<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tcmb-baskani-karahan-tlnin-istikrarli-seyri-maliyet-baskilarini-sinirlayan-unsurlardan-biri-78004</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 17:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> TCMB Başkanı Karahan: TL&#039;nin istikrarlı seyri maliyet baskılarını sınırlayan unsurlardan biri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) 94. Hesap Dönemi Olağan Genel Kurul Toplantısı, Bankanın idare merkezinde yapıldı.</p>
<p>Başkan Fatih Karahan, burada yaptığı konuşmada, fiyat istikrarının sürdürülebilir büyüme ve toplumsal refah artışı için bir ön koşul olduğunu belirterek, TCMB olarak misyonlarının sürdürülebilir fiyat istikrarını sağlayarak ve finansal istikrarı destekleyerek toplumsal refaha katkıda bulunmak olduğunu söyledi.</p>
<p>Bankanın politikalarını bu hedefler doğrultusunda şekillendirdiklerini bildiren Karahan, "2025'teki faaliyetlerimizi de dezenflasyon sürecini sürdürecek ve kalıcı hale getirecek şekilde yürüttük. Küresel ekonomi açısından geçen yıl en belirgin unsur uzayan belirsizlik ortamı oldu. Bu durum yıl boyunca yatırım, ticaret ve finansal koşullar üzerinde baskı oluşturdu. Yüksek belirsizliğe rağmen küresel iktisadi faaliyet görece dirençli bir görünüm sergiledi." diye konuştu.</p>
<p>Küresel ölçekte dezenflasyon sürecinin devam ettiğini vurgulayan Karahan, küresel ticaret politikalarındaki belirsizliklerin ve enerji fiyatlarındaki dalgalanmaların enflasyonist baskı oluşturduğuna dikkati çekti.</p>
<p>Karahan, bu görünüm altında merkez bankalarının politika faiz indirimlerinde daha temkinli bir yaklaşım benimsediğini ve küresel finansal koşulların görece sıkı kaldığını belirterek, "2026 yılı şubat ayı sonunda Orta Doğu'da başlayan gerilim, enerji fiyatlarının hızlı bir şekilde yükselmesine neden oldu. Halihazırda enerji piyasasında yüksek oynaklıklar devam ediyor. Bu gelişmeler karşısında gerekli önlemleri zamanlı bir şekilde aldık." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>"Parasal sıkılığın korunmasına büyük önem verdik"</strong></p>
<p>Türkiye'de geçen yılın genelinde büyümenin temel sürükleyicisinin hizmetler sektörü olduğuna işaret eden Karahan, sanayi ve inşaat sektörlerinin de büyümeye katkı verdiğini söyledi.</p>
<p>Karahan, don ve kuraklığın tarımsal katma değeri olumsuz etkilediğini bildirdi.</p>
<p>İktisadi faaliyetin 2025'te ılımlı seyrettiğini ve büyümenin yüzde 3,6 olarak gerçekleştiğini anımsatan Karahan, "2026 yılının ilk çeyreğine ilişkin veriler talep koşullarının dezenflasyon sürecine destek vermeye devam ettiğini ima ediyor." ifadesini kullandı.</p>
<p>Karahan, dezenflasyon sürecinin 2025'te devam ettiğini ve tüketici enflasyonunun bir önceki yıla kıyasla 13,5 puan gerileyerek yılı 30,9 seviyesinde tamamladığını aktararak, toplam talep koşullarının da yıl boyunca dezenflasyonist bir seyir izlediğini anlattı.</p>
<p>Yaşanan don ve kuraklık olaylarının tarımsal üretimi olumsuz etkileyerek gıda fiyatları üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturduğuna dikkati çeken Karahan, para politikası duruşunu dezenflasyonun gerektirdiği parasal sıkılığı sağlayacak ve koruyacak şekilde belirlemeyi sürdürdüklerini ifade etti.</p>
<p>Süreç boyunca alınan kararları da özetleyen Karahan, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>"Bu süreçte parasal sıkılığın korunmasına büyük önem verdik. Para politikası kararlarımızı parasal aktarım mekanizmasının desteklenmesi ve finansal istikrarın güçlendirilmesine yönelik makro ihtiyati adımlarla destekledik. Bu kapsamda kur korumalı mevduat hesaplarını sonlandırdık. Bunun yanında kredi büyüme sınırlarında sıkılaştırıcı adımlar attık. Türk lirası mevduatı desteklemek amacıyla lira payı hedeflerinde güncellemeler yaptık."</p>
<p><strong>"Kira ve eğitim kalemlerinde azalan katılık dezenflasyonu destekledi"</strong></p>
<p>Bu yıla ilişkin yurt içi makroekonomik gelişmelere değinen Karahan, "Yıllık tüketici enflasyonu martta yüzde 30,9 olarak gerçekleşti. Bu dönemde öne çıkan gıda fiyatları üzerinde hava koşullarının ve ramazan ayına özgü faktörlerin etkileri hissedildi. Kira ve eğitim kalemlerinde azalan katılık ise dezenflasyonu destekledi. Söz konusu dönemde yönetilen yönlendirilen fiyat ve maktu vergi güncellemeleri geçmiş yıllara kıyasla daha düşük bir oranda gerçekleşerek dezenflasyon sürecini destekleyen diğer bir faktör oldu." dedi.</p>
<p>Karahan, yılın ilk çeyreğinde talep göstergelerinin iktisadi faaliyette yavaşlamayı işaret ederken jeopolitik gelişmelerle birlikte enflasyon üzerinde arz yönlü baskıların ortaya çıktığını söyledi.</p>
<p>Başta enerji olmak üzere emtia fiyatlarındaki önemli yükselişin taşımacılık maliyetlerinde artışa neden olduğunu anlatan Karahan, "Eşel mobil uygulamasının başlatılması ise ham petrol fiyatlarındaki artışların yurt içi tüketici enflasyonuna yansımasını önemli ölçüde sınırladı. Türk lirasının bu dönemde istikrarlı bir seyir izlemesi maliyet baskılarını sınırlayan bir diğer unsur oldu." diye konuştu.</p>
<p>Karahan, ocak ayında para politikası adımlarının büyüklüğünü gözden geçirdiklerini ve politika faizini 100 baz puanlık indirimle yüzde 37 seviyesine getirdiklerini anımsattı.</p>
<p>Jeopolitik gelişmelerin enflasyon görünümü üzerinde oluşturabileceği riskleri sınırlamak amacıyla zamanlı şekilde tedbirler aldıklarını vurgulayan Karahan, "Bu kapsamda 2 Mart itibarıyla bir hafta vadeli repo ihalesine ara vererek ağırlıklı ortalama fonlama maliyetinin yüzde 40'ta oluşmasını sağladık. Ayrıca döviz piyasasının sağlıklı çalışması, döviz kurlarında gözlenebilecek oynaklıkların engellenmesi ve döviz likiditesinin dengelenmesi amacıyla Türk lirası uzlaşmalı vadeli döviz satım işlemlerine başladık. İvedilikle attığımız bu adımlar piyasa oynaklıklarının sınırlı kalmasında etkili oldu." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Karahan, devam eden süreçte gelişmelerin enflasyon görünümü üzerinde oluşturabileceği riskleri sınırlamak amacıyla sıkı politika duruşunu koruyarak mart ve nisan aylarında politika faizini sabit tuttuklarını hatırlattı.</p>
<p>Para politikası kararlarını enflasyon görünümü odaklı toplantı bazlı ihtiyatlı bir yaklaşımla almaya devam ettiklerini vurgulayan Karahan,"Son dönem jeopolitik gelişmelerin de etkisiyle enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma olması durumunda para politikası duruşumuzu sıkılaştıracağız." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>"Dezenflasyon sürecini sürdürecek çalışmalarımıza kararlılıkla devam edeceğiz"</strong></p>
<p>Karahan, politika kararlarının 2025'te yalın, şeffaf ve çift yönlü bir iletişim politikası çerçevesinde kamuoyuyla paylaşıldığını dile getirerek, geçen yıl teknoloji ve finansal altyapıyı daha yoğun ve etkin kullanmaya yönelik faaliyetlere devam ettiklerini anlattı.</p>
<p>TCMB tarafından işletilen FAST sistemi kapsamında ödemeler alanında rekabeti, yenilikçiliği artırmak ve yeni katma değerli hizmetlerin sunulmasını sağlamak üzere çalışmalara da devam ettiklerini aktaran Karahan, Türk lirası banknot ve madeni paraların hacim ve tedavülünün kesintisiz sağlanması ve vatandaşlara sunulan hizmet ağının genişletilmesi amacıyla madeni ve banknot depolarının sayısını artırdıklarını söyledi. Karahan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Temel görevlerimizin yanında sosyal sorumluluk anlayışı çerçevesinde akademik çalışmalara katkı sağladık. Finansal okuryazarlık ve eğitim alanındaki destekleyici uygulamalarımızı sürdürdük. Fiyat istikrarı, sürdürülebilir büyüme ve toplumsal refah artışı için ön koşuldur. TCMB olarak dezenflasyon sürecini sürdürecek şekilde çalışmalarımıza kararlılıkla devam edeceğiz."</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tcmb-baskani-karahan-tlnin-istikrarli-seyri-maliyet-baskilarini-sinirlayan-unsurlardan-biri-78004</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/karahan.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Son dönem jeopolitik gelişmelerin de etkisiyle enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma olması durumunda para politikası duruşumuzu sıkılaştıracağız.&quot; diyen Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, &quot;TCMB olarak dezenflasyon sürecini sürdürecek şekilde çalışmalarımıza kararlılıkla devam edeceğiz.&quot; açıklaması yaptı. Karahan, &quot;Eşel mobil uygulamasının başlatılması ham petrol fiyatlarındaki artışların yurt içi tüketici enflasyonuna yansımasını önemli ölçüde sınırladı. Türk lirasının bu dönemde istikrarlı bir seyir izlemesi maliyet baskılarını sınırlayan bir diğer unsur oldu.&quot; değerlendirmesinde bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-avrasya-tuneli-180-milyon-kez-kullanildi-78003</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 17:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uraloğlu: Avrasya Tüneli 180 milyon kez kullanıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Avrasya Tüneli'nin kullanımına ilişkin verileri değerlendirdi.</p>
<p>Bakan Uraloğlu yaptığı yazılı açıklamada, tünelin Asya ve Avrupa kıtalarını deniz tabanının altından birleştiren çift katlı ilk ve tek kara yolu tüneli olduğuna dikkati çekti.</p>
<p>Tünelin 5 kilometre uzunluğa sahip olduğunu, İstanbul'da araç trafiğinin en yoğun olduğu Kazlıçeşme-Göztepe Hattı'nda yaklaşım yollarıyla beraber toplam 14,6 kilometrelik bir güzergahta 9 yılı aşkın bir süredir hizmet vermeye devam ettiğini vurgulayan Uraloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"Tünel, Göztepe-Bakırköy Hattı'nı yaklaşık 10 kilometre kısaltarak, bu güzergah için ortalama 100 dakikaya ulaşan seyahat süresini 15 dakikaya kadar düşürüyor. Sürücülerimize hızlı, konforlu ve öngörülebilir bir ulaşım imkanı sunuyoruz. Avrasya Tüneli'ni açıldığı günden bu yana 9,5 milyon farklı plakalı araç tam 180 milyon kez kullandı. Türkiye İstatistik Kurumunun 2026 verilerine göre trafiğe kayıtlı 34 milyon 23 bin 986 taşıt olduğu göz önünde bulundurulduğunda bu taşıtların neredeyse 4'te 1'i Avrasya Tüneli'ni kullandı."</p>
<p>Uraloğlu, 9 yıllık işletme sürecinde kullanıcıların toplam 250 milyon saat zaman tasarrufu elde ettiğini, 304 bin ton yakıt tasarrufu sağlandığını belirtti.</p>
<p>Tünelle 139 bin ton emisyon azalımı sağlandığını ve bunun yaklaşık 5,5 milyon ağacın yıllık karbon tutma kapasitesine eşdeğer olduğunu vurgulayan Uraloğlu, Avrasya Tüneli'nin, Ekonomik Kalkınma ve İş Birliği Teşkilatı (OECD) tarafından teknik çerçevesi oluşturulan, açık ve kapsayıcı, şeffaf, Paris İklim Anlaşması'nın hedeflerini destekleyen ve finansal, sosyal, çevresel açıdan sürdürülebilir altyapı yatırımlarına verilen Mavi Nokta Ağı kapsamında sertifikasyon sürecini başarıyla tamamlayan dünyadaki ilk proje olduğunun altını çizdi.</p>
<p>Uraloğlu, projenin ayrıca enerji tasarrufu, geri dönüşüm, sürdürülebilirlik gibi temel başlıklarda topladığı puanlarla LEED Gold Sertifikası almaya hak kazandığına işaret ederek, inşaat hem de işletme döneminde, projenin olası çevresel ve sosyal etkilerinin titizlikle analiz edildiğini de bildirdi.</p>
<p>Avrupa Yakası sahil parkına 11 bin 642 yeni ağaç dikildiğini, 2,7 kilometre uzunluğunda bisiklet yolu ve yaya yolları inşa edildiğini, oyun ve egzersiz alanlarının yenilendiğini kaydeden Uraloğlu, "Avrasya Tüneli'nin işletme ve bakım binası ile Asya havalandırma binalarında devreye alınan Güneş Enerjisi Santrali (GES) ile işletme, hem enerjisini temiz kaynaklardan sağlamış hem de karbon emisyonunu yıllık 210 ton azaltmış olacaktır." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Uraloğlu, projenin bugüne kadar ülke ekonomisine yaklaşık 2,6 milyar dolarlık katkı sağladığını, uzun vadede ise toplam kamu tasarrufunun 8,6 milyar dolara ulaşmasının beklendiğini belirtti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-avrasya-tuneli-180-milyon-kez-kullanildi-78003</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/7/1280x720/avrasya-tuneli-yilda-23-milyon-saati-kurtardi-oecdnin-ilk-mavi-nokta-belgesini-aldi-1746081674.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrasya Tüneli&#039;nin ortalama 100 dakikaya ulaşan seyahat süresini 15 dakikaya kadar düşürdüğünü belirten Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, &quot;Tüneli, açıldığı günden bu yana 9,5 milyon farklı plakalı araç tam 180 milyon kez kullandı.&quot; ifadesini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-vergi-mimarisinde-kuresel-olcekte-en-ust-ligde-olmak-istiyoruz-78000</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 16:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek: Vergi mimarisinde küresel ölçekte en üst ligde olmak istiyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kamuoyuna duyurulan "Türkiye Yüzyılı: Yatırım İçin Güçlü Merkez" vizyonu kapsamında, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde gerçekleştirilen basın toplantısında sunum yaptı.</p>
<p>2026'yı reform yılı olarak belirlediklerini ve kapsamlı yapısal adımların gündemlerinde olduğunu vurgulayan Şimşek, bunlar arasında değer zincirini yukarı çıkaran sanayi dönüşümü, yeşil dönüşüm, dijital dönüşüm, demir yolları gibi verimliliği artıran altyapı yatırımları, vergi reformları, kamu maliyesi ve yönetişim reformlarının yer aldığını söyledi.</p>
<p>Şimşek, geçen hafta açıklanan paketin bunun ilk bölümünü oluşturduğuna işaret ederek, şöyle konuştu:</p>
<p>"Paket kapsamında daha fazla mal ve hizmet ihracatı yapmak, daha fazla yetenek, girişimci ve sermaye çekmek, varlıkları ülkeye geri getirmek, yurt dışındaki vatandaşlarımızı faaliyetlerinin merkezi olarak Türkiye'yi kullanmaya daha fazla teşvik etmek ve elbette İstanbul Finans Merkezini bölgenin önemli merkezlerinden biri olarak konumlandırmak hedeflerimiz arasında bulunuyor. İlk destek, transit ticarette sıfır kurumlar vergisi. Şirket İstanbul Finans Merkezinde yerleşikse transit ticaret tamamen vergisiz olacak. Yani yüzde 100 vergi istisnası sağlanacak. İstanbul Finans Merkezi dışında ise yüzde 95 vergi istisnası uygulanacak. Peki bu alanda öncü müyüz? Hayır. Bu düzenleme Türkiye'nin çerçevesini Singapur, Hong Kong ve Hollanda ile uyumlu hale getiriyor. Rekabetçi 'transit ticaret' merkezi oluşturmaya çalışıyoruz."</p>
<p><strong>"Transit ticarette vergi istisnasını yüzde 50'den yüzde 100'e çıkaracağız"</strong></p>
<p>Şimşek, Türkiye'nin çok güçlü coğrafi konuma sahip olduğunu, önemli ticaret koridorlarından bazılarının Türkiye'den geçtiğini, Orta Koridor'un da bunlardan biri olduğunu ifade ederek, başarılı olma ihtimalini yüksek gördüklerini anlattı.</p>
<p>Yeni koridorlar oluşturmaya çalıştıklarını, Türkiye'nin bundan faydalanmak için çok iyi konumlandığını vurgulayan Şimşek, "Transit ticaret için daha önce de teşvikimiz vardı ancak bunu büyüttük. 2009'da İstanbul Finans Merkezi düzenlemesi yürürlüğe konulduğunda yüzde 50 vergi istisnası sağlamıştık, şimdi bunu yüzde 100'e çıkarıyoruz. Yani bu tamamen yeni bir şey değil, mevcut teşviki ölçeklendirdik." diye konuştu.</p>
<p>Benzer şekilde Türkiye'nin de büyük bir enerji merkezi olduğunu, Türk şirketlerinden birinin küresel ölçekte önde gelen emtia ticareti şirketleri arasında yer aldığını belirten Şimşek, bu tür şirketlerin sayısını artırmak istediklerini dile getirdi.</p>
<p><strong>Daha fazla ihracat için vergi indirimi</strong></p>
<p>Şimşek, ikinci desteğin de daha fazla ihracat için verileceğine dikkati çekerek, şöyle devam etti:</p>
<p>"İhracatçılar için kurumlar vergisi oranını düşürme konusunda radikal bir adım attık. Standart kurumlar vergisi oranımız yüzde 25. Normal ihracatçılar bundan sonra bu oranda önemli bir indirimden yararlanacak ve oran yüzde 14'e inecek. Eğer üretici ihracatçıysanız, kurumlar vergisi tek haneye düşecek, bu oran yüzde 9 olacak. Bu adımla Türk ihracatçılarını daha rekabetçi hale getirmeyi ve aynı zamanda imalat sanayisine yönelik doğrudan yabancı yatırımı çekmeyi hedefliyoruz."</p>
<p>Bu alanda ciddi bir rekabet olduğunu ifade eden Şimşek, imalat sanayisine doğrudan yabancı yatırım çekmek için radikal adım attıklarını söyledi. Şimşek, kişi başı gelir düzeyine bakıldığında Türkiye'nin imalat sanayisi katma değerinin dünyadaki en yüksek oranlardan biri olduğuna işaret ederek, "Asya Kaplanları" ile aynı seviyede olunduğunu bildirdi.</p>
<p><strong>Hizmet ihracatına güçlü destek</strong></p>
<p>Türk imalat sanayisinde hala önemli paya sahip orta-düşük teknolojiyi orta-yüksek ve yüksek teknolojiye dönüştürmeyi amaçladıklarını vurgulayan Şimşek, şu bilgiyi verdi:</p>
<p>"Bir diğer destek de hizmet ihracatımızı artırmak için olacak. Hizmet ihracatında vergi istisnasını yüzde 100'e çıkarıyoruz. Buradaki amaç yazılım, video oyunları, sağlık turizmi, eğitim, mühendislik, tasarım, mimarlık ve benzeri yüksek katma değerli hizmet ihracatını desteklemek. Aslında küresel ticarette korumacılığa karşı daha dayanıklı alanda, daha büyük pazar payı elde etmeye çalışıyoruz. Ticarette korumacılık ve parçalanma şu anda daha çok mallar için geçerli. Hizmetler ise Türkiye'nin güçlü kası. Hizmet ihracatımızda halihazırda 60 milyar doların üzerinde fazla veriyoruz. Biz bunu daha da geliştirmek istiyoruz. Bu tedbir, Türkiye'yi hizmet ihracatında çok daha güçlü bir konuma taşımayı hedefliyor."</p>
<p><strong>"Sürdürülebilir büyüme için sağlam temeller inşa ediyoruz"</strong></p>
<p>Doğrudan yabancı yatırımcıların neden Türkiye'yi tercih etmesi gerektiğine de değinen Şimşek, her şeyden önce Türkiye'nin büyük bir pazar olduğunu söyledi. Türkiye'nin GSYH gücüne dikkati çeken Şimşek, "Dış kaynak kullanımı geçmişte daha rekabetçi üretim yani maliyet azaltımı için yapılırdı. Ancak büyük bir pazara sahip olduğunuzda mesele bunun ötesine geçiyor. Bu da nedenlerden biri." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Şimşek, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 2002'de göreve gelmesinden bu yana ekonomide yaşanan gelişmelere dikkati çekerek, Türkiye'nin önemli bir reel yakınsama hikayesi ortaya koyduğunu anlattı. Büyüme görünümünde güçlü kalınacağına inandıklarını vurgulayarak, "Dezenflasyon programının etkisiyle geçici bir yavaşlama var ancak bu yavaşlama geçici. Güçlü ve sürdürülebilir büyüme için sağlam temeller inşa ediyoruz. Bu nedenle Türkiye'nin doğrudan yabancı yatırım girişleri için güçlü bir destinasyon olmaya devam etmesi muhtemel. Benzer şekilde güçlü bağlantısallık var." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>Daha fazla yetenek ve girişimci çekme hedefi</strong></p>
<p>Stanford'un bir çalışmasına göre gelecekte Türkiye'nin dijital dönüşüm açısından önemli alanlardaki doktora ve yüksek lisans derecelerinin sayısı bakımından üst sıralarda yer alacağını belirten Şimşek, bir diğer destek için de şu bilgiyi verdi:</p>
<p>"Bir diğer destek daha fazla yetenek, sermaye, girişimci, start-up ya da yüksek varlıklı birey çekmek. Burada da eğer bölgesel merkezinizi İstanbul Finans Merkezine taşırsanız 20 yıl boyunca kurumlar vergisi istisnası sağlanıyor. Merkezinizi Türkiye'de İstanbul Finans Merkezi dışında bir yere taşırsanız yüzde 95 kurumlar vergisi istisnası var. Gelir vergisi istisnası da asgari ücretin 4 katına kadar uygulanacak. Şu anda bu yaklaşık 2 bin 900 dolar civarında. Yani neredeyse 3 bin dolara kadar istisna anlamına geliyor. Bunun üzerindeki gelirler için gelir vergisi ödenecek ancak yaklaşık 3 bin dolara kadar olan kısım gelir vergisinden muaf olacak. Kapsama her türlü hizmet dahil edilecek. Yönetim, danışmanlık, denetim, tedarik zinciri, insan kaynakları. Tek kriter, gelirin yüzde 80'inin Türkiye dışından elde edilmesi. Yüzde 20'ye kadarı yerel olabilir. Böylece Türkiye'yi bu alanda Singapur ile aynı lige yerleştiriyoruz. Referanslarımız genellikle Singapur, Hollanda gibi yerler."</p>
<p><strong>"Yatırım süreçlerini basitleştiriyoruz"</strong></p>
<p>Şimşek, son 22 yılda yaklaşık 300 milyar dolar doğrudan yabancı yatırım çekildiğini, şu anda Türkiye'de aktif olarak yatırım yapmış yaklaşık 87 bin uluslararası şirket bulunduğunu aktararak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Yatırım süreçlerini basitleştiriyoruz. Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisini yatırımcılar için tek durak ofise dönüştürüyoruz. Bürokrasiyi azaltacak ve yatırımcılar için VIP hizmetler sunacağız. Bunun içinde şirket kuruluşu, çalışma ve ikamet izinleri, vergi ve sosyal güvenlik işlemleri, arazi tahsisi, yatırım teşvikleri ve çevresel onaylar yer alıyor. Bu hizmetleri sunan her birimden temsilciler olacak. Bunlar bir masa etrafında toplanmış gibi hızlı ve anında yanıt verecek. Daha fazla yatırımcı çekmeye yönelik bir başka adım da 20 yıllık yerleşik olmayan kişi düzenlemesi. Bu ne anlama geliyor? Türk vatandaşları dahil olmak üzere, son 3 yılda Türkiye'de vergi mukimi olmayan herkes, Türkiye'ye taşınmaya karar verirse 20 yıl boyunca yurt dışı kaynaklı gelirleri üzerinden sıfır vergi ödeyecek. Türkiye'de gelir elde ederlerse bu gelir vergilendirilecek. Türkiye'de yüzde 10 olan veraset vergisini yüzde 1'e indiriyoruz. Uygunluk için tek kriter var, vergi mukimi olmamak. Yani son 3 yılda Türkiye'de 6 aydan fazla yaşamamış olmak. Bu düzenleme sadece küresel vatandaşları çekmeyi değil, aynı zamanda yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarını da hedefliyor. İtalya ve Yunanistan halihazırda bunu 15 yıl süreyle sunuyor."</p>
<p><strong>"Büyük bir bölgesel finans ve ticaret merkezi olmak istiyoruz"</strong></p>
<p>Türkiye'ye taşınmak için yeni bir yapısal çerçeve oluşturduklarını belirten Şimşek, halihazırda vatandaşlık programları, ikamet izinleri olduğunu, ayrıca Turkuaz Kart'ın da mevcut bulunduğunu söyledi.</p>
<p>Şimşek, yatırım yoluyla vatandaşlıkta eşiklerin genellikle finansal ya da reel yatırım için yaklaşık 500 bin dolar seviyesinde olduğunu ifade ederek, sadece gayrimenkul alımı için eşiğin 400 bin dolar olduğunu, sermayenin en az 3 yıl tutulması gerektiğini dile getirdi. Sermaye harcaması kapsamında imalat tesisleri ya da 50 kişiye istihdam sağlayan hizmet şirketinin de vatandaşlık için uygun olacağını vurgulayan Şimşek, "dijital şirket rejimi" getirdiklerini bildirdi. Şimşek, şirket kuruluşu, faaliyetler ve tüm işlemlerin çevrim içi yapılabileceğine işaret ederek, şöyle konuştu:</p>
<p>"Ayrıca çalışanlara hisse opsiyonu planlarını, vergi verimliliğini ve sermaye katılımını geliştireceğiz. Girişim sermayesi dostu finansman araçları sunacağız. Terminal İstanbul kapsamında eski havalimanı terminal binaları bir start-up merkezine dönüştürülecek. Esasen girişimci, sermaye ve yetenek çekmeyi hedefliyoruz. 'Eve getir' dediğimiz başlık ise varlıkların ülkeye geri getirilmesi. Burada Türk vatandaşlarının yurt dışındaki varlıklarını Türkiye'ye çekmeyi hedefliyoruz. Uygun varlıklar arasında yurt dışında tutulan nakit, altın ve menkul kıymetler yer alıyor. Bu adım, Türk finansal piyasalarını derinleştirmeyi ve güçlendirmeyi amaçlıyor. Bunu daha önce başarılı şekilde yaptık. Bölgesel merkez başlığı altında da bölgesel bir finans merkezi oluşturmayı hedefliyoruz. İstanbul Finans Merkezi açıkça sadece fiziksel bir alandan ibaret değil. Burada yönetişimden, araçlardan ve yetenekten bahsediyoruz. Fiziksel lokasyon için sağlanan teşvikleri 2047'ye kadar uzatıyoruz. Bu ilk paket, İstanbul'un büyük bir finans merkezi olarak desteklenmesine yardımcı olacak. Bu doğrultuda daha fazla adım gelecek. Bu sıradan bir teşvik paketi değil. Bu tam anlamıyla bir ekonomik konumlanma stratejisi. Vergi mimarisinde küresel ölçekte en üst ligde olmak istiyoruz. 20 yıllık öngörülebilirlik sağlıyoruz. Kapsam bakımından mal, hizmet, sermaye, yetenek dahil tüm alanları içeriyor. Uygulamada yatırımcı odaklı, hızlı ve kolay giriş imkanı sağlayan, VIP hizmetlerle desteklenen bir sistem öngörüyoruz. Nihai hedef ise ülkeyi bölgesel ölçekte önemli bir finans ve ticaret merkezi haline getirmek."</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-vergi-mimarisinde-kuresel-olcekte-en-ust-ligde-olmak-istiyoruz-78000</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/1280x720/mehmet-simsek-1777295553.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Türkiye Yüzyılı: Yatırım İçin Güçlü Merkez&quot; konulu basın toplantısında sunum yapan Bakan Şimşek, &quot;Bu tam anlamıyla bir ekonomik konumlanma stratejisi. Vergi mimarisinde küresel ölçekte en üst ligde olmak istiyoruz, 20 yıllık öngörülebilirlik sağlıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yilmaz-turkiye-uretim-ticaret-ve-dagitim-alanlarinda-merkezi-bir-us-haline-geliyor-77999</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 16:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yılmaz: Türkiye, üretim, ticaret ve dağıtım alanlarında merkezi bir üs haline geliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde "Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez" basın toplantısına katıldı. Toplantıda, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı İbrahim Şenel, Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı Ahmet Burak Dağlıoğlu da yer aldı.</p>
<p>Açılışta konuşan Yılmaz, küresel ekonominin, belirsizliklerin arttığı bir dönemden geçtiğine, jeopolitik gerilimlerin birçok bölgede yoğunlaştığına dikkati çekti.</p>
<p>İran ile İsrail arasındaki gerilimin tırmanma riski ve ABD'nin sürece dahil olmasının zaten kırılgan olan ortam üzerinde ilave baskı oluşturduğuna işaret eden Yılmaz, bu gelişmelerin enerji piyasalarını, ticaret yollarını ve küresel finansal koşulları doğrudan etkilediğini söyledi.</p>
<p>Yılmaz, bu parçalanmış küresel ortamda dayanıklılık, öngörülebilirlik ve üretim kapasitesinin küresel yatırımların yönünü belirleyen temel unsurlar haline geldiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye bu ortamda güven ve disiplinle yol almaktadır. Bölgemizdeki gelişmelerin ekonomimiz üzerindeki muhtemel etkilerini sınırlamak ve piyasaların düzenli ve sağlıklı işleyişini sağlamak amacıyla gerekli tedbirleri hayata geçiriyoruz. Makro ekonomik istikrarı korurken üretim altyapımızı güçlendirmeye ve dayanıklı büyüme patikamızı sürdürmeye devam ediyoruz. Bugün Türkiye yatırım ve sanayi faaliyetleri açısından istikrarlı, öngörülebilir ve güvenilir bir ortak olarak öne çıkmaktadır. Güçlü sanayi altyapısı, gelişmiş lojistik kabiliyetleri ve küresel değer zincirlerine derin entegrasyonuyla ülkemiz yatırımcılar için rekabetçi ve köklü bir ekosistem sunmaktadır. Avrupa, Asya ve Orta Doğu'nun kesişim noktasında bulunan stratejik coğrafi konumumuz küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği bu dönemde önemli bir avantaj sağlamaktadır. Türkiye, üretim, ticaret ve dağıtım alanlarında giderek merkezi bir üs haline gelmektedir. Bu kapsamda, ülkemizin rekabet gücünü artırmak ve yatırım ortamını güçlendirmek amacıyla yeni hukuki, idari, mali ve kurumsal düzenlemeleri hayata geçiriyoruz."</p>
<p><strong>"Emek yoğun sektörlerde bazı meydan okumalarla karşı karşıyayız"</strong></p>
<p>Yılmaz, toplantıda soruları yanıtladı.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Türkiye'ye yatırım yapan şirketleri kim ve hangi ulustan olursa olsun Türkiye'deki şirketlerden ayırt etmediğini söyleyen Yılmaz, emek yoğun sektörlerde bazı seçmeli destek programlarının bulunduğunu hatırlattı.</p>
<p>Yılmaz, "Çok temel bir sorun görmüyoruz ama bazı spesifik sektörlerde, özellikle emek yoğun sektörlerde bazı meydan okumalarla karşı karşıyayız. Ekonomi yönetimi olarak bu sorunların farkındayız ve birçok önlem halihazırda almış durumdayız bu sektörleri desteklemek açısından. Bu sektörlerin dönüşüm süreçlerini de destekleyerek daha katma değer üreten bir seviyeye gelmelerini sağlamak istiyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yılmaz, makro politikalarda inandıkları ve uyguladıkları bazı temel prensiplerinin olduğunu belirterek, "Enflasyon düştüğünde yatırımın önünün açılacağını düşünüyoruz sektörler açısından. Bu da temel politikamız." dedi.</p>
<p><strong>"Cumhurbaşkanımız çok önemli bir liderlik rolü üstleniyor"</strong></p>
<p>Belirsizliklerin, istikrarsızlıkların arttığı bu dönemde, kendi istikrarını koruyabilen, belirsizlikleri engelleyebilen ve daha fazla tahmin edilebilirlik sunan ülkelerin yatırımcılar açısından avantaj elde ettiğine dikkati çeken Yılmaz, "Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan en baştan beri, 2002, 2003'ten beri her zaman bunun altını çizdi, istikrarın ve güvenin önemini vurguladı ve her zaman tekrarladı ki bunlar ekonomik politikada başarının anahtarı; siyasi istikrar ve politika istikrarı." diye konuştu.</p>
<p>Yılmaz, Orta Vadeli Program'a da değinerek, şöyle konuştu:</p>
<p>"Son derece tahmin edilebilir bir program ve piyasalara da nasıl bir yön izlediğimizi gösteriyor açıkça. Bu yüzden bizim kontrolümüzün dışında olan faktörler olsa da, bunlar bazen pozitif, bazen negatif oluyor, önemli olanın programımız ve gittiğimiz yön olduğunu düşünüyoruz. Bu yüzden çok ciddi bir siyasi destek var Cumhurbaşkanımız tarafından bize sunulan. Bizim programımızı son derece destekliyor ve karşılaşılan tüm zorluklara rağmen inanıyoruz ki bu program, Türkiye'yi dünyadan ayrıştıracaktır. Ayrıca vurgulamak isterim ki piyasa dostu, yatırım dostu yaklaşımlarının dışında Türkiye aynı zamanda bir diplomasi politikası da izliyor siyasette. Hem bölgemizde hem küresel ölçekte. Neredeyse dünyada yaşanan tüm çatışmalarda Cumhurbaşkanımız çok önemli bir liderlik rolü üstleniyor. Bir liderlik diplomasisi uyguluyor barış ve istikrar sağlamak açısından."</p>
<p><strong>"Türkiye istikrarını koruyor ve çatışmalardan uzak duruyor"</strong></p>
<p>Yılmaz, bunun yatırımcıların Türkiye'ye gelmesi açısından da ciddi bir teşvik sunduğunu, Türkiye'nin herhangi bir anlamsız çatışmanın tarafı olmadığını söyledi.</p>
<p>Adil bir barışın her türlü savaştan daha iyi olduğuna inandıklarını vurgulayan Yılmaz, şöyle devam etti:</p>
<p>"Türkiye istikrarını koruyor ve çatışmalardan uzak duruyor. Bir taraftan kendi savunma kapasitesini artırırken diğer taraftan da çok açık bir şekilde barışı ve diplomasiyi destekliyor, ileride uzun vadeli olarak yatırım yapılabilecek bir ülke olarak da profilini yükseltiyor. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak Cumhurbaşkanımızın liderliğinde barışı ve diplomasiyi desteklemeye devam edeceğiz çatışmalara karşı. Yatırım, piyasa dostu politikaları desteklemeye devam edeceğiz. Politikalarımız, korumacı politikalar olmayacak ve piyasalara müdahale tarafında olmayacak. Çatışmaların önlenmesine yönelik hamleler yapmayı tercih ediyoruz ve biz bence kendimizi kanıtladık son 20 yılda istikrarlı politikalarımızla ve bunu yapmaya da devam edeceğiz önümüzdeki dönemde."</p>
<p>Türkiye'nin geçen yıl turizmdeki en iyi yıllarından birini yaşadığını ve 65 milyar dolar gelir elde ettiğini bildiren Yılmaz, "Sektöre baktığınızda, rakamlara baktığınızda aslında biz bundan oldukça memnunuz. Elbette Türk halkı da yurt dışına gidiyor. Bu da Türk insanının aslında refahının bir göstergesidir. Turizm hala bizim cari dengemize katkıda bulunuyor." dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yilmaz-turkiye-uretim-ticaret-ve-dagitim-alanlarinda-merkezi-bir-us-haline-geliyor-77999</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/9/1280x720/cevdet-yilmaz-1777295287.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez&quot; basın toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, &quot;Türkiye, üretim, ticaret ve dağıtım alanlarında giderek merkezi bir üs haline gelmektedir. Bu kapsamda, ülkemizin rekabet gücünü artırmak ve yatırım ortamını güçlendirmek amacıyla yeni hukuki, idari, mali ve kurumsal düzenlemeleri hayata geçiriyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yildirimda-hedef-30-bin-yeni-konut-77998</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 15:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yıldırım’da hedef 30 bin yeni konut</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Yıldırım Belediyesi'nin kentsel dönüşüm çalışmalarını aralıksız sürdürdüğü bildirildi. Verilen bilgiye göre, Yıldırım’ın dört bir yanında yürütülen kentsel dönüşüm projeleri ile riskli yapılar daha modern ve güvenli yaşam alanlarına dönüşüyor.</p>
<p>Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, Bursa’da düzenlenen Yapı ve Yaşam Fuarı’nda ilçenin çehresini değiştiren kentsel dönüşüm projelerini anlattı. Başkan Yılmaz, Yıldırım’daki dönüşüm çalışmalarının hem Bursa’ya hem de Türkiye’ye örnek olduğunu vurguladı. Yılmaz, “Kentsel dönüşüm alanında Bursa'nın en tecrübeli kurumuyuz. 27 mahallede 286 proje inşaat alanında dönüşüm yapıyoruz. 2019 yılı itibariyle ruhsat alınarak inşasına başlanan 8 proje alanında yaklaşık bin 300 bağımsız birim yıkılarak 2 bin 350 adet konut ve 450 adet ticari alan olmak üzere toplamda 2 bin 800 bağımsız birim ürettik, üretiyoruz. 2026 yılı itibariyle projelendirme aşamasında olan 11 adet proje alanında 2 bin 850 bağımsız birim yıkılarak yaklaşık 3 bin 200’ü konut ve bin 400’ü ticari alan olmak üzere toplamda 4 bin 600 bağımsız birim üreteceğiz. Belediye projeleri ile Yıldırım’da toplamda; 4 bin 150 bağımsız birim yıkılarak yerine 7 bin 400 bağımsız birim üretildi ve üretilecek” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ef5ce11c8c2-1777294561.jpeg" alt="" width="651" height="366" /></p>
<h2><strong>“Hedef 30 bin yeni konut”</strong></h2>
<p>Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, kentsel dönüşüm çalışmalarında kamu-özel sektör işbirliğine dikkat çekti. Yılmaz, “Özel sektör ile iş birliği yaparak destek verdiğimiz 17 adet projemiz bulunuyor. Ayrıca kentsel dönüşüm çalışmaları başlamak üzere olan ve devam eden birçok özel sektör iş birliğimiz mevcut. Özel sektör ile iş birliği yaparak destek verdiğimiz 17 adet projemiz ile birlikte yaklaşık 750 bağımsız birim yıkılarak yerine 2 bin 300 adet depreme dayanıklı bağımsız birim üretilecek. Kamu ve özel sektör iş birliği ile Yıldırım ilçesinde; toplamda 4 bin 900 bağımsız birim yıkılarak yerine 9 bin 700 bağımsız birim üretildi ve üretilecektir. Kentsel dönüşümde 2024-2029 yılları arasındaki hedefimiz 30 bin konut üretmek. İmar plan çalışmaları tamamlanmış yaklaşık 720 hektar alanda imar uygulama çalışmalarını tamamlayarak kentsel dönüşüme hazır hale getirmiş bulunmaktayız” diye konuştu. </p>
<h2><strong>“Bugüne kadar 40 bin tapu dağıtıldı”</strong></h2>
<p>Başkan Oktay Yılmaz, “Bitişik nizam yapı yoğunluğu fazla sosyal, kültürel, eğitim gibi temel donatı alanlarının eksikliği bulunan 13 mahalleyi (Şükraniye, Sinandede, Mehmetakifersoy, Baruthane, Beyazıt, Eğitim, 152 Evler, Ortabağlar, Selçukbey, Güllük, Mimarsinan, kısmen Davutkadı ve Siteler) kapsayan yaklaşık 450 hektar alanda kentsel dönüşüme yönelik planlama çalışmalarını başlatmış bulunmaktayız. Bu çalışmalar sonrasında kamu desteği ve özel sektör eliyle çok daha fazla sayıda dönüşümün gerçekleşeceğini öngörüyoruz. Ayrıca dönüşümün önündeki en önemli engellerden olan mülkiyet sorununu çözmeye yönelik imar uygulaması çalışmalarımız da devam ediyor. 850 hektar alanda imar uygulaması süreçleri tamamlanarak 40 bin adet tapunun dağıtımını gerçekleştirdik. Yıldırım’da dönüşümün bütüncül ve sürdürülebilir olabilmesi için kentsel dönüşüm strateji belgesi çalışmalarını başlatan ilk merkez ilçe belediyesiyiz. Kentsel dönüşüm strateji belgemizi tamamlamak üzereyiz. Kentsel dönüşüm çalışmalarımızı, binaları yenilemekten ibaret görmüyoruz. Yeni ulaşım arterleri, sosyal alanlar ile birlikte yeni yaşam alanları oluşturuyoruz. Projelerimizin her birinin kendine has özellikleri bulunuyor” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yildirimda-hedef-30-bin-yeni-konut-77998</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/8/1280x720/yildirimda-hedef-30-bin-yeni-konut-1777294591.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bugüne kadar 40 bin tapu dağıttıklarını söyleyen Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, 27 mahallede 286 proje inşaat alanında dönüşüm ile hedeflerinin 30 bin yeni konut üretmek olduğunu belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-ili-hayvanciligi-gelistirme-birliginde-mustafa-isik-donemi-77996</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 15:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa İli Hayvancılığı Geliştirme Birliği’nde Mustafa Işık dönemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa İli Hayvancılığı Geliştirme Birliği’nin Olağanüstü Genel Kurulu Atatürk Kongre Kültür Merkezi’nde yapıldı. Genel Kurula Gürsu Belediye Başkanı Mustafa Işık, Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, Yenişehir Belediye Başkanı Ercan Özel, Kestel Belediye Başkanı Ferhat Erol, Keles Belediye Başkanı Ali Doğru, İznik Belediye Başkanı Kağan Mehmet Usta, Harmancık Belediye Başkanı Haşim Ali Arıkan ile genel kurul üyeleri katıldı.</p>
<p>Yapılan oylamada Bursa İli Hayvancılığı Geliştirme Birliği’nin (HAGEL) Başkanlığı’na Gürsu Belediye Başkanı Mustafa Işık seçildi. HAGEL’de Meclis Başkan Vekili olarak görev yapan Mustafa Işık, uzun süredir birlik içinde aktif çalışmalarda yer alıyordu. HAGEL’de yapılan oylama sonucu birinci başkan vekili Ali Doğru ve ikinci başkan vekili de Haşim Ali Arıkan oldu. Genel Kurulda Encümen üyeliklerine Bekir Aydın, Ercan Özel, Kamil Turhan, Kağan Mehmet Usta, Mustafa Aslan, Ramazan Sevim ve Tuncay Kocabıyık seçildi. Plan Bütçe Komisyonu ise şu isimlerden oluştu: "Selahattin Külcü, Coşkun Korkmaz, Ergül Aydın, Erdoğan Yıldız, Derya Deniz Kanar." </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-ili-hayvanciligi-gelistirme-birliginde-mustafa-isik-donemi-77996</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/6/1280x720/bursa-ili-hayvanciligi-gelistirme-birliginde-mustafa-isik-donemi-1777294191.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gürsu Belediye Başkanı Mustafa Işık, Bursa İli Hayvancılığı Geliştirme Birliği başkanı seçildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtu-patent-ticarilestirmede-turkiyenin-en-iyileri-arasinda-yer-aldi-77991</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 14:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> GTÜ, yüksek bedelli patentte ilk 3 arasında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Türkiye’nin teknoloji üretim kapasitesi ile üniversite-sanayi iş birliği performansını ortaya koyan “Türkiye’nin Patent Raporu 2025” sonuçları açıklandı.</p>
<p>Gebze Teknik Üniversitesi (GTÜ), özellikle yüksek ekonomik değer üreten patentlerin ticarileştirilmesinde gösterdiği performansla Türkiye’nin en başarılı yükseköğretim kurumları arasında yer aldı.</p>
<p>Raporda, 100 bin TL ve üzeri değere sahip “Yüksek Bedelli Patent Ticarileştirme” kategorisinde GTÜ, 2 büyük sözleşme ile ODTÜ ile birlikte Türkiye ikinciliğini paylaştı. Aynı kategoride ticarileşen patent sayısında ise GTÜ, toplam 3 patent ile Türkiye genelinde üçüncü sırada konumlandı.</p>
<p>GTÜ, yalnızca yüksek bedelli patent ticarileştirmelerinde değil, genel ticarileştirme performansında da dikkat çekti. 2025 verilerine göre üniversite, toplam 3 sözleşme ve ticarileşen 4 patent ile ulusal sıralamadaki güçlü yerini korudu. Üniversitenin özellikle katma değeri yüksek projelerde öne çıkması, teknoloji transfer stratejisinin ekonomik karşılığı yüksek ve pazarda karşılık bulan teknolojiler üzerine kurulduğunu ortaya koydu.</p>
<p>Sanayi ile iç içe kampüs yapısı, güçlü Ar-Ge altyapısı ve uygulama odaklı akademik yaklaşımıyla GTÜ, geliştirdiği teknolojileri ekonomik değere dönüştürerek Türkiye’nin teknolojik bağımsızlık hedeflerine somut katkı sunmayı sürdürdü.</p>
<p>Üniversitenin ticarileştirme vizyonuna değinen Gebze Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hacı Ali Mantar, “Gebze Teknik Üniversitesi olarak temel önceliğimiz, sadece akademik yayın üretmek değil, bu bilgiyi toplumun ve sanayinin hizmetine sunacak katma değerli teknolojilere dönüştürmektir. Türkiye’nin Patent Raporu 2025 sonuçları, bu stratejik odaklanmamızın meyvelerini verdiğini açıkça göstermektedir. Özellikle ‘Yüksek Bedelli Patent Ticarileştirme’ kategorisindeki başarımız, nicelikten ziyade niteliğe verdiğimiz önemin bir göstergesidir” dedi.</p>
<h2>"Bu başarı patentlerimizin pazar karşılığının yüksek olduğunu kanıtlamaktadır"</h2>
<p>Mantar, “Üniversitemiz, sanayinin tam kalbinde yer alan konumu ve güçlü Ar-Ge altyapısıyla, laboratuvarlarda geliştirilen buluşların raflarda kalmasını değil, ekonomik değere dönüşerek ülkemizin teknolojik bağımsızlığına katkı sunmasını hedeflemektedir. 100.000 TL ve üzeri ticarileştirme bedelleriyle elde ettiğimiz ulusal başarı, patentlerimizin pazar karşılığının ve teknolojik olgunluk seviyesinin ne kadar yüksek olduğunu kanıtlamaktadır. Havacılıktan savunmaya, biyoteknolojiden yapay zekaya kadar geniş bir yelpazede yürüttüğümüz çalışmalarla, sanayicimizin ihtiyaç duyduğu yerli ve milli teknolojileri geliştirmeye devam edeceğiz. Bu süreçte emeği geçen tüm akademisyenlerimizi ve Teknoloji Transfer Ofisi çalışanlarımızı tebrik ediyorum. GTÜ, yüksek teknoloji üretiminde Türkiye’nin öncü gücü olma vizyonunu sürdürecektir” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtu-patent-ticarilestirmede-turkiyenin-en-iyileri-arasinda-yer-aldi-77991</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/1/1280x720/gtu-yuksek-bedelli-patentte-turkiyenin-oncu-universiteleri-arasinda-yer-aldi-1777290297.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin Patent Raporu 2025’e göre Gebze Teknik Üniversitesi, 100 bin TL üzeri yüksek bedelli patent ticarileştirmede ODTÜ ile Türkiye ikinciliğini paylaşırken, ticarileşen yüksek değerli patent sayısında ise ülke genelinde üçüncü oldu. GTÜ, sanayiyle iç içe yapısı ve güçlü Ar-Ge altyapısıyla geliştirdiği teknolojileri ekonomik değere dönüştürerek üniversite-sanayi iş birliğinde öne çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-halkla-iliskiler-derneginde-yeni-baskan-serdar-omerogullari-77987</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 14:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa Halkla İlişkiler Derneği’nde yeni Başkan Serdar Ömeroğulları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Türkiye’nin alanında sayılı meslek örgütlerinden biri olan Bursa Halkla İlişkiler Derneği (BHİD), hafta sonu gerçekleştirilen olağan genel kurul toplantısıyla yeni dönem yönetimini belirledi. Nilüfer Karaman Dernekler Yerleşkesi’nde düzenlenen genel kurulda, dernek üyelerinin yoğun katılımı dikkat çekti.</p>
<p>Mevcut Başkan Gülşah Cebelli yönetiminde genel kurula giden dernekte seçimler, tek liste ile gerçekleştirildi. Genel kurul kapsamında sunulan faaliyet raporu, denetleme raporu ve mali raporlar üyelerin oy birliği ile ibra edildi. Daha önce üç dönem dernek başkanlığı görevini üstlenen Serdar Ömeroğulları, yeniden başkanlığa seçildi. Ömeroğulları’nın önceki döneminde hayata geçirilen ve Bursa’nın tanıtımına önemli katkı sağlayan HİÇ Ödülleri (Halkla İlişkiler Çalışmaları Ödülleri) ise 2013 yılından bu yana sektörün önemli organizasyonları arasında yer alıyor. Genel kurulda yaptığı konuşmada derneğin 1992 yılından bu yana kesintisiz faaliyet gösterdiğini hatırlatan Ömeroğulları, geçmiş dönem yönetimlerine katkılarından dolayı teşekkür etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ef4595c2b22-1777288597.jpeg" alt="" width="518" height="413" /></p>
<p>Halkla ilişkiler mesleğinin stratejik önemine vurgu yapan Ömeroğulları, Bursa’da aktif olarak faaliyet gösteren tüm iletişim profesyonellerini dernek çatısı altında buluşmaya davet ederek, “Mesleğimizin gelişimi ve kurumsal gücünün artırılması için birlik ve dayanışma büyük önem taşıyor. Tüm meslektaşlarımızı derneğimize sahip çıkmaya davet ediyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Genel kurul sonucunda oluşan yeni yönetim kurulunda şu isimler yer aldı: Ahmet Akhan, Sena Er, Metin Baykal, Seda Şen, Begüm Bakioğlu, Buket Yamanlar, Seray Gül, Ramazan Gültaş ve İlknur Çatak Şen. Denetleme Kurulu ise Bülent Sezgin, Ahmet Aydın, Ferdi Yılmaz, Elif Sezgin, Nadir Tülek ve Sevgi Yalçın’dan oluştu.</p>
<p>Yeni dönemde BHİD yönetiminin; mesleki dayanışmayı güçlendiren projeler, eğitim programları ve sektörel iş birlikleriyle Bursa’daki iletişim sektörüne katkı sunmayı hedeflediği belirtildi. Derneğin, halkla ilişkiler mesleğinin saygınlığını artırmaya yönelik çalışmalarına hız kesmeden devam edeceği ifade edildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-halkla-iliskiler-derneginde-yeni-baskan-serdar-omerogullari-77987</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/7/1280x720/bursa-halkla-iliskiler-derneginde-yeni-baskan-serdar-omerogullari-1777288642.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Halkla İlişkiler Derneği genel kurulunda başkanlığa Serdar Ömeroğulları seçildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracat-talep-endeksi-aylik-988e-indi-77985</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracat Talep Endeksi martta 98,8&#039;e indi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) önemli pazarlarda talebi oluşturan koşullar ile global ekonomideki talep ve risklerin takip edildiği İhracat Pazar Monitörü'nün mart ayı sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre, ihraç edilen ürünlere olan talep koşullarını ihracat yapılan pazarlar üzerinden temel makroekonomik göstergeler ve öncü makroekonomik göstergeleri kullanarak takip eden İhracat Talep Endeksi, martta aylık bazda yüzde 0,9, geçen yılın aynı ayına göre ise yüzde 0,1 azalışla 98,8'e geriledi. Martta işsizlik, enflasyon ve sanayi üretimindeki kısmi iyileşmelere karşın, iş güveni ve tüketici güvenindeki gerilemeler talep endeksini uzun dönem ortalamasının altına düşürdü.</p>
<p>Uzun ve kısa vadeli sosyal, ekonomik ve politik göstergelerden yararlanarak oluşturulan ve ihracat pazarlarının risklere karşı direncini ölçen TİM Pazar Dayanıklılık Endeksi ise aylık bazda yüzde 3,1, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 1,4 gerileyerek 96,6 oldu.</p>
<p>Küresel jeopolitik risklerdeki önemli artış ve ihracat talep endeksinin uzun vadeli ortalamasının altına düşmesi, ihraç pazarları genelinde dayanıklılığı olumsuz etkiledi ve endeksi uzun dönem ortalamasının altına düşürdü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracat-talep-endeksi-aylik-988e-indi-77985</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/5/1280x720/ihracat-ithalat-dis-satim-1777288020.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TİM&#039;in mart verilerine göre İhracat Talep Endeksi, aylık bazda 0,9 puan azalarak 98,8&#039;e, Pazar Dayanıklılık Endeksi de yüzde 3,1 azalışla 96,6&#039;ya geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yeni-organizasyon-yapimizla-buyume-stratejimizi-kararlilikla-surdurecegiz-77984</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 13:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Yeni organizasyon yapımızla büyüme stratejimizi kararlılıkla sürdüreceğiz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dondurulmuş gıda ve konserve kategorisinde SuperFresh, donuk fırıncılıkta DFU, yağ kategorisinde Bizim Yağ, Terem, Luna, Yayla, Sabah ve Halk, sürülebilir peynir kategorisinde Ülker Sürmix markalarını bünyesinde barındıran Besler, sektördeki konumunu daha da ileri taşımak hedefiyle organizasyon yapısını yeniden şekillendirdiğini duyurdu.</p>
<p>Bu kapsamda Gülizar Öcal Doğan, Besler İş Birimleri Pazarlama, İletişim ve Sürdürülebilirlikten Sorumlu Başkan Yardımcısı oldu. Doğan, markalaşma, inovasyon, dijital iletişim ve sürdürülebilirlik alanlarındaki birikimiyle Besler'in marka gücünü ve kurumsal itibarını daha da ileri taşımak için çalışacak.</p>
<p>Ufuk Kasar, Mali İşler ve Bilgi Teknolojilerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı görevine getirildi. Kasar, finansal planlama, raporlama, nakit akışı, maliyet yönetimi ve kurumsal dönüşüm alanlarındaki tecrübesiyle şirketin finansal ve teknolojik altyapısının güçlendirilmesine katkı sunacak.</p>
<p>Satınalma ve Tedarik Zincirinden Sorumlu Başkan Yardımcısı olarak atanan Özhan Nuri Özesenli de tedarik zinciri optimizasyonu, planlama, lojistik ve operasyonel mükemmellik alanlarında Besler'in entegre yapısını destekleyecek.</p>
<p>Şirkette İnsan Kaynakları Direktörü olarak görev yapan Hamide Güven Şen, Besler İnsan Kaynakları Genel Müdürü (CHRO) olarak atandı. İnsan kaynakları alanındaki dönüşüm, organizasyonel gelişim ve yetenek yönetimi deneyimiyle Şen, Besler'in insan ve kültür yapılanmasına liderlik edecek.</p>
<p>Donuk Fırıncılık Ürünleri (DFU) Genel Müdürü olarak görev yapan Ilgın Hasırcıoğlu, Yağ İş Birimi ve Dondurulmuş Gıda ihracat süreçlerinden sorumlu Dış Ticaret Genel Müdürü olarak atandı. Hasırcıoğlu, ihracat operasyonları ve uluslararası ticaret alanındaki deneyimiyle Besler'in küresel pazarlardaki etkinliğini artıracak.</p>
<p>Besler Yağ İş Birimi'nde Satış ve Ticari Pazarlama Direktörü olarak görev yapan Ali Ertuğrul Yemiş, Yağ İş Birimi'nde perakende, ev dışı tüketim (EDT) ve endüstriyel gruplardan sorumlu Satış Genel Müdürü görevine getirildi. Yemiş'in satış organizasyonu, kanal yapılanması ve ticari büyüme alanlarındaki deneyiminin şirketin ticari performansına katkı sağlaması hedefleniyor.</p>
<p>Besler'de Dondurulmuş Gıda Ürünleri İşletmeler Direktörü olarak görev yapan Murat Ardahanlı, Dondurulmuş Gıda İş Birimi İşletmeler Genel Müdürü oldu. Ardahanlı, mevcut sorumluluklarına ek olarak üretim süreçleri, verimlilik ve operasyonel performans alanlarında katkı sağlamaya devam edecek.</p>
<p>Şirket, inovasyonu merkeze alan, daha çevik ve entegre bir organizasyon yapısı oluşturmak amacıyla AR-GE ve kalite fonksiyonlarını tek çatı altında birleştirdi. Bu kapsamda, Hatice İçeli, Yağ ve Mutfak, Kerem Çetin ise Dondurulmuş Gıda İş Birimleri'nde AR-GE ve Kaliteden Sorumlu Grup Direktörü olarak atandı. Yeni yapılanmayla inovasyon süreçlerinin uçtan uca, daha hızlı ve yüksek kalite odağıyla yönetilmesi hedefleniyor.</p>
<p>Besler, yeni organizasyon yapısı ve liderlik ekibiyle faaliyet gösterdiği kategorilerde sürdürülebilir büyümesini desteklemeyi, operasyonel yetkinliklerini daha ileri taşımayı ve iç pazarda olduğu kadar uluslararası pazarlarda da rekabet gücünü artırmayı hedefliyor.</p>
<p><strong>"Değer üretiyoruz"</strong></p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Yıldız Holding Gıda Grubu Başkanı ve Besler CEO'su Mert Altınkılınç, gıda sektöründe geniş kategori çeşitlilikleri, yenilikçi ürünleri ve güçlü markalarıyla hem iç pazarda hem de uluslararası pazarlarda değer ürettiklerini belirtti.</p>
<p>Altınkılınç, "Dinamik iş modelimiz, nitelikli insan kaynağımız, yüksek üretim kapasitemiz, inovasyon gücümüz ve sürdürülebilir tedarik zincirimiz sayesinde rekabet avantajımızı güçlendiriyoruz. Bu kapsamda yeni organizasyon yapımız ve güçlenen liderlik ekibimizle inovasyon, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik odağında büyüme stratejimizi kararlılıkla sürdüreceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yeni-organizasyon-yapimizla-buyume-stratejimizi-kararlilikla-surdurecegiz-77984</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/9/1280x720/mert-altinkilinc-1774942245.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni atamalar hakkında açıklama yapan Besler CEO&#039;su Mert Altınkılınç, &quot;Yeni organizasyon yapımız ve güçlenen liderlik ekibimizle inovasyon, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik odağında büyüme stratejimizi kararlılıkla sürdüreceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/yumakli-orman-yanginlariyla-mucadeleyi-28-ucak-119-helikopter-ve-14-iha-ile-yurutecegiz-77982</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 13:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yumaklı: Orman yangınlarıyla mücadeleyi 28 uçak, 119 helikopter ve 14 İHA ile yürüteceğiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ile Orman Genel Müdürlüğü Yangın Yönetim Merkezi'nde 30 ilin valisinin de yer aldığı "Orman Yangınlarında Riskli İllerin Valileriyle Koordinasyon Toplantısı"na katıldı.</p>
<p>Orman Genel Müdürü Bekir Karacabey, toplantı öncesi, geçen yıl orman yangınlarına karşı yürütülen mücadeleye ve bu yıl yapılacak hazırlıklara ilişkin sunum gerçekleştirdi.</p>
<p>Sunum sırasında tatbikat da yapıldı. Bu kapsamda İzmir'de çıkan orman yangınına merkezden verilen koordinatlarla kara ve hava araçlarıyla müdahale edildi. İHA ile izlenen yangın kısa sürede kontrol altına alındı.</p>
<p>Bakan Yumaklı, sunum sonrası yaptığı konuşmada, yeşil vatanı koruma iradelerini, güçlü koordinasyon, ortak akıl ve seferberlik ruhuyla bir kez daha ortaya koymak için bir arada olduklarını söyledi.</p>
<p>Bakan Çiftçi ve 30 ilin valisiyle geçen yılın değerlendirmesini yaparak bu yılki hazırlıkları gözden geçireceklerini vurgulayan Yumaklı, iklim değişikliğinin etkisiyle artan sıcaklıklar, kuraklık ve aşırı hava olaylarının yangın riskini her geçen yıl daha da artırdığını bildirdi.</p>
<p><strong>"Teknolojiyi insan tecrübemizle birleştirerek mücadelemizi güçlendiriyoruz"</strong></p>
<p>Yangınlar çıkmadan mücadeleyi başlattıklarını anlatan Yumaklı, "Orman Genel Müdürlüğümüz, kasım ayından bu yana orman içi yollardan akıllı gözetleme kulelerine, ilk müdahale ekiplerinden eğitim çalışmalarına kadar geniş bir perspektifte hazırlıklarını yaptı. Köylerimizde, okullarımızda, camilerimizde vatandaşlarımıza ulaştık, bilgilendirme çalışmalarını tamamladık." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yumaklı, geçen yıl yanan yerlerin ağaçlandırmasını bu yıl bitireceklerine dikkati çekerek, yanan alanların bir metrekaresinin bile imara açılmayacağını, ağaçlandırılacağını kaydetti.</p>
<p>Yangınla mücadele kabiliyet ve kapasite seviyesini her geçen gün artırmaya devam ettiklerini belirten Yumaklı, şunları söyledi:</p>
<p>"Bu yıl da orman yangınlarıyla mücadeleyi 28 uçak, 119 helikopter ve 14 İHA ile yürütmüş olacağız. Sayısı 15 adet artan hava araçlarımızla birlikte havadan müdahale kapasitemiz 462 ton su atmaya yükselmiş durumda. Kara gücümüzde 1953 arazöz, 2 bin 766 ilk müdahale aracı ve 878 iş makinemiz de sahada olacak. Teknolojiyi insan tecrübemizle ve gücümüzle birleştirerek mücadelemizi de güçlendirmeye devam ediyoruz. İHA'larımız, akıllı sistemlerimiz ve karar destek mekanizmalarımız sahadaki arkadaşlarımızın emeği ve tecrübesiyle birleşerek gerçek anlamına ulaşmış olacak. Bu yıl orman kahramanı arkadaşlarımızın sayısını da 25 binden 28 bine çıkarmış durumdayız. Sayıları 138 bini aşan orman gönüllülerimiz de sahadaki mücadelemize en büyük desteklerden birisi olacak."</p>
<p>Yumaklı, tabiatın bütün güzelliğiyle uyanışına şahit oldukları bugünlerde ormanlar için riskli bir eşiğe gelindiğini anımsatarak, istatistiklere göre geçen yıl çıkan orman yangınlarının yüzde 91'inin doğrudan ya da dolaylı olarak insan unsuru taşıdığı bilgisini verdi.</p>
<p>Orman yangınlarının sebebi dışında müsebbibinin de bulunduğunu ifade eden Yumaklı, "Dolayısıyla bu anlamda bu zamana kadar olduğu gibi sıfır tolerans ilkesiyle devam edileceğini, bilerek ya da bilmeyerek doğrudan ya da dolaylı yangına sebep olmanın ağır sonuçları ve cezalarının olduğunu hatırlatmak istiyorum. Vatandaşlarımıza hep beraber riski yönetelim çağrısında bulunuyorum." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Devletimizin bütün kurumları sahada hazır"</strong></p>
<p>Yumaklı, vatandaşlardan rüzgarlı havalarda açık alanlarda ateş yakmamalarını isteyerek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Piknik sonrası alanın temizlendiğinden ve soğuduğundan emin olalım. En ufak yangın emaresi görüldüğünde de mutlaka ulaşılabilecek bir güvenlik birimine ya da 112'yi arayarak bu ihbarı gerçekleştirelim. Erken müdahalenin çok hayati ve kritik olduğunu ancak en büyük başarının orman yangınının çıkmamasını sağlamak olduğunu da ifade etmek istiyorum. Biz hazırız. Devletimizin bütün kurumları, bütün unsurlarıyla sahada hazır. Vatandaşlarımızdan tek istediğimiz destek, duyarlılık ve dikkat. Yeşil vatanımızı el birliğiyle, dikkatle ve sevgiyle koruyalım."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/yumakli-orman-yanginlariyla-mucadeleyi-28-ucak-119-helikopter-ve-14-iha-ile-yurutecegiz-77982</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/2/1280x720/346364-1777287106.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Orman Yangınlarında Riskli İllerin Valileriyle Koordinasyon Toplantısı&quot;nda konuşan Bakan Yumaklı, &quot;Bu yıl orman yangınlarıyla mücadeleyi 28 uçak, 119 helikopter ve 14 İHA ile yürütmüş olacağız. Sayısı 15 adet artan hava araçlarımızla birlikte havadan müdahale kapasitemiz 462 ton su atmaya yükselmiş durumda.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tanriverdi-sektorde-bir-donusum-sureci-yasaniyor-77978</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 12:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tanrıverdi: Sektörde bir dönüşüm süreci yaşanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>İzmir’de düzenlenen 8. Ulusal Pamuk Zirvesi’nde, Türk tekstil sektörünün dünyadaki konumu, rekabet gücü ve geleceği ele alındı.</p>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı ile Ulusal Pamuk Konseyi iş birliğinde “Türk Pamuğunda Kritik Eşik” ana temasıyla İzmir Ticaret Odası Konferans Salonu’ndaki etkinlikte, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Tekstil ve Hammaddeleri Sektör Kurulu Başkanı Ahmet Fikret Kileci’nin moderatörlüğünde “Türk Tekstilinin Dünya ile Rekabeti” başlıklı oturum gerçekleştirildi. Zirveye Kahramanmaraş merkezli, Ensar Tekstil Yönetim Kurulu Üyesi Ertuğrul Tanrıverdi de katıldı.</p>
<p>Tanrıverdi, yaptığı konuşmada salgında sektördeki şirketlerin yüksek kazanç elde ettiğini, ihtiyaç fazlası ürünlerini sattığını ve piyasanın güçlü seyrettiği bir dönem yaşandığını ancak sonrasında değişen tüketim alışkanlıkları ve düşen fiyatların sektörü zorladığını kaydetti.</p>
<p>Sektörde bir dönüşüm süreci yaşandığı, bunun sağlanamaması halinde sürecin krize dönüşebileceği uyarısında bulunan Tanrıverdi, şunları ifade etti:</p>
<p>“Konfeksiyonun doğası gereği çok büyük tesislerle değil de daha fazla atölyelerle, daha küçük işletmelerle yapıldığı için otomasyona, otomasyon gibi işlere sermaye ayıramadılar. Zaten dünyada tam olarak konfeksiyonda otomasyon hala sağlanmadı. Konfeksiyonumuz durduğu zaman arkadan gelen ham maddemiz, kumaşımız, ipliğimiz, pamuğumuz maalesef bir şeye yaramaz hale geliyor. Bizim bunu toparlamamız lazım. Bu dönüşümü sağlayamadığımız zaman da otomasyonu sağlayamadığımız zaman, yeni standartlara uygun olmadığımız zaman da maalesef bu iş krize dönüşüyor.”</p>
<p>Tanrıverdi, polyester sektörünün güçlü bir lobi faaliyeti yürüttüğünü, buna karşın pamuğu dünyada küresel ölçekte temsil eden güçlü bir yapıya sahip olmadığını aktardı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tanriverdi-sektorde-bir-donusum-sureci-yasaniyor-77978</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/8/1280x720/tanriverdi-sektorde-bir-donusum-sureci-yasaniyor-1777283394.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 8. Ulusal Pamuk Zirvesi’nde konuşan Ensar Tekstil Yönetim Kurulu Üyesi Ertuğrul Tanrıverdi, sektörde bir dönüşüm süreci yaşandığı, bunun sağlanamaması halinde sürecin krize dönüşebileceğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esko-eskisehirdeki-depolama-krizine-cozum-hedefiyle-yola-cikti-77977</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 12:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> ESKO, Eskişehir’deki depolama krizine çözüm hedefiyle yola çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Eskişehir’de sanayi ve ticaret alanında faaliyet gösteren yüzlerce işletmenin depolama ve yerleşim sorunlarına çözüm üretmek amacıyla kurulan Eskişehir Gelişim ve Karma Kooperatifi (ESKO), şehirde yeni bir ticari yapılanmanın kapısını aralıyor. Kooperatif, özellikle toptancılık hizmeti veren işletmelerin uygun alanlarda faaliyet gösterebilmesi için altyapısı hazırlanmış yeni bir ticaret ve depolama bölgesi oluşturmayı hedefliyor. Sanayi bölgelerinde üretim dışı faaliyetlere getirilen kısıtlamalar ve mevcut sanayi sitelerinin metrekare açısından yetersiz kalması, işletmeleri alternatif ve çoğu zaman ruhsatsız alanlara yönlendirirken, bu durum son yıllarda denetimlerin artmasıyla birlikte ciddi bir sorun haline geldi.</p>
<p>ESKO Yönetim Kurulu Başkanı Murat Özcan, şehirde uzun yıllardır devam eden bu sorunun artık sürdürülemez noktaya ulaştığını belirterek, çözüm için ortak hareket edilmesi gerektiğini ifade etti. Sektör temsilcilerinin yaşadığı sıkıntılara dikkat çeken Özcan, “Yıllardan beri bu şehirde ticaret yapıyoruz. Sadece üretim değil, bunun bir de satış, pazarlama ve toptancılık ayağı var. Ancak mevcut sanayi sitelerinde 300-500 metrekarelik alanlar bizim gibi işletmeler için yeterli değil. OSB’lerde ise artık yalnızca üretim faaliyetlerine izin veriliyor. Bu nedenle yıllardır birçok işletme mecburen farklı alanlarda depolama yapmak zorunda kaldı. Son iki yılda ise bu alanlar ruhsatsız kabul edilerek ciddi yaptırımlarla karşı karşıya kalındı. Yüzlerce esnafı ilgilendiren bu sorun artık kangren haline geldi ve çözülmesi kaçınılmaz bir noktaya ulaştı” dedi.</p>
<p><strong>Kooperatif modeliyle ortak çözüm</strong></p>
<p>ESKO’nun kuruluş sürecinin uzun bir hazırlık dönemine dayandığını belirten Özcan, kooperatif modelinin bilinçli bir tercih olduğunu vurguladı. Özcan, “Bir yıldan fazla süredir yaptığımız görüşmelerde şunu gördük; bu sorun bireysel çabalarla çözülemez. Kurumsal bir yapı kurarak hem taleplerimizi daha güçlü şekilde iletmek hem de kamu yararı gözeten bir model oluşturmak zorundayız. Kooperatif kurmamızın temel nedeni de budur. Sadece belli bir grubun değil, bu sorunu yaşayan tüm kesimlerin dahil olabileceği bir yapı oluşturmak istiyoruz. Devletimizin sunduğu teşviklerden yararlanarak daha planlı ve sürdürülebilir bir ticaret alanı kurmayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Hedef planlı ve sürdürülebilir ticaret alanı</strong></p>
<p>Kooperatifin temel hedefleri arasında, şehir içindeki dağınık ve plansız depolama alanlarının yerine altyapısı tamamlanmış, imarlı ve çevreci bir ticaret bölgesi oluşturulması yer aldığını kaydeden Murat Özcan, bu kapsamda, Türkiye’nin farklı şehirlerinde hayata geçirilen benzer projelerin de incelendiğini belirterek, “Bugün Gaziantep, Kayseri, Konya gibi şehirlerde bu sorun yıllar önce çözülmüş durumda. Bu şehirlerde toptancılık ve depolama alanları planlı şekilde oluşturulmuş. Biz de Eskişehir’de aynı vizyonla hareket ediyoruz. Ana yollarla bağlantılı, altyapısı hazır, çevreye duyarlı ve yenilenebilir enerji imkanlarından faydalanan bir ticaret alanı kurmak istiyoruz. Bu proje sadece bugünün değil, gelecek 50 yılın ihtiyacını karşılayacak bir yatırım olacak” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>Geniş katılım hedefleniyor</strong></p>
<p>Kooperatifin kurucu yapısının ilk etapta sınırlı sayıda şirketten oluştuğunu ancak ilerleyen süreçte geniş katılım hedeflendiğini aktaran Özcan, farklı sektörlerin de projeye dahil edilmesinin planlandığını ifade ederek şu açıklamalarda bulundu: “Bugün burada kurucular kurulu olarak bir başlangıç yaptık. Ancak hedefimiz çok daha geniş bir yapı. İnşaat malzemecilerinden mobilyacılara, gıda toptancılarından lojistik firmalarına kadar birçok sektör bu sorundan etkileniyor. Kuracağımız dijital platform üzerinden talepleri toplayacağız ve ortak bir planlama ile ilerleyeceğiz. Bu yapıyı ne kadar kapsayıcı hale getirirsek, çözüm de o kadar güçlü olacaktır.”</p>
<p><strong>Kurucular kurulu 8 şirketten oluştu</strong></p>
<p>ESKO’nun kuruluş sürecinde farklı sektörlerden firmaların bir araya geldiğini belirten Murat Özcan, kooperatifin ilk etapta 8 şirketin katılımıyla kurulduğunu açıkladı. Kurucu yapının sektörün farklı alanlarını temsil ettiğine işaret eden Özcan, “Kooperatifimizin Kurucular Kurulu’nda sekiz şirket yer alıyor. Bu yapı, Eskişehir’de ticaretin farklı kollarını temsil eden güçlü bir birlikteliği ortaya koyuyor. Esoto, Yiğitler Hırdavat, Sivriler İnşaat, Esözcanlar İnşaat Malzemeleri, Çam Kirazı, Akın İnşaat Malzemeleri, Motif Mobilya ve Gürbüz Kara İnşaat Malzemeleri firmaları kurucular kurulumuzda yer alıyor. Bu birliktelik, şehrimizdeki ticari sorunlara ortak akılla çözüm üretme irademizin en somut göstergesidir” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esko-eskisehirdeki-depolama-krizine-cozum-hedefiyle-yola-cikti-77977</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/7/1280x720/esko-eskisehirdeki-depolama-krizine-cozum-hedefiyle-yola-cikti-1777282967.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eskişehir’de faaliyet gösteren toptancı ve dağıtımcı işletmelerin uzun yıllardır karşı karşıya olduğu depolama ve ruhsat sorunlarına çözüm üretmek amacıyla kurulan Eskişehir Gelişim ve Karma Kooperatifi, sektörün ihtiyaçlarına yönelik planlı bir ticaret ve depolama alanı oluşturmayı hedefliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracatcilara-ve-yatirimcilara-yeni-vergisel-avantajlar-geliyor-77975</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 12:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracatçılara ve yatırımcılara yeni vergisel avantajlar geliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>"Türkiye Yüzyılı Yatırım için Güçlü Merkez Programı"nda yatırım ortamını güçlendirmeye yönelik yeni düzenlemeler geçen hafta açıklandı. Bazı vergi düzenlemelerinin de yer aldığı programın, ağırlıklı olarak Türkiye’nin bir yatırım üssü olmasına yönelik olduğu anlaşılıyor. </p>
<p>Komşu ülkelerde yaşanan bölgesel çatışmalar, yatırımcılar için yeni güvenli liman arayışını artırıyor. Bu bağlamda Türkiye, hem bu bölgesel gerilimlerin bir parçası olmaması hem de birçok yatırımcı için çeşitli desteklerin sağlanması açısından yeni yatırımcıların tercih edilebileceği bir noktada yer alıyor.     </p>
<p><strong>Programda hangi teşvikler planlanıyor? </strong></p>
<p>Programın açıklanmasıyla birlikte, öne çıkan vergi teşvikleri daha belirgin hâle geldi. Özellikle bu teşviklerin bir torba kanun ile teşvik paketi olarak kanunlaşacağı anlaşıldı. Bu gibi torba kanun ile başlayan çalışmaların, genel kurula gelene kadar birçok ilave kanun değişiklileri ile farklı düzenlemeleri içermesi mümkün görünüyor. Bu nedenle, önümüzdeki dönemde farklı düzenlemeleri de takip etmemiz gerekiyor.</p>
<p>Programda ilk olarak, imalatçı ve ihracatçılar için tatbik edilen %20 kurumlar vergisinin %9’a çekileceği ifade ediliyor. Diğer düzenlemeye göre ise genel ihracatçılarda yine kurumlar vergisi %20’den %14’e indiriliyor.</p>
<p>Ayrıca İstanbul Finans Merkezi'nde (İFM) faaliyet gösteren kurumlara sağlanan vergi avantajı genişletilirken, İFM'de yürütülen transit ticaret faaliyetlerinden elde edilen kazançlardaki vergi indirimi %50'den %100'e çıkarılıyor ve bu kazançlardan kurumlar vergisi alınmaması planlanıyor. Son olarak ise yazılım, mühendislik, mimarlık ve sağlık turizmi gibi katma değerli olarak kabul edilen bu gibi hizmet ihracatından sağlanan döviz gelirlerinin de %100’ü indirim kapsamına alınıyor.</p>
<p>Düzenleme içinde dış ticaret alanında faaliyet gösteren kişiler dışında yatırımcıları da yakından ilgilendiren düzenlemelerin de olacağı ifade ediliyor. Varlık barışı, yurt dışından ülkeye döviz getirilmesi gibi durumlarda vergilendirmeme üzerine bir çalışmanın da düzenlemede olacağı anlaşılıyor.</p>
<p><strong>Düzenleme ne ifade ediyor?</strong></p>
<p>İhracatçılar uzun süredir kurdan kaynaklı sıkıntılarını dile getiriyordu. Şirketlerin üretim maliyetleri; petrol fiyatların artışı, ücretlerin enflasyon oranında güncellenmesi gibi nedenlerle artıyor. Ancak ihracat bedelleri yani gelir açısından, kurda bir artış olmadığı için kârlılıklarında azalma yaşanıyor. Yapılan bu vergisel indirim ya da kurumlar vergisinde oran azalması ihracatçılar için olumlu bir gelişme olarak algılanabilir.</p>
<p>Diğer bir düzenleme transit ticaret faaliyeti yapan şirketleri kapsıyor. Bu işlemin de bir tür ihracat faaliyeti olduğunu dikkate alırsak, yine ihracatçıya yönelik bir vergisel teşvik olduğu söylenebilir. Bu düzenleme sadece İFM’de yer alan şirketlerle sınırlı. Ancak burada öne çıkan nokta yabancı yatırımcıların şirket merkezlerinin Türkiye’de olması gerektiği yönünde bir teşvik olarak da ifade edebilir çünkü bu sistemde eşyaların ülkeye gelmeden alım-satımının ülkemizde olması gerekiyor ve bu kazançlardan elde edilen gelirin tamamının kurumlar vergisinden istisna olacağı belirtiliyor. Bu düzenlemelerle, küresel şirketlerin bölgesel yönetim merkezlerini Türkiye’de konumlandırması adına  bir adım atılıyor. Böylelikle, son coğrafi gelişmelere paralel olarak, Türkiye güvenilir yatırım üssü olarak işaret ediliyor. </p>
<p><strong>Ne yapılmalı?</strong></p>
<p>Ülkemizde yatırım ortamının artırılmasına yönelik her düzenleme oldukça önem taşıyor. Son yıllarda doğrudan yatırım almakta zorlanmamız nedeniyle, bölgedeki yatırımcıların güvenli alan olarak ülkemizi görmesi ve vergisel teşviklerle ülkemizi tercih etmelerinin sağlanması kritik hale geliyor. 2025 senesinde 20 milyar USD olan uluslararası yatırımlar son zamanlarda 8 milyar USD civarında gerçekleşiyor. Bu nedenle, yatırım tutarının artırılması için bu gibi teşviklerin genişletilmesi gerekiyor. Örneğin, uzun yıllardır tartıştığımız Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu (KKDF)’nun ithalatta kaldırılması konusu. Finansmana erişimin bu kadar pahalı olduğu bir zamanda satıcıdan vade avantajı kullanımının önünün açılması gerekiyor.</p>
<p>Diğer taraftan, Kuzey Afrika ülkelerinin (Mısır, Tunus, Fas gibi) ekonomik olarak avantajlı olmalarından dolayı bu ülkelere yatırım yapılıyor. Hatta bizim ülkemizden de bu ülkelere yatırımların yapıldığı biliniyor. Bu noktada, mevcut uluslararası yatırımcıların yeni proje alamama ya da mevcut projelerini koruyamama durumu gözden kaçan bir konu olarak öne çıkıyor. Bu noktada, yatırım rekabeti yaşadığımız ülkelerle yatırım ortamı açısından bir etki analizi yapılması büyük önem taşıyor çünkü yeni yatırımların ülkemize gelmesi için yalnızca vergisel teşviklerin yeterli olmasını öngörmemek gerekiyor. Vergi teşviklerinin yanı sıra, ithalat maliyetlerin büyüklüğü (korumacılıktan kaynaklı ek mali yükümlülükler, ithalattaki gözetim ve bu gözetim uygulamalarına ilişkin tali uygulamalar gibi), gümrük süreçlerindeki kolaylaştırmalar, üretim maliyetlerindeki artışların gözden geçirilmesi gibi önemli konulara odaklanılarak bu yönde aksiyon alınması gerekiyor.</p>
<p><strong> </strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracatcilara-ve-yatirimcilara-yeni-vergisel-avantajlar-geliyor-77975</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracatçılara ve yatırımcılara yeni vergisel avantajlar geliyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/is-yonetimi-simulasyonu-3-tatbikat-ve-deneyim-77970</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 10:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> İş yönetimi simülasyonu-3: Tatbikat ve deneyim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Önceki yazımızda, insanlık tarihinde yer alan bazı simülasyon örneklerini vermiştik. Simüle etmeyi, “bir şeyi veya vakayı gerçekmiş gibi tasarlayarak, benzerini canlandırmak” yani bir nevi “tatbikat” diye tanımlamıştık. Tatbikat kelimesi akıla askerlik mesleğini ve savaşları getiriyor. Başka konularla ilgili de (Yangın ile mücadele gibi) yapılan tatbikatlar var elbette, ancak bizim dilimizde bu kelimenin temel olarak iki anlamı var; bir tanesi “askeri manevra”, diğeri de “uygulama”.</p>
<p>Yazılı tarihe geçmiş en eski tatbikatlar antik çağlara kadar uzanıyor. Antik Mısır’ın Yeni Krallık döneminde (M.Ö. 1550-1070) Mısır ordusunun Nil Nehri kıyılarında ve çöl bölgelerinde savaş tatbikatları düzenledikleri biliniyor. Firavun 2. Ramses, Hititler ile Kadeş Savaşı’na (M.Ö. 1274) hazırlanırken ordusunu ikiye ayırmış ve karşılıklı manevralar yaptırmıştır. Sun Tzu (MÖ 544-496), "Savaş Sanatı" adlı eserinde askeri tatbikatların önemine değinmiş, Generallere askerlerin disiplinini artırmak için barış zamanlarında düzenli olarak tatbikat yapmalarını öğütlemişti. Gerçekten de Çin’de savaş arabalarının, piyadelerin ve okçuların birlikte hareket etmelerini sağlamak için, farklı tarihlerde geniş çaplı tatbikatlar düzenlenmiş olduğu kayıt altına alınmış. “Ordularının kurmay ekiplerine, subaylarına ve askerlerine barış zamanlarında düzenli olarak savaş simülasyonları uygulayan devletler, diğer devletlere karşı askeri alanda üstünlük kurmuşlardır”. Kulağa hiç de şaşırtıcı gelmiyor değil mi? Örneğin Antik Yunan’da “polis” denilen, bağımsız, kendi yönetimlerine sahip, irili ufaklı 1.000 civarında şehir devleti vardı. Denizcilik, ticaret, felsefe ve bilim ile hatırlanan 5-6 devlet dışında,  bunlardan en başarılıları Peloponez Savaşlarında karşı karşıya gelen rakip ittifakların liderleri konumunda olan iki devletti; Atina ve Sparta. Düzenli olarak ordusuna tatbikat yaptıran, onları sürekli olarak savaşa hazır bir şekilde tutan, üçüncü devlet ise Tebai idi. Özetle Antik Yunan tarihine damga vuran, barış zamanlarında savaş simülasyonları uygulayan işte bu üç devletti. Roma İmparatorluğu da askeri eğitim ve tatbikat konusunda oldukça sistematik bir yaklaşım geliştirmiş, Spartalıların “Agoge” adındaki eğitimlerine benzer uygulamalar dışında, Romalı lejyonlar belirli dönemlerde büyük askeri tatbikatlara katılır, “Testudo” (kaplumbağa formasyonu ile düşman okçuları tarafından kayıp vermeden ilerlemek) gibi “savunma düzeni ile ilerleme” taktiklerini sahada test ederlerdi. Orta çağa özellikle askeri açıdan damgasını vuran Moğollar ve Osmanlılar da düzenli tatbikat yaparlardı. Zaten Osmanlı’da Yeniçeri Ocağının “Talimgâh”ı sürekli olarak çalışır, hemen her gün yakın dövüş, kılıç ve okçuluk eğitimi verilirdi. 19. Yüzyıl başlarında Napolyon Fransa’sı ile Avrupa’da yapılan askeri tatbikat uygulamalarının ve savaş simülasyonlarının sayısı artmış, günümüzdeki modern askeri tatbikatların temeli atılmıştı. 20. Yüzyıl başında ise (17 Aralık 1903) Wright kardeşler uçağı icat etti; gerçi ilk uçuş 12 saniye sürdü ve uçak sadece 36 metre ilerlemişti. Ancak çok uzaklardaki hedef ve hayallere ulaşma yolunda en önemli şey zaten atılan ilk adım değil miydi? Sadece 11 yıl sonra patlayan dünya savaşının ilk günlerinde savaşan bütün ülkeler, gökyüzünden düşman bölgesine keşif yapabilmek için uçak kullandılar! Keşif yaparken Alman askerleri tarafından 1915 yılı başlarında uçağı vurulan bir Fransız pilotu olan Roland Garros, uçağına sabit makineli tüfek monte ederek, bir sonraki uçuşunda karşılık vermek istedi; bu sayede tarihteki ilk savaş pilotu oldu! Aynı sene <strong>Almanlar</strong><strong>,</strong> Garros'un fikrini geliştirerek, makineli tüfeği pervane senkronizasyon sistemiyle donattı. <strong>Fokker Eindecker</strong> model avcı uçağı böylece <strong>ilk gerçek savaş uçağı</strong> oldu. Bu gelişme, hava muharebelerinin başlamasına yol açtı ve savaş uçakları hızla gelişti. Sadece 3 yıllık süreçte, I. Dünya Savaşı'nın sonuna gelindiğinde avcı uçakları, bombardıman uçakları ve keşif uçakları gibi farklı kategoriler oluşmuştu bile. Baş döndürücü bir hızda gerçekleşen bu gelişmeler, üstün stratejist ve büyük bir vizyoner olan Mustafa Kemal Atatürk’ün dikkatinden kaçmamıştı elbette. 15 Mayıs 1925’te Türk Tayyare Cemiyeti’nin açılış konuşmasında: “<strong><em>İstikbal göklerdedir. Çünkü göklerini koruyamayan milletler, yarınlarından asla emin olamazlar!</em></strong>” demişti. Günümüze kıyasla özellikle avcı ve keşif uçaklarının üretim maliyetleri çok yüksek değildi; “<strong>esas mesele pilot yetiştirebilmekti!</strong>” Havalanmadan, uçağın gökyüzündeki manevraları konusunda “güvenli bir şekilde” pilot adaylarına nasıl eğitim verilecekti? İşte bu sorunu, çocukluğunu babasının piyano ve kilise orgu üreten imalathanesinde geçirdiği için, pompalar, valfler, ve körüklerin nasıl çalıştığını iyi bilen ve sivil bir pilot olan Edwin Albert Link, 1929 yılında ürettiği uçak simülatörü ile çözdü! Blue Box ve Link Trainer olarak anılan, tarihin ilk uçak simülatöründen binlerce adet üretildi ve milyarlarca dolar büyüklüğünde bir sektör doğdu. Öyle ki, tamamen mekanik olan bu simülatörlerden 2. Dünya savaşında yer alan hemen her ulusa mensup pilotlar eğitim aldı. Sadece ABD Hava Kuvvetlerinde görevli “yarım milyondan” daha fazla savaş pilotu, bu uçak simülatörü sayesinde güvenle “karada” uçak kullanmayı öğrendi!</p>
<p>Devletlerin ve ulusların birbirlerine üstünlük kurma gayretleri nedeniyle hızla ilerleyen teknoloji ile geliştirilen yeni stratejiler ve taktikler, doğal olarak ticari yaşamı da etkiledi. İş dünyasında yönetici eğitmek için uygulanan ilk simülasyon, 1950'lerin başında geliştirilmiş olan "<strong>The Beer Game</strong>" (Bira Oyunu) adlı “tedarik zinciri yönetimi” eğitim programı oldu. Bu simülasyon, Massachusetts Institute of Technology (MIT) tarafından, sistem dinamikleri ve tedarik zinciri yönetimi üzerine araştırmalar kapsamında geliştirilmişti. Perakendeci, toptancı, dağıtıcı ve üretici olarak dört farklı alanda role play yapan katılımcılar, tedarik zinciri boyunca “talep dalgalanmalarını” ve “iletişim eksikliklerini” yönetme becerisi kazanıyorlardı! (Oyun halen piyasada; ilgilenenler araştırabilirler.) İş dünyasında yönetici eğitimi için uygulanan diğer erken dönem simülasyonlarından biri de, 1956 yılında General Electric tarafından geliştirilmiş "<strong>Top Management Decision Simulation</strong>" (Üst Yönetim Karar Simülasyonu) olmuştur. Bu uygulama, yöneticilere stratejik karar alma becerilerini öğretmek ve aldıkları iş kararlarının finansal ve operasyonel sonuçlarını anlamalarına yardımcı olmak için kullanılan “ilk bilgisayar tabanlı simülasyon”du. Yönetici eğitimi için teknolojinin kullanılmasına öncülük edilerek, iş dünyasında karar verme süreçlerinin simüle edilmesi, eğitim programlarında devrim yarattı! Günümüzde yaygın olarak kullanılan ERP (Enterprise Resource Planning) yazılımları ve iş simülasyonlarının birçoğu, GE firması tarafından geliştirilen işte bu “Üst Yönetim Karar Simülasyonu”ndan ilham almıştır. Bugün geldiğimiz noktada simülasyon, yalnızca bir analiz aracı değil; doğrudan karar mekanizmasının kendisi haline gelmiş durumdadır. Üretimden lojistiğe, finanstan pazarlamaya kadar hemen her alanda şirketler, farklı senaryoları dijital ortamda test ederek milyonlarca dolarlık riskleri minimize ediyorlar. Örneğin küresel ölçekte faaliyet gösteren pek çok üretici, “dijital ikiz” teknolojileri sayesinde bir fabrikanın tamamını sanal ortamda kopyalayabiliyor. Yeni bir yatırım kararı alınmadan önce, üretim hattındaki en küçük değişikliğin bile maliyet, hız ve verimlilik üzerindeki etkisi ölçülebiliyor. Bu, yöneticilere sadece daha doğru karar alma imkânı sunmakla kalmıyor; aynı zamanda "karar alma cesaretini" de artırıyor. Benzer bir dönüşüm, veri odaklı teknoloji şirketlerinde daha da belirgin; Netflix, yüz milyonlarca abonesinin izleme alışkanlıklarını analiz ederek, hangi içeriğin başarılı olacağını önceden tahmin ediyor. Aslında bu bir tahminden ziyade, devasa bir simülasyon süreci. Aynı şekilde Uber, şehirlerdeki arz-talep dengesini gerçek zamanlı olarak simüle ederek fiyatlarını dinamik biçimde belirliyor. Bu şirketler için simülasyon, geçmişi anlamanın değil, mevcut anı ve geleceği şekillendirmenin aracıdır.</p>
<p>Simülasyonun en önemli katkılarından biri de lider yetiştirme süreçlerinde görülüyor. Geleneksel eğitim yöntemleri, yöneticilere “ne yapmaları gerektiğini” anlatır. Simülasyonlar ise onlara, yaptıkları seçimlerin sonuçlarını deneyimleme fırsatı sunar. Yanlış bir kararın etkisini görmek, çoğu zaman en güçlü öğrenme biçimidir. Bu nedenle bugün dünyanın önde gelen şirketleri ve iş okulları, liderlik gelişim programlarının merkezine simülasyonları yerleştiriyor. Tüm bu gelişmeler bize şunu söylüyor, etkin yönetim artık yalnızca mevcut durumu analiz etmek değil, geleceğin farklı versiyonlarını tasarlamak ve test etmektir. <strong>En başarılı yöneticiler, en doğru cevabı bilenler değil; en çok senaryoyu deneyimlemiş olanlardır</strong>. Çünkü gerçek dünyada her kararın bir maliyeti vardır, ancak simülasyonda yapılan hatalar sadece öğrenme fırsatıdır. Belki de bu yüzden modern yönetimin en kritik yetkinliği, öngörü değil; öngörüyü sistematik olarak test edebilme becerisidir. Simülasyon, yöneticilere bu imkânı sunar. Karar vermeden önce geleceği birkaç kez yaşayabilmek… Hataları risksiz bir ortamda yapabilmek… Ve en önemlisi, belirsizliği yönetilebilir hale getirebilmek.            Sonuç olarak, simülasyon artık bir “lüks” ya da “ileri teknoloji oyuncağı” değil; rekabet avantajının temel unsurlarından biridir. Önümüzdeki yıllarda fark yaratacak yöneticiler, sadece hızlı karar alanlar değil; kararlarını en iyi test edenler olacak.  Çünkü iş dünyasında yeni kural basit: <strong>Gerçek hayatta kazanmak istiyorsan, önce simülasyonda kazanmalısın.</strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/is-yonetimi-simulasyonu-3-tatbikat-ve-deneyim-77970</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İş yönetimi simülasyonu-3: Tatbikat ve deneyim ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tck-by-kiractan-2026-icin-guclu-buyume-hedefi-77960</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 09:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> TCK by Kıraç’tan 2026 için güçlü büyüme hedefi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Yol güvenliği sistemleri, enerji altyapı çözümleri ve savunma sanayine yönelik üretimleriyle faaliyet gösteren şirket, yatırımcı sunumunda büyüme stratejisini, devam eden yatırımlarını ve küresel hedeflerini paylaştı. Şirketin büyüme yolculuğunda en önemli adımlardan biri, 2025 yılında devreye alınan yaklaşık 1,35 milyar TL büyüklüğündeki Bozüyük entegre üretim tesisi oldu. Şirket açıklamasına göre, dijital izlenebilirlik sistemleri, robotik üretim hatları ve çevreci galvaniz teknolojileriyle donatılan tesis, TCK by Kıraç’ın operasyonel verimliliğini artırarak küresel rekabet gücünü yukarı taşıdı. Öte yandan Bursa Başköy’de yapımı süren yeni üretim tesisinin de 2027 yılında tamamlanması hedefleniyor. Söz konusu yatırımın, makine parkuru hariç yaklaşık 500 milyon TL inşaat ve altyapı harcamasıyla hayata geçirilmesi planlanıyor.</p>
<h2>Savunma ve enerjide çift yönlü büyüme</h2>
<p>Savunma sanayinde attığı adımlarla uluslararası tedarik zincirlerinde daha etkin bir konuma ilerleyen şirketin NATO Support and Procurement Agency (NSPA) tedarik sistemine dahil olarak küresel savunma projelerine doğrudan erişim imkânı elde ettiği belirtildi. Makine ve Kimya Endüstrisi A.Ş. (MKE) tedarikçi platformuna katılım ise şirketin yurt içi projelerdeki rolünü güçlendirdiği ifade edildi.</p>
<p>Açıklamada, "Enerji alanında ise güneş enerjisi altyapı konstrüksiyonları üretimiyle büyümesini sürdüren şirket, yenilenebilir enerji yatırımlarındaki artışı fırsata çevirerek portföyünü genişletiyor. Yol güvenliği sistemleri, solar enerji altyapısı ve savunma sanayi olmak üzere üç ana iş kolunda faaliyet gösteren TCK by Kıraç; Avrupa, Orta Doğu ve Balkanlar başta olmak üzere geniş bir coğrafyada büyümesini sürdürüyor. Gürcistan ve Romanya’daki yapılanmalar da şirketin uluslararası genişleme stratejisini destekliyor." denildi.</p>
<h2>“Küresel oyuncu konumumuzu güçlendiriyoruz”</h2>
<p>TCK by Kıraç Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Serkan Malçok, son yıllarda gerçekleştirilen yatırımların şirketi küresel ölçekte rekabet eden bir yapıya taşıdığını belirtti. Malçok, Bozüyük yatırımı ve planlanan yeni tesislerle üretim gücünü artırdıklarını ifade ederek, savunma sanayi, solar enerji ve yol güvenliği alanlarında kurdukları yapı sayesinde daha güçlü ve sürdürülebilir bir büyüme yakaladıklarını vurguladı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tck-by-kiractan-2026-icin-guclu-buyume-hedefi-77960</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/6/0/1280x720/tck-by-kiractan-2026-icin-guclu-buyume-hedefi-1777271923.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üretim ve ihracat odaklı büyüme stratejisini sürdüren TCK by Kıraç A.Ş., 2026 yılına ilişkin finansal ve operasyonel hedeflerini açıkladı. Şirket, 8 milyar TL ciro, yüzde 35–40 FAVÖK marjı ve yüzde 80 kapasite kullanım oranına ulaşmayı planlıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/diyalog-uzlasi-ve-aksiyon-cop31e-ne-kadar-haziriz-77956</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 09:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Diyalog, uzlaşı ve aksiyon: COP31’e ne kadar hazırız ?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> COP Zirveleri, küresel iklim yönetişiminin en kritik karar platformları olmayı sürdürüyor. Bugün gelinen noktada bu zirveler artık sadece niyet beyanlarının dile getirildiği alanlar değil, ülkelerin gerçek dönüşüm kapasitesinin ölçüldüğü, verilen sözlerin ne ölçüde hayata geçirildiğinin test edildiği, politika ile uygulama arasındaki boşluğun görünür hale geldiği birer “uygulama sınavı” niteliği taşıyor. “Diyalog”, “Uzlaşı” ve “Aksiyon” odağında şekillenen COP31’in de sadece bir müzakere platformu değil, “Uygulama COP’u” olarak konumlandırılması son derece önemli.</p>
<p>Bu çerçevede Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği üstlenmesi de yalnızca diplomatik bir başarı değil, aynı zamanda uzun süredir şekillenen yeşil dönüşüm vizyonunun sahaya nasıl yansıdığını gösterecek önemli bir fırsat sunuyor. Antalya’da şekillenecek yaklaşım, aynı zamanda Türkiye’nin küresel iklim mimarisi içindeki konumunu yeniden tanımlama potansiyeline sahip.</p>
<p><strong>Söylemden uygulamaya: Gerçeklik ve samimiyet testi </strong></p>
<p>Bütün veriler ve araştırmalar, küresel ölçekte en kritik sorunun hedef eksikliği değil, uygulama açığı olduğunu ortaya koyuyor. COP31’de aslında, tam anlamıyla “gerçeklik ve samimiyet” test edilecek. Küresel anlamda özellikle gelişmiş ülkeler tarafından iklim finansmanı, emisyon azaltımı, fosil yakıtlardan çıkış teknoloji transferi gibi kritik alanlarda verilen taahhütlerin yerine getirilmemesi gerçeği ile yüzleşilecek.</p>
<p>Ülkemiz için ise, yeşil dönüşüm hedeflerinin ne ölçüde yatırım kararlarına, sanayi politikalarına ve finansal akışlara yansıdığı daha görünür hale gelecek. Bu yalnızca bir performans değerlendirmesi değil, aynı zamanda gelecekteki rekabet gücünün de belirleyicisi olacak. Antalya’da ortaya konacak yaklaşım, söylem ile uygulama arasındaki mesafenin ülkemizde ne ölçüde daraltılabildiğini daha görünür hale getirecek.</p>
<p><strong>COP 31 Ana Temaları </strong></p>
<p>Çok paydaşlı yoğun bir hazırlık süreciyle şekillenen bu dönem, bu buluşmayı özellikle ülkemiz için klasik bir zirve olmanın ötesine taşıyor. İlgili kamu otoriteleri ve Bakanlık koordinasyonunda şekillenen ve COP31’in gündemini oluşturan dokuz taslak tematik alan; sıfır atık, okyanuslar ve denizler, gıda güvenliği, iklim değişikliğine dirençli şehirler, iklim eylemi uygulama mekanizması, gençlik ve eğitim, yeşil sanayileşme, temiz enerji dönüşümü ile iklim, çölleşme ve biyoçeşitlilik olarak belirlenmiş durumda.</p>
<p>Bu başlıklar aynı zamanda, COP31’in yalnızca çevresel boyutuyla değil, aynı zamanda uygulama kapasitesi, toplumsal katılım ve sistemsel dönüşüm perspektiflerini birlikte ele alan bütüncül bir yaklaşım benimsediğine işaret ediyor.</p>
<p>Bu kapsamda Blue Zone ve Green Zone yapılanması, kurgulanan tematik hub’lar şekillenmeye başladı. Sıfır atık, finansman, teknoloji ve inovasyon, enerji geçişi, kültür ve medeniyet, gençlik ve start-up/girişimcilik gibi alanların yanı sıra üniversiteler ve yerel yönetimlerin de dahil olacağı bu yapı; uluslararası paydaşların bir araya gelerek etkinlikler düzenleyebileceği, ağlar kurabileceği ve somut proje ile iş birlikleri geliştirebileceği etkileşimli platformlar olarak önemli bir etki yaratma potansiyeline sahip.</p>
<p><strong>Dönüşümün anahtarı: Koordinasyon ve kapasite </strong></p>
<p>İklim dönüşümü, kamu politikaları, özel sektör yatırımları, finansal sistemin yönlendirmesi ve yerel uygulamalar arasında güçlü bir hizalanma gerektiriyor. Bu nedenle asıl belirleyici olan, strateji belgelerinin sayısı değil, bu belgelerin ne ölçüde entegre bir şekilde hayata geçirilebildiği. BM Çevre Programı tarafından yayımlanan raporlarda bu gerçeği destekliyor: Küresel ölçekte en büyük eksiklik, “Uygulama Kapasitesi” ve “Koordinasyon”.</p>
<p>Bu dönüşümün merkezinde ise artık tek bir aktör değil; birlikte hareket edebilen, sorumluluğu paylaşan ve ortak hedefler etrafında hizalanabilen bir ekosistem yer alıyor. COP31, Türkiye’ye bu çok paydaşlı yapının ne ölçüde etkin çalışabildiğini gösterme fırsatı sunacak. Kamu, özel sektör, finans dünyası, STK’lar, akademi ve yerel aktörler arasında kurulan koordinasyonun gerçek kapasitesi ve etki gücü görülecek. Başarının temel belirleyici unsuru ise, yalnızca kamunun ortaya koyduğu yön değil, bu yönün tüm paydaşlar tarafından ne ölçüde sahiplenildiği ve birlikte hayata geçirilebildiği olacak.</p>
<p><strong>Anlatılan değil, yönetilen dönüşüm</strong></p>
<p>COP31, bir zirveden çok daha fazlasını ifade ediyor. Bu süreç, Türkiye için yalnızca ne kadar hazır olduğunun değil, aynı zamanda bu dönüşümün gerektirdiği sorumluluğu ne ölçüde üstlenebildiğinin de bir göstergesi olacak.</p>
<p>Başarı hikayemizi yazmak ve yönetmek bizim elimizde.</p>
<p>“Diyalog” kurabilen, ortak zeminde “uzlaşı” üretebilen ve bunu ölçülebilir “aksiyon”lara dönüştürebilen bir yapıyı ne kadar hızlı inşa edebilirsek o ölçüde başarılı olacağız.</p>
<p>Bu yeni dönemde fark yaratan, anlatılan değil, yönetilen dönüşüm olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/diyalog-uzlasi-ve-aksiyon-cop31e-ne-kadar-haziriz-77956</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Diyalog, uzlaşı ve aksiyon: COP31’e ne kadar hazırız ? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31e-giderken-akdeniz-bir-uygulama-laboratuvari-olabilir-mi-77955</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 09:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> COP31’e giderken, Akdeniz, bir &#039;uygulama laboratuvarı&#039; olabilir mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>COP31’e giderken Akdeniz’den gelen manifesto, Türkiye’nin COP31 Başkanlığı için Akdeniz’i yenilenebilir enerji, uyum ve iklim finansmanı ekseninde bir “uygulama laboratuvarı”na dönüştürme fırsatına işaret ediyor.</strong></p>
<p>İklim diplomasisinin en büyük sorunu hedef eksikliği değil. Hedef çok, taahhüt çok, zirve çok. Eksik olan şey, bunların sahada karşılık bulması. Yani şehirlerde, limanlarda, sanayi bölgelerinde, tarım havzalarında, elektrik şebekelerinde ve finansman masalarında uygulanabilir hale gelmesi.</p>
<p>Tam da bu nedenle COP31’e giderken Akdeniz’den gelen çağrı dikkat çekici.</p>
<p>Mediterranean Alliance of Think Tanks on Climate Change (MATTCCh) tarafından yayımlanan “Delivering a Mediterranean climate agenda for COP31 and beyond” (COP31 ve sonrası için Akdeniz iklim gündemini hayata geçirmek) başlıklı manifesto, Türkiye’nin COP31 Başkanlığına yalnızca diplomatik bir ev sahipliği değil, bölgesel bir uygulama gündemi öneriyor.</p>
<p>Manifesto, Palermo’da düzenlenen 14. Earth Day Mediterranean Festival kapsamında bir araya gelen düşünce kuruluşları, yerel aktörler, üniversiteler, filantropi kuruluşları ve ortakların tartışmalarından ortaya çıkan bir çerçeve sunuyor. Raporun çıkış noktası şu: Akdeniz, iklim krizinin laboratuvarı haline geldi. Su stresi, seller, orman yangınları, ekosistem kayıpları ve aşırı sıcaklar bölgenin artık istisnai değil, yapısal riskleri konumunda. Üstelik bu riskler yalnızca çevresel değil; güvenlik, göç, kalkınma, insan hakları ve adil geçiş başlıklarıyla iç içe geçiyor.</p>
<p><strong>Akdeniz, dünyanın en kırılgan iklim bölgelerinden biri</strong></p>
<p>Manifesto, Akdeniz’i dünyanın en kırılgan iklim bölgelerinden biri olarak tanımlarken, aynı zamanda Avrupa, MENA bölgesi ve Afrika arasında yeni bir iş birliği alanı olarak konumlandırıyor.</p>
<p>Bu bakış, COP31 açısından önemli. Çünkü Türkiye’nin ev sahipliğinde yapılacak zirvenin başarısı, yalnızca müzakere metinlerinde değil, uygulamaya dönük somut bölgesel girişimlerde aranacak. Manifesto da tam olarak bunu söylüyor: Küresel iklim gündeminin inandırıcılığı, 2030’a giderken hedeflerin belirli bölgelerde gerçek eyleme dönüşmesine bağlı. Akdeniz bu açıdan bir test alanı. Eğer azaltım, uyum, kayıp-zarar ve finansman başlıklarında ilerleme burada sağlanabilirse, küresel iklim mimarisinin sahada çalışabildiğine dair güçlü bir kanıt üretilebilir.</p>
<p>Manifesto bu nedenle Türkiye’ye doğrudan bir çağrı yapıyor: Türkiye’nin COP31 Başkanlığı, diğer Akdeniz ülkeleri, Avrupa Komisyonu ve Akdeniz için Birlik ile birlikte bölgedeki uygulama açığını kapatacak bir ortaklık kurmalı. Küresel hedefler, Akdeniz’in somut ihtiyaçlarına ve fırsatlarına bağlanmalı. Bu yaklaşım, COP31’i yalnızca bir zirve değil, “bölgesel uygulama platformu” haline getirebilir.</p>
<p><strong>Türkiye’nin bölgesel iklim liderliği somutlaşabilir</strong></p>
<p>Manifesto, Akdeniz’i küresel iklim gündemi için bir “kanıt noktası” olarak konumlandırıyor. Bu ifade önemli. Çünkü iklim diplomasisinin geleceği artık büyük sözlerden çok, uygulanabilir modellerin çoğaltılmasına bağlı. Akdeniz’de enerji dönüşümü, uyum ve finansman aynı çerçevede ele alınabilirse, COP31 Türkiye için sadece ev sahipliği yapılan bir zirve değil; bölgesel iklim liderliğinin somutlaştığı bir dönüm noktası olabilir.</p>
<p>Türkiye’nin önündeki fırsat tam da burada duruyor: COP31’i yalnızca küresel müzakere trafiğinin bir durağı olarak değil, Akdeniz’den başlayan yeni bir uygulama mimarisinin başlangıcı olarak tasarlamak. Artık mesele hedef koymak değil; hedefleri kıyıya, kente, tarlaya, fabrikaya ve finansman masasına indirmek...</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>MANİFESTONUN 3 ÖNCELİĞİ</strong></span></p>
<p><strong>Akdeniz’de yenilenebilir enerji kapasitesinin 2030’a kadar hızla artırılması</strong></p>
<p>-Rapora göre bölge, kurulu yenilenebilir enerji kapasitesini üç kattan fazla artırarak küresel bir yenilenebilir enerji merkezine dönüşme potansiyeline sahip. Bu potansiyel yalnızca elektrik üretimiyle sınırlı değil. Şebeke güçlendirme, elektrifikasyon, net sıfır sanayi, enerji güvenliği ve adil geçişle birlikte düşünülmesi gereken daha geniş bir dönüşüm alanı söz konusu. Manifesto, TeraMed Girişimi’ni bu çerçevede COP31 için bayrak taşıyıcı bir Akdeniz ortaklığı olarak öneriyor.</p>
<p>Bu başlık Türkiye açısından kritik. Çünkü COP31’e giden yolda temiz enerji artık sadece iklim politikası değil, rekabetçilik politikası. Sanayinin elektrikleşmesi, yeşil hidrojen, düşük karbonlu üretim, sınırda karbon düzenlemeleri ve enerji arz güvenliği aynı masada konuşuluyor. Akdeniz’in iki yakasında kurulacak güçlü bir yenilenebilir enerji ve şebeke iş birliği, Türkiye için hem sanayi dönüşümü hem de bölgesel diplomasi açısından stratejik bir alan açabilir.</p>
<p><strong>Akdeniz için özel bir uyum ve dirençlilik girişimi oluşturulması</strong></p>
<p>-Manifesto, Akdeniz’de iklim uyum çalışmalarının parçalı ve yetersiz finanse edildiğine dikkat çekiyor. Oysa bölgenin en yakıcı sorunları arasında su stresi, gıda güvenliği, kentlerin aşırı sıcaklara karşı dirençliliği, biyolojik çeşitlilik kaybı ve ekosistem bozulması yer alıyor. Bu nedenle rapor, COP31-COP32 hattında Akdeniz için özel bir uyum ve dirençlilik girişimi oluşturulmasını öneriyor. Bu öneri, iklim tartışmasını soyut karbon hedeflerinden çıkarıp doğrudan gündelik hayatın içine taşıyor. Akdeniz’de iklim krizi artık baraj doluluk oranlarında, tarımsal verimde, orman yangınlarında, turizm sezonlarında, kentlerdeki sıcak hava dalgalarında ve gıda fiyatlarında hissediliyor. Dolayısıyla uyum, “iklim gündeminin yumuşak başlığı” değil; ekonomik istikrarın, sosyal dayanıklılığın ve güvenliğin ana unsuru haline geliyor.</p>
<p><strong>Bölgesel finansman  ve yatırım platformlarının kurulması</strong></p>
<p>-Manifestoya göre Akdeniz’de iklim finansmanı ihtiyacı ile mevcut taahhütler ve yatırım akışları arasında ciddi bir açık var. Bu açık; yüksek borçluluk oranları, sınırlı mali alan, yanlış risk algıları, yüksek sermaye maliyetleri, sabırlı sermayeye eşitsiz erişim ve finansman araçlarının yetersizliğiyle daha da derinleşiyor. Rapor, COP31’in bölgesel finansman ve yatırım platformları kurabileceğini; proje geliştirme, proje birleştirme ve yatırım ölçekleme gibi alanlarda somut mekanizmalar oluşturabileceğini vurguluyor.</p>
<p>Bugün iklim dönüşümünün önündeki en büyük engel çoğu zaman teknoloji değil, finansmanın niteliği. Proje var ama finansmana erişim zor. Bu nedenle COP31’in başarısı, yalnızca yeni hedefler açıklamakla değil, bu hedeflerin finansmanını mümkün kılacak araçları tasarlamakla ölçülecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31e-giderken-akdeniz-bir-uygulama-laboratuvari-olabilir-mi-77955</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/5/1280x720/akdeniz-1777270383.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ COP31’e giderken, Akdeniz, bir &#039;uygulama laboratuvarı&#039; olabilir mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ihracat-aglari-cine-atildi-yeni-urunlerin-onu-acildi-77951</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 08:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracat ağları Çin’e atıldı, yeni ürünlerin önü açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ</strong></p>
<p>Türkiye ile Çin arasında imzalanan protokoller, su ürünleri sektöründe uzun süredir beklenen bir eşiğin aşılmasını sağladı. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın Çin ziyareti kapsamında atılan imzalarla birlikte somon, çipura ve levrek ihracatının önü açıldı. Çin’in yaklaşık 300 milyar dolarlık tarım ithalat hacmine karşın Türkiye ile mevcut ticaretin 789 milyon dolar seviyesinde kalması, iki ülke arasında büyük bir büyüme potansiyeli bulunduğunu ortaya koydu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69eef8b76088c-1777268919.png" alt="" width="625" height="434" />Veriler, anlaşmanın ardından ihracatın sadece miktar değil, değer bazında da güçlü bir sıçrama yaptığını gösterdi. Su ürünleri ihracatında ürün kompozisyonu dönemler itibarıyla değişirken, Ocak–Eylül 2025 döneminde dondurulmuş balıklar öne çıkmıştı. Ancak Ekim 2025–Nisan 2026 döneminde tablo tersine döndü ve katma değeri yüksek ürünler ağırlık kazandı.</p>
<p>Balık filetoları 4,4 milyon dolarla ilk sıraya yükselirken, yumuşakça ve omurgasızlar da 4 milyon doların üzerine çıktı. Toplam ihracat değeri ise 6,2 milyon dolardan 12,5 milyon dolara çıkarak yaklaşık iki katına ulaştı. Bu artışın yalnızca miktardan değil, birim fiyatlardaki yükselişten kaynaklandığı görüldü. Kurutulmuş, salamura ve taze-soğutulmuş ürünlerin ihracata eklenmesi ise sektörün ürün çeşitliliğini artırarak pazar taleplerine daha esnek yanıt verdiğini ortaya koydu.</p>
<h2>“Ürün sayısı artarsa ihracat katlanır”</h2>
<p>Çin Gümrükler Genel İdaresi Başkanı Sun’un iki ülke arasında imzalanan protokollerin Türk ve Çin kurumları arasında bu alanda daha yakın iş birliği ile artan temasların başlangıcı olacağını söylemesi, sektörün yeni ürünlerin açılma beklentisini artırdı. Sun’un "Ortak çabalarımızla birçok nitelikli Türk tarım ürününün Çin sofralarına ulaşacağına yürekten inanıyorum” açıklamasını yeşil ışık olarak değerlendiren sektör temsilcileri, ihracata konu ürün sayısının artırılması konusunda hemfikir.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/69eef8e27add7-1777268962.png" alt="" width="161" height="273" />EKONOMİ’ye konuşan sektör temsilcileri, Çin ile yapılan anlaşmanın önemli bir başlangıç olduğunu ancak ürün çeşitliliğinin artırılması gerektiğini vurguladı. Akdeniz Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Alican Yamanyılmaz, “Bütün ürünleri midyeden yılan balığına kadar ithal ediyorlar ama bize sadece sınırlı sayıda ürün açtılar. Mütekabiliyet tam olarak sağlanmış değil. Şu an sadece birkaç ürün gönderiyoruz. Çin hedef ülke. Nüfusu çok büyük, talep sürekli artıyor. Somonda ciddi bir ivme yakaladık. Daha önce sadece orkinos ve deniz hıyarı gönderiyorduk, şimdi ürün sayısının artması olumlu ama yeterli değil. İhracat rakamları henüz istediğimiz seviyede değil. Bu rakamları kısa sürede iki katına çıkarmak mümkün ama esas büyüme önümüzdeki 5 yılda olacak. Tarım Bakanlığımız aracılığıyla ürün çeşitliliğini artırabilirsek ihracatımızı çok hızlı büyütürüz” dedi.</p>
<h2>“Geometrik büyüme kaçınılmaz” </h2>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69eef8f798fa9-1777268983.png" alt="" width="164" height="278" /></p>
<p>Çin pazarındaki büyüme potansiyeline değinen Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Başkanı Ufuk Atakan Demir, “Şu anda Çin’e ihracatımız çok düşük olduğu için önümüzde çok ciddi bir büyüme alanı var. Orkinos ve somon gönderiyoruz, çipura ve levrek de devreye giriyor. Özellikle levreği çok sevdiler, çipura için de güçlü talep var. Bu pazar çok özel. Bu nedenle ihracatta geometrik olarak çok hızlı büyüyeceğimizi düşünüyoruz. Belki ilerleyen süreçte alabalık da dahil edilebilir. Ekim ayında Çin’de düzenlenecek fuara güçlü şekilde katılacağız. Bu fuarın ardından çok daha etkili geri dönüşler alacağımıza inanıyoruz” diye konuştu.</p>
<h2>Çin’deki fuara ilk kez milli katılım yapılacak</h2>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/69eef91322e18-1777269011.png" alt="" width="156" height="264" />Çin pazarında yaşanan dönüşüme dikkat çeken İstanbul Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Oğulcan Kemal Sagun ise, “Çin’e ihracatımızın önünde bazı engeller vardı. Özellikle taze ürün kabul edilmiyordu. Tarım ve Orman Bakanlığımızla yürüttüğümüz çalışmalar sonucunda bu engeller aşıldı ve taze ürün ihracatı başladı. Şu anda somon ve orkinos gönderiyoruz. Çin gerçekten ayrı bir dünya. Bu pazarda biraz daha ilerleme kaydedebilirsek ihracatımızı çok hızlı artırmamız mümkün. Dünyada üç büyük fuardan biri Çin’in Qingdao kentinde düzenleniyor ve bu yıl ilk kez milli katılım sağlayacağız. Bu da ihracatımıza önemli katkı sunacak” ifadelerini kullandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Vietnam ve Filipinler’den de talep geliyor</span></h2>
<p>Asya’da Türk su ürünlerinin en başarılı olduğu Japonya’nın yanı sıra Güney Kore ve Çin de hedef pazarlar arasında yer alıyor. Son dönemde Asya pazarında talep artışı dikkat çekerken, sektör temsilcileri bölgenin Türk su ürünleri için yeni büyüme üssü haline geldiğini belirtti. Bölgedeki talebe işaret eden Akdeniz Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Alican Yamanyılmaz, “Filipinliler bizden talep etti. 3 binden fazla adası var ve levrek, çipura her gün menülerinde yer alıyor. Bu yüzden almak istiyorlar. Somona da ciddi talep var. Vietnam ve Filipinler’de heyet çalışmalarımız olacak. Üretim yok, talep var. Asya yükselen yıldız oldu. Somon ihracatımızı bu pazarlarda artırabiliriz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ihracat-aglari-cine-atildi-yeni-urunlerin-onu-acildi-77951</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/8/1280x720/balikcilikta-kurallar-yeniden-duzenlendi-palamut-sezonu-15-agustosta-baslayacak-1744787295.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye–Çin arasında yapılan su ürünleri protokollerinin ardından ihracat kısa sürede arttı. Protokolden önceki 9 aylık periyotta 6,2 milyon dolar olan ihracat, protokolden sonra 6 ay içinde 12,5 milyon dolara yükseldi. İki ülke arasında yeni ürünler için de çalışmalar yapılması bekleniyor. Ürün çeşitliliğinin genişlemesini bekleyen sektör temsilcileri, ihracatta güçlü bir sıçramanın olacağını düşünüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/5-trilyon-dolarlik-soru-isareti-77949</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 08:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> 5 trilyon dolarlık soru işareti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69eef144698fc-1777267012.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Ortadoğu’da genişleyen savaş yalnızca enerji fiyatlarını değil, Batı finans sisteminin kritik desteklerinden biri olan Körfez sermayesini de sarsıyor. Son yıllarda teknoloji şirketlerinden medya devlerine, yapay zekâ altyapısından spor ekonomisine kadar Avrupa ve Kuzey Amerika’daki büyük işlemlerin arkasında Abu Dabi, Riyad ve Doha merkezli devlet varlık fonları vardı. Ancak İran çatışması uzadıkça, bu fonların önceliği dış yatırım değil iç güvenlik, savunma ve ekonomik istikrar haline geliyor.</p>
<h2>5 trilyon dolarlık güç dengesi</h2>
<p>Dünyanın en büyük 10 devlet varlık fonunun altısı Körfez’de bulunuyor. Abu Dabi Yatırım Otoritesi, Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF) ve Katar Yatırım Otoritesi’nin de aralarında olduğu bu yapıların toplam büyüklüğü yaklaşık 5 trilyon dolar.</p>
<p>Global SWF verilerine göre Körfez ülkeleri 2025’te küresel kamu yatırımlarının neredeyse yarısını yaptı. Yapay zekâ, eğlence, finansal hizmetler ve teknolojiye 126 milyar dolar aktarıldı. PitchBook verilerine göre ise bu yıl, Kuzey Amerika ve Avrupa’da Körfez kaynaklı taahhütlere bağlı en az 106 milyar dolarlık anlaşma beklemede kaldı. Dealogic’e göre Körfez yatırımcıları yalnızca geçen yıl Batı’da sonuçlanan 120 milyar doların üzerindeki işlemlere katıldı.</p>
<h2>Öncelik değişirse sarsıntı büyük olur</h2>
<p>Şimdi tablo değişiyor. Füze saldırıları, enerji altyapısındaki hasar ve Hürmüz Boğazı riski Körfez başkentlerini savunma harcamaları, gıda güvenliği ve altyapı dayanıklılığına yöneltiyor.</p>
<p>IMF’ye göre savaşın doğalgaz üretimini bozması nedeniyle Katar ekonomisi bu yıl yüzde 8,6 küçülebilir. JPMorgan da Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri için büyüme tahminini 1,2 puan aşağı çekti. Uzmanlara göre bu durumda fonlar yeni dış yatırımları yavaşlatabilir, mevcut portföyleri yeniden dengeleyebilir. Sessiz bir yavaşlama bile Batı piyasalarında değerleme baskısı yaratabilir.</p>
<h2>Mega anlaşmalar beklemede </h2>
<p>Şimdilik bazı işlemler sürüyor. Körfez destekli 110 milyar dolarlık Paramount- Skydance/Warner Bros hamlesi ile 55 milyar dolarlık Electronic Arts işleminin ilerlediği belirtiliyor. Ancak bankacılar, yeni mega anlaşmalar için iştahın azalabileceğini söylüyor. Geçtiğimiz hafta PIF, İran'la çatışmalar başlamadan önce planlanan ve 1 trilyon dolarlık fonun daha az alana odaklanmasına yol açacak yeni bir stratejiye değinerek, gelecekte neler olabileceğine dair bir ipucu verdi. PIF Başkanı Yasir al-Rumayyan, fonun uluslararası taahhütlerini azaltmayacağını söyledi ancak İran çatışmasının "bazı öncelikleri yeniden konumlandırmak için daha fazla baskı yarattığını" kabul etti</p>
<h2>Batı’nın endişesi artıyor </h2>
<p>Son 15 yılda Körfez fonları, 2008 krizinden sonraki banka kurtarmalarından bugünkü yapay zekâ yatırımlarına kadar birçok alanda denge unsuru oldu. Eğer bu sermaye evine dönerse, Batı daha pahalı finansman, daha zor birleşme işlemleri ve daha kırılgan piyasa koşullarıyla karşılaşabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Krizde ilk refleks eve dönmek</span></h2>
<p>1990’da Irak işgali sırasında Kuveyt Yatırım Otoritesi sürgündeki hükümetin finans merkezi olmuştu. 2008 krizinde Katar fonları yerel bankaları destekledi. Bugün de benzer senaryo masada; dışarıdaki yatırımlar yavaşlayabilir, kaynaklar içeride güvenlik ve ekonomi için kullanılabilir. Bu nedenle piyasalarda "zor gün fonları şimdi devreye mi alınıyor?" sorusu öne çıkıyor. Paris merkezli bir yatırım ve jeopolitik danışmanlık firması işleten ve Arap Körfez Devletleri Enstitüsü'nde misafir araştırmacı olan Robert Mogielnicki, "Devlet varlık fonları BAE gibi ülkelere güçlü finansal tamponlar sağlıyor ve bölgesel hükümetler, ihtiyaç duyulduğu takdirde, bu derin devlet varlık havuzlarına güveneceklerdir" dedi. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/5-trilyon-dolarlik-soru-isareti-77949</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/9/1280x720/korfez-bae-1777270708.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İran savaşıyla artan jeopolitik risk, Avrupa ve ABD’de milyarlarca dolarlık anlaşmaları finanse eden Körfez fonlarını içe döndürme sinyali veriyor. Küresel piyasalar şimdi 5 trilyon dolarlık sermayenin yönünü izliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/araliksiz-yukselis-trendi-suruyor-zarar-yazan-firmalar-korkutuyor-77946</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 08:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aralıksız yükseliş trendi sürüyor, zarar yazan firmalar korkutuyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada en az 4 haftadır kesintisiz yükselen ve günlükten yıllığa tüm periyotlarda pozitif görünüme sahip 19 hisse dikkat çekiyor. Yıllıkta %1.390’ları aşan getirilerin ve aylık %262’lik baş döndürücü primlerin yer aldığı performanslar, güçlü momentumu gösteriyor.</strong></p>
<p>Piyasadaki aralıksız yükselişler yatırımcı üzerinde adeta hipnoz etkisi yaratır. Kimse böylesi soluksuz çıkışın biteceğine inanmak istemez. Ancak asansör yukarı ne kadar kesintisiz ve hızlı çıkarsa, halatların gerilimi de o kadar artar. 14 haftadır aralıksız yükselerek yıllık %1.392 prim yapan Destek Finans veya bir ayda %262 getiriye ulaşan Anel Elektrik gerilimin en önde olan örnekleri. Ereğli gibi sanayi firmalarının 4 haftadır yükselmesi ise piyasanın toparlanma arzusunun işareti. Büyüklerin yükselişi piyasaya güven verirken; hikayesi olmayan yüksek primler ise risk taşıyor.</p>
<h2>Haftanın en fazla kazandıran</h2>
<p>Anel Elektrik çıkışını sürdürüyor. Martın son haftasında başlayan hareketlenme nisanın ikinci haftasında tavan serisine döndü. 9 Nisan’dan bu yana 11 işlem gününü tavandan kapatırken son günlerde artan hacim ve fiyattaki esneme kâr satışlarına işaret ediyor. Şirketin kullandığı kredilerle ilgili yeniden yapılandırma süreci ise devam ediyor. Gimat Mağazacılık geçtiğimiz hafta %30,84 getiri ile en fazla yükselen ikinci hisse. Ekimden bu yana yatayda dalgalı bir seyir izleyen fiyat, marttan itibaren yönünü yukarı çevirdi. Performansıyla son bir ayda fiyatı neredeyse ikiye katlandı. Esas faaliyetlerinden %13 kâr artışı gerçekleştiren Gimat, dönem sonunda artan finansman gideri etkisiyle 138,9 milyon TL zarara döndü.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69eef0da1b821-1777266906.png" alt="" width="999" height="543" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>ENDEKS ÜSTÜ MÜ, HEDEF GETİRİ Mİ?</strong></p>
<p><strong>Endeks üstü</strong>; piyasa liderliği, rekabetçi motivasyon, başarı, görece kazanç. Zarar riski, psikolojik tuzak, yüksek risk, karşılaştırma zorluğu, baskı.</p>
<p><strong>Hedef getiri</strong>; serbestlik, bireysel planlama, rahatlık, büyüme, risk kontrolü. Fırsat maliyeti, hedef baskısı, enflasyon riski, gerçeklikten kopma.</p>
<p><strong>Rekabete bugünden hazırlanıyor. Ortak olarak SAF ihtiyacını güvence altına aldı</strong></p>
<p>THY’nin biodizel şirketine ortak olmasındaki asıl beklenti nedir? ● Hakan Bayazıt</p>
<p>Hakan, THY’nin Türkiye’deki en büyük biyodizel üreticisi DB Tarımsal’a 42 milyon dolarla %40 ortak olmasını sıradan bir iştirak alımı olarak değerlendirmemeli. Bu girişim dikey bir entegrasyon ve tedarik stratejisi olarak ele alınmalı. Havacılık sektöründe Sürdürülebilir Havacılık Yakıtı (SAF) kullanımına yönelik regülasyonlar hızla sıkılaşıyor. Bu kaynağa erişim ilerleyen süreçte hava yolları için en büyük rekabet unsuru haline gelecek. THY gerçekleştirdiği ortaklıkla 2029’da faaliyete geçecek yıllık 100 bin tonluk üretimi güvence altına alıyor.</p>
<p><strong>Elektrikli araç gibi iddialı hedeflerle mali tablo birbirini teyit edebilmeli</strong></p>
<p>Reeder’dan gelen olumlu haberler ve ortak alımına rağmen fiyat neden diplerde? ● Aydın Çeker</p>
<p>Aydın, Reeder’ın halka arz fiyatının altına inmesi, şirketin elektrikli araç gibi iddialı yatırım hedefiyle açıkladığı finansal tablolarının birbiriyle uyuşmamasıyla yakından alakalı bulunuyor. 2025 yıl sonu bilançosu için 30 Nisan’a kadar ek süre alan şirket, gelirlerini hızla düşürüyor. 2024’de zarara dönerken 2025 dokuz aylıkta da zarar devam etti. Veriler operasyonel bir zayıflama yaşadığını işaret ediyor. Kimi zaman yapılan ortak alımları güven vermeye çalışsa da, finansal borçların %124 artarak 1,3 milyar TL’ye çıkması bu desteği gölgeliyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>YTY euroya yatırım yapmak isteyen yatırımcıya bir yılda %22 getiri sağladı</strong></p>
<p>Yapı Kredi Portföy’ün idaresindeki Tarabya Serbest (Döviz-avro) Fon (YTY), Nisan 2024’ten bu yana işlem görüyor. Özellikle eurodaki hareketlenmeleri fiyatına yansıtan fon, sınırlı getiriye sahip. Hacmi aylara göre yatay olmakla birlikte değişkenlik göstermekte. Şimdilerde 101,03 milyar TL büyüklüğe sahip ve mart ayına göre artış kaydetti. Portföyünün %77,07’si dış borçlanma aracı, %13,33’ü mevduattan oluşuyor. Kasımdan bu yana fona bir ay nakit girişi olurken diğer ay çıkış yaşanıyor. Nisanda 262,7 milyon TL para girişi gözlendi. Yatırımcı sayısı ise 20.564 seviyesinde bulunuyor ve mart ayına göre düşüş söz konusu. Yüzde 3,62 doluluk ve %1,81 pazar payı ilginin zayıflığını işaret etmekte. Dövize yönelen yatırımcıya hitap ediyor. Bir yılda %23,17 yükselen YTY, euronun %21,71’lik çıkışının üzerinde.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Bien Yapı, Piyasadan TLREF + %5 faizle 150 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Bien Yapı, nitelikli yatırımcılara yönelik 24.04.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 150.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%5 olarak belirlendi. 363 gün vadeli bono, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 4 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 22.04.2027 olarak açıklandı. 24 Nisan itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,99 seviyesinde bulunuyor. Bien Yapı’nın verdiği %5 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için uygun bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFBNYP42718 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69eef0c0b73b5-1777266880.png" alt="" width="244" height="183" /></strong><strong>Türkiye Sigorta kasımdan bu yana yatayda dalgalı. Fonlar ise şimdilerde satıyor</strong></p>
<p>Türkiye Sigorta’da fonlar satış ağırlıklı işlem yapıyor. Portföylerindeki hisse %15,94 ile toplamda 25,09 milyon lot azalarak 132,32 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 62’den 67’ye çıktı. VPS fonu 29,7 milyon lot ile en fazla satışı yaparken, ALC fonu 4,8 milyon lot ile en yüksek alımı gerçekleştirdi. Hisse hakkında bugüne kadar 16 aracı kurum öneride bulundu, 5 aracı kurum model portföyüne aldı. En yüksek öneriyi İş Yatırım 22,43 TL ile verdi. Yıl içinde en düşük öneri 15,85 TL ile HSBC Yatırım’a ait.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69eef0a58805e-1777266853.png" alt="" width="979" height="231" /><strong>ARZUM EV ALETLERİ</strong></p>
<p><strong>Farklı alanlarda markanın etkinliği artacağı açıklanırken üç ortak payını azalttı</strong></p>
<p>Arzum Ev Aletleri, markasının elektrikli ev aletleri dışındaki etkinliğini artırmak amacıyla İzmir merkezli Ülkea Ülkügrup ile bağlayıcı olmayan iyi niyet anlaşması imzaladığını duyurdu. Anlaşma, Arzum markasının mobilya, ev tekstili ve çeşitli ev ürünleri kategorilerinde lisanslanması ile yurt içi ve yurt dışı pazarlarda satışını kapsıyor. Yeni iş ilişkisinin duyurulduğu 20 Nisan günü şirketin üç büyük ortağının aynı gün toplamda 44,5 milyon adedi bulan hisse satışı dikkat çekti. Gerçekleşen işlemler sonrası ortakların şirketteki payı yaklaşık %7,4 oranında geriledi.</p>
<p><strong>SABANCI HOLDİNG</strong></p>
<p><strong>Akçansa’dan çıkıyor. Diğer ortak ön alım hakkını kullanarak hisseleri devralacak</strong></p>
<p>Sabancı Holding, Akçansa Çimento’daki %39,72 payının satışını netleştirdi. Holding ocak ayında üçüncü bir taraftan Akçansa’daki payı ile ilgili şirkete biçilen toplam 1,1 milyar dolar değer üzerinden teklif aldığını duyurmuştu. Bu defa Akçansa’nın diğer ana ortağı Heidelberg Materials’in aynı tutar üzerinden ortaklıktan doğan ön alım hakkını kullandığını bildirdi. Rekabet Kurumu onayının ardından tamamlanacak devirle birlikte Sabancı Holding’in Akçansa’da herhangi bir payı kalmayacak. Holding söz konusu hisse devriyle birlikte çimento sektöründen çıkmış olacak.</p>
<p><strong>TORUNLAR GMYO</strong></p>
<p><strong>Samsun’da 805 milyon liraya arsa aldı. AVM ve konutlardan oluşan karma proje yolda</strong></p>
<p>Torunlar GMYO, Samsun İlkadım'da 37 bin metrekare büyüklüğündeki araziyi 805 milyon TL’ye Samsun Büyükşehir Belediyesi’nden satın aldı. Ekspertiz değeri olan 810 milyon TL’nin biraz altında gerçekleşen işlemin ardından arazi üzerinde, zengin kiracı karmasına sahip bir alışveriş merkezi ve konutlardan oluşan yeni bir proje inşa edilmesi planlanıyor. Söz konusu girişimler birlikte şirket, portföyüne Karadeniz Bölgesi’nde uzun vadeli değer yaratacak güçlü bir gayrimenkul alanı eklemiş oldu. Projeye ilişkin ruhsat süreci tamamlandığında ayrıca bilgilendirme yapılacak.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/araliksiz-yukselis-trendi-suruyor-zarar-yazan-firmalar-korkutuyor-77946</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aralıksız yükseliş trendi sürüyor, zarar yazan firmalar korkutuyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ak-partiden-yeni-strateji-belirle-uygula-anlat-77944</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> AK Parti&#039;den yeni strateji: &#039;Belirle, Uygula, Anlat’</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR</strong></p>
<p>AK Parti, strateji ekipleri yeni projeler üzerinde çalışırken, teşkilatlar sahada araştırma yapacak, seçmenin nabzını tutacak. Sahadan gelen raporlar, Hükümet tarafından projelendirilecek. AK Parti kaynaklarından edinilen bilgilere göre; üç aşamalı, (belirle-uygula-anlat) stratejisinde, önce sahada seçmenin beklentileri belirlenecek, hazırlanan raporlar Hükümet tarafından projelendirilerek hayata geçecek yani uygulanacak. Son adım ise yapılan projeler halka anlatılacak. </p>
<p><strong>İlk adım: Belirle </strong></p>
<p>Teşkilatlar ve milletvekilleri esnaf ziyaretleri, ev toplantıları ve saha taramaları ile seçmenlere doğrudan ulaşarak "dört koldan" seçim kampanyası öncesi vatandaşın beklentilerini ve toplumun öncelikli ihtiyaçlarını raporlandıracak. AK Parti'nin saha çalışmalarında, il ve ilçe teşkilatları, vatandaşları evinde, iş yerinde ziyaret ederek dertlerini dinleyecek. Geçtiğimiz aylarda, AK Parti Teşkilat Başkanlığı yaklaşık bin 500 kişiden oluşan eğitim ekibi oluşturdu. Oluşturulan ekip il, ilçe ve mahallelerde partililere eğitim verecek. Kamuoyu anketleri ile, “AK Parti, ‘dün nasıldı, bugün nasıl yarın nasıl olmalı?’ diye soracak. Kamuoyu araştırması ile AK Parti’nin 24 yılı da değerlendirilmiş olacak.</p>
<p><strong>İkinci adım: Uygula </strong></p>
<p>AK Parti kadrolarının sahada elde ettikleri bulguları Hükümete sunacak ve vatandaşın beklentileri doğrultusunda adımlar atılacak. Öte yandan, saha çalışmalarının yanı sıra; Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında ekonomi ve yargı başta olmak üzere çeşitli alanlarda çalışma yürütülüyor. Ortadoğu’da yaşanan savaşın ekonomide yarattığı riskleri azaltmak, yaşanabilecek yeni krizlerin önüne geçmek amacıyla yeni bir yol haritası çiziliyor. Ekonominin iyileştirilmesi, piyasaların canlı tutulması hedeflenecek. Hedefler arasında kamuda bazı tasarruf tedbirle de değerlendirilecek, küçük esnafa teşvik de. Saha raporlarıyla birlikte yapılacak değerlendirmelerle birlikte ekonomide yeni yol haritası belirlenecek.</p>
<p><strong>Üçüncü adım: Anlat </strong></p>
<p>İlk iki adımdan sonra ise Hükümetin ekonomi, güvenlik, adalet ve eğitim gibi alanlarda attıkları adımları milletvekilleri, belediye başkanları ve parti yöneticileri sahada birebir iletişim kurarak halka anlatacak. Öte yandan, yaklaşık 11 milyon 200 bin üyesiyle Türkiye'nin en fazla üyeye sahip siyasi partisi olan AK Parti, bu rakamı daha da artırmaya yönelik çalışma kapsamında 81 il için ayrı ayrı hedef üye sayıları belirledi. AK Parti önümüzdeki seçimlere kadar üye sayısını 15 milyona çıkarmayı hedefliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ak-partiden-yeni-strateji-belirle-uygula-anlat-77944</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/4/1280x720/ak-parti-1777266331.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti&#039;nin üç aşamalı, stratejisinde, önce sahada seçmenin beklentileri belirlenecek, hazırlanan raporlar Hükümet tarafından projelendirilerek hayata geçecek yani uygulanacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/moskovadaki-gokdelenlerin-yarisini-turk-muteahhitler-yapti-77943</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Moskova’daki gökdelenlerin yarısını Türk müteahhitler yaptı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MARUF BUZGUGİL/MOSKOVA</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanından önce TBMM Hükümetinin 16 Mart 1921’de imzalanan Moskova Antlaşması ile temelini attığı iki ülke arasındaki dostluk ilişkileri “Türkiye- Rusya 105 yıl artı” Medya Forumu”nda ele alındı. Rusya Gazeteciler Birliği’nin organize ettiği toplantıya Türkiye’den davet edilen gazetecilerin yanı sıra, Rusya devlet yetkilileri, Türk Büyükelçiliği’nden görevliler, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. Moskova Devlet Pedogoji Üniversitesi’nde gerçekleştirilen Forumda açılış konuşmasını Rusya Devlet Başkanı Putin’in uluslararası kültürel iş birliği ve medya özel temsilcisi Mihail Şvıdkoy yaptı. İki ülke arasındaki ilişkilerin her alandaki yoğunluğu üzerinde duran Şvıdkoy, gazetecilerin yayınlarının iki halk arasındaki karşılıklı ortak anlayışın gelişmesine katkı sağlayacağını söyledi. Şvıdkoy bu nedenle Türk ve Rus gazeteciler arasındaki iş birliğinin genişletilmesinin önemli bir alan olduğunu vurguladı. </p>
<h2>Moskova'ya Yunus Emre anıtı </h2>
<p>Moskova Dış Ekonomik ve Uluslararası İlişkiler Departmanı Başkanı Sergey Çeryomin ise Moskova ile Türkiye arasındaki yakın ve verimli ilişkilerin çok değerli olduğunu söyledi. İnşaat başta olmak üzere onlarca Türk şirketinin Rusya’da faaliyet gösterdiğini belirten Çeryomin, “Moskova’daki gökdelenlerin yarısı Türk inşaatçılar tarafından yapıldı” dedi. Çeryomin, İstanbul’un, büyüklüğü, nüfusu ve gelişim dinamiği bakımından Moskova’ya çok benzediğini de vurguladı. İki ülke arasında dostluğun simgesi olarak anıtlar dikileceğini belirten Çeryomin ‘Moskova’da Yunus Emre Parkını ve anıtını açacağız. Türkiye’de ise uzaya çıkan ilk insan olan Gagarin anıtı açılacak. Bu adımlar iki ülkenin dostluğunu simgesi olacak” dedi. Forumda tarihten, sanata, bilimden akademiye, güncel konulardan iki ülke liderlerinin birbirleri ile sürdürdükleri yakın diyaloga kadar pek çok konu ele alındı.</p>
<h2>Milli mücadeleye ilk destek </h2>
<p>Moskova Antlaşması, SSCB ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti arasında 16 Mart 1921'de imzalandı. Sovyet yönetiminin Mustafa Kemal Atatürk önderliğindeki milli mücadeleye maddi ve manevi desteğinin ilk aşaması bu antlaşmayla sağlandı. Türkiye’nin Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki bugün hala güncelliğini koruyan sınırlar da ilk olarak bu antlaşma ile belirlendi. Antlaşmayı Türkiye tarafından Ali Fuat Paşa, Dr. Rıza Nur ve Yusuf Kemal Tengirşenk, Rus tarafından ise Dışişleri Komiseri Çiçerin ve Merkez Komitesi üyesi Celalettin Korkmazov imzaladı. Moskova antlaşması Ekim Devrimi sonrasında SSCB’deki en yüksek organ olan Tüm Rusya Merkezi Yönetim Komitesi tarafından 20 Temmuz 1921 günü, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından ise 31 Temmuz 1921 günü onaylandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Karlov’un eşinden barış mesajı: En kötü dostluk savaştan daha iyidir</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69eeed3f0b814-1777265983.png" alt="" width="367" height="357" /></span>Türkiye’de görev yaptığı sırada 19 Aralık 2016'da terör saldırısı sonucu hayatını kaybeden Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’un eşi Marina Karlov da foruma katılan isimler arasında yer aldı. Türkiye’den gelen gazeteciler ile sohbet eden Karlov, “en kötü dostluk savaştan daha iyidir” anlamına gelen Rus atasözünü hatırlattı ve şunları söyledi: “Benim eşim bir terör saldırısı sonucu hayatını kaybetti. Bir teröristin yaptığı saldırının o ülkenin diğer insanları ile alakası yok. En kötü dostluk savaştan daha iyidir. Bu nedenle iki ülkenin dostluğunun güçlenmesi önemli. Türkiye ve Rusya ilişkilerinin her geçen gün artması ve bu dostluğun daha da güçlenmesi gerektiğine inanıyorum.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/moskovadaki-gokdelenlerin-yarisini-turk-muteahhitler-yapti-77943</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/3/1280x720/moskova-1777266105.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Moskova ile Türkiye arasındaki yakın ve verimli ilişkilerin çok değerli olduğunu belirten Moskova Dış Ekonomik ve Uluslararası İlişkiler Departmanı Başkanı Sergey Çeryomin, inşaat başta olmak üzere onlarca Türk şirketinin Rusya’da faaliyet gösterdiğini ifade ederek, “Moskova’daki gökdelenlerin yarısı Türk inşaatçılar tarafından yapıldı.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gozler-raflarda-bekleyen-teror-dosyalarina-cevrildi-77942</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gözler raflarda bekleyen terör dosyalarına çevrildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Adalet Bakanlığı, raflarda ve karanlıkta kalan “faili meçhul cinayet” dosyalarını indirdi. Bu dosyalar tek tek incelenecek. Ayrıca, bu cinayetleri aydınlatmak için ise özel birim kuruldu. Bakanlık ilk olarak, 122 dosyayla başladığı inceleme kapsamını genişletti. Ülke genelinde yapılan taramalarda 638 dosya incelenmek üzere raflardan indirildi. Adalet Bakanlığı 75 ilde Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün bünyesinde kurulan Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı ile kadın ve çocuk cinayetleri başta olmak üzere toplum vicdanını yaralayan tüm dosyaları yeniden mercek altına alıyor. Bakanlık, bu çerçevede faili meçhul dosyaların aydınlatılmasına yönelik kurumsal kapasitesini en üst seviyeye çıkardı. Ülke genelinde gerçekleştirilen taramalar neticesinde, 75 ildeki 638 dosya ve 693 maktule ilişkin kapsamlı inceleme sürecini başlattı. Adalet Bakanı Gürlek yaptığı açıklamada, delile dayalı, titiz analiz ve güçlü koordinasyon ile cezasızlığa geçit verilmeyeceğini belirterek, “Türkiye Yüzyılı’nı adaletin yüzyılı kılmak, her bir dosyada hakikati ortaya çıkarmak ve milletimizin vicdanını rahatlatmak için kararlılıkla çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Terör dosyaları ne olacak? </strong></p>
<p>Gözler ise Adalet Bakanlığı’nın, yıllardır aydınlanmaya terör dosyalarına çevrildi. 2026 yılı Nisan ayı itibarıyla, adli soruşturmalarda etkinliği artırmak amacıyla “Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı” geçmişe dönük terör suçlarını da inceleyecek mi? Terör örgütü üyeliği, örgüt faaliyetleri ve Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki suçlar ilişkin dosyaların yeniden açılıp açılmayacağı önümüzdeki günlerde netlik kazanacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gozler-raflarda-bekleyen-teror-dosyalarina-cevrildi-77942</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/2/1280x720/adalet-bakanligi-1777265610.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gözler raflarda bekleyen terör dosyalarına çevrildi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dolar-savasa-ragmen-neden-guclu-77941</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dolar savaşa rağmen neden güçlü?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Doların rezerv para olarak gücünün azalması çöküş değil  “finansal normalleşme” olarak görülmeli. Mevcut (Euro) ve yükselen (Yuan) gücün de bir rezerv para karşılığı olmasını olağan görmek gerekiyor.</strong></p>
<p>Küresel jeopolitik fay hatlarının kırıldığı, barut kokusunun diplomasi masalarına sindiği bir dönemden geçiyoruz. Jeopolitik gerilimlerin arttığı, savaşların küresel gündemi belirlediği bir dönemde doğal beklenti temel rezerv para biriminin zayıflaması olabilirdi. Ne de olsa savaş “egemen” için şimdilik çok da iyi gitmiyor. Ayrıca bir Çin gerçeği var. Görüntüde siyasi cüce de olsa, Euro da güçlü bir alternatif rezerv aracı.</p>
<p>ABD, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana girdiği hiçbir savaşı tam manasıyla kazanamamış, Vietnam’dan Afganistan’a uzanan bir “stratejik yorgunluk” içine girmiş olsa da, yeşil banknotun küresel hegemonyası sarsılmıyor. Aksine, her krizde sermaye en güvenli hissettiği barınağına, yani dolara, geri dönüyor. Küresel belirsizlik arttıkça dolar çoğu zaman güçleniyor. Aslında bu durum ne ekonomik, ne de politik anlamda bir çelişkiyi temsil ediyor. Çünkü ABD siyasi ve askeri olarak jübile yapmanın çok uzağında. Peki, Pax Americana’nın (Amerikan Barışı’nın) askeri karizması çizilirken, finansal egemenliği neden hâlâ bu denli güçlü?</p>
<p><strong>Sarsılan ama </strong><strong>yıkılmayan taht</strong></p>
<p>Doların küresel rezervlerdeki payı  %57-58 seviyelerinde.<strong><sup>1</sup></strong> Euro’nun bölgesel ağırlığı ve Çin’in “petro-yuan” hamleleriyle enerji ticaretinde doları bypass etme çabaları, “doların sonu mu geliyor?” sorularını akla getiriyor.</p>
<p>Doların rezerv para olarak gücünün azalması çöküş değil  “finansal normalleşme” olarak görülmeli. Mevcut (Euro) ve yükselen (Yuan) gücün de bir rezerv para karşılığı olmasını olağan görmek gerekiyor. Ayrıca başta kripto varlıklar olmak üzere dijital finansal varlıklar da rezerv olma konusunda şansını deniyor. Ancak minare yıkılsa da mihrap yerinde. Örneğin, önemli stablecoinler de dolara endeksli.<strong><sup>2</sup></strong></p>
<p>ABD’yi “etkisi azalan bir imparatorluk” olarak görmek için henüz çok erken. İngiltere’nin Birinci Dünya Savaşı sonundaki durumu ile ABD’nin bugünkü durumunu karşılaştırmak da yanlış. Ölçek olarak pek kıyaslanacak örnekler de değiller. Bir imparatorluğun asıl gücü, sadece askeri başarılarından değil, genel olarak finans için oyunun kurallarını (ödemeler sistemi, menkul kıymet piyasaları, küresel ticaretteki etkinlik, hukuksal ve yargısal etkinlikler vb.) belirleme yeteneğinden de geliyor. Dolar, rakiplerinin aksine sadece bir rezerv ve değişim aracı değil, küresel finansal mimarinin de merkezi sinir sistemi görünümünde.</p>
<p><strong>Borç sarmalı ve doların ağ etkisi</strong></p>
<p>Dolar hakimiyetinin arkasındaki asıl “gizli güç” küresel borç stokunun yapısında gizli. Dünyadaki tüm borçların yarısından fazlası hala dolar cinsinden. Dolar cinsinden varlıkların payı 2019’dan bu yana artış eğilimi göstererek, 2025’in ilk çeyreği sonunda %54’e ulaştı.<strong><sup>3</sup></strong> Gelişmekte olan ülkelerden devasa teknoloji şirketlerine kadar her aktör, borcunu ödemek için dolara ihtiyaç duyuyor. Bu durum, piyasalarda dolara olan talebi yapısal olarak kalıcı kılıyor.</p>
<p>Herkes dolar kullandığı için, dolar kullanmaya devam ediyoruz. Çin’in Yuan’ı uluslararasılaştırma çabaları, ülkedeki katı sermaye kontrolleri ve şeffaf olmayan hukuk sistemi nedeniyle aşılmaz bir “güven duvarına” çarpıyor. Bu nedenle yatırımcı, savaş tamtamları çaldığında parasını Şangay’a değil, her şeye rağmen dünyanın en derin ve likit sermaye piyasasına sahip olan New York’a gönderiyor.</p>
<p><strong>Sonuç: Finans kapital </strong><strong>Amerikan pasaportu taşıyor</strong></p>
<p>ABD’nin küresel hegemonyasını korumak için Amerikan istisnacılığını askeri güç üzerinden bambaşka noktalara taşıması elbette sevimsiz. Ancak finans kapitalin Amerikan pasaportu taşıdığı gerçeği pek de tartışma götürmüyor. Doların “güvenli liman” statüsü, sadece bir alışkanlık değil. Mevcut sistemde, tersine bazı kıpırtılar olsa da, henüz tam bir alternatifi de olmayan bir zorunluluk görünümünde.</p>
<p> </p>
<p>[1] https://www.bloomberght.com/dolarin-kuresel-rezervlerdeki-payi-dusuyor-3767660</p>
<p>2 https://www.ft.com/content/293a7a58-3f14-426c-8b7f-fa0859054842?utm_</p>
<p>3 https://www.oecd.org/en/publications/global-debt-report-2026_e9d80efd-en/full-report/the-investor-base-for-government-and-corporate-bond-markets_e68b90b3.html?utm_source=chatgpt.com</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dolar-savasa-ragmen-neden-guclu-77941</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dolar savaşa rağmen neden güçlü? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yillara-sari-islerde-enflasyon-duzeltmesi-farklarinin-etkisi-77940</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yıllara sâri işlerde enflasyon düzeltmesi farklarının etkisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ENFLASYON DÜZELTMESİNİN DEVAM EDEN ETKİLERİ-5</strong></p>
<p><strong>Nötrleme işlemi esas itibarıyla muhasebe kaydı düzeyinde değil, kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde KKEG ve indirim satırları yoluyla yapılmalıdır. Bu nedenle proje bazında ve yıl bazında alt hesap ayrımı yapılmadan sağlıklı bir beyanname nötrlemesi gerçekleştirmek çoğu durumda mümkün değildir.</strong></p>
<p><em>Önceki yazımızda, 258 Yapılmakta Olan Yatırımlar hesabına ilişkin özel fon mekanizmasının devam eden etkisini ve uygulama tereddütlerini incelemiştik. Bu yazıda, 2025-2027 döneminde tamamlanan yıllara sâri inşaat ve onarma işlerinde 2023 ve 2024 enflasyon düzeltmesi farklarının etkisini ele alıyoruz.</em></p>
<p>Enflasyon düzeltmesinin 2025-2027 hesap dönemlerinde ertelenmiş olması, yıllara sâri inşaat ve onarma işlerinde (Yİİ) 2023 ve 2024 yıllarında oluşmuş enflasyon düzeltmesi farklarının etkisini ortadan kaldırmamaktadır. Özellikle 2025, 2026 veya 2027 yılında tamamlanan projelerde, geçmiş yıllarda 170 ve 350 hesaplar ile bunlara bağlı 697, 178 ve 358 hesaplarında izlenen farkların, işin tamamlandığı yılda hem muhasebe kapanış kayıtları hem de beyanname düzeltmeleri bakımından doğru yönetilmesi gerekmektedir.</p>
<p><strong>Yİİ işlerinde enflasyon </strong><strong>düzeltmesinin hesap yapısı</strong></p>
<p>Bilindiği üzere, Yİİ işlerinde enflasyon düzeltmesi farkları genel sistemden farklı olarak 698 Enflasyon Düzeltme Hesabı yerine 697 Yıllara Yaygın İnşaat Enflasyon Düzeltme Hesabında izlenmekte; bu hesabın bakiyesi de duruma göre 178 veya 358 hesaplara devredilmektedir. İşin tamamlandığı yılda (geçici kabul veya fiilî bitim esasına göre), 170 ve 350 hesaplarla birlikte 178 ve 358 hesap bakiyeleri de gelir tablosu hesaplarına aktarılmaktadır. Ancak vergisel açıdan asıl önem taşıyan husus, bu aktarımların tamamının doğrudan vergi matrahına bırakılmamasıdır.</p>
<p><strong>Kritik ayrım: 2023 ve 2024 farkları</strong></p>
<p>Burada belirleyici ayrım, enflasyon düzeltmesi farklarının 2023 kaynaklı mı yoksa 2024 kaynaklı mı olduğunun proje bazında ve alt hesaplar itibarıyla izlenmesidir. Zira 2023 hesap dönemi sonuna ilişkin enflasyon düzeltmesi farkları bakımından, Yİİ işleri için özel bir nötrleme yaklaşımı söz konusudur. Buna göre, 2023 yıl sonu düzeltmesinden kaynaklanan maliyet ve hakediş farkları, işin tamamlandığı yılda ticari kâr/zarar hesabına intikal etse dahi, mali kârın tespitinde nötrleştirilmelidir. Uygulamada bu nötrleme, gelir tablosuna yansıyan 2023 kaynaklı gider/maliyet etkilerinin kanunen kabul edilmeyen giderler (KKEG); gelir etkilerinin ise beyannamede indirim olarak dikkate alınması suretiyle sağlanmaktadır.</p>
<p>Nötrleme işlemi esas itibarıyla muhasebe kaydı düzeyinde değil, kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde KKEG ve indirim satırları yoluyla yapılmalıdır. Bu nedenle proje bazında ve yıl bazında alt hesap ayrımı yapılmadan sağlıklı bir beyanname nötrlemesi gerçekleştirmek çoğu durumda mümkün değildir.</p>
<p>Buna karşılık, 2024 yılında yapılmış enflasyon düzeltmesinden doğan farklar bakımından aynı kapsamda bir “tam nötrleme” yaklaşımı söz konusu değildir. Başka bir ifadeyle, 2024 düzeltmesinden kaynaklanan ve ilgili proje hesaplarında izlenen farklar, işin 2025–2027 döneminde tamamlanması halinde kural olarak işin tamamlandığı yılın ticari sonucuna ve buna bağlı olarak vergi matrahına etki etmeye devam eder. Bu nedenle uygulamadaki en kritik nokta, 2023 ve 2024 farklarının aynı hesapta topluca izlenmesi yerine, yıl bazında ayrı alt hesaplarla takip edilmesidir.</p>
<p>Bu çerçevede, 2025–2027 döneminde tamamlanan Yİİ projeleri için pratik ve güvenli yaklaşım; (i) proje bazında 170, 350, 697, 178 ve 358 hesaplarının alt kırılımlarını oluşturmak, (ii) bu kırılımlarda 2023 ve 2024 enflasyon düzeltmesi farklarını ayrı izlemek, (iii) işin bitim yılında yapılan kapanış kayıtları sonrasında beyannamede yalnızca 2023 kaynaklı farklar için nötrleme düzeltmesi yapmak ve (iv) 2024 kaynaklı farkları ise genel kurallar çerçevesinde mali sonuca bırakmaktır. Aynı yaklaşım, yıllara sâri işle ilgili verilen/alınan avans, teminat ve benzeri kalemlerden doğan enflasyon düzeltmesi farkları bakımından da geçerlidir.</p>
<p>Sonuç olarak, enflasyon düzeltmesi ertelenmiş olsa da 2025–2027 döneminde tamamlanan yıllara sâri işlerde 2023 ve 2024 düzeltme farklarının etkisi devam etmektedir. Bu nedenle işin tamamlandığı yılda yapılacak vergisel işlemlerde “hangi fark hangi yıla aittir?” sorusuna açık cevap verebilen bir hesap ve beyanname takip düzeninin kurulması, hem matrahın doğru tespiti hem de olası vergi risklerinin önlenmesi açısından zorunludur.</p>
<p><strong><em>Sonraki yazıda: </em></strong><em>Yazı dizimizin son bölümünde, yeniden değerlemede iki yol olan Mükerrer 298/Ç ve Geçici 32 ayrımını karşılaştırmalı olarak ele alacak ve dizinin genel değerlendirmesini yapacağız.</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yillara-sari-islerde-enflasyon-duzeltmesi-farklarinin-etkisi-77940</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yıllara sâri işlerde enflasyon düzeltmesi farklarının etkisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-borsayi-kurtarir-mi-77939</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ borsayı kurtarır mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ata Yatırım Yönetim Kurulu Üyesi ve Co-CEO’su Hamit Can ile bir araya geldikten sonra, özellikle yapay zekâ bağlantılı olarak konuştuklarımız nedeniyle aklıma bu soru geldi. Malum, bizde Borsa Istanbul’un toparlanma formülü, yabancı yatırımcının borsaya para koymasını beklemekten ibaret. Can ile konuştuktan sonra yapay zekâ çağında “borsada oynamanın” dışındaki formülleri de değerlendirebileceğimizi düşündüm. Masadan ayrılırken aklımdaki soru şuydu: Can’ın söylediği gibi birincil kripto para arzlarına (initial coin offering- ICO) ilgi göstermiş genç kitleyi birincil halka arzlara (initial public offering-IPO) çekerek borsada oyuncu yerine uzun vadeli yatırımcı kitlesi ile gerçek anlamda büyüme sağlayabilir miyiz? Güzel soru. Soruyu daha da güzelleştiren, bu sorunun Ata Yatırım gibi bir kurumun yöneticisi ile konuşurken akla gelmiş olması.</p>
<p>Ata Yatırım’ın teknolojiye dayalı uygulamalarının Türkiye’de yeterince gündeme getirilmediğini düşünüyorum. Gedik Yatırım ile ilgili olarak da düşüncem aynı. Bunu, bugünün çeşitlenmiş finansal teknolojiler (fintek) ortamında düşünmeyin. Yıllar önce finansal şirketlerin teknolojiyi kullanma ortamı internet olmaya başlarken internet sitelerini değerlendiren bir yarışmada jüri üyesiydim. Ata Yatırım, Gedik Yatırım ve Garanti Bankası kısa listeye kalmıştı. Ben oyumu yanılmıyorsam Gedik için kullanmıştım ama Ata da çok iyiydi. İyi dememin nedeni veri akışıydı. Bu iki sitede gerçek zamanlı borsa verisi akıyordu; gerçek zamanlı derken o zamanın teknolojisi ile hızlı demek istiyorum. İşlem yapmak isteyenler de yine kısa bir gecikme süresi ile bunu yapabiliyordu. Bilişim medyasından gelen arkadaşlar, bunun değerini anlamamışlardı. Ben Finansal Forum deneyimim nedeniyle oylamayı tekrarlamamızı istedim ve bu iki sitenin yenilikçiliğini anlattım. Sonuç değişmedi. Yeniden oyladık ve yine Garanti Bankası’nı seçtik. Bugünkü aklımla ben de, kullanıcı sayısı olarak ölçeği ve yaptığı inovasyon ile hitap ettiği parasal büyüklük nedeniyle oyumu Garanti Bankası’na veririm ama o yıllar her şeyi teknoloji boyutuyla değerlendirdiğimiz yıllardı.</p>
<p>Finansal Forum’da çalışırken, döviz kurlarını bastığımız bir föyü günlük olarak dağıtırdık. Ben buradaki verileri internet sitesine koymak için bir şablon yaptırdığımda ortalık ayağa kalktı. Satış tarafındaki yöneticiler, sadece bu föy için gazeteyi satın alanların bulunduğunu söyleyerek satışların düşeceğini söylüyordu. Ancak zaten o dönemde bir değişiklik olmuştu: Merkez Bankası sabahtan açıkladığı kuru internet üzerinden yayınlamaya başlamıştı ve birçok finansal kurumda da internet sitesinde bu veriyi aktarıyordu. Yani bu verinin basılıp bir gün sonra sunulmasının bir değeri ya da rekabet avantajı yoktu. Ya da ben öyle düşünüyormuşum.</p>
<p>Bunu anlamak için gazetede bir kez daha kıyamet kopması gerekti. Bir ticari alışverişte birisi bir diğerini mahkemeye vermiş ve işlemin yapılması gereken kur için kanıt olarak bizim gazetenin föyünü göstermiş. Bizim arkadaş o gün föyü yanlış bastığı ve mahkeme basılı föyü kanıt kabul ettiği için alacak-verecek anlaşmazlığı bizim okurun lehine çözülmüş ama asıl haklı olan adam zarara uğramış. Kıyamet bundan kopuyordu. Doğru veri internet üzerinde bir sürü yerde vardı ama buna bakan yoktu. Bizim basılı föy belge olarak davanın sonucunu etkilemişti. O zaman öğrendim, şirketlerin bu föyleri klasörlere yerleştirip kurun ne olduğuna bakmak için sakladıklarını… Şimdi Google’a yazıp istediğiniz veriye ulaşıyorsunuz. Ancak bizim sayfa sekreteri arkadaşın hazırladığı belgeyi kaydetmeden kapatması gibi bir teknik hatanın böyle bir zincirleme hataya neden olduğu yıllarda öğrendiğim şuydu: İnternet sitesi ile rekabet edeceksen insanların kullandığı bu veriyi internette yayınlamalıydın; basılı gazete yapıyorsan, bu veri için gazeteyi satın alanları elinde tutmalıydın. Yani birden çok doğru vardı.</p>
<p>Birden çok doğrunun olduğu ortamlarda seni ayakta tutacak olanın ise strateji olduğu bugün çok net görülüyor. Can ile sohbetimizi aktarma isteğimin bu noktada gördüğüm değerden kaynaklandığını aktarmalıyım. Sonuçta gazetede bunu yapamadığımız için bugün Finansal Forum diye bir gazete yok. Finansal Forum’un bir borsa ve daha genel olarak piyasa yayını olarak, kendi entelektüel kesimini yaratması ve onlara hizmet etmesi gerekiyordu. Buna odaklanmak yerine sadece satılacak bir ürüne odaklanınca; internet devrimi ile birlikte ortadan kayboldu. Anlık veriye dayanan bir ortamda bir gün önce olanları yazıp, bunu yüksek kağıt/baskı/dağıtım maliyeti ile ürünleştirip bunu da genel kanal üzerinden müşteriye/kullanıcıya özelleştirmeden (mass customization yapmadan) arz ederek bir gazeteyi yaşatamazsınız. Bizim yapamadığımız buydu. Kullanıcı/okur/müşteri ile etkileşim alanı olan dijital kanallarda da, gazete kağıdı üzerinde rahatça okunabilen uzun yazıları küçücük telefon ekranına sığdırmaya çalışarak başarılı olamazsınız. Burada mümkün olduğunca görselleştirme, müşteriye özel ekranlar ve kullanım alışkanlıkları geliştirme gerekir. Can ile sohbetimizin sonuçlarını aktarmadan önce, Ata Yatırım’ın dijital tarafta anlattıklarımı, basılı bir yayın boyutu ile değil ancak “oyuncu yerine yatırımcı” yaratma ve yapay zekâ ile diğer teknoloji araçlarını kullanarak bu ekosistemi desteklemeye dayanan stratejisini bizim kaybetme maliyetimiz ile karşılaştırarak anlatmak istedim.</p>
<p><strong>Mesele, yenilikçi ve konvansiyonel sistemleri bütünleştirmek</strong></p>
<p>Ata Yatırım Yönetim Kurulu Üyesi ve Co-CEO’su Hamit Can’ın “Tüm sermaye piyasası işlemlerinin yanı sıra yatırımcılarımıza değer katacak ürün çeşitliliğimizi de artırarak bu ekosistemin etki alanını her geçen gün daha genişletiyoruz.  Dijital ve konvansiyonel sistemleri 360 derecelik bir bütünsel yaklaşımla müşterilerimizin hizmetine sunarak ekosistem deneyimini artırmaya odaklanıyoruz. Bununla birlikte hizmetlerimize tüm yatırımcıların ulaşabilmesinin önünü açacak yenilikçi uygulamaları da adım adım devreye alıyoruz. Örneğin, gençleri yatırıma teşvik etmek amacıyla, onlara temas edebileceğimiz önemli noktalar olan Burger King restoranları ve Tıkla Gelsin'le ortak bir kampanya hayata geçirdik. Ayrıca, ABD piyasalarında 1 lottan daha küçük tutarlarda yatırım yapma imkânı sağlıyoruz. Tabii sadece ABD ile sınırlı kalmak istemiyoruz, yatırımcılarımıza tüm dünya borsalarında işlem yaptırabilme hedefi doğrultusunda ilerliyoruz.” şeklindeki sözleri, bizim başarısızlık hikâyemizde yanlış yaptıklarımızın doğrularının Ata Yatırım tarafındaki ilanını oluşturuyor.</p>
<p>Üstelik zaman aralıkları da birbirine çok yakın. Biz Finansal Forum’un internet sitesini 1999-2000 gibi geliştirmiştik. Ata Yatırım da Türkiye’de internet henüz emekleme aşamasındayken ilk Sanal Şube’yi 1997’de yılında, hayata geçiriyor. Önlerinde kopyalayacak çok fazla örnek olmadığını düşünüyorum. Bizim dünyada “.com” ve Türkiye’de Ixir balonu ile intenetin gelecekte muazzam değerli olacağına inandığımız yıllara da daha zaman bulunduğu yıllar. Birinin yok olması ve diğerinin bugünlere gelmesinin arkasındaki nedeni anlamak için Can’ın “Biz her zaman teknolojiyi iş modelimizin merkezine koyan bir stratejiyle ilerledik ve bunun yaparken en temel amacımız, yatırımcılarımıza değer yaratmak ve ekosistemimizin teknoloji temelli olarak gelişimine katkı sağlamaktı. Bu anlayışla kurulduğumuz günden bu yana teknolojiyi yalnızca operasyonel bir araç değil, doğrudan bir değer yaratma fonksiyonu olarak konumlandırıyoruz. Bu vizyonu daha 1997 yılında, Türkiye’de internet henüz emekleme aşamasındayken ilk Sanal Şube’yi hayata geçirerek ortaya koymuştuk. Dolayısıyla bugün yaptıklarımızı da bir dijital dönüşümden ziyade, mevcut stratejilerimizin yeni teknolojilerle daha da güçlendirilmesi olarak görüyoruz.” şeklindeki sözlerine kulak vermek yeterli.</p>
<p>Resmi daha iyi görebilmek için ürünlere bakmakta yarar var. Can, inovatif ürünlerden Portföy+’ı şöyle anlatıyor: “Yenilikçi ürünlerimizden biri olan Portföy+ ürünümüzle yatırımcılarımızın belirli temalara yatırım yapmalarını ve portföylerini şeffaf bir şekilde izlemelerini mümkün kılıyoruz. Tüm yenilikçi ürünlerimizde olduğu gibi bu ürünümüzün arkasında da yapay zekâ ve algoritma destekli karar mekanizmalarını aktif bir şekilde çalıştırıyoruz. Diğer taraftan sektördeki geleneksel uygulamaların aksine yatırımcılarımız, pay senetlerini sattıkları anda nakitlerine erişebiliyorlar.”</p>
<p>Ata Yatırım, benim bu şirketi bilmeden şirketin yaptıkları ile ilk tanıştığım dönemde olduğu gibi gerçek zamanlılık ve doğru karar almak için yeterince zeki destek araçlarına odaklanıyor. Bu, Ata Yatırım’ı, ileri yaşına karşın, aynı şeyi yapan genç şirketler ile aşık atabilecek bir konumda tutuyor. Midas’ın 7 Mayıs’taki basın toplantısı bana bu konuda daha ileri bir karşılaştırma yapma fırsatı sağlayacak. Ama şimdilik resmi biraz daha netleştirmek için Ata Yatırım’ın yapay zekâyı nasıl kullandığına biraz daha derinlemesine girmek istiyorum. Bunun için Can ile yaptığımız soru-cevap seansından faydalanacağım.</p>
<p><strong>Kerem Özdemir:</strong> Ata Yatırım, yapay zekâyı nasıl hayata geçiriyor?</p>
<p><strong>Hamit Can:</strong> Ata Yatırım’da yapay zekâ ve algoritma destekli analiz yaklaşımı kademeli olarak hayata geçiriliyor. İlk pilot çalışmalarımız 2025’in ikinci yarısında başladı ve Yapay Zeka Analiz ürünümüz 2025 Ekim itibarıyla yatırımcılarımızla buluştu. Portföy+ ürünümüz ise uzun süredir yatırımcılarımıza sunduğumuz ancak 2025’in son çeyreği itibarıyla, farklı temalar ile daha geniş kitlelere ulaştığımız stratejik bir ürünümüz oldu. Bugün geldiğimiz noktada yaklaşımımızı, yalnızca tekil bir ürün değil, Ata Yatırım’ın genel dijital dönüşüm vizyonunun temel bileşenlerinden biri olarak konumlandırıyoruz.</p>
<p><strong>Kerem Özdemir:</strong>  Bu uyarlama sürecinin hangi aşamasındasınız?</p>
<p><strong>Hamit Can:</strong> Ata Yatırım olarak yapay zekâ ve algoritma destekli karar mekanizmalarını şu anda yurt içi piyasalarda, yatırımcılarımızın portföy oluşturma ve yenileme süreçlerinde aktif olarak kullanıyoruz. Yurt dışı tarafında ise çalışmalarımız devam ediyor. Burada altını özellikle çizmek isterim ki biz bu teknolojileri yatırımcının yerine karar veren “otonom robotlar” olarak değil, yatırımcının ve yatırım uzmanlarımızın karar kalitesini artıran akıllı destek sistemleri olarak konumlandırıyoruz. Yapay Zekâ Analiz ürünümüz, yatırımcıların farklı kaynaklardan toplamaya çalıştığı verileri, Ata Yatırım’ın uzmanlığıyla birleştirerek onlara işlenmiş ve anlamlandırılmış iç görüler sunma ihtiyacından doğdu. Bu ürünümüz, bilanço analizi ve finansal oranlara dayalı temel analiz, teknik göstergelere dayalı teknik analiz ve haber akışını birlikte değerlendiriyor. Böylece yatırımcıların onlarca analiz ile uğraşmasına gerek kalmıyor. Ayrıca yatırım danışmanlarımızın en sık karşılaştığı sorular için bir uygulamamız üzerinden chatbot gibi yanıt veren bir yapı kurduk. Temel analiz tarafında, şirketlerin finansal tablolarını ve rasyolarını Ata Yatırım tecrübesiyle yorumluyor, teknik analiz tarafında ise çeşitli indikatörleri yine kendi metodolojimizle harmanlayarak yatırımcıya sunuyoruz. Nihai karar ise her zaman yatırımcıya ait. Portföy+ ürünümüzde ise, bu yaklaşımı daha sistematik bir yapıya dönüştürerek yatırımcının risk profiline ve yatırım hedeflerine uygun portföyler oluşturuyoruz. Sunduğumuz farklı temalar ile yatırımcılarımızın hedefledikleri portföy çeşitliliğine ulaşmasını sağlıyoruz.</p>
<p><strong>Kerem Özdemir:</strong>  Kullanım düzeyleri ne durumda?</p>
<p>Hamit Can: "Yapay Zeka Analiz" ürünümüzü devreye aldığımızdan bu yana beklediğimizin de üzerinde bir kullanım oranına ulaştık. Yatırımcılarımızın bu teknolojiyi özellikle kararsız kaldıkları anlarda bir "ikinci görüş" olarak da benimsediklerini görüyoruz. Şu an itibarıyla Yapay Zeka Analiz ürünümüzü işlem yapan yatırımcılarımızın yaklaşık yüzde 20’si kullanmakta. Özellikle daha sık alım satım kararı veren yatırımcılarımızın Yapay Zeka Analiz ürünümüzden destek aldığını gözlemliyoruz. Dolayısıyla aktif işlem yapan yatırımcılarımızda kullanım daha yaygın. Son aylarda ise hem kullanan kişi sayısının hem de kullanım sıklığının arttığını görüyoruz. Bu da yatırımcıların teknolojiyi karar süreçlerine entegre etme konusunda giderek daha istekli olduğunu gösteriyor.</p>
<p><strong>Kerem Özdemir: Buradaki hedeflere ulaşma ve doğru kararı alma yani isabet oranı nedir?</strong></p>
<p><strong>Hamit Can:</strong> Burada “isabet oranı” kavramını doğru tanımlamak çok önemli. Biz yapay zekâyı kesin sonuç üreten bir mekanizma olarak değil, olasılıkları ve riskleri daha görünür kılan bir analiz aracı olarak konumluyoruz. Bu nedenle tek başına bir başarı oranı vermekten ziyade, yatırımcının karar alma sürecindeki tutarlılığı ve disiplinini artırmasını önemsiyoruz. Beklentinin tersine gelişmeler yaşandığında ise bunu şeffaf biçimde ele alıyoruz. Piyasalar doğası gereği öngörülemez; jeopolitik gelişmeler, makroekonomik kararlar veya ani haber akışları kısa vadede tüm modelleri zorlayabilir. Bu noktada yatırımcılarımıza, yapay zekânın bir “doğru-yanlış makinesi” değil, karar sürecini güçlendiren bir yol arkadaşı olduğunu açıkça anlatıyoruz ve Ata Yatırım'ın 35 yılı aşkın uzmanlığını ve araştırma ekiplerimizin birikimini devreye sokuyoruz. Teknolojinin yaratabileceği halüsinasyon veya yanılsamaları, kurumumuzun bilgi birikimiyle çerçeveleyerek yatırımcı nezdindeki güveni koruyoruz.</p>
<p><strong>Kerem Özdemir: Son olarak, akıllı robot tarafı başta olmak üzere gelecek beklentilerinizi almak isterim.</strong></p>
<p><strong>Hamit Can:</strong> Kesinlikle artacağını düşünüyoruz. Ancak bu artış, insan faktörünün ortadan kalktığı bir yönde değil, insan ve yapay zekânın birlikte çalıştığı hibrit bir modele doğru olacak. Önümüzdeki yıllarda yatırımcılar; portföylerini daha sık gözden geçirmek, risklerini daha anlık izlemek ve karmaşık verileri daha sade şekilde anlamak isteyecekler. Bu ihtiyaçların tamamı, yapay zekâ destekli çözümlerin yatırım kararlarındaki ağırlığını doğal olarak artıracak. Biz Ata Yatırım olarak bu dönüşümü, yatırımcının güvenini merkeze alan ve insan uzmanlığını her zaman çekirdekte tutan bir anlayışla yönetmeye devam edeceğiz. 2026 vizyonumuzda teknolojiyi operasyonel bir araçtan ziyade, yatırımcının gerçek bir "karar ortağına" dönüştürmek var. Bir sonraki adımda yatırımcıların işlem alışkanlıklarını ve geçmiş tercihlerini de veri olarak kullanarak çok daha kişiselleştirilmiş analizler sunmaya başlayacağız. Teknolojiyi merkeze alan bu yaklaşımımızla, 2026 yılında yatırımcılarımıza çok daha fazla değer katacağımız yeni bir değişim ve dönüşüme imza atacağız.</p>
<p><strong>Gemini ile derin analiz</strong></p>
<p>Hamit Can ile görüşmemizin ardından bir görüşme de Gemini ile yaptım.</p>
<p><strong>Kerem Özdemir:</strong> Bir gazeteci olarak Ata Yatırım Co-CEO’su Hamit Can’ın yapay zekâ stratejisini analiz eder misin?</p>
<p><strong>Gemini:</strong> Ata Yatırım Co-CEO'su Hamit Can, şirketin dijital dönüşümünü ve yapay zekâ vizyonunu "teknolojik bir güncelleme"den ziyade <strong>“kültürel bir dönüşüm”</strong> olarak tanımlıyor. Özellikle 2026 vizyonu çerçevesinde öne çıkan stratejilerini bir gazeteci perspektifiyle şu başlıklarla özetleyebilirim:</p>
<ol>
<li><strong> Yapay Zekâ Bir “Karar Ortağı” (Decision Partner)</strong></li>
</ol>
<p>Hamit Can’ın stratejisinin merkezinde, yapay zekânın yatırımcıyı ikame etmesi değil, onun karar alma sürecini hızlandıran bir asistan haline gelmesi yer alıyor.</p>
<ul>
<li><strong>Yapay Zekâ Analiz Ürünü:</strong> Yatırımcıların farklı kaynaklardan veri toplama yükünü azaltarak; bilanço analizi, finansal rasyolar, teknik göstergeler ve haber akışını tek bir potada eriten, işlenmiş içgörüler sunan bir yapı kurdular.</li>
<li><strong>Hibrit Model:</strong> İnsan uzmanlığı ile algoritmaların birleştiği bir “hibrit” yaklaşımı savunuyor. Bu sayede yatırım danışmanlarının en sık karşılaştığı sorulara chatbot benzeri yapılarla anlık yanıtlar verilebiliyor.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> “AI Agent” ve Otonom İşlemler</strong></li>
</ol>
<p>Ata Yatırım, yatırımcıların sadece bilgi aldığı değil, işlem de gerçekleştirebildiği bir ekosistem hedefliyor.</p>
<ul>
<li><strong>Yapay Zekâ Ajanları:</strong> Yatırımcıların kendi hesaplarıyla ilgili taleplerini (örneğin; “şu miktarda alım yap” veya “portföyümü dengeler misin?”) doğrudan AI ajanları üzerinden yönetebileceği bir yapı üzerinde çalışıyorlar.</li>
<li><strong>MCP Desteği:</strong> Profesyonel yatırımcılar için <strong>Model Context Protocol (MCP)</strong> desteği sunarak, ileri düzey işlem yapanların kendi modellerini Ata Yatırım platformuna entegre etmesini amaçlıyorlar.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> Kişiselleştirme ve Yeni Nesil Yatırımcı</strong></li>
</ol>
<p>Genç ve dijital kuşağı sermaye piyasalarına çekmek stratejinin bir diğer ayağı:</p>
<ul>
<li><strong>Robo-Advisory (Robot Danışman):</strong> Kişiye özel portföy önerileri sunan robot danışman çözümleriyle yatırım süreçlerini demokratikleştirmeyi hedefliyor.</li>
<li><strong>Oyunlaştırma (Gamification):</strong> Yapay zekâ destekli eğitim modülleriyle, yatırım yapmayı öğrenmeyi bir deneyime dönüştürüyorlar.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li><strong> Portföy+ ve Algoritmik Trading</strong></li>
</ol>
<p>Özel Portföy Yönetimi tarafında “Portföy+” ürünüyle algoritmik trading teknolojisini kullanıyorlar. Buradaki temel mantık, yatırımcının piyasayı 7/24 takip etmesine gerek kalmadan, belirlenen stratejilerin otonom bir şekilde disiplinle uygulanmasını sağlamak.</p>
<p><strong>Özetle:</strong> Hamit Can'ın yönettiği strateji, Ata Yatırım'ı geleneksel bir aracı kurumdan, veri odaklı bir finansal teknoloji (Fintech) şirketine dönüştürmeyi amaçlıyor. Yapay zekâyı, yatırımcının duygusal hatalarını minimize eden ve bilgiye erişimi "ışık hızına" çıkaran bir kaldıraç olarak kullanıyor.</p>
<p><strong>Kerem Özdemir:</strong> Bütün bunların ötesinde, ICO'ya alışkın kitleyi IPO'lara çekerek borsada nasıl büyüme sağlamak mümkün olabilir?</p>
<p>Gemini: ICO (Initial Coin Offering) dünyasının yüksek risk iştahlı, teknoloji odaklı ve "topluluk" aidiyeti yüksek kitlesini geleneksel borsaya (IPO) çekmek, sadece bir finansal geçiş değil, aynı zamanda bir deneyim ve dil dönüşümü meselesidir. Bu kitleyi borsada büyümeyi tetikleyecek bir güce dönüştürmek için şu stratejik adımlar izlenebilir:</p>
<ol>
<li><strong> “Token Ekonomisi” Mantığını Şirket Değerlemesine Entegre Etmek</strong></li>
</ol>
<p>ICO yatırımcısı projenin “utility”sine (faydasına) ve gelecekteki kullanım potansiyeline bakar. IPO tarafında bu kitleyi yakalamak için:</p>
<ul>
<li><strong>Büyüme Odaklı Hikâye Anlatıcılığı:</strong> Temettü veren hantal şirketler yerine; yapay zekâ, yenilenebilir enerji veya savunma sanayii gibi "yarını inşa eden" şirketlerin arzına odaklanılmalı.</li>
<li><strong>Şeffaflık ve Real-Time Veri:</strong> ICO yatırımcısı blokzincir üzerinden her şeyi anlık izlemeye alışıktır. Şirketlerin sadece üç ayda bir bilanço açıklaması bu kitle için çok yavaştır. Daha şeffaf, dijital ve anlık yatırımcı ilişkileri panelleri sunulmalıdır.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> Fraksiyonel Hisse (Parçalı Alım) İmkanı</strong></li>
</ol>
<p>ICO'ların en büyük cazibesi 10 dolarlık bile yatırım yapılabilmesidir.</p>
<ul>
<li>Birçok büyük teknoloji şirketinin hisse fiyatı perakende yatırımcı için yüksek kalabilir. Borsaların ve aracı kurumların "fraksiyonel hisse" (bir hissenin onda birini alabilme) modelini yaygınlaştırması, kripto dünyasındaki "satoshi" mantığına alışkın kitleyi sisteme dahil eder.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> Topluluk Yönetimi ve Sosyal Ticaret (Social Trading)</strong></li>
</ol>
<p>Kripto dünyası Discord, Telegram ve X (Twitter) üzerinden dönen devasa bir topluluk enerjisiyle yaşar.</p>
<ul>
<li><strong>Yatırımcı Toplulukları:</strong> Aracı kurumların, yatırımcıların birbirleriyle strateji tartıştığı, şirket CEO’larının (X platformunda "Spaces" yayınları gibi) doğrudan toplulukla konuştuğu bir ekosistem yaratması gerekir.</li>
<li><strong>Gamification (Oyunlaştırma):</strong> Yatırım yaptıkça rütbe kazanma, rozetler veya sadakat programları gibi unsurlar, kripto yerlilerinin (crypto-natives) aşina olduğu motivasyon kaynaklarıdır.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li><strong> Likidite ve İşlem Hızı (UX/UI Devrimi)</strong></li>
</ol>
<p>Kripto borsaları 7/24 açık ve saniyeler içinde cüzdandan cüzdana transfer imkanı sunar.</p>
<ul>
<li><strong>Gelişmiş Arayüzler:</strong> Klasik, karmaşık ve "gri" bankacılık arayüzleri bu kitleyi iter. Daha dinamik, mobil odaklı ve "tek tıkla" işlem yapılabilen platformlar standart hale gelmelidir.</li>
<li><strong>T+0 Takas Avantajı:</strong> Paranın nakde dönmesi için iki gün (T+2) beklemek, ICO kitlesi için bir "anomali"dir. Anlık takas sistemlerinin geliştirilmesi büyümeyi hızlandırır.</li>
</ul>
<ol start="5">
<li><strong> "Early Stage" (Erken Aşama) Fırsatları Sunmak</strong></li>
</ol>
<p>ICO kitlesi "erken giren kazanır" mantığına inanır.</p>
<ul>
<li><strong>Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklıkları (GSYO):</strong> Küçük yatırımcıya, henüz halka açılmamış ama potansiyeli yüksek teknoloji girişimlerine borsa üzerinden ortak olma şansı veren GSYO'lar, bu kitlenin "moonshot" (devasa büyüme) arayışına cevap verebilir.</li>
</ul>
<p><strong>Gazeteci Notu: Risklerin Yönetimi</strong></p>
<p>Bu kitleyi çekerken en büyük risk, borsanın bir "kumarhane" olarak algılanmasıdır. Başarı; ICO'nun <strong>çevikliğini ve teknolojik heyecanını</strong>, sermaye piyasalarının <strong>denetim, güven ve kurumsal yapısıyla</strong> birleştiren hibrit bir modelden geçer. Eğer yatırımcı "token" alırken hissettiği o projeye ortak olma heyecanını bir teknoloji şirketinin hissesini alırken de hissederse, borsadaki derinlik ve likidite katlanarak artacaktır. Bu stratejiler arasında sizce hangisi Türkiye gibi genç nüfuslu pazarlarda daha hızlı sonuç verir?</p>
<p><strong>Kerem Özdemir:</strong> Sen ne diyorsun?</p>
<p>Gemini: Türkiye gibi genç nüfusun yoğun, teknoloji adaptasyonunun yüksek ve enflasyonist ortam nedeniyle getiri arayışının agresif olduğu pazarlarda, <strong>“Parçalı Hisse” (Fractional Shares)</strong> ve <strong>“Erken Aşama Teknoloji Yatırımları (GSYO)”</strong> ikilisi en hızlı sonucu verecek stratejilerdir.</p>
<p>Nedenlerini bir gazeteci titizliğiyle şu şekilde analiz edebiliriz:</p>
<ol>
<li><strong> Parçalı Hisse: "Satoshi" Mantığını Borsaya Taşımak</strong></li>
</ol>
<p>Kripto paraların en büyük cazibesi, bir birimin tamamını almak zorunda olmamaktır. Genç bir yatırımcı 100 TL ile Bitcoin dünyasına girebilirken, borsada yüksek fiyatlı bir teknoloji hissesine girmesi "bariyer" olarak algılanıyor.</p>
<ul>
<li><strong>Psikolojik Eşik:</strong>000 TL'lik bir hissenin 50 TL'lik kısmını alabilmek, borsa yatırımını bir "tasarruf" aracından ziyade, kriptodaki gibi bir "aktif oyun" alanına dönüştürür.</li>
<li><strong>Hız Faktörü:</strong> Bu sistemin yasal altyapıyla hızlıca devreye girmesi, mikro-yatırımcı kitlesini anında sisteme çeker.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> GSYO ve "Moonshot" Hikayeleri</strong></li>
</ol>
<p>ICO kitlesi "bir sonraki büyük şeyi" (next big thing) erkenden bulma peşindedir. Klasik sanayi şirketleri bu kitle için fazla "öngörülebilir" kalıyor.</p>
<ul>
<li><strong>Yüksek Teknoloji Odaklı Arzlar:</strong> Yapay zekâ, yarı iletken teknolojileri veya yerli SaaS girişimlerinin Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklıkları (GSYO) üzerinden halka arz edilmesi, ICO yatırımcısının aradığı o "patlama potansiyelini" karşılar.</li>
<li><strong>Stratejik Değer:</strong> Özellikle ulusal yapay zekâ hamleleri veya kritik altyapı projeleri gibi "geleceği inşa eden" hikayeler, bu kitlenin aidiyet duygusunu tetikler.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> Sosyal Ticaret (Social Trading) ve Güven</strong></li>
</ol>
<p>Türkiye'de yatırım kararları genellikle sosyal medya ve kapalı gruplar üzerinden şekilleniyor.</p>
<ul>
<li><strong>Fenomenlerin Dönüşümü:</strong> Kripto fenomenlerinin regüle edilmiş bir çerçevede borsa stratejileri paylaşabildiği veya yatırımcıların birbirlerinin portföylerini (şeffaf bir şekilde) izleyebildiği platformlar, likiditeyi hızla artırır.</li>
<li><strong>Şeffaflık:</strong> Blokzincirin sunduğu o "takip edilebilirlik" hissi, borsada veri analitiği araçlarıyla (AI destekli bilanço okuma vb.) ikame edilirse güven bariyeri aşılır.</li>
</ul>
<p><strong>Sonuç olarak:</strong></p>
<p>Türkiye pazarında büyümenin anahtarı, yatırımın <strong>"maliyetini"</strong> (Parçalı Hisse ile) ve <strong>"heyecanını"</strong> (Teknoloji odaklı GSYO'lar ile) ICO standartlarına yaklaştırmaktır. Geleneksel borsanın güvenli liman limanı olma özelliği, bu "hız ve erişilebilirlik" ile birleştiğinde devasa bir sermaye akışı kaçınılmaz olur.</p>
<p>Gemini bana yıllar önce konuları bilen insanlarla yaptığım yazı işleri toplantılarını ve diğer toplantıları hatırlatıyor ve bu görüşmelerden zevk alıyorum. Bu insanların çoğu, her şeyi bildikleri halde değişen ortamda kendi işlerini nasıl dönüştüreceklerine odaklanmadıkları için tarihe karıştılar. Ata Yatırım Yönetim Kurulu Üyesi ve Co-CEO’su Hamit Can ile söyleşimiz ise, bir şirketin bildiklerini kendisine uyarlamaya odaklanmasının sonuçlarını görmemizi sağlıyor. İkisini birleştirince uzun yazmak gerekiyor ama sanırım değiyor. Bundan borsayı kurtarma konusuna geçersek, sağlıklı işleyen gerçek bir borsada Can’ın insan ile yapay zekânın birlikte çalışmasına dayanan modelinin daha yüksek şeffaflık ve güven yaratarak büyüme yaratacağını düşünüyorum.  </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-borsayi-kurtarir-mi-77939</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ borsayı kurtarır mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/takipcilikten-onculuge-77938</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Takipçilikten öncülüğe</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ekonomik belirsizliklere odaklanılan bir dönemde; Pekin’deki otomobil festivali, elektrifikasyon ve otonom sürüş ön planda olsa da otomotiv endüstrisinin geleceğin stratejik esneklik, teknolojik erişilebilirlik ve küresel iş birliği ile şekilleneceğini hatırlatıyor.</strong></p>
<p>Pekin’de düzenlenen 380 bin metrekarelik alanıyla dünyanın en büyük otomobil fuarı ünvanını taşıyan Auto China, 2026 yılında 1.451 yeni model arasında 71’i konsept 181 dünya prömiyeriyle artık küresel otomotiv endüstrisinin yönünü belirleyen en önemli platform olarak kabul ediliyor. Özellikle Çinli üreticilerin teknolojik olgunluğunu ve küresel stratejilerini sergiledikleri bu sahne, jeopolitik belirsizliklerin küresel büyümeyi yavaşlatabileceği uyarılarının stresine rağmen Çin’in krizlerden fırsat yaratma becerisini izledik.</p>
<p>Elbette; Çin ekonomisi, bu yılın ilk çeyreğinde %5 büyüme ile beklentileri de aşmış, GSYH de 33,43 trilyon Yuan, yani 4,9 trilyon dolar seviyesine ulaşmış. Böylece ev alımında toparlanma belirtileri ve küresel enerji depolamada liderlik gibi dopinglerle 3 Mayıs’a kadar devam edecek Pekin otomobil buluşmasının tıklım tıklım nasıl doldurulduğunu anlayabiliyoruz.</p>
<p><strong>Chery’nin hedefi, Çin’in küresel </strong><strong>liderlik stratejisine işaret ediyor</strong></p>
<p>İşte adeta karnavala dönen bir ortamda Chery Grubu, bu makroekonomik arka plana son derece net ve iddialı bir yanıt verdi; 2026’da 3,2 milyon araç satış hedefi, 2030 vizyonunda ise dünya çapında 10 milyon aileye ulaşma iddiası!.. Bu büyüme hedefi rakamları, aynı zamanda Çin otomotiv endüstrisinin “yerel başarı”dan “küresel liderlik”e geçiş stratejisine işaret ediyor. Chery’nin Pekin’de öne çıkardığı “aileler için” felsefesi, insani boyuta sahip bir strateji iken, Herkes İçin Güvenlik, Alan ve Teknoloji Eşitliği ilkeleri üzerine yaklaşım da kurarak, teknolojik ilerlemeye performans artışının yanında her yolcunun hayat kalitesini yükselten araçlar olarak konumlandırıyor.</p>
<p>Bu vizyonun teknik altyapısını oluşturan yenilikler, Chery’nin Ar-Ge odaklı dönüşümünün sonucunda; Super Hybrid sistemi, %44,5 termal verimliliğe sahip 1.5 lt GDI motor ve %98,5 verimlilik sunan DHT360 şanzıman ile hibrit teknolojisinin sınırları zorlanıyor. KunPeng motorunun %48,57’lik termal verimliliği, içten yanmalı motorların bile elektrikli geçiş döneminde ne kadar iyi optimize edilebileceğinin de kanıtı... Ancak asıl dikkat çeken elektrikli araçlardaki menzil kaygısı ve şarj süresini baştan tanımlayan atılım, 1.500 km menzil, 600 Wh/kg enerji yoğunluğu ve 8 dakikada 500 km menzil ekleme kapasitesiyle Rhino serisi katı hal batarya teknolojisi… Feiyu dijital şasi ve GAIA tüm alan sistemi gibi akıllı mobilite çözümleriyle bu teknolojik hamleler birleştiğinde, Chery’nin entegre bir tüm senaryolar için “mobilite terminali” sağlayıcısı olma iddiasını güçlendiriyor.</p>
<p>Küresel stratejinin en kritik ayağı ise Avrupa… Barselona’da kurulan bölgesel genel merkez ve Ar-Ge merkezi, tedarik zinciri, regülasyon uyumu ve finansal operasyonlar açısından da yerelleşme niyetine işaret… İngiltere’de 2025 sonunda %1,09 olan pazar payını 2026’da %5,8’e çıkarma hedefi, Omoda ve Jaecoo markalarının plug-in hibrit ve tam elektrikli modellerle destekleniyor.</p>
<p>Pekin’de dünya prömiyeri yaptıkları 15 yeni model de, bu “aileler için” stratejisinin ürün yansımasıydı. Tiggo V’nin modüler gövde yapısı ile 7 koltuklu aile SUV’undan pikap konfigürasyonuna dönüşebilme esnekliği, farklı pazar ihtiyaçlarına uyum sağlama becerisi… Doğrudan İngiltere, Avustralya ve Japonya gibi pazarlara V27’nin sağ direksiyon versiyonu… Exeed’in lüks EX8 modeli ve Lepas’ın kompakt elektrikli L6’sı, Chery’nin çoklu marka mimarisiyle teknolojiyi erişilebilir kılma ve her bütçeye uygun kalite sunma amacıyla farklı müşteri segmentlerine hitap etme kabiliyetini gösteriyor.</p>
<p>Bu kapsamlı planı, hibrit teknolojisindeki süreklilik yatırımı ve Avrupa’daki stratejik konumlanmayı “küresel rekabette yeni seviye” olarak nitelendirebiliriz. “Aileler için” yaklaşımını da, grubun “sorumlu küresel vatandaş” kimliğine geçişinde dönüm noktası olarak değerlendirebiliriz. 3,2 milyon araçlık hedefi de, Chery’yi küresel ilk 10 otomotiv grubu arasına taşıyacak kritik eşik olduğunu vurgulayabiliriz.</p>
<p><strong>Çin’in, otomotiv endüstrisinde </strong><strong>olgunluk evresine geçtiğini gördük</strong></p>
<p>Auto China 2026’nın küresel otomotiv hiyerarşisinde yeniden konumlanma mücadelesinin sahnesi olduğunu bir kez daha fark ederken; Çin otomotiv endüstrisinin olgunluk evresine geçtiğini ve artık “takipçi” değil “öncü” rolüne soyunduğunu net bir şekilde gördük. Teknolojik inovasyon, küresel üretim ağı, yerelleşmiş pazar stratejileri ve insani değerlere dayalı marka felsefesinin bir araya geldiği bu bütünsel yaklaşım, yalnızca Chery’nin değil, tüm Çinli üreticilerin küresel rekabetteki yeni oyun planını özetliyor.</p>
<p>Ekonomik belirsizliklere odaklanılan bir dönemde; Pekin’deki bu otomobil festivali, elektrifikasyon ve otonom sürüş ön planda olsa da, otomotiv endüstrisinin geleceğin stratejik esneklik, teknolojik erişilebilirlik ve küresel iş birliği ile şekilleneceğini hatırlatıyor. Bu dönüşümün en kapsamlı örneklerinden biri olan Chery’nin yol haritası, sektörün önümüzdeki on yılına damga vuracak trendlerin öncü göstergesi...</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/takipcilikten-onculuge-77938</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/3/8/1280x720/346-1777265174.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Takipçilikten öncülüğe ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-yuzyili-programinda-kazanimlar-ve-kaygilar-77935</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye yüzyılı programında kazanımlar ve kaygılar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cuma günü ilan edilen "Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı", üretim ve ihracat kanallarını geniş teşviklerle besleyerek yabancı sermaye akışını hızlandırmayı amaçlıyor. Bu program ekonomik sıçrama adına kuşkusuz büyük bir potansiyel barındırıyor. Ancak devletin gelir kaynaklarından geniş bir alanda feragat etmesi, bütçe disiplini açısından dikkatli olunmasını gerektiriyor.</p>
<p>Kurumlar vergisinin, toplam vergi gelirleri içindeki payı yaklaşık yüzde 12’dir. Söz konusu oran, bütçe disiplininin korunmasında ve kamu harcamalarının finansmanında bir çıpa vazifesi görüyor. Stratejik alanlara ve taze yatırımlara odaklanan vergi kolaylıkları, yatırım iştahını canlandırabilir. Öte yandan bütçe açığında bir yükseliş olursa, kısa yoldan KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergilere yüklenilir. OECD ülkeleri arasındaki yüzde 15’lik küresel asgari vergi mutabakatı da bu noktada kritiktir. Bu kural, çok uluslu şirketlerin vergi teşviklerinden tam verim almasını kısıtlıyor. Dünyada vergi rekabeti artık uluslararası mali otoritelerin belirlediği sınırlar içinde şekilleniyor.</p>
<p>Desteklerin toplumsal yansımaları da gözetilmelidir. Varlıklı yabancılara tanınan vergi muafiyetleri Portekiz’de ve İrlanda’da konut piyasasını karıştırmıştı. Bu ülkelerin yabancı yatırımcıları çekme çabası, gayrimenkul fiyatlarını tırmandırarak halkı kendi şehirlerinden dışlamıştı. Bu tecrübeler, sosyal adaleti merkeze alan mekanizmaların kurulmasını zorunlu kılıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-yuzyili-programinda-kazanimlar-ve-kaygilar-77935</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye yüzyılı programında kazanımlar ve kaygılar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-isleri-elimizden-alacak-mi-donusum-endise-ve-gercekler-77934</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ, işleri elimizden alacak mı? Dönüşüm, endişe ve gerçekler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Boston Consulting Group’un hazırladığı rapora göre, yapay zekâ önümüzdeki 2-3 yıl içinde işlerin %50 ila %55’ini dönüştürecek; yani işlerin büyük kısmı ortadan kalkmayacak, ancak içerikleri ciddi biçimde değişecek.</strong></p>
<p>Son yıllarda yapay zekâ teknolojilerinin gelişim hızı, teknoloji tarihindeki pek çok kırılmayı geride bırakmış durumda. 2022’de metin üretebilen sistemlerin yaygınlaşmasıyla başlayan süreç, kısa sürede görsel üretim, yazılım geliştirme, veri analizi ve hatta karar destek mekanizmalarına kadar genişledi. Örneğin, büyük dil modelleri artık saniyeler içinde binlerce kelimelik metinler üretebiliyor, yazılımcıların iş yükünü önemli ölçüde azaltabiliyor ve müşteri hizmetleri süreçlerinin büyük kısmını otomatikleştirebiliyor. Şirketler bu teknolojiler sayesinde maliyetleri düşürürken üretkenliği artırıyor; bazı sektörlerde aynı iş daha az insanla ve daha hızlı yapılabilir hale geliyor. Bu da yapay zekânın yalnızca bir araç değil, ekonomik yapıyı dönüştüren bir güç olduğunu açıkça gösteriyor.</p>
<p><strong>Sosyal ve psikolojik </strong><strong>kaygılar öne çıkıyor</strong></p>
<p>Ancak bu hızlı gelişim beraberinde ciddi endişeleri de getiriyor. En yaygın korku, yapay zekânın geniş çaplı işsizlik yaratacağı yönünde. Özellikle rutin, tekrarlı görevlerin otomasyona açık olması, milyonlarca çalışanın işini kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğu algısını güçlendiriyor. Bunun yanında, genç çalışanlar için giriş seviyesi işlerin azalması, kariyer basamaklarının zayıflaması ve gelir eşitsizliğinin artması gibi yapısal sorunlar da gündemde. Daha geniş bir perspektiften bakıldığında ise, insan emeğinin değerinin azalması, karar süreçlerinde makinelerin ağırlığının artması ve çalışanların sürekli olarak daha yüksek performans baskısı altında kalması gibi sosyal ve psikolojik kaygılar öne çıkıyor.</p>
<p>Tam da bu tartışmaların ortasında yayımlanan bir analiz, bu endişelere daha dengeli bir çerçeve sunuyor. Boston Consulting Group’un hazırladığı rapora göre, yapay zekâ önümüzdeki 2-3 yıl içinde işlerin %50 ila %55’ini dönüştürecek; yani işlerin büyük kısmı ortadan kalkmayacak, ancak içerikleri ciddi biçimde değişecek. Raporda dikkat çeken bir diğer veri ise, önümüzdeki birkaç yıl içinde işlerin yalnızca %10 ila %15’inin tamamen ortadan kalkabileceği yönünde. Bu da yaygın “herkes işsiz kalacak” söyleminin abartılı olabileceğine işaret ediyor.</p>
<p>Rapora göre yapay zekânın etkisi üç ana biçimde ortaya çıkıyor: Bazı işlerde insanın yerini alarak istihdamı azaltıyor, bazı işlerde insanı destekleyerek verimliliği artırıyor ve bazı alanlarda ise yeni işlerin doğmasına yol açıyor. Örneğin çağrı merkezi gibi yapılandırılmış ve tekrar eden görevler içeren işlerde çalışan sayısının azalması beklenirken, yazılım mühendisliği gibi alanlarda yapay zekâ insanı destekleyerek üretimi artırıyor ve hatta talebi büyütebiliyor. Bu durum, teknolojinin etkisinin tek yönlü olmadığını; sektör, görev yapısı ve talep dinamiklerine göre değiştiğini gösteriyor.</p>
<p>Raporda ayrıca işlerin altı farklı kategoriye ayrıldığı görülüyor: Yapay zekâ ile güçlenen roller, yeniden dengelenen işler, tamamen dönüşen roller, ortadan kalkma riski taşıyan işler, yapay zekâ ile desteklenen ancak yapısı değişmeyen roller ve sınırlı etki altında kalan meslekler. Özellikle dikkat çeken nokta, en büyük dönüşümün “tamamen yok olan işlerden” ziyade “yeniden şekillenen işler” kategorisinde gerçekleşmesi. Yani asıl mesele iş kaybı değil, işin doğasının değişmesi.</p>
<p>Bu noktada raporun en güçlü vurgularından biri, <strong>beceri dönüşümünün zorunluluğu</strong>. Yapay zekâ çağında çalışanların aynı işi yapmaya devam etmesi mümkün olsa bile, bunu yapma biçimleri kökten değişecek. Bu da sürekli öğrenme, yeni beceriler edinme ve teknolojiyi etkin kullanma gerekliliğini beraberinde getiriyor. Şirketler açısından ise bu süreç <strong>yalnızca teknoloji yatırımı değil, aynı zamanda insan kaynağına yapılan stratejik bir yatırım</strong> anlamına geliyor.</p>
<p><strong>Tartışmanın merkezinde </strong><strong>iki paralel gerçek bulunuyor</strong></p>
<p>Tüm bu bulgular, başlangıçta dile getirilen endişelerle ilginç bir noktada kesişiyor. Yapay zekâ gerçekten de bazı işleri ortadan kaldırıyor ve özellikle giriş seviyesi pozisyonları daraltarak iş gücü piyasasında bir baskı yaratıyor. Bu, endişelerin tamamen yersiz olmadığını gösteriyor. Ancak aynı zamanda, işlerin büyük çoğunluğunun tamamen yok olmak yerine dönüşmesi, farklı bir gerçeğe işaret ediyor: <strong>Sorun işsizliğin kendisinden çok, dönüşüme uyum sağlayamama riski.</strong></p>
<p>Dolayısıyla yapay zekâ tartışmasının merkezinde iki paralel gerçek bulunuyor. Bir yanda verimlilik artışı, yeni fırsatlar ve ekonomik büyüme potansiyeli; diğer yanda ise beceri uyumsuzluğu, geçiş sürecinde yaşanacak belirsizlikler ve bazı çalışan grupları için artan riskler. Raporun öngörüleri ile toplumsal endişelerin kesiştiği nokta tam da burası: <strong>Yapay zekâ bir “yok edici” değil, güçlü bir “dönüştürücü”; </strong>ancak bu dönüşüm doğru yönetilmezse ciddi sosyal maliyetler doğurabilir.</p>
<p>Yapay zekânın geleceği ne tamamen karanlık ne de tamamen sorunsuz görünüyor. Asıl belirleyici olan, bu teknolojinin nasıl yönetileceği. Eğer eğitim, beceri geliştirme ve iş gücü dönüşümü süreçleri ihmal edilirse, endişeler gerçeğe dönüşebilir. Ancak doğru stratejilerle yönetildiğinde, yapay zekâ insan emeğini değersizleştirmek yerine daha üretken ve anlamlı hale getirme potansiyeline sahip.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-isleri-elimizden-alacak-mi-donusum-endise-ve-gercekler-77934</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ, işleri elimizden alacak mı? Dönüşüm, endişe ve gerçekler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasalar-baris-opsiyonunun-halen-masada-olduguna-inaniyor-77933</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasalar barış opsiyonunun halen masada olduğuna inanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ankara’nın eşel mobil sistemi ve bazı kimya ürünleri üzerindeki gümrük vergisini azaltarak enerji şokunun enflasyon üzerindeki etkisini sınırlaması, ihracatçı şirketler üzerindeki kurumlar vergisini azaltması hisse senedi piyasasını destekliyor.</strong></p>
<p>ABD-İran barış görüşmelerinin iptal olması, enerji fiyatlarını ve tahvil getirilerini yukarı çekiyor, ama risk iştahında kalıcı bir bozulma görmüyoruz. Ateşkesin devam etmesi ve ABD blokajının ağır maliyeti, barış opsiyonunun halen masada olduğunu gösteriyor. Hiç kimsenin kazanamayacağı bir savaştansa, herkesin kazandığını iddia edeceği gecikmeli bir anlaşmayı baz senaryo olarak alıyoruz.   </p>
<p>Enerji ve tahvil, jeopolitik şokta en çok dayak yiyen varlık grupları olmaya devam ediyor. Brent petrol 106 dolarda, barış görüşmesi ümidi ile gördüğü dip seviyelerin %17 yukarısında işlem görüyor. Barış görüşmelerinin gecikmesi jeopolitik risk primini önümüzdeki aylarda yüksek tutmaya devam edecek. </p>
<p><strong>Hisse senetleri jeopolitik şoktan en </strong><strong>az etkilenen varlık grupları arasında</strong></p>
<p>ABD, Almanya, Japonya 10 yıllık tahvil getirileri savaş öncesine göre 30-35 baz puan yukarıda, enflasyon dinamikleri bozulan İngiltere getirilerindeki artış 60 baz puana yaklaşıyor. Orta-uzun vadeli tahvil getirilerindeki artışın kısa vadeden daha sert olması, savaştan ziyade kamu borçlanmasındaki artış endişesinin etkili olduğunu gösteriyor. </p>
<p>Hisse senetleri jeopolitik şoktan en az etkilenen varlık grupları arasında yer alıyor. Yapay zekâ teması  yükselişin arkasındaki ana dinamik. Teknoloji ağırlığı yüksek ABD, Güney Kore, Tayvan, net enerji ihracatçısı Norveç ve Brezilya savaşı geride bırakan piyasalar. Ortadoğu’ya bağımlılığı yüksek Çin ve Hindistan geride kalıyor.</p>
<p>Merkez bankalarının enerji şoku nedeniyle manşet enflasyondaki yükselişe rağmen parasal sıkılaşmaya gitmeyeceği beklentisi piyasalardaki iyimser havayı destekliyor. Bu hafta yapılacak ABD, Avrupa, İngiltere, Japonya, Kanada para politikası kurulu toplantılarında piyasa oyuncuları faiz artışı beklemiyor. Haziran ayında bu tablo muhtemelen faiz artışı lehine değişecek. </p>
<p>Bölgeye yakın olan ama Ortadoğu’ya bağımlılığı sınırlı olan Türkiye hisseleri savaş öncesi gördüğü zirveye yakın seviyelerde işlem görüyor. Savaşın değerlemeler üzerindeki etkisi bankacılık dışında fazla hissedilmiyor. Elektrik, savunma, petrokimya, rafineri, telekomünikasyon jeopolitik şoktan az etkilenen veya yararlanan sektörler.</p>
<p>Ankara’nın eşel mobil sistemi ve bazı kimya ürünleri üzerindeki gümrük vergisini azaltarak enerji şokunun enflasyon üzerindeki etkisini sınırlaması, ihracatçı şirketler üzerindeki kurumlar vergisini azaltması hisse senedi piyasasını destekliyor.</p>
<p><strong>Merkez Bankası, muhtemelen ikinci yarıda </strong><strong>indirim döngüsüne devam eder</strong></p>
<p>Nisan ayında beklenen sert enflasyon şokuna ve beklentilerdeki bozulmaya rağmen Merkez Bankası Nisan ayında bekle ve gör stratejsi uygulamaya devam etti. New York’ta uluslararası yatırımcılarla yapılan toplantılarda kullanılan güvercin dil sonrasında çoğu piyasa oyuncusu gibi biz de bu hamleyi bekliyorduk. Merkez Bankası muhtemelen Haziran ayında para piyasası faizlerini politika faizi seviyesine çekip, yılın ikinci yarısında faiz indirim döngüsüne kaldığı yerden devam edecek.  </p>
<p>Kısa vadede yenilenebilir enerji, rafineri,  savunma gibi jeopolitik riskten olumlu etkilenen sektörler pozitif ayrışmaya devam edebilir. Ancak asıl yükselişin barış görüşmelerinde gecikmeli de olsa ilerleme sağlanması ile bankacılık ve havacılık sektörlerinde olmasını bekliyoruz.  </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasalar-baris-opsiyonunun-halen-masada-olduguna-inaniyor-77933</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Piyasalar barış opsiyonunun halen masada olduğuna inanıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yoresel-urunler-tarim-ve-gidadaki-zenginligi-yansitiyor-77932</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yöresel ürünler, tarım ve gıdadaki zenginliği yansıtıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YÖREX’in uluslararası boyuta taşınması fikri bir süredir gündemde. Ancak, bu çok kolay değil. Ülkenin her bölgesinden her ilden hatta ilçeden tarım ürünlerini, gıda ürünlerini yurtdışına çıkarmak, gidecek olanlara vize alınması gibi teknik sorunlar söz konusu.</strong></p>
<p>Tarım yazarı olarak en çok gittiğim illerin başında Antalya var. Tarımın en önemli merkezi; tarıma ilişkin önemli fuar ve etkinlikler, toplantılar Antalya’da yapılıyor. İzmir’de yaşayanlar için Antalya’ya ulaşım da oldukça kolay. Benim gibi akşamları evinde olmak isteyenler için sabah 07.00’de Antalya’ya uçakla gidip akşam 08.00 uçağı ile eve dönebiliyorsunuz.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69eee782ca2e2-1777264514.png" alt="" width="800" height="265" />
<figcaption><strong>Antalya Ticaret Borsası’nın öncülüğünde, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin desteği ile 16 yıldan beri yapılan YÖREX, Anadolu’nun, Trakya’nın binlerce yıllık mirası olan yöresel ürünlerin tanıtımını yapıyor.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Çocukların, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutlamak için sabırsızlandığı bir günde sabahın 5’inde yollardaydım. Yöresel Ürünler Fuarı (YÖREX) için bir kez daha Antalya’ya gittim. Yöresel Ürünler Fuarı, ilk kez 2010 yılında yapıldı. Sanırım ilk bir iki fuar dışında hepsine katıldım. Aradan 16 yıl geçti. Fuar her yıl gelişerek büyüdü. Türkiye’nin yöresel ürünlerdeki zenginliği yurt içinde ve Avrupa Birliği nezdinde coğrafi işaretli ürünlere dönüştü. Bunda Yöresel Ürünler Fuarı’nın çok büyük katkısı var.</p>
<p>Fuarın fikir babası Antalya Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Ali Çandır. Antalya Ticaret Borsası’nın öncülüğünde, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin desteği ile 16 yıldan beri yapılan YÖREX, Anadolu’nun, Trakya’nın binlerce yıllık mirası olan yöresel ürünlerin tanıtımını yapıyor.</p>
<p><strong>Kadın emeği ile yöresel ürünler </strong><strong>gelecek kuşaklara taşınıyor</strong></p>
<p>Dünyada hızla yayılan fast-food kültürüne dayalı “tek tip beslenme” öne çıkarken yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalan yöresel ürünlerin yaşatılması, tanıtılması ve desteklenerek üretiminin sürdürülebilmesinde bu fuarın çok önemli bir katkısı var.</p>
<p>Fuarı gezerken ülke turuna çıkmış gibi il il yöresel ürünleri, kültürleri, yaşam biçiminin yansımalarını ve en önemlisi de ülkenin tarımsal zenginliğini görüyorsunuz.</p>
<p>İlk fuardan bugüne benim açımdan en dikkat çekici olan ise birçok konuda olduğu gibi yerel tohumda, yerel değerlerin, yemeklerin gelecek kuşaklara taşınmasında kadınların öncü rolü bu fuara yansıyor. Pek çok alanda görülmeyen kadın emeği bu fuarda görünür kılınıyor. Kadınların çabaları ile yöresel ürünler, yemekler kuşaktan kuşağa aktarılıyor.</p>
<p>Her fırsatta söylediğimiz gibi, ülkemizin tarımdaki zengin potansiyeli, ürün çeşitliliği, üretim kültürü, coğrafi yapısı ve kültürel çeşitliliği ile geleneksel ve yerel ürünler bakımından dünyanın en zengin ülkelerinden birisidir. Bu zenginliği fark eden ve Yöresel Ürünler Fuarı’nı yaşama geçiren Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır ve ekibinin hedefi bu zenginliği uluslararası arenaya taşımak.</p>
<p><strong>Sizin oraların nesi meşhur?</strong></p>
<p>“Sizin oraların nesi meşhur?” sloganıyla düzenlenen Yöresel Ürünler Fuarı aynı zamanda Antalya’da veya bölgede yaşayanlar için yörelerinin ürünlerini, lezzetlerini satın almalarına da olanak sağlıyor.</p>
<p>Ülke genelinde bu kapsamda düzenlenen en önemli fuar olan Yöresel Ürünler Fuarı’nın uluslararası boyuta taşınması fikri bir süredir gündemde. Ancak, bu çok kolay değil elbette. Ülkenin her bölgesinden her ilden hatta ilçeden tarım ürünlerini, gıda ürünlerini yurtdışına çıkarmak, gidecek olanlara vize alınması gibi teknik sorunlar var. Bu sorunlar aşıldığında öncelikle Almanya’da böyle bir fuar çok ilgi görecektir.</p>
<p>Türkiye’nin Avrupa Birliği’nden coğrafi işaret tescili alan 46 ürünü var. Fuar Avrupa’ya gitmeden 46 ürün zaten orada tescil edildi. Üstelik coğrafi işaret tescili Türkiye’de yeterince değerlendirilmese de Avrupa’da tüketici tarafından çok önemseniyor.</p>
<p>Yöresel Ürünler Fuarı fikrini ortaya atan ve 2010 yılından bu yana başarıyla düzenleyen Antalya Ticaret Borsası’nın Yönetim Kurulu Başkanı Ali Çandır ile 23 Nisan’da gün boyu fuar alanında stantları ziyaret ettik.</p>
<p><strong>Belediyelerin yoğun ilgisi dikkat çekiciydi</strong></p>
<p>Fuar 22-26 Nisan tarihlerinde yapıldı ve 70 ilden yaklaşık 520 katılımcı yer aldı. Daimi katılımcılar oda ve borsalar. Bu yıl fuarda kalkınma ajanslarının olmaması dikkat çekiciydi. Başka bir organizasyon nedeniyle ilgili bakanlık kalkınma ajanslarının katılmasını istememiş. Kalkınma ajansları yoktu ama belediyelerin yoğun ilgisi vardı. Antalya, Muğla ve Gaziantep Büyükşehir belediyesi olmak üzere 3 büyükşehir ve 32 il ilçe belediyesi olmak üzere 35 belediye yer aldı.</p>
<p>Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır belediyelerin katılımının önümüzdeki yıllarda daha da artmasını beklediklerini belirterek şunları söyledi: “Belediyelerin katılımı önemli çünkü belediyeler de yöresel ürünlerle ilgili çalışmalar yapıyor. Kadın kooperatiflerine özellikle çalışmalarına rehberlik yapıyorlar. Belediyeler özellikle kadın kooperatifleri yoluyla yöresel ürünlere sahip çıkıyorlar. Bu bir anlamda kırsaldaki insanlara iş, aş konusu da önemli. Bir de tabii ki bu toprakların birikimini değerlendirmek açısından. 120 civarında kooperatif var, bunun 70 tanesi kadın kooperatifi. Bu daha da önemli çünkü yöresel ürünlerin etrafında toplanan kadınlar o ürünleri tekrar üretmeye başladı.</p>
<p>Kadın kooperatiflerini çok önemsiyoruz. Çünkü aslında olması gereken, coğrafi işaretlerin etrafında örgütlenen üretici, o işaretlerin hakkını veriyorlar. Hem üretimini geliştiriyorlar hem pazarda pay alabiliyorlar. Gerektiğinde de hakkını, hukukunu korumak için mücadele edebiliyorlar. Bizim de dileğimiz zaten bütün coğrafi işaretlerin etrafında üreticilerin kümelenmesi, örgütlenmesi. Bunlara kooperatif deyin, şirket deyin, dernek deyin. Bir şekilde onun etrafında toplanmaları, coğrafi işaret belgesi aldıktan sonraki en önemli aşama.”</p>
<p><strong>Alıcılarla üreticilerin buluşma noktası</strong></p>
<p>Avrupa Birliği'nin kabul ettiği coğrafi ürünlerin hemen hemen hepsinin fuarda olduğuna dikkat çeken Ali Çandır gelecek hedeflerini şöyle açıkladı: “ Türkiye Odalar Borsalar Birliği'nin desteğiyle yarattığımız B2B (alıcı ile satıcının yüz yüze görüşmesi) alanında da Özdilek, Metro, Trendyol, Migros gibi büyük alıcılar özellikle pazarlama konusunda arayışta olan üreticilerimize yardımcı oluyorlar. Onlarla yüz yüze temaslarla hem ürünlerini tanıtıyorlar hem ürünlerin satışını sağlıyorlar. Yine Antalya'daki yeme içme sektörünün dernekleri, otel satın almacıları sürekli alandalar. Onlar da otellerinde bu ürünleri tükettirmek istiyorlar. Biliyorsunuz son yıllarda gastronomi öne çıktı. Aslında doğru bir yoldayız. Hem şehirlerin tanıtılması hem de gastronomi turizminin geliştirilmesi için. Gastronominin temelini de aslında oluşturan coğrafi işaretli ürünler. Bu ürünlerle yapılan yemekler daha kıymetli, daha eşsiz oluyor.</p>
<p>Onun için bu konuda da Turizm Bakanlığımız ve yeme içme sektörü de önemli çalışmalar yapıyor. Tahmin ediyorum, bundan sonraki rotamızda yurt dışına açılıp bu malları pazarlamanın yanında gastronomi konusunda gelişimini sağlamak, belediyelerimizin bu konudaki çalışmalarına rehberlik etmek önceliğimiz olacak diye düşünüyorum.</p>
<p>Bizim buradaki hedefimiz aslında yurt dışında fuarlara katılmanın ötesinde uzun vadede İtalya gibi “Made in Italy” modelini Türkiye’ye uyarlamak. Onun gibi yere götürmek. Ama öncelikle kendi insanımıza bu ürünlerimizi tanıtmamız, tüketimini yaygınlaştırmamız, ürünlerin gelişimini sağlamamız gerekiyor. Kısacası yolumuz çok uzun.”</p>
<p>Özetle, alanındaki tek fuar olan Yöresel Ürünler Fuarı, yöresel ürünlerin tanıtımı, gelecek kuşaklara aktarılması ve ekonomik değer kazanmasında çok önemli bir rol üstleniyor. Özellikle kadın emeğinin görünür kılınması, yerel ürünlerin kültürüyle yaşatılması çok önemli.                   </p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Coğrafi işaretli ürün sayısı 16 yılda 18 kat arttı</strong></span></p>
<p>Bu yıl, Yöresel Ürünler Fuarı’nın açılışında orada değildim. Bir gün sonra gittim. Ancak, ilk fuardan bu son fuara kadar hepsine katılan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun konuşmasına baktım önemli bir veriyi paylaştı. Hisarcıklıoğlu,  Yöresel Ürünler Fuarı’nın 16 yılda neleri başardığını şu sözlerle anlatıyor: “Yöresel ürünlerin tanınmasına ve markalaşmasına büyük destek oldu. Ülkemizdeki coğrafi işaret bilincinin gelişmesine de önemli katkılar sunuyor. YÖREX ile coğrafi işarete sahip ürün sayısında adeta patlama yaşandı, 16 senede neredeyse 18 kat arttı ve 1800'ün üzerine çıktı. Yerel zenginliklerimizi Avrupa Birliği nezdinde de koruma altına almaya başladık. Eskiden hiç yoktu bu işe başladığımız zaman, şimdi ise 46 ürünümüz Avrupa Birliği’nden coğrafi işaret tescilini aldı. Daha bir bu kadar ürünümüz de sırada bekliyor. TOBB Brüksel Ofisimizle, coğrafi işaretlerin Avrupa Birliği tescil sürecine yardımcı oluyoruz.”</p>
<p>YÖREX sayesinde tüm illerde yerel ürünlerin tanındığını ve daha fazla talep gördüğünü anlatan Hisarcıklıoğlu, ülkenin tüm renklerinin, Anadolu'nun el emeği, göz nuru yüzlerce ürünün fuarda bir araya geldiğini belirtti. Fuarın Türkiye'nin 7 bölgesinin yöresel ürünlerini sergileyen bir vitrin görevi gördüğünü dile getiren Hisarcıklıoğlu, milli kültürün zenginliklerini görmek isteyen, memleket hasretini gidermek isteyenler için de eşsiz bir fırsat sunduğunu ifade etti. Hisarcıklıoğlu, YÖREX'in dünyada da ses getirdiğini ve Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından ödüllendirildiğini vurguladı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yoresel-urunler-tarim-ve-gidadaki-zenginligi-yansitiyor-77932</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/3/2/1280x720/0780-1777265316.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yöresel ürünler, tarım ve gıdadaki zenginliği yansıtıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkiye-luks-saatte-bernhard-h-mayerin-7nci-buyuk-pazari-77953</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye, lüks saatte Bernhard H. Mayer’in 7’nci büyük pazarı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Almanya’da 1871 yılında kurulan, Türkiye pazarına ise 2010 yılında QNET aracılığıyla giriş yapan lüks saat markası Bernhard H. Mayer, faaliyet gösterdiği 80’den fazla ülke arasında kısa sürede Türkiye’yi 7’nci büyük pazarı haline getirdi.</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69eefd87e8c4f-1777270151.png" alt="" width="333" height="268" />Markanın global satışları içinde Türkiye’nin payı yüzde 7’ye ulaştı. QNET’te direktör olarak görev yapan ve aynı zamanda markanın 5’inci kuşak temsilcisi olan J.R. Mayer, Türkiye’nin marka açısından en hızlı büyüyen pazarlar arasında yer aldığını söyledi. Türkiye’de markaya yönelik ilginin her geçen yıl arttığını belirten Mayer, Türk tüketicisinin kaliteye büyük önem verdiğini vurguladı. Genç ve dinamik demografik yapının da satışları desteklediğini ifade eden Mayer, özellikle 25-40 yaş grubunun markaya yoğun ilgi gösterdiğini kaydetti. Bernhard H. Mayer’in köklü bir aile şirketi olduğunu dile getiren Mayer, markanın ilk olarak takı ve madalyon üretimiyle faaliyetlerine başladığını, daha sonra saat üretimine yöneldiğini söyledi. 2000 yılında QNET ile yapılan anlaşma sonrasında İsviçre’de saat üretim fabrikası satın alındığını ve üretimin buraya taşındığını akta aktaran Mayer, bugün yılda yaklaşık 50 bin adet saat satıldığını belirtti. Saat fiyatlarının 700 Euro ile 3 bin 500 Euro arasında değiştiğini, ortalama satış fiyatının ise 1.800 Euro seviyesinde olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>İsviçre saatçiliği bilgi, beceri ve zanaat demek </strong></p>
<p>Saat sektöründe İsviçre’nin halen dünyanın referans noktası olduğunu belirten Mayer, “İsviçre yapımı saat ibaresini kullanabilmek için çok katı kriterler bulunuyor. Saatçilik konusunda bilgi birikimi, zanaatkarlık ve uzmanlık halen İsviçre’de yoğunlaşmış durumda. Zanaatkârlar eğitim alarak sertifikalandırılıyor ve bu meslek ülkede hâlâ büyük prestij taşıyor” dedi. Mayer, saatin yalnızca bir aksesuar değil aynı zamanda nesilden nesile aktarılabilen bir değer ve yatırım aracı olarak da görüldüğünü söyledi. Bu nedenle üretimde dayanıklılığa büyük önem verdiklerini vurgulayan Mayer, “Saatlerimizi en son teknolojiyle, uzun ömürlü ve mümkün olduğunca tamir gerektirmeyecek şekilde üretmeye çalışıyoruz” diye konuştu.</p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Yeni trend: Sessiz lüks ve minimalist tasarımlar </strong></span></p>
<p>Saat modasındaki değişime de değinen Mayer, geçmişte daha gösterişli ve dikkat çekici modellerin öne çıktığını, bugün ise daha sade, zamansız ve minimalist tasarımların tercih edildiğini ifade etti. Bu dönüşüme yanıt olarak hazırladıkları son koleksiyonun “Interra” adını taşıdığını belirten Mayer, koleksiyon üzerinde yaklaşık üç yıl çalıştıklarını söyledi. “Bu koleksiyon bizim için oyun değiştirici oldu” diyen Mayer, Interra serisinin sessiz lüks anlayışını yansıttığını, gösterişten uzak ama güçlü bir tasarım dili taşıdığını kaydetti. Türkiye’de kısa süre önce satışa sunulan koleksiyonda erkek modeli yer alıyor. </p>
<p>Saat sektöründeki gelişmelere de değinen Mayer, pandemi döneminde lüks saat satışlarında tarihi rekorlar kırıldığını, ancak sonrasında pazarın daha dengeli ve stabil bir seviyeye geldiğini ifade etti. İkinci el saat piyasasında pandemi döneminde yaşanan hızlı yükselişin de sona erdiğini belirten Mayer, bugün daha makul fiyatlamaların görüldüğü, daha sakin bir piyasa oluştuğunu söyledi. Küresel ekonomik belirsizlikler, savaşlar ve yüksek enflasyonun sektörü etkilediğini belirten Mayer, özellikle güçlü İsviçre frangının üretim maliyetleri açısından önemli bir baskı yarattığını kaydetti. Buna rağmen Türkiye’nin marka açısından stratejik önemini koruduğunu vurgulayan Mayer, “Türkiye iyi bir pazar. Burada uzun vadeli büyüme potansiyeli görüyoruz” dedi.</p>
<p><strong>153 yıllık aile markası</strong></p>
<p>1871 yılında Bernhard H. Mayer tarafından kurulan Bernhard H. Mayer, köklü geçmişini modern vizyonla birleştiren bir aile işletmesi olarak yoluna devam ediyor. Marka, İsviçre yapımı saat geleneğini sürdürürken sürdürülebilirlik ve dijital dönüşüm gibi çağdaş yaklaşımları da iş modeline entegre ediyor. Bernhard H. Mayer’in temelleri, yetenekli bir oymacı ve girişimci olan Bernhard H. Mayer’in kendi atölyesini kurmasıyla atıldı. Kısa sürede kaliteli işçiliğiyle ün kazanan marka, 1800’lerin sonlarında Avrupa’daki kraliyet aileleri ve soylular için anı madalyaları üretmeye başladı. Daha sonra aile işini devralan Rudolf Mayer, markayı uluslarasrası pazarlara taşıdı. Bernhard H. Mayer, 1900 yılında Paris Dünya Fuarı'nda küresel tanınırlık elde etti. Zaman içinde marka, yüksek kaliteli İsviçre yapımı saatleri ve zarif mücevher koleksiyonlarıyla tanınan global bir isim haline geldi. Bugün ise geçmişten gelen zanaatkarlık mirasını, yenilikçi tasarım anlayışıyla geleceğe taşıyor.</p>
<p><strong>Yılda 50 bin saat üretiyor</strong></p>
<p>J.R. Mayer, İsviçre’de yılda yaklaşık 50 bin adet lüks saat ürettiklerini ve kalite standardını korumak adına bu rakamı bilinçli olarak artırmadıklarını belirtti. Mayer, “ İsviçre yapımı” ibaresinin yalnızca üretim yeri değil, aynı zamanda sıkı kuralları ifade ettiğine dikkat çekti. Buna göre bir saatin İsviçre saati olarak kabul edilebilmesi için öncelikle bileşenlerinin büyük bölümünün İsviçre’de üretilmesi gerekiyor. Ayrıca mekanik ya da kuvars fark etmeksizin tüm saatlerin, sertifikalı profesyonel saat ustaları tarafından üretilmesi şart koşuluyor. Bu kriterler, İsviçre Saat Endüstrisi Federasyonu (FH) tarafından belirlenen kurallar çerçevesinde denetleniyor. Mayer’e göre saatçilik alanındaki en güçlü bilgi birikimi halen İsviçre’de bulunuyor. Saat ustaları burada özel eğitimlerden geçerek sertifikalandırılıyor. Ülkede zanaatkârlık mesleği ise hala prestijli bir kariyer alanı olarak görülüyor. Öte yandan lüks saatler yalnızca aksesuar olarak değil, aynı zamanda yatırım aracı olarak da değerlendiriliyor. Pek çok tüketici, satın aldığı saati gelecek nesillere bırakılabilecek değerli bir miras olarak görüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkiye-luks-saatte-bernhard-h-mayerin-7nci-buyuk-pazari-77953</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/3/1280x720/bernhard-h-mayer-1777270069.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 1871’den bu yana saatçilik geleneğini sürdüren Bernhard H. Mayer, Türkiye’yi global operasyonlarında 7’nci büyük pazar konumuna taşıdı. Markanın satışlarında yüzde 7 pay alan Türkiye, genç tüketici kitlesi ve kalite odaklı talebiyle öne çıkıyor. J.R. Mayer, lüks saat pazarında artık gösterişli modeller yerine sade ve zamansız tasarımların yükseldiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupanin-guvenlik-turkiyenin-eksen-arayisi-77931</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa’nın güvenlik, Türkiye’nin eksen arayışı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir tarafta Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan yeni bir bölgesel güç alanı kurmaya çalışırken, diğer tarafta Avrupa Birliği, Yunanistan merkezli güvenlik kurgusu peşine düşmüş durumda.</strong></p>
<p>İran savaşında taraflar Pakistan’da bir barış uzlaşısı ararken, sonuç ne olursa olsun, savaşın kendisi Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’de yeni güç dengelerinin kurulmasının önünü açmış görünüyor.</p>
<p>Ortaya çıkan tablo artık klasik bloklaşmaların ötesinde: Bölgesel güçlerin kendi koordinasyon mekanizmalarını kurduğu, Avrupa’nın ise kendi güvenlik mimarisininde Türkiye’yi dışarıda bırakarak yeniden şekillendirmeye çalıştığı iki paralel süreç aynı anda ilerliyor.</p>
<p>Bir tarafta Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan yeni bir bölgesel güç alanı kurmaya çalışırken, diğer tarafta Avrupa Birliği, Yunanistan merkezli güvenlik kurgusu peşine düşmüş durumda.</p>
<p><strong>Bölgesel dörtlü, 10 yıldır işlenen İbrahim </strong><strong>Anlaşmaları’nın vizyonunu çökertir mi?</strong></p>
<p>Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan arasında şekillenen koordinasyon hattı -şimdilik-  bir askeri ittifak yönüne dönmüş değil; Daha çok kriz yönetimi, diplomatik eşgüdüm ve ortak pozisyon üretme kapasitesi üzerine kurulu bir yönelim gösteriyor.</p>
<p>Pakistan’ın İran ile ABD arasında üstlendiği arabuluculuk rolü de Türkiye ve Suudi Arabistan’ın Ortadoğu politikalarını giderek yakınlaştırmaları da bu yeni yapının diplomatik omurgasını oluşturuyor. </p>
<p>Bu hattın korunup derinleşmesinin en vurucu sonucunun ise ABD-İsrail tarafından yaklaşık 10 yıldır Ortadoğu’da ilmek ilmek işlenen “İbrahim Anlaşmaları vizyonunun” çökertme ihtimali.</p>
<p>İsrail merkezli Yedioth Ahronoth gazetesinin haberine göre Suudi Arabistan, Hürmüz Boğazı’na alternatif bir ticaret yolu kurulmasına ilişkin İsrail önerisini reddetti. İsrail, bu alternatif yolun Hindistan’ı Avrupa’ya bağlayacak olan, bizzat ABD Başkanı Donald Trump’ın da desteklediği IMEC ticaret koridorunun bir parçası olmasını istiyordu.</p>
<p>Küresel anlamda en önemli ticaret yollarından biri olarak kurgulanan IMEC koridoru Türkiye’yi dışlıyordu. Ayrıca koridorun başlangıç noktası Hindistan’la olan husumeti nedeniyle Pakistan da IMEC’ten hazzetmiyordu. Dolayısıyla Suudilerin itirazını Türkiye, Pakistan ve Mısır’la kurulmakta olan koordinasyon çerçevesinde de görmek gerek.</p>
<p><strong>Avrupa’nın hamlesi; </strong><strong>Türkiyesiz güvenlik mimarisi</strong></p>
<p>Aynı dönemde Avrupa’da bambaşka bir arayış var. ABD’nin NATO’dan kısmen çekilebileceği endişesi, AB’yi kendi savunma mekanizmalarını güçlendirmeye itti. Bu çerçevede AB, üyelerinden herhangi birinin saldırıya uğraması halinde NATO’nun o ünlü 5. maddesini hatırlatan, diğer üyelerin de yardıma koşması ilkesini tartışmaya açtı.</p>
<p>Aslında AB içinde bu ilke Lizbon Antlaşması içinde mevcut. Ancak çoğu AB ülkesinin aynı zamanda NATO üyesi de olması nedeniyle üzerinde ayrıntılı olarak bugüne kadar pek kafa yorulmuş değildi.</p>
<p>AB üyesi olup, NATO üyesi olmayan Kıbrıs Rum Kesimi, AB dönem başkanlığından da yararlanarak bu ilkeyi güçlendirmenin peşine düşmüş görünüyor.</p>
<p>Nitekim Güney Kıbrıs’ta gerçekleşen gayriresmi AB zirve toplantısında hemen hemen tüm bölge ülkelerinin davet edilip, AB aday üyesi Türkiye’nin “aile fotoğrafında” yer almaması önemli. AB dönem başkanlığını devraldığında Türkiye’yi de zirvelere davet edeceğini açıklayan Rum Lider Christodulidis’in, Türkiye’nin eksikliği kendisine sorulduğunda verdiği cevap ise manidar; Christodulidis, Türkiye’nin “bölgesel gelişmeler” gerekçesiyle davet edilmediğini söyledi.</p>
<p>Buna bir de AB Komisyonu Başkanı Ursulo Von Der Leyen’in bölgesel etki alanlarından bahsederken, AB’nin Rusya ve Çin’in etki alanları dışında Türkiye’nin olası etkisi ile de mücadele etmesi gerektiğine ilişkin cümlelerini eklemek gerek. Christodulides ve Von Der Leyen’in ayrı ayrı ifade ettikleri bu tutum, aslında Avrupa’nın yeni güvenlik mimarisini tartışırken Türkiye’yi “gri alanda” gördüğünü de ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Macron’un “liderlik” arayışı</strong></p>
<p>Fransa’nın görevde son bir senesi kalmış olan Cumhurbaşkanı Macron’un da bu süreçte takındığı tavır önemli; Macron, Doğu Akdeniz ve Hürmüz gibi kritik hatlarda Avrupa’nın daha aktif rol almasını, -mümkünse Fransa liderliğinde- bir “Gönüllüler koalisyonu” modeli oluşturulmasını sağlamaya çalışıyor. Bu çerçevede Türkiye’ye mesafe koyarken eş zamanlı olarak Yunanistan’ı öne çıkarması da tesadüf değil.</p>
<p>Macron’un Rum Kesimi’ndeki zirve toplantısı sırasında Kıbrıs’ın güneyine Fransız askeri konuşlandırılacağını açıklaması da, ardından Yunanistan’a geçerek burada, Ege’de olası bir gerilimde Atina’nın yanında duracağını açık sözlerle vurgulaması Fransa’nın adım adım ortaya koyduğu Türkiye’yi dışlayan stratejisinin de ana hatlarını oluşturuyor.</p>
<p><strong>Türkiye-İngiltere ekseni hareketli</strong></p>
<p>Türkiye’nin buna karşı tavrı ise, kendi isteğiyle AB’yi terk etmiş olan İngiltere ile yeni bir “güç ekseni” kurmak oldu.</p>
<p>Dışişleri Bakanı Bakanı Hakan Fidan’ın geçen haftaki İngiltere seyahati sırasında iki Stratejik Ortaklık Çerçeve Belgesi imzaladı. İngiltere ve Türkiye arasındaki savunma sanayisindeki iş birliğinin hızlanması, terörle ortak mücadelenin derinleştirilmesi gibi unsurlar içeren bu belge sadece ikili ilişkileri değil, Avrupa güvenlik mimarisinin geleceğini de ilgilendiriyor.</p>
<p>İngiltere-Türkiye ekseni, klasik AB güvenlik yapısının dışında, daha esnek ve operasyonel bir işbirliği modeli sunuyor. Türkiye aynı zamanda “güçlü olduğu” alan, yani NATO üyeliği üzerinden de, kendisini dışlamaya çalışan güçlere karşı pozisyon alıyor;</p>
<p>ABD’de Başkan Trump ve ekibi ile kurulan işbirliği ortamı, NATO zirvesinin Temmuz ayında Türkiye’de yapılacak olması, bu çerçevede NATO Genel Sekreteri Rutte’nin ziyareti, Ankara’nın savunma alanında “ben de varım” demesinin önünü açan unsurlar. Nitekim, Rutte de Ankara’da yaptığı açıklamada NATO Savunma Sanayi Forumunun Ankara’da NATO zirvesiyle eşzamanlı olarak gerçekleştirileceğini, bu forumun İttifak tarihindeki en kapsamlı savunma sanayi toplantısı olacağını vurguladı.</p>
<p>Sadece son birkaç gün içinde gerçekleşen bu gelişmeler şunu gösteriyor;</p>
<p>Türkiye bir yandan yeni bölgesel güç merkezinin kurucu aktörlerinden biri olurken, diğer yandan Avrupa’nın çizdiği güvenlik haritasının dışında bırakılıyor.</p>
<p>Bu durum, tek kutuptan çok kutuplu küresel düzene geçişin, yani yeni dönemin gerçeği; Ankara artık sadece “Batı’nın parçası” ya da “Doğu’nun aktörü” değil. Kendi eksenini kurmaya çalışan, ama bunun bedeli olarak bazı masalardan dışlanan bir güç.</p>
<p>Peki Türkiye kendi eksenini kurmakta başarılı olabilir mi?</p>
<p>Bu, sadece dış gelişmelere değil, Türkiye’nin kendi iç siyasi uzlaşması kurmasına da bağlı.</p>
<p>Hukuk devletinin herkese eşit mesafede durduğu, herhangi bir kesimi, siyasi kanadı “kayırmadığı” hissiyatı tüm Türk vatandaşlarına verilemezse, iç dengenin kurulması zor. Bunun yolu da siyasette normalleşmeden, demokratik kurumların güçlendirilip, yargı üzerindeki siyaset gölgesinin kaldırılmasından geçiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupanin-guvenlik-turkiyenin-eksen-arayisi-77931</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/3/1/1280x720/767-1777271765.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa’nın güvenlik, Türkiye’nin eksen arayışı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-77927</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu hafta piyasada yönü ne belirleyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Bu Hafta Piyasada Yönü Ne Belirleyecek? | Ekonomi Masası | 27 Nisan" src="https://www.youtube.com/embed/3XnUOlR2loo" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-77927</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/9/0/1280x720/seref-oguz-berfin-cipa-1758634683.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yatirimlar-icin-guclu-merkez-reformlari-ne-anlatiyor-77930</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Yatırımlar için güçlü merkez reformları&#039; ne anlatıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Maliyetine yakın fiyatlarla satış yapan binlerce büyük ihracatçı var. Dolayısı ile bu firmalarımız zaten anlamlı bir kâr elde etmedikleri ve düşük tutarda vergi ödedikleri için kurumlar vergisinde indirim, beklenen faydayı sağlayamayabilir.</strong></p>
<p>Sayın Cumhurbaşkanı tarafından Cuma akşamı yapılan açıklamalar içerik itibarı ile “vergi teşvikleri” olarak algılanıyor olsa da esasen vergisel teşviklerin yanında hukuki ve idari iyileştirmeler de içeriyor. Dolayısı ile önümüzde iddialı ve kapsamlı bir çalışma var ve bunun detaylarını önümüzdeki günlerde göreceğiz ama şimdilik elimizdekilere bir bakalım…</p>
<p>Açıklamayı esasen üç boyutta değerlendirebiliriz:</p>
<p>- Doğrudan yatırım çekmek için atılacak adımlar</p>
<p>- İhracatçılar için atılacak adımlar</p>
<p>- Yurt dışında yaşayan ve çalışanlara yönelik adımlar</p>
<p><strong>1- Doğrudan yatırım çekmek </strong><strong>için atılacak adımlar</strong></p>
<p>Doğrudan yabancı yatırımları cezbetmek için yapılacak düzenlemelerin başında vergi indirimleri var. Öncelikle, İstanbul Finans Merkezi’nde faaliyette bulunan şirketlerin transit ticaret veya yurt dışında gerçekleşen mal alım satımlarına aracılık etmelerinden sağladıkları kazanç için yüzde 50 indirim uygulanan kurumlar vergisi bundan sonra hiç alınmayacak. Transit ticareti İFM dışında yapanların kurumlar vergisi yüzde 95 indirimli uygulanacak.</p>
<p>Diğer yandan, küresel şirketler bölgesel yönetim merkezlerini Türkiye’ye getirip İFM’de açarlarsa, yapacakları yurt dışı faaliyetlerinden elde ettikleri kazancın tamamını kurumlar vergisinden 20 yıl boyunca indirebilecekler. İFM dışındakilerde ise bu oran yüzde 95 olarak uygulanacak.</p>
<p>Üçüncü bir düzenleme ise “tek durak” olarak isimlendirebileceğimiz ve yabancı yatırımcıların şirket açılışından, çalışma izinlerine ve  teşvik prosedürlerine kadar her tür işlemin hızla ve tek bir merci ile muhatap olunarak yapılmasını sağlayan bir kolaylık.</p>
<p>Son olarak çalışanlara hisse senedi opsiyonu verilmesine yönelik uygulamaların daha cazip hale getirilecek olmasını da, yatırımlara yön verecek yöneticileri çekmek için etkili bir yol olduğunu söylemek gerekiyor.</p>
<p>Bu süreçlerdeki başrol oyuncusu Yatırım ve Finans Ofisi olacak.</p>
<p><strong>2- İhracatçılara yönelik adımlar</strong></p>
<p>Mevcut durumda yüzde 25 olan genel kurumlar vergisi, ihracatçı firmalar için yüzde 20, imalatçılar için yüzde 24 oranında uygulanıyor. Sayın Cumhurbaşkanı’nın yaptığı açıklamada bundan sonra imalatçı-ihracatçılar için kurumlar vergisi oranının yüzde 9’a, sadece imalatçılar için yüzde 14’e indirileceğini görüyoruz. Bu, ihracatçılar için ama özellikle de diğer firmalardan aldıklarını ihraç edenler değil de kendi üretimlerini ihraç eden firmalar için kurumlar vergisinde 11 puanlık indirim anlamına geliyor.</p>
<p>İhracatçılara indirimli kurumlar vergisinin detaylarını alınca daha net bir yorum yapmak mümkün olacak ama iki noktaya değinmekte fayda var.  Normal bir ulusal ve küresel konjonktür içinde olsak ve şirketlerimiz faaliyetlerine verimli bir şekilde devam ediyor olsa, bu vergi indirimi muazzam bir kaldıraç etkisi yapardı. Ancak son birkaç yılda reel sektörde ve özellikle de ihracatçılarda kârlılık son derece düşük. Maliyetine yakın fiyatlarla satış yapan binlerce büyük ihracatçı var. Dolayısı ile bu firmalarımız zaten anlamlı bir kâr elde etmedikleri ve düşük tutarda vergi ödedikleri için kurumlar vergisinde indirim, beklenen faydayı sağlayamayabilir.  İkinci olarak bu vergi indiriminin kapsam ve süresini en baştan netleştirmekte fayda var. Eğer vergi oranları bir müddet sonra önceki düzeyine dönecekse; bunun bir kazanılmış hakka dönüşüp, sonradan bir “vergi artışı” algısı oluşmaması için yürürlük süresinin ne olacağını şimdiden duyurmak faydalı olacaktır.</p>
<p>İhracatçılara getirilecek ikinci destek, hizmet ihracatına yönelik. Mimarlık, mühendislik, yazılım ve tasarım vb. faaliyetlerden elde edilen kazançlar için halihazırda uygulanan %80 indirim oranı, %100’e çıkarılacak. Hangi sektörlerin kapsam içinde olacağını yakında göreceğiz ve bu önemli bir ayrım olacak çünkü 122 milyar doları aşan hizmet ihracatımızın 102 milyar doları turizm ve taşımacılık sektörlerinden geliyor. Finans, sigorta, bakım-onarım, yazılım, mimarlık, tasarım vb. hizmetler ise kalan 20 milyar doları getiriyor.</p>
<p><strong>3- Yurt dışında yaşayan ve </strong><strong>çalışanlara yönelik adımlar</strong></p>
<p>Duyurulan adımlardan biri de terse göç ve fon girişini teşvik etmek amacıyla, yurt dışında yaşayan ve son 3 yılda ülkemizde vergi mükellefi olmayan kişilerin, Türkiye’ye gelmeleri halinde, yurt dışı kaynaklı gelir ve kazançlarından 20 yıl boyunca vergi alınmamasına yönelik. Bu kişiler için veraset yoluyla intikal vergisi de yüzde 1 olarak uygulanacak.</p>
<p>İkinci olarak yurt dışında tutulan para, altın ve menkul kıymetler, belirlenecek süre ve şartlarda Türkiye’ye getirirlerse ayrıca vergiye konu edilmeyecek.</p>
<p>Tüm bu hukuki, idari ve vergisel düzenleme paketinin çerçevesini, Sayın Cumhurbaşkanı’nın şu ifadeleri çiziyor: “Yıllardır Türkiye'yi doğu-batı ve kuzey-güney arasında bir köprü olarak tarif eden tanımların yetersizliği yine bu süreçte görülmüştür…Türkiye, kabuk değiştiren ve çok kutupluluğa doğru evrilen dünyanın yeni kutup başlarından biri olmaya en güçlü namzettir.” </p>
<p>Bu süreçte kendi içimizde desteklememiz gereken çok sayıda yönümüz olduğu da aşikar. Benim listemin başında sanayimiz var. Sanayideki mevcut sektörel dağılımın yeniden belirlenmesi ve ölçeğin büyütülmesi alanlarında girişilecek bir reform süreci dönüşümün daha güçlü ve az sorunlu olmasını sağlar.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yatirimlar-icin-guclu-merkez-reformlari-ne-anlatiyor-77930</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/7/1280x720/kdv-vergi-hesap-1766032185.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Yatırımlar için güçlü merkez reformları&#039; ne anlatıyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/musteriyi-sikbogaz-etme-77929</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Müşteriyi sıkboğaz etme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Mağazaya giriyorsun, satıcı dibinde bitiyor. “Neye bakmıştın?” diyor ve sen de “sadece bakıyordum” diye satıcının manipülasyonundan kurtulmaya çalışıyorsun. O mağazaya bir daha gider misin?</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Satış dünyasında en sık yapılan hatalardan biri, müşteriyi “<strong>sıkboğaz etmek</strong>”tir. Satıcılar bazen “<strong>bugün almazsan yarın pahalı olacak</strong>”, “<strong>stoklar bitmek üzere</strong>”, “<strong>bu fırsat bir daha gelmez</strong>” gibi cümlelerle müşteriyi köşeye sıkıştırmaya çalışır ve aşırı bunaltır. Tam bir <strong>satıcı manipülasyonu</strong>...</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Peki bu taktik gerçekten <strong>satış için iyi</strong> midir? Kısa vadede <strong>evet</strong>, uzun vadede <strong>büyük hayır</strong>. Kısa vadeli kazanımları, <strong>kararsız müşteriyi</strong> harekete geçirmektir. <strong>Düşük farkındalıklı</strong> alımlarda işe yarayabilir. Satış hedefini tutturmak için <strong>hızlı sonuç</strong> verir. <strong>Aylık kotası</strong> olan satıcılar için cazip görünür.</p>
<p><strong>ACELE ETTİRME, BASKILAMA Kİ UZAKLAŞMAK İSTEMESİN</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Peki müşteriyi nasıl satın almaya <strong>ikna</strong> edeceğiz? Baskı yerine şunları dene: <strong>Değer odaklı satış;</strong> müşterinin gerçek ihtiyacını anlayıp, ürünün ona nasıl fayda sağlayacağını anlat. <strong>Güven inşa et;</strong>  acele ettirme, “<em>İsterseniz evde bir düşünün, yarın da konuşabiliriz</em>” demek bile müşteriyi rahatlatır.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Şeffaflık; “<em>Bu gerçekten iyi bir fırsat ama sizin için uygun mu emin değilim</em>” diyebilmek büyük fark yaratır. <strong>Karşılaştırma sun</strong>; rakip ürünlerle dürüstçe kıyasla. Müşteri kendisinin karar verdiğini hissettiğinde <strong>daha mutlu</strong> olur. Siz de <strong>marka değerini</strong> durduk yerde <strong>zedelemez</strong>, kazanırsınız.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Sıkboğaz satıcıya dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Müşteri kaçırma hissi mi?</em></strong></p>
<p>Olabilir ama müşteri baskı altında karar verdiğinde, genelde “<strong>Acaba yanlış mı yaptım</strong>?” diye düşünür. <strong>Müşteriyi kaçırmayacağım</strong> diye mağazada <strong>dibinden ayrılmıyorsan</strong> emin ol; o müşteri tez kaçacaktır.</p>
<p><strong><em>Satış ekibi ne yapmalı?</em></strong></p>
<p><strong>Baskı kuran satıcılar</strong> genellikle kendileri de <strong>stres</strong> altındadır. Sürekli “<strong>kapatma</strong>” peşinde koşmak, uzun vadede <strong>motivasyonu</strong> düşürür ve kaliteli <strong>satış yeteneğini</strong> köreltir. “Patron <strong>satış baskısı kurma</strong>” derim.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>DİBİMDEN UZAKLAŞ Kİ NE YİYECEĞİMİ KENDİM SEÇEYİM</strong></p>
<p><strong>Abdurrahman Yıldırım</strong> ile <strong>Sakarya</strong>’da bir restorana girdik. Tezgâhtaki yemeklere bakmaya başladığımızda elindeki defterle <strong>garson</strong> tepeme dikildi. “<strong>Acaba yemeğimi seçebilir miyim</strong>?” diye izin istedim; oralı dahi olmadı. <strong>O restorana bir daha gitmem</strong> zira ne yiyeceğimi <strong>seçme fırsatı</strong> tanımadı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>SIKBOĞAZ SATICI LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Potansiyel hırsız muamelesi</strong>: Müşterinin dibinden ayrılmayan satıcının yarattığı suçluluk duygusu</p>
<p><strong>Marka güven kaybı</strong>: Sıkboğaz satıcının bunalttığı müşteri, bir daha oraya gelmemeye çalışır</p>
<p><strong>Tek seferlik müşteri</strong>: Sıkıştırarak satış yaparsan o da etrafına “beni zorladılar” diye anlatacaktır</p>
<p><strong>Müşteri sadakati</strong>: Sıkboğaz edilmemiş ve kazanılmış müşteri, yenisini kazanmaktan 5-25 kat ucuzdur</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/musteriyi-sikbogaz-etme-77929</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/alisveris-perakende.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Müşteriyi sıkboğaz etme ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borclan-harca-ode-borclan-harca-ode-borclan-77928</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borçlan-harca-öde, borçlan-harca-öde, borçlan…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bazen tüm söyleneceği neredeyse tek bir cümleye sığdırmak mümkün olur ya, bugünkü konuda da aynı durum geçerli sayılır. Maliye Bakanlığı bünyesinde çok sayıda birim var değil mi…</p>
<p>İşte o birimlerin bazıları vergi topluyor…</p>
<p>Bazıları harcama yapıyor, hem de nasıl!</p>
<p>Ama toplanan vergi harcamaya yetmediği için bazıları borçlanıyor…</p>
<p>O borcun vadesi gelince borçlanmayı gerçekleştirenler bu sefer ödeme yapıyor…</p>
<p>Para yine mi yetmedi, o bazıları yeniden vergiye yükleniyor…</p>
<p>Ama bazıları var ki harcamaya doymuyor ve vergi yine yetersiz kalıyor, bir de borç alınan paranın faizi var, onu da ödemek gerekiyor…</p>
<p>Yine bazıları öyle harcıyor, öyle harcıyor ki gelir bu harcamayı mümkün değil karşılayamıyor ve diğer bazıları yeniden borç aramaya çıkıyor vs. vs…</p>
<p>Görüyorsunuz değil mi, Maliye Bakanlığı’nın işi pek zor, sürekli borç ödemek durumunda. Bakanlığın işi gücü adeta bu olmuş. Bakanlıkta birileri vergi topluyor ama diğer tarafta birileri öyle bir harcama yapıyor ki ki, toplanan vergi harcamayı karşılamaktan çok uzak, mecburen borçlanılıyor.</p>
<p>Bu yılın ilk çeyreğine ilişkin iç borç ödemesi ve borçlanma verileri belli olduğuna göre gelin şöyle son on beş yılın ilk çeyrek verilerine bir bakalım…</p>
<p>Bakalım Maliye ilk çeyrekler itibarıyla neler yapmış…</p>
<h2>Borç azalır mı?</h2>
<p>İlk çeyreklerdeki durumu gösteren ödeme ve borçlanma verileri hemen hemen aynı düzeydeki tutarlara işaret ediyor.</p>
<p>Ne kadar ödeme yapılmışsa, neredeyse o kadar da yeni borçlanmaya gidilmiş. Klasik borç çevirme oranı, yani borçlanma/ödeme, örneğin bu yıl ilk çeyrekte yüzde 81 olmuş. 100 lira borç ödemek için 81 lira borç alınmış. Ama acaba bu klasik oran gerçek durumu yansıtıyor mu?</p>
<p>Faiz ödemesi bütçeden yapılıyor, anapara ödemesinin bütçeyle bir ilgisi yok. Dolayısıyla borçlanmaya aslında anapara ödemesini karşılamak için gidiliyor. Bir başka ifadeyle gerçek iç borç çevirme oranı borçlanma/anapara ödemesi. Şu durumda bu yılın ilk çeyreğindeki gerçek iç borç çevirme oranı yüzde 148 düzeyinde. 100 lira ödemeye karşılık 148 lira borçlanma. Gerçek tutar üzerinden söyleyelim; 918,4 milyar lira tutarındaki anapara ödemesini gerçekleştirebilmek için 1 trilyon 363,7 milyar lira tutarında yeni borçlanmaya gidilmiş.</p>
<p>Anapara ödemesinden daha fazla niye mi borç alınıyor? Yanıt belli, bütçenin gelir ve gideri dengede değil de ondan. Bütçe geliri gidere yetmiyor; ya vergi az toplanıyor ya harcama çok ya da ikisi birden. Bu yüzden de anapara ödemesinden daha fazla borç alınıyor.</p>
<p>İç borç çevirme oranına bu pencereden bakınca çok açık bir şekilde şu ortaya çıkıyor:</p>
<p><strong>“Bu şekilde gidildiği sürece borcun azalması hiç mi hiç mümkün değil!”</strong></p>
<p>Diyeceksiniz ki,<strong> “Zaten borç da azalmıyor ki, sürekli artış eğilimi içinde”</strong>, doğru söze ne denir!</p>
<p>İşte Maliye’nin işi de adeta bu olmuş!</p>
<p>Başlıkta özetlediğim…</p>
<p><strong>“Borç al, harcama yap, borç öde; sonra tekrar borç al, harcama yap, hem de hiç kısmadan harcama yap, borç öde, sonra tekrar borç al…”</strong></p>
<h2>Faiz yükü azalmadan…</h2>
<p>Bu cendereden kurtulmanın yolu belli…</p>
<ul>
<li>Vergi alınmayan kesimlerden vergi alınacak ve gelir artırılacak.</li>
<li>Hem faiz yükü azaltılarak, hem gereksizler ayıklanarak harcama azaltılacak.</li>
<li>Bütçe dengeye gelince ya da yaklaşınca tabii ki borçlanma ihtiyacı azalacak.</li>
<li>Borçlanma ihtiyacı azalınca daha düşük faizle borçlanmak mümkün hale gelecek, yani faiz oranları aşağı çekilecek.</li>
</ul>
<p>Bütün bunları yapmak kağıt üstünde ne kadar da kolay.</p>
<p>Ama gerçekleştirmek çok ama çok zor.</p>
<p>Zor, çünkü böyle temel tercih değişiklikleri ekonomik değil ki, siyasi.</p>
<h2>Döviz bazında da çok artıyor</h2>
<p>Geçmiş yıllara uzanan herhangi bir veri setini TL cinsinden konu ettiğimde hep karşılaştığım bir itiraz var:</p>
<p><strong>“Ama bu sayılara dolar cinsinden bakmak lazım…”</strong></p>
<p>İtirazın geleceğinden emin olduğum için ben peşin peşin döviz cinsinden olan tutarları da çıkardım. İşte on beş yılın ilk çeyrek verileri; iç borcun hem ödeme toplamında, hem borçlanma toplamında rekorlar kırılıyor.</p>
<p>Bu değerlendirmeye ne tür itirazlar geleceğini de biliyorum:</p>
<p><strong>“Döviz baskı altında tutuluyor, dolar gerçek değerinde değil ki!”</strong></p>
<p>Bunu söyleyenler bana her yılın ilk çeyreğinin ortalaması için doların kaç lira olması gerektiğini iletirse ona göre de hesap yaparım.</p>
<p>Kaldı ki burada önemli olan iç borç ödemesi ve borçlanmasının TL ile mi döviz ile mi ifade edildiği değil. Önemli olan ödeme ve borçlanma verileri arasındaki denge. Bu tutarlar ha TL cinsinden, ha dolar cinsinden ifade edilmiş, hiç önemi yok.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69eee5a30e741-1777264035.png" alt="" width="334" height="395" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69eee5aee25a0-1777264046.png" alt="" width="500" height="231" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borclan-harca-ode-borclan-harca-ode-borclan-77928</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/9/1280x720/para-tl-1774878057.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borçlan-harca-öde, borçlan-harca-öde, borçlan… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/57-ulkede-120-sirket-dunyada-22-marka-13-ulkede-38-fabrikasi-var-pakistandan-bir-turkiye-cikaracak-77926</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> 57 ülkede 120 şirket, dünyada 22 marka, 13 ülkede 38 fabrikası var, Pakistan’dan bir Türkiye çıkaracak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ARÇELİK</strong>’in <strong>“EuroCucina” </strong>fuarı için davet ettiği Milano’da İtalyan Şef <strong>Massimo Bottura </strong>ile işbirliklerinin 10’uncu yılı vesilesiyle düzenlenen galanın sonlarına doğru Arçelik CEO’su <strong>Can Dinçer</strong>’le sohbet ediyoruz.</p>
<p><strong>Can Dinçer</strong>’e Arçelik’in 2023 yılında ABD’li beyaz eşya devi Whirlpool’un Avrupa operasyonlarını satın almaları sonrasındaki gelişmeleri, gelinen noktayı sorduk. Mevcut durumla ilgili verileri ortaya koydu:</p>
<ul>
<li><strong>Arçelik bugün dünya çapında 57 ülkedeki 120 iştiraki ve 45 bine yakın çalışanıyla Avrupa, Asya, Afrika ve Ortadoğu gibi birçok farklı coğrafyada faaliyet gösteriyor.</strong></li>
<li><strong>13 ülkede 38 üretim tesisimiz var. Tesislerimi</strong><strong>zi</strong><strong>n bulunduğu ülkeler şöyle: </strong>Türkiye, İtalya, Romanya, Pakistan, Hindistan, Bangladeş, Güney Afrika, Mısır, Çin, Polonya, Slovakya, Rusya, Tayland.</li>
</ul>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69eee42a13771-1777263658.png" alt="" width="508" height="393" />Arçelik’e ait veya limitli kullanım hakkı bulunan toplam 22 markasının olduğunu belirtip, sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Arçelik, Beko, Whirlpool, Grundig, Hotpoint, Arctic, Ariston, Leisure, Indesit, Blomberg, Defy, Dawlance, Hitachi, Voltas Beko, Singer, ElektraBregenz, Flavel, Bauknecht, Privileg, Altus, Ignis, Polar.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Can Dinçer, </strong>lider oldukları pazarlara işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de Arçelik, İngiltere ve Romanya’da Beko, Fransa’da Whirlpool, Güney Afrika’da Defy, Pakistan’da Dawlance markalarımızla 6 ana beyaz eşya kategorisinde pazar lideri konumundayız.</strong></p>
<p>Arçelik’in 2025 yılı cirosuna dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>2025 yılında 10.7 milyar Euro konsolide ciroya ulaşarak Avrupa’nın en büyük beyaz eşya şirketi konumumuzu güçlendirdik.</strong></p>
<p>Whirlpool’un Avrupa operasyonunun satın alınması sonrasında geçen sürede hedefledikleri sistemin oturup oturmadığını merak ettik, şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Bu satın alma, beyaz eşya sektörünün bugüne kadar gelmiş geçmiş en büyük operasyonuydu. Dünyada böyle bir örnek yok.</strong></p>
<p>Farklı satın alma operasyonlarının içinde yer aldığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Pakistan’da Dawlance’yi satın alırken, Avustralya ve Yeni Zelanda’ya açılırken, Tata Grubu’yla ortaklık yapıp Hindistan’a girerken ben içindeydim. Şirketlerin satın alınması dünyada örnekleri olan işler. Güçlü markalarla birleşmenin pek örneği yok.</strong></p>
<p>Whirlpool Avrupa operasyonunun devralınması sonrası güçlü markaların bir araya gelmesinin Arçelik’e katkısını, etkisini öğrenmek istedik, özetledi:</p>
<p>-          <strong>Arçelik zaten Avrupa’da çok etkindi. Bu birleşmeyle gelen markalar, Whirlpool’un Bauknecht (Almanya’da çok güçlü), Hotpoint’in (İtalya’da güçlü) birçok ülkede ciddi pazar payları var. Dolayısıyla açık ara pazar liderliklerimiz oluştu.</strong></p>
<p><strong>“EuroCucina”</strong>da Whirlpool, Beko, Bauknecht ile Hotpoint’in pişirici, mutfak gruplarındaki yenilikleri sergilediklerine vurgu yaptı:</p>
<p>-          <strong>Bu markaları daha yukarı nasıl taşırız, ona dönük çalışmalar yapıyoruz. </strong>“EuroCucina”<strong>daki çabamız da o çalışmaların bir parçası.</strong></p>
<p>Pakistan, Güney Afrika, Bangladeş’teki satın almaların, Hindistan’daki ortak yatırımın Arçelik’e önemli güç kattığını irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Pakistan’ın en büyük yabancı yatırımcısıyız. Oradaki önde gelen rakibimiz Çinli ama biz açık ara birinciyiz. Pakistan çok büyük bir pazar. Orada daha fazla sorumluluğumuz var. Sadece markayı değil ülkemizi temsil ediyoruz.</strong></p>
<p>Pakistan’da, Bangladeş’te ve Hindistan’da Türkiye’deki gibi satış sonrası servis ağını kurduklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Başka firmalar bizim kadar müşteri hizmetlerine yatırım yapmıyor. Örneğin Çinliler’de öyle bir şey yok. Onlarda öyle bir konsept yok.</strong></p>
<p>Pakistan’la ilgili şu saptamayı yaptı:</p>
<p>-          <strong>Bizim için Pakistan’dan bir Türkiye çıkacağını düşünüyorum. Yani, Pakistan’da ülkemizdeki kadar büyüklüğe ulaşırız.</strong></p>
<p>Hindistan’a döndü:</p>
<p>-          <strong>Hindistan’da da 5 yılda pazar payımız yüzde 3’lerden 8’lere yükseldi. Hindistan pazarında şu anda 5’inciyiz. İlk 3’e girmemiz lazım.</strong></p>
<p>Milano’daki <strong>“EuroCucina” </strong>Fuarına 2014 yılı Nisan ayında Indesit Türkiye Ülke Müdürü <strong>Turgay Dağ</strong>’ın davetiyle gitmiş, Indesit Company Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su <strong>Marco Milani</strong>’yle de görüşme fırsatı bulmuştum. <strong>Milani </strong>şu mesajı vermişti:</p>
<p>-          <strong>Merloni Ailesi’nin Indesit Company’deki yüzde 44.2’lik payını satabileceği adaylar arasında Arçelik de var.</strong></p>
<p>Bu mesajın ardından soluğu o yıl fuara ilk kez katılan Beko standında almış, dönemin Koç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu Başkanı ve Arçelik Genel Müdürü <strong>Levent Çakıroğlu, </strong>Arçelik Genel Müdür Yardımcıları <strong>Hakan Bulgurlu </strong>ve <strong>Tülin Karabük</strong>’le konuşmuştum.</p>
<p><strong>Levent Çakıroğlu, Merloni</strong>’nin mesajını şöyle değerlendirmişti:</p>
<p>-          <strong>Şu aşamada hiçbir şey söyleyemem. </strong>“Hayır” <strong>da desem, </strong>“Evet” <strong>de desem bu süreçte doğru olmaz. Şu anda kamuoyuna açıklama yapacak noktada değiliz. Satın alma fırsatlarını kolluyoruz. Şirket-marka satın alımı hep gündemimizde olacak.</strong></p>
<p><strong>“EuroCucina”</strong>daki bu görüşmeden 10 yıl sonra Arçelik, ABD’li Whirlpool’un Avrupa operasyonlarını devraldı. Indesit de Arçelik Grubu’nun 22 markası arasındaki yerini aldı.</p>
<p>Arçelik, bu yılki <strong>“EuroCucina”</strong>da global oyuncu gücünü bünyesindeki 4 önemli markayla ortaya koydu…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">35 milyona yakın üretim yapıyor, Ar-Ge ve tasarım ekibi 2 bin 300’ü aşıyor</span></h2>
<p><strong>ARÇELİK </strong>CEO’su <strong>Can Dinçer, </strong>Arçelik’in 2025 yılı üretim verileri üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>2025 yılında buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, çamaşır kurutma makinesi, pişirici cihazlar ve TV’yi içeren ürün gruplarında toplamda 35 milyona yakın üretim gerçekleştirdik.</strong></p>
<p>TÜRKBESD’in verileriyle ihracat güçlerini ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>8.6 milyonu aşkın ürün ile Türk beyaz eşya ihracatının yüzde 42.9’unu gerçekleştiriyoruz.</strong></p>
<p>Ar-Ge ve tasarıma verdikleri öneme işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Arçelik, dünya çapında 12 ülkede 28 Ar-Ge ve tasarım merkezinde 2 bin 300’den fazla araştırmacıya ev sahipliği yapıyor. Şirketimizin üretim tesislerinin 12’si, Ar-Ge ve tasarım merkezlerimizin de 13’ü ülkemizde bulunuyor.</strong></p>
<p>Ardından <strong>“Avrupa’da Arçelik” </strong>başlığı açtı:</p>
<ul>
<li><strong>Arçelik, Avrupa’da </strong>“Beko Europe” <strong>ile 30 ülkede 66 iştiraki ve 15 bine yakın çalışanıyla faaliyet gösteriyor.</strong></li>
<li>“Beko Europe” <strong>bünyesinde 15 markamız bulunuyor: </strong>Beko, Whirlpool, Hotpoint, Arctic, Ariston, Leisure, Indesit, Blomberg, ElektraBregenz, Flavel, Bauknecht, Privileg, Altus, Ignis, Polar.</li>
<li>“Beko Europe”<strong>un İtalya’da 6, Polonya’da 3, Romanya’da 2 ve Slovakya’da 1 olmak üzere 11 üretim tesisi bulunuyor.</strong></li>
<li><strong>Arçelik, </strong>“Beko Europe” <strong>ile adet bazında Avrupa’nın 1 numaralı beyaz eşya şirketi konumunda.</strong></li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Rahmi Bey’le 23’üncü yılımda Arçelik yönetim kuruluna girdiğimde tanıştım</span></h2>
<p><strong>ARÇELİK </strong>CEO’su <strong>Can Dinçer, </strong>Milano’daki sohbetimiz sırasında Arçelik’te ilk işe başladığı günleri anımsadı:</p>
<p>-          <strong>1989 yılında İTÜ Makine Mühendisliğ</strong><strong>i</strong><strong> bölümünü bitirdim. ABD’ye gittim, 4 yıl orada yaşadım. 1993 yılında Stevens Teknoloji Enstitüsü İşletme Bölümünde yüksek lisansımı tamamladım.</strong></p>
<p>ABD’de lisans üstü eğitimi sırasında bir İtalyan şirketinde paket dağıtıcı olarak çalıştığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>İtalyan şirketindeki patronum bir gün, </strong>“Empire State’de bir Türk firması var” <strong>dedi. Koç Grubu’na bağlı Ram Dış Ticaret’in New York’taki şirketini o vesileyle tanımış oldum.</strong></p>
<p>1993 yılında Beko’nun finans bölümünde çalışmaya başladığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Ondan sonra hayalim olan uluslararası satış ve pazarlama bölümüne geçtim. Arçelik-Beko’yu uluslararası arenada temsil etmek çok önemliydi benim için. Bugün geriye dönüp bakıyorum, 84 ülkeye gitmişim.</strong></p>
<p>Bunları anlatırken Koç Holding Şeref Başkanı <strong>Rahmi Koç</strong>’la ilk tanıştığı yıla döndü:</p>
<p>-          <strong>2016 yılında Arçelik’in yönetim kuruluna girdim. Şirkette 23’üncü yılımdı. Rahmi Bey’le ilk o yıl, yani Arçelik yönetim kuruluna girdiğimde tanışma şansım oldu.</strong></p>
<p>Bunun Koç Grubu’nun ve bağlı şirketlerinin kurumsallığını ortaya koyduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Bunu üniversitelere konferansa gittiğimde de anlatıyorum. Öğrenciler kurumsallığı anlasınlar diye örnek gösteriyorum.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Dikey büyüme olan yerlerde daha çok potansiyel görüyoruz</span></h2>
<p><strong>ARÇELİK </strong>CEO’su <strong>Can Dinçer</strong>’e <strong>“Arçelik Hitachi”</strong>deki yüzde 60 paylarını 261 milyon dolara Hitachi Global’e satmalarının nedenini sorduk, anlattı:</p>
<p>-          <strong>Bazı coğrafyalarda, bazı ülkelerde yatırımlarımızı hızlandıracağız. Pakistan’a, Hindistan’a, Bangladeş’e daha fazla odaklanmak istiyoruz.</strong></p>
<p><strong>“Dikey büyüme” </strong>olan yerlerde daha çok potansiyel gördüklerini belirtti:</p>
<p>-          <strong>O nedenle coğrafya olarak yeniden yapılanmanın faydalı olacağını düşündük.</strong></p>
<p>Konuyu şu soruyla biraz daha açmak istedik:</p>
<p>-          <strong>Arçelik Hitachi ortaklığında verimsizlik mi söz konusuydu?</strong></p>
<p>Şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Hayır, verimsiz değildi. Bazen bu satışları başarılıyken yapmak daha iyi olabiliyor.</strong></p>
<p>Noktayı şu mesajla koydu:</p>
<p>-          <strong>Büyümeye devam edeceğiz. Ne yaptığımız, neden yaptığımız belli. Yatırımlarımız sürecek.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/57-ulkede-120-sirket-dunyada-22-marka-13-ulkede-38-fabrikasi-var-pakistandan-bir-turkiye-cikaracak-77926</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/can-dincer.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 57 ülkede 120 şirket, dünyada 22 marka, 13 ülkede 38 fabrikası var, Pakistan’dan bir Türkiye çıkaracak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sasirtan-tesviklere-tam-destek-77925</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Şaşırtan teşvikler&#039;e tam destek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, önceki gün Türkiye'yi küresel cazibe merkezi haline getirmek amacıyla bizzat açıkladığı kapsamlı yatırım teşvik planına iş dünyasından da destek geldi. Yeni teşviklerin ilk sinyallerini ekonomi kurmayları da vermişti. Hatırlanacağı üzere, TOBB ile ABD Ticaret Odası Yuvarlak Masa Toplantısına katılan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, ABD’li iş insanlarına seslenerek, “İstanbul Finans Merkezi başta olmak üzere oluşan bu yeni imkanları değerlendirmek için de hükümet olarak hazırlık içindeyiz. Önümüzdeki günlerde sizleri de şaşırtacak bazı yeni açılımlar yapabiliriz. Bunun hazırlıklarını yapıyoruz" demişti. Yine Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de katıldığı bir televizyon programında “İstanbul Finans Merkezi'ndeki teşvikleri radikal olarak ele aldık, paylaşacağız. Kalıcı üretim için de firmalara radikal olarak ne yapabiliriz onlara bakıyoruz. İhracatçı imalatçılara kurumlar vergisi indirimi için çalışıyoruz. Yurt dışından gelecek şirketlere cazip koşullar için de çalışıyoruz” ifadelerini kullanmıştı.</p>
<p>Program kapsamında İstanbul Finans Merkezi'nde (İFM) faaliyet gösteren kurumlara sağlanan vergi avantajı genişletilirken, İFM'de yürütülen transit ticaret ve yurtdışında gerçekleşen mal alım-satımlarına aracılık faaliyetlerinden elde edilen kazançlarda vergi indirimi yüzde 50'den yüzde 100'e çıkarılacak, bu kazançlardan kurumlar vergisi alınmayacak. Buna ek olarak küresel şirketlerin bölgesel yönetim merkezlerini Türkiye'ye taşımaları için teşvikler de sağlanacak. Yanı sıra teşvik paketinde büyümeyi ve ihracatı hızlandırması öngörülen adımlar da yer alıyor. Bunlar arasında üretici ihracatçılar için kurumlar vergisinin yüzde 9'a inmesi de yer alıyor. İş dünyası temsilcileri yaptıkları açıklamalarla şu görüşleri dile getirdiler.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"DOĞRU ZAMANDA VE DOĞRU YÖNDE ATILMIŞ ADIM"</span></h2>
<p><strong>TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu: Yatırımcı dostu bir yapı kurulmasını bekliyoruz</strong></p>
<p>Yeni düzenlemeler iş dünyamız ve ülke ekonomimiz açısından önemli hususları içermektedir. Dünyanın içinden geçtiği bu çalkantılı dönemde Türkiye'yi üretim ve yatırımlar için öne çıkartacak bu düzenlemeler, doğru zamanda ve doğru yönde atılmış adımlardır. Bu çerçevede TOBB olarak devamlı suretle vurgulamış olduğumuz sanayimizin ve ihracatımızın üzerindeki kamusal yüklerin azaltılmasına yönelik olarak getirilecek olan kurumlar vergisi oranındaki indirimi çok değerli buluyoruz. Türkiye’nin iş ve yatırım ortamının cazibesini artırmak üzere uygulanması düşünülen yeni düzenlemelerin; ülkemizin küresel firmaların bölgesel yönetim merkezini çekecek şekilde öne çıkmasını, küresel transit ticaretten daha fazla pay almasını, girişimcilik ekosisteminin daha hızlı büyümesine destek vermesini ve İstanbul Finans Merkezi’nin dünyanın önde gelen finans merkezlerinden biri haline getirme noktasında daha güçlü bir şekilde konumlanmasını sağlayacağına inanıyoruz. Yatırım süreçlerinin ve bürokrasinin azaltılması ve sadeleştirilmesi yönündeki talebimizin de karşılık bulmasından büyük memnuniyet duyuyoruz.</p>
<p><strong>İstanbul Ticaret Odası Başkanı (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç: Yurtiçinde üretimin artmasına katkı sağlayacak</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı'nda açıkladığı ve Türkiye'yi küresel üretimin cazibe merkezi haline getirmeyi hedefleyen destek paketini içerik ve zamanlama açısından isabetli buluyoruz. Açıklanan teşvikler, Ortadoğu'daki gelişmelerle küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği bu dönemde, ülkemizin finans, lojistik ve ticaret merkezi konumunu pekiştireceği gibi "bölgesel istikrar adası" misyonuna da güç katacaktır. Özellikle İstanbul Finans Merkezi özelinde sağlanacak teşvikleri, şehrimizin küresel sermayenin yeni adresi olması yolunda değerli bir eşik olacaktır. İTO olarak hep üstünde durduğumuz "imalatçı ihracatçılar" için Kurumlar Vergisi'nin yüzde 9'a inmesi, transit ticaret faaliyetlerindeki Kurumlar Vergisi avantajı gibi pek çok düzenlemenin özellikle yurt içinde üretimin artmasına katkı sağlayacaktır.</p>
<p><strong>İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Erdal Bahçıvan: İş dünyamız için önemli fırsatlar oluşturacak</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan yeni vergi düzenlemelerini; özellikle sanayicilerimiz ve ihracatçılarımıza sağlanan kurumlar vergisi indirimleri açısından son derece kıymetli buluyoruz. Türkiye’nin sürdürülebilir büyümesinin ana ekseni üretim, yatırım, ihracat ve nitelikli girişimciliktir. Bu doğrultuda imalatçı ve ihracatçılarımıza yönelik vergi avantajları; rekabet gücümüzü artıracak, yeni yatırımları teşvik edecek ve ekonomimizin sürdürülebilir büyümesine güçlü katkı sağlayacaktır. Küresel ölçekte daha etkin bir üretim ve ihracat yapısına ulaşma hedefiyle atılan bu adımların, iş dünyamız için önemli fırsatlar oluşturacağına inanıyoruz. Bu sürecin, İstanbul Finans Merkezi gibi projelerle desteklenmesi de ülkemizin ekonomik vizyonuna değer katacaktır.</p>
<p><strong>TÜSİAD Başkanı Ozan Diren: Teşvik paketi stratejik adımlar içeriyor</strong></p>
<p>Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından bugün açıklanan paket; kurumlar vergisi düzenlemesi, finans merkezlerinde çalışan nitelikli personele belli şartlarla ücret istisnası, transit ticaret teşviki, küresel şirketlerin bölgesel yönetim merkezlerini Türkiye’ye taşımalarını teşvik edecek vergi avantajları ve girişimcilik ekosisteminin desteklenmesi gibi stratejik adımlar içermekte. Bu adımları, İstanbul Finans Merkezi’nin küresel rekabet gücünü artırması ve finansal ekosistemimizin derinleşmesi adına oldukça kıymetli ve destekleyici buluyoruz. Finansal piyasalardaki bu gelişimi, ekonomimizin sürdürülebilir büyüme hedefleriyle tam uyumlu hale getirmek için sanayide yapısal dönüşüm ve kapsamlı bir reform ihtiyacının öncelikli gündem maddemiz olması gerektiğine inanıyoruz. Ülkemizin ekonomik kalkınma vizyonunu destekleyecek yapısal reformların kararlılıkla hayata geçirilmesi, orta ve uzun vadeli hedeflerimize ulaşmamızda kilit rol oynayacaktır.</p>
<p><strong>Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Gürsel Baran: Türkiye’nin yatırımcı dostu ülke özelliğini güçlendiriyor</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın "Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı" hakkında açıkladığı düzenlemelere baktığımızda, yatırım ortamını iyileştirmeye yönelik hukuki, idari ve mali düzenlemelerin gündeme alındığını görüyor ve bu gelişmeyi çok kıymetli buluyoruz. Küresel ölçekte belirsizliklerin arttığı, jeopolitik risklerin ekonomiler üzerinde ciddi baskı oluşturduğu bir dönemde Türkiye’nin “istikrar adası” konumunun ön plana çıkarılması ve bu özelliğiyle ülkemizin çekim merkezi haline getirilmesi çok önemli. Nitelikli yatırımcılar için Türkiye şimdi öncekinden daha önemli ve güvenilir bir limandır. Ortaya konulan yeni strateji ve bu çerçevede atılacak adımlar, yabancı yatırımcılara verilen çok güçlü ve net mesajlardır. Sayın Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi, Türkiye enerji ve ticaret için sadece bir köprü değil bir merkez üssü konumundadır. Özellikle vergi avantajlarının genişletilmesi, İstanbul Finans Merkezi’nin cazibesinin artırılması, yurt dışındaki varlıkların ekonomiye kazandırılmasına yönelik teşvikler ve uluslararası yatırımcılar için getirilen uzun vadeli vergi kolaylıkları, Türkiye’nin rekabet gücünü ciddi şekilde artıracaktır. Bununla birlikte “Tek Durak Büro” uygulamasıyla yatırım süreçlerinin sadeleştirilmesi, bürokrasinin azaltılması ve işlemlerin tek merkezden yürütülmesi, yatırımcılarımızın en çok ihtiyaç duyduğu konulardır. Bu yaklaşım, Türkiye’nin yatırımcı dostu bir ülke olma özelliğini güçlendiren çok önemli bir adımdır.</p>
<p><strong>Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç: Sanayimizi dijital çağa taşıyacak en kritik politika</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı “Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı”, Türkiye’nin bölgesel yatırım, üretim, ticaret ve finans merkezi olma iradesinin somut bir ifadesidir. Ankara Sanayi Odası olarak bu programı; yatırım ortamını güçlendirecek, sanayimizin rekabet gücünü artıracak ve teknolojik dönüşümüne katkı verecek kapsamlı bir adım olarak değerlendiriyoruz. Transit ticaret ve yurt dışında gerçekleşen mal alım satımlarına aracılık kazançlarında indirim oranının yüzde 100’e çıkarılması, Türkiye’nin yalnızca bir üretim üssü değil; küresel tedarik zincirlerinin yönetildiği bir ticaret ve lojistik merkezi olma kapasitesini de güçlendirecektir. İhracatçımız, dış ticaret firmalarımız ve uluslararası tedarikle çalışan sanayicilerimiz bu düzenlemenin doğrudan muhatabıdır. Bir diğer düzenleme, Türkiye’yi start-up, girişim şirketleri ve girişim sermayesi bakımından bölgesel bir çekim merkezine dönüştürme hedefidir. Bugünün girişim şirketleri, yarının sanayi çözüm ortaklarıdır. Yazılım, yapay zekâ, ileri mühendislik, savunma teknolojileri, robotik, biyoteknoloji, ileri malzeme ve yarı iletken alanlarında büyüyecek girişimler, ülkemiz sanayisinin teknolojik kaldıracı olacaktır. Bu hedef, sanayimizi dijital çağa taşıyacak en kritik  politika hatlarından biridir. Vatandaşlarımızın ve şirketlerimizin yurt dışındaki varlıklarını ülkemize getirmesini kolaylaştıran düzenlemeler ile yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın Türkiye’ye dönüşünü teşvik eden 20 yıl yurt dışı kaynaklı gelirlerden vergi istisnası, sadece mali kolaylıklar değildir. Bu adımlar; sermayenin, tecrübenin, küresel bağlantıların ve nitelikli insan kaynağının ülkemize yönelmesi bakımından stratejik anlam taşımaktadır.</p>
<p><strong>Uluslararası Yatırımcılar Derneği (YASED): Önerilerimizin, programda karşılık bulmasından memnunuz</strong></p>
<p>YASED Başkanı Sayın Ali Fuat Orhonoğlu ve Yönetim Kurulu üyelerimiz ile birlikte, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın himayelerinde Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde gerçekleştirilen “Türkiye Yüzyılında Yatırımlar için Güçlü Merkez Programı” tanıtım toplantısına katılım sağladık. YASED olarak, yatırımcıların ihtiyaçları ile küresel ekonominin değişen dinamiklerini dikkate alarak oluşturduğumuz ve kamu paydaşlarımızla istişare ettiğimiz kapsamlı önerilerimizin, programın tasarımında karşılık bulduğunu görmekten memnuniyet duyduk. Özellikle Türkiye’nin bölgesel merkez rolünü destekleyecek şekilde; büyük ölçekli ve nitelikli yatırımlar için öngörülebilirliğin artırılması, mevzuat düzenlemelerinde makul geçiş süreçleri tanımlanması, vergi ve teşvik oranlarında rekabetçiliğin artırılması, “Tek Durak Büro” uygulaması çerçevesinde yatırım süreçlerinin sadeleştirildiği hızlı ve dijital destekli yatırımcı dostu bir yapıya geçilecek olması ve start-up ve girişim sermayesi ekosistemini geliştirecek teşviklerin getirilmesi gibi aksiyon adımlarını değerli buluyoruz.</p>
<p><strong>BTSO Başkanı İbrahim Burkay: Üretim ve ihracata güçlü ivme kazandıracak </strong></p>
<p>Destek ve teşvikler, Türkiye’nin üretim ve ihracat odaklı büyüme hedeflerine önemli katkılar sağlayacak. Özellikle imalatçı ihracatçılarımız için Kurumlar Vergisi’nin yüzde 9’a düşürülmesi ve transit ticaret faaliyetlerine sağlanan vergi avantajları başta olmak üzere birçok düzenlemenin, yurt içinde üretimin artmasına önemli katkılar sunacağı kanaatindeyiz. Yatırımcı dostu yaklaşımı ve dijitalleşmeyi önceleyen yapısıyla bu destek paketinin, Türkiye’nin küresel rekabet gücünü daha da artıracağına inanıyoruz. BTSO olarak, Türkiye’nin sanayi ve ihracat üssü konumundaki Bursa’nın bu yeni dönemde üstleneceği sorumluluğun bilincindeyiz. Otomotiv, tekstil, makine ve katma değerli üretim alanlarındaki güçlü tecrübemizle, ülkemizin küresel rekabetteki konumunu güçlendirecek her adımın içinde yer almaya devam edeceğiz.</p>
<p><strong>Türkiye Genç İş İnsanları Derneği (TÜGİAD) Başkanı Gürkan Yıldırım: Küresel bir finans ve ticaret üssü olma hedefi ne doğrudan hizmet</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı'nda açıklanan ekonomiye ilişkin adımlar Türkiye'nin ekonomik vizyonu için tarihi bir dönüm noktası. Yeni vergi düzenlemelerini özellikle imalatçı ve ihracatçılarımıza sağlanan kurumlar vergisi indirimleri açısından son derece kıymetli buluyoruz. Kurumlar vergisi oranının imalatçı ihracatçılar için yüzde 9 seviyesine çekilmesi ve transit ticaretteki vergi muafiyetlerinin genişletilmesi, sanayicimizin üzerindeki mali yükü hafifleterek küresel pazarlardaki rekabet gücümüzü artıracaktır. İhracatçılarımıza sağlanan vergi avantajları sadece mevcut kapasiteleri korumakla kalmayacak, aynı zamanda genç girişimcilerimiz için yeni yatırımları teşvik edecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sasirtan-tesviklere-tam-destek-77925</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/5/1280x720/istanbul-finans-merkezi-ifm-1777263415.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomi yönetiminin kısa süre önce “şaşırtacak teşvikler” nitelemesiyle hazırlıklarını duyurduğu kapsamlı yeni yatırım teşvik planına ilişkin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ayrıntı içeren açıklamaları, iş dünyasında memnuniyetle karşılandı. İş dünyası temsilcileri, yabancı yatırımlar ile transit ticarete güçlü vergi teşviki, İFM’de faaliyet gösteren kurumlara sağlanan vergi avantajlarının genişletilmesi ve yatırım süreçlerinde bürokrasinin azaltılmasını da içerecek düzenlemelerin, Türkiye için önemli fırsatlar yaratacağı görüşünü dile getirdi. Düzenlemelerin sürdürülebilir büyümeye katkı vereceği ifade edildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turizm-sektorunde-yangin-alarmi-77924</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turizm sektöründe yangın alarmı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Yangın önlem eksiklikleri tespit edilmiş turizm tesislerine, bu eksikliklerinin giderilmesi için verilen süre mayıs ayı sonunda bitiyor. Ancak denetim randevularında yaşanan yoğunluk nedeniyle birçok işletmenin randevusunun 31 Mayıs’tan sonraya verildiği öğrenildi. Turizm sektörü temsilcileri, 31 Mayıs’tan önce randevu almış, ancak randevusu bu tarihten sonraya kalan tesislerin denetim tarihine kadar ruhsatlarının geçerli olmasını talep ediyor.</p>
<h2>Kartalkaya faciasıyla gündeme geldi </h2>
<p>Bolu Kartalkaya’da Şubat 2025’te yaşanan yangın faciası sonrası, konaklama tesislerinin yangın güvenliği tartışmalara yol açmış, beraberinde yeni düzenlemeler devreye girmişti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla da 10 Ocak 2026 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren "İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik" ile konaklama sektöründe yangın güvenliği standartları sıkılaştırılmıştı. Yapılan düzenlemeyle, "Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik" kapsamında uygunluğu gösterir itfaiye raporu ibraz edemeyen konaklama tesislerine 31 Mayıs 2026'ya kadar süre tanınmış, bu tarihe kadar eksikliklerini gideremeyen işletmelerin iş yeri açma ve çalışma ruhsatının iptal edilerek kapatılacağı hükme bağlanmıştı. </p>
<p>Yönetmeliğe geçici 9. madde olarak eklenen hükme göre, yapılan denetimler sonucunda itfaiye raporunu ibraz edemeyen konaklama yerleri 31 Mayıs 2026 tarihine kadar derhal faaliyetten men ediliyor. Bu kapsamda verilen süre, itfaiye raporunun tanzimi için aykırılıkların ya da noksanlıkların giderilmesini teminen yapı içinde yapılacak imalat ve tadilatlar için kullandırılıyor. Bu süre içinde faaliyetin icrasına müsaade edilmiyor. Süre sonunda, yani 31 Mayıs 2026 itibarıyla itfaiye raporunu ibraz edemeyen iş yerlerinin ise iş yeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilerek kapatılıyor.</p>
<h2>Denetim kadroları artırıldı ama talep çok yüksek </h2>
<p>İtfaiye raporunun son ibraz tarihi yaklaşırken, özellikle İstanbul'da konaklama tesislerinin bir bölümü, başvurulardaki yoğunluk nedeniyle 31 Mayıs'tan önce yangın önlem denetimi için randevu almakta zorlanıyor. Gelen talebi karşılamak için İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) denetim kadrolarını genişlettiği, iş hacmindeki yoğunluğun çok yüksek olması nedeniyle randevuların sıkıştığı öğrenildi.</p>
<p>Turizm sektörü temsilcileri, “İtfaiye raporu için aşırı yoğunluk sebebiyle çoğu kez 1 yıl sonrasına randevu veriliyor” iddiasını dile getirirken, bu tabloda pek çok otelin ruhsatının iptal edilme ile karşı karşıya kalacağı uyarısında bulunuyor. Konaklama tesislerinin güvenliği açısından itfaiye raporunun kritik bir belge olduğunun altını çizen sektör temsilcileri, 31 Mayıs olan son ibraz tarihinin daha fazla ‘ötelenmemesi’ gerektiğini vurguluyor. Ancak denetim sırasını bekleyen, hazırlıklarını ve iyileştirmelerini yerine getiren, buna karşın yoğunluk nedeniyle randevu tarihi 31 Mayıs sonrasına verilen işletmeler için bir ara formül gerektiğini savunan sektör temsilcileri, "31 Mayıs'tan önce başvurusunu yapmış, ancak yoğunluk nedeniyle söz konusu tarihten önce yangın önlem denetiminden geçemeyecek tesislerin, verilen denetim tarihine kadar ruhsatlarının geçerli olmasını talep ediyoruz" önerisinde bulunuyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">15 binden fazla yeni yatak gelecek</span></h2>
<p>Avrupa’nın önemli turizm destinasyonlarından olan İstanbul, 2026 yılına önemli bir başlangıç yaparken, ocak ayında 1 milyon 359 bin yabancı ziyaretçiyi ağırladı. Halihazırda bakanlık ve işletme belgeli toplam 3 bini aşkın tesiste yaklaşık 135 bin oda ve 250 bin yatak kapasitesiyle hizmet veren şehir, devasa bir konaklama ekosistemine ev sahipliği yapıyor. Mevcut kapasiteye ek olarak yıl sonuna kadar tamamlanması beklenen 67 yeni tesis yatırımıyla sektöre 15 binden fazla yeni yatağın daha eklenmesi planlanıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turizm-sektorunde-yangin-alarmi-77924</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/7/1280x720/otel-resepsiyon-1752676788.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Konaklama tesislerinin itfaiye raporunu ibraz etmeleri için belirlenen son tarih olan 31 Mayıs yaklaşıyor. Ancak özellikle İstanbul’da otellerin birçoğunun, denetim başvurularındaki yoğunluk nedeniyle son ibraz tarihinden önce randevu almakta zorlandığı belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bu-ise-kesin-patron-da-sasmistir-77952</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu işe kesin patron da şaşmıştır(!)</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Şirket operasyonel araç kiralama sektöründe faaliyet gösteriyor ve hisseleri de Borsa İstanbul’da işlem görüyor. Sigorta dahil farklı sektörlerdeki kardeş şirketlerle beraber adını Türkiye’nin en stratejik madenlerinden birinden alan holding bünyesinde bulunuyor.</p>
<p>Ancak küçük bir sorunu var. İşler iyi gitmiyor, borcu çok ve bunu da ödeyemiyor. En büyük alacaklılarından bir kamu bankasıyla finansal yeniden yapılandırma için görüşmelere başladığını duyurdu.</p>
<p>Haftanın son işlem günü de Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) gönderdiği açıklamada daha önce ödeyemediği için 27 Nisan'a ötelenen finansman bonosu kupon faiziyle ana parasını bu kez de ödeyemeyeceğini duyurdu. Açıklamaya göre ödeme finansal yapılandırmanın tamamlanmasından sonra yapılacak. Durum görüldüğü gibi hayli sıkıntılı. Sıkıntının sebebi ise operasyonel filo kiralama alanında hızlı büyüme hırsı. Şirketin araç sayısı “iskontolu alımlar” sayesinde 6 ay önce 7.000’e ulaşmış. Ancak işler aynı tempoda artmayınca da sıkıntı büyümüş ve bugünlere gelinmiş.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69eef9c669f9b-1777269190.png" alt="" width="444" height="357" />İşin garip yanı şirketin kötü durumu hisse senedinin performansını hiç etkilemiyor. Ne hikmetse hisse son 1 ayda uçuşa geçerek yüzde 175 değer kazandı. Nasıl olur demeyin bal gibi oldu.</p>
<p>Merak edip hafta sonu sağı solu arayıp sordum “Bu ne iş diye?”. Dedikodu kıyamet. Sigorta sektöründen bir dostumuza göre faaliyeti Nisan ortasında askıya alınan holding bünyesindeki sigorta şirketinin satışı sıkıntıdaki şirkete hayat öpücüğü olabilir. 2 yıl önce sigorta şirketine 3 milyar TL değer biçildiğini söyleyen aynı isme göre 2 milyar TL’ye satış olur ve gelen para kısa vadeli sıkıntıyı giderebilir.</p>
<p>Bir başka söylentiye göre şirkete ya ortak geliyor ya da tümü satıldı. 5 ay önce şirketin yarısının hisse başına 5 TL’den alıcısı olduğunu söyleyen bir borsacıya göre satış 12 TL’den yapıldı ve borsadaki fiyat da o seviyeye gelince açıklama yapılacak ya da finansal yeniden yapılandırma tamamlandı. Herhalde bu müjdeli (!) haberleri birileri duydu ki borsada çılgın koşu başladı. İşin ilginç yanı sıkıntılı bir şirketin çılgın koşusunu büyük çoğunluk gibi SPK’nın da seyretmesi. Eminiz ki hem Borsa İstanbul’daki çılgın koşuya hem de SPK’nın bu tavrına patron da şaşıyordur (!).</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bu-ise-kesin-patron-da-sasmistir-77952</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bu işe kesin patron da şaşmıştır(!) ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekonomi-programina-guncelleme-gerekiyor-77950</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Ekonomi programına güncelleme gerekiyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, “Ekonomi yönetimi başarılı bir kurgu ve risk yönetimi yaptı. Kazanımlarımızı yok saymak mümkün değil. Gelinen aşamada ise savaşın getirdiği şartlarla birlikte iş dünyasının beklentileri de dikkate alınarak bugüne kadar finans ağırlıklı, rezerv ağırlıklı, baskılanmış kur ağırlıklı sürdürülen politikaya birkaç noktada güncelleme gelmesi gerektiğini düşünüyoruz” değerlendirmesinde bulundu. Avdagiç, gazetecilere yaptığı açıklamada iş dünyasındaki güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerini paylaştı.</p>
<p>Avdagiç, ekonomi yönetiminin üç yılı aşkın bir süredir başarılı çalışmalarıyla Türkiye'nin döviz rezervlerinde sıkıntılı bir tablodan oldukça makul bir noktaya gelindiğini, dışarıdan fon tedarik konusunda önemli bir hedefe ulaşıldığını vurguladı. Savaşla ortaya çıkan gelişmelerle birlikte meseleye geniş bir çerçeveden bakılmasının doğru olacağı görüşünü dile getiren Avdagiç, “Biraz daha büyük resme bakmamız gerektiğini düşünüyorum. Ekonomik programın hedeflerini realize etmek için iş dünyası olarak elimizden gelen katkıyı vermeye çalıştık. Bunun için ciddi bir bedel de ödedi iş dünyası” ifadesini kullandı.</p>
<h2>"Bölgesel savaş dengelerde değişikliklere yol açtı" </h2>
<p>Avdagiç, 2026’nın ikinci yarısına doğru daha makul bir döneme geçilmesinin öngörüldüğü bir sırada çıkan bölgesel savaşın yurt içi ve yurt dışı dengelerde değişikliklere yol açtığını söyledi. Avdagiç, “Buna dikkat etmek lazım. Konuya sadece basit bir faiz artışı ya da sabit kalması zaviyesinden bakmanın çok doğru, gerçekçi ve sonuç odaklı olacağını öngörmüyorum. Bütüncül olarak ekonomi süreçlerinin, iş dünyasının sürdürülebilirliği açısından gözden geçirilmesi gereken bir döneme girdiğimizi öngörüyorum" değerlendirmesini yaptı. Avdagiç, şöyle devam etti: “Ekonomi yönetimi başarılı bir kurgu ve risk yönetimi yaptı. Kazanımlarımızı yok saymak mümkün değil. Gelinen aşamada ise savaşın getirdiği şartlarla birlikte iş dünyasının beklentileri de dikkate alınarak bugüne kadar finans ağırlıklı, rezerv ağırlıklı, baskılanmış kur ağırlıklı sürdürülen politikaya birkaç noktada güncelleme gelmesi gerektiğini düşünüyoruz. Şüphesiz program dinamik bir süreç içeriyor. Evet burada enflasyonla mücadeleyi kenara koymayacağız ama bir ince ayar ile programdaki kur politikasını, ihracat rejimini, ithalat rejimini gözden geçirmemiz lazım. Hepsini içeren bir süreci kurgulayıp çok hızlı hayata geçmemizin gerektiğini düşünüyorum.”</p>
<h2>Türkiye'nin mal ihracatı, ithalatın yüzde 75'inin altına düşmemeli </h2>
<p>İTO Başkanı Avdagiç, Türkiye'nin ithalatın cazip, ihracatın zorlaştığı bir konumda bulunduğunu belirterek, “Türkiye'deki mal ihracatı ‘asla ve asla’ ithalatın yüzde 75'inin altına düşmemeli. 2026’da yüzde 69 seviyesinde bulunuyor" uyarısında bulundu. İTO olarak döviz kuru ile enflasyon arasındaki korelasyona uzun süredir dikkat çektiklerine işaret eden Avdagiç, sadece yılın ilk çeyreğinde döviz kurunda yaklaşık yüzde 3'lük artışa karşılık enflasyonda kümülatif yüzde 10'luk bir artış yaşandığını aktardı. Avdagiç, “Geriye doğru gittiğiniz zaman bu makasın daha da arttığını ve ihracatın zorlaştığı, ithalatın kolaylaştığı bir döneme girdiğimizi görüyoruz" dedi. Avdagiç, 2026 için mal ve hizmet ihracatında ortaya konulan 410 milyar dolarlık hedefe dikkat çekerek, “Bu hedefe ulaşmamız çok önemli, değerli ve başarılması gereken bir hedef. Bunu çok önemsemeliyiz” ifadesini kullandı.</p>
<h2>Teşviklerin tabanı genişletilmeli </h2>
<p>KOBİ'lerin OBİ'lerine yönelmeli Sanayide dönüşümün dünyanın hiçbir ülkesinde kısa vadede sağlanamayacağına işaret eden Avdagiç, yatırım kararından ürünün piyasaya sunulmasına kadar geçen sürenin 1,5 ile 3 yıl arasında değiştiğini vurguladı. Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi (YTAK) ve HIT30 gibi teşvik paketlerinin ülke menfaati açısından doğru çalışılmış konular olduğunu, uygulamada ise büyük oranda en üst ölçeğe odaklandığını ifade eden Avdagiç, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'na KOBİ’lerin OBİ'lerine (orta-büyük işletmeler) yönelik bir düzenleme önerisinde bulunduklarını aktardı. Avdagiç, “Bu gelir paketinin yüzde 30'unu OBİ'lere vererek orta ölçek firmalara yönelmek yararlı olur. Sadece en büyükler üzerine kurgulanmış bir yapıyla bu konuda netice almanın çok uzun zaman alacaktır. Tabanın genişletilmesi doğru olacaktır” diye konuştu.</p>
<h2>Gümrük Birliği’nin güncellenme sorunu vizeden daha önemli</h2>
<p>Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilerde "Made in EU" düzenlemesinde 3 aşamalı bir sürecin ilk aşamasının olumlu geçildiğini belirten Avdagiç, "Ticaret Bakanlığımız bu konuda titiz bir çalışma gerçekleştirdi ve önemli bir başarı elde etti. Bununla birlikte daha önümüzde epey meşakkatli, zor bir yolumuz olduğu da muhakkak" dedi.Gümrük Birliği güncellemesinin kritik önem taşıdığını vurgulayan Avdagiç, bu konunun vizeden de önemli olduğunun altını çizdi. Türkiye'nin ithalat tarafında AB rejimine tabi olduğunu ancak ihracat tarafında AB'nin sahip olduğu avantajlardan yararlanamadığını aktardı.</p>
<p>Avdagiç, “AB Hindistan'la anlaşma yaptı. Biz Hindistan'ın Avrupa Birliği'ne sattığı şartlarla Türkiye'ye ithal etmek zorundayız. Ama AB’nin Hindistan'a sattığı şartlarla Hindistan bizden mal almak zorunda değil. Türkiye'nin mutlaka ithalat ayağında AB regülasyonlarına tabi olduğu gibi ihracat tarafında da tabi olması lazım" diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Enerjide yerli üretim, felaket senaryolarını engelledi</span></h2>
<p>Savaş sürecinin çok dinamik ilerlediğini belirten Avdagiç, yaşananların ABD-Çin arasındaki rekabetin bir yansıması olarak okunmasının daha doğru olabileceğini söyledi. Türkiye'nin enerjide çeşitlendirme ve yerli üretim konusunda aldığı mesafeye dikkati çeken Avdagiç, "Yurt içinde güneş enerjisine, rüzgar enerjisine yapılan yatırımlarda Avrupa’da biz en önde gelen ülkelerin başında geliyoruz. Güneş panelleri üretiminde ve rüzgar türbini kanatları üretiminde yerli üretim önemli bir aşamaya geldi. Bazı günler yenilenebilir enerji yüzde 50'yi geçti. Çok ciddi bir rakam” ifadelerini kullandı. Avdagiç, doğalgaz ve petrolde yerli üretimin belli bir miktara ulaştığını belirterek, enerjide birçok ülkede konuşulan felaket senaryolarının Türkiye'de gündeme gelmediğini kaydetti. Avdagiç, Almanya'da benzinin son dönemde Euro bazında yüzde 40’a varan oranda arttığını hatırlatarak, Türkiye’de eşel mobil uygulamasının domino etkisini önlemesi bakımından psikolojik olarak çok önemli olduğunu vurguladı. Savaşın, harp konseptini de değiştirdiğini dile getiren Avdagiç, "Bu savaştan sonra dünya harp konsepti çok ciddi bir dönüşüme uğrayacak. Savunma sanayinde yaptığımız yatırımların ne kadar önemli ve değerli olduğu ortaya çıktı. Şirketlerimiz hemen gaza basmaya başladı. Birikmiş bir altyapı var. Üretim kabiliyeti var" şeklinde konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Asgari ücrette mevcut sürecin muhafaza edilmesi makul olur</span></h2>
<p>Büyüme dinamiklerinde iki ana kaleme dikkat çeken Avdagiç, ihracatın ve yatırımların büyümeye katkısının belirleyici olduğunu belirtti. Savaş şartları nedeniyle Körfez ülkelerine yönelik ihracatta azalma yaşandığını ve bu kaybın savaş sona erse dahi kısa sürede yerine gelmeyeceğini belirten Avdagiç, dünya genelinde tüketim ve zaruri olmayan mal alım kararlarının ötelendiği bir dönem yaşandığını söyledi. Avdagiç, asgari ücrette ara zam beklentilerine ilişkin bir soruyu da “Asgari ücret yılda bir defa düzenleniyor. Şu anda mevcut sürecin muhafaza edilmesi makul olur” yanıtını verdi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekonomi-programina-guncelleme-gerekiyor-77950</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/0/1280x720/avdagic-1769156802.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İTO Başkanı Şekib Avdagiç, savaşın getirdiği şartlarla birlikte bugüne kadar finans, rezerv ve baskılanmış kur ağırlıklı sürdürülen politikaya birkaç noktada güncelleme gelmesi gerektiğini vurguladı. Avdagiç, “Enflasyonla mücadeleyi kenara koymayacağız ama bir ince ayar ile kur politikasını, ihracat rejimini, ithalat rejimini gözden geçirmemiz lazım” değerlendirmesinde bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/chpden-kamu-ihale-kanununda-degisiklik-icin-yasa-teklifi-77945</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> CHP&#039;den kamu ihale kanununda değişiklik için yasa teklifi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>CHP İstanbul Milletvekili Sibel Yanıkömeroğlu Kamu İhale Kanuna getirilen istisnaların kaldırılarak, pazarlık usulünün ihalenin acil yapılması gereken hallerle sınırlandırılması ve bu usulle yapılacak ihaleler için Kamu İhale Kurumundan izin alınması için yasa teklifi verdi.</p>
<p>Yanıkömeroğlu, kanun teklifinin gerekçesinde Kamu İhale Kanunu’nun ‘istisnalar’ başlıklı 3. Maddesinin, kanunun yürürlüğe girdiği ilk dönemde yalnızca 6 temel alanı kapsarken, günümüzde 25 farklı bende ulaştığını belirterek, istisnaların bu denli genişletilmesinin kamu ihale sisteminin temel direği olan te tip ihale modelini zayıflatarak şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerini işlevsiz hale getirdiğini kaydetti. Yasa teklifi ile kanunun ilk halinde olduğu gibi istisnalar yalnızca zorunlu hallerle sınırlandırılıyor. İki maddelik kanun teklifi ile Kamu İhale Kanunu’nun ‘pazarlık usulü’ başlıklı 21’nci maddesinin (b) bendinde pazarlık usulünün istisnai niteliğinin korunarak, kötüye kullanımının önlenmesi ve uluslararası ihale uygulamalarına paralellik sağlanması amacıyla değiştiriliyor. Yapılan yeni düzenlemeye göre, doğal afetler, salgın hastalıklar, can ve mal kaybı tehlikesi gibi ani ve beklenmeyen olayların ortaya çıkması veya idare tarafından önceden öngörülemeyen olayların ortaya çıkması ve ihalenin ivedi olarak yapılması zorunlu durumlarda pazarlık usulü uygulanacak. Bu kapsamda yapılan ihalelerde, ihalenin pazarlık usulü ile yapılma gerekçeleri somut bilgi ve belgelerle birlikte onay belgesine eklenecek. İhaleye çıkılmadan önce Kamu İhale Kurumuna başvurularak, bu gerekçelerin uygunluğu ve aciliyet şartının varlığı konusunda izin alınacak. Yasa teklifinin gerekçesinde ihalelerin hiçbir ivediliği olmadığı halde. Kamu İhale Kanunu'nun 21. Maddesi'ne göre pazarlık usulü ile ihale edilmesinin rekabeti ortadan kaldırdığı için yüksek bedellerle sözleşme imzalanan projelerde sonraki yıllarda da önemli miktarlarda keşif artışları gerçekleştiği kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/chpden-kamu-ihale-kanununda-degisiklik-icin-yasa-teklifi-77945</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/Istanbul-Izmir-Otoyolu.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CHP İstanbul Milletvekili Sibel Yanıkömeroğlu&#039;nun verdiği yasa teklifi ile kanunun ilk halinde olduğu gibi istisnalar yalnızca zorunlu hallerle sınırlandırılıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-geneli-icin-model-olusturacak-bir-doga-girisimi-agaclar-fisildiyor-77937</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye geneli için model oluşturacak bir doğa girişimi: &#039;Ağaçlar Fısıldıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sosyal Sorumluluk projeleri genellikle iyi niyetle başlar. Ancak, lansman sonrasında çoğu kez heyecan azalır. Kimi zaman projeye sponsor olan kuruluş, bütçe desteği vermekten vazgeçer. Ya da bir yönetim değişikliği olur ve yeni yönetici kendi imzasının olacağı bir işi tercih ederek var olan projeyi sona erdirir. </p>
<p>Geçen günlerde tanıtımı yapılan “Ağaçlar Fısıldıyor” projesinin ise,  daha ilk basamağından itibaren çok uzun vadeli bir çalışma olacağını, Çanakkale’de başlayan pilot uygulamanın tüm ülke için bir referans sunacağını söyleyebilirim. Neden mi?</p>
<p>Projenin tanıtım toplantısında Boyner Büyük Mağazacılık Kurumsal İletişim Direktörü Oya Uzun moderasyonunda düzenlenen panelde konuşan Boyner Büyük Mağazacılık Ürün ve Kategori Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı Orçun Kızıldağ;  Yuvam Dünya Derneği Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Kıvılcım Eğilmez Kocabıyık;  Yuvam Dünya Derneği Bilim Kurulu Üyesi / İstanbul Üniversitesi - Cerrahpaşa Orman Fakültesi Toprak İlmi ve Ekoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğanay   Tolunay  ve Warner Bros. Discovery Türkiye Pazarlama Direktörü Beste Toksoy Balcı’nın verdiği bilgiler ışığında projeye yakından bakalım.</p>
<ol>
<li><strong>Gerçek bir soruna kalıcı çözüm arayışı</strong></li>
</ol>
<p>Şehirleşme oranının küresel çapta %56’yı aşmasıyla birlikte, beton bloklar arasında doğadan izole bir yaşam süren modern insan, ormanın sessiz çığlıklarını duyamaz hale geldi. </p>
<p>Bu ekolojik krizde insan ögesinin de çok büyük bir payı var. Veriler sorunun giderek daha da büyüyeceğini ortaya koyuyor. Her 10 orman yangınından 9’u doğrudan insan kaynaklı sebeplerle başlıyor. Dolayısıyla, insan faktörünün olumsuz etkilerini azaltacak ve kalıcı çözüm sunacak geniş kapsamlı bir çözüme ihtiyaç var.</p>
<p>“Ağaçlar Fısıldıyor” adından anlaşılacağı üzere, ekolojik temelli bir proje. Küresel iklim değişikliğinin neden olduğu kuraklık ve aşırı sıcakların ormanların üzerinde yarattığı tahribata odaklanıyor. Bu soruna geniş katılımlı bir çözüm arıyor. </p>
<ol start="2">
<li><strong> Anlaşılır ve uygulanabilir bir iletişim hedefi</strong></li>
</ol>
<p>Orman Genel Müdürlüğü’nün katkılarıyla hayata geçirilen “Ağaçlar Fısıldıyor” projesi, Çanakkale’nin Bigalı köyünden yola çıktı. Proje,</p>
<p>doğa-insan ilişkisini güçlendirirken, eğitimlerle toplumun her kesiminin bilinçlenmesini sağlamayı amaçlıyor.</p>
<p>Boyner Büyük Mağazacılık Ürün ve Kategori Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı Orçun Kızıldağ,  hedeflerini şu cümlelerle özetliyor: </p>
<p>“<em>Ekosistemin sürdürülebilirliği birçok faktörün bir araya gelmesiyle mümkün; doğayı anlayan ve onunla uyum içinde hareket eden bir toplumsal bilinç ise bu bütünün en kritik parçalarından biri. “Ağaçlar Fısıldıyor” projesiyle doğa okuryazarlığını artırmayı ve ekosistemin devamlılığında hayati rol oynayan ağaçlar arasındaki iletişimi görünür kılmayı hedefliyoruz.</em> <em>Amacımız, toplumun farklı kesimlerini ekosistemi koruma sürecinin bilinçli ve aktif paydaşları haline getirerek kalıcı ve gerçek bir davranış değişimi sağlamak.”</em></p>
<ol start="3">
<li><strong> Kapsamlı stratejik işbirliği</strong></li>
</ol>
<p>Proje,  Boyner, Discovery Expedition, Yuvam Dünya Derneği iş birliği ve Warner Bros. Discovery işbirliğiyle gelişecek. Boyner bir  kapsül koleksiyon hazırlayacak.  Warner Bros. Discovery ve Discovery Expedition tarafından bir  belgesel dizisi çekilecek.  Yuvam Dünya önderliğinde gönüllüler, çocuklar ve yerel halk için eğitimler düzenlenecek. Üniversite eğitimleriyle daha geniş kitlelere ulaşılacak.</p>
<ol start="4">
<li><strong> Güçlü bir iletişim teması</strong></li>
</ol>
<p>"Ağaçlar Fısıldıyor" projesi literatürde "Wood Wide Web" (Orman Geniş Ağı) olarak adlandırılan, mantar ağları (mikoriza) ile ağaç kökleri arasındaki simbiyotik ilişkiyi odağına alıyor. Bir orman sadece ağaçlardan oluşan bir bölge anlamına gelmiyor. Ormanlar   derinlikli sistemlere sahip  olan yapılar.  İklimi düzenleyen, karbon depolayan ve ekosistemin dengesini koruyan  bu topluluklar, toprağın altındaki görünmeyen mantar ağları sayesinde birbirine bağlı bir yaşam sistemi oluşturuyor. Ağaç kökleri ile toprak arasındaki bu sessiz iletişim, ormanın dayanışmasını ve birlikte ayakta kalma gücünü belirliyor. "Ağaçlar Fılsıdıyor” ağaçların canlı sistemler oluşunu ve dünyamız için önemini odağına alıyor. Bu güçlü iletişim teması tüm iletişime yön veriyor. </p>
<ol start="5">
<li><strong> Bilimsel verilerden oluşan bir yaklaşım</strong></li>
</ol>
<p>İstanbul Üniversitesi - Cerrahpaşa Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr Doğanay Tolunay, doğayı anlamanın artık romantik bir hobi değil, bir hayatta kalma zorunluluğu olduğunun altını çiziyor. Tolunay’a göre, iklim krizinin etkileri arttıkça bu hassas denge çok daha kırılgan bir yapıya bürünüyor. Bilinçsiz insan müdahalesi, ormanın kendi kendini onarma mekanizmalarını felç ederken; asıl ihtiyacın riskler ortaya çıkmadan önce azaltılması, ekosistemin bütünlüğünün korunması ve doğanın kendi işleyişine alan tanınması olduğunu vurguluyor. </p>
<p>Ağaçlar Fısıldıyor, bilimsel veriler üzerinde yükseliyor. Tolunay, “<em>Ormanları korumak, aslında soyut bir kavramı değil, o ekosistemin sunduğu yaşam koşullarını, yani doğrudan kendi geleceğimizi korumaktır. Proje, bu akademik derinliği sokağa ve köylere taşıyarak, bilimsel veriye dayalı bir "toplumsal koruma kalkanı" oluşturmayı”</em> amaçladıklarını ifade ediyor. </p>
<ol start="6">
<li><strong> Yerelden genele uzanan bir iletişim planı</strong></li>
</ol>
<p>"Ağaçlar Fısıldıyor" çalışmalarının köylerden Üniversite Kampüslerine kadar çok çeşitli hedef kitlelere erişmesi planlanıyor. İlk aşama, iklim krizinin ormanlar üzerindeki etkilerinin en görünür ve en kırılgan eşiklerinden biri olan Çanakkale’nin Bigalı köyünde, yangın farkındalığı eğitimleri ile başladı. </p>
<p>Eğitimler Kocadere, Behramlı ve Alçıtepe köylerinde sürdürülerek, projenin sahadaki etki alanı genişletilecek. Bilinçlendirme eğitimleri ile yerel topluluklar, üniversite öğrencileri ve farklı yaş gruplarından çocukların bilinçli paydaşlara dönüşmesi ve ilk yılında sahada 1000 kişiye ulaşılması hedefleniyor. </p>
<p>Proje kapsamında bölgede meydana gelebilecek olası yangınlara hızlı ve doğru müdahale edilebilmesi için gönüllülerden oluşan ekibe ise maske, eldiven, baret, gözlük, ilk yardım çantası, el feneri, kafa lambası, örme başlık ve su tankeri gibi ekipmanlar sağlanıyor.</p>
<p>Çalışmaların daha geniş kitlelere ulaşması için bir belgesel dizisi çekilecek. Yapımı Warner Bros. Discovery tarafından gerçekleştirilecek. Warner Bros. Discovery Türkiye Pazarlama Direktörü Beste Toksoy Balcı, küresel bir medya şirketi olarak rollerinin, yerel olarak kök salan anlamlı hikayeleri daha uzağa taşımak olduğunu belirtiyor. Türkiye’de DMAX ve HBOMax’te yayınlanacak belgeselin gelecekte Discovery ile uluslararası görünürlüğe kavuşması da mümkün olacak. Proje, Discovery Expedition kapsül koleksiyonuyla gündelik hayata da taşınacak.</p>
<ol start="7">
<li><strong> Birlikte çözüm arayışına davet: Call to Action</strong></li>
</ol>
<p>Ağaçlar Fısıldıyor, gönüllüleri, fikir önderlerini, yerel yönetimleri, kamuyu, kısacası tüm paydaşları birlikte harekete geçirmek amacıyla tasarlanan bir proje.  Yuvam Dünya Derneği Başkanı Kıvılcım Eğilmez Kocabıyık  çalışmaların özündeki "kolektif bilinç" vurgusuna dikkat çekiyor. Kocabıyık, iklim krizinin sadece bir çevre sorunu değil, doğayla kurduğumuz ilişkinin bir sonucu olduğunu belirterek; sivil toplumun bilgi birikimi ile iş dünyasının erişim gücü ve medya sektörünün anlatım kapasitesinin birleşmesinin gerçek bir değişim yaratabileceğini vurguluyor: </p>
<p>“D<em>oğayı anlamadan onu koruyamayız ama onu gerçekten anlamaya başladığımızda, nasıl birlikte var olabileceğimizi de yeniden öğrenebiliriz. Aynı zamanda bu proje, sivil toplumun bilgi ve sahadaki deneyimini; hızlı tüketim ve perakende dünyasının erişim gücünü; ekran endüstrisinin hikâye anlatma kapasitesiyle buluşturması açısından da ayrı bir önem taşıyor. Çünkü iklim kriziyle mücadele, ancak farklı disiplinlerin ve sektörlerin ortak bir sorumluluk etrafında buluşmasıyla gerçek bir etki yaratabilir.”</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-geneli-icin-model-olusturacak-bir-doga-girisimi-agaclar-fisildiyor-77937</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/3/7/1280x720/54-1777265067.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye geneli için model oluşturacak bir doğa girişimi: &#039;Ağaçlar Fısıldıyor&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btso-baskani-burkay-program-uretim-ve-ihracata-guclu-ivme-kazandiracak-77959</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> BTSO Başkanı Burkay: Program, üretim ve ihracata güçlü ivme kazandıracak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı" kapsamında yaptığı açıklamaları değerlendiren Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Başkanı İbrahim Burkay, iş dünyası olarak açıklanan destek paketini içeriği, kapsamı ve zamanlaması açısından son derece yerinde bulduklarını söyledi.</p>
<p>Destek ve teşviklerin, Türkiye’nin üretim ve ihracat odaklı büyüme hedeflerine önemli katkılar sağlayacağına inandıklarını belirten Burkay, “Özellikle imalatçı ihracatçılarımız için Kurumlar Vergisi’nin yüzde 9’a düşürülmesi ve transit ticaret faaliyetlerine sağlanan vergi avantajları başta olmak üzere birçok düzenlemenin, yurt içinde üretimin artmasına önemli katkılar sunacağı kanaatindeyiz. Yatırımcı dostu yaklaşımı ve dijitalleşmeyi önceleyen yapısıyla bu destek paketinin, Türkiye’nin küresel rekabet gücünü daha da artıracağına inanıyoruz. BTSO olarak, Türkiye’nin sanayi ve ihracat üssü konumundaki Bursa’nın bu yeni dönemde üstleneceği sorumluluğun bilincindeyiz. Otomotiv, tekstil, makine ve katma değerli üretim alanlarındaki güçlü tecrübemizle, ülkemizin küresel rekabetteki konumunu güçlendirecek her adımın içinde yer almaya devam edeceğiz” dedi. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btso-baskani-burkay-program-uretim-ve-ihracata-guclu-ivme-kazandiracak-77959</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/9/1280x720/btso-baskani-burkay-program-uretim-ve-ihracata-guclu-ivme-kazandiracak-1777271566.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BTSO Başkanı İbrahim Burkay, Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan tarafından açıklanan “Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı”nın, vergi avantajları ve yatırımcı dostu yapısıyla üretim ve ihracat odaklı büyümeye önemli katkı sağlayacağını vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanat-tarih-ve-lezzet-77936</guid>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanat, tarih ve lezzet</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Şanlıurfa: Taşın hafızasından sofraya uzanan bir hikâye</strong></p>
<p>Şanlıurfa’yı anlatmaya nereden başlanır? Bir kebaptan mı… Bir kazı alanından mı… Yoksa bir sofradan mı?</p>
<p>Tersane İstanbul’da gerçekleştirilen o buluşmada şunu çok net hissettim: Bu sorunun tek bir cevabı yok. Çünkü Şanlıurfa yalnızca bir şehir değil; insanlık tarihinin yön değiştirdiği bir eşik.</p>
<p>Uluslararası Gastronomi, Kültür, Sanat ve Turizm Enstitüsü (IGCAT) tarafından verilen <em>“2029 Dünya Gastronomi Bölgesi (World Region of Gastronomy)” </em>unvanına aday gösterilen Şanlıurfa, bu alanda Türkiye’den aday gösterilen ilk şehir olma özelliğini taşıyarak uluslararası ölçekte önemli bir başarıya imza attı. İlk bakışta bir tanıtım gibi görünen bu prestijli buluşma, aslında insanlık tarihinin en erken yerleşimlerinden biri olan bu coğrafyanın sofra kültürü üzerinden dünyaya yeniden anlatılması anlamına geliyordu. </p>
<p>Gece, yemekten önce, Şanlıurfa’nın UNESCO Müzik Şehri kimliğini yansıtan <strong>Vox Humanis</strong> konseriyle başladı. Şanlıurfa’dan yükselen bu çağdaş çok sesli koro; Anadolu’nun çok kültürlü müzik hafızasını Batı koro geleneğiyle buluşturan repertuvarıyla dikkat çekti. Bu performans, bölgesel mirası evrensel bir sahne diliyle yorumlayan güçlü bir sanat odağı olarak geceye damgasını vurdu.</p>
<p>O an şunu düşündüm: Bir şehir kendini anlatacaksa, önce sesini duyurur. Şanlıurfa da öyle yaptı.</p>
<p>Şehrin sıra gecelerinden bugünlere taşınan müzik kültürü ile gastronomi arasındaki bağ, Şanlıurfa’nın UNESCO Müzik Şehri unvanıyla taçlanan çok katmanlı kültürel birikiminin önemli bir yansımasıydı. IGCAT Başkanı <strong>Diane Dodd</strong>’un mesajında da vurguladığı gibi, Şanlıurfa’da müzik ile gastronomi arasında ayrılmaz bir bağ bulunuyor ve bu durum canlı, nefes alan bir kültürel deneyim sunuyor.</p>
<p>Bu yazımın devamı ve köşemdeki diğer yazılarımın ayrıntıları için lütfen <a href="https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi">https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi</a> adresine geçiniz...</p>
<p><strong>Perdede bir ülke: Kanada sineması İstanbul’da </strong></p>
<p>İstanbul’un kültür hayatı zaman zaman öyle programlara ev sahipliği yapar ki, yalnızca izleyici olarak girip, biraz değişmiş olarak çıkarsınız. 7–17 Mayıs tarihleri arasında İstanbul Modern’de gerçekleşecek “Kanada Top 10” seçkisi de tam olarak böyle bir deneyim vaat ediyor.</p>
<p>Toronto International Film Festival’in yıllar önce eleştirmenler ve sinemacılarla oluşturduğu <em>“Top 10 Canadian Films”</em> listesine yaslanan bu seçki, Kanada sinemasını bir <em>“en iyiler”</em> yarışına indirgemiyor. Aksine, onu bir düşünce alanı olarak önümüze koyuyor. Kanada sineması, ilk bakışta mesafeli durur. Gürültü yapmaz, kendini dayatmaz. Ama içine girdiğinizde, o sessizliğin altında güçlü bir sarsıntı hissedersiniz. Kimlik, aidiyet, yalnızlık, göç, yerli halkların hikâyeleri… Hepsi bu sinemanın temel damarları.</p>
<p>Ve belki de bu yüzden, bu filmler izlenmez sadece; içinden geçilir.</p>
<p>Seçkinin açılışını yapacak Don Shebib imzalı <em>Yola Düşmek</em>, daha ilk karelerinden itibaren seyirciyi bir yolculuğa davet ediyor. Ama bu, bildiğimiz anlamda bir yolculuk değil. Daha çok hayallerle gerçeklerin birbirine çarptığı bir iç göç hikâyesi. Bu filmle başlayan hat, Kanada sinemasının en temel sorusunu da ortaya koyuyor:<br />“Bir yere ait olmak ne demektir?”</p>
<p><strong>Genç notaların akşamı: Sahneye çıkacak olan sadece müzik değil, gelecek</strong></p>
<p>İş Sanat, yıllardır sürdürdüğü <em>“Parlayan Yıldızlar”</em> serisiyle yalnızca konser programı sunmuyor; genç müzisyenlere sahnenin o eşsiz deneyimini armağan ediyor. 26. sezonun son buluşması ise 27 Nisan akşamı İş Kuleleri Salonu’nda gerçekleşecek. Bu konserin kıymeti biraz da burada saklı: Dinlediğiniz yalnızca bir repertuvar değil, henüz şekillenmekte olan bir müzikal kimlik. Her notada biraz heyecan, biraz cesaret, bolca da gelecek var.</p>
<p>Bu akşam sahnede üç genç isim var: fagotta <strong>Mert Köse</strong>, kemanda <strong>Arya Şirin Utandı</strong> ve yine fagotta <strong>Cahide Gür.</strong></p>
<p>Her biri farklı şehirlerden, farklı eğitim yolculuklarından geliyor; ama aynı noktada buluşuyorlar: müziğin dili.</p>
<p><strong>Zamanın içinden geçen bir sergi: 170 Yıldır Zamanın Ötesinde </strong></p>
<p>İstanbul’da Atatürk Kültür Merkezi’nin kapısından içeri girer girmez hissedilen şey yalnızca bir sergi atmosferi değil. Zamanın katmanları arasında dolaşmaya başlıyorsunuz.  <em>170 Yıldır Zamanın Ötesinde</em> isimli sergide Siemens’in hikâyesi, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e, oradan bugünün dijital dünyasına uzanan geniş bir çerçevede anlatılıyor.</p>
<p>Bu anlatı, klasik bir kurumsal tarih sunumunun ötesine geçiyor. Çünkü burada mesele yalnızca Siemens’in ne yaptığı değil; Türkiye’nin sanayileşme, modernleşme ve kentleşme hikâyesine nasıl temas ettiği. Sergi, bu açıdan bakıldığında bir teknoloji kronolojisinden çok daha fazlası: Bir ülkenin dönüşümüne eşlik eden görünmez altyapının hikâyesi.</p>
<p>Serginin en dikkat çekici duraklarından biri, İstanbul’un elektrikle tanışma sürecine ayrılan bölüm. Dolmabahçe Sarayı ve Yıldız Sarayı’nda başlayan elektrik altyapısı çalışmaları, yalnızca teknik bir gelişme olarak değil, modernleşmenin simgesel bir eşiği olarak ele alınıyor. Bugün bize sıradan gelen bir anahtarın ardında, o dönemin büyük dönüşüm heyecanı saklı. Sergi bu hissi iyi yakalıyor; geçmişin teknolojik sıçramalarını bugünün alışkanlıklarıyla yan yana getirerek.</p>
<p><strong>Tadın hikâyeye dönüştüğü gece</strong></p>
<p>Masaya ilk gelen tabakla birlikte şunu fark ettim: O akşam yalnızca yemek yemeyecek, bir şefin hafızasına, bir mutfağın düşünce biçimine ve yıllar içinde kurduğu dile tanıklık edecektik.</p>
<p>Gönderilen davetiyede <em>“hayatın her anında, insan öylesine derin bir iz bırakan anılar yaratır ki, bunları dünyayla paylaşma isteği kaçınılmaz hale gelir. Gerek profesyonel snowboard kariyerinden gerekse Michelin yıldızlı bir şef olarak mutfaktaki yolculuğundan beslenen sınırsız yaratıcılığı ve özgün bakış açısı, onu dünyanın dört bir yanına taşıdı. Yemeğe duyduğu tutku ve keşif ruhu sayesinde Şef Akira, bu güçlü deneyimleri kendi adını taşıyan restoranı Akira Back'te yeniden hayata geçiriyor. Modern Japon mutfağını kendine özgü bir yorumla sunan Akira Back'te sizi, bu anların bir parçası olmaya ve birlikte unutulmaz, lezzet dolu hatıralar yaratmaya davet ediyoruz” </em>deniliyordu.</p>
<p>Akira Back İstanbul’da yaşadığım bu özel tadım, baştan sona kurgulanmış bir anlatıydı. Her tabak bir öncekinin üzerine ekleniyor, her lezzet bir sonrakine zemin hazırlıyordu. Bu anlatının arkasında ise küresel vizyon sahibi Şef <strong>Akira Back</strong>’ten el almış, o vizyonu İstanbul’da yaşayan, yorumlayan ve yeniden kuran Executive Şef <strong>Fatih Alkan</strong> vardı. Fatih Şef’in mutfak dili yalnızca teknik ustalığa değil, birlikte geçirilen yılların oluşturduğu bir <em>“hafıza ortaklığına”</em> dayanıyor. Dubai’de başlayan ve beş yılı aşan bu yolculuk, bugün tabaklara doğrudan yansıyor. Bu yüzden burada sunulan her lezzet, yalnızca bir reçete değil; bir yaklaşımın, bir disiplinin ve sürekliliğin ürünü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanat-tarih-ve-lezzet-77936</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanat, tarih ve lezzet ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantep-buyuksehirden-kent-ici-ulasimi-rahatlatacak-yeni-cozum-77921</guid>
            <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 17:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gaziantep Büyükşehir’den kent içi ulaşımı için yeni çözüm!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Kent içi ulaşımda yaşanan sıkışıklıkları gidermek amacıyla çalışmalarını sürdüren Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, Fevzi Çakmak Bulvarı ve Kemal Köker Caddesi’nde uzun araç kuyruklarının önüne geçeceği belirtilen düzenlemeleri tamamladı. Belediyeden yapılan açıklamaya göre, bu çalışmalar sayesinde 25 Aralık Devlet Hastanesi Kavşağı ile Başkarakol Kavşağı arasında yaşanan trafik yoğunluğuna kalıcı çözüm getirildi.</p>
<p><strong>Fevzi Çakmak Bulvarı’nda kuyruklanmaya kalıcı çözüm</strong></p>
<p>Bu kapsamda, Fevzi Çakmak Bulvarı’nda, 25 Aralık Devlet Hastanesi’nin yeni hizmet binasının inşaat sürecinde ayrılan 10 metrelik alan ulaşıma kazandırıldı. Bölgede, hastane ve alışveriş merkezine girişlerde yaşanan yoğunluğu azaltmak amacıyla ulaşım hattına iki yeni şerit eklendi ve trafik düzenlemeleri tamamlandı. Öte yandan, yeni oluşturulan otobüs durağı peron alanı sayesinde toplu taşıma araçlarının trafiğe etkisi en aza indirildi.</p>
<p><strong>Kemal Köker Caddesi’nde altyapı yenilendi</strong></p>
<p>Kemal Köker Caddesi’nde ise yer üstünde bulunan enerji nakil hatları yer altına alındı. Başta GASKİ olmak üzere tüm altyapı ve enerji kuruluşlarıyla koordineli şekilde yürütülen çalışmalar sonucunda, uzun yıllar hizmet verecek modern bir altyapı sistemi oluşturuldu. Bölgede tamamlanan ve devam eden çalışmaları inceleyen Başkan Fatma Şahin, teknik ekibinden bilgi aldı; muhtarlar ve esnafla bir araya gelerek görüş ve önerileri dinledi.</p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ee1ed64e160-1777213142.jpeg" alt="" width="700" /></strong></p>
<p><strong>“Küçük dokunuşlarla büyük sorunları çözüyoruz”</strong></p>
<p>İncelemelerin ardından açıklamalarda bulunan Başkan Fatma Şahin, akılcı ve tecrübeye dayalı çalışmalarla önemli bir sorunun çözüldüğünü belirterek şunları söyledi: “Ustalık dönemimizde gerçekten küçük dokunuşlarla çok büyük sorunları çözüyoruz. Burası şehrin ana damarı. Cumhurbaşkanımız yol medeniyettir, su medeniyettir diye yola çıktı. Yeni hastane yapılırken bu yolu bize bırakmaları bu çalışmada en büyük fırsatlardan biri oldu. Arkadaşlar da çok iyi bir trafik mühendisliği yaptılar. Çünkü otobüsler geldiği zaman kuyruklanma oluyordu. Seri akış sağlanamıyordu. Fevzi Çakmak Bulvarı ile Başkarakol Kavşağı arasındaki sıkışma da bütün şehri ve bölgeyi etkiliyordu. Bu küçük dokunuş çok büyük bir fırsata dönüştü. Büyük bir sorunu çözdü. Hem otobüslerimiz çok rahat bir şekilde gelip kuyruklanma yapmadan otobüs durağında durabiliyor, hem de hastanenin yolu ayrıldı. Acil bir durumda hiç bekleme yaşamadan önündeki araçlardan dolayı zaman kaybetmeden direkt hastamızı hastaneye ulaştıracak yeni yol güzergahı yapıldı.”</p>
<p><strong>“Katılımcı Belediyecilikle birlikte yeni bir modeli hayata geçirmiş oluyoruz”</strong></p>
<p>Kemal Köker Caddesi’nde altyapı kuruluşlarıyla yapılan koordineli çalışmaların sonunda seri akışın sağlandığını söyleyen Başkan Fatma Şahin, sözlerini şu cümlelerle tamamladı: “Bu dönem bu dokunuşları çok önemsiyoruz. Bir de bunu yaparken bakın burada muhtarlarımızla konuşarak yapıyoruz. Esnafa sorarak yapıyoruz. Katılımcılığı çok önemsiyoruz. Onların fikirlerini alarak yapıyoruz. Onların fikirlerini aldığımızda bizim düşünemediğimiz bir şeyi onlar düşündüğü zaman bunu hemen yaptığımız çalışmanın içerisine koyuyoruz. Bunu yapınca da herkes sahipleniyor. Günün sonunda hem sorun çözülüyor hem de katılımcı belediyecilikle birlikte yeni bir modeli hayata geçirmiş oluyoruz. Büyükşehirlerin en büyük meselesi ulaşım. Şehirler vücuda benziyor. Bir yerde ulaşım can damarı. Tıkandığı zaman ya kalp krizi geçiriyorsun ya beyne pıhtı atıyor. Biz o kalp krizine dönmeden beyne pıhtı atmadan erken uyarı sistemiyle şehrin akışını kuvvetlendiriyoruz ve atar damarları, can damarları birbirine bağlıyoruz.”</p>
<p><strong>Genel Sekreter Yardımcısı Kördeve’den teknik bilgilendirme</strong></p>
<p>İncelemeler sırasında Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Gazi Kördeve de Fevzi Çakmak Bulvarı’nda yapılan çalışmaların trafik akışına sağladığı katkılar hakkında teknik bilgiler paylaştı. Kördeve ayrıca, Kemal Köker Caddesi’nde gerçekleştirilen altyapı yatırımlarıyla bölgenin yaklaşık 30 yıllık ihtiyacının karşılandığını ifade etti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantep-buyuksehirden-kent-ici-ulasimi-rahatlatacak-yeni-cozum-77921</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/1/1280x720/gaziantep-buyuksehirden-kent-ici-ulasimi-rahatlatacak-yeni-cozum-1777213165.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, kent içi ulaşımın önemli ana arterlerinden biri olan Fevzi Çakmak Bulvarı ve Kemal Köker Caddesi’nde yürütülen düzenleme çalışmalarını yerinde inceledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/aycicek-yagi-ihracati-ilk-ceyrekte-3168-milyon-dolara-ulasti-77919</guid>
            <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 17:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ayçiçek yağı ihracatı ilk çeyrekte 316,8 milyon dolara ulaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Türkiye'nin ayçiçek yağı ihracatı, yılın ilk üç ayında miktar bazında da yüzde 7 artış göstererek 196 bin tona ulaştı. İhracat birim fiyatlarının yüzde 9,5 artışla kilogram başına 1,6 doları geçtiği bu dönemde, en fazla ihracat gerçekleştirilen ülke 126,1 milyon dolar ile Cibuti oldu. İhracat içinde payı yüzde 40’a yaklaşan Cibuti’yi 33,8 milyon dolarla Sudan ve 20,4 milyon dolarla Suriye takip etti. Türkiye'nin toplam ayçiçek yağı ihracatında stratejik bir rol oynamaya devam eden Güneydoğu Anadolu bölgesi ise ihracatını yüzde 31,1 oranında artırarak 195,6 milyon dolara çıkardı. Miktar bazında ise yüzde 19,7 artışla 121 bin ton seviyesine ulaşan bölge ihracatı, Türkiye’nin toplam ayçiçek yağı satış hacmi içindeki payını yüzde 61,7’ye taşıdı.</p>
<p><strong>“Üretim gücümüzle hammadde devlerini geride bırakıyoruz”</strong></p>
<p>Türkiye’nin rafine ürün ihracatındaki küresel başarısını ve gıda zincirindeki stratejik konumunu özetleyen Güneydoğu Anadolu Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Celal Kadooğlu, şu değerlendirmelerde bulundu: “Dünya rafine ayçiçek yağı ticaretinde ulaştığımız %18,3’lük pazar payı, Türkiye’nin gıda ticaretindeki uluslararası gücünü çok net bir şekilde ortaya koyuyor. Yılın kalan bölümündeki sektörel performans üzerinde, hammadde arzında yaşanan küresel kısıtlamalar ve bölgemizi kuşatan savaş koşulları belirleyici olacaktır. Özellikle Rusya’nın ihracat vergilerini 2026 yılı sonuna kadar uzatmış olması, tedarik zinciri üzerinde bir baskı oluştursa da biz bu zorluğu stok yönetim gücümüz, Toprak Mahsülleri Ofisi’nin yerinde müdahaleleri ve yüksek teknolojili tesislerimizin esnekliğiyle aşmayı biliyoruz. Dahilde İşleme Rejimi sayesinde edindiğimiz tohumu katma değer katarak işliyor, dünya pazarlarına 'Türk Yağı' imzasıyla sunuyoruz. Ukrayna ve Rusya gibi hammadde devlerini rafine ürün ihracatında geride bırakabilmemizi, sadece lojistik bir avantaj değil; yılların getirdiği teknolojik birikimin bir sonucu olarak görüyorum. İnanıyorum ki bu dinamizm bizi önümüzdeki 10 yıl içinde %25 pazar payı hedefimize de ulaştıracaktır.”</p>
<p><strong>Küresel arzın emniyet supabı: Türk Ayçiçek yağı</strong></p>
<p>Son dönemde küresel piyasalardaki hareketliliği yakından takip ettiklerini ve FAO Bitkisel Yağ Fiyat Endeksi’nin Mart’ta 183,1 puana çıkmasının gıda arz güvenliğinin ne kadar hassas bir noktada olduğunu bir kez daha hatırlattığını belirten Kadooğlu şunları ifade etti: “Devam eden savaşın tetiklediği yüksek enerji maliyetleri, biyoyakıt talebini doğrudan artırırken ayçiçek yağı piyasasında da ciddi bir fiyat tabanı oluşturuyor. Karadeniz’deki arz sıkışıklığı gibi faktörlerin fiyatlarda oluşturduğu bu dirençli tabloya rağmen, Türkiye’yi küresel gıda zincirinin en önemli 'emniyet supaplarından' biri olarak değerlendiriyorum. Avrupa ve Ukrayna’da beklenen rekolte artışları bir miktar nefes aldırabilir ancak biz her koşulda Anadolu’nun eşsiz tarım ve ticaret birikiminden güç almaya devam edeceğiz. Başta ülkemizin ayçiçek yağı ihracatının yüzde 60’dan fazlasını gerçekleştiren Güneydoğu Anadolu bölgesi olmak üzere; kamu ve özel sektör eşgüdümüyle katma değerli ihracatımızı artırarak, bu belirleyici rolümüzü koruyacağımızı düşünüyorum.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/aycicek-yagi-ihracati-ilk-ceyrekte-3168-milyon-dolara-ulasti-77919</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/1/9/1280x720/aycicek-yagi-ihracati-ilk-ceyrekte-3168-milyon-dolara-ulasti-1777212327.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rafine ayçiçek yağı ihracatında dünya lideri olan Türkiye, 2026 yılının ilk çeyreğinde ayçiçek yağı ihracatını geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre yüzde 17,2 artırarak 316,8 milyon dolar seviyesine taşıdı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kahramanmaras/baja-sampiyonasinin-ilk-ayagi-tamamlandi-sporcular-kupalarina-kavustu-77995</guid>
            <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 15:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Baja Şampiyonası’nın ilk ayağı tamamlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş, motor sporlarında heyecan dolu bir organizasyona ev sahipliği yaptı. 2026 Türkiye Baja Şampiyonası’nın ilk ayağı, iki gün süren zorlu mücadelelerin ardından tamamlandı. Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi ve Kahramanlar Offroad Spor Kulübü ev sahipliğinde düzenlenen organizasyon, doğa ile iç içe yapısıyla dikkat çeken Kapıçam Tabiat Parkı’nda gerçekleştirildi. Türkiye’nin 16 farklı şehrinden gelen 32 sporcu, iki gün boyunca kıyasıya rekabet ederek hem hızlarını hem de dayanıklılıklarını test etti. Yarış boyunca sporcular; toprak zemin, keskin virajlar, dik yokuşlar ve teknik geçişlerle dolu etaplarda adeta zamana karşı yarıştı. Toplam 230 kilometre uzunluğundaki parkur, 4 farklı etapta tamamlanırken, zorlu arazi koşulları yarışmacılara büyük bir sınav yaşattı. Özellikle teknik bölümlerde kopilotların yönlendirmeleri, yarışın kaderini belirleyen önemli unsurlardan biri oldu.</p>
<p><strong>Dereceye Giren Sporcular Kupalarına Kavuştu</strong></p>
<p>Organizasyonun finali ise ödül töreniyle taçlandı. Continent Hotel’de gerçekleştirilen törende, kategorilerinde ve genel klasmanda dereceye giren sporculara madalya ve kupaları takdim edildi. Genel klasman sonuçlarına göre; Erkan Sülün ve Mert Süleyman Tepe ikilisi birinciliği elde ederek şampiyonanın ilk ayağına damga vurdu. Murat Altun ve Emir Altun ikinci sırada yer alırken, Diren Ülkü ve Onur Sırımoğlu ise üçüncülük kürsüsüne çıktı.</p>
<p><strong>Sporcular Kahramanmaraş’ta Memnun Ayrıldı</strong></p>
<p>Yarışı birincilikle tamamlayan Erkan Sülün, parkurun zorluk derecesine dikkat çekerek, “Çok karmaşık bir etaptı, o yüzden kopilotlara çok iş düşüyordu. Biz de takım olarak iyi iş çıkardık ve şampiyonanın ilk ayağını birincilikle tamamladık. Kahramanmaraş’ta çok güzel bir hafta sonu geçirdik, güzel hatıralarla ayrılıyoruz” ifadelerini kullandı. İkinci olan Emir Altun ise organizasyonun hem sportif hem de ev sahipliği açısından başarılı geçtiğini belirterek, “2 gün boyunca Kahramanmaraş’ın zorlu parkurunda kıyasıya mücadele ettik. Etaplar çok güzeldi, Kahramanmaraş çok güzeldi. Çok güzel ağırlandık burada. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kahramanmaras/baja-sampiyonasinin-ilk-ayagi-tamamlandi-sporcular-kupalarina-kavustu-77995</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/5/1280x720/baja-sampiyonasinin-ilk-ayagi-tamamlandi-sporcular-kupalarina-kavustu-1777292961.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi ve Kahramanlar Offroad ev sahipliğinde Kapıçam Tabiat Parkı’nda düzenlenen 2026 Türkiye Baja Şampiyonası’nın ilk ayağı tamamlandı. 16 farklı şehirden gelen 32 sporcu, iki gün boyunca mücadele ederek kürsü için ter döktü. Yarışmada dereceye giren sporcular, düzenlenen ödül töreniyle kupalarına kavuştu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kahramanmaras/buyuksehir-belediyespor-kadin-voleybol-takimi-2-lige-yukseldi-77994</guid>
            <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 15:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyespor 2. lige yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel’in “Sporla Yükselen Kahramanmaraş” vizyonu doğrultusunda kurulan Büyükşehir Belediyespor Kadın Voleybol Takımı, önemli bir başarıya imza attı. Kurulduğu günden bu yana disiplinli çalışması, güçlü kadro yapısı ve mücadeleci kimliğiyle öne çıkan takım, Bölgesel Amatör Lig final etabında gösterdiği üstün performansla Kadınlar Voleybol 2. Ligi’ne yükseldi. Osmaniye Tosyalı Spor Salonu’nda büyük bir heyecana sahne olan final etabında Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyespor Kadın Voleybol Takımı, hem oyun kalitesi hem de saha içindeki uyumuyla dikkat çekti. Final etabında Gaziantep Burak Eğitimspor ve Siverek Belediyespor ile karşılaşan takım, rakiplerini geride bırakarak adını Kadın Voleybol 2. Ligi’ne yazdırdı.</p>
<p><strong>Saha İçerisinde Mutlak Üstünlük </strong></p>
<p>Final etabının ilk maçında Gaziantep Burak Eğitim Spor ile kozlarını paylaşan Büyükşehir Belediyespor, müsabakanın ilk setinden son setine kadar üstün bir oyun sergiledi. İlk seti 25-12, ikinci seti 25-17 ve üçünü seti de 25-17 toplamda 3-0’lık net sonuçla sahadan ayrılan Büyükşehir Belediyespor, adını finale yazdırdı.</p>
<p><strong>Finalde Nefes Kesen Mücadele</strong></p>
<p>Final karşılaşmasında Siverek Belediyespor ile karşılaşan Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyespor Kadın Voleybol Takımı, zorlu rakibi karşısında da etkili oyununu sürdürdü. Büyük çekişmeye sahne olan karşılaşmada her iki takım da ortaya yüksek tempolu bir mücadele koyarken, kritik anlarda daha az hata yapan taraf Kahramanmaraş temsilcisi oldu. İlk seti 25-20 kazanan Büyükşehir Belediyespor, ikinci sette de üstünlüğünü sürdürerek 25-22’lik skorla durumu 2-0’a getirdi. Üçüncü set ise adeta nefesleri kesti. Karşılıklı sayılarla uzayan sette 27-25 üstünlük sağlayan Kahramanmaraş ekibi, maçı 3-0 kazanarak şampiyonluğa ulaştı ve Kadınlar Voleybol 2. Ligi’ne yükselme başarısı gösterdi.</p>
<p><strong>Sporla Yükselen Kahramanmaraş</strong></p>
<p>Elde edilen bu başarı, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesinin spora yaptığı yatırımların ve ortaya koyduğu vizyonun somut bir sonucu olarak dikkat çekiyor. “Sporla Yükselen Kahramanmaraş” anlayışıyla hayata geçirilen yatırımlar, özellikle kadın sporunun gelişimine katkı sağlarken, genç sporcular için de önemli bir motivasyon kaynağı oluşturuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kahramanmaras/buyuksehir-belediyespor-kadin-voleybol-takimi-2-lige-yukseldi-77994</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/4/1280x720/buyuksehir-belediyespor-kadin-voleybol-takimi-2-lige-yukseldi-1777292857.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyespor Kadın Voleybol Takımı, Osmaniye’de düzenlenen Bölgesel Amatör Lig final etabında karşılaştığı rakiplerini tek tek geride bırakarak adını 2. Lig’e yazdırdı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kutahya-osbde-ucurtma-senligi-duzenlendi-77973</guid>
            <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 11:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kütahya OSB’de uçurtma şenliği düzenlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KÜTAHYA</strong></p>
<p>Kütahya OSB’de düzenlenen etkinlikte çocuklar ve aileleri gün boyunca çeşitli etkinliklerle vakit geçirdi. Palyaço ve maskot gösterilerinin yer aldığı şenlikte çocuklar oyunlar oynayarak eğlendi.</p>
<p data-start="411" data-end="597">Organizasyon kapsamında ücretsiz dağıtılan uçurtmaların gökyüzüyle buluşmasıyla alanda renkli görüntüler oluştu. Farklı renk ve desenlerdeki uçurtmalar, katılımcılara görsel şölen sundu.</p>
<p data-start="599" data-end="680">Şenlikte çocuklara ve ailelerine pamuk şeker, sandviç ve meyve suyu ikram edildi.</p>
<p data-start="682" data-end="875">Tolga Eskioğlu, etkinliğe ilişkin değerlendirmesinde, sanayinin yalnızca üretimden ibaret olmadığını, güçlü bir sosyal bağ ve birliktelik kültürü gerektirdiğini belirtti.</p>
<p data-start="877" data-end="1176" data-is-last-node="" data-is-only-node="">Yatırımcılar, çalışanlar ve ailelerle aynı ortamda bir araya gelmekten memnuniyet duyduklarını ifade eden Eskioğlu, “Çocuklarımızın yüzündeki tebessüm, yaptığımız her çalışmanın en anlamlı karşılığıdır. Kütahya OSB olarak sadece üretimde değil, sosyal yaşamda da değer katmaya devam edeceğiz”dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kutahya-osbde-ucurtma-senligi-duzenlendi-77973</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/3/1280x720/kutahya-osbde-ucurtma-senligi-duzenlendi-1777279955.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kütahya Organize Sanayi Bölgesi tarafından düzenlenen Uçurtma Şenliği, yatırımcılar, çalışanlar ve ailelerinin katılımıyla gerçekleştirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ege-ihracatci-birlikleri-mart-ayinda-1-milyar-552-milyon-dolarlik-ihracat-yapti-77904</guid>
            <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 08:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ege&#039;nin yıllık ihracatı yüzde 2 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Ege İhracatçı Birlikleri (EİB), mart ayında 1 milyar 552 milyon dolarlık ihracata imza atarken, 2025 yılı mart ayındaki 1 milyar 583 milyon dolarlık ihracatının yüzde 2 gerisinde kaldı. 2026 yılının ilk çeyreğinde 4 milyar 468 milyon dolarlık ihracatla 2025 yılının ocak-mart dönemindeki performansını tekrarlayan Ege İhracatçı Birlikleri, son 1 yıllık dönemde yüzde 2’lik ihracat artış hızı yakaladı ve ihracatını 18,2 milyar dolardan 18,5 milyar dolara taşıdı.</p>
<p>Mart ayında Türkiye’nin ihracatı yüzde 6,4’lük azalışla 23,4 milyar dolardan 21,9 milyar dolara gerilerken, Ege İhracatçı Birlikleri’nin ihracatındaki düşüş daha sınırlı oldu. EİB bünyesindeki sanayi sektörleri 869 milyon dolarlık ihracat yaparken, tarım sektörleri EİB’in ihracatına 574 milyon dolarlık katkı sağladı. Madencilik sektörünün ihracatı 110 milyon dolar olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Mart ayında; Ege İhracatçı Birlikleri bünyesindeki 12 ihracatçı birliği arasında 9’unun ihracatı düşerken, 3 tanesi ihracatını artırmayı başarısı gösterdi.</p>
<p>Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği 210 milyon dolarlık ihracatla mart ayında da zirvedeki yerini korurken, Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği yüzde 13’lük ihracat artışıyla 135 milyon dolarlık ihracat yaparak zirve takibini sürdürdü. Ege Maden İhracatçıları Birliği 110 milyon dolarlık ihracatla üçüncü sıradaki yerini korurken, Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği 98,6 milyon dolarlık dövizi Türkiye’ye kazandırmayı başardı. Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği 97 milyon dolarlık ihracatı temsil ederken, Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği 86 milyon dolarlık ihracata imza attı.</p>
<p>Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği 2025 yılı mart ayındaki 95 milyon dolarlık ihracatının yüzde 14 uzağında kaldı ve 81,4 milyon dolarlık ihracat seviyesine tutundu. Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği’ni 71,7 milyon dolarlık ihracatla Ege Mobilya Kâğıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği takip etti.</p>
<p>2025 yılı mart ayında 58 milyon dolarlık ihracat yapan Ege Tütün İhracatçıları Birliği, 2026 yılı mart ayında ihracatını yüzde 7’lik artışla 61,8 milyon dolara taşıdı.</p>
<p>Ege Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği 30 milyon dolarlık ihracatı kayda alırken, Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği 18,3 milyon dolarlık, Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği 12 milyon dolarlık ihracatla mart ayını geride bıraktılar.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ege-ihracatci-birlikleri-mart-ayinda-1-milyar-552-milyon-dolarlik-ihracat-yapti-77904</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/4/1280x720/ege-ihracat-1777186116.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege İhracatçı Birliklerinin mart ihracatı geçen yıla göre yüzde 2 azalarak 1 milyar 552 milyon dolara geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/epsa-ileri-malzeme-sektoru-ile-yuksek-katma-deger-yaratti-77903</guid>
            <pubDate>Sat, 25 Apr 2026 23:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> EPSA Yönetim Kurulu Başkanı Özdemir: Amacımız bilgi birikimimizi farklı sektörlere taşıyabilmek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Yalıtım ve yapı kimyasalları sektörünün köklü üreticilerinden EPSA, son dönemde attığı stratejik adımlarla yalnızca üretim kapasitesini değil, iş modelini de dönüştürüyor. Ana iş kollarındaki üretim gücünü ve teknik uzmanlığını koruyarak büyüyen şirketin, ileri malzeme teknolojileri ve mühendislik çözümlerine yaptığı yatırımlarla faaliyet alanını genişlettiği belirtildi. EPSA'nın, son gerçekleştirdiği yatırımlarla desteklediği üretim altyapısı ve Ar-Ge kabiliyeti sayesinde, farklı sektörlere entegre çözümler sunan yüksek katma değerli bir yapıya dönüştüğü vurgulandı.</p>
<p>EPSA Yönetim Kurulu Başkanı Nurcan Özdemir, yalnızca üretim yapan bir şirket değil, farklı sektörlere çözüm geliştirme kabiliyeti yüksek bir sanayi şirketine dönüştüklerini belirtti. Özdemir, “Farklı sektörlerin ihtiyaçlarına özel çözümler üreten bir yapı kuruyoruz. İnşaat ve yapı sektörünün yanı sıra otomotivden beyaz eşyaya, savunma sanayiden ısıtma soğutma sistemlerine dek farklı sektörlere yüksek katma değerli çözümler sunan güçlü bir üretim altyapısına sahibiz. Amacımız, güçlü olduğumuz yalıtım ve yapı kimyasalları alanını merkezde tutarak, bilgi birikimimizi yeni nesil malzemeler ve mühendislik çözümleriyle farklı sektörlere taşıyabilmek” dedi.</p>
<h2><strong>Yalıtım ve yapı kimyasalları büyümenin merkezinde</strong></h2>
<p>EPSA, yalıtım ve yapı kimyasalları ürün grubunu büyüme stratejisinin merkezinde tutmaya devam ediyor. Su yalıtım sistemlerinden seramik yapıştırıcılarına, derz dolgularından epoksi ve poliüretan esaslı ürünlere kadar uzanan geniş ürün gamı, şirketin hem iç pazarda hem de ihracatta rekabet gücünü destekleyen ana unsurlar arasında yer alıyor. Şirketin ana faaliyet alanının yalıtım ve yapı kimyasalları ürün grubu olduğunu ve bu alanın EPSA’nın en güçlü kası olmaya devam ettiğini vurgulayan Özdemir, yapı kimyasallarının yalnızca tamamlayıcı değil, yapının performansını doğrudan etkileyen kritik bir bileşen olduğuna dikkat çekti. Özdemir, “Yapı kimyasalları, yapıların kullanım ömrünü uzatan, dayanıklılığını artıran ve bakım maliyetlerini azaltan sistemlerdir. Özellikle su yalıtımı, betonarme yapılarda donatı korozyonunun önlenmesi ve yapısal dayanımın korunması açısından kritik bir rol oynar. Biz bu alanda bitüm, çimento ve reçine esaslı sistemlerle farklı uygulama ihtiyaçlarına cevap verebilen çözümler geliştiriyoruz. Doğru bir su yalıtımı uygulaması, yapı ömrünü onlarca yıl uzatır ve bakım maliyetlerini ciddi şekilde azaltır. Bu nedenle su yalıtımı artık bir tercih değil, zorunluluktur” şeklinde konuştu. Özdemir, yalıtımın enerji verimliliği, iç mekân konforu, yapı sağlığı ve uzun ömür açısından kritik bir parametre olduğuna işaret etti. Şirket, yaklaşık 200’e yakın ürün portföyüyle, temel ve perdelerde su yalıtımı, çatı sistemleri, ısı yalıtım sistemleri ve kaplama altı çözümler gibi farklı uygulama alanlarına yönelik entegre ürün sistemleri geliştiriyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ed2b460a26b-1777150790.jpg" alt="" width="561" height="561" /></p>
<h2><strong>Ar-Ge ve ileri malzeme teknolojileri dönüşümün ana unsuru</strong></h2>
<p>EPSA’nın son dönemde öne çıkan en önemli başlıklarından biri, Ar-Ge ve ileri malzeme teknolojilerine yaptığı yatırımlar oldu. Bursa TEKNOSAB’da hayata geçirilen yeni üretim yatırımıyla birlikte EPSA, EPP (Expanded Polypropylene) tabanlı üretim kabiliyeti kazanarak ileri malzeme teknolojileri alanında önemli bir adım attı. EPP, hafifliği, darbe emiciliği, yüksek enerji sönümleme kapasitesi ve çoklu darbe dayanımı gibi özellikleriyle özellikle otomotiv endüstrisi, dayanıklı tüketim ürünleri, koruyucu ambalaj sistemleri, endüstriyel taşıma çözümleri, savunma sanayi gibi alanlarda stratejik bir malzeme olarak öne çıkıyor. Özdemir, bu yatırımı şu şekilde değerlendirdi. “Eskişehir’deki üretim altyapımızla uzun yıllardır başta beyaz eşya sektörü olmak üzere farklı sektörlerde  dünyanın önde gelen üreticilerine hafif, dayanımlı ve yüksek koruma sağlayan ambalaj çözümleri sunuyoruz. EPP yatırımı ise bu deneyimi daha ileri bir mühendislik seviyesine taşıyan önemli bir adım oldu bizim için. Bu alanda amacımız, müşterilerimizin ihtiyaçlarına özel tasarlanmış, hafif, dayanıklı ve sürdürülebilir çözümler geliştirmek. Bu yaklaşımımızla hem mevcut ürün gamımızı güçlendiriyor hem de yeni pazarlara açılmayı hedefliyoruz.”</p>
<h2><strong>Elektrikli araçlar ve yeni pazarlar radarında</strong></h2>
<p>EPSA, ileri malzeme teknolojileri alanındaki yatırımlarını yalnızca mevcut sektörlerle sınırlı tutmayarak, gelişen teknolojilerin ihtiyaçlarına yönelik çözüm geliştirme perspektifiyle ele alıyor. Bu kapsamda şirket, özellikle, elektrikli araçlara yönelik hafif ve darbe emici komponentler, enerji verimliliğini destekleyen sistem çözümleri ve özel tasarım endüstriyel ambalaj uygulamaları gibi alanlarda çözüm geliştirme kapasitesini artırmayı hedefliyor.</p>
<h2><strong>Sürdürülebilirlik ve uzun vadeli büyüme yaklaşımı</strong></h2>
<p>Büyümesini yalnızca hacim artışıyla değil, sürdürülebilirlik ve katma değer ekseninde şekillendiren Epsa, ısı yalıtım çözümleriyle binalarda enerji tüketiminin azaltılmasına katkı sağlarken, yapı kimyasallarıyla yapıların  ömrünü uzatan ve endüstride de malzeme verimliliğini artıran bir değer zinciri oluşturuyor. Özdemir, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik artık yapı sektörünün ayrılmaz bir parçası. Biz de ürün geliştirme süreçlerimizde bu kriterleri önceliklendiriyoruz. Daha az kaynakla daha yüksek performans sunan çözümler geliştirmek, önümüzdeki dönemde en önemli odak alanlarımızdan biri olacak” ifadelerini kullandı.</p>
<h2><strong>Çekirdek uzmanlıktan uzaklaşmadan büyüme stratejisi</strong></h2>
<p>EPSA, yeni alanlara açılırken mevcut uzmanlık alanlarından uzaklaşmayan, aksine bu alanları güçlendirerek büyüyen bir strateji izliyor. Yalıtım ve yapı kimyasalları alanındaki güçlü bilgi birikimini koruyarak, bunu ileri malzeme teknolojileri ve mühendislik çözümleriyle destekleyen şirket, kontrollü ve sürdürülebilir bir büyüme modeli benimsiyor. Nurcan Özdemir, sözlerini şöyle tamamladı. “Bizim için önemli olan hızlı büyümek değil, doğru alanlarda, doğru yatırımlarla ve sürdürülebilir bir şekilde büyümek. Yalıtım ve yapı kimyasalları alanındaki gücümüzü koruyarak, bu temelin üzerine yeni teknolojiler de yeni başarılar inşa etmeye devam edeceğiz. Güçlü olduğu alanlardan vazgeçmeden, bu gücümüzü yeni teknolojilerle büyütmek için çalışmayı sürdüreceğiz.”    </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/epsa-ileri-malzeme-sektoru-ile-yuksek-katma-deger-yaratti-77903</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/3/1280x720/epsa-ileri-malzeme-sektoru-ile-yuksek-katma-deger-yaratti-1777150824.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPSA Yönetim Kurulu Başkanı Nurcan Özdemir, “Farklı sektörlerin ihtiyaçlarına özel çözümler üreten bir yapı kuruyoruz. İnşaat ve yapı sektörünün yanı sıra otomotivden beyaz eşyaya, savunma sanayiden ısıtma soğutma sistemlerine dek farklı sektörlere yüksek katma değerli çözümler sunan güçlü bir üretim altyapısına sahibiz. Amacımız, güçlü olduğumuz yalıtım ve yapı kimyasalları alanını merkezde tutarak, bilgi birikimimizi yeni nesil malzemeler ve mühendislik çözümleriyle farklı sektörlere taşıyabilmek..” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/orman-yanginlarina-karsi-elektrik-hatlarinda-onlem-aliniyor-77902</guid>
            <pubDate>Sat, 25 Apr 2026 22:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Orman yangınlarına karşı elektrik hatlarında önlem alınıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya’da, elektrik hatlarından kaynaklanabilecek orman yangınlarının önlenmesine yönelik önlemlerin ele alındığı ‘’Antalya İli Elektrik Hatları Yönüyle Orman Yangınlarını Önleyici Tedbirler Toplantısı’’, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Nevzat Şatıroğlu katılımıyla gerçekleştirildi.</p>
<p>Yaz sezonu öncesinde artan orman yangını riskine karşı, özellikle ormanlık alanlarda elektrik kaynaklı yangınların önlenmesine yönelik yürütülen çalışmaların değerlendirildiği toplantıda, enerji nakil hatlarının mevcut durumu, bakım çalışmaları, teknik iyileştirmeler, trafo kontrolleri ile enerji dağıtım şirketleri ve orman bölge müdürlükleri arasındaki koordinasyon konuları ele alındı.</p>
<p>Hükümet Konağı’nda düzenlenen toplantıya Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Nevzat Şatıroğlu, Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Cansel Çevikol Tuncer, Antalya Orman Bölge Müdürü Kemal Kayıran, Antalya Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanı Ahmet Kısa, AFAD İl Müdürü Necmi Erçin, TEDAŞ Genel Müdürü Ömer Sami Yapıcı, AEDAŞ Genel Müdürü İlkay Baydar ile ilgili kurum müdürleri ve elektrik dağıtım şirketi yetkilileri katıldı.</p>
<p>Toplantıda yaptığı konuşmada orman yangınlarına karşı önleyici çalışmalar kapsamında farklı illerde toplantılar düzenlediklerini ifade eden Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Nevzat Şatıroğlu, “Orman yangınlarına karşı olası orman yangınlarına yönelik riskleri ortadan kaldırmak için sahadayız. Bunun için Mersin, Balıkesir, Çanakkale, Bursa, İzmir, Manisa illerimizde toplantılar düzenledik” dedi.</p>
<p><strong>"Antalya orman yangınlarında en kritik şehir"</strong></p>
<p>Antalya Valisi Hulusi Şahin de, Antalya’nın yüzde 57’sinin ormanlarla kaplı bir şehir olduğunu söyledi. Şahin, şunları kaydetti. ‘’Antalya orman yangını yönünden en kritik şehirlerden bir tanesiyiz. Antalya, Türkiye tarihinin en büyük yangını olan Manavgat yangınını görmüş ve 60 bin hektar orman arazisini kaybetme acısını yaşamış bir şehir. Dolayısıyla biz, orman yangını yönünden en kritik şehirlerden biriyiz.’’</p>
<p>Toplantıda, ilgili kurum ve kuruluşlar tarafından, orman yangını riskine yönelik yürütülen ve planlanan çalışmalar hakkında sunumlar yapıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/orman-yanginlarina-karsi-elektrik-hatlarinda-onlem-aliniyor-77902</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/2/1280x720/orman-yanginlarina-karsi-elektrik-hatlarinda-onlem-aliniyor-1777146484.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya’da elektrik hatlarından kaynaklı orman yangın riskini önlemek için nakil hatlarında bakım ve onarım çalışmaları başlatılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalyanin-enerji-altyapisi-gelecegin-risklerine-gore-tasarlanmali-77901</guid>
            <pubDate>Sat, 25 Apr 2026 22:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Antalya’nın enerji altyapısı geleceğin risklerine göre tasarlanmalı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Antalya Şube Başkanı Şaban Tat, yaptığı açıklamada, iklim krizine karşı elektrik altyapısının ortak akılla ve doğru planlamayla güçlendirilmesi gerektiğini bildirdi.</p>
<p>Antalya’nın da ev sahipliği yapacağı COP31 İklim Zirvesi’nin, yalnızca küresel iklim politikalarının tartışılacağı bir platform olmadığını, aynı zamanda kentlerin altyapı dayanıklılığının da sorgulanacağı kritik bir dönüm noktası olacağına dikkat çeken Tat, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Bu süreçte elektrik altyapısı artık teknik bir başlık değil, doğrudan yaşam kalitesi, ekonomik sürdürülebilirlik ve kent güvenliği meselesidir. Antalya özelinde tablo açıktır. Artan sıcaklıklar, yaygın klima kullanımı, kış aylarında elektrikli ısınma eğilimi ve turizm kaynaklı nüfus hareketliliği; kentin elektrik talebini her yıl daha yüksek seviyelere taşımaktadır. Bu artış, yalnızca mevcut sistemin işletilmesiyle değil, geleceği öngören bir planlama yaklaşımıyla yönetilebilir. Bugün gelinen noktada elektrik altyapısı; üretimden iletime, dağıtımdan son kullanıcıya kadar bütüncül bir sistem olarak ele alınmak zorundadır.’’</p>
<p>Bu sistemin sağlıklı işlemesi için, TEİAŞ, TEDAŞ, AEDAŞ, belediyeler ve ilgili tüm paydaşların eşgüdüm içinde hareket etmesini gerektirdiğini vurgulayan Şaban Tat, ‘’Bu nedenle mesele, herhangi bir kurumun tek başına sorumluluğu değil, planlama, yatırım ve koordinasyon süreçlerinin birlikte ele alınması gereken bir sistem yönetimi konusudur. Ancak burada altı çizilmesi gereken kritik bir gerçek vardır. Enerji planlaması ile kent planlaması hâlâ aynı masada yapılmamaktadır’’ dedi.</p>
<p>Nüfus artış projeksiyonlarının, yeni yerleşim alanları, emsal artışları ve yapı yoğunlukları belirlenirken bu kararların oluşturacağı elektrik yükü ve altyapı ihtiyacının çoğu zaman eş zamanlı olarak değerlendirilmediğini ifade eden Tat, açıklamasında şu görüşlere yer verdi:</p>
<p>‘’Oysa gerçek şudur: Bir şehirde yapılan her imar kararı, aynı zamanda bir enerji kararıdır. Bu nedenle; nüfus artış senaryoları ile elektrik talep projeksiyonlarının birlikte ele alınması, imar planları hazırlanırken enerji altyapısının eş zamanlı projelendirilmesi, yeni yapılaşma alanlarında trafo, hat ve kapasite planlamasının baştan kurgulanması ve yerel yönetimler ile enerji kurumları arasında zorunlu teknik koordinasyon mekanizmalarının oluşturulması artık bir tercih değil, zorunluluktur. Öte yandan iklim kriziyle mücadelede elektrik mühendisliğinin rolü yalnızca mevcut sistemi korumak değildir; aynı zamanda dönüşümü yönetmektir.’’</p>
<p>Bu kapsamda dağıtık üretim modellerinin yaygınlaştırılması, enerji depolama sistemlerinin altyapıya entegrasyonu, elektrikli araç şarj altyapısının planlı şekilde geliştirilmesi ve şebekelerde dijital izleme ile akıllı yönetim sistemlerinin yaygınlaştırılması gerektiğini dile getiren Tat, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Ancak bu dönüşümün sağlıklı ilerleyebilmesi için en kritik unsur; öngörülebilir, istikrarlı ve mühendislik temelli bir planlama anlayışıdır. COP31 gibi küresel ölçekte bir organizasyona ev sahipliği yapacak Antalya’nın, enerji altyapısını yalnızca bugünün ihtiyaçlarına göre değil, geleceğin risklerine göre tasarlaması gerekmektedir. EMO Antalya Şubesi olarak çağrımız nettir. Enerji altyapısı planlaması ile kent planlaması aynı çatı altında ele alınmalı, ilgili tüm kurumlar arasında güçlü ve sürekli bir koordinasyon sağlanmalı ve Antalya’nın büyümesi mühendislik biliminin rehberliğinde yönetilmelidir. Aksi takdirde bugün öngördüğümüz riskler, yarın günlük yaşamın olağan sorunları haline gelecektir.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalyanin-enerji-altyapisi-gelecegin-risklerine-gore-tasarlanmali-77901</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/1/1280x720/antalyanin-enerji-altyapisi-gelecegin-risklerine-gore-tasarlanmali-1777146380.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektrik Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Şaban Tat, Antalya’nın enerji altyapısını yalnızca bugünün ihtiyaçlarına göre değil, geleceğin risklerine göre tasarlanması gerektiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baibde-gorev-dagilimi-yapildi-77900</guid>
            <pubDate>Sat, 25 Apr 2026 22:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> BAİB’de görev dağılımı yapıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Batı Akdeniz İhracatçı Birliğinde (BAİB) 9 Nisan tarihinde yapılan olağan genel kurulda Mehmet Ali Can Başkanlığı’nda yeni seçilen yönetim kurulu üyeleri bir araya gelerek görev dağılımı yaparken, komite ve komisyon temsilcileri de belirlendi.</p>
<p>BAİB Başkan Yardımcılıklarına Harun Öztürk ve Mustafa Küçükyaman, Muhasip üyeliği de Onur Öztürk getirilirken komite temsilci ve üyeleri de seçimi yapıldı. Buna göre, BAİB komite üyeleri şu isimlerden oluştu:</p>
<p>Komite Yaş Meyve Sebze Sektör Kurulu Üyesi Mehmet Ali Can, Abdullah Bulut, Mehmet Erdoğan ve Akın Veziroğlu, TİM Delegesi Mehmet Ali Can ve Harun Oran, Maden Sektör Kurulu Üyesi, Mustafa Küçükyaman ve Orhan Çiçek, Yaş Meyve Sebze Sektör Koordinatörü Abdullah Bulut, Maden Sektör Koordinatörü Ahmet Tekin, Ulusal Turunçgil Konseyi Temsilcisi Akın Veziroğlu, Üzümde Rekolte Tahmin Komisyonu Abdullah Bulut ve Turunçgil Rekolte Tahmin Komisyonu Akın Veziroğlu.</p>
<p>BAİB Başkanı Mehmet Ali Can görev dağılımı sonrası yaptığı açıklamada, BAİB Yönetim Kurulunun daha da güçlü hale geldiğini belirterek, “Bölgemiz ihracatını daha da artıracak, alternatif pazarlar oluşturup, mevcut pazarlardaki gelişimi destekleyecek çalışmalarımızı hayata geçireceğiz” dedi.</p>
<p>Antalya, Burdur ve Isparta illerimizde tüm sektörlerimizin ihracatını geliştirecek çalışmaları hayata geçireceklerini belirten Can, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’İlk yönetim kurulu toplantımızı gerçekleştirdik ve hayata geçireceğimiz çalışmaların da ilk adımını attık. Batı Akdeniz’de ihracata yeni adım atan, dijital dünyayı iyi okuyan, yeni nesil ticareti bilen genç girişimcilerimizi Genç İhracatçılar Kulübü’nde bir araya getireceğiz. Gençliğin yanına da tecrübeyi Yüksek İstişare Kurulu ile buluşturacağız. Yıllarını ihracata adamış, sektörlerine yön vermiş, tecrübeleriyle önümüzü açmış büyüklerimizin birikiminden daha fazla yararlanacağız. Bir tarafta gençliğin enerjisi, diğer tarafta tecrübenin rehberliği olacak. İhracat ailemizin tüm fertlerini Bölgemiz ve ülkemiz ekonomisinin gelişimi için çalışmalarımıza katkı sağlamaya davet ediyorum.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baibde-gorev-dagilimi-yapildi-77900</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/0/1280x720/baibde-gorev-dagilimi-yapildi-1777146285.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Batı Akdeniz İhracatçı Birliği’nde yeni yönetim kurulu kendi arasında görev dağılımı yaptı. Başkan Yardımcılıklarına, Harun Öztürk ve Mustafa Küçükyaman getirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
