokunmama ihtimali tamamen masadan kalkmış değil, 50 baz puan ise düşük olasılıklı ama gerçekleşirse etkisi çok büyük olacak bir senaryo.</p>
<p>İlk ihtimal, Fed’in faizi sabit bırakması. Böyle bir kararın ilk etkisi piyasalar açısından rahatlatıcı olur. ABD tahvil faizlerinde bir miktar gerileme, dolarda zayıflama ve özellikle teknoloji hisselerinde toparlanma görülebilir. Gelişmekte olan ülkeler de bundan olumlu etkilenir. Ancak burada asıl mesele Fed’in ne yaptığı değil, neden yaptığı. Faizi sabit bırakıp “enflasyon konusunda hâlâ endişeliyiz, gerekirse bir sonraki toplantıda artırırız” derse, piyasalardaki rahatlama kısa sürebilir. </p>
<p>Türkiye açısından Fed’in faize dokunmaması en rahat senaryo. Doların küresel olarak güçlenmemesi, gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarının bozulmaması ve ABD tahvil faizlerinin sakin kalması TCMB’nin elini rahatlatır. Ancak buradan “Fed artırmadı, TCMB artık rahatça faiz indirir” sonucu çıkmaz. Türkiye’nin kendi enflasyon, kur ve beklenti sorunları devam ediyor. Dolayısıyla bu senaryo TCMB’ye faiz indirimi için doğrudan yeşil ışık yakmaz; sadece dışarıdan gelen baskılardan birini azaltır.</p>
<p>İkinci ve en olası senaryo 25 baz puanlık faiz artışı. Bu karar, piyasa tarafından büyük ölçüde fiyatlandığı için ilk anda büyük bir sarsıntı yaratmayabilir. ABD tahvil faizleri bir miktar yükselir, dolar güçlenir, gelişmekte olan ülke para birimleri üzerinde baskı oluşur. Borsalarda özellikle faiz hassasiyeti yüksek şirketlerde satış görülebilir. Ancak burada da kritik nokta Fed’in mesajıdır. 25 baz puan artırıp “şimdilik yeter” derse piyasalar bunu kolayca sindirebilir. Fakat “devamı gelecek” mesajı verirse, 25 baz puanın piyasa etkisi çok daha büyük olur.</p>
<p>Türkiye açısından bu senaryonun karşılığı oldukça basit: biraz daha dikkat, biraz daha bekleyiş. Fed faizi artırdığında Türkiye ile ABD arasındaki nominal faiz farkının 25 baz puan azalması tek başına önemli değil. Önemli olan, yatırımcının ABD’de daha yüksek risksiz getiri elde etmeye başlaması. Böyle bir ortamda Türkiye gibi ülkelere gelmek için daha yüksek risk primi talep edilir. Doların güçlenmesi de TL üzerinde baskı yaratır. Bu nedenle 25 baz puanlık Fed artışı TCMB’yi yeniden faiz artırmaya zorlamaz ama faiz indirimini daha ileri bir tarihe öteleyebilir. Özellikle petrol fiyatları yüksek kalır, kur üzerindeki baskı artar ve enflasyon beklentileri tam olarak düzelmezse TCMB’nin faiz indirmesi zorlaşır.</p>
<p>Üçüncü senaryo ise Fed’in 50 baz puan artırması. Bugün için düşük ihtimal ama piyasanın asıl korkacağı karar bence budur. Çünkü 50 baz puan, “Fed enflasyon konusunda bizim sandığımızdan daha fazla endişeli” mesajı verir. O noktada mesele artık faiz oranındaki değişiklik olmaktan çıkar, küresel risk algısı değişir. ABD tahvil faizleri daha sert yükselir, dolar güçlü biçimde değer kazanabilir, borsalarda satış derinleşebilir ve gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışı hızlanabilir.</p>
<p>Türkiye için 50 baz puanlık senaryo belirgin biçimde daha büyük zorluk demek. TL üzerindeki baskı artar, CDS ve Eurobond faizleri yükselebilir, yabancı yatırımcı daha yüksek getiri talep eder. Böyle bir ortamda TCMB açısından faiz indirimi büyük ölçüde gündemden çıkar. Önce likidite koşulları sıkılaştırılır, gerekirse makro ihtiyati araçlar devreye alınır. Kur hareketi enflasyon beklentilerini yeniden bozacak kadar sertleşirse yeniden faiz artışı tartışması bile gündeme gelebilir. Bu benim baz senaryom değil ama 50 baz puanlık Fed artışı ile yüksek petrol fiyatları aynı anda yaşanırsa artık dışlanamayacak bir ihtimal olur.</p>
<p>Dolayısıyla üç senaryoyu çok basit özetlemek mümkün... Fed faize dokunmazsa küresel piyasalarda kısa süreli rahatlama olur ve TCMB’nin hareket alanı bir miktar genişler. Fed 25 baz puan artırırsa dünya bunu büyük ölçüde sindirebilir ama Türkiye’de faiz indirim takvimi biraz daha gecikebilir. Fed 50 baz puan artırırsa mesele tamamen değişir; o zaman Türkiye faiz indirimini değil, kur istikrarını ve enflasyon beklentilerini nasıl koruyacağını konuşmaya başlar.</p>
<p>Bu nedenle ben Fed toplantısına yalnızca “kaç baz puan?” diye bakmıyorum. Asıl önemli soru, Fed’in yeniden bir faiz artırma döngüsüne başlayıp başlamadığıdır. Çünkü tek seferlik 25 baz puan başka, arkasından yeni artışların geleceği bir dönem bambaşka sonuç yaratır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/petrolun-uzerine-bir-de-fed-faiz-artisi-gelirse-87550</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/dolar-tl.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Petrol&#039;ün üzerine bir de Fed faiz artışı gelirse..&quot; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-piyasalarda-endise-listesi-uzuyor-ama-87549</guid>
            <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel piyasalarda endişe listesi uzuyor ama…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Savaşların derinleşmesi, petrol fiyatlarının 100 dolara yaklaşması, ABD’nin artan kamu borcu ve tahvil faizlerindeki yükseliş küresel piyasaların risklerini artırıyor. Tedarik zinciri sorunları ve enflasyon beklentileri ise stagflasyon endişesini yeniden gündeme taşıyor. Fed’in güven veren bir politika çerçevesi ortaya koyması gerekiyor. </strong></p>
<p>Küresel piyasalarda endişelenecek konu sayısı gittikçe artıyor. Orta Doğu’daki savaştan Rusya-Ukrayna savaşına, savaşların enerji ve gıda fiyatları üzerinden yarattığı enflasyonist baskıdan merkez bankalarının yeniden faiz artırımı sürecine yönelmesine, artan kamu borçlarından küresel bono ve tahvil faizlerindeki yükselişe kadar birçok konu finansal piyasalar açısından risk ve tehdit oluşturmaya devam ediyor.</p>
<p>Birkaç ay öncesine göre piyasaların havasını oldukça değiştiren bir tabloyla karşı karşıyayız. Yaz aylarına girerken petrol fiyatları 70 doların altını zorluyor, savaşın sona ereceği ve 60 günlük anlaşma sürecinin olumlu sonuçlanacağı bekleniyordu. Enerji fiyatlarındaki gerilemeye bağlı olarak enflasyonist baskıların azalacağı beklentisi de başta Fed olmak üzere merkez bankalarının faiz artıracağı yönündeki öngörüleri zayıflatıyordu.</p>
<p>Aradan geçen birkaç ay içerisinde ise savaşın adım adım derinleştiğini ve petrol fiyatlarının yeniden 100 dolar seviyesine ulaştığını gördük. Savaşın yarattığı maliyet baskısına ABD’nin artan kamu açıkları ve kamu borcundaki hızlı yükseliş de eklendi. ABD kamu borcunun 40 trilyon dolar sınırını aşarak yılsonuna doğru 42 trilyon dolar civarına ulaşabileceği beklentisi, Hazinenin artan borçlanma ihtiyacı ve buna bağlı tahvil arzı, yükselen enflasyon beklentileriyle birleşerek tahvil faizleri üzerinde ciddi bir yukarı yönlü baskı oluşturuyor.</p>
<p>Bir taraftan tedarik zincirine ilişkin sorunlar, diğer taraftan artan enflasyon beklentileri, önümüzdeki süreçte küresel ekonominin yeniden bir stagflasyon riskiyle karşı karşıya kalabileceğine işaret ediyor. Kaygılanacak konuların sayısını daha da artırabiliriz. Fakat bunlar bile piyasaların modunu bozmaya fazlasıyla yetiyor.</p>
<p><strong>Piyasaların modunu değiştiren iki gelişme</strong></p>
<p>Aslında piyasaların havasını asıl değiştiren iki önemli gelişmenin temmuz ayında gerçekleştiğini düşünüyoruz. Birincisi, Trump’ın yeniden sıcak savaşa yöneliş sinyali veren açıklamalarıydı. İkincisi ise Fed’in temmuz toplantısında belirsizliği artıran tutumu ve toplantı sonrasındaki açıklamaların Fed açısından bir kredibilite tartışmasına yol açmasıydı. Fed’in enflasyona karşı harekete geçmekte geç kaldığı algısının güçlenmesi, finansal piyasalar açısından önemli bir risk unsuruna dönüştü.</p>
<p>Dolayısıyla mevcut olumsuz havanın aşılabilmesi için iki gelişmeye ihtiyaç var: Savaşın yeniden durulması ve Fed’in kredibilite sorununu ortadan kaldıracak güçlü bir politika çerçevesi ortaya koyması.</p>
<p>Bugünkü Fed toplantısında şahin bir duruş göreceğimizi tahmin ediyoruz. Üstelik bugün gelebilecek bir faiz artırımı muhtemelen tek başına bir hamle olmaktan ziyade yeni bir faiz artırım sürecinin başlangıcı olabilir. Bu süreç, 25 baz puanlık üç, hatta dört faiz artırımına kadar uzanabilecek bir patikaya işaret edebilir.</p>
<p><strong>Kritik eşik: ABD 10 yıllık tahvil faizi</strong></p>
<p>ABD’de 10 yıllık tahvil faizinin yüzde 5 seviyesini aşması ve özellikle bu seviyenin üzerinde kalıcı hale gelmesi finansal sistem açısından ciddi riskler yaratabilecek bir potansiyel taşıyor. Son dönemde ABD Hazinesi’nin tahvil geri alım programları, Japon yeni üzerindeki baskıya karşı atılan ortak adımlar ve Fed’in uzun vadeli tahvil piyasasındaki stresi azaltmaya yönelik hamleleri, ekonomi yönetiminin yüzde 5 seviyesinin yaratabileceği risklerin farkında olduğuna işaret ediyor. Ya da en azından böyle bir farkındalık olduğunu temenni ediyoruz.</p>
<p>Ancak borcun 40 trilyon doları aştığı bir piyasada birkaç milyar dolarlık müdahalelerin tek başına kalıcı sonuç yaratması kolay değil. Bugün Fed’den güçlü bir adım kadar, ABD uzun vadeli tahvil faizlerini aşağı çekebilecek daha kapsamlı politikalara da ihtiyaç bulunuyor. Bunun için tahvil piyasasına yönelik daha güçlü likidite hamlelerinin yanı sıra ABD bütçe açığının ve kamu borcundaki artışın kontrol altına alınacağına ilişkin güven veren bir maliye politikası çerçevesinin ortaya konması gerekiyor.</p>
<p>Eğer savaşın sona ermesine yönelik güçlü sinyallerle Fed ve ABD Hazinesi’nden gelecek adımlar aynı döneme denk gelirse, piyasalar önümüzdeki haftalarda çok daha pozitif bir senaryonun içerisinde kendisini bulabilir. Aksi durumda mevcut risklerin birbirini beslediği daha olumsuz bir noktaya doğru ilerleme ihtimali artacaktır.</p>
<p>ABD seçimlerini de dikkate aldığımızda Trump’ın seçim öncesinde borsalarda pozitif bir hava görmek isteyeceğini düşünüyoruz. Çok sıcak bir savaş ortamında seçime gitmenin mevcut ekonomik ve finansal riskleri daha da artıracağının da farkında olması beklenir. Bu nedenle ağırlıklı senaryomuz, önümüzdeki dönemde hem savaşın tansiyonunu düşürmeye hem de finansal piyasalardaki baskıyı azaltmaya yönelik hamlelerin geleceği yönünde.</p>
<p><strong>Japonya riski de gözden kaçmamalı</strong></p>
<p>Son bir nokta da Japon Yeni... Japonya kaynaklı gelişmeler küresel finansal piyasalar açısından küçümsenmemesi gereken bir başka risk oluşturuyor. Yenin hızlı değer kaybı ve Japon yatırımcıların ABD tahvillerindeki pozisyonlarını azaltma ihtimali, zaten baskı altında bulunan ABD tahvil piyasası açısından ilave bir risk yaratabilir.</p>
<p>ABD Hazinesi ve Japonya Merkez Bankası’nın attığı adımlar bu baskıyı kısmen hafifletmiş görünüyor. Fakat burada temel mesele Japonya’nın enflasyon ve kur dinamiklerinin gerektirdiği ölçüde faiz artırım sürecini devam ettirip ettirmeyeceği olacak. Hem ABD Başkanı Trump hem de Japonya yönetimi büyümeyi önceleyen politikaları tercih ediyor. Ancak piyasalar, enflasyon ve tahvil faizlerindeki yükseliş karşısında gerekli adımların geciktirilmesinin ciddi maliyetler yaratabileceğini gösteriyor.</p>
<p>Bugüne kadar bono -tahvil piyasalarının girdikleri bilek güreşinde başarı oranlarının çok yüksek olduğunu biliyoruz.  Yine öyle olacağını tahmin ediyoruz. Bugünkü Fed faiz kararı ve ardından gelecek açıklamalar bunun ilk önemli testlerinden biri olacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-piyasalarda-endise-listesi-uzuyor-ama-87549</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/9/1280x720/67-1789534370.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel piyasalarda endişe listesi uzuyor ama… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/acilen-marka-olmak-istiyorum-87548</guid>
            <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Acilen marka olmak istiyorum</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İpek Yolu yeniden canlanırken markalaşmak daha da hayati hale geldi. Türki dünyası gazetecileri bu fırsatın ziyan edilmemesi için daha yoğun kültür diplomasisi ve ticari işbirliğinin gereğini savunuyor.</strong></p>
<p><strong>Kazakistan Türk Dili Konuşan Gazeteciler Derneği</strong>’nin “<strong>İpek Yolunu Canlandıracak Türk Markası Oluşturmak</strong>” panelindeyiz. Başkan <strong>Naziya Zhoyamergenovna</strong>; “aynı kültür coğrafyasında <strong>işbirliği</strong> yaparsak, küresel marka oluşturabiliriz” diyor. Haklıdır da… <strong>Marka olmayı bekleyen değerlerimiz var</strong>.</p>
<p>Panel moderatörü <strong>Fügen Toksü</strong>; “İş dünyası ipek yolu hikâyesinde nerede, neler yapmalı?  <strong>Markalar ipek yoluna nasıl açılacak?</strong> İşbirliği modelleri ne olmalı?” gibi soruları irdelerken <strong>kültür diplomasisi</strong> ihtiyacının altı çiziliyor. Aslında markalaşma yolunda “<strong>herkesin maksudu bir ama rivayet muhtelif</strong>.”</p>
<p><strong>MARKA OLMANIN 3 TEMEL ŞARTI</strong></p>
<p>Şu anda <strong>İpek Yolu</strong>’nda ve ülkemizde marka olmak için <strong>gayretkeş binlerce şirketimiz</strong> var. Fakat markalaşma sürecinin <strong>sacayağını</strong> oluşturmada sorunlarımız var. Marka olmak için; <strong>1</strong>-Değer üretmelisin, <strong>2</strong>- Özgün olmalısın ve <strong>3</strong>- Sabırlı olmalısın. <strong>Üçü, aynı anda var ise marka olabiliyorsun</strong>.</p>
<p>Marka olmak; <strong>çınar</strong> <strong>işine</strong> benzer. Ürettiğin “<strong>özgün değeri</strong>” yıllarca <strong>etkin iletişim</strong> ve <strong>stratejiyle</strong> beslediğinde marka olabiliyorsun. Ama markalaşmayı <strong>marul tarımı</strong> gibi algılarsan; “<strong>bugün ek, yarın biç</strong>” mantığıyla <strong>paranı</strong> da <strong>zamanını</strong> da ziyan edersin. Tıpkı ülkemdeki <strong>binlerce markalaşamayan</strong> gibi…</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Markalaşmaya dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Neden bizden az marka çıkıyor?</em></strong></p>
<p>Çünkü “<strong>bugün ürün yarın marka</strong>” anlayışı var. Aile şirketlerimizin sürdürülemeyişi var. Biz Türkler, “<strong>ATA BİNER ATAYI UNUTUR, ATTAN İNER ATI UNUTUR</strong>” zihin yapısındayız, kuruyor; sürdüremiyoruz.</p>
<p><strong><em>Hiç mi küresel markamız yok?</em></strong></p>
<p>Var ama sayısı çok az. Misal <strong>THY</strong>, <strong>KOÇ</strong> gibi… <strong>Kızılay</strong>’ı 100 yılda marka yaptık ama bağışlarımızla var ettiğimiz kurumun marka değerini, <strong>tarikatlara kaynak aktaran</strong> ve <strong>dolandırılan kuruma</strong> dönüştürdük.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>HİÇ BİRİMİZ, HEPİMİZ KADAR GÜÇLÜ VE BİLİNİR DEĞİLİZ</strong></p>
<p><strong>Arnika’</strong>dan <strong>Senur Biçer</strong>, markanın nesiller boyu yönetimi, <strong>Yerkon</strong>’dan <strong>Sertaç Ersayın</strong>, yaratıcı endüstrilerin Türk ülkelerindeki rolü ve <strong>Avrasya</strong>’dan <strong>Ahmet Tüzün</strong>; Türk ülkelerinde etnoturizm ve ekoturizm konularını sunarken anladım ki bunca değere rağmen <strong>markalaşamamak, iletişimsizlikten</strong>…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>MARKALAŞAMAMA LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Stratejisizlik</strong>: Sıradan işler yaparak sıradışı olma yanlışıyla bir marka stretejisi belirleyememiş olmak</p>
<p><strong>Sabırsızlık</strong>: Markanın kamuoyu zihninde yer edebilmesi için gereken zamanı hesaba katamamak</p>
<p><strong>Marka kibri</strong>: Mevcut markanın artık değer üretmeye gerek duymayarak algı mirasını harcaması</p>
<p><strong>PR ile yetinmek</strong>: Sürekli reklam ve tanıtım yapmanın markalaşmayı sağlayacağı gaflet ve dalaleti</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/acilen-marka-olmak-istiyorum-87548</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Acilen marka olmak istiyorum ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ciftci-bu-fiyata-satiyor-peki-tuketici-kaca-aliyor-87547</guid>
            <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çiftçi bu fiyata satıyor, peki tüketici kaça alıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bilmiyorum siz de aynı hisse kapılır mısınız? Şehirler arası yolculuk sırasında adeta sonsuza uzanıyormuş hissi veren tarım arazisi görürsünüz. Uçakla Antalya’ya ya da benzer özellikte bir şehre iniş sırasında binlerce sera çarpar gözünüze. Sonra da büyük kentlerde tarım ürünlerinin fiyatının nasıl olup da çok yüksek seyrettiği gelir aklınıza ve şaşarsınız.</p>
<p>Fiyatlar, buralarda yapılan üretim tüketimi karşılamaktan uzak olduğu, arz-talep dengesi sağlıklı oluşmadığı için mi çok yüksek seyretmektedir; yoksa tarladan, seradan çıkış fiyatı makuldür de tüketiciye ulaşma sırasında mı denge bozulmakta ve perakende fiyat fırlayıp gitmektedir?</p>
<p>Bu sorunun yanıtını herhalde herkes biliyor. Tarladan, seradan çıkış fiyatının özellikle bazı dönemlerde ve bazı ürünlerde ne kadar düşük olduğu, bu ürünlerin tarlada kalmasından zaten belli. Ayrıca bu konuda resmi veriler de açıklanıyor, yani tarım ürünlerinin toptan satış fiyatı.</p>
<p>TÜİK, her ne kadar TÜFE kapsamındaki madde fiyatlarını açıklamıyorsa da tarım ürünlerinde toptan satış fiyatlarını ilan ediyor. Bu ürünlerin pazarda markette kaç liraya satıldığını da bilmeyen yok.</p>
<p>Dolayısıyla iki fiyat da belli; çiftçinin resmen ilan edilen satış fiyatı da, tüketicinin alış fiyatı da. Aradaki o devasa fark da kendiliğinden ortaya çıkıyor.</p>
<p>Ama TÜİK madde fiyatlarını açıklamaktan vazgeçerken dile getirdiği o tuhaf gerekçeleri bir kenara koyup yeniden geçmişteki uygulamaya dönse ve TÜFE kapsamındaki fiyatlar açıklansa da toptan ve perakende fiyatlar arasındaki makas çok daha sağlıklı ve tereddüde yer vermeyecek şekilde ortaya çıksa. </p>
<h2>TÜİK’e bir çağrı </h2>
<p>Bu aşamada bir orta yol bulmak gerekiyor. TÜİK madem madde fiyatlarını açıklamıyor en azından başka bir adım atabilir. Bu konuda daha önce de dile getirdiğim çağrımı tekrarlamak isterim. Bu köşede 2 Temmuz’da kaleme aldığım <strong>“TÜİK’e açık mektup”</strong> başlıklı yazımda da ifade etmiştim:</p>
<p><strong>“Madde fiyatlarını açıklamıyorsunuz hiç olmazsa tüm maddelerin ağırlıklarını ve her bir madde için her ay endeksi açıklayabilirsiniz. Zaten şimdi 174 grup başlığında endeks açıklanıyor. Buna ek olarak madde endekslerini açıklamak daha şeffaf davranma adına bir adım olur. Hem madde fiyatını hiç açıklamıyor değilsiniz; işte tarım ürünleri üretici fiyat endeksi kapsamındaki fiyatlar... Vatandaş satın aldığı bir meyvenin, sebzenin tarladan kaç liraya çıktığını ve değişim oranını zaten görebiliyor. Perakende fiyattaki değişim de görülebilirse bir kıyaslama yapılarak nakliyeciye, komisyoncuya ne kadar ödeme yapıldığı hesaplanabilir.”</strong></p>
<h2>Toptan fiyatlarda düşüş var </h2>
<p>TÜİK’in dün yaptığı açıklamaya göre tarım ürünleri üretici fiyat endeksi ağustos ayında yüzde 0,93 geriledi. Sekiz aylık artış yüzde 9,20, yıllık artış ise yüzde 21,91 düzeyinde. </p>
<p>Tarım ürünleri üretici fiyat endeksi kapsamındaki kalemlerin tam karşılığını TÜFE’de bulma şansımız yok. Maddeleri bulsak bile TÜFE’de fiyat görme şansımız yok. Ancak piyasadaki perakende fiyatlar belli.</p>
<p>Tabloda yer alan fiyatların vergisiz fiyatlar olduğunu dikkate almak gerekiyor ama bu ürünlere yüzde 1 KDV uygulandığı için çok büyük bir oynama söz konusu olmaz.</p>
<p>Aslında burada bakılması gereken ağustos ayı itibarıyla toptan ve perakende fiyat arasındaki makas kadar son bir yılda kaydedilen değişimin oranı…</p>
<p>Örneğin yeşil mercimek bir yıl öncesine göre yüzde 30 ucuz mu?</p>
<p>Vatandaş marulu geçen yılın ağustosuna göre yüzde 41 ucuza alabildi mi?</p>
<p>Şeftali, nektarin, erik, çilek; bu meyvelerde yüzde 50’ye yaklaşan ucuzlama görüldü mü?</p>
<p>Aslında görülmüş; tarladan çıkış fiyatında görülmüş.</p>
<p>Ama çarşıda pazarda? Ne gezer!</p>
<p>Tüm ürünlerin fiyatı düşmedi tabii ki, fiyatı fırlayıp gidenler de var.</p>
<p>Örnek mi; yüzde 338 artışla kuru soğan, yüzde 182 artışla patates, yine yüzde 100’ün üstündeki artışlarla biber çeşitleri.</p>
<p>Soğandaki artışı durdurmak amacıyla gümrük vergisi oranının yüzde 49’dan yüzde 5’e indirildiği de biliniyor. </p>
<h2>Büyük tedarikçilere dönük soruşturma </h2>
<p>Bu arada yaş sebze ve meyve piyasasında fiyatları yapay şekilde yükselterek haksız kazanç sağladıkları iddia edilen tedarikçilere yönelik soruşturma açıldı ve bu çerçevede 41 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildi.</p>
<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek bu konudaki açıklamasında “Yapılan incelemelerde, hallerin büyük tedarikçileri konumundaki bazı firmaların piyasadaki hâkimiyetlerini kullanarak ürün arzını olduğundan düşük, maliyetleri ise gerçeğinden yüksek gösterdikleri; sahte müstahsil makbuzları düzenleyerek gerçeğe aykırı maliyet oluşturdukları ve bu yöntemlerle yaş sebze ve meyve piyasasında fiyatları yukarı yönlü manipüle ederek haksız kazanç sağladıkları yönünde tespitlere ulaşıldı. Bu kapsamda; fiyatları etkileme, Vergi Usul Kanunu’na muhalefet, belgede sahtecilik ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçları yönünden yürütülen soruşturmada, 41 büyük dağıtıcı firmanın 41 şüpheli yöneticisi hakkında gözaltı kararı verildi; 22 ilde toplam 109 iş yeri ve ikamette eş zamanlı arama başlatıldı” dedi.</p>
<p>Zaten TÜİK’in açıkladığı ve tabloda yer alan toptan fiyatlarla perakende fiyatlar arasındaki makas normal maliyet artışıyla izah edilemeyecek boyuttaydı ve bu durum uzun yıllardır böyleydi. Bakalım bu soruşturmadan ne gibi sonuçlar çıkacak…</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aaa1f9cbd6f5-1789534108.png" alt="" width="697" height="504" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ciftci-bu-fiyata-satiyor-peki-tuketici-kaca-aliyor-87547</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/7/1280x720/market-enflasyon-ekonomi-1785419485.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çiftçi bu fiyata satıyor, peki tüketici kaça alıyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-vergisi-comert-yunanistanin-daveti-87546</guid>
            <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’nin vergisi cömert, Yunanistan’ın daveti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünyanın zenginlerini çekmek için ülkeler arasında sessiz ama sert bir rekabet yaşanıyor. Financial Times’ın geçen haftaki haberi, bu yarışın yeni adreslerinden birinin Yunanistan olduğunu gösteriyor. Atina, milyarder hedge fon yöneticisi Chris Rokos’un vergi adresini İngiltere’den Yunanistan’a taşımasını sağladı. Üstelik hükümet bununla yetinmiyor; Avrupa’nın büyük hedge fonlarını ziyaret ederek yöneticilerini Yunanistan’a davet ediyor, vergi avantajlarını anlatıyor ve operasyon kurmaları için iknaya alışıyor.</p>
<p>Türkiye’de 2026’da yürürlüğe giren Varlık Barışı ile yurtdışındaki para, altın, döviz ve menkul kıymetler yüzde 5 vergiyle sisteme alınabiliyor. Varlıkların belirli yatırım araçlarında tutulacağının taahhüdü durumunda süreye bağlı olarak 0’a kadar inebiliyor. Daha çarpıcı olan ise Gelir Vergisi Kanunu’na eklenen mükerrer 20/D maddesi. Buna göre son üç takvim yılında Türkiye’de ikametgâhı bulunmayan ve Türkiye’ye yerleşen kişiler, dışarıda elde ettikleri kazanç ve iratları 20 yıl boyunca gelir vergisinden istisna edebiliyor.</p>
<p>Yunanistan’ın modeli farklı. Belirli varlıklı yabancılara yıllık 100 bin euroluk sabit vergi uygulanıyor. Hedge fon ve özel sermaye yöneticileri için bonus ve kâr payı vergisi yüzde 5’e indiriliyor. Ancak gelen fonun ülkede yılda en az 3 milyon euro harcayarak gerçek bir operasyon kurması gerekiyor.</p>
<p>İşte Türkiye’nin sorunu burada başlıyor.</p>
<p>Avantaj sağlıyoruz ama dünyanın zenginlerine “Neden İstanbul?” sorusunun güçlü cevabını henüz veremiyoruz. Vergi önemli ama tek başına yeterli değil. Yatırımcı hukuk sisteminin öngörülebilirliğini, finans merkezinin derinliğini, okulları, ofisleri ve kuralların yarın değişip değişmeyeceğini de hesaplıyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6aaa1e0019f10-1789533696.png" alt="" width="443" height="214" />
<figcaption><strong>Atina, milyarder hedge fon yöneticisi Chris Rokos’un vergi adresini İngiltere’den Yunanistan’a taşımasını sağladı. </strong></figcaption>
</figure>
<p>FT, Atina’nın uluslararası bir finans merkezi olarak görülmediğini vurguluyor. Buna rağmen Atina’nın yaptığı çok net: Sadece teşvik hazırlamıyor, gidip sermayeyi bizzat davet ediyor.</p>
<p>Türkiye de yatırımcıların ayağına gidiliyor olabilir. Ancak önemli fark şu: Yapılıyorsa bile çoğu zaman bundan haberimiz olmuyor. Yunanistan ise bu çabayı görünür hale getiriyor; büyük hedge fonlarının kapısını çalıp teklifini anlatıyor. Türkiye’nin paketi daha cömert olsa bile mesele sadece vergi değil. Sermayeyi çekmek için önce sermayenin kapısını çalmak gerekiyor. Yunanistan bunu yapıyor. Dünyanın zenginleri İstanbul’a değil, kendisini davet eden ülkeye gitmeyi tercih ederse, vergi avantajının cömertliğinin pek bir anlamı kalmıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-vergisi-comert-yunanistanin-daveti-87546</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin vergisi cömert, Yunanistan’ın daveti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ionu-kurup-aileden-ayri-rivadan-yola-cikti-ikinci-adres-olarak-londrayi-secti-87545</guid>
            <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> ION’u kurup aileden ayrı Riva’dan yola çıktı, ikinci adres olarak Londra’yı seçti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YÖNETİM </strong>Kurulu Başkanlığını <strong>Cemal Kalyoncu</strong>’nun yürüttüğü Kalyon Holding’in web sayfasında epey bir süredir 13 Mart 2024 tarihli şu açıklama var:</p>
<ul>
<li><strong>Kalyon Holding bünyesinde görev devir teslimleri ve yeni atamalar gerçekleşti…</strong></li>
</ul>
<p>Web sitesinin açılış sayfasındaki açıklamanın detayları şöyle:</p>
<ul>
<li><strong>Kurumsallaşma yönündeki adımlarını hızlandırarak hem yerel hem küresel alanda büyümesini sürdüren; genç ve vizyoner yönetim kadrosuyla geleceğe emin adımlarla ilerleyen Kalyon Holding’te görev devir teslimler ile yeni atamalar gerçekleşti.</strong></li>
<li><strong>Kalyon İnşaat Yönetim Kurulu Başkanlığını başarıyla yürüten Mehmet Kalyoncu, görevini kardeşi Murathan Kalyoncu’ya devretti.</strong></li>
<li><strong>Mehmet Kalyoncu, İGA İstanbul Havalimanı’ndaki ilave yatırımlara, İstanbul’un nitelikli konut arzına ve depremden büyük hasar gören şehirlerin yeniden ihyasına yoğunlaştı.</strong></li>
<li><strong>Kalyon Vakfı Yönetim Kurulu Başkanlığına getirilen Mehmet Kalyoncu’nun İGA’daki ve Kalyon Holding’teki Yönetim Kurulu üyelikleri devam ediyor.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Mehmet Kalyoncu, </strong>Kalyon Holding ve Kalyon İnşaat’taki aktif görevlerini bıraktıktan sonra London School of Economics’te şehircilik alanında yüksek lisansa başladı.</p>
<p><strong>Mehmet Kalyoncu, </strong>aynı dönemde babası <strong>Cemal Kalyoncu</strong>’dan müsaade istedi:</p>
<p>-          <strong>Kendi şirketimi kurup farklı projeler üzerinde çalışmayı planlıyorum.</strong></p>
<p><strong>Mehmet Kalyoncu, </strong>aile işlerinden ayrı bir yola çıkma hazırlığı için kardeşi <strong>Murathan Kalyoncu </strong>ile birlikte 2015 yılında kurdukları <strong>“Kalyon Kentsel Proje Yatırımları”</strong>nda paylaşımı gündemine aldı. Bu şirketin yüzde 51’i kendisine, yüzde 49’u da kardeşine aitti. Şirket, Nevbahar Üsküdar, Nevbahar Kemer Evleri projelerini hayata geçirmiş, Riva’daki bir proje için de hazırlıklara girişmişti.</p>
<p>İki kardeşin ortak olduğu şirket ayrıca Florentia Village projesini hayata geçiriyordu. <strong>Mehmet Kalyoncu, </strong>bu projedeki yüzde 25’lik payını kardeşi <strong>Murathan Kalyoncu</strong>’ya devretti. İstanbul Havalimanı’nda yeme-içme alanlarının ana işletmesinin TUM’daki yüzde 30 hissesini de Element Portföy’e sattı.</p>
<p>Bu hisse devir ve satışlarının ardından kendi şirketi <strong>“ION”</strong>u kurdu. <strong>“Kalyon Kentsel Proje Yatırımları”</strong>ndaki 1000 konutluk Riva projesini <strong>“ION Riva” </strong>markasıyla hayata geçirmek üzere yola koyuldu. Şirketin İstanbul Havalimanı yakınındaki outlet projesini de kardeşine bıraktı.</p>
<p><strong>Mehmet Kalyoncu, </strong>şirketinin adını belirlerken önce soyadının yurt dışında daha kolay kullanılmasından hareket etti:</p>
<ul>
<li><strong>Kalion…</strong></li>
</ul>
<p>Sonra <strong>Kandinski</strong>’nin <strong>“Her şey bir nokta ile başlar” </strong>sözünden ilham alıp kısalttı:</p>
<ul>
<li><strong>ION…</strong></li>
</ul>
<p>Kurduğu ekip, onun çizdiği strateji ile <strong>“ION”</strong>u şöyle tanımladı:</p>
<ul>
<li>“ION”, <strong>Mehmet Kalyoncu’nun küratörlüğünde dünyanın en iyi mimarları, plancıları ve tasarımcılarını bir araya getirerek mahallelerden otellere, sağlık merkezlerine, kafelerden çocuk kitaplarına geniş alanda insan bağlantılarını güçlendiren fikirleri hayata geçiriyor.</strong></li>
</ul>
<p>Riva projesi için de şu çerçeve çizildi:</p>
<ul>
<li>“ION”<strong>un en büyük yatırımı İstanbul Riva’da kurduğu yeni mahalle ve topluluk projesi doğayla, kültürle ve insanla bağ kuran, kendi kendine yetecek, sürdürülebilir bir yaşam oluşturuyor.</strong></li>
</ul>
<p>Benzeri mesaj bundan sonraki tüm proje ve işler için de verildi:</p>
<ul>
<li><strong>Tüm </strong>“ION” <strong>projelerinde benzer veya farklı unsurları dengeli bir şekilde bir araya getirme teması önemli. İnsan ve doğa, toprak ve su, yaratıcılık ve sükunet ve tabi insanların bir araya gelmesi, paylaşması ve birlikte yaşaması.</strong></li>
</ul>
<p><strong>“ION”</strong>un Kurucusu <strong>Mehmet Kalyoncu, “Ion Conversations” </strong>başlığıyla 2 ayda bir gerçekleştirdikleri buluşmaların Kopenhag’da (Danimarka) dünyada önde gelen mimarlık kuruluşu <strong>“BIG”</strong>in merkezine davet edince gittim. <strong>“ION”</strong>un öyküsünü anlatan <strong>Mehmet Kalyoncu, </strong>yatırım planlarıyla ilgili ipuçları da verdi:</p>
<p>-          <strong>Londra’da bir proje için hazırlık içindeyiz. Londra’da otel planımız var. Otel, </strong>“ION”<strong>un ana yatırım alanları arasında yer alıyor. 2027 yılında 2 otel markası için lansman planlıyoruz. İlk otelimizi 2027’nin ikinci yarısında Londra’da hizmete açmayı hedefliyoruz.</strong></p>
<p>Otel konusunda iki adres daha gösterdi:</p>
<p>-          <strong>Londra’daki otelimiz hizmete girdikten sonra İstanbul ve Norveç’te de otel projelerimiz hızlanacak.</strong></p>
<p>Kalyon Holding bünyesindeki şirketlerden Kalyon İnşaat başta olmak üzere icra görevlerini bıraktıktan sonra daha çok Türkiye Tasarım Vakfı’na odaklanan, iş konusunda geri planda duran <strong>Mehmet Kalyoncu, “ION”la </strong>gayrimenkul sektöründe fark yaratacak iddialı çıkış yaptı…</p>
<p><strong>“ION”</strong>un önümüzdeki dönemde yurt içi ve yurt dışında adından söz ettirecek projelere imza atacağı anlaşılıyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Atalay Gümrah ION Başkanı oldu</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aaa1c8136d75-1789533313.jpg" alt="" width="450" height="423" /></span><strong>ION</strong>’un Kurucusu <strong>Mehmet Kalyoncu</strong>’nun davetiyle <strong>“Ion Conversations” </strong>buluşması için Kopenhag’a gittiğimde iş dünyasının önde gelen profesyonel üst düzey yöneticilerinden <strong>Atalay Gümrah</strong>’la karşılaştım.</p>
<p><strong>Mehmet Kalyoncu, Atalay Gümrah</strong>’la ilgili taze bilgiyi paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Atalay Bey, eylül ayı itibariyle ION’un Yönetim Kurulu Başkanı oldu. Atalay Bey’le İGA İstanbul Havalimanı CEO’su iken yakın çalışmıştık. Bir süre önce o görevinden ayrılmıştı. Tecrübesiyle bize önemli katkıları olacak.</strong></p>
<p>Galatasaray Lisesi’nden sonra Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliğini bitiren <strong>Atalay Gümrah, </strong>kariyerine 1992 yılında Eczacıbaşı Topluluğu’nun dış ticaret şirketinde başladı. 2017-2024 yılları arasında Eczacıbaşı Grubu’nun CEO’luğu görevini yürüttü.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Mimar ve tasarımcılarla 6’ncı zirveyi Kopenhag’da yaptı</span></h2>
<p><strong>MEHMET Kalyoncu</strong>’nun kurucusu olduğu <strong>“ION”, </strong>iki ayda bir gerçekleştirdiği <strong>“ION Conversations” (ION Konuşmalar) </strong>buluşmalarının 6’ncısını Kopenhag’da (Danimarka) yaptı.</p>
<p><strong>“ION”</strong>un başlattığı bu buluşmalar, <strong>Mehmet Kalyoncu</strong>’nun dünyanın önde gelen farklı mimarlık, tasarım şirketlerinin ortak aklının projelerine yansıması düşüncesiyle gündeme geldi.</p>
<p>Kopenhag’da iki gün süren buluşmaya <strong>Mehmet Kalyoncu</strong>’nun geçmişten beri bağlantıda olduğu dünyanın önde gelen mimarlık ve tasarım ofislerinin önemli isimleri katıldı.</p>
<p><strong>Mehmet Kalyoncu, “ION”</strong>u her alanda dünyanın önde gelen isimleriyle çalışmaya özen gösterdiğini belirtip sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Dünyanın en saygın mimarlık ofisleri BIG, Snohetta ve MVRDV</strong></li>
<li><strong>Ülkemizin önde gelen mimarları Bilgin Studio ve DB Architects</strong></li>
<li><strong>Şehir planlaması alanında Prior &amp; Partners ve Keym</strong></li>
<li><strong>Peyzaj tasarımında Planit</strong></li>
<li><strong>Ürün tasarımında Pentagram</strong></li>
<li><strong>Tasarım yönetimi alanında Arup</strong></li>
<li><strong>Enerji ve sürdürülebilirlik alanında Transsolar</strong></li>
<li><strong>Su yönetimi alanında IB Kraft</strong></li>
<li><strong>Mobilite alanında MIC-HUB</strong></li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Zengine lüks, vatandaşa ‘uygun’ yaşamı bir arada Sunmayı hayal ediyor</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aaa1cc495e76-1789533380.jpg" alt="" width="355" height="426" /></span><strong>ION</strong>’daki ekibi <strong>Mehmet Kalyoncu</strong>’yu şöyle tanımladı:</p>
<ul>
<li><strong>Mimar, müzisyen bir girişimci…</strong></li>
</ul>
<p><strong>“ION”</strong>la ilgili de şu noktaların altı çizildi:</p>
<ul>
<li><strong>Kalyoncu Ailesi’nin kökü Trabzon’dan geliyor. Mehmet Kalyoncu’nun Gaziantep’te doğup İstanbul’da büyümesi, </strong>“ION”<strong>un projelerine Karadeniz, Anadolu ve İstanbul kültürlerinin füzyonu olarak yansıyor.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Mehmet Kalyoncu, </strong>Ümraniye Anadolu Lisesi’nden mezun oldu. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde (İTÜ) mimarlık eğitiminin ardından pek çok alanda dünyanın değişik ülkelerinde farklı eğitimler aldı, tecrübeler edindi. İstanbul Havalimanı’nın kuruluş sürecinde bulundu.</p>
<p><strong>Mehmet Kalyoncu, </strong>gayrimenkul projeleriyle ilgili benimsediği modeli şöyle anlattı:</p>
<p>-          <strong>Mekanların kimlik ve ruh sahibi olmasının insan bağlantılarıyla mümkün olduğuna inanıyorum. Bu yüzden hem şirketimizde hem sivil toplum kuruluşlarında hayal, tasarım ve uygulama aşamalarında katılımcı ve işbirlikçi bir yönetişim modelini benimsiyorum.</strong></p>
<p>Ardından <strong>“ION Riva” </strong>ile ilgili hayalini aktardı:</p>
<p>-          <strong>Riva’daki projemizde zengine lüks, vatandaşa da </strong>“uygun fiyatlı konut” <strong>sunarak birlikte bir yaşam, mahalle kültürü oluşmasını düşünüyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Antakya şehir merkezinin yeniden hayat bulması için sorumluluk üstlendi</span></h2>
<p><strong>DÖNEMİN </strong>Gayrimenkul Yatırımcıları Derneği (GYODER) Başkanı <strong>Mehmet Kalyoncu, </strong>6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremlerinden bir ay sonra aradı:</p>
<p>-          <strong>Uzman bir heyetle deprem bölgesine gidiyoruz.</strong></p>
<p>Londra merkezli Foster &amp; Partners’ın 3 ortağı, Kentsel Yenileme Merkezi (KEYM) Başkanı <strong>Cem Yılmaz </strong>ve YTÜ Mimarlık Fakültesi Mğretim Üyesi Doç. <strong>Serhat Başdoğan</strong>’ın yer aldığı heyetle Hatay’a giderken gündemi özetledi:</p>
<p>-          <strong>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı liderliğinde, TOKİ ve Emlak Konut yürütücülüğünde, sivil toplum kuruluşlarının desteği ile ortak akla, depremin vurduğu şehirlerin ihtiyacına, kültürüne, yaşayışına uygun planlama çalışmaları başladı.</strong></p>
<p><strong>Kalyoncu, </strong>GYODER’in rolünü de ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Deprem bölgesinde yeni şehir merkezlerinin </strong>“master plan tasarımı” <strong>için gönüllü olarak tabiatla uyumlu, tasarıma değer veren, en uygun tekniği baz alan ve toplum menfaatlerini önceleyen bakışla elimizden gelen desteği sunacağız.</strong></p>
<p>Heyet Antakya’da yıkılan alanları, yeni kentleşme bölgesini inceledi. Samandağ, Belen, İskenderun, Osmaniye, Kahramanmaraş, Türkoğlu, Dulkadiroğlu, Pazarcık, Gölbaşı, İslahiye ve Nurdağı üzerinde helikopter turu yaptı.</p>
<p>Aradan bir yılı aşkın zaman geçti, <strong>Kalyoncu </strong>2024 yılı Nisan ayı sonlarına doğru mesaj gönderdi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye Tasarım Vakfı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile yapılan protokoller kapsamında, Hatay kent merkezi için tasarım ve planlama süreci tamamlandı.</strong></p>
<p><strong>Kalyoncu, </strong>GYODER Başkanlığını 1.5 yıl erken bırakmış, 2016’da kurucuları arasında yer aldığı, Mütevelli Heyeti Üyesi olduğu Türkiye Tasarım Vakfı’nın (TTV) Hatay’a dönük çalışmalarına odaklanmıştı. 1000 dolayında şehir plancısı, mimar ve mühendisi bir araya getirdiklerini bildirmişti:</p>
<p>-          <strong>Projenin tamamını Bünyamin Derman hocamız yapabilirdi ama 53 mimarlık ve planlama ofisi TTV çatısı altında buluştu. Gönüllülük bilinciyle çalışıldı.</strong></p>
<p>Kopenhag’daki sohbet sırasında <strong>Mehmet Kalyoncu, Bünyamin Derman </strong>ve <strong>Cem Yılmaz</strong>’la Türkiye Tasarım Vakfı öncülüğünde Antakya şehir merkezinin yeniden hayat bulması için üstlendikleri sorumlulukları da konuştuk:</p>
<p>-          <strong>Şehircilik tarihinde sivil katılımla tasarlanmış ender örneklerden olan projeler bugün Antakya’da Atatürk Caddesi, Kurtuluş Caddesi ve Kemal Paşa Caddesi hayat bulmuş hali ile gün yüzüne çıkmış durumda.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ionu-kurup-aileden-ayri-rivadan-yola-cikti-ikinci-adres-olarak-londrayi-secti-87545</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/5/1280x720/mehmet-kalyoncu-1789533297.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ION’u kurup aileden ayrı Riva’dan yola çıktı, ikinci adres olarak Londra’yı seçti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-87544</guid>
            <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fed’in faiz kararı ne olacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Dikkatler Fed’e Çevrildi! Faiz Kararı Ne Olacak? | Ekonomi Masası | 16 Eylül" src="https://www.youtube.com/embed/CQXEWM-nDKs" width="800" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-87544</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/7/1280x720/guldag-berfin-1787719214.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/cinin-seyahat-devi-turkiyeye-giriyor-87543</guid>
            <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 07:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çin’in seyahat platformu Türkiye’ye giriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>TBMM gündemine gelen düzenleme, yabancı dijital seyahat platformları için yeni bir dönem başlatmaya hazırlanıyor. EKONOMİ gazetesinin edindiği bilgiye göre Booking.com gibi küresel şirketlerin iç pazarda yasal zeminde hizmet vermesine olanak tanıyacak teklif, sektör kaynaklarına göre Alibaba Grubu’nun seyahat platformu Fliggy de Türkiye pazarına girmek için hazırlık yapıyor.</p>
<p>Düzenleme, bir yandan şirketlerin önünü açarken diğer yandan Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) üyesi yerli acentelerin tepkisini çekiyor.</p>
<h2>Agresif giriş planı hazırlığı </h2>
<p>Sektör kulislerine göre Fliggy, vize süreçlerindeki rahatlama ve Çin-Türkiye uçuşlarının artmasıyla Türkiye’yi büyüme alanlarından biri olarak görüyor. Düzenlemenin yasalaşması halinde şirketin pazara hızlı bir giriş yapabileceği belirtiliyor. Alibaba’nın Türkiye’deki en büyük yatırımı Trendyol’un dijital altyapısı, fintek çözümleri ve geniş kullanıcı tabanı, Fliggy’nin avantajları arasında. Çinli grubun, Çin’den Türkiye’ye gelen yüksek harcama potansiyelli turistleri kendi platformuna yönlendirmeyi ve Türkiye’de yerli turistlere hizmet vermeyi hedeflediği ifade ediliyor.</p>
<p>Yabancı platformların pazara yeniden girmesi yerli acentelerde kaygı yaratıyor. Sektör temsilcileri, yabancı şirketlerin lisans ve izin yükümlülükleriyle pazara girmesinin rekabet eşitliği için yeterli olmayacağını savunuyor. Güçlü özkaynak, reklam bütçesi ve teknoloji altyapısına sahip küresel şirketlerin küçük ve orta ölçekli yerli acenteler üzerinde baskı oluşturacağı belirtiliyor. Vergi, ofis ve istihdam maliyetleriyle çalışan yerli firmalar, yabancı dijital temsilciliklerin avantajlı konuma gelebileceğini düşünüyor. Büyük platformların zamanla dominant hale gelerek oteller ve acenteler üzerindeki komisyon baskısını artırmasından da endişe ediliyor.</p>
<p>Düzenlemeyi destekleyenler ise yabancı platformların geri dönmesi ve Fliggy gibi yeni oyuncuların girmesiyle tüketici lehine rekabetin güçleneceğini, fiyatların şeffaflaşacağını ve turizm gelirlerinin artacağını savunuyor.</p>
<h2>Platformlara yüzde 17 komisyon sınırlaması </h2>
<p>10 Ağustos 2026’da TBMM Başkanlığı’na sunulan “Yabancı Dijital Konaklama Platformları Kanunu Teklifi” ile yabancı dijital konaklama ve seyahat platformları için yeni bir yasal çerçeve öngörülüyor. Teklife göre platformların Türk Ticaret Kanunu’na göre kurulmuş bir sermaye şirketi statüsünde yasal temsilci ataması gerekecek. Şirketlerin Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan iki yıl süreli İzin Belgesi alması zorunlu olacak. Belge ücreti ilk yıl için 5 milyon TL olarak belirlenirken, tutarın her yıl yeniden değerleme oranında artırılması planlanıyor. Platformların konaklama tesislerinden alabileceği komisyon KDV hariç yüzde 17 ile sınırlandırılacak, uyuşmazlıklarda Türk mahkemeleri yetkili olacak. Yasa yürürlüğe girdikten sonra mevcut yabancı platformlara lisans başvurusu için üç ay süre tanınacak. Şartları yerine getirmeyenlerin erişimi BTK tarafından engellenecek; şartları sağlayanlar Türkiye’deki kullanıcıların yurt içindeki tesislere rezervasyon yapmasına yeniden aracılık edebilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/cinin-seyahat-devi-turkiyeye-giriyor-87543</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/02/e-ticaret.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Meclis gündemine gelen yasa teklifi, yurt dışı online rezervasyon platformlarını hareketlendirdi. Alibaba Grubu’nun çevrimiçi seyahat ve konaklama platformu Fliggy, Türkiye pazarına girmeye hazırlanıyor. Platformun, Alibaba’nın Trendyol yatırımı ile Türkiye’deki güçlü dijital altyapı avantajını kullanmak istediği ve tasarının yasalaşması halinde hizmet vermeye başlayacağı belirtiliyor. Fliggy’nin, Çin’den Türkiye’ye gelen yüksek gelir grubunu kendi platformuna yönlendirmeyi ve Türkiye’de yerli tüketiciye hizmet vermeyi hedeflediği belirtiliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/dunya-savas-karini-vergilendiriyor-87542</guid>
            <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 07:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya savaş kârını vergilendiriyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6aaa16e1b1cfd-1789531873.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Petrol fiyatındaki yükseliş yalnızca akaryakıt pompalarını değil, enerji şirketlerinin bilançolarını uçurdu. Hürmüz Boğazı’ndaki arz kesintileri ve Ortadoğu’daki üretim kaybının küresel petrol ürünleri piyasasında yarattığı sıkışma, üreticilerden rafinerilere kadar enerji zincirinde gelirleri yukarı taşıdı. Hükümetler de, savaşın yarattığı ekstra kazançtan ve servetten payını almak için harekete geçti.</p>
<p>Savaşın ardından petrol fiyatlarının 100 doların üzerine çıktığı ilk tam mali çeyrekte, sekiz büyük petrol şirketinin yaklaşık 93 milyar dolar kar ettiği hesaplanıyor. Petrol ve doğalgaz arzının savaş öncesi seviyelere dönmesinin aylar alması ve petrolün 100 dolar civarında kalması halinde, bu şirketlerin yıl sonuna kadar elde edeceği toplam karın 234 milyar dolara ulaşabileceği öngörülüyor.</p>
<h2>Rafinerilerde kar marjı sıçradı</h2>
<p>İran savaşı rafineriler için de büyük bir kar fırsatı yarattı. Hürmüz Boğazı'ndaki kesinti ve Ortadoğu'daki rafinerilere yönelik saldırılar ham petrol arzını sıkıştırırken, benzin, motorin ve jet yakıtında kıtlık riskini artırdı.</p>
<p>İkinci çeyrekte savaş nedeniyle küresel rafineri üretiminin yaklaşık yüzde 6'sı, yani günde yaklaşık 5 milyon varillik kapasite devre dışı kaldı. Asya'daki bazı rafineriler ham petrol tedarikindeki sorun nedeniyle üretimi düşürürken, Çin de ithalattaki kaybı dengelemek için rafineri faaliyetlerini ve yakıt ihracatını kıstı.</p>
<p>Arzın daralması rafine ürün fiyatlarını yukarı iterken, çalışan rafinerilerin fiyatlama gücünü artırdı.</p>
<p>Bu tablo hükümetleri harekete geçiriyor. Çünkü şirketlerin maliyetleri aynı hızda yükselmeden petrol ve rafine ürün fiyatlarının artması, “savaş kaynaklı ekstra kazanç” tartışmasını büyütüyor.</p>
<p>Enerji şirketlerine yönelik doğrudan “aşırı kâr” vergisinin fiilen yürürlükte olduğu en net örnekler Birleşik Krallık ve Romanya. İtalya ise 2026’da enerji şirketlerine yönelik ek vergi yükü getirdi. Portekiz ve Polonya yeni olağanüstü kâr vergilerini yasama sürecine soktu. Almanya, Avusturya, İspanya, İtalya, Portekiz ve Polonya ise ayrıca Ortadoğu savaşından kaynaklanan petrol şirketi kârlarının AB çapında vergilendirilmesini resmen talep ediyor.</p>
<p><strong>İNGİLTERE ÖNCÜ, % 38 VERGİLİYOR </strong></p>
<p>Olağanüstü kâr vergisinin en belirgin örneği İngiltere. Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından 2022’de getirilen Energy Profits Levy, petrol ve gaz şirketlerinin ekstra kazançlarını hedefliyor. Oran Kasım 2024’te yüzde 38’e çıkarıldı. Mevcut vergi yüküyle birlikte Kuzey Denizi petrol ve gaz faaliyetlerinde efektif marjinal oran yüzde 78’e kadar çıkıyor. Düzenlemenin 2030’a kadar sürmesi planlanıyor.</p>
<p>İngiltere'nin modeli artık daha kalıcı hale de geliyor. 2030'dan itibaren uygulanması planlanan yeni sistem, petrol ve gaz gelirlerinde fiyatların yükseldiği dönemlerde ek vergi alınmasını öngörüyor. Ancak sektör temsilcileri, yüksek verginin yeni yatırımları caydırabileceğini savunuyor. Kuzey Denizi şirketleri levy’nin 2027’de sona erdirilmesini istiyor.</p>
<p><strong>ROMANYA KÂRDAN DEĞİL CİRODAN ALIYOR </strong></p>
<p>Romanya farklı bir yöntem uyguluyor. Petrol ve doğal gaz çıkarımı, rafinaj, akaryakıt ticareti, gaz dağıtımı ve boru hattı taşımacılığını kapsayan özel düzenleme kapsamında şirketlerin ilgili net cirolarına yüzde 0,5 vergi uygulanıyor. Böylece doğrudan kâr fazlasını ölçmek yerine enerji zincirinin gelirinden kamu payı alınıyor. Düzenlemenin 2026 sonuna kadar sürmesi öngörülüyor.</p>
<p><strong>İTALYA'DAN 2 PUANLIK EK YÜK</strong></p>
<p>İtalya ise 2026 ve 2027 vergi dönemlerinde enerji şirketlerinin bölgesel üretim vergisi IRAP’a 2 puanlık ek yük getirdi. Hükümetin yaklaşımı, savaşın elektrik ve doğal gaz maliyetlerini artırmasının ardından şirketlerden daha fazla kamu payı almak ve enerji maliyetlerini tüketici açısından dengelemek. </p>
<p><strong>PORTEKİZ’DE % 33 VERGİYİ ONAYLADI </strong></p>
<p>Portekiz, 2026 petrol ve rafineri kârlarının 2024-2025 ortalamasının yüzde 20’sinden fazla üzerine çıkan bölümüne yüzde 33 oranında dayanışma katkısı getirecek düzenlemeyi hükümet düzeyinde onayladı. Ancak düzenleme henüz parlamentonun onay sürecinde; dolayısıyla yürürlükteki vergi olarak değerlendirilmemeli.</p>
<p><strong>POLONYA %60 VERGİYİ GÜNDEME ALDI </strong></p>
<p>Polonya’nın modeli ise çok daha sert. Yakıt üreten, ticaretini yapan veya ithal eden şirketlerin 2025 satış gelirlerinin yüzde 120’sini aşan bölümüne yüzde 60 vergi öngörülüyor. Teklif parlamentonun alt kanadından geçti ve Senato ile cumhurbaşkanı onayını bekliyor. Kabul edilirse Mayıs-Aralık 2026 dönemini kapsaması ve yaklaşık 920 milyon euro gelir sağlaması bekleniyor. </p>
<p><strong>ALMANYA, İSPANYA, AVUSTURYA VERGİ ÇAĞRISI YAPIYOR </strong></p>
<p>Altı ülke, petrol şirketlerinin savaş kaynaklı olağanüstü kârlarının AB çapında vergilendirilmesini istiyor. Maliye bakanları, konunun 18-19 Eylül’de Dublin’de yapılacak AB maliye bakanları toplantısının gündemine alınmasını talep etti. Bakanların önerisi yalnızca Avrupa’daki kârları değil, çok uluslu petrol şirketlerinin yurtdışında elde ettiği olağanüstü kazançların da daha hedefli biçimde vergilendirilmesini kapsıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ABD’DE DE “BÜYÜK PETROL” HEDEFTE</span></h2>
<p>Tartışma ABD’ye de taşındı. Demokrat Senatör Sheldon Whitehouse ve Temsilciler Meclisi üyesi Ro Khanna’nın desteklediği tasarı, savaş öncesi petrol fiyatıyla mevcut fiyat arasındaki farktan doğan ekstra kazancı hedefliyor. Öneriye göre belirli büyüklüğün üzerindeki petrol üreticileri ve ithalatçıları vergilendirilecek; elde edilen gelirin bir bölümünün düşük gelirli tüketicilere vergi iadesi olarak aktarılması planlanıyor. Ancak tasarının yasalaşması siyasi açıdan zor görünüyor. ABD petrol sektörü ise böyle bir verginin yatırım iştahını ve enerji arzını zayıflatacağını savunuyor. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türk devlerin de kârı sıçradı</span></h2>
<p>Dünyada petrokimya şirketleri ve rafinerilerin karlarındaki artışa paralel şekilde Türkiye’de de karlan yükseliyor. Tüpraş, 2026’nın ilk yarısında ana ortaklığa ait net kârını 49,8 milyar TL’ye çıkarırken, bu şirket tarihindeki en yüksek ilk 6 aylık net kâr olarak kayıtlara geçti. Petkim Petrokimya Holding A.Ş. de 2026 yılının ikinci çeyreğinde 36,4 milyar TL hasılat elde ederken, net kar bir önceki çeyreğe göre yüzde 26, yıllık bazda ise yüzde 38 artış kaydetti. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/dunya-savas-karini-vergilendiriyor-87542</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/euro-dolar-doviz.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İran savaşı petrolü 100 doların üzerine taşırken enerji şirketlerinin gelirli da sıçradı. Londra’da işlem gören en büyük petrol şirketi üç ayda yaklaşık 93 milyar dolar kazanırken, rafineri marjları da arz şokuyla rekor seviyelere yaklaştı. Şimdi hükümetler, savaşın yarattığı “olağanüstü karın” bir bölümüne vergiyle ortak olmaya hazırlanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atso-baskan-adayi-berkay-bahar-antalya-is-dunyasinin-sahip-oldugu-muazzam-gucu-harekete-gecirmek-istiyoruz-87589</guid>
            <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Berkay Bahar: Antalya iş dünyasının sahip olduğu muazzam gücü harekete geçirmek istiyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkan Adayı Berkay Bahar, seçim ofisinin açılışında, 18 Ekim tarihinde ANFAŞ Fuar merkezinde gerçekleştirilecek seçimler öncesi projelerini ve hedeflerini Antalya iş dünyasına anlattı.</p>
<p>‘GastroAntalya’, ‘365 gün ATSO’, ‘ATSO Pazar’ gibi birçok projesi iş dünyasına anlatan Bahar, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’ATSO Pazar Projesi ile Antalya şirketlerinin kendi aralarındaki ticari bağları güçlendirilecek. Kent içindeki yatırımların tedarik süreçlerinde öncelik yerel firmalara verilecek. Meslek liseleri stratejik öncelik haline getirilecek. Ara eleman değil, aranan eleman vizyonuyla sanayi ve sektörlerin ihtiyaç duyduğu nitelikli iş gücü yetiştirilecek. Turizm faaliyetleri 365 güne yayılacak. Oluşturulacak ekonomik iklim sayesinde genç nüfustaki beyin göçü tersine çevrilecek. Altın Portakal Film Festivali, Piyano Festivali ve Kaleiçi gibi tarihi-kültürel simgeler kent kimliğinin ayrılmaz bir parçası olarak daha güçlü biçimde desteklenecek. </p>
<p>ATSO 365 projesi ile üyesine kazandıran, ekonomiyi 12 aya yayan, kentin tarihi mirasına sahip çıkan ve geleceğe hazır bir Antalya hedefliyoruz. ATSO üyelerinin kendi aralarında alışverişi hareketlendirmek istiyoruz. Çözüm Masası, ATSO Pazar ve İşletme Destek Masası ile üyelerin ticari faaliyetleri güçlendirilecek.’’</p>
<p><strong>"Antalya iş dünyasının gücünü harekete geçirmek istiyoruz"</strong></p>
<p>Antalya’nın güçlü bir iş dünyasına sahip olduğunu, hedeflerinin bu potansiyeli daha etkin şekilde harekete geçirmek olduğunu söyleyen Bahar, ‘’Bizim meselemiz bir makam değil. Bizim meselemiz Antalya iş dünyasının sahip olduğu muazzam gücü harekete geçirmek. 49 komite, 49 sektör tek Antalya hedefliyoruz. Biz beklemek için burada değiliz” dedi.</p>
<p>ATSO Pazar ile üyelerinin ihracata yönelmesini, yeni pazarların yaratılması yönünde çalışmalar yapılacağını ifade eden Bahar, GastroAntalya Projesi ile de Antalya mutfağını dünyaya açmak istediklerini kaydetti. Berkay Bahar, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Antalya’ya 17 milyon turist geliyor. Ancak, Antalya mutfağını bilmiyor, tanımıyor. ATSO olarak göreve geldiğimizde Antalya mutfağının tanıtımını yapmak ve dünyaya açmayı hedefliyoruz. Antalya yemek kültürüne dinamik kazandırmak istiyoruz.’’</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atso-baskan-adayi-berkay-bahar-antalya-is-dunyasinin-sahip-oldugu-muazzam-gucu-harekete-gecirmek-istiyoruz-87589</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/9/1280x720/atso-baskan-adayi-berkay-bahar-antalya-is-dunyasinin-sahip-oldugu-muazzam-gucu-harekete-gecirmek-istiyoruz-1789544190.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Başkan Adayı Berkay Bahar, Antalya iş dünyasının büyük bir güce sahip olduğunu belirterek, bu ekonomik gücü daha da harekete geçirmek istediklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/isgucunde-dengeler-degisiyor-87569</guid>
            <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşgücünde dengeler değişiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Hazırlayan &amp; Derleyen: Umut Özbağcı - Datassist CEO</strong></p>
<p>Bazı İşler Yapay Zekâya Karşı “İnsanlara Ayrılmalı”</p>
<p>Microsoft’un kurucu ortağı Bill Gates, yapay zekânın işgücü üzerindeki etkisine karşı bazı mesleklerin gelecekte AI ve robotlardan bilinçli olarak korunması gerektiğini savunuyor.</p>
<p>Doğal yaşam alanlarının korunmasına benzettiği “Human Reserved” modelinde, yapay zekânın teknik olarak yapabileceği bazı işlerin yine de insanlar tarafından yapılmasına karar verilebileceğinden bahsediyor. Özellikle bakım, sağlık ve eğitim gibi insan ilişkisi ve empati gerektiren alanları örnek buna örnek.</p>
<p>Mesele artık yalnızca “AI hangi işleri yapabilir?” sorusu değil; “AI yapabiliyor olsa bile hangi işleri insanlara bırakmalıyız?” sorusu olacak.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aaa2db0edb28-1789537712.jpg" alt="" width="800" height="447" />Otomasyonun hızını yavaşlatmak ve ortaya çıkacak sosyal maliyetleri karşılamak için şirketlerin insan çalışanlar yerine robotları ve AI sistemlerini tercih etmesini vergilendirmek de başka bir nokta. “Robot vergisi” olarak gündeme gelen bu yaklaşımın, yeniden eğitim ve sosyal güvenlik programları için kaynak yaratabileceği düşünülüyor.</p>
<p><strong>ABD’de gelirden emeğe düşen pay dipte, şirket kârları zirvede</strong></p>
<p>ABD ekonomisinde şirket kârlarının milli gelirden aldığı pay yükselirken, emeğin payı tarihi düşük seviyelere geriledi. 2026’nın ilk çeyreğinde emeğin gayrisafi yurtiçi gelirden aldığı pay %51’e düşerken, şirket kârlarının payı %12,1’e yükseldi. Bu, sırasıyla 1947 ve 1950’den bu yana kaydedilen en düşük ve en yüksek seviyeler.</p>
<p>Bu ayrışma ücretler ile şirket kârlılığı arasındaki farkta da görülüyor. 2019’un sonundan bu yana enflasyondan arındırılmış saatlik ücretler yalnızca %3 artarken, şirket kârları %50 yükseldi. Aynı dönemde ABD’deki en büyük 500 şirketin kârları da ilk çeyrekte yıllık bazda %28 arttı.</p>
<p>Bu tablo, borsadaki yükseliş ile çalışanların ücretlerindeki artış arasındaki farkı da açıklamaya yardımcı oluyor. Hanehalklarının hisse senedi ve emeklilik fonları üzerinden şirketlere ortak olması, ücretlerden ziyade varlık değerlerindeki artış yoluyla ekonomik büyümeden pay almalarını sağlıyor. Ancak bu fayda eşit dağılmıyor: hisse senedi sahipliği yüksek gelir gruplarında yoğunlaştığı için borsa yükselişinden elde edilen kazançlar da daha çok varlıklı kesimlerde toplanıyor.</p>
<p>Öne çıkan nokta: ABD ekonomisinde büyümenin meyveleri giderek ücretlerden ziyade sermaye üzerinden dağılıyor. Bu durum, çalışanların maaşları ile yatırım portföylerinin değeri arasındaki farkın, ekonomik refahı anlamada giderek daha önemli hale geldiğine işaret ediyor.</p>
<p><strong>Türkiye’de 100 dolarlık satın alma gücü 7 yılda 10,93 dolara geriledi</strong></p>
<p>Aralık 2019’da 100 dolar değerindeki bir mal ve hizmet sepetinin satın alma gücü, Nisan 2026 itibarıyla ülkeler arasında önemli ölçüde farklılaştı. Türkiye, incelenen 35 ülke arasında en büyük kaybın yaşandığı ülke oldu.</p>
<p>Türkiye’de aynı sepetin satın alma gücü 10,93 dolara kadar geriledi. Bu, yaklaşık %89’luk bir kayıp anlamına geliyor. Türkiye’de Aralık 2019–Nisan 2026 döneminde tüketici fiyatları %814’ün üzerinde arttı.</p>
<p>Karşılaştırmada Macaristan 63,09 dolar, Kolombiya 65,62 dolar ve Estonya 66,14 dolarla Türkiye’nin ardından en fazla satın alma gücü kaybı yaşayan ülkeler. ABD’de 100 doların satın alma gücü 77,16 dolara, Birleşik Krallık’ta 76,51 dolara gerilerken, İsviçre 93,28 dolarla en yüksek değeri koruyan ülke.</p>
<p>ABD’de kayıp yaklaşık %23 seviyesinde kalırken, İsviçre’de %7’nin altında gerçekleşti. Türkiye’nin %89’luk kaybı ise listenin geri kalanından belirgin biçimde ayrışıyor.</p>
<p>Enflasyonun yavaşlaması, geçmiş yıllarda gerçekleşen fiyat artışlarını geri almıyor. Bu nedenle satın alma gücündeki erimeyi yalnızca güncel enflasyon oranıyla değil, fiyat seviyesinin birkaç yıl içinde ne kadar yükseldiğiyle birlikte değerlendirmek gerekiyor.</p>
<p><strong>Para kaygıları her dört çalışandan birinin performansını olumsuz etkiliyor</strong></p>
<p>İngiltere'deki çalışanların yaklaşık dörtte biri finansal stresin işlerini iyi yapma becerilerini olumsuz etkilediğini belirtiyor. Çalışanların yüzde 22'si para kaygılarının iş performanslarını olumsuz yönde etkilediğini söylüyor.</p>
<p>Bu bulgular, yaşam maliyeti baskılarının işgücü üzerinde ağır bir yük oluşturmaya devam ettiği bir dönemde işverenler için büyüyen bir zorluğa dikkat çekiyor.</p>
<p>Finansal refah, çalışan verimliliği ve bağlılığında kritik bir faktör haline geldi. Çalışanlar maddi sorunlarla meşgul olduğunda odaklanma, motivasyon ve verimlilik kaçınılmaz olarak düşüyor..</p>
<p>Finansal stres ile iş performansı arasındaki bağlantı, ileri görüşlü işverenler için hem bir zorluk hem de bir fırsat.</p>
<p><strong>ABD'de maaş bütçeleri 2027'de yüzde 3,3 artacak</strong></p>
<p>Amerikalı işverenler, 2027 yılına girerken çalışan maaş bütçelerinde ılımlı ancak istikrarlı artışlar planlıyor ve şirketler, önümüzdeki yıl maaş bütçelerini ortalama yüzde 3,3 oranında artırmayı öngörüyor.</p>
<p>Planlanan maaş bütçesi artışları, işverenlerin çalışan bağlılığı öncelikleri ile maliyet baskıları arasında denge kurması gereken bir işgücü piyasasını yansıtıyor. Yüzde 3,3'lük artış, enflasyona ayak uydururken genel işgücü maliyetlerini yönetmeye yönelik ölçülü bir yaklaşımı temsil ediyor.</p>
<p>Ancak değişken ücretler konusundaki görünüme göre şirketlerin büyük çoğunluğu, teşvik ödemelerinin hedef seviyelerin altında kalmasını bekliyor. </p>
<p>Temel maaş artışları ile teşvik beklentileri arasındaki bu ayrışma, toplam ücretlendirme açısından karışık bir tablo oluşturuyor. </p>
<p><strong>Ücret şeffaflığı dönemi başlıyor</strong></p>
<p>AB’nin Ücret Şeffaflığı Direktifi ile şirketler için maaşların nasıl belirlendiği daha görünür hale geliyor. 7 Haziran 2026’da sona eren uyum süreciyle birlikte adayların işe başlamadan önce ücret aralığını öğrenebilmesi, işverenlerin mevcut maaşı sormasının sınırlandırılması ve çalışanların kendi ücretlerini benzer pozisyonlarla karşılaştırabilmesi hedefleniyor.</p>
<p>Düzenleme yalnızca aynı unvanları değil, beceri, çaba, sorumluluk ve çalışma koşulları açısından eşit değerde işleri de kapsıyor. Şirketlerin ücret ve zam kararlarını objektif kriterlerle açıklayabilmesi gerekecek. Böylece “piyasa koşulları”, “performans” veya “kritik rol” gibi gerekçelerin arkasındaki ücret farkları daha fazla sorgulanabilecek.</p>
<p>Öne çıkan nokta: Direktif Türkiye’yi doğrudan bağlamasa da küresel şirketler üzerinden Türkiye’deki işverenlere de baskı yaratabilir. Ücret şeffaflığı yaygınlaştıkça, maaşın kendisinden çok maaşın neden o seviyede olduğunun açıklanabilir olması yeni işveren standardına dönüşebilir.</p>
<p><strong>Türkiye’de gençlerin %27,1’i ne eğitimde ne istihdamda</strong></p>
<p>OECD verilerine göre Türkiye’de gençlerin %27,1’i ne istihdamda ne eğitimde ne de mesleki eğitimde (NEET). Türkiye bu oranla karşılaştırılan ülkeler arasında ilk sırada yer alıyor.</p>
<p>Türkiye’yi %24,3 ile Kolombiya, %18,6 ile Meksika ve %17,4 ile Yunanistan takip ediyor. Listenin diğer ucunda ise Norveç (%6,2), İsveç (%7,9) ve Avustralya (%9,4) bulunuyor.</p>
<p>Öne çıkan nokta: Türkiye’de yaklaşık her dört gençten biri eğitim ve çalışma hayatının dışında. Bu tablo yalnızca genç işsizliğini değil, gençlerin iş gücü piyasasına geçişindeki yapısal sorunları da gösteriyor.</p>
<p><strong>Yapay zeka destek hizmetlerini stratejik kariyer yoluna dönüştürüyor</strong></p>
<p>Yapay zekanın müşteri destek çalışanlarının rolleri tamamen ortadan kalkmak yerine, destek profesyonellerinin yaptığı işler ve başarı için ihtiyaç duydukları beceriler köklü bir dönüşüm geçiriyor.</p>
<p>Otomatik sistemler şifre sıfırlama ve temel sorun giderme işlemlerini üstlenirken, müşteri desteğinin insan boyutu daha karmaşık ve değerli bir yapıya evriliyor. </p>
<p>Destek ekipleri günlük sorumluluklarında önemli bir değişim yaşıyor. Bir zamanlar işin temelini oluşturan rutin talep çözümü, artık binlerce basit isteği eş zamanlı işleyebilen yapay zeka sistemleri tarafından yönetiliyor. </p>
<p>Destek rolleri için aranan beceriler önemli ölçüde değişiyor. İşverenler artık yapay zeka araçlarının nasıl çalıştığını ve hangi noktalarda yetersiz kaldığını anlayabilen, sistem odaklı düşünme yeteneğine sahip adaylar arıyor. Teknik yetkinlik vazgeçilmez halde ve otomatik çözümlerin yetersiz kaldığı durumlarda sağlıklı karar verebilme becerisi kritik önem taşıyor.</p>
<p>Bu dönüşüm, destek organizasyonları içinde yeni kariyer yolları oluşturuyor. Yapay zeka denetimi, kalite güvencesi ve karmaşık sorun çözümü konularında uzmanlık geliştiren profesyoneller genişleyen fırsatlarla karşılaşıyor. Rol artık hacimden çok değer üretmeye odaklanıyor.</p>
<p><strong>ABD’de ağustos ayındaki yeni istihdamın %98’i kadınlardan</strong></p>
<p>ABD işgücü piyasasında dikkat çekici bir cinsiyet ayrışması yaşanıyor. Ağustos ayında tarım dışı istihdam <strong>%100’lük artışın 98 puanını kadınlar oluşturacak şekilde</strong> toplam 162 bin kişi arttı. Kadın istihdamındaki artış yaklaşık 158 bin olurken, erkek istihdamındaki artış yalnızca 4 bin seviyesinde kaldı.</p>
<p>Trump’ın ikinci döneminin başlangıcından bu yana ise kadınların payroll istihdamı yaklaşık <strong>%100 net istihdam artışını</strong> karşılayacak şekilde 765 bin yükselirken, erkek istihdamı yaklaşık 6 bin geriledi. </p>
<p><strong>Öne çıkan veriler:</strong></p>
<ul>
<li><strong>%98:</strong> Ağustos’taki net istihdam artışında kadınların payı</li>
<li><strong>%50,1:</strong> Kadınların toplam tarım dışı payroll istihdamındaki payı</li>
<li><strong>%4,1:</strong> ABD işsizlik oranı</li>
<li><strong>%3,1:</strong> Ortalama saatlik ücretlerde yıllık artış</li>
</ul>
<p><strong>ABD’de AI yaklaşık 1 milyon yeni iş yarattı</strong></p>
<p>Yapay zekânın istihdam üzerindeki ilk etkileri, kitlesel iş kaybından ziyade yeni iş alanlarının oluşmasına işaret ediyor. ABD’de AI’ın bugüne kadar yaklaşık 1 milyon yeni iş yaratmış olabileceği, buna karşılık AI ile ilişkilendirilen işten çıkarmaların yaklaşık 200 bin seviyesinde.</p>
<p>AI yatırımlarındaki hızlı artış, yalnızca teknoloji şirketlerinde değil; veri merkezlerinin inşası, enerji altyapısı, elektrik, soğutma sistemleri ve ekipman üretimi gibi alanlarda da istihdam yaratıyor. ABD’de veri merkezi yatırımları yıllık 75 milyar doların üzerine çıkarken, AI altyapısına yönelik toplam harcamaların 2022’ye kıyasla yıllık yaklaşık 500 milyar dolar arttığı hesaplanıyor.</p>
<p>AI’a özgü beyaz yaka pozisyonları da hızla büyüyor. AI mühendisleri, veri analistleri, AI yöneticileri ve müşterilere AI çözümleri entegre eden mühendislik rollerine yönelik ilanların 2023-24 döneminden bu yana yaklaşık 2 katına çıktığı belirtiliyor. AI’a özgü rollerin ABD’deki profesyonel işlerin yaklaşık %1’ini oluşturuyor.</p>
<p>Bununla birlikte tablo tamamen olumlu değil. AI’a yakın bazı rutin ve idari rollerin istihdamı zayıflarken, iş gücü piyasasındaki dönüşüm özellikle giriş seviyesindeki beyaz yaka pozisyonlarını etkiliyor. Yani AI’ın istihdam üzerindeki etkisi şu aşamada “işleri yok etmekten” çok, hangi işlerin ve hangi becerilerin talep gördüğünü değiştirmek şeklinde ortaya çıkıyor.</p>
<p><strong>Gizli çifte kariyer: Overemployment</strong></p>
<p>Uzaktan çalışma ve yapay zekâ araçları, bazı çalışanların aynı anda birden fazla tam zamanlı işi yürütmesini mümkün hale getirdi. <strong>“Overemployment”</strong> olarak adlandırılan bu modelde çalışanlar, iki hatta beş farklı işi aynı çalışma haftası içinde sürdürebiliyor.</p>
<p><strong>İşverenler için risk nerede başlıyor?</strong></p>
<p>Overemployment, çalışan açısından gelir maksimizasyonu olarak görülebilirken işveren açısından <strong>çıkar çatışması, performans düşüşü, gizlilik ve fikri mülkiyet riskleri</strong> yaratabiliyor. Özellikle çalışma saatlerinin çakışması, toplantılara sürekli katılamama, teslimat kalitesindeki düşüş ve çalışanın farklı işverenlere ait bilgileri aynı cihaz veya araçlar üzerinden yönetmesi dikkat edilmesi gereken sinyaller arasında.</p>
<p>Bu nedenle konu yalnızca “Çalışan iki iş yapabilir mi?” sorusundan ibaret değil. <strong>Uzaktan çalışma modellerinde işverenlerin performansı, çalışma yükünü ve olası çıkar çatışmalarını nasıl yöneteceği</strong> giderek daha önemli bir İK gündemi haline geliyor.</p>
<p><strong>Ücret artışları ağustos ayında yavaşladı</strong></p>
<p>İşinde kalan çalışanların ücret artışı %4,4 ile sabit kalırken, iş değiştiren çalışanların ücret artışı %7,5’ten %7,3’e geriledi.</p>
<p><strong>Özel sektör işverenleri ağustosta 38.000 istihdam yarattı</strong></p>
<p>Özel sektör istihdamındaki artış, <strong>Ocak ayından bu yana en yavaş seviyede</strong> gerçekleşti. İmalat, profesyonel hizmetler ve bilgi sektörlerinde istihdam azalırken; eğitim ve sağlık hizmetleri, inşaat ile eğlence ve konaklama sektörlerinde güçlü işe alımlar görüldü.</p>
<p>ADP Baş Ekonomisti Nela Richardson:</p>
<p>“Ücretler, bugün yaşanan dalgalı işe alım görünümü hakkında bize çok şey anlatabilir. İşe alım eğilimlerini anlamak için ücret artışlarının nerede hızlandığına, nerede yavaşladığına ve kimleri etkilediğine yakından bakmak gerekiyor. Bir zamanlar öngörülebilir olan ücret artışlarının yerini; demografik değişim, kalıcı enflasyon ve yapay zekânın işler üzerindeki etkilerinin şekillendirdiği daha karmaşık bir tablo aldı.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/isgucunde-dengeler-degisiyor-87569</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşgücünde dengeler değişiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bakan-gurlek-yatirimci-guvenini-esas-alan-reformlari-surdurecegiz-87559</guid>
            <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Gürlek: Yatırımcı güvenini esas alan reformları sürdüreceğiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Yönetim Kurulu Toplantısı’na katılan Adalet Bakanı Akın Gürlek, yatırım ortamının geliştirilmesine yönelik hukuk ve yargı alanındaki ihtiyaçları ve atılabilecek adımları değerlendirdi. Bakan Gürlek, güçlü ve sürdürülebilir bir ekonomi için ticari ve iş uyuşmazlıklarında yargılama süreçlerini sadeleştirecek; ihtisaslaşmayı, dijitalleşmeyi ve yargısal kapasiteyi artıracak reformlarla daha hızlı, öngörülebilir ve güven veren bir adalet sistemi için çalışmaları sürdürecekleri söyledi.</p>
<p>Mevzuattaki güncelleme çalışmalarından da bahseden Gürlek, “Yatırımcıların hukuki güvencelerini pekiştirmek, üretim ve yatırımın önündeki engelleri azaltmak, tahkim ile alternatif uyuşmazlık çözüm yollarını daha etkin hâle getirmek üzere mevzuatımızı günün ihtiyaçları doğrultusunda geliştirmeye devam edeceğiz” diye konuştu.</p>
<p>Haksız rekabetle piyasa düzenini bozan ve suç gelirlerini meşru ekonomiye sokmaya çalışan yapılara karşı tavizsiz mücadeleyi sürdüreceklerini dile getiren Gürlek, “Hukukun üstünlüğünü ve yatırımcı güvenini esas alan reformlarla ülkemizin uluslararası rekabet gücüne, üretimine, ihracatına ve istihdamına katkı sunmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bakan-gurlek-yatirimci-guvenini-esas-alan-reformlari-surdurecegiz-87559</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/9/1280x720/akin-gurlek-1789535527.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakan Gürlek: Yatırımcı güvenini esas alan reformları sürdüreceğiz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nasil-doyduk-da-bu-kadar-ac-kaldik-87470</guid>
            <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nasıl doyduk da bu kadar aç kaldık?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SERKAN SOYUER - </strong><strong>Sürdürülebilirlik Profesyoneli</strong></p>
<p>Gıda, insanlık tarihinin en temel ilişkisini temsil eder. Doğa ile kurulan bağın, emeğin ve kültürün kesişim noktasıdır. Ancak bu bağ, modern çağda derin bir kopuş yaşadı. Tarım artık doğayla uyumun değil, verimliliğin; yemek kültürü ise toplumsal dayanışmanın değil, tüketimin bir simgesi halinde. Bu dönüşümün tarihsel, kültürel ve sistemsel boyutları, farklı perspektiflerden ele alınmadıkça sürdürülebilirlik söylemi eksik kalır.</p>
<p>Üç kitaptan bahsedeceğim. Aslında yazımı bu üç kitap üzerinden sentezlemeye çalıştım.</p>
<p>Henaut ve Mitchell, <em>Lezzetli Fransa Tarihi</em> adlı kitabı. Kitap, tarihsel süreçte gıdanın bir kimlik ve güç göstergesi olarak nasıl kurulduğunu gösteriyor. Priscilla Mary Işın, <em>Avcılıktan Gurmeliğe</em> adlı kitabı. Kitap, gıdanın tarih boyunca doğayla kurulan ilişkinin aynası olduğunu anlatıyor. Michael Albert, <em>Mümkün Ütopya</em> adlı kitabı. Kitap, mevcut ekonomik düzenin bu ilişkinin sürdürülebilir biçimde devam etmesini engellediğini gözler önüne seriyor.</p>
<p><strong>Sofradan ideolojiye</strong></p>
<p>Henaut ve Mitchell, Fransa mutfağını ulusal bir kimliğin ve modernliğin kurucu unsuru olarak ele almakta. Onlara göre, Fransız mutfağının tarihi, Fransa’nın kendisini tanımlama biçiminin bir tarihi. Ancak bu durum yalnızca Fransızlara özgü değil. Neolitik çağdan itibaren birçok toplulukta gıdanın ve mutfağın toplumu tanımlayan kültürün önemli bir unsuru olduğu gözlemlenmekte. Bu perspektif, gıdanın yalnızca biyolojik değil, kültürel bir fenomen olduğunu hatırlatıyor. Ancak aynı zamanda, yemek kültürünün iktidar ilişkilerini yeniden ürettiğini de açığa çıkarmakta. Sofra, ulus inşasının sembolü haline gelirken, üretim sürecindeki eşitsizlikler ise görünmezleşiyor.</p>
<p>Bu durum, <em>Avcılıktan Gurmeliğe</em> adlı kitabın çizdiği tarihsel tabloyla birleştiğinde dikkat çekici bir sonuç doğuruyor: <strong>yemek, doğadan kopuşun hem göstergesi hem de gerekçesidir.</strong> Gıdanın kültürleşmesi, bir yandan anlam yaratırken, diğer yandan <strong>doğanın metalaştırılmasını</strong> normalleştirmiştir. Modern gastronomi, doğayla olan bağı “tat” üzerinden yeniden üretmekte; fakat bu tat, artık yerel toprağın değil, küresel piyasanın bir ürünü.</p>
<p><strong>Bereketten verimliliğe</strong></p>
<p>Priscilla Mary Işın’ın çalışması, insanın doğayla kurduğu ilişkinin tarih boyunca nasıl evrildiğini ortaya koyuyor. Avcılıktan tarıma geçiş, yalnızca bir üretim biçimi değişikliği değil, doğayı <strong>“kontrol edilebilir”</strong> bir varlık olarak yeniden tanımlama süreci aynı zamanda. Bu süreç, <em>Lezzetli Fransa Tarihi</em> kitabında tarif edilen kültürel inşayla birleştiğinde, modern gıda sisteminin derin yapısı daha da anlaşılır hale geliyor: <strong>doğanın tahakküm altına alınması, kültürel olarak meşrulaştırılmıştır.</strong></p>
<p>Verimlilik kavramı ise bu dönüşümün merkezinde. Endüstriyel tarım, <strong>bereketi </strong>değil <strong>çıktıyı </strong>ölçmekte. İnsan, toprağın döngüsünü değil, pazarın talebini izler. Böylece gıda üretimi, bir yaşam pratiği olmaktan çıkmış; ekonomik performansın göstergesine dönüşmüştür. <em>Avcılıktan Gurmeliğe </em>kitabının tarihsel perspektifi, sürdürülebilirliğin önündeki en büyük engelin teknik yetersizlik değil, <strong>tarihsel bir zihniyet mirası</strong> olduğunu düşündürüyor.</p>
<p><strong>Mümkün olanın Ütopyası</strong></p>
<p>Michael Albert, <em>Mümkün Ütopya</em> kitabıyla, bu zihniyet mirasını ekonomi politikalarının düzlemine taşıyor. Ona göre sürdürülemezlik, kapitalist üretim biçiminin yapısal bir sonucu. Gıda sistemleri, doğayı kaynak, emeği maliyet, tüketiciyi ise talep nesnesi olarak tanımlar. Albert, bu mekanizmayı dönüştürmenin yolunu “katılımcı ekonomi” modeliyle önermekte ve üretim, paylaşım ve tüketimin <strong>demokratikleşmesini</strong> savunmakta.</p>
<p>Bu öneri, <em>Lezzetli Fransa Tarihi</em> kitabının kültürel analizini ve<em> Avcılıktan Gurmeliğe</em> kitabının tarihsel sezgisini yeni bir etik çerçeveye taşıyor: <strong>Sürdürülebilirlik, yalnızca doğayla değil, birbirimizle kurduğumuz ilişki biçimiyle</strong> ilgilidir. Yani Albert’ın ütopyası, teknik bir çözüm değil; bir <strong>ilişki ontolojisi</strong> üzerine. Toprak, üretici, tüketici ve kültür, aynı ekosistemin aktörleri olarak yeniden düşünülmekte.</p>
<p><strong>Sürdürülebilirliğin etik anatomisi</strong></p>
<p>Üç kitabın ortak noktası, sürdürülebilirliği salt çevresel değil, <strong>insani bir yeniden hatırlama pratiği</strong> olarak konumlandırması. Henaut’un kültürel perspektifi, gıdanın kimlik kurucu yönünü; Işın’ın tarihsel analizi, insan–doğa ilişkisinin dönüşümünü; Albert’ın ütopyası ise bu ikisini dönüştürecek etik zemini sunuyor.</p>
<p>Bu birleşim, gıdayı hem tarihsel hem kültürel hem de sistemsel bir bütünlük içinde anlamamızı sağlıyor. Sofralarımızın, üretim zincirlerimizin ve politikalarımızın ardında yatan ortak mesele ise şudur: <strong>Doğayı unuttukça kültürümüz zayıflar; kültür zayıfladıkça doğa tükenir.</strong></p>
<p>Sürdürebilme kavramının yalnızca teknik ya da çevresel değil, aynı zamanda <strong>etik, kültürel ve politik</strong> bir mesele olduğunu hatta bir <strong>hatırlama biçimi</strong> olduğunu görüyoruz. Toprakla kurulan ilişki, geçmişteki <strong>“bereket”</strong> anlayışını; sofra kültürü, bugünkü <strong>“paylaşma”</strong> biçimimizi; ütopya ise geleceğe dair <strong>“sorumluluk”</strong> duygumuzu temsil etmekte.</p>
<p>Dolayısıyla sürdürülebilirlik, sadece çevresel bir hedef değil; uygarlığın kendini yeniden anlamlandırabilme sürecidir aynı zamanda.</p>
<p>Belki de en doğru tanım şu cümlede saklıdır: <strong>“Toprağı korumak, aslında insanın kendisini hatırlamasıdır.”</strong></p>
<p><strong>Dipnotlar</strong></p>
<ol>
<li>Henaut, S. &amp; Mitchell, J. <em>Lezzetli Fransa Tarihi </em>Yayın: Say Yayınları.</li>
<li>Işın, P. M. <em>Avcılıktan Gurmeliğe: Yemeğin Kültürel Tarihi</em>. Yayın: Yapı Kredi Yayınları.</li>
<li>Albert, M. <em>Mümkün Ütopya: Yaşanabilir Bir Toplum İçin Stratejiler</em>. Yayın: Kolektif Kitap.</li>
</ol>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nasil-doyduk-da-bu-kadar-ac-kaldik-87470</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nasıl doyduk da bu kadar aç kaldık? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/arifioglu-kendi-teknolojimizi-gelistirmeliyiz-87591</guid>
            <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Arifioğlu: Kendi teknolojimizi geliştirmeliyiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>EKONOMİ Gazetesi tarafından TÜRKONFED iş birliğiyle düzenlenen “COP31’e Doğru İş Dünyası İçin Net Konuşalım” zirvesi, 9 Eylül’de İstanbul Hilton Bomonti Conference Center’da gerçekleştirildi.</p>
<p>NBE TV YouTube kanalında başlayan “Net Konuşalım” programını sahneye taşıyan zirvede, iş dünyasının yeşil dönüşüm hedeflerini somut uygulamalara nasıl dönüştürebileceği masaya yatırıldı.</p>
<p>Zirvede farklı sektörlerden iş dünyası temsilcileri sürdürülebilirlik, iklim değişikliği, karbon azaltımı ve Avrupa pazarında giderek artan çevresel yükümlülükler konusunda değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Oturumun konuşmacıları arasında yer alan Karacasu Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Burak Orhan Arifioğlu, tekstil sektörünün yeşil dönüşüm sürecinde yalnızca mevcut teknolojilerin kullanılmasının yeterli olmadığını, Türkiye’nin kendi teknolojilerini de geliştirmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>“Kendi teknolojimizi geliştirmeliyiz”</strong></p>
<p>Tekstil sektöründe dönüşümün üretim süreçlerinin yeniden ele alınmasını zorunlu kıldığını belirten Arifioğlu, sürdürülebilir üretim için teknoloji yatırımlarının kritik önem taşıdığını ifade etti.Arifioğlu, Karacasu Tekstil olarak 2016 yılında bu doğrultuda Circular Dye adında iplik boyama teknolojisini geliştirdiklerini belirtti.Ülke olarak tekstil sektörünün dönüşmesi için sadece teknoloji satın almanın yetmeyeceğini, bu dönüşüme 35-40 yıllık tekstil geçmişimizle liderlik etmemiz gerektiğini ifade etti.</p>
<p><strong>Çevresel atıkta sıfıra yakın hedef</strong></p>
<p>Geliştirilen sistemin tekstil üretiminde çevresel atıkların azaltılmasına önemli katkı sunduğunu belirten Arifioğlu, uygulamanın aynı zamanda enerji kaynağı açısından da dönüşüm sağladığını dile getirdi.</p>
<p>Sistemin çevresel atığı neredeyse sıfıra indirdiğini ifade eden Arifioğlu, kömür yerine güneş enerjisinden yararlanılmasına da imkan sağladığını belirtti. Arifioğlu, bu tür teknolojilerin tekstil sektörünün sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmasında önemli bir araç olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>Avrupa’nın talepleri artıyor</strong></p>
<p>Tekstil sektörünün özellikle Avrupa pazarında giderek daha kapsamlı çevresel yükümlülüklerle karşı karşıya kaldığını belirten Arifioğlu, Türkiye’deki üreticilerin izlenebilirlik konusunda önemli bir deneyime sahip olduğunu söyledi.</p>
<p>Türkiye’de büyük markalarla çalışan üreticilerin izlenebilirlik taleplerini uzun süredir karşıladığını kaydeden Arifioğlu, Avrupa’daki alıcıların beklentilerinin ise artık yalnızca üretim aşamasıyla sınırlı kalmadığına dikkat çekti.</p>
<p>Arifioğlu, “Türkiye’de büyük markalarla çalışan üreticiler, izlenebilirlik taleplerini de uzun süredir karşılıyor. Ancak Avrupalı alıcıların çevresel yükümlülükleri ambalajdan toplama ve geri dönüşüme kadar yeni talepler getiriyor. Ama sektör olarak biz Avrupa Birliği’nin taleplerine alışığız ve hazırız.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Maliyetler kârdan karşılanabilir”</strong></p>
<p>Avrupa’nın çevresel standartlarının genişlemesinin Türkiye’deki tekstil üreticileri açısından yeni maliyetler oluşturabileceğine dikkat çeken Arifioğlu, özellikle ambalaj, toplama ve geri dönüşüm gibi süreçlerin firmalar açısından ek yük oluşturabileceğini söyledi.</p>
<p>Yeni çevresel yükümlülüklerin maliyetinin Türkiye’deki tekstil firmalarına yansıması halinde sektörün kârlılığının bundan etkilenebileceğini belirten Arifioğlu, “Bizim ülke olarak tecrübemize bakarsak bu sürecin maliyetini muhtemelen biz Türk tekstilcilerine yıkarlar” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Zirvede yapılan değerlendirmeler, tekstil sektöründe yeşil dönüşümün artık yalnızca çevresel bir sorumluluk değil, aynı zamanda ihracat pazarlarında rekabet gücünü belirleyen önemli bir unsur haline geldiğini ortaya koydu. Sektör temsilcileri, dönüşüm sürecinde teknoloji yatırımlarının artırılması, yenilikçi üretim modellerinin geliştirilmesi ve artan çevresel maliyetlerin yönetilmesinin Türkiye tekstil sektörünün geleceği açısından kritik olduğuna dikkat çekti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/arifioglu-kendi-teknolojimizi-gelistirmeliyiz-87591</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/1/1280x720/arifioglu-kendi-teknolojimizi-gelistirmeliyiz-1789545445.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EKONOMİ Gazetesi’nin TÜRKONFED iş birliğiyle düzenlediği “COP31’e Doğru İş Dünyası İçin Net Konuşalım” zirvesi, İstanbul’da iş dünyasının yoğun katılımıyla gerçekleştirildi. Zirvede tekstil sektörünün yeşil dönüşümü, sürdürülebilir üretim, çevresel yükümlülükler ve Avrupa pazarının yeni talepleri ele alındı. Karacasu Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Burak Orhan Arifioğlu ise tekstil sektörünün dönüşümünde yerli teknoloji geliştirmenin önemine dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/baycan-elektrik-35-yillik-emegi-kidem-odulleriyle-taclandirdi-87578</guid>
            <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Baycan Elektrik&#039;ten çalışanlarına kıdem plaketi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Eskişehir’de kablo donanım ve kablo gruplama üretim faaliyetlerini sürdüren Baycan Elektrik, farklı kuşaklardan çalışanlarını Kıdem Ödül Töreni’nde bir araya getirdi. Şirket açıklamasına göre, Eskişehir Ticaret Odası Vehbi Koç Kongre Merkezi’ndeki tören, yalnızca çalışma yıllarının kutlandığı bir buluşma değil, şirketin yıllar içerisindeki gelişiminin ve bu gelişimin arkasındaki ortak emeğin de ele alındığı bir program olarak gerçekleşti.</p>
<p>Baycan Elektrik Genel Müdürü Engin Yılmaz, program kapsamında şirketin geçmişten bugüne uzanan gelişimini çalışanlarla paylaştı. Baycan Elektrik’in üretim kabiliyetlerinin yıllar içerisindeki gelişimine değinen Yılmaz; yeni yatırımlar, artan üretim kapasitesi ve şirketin farklı sektörlerde büyüme yönünde attığı adımları aktardı. Beyaz eşya sektöründe edinilen uzun yıllara dayanan üretim deneyiminin bugün otomotiv, savunma ve havacılık gibi farklı sektörlere taşındığına dikkat çeken Yılmaz, Baycan Elektrik’in büyümesinin yeni üretim alanları ve yatırımlarla devam ettiğini belirtti. Şirketin başarı hikâyelerinin de paylaşıldığı programda, bugün gelinen noktanın yalnızca yeni yatırımların değil, yıllar içerisinde oluşan üretim kültürünün ve çalışanların taşıdığı bilgi birikiminin bir sonucu olduğu vurgulandı.</p>
<p><strong>81 çalışana kıdem plaketi</strong></p>
<p>Programın plaket takdimi bölümünde, Baycan Elektrik’te 5, 10, 15, 20 ve 35 yıllık kıdeme ulaşan toplam 81 çalışan sahnede ağırlandı. Farklı görev ve sorumluluklarla şirketin gelişimine katkı sunan çalışanlara kıdem plaketleri takdim edilirken, 35 yıla ulaşan çalışma birlikteliğinin Baycan Elektrik’in dönüşümüne de farklı bir perspektiften ışık tuttuğu belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, "Yıllar içerisinde değişen üretim teknolojileri, büyüyen tesisler, yeni müşteriler ve yeni sektörlerle birlikte Baycan Elektrik’in yolculuğuna devam eden çalışanlar, şirketin kurumsal hafızasının ve üretim deneyiminin önemli bir parçasını oluşturuyor. Baycan Elektrik, önümüzdeki dönemde de üretim altyapısına ve insan kaynağına yönelik yatırımlarını sürdürerek, mevcut sektörlerdeki konumunu güçlendirmenin yanı sıra yeni sektörlerde büyümeyi hedefliyor." denildi. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/baycan-elektrik-35-yillik-emegi-kidem-odulleriyle-taclandirdi-87578</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/8/1280x720/baycan-elektrik-35-yillik-emegi-kidem-odulleriyle-taclandirdi-1789541961.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Baycan Elektrik, Eskişehir Ticaret Odası Vehbi Koç Kongre Merkezi’nde düzenlenen törende, 5 yıldan 35 yıla uzanan kıdem süreleriyle toplam 81 çalışana plaket takdim etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hal-kanunu-aciklamasi-fiyat-artislarini-asagiya-cekmeye-yarayacak-hukumlerle-cikmasi-icin-calisiyoruz-87535</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 18:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Hal Kanunu&#039; açıklaması: Fiyat artışlarını aşağıya çekmeye yarayacak hükümlerle çıkması için çalışıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, İstanbul Finans Merkezi'ndeki Halkbank Genel Müdürlüğü'nde düzenlenen E-Ticaret ve Perakende Zirvesi'ne katıldı.</p>
<p>TürkMedya'nın düzenlediği zirvede konuşan Bolat, dünya ekonomisinin salgın, savaşlar, enerji krizleri, gıda piyasasındaki krizler, lojistik ağlarındaki kırılmalar, tedarik zincirlerinin kopması gibi çok sayıda önemli sınamalardan geçildiğini söyledi.</p>
<p>Dünya ekonomisinin özellikle 2025 yılı başından bu yana da ticaret savaşlarının ve gümrük vergilerindeki büyük artışların yol açtığı korumacılık rüzgarının etkileri altında olumsuz bir dönemden geçtiğini söyleyen Bolat, "Bu yıl büyüme oranının dünya ekonomisinde yüzde 3'e gerileyeceği tahmin ediliyor. 2024-2025 yıllarında yüzde 3,4 ortalaması vardı. Dünya ticaretinde de geçen yıl yüzde 4,6'lık büyüme varken bu yıl için yüzde 1,6'lık büyüme tahmini var." diye konuştu.</p>
<p>Bolat, ekonomideki durgunluğun en çok iç ticareti de etkilediğini belirterek, düzenlenen zirvenin ticaretin bugünü ve geleceği açısından önemli tartışmaları ve açıklamaları beraberinde getireceğini dile getirdi.</p>
<p>Dijitalleşmenin dev adımlarla ilerlediğine değinen Bolat, e-ticaret ve telekomünikasyondaki devrimlerin de hızlı bir şekilde ülkeye adapte olduğunu söyledi.</p>
<p>Bolat, Türkiye'de internet kullanımının 2026 itibarıyla yüzde 92,3 oranında olduğunu belirterek, "İnternet üzerinden mal ve hizmet sipariş edenlerin oranı da 2026'da yüzde 60'a ulaşmış durumda." dedi.</p>
<p>Bakanlık olarak perakende ticaret ve e-ticaretle ilgili düzenlemeler konusunda sorumlu ve yetkili bir kuruluş olduğunu söyleyen Bolat, bu yönde yaptıkları çalışmalara ilişkin de bilgi verdi.</p>
<p><strong>"Perakende e-ticaret hacmi 2025'te yüzde 52'lik artışla 2,5 trilyon liraya ulaştı"</strong></p>
<p>Bakan Bolat, Elektronik Ticaret Bilgi Sistemi (ETBİS) verilerine göre, Türkiye'deki e-ticaret hacminin 2025 itibarıyla bir önceki yıla göre yüzde 52,2'lik artışla 4,5 trilyon lirayı geçtiğini belirterek, "Dolar bazında e-ticaret hacmi 2025'te yüzde 29'luk artışla 115,5 milyar dolar oldu. Perakende e-ticaret hacmi de 2025'te yüzde 52'lik artışla 2,5 trilyon liraya ulaştı." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Milli gelir payına bakıldığında 2019'da e-ticaret hacminin milli gelirdeki payı yüzde 2,7 iken 2025'te yaklaşık yüzde 7'ye yükseldiğini söyleyen Bolat, bu 6 yıl içinde yaşanan Kovid-19 salgını döneminde e-ticaretten alışveriş yapanların sayısının da hızlandığını anlattı.</p>
<p>Bolat, 2025'te e-ticaretin genel ticaret içindeki payının yüzde 19,3'e yükseldiğini belirterek, "Dünyada da benzer bir oran yükseldi. İşlem sayısı e-ticarette 2019'da 1 milyar 360 milyon işlem yapılmışken 2025'te yaklaşık 6 milyar e-ticaret işlemi yapıldı. E-ticaretin içinde perakende e-ticaretin işlem sayısı da 2019'da 380 milyon adet iken 2025'te yaklaşık 2 milyar adete yükseldi." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türkiye genelinde 2025 sonu itibarıyla e-ticaret faaliyetinde bulunan işletme sayısının 634 bine ulaştığını bildiren Bolat, bu işletmelerin büyük bir kısmının KOBİ niteliğinde olduğunu aktardı.</p>
<p>Bolat, e-ticaret yapan işletmelerin yüzde 75'inin şahıs, yüzde 21'inin limited şirket, yüzde 4'ünün de anonim şirket olduğunu belirterek, e-ticaretin tabana yayıldığını dile getirdi.</p>
<p>Bakanlığın e-ticaret alanındaki düzenlemeleri hakkında bilgi veren Bolat, "Amaç rekabeti bozucu faaliyetlerin, tüketicilerde oluşabilecek refah kaybının önüne geçmek ve çok oyunculu bir pazar yapısını tesis etmek ve satıcıların haksız ticari şartları alıcılara ya da tedarikçilere dayatmalarını engellemek." diye konuştu.</p>
<p>Bolat, 1 Temmuz'da yürürlüğe giren Avrupa Birliği'nin e-ithalat düzenlemesinde getirilen ek vergilerde, Gümrük Birliği olduğu için yapılan yoğun müzakerelerin sonucunda Türkiye'nin e-ihracat ürünlerine ekstra verginin getirilmediğini belirtti.</p>
<p>Bakanlık olarak Ankara ve İstanbul'da e-ihracat zirveleri düzenlendiğinden bahseden Bolat, aralık ayında e-ticaret haftası düzenleyeceklerini söyledi. Bolat, e-ihracatı destekleme noktasında yoğun gayretleri olduklarını belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"İstanbul'da IGEXX'i ve Ankara'da e-ihracat zirvesini yapmamızın gayesi dünya pazarlarına e-ihracat rakamlarımızı artırmak. Burada dijital pazar yeri tanıtımı, sipariş karşılama hizmetleri ve pazar yeri komisyonları alanında önemli düzenlemeler getirdik. Bu yıl 134 firma bu desteklerden faydalanmış, 638 milyon lira Ticaret Bakanlığı'ndan e-ihracat konusunda destek almışlar. Şu anda 26 ülkeye yapılan e-ihracat bu destekler kapsamındadır. Amacımız bu rakamı ilk planda 35 ülkeye çıkarmaktır. E-ihracat konsorsiyum modelini getirdik. 15 firma bu konsorsiyum modeline katıldı."</p>
<p>Bu haftanın Ahilik Haftası olduğunu söyleyen Bolat, "Ülkemizde yaklaşık 2 bin 960 esnaf, sanatkar odaları. 81 vilayetimizde esnaf birliği var ve de çatı kuruluşu TESK var bir de TESKOMB var. Halkbank'ımız esnafımızın her zaman yanı başında en büyük destekçisi. Hükümet, Ticaret Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı olarak burada büyük bir sorumluluk üstleniyoruz ve esnaflarımıza piyasa şartlarının yarısı oranında, çok uygun şartlarda 4 yıl vadeli işletme kredilerinde, 5 yıl vadeli yatırım ticari araç, makine, demirbaş alım kredilerinde Halkbank'ımız fonluyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Bolat, 24 yılda 853 milyar lira ve 4 milyon 760 bin kere kredi kullandırımı gerçekleştirildiğini aktararak, "Bunun 460 milyar lirası son 3 yılın rakamları. 2025 yılı pik yıldı. 257 bin kullandırımla 178 milyar lira yüzde 24 maliyetle kullandırıldı. Esnafımız işletme sermayesi, yatırım sermayesi, ihtiyaçları ya da ticari araba değişikliği için yararlandı. Bu yılın 8 ayında 137 bin kullandırım yapıldı, yaklaşık 123 milyar liralık bir fonlama yapıldı esnaflarımız için." diye konuştu.</p>
<p>Bakanlık olarak iç piyasanın adil bir şekilde çalışması ve haksız ticaretin de önlenmesi noktasında önemli çalışmalar yaptıklarına değinen Bolat, Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'a ilişkin bilgi verdi.</p>
<p>Bolat, tüketici hakem heyetlerinin iyi çalıştığını kaydederek, "1 Haziran 2023 ile 31 Ağustos 2026 arasında 2 milyon 769 bin başvuruyu sonuçlandırarak 34 milyar lira tutarında bir uyuşmazlığı barışçıl bir şekilde karara bağlamış oluyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Gıda perakendeciliğinin perakende ticaretteki oranının yüzde 20,5 olduğunu söyleyen Bolat, "Bakanlık olarak amacımız geleneksel perakendecilikle organize perakendeciliğin birbirini yıpratmadan, yıkıcı bir rekabet olmadan dengeli büyümesini sağlamak." diye konuştu.</p>
<p><strong>"2 milyar 240 milyon liralık idari para cezası uygulandı"</strong></p>
<p>Ticaret Bakanı Bolat, Hal Kanunu'nda yıllar içinde kısmi değişiklikler yapıldığına değinerek, şu açıklamada bulundu:</p>
<p>"Bu konuda yeni çalışmamız zaten tamamlandı. AK Parti parlamento grup başkanlığımız nezdinde ilgili taraflarca kamu ve özel kuruluşlarla birlikte değerlendiriliyor. Önümüzdeki yasama döneminde daha önemli, yeni ve sebze, meyve ticaretindeki fiyat artışlarını daha da aşağıya çekmeye yarayacak hükümlerle bu kanunun çıkması için çalışıyoruz. 5957 sayılı 2012 yılında çıkarılan kanunun bir önemli maddesi Hal Kayıt Sisteminin getirilmesi. Bir diğeri de tüm perakendeciler için toptancı sebze, meyve halinden mal alma zorunluluğunu kaldırmasıydı. Böylece perakendeciler üreticilerden doğrudan alabilirlerdi.</p>
<p>Burada üretici birliklerinin rolü çok önemli. Ancak ülkemizde maalesef çok arzu edilmesine ve uğraşı göstermemize rağmen üretici birliklerinin sebze, meyve ticaretindeki payının artması noktasında çok uzun bir yol alınamadı. Kooperatifleşme ve üretici birliklerinin sektörde güçlenmesi, yeni Hal Kanunu taslağında en önemli maddelerin arasında geliyor. Standartlar, haldeki üretici birliklerinin kiralarında yüzde 20 indirim yapmak, pazar yerlerinde üretici birliklerinde yüzde 20 yer ayırmak gibi hükümler mevcut kanunda var. Yeni kanun taslağında daha da bu oranlar yükseltiliyor. Ayrıca standartlar konusunda bir tebliğ var. Sebze, meyvelerin toptan perakende ticaretinde ambalajlama, taşıma, depolama ve perakende satış noktalarına ilişkin standartlar da belirleniyor."</p>
<p>Güvensiz ürün denetimlerinin önemine işaret eden Bolat, 2011'de yüzde 32 olan denetlenen ürünlerdeki güvensizlik oranının 2025'te yüzde 1'e gerilediğini söyledi.</p>
<p>Bolat, bu yıl 8 ayda 322 bin firmanın ve onların 39 milyon ürününün denetlendiğini belirterek, "Güvensiz ürün, haksız fiyat, fahiş fiyat, haksız ticaret gibi uygulamalar tespit edildiğinde burada 2 milyar 240 milyon liralık idari para cezası toplamda uygulandı ve bunlar aralıksız devam etmektedir." diye konuştu.​​​​​​​</p>
<p>Bakan Bolat'a konuşmasının ardından hediye takdim edildi, aile fotoğrafı çekildi.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hal-kanunu-aciklamasi-fiyat-artislarini-asagiya-cekmeye-yarayacak-hukumlerle-cikmasi-icin-calisiyoruz-87535</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/5/1280x720/bolat-1789486718.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ E-Ticaret ve Perakende Zirvesi&#039;nde konuşan Ticaret Bakanı Bolat, Hal Kanunu hakkında, &quot;Önümüzdeki yasama döneminde daha önemli, yeni ve sebze, meyve ticaretindeki fiyat artışlarını daha da aşağıya çekmeye yarayacak hükümlerle bu kanunun çıkması için çalışıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazine-iki-ihaleyle-1179-milyar-lira-borclandi-87534</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 18:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazine iki ihaleyle 117,9 milyar lira borçlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, bugün düzenlediği iki ihaleyle 117 milyar 898,4 milyon lira borçlanmaya gitti.</p>
<p>İlk ihalede, 5 yıl (1673 gün) vadeli, 6 ayda bir yüzde 16,63 sabit kupon ödemeli, devlet tahvilinin yeniden ihracı yapıldı.</p>
<p>İhalede, basit faiz yüzde 35,57, bileşik faiz yüzde 38,73 oldu.</p>
<p>Nominal teklifin 29 milyar 102 milyon lirayı bulduğu ihalede, nominal satış 21 milyar 912 milyon lira, net satış 23 milyar 700,8 milyon lira olarak gerçekleşti.</p>
<p>Kamudan gelen 15 milyar 250 milyon liralık teklifin tamamının karşılandığı ihalede, piyasa yapıcılarından 44 milyar 916 milyon liralık teklif alındı ve bu kesime 27 milyar liralık satış yapıldı.</p>
<p>İkinci ihalede 8 yıl (2933 gün) vadeli, 6 ayda bir yüzde 13,85 sabit kupon ödemeli, devlet tahvilinin yeniden ihracı gerçekleştirildi. İhalede, basit faiz yüzde 32,54, bileşik faiz yüzde 35,19 oldu</p>
<p>Nominal teklifin 34 milyar 490 milyon lirayı bulduğu ihalede, nominal satış 25 milyar 310 milyon lira, net satış 24 milyar 947,6 milyon lira olarak gerçekleşti.</p>
<p>Kamudan gelen 5 milyar liralık teklifin tamamının karşılandığı ihalede, piyasa yapıcılarından 36 milyar 832 milyon liralık teklif alındı ve bu kesime 22 milyar liralık satış yapıldı.</p>
<p>Böylece, Hazine, iki ihaleyle toplam 117 milyar 898,4 milyon lira borçlandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazine-iki-ihaleyle-1179-milyar-lira-borclandi-87534</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/hazine-ve-maliye-bakanligi3332d.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakanlığı, düzenlediği iki ihaleyle 117,9 milyar lira borçlandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/teraya-satisi-suren-pusulanin-fonlari-temerrude-dustu-87522</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 17:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tera’ya satışı süren Pusula’nın fonları temerrüde düştü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Son dönemde zorluk yaşayan yatırımcı çıkışları ve getiri kaybı Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) yatırım fonlarına yönelik düzenlemeleriyle hızlanan Pusula Portföy Yönetimi Kamuyu Aydınlatma Platformu’na yaptığı açıklama ile kurucusu oldukları bazı yatırım fonlarının katılma payı iade ödemelerinde temerrüt durumu oluştuğunu açıkladı. Pusula Portföy Yönetimi dahil Pusula Finans Holding ve bağlı ortaklıklarının Tera Grubu’na devrinde anlaşmaya varıldığı ve Tera Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen’in bu grupların da yönetim kurulu başkanlığını üstlendiğini duyuran Tera ise devrin tamamlanmadığını ve bir sorumlulukları olmadığını açıkladı.</p>
<p>Pusula Portföy’den bugün 15:23’te KAP’a yapılan açıklamada “Kurucusu olduğumuz bazı yatırım fonlarının katılma payı iade ödemelerinde temerrüt durumu oluşmuştur. İlgili fonlar hesabına işlem yapılan aracı kurumlar ile mutabakatlar ve likidite yönetim süreci devam etmektedir. Konuya ilişkin gerekli tedbirler özenle alınmakta olup, gelişmeler hakkında yatırımcılarımız bilgilendirilmeye devam edilecektir” denildi. Piyasa uzmanları temerrüde düşmeye yönelik bu açıklamanın yatırımcının parasını alamayacağı değil ancak bu yatırımlarını ne zaman ve hangi fiyattan alacaklarının belirsiz olduğunu anlamına geldiğini belirtti.</p>
<p><strong>Fonlarından 132.7 milyar lira çıktı</strong></p>
<p>Pusula Portföy’ün geçen hafta sonu Tera Grubu tarafından alınacağına yönelik açıklama öncesinde de yatırım fonlarından yüklü çıkışlar gerçekleşmiş özellikle 28 Ağustos’ta SPK’nın yatırım fonlarına yönelik yeni rehberiyle birlikte bu kayıplar hızlanmıştı. TEFAS verilerine göre TEFAS'a açık ve kapalı 19 fonundan toplam 132 milyar 756,4 milyon lira çıkış gerçekleşti. En sert çıkış ise 90.1 milyar lira ile Pusula Portföy Para Piyasası Fonu'nda yaşandı. Bu fon bugün itibariyle TEFAS'a kapalı hale çekildi. Verilere göre fonun bugün itibariyle 39 bin 320 yatırımcısı bulunuyor ve fonun toplam değeri 25.2 milyar lira seviyesinde. Ağustosta ise fonun toplam değeri 112.7 milyar lira yatırımcı sayısı ise 55 bin 256 idi.</p>
<p>28 Ağustos'tan bugüne TEFAS'a açık fonlarından Pusula Portföy Hisse Senedi Fonu yüzde 92,43, Pusula Portföy Birinci Değişken Fonu yüzde 78,88 getiri kaybı yaşattı yatırımcısına. TEFAS'a kapalı fonlarında ise yüzde 94,18 kayıpla Pusula Portföy ikinci Hisse Senedi Serbest Fonu, ve yüzde 93,90 kayıpla Pusula Portföy Üçüncü Hisse Senedi Serbest Fonu bulunuyor.</p>
<p><strong>‘Sorun Tera’nın sorumluluğunda değil’</strong></p>
<p>Pusula Portföy fonlarında temerrüde düştüğü açıklamasının hemen ardından Tera Grubu’ndan saat 15.49’da KAP’a bir açıklama gönderildi ve bu açıklamada Pusula Finans Holding’in devir işleminin henüz hukuken ve fiilen tamamlanmadığı duyuruldu. Açıklamada “Gelinen aşama itibarıyla söz konusu pay devir işlemi henüz hukuken ve fiilen tamamlanmamış olup, planlanan devir işlemine konu payların mülkiyeti ve bu paylara bağlı yönetsel haklar Tera Grubu şirketlerine geçmiş değildir. Bu nedenle, resmi devir işlemlerinin tamamlanmasına kadar Pusula Grubu şirketlerinin yönetim ve faaliyetleri kendi tüzel kişilikleri ve mevcut kurumsal yapıları içerisinde sürdürülmekte olup; Pusula Portföy Yönetimi tarafından yönetilen yatırım fonlarının portföy ve likidite yönetimi ile katılma payı alım-satım süreçleri hâlihazırda Tera Grubu şirketlerinin yönetim ve sorumluluğunda bulunmamaktadır. Dolayısıyla, devir işleminin hukuken tamamlanmasından önce Pusula Portföy Yönetimi A.Ş. tarafından yönetilen yatırım fonlarında ortaya çıkabilecek kısa vadeli likidite ihtiyaçlarının veya katılma payı iade taleplerinin, Tera Grubu'nun finansal gücü, likiditesi veya faaliyetleriyle ilişkilendirilmemesi gerekmektedir” denildi.</p>
<p>Ancak yine bugün sabah Tera Grubu’ndan yapılan “Pusula ve Katılımevim’de yönetim artık Tera’da” başlıklı basın açıklamasında şöyle denildi: “Sermaye piyasalarında son günlerin en büyük işlemi olan Pusula Finans Holding ve bağlı ortaklıklarının Tera Grubu’na devrinde anlaşmaya varıldı. Kapsamda Pusula Finans Holding ile İktisat Katılım Bankası, Katılımevim, Birevim Tasarruf Finansman da yer alıyor. Eşzamanlı olarak Pusula Holding ve hissedarı olduğu Katılımevim’in yönetimi de değişti. Tera Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen, bu şirketlerin de yönetim kurulu başkanlığını üstlendi.”</p>
<p><strong>Pusula’da yönetim kurulu başkanlığı değişti</strong></p>
<p>Açıklamada Pusula grubu finansal şirketlerinin Tera Grubu'na devrine ilişkin temel ticari ve finansal şartlar konusunda anlaşmaya varılarak resmi izin ve onay sürecine geçildiği belirtilerek “Bu süreçle eş zamanlı olarak, Pusula Finans Holding ile hissedarı olduğu Katılımevim’in yönetim yapısında da önemli değişim yaşandı. Pusula Finans Holding Yönetim Kurulu üyeleri Ahmet Özcan ve Serdar Turhan istifa etti. Tera Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen, Pusula Finans Holding Yönetim Kurulu Başkanlığı’na getirildi. Tera Finansal Yatırımlar Holding Başkan Vekili Erkan Kilimci de Pusula Finans Holding’te yönetim kurulu üyesi oldu. Tezmen ve Kilimci aynı görevi Katılımevim’de de üstlendi. Söz konusu atamalar, yapılacak ilk Genel Kurul toplantısında pay sahiplerinin onayına sunulacak” denildi.</p>
<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen Tera Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen “Katılımevim Tasarruf Finansman, Birevim Tasarruf Finansman, İktisat Katılım Bankası, Pusula Menkul ve portföy yönetim şirketlerini bünyesinde barındıran Pusula Holding artık Tera Grubu bünyesine katılmıştır. Bu güzide kurumlar, bundan sonra Tera’nın çeyrek asrı aşan tecrübesi, finansal disiplini ve sarsılmaz güvencesiyle başarılarını artırarak sürdürecektir” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/teraya-satisi-suren-pusulanin-fonlari-temerrude-dustu-87522</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/2/1280x720/tera-pusula-1789483293.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tera Grubu’nun bağlı olduğu Pusula Finans Holding’de yönetim kurulu başkanlığını aldığı Pusula Portföy bazı yatırım fonlarında temerrüde düştüğünü duyurdu. SPK’nın düzenlemesi sonrası 132.7 milyar lirayı aşan çıkış yaşayan Pusula Portföy fonlarının yatırımcının katılım payını ne zaman ve hangi fiyattan alacağı belirsiz. Tera Grubu ise henüz devrin gerçekleşmediğini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-temerrude-duserse-paraniza-ne-olur-87521</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 17:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon temerrüde düşerse paranıza ne olur?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Son haftalarda fon yatırımcılarından en fazla aldığım sorulardan biri şu: “Fon batar mı, portföy yönetim şirketine bir şey olursa param ne olur?”</p>
<p>Bu soruların artması çok da şaşırtıcı değil. Bir tarafta yeni düzenlemelerin ardından bazı fon gruplarında yaşanan para çıkışları, diğer tarafta birkaç fonda görülen ödeme gecikmeleri var. Sosyal medyadaki bilgi kirliliği de eklenince yatırımcıların kafası doğal olarak karıştı.</p>
<p>Önce en fazla merak edilen sorudan başlayalım. Portföy yönetim şirketine bir şey olursa ne olur?</p>
<p>Yatırım fonları SPK düzenlemelerine tabi bir yapı içinde faaliyet gösteriyor. Fon malvarlığı ile portföy yönetim şirketinin kendi malvarlığı ayrı yapılar olarak izleniyor. Fon varlıklarının saklanması ve yatırımcıların katılma paylarının kayden takibi de belirli kurallar çerçevesinde gerçekleştiriliyor.</p>
<p>Bu nedenle portföy yönetim şirketinin finansal veya operasyonel bir sorun yaşaması ile fon portföyündeki varlıkların durumu aynı konu değil. Böyle bir durumda fonun yönetiminin devri veya gerekli görülmesi halinde farklı süreçlerin işletilmesi gündeme gelebilir. Dolayısıyla “Portföy yönetim şirketine bir şey olursa fondaki param da otomatik olarak gider” şeklinde bir sonuç çıkarmak doğru olmaz.</p>
<p>Fonlarda mevduattaki gibi belirli bir tutara kadar sigorta bulunmuyor. Buradaki güvence mekanizması farklı; fon malvarlığının portföy yönetim şirketinin malvarlığından ayrı izlenmesi ve varlıkların saklama sistemi içinde tutulması üzerine kurulu.</p>
<p><strong>Peki fonun kendisi batar mı?</strong></p>
<p>Burada “batmak” kelimesini biraz dikkatli kullanmak gerekiyor. Yatırım fonu ile faaliyet gösteren sıradan bir şirket aynı yapıya sahip değil. Bu nedenle şirketler için kullandığımız iflas veya batma kavramlarını fonlara doğrudan uygulamak yanıltıcı olabilir.</p>
<p>Ancak bu, fon yatırımcısının zarar edemeyeceği anlamına gelmiyor. Fonun içindeki hisse senetleri düşebilir, borçlanma araçlarında ödeme sorunları yaşanabilir, yabancı varlıklar değer kaybedebilir veya fonun yatırım stratejisine bağlı olarak zararlar oluşabilir. Bunların tamamı fonun birim pay değerine ve yatırımcının getirisine yansır. Yani “fon güvenli” ifadesini “bu fonda zarar etmem mümkün değil” şeklinde okumamak gerekiyor.</p>
<p><strong>Ödeme gecikmesi ne anlama geliyor?</strong></p>
<p>Son dönemde kafa karışıklığı yaratan konulardan biri de bazı fonlarda görülen ödeme gecikmeleri oldu. Bir yatırımcı fonunu sattığında doğal olarak parasını belirlenen işlem ve valör süresi içinde hesabında görmek istiyor. Burada yaşanan bir gecikme de haklı olarak endişe yaratıyor. Ancak bir ödeme gecikmesini tek başına “fon battı” şeklinde yorumlamak doğru olmayabilir. Öncelikle gecikmenin nedenine bakmak gerekiyor.</p>
<p>Fonun portföyünde kolay alınıp satılabilen varlıkların yanında daha düşük likiditeye sahip hisse senetleri veya özel sektör borçlanma araçları bulunabilir. Normal piyasa koşullarında bu durum sorun yaratmayabilir. Ancak fondan kısa sürede yüksek miktarda para çıkışı olduğunda, yatırımcı ödemelerini karşılamak için portföydeki varlıkların nakde çevrilmesi gerekir.</p>
<p>Burada basit bir örnek verelim. Elinizde 100 lira değer biçilen bir varlığın bulunması, onu bugün 100 liradan hemen satabileceğiniz anlamına gelmez. Yeterli alıcı yoksa satış için beklemek veya daha düşük bir fiyatı kabul etmek gerekebilir. Likidite riskinin en basit karşılığı da bu. Geçtiğimiz Kasım ayında bir fonda ödeme gecikmesi 17 gün sürmüş ve sonunda yatırımcılar faiziyle paralarını alabilmişti.</p>
<p>Dolayısıyla ödeme gecikmesi her durumda kalıcı kayıp anlamına gelmez. Ama önemsiz bir konu olarak da görülmemeli. Ben bunu daha çok fonun portföy yapısına ve likiditesine neden bakmamız gerektiğini gösteren bir örnek olarak değerlendiriyorum.</p>
<p><strong>Güvenli olması risksiz olduğu anlamına gelmiyor</strong></p>
<p>Bir diğer yanlış algı da fonlarda zararın belirli bir seviyede sınırlı olduğu düşüncesi.</p>
<p>Zaman zaman “Fon bir günde en fazla yüzde 10 düşebilir” şeklinde yorumlarla karşılaşıyorum. Fonların tamamı için geçerli böyle genel bir günlük kayıp sınırından söz etmek doğru değil. Fonun yatırım yaptığı varlıkların fiyat hareketleri ve kullandığı strateji birim pay değerindeki değişimi belirliyor.</p>
<p>Burada anlattığım riskler, fon sisteminin güvensiz olduğu anlamına gelmiyor. Tam tersine, farklı fon türlerinin farklı riskler taşıdığını ve yatırımcının bu ayrımı bilmesi gerektiğini gösteriyor.</p>
<p>Son dönemdeki düzenlemeleri de bu açıdan okumak gerekiyor. Fon piyasası 10 trilyon TL’yi aşan büyüklüğüyle artık sermaye piyasalarının çok önemli bir parçası. Piyasa büyüdükçe yoğunlaşma, likidite ve karşı taraf risklerinin yönetimi de daha önemli hale geliyor. Ben son gelişmeleri fon sistemine yönelik bir güven sorunu olarak değil, hızla büyüyen bir piyasada risk yönetiminin daha fazla önem kazanması olarak okuyorum.</p>
<p><strong>Yatırımcı açısından ise bence asıl değişmesi gereken fon seçme alışkanlığımız.</strong></p>
<p>Bugüne kadar fon seçerken çoğunlukla geçmiş getiriye bakıldı. Oysa yüksek getiri başarılı bir yatırım stratejisinin sonucu olabileceği gibi daha yüksek yoğunlaşmanın, daha düşük likiditenin veya daha fazla risk alınmasının sonucu da olabilir. Getiri ekranında ikisi birbirine benzeyebilir. Aradaki fark çoğu zaman piyasa koşulları değiştiğinde ortaya çıkar.</p>
<p>Bu nedenle getirinin yanına birkaç soru daha koymak gerekiyor: Fon neye yatırım yapıyor? Birkaç varlıkta yoğunlaşmış mı? Fon ne kadar büyük? Portföyündeki varlıkların likiditesi nasıl? Fonun stratejisi benim risk profilime uygun mu? Bunlar yatırımcıyı fonlardan uzaklaştıracak sorular değil. Tam tersine, doğru fonu seçmesine yardımcı olacak sorular.</p>
<p>Birkaç fonda yaşanan sorunları bütün fon sistemine genellemek ne kadar yanlışsa, “fon zaten güvenlidir” diyerek yatırım risklerini görmezden gelmek de o kadar yanlış.</p>
<p>Kısacası bugün fon yatırımcısının ihtiyacı korkmak değil, <strong>fonunu daha iyi tanımak.</strong> Fonların yapısındaki güvenceler önemli; ancak fon yatırımı risksiz değil. Yeni dönemde yatırımcıyı koruyacak olan da bu iki kavram arasındaki farkı doğru anlayabilmek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-temerrude-duserse-paraniza-ne-olur-87521</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon temerrüde düşerse paranıza ne olur? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-bir-sorun-87519</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 17:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni bir sorun</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><em>“…İnsanların bizzat kendi davranışlarının, yaşamlarının amacı ve gayesi olarak ortaya koyduğu şey; yani hayattan ne bekledikleri ve onda neye ulaşmak istedikleri. Bunun cevabı konusunda pek bir kuşkuya yer olmasa gerek: mutluluğu arıyorlar; mutlu olmak ve öyle kalmak istiyorlar.”</em></p>
<p style="text-align: right;"><strong>Sigmund Freud, Civilization and Its Discontents</strong></p>
<p>Bu bitmek bilmeyen mutluluk arayışı gerçekten sağlıklı bir yaşam biçimi mi? Zira mutsuz olduğumuzda —ki çoğu insan zamanının büyük kısmını böyle geçirir— muhtemelen kendimizde bir sorun olup olmadığını sorgularız. Acaba bu dünyaya uygun değil miyiz? Beynimizdeki kimyasalların tıbbi bir müdahaleyle dengelenmesi mi gerekiyor? Yoksa Schopenhauer, mutluluğu hedeflemenin beyhude bir çaba olduğunu öne sürerken haklı mıydı? Mutluluk için çabalamak yerine enerjimizi anlamlı bir yaşam inşa etmeye adasaydık, hayatımızı daha tatmin edici bulabilir miydik?</p>
<p>Mutluluk, her zaman uğruna çabalamaya değer bir hedef olarak görülmemiştir. Çoğu Hint-Avrupa dilinde "mutluluk" kelimesinin kökeni şans veya kadere dayanır; bu da mutluluğun başlangıçta tanrılar ya da tesadüfler tarafından bahşedilen veya geri alınan bir şey olarak görüldüğünü ima eder. Mutluluğun yalnızca insan çabasıyla elde edilebilecek bir şey olduğu düşünülmezdi.</p>
<p>Batı'da, mutluluğun en yüce iyi olduğu ve bu nedenle yaşamın nihai amacı olması gerektiği fikrini yaygınlaştıran kişi ise Sokrates'ti.</p>
<p>Türkiye’de Para Politikası Kararı: Eylül ayı toplantısında politika faizini, piyasa beklentilerine paralel şekilde, değiştirmeyerek yüzde 37’de sabit tuttu. Kurul ayrıca, gecelik vadede borç verme faiz oranını yüzde 40’ta, gecelik vadede borçlanma faiz oranını ise yüzde35,5’te korudu. Hatırlanacağı üzere Mart başında geçici olarak ara verdiği bir hafta vadeli repo ihalelerine Ağustos sonlarında yeniden başlamış ve fonlamayı yeniden yüzde 37 seviyesinden sağlayarak fonlama maliyetini yüzde 40’tan yüzde 37’ye fiili olarak indirmişti. Piyasada azınlıkta da olsa faiz indirimleri bekleyenler vardı.</p>
<p>Bizce yayınlanan kısa notta ön plana çıkan birkaç nokta var: i) Enflasyonun ana eğiliminde, bir gerilemeye işaret ediyor. e  ii) Önceki açıklamalarda iç talepteki durgunluğun belirginleştiğine hep işaret ediliyordu. Son metinde ise iç talep için zayıf ifadesi kullanılmış. iii) Jeopolitik riskler nedeniyle yüksek seyreden enerji fiyatlarının enflasyon açısından risk teşkil ettiği belirtiliyor.</p>
<p>Faizlerin sabit tutulmasını bekliyorduk. Yukarıdaki üç maddeden ilk ikisi TCMB'nin faiz indirimlerine hazırlandığı sinyalini verirken enerji fiyatlarındaki yükseklik ve daha da artma riski ise neden faiz indirimine gitmediğini işaretliyor bizce.</p>
<p>Ekimdeki PPK toplantısında enerji fiyatlarında daha fazla bozulma olmaması durumunda bizce TCMB 100 baz puan faiz indirimi yapabilir.</p>
<p>Global tarafta, tartışmalar biraz şekil değiştiriyor. Sadece faizler, petrol, Fed vs. yerine yapay zekanın şu ana kadar pek dillendirilmeyen özelliği tartışmalara dahil oldu.</p>
<p>Yapay zekâ açısından zorlu bir hafta sonu haber akışı izledik. Dario Amodei'nin Altman, Musk ve Hassabis tarafından farklı derecelerde desteklenen "sınırı hızlandırma" çağrısı, Asya yapay zekâ kompleksini sert bir şekilde etkiledi. SoftBank çift haneli düşüş yaşarken, daha geniş kompleks de zayıfladı. Piyasa endişesi açık… Eğer güvenlik ve uyum kaygıları sınırın yavaşlamasına neden olursa, düzenlemeler, yapay zekâ çarpanlarını sıkıştırmak ve potansiyel olarak sermaye harcamalarının sürdürülebilirliğini sorgulamak için başka bir neden haline gelir.</p>
<p>Nihayetinde bu uyarılar nedeniyle değişecek harcama miktarının hâlâ düşük olacağını düşünüyoruz. Fakat işin siyasi boyutunu göz ardı etmek de giderek zorlaşıyor. Ancak Microsoft, Meta veya Çin'in aniden duracağını hayal etmekte güçlük çekiyoruz.Daha gerçekçi bir nihai senaryo; model geliştirme süreçlerinin bağımsız değerlendiriciler tarafından onaylanması ve çok daha güçlü güvenlik bariyerlerinin oluşturulması gibi görünüyor.</p>
<p>Gerçekten büyük risk gördüğümüz konulardan biri de şu: Hürmüz Boğazı çevresini dolaşarak günde yaklaşık 4 ila 5 milyon varil petrol taşıyan Suudi Arabistan'ın Doğu-Batı boru hattı, saldırının ardından kapalı kalmaya devam ediyor. Onarım süresinin günler ila haftalar arasında değişeceği tahmin edilirken, Yanbu'daki Suudi stoklarının ihracatı yalnızca beş ila yedi gün daha karşılayabileceği öngörülüyor. Kesintinin uzaması halinde, Hürmüz üzerinden sevkiyatı halihazırda aksamış olan petrol miktarına ek olarak, küresel arzın yaklaşık yüzde4'ü daha risk altına girebilir. Aynı zamanda Husilerin Babülmendep Boğazı'na doğru ilerlemesi, durumu tek bir kritik geçiş noktası sorunundan, iki cepheli bir enerji sorununa dönüştürmüş durumda. Umman'da yapılması planlanan İran-Körfez toplantısı da ertelendi. Şu aşamada görünürde bir çıkış yolu yok. Bu, halihazırda arzın kısıtlı olduğu enerji piyasasında giderek ciddileşen ve etkileri katlanarak büyüyen bir sorun.</p>
<p>Aslında yapay zekâ tartışması yukarıda bahsettiğimiz talihsiz bir döneme denk geldi. Yatırımcılar yapay zekâ trenine yeniden binmeye başlamıştı. Yapay zekâ gündemi hafta sonu sadece daha sert bir viraja girdi.</p>
<p>Sam Altman ve Elon Musk'ın da desteklediği, frontier models geliştirilme hızının yavaşlatılması yönündeki çağrı, piyasaları aniden son üç yılın büyük bölümünde neredeyse imkânsız olarak görülen bir senaryoyu düşünmeye zorladı: Yapay zekâ yarışında gaza basmaktan kasıtlı olarak vazgeçilirse ne olur?</p>
<p>İlk yanıt Asya'dan geldi.</p>
<p>Yatırımcılar, hafta sonu yapılan güvenlik uyarılarının sadece Silikon Vadisi'nin vicdanını rahatlatma çabası mı, yoksa sermaye harcamaları, düzenlemeler ve yapay zekâ altyapısının oluşturulma hızı üzerine çok daha büyük bir tartışmanın ilk işareti mi olduğunu anlamaya çalışırken; SK Hynix hisseleri yaklaşık yüzde 6 değer kaybetti, SoftBank ise yüzde 10'dan fazla düşüş yaşadı.</p>
<p>Bu, yapay zekâ harcamalarının aniden ortadan kaybolacağı anlamına gelmiyor. Tam tersine hesaplama talebi muazzam olmaya devam ediyor. Hiper ölçekli veri merkezi bütçeleri önemli ölçüde yüksek ve Çin'e karşı ticari yarış, birkaç Amerikalı teknoloji yöneticisinin hafta sonu fren pedalını keşfetmesiyle sihirli bir şekilde ortadan kaybolmadı. Ancak piyasalar, daha önce tartışmadığı bir olasılığı değerlendiriyor ve tartışma değişti. Şimdiye kadar, Wall Street'teki yapay zekâ tartışması büyük ölçüde, çipler, veri merkezleri ve enerji altyapısına harcanan milyarlarca doların sonunda faturayı haklı çıkaracak kadar kazanç sağlayıp sağlamayacağı üzerineydi. Hafta sonu ikinci bir soru daha ekledi: En gelişmiş modelleri geliştirenlerin kendileri, geliştirmenin yavaşlatılması gerektiğini savunmaya başlarsa ne olur?</p>
<p>ABD teknoloji yarışını yavaşlatma fikrine zaten karşı çıkacaktır ve bu önemli çünkü Washington, Pekin'in aynı hız sınırına gönüllü olarak uymasının olası olmadığını biliyor. Çin'in tam gaz ilerlerken Amerikan firmalarının gönüllü olarak yavaşlaması, özellikle yapay zekâ liderliğinin iki ekonomi arasındaki daha geniş stratejik rekabetin içine giderek daha fazla dahil olduğu bir dönemde, siyasi açıdan zor bir strateji olurdu. Bu, yapay zekâ ticaretinin bitişi değil, gittiği yolda ortaya çıkan bir başka ciddi engel gibi görünüyor.</p>
<p>Piyasalar; petrol fiyatlarının hâlâ yüksek seyrettiği, enflasyon risklerinin yeniden gündeme geldiği ve borçlanma maliyetlerinin bir türlü dizginlenemediği kritik bir FED haftasına giriyor. Bu durum, uzun vadeli teknoloji hisselerini zaten daha kırılgan bir zemine itmiş durumda. Buna bir de yapay zekâ geliştirmelerinin kasıtlı olarak yavaşlatılıp yavaşlatılmaması gerektiğine dair yeni tartışmalar eklenince, yatırımcılar yıllar sonra elde edilmesi beklenen kazançlar için bugün ne kadar yüksek bir bedel ödemeleri gerektiğini sorgulamak adına yeni bir nedene daha sahip oluyorlar.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-bir-sorun-87519</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni bir sorun ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-uretimi-yillik-yuzde-84-azaldi-87533</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 16:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrik üretimi yıllık yüzde 8,4 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) temmuz ayına ait "Elektrik Piyasası Sektör Raporu"nu paylaştı. </p>
<p>Buna göre, lisanslı elektrik üretiminin yüzde 30’u hidroelektrik, 21,6’sı ithal kömür, yüzde 13,6'sı rüzgar, yüzde 12,6’sı linyit, yüzde 11,5'i doğal gaz ve yüzde 3,9'u güneş enerjisi santrallerinden yapıldı. Bu kaynakları sırasıyla jeotermal, biyokütle, taş kömürü, asfaltit ve fuel-oil izledi.</p>
<p>Türkiye'nin lisanslı elektrik üretimi temmuzda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 8,4 azalışla 30 milyon 230 bin 681 megavatsaat olarak gerçekleşti.</p>
<p>Faturalanan elektrik tüketim miktarı ise aynı dönemde yüzde 1,3 artarak 27 milyon 604 bin 750 megavatsaat oldu.</p>
<p>Tüketimin yüzde 36,1'i sanayi, yüzde 28,2'i kamu ve özel hizmetler sektörü ile diğer aboneler ve yüzde 26,2'si mesken tarafından yapıldı. Tüketimde aydınlatmanın payı yüzde 1,3, tarımsal faaliyetlerin payı ise yüzde 8,1 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>Tüketici sayısı ve kurulu güç arttı</strong></p>
<p>Elektrikte tüketici sayısı, temmuzda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2,6 artarak 52 milyon 631 bin 602’ye ulaştı.</p>
<p>Bu dönemde, sanayi tüketicilerinin sayısında yüzde 0,01 azalırken, mesken tüketicilerinin sayısında yüzde 2,5, aydınlatma tüketicilerinin sayısında yüzde 0,6, kamu ve özel hizmetler sektörü ve diğer tüketicilerin sayısında yüzde 14,3 ve tarımsal faaliyet tüketicileri sayısında yüzde 1,5 artış görüldü.</p>
<p>Türkiye'nin lisanslı elektrik kurulu gücü de bu dönemde yüzde 3,2 artarak 101 bin 29 megavat oldu.</p>
<p>Kurulu gücün yaklaşık yüzde 24,4'ünü doğal gaz, yüzde 23,6'sını barajlı hidrolik, yüzde 14,9'unu rüzgar, yüzde 10,4'ünü ithal kömür ve yüzde 10,1'ini linyit santralleri, kalan bölümünü ise diğer enerji kaynaklarından elektrik üreten tesisler oluşturdu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-uretimi-yillik-yuzde-84-azaldi-87533</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/4/1280x720/adm-elektrik-1779774227.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin temmuz verilerine göre lisanslı elektrik üretimi, yıllık bazda yüzde 8,4 azalışla 30,2 milyon megavatsaate indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/lpg-ithalati-yillik-yuzde-46-azaldi-87532</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 16:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> LPG ithalatı yıllık yüzde 4,6 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) temmuz ayına ait "Sıvılaştırılmış Petrol Gazları (LPG) Piyasası Sektör Raporu"nu açıkladı.</p>
<p>Buna göre, rafinerici ve dağıtıcı lisansı sahiplerince en fazla LPG ithalatı yapılan ülkeler, sırasıyla Cezayir, ABD, Rusya, Suudi Arabistan, Kazakistan ve Yunanistan olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>LPG ithalatı, temmuzda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 4,6 azalarak 302 bin 830 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>Rafinerici ve dağıtıcı lisansı sahiplerince bu dönemde gerçekleştirilen LPG ihracatı ise yüzde 32,9 artarak 51 bin 295 ton oldu.</p>
<p>Türkiye, söz konusu dönemde Birleşik Arap Emirlikleri, Ukrayna, Bulgaristan, Romanya, İngiltere, Estonya, Singapur, Lübnan ve Türkiye Serbest Bölgeleri olmak üzere 9 farklı ülke ve bölgeye LPG ihraç etti.</p>
<p><strong>Satışlarda otogaz ilk sırada</strong></p>
<p>LPG üretimi ise yüzde 7,2 artarak 95 bin 793 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>Dağıtıcı lisansı sahiplerince temmuzda geçen yılın aynı ayına göre yapılan toplam LPG satışı 354 bin 222 ton olarak hesaplandı.</p>
<p>Satışlarda yüzde 82,5 pazar payıyla otogaz birinci sırada yer aldı. Bunu yüzde 14,7 ile tüplü LPG ve yüzde 2,8 ile dökme LPG satışları izledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/lpg-ithalati-yillik-yuzde-46-azaldi-87532</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/4/1280x720/aygaz-lpg-gemi-1776263109.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin temmuz verilerine göre LPG ithalatı, yıllık bazda yüzde 4,6 azalışla 302,8 bin tona geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sifir-atik-vakfi-ile-vakifbank-arasinda-finansman-protokolu-87531</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 16:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sıfır Atık Vakfı ile VakıfBank arasında finansman protokolü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sıfır Atık Vakfı ile VakıfBank, Türkiye'nin sıfır atık ve döngüsel ekonomi dönüşümünü finansman yoluyla desteklemek amacıyla iş birliği protokolü imzaladı.</p>
<p>Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş, İstanbul Finans Merkezi VakıfBank Genel Müdürlüğü Konferans Salonu'nda gerçekleştirilen etkinlikte, iş birliği protokolü ve yeni finansman paketini duyurmanın dışında israfı azaltan, ekonomik değere dönüştüren ve kaynaklarını daha verimli kullanan bir Türkiye için finans sektörünün üstleneceği yeni rolü konuşmak üzere bir arada bulunduklarını söyledi.</p>
<p>Sıfır atık meselesinin yalnızca bir çevre politikası olmadığını belirten Ağırbaş, "Enerjiyi, suyu, ham maddeyi ve emeği daha verimli kullanmak, daha az kaynakla fazla değer üretmek ve atığı yeniden ekonomiye kazandırmaktır. Daha da önemlisi bu dünya bize gelecek nesillere aktarmamız gereken büyük bir mirastır." dedi.</p>
<p>Ağırbaş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın 2017 yılında başlattığı Sıfır Atık Hareketi'nin, bugün Türkiye'nin 81 ilinde, dünyanın 193 ülkesinde karşılık bulan küresel bir harekete dönüştüğünü ifade etti.</p>
<p>Sıfır Atık Vakfının çevre, iklim ve sıfır atık alanında çalışan dünyanın sayılı kurumlarından olduğunu vurgulayan Ağırbaş, İstanbul'u sıfır atık çalışmalarının merkezi yapmak istediklerine dikkati çekti.</p>
<p>Sıfır atık gibi çevre ve iklim çalışmalarının finans konusundan ayrı düşünülemeyeceğini aktaran Ağırbaş, doğru finansal temellere oturtulmayan, döngüsel ekonomi modelleriyle işlenmeyen ve harmanlanmayan bir modelin kalıcı olma ihtimalinin bulunmadığını kaydetti.</p>
<p>Sıfır atık çalışmasının siyaset üstü bir çalışma olduğunun altını çizen Ağırbaş, "Bu ülkede yaşayan 86 milyon vatandaşın geleceğini doğrudan ilgilendiren bir çalışmanın içerisindeyiz. Bu bağlamda biz 86 milyon vatandaşımızla beraber el ele, omuz omuza çalışarak daha yaşanabilir, daha adil bir dünyayı inşa edebileceğimize inanıyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>İklim değişikliği ve küresel ısınma gibi sorunların global olduğuna değinen Ağırbaş, "Fakat bu sorunların çözümleri her ilde, hatta her mahallede farklı olabilir. Bütün şehirlerimizin, bütün bölgelerimizin kültürel kodları farklı olabilir. Bundan dolayı yaptığımız çalışmaları da yerelden başlatmak zorundayız." ifadesini kullandı.</p>
<p>Şehirlerde sıfır atık bağlamında güçlü bir değişim ve dönüşüm isteği bulunduğunu ancak bu çalışmaları yaparken ilk yatırım maliyetlerinin oldukça yüksek olduğunu belirten Ağırbaş, uzun geri dönüş süreçleri, teminat ve eş finansman ihtiyacı ile proje hazırlama kapasitesindeki eksikliklerin bu potansiyelin yatırıma dönüşmesinin önündeki engeller arasında bulunduğunu kaydetti.</p>
<p>Finans sektörünü yalnızca kaynak sağlayan bir aktör olarak değil, dönüşümü yönlendiren, kolaylaştıran ve hızlandıran bir paydaş olarak gördüklerini ifade eden Ağırbaş, şöyle konuştu:</p>
<p>"Çünkü sıfır atık yatırımları yalnızca çevresel fayda sağlamaz. Aynı zamanda işletmelerimizin maliyetini düşürür, verimliliklerini artırır, rekabet güçlerini yükseltir, atığını azaltan bir işletme maliyetini oldukça azaltır. Suyunu yeniden kullanan bir tesis, üretim güvenliğini güçlendirir. Enerji verimliliğine yatırım yapan bir KOBİ, rekabet gücünü artırır. Tarımsal atığı enerjiye veya gübreye dönüştüren bir girişim ise ekonomiye değer verir. Bu nedenle sıfır atığın finansmanı aynı zamanda verimliliğin, rekabet gücünün ve ekonomik dayanıklılığın finansmanıdır. Bankacılık sektöründen beklentimiz KOBİ'lerimizin temiz üretim yatırımlarından yerel yönetimlerin geri kazanım altyapılarına, kompost ve biyogaz tesislerinden su ve enerji verimliliğine kadar farklı alanlarda yeni finansman modelleri geliştirmesidir. Bu finansmanların uygun maliyetle uzun vadeli olması, yatırımların geri dönüş süresiyle uyum sağlaması büyük önem taşıyor. KOBİ'ler, kooperatifler ve girişimciler için teminat imkanlarının güçlendirilmesi, hibe programlarında eş finansman ihtiyaçlarının karşılanması ve ölçülebilir çevresel performansın finansal avantajlarla desteklenmesi de dönüşümü oldukça hızlandıracaktır. Böylece sıfır atığı bir çevre hedefi olmaktan çıkartıp ölçülebilir, finanse edilebilir ve ekonomik değer üreten bir dönüşüm modeline dönüştürebiliriz."</p>
<p>Ağırbaş, bankalara, "Sıfır atık ve döngüsel ekonomi finansmanını Türkiye'nin ekonomik dönüşümünün temel başlıklarından biri olarak ele alalım." çağrısı yaparken, "Şehirlerimizin ihtiyaçlarına uygun finansman modellerini birlikte geliştirelim. Sahadaki proje fikirlerini, teknik ve mali fizibilitesi hazırlanmış, ölçülebilir ve finanse edilebilir yatırımlara dönüştürelim." dedi.</p>
<p><strong>"Yaklaşık 90 milyon ton geri kazanılabilir atık yeniden ekonomiye kazandırıldı"</strong></p>
<p>VakıfBank Genel Müdürü Osman Arslan da Sıfır Atık Hareketinin 2017'de başladığını hatırlatarak, "Emine Erdoğan Hanımefendi'nin öncülüğünde başlayan Sıfır Atık Hareketi bugün ülkemizin sınırlarını aşarak küresel ölçekte karşılık bulan güçlü bir dönüşüm vizyonuna ulaştı." diye konuştu.</p>
<p>Kaynakların daha verimli kullanılmasından atıkların yeniden ekonomiye kazandırılmasına kadar uzanan bu yaklaşımın çevresel sorumluluğun yanında ekonomik ve toplumsal açıdan da yeni bir değer alanı oluşturduğuna işaret eden Arslan, "Ülkemizde 2017'de yüzde 13 seviyesinde olan geri kazanım oranı 2025 itibarıyla yüzde 37,5'in üzerine çıkmış. Sıfır atık çalışmalarının başladığı günden 2025 yılı sonuna kadar yaklaşık 90 milyon ton geri kazanılabilir atık yeniden ekonomiye kazandırıldı. Bu oranın 2035'te yüzde 60'a, 2053'te ise yüzde 70'e çıkarılması hedeflenmektedir." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Arslan, VakıfBank olarak bu dönüşümün finansman tarafında güçlü bir sorumluluk üstlendiklerini belirterek, bankacılığın yalnızca kaynak sağlayan değil, ülkenin ihtiyaç duyduğu dönüşümü hızlandıran, üretim gücünü artıran ve ekonominin geleceğine yön veren stratejik bir rolü olduğuna inandıklarını söyledi.</p>
<p>Bu yılın ilk yarısında uluslararası piyasalardan toplam 7,1 milyar dolar tutarında yeni kaynak sağladıklarına dikkati çeken Arslan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Sürdürülebilir finansmanın toplam uluslararası finansmanlarımızın içindeki payını yüzde 38'e taşıdık. Mayısta 18 ülkeden 44 bankanın katılımıyla 1,2 milyar dolar tutarında sürdürülebilir temalı sendikasyon kredisine de imza attık. Hazine ve Maliye Bakanlığımızın karşı garantisi ve Dünya Bankası grubu üyesi IBRD'nin kısmi garantisiyle uluslararası finans kuruluşlarından 1,5 milyar avro tutarında uzun vadeli kaynak sağlamış olduk ki bu kaynağın önemli bir kısmı yine kadın girişimci, genç girişimci, sürdürülebilirlik, yeşil enerji gibi başlıkları kapsamaktadır.</p>
<p>Dünya Bankasının ülkemizde tek bir finansal kuruluşla gerçekleştirdiği en büyük ölçekli fonlama işlemlerinden biri niteliğindeki bu kaynakla kapsayıcı kalkınmadan bölgesel ekonomik toparlanmaya, kadın işletmelerinin dijitalleşmesinden yeşil dönüşüm ve sürdürülebilirlik yatırımlarına kadar geniş bir alanda reel sektöre desteğimizi sürdürüyoruz. Asya Altyapı Yatırım Bankasından sağladığımız 300 milyon dolarlık kaynakla enerji ve dönüşüm finansmanı programımızı hayata geçirirken, MIGA garantisi altında küresel bir banka aracılığıyla 250 milyon dolarlık, yeni bir kaynak daha temin ettik."</p>
<p><strong>"Finansmanın dönüştürücü gücünü devreye alıyoruz"</strong></p>
<p>Arslan, 2025-2028 Ulusal Döngüsel Ekonomi Stratejisi ve Eylem Planı kapsamında döngüsel ekonomiye geçişin yılda 210 ile 350 milyar lira arasında katma değer oluşturması ve 100 binden fazla yeni istihdama katkı sağlamasının öngörüldüğünü dile getirdi.</p>
<p>Aynı dönemde üretim teknolojilerinin yenilenmesi ve atık yönetiminin geliştirilmesi için her yıl 110 ila 180 milyar lira düzeyinde kaynağa ihtiyaç duyulacağının öngörüldüğünü kaydeden Arslan, "Döngüsel ekonomi yalnızca çevresel bir sorumluluk değil, yüksek finansman ihtiyacı, güçlü yatırım potansiyeli ve önemli bir ekonomik değer üretme kapasitesi taşıyan yeni bir kalkınma alanıdır. Biz de bu noktada finansmanın dönüştürücü gücünü devreye alıyoruz." diye konuştu.</p>
<p>Arslan, döngüsel dönüşüme değer çatısı altında geliştirdikleri altı finansman alanıyla sorumlu ham maddeden sürdürülebilir üretime, toplama ve ayrıştırmadan geri kazanım ve yeniden işlemeye, yeniden üretimden kullanım ve dağıtıma kadar döngüsel ekonominin bütün halkalarını finansmanla buluşturduklarını belirtti.</p>
<p>Dönüşüm potansiyeli yüksek sektörlere ulaşmayı hedeflediklerini kaydeden Arslan, organize sanayi bölgelerinde (OSB) faaliyet gösteren KOBİ ve sanayicilerden işletmelere kadar geniş bir ekosistemi desteklediklerini belirtti.</p>
<p><strong>"İlk aşamada 10 milyar lira finansman hacmine ulaşmayı hedefliyoruz"</strong></p>
<p>Arslan, Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, 2024'te Türkiye'de 120 milyon ton atık oluşurken bunun 24,4 milyon tonunun imalat sanayisinden kaynaklandığını aktararak, "Bugün ülkemizde 400'ün üzerinde OSB bulunmaktadır. Dolayısıyla döngüsel ekonomiyi sanayinin üretim merkezlerine taşımak ve firmalarımızın yatırım ihtiyacını doğru finansman araçlarıyla buluşturmak büyük önem taşımaktadır. Finansman yapımızı işletmelerimizin farklı ölçekteki ihtiyaçlarına göre şekillendiriyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>İşletme sermayesi ihtiyaçlarında 10 milyon liraya kadar ve 24 ay vadeye varan, yatırım kredilerinde ise 50 milyon liraya kadar ve 60 aya varan finansman imkanı sunduklarını belirten Arslan, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Daha büyük ölçekli projelerde hem tutarı hem de vadeyi uzatma noktasında bir engelimiz bulunmamaktadır. Daha büyük projeler geldiği zaman bunları da destekleyeceğiz. Bu çerçevede ilk aşamada 10 milyar lira finansman hacmine ulaşmayı ve 500'ün üzerinde firmayı döngüsel ekonomi dönüşümüyle buluşturmayı hedefliyoruz. 3 milyar liralık Kredi Garanti Fonu desteğiyle KOBİ'lerimizin dönüşüm yatırımlarında finansmana erişimi hem kolaylaştırıyor hem de güçlendiriyoruz. Dönüşümün ihtiyaçları geliştikçe yeni sektörleri, yeni yatırım alanlarını ve farklı sürdürülebilirlik temalarını kapsayan ürün ve finansman modellerini bu yapıya eklemeye devam edeceğiz."</p>
<p>Ağırbaş ve Arslan, konuşmalardan sonra işbirliği protokolünü imzalarken, birbirlerine hediye takdiminde bulundu.</p>
<p>Programda ayrıca firmaların döngüsel ekonomiye geçişini desteklemek amacıyla hayata geçirilecek Sıfır Atık ve Döngüsel Ekonomi Finansman Paketinin de tanıtımı yapıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sifir-atik-vakfi-ile-vakifbank-arasinda-finansman-protokolu-87531</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/1/1280x720/4747-1789485790.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sıfır Atık Vakfı ile VakıfBank arasında, sıfır atık ve döngüsel ekonomi dönüşümün finansman yoluyla desteklenmesi amacıyla iş birliği protokolü imzalandı. İmza töreninde ayrıca, işletmelerin döngüsel ekonomiye geçişini desteklemek amacıyla hayata geçirilecek Sıfır Atık ve Döngüsel Ekonomi Finansman Paketi&#039;nin tanıtımı da yapıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/petrol-ithalati-temmuzda-yuzde-69-azaldi-87528</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 16:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petrol ithalatı temmuzda yüzde 6,9 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) "Temmuz 2026 Petrol Piyasası Sektör Raporu"nu paylaştı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye'nin toplam petrol ithalatı içinde en büyük kalemi oluşturan ham petrol ithalatı yüzde 0,32 artarak 2 milyon 931 bin 690 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>Bu dönemde motorin türlerinin ithalatı ise yüzde 16,28 azalarak 1 milyon 146 bin 509 ton oldu. İthalatın kalan kısmını benzin, fuel oil, havacılık ve denizcilik yakıtları ile diğer ürünler oluşturdu.</p>
<p>Böylece toplam ithalat, temmuzda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 6,9 azalarak 4 milyon 520 bin 968 ton olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>En fazla ham petrol ve petrol ürünleri ithalatı, 1 milyon 658 bin 936 tonla Rusya'dan yapılırken, bu ülkeyi 653 bin 543 tonla Irak ve 507 bin 965 tonla Kazakistan izledi.</p>
<p>Yurt içi benzin satışları temmuzda geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 10,42 artarak 616 bin 717 ton oldu. Toplam petrol ürünü satışları yüzde 7,19 artarak 3 milyon 434 bin 434 ton, motorin satışları ise yüzde 6,87 artarak 2 milyon 667 bin 109 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p><strong>Petrol piyasasında ihracat yüzde 30,74 azaldı</strong></p>
<p>Aynı dönemde petrol piyasasında toplam ihracat yüzde 30,74 azalarak 889 bin 44 ton oldu.</p>
<p>Türkiye'nin denizcilik yakıtları ihracatı yüzde 25,8 azalarak 93 bin 895 ton olarak belirlenirken, motorin türleri ihracatı yüzde 77,28 azalarak 53 bin 988 ton olarak kaydedildi.</p>
<p>Havacılık yakıtları ihracatı yüzde 13,91 azalarak 545 bin 840 ton, benzin türleri ihracatı ise yüzde 2,32 azalarak 10 bin 123 ton oldu.</p>
<p>Aynı dönemde toplam rafineri petrol ürünleri üretimi yüzde 0,43 azalışla 3 milyon 532 bin 48 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>Havacılık yakıtları üretimi temmuzda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 7,03 azalarak 578 bin 570 ton, benzin türleri üretimi yüzde 17,49 artarak 567 bin 697 ton oldu. Motorin türlerinin üretimi ise yüzde 4,42 artarak 1 milyon 548 bin 234 ton olarak kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/petrol-ithalati-temmuzda-yuzde-69-azaldi-87528</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/petrol.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin temmuz verilerine göre toplam petrol ve petrol ürünleri ithalatı, geçen yıla kıyasla yüzde 6,9 azalarak 4,5 milyon tona geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dogal-gaz-ithalati-temmuzda-yuzde-2172-geriledi-87527</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 16:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğal gaz ithalatı temmuzda yüzde 21,72 geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) temmuz ayına ait "Doğal Gaz Piyasası Sektör Raporu"nu paylaştı.</p>
<p>Buna göre, ithalatın 2 milyar 869 milyon metreküpü boru hatlarıyla, 194 milyon metreküpü de sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tesisleri aracılığıyla yapıldı.</p>
<p>Toplam doğal gaz ithalatı, söz konusu dönemde yıllık bazda yüzde 21,72 azalışla yaklaşık 3 milyar 63 milyon metreküp olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Bu dönemde en fazla boru gazı ithalatı 1 milyar 1 milyon metreküp ile Azerbaycan'dan yapıldı. Bunu 948 milyon metreküp ile Rusya ve 919 milyon metreküp ile İran takip etti.</p>
<p>Bu dönemde LNG ithalatının tamamı Cezayir'den yapılırken, ülkeden 194 milyon metreküp doğal gaz ithal edildi.</p>
<p><strong>Konutlarda gaz tüketimi 376 milyon metreküpe ulaştı</strong></p>
<p>Ülkede toplam doğal gaz tüketimi, temmuzda yıllık bazda yüzde 25,22 azalarak yaklaşık 2 milyar 648 milyon metreküp olarak gerçekleşti.</p>
<p>Sanayi sektörünün doğal gaz tüketimi 1 milyar 114 milyon metreküp olarak kayıtlara geçti. Elektrik üretimini de kapsayan dönüşüm/çevrim sektöründe doğal gaz tüketimi ise 770 milyon metreküp oldu.</p>
<p>Konutlarda doğal gaz tüketimi bu dönemde 376 milyon metreküpe ulaştı.</p>
<p>Türkiye'de doğal gaz stok miktarı temmuz sonunda 5 milyar 638 milyon metreküp olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Doğal gaz stokunun 5 milyar 413 milyon metreküpü yeraltı depolama tesislerinde, 225 milyon metreküpü ise LNG terminallerinde depolandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dogal-gaz-ithalati-temmuzda-yuzde-2172-geriledi-87527</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/dogal-gaz-sayac.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin temmuz verilerine göre doğal gaz ithalatı, yıllık yüzde 21,72 azalışla 3 milyar 63 milyon metreküpe indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kasaplarda-satis-kaybi-yuzde-60a-ulasti-87514</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 15:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Kasaplarda satış kaybı yüzde 60’a ulaştı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Eskişehir Lokantacılar ve Kasaplar Esnaf Odası (ESLOK) Başkanı Murat Arnik, vatandaşın alım gücündeki gerilemenin et tüketimini ve kasap esnafının satışlarını önemli ölçüde düşürdüğünü bildirdi. Geçmişte kilogramla alışveriş yapan tüketicinin artık gramlık ürünleri tercih ettiğini aktaran Arnik, kırmızı ete ulaşamayan dar ve orta gelirli ailelerin tavuk, sakatat, kıyma, haşlamalık ve kemikli ürünlere yöneldiğini ifade etti. Odaya ulaşan saha geri bildirimlerine göre kasap işletmelerinin kilogram bazındaki satışlarının genel olarak yüzde 30-40 azaldığını açıklayan Arnik, bazı işletmelerde kaybın yüzde 50-60 seviyesine çıktığını dile getirdi.</p>
<p><strong>Kemiğe talep arttı</strong></p>
<p>Geçmişte önemli bir bölümü ücretsiz verilen veya sokak hayvanları için ayrılan kemiklerin bugün sınıflandırılarak satışa sunulduğuna dikkat çeken Arnik, “Vatandaşın alım gücünün azalması, sofrasındaki et miktarını her geçen gün düşürürken geçmişte kasaplarda ücretsiz verilen kemiklere yönelik talebi artırdı. Bir zamanlar çoğunlukla sokak hayvanları için alınan veya ücretsiz verilen kemik, bugün vatandaşın tenceresine et tadı verebilmek amacıyla satın aldığı ekonomik değeri olan bir ürüne dönüştü. Vatandaş artık eti kilogramla değil, gramlık paketler hâlinde satın alıyor. Bazı vatandaşlarımız ise etin kendisini değil, yalnızca kemiğini alabiliyor” dedi.</p>
<p>Dana kıymanın kilogram fiyatının yaklaşık bin liraya ulaştığını belirten Arnik, tavuk kemiğinin kilogramının yaklaşık 50 TL, kuzu kemiğinin 100 TL, dana kemiğinin ise ürünün çeşidine göre 100-120 TL’den satıldığını aktardı. Kemiğe yönelik talebin artması nedeniyle bazı kasapların dışarıdan kemik satın almak durumunda kaldığını bildirdi.</p>
<p><strong>Sabit giderler esnafı zorluyor</strong></p>
<p>Kasapların satışlar gerilese de soğuk hava deposu, soğutucu dolap ve reyonlarını günün 24 saati çalıştırmak zorunda olduğunu vurgulayan Arnik, elektrik, kira, personel, Bağ-Kur, SGK, vergi ve POS komisyonu gibi giderlerin devam ettiğini söyledi. Vatandaşın alım gücü azalırken esnafın işletme maliyetlerinin yükseldiğine işaret eden Arnik, “Bir tarafta yemeğine et tadı verebilmek için kemik kaynatan vatandaş, diğer tarafta satış yapamadığı için ekonomik açıdan tükenen kasap esnafı bulunuyor. Et, üreticinin emeği, kasabın ekmeği ve vatandaşın temel gıdasıdır. Bu zincirin herhangi bir halkasının kopması bütün topluma zarar verir. Sofradaki etin azalması, özellikle çocukların yeterli ve sağlıklı protein kaynaklarına erişimini de güçleştiriyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>Et destek kartı önerisi</strong></p>
<p>Belediyelerin sosyal destek kapsamında doğrudan perakende işletmeciliği yapmak yerine kayıtlı esnafı sisteme dâhil etmesi gerektiğini savunan Arnik, Eskişehir Büyükşehir Belediyesine “et destek kartı” çağrısında bulundu. Kartın ruhsatlı, kayıtlı ve denetlenen mahalle kasaplarında geçerli olmasını isteyen Arnik, böylece hem ihtiyaç sahibi vatandaşın hem de yerel esnafın korunabileceğini ifade etti.</p>
<p>Arnik, “Dar gelirli vatandaşlarımıza sağlanacak et ve gıda destekleri, odamızla iş birliği içerisinde yürütülmelidir. Et destek kartı, sosyal kart veya kupon uygulaması mahalle kasaplarında da kullanılabilmelidir. Böyle bir model vatandaşın evine en yakın işletmeden güvenilir et almasını sağlarken sosyal destek alan kişinin mahremiyetini korur. Kamu desteği şehrin tamamına yayılır, vergisini ödeyen yerel esnaf da sistemin dışında bırakılmaz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Modern mezbaha çağrısı</strong></p>
<p>Eskişehir’de kesimhane seçeneklerinin sınırlı kalmasının kasapları özel işletmelere ve çevre illere bağımlı hâle getirdiğini belirten Arnik, bazı üyelerin kesim yaptırmak için Afyonkarahisar dâhil çevre illere gitmek zorunda kaldığını aktardı. Kesim, nakliye, akaryakıt, personel ve soğuk zincir giderlerinin fiyatlara yansıdığını kaydeden Arnik, modern mezbaha yatırımının tamamlanması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Arnik, “Eskişehir Büyükşehir Belediyesinin modern mezbaha yapımını gündemine almasını önemli buluyoruz. Ancak yatırımın yalnızca planlarda kalmaması, ihale, yapım ve hizmete giriş takviminin kamuoyuyla paylaşılması gerekiyor. Modern mezbaha; üretici, kasap esnafı, tüketici ve halk sağlığı açısından artık bir tercih değil, zorunluluktur. Ayrıca teknik ve hijyenik yeterliliği denetlenen ruhsatlı kasaplara özel onay belgesiyle kontrollü tavuk parçalama yetkisi verilmesini talep ediyoruz” dedi. Arnik son olarak Valilik koordinasyonunda Büyükşehir Belediyesi, İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ile Eskişehir Lokantacılar ve Kasaplar Esnaf Odasının katılacağı bir çalışma masası kurulması çağrısında bulundu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kasaplarda-satis-kaybi-yuzde-60a-ulasti-87514</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/4/1280x720/kasaplarda-satis-kaybi-yuzde-60a-ulasti-1789481671.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eskişehir’de kasap işletmelerinin kilogram bazındaki satışlarında yüzde 30-40 arasında daralma olduğunu belirten ESLOK Başkanı Murat Arnik, bazı işletmelerde kaybın yüzde 60’a ulaştığını söyledi. Et alamayan vatandaşın kemiğe yöneldiğini kaydeden Arnik, dar gelirliye verilecek et desteklerinin mahalle kasaplarında da kullanılabileceği bir model önerdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/butce-8-ayda-13-trilyon-lira-acik-verdi-87526</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 15:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bütçe 8 ayda 1,3 trilyon lira açık verdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, ağustos ayına ait bütçe uygulama sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre, ağustosta bütçe gelirleri geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 28,5 artarak, 1 trilyon 654 milyar 910 milyon liraya yükseldi. Bütçe giderleri de yüzde 37,8 artışla 1 trilyon 642 milyar 58 milyon liraya ulaştı.</p>
<p>Ocak-ağustos döneminde ise bütçe gelirleri geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 36 artışla, 10 trilyon 854 milyar 652 milyon liraya çıktı. Bütçe giderleri de aynı dönemde yüzde 36,8 yükselerek, 12 trilyon 162 milyar 740 milyon lira oldu.</p>
<p>Merkezi yönetim bütçesi, ağustosta 12 milyar 852 milyon lira fazla, ocak-ağustos döneminde 1 trilyon 308 milyar 88 milyon lira açık verdi.</p>
<p><strong>Ödeneğin yüzde 8,7'si kullanıldı</strong></p>
<p>Merkezi yönetim bütçe giderleri Ağustos 2025'te 1 trilyon 191 milyar 367 milyon lira iken bu yılın ağustos ayında yüzde 37,8 artışla 1 trilyon 642 milyar 58 milyon liraya yükseldi. Böylece, 2026'da merkezi yönetim bütçe giderleri için öngörülen 18 trilyon 978 milyar 815 milyon lira ödeneğin yüzde 8,7'si kullanılmış oldu.</p>
<p>Faiz dışı denge, geçen yılın ağustos ayında 276 milyar 436 milyon lira fazla verirken bu yılın aynı ayında da 209 milyar 929 milyon lira fazla oluştu.</p>
<p>Faiz hariç bütçe giderleri, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 42,8 artarak 1 trilyon 444 milyar 981 milyon liraya yükseldi. Faiz hariç giderlerin bütçe ödeneklerine göre gerçekleşme oranı da 2025'in aynı ayında yüzde 7,9 iken, geçen ay yüzde 8,9 oldu.</p>
<p>Ağustosta personel giderleri, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 42 artarak 430 milyar 261 milyon lira olarak belirlenirken personel giderleri için bütçede öngörülen 4 trilyon 907 milyar 309 milyon lira ödeneğin yüzde 8,8'i kullanıldı.</p>
<p>Sosyal güvenlik kurumlarına devlet primi giderleri, ağustosta geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 47,9 artışla 54 milyar 206 milyon liraya yükseldi ve bütçede öngörülen 599 milyar 691 milyon lira ödeneğin yüzde 9'u kullanılmış oldu.</p>
<p>Söz konusu dönemde, mal ve hizmet alım giderleri için bütçede öngörülen 1 trilyon 249 milyar 568 milyon lira ödeneğin yüzde 8,8'i harcandı. Ağustosta, yüzde 32,6 artışla 110 milyar 451 milyon lira mal ve hizmet alımı gideri gerçekleşti.</p>
<p>Cari transferler, ağustosta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 39 artarak 624 milyar 735 milyon lira oldu. Bütçede öngörülen 6 trilyon 870 milyar 794 milyon lira ödeneğin yüzde 9,1'i kullanıldı.</p>
<p>Ağustosta, 129 milyar 637 milyon lira sermaye gideri yapılırken sermaye transferi 55 milyar 17 milyon lira olarak gerçekleşti. Borç verme giderleri, 40 milyar 676 milyon lira oldu.</p>
<p>Faiz giderleri, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 9,7 artarak 197 milyar 76 milyon lira olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>Bütçe gelirleri</strong></p>
<p>Merkezi yönetim bütçe gelirleri, geçen yılın ağustos ayında 1 trilyon 288 milyar 72 milyon lira iken bu yılın aynı ayında yüzde 28,5 artışla 1 trilyon 654 milyar 910 milyon liraya yükseldi. Bütçe tahminine göre, bütçe gelirlerinin ağustos ayı gerçekleşme oranı 2025'te yüzde 10,1 iken, geçen ay yüzde 10,2 oldu.</p>
<p>Vergi gelirleri tahsilatı, geçen ay 2025'in ağustos ayına göre yüzde 28,1 artarak 1 trilyon 473 milyar 311 milyon liraya ulaştı. Vergi gelirlerinin bütçe tahminine göre gerçekleşme oranı, 2025'te yüzde 10,3 iken geçen ay yüzde 10,7 olarak tespit edildi.</p>
<p>Genel bütçe vergi dışı diğer gelirleri, yüzde 30 artarak 147 milyar 452 milyon liraya çıktı. Özel bütçeli idarelerin öz gelirleri 27 milyar 999 milyon lira, düzenleyici ve denetleyici kurumların gelirleri 6 milyar 149 milyon lira olarak hesaplandı.</p>
<p>Vergi türleri itibarıyla ağustosta geçen yılın aynı ayına göre gelir vergisi yüzde 42,8, kurumlar vergisi yüzde 37,7, dahilde alınan katma değer vergisi yüzde 26,6, banka ve sigorta muameleleri vergisi yüzde 28,5, ithalde alınan katma değer vergisi yüzde 32,4, damga vergisi yüzde 50,6, harçlar yüzde 48, diğer vergiler tahsilatı yüzde 26,9 artarken, özel tüketim vergisi yüzde 12,6 azalış gösterdi.</p>
<p><strong>Ocak-ağustos dönemi </strong></p>
<p>Merkezi yönetim bütçe giderleri, ocak-ağustos 2025 döneminde 8 trilyon 891 milyar 201 milyon lira iken bu yılın aynı döneminde yüzde 36,8 artışla 12 trilyon 162 milyar 740 milyon liraya yükseldi. Böylelikle, 2026'da merkezi yönetim bütçe giderleri için öngörülen 18 trilyon 978 milyar 815 milyon lira ödeneğin yüzde 64,1'i kullanılmış oldu.</p>
<p>Faiz hariç bütçe giderleri, ocak-ağustos döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 36,3 artarak 10 trilyon 174 milyar 650 milyon liraya çıktı. Faiz hariç giderlerin bütçe ödeneklerine göre gerçekleşme oranı yüzde 62,7 olarak hesaplandı.</p>
<p>Personel giderleri, söz konusu dönemde yüzde 42,7 artışla 3 trilyon 385 milyar 390 milyon lira olurken personel giderleri için bütçede öngörülen 4 trilyon 907 milyar 309 milyon lira ödeneğin yüzde 69'u kullanıldı.</p>
<p>Sosyal güvenlik kurumlarına devlet primi giderleri, bu dönemde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 48,9 artarak 426 milyar 702 milyon liraya yükseldi ve bütçede öngörülen 599 milyar 691 milyon lira ödeneğin yüzde 71,2'si kullanılmış oldu.</p>
<p>Ocak-ağustos döneminde, mal ve hizmet alım giderleri için bütçede öngörülen 1 trilyon 249 milyar 568 milyon lira ödeneğin yüzde 65,8'i harcandı. Bu dönemde yüzde 42,7 yükselişle 822 milyar 582 milyon lira mal ve hizmet alımı gideri gerçekleşti.</p>
<p>Cari transferler, yüzde 29,9 artarak 4 trilyon 351 milyar 442 milyon lira oldu. Bütçede öngörülen 6 trilyon 870 milyar 794 milyon lira ödeneğin yüzde 63,3'ü kullanıldı.</p>
<p>Söz konusu dönemde, 744 milyar 617 milyon lira sermaye gideri, 206 milyar 450 milyon lira sermaye transferi yapıldı. Borç verme giderleri 237 milyar 465 milyon lira olarak hesaplandı.</p>
<p>Faiz giderleri, yüzde 39,4 artarak 1 trilyon 988 milyar 90 milyon lira oldu.</p>
<p>Merkezi yönetim bütçe gelirleri ise geçen yılın ocak-ağustos döneminde 7 trilyon 983 milyar 566 milyon lira iken, bu yılın aynı döneminde yüzde 36 artışla 10 trilyon 854 milyar 652 milyon liraya çıktı. Bütçe tahminine göre, bütçe gelirlerinin ocak-ağustos dönemi gerçekleşme oranı 2025'te yüzde 62,4 iken bu yılın aynı döneminde yüzde 66,7'ye yükseldi.</p>
<p>Vergi gelirleri tahsilatı, söz konusu dönemde geçen yılın ocak-ağustos dönemine göre yüzde 35,7 artarak 9 trilyon 327 milyar 893 milyon liraya ulaştı. Vergi gelirlerinin bütçe tahminine göre gerçekleşme oranı, yüzde 67,4 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Genel bütçe vergi dışı diğer gelirleri de yüzde 39,5 artarak 1 trilyon 248 milyar 555 milyon liraya çıktı. Özel bütçeli idarelerin öz gelirleri 213 milyar 559 milyon lira, düzenleyici ve denetleyici kurumların gelirleri 64 milyar 644 milyon lira olarak belirlendi.</p>
<p>Vergi türleri itibarıyla ocak-ağustos döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre gelir vergisi yüzde 51,8, kurumlar vergisi yüzde 46,9, dahilde alınan katma değer vergisi yüzde 37,7, özel tüketim vergisi yüzde 4,7, banka ve sigorta muameleleri vergisi yüzde 36,4, ithalde alınan katma değer vergisi yüzde 30,1, damga vergisi yüzde 52, harçlar yüzde 68,5 ve diğer vergi gelirleri yüzde 26,9 arttı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/butce-8-ayda-13-trilyon-lira-acik-verdi-87526</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/8/1280x720/para-lira-tl-1778253433.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakanlığının açıkladığı verilere göre merkezi yönetim bütçesi, ağustosta 12,8 milyar lira fazla, 8 aylık dönemde 1,3 trilyon lira açık verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/malatyadan-tobb-yonetim-kuruluna-giren-ilk-baskandi-87512</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 15:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Malatya’dan TOBB Yönetim Kurulu&#039;na giren ilk başkandı...</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><!--StartFragment--></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-size: 14.5pt; line-height: 115%; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; color: #212931; background: white;">MALATYA </span></strong><span style="font-size: 14.5pt; line-height: 115%; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; color: #212931; background: white;"><span style="font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; float: none; word-spacing: 0px;">Ticaret ve Sanayi Odası Genel Sekreterliğinden 1983 yılı sonlarında emekli olan </span><strong style="box-sizing: inherit; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><span style="font-family: 'Segoe UI',sans-serif;">Abdurrahman Yavuz, </span></strong><span style="font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; float: none; word-spacing: 0px;">aynı günlerde oda seçimlerine katıldı ve Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini üstlendi.</span></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.5pt; line-height: 115%; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; color: #212931; background: white;"><span style="font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; float: none; word-spacing: 0px;"><img src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6aa9381a6a518-1789474842.dat" /></span></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.5pt; line-height: 115%; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; color: #212931; background: white;">Beyaz eşya ticareti, tekstil ve gıd</span>a sektörlerinde faaliyet gösteren Abdurrahman Yavuz, 1984 yılı Ocak ayında önderlik yaptığı kalabalık bir heyetle Ankara’ya gidip bir hafta boyunca başta dönemin Başbakanı Turgut Özal olmak üzere bakanlar ve bürokratlarla görüşmeleriyle dikkatleri çekti.</p>
<p style="margin-top: 0in; background: white;"><strong><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">Abdurrahman Yavuz </span></strong><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">başkanlığındaki heyet Ankara’da özellikle Organize Sanayi Bölgesi konusunda önemli çalışmalar yaptı, Malatya’ya da görüşmelerden oldukça memnun döndü.</span></p>
<p style="margin-top: 0in; background: white; box-sizing: inherit; margin-bottom: 1.25rem; overflow-wrap: break-word; word-break: break-word; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">Abdurrahman Yavuz</span></strong><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">’un başkanlığı döneminde Malatya Ticaret ve Sanayi Odası’nın o günler için fark yaratan faaliyetlerinden biri de ilk defa eğitim amaçlı bir ihracat seminerinin düzenlenmesi oldu. <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Segoe UI',sans-serif;">Yavuz, </span></strong>seminerdeki konuşmasında şu mesajları verdi:</span></p>
<p style="text-indent: -.25in; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list .5in; background: white; box-sizing: inherit; overflow-wrap: break-word; word-break: break-word; margin: 0in 0in 1.25rem .5in;"><!-- [if !supportLists]--><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 14.5pt; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; color: #212931; font-weight: normal;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font: 7.0pt 'Times New Roman';">        </span></span></span></strong><!--[endif]--><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">İlimiz ekonomisinin geliştirilmesi için üretimin ve ihracat hızının artırılması gerekir. İhracat işlemleri daha önce ilimiz dışında yapılırken son zamanlarda kısmen ilimizden yapılmaya başlandı. Bu hususta en büyük eksikliğimiz eleman yetersizliğidir.</span></strong></p>
<p style="margin-top: 0in; background: white;"><strong><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">Abdurrahman Yavuz </span></strong><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">başkanlığındaki Malatya Ticaret ve Sanayi Odası’nın girişimleri ile <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Segoe UI',sans-serif;">“Kayısı Birlik” </span></strong>kurulması konusu 1984 yılı Eylül ayında Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) hazırladığı <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Segoe UI',sans-serif;">“Türkiye’nin Sorunları Raporu”</span></strong>na girdi, Başbakan <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Segoe UI',sans-serif;">Turgut Özal</span></strong>’a sunuldu.</span></p>
<p style="margin-top: 0in; background: white; box-sizing: inherit; margin-bottom: 1.25rem; overflow-wrap: break-word; word-break: break-word; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">Malatya Ticaret ve Sanayi Odası’nın İnönü Üniversitesi’yle kurmak üzere adımlarını attığı <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Segoe UI',sans-serif;">“sanayi işbirliği merkezi”</span></strong>yle ilgili karar, 3 Temmuz 1987 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak kayıtlara geçti.</span></p>
<p style="margin-top: 0in; background: white; box-sizing: inherit; margin-bottom: 1.25rem; overflow-wrap: break-word; word-break: break-word; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">1988 yılı Mayıs ayı sonunda yapılan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği seçimli genel kurulunda Malatya için bir ilk yaşandı. Dönemin Malatya Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Segoe UI',sans-serif;">Abdurrahman Yavuz, </span></strong>TOBB yönetim kuruluna girdi.</span></p>
<p style="margin-top: 0in; background: white; box-sizing: inherit; margin-bottom: 1.25rem; overflow-wrap: break-word; word-break: break-word; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">1991 yılı Eylül ayında dönemin Malatya Valisi <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Segoe UI',sans-serif;">Oğuz Kaan Köksal, </span></strong>Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Segoe UI',sans-serif;">Abdurrahman Yavuz, </span></strong>Ticaret Borsası Başkanı <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Segoe UI',sans-serif;">Ramazan Meral</span></strong>’den oluşan heyet, Ankara’da çeşitli görüşmeler yaptı. Bu görüşmeler sonrası şu bilgiler paylaşıldı:</span></p>
<p style="text-indent: -.25in; mso-list: l2 level1 lfo2; tab-stops: list .5in; background: white; box-sizing: inherit; overflow-wrap: break-word; word-break: break-word; margin: 0in 0in 1.25rem .5in;"><!-- [if !supportLists]--><span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 14.5pt; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; color: #212931;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font: 7.0pt 'Times New Roman';">        </span></span></span><!--[endif]--><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">Kayısı Birliğin kurulması için gerekli hazırlıklara başlandı.</span></strong></p>
<p style="text-indent: -.25in; mso-list: l2 level1 lfo2; tab-stops: list .5in; background: white; box-sizing: inherit; overflow-wrap: break-word; word-break: break-word; margin: 0in 0in 1.25rem .5in;"><!-- [if !supportLists]--><span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 14.5pt; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; color: #212931;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font: 7.0pt 'Times New Roman';">        </span></span></span><!--[endif]--><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">Malatya OSB için ek ödenek sorunu aşıldı.</span></strong></p>
<p style="margin-top: 0in; background: white; box-sizing: inherit; margin-bottom: 1.25rem; overflow-wrap: break-word; word-break: break-word; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">Abdurrahman Yavuz</span></strong><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">’un görevdeki son döneminde, 1995 yılı ortalarında Malatya OSB’nin yüzde 90 doluluğa ulaşması sonrası, Malatya Ticaret ve Sanayi Odası tarafından 2. OSB’nin kurulması için çalışmalara başlanması ve yüzde 30 hisse ile ortak olunarak müteşebbis heyetinde de Odanın temsil edilmesi kararlaştırıldı.</span></p>
<p style="margin-top: 0in; background: white; box-sizing: inherit; margin-bottom: 1.25rem; overflow-wrap: break-word; word-break: break-word; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">Malatya Ticaret ve Sanayi Odası’nın çabaları sonucu Havalimanı yolunda, Özal Köyü’ne kadar olan, yüzde 15’i Hazine, yüzde 10’u özel mülkiyet, geri kalanı da mera olan 3 bin dönüm arazide 2. OSB’nin kurulması çalışmaları başladı, konu Maliye Bakanlığı’na intikal ettirildi. Birkaç ay içinde de 150’den fazla sanayi tesisi için yer tahsisi müracaatı yapıldı.</span></p>
<p style="margin-top: 0in; background: white; box-sizing: inherit; margin-bottom: 1.25rem; overflow-wrap: break-word; word-break: break-word; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">Malatya Girişim Grubu ve Gürbaşlar Grubu Yönetim Kurulu Başkanı <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Segoe UI',sans-serif;">Adnan Başdemir,</span></strong> geçen Pazar sabahı ortak yazışma gruplarından birinde <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Segoe UI',sans-serif;">Abdurrahman Yavuz</span></strong>’un vefat haberini paylaştı:</span></p>
<p style="text-indent: -.25in; mso-list: l1 level1 lfo3; tab-stops: list .5in; background: white; box-sizing: inherit; overflow-wrap: break-word; word-break: break-word; margin: 0in 0in 1.25rem .5in;"><!-- [if !supportLists]--><span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 14.5pt; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; color: #212931;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font: 7.0pt 'Times New Roman';">        </span></span></span><!--[endif]--><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">Malatya’nın ticaret ve sanayi hayatına uzun yıllar boyu önemli hizmetlerde bulunan Abdurrahman Yavuz vefat etti.</span></strong></p>
<p style="margin-top: 0in; background: white; box-sizing: inherit; margin-bottom: 1.25rem; overflow-wrap: break-word; word-break: break-word; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">Adnan Başdemir, Abdurrahman Yavuz</span></strong><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">’un Malatya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığı döneminden bir fotoğrafı ile son halini şu mesajla gönderdi:</span></p>
<p style="text-indent: -.25in; mso-list: l3 level1 lfo4; tab-stops: list .5in; background: white; box-sizing: inherit; overflow-wrap: break-word; word-break: break-word; margin: 0in 0in 1.25rem .5in;"><!-- [if !supportLists]--><span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 14.5pt; font-family: Symbol; mso-fareast-font-family: Symbol; mso-bidi-font-family: Symbol; color: #212931;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font: 7.0pt 'Times New Roman';">        </span></span></span><!--[endif]--><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">Kimse gençliğine, yakışıklılığına, zenginliğine, makamına güvenmesin. İbret alalım…</span></strong></p>
<p style="margin-top: 0in; background: white; box-sizing: inherit; margin-bottom: 1.25rem; overflow-wrap: break-word; word-break: break-word; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">Abdurrahman Yavuz</span></strong><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">’un vefatı üzerine <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Segoe UI',sans-serif;">Nezir Kızılkaya</span></strong>’nın <strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-family: 'Segoe UI',sans-serif;">“Bir Asrın Tanığı, Malatya Ticaret ve Sanayi Odası” </span></strong>kitabından 1983-1995 dönemini yeniden okudum.</span></p>
<p style="margin-top: 0in; background: white; box-sizing: inherit; margin-bottom: 1.25rem; overflow-wrap: break-word; word-break: break-word; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><strong style="box-sizing: inherit;"><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">Abdurrahman </span></strong><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">Bey’e Allah’tan rahmet diliyorum…</span></p>
<p style="margin-top: 0in; background: white; box-sizing: inherit; margin-bottom: 1.25rem; overflow-wrap: break-word; word-break: break-word; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; orphans: 2; widows: 2; -webkit-text-stroke-width: 0px; text-decoration-thickness: initial; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; word-spacing: 0px;"><span style="font-size: 14.5pt; font-family: 'Segoe UI',sans-serif; color: #212931;">Mekanı cennet olsun…</span></p>
<p style="margin-top: 0in; background: white;"> </p>
<p><!--EndFragment--></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/malatyadan-tobb-yonetim-kuruluna-giren-ilk-baskandi-87512</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Malatya’dan TOBB Yönetim Kurulu&#039;na giren ilk başkandı... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakanlik-dtonun-otomobil-raporu-turkiyeye-yukumluluk-getirmiyor-87536</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakanlık: DTÖ’nün otomobil raporu Türkiye’ye yükümlülük getirmiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Ticaret Bakanlığı, Çin’in başvurusu üzerine Dünya Ticaret Örgütü tarafından Türkiye ile ilgili açıklanan panel raporunun Türkiye’ye karşı herhangi bir yükümlülük getirmediğini bildirdi. DTÖ bir süre önce Türkiye’nin otomobil ithalatına yönelik uyguladığı ilave vergilerle ilgili bir panel raporu yayınlamıştı.</p>
<p>Raporun 28 Temmuz’da yayımlandığı hatırlatılan Ticaret Bakanlığı açıklamasında, değerlendirmelerin hem Türkiye hem de Çin tarafından kamuoyu ile paylaşıldığı, Bakanlığın da bununla ilgili 29 Temmuz’da bir açıklama yaptığı kaydedildi.</p>
<p>DTÖ panelinin elektrikli otolarla ilgili uygulanan ilave vergilere yönelik değerlendirmelerine katılınmadığı dile getirilen açıklamada, “Dünya Ticaret Örgütü hukuk sistemi kapsamında bir panel raporu kabul edilerek kesinleşmiş nihai bir karar değildir. Türkiye’nin temyiz hakkı bulunmaktadır. Bu kapsamda, ülkemiz, hukuken isabetli bulunmayan hususlara ilişkin olarak, DTÖ mekanizmaları çerçevesinde üye ülkelere tanınan gerekli hukuki gözden geçirme süreçlerini işletmekte, gerekli değerlendirmeleri hukuk mecrasında yapmaktadır” denildi.</p>
<p>Türkiye’nin raporun katılmadığı kısımlarına ilişkin temyiz hakkının bulunduğunun da belirtildiği açıklamada, “Söz konusu DTÖ Panel Raporunun, Türkiye açısından herhangi bir tazminat ödeme yükümlülüğü veya mali borç doğurduğu yönündeki değerlendirmeler gerçeği yansıtmamaktadır” ifadelerine yer verildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakanlik-dtonun-otomobil-raporu-turkiyeye-yukumluluk-getirmiyor-87536</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/ticaret-bakanligi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı, &quot;DTÖ Panel Raporunun, Türkiye açısından herhangi bir tazminat ödeme yükümlülüğü veya mali borç doğurduğu yönündeki değerlendirmeler gerçeği yansıtmamaktadır.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-uretimi-yillik-yuzde-47-azaldi-87525</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 14:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnşaat üretimi yıllık yüzde 4,7 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), temmuz ayına ait inşaat üretim endeksi verilerini paylaştı. </p>
<p>Buna göre, endeks temmuzda yıllık bazda yüzde 4,7 geriledi.</p>
<p>İnşaatın alt sektörleri incelendiğinde, söz konusu ayda geçen yılın aynı ayına kıyasla bina inşaatı sektörü endeksi yüzde 8, özel inşaat faaliyetleri sektörü endeksi yüzde 4,9 azalırken, bina dışı yapıların inşaatı sektörü endeksi yüzde 14 arttı.</p>
<p>İnşaat üretim endeksi, temmuzda aylık bazda yüzde 1,1 yükseliş gösterdi.</p>
<p>Bina inşaatı sektörü endeksi bir önceki aya göre yüzde 0,9, bina dışı yapıların inşaatı sektörü endeksi yüzde 2 ve özel inşaat faaliyetleri sektörü endeksi yüzde 1 yükseldi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-uretimi-yillik-yuzde-47-azaldi-87525</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/insaat-cimento.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in temmuz verilerine göre inşaat üretimi endeksi, aylık bazda yüzde 1,1 yükselirken, yıllık bazda yüzde 4,7 azaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/rtukten-oyak-ile-is-birligi-anlasmasi-87529</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 14:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> RTÜK&#039;ten OYAK ile iş birliği anlaşması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>OYAK Pazarlama Hizmet ve Turizm AŞ ile Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) arasında iki yıllık iş birliği anlaşması imzalandı.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, anlaşma kapsamında RTÜK'ün yurt içi ve yurt dışı seyahatleri için ihtiyaç duyulan uçak biletleri OYAK Pazarlama tarafından temin edilecek.</p>
<p>Açıklamada şirketin, kurumsal seyahat alanındaki deneyimi ve hizmet altyapısıyla biletleme süreçlerinin hızlı ve güvenilir biçimde yürütülmesini sağlayacağı belirtildi.</p>
<p>OYAK Turizm markasıyla kurumlara uçak bileti, konaklama, transfer ve seyahat organizasyonu alanlarında hizmet sunan OYAK Pazarlama'nın RTÜK ile imzaladığı sözleşmeyle kurumsal seyahat alanındaki iş birliklerine bir yenisini daha eklemiş olduğu ifade edildi.</p>
<p>OYAK Pazarlama Genel Müdürü Yusuf Yenilmez ile RTÜK Başkan Yardımcısı Deniz Güler'in gerçekleştirdiği görüşmenin ardından taraflar arasında anlaşmaya varıldı. İki yıllık işbirliğini kapsayan sözleşme, OYAK Pazarlama ve RTÜK yetkililerinin katılımıyla imzalandı.</p>
<p>OYAK Pazarlama Genel Müdürü Yenilmez, OYAK Turizm markasıyla kurumların seyahat ihtiyaçlarını hızlı, güvenilir ve etkin biçimde karşılamaya yönelik hizmetler sunduklarını belirtti.</p>
<p>Yenilmez, RTÜK ile gerçekleştirdikleri işbirliğinden memnuniyet duyduklarını vurgulayarak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Her kurumun ihtiyaçlarının farklı olduğunun bilinciyle hareket ediyor, sunduğumuz çözümleri bu ihtiyaçlara göre şekillendiriyoruz. RTÜK ile imzaladığımız iki yıllık anlaşmayı da kurumsal seyahat alanındaki deneyimimizin ve hizmet kalitemize duyulan güvenin bir göstergesi olarak değerlendiriyoruz. Güçlü hizmet altyapımızla RTÜK'ün yurt içi ve yurt dışı uçak bileti taleplerini karşılayacağız. Önümüzdeki dönemde kurumsal seyahat alanındaki işbirliklerimizi artırmayı ve daha fazla kuruma çözüm ortağı olmayı hedefliyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/rtukten-oyak-ile-is-birligi-anlasmasi-87529</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/9/1280x720/356-1789485409.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ RTÜK ile imzalanan anlaşma hakkında açıklama yapan OYAK Pazarlama Genel Müdürü Yusuf Yenilmez, &quot;Güçlü hizmet altyapımızla RTÜK&#039;ün yurt içi ve yurt dışı uçak bileti taleplerini karşılayacağız. Önümüzdeki dönemde kurumsal seyahat alanındaki işbirliklerimizi artırmayı ve daha fazla kuruma çözüm ortağı olmayı hedefliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tarim-ufe-agustosta-geriledi-87524</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 13:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarım ÜFE ağustosta geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ağustos ayına ilişkin Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi (Tarım ÜFE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre endeks, ağustosta bir önceki aya kıyasla yüzde 0,93 düşerken, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 9,2, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 21,91 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 33,47 artış gösterdi.</p>
<p>Sektörlerde bir önceki aya göre değişime bakıldığında, tarım ve avcılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 0,86, balık ve diğer balıkçılık ürünleri, su ürünleri, balıkçılık için destekleyici hizmetlerde yüzde 1,74, ormancılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 1,77 azalış gerçekleşti.</p>
<p>Ana gruplarda bir önceki aya göre, tek yıllık (uzun ömürlü olmayan) bitkisel ürünlerde yüzde 6,23 azalış olurken, çok yıllık (uzun ömürlü) bitkisel ürünlerde yüzde 3,22, canlı hayvanlar ve hayvansal ürünlerde yüzde 2 artış meydana geldi.</p>
<p>Yıllık değişimin en yüksek olduğu alt grup yüzde 69,99 artış ile sebze ve kavun-karpuz, kök ve yumrular, aylık değişimin en yüksek olduğu alt grup yüzde 153,75 artış ile tropikal ve subtropikal meyveler olarak kayıtlara geçti.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tarim-ufe-agustosta-geriledi-87524</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/3/1280x720/tarim-ufe-subatta-yuzde-27-artti-1742205120.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in ağustos verilerine göre Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi, aylık bazda yüzde 0,93 azalırken, yıllık bazda ise yüzde 21,91 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hizmet-uretimi-aylik-yuzde-1-artti-87523</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hizmet üretimi aylık yüzde 1 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), temmuz ayına ait hizmet üretim endeksi verilerini paylaştı.</p>
<p>Buna göre endeks, temmuzda geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 3 arttı.</p>
<p>Alt sektörler incelendiğinde, yıllık bazda ulaştırma ve depolama hizmetleri yüzde 2,8, konaklama ve yiyecek hizmetleri yüzde 5,3, bilgi ve iletişim hizmetleri yüzde 7,9, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetler yüzde 5,5 artarken gayrimenkul hizmetleri yüzde 5,2, idari ve destek hizmetleri ise yüzde 3,3 azaldı.</p>
<p><strong>Aylık veriler</strong></p>
<p>Hizmet üretim endeksi, temmuzda bir önceki aya göre yüzde 1 yükseldi.</p>
<p>Alt sektörler incelendiğinde, aylık bazda ulaştırma ve depolama hizmetleri yüzde 0,1 azalırken bilgi ve iletişim hizmetleri yüzde 0,9, konaklama ve yiyecek hizmetleri yüzde 2,3, gayrimenkul hizmetleri yüzde 1,3, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetler yüzde 3,1, idari ve destek hizmetleri yüzde 0,2 artış kaydetti.​​​​​​​</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hizmet-uretimi-aylik-yuzde-1-artti-87523</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/1/1280x720/otel-rezervasyon-1764315521.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in temmuz verilerine göre hizmet üretim endeksi, yıllık yüzde 3, aylık yüzde 1 artış kaydetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cine-defne-yapragi-ihracatinin-yolu-yeniden-acildi-87495</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 10:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çin’e defne yaprağı ihracatının yolu yeniden açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <h3>EKONOMİ/İZMİR</h3>
<p>Türkiye’nin ihracatta dünya lideri olduğu ürünler arasında yer alan defne yaprağında Çin Halk Cumhuriyeti ile Türkiye arasında imzalanan protokolle ihracatın önü açıldı. Türkiye’den Çin’e defne yaprağı ihracatının 2022 yılında 15 milyon dolarla zirve yaptığını ve Çin’in defne yaprağı ihracatında açık ara birinci ülke olduğunu belirten Ege Mobilya Kâğıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği Başkanı Ali Fuat Gürle, 2025 yılında Çin’e defne yaprağı ihracatının durduğunu hatırlattı.</p>
<p>Defne ihracatından 2024 yılında 61 milyon dolar, 2025 yılında 51 milyon dolar döviz getirisi elde edildiği bilgisini veren Gürle, “Defne yaprağı ihracatı katma değerli bir ihracat. Çin’e ihracatın tekrar başlamasıyla 2024 yılındaki 61 milyon dolar seviyesine geri döneceğimizi hatta orta vadede 75 milyon dolara ulaşacağımıza inanıyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Ege Bölgesi’nin Türkiye’nin defne yaprağı ihracatının yüzde 64’ünü tek başına gerçekleştirdiğine işaret eden Gürle, “Türkiye, 2026 yılının ocak – ağustos döneminde 78 ülkeye 35,5 milyon dolarlık defne yaprağı ihraç ederken en çok ihracat yapılan ülkeler sıralamasında 6,8 milyon dolarla Tayvan yer aldı. Amerika Birleşik Devletleri 3,4 milyon dolarlık defne yaprağı talep ederken, üçüncü sıraya 3,2 milyon dolarla Polonya adını yazdırdı” bilgilerini verdi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cine-defne-yapragi-ihracatinin-yolu-yeniden-acildi-87495</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/9/5/1280x720/cine-defne-yapragi-ihracatinin-yolu-yeniden-acildi-1789456567.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çin ile Türkiye arasında imzalanan protokolle defne yaprağı ihracatının önü açıldı. Ege Mobilya Kâğıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği Başkanı Ali Fuat Gürle, “Defne yaprağı ihracatı katma değerli bir ihracat. Çin’e ihracatın tekrar başlamasıyla 2024 yılındaki 61 milyon dolar seviyesine geri döneceğimizi hatta orta vadede 75 milyon dolara ulaşacağımıza inanıyoruz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/potansiyel-yetmez-bize-katma-deger-lazim-87489</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 09:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Potansiyel yetmez, bize katma değer lazım!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye turizmde büyümeye devam ediyor. TÜİK verilerine göre Türkiye’nin 2025 yılı turizm geliri yüzde 6,8 artarak 65,2 milyar dolara yükselirken, ülkeyi ziyaret edenlerin sayısı da yüzde 2,7 artışla 63,9 milyona ulaştı. Ziyaretçilerin yüzde 67,7’sinin geliş amacı gezi, eğlence, sportif ve kültürel faaliyetler oldu. Bu tablo Bursa açısından önemli bir fırsata işaret ediyor. Bursa, Uludağ’dan İznik’e, termal kaynaklardan Osmanlı mirasına, gastronomiden sanayi ve iş dünyasına kadar farklı turizm ürünlerini aynı çatı altında buluşturabilecek az sayıdaki şehirden biri. Ancak kentin bu potansiyeli yeterince gelire, istihdama ve yatırıma dönüştürebildiğini söylemek zor.</p>
<p>Bursa’nın önündeki temel hedef, turist sayısını artırmaktan çok, ziyaretçinin kentte daha uzun süre kalmasını ve daha fazla harcama yapmasını sağlamak olmalı. Kentimize gelen turist kaç gün kalıyor? </p>
<p>Ne kadar harcıyor ve bu harcamanın ne kadarı gerçekten Bursa ekonomisine giriyor? <br />Düzenlenen çalıştaylar ve yayımlanan strateji belgeleri hep aynı soruna işaret ediyor: Kısa konaklama süresi. Türkiye genelinde turizm gelirleri ve ziyaretçi sayıları artış trendindeyken, Bursa olarak biz hâlâ turisti kentte tutmanın yollarını arıyoruz. Oysa çözüm, niceliğe değil niteliğe odaklanmakta. Bursa’nın hedefi daha fazla turist çekmek değil; gelen ziyaretçinin daha uzun süre kalmasını ve daha yüksek katma değer bırakmasını sağlamak olmalı.</p>
<p>Bu noktada yapılan stratejik hatalardan biri, turizmi sadece "otel yatırımı" olarak görmek. Geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen 5. Bursa Turizm Zirvesi’nde TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya’nın da vurguladığı gibi; destinasyonu pazarlayacak ve ürünü paketleyecek seyahat acentelerini zincirin merkezine koymak zorundayız. Tesis yapmak yetmiyor; agresif bir pazarlama ve profesyonel bir destinasyon yönetimi gerekiyor.</p>
<p>Bursa’nın elindeki en büyük koz ise şüphesiz devasa sanayisi. Yaklaşık 36 milyar dolarlık dış ticaret hacmine sahip bir kentin iş turizmini pas geçmesi düşünülemez. BTSO Başkanı İbrahim Burkay’ın dikkat çektiği fuar ve kongre turizmi hamlesi tam da bu yüzden kritik. Şehre fuar için gelen yabancı bir alıcı, klasik bir turistten çok daha fazla hizmet sektörüne dokunuyor. Yapılması gereken basit: Fuar için gelen ziyaretçiyi kentte bir gece değil, üç gece tutacak akılcı paketler sunmak. Fuar + Uludağ, Fuar + İznik ya da Fuar + Gastronomi gibi kombinasyonlarla turizmi sanayiyle entegre etmek zorundayız.</p>
<p>Bursa’nın yeni sloganlara ya da potansiyel güzellemelerine ihtiyacı yok. Bize hesap verebilir, ölçülebilir ve sonuç üreten bir turizm ekonomisi lazım. Zirvelerin sayısını değil, o zirvelerde alınan kararların kaçının sahaya yansıdığını konuştuğumuz gün, turizm gelirinin otellerden taşıp kentin esnafına, restoranına ve ulaşımına yayıldığını göreceğiz.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/potansiyel-yetmez-bize-katma-deger-lazim-87489</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Potansiyel yetmez, bize katma değer lazım! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/rotayi-belirleyecek-5-adim-87491</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 09:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> COP31 Zirvesi: Rotayı belirleyecek 5 adım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8e5182f762-1789453592.png" alt="" width="999" height="201" /></strong><strong>FERZAN ÇAKIR</strong></p>
<p>Hedefler belli, teknoloji büyük ölçüde hazır, finansman kaynakları var. Buna rağmen yeşil dönüşüm istenen hızda ilerlemiyor. “COP31’e Doğru İş Dünyası İçin Net Konuşalım” Zirvesi’nde farklı sektörlerin verdiği mesaj aynı noktada birleşti: Ne yapılacağını değil, nasıl yapılacağını konuşma zamanı…</p>
<p>EKONOMİ Gazetesi’nin TÜRKONFED iş birliğiyle düzenlediği “COP31’e Doğru İş Dünyası İçin Net Konuşalım”, 9 Eylül’de İstanbul Hilton Bomonti Conference Center’da gerçekleştirildi. NBE TV YouTube kanalında başlayan “Net Konuşalım” programını sahneye taşıyan zirvede, iş dünyasının yeşil dönüşümü hedeflerden uygulamaya nasıl taşıyabileceğine odaklanıldı.</p>
<p>Açılışta TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Yeşil Dönüşüm Komisyonu Başkanı Onur Ünlü zirvenin hedefini “Jargondan aksiyona geçmek” olarak tanımlarken, EKONOMİ Gazetesi Koordinatörü ve Sürdürülebilirlik Editörü Didem Eryar Ünlü, “Yeni hedeflere ihtiyacımız yok. İhtiyacımız olan, verdiğimiz sözleri yatırıma, finansmana, üretime ve iş modellerine dönüştürmek” dedi.</p>
<p>Zirvede iş dünyası için beş somut çıkış yolu öne çıktı: </p>
<p>1- Hedef değil, proje üretin: Sürdürülebilirlik hedefini yatırım planına, bütçeye, sorumlu kişilere ve takvime bağlayın.</p>
<p>2- Veriyi rapora değil, karara dönüştürün: Enerji, emisyon, su, hammadde, atık ve tedarik zinciri risklerini düzenli ölçün. Veriyi yılda bir rapor hazırlarken hatırlamak yerine yönetim, bütçe ve yatırım kararlarının parçası haline getirin. </p>
<p>3- Dönüşmemenin faturasını çıkarın: Yalnızca yeşil yatırımın bugünkü maliyetini hesaplamak yetmiyor. Artan enerji ve karbon maliyeti, eskiyen teknoloji, müşteri ve pazar kaybı, sigorta giderleri ve iklim kaynaklı üretim kesintileri de hesaba katılmalı. Bugün ucuz görünen tercih, yarın en pahalı seçenek olabilir.</p>
<p>4- KOBİ’ye “dönüş” demeyin, birlikte dönüşün: Büyük şirketler tedarikçilerine yeni yükümlülükler getirirken teknoloji, teknik destek ve mümkünse uzun vadeli alım güvencesi de sunmalı. Kamu uygun maliyetli finansman ve garanti mekanizmalarını güçlendirmeli; bankalar teminatın yanında yatırımın yaratacağı tasarrufa ve nakit akışına bakmalı.</p>
<p>5- Riski yatırım bittikten sonra değil, başında yönetin: Su kıtlığı, aşırı sıcaklar, tedarik zinciri kırılganlıkları ve yeni teknolojilerin riskleri fizibilite aşamasında masada olmalı. Sigortacı da yalnızca hasar olduğunda devreye giren değil, yatırımın riskini baştan azaltmaya yardımcı olan bir ortak haline gelmeli.</p>
<p>Garanti BBVA’nın ana sponsorluğundaki zirvenin oturum sponsorları TSKB, Türkiye Sigorta Birliği, Yapı Kredi ve IFAT Eurasia olurken; İDO, KKB Greeneks ve Karacasu Tekstil buluşmaya destek verdi. Zirve IC Holding ev sahipliğinde gerçekleştirildi.</p>
<h2 style="text-align: center;"><span style="color: #e03e2d;">DÜNYA YANARKEN ŞİRKET STRATEJİSİ NASIL YAPILIR?</span></h2>
<p>EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ’ın yönettiği ilk bölümde, “Dünya yanarken şirket stratejisi nasıl yapılır?” sorusuna yanıt arandı. Ticarette değişen dengelerin yatırım kararlarına etkisi, bankaların geleceğe dönük risk değerlendirmesi ve sigortanın ekonomik dayanıklılıktaki rolü tartışıldı. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8e375badd2-1789453173.png" alt="" width="800" height="440" />GARANTİ BBVA GENEL MÜDÜR YARDIMCISI SİNEM EDİGE:</p>
<p><strong>Güçlü bilanço beş yıl sonra da güçlü olacak mı?</strong></p>
<p>■ Bugünkü güçlü bilançonuzu beş ya da on yıl sonra koruyabilecek misiniz? Enerji ve karbon maliyetleri artabilir, teknolojiniz eskiyebilir, en büyük alıcınız sizi tedarik zincirinden çıkarabilir. Bu yüzden benzer finansallara sahip şirketlerde dönüşüm planını risk değerlendirmesinde dikkate alıyoruz. Avrupa Merkez Bankası’nın çalışmaları da ev ödevini yapan şirketlerin daha düşük maliyetle finansmana eriştiğini gösteriyor. Sürdürülebilirlikle bağlantılı kredilerde hedeflere ulaşıldığında maliyeti düşürüyor, faiz ve karbon fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı koruma ürünleri sunuyoruz. Çimento ve demir-çelik gibi sektörlere bugünden yarına “Sıfır emisyon yapacaksın” diyemeyiz; geçişi finanse etmeliyiz. İyi bir rapordan çok uygulanabilir dönüşüm planı arıyoruz. Geciktikçe maliyetiniz artıyor, hareket alanınız daralıyor.</p>
<p>TÜSİAD BAŞKAN YARDIMCISI FATİH KEMAL EBİÇLİOĞLU:</p>
<p><strong>Beklentimiz dönüşümün daha hızlı olmasıydı</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8e3ea1040d-1789453290.png" alt="" width="800" height="441" />■ Yeşil dönüşümün daha hızlı ilerlemesini bekliyordum, yavaşlama görüyorum ama yön değişmedi. Avrupa ile ticaretimizi sürdürmek istiyorsak uyum zorunlu. Sanayici aynı anda Çin’in rekabet baskısını, gelişmiş ülkelerin korumacılık önlemlerini, hızlanan teknolojik değişimi ve finansman maliyetlerini gözetmek zorunda. Bu sorunları bir yapıya entegre olmadan tek başımıza çözmek yüksek maliyetli olur. Türkiye üretmeyi bilen, güçlü imalat altyapısına sahip ve Avrupa’nın yakınında bir ülke. Yakın ve güvenilir ülkelerden tedariki öne çıkaran “nearshoring” ve “friendshoring” yaklaşımlarına sarılmalıyız. Avrupa’nın bütün Akdeniz havzasını üretim üssü olarak değerlendirmesi gerektiğini düşünüyorum. Üretim, istihdam ve iklimle mücadeleyi birlikte düşünerek AB ile ortak hareket etme imkanlarını geliştirmeliyiz. Bu, AB’ye tabi olmak değil, yakınımızdaki potansiyelden yararlanmak demek.</p>
<p>TÜRKİYE SİGORTA BİRLİĞİ YÖNETİM KURULU BAŞKANI AHMET YAŞAR:</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8e466673c8-1789453414.png" alt="" width="210" height="239" /><strong>Sigortayı gerekli görüyoruz, finansal şoka hazır değiliz</strong></p>
<p>■ Sigorta artık yalnızca bir finansal enstrüman değil, ekonomik dayanıklılığın temel araçlarından biri. 6 Şubat depremlerinde bizim hesaplamalarımıza göre 106 milyar dolarlık ekonomik hasarın yalnızca 6 milyar doları sigorta tarafından karşılandı. Yaklaşık yüzde 5’lik bu oran sigortalılık oranının düşüklüğünden kaynaklandı. Oran daha yüksek olsaydı riski reasüransla dünyaya yayabilir, yeniden yapım kaynaklarının bir bölümünü kalkınmaya ayırabilirdik. Türkiye Sigorta Birliği olarak yaptığımız araştırmada katılımcıların yüzde 81,5’i sigortayı gerekli bir güvence olarak görürken, beklenmedik bir finansal şoku karşılayabileceğini söyleyenlerin oranı yalnızca yüzde 16,3. Sigortacı yatırım tamamlandığında değil, karar aşamasında devreye girmeli. İklim ve doğal afet riskleri baştan değerlendirilmeli. Sigortalanabilirlik finansmana erişimi de etkilediği için konu CEO’ların, CFO’ların ve yönetim kurullarının gündeminde olmalı.</p>
<p>TÜRKONFED YK BAŞKAN YARD. NERGİZ KADOOĞLU ÇİFÇİ:</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8e4b814fbc-1789453496.png" alt="" width="178" height="202" /><strong>Dönüşümü talep ediyorsak maliyeti paylaşalım</strong></p>
<p>■ KOBİ’ler ihracat pazarlarında ve tedarik zincirlerinde kalmak için dönüşmek zorunda ama büyük şirketlerle aynı kaynaklara sahip değiller. Finansmana, teknolojiye ve uzman insan kaynağına erişimde zorlanıyorlar. Bu nedenle kamunun uygun maliyetli, uzun vadeli kredi, garanti, hibe ve vergi destekleriyle yatırımları kolaylaştırması gerekiyor. Bankalar da yalnızca mevcut teminata değil, enerji verimliliği gibi yatırımların sağlayacağı tasarrufa ve nakit akışına bakmalı. Büyük şirketler ise tedarikçilerine yeni yükümlülükler getirirken teknoloji, teknik destek ve uzun vadeli alım güvencesi sunmalı. KOBİ’nin hangi yatırımla başlayacağını ve kaynağı nereden bulacağını gösteren uygulanabilir bir yol haritasına ihtiyacı var. Dönüşümü talep ediyorsak maliyetini de paylaşmalıyız.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<h2 style="text-align: center;"><span style="color: #2dc26b;">YEŞİL DÖNÜŞÜMÜN GERÇEK SINAVI SAHADA</span></h2>
<p>“Yeşil dönüşüm sahada nasıl yapılır?” bölümü, EKONOMİ Gazetesi Koordinatörü ve Sürdürülebilirlik Editörü Didem Eryar Ünlü ile TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Yeşil Dönüşüm Komisyonu Başkanı Onur Ünlü moderatörlüğünde gerçekleşti. İnşaat, tekstil, tarım ve deniz ulaşımındaki uygulamalar üzerinden yeşil dönüşümün sahada karşılaştığı maliyet, teknoloji ve uygulama sorunları ele alındı. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8e57a36403-1789453690.png" alt="" width="800" height="231" />UN GLOBAL COMPACT TÜRKİYE YÖNETİM KURULU ÜYESİ İHSAN ERBİL BAYÇÖL:</p>
<p><strong>KOBİ’ye “Dönüş” değil, “Birlikte dönüşelim” demeliyiz</strong></p>
<p>■ Şirketler dönüşüm kararı verirken üç temel soruya bakıyor: Yapılabilir mi, ekonomik mi, güvenli mi? Bu üç sorunun karşılığı net değilse yatırım kararı da zorlaşıyor. Dönüşmenin maliyetini hesaplıyoruz ancak dönüşmemenin maliyetini ortaya koyamıyoruz. Belirsizlik arttıkça şirketler kısa vadeli düşünüyor. Sanayide sonuç veren uygulamalar arttıkça tereddüt azalıyor ve yatırımlar yaygınlaşıyor. KOBİ’ye “Dönüşmen gerekiyor” demekle “Gel, beraber dönüşelim” demek farklı. İkinci yaklaşım gerçek bir destek, bilgi ve kaynak gerektiriyor. Büyük şirketlerin tedarikçileriyle bu ilişkiyi kurması önemli. Her şeyi bir anda çözmeye çalışmak yerine anlaşılır adımlarla, uygulanabilir hedeflerle ilerlemeliyiz. Başarılı bir örnek başka işletmelerin de karar almasını kolaylaştırıyor. Dönüşümün yayılması için bu örnekleri görünür hale getirmemiz gerekiyor.</p>
<p>İÇTAŞ İNŞAAT GENEL MÜDÜR YARDIMCISI SAMET SEYHAN:</p>
<p><strong>Başlangıçta ucuz olan, işletirken pahalıya gelebilir</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8e5f40b0ea-1789453812.png" alt="" width="800" height="541" />■ Yüz yıl hizmet verecek bir altyapıyı geleceğin iklimine göre tasarlamak zorundasınız. Bu nedenle iklim riskini fizibilite aşamasında değerlendiriyoruz. Yatırım nerede yapılacak, hizmet kesilirse ne kadar sürede normale dönecek? Yanıtları drenaj kapasitesinden malzeme seçimine kadar tasarımı etkiliyor. Aşırı sıcaklarda beton döküm saatlerini bile değiştiriyoruz. Yönetim kuruluna sunduğumuz değerlendirmelerde yalnızca ilk yatırım maliyetine değil, işletme, bakım, onarım, sigorta ve olası hizmet kayıplarına da bakıyoruz. Başlangıçta ucuz görünen bir seçenek, kullanım ömrü boyunca daha pahalıya gelebiliyor. Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve bağlantılı otoyoldaki izleme sistemleriyle sorunları erken tespit ediyor, önleyici bakımla daha büyük maliyetlerin önüne geçiyoruz. Tuz Gölü projesinde yeraltı suyu ve hidrojeolojik koşullarla birlikte habitatı ve türleri izliyoruz. </p>
<p>KARACASU TEKSTİL YÖNETİM KURULU BAŞKANI ORHAN BURAK ARİFİOĞLU:</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8e675ebacd-1789453941.png" alt="" width="147" height="198" /><strong>Dönüşümün maliyeti üreticiye yanı sıra kârımızdan vereceğiz</strong></p>
<p>■ Tekstilde dönüşüm için kendi teknolojimizi de geliştirmeliyiz. 2016’da başladığımız Circular Dye boyama projesinde endüstriyel uygulamaya geçtik, sipariş almaya başladık. Sistem, çevresel atığı neredeyse sıfıra indirirken kömür yerine güneş enerjisinden yararlanmamıza da imkan veriyor. Türkiye’de büyük markalarla çalışan üreticiler, izlenebilirlik taleplerini de uzun süredir karşılıyor. Ancak Avrupalı alıcıların çevresel yükümlülükleri ambalajdan toplama ve geri dönüşüme kadar yeni talepler getiriyor. Bunların maliyeti de Türkiye’deki tekstil firmalarına yansıtılırsa muhtemelen kârımızdan vereceğiz.</p>
<p>ALARKO ŞİRKETLER TOPLULUĞU KURUMSAL İLETİŞİM VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK DİREKTÖRÜ CANAN EGÜZ COŞKUN:</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8e6f4d538d-1789454068.png" alt="" width="167" height="211" /><strong>Sürdürülebilirlik şirketlerin performansına yansıyor</strong></p>
<p>■ Alarko’da farklı sektörlerdeki grup şirketlerinin dönüşümünü ortak hedeflerle yönetiyoruz. Sürdürülebilirliğin performans değerlendirmesindeki ağırlığı, şirkete göre yüzde 10–15 arasında değişiyor. Genel müdürler ve sürdürülebilirlik liderleri komitede yer alıyor; Ortak Etki Günü’nde çalışmalarını topluluk CEO’suna sunuyor. Böylece hedefleri takip ederken şirketlerin birbirinden öğrenmesini de sağlıyoruz. Bu yaklaşım tarımda su tasarrufu, sanayide enerji üretimi olarak karşılık buluyor. Topraksız tarımda konvansiyonel üretime göre yüzde 90’a varan su tasarrufu sağlıyor, jeotermalle desteklenen seralar ve iklime dayanıklı tohumlar üzerinde çalışıyoruz. Eskişehir’deki Alarko Carrier fabrikamız ise güneşten ihtiyacının üzerinde enerji üreterek şebekeye de veriyor. Yeni yatırımlarda da aynı yaklaşımı izliyor, batarya üretimi için Çinli bir ortakla teknoloji transferi üzerinde çalışıyoruz.</p>
<p> </p>
<p>İDO GENEL MÜDÜRÜ DR. MURAT ORHAN:</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8e743979b7-1789454147.png" alt="" width="179" height="226" /><strong>Yakıt yüzde 154 arttı, tasarruf zorunlu oldu</strong></p>
<p>Kullandığımız yakıtın birim fiyatı 1 Ocak-4 Eylül arasında yüzde 154 arttı. Tamamını bilete yansıtamadığımız için operasyonel tasarruflara odaklanıyoruz. Bakım ve onarımla yakıt tüketimini ve emisyonları azaltıyor, iskelelerde tüketimi günlük izleyerek kayıp ve kaçaklara müdahale ediyoruz. Ancak dönüşüm yatırımlarında teknolojinin sınırlarıyla da karşılaşıyoruz. Dört gemimizi elektriğe dönüştürmeyi değerlendirdik, batarya ömrü ve mevcut teknoloji koşulları nedeniyle hayata geçiremedik. Yatırımın işletme şartlarında uygulanabilir olması gerekiyor. Finansmana erişime hazırlanmak için de yeşil liman belgesine yöneldik ve başlangıçta kapsam dışında olduğumuz düzenlemeye dahil olmayı başardık ve belgemizi aldık.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8e771c901e-1789454193.png" alt="" width="800" height="314" />
<figcaption><strong>COP31’e Doğru İş Dünyası İçin Net Konuşalım” Zirvesi’nde farklı sektörlerin verdiği mesaj aynı noktada birleşti: Ne yapılacağını değil, nasıl yapılacağını konuşma zamanı…</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>"Sigorta, yatırım bittikten sonra hatırlanacak iş değil"</strong></p>
<p>“Daha dayanıklı bir geleceği nasıl sigortalarız?” başlıklı son bölümde, sigortanın riskleri önleme ve yatırımları mümkün kılma rolü tartışıldı. İklim krizinin yanında yapay zekâ, göç, yaşlanan nüfus ve jeopolitik gelişmelerin şirketlerin risk haritalarına etkisi ele alındı. </p>
<p>AXA TÜRKİYE CEO’SU YAVUZ ÖLKEN:</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8e7e191f3a-1789454305.png" alt="" width="200" height="151" /><strong>Riskleri azaltan bir model kurmalıyız</strong></p>
<p>■ İklim krizi, yapay zekâ, göç, yaşlanan nüfus ve jeopolitik gerilimler riskleri değiştiriyor. Dün bildiklerinizin bugün de geçerli olduğunu düşünemezsiniz. Sigortanın görevi dayanıklılığı finanse etmek. Hasar ödemesinin yanında riskleri önceden azaltan bir model kurmalıyız. Önleme yatırımı yapan işletmeyle yapmayanın sigorta koşulları farklılaşmalı. Hasarsız yıllarda oluşan kârın paylaşılmasına yönelik modeller geliştirebiliriz. Şirketlere önerim, sigortasızmış gibi önlem almaları ama sigortasız kalmamaları. Poliçe alınıp kenara konulacak belge değil, değişen risklere, yeni yatırımlara ve teknolojilere göre her yıl güncellenmeli. Finansman kararında sigortayı sona bırakmayın. Yatırımın risklerini başlangıçta konuşmak, önleme ve sigortalanabilirlik açısından daha doğru karar almayı sağlar.</p>
<p>TSB GENEL SEKRETERİ ÖZGÜR OBALI:</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8e83400659-1789454388.png" alt="" width="200" height="156" /><strong>Sigortacıdan risk haritası isteyin</strong></p>
<p>■ Sektörün veri birikimini riskleri modellemek ve sigorta korumasını yaygınlaştırmak için kullanmalıyız. Şirketlerle uzun vadeli risk ortaklığı kurmak istiyoruz. Enerji depolama ve temiz enerji yatırımlarında teknolojiyle birlikte riskler de değişiyor. Bu yatırımların sigortalanabilirliğini artırmak için çalışıyoruz. Şirketler sigortacılarından risk haritalandırması ve önleyici tedbirler konusunda destek istemeli. Riskin nerede yoğunlaştığını, hangi önlemlerle azaltılabileceğini ve hangi kısmının devredileceğini birlikte değerlendirebiliriz. Bu ilişkiyi poliçe yenileme gününe sıkıştırmamalıyız. COP31’e paralel dört günlük bir “Sigorta Evi” girişimi planlıyoruz. İklim risklerini ve yatırımların sigortalanabilirliğini ele almak, sektörün deneyimini işletmelerin ihtiyaçlarıyla buluşturmak istiyoruz.</p>
<h2 style="text-align: center;"><span style="color: #169179;">Yeşil finansmanın kapısını proje ve veri açıyor</span></h2>
<p>“Yeşil finansmanın kapısı nasıl açılır?” bölümünde ise bankaların yatırım değerlendirmeleri, şirketlerin veri hazırlığı ve KOBİ’lerin teminat sorunu ele alındı.</p>
<p>TSKB GENEL MÜDÜR YARDIMCISI VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK LİDERİ MERAL MURATHAN:</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8e91a84769-1789454618.png" alt="" width="200" height="232" /><strong>Yeşil finansman için bankalarda teknik uzmanlık güçlenmeli</strong></p>
<p>■ Bir yatırımın finansmana uygunluğunu değerlendirirken şirketin bilançosu kadar kullanacağı teknolojiyi de anlamak gerekiyor. Mühendislerimiz ekipman seçimini inceliyor, eski veya uygun olmayan teknolojiler için alternatifler öneriyor. Yatırımın sağlayacağı tasarrufla birlikte çevresel ve sosyal etkilerine, biyoçeşitlilik üzerindeki sonuçlarına da bakıyoruz. Ticari bankalarda mühendislik kadrolarının gelişmesi, projelerle finansmanın buluşmasını kolaylaştırır. KOBİ’lere ulaşmak için de finansal kuruluşlar üzerinden çalışıyoruz. Dünya Bankası kaynaklı, öz tüketim amaçlı güneş yatırımlarını destekleyen finansman buna bir örnek. Garanti mekanizmaları ise finansal kuruluşların kaynak sağlamasını mümkün kılıyor. Bu kaynakları yatırıma dönüştürmek için ülkenin öncelikleri ve politika çerçevesi de açık olmalı. Ülke platformları, bu önceliklere uygun projelerin hazırlanmasına ve yatırımcıyla buluşmasına katkı sağlayabilir.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>GARANTİ BBVA SÜRDÜRÜLEBİLİR FİNANSMAN YÖNETİCİSİ GÜNEŞ GÖZEN:</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8e96f43b23-1789454703.png" alt="" width="200" height="180" /><strong>Finansmanın anahtarı enerji, su ve tedarik zinciri</strong></p>
<p>■ Şirketlerin zorlandığı alanlardan biri mevcut durumunu düzenli ve doğrulanabilir veriyle ortaya koymak. Düzenli, karşılaştırılabilir ve doğrulanabilir veri üretmeleri gerekiyor. Finansmana hazırlanırken üç alana bakmalarını öneriyoruz: Enerji tüketimi ve emisyonlar; su, hammadde ve atıklar; tedarik zincirindeki kritik girdiler ve kırılganlıklar. Enerji ve su tüketimini bilmek kaynakları daha iyi yönetmenizi sağlıyor. Tedarik zincirinde ise bir tedarikçiye olan bağlılığınızı, alternatifinizi, onun karbon performansının rekabet gücünüze olan etkisini bilmeniz gerekiyor. Sürdürülebilir finansmanı uzun vadeli müşteri ilişkisi içinde ele alıyoruz.</p>
<p>YAPI KREDİ KURUMSAL İLETİŞİM VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK LİDERİ ARDA ÖZTAŞKIN:</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8ea51da955-1789454929.png" alt="" width="200" height="178" /><strong>Yüksek emisyonlu müşteriyi dışlamak çözüm değil</strong></p>
<p>■ Yeşil deyince hâlâ çiçek, böcek algısı oluşabiliyor. Yönetim kurulunda “Şimdi sırası değil” cevabını alabiliyorsunuz. Yatırımın bilançoya etkisini, getirisini ve rekabet gücüne katkısını anlatmalıyız. Yüksek emisyonlu müşteriyi portföyden çıkardığınızda sizin emisyonunuz düşebilir ama o şirket üretmeye devam ediyor. Asıl mesele dönüşümünü finanse etmek. Yalnızca hedef açıklamak kaynağın gelmesini sağlamıyor. Projelerin hazırlanması ve yatırımcıya sunulabilecek hale getirilmesi için kapasite oluşturmalıyız. Bir başka engel kur riski: Dövizle kaynak buluyoruz ama yatırım yapacak şirket TL kazanıyor. Gelirle borç arasındaki uyumsuzluğu çözmeliyiz. Asıl ölçek fırsatı KOBİ’lerde. Bankalar için iş hacmi, şirketler için teknoloji yatırımı, istihdam ve enerji güvenliği söz konusu. Bu konu ekonomik rekabet konusu.</p>
<p>KKB SATIŞ, OPERASYON VE ÜRÜN GELİŞTİRME GENEL MÜDÜR YARDIMCISI ERŞAN RASİM HOŞRİK:</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8ea9c8fa9d-1789455004.png" alt="" width="200" height="166" /><strong>Veri hazırlayan KOBİ finansmanda karşılığını almalı</strong></p>
<p>■ KOBİ’den veri hazırlamasını istiyorsak bunun karşılığında elde edeceği faydayı da göstermeliyiz. Ziraat Bankası-KGF ve KKB iş birliğinde C ve üzeri skor alan, bankanın diğer kriterlerini de karşılayan şirketlere işletme ve yatırım kredisi imkanı sunuluyor. Başlıca avantaj, KGF kefaletiyle teminat sorununu aşmak. Şimdi düşük skorlu şirketlerin notunu yükseltecek yatırımları desteklemek için çalışıyoruz. Finansman imkanı sunarken veri hazırlamanın yükünü de azaltmalıyız. </p>
<h2 style="text-align: center;"><span style="color: #169179;">Emisyon düştü, peki şirket gerçekten dönüştü mü?</span></h2>
<p>Dönüşümde raporlamanın rolü de zirvenin gündemindeydi. “Raporlama: Bürokrasi mi rekabet aracı mı?” bölümünde, raporların bütçe ve yatırım kararlarıyla bağı, emisyon düşüşünün arkasındaki nedenler, verinin sorumluluğu ve açıklanan hedeflerin takibi ele alındı. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8eae764b75-1789455079.png" alt="" width="800" height="493" />ESCARUS GENEL MÜDÜRÜ DR. KUBİLAY KAVAK:</p>
<p><strong>İşinin geleceğini düşünen, zorunluluk gelmeden harekete geçiyor</strong></p>
<p>■ Bir şirketin sürdürülebilirliği benimsediğini anlamak için bu işe kaynak ayırıp ayırmadığına bakıyorum. Arkasında iş ve bütçe yoksa 200 sayfalık rapor bir şey söylemiyor. Sürdürülebilirliği sosyal yardımla karıştıran yaklaşım da sürüyor. KOBİ’leri ise kısaltmalarla bunaltıyoruz. “Karbonunu hesapladın mı?” diye başlamak yerine ellerindeki atık, çalışan ve diğer kayıtlardan ilerleyebiliriz. Veri sorunu büyük kuruluşlarda da var. Bir finans kuruluşunun şubesinden 12 aylık elektrik tüketimini kilovatsaat olarak bir ay boyunca alamadık. Ödenen tutar biliniyor ama tüketim izlenmiyor. Buna karşılık, yükümlülüğü olmadığı halde Afrika’dan aldığı hammaddeler için ormansızlaşmaya ilişkin sertifikasyon hazırlığı yapan şirket de var. İşinin geleceğini düşünen, zorunluluk gelmeden harekete geçiyor.</p>
<p>ERTA KURUCUSU VE YÖNETİM KURULU BAŞKANI PROF. DR. GÜLER ARAS:</p>
<p><strong>Yönetimin kararını değiştirmeyen rapor, maliyet olarak kalır</strong></p>
<p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8ebea4ffc9-1789455338.jpg" alt="" width="150" height="167" /></strong>■ Rapor yönetim kurulunun kararlarına girdi sağlamıyorsa maliyet olarak kalır. Risklerin yönetimi, fırsatların değerlendirilmesi ve yatırımların yönü raporlama sürecinde tartışılmalı. Rekabet avantajı bilgiyi toplamakla değil, o bilgiyle işi geliştirmekle oluşuyor. Hedef açıklamak hesap verme sorumluluğu da getiriyor. Emisyon azaltımı, eğitim veya teknoloji yatırımı taahhüdünün ne kadarını gerçekleştirdiğinizi sonraki raporda göstermelisiniz. KOBİ’ler için daha sade bir yapı gerekli. Kapsamlı rapor hazırlamasalar da bankanın ve büyük alıcının istediği bilgiyi sunabilecek kayıt düzenleri olmalı. Proje hazırlama kapasitemiz de eksik. Finansman imkanı açıldığında projeye o gün başlayamazsınız; veri ve ön çalışma hazır olmalı. Kaynak kadar o kaynaktan yararlanabilecek proje üretme kültürünü de geliştirmeliyiz.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>FORVIS MAZARS CEO’SU VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK ELÇİSİ DR. İZEL LEVİ COŞKUN</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8ec5e30885-1789455454.png" alt="" width="188" height="212" /><strong>İklim hedefi bütün şirketin sorumluluğu olmalı</strong></p>
<p>■ İklim taahhüdünün strateji, ölçülebilir hedefler ve bütçeyle bağlantısına bakıyorum. Ayrılan para kadar zaman ve emek de önemli. Hedefe ulaşmak için kim çalışacak, hangi kaynak kullanılacak? Gerçek bir yol haritasında engellerle karşılaşabilirsiniz ancak bunları şeffafça açıklamalısınız. İmaj için hedef verip sonradan uzaklaşmakla, çalışırken yaşanan güçlükleri anlatmak aynı şey değil. Sürdürülebilirlik ayrı bir ekibin üzerinde kalamaz. Üst yönetim, insan kaynakları, risk, uyum ve satın alma birlikte karar almalı, hedefler çalışanların performans değerlendirmelerine yansımalı. Bir birimden sonuç beklerken diğer birimlerin kararları başka yönde ilerlememeli. Verilen sözlerin bütçeye ve yapılan işlere yansıyıp yansımadığını denetleyebilmeliyiz.</p>
<p>EY TÜRKİYE ŞİRKET ORTAĞI VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK HİZMETLERİ LİDERİ ECE SEVİN:</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8ecb936f0f-1789455545.png" alt="" width="200" height="209" /><strong>Su riskini yazıyorsunuz, finansal planda etkisi nerede?</strong></p>
<p>■ Emisyon düşüşünün nedenini sorgulamalıyız. Verimlilik mi sağlandı, üretim mi azaldı, iş dışarıya mı yaptırıldı? Raporda su kıtlığı riskini anlatıyorsanız maliyetlere ve yatırımlara etkisini de göstermelisiniz. Finansal planda karşılığı yoksa arada kopukluk vardır. Verinin sorumlusu ve kontrol süreci de belli olmalı, bu düzen kurulmadan yazılım almak sorunu çözmez. Yöneticilere üç önerim var: Sorumluluğu tek kişiye bırakmayın; bütçe ve üretim kararları başka birimlerdeyken sonucu yalnızca sürdürülebilirlik yöneticisinden beklemeyin. Veriyi yıl sonunda değil, aylık veya üç aylık izleyin. Yeni tesis ve makine yatırımlarını su riski, düşük karbonlu ürün talebi ve şirket hedefleriyle birlikte değerlendirin.  </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/rotayi-belirleyecek-5-adim-87491</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/9/1/1280x720/46-1789455733.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EKONOMİ Gazetesi ve TÜRKONFED’in düzenlediği “COP31’e Doğru İş Dünyası İçin Net Konuşalım” Zirvesi’nde iş dünyasının dönüşümü hızlandırması için 5 kritik adım öne çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/buyukbas-besi-ureticileri-zarardayiz-kuculuyoruz-87480</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 08:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Büyükbaş besi üreticileri: Zarardayız, küçülüyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Kırmızı ette besici maliyetleri ile kesimhane fiyatları arasında fark giderek açılıyor. Son bir yıldır bölgesel savaşlar nedeniyle tedarik zincirinde yaşanan aksamaların başta akaryakıt olmak üzere yem, saman işçilik maliyetlerini arttığını vurgulayan büyükbaş hayvan besicileri, buna karşın kombine kesim ücretlerinin artmamasından şikâyetçi. Ege, Akdeniz, Marmara, İç Anadolu, Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Karadeniz bölgelerindeki kombina ve kesimhane verilerine göre, kombine ile besici fiyatı arasında ortalama 50-70 lira farkı var. Besicilerin büyükbaşta 640 lira kilogram maliyetine karşın kombine kesim ücretleri bölgelere göre 575 ila 590 lira arasında değişiyor. Mevcut kesim fiyatlarının artan üretim maliyetlerini karşılamadığını ve üretimin giderek daha zor hale geldiğini belirten Güven Hayvancılık sahibi Güven Oktay, yem, saman ve akaryakıt fiyatlarındaki artışa karşılık hayvan kesim fiyatlarının düşük kaldığını söyledi.</p>
<h2>Kilo başına 50 lira zarar</h2>
<p>Yaklaşık 30 yıldır besicilik yaptığını vurgulayan Oktay, besiciliğin kârlı olmayı bırakın, mevcut haliyle işletmenin devamlılığını sağlamak açısından dahi zorlaştığını ifade ederek, “Yem, saman ve yakıt pahalı, hayvan kesimi ise ucuz. Hayvanın kilosunun 630-640 liraya kesilmesi gerekiyor ki besicilik kâr etmeyi bırak, en azından kendisini kurtarsın. Şu anda besicilerin tamamı kilo başına en az 50 lira zararına çalışıyor” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8df62d1566-1789452130.png" alt="" width="654" height="282" />İstanbul Arnavutköy’deki besihanesinde geçen yıl 50 dana beslediğini, bu yıl ise hayvan sayısını 42'ye düşürerek yaklaşık yüzde 20 küçüldüğünü vurgulayan Oktay, “Maliyetler her geçen gün artıyor. Yemin torbasına daha dün 50 lira zam geldi. İki yıl sonra kurbanlık olacak bir hayvan bize kilosu 700 liraya geliyor. Buna karşılık hayvanı 560, 575 veya 590 liradan, illere göre farklı fiyatlarla kestiriyoruz. Yani zarar ediyoruz. Gittikçe küçülüyoruz” diye konuştu.</p>
<h2>Böyle giderse hayvancılığı bırakacağız </h2>
<p>Hayvancılık desteklerinin büyük işletmelere daha fazla yöneldiğini, küçük üreticilerin ise ayakta kalmakta zorlandığını söyleyen Oktay, “Tekirdağ'ın Saray ilçesindeki 200 başlık çiftliğim şu anda boş. Mevcut maliyetlerle hayvan alıp beslemek sürdürülebilir olmaktan çıktı. Şu an pazarda canlı kilosu 700 liradan hayvan satılıyor. Alıp ahıra koysan, çoban tutacaksın, yem masrafı var, diğer giderler var. Hepsi zarar. Çiğ süt fiyatları ile günlük tüketim harcamalarını karşılamıyor. 3 kilo süt satsan 1 bardak çay içiyorsun. Böyle giderse hepimiz bu işi bırakacağız” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>İthal besiliklerin de cazibesi kalmadı </h2>
<p>Piyasadaki sorunun hayvan arzından ziyade üreticinin maliyetleri ve elde ettiği gelir arasındaki dengesizlik olduğunu ifade eden Oktay, besilik ithal hayvanların da eskisi kadar maliyet avantajı sağlamadığını, ithal Angus ile yerli hayvan arasındaki fiyat farkının da kapandığını söyledi. İthal hayvanın yaklaşık 427 TL/kg maliyetle getirildiğini kaydeden Oktay, “İthal hayvanla birlikte üstünde 20 kilodan fazla gübre geliyor. Gelen gübre ve diğer unsurlar da hesaba katıldığında maliyeti yaklaşık yerli hayvanla eşdeğer oluyor. Bazı besiciler bu nedenle Angus almaktan vazgeçerek Kars'tan yerli dana almaya başladılar. Kesimde de yerli hayvana göre ithal hayvan 20-30 lira daha düşük fiyata gidiyor. Bizim hayvanımız 560 liraysa Angus 530, hatta 520 liraya kesiliyor” dedi.</p>
<h2>Sonbahar ve kış fiyatlar dengeye oturur </h2>
<p>Dana karkas fiyatları, 2025 yılı Kasım ayında yaşanan spekülatif fiyat hareketleri ve arz kısıtlarının etkisiyle 480 TL/ kg bandından kısa sürede 620–630 TL/kg seviyelerine yükseldiğini kaydeden Ulusal Kırmızı Et Üreticileri Konseyi (UKON) Başkanı Ahmet Hacıince, 2026 yılı başından itibaren ise 570-600 lira bandında dalgalandığını söyledi.</p>
<p>Et ve Süt Kurumu’nca yürütülen regülasyon faaliyetlerinin etkisiyle dana kesim fiyatlarının istikrarlı bir seyir izlemeye başladığını vurgulayan Hacıince şöyle devam etti; “Kuzu kesim fiyatları ile dana kesim fiyatları arasındaki fark arz kaynaklı. Kurban Bayramı döneminde gerçekleşen yoğun küçükbaş kesimleri ve yaz aylarında artan talep fiyatları yukarı yönde taşıdı. Kuzu karkas fiyatı istikrarlı bir seyir izleyerek 491 liradan 630 liraya yükseldi. Bu mevsimsel hareket, her yıl aynı dönemlerde benzer şekilde tekrarlanan bir döngü. Okulların açılmasıyla birlikte iç turizm hareketliliğinin ve yaz dönemine bağlı küçükbaş eti talebinin azalmasını bekliyoruz. Aynı dönemde mera ve yaylalardaki hayvanların yerleşim yerlerine dönerek pazara ve kesime sevk edilmesiyle birlikte arzın da artacağını öngörüyorum.”</p>
<h2>Kuzu karkasında fiyat farkını talep, mevsim ve üretim belirliyor </h2>
<p>İç ve dış turizmin yoğun olduğu Marmara, Ege ve Karadeniz bölgelerinde özellikle yaz döneminde küçükbaş etine yönelik tüketimin artması, bölgesel fiyatları yukarı taşıdığını vurgulayan Hacıince, ayrıca Marmara ve Ege’de yetiştirilen kuzuların, ırk özellikleri nedeniyle sofralık tüketimde daha fazla tercih edilmesi de bu bölgelerdeki fiyat oluşumunu etkilediğini kaydetti. Üretim tercihleri açısından ise özellikle Güneydoğu Anadolu’da hayvanlar daha uzun süre beside tutuluyor ve kuzu yerine ağırlıklı olarak toklu kesimi yapılıyor. Toklu karkasının kuzu karkasından farklı bir ürün grubu olarak fiyatlanması, bu bölgede kayda geçen kesim fiyatlarının daha düşük görünmesine neden oluyor. İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da turizm kaynaklı talep baskısının daha sınırlı olması da bölgesel fiyat farkını artırıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Son 1 yılda kesim fiyatı danada 119, kuzuda 138,7 lira arttı</span></h2>
<p>Ulusal Kırmızı Et Konseyi'nin (UKON) verilerine göre, son bir yılda dana kesim fiyatında inişli çıkışlı bir grafik, kuzu kesim fiyatında ise istikrarlı bir yükseliş hâkim. Son 1 yılda Dana kesim fiyatı kilo başına 119 lira, kuzu kesim fiyatı da 138,7 lira attı. Türkiye’nin 7 bölgesinde bulunan kombine kesim fiyatlarının ortalamasına göre, 4 Eylül 2025'te 465,80 TL/kg olan dana kesim fiyatında Ocak 2026’dan itibaren inişli çıkışlı bir grafik var. 8 Ocak’ta 587,19 TL/kg seviyesinde bulunan dana kesim fiyatı Mart’ta 612 TL/kg ile ilk 9 ayındaki en yüksek seviyesine çıktı. Ardından düşüşe geçerek 16 Temmuz'da 570 TL/kg seviyesine kadar geriledikten sonra toparlanarak 10 Eylül’de 584,95 liraya yükseldi. Şu anki kesim fiyatı 8 Ocak’taki fiyatın 2,24 lira gerisinde. Kuzu kesim fiyatında ise istikrarlı bir yükseliş hakim. 4 Eylül 2025’te 491,46 lira olan kuzu kesim fiyatı son 1 yılda 130,7 lira artarak 10 Eylül’de 622,14 liraya çıktı. Yılın ilk dokuz ayında ise 70,5 lira artış var. 8 Ocak’ta 522,94 lira olan kuzu kesim fiyatı, 10 Eylül’de 622,14 liraya çıktı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/buyukbas-besi-ureticileri-zarardayiz-kuculuyoruz-87480</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/buyukbas.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yem, saman ve akaryakıtta artan maliyetlere karşılık kesim fiyatlarının yetersiz kaldığını belirten besiciler, zararına üretim yaptıklarını ve sürülerini küçülttüklerini bildiriyor. 7 bölgenin ortalama verilerine göre dana kesim fiyatı yılbaşından bu yana yalnızca yüzde 0,5 civarında yükseldi. Kuzu kesim fiyatı ise aynı dönemde yüzde 13,9 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ekmek-fiyatina-enflasyona-endeksli-cozum-formulu-87478</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 08:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekmek fiyatına enflasyona endeksli çözüm formülü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Artan hammadde ve enerji maliyetleri ekmek üreticilerinin fiyat tarifesinin belirlenme yöntemine ilişkin yeni bir model önermesine neden oldu.</p>
<p>İstanbul Ticaret Odası (İTO) Ekmek, Un ve Unlu Mamuller Meslek Komitesi Üyesi ve Meclis Başkan Yardımcısı Selim Şimşek, mevcut tarife sisteminin hem sektör hem de kamu açısından bürokratik yük oluşturduğunu belirterek, ekmek tarifesinin enflasyona endekslenmesini istedi. Ekmek üretiminde yaklaşık 40 farklı girdinin kullanıldığını anlatan Şimşek, bu girdilerin tamamına yakınının fiyatının serbest piyasa koşullarında oluştuğunu, buna karşın nihai ürün olan ekmeğin azami fiyat tarifesine tabi olduğunu söyledi. Maliyetlerdeki değişim nedeniyle yılda iki, bazı dönemlerde üç kez yeni tarife ihtiyacı doğduğunu ifade eden Şimşek, “Hammadde girdilerinin ve enerji maliyetlerinin artması neticesinde yılda en az iki veya üç defa yeni fiyat tarifesi yapma zorunluluğumuz oluyor. Yaklaşık 40’a yakın girdimiz var. Bunların tamamının fiyatı serbest piyasa koşullarında belirleniyor. Ancak nihai ürün olan ekmek tarifeye bağlı” dedi.</p>
<h2>Bürokrasiyle uğraşmaya gerek kalmasın </h2>
<p>Tarife değişikliklerinde yaşanan sürecin odayı, sektör temsilcilerini ve kamu kurumlarını yorduğunu belirten Şimşek, bunun yerine otomatik bir fiyatlama mekanizması oluşturulmasını önerdi. Şimşek, “Yıllık enflasyon rakamları zaten açıklanıyor. Bu bürokrasiyle uğraşmaya gerek kalmadan yılda üç, dört veya iki defa, ilgili bakanlığımız nasıl takdir ederse enflasyon oranında ekmek tarifesinin belirlenmesini talep ediyoruz” diye konuştu.</p>
<h2>Yeni tarife çalışmaları başladı </h2>
<p>Şimşek aynı zamanda yeni bir tarife çalışmasının da başladığını açıkladı. Sektörden gelen fiyat talebinin meslek komitesinin son toplantısında ele alındığını belirten Şimşek, “Yeni bir sahadan gelen fiyat talebini komitemizde görüştük ve karara bağladık. Hazırlıkların ardından muhtemelen en kısa sürede yönetim kurulumuza gelecek” dedi. Fiyat değişikliklerini “zam” olarak nitelendirmek istemediklerini söyleyen Şimşek, maliyetlerdeki yükseliş nedeniyle yapılan işlemi “fiyat ayarlaması” olarak değerlendirdiklerini ifade etti.</p>
<h2>Ruhsatsız fırınlar denetlensin </h2>
<p>Şimşek, sektörün önemli sorunlarından birinin de ruhsatsız fırınlar olduğunu belirterek, bu işletmelerin yasal faaliyet gösteren fırınların kapasite kullanımını düşürdüğünü ve maliyetlerini yükselttiğini söyledi. İstanbul Valiliği ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi aracılığıyla ruhsatsız fırınların daha etkin denetlenmesini ve gerekli durumlarda kapatılmasını talep ettiklerini aktardı. Yeni fırınların açılmasının da bölgedeki ihtiyaç ve mevcut üretim kapasitesine göre planlanmasını isteyen Şimşek, ruhsat verilmeden önce fizibilite çalışması yapılması gerektiğini dile getirdi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"Zincir marketlerde yüzde 5 iade kaldırılsın"</span></h2>
<p>Zincir marketlerdeki ekmek iadelerine de dikkat çeken Şimşek, yüzde 5’e kadar olan iade uygulamasının kaldırılmasını istedi. İade miktarlarının önemli boyutlara ulaştığını belirten Şimşek, oranın sıfırlanmasının ekmek israfını azaltacağını ve üretim-tüketim planlamasını iyileştireceğini söyledi. Şimşek, işletmede masa bulunması halinde paket ekmek satışında KDV’nin yüzde 10 olarak değerlendirilmesine de itiraz etti. Müşterinin herhangi bir hizmet almadan tezgahtan satın alıp götürdüğü ekmekte KDV’nin yüzde 1 olması gerektiğini belirten Şimşek, masası olan ve olmayan fırınlar arasında farklı uygulamanın haksız rekabete yol açtığını savundu. Kentsel dönüşüme giren binalardaki fırınların ruhsat haklarının yeni binada korunmasını isteyen Şimşek, sektörde giderek büyüyen eleman açığı için de meslek liselerinde ekmekçilik ve unlu mamuller bölümlerinin açılması çağrısında bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ekmek-fiyatina-enflasyona-endeksli-cozum-formulu-87478</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/ekmek.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekmek tarifesinin enflasyona endekslenmesini talep eden İTO Ekmek, Un ve Unlu Mamuller Meslek Komitesi Üyesi ve Meclis Başkan Yardımcısı Selim Şimşek, &quot;Yaklaşık 40’a yakın girdimiz var. Bunların tamamının fiyatı serbest piyasa koşullarında belirleniyor. Ancak nihai ürün olan ekmek tarifeye bağlı.” ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/program-doneminde-uretimi-en-fazla-dusen-sektor-ayakkabi-oldu-87476</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 08:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Program döneminde üretimi en fazla düşen sektör ayakkabı oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8dc5fb8a2b-1789451359.png" alt="" width="233" height="111" /></p>
<p>TÜİK, 2025 yılı toplu istatistiklerine yayımladı. 2025 ve önceki birkaç yılın verilerini kapsayan bu istatistikler, esas itibariyle “enflasyonla mücadele programı” dönemini kapsıyor denilebilir. Bilindiği gibi program, 2023 yılı mayıs – haziran döneminde başlamıştı. Halen yürürlükte, 2026 itibariyle sonuçlarını TÜİK’in yayın periyoduna göre 2027 yılı ikinci yarısında görebileceğiz. Elimizde 2,5 yılı tamamen program dönemi olmak üzere 3 yıllık sonuçlar var. Bu sonuçlara göre program döneminde üretiminde en büyük kayıp sektör (sayası deri) ayakkabı olmuş. 2025’te, 2023’e göre sektördeki üretim kaybı yüzde 41,6 düzeyinde. TÜİK tablosunda bütün sektörler yer almıyor. Örneğin tekstil ve hazır giyim yok. Sadece halı sektörü üretim rakamları verilmiş. Seçilmiş 18 sektörün verilerine bakıldığında, ayakkabıdan sonra en büyük kayıp kayısı üretiminde olmuş. 2023 – 2025 döneminde üretiminde yüzde 21,9 kayıp yaşanmış. Kaybın büyüklüğüne göre üçüncü sırada kombi (%18,3), dördüncü sırada ev tipi buzdolabı (%16,6) ve beşinci sırada kabuksuz işlenmiş fındık (%12,9) var.</p>
<h2>Tarımdan 3 sektörün rakamları </h2>
<p>TÜİK’in 18 sektörü kapsayan tablosunda tarımdan 3 sektör yer alıyor; kayısı, kabuksuz fındık ve çay. Bu üç ürün grubunun 3’ünde de üretim kaybı olmuş. En büyük kayıp kayısıda. 2025’te üretimi, 2023’e göre yüzde 21,9 düşmüş. Kabuksuz fındıkta düşüş yüzde 12,9, çay üretimindeki düşüşte yüzde 10 düzeyinde gerçekleşmiş.</p>
<p>TÜİK tablosunda yer alan 18 sektörden 11’inin üretiminde düşüşler var. 7 sektörde ise ciddi üretim artışı olmuş. Bunların başında üretimi neredeyse ikiye katlanan tıbbi ilaçlar var. 2023 üretimi 19,6 milyar TL değerinde iken, 2024’te 28 milyar liralık üretim, 2025’te ise 39 milyar liralık üretim yapılmış. TÜİK tablosunda sadece ilaç üretimi değeri parasal (TL) rakamlarla verilmiş. Dolayısıyla sektörün “üretiminde en yüksek artış olan sektör” olarak gözükmesinin nedeni de esasta fiyatlama ayarlamalarından kaynaklanıyor. İEİS Genel Sekreteri Savaş Malkoç, bir açıklamasında, “2025 yılında gerçekleşen büyümenin temel kaynakları fiyat düzenlemesi, mevcut ürünlerin satış dağılımındaki değişim, yeni ilaç girişleri ve hacim artışı oldu. Değer bazındaki büyümede ilaç kuru düzenlemesinin etkisi belirleyici oldu” demiş.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8dc7563513-1789451381.png" alt="" width="742" height="474" /></p>
<h2>Deterjanda üretim artışı fason üretimden geldi </h2>
<p>Deterjanlar ve yıkama müstahzarları üretiminde 2023 – 2025 kıyasında yüzde 64,2 artış gerçekleşmiş. Sektör kaynaklarına göre bu artışın kaynağı “Avrupa’nın artan maliyetleri karşısında rekabet avantajı arayan birçok uluslararası markanın, rotasını Türkiye’deki fason (private label) üreticilere çevirmesi ve Türkiye’nin bu konuda merkeze dönüşmesi.” Bağımsız B2B Platformu’nun açıklamasına göre bu dönemde üretim hatlarına devasa teknoloji yatırımları, kapasiteyi ve sektör ihracatını tarihi zirvelere taşıdı. Özeti, deterjan üretimindeki artış, ilaçtaki gibi fiyatlama kaynaklı değil, gerçekten üretim artışından geliyor.</p>
<p>Üretiminde en yüksek artış olan üçüncü sektör hazır beton… Üretiminde yüzde 19’luk artış olmuş. Dezenflasyon programı döneminde 2023 – 2025 kıyasında üretiminde artış olan toplam 7 sektörün diğer dördü şunlar: Sigara, portland çimentosu, halı – kilim ve otomobil. Otomobil üretimindeki artış sadece yüzde 1 düzeyinde. Otomobil üretimi 3 yıllık erimde yerinde saymış denilebilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/program-doneminde-uretimi-en-fazla-dusen-sektor-ayakkabi-oldu-87476</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/ayakkabi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Program döneminde üretimi en fazla düşen sektör ayakkabı oldu... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/petrol-ve-yapay-zeka-piyasayi-sikistirdi-87475</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 08:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petrol ve yapay zeka, piyasayı sıkıştırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8d9f31fe99-1789450739.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Küresel piyasalar yeni haftaya iki ayrı cepheden gelen baskıyla başladı. Bir tarafta Ortadoğu’da arz riskinin yeniden büyümesiyle Brent petrol 108 dolar sınırına dayanırken, diğer tarafta yapay zeka sektörünün en güçlü isimlerinden gelen karamsar mesajlar teknoloji hisselerinde satışları tetikledi. Böylece yatırımcıların karşısına aynı anda hem “daha yüksek enflasyon ve faiz” hem de “daha düşük AI yatırımı” riski çıktı.</p>
<p>Petrol cephesindeki son gelişme, Körfez ülkeleri ile İran arasında Hürmüz Boğazı’nın geleceğini görüşmek üzere Umman’da yapılması planlanan toplantının ertelenmesi oldu. Görüşmenin ertelenmesi, bölgedeki tansiyonun düşürülebileceği beklentilerini zayıflatırken, Suudi Arabistan’ın insansız hava aracı saldırısı sonrası Doğu-Batı petrol boru hattını kapatması arz endişelerini daha da büyüttü. Brent dün yüzde 3’e yakın yükselerek 107-108 dolar bandına çıktı. WTI petrolü de 105 doları geçti.</p>
<h2>Borsaları sarsıyor </h2>
<p>Petrol fiyatlarındaki çıkış hisse senedi piyasalarında düşüş getiriyor. Zira, petrolün geldiği seviyeler üzerinde kalması ise yalnızca enerji şirketlerini ilgilendirmiyor. Yakıt maliyetlerindeki yükseliş taşımacılıktan sanayiye, havacılıktan gıda üretimine kadar geniş bir alanda maliyetleri artırıyor. ABD’de ağustos üretici fiyatlarının yıllık artışının yüzde 5,4’e çıkması da enerji şokunun enflasyon üzerindeki etkisini yeniden gündeme taşıdı.</p>
<h2>Tahvil faizi yüzde 5’e dayandı </h2>
<p>Petrolün yeniden yükselişe geçmesi ayrıca merkez bankalarının faiz indirimi beklentilerini de zayıflatıyor. ABD 10 yıllık Hazine tahvilinin getirisi yüzde 4,98 ile 2023’ten bu yana en yüksek seviyelerine yaklaşırken, piyasalar Fed’in bu hafta 25 baz puanlık faiz artırımına gitme ihtimalini yüzde 80’in üzerinde fiyatlıyor. Yüksek petrol enflasyonu artırarak faizleri yukarı iterken, yüksek tahvil getirileri de hisse senetlerinin cazibesini azaltıyor.</p>
<p>Diğer yandan petrolün yarattığı “daha yüksek enflasyon- daha yüksek faiz” baskısına, AI cephesinden “daha yavaş yatırım ve daha düşük büyüme” endişesi ekleniyor. Petrol yükselirse enflasyon ve faiz baskısı büyüyecek; AI yatırımları yavaşlarsa büyüme ve şirket kârları sorgulanacak. İki riskin aynı anda güçlenmesi ise yatırımcıları daha savunmacı pozisyonlara itiyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">KÜRESEL ARZIN YÜZDE 4’Ü TEHLİKEDE</span></h2>
<p>Piyasanın asıl korkusu ise fiyatın geldiği seviyeden çok, arz kesintisinin ne kadar süreceği. Reuters kaynaklarına göre Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz’deki Yanbu limanına petrol taşıyan Doğu- Batı hattı yeniden çalışmazsa, ülkedeki ihracat stokları yalnızca 5-7 gün yetecek. Hat yaklaşık 4 milyon varil/gün petrol taşıyor; bu miktar küresel arzın yaklaşık yüzde 4’üne denk geliyor. Dolayısıyla hattın birkaç gün içinde devreye alınamaması, piyasadan küresel arzın yüzde 4’üne kadarının çekilmesi riskini doğuruyor. Suudi Arabistan’ın üretimi de savaş öncesindeki seviyelerden ciddi biçimde gerilemiş durumda. Riyad’ın OPEC’e bildirdiği verilere göre üretim, şubat ayındaki 10,9 milyon varil/günden ağustosta 6,2 milyon varil/ güne kadar geriledi. IEA da küresel petrol arzının bu yıl günlük 5,7 milyon varil, yani yaklaşık yüzde 6 azalabileceği uyarısında bulunuyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">AI PATRONLARINDAN “YAVAŞLAYIN” ÇAĞRISI</span></h2>
<p>Yapay zeka cephesinden gelen mesajlar piyasadaki ikinci büyük endişeyi oluşturdu. Anthropic CEO’su Dario Amodei, yapay zeka modellerinin geliştirilme hızının yavaşlatılması çağrısında bulundu. Amodei, yapay zekânın kötüye kullanımına ve güvenlik risklerine ilişkin kaygıların arttığını belirterek daha fazla zaman kazanılması gerektiğini savundu. Çağrıya OpenAI CEO’su Sam Altman ve xAI’nin sahibi Elon Musk da destek verdi. Altman ayrıca OpenAI’ın bu yıl halka arz planını güvenlik gerekçeleriyle erteledi. Bunun ilk yansıması Asya’da görüldü. SoftBank yüzde 10’un üzerinde gerilerken, SK Hynix, Samsung Electronics, Kioxia ve TSMC gibi AI tedarik zincirinin önemli oyuncularında sert kayıplar yaşandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/petrol-ve-yapay-zeka-piyasayi-sikistirdi-87475</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/7/5/1280x720/68-1789451008.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hürmüz diplomasisinin yeniden ertelenmesi ve Suudi Arabistan’ın kritik petrol boru hattını kapatması Brent’i 108 dolara taşırken, yapay zeka sektörünün üç önemli isminin “gelişimi yavaşlatma” çağrısı teknoloji hisselerinde satış dalgası yarattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yolcu-sayisi-10-milyonu-buldu-yabanci-payi-266-puan-yukseldi-87474</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 08:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yolcu sayısı 10 milyonu buldu, yabancı payı 2,66 puan yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST 30 Endeksi geçtiğimiz haftayı %4,88 yükselişle tamamlarken, yabancılar adeta endeksi ortadan ikiye böldü; 15 hissede alım yaparken diğer 15’inde sattılar. Kamu hisselerinde rotasyon sürdü. THY, Türk Telekom ve Türk Altın’ı alıp; Aselsan Vakıfbank ve Emlak Konut’u sattılar.</strong></p>
<p>BIST 30 Endeksi yaklaşık 1,5 aydır yukarı yönlü eğilimini sürdürüyor. Bir önceki hafta yabancıların satış ağırlıklı işlemler yaptığı endeks hisselerinde, geçtiğimiz hafta alıma döndüler. İşlemleri kamu hisselerinde ağırlık bulurken, havacılık, telekomünikasyon ve sanayide yoğunlaştıkları gözlendi. Erdemir, Kardemir D ve Turkcell 5 gün kesintisiz yabancı girişi yaşadı; Astor Enerji, Emlak Konut ve Petkim’de ise satış tarafında durdular. Veriler yabancı fonların hisselerde kalıcı pozisyon almak yerine kısa süreli dalgalanmalardan yararlandıklarını işaret ediyor.</p>
<h2>THY’de alıma döndüler</h2>
<p>Yabancılar THY hissesinde paylarını 2,66 puan artırıp %23,8 seviyesine çıkardı. Şirket ağustos ayında yolcu sayısını %5,6 büyüterek 10 milyona yükseltti. İstanbul Havalimanı’nda günlük 1.787 uçuşla kırılan tüm zamanların rekoru, hisseye yönelik yabancı ilgisini artırmış görünüyor. İstanbul Havalimanında 4. ana pistinde çalışmalar ise son aşamaya geldi. Türk Telekom’da paylarını 2,61 puan artırarak %35,41’e çıkaran yabancılar, dört gün boyunca alım tarafında yer aldı. Firma, sahip olduğu gayrimenkul portföyünü değerlendirme kararı aldı; taşınmazlar daha verimli değerlendirmek adına alternatifler üzerinde çalışıyor. Yılın ilk yarısında gelirini %9 artıran şirket, yıl sonu büyüme öngörüsünü %8’e çekti.</p>
<h2>Fidelity Magellan sattı</h2>
<p>Astor Enerji hissesinde yabancılar 1,53 puan satış yaparak paylarını %63,65’e indirdi. Bir zamanlar ünlü fon yöneticisi Peter Lynch’ın da görev aldığı Fidelity Magellan fonu, 31 Ağustos günü yaptığı satışlarla payını %8,76’dan %4,39’a indirdi. Astor, 97,9 milyon dolarlık yeni bir sözleşme imzalasa da BIST 30 hisseleri içinde %2,81 kayıpla geçtiğimiz hafta düşen tek hisse oldu.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8d9696a425-1789450601.png" alt="" width="999" height="550" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>GETİRİ ORANI MI, RİSK ORANI MI?</strong></p>
<p><strong>Getiri oranı;</strong> performans ölçümü, hedef uyumu, motivasyon, karşılaştırma. Risk körlüğü, geçmişe bağımlılık, psikolojik tuzak, istikrarsızlık.</p>
<p><strong>Risk oranı;</strong> güvenlik, sürdürülebilir büyüme, bilinçli dağılım. Getiri törpüsü, karmaşıklık, aşırı temkinlilik, dinamizm kaybı, öngörülemezlik.</p>
<p><strong>Belediyeden aldığı jeotermal kuyuları 10 yıl sonra projeden vazgeçerek iade etti</strong></p>
<p>Zorlu Enerji, Denizli’deki Jeotermal projesinden neden vazgeçti? ● Berk Tezel</p>
<p>Berk; Zorlu Enerji, 2016’da Denizli Belediyesinden ihale yoluyla aldığı Tekkehamam II Jeotermal Enerji projesini 2019’da dolaylı bağlı ortaklığına devretti. Geçtiğimiz haziran ayında yaptığı açıklamada ise projenin sona erdirildiğini belirterek kuyuların teslim sürecinin başlatıldığını duyurdu. Aradan geçen 10 senenin ardından projeden neden vazgeçildiğine dair açıklamada ek bir bilgi bulunmuyor. Ancak Çevre Bakanlığı’nın firmanın bir yıl boyunca açılacak ihalelere katılmasını yasaklaması, kamunun şirketi haklı görmediği anlamına geliyor.</p>
<p><strong>Tuzla’daki arsanın kalanını aldı ve tam sahipliğe kavuştu. Proje için acele etmeyecek</strong></p>
<p>Körfez GMYO Tuzla’daki yeri aldığına göre inşaata hemen geçer mi? ● Hasan Kanar</p>
<p>Hasan; Körfez GMYO, Tuzla’daki 10.587 metrekarelik arsanın önemli kısmına sahip bulunurken, diğer ortaklara ait 1.159 metrekarelik kısmını 59 milyon TL’ye satın aldı. İşlemle birlikte arazinin tamamını mülkiyetine geçirmiş oldu. Ancak söz konusu alanın nasıl bir projeyle değerlendirileceği veya gelire ne zaman yansıyacağı hakkında herhangi bir açıklamada bulunmadı. Arsa mülkiyetinin tek elde toplanması, şirketin zarar yazdığı bu süreçte yeni projelerin önünü daha kolay açmasına imkan verse de, piyasanın normalleşmesini beklemesi şaşırtmamalı.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>AOY fonu yabancı enerji hisselerine yatırımla bir yılda yüzde 48 yükseldi</strong></p>
<p>Ak Portföy’ün yönettiği Alternatif Enerji Yabancı Hisse Senedi Fonu (AOY), yılın ilk yarısında yükselen bir ivmeyle hareket etti. Haziranda test ettiği 0,43 TL’nin ardından yönünü aşağı çevirdi. Haziranda büyüklüğü 1,28 milyar TL’ye kadar çıkan fon, sonrasında daralan bir eğilim sergiledi. Eylülün ikinci haftasında hacmi 1,02 milyar TL’ye geriledi. Temmuzdan bu yana para çıkışı yaşanıyor. Eylülde çıkan nakit 22,8 milyon TL. Yatırımcı sayısı fiyattaki düşüşe bağlı olarak geriledi. Sayı şimdilerde 26.625 seviyesinde bulunurken, doluluk oranı %17,50. Temel stratejisi, fon varlıklarının yabancı yenilenebilir enerji şirketlerinde değerlendirmek. Portföyün %99’u yabancı hisse senetlerinden oluşuyor. Yeşil enerjiye yönelen yatırımcılara hitap ediyor. Son bir yılda %47,74 yükselişle endeksi geçti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Bulls Yatırım, piyasadan %42,98 bileşik faizle 700 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Bulls Yatırım, 11.09.2026 tarihinde finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 700.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %39, bileşik faizi %42,98 olarak belirlendi. 175 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 05.03.2027 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %18,69 düzeyinde. 11 Eylül itibarıyla TLREF %36,9 seviyesinde bulunuyor. Buna göre Bulls Yatırım’ın verdiği %39 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 2,1 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFBLLY32712 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8d92b3bfdb-1789450539.png" alt="" width="970" height="243" /></strong><strong>TÜRK ALTIN</strong></p>
<p><strong>Tek tek varlıklar yerine varlıkları elinde tutan şirketi satın almaya karar verdi</strong></p>
<p>Türk Altın İşletmeleri, mayısta yaptığı açıklamayla toplam altı işletme ruhsatı ile Sındırgı’da faaliyet gösteren cevher işleme tesisini 69,9 milyon dolara almak üzere mutabakata vardığını duyurmuştu. Yaptığı yeni açıklamayla bu defa ilgili varlıkları doğrudan almak yerine bünyesinde bulunduran Sındırgı Maden İşletmeleri firmasının satın alınmasına karar verdiğini belirtti. Anlaşma kapsamında 69,9 milyon dolar olarak öngörülen işlem bedelinin, KDV ve vergiler dâhil toplam 65,5 milyon dolar olarak revize edildi. Şirket, Kaymaz tesisinde de kapasite artışına gidiyor.</p>
<p><strong>KOLEKSİYON MOBİLYA</strong></p>
<p><strong>Yeni bir otelin mobilya ve tefrişat işlerini alan şirket ilk yarıda zarar yazdı</strong></p>
<p>Koleksiyon Mobilya, yurt içinde turizm sektöründe yer alan kurumsal bir müşteriyle mobilya ve tefrişat üretim ve montajının gerçekleştirilmesine yönelik sözleşme imzaladı. Söz konusu anlaşmanın toplam bedeli KDV dahil 199,4 milyon TL olduğu belirtildi. Tutar şirketin yıllık gelirinin %7,12’si seviyesinde bulunuyor. Hacimli ve kurumsal odaklı iş bağlantısı, şirketin proje bazlı üretim kabiliyetlerini destekleyerek gelirini artırmasına olanak verecek. Yılın ilk yarısında satışlarını %13 düşüren firma esas faaliyetlerden zarar yazarken, dönem sonunda da zarar sürdü.</p>
<p><strong>HOROZ LOJİSTİK</strong></p>
<p><strong>Çerkezköy’de inşası süren entegre lojistik tesisini kademeli devreye alıyor</strong></p>
<p>Horoz Lojistik, yatırım programında yer alan ve çalışmalarının %80’i tamamlanan Çerkezköy entegre lojistik üssünü kısmi olarak hizmete alarak açılışını gerçekleştirdi. Tesis, 100 bin metrekare açık, 60 bin metrekare kapalı alanda üç farklı depolama biriminden oluşuyor. Toplam 25.900 palet ile günlük 250 bin sevkiyat kapasitesine sahip olacak. Açıklamada lojistik üssünün, firmanın e-ticaret lojistiği hedeflerini besleyeceği ifade ediliyor. Operasyonel hacmi genişleten yatırım, müşteri hizmet kalitesini artıracak. Horoz Lojistik, yılın ilk yarısında zarar açıkladı.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Adel’in gücü çıkışa yetmedi. Ağustosun son haftası gelen satışlarla geriledi</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8d903c3887-1789450499.png" alt="" width="302" height="248" />Taban seviyesine yakın duran Adel’de fonlar hareketsiz kalmayı tercih ediyor. Düşen fiyat karşısında hisse sadece 2 fonun portföyünde yer alıyor. Fonların sahip olduğu toplam miktar sadece 4,8 bin lot seviyesinde. Miktar daha ziyade çeşitlilik niteliği taşıyor. Adel için öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Hisseyi en fazla alan Azimut Portföy’ün BIY fonu. Söz konusu fon 3.795 lota sahip. Global MD Portföy’ün yönettiği GNH fonundaysa sadece 961 lot var.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yolcu-sayisi-10-milyonu-buldu-yabanci-payi-266-puan-yukseldi-87474</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yolcu sayısı 10 milyonu buldu, yabancı payı 2,66 puan yükseldi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/teknoloji/sifirinci-gun-acigini-bulma-yetenegi-yapay-zekayi-en-guclu-siber-saldirgan-haline-getirebilir-87473</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 08:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Sıfırıncı Gün Açığı&#039;nı bulma yeteneği yapay zekayı en güçlü siber saldırgan haline getirebilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Dijital Dönüşüm ve Siber Güvenlik Derneği (DDSGD) tarafından yayımlanan çalışmada, son günlerde ağırlıklı tartışma konusu olan yapay zekanın siber saldırılarda hem saldırı, hem de savunma amaçlı olarak araç olarak kullanılmasının görünenden daha ciddi bir risk oluşturduğu vurgulandı.</p>
<p>DDSGD Başkanı Taner Çıtak tarafından hazırlanan çalışmada, ChatGPT’nin sahibi OpenAI şirketinin, yapay zekanın “Sıfırıncı Gün Açığı” olarak adlandırılan, yazılımın tasarımcıları, sahipleri tarafından bilinmeyen güvenlik açıklarını tespit edebildiğini duyurduğunu, bunun “otonom”, “otomatik” ve “makine hızında siber saldırı” anlamına geldiği kaydedildi.</p>
<p><img src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6aa9016a6481c-1789460842.jpg" /></p>
<h2>Kritik siber yetenek eşiği aşıldı: Ertelenemez bir uyarı </h2>
<p>“Sıfırıncı Gün Açığını Bulan Yapay Zekâ: GPT-6 Astra ve Çift Kullanımın Gölgesindeki Tehlike” başlıklı çalışmada, yapay zekanın bu yeteneğe ulaşması ve bunun kullanımla ispatlanmasının “kritik siber yetenek eşiğinin aşılması ve ertelenemez bir uyarı yapılması gerektiği” şeklinde yorumlandı. Taner Çıtak çalışmasında, “Yapay zekâ alanında bir eşik daha aşıldı ve bu eşik, siber güvenlik dünyası için ciddi bir alarm anlamına geliyor. OpenAI, 3 Eylül 2026'da yeni modeli GPT-6 Astra'yı tanıttı ve bu modeli, kendi Hazırlıklılık Çerçevesi kapsamında Kritik siber güvenlik yetenek seviyesine ulaşan ilk sistemi olarak nitelendirdi. Bu tanım kulağa teknik bir ayrıntı gibi gelebilir; ancak arkasındaki gerçek, hepimizi yakından ilgilendiriyor: Bir yapay zekâ, artık daha önce bilinmeyen güvenlik açıklarını kendi başına bulabiliyor ve bunları istismar edecek yöntemler geliştirebiliyor” yorumunu yaptı.</p>
<h2>Güvenlik açığını bulması yanında, saldırıyı gerçekleştirme yeteneği var </h2>
<p>DDSGD tarafından yayınlanan çalışmada Taner Çıtak, bu yeteneğin “çift kullanımının” mümkün olduğunun görülmesiyle ağır bir tehlikenin ortaya çıktığını kaydetti. Yapay zekanın, bulduğu “sıfırıncı gün açığını” kullanarak sisteme saldırı yapma yollarını da geliştirebildiğinin ispatlandığını belirten Çıtak şunları kaydetti:</p>
<p>“Teoriden pratiğe: Saldırılar otomatikleşiyor. Bu tehdidin soyut bir gelecek senaryosu olmadığını, bugünün gerçeği olduğunu görmek için uzağa bakmaya gerek yok. Son dönemde belgelenen saldırı teknikleri, yapay zekânın saldırı tarafında nasıl kullanıldığını açıkça gösteriyor: Güvenlik araştırmacıları, çalınan yapay zekâ işlem kapasitesini bir "akıl yürütme motoru" olarak kullanan, operatör müdahalesi olmadan hedef tarama ve istismar üretebilen çerçeveler tespit etti. Bir vakada, otonom bir yapay zekâ ajanının dört otomatik adımda bir veri tabanını iki dakikadan kısa sürede sızdırdığı raporlandı. Saldırganlar, çalınan bulut kimlik bilgileriyle kurumların pahalı yapay zekâ servislerine erişip bunları kötüye kullanıyor. Kimlik bilgisi hırsızlığı (infostealer): Tarayıcıya kayıtlı parolaları çalan zararlı yazılımlar, bu saldırı zincirlerinin en yaygın başlangıç noktalarından biri olmaya devam ediyor.”</p>
<h2>Şirketin “kötü amaçlı kısmı kullandırmıyoruz” demesi yeterli değil </h2>
<p>Taner Çıtak çalışmasında OpenAI şirketinin ilgili yazılımın kamuya açık modelinde saldırı yapabilen yeteneklerinin bulunmadığını, güvenlik açığı bulma aracının sadece “daybreak” adı verilen denetime açık güvenlik şirketlerine verildiği açıklamasına işaret ederek, böyle olsa dahi, yapay zekanın bu yeteneğinin ortaya çıkmasının başkalarınca da geliştirilip-kullanılabileceği anlamına geldiğini vurguladı. Türkiye’nin bu nedenle riske karşı önlem alması gerektiğini belirten Çıtak, makine hızında, otonom bir saldırının ortaya çıktığı bir dönem bulunduğunu vurgulayarak, “Bu tablo karşısında atılması gereken adımlar açıktır: Kurumların yapay zekâ destekli savunma çözümlerine yatırım yapması, güvenlik açıklarını gecikmeden kapatan bir yama disiplinini kurumsallaştırması, bulut kimlik bilgilerini ve erişim anahtarlarını titizlikle koruması ve en önemlisi, çalışan farkındalığını sürekli canlı tutması gerekiyor. Zira en gelişmiş saldırı zincirleri dahi, çoğu zaman çalınan basit bir parolayla başlıyor” yorumunu yaptı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/teknoloji/sifirinci-gun-acigini-bulma-yetenegi-yapay-zekayi-en-guclu-siber-saldirgan-haline-getirebilir-87473</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/1/1280x720/patron-yapay-zeka-1778219081.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dijital Dönüşüm ve Siber Güvenlik Derneği Başkanı Taner Çıtak&#039;ın hazırladığı çalışmada, OpenAI şirketinin, yapay zekanın “Sıfırıncı Gün Açığı” olarak adlandırılan, yazılımın tasarımcıları, sahipleri tarafından bilinmeyen güvenlik açıklarını tespit edebildiğini duyurduğunu, bunun “otonom”, “otomatik” ve “makine hızında siber saldırı” anlamına geldiği vurgulandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/chp-temyizden-vazgecti-kurultayi-hizlandiracak-87472</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 08:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> CHP temyizden vazgeçti kurultayı hızlandıracak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>CHP Sözcüsü Müslim Sari sosyal medya hesabından bir açıklama yaparak, butlan davası ile ilgili temyiz başvurusunu geri çektiklerini açıkladı. Sarı, bu kararı, kurultayı bir an önce gerçekleştirmek için aldıklarını bildirdi.</p>
<p>Temyize taraf olan Özgür Özel ve arkadaşlarının partiden istifa ederek yeni bir parti kurmalarının, taraf olma durumlarını ortadan kaldırdığını belirten Sarı, başlayan olağan kurultay takvimi sebebiyle de bir an önce karara bağlanması gerektiğinin ortaya çıktığını bildirdi.</p>
<p>CHP yönetiminin temyiz başvurusundan feragat etmiş olması, davanın da sonuçlandığı anlamına gelmiyor. Çünkü Lütfi Savaş dahil kurultaya yönelik iptal başvurusunda bulunan kişilerin başvuruları halen bekliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/chp-temyizden-vazgecti-kurultayi-hizlandiracak-87472</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/0/1280x720/chp-1780294034.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CHP temyizden vazgeçti kurultayı hızlandıracak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/degisen-dunyada-kitaplar-87471</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Değişen dünyada kitaplar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekâ şirketlerinin nadir kitapları yüksek miktarlarda satın alıp taradıktan sonra imha etmesi, kitabın binlerce yıllık serüveninde yeni ve düşündürücü bir döneme işaret ediyor. Basılı kitabın yerini e-kitap alırken, yapay zekânın öğrenmek için kitaplara duyduğu ihtiyaç, gelecekte “kitap” kavramının kendisini de değiştirecek gibi görünüyor.</strong></p>
<p><strong>Bir olay</strong></p>
<p>Olay, bir casus romanına benzemiş. Amerika’da “Nadir kitap” (Rare book) satan kitapçılar, birden olağandışı siparişler almaya başlamışlar. Her şeyden önce sipariş edilen kitapların sayısı anormal imiş... Bir kerede bir kaç, bilemedin en fazla 10, kitap yollamaya alışmış kitapçılar 100 ya da 200 kitabı nasıl paketleyeceklerini bile bilememişler. İstenen kitaplar arasında bir ilişki de yokmuş; örneğin, “Justice“, “Democracy“ ve “Today’s Turkey“. En gizemlisi de müşterilerin isimleri olmuş. İsimler, bir casus romanındaki takma isimler gibiymiş: Kırmızı Serçe Projesi (Red Sparrow Project), Mavi Saka Kuşu Projesi(Blue Finch Project), Yeşil Papağan Projesi (Green Parrot Project).</p>
<p>Sonunda bir kitapçı kadın işin peşine düşmüş. Madem karşı taraf casus gibi davranıyor, ben de casusluk yaparım demiş. İki kitabın kapakları arasına, kredi kartı büyüklüğünde elektronik izleme aygıtı (tracker) yerleştirmiş. Sonra da başlamış bilgisayardan izlemeye. Kitabın biri önce Ohio’daki bir depoya gitmiş. Oradan Addison, Illinois’teki bir sanayi kompleksine. Burada büyük ölçekli bir kitap tarama şirketi varmış. İkinci kitap da önce Kenosha, Wisconsin’e gitmiş. Oradan Las Vegas’taki bir adrese. Burada Amazon’un iki tesisi varmış. Buradan da Mexicali, Mexico’da bir geri-dönüşüm kâğıt üretim tesisine. Olay bu şekilde çözülmüş.</p>
<p>Kitapçılar olağandışı satış miktarları ile önce sevinmişler. Ama kitap imhası ile olayın nereye gittiğini, işlerinin sonunun yaklaştığını görünce üzülmüşler. Bir kitapçı durumu Charles Dickens’ın dizeleri ile özetlemiş: “Güzel bir gündü. Kötü bir gündü“ (It was a good day. It was a bad day).</p>
<p><strong>Yapay zeka ve kitaplar </strong></p>
<p> Artık bir sır değil. Yapay zekâ şirketleri (Örneğin, OpenAI’ın ChatGPT’si, Anthropic’nin Claude’u, Google’un Gemini’si) bu kitapları alıyor, tarıyor, dijital forma sokuyor ve sonra da basılı kitapları imha ediyorlarmış. Peki, yapay zekâ şirketleri bu dijital kitapları ne yapıyorlarmış? Bunları yapay zekâların “büyük dil modelleri“ni (large language models) eğitmek için kullanılıyormuş.</p>
<p>Yapay zekâ dil modeli, bir program. Bu program, dilin nasıl çalıştığını öngörmek için kitaplardan büyük miktarda metin ile eğitiliyor. Bu şekilde bir sözcük dizisinde gelecek sözcüğün ne olacağını tahmin etmeyi öğreniyor. Bunu milyarlarca defa yapınca dilbilgisi, stil, nedenleme kalıpları, bir soruyu cevaplamasını veya metin yazmasını öğreniyor.</p>
<p>Bu yapay zekâ şirketlerinden Anthropic, kitap taramayı ve imha etmeyi daha önce de yapmış ve başı da belaya girmiş. Korsan dijital kopya ve de satın aldığı kitapları yapay zekâsının lisan modelini eğitmek için kullanmış. Bazı yazarlar telif hakları için mahkemeye başvurmuş. Şirket bu yazarlarla 1,5 milyar dolar tazminat ödeyerek uzlaşmış. Geçen yıl bir Federal Yargıç, Anthropic’in satın alıp dijital forma döndürdüğü kitaplarda sorun olmadığı hükmüne varmış. Çünkü demiş imha edilen kitap sadece dijital form için kullanılıyor ve bu dijital kitaplar üretilip satılmıyor.</p>
<p>Kitapları taramada iki yöntem kullanılıyormuş: Tahripsiz ve tahripli. Tahripsiz taramada birisi kitabı alıyor, sayfalarını elle çevirip taratıyormuş. Tahriplide ise kitabın cildi giyotinle kesiliyor ve bir makine bu sayfaları daha hızlı biçimde tarıyormuş. Elon Musk, SpaceX AI modellerinde kitap taramalarında “nadir kitaplar“ için tahripsiz yöntemi kullandıklarını belirtmiş</p>
<p><strong>Bir yorum</strong></p>
<p>Yıllar önce üniversitede sınavda bir öğrenciyi akıllı telefonuyla Google kullanarak kopya çekerken yakalamıştım. Öğrenci kendini şöyle savunmuştu: “Sorunun cevabı Google’da varsa ben niye öğreneyim?“ Korkum o ki, öğrenmekten bu kadar çekinen birisine iş dünyasında ihtiyaç kalmayacak. Çünkü yapay zeka onun işlerini yapacak.</p>
<p>Kitabın geldiği son aşama e-kitap. Nerelerden gelmişiz buraya? Önce kulaktan kulağa geçermiş öyküler, olay sözelmiş. Sonra yazının icadı ile sözler kilden veya taştan tabletlere ya da bambulara yazılmış. Eski Mısır, Yunan ve Roma’da ise papirüsten yapılmış tomarlar kitap görevi görmüş. Orta Çağda parşömene yazılmış, ciltli el yazması kitaplar devreye girmiş. Gutenberg ile matbaanın icadı ve seri üretimi görüyoruz. Ciltsiz, karton kapaklı (Paperback) kitaplar ile kitap hacmi büyümüş. Son aşama e-kitap. Sesli kitap ile de kitap sanki işin taa başına gidiyor.</p>
<p>Kitaplığımda kitaplarım var. Her ne kadar kitabın yeri başka diyorsam da, artık kitapları elektronik tabletimden okuyorum. Çünkü pratik, taşıması kolay. Ataköy’den Kuzguncuk’a taşınıyorduk. Taşıma firmasının bir çalışanı son kitap kutusunu omuzlayıp merdivenlerden çıkmış, odaya getirmişti; alnından ter damlıyordu. “Sizin de kitap döküntünüz çokmuş; yordu“ demişti. Elektronik kitaplarla böyle bir sorun olmayacak.</p>
<p>Yapay zekâ firmaları basılı kitapları böyle yok ederse ve kitap basmanın maliyeti bu kadar artarsa, elektronik kitapların piyasayı kaplama alanı daha da artacak. İleriki yüzyıllarda basılı kitap bulmak için belki arkeolojik kazılar yapılacak. İlginç sahneler ortaya çıkacak. Örneğin, kazı bölgesinden bir ses yükselecek. “Buldum, buldum bir kitap buldum. Üstünde anayasa yazıyor. Sanki hiç kullanılmamış gibi, tertemiz“ Kazı heyetinden bir siyaset tarihçisi buna karşılık verecek: “Biliyorum, bir dönem gerçekten kullanılmamış, rafa kaldırılmış“.</p>
<p>Bakalım bu değişen dünyada daha neler göreceğiz?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/degisen-dunyada-kitaplar-87471</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Değişen dünyada kitaplar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/karsit-inceleme-yerine-87469</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Karşıt inceleme yerine…&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bugün KDV iadesi denildiğinde yeminli mali müşavirlerin (YMM) önüne gelen en önemli işlerden birisi hiç şüphesiz karşıt inceleme sürecidir. İade raporunu hazırlayan YMM, mükellefin indirilecek KDV listesinde yer alan alımlarının önemli bir bölümünü alt firmalar nezdinde incelemek, tutanak düzenlemek veya usulüne uygun teyit almak durumundadır.</p>
<p>Esasen karşıt incelemenin amacı çok açık; iade veya mahsup edilecek KDV’nin gerçek ve doğru olup olmadığını tespit etmek, sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanımını engellemek ve Hazineye haksız KDV iadesi yapılmasının önüne geçmek.</p>
<p>Ama bugün geldiğimiz noktada şu soruyu sormanın zamanı geldiğini düşünüyorum; <strong>Karşıt incelemeyi kağıttan elektronik ortama taşımak mı gerekiyor, yoksa artık karşıt incelemeyi tamamen kaldırıp yerine daha etkin bir sorumluluk ve risk analiz sistemi mi getirmek gerekiyor? </strong>Bence asıl tartışılması gereken konu tam olarak budur.</p>
<p><strong>Karşıt incelemenin mevzuattaki yeri;</strong></p>
<p>3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu’nun 12’nci maddesine göre YMM’ler yaptıkları tasdikin doğruluğundan sorumludurlar. Tasdikin doğru olmaması halinde ise tasdikin kapsamı ile sınırlı olmak üzere ziyaa uğratılan vergilerden ve kesilecek cezalardan mükellefle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulurlar. Yani YMM’nin görevi sadece rapor yazmak, liste toplamak veya ekleri sisteme yüklemek değildir. YMM yaptığı tasdikin doğruluğu konusunda zaten kanundan gelen ciddi sorumluluk altındadır.</p>
<p>Karşıt incelemeye ilişkin esaslar yıllar içerisinde özellikle 20, 27, 29, 34 ve 41 Sıra No.lu Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu Genel Tebliğleri ile şekillenmiştir.</p>
<p>27 Sıra No.lu Tebliğ’de karşıt incelemenin amacının tasdike konu işlemin gerçek mahiyetinin ortaya çıkarılması olduğu açıkça belirtilmiş, KDV iadesi tasdik işlemlerinde indirilecek KDV’nin %80 veya daha fazlasına tekabül eden mal ve hizmet alımları ile ilgili karşıt incelemelerin yapılması zorunlu tutulmuştur.</p>
<p>29 Sıra No.lu Tebliğ ile bu uygulamanın ayrıntıları geliştirilmiş, önceki dönemlerden taşınan iade yükünün bulunması halinde incelemenin bu dönemlere de sirayet edebileceği belirtilmiştir.</p>
<p>34 Sıra No.lu Tebliğ ise bana göre bu makalenin önerisinin temelini oluşturan çok önemli bir yaklaşım ortaya koymaktadır. Buna göre KDV iadesi tasdik işlemlerinde karşıt incelemelerle, karşıt inceleme zorunluluğu dışında kalan bazı kurum ve kuruluşlardan yapılan alımlar da dahil olmak üzere %80 oranına ulaşılması yeterlidir. Hatta kalan %20’lik kısımda normal şartlarda karşıt inceleme sınırını aşan belgeler bulunsa dahi, sorumluluk YMM’ye ait olmak üzere %80 oranı ile yetinilebilmektedir. <strong>Dikkat edilirse mevzuatın kendi mantığında dahi esas güvence sadece tutanak değildir. Esas güvence YMM’nin yaptığı tasdik ve aldığı sorumluluktur.</strong></p>
<p><strong>2026 yılında karşıt inceleme elektronik ortama taşındı ama sorun daha da büyüdü</strong></p>
<p>24 Aralık 2025 tarihli ve 33117 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 1 Sıra No.lu “Yeminli Mali Müşavirlik Tasdik Raporlarına Eklenen Karşıt İnceleme Tutanaklarının Elektronik Ortamda Gönderilmesi Hakkında Tebliğ” ile karşıt inceleme tutanaklarının Dijital Vergi Dairesi üzerinden elektronik ortamda oluşturulması, onaylanması ve gönderilmesine ilişkin yeni sistem getirildi.</p>
<p>Sistem 1 Ocak 2026 tarihinden itibaren ihtiyari olarak kullanılmaya başlanmış, 1 Temmuz 2026 tarihinden itibaren ise zorunlu olması öngörülmüştü.</p>
<p>Ancak uygulamaya ilişkin meslek camiasında yaşanan tartışmalar, teknik ve operasyonel güçlükler ile gelen talepler sonrasında 21 Ağustos 2026 tarihli ve 33347 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2 Sıra No.lu Tebliğ ile zorunlu uygulama tarihi 1 Ocak 2027’ye ertelendi.</p>
<p>Buraya kadar yapılan düzenleme elbette önemli. Kağıt ortamındaki bir sürecin elektronik sisteme taşınması arşivleme, imza, belge güvenliği ve veri standardı bakımından faydalı olabilir.</p>
<p>Fakat benim itirazım tam da burada başlıyor. GİB karşıt inceleme tutanağını kağıttan elektronik ortama taşımakla esas sorunu çözmüş oluyor mu? Bence HAYIR.</p>
<p><strong>Hatta cezai yaptırımı nedeniyle SMMM-YMM ile iade alan / teslimi yapan Mükellefler arasında ciddi problemlere yol açmış ve erteleme ile birlikte ihtilaflar daha da artmıştır. </strong> </p>
<p><strong>Sorun tutanağın kâğıt mı, elektronik mi olduğu değil</strong></p>
<p>Bir KDV iade dosyasında onlarca, bazen yüzlerce tedarikçi bulunabiliyor. Bu tedarikçilerin her birine ulaşılması, yetkili kişilerin tespiti, defter ve belgelerin kontrolü, imza/onay süreci, SMMM veya YMM ile yazışmalar, eksik bilgilerin tamamlanması ve tutanakların rapor ekine dönüştürülmesi ciddi bir zaman ve emek gerektiriyor.</p>
<p>Elektronik karşıt inceleme sistemi bu işlemlerin bir kısmını kolaylaştırabilir ama sürecin özündeki tekrarları ortadan kaldırmıyor. Çünkü bugün Gelir İdaresi Başkanlığının elinde geçmiş yıllarla kıyaslanamayacak ölçüde geniş elektronik veri bulunuyor.</p>
<p>E-Fatura, e-Arşiv Fatura, e-Defter, e-Beyanname, KDV beyannameleri, indirilecek KDV listeleri, yüklenilen KDV listeleri, gümrük verileri, vergi dairesi kayıtları, özel esas bilgileri ve diğer kamu kurumlarından alınan veriler zaten elektronik sistemlerde bulunmaktadır.</p>
<p>Dahası KDV İadesi Risk Analiz Sistemi (KDVİRA), Riskli İade Takip ve Analiz Programı (RİTAP) ve Makro Analiz Raporu gibi sistemlerle KDV iadesine ilişkin veriler çok sayıda otomatik sorgudan geçirilmektedir.</p>
<p>Gelir İdaresinin kendi açıklamalarında KDVİRA sistemi ile iade listeleri üzerinden manuel yapılan kontrollerin büyük bölümünün otomatik olarak yapıldığı, veri ambarındaki bilgiler kullanılarak risk analizlerinin gerçekleştirildiği ve haksız iadelerin önlenmesinin amaçlandığı ifade edilmektedir.</p>
<p>Ee, hal böyle iken; bir tarafta aynı faturayı, aynı mükellefi, aynı KDV beyannamesini ve aynı ticari zinciri elektronik ortamda görebilen bir Gelir İdaresi sistemi, diğer tarafta ise YMM’nin aynı işlemi üçüncü kişilerden yeniden tutanakla teyit etmeye çalışması var.</p>
<p>İşte burada vergi denetiminde “veri mi esas olacak, tutanak mı?” sorusunu sormamız gerekiyor.</p>
<p><strong>Peki, ne yapılabilir; karşıt inceleme yerine ne gelmeli? </strong>Benim önerim açık ve net;</p>
<p><strong>KDV iade raporlarında rutin karşıt inceleme tamamen kaldırılmalı. </strong>Ne fiziki tutanak, ne elektronik tutanak…</p>
<p>Bunun yerine YMM’nin sorumluluğu, Gelir İdaresinin elektronik verisi ve risk analiz sistemi birlikte çalışmalıdır.</p>
<p><strong>1- İndirilecek KDV’nin %80’i için açık YMM sorumluluğu getirilmeli</strong></p>
<p>Mevcut mevzuatta karşıt inceleme için kullanılan %80 kriteri korunabilir. Ancak bu oran artık “tutanak toplama oranı” değil, “YMM’nin özel ve açık tasdik sorumluluğu oranı” olarak uygulanmalıdır.</p>
<p>Başka bir ifadeyle; YMM tarafından düzenlenen KDV iade tasdik raporunda, iade talebine dayanak oluşturan indirilecek KDV’nin en az %80’ine tekabül eden mal ve hizmet alımları için karşıt inceleme tutanağı aranmasın. YMM bu bölümün gerçekliği, belge düzeni, KDV indirim hakkı ve iade hesabına etkisi konusunda <strong>3568 sayılı Kanunu’nun 12’nci maddesi kapsamında açıkça sorumluluk alsın.</strong></p>
<p>Raporun ilgili bölümünde de örneğin şu minvalde açık bir tasdik cümlesi yer alsın:</p>
<p><em>“İade talebine ilişkin indirilecek KDV’nin en az %80’ine tekabül eden işlemler tarafımızca mükellefin yasal defter ve belgeleri, elektronik fatura kayıtları, ödeme ve ticari ilişki verileri, stok/üretim kayıtları ve diğer denetim teknikleri kullanılarak incelenmiş olup bu işlemlerin doğruluğu 3568 sayılı Kanunu’nun 12’nci maddesi kapsamında tasdik edilmiştir.”</em></p>
<p>Böylece karşıt incelemenin güvence fonksiyonu ortadan kalkmaz; şekil değiştirmiş olur. Tutanak sorumluluğa değil, sorumluluk doğrudan tasdike bağlanmış olur.</p>
<p><strong>2- Karşıt incelemeler tam ve doğru şekilde teslim edilse de çoğu zaman sonucu etkilemiyor ki;</strong></p>
<p>Ne demek istiyorum? Örnekle açıklayayım;</p>
<p>YMM Ali Veli bey, Al-Sat ihracat yapan bir mükellefi için imalatçıyı bulana kadar yüzlerce tutanak yapmış olsun ve tüm tutanakları fiziken yerinde yoklama şeklinde ve tutanaklarda zerre miskal hata kusur olmasın Ve dahi yazdığı YMM raporunun ekine yaptığı bu yüzlerce tutanağı fiziken vergi dairesine teslim etmiş olsun. (normalde ilk 10 KİT yeterlidir)  Rapor gayet olumlu ve her şeyiyle mevzuata ve kaidelere uygun olsun. Buraya kadar çok güzel zaten olması gereken bu. Ancak…! Vergi Dairesi KDVİRA kontrol raporunda alt firmalar ve altın altı firmalarda beyan tutarsızlığı, sahte fatura kullanma tespiti gibi birçok nedenle söz konusu ihracat yapan bir mükellefin iadesinde yüzlerce ödeme dekontu sunulmasını ve kapsamlı izahat yapılmasını ve yeterli görmemesi durumunda Tenzil edilmesini talep etmiştir.</p>
<p>Ee ne oldu şimdi, bu kadar sunulan KİT ne işe yaradı ? O zaman biz bu işi niye yaptık? YMM fiziken gitti, SMMM verileri verdi, firma onayladı YMM sorumluluk aldı ama sonuç vergi dairesi KİT’leri olan firmaları tenzil etti!!</p>
<p><strong>Dolayısıyla Karşıt inceleme tutanağı ister kağıt ister dijital isterse de teşbihen altın yaldızla pamuklara sarılarak teslim edilsin sonuç de-ğiş-mi-yor…. Yine KDVİRA yine vergi dairesinin dediği oluyor.  </strong></p>
<p><strong>3- Gelir idaresi kendi verisini YMM’ye daha etkin açmalı</strong></p>
<p>Madem YMM ağır bir sorumluluk alacak, bu sorumluluğu yerine getirebilmesi için Gelir İdaresi’nin elindeki veriye de kontrollü ve yetkilendirilmiş şekilde erişebilmelidir.</p>
<p>Tasdik sözleşmesi bulunan mükellef ve iade raporu ile sınırlı olmak üzere YMM ekranında; tedarikçi risk durumu, beyan uyumsuzlukları, mükellefiyet durumu, özel esas göstergeleri, fatura-beyan eşleşmeleri ve KDVİRA tarafından üretilen temel risk sonuçları görülebilmelidir.</p>
<p>YMM’nin sorumluluk alıp İdarenin elindeki kritik veriyi görememesi doğru bir denetim modeli değildir.</p>
<p><strong>4- Riskli işlemleri YMM’ye tutanak toplatmak yerine idare incelemeli;</strong></p>
<p>Sistem bir tedarikçiyi veya işlemi yüksek riskli görüyorsa, çözüm bütün mükelleflere karşıt inceleme yaptırmak olmamalıdır.</p>
<p>Riskli işlem doğrudan Gelir İdaresi tarafından elektronik olarak sorgulanmalı; gerekli görülürse yoklama, izaha davet, vergi incelemesi veya diğer idari denetim yöntemleri uygulanmalıdır.</p>
<p>Yani risk yoksa rutin tutanak yok; risk varsa İdarenin hedefli denetimi var.</p>
<p>Bu model hem vergi güvenliğini artırır hem de sağlam mükelleflerin KDV iadelerinin sırf üçüncü kişilerden tutanak beklenmesi nedeniyle gecikmesini önler.</p>
<p><strong>5- Sorumluluk sınırı raporda açıkça belirlenmeli;</strong></p>
<p>3568 sayılı Kanunu’nun 12’nci maddesinde YMM’nin tasdikin doğruluğundan sorumlu olduğu ve tasdikin kapsamının raporda açıkça belirtilmesi gerektiği zaten hüküm altındadır.</p>
<p>Yeni modelde karşıt incelemenin yerine geçen özel güvence de raporda açıkça tanımlanmalıdır.</p>
<p>Örneğin; indirilecek KDV’nin %80’ine tekabül eden işlemler “özel tasdik ve sorumluluk kapsamı” olarak belirlenebilir. YMM bu bölüm bakımından vergi, ceza ve tasdik sorumluluğunu mevcut kanuni çerçevede açıkça üstlenir. Böylelikle hangi işlemin hangi kapsamda tasdik edildiği tartışmasız hale gelir.</p>
<p>Bununla birlikte bu özel düzenlemenin, YMM’nin raporun bütünü üzerindeki genel mesleki özen ve doğruluk yükümlülüğünü ortadan kaldırmadığı da açıkça belirtilmelidir.</p>
<p><strong>Bu modelin faydası ne olacak?</strong></p>
<p>Böyle bir sistem getirildiğinde;</p>
<p><strong>- </strong>KDV iade raporlarının hazırlanma süresi ciddi ölçüde kısalacaktır.</p>
<p><strong>- </strong>Yüzlerce tedarikçiden tutanak toplama yükü ortadan kalkacaktır.</p>
<p><strong>- </strong>Mükellef, tedarikçi, SMMM, YMM ve vergi dairesi arasındaki gereksiz yazışmalar azalacaktır.</p>
<p><strong>- </strong>Elektronik sistemde zaten bulunan verilerin tekrar tekrar beyan edilmesi önlenecektir.</p>
<p><strong>- </strong>YMM’nin denetimi şekli belge kontrolünden işlem gerçekliği ve risk analizine kayacaktır.</p>
<p><strong>- </strong>Gelir İdaresi bütün mükellefleri aynı yoğunlukta kontrol etmek yerine riskli işlemlere yoğunlaşacaktır.</p>
<p><strong>- KDV iadeleri daha hızlı sonuçlanacak, işletmelerin finansman ihtiyacı ve devreden KDV yükü azalacaktır.</strong></p>
<p><strong>- </strong>Haksız iade ile mücadele, genel ve mekanik kontroller yerine veri temelli hedefli denetime dönüşecektir.</p>
<p><strong>En önemlisi; aynı veriyi bir daha istemeyelim;</strong></p>
<p>Vergi sistemimizde maalesef zaman zaman aynı bilgi farklı isimlerle, farklı formlarla ve farklı kurumlardan tekrar tekrar istenebiliyor.</p>
<p>Karşıt inceleme de bugün teknoloji nedeniyle yeniden düşünülmesi gereken uygulamalardan biri haline geldi.</p>
<p>Bir faturanın e-Fatura sisteminde bulunduğu, satıcının ve alıcının beyannamelerinin İdarede olduğu, KDV iade listelerinin elektronik verildiği, gümrük ve mükellefiyet bilgilerinin sistemde görülebildiği bir ortamda; aynı ticari işlemin üçüncü kişiden ayrıca tutanakla yeniden teyit edilmesi artık vergi güvenliğinin tek yolu olmamalıdır.</p>
<p>Vergi güvenliği elbette çok önemli. Haksız KDV iadesinin önlenmesi daha da önemli.</p>
<p>Ama vergi güvenliği ile bürokrasiyi birbirine karıştırmamak gerekiyor. Güvenliği artıran şey kağıt veya elektronik tutanak sayısı değil; doğru veri, doğru risk analizi, nitelikli denetim ve sorumluluğun doğru kişiye açık şekilde verilmesidir.</p>
<p><strong>Sonuç olarak,  Karşıt İnceleme Yerine; Veri + Risk Analizi + YMM Sorumluluğu = KDV iadesi</strong></p>
<p>Karşıt inceleme tutanağını fiziki veya elektronik ortama taşımak yerine, karşıt inceleme zorunluluğunu tamamen kaldırıp; Gelir İdaresinin güçlü veri altyapısı, KDVİRA ve diğer risk analiz sistemleri ile YMM’nin kanuni tasdik sorumluluğunu bir araya getiren yeni bir model kurulabilir.</p>
<p>Mevcut %80 kriteri de bu modelde korunabilir. Ancak %80 artık “kaç tane tutanak toplandı?” hesabı değil, YMM’nin hangi büyüklükteki indirilecek KDV için açık, kapsamlı ve doğrudan sorumluluk aldığı anlamına gelmelidir.</p>
<p>Özetle;</p>
<p>Bana göre KDV iadelerinde hem Hazineyi koruyan, hem mükellefin hakkını hızlandıran, hem de meslek mensuplarını gereksiz bürokrasiden kurtaran sistem tam olarak bu olmalıdır.</p>
<p>Usul elbette önemlidir ama bazen usulü sadeleştirmek, esasa daha hızlı ve daha doğru ulaşmamızı sağlar.</p>
<p>Naçizane önerim bu şekildedir.. Faydalı olması dileğiyle…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/karsit-inceleme-yerine-87469</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “Karşıt inceleme yerine…” ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracatta-imece-olur-mu-87468</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracatta İMECE olur mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İş birliği yapın derken ticari sırlarınızı başkalarına açınız demiyorum. Ancak, yabancı pazarlarda çalışırken kendinize özel durumlar dışındaki olumlu gelişmeleri, diğer ülkelerin ihracatçıları ile rekabet olanakları yaratan unsurları, kamusal alanda paylaşılabilecek bilgileri ülkemiz ihracatçıları ile paylaşın.</strong></p>
<p>Olur mu? Olmaz mı demeden önce, <strong>İMECE nedir</strong> diye bakıp açıklayalım istedim.</p>
<p>TDK Büyük sözlükteki açıklamasına göre “Birçok kimsenin toplanıp <strong>el birliğiyle</strong> bir kişinin veya <strong>bir topluluğun işini görmesi</strong> ve böylece işlerin sıra ile bitirilmesi ” anlamına geliyor.</p>
<p>Bu da demek oluyor ki biz ihracatçılar, güzel yurdumuz Türkiye’mizin ihracatını olması gereken düzeylere getirebilmek için el birliği, iş birliği yapmalıyız.</p>
<p>Demem odur ki <strong>Türkiye ihracatını arttırmak istiyorsa, yerel rakiplerinin ayak izlerinden yürüyerek ve onların fiyatını kırarak rekabet ettiğini sanan ihracatçıları elemesi gerekir.</strong></p>
<p>Olası mıdır derseniz, umutluyum derim…</p>
<p><strong>Pazar araştırması yapmayı zaman kaybı sananları</strong> bırakın, rotasız yola çıkan gemiler gibi küresel ihracat denizinde kaybolup zaman, para ve hatta itibar kaybettikten sonra düşünmeye başlayıp <strong>kayıplarını katlasınlar</strong>.</p>
<p><strong>Müşteri bulmayı, konşimento bilgilerini tırtıklamakla eşdeğer</strong> tutanlara karışmayın.</p>
<p><strong>Bırakınız</strong> onlar, ellerine tutuşturulan ticari bilgilerin hangi koşullarda oluştuğunu bilmeden o alıcılara verilen <strong>fiyatları kırmaya</strong> ve rekabet ettiklerini sanarak çalışmaya <strong>devam etsinler</strong>.</p>
<p>Üreticilerimiz ve ihracatçılarımızın, <strong>başka ülkelerden</strong> gelen <strong>rakipleriyle mücadele</strong> etmek <strong>yerine</strong>, kendi aralarında rekabet etmeyi <strong>seçtiklerinde</strong> ortaya çıkan <strong>olumsuzlukları</strong> birçoğumuz <strong>biliyoruz</strong>.</p>
<p>Ben bunları yaşadım ve yaşayanları da tanıyorum.</p>
<p><strong>Oysa küresel pazarlar çok büyük ve kendi kendimizi yememiz gibi anlamsızlıkları ortadan yok edecek kadar derinlikleri var.</strong></p>
<p>52 yıldır ihracat piyasasındayım ve <strong>kalıcı olmayı başaran</strong> ihracatçılarımızın çoğunluğunun <strong>kolaycılığı seçmeden</strong>, kendi güçlerini oluşturup, <strong>başkalarının</strong> başarılarından daha çok <strong>başarısızlıklarını gözlemleyip, onları yapmaktan kaçınanlar</strong> olduğunu gördüm.</p>
<p>Öte yandan, kendi gücünü oluşturmaya çalışanlar, <strong>başkalarının</strong> yetişmiş <strong>elemanlarını</strong> daha <strong>yüksek ücretlerle ayartmanın</strong>, sorunlarına <strong>çözüm olmayacağını</strong> çabucak anlıyorlar.</p>
<p>Çünkü, <strong>bugün</strong> <strong>sizin</strong> yüksek ücret <strong>teklifinize evet</strong> diyerek çalıştığı işletmeden ayrılarak size gelen kişinin, daha <strong>sonra</strong> <strong>başka</strong> işletmelerin daha <strong>cazip tekliflerine evet</strong> diyerek sizleri kolayca terk edeceğini kavramış oluyorlar.</p>
<p>Üstelik bu türden iş değiştirenlerin en büyük kozunun, müşteri portföyünüzle birlikte gideceğinin olduğunu da biliyorlar.</p>
<p>Veri hızla toplanabilir, bilgi kolayca oluşturulabilir, sen çok yaşa yapay zekâ…</p>
<p>Amma kolay ve hızla oluşturulamayacak olan şey ise “<strong>Kişisel ilişkiler.</strong>”</p>
<p>Kendi gücünü oluşturanların bir başka özelliği de rekabetten korkmamak ve ona hazır olmak.</p>
<p>İşte İMECE dediğimiz iş birliği burada devreye giriyor.</p>
<p><strong>İş birliği yapın derken ticari sırlarınızı başkalarına açınız demiyorum.</strong></p>
<p>Ancak, yabancı pazarlarda çalışırken kendinize özel durumlar dışındaki olumlu gelişmeleri, <strong>diğer ülkelerin ihracatçıları ile rekabet olanakları yaratan unsurları</strong>, kamusal alanda paylaşılabilecek bilgileri <strong>ülkemiz ihracatçıları ile paylaşın</strong>.</p>
<p>Başka ülkelerin ihracatçıları kazanacağına, <strong>kendi ülkemizin ihracatçıları</strong> bu türden dayanışmalar ile <strong>kazansın.</strong></p>
<p>İş birliği ve dayanışma güç getirir.</p>
<p><strong>Odalar, birlikler, dernekler</strong> gibi sivil toplum örgütleri bunun için var.</p>
<p>Buralar <strong>siyaset meydanı değil</strong> iş yapma ve hizmet etme yerleri.</p>
<p><strong>İMECE buraların sadece işi değil görevidir.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracatta-imece-olur-mu-87468</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/ithalat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracatta İMECE olur mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-yarisinda-frene-basmak-mumkun-mu-87466</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ yarışında frene basmak mümkün mü?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sanayi Devrimi’nden internet çağına kadar denklem basitti: Teknoloji ne kadar hızlı ilerlerse o kadar iyiydi. Yapay zekâ belki de ilk defa bu varsayımı sorgulatıyor.</strong></p>
<p>Yapay zekâ dünyasında ilginç bir tartışma başladı. Yıllardır OpenAI, Anthropic, Google ve xAI arasındaki yarış “kim daha güçlü modeli daha hızlı geliştirecek?” sorusu üzerinden ilerlerken, şimdi sektörün önde gelen isimleri biraz yavaşlamayı konuşuyor.</p>
<p>Tartışmayı başlatan Anthropic CEO’su Dario Amodei. Amodei, en gelişmiş yapay zekâ modellerinin geliştirilme hızının güvenlik gerekçesiyle azaltılması gerektiğini savunuyor. OpenAI CEO’su Sam Altman’ın kontrollü ilerleme fikrine destek vermesi, Elon Musk’ın da “Dario haklı” demesi konuyu Anthropic’in görüşü olmaktan çıkarıyor.</p>
<p>Bence tartışmaya üç açıdan bakmak gerekiyor: genel güvenlik, ulusal güvenlik ve ekonomi.</p>
<p><strong>AI artık sadece bir araç değil</strong></p>
<p>Bugüne kadar yapay zekâ risklerini daha çok insanların teknolojiyi kötüye kullanması üzerinden konuştuk. AI ile siber saldırı yapılabilir, deepfake üretilebilir, dezenformasyon kampanyaları yürütülebilir.</p>
<p>Agentic AI ile iş değişiyor. Artık sadece sorularımıza cevap veren modellerden değil; internete erişebilen, kod yazabilen ve verilen görevleri kendi başına yürütebilen AI ajanlarından bahsediyoruz.</p>
<p>Amodei’nin endişesi de burada başlıyor. Bu hız devam ederse AI sistemlerinin büyük ölçekli siber operasyonlar yapabilecek kapasiteye ulaşabileceğini düşünüyor. O zaman soru sadece “Bir insan AI kullanarak ne kadar zarar verebilir?” değil. Binlerce otonom AI ajanı aynı anda harekete geçtiğinde ne olacağını da düşünmemiz gerekiyor.</p>
<p><strong>ABD yavaşlarsa Çin de yavaşlayacak mı?</strong></p>
<p>Tartışmanın en zor tarafı burası... Amerikan AI şirketleri yavaşladığında Çinli şirketlerin de aynı şeyi yapacağının garantisi yok.</p>
<p>Herkes yavaşlarsa risk azalır. Ama ABD yavaşlarken Çin devam ederse Amerika çağımızın en stratejik teknolojilerinden birindeki üstünlüğünü kaybedebilir. Ortada ciddi bir paradoks var: Kontrolsüz biçimde hızlı AI geliştirmek ulusal güvenlik riski, rakibiniz hızlanırken sizin yavaşlamanız da öyle.</p>
<p>Nükleer silahlanma yarışında benzer bir ikilem vardı. Ancak AI tarafında doğrulama daha zor. Nükleer tesisleri uydularla takip edebilirsiniz. Bir ülkenin model geliştirme kapasitesini veya “distillation” yoluyla kazandığı yetenekleri aynı kolaylıkla izleyemezsiniz.</p>
<p>Bu yüzden önümüzdeki yıllarda “AI arms control”, yani bir tür yapay zekâ silah kontrol rejimini daha fazla konuşacağımızı düşünüyorum.</p>
<p><strong>Peki, trilyon dolarlık yatırımlar?</strong></p>
<p>Bir de işin ekonomik tarafı var. AI bugün tarihin en büyük teknoloji yatırım dalgalarından birini yaratıyor. Dev veri merkezleri kuruluyor, GPU’lar satın alınıyor, enerji altyapıları genişletiliyor. Çip üreticilerinden enerji şirketlerine kadar büyük bir ekonomi bu yarışın etrafında oluşmuş durumda.</p>
<p>Bütün bunların arkasında basit bir beklenti var: Yapay zekâ hızla gelişmeye devam edecek ve büyük ekonomik değer yaratacak.</p>
<p>Öncü (frontier) modellerin gelişimi güvenlik veya regülasyon nedeniyle ciddi biçimde yavaşlarsa yüz milyarlarca dolarlık yatırımların geri dönüş süreleri uzayabilir. Bugün 100 milyar dolar yatırıp karşılığını üç yıl sonra almakla sekiz yıl sonra almak arasında büyük fark var.</p>
<p>Dolayısıyla “AI’a gereğinden fazla mı yatırım yapıyoruz?” sorusuna bir yenisi ekleniyor: Ya güvenlik nedeniyle teknolojinin gelişimini kendimiz yavaşlatmak zorunda kalırsak?</p>
<p>Böyle bir durumda sadece AI şirketlerinin değil; çip üreticilerinin, veri merkezlerinin, enerji şirketlerinin ve AI altyapısına büyük yatırım yapan teknoloji devlerinin değerlemeleri de yeniden sorgulanabilir.</p>
<p><strong>Yavaşlamak mı, kontrollü hızlanmak mı?</strong></p>
<p>Bir noktayı da gözden kaçırmamak gerekiyor. Büyük AI şirketlerinin güvenlik çağrıları onların işine de yarayabilir. Ağır güvenlik standartlarını OpenAI, Anthropic veya Google karşılayabilir. Küçük şirketler için ise aynı kurallar ciddi bir giriş bariyerine dönüşebilir. Güvenlik için getirilen düzenlemeler sonunda mevcut devleri daha da güçlü hale getirebilir.</p>
<p>Bu yüzden çözümün AI’ı durdurmak olduğunu düşünmüyorum. Bana göre daha doğru kavram “kontrollü hızlanma”.</p>
<p>Modeller gelişirken güvenlik teknolojileri de aynı hızla gelişmeli. En güçlü modeller bağımsız testlerden geçmeli. Siber güvenlik, biyogüvenlik ve model otonomisi konusunda kırmızı çizgiler belirlenmeli. ABD ile Çin arasında da bütün rekabete rağmen minimum güvenlik kuralları üzerinde uzlaşılmalı.</p>
<p>Sanayi Devrimi’nden internet çağına kadar denklem basitti: Teknoloji ne kadar hızlı ilerlerse o kadar iyiydi. Yapay zekâ belki de ilk defa bu varsayımı sorgulatıyor.</p>
<p>“AI’ı yavaşlatalım mı?” değil de, yapay zekânın kapasitesi, onu yönetme kapasitemizden daha hızlı büyüyorsa sorusuna cevap aramamız lazım.</p>
<p>Bu sorunun cevabı yalnızca AI şirketlerinin değil, <strong>trilyonlarca dolarlık yatırım dalgasının ve ABD-Çin teknoloji yarışının da geleceğini belirleyecek.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-yarisinda-frene-basmak-mumkun-mu-87466</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ yarışında frene basmak mümkün mü? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/surdurulebilir-urunde-50den-1000e-simdi-sira-tuketicide-87481</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sürdürülebilir üründe 50’den 1000’e: Şimdi sıra tüketicide</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sürdürülebilirlik perakendede yeni bir sınavdan geçiyor: Ürünün formülünü ve ambalajını değiştirmek, enerjiyi azaltmak, tedarikçiyi dönüştürmek yetmiyor. Tüketicinin de o ürünü raftan alması gerekiyor. Watsons Türkiye ve GCC Geliştirme Genel Müdürü Mete Yurddaş, “Biz ürünü istediğimiz kadar iyi yapalım, raflara koyalım; tüketici ilgi göstermezse hiçbir şey kalıcı olamıyor” diyor. </strong></p>
<p>Sürdürülebilirliğin hedefler, taahhütler ve raporlar üzerinden konuşulduğu günler geride kalıyor. Dönüşümün gerçek hayata inmesi gerekiyor. Perakende sektörü de bu dönüşümün en görünür olduğu alanlardan biri. Bir tarafta ürünü üreten şirket, diğer tarafta o ürünü satın alan tüketici var. Arada ise hangi ürünün hangi standartlarla rafa çıkacağını, nasıl sunulacağını ve tüketiciyle nasıl buluşacağını belirleyen perakendeci bulunuyor.</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8e08a91e13-1789452426.png" alt="" width="285" height="310" />Watsons Türkiye ve GCC (Körfez Ülkeleri) Geliştirme Genel Müdürü Mete Yurddaş perakendecinin bu konumunun önemli bir dönüşüm gücü yarattığını söylüyor: “Biz bir perakendeci olarak aslında büyük bir ekosistemin tam merkezindeyiz. Üreticiler var, tüketiciler var, çalışanlarımız var. Bir şeyleri değiştirmeye niyetlendiğimizde birçok yere tesir edebiliyoruz.”</p>
<p>Watsons da sürdürülebilirlik çalışmalarını bu ekosistem üzerinden şekillendiriyor. Şirketin stratejisinin üç ana ayağı var: Gezegen, toplum ve ürünler. Bu üç başlığın belki de en zor olanı ürün. Çünkü güzellik ve kişisel bakım sektöründe sürdürülebilir bir ürüne geçmek yalnızca ambalajı değiştirmek anlamına gelmiyor. Formülün, hammaddenin, üretim sürecinin ve tedarik zincirinin de dönüşmesi gerekiyor.</p>
<p>Watsons mağazalarında bugün şirketin sürdürülebilirlik standartlarını karşılayan binin üzerinde ürün bulunuyor. Yurddaş, gelinen noktayı anlatırken aslında dönüşümün ölçeğini de ortaya koyuyor: “İlk sürdürülebilir ürünlere başladığımızda, 6-7 sene önce 30-50 üründen bahsediyorduk. Şimdi bin ürünü geçtik. Watsons yalnızca kendi markalarını değil, çok sayıda global ve yerel markanın ürünlerini satıyor. Dolayısıyla mağazalarda binlerce farklı ürün olduğunu düşündüğümüzde, hala önümüzde uzun bir yol var.”</p>
<p><strong>İlgi yüzde 5-10’dan yüzde 50’ye çıktı</strong></p>
<p>Yurddaş’a göre pandemi öncesinde Türkiye’de sürdürülebilirlik konusuna ilgi gösteren tüketicilerin oranı yüzde 5-10 seviyesindeydi. Bugün ise şirketin araştırmaları ve müşteri geri bildirimleri bu oranın yaklaşık yüzde 50’ye ulaştığını gösteriyor. “Gençlerde ilgi daha da yüksek” diyen Yurddaş, 17 yaşındaki bir tüketiciyle 27 yaşındaki bir tüketicinin bile konuya yaklaşımının farklılaştığını söylüyor. Daha genç tüketiciler, kullandıkları markaların çevresel ve sosyal konularda nasıl davrandığını daha fazla sorguluyor. Bu değişim şirketler açısından önemli. Çünkü sürdürülebilirlik marka tercihini belirleyen bir rekabet unsuruna dönüşüyor.</p>
<p>Fakat burada değişmeyen bir gerçek var. Tüketici sürdürülebilir ürün istiyor ama bunun için çok daha yüksek fiyat ödemek istemiyor. Ürünün performansından da vazgeçmiyor. Yurddaş bunu şu sözlerle anlatıyor: “Vaadi saçı temizlemek olan bir şampuansa, iyi şekilde temizlemesi lazım. Hem ürünün yaptığı işi iyi yapması hem de fiyatının çok pahalı olmaması lazım.”</p>
<p>Bu dönüşüm satış rakamlarına da yansımaya başlamış durumda. Yurddaş, sürdürülebilir olarak tanımlanan ürünlerin Watsons satışlarındaki payının yüzde 15’e yaklaştığını ve her yıl arttığını söylüyor. Bu oran aynı zamanda önümüzdeki alanın büyüklüğünü de gösteriyor. Cilt ve saç bakımında sürdürülebilir alternatiflerin payı yükselirken, makyaj gibi alanlarda kullanılan bazı materyallerin sürdürülebilir alternatifleri henüz yeterli değil. Yurddaş’a göre, bir diğer önemli konu da tüketicinin alışkanlıkları: “Bazen aylarca üzerinde çalışılan yeni bir formül tüketiciden beklenen karşılığı alamıyor. O zaman ürün yeniden ele alınıyor; formülün yeniden geliştirilmesi altı ay, bir yıl, hatta bir buçuk yıl sürebiliyor.” Yani sürdürülebilirlik dönüşümü düz bir çizgide ilerlemiyor. Üretici değişiyor, ürün değişiyor ama tüketicinin de değişmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Niyet dönemi bitiyor, ölçüm dönemi başlıyor</strong></p>
<p>Watsons Türkiye üçüncü sürdürülebilirlik raporunu yayımladı. Yurddaş’a göre ilk rapordan bugüne en önemli değişim ise hedeflerin kendisinden çok verinin niteliğinde yaşandı.</p>
<p>“Önceleri bunlar niyet şeklindeydi. Şimdi iş biraz daha ciddileşti. Sayıları sene sonunda toplamaya çalışıyorduk. Şimdi sene içinde sayıları topluyoruz; yanlışlık var mı, eksiklik var mı diye bakıyoruz” diyen Yurddaş, bir sonraki aşamanın bu verilerin bağımsız biçimde denetlenebilir hale gelmesi olduğunu söylüyor ve önümüzdeki iki-üç yılın gündemini bunun belirleyeceğini ifade ediyor: Açık, şeff af ve denetlenebilir sürdürülebilirlik verisi.</p>
<p>Şirket ürünü dönüştürebilir. Üreticiyi teşvik edebilir. Enerji tüketimini azaltabilir. Ambalajı değiştirebilir. Rafları sürdürülebilir ürünlerle doldurabilir. Ama dönüşümün kalıcı olup olmayacağına sonunda yine o rafın önündeki insan karar veriyor…</p>
<p>Mete Yurddaş’ın ifadesiyle: “En son sözü müşteri söylüyor.”</p>
<p><strong>500 mağazada enerjinin hesabı</strong></p>
<p>500 mağazada enerjinin hesabı Watsons’ın Türkiye’de 500’ün üzerinde mağazası bulunuyor. Şirket her yıl 70-80 civarında yeni mağaza açıyor. Dolayısıyla toplam operasyon büyürken enerji tüketimini aşağı çekmek ayrı bir mücadele anlamına geliyor. Yurddaş, mağazalarda enerji tüketiminin düzenli olarak ölçüldüğünü ve karşılaştırıldığını söylüyor. Şirket, mağazalarında kullandığı elektriği I-REC sertifikalı yenilenebilir enerji kaynaklarıyla eşleştirirken, aynı zamanda tüketimi azaltmaya çalışıyor. Klima sıcaklıklarından mağaza kapandıktan sonra açık kalan sistemlere kadar operasyonun küçük görünen ayrıntıları enerji verimliliğinin parçası haline geliyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>■ ÇALIŞANLARIN YÜZDE 82’Sİ KADIN</strong></span></p>
<p>Watsons’ın sürdürülebilirlik yaklaşımının ikinci önemli ayağını toplumsal etki oluşturuyor. Şirkette çalışanların yüzde 82’si kadın. Kadınların yönetici pozisyonlarındaki oranı da yüzde 71 seviyesinde. Yurddaş özellikle Türkiye’nin farklı şehirlerinde kadınların ekonomik hayata katılımının önemine dikkat çekiyor. Şirket bu yaklaşımı tedarik zincirine de taşımaya çalışıyor. Birlikte çalışılan üreticilerden kadın çalışan oranları isteniyor; kadın istihdamı yüksek üreticiler ödüllendiriliyor. Bir diğer alan ise kadın kooperatifleri. Watsons, KEDV aracılığıyla kadınların ürettiği ürünleri kâr amacı gütmeden kendi satış kanallarında tüketiciyle buluşturuyor. Yurddaş’ın verdiği bilgilere göre, 2020’den bu yana kadınlar tarafından üretilen 150 bin ürün satıldı, 11 milyon TL ekonomik değer yaratıldı ve binden fazla kadının ekonomik olarak güçlenmesine katkı sağlandı. Bu rakamların en önemli tarafı, sosyal etkinin yardım yaklaşımından çıkarak ekonomik faaliyetin içine girmesi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>■ 2030 HEDEFİ: 1 MİLYON FİDAN</strong></span></p>
<p>Gezegen başlığında ise en görünür projelerden biri ağaçlandırma. Watsons, TEMA Vakfı ile 2018’den bu yana yürüttüğü çalışma kapsamında 2030 yılına kadar 1 milyon fidan hedefliyor. Yurddaş, bugün 500 bin fidan eşiğinin geçildiğini ve Türkiye’nin 38 ilinde Watsons Ormanları bulunduğunu söylüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/surdurulebilir-urunde-50den-1000e-simdi-sira-tuketicide-87481</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sürdürülebilir üründe 50’den 1000’e: Şimdi sıra tüketicide ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupada-ne-oluyor-almanya-ve-fransa-87465</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa’da ne oluyor? Almanya ve Fransa</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Fransa’da Marine Le Pen ve Almanya’da AfD aynı ağacın dalları değil. Fransa 1970’lerde talimatı merkezden gelen bir elitler arası manifestoyla işe başladı. AfD ise merkezi karardan ziyade bir <em>Doğu Almanya olgusu</em> olarak ilerliyor. Marine Le Pen’in iktidara gelme sırası yaklaşıyor olabilir. AfD henüz yolun ortasında ve bir Doğu Almanya olgusu olarak şimdilik dezavantajlı.</strong></p>
<p>De Gaulle aslında sağcı ve Katolik’tir. Milliyetçiliği “resmi milliyetçiliği” aşma potansiyeli taşıyordu. Ancak konumu buna izin vermemiş, “sosyal Katolik” geçmişi de onu adalet duygusuna yönlendirmişti. 1957’de uç veren Fransız Nouvelle Droite, Yeni Sağ, 1960’larda sessizce örgütlenmiş, muhtemelen Gladio çerçevesinde 1970’de manifestosunu birkaç bin basarak elden ele dağıtmıştır. Manifesto metni 1930’ların bazı ön-faşist ve hatta açıkça faşist ve işbirlikçilikten 1945’de idam edilen adamları benimsediklerini gösteriyor. Tarih bilincine sahipler ve kendilerini 1885’e kadar geri götürebiliyorlar. Bugünkü Le Pen hareketinin kökü budur. Ancak Almanya, yani AfD, Fransa’dan farklı. Şu anda iktidara gelmeye en yakın olan Fransız aşırı sağı denen şey; yani Marine Le Pen. AfD ve Alice Weidel bu noktadan henüz uzakta. </p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8d10d3f26e-1789448461.png" alt="" width="800" height="448" />
<figcaption><strong><em>Fransa anketler: Marine Le Pen 2027 başkanlık seçiminde bütün muhtemel rakiplerine karşı önde görünüyor</em></strong></figcaption>
</figure>
<p> </p>
<p>Fransız Komünist Partisi’nin 1978 sonrası işçi tabanını teknolojik gelişmelerle de bağlı olarak yitirmeye başlaması ve ilk defa Jean-Marie Le Pen’in ırkçı partisinin yükselişe geçmesi 1980’lerin ortalarına doğru “Fransa’da faşizm olur mu?” sorusunu bazı tarihçilerin gündemine taşıdı. Aslında Fransa’da faşist akımlar 1925’ten itibaren belirmeye başlamıştı. Le Pen’in çıkışı faşizmin hem Avrupa genelindeki bir olgu olarak kökenleri ve niteliği, hem de Fransız faşizminin özel durumu hakkında tartışmalara yol açtı. Açmaması da düşünülemezdi çünkü “sıradan faşizmin, banal nasyonalizmin” ötesinde çıkan yayınlarda bir devamlılık, 1930’ların sonuç alamamış faşist veya faşizme yakın kişiliklerini öven bir ideolojik damar vardı. Fransız Neo-faşizmi adeta “bıraktığı yerden” devam ediyordu. José Antonio Primo de Rivera, Robert Brasillach, Pierre Drieu La Rochelle –ilk ikisi idam edilmiş sonuncusu intihar etmişti- 1970’te övülüyordu. Rivera İspanyol cumhuriyetçileri tarafından darbecilikten suçlanarak 1936’da, Brasillach ise Nazilerle iş birliği suçundan 1945’te idam edilmişlerdi. Savaştan sonra ilk defa, 1970’de çıkan bir Neo-faşist el yazmasında, entelektüalizmin çürümesine işaret eden dava ve eylem adamları, kahramanlar olarak yüceltiliyorlardı. Bu çalışma Sorel’in mitle ilgili yazdıklarını da kullanıyor, faşizmle Katolikliğin mesafesini duru bir dille anlatıyor, faşistlerin monarşist olmadıklarını açıklıyordu. Drieu La Rochelle’in Marksizm’le ilgili söyledikleri de sentezde yer bulmuştu. 1970’de doğuşu haber verilen “hareket” kendisini tasnif edilemez görüyor, dar anlamda politik olmayan bağımsız bir elit olarak lanse ediyordu. Bu anlatı 1940-1942 arası “Uriage kadrolarının” görevini ve mirasını benimsediklerini gösteriyor.</p>
<p>Yani? Yani Fransa’da Marine Le Pen ve Almanya’da AfD aynı ağacın dalları değil. Komşu ağaçlar diyebiliriz. Fransa 1970’lerde talimatı merkezden gelen bir elitler arası manifestoyla işe başladı. Vichy döneminde Grenoble yakınındaki Uriage köyünde kurulan Ecole Nationale des cadres d’Uriage görülmemiş derecede birbirinden farklı olan, çoğu çok genç, 30 kadar eliti bir araya getirmişti. Bu gençler –tıpkı 1970’te Neo-faşist çıkış başladığında sınırlı basılıp sınırlı dağıtılan manifestoda anlatıldığı gibi- yeni Avrupa’nın tasarımını yapacak eliti oluşturacaklardı. 1970 çıkışı bunun yenilenmesi olarak görülebilir.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8d0f22ce61-1789448434.png" alt="" width="569" height="466" />
<figcaption><strong><em>Berlin 2025: En sağdaki maviler AfD. Kırmızılar sosyal demokrat SPD, siyahlar Hristiyan Demokrat CDU, yeşil Yeşiller, mor Sol (Die Linke) </em></strong></figcaption>
</figure>
<p>AfD ise merkezi karardan ziyade bir <em>Doğu Almanya olgusu</em> olarak ilerliyor. Sadece son seçimler değil Berlin 2025 seçimi de AfD’nin sadece Doğu Almanya kökenlilerin oturduğu doğu yakası mahallelerinden yüksek oy aldığını gösteriyor. Almanya genelinde bakarsak orada da durum aynı: Batı ve Güney’de AfD oyu Doğu’nun yarısı kadar bile değil. Gerçi Hitler de başlangıçta yerel bir Münih olayı gibiydi ve Ernst Niekisch buna dayanarak 1930’da –son derece hatalı biçimde- Hitler’i Katoliklerin şampiyonu gibi görmüştü. Oysa asıl desteği Protestanlardan aldı. Yani AfD de Doğu ile başlayıp Batı’ya ve Güney’e –biraz zor ama- sirayet edebilir. İmkânsız diyemeyiz ama Fransız ultra sağının yaygınlığı ve olgunluğu Almanlarda henüz yok. Popüler olmalarını sağlayan pratik, güncel tezleri şunlar: (a) Ukrayna’ya para ve silah vermeyi kesin (b) Pahalı ABD gazını almayın, ne güzel Rusya’dan ucuza doğal gaz alıyorduk, arayı düzeltin. Bu para Alman emeklisinin, işçisinin cebinden çıkıyor vs. Demagoji diyenler olacaktır ancak bunları geçelim çünkü bunlar hep var. Bundan öte Alice Weidel de özel hayatıyla tipik bir Neo-Nazi görüntüsü vermiyor. Ayrıca CDU’nun AfD’den hangi ölçüde rahatsız olduğunu bilemiyorum. Elbette CDU’dan oy aldığı, CDU kalelerine nüfuz ettiği ölçüde rahatsız olabilir lakin CDU ve AfD kurmaylarının göçmen politikasında uzlaşmak amacıyla görüştükleri de yazılıyor.</p>
<p>Elbette popülizmlerde görüntü ve gerçek farklıdır. Ancak bence şu kadarı net: Bu iki hareket gerek kökleri gerekse coğrafi dağılımları itibariyle olsa olsa uzaktan kuzenler. Avusturya’da 1980’lerin sonunda türeyen ‘bu kadar göçmen nereden çıktı’ hareketiyle birlikte bu üç ülkede (i) merkezin dağılması (ii) aşırı sağın merkeze yerleşmesi (iii) merkezin bu akımlara doğru ilerleyerek merkezi sağa kaydırması daha da fazla görülecek. Fransa’daki akım bu işlerde çok tecrübe kazandı. Marine Le Pen’in iktidara gelme sırası yaklaşıyor olabilir. AfD henüz yolun ortasında ve bir Doğu Almanya olgusu olarak şimdilik dezavantajlı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupada-ne-oluyor-almanya-ve-fransa-87465</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa’da ne oluyor? Almanya ve Fransa ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/seker-ve-seker-pancarinda-sezon-oncesi-sorunlar-ve-cozum-onerileri-87463</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şeker ve şeker pancarında sezon öncesi sorunlar ve çözüm önerileri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Gıda enflasyonu artmasın diye uzun süredir şeker fiyatları baskı altında tutuluyor. Enflasyonun çok altında bir artış olduğuna dikkat çeken şeker üreticileri, şeker fiyatlarının baskı altında tutulmaya devam edilmesi durumunda fabrikaların zarar nedeniyle üretim yapamaz hale geleceği konusunda uyarıyor.</strong></p>
<p>Türkiye’de şeker fabrikalarının kurulması ve yerli şeker üretiminin başlamasının üzerinden tam 100 yıl geçti. Bu konuyu 8 Eylül’de,  “Türkiye’de Şeker Üretiminin 100. Yılı” başlığı ile ayrıntılı olarak yazmıştım.</p>
<p>O yazının sonunda ise, şeker sektörünün 100 yılda çok önemli bir noktaya geldiğini, ancak sektörün çözüm bekleyen birçok sorunu olduğunu belirterek “Şeker pancarı hasat sezonu öncesinde üreticinin fiyat beklentisi, yüksek yoğunluklu tatlandırıcıların sektörü nasıl tehdit ettiğini yarınki yazımda yazacağım“ demiştim.</p>
<p>Aynı gün, Resmî Gazete’de yayımlanan iki ayrı Cumhurbaşkanı Kararı ile hayvancılıkta 2026 yılı destekleri açıklanırken, bitkisel üretimde 2026 yılı destekleri güncellendi ve 2027 destekleri açıklandı. Gündem değişti. Tarım desteklerini yazdığım için PanFest 2026, şeker ve şeker pancarı ile ilgili yazı bugüne kaldı. Bu gecikmeden dolayı özür dilerim.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8ce6dca448-1789447789.png" alt="" width="700" height="491" /><strong>PanFest, açık alan fuarcılığının başarılı örneği oldu</strong></p>
<p>Kayseri Şeker, önceki yıllarda iş birliği yaptığı, tohum, gübre, zirai ilaç firmalarını pancar üreticileriyle buluşturduğu küçük çaplı organizasyonlar yapıyordu. Bu organizasyonu genişleterek iki yıl önce PanFest 2024’ü düzenledi.</p>
<p>Örneklerini daha çok Almanya’da gördüğümüz, geleneksel kapalı salon fuarcılığı yerine açık alanda uygulamalı fuar şeklinde düzenlenen PanFest, Kayseri Şeker Fabrikası’nın kendisine ait arazide açık alan fuarı şeklinde düzenleniyor. Hazırlıkları aylar öncesinden başlıyor. Tohum, gübre, bitki koruma ürünleri (zirai ilaç) firmaları, kendilerine ayrılan parselde şeker pancarı ekimi yapıyor. Ekim yapılan bu parsellerde sulama, gübre, zirai ilaç gibi ihtiyaç duyulan bütün uygulamalar önceden yapılıyor. PanFest ziyarete açıldığında, gelen çiftçiler, ürün gelişimini, kullanılan tohumu, gübreyi, zirai ilacın sonucunu canlı olarak görebiliyor.</p>
<p>Ayrıca traktör başta olmak üzere, pancar ekiminde, sökümünde kullanılan tarım makineleri, hasat makineleri o alanda çalıştırılarak çiftçilere canlı olarak gösteriliyor.</p>
<p>İlki 2024 yılında yapılan PanFest’in, ikincisi 1-3 Eylül 2026 tarihlerinde “İklim Değişikliği Çağında Stratejik Ürün: Şeker” ana temasıyla çok daha kapsamlı bir organizasyon olarak gerçekleştirildi. Her ikisine de konuşmacı olarak katıldım.</p>
<p>Kayseri Şeker ile iş birliği yapan Agro TV, 2024 yılında olduğu gibi 2026 PanFest’teki konuşmaları canlı olarak yayınladı. Ayrıca 1-3 Eylül tarihlerinde gün boyu alandan yayınlar yaparak sektörün nabzını tuttu. PanFest’te olup bitenleri ülke genelinde izlenmesini, bilgi edinilmesini sağladı.</p>
<p><strong>Üretici hasat öncesi fiyatın açıklanmasını bekliyor</strong></p>
<p>Şeker pancarı hasadı (sökümü) için gün sayan üretici alım fiyatının açıklanmasını bekliyor. 20 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7584 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (Torba Kanun) ile şeker pancarı ve şeker fiyatının sektör tarafından belirleneceği hükme bağlansa da fiyatın devlet tarafından açıklanması bekleniyor.</p>
<p>Son 6 yıllık pancar alım fiyatına bakıldığında 2020 yılında ton başına 336 lira, 2021’de 420 lira, 2022’de 1400 lira, 2023’te 1750 lira, 2024’te 2 bin 375 lira ve 2025 yılında ise kota primi dahil 3 bin 100 lira olarak açıklandı. Bu yıl artan maliyetler nedeniyle çiftçinin beklentisi şeker pancarı alım fiyatının ton başına 4 bin lira olması.</p>
<p><strong>Şeker üreticileri reel fiyat istiyor</strong></p>
<p>Şeker üreticileri, pancar çiftçisinin maliyetlerini karşılayacak bir fiyatın olmasını istiyor. Şeker fabrikalarının faaliyetlerini sürdürebilmesi için şeker fiyatının da maliyetler dikkate alınarak belirlenmesi gerektiğine dikkat çekiyor.</p>
<p>Gıda enflasyonu artmasın diye uzun süredir şeker fiyatları baskı altında tutuluyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, ağustos ayında şeker fiyatı aylık yüzde 1,91 artış gösterirken yıllık yüzde 14,82 arttı. ağustosta yıllık enflasyon yüzde 31,51 olurken şekerdeki fiyat artışı yüzde 14,82 gerçekleşti. Enflasyonun çok altında bir artış olduğuna dikkat çeken şeker üreticileri, şeker fiyatlarının baskı altında tutulmaya devam edilmesi durumunda fabrikaların zarar nedeniyle üretim yapamaz hale geleceği konusunda uyarıyor.</p>
<p><strong>Üretimi gelecekte kim sürdürecek?</strong></p>
<p>Sadece şeker üretiminde değil şeker pancarı üretiminde de gelecek açısından endişeler var. Kayseri Şeker Ar-Ge Genel Müdür Yardımcısı Oğuzhan Ulu, PanFest’in açılışındaki konuşmasında güncel sorunları ve geleceğe ilişkin endişeleri şu sözlerle dile getirdi: “Bugün şeker sektörü iklim değişikliği, artan üretim maliyetleri, su kaynaklarının azalması ve değişen tüketim alışkanlıkları gibi önemli sorunlarla karşı karşıya. Bu sorunları konuşacak, sektörümüzün geleceği için çözüm yollarını birlikte arayacağız. Ancak geleceğe dair bu tür tartışmaların üzerinde düşünmemiz gereken önemli bir soru var: Üretimi gelecekte kim sürdürecek? Yaklaşık 15 yıl önce çiftçilerimizin toplam nüfus içerisindeki payı yüzde 3,1 iken bugün yüzde 2,7 seviyesine gerilemiş durumda. Daha da önemlisi çiftçilerimiz yaşlanıyor. Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) verilerine göre, 15 yıl önce 53 olan ortalama çiftçi yaşı bugün 59’a gelmiş durumda. Yani gençlerimiz tarımdan uzaklaşırken üretimi sürdüren çiftçilerimizin yaş ortalaması da gittikçe yükseliyor. Bu nedenle gençlerimize tarımda bir gelecek sunmak zorundayız. Tarımı sadece geleneksel yöntemlerle yapılan bir üretim faaliyeti değil; bilimin, teknolojinin ve inovasyonun merkezinde olduğu modern bir sektör olarak gençlerimize anlatmalıyız. PanFest’i de bu anlayışla gerçekleştiriyoruz.”</p>
<p><strong>Çiftçi olmadan sistemin sürdürülmesi mümkün değil</strong></p>
<p>Kayseri Pancar Ekicileri Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Akay,  şeker pancarının Türkiye’de sürdürülebilirliğinin sağlanmasının en fazla önem verdikleri, üzerinde en fazla durdukları konu olduğunu belirterek özetle şunları söyledi: “Şeker pancarı zor zahmet üretilen bir ürün ve şeker pancarı üretiminin sürdürülebilirliği, dolayısıyla şeker sektörünün sürdürülebilirliği ancak çiftçinin desteklenmesiyle mümkün. Zaten sistem buna göre kurulmuş. Şeker fabrikaları ile birlikte kooperatifler kurulmuş, çiftçinin bizatihi içinde bulunduğu bir yapı oluşturulmuş ve çiftçinin desteklenerek bu üretimin gerçekleştirilmesi sağlanmış.</p>
<p>Türkiye’de yegâne sözleşmeli üretim yapılan ve kotalı üretim yapılan ürün şeker pancarı. Bunun yanında şeker pancarı ve şeker o kadar stratejik bir ürün ki bitkisel üretim ve sanayi ürünleri içerisinde emniyet stoku bulunan yegâne ürün. Onun dışında hiçbir üründe emniyet stoku yok. Bu kadar devletin de önemsediği, önem verdiği bir ürünü konuşuyoruz ve bunun sürdürülebilirliğini konuşuyoruz. Bu ancak çiftçinin desteklenmesiyle mümkün olabilir. Biz bunu azami ölçüde yapıyoruz. Özellikle kooperatif kuruluşları ve şimdi özel sektör kuruluşları da, TÜRKŞEKER de benzer uygulamayı hep beraber gerçekleştiriyoruz. Yalnız son yıllarda şartlar biraz değişmeye, zorlaşmaya başladı. Özellikle şeker pancarına, pancar şekerine muadil olarak görülen ürünler, nişasta bazlı şeker ve kimyasal tatlandırıcılar, şekerin kullanıldığı ürünlerde daha çok tercih edilir şekilde kullanılmaya başlandı. Türkiye’de tüketici bilinci yeterince gelişmediği ve bu konuda gereken özen ve dikkat gösterilmediği için maalesef tüketiciler bu kullandıkları üründeki maddeleri yeterince dikkate alamıyorlar. Bundan dolayı da rahatlıkla bu kimyasal tatlandırıcı ve nişasta bazlı şekerler çeşitli ürünlerde şekere muadil olarak kullanılabiliyor. Bundan dolayı şeker sektörü büyük bir problem ve sıkıntı içerisinde. Şeker sektörünün sürdürülebilmesini sağlayabilmek açısından madem kotalı bir üretim yapıyoruz, tüketime göre bir kota belirliyoruz. Bu tüketime göre üretilen şekerin de makul bir fiyattan satılmasının sağlanması gerekiyor. Tüketiciye faydalı olacağını düşünerek fiyat baskısının uygulanması bence doğru ve sağlıklı değil. Zaten son yıllarda maalesef görüyoruz, özellikle fiyatlarda bir anormallik ortaya çıkmaya başladı. Düşünün, en zor üretilen şeker pancarının ürünü pancar şekeri hâlâ Türkiye’de 38-39 liradan satılsın mı satılmasın mı tartışmasının yapıldığı ortamda, sebzeler, meyveler 50-60, hatta 100 liradan satılıyor. Bu fiyat dengesizliği sağlıklı bir durum değil.”</p>
<p><strong>Kooperatifler, fabrikalar güçlü olmazsa üretim olmaz</strong></p>
<p>Fabrikaların ve kooperatiflerin güçlü olması gerektiğini belirten Akay, “Güçlü olmazsa bu sistemin sürdürülmesi mümkün değil. Fabrikaların güçlü olabilmesi için de birincisi bu ürettikleri ürünün uygun fiyatlardan, biz fahiş fiyatlardan satılsın demiyoruz, uygun fiyatlardan satılmasının sağlanması lazım. Fabrikalar bu nişasta bazlı şeker ve kimyasal tatlandırıcıların baskısıyla oluşan stoklardan dolayı bir fiyat baskısına maruz kalmamaları lazım ve rahat bir şekilde kârlı bir fiyat uygulayabilmeleri lazım. Bunu uyguladıkları takdirde çiftçiye destekleri rahat bir şekilde devam eder.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Faizlerin altından kalkmak zor</strong></p>
<p>Şeker fabrikalarına yatırım yapılması gerektiğini anlatan Akay bunun için kullanılan kredilerin faizinin yüksek olduğunu söyledi. Akay sözlerini şöyle sürdürdü: “Şimdi siz hem çiftçiyi destekleyecek şekilde elinizde finansman gücünüz olacak hem de yatırımları yapabilecek kadar bir finansman gücünüz olacak. Bunu sürekli banka kredisiyle yapmak durumunda olduğunuz zaman faizler yükseldiğinde altından kalkamıyorsunuz. Faizler de yükseldi. Bazen 40 oluyor, bazen 45 oluyor, bazen 50 oluyor. Bunun sorumlusu şeker fabrikaları değil ama bunun bedelini ödeyen şeker fabrikaları. Biz bu bedeli ödüyoruz. Faizler yüzde 10-12 iken bu çok fazla bir sorun teşkil etmiyordu. İyi kötü idare ediliyordu ama birdenbire yüzde 40-50 oranlarına çıkınca bunun altından kalkmak zor oluyor. Bir de ön ödeme sistemi var biliyorsunuz şeker pancarı üretiminde. Çiftçinin tohumu, gübresi, ilacı, mazotu, nakdî avansları, elektrik, sulama ihtiyaçları, çapalama ihtiyaçları, işçiliklerle ilgili nakdî avansları bütün bunlar erken ödeniyor ve fabrikalar bunu çiftçiye faizsiz olarak ödüyorlar. Ama kendileri bunu ödeyebilmek için hele hele şekerin satılmadığı ortamda bankadan kredi kullanıyorlar ve yüksek faizli olarak bu krediyi kullanmak durumunda kalıyorlar ve ağır bir faiz bedelinin altında kalıyorlar. Bu sistem düzelmeden sürdürülebilirliği mümkün değil. Onun için önce fabrikaların bu sıkıntılarının ortadan kaldırılması lazım.”</p>
<p><strong>Şeker fabrikalarının zarar tahammülü yok</strong></p>
<p>Dünyanın en pahalı finansmanının şu anda neredeyse Türkiye’de olduğunu belirten Akay, “ Rekabet derken şeker piyasasında kooperatifler var, özel sektör var bir de kamu var. Kamu da belirleyici burada. Fiyatta belirleyici. Dolayısıyla belki enflasyonla mücadele adı altında tırnak içerisinde o fiyatı düşük verebilir, zarar yazabilir. Öyle bir lüksü var. Kamu zararı sonuçta yine bizim cebimizden çıkıyor ama özel sektörün ya da kooperatiflerin öyle bir zarar yazma lüksü de yok. Uzun süre katlanma imkânı yok. TÜRKŞEKER sektörün yüzde 35’ine hâkim kamu kuruluşu. Son birkaç yılda sermayesi 4 milyar liradan 80 milyar liraya çıkarıldı. Bu, oluşan zarar karşılığı kamudan, hazineden aktarılan bir kaynak. Hazine, TÜRKŞEKER’i bu zararından dolayı destekliyor. Bizi kim destekleyecek? Biz bu zararları nasıl karşılayacağız? O zaman bizi de destekleyin de biz de yapalım. Biz de kamu görevi yapıyoruz. Bu çiftçiye destek veriyoruz. Bu çiftçiye üretim yaptırıyoruz. Kendimiz kamu kuruluşu olmasak da yaptığımız iş kamu görevi. Bizi de destekleyin, biz de sizin istediğiniz fiyattan satalım. “Size nasıl destek vereceğiz?” dediler. Böyle bir yaklaşımla bu sorunlar çözülmez. Onun için köklü çözüm gerekir.” diye konuştu.</p>
<p>Özetle, hasat öncesi sadece şeker pancarında değil, şeker fabrikaları ile ilgili çözüm bekleyen birçok sorun var. Şeker fiyatı, nişasta bazlı şeker ve yüksek yoğunluklu tatlandırıcıların denetlenmesi konusunda somut adımların atılması gerekiyor. Bu sorunlar çözülmezse pancar üreticisi ve kooperatifler, şeker fabrikaları içinden çıkılamaz bir krize sürüklenmiş olur.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NBŞ ve yüksek yoğunluklu tatlandırıcılar sektörü tehdit ediyor</strong></span></p>
<p>PanFest 2026’nın ana gündem konularından birisi nişasta bazlı şeker ve yüksek yoğunluklu tatlandırıcıların piyasaya kontrolsüz bir şekilde sokulmasıydı. Bu durumun pancar üreticisinden tüketiciye kadar her kesime ciddi zarar verdiği ifade edildi.</p>
<p>Pancar Şekeri Üreticileri Derneği (PANŞEK) Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Can, pancardan şeker üreten sektörün yüksek yoğunluklu tatlandırıcılar tarafından işgal edilmeye çalışıldığını belirterek özetle şu bilgileri verdi: “Çiftçi fabrikaya pancar getirmeden önce maliyetin yaklaşık yüzde 35’ini, yüzde 40’ını biz çiftçiye nakdi ve ayni avanslar olarak ödüyoruz. Bunları daha sonra mahsuplaşmak üzere veriyoruz. Bunu arka arkaya dizdiğimiz zaman şeker pancarından şeker üretim süreçleri tamamen bir ekosistemdir. Burada sadece şeker üretmiyorsunuz, bunun yanında yan ürünlerimiz var. Melas, küspe var. Melasın inanılmaz derecede beslediği sektörler var. Maya sektörü, yem sektörü, alkol sektörü hammadde olarak melas kullanıyor. Kaba yem olarak küspe çok ciddi bir şekilde hayvancılık sektöründe yer teşkil ediyor.</p>
<p>Rekabet konusuna geldiğimiz zaman özellikle yüksek yoğunluklu tatlandırıcıya çok dikkat etmek gerekiyor. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 2025 yılında 6,8 ton civarında ithal edilen yüksek yoğunluklu tatlandırıcı var. Bunun pancar şekeri eşdeğeri 750 bin-800 bin ton demek. Basit bir şekilde şunu diyebiliriz ki Konya Şeker ve Kayseri Şeker gibi iki dev kuruluşun üretmiş olduğu şekerin eşdeğeri yüksek yoğunluklu tatlandırıcı ithâlâtı yapılıyor. Sektörde ciddi bir işgal söz konusu. Nişasta bazlı şekerlere gelince de son zamanlarda bununla alakalı devletimiz birtakım önlemler almaya başladı ama bunun arkasının gelmesi lazım. Bunu denetim altında tutması lazım.”</p>
<p><strong>Pancar çiftçisi biterse Anadolu’da tarım yok olur</strong></p>
<p>Pancar çiftçisi bittikten sonra Anadolu’da tarımın yok olacağını iddia eden Can: “ Fabrikalarda üretim gerçekleşmediği zaman hep birlikte işsizliğin arttığını göreceğiz. Dolayısıyla inanın bunun çarpan etkisi bizim hayal ettiğimizden çok daha fazla. Rekabet Kurumu’muza bu konuda tabii ki işler düşüyor ama maliye açısından da bu işin çok rahat bir şekilde denetlenebileceği ve güçlü kurumlarla bunu rahat bir şekilde ortaya çıkarabileceği bir sistemin muhakkak kurulması gerekiyor.</p>
<p>Tüketici bir ürünü tüketmek üzere bir markete veya herhangi bir alıcı noktasına gittiği zaman içeriğin ne olduğunu net bir şekilde bilmesi gerekiyor. Bu çok önemli. Biz insan hakları açısından bu olaya baktığımız zaman bunu net bir şekilde bizim belirtiyor olmamız lazım. Kaynak olarak ne kullanılıyor? Bunun içerisinde nesillere nasıl bir etkisi var? Çünkü pancardan üretilen sakaroz dediğimiz şeker ile kamıştan üretilen şeker form olarak birbirine çok yakındır ve bunun da 700 yıla yakın tarihsel bir geçmişi vardır. İnsan fizyolojisi ve sağlık üzerine nasıl bir etki oluşturacağı konusunda çok ciddi bir şekilde bir tarihsel süreçten geçiliyor, bir tarihsel süzgeçten geçiliyor. Nişasta bazlı şekerler dediğimiz üretim modeli ise 1970’lerde Amerika’da başlıyor. 1990’lı yılların başına ve 2000’li yıllara yaklaştıkları zaman kendi ülkesindeki çoğu nişasta bazlı üreticisini bizim gibi üçüncü ülkelere gönderiyorlar. Bakıyorlar ki burada ciddi bir şekilde sağlık problemleri ortaya çıkmaya başlıyor. Özellikle obezite başta olmak üzere birden fazla sağlık problemi ortaya çıkıyor. Yine yüksek yoğunluklu tatlandırıcıların da aynı şekilde Dünya Sağlık Örgütü tarafından potansiyel kanserojen ürün olarak tabir edilen ürünler dahi şu anda Türkiye’de rahat bir şekilde ithal ediliyor ve maalesef tüketicinin şu anda sofrasına geliyor” bilgisini verdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/seker-ve-seker-pancarinda-sezon-oncesi-sorunlar-ve-cozum-onerileri-87463</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/7/1280x720/vanda-seker-pancari-alim-kampanyasi-torenle-basladi-1759155488.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şeker ve şeker pancarında sezon öncesi sorunlar ve çözüm önerileri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayilesecektik-buyuyecektik-noldu-bize-87462</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayileşecektik, büyüyecektik n’oldu bize?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sanayi bir musluk değildir. Bugün kapatıp yarın açamazsınız. Bir fabrikanın kapanması yalnızca o fabrikanın üretiminin kaybedilmesi anlamına gelmez. O fabrikanın yetiştirdiği ustayı, mühendisi, teknisyeni, kurduğu tedarikçi ağını, yıllar içinde oluşturduğu üretim bilgisini de kaybedersiniz.</strong></p>
<p>Başlıktaki “Sanayileşecektik Büyüyecektik N’oldu Bize?” Güngör Uras’ın yıllar önce kaleme aldığı kitabın adı. Rahmetli Güngör Uras, Türkiye’nin Osmanlı’dan bu yana sanayileşme ve kalkınma arayışını anlatırken aslında bugün de güncelliğini koruyan bir soruyu ortaya koyuyordu. Üretmek yerine tüketmeye, yatırım yerine rant alanlarına yönelirsek nasıl sınıf atlayacağız?</p>
<p>Aradan yıllar geçti, ekonomimiz büyüdü, sanayimiz çeşitlendi, ihracat kapasitemiz arttı. Ama aynı soru bugün yeniden karşımızda. Türkiye ekonomisi sanayileşmesini tamamlayamadan sanayisizleşme riskiyle karşı karşıya.</p>
<p>Geçen hafta bu konuda iki önemli uyarı geldi. İstanbul Sanayi Odası Başkanı Erdal Bahçıvan, Türkiye’nin genel olarak bir sanayisizleşme riskiyle karşı karşıya olduğunu söylerken, MÜSİAD Başkanı Burhan Özdemir de üretimi canlandırmak için faiz indiriminin tek başına yeterli olmayacağını vurguladı. Özdemir’in dikkat çektiği nokta önemliydi. Geçmişte düşük faiz ve kredi imkânlarının önemli bir bölümü üretim ve teknolojik dönüşüm yerine arsa ve servet birikimine yöneldi. Yani mesele yalnızca paranın maliyeti değil, ekonomide kaynakların nereye aktığı.</p>
<p>Bahçıvan’ın “erken sanayisizleşme Türk ekonomisinde birikimlerin kaybıdır” uyarısı da burada anlam kazanıyor.</p>
<p><strong>Büyüme var ama üretim motoru tekliyor</strong></p>
<p>Üstelik büyüme verileri de bu kaygıları destekleyen bir tablo ortaya koyuyor.</p>
<p>BETAM’ın 4 Eylül tarihli değerlendirmesine göre Türkiye ekonomisi 2026’nın ikinci çeyreğinde yıllık yüzde 2,3 büyüdü. İlk çeyrekte bu oran yüzde 2,6’ydı. Daha önemlisi, büyümenin bileşimine bakıldığında yatırımların yıllık artışı yalnızca yüzde 0,6’da kaldı; çeyreklik bazda ise hiç artmadı. Özel tüketim yıllık yüzde 3,5 büyüse de bir önceki çeyreğe göre yüzde 1,3 geriledi. Çeyreklik büyümenin 1,1 puan olması ise büyük ölçüde dış ticaretten kaynaklandı. Dolayısıyla Türkiye’nin büyüme motorlarında özellikle iç talep ve yatırım tarafında belirgin bir ivme kaybı var.</p>
<p>Türkiye’de sanayileşme meselesi büyüme tartışmasının merkezine oturuyor. Çünkü sanayisizleşme yalnızca fabrikaların kapanması veya sanayinin GSYH içindeki payının azalması demek değil. Henüz sanayileşmesini tamamlamamış bir ülke için bunun anlamı çok daha ağır. Üretim kapasitesinin, tedarik zincirlerinin, yetişmiş insan kaynağının, mühendislik bilgisinin ve yıllar içinde oluşmuş sanayi kültürünün aşınması demek.</p>
<p><strong>Fabrika kapanınca sadece fabrika kapanmıyor</strong></p>
<p>Sanayi bir musluk değildir. Bugün kapatıp yarın açamazsınız. Bir fabrikanın kapanması yalnızca o fabrikanın üretiminin kaybedilmesi anlamına gelmez. O fabrikanın yetiştirdiği ustayı, mühendisi, teknisyeni, kurduğu tedarikçi ağını, yıllar içinde oluşturduğu üretim bilgisini de kaybedersiniz. Siparişler kesildiğinde tedarikçi küçülür. Tedarikçi küçüldüğünde uzman işgücü dağılır. İşgücü dağıldığında bilgi kaybolur. Bir süre sonra yeniden üretmek istediğinizde sadece makine satın almanız yetmez. O makineyi çalıştıracak insanı ve ekosistemi yeniden kurmanız gerekir.</p>
<p>İSO Başkanı Bahçıvan’ın iş insanlarından aktardığı “Hâlâ neden sanayicilik yapıyorsun?” sorusu bu nedenle basit bir yakınma olarak görülmemeli. Eğer sanayici üretim yaparak elde edeceği getiriyi faizden, gayrimenkulden veya başka bir rant alanından daha düşük görmeye başlıyorsa, ortada sadece şirketlerin kârlılık sorunu yoktur. Ekonominin kaynak tahsis mekanizması bozuluyor demektir. “Üretmeye değer mi?” sorusunun yaygınlaşması, bir süre sonra “üretmeyi biliyor muyuz?” sorusuna dönüşebilir.</p>
<p><strong>Türkiye sanayileşemeden sanayisizleşiyor</strong></p>
<p>Üstelik Türkiye’nin karşı karşıya olduğu risk, gelişmiş ülkelerin yaşadığı sanayi sonrası dönüşümle karıştırılmamalı. Almanya, Japonya, Güney Kore veya Çin gibi ülkeler sanayi güçlerini teknolojik kapasite, ihracat, Ar-Ge ve dünya markaları yaratma üzerinden geliştirdiler. Sanayinin ekonomideki ağırlığı zamanla değişse bile üretim kabiliyetlerini kaybetmediler. Türkiye’de ise klasik sanayileşme tamamlanmadan hizmetler sektörünün ağırlığı artıyor. Düşük teknolojili üretim, yüksek ithal girdi bağımlılığı, zayıf özsermaye ve yüksek finansman maliyetleri bir araya geldiğinde ortaya “erken sanayisizleşme” riski çıkıyor.</p>
<p>Bu nedenle “Türkiye bugün bir kavşakta” diyoruz. Ülke, bir tarafta dezenflasyon programını başarıya ulaştırmak, fiyat istikrarını sağlamak ve makroekonomik dengeleri düzeltmek zorunda. Diğer tarafta bunu yaparken üretim kapasitesini aşındırmamak gerekiyor.</p>
<p>Sanayiciye ucuz kredi vermek tek başına çözüm olmadığı gibi, yüksek faiz ve sıkı finansman koşullarının üretim altyapısını kalıcı biçimde zayıflatmasına seyirci kalmak da çözüm değil. Eğer fabrika işletmektense fabrikayı kiraya vermek daha kârlıysa, sorun sanayicinin tercihi değildir. Sorun ekonomi politikasının sonucudur.</p>
<p>Türkiye’nin sanayi payının yüzde 20’lerin altına gerilemesi de tek başına bir rakam olarak okunmamalı. Gelişmiş ülkelerde sanayinin millî gelir içindeki payının azalması başka bir şeydir; henüz teknolojik ve üretim kapasitesini yeterince geliştirememiş bir ülkenin sanayiden uzaklaşması başka.</p>
<p>Almanya sanayiden hizmetlere kayarken yüksek teknoloji üretiyor. Güney Kore elektronik ve yarı iletkenlerde dünya markaları yaratıyor. Çin üretim gücünü yapay zekâdan bataryaya kadar yeni alanlara taşıyor. Biz ise hâlâ “üretimi nasıl ayakta tutacağız?” sorusunu tartışıyoruz.</p>
<p>Üstelik dünya yeni bir sanayi yarışına hazırlanıyor.</p>
<p>Önümüzdeki dönemin büyük yatırımları yapay zekâ, robotik, elektrikli araçlar, bataryalar, savunma teknolojileri, yeşil dönüşüm gibi alanlarda yapılacak. Türkiye mevcut sanayi tabanını koruyamazsa bu dönüşümün parçası olmak yerine başkalarının ürettiği teknolojileri ithal eden bir pazar haline gelebilir.</p>
<p><strong>Enflasyonla mücadele sanayinin pahasına olmamalı</strong></p>
<p>Burada mesele faiz indirilsin mi, indirilmesin mi tartışmasından çok daha büyük. Enflasyonla mücadele elbette sürmeli. Fiyat istikrarı olmadan kalıcı büyüme olmaz. Ancak dezenflasyonun faturası sanayi kapasitesinin erimesi olmamalı.</p>
<p>Sanayicinin ihtiyacı yalnızca ucuz kredi değil. Öngörülebilirlik, rekabetçi maliyetler, enerji, nitelikli işgücü, teknoloji yatırımı, güçlü özkaynak ve uzun vadeli bir sanayi stratejisi gerekiyor.</p>
<p>İhtiyaç olan şey, kısa vadeli teşviklerin ötesine geçen kapsamlı bir sanayi politikası. Finansmana erişim, enerji maliyetleri, verimlilik, eğitim, teknoloji, Ar-Ge, nitelikli işgücü ve ihracat politikaları aynı çerçevede ele alınmalı. Çünkü geleceğin sanayisi yalnızca daha fazla üretmekten değil, daha yüksek teknolojiyle, daha yüksek katma değerle üretmekten geçiyor. Yapay zekâdan elektroniğe, savunma sanayisinden yeşil dönüşüme kadar yeni sanayi devriminin dışında kalmanın maliyeti çok daha yüksek olabilir.</p>
<p>Güngör Uras’ın yıllar önce sorduğu “N’oldu bize?” sorusunun bugün cevabını vermek zorundayız. Türkiye’nin önünde iki seçenek var. Ya sanayileşmemizi derinleştirerek yeni bir üretim sıçraması yapacağız ya da henüz tamamlayamadığımız sanayileşme sürecinde erken bir kopuş yaşayacağız. Sanayisizleşme kaçınılmaz bir kader değil. Ama gerekli politikalar zamanında uygulanmazsa, bugün geçici görünen üretim ve yatırım kayıpları yarının kalıcı kapasite kayıplarına dönüşebilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayilesecektik-buyuyecektik-noldu-bize-87462</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/2/1280x720/5656-1789447472.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayileşecektik büyüyecektik n’oldu bize? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/populizm-profesyonelligin-dusmanidir-87461</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Popülizm profesyonelliğin düşmanıdır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bürokrasi hızlı hareket etmeyi sevmeyen muhafazakâr bir kuruluştur, hatta hızlı geliştiği ileri sürülen yeniliklere karşı özel bir direnç gösterdiği dahi ileri sürülebilir. Çoğunu kitlenin bilmediği, bilse bile anlamlandırmakta ve onaylamakta güçlük çektiği bir dizi yasa ve kurala göre hareket eder.</strong></p>
<p>Sağ kökenli popülizm dünyada hızlı yükseliş sergiliyor. Amerika’da Trump Başkan oldu. Marine Le Pen Fransız seçimlerini kazanacağa benziyor. Almanya İçin Alternatif adıyla tanınan AfD adlı siyasi kuruluş Saksonya-Anhalt seçimlerini kazandı. Komşu federal eyaletlerde de seçimi kazanacağını ve sonunda Berlin’de iktidarı ele geçireceğini iddia ediyor. Bu gelişmenin Batı için taşıdığı anlamı herkes değerlendirmeye çalışıyor. Bazı falcılara inanmak gerekirse, demokrasinin, en azından bizim bildiğimiz şekliyle demokrasinin sonu gelmiş bulunuyor. Diğer bazı gözlemciler geçici bir deneyimden geçtiğimizi, bunu yaşamamız gerektiğini, sonunda her şeyin normale döneceğini ileri sürüyorlar.</p>
<p><strong>Popülistlere göre toplumda </strong><strong>hiçbir iş rast gitmemektedir </strong></p>
<p>Hepimizin bildiği gibi, popülizmin önde gelen bir niteliği kurulu düzene karşı vaziyet almasıdır. Popülistlere göre toplumda hiçbir iş rast gitmemektedir. Bunun altında yatan neden kötü yönetim ve yozlaşmadır. Buna son vermenin yolu ise popülistleri iktidara getirmektir çünkü kurulu düzene ancak popülistler karşı çıkma cesaretine sahiptirler. Sorun şu veya bu kişinin ya da kurumun işlerini kötü yapmasından kaynaklanmamaktadır, sistem yozlaşmıştır. Çare tüm eski kadroları görevden uzaklaştırmak, popülistlerden oluşan bir kadroyu göreve getirmektir.</p>
<p>Bu durum karşısında bürokrasinin popülistler açısından özel bir hedef teşkil etmesini pek de şaşkınlıkla karşılamamak gerekiyor. Bürokrasi hızlı hareket etmeyi sevmeyen muhafazakâr bir kuruluştur, hatta hızlı geliştiği ileri sürülen yeniliklere karşı özel bir direnç gösterdiği dahi ileri sürülebilir. Değişimin mutlaka başarılı olmasını istediği için yavaş benimsenmesi taraftarıdır. Aslında topluma hizmet için kurulmuşsa da, zamanla bir siyasi güç kaynağına dönüşmüş, göreve seçimle gelen görevlilere ne yapıp ne yapamayacaklarını bildiren bir tutum benimsemiştir. Çoğunu kitlenin bilmediği, bilse bile anlamlandırmakta ve onaylamakta güçlük çektiği bir dizi yasa ve kurala göre hareket eder. Yine de bürokrasinin toplum istikrarının temel taşlarından biri olduğunu itiraf etmek gerekecektir. Göreve seçimle gelenlerin aralarında anlaşamadıkları birçok durumda sistemin devam etmesi ancak bürokrasi sayesinde mümkün olmuştur.</p>
<p>Sağlam bir popülist olarak Trump Amerikan kurulu düzenini karşısına almıştır. Kendisiyle birlikte hareket etmeyi kabul edenler istisna, yönetimini engellemeye çalışan herkes karşısındadır. Hedefi Amerika’yı yeniden büyük yapmaktır. Bu yolda yürürken bazen karşısında yargı kararları da çıkmakta, bunları aşmak için muhtelif yollara başvurmaktadır. Ancak esas engeller muhtelif görevleri deruhte eden memurlardır. Bu söz konusu olunca yapılacak iş genelde daha basittir, kişiyi görevden alacak ve yerine size sadık ve her dediğinizi yerine getiren birini atamaya bakacaksınız. Bu yaklaşımın en canlı örneği ise Savaş Bakanı (eskiler buna Millî Savunma Bakanı tabir ediyorlar) Peter Hegseth’tir. Bay Hegseth, silahlı kuvvetlerde kadınların ve zencilerin terfi ettirilmesini ve general yapılmasını bir wokism tezahürü olarak görmektedir. Wokism, hak etmedikleri halde zencileri ve kadınları terfi ettirmeyi öngören bir eski düzen hastalığıdır. Hegseth’e bakılırsa, geçmiş dönemde kadınlar ve zenciler aslında hak etmedikleri halde, yönetimin o yöndeki tercihine binaen terfi ettirilmişlerdir. Ancak Hegseth burada durmamakta, kendisi gibi düşünmeyen generalleri de görevden almakta, çevresinde sadece onun düşüncelerini benimseyen generaller istemektedir. Gözlemciler, böyle bir yaklaşım sonunda tecrübeli ve Amerikan Silahlı Kuvvetleri’ni alanda daha az askerin kullanıldığı, teknolojiye daha fazla ağırlık veren bir savaş için hazırlayan generallerin görevden alındığına işaret etmişlerdir.</p>
<p><strong>Sadakat liyakatin </strong><strong>yerini almaktadır</strong></p>
<p>Yapılan değerlendirmeler devlet katında ilerlemek isteyen kişilerin artık mesleki başarı üzerinde durmadıkları, daha ziyade seçimle göreve gelenlerin meşrebine uymaya yöneldiklerine işaret etmektedir. Tabii, bu yaklaşım dünyanın en güçlü ülkesi olduğunu iddia eden bir ülke için pek hoş bir değerlendirme değildir. Neden derseniz, göreve gelenlerin yapacakları iş için yeterince nitelikli olmadıkları söylenebilir, yani sadakat liyakatin yerini almaktadır. Halbuki başarının altında yatan sadakat değil, görevini layıkıyla yapmaktır, yani liyakattır.</p>
<p><strong>Türkiye, Amerika’ya benzemeye başladı</strong></p>
<p>Popülizmin sadece Birleşik Amerika’da hüküm süren bir akım olmadığını zaten ifade ettik. Nitekim, Türkiye’ye baktığınız zaman da göreve seçimle gelen yönetici seçkinlerin siyasi sadakati mesleki başarının üzerinde tuttukları bir başka örnek oluşturduğunu görebilirsiniz. Bu yaklaşım özellikle yargı alanında dikkati çekmekte, hükümetin istediği yönde karar vermekten uzak duran yargıçların etkisiz alanlara kaydırıldıkları görülmektedir. Aynı yaklaşımın Dışişleri Bakanlığı’nda da egemen olduğu, hükümete yakın kişilerin niteliklerine ve deneyimlerine bakılmaksızın büyükelçi atandığı anlaşılmaktadır. Böylece Türkiye’nin Amerika’ya benzemeye başladığını söylemek herhalde pek yanıltıcı olmayacaktır.</p>
<p>Sıkça ileri sürülen bir görüşe göre, Türk devleti istikrarı şu dört direk üzerine inşa etmiştir: Askeriye, adliye, hariciye ve de dahiliye. Askeriye askerî liselerde yetişen, bilahare harp okuluna giden, ardından da harp akademilerine giderek kurmay subay olan generallere teslimdi. Bu sistemin yerini herhangi bir subay general olabilir kuralı almıştır. Halbuki kurmay kendi branşı dışındaki askerî kabiliyetleri bilen, tüm orduyu sevk edebilen kişi demekti. Adliyeye gelince, yargının muhalefete mensup belediyeleri ince eleyip sık dokuması, çoğu zaman sadece gizli tanık ifadeleriyle yetinmesi, iddianameleri hazırlamak için çok uzun süreler kullanması, buna karşılık suçu kanıtlanmamış ve herhangi bir yere gitmesi söz konusu olmayan kişileri gözaltında tutması, siyasi sonuçlar verecek kararlar alması (örneğin Üsküdar’da yeni başkan seçimi) yargının tarafsızlığına gölge düşürmüştür. Çoğu kişi savcı ve yargıçların iktidarın hoşuna gidecek kararlar alarak ilerlemeyi düşündükleri izlenimi yaratmaktadır. Gelelim hariciye ve dahiliyeye. Örneğin, çoğu gözlemci tarihin en uzun yaşayan imparatorluklarından olan Osmanlı İmparatorluğu’nun bu kadar uzun süre yaşamasında çok kaliteli bir diplomat kadrosuna sahip olmasının vazgeçilmez bir role sahip olduğu konusunda ittifak etmektedir. Gerilemeye girildiği konusunda tereddüt kalmayınca imparatorluk önce iyi Fransızca öğretilen Mekteb-i Sultani’yi (bugünkü Galatasaray Lisesi), ardından da Mekteb-i Mülkiye’yi (Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne dönüşmüştür) açarak nitelikli kamu görevlisi yetiştirme konusuna yönelmiş, böylece imparatorluğun ömrünü uzatma becerisini sergilemiştir. Aynı kurumdan yetişen kadrolar yeni kurulan cumhuriyete de hizmet etmeye devam etmiş, çok karışık bir uluslararası ortamda ülkemizi savaşların dışında tutmayı ve millî bütünlüğümüzü korumayı başarmışlardır. Popülist yönetime göre, bu kadrolar kurulu düzenin direkleri olduğundan öncelikle yıkılmaları gerekmekteydi.</p>
<p>Günümüzde bu direk mensuplarının göreve seçimle gelen iktidar mensuplarına, özellikle cumhurbaşkanına bağlılık sergilemeleri mesleki başarıdan önde gelmektedir. Acaba bir devlet, önde gelen niteliği iktidardaki kadroya sadakat olan bir bürokrat kadrosu ile uzun süre ayakta kalabilir mi? Sorunun cevabı bilinmese de muhtemel cevabın liderin hoşuna gitmeyebileceği akla gelmektedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/populizm-profesyonelligin-dusmanidir-87461</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/1/1280x720/5774-1789447359.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Popülizm profesyonelliğin düşmanıdır ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-sermaye-ihracatcisi-ulke-sinifina-mi-terfi-etti-87460</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye sermaye ihracatçısı ülke sınıfına mı terfi etti?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir ülkenin normal koşullarda sermaye ihracatçısı bir ülke olabilmesi için istikrarlı bir şekilde cari işlemler dengesi fazlası veriyor olması gerekir. Bu ülkeler cari işlemler fazlası sayesinde kazandıkları döviz rezervini, diğer ülkelerde doğrudan yatırım veya portföy yatırımı olarak kullanarak sermaye ihraç etmiş oluyorlar.</p>
<p>Merkez Bankası’nın ödemeler dengesi verilerine göre Türkiye’nin de artık “net sermaye ihracatçısı” haline geldiğini söyleyebiliriz. Çünkü son iki yıldır Türkiye’ye yabancıların doğrudan yatırım ve sıcak para olarak getirdikleri yatırım miktarından daha fazlasını yerli sermaye sahipleri yurt dışına çıkartıyor. Üstelik bu durum kronik olarak cari işlemler açığı veren ve hatta son dönemde cari açığı artmakta olan bir ülkede gerçekleşiyor.</p>
<p>Bu garip durumun rakamlara yansıyan hali şöyle:</p>
<p>- 2023 yılında yabancılar sıcak para (hisse senedi, tahvil yatırımı ve mevduat) olarak Türkiye’ye toplam 36.02 milyar dolar getirmişler. Buna karşın yerleşikler sıcak para olarak yurtdışına 20.65 milyar dolar çıkarmışlar. Yabancıların getirdiği sıcak para yerlilerin çıkardığından 15.37 milyar dolar daha fazla. Yerlilerin yurt dışına çıkardığı sıcak para yabancıların getirdiğinin yüzde 57.33’ü kadar.</p>
<p>- 2024’te ise yerlilerin yurtdışına çıkardığı sıcak para miktarı yabancıların getirdiğini aşıyor. 21.85 milyar dolarlık yabancı sıcak para girişine karşılık 24.72 milyar dolarlık yerli sıcak para çıkışı var. Yerli sıcak para çıkışı yabancı sıcak para girişinden yüzde 13.11 ve 2.87 milyar dolar daha fazla.</p>
<p>- 2025’te makas iyice açılıyor. Yabancı sıcak para girişi 15.01 milyar dolara kadar düşerken yerli sıcak para çıkışı 38.56 milyar dolara fırlıyor. Yerli sıcak para çıkışı yabancı sıcak para girişinin 2.55 katını buluyor.</p>
<p>- 2026 Temmuz ayı itibarıyla 12 aylık toplam yabancı sıcak para girişi 28.07 milyar dolarken tırmanışını sürdüren yerli sıcak para çıkışı 49.65 milyar dolara ulaşıyor. Yerli sıcak para çıkışı yabancı girişinin 1.77 katı düzeyinde.</p>
<p>- Doğrudan yatırım cephesinde bu süre içinde yabancı girişi yatay bir seyir izlerken yerleşiklerin yurtdışı yatırımları özellikle son iki yılda hızlanarak artıyor. Temmuz 2026 itibarıyla 12 aylık toplam yerli doğrudan dış yatırım miktarı yabancıların doğrudan yatırım miktarının 325 milyon dolar ve yüzde 3.24 de olsa üstüne çıkmış durumda. 2023 yılında 10.62 milyar dolarlık yabancı doğrudan yatırımına karşılık yerleşiklerin yurtdışı doğrudan yatırım miktarı 6.09 milyar dolardı. Temmuz 2026 itibarıyla 12 aylık toplam yabancı doğrudan yatırım girişi 10.02 milyar dolar ile yaklaşık aynı seviyede kalırken yerleşiklerin yurt dışı doğrudan yatırımı yüzde 70’lik bir artışla 10.35 milyar dolara çıktı.</p>
<p>- Sonuç olarak Temmuz 2026 itibarıyla son 12 ayda doğrudan yatırım ve sıcak para olarak yabancı sermaye girişi 38.09 milyar dolar olurken, yerleşiklerin aynı yollarla dışarı çıkardıkları kaynak miktarı 60 milyar doları buldu. Yerleşiklerin sermaye hareketleriyle çıkardığı miktar, yabancıların getirdiğinden 21.91 milyar dolar ve yüzde 57.51 daha fazla.</p>
<p>- 2023 ile kıyasladığımızda yabancı girişi yüzde 18.34 azalırken yerli çıkışı yüzde 124.33 artmış bulunuyor.</p>
<p>- Buna bir de esası yerli sıcak para hareketi olan kaynağı belirsiz döviz hareketlerini ekleyebiliriz. 2023’te bu kalemde 4.63 milyar dolarlık giriş varken Temmuz 2026 itibarıyla 12 aylık toplamda 19.97 milyar dolarlık çıkış var.</p>
<p>- Bir yandan cari açık verir, diğer yandan net sermaye ihraç ederken değirmenin suyu nereden geliyor? Birincisi rezerv kaybıyla: Temmuz 2026 itibarıyla 12 aylık toplam rezerv kaybı 31.51 milyar dolar. İkincisi hızla artan dış kredi borçlanması: Dışarıdan alınan kredilerin miktarı 2023’teki düzeyin 3 katına çıkarak 49.60 milyar dolara ulaşmış durumda.</p>
<p>2024’ten itibaren yabancı girişinde bir gerileme gözlenirken yerli çıkışında adeta kaçış diyeceğimiz bir hızlanma var. Bu durumu ülke içindeki siyasi gelişmelerden bağımsız değerlendirmek pek mümkün değil.</p>
<p>Bu rakamların bizce tercümesi şöyle: Enflasyon, gelir dağılımındaki bozulma ve yaygın yoksullaşma koşullarında geniş kitleler nezdinde rıza üretmekte ciddi şekilde zorlanan siyasi iktidar, sermaye kesimi cephesinde de güven sağlamakta zorlanıyor. Güvensizlik arttıkça sermaye kaçışı da artıyor.</p>
<p>Ancak Türkiye’nin bu cari açıkla “ayranı yok içmeye” ve bu yüzden böyle bir net sermaye kaçışı sürdürülebilir bir şey değil.  </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8dbabd260b-1789451179.png" alt="" width="636" height="364" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-sermaye-ihracatcisi-ulke-sinifina-mi-terfi-etti-87460</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye sermaye ihracatçısı ülke sınıfına mı terfi etti? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gordion-dugumu-87459</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gordion düğümü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Erdoğan sonrası Türkiye’nin nasıl bir siyasi tabloyla karşılaşacağı sorusu, Ankara’da giderek büyüyen bir belirsizliğe dönüşüyor. Muhalefet cephesindeki farklı hesaplar, kararsız seçmenin ağırlığı ve iktidar sonrası için başlayan hazırlıklar, Gordion düğümünü kimin ve nasıl çözeceği sorusunu siyasetin merkezine taşıyor.</strong></p>
<p>Yeni bir lider arayışında olan Friglere bir kâhin tarafından, şehre öküz arabası ile giren ilk adamı kral ilan etmeleri söylenir. Bu kişi kağnısıyla kente giren yoksul bir köylü, Midas'ın babası, Gordios olur. Gordios, kral ilan edildikten sonra öküz arabasını Frig tanrısı Sabazios Tapınağı’na adar. Araba kızılcık dallarından bir düğümle tapınağa bağlanmıştır ve bu düğümü çözecek kişinin Asya'nın hakimi olacağı söylentisi ile ünlenir.</p>
<p>Büyük İskender, Gordion'a geldiğinde (MÖ 334) düğümü çözmeye çalışır ama başaramaz. Sabrı tükenince öfkeyle kılıcını çekip düğümü keser. İskender, gerçekten de Ahameniş İmparatorluğu'nun fatihi ve Asya'nın hakimi olma yolundadır. Ancak 33 yaşında ateşli bir hastalıktan zamansızca ölümü, bilgelerce Gordion düğümünü çözmek yerine sabırsızca davranmasının cezası olarak yorumlanır.</p>
<p>Gordion Ankara merkezden sadece 90 kilometre uzaklıktadır…</p>
<p>Yüzlerce yıl sonra Ankara’daki ana tartışmanın düğümü de Erdoğan sonrasında ne olacağı sorusu!</p>
<p>Herkesin bir cevabı var. Her cevap da sahibinin çıkarına uygun... Bu kadar çok cevap ve bu kadar çok kişisel çıkar kaçınılmaz olarak çatışma yaratıyor.</p>
<p>Düğüm, kılıçla mı kesilecek; usulüne uygun mu çözülecek yoksa zamana bırakılıp çürümesi mi beklenecek?</p>
<p>Gelin, iktidar ve muhalefet bu soruya ne yanıt veriyor tek tek bakalım.</p>
<p>Muhalefetten başlayalım. Biliyorsunuz dört çeşit muhalefet var: Milliyetçiler (İYİ Parti, Zafer Partisi, Anahtar Parti); Sosyal Demokratlar (CHP, Yeni Parti, İşçi Partisi); Merkez sağ ve muhafazakârlar (Yeniden Refah, Saadet Partisi, DEVA, Demokrat Parti). Dördüncü parti ise kararsızlar ve boykotçular.</p>
<p>Şu anda en büyük blok oy kararsızlar ve seçimde oy kullanmayacaklar. Bunların bir kısmının zaten düğümle işleri yok. Bir diğer kısmı ise düğümün çözülebileceğinden umudunu kesmiş. Hatta içlerinden zamanında düğümü kesmek için çaba gösterenleri, şimdi düğümü de sorunu da görmezlikten geliyor.</p>
<p>Milliyetçi cephe Erdoğan sonrasında ne olacağından çok düğüm çözülene kadar geçecek sürede yaşanacaklarla ilgili. Öncelikli hedefleri; Ekonomik kriz etkisi altındaki kitlelerin Terörsüz Türkiye sürecine yönelik antipatilerini diri tutmak. Seçime kadar geçecek sürede bu öfkeyi büyütmek ve etkileyici bir oy oranına ulaşmak. Böylelikle siyasetin ana unsurlarından biri olmayı umuyorlar.</p>
<p>Merkez sağ ve muhafazakârların durumu biraz daha farklı. Sorunla yakından ilgililer. Çünkü Erdoğan sonrası AK Parti’nin krize gireceğini düşünüyorlar. Onlar için düğümü çözmek yerine çürümesi için zamana bırakmak daha iyi. Geçen her süre AK Parti’yi yıpratacak ve muhafazakâr seçmeni kendilerine yaklaştıracak. O yüzden -en azından şimdilik- kendi ayakları üzerinde duracak bir ortam onlara yetiyor. Üstelik bu halleri Ak Parti içindeki güç odakları ile ayrı ayrı pazarlık yapabilmelerinin önünü açıyor.</p>
<p>Sosyal demokrat cephe kendi içinde en az üç parça. Erdoğan sonrasına kadar bekleyelim (CHP); Erdoğan ve iktidarı zayıfladı, ilk seçimde iktidarı değiştirecek politikalar izleyelim(Yeni Parti); Erdoğan’dan da, Erdoğan sonrasından da bize ne! Bu düğüm çözülsün de nasıl çözülürse çözülsün (İşçi Partisi). Bir de her parti içinde bu görüşlerin ayrı ayrı varyantları var. İki ana tavra yakından bakalım:</p>
<p>CHP; bir dahaki kurultaya kadar iktidarla uğraşmak yerine kendi içini dizayn etmeye ağırlık vermiş durumda. Genel tavırları düğümü zamana havale etmek, Erdoğan sonrasını beklemek üzerine kurulu. Ama bu iktidar partisi içindeki kliklerle farklı farklı gerekçelerle yan yana gelmelerine engel değil. (Bu konuda iktidar cephesini anlatırken örnekler vereceğim.)</p>
<p>Yeni Parti; bütün varlığını iktidarın değişeceği varsayımı üzerine kurmuş durumda. İktidar seçimi kaybetmezse büyük bir hayal kırıklığı yaşarlar ve dağılma noktasına gelirler. Şu anda “Erdoğan sonrasını düşünmek bizim işimiz değil, biz iktidara yürüyoruz” diyorlar ama bir taraftan da iktidar partisi ile temas noktaları oluşturmaya çalışıyorlar.</p>
<p>İktidar kanadına gelince…</p>
<p>O da bir dahaki yazıya.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gordion-dugumu-87459</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gordion düğümü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankasinin-onundeki-guclukler-87458</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası’nın önündeki güçlükler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Merkez Bankası’nın politika faizini yüzde 37’de sabit tutmasının ardından para politikasını önümüzdeki dönemde zorlayabilecek üç önemli risk öne çıkıyor. Enerji fiyatlarındaki yükseliş, iç talepteki zayıflama ve seçim sürecinin yanı sıra büyük merkez bankalarının faiz politikaları, enflasyonla mücadelede Merkez Bankası’nın hareket alanını daraltabilir.</strong></p>
<p>Politika faizini değiştirmeyerek yüzde 37’de sabit tutan Merkez Bankası’nın yakın gelecekte karşı karşıya kalacağı güçlükler var. 10 Eylül’de yayımlanan Para Politikası Kurulu karar metninde, önümüzdeki birkaç toplantıda alınacak kararlara ışık tutması amacıyla yazılmış ve enflasyonun nasıl şekillenebileceğine ilişkin Merkez Bankası görüşlerini yansıtan paragrafta hem olumlu hem de olumsuz noktalara değinilmişti. Buraya taşıyorum:</p>
<p><em>“Aylık dalgalanmalara karşın, son dönem enflasyon gerçekleşmeleri ve öncü göstergeler enflasyonun ana eğiliminin gerilediğine işaret etmektedir. İktisadi faaliyete ilişkin veriler ve arz şoklarının yurt içi fiyatlara yansımasının sınırlı kalması iç talepteki zayıf seyri teyit etmektedir. Diğer taraftan, jeopolitik gelişmeler neticesinde yüksek seyreden enerji fiyatları enflasyon görünümü üzerinde yukarı yönlü risk oluşturmaktadır. Jeopolitik gelişmelerin maliyet kanalı, iktisadi faaliyet ve beklenti kanalı üzerinden enflasyon görünümüne etkileri yakından takip edilmektedir.”</em></p>
<p>Dikkat ederseniz, enflasyonun önümüzdeki aylarda izleyeceği yol açısından iki olumlu, bir olumsuz noktaya dikkat çekiliyor. Enflasyonun ana eğiliminin düşme yönünde olduğu belirtildikten sonra, iç talebin seyrinin de bu eğilime katkı verdiği vurgulanıyor. Buna karşılık, yüksek seyreden enerji fiyatları enflasyonu yükseltici bir risk unsuru olarak değerlendiriliyor. Ne yazık ki bu risk artarak devam ediyor. Hürmüz Boğazı’nın neredeyse kapalı olmasının yanı sıra, işin içine bir de Suudi Arabistan’ın petrol arz etme kapasitesini hedef alan Husi güçlerinin saldırıları girdi. Babülmendep Boğazı da kapandı gibi.  Dolayısıyla, Merkez Bankası’nın önündeki güçlüklerden ilki ham petrol fiyatlarının keskin biçimde yükselmekte olması. Üstelik motorin fiyatları daha da belirgin artıyor.</p>
<p>İkinci güçlük, karar metninde enflasyon açısından olumlu olarak değerlendirilen iç talepteki seyir ile ilgili. GSYH büyümesinin bu yıl potansiyelinin yarısına yakın bir düzeyde gerçekleşmesi söz konusu. Sanayi kesiminden gelen şikâyetler giderek artıyor. Özellikle giyim, deri ve tekstil gibi sektörler ile çoğu ihracatçı mevcut durumdan memnun değiller. Bir de seçime yaklaşıyoruz. Seçim ortamında bu yakınmalar giderek duyulur hale gelebilir ve para politikasının mevcut biçimde uygulanmasına kırmızı ışık yakılabilir. Seçim ile ilgili risk sadece bu değil. Türkiye’nin yakın tarihi müstesna seçim ekonomisi uygulamaları –mesela bol ve ucuz kredi politikası- da para politikası açısından önemli sorunlar yaratmaya aday. Elbette, hem kırmızı ışık hem de seçin ekonomisi uygulaması ‘mutlaka’ olacaktır demek mümkün değil. Ama böyle bir risk var ve bu riskin gerçekleşme olasılığı da küçümsenmemeli.</p>
<p>Üçüncü güçlük büyük merkez bankalarının faiz artırma eğilimlerine ilişkin. Avrupa Merkez Bankası (ECB) geçen hafta politika faizini yükseltti. Fed’in de Trump’ın baskılarına rağmen faiz artırması giderek daha güçlü bir olasılık haline geliyor. Özellikle Fed’in ve bir ölçüde de ECB’nin faiz artırmaları bizim gibi ülkeler açısından sevimli bir gelişme değil. Çünkü dışarıdan borçlanmaya bağımlı bir ülkeyiz. Büyük merkez bankalarının faizleri yükseltmelerinin hem borçlanma maliyetimizi artırma hem de borçlanma miktarını azaltma gibi olumsuz etkileri var. Ancak hemen belirtmek gerekir ki, zamana yayılmış bir biçimde Fed bir kez ya da iki kez sınırlı ölçüde faiz artırdı diye bizde belirgin olumsuzluklar yaşanmaz. Faiz artırımları devam eder ve artırımlar daha sık yapılırsa o zaman sorunlar başlar. Şimdilik bu riskin gerçekleşme olasılığı oldukça düşük görünüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankasinin-onundeki-guclukler-87458</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/merkez-bankasi-tcmb.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası’nın önündeki güçlükler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/alisveris-arabasina-yapay-zeka-oturdu-87457</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Alışveriş arabasına yapay zekâ oturdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapay zekânın öncü isimleri, teknolojinin insanlığın denetim kapasitesini aşacak hızda ilerlememesi için yapay zeka geliştirme yarışına fren konulmasını istiyor. Tartışma sürerken yapay zekâ hayatımızın en sıradan alanlarından birine, alışverişe çoktan girdi bile.</p>
<p>Alışveriş artık mağazaya girip bir ürün seçmekten ibaret değil. Fiyat karşılaştırıyor, yorumları okuyor, markaların özelliklerine bakıyor, kampanya kolluyor ve sonunda karar veriyoruz. Şimdi bütün bu sürecin ortasına yapay zekâ yerleşiyor.</p>
<p>İhtiyacı anlayıp seçenekleri karşılaştırıyor, fiyat ve özellikleri süzüyor, kullanıcı yorumlarını özetliyor. Bazı pazarlarda sepeti hazırlıyor, hatta satın alma aşamasına kadar ilerliyor.</p>
<p>Rakamlar değişimin hızını gösteriyor. Avrupa’da tüketicilerin yüzde 56’sı alışverişte en az bir kez yapay zekâ kullandığını söylüyor. İngiltere’de yapay zekâ alışveriş asistanlarının kullanımı bir yılda yüzde 12’den yüzde 28’e çıktı. ABD’de tüketicilerin yüzde 51’i, tercihleri belirlendikten sonra alışverişin tamamını yapay zekâya bırakmaya açık.</p>
<p>Bunun en büyük avantajı daha fazla ürün satmak değil, tüketicinin zamanını geri vermek. İnternette binlerce ürün arasından seçim yapmak başlı başına bir iş. Yapay zekâ bütçeyi, markayı ve kullanım amacını değerlendirip bu kalabalığı birkaç seçeneğe indirebiliyor.</p>
<p>Ama tüketici henüz kumandayı bütünüyle devretmeye hazır değil. ABD’de yapılan bir araştırmaya göre satın alma kararını tamamen yapay zekâya bırakmaya sıcak bakanların oranı yalnızca yüzde 11. Yanlış bilgi, güvenlik ve kişisel verilerin nasıl kullanılacağı hâlâ ciddi soru işaretleri.</p>
<p>Türkiye de bu değişimin dışında değil. 2025’te perakende e-ticaret hacmi 2,46 trilyon liraya, işlem sayısı 1,94 milyara ulaştı. Migros, ChatGPT üzerinden ürün arama ve sepete ekleme imkânı sunan MAYA AI’ı devreye aldı. CarrefourSA ise ürün bulma, mağaza ve stok bilgileri ile alışveriş önerileri için Alista adlı yapay zekâ asistanını kullanıma sundu.</p>
<p>Bundan sonra perakendede asıl yarış teknolojiye sahip olmakla ilgili olmayacak. Yapay zekânın kimin çıkarına çalıştığı daha önemli hale gelecek.</p>
<p>Tüketiciye zaman kazandırıyor, doğru ürünü buluyor ve daha iyi fiyatı gösteriyorsa bu teknoloji hızla kabul görür. Ama karşısına sürekli daha pahalı ürünü çıkarmak için kullanılıyorsa güveni kaybeder.</p>
<p>Alışveriş arabasına oturan yapay zekânın gerçek değeri, satıcının mı tüketicinin mi yanında olduğuyla belirlenecek.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/alisveris-arabasina-yapay-zeka-oturdu-87457</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Alışveriş arabasına yapay zekâ oturdu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-takintisi-hem-pahali-hem-riskli-87456</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Yeni takıntısı&#039; hem pahalı hem riskli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Akıllı bir torna tezgâhından, farklı yönetim araçlarına dek her alanda yenilikler yağıyor. Ancak bitlere baytlara harcadığımız milyonları, bunları kullanacak olan insana yatırmadıkça zarar edeceğiz.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Etrafımızı saran karmaşada ayakta kalabilmek, çoğunlukla bir “<strong>tünel vizyonu</strong>” ile yol almaya benzer. Hedefinize odaklanır<strong>, tünelin ucundaki ışığa</strong> yoğunlaşırsınız. İşe de yarar; <strong>bazen</strong>... Ama genelde, tünelin ucunda, “<strong>umduğumuz aydınlığın bizi beklemediğini görme</strong>” riskimiz vardır.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Çünkü <strong>ışığa bakan, gölgeleri göremez</strong>. Çünkü gözünü tünelin ucuna kilitleyen, <strong>çeperde olan biteni</strong> görüş alanı dışına çıkarır. Her yeniliği, ille de “<strong>yenidir, iyidir</strong>” diye kovalamak, tünel vizyonuyla yol almaya benzer. Bugün kurumunuza, evinize bir göz atın… Fark edeceğiniz; <strong>tünel vizyonudur</strong>.</p>
<p><strong>TÜNELİN UCUNDAKİ IŞIĞA KOŞARKEN…</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Hayatınıza son 10 yılda soktuğunuz teknolojiyi, hatta tüm eşyalarınızı gözünüzün önüne getirin. Göreceğiniz şudur; şimdi kullanmakta olduğunuz “<strong>şey</strong>”lerin, <strong>%56</strong>’sı, 10 yıl önce hayatınızda “<strong>asla</strong>” olmadı. Ve bu son 10 yılda, evimizde, işyerimizde, kamusal alandaki yenilikler tarih olmuştur.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Her yeniliğin, <strong>insan hayatında yer edeceği</strong> ve bunun sonucunda tutunacağı garantisi yok. Kişinin, kurumun veya devletin, batması için en etkin yollardan biri de “<strong>yatırım</strong>” yapmaktır. İnsanlar, yatırım yaparak da batabilir. Özellikle yeni teknoloji, <strong>bilinçsiz yenilik histerisinin</strong> riskli yatırım alanıdır.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Teknolojiye dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Yeni teknoloji daima iyi midir? </em></strong></p>
<p>Yenilik karşısında <strong>direnmek</strong> kolay değildir. Zira rakibiniz, bunu kullanıyordur. Size, “<strong>yeni teknoloji iyidir</strong>” mesajları yağarken, temkinli olmak, <strong>küçümsenmeyecek sosyal baskı</strong> oluşturabilir.</p>
<p><strong><em>Eskiye bakışımız ne olmalı?</em></strong></p>
<p><strong>Eskiye bağlı</strong> kaldığı ve <strong>yeniyi reddettiği</strong> için insanları <strong>aptal</strong>, <strong>ilkel</strong> veya <strong>inatçı</strong> olarak mahkûm etmek yerine, bir an durup, “<strong>niçin?”</strong> diye sormak daha iyi olabilir. Her yeni teknoloji sizin için iyi olmayabilir.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>HER SON YENİLİĞE ATLAYIP TEKNOBUR OLMAK İYİ BİR ŞEY Mİ?</strong></p>
<p>Görüntülü <strong>telefonlar</strong>, tele konferans sistemleri, <strong>tele buluşma</strong> teknolojilerinin hiç biri hâlâ <strong>bir el sıkmanın </strong>veya <strong>doğrudan gözlerinin içine bakmanın</strong> özünü yakalayabilmiş değildir. Bir “<strong>iletişim</strong>” modası alıp başını gidiyordur ama ortada “<strong>iletim</strong>” olsa bile “<strong>iş</strong>” olduğunu söylemek zordur.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>TÜNEL SENDROMU LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Sonuç odaklılık</strong>: Eylemin nihai amacına odaklanıp, süreci ihmal etme</p>
<p><strong>Süreç odaklılık</strong>: Tünelin ucundaki ışık, üzerinize gelen trenin farı olabilir</p>
<p><strong>Teknobur</strong>: Teknolojiye aşırı bağımlılık ve geleneksel yöntemlere ilgisizlik</p>
<p><strong>Akıllı teknoloji</strong>: Gerektiği yerde, gereği kadar teknoloji kullanma yaklaşımı</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-takintisi-hem-pahali-hem-riskli-87456</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “Yeni takıntısı” hem pahalı hem riskli ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-87455</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasa neyi fiyatlıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Petrol Yükseliyor, Altın Düşüyor! Piyasa Neyi Fiyatlıyor? | Ekonomi Masası | 15 Eylül" src="https://www.youtube.com/embed/KRlUpaFlZuw" width="850" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-87455</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/7/1280x720/guldag-berfin-1787719214.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-eskiden-yaptigi-dogrudan-yatirimin-meyvesini-yiyor-87454</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı eskiden yaptığı doğrudan yatırımın meyvesini yiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yabancıların Türkiye’de yaptığı doğrudan yatırımların nasıl azaldığını, buna karşılık yurt içi yerleşiklerin yurt dışındaki yatırımlara nasıl ağırlık verdiklerini bu köşede dün detaylı olarak aktardım. Peki yurt içinde ve dışında yapılan bu yatırımlar sonucu elde edilen kârdan gerçekleştirilen transferler ne durumda dersiniz…</p>
<p>Ama öncelikle şunu söylemek gerek. Yapılan yatırım sonucu sağlanan kârı yatırımcıların diledikleri gibi kullanmaya elbette hakları var. Zaten aksi düşünülemez.</p>
<p>Dolayısıyla özellikle hem bir yandan yabancı yatırımların azaldığından dem vurup hem de bu yatırımlardan çok kâr elde edildiği ve bunun yurt dışına çıkarıldığı gibi bir yakınma tam da Demirel’in ifadesiyle abesle iştigal olur.</p>
<p>Bugün yalnızca bir saptamada bulunmak ve pek üstünde durulmayan doğrudan yatırımlardan sağlanan kârla ilgili döviz giriş çıkışını yıllara göre detaylı olarak aktarmak istiyorum.</p>
<h2>Kâr transferinde rekor</h2>
<p>Merkez Bankası’nın ödemeler dengesi verileri yabancıların Türkiye’deki doğrudan yatırımlardan elde ettikleri kârdan gerçekleştirdikleri transferin bu yılın temmuz ayı itibarıyla yıllık bazda rekor düzeye ulaştığını gösteriyor.</p>
<p>Yabancıların temmuz itibarıyla son bir yıldaki kâr transferi 7,9 milyar dolar oldu.</p>
<p>Aynı dönemde Türk yatırımcılar da yurt dışında yapmış oldukları doğrudan yatırımlardan dolayı Türkiye’ye 2,6 milyar dolar getirdi.</p>
<p>Buna göre son bir yıldaki net kâr transferi negatif 5,3 milyar dolar olarak gerçekleşti.</p>
<h2>Bir dönem gelen daha fazlaydı</h2>
<p>Tabloda dikkatinizi çekecektir. 2000 yılından bu yana olan dönemde iki yıl hariç yurt dışına yapılan kâr transferi, Türkiye’ye yapılandan daha fazla.</p>
<p>2000 ve 2001 yıllarında çok az da olsa Türkiye’ye yapılan kâr transferi, yurt dışına yapılandan daha fazlaydı. Hem yerli yatırımcı sanıldığı gibi yurt dışında yalnızca son yıllarda yatırım yapmadı ki. Son yıllarda bu yatırımların artması Türkiye’deki ve dünyadaki değişen koşulların bir sonucu ama yurt dışında çok eskiden de yatırım yapılmıştı. Bu yatırımlar çok büyük boyutlu değildi ama vardı. Kaldı ki yurt dışında yatırım yapmanın yanlış bir tarafı da yok.</p>
<p>Türkiye ilk dış yatırımını finans alanında İş Bankası’nın 1930’larda Almanya ve Mısır’da açtığı şubelerle gerçekleştirdi.</p>
<p>1970’lerde müteahhitlik şirketleri kuruldu. İzleyen yıllarda Şişecam, Anadolu Grubu, Vestel ve Beko yurt dışında yatırım yaptı.</p>
<h2>Yatırım tutarıyla kıyaslanamaz</h2>
<p>Şimdi akla hemen bu kâr transferlerinin ne kadarlık bir yatırım karşılığında yapıldığı sorusu gelebilir.</p>
<p>Ne var ki herhangi bir yıldaki transferin hangi yılın yatırımı karşılığı olduğu bilinemeyeceği için takvim yılı bazında bir kıyaslamaya gidilip <strong>“Şu yıl şu kadarlık yatırım söz konusu olmuştu, buna karşılık şu kadar kâr transferi gerçekleştirildi”</strong> gibi bir değerlendirme yapılamaz. Böyle bir değerlendirme tümüyle yanlış olur.</p>
<p>Ancak uzun dönemli yatırım stoku ile kâr transferi toplamını karşılaştırmak belki, o da belki kısmen doğru sayılabilir.</p>
<p>Kısmen doğru dememin sebebi şu; doğrudan yatırımlar içinde gayrimenkul alımları da var. Bu alımları kâr doğuran klasik bir yatırım gibi düşünmek doğru olmaz. Kaldı ki yurt dışındaki gayrimenkul alımlarına ilişkin veriler ancak 2017’den bu yana olan dönem için biliniyor, daha önceki yıllar için bu veriler açıklanmıyordu.</p>
<h2>TCMB’nin kâr transferi tanımı</h2>
<p>Doğrudan yatırımlardaki kâr transferi, yalnızca faaliyetlerden elde edilen kârı kapsamıyor. Bu konuda en iyisi Merkez Bankası’nın detaylı olarak aktardığı tanıma göz atmak:</p>
<p><strong>“Bu kalemde yurt dışında yapılan doğrudan yatırımlar nedeniyle yurt içine yapılan kâr transferleri (dağıtılan kârlar) ve yeniden yatırıma dönüştürülen kârlar ile yurt içindeki doğrudan yatırım şirketince (ana ortak, iştirak ya da grup şirketi) yurt dışındaki şirkete sağlanan kredilere ilişkin faiz gelirleri, gelir olarak kaydediliyor.”</strong></p>
<p>Tersi olması durumunda, yani yatırımın yurt içinde yapılması durumunda söz konusu kâr transferleri ve faiz ödemeleri ise bu kez kayıtlara gider olarak yazılıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8ca25783af-1789446693.png" alt="" width="649" height="318" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8ca30dd604-1789446704.png" alt="" width="459" height="472" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-eskiden-yaptigi-dogrudan-yatirimin-meyvesini-yiyor-87454</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/3/1280x720/dolar-dollar-1768292317.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı eskiden yaptığı doğrudan yatırımın meyvesini yiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/zincir-marketler-ve-internet-alisverisi-esnafi-kucultuyor-87452</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zincir marketler ve internet alışverişi, esnafı küçültüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>İnternet alışverişlerinin artması yanı sıra, sayıları giderek artan dev marketler ve indirim marketleriyle fiyat rekabetinde güçlük çeken esnaf ayakta kalmakta zorlanıyor. Giderek daha fazla kepenk indirmeye başlarken, yeni işyeri açılmasına yönelik iştahın da giderek azalması dikkat çekti. Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu ( TESK) verilerine göre geçen yıl Ocak-Ağustos döneminde 209 bin esnaf işyeri açılırken, bu yıl açılan işyeri sayısı yüzde 8 azalarak 193 bine geriledi. Aynı dönemde kapanan işyeri sayısı ise yüzde 11.2 artarak 82 bin 669’a yükseldi.</p>
<h2>Artış hızında yavaşlama görülüyor </h2>
<p>Tüketicilerin alışveriş alışkanlıklarındaki değişim küçük ölçekli işyerlerinin sayısındaki artış hızını giderek yavaşlatıyor. TESK istatistiklerine göre kurulan esnaf işyeri sayısı geçen yılın altında kalırken, kapanan işyeri sayısı artıyor. Yılbaşından bu yana sadece Haziran ayında açılan esnaf işyeri sayısı geçen yılın üzerinde kaldı. Geçen yıl Haziran ayında 22 bin 286 işyeri kurulurken, bu yıl aynı ayda kurulan işyeri sayısı yüzde 10.01 artarak 25 bin 178’e çıktı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8c6797d9b2-1789445753.png" alt="" width="651" height="271" />Bunun dışındaki tüm aylarda geçen yıla göre daha az işyeri açıldı. Açılan şirket sayısı Mart’ta yüzde 12.7 azalarak 22 bin 333’e inerken, Mayıs’ta yüzde 29.24 azalarak 19 bin 414’e geriledi. Temmuz’da yüzde 15.16 azalarak 23 bin 396’ya gerileyen esnaf işyeri sayısı geride bıraktığımız Ağustos ayında ise yüzde 7.54 azalarak 23 bin 387’ye düştü. Böylece yılbaşından bu yana açılan şirket sayısı yüzde 7.99’luk azalışla 209 bin 991’den 193 bin 222’ye inmiş oldu.</p>
<p>Kapanan işyerinde çift haneli gerileme Açılan işyeri sayısındaki azalmanın tersine, kapanan işyeri sayısındaki artış ticari hayattaki zayıflama eğiliminin güçlenmesine yol açtı. Ocak’ta yüzde 1.47 artarak 12 bin 736’ya çıkan kapanan esnaf işyeri sayısı, Şubat’ta yüzde 26.08’lik artışla 11 bin 617’ye, Mart’ta yüzde 11.54’lük artışla 9 bin 802’ye ulaştı.</p>
<p>Nisan’da kapanan işyeri sayısındaki artış oranı yüzde 24.31 gibi yüksek bir oranla 11 bin 699’a çıktı. Mayıs’ta yüzde 20.77 azalarak 7 bin 234’e gerileyen kapanan işyeri sayısı Haziran’da yüzde 38.61 gibi rekor sayılabilecek bir oranda artarak 10 bin 304’e yükseldi. Kapanan esnaf işyeri sayısı Temmuz’da yüzde 4.44 artarak 9 bin 767’ye, Ağustos’ta ise yüzde 12.96 artarak 9 bin 510’a çıktı.</p>
<p>Böylece Ocak-Ağustos döneminde kapanan işyeri sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 11.26 artarak 74 bin 300’den 82 bin 669’a yükselmiş oldu. Bu verilere göre yılbaşından bu yana günlük ortalama 805 işyeri kurulurken, 344 esnaf işyeri de kapandı. Aylık ortalama açılan esnaf işyeri sayısı 26 bin 248’ten 24 bin 152’ye inerken, kapanan işyeri sayısı 9 bin 287’den 10 bin 333’e yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/zincir-marketler-ve-internet-alisverisi-esnafi-kucultuyor-87452</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/2/1280x720/esnaf-kepenk-1789445832.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dev marketlerle fiyat rekabetinde geride kalan esnaf, bir yandan internet alışverişlerinin de artmasıyla iş yapamaz hale geldi. Ocak- ağustos döneminde 209 bin esnaf işyeri açılırken, bu yıl açılan iş yeri sayısı yüzde 8 azalarak 193 bine geriledi. Aynı dönemde kapanan işyeri sayısı ise yüzde 11.2 artarak 82 bin 669’a yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/hayalet-likidite-temizligi-basladi-87451</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Hayalet likidite&#039; temizliği başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu’nun fiili dolaşım hesaplamasında yaptığı değişiklik sonrası 112 şirketin fiili dolaşım oranı 1 puan ve üzeri gerilerken 8 şirket hissesinin ise 10 puan ve üzeri fiili dolaşım payı düştü. Toplamda 247 şirketin fiili dolaşım oranında gerileme gözlendi. Merkezi Kayıt Kuruluşu verilerinden yapılan karşılaştırmaya göre fiili dolaşım oranı yeni hesapla en fazla gerileyen 20.5 puanla Fuzul GMYO oldu. Onu 18.94 puanla Manas, 18.38 puanla Lider Turizm, 18.32 puanla Blueme Metal, 18,12 puanla Trend GMYO ve 17.79 puanla İnfo Yatırım izledi. Fiili dolaşım oranı hesabında artık yatırım fonlarında ve patronların dolaylı sahipliklerindeki oranlar da artık hesap dışı bırakıldı.</p>
<p>SPK, 8 Eylül’de yaptığı açıklama ile fiili dolaşım oranı ve pay sahipliğine ilişkin değişiklik içeren kararını açıkladı ve bu kararlar 11 Eylül itibariyle uygulamaya geçti. İlki borsada işlem gören ihraççıların sermayesindeki pay sahipliği bildirim yükümlülük sınırının yüzde 3 olması kararı olurken fiili dolaşım oranı hesabını ise değiştirdi. Dolaylı sahiplikler yani yatırım fonları, patron ve yönetim kurulunun elinde olan hisse paylarının ise fiili dolaşım hesabı dışında tutulmasına karar verdi. Bu değişikliklerle birlikte ilk fiili dolaşım oranı hesaplaması ise 11 Eylül itibariyle yapıldı ve dün Merkezi Kayıt Kuruluşu tarafından açıklandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8c52de9e61-1789445421.png" alt="" width="324" height="559" /></p>
<h2>BİST100’den ilk 10’da Odine var </h2>
<p>10 Eylül ile 11 Eylül arasında 247 şirketin fiili dolaşım oranında gerileme yaşandı. Bu düşüştü 112 şirketin fiili dolaşım oranı düşüşü 1 puan ve üzeri olarak gerçekleşti. 8 şirketin fiil dolaşım oranı 10 puan ve üzeri düşerken 23 şirkette ise 5 puan ve üzeri fiili dolaşım oranı gerilemesi yaşandı. Fiili dolaşım oranı en çok düşen şirket hissesi 20.5 puanla Fuzul GMYO olurken bu şirketin Yıldız Pazar’da yer alması dikkat çekti. Fuzul GMYO’yu 18,94 puanla Manas, 18.38 puanla Lider Turizm izledi. BİST100 ve Yıldız Pazar’da yer alan ve en çok fiili dolaşım oranı gerileyen şirket ise Odine Teknoloji oldu. Odine hissesinin fiili dolaşım oranı 10 Eylül’deki yüzde 43,2 seviyesinden 11 Eylül’de yeni SPK hesaplama kurallarıyla birlikte yüzde 33,27’ye geriledi ve 9.93 puanlık düşüş gerçekleşti. En çok fiili dolaşım oranı düşen ilk 10 hisse içinde yer alan diğer şirketler ise BİST100’de yer almıyor.</p>
<p>İlk 10’un son şirketi Ayes, Piyasa Öncesi İşlem Platformu’nda bulunurken, filli dolaşım oranındaki gerileme 9.93 puan hesaplandı. 8’inci Ostim Ana Pazar şirketi ve 10.77 puanlık düşüş yaşadı, GSD Denizcilik’in ise 13.66 puanlık kayıpla fiili dolaşım oranı yüzde 39,55’e geriledi. İnfo Yatırım 17.79 puanlık düşüş yaşadı ve fiili dolaşım oranı yüzde 49,13’e düştü. En fazla düşen ilk 10 şirketin yedisi Ana Pazar, ikisi Yıldız Pazar ve bir tanesi de piyasa öncesi işlem platformunda yer aldı.</p>
<p>Düşüşlerde Ana Pazar ağırlığı İlk 20’de ise Verus, Arsan Holding, Ulusal Faktoring, Ulusoy Un, Ufuk Yatırım, Lokman Hekim Ana Pazar’da, Gedik Yatırım, Cem Zeytin, Enda Enerji Yıldız Pazar’da, Özerden Ambalaj ise Alt Pazar yer alan şirketler. Bu ikinci 10 şirketin de fiili dolaşım oranındaki düşüş 10-6 arasında değişiyor. Verus’un 9.78 puan düşüşle yüzde 11,25’e inerken fiili dolaşım oranı Gedik Yatırım’ın 8.96 puanlık düşüşle yüzde 6,16’ya, Cem Zeytin’in 7.41 puan kayıpla yüzde 10,68’e, Arsan Holding’in 7.04 puan düşüşle yüzde 28,42’ye indi. Ulusal Faktoring’in fiili dolaşım oranı 6.89, Ulusoy Un’un 6.55, Ufuk Yatırım’ın 6.55, Özerden Ambalaj’ın 6.47, Enda Enerji’nin 5.96, Lokman Hekim’in ise 5.90 geriledi.</p>
<p>Fiili dolaşım oranı 5 puan ve üzeri düşen diğer üç şirketin ikisi Yıldız Pazar’da biri Ana Pazar’da yer alıyor. Bunlardan Suwen Tekstil’in 5.45 puan, Ana Pazar'da yer alan Lydia Yeşil Enerji'nin 5.28 puan, Göknur Gıda'nın ise tam 5 puanlık kaybı oldu fiili dolaşım oranında.</p>
<h2>40 şirkette küçük de olsa artış gerçekleşti </h2>
<p>SPK’nın yeni hesaplama kurallarıyla 247 şirketin fiili dolaşım oranında düşüş gerçekleşirken 343 şirketin fiili dolaşım oranı değişmedi. 40 şirkette ise bazılarında oldukça küçük olsa da fiili dolaşım oranı artışı yaşandı. Fiili dolaşım oranı en çok yükselen şirket 3.98 puanla Kartonsan olurken onu 3.01 puanlık artışla Bülbüloğlu Vinç izledi. Osmanlı Yatırım'ın 1.35 puan, Pasifik Eurasia Lojistik'in 1.12 puan yükseldi fiili dolaşım oranı. Fiili dolaşım oranında değişikliklerin en büyük nedeni SPK’nın yeni hesaplaması olurken bazı alım satım işlemlerinin de şirketlerin fiili dolaşım oranında değişiklik yaratabiliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/hayalet-likidite-temizligi-basladi-87451</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/borsa-istanbul-bist.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sermaye Piyasası Kurulu’nun 8 Eylül’de yaptığı ve 11 Eylül’den itibaren uygulamaya başladığı değişiklikler bazı şirketlerin halka açık paylarında sert oynamaya yol açtı. En fazla fiili dolaşım oranı düşen şirket Fuzul GYMO olurken BİST100 şirketlerinden sadece Odine yaşadığı kayıpla en fazla düşüş yaşayan ilk 10 şirket arasında yer aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gumruklerde-hedef-verimliligi-orta-vadede-yuzde-60a-cikarmak-87497</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gümrüklerde hedef, verimliliği orta vadede yüzde 60’a çıkarmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8f99e1be70-1789458846.png" alt="" width="999" height="131" />Yapay zeka ve dijital dönüşümün son dönemde tüm sektörlerde hissedilmesi, verimlilik konusunda da önemli kazanımların elde edilmesini sağladı. Özellikle gümrüklerde bekleme sürelerinin azalması ve matbu dosya yükünün dijital platformlara taşınması, birçok gümrük firmasında verimliliğin yüzde 30’ların üzerine artmasını sağladı. Sektör temsilcileri, birçok şirketin yeni yatırımlarda odağına verimlilik ve yapay zekayı aldığına dikkat çekerek kademeli olarak verimin yüzde 60’a çıkacağı öngörüsünde bulunuyor. Ülkemizde 2 bin dolayında gümrük firmasının faaliyet gösterdiği göz önünde bulundurulduğunda, bu durumun çarpan etkisi oluşturacağı açık. Mal ve hizmetlerin sınırlar arası hareketinin düzenlenmesinde kilit bir role sahip olan gümrükler, ticari hareketliliğin de stratejik merkezi konumunda. Değişen küresel ticaret ortamı, artan ticaret hacmi, karmaşık mevzuatlar, kaçakçılık ve dolandırıcılık girişimlerinin çeşitlenmesi, insan kaynakları yetersizlikleri, manuel süreçlerin getirdiği verimsizlikler ve artan güvenlik tehditleri karşısında gümrük idareleri büyük zorluklarla karşı karşıya kalıyor bu durumun kısmi yansımalarını ayrıca gümrük firmalarında görmek mümkün. Bu zorlukların aşılması; daha etkin, şeffaf ve güvenli bir gümrük yapısının inşa edilebilmesi için dijital teknolojilere, özellikle de yapay zeka temelli çözümlere duyulan ihtiyaç her geçen gün artıyor. Bu bağlamda gümrüklerin dijitalleşmesi yalnızca teknik bir dönüşüm değil, aynı zamanda küresel ticaretin geleceğini şekillendiren stratejik bir zorunluluk haline geldi. Bu değişimi yakalayanlar da rekabette öne geçiyor.</p>
<p><strong>Yapay zekadan TIR şoförüne, sonra tekrar yapay zekaya nakliyat</strong></p>
<p>Yapay zeka kullanımının hız kazandığı diğer bir alan ise antrepo ve depo yatırımlarının olduğu sahalar. Öyle ki bazı tesisler "karanlık fabrika" profilinde hizmet veriyor. TIR'ın yanaşmasıyla başlayan sürecin makine yönlendirmesi ve paletler eşliğinde depolara istiflendiği tesislerin sayısı giderek artıyor. Gümrüklerde yapay zekayla yola çıkan yük, tır şoförüyle taşındıktan sonra antrepo veya depoda tekrar bir yapay zeka sistemiyle karşılanıyor. Hâlihazırda bu profilde hizmet veren firmaların sayısı 4 yıl öncesinde bir elin parmaklarını geçmezken, şimdi 100’ün üzerine çıkmış durumda. Özellikle taşınan ihracat yükünün yaklaşık %90’lık kısmının 0-5 kilogram olduğu ve buna bağlı olarak hacmin arttığı düşünülürse bu durumun otomasyon yatırımlarına da pozitif yönde yansıdığı görülüyor. </p>
<p><strong>Yapay zeka stratejik bir güç unsuru haline geldi </strong></p>
<p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat ise gümrüklerde yapay zekanın gücüne vurgu yapmış, 163 gümrük müdürlüğünde risk analizi ve veri madenciliği tekniklerini yenilediklerini, böylece devreye alınan Dış Ticaret Anomali Tespit Sistemi sayesinde olağan dışı hareketlerin anında tespit edebildiğini paylaşmıştı. Bolat, yapay zekanın sadece teknoloji alanı olmaktan çıkıp stratejik bir güç unsuru haline geldiğini belirterek, Türkiye'nin bu devrimi geriden takip etmediğini, veriyi ve yapay zekayı iş yapış biçimlerinin merkezine yerleştirdiğine de dikkat çekmişti.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Dijitalleşme lojistikte neden stratejik bir zorunluluk?</strong></span></p>
<p>Mal ve hizmetlerin sınırlar arası hareketini düzenleyen gümrükler, sadece kontrol noktaları değil, ülke ekonomilerinin stratejik rekabet merkezi. Değişen küresel ticaret dinamikleri, gümrük idarelerini ve aracı firmaları daha önce benzeri görülmemiş karmaşık zorluklarla karşı karşıya bırakıyor. Bu zorlukların başında şunlar geliyor:</p>
<p>- Karmaşıklaşan Mevzuatlar ve Bürokrasi: Sürekli güncellenen uluslararası ticaret kuralları, manuel takip edilmesi imkânsız bir veri yükü oluşturuyor. </p>
<p>- Artan Güvenlik Tehditleri: Kaçakçılık, sahtecilik ve dolandırıcılık girişimleri her geçen gün yöntem değiştirerek çeşitleniyor. </p>
<p>- Zaman ve Maliyet Baskısı: İnsan kaynaklarının yetersiz kalması ve geleneksel matbu (kağıt) dosya yükü, gümrüklerde uzun bekleme sürelerine ve dolayısıyla ciddi maddi kayıplara yol açıyor</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gumruklerde-hedef-verimliligi-orta-vadede-yuzde-60a-cikarmak-87497</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/9/7/1280x720/545-1789458904.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye genelinde faaliyet gösteren 2 bin dolayında gümrük firması var. Lojistiğin temel taşı konumunda olan bu firmalar, yeni yazılım ve dijitalleşme yatırımlarıyla son 4 yılda verimliliklerini ortalama %30’un üzerinde artırdı. Sektör temsilcileri, bu oranın orta vadede yüzde 60’a çıkacağını ifade ediyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/matlidan-bursanin-ureticilerine-is-agi-modeli-87496</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> BTSO Başkan Adayı Matlı’dan Bursa’nın üreticilerine ‘iş ağı’ modeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Başkan Adayı Özer Matlı, Yıldırım’daki Vişne Ticaret Bölgesi’ni ziyaret ederek oda üyeleri, esnaf ve firma temsilcileriyle bir araya geldi. Bölgedeki üreticilerle öğle yemeğinde de buluşan Matlı’ya, Bursaspor Başkanı Enes Çelik eşlik etti. Bursa’nın ekonomik gücünün kent geneline yayılan üretim kapasitesiyle birlikte ele alınması gerektiğini belirten Matlı, küçük üreticiden sanayiciye, esnaftan kadın girişimciye kadar tüm kesimleri birbirine bağlayacak daha güçlü bir ticaret ekosistemi oluşturmayı hedeflediklerini söyledi.</p>
<p>Matlı, Bursa’da faaliyet gösteren işletmelerin birbirlerinin ürün, kapasite ve ihtiyaçlarından yeterince haberdar olmadığını belirterek, bu kopukluğu gidermek amacıyla “Bursa İş Ağı” oluşturacaklarını açıkladı. Sistemin, kentte üretilen ürünlerin ve hizmetlerin daha görünür hale gelmesini, Bursa’daki işletmelerin birbirlerinden daha fazla tedarik yapmasını ve ticaretin şehir içinde güçlenmesini sağlayacağını ifade etti. Bursa’nın ticari gücünü büyütmenin yollarından birinin kent içinde üretilen ürünlere daha fazla alan açmak olduğunu vurgulayan Matlı, kurumların ve işletmelerin satın alma tercihlerinde Bursa üretimine öncelik vermesi gerektiğini söyledi. Bursa İş Ağı’nın evlerinde üretim yaparak ekonomiye katkı sağlayan kadınları da kapsayacağını belirten Matlı, kentteki üretim kapasitesinin bütün unsurlarıyla kayıt altına alınması ve birbirleriyle ticari ilişki kurmasının sağlanması gerektiğini dile getirdi.</p>
<p>Bursa firmalarının fuar katılımlarında yalnızca stant açma veya ziyaret gerçekleştirme anlayışının geride bırakılması gerektiğini belirten Matlı, fuarlardan somut ticari sonuç alınmasını hedeflediklerini söyledi. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/matlidan-bursanin-ureticilerine-is-agi-modeli-87496</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/9/6/1280x720/btso-baskan-adayi-matlidan-bursanin-ureticilerine-is-agi-modeli-1789457658.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa’nın üretim gücünün yalnızca organize sanayi bölgeleri ve büyük fabrikalar üzerinden değerlendirilemeyeceğini belirten Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Başkan Adayı Özer Matlı, kentin farklı bölgelerindeki atölyelerin, mağazaların ve küçük işletmelerin de üretim ekosisteminin ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi. Matlı, kent içinde daha güçlü bir üretici ve tedarik ağı olan Bursa İş Ağı kurulacağını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursaya-206-kilometrelik-yeni-rayli-sistem-koridoru-87488</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa’ya 20,6 kilometrelik yeni raylı sistem koridoru</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Bursa’nın hızla büyüyen yerleşim ve üretim akslarında toplu taşıma altyapısını güçlendirmeyi hedefleyen Çalı-Demirtaş Raylı Sistem Hattı Projesi’nde yeni aşamaya geçildi. Nilüfer ve Osmangazi ilçelerini kapsayan, bünyesinde metro, tramvay ve otonom araç (ART) gibi farklı ulaşım modellerini barındıran proje için ÇED süreci resmen başlatıldı. Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan Ağustos 2026 tarihli Proje Tanıtım Dosyası’na göre proje; Terminal-Demirtaş, Üçevler-Terminal ve Çalı-Üçevler olmak üzere üç bölümden oluşacak. Dosyanın proje kimlik bilgilerinde toplam yatırım bedeli 1.2 milyar olarak yer alıyor. Toplam 20,61 kilometrelik koridorun ilk bölümünü 3,83 kilometrelik Terminal-Demirtaş hattı oluşturuyor. Mevcut T2 Tramvay Hattı’nın devamı niteliğindeki bölümde 3 yeni istasyon planlanıyor. Üçevler-Terminal hattı ise 13,49 kilometre uzunluğunda ve 9 istasyondan oluşacak. Projenin Çalı-Üçevler bölümünde de 3,29 kilometrelik hat ve 3 yeni istasyon öngörülüyor. Böylece üç etapta toplam 15 yeni istasyon devreye alınacak.  </p>
<h2><strong>Çalı’dan Küçük Sanayi’ye yeni bağlantı</strong></h2>
<p>Projenin dikkat çeken yönlerinden biri, Bursa’nın önemli üretim alanları ile yoğun konut bölgelerini aynı ulaşım omurgasında buluşturması olacak. Terminal-Demirtaş bölümünün, T2 hattı üzerinden Demirtaş bölgesine uzatılmasıyla Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi’ne iş gücü erişiminin kolaylaştırılması, bölgedeki servis trafiğinin azaltılması ve karayolu üzerindeki yoğunluğun hafifletilmesi hedefleniyor. Dosyada hattın ekonomik canlılığa katkı sağlayacak, yüksek kapasiteli ve çevre dostu bir ulaşım çözümü oluşturmasının amaçlandığı belirtiliyor. Proje ile Nilüfer’deki yerleşim alanları ile Osmangazi’deki terminal ve sanayi bölgeleri arasında doğrudan toplu taşıma bağlantısı kurulması amaçlanıyor. Projenin Çalı-Üçevler bölümü ise Çalı ve Demirci’deki konut alanlarını Bursa’nın önemli üretim merkezlerinden Küçük Sanayi/Üçevler bölgesine bağlayacak. </p>
<h2><strong>2060’ta günlük 265 bin yolcu</strong></h2>
<p>Projenin ulaşım modeli çalışmaları, Bursa’nın nüfus ve hareketlilik artışına paralel olarak raylı sistemlere olan talebin de yükseleceğine işaret ediyor. Terminal-Demirtaş hattının mevcut T2 ile birlikte değerlendirilmesinde 2030 yılında günlük 192 bin 128, 2040 yılında 227 bin 616, 2050 yılında 247 bin 777 ve 2060 yılında 264 bin 996 yolculuk öngörülüyor. Yıllık yolculuk sayısının ise 2060’ta 84,8 milyona ulaşacağı hesaplanıyor. Üçevler-Terminal hattının 2030 ulaşım modelinde ise zirve saatlerde hat kesitindeki maksimum yolcu sayısının yönlere göre 7 bin 233 ve 13 bin 230 yolcu/saat seviyelerine çıkması bekleniyor. Projenin ekonomik boyutunda ise toplam maliyetin büyük bölümünü 1 milyar dolarlık Üçevler-Terminal hattı oluşturuyor. Çalı-Demirtaş bölümünün toplam yatırım maliyeti 102 milyon dolar, Çalı-Üçevler bölümünün ise 131 milyon dolar olarak hesaplanmış. Dosyadaki ayrıntılı maliyet tablosunda üç hattın toplamı 1.2 milyar dolar seviyesinde gösteriliyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursaya-206-kilometrelik-yeni-rayli-sistem-koridoru-87488</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/8/1280x720/bursaya-206-kilometrelik-yeni-rayli-sistem-koridoru-1789454101.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin hazırladığı Çalı-Demirtaş Raylı Sistem Hattı Proje Tanıtım Dosyası, Nilüfer ve Osmangazi’yi birbirine bağlayacak 20,61 kilometrelik yeni ulaşım koridorunu ortaya koydu. Üç etapta hayata geçirilmesi planlanan ve 1.2 milyar dolarlık proje bedeli öngörülen hat, 15 yeni istasyonla mevcut raylı sistemlere entegre olacak. Projenin özellikle sanayi bölgeleri ile konut alanları arasındaki ulaşımı güçlendirmesi hedefleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tosab-tekstildeki-donusume-hazirlaniyor-87484</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TOSAB, tekstildeki dönüşüme hazırlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Tekstil Boyahaneleri İhtisas Organize Sanayi Bölgesi (TOSAB), tekstil sektöründe yaşanan değişime uyum sağlamak ve bölgeyi yeni dönemin üretim koşullarına hazırlamak için dönüşüm çalışmalarına odaklandı. TOSAB Yönetim Kurulu Başkanı Osman Nuri Canik, bölgenin yaklaşık 30 yıllık bir geçmişe sahip olduğunu ve bugün 70’e yakın tekstil fabrikasının faaliyet gösterdiği önemli bir sanayi merkezi haline geldiğini belirtti. Son yıllarda döviz, enflasyon ve artan üretim maliyetlerinin sanayiciler üzerinde ciddi baskı oluşturduğuna dikkat çeken Canik, buna rağmen bölgenin gelişimini sürdürdüğünü söyledi. Tekstil sektörünün mevcut yapısıyla yoluna devam etmesinin giderek zorlaştığına işaret eden Canik, “Tekstil maalesef iktidarın yaklaşımıyla gözden düştü. Ama tekstil çok önemli. Dönüşümün desteklenmesi gerekiyor” dedi. TOSAB yönetiminin önümüzdeki dönemde özellikle yeşil dönüşüm, teknolojik altyapı ve katma değerli üretim alanlarına ağırlık vereceğini belirten Canik, bölgeyi “teknolojik ve yeşil sanayi bölgesi” olarak geliştirerek Türkiye ve dünyada örnek sanayi bölgelerinden biri haline getirmeyi hedeflediklerini aktardı. </p>
<h2><strong>Üniversitelerle işbirliği</strong></h2>
<p>Alman üniversiteleriyle ileri tekstil teknolojileri alanında iş birlikleri başlattıklarını belirten Canik, bölgede teknik tekstili destekleyecek sektörlerin de yer alabilmesi için Karma OSB statüsü başvurusunda bulunduklarını anlattı. Canik, TOSAB'ın yalnızca bugünkü üretim yapısını koruyan bir bölge olmak yerine, firmalarını önümüzdeki yıllara hazırlayan ve diğer sanayi bölgelerine örnek oluşturan bir yapıya kavuşmasını hedeflediklerini ifade etti. Canik, önümüzdeki dönemde firmaların yeni üretim koşullarına uyum sağlaması, rekabet gücünü koruması ve bölgenin geleceğe hazırlanması için çalışmaların sürdürüleceğini belirterek, TOSAB'ın dönüşüm sürecinde örnek bir sanayi bölgesi olacağına inandığını söyledi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tosab-tekstildeki-donusume-hazirlaniyor-87484</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/4/1280x720/tosab-tekstildeki-donusume-hazirlaniyor-1789453413.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TOSAB Başkanı Osman Nuri Canik, artan maliyetler ve küresel rekabet baskısı altında tekstil sektörünün dönüşüm sürecine girdiğini belirterek, bölgeyi geleceğin üretim koşullarına hazırladıklarını söyledi. Canik, yeşil dönüşüm, teknik tekstil ve katma değerli üretimin yanı sıra teşviklerin de sektörün geleceği açısından kritik önem taşıdığını vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/isyerinde-uyusturucu-testi-guvenlik-mi-mahremiyet-mi-87467</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşyerinde uyuşturucu testi; Güvenlik mi, mahremiyet mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NURCAN ÖNDER</strong></p>
<p>İşveren, çalışanından uyuşturucu testi yaptırmasını isteyebilir mi? İlk bakışta cevap basit görünebilir. İşveren iş sağlığı ve güvenliğini sağlamakla yükümlüdür. Ancak iş hukuku bu kadar basit bir denklem kurmuyor. Çünkü işverenin güvenlik sorumluluğunun yanında çalışanın özel hayatı ve sağlık verilerinin korunması da söz konusu... Asıl soru şu: Hangi çalışandan, hangi koşullarda ve hangi amaçla test istenebilir?</p>
<p><strong>Her çalışana aynı test uygulanabilir mi?</strong></p>
<p>Uyuşturucu testi konusunda temel yaklaşım risk üzerinden kurulmalı. Bir iş makinesi operatörü ile muhasebe çalışanının yaptığı iş aynı risk düzeyine sahip değil.</p>
<p>İşverenin amacı, çalışanın özel hayatını araştırmak değil, işyerinde güvenliği sağlamaktır. Bu nedenle testin amacı “Çalışan özel hayatında uyuşturucu kullanıyor mu?” sorusuna cevap bulmak olmamalı. Asıl mesele, çalışanın yaptığı iş açısından güvenlik riski oluşturup oluşturmadığıdır.</p>
<p>Dolayısıyla testin iş ilişkisiyle bağlantılı, gerekli ve ölçülü olması gerekir.</p>
<p><strong>Test sonucu sıradan bir İK bilgisi değil</strong></p>
<p>Testin hukuka uygun yapılması, sonucunun işyerinde sınırsız biçimde kullanılabileceği anlamına gelmiyor.</p>
<p>Özellikle tarama testlerinde sonuçların tıbbi açıdan değerlendirilmesi ve gerektiğinde doğrulanması uzmanlık gerektiriyor. Bu noktada işyeri hekiminin rolü önem kazanıyor.</p>
<p>Ayrıca test sonuçları sağlık verisi niteliğinde... Kişisel Verileri Koruma Kurulu’nun 2022 yılında verdiği bir karar da bu konuda işverenlere önemli bir uyarı niteliğinde. Kurul, çalışanlara uygulanan test sonuçlarının işyeri hekimi olmayan bir kişiye gönderilmesini uygun bulmadı.</p>
<p>Yani çalışanın test yaptırmış olması, sonucunun işyerindeki herkes tarafından öğrenilebileceği anlamına gelmez. Sağlık verisine erişim amaçla sınırlı olmalı.</p>
<p><strong>Çalışan testi reddederse?</strong></p>
<p>- Çalışanın testi reddetmesi de otomatik olarak fesih nedeni sayılamaz.</p>
<p>Öncelikle test talebinin hukuka uygun olması gerekir. Test, işin niteliği ve somut riskle bağlantılı, gerekli ve ölçülü olmalıdır.</p>
<p>- Aynı durum rıza formları için de geçerli. Çalışanın önünde “Bu formu imzala, aksi halde işini kaybedersin” seçeneği bulunuyorsa, verilen rızanın gerçekten özgür iradeye dayanıp dayanmadığı tartışılacaktır.</p>
<p>- Çalışan rızası her sorunu çözen bir anahtar değildir.</p>
<p>- Uyuşturucu kullanmak başka, etkisi altında çalışmak başka</p>
<p>Bir kişinin uyuşturucu kullanmış olması ile işyerinde uyuşturucu etkisi altında çalışması aynı şey değildir.</p>
<p>Çalışanın işyeri dışındaki özel yaşamına ilişkin bir test sonucunun doğrudan fesih gerekçesi yapılması ile çalışma sırasında uyuşturucu etkisi altında bulunarak ciddi bir güvenlik riski yaratması aynı hukuki sonucu doğurmaz.</p>
<p>Özellikle yüksek riskli işlerde çalışan kişinin durumu başkalarının güvenliğini doğrudan etkileyebilir. Ancak bu durum da işverene sınırsız bir denetim hakkı vermez.</p>
<p><strong>Pozitif test sonucu yeterli mi?</strong></p>
<p>Cevap ne her durumda “evet” ne de her durumda “hayır”.</p>
<p>Pozitif test sonucu tek başına her olayda haklı nedenle fesih sonucunu doğurmaz. Belirleyici olan; işin niteliği, somut risk, testin amacı, gerekliliği ve ölçülülüğü ile sağlık verisinin nasıl kullanıldığıdır.</p>
<p>İşyerinde güvenliğin sağlanması vazgeçilmez. Ancak bunun yolu çalışanların mahremiyetini ortadan kaldırmaktan geçmiyor.</p>
<p>Hukukun kurmaya çalıştığı denge açık: İşverenin güvenliği sağlama yükümlülüğü ile çalışanın özel hayat ve sağlık verilerinin korunması.</p>
<p>Bu nedenle uyuşturucu testi gündeme geldiğinde yalnızca “Test yapılabilir mi?” diye sormak yetmez. Testin neden gerekli olduğu, kimin tarafından değerlendirileceği ve sonucun kimlerle paylaşılacağı da önemlidir.</p>
<p>Güvenlik ile mahremiyet arasındaki çizginin adını ise tek kelimeyle özetlemek mümkün; ölçülülük...</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/isyerinde-uyusturucu-testi-guvenlik-mi-mahremiyet-mi-87467</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşyerinde uyuşturucu testi; Güvenlik mi, mahremiyet mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/z-nesli-cruise-gemilerini-sevdi-yolcu-yas-ortalamasi-40lara-indi-87464</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Z nesli &#039;cruise&#039; gemilerini sevdi, yolcu yaş ortalaması 40’lara indi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Pandemi nedeniyle 2021 ve 2022 yıllarında duraklamanın yaşayan Cruise turizmi, her yıl ciddi oranda büyümeye devam ediyor. CLIA (Uluslararası Kruvaziyer Hatları Birliği) verilerine göre 2025 yılında 37.3 milyon kişi dünya denizlerinde cruise gemileri ile yolculuk etti. 2027 yılında cruise yolcu sayısının 2017 yılına göre yüzde 30 büyümesi bekleniyor.  </p>
<p>Dünya genelinde cruise seyahati için en güçlü pazarlar sırasıyla Amerika (Yüzde 3.5), Birleşik Krallık (Yüzde 2.9); ardından Almanya (Yüzde 2.7), İtalya (Yüzde 1.4) Fransa (Yüzde 0.8), İspanya (Yüzde 0.8), Bulgaristan (Yüzde 0.21), Polonya (Yüzde 0.17) ve Türkiye (Binde 6) geliyor.</p>
<p>Geçen hafta; Dünyanın en büyük markalarından Costa Cruises, 2027 sezon programını Galataport İstanbul’da duyurdu. Costa’nın  sezonun son seferini gerçekleştirmek üzere Galataport İstanbul’a gelen Costa Fortuna gemisinde düzenlediği basın toplantısında, Türkiye Müdürü Burak Çalışkan ve Costa Uluslararası Pazarlar Direktörü Mirco Vasallo  sorularımızı yanıtladılar. </p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6aa8d07ce694b-1789448316.jpeg" alt="" width="700" height="474" />
<figcaption><strong>Soldan Sağa: </strong>Costa Türkiye Müdürü Burak Çalışkan, Costa Key Account Manager Marta Cambiaggi, Costa Uluslararası Pazarlar Direktörü Mirco Vasallo</figcaption>
</figure>
<p>Costa Cruises, merkezi Cenova’da bulunan ve dünyanın en büyük cruise şirketlerinden biri olan Carnival Corporation bünyesinde faaliyet gösteren bir İtalyan cruise şirketi. 75 yılı aşkın süredir hizmet veren Costa, İtalyan bayraklı filosu ile Akdeniz, Kuzey Avrupa, Karayipler, Orta Amerika, Güney Amerika ve Uzak Doğu gibi birçok bölgede operasyonlarını sürdürüyor. 200’den fazla destinasyona erişiyor. </p>
<p>Sohbette en çok ilgimi çeken nokta, Cruise yolcularının ortalama yaşının 40 civasrnda olduğu bilgisiydi. Costa da gençlere yönelik etkinliklere ağırlık vererek bu talebi daha da büyütmek için çalışıyor. Eğlence  ve  gastronomi programları gençlerin beğenileri doğrultusunda şekilleniyor. </p>
<p>Costa gençlere cazip fırsatlar sunmak için rekabetçi fiyatlar da sunuyor.  <em>Costa Türkiye GSA Genel Müdürü Burak Çalışkan, 7 gecelik İstanbul çıkışlı cruise programlarını 599 Euro’ya rezervasyona açtıklarını, bu fiyatlarla ‘erişilebilir lüks cruise seyahatinin’ gelecek yazın en ekonomik tatili olacağını ifade ediyor. </em></p>
<p><strong>2027 hedefi 110 bin yolcu. 30 milyon euro ekonomiye katkı </strong></p>
<p><em><strong>2026’da kaç sefer yapıldı?</strong></em></p>
<p><strong>Burak Çalışkan:</strong> <em>2026 yaz sezonu boyunca Costa Fortuna İstanbul’a 14 sefer gerçekleştirdi. Bu programlara toplam 3 bin Türk yolcu katıldı. Vize zorluklarına rağmen öngörülenden daha yüksek bir sayıya ulaştık.  Türk gezginlerin cruise seyahatine olan ilgisinin bu sezon itibarıyla daha da arttı. Costa Cruises olarak 2026’da 8 bin Türk misafiri yurt dışı programlarımızda ağırladık. </em></p>
<p><em><strong>2027'da toplam kaç yolcu Türkiye’ye gelecek?</strong></em></p>
<p><strong>Burak Çalışkan</strong>: <em>Türkiye limanlarına toplam 110 bin yolcu getirmeyi hedefliyoruz.  Bunun da  Türkiye ekonomisine yaklaşık 30 milyon Euro katkı yapacağını öngörüyoruz. </em></p>
<p><em><strong>Hangi gemi gelecek?</strong></em></p>
<p><strong>Burak Çalışkan</strong>: <em>Costa Pacifica 18 Nisan’dan itibaren İstanbul çıkışlı programlarına başlayacak. İstanbul çıkışlı Ege programlarımızda toplam 7400 Türk yolcuyu ağırlamayı hedefliyoruz. Costa Türkiye olarak tüm diğer programlarımızla birlikte toplam 10 bin Türk yolcuyu cruise seyahati ile buluşturmayı planlıyoruz.’’</em></p>
<p><em><strong>Kaç sefer yapılacak?</strong></em></p>
<p><strong>Mirco Vasallo:</strong>  <em>Galataport dünyanın en düzenli ve en modern terminallerinden biri. İstanbul, Avrupalı misafirlerimizin en çok gelmek istediği destinasyon. Türkiye pazarında ciddi bir büyüme var. 2027 sezonunda Costa’nın Türkiye programlarını genişleterek sefer sayısını 28’e çıkarıyoruz, yeni sezonda her hafta İstanbul’a bir Costa gemisi gelecek. Sefer başına Türkiye’ye verilen kabin sayısını 100’e çıkardık, toplam 2800 kabini Türkiye pazarına ayırdık.</em> </p>
<p><em><strong>Türkiye sizin için daha önemli bir ülke haline mi geliyor?</strong></em></p>
<p><strong>Mirco Vasallo:</strong> <em>Türkiye artık destekleyici pazar olmaktan çıktı, bizim için kaynak pazar haline geldi. Türk misafirlerimize  yönelik özel hizmetler geliştiriyoruz.  Hem gemilerimizle getirdiğimiz turist açısından hem de Türk yolcular açısından baktığımızda bu ilginin karşılıklı olması memnuniyet verici. 18 Nisan’da Costa Pacifica ilk seferini gerçekleşecek. Costa, her sefer için Türkiye pazarına 100 kabin ayırıyor. Bu da toplamda 28 seferde toplam 2800 kabin ve toplam 7400 Türk yolcu demek</em>. </p>
<p><em><strong>Yunan Adaları turunun programı nasıl?</strong></em></p>
<p><strong>Burak Çalışkan</strong>: <em> </em><em>Costa Pacifica Galataport İstanbul’dan hareketle, 7 gece sürecek program kapsamında  Mikonos, Santorini, Atina ve Volos limanlarına uğrayarak yeniden İstanbul’a dönecek. </em></p>
<p><em><strong>Ekonomik tatil terimini kullandınız. Fiyatlara ne dahil?</strong></em></p>
<p><strong> </strong><strong>Burak Çalışkan:</strong> <em>Kişi başı 599 Euro’dan başlayan fiyatlarla sunulan turlara tam pansiyon konaklama ve transferler de dahil ediliyor</em>. <em>Türk misafirler için bunun anlamı yaklaşık 35 bin Türk Lirasına 7 gecelik tam pansiyonlu bir cruise tatili demek. Costa konforunda, İtalyan yaşam tarzında bir seyahati, erişilebilir lüksü Türk tatilcileriyle buluşturuyoruz. Bu avantajlarla önümüzdeki </em><em>sezon Türk gezginlerin seyahat planlarında daha çok yer alacağımızı öngörüyorum</em><em>.</em></p>
<p><em><strong>Costa Pacifica ne tür hizmetler sunuyor?</strong></em></p>
<p><strong>Burak Çalışkan:</strong> <em>2027’de Türkiye’ye gelecek olan Costa Pacifica gemisi 521’ü balkonlu, 70 süit olmak üzere 1504 kabin ve toplam 3780 yolcu kapasitesine sahip. Costa Pasifica’da ayrıca 9 güverte, 9 restoran, 9 bar, 3 yüzme havuzu, 5 jakuzi, 1 çok amaçlı spor sahası, 1 spor pisti, deniz manzaralı spor salonu, çocuk kulübü, 1280 kişilik tiyatro salonu, casino, alışveriş merkezi ve 6000 metrekarelik SPA bulunuyor.</em> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/z-nesli-cruise-gemilerini-sevdi-yolcu-yas-ortalamasi-40lara-indi-87464</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Z Nesli “Cruise”gemilerini sevdi. Yolcu yaş ortalaması 40’lara indi.  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/2-kahramanmaras-motofest-3-gunde-50-bin-kisiyi-agirladi-87499</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2. Kahramanmaraş Motofest, 3 günde 50 bin kişiyi ağırladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Onikişubat Belediyesi’nin destekleri, Quick Sigorta’nın ana sponsorluğu ve Türkchopper Kahramanmaraş Motosiklet Kulübü’nün öncülüğünde bu yıl ikincisi düzenlenen Kahramanmaraş Motofest'in, üç gün boyunca motosiklet tutkunları ve Kahramanmaraşlılardan yoğun ilgi gördüğü bildirildi.</p>
<p>11-12-13 Eylül tarihlerinde EXPO Fuar Alanı’nda gerçekleştirilen festival kapsamında yaklaşık 50 bin kişi alanı ziyaret ederken, şehir dışından gelen 1.500 motosiklet tutkunu çadırlı konaklama alanında kaldı. Çadırda konaklamayan 4 binden fazla motosikletçi de festival etkinliklerine katıldı.</p>
<p>Motosiklet kültürünü müzik, spor, adrenalin ve eğlenceyle buluşturan festivalde üç gün boyunca çeşitli motosiklet etkinlikleri, gösteriler, yarışmalar ve sosyal aktiviteler gerçekleştirildi. Türkiye’nin farklı şehirlerinden motosiklet tutkunlarının yanı sıra İngiltere, Almanya ve Azerbaycan’dan gelen katılımcılar da Kahramanmaraş’ta bir araya geldi.</p>
<p>Festivalin konser programında ise 12 Eylül Cumartesi günü Velet ve Sura İskenderli, 13 Eylül Pazar günü ise Sena Şener sahne aldı. Konserlerle birlikte festival alanındaki yoğunluk daha da artarken, Motofest Kahramanmaraş’ın sosyal ve kültürel hayatına önemli bir hareketlilik kazandırdı.</p>
<p><strong>Başkan Toptaş: Kültür, sanat, spor ve festivallerin çok büyük önemi var</strong></p>
<p>Festival alanında incelemelerde bulunan Onikişubat Belediye Başkanı Hanifi Toptaş, Motofest’in ikinci yılında da yoğun ilgi görmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Quick Sigorta ana sponsorluğunda, Onikişubat Belediyesi’nin destekleri ve Türk Chopper Kahramanmaraş grubunun öncülüğünde düzenlenen festivalin geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da olumlu geri dönüşler aldığını belirten Toptaş, özellikle şehir dışından gelen motosiklet tutkunlarının organizasyona ayrı bir değer kattığını söyledi.</p>
<p>Deprem sonrası şehrin yeniden ayağa kaldırılması için altyapı ve üstyapı çalışmalarının yoğun şekilde sürdüğünü ifade eden Başkan Toptaş, bunun yanında sosyal hayatın güçlendirilmesinin de büyük önem taşıdığını vurguladı. Kültür, sanat, spor ve festivallerin şehirdeki sosyal ve psikolojik iyileşme sürecine katkı sunduğunu belirten Toptaş, belediye olarak bu tür organizasyonlara imkânlar ölçüsünde destek vermeye devam edeceklerini kaydetti.</p>
<p>Motofest’in gelecek yıllarda geleneksel hale gelmesini istediklerini dile getiren Toptaş, festivalin yalnızca motosiklet tutkunlarını bir araya getirmediğini, aynı zamanda şehir dışından gelen misafirler aracılığıyla Kahramanmaraş’ın tanıtımına katkı sağladığını ifade etti. Bu tür organizasyonların kentin marka değerine de önemli katkılar sunduğunu belirten Toptaş, Motofest’i bu yönüyle kıymetli bulduklarını söyledi.</p>
<p><strong>Demirtaş: “Geleceğimize bir miras bırakmak istiyoruz”</strong></p>
<p>Türkchopper Kahramanmaraş Motosiklet Kulübü Başkanı Murat Demirtaş ise Motofest’in ikinci yılında daha geniş bir katılımla gerçekleştirilmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, organizasyonun hayata geçirilmesinde destek veren Onikişubat Belediye Başkanı Hanifi Toptaş ve belediye çalışanlarına teşekkür etti.</p>
<p>İlk festival öncesinde Motofest fikrini Başkan Toptaş’a ilettiklerini ve belediyenin kendilerine destek verdiğini belirten Demirtaş, ikinci festivalle birlikte organizasyonu artık geleneksel hale getirmek istediklerini söyledi. Motofest’i yalnızca sürdürülebilir bir etkinlik olarak değil, gelecek nesillere bırakılacak bir motosiklet kültürü mirası olarak gördüklerini ifade eden Demirtaş, kendilerinden sonraki motosiklet tutkunlarının da bu organizasyonu sahiplenmesini hedeflediklerini kaydetti.</p>
<p>Festivalin uluslararası bir katılıma ulaştığını belirten Demirtaş, Türkiye’nin 81 ilinden motosiklet tutkunlarının yanı sıra İngiltere, Almanya ve Azerbaycan’dan da katılımcıların Kahramanmaraş’a geldiğini söyledi. Bazı motosiklet tutkunlarının festivale katılmak için yaklaşık 5 bin kilometre yol kat ettiğini ifade eden Demirtaş, bu ilginin Kahramanmaraş Motofest’in ulaştığı noktayı göstermesi açısından önemli olduğunu dile getirdi.</p>
<p><strong>Motofest, Kahramanmaraş’ın tanıtımına katkı sundu</strong></p>
<p>Üç gün boyunca yaklaşık 50 bin ziyaretçiyi ağırlayan Kahramanmaraş Motofest, motosiklet tutkunlarının buluşma noktası olmasının yanı sıra şehrin tanıtımına da katkı sağladı. Şehir dışından gelen binlerce motosikletçinin Kahramanmaraş’ta konaklaması ve festival boyunca kentte vakit geçirmesi, organizasyonun sosyal ve ekonomik hareketliliğe katkısını da artırdı.</p>
<p>Onikişubat Belediyesi’nin destekleriyle gerçekleştirilen festivalin, önümüzdeki yıllarda da geleneksel olarak sürdürülmesi ve Kahramanmaraş’ın önemli etkinlikleri arasında yer alması hedefleniyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/2-kahramanmaras-motofest-3-gunde-50-bin-kisiyi-agirladi-87499</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/9/9/1280x720/2-kahramanmaras-motofest-3-gunde-50-bin-kisiyi-agirladi-1789459934.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bu yıl ikincisi düzenlenen Kahramanmaraş Motofest, üç gün boyunca motosiklet tutkunları ve Kahramanmaraşlılardan yoğun ilgi gördü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/danistay-karari-oncesi-ankarada-ortak-cagri-uretim-devam-etsin-milas-soma-olmasin-87511</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Danıştay kararı öncesi Ankara’da ortak çağrı: &#039;Üretim devam etsin, Milas Soma olmasın&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Milas’taki Muhtarlar Danışma Kurulu üyeleri ile TES-İŞ’e bağlı enerji işçileri, Akbelen ve çevresindeki bazı taşınmazlar hakkında verilen acele kamulaştırma kararına ilişkin davanın 16 Eylül’de yapılacak duruşması öncesinde Ankara’ya gitti.</p>
<p>Danıştay Başkanlığı önünde düzenlenen basın açıklamasında Muhtarlar Danışma Kurulu adına Karacaağaç Muhtarı Dursun Uysal, enerji ve maden işçileri adına TES-İŞ Yatağan Şube Başkanı Fatih Erçelik konuştu.</p>
<p>Açıklamada, yargı kararına ve hukuki sürece duyulan güven vurgulanırken, verilecek kararın bölgedeki köyler, çalışanlar, yerel işletmeler ve binlerce aile üzerindeki etkilerinin de dikkate alınması istendi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/09/15/whatsapp-image-2026-09-15-at-13-j7cj.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<h2>Dursun Uysal: “20 köyde yaşayan 15 bin kişinin sesini duyurmaya geldik”</h2>
<p>Santrallere komşu 20 köyde yaşayan yaklaşık 15 bin kişiyi temsilen Ankara’da olduklarını belirten Karacaağaç Muhtarı Dursun Uysal, 16 Eylül’deki duruşmanın bölgenin geleceği açısından büyük önem taşıdığını söyledi.</p>
<p>Uysal, Milas’ta tarım ve madenciliğin 40 yılı aşkın süredir birlikte devam ettiğini belirterek, “Biz bu topraklarda doğduk, burada yaşıyoruz. Köylerimizin geleceğini en iyi bilen insanlarız. Köylerimizde insanlar tarımla uğraşıyor, madende ve santrallerde çalışıyor. Kazandığı parayı yine bu bölgede harcıyor. Esnafımız iş yapıyor, nakliyecimiz ekmek kazanıyor, yerel işletmelerimiz ayakta duruyor. Üretimin durması ekonomik hareketliliğin azalması, gençlerimizin iş bulmak için başka şehirlere gitmesi ve köylerimizin giderek boşalması anlamına gelir” dedi.</p>
<h2>“Hiçbir köy merkezi ortadan kalkmayacak”</h2>
<p>Kamulaştırma sürecine ilişkin kamuoyunda doğru olmayan bilgilerin dolaşıma sokulduğunu söyleyen Uysal, hiçbir köy merkezinin karar kapsamında bulunmadığını vurguladı. Uysal, “Ben kamulaştırmanın olduğu altı köyden birinin muhtarıyım. Açıkça söylüyorum, hiçbir köyün merkezi ortadan kalkmayacak. Biz zeytinin, toprağın ve doğanın zarar görmesini istemiyoruz. İnsanımızın işini ve bölgenin ekonomik hayatını da korumak zorundayız. Maden de bizim, zeytin de bizim. Toprak da bizim, emek de bizim. Biz köylerimizin boşalmasını değil, yaşamasını ve üretmeye devam etmesini istiyoruz. Çocuklarımızın doğdukları topraklarda kalmasını, çalışmasını ve geleceğini burada kurmasını istiyoruz. Köylerin yok olacağı yalanını söyleyenlere diyorum ki, hiçbir köyün merkezi ortadan kalkmayacak. Gerçeği görmek isteyen herkesi haritaya bakmaya davet ediyorum. Halkımız, Alman vakıflarının satın aldığı muhtara değil gerçek köylülerin sesine kulak versin. Milas, bir muhtardan büyüktür!”</p>
<h2>Fatih Erçelik: “Milas Soma Olmasın”</h2>
<p>TES-İŞ Yatağan Şube Başkanı Fatih Erçelik de Yeniköy ve Kemerköy madenleri ile santrallerinde yaklaşık 3 bin 100 kişinin doğrudan çalıştığını söyledi. Bakım, nakliye, yüklenici firmalar ve yerel tedarikçilerle birlikte binlerce insanın daha bu üretimden geçimini sağladığını ifade eden Erçelik, her istihdam rakamının arkasında bir aile bulunduğuna dikkat çekti.</p>
<p>Yargı sürecine saygı duyduklarını vurgulayan Erçelik, TES-İŞ’in önceliğinin çalışanların haklarını ve geleceğini korumak olduğunu belirterek “Bizim burada bulunma nedenimiz işçinin işini, aşını ve geleceğini savunmaktır. Çünkü alınacak kararın sonuçlarını doğrudan yaşayacak olanlar bizleriz. Üretim durduğunda ilk bedeli işçi öder. Ardından esnaf, nakliyeci, bakım firması, yerel tedarikçi ve bütün bölge etkilenir. Bu rakamların her biri bir işçi, bir aile, bir ev ve bir gelecek demektir. Soma’nın santral kapandıktan sonra neler yaşandığını gördük. Milas’ın kaderi de Soma gibi olmasın” diye konuştu.</p>
<h2>“İşçiyi işsiz bırakan bir çözümün bölge için ağır sonuçları olur”</h2>
<p>Maden sahası ile santrallerin birbirine bağlı bir üretim düzeni içinde çalıştığını belirten Erçelik, santrallerin ihtiyacı olan kömürün Milas havzasında bulunduğunu söyledi. Erçelik, üretim zincirindeki herhangi bir aksamanın doğrudan istihdama yansıyacağını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı: “Maden durursa santral de durur. Santralin ihtiyacı olan kömür bu havzadadır ve üretimin devamı maden sahasındaki çalışmaların zamanında ilerlemesine bağlıdır. Biz bölgede 40 yıldır madencilik yapıyoruz. Bu süre içinde madencilik, bölgenin çalışma hayatının ve ekonomik düzeninin bir parçası haline geldi. İşçiyi işsiz bırakan bir çözümün bölge için ağır sonuçları olur.”</p>
<h2>TES-İŞ’e bağlı işçiler, Abdullah Tancan’ı ziyaret etti</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/09/15/whatsapp-image-2026-09-15-at-13-kllq.jpg" alt="" width="700" height="458" /></p>
<p>Muhtarlar Danışma Kurulu üyeleri ve TES-İŞ’e bağlı işçiler, Ankara programı kapsamında Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürü Arslan Narin ile  Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Abdullah Tancan’ı da ziyaret etti.</p>
<p>Görüşmelerde 16 Eylül’de yapılacak duruşma öncesinde bölgedeki üretim ve istihdamın mevcut durumu, santrallerin kömür ihtiyacı, maden sahalarındaki çalışmaların geleceği ve köylerde yaşayan vatandaşların beklentileri aktarıldı. Muhtar ve işçiler, hukuki süreç değerlendirilirken bölgede yaşayan ve çalışan insanların görüşlerinin ve bölgedeki sosyoekonomik gerçeklerin de dikkate alınması çağrısında bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/danistay-karari-oncesi-ankarada-ortak-cagri-uretim-devam-etsin-milas-soma-olmasin-87511</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/1/1280x720/danistay-karari-oncesi-ankarada-ortak-cagri-uretim-devam-etsin-milas-soma-olmasin-1789474235.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Milas’taki elektrik santrallerinin geleceğini yakından ilgilendiren acele kamulaştırma davasının 16 Eylül’de yapılacak duruşması öncesinde, bölge muhtarları ve enerji işçileri Ankara’da Danıştay Başkanlığı önünde basın açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/trendyol-icra-kurulu-uyesi-ve-tobb-e-ticaret-meclis-baskani-acar-turkiye-cin-turizm-pazarindan-yeterli-pay-alamiyor-87450</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 00:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ozan Acar: Türkiye, Çin turizm pazarından yeterli pay alamıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Dünyanın en büyük e-ticaret platformlarından Alibaba içinde yer alan Çin’in en önemli dijital seyahat platformu Figgy‘nin uluslararası ilişkilerden sorumlu Başkan Yardımcısı Leon Li, uluslararası ilişkiler direktörü Meina Huang ve Trendyol İcra Kurulu Üyesi, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) E-Ticaret Meclis Başkanı Ozan Acar, Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Özdemir’i ziyaret etti.</p>
<p>Ziyarette, Antalya’nın turizmdeki gücü, Çin pazarındaki dijital görünürlüğünün artırılması ve Antalya’ya gelen Çinli ziyaretçi sayısının artırılması ve ortak tanıtım çalışmaları ele alındı.</p>
<p>Antalya’nın Çin turizm pazarındaki potansiyelinin daha etkin değerlendirilmesine yönelik iş birliği olanakları değerlendirilen ziyarette konuşan Başkan Vekili Büşra Özdemir, “Hedefimiz, Antalya’yı Çinli ziyaretçilerle daha güçlü buluşturmak, yeni pazarlardaki görünürlüğümüzü artırmak ve kentimizin uluslararası marka değerini daha da ileri taşımak” dedi.</p>
<p>Çinli ziyaretçilerin Antalya’ya yönelik ilgisinin artırılması için yeni tanıtım kanallarına ihtiyaç olduğunu söyleyen Başkan vekili Özdemir, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Antalya’nın yalnızca deniz, kum ve güneş turizmiyle anılmasını istemiyoruz. Kentin sahip olduğu farklı değerlerin uluslararası ziyaretçilere daha güçlü şekilde anlatılması gerekiyor. Çin pazarında Antalya'nın dijital görünürlüğünün artırılması konusunda Fliggy ile gerçekleştirilebilecek çalışmalara açığız. Antalya’nın destinasyon potansiyeli ile sizin dijital erişiminizi bir arada değerlendireceğimiz somut her türlü modele ve öneriye açığız. Bir destinasyon sayfası oluşturabilir, Çin pazarına özgü dijital içerikler ve dönemsel kampanyalar üzerinde çalışabilirsek daha fazla Çinli ziyaretçiyi ağırlayacağımızı düşünüyoruz.” </p>
<p><strong>"Türkiye, Çin turizm pazarından yeterince pay alamıyor"</strong></p>
<p>Trendyol İcra Kurulu Üyesi ve TOBB E-Ticaret Meclis Başkanı Ozan Acar da  Türkiye’nin Çin turizm pazarından yeterince pay alamadığını belirterek, heyetin Türkiye’ye gerçekleştirdiği ziyaretin bu açıdan önem taşıdığını söyledi. Türkiye’nin Çinli turistler için önemli bir ulaşım noktası olmasına rağmen ziyaretçilerin Türkiye’de yeterince zaman geçirmediğine dikkat çeken Acar, Çin’deki seyahat platformlarında Türkiye’nin ve özellikle Antalya’nın görünürlüğünün artırılmasının bu tabloyu değiştirebileceğini söyledi.</p>
<p>Heyeti Türkiye’ye getirmek için yaklaşık iki yıldır çalışma yürüttüklerini aktaran Acar, Antalya’nın heyet tarafından ilk kez ziyaret edildiğini ve kentin büyük beğeni topladığını bildirdi.  </p>
<p><strong>"Antalya Çinli turistlerin aradığı her şeye sahip"</strong></p>
<p>Figgy ‘nin uluslararası ilişkilerden sorumlu Başkan Yardımcısı Leon Li ise Antalya’nın Çinli turistler açısından güçlü bir destinasyon potansiyeline sahip olduğunu belirtti. Antalya’dan oldukça etkilendiğini anlatan Li, Türkiye’yi ziyaret eden Çinli turistlerin önemli bölümünün İstanbul ve Kapadokya’yı tercih ettiğini kaydetti. Li, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Antalya bu rotalara daha güçlü şekilde dahil edilmesi gerekir. Antalya’nın Çin’deki tanınırlığının artırılması için farklı tanıtım modelleri değerlendirilebilir. Çinli influencerlar ve kanaat önderleriyle gerçekleştirilebilecek çalışmaların yanı sıra farklı kanalların da kullanılabilir.</p>
<p>Ziyarette, Antalya’ya özel bir destinasyon sayfası oluşturulması, Çin pazarına yönelik dijital içerikler hazırlanması ve dönemsel tanıtım kampanyalarının hayata geçirilmesi gibi başlıklar ele alındı. Çinli içerik üreticileri ve kanaat önderleriyle gerçekleştirilebilecek tanıtım çalışmalarının yanı sıra canlı yayınlarla Antalya’daki turizm deneyimlerinin Çinli seyahat severlere aktarılması da olası iş birliği alanları arasında yer aldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/trendyol-icra-kurulu-uyesi-ve-tobb-e-ticaret-meclis-baskani-acar-turkiye-cin-turizm-pazarindan-yeterli-pay-alamiyor-87450</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/0/1280x720/trendyol-icra-kurulu-uyesi-ve-tobb-e-ticaret-meclis-baskani-acar-turkiye-cin-turizm-pazarindan-yeterli-pay-alamiyor-1789421904.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Turizmde bu yıl istenilen bir sezon geçirmeyen Antalya, Çin pazarında bilinirliğini artırmak amacıyla Çin’in en büyük dijital seyahat platformu Figgy ile iş birliği yapacak. TOBB E-Ticaret Meclis Başkanı Ozan Acar, Türkiye, Çin turizm pazarından yeterli pay alamadığını belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/aesob-baskani-adlihan-dere-zincir-marketler-esnaf-icin-haksiz-rekabet-olusturuyor-87449</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 00:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Adlıhan Dere: Zincir marketler esnaf için haksız rekabet oluşturuyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Esnaf ve Sanatlar Odaları Birliği (AESOB) tarafından Sobacılar çarşısında 39. Ahilik Haftası nedeniyle tören düzenlendi. Törene Antalya Valisi Hulusi Şahin, Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Özdemir, AKP ve Yeni Parti Antalya milletvekilleri ile esna katıldı.</p>
<p>AESOB Başkanı ve TESK Yönetim Kurulu Üyesi Adlıhan Dere, konuşmasında ‘üç harfliler’ diye nitelendirilen zincir marketlerin kontrolsüz ve plansız şekilde yaygınlaşmasının, esnaf ve sanatkâr açısından ciddi bir haksız rekabet ortamı oluşturduğunu söyledi. Dere, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Her türlü mal ve ürünü yetkisiz şekilde raflarında bulunduran, açtıkları her yeni şubede yüzlerce esnafımızın yaptığı işi tek bir mağazada toplamaya çalışan ve çalışma saatleriyle de küçük esnafımızı zorlayan bu yapı karşısında esnafımızın korunması büyük önem taşımaktadır. Bizler adil rekabetten yanayız. Bizim istediğimiz, esnafımızın emeğinin ve alın terinin korunmasıdır. Çünkü bir tarafta yıllarca aynı mahallede hizmet veren, vergisini ödeyen, istihdam sağlayan, gerektiğinde komşusuna veresiye veren, mahallesinin her türlü ihtiyacında yanında olan sıkıntısına koşan esnafımız var. Diğer tarafta ise giderek büyüyen ve küçük esnafımızı zorlayan büyük bir yapı var. Ahilik kültürünün yaşatılması için bu haksız rekabete bir dur demeliyiz. Esnaf ve sanatkârlarımızı zincir marketler karşısında mağdur etmemeliyiz.’’</p>
<p><strong>Vali Şahin’den uyarı</strong></p>
<p>Antalya Valisi Hulusi Şahin de, Ahilik kültürünün dünyaya insanlığı ve misafirperverliği gösterdiğini belirtti. Esnafa uyarılarda bulunan Vali Şahin, ahilik değerlerinin turizm başta olmak üzere hayatın her alanında yaşatılması gerektiğine vurguladı. Vali Şahin, ‘’Bugün Antalya dünyanın dört bir tarafından gelen milyonlarca misafiri ağırlıyor. Geçen sene 17,5 milyon yabancı turist ağırladık. Acaba bu gelenler buradan ayrıldıklarında, ‘Bir ülkeye gittik, öyle esnaflarla karşılaştık ki dürüstlük, doğruluk, empati buradaymış’ der mi? Hepimiz bunu düşünmeliyiz” dedi.</p>
<p>Türk halkının büyük medeniyetinin değerlerini yeniden yükseltmesi gerektiğini ifade eden Vali Hulusi Şahin, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Esnaf ve sanatkârımızın mesleklerini ahilik anlayışının temel değerleri doğrultusunda sürdürmesi önemli. Önce esnaf kendine yakışanı yapacak. İnsanlığın o yüksek değerlerini kendisine ilke edinecek. Günlük menfaat uğruna medeniyetimizin yüksek değerlerini heba etmeyelim. Biz ecdadımıza, kültürümüze, medeniyetimize, inancımıza yakışanı yapalım. Biz biz olduğumuz için büyük olduk. Biz bizden yabancılaşırsak kaybolur gideriz. Ahilik Haftası bunları bize hatırlatmak için iyi bir fırsat. Bu fırsatı iyi değerlendirelim.”</p>
<p>Konuşmaların ardından Vali Şahin ve AESOB Başkanı Adlıhan Dere, Yılın Ahisi seçilen Mehmet Çelik’e, kaftan giydirilirken,  tören, ‘Şed Kuşanma" ile sona erdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/aesob-baskani-adlihan-dere-zincir-marketler-esnaf-icin-haksiz-rekabet-olusturuyor-87449</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/9/1280x720/aesob-baskani-adlihan-dere-zincir-marketler-esnaf-icin-haksiz-rekabet-olusturuyor-1789421797.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Esnaf ve Sanatlar Odaları Birliği Başkanı Adlıhan Dere, kontrolsüz zincir marketlerin esnaf için ciddi rekabet oluşturduğunu belirterek, ‘’Giderek büyüyen ve küçük esnafımızı zorlayan büyük bir yapı var. Ahilik kültürünün yaşatılması için bu haksız rekabete bir dur demeliyiz’’ dedi. Antalya Valisi Hulusi Şahin de, turizm kenti Antalya’da esnafın daha dürüst hizmet vermesi gerektiği uyarısında bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytinoglu-yilliklandirilmis-cari-acik-407-milyar-dolara-yukseldi-87508</guid>
            <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zeytinoğlu: Yıllıklandırılmış cari açık 40,7 milyar dolara yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’ nın açıkladığı  temmuz ayı ödemeler dengesi verilerini değerlendirdi.</p>
<p>Zeytinoğlu, “Cari işlemler hesabı temmuz ayında 36 milyon dolar fazla verdi. Geçen yılın aynı ayında 1 milyar 762 milyon dolar fazla verilmişti. Yıllıklandırılmış cari açık ise 40,7 milyar dolara yükseldi. Aylık bazda fazla verilmesini olumlu bulmakla birlikte, yıllıklandırılmış veriler cari denge üzerindeki baskının devam ettiğini gösteriyor” dedi.</p>
<p>Yılın ilk yedi aylık dönemine de değinen Zeytinoğlu, “Cari açık, ocak-temmuz döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 43,6 artarak 24 milyar 254 milyon dolardan 34 milyar 830 milyon dolara yükseldi. Cari açıktaki iyileşmenin; ihracatta rekabetimizi güçlendirecek politikalarla desteklenmesi gerektiğini düşünüyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p>Önümüzdeki döneme ilişkin değerlendirmede bulunan Zeytinoğlu, “Ağustos ayı dış ticaret verilerine göre ihracat yüzde 8,1, ithalat ise yüzde 10,5 arttı. Dış ticaret açığındaki yüzde 22,3’lük artış, cari denge üzerindeki baskının önümüzdeki aylarda da sürebileceğine işaret ediyor. Cari dengenin seyrinde dış ticaret performansımızın yanı sıra küresel gelişmelere bağlı olarak enerji fiyatlarının seyri de belirleyici olacaktır” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytinoglu-yilliklandirilmis-cari-acik-407-milyar-dolara-yukseldi-87508</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/8/1280x720/kso-baskani-zeytinoglu-isgucu-verilerini-degerlendirdi-1767099652.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, temmuz ayı ödemeler dengesi verilerini değerlendirdi. Zeytinoğlu, cari işlemler hesabının temmuz ayında 36 milyon dolar fazla verdiğini ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/korumacilik-yaklasimi-devam-ediyor-87445</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 17:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Korumacılık yaklaşımı devam ediyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>2027-2029 yıllarına ilişkin Orta Vadeli Program (OVP) geçtiğimiz hafta yayımlandı. OVP, önümüzdeki 3 yıla ilişkin makro politikaların belirlenmesi açısından önem taşıyor ve ilkeler, büyüme hedefleri ve bütçe tahminleri gibi konularda temel politika dokümanı olarak dikkate alınıyor. Bir anlamda OVP, önümüzdeki 3 yıllık dönem için bir niyet veya pozisyon belgesi olarak düşünülebilir.</p>
<p>OVP’de hem dünyadaki hem de ülkemizdeki makro ekonomik gelişmeleri özetleyen çok detaylı bir bölüm yer alıyor. Bir önceki OVP’de olduğu gibi bu OVP’de de dünyadaki son gelişmelerin akademik bir dille detaylı bir şekilde açıklandığı görülüyor. Genel görünüm açısından bu bölümlerin de dikkatlice takip edilmesi kritik bir konu olarak öne çıkıyor.</p>
<p><strong>OVP (2027-2029) dış ticaret görünümü</strong></p>
<p>Dış ticaret açısından incelendiğinde, ihracat artışının devam edeceği ancak küresel koşulların geçmiş yıllara göre daha zorlu olacağı bir döneme işaret ediliyor. Programda ihracatın artması hedeflenirken, enerji fiyatlarındaki yükseliş ve küresel belirsizlikler nedeniyle dış ticaret açığının ve cari açığın kısa vadede baskı altında kalacağı da kabul ediliyor.</p>
<table style="width: 683px;">
<tbody>
<tr>
<td style="width: 184.775px;">
<p><strong>Gösterge</strong></p>
</td>
<td style="width: 42.9875px;">
<p><strong>2025</strong></p>
</td>
<td style="width: 108.912px;">
<p><strong>2026 (Tahmin)</strong></p>
</td>
<td style="width: 345.525px;">
<p><strong>2029 (Hedef)</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td style="width: 184.775px;">
<p>Mal ihracatı (Milyar $)</p>
</td>
<td style="width: 42.9875px;">
<p>273,2</p>
</td>
<td style="width: 108.912px;">
<p>282,0</p>
</td>
<td style="width: 345.525px;">
<p>316,0</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td style="width: 184.775px;">
<p>Dış ticaret açığı (Milyar $)</p>
</td>
<td style="width: 42.9875px;">
<p>95,2*</p>
</td>
<td style="width: 108.912px;">
<p>105,0</p>
</td>
<td style="width: 345.525px;">
<p>Programda kademeli iyileşme öngörülüyor</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td style="width: 184.775px;">
<p>Cari açık (Milyar $)</p>
</td>
<td style="width: 42.9875px;">
<p>30,3</p>
</td>
<td style="width: 108.912px;">
<p>47,5</p>
</td>
<td style="width: 345.525px;">
<p>35,5</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td style="width: 184.775px;">
<p>Cari açık / GSYH (%)</p>
</td>
<td style="width: 42.9875px;">
<p>1,9</p>
</td>
<td style="width: 108.912px;">
<p>2,6</p>
</td>
<td style="width: 345.525px;">
<p>1,6</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="color: #34495e;"><em><strong>Kaynak: 2027-2029 Orta Vadeli Program (OVP), Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı</strong></em></span></p>
<p>Tablo dikkatle incelendiğinde ilginç bir sonuç ortaya çıkıyor: OVP, ihracatta istikrarlı bir artış öngörürken, 2026 yılında dış ticaret açığının ve cari açığın da büyüyeceğini kabul ediyor. Bu durum, Türkiye'nin temel sorununun ihracat miktarından ziyade ithalata bağımlı üretim yapısı olduğunu bir kez daha gösteriyor. Dolayısıyla, önümüzdeki dönemde dış ticaret performansını belirleyecek unsur yalnızca ihracat hacmi değil, ihracatın teknoloji ve katma değer düzeyi olacak.</p>
<p><strong>Korumacılık tedbirleri etkin bir şekilde kullanılacak</strong></p>
<p>Programın satır aralarında daha önemli bir mesaj bulunuyor. Dünya ticareti artık sadece fiyat ve kalite üzerinden şekillenmiyor. Jeopolitik riskler, tedarik zinciri güvenliği, stratejik sektörlerin korunması ve devlet destekleri ticaretin yeni belirleyicileri haline geliyor. OVP'nin "ekonomik güvenlik ve dayanıklılık" başlığı altında yaptığı vurgu da bu dönüşümün bir yansıması olma niteliği taşıyor.</p>
<p>Yerli üreticiler üzerinde haksız rekabet oluşturan dampingli ve sübvansiyonlu ithalata karşı, ticaret politikası savunma araçlarının uygulanma süreçlerinin hızlandırılacağı ve stratejik sektörlerde dış ticaret politikalarının rekabetçilik bakış açısıyla gözden geçirileceği anlaşılıyor.</p>
<p>Bir başka ifadeyle, klasik korumacılık gümrük vergileriyle uygulanırken, yeni dönemde korumacılık farklı araçlarla karşımıza çıkıyor. Karbon düzenlemeleri, yatırım teşvikleri, stratejik sanayi politikaları ve yerli üretimi destekleyen programlar artık ticaret politikalarının ayrılmaz bir parçası haline gelmiş durumda. Türkiye'nin dış ticaret stratejisi de bu yeni gerçekliğe uyum arayışı içerisinde görünüyor.</p>
<p><strong>Yeşil dönüşüm artık yalnızca çevre politikası değil</strong></p>
<p>OVP'nin yeşil dönüşüme verdiği önem, dış ticaret açısından en dikkat çekici yönlerinden biri olarak öne çıkıyor. Program, yeşil dönüşümü yalnızca çevresel bir hedef olarak değil, rekabet gücünün korunması için zorunlu bir unsur olarak ele alıyor.</p>
<p>Bu yaklaşım özellikle Avrupa Birliği (AB) ile ticaret yapan şirketler açısından büyük önem taşıyor. AB'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) uygulaması ve karbon emisyonlarına ilişkin yeni kuralları, ihracatçıların maliyet yapısını doğrudan etkileyecek. Bu nedenle, karbon ayak izinin ölçülmesi, emisyonların azaltılması ve üretim süreçlerinin dönüşümü artık yalnızca çevre departmanlarının değil, yönetim kurullarının da gündeminde yer alıyor.</p>
<p>Nitekim, Türkiye'nin Emisyon Ticaret Sistemi yönündeki adımlarının da bu çerçevede değerlendirilmesi gerekiyor. Karbon maliyetlerinin Türkiye'de yönetilmesi, bu maliyetlerin AB bütçesine aktarılmasından daha rasyonel bir seçenek olarak ortaya çıkıyor. OVP'nin yeşil dönüşüm, yüksek teknolojili üretim ve rekabetçilik arasında kurduğu ilişki de bu nedenle oldukça anlamlı.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde de çelik, alüminyum, çimento, gübre ve enerji yoğun sektörlerde rekabet gücünü belirleyecek temel unsur, üretim maliyetlerinden çok karbon maliyetleri olacaktır.</p>
<p><strong>Ne yapmalı?</strong></p>
<p>Öncelikle, dış ticaret politikalarının yalnızca ihracat rakamlarına odaklanması yeterli olmayacaktır. Rekabetçiliğin korunması için Gümrük Birliği'nin güncellenmesi sürecinin hızlandırılması gerekiyor. Hizmet ticareti, dijital ticaret ve kamu alımları gibi alanlarda daha derin entegrasyon Türk şirketlerini güçlendirecektir.</p>
<p>Ek olarak, karbon düzenlemelerine uyum şirketler açısından bir mevzuat yükümlülüğü olarak değil, bir rekabet stratejisi olarak görülmeli. Karbon verisini yönetebilen, emisyonlarını ölçebilen ve azaltabilen firmalar yeni dönemin kazananları olacaktır.</p>
<p>Son olarak ise, ihracatta katma değerin artırılması artık bir tercih değil zorunluluk haline geliyor. OVP'nin de işaret ettiği üzere, Türkiye'nin uzun vadeli başarısı daha fazla ihracat yapmaktan çok daha yüksek teknoloji içeren ve daha düşük karbon ayak izine sahip ürünler ihraç edebilmesine bağlı.</p>
<p>Bu yönüyle bakıldığında OVP'nin dış ticarete verdiği en önemli mesaj şu: <strong>Yeni dönemde ihracatçının karşısındaki en büyük risk gümrük vergileri değil, rekabetçiliği aşındıran karbon maliyetleri ve yeni nesil korumacılık uygulamaları olacaktır.</strong> Bu nedenle, dış ticaret politikalarının da şirket stratejilerinin de yeşil dönüşüm ekseninde yeniden şekillenmesi kaçınılmaz görünüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/korumacilik-yaklasimi-devam-ediyor-87445</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Korumacılık yaklaşımı devam ediyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/egeli-ihracatcilardan-karadenizde-guvenli-koridor-talebi-87440</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 15:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Egeli ihracatçılar’dan Karadeniz’de güvenli koridor talebi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Türkiye’nin 2025 yılında 6,7 milyar dolar ihracat, 43,4 milyar dolar ithalat yaptığı Rusya Federasyonu’yla dış ticaretinin kesintisiz sürmesi için Egeli ihracatçılar, Karadeniz’de denizyolu nakliyesinin yapılabilmesi için güvenli koridor talebinde bulundu.</p>
<p>İzmir’i ziyaret eden Rusya Federasyonu’nun Ankara Büyükelçisi Sergey Verşinin ile bir araya gelen Egeli ihracatçılar, Rusya’yla dış ticarette gemi yolunu kullanamaz hale geldiklerini, güvenli koridor oluşturulması halinde iki ülkenin dış ticaretinin daha güvenli ve verimli çalışacağının altını çizdiler ve Büyükelçi’den destek istediler.</p>
<p>Türkiye Meyve Sebze Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı ve Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Hayrettin Uçak, Rusya’nın Türk yaş meyve sebze sektörü başta olmak üzere Türkiye’deki 26 sektörün ihracatta hedef pazarı olduğunu, Türkiye-Rusya Federasyonu arasında uzun yıllara dayanan güçlü ticari bağlar bulunduğunu vurguladı.</p>
<p>Rusya-Türkiye arasında ticaretin devamını sağlayacak güvenlik koridorunun daha önce tesis edildiğini ve sağlıklı çalıştığını aktaran Uçak, “Son dönemde Karadeniz tehlikeli olmaya başladı. Bugün deniz yolunu kullanamıyoruz. Denizyolu tekrar kullanabileceğimiz güvenlik koridoru oluşturulmasını bekliyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p>Uçak, Rusya’nın Türkiye’den meyve sebze mamulleri ithalatında uyguladığı yüzde 12-15 arasındaki gümrük vergisinin kaldırılması taleplerini de Büyükelçi Sergey Verşinin’e iletti.</p>
<p><strong>Ufuk Atakan Demir: Rusya ihracatta en büyük pazarımız</strong></p>
<p>Türkiye’den Rusya Federasyonu’na 2026 yılının ocak – ağustos döneminde 319 milyon dolarlık su ürünleri ve hayvansal mamuller ihraç edildiğini ifade eden Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Başkanı Ufuk Atakan Demir, Rusya’nın kendileri için çok önemli bir pazar olduğunu belirterek, Rusya Federasyonu’na yapılan ihracatta su ürünleri sektörünün 277 milyon dolar pay aldığını söyledi. Demir, “Türkiye ile Rusya Federasyonu arasında güvenli koridor açılmasını ve iki ülke arasındaki dış ticaretin artmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Moiz Hemsi, Karadeniz’de yaşanan sorunlar nedeniyle Rusya’dan Türkiye’ye buğday ithalatında aksamalar yaşandığını, bu aksaklıkların giderilmesinin yolunun güvenli koridor açılmasından geçtiğini vurguladı.</p>
<h3>Sergey Verşinin: Türkiye bizim için çok önemli bir partner</h3>
<p>Rusya Federasyonu’nun Ankara Büyükelçisi Sergey Verşinin de, Türkiye’nin Rusya Federasyonu için çok önemli bir siyasi ve ekonomik partner olduğunu, iki ülke arasındaki ticaretin devam etmesi için gerekli zeminin oluşturulması için çaba göstereceklerini dile getirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/egeli-ihracatcilardan-karadenizde-guvenli-koridor-talebi-87440</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/0/1280x720/egeli-ihracatcilardan-karadenizde-guvenli-koridor-talebi-1789389973.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rusya Federasyonu Ankara Büyükelçisi Sergey Verşinin ile bir araya gelen Egeli ihracatçılar, Rusya’yla dış ticarette gemi yolunu kullanamaz hale geldiklerini belirterek, güvenli koridor oluşturulması için Büyükelçi’den destek istediler. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/-87438</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 15:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kocaeli Büyükşehir’in yeni makine ikmal tesisi için ilk adım atıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, araç bakım ve onarım süreçlerini tek merkezde daha modern koşullarda yürüteceği yeni makine ikmal tesisleri için ihaleye çıktı. İzmit Karadenizliler Mahallesi’nde 50 bin metrekarelik alan üzerinde hayata geçirilmesi planlanan KBB Makine İkmal Atölye Binaları Projesi’nin ihalesinde 9 firma veya firma ortaklığı teklif sundu. EKAP üzerinden gerçekleştirilen ihalede en düşük teklif 511 milyon TL olarak kayıtlara geçti. İhale sürecinin tamamlanması ve yüklenici firmanın belirlenmesinin ardından projenin yapım aşamasına geçilecek.</p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin yeni makine ikmal tesisleri, araçların bakım, onarım, yıkama ve depolama ihtiyaçlarını tek merkezde karşılayacak şekilde planlandı. Projede bakım atölyelerinin yanı sıra güvenlik yapısı, asfalt ve üretim tesis lokali, atık alanı, ağır vasıta ve idari otoparklar, enerji merkezi ile çökeltme havuzu yer alacak. Tesiste ayrıca araç dış yıkama alanı, Makine İkmal Araç Parkı ile kar küreme ve tuzlama araçları için özel park alanı da oluşturulacak.</p>
<h2>Araç filosu tek merkezde toplanacak</h2>
<p>Yeni tesis, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin araç filosuna yönelik bakım ve onarım çalışmalarının farklı ihtiyaçlara göre yürütülebileceği dört ayrı atölyeyi bünyesinde barındıracak. Kaporta, kumlama, hafif şase ve ağır şase çalışmalarının yapılacağı atölyelerin yanı sıra araç dış yıkama alanı, ağır vasıta otoparkı ve Makine İkmal Araç Parkı da tesiste yer alacak. Asfalt ve üretim tesisleri için lokal, enerji merkezi, atık alanı ve çökeltme havuzu gibi yardımcı birimlerin de bulunacağı projede, kar küreme ve tuzlama araçları için özel park alanı oluşturulacak. Proje, Büyükşehir Belediyesi’nin araç filosuna ilişkin bakım, onarım, temizlik ve depolama faaliyetlerinin tek merkezde daha etkin şekilde yürütülmesini sağlayacak.</p>
<p>Makine İkmal Atölye Binaları Projesi’nde toplam 14 bin 723,17 metrekarelik inşaat alanı oluşturulacak. Projenin önemli bölümlerini ise farklı araç bakım ihtiyaçlarına yönelik tasarlanan dört atölye oluşturacak. Kaporta Bakım Atölyesi 1.246,95 metrekare zemin ve 125 metrekare birinci kat olmak üzere toplam 1.371,95 metrekare, Kumlama Bakım Atölyesi 1.758,15 metrekare, Hafif Şase Bakım Atölyesi 2.100,87 metrekare zemin ve 270 metrekare birinci kat olmak üzere toplam 2.370,87 metrekare, Ağır Şase Bakım Atölyesi ise 2.631,78 metrekare zemin ve 1.125 metrekare birinci kat olmak üzere toplam 3.756,78 metrekare olarak planlandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/-87438</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/8/1280x720/kocaeli-buyuksehirin-yeni-makine-ikmal-tesisi-icin-ilk-adim-atildi-1789389272.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin İzmit Karadenizliler Mahallesi’nde 50 bin metrekarelik alanda hayata geçirmeyi planladığı Makine İkmal Atölye Binaları Projesi’nin ihalesine 9 firma veya firma ortaklığı teklif sundu. İhalede en düşük teklif 511 milyon TL olurken, proje tamamlandığında belediyenin araç filosuna yönelik bakım, onarım, yıkama ve depolama faaliyetleri tek merkezde yürütülecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/-87435</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 14:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kocaeli’nin turizm hedefi 12 aya çıkıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Tahir Büyükakın, Türkiye Yüzyılı Buluşmaları kapsamında Kocaeli’ye gelen Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ile bir araya geldi. Görüşmede Kocaeli’nin kültür ve turizm alanındaki yatırımları ile kentin turizm potansiyelinin geliştirilmesine yönelik çalışmalar ele alındı. Ersoy Kocaeli’nin turizm potansiyelinin geliştirilmesi ve turizmin 12 aya yayılması için Bakanlık olarak destek vereceklerini açıkladı.</p>
<p>Açıldığı ilk günden bu yana çevre illerden de ziyaretçi akınına uğrayan Körfez Aqua Kıtalar Akvaryumu’nu gezen Ersoy, program kapsamında daha sonra Fuar Parkı’nı ziyaret ederek, göl çevresinde incelemelerde bulundu. Ziyaretin devamında Alev Alatlı Kütüphanesi’nde öğrencilerle bir araya gelen Ersoy, öğrencilere “İyi çalışmalar” dileğinde bulundu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/09/14/baskan-buyukakin-yatirimlari-anlat-rxso.jpg" alt="" width="700" height="559" /></p>
<p>Program kapsamında Sekapark’tan başlayarak Cumhuriyet Bulvarı, İzmit Milli İrade Meydanı ve Fuar Park üzerinden Kocaeli Sosyal Yaşam Merkezi’ne uzanan alandaki kültür ve turizm yatırımlarını da anlatan Büyükakın, Fuar Park’ta hayata geçirilecek Sahaflar, Antikacılar ve El Sanatları Çarşısı ile Gebze Hünkar Çayırı başta olmak üzere yeni projeler hakkında Bakan Ersoy’a bilgi verdi.</p>
<p>Bakan Ersoy’un programdaki son durağı ise Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçirilen Kartepe Teleferiği ve Kuzuyayla Tabiat Parkı oldu. Teleferikle zirveye çıkan Ersoy’a, Başkan Büyükakın tarafından Ormanya Doğal Yaşam Parkı, teleferik ve tabiat parkına ilişkin projeler anlatılırken, Kocaeli’nin turizm potansiyelinin dört mevsime yayılmasını hedefleyen “4 Mevsim Sürdürülebilir Turizm Master Planı” hakkında da bilgi verildi.</p>
<p>Kocaeli’deki turizm potansiyeline dikkat çeken Ersoy, “Kocaeli yıllardır sanayi şehri olarak anılıyor. Ancak biz buranın kültür ve turizm şehri de olması için neler yapılabileceğini görüşüyoruz. Başta Kocaeli Büyükşehir Belediyemiz olmak üzere ilçe belediyelerimiz ile çalışıyoruz. Turizm Master Planı’nı bir kez daha elden geçireceğiz. Kocaeli’nin 12 ay turizm yapabilecek potansiyeli var” ifadesini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/-87435</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/5/1280x720/kocaelinin-turizm-hedefi-12-aya-cikiyor-1789384406.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Türkiye Yüzyılı Buluşmaları kapsamında geldiği Kocaeli’de Büyükşehir Belediyesi’nin kültür ve turizm yatırımlarını inceledi. Kocaeli’nin turizm potansiyeline dikkat çeken Ersoy, kentin 12 ay turizm yapabilecek kapasiteye sahip olduğunu belirterek Turizm Master Planı’nın yeniden ele alınacağını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/gunes-enerjisinin-elektrik-uretimindeki-payi-10-yilda-28-kat-artti-87439</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 13:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güneş enerjisinin elektrik üretimindeki payı 10 yılda 28 kat arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Türkiye'nin son dönemde güneş ve rüzgar enerjisi yatırımlarında sağladığı ivmenin, bu kaynakların üretimdeki payını da ciddi oranda artırdığını bildirdi.</p>
<p>Açıklamaya göre, 2016'da ortaya konan "Milli Enerji ve Maden Politikası" ile sadece petrol ve doğal gazda değil, güneş ve rüzgar enerjisinde de Türkiye'nin gücü yeni seviyeye taşındı.</p>
<p>Güneşin 2016'da yüzde 0,4 olan elektrik üretimindeki payı, Temmuz 2026 itibarıyla 28 kat artışla yüzde 11,6'ya çıktı. Rüzgarın 10 yıl önce yüzde 5,7 olan elektrik üretimindeki payı da aynı dönemde 1,1 kat artışla yüzde 12,1'e yükseldi.</p>
<p>Elektrik üretimindeki pay artışlarına benzer tablonun, güneş ve rüzgar kurulu gücünde de kendini gösterdiği vurgulandı. Buna göre Türkiye'nin elektrik kurulu gücü, bu yıl temmuz sonunda 126 bin 476 megavata yükseldi. Bu dönemde kurulu güçte 27 bin 507 megavatla güneşin payı yüzde 21,7'ye çıkarken 15 bin 358 megavata ulaşan rüzgarın payı da yüzde 12,1 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Güneş ve rüzgar kurulu gücünün toplamı bu dönemde yüzde 33,8'lik pay ile 42 bin 865 megavata yükselmiş oldu.</p>
<p>Ayrıca, güneş enerjisinden elektrik üretimi, haziranda kırılan rekorun ardından temmuzda da rekor tazeledi. Temmuzda güneş enerjisi kaynaklı elektrik üretim değeri 5,37 milyar kilovatsaat ile aylık bazda tüm zamanların en yüksek değeri olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>"Güneş ve rüzgarda toplam kurulu gücümüz yaklaşık 43 bin megavata ulaştı"</strong></p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, yaptığı değerlendirmede Türkiye'nin enerjisinde son 10 yılda büyük bir dönüşüm gerçekleştirdiklerini belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Güneşin elektrik üretimindeki payını 28 kat artırarak yüzde 11,6'ya, rüzgarın payını ise yüzde 12,1'e yükselttik. Güneş ve rüzgarda toplam kurulu gücümüz yaklaşık 43 bin megavata ulaştı. Bu dönüşüm, Enerjide Tam Bağımsız Türkiye hedefimizin yanı sıra daha temiz bir enerji geleceği için attığımız somut adımların da güçlü bir göstergesidir. Yenilenebilir enerjide elde ettiğimiz bu büyük başarıyı, Antalya'da düzenleyeceğimiz COP31'de ortaya koyacağımız yeni hedeflerle daha ileri bir seviyeye taşıyacağız. Türkiye'nin rüzgarını ve güneşini milletimizin enerjisine dönüştürmeye, güvenilir, temiz ve uygun maliyetli enerjiyi herkes için erişilebilir kılan güçlü bir altyapı inşa etmeye devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/gunes-enerjisinin-elektrik-uretimindeki-payi-10-yilda-28-kat-artti-87439</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/1/1280x720/yenilenebilir-enerji-ges-gunes-res-ruzgar-1788501191.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre, güneş enerjisinin elektrik üretimindeki payı 10 yıllık dönemde 28 kat artarak yüzde 11,6&#039;ya, rüzgarın payı da 1,1 kat artışla yüzde 12,1&#039;e çıktı. Bakan Alparslan Bayraktar, &quot;Türkiye&#039;nin rüzgarını ve güneşini milletimizin enerjisine dönüştürmeye, güvenilir, temiz ve uygun maliyetli enerjiyi herkes için erişilebilir kılan güçlü bir altyapı inşa etmeye devam edeceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cop31-oncesi-antalyada-su-zirvesi-duzenleniyor-87433</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 13:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> COP31 öncesi Antalya’da &#039;su zirvesi&#039; düzenlenecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>2026 yılını Su Yılı ilan eden Antalya Ticaret Borsası, 9-20 Kasım’da Antalya’da düzenlenecek BM İklim Zirvesi (COP31) öncesinde, 15 Eylül’de ‘Tarımda Su Yönetimi ve Turizmde Su Yönetimi’, 16 Eylül’de de ‘Kentsel Su Yönetimi ve Sanayide Su Yönetimi’  başlıklarında toplantı düzenleyecek.</p>
<p>‘Antalya Su Diyaloğu: COP31’e Giden Yol’ toplantılarını gerçekleştirecek olan Antalya Ticaret Borsası, ortaya çıkacak görüş ve önerileri ise 23 Eylül’de düzenleyeceği ‘Antalya Su Zirvesi’nde tartışmaya açacak.</p>
<p>Toplantılarda, suyun mevcut durumu, sorunlar, riskler, iyi uygulamalar ve çözüm önerileri, kamu kurumları, yerel yönetimler, üniversiteler, meslek kuruluşları, özel sektör temsilcileri ve uzmanların katılımıyla ele alınacak.</p>
<p>Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, iklim değişikliği, kuraklık, nüfus artışı ve kentleşmenin yanı sıra tarım, turizm ve sanayinin su kaynakları üzerindeki artan baskısının Antalya’da su kaynaklarının korunması ve verimli kullanılmasını stratejik bir zorunluluk haline getirdiğini söyledi.</p>
<p>Türkiye’nin en önemli tarım ve turizm merkezlerinden biri olan Antalya’da suyun geleceğinin mutlaka konuşulması gerektiğine dikkat çeken Çandır, “Antalya’da ‘su’, üretimin, ekonominin, çevrenin ve kent yaşamının geleceği anlamına geliyor. Suyumuzun mevcut durumu, sorunlar, riskler, iyi uygulamalar ve çözüm önerilerini kamu kurumları, yerel yönetimler, üniversiteler, meslek kuruluşları, özel sektör temsilcileri ve uzmanların katılımıyla ele alacağız” dedi.</p>
<p>Toplantılardan çıkacak görüş ve önerilerin 23 Eylül 2026 tarihinde Mimar Sinan Kongre Merkezi’nde düzenlenecek ‘Antalya Su Zirvesi’nde değerlendirileceğini anlatan Çandır, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Zirvenin temel amacı yalnızca sorunları tespit etmek değil, Antalya’nın su geleceği için uygulanabilir ve takip edilebilir bir yol haritası niteliğinde Antalya Su Eylem Planını ortaya koymak. Plan kapsamında yapılması gereken çalışmalar kısa, orta ve uzun vadeli olarak belirlenecek. Zirvede, su tasarrufu ve verimlilik uygulamalarından altyapı yatırımlarına, tarımsal sulamadan arıtılmış suyun yeniden kullanımına, su hasadından teknolojik dönüşüme kadar Antalya’nın öncelikli başlıkları bütüncül biçimde ele alınacak.”</p>
<p><strong>COP 31 Antalya için kalıcı fırsata dönüşecek</strong></p>
<p>Antalya Su Diyaloğu toplantıları ve Antalya Su Zirvesi ile COP31’in Antalya için yalnızca uluslararası bir organizasyon değil, kentin su yönetiminde kalıcı adımlar atmasını sağlayacak önemli bir fırsata dönüştürülmesini amaçladıklarını belirten Çandır, “Antalya’nın su geleceğini bugünden planlamak, COP31’i kent için kalıcı bir kazanıma dönüştürmek ve Antalya’dan güçlü, uygulanabilir ve ortak bir su eylemi ortaya koymak amaçlanıyor” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cop31-oncesi-antalyada-su-zirvesi-duzenleniyor-87433</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/3/1280x720/cop31-oncesi-antalyada-su-zirvesi-duzenleniyor-1789382484.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BM İklim Değişikliği Konferansı öncesi, Antalya Ticaret Borsası tarafından 23 Eylül’de &quot;su zirvesi&quot; düzenlenecek. Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, &quot;Antalya’da ‘su’, üretimin, ekonominin, çevrenin ve kent yaşamının geleceği anlamına geliyor. Suyumuzun mevcut durumu, sorunlar, riskler, iyi uygulamalar ve çözüm önerilerini kamu kurumları, yerel yönetimler, üniversiteler, meslek kuruluşları, özel sektör temsilcileri ve uzmanların katılımıyla ele alacağız&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ingiltere-turkiyenin-denizustu-ruzgar-potansiyeline-odaklandi-87430</guid>
            <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 13:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> İngiltere, Türkiye’nin deniz üstü rüzgâr potansiyeline odaklandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>İngiltere’nin Türkiye’nin temiz enerji yatırımlarına yönelik ilgisi, Enerji Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ENSİA) ile gerçekleştirilen görüşmede gündeme geldi. İngiltere’nin İstanbul Başkonsolosu David Reed ve Ankara Büyükelçiliği Ticaret Ataşesi Katy Pell’in ENSİA ziyaretinde, özellikle denizüstü rüzgâr enerjisi ve yeşil hidrojen alanlarında iki ülke arasında iş birliği ve bilgi paylaşımı olanakları ele alındı.</p>
<p>Ziyarete ilişkin değerlendirmelerde bulunan ENSİA Başkan Yardımcısı Murat Çekirdek, Türkiye’nin temiz enerji kümesi olan Derneğin 115 kurumsal üyesi ile sektörün tüm paydaşlarına ulaşabilen uluslararası bir network zemini olduğunu söyledi.</p>
<p>Türkiye’nin bu yıl ilk adımlarını atacağı denizüstü rüzgâr enerjisi yatırımlarında İngiltere’nin ilgisinin kendileri için şaşırtıcı olmadığına işaret eden Çekirdek, “Türkiye olarak 2035 yılına kadar 5 bin MW kurulu güç hedefi koyduğumuz denizüstü RES’lerde İngiltere dünyanın en önde gelen ülkeleri arasında yer alıyor. Halen 16 bin 600 MW seviyesinde denizüstü RES kurulu gücü olan İngiltere, gerek bir ada ülkesi olması gerekse bu santralleri, denizlerindeki Münhasır Ekonomik Bölgelerin (MEB) sınırı olarak konumlandırması nedeniyle Türkiye için özgün bir örnek oluşturuyor.” dedi.</p>
<p>Ziyarette rüzgâr enerjisi alanında faaliyet gösteren ENSİA üyelerinin denizüstü RES’ler konusundaki yetkinliklerini anlatma fırsatı bulduklarını belirten Çekirdek, “Derneğimizin koordinasyonunda hazırlanan ‘Türkiye Denizüstü RES Sanayi Envanteri’ çalışmamızı da İngiltere heyeti ile paylaşarak detaylı bilgiler verdik. Aynı şekilde Türkiye’nin büyük potansiyel taşıdığı yeşil hidrojenin, Avrupa’da uygulama örnekleri olan şekliyle denizüstü RES’ler ile birlikte kurgulanarak benzer adımları birlikte atabileceğimizi, farklı iş birlikleriyle bilgi ve tecrübe alışverişi yapabileceğimizi vurguladık” dedi.</p>
<p>Birleşik Krallık hükümetinin 2030 Temiz Enerji Aksiyon Planı’nda 2030 yılı için denizüstü RES kurulu gücünün, bugünkü seviyesinden iki buçuk kat artışla en az 43 bin MW’a ulaşmasını hedeflediğine dikkat çeken Çekirdek, böylesine agresif hedefler belirleyen bir ülkenin, Türkiye’nin en az 75 bin MW olan denizüstü RES potansiyeline ilgi göstermesinde şaşırtıcı bir durum görmediklerini dile getirdi.</p>
<p>Türkiye’nin ilk Denizüstü RES Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) yarışmasını 2027 yılının ilk çeyreğinde tamamlamasını beklediklerini vurgulayan Çekirdek, şartname taslağının bu ay içerisinde yayımlanmasını beklediklerini sözlerine ekledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ingiltere-turkiyenin-denizustu-ruzgar-potansiyeline-odaklandi-87430</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/0/1280x720/ingiltere-turkiyenin-denizustu-ruzgar-potansiyeline-odaklandi-1789381213.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İngiltere’nin İstanbul Başkonsolosu David Reed ve Ankara Büyükelçiliği Ticaret Ataşesi Katy Pell’in ENSİA ziyaretinde, Türkiye’nin temiz enerji hedefleri ve deniz üstü rüzgâr enerjisi potansiyeli ele alındı. ENSİA Başkan Yardımcısı Murat Çekirdek, 75 bin MW’ı aşan denizüstü RES potansiyelinin İngiltere ile yeni iş birliklerine zemin hazırlayabileceğini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
