<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/doviz-donusum-destegi-ihracatciyi-heyecanlandirdi-85915</guid>
            <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Döviz dönüşüm desteği ihracatçıyı heyecanlandırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın önceki gün yaptığı açıklamada döviz dönüşüm desteğinin 1 Ekim’den itibaren artırılacağını gündeme taşıması, bu alanda uzun süredir beklenti içerisinde olan sanayicileri heyecanlandırdı.</p>
<p>Açıklama yapan Akdeniz Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (ADMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Rahmi İnceatan, Türkiye’nin ihracatçı sektörlerinin küresel pazarlardaki rekabet gücünü koruyabilmesi için destek mekanizmalarının sektörlerin gerçek maliyet yapıları dikkate alınarak şekillendirilmesi gerektiğini söyledi. Bakan Bolat’ın açıklamışını memnuniyetle karşıladıklarının altını çizen İnceatan, demir çelik sektörünün yeni düzenlemeler kapsamında üst seviyede desteklenmesi gerektiğinin altını çizdi. İhracatçı sektörlerin sadece çalışan sayısıyla değil, üretim süreçleri, işçilik ve enerji maliyetleri ile uluslararası rekabet koşullarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğine vurgu yapan Rahmi İnceatan, ihracatçının küresel pazarlarda ciddi bir maliyet baskısıyla karşı karşıya olduğunu belirtti.</p>
<p>Bazı alanlarda sadece Çin değil Avrupalıların da gerisinde kaldıklarına değinen İnceatan, “Bugün Çin ile fiyat rekabeti yapmakta zorlanıyoruz. Ancak sorun sadece Çin değil; bazı sektörlerimizde Avrupa’daki rakiplerimizden bile daha yüksek üretim maliyetleriyle karşı karşıyayız. Hem Çin’in düşük maliyetli üretimiyle mücadele ediyoruz hem de Avrupa’daki rakiplerimiz karşısında maliyet avantajımızı kaybediyoruz” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Maliyetlerimiz yükseldiğinde bunu tamamen fiyatlarımıza yansıtamıyoruz. Bu durum ihracatçımızın kâr marjını ve rekabet gücünü doğrudan etkiliyor” dedi. İnceatan, işçilik maliyetlerinin yanı sıra enerji, finansman ve lojistik giderlerinin de sanayicinin rekabet gücü üzerinde belirleyici olduğunu aktarırken, “İşçilik maliyetleri önemli bir yük oluşturuyor ancak tek başına değerlendirilmesi yeterli değil. Enerji maliyetleri de üretim maliyetlerinin ciddi bir kısmını oluşturuyor. İşçilik, enerji, finansman ve lojistik maliyetleri bir araya geldiğinde ihracatçımızın üzerindeki toplam maliyet baskısı ağırlaşıyor” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/doviz-donusum-destegi-ihracatciyi-heyecanlandirdi-85915</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/ihracat-ticaret-ithalat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Döviz dönüşüm desteği ihracatçıyı heyecanlandırdı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/otomotivde-ne-icindeyiz-ne-disindayiz-zamanin-85914</guid>
            <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otomotivde ‘ne içindeyiz, ne dışındayız zamanın’</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Üstelik TAYSAD’ın da üyesi olduğu Avrupa Otomotiv Tedarikçileri Birliği CLEPA, Avrupa malı olmak için gereken yüzde 70 yerel içerik şartının kendilerince zaten sağlandığını ve hatta bataryalı elektrikli araçlarda bu oranın yüzde 83, hibrit elektrikli araçlarda yüzde 89 olduğunu söyleyerek, “Avrupa Malı için eşik değerlerini düşük tutmayın. Kriterleri sulandırmayın. Gerçek Avrupa Malı’nı ödüllendirin” mesajı veriyor.</strong></p>
<p>Son 30 yılın en ‘parlak’ sektörü otomotiv, diğer bazıları gibi AB’nin sanayide yerlileşme programının baskısı altında. Ana sanayiciler üretim ve ticarette mevcut pozisyonu kaybetmeden Gümrük Birliği’nin avantajlarıyla satışlarını daha da artırma peşindeler. Türkiye’de üretim yapan şirketlerin büyük bölümünün AB şirketlerinin ortaklığında olması; AB’de bu sektörün çatı kuruluşu Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği’nin (ACEA) Türkiye’de önceden ‘iyi niyetle’ yapılmış yatırımların cezalandırılmaması gerektiği düşüncesi ve bu nedenle ‘kazanılmış hakların korunması’ gibi bir formül üretmesi, yerli otomotivcileri umutlandırıyor.</p>
<p>Otomotivde bir de yan sanayi tarafı var. 550 kadarı TAYSAD üyesi olan 600’den fazla firma bu sektörün tedarikçileri. 250 binden fazla kişiye istihdam sağlıyor. Tedarikçilerin çoğunluğunun AB başta olmak üzere yabancı sermayeli olduğu biliniyor. Nitekim TAYSAD da Avrupa Otomotiv Tedarik Sanayicileri Derneği’nin (CLEPA) üyesi. Yılın ilk yarısında yapılan üretimle yine AB ağırlıklı olmak üzere 8 milyar doları aşkın ihracat performansları var.</p>
<p>Türkiye’de yapılan üretim Gümrük Birliği anlaşması nedeniyle AB menşeli mi? Tedarikçilerin verdiği yanıt, bugün için “İçinde de değiliz, dışında da değiliz.” şeklinde. Peki, bu ne demek? “Yarın AB’nin içinde de kabul edilebiliriz, dışında da…” anlamına mı geliyor?</p>
<p>Sanayi Hızlandırma Yasası taslağının bazı hükümlerinin tedirgin ettiği tedarikçiler açısından bu süreç bir ‘maraton’ olarak görülüyor. Bu maratonda AB ile birlikte koştuğumuz dile getirilerek çözümün zamanla üretileceği söyleniyor.</p>
<p>Bu süreçte otomotivin tüm kazanımlarının korunabilmesini Gümrük Birliği’nin güncellenmesinden beklemek pek gerçekçi görünmüyor. Çünkü bir bütün olarak güncellemenin içinde ekonomi dışı koşullar da var. Bu nedenle ‘nihai uzlaşma’ için ikili anlaşma, ek protokol gibi formüller daha gerçekçi bulunuyor. Çözümün bugünden yarına değil, ‘maraton’ koşusundaki gibi daha uzun zamanda üretilmesi bekleniyor.</p>
<p><strong>Çözümün anahtarı karşılıklılık</strong></p>
<p>Bu kapsamda tarafların ‘karşılıklılık’ esasına göre kamu alımlarını birbirlerine açmaları çözüm açısından anahtar bir rol oynuyor. Bu arada İhale Kanunu’na “Kamu alımlarında mütekabiliyet” başlıklı ek madde eklenerek gerekli hazırlık yapıldı. Yetki verilen Cumhurbaşkanı kamu malı ihalelerinde yerlilere tanınan hak ve avantajları AB firmalarına da, ülke veya ürün bazında, kısmen veya tamamen tanıyabilecek. Şimdi ‘karşı’ tarafın adımı bekleniyor.</p>
<p>Tedarikçilere göre aranan çözümün bulunmasında Türkiye’ye yatırım yapmış yabancı tedarikçilerin varlığı bir başka güvence. Ayrıca AB için otomotivde ithalat ve ihracatın neredeyse aynı miktarda dengeli olarak ilerlemesi de bir başka avantaj.</p>
<p>Bu görüş, Türkiye’nin 117 milyar dolarlık AB ihracatı içinde 42 milyar dolarlık otomotiv ihracatının yüzde 70’inin yer alması nedeniyle, “Biz otomotiv tedarik zincirinin çok önemli bir halkasıyız. Bu kolaylıkla göz ardı edilebilecek bir durum değil. Üstelik mevcut metin Türkiye’nin dışında Japonya ve Güney Kore gibi ülkeleri de ‘güvenilir ortak’ olarak koruyor. Bu nedenle biz kendimize özel maddeleri daha da genişletmek zorundayız. Üstelik Türkiye’deki Avrupalı firmalar Avrupa’ya toplamın yüzde 70’i civarında ihracat yapıyorlar. Sonuç olarak büyük bir oyunun, büyük bir oyuncusuyuz.” şeklinde gelişiyor.</p>
<p>Yine de bugün itibarıyla flu bir ortamda olduğumuz, geleceği görememenin gerginliğini yaşadığımız tartışılmaz. Örneğin menşe belirleme sürecinde ‘güvenilir partner’ olarak görülen Türkiye için ‘güvenilir olmak’ ne anlama geliyor? Yapacaklarıyla bundan sonra ‘güvenilir’ olmaya mı devam edecek? Yoksa yaptıklarıyla ‘güvenilir’ kalmaya mı devam edecek? Bu sorunun da net bir yanıtı verilemiyor. Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği (ACEA) “Türkiye’de ‘iyi niyetle’ yapılmış yatırımlar atıl kalmasın derken, aynı ‘tehlike’yi bizim görmüyor olmamızın anlamı ne?”</p>
<p><strong>CLEPA kriterlerin sulandırılmasını istemiyor</strong></p>
<p>Üstelik TAYSAD’ın da üyesi olduğu Avrupa Otomotiv Tedarikçileri Birliği CLEPA biraz daha farklı düşünüyor.</p>
<p>Yerlilik için gerekli yüzde 70 yerel içerik şartının kendilerince zaten sağlandığını ve hatta bataryalı elektrikli araçlarda bu oranın yüzde 83, hibrit elektrikli araçlarda yüzde 89 olduğunu söylüyor. Karar alıcılara da, “Avrupa Malı için eşik değerlerini düşük tutmayın. Kriterleri sulandırmayın. Gerçek Avrupa Malı’nı ödüllendirin.” mesajı veriyor. Ve hangi ülkelerin ‘güvenilir ortaklar’ olarak sayılacağının tanımlanması konusunda ayrı bir başlık açarak Türkiye’den söz etmeden, EFTA ülkeleri ve İngiltere’nin Birlik tanımı içine alınmasını öneriyor. Bunun gerekçesi olarak da ‘otomotiv tedarik zincirlerinin yüksek düzeydeki düzenleyici uyumu, karşılıklılığı ve entegrasyonu’nu gösteriyor.</p>
<p>Ucuz işgücünden yararlanırken üretim teknolojisini de kaptırdığı Çin’in yerine Hindistan’ı koymaya çalışan AB’nin, Türkiye otomotiv sanayisinde üreticilerin ve tedarikçilerin yarısı Avrupalı iken, Türkiye otomotiv sanayisine Çin muamelesi çekmesi, AB’den gelecek adına ekonomik umut da bekleyenler açısından oldukça ürkütücü görünüyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/otomotivde-ne-icindeyiz-ne-disindayiz-zamanin-85914</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Otomotivde ‘ne içindeyiz, ne dışındayız zamanın’ ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/is-kazasi-sonrasi-isg-egitimi-85913</guid>
            <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> İş kazası sonrası İSG eğitimi </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İlave eğitim verilmesinin temel amacı iş kazası veya meslek hastalığı sonrasında çalışanın aynı risklerle tekrar karşılaşmasının önlenmesi, kazaya neden olan koşulların çalışana açıklanması ve güvenli çalışma yöntemlerinin yeniden hatırlatılmasıdır. </strong></p>
<p>İş sağlığı ve güvenliği eğitimleri, yalnızca işe girişte veya belirli periyotlarda verilen genel eğitimler değildir. İş yerinde meydana gelen iş kazaları veya meslek hastalıkları sonrasında, işe dönen çalışanların yeniden işe başlamadan önce özel olarak bilgilendirilmesi ve güvenli çalışma yöntemleri konusunda tekrar eğitilmesi gerekmektedir.</p>
<p>6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun “Çalışanların eğitimi” başlıklı 17’nci maddesinde, iş kazası geçiren veya meslek hastalığına yakalanan çalışana, işe başlamadan önce ilave eğitim verilmesi gerektiği düzenlenmiştir. </p>
<p>Benzer şekilde, Çalışanların İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitimlerinin Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik’in 19’uncu maddesinde iş kazası geçiren veya meslek hastalığına yakalanan çalışana, işe dönüşünde ve çalışmaya başlamadan önce ilave eğitim verilmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır.</p>
<p>5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 13’üncü maddesi uyarınca iş kazası;</p>
<p>- Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada,</p>
<p>- İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle,</p>
<p>- Sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle,</p>
<p>- Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçirdiği zamanlarda,</p>
<p>- Süt izni sırasında,</p>
<p>- Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında,</p>
<p><strong>İlave eğitim somut </strong><strong>olaya özgü hazırlanmalıdır</strong></p>
<p>Meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hale getiren olay olarak tanımlanmaktadır.</p>
<p>5510 sayılı Kanun’un 14’üncü maddesinde ise “Meslek Hastalığı” hüküm altındadır. Meslek hastalığı, sigortalının çalıştığı veya yaptığı işin niteliğinden dolayı tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal engellilik halleridir.</p>
<p>İlave eğitim verilmesinin temel amacı iş kazası veya meslek hastalığı sonrasında çalışanın aynı risklerle tekrar karşılaşmasının önlenmesi, kazaya neden olan koşulların çalışana açıklanması ve güvenli çalışma yöntemlerinin yeniden hatırlatılmasıdır. </p>
<p>Bu nedenle ilave eğitim, genel İSG eğitiminden farklı olarak somut olaya özgü hazırlanmalıdır. Eğitimde, yaşanan iş kazasının veya meslek hastalığının nedenleri değerlendirilmeli; çalışanın hangi risklerle karşılaştığı, bu risklere karşı hangi önlemlerin alınması gerektiği ve aynı olayın tekrar yaşanmaması için hangi güvenli çalışma yöntemlerinin uygulanacağı açıklanmalıdır.</p>
<p>İş kazası veya meslek hastalığı sonrası işe dönen çalışana verilecek ilave eğitim hususunda, işverenler açısından dikkat edilmesi gereken önemli konu, bu eğitimin çalışanın işe başlamasından önce verilmesidir. </p>
<p>Çalışan iş kazası veya meslek hastalığı sonrasında işe dönmüş ancak ilave eğitim verilmeden çalışmaya başlatılmışsa, sonraki dönemde meydana gelebilecek olası bir iş kazasında işverenin kusur değerlendirmesini de etkileyebilecektir. </p>
<p><strong>Eğitime ilişkin bilgi ve belgelerin muhafaza edilmesi önemlidir</strong></p>
<p>Özellikle kazanın, önceki iş kazasının sebepleri, aynı riskler veya güvenli çalışma yöntemlerine aykırı uygulamalarla bağlantılı olması halinde, işverenin çalışana gerekli ilave eğitimi vermemiş olması, iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerinin eksik yerine getirildiği şeklinde değerlendirilebilir. Bu durum, olası yargı veya denetim süreçlerinde işverenin kusur oranını artırıcı bir unsur olarak dikkate alınabilecektir.</p>
<p>Son olarak, verilen eğitimin kayıt altına alınması ve işçinin özlük dosyasında eğitime ilişkin bilgi ve belgelerin muhafaza edilmesi de önemlidir. Eğitimin tarihi, süresi, içeriği, eğitimi veren kişi ve çalışanın katılımı yazılı olarak belgelenmelidir. Konuya ilişkin bilgi ve belgeler ile işverenin yükümlülüğünü yerine getirdiği ve sonraki denetim ve uyuşmazlıklarda ispat kolaylığı sağlanacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/is-kazasi-sonrasi-isg-egitimi-85913</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İş kazası sonrası İSG eğitimi  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-bir-rejim-tartismasi-uzerine-85912</guid>
            <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni bir rejim tartışması üzerine…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sabancı Üniversitesi’nden Doç. Dr. Berk Esen sosyal medya hesabında şöyle yazdı:</p>
<p>“Muhalif kamuoyunun büyük bölümü, haklı olarak, asıl amacın kalıcı bir otoriter rejim inşası olduğunu belirterek çerçeve yasaya karşı çıktı. Nitekim evet oyu kullanan Yeni Parti ve TİP vekilleri bile yasanın ne kadar sorunlu olduğunu kabul etti. Kürt siyasi hareketine yakın birçok siyasetçi, gazeteci ve yorumcu ise bu eleştirileri ‘ulusalcı öfke’ diye yaftalayıp yasaya büyük bir coşkuyla destek verdi.</p>
<p>Zamanla bu analizin ne kadar yanlış olduğu ve yasanın Kürt siyasi hareketini iktidara ne ölçüde bağımlı hâle getirdiği daha net görülecek. İbrahim Kaboğlu’nun da işaret ettiği gibi, DEM bu metne imza atarak PKK/KCK’nın terör örgütü olduğu kabulünü de üstlenmiş oldu. Toplumun büyük bölümünün desteklediği bu konuda artık hukuken başka bir yorum yapılamaz. Buna karşılık, Kürt siyasi hareketinin elde edeceği söylenen kazanımların neredeyse tamamı, karşılığında ne verileceği belli olmayan müzakerelere bırakıldı.</p>
<p>Ortaya son derece asimetrik bir tablo çıkıyor: Süreç çökerse, Kürt siyasetçiler terör örgütüyle mücadele kapsamında rahatlıkla yargılanabilir. Öte yandan, süreç devam ederse, ülke dışından gelen PKK’lılar Kürt siyasetinde kendilerine geniş bir yer bulacak. Her iki senaryoda da iktidarın pazarlık gücü artarken, sivil Kürt siyasetinin hareket alanı tamamen daralıyor.”</p>
<p>Buna karşılık yine medyadan öğreniyoruz ki Öcalan şöyle cümleler kurmuş:</p>
<p>“Demokratik Cumhuriyet Konferansı’nda çağrıcı grup vardı ya, onlar olsun öyle olsun demiyorum ama benzer biçimde kurucular kurulu olmalı. Cumhuriyetçi olunacak. Eskiden bağımsızlıkçıydık. Biz cumhuriyetle siz engelleseniz bile cumhuriyetçi olacağız. Bunun hem tarihsel hem de toplumsal zemini var. Çünkü Kürtler henüz cumhuriyete katılmamış. Solcular da hâlâ katılmadı cumhuriyete. Mustafa Suphi olayı var. Şefik Hüsnüler var. Solcular da cumhuriyet dışıdır. Böylesi sol grupları da dâhil edeceğiz. Hem solculuklarını hem cumhuriyetçiliklerini karşılayacak bir harekete ihtiyaç var. Bunun hazırlığına girin. İlk aşama (yasa geçer ve yürürlüğe girerse) başarılı geçerse zorunlu olarak devasa bir görev bizi bekliyor. Çok sayıda kişi ile görüşeceğiz. Metiner de Altan Tan da gelsin. Ahmet Davutoğlu ile görüşeceğim. Laik aydınlar da gelsin. Rıza Türmen örneğin. Onun gibileri Kurucular Kurulu’na davet edeceksiniz, bunu anlamanız gerekirdi. 50’lerde Demokrat Parti yapmıştı. Büyük bir Cumhuriyet hamlesine bir halk olarak, sadece bir halk değil kültür olarak katılıyoruz. Solcular da anlamıyorlar, ilk yüzyılda hepsi işkenceden geçti. Biz bu yüzyılda demokratik cumhuriyetle bütünleşiyoruz. Bu solcular için de bir fırsat, şerefli bir ortaklıktır.”</p>
<p>Doğrudur, yanlıştır… Katılırsınız katılmazsınız…</p>
<p>Ama “Kalıcı bir otoriter rejim inşası; Kürt siyasi hareketinin iktidara bağımlı hâle gelmesi; iktidarın pazarlık gücü artarken sivil Kürt siyasetinin hareket alanının tamamen daralması; Cumhuriyetçi olunacak. Eskiden bağımsızlıkçıydık; solcular da cumhuriyet dışıdır. Hem solculuklarını hem cumhuriyetçiliklerini karşılayacak bir harekete ihtiyaç var” gibi saptamalar hızla yeni rejim inşasına doğru evrilecekse, önceki rejimi kuran ve onun bekçisi olduğunu iddia eden CHP ve Yeni Parti gibi yapıların günlük siyasi tartışmaların dışına çıkamaması manidar değil mi? Tıpkı çerçeve yasa oylamasındaki evet ve hayırların gösterdiği gibi, kafaları mı karışık, yoksa “adam sendecilik” mi yapıyorlar? Yoksa çoktan yeni bir rejimi kabullendiler mi?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-bir-rejim-tartismasi-uzerine-85912</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni bir rejim tartışması üzerine… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/istihdamda-son-durum-85911</guid>
            <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstihdamda son durum</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünya ekonomisinde istihdam piyasasını aynı anda değiştiren üç güçlü dalga var: Yapay zekâ, yükselen korumacılık ve artan jeopolitik riskler.</p>
<p>İlk bakışta birbirinden bağımsız görünen bu üç gelişme aslında aynı noktada birleşiyor. Yapay zekâ şirketlerin daha az çalışanla daha fazla üretmesine imkân veriyor. Korumacı politikalar üretimi yeniden ülke içine çekmeye çalışırken küresel ticareti yavaşlatıyor. Jeopolitik gelişmeler ise enerji maliyetlerini artırıyor, tedarik zincirlerini bozuyor ve şirketlerin yatırım kararlarını öteliyor.</p>
<p><strong>İşsizlik düşük ama yeni </strong><strong>iş bulmak zorlaşıyor</strong></p>
<p>Öncelikle küresel istihdam piyasasının genel görünümüne bakalım. Uluslararası Çalışma Örgütü ILO, küresel işsizlik oranının 2026 yılında %4,9 seviyesinde kalmasını bekliyor. OECD ülkelerinde de işsizlik oranı benzer seviyelerde. Dolayısıyla manşet rakamlarda büyük bir bozulma görünmüyor.</p>
<p>Ancak detaylara indiğimizde farklı bir tablo ortaya çıkıyor. İstihdam artışı yavaşlıyor. Şirketlerin yeni çalışan alma iştahı azalıyor. Özellikle gençlerin iş bulması giderek zorlaşıyor. ILO’ya göre dünyada çalışmak istediği halde işe erişemeyenlerin sayısı 408 milyona ulaşmış durumda.</p>
<p>Bu görünümü değiştiren en önemli gelişmelerden biri ise yapay zekâ.</p>
<p><strong>Yapay zekânın ilk kaybedeni gençler mi?</strong></p>
<p>Uzunca bir süredir yapay zekânın milyonlarca insanı işsiz bırakıp bırakmayacağını tartışıyoruz. Bugüne kadarki veriler henüz böyle kitlesel bir iş kaybına işaret etmiyor. Ancak daha sessiz bir dönüşüm yaşanıyor. Stanford Digital Economy Lab’ın ABD’deki milyonlarca çalışanın bordro verilerini inceleyen araştırması oldukça dikkat çekici. Yapay zekâya yüksek derecede maruz kalan mesleklerde çalışan 22-25 yaş grubunun istihdamı, yapay zekâya daha az maruz kalan benzer genç çalışanlara kıyasla olması beklenen seviyenin %19 altında.</p>
<p>Deneyimli çalışanlarda ise aynı ölçüde bir ayrışma görülmüyor. Bunun nedeni aslında oldukça basit. Genç çalışanların iş hayatına başlarken yaptığı birçok görev yapay zekânın en kolay üstlenebildiği işler arasında. Basit kod yazmak, veri toplamak, rapor hazırlamak, metin oluşturmak veya temel analiz yapmak bunlardan bazıları. Şirket deneyimli çalışanını yapay zekâ ile daha verimli hale getirirken yanında çalışacak yeni mezuna daha az ihtiyaç duyabiliyor.</p>
<p>Eğer yapay zekâ kariyer merdiveninin ilk basamaklarını ortadan kaldırırsa geleceğin deneyimli çalışanları nasıl yetişecek? Bu nedenle yapay zekânın istihdam üzerindeki etkisini yalnızca kaç kişinin işini kaybettiği üzerinden değerlendirmek eksik kalıyor.</p>
<p><strong>Korumacılık işi ülkeye geri getiriyor mu?</strong></p>
<p>İkinci büyük dönüşüm ise korumacı ekonomi politikalarından geliyor. Özellikle ABD’nin uyguladığı yüksek gümrük vergilerinin temel gerekçelerinden biri üretimi ve istihdamı yeniden ülke içine çekmek.</p>
<p>Mantık basit: İthal ürünü pahalılaştır, yerli üretimi daha cazip hale getir, fabrikaları ve işleri ülkeye geri getir.</p>
<p>Ancak uygulamada denklem bu kadar kolay işlemiyor. Daha pahalı ithal girdiler, diğer ülkelerin misillemeleri ve yükselen enflasyon başka sektörlerde istihdam kaybına neden olabiliyor. Üstelik ticaret politikalarındaki belirsizlik şirketlerin yatırım kararlarını da erteliyor. Bir şirket birkaç yıl sonra hangi ülkeden, hangi maliyetle ara malı ithal edeceğini bilmiyorsa yeni fabrika yatırımını da yeni çalışan alımını da erteleyebiliyor.</p>
<p><strong>465 milyon iş küresel ticarete bağlı</strong></p>
<p>Korumacılığın bir başka önemli boyutu daha var. ILO’ya göre dünya genelinde yaklaşık 465 milyon iş doğrudan veya dolaylı olarak yabancı ülkelerden gelen talebe bağlı.</p>
<p>Dolayısıyla küresel ticaret yalnızca ihracat yapan fabrikaları ilgilendirmiyor. Lojistikten limanlara, finans sektöründen şirketlere hizmet veren diğer sektörlere kadar oldukça geniş bir istihdam zinciri yaratıyor. Bu nedenle ülkelerin aynı anda daha korumacı hale gelmesi işleri bir ülkeden diğerine taşırken toplam küresel istihdamı da olumsuz etkileyebilir.</p>
<p><strong>Jeopolitik risklerin faturası istihdama çıkıyor</strong></p>
<p>Üçüncü baskı ise jeopolitik gelişmelerden geliyor.</p>
<p>Orta Doğu’daki çatışmalar bunun en güncel örneği. Jeopolitik krizler enerji fiyatları, ulaştırma yolları ve tedarik zincirleri üzerinden şirketlerin maliyetlerini artırıyor.</p>
<p>Petrol ve doğal gaz fiyatlarının yükselmesi enflasyonu besliyor. Enflasyonun yüksek kalması merkez bankalarının faizleri daha uzun süre yüksek tutmasına neden oluyor. Böylece jeopolitik bir kriz önce petrol fiyatına, ardından enflasyona, oradan faizlere ve nihayetinde şirketlerin yatırım ve istihdam kararlarına ulaşıyor.</p>
<p><strong>Yeni dünyanın kazananı kim olacak?</strong></p>
<p>Aslında bu üç dönüşüm aynı noktada birleşiyor.</p>
<p>Şirketler yapay zekâ sayesinde daha az çalışanla daha fazla üretmeye çalışıyor. Ülkeler korumacı politikalarla üretimi kendi sınırlarına çekmek istiyor. Jeopolitik riskler ise şirketleri en ucuz üretim noktasından ziyade daha güvenli üretim noktalarına yöneltiyor.</p>
<p>Dolayısıyla önümüzdeki dönemde yalnızca sermayenin değil, işlerin de coğrafyası değişecek.</p>
<p>Benzer bir ayrışma çalışanlar arasında da ortaya çıkacak.</p>
<p>Yapay zekâyı tamamlayan becerilere sahip çalışanların verimliliği ve ücretleri artarken kolaylıkla otomasyona aktarılabilen görevleri yapan çalışanların pazarlık gücü azalacak.</p>
<p><strong>Türkiye bu dönüşümün neresinde?</strong></p>
<p>Türkiye açısından da tartışmayı yalnızca “yapay zekâ kaç kişinin işini elinden alacak?” sorusuna indirgememek gerekiyor.</p>
<p>Daha önemli soru şu: Yeni küresel iş bölümünde Türkiye hangi işleri yapacak?</p>
<p>Türkiye, Avrupa’ya yakınlığı ve güçlü sanayi altyapısıyla tedarik zincirlerinin yeniden yapılanmasından faydalanabilecek ülkeler arasında. Buna karşılık artan korumacılık, Avrupa sanayisinin zayıflaması ve küresel ticaretin yavaşlaması ihracata dayalı sektörler açısından önemli riskler yaratıyor. Buna bir de yapay zekânın özellikle giriş seviyesindeki beyaz yakalı işleri dönüştürmesi ekleniyor.</p>
<p>Bu nedenle önümüzdeki dönemin istihdam politikası yalnızca daha fazla iş yaratmaya odaklanamaz.</p>
<p>Hangi sektörlerde iş yaratacağımız, hangi yatırımları ülkeye çekebileceğimiz ve gençleri yeni dünyanın gerektirdiği becerilerle nasıl donatacağımız çok daha önemli hale geliyor.</p>
<p>Çünkü yapay zekâ, korumacılık ve jeopolitik ayrışmanın şekillendirdiği yeni dünyada mesele yalnızca kaç kişinin çalıştığı değil. Asıl mesele, geleceğin işlerinin hangi ülkelerde ve kimler tarafından yapılacağı olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/istihdamda-son-durum-85911</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstihdamda son durum ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kotu-sirket-iyi-sirketi-kovuyor-mu-borsa-istanbulda-limon-pazari-riski-85910</guid>
            <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kötü şirket iyi şirketi kovuyor mu? Borsa İstanbul’da limon pazarı riski</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SPK, 6 Haziran 2026 tarihinde adım atarak fiili dolaşım reformunu hayata geçirdi. Sermaye piyasalarımızın geleceği açısından şeffaflık, bilgiye simetrik erişim, piyasalarda derinlik, manipülasyona anında müdahale ve caydırıcı cezai düzenlemeler şart.</strong></p>
<p>18 Haziran 2026'da Küresel Piyasa Erişilebilirlik İncelemesi Raporu’nda MSCI, Türkiye sermaye piyasalarına ilişkin değerlendirmesinde şeffaflık, bilgi akışı, serbest dolaşım yapısı, piyasa kurallarının sık değişmesi ve açığa satış yasakları gibi konuların yabancı yatırımcı açısından önemli riskler oluşturduğunu vurgulamış ve Türkiye'nin piyasa erişilebilirliği açısından bazı alanlarda gerileme yaşadığına dikkat çekmişti.</p>
<p>Küresel Piyasa Erişilebilirlik İncelemesi raporunda Türkiye’ye yönelik olarak öne çıkan risk başlıkları şu şekilde belirtilmişti:</p>
<p><strong>1- Ortaklık yapısında şeffaflık eksikliği:</strong> MSCI raporunda, şirketlerin ortaklık yapılarının yeterince şeffaf olmamasının yatırımcılar açısından önemli bir sorun oluşturduğu, <strong>özellikle bazı şirketlerde gerçek pay sahipliği bilgilerinin net şekilde ortaya konulamamasının yatırımcıların sağlıklı analiz yapmasını zorlaştırdığı</strong>,</p>
<p><strong>2- Koordineli işlem şüphesi:</strong> Uluslararası kurumsal yatırımcıların, Türkiye'deki bazı küçük şirketlerle yakından ilişkili fon pozisyonlarını içeren ve fiili dolaşımdaki pay tahminlerini yapay olarak şişiren olası eşgüdümlü (koordine) işlem davranışlarının tekrarlanan örneklerinin bulunması. <strong>Fiili halka açıklık oranının tam olarak bilinememesinin ve fonlar üzerinden yapılan ilişkili taraf işlemlerinin likidite, risk ve fiyatlama dinamiklerinin bozulmasına yol açtığı</strong>,</p>
<p><strong>3- Döviz piyasasında yaşanan sorunlar: </strong>Döviz işlemlerindeki bazı takas gecikmelerinin ve piyasaya yönelik müdahalelerin sorun teşkil etmesi,</p>
<p><strong>4- Mevzuata yönelik sorunlar</strong>: <strong>Şirket açıklamalarının her zaman İngilizce yayımlanmaması ve mevzuatın tamamının İngilizceye erişime açık olmamasının uluslararası yatırımcıların karşılaştığı zorluklar arasında yer almaları</strong> önemli sorunlar olarak görüldü. Bunun yanı sıra, saklama sistemlerinde omnibus hesap yapısının bulunmaması ve hisse ödünç piyasasının yeterince gelişmemiş olması da yatırım araçlarına erişimi sınırladığı için eleştiri konusu oldu.</p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>Türkiye’nin gelişen piyasa </strong><strong>statüsünü kaybetme riski var</strong></span></p>
<p>MSCI, Türkiye sermaye piyasalarında Kasım 2026'daki MSCI Endeks Gözden Geçirmesine kadar yeterli düzeyde somut ve güvenilir ilerleme kaydedilmemesi halinde, Türkiye ve Türkiye kaynaklı endekslere dahil edilmeye uygun menkul kıymetlere yönelik yaklaşımın değerlendirilmesi amacıyla bir istişare süreci başlatabileceği uyarısında da bulunmuştu.<br /><strong>Bu önemli bir risk,</strong> çünkü belirtilen tarihe kadar gerekli düzenlemeler yapılmazsa Türkiye’nin gelişen piyasa statüsünü kaybederek <strong>"Frontier Markets"</strong>, yani <strong>“Sınır Piyasalar”</strong> ligine düşme riski var.</p>
<p><strong>MSCI’dan sürekli uyarılar gelmeye devam ediyor, ancak bu kez düzenleyici otorite Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından hiçbir şey yapılmıyor değil. Düzenlemelerin yeterli olup olmadığını birlikte göreceğiz. </strong></p>
<p><strong>SPK, 6 Haziran 2026 tarihinde adım atarak fiili dolaşım reformunu hayata geçirdi. </strong>Buna göre SPK, borsada işlem gören şirketlerin fiili dolaşımdaki pay oranlarının hesaplanmasına ilişkin esaslarda değişikliğe giderek, fiili dolaşımda bulunmadığı kabul edilen pay sahiplerinin serbest fon ve özel fon katılma payları aracılığıyla dolaylı olarak sahip oldukları ortaklık paylarının da fiili dolaşım hesabı dışında değerlendirilmesine karar verdi. Bu önemli bir düzenleme ve üzerinde çokça tartışıldı.</p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>Piyasanın beklentisi serbest fonları da </strong><strong>kapsayacak yeni bir düzenleme</strong></span></p>
<p>Sermaye piyasalarımızın geleceği açısından şeffaflık, bilgiye simetrik erişim, piyasalarda derinlik, manipülasyona anında müdahale ve caydırıcı cezai düzenlemeler şart.</p>
<p><strong>Bu hafta içerisinde basına yansıyan haberlerde ‘SPK tarafından yürütülen fon rehberi çalışmalarının tamamlandığı ve önümüzdeki hafta kamuoyu ile paylaşılacağı’ bilgisini aldık. </strong></p>
<p>Bu çok önemli bir adım, zira, piyasanın asıl beklediği başlık serbest fonları da kapsayacak yeni bir düzenleme.</p>
<p>Hemen hatırlatmakta fayda var. <strong>Şubat ayında portföy yönetim şirketlerine gönderilen taslak metnin temel aldığı unsurların, yoğunlaşma riskini azaltmak, şeffaflığı artırmak, benzer stratejilere sahip fonların aynı varlıklarda aşırı yığılmasını önlemek ve yatırımcıyı daha sağlıklı bir risk-getiri yapısıyla buluşturmak olduğunu biliyoruz.</strong> Fon Rehberi yayımlanınca ayrıca üzerinde konuşuruz.</p>
<p><strong>Bu düzenlemeler neden önemli peki? Amaç sadece ligden düşmemek mi olmalı? </strong></p>
<p><strong>Sermaye piyasalarımıza ilişkin son yaşananlar bana George Akerlof'un 1970 yılında yayımlanan "The Market for Lemons: Quality Uncertainty and the Market Mechanism" başlıklı çığır açıcı makalesini yeniden hatırlattı.</strong></p>
<p>Akerlof, finans literatüründe bilgi asimetrisi (Information asymmetry) kuramının temel taşı olan makalesiyle 2001 yılında Nobel Ekonomi Ödülü'nü kazanmıştı.</p>
<p><strong>Akerlof makalesiyle, alıcılar ile satıcılar arasındaki bilgi düzeyi farkının piyasa mekanizmasını nasıl bozduğunu, hatta bazı durumlarda piyasanın tamamen çökmesine (market failure) nasıl yol açtığını matematiksel modeller ve kavramsal çerçeveyle açıklamıştı</strong>.</p>
<p><strong>Makalenin en kritik ve en derinlikli bölümlerinden biri, "The Costs of Dishonesty" (Dürüst Olmamanın Maliyeti) başlığını taşır.</strong> Akerlof, bu bölümde dürüst olmayan ticari davranışların yalnızca bireysel bir ahlak sorunu olmadığını, tüm iktisadi sisteme yayılan ağır bir negatif dışsallık ürettiğini gösterir.</p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>Kötü ürün iyi </strong><strong>ürünü kovar</strong></span></p>
<p>Akerlof bu bölümde dürüst olmayan satıcıların piyasaya girmesiyle oluşan ekonomik/iktisadi tahribatı üç temel aşamada inceler.</p>
<p>Bunlar:</p>
<p><strong>1- Kalite ayarlarının bozulması ve fiyat baskısı:</strong></p>
<p><strong>Alıcılar, piyasadaki malların gerçek kalitesini ayırt edemediklerinde (bilgi asimetrisi), teklif edecekleri fiyatı piyasadaki “ortalama kalite”ye göre belirlerler.</strong> Piyasaya hileli veya düşük kaliteli ürün (örnekte limon) sunan dürüst olmayan satıcılar, genel kalite ortalamasını aşağı çeker. Bu durum, alıcıların ödemeye razı olduğu ortalama fiyatı düşürür.</p>
<p><strong>2- Dürüst satıcıların piyasadan uzaklaştırılması (ters seçim)</strong></p>
<p><strong>Fiyatlar ortalama kalite seviyesine gerilediğinde, yüksek kaliteli ürün üreten dürüst satıcılar (örnekte şeftali) maliyetlerini karşılayamaz hale gelir.</strong> Ürünlerinin gerçek değerinin altında fiyatlandığını gören dürüst satıcılar piyasadan çekilir. <strong>Piyasada sadece düşük kaliteli ürün satan dürüst olmayan aktörler kalır.</strong> Akerlof bu durumu Gresham Kanunu’na (kötü para iyi parayı kovar) benzeterek "<strong>Kötü ürün iyi ürünü kovar"</strong> şeklinde formüle eder.</p>
<p><strong>3- Dürüst olmamanın gizli iktisadi maliyeti (negatif dışsallık)</strong></p>
<p><strong>Akerlof'a göre dürüst olmamanın gerçek maliyeti, yalnızca alıcının kandırılarak uğradığı doğrudan kayıp değildir. En büyük maliyet, dürüst ticari faaliyetlerin piyasadan çekilmesi nedeniyle toplumun mahrum kaldığı meşru ticaret hacmi ve refah kaybıdır.</strong> Dürüst olmayan bir satıcı, sattığı kusurlu maldan haksız bir kâr elde ederken, aynı zamanda meşru işletmelerin piyasada var olma zeminini yok eder.</p>
<p><strong>Akerlof'un modeli, finansal piyasaların işleyişini anlamak için hayati önem taşır. Hisse senetleri piyasası bilgi asimetrisine son derece açıktır. Yatırımcılar şirketin iç durumunu, bilançoların gerçekliğini ve yönetimin dürüstlüğünü doğrudan göremezler.</strong></p>
<p>Nitekim son dönemlerde Borsa İstanbul’da pay piyasasında yaşananlar ve fon piyasasında yaşanan rahatsızlıklar Akerlof’un ne kadar haklı olduğunu bizlere bir kez daha gösteriyor.</p>
<p><strong>Türkiye’de, tıpkı diğer alanlarda olduğu gibi, gerekli tedbirleri almak için neden illa dışarıdan bir zorlama olması gerekiyor? Neden bu tür önlemleri, dış dünyadan dışlanma riski olmadan, bizler kendi kendimize alamıyoruz diye sormamız gerekmiyor mu?</strong></p>
<p><strong>Ve daha önemlisi, düzenleyici kurumlarımız her şeyin herkesin gözü önünde gerçekleştiği bir ortamda neden ölü taklidi yapıyorlar?</strong></p>
<p>Bütün bu soruları sormaya gerek kalmadığında, işte o zaman gelişmiş bir ülke olacağız bence.</p>
<p><span style="font-size: 18pt; color: #e03e2d;"><strong>MSCI’nin piyasa karnesi: </strong><strong>Erişilebilirliğin beş ölçütü</strong></span></p>
<p>MSCI Küresel Piyasa Erişilebilirlik İncelemesi Raporu; rapora konu piyasalardaki erişilebilirliğin gelişimini ya da daha doğru bir tabirle evrimini izlemeyi, değerlendirmeyi ve piyasa otoritelerini küresel kurumsal yatırımcıların uluslararası standartları karşılamadığını düşündükleri ve iyileştirmeleri memnuniyetle karşılayacakları alanlar hakkında bilgilendirmeyi amaçlayan bir rapor.</p>
<p>MSCI Küresel Piyasa Erişilebilirlik İnceleme Raporları, MSCI Endekslerine dahil olan her bir hisse senedi piyasası için piyasa erişilebilirliğinin ayrıntılı bir değerlendirmesini sunuyor ve yabancı mülkiyete açıklık, sermaye giriş ve çıkışlarının kolaylığı, operasyonel çerçevenin verimliliği, yatırım araçlarının mevcudiyeti ile kurumsal çerçevenin istikrarlılığını temel alan 5 piyasa erişilebilirlik kriterini değerlendiriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kotu-sirket-iyi-sirketi-kovuyor-mu-borsa-istanbulda-limon-pazari-riski-85910</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/1/0/1280x720/54-1787287430.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kötü şirket iyi şirketi kovuyor mu? Borsa İstanbul’da limon pazarı riski ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayide-sadece-uretim-ve-istihdam-kaybetmiyoruz-85909</guid>
            <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayide sadece üretim ve istihdam kaybetmiyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanayi son dönemlerde kan kaybediyor. Hem üretim hem istihdam anlamında ciddi sorun yaşıyor. Bunun nedenleri çok konuşulduğu için burada nedenlere girmeyelim. Öte yandan işsizlik oranı düştüğüne göre sanayinin kaybettiği işgücü başka bir yerde fazlasıyla istihdam ediliyor olmalı. Yazının sonunda değil, başında söyleyelim o zaman. Sanayinin kaybettiği işgücü hizmetler sektöründe, en çok da taşımacılık ve kafe işletmeciliğinde (kafe sahipliği değil, kafede ücretli çalışan) istihdam ediliyor ve böyle bir eğilim ekonominin bütünü açısından çok olumsuz. Neden mi? Buyurun beraber bakalım.  </p>
<p>Öncelikle ekonomi adına yapıp ettiğimiz her şeyi üç ana gruba ayırıp o gözle inceleyelim. Bu grupların yarattığı katma değer birbirinden çok farklı. Biz de bu gruplardaki katma değer yaratımına odaklanacağız. Sonra da oradan enflasyonu daha iyi anlayabileceğimiz bir noktaya gidebiliriz.</p>
<p><strong>Ekonomist bakışı: Sanayi, tarım ve </strong><strong>enerji katma değeri yaratan grup </strong></p>
<p>İlk ana grup hepimizin ihtiyaç duyduğu fiziksel malların üretimi. Yani sanayi, tarım ve enerji sektörleri. Bu grup büyük ölçekli sermaye, bilgi, nitelikli emek ve kontrollü risk alma davranışı istiyor. Bir ekonomistin bakış açısıyla en önemli katma değeri yaratan grup bu.</p>
<p>İkinci grup ürettiğimiz fiziksel malların kullanımının sağlanması. Yani malların dağıtımı, depolanması ve satılması. Burada ilk gruba göre sermaye, risk alma ve bilgi ihtiyacı daha az. Aynı zamanda yaratılan katma değer de daha sınırlı, çünkü burada yaratabileceğiniz bütün katma değer ilk gruptaki fiziksel üretime bağlıdır. Onu aşamaz. Ticaret, inşaat, taşımacılık gibi alanlar burada.  </p>
<p>Üçüncü grupta bilginin üretimi ve yeniden üretimi var. Yani teknoloji geliştirme, eğitim, finans ve araştırma faaliyetleri. Bu da yine önemli katma değer üreten gruplardan biri. Nitelikli emek ve bilgi gerektiriyor ama sermaye ve risk alma ihtiyacı çok daha az.</p>
<p>Kârla katma değerin farklı olduğunu da belirtelim. Örneğin Konya’dan 1 liraya buğday alıp İstanbul’da 5 liraya sattığınızda, o buğdayı Konya’dan İstanbul’a taşıdığınız için bir katma değer yaratıyorsunuz ama buğdaydan kazandığınız 4 lira, katma değer değil. O sizin kazandığınız ama İstanbul tüketicisinin kaybettiği bir paradır.</p>
<p>Şimdi tabloya geçelim. Tabloda her grup için örnek olacak seçilmiş sektörlerde çalışan sayısı var. Sanayi yüksek katma değerli dediğimiz ilk grubun büyük kısmını oluşturuyor ve maalesef ciddi istihdam kaybı var. Bu kayıp alt sektörlerin çoğuna yayılmış durumda.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a87d6f87c2da-1787287288.png" alt="" width="653" height="250" />Yaratacağı katma değer ancak birinci gruba bağlı olan ikinci grup ise istihdamını en çok artıran grup. Sanayiden çıkanlar da yeni istihdam edilenlerin tamamına yakını da burada. İnşaat, taşımacılık, yiyecek hizmetleri (restoran-kafe işletmeciliği) gibi alanlarda ciddi artış var.</p>
<p><strong>Giderek daha az üretiyoruz</strong></p>
<p>Yine katma değeri yüksek olan üçüncü grup için örnek olarak bilimsel Ar-Ge faaliyetlerini aldım. Maalesef bu gruptaki ücretli çalışan sayısı (finans hariç) o kadar düşük ki, detayına bakmaya bile gerek yok.</p>
<p>O halde bu manzara bize ne söylüyor? Şunu: Giderek daha az üretiyoruz. Bu ürettiğimiz az miktarda malı taşımak, birbirimize satmak, depolamak gibi faaliyetler için giderek daha yoğun bir rekabet içine giriyoruz. Giderek daha çok insan aynı düşük kârlı ve düşük katma değerli alana yığılıyor. Bu eğilim hem reel ücretler hem kârlar üzerinde aşağı yönlü baskı yaratıyor. Ayrıca enflasyonu da artırıyor çünkü üretim azalırken, diğer sektörlerden gelen toplam talep korunuyor, hatta artıyor. Ayrıca sanayide istihdam kaybı demek, buradaki işgücünün uzun yıllar sonunda kazandığı ve teknolojiyle ikame edemeyeceğimiz tecrübe ve yetkinliklerin de kaybı demek.</p>
<p>Özetle sanayide mevcut sorunlar, ekonominin katma değer üretme yeteneğinden enflasyona, işgücünün yetkinlik portföyünün aşınmasına kadar pek çok alanda ölçtüğümüzün ötesinde başka kayıplara da neden oluyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayide-sadece-uretim-ve-istihdam-kaybetmiyoruz-85909</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayide sadece üretim ve istihdam kaybetmiyoruz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kentine-sahip-cik-kendine-sahip-cik-85908</guid>
            <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kentine sahip çık, kendine sahip çık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Erzurum’u her yaz mutlaka ziyaret ederim. İnsanın anayurdu çocukluğudur ve çocukluğum Çaykara Trabzon kadar, Bayburt, Erzincan, Erzurum’da geçti. Şimdi Erzurum’un yükselişini izliyorum.</strong></p>
<p><strong>Erzurum’</strong>u dolaşıyorum. Bu <strong>kadim kent</strong> büyük bir <strong>onarım</strong> içinde… <strong>Tarihini yeniden inşa ediyor</strong>. Bozmadan, deforme etmeden, <strong>modernleşme adına silüeti kirletmeden</strong>. Misal gökdeleni yok. Yeni binalar <strong>tarihi dokuya uyum</strong> gayretinde. <strong>Cumhuriyet Caddesi’ni</strong> gezerseniz bunu çok net görürsünüz.</p>
<p>Yakutiye Medresesi, Çifte Minareli Medrese, <strong>Erzurum Kalesi</strong>, Üç Kümbetler, <strong>Eski Erzurum Evleri</strong>, Aziziye Tabyaları, Saltuklu döneminden kalma <strong>Ulu Cami</strong>, Mimar Sinan’ın eseri <strong>Lala Mustafa Paşa</strong> Camii ve soğuktan korumaya yönelik nice eser. Mimari bir bakıma <strong>donmuş musiki</strong> hâlinde bu kentte.</p>
<p><strong>“HANİ YAYLAM HANİ SENİN EZELİN”</strong></p>
<p>Dünya üzerinde <strong>100 yıldan yaşlı 1000</strong> <strong>kent</strong> bulunurken, <strong>1000 yıldan yaşlı </strong>sadece <strong>100 kadim kent</strong> vardır. <strong> </strong>Bir kenti tarih sahnesinde var kılmak için <strong>1</strong>- tarihi kültürel miras, <strong>2</strong>- doğal kaynaklar ve <strong>3</strong>- yerel kabiliyetler gerekir. Bugün <strong>Erzurum</strong>, <strong>kendini yeniden görünür kılacak </strong>hummalı bir <strong>gayret</strong> sergiliyor.</p>
<p>Yerel kabiliyet derken, Erzurum’un <strong>kadim kent olmasının</strong> yetmediğini, ona <strong>sahip çıkma</strong> zaruretini anlatıyorum. Bu aynı zamanda <strong>Erzurumlu kimliğinin</strong> kendine sahip çıkması anlamını taşır; “<strong>Yaylalar içinde Erzurum Yayla, Erzurum Çarşı Pazar</strong>” gibi yüzlerce türkü <strong>yeniden üretilsin</strong>, gelecekte yüreklerden taşabilsin.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Erzurum’a dair…</strong></span></p>
<p><strong>Önemi nereden geliyor?</strong></p>
<p><strong>Köklü tarihi</strong>, stratejik coğrafi konumu, <strong>askerî rolü</strong> ve kış turizmi potansiyeli parıltılı bir kent… <strong>Erzurum Kongresi</strong> ile Cumhuriyet adımlarımızın önemlisi, <strong>tarihî İpek Yolu kavşağı</strong>, kadim medeniyet bakiyesi.</p>
<p><strong>Turizme katkısı nedir?</strong></p>
<p>Kış turizminde <strong>Palandöken Dağı</strong>, belirgin üstünlüklere sahiptir. Ancak sorun şu ki Erzurumlunun <strong>kentine sahip çıkması</strong> daim olmalı. Eğer bu bilinç yeşermezse <strong>kendine de sahip çıkamaz Erzurumlu</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>İNSAN ARADIĞIDIR VE BULDUĞUNDA ONA DÖNÜŞÜR</strong></p>
<p>Defalarca “<strong>kendini çekme, kentini çek</strong>” diye fotoğraf kampanyaları başlattım ama hiçbiri tutmadı. Şu cep telefonlarının selfie (<strong>özcekim</strong>) özelliğini o kadar “<strong>narsistçe</strong>” kullandık ki vizörü kentimize çeviremedik. Oysa kentlerimize dair en güzel fotoğrafları <strong>yabancıların objektifinden</strong> görebiliyoruz.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>KENTLİ BİLİNCİ LÜGATI</strong></span></p>
<p><strong>Kentsoylu</strong>: Şehir kültürünü benimsemiş, kentin sosyal ve kültürel imkânlarıyla yaşayan kimse</p>
<p><strong>Taşralı</strong>: Büyük şehir dışında, yani kırsalda, köy veya kasabada yaşayan; dışarlıklı anlamına gelen kelime</p>
<p><strong>Uygarlık talebi</strong>: Bir toplumun veya kişinin geleceğe dair bir vizyon ortaya koyması, uygarlaşması</p>
<p><strong>Kentine sahip çıkmak</strong>: Kişinin yaşadığı şehri koruması, tarihine, doğasına, kültürüne değer vermesi</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kentine-sahip-cik-kendine-sahip-cik-85908</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kentine sahip çık, kendine sahip çık ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-85907</guid>
            <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Canlı- Ekonomi Masası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Piyasalar Haftayı Nasıl Kapatacak? | Ekonomi Masası | 21 Ağustos" src="https://www.youtube.com/embed/y_gOfhtQZNo" width="700" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-85907</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/7/1280x720/munyar-cipa-1774503815.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hicbir-sey-korkuya-dayanan-saygi-kadar-igrenc-degildir-85906</guid>
            <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 07:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hiçbir şey korkuya dayanan saygı kadar iğrenç değildir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BANKACILIK</strong> sektörüne 1981 yılında Pamukbank Genel Müdür Yardımcısı olarak adım attığı günlerden bu yana tanıdığım, sohbetlerinden her zaman çok şey öğrendiğim, bankacılık sektörüne damgasını vurmuş <strong>Burhan Karaçam</strong>, Remzi Kitabevi’nden Haziran ayında çıkan yeni kitabını gönderdi:</p>
<p>▶ Değişim, İnsan, CEO (Kurumlarda Değişimin Akılcı Yolu)…</p>
<p>Karaçam, kitapla birlikte gönderdiği mektupta şu noktaların altını çizdi:</p>
<p>▶ Bana göre bugün kurumların karşı karşıya kaldığı temel sorun, yeni teknolojilere erişim eksikliği değil; zamanın gerektirdiği değişime ayak uyduramamalarıdır.</p>
<p>▶ Asıl mesele, “olan” ile “olması gereken” arasındaki farkın giderek açılması ve kurumların yenilenme reflekslerini kaybetmeleridir. Bu nedenle değişim artık bir tercih değil, sürdürülebilir başarının ön koşuludur.</p>
<p>▶Zamana uyum sağlamanın en güçlü yolu; yönetim anlayışını, kurum kültürünü ve kurumsal felsefeyi yeniliklere açık, akıl ve bilime dayalı, sürekli öğrenen ve sorgulayan bir yapıya dönüştürmekten geçiyor.</p>
<p>▶Bu dönüşümün merkezinde ise insan yer alıyor. Teknoloji ve bilgi ne kadar gelişirse gelişsin, onları anlamlandıran ve hayata geçiren yine insanlardır. Liderlik de tam bu noktada önem kazanıyor.</p>
<p>▶Liderlik bir karakter meselesidir, doğru nitelikleri taşımayan kişilerden liderlik beklenemez. Lider ne kadar güçlü olursa olsun, çevresinde yetkin ve sorumluluk alabilen bir takım yoksa başarı şansı sınırlıdır.</p>
<p>▶Kurumsallık, değerler, ilkeler, kurallar ve süreçler üzerine inşa edilir. Bunların hiçbiri, patron dahil, kişisel çıkarlarla ölçülemez. Burhan Karaçam, “Değişim, İnsan, CEO” kitabının “Liderlik ve Karar Mekanizmaları” başlıklı bölümünün ilk sayfasına şu cümleyi yerleştirdi:</p>
<p><strong>▶ Gerçek lider, kendine inananları daha iyiye, daha güzele, daha yüksek refaha ve çağdaş yaşama götürendir.</strong></p>
<p>Hiçbir pozisyon, bir kimseye liderlik özelliği kazandırmaz.</p>
<p>1984-1987 yılları arasında Egebank’ta ilk CEO’luk deneyimini yaşayan, 1987 1999 döneminde Yapı ve Kredi Bankası CEO’su iken sektöre de örnek olacak çok önemli dönüşüme imza atan, 2000-2003 yılları arasında Koçbank ve Koç Finansal Hizmetler Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini üstlenen <strong>Karaçam, “Bir liderin sahip olması gereken özellikleri</strong>” sıraladığı bölümün girişine şu notu yazdı:</p>
<p><strong>- İş yaşamımda tanık olduğum, yüzlerce şirkette gördüklerimden ve yaşadıklarımdan damıtarak bir liderin sahip olması gereken özellikleri derledim.</strong></p>
<p>Ardından “<strong>Bir Lider</strong>” diye söze girip sıraladı:</p>
<p><strong>▶ Bireysel ve toplumsal çağdaş değerlere önem vermeli</strong></p>
<p><strong>▶Gerçekçi bir vizyon eşliğinde, insanlara daha iyi bir hayat sunabilmek için arzulu olmalı</strong></p>
<p><strong>▶Ortak hedeflere takipçilerini inandırmadan önce kendisi inanmalı</strong></p>
<p><strong>▶Yetkin olmalı, başarılı sonuçlar elde etmeli</strong></p>
<p><strong>▶Öz güvenli olmalı, risk alabilmeli, cesur ve yeniliklere açık olmalı</strong></p>
<p><strong>▶Takipçilerinin ihtiyaçlarına öncelik vermeli, öncelikleri iyi belirlemeli ve çözüm getirmeli</strong></p>
<p><strong>▶İçinde bulunduğu ortamı, kaynakları iyi tanımalı ve anlamalı</strong></p>
<p><strong>▶Gücü, ekibiyle paylaşmalı, gerektiğinde delege edebilmeli</strong></p>
<p><strong>▶Açık, kararlı, tutarlı olmalı ve söylediklerinin arkasında durmalı</strong></p>
<p><strong>▶Samimi, olumlu ve yapıcı olmalı, dinlemeli, alçak gönüllü olmalı</strong></p>
<p><strong>▶Erdemli, etik, dürüst ve vicdanlı olmalı</strong></p>
<p><strong>▶İnsanlara dokunmalı, yanlarında olduğunu ve kendilerine değer verildiğini hissettirmeli</strong></p>
<p><strong>▶İnsanları fikir ve düşüncelerini yansıtmaları için özgür kılmalı</strong></p>
<p><strong>▶Eleştiriye açık olmalı, insanların konuşmasından, yanlışları, eksik veya aksayan noktaları dile getirmesinden çekinmemeli</strong></p>
<p><strong>▶Hatalarını kabul etmeli, tekrarından sakınmalı, gerektiğinde özür dilemeli</strong></p>
<p><strong>▶Sabırlı ve hoşgörülü olmalı</strong></p>
<p><strong>▶Özgün bir stratejik modeli ve gerçekçi bir uygulama planı olmalı</strong></p>
<p><strong>▶ Dile getirilen konuları önceliklendirerek sonuçları hakkında bilgi vermeli</strong></p>
<p><strong>▶ Zamanı etkin, verimli kullanmalı, sürekli iletişim içinde olmalı</strong></p>
<p><strong>▶ Hesap verebilen bir kişi olmak zorunda olduğunu ortaya koymalı</strong></p>
<p><strong>▶ Adil, hakkı olanın arkasında duracağı duygusunu kazandırmalı, insanlara sevgi ile yaklaşmalı, otoriteyi ve aradaki ilişkiyi korkuyla değil, güven vererek kurmalı, akıl ve duygulara hitap etmeli, ikna yoluyla inandırmalı, saygılı davranmalı.</strong></p>
<p><strong>Karaçam</strong>, sıraladığı bu özellikleri ünlü yazar <strong>Albert Camus</strong>’nun şu sözüyle noktaladı:</p>
<p>▶ <strong>Hiçbir şey, korkuya dayanan saygı kadar iğrenç değildir…</strong></p>
<p><strong>Burhan Karaçam, “Değişim, İnsan, CEO” </strong>kitabını yılların deneyiminden süzerek yazmış…</p>
<p>Patronlar, şirketlerin yeni kuşakları, profesyonel yöneticiler hatta ülkeyi yöneten, yönetmeye aday olan siyasetçiler için de başucu kitabı gibi görülmeli…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İyi olmak kolaydır zor olan, adil olmaktır</span></h2>
<p><strong>BURHAN Karaçam</strong>,  kitabının “<strong>Çağdaş Yönetim Anlayışı</strong>” başlıklı bölümünde şu noktanın altını çizdi:</p>
<p><strong>- Çağdaş bir anlayışla, çağdaş bir yapıya kavuşmak ancak çağdaş değerlerin içtenlikle benimsenmesi, yetkin insan kaynağının uygulamalarda yer alması ile olabiliyor.</strong></p>
<p>Kurumlarda öncelikle içselleştirilmesi gereken değerleri sıraladı:</p>
<p>▶Adalet, fırsat eşitliği</p>
<p>▶Açıklık (şeffaflık)</p>
<p>▶Dürüstlük ve sahiplenme</p>
<p>▶Cesaret, güven, özgüven</p>
<p>▶Çok yönlü iletişime açık ve istekli olma</p>
<p>▶İç barış (çalışma barışı)</p>
<p>▶Kurum ve çalışan ilişkilerinde güven</p>
<p>▶Karar süreçlerine katılım, sonuçları paylaşma</p>
<p>▶Yeniliklere açıklık, yaratıcılığı teşvik</p>
<p>▶Gelişme ve ilerleme arzusu (mevcutla yetinmemek)</p>
<p>▶Uygulamada tutarlılık</p>
<p>▶İlkelerde süreklilik</p>
<p>▶Hesap verebilirlik</p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p><strong>- Kurum kültürünün çalışanlar tarafından benimsenmesini sağlayan, onları birleştiren, bir arada ortak hedefe doğru hareket ettiren, adeta bir tutkal görevi gören unsur “paylaşılan ortak değerler”dir. Aynı arkadaşlıklarda, dostluklarda olduğu gibi.</strong></p>
<p><strong>Burhan Karaçam,</strong> bu bölümde ünlü yazar <strong>Victor Hugo</strong>’nun şu sözünü alıntıladı:</p>
<p>▶<strong>İyi olmak kolaydır</strong> zor olan, adil olmaktır.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Somut hedefler olmayan vizyon boş hayaldir</span></h2>
<p><strong>BURHAN Karaçam’</strong>ın “<strong>Değişim İnsan CEO – Kurumlarda Değişimin Akılcı Yolu</strong>” kitabı bana ulaşınca randevulaştık, ofisinde sohbet ettik.</p>
<p>Karaçam, “<strong>Neden değişim gerekli</strong>?” sorusuyla söze girdi:</p>
<p><strong>- En belirgin neden zamanın akıp gitmesi. Kurumlar canlı varlıklar değil. Yani, kendi değişimini, dönüşümünü sağlayamaz. Yönetici onu sağlar.</strong></p>
<p>“<strong>Yönetici</strong>” ile <strong>“İdareci</strong>” arasındaki nüansa işaret etti:</p>
<p>- “İdareci” <strong>statükoyu</strong> <strong>korur</strong>, “yönetici” <strong>ise yönlendirendi</strong>r. “<strong>Yenilenme</strong>”  ve “<strong>değişim</strong>” üzerinde durdu:</p>
<p>-<strong> Zamanın ihtiyaçları ile kurum arasında fark yeni açılmaya başladığı dönemlerde</strong> “yenilenme” <strong>yeterli olabilir. Fark açılmışsa o zaman</strong> “değişim”e ihtiyaç duyulur. Daha da açıldıysa o zaman “dönüşüm” <strong>gereklidir.</strong></p>
<p>Yönetim kurullarının şirketleri yönetemeyeceğini savundu:</p>
<p><strong>- Varlığı yönetmekle işi yönetmek ayrıdır. Son kararları CEO vermelidir. Bu tutum patronları değersiz kılmaz. Ancak, bu yöntem Türkiye’de az sayıda kurumda çalışıyor.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p><strong>- Somut hedefleri olmayan vizyon boş hayallerden ibarettir.</strong></p>
<p>Kurum çıkarları ile kişisel çıkarların çelişmemesi gerektiğine dikkat çekti:</p>
<p><strong>- Kurum ileri gitmeli ki patron da ondan kazanabilsin.</strong></p>
<p>CEO’lar konusunda şu mesajı verdi:</p>
<p>- CEO, tek başına hiçbir halt edemez. Başarı için iyi bir takım gerekir. “<strong>Sadakat</strong>” ve “<strong>liyakat</strong>” konusunu irdeledi:</p>
<p>- <strong>Sadece “</strong>sadakat<strong>” dikkate alınırsa, o zaman büyük faturaya yol açılabilir. “Yetkinlik” her liderde olmalı. Bilgi, birikim, beceri bir arada buluşmalı. Liderde cesaret de olmalı ki risk alabilsin.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">CEO’lar kurum için çalışmalı</span></h2>
<p><strong>BURHAN Karaçam</strong>, kitabının “<strong>Üst Yönetim</strong>” başlıklı bölümünde meslek yaşamındaki gözlemlerinden yola çıkarak “<strong>ulaşmaya çalıştıkları hedefler</strong>” açısından CEO’ları üç ayrı grupta sınıfl adı:</p>
<p>▶ Kurum İçin Çalışanlar: Hedefleri kurum çıkarlarına öncelik vermektir.</p>
<p>▶ Patron İçin Çalışanlar: Hedefleri patronun çıkarlarına öncelik vermektir.</p>
<p>▶ Kendileri İçin Çalışanlar: Kişisel çıkarlarına öncelik verirler. Ardından şu noktanın altını çizdi:</p>
<p><strong>- Sürekli yeniliği ve değişimi hedefleyen kurumların, o süreçte başarıya ulaşmaları ancak ve ancak “</strong>kurum için çalışan<strong>” CEO’lar ve yönetim takımlarıyla mümkün olabilir.</strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hicbir-sey-korkuya-dayanan-saygi-kadar-igrenc-degildir-85906</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/6/1280x720/burhan-karacam-1787287036.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hiçbir şey korkuya dayanan saygı kadar iğrenç değildir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turk-celigi-coklu-tehditle-sinaniyor-85905</guid>
            <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 07:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türk çeliği çoklu tehditle sınanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türkiye çelik sektörü, yüksek üretim kapasitesi ve güçlü ihracat kabiliyetine karşın artan maliyetler, ithalat baskısı ve dünya genelinde yükselen korumacı politikaların etkisiyle kritik bir dönemden geçiyor. Geçen yıl 38,1 milyon ton çelik üreten Türkiye, Avrupa’da Almanya’yı geride bırakarak birinci, dünyada ise yedinci büyük üretici konumuna yükseldi. Aynı zamanda dünyanın beşinci büyük çelik ihracatçısı ve dördüncü büyük ithalatçısı olan Türkiye, yaklaşık 20 milyon ton ihracata karşılık 23 milyon ton civarında ithalat gerçekleştiriyor.</p>
<h2>Çelikte rekabeti kur değil, pazar erişimi belirliyor </h2>
<p>Sektörün ihracat performansı ile ilgili düzenlenen basın toplantısında konuşan ÇİB Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Dalbeler, Türkiye çelik sektörünün temel sorununun yalnızca kur seviyesi olmadığını, küresel pazarlarda giderek artan korumacılık ve devlet desteklerinin rekabet koşullarını bozduğunu söyledi. “Bizim asıl pazarımız kurdan ziyade pazarlarımızın kapanması” diyen Dalbeler, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bazı rakiplerimiz devlet varlığı ve desteğiyle rekabet ediyor. Dünyada yaklaşık 1,8 milyar ton çelik üretiliyor ve bunun yarısı Çin’de gerçekleşiyor. Çin’de üreticinin kâr etme endişesi bizimkiyle aynı değil. Devlet her fiyatı verebiliyor. Türkiye ise yüzde 100 özel sektör yapısına sahip. Biz yıl sonunda kâr etmek, verimliliğimizi artırmak ve rekabet edebilmek için yatırım yapmak zorundayız. Serbest ticarete karşı değiliz. Bizim itirazımız eşit olmayan rekabet koşullarına. Çin’den gelen ürün çok düşük fiyatlarla piyasaya girebiliyor. Türkiye’de çeliğin ton maliyeti 650-700 dolar seviyesindeyken Çin’de fiyat 500 dolara kadar inebiliyor. Siz 650 dolara mal ettiğiniz ürünü Çinli gelip 550 dolara teklif ettiği zaman yaşama şansınız kalmaz.”</p>
<p>Son beş yılda işçilik maliyeti dolar bazında yaklaşık üç katına çıktığını kaydeden Dalbeler, “Toplam maliyet içerisinde işçiliğin payı yüzde 15-20 arasında değişiyor. Geçmişte yüzde 5’in altındaydı. Avrupa ve Amerika ile kıyasladığımızda hâlâ görece düşük işçiliğimiz var. Ancak bizim rakiplerimiz artık onlar değil. Hintlilerle, Mısırlılarla, Pakistanlılarla, Vietnamlılarla, Endonezyalılarla ve Çinlilerle rekabet ediyoruz. Böyle olunca pahalı kalmaya başladık. Enerjiden kazandığımızı işçilikten kaybediyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Yüksek maliyetlerin üretim tesislerinin yenilenmesini de zorlaştırdığını belirten Dalbeler, “Çelik üretimi yüksek sermaye gerektiren bir sektör. Yaklaşık 1.600 derece sıcaklıkta sıvı metalle çalışan makineler sürekli yıpranıyor ve her yıl yenileme yatırımı gerekiyor. Harcanacak parayı yaratamadığınız zaman tesisler eskiyor. Eskidikçe rekabet gücünü kaybediyor. Yurt dışında üretici her yeniliği uyguluyor, verimliliğini artırıyor ve maliyetini düşürüyor. Biz bunu yapamaz hale geliyoruz” açıklamasını yaptı.</p>
<h2>Maliyet duvarları yükseliyor </h2>
<p>ÇİB Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Kamil Erciyas, döviz kurundaki baskı ve küresel korumacılığın ihracatçı üzerindeki maliyet yükünü artırdığını belirtti. Baskılanan döviz nedeniyle maliyetlerin katlandığını ifade eden Erciyas, “İçeride ve dışarıda rekabetçiliğimiz zayıflıyor. Dünyada koruma duvarları var ve bunun da ilave bir maliyeti oluşuyor. Buna rağmen nasıl ihracat yapıyor ve ayakta kalıyoruz diye Batılı üreticiler buraya gelecek. Biz de buna nasıl cevap verdiğimizi anlatacağız” dedi. Avrupa Birliği’nin çelik ithalatında yaptığı yeni düzenlemenin Türkiye açısından önemli bir rekabet alanı oluşturduğunu söyleyen ÇİB Yönetim Kurulu Üyesi Adnan Aslan, “AB geçen yıl 37 milyon ton çelik ithal ederken yeni düzenlemeyle bu rakamı 18,5 milyon tona indirdi. Türkiye’ye başlangıçta 2,2 milyon ton kota verilmişti. Ticaret Bakanlığımızın çalışmalarıyla bu rakam 2,8 milyon tona çıktı. Diğerleri kategorisinden gelecek 300 bin tonla birlikte Türkiye’nin ulaşabileceği miktar 3,1 milyon tona kadar çıkıyor” şeklinde konuştu.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a87d24e8e483-1787286094.jpg" alt="" width="700" height="467" />
<figcaption><strong>Çelik sektörünün ihracat performansı ve küresel rekabet koşullarının değerlendirildiği basın toplantısında, (soldan sağa) İMMİB Genel Sekreteri Armağan Vurdu, ÇİB Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Dalbeler, Yönetim Kurulu Üyeleri Adnan Aslan ve Ahmet Kamil Erciyas ile ÇİB Şube Müdürü Uygar Tatar sektörün gündemini değerlendirdi.</strong></figcaption>
</figure>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ÇELİK SEKTÖRÜNÜN DAVOS’U İSTANBUL’DA YAPILACAK</span></h2>
<p>Steel Networking Summits 2026, 25-27 Ekim’de İstanbul’da çelik sektörünün küresel temsilcilerini buluşturacak. Çelik İhracatçıları Birliği’nin (ÇİB) iş birliği ve desteğiyle Swissôtel The Bosphorus’ta düzenlenecek zirveye 80’den fazla ülkeden delegasyon, 400’ün üzerinde sektör temsilcisi ve 200’ün üzerinde uluslararası katılımcı katılacak. Program kapsamında 150’ye yakın firmanın yer alacağı alım heyetleri, B2B görüşmeleri ve 30 saati aşan networking programları gerçekleştirilecek. 30’dan fazla üst düzey konuşmacının katılacağı zirvede küresel çelik piyasaları, ticaret politikaları, korumacılık, uluslararası rekabet, yatırım fırsatları ve yeşil dönüşüm ele alınacak. Organizasyonun, İstanbul’u küresel çelik ticaretinde önemli bir buluşma merkezi haline getirmesi ve Türkiye’nin yeni ticari bağlantılar kurarak ihracatını artırmasına katkı sağlaması hedefleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turk-celigi-coklu-tehditle-sinaniyor-85905</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/0/4/1280x720/celik-1765377784.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin Avrupa’nın en büyük çelik üreticisi konumunu korumasına karşın artan ithalat, yükselen maliyetler ve küresel korumacılık sektörün rekabet gücünü zorluyor. Üretici iç pazarda ithalatla, ihracatçı ise dış pazarlarda artan ticaret duvarlarıyla mücadele ederken, sektör ihracat pazarlarını güçlendirmek ve yeni ticari bağlantılar kurmak için 25-27 Ekim’de İstanbul’da düzenlenecek zirveye hazırlanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/vatandas-yurt-disi-borsalari-kesfetti-85904</guid>
            <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 07:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vatandaş yurt dışı borsaları keşfetti!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısının hakim olduğu yurtiçinde Borsa İstanbul’un dalgalı seyriyle yatırımcısında azalma yaşandığı yılın ikinci çeyreğinde hanehalkları yönünü yurtdışına döndü. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası verilerine göre yılın ikinci çeyreğinde yurtiçi yerleşiklerin yurtdışı hisse senetlerine yatırımı 4.77 milyar dolar ile tarihi en yüksek seviyesine görürken hanehalklarının yurtdışı hisse portföyü de 3.98 milyar dolar ile rekor kırdı. Bu tercihte hem yurtdışında yükselen teknoloji hisselerinin cazibesi hem de yurtiçinde elde edilemeyen döviz geliri isteği etkili oldu.</p>
<p>TCMB sıkı para politikası kapsamında TL yatırımı daha cazip hale getirmek için makroihtiyati önlemleri uyguluyor. İran’a yönelik savaş da dezenflasyon programını kesintiye uğratırken bir süre daha yüksek faiz ve enflasyonun süreceğine yönelik beklentileri arttırdı. Bu yılın ikinci çeyreğinde TCMB’nin haftalık repo ihalelerine ara vererek üst banttan piyasayı fonlaması hem kredi hem de mevduat faizlerini yüksek tutmaya devam etti. Bankacılık sektörü yüzde 40’ın altına düşmedi TL mevduat faizlerinde yılın ikinci çeyreğinde. Bunun yanı sıra dolar/ TL’de yükseliş de TCMB’nin döviz satışlarıyla dengelendi. Ve yurtiçi yerleşikler döviz kazancının yolunu dışarda aradı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a87ce6f7ab10-1787285103.png" alt="" width="657" height="556" /></p>
<h2>Para piyasası araçlarında sert düşüş </h2>
<p>Bu bir süredir böyle aslında. Haziran 2023’ten bu yana dolar/TL’de yükseliş sınırlı kalıyor ve döviz getirisi elde etmek oldukça güç. Yılın ikinci çeyreğinde yurtiçi yerleşikler çok daha iştahlı şekilde yurtdışı portföy yatırımlarına ilgi gösterdi. TCMB verilerine göre yurtdışı portföy yatırımları toplamı bu yıl ikinci çeyrekte 9.1 milyar doları aştı. Yılın ilk çeyreğine göre 1 milyar doları aşan gerileme yaşansa da bu para piyasası araçlarına ilk çeyrekte trendinin çok üzerinde bir yatırım gerçekleştirilmesinden kaynaklandı. İlk çeyrekte yurtiçi yerleşiklerin yurtdışı para piyasası araçları yatırımı 1.6 milyar dolar seviyesindeyken ikinci çeyrekte 127 milyon dolar ile önceki dönemki trendine yakın seyre geri döndü. Para piyasası araçları dışında bono ve tahvil yatırımları da yurtiçi yerleşiklerin ilk çeyreğe göre azaldı. TCMB verilerine göre ikinci çeyrekte yurtiçi yerleşiklerin yurtdışı bono ve tahvil yatırımları 4.2 milyar dolar oldu ilk çeyrekte bu rakam 4.66 milyar dolar seviyesindeydi. Savaşın tahvil faizlerine etkisi yurtiçi yerleşiklerin tercihlerinde de etkili olmuş görünüyor.</p>
<h2>5 yılda hisse yatırımı 4’e katladı </h2>
<p>Tüm bu siyasi, jeopolitik gelişmelerden etkilenmeyen tek yurtdışı portföy yatırımı hisse senedi oldu. Yurtiçi yerleşiklerin yurtdışı hisse senedi yatırım 4.77 milyar dolar ile tarihi en yüksek seviyesine çıktı. Bu yılın ilk çeyreğinde rakam 3.97 milyar dolar seviyesinde bulunuyordu. Yurtdışı hisse yatırımları geçen yılın aynı çeyreğine göre 67,22 arttı. Yurtdışı hisse yatırımlarında en büyük payı hanehalklarının yatırımları oluşturuyor. Yurtdışı hisse senedi portföyününü yüzde 83,4'üne hanehalkları sahip.</p>
<p>Hanehalklarının yurtdışı hisse senedi portföyleri yılın ikinci çeyreğinde 3.98 milyar dolara yükseldi. Bu rekor bir seviyeye işaret ediyor. 5 yıl öncesindeki yurtdışı hisse portföyünün 4 katına işaret eden bu rakam bu yılın ilk çeyreğine göre ise 800 milyon dolara yakın artışı gösteriyor. Geçen yılın aynı çeyreğine göre hanehalklarının yurtdışı portföy yatırımlarındaki artış yüzde 68,33 oldu. Hanehalklarının döviz getirisi amacının yanı sıra yurtiçinde Borsa İstanbul'da ikinci çeyrekteki yaşanan kayıpları ve yurtiçi hisse yatırım tercihindeki azalmayı yurtdışına yönelttiği anlaşılıyor. Yurtiçi hanehalklarının bono ve tahvil yatırımları ise bu yılın ilk çeyreğine göre 500 milyon dolar kadar geriledi. Toplamda 2.18 milyar dolarda kaldı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İlk sırada ABD hisseleri var</span></h2>
<p>Yurtiçi yerleşiklerin yurtdışı hisse senedi portföyünde ilk sırayı yüzde 86 pay ile Amerika oluşturuyor. Amerikan borsalarına ve hisse senetlerine yatırım ise yapay zekanın sürüklediği teknoloji endekslerinde yaşanan getiriden pay kapma arayışı olabilir. TCMB verilerine göre yurtiçi yerleşiklerin Amerika borsalarında hisse portföyü 4.1 milyar doları aşmış durumda. Avrupa'da ise 619 milyon dolarlık bir hisse portföyü bulunuyor yurtiçi yerleşiklerin. Diğer kıtalarda ise yok denecek kadar az bir portföy tutuluyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/vatandas-yurt-disi-borsalari-kesfetti-85904</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/0/1280x720/piyasa-finans-1782967730.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yurt içi yerleşikler, İran savaşı nedeniyle ikinci çeyrek boyunca dalgalı seyir izleyen Borsa İstanbul yerine yapay zeka temasıyla yükseliş gösteren yurt dışı hisse senetlerini tercih etti. TCMB verilerine göre yurtiçinde hanehalkları ile toplam yurt dışı hisse yatırımları, nisan-haziran döneminde sırasıyla 3.98 milyar dolar ve 4.77 milyar dolarla tarihi zirvesini gördü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/toplam-sanayi-uretici-fiyatlari-aylik-yuzde-183-artti-85899</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 17:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Toplam sanayi üretici fiyatları aylık yüzde 1,83 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), temmuz ayına ait toplam sanayi üretici fiyat endeksi göstergelerini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, endeks geçen ay bir önceki aya kıyasla yüzde 1,83, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 28,4, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 18,77 ve 12 aylık ortalamalara kıyasla yüzde 28,91 yükseldi.</p>
<p>Sanayinin alt sektörlerinin yıllık değişimlerine bakıldığında, madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 41,47, imalatta yüzde 29,15, elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirmede yüzde 11,69, su temini, kanalizasyon, atık yönetimi ve iyileştirme faaliyetlerinde yüzde 28,85 artış görüldü.</p>
<p>Ana sanayi gruplarının yıllık değişimleri dikkate alındığında, ara mallarında yüzde 27,74, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 27,28, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 32,16, enerjide yüzde 33,89 ve sermaye mallarında yüzde 20,07 yükseliş gerçekleşti.</p>
<p><strong>Aylık veriler</strong></p>
<p>Sanayinin alt sektörlerinin aylık değişimleri incelendiğinde ise madencilik ve taş ocakçılığı yüzde 3,64 azalırken imalat yüzde 1,57, su temini, kanalizasyon, atık yönetimi ve iyileştirme faaliyetleri yüzde 1,49 ve elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme yüzde 9,65 arttı.</p>
<p>Ana sanayi gruplarının aylık değişimlerine bakıldığında, ara mallarında yüzde 1,16, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 0,59, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 1,45, sermaye mallarında yüzde 1,24 ve enerjide yüzde 6,34 artış kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/toplam-sanayi-uretici-fiyatlari-aylik-yuzde-183-artti-85899</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/imalat-sanayi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in temmuz verilerine göre toplam sanayi üretici fiyat endeksi, aylık bazda yüzde 1,83, yıllık bazda da yüzde 28,4 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasinin-toplam-rezervleri-1835-milyar-dolara-yukseldi-85898</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 17:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası&#039;nın toplam rezervleri 183,5 milyar dolara yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, 14 Ağustos itibarıyla Merkez Bankasının brüt döviz rezervleri 4 milyar 144 milyon dolar artarak 75 milyar 166 milyon dolara ulaştı.</p>
<p>Brüt döviz rezervleri, 7 Ağustos'ta 71 milyar 22 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu.</p>
<p>Bu dönemde altın rezervleri de 990 milyon dolar artışla 107 milyar 345 milyon dolardan 108 milyar 335 milyon dolara çıktı.</p>
<p>Böylece Merkez Bankasının toplam rezervleri, 14 Ağustos haftasında bir önceki haftaya göre 5 milyar 134 milyon dolar artarak 178 milyar 366 milyon dolardan 183 milyar 500 milyon dolara yükseldi.</p>
<p>TCMB rezervleri Ocak 2024'ten bu yana şöyle (milyon dolar):</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Tarih</td>
<td>Altın Rezervleri</td>
<td>Brüt Döviz Rezervleri</td>
<td>Toplam Rezervler</td>
</tr>
<tr>
<td>26.01.2024</td>
<td>48.007</td>
<td>89.154</td>
<td>137.161</td>
</tr>
<tr>
<td>23.02.2024</td>
<td>49.271</td>
<td>82.479</td>
<td>131.750</td>
</tr>
<tr>
<td>29.03.2024</td>
<td>54.378</td>
<td>68.748</td>
<td>123.126</td>
</tr>
<tr>
<td>26.04.2024</td>
<td>59.113</td>
<td>64.967</td>
<td>124.080</td>
</tr>
<tr>
<td>31.05.2024</td>
<td>59.740</td>
<td>83.909</td>
<td>143.648</td>
</tr>
<tr>
<td>28.06.2024</td>
<td>58.077</td>
<td>84.833</td>
<td>142.910</td>
</tr>
<tr>
<td>19.07.2024</td>
<td>59.214</td>
<td>94.695</td>
<td>153.910</td>
</tr>
<tr>
<td>29.08.2024</td>
<td>60.043</td>
<td>89.329</td>
<td>149.373</td>
</tr>
<tr>
<td>27.09.2024</td>
<td>63.566</td>
<td>93.824</td>
<td>157.390</td>
</tr>
<tr>
<td>25.10.2024</td>
<td>65.894</td>
<td>93.504</td>
<td>159.398</td>
</tr>
<tr>
<td>1.11.2024</td>
<td>66.614</td>
<td>93.005</td>
<td>159.619</td>
</tr>
<tr>
<td>13.12.2024</td>
<td>65.307</td>
<td>98.175</td>
<td>163.482</td>
</tr>
<tr>
<td>24.01.2025</td>
<td>68.232</td>
<td>99.328</td>
<td>167.560</td>
</tr>
<tr>
<td>14.02.2025</td>
<td>72.475</td>
<td>100.677</td>
<td>173.152</td>
</tr>
<tr>
<td>21.03.2025</td>
<td>74.785</td>
<td>88.328</td>
<td>163.114</td>
</tr>
<tr>
<td>04.04.2025</td>
<td>76.422</td>
<td>77.838</td>
<td>154.261</td>
</tr>
<tr>
<td>30.05.2025</td>
<td>83.164</td>
<td>70.026</td>
<td>153.190</td>
</tr>
<tr>
<td>13.06.2025</td>
<td>86.543</td>
<td>72.744</td>
<td>159.289</td>
</tr>
<tr>
<td>25.07.2025</td>
<td>85.223</td>
<td>86.625</td>
<td>171.848</td>
</tr>
<tr>
<td>29.08.2025</td>
<td>87.326</td>
<td>91.031</td>
<td>178.357</td>
</tr>
<tr>
<td>05.09.2025</td>
<td>90.931</td>
<td>89.176</td>
<td>180.107</td>
</tr>
<tr>
<td>17.10.2025</td>
<td>111.169</td>
<td>87.273</td>
<td>198.442</td>
</tr>
<tr>
<td>14.11.2025</td>
<td>107.389</td>
<td>80.043</td>
<td>187.432</td>
</tr>
<tr>
<td>26.12.2025</td>
<td>116.894</td>
<td>76.978</td>
<td>193.872</td>
</tr>
<tr>
<td>30.01.2026</td>
<td>133.753</td>
<td>84.405</td>
<td>218.158</td>
</tr>
<tr>
<td>13.02.2026</td>
<td>132.199</td>
<td>79.586</td>
<td>211.784</td>
</tr>
<tr>
<td>27.03.2026</td>
<td>100.049</td>
<td>55.290</td>
<td>155.339</td>
</tr>
<tr>
<td>17.04.2026</td>
<td>112.647</td>
<td>61.821</td>
<td>174.467</td>
</tr>
<tr>
<td>26.05.2026</td>
<td>105.992</td>
<td>53.234</td>
<td>159.226</td>
</tr>
<tr>
<td>26.06.2026</td>
<td>94.954</td>
<td>54.251</td>
<td>149.205</td>
</tr>
<tr>
<td>03.07.2026</td>
<td>97.742</td>
<td>61.952</td>
<td>159.694</td>
</tr>
<tr>
<td>24.07.2026</td>
<td>100.210</td>
<td>62.396</td>
<td>162.606</td>
</tr>
<tr>
<td>31.07.2026</td>
<td>100.637</td>
<td>63.811</td>
<td>164.448</td>
</tr>
<tr>
<td>07.08.2026</td>
<td>107.345</td>
<td>71.022</td>
<td>178.366</td>
</tr>
<tr>
<td>14.08.2026</td>
<td>108.335</td>
<td>75.166</td>
<td>183.500</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasinin-toplam-rezervleri-1835-milyar-dolara-yukseldi-85898</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/7/1280x720/merkez-bankasi-rezervleri-gecen-hafta-1711-milyar-dolara-yukseldi-1742473095.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın toplam rezervleri, geçen hafta 5,13 milyar dolar artışla 183,5 milyar dolara yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabancilar-hisse-alip-tahvil-satti-85897</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 17:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancılar hisse alıp tahvil sattı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, "Haftalık Menkul Kıymet İstatistikleri"ni paylaştı. </p>
<p>Buna göre, yurt dışında yerleşik kişiler, geçen hafta 176,1 milyon dolarlık hisse senedi ve 445,9 milyon dolarlık Genel Yönetim Dışındaki Sektör İhraçları (ÖST) aldı, 306,2 milyon dolarlık Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) satışı yaptı.</p>
<p>Yurt dışında yerleşik kişilerin hisse senedi stoku, 14 Ağustos haftasında 40 milyar 779,5 milyon dolardan 41 milyar 721,6 milyon dolara çıktı.</p>
<p>Aynı dönemde yurt dışında yerleşik kişilerin DİBS stoku 18 milyar 488,7 milyon dolardan 18 milyar 143 milyon dolara düşerken ÖST stoku da 4 milyar 74,4 milyon dolardan 4 milyar 503,7 milyon dolara yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabancilar-hisse-alip-tahvil-satti-85897</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/3/8/1280x720/dollar-dolar-1786610270.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haftalık verilerine göre yurt dışında yerleşik kişiler, 176,1 milyon dolarlık hisse senedi alırken 306,2 milyon dolarlık DİBS sattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-dusuk-borclulugumuz-ekonomimize-onemli-esneklik-sagliyor-85895</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 16:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek: Düşük borçluluğumuz ekonomimize önemli esneklik sağlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye'nin borç stoku verileri hakkında açıklama yaptı.</p>
<p>Şimşek, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şunları kaydetti:</p>
<p>"Düşük borçluluk ekonomimizin direncini artıran önemli bir unsurdur. Kamu, finansal sektör, özel sektör ve hanehalkının toplam borcunun milli gelire oranı ülkemizde yüzde 91 ile gelişmekte olan ülkeler ortalaması yüzde 229’un ve dünya ortalaması yüzde 306’nın oldukça altındadır. Kamu borcunun GSYH’ye oranı ise 2026 yılının ilk çeyreğinde yüzde 23,1 ile tarihi düşük seviyededir. Brüt dış borç stoku ikinci çeyrek itibarıyla 539 milyar dolar gerçekleşirken milli gelire oranının yüzde 31,8 ile yatay seyretmesini bekliyoruz. Zorlu küresel koşullarla mücadelede düşük borçluluğumuz ekonomimize önemli bir esneklik sağlıyor."</p>
<blockquote class="twitter-tweet">
<p dir="ltr" lang="tr">Düşük borçluluk ekonomimizin direncini artıran önemli bir unsurdur. <br /><br />Kamu, finansal sektör, özel sektör ve hanehalkının toplam borcunun milli gelire oranı ülkemizde yüzde 91 ile gelişmekte olan ülkeler ortalaması yüzde 229’un ve dünya ortalaması yüzde 306’nın oldukça altındadır.… <a href="https://t.co/UgiwS0QArn">pic.twitter.com/UgiwS0QArn</a></p>
— Mehmet Simsek (@memetsimsek) <a href="https://x.com/memetsimsek/status/2090398274851049922?ref_src=twsrc%5Etfw">August 20, 2026</a></blockquote>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-dusuk-borclulugumuz-ekonomimize-onemli-esneklik-sagliyor-85895</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/4/1280x720/simsek-1781329278.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakan Şimşek, &quot;Brüt dış borç stoku, ikinci çeyrek itibarıyla 539 milyar dolar gerçekleşirken milli gelire oranının yüzde 31,8 ile yatay seyretmesini bekliyoruz. Zorlu küresel koşullarla mücadelede düşük borçluluğumuz ekonomimize önemli bir esneklik sağlıyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-mevduati-332-trilyon-lirayi-asti-85894</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 16:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılık mevduatı 448 milyar lira arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), haftalık para ve banka istatistiklerini paylaştı.</p>
<p>Buna göre bankacılık sektörünün toplam mevduatı, 14 Ağustos ile biten haftada yüzde 1,37 artarak 32 trilyon 795 milyar 249 milyon 439 bin liradan 33 trilyon 243 milyar 290 milyon 650 bin liraya yükseldi.</p>
<p>Aynı dönemde bankalardaki Türk lirası cinsi mevduat yüzde 2,50 artarak 18 trilyon 214 milyar 198 milyon 624 bin lira, yabancı para (YP) cinsinden mevduat yüzde 0,70 artışla 10 trilyon 862 milyar 818 milyon 605 bin lira oldu.</p>
<p>Bankalarda bulunan toplam YP mevduatı geçen hafta 268 milyar 461 milyon dolar düzeyinde gerçekleşirken bu tutarın 228 milyar 160 milyon doları yurt içinde yerleşik kişilerin hesaplarında toplandı.</p>
<p>Yurt içi yerleşiklerin toplam YP mevduatında parite etkisinden arındırılmış veriler dikkate alındığında, 14 Ağustos itibarıyla 297 milyon dolarlık azalış görüldü.</p>
<p><strong>Yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri arttı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri, geçen hafta yüzde 1,32 artışla 6 trilyon 869 milyar 502 milyon 611 bin liraya yükseldi.</p>
<p>Söz konusu kredilerin 821 milyar 205 milyon 307 bin lirası konut, 41 milyar 218 milyon 84 bin lirası taşıt, 2 trilyon 576 milyar 928 milyon 65 bin lirası ihtiyaç kredileri, 3 trilyon 430 milyar 151 milyon 155 bin lirası ise bireysel kredi kartlarından oluştu.</p>
<p>Bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi de 14 Ağustos ile biten haftada 197 milyar 50 milyon 70 bin lira artarak 26 trilyon 764 milyar 29 milyon 296 bin liradan, 26 trilyon 961 milyar 79 milyon 366 bin liraya yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-mevduati-332-trilyon-lirayi-asti-85894</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/8/1280x720/lira-para-tl-1760890382.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın  haftalık verilerine göre bankacılık sektörünün toplam mevduatı, 448 milyar lira artarak 33,2 trilyon liraya çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kkm-4-milyon-liraya-indi-85893</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 16:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> KKM 4 milyon liraya indi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) haftalık bültenini paylaştı.</p>
<p>Buna göre, bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi, 14 Ağustos itibarıyla 201 milyar 298 milyon lira artarak 27 trilyon 481 milyar 976 milyon liradan 27 trilyon 683 milyar 273 milyon liraya yükseldi.</p>
<p>Bankacılık sektöründe toplam mevduat ise bankalar arası dahil geçen hafta 528 milyar 905 milyon lira artarak 31 trilyon 281 milyar 101 milyon liradan 31 trilyon 810 milyar 6 milyon liraya yükseldi.</p>
<p>Tüketici kredilerinin tutarı, bu dönemde 23 milyar 266 milyon lira artarak 3 trilyon 446 milyar 536 milyon liraya yükseldi. Söz konusu tutarın 821 milyar 956 milyon lirası konut, 41 milyar 352 milyon lirası taşıt ve 2 trilyon 583 milyar 229 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu.</p>
<p>Bu dönemde taksitli ticari kredilerin tutarı, 15 milyar 719 milyon lira artarak 4 trilyon 220 milyar 991 milyon lira oldu. Bankaların bireysel kredi kartı alacakları ise yüzde 2 artışla 3 trilyon 430 milyar 409 milyon lira düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p>Bireysel kredi kartı alacaklarının 1 trilyon 271 milyar 119 milyon lirasını taksitli, 2 trilyon 159 milyar 290 milyon lirasını taksitsiz borçlar oluşturdu.</p>
<p><strong>Yasal öz kaynaklar arttı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe takipteki alacaklar, 14 Ağustos itibarıyla önceki haftaya göre 5 milyar 433 milyon lira artışla 833 milyar 304 milyon liraya çıktı. Takipteki alacakların 621 milyar 551 milyon lirasına özel karşılık ayrıldı.</p>
<p>Aynı dönemde bankacılık sisteminin yasal öz kaynakları, 12 milyar 805 milyon lira artarak 5 trilyon 935 milyar 934 milyon liraya yükseldi.</p>
<p>Kur korumalı Türk lirası mevduat ve katılma hesapları (KKM) bakiyesi ise geçen hafta 47 milyon lira azalarak 51 milyon liradan 4 milyon liraya düştü.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kkm-4-milyon-liraya-indi-85893</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/02/kkmde-dusus-hizlandi-doviz-mevduati-sert-geriledi-8uz7_headline.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BDDK&#039;nin haftalık verilerine göre KKM bakiyesi 47 milyon lira azalarak 4 milyon liraya geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dis-borc-2-ceyrekte-539-milyar-dolara-cikti-85886</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 16:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dış borç 2. çeyrekte 539 milyar dolara çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), yılın ikinci çeyreğine ait "Türkiye Dış Borç İstatistikleri"ni yayımladı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye'nin toplam brüt dış borç stoku, yılın ikinci çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre yüzde 3,5 artarak 539 milyar dolara yükseldi.</p>
<p>Aynı dönemde kısa vadeli dış borçlar yüzde 2,5 artışla 170,7 milyar dolar, uzun vadeli dış borçlar ise yüzde 3,9 yükselerek 368,2 milyar dolar oldu.</p>
<p>Alt sektörler itibarıyla bir önceki çeyreğe kıyasla kamu sektörü borcu yüzde 3,3 artarak 197,9 milyar dolar, özel sektör borcu yüzde 4,2 yükselerek 318 milyar dolar, TCMB'nin dış yükümlülükleri ise yüzde 4,8 azalarak 23,1 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Dış borç stokunun enstrüman dağılımında en büyük pay yüzde 46,2 ile kredilere ait. Kredileri yüzde 19,5 ile borç senetleri, yüzde 17,2 ile mevduatlar takip ediyor.</p>
<p>Para birimi dağılımı bakımından ise dış borcun yüzde 48,9'unu dolar, yüzde 28,8'ini avro, yüzde 12,2'sini Türk lirası ve yüzde 10,1'ini ise diğer para birimleri oluşturuyor.</p>
<p>Kredi ve borç senetlerinin ödeme projeksiyonlarına göre, anapara geri ödemelerinin 24 ay ve üzeri vadede yoğunlaştığı görülüyor. Buna karşılık 13-24 ay aralığında anapara geri ödemeleri görece sınırlı kalırken, kısa vadede (0-12 ay) daha çok özel sektör kredilerinden kaynaklanan bir ödeme profili öne çıkıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dis-borc-2-ceyrekte-539-milyar-dolara-cikti-85886</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/bayrak-kopru.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın 2. çeyrek verilerine göre Türkiye&#039;nin toplam brüt dış borç stoku, önceki çeyreğe kıyasla yüzde 3,5 artarak 539 milyar dolara yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-lokomotifimizin-ab-standartlarini-karsiladigi-tescillendi-85892</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uraloğlu: Lokomotifimizin AB standartlarını karşıladığı tescillendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Türkiye Raylı Sistem Araçları Sanayi AŞ (TÜRASAŞ) tarafından üretilen Türkiye'nin ilk yerli ve milli elektrikli lokomotifi E5000'in, Avrupa Birliği'nin (AB) Karşılıklı İşletilebilirlik Belgesi olan TSI Sertifikasını aldığını bildirdi.</p>
<p>Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamaya göre, E5000 Lokomotifi'nin AB standartlarına uygunluğunu belgeleyen TSI Sertifikası, Bakan Uraloğlu'nun katılımıyla Bakanlıkta gerçekleştirilen takdimde Ulaştırma Hizmetleri Düzenleme Genel Müdürü Çağlar Tabak tarafından TÜRASAŞ Genel Müdürü Selim Koçbay'a verildi.</p>
<p>Uraloğlu, burada yaptığı konuşmada, TÜRASAŞ'ın ürettiği yerli ve milli lokomotif E5000'in sertifika işleminin tamamlandığını bildirerek, Sivas, Eskişehir ve Sakarya'da üretim yapan TÜRASAŞ tarafından Eskişehir'de üretilen lokomotifin TSI Sertifikası'nın teslim edildiğini aktardı.</p>
<p>Lokomotife hem üretim tesisinde hem de sahada zorlu testler yapılarak performans ölçümü gerçekleştirildiğini belirten Uraloğlu, "Lokomotifimiz, AB sertifikasyonu olan TSI'ya sahip oldu. Böylece lokomotifimizin AB standartlarını karşıladığı tescillendi. Artık lokomotifimizi hem AB'ye hem de bütün dünyaya satabilme imkanına da sahip olduk. Dolayısıyla yerli ve milli lokomotifin dünya standartlarında üretilebilir olduğunu da belgelemiş olduk." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Öte yandan, E5000 Lokomotif Projesi kapsamında 95 yeni nesil elektrikli lokomotif üretilmesi planlanıyor. Seri üretimi devam eden proje kapsamında bugüne kadar 30 lokomotifin üretimi tamamlandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-lokomotifimizin-ab-standartlarini-karsiladigi-tescillendi-85892</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/0/1280x720/uraloglu-1781355763.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye&#039;nin ilk yerli elektrikli lokomotifi E5000&#039;in, TSI Sertifikasını aldığını açıklayan Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, &quot;Böylece lokomotifimizin AB standartlarını karşıladığı tescillendi. Artık lokomotifimizi hem AB&#039;ye hem de bütün dünyaya satabilme imkanına da sahip olduk.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turker-vangolu-borsada-islem-gormeye-basladi-85889</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 14:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türker Vangölü Borsa İstanbul&#039;da işlem görmeye başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türker Vangölü Enerji Yatırım AŞ (Türker VEYAŞ), Borsa İstanbul'da düzenlenen gong töreniyle "VEYAS" koduyla işlem görmeye başladı.</p>
<p>Şirketin gong töreni, Borsa İstanbul AŞ Genel Müdürü Korkmaz Ergun, Türkerler Holding Yönetim Kurulu Başkanı Kazım Türker, Türker VEYAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Papila ve çok sayıda davetlinin katılımıyla yapıldı.</p>
<p>Ergun, törendeki konuşmasında, Türker Vangölü Enerji Yatırım AŞ'nin yürüttüğü enerji dağıtım faaliyetleriyle üretim ve tüketim arasında kritik bir köprü görevi üstlendiğini söyledi.</p>
<p>Enerji dağıtım faaliyetlerinde güvenilirliğin ekonomik aktivitenin sürekliliği için çok önemli olduğunu dile getiren Ergun, "Türker Vangölü Enerji Yatırım AŞ, bölgesinin enerji altyapısına çok değerli yatırımlar yapıyor. Bugün ise borsamızda işlem görmeye başlayarak halka arzdan elde ettiği gelirle bu değerli yatırımlarını daha da artıracak." dedi.</p>
<p>Türkerler Holding Yönetim Kurulu Başkanı Kazım Türker de enerji üretimi, elektrik dağıtımı, gayrimenkul geliştirme, sağlık yatırımları, madencilik, inşaat, taahhüt ve turizme kadar geniş bir faaliyet alanında çalışmalarını sürdürdüklerini ifade etti.</p>
<p>Yatırımlarının Türkiye'nin geleceğine duydukları güvenin bir göstergesi olduğunu belirten Türker, halka arzını gerçekleştirdikleri Türker VEYAŞ'ın da bu anlayışın önemli temsilcilerinden biri olduğunu söyledi.</p>
<p>Türker, bölgeye sağladıkları elektrik dağıtım hizmetinin yanı sıra yaptıkları altyapı yatırımları, sundukları hizmet kalitesi ve yarattıkları istihdamla güçlü bir şirket olduklarını dile getirerek, halka arz sürecini Türkerler Holding'in gelecekteki büyüme ve kurumsallaşma stratejisinin önemli bir parçası olarak gördüklerini belirtti.</p>
<p><strong>"Yaklaşık 900 bin tüketiciye elektrik dağıtım ve perakende satış hizmeti sunuyoruz"</strong></p>
<p>Türker VEYAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Papila da bağlı ortakları Vangölü Elektrik Dağıtım AŞ (VEDAŞ), Vangölü Elektrik Perakende Satış AŞ (VEPSAŞ) ve LİNA ile Van, Muş, Bitlis ve Hakkari illerini kapsayan geniş bir coğrafyada faaliyet gösterdiklerini söyledi.</p>
<p>Yaklaşık 900 bin tüketiciye elektrik dağıtım ve perakende satış hizmeti sunduklarını ifade eden Papila, 2 bini aşkın çalışanlarıyla bölgenin enerji altyapısının gelişimine katkı sağladıklarını dile getirdi.</p>
<p>Papila, Türker VEYAŞ'ın hizmet verdiği bölgenin ekonomik ve sosyal gelişimine katkı sağlayan önemli bir elektrik dağıtım şirketi olduğuna, yaptıkları yatırımlarla enerji altyapılarını güçlendirdiklerine, hizmet kalitesini artırdıklarına ve operasyonel verimliliklerini geliştirdiklerine dikkati çekerek şunları kaydetti:</p>
<p>"Önümüzdeki dönemde elektrik şebekesinin yenilenmesi, altyapı yatırımlarının artırılması ve akıllı şebeke teknolojilerinin daha etkin şekilde devreye alınmasıyla şirketimizin hizmet kalitesini ve operasyonel gücünü daha da ileriye taşımayı hedefliyoruz. Bu noktada halka arzdan elde edeceğimiz kaynağın da büyüme ve stratejimiz açısından önemli bir katkı sağlayacağına inanıyoruz. Amacımız şebekemizi daha da güçlendirmek, yeni yerleşim alanlarının ve gelişen ekonominin enerji ihtiyacına daha güçlü cevap verebilmek, operasyonel kapasitemizi geliştirmek, teknolojiyi daha etkin kullanmak ve tüm bunları yaparken sürdürülebilir ve sağlıklı bir büyüme gerçekleştirmek."</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turker-vangolu-borsada-islem-gormeye-basladi-85889</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/9/1280x720/3466-1787232790.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa İstanbul&#039;da düzenlenen Türker Vangölü Enerji Yatırım AŞ&#039;nin gong töreninde konuşan Türker VEYAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Papila, &quot;Önümüzdeki dönemde elektrik şebekesinin yenilenmesi, altyapı yatırımlarının artırılması ve akıllı şebeke teknolojilerinin daha etkin şekilde devreye alınmasıyla şirketimizin hizmet kalitesini ve operasyonel gücünü daha da ileriye taşımayı hedefliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kik-ve-sgkden-yurt-disindan-ilac-tedariki-icin-is-birligi-85888</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 13:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> KİK ve SGK&#039;den yurt dışından ilaç tedariki için iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yurt dışından yapılacak beşeri tıbbi ürün ve bunlara ilişkin hizmet alımlarının elektronik ortamda yürütülmesine dair iş birliği protokolü imzalandı.</p>
<p>KİK'ten yapılan açıklamaya göre, protokol, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Başkanı Yunus Elitaş ile Kamu İhale Kurumu (KİK) Başkanı Hamdi Güleç tarafından imza altına alındı.</p>
<p>Protokolle yurt dışından beşeri tıbbi ürün alımları ve bu ürünlerin temin işlemlerine yönelik hizmet alımlarında şu kolaylıklar sağlanacak:</p>
<p>"İlan ve ihale dokümanlarının hazırlanması ve yayımlanması, teyit, bildirim ve tebligat işlemleri, doğrudan temin, elektronik ihale ve elektronik eksiltme adımları, dinamik alım sistemi ve ilerleyen süreçte geliştirilecek yeni modüller, doğrudan EKAP altyapısı üzerinden SGK'nin kullanımına sunulacak."</p>
<p>Açıklamada, özellikle kritik tedavilerde yurt dışından temin edilen ilaçlara yönelik zaman duyarlılığı nedeniyle, dinamik alım sisteminin protokolün odak noktasını oluşturduğunun altı çizilerek sisteme ilişkin şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Tedarikçi ön yeterlilik başvuruları ve yeterlilik değerlendirmeleri EKAP üzerinden tamamen dijital ortamda sonuçlandırılacak. Bürokratik işlem süreleri en aza indirilerek zaman kaybının önüne geçilecek. Tedarik zincirinde tam izlenebilirlik, şeffaflık ve güvenlik sağlanacak."</p>
<p>Gerçekleştirilen stratejik işbirliğiyle, kamu alımlarında dijital dönüşüm vizyonu güçlendirilirken, tıbbi ürünlerin, ihtiyaç sahiplerine, tedavilerini aksatmayacak hızda, kesintisiz ve güvenli bir şekilde ulaştırılmasına doğrudan katkı sunulacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kik-ve-sgkden-yurt-disindan-ilac-tedariki-icin-is-birligi-85888</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/ilaclar.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kamu İhale Kurumu ile SGK arasında yurt dışından yapılacak beşeri tıbbi ürün ve bunlarla ilgili hizmet alımlarının elektronik ortamda yürütülmesi için iş birliği protokolü imzalandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/turkiyenin-nufusu-86-milyon-320-bini-asti-85885</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 12:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye&#039;nin nüfusu 86 milyon 320 bini aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), üçer aylık dönemler için üretilen dönemlik nüfus istatistiklerini paylaştı.</p>
<p>Buna göre, 2025 yılı sonunda 86 milyon 92 bin 168 olan ülke nüfusu, bu yılın ilk 6 ayında 228 bin 434 kişi arttı. Nüfus, 1 Mayıs-1 Temmuz döneminde de 123 bin 904 kişi yükseldi.</p>
<p>Böylece ülke nüfusu, 1 Temmuz itibarıyla 86 milyon 320 bin 602 kişiye ulaştı.</p>
<p>Erkek nüfusun oranı yüzde 50,01 (43 milyon 170 bin 975 kişi), kadın nüfusun oranı yüzde 49,99 (43 milyon 149 bin 627 kişi) olarak kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/turkiyenin-nufusu-86-milyon-320-bini-asti-85885</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/nufus-istiklal-istanbul-kalabalik-1-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in verilerine göre Türkiye&#039;nin nüfusu, 1 Temmuz itibarıyla 86 milyon 320 bin 602 kişi oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/net-uyp-2-ceyrekte-eksi-4026-milyar-dolar-85884</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 12:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Net UYP 2. çeyrekte eksi 402,6 milyar dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), yılın ikinci çeyreğine ait Uluslararası Yatırım Pozisyonu (UYP) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye'nin net UYP'si ikinci çeyrek itibarıyla eksi 402,6 milyar dolar oldu.</p>
<p>Finansal türev işlemleri yeni bir kalem olarak yer almaya başlarken ikinci çeyrek itibarıyla bu sözleşmelerin net değeri eksi 4,3 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Bu dönem itibarıyla Türkiye'nin yurt dışı varlıkları, bir önceki çeyreğe göre yüzde 1,7 azalışla 404 milyar dolar, yükümlülükleri ise yüzde 3 artarak 806,7 milyar dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Yurt içi yerleşik gerçek kişilerin yurt dışı mevduat hareketleri için yapılan revizyon neticesinde, Varlıklar altındaki “Diğer Yatırımlar/Efektif ve Mevduatlar” kalemi, 2026 yılı birinci çeyreği itibarıyla 12,8 milyar dolar yukarı yönlü güncellendi.</p>
<p>Varlık kalemleri ikinci çeyrekte bir önceki çeyreğe göre incelendiğinde, doğrudan yatırımlar yüzde 3,2 artarak 81,2 milyar dolara yükselirken portföy yatırımları yüzde 11 azalarak 9,1 milyar dolar, diğer yatırımlar yüzde 2,7 azalarak 163,6 milyar dolara geriledi.</p>
<p>Aynı dönemde, bankaların yabancı para varlıkları yüzde 7 azalarak 49 milyar dolara, Merkez Bankasının rezerv varlıkları da yüzde 2,2 düşüşle 147,4 milyar dolara indi.</p>
<p>Portföy yatırımları alt kalemlerinden hisse senetleri ve yatırım fonu payları ikinci çeyrekte bir önceki çeyreğe göre yüzde 14,6 artarak 49,7 milyar dolar oldu.</p>
<p>Yükümlülükler alt kalemleri bir önceki çeyreğe göre incelendiğinde, doğrudan yatırımlar kalemi yüzde 0,6 azalışla 231,5 milyar dolar, portföy yatırımları yüzde 8,8 artarak 154,8 milyar dolar, diğer yatırımlar ise yüzde 2,9 artışla 413,4 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/net-uyp-2-ceyrekte-eksi-4026-milyar-dolar-85884</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/7/1280x720/net-uyp-martta-eksi-2701-milyar-dolar-oldu-1747821662.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın 2. çeyrek verilerine göre, Türkiye&#039;nin net Uluslararası Yatırım Pozisyonu eksi 402,6 milyar dolar oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tarimsal-girdi-fiyatlari-haziranda-aylik-yuzde-092-geriledi-85881</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 12:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarımsal girdi fiyatları haziranda aylık yüzde 0,92 geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), haziran ayına ait tarımsal girdi fiyat endeksi (Tarım-GFE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre endeks, haziranda bir önceki aya kıyasla yüzde 0,92 geriledi. Endeks, geçen yılın aralık ayına kıyasla yüzde 16,92, Haziran 2025'e göre yüzde 32,06 ve 12 aylık ortalamalara kıyasla yüzde 34,02 yükseldi.</p>
<p>Ana gruplarda bir önceki aya göre tarımda kullanılan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 1,20 azalış olurken tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 0,93 artış kaydedildi.</p>
<p>Geçen yılın aynı ayına göre tarımda kullanılan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 33,88, tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 21,49 yükseliş görüldü.</p>
<p><strong>Alt gruplar</strong></p>
<p>Yıllık Tarım-GFE'ye göre 9 alt grup daha düşük, 2 alt grup daha yüksek değişim gösterdi.</p>
<p>Haziranda yıllık bazda artışın en az olduğu alt gruplar, yüzde 20,47 ile malzemeler, yüzde 22,60 ile tarımsal ilaçlar oldu. Yıllık artışın en yüksek olduğu alt gruplar ise yüzde 50,99 ile gübre ve toprak geliştiriciler, yüzde 34,40 ile diğer mal ve hizmetler olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Aylık Tarım-GFE'ye göre 4 alt grup daha düşük ve 7 alt grup daha yüksek değişim sergiledi.</p>
<p>Haziranda bir önceki aya göre enerji ve yağlayıcılarda yüzde 2,61 azalış görülürken veteriner harcamaları yüzde 3,32 ile en az artış gösteren alt grup oldu.</p>
<p>Buna karşılık, aylık artışın en yüksek olduğu alt gruplar, yüzde 1,33 ile diğer mal ve hizmetler, yüzde 3,88 ile bina bakım masrafları olarak hesaplandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tarimsal-girdi-fiyatlari-haziranda-aylik-yuzde-092-geriledi-85881</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/6/1280x720/tarimsal-1777867750.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in haziran verilerine göre tarımsal girdi fiyat endeksi, yıllık bazda yüzde 32,06 arttı. Endeks aylık bazda ise yüzde 0,92 azaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-mazotta-attigimiz-son-adimla-kuresel-sokun-vatandaslara-yansimasini-sinirliyoruz-85887</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 12:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek: Mazotta attığımız son adımla küresel şokun vatandaşlara yansımasını sınırlıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, küresel motorin fiyatındaki gelişmeleri değerlendirdi.</p>
<p>Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, küresel enerji piyasalarında olağanüstü bir dönemden geçildiğini vurgulayan Şimşek, "Savaş dönemi zirvesine göre belirgin şekilde gerileyen ham petrol fiyatlarına rağmen taşımacılıktaki aksamalar ve rafineri kesintilerinin yol açtığı arz sıkışıklığı nedeniyle mazot fiyatları üzerindeki baskı sürüyor. Mazot Brent petrol marjı, uzun dönem ortalamasının yaklaşık 5 katına çıkarak varil başına 100 dolar seviyelerinde seyrediyor. Mazotta eşel mobil kapsamında attığımız son adımla, bu olağanüstü küresel şokun vatandaşlarımıza yansımasını sınırlıyor aynı zamanda bütçe disiplinini korumaya devam ediyoruz." ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-mazotta-attigimiz-son-adimla-kuresel-sokun-vatandaslara-yansimasini-sinirliyoruz-85887</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/1/1280x720/mehmet-simsek-1770707941.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mazot Brent petrol marjının, uzun dönem ortalamasının yaklaşık 5 katına çıkarak varil başına 100 dolar seviyelerinde seyrettiği belirten Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, &quot;Mazotta eşel mobil kapsamında attığımız son adımla, bu olağanüstü küresel şokun vatandaşlarımıza yansımasını sınırlıyor aynı zamanda bütçe disiplinini korumaya devam ediyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yurt-disi-ufe-temmuzda-yuzde-251-artti-85880</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yurt dışı ÜFE temmuzda yüzde 2,51 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class=""> </div>
<div class="card-text">
<div id="habericerikDiv3" class=" v3HaberIcerikDiv ltr">
<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), temmuz ayına ait Yurt Dışı Üretici Fiyat Endeksi (YD-ÜFE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, YD-ÜFE, temmuzda bir önceki aya göre yüzde 2,51, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 20,8, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 29,67 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 31,99 yükseldi.</p>
<p>Sanayinin iki sektörünün yıllık değişimlerine bakıldığında, madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 38,81, imalatta yüzde 29,5 artış görüldü.</p>
<p>Ana sanayi gruplarının yıllık değişimleri dikkate alındığında, ara mallarında yüzde 30,24, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 28,92, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 31,38, enerjide yüzde 77,63, sermaye mallarında yüzde 18,79 yükseliş gerçekleşti.</p>
<p>Sanayinin iki sektörünün aylık değişimleri ise madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 0,32 azalış, imalatta yüzde 2,55 artış olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Ana sanayi gruplarının aylık değişimlerine bakıldığında, ara mallarında yüzde 2,09, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 1,01, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 1,76, enerjide yüzde 13,22, sermaye mallarında yüzde 1,36 artış görüldü.</p>
<p> </p>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yurt-disi-ufe-temmuzda-yuzde-251-artti-85880</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/maden-is-makinesi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in temmuz verilerine göre Yurt Dışı Üretici Fiyat Endeksi, aylık bazda yüzde 2,51, yıllık bazda ise yüzde 29,67 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/beslerden-ilk-yarida-196-milyar-lira-ciro-85865</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 11:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Besler&#039;den ilk yarıda 19,6 milyar lira ciro</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Besler, 2026'nın ilk yarısına ait finansal sonuçlarını açıkladı. </p>
<p>Buna göre şirketin 2026'nın ilk yarısında brüt kârı 4,5 milyar lira, faiz, amortisman ve vergi öncesi kârı (FAVÖK) ise 2 milyar lira oldu.</p>
<p>Besler'in yılın ilk 6 ayında finansal performansını inovasyon, marka ve sürdürülebilir büyüme yatırımlarıyla desteklediği belirtildi. Şirketin konsolide cirosu, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7,6 artışla 19,6 milyar liraya ulaştı.</p>
<p>Besler, aynı dönemde 1,5 milyar lira ihracat geliri elde ederken işletme faaliyetlerinden 1,6 milyar lira nakit akışı sağladı.</p>
<p>Dondurulmuş gıda ve konserve kategorisinde SuperFresh, donuk fırıncılıkta DFU, yağ kategorisinde Bizim Yağ, Terem, Luna, Yayla, Sabah ve Halk, sürülebilir peynir kategorisinde Ülker Sürmix markalarıyla faaliyet gösteren şirket, yılın ilk yarısında toplam 30 yeni ürünü tüketicilerle buluşturdu. Bu ürünlerin 16'sı dondurulmuş gıda iş biriminde, 5'i yağ iş biriminde Türkiye pazarına yönelik sunulurken, ihracat pazarları ve Ev Dışı Tüketim (EDT) kanalında 9 yeni ürün satışa çıkarıldı.</p>
<p>Açıklamaya göre, yaklaşık 64 milyon tabakta yer alan ve 21 milyon haneye ulaşan Besler markalarından SuperFresh, yüzde 32 pazar payıyla dondurulmuş gıda kategorisindeki liderliğini sürdürdü. Markanın, premium pizza segmentindeki varlığını Pizza Napoliten ile güçlendirirken Frulove'u da portföyüne eklediği bildirildi.</p>
<p>Yağ kategorisinde ise Bizim Yağ ve Terem'in performansıyla yüzde 68 pazar payına ulaşıldı.</p>
<p><strong>EDT ve donuk fırıncılık satışları arttı</strong></p>
<p>Açıklamanın devamında şu bilgilere yer verildi:</p>
<p>"Besler, yılın ilk yarısında Ev Dışı Tüketim ve donuk fırıncılık alanlarında da büyüme kaydetti. Yağ kategorisindeki pastacılık ürünleri satışları geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 18, catering segmentindeki satışlar yüzde 10 arttı. Donuk fırıncılık iş kolundaki bake-off satışlarında ise yüzde 53 artış gerçekleşti. Şirket, tarım ve tedarik zincirinde verimliliği artırmaya yönelik akıllı tarım projesi SAFER'ın ikinci fazını da uygulamaya aldı. Emirdağ fabrikasında hayata geçirilen güneş enerjisi santrali (GES) yılın ilk yarısında faaliyete geçti. Besler ayrıca Avrupa İmar ve Kalkınma Bankasından (EBRD) 25 milyon euro tutarında uzun vadeli finansman sağladı. Finansmanın üretim altyapısının güçlendirilmesi, verimlilik yatırımlarının hızlandırılması, sürdürülebilirlik projelerinin desteklenmesi ve uzun vadeli büyüme stratejisinin ilerletilmesinde kullanılması planlanıyor."</p>
<p>Yıldız Holding Gıda Grubu Başkanı ve Besler CEO'su Mert Altınkılınç, yılın ilk yarısında inovasyon odakları ve disiplinli iş modelleriyle güçlü bir performans ortaya koyduklarını belirtti.</p>
<p>Yenilikçi ürünleri, verimlilik odaklı uygulamaları ve uzun vadeli yatırımları somut sonuçlara dönüştürdüklerini aktaran Altınkılınç, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu dönemde sağladığımız uzun vadeli finansman da büyüme yolculuğumuzu destekleyen önemli adımlardan biri oldu. Önümüzdeki dönemde üretim altyapımıza, verimliliğe, sürdürülebilirlik projelerine ve ihracat kapasitemize yatırım yaparak hem yurt içinde hem uluslararası pazarlarda büyümemizi kararlılıkla sürdüreceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/beslerden-ilk-yarida-196-milyar-lira-ciro-85865</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/9/1280x720/mert-altinkilinc-1774942245.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Besler&#039;in cirosunun 2026&#039;nın ilk yarısında 19,6 milyar liraya ulaştığı bildirildi. Besler CEO&#039;su Mert Altınkılınç, &quot;Önümüzdeki dönemde üretim altyapımıza, verimliliğe, sürdürülebilirlik projelerine ve ihracat kapasitemize yatırım yaparak hem yurt içinde hem uluslararası pazarlarda büyümemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/makine-ihracati-7-ayda-165-milyar-dolara-cikti-85871</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Makine ihracatı 7 ayda 16,5 milyar dolara çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Bu yıl ocak-temmuz döneminde makine ihracatı geçen yılan aynı dönemine göre yüzde 1.7 artarak 16.5 milyar dolara yükseldi. Bu dönemde ihracat miktar bazında gerilese de gelir yönündeki artış birim fiyattaki yüzde 9’luk yükselişten kaynaklandı. Yeni gelişen Suriye pazarında ise Türk makine sanayicisi, Avrupalı ve Çinli makinecilerin önünde liderliği ele geçirdi.</p>
<p>Ocak-temmuz dönemine ilişkin ihracat verilerini değerlendiren Makine İhracatçıları Birliği (MAİB) Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz, serbest bölgeler dahil toplam ihracatın yüzde 1.7’lik artışla 16.5 milyar dolara çıktığını bildirdi. Yılmaz miktar bazındaki düşüşe rağmen birim fiyattaki artışın, ihracattaki yükselişi getirdiğini belirtirken, en fazla ihracatın 2 milyar dolar ile Almanya’ya gerçekleştirildiğini vurguladı. ABD’ye yapılan ihracat da yüzde 28.9’luk artışla 1.4 milyar dolara çıktı.</p>
<p>Ocak-temmuz döneminde Suriye’ye yapılan ihracat geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 51.4 artarak 95 milyon dolara çıktı. Sıkıntılı dönemde Türk makine üreticisinin Suriye’yi terk etmediğini dile getiren Sevda Kayhan Yılmaz, ektörün pazar liderliğini Çin’in elinden aldığını söyledi.</p>
<p>İç savaş öncesinde yıllık ortalama 1,5 milyar dolarlık makine ithalatı gerçekleştirilen Suriye pazarında, 10 yılı aşkın süredir devam eden yıkıcı çatışmaların önemli bir potansiyelin israfına sebep olduğunu söyleyen Yılmaz, “Ancak ülkenin 2025’te yeniden toparlanma evresine girmesiyle birlikte; Suriye'nin toplam makine ithalatının önceki yılın iki katına çıkarak güçlü bir sıçrama yapması ve 378 milyon dolara ulaşması, sahadaki teknolojik yenilenme ve altyapı ihtiyacının ne denli bir ivme kazandığının somut kanıtı oldu” dedi. 2010 yılında Suriye pazarında 5’inci sırada yer alan Türk makine üreticisinin 2025’te 148 milyon dolarlık ihracatla Çin’i geride bıraktığının altını çizen Yılmaz, “Ancak pazarda metal, plastik, gıda ve tekstil makineleri başta olmak üzere kilit sanayi kollarında ihtiyaç artarken, Çinli ve Avrupalı üreticilerin pay kapma mücadelesi de alevleniyor. İç savaşın zorlu koşullarında dahi sahayı terk etmeyerek pazar liderliğini ele geçiren Türk makine sektörü için rekabet koşullarına uygun bazı yeni düzenlemeler gerekiyor” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Eximbank Suriye’yi riskli ülke kategorisinden çıkarmalı”</strong></p>
<p>Hükümetlerin çabalarıyla canlanan ticaret koridorları ve 10 milyar dolarlık ticaret hedefinin önemli bir zemin sunduğuna değinen Yılmaz,</p>
<p>“Suriye pazarında krizin tam ortasında elde ettiğimiz bu güçlü konumu koruyabilmemiz için rakiplerimizin devlet destekli agresif finansman hamlelerine karşı direncimizi sürdürebilmemiz gerekiyor” dedi.</p>
<p>Eximbank’ın risk sınıflandırmasında Suriye’nin en yüksek riskli grup olan 7’nci kategoride yer aldığına dikkat çeken Sevda Kayhan Yılmaz, “Bu durum ihracatçılarımızın karşısına önemli bir finansal ve bürokratik engel olarak yüksek prim oranlarını çıkarıyor. Alıcı Kredisi mekanizmasının kapalı olması da özellikle Avrupalı rakiplerimize ciddi bir finansman avantajı sağlıyor” şeklinde konuştu.</p>
<p>Yeniden imar bütçelerinin devreye girdiği yeni dönemde bu tip kısıtlayıcı uygulamaların hareket alanlarını daralttığını bildiren Yılmaz, “Suriye’nin, Eximbank nezdinde riskli ülkeler kapsamından çıkarılmasının tam zamanı olduğunu düşünüyoruz. İhracat kredi sigortası süreçlerinde esneklik sağlanması ve pazara özel Eximbank destek mekanizmalarının ivedilikle kurgulanması gerektiğine inanıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Suriye’nin ton başına alınan gümrük vergilerini 10 katına çıkarırken, Türk ürünlerine de Uzak Asya ürünleriyle aynı tarifeyi uygulamasının bazı alt sektörleri etkilediğini belirten Sevda Kayhan Yılmaz, “Ayrıca doğrudan bankacılık kanalları çalışmadığı için ülkemize döviz büroları üzerinden yapılan transferler, ihracatçının döviz dönüşüm desteklerinden mahrum kalmasına yol açıyor. Bunların çözümsüz konular olmadığını, Bakanlıklarımızın kademeli bir şekilde çözüm için çabaladığının farkındayız” dedi.</p>
<p>Yılmaz, Ağustos sonunda düzenlenecek 63’üncü Şam Uluslararası Fuarına titizlikle hazırlandıklarını kaydederek, burada Suriyeli firmalarla birebir görüşmeler yapacaklarını anlattı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/makine-ihracati-7-ayda-165-milyar-dolara-cikti-85871</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/9/1280x720/sevda-kayhan-yilmaz-1784374880.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Makine İhracatçıları Birliği Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz, serbest bölgeler dahil toplam ihracatın yüzde 1.7’lik artışla 16.5 milyar dolara yükseldiğini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantepli-ciftcilere-tarimsal-destek-ve-uygulamalar-anlatildi-85872</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gaziantepli çiftçilere tarımsal destek ve uygulamalar anlatıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin iş birliğinde tarımda yapılan desteklerin ve yeni uygulamaların anlatıldığı Tarımsal Destekler ve Krediler Bilgilendirme Toplantısı düzenlendi.</p>
<p>Tarımsal üretimin gelişmesi ve sürekliliğin sağlanması için kurumların yaptığı destekler ile uygulamaların anlatıldığı toplantı, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ile Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü önderliğinde yapıldı. Gaziantep Şehir Tiyatrosu Onat Kutlar Salonu’nda tarımın bütün taraflarının katıldığı toplantıda tarımsal destekler, kredi ve finansman imkanları, güncel destek programları, sektör iş birliği ve gelişim üzerine sunumlar ile konuşmalarla üreticiler bilgilendirildi, merak ettikleri sorular yanıtlandı. Programda ayrıca Büyükşehir Belediyesi Sürdürülebilir Tarım ve Kırsal Kalkınma Daire Başkanı Kenan Seçkin, yaptığı sunumda kurum olarak yapılan mazot desteği, Çiftçi Kart, Can Suyum Projesi, fide, tohum, gübre dağıtımı ile modern tarımsal sistemlerin yaygınlaştırılmasına yönelik uygulamalar başta olmak üzere birçok alanda yapılan projeler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a86e47254295-1787225202.JPG" alt="" width="700" height="493" /></p>
<p><strong>“Şehri yeşil ekonomiye dönüştüren bütün çiftçilerimizin ellerinden öpüyorum”</strong></p>
<p>Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin yaptığı konuşmada tarımda finansa ulaşımla ilgili yapılan toplantılar sonucu raporlamaların yapılması amacıyla toplanıldığını belirterek şunları söyledi: “Artık büyük balık, küçük balığı yutmuyor, hızlı balık hepsini yutuyor. Emanetin emin ellerde olması için hukuksal kapasitemizi güçlendirmemiz, önem verdiğimizi anlatmak için belediyemizde bir birim oluşturmamız gerekiyordu. Tarımda çok dağınığız kimden ne kadar destek geldiğini bilmiyoruz. Hızlı hareket edemiyoruz. Gereğini yaparak bu çabanın boşa gitmemesini sağlamalıyız. Bu çaba berekete, rahmete dönüşmeli. Güçlü üretici, güçlü tarım, güçlü Gaziantep, güçlü Türkiye, mutlu dünyaya dönüşmeli. Güç dediğim şey para gücü değil. İman gücü, akıl gücü, birlik ve beraberlik gücü, birbirimizi gerçekten sevmenin gücü. Ben toprakla uğraşan alın teriyle soframıza lezzet getiren şehri yeşil ekonomiye dönüştüren bütün çiftçilerimizin ellerinden öpüyorum.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a86e48421d8f-1787225220.JPG" alt="" width="700" height="494" /></p>
<p><strong>“Gördüklerim karşısında çok mutlu oldum”</strong></p>
<p>Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü Tarımsal Bankacılık Grup Başkanı Kemalettin Bayat, yaptığı konuşmada yapılan çalışmalar ve hizmetler hakkında bilgi vererek, “Bildiğiniz üzere ülkemiz aslında coğrafi kurumu, üretim kültürü, genç nüfusu ve sahip olduğu potansiyelle tarımsal üretimde önemli bir ülke konumundadır. Tabii potansiyeli ortaya çıkarmak verimli işletmeler, sürdürülebilir üretim modelleri ve güçlü finansal destek mekanizmalarıyla mümkündür. İlk kez görüyorum. Yani gerçekten tarım çok önemli ama bunu bir belediye başkanlığı bünyesinde bu kadar bilim kurarak arıcılıktan hayvanların su ihtiyaçlarına meradaki suya kadar düşünüp planlamalarından gerçekten de çok mutlu oldum. Bugün ekip olarak buraya geldiğimizde Gaziantep'te tarımın tüm taraflarının aynı masada bulunduğu, doğrudan iletişim kurabildiği ve sahadaki ihtiyaçların birebir ele alındığı bir alan olarak görüyoruz” açıklamasında bulundu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a86e49464d30-1787225236.JPG" alt="" width="700" /></p>
<p>İl ve Tarım Müdürü İbrahim Sağlam yaptığı konuşmada Antep Model’ini tanımlayarak, “Gaziantep'te Çiftçi Kayıt Sistemi’ne (ÇKS) kayıtlı 48 bin 800 çiftçimiz var. Bunun yanında 30 bin civarı Arı Kayıt Sistemleri’ne (AKS) kayıtlı çiftçimiz var. Bunların tüm sorunlarıyla alakalı sadece buradaki kredilendirme değil, arazide ne kadar problem varsa bütün çalışmalarda biz kurumların tamamı tek vücut olduk. Antep modeli diye isimlendiriyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Konuşmalar ve katılımcıların merak ettiği soruların yanıtlanmasının ardından toplu fotoğraf çekimi ile program sonlandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantepli-ciftcilere-tarimsal-destek-ve-uygulamalar-anlatildi-85872</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/2/1280x720/gaziantepli-ciftcilere-tarimsal-destek-ve-uygulamalar-anlatildi-1787225254.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarımsal Destekler ve Krediler Bilgilendirme Toplantısı&#039;nda konuşan Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, tarımda finansa ulaşımla ilgili yapılan toplantılar sonucu raporlamaların yapılması amacıyla toplanıldığını belirterek, “Artık büyük balık, küçük balığı yutmuyor, hızlı balık hepsini yutuyor. Emanetin emin ellerde olması için hukuksal kapasitemizi güçlendirmemiz, önem verdiğimizi anlatmak için belediyemizde bir birim oluşturmamız gerekiyordu. Tarımda çok dağınığız kimden ne kadar destek geldiğini bilmiyoruz. Hızlı hareket edemiyoruz. Gereğini yaparak bu çabanın boşa gitmemesini sağlamalıyız.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dijital-donusumde-yanlis-sorunun-pesindeyiz-85843</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 09:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Dijital dönüşümde’ yanlış sorunun peşindeyiz!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Artık model tartışmaları bitti, nitelik tartışmaları dönemine girdik. Teknolojinin, dijital dönüşümün yadsınması gibi bir yaklaşım söz konusu bile değil. Yapay zekanın devreye girmesiyle ili birlikte de artık konu inanılmaz hızlandı. Öncelikle bu hıza nasıl yetişeceğiz ve dönüşümün neresinden başlayacağız? Farklı fikirlar, farklı yaklaşımları zaman zaman yazıyorum. Şunu söylemek lazım, artık her dönüşüm ‘şirkete özel’ bulunduğunuz sektör, şirketinizin konumu her şeyi etkiliyor. Tabii ‘kültür’ de kritik bir gelişim noktası… Esnek, çevik dediğimiz konular tamamen kültür yapısıyla ilgili.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a869e8703230-1787207303.jpeg" alt="" width="720" height="405" /></p>
<p>Kısaca bugün kurumların önündeki temel soru, teknolojiyi kullanıp kullanmayacakları değil; bu teknolojiyi ne kadar doğru, güvenilir ve ölçülebilir bir değer üretim modeline dönüştürebilecekleri. Biraz verilere de bakarsak, küresel teknoloji harcamalarının 2026 yılında 6,3 trilyon dolara ulaşması beklenirken, Türkiye’de de teknoloji sektörü 2,1 trilyon TL’lik devasa bir büyüklüğe ulaşmış durumda. Ancak bu rakamların arkasında, özellikle yapay zeka ve dijital dönüşüm projelerinde %50’yi aşan bir başarısızlık oranı gerçeği var. TesterYou Kurucusu Barış Sarıalioğlu ile sohbetimizde aslında bu eksen üzerinde konuştuk, sohbet birbirini teyit eden fikirlerle ilerledi. Türkiye’nin dijital karnesini, kurumların yaptığı temel hataları ve "uzay mekiğine terlikle binme" paradoksunu ele aldık!</p>
<p><strong>TesterYou geleceğin şirketlerinden</strong></p>
<p>Öncelikle Barış Sarıalioğlu’nun kurucusu olduğum TesterYou’dan başlayalım. Kendi alanın çok önemli bir ‘niş’ şirket. Bu düzeyde örneği de oldukça az… TesterYou, 2018 yılında Türkiye’de kurulmuş, teknoloji odaklı bir danışmanlık ve eğitim şirketi. Ana alanı yazılım testi ve kalite güvencesi alanında uzmanlaşmış olmak. Tabii dijital dönüşüm, çevik dönüşüm (Agile), kullanıcı ve müşteri deneyimi, teknoloji eğitimi ve sertifikasyon alanlarında hizmet veriyor. Yani yeni ekonominin, yeni nesil şirketlerinden.</p>
<p>Sarıalioğlu, “Kendimizi, sadece bir teknoloji ya da yazılım şirketi olarak değil; kurumların dijital yolculuğuna eşlik eden “Teknoloji ve Dijital Süreç Ortağı” olarak tanımlıyoruz. Aynı zamanda, kullanıcı odaklı düşünme, sürekli öğrenme ve sürdürülebilir kalite anlayışıyla hem bireylere hem de kurumlara ölçülebilir değer sunmayı hedefliyoruz. TesterYou, yazılım testi ve kalite güvencesi alanında Türkiye’de öncü bir konuma sahip. uluslararası kuruluşlardan akredite eğitimler sunan sayılı kurumlardan biri olarak, sektöre hem bilgi hem de yetkin insan kaynağı kazandırıyoruz. Sunduğumuz danışmanlık ve eğitim hizmetleriyle yalnızca yerel pazarda değil, aynı zamanda Avrupa başta olmak üzere farklı coğrafyalarda da aktif rol üstleniyoruz. Bankacılık, sigorta, e-ticaret, savunma ve yüksek teknoloji gibi kritik sektörlerde edindiğimiz deneyimle, yazılım test süreçlerinin olgunlaştırılması ve dijital kalite kültürünün yaygınlaştırılması konusunda sektöre yön veren aktörlerden biriyiz”. diyor. TesterYou 10 ülkede yaklaşık 50’yi aşkın kurumla çalışmış ve genel iş kapasitesinin yüzde 40’ı yurtdışından gelmiş.</p>
<p><strong>Teknolojiye Problem Aramak: En Büyük Stratejik Hata</strong></p>
<p>Gelelim dönüşüm evrenine! Evren diyorum çünkü gerçekten ucu bucağı yok. Panik olmayalım, nasıl ilerlemek gerektiğiyle ilgili neleri konuştuk bir bakalım. Sonuçta bundan kaçışımız yok. Bundan sonra bu dönüşümün kilit noktası ‘sürdürülebilir’ olması. Barış Sarıalioğlu’na göre Türkiye’deki projelerin en büyük başarısızlık sebebi, teknoloji merkezli düşünmek. Kurumlar genellikle "Elimizde bu teknoloji var, bununla ne yapabiliriz?" sorusuna yanıt arıyor. Sarıalioğlu bu durumu şu sözlerle özetliyor: <strong>"Biz teknolojiye problem arıyoruz; oysa problemimize teknoloji aramamız lazım.</strong> Tedarik zincirindeki bir sıkıntıdan, üretim bandındaki bir dertten veya karar alma süreçlerindeki yavaşlıktan yola çıkılmadığında, teknoloji sadece "smart" görünmek için kullanılan bir etikete dönüşüyor”.</p>
<p>Bu yaklaşım hatası, beraberinde verimsizliği getiriyor. Sarıalioğlu’nun <strong>"uzay mekiğine terlikle binmek"</strong> olarak tanımladığı bu durumda, en ileri teknolojiler satın alınsa bile analog alışkanlıklar terk edilmiyor. Örneğin, bekleme süresini minimize etmek için tasarlanan yeni nesil asansörlerin başına, sistemi anlamayanlar için bir görevli yerleştirilmesi, Türkiye'deki dijitalleşme çelişkisinin en somut örneği olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p><strong>Veri Sahipsizliği ve "Yüzde 20" Çıkmazı</strong></p>
<p>Dijital dönüşümün ve yapay zekanın kalbi olan veri konusunda da ciddi bir yönetişim problemi yaşanıyor. Büyük bankalar ve kurumsal devler bile verinin kime ait olduğu konusunda zaaf yaşıyor. Sarıalioğlu, bankaların canlı ortamda yüzlerce terabayt verisi olmasına rağmen, "Bu verinin sahibi hangi iş kolu?" denildiğinde herkesin birbirinin yüzüne baktığını belirtiyor.</p>
<p>Sarıalioğlu, “Araştırmalar, dünyadaki kurumların ellerindeki verinin sadece <strong>%20'sine hakim olduğunu</strong> ve bu veriden katma değer çıkarabildiğini gösteriyor. Kalan %80'lik alan ise atıl bekliyor. Veri sınıflandırma süreçlerinin yeni yeni birebir düzeye inmeye başladığı bu dönemde, nitelikli veriye sahip olmayan bir kurumun yapay zekadan gerçek bir fayda sağlaması imkansız” diyor.</p>
<p>Türkiye'nin Dijital Dönüşüm Endeksi puanı 5 üzerinden 3,13 seviyesinde. Ancak bu rakam homojen bir yapıyı temsil etmiyor. Sarıalioğlu, “Türkiye’yi ‘İstanbul’daki finans merkezi’ ve ‘Anadolu’daki sanayi kolları’ olarak ikiye ayırıyor. Büyük gruplarlar dijitalleşmenin göbeğindeyken; KOBİ düzeyindeki işletmeler risklerden kaçınarak konfor alanlarını terk etmekte zorlanıyor” diyor.</p>
<p><strong>Yapay zeka hızı, kalite sorunu oluşturdu</strong></p>
<p>Yazılım geliştirme süreçlerinde yapay zeka kullanımı %90 seviyelerine çıksa da, üretilen çıktıya duyulan güven sadece %24 düzeyinde kalıyor. Bu noktada TesterYou’nun sunduğu yazılım testi ve kalite güvencesi hizmetleri kritik bir önem kazanıyor. Sarıalioğlu, yapay zekanın hızı artırabileceğini ancak bu hızın beraberinde daha güçlü bir doğrulama ve kalite mühendisliği gerektirdiğini vurguluyor.</p>
<p>TesterYou, sadece Türkiye'de değil; Almanya'dan Portekiz'e kadar 10'dan fazla ülkede teknoloji ihracatı yaparak bu kalite kültürünü yaygınlaştırmayı hedefliyor… Şirketin sunduğu uluslararası akredite eğitimler, sektördeki yetkin insan kaynağı açığını kapatmayı hedefliyor.</p>
<p><strong>Aslında </strong>Türkiye için çıkış yolu; teknolojiyi klonlamak veya moda olduğu için peşinden koşmak değil; kendi özgün problemlerimizi çözecek, veriye dayalı ve kalite odaklı bir "problem-to-tech" modelini benimsemekten geçiyor.</p>
<p><strong>Küresel teknoloji yatırımlarında AI etkisi büyüyor</strong></p>
<p>Gartner'ın Nisan 2026 tarihli güncel tahminine göre, dünya genelindeki bilgi teknolojileri harcamalarının 2026 yılında 6,31 trilyon dolara ulaşması bekleniyor. Bu rakam, 2025 yılına kıyasla %13,5 büyüme anlamına geliyor. Burada özellikle dikkat çekici olan nokta, büyümenin önemli bölümünün yapay zeka altyapısı ihtiyacından kaynaklanması. Veri merkezi sistemleri harcamalarının 2026 yılında %55,8 artarak yaklaşık 788 milyar dolara ulaşacağı öngörülüyor.</p>
<p>Bu veri bize şunu söylüyor: Yapay zeka artık yalnızca kurumların kullandığı bir uygulama ya da çözüm seti olarak görülmüyor. Yapay zekanın ihtiyaç duyduğu işlem gücü, veri merkezi kapasitesi, ağ altyapısı ve kurumsal entegrasyonlar, teknoloji yatırımlarının yönünü doğrudan belirliyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dijital-donusumde-yanlis-sorunun-pesindeyiz-85843</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘Dijital dönüşümde’ yanlış sorunun peşindeyiz! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/iran-savasi-avrupaya-sicrayacak-endisesi-85833</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 08:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘İran savaşı Avrupa’ya sıçrayacak’ endişesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a8692e13fc63-1787204321.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>İran ile ABD arasındaki gerilim yeni bir eşiğe taşınırken, çatışmanın Avrupa'ya sıçrama ihtimali yeniden gündeme geldi. Financial Times'ın İran yönetimine yakın iki kaynağa dayandırdığı haberine göre Tahran, ABD Başkanı Donald Trump’ın savaşı yeniden tırmandırması halinde Avrupa’daki ABD askeri varlıklarına saldırı seçeneklerini değerlendiriyor. İncelenen hedefler arasında Güneydoğu Avrupa’daki ABD tesisleri, özellikle de Bulgaristan ve Kıbrıs’taki Amerikan varlıkları bulunuyor.</p>
<p>Bulgaristan’ın Bezmer Hava Üssü’nün geçen ay ABD yakıt ikmal uçaklarının kullanımına açılması, ülkeyi Tahran’ın değerlendirmelerinde öne çıkarmış görünüyor. Kıbrıs da mart ayında bir İngiliz üssünün İHA saldırısına maruz kalmasının ardından potansiyel hedefler arasında değerlendiriliyor. İran’ın ayrıca Hürmüz Boğazı’ndaki denizaltı fiber optik kablolarına yönelik saldırı seçeneklerini incelediği aktarılıyor. Ancak Financial Times’ın haberindeki bilgilerin bağımsız olarak doğrulanmadığı da belirtiliyor.</p>
<h2>Tahran: Misilleme Orta Doğu’dan </h2>
<p>Avrupa’ya kayar İran'ın mesajının temelinde, ABD'nin İran topraklarına yönelik yeni bir saldırısına karşı misillemenin yalnızca Orta Doğu ile sınırlı kalmayacağı uyarısı bulunuyor. Tahran açısından Avrupa’daki Amerikan üsleri, doğrudan Avrupa ülkeleri olmaktan çok ABD'nin bölgedeki askeri operasyonlarına destek sağlayan unsurlar olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>Bu nedenle İran’ın olası bir Avrupa saldırısının hedefi, ilk aşamada Avrupa’nın kendisinden ziyade Avrupa topraklarındaki ABD askeri altyapısı olabilir. Ancak böyle bir saldırının Avrupa topraklarında gerçekleşmesi, çatışmanın siyasi ve askeri sonuçlarını kaçınılmaz biçimde büyütecek.</p>
<h2>Hürmüz tıkanıklığı sürüyor </h2>
<p>Diplomatik kanal da şu aşamada zayıflamış durumda. Trump, Tahran’la devam eden veya planlanan herhangi bir görüşme olmadığını açıklarken, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması konusunda da gerilim sürüyor. ABD-İran arasında daha önce sağlanan mutabakatın karşılıklı ihlal suçlamaları sonrasında bozulması, yeni bir müzakere zemini oluşturulmasını zorlaştırıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İran’ın vurulma senaryosu gerçekçi mi?</span></h2>
<p>Aylar önce Avrupa Terörle Mücadele ve İstihbarat Çalışmaları Merkezi tarafından yayımlanan ve Euronews tarafından aktarılan analiz, bugünkü tehdidi değerlendirmek açısından yeniden önem kazanıyor. Analize göre ; </p>
<p>● İran'ın uzun menzilli füze, seyir füzesi ve İHA kapasitesi Avrupa'nın güney ve doğu kesimlerinin önemli bölümünü teorik olarak kapsıyor. <br />● İran'ın Khorramshahr sınıfı balistik füzelerinin, savaş başlığı ağırlığı azaltıldığında yaklaşık 3.000 kilometreye kadar ulaşabildiği belirtiliyor. Bu menzil, Atina, Sofya ve Bükreş gibi kentleri kapsıyor. <br />● Daha yüksek menzil senaryolarında Viyana, Roma ve Berlin’e kadar uzanıyor. Shahed-136 tipi İHA'ların menzilinin 2.500 kilometreye, Soumar ve türevlerinin de yaklaşık 2.000-3.000 kilometreye ulaşabildiği değerlendiriliyor. <br />● Ancak menzil, tek başına etkili saldırı kapasitesi anlamına gelmiyor. Uzun mesafede füze isabet oranı, hedefleme kapasitesi, elektronik harp koşulları ve hava savunmasının aşılması ciddi sorunlar yaratıyor. Nitekim Financial Times’ın güncel değerlendirmesinde de İran’ın uzun menzilli saldırı kapasitesinin geçmişte sınırlı sonuçlar verdiğine, buna karşılık son dönemdeki bazı saldırıların Tahran’ın hassas vuruş kapasitesinin geliştiğini gösterdiğine dikkat çekiliyor.</p>
<p><strong>Ucuz İHA’lar </strong></p>
<p>● Bununla birlikte İran’ın elindeki tehdit yalnızca balistik füzelerden ibaret değil. Daha yavaş ancak düşük maliyetli İHA sürüleri, seyir füzeleri, siber saldırılar ve denizcilik sabotajları Avrupa’nın karşı karşıya kalabileceği daha geniş bir hibrit tehdit tablosu oluşturabilir. <br />● NATO da hibrit tehditleri siber saldırılar, dezenformasyon, ekonomik baskı ve örtülü operasyonlar dahil olmak üzere geniş bir çerçevede tanımlıyor.</p>
<p><strong>NATO cevap verirse krizin boyutu değişir </strong></p>
<p>● İran'ın bir NATO üyesinin topraklarını doğrudan vurması halinde krizin boyutu tamamen değişir. <br />● NATO’nun 32 üyesi bulunuyor ve ittifakın temel prensibi, bir üyeye yönelik silahlı saldırının ortak savunma yükümlülüğünü gündeme getirmesi. Ancak ABD’nin Avrupa’daki bir askeri tesisinin hedef alınması ile bir NATO ülkesinin doğrudan hedef alınması arasında hukuki ve siyasi açıdan önemli fark bulunuyor. <br />● NATO’nun balistik füze savunma sistemi, Avrupa’daki müttefik nüfuslarını, topraklarını ve kuvvetlerini balistik füze tehdidine karşı korumayı amaçlıyor. *İran’ın Avrupa’daki bir ABD tesisine saldırması halinde ilk tepkinin hava savunmasının güçlendirilmesi, istihbarat paylaşımının artırılması ve hedeflerin korunmasına yönelik askeri tedbirlerin yoğunlaştırılması olması beklenebilir. Saldırının bir NATO ülkesine yönelik doğrudan silahlı saldırıya dönüşmesi ise siyasi istişareleri ve ortak savunma mekanizmalarını çok daha sert biçimde gündeme getirebilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Avrupa için asıl risk hibrit savaş</span></h2>
<p>Avrupa açısından İran tehdidinin en kritik boyutlarından biri, doğrudan füze saldırısından daha düşük eşikli yöntemler olabilir. Daha önceki analizlerde İran'ın Avrupa'da muhalifler ve kritik altyapıya yönelik örtülü operasyonlar, siber saldırılar ve sabotaj kapasitesine dikkat çekilmişti. Bu senaryoda enerji tesisleri, limanlar, denizcilik altyapısı ve iletişim sistemleri öne çıkabilir. Hürmüz Boğazı’ndaki denizaltı fi ber optik kablolarının hedef alınmasının değerlendirilmesi de Tahran’ın çatışmayı yalnızca askeri tesislerle sınırlamayan bir yaklaşım geliştirebileceğine işaret ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/iran-savasi-avrupaya-sicrayacak-endisesi-85833</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/3/1280x720/56-1787204656.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tahran’ın ABD ile çatışmanın yeniden tırmanması halinde Avrupa’daki Amerikan askeri hedeflerini vurmayı değerlendirdiği iddia ediliyor. Bulgaristan ve Kıbrıs öne çıkarken, analizler İran&#039;ın Avrupa&#039;ya ulaşabilecek füze ve İHA kapasitesi olduğuna dikkat çekiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/9-sirket-satislarini-yuzde-30-buyuttu-585-milyarlik-hacim-zirvedeydi-85832</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 08:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> 9 şirket satışlarını yüzde 30 büyüttü, 585 milyarlık hacim zirvedeydi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Hizmet sektöründe altı aylık döneminde 9 şirket satışlarını %30’un üzerinde artırdı. THY, 585 milyar TL’yi aşan satış tutarıyla hacim bazında tepede yer alıyor. İki enerji şirketi satışını ikiye katlayarak en hızlı büyüyenler olurken, artan cironun kâra dönüştüğünü görebilmek önemli.</strong></p>
<p>Şimdilerde yatırımcıların odağında altı aylık mali tablolar öne çıkıyor. Hizmet sektöründe Türk Hava Yolları ve BİM milyarlarca liralık gelirle öne çıkarken, Arf Bio ve Masfen Enerji cirosunu %100’ün üzerinde büyüten iki firma konumunda bulunuyor. Firmaların gelirleri ise yatırımcıların yakından takip ettiği kalemlerin başında geliyor. Ancak sadece ciro büyümesine bakıp maliyetleri göz ardı etmek yanıltıcı olacaktır. Satışını artıranların günün sonunda kârını büyütmesi kadar zarar etmesi de olası. Yatırımcıların işlem yapmadan önce vitrindeki satış kadar kasanın durumuna da bakması gerekiyor.</p>
<h2>Satışı büyütürken zarar yazdı</h2>
<p>Ocakta borsaya gelen Arf Bio, altı aylık dönemde satışlarını %162 artırarak 304,3 milyon TL’ye taşıdı. Gelirdeki hızlı büyümeye rağmen giderlerinin daha hızlı büyümesi esas faaliyetlerinden zarara dönmesine yol açtı. Buna artan finansman gideri de ilave olunca dönem sonunu 53,5 milyon TL zararla kapattı. Hissenin fiyatı gerilerken ilk işlem seviyelerine yaklaştı. Satışlarını %100 artırarak 2,5 milyar TL’ye çıkaran Masfen Enerji, hizmet sektöründe gelirini en fazla artıran ikinci firma konumunda; dönem sonu net kârı %107 arttı. Romanya’daki 25 milyon euroluk anlaşma geliri destekleyecek. Hisse, 30 Temmuz günü 50,20 TL ile borsada ilk işlemine başlarken şimdilerde açılış seviyesinin altında duruyor.</p>
<h2>Beklentiyi yukarı çekti</h2>
<p>Enerjisa, altı aylık dönemde gelirini %6,96 düşürerek 117 milyar TL seviyesine geriletse de hizmet sektöründe en yüksek satışı yapanlar arasında yer alıyor. İlk yarıda 24,1 milyar TL faaliyet geliri elde eden firmanın yıl sonu faaliyet geliri beklentisi ise 85 milyar TL düzeyinde. Enerjisa, kâr hedefini ise 11-13 milyar TL’den 13-15 milyar TL’ye yükseltti.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a869255466b8-1787204181.png" alt="" width="999" height="526" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>AKTİF Mİ, PASİF Mİ?</strong></p>
<p><strong>Aktif yatırım</strong>; yüksek getiri, esneklik, fırsat, risk yönetimi, dinamiklik. Yüksek maliyet, yönetici riski, istikrarsız sonuç, zaman tüketimi, baskı.</p>
<p><strong>Pasif yatırım</strong>; düşük maliyet, çeşitlendirme, konfor, piyasa garantisi, disiplin. Sınırlı kazanç, manevra eksikliği, köpük riski, uzun bekleme süresi.</p>
<p><strong>Aktiflerinin %86’sına denk gelen bir alımın altına girdi. Bedeli bir yılda ödeyecek</strong></p>
<p>Denge Yatırım Holding satın aldığı maden şirketinin ödemesini nasıl yapacak? ● Cem Ketenci</p>
<p>Cem, Denge Yatırım Holding, geçtiğimiz haziranda SB Çelik Madencilik’in %9,26 payını 1,75 milyar TL’ye satın aldı. Ödemenin en geç Ağustos 2027 sonuna kadar yapılması gerekiyor. Bedelin tamamının peşin ödenmemesi şirkete önemli bir kolaylık sağlamış olsa da finansman kaynağı hakkında bilgi vermedi. Tutar, aktif toplamının %85,88’ine denk gelirken firma açısından oldukça önemli bir yatırım anlamına geliyor. Son iki yıldır zarar eden şirket, ilk çeyrekte de zarar üretmeye devam etti. Son bilançosuna göre birikmiş geçmiş yıl zararı 1,3 milyar TL oldu.</p>
<p><strong>Zincir marketlere soğuk zincir lojistiğiyle ürün sağlayan fi rmanın %50,3 payını aldı</strong></p>
<p>Ulaşlar Turizm ne gibi bir beklentiyle Künye Gıda’nın yarısını satın aldı? ● Zafer İnci</p>
<p>Zafer, Ulaşlar Turizm, gıda perakendeciliğindeki konumunu güçlendirmek ve mevcut faaliyetleriyle sinerji yaratabilmek amacıyla Künye Gıda’nın %50,30 payını satın aldı. Firmanın bu yatırımdan temel beklentisi, halihazırda yurt içinde 80 perakende zincir markete soğuk zincir lojistiğiyle ürün sağlayan Künye Gıda’nın potansiyelini konsolide bilançosuna entegre etmek olarak değerlendirmeli. Atılan adımla birlikte Şirket, mevcut operasyonel hacmiyle beraber cirosunu ve kârlılığını çok daha güçlü ve sürdürülebilir şekilde artırmayı hedefl iyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>BTZ hisse senedi fonu büyük hisselerden uzak durarak bir yılda %16 yükseldi</strong></p>
<p>Atlas Portföy’ün idaresindeki BIST 30 Dışı Şirketler Hisse Senedi Fonu (BTZ), iki yılı aşkın süredir işlem görüyor. Fon şubatta en yüksek 1,35 TL’yi görürken sonrasında geriledi. Mayısta tekrar zirvesine yönelse de aşamadan tekrar yönü aşağı döndü. Zayıf bir seyir izleyen BTZ’nin hacmi son iki ayda arttı. Ağustosta büyüklüğü 7,52 milyon TL’ye yükseldi. Şimdilerde fona yönelen nakit 893 bin TL seviyesinde. Yatırımcı sayısı sınırlı da olsa azalırken ağustosta 193 kişiye indi. Stratejisi, BIST 30 Endeksi dışındaki hisselere yatırımda bulunmak üzerine kurulu. Portföyün %89,46’sı hisse senedi ve %6,78’i BYF katılma paylarından oluşuyor. BIST 30 hisse dışı fırsatlardan yararlanmak isteyenlere hitap ediyor. Yıllık bazda %15,7 kazanç sağlayan BTZ, aynı sürede %29,9 yükselen BIST 100 Endeksinin gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>İş Bankası, piyasadan %42,22 bileşik faizle 2,4 milyar lira borçlandı</strong></p>
<p>İş Bankası, 17.08.2026 tarihinde nitelikli yatırımcılara yönelik finansman bonosu ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 2.400.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %38,50, bileşik faizi ise %42,22 olarak belirlendi. 182 gün vadeli bononun vadeye isabet eden faizi %19,20 düzeyinde. Bononun itfa tarihi 18.02.2027 olarak açıklandı. 18 Ağustos itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,83 seviyesinde bulunuyor. İş Bankası’nın verdiği %38,50 basit faiz oranı, TLREF’in 1,33 puan altında kalıyor. Oran, piyasa koşullarında kendisi için makul bir seviye olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, bankanın kısa vadeli likidite ihtiyacını karşılarken, bono piyasada TRFTISB22714 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a86921c14252-1787204124.png" alt="" width="981" height="243" /><strong>LİNK BİLGİSAYAR</strong></p>
<p><strong>Bulut tabanlı platforma Ziraat Katılım’ın bankacılık altyapısını entegre etti</strong></p>
<p>Link Bilgisayar, bulut tabanlı ERP platformunu kapsamlı bir teknoloji ekosistemine dönüştürüyor. Bu doğrultuda, Ziraat Katılım ile yürüttüğü iş birliğinde önemli bir aşamayı tamamladı. Entegrasyon sayesinde, firmaların vergi ve SGK ödemeleri doğrudan program içinden Ziraat Katılım altyapısıyla gerçekleştirilecek. Bu yolla finansal hizmetlerin tek bir dijital ortamda birleştirilmesini sağlayan ilk somut uygulama hayat bulurken, ERP yazılımları sıradan bir muhasebe programı olmaktan çıkarılıp finansal işlem yapılabilen uçtan uca bir platforma dönüştürülüyor.</p>
<p><strong>FORTE BİLGİ</strong></p>
<p><strong>Devlet Malzeme Ofisi'nden 124,5 milyon liralık veri depolama ünitesi ihalesi aldı</strong></p>
<p>Forte Bilgi İletişim Teknolojileri, DMO tarafından düzenlenen ve bir kamu kurumunun siber güvenlik kapsamındaki veri depolama ünitesi alımını içeren ihalede KDV hariç 124,5 milyon TL bedelle en iyi teklifi vererek ihaleyi kazandı. Söz konusu ihaleye ilişkin sözleşmenin imzalandığı ve tutarın şirketin son gelir tablosundaki brüt satış hasılatına oranının %5,96 olduğu belirtildi. Şirket, kamu bilişim altyapılarındaki tedarikçi rolünü hacimli bir satışla büyütmüş oldu. Yılbaşından bu yana açıklanan işlerin toplam tutarı ise yıllık gelirinin %80,7’si düzeyinde bulunuyor.</p>
<p><strong>KARTONSAN</strong></p>
<p><strong>Nakit için İstanbul’daki taşınmazı sattı ve bağlı şirketini devretme kararı aldı</strong></p>
<p>Kartonsan, İstanbul Küçükçekmece’de bulunan ve ekspertiz değeri 630 milyon TL olan 12.725 metrekarelik arsa ve bina tesisini, KDV hariç 642,14 milyon TL’ye sattı. Satış bedelinin peşin olarak tahsil edildiği ve tapu devrinin tamamlandığı belirtildi. İşlemden yaklaşık 508,7 milyon TL kâr elde edildiği ve bedelin işletme sermayesi olarak kullanılacağı açıklandı. Firma, daha önce de faiz yükünü azaltılmak amacıyla Selka Ticaret’te sahip olduğu yaklaşık %99,47 payını toplam 6 milyon dolara ilişkili olmayan taraf konumuna gelen Pak Holding ile Asil Holding’e satma kararı verdi.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Afyon Çimento mayısın ikinci yarısından bu yana 12 TL’nin üzerinde tutunuyor</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8692032a144-1787204099.png" alt="" width="293" height="244" /></strong>Afyon Çimento’da fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %5,29 ile toplamda 530,9 bin lot azalarak 9,50 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 12’den 11’e geriledi. SVB fonu 302,4 bin lot ile en fazla satışı yaparken hisseden çıktı. GID fonu 15,3 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Hisse hakkın da bugüne kadar bir aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan olmadı. Marbaş Menkul, Kasım 2025’teki önerisiyle 19,64 TL’yi işaret ederek “Al” tavsiyesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/9-sirket-satislarini-yuzde-30-buyuttu-585-milyarlik-hacim-zirvedeydi-85832</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 9 şirket satışlarını yüzde 30 büyüttü, 585 milyarlık hacim zirvedeydi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/misirda-maliyet-fiyat-makasi-aciliyor-uretici-tmoyu-bekliyor-85831</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 08:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mısırda maliyet-fiyat makası açılıyor: Üretici TMO’yu bekliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Doğan, aşırı yağışlar nedeniyle rekoltede yüzde 10-15 düşüş ve üretimin 9,5 milyon tonun üzerinden 8,5 milyon tona gerilemesini beklediklerini söyledi. İhtiyacın 13 milyon tonu aştığını, ihracata çalışan sanayi için 5 milyon ton ilave ürün gerektiğini belirtti. Rusya-Ukrayna savaşı Karadeniz’de ithalatı zorlaştırırken Romanya’daki yağış azlığı nehir taşımacılığını aksatıyor. ABD mısırı GDO nedeniyle uygun bulunmuyor.</p>
<h2>“TMO fiyatı yüksek açıklamalı, ödeme süresini kısaltmalı” </h2>
<p>Sanayicilerin tedarike başladığını belirten Doğan, TMO’nun yüksek fiyat açıklaması ve 21 günlük ödemeyi kısaltması gerektiğini söyledi. Aksi halde üreticinin düşük fiyattan peşin ödeme yapan sanayiciye mahkûm olacağını vurguladı. Fiyatın 13 lirayı aştığını kaydeden Doğan, üreticinin ihtiyacı ve borcu kadar satış yapmasını, kalan ürünü lisanslı depolarda tutmasını önerdi. Arz fazlasının fiyatları düşürebileceğini belirtti.</p>
<h2>“Finansmana erişim çok zor” </h2>
<p>Faizlerin üreticinin yükünü artırdığını söyleyen Doğan, politika faizi yüzde 37 iken piyasa faizlerinin yüzde 45-60 arasında değiştiğini belirtti. Sübvansiyonlu kredileri kullanan üretici için kredilerin pahalı olduğunu kaydeden Doğan, çiftçilerin borcunu yeni borçla kapattığını söyledi. Finansmana erişemeyenlerin tarla, bağ, bahçe ve traktörlerini satışa çıkardığını ancak talep bulamadığını belirtti.</p>
<h2>“Mısırda yanlış fiyat politikası çiftçinin sonu olur” </h2>
<p>Karapınar Ziraat Odası Başkanı Durmuş Öner, çiftçinin iki yıldır para kazanamadığını belirterek mısır fiyatının maliyetlere göre saptanmasını istedi. Karapınar’da kilogram maliyetinin 12-13 lira, borsa fiyatının 12,5-14 lira olduğunu aktaran Öner, fiyatların yetersizliğini söyledi. Buğday ve arpada izlenen politikanın mısırda tekrarlanmasının çiftçiyi vuracağını vurgulayan Öner, borsa fiyatının Adana çiftçisini kurtarabilse de Konya Ovası’nın maliyetini karşılamayacağını belirtti.</p>
<h2>“TMO üreticinin yanında olmalı” </h2>
<p>Adana Çiftçiler Birliği Başkanı Mutlu Doğru, üreticinin kilogram başına en az 14,5 lira beklediğini, düşük fiyatın zarar anlamına geleceğini söyledi. İthalat nedeniyle nişasta sanayicilerinin depolarının dolu, finansman maliyetleri nedeniyle yem sanayicilerinin alımlarının sınırlı olduğunu belirtti. Dünya fiyatları düşükken İran savaşı sonrası mazot ve gübredeki artışın maliyetleri yükselttiğini kaydeden Doğru, üretimin düşmemesi için TMO’nun müdahale fiyatıyla çiftçinin yanında olmasını istedi. Kafkasya ve Balkanlar’dan alternatif rotalarla mısır ithal edilebileceğini de ifade etti.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/misirda-maliyet-fiyat-makasi-aciliyor-uretici-tmoyu-bekliyor-85831</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/Misir.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mısır hasadı yaklaşırken üreticinin gözü TMO’nun açıklayacağı fiyata çevrildi. Serbest piyasadaki 12,5-13,5 liralık fiyatların maliyetleri karşılamadığını belirten Adanalı ve Konyalı temsilciler, bölgesel farkları gözeten ve üreticiyi koruyan müdahale fiyatı istedi. Rekoltedeki düşüş beklentisi ve ithalat sorunları belirsizliği artırıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ovp-oncesi-kritik-uyari-bicak-kemige-dayandi-85830</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Enflasyon uğruna Türkiye sanayisini feda ediyoruz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türk moda endüstrisinin küresel ölçekteki önemli organizasyonlarından İstanbul Hazır Giyim ve Moda Fuarı IFCO’nun 5. Yılında 10’uncusu, sanayicilerin OVP öncesi ekonomi yönetimine yönelik kritik uyarılarına sahne oldu.</p>
<p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın da katıldığı, İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) tarafından düzenlenen fuarın açılışında sanayi, ihracat ve ticaret dünyasının temsilcileri, mevcut ekonomi programının özellikle üretim ve ihracatçı üzerindeki maliyetlerinin yeniden değerlendirilmesini istedi. Etkinliğe katılımcı ve ziyaretçi sayısındaki düşüş de dikkat çekti. Geçen yıllarda 600’e yakın katılımcının yer aldığı ve 30 bine yakın ziyaretçi ağırlayan fuarda bu yıl katılımcı sayısı 200’e, ziyaretçi sayısı da 15 bine kadar geriledi.</p>
<p>Açılışta konuşan İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Erdal Bahçıvan, OVP’nin açıklanmasına artık haftalar, hatta günler kaldığını belirterek, Türkiye sanayisinin yeni programda çok daha farklı bir bakış açısı istediğini söyledi. Son 3-4 yıldır yalnızca enflasyonu düşürmeye odaklanan program anlayışının Türkiye’yi getirdiği noktanın ortada olduğunu belirten Bahçıvan, “Enflasyon uğruna biz Türkiye sanayisini feda ediyoruz” dedi.</p>
<h2>Artık bıçak kemiğe dayandı </h2>
<p>Sanayinin kolay oluşmadığını, üretim kapasitesi, ihracat gücü ve istihdamın yıllar içerisinde büyük emeklerle yaratıldığını vurgulayan Bahçıvan, sanayinin enfl asyonla mücadelede üzerine düşenden fazlasını yaptığını savundu. Mal enfl asyonunun yıllık yüzde 16,7 seviyesine gerilediğine dikkat çeken Bahçıvan, buna karşın sanayinin yüzde 32-33 seviyesindeki genel enfl asyonun bedelini yüksek faiz ve finansman maliyetleriyle fazlasıyla ödediğini söyledi. “Finansmana en fazla ihtiyaç duyan sektör sanayi. Çünkü yatırım kredisine de işletme sermayesine de ihtiyacı var” diyen Bahçıvan, sanayi ve ihracatçının kendisinden kaynaklanmayan enfl asyonun bedelini ödediğini belirtti. Ekonomi yönetimine seslenen Bahçıvan, “Türkiye sanayisi ve ihracatçısı artık bu boyutu bir kez enflasyon önleme ilacında artık dayanma gücünü kaybetmiş durumda” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Bahçıvan’ın mesajının en dikkat çekici bölümü ise “Artık bıçak kemiğe dayandı. Bunun daha fazla sürdürebilecek bir gücü ve dönemi kalmadı” sözleri oldu. Sanayiye verilecek katkıların mevcut enflasyon ortamında dahi ekonomiye olumlu etki sağlayacağını belirten Bahçıvan, üretim ve ihracat gücünün korunması halinde Türkiye’nin çok daha büyük katkılar sağlayabileceğini söyledi.</p>
<h2> Kur-enflasyon makası yüzde 10’u aştı </h2>
<p>İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç de ihracatçının uzun süredir gündeminde olan enfl asyon ile döviz kuru arasındaki makasa dikkat çekti. 2026’nın yalnızca ilk 7 ayında yüzde 10’un üzerinde ilave bir makas oluştuğunu belirten Avdagiç, bunun ihracatçı üzerindeki baskıyı artırdığını söyledi. Kurun yalnızca ihracatçıyı değil, Türkiye’nin turizm ve alışveriş performansını da etkilediğini dile getiren Avdagiç, yabancıların Türkiye’de yaptığı kredi kartı harcamalarının azalırken Türk vatandaşlarının yurt dışındaki kartlı harcamalarının arttığını belirtti. Türkiye pahalı algısının giderek güçlenmesinin tehlikeli olduğunu söyleyen Avdagiç, bunun uzun vadede hem mal ticaretini hem de turizmi olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulundu. Avdagiç, OVP’de enflasyonla mücadelenin yalnızca döviz kuru baskılanarak yürütülmemesi gerektiğini vurgulayarak, “3 sene boyunca bunun çok ciddi faturasını ödedik, ödemeye devam ediyoruz” dedi. Avdagiç, Türkiye’nin ihracatını artırması ve ithalatı kontrol altına alması için daha dengeli bir yaklaşım beklediklerini ifade etti.</p>
<h2>İhracatta yüzde 2-4 artış bize yetmez </h2>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe ise Türkiye’nin 278 milyar dolara yaklaşan ihracatının yeterli olmadığını belirterek, “Tek rakamlı artışlar, yüzde 2 ile yüzde 4 arasında bizlere yetmez” mesajı verdi. Hazır giyimde sorunların diğer sektörlere göre daha ağır olduğunu ancak problemin artık yalnızca hazır giyim veya sanayi meselesi olmaktan çıktığını belirten Gültepe, “Bu problem Türkiye’nin problemi” dedi. Yeni OVP’de sanayiye daha farklı desteklerin gelmesi gerektiğini söyleyen Gültepe, Türkiye’nin büyümesinin en az yarısının ihracat ve üretimden gelmesi gerektiğini vurguladı. “Üreten ülkeler geleceğini refah altına alan ve çok daha sağlam temeller altında duran ülkelerdir” diyen Gültepe, Türkiye’nin üretimle büyütülmesi gerektiğini ifade etti. 2026’nın son iki çeyreğinde üretimin ve ihracatın daha güçlü büyümesini beklediklerini belirten Gültepe, hedeflerinin yüzde 5’in üzerinde büyüyen bir ihracat performansı olduğunu söyledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Hazır giyim gibi 7 sektör daha olsa cari açık olmaz</span></h2>
<p>IFCO’nun ev sahibi İHKİB Başkanı Mustafa Paşahan da sektörün taleplerini ekonomi yönetimine iletti. Hazır giyim sektörünün 2025’i 16,8 milyar dolarlık ihracatla kapattığını belirten Paşahan, son 3 yıldır ihracatta daralma yaşanmasına rağmen sektörün geçen yıl 12,5 milyar dolarlık cari fazla verdiğini söyledi. “Hazır giyim gibi 7 tane sektör daha olsaydı 2025 yılında cari açığı olmayacaktı” diyen Paşahan, sektörün istihdam, ihracat ve katma değer açısından stratejik konumuna dikkat çekti. Paşahan, sektörün yeniden ayağa kaldırılması için 3 bin 500 TL istihdam desteği, 1.270 TL asgari ücret desteği ve hazır giyime yüzde 10 döviz dönüşüm desteği verilmesini istedi. Yatırım kredilerinin yüzde 15’in altında kullandırılması, tekstil ve hazır giyim fi rmalarının 3 yıl boyunca 6. bölge teşviklerinden yararlandırılması ve süresi dolan teşvik belgelerinin 10 yıl daha uzatılması talepler arasında yer aldı. Paşahan ayrıca teşvikli yatırımlarda asgari ücretin yüzde 50 fazlasına kadar ücret alan çalışanların SGK primlerinin tam teşvik kapsamına alınmasını, emekli çalışanların SGK prim teşviklerinin kaldırılmasını ve teşvik bölgelerine taşınan yatırımlarda ikinci el makinelerin de teşvik kapsamına dahil edilmesini istedi. Yeşil ve dijital dönüşümün birlikte ele alınması gerektiğini vurgulayan Paşahan, sektör için yüzde 40 hibe ve yüzde 60 düşük maliyetli kredi modeli önerdi. “2030’a geldiğimizde bu sektörü hep birlikte upgrade edelim” diyen Paşahan, sektörün geçmişte olduğu gibi verilen desteğin karşılığını Türkiye ekonomisine fazlasıyla vereceğini söyledi. Paşahan ayrıca sektörün sürekli kötülenmesinden ve karamsar bir tablo çizilmesinden vazgeçilmesi çağrısında bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ovp-oncesi-kritik-uyari-bicak-kemige-dayandi-85830</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/0/1280x720/54-1787202734.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OVP’nin açıklanmasına artık haftalar, hatta günler kaldığını belirten İstanbul Sanayi Odası Başkanı Erdal Bahçıvan, Türkiye sanayisinin yeni programda çok daha farklı bir bakış açısı istediğini söyledi. Son 3-4 yıldır yalnızca enflasyonu düşürmeye odaklanan program anlayışının Türkiye’yi getirdiği noktanın ortada olduğunu belirten Bahçıvan, “Enflasyon uğruna biz Türkiye sanayisini feda ediyoruz.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/piyasalar-15-ayda-40-milyar-liralik-halka-arzi-karsiladi-85829</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Bu yıl 20-25 firma daha halka açılabilir&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BARIŞ SEDEF</strong></p>
<p>Halka arz başvurularında birçok firma yeni hikayeler yazma arayışında. Öyle ki halka arzlar bu yıl neredeyse geçen yılı ikiye katlama yolunda ilerliyor. Halka arzlardaki temel amaç ise elde edilen gelirle planlanan yeni yatırımları gerçekleştirmek ve finansman konusunda kısmi rahatlama sağlamak. Son 1,5 aylık sürece bakıldığında 12 şirket halka arz edildi. İlk halka arz başvurularında ise 119 şirket beklemede.</p>
<p>Piyasa koşulları ve ABD-İran geriliminin seyrine göre sene sonunda 20-25 firmanın daha halka açılabileceğini kaydeden İnfo Yatırım Genel Müdürü Tarkan Akgül, “Firmalar açısından halka arzlarda takvimi iyi yapmak lazım. Aksi halde firmalar nezdinde bazı sorunlar yaşanabilir. Son dönemde belli bir büyüklüğün üzerindeki halka arzlarda sorunlar yaşandı. Sonuç olarak halka arzlar orta ve uzun vadeli bir süreç. 1 aylık tepkimeye bakarak değerlendirme yapmak doğru olmaz” açıklamalarında bulundu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a868ead9f7bc-1787203245.png" alt="" width="484" height="339" /></p>
<h2>“Merkez Bankası süreci iyi yürütüyor” </h2>
<p>Makroekonomik dengeler açısından Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın süreci iyi yönettiğinin altını çizen Akgül, “Konuşmalarda önceden Fed ve ECB örnek gösterilirdi. Şimdi ise bazı merkez bankaları piyasaları bilgiden uzaklaştırmaya çalışıyor. Makroekonomik dengeler açısından bizim Merkez Bankamızın iletişimi gayet iyi, süreci iyi yürütüyor. Piyasalarda olağanüstü bir gelişme olmazsa Merkez Bankamız Eylül’de faiz indirimine gidebilir. Sene sonunda limana düzgün bir şekilde yanaşacağımızı düşünüyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<h2>“Altın ve gümüşte riskler devam ediyor” </h2>
<p>Portföy dağılımları konusunda dengeli olunması gerektiğini kaydeden Akgül, para piyasası fonları başta olmak üzere sabit getirili yatırım enstrümanları üzerinden ilerlenmesi gerektiğini belirtti. Altın ve gümüş konusunda ise, “Altın ve gümüş geçtiğimiz yıl önemli bir patlama gerçekleştirdi. Yaşanan yükseliş çok sağlıklı bir yükseliş değildi. Fiyatlamalar konusunda altın ve gümüşte aşağı yönlü riskler devam ediyor. Yatırımcılar bu hususta temkinli olmalı” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"Merkez bankaları bekle-gör pozisyonunda"</span></h2>
<p>ECB’nin önceki toplantıda faiz artırma sürecinin boşa gittiğini belirten Akgül, TCMB de dahil olmak üzere birçok merkez bankasının mevcut durumda bekle-gör pozisyonunu koruduğunu dile getirdi. Savaşın tamamen sona ermesi halinde normalleşmenin 2027’de başlayacağını kaydeden Akgül, “Bizim açımızdan ele aldığımızda ise erken seçim veya piyasalarda ekstrem bir durum olmaması halinde süreç bizde de aynı şekilde işler” ifadelerini kullandı. Son dönemde para piyasaları başta olmak üzere bireysel yatırımcı sayısında önemli artışlar yaşandığını vurgulayan Akgül, “Sermaye Piyasası Kurulu ve Borsa İstanbul suistimalleri engellemek için bu konuda ciddi çalışmalar ve eğitim faaliyetleri yapıyor. Bizler de kurum olarak bu alanlardaki farkındalık çalışmalarına önem veriyoruz. Bu hususta farklı şehirlerde gerçekleştirdiğimiz Yatırımcı Buluşmaları etkinlikleri ile son 2 yılda 15 kentte finansal okuryazarlık eğitimleri verdik. Yeni dönemde bunları artırma hedefimiz var” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/piyasalar-15-ayda-40-milyar-liralik-halka-arzi-karsiladi-85829</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/3/1280x720/borsa-istanbul-bist-halka-arz-1765361012.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İnfo Yatırım Genel Müdürü Tarkan Akgül, piyasa koşulları ve ABD-İran geriliminin seyrine göre yıl sonunda 20-25 firmanın daha halka açılabileceğini söyledi. Akgül, “Firmalar açısından halka arzlarda takvimi iyi yapmak lazım. Aksi halde firmalar nezdinde bazı sorunlar yaşanabilir. Son dönemde belli bir büyüklüğün üzerindeki halka arzlarda sorunlar yaşandı. Sonuç olarak halka arzlar orta ve uzun vadeli bir süreç. 1 aylık tepkimeye bakarak değerlendirme yapmak doğru olmaz” ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/427-milyon-liralik-3-tasinmazin-satisina-onay-85854</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 419 milyon liralık 3 taşınmazın satışına onay</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Aydın'ın Didim ilçesinde bulunan taşınmazların satışı onaylandı.</p>
<p>Konuya hakkındaki Cumhurbaşkanı kararları, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) adına kayıtlı 5 bin 38,82 metrekare yüz ölçümlü taşınmazın 140 milyon 950 bin lira bedelle en yüksek teklifi veren Mehmet Tayyip Koyuncu'ya, 3 bin 236,99 metrekare yüz ölçümlü taşınmazın 90 milyon 655 bin lira bedelle en yüksek teklifi sunan Ege Yonca Yapı İnşaat Taahhüt Emlak Turizm Ticaret AŞ'ye, 6 bin 689,79 metrekare yüz ölçümlü taşınmazın ise 186 milyon 985 bin lira bedelle en yüksek teklifi veren Diyar Koyun'a satışı uygun bulundu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/427-milyon-liralik-3-tasinmazin-satisina-onay-85854</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/7/1280x720/resmi-gazete-1746862710.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ÖİB adına kayıtlı Aydın&#039;ın Didim ilçesindeki 3 taşınmazın toplam 419 milyon lira bedelle satışı onaylandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/durdurulamayan-amerikalilar-geliyor-cebindeki-dolari-almaya-hazir-miyiz-85835</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Durdurulamayan Amerikalılar geliyor: Cebindeki doları almaya hazır mıyız?&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Wall Street Journal’ın “The Rise of the Unstoppable American Tourist- Amerikalı Turistin Durdurulamayan Yükselişi” başlıklı haberi, Türkiye turizmi açısından kaçırılmayacak bir fırsata işaret ediyor. Habere göre artık Amerikalılar Avrupa’ya yalnızca birkaç yılda bir yapılan büyük bir tatil için gitmiyor. Seyahat, varlıklı emekliler ve gençler için temel harcama kalemine dönüşmüş ve bu ülkeden 2025’te Avrupa’ya 24 milyon seyahat yapılmış.</p>
<p> </p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a8695214935c-1787204897.jpg" alt="" width="700" height="417" />
<figcaption><strong>Portekiz’e giden Amerikalıların sayısı 10 yılda, yaklaşık 5 katına çıkmış.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Bazı ülkelerin verileri de hayli ilginç. Portekiz’e giden Amerikalıların sayısı 10 yılda yaklaşık 5, Yunanistan'a gidenlerin sayısı ise 4 katına çıkmış. Ben de araştırdım avuç içi kadar Portekiz ve Yunanistan kadar olmasa da durumumuz hiç de fena değil. Aynı sürede Türkiye’ye gelen Amerikalı turist sayısı tam 3.5 katına çıkarak 1 milyon 580 bine ulaşmış. Ama minicik Portekiz’in 1.9 milyonluk, bizim 6’da birimiz kadar yüzölçüme sahip Yunanistan’ın 1.5 milyonluk rakamlarını kıskanmadım desem yalan olur.</p>
<p>Ancak en önemlisi, Amerikalı turist parasını esirgemiyor. WSJ’nin aktardığına göre İspanya’da günde 350 dolar harcıyor. Bu, otel dahil toplam günlük rakam. Alman turistin günlük harcaması yaklaşık 200, Fransızınki ise 150 dolar. Türkiye’de ise rakamı daha düşük. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’a göre yabancı turist 2024’te 107, geçen yıl ise 116 dolar harcamış. Yılın ilk yarısı için ise bu rakam 122 dolara ulaşmış. Amerikalıya özel güncel resmi günlük harcama verisi yok. Özel sektör tahminleri ise orta segment Amerikalı için konaklama dahil 150-300 dolar gösteriyor ve ama bu, doğruluğu hayli tartışmalı bir tahmin.</p>
<p>Amerikalı turist sayısı artmalı mı evet, daha uzun süre kalmaları sağlanabilir mi belki. Ancak asıl hedef sadece daha fazla Amerikalı getirmek ya da zaten pek de kısa olmadığı düşünülen sürenin daha da uzamasını sağlamak değil, daha fazla para harcamasını sağlayacak ürünleri geliştirmek.</p>
<p>Çünkü Amerikalı yeni turistin aradığı ucuz tatil değil, deneyim. Türkiye de her alanda deneyimi tek seyahatte sunabiliyor. Amerikalıya satılması gereken, makul fiyatla daha fazla ve daha özgün deneyim.</p>
<p>İspanya’da günde 350 dolar harcayan Amerikalıya Türkiye’de hiç olmazsa 200-250 dolar harcatmanın yollarını bulmalıyız.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/durdurulamayan-amerikalilar-geliyor-cebindeki-dolari-almaya-hazir-miyiz-85835</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Durdurulamayan Amerikalılar geliyor: Cebindeki doları almaya hazır mıyız? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ak-parti-teskilatindan-terorsuz-turkiye-notu-85828</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 07:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> AK Parti teşkilatından &#039;Terörsüz Türkiye&#039; notu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TBMM’den 467 oyla geçen Terörsüz Türkiye Yasası’nın Resmi Gazete’de yayımlanmasının ardından yasanın öngördüğü ‘Takip Kurulu’, 24 Ağustos’ta ilk toplantısını yapmaya hazırlanırken, AK Parti yapılan yasal düzenlemeyi anlatmaya hazırlanıyor.</p>
<p>AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı, Siyasi ve Hukuki İşler Başkanlığı olarak bir bilgi notu hazırladıklarını duyurdu. Yazıcı, sosyal medya hesabından, “Terörsüz Türkiye “ ve “Terörsüz Bölge” vizyonuyla ilgili kısa gerekçe ve Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun'a ilişkin hazırladıkları açıklayıcı bilgi notunu, Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) üyelerine, tüm teşkilat kademelerine ve TBMM grup üyelerine ileteceklerini açıkladı. Yazıcı, sosyal medya hesabından “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” hedefinin en önemli ikinci aşamasının hukuksal çerçevesini oluşturan 7595 sayılı "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun"un TBMM'de 467 oyla kabul edildiğini hatırlattı. Kanunun, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın onaylamasıyla Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdiğine işaret eden Yazıcı, “Somut olarak 1 Ekim 2024'ten bu yana devam eden 'Terörsüz Türkiye' ve 'Terörsüz Bölge' vizyonunun, dünyada benzerlerine kıyasla gerçekten bir Türkiye modeli olduğu asla göz ardı edilmemelidir. Bu, büyük bir başarıdır ve bu başarı 86 milyonun başarısıdır” değerlendirmesi yaptı. Kanunun hazırlanması ve kanunlaşması sürecine katkısı ve emeği olan herkesi kutlayan Yazıcı, “ Uygulama safhasının son derece samimiyet içinde, serinkanlı biçimde, hukukun bilinir ve yerleşik temel kuralları gözetilerek, hassasiyetler kollanarak, ama hiçbir mülahaza ile normatif kuralları ve hukukun üstünlüğünün gereklerini göz ardı etmeden uygulanacağına olan inancımı belirtmek isterim” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ak-parti-teskilatindan-terorsuz-turkiye-notu-85828</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/8/1280x720/ak-parti-1787202033.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti teşkilatından &#039;Terörsüz Türkiye&#039; notu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/deniz-kilinckayanin-peyzajla-baslayan-girisiminden-iki-seramik-markasi-dogdu-85826</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Deniz Kılınçkaya’nın peyzajla başlayan girişiminden iki seramik markası doğdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kadınların girişimcilik öyküleri geçmişte el sanatları ve gıda ürünleriyle sınırlı kalıyordu. Son yıllarda bu tablo değişmeye başladı. Üretim, tasarım, yazılım, teknoloji ve hizmet sektöründeki kadın girişimcilerin sayısında artış gözlemleniyor. Katma değerli ürünler geliştiren kadın girişimciler fon ve yatırım desteği almayı da başarıyorlar. Bu ivmenin devam etmesi ve eko-sisteminizin daha gelişmesi için farklı alanlarda özgün projeler geliştiren girişimcilik örneklerinin çoğalması gerekiyor. </p>
<p>Geçtiğimiz hafta bir basın buluşmasında karşılaştığım Rabia Deniz Kılınçkaya bu yeni nesil girişimcilerden birisi. Sakura ve Sirtaki markalarının sahibi olan Kılınçkaya, başarılı bir grafik çizerek ilerliyor. Kılınçkaya’nın ilham veren  öyküsü, Muğla Sıtkı Koçman Peyzaj ve Süs Bitkileri Bölümü’nden  mezun olur olmaz başlıyor. </p>
<p>Aldığı eğitim onu peyzaj tasarımı ve uygulama çalışmalarına yönlendiriyor. Peyzaj projelerinde kullanabileceği özgün ürünler geliştirmek amacıyla  plastik kapları kalıp olarak kullanarak çeşitli beton çözümler  geliştiriyor.  Daha sonra kurduğu Bodrum Kaktüs Evi’nde  ithal saksı ve kaktüs satışları yapmaya başlıyor.  Bu dönemde başladığı el yapımı seramik üretimi sonucunda Çamurda markası doğuyor. Peyzaj bilgisini bitki ve saksı seçimiyle birleştiren Kılınçkaya, zamanla işletmesini büyüterek Bodrum’da peyzaj ve dekorasyon alanına yönelik geniş bir ürün seçkisi oluşturuyor. </p>
<p>12 yıl süren bu çalışma sırasında seramik alanında denemeler yapan Kılınçkaya, evler, ofisler ve restoranlar için seramik tuğlalar tasarlıyor. Farklı renklerdeki seramik modüllerin montajı konusunda da çözüm geliştiriyor. Böylece, Türkiye’nin ilk seramik separatör markası Sakura Seramik’in yolculuğu başlıyor.    </p>
<p>Rabia Deniz Kılınçkaya, Sakura’yı dış pazarlara açmak için çalışmalar yapıyor.  Tasarımlarını daha geniş pazarlara ulaştırmak ve Türk seramiğinin el işçiliğine dayanan özgün üretim gücünü uluslararası alanda daha görünür hale getirmek için çalıştığını ifade ediyor. </p>
<p><strong>Sakura Seramik nasıl doğdu?</strong></p>
<p><em>Pandemi birçok işletme gibi Bodrum Kaktüs Evi için de zorlu bir süreci beraberinde getirdi. Tedarik zincirinde yaşadığımız sorunlar, ithalatın zorlaşması ve değişen piyasa koşulları, iş modelimi yeniden değerlendirmeye yöneltti. Bu dönemde  ticari açıdan zorlandık. Ancak, aynı zamanda dışa bağımlı olmadan kendi tasarladığım ürünleri üretme fikrim de güç kazandı.  güçlendiği önemli bir dönüm noktası oldu. Tam da bu dönemin ardından, kızım Mavi dünyaya geldi. Onun doğumuyla birlikte seramik de hayatıma girdi. </em></p>
<p><strong>Seramik tutkusu nasıl gelişti?</strong></p>
<p><em>Başlangıçta kendime yeni bir alan açmak ve üretmenin verdiği duyguyla yeniden bağ kurmak amacıyla başladığım seramik, kısa süre içerisinde bir hobinin ötesine geçti. Peyzaj projelerinde edindiğim tasarım ve uygulama bilgisi, yıllar önce betonla yaptığı üretim denemeleri ve saksı ticaretinden kazandığım pazar deneyimi, seramikle birleşerek yeni bir profesyonel üretim alanına dönüştü. </em></p>
<p><strong>Neler ürettiniz?</strong></p>
<p><em>Hazır ve ithal ürünler yerine,  saksıları kendim tasarlamaya ve seramikten üretmeye başladım. Böylece daha önce betonla gerçekleştirmeye çalıştığım tasarımları, seramiğin sunduğu renk, doku ve biçim olanaklarıyla yeniden yorumlama imkanı buldum. Bu dönüşüm, benim için yalnızca yeni bir ürün alanı değil, peyzaj, tasarım, ticaret ve üretimi aynı çatı altında buluşturan yeni bir girişimcilik modelinin de başlangıcı oldu. Zaman içerisinde el yapımı tasarım ürünlerinin yer aldığı Çamurda markası doğdu.</em></p>
<p><strong>Çamurda Sakura’ya yol açtı bir bakıma…</strong></p>
<p><em>Evet.  Mimari mekânlara yönelik özgün ve işlevsel çözümler geliştirme arayışına başladım.  En çok ilgimi çeken seramik separatörler geliştirme fikri oldu. Özgün ve işlevsel bir tasarım ortaya çıktı. </em></p>
<p><strong>Talep nasıl gelişti?</strong></p>
<p><em>Marka hızla büyümeye devam ediyor. Artan talebi karşılamak ve üretim kapasitemizi artırmak amacıyla Kütahya’daki 16 farklı atölyeyi üretim ağımıza dahil ettik. Böylece ürün yelpazemizi genişletme imkanı buluyoruz. Ayrıca, işimizin büyümesi birlikte çalıştığımız  seramik atölyelerinin de gelişmesine katkı sağlıyor.</em> </p>
<p><strong>Türkiye’de dev seramik üreticileri var. El yapısı üretimde durum nasıl?</strong></p>
<p><em>Küresel seramik pazarında en büyük avantajımızın el işçiliği olduğunu düşünüyorum.  Küresel pazarın büyük oyuncularıyla rekabet ediyoruz.  Türkiye seramik sektöründe büyük ölçekli firmaların yatırımları devam ediyor.  Ancak, küçük ve orta ölçekli atölyeler yoğun maliyet baskısı ve fiyat rekabetiyle karşı karşıyalar. Sektörün geleceği açısından el emeğiyle katma değer üreten üreticilerin korunması gerekiyor.  Bu üreticiler, seramik kültürümüzü yaşatıyorlar ve sektöre özgünlük kazandırıyorlar.  Nesilden nesile aktarılan ustalık, detaylara verilen önem ve insan emeği Türk seramiğini standart seri üretimden ayırıyor.</em></p>
<p><strong>Üretim rakamlarınız ne durumda?</strong></p>
<p><em>Seramik alanındaki üretimimiz yalnızca Türkiye ile sınırlı değil. Yeme-içme sektörüne yönelik tasarladığımız seramik ürünleri İsviçre ve Almanya’daki restoranlara da ulaştırıyoruz. Firma olarak 2025 yılında, bir önceki yıla göre üretim hacmimiz iki kat arttı. 300 bin adet Sirtaki tabak ürettik.</em></p>
<p><strong>Sakura Seramik’te hedefleriniz ne?</strong></p>
<p><em> Sakura markalı seramik separatörlerde günde 10 metrekare, ayda yaklaşık 260 metrekarelik üretebilecek bir kapasiteye sahibiz. Önümüzdeki dönemde günlük separatör üretim kapasitemizi 10 metrekareden 50 metrekareye çıkarmayı hedefliyoruz. Niş bir alanda faaliyet gösteriyoruz ve hedefimiz, daha fazla üretmek uğruna ürünün karakterini kaybetmek değil; el işçiliğini koruyarak daha fazla projeye ve ihracat pazarına ulaşmak.</em></p>
<p><em>Separatörlerin tamamını el işçiliğiyle ürettiğimiz için kapasite artışını yalnızca rakamsal bir büyüme olarak değerlendirmiyoruz. Her ürünle birebir ilgilenmek, el yapımı niteliğini korumak ve kaliteden ödün vermemek bizim için öncelikli. Bu nedenle üretimimizi kontrollü ve sürdürülebilir bir anlayışla büyütüyoruz.</em></p>
<p><em>İhracat yapan bir Türk üretici olarak, bu deneyimimizi Sakura Seramik markasına da taşımaya hazırlanıyoruz.  Ürünlerimizin farklı ülkelerdeki mimari ve dekorasyon projelerinde yer alması için çalışmalarımız sürüyo</em>r.</p>
<p><strong>Seramikte trendler nasıl gelişiyor?</strong></p>
<p><em>Günümüzde tüketici yalnızca ürünü değil, ürünün hikâyesini, üreticisini ve arkasındaki emeği de satın alıyor.  Küresel başarı için güçlü bir tasarım  kadar etkili iletişim ve doğru tanıtımda gerekiyor. Yerli üretim küresel trendlerle yeniden şekilleniyor Doğal malzemeler, sürdürülebilirlik, el işçiliği ve kişiye özel üretim gibi küresel eğilimler Türkiye’deki tasarım ve üretim anlayışını da etkiliyor. Bu yaklaşımların birebir kopyalanması yerine Türkiye’nin güçlü zanaatkarlık geleneğiyle yeniden yorumlanması gerektiğini düşünüyorum.</em></p>
<p><strong>Seramikte teknolojinin rolü artıyor mu?</strong></p>
<p><em>Teknoloji, tasarımın önünü açıyor.  Seramik üretiminde el işçiliğinin önemini koruyor tabii. Ancak,  teknolojinin sunduğu imkanlardan da yararlanıyoruz. Örneğin, yapay zekânın tasarım süreçlerimizde önemli bir dönüşüm yaratıyor. Müşteri beklentilerini daha doğru anlayabiliyoruz. Fikirlerin kısa sürede gerçeğe yakın görsellere dönüştürülmesinin tasarım sürecini kolaylaştırıyor. Teknoloji ile zanaatkarlığın bir araya gelmesi, seramik ürünlere daha fazla özgünlük ve katma değer kazandırabilecek önemli bir potansiyel taşıyor.</em></p>
<p><strong>Türkiye’nin seramikte rekabet gücünün artması için sizce ne gerekiyor?</strong></p>
<p>Ülkemizin sahip olduğu üretim gücü ve köklü el işçiliği kültürü önemli bir potansiyel. </p>
<p>Güçlü tasarım markaları oluşturabilecek önemli bir üretim birikimine sahibiz. Tasarımımız güçlü ama hikâyemizi yeterince anlatamıyoruz. Ürettiklerimizi doğru bir marka hikâyesiyle uluslararası pazarlara anlatabilmemiz gerekiyor. </p>
<p><strong>Hedefiniz ne?</strong></p>
<p>Geliştirdiğimiz tasarımları daha geniş pazarlara ulaştırmak ve Türk seramiğinin el işçiliğine dayanan özgün üretim gücünü uluslararası alanda daha görünür hale getirmek için çalışıyoruz.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/deniz-kilinckayanin-peyzajla-baslayan-girisiminden-iki-seramik-markasi-dogdu-85826</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/6/1280x720/deniz-kilinckaya-1787201790.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Deniz Kılınçkaya’nın peyzajla başlayan girişiminden iki seramik markası doğdu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sermayelere-bakmak-gerekiyor-85825</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sermayelere bakmak gerekiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Anonim ve limited şirketlerin, 31.12.2026’ya kadar sermayelerini yeni tutarlara yükseltmeleri gerekiyor. Yapılacak sermaye artırımlarında asgari tutarların dikkate alınmasında yarar var; ayrıca bunun için şirketlerin de son yılı beklemesi gerekmiyor.                                                                                              </strong></p>
<p>Yılın son ayları, bazı sermaye şirketleri için aynı zamanda sermaye artırımının zamanını da ifade ediyor. Sermaye artırımı, bazı şirketler için mevzuatın doğurduğu menfaat gereği olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p>Özellikle yabancı para değerlerindeki artışlar dolayısıyla dövizli borçların değerlenmesi sonucu şirketlerde hem kur farkı zararlarının oluşması hem de borçların şişmesi söz konusudur. Bu olgu ise özellikle döviz cinsinden borcu olan şirketlerin Ticaret Kanunu’nun 376. maddesine dikkat etmeleri gereğini ortaya çıkarmaktadır.</p>
<p><strong>Ticaret hukuku yönünden</strong></p>
<p>TTK’nın 376. maddesi, son yıllık bilançodan sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının yarısının zarar sebebiyle karşılıksız kaldığının anlaşıldığı hâllerde yönetim kuruluna durumu derhal genel kurula bildirme, bu toplamın üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığının anlaşılması durumunda ise genel kurula üçte bir sermaye ile yetinme yahut sermayenin tamamlanması kararını alma yükümlülüğü getirmiştir. Aksi hâlde şirket feshedilmiş sayılır. Yönetim kurulu, şirketin borca batık bulunduğu şüphesini uyandıran emarelerin mevcut olması hâlinde ise aktiflerin satış fiyatları esas alınarak bir ara bilançosu tanzim etmek yükümlülüğü altındadır. Şirketin aktiflerinin şirket alacaklılarının alacaklarını karşılamaya yetmediği hâllerde ise yönetim kurulunun durumu derhal mahkemeye bildirmesi, iflası veya iflasın ertelenmesini talep etmesi gerekmektedir (Bu konuda 1.1.2027 tarihine kadar uygulama alanı bulacak olan ve 15.9.2018 günlü Resmî Gazete’de yayımlanmış Türk Ticaret Kanunu’nun 376. maddesine ilişkin Yönetmelik’e ve değişikliklerine bakılmalıdır). Yönetim kurulunun bu görevlerindeki ihmali, Türk Ceza Kanunu karşısında görevi ihmal suçunu (md. 257/2) oluşturabileceği gibi kusurlu iflas hâlini de oluşturabilir.</p>
<p>Öte yandan 7887 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile anonim şirketler için 50 bin lira olan asgari sermaye tutarı 250 bin liraya (kayıtlı sermaye sistemini kabul etmiş halka açık olmayan şirketlerde 100 bin liradan 500 bin liraya), limited şirketler için 10 bin lira olan asgari sermaye tutarı 50 bin liraya yükseltilmiştir. 7511 sayılı Kanun’la getirilen düzenlemeye göre, sermayeleri en az sermaye tutarının altında olan anonim ve limited şirketlerin, 31.12.2026 tarihine kadar sermayelerini yeni sermaye tutarlarına yükseltmeleri gerekmektedir. Yapılacak sermaye artırımlarında bu asgari tutarların dikkate alınmasında yarar vardır. Ayrıca bu sermaye artırımı için illa son yılı beklemek de gerekmemektedir.</p>
<p><strong>Vergi mevzuatı yönünden</strong></p>
<p>Sermaye artırımı kanunen zorunlu olmadığı hâlde, vergi mevzuatı dolayısıyla şirket menfaati gereği sermaye artırımının gerekli olmasına yol açan müessese ise “örtülü sermaye faizi” müessesesidir.</p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanunu’nda örtülü sermaye müessesesi kapsamında kurumların, ortaklarından veya ortaklarla ilişkili olan kişilerden doğrudan veya dolaylı olarak temin ederek işletmede kullandıkları her türlü borcun, hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun öz sermayesinin üç katını aşan kısmı, ilgili hesap dönemi için örtülü sermaye kabul edilmiştir.</p>
<p>Alınan borçların örtülü sermaye sayılan kısmı için ödenen veya hesaplanan faiz, kur farkları, vade farkları ve benzeri giderler, Kanun’un 11/b maddesi gereğince kanunen kabul edilmeyen gider olarak dikkate alınmak durumundadır. Öte yandan bu tutarlar, ilişkili kişiye dağıtılan kâr payı olarak nitelendirilmekte, ödeme yapılanın gerçek kişi olması hâlinde stopaj mükellefiyeti doğmakta ve geliri elde eden açısından kâr payı statüsünde vergilendirmeye yol açmaktadır.</p>
<p>Burada kurumların yapmış oldukları borçlanmaların örtülü sermaye olup olmadığı yönündeki tespit, borçların hesap dönemi başındaki bilançoda yer alan öz sermaye ile kıyaslanması suretiyle yapılmaktadır. Kurumun dönem başı öz sermayesinin sıfır veya negatif değerler taşıması durumunda, söz konusu kurumun ortak ve ortaklarla ilişkili kişilerden yaptığı borçlanmaların tamamı örtülü sermaye olarak değerlendirilmektedir. Bu durum kurumlara, dönem başında öz sermayelerini gerekli şekilde oluşturarak, dönem içinde örtülü sermaye durumunun oluşmaması için borçlanmalarını önceden planlayabilme olanağını da sağlamıştır.</p>
<p>2027 yılı için 2026 yılı sonu itibarıyla geçerli olan öz sermaye miktarı, maliyetleri gider yazılabilecek borçların belirlenmesinde temel teşkil edecektir. Örtülü sermaye kapsamına giren borçları bulunan kurumlar sermayelerini dış kaynaklardan artırmak suretiyle, ilişkili kişilerden borçlanmalarda daha uygun bir konum yaratabilirler. İç kaynaklardan yapılacak sermaye artırımının ise öz sermayeyi artırıcı bir etkisinin olmadığı da unutulmamalıdır.</p>
<p>Öte yandan nakit sermaye artırımlarını teşvik maksadıyla 6637 sayılı Kanun’la Kurumlar Vergisi Kanunu’nun “diğer indirimler” başlıklı 10. maddesine eklenen (ı) bendi ile şirketlerin nakit yoluyla sermaye artırımlarını teşvik etmek, bu yolla yabancı kaynak yerine özkaynağa yönelmelerini temin etmek amacıyla yeni bir düzenlemeye gidilmiştir. Bu düzenlemeye göre kısaca “<em>sermaye şirketleri</em>, <em>nakdi sermaye artışlarının nakit olarak karşılanan kısmı üzerinden Merkez Bankası tarafından indirimden yararlanılan yıl için en son açıklanan "Bankalarca açılan TL cinsinden ticari kredilere uygulanan ağırlıklı yıllık ortalama faiz oranı" dikkate alınarak, ilgili hesap döneminin sonuna kadar hesaplanan tutarın yarısını (%50’sini)</em>” kurumlar vergisi beyannamesinde kurum kazancından indirebileceklerdir. 7338 sayılı Kanun’la buradaki %50 oranı, nakdi sermaye artırımının yurt dışından getirilecek nakitle karşılanan kısmı için %75’e çıkartılmıştır.</p>
<p>Öte yandan 1.1.2021’den itibaren uygulamaya geçen finansman gider kısıtlamasında da sermaye artırımı, özkaynağı yükselterek yabancı kaynak oranını düşüreceğinden, önümüzdeki yıl için gider yazma olanağı kısıtlanacak finansman yükünün de azalmasına yol açacaktır.</p>
<p>Sermaye şirketlerinin bu aktardıklarımız ışığında mevcut sermayelerini gözden geçirmelerinde yarar vardır. Bu yıl da bu konuyu her yıl olduğu gibi hatırlatayım istedim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sermayelere-bakmak-gerekiyor-85825</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sermayelere bakmak gerekiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/engellilere-saglanan-vergi-kolayliklari-85824</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Engellilere sağlanan vergi kolaylıkları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Anayasamızın 61'inci maddesi ile engellilerin hayat standartlarının iyileştirilmesi ve geliştirilmesi anayasal güvence altına alınarak devletin, engellilerin korunmasını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirler alacağı ve bu amaçlarla gerekli teşkilat ve tesisleri kuracağı veya kurulmasını sağlayacağı hüküm altına alınmıştır.</p>
<p>Bu kapsamda, engelli vatandaşların içinde bulunduğu zor koşulların giderilmesine katkıda bulunmak, sosyal ve ekonomik hayata katılımlarını kolaylaştırmak ve engelliler ile engelli olmayanlar arasındaki rekabet eşitsizliğini gidermek amacıyla vergi mevzuatında çeşitli düzenlemeler yapılmıştır.</p>
<p>Gelir Vergisi Kanunu’nda düzenlenen engellilik indirimi uygulaması ile • engelli ücretliye, • bakmakla yükümlü olduğu engelli kişi bulunan ücretliye, • engelli serbest meslek erbabına, • bakmakla yükümlü olduğu engelli kişi bulunan serbest meslek erbabına kolaylıklar sağlanması hedeflenmiştir. Bugün yazımızda vergi kanunlarımızda yer alan başlıca kolaylıklar üzerinde duracağız. En başta gelen düzenleme Gelir Vergisi Kanunu’muzda yer almaktadır.</p>
<p><strong>Gelir Vergisi Kanunu’nda engellilik ve istisna</strong></p>
<p>Vergi mevzuatı kapsamında engelli vatandaşlarımıza yönelik uygulama ve avantajlardan biri Gelir Vergisi Kanunu’nun 31'inci maddesinde düzenlenen engellilik indirimidir. Aşağıdaki engellilik dereceleri itibarıyla belirlenen aylık tutarlar, hizmet erbabının ücretinden indirilir. Maddedeki düzenlemeye göre:</p>
<p>Çalışma gücünün asgari %80'ini kaybetmiş bulunan hizmet erbabı birinci derece engelli, asgari %60'ını kaybetmiş bulunan hizmet erbabı ikinci derece engelli, asgari %40'ını kaybetmiş bulunan hizmet erbabı ise üçüncü derece engelli sayılır.</p>
<p>Engellilik indirimi, çalışma gücü kaybı olanların ücret ve/veya kazançlarına, girecekleri derecelere göre belirlenen miktarda indirimin uygulanmasıdır. Miktarlar 2026 yılı itibarıyla:</p>
<ul>
<li>Birinci derece engelliler için 12.000 TL • İkinci derece engelliler için 7.000 TL</li>
<li>Üçüncü derece engelliler için 3.000 TL'dir.</li>
</ul>
<p>Bu tutarlar, engelli ücretlilerde ve bakmakla yükümlü olduğu engelli kişi bulunan ücretlilerde aylık gelir vergisi matrahından indirilir.</p>
<p>Serbest meslek faaliyetinde bulunan engelliler ile bakmakla yükümlü olduğu engelli kişi bulunan serbest meslek erbabının beyan edilecek yıllık gelirlerinden aylık olarak belirlenen tutarlar yıllık olarak hesaplanarak indirilir.</p>
<p>Gelir Vergisi Kanunu’na göre, gelir vergisi matrahlarının hesaplanmasında engellilik indiriminden şu kişiler yararlanır:</p>
<p>Engelliler ile bakmakla yükümlü olduğu engelli kişi bulunanlar. Bakmakla yükümlü olunan kişi, engelli kişinin tabi olduğu çalışma mevzuatı veya bağlı bulunduğu Sosyal Güvenlik Kurumunun mevzuatına göre bakmakla yükümlü sayılan anne, baba, eş ve çocuklarını ifade etmektedir. Çocuklarda yaş sınırlamasına gidilmeksizin işlem yapılacaktır.</p>
<p><strong>Ayrıca,</strong> engelli vatandaşlarımıza yönelik olarak Özel Tüketim Vergisi, Motorlu Taşıtlar Vergisi, Katma Değer Vergisi ve Emlak Vergisi Kanunlarında düzenlenen istisnalar bulunmaktadır.</p>
<p>Gelir Vergisi Kanunu’na göre dar mükellefiyete tabi kimseler hakkında engellilik indirimi uygulanmaz.</p>
<p><strong>Bakmakla yükümlü olunan kişi </strong></p>
<p>Bakmakla yükümlü olunan kişi, engelli kişinin tabi olduğu çalışma mevzuatı veya bağlı bulunduğu Sosyal Güvenlik Kurumunun mevzuatına göre bakmakla yükümlü sayılan anne, baba, eş ve çocuklarını ifade etmektedir. Çocuklarda yaş sınırlamasına gidilmeksizin işlem yapılacaktır.</p>
<p><strong>Engellilik indiriminden yararlanmak için yapılması gerekenler </strong></p>
<p>Engellilik indiriminden yararlanmak isteyen kişilerin engellilik vergi indirimi başvurularını Dijital Vergi Dairesi aracılığıyla ya da bir dilekçe ve aşağıda belirtilen belgelerle birlikte defterdarlıklara (Gelir Müdürlüğüne), bağımsız vergi dairesi bulunan ilçelerde Vergi Dairesi Müdürlüğüne, vergi dairesi bulunmayan ilçelerde ise mal müdürlüklerine yapmaları gerekir.</p>
<ol>
<li><strong>a)</strong> Engelli hizmet erbabı için:</li>
</ol>
<ul>
<li>Müracaat formu-dilekçe, • çalıştığı iş yerinden alınacak, işveren tarafından imzalanıp kaşelenmiş, çalıştığına dair yazı, • T.C. kimlik numarasını içeren nüfus cüzdanı fotokopisi, • ilgili yönetmeliğe uygun Sağlık Kurulu Raporu olanlar için rapor aslı veya noter tasdikli örneği ya da raporu düzenlemiş olan hastanece tasdikli örneği.</li>
</ul>
<ol>
<li><strong>b)</strong> Hizmet erbabının bakmakla yükümlü olduğu engelli kişiler için:</li>
</ol>
<ul>
<li>Müracaat formu-dilekçe, • çalıştığı iş yerinden alınacak, işveren tarafından imzalanıp kaşelenmiş, çalıştığına dair yazı, • kendisinin ve engelli kişinin T.C. kimlik numaralarını içeren nüfus cüzdanı fotokopileri, • engelli kişiye bakmakla yükümlü olduğunu gösteren belge, • ilgili yönetmeliğe uygun Sağlık Kurulu Raporu olanlar için rapor aslı veya noter tasdikli örneği ya da raporu düzenlemiş olan hastanece tasdikli örneği.</li>
</ul>
<ol>
<li><strong>c</strong>) Engelli serbest meslek erbabı için:</li>
</ol>
<ul>
<li>Müracaat formu-dilekçe, • vergi kimlik numarasını gösteren belge (vergi levhasının fotokopisi), • T.C. kimlik numarasını içeren nüfus cüzdanı fotokopisi, • ilgili yönetmeliğe uygun Sağlık Kurulu Raporu olanlar için rapor aslı veya noter tasdikli örneği ya da raporu düzenlemiş olan hastanece tasdikli örneği.</li>
</ul>
<ol>
<li><strong>d)</strong> Serbest meslek erbabının bakmakla yükümlü olduğu engelli kişiler için:</li>
</ol>
<ul>
<li>Müracaat formu-dilekçe, • vergi kimlik numarasını gösteren belge (vergi levhasının fotokopisi), • kendisinin ve engelli kişinin T.C. kimlik numaralarını içeren nüfus cüzdanı fotokopileri, • engelli kişiye bakmakla yükümlü olduğunu gösteren belge, • ilgili yönetmeliğe uygun Sağlık Kurulu Raporu olanlar için rapor aslı veya noter tasdikli örneği ya da raporu düzenlemiş olan hastanece tasdikli örneği.</li>
</ul>
<p><strong>Geçerli raporlar ve iş yeri değişikliği</strong></p>
<p>Yetkili hastanelerce düzenlenen ve Merkez Sağlık Kurulunca değerlendirilerek çalışma gücünün asgari %40’ını kaybetmiş olduğu karara bağlanan engelli sağlık kurulu raporları, vergi indirimi uygulamasında dikkate alınmaktadır.</p>
<p>Engellilerin başvuruları sırasında 2007 yılı ve sonraki tarihlerde ilgili yönetmeliğe uygun olarak düzenlenmiş raporlarının mevcut olduğunu beyan edenlerin bu raporları da Merkez Sağlık Kurulunca değerlendirilmek üzere kabul edilmektedir.</p>
<p>İşe girmek, engelli kimlik kartı almak, sosyal yardımlardan faydalanmak gibi değişik amaçlarla alınan ve Merkez Sağlık Kurulunca değerlendirilmemiş engelli sağlık kurulu raporlarına istinaden engellilik indiriminden yararlanılması mümkün değildir.</p>
<p>Engellilik indiriminden yararlanmak isteyen vatandaşların diğer kurumların sevki sonucu aldıkları raporlar, engelli sağlık kurulu raporu formatına uygun olmaları durumunda, engellilik indirimi yönünden de geçerlidir ve bu raporların Merkez Sağlık Kurulunca yapılması gereken değerlendirmeye sunulması mümkündür.</p>
<p>Herhangi bir şekilde işyeri değiştiren ücretlilerin daha önce işlem tesis ettirdikleri müdürlüklere yeni iş yerlerinin adreslerini bildirerek buradan yeni işyerlerine hitaben yazı almaları yeterli olacaktır. Bu engellilerin yeniden rapor almalarına gerek yoktur. Bulundukları il sınırları dışına giden ücretliler de aynı şekilde hareket edebileceklerdir.</p>
<p><strong>Malul ve engellilere tanınan ÖTV istisnası</strong></p>
<p>Malul ve engellilere, belirli büyüklüğü aşmayan ve belirlenmiş özelliklere sahip taşıt alımında indirim sağlanmaktadır. Ancak konunun açıklanması bu yazı kapsamını aşar niteliktedir. Bu konu ayrı bir yazıda ele alınabilecektir. Her on yılda sadece bir taşıt bakımından istisnadan yararlanılabilir. Dolayısıyla, taşıtın istisna kapsamında satın alındığı tarihten itibaren on yıllık süre geçmeden aynı veya farklı kategoride sınıflandırılan ikinci bir taşıt bakımından istisnadan yararlanılamaz.</p>
<p><strong>Engellilere KDV’de sağlanan vergi avantajları </strong></p>
<p>Engellilerin eğitimleri, meslekleri, günlük yaşamları için özel olarak üretilmiş her türlü araç-gereç ve özel bilgisayar programlarının teslimi KDV'den istisnadır. Örneğin; görme engellilerin kullandıkları baston, yazı makinesi, kabartma klavye; ortopedik engellilerin kullandıkları tekerlekli sandalye, ortez-protez gibi cihaz ve araçlar ile özel bilgisayar programları istisna kapsamında kabul edilir.</p>
<p>Binek otomobili ve diğer nakil vasıtalarının ise sözü edilen “araç-gereç” kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir.</p>
<p>Engelliler dışında engelli olmayanlar tarafından da kullanılması mümkün olan araç ve gereçlerin teslimi, bu istisna kapsamında değildir. İstisna, özellikle engellilere yapılan teslimlerle sınırlı olmayıp, kapsama giren araç ve gereçlerin her safhada tesliminde ve ithalinde uygulanır.</p>
<p><strong>Ayrıca</strong>, mal ve hizmetlere uygulanan KDV oranlarını belirleyen 2007/13033 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı'na ekli (II) sayılı listenin 26'ncı sırasında "Yaşlı, sakat ve düşkünler için bakım ve huzurevleri ile yetimhanelerde verilen hizmetler" sayılmak suretiyle engellilere bakımevlerinde verilen hizmetlere indirimli (%10) KDV uygulanması öngörülmüştür.</p>
<p><strong>Emlak vergisinde sağlanan avantajlar</strong></p>
<p>Türkiye sınırları içinde brüt 200 metrekareyi geçmeyen tek meskene veya tek meskende hisseye sahip olan (intifa hakkına sahip olunması hâli dâhil) engelliler, indirimli bina vergisi oranı (sıfır) uygulamasından yararlanır.</p>
<p><strong>Meskeninde bizzat oturmayan engellinin, indirimli bina vergisi oranı (sıfır) uygulamasından yararlanma durumu</strong></p>
<p>İndirimli bina vergisi oranı (sıfır) uygulanmasından yararlanabilmek için meskende bizzat oturma şartı aranmamaktadır. Bu nedenle, sahip olduğu tek meskeni kiraya verip başka yerde ikamet eden engelliler de diğer şartları taşımaları kaydıyla indirimli bina vergisi oranı (sıfır) uygulamasından yararlanarak emlak vergisi ödemeyecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/engellilere-saglanan-vergi-kolayliklari-85824</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Engellilere sağlanan vergi kolaylıkları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ab-ulkelerindeki-kobiler-ile-turk-kobileri-rekabette-ne-durumda-85823</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> AB ülkelerindeki KOBİ’ler ile Türk KOBİ’leri rekabette ne durumda?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türk KOBİ’lerinin Avrupa ile rekabetinde sorun, üretim kapasitesinin yetersizliği değil; üretimin katma değerini ve verimliliğini yeterince yükseltememek. KOBİ’ler çok iş yaratıyor ama yüksek verimli ve katma değerli işlerde AB’nin gerisinde kalıyor.</strong></p>
<p>KOBİ’ler, hem Avrupa Birliği (AB) hem de Türkiye ekonomisinin omurgasını oluşturuyor.</p>
<p>Her iki tarafta da işletmelerin yüzde 99’undan fazlasını oluşturan bu yapılar, istihdamın büyük kısmını sağlıyor.</p>
<p>Ancak rekabet gücü, verimlilik, inovasyon ve katma değer üretme kapasitesi açısından aralarında önemli farklar bulunuyor.</p>
<p>Güncel veriler ve raporlar (TÜİK, Avrupa Komisyonu, OECD, TÜRKONFED), Türk KOBİ’lerinin sayısal ve istihdam gücüne rağmen AB’deki muadillerinin gerisinde kaldığını, ancak esneklik ve girişimcilik dinamizmiyle fırsatlar taşıdığını ortaya koyuyor.</p>
<p>Sayısal ağırlık ve ekonomik katkı</p>
<p>Türkiye’de KOBİ’ler toplam girişimlerin yaklaşık yüzde 99,6-99,8’ini oluşturuyor.</p>
<p>2024 verilerine göre istihdamın yüzde 68,5’ini, cironun yüzde 44,1’ini, üretim değerinin yüzde 39,8’ini ve faktör maliyetiyle katma değerin yüzde 41,2’sini sağlıyorlar.</p>
<p>İhracattaki payları ise yüzde 29,6 seviyesinde (2024’te 76 milyar dolar).</p>
<p>AB’de de benzer bir tablo var: 24 milyonu aşkın KOBİ, işletmelerin yüzde 99,8’ini oluşturuyor ve istihdamın yaklaşık yüzde 64-66’sını karşılıyor.</p>
<p>Ancak katma değer payları Türkiye’ye göre daha yüksek ve verimlilik farkı belirgin. Türkiye’de büyük işletmelerin iş gücü verimliliği mikro işletmelere göre 5-5,5 kat daha yüksekken, AB’de bu oran 2-3 kat arasında kalıyor.</p>
<p>Türk KOBİ’leri “çok iş yaratma” konusunda başarılı, ancak “yüksek verimli ve katma değerli iş yaratma” konusunda AB ortalamasının gerisinde.</p>
<p><strong>Verimlilik ve teknoloji yoğunluğu farkı</strong></p>
<p>Türk KOBİ’lerinin en kritik zayıf noktası verimlilik ve teknoloji seviyesidir.</p>
<p>İmalat sanayinde KOBİ’lerin önemli bir kısmı (yaklaşık yüzde 56) düşük teknolojili sektörlerde faaliyet gösteriyor.</p>
<p>Avrupa Komisyonu verilerine göre Türkiye’de KOBİ’lerin kişi başına katma değeri, AB ortalamasının oldukça altında seyrediyor.</p>
<p>Yüksek ve orta-yüksek teknolojili imalat istihdam payı Türkiye’de yüzde 20 civarındayken AB’de yüzde 38’e yaklaşıyor.</p>
<p>Avrupa İnovasyon Skorboardu’nda Türkiye “Emerging Innovator” (Yükselen İnovatör) kategorisinde yer alıyor ve AB ortalamasının yüzde 57-58’i seviyesinde performans gösteriyor.</p>
<p>KOBİ’lerin ürün ve süreç inovasyonu oranları AB’nin gerisinde kalıyor.</p>
<p>Almanya gibi ülkelerde KOBİ’ler (Mittelstand) yüksek teknoloji, sistematik Ar-Ge ve uluslararası rekabetçilikle öne çıkarken, Türk KOBİ’leri daha esnek, genç ve potansiyel taşıyan bir yapı sergiliyor; ancak kurumsal olgunluk, Ar-Ge yatırımı ve markalaşmada geride kalıyor.</p>
<p><strong>Güçlü ve zayıf yönler</strong></p>
<p>Türk KOBİ’lerinin güçlü yönleri:</p>
<p>Yüksek girişimcilik oranı ve işletme doğum hızı (AB ortalamasının birkaç katı).</p>
<p>Esneklik ve hızlı adaptasyon kabiliyeti.</p>
<p>Coğrafi konum ve Gümrük Birliği sayesinde AB pazarına erişim (ihracatın yaklaşık yüzde 48’i Avrupa’ya).</p>
<p>E-ihracat potansiyeli (mevcut yaklaşık 2 milyar dolar seviyesinden 20 milyar dolara çıkma potansiyeli tartışılıyor).</p>
<p>Bazı dönemlerde maliyet avantajı (özellikle kur etkileriyle).</p>
<p><strong>Zayıf yönleri ve engeller</strong></p>
<p>Finansmana erişim güçlüğü (özellikle uzun vadeli ve uygun maliyetli kredi).</p>
<p>Düşük verimlilik ve ölçeklenme sorunları.</p>
<p>Bürokrasi, regülasyon uyumu ve vize sorunları (fuar katılımı ve iş seyahatlerini olumsuz etkiliyor).</p>
<p>Gümrük Birliği’nin güncellenmemiş olması (hizmetler, tarım, kamu alımları gibi alanlar dışarıda kalıyor).</p>
<p>Son yıllarda yükselen iş gücü, ara malı ve finansman maliyetleri nedeniyle maliyet bazlı rekabet gücünde gerileme.</p>
<p>AB KOBİ’leri ise daha yüksek verimlilik, daha güçlü inovasyon ekosistemi, daha iyi finansman imkânları ve Tek Pazar’ın sağladığı ölçek avantajına sahip.</p>
<p>Ancak onlar da bürokrasi, enerji maliyetleri ve jeopolitik belirsizliklerden etkileniyor.</p>
<p>Rekabet dinamikleri ve fırsatlar</p>
<p>Gümrük Birliği sayesinde Türk KOBİ’leri AB pazarına önemli ölçüde entegre.</p>
<p>Ancak Çin gibi rakiplerin bazı ürün gruplarında pazar payı kazanması, tekstil gibi geleneksel sektörlerde baskı yaratıyor.</p>
<p>Otomotiv ve makine gibi alanlarda ise Türkiye avantajlı konumunu koruyor.</p>
<p>Yeşil dönüşüm (Avrupa Yeşil Mutabakatı), dijitalleşme ve e-ticaret Türk KOBİ’leri için hem tehdit hem fırsat.</p>
<p>AB’nin sürdürülebilirlik standartlarına uyum maliyetli olsa da bu alanda destek programları ve pazara erişim avantaj sağlayabilir.</p>
<p>KOSGEB, TÜBİTAK ve çeşitli AB fonları bu dönüşümü destekliyor.</p>
<p>TÜRKONFED gibi kuruluşlar, “Önce Küçüğü Düşün” yaklaşımıyla Gümrük Birliği modernizasyonunun ve dijital ve yeşil dönüşüm odaklı politikaların Türk KOBİ’lerinin rekabet gücünü artıracağını vurguluyor.</p>
<p><strong>Sonuç ve öneriler</strong></p>
<p>Türk KOBİ’leri istihdam ve sayısal ağırlık açısından AB’dekilerden daha baskın bir rol oynuyor, ancak verimlilik, katma değer ve inovasyon açısından geride kalıyor.</p>
<p>Esneklik ve girişimcilik dinamizmi güçlü bir potansiyel sunarken, yapısal sorunlar (verimlilik açığı, finansman, teknoloji) rekabet gücünü sınırlıyor.</p>
<p><strong>Rekabetçi bir konuma gelmek için:</strong></p>
<p>Verimlilik odaklı politikalar ve ölçeklenme destekleri,</p>
<p>Ar-Ge ve inovasyon yatırımlarının artırılması, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, yeşil ve dijital dönüşümde KOBİ’lere özel programlar, nitelikli insan kaynağı ve mesleki eğitim yatırımları kritik önem taşıyor.</p>
<p>Türk KOBİ’leri “daha esnek ve potansiyel taşıyan” bir yapıya sahipken, AB KOBİ’leri “daha sistematik ve yüksek teknolojili” bir rekabet avantajı sergiliyor.</p>
<p>Bu açığın kapatılması, uzun vadeli sanayi politikaları ve yapısal reformlarla mümkün.</p>
<p>Aksi takdirde, küresel rekabette Türk KOBİ’lerinin potansiyeli tam olarak ortaya çıkamayabilir.</p>
<p>Bu değerlendirme, 2024-2026 dönemine ait TÜİK, Avrupa Komisyonu, OECD ve sivil toplum raporlarına dayanmaktadır.</p>
<p>Veriler dinamik olduğundan güncel takip önerilir.</p>
<p><strong>Sonuç olarak</strong></p>
<p><em>Türk KOBİ’lerinin Avrupa ile rekabetinde sorun, üretim kapasitesinin yetersizliği değil, üretimin katma değerini ve verimliliğini yeterince yükseltememektir.</em></p>
<p><em>Türkiye’nin bundan sonraki KOBİ politikası daha fazla işletme kurmaya değil, mevcut işletmeleri daha teknolojik, yenilikçi, verimli, sürdürülebilir ve küresel ölçekte rekabetçi hâle getirmeye odaklanmalıdır.</em></p>
<p><em>Asıl hedef Avrupa’nın ucuz tedarikçisi olmak değil, Avrupa’nın teknoloji, üretim ve inovasyon ortağı olmaktır.</em></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ab-ulkelerindeki-kobiler-ile-turk-kobileri-rekabette-ne-durumda-85823</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/6/1280x720/sirket-ofis-1753218589.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin KOBİ politikası daha fazla işletme kurmaya değil, bu işletmeleri teknolojik, yenilikçi, verimli, sürdürülebilir ve küresel ölçekte rekabetçi hâle getirmeye odaklanmalı. Asıl hedef Avrupa’nın ucuz tedarikçisi değil, inovasyon ortağı olmak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/acemoglu-nasil-bir-anda-acem-oglu-oldu-85822</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Acemoğlu nasıl bir anda acem oğlu oldu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>2019 yılında yazdığım bir köşe yazısında şöyle demişim: “... Dünya çapındaki 2 ekonomistimiz Daron Acemoğlu da Dani Rodrik de belki de yetiştikleri toprakların da etkisiyle zaman içinde kalkınma, gelir dağılımı ve bu süreçlerde siyasi yapıların önemi gibi konulara daha çok ağırlık vermeye başladılar. Bu arada, bu ilişkileri deştikçe -belki de farkında bile olmadan- doğal olarak giderek daha çok sola kaymaya başladılar.” Bu görüşümü tekrarlamaktaki amacım, The Economist dergisinin bu hafta Daron Acemoğlu’nu linç etmeye yönelik yazısının altında yatan nedeni ortaya koymak.</p>
<p>The Economist dergisinin bütün objektiflik kisvesinin (böyle bir görünüm vermek için dergide yazılar isimsiz olarak yayımlanır) altında aslında liberal fikirlerin sözcülüğünü yaptığı bilinir. Hatta zengin kesimlerin ve finans çevrelerinin bir propaganda aracı olduğu da iddia edilir. Bu nedenle, geçen hafta Daron Acemoğlu’nun “Liberal Demokrasiye Ne Oldu?” adlı yeni kitabının yayımlanması vesilesiyle Acemoğlu hakkında dergide çıkan yazı, son dönemde bu kesimlerin fikirlerine aykırı görüş ve çalışmalar ortaya koyan Acemoğlu’na yönelik bir karalama kampanyası olarak değerlendirilebilir.</p>
<p><strong>Acemoğlu’nun akademik </strong><strong>yetkinliğini sorgulayan yaklaşım </strong></p>
<p>Dergi önce Acemoğlu’nun önceki çalışmalarına getirilen itirazları ortaya koyarak kendisinin akademik yetkinliğini sorgulayan bir yaklaşım benimsemiş. Yazının başlığı zaten bu yaklaşımı baştan ele veriyor: “Dünyanın en etkili ekonomisti garip bir şekilde inandırıcı değil.” Birkaç önemsiz itirazı ortaya koyduktan ve akademisyen olmayan bazı popüler blog yazarlarının menfi görüşlerine yer verdikten sonra dergi, gerçek niyetini ifşa ederek Acemoğlu’nun dergiye yakın çıkar gruplarını rahatsız eden görüşlerine saldırıyor.</p>
<p>Acemoğlu’nun teknoloji hakkında oldukça karamsar görüşler savunmak için genelgeçer görüşlerden uzaklaştığını iddia eden dergi, Acemoğlu’nun Johnson ile birlikte yazdığı 2023 tarihli “Güç ve İlerleme” kitabında bin yıllık inovasyon tarihini elitlerin (kapitalistlerin) siyasi sistemleri ele geçirmesinin istenmeyen bir sonucu olarak ele almasını eleştiriyor. Kitaptaki teze göre halk, kendi çıkarlarını kapitalistlere dikte ettirebildiği sürece kazanç sağlayabiliyor. (Bu iddianın devrimci bir yönü olduğu ortada.) The Economist ise bu savı es geçerek teknolojik ilerlemenin kendi başına halkları sanayi öncesi dönemlere göre kat kat daha zengin hâle getirdiği iddiasında. Buna “Aman, elitlere halel gelmesin” yaklaşımı diyebiliriz.</p>
<p>Acemoğlu’nun çalışmalarında The Economist’i kaygılandıran bir başka konu da YZ’nin ekonomilerdeki toplam verimlilik artışına yapması beklenen katkıdır. Bilindiği gibi, YZ şirketleri bugünlerde astronomik miktarlarda finansman bulma peşinde. (Anthropic’in halka arz değerlemesinin 2 trilyon dolara ulaşabileceği konuşuluyor.) Bu arayışların temel dayanağı, YZ’nin verimliliğe, dolayısıyla da şirket kârlarına yapması beklenen katkı. Daron Acemoğlu ise yapay zekânın on yıl içinde ABD’deki toplam faktör verimliliğini yalnızca sınırlı ölçüde artıracağını hesaplıyor. Dergi doğal olarak YZ şirketlerinin çıkarlarını koruyan bir yaklaşımla Acemoğlu’nun yapay zekâ hakkındaki argümanlarını inandırıcı bulmuyor.</p>
<p><strong>Liberal demokrasi kendi </strong><strong>tabanını kaybetti</strong></p>
<p>Bence The Economist’i en çok rahatsız eden (ancak ilginç bir şekilde bu makalede çok az yer bulan) Acemoğlu’nun son kitabında yer alan görüşleri. Acemoğlu’na göre liberalizm başlangıçta ekonomik büyüme, özgürlük, demokratik katılım ve paylaşılan refah arasında bir denge kurmuştu. Fakat zamanla bu denge bozuldu. Liberal demokrasi, “liberal elitlerin yönettiği demokrasi” hâline geldiği ölçüde kendi tabanını kaybetti. Dolayısıyla Acemoğlu’nun önerdiği şey liberal demokrasiden vazgeçmek değil; onu yeniden işçi ve orta sınıfların ekonomik çıkarlarıyla ilişkilendirmek. Bunun için de “working-class liberalism” (işçi sınıfı liberalizmi) adını verdiği ve refahın paylaşılmasına, işçilerin pazarlık gücünün artırılmasına, kamu hizmetlerinin güçlendirilmesine ve desantralize karar mekanizmalarının geliştirilmesine dayanan bir oluşum öngörüyor.</p>
<p>Şahsen ben gözlemlerini doğru bulmakla birlikte Acemoğlu’nun çözüm önerilerini son derece insancıl ama bir o kadar da naif buluyorum. Gittikçe güçlenen ve sosyal medya dâhil her şeyi ele geçirmiş olan elitlerin kolay kolay bu güçlerini bırakabileceklerini ve bunun da sisteme tutsak olmuş bugünün burjuva demokrasileri kanalıyla sorunsuz bir şekilde gerçekleşebileceğini düşünemiyorum.</p>
<p>Yazının başlığına gelirsek: 2012 yılında yayımlanan “Why Nations Fail” kitabının ana fikri olan, ulusların kalkınmasında “kapsayıcı kurumlar”ın (mülkiyet hakları, tarafsız ve bağımsız hukuk sistemi ve demokratik kurumlar) önem taşıdığı görüşü, liberal elitlere ve o günlerde ülkelere “demokrasi götüren” ABD müesses nizamına da cazip gelmiş ve desteklenmişti. Bugün ise kurallar değişti. Hele alttan alta devrimci potansiyel taşıyan bu yeni görüşler, müesses nizam tarafından hiç hoş karşılanmıyor. Bu nedenle Acemoğlu bir anda acem (yabancı) oğlu oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/acemoglu-nasil-bir-anda-acem-oglu-oldu-85822</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Acemoğlu nasıl bir anda acem oğlu oldu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/niyet-olmayinca-85821</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Niyet olmayınca</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Temmuz ayında yıllık imalat sanayi enflasyonu yüzde 29, tarım enflasyonu ise yüzde 18,8. Hizmet sektörü için haziran verisi var: yüzde 31,8. Tarımı bir tarafa bırakırsak, imalat sanayi üretici enflasyonu hizmet üretici enflasyonundan 2,8 puan düşük; o kadar.</strong></p>
<p>Bir süredir sanayi sektörü temsilcileri tarafından dillendiriliyor. Mealen şu: “Biz enflasyon açısından üzerimize düşeni yaptık. Tüketici fiyat sepetindeki sanayi sektörüne ilişkin malların fiyat artışı yüzde 20’nin altında. Oysa tüketici enflasyonu yüzde 32 düzeyinde. Özellikle hizmet sektörü enflasyonu çok yüksek. Daha ne yapalım?” Yaklaşık iki yıl önce İstanbul Sanayi Odası’nda, geçen hafta da Eskişehir Sanayi Odası’nda katıldığım toplantılarda şahit oldum. Başka sanayi odası temsilcilerinin de benzer açıklamaları basında yer aldı.</p>
<p>Gelin, azıcık deşelim bu değerlendirmeyi. Öncelikle, bu savı ileri sürerken kullanılması gereken tüketici değil, üretici enflasyonu. İlkinde vergiler de işin içinde, ikincisinde ise vergiler yok. Yurt içi üretici enflasyonları açısından durum şöyle: Temmuz ayında yıllık imalat sanayi enflasyonu yüzde 29, tarım enflasyonu ise yüzde 18,8. Hizmet sektörü için haziran verisi var: Yüzde 31,8. Tarımı bir tarafa bırakırsak, imalat sanayi üretici enflasyonu hizmet üretici enflasyonundan 2,8 puan düşük; o kadar. Son on iki ayın ortalama yıllık üretici enflasyonlarına bakınca ise durum, iddia edildiği kadar değilse de biraz daha sanayi lehine (yüzde olarak): İmalat: 27,5; hizmet: 31,8; tarım: 36,3.</p>
<p><strong>Sanayi üretici enflasyonu </strong><strong>kur artışının çok üzerinde</strong></p>
<p>Biraz daha derine inelim: Yarısı Euro, yarısı da dolar olan döviz sepetinin yıllık artışı yüzde 15,6. Evet, 15,6. Son on iki ay dikkate alındığında, asgari ücretin artış oranı ise yüzde 28. Enerji maliyeti açısından üretici fiyat endeksinin ilgili kalemine bakalım: Yüzde 26,6 artmış. Asgari ücret ve enerji maliyeti hizmet sektörü için de geçerli. Oysa döviz kuru imalat sanayi açısından önemli bir maliyet unsuru, hizmet sektörü için ise önemi daha az. Bu açıdan bakıldığında, sanayi üretici enflasyonu önemli bir maliyet unsuru olan döviz kuru artışının çok üzerinde.</p>
<p>Bu basit analizde eksik olan ürün fiyatı hesaplanırken maliyetin ne kadar üzerine çıkıldığı. Maliyetler hangi katsayı ile çarpılıyor? Fiyat/maliyet oranı son aylarda nasıl hareket ediyor? TEPAV’dan Ekrem Cünedioğlu’nun bu çarpanı da dikkate alan enflasyon analizi yakında yayımlanacak. Bakalım bulguları ne yönde?</p>
<p><strong>Enflasyonla mücadele niyeti sözde kalıyor</strong></p>
<p>Daha önemlisi şu: İster sanayici olsun, ister ücretli çalışan, ister emekli, ister akademisyen ya da köşe yazarı. Yukarıdaki ‘kuru’ enflasyon değerlerinin arkasındaki nedenlere eğilmek gerekiyor. O nedenleri neden ortadan kaldıramıyoruz? Mesela gerçeklerden çok kopuk bir faiz-kredi politikasına karşı “Durun, bunun acısı ileride çıkar” diye neden uyarıda bulunmuyoruz? Tamam, sendikalaşma oranı çok düşük; tamam, emekli sesini nasıl duyuracak? Ama bana öyle geliyor ki bu coğrafyada 1970’lerin ortalarından beri yüksek enflasyonla yaşamamızın temel nedeni enflasyonu düşürmeye niyetimizin olmaması. Zira enflasyonu yükselten unsurlardan öyle ya da böyle hoşlanan etkili bir kesim var; öyle olunca da enflasyonla mücadele niyeti sözde kalıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/niyet-olmayinca-85821</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Niyet olmayınca ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ankaranin-yeni-sinavi-israil-rusya-ve-egede-ayni-anda-gerilim-85820</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ankara’nın yeni sınavı: İsrail, Rusya ve Ege’de aynı anda gerilim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Tel Aviv artık yalnızca İran bağlantılı hedefleri değil, Türkiye’nin desteklediği yeni Suriye yönetiminin askeri kapasitesini de hedef alıyor. İsrail’in Ebu Zuhur saldırısı, Ankara’nın Suriye’deki etkinliğinin belirli sınırları aşmaması gerektiğine yönelik açık bir mesaj olarak okunuyor.</strong></p>
<p>Türkiye’nin dış politikasında, şimdiki MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın adını koyduğu “değerli yalnızlık” dönemi de böyleydi; Türkiye aynı anda pek çok cephede gerginlik yaşıyordu.</p>
<p>O dönemde “rakipler/düşmanlar” Mısır, Yunanistan, Libya’da Hafter güçleri, Suriye’de Fırat’ın doğusunu kontrol eden PKK terör örgütünün uzantısı PYD-YPG oluşumu ve ona yardım eden ABD idi.</p>
<p>Şimdilerde ABD Başkanı Trump, Türkiye’deki Erdoğan yönetiminin “en yakın dostlarından” ve destekçilerinden birine dönüşürken, Mısır “müttefik” hâline geldi. Libya’da Hafter ile barışıldı, “Terörsüz Türkiye” süreci kapsamında Washington’un da desteğiyle PYD-YPG büyük ölçüde tasfiye edildi.</p>
<p>Ancak bunlar yapılırken yeni rakipler oluşturuldu; Yunanistan’la rekabet yeni bir safhaya girerken Türkiye ilk kez İsrail’le doğrudan sıcak çatışma ihtimalini açıkça konuşur hâle geldi. ABD ile yakınlaşma ve Türkiye’nin Ortadoğu ile Kuzey Afrika’da attığı yeni adımlar ise Moskova-Ankara hattında ciddi gerilimlerin habercisi olmaya aday.</p>
<p>Ortaya çıkan tablo, Türkiye’nin aynı anda İsrail, Rusya ve bölgedeki yeni güç dengeleriyle karşı karşıya kalabileceğini gösteriyor.</p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>İsrail-Türkiye hattında ilk gerçek alarm</strong></span></p>
<p>İsrail’in İdlib kırsalındaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü’ne düzenlediği saldırı teknik olarak Suriye hedeflerine yönelik bir operasyon gibi görünse de, verilen mesajın adresi yalnızca Şam değildi.</p>
<p>Üs, Türkiye sınırına yaklaşık 80 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Üstelik saldırı sonrasında gelen açıklamalar, Tel Aviv’in asıl kaygısının Türkiye’nin Suriye’deki artan askeri etkisi olduğunu ortaya koydu.</p>
<p>İsrail Başbakanlığı tarafından yapılan açıklamada, İsrail ile Suriye arasında “mevcut statükonun korunması” konusunda bir uzlaşma bulunduğu, bu statükonun Türkiye’nin Halep yakınlarındaki bir üsse asker konuşlandırma hazırlıkları nedeniyle bozulmak üzere olduğu öne sürüldü. İsrail tarafı, bu durumu kendi güvenliğine yönelik bir tehdit olarak tanımladı.</p>
<p>Ankara ise sert tepki gösterdi. Türkiye’nin Şam Büyükelçisi Nuh Yılmaz saldırıyı kınarken, İletişim Başkanlığı İsrail’in açıklamalarını “gayriciddi iddialar” olarak niteledi ve bunların saldırıları meşrulaştırma amacı taşıdığını belirtti.</p>
<p>Ancak asıl dikkat çekici olan açıklama Washington’dan geldi; ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın sözleri, yaşananların ne kadar kritik olduğunu ortaya koydu.</p>
<p>Barrack’a göre Türkiye saldırı öncesinde bilgilendirilmedi. Türk radarları İsrail uçaklarını tespit etti ve Ankara askeri karşılık verme hazırlığı yapabilecek bir noktaya geldi. Barrack’ın “Neyse ki sağduyulu taraflar gerilimin tırmanmasını önledi” sözleri, iki ülke arasında ilk kez gerçek bir askeri temas riskinin oluştuğunu gösterdi.</p>
<p>Washington, Ortadoğu’daki iki “yakın müttefiki” arasında askeri karşılaşmalar yaşanmaması için şimdilerde Türkiye, İsrail ve Suriye arasında bir “çatışmayı önleme mekanizması” kurmaya çalışıyor.</p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>Teknik hat mı, yeni güvenlik düzeni mi?</strong></span></p>
<p>Asıl soru burada başlıyor; Washington’un kurmayı planladığı İsrail ile Türkiye arasındaki mekanizma sadece yanlış anlamaları önleyecek askeri bir iletişim hattı mı olacak? Yoksa İsrail’in Suriye’deki hareket alanını koruyan ve Türkiye’nin nüfuzunu sınırlayan daha geniş bir güvenlik düzenlemesine mi dönüşecek?</p>
<p>İsrail’in son dönemdeki tutumu ikinci ihtimali güçlendiriyor. Çünkü Tel Aviv artık yalnızca İran bağlantılı hedefleri değil, Türkiye’nin desteklediği yeni Suriye yönetiminin askeri kapasitesini de hedef alıyor. İsrail’in Ebu Zuhur saldırısı, Ankara’nın Suriye’deki etkinliğinin belirli sınırları aşmaması gerektiğine yönelik açık bir mesaj olarak okunuyor.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçen hafta El Cezire’ye verdiği röportajdaki ifadeleri de bu nedenle dikkat çekici. “Biz savaştan değil, barıştan bahsediyoruz. Ama birileri Türkiye’ye savaş için saldıracak olursa Türkiye o savaştan kaçmaz” diyen Erdoğan, doğrudan İsrail’in adını vermese de Ankara’nın askeri caydırıcılık mesajı verdiğini ortaya koydu.</p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>Trump faktörü ve Moskova’da çalan alarm zilleri</strong></span></p>
<p>Erdoğan ile Trump arasında geçen hafta gerçekleşen telefon görüşmesi de önemliydi. Görüşmede İran, Gazze ve bölgesel güvenlik başlıkları ele alındıktan hemen sonra, Trump’ın Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke savunma paktına yönelik destek açıklaması geldi. Trump, sosyal medyada paylaştığı mesajında, Mekke Anlaşması’nın İsrail’e karşı kurulan bir blok olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, üç ülkenin attığı adımı “Ortadoğu’nun kendi güvenliğini üstlenmesi açısından önemli bir ilk adım” olarak tanımladı.</p>
<p>Bu açıklama önemli çünkü son yıllarda ilk kez Washington ile Ankara bölgesel güvenlik mimarisi konusunda büyük ölçüde aynı çizgide görünüyor. Ancak bu yakınlaşmanın bedeli olabilir.</p>
<p>Çünkü Ankara, dış politikasında Washington’a yaklaştıkça Moskova’da alarm zilleri çalıyor.</p>
<p>Rusya’nın son günlerde verdiği mesajlar, Ankara-Washington yakınlaşmasının Moskova’da ciddi rahatsızlık yarattığını gösteriyor. Özellikle Türkiye’nin Ukrayna’ya M270 çok namlulu roketatar sistemleri, binlerce DPICM mühimmatı ve 70 adet ATACMS balistik füzesi satışı için ABD’den izin istemesi Rusya’da alarm etkisi yarattı.</p>
<p>Rusya Dışişleri Sözcüsü Mariya Zaharova’nın açıklamaları alışılmış diplomatik üslubun oldukça ötesine geçti; Moskova, Türkiye’nin hem arabuluculuk rolü üstlenip hem de Ukrayna’ya ağır silah göndermesini “güveni sarsan bir davranış” olarak tanımlıyor. Zaharova’nın “Ankara ve Washington’dan izahat istedik” açıklaması da bunun göstergesi.</p>
<p>Rus tarafının kullandığı “Pandora’nın kutusu” ve “ikili ilişkilere ağır darbe” ifadeleri, konunun Moskova tarafından stratejik düzeyde değerlendirildiğini ortaya koyuyor.</p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>Libya’dan Karadeniz’e </strong><strong>uzanan yeni rekabet</strong></span></p>
<p>Rusya’nın aynı dönemde Libya’daki askeri varlığını genişletmesi de elbette tesadüf değil; Moskova’nın Libya’daki altı hava üssünde inşaat faaliyetlerini hızlandırması, MiG-29 savaş uçakları, hava savunma sistemleri ve insansız hava araçları konuşlandırması, Kuzey Afrika’daki nüfuz mücadelesinin yeni bir aşamaya geçtiğini gösteriyor.</p>
<p>Türkiye’nin Mısır ile yakınlaşmasının, Libya’da yeni denklemler kurmasının, Kızıldeniz güvenlik koalisyonunda yer almasının ve Mekke Anlaşması üzerinden yeni bir güvenlik ekseni oluşturmasının Moskova tarafından dikkatle izlendiği ortada.</p>
<p>Bu nedenle önümüzdeki dönemde Rusya’nın Türkiye’ye yönelik doğrudan değil, dolaylı baskı araçlarını devreye sokması sürpriz olmayacaktır. 2015 uçak krizinden sonra yaşanan “domates diplomasisi” benzeri yöntemler yeniden gündeme gelebilir. Tarım ürünleri üzerindeki denetimler, turizm akışında yaşanabilecek bürokratik sorunlar ve ticari kısıtlamalar bu kapsamda ilk akla gelen seçenekler arasında bulunuyor.</p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>Yunanistan’la da “deniz </strong><strong>milli parkı” gerilimi</strong></span></p>
<p>Ankara’nın Kuzey Ege ile Fethiye-Kaş açıklarında ilan ettiği iki deniz milli parkı da Yunanistan’la zaten var olan Doğu Akdeniz gerilimini artırmaya aday.</p>
<p>Yaklaşık 23 bin 500 kilometrekarelik alanı kapsayan düzenlemeyi, Türkiye’nin Deniz Mekânsal Planlaması ve Mavi Vatan yaklaşımının sahadaki en somut adımlarından biri olarak görmek mümkün. Özellikle Meis çevresini kapsayan Fethiye-Kaş parkı, Ankara’nın Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanı tezleriyle örtüşen bir bölgede bulunuyor.</p>
<p>Atina’nın karara sert tepki göstermesinin nedeni de burada yatıyor; Yunanistan, Türkiye’nin attığı adımın hukuki sonuç doğuramayacağını savunurken, Ankara ise deniz milli parklarının yeni bir egemenlik alanı yaratmadığını, ancak denizlerdeki idari ve kurumsal varlığını güçlendirdiğini vurguluyor.</p>
<p>Türkiye’nin attığı adımın zamanlaması dikkat çekici; Ankara’nın deniz milli parkı hamlesi, Güney Kıbrıs merkezli enerji projelerinin hızlandığı, Fransa destekli elektrik bağlantı projelerinin ve Doğu Akdeniz’deki yeni enerji yatırımlarının öne çıktığı bir dönemde geldi. Bu nedenle Ankara’nın deniz milli parkları kararını, yalnızca çevresel bir düzenleme değil, aynı zamanda Ege ve Doğu Akdeniz’de şekillenen yeni jeopolitik denkleme verilmiş stratejik bir cevap olarak değerlendirmek yerinde olur.</p>
<p><span style="font-size: 18pt; color: #e03e2d;"><strong>Ankara bu kez “yalnız” değil; </strong><strong>yanında ABD var, ama...</strong></span></p>
<p>Türkiye bugün yaklaşık on yıl öncesindeki “değerli yalnızlık” döneminden farklı bir noktada bulunuyor. O dönem Ankara’nın aynı anda karşı karşıya olduğu aktörlerin önemli bölümü bugün ortak veya müttefik hâline gelmiş durumda. Ancak onların yerini İsrail-Rusya eksenli yeni riskler alıyor.</p>
<p>Fark şu ki bu kez Türkiye “yalnız” değil; Washington ile ilişkiler yeniden güçleniyor. Suudi Arabistan ve Pakistan ile savunma iş birliği kurumsallaşıyor. Mısır ile ilişkiler normalleşmiş durumda. Libya’da yeni bir denge oluşuyor.</p>
<p>Buna rağmen riskler küçülmüyor; sadece şekil değiştiriyor.</p>
<p>İsrail ile Suriye sahasında yaşanabilecek bir yanlış hesaplama, Rusya ile Ukrayna dosyasında derinleşen görüş ayrılıkları, Kuzey Afrika’da sertleşen nüfuz mücadelesi ve Doğu Akdeniz’de giderek artan gerilim, Ankara’nın önündeki en kritik başlıklar olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Türkiye artık tek bir cephede değil, birbirine bağlı çok sayıda cephede aynı anda pozisyon almak zorunda. Görünen o ki önümüzdeki dönemin temel sorusu şu olacak:</p>
<p>Ankara, ABD ile stratejik yakınlaşmasını sürdürürken İsrail ile doğrudan çatışma riskini ve Rusya ile büyüyen gerilimi aynı anda yönetebilecek mi?</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ankaranin-yeni-sinavi-israil-rusya-ve-egede-ayni-anda-gerilim-85820</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/0/1280x720/67-1787201088.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara’nın yeni sınavı: İsrail, Rusya ve Ege’de aynı anda gerilim ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sicak-para-gelir-sicak-para-gider-asil-mesele-neden-ona-muhtaciz-85819</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sıcak para gelir, sıcak para gider; asıl mesele neden ona muhtacız?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yabancı yatırımcı Türkiye’de bir şirketin yönetiminde söz sahibi olmak, üretim yapmak ve uzun süre kalmak için gelir. Paranın yanında teknoloji, know-how ve işletmecilik bilgisi de getirir. Dolayısıyla bizim asıl aradığımız sermaye budur.</strong></p>
<p>Dünyada faizler yeniden yükseliyor. ABD’nin 30 yıllık Hazine tahvili faizi yüzde 5,33’ün üzerine çıktı. Bu, 19 yılın en yüksek seviyesi. Japonya, İngiltere, Almanya ve Fransa’da da uzun vadeli tahvil faizleri son yılların en yüksek düzeylerine ulaşıyor. Jeopolitik riskler, yükselen petrol fiyatları, enflasyon ve bütçe açıkları yatırımcıların risk iştahını azaltıyor.</p>
<p>Böyle bir ortamda Türkiye’nin sıcak para meselesini yeniden tartışması şaşırtıcı değil.</p>
<p>Dün cnbce.com’da yer alan bir habere göre Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın kısa vadeli sermaye hareketlerini, özellikle para piyasası fonlarındaki yabancı ve kurumsal yatırımcı ağırlığını mercek altına alması bu nedenle anlaşılır. Ancak meseleyi başka bir boyutuyla da tartışmak gerekiyor.</p>
<p><strong>Yabancı sermayenin iki farklı yüzü</strong></p>
<p>Yabancı sermaye deyince hepsini aynı kefeye koymamak lazım.</p>
<p>Birincisi doğrudan yatırımlar. Yabancı yatırımcı Türkiye’de bir şirketin yönetiminde söz sahibi olmak, üretim yapmak ve uzun süre kalmak için gelir. Paranın yanında teknoloji, know-how ve işletmecilik bilgisi de getirir. Dolayısıyla bizim asıl aradığımız sermaye budur. Doğrudan yatırımcı, bir ülkeye yıllarca kalmak üzere gelir. Bunun için de makroekonomik istikrara, hukuka, güçlü kurumlara ve öngörülebilirliğe bakar.</p>
<p>İkincisi portföy yatırımlarıdır. Hisse senedi ve borçlanma araçlarına gelirler. Yönetimle, üretimle, teknolojiyle fazla ilgilenmezler. Temel amaçları yatırdıkları paradan mümkün olan en yüksek getiriyi elde etmek ve zamanı geldiğinde güvenli biçimde çıkmaktır.</p>
<p>Bu yatırımcının baktığı iki temel şey vardır: Faiz ve kur.</p>
<p>Faiz yüksek olacak, kur fazla oynak olmayacak. Gerisi çok da önemli değildir. Uzun vadeli doğrudan yatırımcı için önemli olan şeyler kısa vadeli portföy yatırımcısı için o kadar önemsiz olabilir.</p>
<p><strong>Sıcak para güvenilmezdir</strong></p>
<p>İşte sıcak para dediğimiz para budur. Ve evet, güvenilmezdir.</p>
<p>Faiz cazipse gelir. Risk artarsa ürker. Daha yüksek getiri başka yerde ortaya çıkarsa gider. Geldiğinde TL’yi değerli hâle getirir, varlık fiyatlarını yükseltir, piyasada finansal bir coşku yaratır. Çıkmaya başladığında ise aynı hızla finansal dalgalanmanın kaynağı olabilir.</p>
<p>Yani sıcak para iki ucu keskin bıçak gibidir. Varlığı da sorun, yokluğu da sorundur.</p>
<p>Fakat burada sıcak paraya kızmak kolaycılıktır. Asıl sorulması gereken soru başkadır. Biz neden bu paraya bu kadar muhtacız?</p>
<p><strong>Sorun sıcak parada değil, bağımlılıkta</strong></p>
<p>Çünkü kendi tasarruflarımız yatırımlarımızı ve ihtiyaç duyduğumuz büyümeyi finanse etmeye yetmiyor. Üretim için ithal girdiye, yatırım için dış finansmana, büyüme için başkalarının tasarruflarına ihtiyaç duyuyoruz. Cari açığın finansmanında daha kalıcı olan doğrudan yatırımlar yetersiz kalınca, portföy yatırımlarına daha fazla yaslanıyoruz.</p>
<p>Dolayısıyla kabahat, parasını kısa sürede büyütüp çıkmak isteyen portföy yatırımcısında değil. O zaten portföy yatırımcısı gibi davranıyor. Bu davranış tarzı onun fıtratında var. Sorun, bizi buna muhtaç bırakan ekonomik yapıda ve politikalarda aranmalı.</p>
<p>Ekonomimizin durumu ne yazık ki bize “Yabancıdan bize ne?” deme imkânı tanımıyor. Çünkü yabancı kaynak gelmediğinde büyümenin, yatırımın ve dış dengenin finansmanında ciddi sıkıntılar yaşıyoruz.</p>
<p><strong>Sıcak parayı vergilendirmek yetmez</strong></p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın kısa vadeli sermaye hareketlerini izlemesi ve bunların daha uzun süre Türkiye’de kalmasını sağlamaya çalışması anlaşılabilir. Para piyasası fonlarına yönelik olası vergi düzenlemeleri de bu arayışın bir parçası.</p>
<p>Ancak sıcak parayı vergiyle biraz daha uzun süre Türkiye’de tutmak yardımcı olur, rahatlatır ama temel sorunu hemen çözmez. Çünkü mesele, sıcak paranın kaç gün kaldığı değil; ekonominin neden sürekli yeni sıcak paraya ihtiyaç duyduğudur. Sıcak para girişleri bize yapısal sorunu çözecek adımları uygulamaya koymak için zaman kazandırır.</p>
<p><strong>İhtiyacımız olan yeni bir yatırım hikâyesi</strong></p>
<p>Bunun yolu kısa vadeli sermayeyi kovalamaktan değil, daha kalıcı sermayeyi çekmekten geçiyor.</p>
<p>İç tasarrufları artırmak, verimliliği yükseltmek, yüksek katma değerli üretimi ve ihracatı geliştirmek, ithal girdiye bağımlılığı azaltmak gerekiyor. Ama hepsinden önemlisi doğrudan yabancı yatırımı yeniden çekebilecek güçlü bir hikâye yaratmak şart. Bunun için hukuk, kurumlar, eğitim ve öngörülebilir ekonomi politikaları birlikte düşünülmeli.</p>
<p>Türkiye geçmişte bunu başardı. 2000’li yılların ortasında AB üyeliği ve reform hikâyesiyle yılda 20 milyar doların üzerinde doğrudan yatırım çekebildik. Sonra o hikâye zayıfladı; doğrudan yatırım da geriledi.</p>
<p>Oysa asıl ihtiyacımız olan daha fazla sıcak para değil, sıcak para gelmediğinde de nefes alabilen bir ekonomi yaratmaktır. Sıcak para güvenilmez olabilir. Ama asıl tehlike, güvenilmez olduğunu bile bile ona bağımlı yaşamaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sicak-para-gelir-sicak-para-gider-asil-mesele-neden-ona-muhtaciz-85819</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sıcak para gelir, sıcak para gider; asıl mesele neden ona muhtacız? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/araba-devrilince-yol-gosteren-cok-olur-85818</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Araba devrilince yol gösteren çok olur!&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Tetkik ettiklerimizi “tartacak” ölçülerimiz yoksa işin sırrı olan dengeyi kaçırırız. Geçmişte olup bitenleri değerlendirirken, sorgulama merakını diri tutmanın, aklı emanet etmeme kararlılığının, bilinmezle yüzleşme özgüveninin sağlam olması gerekir.</strong></p>
<p>Telmo Pievani’nin “<em>Kusurların Doğal Ta</em>rihi” kitabı gerçekten öğretici bilgilerle dolu. Kitabın daha dokuzuncu sayfasına ulaştığımızda, “<strong>Olaylar olduktan sonra fikir yürütmek, evrimi anlamaya çalışırken düşmanımızdır; çünkü aynı koşullarda meydana gelebilecek sayısız alternatif sonucu ve senaryoyu küçümseme eğilimine yol açar</strong>” cümlesi durup düşünmemize yol açtı.</p>
<p>Kültür arka planımızda olaylar olduktan sonra yol gösterme eğilimini kanıtlayan güzel bir özdeyişimiz de var: “<strong><em>Araba devrilince yol gösteren çok olur!”</em></strong></p>
<p>İş dünyasındaki gelişmelerle ilgili öngörme ve önlem alma disiplini hayati önemde. Sanırım bu genellemeye kimsenin itirazı yoktur. Yoktur, ama öngörme-önlem alma emeği ile olaylar olup bittikten sonra yol gösterme eğilimini karşılaştırırsanız şaşırtıcı sonuçlara ulaşabilirsiniz!</p>
<p>Öngörülerimizin yaşamın öz gerçekliğine yakın durması için “<em>tarih bilinci</em>” etkili zihinsel araçlardan biridir. Tarih bilincimizi sadece olumlu yönleriyle ele alırsak eksik bir değerlendirme yaparız. Tarih yazınının bilince etkisinin sadece olumlu yönlerini öne çıkarırsak aşırı değerlendirme tuzaklarına düşebiliriz. Dengeli bir bakış için geçmişi değerlendirirken olumlu değerlendirmeler kadar olumsuz değerlendirmeleri de sorgulamalıyız.</p>
<p><strong>Olup bittikten sonra</strong></p>
<p>Ölçülerimizden biri Pievani’nin geçmişi değerlendirirken nelere özen göstermemiz gerektiğini anlatan genellemelerini dikkate almaktır:</p>
<p>- Olup bitenleri değerlendirirken, aynı koşullarda meydana gelebilecek sayısız alternatif sonucu ve senaryoyu küçümseme eğilimi öne çıkabilir.</p>
<p>- Fikir yürütürken anomalilerin zorunlu ve eksiksiz görünmesine, bu yüzden de kusurlu olmalarına rağmen kusursuz görünümün baskın hâle gelmesine yol açabilir.</p>
<p>- Bizleri gerçekliği baş aşağı çevirmeye teşvik edebilir.</p>
<p>- Zihnimizin bazı olayları seçip diğerlerini ihmal ederek kaderci ve yazgıcı akıl yürütme eğilimini güçlendirebilir.</p>
<p>- Sanki geçmişte hiçbir seçenek yokmuş gibi düşünme kolaycılığı yaratabilir.</p>
<p>- Her şeyin başlangıçtaki alın yazısıyla belirlendiği ve kaderin ağlarını önceden ördüğü inancına ve sonucun kaçınılmaz olduğunu sorgusuzca kabullenmeye götürebilir.</p>
<p>- Geriye bakarak nedenler-sonuçlar, öncesi ile sonrası, niyetler ile gerçeklikler arasında bağ kurmayı önemsemeyebilir.</p>
<p>- Animizme ve teolojiye güçlü bir psikolojik eğilimi tetikleyebilir.</p>
<p>- Amaç çerçevesinde düşünme, niyet sahibi aktörlerin hedeflerini açıkça sergiledikleri ve bu hedeflere ulaşmaya çalıştıkları anlatıları gölgeleyebilir.</p>
<p>- Kozmik ve biyolojik evrimin kusurlardan kusursuzluğa, basitten karmaşığa, inorganik maddeden düşünen maddeye geçişlerini eksik değerlendirmeye yol açabilir.</p>
<p>- Kritik anlarda gücümüzün bilincinde olmak yerine, saptırmalarla gücü dağıtabilir.</p>
<p>Tarih yazını durağan bir olgu değil, dinamiktir. Aynı tarihçi, aynı olay ya da olguları farklı zaman aralıklarında yeniden değerlendirdiğinde anlatım biçimi kadar içerik de değişir. Bu değişmenin nedenlerinden biri, tarihçinin zaman içindeki birikiminin farklılaşması, bakış açısının değişmesi, belge-bilgiye yüklediği değerlerin farklılaşmasıdır.</p>
<p><strong>İnsan doğasının değişkenliği</strong></p>
<p>Bir başka etken jeopolitik gelişmeler, hükümet kararları, iş gücü hareketleri, nüfus oluşumları, kültürel değerler ve teknolojik etkilerin birlikte değiştirdiği “<em>zamanın ruhunun</em>” okunmasıdır. Erişebildiğimiz belge ve bilgiler değişmese de zamanın ruhunun telkin ettiği düşünce çerçevesi anlatımın biçimini de özünü de değiştirebilir.</p>
<p>Bir de “<em>insan doğası değişkeni</em>” vardır. İnsan doğası, kendi iç algısının yanı sıra çevrenin açık ve örtük baskısına göre de belli eğilimler yaratır; o eğilimlerin baskın hâle gelmesi durumunda da insanın putunu kendi yapıp kendi putuna taptığı süreç güçlenebilir.</p>
<p>Belgeye erişim, malumat oluşumu ve bilgiye dönüştürme süreci de geçmişi değerlendirmede “<em>kusur açığını</em>” tümden kapatmayı engelleyebilir. Kulaklarımıza hoş geldiği için “<em>hoşgörülü</em>” olmayı olumlu bir davranış olarak özendirebilir. Oysa hoşgörü kavramı büyüklük, kibir ve üstünlük bileşenleri taşır. Hoşgörüde özveride bulunan biz oluruz; öteki ise bizim hoşgörümüzden yararlanır. Hoşgörü tek yönlü bir özveri vurgusudur; fırsat eşitliğini ve eşit hakları kapsamaz. Hoşgörüye değil, “<em>gönüllü paylaşım</em>” gerçekliğine daha yakın durmalıyız. Olup bitenleri anlatırken hoşgörü ile paylaşma arasındaki dengeyi nasıl kurduğumuz da özenle değerlendirilmesi gereken bir husustur.</p>
<p>Tarih anlatımının dinamik karakteri, Arapçadan dilimize aktarılan kavramlarla anlatırsak, sürekli bir “<strong><em>tetkik</em></strong>” işidir. Tetkik sürdükçe, tarih anlatımı da değişiklik gösterir. Tetkik ettiklerimizi “<strong><em>tartacak</em></strong>” ölçülerimiz yoksa işin sırrı olan dengeyi kaçırırız. Tetkik eder, tartarsak “<strong><em>tanımlayabiliriz</em></strong>”; hangi koşullarda ne gibi reflekslerle yüzleşeceğimizi öngörerek davranışlarımıza yol gösterebiliriz. Tetkik, tartma ve tanımlama bizi “<strong><em>tedbir</em></strong>” alma noktasına taşır.</p>
<p><strong>Evrendeki değişme dinamikleri</strong></p>
<p>Canlı yaşamının hem temel içgüdüsü hem de gelişmesinin temel dinamiği, olası gelişmeler karşısında alternatif tepki biçimlerinin belirlenmesidir. Her tedbir stratejisi, yarattığı farklı taktiklerin oluşturduğu uyum ile uygulamaların aldığı sonuçların birbirini tamamlaması durumunda amacına ulaşabilir. Özellikle sosyal olaylarda iki noktayı birleştiren en kısa yolun doğru olmadığını, “<strong><em>taktikler</em></strong>” gerektiğini de bilmeliyiz. Strateji, taktik ve uygulamaların iç bütünlüğü ilke ve kurallardan oluşan bir kurumsal yapının “<strong><em>teşviki</em></strong>” ile beslenirse gelişme de kesintisiz sürebilir. Kararlı uygulamalar sırasında yapılan iyi işlerin “<strong><em>takdir edilmesi</em></strong>” daha çok insanın rızaya dayalı katkı yapma gücünü artırır. Ödül ve ceza bağlamı, takdir etmenin de bir itici güç olduğunu gösterir. Takdir edilme “<em>teşekkürle</em>” başlar; katılım ve paylaşımın gücünü artırır; “<strong><em>tekâmülün</em></strong>” de itici gücüne dönüşür.</p>
<p>Evrendeki gelişme dinamikleri bizi “<em>temel değişmezlerimizin neler olduğunu sorgulamaya</em>” götürür. Geçmişte olup bitenleri değerlendirirken, sorgulama merakını diri tutmanın, aklı emanet etmeme kararlılığının, bilinmezle yüzleşme özgüveninin sağlam olması gerekir.</p>
<p>Geçmişi değerlendirirken “<em>ilkeli ve dengeli kuşku</em>” korunmazsa, “<em>altın çağ yaratma</em>” ve romantik bir yaklaşımın aşırı basitleştirilmiş anlatımı üzerine kurulu değer yargılarının saptırdığı işlere kalkışarak kendimizi israf edebiliriz.</p>
<p>Bilgilerimiz görgüye, araştırmaya, arkeolojiye, antropolojiye, psikolojiye, meta analizine dayalı olsa da her zaman eksiklidir; o nedenle gerçekliği aramanın etkili yolu, “<em>dengeli kuşkuyu</em>” koruyabilmektir.</p>
<p>Dengeli kuşku bizi “<em>mutlak doğruculuk</em>” gibi çok tehlikeli bir yolda ilerlemekten alıkoyar.</p>
<p><strong>İnsan olmak zor zanaat</strong></p>
<p>“<em>Araba devrilince yol gösterme</em>” halkın akıl birikiminde karşılık bulmayan tutumlardan biridir. Önemli olan arabanın yolundaki fırsat ve tehlikeleri öngörerek önlem almaya destek olabilmektir. Bilim araçlarını kullanarak olay ve olguların neden-sonuç bağlamlarını kavramayı, eğilimlerin fırsat ve tehlikelerini öngörmeyi, gücümüzün sınırlarını oluşturan olanak ve kısıtlarımızı net olarak tanımlamayı, son çözümlemede de değer üreterek yaşama “<em>anlam katmayı</em>” önemsemeliyiz.</p>
<p>İnsan olmak zor zanaat. Aynı anda, aynı olaya tanıklık edenlerin anlatımlarında bile önemli farklılıklar bulunduğu binlerce kez kanıtlanmıştır. İyisi mi, kendimizi önyargıların, yerleşik doğruların, kalıp düşüncelerin, kör inançların, ilkesiz hırsların, ölçüsüz tutkuların seline kaptırmayalım.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/araba-devrilince-yol-gosteren-cok-olur-85818</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Araba devrilince yol gösteren çok olur!&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bedava-checkup-fare-kapanindaki-peynir-85817</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bedava checkup, fare kapanındaki peynir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Eğer bir ürün bedava ise, asıl ürün sizsiniz. Bunu bedava check-up davetlerinde çok net görüyorsunuz. Önce sizi tedirgin ediyor, sonra özellerin paralı müdavimi yapıyorlar.</strong></p>
<p>Farkında mısınız, bilmem ama özel hastanelerde çok fazla “<strong>bedava checkup</strong>” kampanyası yapılıyor. Sanırsınız <strong>UNICEF,</strong> halk sağlığı için <strong>küresel bir proje</strong> başlatmış ve bizim sektördekiler de sorumluluk bilinciyle halka “<strong>bedava checkup</strong>” hizmeti veriyor.</p>
<p>Aslında yok öyle bir şey… Checkup için gidiyorsunuz; <strong>aklınıza hayalinize gelmeyecek sorunlarınız olduğunu anlatıyorlar </strong>size. Zaten sağlık konusunda hassas <strong>zihinleriniz tedirgin ediliyor</strong> ve anlıyorsunuz ki “<strong>bedava peynir, yalnızca fare kapanında bulunur</strong>.” Sonrasında pahalı testler, gerekli gereksiz (<strong>!</strong>) tedaviler…</p>
<p><strong>HASTALIĞIN TANIMI DEĞİŞTİ: “NORMALDEN AZ BİR FARKLILIK GÖSTEREN DURUM”</strong></p>
<p>Sağlıklı insandan hasta yaratmak mümkün müdür? Eğer <strong>satacak ilacınız</strong>, <strong>ödetecek vizite ücretiniz</strong> varsa pekâlâ mümkündür. İlaç şirketleri <strong>son 50 yılda 32 bin hastalık</strong> üretti. Artık <strong>her hastalığın bir ilacı</strong>, <strong>her ilacın da bir hastalığı var</strong>. Bunun için <strong>hastalığın tanımını</strong> medya yardımıyla değiştiriverdiler.</p>
<p>“<strong>Normalden az bir farklılık gösteren durum</strong>...” Öncelikle, herkes hasta; <strong>kadın olmak başlı başına bir hastalık</strong>… Hele ki <strong>genç kız olmak ağır bir vaka</strong>… Kalp riski, <strong>hiperaktivite</strong>, obezite, binlerce çeşit <strong>alerji</strong>, kolesterol, <strong>adet öncesi sendromu</strong>, estetik kaygılar. İşte size <strong>bedava checkup</strong> <strong>ile söylenecek olanlar…</strong></p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Bedava check-upa dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Karşılık buluyor mu?</em></strong></p>
<p><strong>Elbette</strong>… Checkup için gidenlerin en az <strong>yüzde 20’si</strong> kendisine sunulan sonuçlara bakıp <strong>tedirgin oluyor</strong> ve bu defa <strong>paralı muayene</strong>, operasyon… Ama en fazla da bitmez tükenmez <strong>tanı ve tetkik faturaları</strong>…</p>
<p><strong><em>Kamu bu işin neresinde?</em></strong></p>
<p>Neredeyse <strong>hiçbir yerinde</strong>… Kendi vatandaşına <strong>bedava sağlık hizmeti</strong> vermesi gerekirken <strong>özellerin insafına </strong>terk edildik. Dar gelirli için artık sağlık aslanın ağzında. <strong>Kelle fiyatına sağlık, ölmek bedava</strong>…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>PEKİ, BİZ NASIL HAYATTA KALDIK?</strong></p>
<p><strong>Her hastalığın bir ilacı</strong>, <strong>her ilacın bir hastalığı</strong> var artık. Hepimiz bu anlaşmaya imza atmışçasına peynirin tadından, domatesin kokusundan, ekmeğin lezzetinden olduk. Üstelik bunu <strong>sağlıklı olmak adına</strong> yaptık… Önerilenlere bakıyor ve sisteme, sektöre soruyoruz: <strong>Peki, biz nasıl hayatta kaldık?</strong></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ÖZEL SAĞLIK LÛGATİ</strong></span></p>
<p><strong>Şehir hastaneleri</strong>: Ben bunlara HASTA AVM’LERİ diyorum. Ne ararsan bulunur, derde devadan gayrı</p>
<p><strong>Özel sağlık</strong>: Parası olan için kuyruk, bekleme olmaksızın beş yıldızlı oda ama az yıldızlı sağlık hizmeti</p>
<p><strong>Checkup</strong>: Kişinin bir şikâyeti veya hastalığı yokken yaptırdığı genel ve detaylı sağlık taraması</p>
<p><strong>Teşhis/tanı</strong>: Hastanın gösterdiği belirti, bulgu ve testlere dayanarak tıbbi çözüm önerme süreci</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bedava-checkup-fare-kapanindaki-peynir-85817</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/saglik-doktor.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bedava checkup, fare kapanındaki peynir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-85815</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> OVP mesaisi başladı, ekonomiyi ne bekliyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Ekonomi Yönetimi’nin OVP Mesaisi Başladı! Türkiye Ekonomisini Ne Bekliyor? Ekonomi Masası|20 Ağustos" src="https://www.youtube.com/embed/AyVpawAzBxo" width="700" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-85815</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/5/1280x720/munyar-1787203670.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ya-enflasyon-hedefleri-biraz-hayali-ya-bu-faizler-fahis-85816</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ya enflasyon hedefleri “biraz” hayali ya bu faizler fahiş!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borç almak durumundasınız. Güvenilirsiniz, herkes size borç vermeye razı. Ama <strong>“ufak”</strong> bir sorun var. Uzun vadeli, örneğin dokuz yıl, on yıl vadeli borç almak istiyorsunuz ama borç vermek için adeta sıraya girenler dokuz on yıl sonrası için neredeyse bugünkü enflasyon düzeyinde faiz talep ediyor.</p>
<p>Oysa biliyorsunuz ki resmi enflasyon tahmini 2026 için yüzde 28, hatta hedef yüzde 24; hedef seneye yüzde 15, daha sonra ise tek hane ve yüzde 5’ler.</p>
<p>Ekonomi yönetimi resmi hedefini böyle ortaya koymuşken size dokuz on yıl sonrasına kadar uzanacak vade için yüzde 35 dolayında faiz teklif ediyorlar. Borç verme şartları bu.</p>
<p>Eğer enflasyon söylendiği gibi düşer ve örneğin 2028’den sonra tek haneye inerse siz bugün alacağınız yaklaşık on yıl vadeli borç için 2035’e kadar yüzde 35 faiz ödeyeceksiniz.</p>
<p>Her yıl yüzde 35… Bu yılın kalan döneminde, 2027’de, 2028’de, 2029’da, 2030’da, 2031’de, 2032’de, 2033’te, 2034’te ve 2035’in ilk sekiz ayında!</p>
<p>Batarsınız! Şirket olsanız ve böyle bir yük altına girseniz, enflasyon da söylendiği gibi tek hanelere inse batarsınız! Ayakta kalsanız bile herhalde sizi böylesine bir yükün altına sokan CEO’nuzu anında kapının önüne koyarsınız.</p>
<h2>Vatandaş olarak ne yapardınız?</h2>
<p>Sıradan vatandaşsınız, borç almanız gerekiyor ve seçenekler önünüzde… Size on yıl vadeli ve yüzde 35 faizli kredi öneren var. <strong>“Hani enflasyon üç beş yıl sonra tek haneye düşecekti, bu yüzde 35 çok yüksek değil mi”</strong> diyecek oluyorsunuz, karşınızdaki alaycı bir şekilde gülümsüyor:</p>
<p><strong>“Sen tek hanelere gerçekten inanıyor musun? İnanıyorsan ve senin gibi inanan birilerini bulursan git ondan al bu borcu…”</strong></p>
<p>Enflasyon tek hanelere düşerse maaşınız ona göre artacak ve bu faizin altından kalkamayacaksınız, bunun farkındasınız, çaresizce ne yapacağınızı düşünüyorsunuz.</p>
<p><strong>“Ben çok güvenilir bir borçluyum”</strong> diyecek durumunuz da yok ki, deseniz de karşınızdakini bu şekilde sözle ikna da edemezsiniz ki!</p>
<p>Ya tüm riski göğüsleyip o yüksek faize razı oluyorsunuz ya da borç almaktan vazgeçiyorsunuz. Ama iyi de o borcu almak kaçınılmazsa… Artık borcu verenin insafına kaldınız ve yüzde 35 faize razı oluyorsunuz.</p>
<h2>Ya bu borçlanmayı Hazine yapıyorsa! </h2>
<p>Enflasyon hedefini orta vadeli program çerçevesinde ekonomi yönetimi belirliyor. Merkez Bankası da bu çalışmada söz sahibi ve ortaya bir oran çıkıyor. Merkez Bankası yıl içinde tahminini değiştiriyor ama hedefin asıl sahibi hükümet ve ekonomi yönetimi.</p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı da bu konuda çok önemli bir söz hakkına sahip.</p>
<p>İktidarın bir kanadının yaptığından diğer kanadının haberi yok da diyemeyiz ki.</p>
<p>Sonuçta herkes her şeyin farkında. Biraz önce de aktardım; 2027’nin enflasyon hedefi mevcut durumda yüzde 15, sonrası ise tek hane.</p>
<p>Şimdi on yıl vadeli borçlanmaya giden ve yüzde 35 faize razı olan, olmak durumunda kalan ne sıradan bir vatandaş, ne bir şirket… Bu faize razı olan Türkiye Cumhuriyetinin Hazinesi…</p>
<p>Hazinenin ağustos ayındaki sabit faizli borçlanması da tamamlandı. Hazine bu ay altı ayda bir kupon ödemeli üç ihale yaptı.</p>
<p>Bu ihalelerin 581 gün vadeli olanının yıllık bileşik faizi yüzde 41,68, 1708 gün vadeli olanının yıllık bileşik faizi yüzde 39,29, 3304 gün vadeli olanının yıllık bileşik faizi ise yüzde 35,12.</p>
<p>3304 gün vadeli kağıdın vadesi 5 Eylül 2035 tarihinde doluyor.</p>
<p>Bu kağıt yıl içinde daha önce ocak ayında da ihraç edilmişti. O ihalede faiz yüzde 29,09’du. Ağustosa gelindi ve aynı kağıt yeniden ihraç edildi, bu kez faiz yüzde 35’i aştı.</p>
<p>Dezenflasyon böyle oluyor galiba! Enflasyon düştükçe(!) Hazine borçlanırken daha yüksek faiz ödüyor.</p>
<h2>Hesap torunlara mı?</h2>
<p>Hazinenin borçlanmasını uzun vadeli yapabiliyor olması tabii ki önemli ve çok olumlu. Ancak, o vade dönemindeki enflasyon hedefinin çok çok üstüne çıkılmamak kaydıyla.</p>
<p>Akla ister istemez lokantanın camındaki <strong>“Hesabınızı torununuz ödeyecek”</strong> yazısına güvenerek karnını tıka basa doyuran kişiye garsonun hesap uzatıp <strong>“Dedenizin yedikleri”</strong> dediği fıkra geliyor.</p>
<p>Hazine artık çaresizlikten mi bu faize razı oluyor, yoksa <strong>“Üç beş yıl sonra iktidarda olacaklar düşünsün”</strong> diye mi yaklaşıyor bilinmez.</p>
<p>Ama böylesine yüksek faizlerle borçlanmalar her yıl inanılmaz faiz yükünün oluşmasına, bütçede hareket alanının iyice daralmasına yol açıyor.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a8684595c8c1-1787200601.png" alt="" width="318" height="492" /> <img src="/storage/uploads/0/0/0/6a86846056f03-1787200608.png" alt="" width="408" height="378" /></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ya-enflasyon-hedefleri-biraz-hayali-ya-bu-faizler-fahis-85816</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/2/1280x720/enflasyon-gelismeleri-ve-faiz-politikasi-1741244438.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ya enflasyon hedefleri “biraz” hayali ya bu faizler fahiş! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kayseride-hali-satisiyla-ise-giristi-1-milyon-urunu-e-ihracat-vitrinine-koydu-85814</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 07:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kayseri’de halı satışıyla işe girişti, 1 milyon ürünü ‘e-ihracat’ vitrinine koydu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERCİYES </strong>Üniversitesi Bilgisayar ve İşletme mezunu olan <strong>Oktay Başpınar, </strong>çocukluk yıllarından itibaren Bedesten’de babası <strong>Mehmet Başpınar</strong>’ın yanında halı ticaretine başlamış, işi iyice öğrenmişti. Turiste ilk satışını 14 yaşında yapmış, kendine güven çıtası yükselmişti.</p>
<p>Üniversite yıllarında kursa gitmiş, İngilizce’yi de öğrenmişti. Derken bir gün mağazadan içer iki yabancı iş insanı girdi. 5-6 parça el dokuması halıyı seçip ayırttılar. O gün günlerden Salı idi. <strong>Oktay Başpınar</strong>’la el sıkıştılar:</p>
<p>-          <strong>Perşembe günü gelip halıları alır, ödemeyi yaparız.</strong></p>
<p><strong>Oktay Başpınar, </strong>hesabını yaptı:</p>
<p>-          <strong>Bir aksilik çıkmazsa 20 bin doları bulabilecek bir satış olacak.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8681a420a0e-1787199908.jpg" alt="" width="700" height="391" /></strong>Müşterilerini yakın markaja almak üzere Perşembe sabahı erkenden konakladıkları otelin kapısına yakın bir noktada beklemeye koyuldu. <strong>Oktay Başpınar</strong>’ın heyecanlı bekleyişi 8-9 saati buldu. Müşterileri otelden çıkınca onları uzaktan gözetleyerek mağazanın yolunu tuttu.</p>
<p>İki yabancı iş insanı söz verdikleri gibi Perşembe günü mağazaya uğramışlardı ama el sıkıştıkları fiyata farklı gerekçeyle itirazları vardı:</p>
<p>-          <strong>Biz sizin mağazada görüp beğendiğimiz halıları </strong>“ebay”<strong>de daha uygun fiyata bulduk. Eğer indirim yaparsanız halıları sizden alırız. Yapmazsanız alışverişi </strong>“ebay”<strong>den halledeceğiz.</strong></p>
<p><strong>Oktay Başpınar, </strong>müşterilerini <strong>“ebay”</strong>e kaptırmamak için fiyatı olabildiği ölçüde aşağı çekti. Sonunda 5-6 parçalık halı satışını gerçekleştirdi ama kafasında büyük bir soru işareti oluştu:</p>
<p>-          <strong>İnsanlar halıyı dokunmadan pek almıyor. İnternetten halı satışı gerçekten olabiliyor mu?</strong></p>
<p><strong>“ebay” </strong>başta olmak üzere farklı <strong>“e-ticaret” </strong>platformlarını inceledi, ikna oldu:</p>
<p>-          <strong>Evet, insanlar halı da dahil birçok ürünü </strong>“e-ticaret” <strong>platformundan artık alıyor.</strong></p>
<p>Öncelikle bir web sayfası hazırlamaya karar verdi. Konuyu babası <strong>Mehmet Başpınar</strong>’a açtı:</p>
<p>-          <strong>Baba, halı satışlarımızı internete de kaydıracağız. O mecrayı da satış için kullanacağız.</strong></p>
<p>Babasının pek aklına yatmasa da <strong>Oktay Başpınar, </strong>2004-2005’te internetten de halı pazarlamak üzere kolları sıvadı. Önce iç pazarda deneyim kazandı. Sonra <strong>“ebay” </strong>üzerinden yurt dışına da açıldı.</p>
<p>İnternetten satış konusunda deneyim kazanınca 2020 yılında şirketini kurup, kendi <strong>“e-ticaret paltformu”</strong>nu oluşturmak üzere harekete geçti. Oluşturduğu yazılım ekibi <strong>“Kayra Export” </strong>adıyla tümüyle ihracata yönelik <strong>“e-ihracat” </strong>platformunun altyapısını hazırladı.</p>
<p><strong>“e-ihracat”</strong>a da önce en iyi bildiği ürünler, parça el dokuma halı, kilimle girişti. <strong>“Kayra Export”, “e-ihracat”</strong>ta kendine yer açmaya başlayınca pazarladığı ürünler arasında Denizli’de kendi markasını koyarak ürettirdiği ev tekstilini de aldı. Son dönemlerde ev dekorasyon ürünlerini de yelpazesine ekledi.</p>
<p><strong>Oktay Başpınar, </strong>şirketinin web sayfasında <strong>“Kayra Export”</strong>u şöyle tanımladı:</p>
<ul>
<li>“Kayra Export”, <strong>ev tekstili ve ev dekorasyonu alanında faaliyet gösteren, üretim gücünü, uluslararası ticaret deneyimini ve teknoloji odaklı yaklaşımını bir araya getiren bir Türk şirketidir.</strong></li>
<li><strong>Kayseri’nin tarihi Bedesten Çarşısı’na uzanan ticaret yolculuğumuz, zaman içinde geleneksel ticaretten küresel </strong>“e-ticaret” <strong>ve </strong>“e-ihracat” <strong>operasyonlarına evrilen bir dönüşüm hikayesi oldu.</strong></li>
<li>“Kayra Export” <strong>170’ten fazla ülkeye </strong>“e-ticaret” <strong>ve </strong>“e-ihracat” <strong>gerçekleştiriyor. Üretimden depolamaya, yazılımdan lojistiğe kadar tüm süreçleri kendi bünyesinde yöneterek küresel pazarlarda sürdürülebilir büyüme sağlıyor.</strong></li>
</ul>
<p>Kayseri Ticaret Odası’nın ev sahipliğinde gerçekleşen <strong>“Globalden Yerele Kayseri” </strong>paneli için kente gittiğimizde Kayseri Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Ahmet Emre Sönmez, </strong>Kayseri Temsilcimiz <strong>Hilal Sönmez </strong>ve <strong>Hakan Güldağ</strong>’la birlikte <strong>“Kayra Export”</strong>un merkezine gittik. 10 bin metrekarelik depo ve ürünlerin ihracata hazırlandığı alanları gezdik.</p>
<p><strong>“Kayra Export”</strong>un kurucu CEO’su <strong>Oktay Başpınar, </strong>şirketin Genel Müdürü olan eşi <strong>Nurgül Başpınar</strong>’la sohbet ettik. <strong>Oktay Başpınar, “Kayra Export” </strong>vitrinindeki ürünlerle ilgili şu bilgiyi verdi:</p>
<ul>
<li><strong>100 bine yakın el dokuması halı var.</strong></li>
<li><strong>Ev tekstili ürünlerimiz 500 bin adete yakın.</strong></li>
<li><strong>Ayrıca dekoratif ürünler de var.</strong></li>
<li><strong>Mobilyayı da ürünlerimiz arasına yeni ekledik.</strong></li>
</ul>
<p>Toplam ürün sayısını paylaştı:</p>
<p>-          “Kayra Export” <strong>platformunda pazarladığımız ürün sayısı 1 milyonu buluyor.</strong></p>
<p><strong>Hakan Güldağ, “Kayra Export”</strong>un yıllık ihracatını sordu, <strong>Oktay Başpınar </strong>yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>10 milyon dolar dolayında ihracat yapıyoruz.</strong></p>
<p><strong>Oktay Başpınar, </strong>25 yıl önce Kayseri’deki Bedesten Çarşısı’nda babasının yanında halı satışı yaparak adım attığı iş hayatında, önemli bir dönüşüme imza atmış bulunuyor…</p>
<p>Büyük bölümü ABD’ye olsa da Kayseri’den 170 ülkeye <strong>“e-ihracat”</strong>la 1 milyon farklı ürün pazarlıyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">En önemli farkımız güçlü teknoloji altyapısı</span></h2>
<p><strong>KAYRA </strong>Export kurucu CEO’su <strong>Oktay Başpınar, </strong>100 kişilik bir kadroyla hizmet verdiklerini, 10 kişilik bir yazılım ekiplerinin olduğunu bildirdi:</p>
<p>-          “Kayra Export”<strong>un en önemli farklarından biri güçlü teknoloji altyapısı. 10 kişilik yazılım ekibimiz kendi teknolojimizi geliştirmemizi sağlıyor. Ekibimizin geliştirdiği ERP, CRM, stok, sipariş ve ürün yönetim sistemleri sayesinde operasyonlarımız verimli yönetiliyor.</strong></p>
<p><strong>“Kayra Export”</strong>un bu yapısına şu vurguyu yaptı:</p>
<p>-          <strong>Yalnızca bir ihracat şirketi değil, aynı zamanda kendi dijital altyapısını üreten bir teknoloji ekosistemi.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Teknolojiye ayak uyduramayanlar yok olmaya mahkum</span></h2>
<p><strong>KAYRA </strong>Export kurucu CEO’su <strong>Oktay Başpınar, </strong>Şu saptama üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Teknolojiye ayak uyduramayanlar yok olmaya mahkumdur.</strong></p>
<p>Almanya’da bir şirket kurduklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Üç temel prensibe dikkat ediyoruz: </strong>Ulaşılabilir olmak, ürünlerimizin fiyatının satın alınabilir olması, ürünlerin ve işin sürdürülebilirliği.</p>
<p>2020 yılında bir marka yaratma kararı aldıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Marka ismini belirlerken ince sesli harfle başlamasını, dünyada genelde kolay okunabilir olmasını hedefledim. Sonuçta çocuklarımın isimlerinin baş harflerinden  de yola çıkarak </strong>“Elonky”<strong>de karar kıldık.</strong></p>
<p>Oğlunun adının <strong>Kayra </strong>olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Kızımın adı da Elvin… Benim adımın baş harfini de marka ismi yaratırken ekledik.  Böylece </strong>“Elonky” <strong>markamız ortaya çıktı.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kayseri Pastırmasının AB tescilini Bulgaristan’la uzlaşma formülü sağladı</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8681b6baa92-1787199926.jpg" alt="" width="700" height="381" /></span><strong>KAYSERİ </strong>Ticaret Odası’nın ev sahipliğinde gerçekleşen <strong>“Globalden Yerele Kayseri” </strong>panelinde <strong>Hakan Güldağ</strong>’la birlikte Oda Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Ömer Gülsoy</strong>’la sohbet ederken konu gastronomiye geldi.</p>
<p><strong>Ömer Gülsoy, </strong>Kayseri Pastırmasının Türkiye’deki 46’ncı ürün olarak Avrupa Birliği (AB) tarafından tescil edildiğini bildirdi. Kayseri Pastırmasının 9 yıllık sürecin sonunda onay aldığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>AB’den tam onay alacakken Bulgaristan’dan itiraz geldi, </strong>“Bizim de ‘Kayseriye’ adlı ürünümüz var” <strong>dediler. Üstelik dava da açtılar. Biz de Kayseri Pastırmasının Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde de yer aldığını anlattık.</strong></p>
<p>Görüşmelerin sonunda Bulgaristan’dan şu talebin geldiğini anlattı:</p>
<p>-          <strong>Bulgaristan, </strong>“Bizim ‘Kayseriye’yi kullanmamıza karışmayın, biz de açtığımız davayı geri çekelim. Kayseri Pastırmasının tescilinin önünü açalım” <strong>mesajı verdi. Biz de tescili almamızın önünün açılması için kabul ettik. Böylece sorun uzlaşmayla çözüldü.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>AB’den tescil için şimdi sırada Kayseri Sucuğu ve Kayseri Mantısı var. O konuda da çalışmalarımız sürüyor.</strong></p>
<p>Kayseri’nin yurt içinde 32 coğrafi işaretli ürünü olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Söz konusu coğrafi işaretlerin 17’sinin alınmasında Kayseri Ticaret Odası’nın doğrudan rolü var.</strong></p>
<p>Kayseri mutfağının zenginliğine dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Oldukça zengin bir mutfağımız var ama gastronomi turizminden yeterince pay alamıyoruz. Turizmi bir bütün olarak görüp gastronomideki iddiamızı ortaya koyacağız.</strong></p>
<p><strong>Gülsoy, </strong>kentin turizmde önemli cazibe merkezlerinden birinin Erciyes Dağı olduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Erciyes artık kış turizminde önemli bir yere sahip. Yurt içinde biliniyor. Yurt dışında da daha fazla ilgiyi çekmek gerekiyor.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kayseride-hali-satisiyla-ise-giristi-1-milyon-urunu-e-ihracat-vitrinine-koydu-85814</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/4/1280x720/oktay-baspinar-1787199881.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayseri’de halı satışıyla işe girişti, 1 milyon ürünü ‘e-ihracat’ vitrinine koydu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sirketlerin-kasasi-bedelli-sermaye-artisiyla-doldu-85813</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 07:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şirketlerin kasası bedelli sermaye artışıyla doldu!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Yüksek maliyetler ve krediye erişim zorlukları şirketlerin bu yıl finansman ihtiyacı için sermaye piyasalarına daha fazla başvurmasına neden oldu. Sermaye Piyasası Kurulu verilerine göre bu yılın ilk 7.5 ayında borsada işlem gören şirketler yaptıkları nominal değeri 27.5 milyar liralık bedelli sermaye artışı ile geçen yılın tamamının yüzde 70’ine yaklaştı. Bu artışların piyasa değeri dolar bazında 610.3 milyon dolar ile geçen yılın tamamının yüzde 60'ını yakaladı. Halka arzlarla ise 69.4 milyar lira şirketler kazandı geçen yılın tamamında bu rakam 45.15 milyar lira seviyesinde kalmıştı.</p>
<h2>Geçen yılın 1.5 katı piyasa değerinde halka arz </h2>
<p>SPK’nın satışı gerçekleştirilen pay ihraçları istatistikleri ilgili aya ait halka arz ve borsada işlem gören şirketlerin nakit sermaye artırımlarını içeriyor. Halka arz piyasa değeri ile bedelli sermaye artırımı ile oluşan payların nominal ve piyasa değerlerine ulaşılabilen istatistikler dolar karşılığına da yer veriyor. Bu yıl bu istatistikler oldukça hızlı artış gösterdi. Halka arzlar sıkça dile getirildiği gibi temmuz ayıyla birlikte ivmelendi. 13 şirket temmuz ayında olmak üzere bu yıl toplam 30 halka arzda şirketler 69.4 milyar lira finansman sağladı. Bu miktarın dolar karşılığı 1.5 milyar dolar oldu. Geçen yılın tamamında sadece 18 halka arz gerçekleştirildi şirketler 45.15 milyar lira yani 981.3 milyon dolar gelir elde etti bu halka arzlardan. Bu yılın ilk 7.5 ayında yapılan 30 halka arzın toplam piyasa değeri geçen yılın tamamının 1.5 katını aştı. Sadece temmuz ayında halka arzların piyasa değeri 38.4 milyar lira ile geçen yılın tamamına yaklaştı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a867fedb2675-1787199469.png" alt="" width="826" height="231" /></p>
<h2>Bedelli sermaye artırımı gözde oldu </h2>
<p>Bedelli sermaye artırımı, şirketin mevcut ortaklarından ek sermaye talep ettiği bir yöntemdir. Yani borsada bu şirketin yatırımcıları, elindeki hisseler oranında yeni pay satın almak için şirkete para öder. Bu yöntem, şirketin kasasına doğrudan nakit girişini sağlıyor ve uzmanların verdiği bilgiye göre genellikle yatırım projelerinin finansmanı veya borç ödemesi için kullanılıyor. İşte bu yöntem bu yıl borsa şirketlerinin favori finansman aracı olmuş gibi görünüyor. Bu yıl borsada işlem gören şirketlerin bedelli sermaye artırımları da dikkat çekici şekilde büyüdü. SPK bedelli sermaye artırımı istatistikleri TL cinsi bedelli sermaye artırımı ile oluşan payların nominal değer bilgisi olarak verirken bedelli sermaye artırımı ile oluşan payların piyasa değerini ise dolar karşılığı olarak gösteriyor.</p>
<h2>Geçen yılın yüzde 60’ına şimdiden ulaşıldı </h2>
<p>Buna göre bu yılın 7.5 ayında şirketler 27 milyar 449,1 milyon lira nominal değerli bedelli sermaye artırımı gerçekleştirdi. Bu artırımların piyasa değeri dolar cinsi 610 milyon 307 bin dolar olarak gerçekleşti. Geçen yılın tamamında şirketlerin bedelli sermaye artırımlarının nominal değeri 39 milyar 977,3 milyon lira seviyesindeydi. Bu bedelli artırımların piyasa değeri dolar cinsi 1 milyar 16,5 milyon dolar olarak hesaplandı. SPK verileri yılın ilk 7.5 ayında geçen yılın tamamında gerçekleştirilen bedelli sermaye artırımlarının piyasa değeri açısından yüzde 60'ının şimdiden yakalandığını ortaya koyuyor. Nominal değer açısından en yüklü artırımlar ocak, şubat ve temmuz aylarında yapıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sirketlerin-kasasi-bedelli-sermaye-artisiyla-doldu-85813</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/bist-borsa-istanbul.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sermaye Piyasası Kurulu verileri borsada işlem gören şirketlerin bedelli sermaye artırımına bu yıl hız verdiklerini ortaya koyuyor. Yüksek maliyetler ve erişim zorlukları nedeniyle finansman ihtiyacını borsa şirketleri bedelli sermaye artırımlarıyla karşıladı, 7.5 ayda 610.3 milyon doların üzerinde finansman sağlandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantep-osbde-hastane-sevinci-500-bin-kisiye-hizmet-verecek-85861</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şehitkamil Devlet Hastanesi OSB Ek Hizmet Binası açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi, Büyükşehir Belediyesi ve Sağlık Bakanlığı iş birliği ile hizmete giren Şehitkamil Devlet Hastanesi 50 yataklı OSB Ek Hizmet Binasının açılışı Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu tarafından yapıldı.</p>
<p>Türkiye’nin en büyük Organize Sanayi Bölgesi içerisinde bulunan Şehitkamil Devlet Hastanesi OSB Ek Hizmet Binası, OSB’de çalışan 300 bin kişinin yanında yakın çevresinde yaşayanlarla birlikte yaklaşık 500 bin kişilik bir nüfusa hizmet verecek.</p>
<p>Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, açılışta yaptığı konuşmada, hastanenin yapımında emeği geçenlere teşekkür etti. Memişoğlu, “Ben özellikle Organize Sanayi Bölgesi’nde çalışan bütün emekçilere, işçilere ve orada üretim yapan sanayiciye ve bunu destekleyen bütün yönetimlere teşekkür ediyorum. Bu hastanede çalışacak arkadaşlara başarılar diliyorum. Buradan hizmet alacak her bir vatandaşımıza Allah’tan şifa diliyorum. Biz burada, Organize Sanayi Bölgesi’nde yaşanabilecek travmasından kazalara kadar her vakaya gerekli müdahaleleri yapabilir hale getireceğiz en kısa zamanda. Ben emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Milletimize hayırlı olsun" diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a86c71fe66ca-1787217695.jpeg" alt="" width="700" height="373" />Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi Başkanı Cengiz Şimşek de konuşmasında 300 bin kişinin istihdam edildiği OSB’de bir hastanenin bulunmamasının eksikliğine olduğuna dikkat çekerek, şunları söyledi:</p>
<p>“Organize Sanayi Bölgesi olarak bizim iki önemli önceliğimiz var. Birincisi ulaşım, altyapı, enerji, su vb. yatırımlarla üretimin, tedarik zincirinin kesintiye uğramasını engelleyerek sanayicimize rekabet avantajı kazandırmaktır. İkincisi de çalışanlarımızın çalışma ve hayat standartlarını yükseltecek eğitim, sağlık, konut, sosyal tesis gibi yatırımları hayata geçirmektir. Çalışanlarımız bizim için önemli. Çünkü bugün Türkiye’nin en büyük OSB’si olarak üretim, istihdam ve ihracatımızla ülke ekonomisinin gözbebeği haline geldiysek, bunu çalışanlarımızla birlikte başardık. Buradan hepsine emekleri için bir kez daha teşekkür ediyorum. Gaziantep Organize Sanayi Bölgemizde yaklaşık 300 bin kişi istihdam ediliyor. Böylesine yoğun bir nüfusun istihdam edildiği OSB’de bir hastanenin olmaması büyük bir eksiklikti. Özellikle acil müdahale gerektiren durumlarda hastalarımız şehir merkezindeki hastanelere giderken zaman kaybediyor, tedavi gecikiyor, zorlaşıyordu. Hastanemizin hizmete girmesi ile bu sorun çözülmüş oldu.  Hastanemizin açılması ile ayrıca, bölgede meydana gelebilecek trafik kazalarına kısa sürede müdahale imkanı doğdu.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantep-osbde-hastane-sevinci-500-bin-kisiye-hizmet-verecek-85861</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/1/1280x720/sehitkamil-devlet-hastanesi-osb-ek-hizmet-binasi-1787217899.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şehitkamil Devlet Hastanesi OSB Ek Hizmet Binasının açılışı yapıldı. Açılışa katılan Bakan Memişoğlu, &quot;Biz burada, Organize Sanayi Bölgesi’nde yaşanabilecek travmasından kazalara kadar her vakaya gerekli müdahaleleri yapabilir hale getireceğiz en kısa zamanda.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iklim-hedefleri-projeye-donusmeden-yatirima-donusmez-85840</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İklim hedefleri projeye dönüşmeden yatırıma dönüşmez</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İklim değişikliğiyle mücadelede hedefler, taahhütler ve finansman ihtiyacı uzun süredir gündemin merkezinde. Ülkeler ulusal katkı beyanlarını güncelliyor, şirketler net sıfır hedefleri açıklıyor, finans kuruluşları yeşil dönüşüm için yeni kaynaklar tanımlıyor. Ancak sahadaki temel soru hâlâ aynı yerde duruyor: Bu hedefler hangi yatırım dosyasına, hangi teknik çözüme, hangi nakit akışına ve hangi ölçülebilir faydaya dönüşecek?</p>
<p>Çünkü iklim hedefleri tek başına yatırım yaratmaz. Şirketler hedeflere değil, uygulanabilir projelere yatırım yapar. Finans kuruluşları da iyi niyete değil, teknik olarak hazırlanmış, riski tanımlanmış, geri ödeme yapısı kurulmuş ve etkisi ölçülebilir proje dosyalarına kaynak ayırır.</p>
<p>Uluslararası Enerji Ajansı’nın 2026 değerlendirmelerine göre küresel enerji yatırımlarının bu yıl 3,4 trilyon dolara ulaşması bekleniyor. Bunun 2,2 trilyon dolarlık kısmı temiz enerji yatırımlarına yöneliyor. Diğer yandan yeni iklim beyanları, mevcut haliyle enerji kaynaklı emisyonları düşürmek için hâlâ yeterli hızda görünmüyor. Yani sermaye akışı büyüyor, hedefler artıyor ancak bunları sahada gerçek dönüşüme çevirmek ayrı bir kapasite gerektiriyor.</p>
<p><strong>Eksik halka proje hazırlığı </strong></p>
<p>Bugün birçok işletmede enerji verimliliği, atık ısı geri kazanımı, elektrifi kasyon, yenilenebilir enerji, su verimliliği ve kaynak verimliliği alanlarında önemli fırsatlar var. Fakat fırsatın varlığı yatırımın hayata geçmesi için yeterli değil. Projenin doğru tanımlanması, baz tüketim verisinin ortaya konması, teknik çözümün seçilmesi, tasarrufun hesaplanması, emisyon azaltımının gösterilmesi, ölçme ve doğrulama yönteminin belirlenmesi gerekiyor.</p>
<p>Bu nedenle finansman açığı kadar proje hazırlama açığını da konuşmalıyız. Sürdürülebilirlik birimleri, profesyonel kadroları ve danışmanları olan büyük şirketler bu sıkıntıyı görece daha az yaşıyor. Bankalar ve uluslararası finans kuruluşlarıyla ilişki kurma kapasiteleri de daha yüksek.</p>
<p>Asıl darboğaz çoğu zaman KOBİ tarafında ortaya çıkıyor. Enerji tüketimi biliniyor, sorun hissediliyor ancak bunlar çoğu zaman yatırım dosyasına dönüşmeden kalıyor. Proje, bankanın, yatırımcının veya destek mekanizmasının anlayacağı teknik ve finansal dile çevrilemiyor.</p>
<p><strong>Yanlış sıra yanlış yatırım üretir </strong></p>
<p>Sahada gördüğümüz önemli sorunlardan biri dönüşüm adımlarının doğru sıralanmaması. Enerji verimliliği yapılmadan elektrifikasyona geçmek, atık ısı potansiyeli değerlendirilmeden yeni enerji yatırımı planlamak veya talep tarafı iyileştirilmeden yenilenebilir enerji kapasitesi tasarlamak daha yüksek maliyetli ve beklentiyi karşılamayan sonuçlara yol açabilir.</p>
<p>Bu hatanın daha ciddi sonucu, kısıtlı kaynakların yanlış teknolojilere bağlanmasıdır. Her düşük karbonlu teknoloji her işletme için doğru çözüm anlamına gelmez. Örneğin proses ihtiyacı, verimlilik potansiyeli, atık ısı imkânı, elektrik altyapısı ve işletme maliyeti analiz edilmeden yapılan elektrikli kazan yatırımı, dönüşümü hızlandırmak yerine yeni bir maliyet yüküne dönüşebilir.</p>
<p>Bu nedenle iklim hedeflerini yatırıma çevirecek yol haritası yalnızca teknoloji listesi olmamalı. Önce ölçüm, sonra verimlilik, ardından geri kazanım, elektrifikasyon ve yenilenebilir enerji adımları birlikte ele alınmalı. Aksi halde yatırımlar bir süre sonra teknoloji çöplüğüne dönüşebilir.</p>
<p><strong>Finansman proje kalitesine bakar </strong></p>
<p>Yeşil finansmanın büyümesi önemli bir fırsat. Ancak finansman kendi başına dönüşüm yaratmaz. Finansman, hazırlanmış ve güven veren projeyi hızlandırır. Bu nedenle iklim finansmanı tartışmasının merkezine proje kalitesini koymak gerekiyor.</p>
<p>Bir enerji verimliliği veya düşük karbonlu dönüşüm projesi yalnızca yatırım tutarı ve geri ödeme süresiyle anlatılmamalı. Sağlayacağı enerji tasarrufu, emisyon azaltımı, işletme güvenliği, bakım etkisi, üretim kalitesi, kaynak kullanımı ve rekabet gücü birlikte sunulmalı. Performansın nasıl izleneceği, tasarrufun nasıl kanıtlanacağı ve riskin nasıl yönetileceği baştan netleşmeli.</p>
<p>Bu noktada enerji hizmet şirketleri, performans garantisi, standart proje paketleri ve toplulaştırılmış finansman modelleri daha fazla önem kazanıyor.</p>
<p>Her işletmenin tek başına karmaşık bir proje hazırlık sürecini yönetmesi kolay değil. Özellikle benzer tüketim profiline sahip KOBİ’lerde tekrarlanabilir çözümler ve standart uygulama modelleri dönüşüm hızını artırabilir.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>Türkiye’de enerji verimliliği, atık ısı geri kazanımı, elektrifikasyon, yenilenebilir enerji ve kaynak verimliliği alanlarında büyük bir potansiyel var. Bu potansiyeli yatırıma çevirmek için hedefleri ölçülebilir, finanse edilebilir ve uygulanabilir projelere dönüştürmemiz gerekiyor. Aksi halde iyi niyetli hedefler, yanlış sıralanmış yatırımlar ve boşa harcanan kaynaklar arasında etkisini kaybedebilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iklim-hedefleri-projeye-donusmeden-yatirima-donusmez-85840</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İklim hedefleri projeye dönüşmeden yatırıma dönüşmez ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dayaniklilik-sermayesi-ekonominin-yeni-sigortasi-85839</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Dayanıklılık sermayesi: Ekonominin yeni sigortası&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Letven Capital Genel Müdürü Kamil Kılıç, girişim sermayesini yalnızca yüksek risk-yüksek getiri denklemiyle değil, ekonominin geleceğine yönelik bir “dayanıklılık sermayesi” olarak tanımlıyor. Tarımdan yapay zekâya, robotikten enerjiye uzanan yatırımları geleceğin ekonomik maliyetlerini bugünden azaltmanın aracı olarak gören Kılıç, “Yaratıcı yıkım çağında ekonomiler ikiye ayrılacak: Dönüşümü finanse edenler ve dönüşümün maliyetini ödeyenler” diyor. Türkiye’nin hangi tarafta yer alacağını ise bugün sermayenin nereye yönlendirileceği belirleyecek. </strong></p>
<p>Kaybetme ihtimaliyle mi, yoksa yatırım yapmadığınızda kaybedeceklerinizle mi? Letven Capital Genel Müdürü Kamil Kılıç’ın girişim sermayesine bakışı bu noktadan başlıyor. Ona göre girişim sermayesini yalnızca gelecek vadeden şirketleri bulup finanse eden bir yatırım modeli olarak görmek artık yeterli değil. Sermayenin yeni görevi, ekonominin kırılgan olduğu alanları bulmak ve bu kırılganlıkları azaltacak teknolojileri henüz erken aşamadayken desteklemek. Tarımda su stresini azaltan teknolojiden enerjide dışa bağımlılığı düşürecek çözümlere, sanayide robotik ve yapay zekâdan, kritik altyapılara kadar yatırım yapılacak alanları da bu nedenle yalnızca “nerede büyüme var?” sorusu belirlemiyor. “Gelecekte en büyük maliyet nerede oluşacak ve bunu bugünden nasıl azaltabiliriz?” sorusu yatırım kararının bir parçasına dönüşüyor. Bu yaklaşım, Letven’in yatırım modelini klasik fon mantığının dışına taşıyor. VLabs ile gerçek problem sahada bulunuyor, Venture Studio ile çözüm şirkete dönüşüyor, girişim sermayesiyle büyüme finanse ediliyor; ardından üretim ve ihracat devreye giriyor. “Yaratıcı yıkım çağında ekonomiler ikiye ayrılacak: Dönüşümü finanse edenler ve dönüşümün maliyetini ödeyenler” diyen Kılıç’ın yorumları şöyle:</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a86996c9956b-1787205996.webp" alt="" width="282" height="330" /><strong>Yastık altından üretken sermayeye</strong></p>
<p>“Letven Capital’in bugün 12 milyar TL büyüklüğe ulaşmış olması bizim için yalnızca finansal bir ölçek göstergesi değil. Sekiz girişim sermayesi fonuyla ulaştığımız bu büyüklüğün arkasında 2025 yılında ortaya koyduğumuz somut performans var. Altınay Savunma Teknolojileri’ndeki yüzde 12 payımızı 1,6 milyar TL›ye satarak ilk exit’imizi gerçekleştirdik; hemen ardından yaklaşık 1 milyar TL yeni yatırım topladık. Ölçek; güven, kurumsal kapasite, tekrar yatırım kabiliyeti ve daha uzun vadeli tematik fonlar kurabilme gücü demek. Türkiye’de yaklaşık 23,8 trilyon TL’lik finansal varlığın yüzde 88,2’si mevduat ve yastık altında tutulurken, sigorta ve emekliliğin payı yalnızca yüzde 2,9, yani 0,7 trilyon TL. Buna karşılık OECD’nin 2024 verilerinde emeklilik varlıkları OECD genelinde GSYH’nin yüzde 95,2’sine, Kuzey Amerika’da yüzde 153,6›sına ulaşmış durumda; Türkiye’de GSYF portföyü ise Mart 2026 itibarıyla 447,9 milyar TL ve 2025 GSYH’sinin yaklaşık yüzde 0,7’si düzeyinde. Önümüzde gidecek çok yol var. BES ve diğer kurumsal tasarrufların ölçülü, çeşitlendirilmiş ve güçlü yönetişimle GSYF’lere daha fazla katılması, bireysel tasarrufu sabırlı ve üretken sermayeye dönüştürür; girişimlerin ölçeklenmesini, sağlıklı exit piyasalarının oluşmasını ve sermaye piyasalarının derinleşmesini hızlandırır.”</p>
<p><strong>Letven, sektörler arasında değer zinciri kuran bir platform</strong></p>
<p>“Türkiye’de girişim sermayesi hâlâ çoğu zaman riskli veya  erken aşamaya  özgü bir finansman aracı olarak görülüyor.</p>
<p>Oysa bizim yaklaşımımızda girişim sermayesi; serveti sermayeye, sermayeyi üretime, üretimi teknolojiye, teknolojiyi de kalıcı ekonomik değere dönüştüren bir mekanizmadır. Bu nedenle Letven’i yalnızca yatırım yapan bir kurum değil, sektörler arasında değer zinciri kuran bir platform olarak konumluyoruz. Bu platformun çalışma modeli de net: Lab + Venture Studio + VC + Üretim + İhracat. Sahadaki problemi tespit etmek, çözümü test etmek, girişimi kurmak, sermaye sağlamak ve küresel pazara taşımak istiyoruz. Dolayısıyla 12 milyar TL bizim için bir sonuç değil; girişim sermayesini sanayinin, tarımın, finansın, teknolojinin ve sürdürülebilir büyümenin merkezine taşıyacak tekrarlanabilir modeller kurmak için yeni bir başlangıç noktası.”</p>
<p><strong>Yaratıcı yıkım çağının sigortası</strong></p>
<p>“Bugün yaşadığımız dönüşüm klasik büyüme dönemlerinden farklı. İklim krizi, gıda güvenliği, enerji arzı, tedarik zinciri kırılmaları, dijitalleşme, yapay zekâ ve jeopolitik riskler aynı anda ekonomileri zorluyor. Böyle bir dönemde VC’yi yalnızca yüksek getiri arayan bir finansal enstrüman olarak görmek eksik kalır. Girişim sermayesi doğası gereği risk içerir; ancak asıl mesele riski nasıl tanımladığımızdır. Bugün en büyük risk girişim sermayesine yatırım yapmak değil; teknoloji dönüşümünün dışında kalmak, tarımda verimlilik ve gıda güvenliği sorunlarını çözememek, enerjide dönüşümü kaçırmak, sanayide otomasyon ve yazılımı akıllı sistemlere çevirmeyi geciktirmek ve genç girişimleri küresel rekabete taşıyamamaktır. Bu nedenle girişim sermayesini klasik bir yatırım ürünü değil, ekonominin geleceğine yazılmış stratejik bir portföy sigortası olarak görüyorum. Buradaki sigorta, hasar sonrası ödeme yapan bir poliçe değil; gelecekte oluşabilecek büyük ekonomik maliyetleri bugünden azaltan bir yaklaşım. Tarım ve gıda teknolojilerinden enerji ve iklim teknolojilerine, robotik, otomasyon ve yapay zekâdan mobilite ve finansal teknolojilere kadar yapılan yatırımlar hem finansal değer hem de stratejik dayanıklılık üretir. Biz Letven Capital olarak sermayeyi yalnızca bugünün getirisine değil, yarının dayanıklılığına yönlendirmek istiyoruz. Üretim ekonomisinde kalmak, yapay zekâ ve teknolojiyle bütünleşmek artık bir tercih değil, zorunluluk. Doğru fon yapıları, sabırlı sermaye, sahada doğrulama ve sağlıklı exit mekanizmaları birlikte çalıştığında girişim sermayesi Türkiye için riskli bir varlık sınıfı olmaktan çıkar; geleceği güvence altına alan en önemli kalkınma araçlarından birine dönüşür.</p>
<p><strong>BES’ten girişim sermayesine yönelen 25 milyar TL’nin %33’ü Letven'de</strong></p>
<p>“Geleneksel sigorta modeli riski fiyatlar ve hasar gerçekleştiğinde tazmin eder. Oysa iklim krizi, afetler, gıda güvenliği ve kritik altyapı riskleri daha karmaşık hale gelirken yalnızca riski fiyatlamak yeterli değil; riski azaltan teknolojileri de finanse etmek gerekiyor. Bu modelin finansman tabanı da oluşuyor. Türkiye’de BES fonlarından girişim sermayesi fonlarına yönelen yaklaşık 25 milyar TL’nin yüzde 33’ü Letven portföyünde; 10’dan fazla emeklilik şirketi yatırımcılarımız arasında. Aynı kurumsal tasarruf gücünü, finansal getirinin yanında riski azaltan teknolojilere yönlendirebiliriz. Ben buna dayanıklılık sermayesi diyorum. Sigorta şirketinin risk verisi ve uzun vadeli sermayesini; sanayinin gerçek kullanım alanı, VLabs’lerin doğrulama ortamı, Venture Studio’nun şirket kurma kabiliyeti ve VC fonlarının büyüme sermayesiyle bir araya getiren bir model. Böylece sermaye yalnızca şirket büyütmez; hasarın oluşma ihtimalini düşüren inovasyonu finanse eder, tedarik zincirlerini güçlendirir ve geleceğin ekonomik maliyetlerini bugünden azaltır. Sigorta sektörü de riski izleyen bir aktörden, riski dönüştüren stratejik bir yatırımcıya evrilir.”</p>
<p><strong>Sabırlı sermaye değer yaratıyor</strong></p>
<p>“Altınay Savunma Teknolojileri’ndeki exit bizim için önemli bir kilometre taşı oldu. Yüzde 12’lik payımızı 1,6 milyar TL’ye satarak gerçekleştirdiğimiz bu işlem, Türkiye’de sabırlı sermayenin teknoloji tabanlı bir sanayi şirketinde ölçülebilir değere dönüşebildiğini gösterdi. Bu deneyim üç şeyi doğruladı. Birincisi, sabırlı sermaye doğru şirket, sektör ve zamanlamayla birleştiğinde güçlü değer yaratıyor. İkincisi, teknoloji tabanlı sanayi şirketleri yalnızca finansal varlık değil, ülkenin stratejik kapasitesinin bir parçası. Üçüncüsü, girişim sermayesi ile halka arz ve stratejik satış kanalları arasında sağlıklı bir köprü kurulduğunda yatırımcı, şirket ve sermaye piyasası birlikte kazanıyor.”</p>
<p><strong>Türkiye teknoloji için ölçeklenme üssü olabilir</strong></p>
<p>“Türkiye’nin en güçlü avantajı, üretim kabiliyeti ile pazar erişimini aynı anda sunabilmesi. Forka Capital’i Brüksel merkezli kurmamızın nedeni de bu. Avrupa’nın inovasyon ve teknoloji gücünü Türkiye’nin üretim altyapısı, mühendislik kapasitesi ve MENA ile Orta Asya’ya erişimiyle buluşturmak istiyoruz. Model üç bölgeli çalışacak: Türkiye’deki girişimler Avrupa sermayesi ve standartlarıyla küreselleşecek, Avrupa’daki teknolojiler Türkiye’de üretim ve uygulama kabiliyeti kazanacak, ortaya çıkan çözümler MENA ve Orta Asya pazarlarına taşınacak. Özellikle savunma ve çift kullanımlı teknolojilerde şirketleri Avrupa sanayi altyapısı, NATO tedarik zincirleri ve AB programlarıyla entegre etmeyi hedefl iyoruz. Türkiye burada bir geçiş noktası değil; teknolojiyi ürüne, üretimi ihracata ve bölgesel erişimi küresel değere dönüştüren bir merkez olabilir.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>200 MİLYAR DOLARLIK AGRO-EKONOMİ VİZYONU</strong></span></p>
<p>“Tarımı yalnızca toprak, ürün ve çiftçi üzerinden okursak büyük resmi kaçırırız. Yeni nesil agro-ekonomi; veri, yapay zekâ, robotik, su yönetimi, lojistik, marka ve ihracatı tek bir değer zincirinde buluşturuyor. Alova Farm bunun somut örneği. Beş bin ağaçla başlayan yaban mersini yatırımı 175 bin ağaca ve 400 dönüm topraksız üretime ulaştı; 2028 hedefimiz yıllık bin ton. Yatırımın üç yıl içinde yaklaşık 20 kat büyümesi, 9-13 euro bandında alıcı bulan bir üründe teknoloji, doğru zamanlama ve pazar stratejisinin nasıl değer yarattığını gösteriyor. Bu üretimin etrafında da bir teknoloji ekosistemi oluşturuyoruz. Agromini bitkinin gerçek zamanlı ihtiyacına göre suyu yönetiyor, Robio robot ve dronlarla saha verisi topluyor, Bridgesoft ise girdi kullanımını azaltıyor. VLabs ve TARS LABS yapıları ise bu çözümlerin sahada doğrulanıp yeni girişimlere dönüşeceği uygulama platformları olacak. Bu modeli bölgesel ölçekte ‘Field-to-Gulf’ yaklaşımıyla büyütmek istiyoruz: Türkistan coğrafyasında üret, Türkiye’de işle, Körfez’de tüket. Türkiye’ye dört saatlik mesafede 1 milyar tüketicinin yaklaşık 2 trilyon dolarlık gıda harcaması var. Bu pazarın yüzde 10’una erişmek, 200 milyar dolarlık bir agro-ekonomi vizyonu demek. Hedefimiz yalnızca daha fazla ürün yetiştirmek değil; tarımı teknoloji, işleme, lojistik ve ihracatla buluşturarak girişimler, güçlü markalar ve kalıcı üretim altyapısı yaratmak .”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Başarının yeni ölçüsü: Kaç şirket değil, nasıl bir ekosistem?</strong></span></p>
<p>“Beş yıl sonra Letven’in başarısını yalnızca fon büyüklüğü, finansal performans, exit ya da halka arz sayısıyla ölçmek istemem. Asıl göstergemiz, yatırımcıya sağladığımız değer ile Türkiye’ye kazandırdığımız stratejik teknoloji ve üretim kapasitesini aynı anda ne kadar büyütebildiğimiz olacak. Kaç girişimi küresel pazara taşıdığımız, ne kadar ihracat, nitelikli istihdam ve fikri mülkiyet ürettiğimiz; tarımdan sanayiye, enerjiden mobiliteye ne kadar dönüşüm yarattığımız önemli. Agro-ekonomideki 200 milyar dolarlık bölgesel vizyonumuz da en az 500 KOBİ’nin büyük ölçekli işletmeye, bin 500 mikro işletme ya da girişimin KOBİ ölçeğine taşınmasını gerektiriyor. Kısacası başarıyı üç başlıkta ölçeceğiz: Yatırımcıya finansal değer, Türkiye’ye stratejik teknoloji ve üretim kapasitesi, ekosistemde kalıcı dönüşüm. Çünkü tek tek şirketlerin değil, birbirini tamamlayan ekosistemlerin rekabet edeceği bir döneme giriyoruz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dayaniklilik-sermayesi-ekonominin-yeni-sigortasi-85839</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Dayanıklılık sermayesi: Ekonominin yeni sigortası&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/defacto-pirlantayla-mucevher-sektorune-girdi-85838</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> DeFacto, pırlantayla mücevher sektörüne girdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Hazır giyimden aksesuara ve kozmetiğe uzanan ürün gamını genişleten DeFacto, pırlanta satışına başladı. Şirket, ilk etapta 22 mağazasında ve online kanallarında pırlanta ürünlerini tüketiciyle buluşturuyor. Şirketin uygun fiyat politikasıyla satışa sunacağı koleksiyonda farklı tasarım ve fiyat seçeneklerinin de yer aldığı belirtildi. DeFacto’nun e-ticareti stratejik öncelikleri arasında konumlandırdığı bilinirken, şirket Türkiye’de 321 mağazayla faaliyet gösteriyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a869876c2d94-1787205750.png" alt="" width="700" height="363" />Konuyla ilgili düzenlenen basın toplantısında konuşan DeFacto CEO’su İhsan Ateş, pırlanta satışının şirketin “lüksü ulaşılabilir hale getirme” stratejisinin bir parçası olduğunu söyledi. “Pırlantalar gerçek ama fiyatlar DeFacto” diyen Ateş, yeni kategorinin geçici bir iletişim çalışması olmadığını, sürdürülebilir bir proje olarak kurgulandığını belirtti. Ateş, pırlanta fikrinin ilk gündeme geldiğinde şirket içinde de “Ne alaka şimdi pırlanta?” tepkisiyle karşılandığını ancak DeFacto’nun kadın müşterisinin ihtiyaçlarına bütünsel bakmaları nedeniyle kategorinin doğal bir uzantı olduğuna karar verdiklerini anlattı. Kadın müşterinin yalnızca kıyafet değil; makyaj, saç, ayakkabı, çanta, aksesuar mücevherle birlikte bir bütün olarak görünümünü tasarladığını ifade eden Ateş, “Kıyafet, aksesuar, kozmetik, takı ve mücevher aslında birbirinden ayrışmayan bir bütün. Biz de bu bütünle ilgileniyoruz” dedi. Şirketin mücevher alanındaki ilk adımı da yeni değil. Ateş, son üç yılda kozmetik kategorisine girdiklerini ve farklı markalarla iş birlikleri yaptıklarını belirterek, mücevher tarafında da geçen yıl Reis Kuyumculuk ile bir iş birliği gerçekleştirdiklerini söyledi. Bu deneyimlerin müşterilerden olumlu karşılık bulmasının pırlanta yatırımında etkili olduğunu kaydetti.</p>
<h2>"Lüksü demokratikleştirerek daha geniş kitlelere ulaştırmak istiyoruz"</h2>
<p>DeFacto’nun pırlanta hamlesinin temelinde ise lüks ürünleri daha geniş bir tüketici kitlesine ulaştırma hedefi bulunuyor. Ateş, “Bizim marka olarak var oluş sebebimiz müşterilerimiz için lüksü ulaşılabilir, erişilebilir hale getirmek. Lüksü daha demokratikleştirmek bizim için stratejik bir odak alanı” diye konuştu. Projenin bir iletişim kampanyasından ibaret olmadığını vurgulayan Ateş, pırlantanın DeFacto’nun ürün gamında kalıcı bir kategori olacağını belirtti. Doğal taşlara ve doğal materyallere yönelik küresel eğilimin de bu kararda etkili olduğunu ifade eden Ateş, daha erişilebilir pırlanta ürünlerinin pazarda fırsat oluşturduğunu söyledi. Ateş, pırlanta projesinin yaklaşık bir yıl önce şekillenmeye başladığını ve bu süreçte tasarım, koleksiyon, pazarlama ve lojistik dahil olmak üzere şirket içinde yeni bir operasyon kurgulandığını belirtti.</p>
<h2>Fiyatı en baştan belirliyor </h2>
<p>DeFacto’nun uygun fiyat stratejisinde ise şirketin diğer ürünlerinde de kullandığı “design to value” yaklaşımı öne çıkıyor. Ateş, tasarım aşamasında müşterinin satın alma kararını etkilemeyen ancak maliyeti artıran unsurları ayıkladıklarını söyledi. DeFacto’nun fiyatlama sisteminin klasik perakende anlayışından farklı olduğunu anlatan Ateş, “Normalde ürünü mal edersiniz, üzerine bir kar koyar ve perakende fiyatını belirlersiniz. Biz ise baştan müşterimiz bu ürüne ne kadar bedel öder diye bakıyoruz. Bu bedeli nasıl gerçekleştiririz, ona göre giderlerimizi ve ürün maliyetlerimizi şekillendiriyoruz” dedi. Bu modelde daha düşük maliyet, yüksek verimlilik ve satın alma gücünün birlikte kullanıldığını belirten Ateş, tasarımda da müşterinin ihtiyaç duymadığı unsurların elendiğini söyledi. Böylece piyasa fiyatlarının çok daha altında ürünler sunabildiklerini ifade eden Ateş, aynı yaklaşımın pırlanta kategorisinde de uygulanacağını kaydetti.</p>
<h2>İlk koleksiyon basic parçalardan oluşuyor </h2>
<p>DeFacto’nun pırlanta koleksiyonu 2-3 aşamada genişletilecek. İlk koleksiyonun daha temel ve günlük kullanıma uygun parçalardan oluştuğunu belirten Ateş, ilerleyen dönemde ürün çeşitliliğinin artırılacağının sinyalini verdi. Hali hazırda koleksiyon 40 parçadan oluşuyor. Şirket böylece giyim, kozmetik, aksesuar ve mücevheri aynı müşteri deneyimi içinde buluşturmayı hedefliyor. İlk etapta 22 mağaza ve online kanallarda başlayan pırlanta satışının, müşteriden gelecek geri bildirimler doğrultusunda yaygınlaştırılması planlanıyor. </p>
<h2>Pırlanta koleksiyonu 40 parçadan oluşuyor </h2>
<p>DeFacto’nun gerçek pırlantaların kullanıldığı yeni koleksiyonu 40 parçadan oluşuyor. Koleksiyonda yüzük, küpe, kolye, zincir ve ip bilekliklerin yanı sıra tektaş ve beştaş modeller yer alıyor. Günlük kullanıma yönelik sade tasarımlardan klasik pırlanta modellerine uzanan koleksiyonda her ürün, kendisine özel JTR pırlanta ve mücevher derecelendirme raporuyla sunuluyor. 2004 yılında kurulan DeFacto, 500’ün üzerinde mağazası ve online operasyonlarıyla faaliyet gösteriyor. Marka, hazır giyim faaliyetlerinin yanı sıra DeFacto Teknoloji bünyesindeki 300’ü aşkın yazılım geliştiriciyle teknoloji ve çoklu kanal altyapılarına yönelik çalışmalar yürütüyor. DeFacto’nun DeFacto Kids, DeFacto COOOL, DeFacto Modest, De- Facto LIFE, DeFacto Studio, DF Plus ve Fall in Love olmak üzere farklı kategorilere yönelik alt markaları bulunuyor. Şirket, pırlanta kategorisiyle birlikte hazır giyim dışındaki ürün gruplarındaki varlığını da güçlendirmeyi hedefliyor. Yeni koleksiyonun satış performansı ve müşteri geri bildirimleri, kategorinin daha fazla mağazaya yaygınlaştırılmasında belirleyici olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/defacto-pirlantayla-mucevher-sektorune-girdi-85838</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/8/1280x720/ihsan-ates-1787205679.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazır giyimden kozmetiğe uzanan ürün gamını genişleten DeFacto, pırlanta ile mücevher sektörüne adım attı. İlk etapta 22 mağaza ve online kanallarda 40 parçalık koleksiyonu satışa sunan şirket, “lüksü ulaşılabilir hale getirme” stratejisi kapsamında pırlantayı kalıcı bir kategoriye dönüştürmeyi hedefliyor. DeFacto CEO’su İhsan Ateş, pırlanta satışının şirketin “lüksü ulaşılabilir hale getirme” stratejisinin bir parçası olduğunu açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/oppo-reno-16-ve-yeni-kullanici-kitlesi-85827</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Oppo Reno 16 ve yeni kullanıcı kitlesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Z kuşağı ile ilgili haberleri yaparken ben yaşlandım ama yine bu kuşak ve hatta sonrası ile ilgili yazmam gerekiyor. Oppo Reno 16 lansmanında gösterilen videolardan biri, beni buna zorladı yoksa cihazlarla ilgili fazla bir şey yazmaktan hoşlanmıyorum. Bunun nedeni, geçmişte yönettiğim yayınlarda test editörü diye bir pozisyon bulunması. Bu arkadaşlarım ürünleri önce elde etme ve üzerlerinde bazen uykusuz kalarak benchmark testleri gerçekleştirmek gibi canhıraş bir uğraş içindeydiler. Kullanıcılar da zannımca o testlerde alınan puanlar dışında bir şey merak etmiyorlardı. Dergiler cihazları böyle puanlıyor ya da editörlerine en iyisini seçtiriyordu. Ancak cihaz ile kullanıcı deneyimi arasındaki bağlantıyı yazmak alışıldık bir yaklaşım değildi.</p>
<p>Ben PCWorld’ün yöneticisi olarak 2005’te birkaç deneme yaptım ama bunları ancak kısa yorumlar olarak kullandık. Bunda oyun editörüme, bugün Türkiye’nin de unicorn çıkardığı “casual game” yazdırdığımda editörün okurlardan gelen “iyice cıvıttınız, çoluk çocuk işi mi yapacaksınız” şeklindeki e-postaları bana göstermesi de etkili oldu. Klanlar ülkesi Türkiye’de üzerinde anlaşılmış mahalli kurallar önümüzü görmemizi engelleyen en önemli etkenlerden biri. Hatta bunun şu meşhur “treni kaçırma” durumundan daha öldürücü sonuçları olduğunu söyleyebilirim.</p>
<p>Neyse, bunların yaşandığı tarihin yaklaşık 20 sene sonrasında Oppo Reno 16’nın ışık tuttuğu toplumsal göstergeleri ele almak gerektiğini düşünüyorum. Telefonun dikkat çekici aksesuarı Bubble’ın ekranına kendi kedinizin görselini yerleştirip bir aksesuar gibi taşıyabiliyor olmanız Hello Kitty aksesuarları ile büyüyen kuşağın iş hayatına ve ekonomiye katıldığını gösteriyor. Büyümüşler ve kullanıcı trendlerini belirliyorlar. Üniversite öğrencileri başta olmak üzere hedef kullanıcı kitleleri ile sık sık görüştüklerini söyleyen Oppo Türkiye Pazarlama Müdürü Burcu Günal, gençler arasında bir şey satın almak veya tatile gitmek gibi bir hedefi gerçekleştirmek için belirli bir süre çalışıp sonra işen ayrılarak bu hedefe ulaşma trendinin oluştuğundan bahsediyor. Bu, asgari ücretle veya geçici işlerde çalışıp sonrasında anne-babasının evine geri dönen ev gençlerinden farklı bir kitle.</p>
<p>Ev gençleri ile ilgili uzmanlığım olmadı için konuyu Google AI Modu ile değerlendirdik. Bana şu şekilde rapor edildi:</p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) İstatistiklerle Gençlik 2025 raporuna göre, 15-24 yaş grubunda ne eğitimde ne de istihdamda yer alan ("ev genci" veya NEET) gençlerin oranı yüzde 23,3 olarak gerçekleşti. Oran genç erkeklerde yüzde 16,3 iken, genç kadınlarda yüzde 30,9 seviyesine çıkıyor. 15-29 yaş grubunu kapsayan daha geniş uluslararası (OECD/AB) tanımlarda ise Türkiye’deki oranlar yüzde 35’e yaklaşıyor. Rakamsal analize meraklı olanlar için genel genç nüfus verisini de aktarayım: Türkiye'de 15-24 yaş arasındaki toplam genç nüfus 12 milyon 708 bin 348 kişi olup, bu kesim toplam nüfusun yüzde 14,8’ini oluşturuyor.</p>
<p>Bu Türkiye’nin çözüm bulması gereken bir sorunu olmakla birlikte fark yaratan başka grupları görmemizi engellemeli. Yani makro gerçeklere takılıp mikro analizden kaçınmamalıyız. Oturduğum Yeldeğirmeni’nde ağırlıkla hafta sonları ve güneşin batış saatlerinde olmak üzere gençler gelip fotoğraf çekiyorlar. Genellikle üç kişilik gruplar halinde dolaşan bu genç kitlelerinin ne yaptığını benim yaşımda anlamak zor. Tarihi bir binanın önünde cep telefonuyla fotoğraf çekiyorlar ama o mesafeden binanın kadraja girmesi mümkün değil. Selfie’nin yeni bir formatı ile karşı karşıya olmalıyız.</p>
<p>Selfie trendi ilk çıkıp biraz yaygınlaştıktan sonra çok sayıda kişinin birlikte poz verdiği groufie dönemini yaşamıştık. Şimdi üç kişi bir kişinin çekildiği formatta yer alıyor ve içlerinden biri dudağını büktüğü zaman o fotoğraf silinip yenisi çekiliyor. Bizim zamanımızda filmin banyo edilmesiyle fotoğrafa ulaşıldığı için, loop ile bakılıp kötü ya da flu olduğu anlaşılan karenin basılmasından vazgeçilirdi. Bu bile baskı maliyetine girmemenin rahatlığını sağlasa da filmi ziyan etmenin ağırlığını omuzlarda hissetmeye neden olurdu. Bunlara yaşayan biri olarak bugünün kullanıcı alışkanlıklarını keşfetmeye çalışmak insana garip bir haz veriyor. Beğenmediği fotoğrafı sildikten sonra yenisini çeken gençlerin bu kullanıcı alışkanlıkları ile bir şeye sahip olmak için gerektiği kadar çalıştıktan sonra istedikleri şeye sahip olup onu değerlendirmeye zaman ayırma arasında çok çarpıcı bir korelasyon var. Özellikle bizim gibi hayatı, emeklilik hakkını kazanmak için çalışma üzerine kuran bir kuşak ile bu yeni yaklaşım arasında önemli bir fark bulunuyor. </p>
<p>Oppo da muhtemelen kendi kullanıcı kitlesi içinde “gerektiği kadar çalışan bu yeni kitleye” iyi bir yer veriyor. Türkiye’de Ağustos 2026 itibariyle satışa sunulan Oppo Reno serisinde Oppo Reno 16F’in fiyatı 45 bin 999 lira olarak açıklansa da fiyat, 256 GB depolama alanı bulunan Oppo Reno 16’da 55 bin 999 liraya ve 256 GB depolama alanı bulunan Oppo Reno 16 Pro’da da 72 bin 999 liraya yükseliyor. Tek başına 8 bin 799 liraya satılan ve Oppo Reno serisi telefonlarla birlikte 4 bin 999 liraya satın alınabilen Bubble ile birlikte toplam maliyet biraz daha yükseliyor. Kimler ailelerinin parasıyla ve kimler çalışarak bu telefonu satın alır sorusunun yanıtı için beklemek gerekiyor ancak bir şey almak için gereken parayı çalışarak kazanan kitle için ulaşılabilir hedefler.</p>
<p>Oppo Reno 16 serisindeki telefonlar anlatılırken yenilikçi kamera özellikleri ve kullanım biçimlerinin yanında bu çalışan gençler için yapay zekânın ilgi çekici bir tasviri de yapılıyor.</p>
<p>Videoda arkadaşlarıyla eğlenirken anı ölümsüzleştiren fotoğraflar çeken bir genç kız, diğer yanda çalışan kadın kıyafeti içinde aynı kişi ve ortada da Antik tanrıların heykeli şeklinde resmedilmiş yapay zekâ. Yukarıda anlattığım yeni nesil gençler ile onların yapay zekâ dünyasında ihtiyaç duydukları cihaz olarak akıllı telefonu birleştiren Oppo, bunu bilinçli olarak ya da görsel etki yaratmaya yönelik bir çaba içinde video mesajına da yansıtmış.</p>
<p>Burada Bubble 4GB’lık hafızası ve telefonun sırtına yerleştirilerek telefonun ana kamerası ile selfie çekebilme olanağı sağlaması ile bu kişisel ve kurumsal boyutları olan etkinin simgesi haline geliyor. Bizim mahallede selfie çekenlerin daha sonra bakıp beğenmeyince silme pratiğini objenin baştan çekilecek kareye karar verip görerek çekim yapmasına çeviriyor. Bubble’ın ekranındaki buton görüntüsüne basılarak fotoğraf çekiliyor ya da video kaydı başlatılıyor. Kayıt sırasında yakınlaştırma ve uzaklaştırma yapılabiliyor. Daha sonra Bubble, kendi belleği olduğu için bir veya dönen birden çok görsel içerikle bir kolye olarak boyna asılabiliyor. Oppo’nun bir stajyeri, lansman günü nazar boncuğu görüntüsü yüklediği Bubble’ı boynunda taşıyordu. Benim yaş grubumda çokça bulunmayan ancak gençlerin yaratıcılıklarının yansıması olan bir kullanıcı hareketi…</p>
<p><strong>Telefona yakından bakalım</strong></p>
<p>Buradan sonrasında Gemini ile birlikte biraz cihaz analizi yapmak istiyorum. Gemini Oppo Reno 16’yı, “OPPO, orta-üst segmentteki popüler temsilcisi Reno 16 serisini sundu. Seri; kamera donanımı, batarya kapasitesi, ekran kalitesi ve yapay zeka özelliklerinde önemli yeniliklerle öne çıkıyor.” şeklinde tanımlıyor. Telefonun temel özelliklerini ise; yeni nesil AI ve yüksek pil kapasitesi; web hakimi; 200 MP kamera; Samsung HP5 sensör ve 3.5x periskop telefoto lens; 6.700+ mAh pil; 80W SUPERVOOC hızlı şarj desteği; ColorOS 16 AI; AI Snap Key ve AI Mind Space entegrasyonu olarak sıralıyor. Sıralama İngilizce Türkçe karışık şu şekilde devam ediyor:</p>
<ul>
<li>3D Pop Planet Design &amp; Durability: Tek parça soğuk yontma cam tasarımı ve alüminyum çerçevesiyle daha rafine bir yapı sunuyor. Zorlu koşullara karşı IP68, IP69 ve IP69K su/toz dayanıklılık sertifikalarının yanı sıra ıslak elle ya da eldivenle kullanım imkanı sağlayan Glove Touch desteği mevcut.</li>
<li>200 MP Advanced Camera Setup:</li>
<li>Main Camera: 200 MP çözünürlüğünde Samsung HP5 sensör.</li>
<li>Telephoto:5x optik yakınlaştırma sunan OIS destekli 50 MP periskop lens.</li>
<li>Ultra Wide &amp; Selfie: 50 MP ultra geniş açı ana kamera ve 100° görüş açılı, otomatik netlemeli 50 MP ön kamera.</li>
<li>Creative Video/Photo Tools: Nostaljik çekimler için <em>Pop Cam</em> (Digicam, Instant Film, Light Leak efektleri), katmanlı tasarımlar için <em>AI Remix Collage</em> ve <em>4K Auto Straighten Video</em> (otomatik ufuk hizalama) özellikleri.</li>
<li>Display &amp; Performance:</li>
<li>Display: 120 Hz yenileme hızı, 10-bit renk derinliği ve 3600 nit tepe parlaklığa ulaşan yüksek çözünürlüklü OLED panel.</li>
<li>Processor: Gücünü MediaTek Dimensity 8550 platformundan alıyor (Pro modelinde Dimensity 9500s kullanılıyor).</li>
<li>Gaming &amp; Thermal Management: Uzun oyun oturumlarında yüksek FPS ve ısınma kontrolü sağlayan AI HyperBoost 3.0</li>
<li>Battery &amp; Charging: Standart modelde 700 mAh (serinin diğer modellerinde 7.000 mAh'e varan) devasa bir batarya kapasitesi bulunuyor. 80W SUPERVOOC hızlı şarj desteği ile kısa sürede şarj edilebiliyor.</li>
<li>ColorOS 16 &amp; Personal AI Tools:</li>
<li>AI Snap Key &amp; AI Mind Space: Ekrandaki fikirleri, notları ve görselleri tek tuşla kaydedip yönetme imkanı.</li>
<li>AI Bill Manager: Fatura ve fişleri otomatik tarayıp harcama kayıtlarına dönüştürme.</li>
<li>AI LinkBoost 4.0: Kalabalık ortamlarda şebeke ve Wi-Fi sinyalini güçlendiren ağ optimizasyonu.</li>
</ul>
<p>Gemini’ın analizinden şimdilik yeterince yaygın Türkçe içerik bulunmadığı ve yabancı dildeki içeriklerden de faydalandığı sonucuna varıyorum. Bu zamanla değişecektir.</p>
<p><strong>Gemini, Bubble konusunda daha ilgi çekici ayrıntılar sundu</strong></p>
<p>Benzer bir toparlamayı Bubble konusunda yapmasını istediğimde Gemini bunlara göre daha anlaşılır ancak bireysel ve kurumsal boyutları ile daha ilgi çekici bir tablo sundu:</p>
<p>Bubble (Bubble.io), geleneksel programlama dillerini (JavaScript, Python, PHP vb.) öğrenmek zorunda kalmadan, tamamen görsel arayüzler kullanarak web uygulamaları geliştirmenizi sağlayan popüler bir "No-Code" (Kodsuz) platformudur.</p>
<p>Teknik bilgiye sahip olmayan girişimcilerin, tasarımcıların veya şirketlerin; prototip aşamasından tam anlamıyla çalışan profesyonel yazılımlara kadar pek çok ürünü hızlı ve düşük maliyetle hayata geçirmesine olanak tanır.</p>
<p>Temel Özellikleri Nelerdir?</p>
<ul>
<li>Görsel Arayüz Tasarımı (Drag-and-Drop): Sürükle-bırak yöntemiyle butonlar, formlar, görseller ve tablolar yerleştirerek uygulamanızın ön yüzünü (frontend) kolayca tasarlayabilirsiniz.</li>
<li>Kapsamlı Veritabanı Yönetimi: Harici bir veritabanı kurmaya gerek kalmadan, platform içerisinde kullanıcı bilgilerini, ürünleri, siparişleri veya özel verilerinizi saklayabileceğiniz yapılar oluşturabilirsiniz.</li>
<li>İş Akışları ve Mantık (Workflows): "Kullanıcı bu butona tıklarsa şifresini kontrol et, veritabanına kaydet ve ana sayfaya yönlendir" gibi karmaşık iş süreçlerini ve kuralları görsel bloklarla programlayabilirsiniz.</li>
<li>API ve Dış Entegrasyonlar: Stripe (ödeme sistemleri), OpenAI (yapay zeka araçları), Google Maps veya sosyal medya girişleri gibi yüzlerce harici servis ve API ile uygulamanızı kolayca entegre edebilirsiniz.</li>
<li>Yapay Zeka Destekli Araçlar: Doğal dilde verdiğiniz komutlarla (prompt) temel sayfa yapılarını ve veritabanı modellerini otomatik olarak oluşturabilen yapay zeka ajanlarına da sahiptir.</li>
</ul>
<p>Bubble ile Neler Yapılabilir?</p>
<ul>
<li>SaaS (Hizmet Olarak Yazılım) Girişimleri: Kendi abonelik modeliniz olan web tabanlı yazılım ürünlerinizi kurabilirsiniz.</li>
<li>Pazaryerleri (Marketplaces): Alıcı ve satıcıları bir araya getiren (Airbnb veya Trendyol benzeri) çok rollü platformlar geliştirebilirsiniz.</li>
<li>Sosyal Ağlar ve İçerik Platformları: Kullanıcı profillerinin, mesajlaşma sistemlerinin ve akışların olduğu sosyal mecralar yaratabilirsiniz.</li>
<li>Şirket İçi Operasyon Araçları (Internal Tools): Şirketinizdeki süreçleri hızlandıracak özel CRM (Müşteri İlişkileri Yönetimi) ve veri yönetim panelleri tasarlayabilirsiniz.</li>
</ul>
<p>OPPO Bubble, ilk olarak Reno 16 serisiyle birlikte duyurulan, akıllı telefonların arka kamerasıyla kusursuz selfie'ler ve çekimler yapmayı sağlayan, aynı zamanda şık bir kişiselleştirme aracı olan manyetik mini ikinci ekran aksesuarıdır.</p>
<p>Oldukça hafif ve kompakt bir yapıda tasarlanan bu cihaz, akıllı telefon dünyasında yeni bir kullanım deneyimi sunar.</p>
<p>Başlıca Özellikleri ve Ne İşe Yaradığı:</p>
<ul>
<li>Arka Kameralarla Yüksek Kaliteli Selfie Önizlemesi:</li>
</ul>
<p>Çoğu akıllı telefonda ana (arka) kameralar, ön kameralara kıyasla çok daha yüksek çözünürlük, daha büyük sensörler ve üstün performans sunar. OPPO Bubble, telefonun arkasına manyetik olarak tutturulduğunda, ana kameranın gördüğü kadrajı canlı olarak bu mini ekrana yansıtır. Böylece kullanıcılar özçekim veya grup fotoğraflarında pozlarını, ışığı ve kompozisyonu doğrudan ana kamerayla görerek ayarlayabilir.</p>
<ul>
<li>10 Metreye Kadar Kablosuz Uzaktan Kumanda:</li>
</ul>
<p>Aksesuar telefon üzerindeyken çıkarılabildiği gibi, yaklaşık 10 metreye kadar kablosuz bağlantı mesafesini destekler. Telefonu bir tripoda yerleştirdiğinizde Bubble'ı elinizde kablosuz bir vizör ve deklanşör kumandası olarak kullanarak uzaktan kusursuz çekimler yapabilirsiniz.</p>
<ul>
<li>Kişiselleştirilebilir Dekoratif E-Rozet (E-Badge) Modu:</li>
</ul>
<p>Fotoğraf çekmediğiniz anlarda cihazı sadece bir kamera aksesuarı olmaktan çıkarıp kişisel bir stil öğesine dönüştürebilirsiniz. Canlı AMOLED ekranı sayesinde; özel görseller, hareketli fotoğraflar, animasyonlar, emojiler veya dijital rozetler/kartvizitler sergileyebilirsiniz.</p>
<ul>
<li>Manyetik Tasarım ve Taşınabilirlik:</li>
</ul>
<p>Yaklaşık 7 mm kalınlığında ve 27.5 gram ağırlığında olan cihaz, paket içerisinden çıkan manyetik halkalar sayesinde uyumlu telefonlara ya da kılıflara kolayca yapışır. Ayrıca uygun askı aparatlarıyla boyuna takılarak aksesuar olarak da taşınabilir.</p>
<ul>
<li>Geniş Uyumluluk:</li>
</ul>
<p>Başta Reno 16 serisi olmak üzere OPPO'nun güncel Reno ve Find X serisi gibi desteklenen ekosistem cihazlarıyla sorunsuz bir şekilde bütünleşir.</p>
<p>Gemini’ın benim mahallede fotoğraf çeken gençlerle ilgili öngörülerimden fazlasını yaptığına şaşırmadım ama bu kadar boyut düşünmüyordum. Bunun, Oppo’nun güçlü olduğundan daha üst segmente uzanma çabasını da takip etmek gerekiyor. Counterpoint’in akıllı telefon gelirlerinin yüzde 7 yükseldiği 2026 ikinci çeyrek değerlendirmesinde Oppo’nun ikinci çeyrek gelirlerinin yüzde 9 ve ortalama satış fiyatının (ASP) artışlarına rağmen yıllık bazda yüzde 10 oranında düşüş gösterdiğine işaret ediliyor. Oppo’yla ilgili değerlendirmede “Fiyata duyarlı segmentlerdeki ağırlığı ve sevkiyatlardaki keskin düşüşler, daha yüksek fiyatlandırmanın sağlayabileceği faydaları sınırladı. Sevkiyatlardaki düşüşe karşın Oppo’nun ASP değeri yükseldi; zira giriş seviyesindeki zayıf talep, ürün portföyündeki fiyat artışları ve disiplinli portföy yönetimi, satış karmasını daha yüksek değerli cihazlara doğru kaydırdı.” ifadesi yer alıyor.</p>
<p>Nadiren cihazlar üzerine yazan biri olarak, Oppo Reno 16 üzerinden girip tedarik zincirine kadar bu ayrıntılara baktığımda “Cep telefonu asla sadece cep telefonu değildir” diyesim geliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/oppo-reno-16-ve-yeni-kullanici-kitlesi-85827</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Oppo Reno 16 ve yeni kullanıcı kitlesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracatciya-doviz-destegi-genisliyor-85812</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 06:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracatçıya döviz desteği genişliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN/YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Sıkı para politikası sürecinde sıkıntıya giren ihracatçıya ve reel sektöre sağlanan kur desteğinin genişletilmesi gündeme geldi. Ticaret Bakanı Ömer Bolat, İstanbul Fashion Connection (IFCO) açılışında yaptığı konuşmada Merkez Bankası’nın ihracatçıların dövizlerini TL’ye çevirmesinde uyguladığı desteğin, emek yoğun, katma değer ve istihdam sağlayan sektörler önceliklendirilerek yeniden ele alınabileceğini söyledi. Yeni uygulamanın 1 Ekim’de başlaması öngörülüyor. Halen yüzde 3 olarak uygulanan destek, 1 Ağustos itibarıyla 6 ay daha uzatılmış ve 31 Ocak 2027’ye kadar devam etmesi kararlaştırılmıştı. Görüşlerine başvurduğumuz ihracatçılar ve emek yoğun sektörlerin temsilcileri, atılacak bu yeni adımı olumlu karşılarken döviz dönüşüm desteğinin yanı sıra asgari ücret desteğinin artırılması ve finansmana erişimin kolaylaştırılması gerektiğini de vurguladılar.</p>
<h2>Paşahan: Hazır giyime ayrıcalık tanınmalı </h2>
<p>İHKİB Başkanı Mustafa Paşahan, hazır giyim sektörünün sürekli teşviklerle gündeme gelmesini istemediklerini ancak son üç yıldaki kayıplar nedeniyle destek taleplerini dile getirmek zorunda kaldıklarını söyledi. Paşahan, devletin 2027 başından itibaren talepleri karşılaması halinde sektörün 2030’a kadar istihdam, ihracat ve katma değer açısından çok daha farklı bir noktaya taşınabileceğini belirtti. Hazır giyimde kilogram başına ihracat değerinin 16,2 dolardan 18,2 dolara çıkarıldığını ifade eden Paşahan, sektörün potansiyeline dikkat çekti. Döviz dönüşüm desteğinde taleplerinin yüzde 10 olduğunu hatırlatan Paşahan, hazır giyime pozitif ayrımcılık yapılması gerektiğini söyledi. Paşahan, “Devletin verdiği her teşvik önemlidir. Ancak hazır giyim sektörüne bir ayrıcalık yapılması gerekiyor. Katma değer tarafında çok iyiyiz, istihdam tarafında çok iyiyiz ve cari fazla veren en iyi sektörüz. Dolayısıyla desteğin yüzde 10’a çıkarılması yönündeki söylemimizi sürdürüyoruz” dedi.</p>
<h2>Fayat: Yetmez ama evet diyebiliriz </h2>
<p>TOBB Hazırgiyim ve Konfeksiyon Sektör Meclisi Başkanı Şeref Fayat ise “Biz zaten yüzde 10’lar falan talep ediyorduk ama en azından 10 olmasa bile bizim Türkiye’de üretici ürettiğimiz katma değer oranı kadar, yani yüzde 80’ini temsilen 8 alabiliriz diye özellikle bastırıyorduk. Ekonomik programın enfl asyon yaratmadan bizi bir miktar daha rekabetçi kılması açısından kıymetli” dedi. Desteğin süresinin sektör açısından önemli olduğunu ifade eden Fayat, “Bunun süresi de ilk defa 3 aydan 6 aya çıktı. En azından Ocak sonuna kadar bunu biliyoruz. Yeni destek için yetmez ama evet diyebiliriz” diye konuştu. Fayat, sektörün diğer beklentilerini de sıraladı. “İnşallah bu orandan daha aşağı bir oranla sonuçlanmaz. Asgari ücretteki kişi başı desteğin daha da artması gerektiği kısım ve en azından KOBİ’lerin finansmana ulaşması konusunda hep konuşuyoruz” diyen Fayat, Eximbank’ın TL reeskont kredilerinin miktarının artırılmasını istedi. Fayat, “Eximbank’ın özellikle TL reeskontlarının biraz daha miktarının artırılması konusundaki destekler de olursa 2027 yılına sektörü taşıyıp 2027’de biraz da talep artışıyla para kazanmaya başlarız diye umuyorum açıkçası” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Narbay: Yüzde 10’luk talebimiz sürüyor </h2>
<p>Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği Başkanı Toygar Narbay da desteğin genişletilecek olmasını olumlu karşıladıklarını ancak sektörün yüzde 10’luk destek talebinin sürdüğünü belirtti. Narbay, “Bizim talebimiz yüzde 10 idi ve bunu da bir hesaplama ile belirtmiştik. Destek, sektörün ihtiyaçlarının göz önüne alınması açısından önemli ancak bizim yüzde 10 net ihracata destek talebimiz sürmektedir” dedi. Son üç yılda dolar bazında maliyetlerin yüzde 26 arttığını belirten Narbay, yüzde 10’luk desteğin bu maliyet artışına ilişkin hesaplamaya dayandığını söyledi. Desteğin miktarı kadar uygulama süresinin de önemli olduğuna dikkat çeken Narbay, 6 aylık pencerelerin sektörün bütçeleme ve stratejik fiyatlama yapabilmesi için yetersiz olduğunu vurguladı. Narbay, “Bu taleplerin 6 ayda bir değil, 3 yıllık bir pencere için açıklanması daha önemli. Stratejik fiyatlama için bunun mutlaka 2028 sonuna kadar düzenlenmesi gerekiyor” dedi.</p>
<h2>İçten: Sektörel ayrım önemli </h2>
<p>Türkiye Ayakkabı Sanayicileri Derneği Başkanı Berke İçten ise özellikle emek yoğun sektörlerde döviz dönüşüm desteğinin çok daha yüksek olmasını beklediklerini söyledi. İçten, “Özellikle emek yoğun sektörlerde bu oranın çok daha yükseltilmesi taraftarıydık. Çünkü biz hakikaten bu süreçlerde bayağı yıprandık” dedi. Alınan tedbirlerin ayakkabı ithalatında düşüş sağladığını ancak üretim ve ihracatta gerilemenin sürdüğünü belirten İçten, sektörün toparlanmaya ihtiyacı olduğunu vurguladı. İçten, “Alınan tedbirler sayesinde ayakkabı ithalatında bir düşüş var. Fakat ihracatta ve üretimdeki düşüşümüz de devam ediyor. Üretim ve ihracat tarafında bir toparlanmaya ihtiyacımız var. Bu döviz dönüşüm desteği ihracatçı açısından çok olumlu olacaktır” diye konuştu. Çalışan başına verilen 3 bin 500 liralık desteğin de artırılması gerektiğini ifade eden İçten, özellikle emek yoğun sektörlere yönelik ayrı bir uygulama yapılması çağrısında bulundu. “Artı çalışan başına verilen 3.500 liralık desteğin de emek yoğun sektörlerde özellikle bir miktar daha yükseltilmesinde yarar var. Yani burada bir sektörel ayrım yapılması çok önemli olur. Döviz dönüşümde de sektörel ayrım çok önemli” diyen İçten, emek yoğun sektörlerin mevcut süreçten en fazla etkilenen alanlar olduğunu, dolayısıyla diğer sektörlere göre pozitif ayrışması gerektiğini ifade etti.</p>
<h2>Şişman: Sade ve öngörülebilir olmalı </h2>
<p>İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları (İTHİB) Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Şişman, döviz dönüşüm desteğinin genişletilmesini olumlu ve kıymetli bir adım olarak değerlendirdi. Şişman, artışın özellikle yüksek üretim maliyetleri ve finansman yükü nedeniyle rekabet gücü baskı altında olan ihracatçıya katkı sağlayacağını belirtti. Küresel tekstil ticaretinde fiyat rekabetinin güçlü olduğunu vurgulayan Şişman, desteğin siparişlerin korunması, kapasite kullanımının desteklenmesi, ihracatın artırılması ve istihdamın korunmasına katkı sağlayacağını söyledi. Şişman, desteğin tek başına sorunları çözmeyeceğini belirterek uygulamanın sade, öngörülebilir ve ihracatçının kolay erişebileceği bir yapıda olması gerektiğini ifade etti.</p>
<h2>Çekiç: İhracatçılara ‘nefes’ aldıracak adım </h2>
<p>İstanbul Maden İhracatçıları Birliği (MİB) Başkanı Metin Çekiç de genişlemenin ihracatçıya önemli ölçüde nefes aldıracağını söyledi. İMİB olarak desteğin yüzde 10’a çıkarılması yönündeki taleplerini Ticaret Bakanı Ömer Bolat’a ilettiklerini belirten Çekiç, “Bu talebimizin değerlendirmeye alınmış olması da memnuniyet verici. Çin ihracatçılarına döviz dönüşüm desteği yüzde 13 olarak uygulanıyor. Bu oranlarla destekleyen ülkelerle rekabet ettiğimiz düşünüldüğünde, verilecek desteği önemli bir adım olarak görüyoruz. Önümüzdeki dönemde ihracatçılarımızın rekabet gücünü daha da artıracak ilave düzenlemelerin hayata geçirilmesini bekliyoruz” dedi.</p>
<h2>Taycı: İhracata ivme kazandıracak </h2>
<p>İstanbul Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İHBİR) Başkanı Kazım Taycı ise yüksek faiz, finansmana erişim sorunları, artan maliyetler ve kurun enflasyon karşısındaki seyri nedeniyle ihracatçıların rekabetçi fiyat oluşturmakta zorlandığını söyledi. Genişletme adımlarını önemli bulduklarını belirten Taycı, oranın yüzde 10’a çıkarılmasının ihracata daha güçlü ivme kazandıracağını ifade etti.</p>
<h2>Dalgakıran: Rakiplerde destek yüksek </h2>
<p>Makine Federasyonu (MAKFED) Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Adnan Dalgakıran da enflasyonla mücadelenin yükünün ihracatçı sanayicinin üzerine kaldığını belirterek, döviz dönüşüm desteğinin rekabet gücünü korumada önemli bir araç olduğunu söyledi. Desteği olumlu karşılayan Dalgakıran, “Ancak Çin başta olmak üzere bazı rakip ülkelerin rekabet avantajları ve ihracatçılarına sağladıkları daha yüksek destekler de göz önünde bulundurulduğunda, bu konuda biraz daha fedakâr davranarak desteğin artırılmasında fayda olduğunu düşünüyorum” dedi.</p>
<h2>Karaca: Tek başına yeterli değil </h2>
<p>İstanbul Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği (İDMİB) Başkanı Güven Karaca ise son üç yılda üretim kapasitesi, ihracat ve rekabet gücünde önemli kayıplar yaşandığını belirtti. Kararı doğru ve olumlu bulduklarını ifade eden Karaca, “Bununla birlikte, tek başına bu düzenlemenin yaşadığımız sorunları çözmeye yeterli olmayacağını da belirtmek gerekiyor. Çünkü bugün mesele artık yalnızca döviz kurunun seviyesi ya da yükselen üretim maliyetleri değil. Son üç yıllık dönemde sanayinin üretim kapasitesinde önemli kayıplar yaşandı. İnsan kaynağımızı kaybettik, yatırımlarımızı ertelemek zorunda kaldık ve birçok sektörde üretim gücümüz zayıfladı. Kaybedilen bu kapasiteyi ve rekabet gücünü yeniden kazanmak için çok daha kapsamlı bir yaklaşım gerekiyor. Artık sadece mevcut sorunları hafifletmeye değil, sanayinin ve ihracatın yeniden güçleneceği koşulları oluşturmaya odaklanmalıyız. Başka bir ifadeyle, oyunu yeniden kurmak durumundayız. Bunun için de finansmana erişimden yatırım ortamına, maliyetlerden kur politikalarına ve ihracat desteklerine kadar bütüncül ve sanayiyi merkeze alan yeni bir politika setine ihtiyaç var” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracatciya-doviz-destegi-genisliyor-85812</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/ihracat-ithalat-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni destek modelinin 1 Ekim itibariyle uygulanacağını kaydeden Bakan Bolat, yeni dönemde emek yoğun sektörler, katma değerli üretim ve istihdam kriterlerinin önceleneceğini kaydetti. EKONOMİ’ye konuşan reel sektör temsilcileri, destek kapsamının genişletilmesinin “ihracatçıya nefes aldıracağını” dile getirdi. Oluşturulacak yeni modelin sektörler bazında farklılıklar gösterebileceği, bazı sektörlerde döviz dönüşüm priminin artırılabileceği öğrenildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/semiha-gunes-diploma-yeterli-degil-beceriniz-fark-yaratacak-85856</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Semiha Güneş: Diploma yeterli değil; beceriniz fark yaratacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Türkiye’de genç işsizliği ve ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin oranı yüksek seviyelerde seyrederken, Batı Anadolu Sanayici ve İş İnsanları Dernekleri Federasyonu (BASİFED) Yönetim Kurulu Başkanı Semiha Güneş, gençlerin değişen iş dünyasında yalnızca diplomayla değil, sahip oldukları beceri ve uzmanlıkla fark yaratabileceğine dikkat çekti. Güneş, gençlere teknoloji, yapay zeka ve veri okuryazarlığı gibi alanlarda yetkinlik kazanmaları çağrısında bulunurken, iş dünyasına da gençlerin deneyim kazanabileceği daha fazla fırsat yaratma sorumluluğu düştüğünü söyledi.</p>
<p>TÜİK’in ‘İstatistiklerle Gençlik 2025’raporundaki verilerine göre 15-24 yaş grubunda genç işsizlik oranı yüzde 15,3’e çıkarken,‘ne eğitimde ne istihdamda’ olan (NEET) gençlerin oranı yüzde 23,3’e ulaştığının altını çizen Güneş, “Her yıl yayınlanan bu raporla göre ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin oranı 2023 itibariyle belirgin bir artış trendi içinde. 2023’te yüzde 22,5 olan bu oran, 2024’de 22,9’a, 2025’de 22,3’e ulaşmış durumda. Bu da bize bir şeyleri yanlış yaptığımızı gösteriyor” dedi.</p>
<p>Yapay zeka, teknoloji ve veri okuryazarlığının yeni dönemin temel yetkinlikleri arasında yer aldığını ifade eden Güneş, “Yapay zekayı yalnızca kullanan değil, onunla değer üreten gençler öne çıkacak. Analitik düşünme, iletişim, problem çözme ve ekip çalışması gibi beceriler de iş dünyasında giderek daha belirleyici hale geliyor” diye konuştu.</p>
<h2>“Gençlerden deneyim bekliyorsak alan açmalıyız”</h2>
<p>Genç istihdamındaki sorumluluğun yalnızca gençlere yüklenemeyeceğini vurgulayan Güneş, şirketlerin de nitelikli staj, mentorluk ve genç yetenek programlarını yaygınlaştırması gerektiğini söyledi. Güneş, “Şirketler gençlerden deneyim bekliyorsa, önce o deneyimi kazanabilecekleri alanları yaratmalı. Stajyerleri yalnızca gözlem yapan değil, gerçek projelerde sorumluluk üstlenen gençler haline getirmeliyiz. Üniversite ile iş dünyası arasındaki bağı da güçlendirmeliyiz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/semiha-gunes-diploma-yeterli-degil-beceriniz-fark-yaratacak-85856</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/5/6/1280x720/semiha-gunes-diploma-yeterli-degil-beceriniz-fark-yaratacak-1787214174.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BASİFED Yönetim Kurulu Başkanı Semiha Güneş, genç işsizliği ve NEET oranlarının dikkat çekici seviyelere ulaştığını belirterek, gençlere teknoloji, yapay zeka ve yeni nesil yetkinliklere yatırım yapması gerektiğini dile getirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/esen-plastik-yonetim-kurulu-baskani-salih-esen-hedefimiz-dunya-markasi-seviyesine-tasinmak-85853</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Salih Esen: Hedefimiz, dünya markası seviyesine taşınmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Türk plastik sanayisinin önde gelen kuruluşları arasında yer alan Esen Plastik'in, temiz sudan atık suya, doğal gazdan telekomünikasyona, kimyasal proses hatlarından yağmur suyu hatlarına kadar sanayi bölgelerinin temel altyapı ihtiyaçları için çözümler geliştirmeyi sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>İzmir Menemen Plastik İhtisas Organize Sanayi Bölgesi ve Adana Hacı Sabancı Organize Sanayi Bölgesi’ndeki tesislerinde üretimini sürdüren Esen Plastik, kuruluşunun 50’inci yılında alanında dünya markası olma hedefi belirledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a86b696ab306-1787213462.jpeg" alt="" width="700" height="525" /></p>
<p>Esen Plastik Yönetim Kurulu Başkanı Salih Esen, sanayi bölgelerinde yer altında kilometrelerce uzunluktaki altyapı ağlarının, üretimin sürdürülebilirliği için yaşamsal önemde olduğuna dikkat çekti. Yüksek dayanım, uzun kullanım ömrü ve farklı altyapı ihtiyaçlarına yönelik ürün çeşitliliği sağladıklarını kaydeden Esen, Türk sanayisinin en önemli üretim merkezleri olan organize sanayi bölgeleri ve serbest bölgelerin altyapı projeleri için özel çözümler ürettiklerini belirtti.</p>
<p>Üretimini 1976 yılından bugüne kesintisiz olarak sürdüren Esen Plastik’in Türkiye’nin farklı illerinde yeni kurulan OSB’lerin yanı sıra, genişleme sahası yatırımları gerçekleştiren ve mevcut altyapısını yenileyen sanayi bölgelerinde altyapılara imza attığını kaydeden Esen, “Hedefimiz Orta Doğu ve Afrika ülkeleri başta olmak üzere yakın coğrafyalara gerçekleştirdiğimiz ihracatı artırarak Esen Plastik’i bir dünya markası seviyesine taşımaktır. Her seviyedeki tecrübeli ve yetkin kadrolarımızla bu hedefe ulaşacağımıza yürekten inanıyorum” dedi.</p>
<p>Türkiye genelinde bulunan 419 organize sanayi bölgesinin 299’unun fiilen faaliyet gösterdiğini, 120 OSB’de ise planlama, kamulaştırma ve altyapı hazırlık süreçlerinin devam ettiği bilgisini veren Esen, çeşitlenen sanayi üretimi ile birlikte altyapı yatırımlarının stratejik öneminin arttığına dikkat çekti.</p>
<p>Sanayi bölgelerinin sadece fabrikalar, üretim hatları ve makinelerden ibaret olmadığını dile getiren Esen, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu dev üretim ekosistemini ayakta tutan çok büyük bir altyapı ağı yerin altında çalışıyor. Biz Esen Plastik olarak bu görünmeyen sistemlerin güvenilir ve uzun ömürlü bir parçasıyız. Türkiye’nin en önemli üretim üslerinin altında Esen imzasının bulunması bize gurur verdiği kadar önemli bir sorumluluk da yüklüyor. Yeni bir organize sanayi bölgesinin hayata geçirilmesinde ya da mevcut bir OSB’nin genişleme alanlarının yatırıma açılmasında, fabrika yatırımlarından önce altyapı çalışmalarının tamamlanması gerekiyor. Bu nedenle kullanılan boru sistemlerinin dayanıklılığı ve uzun vadeli işletme performansı, yalnızca altyapı yatırımını değil, bölgede faaliyet gösterecek sanayi kuruluşlarının operasyonel sürekliliğini de doğrudan etkiliyor.</p>
<p>”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/esen-plastik-yonetim-kurulu-baskani-salih-esen-hedefimiz-dunya-markasi-seviyesine-tasinmak-85853</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/5/3/1280x720/esen-plastik-yonetim-kurulu-baskani-salih-esen-hedefimiz-dunya-markasi-seviyesine-tasinmak-1787213415.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Esen Plastik Yönetim Kurulu Başkanı Salih Esen, sanayi bölgelerinde yer altında kilometrelerce uzunluktaki altyapı ağlarının, üretimin sürdürülebilirliği için yaşamsal önemde olduğuna dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmo-hashas-tohumu-alacak-85851</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TMO ilk kez haşhaş tohumu alacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) 2026 alım döneminde, üreticilerden haşhaş kapsülünün yanı sıra ilk defa haşhaş tohumu da satın alacağını duyurdu.</p>
<p>Mavi, beyaz ve sarı renkli haşhaş tohumu için alım fiyatının kilogram başına 140 lira olarak belirlendiği bildirilen açıklamada, "Haşhaş tohumları, açıklanan alım fiyatı üzerinden barem uygulanmak suretiyle satın alınacaktır. Üreticilerimiz, HÜBAS'ta beyan ettikleri tohum rengi esas alınarak, 2026 yılında TMO'ya teslim ettikleri haşhaş kapsülü miktarının en fazla yüzde 10 fazlası kadar haşhaş tohumu satabilecektir. TMO'ya haşhaş kapsülü teslim etmeyen üreticilerden haşhaş tohumu alımı yapılmayacaktır." denildi. </p>
<p>Eski mahsul haşhaş tohumlarının alınmayacağı vurgulanan açıklamada, TMO alım kalite kriterleri için maksimum fire oranlarını, rutubet için yüzde 9, toplam yabancı madde yüzde 10, inorganik madde (taş, toprak vb) yüzde 1, karışık renkli tohum yüzde 3'e kadar belirledi.</p>
<p>Haşhaş tohumu alımları, randevu sisteminden on-line olarak e-Devlet Kapısı, www.tmo.gov.tr veya randevu.tmo.gov.tr, yüz yüze ise başmüdürlükler, şube müdürlükleri ve sabit iş yerlerinde gerçekleştirilecek.</p>
<p>Üreticilerin, ürünlerini randevu aldıkları tarihte TMO alım noktalarına ulaştırmaları isteniyor.</p>
<p>Ürün tesliminde belirlenen çuval şartların yerine getirilmesi gerekiyor, çuval bedeli olarak 15 lira ödeme yapılacak.</p>
<p>Ödemeler teslimden sonraki 21 gün içinde banka hesaplarına yatırılacak.</p>
<p>Üreticiden alınan ürünler 1 Kasım itibarıyla 160 liradan satışa sunulacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmo-hashas-tohumu-alacak-85851</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/4/1280x720/hashas-tohumunun-fiyatini-tmo-belirleyecek-1747408246.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Toprak Mahsulleri Ofisi, kilogramı 140 liradan ilk defa haşhaş tohumu alacağını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/albaraka-turk-kahramanmarastaki-ikinci-subesini-hizmete-acti-85883</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Albaraka Türk, Kahramanmaraş’taki 2. şubesini hizmete açtı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Türkiye’nin ilk katılım bankası Albaraka Türk'ün genişleyen şube ağıyla ülke ekonomisine ve reel sektöre katma değer sağlamayı sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Yurt içinde 221, yurt dışında ise 3 şubesi olan banka, tekstil ve sanayi kenti Kahramanmaraş’ta ikinci şubesini hizmete açtı.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, güçlü üretim altyapısı, iplik, triko ve örme gibi tekstil sanayisindeki öncü rolüyle Türkiye ekonomisinin lokomotif şehirlerinden biri olan Kahramanmaraş’ta açılan yeni şube; büyüyen sanayi bölgelerine, KOBİ’lere ve girişimcilere yerinde finansal çözümler sunacak. Banka, hizmete aldığı yeni şubesiyle aynı zamanda deprem sonrası kentin ekonomik ve ticari hayatının yeniden güçlenmesine ve hızla kalkınmasına güçlü bir destek sağlamayı amaçlıyor.</p>
<p>Kahramanmaraş’taki ilk şubesini 30 yılı aşkın bir süre önce açan ve kenti katılım bankacılığı modeliyle tanıştıran Albaraka Türk'ün, bölgedeki pek çok kurumsal firmanın modern makine ve tesis yatırımlarına finansal kiralama ve katılım finans modelleriyle çözüm odaklı hizmetler sunduğu kaydedildi. Yeni hizmete açılan Kahramanmaraş Sanayi Şubesi ise kentteki yatırımların çeşitlenmesi ve sanayi alanlarının genişlemesi doğrultusunda Albaraka Türk’ün öncü bankacılık yaklaşımının somut bir adımı olarak öne çıktığı vurgulandı. </p>
<p>Açılışa ilişkin değerlendirmede bulunan Albaraka Türk Genel Müdürü Malek Temsah, şunları kaydetti: “Kahramanmaraş, sadece sahip olduğu köklü sanayi kültürü ve üretim gücüyle değil, aynı zamanda karşılaştığı her türlü zorluğun ardından sergilediği dirençle ülkemizin en kıymetli üretim merkezlerinden biridir. Gerçekleşen büyük depremlerin ardından bölgenin yeniden kalkınması için üzerimize düşen sorumluluğun bilincindeyiz. Müşteri ve çözüm odaklı yaklaşımımızla hizmete aldığımız Kahramanmaraş Sanayi Şubemiz ile yerel üreticimizin finansmana erişimini kolaylaştırmayı, sanayinin büyümesine, modernleşmesine ve kentimizin hızlı kalkınmasına güçlü bir ivme kazandırmayı hedefliyoruz. Yeni şubemizin Kahramanmaraş’a ve tüm iş dünyamıza hayırlı olmasını dileriz.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/albaraka-turk-kahramanmarastaki-ikinci-subesini-hizmete-acti-85883</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/3/1280x720/albaraka-turk-kahramanmarastaki-ikinci-subesini-hizmete-acti-1787230667.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Albaraka Türk, kentteki ikinci hizmet noktası olan Kahramanmaraş Sanayi Şubesi’ni açtı. Genel Müdür Malek Temsah, &quot;Müşteri ve çözüm odaklı yaklaşımımızla hizmete aldığımız Kahramanmaraş Sanayi Şubemiz ile yerel üreticimizin finansmana erişimini kolaylaştırmayı, sanayinin büyümesine, modernleşmesine ve kentimizin hızlı kalkınmasına güçlü bir ivme kazandırmayı hedefliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sanko-okullarinin-yks-basarisi-85859</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Öğrencilerimizin önemli üniversitelere yerleşmeleri gurur verici&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>SANKO Koleji ve SANKO Fen-Teknoloji Lisesi 2026 mezunlarının, Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) yerleştirme sonuçlarıyla Türkiye’nin ve dünyanın seçkin üniversitelerine yerleşerek önemli bir başarıya daha imza attığı bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, SANKO Liseleri 2026 mezunlarından 22’si tıp, 20’si mühendislik, 4’ü mimarlık, 2’si diş hekimliği, 1’i hukuk, 3’ü fen-edebiyat, 11’i siyasal bilgiler ve iktisadi-idari bilimler, 2’si iletişim ve turizm alanlarında Türkiye’nin önde gelen üniversitelerine yerleşirken, 9 öğrenci ise yurtdışındaki üniversitelere yerleşme başarısı gösterdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a86bcfced981-1787215100.jpg" alt="" width="607" height="360" /></p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan SANKO Okulları Genel Müdürü Fırat Mümtaz Asyalı, öğrencilerin planlı ve disiplinli çalışmalarının sonucunda Türkiye’de ve yurt dışında önemli üniversitelere yerleşmelerinden büyük mutluluk ve gurur duyduklarını söyledi. Başarıda emeği bulunan yönetici, öğretmen ve velilere teşekkür eden Asyalı, “Öğrencilerimizin yıllar boyunca gösterdikleri azim ve özverinin böylesine değerli sonuçlarla karşılık bulmasından büyük gurur duyuyoruz. 2026 mezunlarımızı yürekten kutluyor, üniversite yaşamlarında ve gelecekteki kariyer yolculuklarında nice başarılar diliyorum” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sanko-okullarinin-yks-basarisi-85859</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/5/9/1280x720/sanko-1787217300.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ YKS yerleştirme sonuçları hakkında açıklama yapan SANKO Okulları Genel Müdürü Fırat Mümtaz Asyalı, öğrencilerin Türkiye’de ve yurt dışında önemli üniversitelere yerleşmelerinden büyük mutluluk ve gurur duyduklarını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/iklim-degisikligi-enerji-yatirimlarini-sekillendiriyor-85857</guid>
            <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;İklim değişikliği, enerji yatırımlarını şekillendiriyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Artan sıcaklıklar ve değişen tüketim alışkanlıklarının, elektrik şebekelerindeki yükü artırdığı bildirildi. Verilen bilgiye göre, özellikle klima, elektrikli araç ve ısı pompası kullanımının yaygınlaşması tüketim profilini değiştiriyor. Yapay zeka destekli analizlerle olası yüklenme riskleri önceden tespit edilerek yatırımlar da buna göre planlanıyor. Hizmet Bölgesindeki trafoların yük durumları, uzaktan izleme sistemlerinden elde edilen verilerle düzenli olarak takip ediliyor. Yapılan analizlerle kritik seviyeye ulaşma riski bulunan trafolar önceden belirleniyor. Böylece ihtiyaç duyulan noktalarda kapasite artışı, yüklerin farklı hatlara dağıtılması ve yeni trafo kurulumu gibi yatırımlar planlanarak şebekenin artan elektrik talebine karşı daha güçlü hale getirilmesi hedefleniyor. </p>
<h2>“Şebekeyi geleceğin ihtiyaçlarına göre planlıyoruz”</h2>
<p>UEDAŞ Genel Müdürü Cihangir Gençoğlu, iklim değişikliğinin elektrik dağıtım altyapısında yeni bir planlama yaklaşımını zorunlu hale getirdiğini belirterek, “İklim değişikliği, enerji altyapısının planlanmasını da doğrudan etkiliyor. Artan sıcaklıklar ve klima, elektrikli araç ve ısı pompası gibi yeni tüketim alışkanlıkları şebekenin yük profilini değiştiriyor. Bu nedenle gelecekte oluşabilecek yükleri bugünden öngörmek büyük önem taşıyor. Veri analitiği ve yapay zeka destekli modellerle farklı iklim senaryolarını değerlendiriyor, kritik seviyeye ulaşabilecek trafoları önceden belirleyerek yatırımlarımızı gelecekteki ihtiyaçlara göre planlıyoruz.” </p>
<h2>“Dayanıklı, esnek ve geleceğe hazır bir dağıtım şebekesi”</h2>
<p>Gençoğlu konuşmasına şöyle devam etti: “2025 yılında 117 trafoda gerçekleştirdiğimiz iyileştirmelerin ardından 2026 ve 2027 yılında da toplam 634 trafoda kapasite artışı ve şebeke iyileştirme çalışmalarımızı sürdürmeye devam ediyoruz. Buradaki temel hedefimiz, tüketici talebi kritik seviyeye ulaşmadan önce gerekli altyapıyı hazır hale getirmek. İklim değişikliğinin getirdiği belirsizlikleri veri ve teknolojiyle yöneterek daha dayanıklı, esnek ve geleceğe hazır bir dağıtım şebekesi oluşturmayı hedefliyoruz.” Bu yaklaşım sayesinde dağıtım şebekesinde kapasite artışı gerektiren noktaların daha erken tespit edilmesi, yatırımların doğru noktaya ve doğru zamanda yönlendirilmesi ve tüketici talebindeki değişimlere karşı şebekenin daha hazırlıklı hale getirilmesi amaçlanıyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/iklim-degisikligi-enerji-yatirimlarini-sekillendiriyor-85857</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/5/7/1280x720/iklim-degisikligi-enerji-yatirimlarini-sekillendiriyor-1787214532.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ UEDAŞ Genel Müdürü Cihangir Gençoğlu, “Veri analitiği ve yapay zeka destekli modellerle farklı iklim senaryolarını üzerinde çalışarak, kritik seviyeye ulaşabilecek trafoları önceden belirleyip yatırımlarımızı gelecekteki ihtiyaçlara göre planlıyoruz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baib-ihracatta-sinerji-yaratmak-icin-bolge-ziyaretlerine-basladi-85811</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 22:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> BAİB, ihracatta sinerji yaratmak için bölge ziyaretlerine başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</p>
<p>Batı Akdeniz İhracatçı Birliği (BAİB) Başkanı Mehmet Ali Can ve yönetim kurulu üyeleri Harun Öztürk, Mustafa Küçükyaman, Onur Öztürk, Abdullah Bulut, Mehmet Erdoğan ve Recep Uğur ile Genel Sekreter Ümit Sezer’den oluşan BAİB heyeti bölge ziyaretlerine Isparta’dan başladı.</p>
<p>BAİB heyeti sırasıyla Isparta Valisi Abdullah Erim, Isparta Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen, Isparta Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Metin Çelik ve Isparta Ticaret Borsası Başkanı Hüdai Şahin’i ziyaret etti.</p>
<p>BAİB Başkanı Mehmet Ali Can, ziyaretlerde Batı Akdeniz ve Isparta ihracatı hakkında bilgi verdi. Batı Akdeniz’de Haziran ve Temmuz aylarında arka arkaya tüm zamanların ihracat rekorunun kırıldığını belirten Can, ihracatta yaşanan sıkıntıları da anlatarak, ihracatı artırmak için yurt dışında gerçekleştirilecek URGE Projeleri, sektörel ticaret heyetleri ve fuar katılımları hakkında da bilgi verdi.</p>
<p>Mehmet Ali Can, Isparta’nın kiraz, elma ve kozmetik, doğaltaş ile ağaç orman ürünleri ihracatını geliştirmek için BAİB tarafından yapılan çalışmalar ile bu dönemde uygulamaya geçirilecek projeler hakkında da bilgi verildi.</p>
<p>Üyelerini de ziyaret eden BAİB heyeti, Ağustos ayı yönetim kurulu toplantısını da Isparta’da gerçekleştirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baib-ihracatta-sinerji-yaratmak-icin-bolge-ziyaretlerine-basladi-85811</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/1/1280x720/baib-ihracatta-sinerji-yaratmak-icin-bolge-ziyaretlerine-basladi-1787168425.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Batı Akdeniz İhracatçı Birliği, ihracatı artırmak ve bölgede kamu ve özel sektör işbirliği ile sinerji yaratmak amacıyla bölge ziyaretlerine başladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/altso-uyelerini-dunya-pazarlarina-aciyor-85810</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 22:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> ALTSO, Dış Ticaret İstihbarat ve İhracat Destek Ofisi kurdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Alanya Ticaret ve Sanayi Odası (ALTSO), Alanya firmalarını dünya pazarlarına açmak, dış ticaret kapasitesini artırmak ve ihracatı artırmak amacıyla Dış Ticaret İstihbarat ve İhracat Destek Ofisi kurdu.</p>
<p>ALTSO bünyesinde kurulan ofisin Alanya’nın ticaret ve ihracat vizyonu açısından önemli bir adım olduğunu belirten ALTSO Başkanı Eray Erdem, “Alanya’nın üreten gücünü dünya pazarlarında daha güçlü hale getirmek istiyoruz” dedi.</p>
<p>Alanya ekonomisini yeni pazarlar, yeni fırsatlar ve yeni ihracatçılarla daha da büyütmek istediklerini ifade eden Erdem, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Bu ofis bizim için sadece yeni bir hizmet birimi değil, Alanya iş dünyasının dünyaya açılan kapılarından biri olacak. Gerekli eğitimleri almış uzman kadromuzla firmalarımızın yeni pazarlara ulaşmasına, doğru ihracat fırsatlarını yakalamasına ve dış ticaret süreçlerinde ihtiyaç duydukları bilgiye doğru ve hızlı şekilde ulaşmalarına katkı sunacağız. Alanya’da ihracat yapan firma sayısını artırmayı hedefledik ve ihracat yapmak isteyen firmalara da süreç boyunca rehberlik edeceğiz. Var olan ihracatçı sayımızı artırmayı, ihracat yapan iş insanlarımızın hangi desteklerden nasıl yararlanabilecekleri konusunda yol göstermeyi ve ihracata başlamak isteyen firmalarımıza doğru yöntemlerle rehberlik etmeyi hedefliyoruz. Alanya’nın üreten gücünün dünyanın dört bir yanındaki pazarlarda daha fazla yer alması gerektiğine inanıyoruz.’’</p>
<p><strong>"Alanya üretim ve ihracatta da güçlü olmalı"</strong></p>
<p>Alanya’nın ekonomik gücünün çeşitlendirilmesi gerektiğine dikkat çeken Eray Erdem, kentin turizmin yanı sıra tarım, gıda, üretim ve ihracatta da güçlü bir merkez olması gerektiğini söyledi. Erdem, “Biz ALTSO olarak Alanya’nın yalnızca turizmde değil; tarımda, gıdada, üretimde ve ihracatta da güçlü bir merkez haline gelmesini istiyoruz. Çünkü Alanya’nın potansiyeli bunun çok daha fazlasını hak ediyor. İhracatımız güçlendikçe Alanya’mızın ekonomisi de güçlenecek. Alanya’nın üreten, yatırım yapan ve dünyaya açılan iş dünyasının önünü açmak için çalışmaya devam edeceğiz’’ dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/altso-uyelerini-dunya-pazarlarina-aciyor-85810</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/0/1280x720/altso-uyelerini-dunya-pazarlarina-aciyor-1787168338.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Alanya Ticaret ve Sanayi Odası Dış Ticaret İstihbarat ve İhracat Destek Ofisi kurdu. Başkan Eray Erdem, “Alanya’nın üreten gücünü dünya pazarlarında daha güçlü hale getirmek istiyoruz.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/agtden-calisan-kadinlar-icin-anaokulu-85809</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 22:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> AGT’den çalışan kadınlar için anaokulu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalyalı iş insanı AGT AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Semih Söylemez ve kardeşi İcra Kurulu Başkanı Mustafa Hulusi Söylemez, geçen yıl yaşamını kaybeden babaları Ahmet Söylemez adına Antalya’nın Döşemealtı ilçesi Yeşilbayır mahallesinde 10 bin 643 metrekarelik alanda 8 derslikli anaokulu yaptıracak.</p>
<p>Hasan Söylemez Anaokulu yapımı için hazırlanan protokol sözleşmesi imza töreni Antalya Valisi Hulusi Şahin’in makamında gerçekleştirildi. İmza törenine Söylemez kardeşler ile Antalya Milli Eğitim Müdürü Mehmet Yasin Eriş katıldı.</p>
<p>Anaokulu inşaatı önümüzdeki dönemde başlanacak ve kısa sürede tamamlanarak Milli Eğitim İl Müdürlüğüne teslim edilmesi öngörülüyor.</p>
<p>AGT AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Semih Söylemez, ‘’Eğitime ve geleceğe değer katıyoruz. Çocuklarımızın nitelikli eğitim ortamlarında yetişmesine katkı sağlarken, çalışan kadınların iş hayatına katılımını ve çalışma yaşamındaki sürekliliğini destekleyecek bu anaokulunun Antalya’mıza ve ülkemize hayırlı olmasını diliyoruz’’ dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/agtden-calisan-kadinlar-icin-anaokulu-85809</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/0/9/1280x720/agtden-calisan-kadinlar-icin-anaokulu-1787168245.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AGT AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Semih Söylemez&#039;in Döşemealtı ilçesinde çalışan kadınlara destek amacıyla 8 derslikli anaokulu yaptıracağı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/guneydogunun-hububat-sektoru-ihracati-7-ayda-22-milyar-dolar-85795</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 15:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güneydoğu’nun hububat sektörü ihracatı 7 ayda 2,2 milyar dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Güneydoğu Anadolu bölgesinde hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörünün ihracatı, 2026'nın yedi ayında yüzde 7,4 artışla 2,2 milyar dolar oldu.</p>
<p>Bölge ihracatının yüzde 30,8’ini tek başına sırtlayarak lokomotif rol üstlenen hububat sektörü; Türkiye genelindeki toplam hububat ihracatında yakaladığı yüzde 31,4’lük payla Güneydoğu Anadolu’nun liderlik konumunu da pekiştirdi. Sektörün Güneydoğu’dan 2,5 milyon tonun üzerinde ihracat yaptığı yedi aylık süreçte yaklaşık 736 bin ton makarna, 467 bin ton buğday unu, 280 bin ton da ayçiçek yağı ihraç edildi. En fazla gelir elde edilen ürün olan ayçiçek yağındaki ihracat yüzde 26,4 artış ile 461,5 milyon dolara ulaşırken, ikinci sırada yer alan makarnanın ihracatı yüzde 14,1 artışla 394,1 milyon dolar olarak gerçekleşti. Sektörün en büyük pazarı olan Orta Doğu’ya ihracat 900 milyon doları aşarken, 775,5 milyon dolar ihracat yapılan Afrika pazarında yüzde 22,4 artış sağlandı.</p>
<p><strong>“Stratejik pazarlarımızdaki kazanımları koruyacak çözüm önerilerimiz hazır”</strong></p>
<p>Güneydoğu Anadolu bölgesinin küresel belirsizlikler ve jeopolitik riskler karşısında sergilediği yüksek uyum kabiliyetine dikkat çeken TİM Yönetim Kurulu Üyesi ve GAİB Hububat Birliği Başkanı Celal Kadooğlu ihracatçıların sektörel ve bölgesel gündemi hakkında değerlendirmelerde bulundu. “Sektörümüzün uluslararası rekabet gücünü korumak ve yakın coğrafyamızın gıda arz güvenliğini kesintisiz sağlamak adına, üretimden lojistiğe kadar tüm süreçleri sahadaki güncel gelişmelerle birlikte ele alıyoruz” diyen Kadooğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Karadeniz’de son dönemde tırmanan güvenlik risklerinin ham madde tedarik hatlarımız ve navlun maliyetlerimiz üzerinde oluşturduğu baskıyı, Suriye pazarında uygulamaya giren yüksek gümrük tarifelerini ve en önemli pazarlarımızdan Irak’ta ASYCUDA altyapısı ile bankacılık kanallarında karşılaşılan ilave maliyet yüklerini çok yakından takip ediyoruz. Gıda ihracatçılarımızın maliyetlerini dengelemek ve ticari direncini artırmak amacıyla, döviz dönüşüm desteklerinin artırılmasından navlun giderlerini hafifletecek bölgesel mekanizmaların kurgulanmasına kadar pek çok hayati başlığı titizlikle analiz ettik. Tüm bu hususlara dair somut tespitlerimizi ve çözüm önerilerimizi geçtiğimiz günlerde Ankara’da gerçekleştirdiğimiz temaslar kapsamında ilgili Bakanlıklarımızla paylaştık. Kamu otoritemizin, sanayicimizin ve ihracatçımızın rekabetçiliğini pekiştirecek ve sahadaki beklentilerini giderecek adımları kararlılıkla atacağına yürekten inanıyoruz.”</p>
<p><strong>“İhracat vizyonumuzu ortak akılla tahkim edeceğiz”</strong></p>
<p>Sektörün ham maddeye erişim koşulları ile küresel rekabet ortamını eş zamanlı olarak değerlendiren Kadooğlu şunları söyledi: “Özellikle yağışların olumlu seyretmesiyle bu yıl ayçiçeği rekoltemizde yaşanan memnuniyet verici artışa rağmen, Karadeniz başta olmak üzere bölgemizdeki lojistik tıkanıklıkların bir an önce çözüme kavuşturulması gerek iç piyasa gerekse ihracatımız açısından son derece kritik bir konudur. Çok büyük emekler harcayarak, yıllardır bin bir zahmetle oluşturduğumuz ihracat pazarlarımızdaki konumumuzu korumak ve güçlendirmek için ürün tedarik zincirinin kırılmaması ve ihracatımızın sürdürülebilirliğini sağlayabilmek bizler için hayati derecede önemlidir. Diğer taraftan bölgemizin limanlara olan coğrafi uzaklığının yarattığı navlun dezavantajını kıracak ve devlet desteklerinin etkinliğini artıracak dinamik politikalar, Afrika’dan Asya’ya kadar uzanan hedef pazarlarımızda elimizi son derece güçlendirecektir. Türkiye’nin gıda ticaretindeki stratejik merkez konumunu sürdürülebilir kılmak adına, kamumuzun öncülüğünde ve sektörümüzün üretim gücüyle ortak akıl çerçevesinde hareket etmeye, ülkemizin dış ticaret hedeflerine en yüksek katkıyı sunmaya aralıksız devam edeceğiz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/guneydogunun-hububat-sektoru-ihracati-7-ayda-22-milyar-dolar-85795</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/5/1280x720/guneydogunun-hububat-sektoru-ihracati-7-ayda-22-milyar-dolar-1787143059.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Güneydoğu Anadolu Bölgesi&#039;nin hububat ihracatının 7 ayda yüzde 7,4 artarak 2,2 milyar dolara yükseldiği bildirildi. Gıda ihracatçılarının maliyetlerini dengelemek ve ticari direncini artırmak amacıyla, döviz dönüşüm desteklerinin artırılmasından navlun giderlerini hafifletecek bölgesel mekanizmaların kurgulanmasına kadar pek çok hayati başlığı titizlikle analiz ettiklerini belirten GAİB Hububat Birliği Başkanı Celal Kadooğlu, yetkililerin, sanayicinin ve ihracatçının rekabetçiliğini pekiştirecek ve sahadaki beklentilerini giderecek adımları kararlılıkla atacağına yürekten inandıklarını vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bolat-bu-yil-tekstilde-yukari-dogru-cikis-basladi-85794</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 14:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Bolat: Bu yıl tekstilde yukarı doğru çıkış başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) tarafından düzenlenen İstanbul Hazır Giyim ve Moda Fuarı'nın (İstanbul Fashion Connection-IFCO) açılışında yaptığı konuşmada, fuarla iç içe bir açılış programı gerçekleştirdiklerini belirtti.</p>
<p>IFCO'nun 5 yaşında olduğunu ve IFCO Fuarı'nın 10'uncusunun gerçekleştirildiğini ifade eden Bolat, görevde olduğu süre boyunca bir tanesini kaçırdığını söyledi.</p>
<p>Bakan Bolat, IFCO ve Texhibition fuarlarının Avrupa'nın en büyük fuarları haline geldiğini aktararak, "Türkiye Avrupa'nın fuar merkezi haline geldi, İstanbul fuarların başkenti haline geldi. İstanbul moda merkezi haline geldi." diye konuştu.</p>
<p>Türkiye'de sanayi anlamında tekstil ve giyimin sanayiciliğin öğrenildiği ilk sektör olarak 150 yıllık bir geçmişe sahip olduğuna işaret eden Bolat, "Türkiye'nin ihracatı öğrendiği sektör de tekstil-giyimdir. 1970'li yıllarda iplik, kumaşla başlayıp 1980'lerden sonra konfeksiyon, hazır giyimle devam eden bir trend, süreç yaşandı. İhracatı öğrenince diğer sektörlerimiz de 'Biz niye yapmıyoruz?' dedi, onlar da ihracata yöneldiler." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Bakan Ömer Bolat, ihracat olduğunda dövizin geldiğini, istihdamın olduğunu, yatırımların ve devletin vergi gelirlerinin arttığını belirterek, dış ticarette sıkıntılı süreçlerin, dalgalanmaların, oynaklıkların olmadığını, para ve döviz piyasalarında istikrarlı süreçlerin yaşandığını aktardı.</p>
<p>İstişare etmenin ve değerlendirme almanın doğru reçeteler, politikalar uygulamada her zaman kendilerine kılavuzluk ettiğini ifade eden Bolat, "Memleketimizin birçok yerlerine gidiyoruz, gümrüklere gidiyoruz. Varsa önemli sıkıntılar, konular yerinde görmek ve yaptığımız hizmetlerin açılışlarını gerçekleştirmek için yapıyoruz." dedi.</p>
<p>Bolat, tekstil ve giyim sektörüne çok önem verdiklerini aktararak, "Bu yıl tekstilde çıkış başladı yukarı doğru, ihracatta artış var. Konfeksiyon ilk 7 ayda neredeyse geçen seneki rakama paralel ama yılın ikinci yarısında onun da artıya geçeceğine yürekten inanıyoruz. Türkiye'nin sanayideki başarısı, kalitesi, teknolojik üstünlüğü, hızlı teslimat, tasarım, moda, marka değerleri ihracatına büyük katkılar yapıyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>"Hazır giyim sektöründe Irak, Ürdün, Bulgaristan, Rusya'ya yüzde 20'lerin üzerinde artışlar oldu"</strong></p>
<p>Bakan Bolat, Türkiye'nin dünyada tekstil ve giyimde 7'nci tedarikçi, Avrupa ülkeleri arasında da 3'üncü tedarikçi konumunda olduğunu ifade ederek, bütün segmentlerde başarılı olmak istediklerini kaydetti.</p>
<p>Geçen yıl 31 milyar dolarlık tekstil, giyim, ev tekstili ihracatının olduğunu anımsatan Bolat, "Dünya ihracatından da yüzde 3,6'lık bir pay almıştı. Bu yıl 7 ayda 17,5 milyar doları aştık ve yılın geri kalan bölümünde hızlanma gerçekleşecek." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Bolat, hazır giyim sektöründe Irak, Ürdün, Bulgaristan, Rusya'ya yüzde 20'lerin üzerinde (ihracat) artışların olduğunu belirterek, "Bizim en büyük pazarımız Avrupa Birliği ülkeleri hazır giyim sektöründe. Almanya, Hollanda, İspanya, İngiltere ve ABD ilk sıralarda yer alıyor." şeklinde konuştu.</p>
<p>IFCO'ya "Prestijli Fuar" statüsü verdiklerini hatırlatan Bolat, "Böylece katılım desteği yüzde 70'e yükselmiş oldu. Texhibition için de aynı şeyi yaptık ve yurt dışı katılımlar noktasında da prestijli fuarlara ve diğer uluslararası katılımlara desteklerimiz Bakanlık olarak devam ediyor."</p>
<p><strong>"Makro göstergelerin hepsinde olumlu sonuçlar, olumlu trendler devam ediyor"</strong></p>
<p>Ömer Bolat, Avrupa Birliği'nin ekonomik büyüme oranının 1 puan arttığında, Türkiye'nin ihracatında yüzde 2,5 artış olduğunu dile getirerek, dileklerinin Avrupa Birliği ekonomilerinin bir an önce canlanması olduğunu vurguladı.</p>
<p>Gayelerinin Türkiye'de yatırımların durmaması, üretimin devam etmesi, ihracatın sürmesi, gençlere, vatandaşlara istihdam imkanlarının artarak devam etmesi olduğunu belirten Bolat, "Makro göstergelerin hepsinde olumlu sonuçlar, olumlu trendler devam ediyor." diye konuştu.</p>
<p>Bolat, yüksek enflasyonun Kovid-19 ile başlayan sürecin maalesef bir sonucu olduğunu anımsatarak, şunları aktardı:</p>
<p>"Bütün dünyayı kasıp kavurdu, bizim açımızdan da aynı sonuç vardı. Bu, tüketiciler açısından satın alma gücünün düşmesi anlamına geliyordu. Üreticiler açısından da sanayiciler açısından da maliyetlerin artışı anlamına geliyordu, rekabet gücünün azalması anlamına geliyordu. Tabii ki enflasyonla mücadelede taleple alakalı baskılayıcı politikalar iç piyasada kimi sektörler açısından sıkıntılı süreçler yaşattı. Her zaman sizleri dinleyerek istihdam desteği verdik ve ihracatçılar açısından reeskont kredi desteğiyle yarı yarıya bir finans maliyet indirimi sağladık."</p>
<p>1 Ekim'de Merkez Bankası'nın çok önemli bir değişim modelini uygulamaya alacağını ifade eden Bolat, "Özellikle emek-yoğun sektörler ve üretimdeki katma değerli ve üretime, istihdama destek veren sektörler öncelenerek yeni model 1 Ekim'de başlıyor." şeklinde konuştu.</p>
<p>Konuşmasının ardından Bakan Bolat'ın yanı sıra İstanbul Valisi Davut Gül, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe, İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan ve iş dünyasının temsilcilerinin katılımıyla fuarın açılış kurdelesi kesimi gerçekleştirildi.</p>
<p> </p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bolat-bu-yil-tekstilde-yukari-dogru-cikis-basladi-85794</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/7/1280x720/omer-bolat-1769688939.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;İstanbul Hazır Giyim ve Moda Fuarı&quot;nda konuşan Bakan Bolat, &quot;Tekstil ve giyim sektörüne çok önem veriyoruz. Bu yıl tekstilde çıkış başladı yukarı doğru, ihracatta artış var. Konfeksiyon ilk 7 ayda neredeyse geçen seneki rakama paralel ama yılın ikinci yarısında onun da artıya geçeceğine yürekten inanıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/utikad-turkiye-ncd-sozlesmesine-taraf-olmali-85793</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 14:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> UTİKAD: Türkiye NCD Sözleşmesi&#039;ne taraf olmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Uluslararası Taşımacılık ve Lojistik Hizmet Üretenleri Derneği (UTİKAD), Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Cirolanabilir Kargo Belgeleri (Negotiable Cargo Documents-NCD) Sözleşmesine taraf olmasıyla ticaret ve lojistikte yeni imkanlar sunabileceğini bildirdi. </p>
<p>Açıklamaya göre, Birleşmiş Milletler Cirolanabilir Kargo Belgeleri Sözleşmesi, cirolanabilir taşıma belgelerinin farklı taşıma modlarında kullanılabilmesi için ortak bir hukuki çerçeve oluşturuyor.</p>
<p>Türkiye’nin sözleşmeye taraf olmasının, uluslararası ticarette hukuki güvenliğin güçlendirilmesi, dijital ticaretin geliştirilmesi, transit ticaretin desteklenmesi ve finansmana erişimin kolaylaştırılması açısından yeni imkanlar sunabileceği değerlendiriliyor.</p>
<p>NCD Sözleşmesi ile mallar üzerindeki hakların cirolanabilir kargo belgeleri yoluyla devredilebilmesi, malların transit halindeyken el değiştirebilmesi ve bu belgelerin ticaret finansmanında kullanılabilmesi amaçlanıyor. Böylece deniz yolu taşımacılığında kullanılan cirolanabilir belgelerin sağladığı imkanların diğer taşıma modlarına da yaygınlaştırılması hedefleniyor.</p>
<p><strong>Düzenlemenin yeni imkanlar sunması bekleniyor</strong></p>
<p>Fiziki belgelerin yanı sıra elektronik cirolanabilir kargo belgelerinin kullanımını da kapsayan sözleşme, Türkiye’nin dijital ticareti geliştirme, gümrük süreçlerini dijitalleştirme ve lojistik sektörünün dijital dönüşümünü destekleme hedefleriyle örtüşüyor. Düzenlemenin ticaretin kolaylaştırılması, tedarik zincirlerinin dayanıklılığının artırılması ve finansmana erişimin kolaylaştırılması bakımından yeni imkanlar sunması bekleniyor.</p>
<p>Türkiye’nin Avrupa, Asya ve Orta Doğu arasındaki konumu, gelişmiş ulaştırma altyapısı ve başta Orta Koridor olmak üzere uluslararası transit koridorlarındaki rolü dikkate alındığında, NCD Sözleşmesi’nin sağlayacağı hukuki altyapının transit ticaretin geliştirilmesine, dış pazarlara erişimin kolaylaştırılmasına ve ülkenin uluslararası rekabet gücünün desteklenmesine katkı sunabileceği değerlendiriliyor.</p>
<p>UTİKAD, sözleşmenin 26 Ekim 2026 tarihinde Akra’da imzaya açılacak olmasını Türkiye’nin sürece erken aşamada katılması bakımından önemli bir fırsat olarak görüyor.</p>
<p>Dernek, Türkiye’nin bu süreçte yer almasının uluslararası uygulamanın şekillenmesine katkı sağlayabileceğini, Türk dış ticaret ve lojistik sektörünün yeni düzenlemenin sunacağı imkanlardan erken dönemde yararlanmasını destekleyebileceğini öngörüyor.</p>
<p>UTİKAD, NCD Sözleşmesi’nin Türkiye açısından sağlayabileceği imkanlara ilişkin görüşlerini ilgili kamu kurumlarıyla paylaştı. Dernek, Türkiye’nin sözleşmeye katılımına yönelik uluslararası sürecin ve gerekli ulusal mevzuat çalışmaları ile ilgili yürütülecek çalışmalara teknik katkı sunmaya hazır olduğunu iletti.</p>
<p><strong>"Türkiye’nin sürece katılımını önemsiyoruz"</strong></p>
<p>UTİKAD Başkanı Bilgehan Engin, Türkiye’nin Avrupa, Asya ve Orta Doğu arasındaki stratejik konumu ve uluslararası ulaştırma koridorlarındaki artan rolünün, bu sözleşmenin sağlayacağı imkanları Türkiye açısından önemli hale getirdiğini kaydetti.</p>
<p>Engin, NCD Sözleşmesi’nin önemine ilişkin, "Hukuki güvenliğin güçlendirilmesi ve dijital ticaretin desteklenmesi açısından değerli bir çerçeve sunduğunu düşünüyoruz. Türkiye’nin sürece katılımını önemsiyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/utikad-turkiye-ncd-sozlesmesine-taraf-olmali-85793</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/UTIKAD-Baskani-Bilgehan-Engin.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ NCD Sözleşmesi hakkında açıklama yapan UTİKAD Başkanı Bilgehan Engin, &quot;Hukuki güvenliğin güçlendirilmesi ve dijital ticaretin desteklenmesi açısından değerli bir çerçeve sunduğunu düşünüyoruz. Türkiye’nin sürece katılımını önemsiyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ekerin-tahvil-ihracina-unlu-menkul-degerler-aracilik-etti-85792</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 14:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eker&#039;in tahvil ihracına ÜNLÜ Menkul Değerler aracılık etti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ÜNLÜ &amp; Co'nun iştiraki ÜNLÜ Menkul Değerler AŞ'nin, Eker Süt Ürünleri'nin 350 milyon lira nominal tutarındaki tahvil ihracına aracılık ettiği bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, talep toplama sürecinin ardından ihraç, yurt içinde nitelikli yatırımcılara satış yöntemiyle 372 gün vadeli olarak gerçekleştirildi.</p>
<p>Başlangıçta 300 milyon lira nominal tutarda planlanan ihraç, yatırımcılardan gelen talep doğrultusunda 350 milyon liraya yükseltildi.</p>
<p>Eker Süt Ürünleri'nin 2026'daki ilk sermaye piyasası aracı ihracı olan işlemin, planlanan tutarın üzerinde tamamlandığı vurgulandı.</p>
<p>ÜNLÜ &amp; Co Kurumsal Satış Yönetici Direktörü Tunç Yıldırım, Eker Süt Ürünleri'nin ihracına yönelik yatırımcı talebinin, nitelikli yatırımcıların reel sektör şirketlerinin borçlanma araçlarına ilgisinin devam ettiğini gösterdiğini belirtti.​​​​​​​</p>
<p>Yıldırım, "Başlangıçta 300 milyon lira olarak planlanan ihraç büyüklüğünün 350 milyon liraya yükselmesi de bu talebin somut bir göstergesi oldu. ÜNLÜ &amp; Co olarak güçlü kurumsal yatırımcı erişimimiz ve sermaye piyasalarındaki deneyimimizle şirketlerin finansman ihtiyaçlarına uygun çözümler sunmaya ve nitelikli yatırımcıları doğru yatırım fırsatlarıyla buluşturmaya devam edeceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>ÜNLÜ Menkul Değerler AŞ Kurumsal &amp; Hazine Çözümleri Direktörü Özlem Çelen de şirketlerin finansman kaynaklarını çeşitlendirmesinde sermaye piyasalarının giderek daha önemli rol üstlendiğini vurguladı.</p>
<p>Çelen, şirketlerin alternatif finansman kaynaklarına erişimini desteklemeyi sürdüreceklerini aktararak, "Eker Süt Ürünleri'nin 2026'daki ilk sermaye piyasası aracı ihracını, yatırımcılardan gelen taleple planlanan tutarın üzerinde tamamlamaktan memnuniyet duyuyoruz. ÜNLÜ Menkul Değerler olarak borçlanma araçları piyasalarındaki deneyimimizle şirketlerin alternatif finansman kaynaklarına erişimini desteklemeyi sürdüreceğiz." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ekerin-tahvil-ihracina-unlu-menkul-degerler-aracilik-etti-85792</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/2/1280x720/tunc-yildirim-1787138553.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eker Süt Ürünleri&#039;nin tahvil ihracı hakkında açıklama yapan ÜNLÜ &amp; Co Kurumsal Satış Yönetici Direktörü Tunç Yıldırım, &quot;Başlangıçta 300 milyon lira olarak planlanan ihraç büyüklüğünün 350 milyon liraya yükselmesi de bu talebin somut bir göstergesi oldu. ÜNLÜ &amp; Co olarak güçlü kurumsal yatırımcı erişimimiz ve sermaye piyasalarındaki deneyimimizle şirketlerin finansman ihtiyaçlarına uygun çözümler sunmaya ve nitelikli yatırımcıları doğru yatırım fırsatlarıyla buluşturmaya devam edeceğiz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-son-bir-yildaki-kayit-disi-istihdam-orani-tarihsel-ortalamanin-oldukca-altinda-85791</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 14:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek: Son bir yıldaki kayıt dışı istihdam oranı tarihsel ortalamanın oldukça altında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, nisan-haziran dönemine ait iş gücü istatistiklerini değerlendirdi.</p>
<p>Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda ikinci çeyrekte mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlik oranının yüzde 7,9'a gerilediğini ve istihdamın çeyreklik bazda 155 bin kişi arttığını vurgulayan Şimşek, "Tarım hariç sektörlerde son bir yıldaki ortalama kayıt dışı istihdam oranı yüzde 15,7 ile tarihsel ortalamanın oldukça altında seyretti. Çalışanlarımıza sosyal güvence sağlayan kayıtlı istihdamın artması kamu maliyesi açısından da önemli kazanımlar sağlıyor. Beşeri sermayeyi güçlendiren, istihdamı destekleyen ve iş gücüne katılımı artıran politikalarımızı sürdürüyoruz." ifadelerini kullandı. </p>
<blockquote class="twitter-tweet">
<p dir="ltr" lang="tr">İkinci çeyrekte mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlik oranı yüzde 7,9’a gerilerken istihdam çeyreklik 155 bin kişi arttı.<br /><br />Tarım hariç sektörlerde son bir yıldaki ortalama kayıt dışı istihdam oranı yüzde 15,7 ile tarihsel ortalamanın oldukça altında seyretti.<br /><br />Çalışanlarımıza… <a href="https://t.co/e5U0ZgSybZ">pic.twitter.com/e5U0ZgSybZ</a></p>
— Mehmet Simsek (@memetsimsek) <a href="https://x.com/memetsimsek/status/2090000443430597116?ref_src=twsrc%5Etfw">August 19, 2026</a></blockquote>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-son-bir-yildaki-kayit-disi-istihdam-orani-tarihsel-ortalamanin-oldukca-altinda-85791</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/2/1280x720/simsek-1776501507.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İkinci çeyrek iş gücü istatistiklerini değerlendiren Bakan Şimşek, bu dönemde tarım hariç sektörlerde son bir yılda ortalama kayıt dışı istihdam oranının yüzde 15,7 ile tarihsel ortalamanın oldukça altında seyrettiğini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/arnik-esnaf-bag-kurda-7-bin-200-gun-duzenlemesini-bekliyor-85789</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 13:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Esnaf Bağ-Kur’da 7200 gün düzenlemesini bekliyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Eskişehir Lokantacılar ve Kasaplar Esnaf Odası Başkanı Murat Arnik, esnaf ve sanatkârların emeklilik için tabi olduğu 9 bin prim günü şartının 7 bin 200 güne indirilmesi yönünde çağrıda bulundu. Yaklaşık 1 milyon küçük esnafı ilgilendirmesi öngörülen düzenlemenin uzun süredir gündemde bulunduğunu dile getiren Arnik, 9 bin gün ile 7 bin 200 gün arasındaki 1.800 günlük farkın yalnızca emeklilik süresini değil, esnafın taşıdığı ekonomik yükü de artırdığını ifade etti. Esnafın kira, enerji, vergi, ücret ve SGK primleri başta olmak üzere yükselen işletme maliyetleri karşısında ayakta kalmaya çalıştığını kaydeden Arnik, sosyal güvenlik sistemindeki prim şartlarının hakkaniyet temelinde yeniden değerlendirilmesini istedi.</p>
<p><strong>“Esnaf yaklaşık 5 yıl daha fazla prim ödüyor”</strong></p>
<p>Esnafın sorununun yalnızca prim gün sayısıyla sınırlı olmadığını, mevcut primi ödeyebilme gücünün de dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Arnik, “Bugün esnaf ve sanatkârımız ciddi bir ekonomik darboğaz içerisinde ayakta kalma mücadelesi veriyor. Kirasını, elektriğini, doğal gazını, vergisini, çalışanının maaşını ve SGK primlerini ödeyen esnafımız, artan işletme maliyetleri karşısında kendi Bağ-Kur primini dahi zaman zaman ödemekte güçlük çekiyor. Bu nedenle 9 bin gün ile 7 bin 200 gün arasındaki farkı yalnızca emeklilik tarihi üzerinden değerlendiremeyiz. Söz konusu 1.800 günlük fark, yaklaşık 5 yıl daha fazla prim ödenmesi anlamına geliyor. Ekonomik şartların ağırlaştığı bir dönemde küçük esnafımızın omzuna böyle bir yük bindirilmemeli” dedi.</p>
<p>2026 yılında standart en düşük Bağ-Kur priminin aylık yaklaşık 11 bin 808 TL seviyesine ulaştığını belirten Arnik, işletmesini ayakta tutmaya ve istihdamını korumaya çalışan esnafın sosyal güvenlik yükünün hafifletilmesi gerektiğini bildirdi. Çalışanların kazanılmış sosyal güvenlik haklarının korunmasının önemli olduğunu dile getiren Arnik, taleplerinin çalışan ile esnaf arasında bir karşılaştırmaya dönüştürülmemesi gerektiğinin altını çizdi.</p>
<p><strong>“Esnaf ayrıcalık değil, hakkaniyet istiyor”</strong></p>
<p>Yanında çalışanların ücretlerini ve SGK primlerini ödeyen esnafın kendi emekliliği için 1.800 gün daha fazla prim ödemesinin yeniden ele alınması gerektiğini aktaran Arnik, “Çalışanlarımızın sosyal güvenlik hakları bizim için son derece kıymetlidir ve hiçbir çalışanımızın kazanılmış hakkının geriye götürülmesini istemiyoruz. Ancak istihdam sağlayan, çalışanının maaşını ve primlerini ödeyen, vergisini veren ve işletmesinin bütün ekonomik sorumluluğunu üstlenen esnafımızın haklarının da korunmasını talep ediyoruz. Biz bir kesimin hakkının azaltılmasını değil, esnafımızın şartlarının iyileştirilmesini istiyoruz. Esnaf ve sanatkârımız ayrıcalık talep etmiyor; sosyal güvenlik sisteminde eşitlik ve hakkaniyet bekliyor” diye konuştu.</p>
<p>Bağ-Kur prim gün sayısının düşürülmesinin yalnızca lokantacı ve kasapların değil, Türkiye genelindeki küçük esnafın ortak beklentisi olduğunu kaydeden Arnik; bakkal, berber, kahveci, pazarcı, manav, terzi, taksici ve tamirciler başta olmak üzere iş yerini alın teriyle ayakta tutan bütün meslek gruplarının düzenlemeden etkileneceğini söyledi.</p>
<p><strong>“Meclis’teki çalışma artık sonuçlandırılmalı”</strong></p>
<p>Bağ-Kur sigortalılarının 9 bin günlük prim şartının 7 bin 200 güne indirilmesini amaçlayan kanun teklifinin TBMM gündeminde bulunduğuna işaret eden Arnik, düzenlemenin sosyal güvenlik sisteminin dengeleri de gözetilerek esnaf lehine sonuçlandırılmasını beklediklerini bildirdi.</p>
<p>Esnafın üretim, istihdam ve ticaret hayatında önemli bir sorumluluk üstlendiğine dikkat çeken Arnik, “Yaklaşık 1 milyon küçük esnafımızı ilgilendirmesi öngörülen düzenlemenin artık sonuçlandırılmasını bekliyoruz. Talebimiz son derece açıktır; 9 bin günlük prim şartı 7 bin 200 güne indirilmeli, 1.800 günlük fark ortadan kaldırılmalı ve esnafımızın sosyal güvenlik koşulları iyileştirilmelidir. Esnafın ayakta kalması, istihdamın ve yerel ekonominin de ayakta kalması demektir. Eskişehir Lokantacılar ve Kasaplar Esnaf Odası olarak esnafın sesini Eskişehir’den Ankara’ya taşımaya ve çözümün takipçisi olmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/arnik-esnaf-bag-kurda-7-bin-200-gun-duzenlemesini-bekliyor-85789</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/8/9/1280x720/arnik-1787137606.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eskişehir Lokantacılar ve Kasaplar Esnaf Odası Başkanı Murat Arnik, Bağ-Kur’lular için uygulanan 9 bin prim günü şartının 7 bin 200 güne indirilmesini istedi. Düzenlemenin yaklaşık 1 milyon küçük esnafı ilgilendirdiğini belirten Arnik, 1.800 günlük farkın ekonomik darboğazdaki esnaf için yaklaşık 5 yıllık ilave prim yükü anlamına geldiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kisa-vadeli-dis-borc-170-milyar-dolari-asti-85781</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 11:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kısa vadeli dış borç 170 milyar doları aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), yılın 2. çeyreğine ait Kısa vadeli dış borç (KVDB) istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, KVDB stoku, haziranda bir önceki çeyreğe göre yüzde 2,5 artarak 170,7 milyar dolar olarak tespit edildi.</p>
<p>Orijinal vadesine bakılmaksızın vadesine 1 yıl veya daha az kalmış borçları gösteren kalan vadeye göre KVDB stoku, 239,5 milyar dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Bankalar kaynaklı KVDB stoku, yılın ikinci çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre yüzde 5 artarak 74,9 milyar dolar oldu.</p>
<p>Yurt içi bankaların yurt dışından kullandıkları kısa vadeli kredi ve menkul kıymet yükümlülükleri, bir önceki çeyreğe göre yüzde 4,3 azalarak 8 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Yurt dışı bankaların yurt içindeki mevduatı yüzde 14,6 artışla 19,9 milyar dolar olurken banka hariç mevduatlar yüzde 1,9 azalışla 21,4 milyar dolara geriledi.</p>
<p>TL cinsinden toplam mevduat yükümlülükleri ise yüzde 7,5 artarak 25,6 milyar dolara yükseldi.</p>
<p>Diğer sektörler kaynaklı KVDB stoku ise yılın ikinci çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre yüzde 3,6 artarak 72 milyar dolara çıktı.</p>
<p>Dış ticaret işlemlerinden kaynaklanan ticari kredi yükümlülükleri, yüzde 0,1 azalarak 63,6 milyar dolara inerken, nakit kredi kaynaklı yükümlülükler yüzde 43,5 artarak 8,4 milyar dolara yükseldi.</p>
<p>KVDB stoku içerisinde dolar, avro ve diğer döviz cinslerinin payı azalırken, Türk lirasının payında artış oldu. Buna göre, stokun yüzde 34,6’sını dolar, yüzde 26,5’ini avro, yüzde 25,3’ünü Türk lirası ve yüzde 13,6’sını diğer döviz cinsleri oluşturdu.</p>
<p>Kalan vadeye göre KVDB stokunda, mevduat yükümlülükleri 66,9 milyar dolara düşerken, kredi ve menkul kıymet yükümlülükleri 74,2 milyar dolara yükseldi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kisa-vadeli-dis-borc-170-milyar-dolari-asti-85781</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/9/1280x720/borclanmaya-tek-adres-tahvil-1740949955.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın 2. çeyrek verilerine göre kısa vadeli dış borç stoku, yüzde 2,5 artışla 170,7 milyar dolara yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ulkerden-ilk-yarida-63-milyar-lira-ciro-85780</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 11:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ülker&#039;den ilk yarıda 63 milyar lira ciro</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ülker Bisküvi, 2026 yılının ilk yarı finansal sonuçlarını Kamuyu Aydınlatma Platformuna (KAP) açıkladı.</p>
<p>Buna göre, 2026'nın ilk yarısını yüzde 13'lük faiz, amortisman ve vergi öncesi kâr (FAVÖK) marjıyla tamamlayan şirket, 63 milyar lira ciro gerçekleştirdi.</p>
<p>Ülker CEO'su Özgür Kölükfakı, Türkiye'nin önemli bir üretim ve ihracat üssü olduğunu belirterek, "Türkiye'den ihracatta tonaj olarak önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 11,4 büyüme sağladık. Yılın ilk 6 ayında ülkemizde atıştırmalık sektöründe, Suudi Arabistan ve Mısır'da ise bisküvi pazarında liderliğimizi sürdürdük. Yılın 6 ayını 63 milyar lira ciroyla bitirdik. 'Ülker Varsa Mutluluk Var' diyerek, ikonik markalarımızla, inovasyonlarımızla, sürdürülebilirlik çalışmalarımız ve topluma katkılarımızla tüketicilerimize, iş ortaklarımıza, ülkemize değer katmaya devam ediyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Tüketicilerin beklentilerini ve farklılaşan öğün alışkanlıkları gibi ihtiyaçlarını odağa alarak, çeşitli yaşam tarzlarına uygun, yenilikçi ürün portföyü hazırladıklarını aktaran Kölükfakı, şunları kaydetti:</p>
<p>"Yılın 6 aylık bölümündeki yeni ürünlerimiz arasında Ülker Çikolata Fındık Rüyası tablet, Ülker Çikolata yüzde 90 bitter, Albeni Mozaik, Hanımeller Limon Soslu Kurabiye, Dankek Mini Rulo, Çizi Big Bang çeşitlerini sayabilirim. Bütünsel iyilik konusunda Go Ahead markamızı büyütüyoruz. Go Ahead Yer Fıstıklı ve Taco Aromalı protein cipsi lansmanını gerçekleştirdik."</p>
<p><strong>"Dijital dönüşümü her noktada kullanmaya özen gösteriyoruz"</strong></p>
<p>Kölükfakı, israfsız şirket kültürü ile sürdürülebilirliğin iş yapış biçimlerinin merkezinde yer aldığını ve yılın ilk yarısında da bu alandaki çalışmalarını aynı kararlılıkla sürdürdüklerini aktardı.</p>
<p>Sürdürülebilir tarıma yönelik "Buğdayda Onarıcı Tarım", "Fındıktan Fazlası" ve "Kakaodan Fazlası" projelerine eğitimler, teknik ekipman, fidan destekleriyle devam ettiklerine değinen Kölükfakı, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Ambalaj tasarım süreçlerinde çevresel etkiyi azaltacak ve malzeme kullanımını optimize edecek çözümler geliştiriyoruz. Plastik ambalajlarımızın yüzde 100'ü geri dönüşüme uygun olarak tasarlandı. Dijital dönüşümü mümkün olan her noktada kullanmaya özen gösteriyoruz. IoT, Endüstri 4.0 ve yapay zeka uygulamalarını satıştan üretime, pazarlamadan tedarik zincirine entegre ederek, veri entegrasyonu, maliyet yönetimi ve operasyonel verimlilikte kazanımlar elde ediyoruz. Yapay zekayı yalnızca teknoloji yatırımı olarak değil, verimlilik ve gelecekteki rekabet gücümüzü yeniden kurguladığımız, büyüme stratejimizin temel unsurlarından biri olarak konumlandırıyoruz. Bu doğrultuda Yapay Zeka Dönüşüm Ofisi'ni kurduk ve Yapay Zeka Yürütme Komitesi'ni hayata geçirdik."</p>
<p>Kölükfakı, "Mutlu Et, Mutlu Ol" felsefesiyle uzun yıllardır Türk sporunun yanında yer aldıklarını ve FIFA Dünya Kupası'nda A Milli Erkek Futbol Takımı'na kampanyalarıyla destek verdiklerini belirterek, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Türk basketbolunun gelişimine yönelik Türkiye Basketbol Federasyonu ile kapsamlı bir işbirliğine imza attık ve Basketbol Milli Takımlarının 3 yıl süreyle resmi sponsoru olduk. Ayrıca altyapıya destek amacıyla Basketbol Gençler Ligi'ne adımızı verdik. Bunun yanı sıra Turkcell Basketbol Gelişim Merkezi'nde altyapı takımlarına ayrılmış 3 spor salonu bundan sonra 'Ülker Altyapı Salonları' olarak anılacak. Bu, Türk basketbolunun geleceğine, çocuklarımıza ve gençlerimize yaptığımız güçlü bir yatırımın göstergesi."</p>
<p>Milli Eğitim Bakanlığının çocuklara yönelik "Maarifin Kalbinde Çocuk - Ramazan Şenliği" ve "Maarifin Kalbinde Çocuk - 23 Nisan Çocuk Köyü" projelerinin ana destekçisi olduklarına işaret eden Kölükfakı, "Gelecek dönemde de üretim, istihdam, ihracatın yanı sıra sürdürülebilir büyüme, yapay zeka, inovasyon ve dijitalleşme alanlarındaki yatırımlarımızla ülkemize ve paydaşlarımıza değer katmaya devam edeceğiz." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ulkerden-ilk-yarida-63-milyar-lira-ciro-85780</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/8/1280x720/ozgur-kolukfaki-1762671785.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ülker&#039;in 2026&#039;nın ilk yarısında 63 milyar lira ciro elde ettiği bildirildi. Ülker CEO&#039;su Özgür Kölükfakı, &quot;İkonik markalarımızla, inovasyonlarımızla, sürdürülebilirlik çalışmalarımız ve topluma katkılarımızla tüketicilerimize, iş ortaklarımıza, ülkemize değer katmaya devam ediyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tuik-verileri-issizlik-yuzde-8in-altina-indi-85779</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 11:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜİK verileri: İşsizlik 2. çeyrekte yüzde 8&#039;in altına indi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), nisan-haziran dönemine ait iş gücü istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye genelinde 15 ve üstü yaştaki kişilerde mevsim etkisinden arındırılmış işsiz sayısı bu yılın nisan-haziran döneminde bir önceki çeyreğe göre 84 bin kişi azalarak 2 milyon 799 bin kişi olarak tespit edildi.</p>
<p>Mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı, 0,3 puanlık azalışla yüzde 7,9 seviyesinde gerçekleşti. İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 6,7, kadınlarda yüzde 10,3 olarak hesaplandı.</p>
<p>İşsizlik oranında bu yıl ikinci çeyreğinde yıllık bazda 0,6 puan azalış görüldü.</p>
<p>15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta, mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı bu yılın ikinci çeyreğinde, bir önceki çeyreğe göre 1,0 azalarak yüzde 13,9 oldu. Bu yaş grubunda işsizlik oranı erkeklerde yüzde 11, kadınlarda ise yüzde 19,3 olarak tahmin edildi.</p>
<p>TÜİK verilerine göre, çeyrekler itibarıyla mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlik oranları şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>
<p> </p>
</td>
<td>
<p>2023</p>
</td>
<td>2024</td>
<td>2025</td>
<td>2026</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>1. Çeyrek</p>
</td>
<td>
<p>9,9</p>
</td>
<td>8,8</td>
<td>8,2</td>
<td>8,2</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>2. Çeyrek</p>
</td>
<td>
<p>9,6</p>
</td>
<td>8,7</td>
<td>8,5</td>
<td>7,9</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>3. Çeyrek</p>
</td>
<td>
<p>9,2</p>
</td>
<td>8,7</td>
<td>8,4</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>4. Çeyrek</p>
</td>
<td>
<p>8,8</p>
</td>
<td>8,6</td>
<td>8,3</td>
<td> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Mevsim etkisinden arındırılmış istihdam edilenlerin sayısı, bu yılın ikinci çeyreğinde yılın ilk çeyreğine kıyasla 155 bin kişi artarak, 32 milyon 479 bin kişi oldu. İstihdam oranı da 0,1 puanlık artışla yüzde 48,5 olarak tespit edildi. Bu oran erkeklerde yüzde 65,8 iken kadınlarda yüzde 31,6 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Mevsim etkisinden arındırılmış iş gücü söz konusu dönemde 71 bin kişi artarak 35 milyon 278 bin kişiye çıktı. İş gücüne katılma oranı da 0,1 puanlık gerilemeyle yüzde 52,7 oldu. İş gücüne katılma oranı erkeklerde yüzde 70,6, kadınlarda yüzde 35,3 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Bu dönemde istihdam edilenlerin sayısı, ilk çeyreğe göre tarım sektöründe 10 bin kişi, inşaat sektöründe 25 bin kişi, hizmet sektöründe 240 bin kişi artarken sanayi sektöründe 121 bin kişi azaldı. İstihdam edilenlerin yüzde 13,7'si tarım, yüzde 19,7'si sanayi, yüzde 6,8'i inşaat, yüzde 59,8'i ise hizmet sektöründe yer aldı.</p>
<p>İstihdam edilenlerden referans döneminde işbaşında olanların, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış haftalık ortalama fiili çalışma süresi 2026'nın ikinci çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre 0,1 saat artarak 42,3 saat olarak gerçekleşti.</p>
<p>Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel iş gücü ve işsizlerden oluşan atıl iş gücü oranı 2026 yılı ikinci çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre 0,2 puanlık azalışla yüzde 29,9 oldu. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 19,3 iken potansiyel iş gücü ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 20 olarak tahmin edildi.</p>
<p>Türkiye genelinde Nisan-Haziran 2026 dönemine ilişkin mevsim etkilerinden arındırılmış temel iş gücü göstergeleri şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>15 ve daha yukarı yaştakiler</td>
<td>Toplam</td>
<td>Erkek</td>
<td>Kadın</td>
</tr>
<tr>
<td>Nüfus (bin kişi)</td>
<td>66.922</td>
<td>33.083</td>
<td>33.839</td>
</tr>
<tr>
<td>İş gücü (bin kişi)</td>
<td>35.278</td>
<td>23.347</td>
<td>11.931</td>
</tr>
<tr>
<td>İstihdam (bin kişi)</td>
<td>32.479</td>
<td>21.778</td>
<td>10.701</td>
</tr>
<tr>
<td>Tarım (bin kişi)</td>
<td>4.465</td>
<td>2.675</td>
<td>1.791</td>
</tr>
<tr>
<td>Sanayi (bin kişi)</td>
<td>6.390</td>
<td>4.809</td>
<td>1.580</td>
</tr>
<tr>
<td>İnşaat (bin kişi)</td>
<td>2.207</td>
<td>2.079</td>
<td>127</td>
</tr>
<tr>
<td>Hizmet (bin kişi)</td>
<td>19.417</td>
<td>12.215</td>
<td>7.203</td>
</tr>
<tr>
<td>İşsiz (bin kişi)</td>
<td>2.799</td>
<td>1.568</td>
<td>1.231</td>
</tr>
<tr>
<td>İş gücüne dahil olmayanlar (bin kişi)</td>
<td>31.644</td>
<td>9.736</td>
<td>21.907</td>
</tr>
<tr>
<td>İş gücüne katılma oranı (yüzde)</td>
<td>52,7</td>
<td>70,6</td>
<td>35,3</td>
</tr>
<tr>
<td>İstihdam oranı (yüzde)</td>
<td>48,5</td>
<td>65,8</td>
<td>31,6</td>
</tr>
<tr>
<td>İşsizlik oranı (yüzde)</td>
<td>7,9</td>
<td>6,7</td>
<td>10,3</td>
</tr>
<tr>
<td>Genç nüfusta (15-24 yaş) işsizlik oranı (yüzde)</td>
<td>13,9</td>
<td>11</td>
<td>19,3</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tuik-verileri-issizlik-yuzde-8in-altina-indi-85779</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/5/1280x720/issizlik-subatta-02-puan-geriledi-1743067818.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in 2. çeyrek verilerine göre işsizlik oranı, bir önceki çeyreğe kıyasla 0,3 puan azalarak yüzde 7,9&#039;a geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tcddden-yemekli-vagonlarin-isletme-hakki-icin-ihale-85775</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 11:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> TCDD&#039;den yemekli vagonların işletme hakkı için ihale</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları (TCDD) Taşımacılık AŞ Genel Müdürlüğünün, 7 ana hatta hizmet veren trenlerin yemekli vagonlarının işletilmesine ilişkin ihale ilanı Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, "Ankara", "Güney", "Van Gölü", "Doğu", "4 Eylül Mavi", "İzmir Mavi" ve "Konya Mavi" ekspreslerinde hizmet veren yemekli vagonların iki yıllığına kiralama yoluyla işletilmesi işi için ihale gerçekleştirilecek.</p>
<p>Bu kapsamda yerli isteklilerden "kapalı zarf usulü" alınacak teklifler, TCDD Taşımacılık AŞ İhale Komisyonu Başkanlığına, 9 Eylül Çarşamba günü saat 10.30'a kadar sunulabilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tcddden-yemekli-vagonlarin-isletme-hakki-icin-ihale-85775</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/tren.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TCDD, 7 ana hatta hizmet veren trenlerin yemekli vagonlarının kiralama yoluyla işletilmesi için ihale düzenleyecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bitliste-nemrut-kalderasi-milli-parki-ilani-85774</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 11:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bitlis&#039;te &#039;Nemrut Kalderası Milli Parkı&#039; ilanı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bitlis'te "Nemrut Kalderası Milli Parkı" ilan edilmesine ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Bitlis'in Tatvan, Ahlat ve Güroymak ilçeleri sınırlarında bulunan alan, "Nemrut Kalderası Milli Parkı" olarak belirlendi.</p>
<p><strong>Bakan Yumaklı'dan açıklama</strong></p>
<p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, konu hakkında değerlendirmede bulundu.</p>
<p>Doğanın korunmasının önemine dikkati çeken Yumaklı, "Doğayı korumak yarınlarımıza bırakacağımız en kıymetli mirastır. Bitlis'te Tatvan, Ahlat ve Güroymak sınırlarında yer alan büyüleyici Nemrut Kalderası, Cumhurbaşkanı'mız Recep Tayyip Erdoğan'ın kararıyla ülkemizin 53'üncü milli parkı oldu. Bölgenin eşsiz güzellikleri, terörden arındırılan huzur ikliminin gücüyle ve Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ekiplerimizin titiz çalışmalarıyla korunacak. Ülkemizin doğa turizmine, ekolojik zenginliğine ve terörsüz Türkiye'nin huzur dolu yarınlarına hayırlı olsun." ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bitliste-nemrut-kalderasi-milli-parki-ilani-85774</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bitlis&#039;in üç ilçesinde &quot;Nemrut Kalderası Milli Parkı&quot; ilan edilmesine karar verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yaniltici-reklamlara-2185-milyon-lira-ceza-85773</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 10:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yanıltıcı reklamlara 218,5 milyon lira ceza</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Reklam Kurulunun, tüketicileri aldatan, bilgi ve tecrübe eksikliklerini istismar eden, güvenini zedeleyen ve haksız rekabete yol açan reklamlar ile ticari uygulamalara yönelik inceleme ve denetimlerini sürdürdüğü belirtildi.</p>
<p>Ticaret Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, bu kapsamda 13 Ağustos'ta yapılan toplantıda 105 dosyanın görüşüldüğü, mevzuata aykırı bulunan 87 dosya hakkında 32 milyon 683 bin 631 lira ceza uygulandığı aktarılan açıklamada, "Böylece 2026 yılının başından beri yaklaşık 26 bin başvurunun değerlendirilmesi sonucunda, tüketicileri aldatıcı ve mevzuata aykırı nitelikteki reklamlar ile haksız ticari uygulamalar nedeniyle toplam 218 milyon 478 bin 14 lira ceza verildi." ifadesi kullanıldı.</p>
<p>Açıklamada, söz konusu toplantıda tüketici yorumlarının yayınlanmaması konusunun da ele alındığı bildirildi.</p>
<p>Satın alınan ürüne ilişkin tüketici yorumunun, somut bir gerekçe gösterilmeksizin şirket tarafından belirlenen kurallara aykırı olması sebebiyle internet sitesinde yayımlanmamasının, "haksız ticari uygulama" olarak değerlendirildiğine işaret edilen açıklamada, "Tüketici değerlendirmesinin, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılmadan başka bir değerlendirme kategorisi altında yayımlanması mümkün olmasına rağmen bu sorumluluğun tüketiciye yüklenerek yorumun reddedilmesi nedeniyle ilgili şirket hakkında 2 milyon 167 bin 412 lira ceza uygulanması kararlaştırıldı." bilgisi verildi.</p>
<p><strong>"Sahte işletme ve adreslerle tüketicilerin yanıltıldığı belirlendi"</strong></p>
<p>Açıklamada, bir başka dosya kapsamında da fiilen tek bir restoran bulunmasına rağmen çevrim içi yemek siparişi platformlarında çok sayıda farklı işletme adı ve sahte adres kullanıldığının tespit edildiği aktarıldı.</p>
<p>Bu uygulamayla, tüketiciler nezdinde birbirinden bağımsız çok sayıda işletmenin farklı adreslerde faaliyet gösterdiği yönünde izlenim oluşturulduğunun belirlendiği bildirilen açıklamada, üretici, ürün değerlendirmeleri ve siparişin gönderileceği adres konusunda tüketicilerin yanıltıldığı ve söz konusu uygulamanın haksız rekabete yol açtığı kaydedildi.</p>
<p>Açıklamada, ilgili iki şirket hakkında mevzuat kapsamında idari yaptırım uygulanmasına karar verildiği de ifade edildi.</p>
<p><strong>Tüketicileri korumak için çalışmalar sürdürülecek</strong></p>
<p>Kurulda görüşülen başka bir dosyada "çerez tatlısı" adıyla satışa sunulan bir ürünün ambalajında fındık, Antep fıstığı ve kayısı çekirdeği görsellerinin ön plana çıkarıldığı bildirilen açıklamada, ürünün içeriğinde yüzde 4 fındık, yüzde 3 Antep fıstığı ve yüzde 3 kayısı çekirdeği bulunmasına rağmen, ürünün yüzde 49,5 yer fıstığı içerdiği ve bu ürünün, ambalajdaki görsel sunumda yer almadığı belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, söz konusu gelişmeye ilişkin şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Ürün içeriğinde çok daha düşük oranlarda bulunan bileşenlerin, ambalaj üzerindeki görseller ve ambalajın genel tasarımı aracılığıyla belirgin şekilde ön plana çıkarılmasına karşın üründe en yüksek oranda bulunan yer fıstığının görsel sunumda yer almamasının tüketicilerde ürünün içeriği ve bileşenlerin oranları hakkında gerçeği yansıtmayan bir algı oluşturabileceği değerlendirilmiştir. Bu nedenle ilgili uygulama mevzuata aykırı bulunarak para cezası uygulanmasına karar verilmiştir. Bakanlık, tüketicilerin ekonomik menfaatlerinin korunması, doğru ve güvenilir bilgiye ulaşmasının sağlanması ve adil rekabet ortamının güçlendirilmesi amacıyla yürüttüğü denetim ve yaptırım çalışmalarını aralıksız sürdürecektir."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yaniltici-reklamlara-2185-milyon-lira-ceza-85773</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/ticaret-bakanligi-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Reklam Kurulunun, yanıltıcı reklamlar ve haksız ticari uygulamalara karşı bu yıl 26 bin başvuruyu değerlendirdiği, 218,5 milyon lira ceza uygulanmasına karar verdiği bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/jed-baskani-ali-kindap-jeotermal-sogutma-teknolojileri-enerji-politikalarinin-merkezine-alinmali-85777</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> JED Başkanı Ali Kındap: Jeotermal soğutma teknolojileri enerji politikalarının merkezine alınmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Jeotermal Enerji Derneği (JED) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kındap, dünyanın en zengin jeotermal kaynaklarına sahip ülkeleri arasında olan Türkiye’de, soğutma kaynaklı elektrik talebini azaltacak ve şebekeyi rahatlatacak alternatif teknolojiler arasında jeotermalin geldiğini söyledi.</p>
<p>Gelişmiş ülkelerde hızla yaygınlaşan ve kamu otoriteleri tarafından desteklenen jeotermal soğutma teknolojilerinin enerji politikalarının merkezine alınması gerektiğine değinen Kındap, “Jeotermal enerjiyi yalnızca elektrik üretimi ve konut ısıtması ölçeğinde görmemek gerekiyor. Tüm gelişmiş ülkeler, bölgesel ısıtma ve soğutma sistemlerinde jeotermali daha sık kullanıyor ve kamu yönetimleri tarafından destekleniyor” dedi.</p>
<h2>“11 milyon olan klima sayısı ikiye katlanacak”</h2>
<p>Türkiye’de 2025 sonu itibarıyla hanelerde yaklaşık 11 milyon klima bulunduğunu, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın projeksiyonlarına göre bu rakamın 2035’e kadar yaklaşık iki katına çıkacağı bilgisini veren Kındap, sadece konutlarda kullanılan klimaların ısıtma ve soğutma amaçlı elektrik tüketiminin 2025 yılında 5-6 bin gigavatsaat seviyesinden 2035’te 12 bin gigavatsaat seviyesine yükseleceğini kaydetti. Kındap, “İklim değişikliğinin etkileriyle birlikte hızla ve orantısız şekilde artan soğutma ihtiyacını yalnızca daha fazla elektrik üretimi ve daha fazla klima yatırımı üzerinden karşılamamız doğru olmaz. Klima sayısını ikiye katlayıp bütün soğutma ihtiyacını elektrik şebekesine yüklersek, bugünün problemini büyüterek geleceğe taşımış oluruz” dedi.</p>
<p>Jeotermal enerji ile soğutma yapmanın ilk bakışta bir çelişki gibi algılanabildiğine dikkat çeken Kındap, sıcak jeotermal kaynağın soğutma üretiminde kullanılmasının dünyada uzun süredir bilinen ve uygulanan bir teknoloji olduğunu vurguladı. Kındap, Ege Bölgesi başta olmak üzere güçlü jeotermal potansiyele sahip bölgelerdeki oteller, hastaneler, alışveriş merkezleri, sanayi tesisleri, organize sanayi bölgeleri, üniversite kampüsleri, kamu binaları, veri merkezleri ve toplu konut alanlarının jeotermal soğutma açısından değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p> Jeotermal enerjinin konvansiyonel yöntemlerden farklı başka bir seçenek sunduğunu dile getiten Kındap, “Yerin görece sabit sıcaklığından faydalanan jeotermal ve toprak kaynaklı ısı pompalarıyla kışın ısıttığımız binaları yazın soğutmamız mümkün. Uygun sıcaklıktaki jeotermal kaynaklardan absorpsiyonlu sistemlerle doğrudan soğutma enerjisi de üretilebiliyor. Dünya genelinde bu teknoloji ve özgün uygulama örnekleri de var. Bu teknolojilerin ülkemizin enerji politikalarının bir parçası olmasını istiyoruz. Jeotermal soğutma, doğru bölgelerde ve doğru projelerde elektrik şebekesinin sigortalarından biri olabilir” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/jed-baskani-ali-kindap-jeotermal-sogutma-teknolojileri-enerji-politikalarinin-merkezine-alinmali-85777</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/7/1280x720/jed-baskani-ali-kindap-jeotermal-sogutma-teknolojileri-enerji-politikalarinin-merkezine-alinmali-1787127245.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Jeotermal enerji ile soğutma yapmanın ilk bakışta bir çelişki gibi algılanabildiğine dikkat çeken JED Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kındap, sıcak jeotermal kaynağın soğutma üretiminde kullanılmasının dünyada uzun süredir bilinen ve uygulanan bir teknoloji olduğunu vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/karadeniz-kilitlendi-bugdayin-rotasi-degisti-85737</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 08:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karadeniz kilitlendi, buğdayın rotası değişti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a853ef8946c2-1787117304.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Karadeniz’de artan gerilim, 2026/27 sezonunda küresel buğday ticaretinin yönünü değiştirmeye başladı. Rusya ve Ukrayna’nın Karadeniz limanlarından gerçekleştirdiği sevkiyatların aksaması, iki ülkenin ihracat beklentilerini aşağı çekerken, oluşan boşluğun diğer büyük ihracatçılar tarafından doldurulması bekleniyor. ABD Tarım Bakanlığı’nın (USDA) ağustos raporunda Rusya’nın buğday ihracat tahmini 1,5 milyon ton azaltılarak 46 milyon tona, Ukrayna’nın ihracat tahmini ise 1 milyon ton düşürülerek 13,5 milyon tona çekildi.</p>
<h2>Kanada ve Kazakistan devreye giriyor </h2>
<p>Karadeniz’deki sorun dünya buğday ticaretindeki rekabeti değiştiriyor. USDA, Ukrayna ve Rusya’nın kaybetmesi beklenen ihracatın bir bölümünün karşılanması için Kanada ve Kazakistan’ın ihracat tahminlerini 1’er milyon ton artırdı. Kanada’nın ihracat beklentisi 28,5 milyon tona, Kazakistan’ınki ise 10 milyon tona yükseldi.</p>
<h2>Türkiye ve Mısır’ın ithalatında düşüş öngörülüyor </h2>
<p>İthalat tarafında da dikkat çekici bir yeniden yapılanma yaşanıyor. İngiltere'nin ithalat tahmini, zayıflayan iç üretim beklentisiyle 1,1 milyon ton artırılarak 3,6 milyon tona çıkarıldı. Pakistan›ın ithalat beklentisi ise 10 bin tondan 1 milyon tona yükseltildi. Afganistan›ın alımlarında da 200 bin tonluk artışla 4,8 milyon tona ulaşılması bekleniyor.</p>
<p>Buna karşılık Mısır, Türkiye, Bangladeş ve Vietnam’ın ithalatında düşüş öngörülüyor. Mısır’ın tahmini 500 bin ton azaltılarak 13 milyon tona, Türkiye’nin tahmini güçlü yerel üretim nedeniyle 500 bin ton düşürülerek 5 milyon tona indirildi. Bangladeş’in ithalatı 700 bin ton azalışla 7 milyon tona, Vietnam’ınki ise yem talebindeki gerileme nedeniyle 300 bin ton düşüşle 6,2 milyon tona çekildi.</p>
<h2>Buğday fiyatları yükseliyor </h2>
<p>Karadeniz’deki arz kaybının fiyatlara etkisi ise şimdiden belirginleşti. Temmuz ayına göre AB buğday ihracat fiyatı ton başına 25 dolar artışla 262 dolara, ABD fiyatı 26 dolar yükselişle 321 dolara çıktı. Kanada buğdayı 20 dolar artarak 292 dolara, Avustralya buğdayı 13 dolar yükselerek 291 dolara, Arjantin buğdayı ise 12 dolar artışla 239 dolara ulaştı. Rus buğdayı ise diğerlerinden ayrıştı. Yeni mahsulün piyasaya girmesi, artan arz ve ihracat lojistiğindeki sorunların etkisiyle Rus buğdayının fiyatı 3 dolar gerileyerek 224 dolara düştü. Rusya, 19-25 Ağustos döneminde buğday ihracat vergisini ton başına 326,6 rubleden 721,1 rubleye yükseltecek. Böylece vergi iki katından fazla artacak. Mısır vergisi de 105 rubleden 284 rubleye çıkarılırken, arpa vergisi sıfırda kalacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ukrayna tahılı çıkaramıyor GSYH’de %1.5 kayıp bekleniyor</span></h2>
<p>Ukrayna iyi bir hasat beklentisine rağmen asıl sorun ürünün dünya piyasalarına ulaştırılması. Karadeniz koridorunun kapalı kalması nedeniyle ağustosun ilk 12 gününde tahıl ihracatı yalnızca 590 bin ton oldu. Demiryolu ve Tuna güzergahları alternatif oluştursa da Karadeniz limanlarının kapasitesini karşılamaktan uzak. Odessa’da gemi trafiği fiilen durma noktasına geldi. Financial Times’ın alıntı yaptığı ekonomistlere göre, Ukrayna’nın Karadeniz limanlarının tamamen kapanması ülkeye GSYİH’sının yaklaşık yüzde 1-1,5’ine mal olabilir. Ülkede çiftçilerin satmadığı ve tüccarların ihraç etmediği en az 10 milyon ton geçen sezon ürünü bulunuyor. Rusya’da ise tablo farklı.</p>
<p>Tarım örgütlerinin temmuz ayında gerçekleştirdiği tahıl ve bakliyat satışları yıllık bazda yüzde 9,1 artarak 5,4 milyon tona çıktı. Yılın ilk yedi ayında satışlar yüzde 24,2 artışla 32,8 milyon tona ulaşırken, buğday satışları yüzde 28 artarak 21,8 milyon ton oldu. Ancak ihracat kapasitesindeki daralma, yeni mahsul arzıyla birleşince iç piyasada fiyat baskısı yaratıyor.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Kazakistan’da %10 fiyat artışı bekleniyor</span></h2>
<p>Kazakistan’da sıcaklık ve kuraklığın etkisiyle 2026 buğday üretiminin 13-13,5 milyon tona gerilemesi bekleniyor. Geçen yıl 19,3 milyon ton olan üretime göre düşüş yaklaşık yüzde 30’a ulaşacak. Arz daralması nedeniyle çiftçiler, buğday fiyatlarının geçen yıla göre yaklaşık yüzde 10 artmasını bekliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/karadeniz-kilitlendi-bugdayin-rotasi-degisti-85737</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/bugday-1-yppi_cover.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rusya ve Ukrayna’nın ihracat kapasitesindeki kayıp, küresel buğday piyasasında tedarik dengelerini yeniden şekillendiriyor. Karadeniz limanlarına yönelik saldırılar sevkiyatları aksatırken, ABD, Kanada ve Kazakistan gibi alternatif tedarikçilerin önemi artıyor. Küresel piyasalarda fiyatlar da yukarı yönlü hareket ediyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/428-milyon-dolar-nakit-geldi-145-milyar-lira-kar-acikladi-85736</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 08:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> 428 milyon dolar nakit geldi, 14,5 milyar lira kâr açıkladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Altı aylık bilançosunu açıklayan şirketlerden geçtiğimiz yıl aynı dönemde zarar eden BIST 100 Endeksi'nden 8, BIST TÜM-100'den ise 14 şirket bu defa zararı silip kâra döndü. Peki mali tabloyu yeniden güçlendirmeyi başaran bu şirketlerin hisseleri aynı hızla yukarı çıkabilecek mi?</strong></p>
<p>Şirketlerin bilançoları açıklandığında eksiden artıya geçen kalemler her zaman yatırımcıların ilgisini çeker. Geçen yıl milyarlarca lira zarar açıklayan büyük firmalar, 2026 yılının ilk altı ayında kâra döndü. Sabancı Holding 14,5 milyar TL kârla bu dönüşün hacim liderliğini üstlenirken, Sasa 11,6 milyar TL olan zararını silip hanesine artı yazmayı başardı. Investco Holding 10,1 milyar TL kâr açıklayarak öne çıkan bir diğer şirket konumunda. Açıklanan kârlar olumlu olsa da yatırımcının manşetteki tutarlara odaklanıp faaliyet detaylarını okumadan hareket etmesi yanılgıya düşürebilir.</p>
<h2>Sadeleşme kâr getirdi</h2>
<p>Sabancı Holding, 2026 yılının ilk yarısında 14,5 milyar TL kâr açıklayarak zarardan dönenler arasında ilk sırada yer aldı. Holding; Akçansa ve Carrefoursa’da sahip olduğu payını satarak sadeleşme yolunda önemli bir adım attı. Söz konusu girişimiyle Akçansa’dan 428 milyon dolarlık nakit girişi olurken Carrefoursa’da vergi sonrası etkisi 32,8 milyon TL negatif yönde oldu.</p>
<p>Sasa, geçen yılın altı ayındaki 11,67 milyar TL tutarındaki ağır zarar tablosunu silerek 491,9 milyon TL kâra geçti. Artışta gelirinin %31 artması ile maliyet ve giderlerinin azalması etkili oldu. Yumurtalık yatırımının finansman ihtiyacının 2029 yılına kalması şirket üzerindeki baskıyı azaltırken, bilançodaki toparlanma, büyüme hedefine olumlu yansıyor.</p>
<h2>Değer artışı kârı büyüttü</h2>
<p>Investco Holding, 2025’in altı aylık döneminde 2,96 milyar TL zarar yazarken bu yılın ilk yarısında 10,1 milyar TL kâra döndü. Şirketin finansal yatırımlarının değer artışının 11,7 milyar TL seviyesine çıkması kârlılıktaki temel dayanak oldu. Borsada varlıklarının değerindeki artış şirketin kârının büyümesinde belirleyici faktör olarak öne çıktı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a853e887a448-1787117192.png" alt="" width="999" height="526" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>PORTFÖY YÖNETİCİSİ Mİ, YATIRIM DANIŞMANI MI?</strong></p>
<p><strong>Portföy yöneticisi</strong>; zaman tasarrufu, anlık müdahale, profesyonellik, kurumsallık. Kontrol kaybı, maliyet, uyumsuzluk, bağlayıcı şartlar.</p>
<p><strong>Yatırım danışmanı</strong>; rehberlik, finansal eğitim, şeffaf süreç, esnek uyum. Operasyonel yük, fırsat kaçırma, duygusal hata, sürekli takip, uygulama riski.</p>
<p><strong>Yatırım yılın üçüncü çeyreğinde tamamlanacak ve yıl boyu kesintisiz tedariğe ulaşacak</strong></p>
<p>Balsu Gıda'nın Şili'deki fabrikası cirosuna ne kadar katkıda bulunacak? ● Eren Özer</p>
<p>Eren, Balsu Gıda'nın Şili'deki tesisinin ilk faz yatırımı tamamlandı. Üretim süreci ve ihracat sevkiyatı başlayan tesisin tam kapasiteye ulaşması halinde ihracat ve ciroda ne kadar artış olacağına dair ek bilgi paylaşımı olmadı. Yılın üçüncü çeyreğinde tamamlanması hedeflenen yatırımın pazar payını belirgin oranda büyütmesi planlandığı anlaşılıyor. Türkiye ve Şili'nin farklı hasat dönemlerine sahip olması yıl boyu kesintisiz fındık tedariki sağlanmasını mümkün kılacak. Bu durumun dış pazarlara yönelik önemli bir avantaj sağlaması beklenmeli.</p>
<p><strong>Taşınmaz ihale ile en yüksek teklifi verene devredilirken gelenle SGK borcu ödenecek</strong></p>
<p>Ekiz Kimya, Vakıfbank'taki taşınmazı neden almayıp satma yoluna gitti? ● Faruk Akbaba</p>
<p>Faruk, Ekiz Kimya, Vakıflar Bankası'ndaki taşınmazını finansal yetersizliği nedeniyle doğrudan geri alması mümkün olamadı ve bu hakkını üçüncü bir tarafa devretmek zorunda kaldı. İhale sonucunda en yüksek teklifi veren İzmirtaş İnşaat ile 100,4 milyon TL peşin bedel üzerinden anlaşma sağladı. Satıştan elde edilen toplam gelirin 95 milyon TL'si protokol gereği devir bedeli, faiz ve masraflar karşılığında doğrudan bankaya kaldı. Devir işleminin ardından kalan yaklaşık 5,4 milyon TL'lik tutar ise mevcut SGK borçlarının kapatılmasında kullanılacak.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>YLC fonu tarım ve gıda temasıyla hareket ederek son bir yılda %36 kazandırdı</strong></p>
<p>Ata Portföy'ün yönetimindeki Tarım ve Gıda Değişken Fon (YLC), Şubat 2022'den bu yana işlem görüyor. Arada geçen dört yılı geçkin sürede performansı %285 düzeyinde yükseldi. Hacmi yatayda dalgalı bir seyir izlerken, bazı aylar artıp bazı aylar düşmekte. Ağustosta hacmi 78,8 milyon TL seviyesinde ve önceki aya göre geriledi. Temmuzda nakit çeken fondan ağustosta 7,8 milyon TL para çıkışı yaşandı. Fonun belli bir yatırımcısı olsa da marttan bu yana sınırlı da olsa azalan eğilim söz konusu. Ağustosta sayı azalmaya devam ederek 1.356'ya geriledi. Doluluğu %2,01 seviyesindeki YLC'nin temel stratejisi, küresel tarım ve gıda sektöründe faaliyet gösteren şirketlere yatırım yapmak üzerine kurulu. Portföyünün %62,46'sı yabancı hisse ve %33,40'ı yerli hisse senedinden oluşuyor. Son bir yılda %35,52 kazandırdı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Ereğli Tekstil, piyasadan %52,29 bileşik faizle 381,4 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Ereğli Tekstil, 17.08.2026 vade başlangıç tarihli finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 381.400.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %45, bileşik faizi %52,29 olarak belirlendi. 116 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 11.12.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %14,3 düzeyinde. 17 Ağustos itibarıyla TLREF %39,79 seviyesinde bulunuyor. Buna göre Ereğli Tekstil'in verdiği %45 basit faiz, TLREF'in yaklaşık 5,21 puan üzerinde yer alıyor. Belirlenen oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFERTTA2620 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a853e3d774f6-1787117117.png" alt="" width="976" height="239" /><strong>TÜRK ALTIN İŞLETMELERİ</strong></p>
<p><strong>Daha verimli kapasite için AzerGold ile iş birliği olasılıklarını araştırıyor</strong></p>
<p>Türk Altın, büyüme stratejisi ve üretim kapasitesinin verimli kullanımı doğrultusunda, Azerbaycan'ın altın madenciliği alanında lider konumdaki şirketi AzerGold ile genel kapsamlı bir iş birliği yapmak üzere görüşmelere başladı. Hedeflenen iş birliğinin, şirketin uluslararası operasyonel yetkinliğini güçlendirmesi ve tesislerin kapasite kullanım oranlarını artırması amaçlanıyor. Bu yolla, yurt içi rezervlerinin ötesinde uluslararası bir aktörle sinerji yaratarak bölgesel güç olma amacını öne çıkarmak istiyor. Türk Altın yılın ilk yarısında kârını %28 büyüttü.</p>
<p><strong>CARREFOURSA</strong></p>
<p><strong>Son olarak borç azaltımı için ortaktan 7,1 milyar TL tutarında sermaye avansı geldi</strong></p>
<p>Carrefoursa'nın yeni ortağı Yeni Mağazacılık, şirketin finansal borçluluğunu azaltmak amacıyla faizsiz ve vadesiz 7,13 milyar TL sermaye avansı ödemesinde bulundu. Tutar yapılacak ilk sermaye artırımında mahsup edilecek. Büyük ortak ağustos ayının başında da 4,04 milyar TL ve 4,75 milyar TL tutarlı ödemelerde bulunmuştu. Böylece ana ortak tarafından ödenen toplam nakit sermaye avansı tutarı 15,92 milyar TL'ye ulaştı. Şirketin mali yapısının güçlendirilmesi ve borçsuz bir yapıya kavuşturulması için ana ortak önemli miktarda likidite enjeksiyonu gerçekleştirmiş oldu.</p>
<p><strong>ÖZATA DENİZCİLİK</strong></p>
<p><strong>Yurt dışından dört gemi onarım işi aldı. Geliri desteklese de ilk yarıda zararda</strong></p>
<p>Özata Denizcilik, yurt dışındaki 4 farklı firma ile toplam 4,57 milyon dolar (yaklaşık 217,8 milyon TL) tutarında dört adet gemi tamir, bakım ve onarım sözleşmesi imzaladı. Anlaşmaların 2026 yılı iş hacmine ve finansal tablolarına olumlu katkı sağlayacağı belirtildi. Toplam tutar yıllık gelirin %7,55'i düzeyinde bulunuyor. Öte yandan firmanın yıl başından bu yana açıkladığı yeni işlerin toplam tutarı yıllık gelirin %23,37'si seviyesinde yer alıyor. Yılın ilk yarısında gelirini %1 gerileterek 1,5 milyar TL'ye düşüren Özata Denizcilik, dönem sonunda 603,2 milyon TL zarar yazdı.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Çan2'nin arada yukarı eğilimi olsa da satış baskısı ile tekrar aşağıya yöneliyor</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a853e1a6d12d-1787117082.png" alt="" width="295" height="245" /></strong>Çan2 Termik'te fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %12,28 ile toplamda 20,13 milyon lot azalarak 143,81 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 15'ten 14'e geriledi. KHA fonu 7 milyon lot ile en fazla satışı yaparken, STI fonu 600 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Çan2 için 2026 yılı içinde öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Hissede en fazla alımı yapan Atlas Portföy'ün yönettiği STI fonu ilk kez Çan2'yi portföyüne dahil etti. KHA ve NSY fonları sıfırladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/428-milyon-dolar-nakit-geldi-145-milyar-lira-kar-acikladi-85736</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 428 milyon dolar nakit geldi, 14,5 milyar lira kâr açıkladı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/mecliste-21-kanun-teklifi-yasalasti-85734</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mecliste 21 kanun teklifi yasalaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda 28 Dönem 4. Yasama yılında önemli yasal düzenlemeler kabul edildi. 1 Ekim 2025'te başlayan ve 10 Ağustos 2026'da sona eren 4. Yasama Yılında 21 yasa teklifi ve 15 uluslararası anlaşma Meclis’ten geçti. AK Parti iktidarlarında, 20 Ocak 2017'de beşte üç oy sayısı 330'u aşarak 339 oyla kabul edilen ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni getiren anayasa değişikliğinden sonra Terörsüz Türkiye sürecinde Meclis’te kabul edilen süreç yasası en önemli düzenleme olarak tarihe geçti.</p>
<h2>Yargı paketleri açıldı </h2>
<p>11 ve 12. Yargı paketleri, suça itilen çocuklara getirilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, üniversitelerden ilişiği kesilen ve binlerce kişiyi ilgilendiren öğrenci affı gibi düzenlemeler de 4. Yasama yılının önemli kanunları arasında yerini aldı. Trafikte yeni bir dönemi başlatan, trafik cezalarını artıran yasa teklifi de bu dönemin önemli yasal düzenlemeleri arasına girdi.</p>
<p>Turizm ve vakıflarla ilgili düzenlemeler, milli parklara ilişkin yasa teklifi ve hobi bahçelerini yeniden düzenleyen ve kaçak yapıların önünü kesen kanunlar da 4. Yasama yılının teklifleri arasında yer aldı.</p>
<p>Sosyal medyaya yaş sınırlaması getiren ve doğum iznine yönelik düzenlemeleri de içeren kanunla, kadın memura verilecek ücretli doğum sonrası izin süresi 8 haftadan 16 haftaya çıkarıldı. Sağlık durumunun çalışmaya uygun olduğunu tabip raporuyla belgeleyen kadın memurun, isteği halinde doğumdan önceki izin süresinden doğum sonrasına aktarabileceği süre bir hafta artırıldı.</p>
<h2>Ekonomi ve vergi yasaları </h2>
<p>4. Yasama yılı içeresinde, vergiye yönelik düzenlemeleri de içeren Vergi Kanunları ile SGK prim oranını 1 puan, prime esas kazanç üst sınırının ise asgari ücretin 7,5 katından 9 katına çıkaran düzenleme, Gelir Vergisi Kanunu'nda yapılan değişiklikle, her türlü şans ve bahis oyunlarına ilişkin verilen ilan ve reklam giderleri, gelir vergisi mükelleflerinin ticari kazancının tespitinde gider olarak kabul edilmeyeceğini öngören yasa teklifi de bu dönem de kabul edildi. Amme borçlusunun alacaklı tahsil daireleri itibarıyla tecil edilen borçlarının toplamının 1 milyon lirasını aşmadığı takdirde teminat şartı aranılmayacağını düzenleyen teklif ekonomi yasaları arasında yer aldı. Fahiş site aidatlarına yönelik düzenlemeler de 4. Yasama yılında kabul edildi.</p>
<h2>Araştırma komisyonları kuruldu </h2>
<p>Çocukların suça sürüklenmesine yol açan nedenlerin tüm boyutlarıyla incelenerek koruyucu ve önleyici mekanizmalar geliştirilmesiyle, çocukların toplumsal yaşama etkin katılımlarının sağlanması için yapılması gerekenlerin belirlenmesi amacıyla Meclis Araştırma Komisyonu kuruldu. Ölümlerle sonuçlanan kullarda yaşanan saldırılar sonucunda da Meclis’te araştırma komisyonu kuruldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/mecliste-21-kanun-teklifi-yasalasti-85734</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/9/1280x720/tbmm-meclis-1786342941.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekim 2025&#039;te başlayan 4. Yasama Yılında 21 yasa teklifi ve 15 uluslararası anlaşma Meclis’ten geçti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/cerceve-yasa-icin-izleme-ve-denetim-kurulu-olusturuluyor-85731</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 08:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çerçeve yasa için İzleme ve Denetim Kurulu oluşturuluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Terörsüz Türkiye hedefinde hazırlanan, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair 12 maddelik çerçeve yasa Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Kanunun yürürlüğe girmesi ile birlikte Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında oluşturulacak İzleme ve Denetleme Kurulu çalışmalarına dün itibariyle başladı. Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri'nden müteşekkil Kurul tarafından yapılacak. İhtiyaç halinde Kurul tarafından alt komisyonlar oluşturulabilecek, bakanlık, kurum ve kuruluşların temsilcileri ile gerekli görülen kişiler Kurul ve komisyon toplantılarına davet edilebilecek.</p>
<h2>Yasa neler getiriyor? </h2>
<p>PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararı'nın Resmi Gazete'de yayımlanmasını müteakip, yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkumiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve yapılacak diğer işlemlerin belirlenmesi amaçlanıyor.</p>
<p>Kanunla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile 1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar kapsam dışı tutulurken, Abdullah Öcalan ve yöneticiler kapsam dışı bırakılıyor.</p>
<h2>Silahların bırakılmasının teyit-tespiti </h2>
<p>Düzenleme kapsamına giren suçlardan, toplam 15 yıl veya daha az hapis cezasına mahkum olan hükümlülerin cezalarının infazı 5 yıl süreyle, toplam 15 yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum olan hükümlülerin cezalarının infazı 10 yıl süreyle infaz hakiminin kararıyla ertelenecek. Ancak ceza erteleme hemen uygulanmayacak. MGK’nın kararıyla silah bırakılması ön koşul olacak.</p>
<p>Erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, erteleme kararı kaldırılarak soruşturma ve kovuşturmaya devam olunacak. Mahkumiyet halinde verilen cezanın infazı, düzenlemenin buna yönelik hükmü kapsamında ertelenmeyecek ve mahkumiyet hükümlerinin tüm sonuçları doğacak.</p>
<h2>Hak yoksunluğu nasıl uygulanacak? </h2>
<p>Mahkumiyet hükümleri nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasına yönelik talepte bulunulabilmesi için 5 yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından kararın verildiği tarihten itibaren 2 yıl, 10 yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından ise 3 yıl geçmiş olması gerekecek. Memnu hakların geri iadesine İzleme ve Denetleme Kurulu karar verecek.</p>
<p>Kanun kapsamındaki örgüt mensuplarının beraberinde getirdikleri yahut beyan ettikleri silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzeme kayıt altına alınacak. Bu düzenlemenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, güvenlik kurumlarının görüşü alınarak İçişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı tarafından belirlenecek.</p>
<h2>Erdoğan'dan teşekkür mesajı </h2>
<p>Kanunun Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmesi ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sosyal medya hesabından bir mesaj yayımladı. Erdoğan, TBMM’de yasanın 467 oyla kabul edildiğini anımsatarak mesajında şu ifadeleri kullandı: “Türkiye’nin huzurlu, müreffeh ve güvenli geleceği için atılan bu önemli adımda emeği geçen: Cumhur İttifakı ortağımız Sayın Devlet Bahçeli’ye ve Milliyetçi Hareket Partisi Grubuna, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş’a, AK Parti Grubundaki kıymetli yol ve dava arkadaşlarıma, Farklı kulvarda yer almakla birlikte yapıcı bir tutum sergileyen tüm siyasi parti gruplarına ve milletvekillerine yürekten teşekkür ediyorum.”</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İlk toplantı 24 Ağustos’ta</span></h2>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz da, Kanunda tanımlanan ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında faaliyet gösterecek olan Kurul, Kanun'un yayımlanmasıyla birlikte kurulmuştur. Kurulun ilk toplantısını 24 Ağustos Pazartesi günü gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Kurul üyesi Bakanlarımız ve kurumlarımız da kendi sorumluluk alanlarındaki çalışmalarını başlatmıştır” açıklamasında bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/cerceve-yasa-icin-izleme-ve-denetim-kurulu-olusturuluyor-85731</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/9/1280x720/cevdet-yilmaz-1777295287.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair 12 maddelik çerçeve yasanın yürürlüğe girmesi ile birlikte Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında oluşturulan İzleme ve Denetleme Kurulu çalışmalarına dün itibariyle başladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kafelerde-derbinin-faturasi-10-15-kat-artis-gosterdi-kisi-basi-maliyet-4-bin-liraya-cikti-85746</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kafelerde derbinin faturası 10-15 kat arttı, kişi başı maliyet 4 bin liraya çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>İstanbul Ticaret Odası (İTO) Restoran ve Yiyecek İçecek Hizmetleri Meslek Komitesi'nin Meclis ve Komite Üyesi Rouzben Gergeri, restoran ve kafelerin karşı karşıya olduğu maliyet artışlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İTO’nun Ağustos ayı meclis toplantısında konuşan Gergeri, işletmelerin spor karşılaşmalarını müşterilerine izletebilmek için kullandığı Digiturk yayınlarının maliyetinde bu yıl olağan enflasyonun çok üzerinde artış yaşandığını söyledi. Geçen yıl da yayın maliyetlerinin yüksek olduğunu ve sektör olarak Digiturk ile görüşmeler gerçekleştirdiklerini belirten Gergeri, yapılan görüşmeler sonucunda bir miktar indirim aldıklarını ancak fiyatları istedikleri seviyeye çekemediklerini ifade etti. Bu yıl ise tablonun çok daha ağır olduğunu dile getiren Gergeri, Digiturk maliyetlerinin restoran ve kafeler açısından 10 ila 15 kat arasında arttığını söyledi. “Geçen yıl 1 milyon lira Digiturk'e ödeyen işletmeden bu yıl 15 milyon lira isteniyor” diyen Gergeri, artışın restoranların genel maliyet yapısıyla karşılaştırıldığında sürdürülebilir olmadığını vurguladı.</p>
<h2>Derbi başına yayın maliyeti </h2>
<p>Gergeri, yayın ücretlerinin restoran müşterisine yansıyan boyutunu da yaklaşık 26 büyük derbi üzerinden hesapladı. Buna göre bir işletmenin yıllık yayın maliyetini karşılayabilmesi için, sadece maç yayını nedeniyle müşterilerden ciddi bir ek gelir elde etmesi gerekiyor. Gergeri, bir kişinin restoranda bir derbiyi izlemek için kişi başına yaklaşık 4 bin lira yalnızca maç yayını maliyeti oluşturduğunu belirtti. Bu rakamın restoranların müşteriye sunduğu yemek, içecek, personel, kira ve diğer işletme giderlerinden bağımsız olduğunu ifade eden Gergeri, sektörün mevcut fiyatlarla bu maliyeti karşılamasının mümkün olmadığını savundu. Gergeri, restoran fiyatlarının neden yükseldiğinin sorgulandığını ancak işletmelerin çok sayıda maliyet kaleminde yüksek artışlarla karşı karşıya kaldığını belirterek, Digiturk ücretlerindeki artışa tepki gösterdi. “Enflasyon yüzde 30-32, hadi yüzde 35 olsun. Nerede yüzde 30- 35, nerede yüzde 1.500 yani 15 kat?” diyen Gergeri, yayın maliyetlerindeki artışın sektör açısından ciddi bir baskı oluşturduğunu söyledi.</p>
<h2>Bir restoranın gideri sadece bu </h2>
<p>Yayın ücretlerindeki artışın restoranların toplam maliyetleri içindeki kalemlerden yalnızca biri olduğunu vurgulayan Gergeri, işletmelerin aynı zamanda personel, kira, enerji, gıda ve diğer giderlerde de artışlarla mücadele ettiğini belirtti. Gergeri, yüksek yayın maliyetlerinin özellikle maç izlemek amacıyla restoran ve kafeleri tercih eden müşteriler açısından da fiyatları yukarı çekebileceğini söyledi. 1999’da kurulan Digiturk, 2016’dan bu yana Katar merkezli beIN Media Group bünyesinde faaliyet gösteriyor.</p>
<p>Türkiye’nin en büyük ücretli TV platformlarından biri olan Digiturk’ün abone sayısı farklı kaynaklarda 2,5 milyon-3,5 milyon arasında ifade edilirken, platform restoran, kafe ve oteller gibi ticari işletmelere de özel yayın paketleri sunuyor. </p>
<h2>İç piyasadan çekilen müşteri yüzde 38 </h2>
<p>Gergeri'nin dikkat çektiği ikinci konu ise Türk vatandaşlarının tatil tercihlerindeki değişim oldu. Yurt dışı tatillerinin daha ucuz bulunması nedeniyle vatandaşların harcamalarının bir bölümünü yurt dışına yönlendirdiğini belirten Gergeri, bunun iç turizm ve yeme-içme sektöründe ciddi bir talep kaybına yol açtığını söyledi. Gergeri, 2026'nın ilk 5 ayında iç piyasadan çekilen müşteri oranının yüzde 38 olduğunu ifade ederek, bu gelişmenin yalnızca restoran ve turizm işletmelerinin cirolarını azaltmadığını, aynı zamanda işletmelerin maliyetlerini de artıran bir döngü yarattığını belirtti. Gergeri, yurt dışına çıkan paranın iç piyasadaki işletmelerin gelirlerini azalttığını, düşen müşteri sayısının ise işletme başına düşen maliyetleri artırdığını söyledi. Gergeri, “Yurt paramızı yurt dışına taşıyoruz ve içerideki restoranlara ya da turizm tesislerine yüzde 38 daha az gidiyoruz. Bu ne demek? Oradaki bütün işletmelerin maliyetlerini tekrar artırıyorsun demek” ifadelerini kullandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kadıköy esnafından fiyat tepkisi!</span></h2>
<p>Rouzben Gergeri, S Sport’ta da benzer bir durum olduğuna dikkat çekti. Esnaftan gelen şikayetleri ileten Gergeri, “Bu yıl Fenerbahçe'nin iki kupa maçının gösterimini aldı. Bunu 130 bin liradan esnafl ara pazarladı. Bu iki maçı pazarlarken de esnafa ‘bu parayı müşteriye yansıtsın direkt. Müşterinizden alın’ diyor. Digiturk de Kadıköy bölgesinde maçı seyretmek isteyen kişilere bunu direkt yansıtsın, maç başı ücret alın diyor. Ama esnaf bunu istemiyor. Çünkü çok çirkin bir şey. Fiyata ayrıca maç bedelini yazmak zorunda kalıyorsunuz. Kadıköy'deki esnafl arın neredeyse hiç birisi henüz Digiturk'ü almadı. Ve maç yayını yapmıyor. Gelen müşteriler cep telefonundan maçları izlediler” şeklinde konuştu. Öte yandan spor yayınları için restoran ve kafelerin ödediği bedeller tartışılırken, tüketici tarafında da ücretli spor yayınlarının kalitesi konusunda şikâyetler bulunuyor. Şikayetvar'da S Sport ve S Sport Plus için çok sayıda yayın kesintisi, donma, bağlantı kopması ve maç sırasında uygulamanın kullanıcıyı yayından atması yönünde şikayet yer alıyor. S Sport Plus'ın Şikayetvar sayfasında platform için 520 şikayet listelenirken, yakın tarihli şikayetlerin önemli bölümünün canlı yayın sorunlarıyla ilgili olması dikkat çekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kafelerde-derbinin-faturasi-10-15-kat-artis-gosterdi-kisi-basi-maliyet-4-bin-liraya-cikti-85746</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/5/1280x720/futbol-1747822002.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Restoran ve kafelerin futbol maçı yayınları için ödediği Digiturk ücretleri 10 ila 15 kat arttı, geçen yıl 1 milyon lira ödeyen işletmelerden 15 milyon lira talep edildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kamu-kaynagi-nasil-sistem-disina-cikariliyor-85743</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kamu kaynağı nasıl sistem dışına çıkarılıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kamu kaynaklarıyla ilgili olarak işin tabiatı gereği ilgili mevzuatın sağladığı istisna ve imkânlar maalesef bazı kamu idarelerince sistem dışında mali kaynak yaratmak ve başka amaçlarla kullanmak amacıyla suiistimal edilebilmektedir. Kamu kaynağının sistem dışında kullanılması; kamu zararının oluşmasına, kişilere haksız kazanç sağlanmasına veya gerçek hak sahibi kişilerin mağdur edilmesine yol açmaktadır.</strong></p>
<p>Kamu kaynağının sistem dışına çıkarılması; kamu kaynağının belli kurallar ile düzenlenmiş olan kamu mali yönetimi sistemi dışında kullanılması veya harcanmasıdır. Kamu kaynağının yönetilmesine ilişkin temel kurallar mali anayasa olarak da adlandırılan 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile düzenlenmiş olup, söz konusu kanuna göre kamu kaynağının kullanılabilmesi için belli organlar tarafından onaylanmış bir bütçenin (ödenek) bulunması, söz konusu bütçede öngörülen gelir ve giderlerin belli bazı prosedürler ve kontrol mekanizmaları içerisinde toplanması ve ödenmesi, kayıt altına alınması ve bütün bunların sonucunun kamuoyuna açıklanması gerekmektedir.</p>
<p>Aynı şekilde, kamu idarelerinin harcamaları ihale mevzuatı, personel mevzuatı, taşınır ve taşınmaz mal mevzuatı gibi belli bazı kurallarla düzenlenmiştir.</p>
<p>Söz konusu yasal düzenlemelerin başlıca amacı; kamu kaynağının şeffaflık, hesap verebilirlik, verimlilik, kamu yararı, hizmet gerekleri ve eşitlik ilkeleri çerçevesinde kullanılmasının sağlanmasıdır.</p>
<p>Bununla birlikte, piyasa mekanizmaları ve dinamikleri Devletin bazı kaynaklarının kullanılmasında belli bazı esneklik ve istisnaların sağlanmasını gerektirmektedir. Ne var ki, uygulamada söz konusu esneklik ve istisnalar bazı kamu idarelerince kamu kaynağının sistem dışına çıkarılarak kamu yararı amacı dışında kullanılmasında bir araç haline getirilmiş bulunmaktadır. Bu bağlamda, aşağıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, kamu kaynağının sistem dışına çıkarılmasında kullanılan başlıca araçlar şunlardır:</p>
<p>1- Belediye şirketleri</p>
<p>2- Belediye iktisadi işletmeleri</p>
<p>3- Köylere Hizmet Götürme Birlikleri</p>
<p>4- Dernekler, vakıflar, spor kulüpleri</p>
<p>5- Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlıkları</p>
<p>6- Üniversitesi iktisadi işletmeleri ve kooperatifleri</p>
<p>7- Fonlar (Özel Gelirler)</p>
<ol>
<li><strong> Belediye şirketleri </strong></li>
</ol>
<p>Belediye şirketleri 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na göre kurulan ve işletilen kamu şirketleridir.</p>
<p>Söz konusu şirketlerin mal ve hizmet alımları 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’nda düzenlenmiş olmakla birlikte bu şirketlerin piyasaya yönelik mal ve hizmet üretimi için gerekli olan mal, malzeme ve hizmet alımları Kanun kapsamı dışında bulunmaktadır (3/g istisnası).</p>
<p>Söz konusu istisnasının sağladığı imkanın sonucunda bazı belediyelerin mal ve hizmet alımları yukarıda zikredilen kanunlarda öngörülen temel ilkelere (rekabet, şeffaflık vb.) aykırı şekilde kendilerine ait şirketlerden yapılmakta, söz konusu şirketler ilgili belediyeye karşı yüklendiği mal ve hizmetleri 3/g istisnası sayesinde piyasadaki şirketlerden (taşeron şirketler) tedarik ederek belediyeye satmaktadır. Böylece, belediyenin doğrudan taşeron şirketlerden satın alabileceği mal ve hizmetin bedeli araya belediye şirketinin dahil edilmesi sonucunda hem belli bir kâr marjı hem de KDV’nin eklenmesi nedeniyle katlanmış olmaktadır.</p>
<p>Aynı şekilde, belediye şirketlerinin mal ve hizmet satışları 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu kapsamı dışında bulunmaktadır. Başka bir deyişle, söz konusu kuruluşlarca yapılan mal ve hizmet satışlarında ihale yapma zorunluluğu bulunmamaktadır.</p>
<p>Söz konusu istisnanın sağladığı imkânın sonucunda bazı belediyelerce doğrudan piyasada satılması halinde ihale yapılması zorunluluğu bulunan taşınmazlar ilk olarak belediye şirketine ihalesiz, göstermelik ihale, tahsis, bedelsiz devir vb. yollarla devredilmekte, daha sonra belediye şirketlerince belli bazı kişilere (3. kişiler) belli bir kâr marjı ilave edilerek ihalesiz olarak satılmaktadır. Böylece, belediyenin ihale yoluyla doğrudan 3. kişilere daha yüksek fiyatta satabileceği mal araya belediye şirketinin dahil edilmesi sonucunda daha düşük fiyata satılmış olmaktadır.</p>
<p>Belediye şirketlerinin dolambaçlı yollarla belediye ile olan alım ve satış işlemleri sonucunda elde ettiği kâr belediye yönetimlerinin temsil ağırlama, huzur ücreti ödemeleri ve hatta seçim çalışmalarında kullanılabilmektedir.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Belediye iktisadi işletmeleri (Bütçe içi işletmeler)</strong></li>
</ol>
<p>Belediye iktisadi işletmeleri; belediyelerin sosyal tesis, büfe, kantin, kafeterya, otopark, imalathane, tanzim satış vb. yerleri işletmek üzere kurduğu, kendilerine özgü gelir ve giderleri bulunan ve fakat belediyeden ayrı tüzel kişiliği bulunmayan işletmelerdir.</p>
<p>İlgili mevzuatına göre söz konusu işletmelerin gelirlerinin belediye hesabına mal edilmesi, yani tahsil edilen gelirlerin belediyenin banka hesaplarına intikal ettirilmesi, belediye muhasebesine dahil edilmesi ve giderlerinin de söz konusu hesaplardan ödenmesi gerekmektedir.</p>
<p>Ne var ki uygulamada, söz konusu işletmelere yönelik yeterli denetim bulunmaması ve vergi mükellefiyetinin tesis edilmemesinin sonucu olarak bazı belediye bütçe içi işletmelerinde tahsil edilen gelirler belediyenin hesaplarına dahil edilmemekte ve sistem dışında amacına aykırı şekilde kullanılmamaktadır.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Köylere hizmet götürme birlikleri</strong></li>
</ol>
<p>Köylere hizmet götürme birlikleri; ilçelerde, yol, su, kanalizasyon ve benzeri altyapı tesisleri ile köylere ait diğer hizmetlerin yürütülmesine yardımcı olmak, bizzat yapmak, yaptırmak ve kırsal kalkınmayı sağlamak üzere köylerin iştiraki ile kurulan birliklerdir.</p>
<p>Söz konusu birliklerin mal ve hizmet alımları 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’na tabi olmadığı gibi mal ve hizmet satışları da herhangi bir mevzuata tabi bulunmamaktadır.</p>
<p>Söz konusu istisnanın sonucu olarak bazı il özel idarelerince köyler için yapılacak mal ve hizmet alımları ile yapım işleri ödenek aktarması yapılması suretiyle köylere hizmet götürme birliklerine ihalesiz olarak yaptırılmakta ve böylece ihalenin doğrudan il özel idarelerince yapılması halinde daha düşük bedelle yapılabilecek ihale araya köylere hizmet götürme birlikleri sokulmak suretiyle hem daha yüksek bedelle yapılmakta hem de söz konusu alım önceden tayin edilen belli bazı kişilerden dolambaçlı yollarla yapılmış olmaktadır.</p>
<p>İl özel idareleriyle hemen hemen aynı fonksiyonlara sahip köylere hizmet götürme birliklerinin varlık sebebi ve söz konusu birliklere il özel idarelerince kaynak aktarımı yıllardır Sayıştay’ın denetim raporlarında eleştirilmiş olmakla birlikte söz konusu uygulama aynen devam etmektedir.</p>
<ol start="4">
<li><strong> Dernekler, vakıflar, spor kulüpleri</strong></li>
</ol>
<p>Kamu kurum ve kuruluşlarını, kamu hizmetlerini veya personelini desteklemek üzere kurulan derneklerin ilgili kamu kurum ve kuruluşu ile olan ilişkileri 5072 sayılı Kanun’la düzenlenmiş ve söz konusu kanuna göre kamu kaynaklarının bu tür dernek ve vakıflarca kullanılması yasaklanmış olmakla birlikte uygulamada kamu kurum ve kuruluşlarınca tahsil edilmesi gereken gelirler söz konusu dernek ve vakıflarca mal edilmekte ve kamu hizmetlerine tahsis edilmesi gereken taşınır ve taşınmaz mallar da ya bedelsiz veya cüzi bir bedelle ve ihalesiz olarak söz konusu dernek ve vakıfların kullanımına verilmektedir.</p>
<p>Bu şekilde, sistem dışında yaratılan kaynak ilgili kamu idaresi yönetiminin temsil ağırlama veya şahsi ihtiyaçlarında kullanılabilmektedir.</p>
<p>Aynı şekilde, ilgili mevzuatında profesyonel spor kulüplerine kamu kaynağı kullandırılması kesin bir şekilde yasaklanmış olmasına rağmen uygulamada özellikle belediyelerce söz konusu spor kulüplerine ciddi anlamda nakdi veya ayni kaynak aktarılmaktadır. Aktarılan söz konusu kaynaklar aslında belediye yönetimlerinin PR çalışmaları için bir nevi finansman aracı haline gelmektedir.</p>
<ol start="5">
<li><strong> Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlıkları (YİKOB)</strong></li>
</ol>
<p>6360 sayılı Kanun’la büyükşehir belediyelerinde il özel idarelerinin yerine kurulan yatırım izleme ve koordinasyon başkanlıkları; bakanlıklar ve diğer merkezi idare kuruluşlarının illerde yatırım, yapım, bakım onarım ve yardım işlerini yapmak üzere kurulan idarelerdir.</p>
<p>Ne var ki, söz konusu kuruluşların statüsü (merkezi yönetim mi, mahalli idare mi olup olmadığı) tam olarak net olmadığı gibi kamu idarelerince YİKOB’ların görev alanı dışında bulunan işler de (mal ve malzeme alımı, hizmet işleri vb.) bu kuruluşlara ödenek aktarması yapılması suretiyle YİKOB’lara yaptırılmaktadır.</p>
<p>Söz konusu idareler üzerinde yeterli denetim bulunmadığı için ihalesiz olarak söz konusu kuruluşlara aktarılan kaynağın akıbeti tam olarak bilinmemektedir.  </p>
<p>Böylece, ödeneği aktaran merkezi yönetim idaresince ödenek aktarması yapılması yerine ihale yapılması halinde akıbeti daha net anlaşılabilecek kamu kaynağı bu şekilde dolambaçlı yollarla kontrol dışına çıkabilmektedir.</p>
<ol start="6">
<li><strong>Üniversitesi iktisadi işletmeleri ve kooperatifleri</strong></li>
</ol>
<p>Sayıştay’ın denetim raporlarında da belirtildiği gibi üniversitelerin iktisadi işletme veya kooperatif kurup işletebileceklerine dair yeterli yasal dayanak bulunmamasına karşın birçok üniversite tarafından kantin, kafeterya, spor salonu vb. yerler iktisadi işletme veya kooperatif bünyesinde kurulup işletilmektedir.</p>
<p>Üniversitelerin taşınır veya taşınmaz malları söz konusu kuruluşlara bedelsiz veya kuralsız olarak tahsis edildiği gibi bu kuruluşlarca sistem dışında elde edilen gelirler ilgili üniversitenin hesaplarına dahil edilmemekte ve amacı dışında kullanılabilmektedir.</p>
<ol start="7">
<li><strong> Fonlar (Özel Gelirler)</strong></li>
</ol>
<p>5018 sayılı Kanun’la birlikte fonlar kaldırılmış olmakla birlikte çeşitli mevzuat metinlerinde özel gelir olarak adlandırılan ve Hazine hesabı dışında bulunan kaynaklar bulunmaktadır. Söz konusu gelirler genellikle vergilerden veya devlet paylarından belli bir oranda ayrılan paralardan oluşmaktadır. Söz konusu kaynaklar üzerinde yeterli denetim bulunmadığı için Hazine hesabı sistemi dışına çıkarılan kamu kaynağı amacı dışında kullanılabilmektedir.</p>
<p><strong>Sonuç </strong></p>
<p>Kamu kaynaklarıyla ilgili olarak işin tabiatı gereği ilgili mevzuatın sağladığı istisna ve imkânlar maalesef bazı kamu idarelerince sistem dışında mali kaynak yaratmak ve başka amaçlarla kullanmak amacıyla suiistimal edilebilmektedir. Kamu kaynağının sistem dışında kullanılması; kamu zararının oluşmasına, kişilere haksız kazanç sağlanmasına veya gerçek hak sahibi kişilerin mağdur edilmesine yol açmaktadır.</p>
<p>Kamu kaynağının hangi araçlarla (başlıca örnekleri yukarıda açıklanan) sistem dışına çıkarıldığının farkında olunması bu tür sonuçların önüne geçilmesi bakımında büyük bir önem taşınmaktadır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kamu-kaynagi-nasil-sistem-disina-cikariliyor-85743</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kamu kaynağı nasıl sistem dışına çıkarılıyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/madenimiz-var-peki-cevre-dostu-madencilik-icin-aklimiz-85742</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Madenimiz var; peki çevre dostu madencilik için aklımız?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’de madencilik tartışmalarında iki uç arasında gidip geliyoruz. Bir tarafta “yerin altında ne varsa çıkaralım” anlayışı, diğer tarafta madenciliği neredeyse bütünüyle çevre sorunu olarak gören yaklaşım...</p>
<p>Oysa kalkınma, bu iki uçtan birini tercih etmek değildir. Asıl mesele, doğal kaynağı ekonomik değere dönüştürürken çevresel ve toplumsal bedeli yönetebilecek bir aklı kurabilmektir.</p>
<p>Çünkü bir ülkenin zenginliği yalnızca yer altında ne olduğuyla değil, yer altındakini yer üstündeki bilgiyle neye dönüştürebildiğiyle ölçülür.</p>
<p>Türkiye'nin sanayileşmeye, üretmeye, ihracata ve yüksek katma değer yaratmaya ihtiyacı var. Bunların hiçbirini madencilikten bağımsız düşünemeyiz. Enerji dönüşümünden savunma sanayisine, otomotivden elektroniğe kadar geleceğin ekonomisi de madenlere ihtiyaç duyuyor.</p>
<p>Dolayısıyla “madencilik yapmayalım” demek gerçekçi değildir.</p>
<p>Ama her maden üretimini kalkınma olarak görmek de aynı ölçüde yanlıştır.</p>
<p>Bir doğal kaynağı düşük katma değerle üretip çevresel maliyetini topluma bırakıyorsak, ortaya çıkan ekonomik tabloyu yalnızca üretim miktarı üzerinden değerlendiremeyiz.</p>
<p>Madeni çıkarmak üretimdir; onu yüksek katma değere, teknolojiye, istihdama ve toplumsal refaha dönüştürmek kalkınmadır.</p>
<p>Çevreyi korumak da bu kalkınma denkleminin dışında değil, tam merkezindedir.</p>
<p>Çok rapor, her zaman iyi yönetim demek değil</p>
<p>Madencilik yatırımlarında ÇED, YTK ve benzeri mekanizmalar tam da bu nedenle vardır. Amaç yatırımın önünü kesmek değil; yatırım yapılırken ortaya çıkabilecek bedelleri önceden görmek ve yönetmektir.</p>
<p>Ancak burada önemli bir sorunla karşılaşıyoruz.</p>
<p>Sistem zaman zaman iyi mühendislik üretmek yerine iyi dosya hazırlamayı ödüllendirebiliyor.</p>
<p>Birbirine benzeyen raporlar, standart ifadeler, başka projelerden taşınmış bölümler ve mevzuatın istediği kutucukların eksiksiz doldurulması...</p>
<p>Dosya tamamdır. Peki, risk gerçekten yönetilmiş midir?</p>
<p>Soruyu burada yalnızca ÇED veya YTK kuruluşlarına yöneltmek haksızlık olur. Eğer mevzuat ve kılavuzlar özgün düşünceyi değil standart metni, sonucu değil prosedürü teşvik ediyorsa sistemin ürettiği davranış da buna göre şekillenir.</p>
<p>Bu nedenle ÇED'in sayfa sayısından çok niteliğini konuşmalıyız.</p>
<p>Türkiye'nin daha fazla rapora değil, daha iyi değerlendirmeye ihtiyacı var.</p>
<p>Ucuz hizmet gerçekten ucuz mudur?</p>
<p>Özel sektörün de kendisine sorması gereken bir soru var.</p>
<p>Mühendislik, çevre, güvenlik ve uzman danışmanlık hizmetlerini yalnızca “izin almak için katlanılması gereken gider” olarak gördüğünüz anda, doğal olarak en nitelikli hizmeti değil en düşük maliyetli olanı aramaya başlarsınız.</p>
<p>Fakat ekonomide fiyat ile maliyet aynı şey değildir.</p>
<p>Bilgiye ve deneyime bugün ödemekten kaçındığınız bedel; yarın üretim kaybı, çevresel zarar, iş kazası, dava, yatırım gecikmesi veya toplumsal tepki olarak çok daha büyük bir maliyetle karşınıza çıkabilir.</p>
<p>Bunun tersine iyi mühendislik yalnızca çevreyi korumaz. Kaynak kullanımını iyileştirir, enerji tüketimini azaltır, üretim verimliliğini yükseltir ve yatırım riskini düşürür.</p>
<p>Bu nedenle çevre dostu üretimi ekonominin karşısına koymak büyük bir yanılgıdır.</p>
<p>İyi çevre yönetimi çoğu zaman iyi ekonomidir.</p>
<p>Devletin görevi yalnızca izin vermek değildir.</p>
<p>Kamunun rolünü de yeniden düşünmek gerekiyor.</p>
<p>İyi devlet, yatırımcıya yalnızca “evet” veya “hayır” diyen devlet değildir. Doğru yatırımla yanlış yatırımı, nitelikli projeyle yetersiz projeyi birbirinden ayırabilecek kurumsal kapasiteye sahip devlettir.</p>
<p>Bunun için de mevzuat kadar insan niteliği önemlidir.</p>
<p>Bugün teknolojinin birkaç yılda değiştiği bir dünyada, dört yıllık lisans eğitiminin bir kamu teknik personeline otuz-kırk yıllık meslek hayatı boyunca yeterli olacağını düşünemeyiz.</p>
<p>Liyakat yalnızca göreve atanırken sahip olunması gereken bir özellik değildir. Liyakat, sürekli güncellenmesi gereken bir mesleki kapasitedir.</p>
<p>Projeyi değerlendiren, izin veren ve denetleyen kamu personelinin sürekli eğitim içinde olması; üniversite, sektör ve meslek kuruluşlarıyla bilgi alışverişini sürdürebilmesi gerekir.</p>
<p>Aksi halde çok ilginç bir durum ortaya çıkar: Teknoloji ilerler, işletme değişir, dünya değişir; denetim anlayışı aynı kalır.</p>
<p>Sonra çözümü yeni bir yönetmelikte ararız.</p>
<p>Oysa bazen ihtiyacımız olan şey yeni mevzuat değil, mevcut mevzuatı akılla uygulayabilecek kurumsal kapasitedir.</p>
<p>Üniversite ve meslek örgütleri hangi tarafta?</p>
<p>Üniversitelerin ve meslek örgütlerinin de kendilerini bu tartışmanın dışında görmemesi gerekiyor.</p>
<p>Üniversite yalnızca diploma veren, meslek odası yalnızca kendi disiplininin sınırlarını koruyan kurum haline gelirse ortak akıl üretmek zorlaşır.</p>
<p>Çevre ile madenciliği birbirine düşman iki alan gibi görmek de bunun sonuçlarından biridir.</p>
<p>Oysa artık maden mühendisinin çevreyi, çevre mühendisinin üretimi, ekonomistin doğal kaynakları, kamu yöneticisinin teknolojiyi anlamaya çalıştığı disiplinler arası bir kültüre ihtiyacımız var.</p>
<p>Meslek örgütlerinin görevi de “maden mi, çevre mi?” tartışmasında cephe seçmek değil, bilimin ve kamu yararının tarafında çözüm üretmek olmalıdır.</p>
<p>Daha çok mevzuat mı, daha iyi yönetim mi?</p>
<p>Türkiye'de bir problem ortaya çıktığında ilk refleksimiz çoğu zaman yeni bir düzenleme yapmak oluyor.</p>
<p>Yeni yönetmelik, yeni genelge, yeni kılavuz...</p>
<p>Elbette kurallar gereklidir. Fakat kural sayısının artması yönetim kalitesinin de arttığı anlamına gelmez.</p>
<p>Bazen aşırı ayrıntılı mevzuat sorumluluğu artırmak yerine dağıtır. Herkes prosedürde kendi üzerine düşeni yapar; fakat sonuç başarısız olduğunda kimsenin bütünü sahiplenmediği bir yapı ortaya çıkar.</p>
<p>Yüzyıl kamu yönetiminin sorusu “Kurala uyuldu mu?” kadar “Sonuç ne oldu?” olmalıdır.</p>
<p>Çevresel performans ölçülebilmeli, işletmeler izlenebilmeli, koşullar değiştikçe değerlendirmeler güncellenebilmelidir.</p>
<p>Böyle bir yaklaşım yatırımcı için de avantajdır. Öngörülebilir, bilimsel ve nitelikli bir izin sistemi yatırımın önünde engel değil, yatırım güvenliğinin teminatıdır.</p>
<p>Yeni bir kalkınma aklı gerekir.</p>
<p>Türkiye'nin madencilikte ihtiyacı ne koşulsuz üretim ne de koşulsuz yasaklamadır.</p>
<p>İhtiyacımız; üretimi, çevreyi, ekonomiyi ve toplumsal yararı aynı denklem içinde düşünebilen yeni bir kalkınma aklıdır.</p>
<p>Özel sektör uzmanlığı en ucuz maliyet kalemi olarak görmekten vazgeçmeli.</p>
<p>ÇED ve YTK kuruluşları rapor üretmekten çok çözüm üretmeli.</p>
<p>Kamu, evrak denetiminden nitelik ve sonuç denetimine yönelmeli.</p>
<p>Kamu teknik personeli sürekli eğitimle güncel tutulmalı.</p>
<p>Üniversiteler mezun vermenin ötesinde yaşam boyu bilgi üretmeli.</p>
<p>Meslek örgütleri ise kutuplaşmayı büyütmek yerine ortak aklın zemini olmalı.</p>
<p>Bunları yapabilirsek çevre dostu madencilik yalnızca çevrecilerin talebi olmaktan çıkar; Türkiye'nin sanayileşme, rekabet gücü ve kalkınma politikasının bir parçasına dönüşür.</p>
<p>Çünkü mesele yalnızca toprağın altında ne kadar madenimiz olduğu değildir.</p>
<p>Asıl mesele, yerin altındaki zenginliği yerin üstündeki akılla yönetip yönetemediğimizdir.</p>
<p>Ve belki de Türkiye'nin doğal kaynak politikasının temel sorusu tam olarak budur:</p>
<p>Madenimiz var. Peki, onu gerçek zenginliğe dönüştürecek madencilik aklımız var mı?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/madenimiz-var-peki-cevre-dostu-madencilik-icin-aklimiz-85742</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Madenimiz var; peki çevre dostu madencilik için aklımız? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ne-oldu-da-altinda-ic-ve-dis-fiyat-farki-ortadan-kalkti-85741</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ne oldu da altında iç ve dış fiyat farkı ortadan kalktı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İthalatına kota konduğundan beri Türkiye’de altın fiyatlarının yurtdışındaki fiyatın çok üzerinde seyretmesine alışmıştık. Bu nedenle bazı siyasiler ara sıra yakalansalar da yurtdışından gelirken bavullarında kaçak altın getirip para kazanmanın da yolunu bulmuşlardı.</p>
<p>Yılbaşında bir ara 12 bin dolara kadar çıkan fiyat farkı mayısta kapandı. Şimdi altın fiyatları hem içeride hem dışarıda birbirine yakın seyrediyor.</p>
<p>Fiyatların birbirine yaklaştığı haberini görünce “Hükümet acaba Dubai gibi çıkışta aynı miktarda harcama yapıldığının belgelenmesi şartıyla yabancının yurtdışından yolcu beraberinde altın getirmesini serbest mi bıraktı” diye düşünmekten kendimi alamadım.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a8542a210067-1787118242.jpg" alt="" width="660" height="340" />
<figcaption><strong>Yılbaşında bir ara 12 bin dolara kadar çıkan fiyat farkı mayısta kapandı. Şimdi altın fiyatları hem içeride hem dışarıda birbirine yakın seyrediyor.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Ancak kuyumculuk sektöründe uzun yıllar danışmanlık yapan Tanyel Yılmaz ile konuşunca işin aslı ortaya çıktı. İşte Yılmaz’ın anlattıkları:</p>
<p>“Türkiye’de altına talep TCMB ve bankalar, vatandaş ve kuyum endüstrisinden gelir. İran savaşı nedeniyle petrol alımına odaklanan tüm devletler gibi Türkiye de bu süreçte altın almaya devam etse de petrol ihtiyacı öne çıktığı için petrol fiyatları ve dolar el ele yükselirken altın fiyatları yükselemiyor. TCMB ve bankaların pozisyonu şimdilik bu.</p>
<p>Vatandaşın durumu da ilginç. Zirveden, 7-8 bin bandından alanlar var. Onlar bekliyor çünkü ciddi zarardalar. Parası olan maliyet düşürmek için altın alıyor ama çok zayıf. Elindeki uygun maliyetli altınını satanlar çok ve bu nedenle kuyumcular nakte sıkışıyorlar.</p>
<p>Gelelim altın talebindeki en önemli oyunculardan mücevher sektörüne. Dünyanın bu alandaki en güçlü endüstrilerinden Türk kuyumculuk sektörü iç ve dış talebin durmasıyla ne yazık ki stop etmiş durumda. Altın madenleri, rafineriler çalışıyor, ancak üreticiler, atölyeler için bu söylenemez. Dünyadaki en büyük üretim komplekslerinden Kuyumcukent’te terkedilmiş bir görünüm var.</p>
<p>İhracatının neredeyse yarısı savaştan etkilenen bölge ülkelerine yapılıyordu. Pek çok ihracat kalemi gibi mücevher de olumsuz etkilendi. Bir yandan altına kota uygulaması kaynaklı fiyat farkı ve fiyatlama dengesizlikleri nedeniyle kaybedilen pazarlar, bir yandan da İran savaşı ve tabi bunların yanında dövizi baskı altına alma politikası TL maliyetleri arttırırken USD gelirleri düşürdü, karlılığı ortadan kaldırdı. Durum iyi değil ama sektörde bu toparlanmaya öncülük edecek insanlar var.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ne-oldu-da-altinda-ic-ve-dis-fiyat-farki-ortadan-kalkti-85741</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ne oldu da altında iç ve dış fiyat farkı ortadan kalktı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayide-donusum-icin-ortak-strateji-cagrisi-85738</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayide dönüşüm için ‘ortak strateji’ çağrısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Dalgakıran Kompresör Yönetim Kurulu Başkanı ve Türkiye Makina Federasyonu (MAKFED) Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Adnan Dalgakıran ile Ada Tersanesi Yönetim Kurulu Başkanı Adil Erkoç, Ekonomi Gazetesi’ni ziyaret ederek Türkiye ekonomisinin görünümü, ihracatçı sanayicilerin karşı karşıya olduğu sorunlar ve sanayinin gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Küresel rekabetin üretim modellerini hızla değiştirdiğine dikkat çeken Dalgakıran ve Erkoç, Türkiye’nin günü kurtaran uygulamalar yerine uzun vadeli, ortak akılla hazırlanmış bir sanayi ve ekonomi stratejisine ihtiyaç duyduğunu vurguladı.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a85411b456cb-1787117851.png" alt="" width="800" height="301" />
<figcaption><strong>EKONOMİ Gazetesi’ni ziyaret eden Dalgakıran Kompresör Yönetim Kurulu Başkanı ve MAKFED Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Adnan Dalgakıran ve Ada Tersanesi Yönetim Kurulu Başkanı Adil Erkoç, Türkiye sanayisinin rekabet gücünü artırmak için ortak akılla hazırlanacak uzun vadeli sanayi ve ekonomi stratejisinin önemine dikkat çekti.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Türkiye’nin sanayide rekabet gücünü koruyabilmesi için şirketlerin yalnızca mevcut yapılarının korunmasına odaklanan politikaların yeterli olmayacağını belirten Dalgakıran, “Değişime ayak uydurmamız ve onu yönetebilmemiz gerekiyor. İş dünyasının konfor alanından çıkıp yeniliklere yönelmesi şart. Artık daha büyük ölçeklerde yatırım yapmak, fark yaratmak, global olmak ve markalaşmak zorundayız. Ölçek bu yüzyılda inanılmaz önemli. Çin bunu büyük nüfusunu bir pazar olarak değerlendirerek, ABD ise yaratıcı sınıfın rekabetçiliği üzerinden yapıyor” dedi.</p>
<p>Türkiye’nin sanayi stratejisinin iş dünyası örgütlerinin ortak çalışmasıyla hazırlanması gerektiğini belirten Dalgakıran, “Sivil toplum örgütlerinin bir araya gelerek Türkiye’nin sanayi stratejisini hazırlaması gerekiyor. Sanayinin yüzde 90’ını kapsayacak bir model üzerinde çalışmalıyız. Hammadde, iş gücü, otomasyon, dijitalizasyon, ölçek ve finansmana erişim gibi 20-25 başlıkta Türkiye ile rakip ülkeler arasındaki farkları ortaya koymalıyız. Hangilerinin kamunun, hangilerinin sanayicinin sorunu olduğunu belirlemeliyiz. Bunu doğru kurgulayamadığımız için sürekli teşvik veriyoruz. Oysa rakibiniz daha ucuza üretiyorsa, teşvik verseniz de rekabet edemezsiniz” diye konuştu.</p>
<p>Sanayide rekabet koşullarının ağırlaştığını ifade eden Ada Tersanesi Yönetim Kurulu Başkanı Adil Erkoç ise, “Sadece Çin ile değil, Avrupa ile bile rekabet edemiyoruz. Tersanecilikte Norveç’i bırakın, İspanya, İtalya ve Polonya ile de rekabet edemiyoruz. Sorun yalnızca ücretler değil, verimlilik de çok düşük. Üniversitelerin, odaların, sanayicilerin ve siyasetçilerin yan yana gelmesi gerekiyor. Sahayı bilmeden hazırlanan politikalarla sanayinin sorunlarını çözmek mümkün değil. Türkiye’nin yalnızca sanayi stratejisine değil, kapsamlı bir ekonomi stratejisine de ihtiyacı var” dedi.</p>
<h2>“Sanayiciye teşvik değil, dönüşüm modeli gerekiyor” </h2>
<p>Sanayide dönüşümün yalnızca teşviklerle sağlanamayacağını vurgulayan MAKFED Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Adnan Dalgakıran, “Sanayinin milli gelirden aldığı pay yüzde 17’ye geriledi ve imalat sanayi 27 çeyrektir küçülüyor. Artık ‘neyi üretmeliyiz’ sorusundan çok, ‘hangi üretim şekliyle üretim yapacağız’ sorusunu tartışmalıyız. Üretim şekilleri değişti, robotlarla üretim yapılıyorsa geçmişteki iş gücü maliyeti tanımlarıyla hareket edemeyiz. Ölçek ekonomisinde büyük şirketler yaratmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayide-donusum-icin-ortak-strateji-cagrisi-85738</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/adnan-dalgakiran.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin değişen küresel rekabet koşullarına uyum sağlayabilmesi için sivil toplum kuruluşlarının ortak bir sanayi stratejisi hazırlaması gerektiğini söyleyen MAKFED Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Adnan Dalgakıran, teşvik sisteminin şirketleri yalnızca ayakta tutmak yerine dönüşüme, ölçek büyütmeye ve rekabet gücünü artırmaya odaklanması gerektiğini vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yumurtaya-40-kurus-zam-85735</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Duble yumurtanın fiyatı 40 kuruş arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Yılbaşından bu yana inişli çıkışlı dalgalı bir seyir izleyen yumurtada fiyatlar yükseliş eğiliminde. Bölgesel jeopolitik riskler nedeniyle başta yem olmak üzere enerji, işçilik ve nakliye maliyetlerinde artış ürün fiyatlarına yansımaya başladı. Temmuzun ikinci yarısından itibaren üretici fiyatları son 4 haftada yaklaşık yüzde 61 arttı. Şubat ve mart aylarında gerileyen, nisanda yatay seyreden yumurta fiyatları, mayısta 4,10 liraya kadar çıkmış, haziran ve temmuz aylarında yeniden düşüş eğilimine girerek 2,80 liraya kadar gerilemişti. Ancak temmuzun ikinci yarısından itibaren Türkiye'nin önemli yumurta üretim merkezlerinden Afyon ve Kayseri'de tüm ürün gruplarında fiyat artışları görülmeye başlandı. Her iki bölgede de yükseliş son 4 haftaya yayıldı. Afyon Başmakçı'da 13 Temmuz'da 2,80 lira olan duble yumurtanın tanesi, dün yapılan 40 kuruşluk son artışla 4,10 liradan 4,50 liraya yükseldi. Kayseri'de ise 13 Temmuz'da 2,80 lira olan duble yumurtanın tanesi, son yapılan 30 kuruşluk artışın ardından 4,05 liradan 4,35 liraya çıktı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a853c8422397-1787116676.png" alt="" width="587" height="202" /></p>
<h2>Tüm boylarda fiyat arttı </h2>
<p>Afyon Başmakçıda Duble, Eski ana, Yeni Ana ve Yarka boylarında 40 kuruş, Piliç ve Kılavuz boyda ise 10 kuruş artış görüldü. Son fiyat artışı ile Afyon Başmakçı’da Duble yumurtanın tanesi 4.50, Eski Ana’nın 4.40, Yeni Ana’nın 4.30, Yarka’nın 4.10, Piliç’in 3,30, Yarka’nın da 2.90 liraya yükseldi. Kayseri’ de de durum aynı.</p>
<p>Duble, Eski ana, Yeni Ana boylarında 40 kuruş, Yarka’da 10 kuruş artarken, Piliç ve Kılavuz boyda fiyat sabit kaldı. Kayseri’de Duble yumurtanın tanesi 4,35, Eski Ana’nın 4.20, Yeni Ana’nın 4.10, Yarka’nın 3.60, Piliç ve Kılavuz fiyatları sabit kaldı. Üretici fiyatlarındaki artış henüz perakende fiyatlara yansımadı. 30 adet orta boy yumurtanın fiyatı marketlere ve markalara göre değişiklik göstermekle birlikte ortalama 170 ila 210 TL arasında satılmakta. Yumurta fiyatları boyuta (M, L, XL) ve organik ya da gezen tavuk tercihlerine göre artış gösterebilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yumurtaya-40-kurus-zam-85735</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/yumurta.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Temmuzun ikinci yarısından itibaren tüm ürün gruplarında fiyat artışları görülmeye başlandı. Başmakçı&#039;da 13 Temmuz&#039;da 2,80 lira olan duble yumurtanın tanesi dün yapılan 40 kuruşluk son artışla 4,10 liradan 4,50 liraya yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/babacan-100-bin-tl-altinda-maasla-gecinmek-imkansiz-85729</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Babacan: 100 bin TL altında maaşla geçinmek imkansız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, 4 kişilik bir ailenin geçinebilmesi için en az 100 bin TL maaş gerektiğini açıkladı.</p>
<p>11 yıl ekonomi yönetiminde bulunan DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan'a pazarcı esnafı, "Eski ekonomi bakanı olarak şu ülkede şu enflasyona göre emekli kaç para alması lazım" diye sordu.</p>
<p>En düşük emekli aylığı rakamlarına göndermede bulunarak, "20.000 lirayla 25.000 lirayla geçinmek imkansız" diyen Ali Babacan, esnafın , "kaç para olması lazım Başkanım?" sorusu üzerine şunları söyledi: "Satın alma gücüne bakılırsa normalde 100.000 TL'nin altında bir maaşla dört kişilik bir ailenin geçirmesini imkansız, yoksulluk sınırı 100.000 TL civarında, bunun altında kazanıyorsan almak istediğini alamazsın mümkün değil, sınır o şu anda . Bu sınırı her ay araştırma yapan TÜRK-İŞ söylüyor."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/babacan-100-bin-tl-altinda-maasla-gecinmek-imkansiz-85729</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/ali-babacan.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Babacan: 100 bin TL altında maaşla geçinmek imkansız ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/calisanlarin-daha-nitelikli-hale-gelmesi-85728</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çalışanların daha nitelikli hâle gelmesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekâ, otomasyon, robotlar, dijital sistemler ve veri analizi artık iş hayatının sıradan parçaları hâline geliyor. Böyle bir ortamda çalışanların eski bilgilerle yıllarca aynı işi yapmaya devam etmesi mümkün değil. Çalışanın da teknolojiyle birlikte kendisini yenilemesi gerekiyor.</strong></p>
<p>Bir ülkenin ekonomik gücünü sadece fabrikaları, makineleri, sermayesi ya da sahip olduğu doğal kaynaklar belirlemiyor. Bütün bunları kullanacak olan insan gücü, yani çalışanların bilgi ve becerisi de en az diğer unsurlar kadar önemli. Bugün dünyada rekabet her geçen gün daha da zorlaşırken, çalışanların kendilerini geliştirmesi ve daha nitelikli hâle gelmesi artık bir tercih değil, zorunluluk hâline geliyor.</p>
<p>Teknoloji hızla değişiyor. Dün kullanılan bir makine, program veya üretim yöntemi bugün yerini çok daha gelişmiş sistemlere bırakabiliyor. Yapay zekâ, otomasyon, robotlar, dijital sistemler ve veri analizi artık iş hayatının sıradan parçaları hâline geliyor. Böyle bir ortamda çalışanların eski bilgilerle yıllarca aynı işi yapmaya devam etmesi mümkün değil. Çalışanın da teknolojiyle birlikte kendisini yenilemesi gerekiyor.</p>
<p>Ancak burada önemli bir nokta var: Çalışanı sadece daha fazla çalıştırmak, onu daha nitelikli hâle getirmez. Nitelikli çalışan; işini bilen, yeni bilgileri öğrenen, problem çözebilen, teknolojiyi kullanabilen, iletişim kurabilen ve gerektiğinde yeni şartlara uyum sağlayabilen kişidir. Bunun yolu ise sürekli eğitimden geçmektedir.</p>
<p><strong>Eğitim kâğıt </strong><strong>üzerinde kalmamalı</strong></p>
<p>İş yerlerinde verilen eğitimlerin de sadece kâğıt üzerinde kalmaması gerekir. Çalışanın gerçekten işine yarayacak bilgiler öğrenmesi, öğrendiklerini uygulaması ve sonuçlarını görmesi önemlidir. Örneğin bir fabrikada yeni bir üretim sistemi kuruluyorsa, çalışanlara sadece birkaç saatlik tanıtım yapılması yeterli değildir. O sistemin nasıl kullanılacağı, hangi hataların yapılabileceği ve verimliliğin nasıl artırılacağı uygulamalı olarak gösterilmelidir.</p>
<p>Üniversiteler, meslek liseleri, meslek yüksekokulları ve işletmeler arasında daha güçlü bir iş birliği kurulması da büyük önem taşıyor. Öğrencilerin daha okul sıralarındayken iş hayatını tanıması, staj imkânlarının artırılması ve işletmelerin ihtiyaç duyduğu mesleki becerilerin eğitim programlarına daha fazla yansıtılması gerekiyor. Çünkü işverenin aradığı eleman ile eğitim sisteminin yetiştirdiği insan arasında büyük bir fark oluşursa, bundan hem gençler hem de işletmeler zarar görür.</p>
<p>Çalışanların niteliğini artırmak sadece gençlerin meselesi de değildir. İş hayatında yıllardır çalışan insanların da yeni teknolojilere ve yeni çalışma biçimlerine uyum sağlaması gerekiyor. Bunun için “Ben yıllardır bu işi yapıyorum, yeni şeyler öğrenmeme gerek yok” anlayışından vazgeçilmelidir. Tecrübe elbette çok değerlidir ancak tecrübeyi yeni bilgilerle birleştiren çalışan çok daha güçlü hâle gelir.</p>
<p><strong>Çalışana yatırım </strong><strong>rekabet gücünü artırır</strong></p>
<p>İşverenlere de burada önemli görev düşüyor. Çalışanını sadece bir maliyet unsuru olarak gören işletmeler uzun vadede kaybeder. Çalışanına yatırım yapan, eğitim veren, yeteneklerini geliştiren ve fikirlerini dinleyen işletmeler ise daha verimli olur. Çünkü işini iyi bilen, kendisini değerli hisseden ve gelişme fırsatı bulan çalışan, işletmesine de daha fazla katkı sağlar.</p>
<p>Devletin de mesleki eğitim, işbaşı eğitim programları ve çalışanların yeni beceriler kazanmasını sağlayacak projeleri desteklemesi gerekiyor. Özellikle dijital dönüşüm, yapay zekâ, yazılım, yabancı dil, teknik meslekler ve yeşil dönüşüm gibi alanlarda çalışanların eğitimine daha fazla kaynak ayrılmalı.</p>
<p>Sonuç olarak ekonomik kalkınmanın temelinde sadece yatırım ve sermaye değil, <strong>nitelikli insan gücü</strong> bulunuyor. Daha modern fabrikalar kurabilir, en gelişmiş makineleri satın alabiliriz. Fakat bunları kullanacak, geliştirecek ve verimli hâle getirecek çalışanlarımız yeterince donanımlı değilse beklenen sonucu alamayız.</p>
<p>Türkiye'nin gelecekte daha güçlü bir ekonomi oluşturabilmesi için çalışanlarını sürekli geliştirmesi gerekiyor. Çünkü değişen dünyada ayakta kalmanın yolu, sadece daha çok çalışmaktan değil, <strong>daha bilgili, daha becerili ve daha üretken çalışmaktan</strong> geçiyor. İnsanına yatırım yapan ülkeler kazanacak; çalışanını geliştiren işletmeler de geleceğin rekabetinde öne çıkacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/calisanlarin-daha-nitelikli-hale-gelmesi-85728</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çalışanların daha nitelikli hâle gelmesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iklim-krizine-karsi-yerelden-cozum-mu-yeni-bir-burokrasi-mi-85727</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> İklim krizine karşı yerelden çözüm mü, yeni bir bürokrasi mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dr. BARAN BOZOĞLU - İklim Değişikliği Politika ve Araştırma Derneği Başkanı</strong></p>
<p><strong>Dünyanın en iyi eylem planını da yazsanız, bunu finanse edecek bütçeniz yoksa o plan rafa kalkar. Yönetmelikte belediyelerin ve il özel idarelerinin bu dönüşümü (yeşil ulaşım, altyapı, enerji) hangi bütçeyle yapacağına dair bir mekanizma eksik.</strong></p>
<p>Sizlerin de bildiği üzere, uluslararası çevre ve iklim politikaları çoğu zaman süslü lafların, lüks otellerde yapılan zirvelerin ve kağıt üzerinde kalan vaatlerin ötesine geçmekte zorlanıyor. Tepkinizi ve uluslararası mutabakatların yavaşlığını anlıyorum. Ancak bu küresel dayatmalar ve hedefler, eninde sonunda bizim iç hukukumuza ve sokağımıza bir şekilde yansıyor.</p>
<p>İşte bunun en somut örneklerinden biri, 4 Ağustos 2026 tarihli ve 33330 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan <strong>“Yerel İklim Değişikliği Eylem Planları ile İl İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulları Hakkında Yönetmelik”</strong> oldu. TBMM de iklim kanunu görüşülürken yerel iklim eylem planlarına dair mevzuatın 7-8 yıldır bekletildiğini ve yayımlanmasının önemini birçok platformda dile getirmiştim. Nihayet oldu… Türkiye’nin net sıfır emisyon hedefine ulaşması için yerel yönetimlere çok ciddi ev ödevleri veren bu yeni düzenlemeyi masaya yatırmak, eksilerini, artılarını ve dünyadaki yerini sorgulamak artık bir zorunluluk.</p>
<p><strong>Yönetmeliğin olumlu yanları: Neyi doğru yapıyoruz?</strong></p>
<ol>
<li><strong> Merkezden yerele iniş:</strong> İklim değişikliğiyle mücadelenin sadece Ankara’dan, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın genelgeleriyle çözülemeyeceği nihayet mevzuata girdi. Karbon salımının asıl kaynağı olan şehirlerde, eylemi doğrudan Valilik ve Belediyelerin (Büyükşehir/İl) ortaklığına devretmek stratejik olarak doğru bir adımdır.</li>
<li><strong> Takvim ve veriye dayalı sistem:</strong> İl İklim Değişikliği Koordinasyon Kurullarının (İl İDKK) 31 Aralık 2026’ya kadar kurulması ve ilk Yerel İklim Değişikliği Eylem Planının (YİDEP) 2027 sonuna kadar (2028-2032 dönemini kapsayacak şekilde) onaylanması şartı getirilmiş. Ayrıca her yıl 30 Haziran’a kadar il sera gazı envanterinin "E-YİDEP" sistemine girilmesi zorunluluğu, meseleyi soyut bir hedeften çıkarıp "ölçülebilir ve dijitalize edilmiş" bir sürece dönüştürüyor.</li>
</ol>
<p><strong>Yönetmeliğin eksiklikleri: Nerede çuvallayabiliriz?</strong></p>
<p><strong>1- Finansman hayaleti:</strong> Dünyanın en iyi eylem planını da yazsanız, bunu finanse edecek bütçeniz yoksa o plan rafa kalkar. Yönetmelikte belediyelerin ve il özel idarelerinin bu dönüşümü (yeşil ulaşım, altyapı, enerji) hangi bütçeyle yapacağına dair bir mekanizma eksik. Yeni vergiler mi gelecek, yoksa merkezi bütçeden pay mı ayrılacak? Belirsiz.</p>
<p><strong>2- Siyasi fay hatları ve yaptırım gücü:</strong> Planlar Valilik koordinasyonunda, belediyeler tarafından hazırlanacak. Farklı siyasi partilere mensup yerel yönetimler ile merkezi idarenin temsilcisi valilikler arasında yaşanabilecek uyuşmazlıklarda süreci kim hızlandıracak? Ayrıca hedeflerine ulaşamayan veya E-YİDEP’e veri girmeyen illere uygulanacak hukuki/mali yaptırımlar son derece cılız kalmış; adeta "gönüllülük" esası temele alınmış.</p>
<p><strong>Avrupa Birliği mevzuatı ile sınavımız</strong></p>
<p>Bu yönetmeliği Avrupa Birliği’nin "Avrupa Yeşil Mutabakatı" (European Green Deal) ve "Avrupa İklim Yasası" (European Climate Law) ile karşılaştırdığımızda yapısal farklar göze çarpıyor.</p>
<p>AB, yerel eylem planlarını <strong>Belediye Başkanları Sözleşmesi (Covenant of Mayors)</strong> gibi inisiyatiflerle on yılı aşkın süredir yürütüyor. Ancak AB’nin mevzuatında "hedef koyma" ile "finansman" bir bütündür. Adil Geçiş Mekanizması (Just Transition Mechanism) gibi fonlarla kömürden çıkacak veya yeşil altyapı kuracak şehirlerin bütçesi AB tarafından doğrudan desteklenir. Bizim yönetmeliğimiz ise AB’nin bürokratik altyapısını kopyalarken (kurullar, envanterler, raporlamalar), bu işin can damarı olan <strong>mali destek mimarisini</strong> eksik bırakmıştır. AB mevzuatı bağlayıcılık ve karbon fiyatlandırması (ETS) ile yerel yönetimleri zorlarken, bizimki daha çok "envanter tutma ve raporlama" seviyesinde kalıyor. Kuşkusuz ilk adım için güzel gelişme, deneyimlerle mevzuatın yenilenmesini sağlamakta yarar olacaktır.</p>
<p><strong>Paris iklim anlaşması ve zirveler </strong><strong>boyutu: Gerçekler ve illüzyonlar</strong></p>
<p>Gelelim o çok tartışılan, eleştirmekte son derece haklı olduğunuz Paris İklim Anlaşması ve ardı arkası kesilmeyen COP (Taraflar Konferansı) toplantılarına.</p>
<p>2015’teki COP21’de imzalanan Paris Anlaşması’nın temel amacı küresel ısınmayı 1.5°C ile sınırlandırmaktı. Anlaşmanın 4. Maddesi, ülkelerin "Ulusal Katkı Beyanları" (NDC) sunmasını emreder. Ancak yıllar içindeki COP26 (Glasgow), COP28 (Dubai) ve sonrasındaki uluslararası toplantılarda net bir gerçek ortaya çıktı: <strong>Hükümetlerin masada verdiği sözler, şehirler ve yerel yönetimler devreye girmeden tutulamıyor.</strong></p>
<p>Özellikle COP28’de kabul edilen "Küresel Durum Değerlendirmesi" (Global Stocktake) kararlarında, yerel yönetimlerin iklim eylemine entegrasyonu acil bir zorunluluk olarak taraf ülkelere deklare edildi. Türkiye’nin çıkardığı bu 4 Ağustos Yönetmeliği, işte bu uluslararası baskının ve "iklim diplomasisinin" bir sonucudur. Uluslararası fonlara (örneğin Yeşil İklim Fonu) veya Dünya Bankası kredilerine erişmek istiyorsak, bu yerel eylem planlarını hazırlamak "zorundayız". Yani bu yönetmelik sadece çevresel bir hassasiyetten değil, uluslararası finansmanın ve Paris Anlaşması’nın getirdiği <strong>şartlı diplomasi kurallarından</strong> doğmuştur.</p>
<p>Tam da bu noktada, eksikleri eleştirirken atılan doğru ve stratejik adımların da hakkını teslim etmek gerekiyor. 2026 yılında düzenlenecek olan devasa COP31 zirvesine Türkiye’nin ev sahipliği yapması yönünde yürütülen diplomatik çabalar ve hükümetin bu masada "oyun kurucu" olmak adına attığı adımlar son derece değerlidir. Bu çabayı dar bir siyasi çerçeveden ziyade, ülkemizin küresel prestiji ve çevre vizyonu açısından "milli bir mesele" olarak okumak daha sağlıklı olacaktır. COP31 gibi bir zirvenin Türkiye’de yapılması; iktidarından muhalefetine, yerel yönetimlerinden sivil toplumuna kadar tüm ülkenin iklim farkındalığını uluslararası bir seviyeye taşıyacak kıymetli bir fırsattır. Çıkarılan bu son yönetmelik de aslında bu küresel iddiamızın iç hukuktaki hazırlığı ve altyapısı olarak değerlendirilmelidir.</p>
<p><strong>Sonuç olarak;</strong></p>
<p>4 Ağustos yönetmeliği, Türkiye’nin iklim krizine karşı idari altyapısını kurması açısından geç kalınmış ama kıymetli bir adımdır. Ancak, sadece kurullar kurarak ve raporlar hazırlayarak karbon emisyonunu düşüremeyiz. Bu planların altı, gerçekçi bütçeler ve siyaset üstü bir irade ile doldurulmazsa; hazırlanan o YİDEP’ler, Paris’te veya Dubai’de atılan göstermelik imzalardan farksız birer tozlu dosya olarak arşivlerde yerini alacaktır.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iklim-krizine-karsi-yerelden-cozum-mu-yeni-bir-burokrasi-mi-85727</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İklim krizine karşı yerelden çözüm mü, yeni bir bürokrasi mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mavi-karbon-nedir-85726</guid>
            <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mavi karbon nedir?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir deniz çayırı zarar gördüğünde yalnızca canlı bir habitatı kaybetmiyoruz. Orada yıllar boyunca birikmiş karbonu da riske atıyoruz. Ekosistem bozulduğunda tortudaki organik karbon yeniden parçalanır ve karbonun bir bölümü suya veya atmosfere geri döner. Yani, dün önemli bir karbon yutağı olan bir alan, bozulduğunda doğrudan emisyon kaynağı haline gelebilir.</strong></p>
<p><em>Posidonia oceanica,</em> Akdeniz'e özgü bir deniz çayırı. Kara bitkileri gibi çiçek açıyor, tohum veriyor, kök salıyor. Yaklaşık 5 ile 40 metre derinlik arasında, ışığın ulaşabildiği sularda yaşıyor.</p>
<p>Ama asıl hikâye, bitkinin kendisinden çok, altında. Deniz çayırlarının altında zaman içinde metrelerce kalınlığa ulaşabilen tortu tabakaları oluşuyor. Bu tabakaların çok kritik bir işlevi var: Karbonu tutuyor.</p>
<p>İklim krizini konuşurken gözümüzü çoğu zaman atmosfere, enerji santrallerine, fabrikalara ve otomobillere çeviriyoruz. Oysa karbonla mücadele yalnızca karada gerçekleşmiyor. Denizin altında da görünmeyen, ama iklim açısından son derece değerli bir sistem çalışıyor.</p>
<p><strong>Karbonu denizin altında saklamak</strong></p>
<p>Deniz çayırları, kıyı sulak alanları ve makro alg ormanları… Bunlar yalnızca deniz ekosistemlerinin parçaları değil. Atmosferdeki karbonun tutulmasına ve depolanmasına katkı sağlayan doğal sistemler. <strong>Mavi karbon</strong>, bu deniz ve kıyı ekosistemlerin karbonu yakalama ve uzun süre depolama kapasitesini ifade ediyor.</p>
<p>Mekanizması da aslında basit. Çayır sudaki akıntıyı yavaşlatır, askıdaki organik madde böylece dibe çöker ve tortuya gömülür. Gömüldüğü ortamda oksijen azdır. Ayrışma durur. Karbon orada kalır. Yani, bir kasa gibi, deniz tabanındaki tortular karbonu içerde tutar. İyi durumda ve bozulmadan kalan çayırlar yüzlerce, hatta binlerce yıl boyunca karbon depolayabilir.</p>
<p>Buraya kadar güzel. Ama asıl mesele bundan sonra başlıyor.</p>
<p><strong>Yutak bozulduğunda ne olur?</strong></p>
<p>Bir deniz çayırı zarar gördüğünde yalnızca canlı bir habitatı kaybetmiyoruz. Orada yıllar boyunca birikmiş karbonu da riske atıyoruz.</p>
<p>Ekosistem bozulduğunda tortudaki organik karbon yeniden parçalanır ve karbonun bir bölümü suya veya atmosfere geri döner. Yani, dün önemli bir karbon yutağı olan bir alan, bozulduğunda doğrudan emisyon kaynağı haline gelebilir.</p>
<p><strong>Elli yıl beklemek</strong></p>
<p>Uluslararası Doğayı Koruma Birliği’nin (IUCN) Akdeniz'deki mavi karbon ekosistemlerine ilişkin değerlendirmesi, restore edilen bir p<em>osidonia oceanica</em> çayırının optimum karbon depolama kapasitesine ulaşmasının yaklaşık 50 yıl sürebileceğine dikkat çekiyor. 50 yıl.</p>
<p>Bu, restorasyonun gereksiz olduğu anlamına gelmiyor. Tam tersine, bozulan ekosistemleri yeniden kazanmak zorundayız. Ama bugün çalışan bir ekosistemi korumak, onu yok ettikten sonra yeniden kurmaya çalışmaktan çok daha değerli.</p>
<p>Burada işin içine karbon piyasaları ve ölçüm meselesi giriyor.</p>
<p>Yeni bir deniz çayırı diktiğinizde ortaya bir proje çıkıyor. Başlangıç noktası belli, yapılan yatırım belli, fiziksel değişim görünür. Öncesi ve sonrası karşılaştırılabiliyor.</p>
<p>Peki, zaten sağlıklı olan bir çayırı koruduğunuzda neyi ölçüyorsunuz? Aslında yaptığınız şey bir yıkımın gerçekleşmesini engellemek. Ortada fotoğraflanacak yeni bir proje, üretilecek yeni bir fiziksel varlık yok.</p>
<p>Ekonominin temel paradokslarından biri burada ortaya çıkıyor. <strong>Ölçülemeyen fiyatlanmıyor. Fiyatlanmayan bütçeye girmiyor. Bütçeye girmeyen de yeterince korunmuyor.</strong></p>
<p>Böylece sistem tuhaf bir zamanlama problemi yaratabiliyor. Elli yıl sonra oluşacak karbon depolama kapasitesini bugünden krediye dönüştürmek mümkünken, bugün zaten çalışan ve geçmişten gelen karbon stokunu korumanın ekonomik karşılığı aynı ölçüde görünür olmayabiliyor. Oysa iklim açısından olması gereken tam tersi.</p>
<p>Üstelik, IUCN'nin özellikle altını çizdiği bir başka nokta var. Restorasyon, insan kaynaklı tahribatı meşrulaştırmanın gerekçesi haline gelmemeli. Yani önce çayırı yok edip, sonra başka yerde çayır dikerek iklim hesabını kapatmak, gerçek bir çözüm değil.</p>
<p><strong>Ölçülmeyen varlık</strong></p>
<p>Bir başka sorunumuz daha var. <strong>Bir varlığı korumak için önce nerede olduğunu bilmek gerekiyor.</strong></p>
<p>Akdeniz'in en geniş <em>posidonia oceanica</em> alanlarının güney Akdeniz ülkelerinde bulunduğu tahmin ediliyor. Ancak bu alanların gerçek büyüklüğü ve koruma durumuna ilişkin veriler birçok yerde hâlâ yetersiz. Bazı haritalar eski verilere dayanıyor. Bazı yeni çalışmalar ise uydu görüntüleri ve yapay zekâ destekli tahminlerden yararlanıyor.</p>
<p>Belirsizlik yalnızca bilimsel değil, aynı zamanda ekonomik bir sorun. Çünkü, deniz tabanındaki bir çayır, yalnızca biyolojik çeşitlilik açısından değil; karbon depolama, kıyı koruma, balıkçılık ve ekosistem hizmetleri açısından da ekonomik bir varlık. Sadece henüz fiyatı yazılmış durumda değil.</p>
<p><strong>Antalya'nın gündeminde</strong></p>
<p>Türkiye, COP31'e Antalya'da ev sahipliği yapacak. Ve deniz, bu kez zirvenin gündeminde kenarda duran bir başlık değil. Öncelikli temalardan biri doğrudan <strong>“Okyanuslar ve Denizler”</strong>. Gündemin içinde kıyı ve deniz ekosistemlerinin iklim dayanıklılığının artırılması, mavi karbon ve okyanus temelli çözümlerin iklim politikalarına entegre edilmesi ve okyanus gözlemi ile veri paylaşımının geliştirilmesi bulunuyor.</p>
<p>COP31'in deniz gündemi yalnızca denizleri korumaktan söz etmiyor. Aynı zamanda <strong>veri, izleme ve mavi karbonun iklim politikalarına dahil edilmesini</strong> istiyor.</p>
<p>Türkiye'nin önünde bu nedenle önemli bir fırsat var. Antalya'da denizleri konuşmak başka, kendi denizimizin altında duran doğal sermayeyi ölçüp, iklim politikasının içine almak başka.</p>
<p>Mavi karbon bir varlık yönetimi konusu. Karbonu tutuyor. Kıyıyı koruyor. Biyoçeşitliliği destekliyor. Balıkçılığa katkı sağlıyor. Ve bunların hepsini aynı anda yapıyor. Bu nedenle mavi karbon doğrudan bir <strong>iklim ve ekonomik altyapı</strong> meselesi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mavi-karbon-nedir-85726</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mavi karbon nedir? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
