<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ermenistan-ile-dogrudan-ticaret-basliyor-79213</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 10:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ermenistan ile doğrudan ticaret başlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Dışişleri Bakanlığı, Ermenistan ile Türkiye arasında doğrudan ticaretin başlatılmasına ilişkin çalışmaların 11 Mayıs itibarıyla tamamlandığını açıkladı. İkili ticarette artık varış ve çıkış noktalarının Ermenistan/Türkiye olarak yazılabileceği bildirildi.</p>
<p>Yazılı açıklama yapan Dışişleri Bakanı Sözcüsü Öncü Keçeli, Türkiye ile Ermenistan arasında 2022 yılından bu yana devam eden normalleşme süreci çerçevesinde güven artırıcı adımlar kapsamında Ermenistan ile doğrudan ticaretin başlatılmasına ilişkin bürokratik hazırlıkların 11 Mayıs 2026 itibarıyla tamamlandığını bildirdi.</p>
<p>Ülkeler arasındaki ortak sınırın açılmasına yönelik teknik ve bürokratik çalışmaların ise sürdüğünü dile getiren Keçeli,</p>
<p>“Hayata geçirilen yeni düzenleme sayesinde Türkiye’den üçüncü bir ülkeye, oradan da Ermenistan’a giden veya aynı güzergahı kullanarak gelen malların nihai varış veya çıkış noktasının “Ermenistan/Türkiye” şeklinde yazılabilmesi mümkün hale gelmiştir” dedi.</p>
<p>Keçeli, “Güney Kafkasya’da kalıcı barış ve refahın güçlendirilmesi yönünde yakalanan tarihi fırsatın ışığında Türkiye, bölgede iktisadi münasebetlerin geliştirilmesine ve iş birliğinin tüm bölge ülkeleri ile halklarının yararına daha da ilerletilmesine katkı sunmaya devam edecektir” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ermenistan-ile-dogrudan-ticaret-basliyor-79213</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/disisleri-bakanligi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dışişleri Bakanı Sözcüsü Öncü Keçeli, Ermenistan ile doğrudan ticaretin başlatılması için başlatılan bürokratik hazırlıkların tamamlandığını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tedarik-zinciri-programi-ile-donusen-kobiler-79203</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 08:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tedarik zinciri programı ile dönüşen KOBİ’ler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Günümüzde büyük şirketlerin sürdürülebilirlik performansı giderek daha fazla tedarik zinciriyle ölçülüyor. Üretimin önemli bir kısmı dışarıda yapılırken ham madde ve ara malı KOBİ’lerden geliyor, hizmet alımı genişliyor. Bu nedenle tedarik zincirindeki ilerleme, ana firmanın performansını doğrudan etkiliyor. Alıcının talep ettiği veriyi sağlayamayan tedarikçi risk yaratıyor. Veriyi sağlayan ve azaltımı planlayan tedarikçi ise güven oluşturuyor. Ancak ana problem raporlamanın ötesinde, tedarik sürekliliği, maliyet istikrarı, teslimat güveni ve marka riski. KOBİ dönüşümü hızlandıkça ana firmanın dayanıklılığı artıyor. </p>
<p><strong>KOBİ’lerin aşılamayan üç bariyeri</strong></p>
<p>Yeşil dönüşümde en büyük hız kaybı çoğu zaman niyetten gelmiyor. KOBİ’ler sahada birbirinin aynısı üç bariyere takılıyor. Birinci bariyer insan kaynağı. Karbon, enerji, veri, ölçüm, doğrulama gibi alanlar KOBİ’lerde tek bir kişinin omzuna kalıyor. O kişi de çoğu zaman tam zamanlı bu işe bakamıyor.</p>
<p>İkinci bariyer finansman. Birçok KOBİ yatırım yapmayı doğru bulsa bile uygun koşullu kaynak bulamıyor. Bazısı yatırımı erteliyor, bazısı daha ucuz ama düşük performanslı çözüme gidiyor. Mevzuat tsunamisi yaşanan günümüzde üçüncü bariyer sıra ve öncelik. KOBİ hangi adımı önce atacağını bilemediğinde ya verimsiz bir yatırım seçiyor ya da bekliyor. Bu bekleyiş maliyete dönüşüyor.</p>
<p>Bu üç bariyer birbirini besliyor. O yüzden çözüm üretirken tüm bariyerleri beraber düşünmekte fayda var.</p>
<p><strong>Büyük alıcı ne yapabilir?</strong></p>
<p>Bu süreçte büyük alıcının en değerli katkısı; ortak bir çerçeve sunmak, ölçülebilir hedef koymak, doğru sırayı göstermek ve uygulamayı kolaylaştırmak olur. Bunları biraz daha detaylandıralım.</p>
<p>Birinci katkı uzman havuzu. Ana firma kendi iç ekibini, danışman ağını veya çözüm ortaklarını tedarikçilere belirli bir program dahilinde açabilir. Burada amaç her KOBİ’ye ayrı ayrı uzun rapor yazmak değildir. Saha taraması, hızlı kazanım listesi ve temel veri setiyle ilerlemek yeterlidir.</p>
<p>İkinci katkı ortak eylem planı. KOBİ’lere aynı dili konuşturan basit bir reçete gerekir. Ölçüm ve veri disipliniyle başlar, ardından hızlı kazanım sağlayan işletme iyileştirmeleri gelir, verimlilik yatırımları ve dönüşüm adımları takip eder, en sonda da yenilenebilir tedarik ve uzun vadeli enerji kurgusu yer alır. Bu sırayı programlaştıran alıcı, tedarikçide karar hızını artırır.</p>
<p>Üçüncü katkı finansmana erişim köprüsü. Burada tek bir araç yok. Erken ödeme, tedarikçi finansmanı, yeşil kriterli krediye aracılık, garanti mektubu mekanizmaları, proje bazlı geri ödeme modeli, performans garantili sözleşme gibi araçlar kullanılabilir. Ana firma her zaman kendi bilançosunu açmak zorunda kalmaz. Kendi ilişkilerini ve ölçeğini kullanarak finansman maliyetini düşüren bir yapı kurabilir.</p>
<p>Bu mekanizmalar aynı pakette sunulduğunda herkes kazanır. KOBİ daha hızlı dönüşür, ana firma tedarik zinciri emisyonlarını indirir, ülke hedefleri hızlanır. Ev sahibi olduğumuz COP31 gibi uluslararası platformlarda da iyi uygulama olarak anlatılabilecek bir model ortaya çıkar.</p>
<p><strong>Program nasıl başlar, nasıl ölçeklenir? </strong></p>
<p>Başlangıç için kapsamı küçük tutmak gerekir. İlk adım kritik tedarikçi grubunu seçmektir. Enerji yoğunluğu ve toplam emisyon katkısı yüksek olanlar ile veri talebi en erken gelenler öncelikli olur. İkinci adım ortak veri setini belirlemektir. Burada önemli olan KOBİ’yi boğmayan, denetlenebilir, az sayıda ama kritik veridir: Elektrik tüketimi, yakıt tüketimi, üretim miktarı, çalışma saatleri, temel ekipman listesi, ana yardımcı işletmeler, varsa yenilenebilir tedarik bilgisi vb. Bu veri seti ortak şablonla toplanır.</p>
<p>Üçüncü adım hızlı kazanım paketidir. Basınçlı hava kaçakları, buhar kaçakları, izolasyon, set değerleri, bakım disiplini, sürücü uygulamaları, aydınlatma ve otomasyon gibi düşük yatırımlı adımlar kısa sürede sonuç verir. Bu sonuç, programın güvenini artırır.</p>
<p>Dördüncü adım yatırım paketidir. Burada verimlilik ve dönüşüm yatırımları devreye girer. Ölçme doğrulama yaklaşımı baştan tanımlanır, sorumluluk netleşir, tasarrufun nasıl paylaşılacağı şeffaf hale getirilir. Beşinci adım raporlama ve doğrulamadır. Amaç rapor üretmek değil, aynı veri setini hem alıcıyla hem finansmanla hem de iç yönetimle konuşur hale getirmektir.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>Yeşil dönüşümde KOBİ’lerin yalnız bırakılması yavaşlık; tedarik zinciri programı ise hız üretir. Büyük alıcıların uzmanlık, öncelik sırası ve finansmana erişimi programlaştırması, KOBİ’lerin dönüşümünü hızlandırır ve ana firmanın dışarıdan gelen emisyonlarını düşürür. Bu modelin en güçlü yanı, herkesin çıkarını aynı noktada buluşturmasıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tedarik-zinciri-programi-ile-donusen-kobiler-79203</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/kobi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KOBİ’ler sahada birbirinin aynısı üç bariyere takılıyor. Birinci bariyer insan kaynağı. Karbon, enerji, veri, ölçüm, doğrulama gibi alanlar KOBİ’lerde tek bir kişinin omzuna kalıyor. O kişi de çoğu zaman tam zamanlı bu işe bakamıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/izmakpar-avrupada-uretim-opsiyonlu-lojistik-merkez-kuruyor-79200</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 08:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> İzmakpar, Avrupa’da üretim opsiyonlu lojistik merkez kuruyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>İzmakpar Yönetim Kurulu Başkanı Zarif Alp, otomotiv yan sanayinde 2024 ve 2025 yıllarının sipariş eksikliğinden çok maliyet baskısının belirleyici olduğu bir dönem olarak geçtiğini belirterek, sektörün bugün en büyük sınavının fiyat rekabetini yeniden kurabilmek olduğunu söyledi. Alp, özellikle ihracat bağlantılı projelerde verilen fiyatların 10 yıla yayılan üretim takvimleri nedeniyle artık çok daha yüksek risk içerdiğine dikkat çekti. Otomotiv sektöründe bir projenin teklif aşamasından seri üretime geçişinin yaklaşık iki yıl sürdüğünü, ardından yedi yıla varan üretim döneminin başladığını anlatan Alp, bu yapının bugünkü belirsizlik ortamında sanayiciyi zorladığını ifade etti. Alp, “Bugün verdiğiniz fiyatla üç yıl sonra üretime başlıyorsunuz. O günkü işçilik, enerji, kur ve lojistik maliyetlerinin ne olacağını öngörmek artık çok güç” dedi. 2017-2019 döneminde bağlanan projelerde maliyet öngörülebilirliğinin daha yüksek olduğuna değinen Zarif Alp, 2029-2031 dönemine yönelik fiyatlama yapılırken aynı öngörü ortamının bulunmadığını ifade etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a040cd03f19e-1778650320.jpg" alt="" width="695" height="261" /></p>
<h2><strong>“İş var ama dipte zarar varsa büyüklüğün anlamı kalmıyor”</strong></h2>
<p>Son dönemde otomotiv yan sanayinde sipariş hacminin tamamen kaybolmadığını ancak birçok firmanın kârlılığı koruyamadığını vurgulayan Alp, “10 milyon euroluk iş alıyorsunuz ama dipte zarar varsa bunun büyüklüğünün anlamı kalmıyor” değerlendirmesinde bulundu. Özellikle eski fiyatlarla devam eden projelerin bugün ağır maliyet baskısı oluşturduğunu belirten Alp, otomotivde geçmiş yıllarda alınan projelerin hâlâ üretimde olduğunu, ancak bugünkü işçilik ve enerji maliyetlerinin o dönemle kıyaslanamayacak seviyeye ulaştığını söyledi. “Maliyetini bilmeyen firmanın ayakta kalma şansı kalmadı. Ama maliyeti bilmek de tek başına yetmiyor; verimlilikle desteklenmesi gerekiyor” diyen Alp, otomasyon yatırımlarının kritik olduğunu ancak üretimin tamamen makineye bırakılmasının mümkün olmadığını, enerji ve insan faktörünün hâlâ belirleyici olduğunu kaydetti.</p>
<h2><strong>“Türkiye maliyette Avrupa ile kafa kafaya geldi”</strong></h2>
<p>Bursa özelinde üretim altyapısının kalite açısından Avrupa seviyesinde olduğunu ifade eden Alp, bugün temel problemin maliyet olduğunu söyledi. Alp, “Bursa kaliteyi, üretim disiplinini ve teknoloji kabiliyetini yıllar içinde oluşturdu. Ford Otosan, Toyota ve Renault gibi büyük üreticilerin burada yarattığı ekosistem çok önemli bir birikim sağladı. Ancak şu anda fiyat tarafında Avrupa ile kafa kafaya geldik” dedi. Enerji ve lojistik maliyetlerinin rekabet gücünü ciddi biçimde etkilediğini vurgulayan Alp, Avrupa’daki bir müşterinin Fransa’dan ürün aldığında yüzde 5 lojistik maliyet üstlenirken Türkiye’den alımda bu oranın yüzde 15-20’ye çıktığını söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a040ce9091c5-1778650345.jpg" alt="" width="572" height="381" /></p>
<h2><strong>“Finansmana erişim tek başına çözüm değil”</strong></h2>
<p>Son dönemde sıkça gündeme gelen ‘finansmana erişim’ başlığının sektör için kalıcı çözüm üretmediğini savunan Alp, yüksek maliyetli kredilerin sadece geçici rahatlama sağladığını belirtti. Alp, “Aylık yüzde 4,5 finansman maliyeti olan bir ortamda siz zaten yüzde 4 kâr ediyorsanız kazancınız tamamen finansa gidiyor. Bu sadece aspirin etkisi yaratır” diye konuştu. Sanayicinin öncelikle üretimden para kazanabilir hale gelmesi gerektiğini vurgulayan Alp, istihdam destekleri, teknoloji yatırımlarına uzun vadeli finansman ve maliyet azaltıcı yapısal önlemlerin birlikte ele alınması gerektiğini dile getirdi. Teknoloji yatırımları, otomasyon ve yapay zekâ destekli üretim konularını önemli bulduğunu belirten Alp, ancak bütün sanayinin aynı anda yüksek teknoloji üretimine geçmesinin gerçekçi olmadığını söyleyerek, “Katma değeri yüksek üretime geçiş elbette doğru hedef. Ama herkes aynı anda savunma sanayi ya da ileri teknoloji üreticisi olamaz. Sanayinin belli bölümü dönüşürken, geri kalanının da ayakta tutulması gerekir” açıklamasını yaptı.</p>
<h2><strong>Savunma sanayine giriş başladı</strong></h2>
<p>Otomotiv ve tarım makineleri alanında üretim yapan İzmakpar’ın son iki yıldır savunma sanayi projelerinde de yer almaya başladığını açıklayan Alp, burada üretim hacminin otomotive kıyasla sınırlı olduğunu ancak teknik yeterlilik açısından önemli bir alan açıldığını belirtti. İzmakpar’ın bugün beş ayrı üretim alanında faaliyet gösterdiğini belirten Alp, toplam kapalı alanın 50 bin metrekareye ulaştığını söyledi. Şirket bünyesinde 30 tondan 1.000 tona kadar pres hattı bulunduğunu aktaran Alp, metal şekillendirme, kaynak, kalıp ve boya dahil geniş üretim kabiliyetine sahip olduklarını ifade etti. Üretimde 2 bin 500 farklı parça ürettiklerini belirten Alp, özellikle tarım makineleri, otomotiv, yol makineleri ve ağır taşıtlar için uzun soluklu projelerde yer aldıklarını söyledi. Tarım makineleri sektöründeki küresel daralmaya rağmen müşteri çeşitliliği sayesinde dengelerini koruduklarını ve müşteri sayısını artırdıklarını belirten Alp, dünyanın önde gelen traktör markalarına üretim yaptıklarını, özellikle global ilk dört markanın tedarik zincirinde yer aldıklarını ifade etti.</p>
<h2><strong>Avrupa’da lojistik ayağı için yatırım hazırlığı</strong></h2>
<p>İzmakpar’ın ihracat oranının yüzde 50 seviyesinde olduğunu belirten Alp, iç pazarda yapılan üretimin önemli bölümünün de dolaylı olarak ihracata gittiğini söyledi. Şirketin Avrupa’da lojistik merkezli bir yapılanmayı değerlendirdiğini açıklayan Zarif Alp, bunun ilerleyen dönemde küçük ölçekli üretime dönüşebileceğini söyledi. Bölgede yaşanan savaşların Türkiye’ye etkisini de değerlendiren Alp, “Çin ve Hindistan savaş sonrası Avrupa açısından ayrı bir risk kategorisine geçti. Avrupa o riski almak istemiyor. Bu noktada Türkiye’nin potansiyeli öne çıkacaktır” dedi. </p>
<h2><strong>“Sanayicinin ayakta kalması ülkenin üretim gücü için şart”</strong></h2>
<p>Türkiye’de özellikle küçük ve orta ölçekli sanayicinin korunmasının zorunlu olduğunu vurgulayan Alp, sanayinin tamamının aynı anda dönüşemeyeceğini belirterek sözlerini şöyle tamamladı: “Sanayinin yüzde 10’u, yüzde 20’si ileri teknolojiye geçebilir; geçmeli de. Ama kalan üretim altyapısını da yaşatmak zorundayız. Çünkü ülkenin üretim omurgası burada. Bu firmalar ayakta kalmadan dönüşüm de mümkün olmaz.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/izmakpar-avrupada-uretim-opsiyonlu-lojistik-merkez-kuruyor-79200</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/0/1280x720/izmakpar-avrupada-uretim-opsiyonlu-lojistik-merkez-kuruyor-1778650427.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İzmakpar Yönetim Kurulu Başkanı Zarif Alp, otomotiv yan sanayinde son iki yılın üretim açısından değil, maliyet yönetimi açısından en zor dönemlerden biri olduğunu belirterek, uzun vadeli fiyat anlaşmaları, artan işçilik ve enerji giderleri ile lojistik dezavantajlarının sanayiciyi ciddi baskı altına aldığını söyledi. Alp’e göre Türkiye sanayisinin önceliği finansmana erişimden önce sürdürülebilir kârlılığı yeniden tesis etmek olmalı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretim-odakli-vergi-yaklasimi-79199</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 08:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üretim odaklı vergi yaklaşımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edilen kanun teklifinde, üretim faaliyetlerinin doğrudan indirimli kurumlar vergisi kapsamına alınması öne çıktı. Bu düzenleme, vergi politikalarında üretim odaklı yaklaşımın önemini yeniden gündeme taşıdı. </strong></p>
<p>TÜRMOB olarak uzun yıllardır mesleğimizi, vergi sistemimizi ve mali uygulamaları ilgilendiren kanun tekliflerini yakından izliyoruz.</p>
<p>Bu çerçevede Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine gelen vergi ve mali mevzuata ilişkin düzenlemeler hakkında teknik değerlendirme raporları hazırlıyor, bu raporları TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’na sunuyoruz.</p>
<p>Zaman içinde bu çalışmalar yalnızca kurumsal bir görüş açıklamasının ötesine geçmiş; yasama süreçlerinde beklenen, başvurulan ve teknik katkı sağlayan bir nitelik kazanmıştır. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmelerinde; TÜRMOB değerlendirmelerinin gündeme gelmesi, meslek örgütümüzün sahadan gelen bilgi birikiminin ve teorik vergilendirme ilkelerinin somut yansımasıdır.</p>
<p>Son olarak, “Vergi Kanunları ile Bazı Kanunlarda ve 631 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” hakkında da TÜRMOB olarak kapsamlı bir değerlendirme raporu hazırladık.</p>
<p>15 maddeden oluşan Kanun teklifiyle; belirlenen ekonomik program hedeflerine ulaşılması, uluslararası rekabet gücünün artırılması, büyümenin desteklenmesi, sermaye ve döviz girişinin sağlanması, dış ticaret dengesinin iyileştirilmesi gibi hedeflere ulaşılması amaçlanmaktadır.</p>
<p>TÜRMOB olarak hazırladığımız Değerlendirme Raporumuzda; kamu alacaklarının teciline ilişkin düzenlemelerden, yurt dışı kazançlara getirilen gelir vergisi istisnasına; teknogirişim şirketlerine yönelik düzenlemelerden, nitelikli hizmet merkezlerine tanınan vergisel avantajlara; transit ticaret kazançlarından, varlık barışı uygulamasına kadar teklifin vergi sistemini doğrudan ilgilendiren temel başlıklarını değerlendirip görüş ve önerilerimizi sunduk.</p>
<p>Bu kapsamda öne çıkan başlıklardan biri, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 32’nci maddesinde yapılan değişikliktir. Komisyonca kabul edilen düzenleme ile sanayi sicil belgesine sahip ve fiilen üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların münhasıran üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları ile zirai üretim faaliyetlerinden elde edilen kazançlara %12,5 oranında kurumlar vergisi uygulanması kabul edilmiştir. Bu düzenleme yalnızca teknik bir oran değişikliği değildir. Çünkü TÜRMOB olarak değerlendirme raporumuzda özellikle şu hususun altını çizmiştik: vergi teşvikleri yalnızca ihracat yapan işletmelere değil, doğrudan üretim yapan işletmelere de yönelmelidir. Üretim gücü artmadan ihracatın kalıcı biçimde büyümesi mümkün değildir. İç piyasaya üretim yapan işletmelerin güçlenmesi, orta vadede dış ticaret kapasitesinin de temelini oluşturur.</p>
<p>Elbette yasama süreçleri İktidarın belirleyici olduğu çok aktörlü süreçlerdir. TÜRMOB olarak sorumluluğumuz gereği, vergi sistemimizin daha öngörülebilir, daha adil, daha dengeli ve daha uygulanabilir hale gelmesini istiyoruz. Bu nedenle uygulamanın içinden gelen, sahayı bilen ve teorik düzenlemelerin pratik sonuçlarını öngören birikimimizle, yararlanıldığı ölçüde, mali konularda bürokrasiye, komisyonlara ve Meclis’e bilgi ve katkı vermeye devam edeceğiz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretim-odakli-vergi-yaklasimi-79199</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üretim odaklı vergi yaklaşımı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/londra-piyasasinda-siyasi-risk-satisi-79197</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 08:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Londra piyasasında &#039;siyasi risk&#039; satışı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a0406bc36951-1778648764.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>İngiltere’de Başbakan Keir Starmer üzerindeki baskının artması, piyasalarda siyasi krizden çok “mali disiplin” tartışmasını tetikledi. Londra piyasalarında özellikle uzun vadeli devlet tahvillerine yönelik satışların hızlanmasıyla birlikte İngiltere’nin borçlanma maliyetleri 1998’den bu yana en yüksek seviyelerine çıktı.</p>
<p>Son dönemde İngiltere ekonomisinde büyümenin zayıf seyretmesi, yüksek kamu borcu ve inatçı enflasyon zaten kırılgan bir görünüm yaratıyordu. Şimdi buna siyasi belirsizlik de eklenmiş durumda. Kabine’de dün yaşanan ilk istifanın ardından uzun vadeli 20 ve 30 yıllık tahvil getirileri, sırasıyla yüzde 5,12 ve yüzde 5,80 seviyelerine ulaşarak 1998'den bu yana en yüksek seviyelerine çıktı. 10 yıllık tahvil faizi de yüzde 5,1 ile 2008 sonrası zirveye yaklaştı. Tahvil faizlerindeki sert yükseliş, yatırımcıların yalnızca hükümet değişimini değil; olası yeni liderin daha gevşek maliye politikaları uygulayabileceği ihtimalini fiyatladığını gösteriyor.</p>
<h2>Sterlin de baskı altında kaldı </h2>
<p>İngiliz para birimi dolar karşısında yüzde 0,7’ye yakın değer kaybederek 1,35 seviyesine çekildi. Avrupa’nın en büyük şirketlerini barındıran FTSE 100 endeksi ise bankacılık hisselerindeki sert satışlarla geriledi.</p>
<h2>Piyasalarda lider değişimi tedirginliği </h2>
<p>Yatırımcıların ana korkusu, İşçi Partisi içinde yaşanabilecek liderlik yarışının mali disiplinin gevşetilmesine yol açması. Özellikle partinin daha sol kanadından gelen “daha fazla kamu harcaması” ve “borç hedeflerinin esnetilmesi” çağrıları, tahvil piyasasında satış baskısını artırdı.</p>
<p>Piyasalarda, İngiltere’nin bütçe açığını kontrol etmekte zorlanabileceği ve yeni mali genişleme adımlarının enflasyonu yeniden yukarı çekebileceği endişesi hakim. Bu nedenle yatırımcılar uzun vadeli tahvillerden çıkarken, daha yüksek risk primi talep ediyor. XTB Araştırma Direktörü Kathleen Brooks, piyasanın yalnızca Starmer’ın olası ayrılığına değil, yerine gelebilecek ismin ekonomi politikalarına da tepki verdiğini söyledi. MUFG analisti Lee Hardman ise liderlik yarışının sterlin ve devlet tahvilleri açısından kısa vadede negatif bir tablo oluşturduğunu belirtti.</p>
<h2>Bankacılık hisselerinde sert satış </h2>
<p>Siyasi kriz Londra borsasında en sert etkiyi bankacılık sektöründe gösterdi. Barclays hisseleri yüzde 4’e yakın düşerken, NatWest Group ve Lloyds Banking Group hisselerinde de yüzde 3’ü aşan kayıplar görüldü. Piyasalar, olası bir siyasi yön değişiminin bankacılık sektörüne yönelik ek vergileri gündeme getirebileceğinden endişe ediyor. JPMorgan Chase analistleri, İngiltere’de bankalara uygulanan ek verginin yüzde 3’ten yüzde 5’e çıkarılabileceğini öngörüyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yatırımcı neyi fiyatlıyor?</span></h2>
<p>■ Liderlik değişimi ihtimali<br />■ Mali disiplinin gevşemesi riski<br />■ Daha yüksek kamu harcamaları<br />■ Borç hedeflerinde esneme tartışmaları<br />■ İran gerilimi kaynaklı enflasyon baskısı<br />■ Sterlindeki zayıfl amanın fiyatlara etkisi<br />■ İngiltere’nin zaten yüksek olan borçlanma maliyetlerinin daha da artması</p>
<h2>Starmer kabinesinde ilk istifa dün geldi</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0408330dcaa-1778649139.jpg" alt="" width="700" height="394" />İngiltere’de Başbakan Keir Starmer üzerindeki baskı, İşçi Partisi’nin yerel seçimlerde aldığı ağır yenilginin ardından hızla arttı. Parti içinde 70’ten fazla milletvekili Starmer’ın görevden ayrılmasını isterken, bazı kabine üyeleri de “düzenli geçiş planı” çağrısı yaptı. Yerel yönetim ve topluluklar bakanı Miatta Fahnbulleh dün hükümetten istifa eden ilk bakan olurken, peş peşe gelen yardımcı bakan istifaları Londra’da siyasi krizin derinleştiği algısını güçlendirdi. Piyasalar ise olası liderlik yarışının uzun sürmesi ve daha harcamacı bir ekonomik çizgiye geçilmesi ihtimalinden endişe ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/londra-piyasasinda-siyasi-risk-satisi-79197</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/7/1280x720/sterlin-1778649046.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İngiltere’de hükümet krizinin derinleşmesi, yatırımcıların kamu maliyesi ve bütçe disiplini endişelerini yeniden fiyatlamasına yol açtı. Sterlin gerilerken, tahvil faizleri bu yüzyılın zirvelerine yaklaştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/milyarlik-bilancolar-kara-donerken-hisse-carpanlari-neden-dusuk-kaldi-79196</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Milyarlık bilançolar kâra dönerken hisse çarpanları neden düşük kaldı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST 50 hisseleri arasında PD/DD oranı 1’in altında olan 19 şirket bulunuyor. Çarpanları 0,44 ile 0,98 arasında gezinen ve milyarları aşan özsermayeleriyle bu firmalar, defter değerlerinin altında işlem görüyor. Peki piyasa neden bu hisseleri iskontolu rafında tutuyor?</strong></p>
<p>Kimi yatırımcı, borsanın en büyük 50 şirketinin her zaman primli ve yüksek çarpanlarla işlem göreceğini düşünebilir. Oysaki şirketlerin muhasebe defterlerindeki servetleriyle ekrandaki piyasa değerleri arasında ciddi bir uçurum gözleniyor. 966 milyar liralık bir özsermayeye sahip THY’nin 0,44 gibi dip çarpanla defter değerinin hayli altına inmesi veya Sabancı Holding’in 0,55 çarpanla bu iskontoya eşlik etmesi dikkat çekiyor. Ekrandaki ucuzluk, yatırımcının ilgisini çekerek fırsat algısı yaratıyor olabilir. Ancak alternatif getiriler ve makroekonomik baskılar, bu ağır hisseleri yavaşlatıyor.</p>
<p>Çarpanları düşük olanlar</p>
<p>THY 0,44 PD/DD oranıyla tablonun ilk sırasında yer alıyor. Firma, operasyonel olarak en zayıf olduğu ilk çeyrek döneminde, güçlü bir çıkış yaparak zarardan kâra döndü. Küresel ölçekte de sayılı havayolu şirketleri arasında yer almasına rağmen fiyatı son iki yılda yatayda dalgalı bir seyir izliyor. Fonlar ise son bir ayda sahip oldukları paylarını %13,3 artırdı.</p>
<p>Alarko Holding, 0,51 çarpanla ikinci sırada duruyor. Son yıllarda tarım sektöründeki girişimiyle dikkat çeken firma, geçtiğimiz yıl 1,3 milyar TL zarar yazdı. 2026’nın ilk çeyreğinde dönem sonunda kâra döndü. Finansal borçlarını azaltırken, kaynak yapısının %64’ü özkaynaklardan oluşuyor. Fiyatı Nisan 2024’teki zirvesi 135,63 TL’nin gerisinde.</p>
<p>İki yıldır zararda<br />Tabloda yer alan Çan2 Termik geride kalan iki yılda zarar ederken, son açıkladığı üç aylık mali tablolarında da zararı artırarak 1,03 milyar TL’ye çıkardı. Şirket, geçtiğimiz şubat ayında gerçekleştirdiği %42,86 bedelli sermaye artırımı ile mali yapısını güçlendirdi. Hissenin fiyatı ise Kasım 2022’deki zirvesi 8,11 TL’nin hayli gerisinde duruyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a04064e627c3-1778648654.png" alt="" width="999" height="533" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP’E SOR</span></h2>
<p><strong>BEKLEME MALİYETİ Mİ, ZAMAN GETİRİSİ Mİ?</strong></p>
<p><strong>Bekleme maliyeti</strong>; zarar önleme, fırsat kollama, esneklik gücü, risk eleme. Enflasyon zararı, ralli kaybı, kararsızlık stresi, atıllık, gecikmeli eylem.</p>
<p><strong>Zaman getirisi</strong>; bileşik etki, düşük stres, maliyet avantajı, trend yakalama. Bağlı sermaye, kriz riski, fırsat körlüğü, yanlış seçim, yorgunluk.</p>
<p><strong>Kurduğu iştiraki üzerinden 43 dönümlük tarla aldı. Çilek üretimine girmeyi düşünüyor</strong></p>
<p>Ulaşlar’ın turizm şirketi olduğu halde tarım işine girmesi normal mi? ● Mehmet Başol</p>
<p>Mehmet, Ulaşlar her ne kadar turizm kimliğiyle öne çıksa da, şirket ünvanında yer alan tarım ve gıda ibarelerinden de anlaşılacağı üzere farklı sektörlere açılım sağlayabilme olanağı var. Nitekim nisanda Agroberry Tarım firmasını kurarken ardından Muğla’da 43 dönümlük topraksız çilek serasını 90 milyon TL’ye alacağını duyurdu. Turizm gibi jeopolitik gelişmelere duyarlı bir sektörün yanına gıdayı ilave etmesi olumlu gelebilir. Ancak farklı uzmanlık isteyen ve sınırlı büyüklükteki bir alanın kısa sürede kazanca dönüşme ihtimali tereddüt uyandırıyor.</p>
<p><strong>Kârın sınırlı olması nedeniyle nakit akışını korumak için temettü yerine kasaya aldı</strong></p>
<p>Obase Bilgisayar geçen sene kâra döndüğü halde neden temettü vermedi? ● Deniz Başaran</p>
<p>Deniz, Obase Bilgisayar üç yıllık zarar döngüsünü kırarak 2025’te sembolik düzeyde de olsa kâra geçmesi kuşkusuz olumlu bir adım. Fakat bu kârın sadece 6,5 milyon TL ile sınırlı kalması ve yasal yedek akçeler ayrıldıktan sonra dağıtılabilir dönem kârının 2,79 milyon TL’ye inmesi temettü için alan bırakmadı. Dağıtım kararı verilmesi halinde de anlamlı bir tutarın hisse başına düşmesi mümkün olmayacaktı. Buna ilave şirket yönetimi ekonomik konjonktüre işaret ederek nakit akışlarını optimize etmek adına kâr payı dağıtılmayacağı yönünde açıklamada bulundu.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>ADE fonu yatırımcısına mutlak getiri hedefi ile son bir yılda %43 kazandırdı</strong></p>
<p>Ak Portföy’ün yönetiminde bulunan Mutlak Getiri Hedefli Değişken Fon (ADE), geçtiğimiz ocak ayının sonuna kadar yükseliş eğiliminde olduğu gözlendi. Sonrasında yataya dönerken şubat sonunda en yüksek 0,90 TL’yi gördükten sonra aşağı yöneldi. Fonun hacmi şubattan bu yana küçülen bir eğilim sergiliyor. Mayısın ikinci haftasında toplam büyüklüğü 990,2 milyon TL’ye indi. Marttan bu yana nakit çıkışının yaşandığı fonda mayısta giden para tutarı 29,8 milyon TL. Zayıf ilgide bir değişim gözlenmiyor. Buna bağlı olarak yatırımcı sayısı da 26.789 olup düşüş eğilimi devam ediyor. Doluluk oranı %5,64 seviyesinde olan ADE, mutlak getiri hedefi ile hareket ediyor. Portföyünün %61,19’u hisse senedinden oluşuyor ve risk değeri 4 seviyesinde. Sınırlı risk yatırımcısına hitap ediyor. Son bir yılda %43,06 getiri elde etti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Tacirler Yatırım, piyasadan %51,10 bileşik faizle 1,1 milyar TL borçlandı</strong></p>
<p>Tacirler Yatırım, nitelikli yatırımcılara yönelik 11.05.2026 vade başlangıç tarihli finansman bonosu ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 1.100.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %43,50 olurken bileşik faizi de %51,10 olarak belirlendi. 92 gün vadeli bononun vadeye isabet eden faiz oranı %10,96 düzeyinde. Finansman bonosunun itfa tarihi 11.08.2026 olarak açıklandı. 11 Mayıs itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,99 seviyesinde bulunuyor. Tacirler Yatırım’ın verdiği %43,50 basit faiz oranı, TLREF’in 3,51 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarında makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli likidite ihtiyacını karşılayacak. Bono, piyasada TRFTCMD82611 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a04061e2d324-1778648606.png" alt="" width="978" height="241" /><strong>KARTONSAN</strong></p>
<p><strong>Kocaeli’deki arsasını 1 milyar liraya sattı. Satış geliriyle borçlarını ödeyecek</strong></p>
<p>Kartonsan, Kocaeli’deki 108 bin metrekarelik arasını 1 milyar TL’ye satarken 955 milyon TL kâr elde etti. Satış işlemi, firmanın likidite ihtiyacını karşılamak amacıyla gerçekleştirildi. Elde edilen nakit kredi ve tahvil borçlarının geri ödenmesinde kullanılacak. Gerçekleştirilen işlemle Kartonsan, bilançosunu zorlayan faiz yükünü hafifleterek mali yapısını güçlendirme imkanı elde edecek. Mevcut borç yükü altında faaliyet gelirini sürekli faiz giderlerine harcamak yerine, atıl duran taşınmazı satarak borç kapamaya yönelmesi rasyonel bir yaklaşım olarak görülmeli.</p>
<p><strong>KALESERAMİK</strong></p>
<p><strong>Bandırma’daki taşınmazlarını ana ortağına satarken kasaya 500 milyon lira girdi</strong></p>
<p>Kaleseramik, nakit akışını desteklemek amacıyla Bandırma’da bulunan toplam 107 bin metrekarelik üç taşınmazını 500 milyon TL peşin bedelle hakim ortağı İbrahim Bodur Holding’e sattı. Arsaların tapu devri ve ödeme işlemlerinin tamamlandığı bildirilirken, işlemden doğan kârın altı aylık finansal tablolara yansıyacağı belirtildi. Şirket, grup içi mülkiyet değişimiyle kasasına hızlı bir şekilde nakit girişi sağlamış oldu. Likidite ihtiyacı doğduğunda bir varlığı piyasada satmaya çalışmak yerine ana holdinge devretmek hızlı nakit yaratmanın bir yolu olarak değerlendirilmeli.</p>
<p><strong>ARD GRUP BİLİŞİM</strong></p>
<p><strong>Bünyesine kattığı İntron'dan devralınan işlerin meyvesini toplamaya devam ediyor</strong></p>
<p>ARD Bilişim, bir kamu kurumuyla yürüttüğü bilişim malzemesi alımı işi kapsamında 2,52 milyon dolar (yaklaşık 113,7 milyon TL) tutarında bir fatura kestiğini duyurdu. Yapılan iş, şirketin yakın zamanda bünyesine kattığı İntron firmasının önceden imzaladığı sözleşmeyle alakalı olduğu ifade edildi. Şirket yılbaşından bu yana 2 milyar TL’yi aşan iş bağlantıları gerçekleştirirken oluşan toplam tutar yıllık gelirinin %48’ini aşmış görünüyor. Veriler firmanın, kurumsal satın alma operasyonunun sonuçlarını kendi hasılat tablosuna başarılı şekilde entegre ettiğini gösteriyor.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a04060259a73-1778648578.png" alt="" width="244" height="194" /></strong><strong>Türk Altın marttan bu yana düşen bir eğilim sergilerken fonlar paylarını artırdı</strong></p>
<p>Türk Altın’da fonlar sınırlı da olsa alım yönlü işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %130,89 ile toplamda 37,3 milyon lot artırarak 65,9 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 67’den 81’e yükselirken, PHE fonu 27,3 milyon lot ile en fazla alımı yaptı. AYA fonu ise 1,1 milyon lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Türk Altın için bugüne kadar 7 aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan bulunmuyor. En yüksek öneriyi Yatırım Finansman 65 TL ile verdi. En düşük öneri 36 TL ile Gedik Yatırım’dan geldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/milyarlik-bilancolar-kara-donerken-hisse-carpanlari-neden-dusuk-kaldi-79196</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Milyarlık bilançolar kâra dönerken hisse çarpanları neden düşük kaldı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/5-yilda-rehin-yuzde-95-artti-icra-dosyalari-24-milyonu-asti-79195</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> 5 yılda, rehin yüzde 95 arttı, icra dosyaları 24 milyonu aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’de son 5 yılda rehin sözleşmeleri, icra dosyaları ve batık kredilerdeki artış gözle görülür şekilde yükseldi. 2018-2023 dönemine ilişkin verileri CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer paylaştı. 2018 yılında 8 bin 85 olan rehin sözleşmesi sayısı, yüzde 95 artışla 2023 yılında 15 bin 768’e çıktı. 2018’de 9 bin 411 olan toplam işlem sayısının 2023’te 22 bin 191’e yükseldiğini aktaran Gürer, “özellikle 2021– 2023 dönemindeki yükseliş ekonomide yaşanan kırılmanın sahaya yansıdığını gösteriyor” dedi. Verilere göre; 2018’de 393 bin olan rehinli varlık sayısı 2021’de 637 bine yükselirken, 2025’te 199 bine geriledi. 2018’den 2021’e yaklaşık yüzde 62 artış, 2021’den 2025’e ise yüzde 68 düşüş söz konusu. Bu veriler, 2021’de üretici varlıklarının önemli bir bölümünün teminat olarak gösterildiği ortaya koydu.</p>
<p>Terkin işlemlerinde de artış yaşandığı gözlendi. 2018’de bin 266 olan terkin sayısı 2025’te 8 bin 261’e yükseldi. 2018– 2023 döneminde rehin işlemlerinin arttığı gözlenirken, 2021 sonrasında ise rehin edilen varlık sayısının gerilediği, teminat kapasitesinin ise zayıfladığı görüldü. İcra dairelerinde biriken dosyalara ilişkin verileri de paylaşan Gürer, “İcra dairelerinde bu dönem 2 milyon 741 bin dosya sonuçlandırılıp işlemden kaldırıldı. Ancak buna rağmen UYAP üzerinden açılan ve icra dairelerinde derdest bulunan toplam dosya sayısı 8 Mayıs itibarıyla 24 milyon 846 bine ulaştı. Son bir yılda derdest dosya sayısı 1 milyon 458 bin adet arttı. Bu tablo ekonomik uygulamaların sorunları çözmediğini, aksine büyüttüğünü gösteriyor. 24-30 Nisan haftasında batık kredilerde 6,5 milyar liralık artış yaşandı. Batık krediler ilk kez 700 milyar lira sınırını aşarak 703,6 milyar liraya çıktı” dedi.</p>
<p><strong>SP, ‘Varlık Barışı’na dikkat çekti, seçim için sonbaharı işaret etti</strong></p>
<p>Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, iktidarın yeni Varlık Barışı düzenlemeleri üzerinden seçim ekonomisi hazırlığında olduğunu belirterek, Türkiye’nin 2026 sonbaharında baskın seçime gideceğini söyledi. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilirken verilen “erken seçim tartışmalarının biteceği “ vaadinin gerçekleşmediğini belirten Arıkan, Türkiye’de bir yönetilememe krizi yaşandığını vurguladı. Arıkan, iktidarın ısrarla seçime ihtiyaç olmadığını söylemesine rağmen, merceği büyüterek bakıldığında gelişmelerin erken seçimden ziyade bir “baskın seçimi “ işaret ettiğini söyledi. Baskın seçim öngörüsünü TBMM bulunan Varlık Barışı düzenlemesine dayandıran Arıkan, “Yurt dışından gelecek olan para, altın hiçbir kurala tabi olmadan, nerden aldın? diye sorulmadan kayıt altına alınması ve uzun bir dönem gelir vergisinden muaf tutulması planlanıyor. Dışarıdan gelecek parayla Türkiye’de bir sıcak para bolluğu oluşacağı ve ülkenin paraya boğulacağı hesabı yapılıyor” dedi. AK Parti’nin her seçim öncesi uyguladığı “pansuman tedavilerle” ekonomiyi rahatlattığına şahit olduklarını belirten Arıkan, 2018-2023 seçimleri öncesi yüzde 8.5’a düşürülen faizin, seçim sonrasında yüzde 50’lere, enflasyonun ise yüzde 31-32 bandına çıkıp düşürülemediğini söyledi. Aynı senaryonun tekrarlandığını vurgulayan Arıkan, “ Kayıt dışı olan ve tırnak içinde ‘kara para’ girişinin önünü açacak uygulamaların TBMM’ye getirilmesini doğru bulmuyoruz. Yurt dışından para getirmenin kuralları ve uygulanması gereken maddeleri varken, bu maddelerin hepsi bypass edilerek yeni bir yol açılıyor. Önceki uygulamada gelmeyen paranın yeni yasayla Türkiye’ye girmesinin planlanması akıllarda soru işaretleri yaratıyor” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/5-yilda-rehin-yuzde-95-artti-icra-dosyalari-24-milyonu-asti-79195</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/icra-dosyasi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 5 yılda, rehin yüzde 95 arttı, icra dosyaları 24 milyonu aştı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/orta-vadeli-programlar-79194</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Orta vadeli programlar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonomiler yalnızca bugünün sorunlarını çözerek değil, geleceği planlayarak da yönetilir. Özellikle küresel dalgalanmaların arttığı, jeopolitik risklerin büyüdüğü ve finansal piyasalarda belirsizliğin yükseldiği dönemlerde ülkelerin önünü görebilmesi büyük önem taşır. İşte bu noktada “Orta Vadeli Programlar” devreye girer. Orta vadeli programlar, hükümetlerin ekonomi politikalarına yön veren, hedefleri belirleyen ve piyasalara güven mesajı veren temel strateji belgeleri arasında yer alır.</p>
<p>Türkiye’de de her yıl açıklanan Orta Vadeli Program (OVP), ekonomi yönetiminin üç yıllık hedeflerini ortaya koyması açısından büyük dikkat çeker. Enflasyon hedeflerinden büyüme oranlarına, işsizlik beklentilerinden kamu harcamalarına kadar pek çok başlık bu program içinde yer alır. Bu nedenle OVP yalnızca bürokratik bir belge değil; yatırımcıların, iş dünyasının, bankaların ve vatandaşların yakından takip ettiği önemli bir ekonomik pusuladır.</p>
<p><strong>Ekonomik beklentilerin yönetilmesi</strong></p>
<p>Ekonomide güven unsuru, çoğu zaman rakamlardan bile daha kritik hale gelir. Çünkü yatırımcılar yalnızca mevcut tabloya değil, geleceğe ilişkin beklentilere göre karar verir. Eğer bir ülkede ekonomi yönetiminin nasıl bir yol izleyeceği bilinmiyorsa belirsizlik artar, yatırım iştahı azalır ve piyasalarda dalgalanmalar yaşanır.</p>
<p>Orta vadeli programlar tam da bu nedenle önemlidir. Programlar aracılığıyla hükümetler; mali disiplin, para politikası uyumu, üretim hedefleri ve reform planları konusunda kamuoyuna mesaj verir. Böylece piyasalarda öngörülebilirlik sağlanmaya çalışılır.</p>
<p>Örneğin yüksek enflasyon yaşayan bir ekonomide açıklanan OVP’de sıkı para politikası, bütçe disiplini ve yapısal reform vurgusu yer alıyorsa bu durum piyasalarda güven artırıcı bir etki oluşturabilir. Tam tersine, gerçekçi bulunmayan hedefler veya uygulanabilirliği zayıf politikalar ise güven kaybına yol açabilir.</p>
<p>Bu nedenle orta vadeli programların başarısı yalnızca hazırlanmasına değil, uygulanabilir olmasına da bağlıdır.</p>
<p><strong>Büyüme ve enflasyon dengesi</strong></p>
<p>Orta vadeli programların en dikkat çeken bölümleri genellikle büyüme ve enflasyon hedefleridir. Çünkü ekonomik yönetim açısından en zor konulardan biri bu iki unsur arasında denge kurabilmektir.</p>
<p>Bir ekonomide hızlı büyüme hedeflenirken aynı zamanda yüksek enflasyonun düşürülmesi kolay değildir. Talep artışı çoğu zaman fiyat baskısı oluşturur. Bu nedenle OVP’lerde büyüme hedeflerinin gerçekçi olması büyük önem taşır.</p>
<p>Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde büyüme çoğu zaman tüketim ve kredi genişlemesiyle desteklenmektedir. Ancak sürdürülebilir kalkınma için üretim odaklı büyüme modeli daha fazla önem kazanmaktadır. Orta vadeli programlar da sanayi yatırımları, ihracat kapasitesi, teknoloji üretimi ve katma değerli sektörlere yönelik teşviklerle bu dönüşümü desteklemeyi amaçlar.</p>
<p>Özellikle son yıllarda dijital ekonomi, savunma sanayi, enerji yatırımları ve yeşil dönüşüm gibi alanların OVP içinde daha fazla yer aldığı görülmektedir. Bu durum yalnızca kısa vadeli ekonomik istikrarın değil, uzun vadeli rekabet gücünün de hedeflendiğini göstermektedir.</p>
<p><strong>Kamu maliyesinde disiplin mesajı</strong></p>
<p>Orta vadeli programların bir diğer önemli yönü kamu maliyesine ilişkin hedeflerdir. Devletin ne kadar harcama yapacağı, bütçe açığının nasıl yönetileceği ve borçlanma stratejisi gibi konular yatırımcıların yakından takip ettiği başlıklardır.</p>
<p>Kamu harcamalarının kontrolsüz şekilde artması, enflasyon baskısını artırabilir ve bütçe dengesini bozabilir. Bu nedenle OVP’lerde mali disiplin vurgusu büyük önem taşır. Vergi politikaları, tasarruf önlemleri ve yatırım öncelikleri bu çerçevede şekillendirilir.</p>
<p>Özellikle deprem, savaş, enerji krizi veya küresel ekonomik durgunluk gibi olağanüstü gelişmeler, kamu maliyesi üzerinde ciddi baskılar oluşturabilir. Böyle dönemlerde açıklanan orta vadeli programlar, devletin kaynak yönetimi konusunda nasıl bir yol izleyeceğini göstermesi açısından kritik hale gelir.</p>
<p>Ekonomistler, kamu maliyesindeki disiplinin yalnızca bugünü değil geleceği de etkilediğini vurgulamaktadır. Çünkü bütçe dengesi bozulan ülkelerde faiz yükü artar, yatırımlar yavaşlar ve ekonomik kırılganlık yükselir.</p>
<p><strong>Yatırımcılar için güven unsuru</strong></p>
<p>Yerli ve yabancı yatırımcılar açısından orta vadeli programlar önemli bir referans kaynağıdır. Özellikle uluslararası fonlar, kredi derecelendirme kuruluşları ve büyük yatırım şirketleri bir ülkenin ekonomik programını dikkatle inceler.</p>
<p>Bir ülkede ekonomik hedeflerin açık olması, reform iradesinin güçlü görünmesi ve verilerin tutarlılık taşıması yatırımcı güvenini artırabilir. Bu durum doğrudan sermaye girişlerini destekleyebilir.</p>
<p>Ancak yatırımcılar yalnızca açıklanan hedeflere değil, geçmiş performansa da bakar. Daha önce açıklanan hedeflerin ne ölçüde gerçekleştiği, ekonomi yönetiminin kredibilitesi açısından belirleyici olur. Bu nedenle OVP’lerde güvenilirlik en az içerik kadar önemlidir.</p>
<p>Uzmanlara göre ekonomik programların başarıya ulaşabilmesi için para politikası ile maliye politikası arasında güçlü koordinasyon sağlanması gerekir. Merkez bankası uygulamalarıyla hükümetin bütçe politikaları aynı hedef doğrultusunda ilerlediğinde ekonomik istikrarın güçlenmesi mümkün olabilir.</p>
<p><strong>Yapısal reformların rolü</strong></p>
<p>Orta vadeli programlar yalnızca kısa vadeli ekonomik hedeflerden oluşmaz. Aynı zamanda yapısal reform başlıklarını da içerir. Eğitimden hukuk sistemine, enerji politikalarından iş gücü piyasasına kadar birçok alan ekonomik performansı doğrudan etkiler.</p>
<p>Örneğin nitelikli iş gücünün artırılması, verimlilik artışı açısından büyük önem taşır. Benzer şekilde hukuk sistemindeki öngörülebilirlik yatırım ortamını doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle reform gündemi güçlü olan ülkeler yatırımcılar açısından daha cazip hale gelebilir.</p>
<p>Türkiye açısından bakıldığında ise üretim yapısının dönüşümü, cari açığın azaltılması, enerji bağımlılığının düşürülmesi ve yüksek teknoloji üretiminin artırılması sıkça vurgulanan hedefler arasında yer almaktadır.</p>
<p>Ayrıca yeşil ekonomi ve dijital dönüşüm konuları da artık orta vadeli programların ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Avrupa Birliği’nin karbon düzenlemeleri ve küresel rekabet koşulları dikkate alındığında, çevre dostu üretim modellerinin önemi her geçen gün artmaktadır.</p>
<p><strong>Toplumsal etkileri de bulunuyor</strong></p>
<p>Orta vadeli programların etkisi yalnızca finans piyasalarıyla sınırlı değildir. Vatandaşların günlük yaşamı da bu programlardan doğrudan etkilenir. Enflasyon hedefleri, ücret politikaları, sosyal harcamalar ve istihdam projeleri toplumun geniş kesimlerini ilgilendirir.</p>
<p>Özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde vatandaşların satın alma gücü büyük ölçüde zayıflayabilir. Bu nedenle OVP’lerde gelir dağılımı, sosyal destekler ve istihdam politikalarına yönelik başlıklar büyük önem taşır.</p>
<p>Ekonomik istikrarın sağlanması yalnızca makro göstergelerin düzelmesi anlamına gelmez. Aynı zamanda toplumun refah seviyesinin korunması ve sosyal dengelerin güçlendirilmesi de gerekir.</p>
<p><strong>Sonuç: Ekonomik yol haritasının </strong><strong>başarısı uygulamaya bağlı</strong></p>
<p>Orta vadeli programlar, ekonominin geleceğine ilişkin kapsamlı bir yol haritası sunar. Ancak bu programların gerçek etkisi, açıklanan hedeflerin ne ölçüde hayata geçirildiğiyle belirlenir. Gerçekçi hedefler, güçlü koordinasyon, mali disiplin ve yapısal reform iradesi programların başarısında belirleyici unsurlar arasında yer alır.</p>
<p>Küresel ekonominin belirsizliklerle karşı karşıya olduğu bir dönemde, ülkelerin öngörülebilir politikalar geliştirmesi her zamankinden daha kritik hale gelmiştir. Bu nedenle orta vadeli programlar yalnızca ekonomik bir belge değil; aynı zamanda güven, istikrar ve gelecek vizyonunun da bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/orta-vadeli-programlar-79194</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta vadeli programlar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/non-dom-duzenlemesi-vergi-mukellefi-oz-yurdunda-parya-mi-79193</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Non-dom düzenlemesi vergi mükellefi öz yurdunda parya mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Vergisini zamanında ödeyen uyumlu mükellef, yüksek servet sahiplerine yalnızca ikamet geçmişleri nedeniyle uzun süreli vergi avantajı sağlandığını görürse, bu durum gönüllü uyumu zedeler. Vergi adaleti algısı bozulduğunda, sistemin tahsilat kapasitesi de uzun vadede zarar görür.</strong></p>
<p>Son günlerde vergi gündeminde sıkça duyulan “non-dom” kavramı, İngilizce “non-domiciled” ifadesinden geliyor. Basitçe anlatmak gerekirse non-dom; bir kişinin bir ülkede yaşamasına rağmen, o ülkeyi kalıcı yerleşim yeri saymaması nedeniyle özellikle yurt dışı gelirleri bakımından daha sınırlı vergilendirilmesi anlamına geliyor.</p>
<p>Bu sistemde kişi, yaşadığı ülkede elde ettiği gelirler için vergi öderken; yurt dışından elde ettiği faiz, temettü, kira, portföy geliri veya değer artış kazançları tamamen ya da kısmen vergi dışında kalabiliyor.</p>
<p>TBMM’ye sevk edilen son vergi kanun teklifinde yer alan düzenleme de bu yönüyle non-dom benzeri bir yapı öngörüyor. Teklife göre, Türkiye’de yerleşik hale gelen ancak önceki üç takvim yılında Türkiye’de ikametgâhı ve vergi mükellefiyeti bulunmayan gerçek kişilerin, Türkiye dışında elde ettikleri kazanç ve iratlar 20 yıl süreyle gelir vergisinden istisna edilecek.</p>
<p>İlk bakışta amaç anlaşılır görünüyor: Türkiye’ye nitelikli insan kaynağı, yüksek gelirli yabancılar, uluslararası profesyoneller, sermaye sahipleri ve bölgesel merkez yöneticileri çekmek.</p>
<p>Ancak mesele hedefte değil, kullanılan araçta.</p>
<p><strong>Vergi adaleti mi, vergi ayrıcalığı mı?</strong></p>
<p>Türkiye uzun süredir kamu politika belgelerinde vergi tabanının genişletileceğini, istisna ve muafiyetlerin azaltılacağını, sistemin daha sade, adil ve etkin hale getirileceğini söylüyor. Fakat her ekonomik veya jeopolitik dalgalanmada vergi sistemine yeni bir istisna, yeni bir muafiyet, yeni bir ayrıcalıklı rejim ekleniyor.</p>
<p>Eski istisnaların işe yaramadığı kabul edilirken, yeni getirilenlerin bütün sorunları çözeceği varsayılıyor. Oysa tecrübe bize şunu gösteriyor: Vergi sisteminde sürekli istisna üretmek, vergiyi kural olmaktan çıkarır; istisnayı sistemin merkezine yerleştirir.</p>
<p>Düzenlemenin en tartışmalı yönlerinden biri de yalnızca yabancılarla sınırlı olmaması. Şartları sağlayan Türk vatandaşlarının da bu istisnadan yararlanması mümkün. Bu durum, geçmişte Türkiye’de tam mükellef olarak vergilenmemek için ikametgâhını yurt dışına taşıyan yüksek servet sahibi kişilerin, belirli şartlarla Türkiye’ye dönerek 20 yıl boyunca yurt dışı gelirleri üzerinden vergi ödememesinin önünü açabilir.</p>
<p><strong>Öz yurdunda parya mükellef riski</strong></p>
<p>İşte asıl vergi adaleti sorunu burada başlıyor.</p>
<p>Türkiye’de çalışan ücretli, serbest meslek erbabı, esnaf, sanayici ve şirket ortağı; gelirleri üzerinden doğrudan vergi, harcamaları üzerinden ise KDV ve ÖTV başta olmak üzere dolaylı vergiler ödüyor. Buna karşılık, yüksek servet sahibi bir kişinin yurt dışındaki faiz, temettü, kira veya portföy gelirlerinin 20 yıl boyunca Türkiye’de vergi dışı bırakılması, mali güce göre vergilendirme ilkesiyle kolay açıklanamaz.</p>
<p>Bu tablo, Necip Fazıl Kısakürek’in “Sakarya Türküsü”ndeki o çarpıcı mısrayı hatırlatıyor: “Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!” Bugün benzer bir duygunun vergi mükellefi bakımından ortaya çıkma riski vardır. Yıllardır bu ülkede yaşayan, çalışan, üreten ve vergisini ödeyen mükellef, kendi ülkesinde vergi yükünü taşırken; sonradan gelen veya belirli şartlarla geri dönen yüksek gelirli kişilere 20 yıl süreyle geniş kapsamlı vergi koruması sağlanırsa, bu durum “öz yurdunda parya mükellef” algısı doğurabilir.</p>
<p>Vergi sisteminde en tehlikeli kırılma da burada başlar. Çünkü mesele yalnızca kimin ne kadar vergi ödediği değildir. Asıl mesele, kimin hangi gerekçeyle vergiden ayrıcalıklı tutulduğudur.</p>
<p>Anayasa’nın 73. maddesi, herkesin kamu giderlerini karşılamak üzere mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlü olduğunu söylüyor. Elbette vergi sisteminde istisna ve muafiyet olabilir. Ancak bu istisnaların makul, ölçülü, amaçla bağlantılı ve toplum vicdanında karşılığı olan düzenlemeler olması gerekir.</p>
<p><strong>Teşvik, somut ekonomik </strong><strong>katkıya bağlanmalıdır </strong></p>
<p>Burada sorulması gereken soru şudur:</p>
<p>Türkiye’de yaşayan ve dünya gelirleri üzerinden vergilenen mevcut tam mükellef ile son üç yılını yurt dışında geçirdikten sonra Türkiye’ye gelen yüksek gelirli bir kişi arasında 20 yıl sürecek, bu kadar büyük bir vergisel fark yaratılmasını haklı kılan neden nedir?</p>
<p>Düzenleme, yatırımcı ile pasif servet sahibi arasında da yeterli ayrım yapmıyor. Türkiye’de üretim yapan, istihdam yaratan, teknoloji geliştiren veya bölgesel merkez kuran kişi ile yalnızca yurt dışı portföy gelirleriyle yaşayan kişi aynı istisna çatısı altında değerlendirilebilecek.</p>
<p>Oysa teşvik, somut ekonomik katkıya bağlanmalıdır. Sermaye girişi, istihdam, yatırım, teknoloji transferi, nitelikli faaliyet veya Türkiye’de gerçek ekonomik değer yaratılması gibi şartlar aranmadan yalnızca yerleşiklik değişikliği üzerinden 20 yıllık vergi avantajı tanınması, teşvikten çok ayrıcalıklı vergi statüsü yaratır.</p>
<p>Bir başka risk de çifte vergilememe ihtimalidir. Yurt dışında vergilenmeyen bir gelirin Türkiye’de de istisna edilmesi halinde, bu kez çifte vergilemeyi önleme değil, fiilen hiç vergilememe sonucu doğabilir. Bu da hem vergi rekabeti hem de vergi ahlakı bakımından ayrıca tartışılmalıdır.</p>
<p>Elbette Türkiye’nin yabancı yatırımcıya, nitelikli profesyonele ve uluslararası sermayeye ihtiyacı vardır. İstanbul Finans Merkezi’nin güçlenmesi, çok uluslu şirketlerin Türkiye’yi bölgesel üs olarak seçmesi arzu edilen bir hedeftir. Ancak bunun yolu, yüksek servet sahiplerine 20 yıl süreyle geniş kapsamlı kişisel vergi koruması sağlamak olmamalıdır.</p>
<p>Vergi sisteminin başarısı yalnızca tahsilatla ölçülmez. En az tahsilat kadar önemli olan unsur, mükellefin adalet duygusudur.</p>
<p>Vergisini zamanında ödeyen uyumlu mükellef, yüksek servet sahiplerine yalnızca ikamet geçmişleri nedeniyle uzun süreli vergi avantajı sağlandığını görürse, bu durum gönüllü uyumu zedeler. Vergi adaleti algısı bozulduğunda, sistemin tahsilat kapasitesi de uzun vadede zarar görür.</p>
<p>Bu nedenle teklifin non-dom benzeri düzenlemesi yeniden değerlendirilmelidir. Böyle bir rejim getirilecekse, süre çok daha kısa tutulmalı; kapsam yatırım, istihdam ve gerçek ekonomik katkı şartlarına bağlanmalı; özellikle Türk vatandaşları bakımından geçmişte vergiden kaçınma amacıyla yurt dışına taşınan servetlerin ödüllendirildiği izlenimi yaratılmamalıdır.</p>
<p>Türkiye’nin yatırımcı çekmeye ihtiyacı var. Ancak bunu yaparken vergi adaletinden, mali güç ilkesinden ve toplumun adalet duygusundan vazgeçmemesi gerekiyor. Çünkü vergi sisteminde güven kaybolduğunda, yalnızca gelir değil, mükellefin sisteme bağlılığı da kaybedilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/non-dom-duzenlemesi-vergi-mukellefi-oz-yurdunda-parya-mi-79193</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Non-dom düzenlemesi vergi mükellefi öz yurdunda parya mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/varlik-barisinda-ne-yeni-ne-degil-79192</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Varlık barışında ne yeni ne değil?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu makalenin yazıldığı tarih itibariyle yasama süreci devam eden Kanun Teklifiyle, diğer düzenlemeler yanında, yeni bir varlık barışı düzenlemesi yapılmak isteniyor. Siz bu makaleyi okuduğunuzda, Teklif belki de yasalaşmış olacak.</p>
<p>Varlık barışı uygulamaları daha önce defalarca yapıldı; 2008 yılında 5811 sayılı Kanun’la, 2013 yılında 6486 sayılı Kanun’la, 2016 yılında 6736 sayılı Kanun’la, 2018 yılında 7143 sayılı Kanun’la, 2019 yılında 7186 sayılı Kanun’la, 2020 yılında 7256 sayılı Kanun’la, 2022 yılında 7417 sayılı Kanun’la.</p>
<p>Aşağıda hem Kanun Teklifinde yer alan yeni düzenlemeyi özetledim hem de eski uygulamalarla benzerlik ve farklılıklarını.</p>
<p><strong>Önerilen yeni düzenlemenin genel çerçevesi</strong></p>
<p>Önerilen yeni varlık barışı düzenlemesiyle, gerçek ve tüzel kişilere, yurt dışında ve yurt içinde bulunan bazı varlıklarını kayda alma olanağı veriliyor. Düzenleme ayrıca, varlık barışından yararlanarak Türkiye’ye getirilen veya kayda alınan varlıklar nedeniyle vergi incelemesi veya vergi tarhiyatı yapılmamasını öngörüyor. Eski düzenlemelerle özünde bir farklılık yok.</p>
<p><strong>Kapsama giren varlıklar</strong></p>
<p>Kanun Teklifinde önerilen varlık barışı kapsamına, yurt dışında bulunan veya Türkiye’de bulunan ancak kanuni defter kayıtlarında yer alamayan; para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları giriyor.</p>
<p>Geçmişte uygulanan varlık barışı düzenlemelerinin birisinde (6486 sayılı Kanun) sadece yurt dışında bulunan varlıklar kapsama alınmıştı. Diğerlerinin tamamında olduğu gibi yeni öneride de hem yurt içi hem de yurt dışı varlıklar kapsama giriyor.</p>
<p>Yine geçmiş uygulamaların bir kısmında yurt içinde bulunan taşınmazlar da kapsamdaydı. Bu defa taşınmazlar kapsamda olmayacak.</p>
<p><strong>Varlığın yurt dışında veya yurt içinde bulunma tarihi</strong></p>
<p>Geçmişte 2008 ve 2013 yıllarında uygulanan düzenlemelerde, varlığın geçmişte belli bir tarih itibariyle var olduğunu ispat etme zorunluluğu vardı. Bu iki düzenlemenin dışındaki uygulamalarda olduğu gibi, yeni öneride de varlığın geçmişte belli bir tarih itibariyle var olduğunu ispat etme zorunluluğu yok.</p>
<p>Teklifte varlığın geçmişte belli bir tarihte var olduğunun tevsikini istemiyor ama bildirilen varlıkların bildirim tarihi itibariyle banka veya aracı kurumlara yatırılmak suretiyle tevsik edilmesini zorunlu kılıyor.</p>
<p><strong>Bildirim zamanı</strong></p>
<p>Önerilen düzenlemenin avantajlardan yararlanabilmek için, kapsamdaki varlıkların 31 Temmuz 2027 tarihine kadar Türkiye’deki banka veya aracı kurumlara bildirilmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Yurt dışındaki varlıkların yurda getirilmesi</strong></p>
<p>Yurt dışında bulunan ve düzenleme kapsamında olan varlıkların, bildirim yapıldığı tarihten itibaren iki ay içinde, Türkiye’deki banka veya aracı kurumlarda açılan hesaplara transfer edilmesi veya yurt dışından fiziki olarak getirilenlerin, bu hesaplara yatırılması gerekiyor.</p>
<p><strong>Varlıkları yurda getirilmesi zorunlu olmayan durumlar</strong></p>
<p>Daha önceki varlık barışı düzenlemelerinin bir kısmında, yurt dışındaki varlıkların, yurt dışında bulunan banka veya finansal kurumlardan kullanılan ve kanuni defterlerde kayıtlı olan kredilerin kapatılmasında kullanılabiliyor, bu durumda varlığın yurda getirilmesi koşulunun sağlandığı kabul ediliyordu. Yeni öneride böyle bir düzenleme yok. Varlığın mutlaka Türkiye’ye transferi gerekiyor.</p>
<p><strong>Varlıkların bildirilecek değeri</strong></p>
<p>Kanun Teklifinde bildirilecek varlıkların bildirime esas değerlerinin tespitine ilişkin bir hüküm yer almıyor. Bu konuda Hazine ve Maliye Bakanlığına verilen açık bir yetki de yok.</p>
<p>Geçmiş varlık barışı uygulamalarında farklı düzenlemeler yapılmıştı. Bazılarında Kanun’la belirlenmişti (5811 ve 6486 sayılı Kanunlar), bazılarında Kanun’la Bakanlığa yetki verilmiş, bu yetki kapsamında Bakanlık belirleme yapmıştı (7186 ve 7256 sayılı Kanunlar), diğer bazılarında ise açık bir yetki olmasa da Bakanlık tarafından belirleme yapılmıştı.</p>
<p>Belirleme şekli ne olursa olsun, geçmiş uygulamalarda genel olarak rayiç bedel esas alınarak bildirimler yapılmıştı. Bu defa da Kanun’un yürürlüğe girmesi sonrası Bakanlığın bir Tebliğ ile değerleme ölçüsünü yine rayiç bedel olarak açıklaması beklenebilir.</p>
<p>Beyan edilecek varlıkların nasıl değerleneceği önemli bir konu. Hem ödenecek verginin hesaplanması, hem de beyan edilen varlıkların elden çıkartılmasında bu değerin maliyet bedeli olmasından geliyor bu önem.</p>
<p><strong>Ödenecek vergi</strong></p>
<p>Teklifte, bildirilen varlıklar üzerinden genel olarak %5 oranında vergi alınması öngörülüyor. Bununla birlikte, bildirilen varlıkların vadeli hesaplarda veya Devlet iç borçlanma senetleri ile kira sertifikalarında tutulacağı süreye bağlı olarak vergi oranı, % sıfıra kadar düşebiliyor, bildirim tarihine bağlı olarak da ayrıca oranlar değişebiliyor.</p>
<p>Teklifte önerilen düzenlemeye göre uygulama şöyle olacak: Bildirim sahibinin, varlığın öngörülen varlıklarda bulunduracağı süreye ilişkin taahhüdü dikkate alınarak indirimli oranlar üzerinden vergi hesaplanacak. Bu çerçevede örneğin bildirim sahibi varlığı beş yıl süreyle vadeli hesaplarda tutacağını taahhüt etmişse % sıfır oranıyla vergi hesaplanacak. Taahhüde uyulmaması durumunda, tahakkuk ettirilmeyen vergi, vergi ziyaı cezası uygulanmaksızın, gecikme faiziyle birlikte tahsil edilecek.</p>
<p>Daha önce uygulanan varlık barışı düzenlemelerinin çoğunda, farklı vergi uygulamaları öngörülmüştü. Kısaca özetlemek gerekirse;</p>
<p>- 5811 sayılı Kanun’da, yurt dışı varlıklar üzerinden % 2, yurt içi varlıklar üzerinden % 5 vergi öngörülmüştü.</p>
<p>- 6486 sayılı Kanun’da, yurt dışı varlıklar üzerinden % 2 vergi öngörülmüştü. Yurt içi varlıklar kapsamda değildi.</p>
<p>- 6736 ve 7256 sayılı Kanunlarda vergi yoktu.</p>
<p>- 7143 sayılı Kanun’da, belli bir süre içinde Türkiye’ye getirilen varlıklar için vergi öngörülmemiş, daha sonra getirilenler için % 2 vergi öngörülmüştü.</p>
<p>- 7186 sayılı Kanun’da hem yurt dışı varlıklar hem de yurt içi varlıklar üzerinden % 1 vergi öngörülmüştü.</p>
<p>- 7147 sayılı Kanun uygulamasında yurt içi varlıklar üzerinden % 3 vergi ödendi. Yurt dışı varlıklar üzerinden ise bildirim zamanına bağlı olarak % 1, 2 veya 3 oranında hesaplanan vergi bildirimle ödendi, tahsil edilen vergi, bildirilen varlığın Türkiye’de en az bir yıl süreyle tutulması halinde, bildirim sahibinin talebi üzerine iade edildi.</p>
<p>Özetten de anlaşıldığı üzere, her bir varlık barışında farklı uygulamalar yapılmış. Kanun Teklifiyle önerilen düzenleme ise bütün öncekilerden önemli farklara sahip. Dikkat çekici en önemli iki farklılığı ifade etmek gerekirse; olumsuz bir farklılık olarak % 5 vergi oranının önceki uygulamalara göre yüksekliği, olumlu bir farklılık olarak da düşük oranlı vergilemede verginin tahsil edilip iadesi yerine, bildirim sahibinin taahhüdüne bağlı olarak işlem yapılması söylenebilir.</p>
<p><strong>Sağlanan avantajlar</strong></p>
<p>Varlık barışı düzenlemeleri, varlık barışından yararlanarak Türkiye’ye getirilen veya kayda alınan varlıklar nedeniyle, vergi incelemesi veya vergi tarhiyatı yapılmamasını öngörüyor. Ayrıntıda bazı farklılıklar olmakla birlikte, bütün varlık barışı uygulamalarının bildirim sahiplerine sağladığı temel avantaj bu.</p>
<p><strong>Vergisel avantajlardan yararlanma koşulları</strong></p>
<p>Teklifte önerilen düzenlemeye göre,</p>
<p>- Bildirilen varlıkların, bildirimin yapıldığı tarihten itibaren iki ay içinde Türkiye'ye getirilmemesi veya Türkiye'deki banka ya da aracı kurumlarda açılacak bir hesaba transfer edilmemesi ya da öngörülen sürede banka ya da aracı kurumlara yatırılmaması,</p>
<ul>
<li>Bildirilen tutarlara ilişkin tarh edilen vergilerin süresinde ödenmemesi, taahhütlere uyulmaması ve</li>
<li>Maddede yer alan diğer şartların yerine getirilmemesi</li>
</ul>
<p>hallerinde madde hükmünden yararlanmak mümkün değil.</p>
<p><strong>Vergi dışı mevzuat uygulaması</strong></p>
<p>Daha önce uygulanan varlık barışı düzenlemelerinin hiçbirinde, vergi dışı mevzuatın uygulanıp uygulanmayacağına ilişkin açık bir hüküm yoktu.</p>
<p>2008 yılında uygulanan 5811 sayılı Kanun’a ilişkin Tasarıda yer alan, yurt dışındaki varlıklar nedeniyle Kanun’dan yararlananlar hakkında, Kanun kapsamındaki beyanlarla sınırlı olarak;</p>
<ul>
<li>Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun,</li>
</ul>
<p>- Sermaye Piyasası Kanunu,</p>
<p>- Gümrük Kanunu,</p>
<p>- Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu,</p>
<p>- Vergi Usul Kanunu’nda düzenlenen suçlar veya kabahatler,</p>
<p>- Yukarıdaki suçlardan kaynaklanan mal varlığı değerleriyle ilgili olarak Türk Ceza Kanunu’nun 282. maddesinde gösterilen suç yönünden soruşturma veya kovuşturma yapılmayacağına ve idari para cezası uygulanmayacağına ilişkin hüküm, Tasarıdan TBMM Genel Kurulunda çıkartıldı ve yasalaşmadı.</p>
<p>Öte yandan, 2016 yılında uygulanan 6736 sayılı Kanun’da, düzenlemeden yararlananlar hakkında, başkaca bir nedenle gerekli olması hâli saklı kalmak üzere, sadece bu işlemin yapılmış olmasından dolayı ve bu işlemden hareket edilerek, hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı ile <u>araştırma, soruşturma, inceleme veya kovuşturma</u> yapılamayacağına ilişkin sınırlı bir vergi dışı avantaj sağlandı.</p>
<p>TBMM gündeminde bulunan Kanun Teklifinde ilk defa, <u>vergi dışı mevzuat uyarınca alınması gereken tedbirlerin bu düzenlemeden etkilenmeyeceğine ilişkin açık bir hükme yer veriliyor</u>. Dolayısıyla bu uygulamada, sadece vergi incelemesi ve tarhiyat yapılmayacağına ilişkin güvence var, yukarıda sayılan diğer mevzuatlara ilişkin uygulamalar varlık barışından etkilenmeyecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/varlik-barisinda-ne-yeni-ne-degil-79192</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Varlık barışında ne yeni ne değil? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/toggun-herhangi-bir-stratejisi-var-mi-79191</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> TOGG’un herhangi bir stratejisi var mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İnovasyon fikirle değil, stratejiyle başlar!</strong></p>
<p>TOGG, 2025 faaliyet yılını 14,61 milyar TL net zararla kapattı. 2024 yılındaki 13,75 milyar TL’lik zararla birlikte şirketin son iki yıldaki toplam zararı yaklaşık 28 milyar TL. 2024 satış sayısı yaklaşık 30 bin adet. 2025 yılında bu rakam 39.020. 2026 yılının ilk çeyreğinde ise yaklaşık 7.500 adet satış gerçekleşti. Satışlarda büyük bir sıçrama olmazsa, yılı yine 30-40 bin bandında kapatacak gibi görünüyor. Bu da şirketin bu yıl da zarar yazacağı anlamına geliyor.</p>
<p>Bu gidişatı durdurmak için stratejik bir karar aldılar. Daha ekonomik bir model olan B segmenti için Çinli CATL’nin iştiraki CAIT ile ortak platform geliştirmek üzere iş birliğine gidiliyor. SUV pazarında istenilen reaksiyon alınamayınca düşük bütçeli modellere yönelmek zorunda kalındı.</p>
<p><u>Görünen köy kılavuz istemez. Eğer Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya kalkarsak sonuca şaşırmamak gerekir</u>. TOGG bizim memlekette başından itibaren bu stratejiyle hareket etmeliydi. Fiyat-performans araçlarına odaklanmalıydı. Görece iyi performansı uygun fiyata üretebilmek temel strateji olmalıydı. Fakat onun yerine, biraz da “dostlar alışverişte görsün” anlayışıyla prestij için SUV ile başladılar.</p>
<p><strong>Türkiye’nin elektrikli araç üretimine girmesi ne kadar doğruysa, SUV ile başlamak da o kadar yanlış bir karar. Aslında bunun bilinçli bir stratejik seçim olduğunu düşünmüyorum. Tam tersi bir stratejisizlik örneği. Ve bunu ilk kez yazmıyorum. “İnovasyonun Şifreleri” kitabımda TOGG’u bir vaka analizi olarak inceledim. Ayrıca yine bu köşede 3,5 yıl önce TOGG’un kafasının karışık olduğunu ve net bir rekabet/inovasyon stratejisinin olmadığını söylemiştim</strong>. İsteyenler <em>9 Kasım 2022 tarihli “TOGG’un inovasyon stratejisi ne?”</em> başlıklı yazıma bakabilirler.</p>
<p>Türkiye’de ABD’li bir müşteri kitlesi varmış gibi hareket edemezsiniz. Eğer ana akıma ulaşmak istiyorsanız, ülkenin kişi başına düşen ortalama gelir seviyesini göz ardı etmek ölümcül bir hata. Elbette A ve A+ müşteri segmentleri için de modeller geliştirilebilir; ancak bu, şirket başa baş noktasını geçtikten sonra yapılabilir. Küçük ve mutlu bir azınlığa hitap eden araçlarla ne Türkiye gibi gelişmekte olan bir ekonomide başarılı olabilirsiniz ne de yurt dışında. Kendi ülkesinde başarılı olmayan bir markanın dış pazarlarda başarılı olmasi imkansız. Öncelikle iç pazarda deneyim ve sermaye birikimi sağlanmalı, sonrasında küresel başarı gelir.</p>
<p>İşletme literatürü ve stratejik yönetimin yanından geçenler Porter’ın üç temel stratejisini bilir: <strong>maliyet liderliği, odaklanma ve farklılaşma</strong>. Yıllar önce sorduğumuz soruyu tekrarlayalım: TOGG hangisini yapmaya çalışıyor? Hepsinden biraz biraz. Bunun adı strateji değil, ortaya karışık yemek siparişidir. Yıllarca zarar yazdıktan sonra aklımız başımıza gelmemeli. Bu yüzden ısrarla <strong>“inovasyon stratejiyle başlar”</strong> diyorum. Hiçbir yönetim kurulu yıllarca milyar zararı tolere etmez ama bizim ülkede işler farklı yürür.Yine de TOGG’un desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Keşke yönetim kadrolarında başından itibaren strateji ve inovasyon bilenler yer alsaydı.</p>
<p>TOGG’un gerçekten bir inovasyon olup olmadığı ise apayrı bir tartışma konusu. Onu da kitabımda bulabilirsiniz (s. 61).</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/toggun-herhangi-bir-stratejisi-var-mi-79191</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TOGG’un herhangi bir stratejisi var mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-rallisinde-siradaki-fon-temasi-ne-79190</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ rallisinde sıradaki fon teması ne?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Son dönemde küresel piyasalarda yapay zekâ teması yeniden güçlü şekilde öne çıkıyor. Özellikle Nvidia, AMD, Broadcom ve TSMC gibi şirketler üzerinden şekillenen yarı iletken rallisi, teknoloji hisselerini yeniden piyasanın merkezine taşıdı. Ancak piyasadaki fiyatlamaya biraz daha geniş açıyla baktığımızda, yapay zekâ hikâyesinin artık yalnızca çip üreticilerinden ibaret olmadığını görüyoruz. Çünkü yapay zekâ büyüdükçe yalnızca işlemci ihtiyacı değil; enerji tüketimi, veri merkezi yatırımları, elektrik altyapısı ve stratejik metal talebi de büyüyor.</p>
<p><strong>Bakır, AI çağının temel altyapı </strong><strong>metalleri arasına giriyor</strong></p>
<p>Bugün yapay zekâyı çalıştıran sistemlerin arkasında çok ciddi bir fiziksel altyapı yatırımı var. Veri merkezleri daha fazla elektrik tüketiyor, şebeke yatırımları hızlanıyor, kablolama ve enerji iletim sistemleri büyüyor. Bu da bakır, gümüş, alüminyum, nikel ve nadir toprak elementleri gibi metalleri yeniden stratejik hale getiriyor. Dolayısıyla AI temasını artık yalnızca teknoloji hisseleri üzerinden değil; emtia ve enerji altyapısı üzerinden de okumak gerekiyor.</p>
<p>Bu noktada özellikle bazı metaller öne çıkıyor. Bakır, veri merkezlerinin elektrik iletimi, güç dağıtımı ve şebeke yatırımları açısından kritik konumda. Yapay zekâ yatırımları arttıkça elektrik ihtiyacı da büyüyor; bu da bakırı AI çağının temel altyapı metalleri arasına taşıyor. Gümüş ise yüksek iletkenliği nedeniyle elektronik sistemlerde, çip bağlantılarında ve güneş panellerinde önemli rol oynuyor. Bu nedenle artık yalnızca kıymetli metal değil; aynı zamanda teknoloji ve sanayi metali olarak da fiyatlanıyor. Nadir toprak elementleri ise çip üretimi, güç elektroniği, mıknatıs teknolojileri ve batarya sistemleri açısından kritik öneme sahip.</p>
<p>Bu dönüşüm yatırım fonlarının içeriğine de net şekilde yansımaya başladı. Özellikle emtia temalı fonlarda artık yalnızca altın ve gümüş değil; bakır, uranyum, nadir elementler ve enerji dönüşümüne yönelik ETF’lerin de ağırlık kazandığını görüyoruz.</p>
<p>Örneğin <strong>TPC – TEB Portföy Birinci Fon Sepeti Fonu</strong>, bu temayı en geniş okuyan yapılardan biri. Portföyde COPX (bakır madencileri), SLV ve GMSTRF (gümüş), REMX (nadir toprak elementleri), GLD (altın), PPLT (platin) ve PALL (paladyum) gibi pozisyonlar bulunuyor. Bu yapı, TPC’yi klasik bir kıymetli maden fonundan çıkarıp, yapay zekâ altyapısının ihtiyaç duyduğu stratejik metallere yatırım yapan daha geniş temalı bir yapıya dönüştürüyor. Özellikle bakır, gümüş ve nadir element tarafı AI hikâyesine doğrudan bağlanıyor.</p>
<p><strong>TGE – İş Portföy Emtia Yabancı BYF Fon Sepeti Fonu</strong> ise daha dengeli ve geniş kapsamlı bir emtia dağılımı sunuyor. Portföyde bakır, gümüş, alüminyum, nikel, petrol, doğal gaz ve altın gibi birçok farklı emtia aynı anda yer alıyor. Fonun yaklaşık %40’ı enerji, %40’ı endüstriyel metaller ve %20’si altın-gümüş tarafında konumlanıyor. Bu yönüyle TGE, yalnızca değerli metallere değil; AI veri merkezleri, enerji altyapısı ve elektrifikasyon temasına yayılmış bir yapı sunuyor.</p>
<p>AI–emtia bağlantısını en güçlü taşıyan fonlardan biri ise <strong>GBZ – Azimut Portföy Emtia Fon Sepeti Fonu</strong>. Portföyde COPA.L ve COPX US (bakır), REMX US (nadir toprak elementleri), URA ETF (uranyum/nükleer enerji), ALUM.LN (alüminyum) ve NICK LN (nikel) gibi pozisyonlar dikkat çekiyor. Burada bakır veri merkezi ve elektrik altyapısını, REMX çip ve güç elektroniğini, URA ETF ise AI veri merkezlerinin artan enerji ihtiyacı nedeniyle yeniden öne çıkan nükleer enerji temasını temsil ediyor. Bu nedenle GBZ, yapay zekânın fiziksel altyapısına en yakın duran fonlardan biri olarak değerlendirilebilir.</p>
<p><strong>DFD – Deniz Portföy Emtia Serbest Fon</strong> tarafında ise daha karma bir emtia yaklaşımı görüyoruz. Lityum, temiz enerji, batarya teknolojileri, nadir metaller ve nükleer enerji temaları aynı yapı içinde yer alıyor. Özellikle LIT US Equity (lityum ve batarya teknolojileri), ICLN (temiz enerji), REMX (nadir elementler) ve NCLR LN (nükleer enerji) gibi pozisyonlar, enerji dönüşümü temasını AI yatırımlarıyla birleştiriyor.</p>
<p>Benzer şekilde <strong>ZCN – Ziraat Portföy Emtia Fon Sepeti Fonu</strong> da bakır, uranyum ve nadir elementler üzerinden enerji arz güvenliği ve altyapı temasına temas ediyor. Özellikle son dönemde Hürmüz Boğazı ve enerji güvenliği tartışmalarının yeniden gündeme gelmesi, bu tarz fonları daha stratejik hale getiriyor.</p>
<p><strong>Sistemi taşıyacak stratejik </strong><strong>metaller önem kazanıyor</strong></p>
<p>Özetle, yapay zekâ temasını artık yalnızca teknoloji hisseleriyle sınırlı okumak yeterli değil. AI büyüdükçe çipler kadar, o çipleri çalıştıracak enerji altyapısı, veri merkezlerini besleyecek elektrik şebekesi ve tüm bu sistemi taşıyacak stratejik metaller de önem kazanıyor.</p>
<p>Yani yapay zekânın görünen yüzünde Nvidia ve yarı iletken şirketleri varsa, görünmeyen yüzünde bakır, gümüş, enerji ve kritik mineraller var. Bu nedenle önümüzdeki dönemde portföy oluştururken yalnızca teknoloji fonlarını değil; emtia, enerji ve kritik mineral içerikli fonları da ayrı bir başlık olarak değerlendirmekte fayda olabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-rallisinde-siradaki-fon-temasi-ne-79190</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ rallisinde sıradaki fon teması ne? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hazinemizin-borclanmasinin-gidisati-urkutucu-79189</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazinemizin borçlanmasının gidişatı ürkütücü!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Özellikle son üç yıldır izlenen yeni dönem ekonomi programı (!) bizi sadece enflasyon belasına yönlendirmiş durumda. Tüketici fiyatları, enflasyon, üretici fiyatları, hayat pahalılığı, dezenflasyon programı gibi kavram ve söylemlerin etrafında dönüp duruyoruz. Açıkçası enflasyon ile yatıyoruz, enflasyon ile kalkıyoruz.</p>
<p>Bu arada galiba asıl belayı unutuyoruz.</p>
<p>Türkiye akıl almaz bir borçlanma girdabına girmiş. Rakamlar ürkütücü.</p>
<p>Dilerseniz önce Hazinenin iç ve dış borç stoklarına Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemine geçiş ile birlikte bir bakalım.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemine girerken Hazinenin iç borcu 535.4 milyar lira ve dış borcu 341 milyar lira olmak üzere toplam 876.5 milyar lira. Aradan geçen 3 yılın sonunda borcun tutarı 1 trilyon 813 milyar lira olmuş. Yani yüzde 206 artmış. Son genel seçimleri sonrası yeni ekonomi programına geçiş yılında toplam borç stoku 6 trilyon 736 milyar liraya fırlamış. Yani bir önceki yıla göre artışın oranı yüzde 67 olmuş. Artık artışlar geometrik bir seyir alarak kamu iç ve dış borç stoku 2024 yılı sonunda yüzde 37 ve 2025 sonunda da yüzde 48 artış sergilemiş. Sadece 2026 yılının ilk çeyreğinde ilave 785 milyar lira borçlanma yapılmış.</p>
<p>Önlenemez bir borç artışı!</p>
<p>Bunun doğal olarak üç sonucu ortaya çıkmış.</p>
<p>1- Faizler artmış,</p>
<p>2- Vadeler azalmış,</p>
<p>3- Türkiye yabancıların adeta borsası ya da piyasası haline gelmiş.</p>
<p>Şöyle ki faizler merkezi yönetim bütçesinde 2023 yılı sonu itibariyle 674.6 milyar lira iken 2025 yılı sonu itibariyle 2 trilyon 54 milyar liraya yükselmiş. Yani 2 yılda bütçedeki faiz giderleri yüzde 205 artmış. 2026 yılının sadece ilk çeyreğindeki faiz giderleri 867 milyar lira olmuş.</p>
<p>Hazine kağıtlarının maliyetleri, türüne göre 2017 sonunda yüzde 11-12 bandında iken 2023 sonunda yüzde 21 bandına yerleşmiş. Yeni ekonomi programı (!) ile birlikte bu oran 2025 sonunda yüzde 40’lara demir atmış.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0408d71bb42-1778649303.png" alt="" width="500" height="188" />Bu arada Hazinenin Mayıs-Temmuz dönemi iç borçlanma takvimi de durumun değişmediğini gösteriyor. Yani yüksek borçların ödenmesinde ilave borçlanma yolu tercih ediliyor. Şöyle ki:</p>
<p>- Mayıs ayında toplam 347 milyar lira iç borç servisine karşılık yaklaşık 382 milyar lira borçlanma öngörülüyor. Yani borç çevirme oranı yüzde 110 olarak görülüyor.</p>
<p>- Haziran ayında toplam 562 milyar lira iç borçların ödenmesi için aynı tutarda borçlanma yapılıyor. Yani borcun tamamı yeni borçlanma ile karşılanıyor.</p>
<p>- Temmuz ayında durum daha kötüleşiyor. 602 milyar liralık iç borçların ödenmesi için yaklaşık 710 milyar lira borçlanma öngörülüyor. Yani 100 liralık borç ödemesi için 118 lira borçlanma hedefleniyor.</p>
<p>Tablo iç açıcı değil. Ama bir olumlu gelişme dikkat çekiyor. Son dönemde bütçede çıpa niteliği giren <em>“faiz dışı fazla” </em>kavramından daha çok bahsedildiğini, özellikle Hazine ve Maliye Bakanının yurt içi ve yurt dışı konuşmalarında bu kavramın altını çizdiğini görüyoruz.</p>
<p>Düşünebiliyor musunuz, toplanan vergiler yetmiyor. Türkiye’nin bütün yerleşim yerlerindeki irili ufaklı kamu taşınmazlarının satışı ve özelleştirme yetersiz kalıyor. En kolay yol olarak borçlanma tercih ediliyor. Ki çok tehlikeli bir durum. Kamuda gerçek bir tasarruf ve verimlilik programları uygulanmadan sonuç almak mümkün değil.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hazinemizin-borclanmasinin-gidisati-urkutucu-79189</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazinemizin borçlanmasının gidişatı ürkütücü! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-ekonomide-enflasyon-yukari-hizmet-sektorleri-asagi-79188</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel ekonomide enflasyon yukarı, hizmet sektörleri aşağı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Savaşın hem dünyada hem de Türkiye’de makroekonomik etkilerine ilişkin veriler yavaş yavaş gelmeye başladı. Geçtiğimiz hafta açıklanan küresel PMI verileri, ateşkes süreciyle birlikte sınırlı da olsa bir toparlanmaya işaret etti. Mart ayında sert düşüş gösteren bileşik PMI endeksinde özellikle hizmet sektöründeki gerileme daha belirgindi. Nisan ayında ise toparlanmanın ana kaynağının imalat sanayii olduğu, hizmet sektöründeki iyileşmenin ise oldukça sınırlı kaldığı görülüyor. Başta savunma, enerji ve teknoloji sektörleri olmak üzere ciddi harcama ve yatırımların sürmesi imalat sanayiindeki toparlanmayı desteklerken; ağırlıklı olarak turizm ve ulaştırmaya dayalı hizmet sektörlerinin, savaşın yarattığı belirsizlik ve gerginlik tamamen ortadan kalkmadan daha ciddi şekilde etkilenebileceğine dair sinyaller güçlenmeye başladı.</p>
<p><strong>Savaşın uzaması, enflasyonun </strong><strong>büyümedeki etkisini artırabilir</strong></p>
<p>PMI verilerinin ortaya koyduğu önemli noktalardan biri de hem üretici fiyatlarında hem de girdi maliyetlerinde pandemiden bu yana en hızlı artış sinyalinin gelmesi oldu. Elbette mevcut süreç, pandemi dönemindeki kadar ağır bir tabloya işaret etmiyor. Ancak savaş ortamının devam etmesi ve özellikle Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmayı sürdürmesi durumunda, enflasyon üzerindeki baskının büyüme üzerindeki etkisinin daha güçlü olabileceğine dair izlenim giderek kuvvetleniyor. Savaşın uzaması halinde tedarik zincirindeki sorunların büyümeye olan olumsuz etkisi de daha belirgin hale gelecektir.</p>
<p>Bununla birlikte, mevcut tabloda bile enflasyonun beklentilerin üzerine çıkabileceğine işaret eden çok sayıda veri arka arkaya geliyor. Dün açıklanan ABD enflasyon verileri de bunun önemli örneklerinden biri oldu. ABD’de manşet enflasyon Nisan ayında yıllık bazda %3,8’e yükselerek beklentilerin üzerinde gerçekleşti. Enerji ve gıda hariç çekirdek enflasyonun ise %2,7 olması beklenirken %2,8’e yükseldiği görüldü. Enerji fiyatlarındaki artışın temel nedeni petrol fiyatlarındaki yükseliş olsa da, henüz ikincil etkilerin tam anlamıyla devreye girmediği bir tabloyla karşı karşıyayız.</p>
<p><strong>ABD’de faizin mevcut </strong><strong>seviyelerini koruması daha olası</strong></p>
<p>ABD’de işsizlik oranının tarihi düşük seviyelere yakın seyrederek %4,3 düzeyinde kalması da dikkat çekiyor. Savaş öncesi %3’ün altına gerilemesi beklenen enflasyonun yeniden %4’e yaklaşması, Fed’in faiz indirimi ihtimalini oldukça düşük seviyelere çekmiş durumda. Yeni başkan Kevin Warsh’un faiz indirimi yanlısı olduğu bilinse de enflasyonun yukarı yönlü seyrettiği bir ortamda faiz indirimi kararını desteklemek kolay olmayacaktır. Üstelik Warsh, bu kararı tek başına veremeyecek; kurul üyelerinin önemli bölümünün daha şahin bir tutuma sahip olması nedeniyle bu yıl faiz indirimi yerine mevcut seviyelerin korunması daha olası görünüyor. Hatta faizlerde bir değişiklik olacaksa yönün yukarı olma ihtimali de göz ardı edilmemeli.</p>
<p>Uzun süredir ABD 10 yıllık tahvil faizleri, enflasyonun yeniden yükselişe geçeceği beklentisini fiyatlıyor. Şu anda %4,40 seviyelerinde bulunan ABD 10 yıllık tahvil faizlerinin önümüzdeki dönemde %4,50-%4,75 bandına yönelme ihtimali bulunuyor. Bu çerçevede iskonto oranlarındaki yükselişin, başta hisse senedi piyasaları olmak üzere varlık fiyatları üzerinde bir süre baskı yaratması muhtemel görünüyor.</p>
<p>Bu hafta gerçekleşecek Trump–Xi görüşmesinden savaşı sona erdirebilecek güçlü bir mesaj çıkması halinde piyasalarda enflasyon kaynaklı baskının risk algısındaki düşüşle bir miktar hafiflemesi mümkün olabilir. Aksi durumda ise risk primi fiyatlamasının daha belirgin hale gelmesiyle birlikte hem enflasyon hem de jeopolitik risklerin aynı anda devreye girdiği bir ortamda faizlerde yukarı yönlü hareket daha netleşebilir. Piyasalar enflasyonu fiyatlamaya başladı, riski de daha net fiyatlamaya başlarsa faizde, dolayısıyla önce bono piyasalarında, sonra diğer varlıklarda negatif fiyatlamalar daha fazla gözlenecektir. Risk fiyatlamasında bu haftaki Trump-Xi görüşmesi son derece kritik olacak.</p>
<p>Bununla birlikte, ABD 10 yıllık tahvil faizlerinin %4,50-%4,75 bandına yerleşmesi ve daha üzerini zorlamaması durumunda ve savaşın uzamayacağı varsayımıyla kârlılık ve bilanço tarafında ciddi sorun yaşamayan hisse senedi piyasalarının yeniden yukarı yönlü bir hareket eğilimine girmesi ihtimali halen yüksek görünüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-ekonomide-enflasyon-yukari-hizmet-sektorleri-asagi-79188</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel ekonomide enflasyon yukarı, hizmet sektörleri aşağı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuru-daha-ne-kadar-tutabiliriz-79187</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kuru daha ne kadar tutabiliriz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Savaşın yakında biteceği bir senaryoda, hem yurtiçi hem de yurtdışı faktörleri de göz önüne aldığımda, mevcut kur politikasının 2027’nin ikinci yarısında olabilecek bir seçime kadar sürdürülebileceğini düşünüyorum.</strong></p>
<p>Profesyonel bir ekonomist olarak kariyerim boyunca bana en çok sorulan sorulardan bir tanesi, kurların daha ne kadar tutulabileceği oldu. Onlarca yıldır vatandaşlarımızın kafasında hep bu sorunun olması, aslında kurların tutulması zorunluluğunun da temel nedeni. Yani, bir tür tavuk-yumurta sorunsalı ile karşı karşıyayız. Bu tip durumlarda ideal çözüm, önce problemin kök nedenlerini anlamak ve sonrasında da bunları gidermek olmalı. 1990’ların ortasından itibaren bu amaçla yola çıktığımız ama başarılı olamadığımız birçok deneme yaptık. Onlarca program ya başarısız oldu ya da arkasındaki siyasi irade zayıflayınca yarım kaldı. Bugün geldiğimiz noktada, hâlâ aynı soruyu soruyor olmamız moral bozucu olsa da, mümkün olduğunca akılcı bir yaklaşımla öneriler getirmeye devam etmek zorundayız.</p>
<p>Akılcı yaklaşımın ilk adımı, döviz kurlarının vatandaşlarımızı neden bu kadar çok ilgilendirdiğini anlamak olmalı. Dünyanın çoğu ülkesinde sıradan insanlar, eğer yakın zamanda başka bir ülkeye seyahat etmeyeceklerse, döviz kurlarının seyriyle ilgilenmez, kurların seviyesini de pek bilmez. Halbuki ülkemizde durum çok farklı. Finansal okuryazarlığı çok sınırlı olan, hatta hiç olmayan vatandaşlarımız bile döviz kurlarının seviyesini bilir ve artış temposunu takip eder.</p>
<p><strong>TL’ye güven kaybolunca döviz, </strong><strong>altın ve gayrimenkul öne çıktı</strong></p>
<p>Bunun nedeni, 1970’lerin ortasından beri çok yüksek seyreden enflasyon oranları nedeniyle, Türk Lirası’nın alım gücünün sürekli azalması ve bunun sonucunda da yerel paramıza güvenin neredeyse kaybolmasıdır. Duayen iktisatçı Prof. Asaf Savaş Akat, bu durumu çarpıcı bir şekilde ifade etmek için “TL dandik paradır” ifadesini kullanır; çok da haklıdır. Eğer geniş toplum kesimleri yerel para birimine güvenmiyorsa, o zaman alım güçlerini koruyabilmek için alternatif arayışına girer. Bu alternatif ülkemizde geleneksel olarak altın, arsa ve diğer gayrimenkuller olarak öne çıkar. 1980lerde yapılan finansal reformlarla, Türkiye’de yerleşik kişilerin yabancı para cinsinden mevduat hesabı açmasına izin verilmesi, TL’nin uluslararası konvertibilitesinin sağlanması ve Türkiye’nin sermaye hesabının tamamen serbestleştirilmesiyle, yabancı paralar da bu alternatifler arasına girmiş oldu. Hemen her köşede açılan döviz bürolarından ve binlerce banka şubesinden, neredeyse peynir-ekmek almak kadar kolay bir şekilde dolar, mark (sonrasında euro) ya da pound almak mümkün olunca, vatandaşlarımızın tasarruflarını hızla TL’den yabancı paralara (ağırlıkla da dolara) çevirdiklerine şahit olduk.</p>
<p>Piyasaların temel bir kuralı vardır: Eğer piyasa aktörleri (bu örnekte Türkiye’de yerleşik herkes) piyasada bir bozukluk görürlerse, bundan korunmak ya da eğer yapabiliyorlarsa faydalanmak için, mevcut tüm araçları kullanırlar. Bizim örneğimizde, yüksek seviyedeki fiyat istikrarsızlığının TL’de yarattığı güven kaybı temel bozukluk, bundan korunmak için piyasadaki araçlar ise döviz ve altın oluyor. Hele bir de bu iki korunma (ve hatta para kazanma) aracına erişim çok kolaysa, o zaman insanların dandik paradan kaçıp, kendilerine güvenli bir liman bulmaya çalışmasını da yadırgamamak gerekiyor.</p>
<p>Enflasyonu 50 yıldır düşüremiyor olmamızın doğal sonucu olarak TL’ye güvenin azaldığını ve ülkemiz ekonomisi ve finans piyasalarının hızla dolarize olduğunu tespit etmiş olduk. Dolarizasyonun yüksek olduğu ülkelerdeki en önemli sorunlardan bir tanesi, döviz kurlarındaki artışların enflasyonu da artırıcı etki yapması. Kurlar artınca, ithal ettiğimiz ürünlerin fiyatlarının artması gayet doğal ama eğer ülke ekonomisinde, ticarete konu olmayan sektörlerde bile fiyatlar kurlara bağlı olarak değişiyorsa, o zaman döviz kuru-enflasyon ilişkisi çok daha karmaşık hale geliyor. Yakın zamana kadar, ülkemizde gerek konut gerekse ticari amaçlı gayrimenkul alım-satımlarında ve kiralamalarında döviz cinsinden kontratlarla işlemler yapılabiliyordu. 2018’deki rahip Brunson krizi sonrasında bu artık mümkün olmasa da, mal sahiplerinin kira artış beklentilerinde kurları mutlaka göz önünde bulundurduklarını biliyoruz. Bu ve buna benzer birçok örneği düşününce, kurlardaki artışın enflasyonu önemli ölçüde beslediğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Merkez Bankası’nın da bu konuda yapmış olduğu çok sayıda hesap var.</p>
<p><strong>Enflasyon ile kur artışı arasındaki </strong><strong>makas, 2026’da daha da açılmış</strong></p>
<p>Durum böyleyse, “enflasyonu düşürmek için kur artışlarından gelen etkiyi sınırlamak lazım” diye düşünmek son derece doğal. 2023 Haziran’ından beri uygulanan program da, daha önceki birçok benzeri gibi, aynen bu prensiple hareket ediyor. Şöyle bir veriyle ne demek istediğimi somutlaştırayım: Mevcut programın başladığı Haziran 2023’ten beri, kümülatif tüketici fiyatları enflasyonu %198 olmuş. Aynı dönemde $/TL kurundaki artış ise %74,1’de kalmış. Daha yakın döneme bakacak olursak, bu yılın ilk dört aylık döneminde enflasyon %14,6 olurken, $/TL kurundaki artış %4,9 le sınırlı kalmış. Yani, enflasyon ile kur artışı arasındaki makas, 2026’da daha da açılmış. Bunun nedeni elbette enflasyonun, savaşın da etkisiyle, hedeflerin ve tahminlerin çok üzerinde seyretmesi. Enflasyon yüksekse, o zaman kuru daha da sıkalım dediğimiz zaman, bu yazının başlığındaki soruyu daha çok duymaya başlıyoruz: Kuru daha ne kadar tutabilirler?</p>
<p><strong>Konu, kurlar artar mı </strong><strong>değil, ne zaman artar? </strong></p>
<p>Aslında, bu sorunun kendisi bile asıl çözmemiz gereken soruna ilişkin çok değerli bir bilgi içeriyor: Vatandaşlarımız, kurun önümüzdeki dönemde artacağından çok emin; sadece zamanlama konusunda tereddüt içinde. Yani konu, kurlar artar mı değil, ne zaman artar? Bu beklentinin nedeni de, enflasyonu düşüremiyor olmamız ve TL’yi dandik para olmaktan çıkartıp hem tasarruflarımız hem de günlük işlemlerimizde kullandığımız yegâne para statüsüne yükseltemememiz. İşte bu nedenle, her platformda, enflasyonu sadece düşürüyor olmak yetmez, acilen ve kalıcı bir şekilde fiyat istikrarını sağlamamız lazım diyorum.</p>
<p>Kuru daha ne kadar tutabilirler sorusunun yanıtıysa, ekonomi yönetiminin bu yöndeki kararlılığına bağlı. Ekonomi yönetimi, son üç yıldır uygulamakta olduğu kur politikasında bir değişiklik olmayacağı mesajını her fırsatta veriyor. Uygulamalar da bunu destekliyor. Bu nedenle, siyasi iradenin, bir sonraki seçime kadar mevcut kur politikasının devamı yönünde tecelli ettiğini söyleyebiliriz. Peki, istemek ayrı, yapabilmek ayrı derseniz ve ekonomi yönetiminin kurları tutmaya gücü yetecek mi diye sorarsanız, onun cevabı biraz daha zor. Savaşın yakında biteceği bir senaryoda, hem yurtiçi hem de yurtdışı faktörleri de göz önüne aldığımda, mevcut kur politikasının 2027’nin ikinci yarısında olabilecek bir seçime kadar sürdürülebileceğini düşünüyorum. Eğer imkân bulursa, ekonomi yönetiminin kur artış temposunu bir miktar artırması söz konusu olabilir. Lakin bunun için savaşın bitmesi ve enflasyon beklentilerinin, kısmen de olsa, düzelmeye başlamasını beklemek gerekecek sanırım. Bu konuya devam edeceğim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuru-daha-ne-kadar-tutabiliriz-79187</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/7/1280x720/doviz-money-1778649529.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kuru daha ne kadar tutabiliriz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yalnizlik-ekonomisi-79186</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yalnızlık ekonomisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İnsanlık tarihinin en <em>‘bağlantılı’</em> çağındayız. Sürekli çevrimiçiyiz. Ekranlarla yaşıyoruz. Yer, mekân ve zamandan bağımsız, aynı anda onlarca kişiyle konuşabiliyoruz. Etkileşim, haberleşme, ‘bilgi’ edinme olanaklarımız neredeyse sınırsız…</p>
<p>Ama tam da bu ortamda <strong><em>‘yalnızlık’</em></strong> küresel ölçekte büyüyor. Üstelik bu artık bireysel bir duygu durumu ya da modern insan sıkışması değil. Yalnızlık, ekonomik sonuçları olan, sağlık sistemlerini etkileyen, toplumsal güveni aşındıran ve yeni teknoloji pazarları yaratan yapısal bir meseleye dönüşmüş durumda.</p>
<p><strong>Modern dünyanın yeni sağlık krizi</strong></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü’ne göre dünya genelinde yaklaşık her 4 kişiden 1’i kendisini yalnız hissediyor. Daha da kritik bir bulgu var. Yalnızlık, yaşlılıkla ilgili değil. Gallup’un küresel sosyal bağlantılar araştırmasına göre <strong><em>yalnızlık hissi özellikle gençlerde yükseliyor</em></strong>. 19-29 yaş aralığı, sosyal kopuşun en yoğun hissedildiği kuşaklardan biri haline gelmiş durumda. Hiper bağlantılı ama düşük aidiyetli toplumlara dönüşüyoruz.</p>
<p>Ancak burada dikkatli olmak gerekiyor. Dijital bağlantının artması tek başına yalnızlık üretmiyor. Teknoloji birçok insan için destek, erişim ve yeni topluluk biçimleri de yaratabiliyor. Sorun daha derinde. Sosyal ilişkilerin üzerinde yükseldiği altyapının dönüşümünde.</p>
<p><strong>Dönüşen sosyal altyapı</strong></p>
<p>Sürekli temas halindeyiz. Ama giderek daha az bağ kuruyoruz. Sosyal medya platformları iletişimi artırdı ama ilişkinin derinliğini örseledi. Görünürlük, karşılaştırma ve performans baskısı, sosyal ilişkiyi deneyim olmaktan çıkarıp, bir vitrin şovuna dönüştürdü.</p>
<p>Türkiye’de de tablo çok farklı değil. Şehirleşme, ekonomik baskı, güvencesiz çalışma biçimleri ve dijitalleşme sosyal ilişkilerin yapısını dönüştürüyor. Tek kişilik haneler artıyor. TÜİK verilerine göre <strong>tek kişilik hane halkı oranı yüzde 20 bandına dayanmış durumda</strong>. Büyük şehirlerde yaşam maliyetleri yükseldikçe insanlar daha küçük sosyal çevrelere sıkışıyor. Eskiden sosyal bağ üreten birçok yapı çözülüyor. Mahalle kültürü, uzun süreli iş ve güçlü komşuluk ilişkileri… <strong><em>Modern kent yaşamı artık karşılaşma üretmiyor, yalnızca kalabalık içinde eşzamanlılık üretiyor.</em></strong></p>
<p>Burada meseleyi yalnızca teknoloji, dijitalleşme, akıllı telefonlar üzerinden tanımlamak fazla yüzeysel kalır. Asıl mesele, sosyal altyapının çözülmesi. Modern ekonomi daha mobil, daha bireysel, daha rekabetçi ve daha geçici ilişkiler üzerine kurulu.</p>
<p>İnsanlar artık aynı mahallede büyümüyor, aynı işyerinde uzun yıllar çalışmıyor, aynı toplulukların parçası olarak yaşamıyor. Hayat giderek daha atomize hale geliyor. Bu durum aynı zamanda ekonomik temelli. Çünkü yalnız birey daha fazla tüketiyor <em>(hedonik tüketim) </em>Dijital platformlara daha bağımlı hale geliyor. <strong><em>Yalnızlık, yeni ekonomik modelin girdisine dönüşüyor.</em></strong></p>
<p><strong>Teknolojiden duygusal destek!</strong></p>
<p>Tam da bu noktada teknoloji yeni bir role yerleşmeye başlıyor. Teknoloji, bu yalnızlığı karşılayacak şekilde giderek bir <em>‘duygusal altyapı’</em> işlevi üstleniyor. Özellikle son iki yılda yapay zekâ destekli arkadaşlık uygulamaları ve duygusal chatbot platformları olağanüstü büyüdü.</p>
<p>Reuters/Ipsos araştırmasına göre Avrupa’daki gençlerin önemli bir bölümü kişisel ya da duygusal meselelerini konuşmak için bu chatbotlara yöneliyor. Araştırmada katılımcıların yüzde 48’i bu uygulamaları ruh sağlığı desteği için kullandığını söylüyor!</p>
<p>Bugün yükselen teknoloji alanlarından biri artık <strong>‘eşlik ekonomisi’ </strong><em>(companionship economy).</em> Dijital arkadaşlık, yapay zekâ destekli partner sistemleri, duygusal chatbotlar. İnsanlar artık sentetik de olsa duygusal erişilebilirlik satın alıyor. Milyarlarca dolarlık bir pazardan bahsediyoruz.</p>
<p><strong>Sonuç: Yan etkisi fazla ilaç!</strong></p>
<p>Yapay zekâ yargılamıyor. Yorulmuyor, cevap veriyor ve kişiye göre şekilleniyor. İnsan ilişkilerinin karmaşık, yorucu ve kırılgan olduğu yerde algoritmik ilişkiler böylece <em>‘sürtünmesiz’</em> bir deneyim sunuyor.</p>
<p>Ancak burada çok derin bir çelişki var. Çünkü insan ilişkilerinin değeri tam da o sürtünmeden geliyor. Araştırmalar, bu sistemlerin kısa vadede destek hissi yaratsa da sonrasında sosyal geri çekilme, duygusal bağımlılık ve gerçek ilişkilerden uzaklaşma gibi riskleri beraberinde getirdiğini gösteriyor. Yan etkisi fazla bir ilaç gibi!</p>
<p>Teknolojinin çözülmekte olan sosyal dokunun sebebi mi yoksa sonucu mu olduğunun artık bir önemi yok. Oluşan boşluk yine teknoloji tarafından kapatılıyor. Yapay zekâ insanın bilişsel yeteneklerinin yerini alırken, duygusal ihtiyaçları için de hazırda bekliyor. Yalnızlık ekonomisi büyürken, insanın duygusal tampon sistemlerinin önemli bir bölümü dijital platformlara devrediliyor. Ve bu, piyasanın en yeni ve kârlı tüketim malzemesine dönüşüyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yalnizlik-ekonomisi-79186</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yalnızlık ekonomisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuz-dolarlik-celiski-79185</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yüz dolarlık çelişki</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji piyasalarında eşi benzeri görülmemiş bir dar boğaz yaşanıyor. Savaşın biteceğine dair umutlar sürse de sistemde büyük bir hasar oluştu. Küresel petrol arzının yüzde 14’ü ile sıvılaştırılmış doğal gaz akışının beşte biri devre dışı kalmış durumdadır. Orta Doğu’daki altyapı tahribatı da göz önüne alındığında, yüksek taban fiyat bir norm hâline gelmiş olabilir. Dolayısıyla fiyat düşüşlerinin sınırlı kalacağı ancak yükselişlerin agresif bir seyir izleyeceği asimetrik bir risk tablosuyla karşı karşıyayız.</p>
<p>Yüz dolarlık fiyata rağmen gelişmiş ekonomilerin gösterdiği direncin farklı nedenleri vardır. Enerji maliyetlerine karşı aşırı duyarlı olan imalat sanayinin ağırlığı azalırken, teknoloji ve hizmet sektörünün payı yükseliyor. Pandemi döneminde kamudan özel sektöre aktarılan muazzam kaynaklar da güç veriyor. Hane halklarını ve şirketleri destekleyen cömert maliye politikası, ekonomileri dış şoklara karşı dayanıklı kılıyor. Kısacası petrolün ekonomik sistem üzerindeki etkisi, 1973 krizine kıyasla çok daha sınırlı kalıyor. Fiyat 200 dolar gibi astronomik bir sınıra dayanmadığı sürece, mevcut seviyeler küresel sistem tarafından göğüslenebilir duruyor.</p>
<p>Hâlihazırdaki fiyatlar gelişmiş ülkeler için makul sayılabilir. Öte yandan Türkiye gibi ülkelerde fiyatlardaki yukarı yönlü her adım maliyetler üzerinde baskı oluşturuyor. Belki de en büyük talihsizliğimiz, enerji fiyatlarının bu yüksek seyrine kırılgan bir enflasyon ortamında yakalanmış olmaktır.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuz-dolarlik-celiski-79185</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüz dolarlık çelişki ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/serbest-fonlar-ocu-mu-firsat-mi-79184</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Serbest fonlar öcü mü, fırsat mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Serbest fonlar iyi zamanlarda piyasayı derinleştirirken, kötü zamanlarda oynaklığı artırabilir. Çünkü bu fonlar çoğu zaman benzer risk modelleriyle çalışır. Piyasada bir şok olduğunda, birçok fon aynı anda aynı varlıkları satmaya başlayabilir. Böyle bir durumda likidite bir anda kaybolur. Normal zamanda alıcı bulan varlıklar, kriz anında alıcı bulamaz hale gelir.</strong></p>
<p>Bu yazıda herkesin çok merak ettiği, düzenleyici otoritelerin “öcü” olarak gördüğü, tecrübeli yatırımcıların ise “derinleşme” ve “fırsat” olarak tarif ettiği serbest fonlarla alakalı bir analiz yapmak istedim. </p>
<p>Serbest fonlar sermaye piyasalarının en çok konuşulan ama en az anlaşılan oyuncularından biri. Bunun sebebi çok açık: normal yatırım fonları gibi görünürler ama çalışma biçimleri çok daha esnek. Hisse senedi alabilirler, tahvil alabilirler, dövizde pozisyon alabilirler, türev ürün kullanabilirler, açığa satış yapabilirler, kaldıraç kullanabilirler. Bu yüzden serbest fonları anlamak için önce şunu bilmek gerekir: Bunlar klasik anlamda “al ve bekle” fonları değildir; piyasa hareketlerinden aktif şekilde faydalanmaya çalışan, daha karmaşık stratejiler kullanan yapılardır.</p>
<p>Gelişmekte olan ülkelerde serbest yatırım fonları genellikle “nitelikli yatırımcı” olarak tanımlanan kişilere sunulur. Bunun nedeni, bu fonların daha yüksek getiri arayışıyla daha yüksek risk alabilmesidir. Fintables’ın serbest fonlara ilişkin açıklamasında da vurgulandığı gibi, bu fonlar kaldıraç, açığa satış ve türev ürün kullanımı gibi ileri finansal tekniklerle mutlak getiri hedefler; buna karşılık daha az şeffaflık, daha yüksek risk ve sınırlı erişim gibi özellikler taşır.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Serbest fonlar piyasaya likidite sağlar</span></h2>
<p>Serbest fonların sermaye piyasasına ilk etkisi likidite üzerinden görülür. Likidite basitçe bir varlığın hızlıca satın alınabilmesi ve satıldığı zaman hızla nakde dönüşebilmesidir. </p>
<p>Doğal olarak, piyasada çok sayıda alıcı ve satıcı varsa, işlemler daha sağlıklı gerçekleşir. Serbest fonlar büyük hacimli işlem yaptıkları için piyasaya likidite sağlar diyebiliriz. Özellikle hisse senedi, tahvil, döviz ve türev piyasalarda alım satım yaparak fiyatların oluşmasına katkıda bulunurlar. Bu yönüyle faydalıdırlar. Nitekim SEC’in “hedge fund likidite yönetimi” üzerine yayımladığı bir çalışmada, serbest fonların normal dönemlerde fiyat keşfine katkı sağladığı, ancak söz konusu fonların daha yüksek likidite istemenin bir denge sorunu yarattığı ifade ediliyor.</p>
<p>Fiyat keşfi dediğimiz şey, piyasada bir varlığın gerçek değerine yakın bir fiyata ulaşma sürecidir. Serbest fonlar sürekli alım satım yaptıkları, farklı piyasalar arasındaki fiyat farklarını takip ettikleri ve yanlış fiyatlamaları değerlendirdikleri için bu sürece katkı sağlar. Örneğin bir hisse ucuz kalmışsa alırlar, pahalı görünüyorsa satarlar. Bu davranış teorik olarak fiyatların daha makul seviyelere gelmesine yardım eder. Kaynak taraması yaparken gözüme çarpan uluslararası bir çalışmada da serbest fonların sakin piyasa koşullarında piyasa likiditesine ve kalıcı fiyat değişimlerine anlamlı katkı sağladığı belirtiliyor. Ancak yine aynı çalışma bu fonların piyasa etkinliğini artırma fonksiyonundan bahsederken, kriz dönemlerinde riski büyütme potansiyeline de dikkat çekiyor.</p>
<h2>Piyasada şok olduğunda likidite bir anda kaybolur</h2>
<p>Serbest fonlar iyi zamanlarda piyasayı derinleştirirken, kötü zamanlarda oynaklığı artırabilir. Çünkü bu fonlar çoğu zaman benzer risk modelleriyle çalışır. Piyasada bir şok olduğunda, birçok fon aynı anda aynı varlıkları satmaya başlayabilir. Böyle bir durumda likidite bir anda kaybolur. Normal zamanda alıcı bulan varlıklar, kriz anında alıcı bulamaz hale gelir. Bu da fiyat düşüşünü hızlandırır. Yani serbest fonlar piyasaya likidite sağlar ama aynı zamanda likiditenin hızla çekilmesine de neden olabilir. Sonuçta bizim “şelale düşüşü” dediğimiz süreç gerçekleşebilir. </p>
<p>Burada kaldıraç meselesi çok önemlidir. Kaldıraç, fonun kendi sermayesinden daha büyük pozisyon alması demektir. Örneğin 100 liralık sermaye ile 300 liralık pozisyon açmak mümkündür. İşler iyi giderse kazanç büyür. Ama işler ters giderse zarar da büyür. Bu nedenle kaldıraç kullanan fonlar, piyasa ters yönde hareket ettiğinde hızlıca pozisyon kapatmak zorunda kalabilir. Bu da satış baskısını artırır. IMF’nin finansal istikrar raporlarında sık sık vurguladığı gibi, yüksek kaldıraçlı finansal kuruluşların bankacılık sistemiyle de bağlantısı, piyasa çalkantılarında makro-finansal istikrar açısından önemli bir kırılganlık yaratır.</p>
<p>Serbest fonların bir başka etkisi de piyasa psikolojisi üzerindedir. Büyük fonların pozisyonları piyasa tarafından yakından izlenir. Bir serbest fonun belirli bir hissede veya tahvilde pozisyon aldığı düşünülürse, diğer yatırımcılar da aynı yönde hareket edebilir. Bu bazen fiyatları destekler, bazen de tersine panik yaratır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde bu etki daha belirgin olur. Çünkü piyasa derinliği sınırlıysa, büyük bir fonun alımı veya satımı fiyatlarda ciddi hareket yaratabilir.</p>
<p>Türkiye gibi sermaye piyasaları gelişmekte olan ülkelerde serbest fonların etkisi bu yüzden daha hassas ele alınır.  Fon sayısı ve büyüklüğü arttıkça piyasaya likidite gelir, ancak bu likiditenin ne kadar kalıcı olduğu da önemlidir. Çünkü kısa vadeli ve yüksek kaldıraçlı para, iyi günde piyasa dostu görünür; kötü günde ise kapıdan ilk çıkan olur.</p>
<p>Tabii, serbest fonların olumlu taraflarını küçümsememek gerekir. Bu fonlar piyasaya profesyonel yatırımcı getirir, fiyatlama kalitesini artırır, arbitraj imkanlarını değerlendirir, şirketlerin ve devletlerin sermaye piyasasından kaynak bulmasını kolaylaştırabilir. Ayrıca yatırımcılara farklı stratejiler sunarak portföy çeşitliliği sağlar. Türkiye’deki akademik çalışmalarda da serbest yatırım fonlarının likidite sağlama, fiyat oluşumuna katkıda bulunma ve portföy çeşitliliği yaratma yönleri öne çıkarılmış durumdadır.</p>
<p>Ancak olumsuz tarafları da oldukça net. Mesela, en büyük risk şeffaflık eksikliği. Normal yatırım fonlarında yatırımcı neye yatırım yapıldığını daha kolay görebilir. Serbest fonlarda ise stratejiler daha karmaşık ve daha az görünür olabilir. Bu nedenle yatırımcı, aldığı riskin tamamını anlamadan getiri beklentisine kapılabilir. Türkiye’de serbest fonların yalnızca nitelikli yatırımcılara satılmasının temel nedeni de budur. Çünkü bu ürünler herkes için uygun değildir.</p>
<h2>Tek bir serbest fonun zarar etmesi, yatırımcısını ilgilendirir</h2>
<p>Bir diğer risk likidite uyumsuzluğudur. Fon yatırımcıya belirli dönemlerde çıkış hakkı verir ama fonun yatırım yaptığı varlıklar her zaman kolay satılamayabilir. Kriz anında yatırımcılar aynı anda çıkmak isterse fon varlık satmak zorunda kalır. Eğer bu satışlar düşük likiditeli varlıklarda gerçekleşirse fiyatlar sert düşer. SPK’nın yatırım fonlarında likidite riski üzerine yaptığı çalışmalarda da etkili likidite yönetiminin ve yüksek kaliteli likit varlık tanımının önemine dikkat çekilmesi bu yüzden anlamlıdır.</p>
<p>Sistemik risk tarafı ise daha geniştir. Tek bir serbest fonun zarar etmesi kendi yatırımcısını ilgilendirir. Ama çok büyük fonlar aynı anda benzer pozisyonlar taşıyorsa ve bu pozisyonlar bankalarla, aracı kurumlarla, türev piyasalarla bağlantılıysa sorun büyür. Örnek verelim: 1998’de Long-Term Capital Management Hedge Fonundaki pozisyonlar o kadar büyüktü ve finansal sistemle o kadar bağlantılıydı ki, çöküşü neredeyse daha geniş bir finansal krize dönüşüyordu. Akademik literatürde ve politika tartışmalarında serbest fonlara yönelik temkinli bakışın önemli kaynaklarından biri de bu olaydır desem yanlış olmaz.</p>
<p>Sonuç olarak serbest fonlar sermaye piyasalarının doğal ve önemli oyuncularıdır. Sorun varlıkları değil, nasıl çalıştıkları ve ne kadar denetlendikleridir. İyi düzenlenen, riskleri izlenen ve yatırımcısı bilinçli olan serbest fonlar piyasaya derinlik kazandırır. Ancak kaldıraç, likidite riski ve şeffaflık sorunları görmezden gelinirse, bu fonlar piyasayı güçlendirmek yerine kırılgan hale getirebilir.</p>
<p>Basitçe söylemek gerekirse: serbest fonlar sermaye piyasasına hız kazandırır. Ama fren sistemi sağlam değilse, hız her zaman güvenlik anlamına gelmez.</p>
<p>Bu yazıyı yeni atanan SPK Başkanı ve Yönetimi için kaleme aldım. Piyasanın derinleşmesi için atılan adımları desteklerken “overregulation” yani aşırı mevzuat tuzağına düşülmemesi için bir tavsiye yazısını bilgilerini arz etmiş oldum. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Doğru doz fayda sağlar yanlış doz yan etki üretir</span></h2>
<p>Serbest fonları iyi veya kötü diye tek cümleyle tanımlamak doğru değil. Aslında bunlar piyasanın ilacı gibidir. Doğru doz fayda sağlar, yanlış doz yan etki üretir. Piyasaya likidite getirirler ama aynı anda oynaklığı artırabilirler. Fiyat keşfine katkı sağlarlar ama panik dönemlerinde fiyatları gerçek değerinden uzaklaştırabilirler. Sermaye piyasasını derinleştirirler ama kaldıraç ve şeffaflık eksikliği nedeniyle sistemik risk yaratabilirler.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/serbest-fonlar-ocu-mu-firsat-mi-79184</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/4/1280x720/boga-ayi-1778649405.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Serbest fonlar öcü mü, fırsat mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/istanbulun-denizi-ve-idosu-var-79183</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstanbul’un denizi ve İDO’su var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>3 tarafı denizlerle çevrili coğrafyada deniz potansiyelimizi daha yoğun faydaya çevirmek şart. İDO, tarihi kültürel mirası, şirket kabiliyetleri ve güçlü filosuyla bunu başaran köklü kurumlarımızdan biri.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Farkında değilmişiz gibi davransak da büyük kentler, <strong>trafik yüzünden fakirleşme</strong> süreci yaşıyor. Zira <strong>ulaşamıyoruz</strong>. Misal Türkiye ekonomisinin kalbi <strong>İstanbul</strong>, denizi devreye almasaydı, <strong>kent kalp krizi geçirirdi</strong>. İşyerine gidemeyen <strong>insanlar</strong>, yerine ulaşamayan <strong>siparişler</strong>, aksayan <strong>toplantılar</strong>...</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: İstanbul coğrafyasındaki dünya kentlerinde, <strong>karayolu</strong> yanı sıra<strong> raylı sistemler</strong> ve <strong>deniz yolu</strong> eşit oranda gelişiyor. Deniz ulaşımının toplam kent ölçeğinde <strong>%9</strong> civarında olması gerekirken İstanbul’da bu oran ancak <strong>%1</strong> düzeyinde bulunuyor. Bu da gündeme <strong>İstanbul Deniz Otobüsleri’ni (İDO)</strong> getiriyor.</p>
<p><strong>MAVİ SULARIMIZIN DEĞER ÜRETENİ OLMAK</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Havacılık sektörünün bayrak taşıyıcısı <strong>THY</strong>; geçen yıl, <strong>küresel boyutta 92,6 milyon yolcu</strong> taşıdı. Oysa <strong>İDO 40 yıllık denizcilik deneyimiyle</strong>, Ege Marmara havzasında 31 milyondan fazla yolcu ulaştırdı. Üstelik bunu 34 iskeleyle başardı. <strong>Osmangazi Köprüsü</strong> dahi <strong>İDO’nun önemini</strong> azaltamamış.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Genel Müdür <strong>Dr. Murat Orhan</strong>,  İDO’yu İstanbul dışına taşırma vizyonuyla <strong>turizme katkıyı</strong> daha üst lige taşıyor. <strong>Mavi sularımızın ulaştığı</strong> her coğrafya, <strong>İDO’nun yetkinliğiyle</strong> birleşip potansiyel kazanıyor. Geçen yıl taşınan toplam <strong>13 milyon</strong> araçla <strong>metropol trafiği</strong> hafifletilebilmiş.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / İDO’ya dair..</strong></span></p>
<p><strong><em>Kent ulaşımına katkısı?</em></strong></p>
<p>Ben <strong>53 yıldır İDO hizmetleriyle</strong> ulaşanlardanım. Vapurlarını, <strong>neredeyse adlarıyla</strong> ezberledim. Zira <strong>dünya başkenti İstanbul’un</strong> mavi sularıyla, ulaşım çözümleriyle bütünleşmiş <strong>şanlı bir geçmişe</strong> sahip.</p>
<p><strong><em>İDO’nun gelecek planları?</em></strong></p>
<p>Rotayı daha geniş çiziyor <strong>Murat Orhan</strong>; hat sayısı artıyor <strong>5 yeni destinasyon</strong> geliyor. <strong>Toplam kapasite %35 artacak</strong>. Bu da beraberinde bölgenin güçlü potansiyeli ile <strong>İDO’ya finansal geri dönüş</strong> sağlayacak.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>GEMİLERDEN RIHTIMLARDAN TAŞAN TURİZM ÇÖZÜMLERİNE DOĞRU</strong></p>
<p>İDO Kurumsal İletişim ve Pazarlama Direktörü <strong>Sencan Taşçı</strong> e-SIM çözümlerinden <strong>kapıda vize</strong> danışmanlığına kadar uzanan ek hizmetlerle <strong>risk yönetimini</strong> tek elde buluşturduklarını vurguluyor. Böylece kurum, <strong>klasik taşıyıcı rolünün ötesine geçerek</strong> yolcuların her ihtiyacına cevaba dönüşüyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>İDO LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>İDO</strong>: İstanbul Deniz Otobüsleri şirketinin adı. Gelecek yıl 40’ına girecek olan köklü kurumlarımızdan</p>
<p><strong>Deniz taşımacılığı</strong>: Suyu otobana çeviren anlayış, dünya ve kent ulaşımının olmazsa olmaz yolu</p>
<p><strong>Kent zenginliği</strong>: İstanbul gibi dünya markası şehrin, coğrafya yetkinliklerini finansa dönüştürmesi</p>
<p><strong>İDO varlıkları</strong>: Arabalı vapur, hızlı feribot, Yalova, Pendik, Topçular, Yenikapı gibi terminaller</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/istanbulun-denizi-ve-idosu-var-79183</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/IDO-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul’un denizi ve İDO’su var ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yas-cay-alim-fiyati-belli-oldu-79211</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yaş çay alım fiyatı belli oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanlığı, 2026 yılı yaş çay alım fiyatına ilişkin açıklama yaptı.</p>
<p>Sosyal medyadan yapılan açıklamada, geçen yıl yaş çay rekoltesinin 1 milyon 340 bin ton olduğu hatırlatıldı.</p>
<p>ÇAYKUR'un 2025'te 49 fabrikada 823 bin ton yaş çay alımı yaptığı belirtilen açıklamada, "ÇAYKUR, bu yıl ortalama aynı miktarda alım yapmayı hedeflemektedir. 2025 yılında kilogram başına 25,44 lira olan yaş çay bedeli 2026 yılı için 35 lira olarak belirlenmiştir. Üreticilerimize hayırlı ve bereketli olmasını dileriz." ifadelerine yer verildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yas-cay-alim-fiyati-belli-oldu-79211</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/9/1280x720/yas-cay-alim-fiyati-belli-oldu-1747140743.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarım ve Orman Bakanlığı, yaş çay alım fiyatının kilo başına 35 lira olarak belirlendiğini duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kamu-borc-stoku-dusuk-mu-79182</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> “Kamu borç stoku düşük mü?”</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Başlıktaki soruyu ben sormuyorum. Bu sorunun sahibi yıllarını Hazine’ye vermiş, kamudaki görevi bitince de köşesine çekilmemiş eski bir bürokrat, eski bir Hazineci…</p>
<p>Bana gönderdiği uzun mesaja<strong> “İktidar sözcüleri zaman zaman ülkemizde kamu borç stokunun çok olmadığını söylüyor. Bunun üzerine birkaç kelâm etmenin yararlı olacağını düşündüm”</strong> diye başlıyor.</p>
<p>Bu görüşlerde ilk bakışta haklılık payı olduğunun altını çizen eski Hazineci <strong>“Doğrudur, uluslararası karşılaştırma yapılırken her zaman kamu borç stokunun milli gelire oranı dikkate alınır; yani reel borç, nominal stokun GSYH’ye oranıdır ama kritik bir hatırlatma yapayım, stok anapara demektir. Yani nominal borç stokunun içinde ödenecek faizler yoktur”</strong> diyor ve konuyu Türkiye’nin borç yüküne getiriyor.</p>
<p>Ben en iyisi sözü uzmanına bırakayım:</p>
<h2><em>“Faiz yükünü baştan bilmek zordur!</em></h2>
<p><em>Hazine’nin ilk borçlanma anında nominal değer olarak kaydettiği miktar, stok olarak izlenir. Çünkü faizi baştan kaydetmek zordur. Özellikle değişken faizli ve uzun vadeli borçlanma senetleri için nasıl kayıt yapılacağı konusu çözümlenmeden, anaparanın yanına faizi de koyarak toplam borç yükünü izlemek tartışmalı olabilir. Çünkü faiz hesaplanırken kullanılacak döviz, enflasyon ve faiz varsayımları herkese göre değişecektir.</em></p>
<p><em>Bu bağlamda, kamu borç yöneticileri, nominal stokun (anaparanın) GSYH’ye oranını öne çıkarırlar. Oran Türkiye için, geçen yıl sonunda, yüzde 30’un biraz altındaydı. Buna karşılık ABD, Japonya, Belçika, İtalya gibi ülkelerde yüzde 100’lük, hatta yüzde 200’lük oranlar söz konusu. Olaya bu zaviyeden bakınca bizim oran ehven.</em></p>
<h2>“Benim bakış açım başka”</h2>
<p><em>Bizim anapara (stok) toplamımızın, milli gelire oranlayınca aşırı görünmediği doğrudur. Tamam. Ama faizleri ve stokun enstrüman yapısını dikkate alınca resim aynı mı?</em></p>
<p><em>Önce enstrüman yapısına dikkatinizi çekmek isterim. Toplam kamu borç stokunun (anapara) yüzde 52’si altın ve döviz. Hiç yeni borç alınmasa bile, döviz kuru ve altın fiyatlarındaki değişim sonucu, anapara (stok) durduğu yerde şişiyor, büyüyor. Hazine’nin ödemesi gereken miktar artıyor.</em></p>
<p><em>Mart 2026 itibariyle stokun sadece yüzde 33’ü sabit faizli lira enstrümanlardan oluşuyor. Diğer bir deyimle faiz veya kur değişse bile bu borçlanma senetlerinin anapara ve faiz ödemeleri etkilenmiyor. Bu arada hatırlamakta yarar var: Haziran 2023’te bu oran yüzde 27 imiş. Artmış. Enflasyonla mücadele edildiğinin iddia edildiği, faizlerin düşmesinin beklendiği bir dönemde Hazine sabit faizle borçlanmayı tercih eder mi? Eğer enflasyonun düşeceğine gerçekten inanıyorsa, değişken faizle borçlanıp, faiz düştükçe daha az faiz ödeyerek kamunun yükünün azalmasını hedeflemesi gerekmez mi?</em></p>
<h2>“Faiz mi haram, enflasyon mu?”</h2>
<p><em>Ancak değişken faizle borçlanmanın da başka bir riski var. Uzun söze gerek yok. Eski Kamu Finansmanı Genel Müdürü Coşkun Cangöz’ün harika bir çalışmasını örnek vereyim. Coşkun Cangöz, <strong>“Faiz mi haram, enflasyon mu”</strong> başlıklı harika çalışmasında, TÜFE’ye endeksli kağıtların anaparasının bugün itibariyle yaklaşık 605 milyar lira olduğunu belirtiyor. Ardından OVP, IMF varsayımı ve piyasaların enflasyon beklentisine göre 2027-2033 verilerine dayanarak hesaplamalar yapıyor. Ödemelerin OVP varsayımlarına göre 2,7 trilyon liraya, piyasa beklentilerine göre ise yaklaşık 4 trilyon liraya ulaştığını hesaplıyor. Aradaki farkın 1,3 trilyon lira olduğuna dikkat çekiyor.</em></p>
<p><em>605 milyar nere 4 trilyon nere! Nominal stok (anapara) üzerinden yapılan hesaplamada bu tutar esas alınıyor. Oysa hesaba faizleri de katınca iş değişiyor. Hazine de ödeme projeksiyonları yayınlıyor. Hiç yeni borçlanma yapılmasa ödenecek anapara ve faizler hesaplanıyor. Sadece iç borçlar için anapara borç toplamı 8,7 trilyon lira iken ödenecek faizin 9,2 trilyon lira olduğunu görüyoruz.</em></p>
<h2>“Onların borcu kendi paralarıyla…”</h2>
<p><em>Demem o ki; evet ABD, Japonya, İtalya, Belçika yüzde 100’lerin üstünde reel borç stoku büyüklüğü taşıyor. Ancak borçları kendi paralarıyla. Dövizle borçlanmamışlar. İkincisi yıllık faizleri yüzde 1-4 aralığında. Bizim aylık faizlerimiz kadar.</em></p>
<p><em>Bizim kamu borcumuzun bu faiz ve enstrüman yapısının sonucunda sarsıcı bir tablo ortaya çıkıyor.</em></p>
<p><em>Hazine’nin borç stoku önceleri 5-9 yıl arasında katlanırken, artık 1,5–2 yılda bir katlanma hızına erişti. 2018’deki rejim değişikliği ve rahip krizinden sonraki bu hızlanmanın bir nedeni de döviz ve altın ağırlıklı borçlanma. Diğer neden de aşırı yüksek faiz ödemeleri için de yeni borç alınması.</em></p>
<p><em>Normal şartlarda, yani enflasyonla mücadele edildiği durumlarda, kamu bütçesinde faiz dışı harcamalar kısılır. Tüketimi düşürmek için azaltılır. Gelirler artınca, faiz dışı fazla yaratılır. Bu fazla ile borç faizleri ödenir, faizler için yeni borçlanma yapılmaz. Böylelikle piyasalarda faiz baskısı azalmış olur.</em></p>
<p><em>Görüldüğü gibi bizde bunların hiçbiri yok. Yüksek faiz ödemeleri ile gelir dağılımı daha da bozuluyor. Yüksek faiz ödemeleri ile geliri artanlar daha fazla harcama yaparak talebi kısma mücadelesine sekte vuruyor.</em></p>
<p><em>Dolayısıyla sadece anaparaya (stoka) bakınca, işin yüksek faiz ve katlanma hızı tarafının etkileri unutulmuş oluyor.</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kamu-borc-stoku-dusuk-mu-79182</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/02/kkmde-dusus-hizlandi-doviz-mevduati-sert-geriledi-8uz7_headline.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “Kamu borç stoku düşük mü?” ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-79181</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasanın barış umudu zayıfladı mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Petrol Yükselişe Geçti! Piyasa Barış Umudu Zayıfladı Mı? | Ekonomi Masası | 13 Mayıs" src="https://www.youtube.com/embed/Sx3wm0XQDco" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-79181</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/8/1280x720/guldag-berfin-cipa-1770786551.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-devreye-girdi-hastalik-ekonomisinden-saglik-ekonomisine-geciyoruz-79180</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Yapay zeka’ devreye girdi, ‘hastalık ekonomisi’nden ‘sağlık ekonomisi’ne geçiyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEDICANA</strong> Zincirlikuyu Hastanesi’nde <strong>“Longevity”</strong> bölümünü kurup yöneten <strong>Prof. Osman Müftüoğlu</strong>, bir grup meslektaşımla gerçekleştirdiği buluşmada konuyu şöyle açtı:</p>
<p>— <strong>“Check-Up”</strong> dönemi bitti, <strong>“Check-Forward”</strong> dönemi başladı... <strong>“Check-up”</strong> bugünü gösteriyor, <strong>“check-forward”</strong> yarını okumaya çalışıyor. Modern tıbbın yönü artık hastalık bulmaktan, risk öngörmeye doğru kayıyor.</p>
<p>Buluşma vesilesiyle imzaladığı kitabına da sohbet sırasında yeri geldikçe baktım:</p>
<p><strong>Yaşasın Yaş Almak, Longevity 2.0</strong></p>
<p>Kitapta <strong>“check-up”</strong>la ilgili şu iddiaları dikkatimi çekti:</p>
<ul>
<li>Klasik <strong>“check-up”</strong>lar hastaya değil hastalıklara odaklanır. Çoğunluğu kişiye özel değildir.</li>
<li>Hatta kişinin yaşını, yaşam tarzı seçimlerini, mesleğini, genetik mirasını dikkate bile almaz.</li>
<li><strong>“Longevity check-up”</strong>ları ise bizi genetiğimizle, yaşam tarzı seçimlerimizle, geçmiş sağlık hikayemizle, yaşadığımız çevreyle, mesleğimiz, ilişkilerimiz ve ekonomimizle birlikte bir bütün olarak görür.</li>
<li>Hastalığı aramaktan ziyade <strong>“yaşlanmayı okumaya”</strong> özen gösterir.</li>
<li><strong>“Check-up”</strong>ların çoğu ticaridir. Koruyucu sağlık hedefinden uzaktır. Az sayıda test içerir.</li>
<li>Genellikle de tecrübe dağarcığı yeterince olgunlaşmamış ve dolmamış hekimler tarafından değerlendirilir.</li>
<li><strong>“Longevity”</strong> araştırmalarında kullanılan sağlık riski analizi testleri ise sizi adeta didik didik eder.</li>
<li>Enine boyuna noktasal bir şekilde inceeler. Biyolojik yaş ile yetinmez, damar yaşınızı, beyin, kalp, bağışıklık, karaciğer yaşlarınızı, genetik mirasınızı masaya yatırır.</li>
</ul>
<p>Kitaptaki <strong>“check-up”</strong> bölümünü incelerken sohbetten de kopmadım. <strong>Prof. Osman Müftüoğlu</strong>, <strong>“Yapay zeka”</strong> destekli analizler ve veri temelli sağlık yönetiminin, <strong>“Longevity”</strong>nin önemli parçası olduğunu belirtti:</p>
<p>— Tıpta veri giderek büyüyor ve insan aklının bunu tek başına yönetmesi zorlaşıyor. <strong>“Yapay zeka”</strong>nın en önemli katkısı burada. <strong>Görüntüleri daha erken görmek, riskleri daha erken okumak ve kişiselleştirilmiş karar desteği üretmek, “Longevity” alanında bu çok kıymetli.</strong></p>
<p>Teknolojiyi hekimliğin alternatifi değil, destekleyicisi olarak gördüğünü vurguladı:</p>
<p>— Algoritmalar veriyi yorumlamaya yardım eder, fakat insanı anlamak hâlâ hekimin işidir. Gelecekte <strong>“iyi hekimlik”</strong> klinik sezgi ile teknolojik zekanın birlikte çalıştığı bir model olacak.</p>
<p>Dünyada <strong>“koruyucu tıp”</strong> ve <strong>“Longevity”</strong> ekonomisinin büyüdüğünü, sağlıkta asıl dönüşümün burada yaşanacağını kaydetti:</p>
<p>— Çünkü artık yalnızca hastalığı tedavi etmek değil, sağlığı optimize etmek konuşuluyor. Bu bakış açısı sağlık yatırımlarını da değiştiriyor. <strong>Önleyici sağlık, kişiselleştirilmiş tıp, veri temelli sağlık çözümleri ve sağlıklı yaş alma platformları daha büyük yer tutacak.</strong></p>
<p><strong>“Longevity”</strong>yi yalnızca tıbbi bir alan değil, aynı zamanda ekonomik ve toplumsal dönüşüm alanı olarak gördüğünün altını çizdi:</p>
<p>— Sigorta modellerinden özel sağlık yatırımlarına, kamu politikalarından bireysel sağlık harcamalarına kadar etkili olacak. Aslında <strong>“hastalık ekonomisi”</strong>nden <strong>“sağlık ekonomisi”</strong>ne geçiyoruz. Bunun da daha başlangıcındayız.</p>
<p><strong>“Longevity”</strong>nin artık yalnızca bireysel iyi yaşam arayışı olmadığına işaret etti:</p>
<p>— <strong>“Longevity”, toplumsal, ekonomik ve stratejik bir mesele haline geliyor. Dünya yaşlanıyor, genç nüfus oranı birçok ülkede düşüyor, kronik hastalık yükü artıyor.</strong> Bu tablo sağlık sistemleri kadar ekonomileri de etkiliyor.</p>
<p><strong>“Yaş almanın”</strong> pasif biçimde maruz kalınan bir süreç olmadığını savundu:</p>
<p>— <strong>“Yaş almak”</strong>, yönetilebilir bir süreç olarak görülmeli. Uzun yaşam meselesi yalnızca ömrü uzatmak değil, o yılları daha sağlıklı, üretken ve bağımsız yaşayabilmek önemli.</p>
<p>1 Nisan 2026’dan itibaren ülkemizde hayatımıza giren 5G’nin sanayide ve sağlıkta önemli kapılar açacağı, kilometrelerce uzaktan ameliyat yapılabileceği üzerinde sıkça duruldu.</p>
<p><strong>Prof. Osman Müftüoğlu</strong> ile <strong>“Longevity”</strong> sohbetinden <strong>“yapay zeka”</strong>nın tıpta, sağlık sektöründe büyük dönüşümü tetiklediğinin farkına vardık...</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">■ Hastalık gelmeden harekete geçin</span></h2>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a03fdb697e10-1778646454.png" alt="" width="288" height="387" /><strong>PROF. Osman Müftüoğlu</strong>, <strong>“Longevity”</strong>nin bir yaşam biçimi olarak planlanması gerektiğini belirtti:</p>
<p>— Bunun için de size hizmet veren <strong>“Longevity”</strong> organizasyonu, aynı zamanda kişiye özel bir sağlık yöntemi sistemi bulundurabilecek kapasitede profesyonelleşmiş olmalıdır.</p>
<p>Yapılması gereken analizleri sıraladı:</p>
<p>— Hafızanızı, bağışıklığınızı, kemik-kas-eklem yapılanmanızı, metabolizmanızı, cinsel durumunuzu, kalp-damar sisteminizi, organlarınızı, zaman zaman da doku ve hücrelerinizi özenle yönetebilecek tecrübeli uzman kadro yoksa <strong>“Longevity”</strong> çalışması başarısız olur.</p>
<p><strong>“Longevity uzmanlığı”</strong> tanımını şiddetle reddettiğini kaydetti:</p>
<p>— Tecrübeli bir klinisyen ve ona eşlik eden klinisyenler topluluğu, yüksek teknoloji içerikli bir ortam takım halinde bu hizmeti planlayıp verebiliyorsa işte o zaman verimli, bilimsel ve etik bir <strong>“Longevity”</strong> yolculuğundan bahsedebiliriz.</p>
<p><strong>“Longevity”</strong> kliniklerinde kullanılan slogan ve tavsiyeleri ortaya koydu:</p>
<ul>
<li>Yaşlanmayı izlemiyor, yönetiyoruz.</li>
<li>Vücudunuzun algoritmasını çözüyoruz.</li>
<li>Sonsuz değil, sağlıklı ve güzel bir ömre odaklanın.</li>
<li>Her birey bir sistemdir; biz o sistemi okuyor, anlıyor ve sizinle birlikte yeniden düzenliyoruz.</li>
<li><strong>Unutmayın; sağlığınızın CEO’su / patronu siz, stratejisti biziz.</strong></li>
<li>Yaş alma yaş kazan.</li>
</ul>
<p>Prof. Müftüoğlu, kendisinin en çok kullandığı cümleyi de paylaştı:</p>
<p>— <strong>Hastalık gelmeden harekete geçin, koruyucu sağlığı önceleyin, vücudun verdiği küçük sinyalleri önemseyin, önlem almanın ve korunmanın her zaman ve her yaşta tedaviden daha kolay, ucuz ve değerli olduğunu unutmayın.</strong></p>
<p><strong>“Longevity”</strong> kliniklerinde kullanılan yeni teknolojilere örnekler verdi:</p>
<ul>
<li><strong>“Yapay zeka”</strong> destekli testler ilk sırayı alıyor.</li>
<li><strong>“Yapay zeka”</strong> destekli kalp görüntüleme testleri, kalpteki riskleri girişimsiz ve ilaçsız şekilde, radyasyon olmadan, 2-3 dakika içinde tahmin edebiliyor.</li>
<li>Muhtemel bir pankreas, yemek borusu, mide ya da rahim kanserini neredeyse 10-15 yıl önceden tespit edebilen <strong>“yapay zeka”</strong> destekli kanser araştırmaları yapılabiliyor.</li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yaşlılık iyi yönetilirse toplumsal hazinedir</span></h2>
<p><strong>PROF. Osman Müftüoğlu</strong>, <strong>“Yaşasın Yaş Almak, Longevity 2.0”</strong> kitabının <strong>“Longevity hakkında sırlar ve sorular”</strong> bölümünde şu soruyu sordu:</p>
<p>— <strong>“Longevity”, sadece uzun yaşamak mı demek?</strong></p>
<p>Yanıtı şöyle verdi:</p>
<p>— <strong>“Longevity”, sadece ömrü uzatmak değil, ömrün içine daha çok sağlıklı yıl-sağlıklı yaş, formda, fit, neşeli, keyifli, hastalıklardan uzak bir ömür katmaktır. Kısacası, sağlıklı geçirilen yılların sayısını mümkün olduğunca çoğaltmaktır.</strong></p>
<p>Bu alandaki hekimlerin hedeflerini ortaya koydu:</p>
<p>— Bunu başarabilmek için de <strong>“Longevity”</strong> çalışmalarına odaklanan bizim gibi uzmanlar, yaş alırken de beden-zihin-hücre sağlığını birlikte korumayı hedefleriz.</p>
<p>Prof. Müftüoğlu, sohbet sırasında yaşlılıkla ilgili şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>— <strong>Yaşlılık doğru yönetilmediğinde yüke dönüşür. İyi yönetilirse de yaşlı nüfus toplumsal hazine rolü oynar.</strong></p>
<p>Eskiden 60 yaşında emeklilik, 70 yaşında da vefat gibi bir durum olduğu vurguladı:</p>
<p>— Şimdi dünyada 75 yaşında CEO’luğu sürdürenleri görüyoruz. Üstelik daha başarılı oluyorlar, daha kolay ve doğru kararlar alıyorlar.</p>
<p><strong>“Yaş almayı toplumsal hazineye dönüştürmek”</strong> için dikkat edilmesi gereken basit kuralları sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Durma:</strong> Mutlaka hareket edin, her gün yürüyün.</li>
<li><strong>Düşmeyin:</strong> Düşmemek için hareketlerinize dikkat edin.</li>
<li><strong>Üşütme:</strong> Soğuk algınlığı ileri yaşlarda zatürreye çevirirse ölüme yol açabiliyor.</li>
</ul>
<p>Hedeflenen <strong>“yaş alma”</strong> halini de şöyle özetledi:</p>
<p>— <strong>Görerek, düşünerek (yani Alzheimer, demans olmadan), yürüyerek (yani yatalak hale gelmeden) yaş almak en önemlisi...</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Akıllı steteskop EKG de çekiyor</span></h2>
<p><strong>PROF. Osman Müftüoğlu</strong>, Zincirlikuyu Medicana Genel Müdürü <strong>Dr. Oğuzhan Cücü</strong>, <strong>Prof. Semih Gür</strong>, <strong>Dr. Betül Bal</strong>’ın da katıldığı sohbet toplantısı sırasında ekibinden kullandığı <strong>“steteskop”</strong>u (doktorların vücut içindeki sesleri dinlemek için kullandığı cihaz) istedi, bize gösterdi:</p>
<p>— <strong>Bu, “akıllı steteskop”...</strong></p>
<p>Ayarlarını yaparak anlattı:</p>
<p>— Kalbi, akciğerleri, vücudun farklı bölgelerini dinlemek için ayrı ayar yapılıyor. Yani, kalbi dinleme modu ayrı, akciğerleri dinleme modu farklı.</p>
<p><strong>“Akıllı steteskop”</strong>u kendi kalbinin üstüne koydu, ekranına bakmamızı önerdi:</p>
<p>— <strong>Bakın bu steteskop ile EKG (Elektrokardiyografi) de çekebiliyoruz. Yani, kalp ritmini buradan görebiliyoruz.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-devreye-girdi-hastalik-ekonomisinden-saglik-ekonomisine-geciyoruz-79180</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/0/1280x720/osman-muftuoglu-1778648133.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘Yapay zeka’ devreye girdi, ‘hastalık ekonomisi’nden ‘sağlık ekonomisi’ne geçiyoruz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kapalicarsida-cekili-altin-krizi-buyuyor-79179</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kapalıçarşı&#039;da &#039;çekili altın&#039; krizi büyüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türkiye’nin en büyük ticaret merkezlerinden Kapalıçarşı’da “çekili altın” krizi patlak verdi. Geçen ay kurulan Altın Rafinerileri Derneği, bölge esnafına mail yoluyla gönderdiği yazıda yıllardır alacak-borç ödemelerinde kullanılan çekili altının artık kullanılmaması gerektiğini bildirdi. Derneğin bu çağrısı Kapalıçarşı kuyumcularının sert tepkisini çekerken, İstanbul Kuyumcular Odası da devreye girerek böyle bir kararın herhangi bir yasal dayanağı bulunmadığını açıkladı. Bölgede gerginliğe neden olan yazıya rağmen esnaf, geleneksel ödeme yöntemini sürdürme kararı aldı. Ancak son yıllarda farklı kurumların baskısıyla karşı karşıya kalan Kapalıçarşı’da bu gelişme, mevcut huzursuzluğu daha da artırdı.</p>
<h2>Çekili altın ticaretin temel taşı </h2>
<p>Sektörde “çekme” ya da “kesme altın” olarak da bilinen çekili altın, genellikle 24 ayar saf altının pres makinelerinde ince şeritler halinde çekilmesiyle elde ediliyor. İşçiliksiz olması ve düşük alım-satım farkı sunması nedeniyle yatırım aracı olarak tercih edilen bu ürün, paketli gram altınlara kıyasla daha düşük maliyetli olmasıyla öne çıkıyor. Kapalıçarşı’da esnafın kendi arasındaki alacak-borç ilişkilerinde de temel ödeme aracı olarak kullanılıyor. Sektör temsilcilerine göre çekili altının nihai tüketiciye satışı yasak olsa da, yetki belgesine sahip firmalar arasında ticareti serbest. Üstelik bu durumu destekleyen bir genelge de bulunuyor. Buna rağmen Nisan ayında 9 rafineri tarafından kurulan Altın Rafinerileri Derneği, ilettiği yazıyla Şırnak’ta yakalanan kaçak altın olayını gerekçe göstererek çekili altınla ödemelerin durdurulması gerektiğini savundu.</p>
<h2>"Üretmeyin, kullanmayın" çağrısı </h2>
<p>Derneğin üyelerine gönderdiği yazıda, 4 Mayıs 2026 itibarıyla rafinerilerin çekili altın üretmemesi ve alım-satım yapmaması gerektiği belirtildi. Yazıda ayrıca, mevcut çekili altınların borç ödemelerinde kullanılmasının ancak belirli belgelerle mümkün olacağı, gün içinde toplanan çekili altınların rafinerilere gönderilerek külçe altına dönüştürüleceği ifade edildi. Esnaf ve üreticilere yapılacak küsuratlı ödemelerin ise damgalı külçe altınların kesilmesiyle gerçekleştirileceği kaydedildi. Bununla birlikte, çekili altın üretimi ve ticaretine devam eden kişi ve kuruluşların ihbar edilmesi istendi.</p>
<h2>"Yasak yok", tansiyonu düşürmedi </h2>
<p>Derneğin yazısının ardından İstanbul Kuyumcular Odası, resmi sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada çekili altının yasaklandığına dair herhangi bir düzenleme bulunmadığını vurguladı. Açıklamada, “Yüzyıllardır üretimin olmazsa olmazı olan çekili has altın değişiminin yasaklanması gibi bir durum söz konusu değildir. Resmi Gazete’de yayımlanmış yeni bir yönetmelik de yoktur” ifadelerine yer verildi. Bu açıklama, derneğin girişiminin hukuki bir karşılığı olmadığını ortaya koysa da, sektördeki tartışmayı sona erdirmedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kapaçarşı esnafı: Uygulanırsa sektör durur</span></h2>
<p>EKONOMİ’ye konuşan Kapalıçarşı esnafı, söz konusu girişimin ticareti rafinerilere yönlendirme amacı taşıdığını öne sürdü. Bir esnaf, “Bu karar, çekili altını devre dışı bırakıp bizi rafinerilerin ürettiği altınlara yönlendirme çabası gibi görünüyor. Uygulanırsa sektör durur. Bugün 220 gram altın almak istiyorum, bunun için kesme yapmak zorundayım. Ama kesme yok deniliyor, standart paketleri almak zorundasın. Üstelik gram altında işçilik var, bu da maliyeti artırıyor. Bir kilo altında 7,5 gram fark oluşuyor, ben o kadar kazanmıyorum” diyerek tepkisini dile getirdi. Bir başka esnaf ise derneğin yazısında hangi bakanlığa atıf yapıldığının bile belirtilmediğine dikkat çekerek, “Şırnak’taki kaçak altın olayını gerekçe gösterip bunu sektör geneline yaymak doğru değil. Böyle bir uygulama olamaz. İstanbul Kuyumcular Odası gerekli düzeltmeyi yaptı ama Türkiye’deki tüm oda ve derneklerin de buna tepki göstermesi gerekiyor. Önemli olan benim faturayla alıp faturayla satmam” ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kapalicarsida-cekili-altin-krizi-buyuyor-79179</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/kapalicarsi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Altın Rafinerileri Derneği’nin çekili altın kullanımını durdurmaya yönelik yasal her hangi bir dayanağı olmayan yazısı Kapalıçarşı’da tansiyonu yükseltti. Esnaf kararı yok sayarken, İstanbul Kuyumcular Odası “yasal dayanak yok” diyerek tartışmaya noktayı koydu. Ancak sektördeki huzursuzluk giderek derinleşiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/vergide-beckham-modeli-tartismasi-adaleti-zedeler-79178</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vergide &#039;Beckham modeli&#039; tartışması: Adaleti zedeler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>Meclis Genel Kurul gündemine bu hafta gelecek olan ekonomi paketinde yer alan Türkiye’de yerleşik olmayan gerçek kişilerin yurtdışı kazançlarına 20 yıl boyunca gelir vergisi muafiyeti getirilmesine ilişkin düzenleme hem süresi hem de kapsamı açısından tartışma yarattı. Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği (TÜRMOB) “İspanya’nın 5 yıl uyguladığı vergi muafiyeti Türkiye’de neden 20 yıl” sorusunu gündeme getirirken, vergi adaletinin de zedelendiği uyarısında bulundu.</p>
<p>Yabancı sermayeye dönük vergi desteklerini içeren yasa teklifinde, Gelir Vergisi Kanunda değişikliğe gidilerek, Türkiye’de yerleşik sayılmadan önceki son üç takvim yılında Türkiye’de ikametgâhı ve vergi mükellefiyeti bulunmayan gerçek kişilerin, yurt dışında elde ettikleri kazanç ve iratlar gelir vergisinden muaf tutulacak. Ayrıca kişinin bu süre içinde vefatı halinde veraset ve intikal vergisi oranı da yüzde 1’e düşürülecek. Kamuoyunda İngiliz futbolcu David Beckham adıyla anılan ve İspanya’da ilk örneği geliştirilen ‘Beckham Yasası’ olarak bilinen özel vergi mevzuatının bir benzeri Türkiye’de düzenleniyor. TÜRMOB’un düzenlemeye ilişkin yaptığı değerlendirmeye göre, İspanya’da resmi adıyla Özel İspanyol İkamet Edenler Vergi Rejimi ile İspanya’ya çalışmak için taşınan yabancılar taşındıkları yıl ve sonraki 5 yıl boyunca yüksek ‘yerleşik’ vergi oranları yerine yüzde 24 gibi sabit bir orandan vergilendiriliyor. Bu düzenlemeyle yüksek vasıflı çalışanların ve yatırımcıların ülkeye çekmek hedefleniyor.</p>
<h2>Neden 20 yıllığına getiriliyor? </h2>
<p>Meclis gündemindeki kanun teklifiyle, benzer bir şekilde Türkiye’ye yerleşenlere Türkiye dışında elde ettikleri gelirleri için belirli şartlarla 20 yıl süreli bir muafiyet getiriliyor. TÜRMOB, yasa teklifine ilişkin hazırladığı raporda, “İspanya’daki Beckham düzenlemesi İspanya’ya gelinen yıl + 5 yıllık bir muafiyet getirmekteyken ve ayrıca çalışmaları için özel vergi oranları öngörülürken teklifin 20 yıllık bir süre için getirilmesinin nedenleri ayrıntılı değerlendirilmelidir“ ifadelerine yer verdi.</p>
<p>TÜRMOB halen yurtdışında elde edilen gelirlerin istisna olması ya da Türkiye’ye getirilmesi durumunda Gelir Vergisi Kanunu'nun 123. maddesinde olduğu gibi yurtdışında ödenen vergilerin Türkiye’de ödenecek vergiden mahsubuna ilişkin düzenlemelerin vergi yasalarında yer aldığına dikkat çekti. Ayrıca 90’dan fazla ülkeyle yapılan çifte vergilendirmenin önlenmesine yönelik anlaşmada gelir ve servet üzerinden alınan vergilerde çifte vergilendirmenin önlenmesine yönelik düzenlemeler bulunduğuna işaret eden TÜRMOB, şu değerlendirmeyi yaptı:</p>
<h2>Sermaye çıkışına neden olabilir </h2>
<p>“Bu düzenlemeler kapsamında genel olarak Türkiye’ye getirilen kazançlar üzerinde Türkiye’de ilave bir vergi yükü olmamaktadır. Ancak yurtdışında elde edilen kazançların bir vergi cenneti ülke ya da benzeri bir özel vergi rejiminde elde edilmesi durumunda, bu ülkede vergiye tabi olmaması halinde, bu kazançların Türkiye’de vergilendirilmemesi anlamlı olmaktadır. Dolayısıyla bu madde ile amaçlanan diğer ülkelerde vergilendirilmemiş, gelirlerin Türkiye’de de vergilendirilmemesi rejimidir. Bu literatürde “çifte vergilendirmeme” olarak tanımlanmaktadır. Bu durumda yatay ve dikey vergi adaleti zedelenmekte ve Türkiye’de çalışıp üretenler ve tasarruf yapanlar aleyhine bir vergi rejimi ortaya çıkmaktadır. Ayrıca bu rejim Türkiye’de, mevcut koşullarda üretip Türkiye’de tasarruf yapanların ülke dışına çıkmasına ve üç yıldan sonra Türkiye’ye tekrar dönerek rejimden faydalanmaya başlamalarına neden olabilecektir. Örneğin bugün Türkiye’den çıkıp ve üç yıl sonra gelen kişi 17 yıl boyunca bu rejimden faydalanabilecektir ve mirasçılarının vergi yükü de yüzde 1’e düşebilecektir. Bu ise sermaye girişinden çok çıkışına neden olabilecektir. Geçmiş dönemlerde Türk vergi sisteminde yabancılara tanınan ayrıcalıklardan yerleşiklerinde yararlanmaya başlamalarına ilişkin örnekler mevcuttur. Bu nedenle fayda ve maliyetinin dikkatlice yapılması gerektiği değerlendirilmektedir.”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/vergide-beckham-modeli-tartismasi-adaleti-zedeler-79178</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/02/kdv-vergi-hesap.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜRMOB, yurt dışı kazançlarına İspanya’nın 5 yıl olarak uyguladığı vergi muafiyetinin Türkiye’de 20 yıl uygulanması kararının vergi adaletini zedeleyeceği uyarısında bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/anadolu-ihracat-kervanini-buyutuyor-79177</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Anadolu, ihracat kervanını büyütüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ</strong></p>
<p>Türkiye’nin son beş yıllık verileri, ihracatın yalnızca birkaç büyük şehirden değil Anadolu’nun farklı merkezlerinden de büyüdüğünü gösterdi. Veriler, ihracat ekseninin Avrupa’dan Körfez’e, ABD’den Afrika’ya kadar genişlediğini gösterirken, özellikle üretim üslerinin çeşitlenmesi dikkat çekti. İç Anadolu’nda ihracat ortalaması yüzde 107,2, Karadeniz’de yüzde 111,9, Akdeniz’de ise yüzde 76,3 arttı. İstanbul, Ankara, Bursa, Konya, Gaziantep, Hatay, Adana, Çorum, Mardin ve Şırnak gibi şehirler farklı pazarlarda güçlü sıçramalar gerçekleştirdi.</p>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre 2016-2020 döneminde ihracatı 1 milyar doların üzerinde olan il sayısı 16 seviyesindeyken, 2021-2025 döneminde bu sayı 24’e yükseldi. Böylece Türkiye’nin ihracat yükünü taşıyan şehirlerin Anadolu’ya yayıldığı görüldü. Tekirdağ, Çorum, Eskişehir, Samsun, Muğla, Kahramanmaraş, Balıkesir ve Mardin gibi şehirler ilk kez milyar dolar ligine girerek dikkat çekti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a03f9ae67c32-1778645422.png" alt="" width="661" height="534" /></p>
<h2>Marmara liderliğini korudu </h2>
<p>Türkiye ihracatının ana merkezi olmayı sürdüren Marmara Bölgesi’nde en güçlü performans yine İstanbul, Bursa, Kocaeli, Sakarya ve Tekirdağ’dan geldi. Bölgenin 5 yıllık ihracat ortalaması 96,8 milyar dolardan 137,7 milyar dolara çıkarak yüzde 42,2 büyüdü. 2016-2020 döneminde 5 olan milyar dolarlık ihracatçı il sayısı da 2021-2025 döneminde 6’ya yükseldi.</p>
<p>Bölge özellikle Fransa, Almanya, ABD, Birleşik Krallık ve İtalya pazarlarında büyük büyüme kaydetti. 2021’e göre Fransa’ya yapılan ihracatta yaklaşık 852 milyon dolarlık artış yaşanırken, Almanya’da 786 milyon doları aşan büyüme dikkat çekti. ABD’ye ihracatta 511 milyon doların üzerinde artış görülürken, Birleşik Krallık ve İtalya da Marmara’nın en hızlı büyüyen pazarları arasında yer aldı. İstanbul, ABD ve Avrupa’ya yüksek teknoloji, hazır giyim, kimya ve mücevher ihracatıyla öne çıkarken, Bursa otomotiv ve tekstilde Avrupa bağlantısını güçlendirdi. Kocaeli sanayi üretimiyle Almanya ve İtalya pazarlarında büyürken, Sakarya otomotiv ihracatıyla özellikle Avrupa hattında dikkat çekici performans sergiledi. Tekirdağ ve Yalova ise sanayi yatırımlarının etkisiyle ihracat tabanını genişletti. Buna karşın bazı geleneksel pazarlarda gerilemeler de dikkat çekti. Enerji maliyetleri, Avrupa’daki talep daralması ve lojistik baskılar nedeniyle bazı sektörlerde yüzde 10 ila yüzde 25 arasında değişen yavaşlamalar görüldü. Ancak Marmara Bölgesi toplam tabloya bakıldığında Türkiye’nin en güçlü ihracat sürükleyicisi olmayı sürdürdü.</p>
<h2>Ege katma değerle büyüdü </h2>
<p>Ege Bölgesi’nde İzmir, Manisa, Denizli, Aydın ve Muğla merkezli ihracat performansı dikkat çekti. Bölgenin 5 yıllık ihracat ortalaması 16,4 milyar dolardan 23,9 milyar dolara yükselirken, milyar dolarlık ihracatçı il sayısı 3’ten 4’e çıktı. Muğla’nın milyar dolar ligine yükselmesi bölgedeki üretim çeşitliliğinin güçlendiğini gösterdi.</p>
<p>Bölge özellikle ABD, Rusya Federasyonu, Japonya, Almanya ve İtalya pazarlarında önemli büyüme kaydetti. ABD’ye yapılan ihracatta 30 milyon doların üzerinde artış yaşanırken, Rusya pazarındaki yükseliş dikkat çekici seviyelere ulaştı. Japonya’ya ihracatta yaklaşık 20 milyon dolarlık büyüme görülmesi, yüksek katma değerli üretimin etkisini ortaya koydu.</p>
<p>İzmir; gıda, kimya, makine ve yenilenebilir enerji ekipmanlarında güçlü performans sergilerken, Denizli tekstil ve ev tekstili ürünleriyle Avrupa’da konumunu korudu. Manisa elektronik ve beyaz eşya sanayiiyle ihracatını büyütürken, Aydın ve Muğla tarım, su ürünleri ve doğal taş ihracatıyla öne çıktı.</p>
<h2>Akdeniz’de yeni ticaret hattı </h2>
<p>Akdeniz Bölgesi’nde Adana, Hatay, Antalya, Mersin ve Kahramanmaraş ihracat performansıyla öne çıktı. Bölgenin 5 yıllık ihracat ortalaması yüzde 76,3 artışla 12,7 milyar dolara yükselirken, milyar dolarlık ihracatçı il sayısı da 4’ten 5’e çıktı. Kahramanmaraş’ın listeye dahil olması dikkat çekti. Bölgede Rusya-Ukrayna savaşı sonrası değişen ticaret dengeleri ihracat rotalarını da etkiledi. Rusya pazarındaki talep artışı birçok şehir için yeni fırsatlar oluştururken, lojistik avantajı bulunan liman kentleri ihracatta daha hızlı büyüdü. Rusya’ya ihracatta yaklaşık 70 milyon dolarlık artış yaşanırken, Romanya’ya ihracatta 45 milyon doları aşan yükseliş görüldü. Irak pazarında ise 30 milyon doların üzerinde büyüme kaydedildi.</p>
<p>Hatay, demir-çelik ve gıda sektörleriyle Orta Doğu ve Avrupa pazarında etkisini artırırken, Adana kimya, tekstil ve tarım sanayiinde büyüme kaydetti. Antalya yaş meyve sebze ve turizm bağlantılı ürün gruplarında ihracatını artırırken, Mersin liman avantajıyla transit ticaretin merkezlerinden biri haline geldi. Kahramanmaraş ise tekstil ve iplik üretimiyle Avrupa pazarında güçlü performans sergiledi.</p>
<h2>İç Anadolu sıçrama yaptı </h2>
<p>İç Anadolu Bölgesi son beş yılda ihracat coğrafyasını en hızlı genişleten bölgelerden biri oldu. Bölgenin 5 yıllık ihracat ortalaması yüzde 107,2 artışla 10,9 milyar dolardan 22,6 milyar dolara yükseldi. 2016-2020 döneminde 3 olan milyar dolarlık ihracatçı il sayısı, Çorum ve Eskişehir’in eklenmesiyle 5’e çıktı.</p>
<p>Ankara, Konya, Kayseri ve Eskişehir başta olmak üzere bölgedeki üretim merkezleri Birleşik Krallık, Pakistan, Suriye, Suudi Arabistan ve Romanya pazarlarında dikkat çekici büyüme sağladı. Birleşik Krallık’a ihracatta 361 milyon doları aşan artış yaşanırken, Pakistan’a ihracatta yaklaşık 150 milyon dolarlık, Suriye’ye ihracatta ise 120 milyon doları aşan büyüme görüldü. Ankara savunma sanayii, havacılık ve ileri teknoloji üretimiyle ABD ve Avrupa’da etkisini artırırken, Konya makine ve tarım ekipmanlarında Orta Doğu ve Afrika pazarlarında büyüdü. Kayseri mobilya ve çelik kapı sektörleriyle yeni pazarlara açılırken, Eskişehir havacılık ve raylı sistemler alanındaki üretimiyle dikkat çekti.</p>
<h2>Doğu Anadolu'nun sınır avantajı </h2>
<p>Doğu Anadolu Bölgesi’nde Erzurum, Elazığ, Van ve Malatya gibi şehirler ihracat performansını artırdı. Bölgede lojistik altyapı yatırımları ve sınır kapılarındaki ticaret hacmi ihracat performansını doğrudan etkiledi. Bölge özellikle Belçika, Çin, Irak, Gürcistan ve Cezayir pazarlarında büyüme kaydetti. Belçika’ya yapılan ihracatta yaklaşık 40 milyon dolarlık artış yaşanırken, Çin’e yönelik satışlarda 35 milyon doları aşan yükseliş görüldü.</p>
<p>Elazığ mermer ve madencilik ürünleriyle öne çıkarken, Van sınır ticaretinin etkisiyle İran ve Irak hattında hareketlilik yaşadı. Malatya başta kayısı ihracatıyla geleneksel gücünü korurken, Erzurum tarım ve hayvancılık ürünlerinde yeni pazar arayışını sürdürdü.</p>
<h2>Güneydoğu Anadolu yeni merkez oldu</h2>
<p>Güneydoğu Anadolu Bölgesi son beş yılda ihracatta en sert yükselişlerden birini gerçekleştirdi. Bölgenin 5 yıllık ihracat ortalaması yüzde 58,8 artışla 7 milyar dolardan 11,1 milyar dolara çıktı. Mardin’in milyar dolar ihracatçı iller arasına katılması, üretim gücünün bölgeye yayılmasının en dikkat çekici göstergelerinden biri oldu. Irak pazarı bölge için halen en kritik ihracat kapısı olmayı sürdürürken, Körfez ülkeleri ve Kuzey Afrika’ya yönelik açılım da dikkat çekti.</p>
<p>Gaziantep, Şırnak, Diyarbakır ve Şanlıurfa öncülüğünde bölgenin Irak’a ihracatı yaklaşık 134 milyon dolar arttı. Birleşik Arap Emirlikleri’ne ihracatta 60 milyon doları aşan, Gürcistan’da ise yaklaşık 50 milyon dolarlık büyüme gerçekleşti. Gaziantep halı, gıda ve sanayi ürünleriyle bölgenin ihracat lideri olmayı sürdürürken, Şırnak sınır ticaretindeki hareketlilik sayesinde dikkat çekici büyüme kaydetti. Şanlıurfa tarım ve gıda ürünlerinde yeni pazarlara açılırken, Diyarbakır sanayi ürünleri ve mermer ihracatıyla öne çıktı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Karadeniz en hızlı bölgelerden</span></h2>
<p>Karadeniz Bölgesi’nde Samsun, Trabzon, Ordu ve Çorum öne çıkan ihracat merkezleri oldu. Bölgenin 5 yıllık ihracat ortalaması yüzde 111,9 artışla 1,1 milyar dolardan 2,4 milyar dolara yükselirken, Samsun’un milyar dolar ligine yükseldi. Karadeniz’de özellikle Körfez ülkelerine yönelik ticaretin büyümesi dikkat çekti. Bölgedeki liman altyapısının güçlenmesi ve alternatif lojistik koridorlarının devreye girmesi ihracatın çeşitlenmesini hızlandırdı. Bölge özellikle Birleşik Arap Emirlikleri, Rusya Federasyonu, Gürcistan, ABD ve Almanya pazarlarında önemli artışlar kaydetti. Birleşik Arap Emirlikleri’ne ihracatta 114 milyon doları aşan büyüme dikkat çekerken, Rusya pazarında yaklaşık 90 milyon dolarlık, Gürcistan’da ise 55 milyon doları aşan artış kaydedildi. </p>
<h2><span style="color: #ba372a;">İş dünyası üretimin Anadolu’ya kaymasını istiyor</span></h2>
<p>Yükselen üretim, iş gücü ve lojistik maliyetleriyle birlikte sanayinin Anadolu’ya yayılması yönündeki değerlendirmeler iş dünyasında uzun süredir gündemdeki yerini koruyor. Daha önce bu konuya dikkat çeken Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mustafa Gültepe, Anadolu’nun üretim, İstanbul’un ise tasarım ve markalaşmanın merkezi olması gerektiğini belirtmişti. Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç da geçmiş değerlendirmelerinde, demir yolu ve liman bağlantılarının güçlendirilmesi halinde İç Anadolu’nun güçlü bir üretim merkezi haline gelebileceğine dikkat çekmişti. İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Ahmet Öksüz ise özellikle emek yoğun sektörlerde artan maliyet baskısının küçük ve orta ölçekli işletmeleri zorladığını ifade ederek üretimin Anadolu’ya yayılmasının firmaların sürdürülebilirliği açısından kritik olduğunu söylemişti. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/anadolu-ihracat-kervanini-buyutuyor-79177</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/ithalat-ihracat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin son beş yıllık ihracat verileri dış ticarette dengelerin değişmeye başladığını ortaya koydu. 2016-2020 döneminde ihracatı 1 milyar doların üzerinde olan il sayısı 16’da kalırken, 2021-2025 döneminde bu sayı 24’e yükseldi. Marmara liderliğini sürdürürken, İç Anadolu ve Karadeniz ihracat artış hızında öne çıktı. Avrupa’nın yanında Körfez, Afrika, ABD ve Asya pazarlarındaki artışlar, Türkiye’nin üretim ve ihracat tabanının Anadolu’ya yayıldığını gösterdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/topragi-yeniden-canlandirmak-icin-ciftciye-yesil-gubreleme-cagrisi-79206</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Toprağı yeniden canlandırmak için çiftçiye yeşil gübreleme çağrısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FERZAN ÇAKIR</strong></p>
<p>TEMA Vakfı’nın Datassist iş birliğiyle yürüttüğü “Zeytinlik Alanlarda Yeşil Gübreleme: Çanakkale Ezine Örneği” projesi kapsamında düzenlenen Bahçe Günü etkinliğinde çiftçiler, ziraat mühendisleri, yerel yöneticiler ve uzmanlar bir araya geldi.</p>
<p>TEMA Vakfı Orman ve Kırsal Kalkınma Bölüm Başkanı Dr. Ferhat Taze, Türkiye’de tarım topraklarının organik madde bakımından ciddi kayıp yaşadığına dikkat çekti. Taze, sağlıklı bir tarım toprağında organik madde oranının en az yüzde 3, ideal olarak ise yüzde 5 seviyesinde olması gerektiğini belirterek, “Türkiye’de tarım topraklarının yaklaşık yüzde 90’ında bu oran yüzde 1 seviyelerinde” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a04167e8d560-1778652798.jpg" alt="" width="640" height="426" />Topraktaki organik madde, yalnızca verim açısından değil, kuraklıkla mücadele açısından da kritik görülüyor. Organik madde oranı düştükçe toprak suyu daha hızlı kaybediyor, toprak sertleşiyor ve bitkinin kök bölgesi yeterince nem tutamıyor. Bu durum özellikle yağışın azaldığı dönemlerde ağaçların daha hızlı strese girmesine ve üretimde verim kaybına yol açıyor.</p>
<p>Ezine, son yıllarda kuraklıktan yoğun biçimde etkilenen bölgeler arasında. 2025 yılında bölgedeki yağış miktarı, normal ortalamanın yüzde 40-50 altında kaldı. Yağışların azalması, üreticiler açısından yalnızca daha düşük verim anlamına gelmiyor, sulama ihtiyacını ve maliyet baskısını da artırıyor. Taze’ye göre yeşil gübreleme yönteminin temel amacı tam da bu noktada devreye giriyor. Toprağın organik madde miktarını artırmayı hedefleyen uygulamayla zeytinliklerin suyu daha uzun süre tutabilmesi ve kurak dönemlere karşı daha dayanıklı hale gelmesi amaçlanıyor.</p>
<p><strong>Zeytin sıraları arasına fiğ ve bakla ekiliyor </strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a04168d7b00a-1778652813.jpg" alt="" width="640" height="426" /></strong>Etkinlikte anlatılan yeşil gübreleme yöntemi, zeytin ağaçlarının arasına fiğ, bakla ve yem bezelyesi gibi baklagil bitkilerinin ekilmesine dayanıyor. Bu bitkiler toprağa organik madde kazandırarak su tutma kapasitesini artırıyor. Böylece toprak, yağışın az olduğu dönemlerde nemini daha uzun süre koruyabiliyor. Baklagillerin bir diğer özelliği ise köklerindeki bakteriler sayesinde havadaki azotu toprağa bağlayabilmeleri.</p>
<p>Bitki gelişimi açısından önemli bir besin olan azotun doğal yollarla toprağa kazandırılması, kimyasal gübre ihtiyacını da azaltıyor. Uygulama yalnızca zeytin üretimi açısından değil, hayvancılık yapan üreticiler için de önem taşıyor. Zeytin sıraları arasında yetişen fiğ ve yem bezelyesi aynı zamanda hayvan yemi olarak kullanılabildiği için üreticilerin yem maliyetlerini de düşürebiliyor.</p>
<p><strong>Teknoloji şirketinden toprağa destek </strong></p>
<p>Datassist CEO’su Umut Özbağcı ise teknoloji ve insan kaynakları alanında faaliyet gösteren bir şirket olarak tarımsal bir projeye destek vermelerinin ilk bakışta şaşırtıcı görünebileceğini söyledi. Ancak Özbağcı’ya göre mesele yalnızca sektör değil, toprağın geleceği.</p>
<p>“Hiçbir şeyimiz kalmasa dönüp yine bu memleketin toprağında buluşacağız diye düşündük” diyen Özbağcı, Çanakkale’de açtıkları ofisin ardından bölgeyle daha güçlü bir bağ kurmak istediklerini ve özellikle yangınların yoğun yaşandığı dönemin ardından doğaya doğrudan dokunan bir projeye katkı verme fikrinin güçlendiğini söyledi.</p>
<p><strong>Ezine’de zeytinliklerin payı yüzde 44 </strong></p>
<p>Ezine İlçe Tarım ve Orman Müdürü İsmail Bilir de ilçede 118 bin dekarlık zeytinlik alan bulunduğunu, bunun Çanakkale’deki toplam zeytinlik alanının yaklaşık yüzde 38’ine denk geldiğini belirtti. Bilir, ilçedeki işlenebilir arazilerin yaklaşık yüzde 44’ünün zeytinlik olduğunu ifade ederek, “Vatandaşlarımızın büyük çoğunluğu geçimini zeytin ve zeytinyağından sağlıyor. Bu nedenle zeytinliklere yapılacak her dokunuş bizim için önemli” dedi. Proje kapsamında Ezine’de yedi farklı örnek bahçe kurularak üreticilere gübre ve tohum desteği sağlanıyor. Aynı zamanda köylerde çiftçilere birebir eğitimler de veriliyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Dedelerimizin bildiği yöntemi yeniden hatırlıyoruz</strong></span></p>
<p>- Etkinlik kapsamında çiftçiler örnek bahçeyi gezerek uygulamayı yerinde inceledi. Çiftçiler, yeşil gübrelemenin hangi dönemde uygulanacağından toprak verimliliğine etkisine kadar pek çok konuda uzmanlara sorular yöneltti. Uzmanların sık sık vurguladığı nokta ise uygulamanın aslında yeni bir yöntem olmadığıydı. Dr. Ferhat Taze, bölgedeki üreticilerin geçmişte zeytin sıraları arasında bakla yetiştirildiğini anlattığını aktararak, “Aslında yeni bir şey getirmiyoruz. Dedelerimizin bildiği ama bizim unuttuğumuz bir yöntemi yeniden hatırlıyoruz” dedi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Çiftçilerin gündeminde maliyet baskısı var</strong></span></p>
<p>- Üreticilerin gündemindeki başlıklardan biri de ekonomik kaygılar oldu. Üreticiler piyasadaki belirsizlikten endişe duyduklarını dile getirdi. Yeşil gübreleme bu nedenle yalnızca çevresel bir uygulama olarak değil, aynı zamanda maliyet baskısı altındaki üretici için alternatif bir yöntem olarak da öne çıkıyor. Daha az kimyasal gübre kullanımı, toprağın suyu daha uzun süre tutabilmesi ve hayvancılık için yem elde edilmesi, çiftçiler açısından doğrudan ekonomik karşılığı olan başlıklar arasında görülüyor. Ortak soru ise değişmiyor: Kuraklığın ve maliyet baskısının arttığı bir dönemde toprağı yeniden nasıl ayakta tutabiliriz?</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/topragi-yeniden-canlandirmak-icin-ciftciye-yesil-gubreleme-cagrisi-79206</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/6/1280x720/36-1778652848.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kuraklıkla mücadelede toprağın su tutma kapasitesini artırmaya yönelik yeşil gübreleme yöntemi, Çanakkale Ezine’de düzenlenen Bahçe Günü’nde sahada anlatıldı. TEMA Vakfı ve Datassist iş birliğiyle yürütülen projede çiftçiler uygulamaları yerinde inceleme fırsatı buldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yz-ozgecmisi-parlatabilir-kisiligi-bulamaz-79201</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> YZ özgeçmişi parlatabilir, kişiliği bulamaz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekâ özgeçmişleri kusursuzlaştırıyor; ancak merakı, karakteri ve insan enerjisini hâlâ tam olarak okuyamıyor.</strong></p>
<p>Ben özgeçmişlere bakarken en çok imla hatalarına dikkat ederdim.</p>
<p>“İngilizceyi iyi biliyorum” diyen bir adayın yazım hatası yapıp yapmadığına bakardım. Uzman olduğunu belirttiği konuda yaptığı en küçük hatayı önemli bir uyarı olarak düşünürdüm.</p>
<p>Türkçe bir özgeçmişte:</p>
<ul>
<li>Anlam boşlukları var mı?</li>
<li>Kendini nasıl ifade ediyor?</li>
<li>Yazı dili ne kadar net?</li>
</ul>
<p>Bunlara bakardım.</p>
<p>Kendini ve yaptığı işi çok uzun cümlelerle anlatan üç sayfalık özgeçmişleri kenara koyardım.</p>
<p>Eski işinden nasıl bahsetti?<br />Ayrılışı için hangi kelimeleri kullandı?<br />Sorumluluk alıp almadığını anlamaya çalışırdım.</p>
<p>Aslında özgeçmişte sadece deneyim okunmazdı.<br />Karakter de okunurdu.</p>
<p>Bugün ise başka bir dönemdeyizi artık özgeçmişler kusursuz. <br />Herkesin İngilizcesi şahane.<br />Herkesin ön yazısı profesyonel.<br />Herkes doğru kelimeleri kullanıyor.</p>
<p><strong>Peki şimdi gerçek ve doğru adayı nasıl ayırt edeceğiz?</strong></p>
<p>Bugün işe alım süreçlerinde hem adaylar hem şirketler yoğun şekilde YZ kullanıyor.</p>
<p>Adaylar YZ’yi ne için kullanıyor?</p>
<ul>
<li>Özgeçmiş hazırlamak ve optimize etmek</li>
<li>Ön yazı oluşturmak</li>
<li>Linkedin profillerini profesyonelleştirmek</li>
<li>ATS sistemlerine uygun anahtar kelimeler eklemek</li>
<li>Teknik mülakat sorularına hazırlanmak</li>
<li>Mülakat öncesi mülakat denemesi yapmak</li>
<li>Kariyer hikâyesini parlatmak</li>
<li>İngilizce içerikleri profesyonel hale getirmek</li>
</ul>
<p>Artık birçok başvurunun ilk versiyonu insan değil, YZ tarafından yazılıyor.</p>
<p>Şirketler YZ’yi ne için kullanıyor?</p>
<ul>
<li>İş tanımı oluşturmak</li>
<li>Assessment ve teknik test hazırlamak</li>
<li>Yetkinlik bazlı eleme kriterleri belirlemek</li>
<li>Özgeçmiş tarama ve sıralama yapmak</li>
<li>İlk aday eşleşmelerini oluşturmak</li>
<li>Ön mülakat soruları hazırlamak</li>
<li>Aday veri tabanı analizi yapmak</li>
<li>Büyük başvuru hacmini yönetmek</li>
</ul>
<p>Aslında YZ, işe alım süreçlerinde yıllardır zaman kaybettiren birçok operasyonel işi büyük ölçüde ortadan kaldırdı.</p>
<p>Ve belki de YZ’nin en büyük etkisi filtreleme tarafında oldu.</p>
<p>Özgeçmiş tarama, sisteme giriş, aday veritabanı oluşturma, eşleşme yapma ve filtreleme gibi işlemler artık saniyeler içinde yapılabiliyor.<br />Bu da insan kaynakları ekiplerinin işin daha yaratıcı, daha stratejik ve daha insani tarafına odaklanmasını sağlıyor.</p>
<p>Bir anlamda YZ, işe alımı mekanik işlerden kurtardı.</p>
<p>Eskiden dağ gibi özgeçmiş yığınları olurdu.<br />Sisteme girilen özgeçmişler adeta bir kara delikte kaybolur, gerektiğinde bulunamazdı.<br />Ama ihtiyaç olmadığında bir şekilde ortaya çıkardı.</p>
<p>Özgeçmişlerin mevcut iş tanımlarıyla örtüşmesi ise hep istenen ama tam olarak gerçekleşmeyen bir durumdu.</p>
<p>Daha da eskisi vardı.</p>
<p>50 yıl önce insanlar şirketlerin kapısından içeri girip fiziksel özgeçmiş bırakıyordu.<br />20 yıl önce kariyer sitelerinde özgeçmiş yükleme dönemi başladı.<br />Bugün ise YZ destekli işe alım çağındayız.</p>
<p>YZ ile önce büyük dil modelleri bu rüyayı gerçek kıldı.<br />Sonra generative AI bunu çok daha yukarı taşıdı.</p>
<p>Artık sistemler yalnızca özgeçmiş depolamıyor; adayları analiz ediyor, eşleştiriyor, sınıflandırıyor, özetliyor ve hatta gelecekteki pozisyonlar için potansiyel aday havuzları oluşturabiliyor.</p>
<p>Yeni nesil araçlar artık sadece başvuran adayları değil, tüm endüstriyi tarayabiliyor.<br />İş aramayan adayları bile analiz edip şirketler için uzun listeler oluşturabiliyor.</p>
<p>Bir başka generative AI yaklaşımı ise piyasaya yeni giren adayları sürekli tarıyor.<br />Yeni mezunlar, sektör değiştirenler, henüz aktif başvuru yapmamış adaylar bile sistemler tarafından analiz edilip potansiyel eşleşme havuzlarına dahil ediliyor.</p>
<p>Bir zamanlar “doğru özgeçmişi bulmak” problem iken bugün problem “gerçekten doğru insanı ayırt edebilmek” haline geliyor.</p>
<p>Özellikle yeni mezun işe alımlarında binlerce özgeçmiş alan şirketler için YZ kullanmamak artık neredeyse imkânsız hale geldi.<br />İnsan kaynakları ekiplerinin bu yoğunluğu tamamen manuel yönetmesi gerçekçi değil.</p>
<p>Bu yüzden YZ; hız, ölçek ve verimlilik açısından şirketler için büyük avantaj sağlıyor.</p>
<p>Ama süreç bir noktadan sonra ilginç bir hale geliyor:</p>
<p>YZ tarafından yazılmış iş tanımı,<br />YZ tarafından filtrelenen özgeçmişler,<br />YZ ile hazırlanmış adaylar.</p>
<p>Hatta bazen durum şu espriyi gerçek gibi hissettiriyor:</p>
<p>“YZ, başka bir YZ’nin hazırladığı adayı işe alıyor.”</p>
<p>Garip olan şu ki;</p>
<p>Teknoloji verimlilik sağladıkça,<br />insanı anlamak daha zor hale geliyor.</p>
<p>Çünkü herkes aynı araçlarla kendini “optimize” ettiğinde özgünlük giderek görünmez hale geliyor.</p>
<p>Ve bazen en iyi görünen aday değil,<br />gerçekten en doğru aday sistemin dışında kalabiliyor.</p>
<p>Şirketler aday havuzlarını artık büyük ölçüde bu YZ destekli platformlardan oluşturuyor.<br />İlk eleme,<br />ilk eşleşme,<br />hatta ilk görüşmeler bile YZ üzerinden ilerleyebiliyor.</p>
<p>Peki o sırada gerçek adayların kaybolması ve parlatılmış olanların öne çıkması muhtemel. Bu durumda yine bu süreçlerin yetişmiş insan gücü ile kontrolu ve yöentilmesi gerek.</p>
<p>Çünkü YZ bir özgeçmişi mükemmel hale getirebilir.</p>
<p>Ama merakı, karakteri, gerçekte olan iletişim biçimini ve insan enerjisini tam olarak ölçemez.</p>
<p>Belki de gelecekte şirketlerin en büyük rekabet avantajı daha iyi YZ kullanmak değil,<br />YZ filtrelerinin arasından gerçek insanı görebilmek olacak.</p>
<p>YZ yeteneği bir noktaya kadar analiz edebilir, ama karakter ve inceliği hâlâ bizler anlıyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yz-ozgecmisi-parlatabilir-kisiligi-bulamaz-79201</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/1/1280x720/yapay-zeka-1778650248.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ YZ özgeçmişi parlatabilir, kişiliği bulamaz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/asiri-kilo-ve-obezitenin-faturasi-ucuyor-79198</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Aşırı kilo ve obezitenin faturası&#039; uçuyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>33. Avrupa Obezite Kongresi (ECO) dün İstanbul Kongre Merkezi’nde başladı. Obezite ve diabet ilaçlarının katkısıyla dünyada piyasa değeri 1 trilyon doları aşan tek ilaç şirketi olan Eli Lilly’nin, Türkiye’deki şirketi Lilly Türkiye, açılışın bir gün öncesinde herkesi obezite hastalığına ilişkin bilime dayalı gerçekleri keşfetmeye ve günlük yargıların ötesine geçmeye davet ettiği “Obezite: Görünmeyen Gerçekler” deneyim alanını ziyarete açtı.</p>
<p>Toplumda obeziteyi yalnızca beden ölçüsü, bireysel tercih ya da irade ile açıklayan dar bakış açısını aşmayı amaçlayan bu deneyim; obezitenin biyolojik, psikolojik ve sosyal boyutlarını gözler önüne seren çarpıcı bilimsel verileri, gerçek yaşam hikâyeleriyle birlikte etkileyici bir sahne kurgusunda buluşturuyor. Deneyim alanı 15 Mayıs 2026’ya kadar açık. 21. yüzyılın en önemli hastalıklarından biri hakkında bilgilenmek isterseniz gidin görün derim.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a040a42d303f-1778649666.png" alt="" width="437" height="244" />
<figcaption><strong>Lilly Türkiye, herkesi obezite hastalığına ilişkin bilime dayalı gerçekleri keşfetmeye ve günlük yargıların ötesine geçmeye davet ettiği “Obezite: Görünmeyen Gerçekler” deneyim alanını ziyarete açtı.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Açılış öncesi panelde Lilly Türkiye Genel Müdürü Ryan Dawson, Türkiye Obezite Araştırma Derneği (TOAD) Genel Sekreteri Prof. Dr. Feray Akbaş ve Veri Enstitüsü Kurucusu Bekir Ağırdır obeziteyle ilgili önemli bilgiler paylaştı. Panelistlerden Bekir Ağırdır, “Türkiye’ye baktığımızda 2019’da aşırı kilo ve obezitenin ekonomik yükünün yaklaşık 14,64 milyar dolar olduğu biliniyor” diyerek işin mali portresini gözler önüne serdi.</p>
<p>Daha sonraki yıllara ilişki veriler faturanın hızla büyüdüğünü gösteriyor. World Obesity Federation’ın yayımladığı “World Obesity Atlas 2023 Raporu”na göre rakam 2020’de 15 milyar 395 milyon dolara ulaşmış. 2025 yılı tahmini 20 milyar 244 milyon dolar, 2030 yılı tahmini ise 26 milyar 797 milyon dolar. Rapor, rakamın 2035’te 35 milyar 846 milyon dolara ulaşacağını öngörüyor.</p>
<p>2023’ün temmuzunda haber için temasa geçtiğim Ankara merkezli araştırma şirketi ECONİX’in kurucu ortağı ve yöneticisi Dr. Güvenç Koçkaya’nın ekibiyle birlikte yaptığı çalışmaya göre aşırı kilo ve obezitenin Türkiye’ye ekonomik yükü 2022 yılı itibarıyla 27 milyar doları geçmişti. Yani Türkiye, “World Obesity Atlas 2023”ün 2030 yılı tahminini tam 8 sene önce geride bırakmıştı. Hangi rakamın ne kadar gerçeğe yakın olduğu önemli değil. Hepsi yüksek ve rahatsız edici. Yapılması gereken, bir an önce aklımızı başımıza devşirip, kolları sıvayarak obeziteyle mücadeleyi güçlendirmek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/asiri-kilo-ve-obezitenin-faturasi-ucuyor-79198</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Aşırı kilo ve obezitenin faturası&#039; uçuyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/usak-turizmden-daha-fazla-pay-almak-istiyor-79176</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 01:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uşak turizmden daha fazla pay almak istiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/UŞAK</strong></p>
<p>Ege’de İzmir ile Afyon arasında yer alan tarım, tekstil ve sanayi arasında sıkışan Uşak, turizmden daha fazla pay almak istiyor. </p>
<p>Uşak Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü tarafından kenti turizme açmak için bölgenin doğa, kültür ve tarihini tanıtmak amacıyla Antalya, Muğla ve İzmir’de faaliyette bulunan seyahat acentelerine yönelik tanıtım gezisi düzenlendi.</p>
<p>Etkinliğe katılan 50’den fazla seyahat acentesi temsilcisi, gezinin ilk günü, yıllar önce ABD’ye kaçırılan ve uzun hukuki mücadeleler sonucu 1996 yılı 14 Şubat Sevgililer Gününde Türkiye’ye getirilen Karun Hazinelerinin sergilendiği Uşak Müzesini ziyaret etti.</p>
<p>Kurtuluş savaşının sona erdirildiği, Yunan Generali Trikoupis’in esir alındığı ve Ulu Önder Atatürk’ün huzuruna çıkarıldığı konak ve tarihi evler ile halı ve kilim dokuma tezgahlarını gezen seyahat acenteleri temsilcileri, daha sonra ABD’de de Arizona kanyonundan sonra dünyanın en büyük kanyonu olarak bilinen Ulubey kanyonu, Blaundos antik kenti ile Clandras Su kemeri ve şelalesinde incelemelerde bulundu.</p>
<p>Gezinin ikinci gününde ise ata sporu olan cirit gösterileri ile Taşyaran kanyonu ve Dumlupınar Kurtuluş Savaşı Müzesi gezildi.</p>
<p>Uşak Valisi Serdar Kartal, hizmete dün açılan Uşak Sheraton otelinde seyahat acentesi temsilcileriyle bir araya geldi.  Vali Kartal, Uşak ekonomisin tarım, jeotermal kaynaklar, deri ve karma organize sanayi bölgeleri, tekstil ve seramik yatırımlarının ağırlıklı olduğunu söyledi. Uşak’ın doğa, tarih ve kültürü ile öne çıktığını ifade eden Vali Kartal, gastronomi kültürünün de zengin olduğunu ve birçok coğrafi işaretli ürünü olduğunu kaydetti.</p>
<p>Jeotermal Organize sera sanayi bölgesinin kuruluş çalışmalarının da devam ettiğini anlatan Vali Kartal, ‘’Uşak, tarımı, sanayisi, kilim, battaniye, halı ve dericilik faaliyetleriyle birlikte turizmden daha fazla pay almak istiyor. Uşak Turizm Master planı hazırladık. Komşumuz Afyon ve Kütahya ile birlikte Uşak’ın da turizmini tanıtmak istiyoruz. Turizmin sürdürülebilirliğini hedefliyoruz. Afyon’a gelen turistin Uşak’a da gelmesini istiyoruz. Uşak olarak turizmden daha fazla pay almak istiyoruz.’’</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/usak-turizmden-daha-fazla-pay-almak-istiyor-79176</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/6/1280x720/usak-turizmden-daha-fazla-pay-almak-istiyor-1778625824.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Turizm master planı yaptıklarını belirten Uşak Valisi Serdar Kartal, ‘’Doğa, tarih ve kültür zenginliği olan Uşak olarak turizmden daha fazla pay almak istiyoruz’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gecen-yil-yasanan-zirai-don-afetinin-bilancosu-agir-oldu-79175</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 01:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Zirai don afetinin bilançosu ağır oldu&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/BURDUR</strong></p>
<p>Burdur Ticaret Borsası Başkanı Ömer Faruk Gündüzalp, TÜİK tarafından açıklanan bitkisel üretim verilerini değerlendirdi. Gündüzalp, ‘’2025 yılında yaşanan zirai don felaketinde emeğin ve alın terinin dalında nasıl donduğuna tanıklık ettik” dedi.</p>
<p>Geçen yıl, Burdur'un da aralarında yer aldığı 36 ili vuran zirai don felaketinin ağır bilançosunun netleştiğini ifade eden Gündüzalp, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Son yıllarda artan kuraklık ve tarımdan kopuşlar yüzünden üretim hacmi ile ürün çeşitliliği zaten azalmakta olan Burdur'da, zirai donun açtığı derin yara özellikle kiraz, vişne, elma, erik, armut, üzüm, kayısı, badem, şeftali ve cevizde kendisini gösterdi. Allah gece gündüz demeden toprağı işleyen, evine helal lokma götürmeye çalışan üreticilerimizi bir daha böyle bir felaketle imtihan etmesin.” </p>
<p><strong>10 üründe büyük düşüş</strong></p>
<p>Üretimdeki en büyük yıkımın yüzde 87.05 gibi korkunç bir oranla vişnede görüldüğünü anlatan Ömer Faruk Gündüzalp, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’2024 yılında Burdur’da 3 bin 529 ton olan vişne rekoltesi 2025 yılında 457 tona kadar geriledi. Aynı facia kayısıda da yaşandı. 785 ton olan kayısı üretimi 153 tona düşerek yüzde 80.51 erimiştir. Bölgemiz için çok değerli olan kiraz üretimi 7 bin 162 tondan bin 635 tona düştü. Erik üretimi de bin 671 tondan 435 tona geriledi.’’</p>
<p>Bölge tarımı için önemli bir ürün olan ve üretim hacmiyle öne çıkan elma üretiminde ise 2024 yılında 12 bin 466 ton olan rekoltenin, 2025'te 4 bin 800 tona düşerek devasa bir açık yarattığına dikkat çeken Gündüzalp, ‘’Yine tonaj olarak yüksek kapasiteye sahip olduğumuz ceviz üretimi 10 bin 88 tondan 7 bin 327 tona geriledi. Üzüm üretimi ise 9 bin 364 tondan 6 bin 504 tona geriledi’’ dedi.</p>
<p>Yaşanan felaketin boyutunun bunlarla da sınırlı kalmadığına dikkat çeken Gündüzalp, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Şeftali üretimi bin 133 tondan 467 tona geriledi. Badem rekoltesi 2 bin 491 tondan bin 220 tona, armut üretimi ise 4 bin 380 tondan 2.422 tona düşerek Burdur ekonomisine ağır bir darbe vurmuştur. Felaketin boyutu ülke geneline bakıldığında daha yüksek oldu. Zirai don felaketi, maalesef ülkemizin genel meyve rekoltesinde de ciddi ve telafisi zor düşüşlere neden olmuştur. TÜİK verilerine göre, 2024 yılında 1 milyon 269 bin ton olan kayısı üretimi yüzde 73,92’lik rekolte kaybıyla 331 bin tona geriledi. Benzer şekilde 726 bin 500 tondan 213 bin 300 tona inen kirazda yüzde 70,64, 206 bin 700 tondan 75 bin 566 tona düşen vişnede ise yüzde 63,44 oranında kayıp yaşanmıştır.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gecen-yil-yasanan-zirai-don-afetinin-bilancosu-agir-oldu-79175</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/5/1280x720/gecen-yil-yasanan-zirai-don-afetinin-bilancosu-agir-oldu-1778625703.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Burdur Ticaret Borsası Başkanı Ömer Faruk Gündüzalp, 2025 yılında yaşanan zirai don felaketinin bilançosunun çok ağır olduğunu belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/16-bin-300-yuksek-gelir-grubu-takip-altinda-79174</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 01:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Yüksek gelirli 16 bin 300 kişi takip altında&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Sanayici ve İş İnsanları Derneği (ANSİAD) Kahvaltılı üye toplantısı Akra Barut Oteli’nde gerçekleştirildi. Toplantıya konuşmacı olarak Antalya Denetim Daire Başkanı Emre Gök katıldı.</p>
<p>ANSİAD Başkanı Ercan Özbek, yaptığı konuşmada çalışmalar hakkında bilgi verdi. İş dünyasını yakından ilgilendiren vergi denetimi konusunun önemine dikkat çeken Özbek, ‘’Vergi denetiminde dijitalleşme ve yeni uygulamalar, üyelerimizin şeffaf ve sürdürülebilir bir ticari hayat sürdürmeleri açısından kritik bir noktada duruyor’’ dedi.</p>
<p><strong>Denetimde 4 yıldaki büyük dönüşüm</strong></p>
<p>Antalya Denetim Daire Başkanı Emre Gök, vergi denetiminde 2022 yılından bu yana geçen süreçte yapısal ve teknolojik bir devrim yaşandığını, Vergi Denetim Kurulu’nun (VDK) 9 ilde örgütlendiğini söyledi.</p>
<p>2022'den bu yana geçen 4 sene içerisinde bugün yaptıkları arasında gerçekten büyük farklar olduğunu belirten Gök, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Şu an asli görevimiz olan vergi incelemelerinin yanı sıra, MASAK kapsamında suç gelirlerinin aklanmasıyla mücadeleden mevzuat geliştirmeye kadar geniş bir yelpazede çalışıyoruz. Bizim en önemli misyonumuz, çağdaş denetim tekniklerini kullanarak 'risk odaklı' incelemeler yapmaktır.Her mükellefi incelemek yerine teknolojiyi kullanarak doğru risk analizleri yapmayı hedefledik.’’</p>
<p>Denetimdeki yeni yaklaşımın temelini ‘Vergiye Uyum Piramidi’nin oluşturduğunu anlatan Gök, mükellefleri davranışlarına göre dört sınıfa ayırdıklarını bildirdi. Gök, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Amacımız her mükellefi ceza yaptırımıyla karşı karşıya bırakmak değil, gönüllü uyumu artırmaktır. Piramidin tabanındaki mükelleflerimize rehberlik ederek onları kayıtlı ekonomiye yönlendiriyoruz. Ancak en üst basamakta yer alan, kasıtlı olarak sistemi bozan ve vergi kaçıran yapılarla ise adli makamlarla organize bir şekilde en sert yöntemlerle mücadele ediyoruz. Çağdaş denetimden kastımız, sürece teknolojiyi, yapay zekayı ve büyük veri analizini dahil etmektir. Vergi incelemesi bir "erken uyarı mekanizması" haline gelmesini hedefledik. Önleyici denetim çalışmaları sayesinde mükelleflerin beyanname vermeden önce hata yapmalarının önüne geçmeyi amaçladık.’’</p>
<p>Denetim birimlerinin geleneksel olarak kapalı kapılar ardında kalmayı tercih eden yapısının artık değiştiğini anlatan Emre Gök, ‘’ Bir Müfettiş Anlatsın Projesini iş dünyasıyla istişare etmeyi ve geri bildirim almayı önemsiyoruz. Bugüne kadar denetim birimi olduğumuz için mükelleflerimizle temas etmeyi çok arzu etmeyen bir yapıya sahiptik. Ancak bunun doğru olmadığını gördük. Artık uzman müfettişlerimizle; odalar, sivil toplum kuruluşları ve üniversitelerden gelen talepler doğrultusunda eğitimler veriyoruz’’ dedi.</p>
<p><strong>Dijital takipte ‘Kırmızı Bayrak’ dönemi</strong></p>
<p>Yapay zeka destekli videolarla desteklenen ‘Beyanname Gözetim Programı’ ve ‘Kurgan’ (Sahte Belge Analiz Sistemi) hakkında da bilgi veren Emre Gök, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>‘’Dijital verinin artık anlamlı bir güce dönüştü. 2025 yılında 10 milyar satır ver ile  3,5 milyondan fazla mükellefin tüm banka hareketleri dijital radar altında. Yapay Zeka Analizi ile maaş ve kredi gibi ticari olmayan 50’den fazla işlem ayıklanarak sadece saf ticari riskler süzülüyor. 32 milyar TL genişleme ile sadece geçen yıl yapılan ‘nazik uyarılar’ sonucu 18 bin mükellef beyanını düzelterek vergi tabanını genişletti.”</p>
<p><strong>"Yüksek gelir grupları takip altında"</strong></p>
<p>Sistemin lüks harcamalar ile beyan edilen gelir arasındaki uçurumu anında fark ettiğini anlatan Emre Gök, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Sistem banka hareketlerinizle beyanlarınız arasında dağlar kadar fark varsa anında kırmızı bayrak kaldırıyor. Şirket kâr dağıtımı yapmadığı halde lüks yaşam süren ortakların ve kaynağı belirsiz harcamalar VDK radarına takılıyor. Hazine ve Maliye Bakanlığımız tarafından başlatılan 'Yüksek Gelir Grupları Gözetim Programı' ile lüks yaşam tarzıyla beyan edilen geliri tutmayan 16 bin 300 kişiyi takip ediyoruz. Amacımız hemen ceza kesmek değil; önce diyalog kurup bir şans vermek. Pişmanlık hükümlerinden yararlanarak geliri doğru beyan etme yolu açıktır. Ancak bu davet görmezden gelinirse, didik didik bir inceleme süreci kaçınılmazdır."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/16-bin-300-yuksek-gelir-grubu-takip-altinda-79174</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/4/1280x720/16-bin-300-yuksek-gelir-grubu-takip-altinda-1778625595.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Denetim Daire Başkanı Emre Gök, şirket kâr dağıtımı yapmadığı halde lüks yaşam süren ortakların ve kaynağı belirsiz harcamaların, VDK radarına takıldığını belirterek, &quot;Lüks yaşam tarzıyla beyan edilen geliri tutmayan 16 bin 300 kişiyi takip ediyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/girisimci-kadinlarin-gundemi-cop-31-79173</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 01:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Girişimci kadınların gündemi COP31</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Akdeniz Girişimci Kadınlar Derneği (AGİDER) mayıs ayı üye toplantısı The Marmara Oteli’nde gerçekleştirildi.</p>
<p>İletişim Uzmanı Şerife Öztürk Ersin’in konuşmacı olarak yer aldığı toplantı gündeminde, değişen dünya dinamikleri, sürdürülebilirlik, liderlik anlayışı ve 2026 yılında Antalya’da gerçekleştirilmesi planlanan Birleşmiş Milletler İklim Zirvesinin (COP31) tartışıldı.</p>
<p>AGİDER Başkanı G. Gökçen Atmaca,COP31’in Antalya’nın gelecek 50 yılını şekillendirecek bir fırsat olduğunu söyledi. Küresel ölçekte yaşanan dönüşüm sürecine dikkat çeken Atmaca, artık şehirlerin ve kurumların yalnızca ekonomik güçleriyle değil, kriz yönetimi kapasiteleri, sürdürülebilirlik vizyonları ve değişime uyum hızlarıyla öne çıktığını kaydetti.</p>
<p>COP31 Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi’nin Antalya şehri adına stratejik bir eşik olduğunu vurgulayan Atmaca, “Bu zirve, Antalya için yalnızca birkaç günlük bir organizasyon değil; şehrimizin ekonomik geleceğini önümüzdeki elli yıl için yeniden konumlandırabilecek tarihi bir dönüşüm fırsatıdır. Antalya turizm, tarım ve ticaretteki gücünü yeşil dönüşüm ve çevre teknolojileriyle destekleyerek küresel ölçekte yeni bir konuma ulaşabilecek durumda’’ dedi. Atmaca, kadın liderliğinin bu dönüşüm sürecindeki önemine de dikkat çekti. </p>
<p>İletişim Uzmanı Şerife Öztürk Ersin ise ’Lider Duruş’ başlıklı sunumunda liderlikte duruşun önemi, sözlü ve sözsüz iletişimin etkisi, beden dili, temsil gücü, profesyonel görünürlük ve kişisel etki alanı gibi konuları anlattı. Ersin, ‘’Lider duruş yalnızca görünümden ibaret değil. İletişim biçimi, ses tonu, güven duygusu, karizma, netlik ve temsil becerisinin profesyonel yaşam üzerindeki etkisi önemli’’ dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/girisimci-kadinlarin-gundemi-cop-31-79173</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/3/1280x720/girisimci-kadinlarin-gundemi-cop-31-1778625486.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akdenizli girişimci kadınlar, Kasım ayında Antalya’da yapılacak olan Birleşmiş Milletler İklim Zirvesinin, Antalya’nın gelecek 50 yılını şekillendirecek bir fırsat olduğu belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kahramanmaras/baskan-gorgel-daha-da-guclu-kahramanmaras-icin-fiziki-yatirimlarin-yaninda-yetismis-insan-kaynagi-ortak-akil-ve-dayanisma-79212</guid>
            <pubDate>Wed, 13 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Güçlü Kahramanmaraş için fiziki yatırımların yanında yetişmiş insan kaynağı, ortak akıl ve dayanışma&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş’ın sosyal, ekonomik ve kültürel gelişimine katkı sunacak önemli bir oluşum daha hayata geçirildi. Kahramanmaraşlı bürokratlar, iş insanları, yöneticiler ve akademisyenleri aynı çatı altında buluşturan Kahramanmaraşlı Bürokrat, İş İnsanı, Yönetici ve Akademisyenler Derneğinin (KABİYAD) kuruluş ve tanıtım toplantısı Ankara’da yoğun katılımla gerçekleştirildi. Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi tarafından Ankara’da oluşturulan Kahramanmaraş Evi’nde düzenlenen programa; 66. Hükümet Tarım ve Orman Bakanı Prof. Dr. Vahit Kirişci, AK Parti Kahramanmaraş Milletvekilleri Ömer Oruç Bilal Debgici, Tuba Köksal, Mevlüt Kurt ve İrfan Karatutlu, MHP Kahramanmaraş Milletvekili Zuhal Karakoç, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mustafa Buluntu, KABİYAD Başkanı Mehmet Ali Ecerkale, yönetim kurulu üyeleri ve çok sayıda davetli katıldı.</p>
<p><strong>“Kahramanmaraş’ın Geleceği İçin Omuz Omuza Veriyoruz”</strong></p>
<p>KABİYAD Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Genç Kahramanmaraşlılar Derneği Başkanı Mustafa Seyithanoğlu, “2022 yılında ortaya koyduğumuz yeni vizyonla birlikte Ankara’da etkin görevlerde bulunan hemşehrilerimizi Kahramanmaraş’taki paydaşlarımızla aynı zeminde buluşturma hedefiyle hareket etmeye başladık. Ankara ve Kahramanmaraş’ta gerçekleştirdiğimiz buluşmalar bize şunu gösterdi: Bu şehrin yetişmiş insan kaynağı çok güçlüydü. Ancak bu gücün Ankara merkezli ortak bir hedefte organize olması gerekiyordu. İşte KABİYAD bu noktada ortaya çıktı. 4 büyük güç bu çatı altında bir araya geldi. Aynı şehrin sokaklarında büyümüş, aynı kültürle yoğurulmuş, aynı acılarda birleşmiş insanların Kahramanmaraş’ın geleceği için omuz omuza vermesini tarihi bir sorumluluk olarak görüyoruz” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Kuruluş Amacımız Kahramanmaraş’ımız Adına Sorumluluk Almak Oldu”</strong></p>
<p>KABİYAD Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Ecerkale, “Kahramanmaraş’ın sahip olduğu insan kaynağı, bilgi birikimi ve sosyal sermayesini kurumsal bir yapıda buluşturmak için bu yola koyulduk. Bizler memleketimize olan borcumuzu hiçbir zaman unutmadık. Hepimizin ortak fikri Ankara’da Kahramanmaraş’ımız adına bir sorumluluk almak oldu. İşte KABİYAD bu düşünce yapısının üzerine kuruldu. KABİYAD Ankara merkezli kuruldu ancak burayla sınırlı kalmayacak. Türkiye’nin dört bir yanında görev yapan, üreten, düşünen, değer oluşturan ve memleketine vefa duyan Kahramanmaraşlı bürokratları, iş insanlarını, yöneticileri ve akademisyenleri kapsayan güçlü bir yapıdır” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Derneğimizin Hayırlı Uğurlu Olmasını Diliyorum”</strong></p>
<p>KMTSO Başkanı Mustafa Buluntu, “Bu tablo bizim yıllardır özlemini çektiğimiz bir tablo. 6 Şubat depremlerinin ardından şehrimizi tekrar ayağa kaldırmak için bürokratlarımız, milletvekillerimiz, belediye başkanlarımız, iş insanlarımız ve tüm paydaşlarımızla bir olduk ve hep birlikte gayret gösterdik. Hamdolsun bunda da başarılı olmaya başladık, sonuçları görebiliyoruz. Sanayi tesislerimizi bir bir ayağa kaldırıyoruz. Bu noktada bürokrasi, iş insanları, yönetici ve akademisyenleri bir araya getiren KABİYAD’ın da çok değerli olduğunu düşünüyorum. Derneğimizin hayırlı uğurlu olmasını diliyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Kahramanmaraş Evi, Birlik ve Beraberliğin Merkezi Olacak”</strong></p>
<p>Programda konuşan Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, Kahramanmaraş Evi’nin şehrin tanıtımı ve dayanışması açısından önemli bir misyon üstleneceğini belirtti. Başkan Görgel, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi tarafından Ankara Hamamönü’nde oluşturulan Kahramanmaraş Evi’nde göreve geldikten sonra kapsamlı restorasyon çalışmaları gerçekleştirdiklerini ifade ederek, “En ince ayrıntısına kadar titizlikle hazırlanan bu mekânın şehrimiz adına çok kıymetli bir buluşma noktası olacağına inanıyoruz. Maraş Evi’nin birlik, beraberlik ve hemşehrilik ruhunu güçlendirecek önemli bir merkez olmasını temenni ediyoruz” dedi.</p>
<p><strong>“KABİYAD Şehrin Ortak Aklına Katkı Sunacak”</strong></p>
<p>KABİYAD’ın kuruluşunun büyük bir heyecan oluşturduğunu ifade eden Başkan Görgel, derneğin farklı alanlarda önemli tecrübelere sahip isimleri bir araya getirdiğine dikkat çekti. Başkan Fırat Görgel konuşmasında, “KABİYAD bünyesinde yapılacak istişarelerin şehrimizin geleceğine önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz. Güçlü şehirler yalnızca fiziki yatırımlarla değil, yetişmiş insan kaynağı, ortak akıl ve güçlü dayanışma ruhuyla oluşur” ifadelerini kullandı. Kahramanmaraş’ın tarih boyunca devlet adamları, fikir insanları ve girişimciler yetiştiren önemli bir şehir olduğuna vurgu yapan Görgel, KABİYAD’ın da bu kültürel birikimin gelişmesine öncülük edeceğini söyledi.</p>
<p><strong>“Büyükşehir Belediyesi Olarak Destek Vermeye Hazırız”</strong></p>
<p>Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi olarak KABİYAD ile her zaman iş birliği içerisinde olacaklarını belirten Başkan Görgel, derneğin şehrin gelişimine yönelik çalışmalarda önemli bir paydaş olacağını ifade etti. Konuşmasının sonunda derneğin kuruluşunda emeği geçen herkese teşekkür eden Görgel, KABİYAD yönetimine başarı dileklerini ileterek, “Derneğimizin şehrimize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kahramanmaras/baskan-gorgel-daha-da-guclu-kahramanmaras-icin-fiziki-yatirimlarin-yaninda-yetismis-insan-kaynagi-ortak-akil-ve-dayanisma-79212</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/2/1280x720/baskan-gorgel-daha-da-guclu-kahramanmaras-icin-fiziki-yatirimlarin-yaninda-yetismis-insan-kaynagi-ortak-akil-ve-dayanisma-1778656360.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara’daki Kahramanmaraş Evi’nde düzenlenen KABİYAD kuruluş ve tanıtım toplantısına katılan Başkan Görgel, “Derneğimizin şehrimize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. KABİYAD’ın sağlayacağı istişare ortamının şehrimizin geleceğine önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz.  Güçlü şehirler yalnızca fiziki yatırımlarla değil, yetişmiş insan kaynağı, ortak akıl ve güçlü dayanışma ruhuyla oluşur” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-isikhan-duyurdu-emekli-bayram-ikramiyelerinin-yatacagi-tarihler-belli-oldu-79168</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 17:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Işıkhan duyurdu: Emekli bayram ikramiyelerinin yatacağı tarihler belli oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, bu sene 10'uncusu düzenlenen Uluslararası İş sağlığı ve Güvenliği Konferansı'na katıldı.</p>
<p>"Geleceği Birlikte Şekillendiriyoruz, Herkes İçin Sürdürülebilir İş Sağlığı ve Güvenliği" temasıyla gerçekleştirilen programda iş kazaları oranlarının en aza indirilmesi ve gerekli önlemlerin en üst seviyede alınması hedefledi.</p>
<p>Burada bir konuşma gerçekleştiren Bakan Işıkhan, insan emeğinin olduğu her yerde güvenlik ihtiyacı olduğunu fakat modern anlamda iş sağlığı ve güvenliği anlayışının Sanayi Devrimi'yle birlikte çok daha görünür hale geldiğinin altının çizdi.<br />Işıkhan, zaman içerisinde iş sağlığı ve güvenliği anlayışının ‘iş kazası olduktan sonra müdahale eden' klasik yaklaşımdan, ‘risk oluşmadan önce önlem alan' koruyucu ve önleyici yaklaşıma evrildiğini aktardı.</p>
<p>Gelişmiş ülkelerin iş sağlığı ve güvenliğini yalnızca bir yükümlülük değil, sürdürülebilir kalkınmanın temel unsurlarından biri olarak gördüğünün altını çizen Işıkhan, "Uluslararası Çalışma Örgütü'nün güvenli ve sağlıklı çalışma ortamını temel bir çalışma hakkı olarak kabul etmesi de bunun en güçlü göstergelerinden biridir. Türkiye olarak bizler de; bu dönüşümü yakından takip eden değil; bu dönüşümün aktif bir parçası olan ülkelerden biriyiz" şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>"İnsanı yaşat ki devlet yaşasın' anlayışı, aynı zamanda sosyal devlet yaklaşımımızın temelidir"</strong></p>
<p>Işıkhan, Türkiye'de iş sağlığı ve güvenliğinin tarihi oldukça köklü olduğunu belirterek, 2012 yılında yürürlüğe giren 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun önemli bir kilometre taşı olduğunu söyledi. Işıkhan, "Bu Kanun ile birlikte; kamu dahil tüm çalışanlarımız aynı koruma şemsiyesi altına alınmış, risk değerlendirmesi zorunlu hale getirilmiş, iş güvenliği uzmanlığı ve işyeri hekimliği sistemi güçlendirilmiş, iş yerlerinde önleyici yaklaşım esas alınmıştır. Bugün geldiğimiz noktada Türkiye; iş sağlığı ve güvenliği alanında müstakil bir kanuna sahip, uluslararası standartlarla uyumlu, kapsamlı mevzuat altyapısı bulunan ülkeler arasında yer almaktadır. Bizler, insanı merkeze alan bir medeniyet anlayışının mensuplarıyız. ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın' anlayışı, aynı zamanda sosyal devlet yaklaşımımızın temelidir" ifadelerine yer verdi.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde son 24 yılda iş sağlığı ve güvenliği alanında da insan odaklı çok güçlü reformları hayata geçirdiklerini vurgulayan Işıkhan, Çalışanların sağlığını, güvenliğini ve insan onuruna yaraşır çalışma hakkını daima öncelikli meselelerimizden biri olarak gördüklerini ifade etti.</p>
<p><strong>"Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Politika Belgesi ile yeni dönemin yol haritasını oluşturuyoruz"</strong></p>
<p>Işıkhan, gelinen noktada, artık iş sağlığı ve güvenliği alanında yalnızca işyerlerinde ortaya çıkabilecek klasik risklerin konuşulmadığını söyleyerek, "İş sağlığı ve güvenliği politikalarımızı da çağın ihtiyaçlarına uygun şekilde güncelliyoruz. Bu kapsamda hazırladığımız 2026-2030 Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Politika Belgesi ile yeni dönemin yol haritasını oluşturuyoruz. Bu belge; "sorumlu işveren, bilinçli çalışan ve etkin otorite" ilkeleri üzerine kurulmuştur. Belge kapsamında; önleyici güvenlik kültürünün güçlendirilmesi, dijital denetim sistemlerinin yaygınlaştırılması, veri temelli politika üretimi, uzaktan çalışma süreçlerinin düzenlenmesi, risk odaklı denetim modellerinin geliştirilmesi, iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinin erken yaşlardan itibaren yaygınlaştırılması gibi çok önemli hedefler belirledik. Yakında belgeyi kamuoyuyla paylaşacağız." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Özellikle çocukların güvenlik kültürünün erken yaşta oluşmasını çok önemsediklerini dikkati çeken Işıkhan, güvenlik kültürünün toplumun bütününde oluşması gerektiğine inandıklarını söyledi.</p>
<p><strong>"Konferansın küresel iş birliğini güçlendireceğine yürekten inanıyorum"</strong></p>
<p>Işıkhan, Türkiye'nin iş sağlığı ve güvenliği alanında yalnızca kendi içinde dönüşüm yaşayan bir ülke değil, aynı zamanda bölgesel ve uluslararası iş birliklerinde önemli rol üstlenen bir ülke olduğunu vurgulayarak, "Uluslararası konferanslarımız, teknik iş birliklerimiz, Avrupa Birliği projelerimiz, İslam İşbirliği Teşkilatı kapsamındaki çalışmalarımız ve uluslararası kuruluşlarla yürüttüğümüz ortak programlarımız bu anlayışın en somut göstergesidir. Bu konferansın da ülkeler arasında bilgi paylaşımını artıracağına, iyi uygulama örneklerinin yaygınlaşmasına katkı sunacağına ve küresel iş birliğini güçlendireceğine yürekten inanıyorum. Elbette önümüzde bizleri bekleyen hâlâ önemli sorumluluklar bulunmaktadır. İş kazalarını ve meslek hastalıklarını daha da azaltmak zorundayız. Özellikle çok tehlikeli sektörlerde, daha güçlü tedbirler almak zorundayız. KOBİ'lerimizin kapasitesini artırmak zorundayız. Teknolojiyi insan hayatını koruyan bir araç haline getirmek zorundayız. Ama şunu çok açık ifade etmek isterim ki; Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu konuda güçlü bir iradeye sahiptir" ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Emeklilerin Kurban Bayramı ikramiyelerinin yatırılacağı tarihler belli oldu</strong></p>
<p>Konuşmasında emeklilerin Kurban Bayramı ikramiyelerinin yatırılacağı tarihleri de paylaşan Işıkhan, "Emeklilerimizin aylık ödemeleri ile Kurban Bayramı ikramiyelerini 17-22 Mayıs tarihleri arasında hesaplarına yatırıyoruz. Tüm emeklilerimizin ödemelerinin hayırlı olmasını diliyor, sağlık ve huzur içerisinde nice bayramlara ulaşmalarını temenni ediyorum. Şimdiden mübarek Kurban Bayramı'nın ülkemize, milletimize ve tüm İslam alemine hayırlar getirmesini diliyorum" dedi.</p>
<p>Buna göre gelir aylıklarının ödeme günü ayın 17, 18, 19, 20, 21 ve 22'si olanların mevcut gününde; gelir aylıklarının ödeme günü ayın 23'ü ile 24'ü olanlar ayın 21 Mayıs'ta ve gelir aylıklarının ödeme günü ayın 25'i ve 26'ı olanlar ise 22 Mayıs'ta bayram ikramiyeleri ve aylıklarını alacak.</p>
<p>Program, Bakan Işıkhan'ın konuşmasının ardından ‘İş Sağlığı ve Güvenliğinin Geleceği: Sürdürülebilir İnsan Odaklı Yaklaşımlar' oturumuyla devam etti.</p>
<p>(İHA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-isikhan-duyurdu-emekli-bayram-ikramiyelerinin-yatacagi-tarihler-belli-oldu-79168</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/8/1280x720/67-1778596392.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uluslararası İş sağlığı ve Güvenliği Konferansı&#039;nda konuşan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, &quot;Emeklilerimizin Kurban Bayramı ikramiyelerini 17-22 Mayıs tarihleri arasında hesaplarına yatırıyoruz.&quot; dedi. Buna göre, gelir aylıklarının ödeme günü ayın 17, 18, 19, 20, 21 ve 22&#039;si olanların mevcut gününde; gelir aylıklarının ödeme günü ayın 23&#039;ü ile 24&#039;ü olanlar ayın 21 Mayıs&#039;ta ve gelir aylıklarının ödeme günü ayın 25&#039;i ve 26&#039;ı olanlar ise 22 Mayıs&#039;ta bayram ikramiyeleri ve aylıklarını alacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/erdogan-ciftcilerimiz-icin-500-milyon-dolarlik-kredi-hacmi-olusturacagiz-79167</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 16:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Erdoğan: Çiftçilerimiz için 500 milyon dolarlık kredi hacmi oluşturacağız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi'nde düzenlenen 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü Programı'na katıldı.</p>
<p>Üretim ve bereketin havasını soludukları buluşmayı düzenleyen Tarım ve Orman Bakanlığına yürekten teşekkürlerini ileten Erdoğan, salondaki çiftçilerin şahsında 81 ilde toprağını alın teriyle sulayan, mahsulünü emeğiyle harmanlayan, üretimiyle Türkiye'nin gücüne güç, sofrasına bereket katan tüm çiftçilerin Dünya Çiftçiler Günü'nü tebrik etti.</p>
<p>Çiftçilerin tamamının bolluk ve bereketle dolu verimli bir yıl geçirmesini dileyen Erdoğan, şunları söyledi:</p>
<p>"Rabb'im emeklerinizi en güzel şekilde mükafatlandırsın. Son olarak Gazze ve Batı Şeria başta olmak üzere gönül coğrafyamızın farklı yerlerinde bir zamanlar ekip biçtikleri toprakları gasbedilen, arazileri maalesef kanla ve kahırla sulanan tüm kardeşlerime buradan en güçlü dayanışma mesajlarımı gönderiyorum. Cenabıallah o bereketli toprakların inşallah yeniden şenlendiği, ağaçların tekrar yeşerdiği, çocukların neşeyle gülüp eğlendiği o güzel günleri görmeyi hepimize nasip eylesin."</p>
<p>"Bugün Türkiye'de tarım ve hayvancılık ayaktaysa, üretim ve ihracat her sene yeni rekorlar kırıyorsa, bunda sizin alın teriniz var" diyen Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Bugün Türkiye'de toprak ve su kaynaklarımız, ormanlarımız en verimli surette korunuyorsa, bunda sizin dikkatinizin etkisi var. Soframıza gelen her üründe sizlerin halis niyeti, tertemiz emeği, samimi gayreti var. Aynı şekilde Türkiye'de vesayet zincirleri kırıldıysa, demokrasimiz daha da güçlü bir yapıya kavuştuysa bunda sizlerin hayır duası ve desteği var. Milli Mücadele'nin zaferle taçlanmasında, 15 Temmuz ihanetinin bozguna uğratılmasında sizlerin çok büyük rolü var. 15 Temmuz gecesi traktör lastiklerini ateşe veren, sokaklara, caddelere, meydanlara akın eden, milli iradeyi canı pahasına müdafaa eden tüm çiftçilerimize bugün bir kez daha şükranlarımı sunuyorum. Allah sizlerden razı olsun. Yokluğunuzu bu ülkeye, bu millete, bu ümmete göstermesin."</p>
<p><strong>"Toprak bizde tıpkı su gibi azizdir"</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, tarım ve toprağın kendi değerler piramidinde çok mühim bir yere sahip olduğunu belirterek, şöyle konuştu:</p>
<p>"Her şeyden önce biz dünyayı ahiretin tarlası olarak gören bir inancın mensuplarıyız. Ekip biçtiklerimizde, yapıp ettiklerimizde bu tarlayı en güzel, en verimli şekilde sürmenin çabasındayız. Toprak bizde tıpkı su gibi azizdir. Hayattır, nimettir, berekettir. Toprak aynı zamanda saflık ve temizlik vesilesidir. Suya erişemediğimiz yerlerde toprakla teyemmüm etmemiz, içinde pek çok mananın bulunduğu bir hikmet aleminin işaretidir. Bizim için toprak yalnızca üstündeki nimetlerle değil, altında metfun olan peygamberlerle, şehitlerle, velilerle, gönül erleriyle de değerlidir. Burada merhum Yahya Kemal'e atfedilen bir anekdotu sizlerle paylaşmak isterim. 1920'li yılların ikinci yarısıdır. Yahya Kemal Avrupa'nın bir şehrinde büyükelçidir. Bir gün kendisine yabancı bir diplomat tarafından ülkemizin nüfusu sorulur. Yahya Kemal hiç düşünmeden '80 milyon' cevabını verir. Orada bunlardan biri, 'efendim ülkenizde geçtiğimiz günlerde nüfus sayımı yapılmış. Gazetelerden okuduğumuza göre Türkiye'nin nüfusu yaklaşık 14 milyon olarak tespit edilmiş' der. Bunun üzerine Yahya Kemal yine hiç duraksamadan ders niteliğindeki şu cevabı verir. 'Ben toprağın altındakileri de saydım. Zira biz onlarla birlikte yaşarız'. Evet değerli kardeşlerim, toprak bizim için üstündekilerle birlikte altındakilerle de mübarektir. Bu anlayışla göreve geldiğimiz 2002 yılından bu yana toprağımızın ve onu alın teriyle işleyen çiftçilerimizin adeta üzerine titredik."</p>
<p><strong>"Ambarın anahtarı kimdeyse güç ondadır"</strong></p>
<p>Geçen yıl doğrudan destek, kredi desteği, yatırım ödeneği, müdahale alımları ve ihracat destekleri dahil tarıma toplam 706 milyar lira destek verdiklerini hatırlatan Erdoğan, şöyle devam etti:</p>
<p>"Bu yıl için bu rakamı tam 939 milyar liraya çıkardık. Şu gerçeği artık herkes kabul ediyor. Su stresi ve iklim krizinin yanı sıra son dönemde patlak veren salgın, sıcak savaş ve çatışmalar da gıda arz güvenliğinin önemini tescillemiştir. Son dönemde 'gıda milliyetçiliği' denilen kavramın küresel ölçekte yaygınlık kazandığını görüyoruz. Türkiye olarak hamdolsun tüm bunlara karşı tedbirlerimizi önceden aldık. 'Ambarın anahtarı kimdeyse güç ondadır' diyerek planlamamızı bu gerçeklere göre yaptık. Bir taraftan dengeli dış politikamızla etrafımızı saran ateş çemberinden ülkemizi ve milletimizi korurken, diğer taraftan 86 milyon vatandaşımızın gıda emniyetini sorunsuz şekilde sağlamayı başardık. İran'ı ve Körfez'deki kardeş ülkeleri derinden sarsan çatışmaların, tarımsal üretimimizi etkilememesi için ilk günden beri teyakkuz halindeyiz. Tarımda, gübre ve gübre ham madde tedariklerini zaten yapmıştık, gübre stoklarımız yeterli seviyededir."</p>
<p><strong>"Sebze üretiminde dünyada 3'üncü, meyvede 4'üncüyüz"</strong></p>
<p>Erdoğan, gümrük vergisinin sıfıra indirilmesinden ihracatın durdurulmasına kadar ilave bir dizi tedbiri hayata geçirdiklerini anımsattı.</p>
<p>Tarımsal üretim ve gıda arz güvenliği konusunda hiçbir sorunun olmadığını ifade eden Erdoğan, gübrede ise artık güzlük ekilişler için hazırlıkları yaptıklarını söyledi.</p>
<p>Cennet vatanda şu anda 206 çeşit tarım mahsulünün yetiştiğine dikkati çeken Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Bunların birçoğunda kendimize yeter durumdayız. Bakınız şu rakamları biz değil uluslararası kuruluş söylüyor, sebze üretiminde dünyada 3'üncü, meyvede 4'üncüyüz. 21 bitkisel ürün mahsulünde ise ilk 3'teyiz. Çiğ sütte, sığır etinde, tavuk etinde, yumurtada aynı şekilde dünyada ve Avrupa'da ilk sıralardayız. Bal üretiminde Avrupa'da lider, su ürünleri yetiştiriciliğinde ikinci sıradayız. Tohumculukta dünyada ilk 10 ülke arasındayız. Dünyanın tam 117 ülkesine tohum ihracatı gerçekleştiriyoruz. Çok şükür, bu yılın başından itibaren yağışlar iyi seyrediyor. Barajlarımız doluyor, sulama konusunda da herhangi bir sıkıntımız bulunmuyor. Zirai don ve kuraklık hadiseleri sebebiyle bir önceki sene düşüş yaşayan bitkisel üretimimiz bu yıl inşallah yeniden yükselişe geçecek. Hububat gibi stratejik ürünler başta olmak üzere birçok üründe inşallah bu yıl çok bereketli bir yıl olacak."</p>
<p><strong>"Büyükbaş destek programımız meyvelerini vermeye başladı"</strong></p>
<p>Erdoğan, kırsal kalkınmanın sadece tarımın değil kalkınma politikalarının da temelini teşkil ettiğini dile getirdi.</p>
<p>Bu alandaki önceliklerinin bilhassa gençler ve kadınların kırsal kalkınmanın ana aktörü haline gelmesi olduğunu vurgulayan Erdoğan, şunları söyledi:</p>
<p>"Amaç, özellikle anaç hayvan sayımızı artırmak, aile işletmelerimizi güçlendirmek, kadın ve gençlerimizin hayvancılıkta daha fazla yer almalarını sağlamak, üzerinde özellikle durduğumuz hedeflerdir. Kırsalda Bereket Hayvancılığa Destek ve Kırsalda Bereket Küçükbaşa Destek Projelerimiz, üreticilerimiz nezdinde büyük rağbet gördü. Vatandaşlarımızın düşük maliyet ve uygun kredilerle hayvan temin ettiği bir yıllık bakım ve besleme giderleriyle sigorta primlerinin devlet tarafından karşılandığı bu destek programlarını sürekli hale getireceğiz. Büyükbaş destek programımız meyvelerini vermeye başladı. Hamdolsun buzağılar doğuyor, sürüler büyüyor, üretim güçleniyor. Küçükbaş destek programımızda ise başvurular tamamlandı. Hak sahiplerine ilk hayvan teslimatını önümüzdeki ay yapacağız. Diğer yandan Kırsal Kalkınma Yatırımları Programı'na ayırdığımız tam 10 milyar liralık bütçenin de yüzde 20'sini yine gençlere ve kadınlara, yüzde 30'unu da aile işletmelerimize tahsis ettik. Bu sene hem hibe desteği oranımızı hem de destek alacak proje limit tutarını artırdık. Program kapsamında 100 bin liradan 30 milyon liraya kadar olan projelerde tutarın yüzde 50 ile 70'i arasındaki kısmını hibe edeceğiz. Başvurular 12 Haziran'a kadar devam edecek."</p>
<p>Erdoğan, gençleri, hanım üreticileri, tarımla iştigal eden tüm vatandaşları bu avantajlı programdan faydalanmaya davet etti.</p>
<p><strong>Gıda arz güvenliği</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, tarımda hangi ürünün nerede ekileceğini belirledikleri devrim niteliğindeki üretim planlamasında 2 yılı geride bıraktıklarını söyledi.</p>
<p>Hayvancılıkta da besi, süt ve kanatlı üretim bölgelerini tespit ederek buralara yapılacak yatırımlara ekstra teşvikler sağladıklarını anlatan Erdoğan, "Başta üretim planlaması olmak üzere hayata geçirdiğimiz uygulamalar sayesinde hamdolsun halihazırda gıda arz güvenliği sorunumuz yoktur. Ancak hem bu çalışmaların sürdürülmesi hem de gelecekte gıda sorunu yaşanmaması için yeni düzenlemeleri ve destek mekanizmalarını da hayata geçiriyoruz." dedi.</p>
<p>Kırsal kalkınmada yeni bir hamle olarak gördükleri projeyi milletle paylaşmak istediğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, tarımda planlamanın ikinci safhasına geçtiklerini aktardı.</p>
<p>Bu yeni aşamada artık tarımsal yatırımları da planlayacaklarına dikkati çeken Erdoğan, şunları kaydetti:</p>
<p>Tarım sektörünün ana damarı olan siz kıymetli çiftçilerimizin emeğinin zayi olmayacağı, pazarlama sorunu yaşamayacağı, ürünlerinin doğru yerde ve doğru sanayi tesisinde işleneceği bir sistemi inşallah hayata geçiriyoruz. Bakanlığımız aracılığıyla, Dünya Bankası tarafından sağlanacak kaynakla uygulanacak, Türkiye Tarım Gıda Sektörünün İstihdam ve Kırsal Refah İçin Dönüşüm Projesi'ni bu yıl içinde başlatıyoruz. Projeyle, tarım ve gıda alanına yatırım yapmak isteyen girişimcilerin finansmana erişimini kolaylaştıracağız. Yatırım tutarının yüzde 80'ine kadar geri ödemeli finansman ve kredi garanti sistemi destekleri sağlayacağız. İşletmelerimize 24 ay geri ödemesiz 7 yıla kadar vadeli ve proje büyüklüğüne göre 10 milyon dolara kadar finansman imkanı sağlayacağız. Bu finansman desteği, tarım ve gıda alanında yapılacak tesis inşaatı ve makine ekipman yatırımlarına verilecek. 10 yıl boyunca planladığımız 5,3 milyar dolarlık bu finansman paketinin ilk 750 milyon dolarını 2026 yılı içinde girişimcilerimizin kullanımına açıyoruz. Yine bu proje kapsamında Kredi Garanti Fonu'nun da dahil olacağı mekanizmayla krediye erişimde sorun yaşayan ve birincil üretim yapan çiftçilerimiz için yaklaşık 500 milyon dolarlık kredi hacmi oluşturacağız. Böylece 400 bin çiftçimizin ürünlerini pazarlayabilecekleri yeni kanallar oluşturacak 250 bin vatandaşımıza yeni istihdam imkanı getireceğiz. Türkiye Tarım Gıda Sektörünün İstihdam ve Kırsal Refah İçin Dönüşüm Projesinin çiftçilerimize, üreticilerimize ve Türk tarımına hayırlı olmasını diliyorum."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/erdogan-ciftcilerimiz-icin-500-milyon-dolarlik-kredi-hacmi-olusturacagiz-79167</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/7/1280x720/087-1778594186.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya Çiftçiler Günü Programı&#039;nda konuşan Erdoğan, &quot;Türkiye Tarım Gıda Sektörünün İstihdam ve Kırsal Refah İçin Dönüşüm Projesi&quot; ile ilgili, &quot;İşletmelerimize 24 ay geri ödemesiz 7 yıla kadar vadeli ve proje büyüklüğüne göre 10 milyon dolara kadar finansman imkanı sağlayacağız.&quot; dedi. Erdoğan, &quot;Proje kapsamında Kredi Garanti Fonu&#039;nun da dahil olacağı mekanizmayla krediye erişimde sorun yaşayan ve birincil üretim yapan çiftçilerimiz için yaklaşık 500 milyon dolarlık kredi hacmi oluşturacağız.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkcellin-ilk-ceyrek-net-kari-46-milyar-lira-79166</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 16:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turkcell&#039;in ilk çeyrek net kârı 4,6 milyar lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Turkcell, 2026 yılının ilk çeyreğine ait finansal sonuçlarını paylaştı.</p>
<p>Güçlü ve sürdürülebilir büyüme performansını devam ettiren şirketin bu döneminde konsolide gelirlerinın yıllık bazda yüzde 8,9 artarak 68,4 milyar liraya ulaştığı belirtildi.</p>
<p>Turkcell'in konsolide faiz, amortisman ve vergi öncesi karı (FAVÖK) yüzde 3,2 artışla 28,3 milyar lira olurken, FAVÖK marjı yüzde 41,4 seviyesinde gerçekleşti. Şirketin vergi öncesi kârı yüzde 38,8 artışla 11,9 milyar liraya, net kârı ise yüzde 14,9 yükselişle 4,6 milyar liraya çıktı.</p>
<p>Açıklamada, "Müşteri odaklı yaklaşımı, güçlü altyapısı ve yenilikçi teklifleriyle Turkcell, yılın ilk çeyreğini Mobil Numara Taşıma (MNT) tarafında başarılı sonuçlarla tamamladı. Toplam mobil abone bazı net 655 bin abone kazanımıyla genişleyen şirketin faturalı abone bazı da net 661 bin artışla istikrarlı büyümesini sürdürdü. Faturalı abone oranı, şirketin 'değer odaklı büyüme' stratejisinin etkisiyle yüzde 81 seviyesine ulaştı." denildi.</p>
<p>Şirket, Dijital İş Servisleri (DBS) tarafında kurumsal projelerin katkısıyla yükselen donanım gelirlerinin yanı sıra veri merkezi ve bulut servislerinde yüzde 21'lik artış sağladı. Bu durum, DBS gelirlerinde yıllık yüzde 64'lük yükselişi beraberinde getirdi.</p>
<p>Turkcell'in, "Hız Yılı" ilan ettiği 2026'da Wi-Fi 7 destekli Superonline UltraFiber paketleriyle ev internetinde saniyede 10 gigabite varan hızları sunan Türkiye'deki ilk ve tek operatör olduğu bildirildi. Yılın ilk çeyreğinde al-sat operasyonları dahil sabit tarafta toplam 36 bin net fiber abone kazanımı gerçekleştiren şirket, devam eden sabit altyapı yatırımları sayesinde fiber altyapısıyla kapsadığı hane sayısını 138 bin artırarak toplam 6,5 milyona çıkardı. Fiber aboneye dönüşüm oranı ise yüzde 41,8 seviyesinde gerçekleşti. Şirketin 1000 Mbps ve üzeri hızlara sahip fiber abone portföyünün, toplam bireysel fiber aboneleri içindeki payı da yaklaşık yüzde 20 seviyesine yükseldi.</p>
<p>"Techfin" alanında faaliyet gösteren Paycell, yüksek baz etkisine rağmen grup ortalamasının üzerinde büyümeye devam etti. Paycell'in gelirleri, POS ve mobil ödeme iş kollarındaki ivmenin etkisiyle yüzde 15 artış gösterdi. Financell'de net faiz marjı, önceki yılın aynı dönemine göre 3,6 puan artışla yüzde 8,3'e yükseldi. Techfin segmentinin toplam gelir artışı ise yüzde 4 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Turkcell'in Mobil Dünya Kongresi'nde (MWC 2026) sektör paydaşlarıyla geliştirdiği ve yurt dışı kaynaklı sahte aramaları önlemeye yönelik modeli, Dünya GSM Birliği (GSMA) tarafından örnek uygulama seçildi. Aynı kongrede, 6G ve yeni nesil şebeke teknolojileriyle ilgili AR-GE çalışmaları için stratejik işbirliklerine de imza atıldı.</p>
<p>Turkcell, ilk çeyrekte 5G dönüşümü ve yeni nesil bağlantı teknolojilerine yönelik yatırımları desteklemek amacıyla 1 milyar dolar tutarında murabaha sendikasyon kredisi sağladı.</p>
<p>Turkcell, sürdürülebilirlik başlığı altında da stratejik adımlar attı. Son olarak nisan ayında Mersin'de 12,1 megavat kapasiteli güneş enerjisi santralinin satın alımını gerçekleştiren şirketin toplam aktif güneş enerjisi kapasitesi 74,4 megavata çıktı. Turkcell'in toplam yenilenebilir enerji kapasitesi ise 99 megavata ulaştı.</p>
<p>CDP İklim Değişikliği Programı'nda "Global A" notu alan Turkcell, TSRS uyumlu 2025 sürdürülebilirlik raporunu da yayımladı.</p>
<p><strong>"Yeni nesil bir dijital altyapının kapılarını araladık"</strong></p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Turkcell Genel Müdürü Ali Taha Koç, 5G'nin Türkiye'nin dijital dönüşüm yolculuğunda tarihi bir dönüm noktası olduğunu belirtti.</p>
<p>Koç, 32 yıllık teknoloji liderliklerini güçlü altyapı yatırımları ve yenilikçi vizyonlarıyla istikrarlı bir çizgide sürdürdüklerine değinerek şunları kaydetti:</p>
<p>"İlk çeyreğin son gününde Türkiye'yi Turkcell gücünde 5G ile buluşturmanın gururunu yaşadık. 5G ile yalnızca iletişim standartlarını yükseltmekle kalmadık, aynı zamanda sanayiden sağlığa, eğitimden ulaşıma kadar pek çok alanda ülkemizin rekabet gücünü artıracak yeni nesil bir dijital altyapının da kapılarını araladık. En geniş frekans bandı, en yüksek kapasiteye sahip şebeke mimarimiz, güçlü fiber altyapımız ve veri merkezlerimizle bu yeni döneme güçlü bir başlangıç yaptık. Mobil pazarda liderliğimizi sürdürüyoruz."</p>
<p>Koç, güçlü teknolojik altyapılarına müşterilerin gösterdiği ilgi sayesinde büyümeyi sürdürdüklerini aktararak, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Yılın ilk üç aylık döneminde toplam abone sayımız 44,5 milyona, mobil abone sayımız 39,8 milyona ulaştı. Faturalı abone bazımız, net 661 bin artışla istikrarlı büyümesini sürdürürken, faturalı abone oranımız yüzde 81 seviyesine yükseldi. Türkiye'nin Turkcell'i olarak teknoloji alanında ülkemizi daha ileri taşıma motivasyonuyla çalışmaya devam ediyoruz. Bu vesileyle attığımız her adımda emeği olan çalışma arkadaşlarıma, destekleri için Yönetim Kurulumuza, hissedarlarımıza ve iş ortaklarımıza gönülden teşekkür ediyorum."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkcellin-ilk-ceyrek-net-kari-46-milyar-lira-79166</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/Turkcell-Genel-Muduru-Ali-Taha-Koc.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Turkcell&#039;in yılın ilk çeyreğinde 4,6 milyar lira net kâr elde ettiği bildirildi. Turkcell Genel Müdürü Ali Taha Koç, &quot;En geniş frekans bandı, en yüksek kapasiteye sahip şebeke mimarimiz, güçlü fiber altyapımız ve veri merkezlerimizle bu yeni döneme güçlü bir başlangıç yaptık.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-bolat-acikladi-e-ticaret-hacmi-2025te-46-trilyon-liraya-ulasti-79164</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 16:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Bolat açıkladı: E-ticaret hacmi geçen yıl 4,6 trilyon liraya ulaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Ticaret Bakanlığı Konferans Salonu'nda gerçekleştirilen "Türkiye'de e-Ticaretin Görünümü Raporu 2025 Tanıtım Toplantısı"na katıldı.</p>
<p>Bolat, burada yaptığı konuşmada, Kraliçe Mathilde başkanlığında Türkiye'yi ziyaret eden Belçika Ekonomik Misyonu heyetiyle 27 anlaşma imzalandığını, savunma sanayisi ve teknoloji alanında da 30'dan fazla Türk şirketiyle anlaşmaların imzalanacağını söyledi.</p>
<p>e-Ticaret sektöründe yaşanan gelişmelere değinen Bolat, gerek e-ticareti gerekse e-ihracatı destekleyen çalışmalara devam ettiklerini, geçen yıl 11 bin 500 kişinin 10 bin doları aşkın e-ihracat yaptığı bilgisini verdi.</p>
<p>Bolat, Bakanlık olarak düzenledikleri e-ticaret ve e-ihracat programlarına işaret ederek, bu programlara uluslararası ziyaretçilerin katıldığını, bu yıl 3-5 Eylül'de İstanbul'da Küresel e-Ticaret Zirvesi'nin yapılacağını kaydetti.</p>
<p>e-İhracatta geçen yıl 5,1 milyar dolar döviz kazancı sağlandığını belirten Bolat, şöyle devam etti:</p>
<p>"Ülkemizde e-ticaret hacmi geçen yıl yüzde 52,2 artışla 4 trilyon 567 milyar liraya ulaşmıştır. Bu çok önemli bir rakam. Yaklaşık 115,5 milyar dolara geliyor ve dolar bazında da yüzde 29'luk bir artışı temsil ediyor. e-Ticaretin toplam ticaretteki payı da yüzde 19,5 civarında. Bu şu anlama geliyor, demek ki toplam ticaret 23 trilyon liraymış. Perakende e-ticaret ise 2025'te bir önceki yıla göre yüzde 51,8 artışla 2 trilyon 457 milyar liraya yükseldi. 2019-2025 yıllarında bileşik yıllık büyüme oranı Türk lirası bazında yüzde 83,7 oldu. Dolar bazında da yüzde 382 artış gösterdi. e-Ticaret sektörü 2019 yılında 24 milyar dolardan, 6 yılda 115,5 milyar dolara yükseldi."</p>
<p><strong>"e-Ticaret yapanların yüzde 75'i şahıs işletmesi"</strong></p>
<p>Bolat, 2025'te genel e-ticarette yaklaşık 6 milyar işlem, perakende e-ticarette ise yaklaşık 2 milyar işlem yapıldığını ifade etti.</p>
<p>Esnafın da artık satışlarında dijital imkanları kullandığına dikkati çeken Bolat, "e-Ticaret yapanların yüzde 75'i şahıs işletmesi, yüzde 21'i limitet şirket, yüzde 4'ü anonim şirketler. Demek ki farklı ölçekteki ferdi ve kurumsal çalışmalarla e-ticaret yapanlar var." dedi.</p>
<p>Bolat, e-ticaretin milli gelirdeki payının yüzde 6,9 olduğunu aktardı.</p>
<p>Bu kapsamda geçen yıl 634 bin işletmenin e-ticaret yaptığını belirten Bolat, bu rakamın 2023'te 559 bin, 2024'te ise 600 bin olduğunu vurguladı.</p>
<p>Bolat, e-ticaret yapanların sektör dağılımına ilişkin de bilgi vererek, şöyle konuştu:</p>
<p>"2025 yılı e-ticaretinin yüzde 20,3'ü yemek sektöründe gerçekleşti. Yemek sektöründe tam 128 bin işletme e-ticaret yapıyor. Yaklaşık yüzde 14'ü yani 87 bin 500 işletme de giyim, ayakkabı, aksesuar sektöründe iştigal ediyor. Butik işletmelerden büyük perakende zincirlerine kadar çok geniş yelpazede giyim kuşam, ayakkabı, aksesuar firmaları, e-ticaret arenasında var. Üçüncü sırada da elektronik sektörü bulunuyor. O da yüzde 12'lik pay alıyor, 75 bin 500 işletme elektronik alanda e-ticaretle uğraşıyor."</p>
<p><strong>"e-Ticaret harcamalarının hacim bazında yüzde 56'sını kadınlar yapıyor"</strong></p>
<p>Harcama dağılımı açısından bakıldığında e-ticaret hacminin en yüksek olduğu sektörün giyim, ayakkabı, aksesuar olduğunu vurgulayan Bolat, bu sektörün 428 milyar lira ile ilk sırada yer aldığını bildirdi.</p>
<p>Bolat, 304 milyar lira ile elektronik, 285 milyar lira ile hava yolunun da giyim, ayakkabı, aksesuar sektörünü takip ettiğini söyledi.</p>
<p>e-Ticaret harcamalarının cinsiyet dağılımlarına ilişkin verileri de paylaşan Bolat, "e-Ticaret harcamalarının hacim bazında yüzde 56'sını kadınlar yapıyor. Adet bazında baktığımızda harcamaların yüzde 75'ini kadınlar, yüzde 25'ini erkekler gerçekleştiriyor. Tüketim eğilimi en yüksek grup ise 25 ile 34 yaş arası." diye konuştu.</p>
<p>Bolat, ödemelerin 3'te 2'sinin kartlı sistemlerle yapıldığını, bu yöntemi ise sırasıyla havale/EFT ve kapıda ödemenin izlediğini ifade etti.</p>
<p>e-Ticarette kartla yapılan ödemelerin yüzde 64'ünün "3D Secure" güvenlik doğrulama sistemiyle gerçekleştirildiğini ifade eden Bolat, büyükşehir ağırlıklı saat ve dakikalar içinde teslimatı öngören hızlı ticaret alanında ise geçen yıl yüzde 55,6 büyümeyle 388 milyar liralık satış hacmine ulaşıldığı bilgisini verdi.</p>
<p>Bolat, bu alanın istihdam açısından da önemli olduğuna dikkati çekerek, "Hızlı ticaretin e-ticaretteki payı 2019'da yüzde 1,6 iken 2025'te yüzde 8,5'e yükseldi. Hızlı ticarette en önemli alan yüzde 70 ile yemek harcamaları. Yüzde 30 ile de gıda ve süpermarket takip ediyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>"Ortalama kargo teslim süresi son 2 yılda 4 saat düştü"</strong></p>
<p>İkinci el araç satışında e-ticaretin hızlı büyüme kaydettiğini vurgulayan Bolat, e-ticaret teslimatlarına ilişkin de şunları söyledi:</p>
<p>"e-Ticaret teslimatlarında ortalama kargo teslim süresi son 2 yılda 4 saat düştü. Kargolar 2 yıl önce 46 saatte gelirken artık 42,2 saatte ulaşıyor. Siparişlerin yüzde 53'ü 24-48 saat içinde teslim edilmekte. e-Ticaretteki gönderilerin sadece yüzde 17'si şehir içi."</p>
<p>Bolat, müşteriden müşteriye ikinci el satışlarında geçen yıl 23 milyon 600 bin işlemde yaklaşık 22 milyar lira hacim oluştuğunu bildirdi.</p>
<p><strong>Yapay zekayla e-ticaret dönemi</strong></p>
<p>e-Ticaret işletmelerinin yüzde 75'inin yapay zeka kullandığını belirten Bolat, Bakanlık olarak e-ticaret ve e-ihracatı desteklemeye, piyasa şartlarına uygun ticaret mekanizmaları için çalışmaya devam edeceklerini dile getirdi.</p>
<p>Bolat, kadın ve genç girişimci tabanını genişleteceklerini ifade ederek, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>"e-İhracat yapan işletmeleri özel teşviklerle desteklemeyi ve dünya pazarlarına açılmalarını sağlamaya devam edeceğiz. Burada kritik bazı gelişmeler var. Avrupa Birliği'nde temmuz ayında yeni bir sistem yürürlüğe giriyor. Biz de Gümrük Birliğimiz olduğu için Avrupa Komisyonu Vergilendirme ve Gümrük Birliği Genel Müdürlüğü ile müzakerelerimizde bunları dile getiriyoruz. Dün Belçikalı misafir heyete, bakanlara, başbakan yardımcılarına da bunları anlattık. Avrupa Birliği komiserlerine de bir ay önce gittiğimizde anlattık. Türkiye için çok önemli bir pazar. Türkiye e-ticarette dünyada önde gelen ülkelerden biri ve e-ihracat kanallarının da gelişmesi konusunda Körfez'de, Orta Doğu'da, Afrika'da çalışmalarımıza devam edeceğiz."</p>
<p><strong>Sektör temsilcilerinden e-ticarette büyüme vurgusu</strong></p>
<p>Bakanlığın İç Ticaret Genel Müdürü Adem Başar, e-ticaretin hayatın temel noktalardan biri haline geldiğini ve hem işletmeciler hem de tüketiciler açısından yeni fırsatlar yarattığını ama aynı zamanda riskler doğurduğunu söyledi.</p>
<p>Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken de e-ticaretin hızla geliştiğini ifade ederek, döviz kazanımında e-ticaretin katkıları olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Yapay zeka ve e-ticaret gibi gelişmelerin sektörleri hızla dönüştürdüğüne dikkati çeken Palandöken, yaklaşan Kurban Bayramı döneminde tüketicilere esnaflardan da alışveriş yapması çağrısında bulundu.</p>
<p>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Faik Yavuz, hem dünyada hem Türkiye'de e-ticaretin giderek daha fazla ağırlık kazandığına dikkati çekerek, Anadolu'dan daha fazla girişimin dünyaya açılması için e-ticareti önemli gördüklerini bildirdi.</p>
<p>Yavuz, hızlı büyüyen e-ticarette de çözülmesi gereken sorunlar olduğunu, kamu ve özel sektörün birlikte bu sorunları çözebileceğini anlattı.</p>
<p>TOBB Türkiye e-Ticaret Meclisi Başkanı Ozan Acar da e-ticaretin, Anadolu'daki işletmenin pazara erişimine, kadın girişimcilerin ve yeni işletmelerin dünyaya açılmasına katkı sunduğunu bildirdi. Türkiye'nin sadece güçlü bir imalat sanayisi ülkesi olmadığını, ülkenin güçlü platformlar, gelişmiş lojistik altyapı ve insan kaynağına sahip olduğunu vurgulayan Acar, "Türkiye'nin önünde Avrupa, Orta Doğu, Orta Asya ve Afrika'nın dijital ticari merkezi olma fırsatı var." dedi.</p>
<p>Elektronik Ticaret İşletmecileri Derneği (ETİD) Başkanı Hakan Çevikoğlu, e-ticaretin üretimden lojistiğe, finansal hizmetlerden teknolojiye birçok alanı dönüştürdüğünü söyledi. Doğu ile Batı arasında ticari dengelerin yeniden kurulduğunu ifade eden Çevikoğlu, sektörün sağlıklı, rekabetçi ve sürdürülebilir şekilde büyümesi için çalışmalar yürüttüklerini dile getirdi.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-bolat-acikladi-e-ticaret-hacmi-2025te-46-trilyon-liraya-ulasti-79164</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/4/1280x720/8-1778592713.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Türkiye&#039;de e-Ticaretin Görünümü Raporu 2025 Tanıtım Toplantısı&quot;nda konuşan Ticaret Bakanı Ömer Bolat, &quot;Ülkemizde e-ticaret hacmi geçen yıl yüzde 52,2 artışla 4 trilyon 567 milyar liraya ulaşmıştır. Yaklaşık 115,5 milyar dolara geliyor ve dolar bazında da yüzde 29&#039;luk bir artışı temsil ediyor. e-Ticaretin toplam ticaretteki payı da yüzde 19,5 civarında.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/vodafone-turkiyeden-1448-milyar-lira-servis-geliri-79163</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 16:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vodafone Türkiye&#039;den 144,8 milyar lira servis geliri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Vodafone Türkiye, Nisan 2025-Mart 2026 arası dönemi kapsayan mali yıl sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre, 31 Mart 2026 sonu itibarıyla son bir yılda 28,8 milyar lira yatırım yapan şirket, servis gelirlerini geçen yıla göre organik olarak yüzde 45,2 artışla 144,8 milyar liraya çıkardı. Şirketin faiz, amortisman ve vergi öncesi karı (FAVÖK) ise 50,4 milyar lira olarak gerçekleşti.</p>
<p>Mobil müşteri sayısı 25,2 milyona ulaşan şirketin M2M (makinelerarası iletişim) dahil toplam mobil abone sayısı 31,9 milyon oldu.</p>
<p>Vodafone Türkiye'nin faturalı abone sayısı son bir yılda 926 bin artışla 21,7 milyona çıkarken, toplam bazının yüzde 86,1’ini faturalı aboneler oluşturdu. Şirket, bu mali yılda yaklaşık 1,3 milyon sabit genişbant müşterisine ulaştı.</p>
<p>"Vodafone Yanımda" ve "Online Self Servis" gibi dijital kanallarını kullanan aylık aktif müşteri sayısı 18,1 milyona ulaşan şirketin dijital kanallarını kullanan müşterilerin aylık toplam etkileşimi ise 345 milyona ulaştı.</p>
<p>Söz konusu mali yılda şirket müşterilerinin toplam mobil data kullanımı geçen yıla kıyasla yüzde 11,7 artışla 5 bin 540 petabyte'a yükseldi.</p>
<p>Dijital servislerde de gelişme kaydeden şirketin yeni nesil mobil finans çözümü "Vodafone Pay"in ürünlerini kullanan tekil kullanıcı sayısı 10 milyonu aştı.</p>
<p>Şirketin bine yakın farklı işlem yapabilen yapay zeka tabanlı kişisel dijital asistanı "TOBi", aylık ortalama 7,1 milyon müşteriyle etkileşime geçti ve bir yıl içinde 262 milyon kez konuşma başlattı.</p>
<p>TOBi üzerinden sunulan selfservis çözümlerle tarife değişikliği, ek paket satın alma, faturasız hatlar için lira yükleme gibi işlemler kapsamında toplam 2 milyon işlem ve satış gerçekleştirildi.</p>
<p>Temel müşteri süreç ve talepleri kapsamında TOBi'ye yapılan başvuruların yüzde 92'si ilk temas anında çözüme kavuşturuldu. Müşterilerin "TOBi Voice" platformu üzerinden hizmet alma ve işlemlerini "Sesli Yanıt Sistemi "aracılığıyla gerçekleştirme oranı yüzde 58'e yükseldi.</p>
<p>Nisan itibarıyla 81 ilde 922 ilçeyi aynı anda 5G teknolojisiyle buluşturan şirket ekosistemiyle birlikte 15 bin kişilik doğrudan ve dolaylı çalışanının katkısıyla 5 yılı aşkın bir hazırlık dönemini tamamladı.</p>
<p>Son 1 yılda ülke genelinde altyapısını güçlendiren şirket, hazırlıklar için toplamda 3,4 milyon saat mesai harcadı. Şirket, son 5 yılda şebekesine spektrum bedeli hariç 100 milyar liranın üzerinde yatırım yaptı.</p>
<p>Özellikle kadınlar, çocuklar ve gençler için sosyal projeler gerçekleştiren "Vodafone Vakfı", 2007'den bu yana yaklaşık 4,5 milyon kişinin hayatına dokundu, yaklaşık 4 milyar liralık sosyal katkı sağladı.</p>
<p>Kadınların dijital becerilerini geliştirerek ekonomik hayata katılımlarını desteklemek amacıyla hayata geçirilen "Dijital Benim İşim" projesi kapsamında 61 binden fazla kadın kursiyere "Dijital Okuryazarlık", "Dijital Pazarlama" ve "Dijital Dünyaya Giriş" eğitimleri verilirken, proje kapsamında 6 yılda 123 milyon lirayı aşkın sosyal değer elde edildi ve son bir yılda yapılan her liralık yatırım 15,73 liralık sosyal getiri sağladı.</p>
<p>Diğer yandan, ortaokul ve lise öğrencilerinin yapay zekayla buluşturulduğu "Yapay Zeka Yıldızları" projesinde 2 yılda 118 bin öğrenciye ulaşıldı.</p>
<p><strong>"Bir mali yılı daha hedeflerimiz doğrultusunda geride bıraktık"</strong></p>
<p>Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Vodafone Türkiye Üst Yöneticisi (CEO) Engin Aksoy, mali yılı daha hedefleri doğrultusunda önemli başarılar ve Türkiye teknolojisine ve ekonomisine güçlü katkılarla geride bırakmanın mutluluğunu ve gururunu yaşadıklarını belirtti.</p>
<p>Söz konusu mali yılda servis gelirlerini geçen yıla göre organik olarak yüzde 45,2 artırarak 144,8 milyar liraya çıkardıklarını aktaran Aksoy, "Bu büyüme, müşteri deneyiminde yaptığımız önemli iyileştirmeler ve şebekemize yaptığımız yoğun yatırımlar sonucunda geldi. Geçtiğimiz mali yılda 28,8 milyar yatırımla son 20 yılda Türkiye'ye yaptığımız yatırımın reel değeri 500 milyar lirayı aştı." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Aksoy, heyecanla bekledikleri 5G teknolojisini Türkiye'de devreye almış olmanın mutluluğunu yaşadıklarına dikkati çekerek, şunları kaydetti:</p>
<p>"5G'ye geçişi, sıradan bir tanıtım olarak değil, küresel deneyimimizin ve 5 yıllık kapsamlı hazırlık sürecimizin sonucu olarak konumladık. 5G'yi yalnızca belirli bölgelerde değil, tüm Türkiye'de kullanıcıların hizmetine sunmayı hedefledik. Bu hedefimize de ulaştık. 1 Nisan'da 81 ilde 922 ilçede 5G sinyalini aynı anda vererek müşterilerimize 5G deneyimi yaşatmaya başladık. Ayrıca, 5G odaklı kampanyalarla müşterilerimizin bu yeni teknolojiden en iyi şekilde yararlanabilmesi için toplam 4 milyar liraya yakın fayda sunduk. En yeni ve en iyi teknolojileri en iyi deneyimlerle ülkemizdeki kullanıcılarla buluşturmak için çalışmaya devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/vodafone-turkiyeden-1448-milyar-lira-servis-geliri-79163</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/6/1280x720/engin-aksoy-1765199271.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vodafone Türkiye&#039;nin 2025-2026 mali yılında 144,8 milyar lira servis geliri elde ettiği bildirildi. Vodafone Türkiye CEO&#039;su Engin Aksoy, &quot;Geçtiğimiz mali yılda 28,8 milyar yatırımla son 20 yılda Türkiye&#039;ye yaptığımız yatırımın reel değeri 500 milyar lirayı aştı.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/abdi-ibrahimde-ust-duzey-atama-79162</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 16:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Abdi İbrahim&#039;de üst düzey atama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Abdi İbrahim'in, uluslararası operasyonlarını güçlendirmeye devam ettiği bildirildi.</p>
<p>Bu kapsamda Burak Şen, Abdi İbrahim Uluslararası Pazarlar Pazarlama Direktörü olarak göreve başladı.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) İşletme Mühendisliği Bölümü'nden mezun olan Şen, yüksek lisans eğitimini Almanya'da Erlangen-Nürnberg Üniversitesi'nde Uluslararası İşletme alanında tamamladı.</p>
<p>Kariyerine Abdi İbrahim'de Ürün Yönetici Adayı olarak başlayan Şen, son olarak Kıdemli Ürün Müdürlüğü pozisyonunda çalıştı.</p>
<p>Yaklaşık 7 yıl boyunca Abdi İbrahim'de görev aldıktan sonra Şen, Eli Lilly and Company'de 10 yıl sırasıyla Kıdemli Marka Müdürü, Satış Müdürü, Satış ve Pazarlama Müdürü, Güney Afrika Pazarlama Müdürü ve Türkiye Kıdemli Pazarlama Müdürü görevlerinde bulundu. Son olarak aynı şirketin Yukarı Körfez Bölgesi (Kuveyt ve Katar) operasyonlarına ülke müdürü olarak liderlik etti.</p>
<p>Pazarlama, satış ve pazar erişimi alanlarında 17 yılı aşkın deneyime sahip olan Şen, kariyeri boyunca ticari operasyonlar, iş stratejisi ve fonksiyonlar arası iş birliklerinin yönetiminde aktif rol aldı.</p>
<p>Farklı pazarlarda ekip yönetimi, operasyonel mükemmeliyet ve sürdürülebilir büyüme alanlarında deneyim kazanan Şen, Abdi İbrahim Uluslararası Pazarlar Pazarlama Direktörü olarak yeni görevinde şirketin yurt dışındaki pazarlama stratejilerinin geliştirilmesi, ticari büyüme hedeflerinin desteklenmesi ve organizasyon yapısının güçlendirilmesinden sorumlu olacak.​​​​​​​</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/abdi-ibrahimde-ust-duzey-atama-79162</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/2/1280x720/burak-sen-1778591091.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Abdi İbrahim&#039;in Uluslararası Pazarlar Pazarlama Direktörlüğüne Burak Şen getirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/fuzul-akva-sigortanin-yeni-genel-muduru-ali-aktug-79161</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 15:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fuzul Akva&#039;nın yeni Genel Müdürü Ali Aktuğ</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Farklı sektörlerde 34 yıldır faaliyet gösteren Fuzul Holding iştiraki Fuzul Akva Sigorta'da üst düzey atama gerçekleştirildiği bildirildi.</p>
<p>Finans ve sigorta sektöründeki uzun yıllara dayanan deneyimiyle tanınan Ali Aktuğ'un, şirketin yeni genel müdürü olarak göreve başladığı duyuruldu.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, sigorta sektöründe 1995'ten bu yana faaliyet gösteren Fuzul Akva Sigorta, elementer sigortacılığın tüm branşlarında sunduğu hizmetler, operasyonel yapısı ve müşteri odaklı yaklaşımıyla sektörde bulunuyor. Şirket, gerçekleşen atamayla birlikte Ali Aktuğ'un liderliğinde büyüme ivmesini artırmayı ve sektördeki rekabet gücünü güçlendirmeyi hedefliyor.</p>
<p>Eğitim hayatına Saint Michel Fransız Lisesi'nde başlayan Ali Aktuğ, Marmara Üniversitesi Pedagoji Bölümü'nden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesinde İşletme Ekonomisi alanında yüksek lisans yaptı.</p>
<p>Kariyerine Ata İnşaat'ta başlayan Aktuğ, 1991'den itibaren sigorta sektöründe çeşitli görevlerde bulunarak kapsamlı deneyim kazandı.</p>
<p>Profesyonel kariyeri boyunca Halk Yaşam Sigorta'da müdür, Universal Hayat Sigorta ve İsviçre Hayat Sigorta'da genel müdür yardımcısı, İsviçre Sigorta Pazarlama'da ise genel müdür olarak görev yapan Aktuğ, ayrıca AON Sigorta ve Reasürans Brokerliği'nde 8 yıl, OYAK Grup Sigorta'da ise 5 yıl genel müdür yardımcılığı görevini üstlendi.</p>
<p>Aktuğ, pazarlama yönetimi, satış, müşteri ilişkileri (CRM), ticari sigortalar ve satış yönetimi alanlarındaki uzmanlığıyla yeni görevinde Fuzul Akva Sigorta'nın müşteri odaklı büyüme stratejilerini güçlendirmeyi, alternatif satış kanallarını geliştirmeyi ve şirketin sürdürülebilir büyüme hedeflerine liderlik etmeyi amaçlıyor.</p>
<p>Takım kurma ve yönetimi, operasyon ve proje yönetimi, performans ölçümü ile acente ve broker yönetimi alanlarındaki deneyiminin yanı sıra Aktuğ'un, çözüm odaklı liderlik yaklaşımıyla da dikkati çektiği belirtildi.</p>
<p>Profesyonel kariyerinin yanı sıra finans ve sigorta sektörlerinde satış, pazarlama ve müşteri ilişkileri alanlarında koçluk temelli eğitimler de veren Aktuğ'un, yöneticilerin liderlik becerilerinin gelişimine katkı sağladığı ifade edildi. "Benden Gidenler Bana Gelenler" ve "Sigortalar Attı" adlı kitapların yazarı olan Aktuğ, bilgi ve deneyimlerini farklı platformlarda paylaşmayı sürdürüyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/fuzul-akva-sigortanin-yeni-genel-muduru-ali-aktug-79161</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/1/1280x720/fuzul-akva-ali-aktug-1778590816.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ali Aktuğ, Fuzul Akva Sigorta&#039;nın Genel Müdürlüğüne getirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/denizcilik/bogazlardan-gecen-gemilere-4-ayda-15-bin-639-kilavuzluk-hizmeti-verildi-79160</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 15:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Boğazlardan geçen gemilere 4 ayda 15 bin 639 kılavuzluk hizmeti verildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Kılavuz Kaptanlar Haftası dolayısıyla açıklama yaptı.</p>
<p>Yazılı açıklamasında, İstanbul ve Çanakkale boğazlarının, dünya deniz ticaretinin en kritik geçiş noktaları olmayı sürdürdüğünü belirten Uraloğlu, "Yılın ilk 4 ayında İstanbul ve Çanakkale boğazlarındaki gemi hareketliliği 26 bin 214'e ulaşırken bu gemilere 15 bin 639 kılavuzluk hizmeti verildi." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Uraloğlu, Hürmüz Boğazı'nda süregelen krizin de Türk boğazlarının önemini daha da artırdığına dikkati çekti.</p>
<p>İstanbul ve Çanakkale boğazlarında sunulan kılavuzluk hizmetine ilişkin bilgi veren Uraloğlu, şöyle devam etti:</p>
<p>"Yılın ilk 4 ayında İstanbul Boğazı'ndan geçiş yapan 12 bin 565 geminin yüzde 63,3'ünü oluşturan 7 bin 949'una kılavuzluk hizmeti verdik. Çanakkale Boğazı'ndan geçiş yapan 13 bin 649 geminin de yüzde 56,3'ü yani 7 bin 690'u kılavuz kaptanlarımız tarafından yönetildi."</p>
<p>Uraloğlu, söz konusu dönemde İstanbul ve Çanakkale boğazlarını en fazla genel kargo gemilerinin kullandığını aktardı.</p>
<p>Yılın 4 ayında İstanbul Boğazı'ndan 4 bin 416, Çanakkale Boğazı'ndan 4 bin 77 genel kargo gemisinin geçiş yaptığını bildiren Uraloğlu, "Söz konusu dönemde genel kargo gemilerini, tankerler takip etti. İstanbul Boğazı'ndan 2 bin 961, Çanakkale Boğazı'ndan 3 bin 175 tanker geçti." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/denizcilik/bogazlardan-gecen-gemilere-4-ayda-15-bin-639-kilavuzluk-hizmeti-verildi-79160</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/5/1280x720/istanbul-bogazi-1763454183.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, yılın ilk 4 ayında İstanbul ve Çanakkale boğazlarındaki gemi hareketliliğinin 26 bin 214&#039;e ulaştığını, bu gemilere 15 bin 639 kılavuzluk hizmeti verildiğini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aksa-enerjiden-ilk-ceyrekte-565-milyon-lira-net-kar-79157</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 15:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aksa Enerji&#039;den ilk çeyrekte 565 milyon lira net kâr</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Aksa Enerji, 2026 yılının ilk çeyreğine ait finansal sonuçlarını açıkladı. </p>
<p>Açıklamaya göre, Türkiye'nin en büyük halka açık serbest elektrik üreticisi Aksa Enerji, yılın ilk çeyreğinde global ölçekte çeşitlendirilmiş portföy yapısı, döviz bazlı gelir modeli ve disiplinli yatırım yaklaşımının desteğiyle güçlü operasyonel ve finansal performansını sürdürdü.</p>
<p>Aksa Enerji, yılın ilk 3 ayında 565 milyon lira net dönem kârı elde etti. Şirketin konsolide gelirleri 10 milyar lira seviyesinde gerçekleşirken, faiz, amortisman ve vergi öncesi karı (FAVÖK) 3,3 milyar lira oldu. FAVÖK marjı ise yıllık bazda 4 puanlık artışla yüzde 33 seviyesine ulaştı.</p>
<p>Global ölçekte enerji arz güvenliği ve finansmana erişimin stratejik önemini koruduğu dönemde Aksa Enerji'nin, coğrafi çeşitliliğin sağladığı portföy dengesi, yüksek operasyonel verimlilik ve öngörülebilir gelir yapısı sayesinde güçlü nakit akışı yaratmayı sürdürdüğü vurgulandı.</p>
<p>Şirketin, ilk çeyrekte büyüme stratejisinin iki temel alanında önemli ilerleme kaydettiği belirtilirken, Gana'da inşa edilen Kumasi Doğal Gaz Kombine Çevrim Santrali'nin ilk fazının basit çevrim 130 megavat kurulu güçle ocak ayında devreye alındığı, Africa Finance Corporation (AFC) ile imzalanan 300 milyon dolar büyüklüğünde yeni kredi anlaşmasıyla Afrika'daki yatırımları destekleyen uzun vadeli finansman yapısını daha da güçlendirdiği bildirildi.</p>
<p><strong>"Yüksek büyüme stratejimizi kararlılıkla sürdürdük"</strong></p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Aksa Enerji CEO'su ve İcra Kurulu Başkanı Naci Ağbal, yılın ilk çeyreğinin global ölçekte enerji talebinin artmaya devam ettiği, enerji arz güvenliği ve finansmana erişimin stratejik önem kazandığı bir dönem olduğunu belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Aksa Enerji olarak bu dönemde çeşitlendirilmiş coğrafi portföyümüz, döviz bazlı gelir yapımız ve disiplinli yatırım yaklaşımımız sayesinde güçlü finansal performansımızı korurken sürdürülebilir yüksek büyüme stratejimizi kararlılıkla sürdürdük. Türkiye, Afrika ve Orta Asya'daki yatırımlarımızla yalnızca kurulu gücümüzü artırmıyor aynı zamanda bulunduğumuz ülkelerin enerji altyapısına uzun vadeli katkı sağlayan sürdürülebilir projeler geliştiriyoruz. Gana Kumasi Santralimizin ilk fazında basit çevrim 130 megavat kurulu güce ulaşmamız ve AFC ile toplam 450 milyon dolar seviyesine ulaşan finansman iş birliğimiz, uluslararası ölçekte duyulan güvenin güçlü göstergesi oldu. Önümüzdeki dönemde de güçlü bilanço yapımız, yüksek mühendislik yetkinliğimiz ve esnek iş modelimizle sürdürülebilir yüksek büyüme stratejimizi desteklemeye devam edeceğiz. Enerji dönüşümünün hız kazandığı bu süreçte hem geleneksel enerji yatırımlarında hem de yeni nesil enerji çözümlerinde aktif rol üstlenerek global ölçekte değer üretmeyi sürdüreceğiz."</p>
<p><strong>Gana Kumasi Santrali'nde ilk faz basit çevrim olarak devreye alındı</strong></p>
<p>Verilen bilgiye göre Aksa Enerji'nin Gana'da yatırımını sürdürdüğü Kumasi Doğal Gaz Kombine Çevrim Santrali’nin ilk fazı basit çevrimde 130 megavat kurulu güce ulaştı. Santralin kademeli olarak tam kapasiteye ulaşmasıyla Gana’nın artan enerji ihtiyacına uzun vadeli ve sürdürülebilir katkı sağlanması hedefleniyor.</p>
<p>20 yıl süreli ve dolar bazlı garantili satış anlaşması kapsamında geliştirilen Kumasi Santrali'nin finansmanı, mühendisliği, inşası, işletmesi ve bakım süreçleri Aksa Enerji tarafından yürütülüyor. Proje, şirketin Afrika'daki uzun vadeli büyüme stratejisinin önemli yapı taşlarından biri olarak öne çıkıyor.</p>
<p><strong>Afrika’daki büyüme güçlü finansman yapısıyla destekleniyor</strong></p>
<p>Aksa Enerji, yılın ilk çeyreğinde Afrika'daki enerji yatırımlarının finansmanında kullanılmak üzere AFC ile 300 milyon dolar tutarında yeni bir kredi anlaşmasına imza attı.</p>
<p>Haziran 2025'te sağlanan 150 milyon dolarlık finansmana ek olarak gerçekleştirilen bu yeni anlaşmayla, şirketin AFC ile imzaladığı toplam finansman tutarı 450 milyon dolara ulaştı.</p>
<p>Söz konusu finansman yapısı, Aksa Enerji'nin Afrika'daki mevcut yatırımlarını desteklerken aynı zamanda şirketin gelecekteki büyüme projeleri için de güçlü finansal esneklik sağlamayı hedefliyor.​​​​​​​</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aksa-enerjiden-ilk-ceyrekte-565-milyon-lira-net-kar-79157</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/naci-agbal.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aksa Enerji&#039;nin yılın ilk çeyreğinde 565 milyon lira net dönem kârı elde ettiği bildirildi. Şirketin CEO&#039;su Naci Ağbal, &quot;Aksa Enerji olarak bu dönemde çeşitlendirilmiş coğrafi portföyümüz, döviz bazlı gelir yapımız ve disiplinli yatırım yaklaşımımız sayesinde güçlü finansal performansımızı korurken sürdürülebilir yüksek büyüme stratejimizi kararlılıkla sürdürdük.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bilge-fabrikalar-sanayinin-gelecegini-sekillendirecek-79156</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 15:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Bilge Fabrikalar sanayinin geleceğini şekillendirecek&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>trex Yönetim Kurulu Başkanı İlhan Özdemir, “trex Fabrikanı Keşfet 2026” etkinliğinin açılışında konuştu. </p>
<p>Sanayinin uzun yıllar boyunca üretim kapasitesi, hız ve maliyet ekseninde rekabet ettiğini ifade eden İlhan Özdemir, günümüzde rekabet avantajının makinelerin gücünden çok bilginin nasıl kullanıldığıyla oluştuğunu vurguladı. “Veri tek başına değer üretmez. Anlamlandırılmış veri değer üretir. Doğru zamanda doğru kararı verebilmek değer üretir” diyen Özdemir, fabrikaların artık yalnızca veri toplayan değil, veriyi yorumlayarak karar süreçlerini güçlendiren yapılara dönüşmesi gerektiğini kaydetti. trex’in benimsediği iki temel felsefeye dikkat çeken Özdemir, ilk olarak “Bilgi kaynağında doğar” yaklaşımını öne çıkardı. Verinin kolaylıkla bozulabilen ve manipüle edilebilen bir yapı olduğuna işaret eden Özdemir, gerçek bilginin üretim sahasında, operatörün yanında, sensörlerde ve PLC’lerde oluştuğunu söyledi. İkinci temel yaklaşımın ise “Bilgi paylaşıldıkça çoğalır” olduğunu belirten Özdemir, sanayide dönüşümün tek başına gerçekleşemeyeceğini ifade etti. Deneyim paylaşımının ve sektörler arası öğrenmenin önemine değinen İlhan Özdemir, etkinliği yalnızca bir ürün tanıtımı değil, sanayicilerin, mühendislerin ve teknoloji liderlerinin birlikte öğrenebileceği bir bilgi platformu olarak gördüklerini dile getirdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a031b3878d66-1778588472.JPG" alt="" width="666" height="444" /></p>
<h2><strong>“Dijital dönüşüm teknik değil, ekonomik bir konudur”</strong></h2>
<p>Dijital dönüşümün uzun yıllardır teknik bir başlık gibi değerlendirildiğini söyleyen Özdemir, asıl meselenin ekonomik sürdürülebilirlik olduğunu ifade etti. Yazılım projeleri, otomasyon sistemleri ve yapay zekâ uygulamalarının ötesinde, dönüşümün temel amacının aynı kaynakla daha yüksek verim üretmek, kayıpları azaltmak, enerji kullanımını optimize etmek ve rekabet gücünü artırmak olduğunu belirtti. İlhan Özdemir, “Dijital dönüşümün gerçek çıktısı teknoloji değil; sürdürülebilir kârlılıktır” dedi. OEE’nin de yalnızca teknik bir KPI değil, ekonomik bir gösterge olduğunu vurgulayan Özdemir, veriyi yöneten ekonomilerin üretimi de yönetecek güce sahip olduğunu söyledi.</p>
<h2><strong>“Dönüşüm artık tercih değil”</strong></h2>
<p>Yapay zekâdan yalın üretime, sürdürülebilirlikten dijital dönüşüme kadar birçok başlığın etkinlikte ele alınacağını belirten Özdemir, bütün bu konuların merkezinde “Fabrikalar gelecekte nasıl ayakta kalacak?” sorusunun yer aldığını ifade etti. trex olarak yıllardır üretim sahalarının içinde olduklarını ve yüzlerce fabrikanın dönüşüm yolculuğuna tanıklık ettiklerini aktaran Özdemir, dijital dönüşümün artık bir tercih olmaktan çıktığını söyledi. Ancak doğru dönüşümün yalnızca yazılım satın almakla sınırlı olmadığını kaydeden Özdemir, “Kültürü dönüştürmek, karar alma biçimini değiştirmek ve işletmeye yeni bir zihin kazandırmak gerekiyor” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a031b5c81c1e-1778588508.JPG" alt="" width="578" height="385" /></p>
<p>Etkinlikte ayrıca Ekonomist Emre Alkin de bir sunum yaptı. Ekonomist Mert Yılmaz’ın moderatörlüğündeki oturumda TAYSAD Dijital Dönüşüm Çalışma Grubu Lideri Ahmet Arıkan, Uludağ İçecek CEO’su Levent Kömür ile TİAD Başkanı Murat Akyüz yer aldı. Etkinliğin devamında Coca Cola İçecek Ürün Yöneticisi Seçil Ataman Özbiçer, ODE Yalıtım IT Direktörü Gökhan Ekşi, Yorglass Yönetim Kurulu Başkanı Semavi Yorgancılar, Yeşilova Otomotiv Üretim Müdürü Özkan Karaca, Kros Otomotiv Genel Müdürü Onur Gül, Aunde Teknik Bilgi Teknolojileri Müdürü Ramazan Çevik, TT Cable Fabrika Müdürü Ergün Altay, Yorglass İş Çözümleri Yöneticisi Kaan Özdemir ile Uzman Gülnihal Uçarkuş Dereli de fabrikalarındaki dönüşüm süreçlerini paylaştı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bilge-fabrikalar-sanayinin-gelecegini-sekillendirecek-79156</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/6/1280x720/bilge-fabrikalar-sanayinin-gelecegini-sekillendirecek-1778588540.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ trex Yönetim Kurulu Başkanı İlhan Özdemir, sanayide yeni dönemin “akıllı fabrikalar”dan öteye geçtiğini belirterek, artık “öğrenen, analiz eden, öngören ve kendi kendini geliştirebilen” sistemlerin konuşulduğunu söyledi. Özdemir, bu yaklaşımı “Bilge Fabrikalar” kavramıyla tanımladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mekan-ile-cevresi-arasinda-daha-sahici-iliski-kurmaya-calisiyoruz-79148</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 14:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> banu dedeman: mekân ile çevresi arasında daha sahici ilişki kurmaya çalışıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p style="text-align: right;"><em>Sanatı yalnızca estetik bir tamamlama unsuru olarak düşünmüyoruz. Elbette bir mekânın görsel dili önemlidir; ancak sanatın asıl kıymeti, mekâna anlam katma kapasitesinde yatar. Bir eser bazen bir odanın, bazen bir lobinin, bazen de insanın kendi iç dünyasının sessizliğine dönüşebilir. Bu nedenle sanat, misafir deneyiminin yalnızca zarif bir parçası değil; aynı zamanda onun düşünsel derinliğini artıran bir unsurdur. </em></p>
<h2 style="text-align: center;">dedeman hospitality yönetim kurulu üyesi banu dedeman: misafirperverliği yalnızca <em>konfor üretmek</em> değil, <em>anlam üretmek</em> olarak da görüyoruz</h2>
<p>KİTAP dergimizin geçmiş sayılarından birinin kapak haberine konuk olan Koç Holding Şeref  Başkanı, aynı zamanda İstanbul ve Ayvalık’ta kültür hazineleri arasına giren müze zenginliğinin mimarı <strong>Rahmi Koç,</strong> <em>“Müzemiz (Rahmi M. Koç), Haliç bölgesi için önemli bir kültür dönüşümünün başlangıcı oldu”</em> diyordu. Benzer kanıyı bu sayımızda Dedeman Hospitality Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Banu Dedeman</strong> da şu cümlelerle paylaşıyor: “<em>Kanaatimce bir otelin kent hafızasına dahil oluşu büyük jestlerle değil, çoğu zaman incelikli tercihlerle mümkün olur: mimaride, malzemede, sofrada, çalışan profilinde, sanatla kurduğu ilişkide, hatta sessizliğinde. Dedeman’ın bakış açısı da tam olarak bu inceliği korumaya dayanıyor.”</em>  Okuyacağınız yazı, mekân-sanat-şehir üçlemesi üzerinden kültürel alışverişi sorgulamayı amaçlıyor.</p>
<p>Koç Topluluğu’nun 100’üncü yılına ilişkin filmi ilk kez izleyen davetliler, duygularını en çok son karelerde, art arda ekrana gelen iki <em>“yüz”</em> üzerinden gösterdiler. Topluluğun kurucusu <strong>Vehbi Koç </strong>göründüğünde salonun sessizliğini bozan alkışlar, Ulu Önder <strong>Atatürk</strong>’ün fotoğrafı ekrana yansıdığında en güçlü halini aldı.</p>
<p><em>“Unutulmaz Yüzlerle Dolu Bizim 100’ümüz”</em> adını taşıyan filmin gösteriminin de yer aldığı Koç Holding’in 100’üncü Yılı’na ilişkin ilk resepsiyon, geçen 21 Nisan’da Vehbi Koç Vakfı’nın Ödül Töreni’yle birlikte düzenlendi.</p>
<p>Koç Holding ile iş yaşamında kurumsallaşma adımını atan <strong>Vehbi Koç</strong>’un, kültür sanat alanındaki ilk özel vakıf olarak 1969’da kurduğu Vehbi Koç Vakfı’nın ödülünü, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Ömer Koç</strong>’un elinden alan mimar-ressam <strong>Canan Tolon</strong>’un, sanatı <em>“üretirken yalnız, zihinsel olarak kalabalık bir süreç”</em> olarak tanımladığı konuşması, 750 davetli tarafından soluksuz dinlenecekti.</p>
<p>Etkinliğin mekân sahipliğini, Vehbi Koç Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı olarak konuklarla tek tek ilgilenen <strong>Semahat Arsel</strong>’in liderliğinde hizmet üreten Divan Turizm Grubu üstlenmişti. İlk otelleri Divan Elmadağ’ın 70’inci yaşının kutlandığı bu yıl, resepsiyonun evsahibi Kuruçeşme Divan’ın da yer aldığı, 6 ülkede 45 oteli bulunan Divan Grubu, mekânların semtleriyle özdeşleştiğinin, nasıl kimlik alışverişi yaptıklarının başarılı örneklerini sergiliyor. Kuruçeşme Divan, artık olmayan bir Boğaziçi yalısının izinin sürülmesiyle kuruluyor. Ankara’nın 1522 yılında inşa edilen Çengelhan’ından zihinlere aydınlık sunan müzenin ortaya çıkması ve ardından, Çukurhan’ın ve Safranhan’ın titiz çalışmalarla otele dönüşmeleri size de ikinci hayat gibi gelmiyor mu?</p>
<p>Benim bu satırları yazmama, yine ilk nesil Cumhuriyet girişimcilerinden biri ve kazandırdığı eserleri vesile oldu.</p>
<p>Konaklama sektörünün en köklü kuruluşlarından Dedeman Hospitality’e bakış, bir anlamda Türkiye’de turizm sektörüne, özellikle de şehir otelciliğine bakış anlamı taşıyor. <strong>Mehmet Kemal Dedeman</strong> tarafından kurulan ilk tesisi, Dedeman Ankara, yıllar yılı başkentin simgesel işletmelerinin liste başında yer aldı. Siyasetinden sosyal yaşamına, iş dünyasına kadar Ankara’yı Ankara eden her ne ise o zengin sofrada Dedeman, anılarla tazelenen en özel lezzet oldu.</p>
<p>Mehmet Kemal Dedeman, Türk turizminin öncü girişimcilerinden olduğu kadar, madencilik alanlarında da değişim ve dönüşüm yapmış bir isim. Cumhurbaşkanı <strong>Mustafa Kemal Atatürk</strong>’ün Cumhuriyet’in 10’uncu yılı nutkunu okuduğu meşhur kürsünün yapımcısı, yanı sıra. Mehmet olan adının yanına Mustafa Kemal Paşa’dan esinlenerek, <em>“Kemal”</em> ismini alan tam bir Atatürk sevdalısı.</p>
<p>Dedeman Holding’in amiral gemisi Dedeman Turizm Grubu’nun başında 1998 yılında vefat eden Mehmet Kemal Dedeman’ın torunu <strong>Banu Dedeman</strong> bulunuyor. Dedeman Hospitality Yönetim Kurulu Üyesi Banu Dedeman’ın sorularımıza verdiği yanıtlar, mekân, sanat ve şehir üçlemesine ilişkin yorumlarla başlıyor. <em>“Bulunduğumuz her şehirde yerel olanın sesini duymaya, o yerin tarihsel ve toplumsal katmanlarını önemsemeye, mekân ile çevresi arasında daha sahici bir ilişki kurmaya çalışıyoruz”</em> diyor Banu Dedeman. Yanı sıra <em>“Her şehir kendi ritmini, sesini, belleğini ve suskunluklarını taşır. Eğer bir yapı, o yerin ruhuna gerçekten temas edebiliyorsa, zamanla yalnızca hizmet veren bir mekân olmaktan çıkar; o kentin anlatısına dahil olan bir tanığa dönüşür”</em> görüşünü dile getiriyor.</p>
<p><em>Banu Dedeman sorularımıza şu yanıtları verdi:</em></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Dedeman Turizm Grubu, geride bıraktığı zaman dilimini de düşündüğümüzde yalnızca bir konaklama mekânı olmanın ötesinde, bulundukları şehirlerle ilişki kuran alanlar olarak dikkat çekiyor. Özellikle son dönemde kamusal alanların sanatla buluşmasına imkân tanıyan yaklaşımlarınız  öne çıkıyor. Bu çerçevede sormak isterim: </strong></span></p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>Bir otel, bulunduğu kentin kültürel hafızasına nasıl dahil olur? Dedeman bu ilişkiyi kurarken nasıl bir bakış açısıyla hareket ediyor?</strong></span></p>
<p>Bir otelin bulunduğu kentin kültürel hafızasına dahil olması, öncelikle o kenti yalnızca bir yatırım coğrafyası olarak değil, yaşayan bir metin olarak okuyabilmesine bağlıdır. Her şehir kendi ritmini, sesini, belleğini ve suskunluklarını taşır. Eğer bir yapı, o yerin ruhuna gerçekten temas edebiliyorsa, zamanla yalnızca hizmet veren bir mekân olmaktan çıkar; o kentin anlatısına dahil olan bir tanığa dönüşür.</p>
<p>Dedeman olarak bizim yaklaşımımız tam da bu noktada şekilleniyor. Biz misafirperverliği yalnızca konfor üretmek değil, anlam üretmek olarak da görüyoruz. Bir şehrin kültürel dokusuna temas etmeyen hiçbir mekânın kalıcı bir iz bırakabileceğine inanmıyoruz. Bu nedenle bulunduğumuz her şehirde yerel olanın sesini duymaya, o yerin tarihsel ve toplumsal katmanlarını önemsemeye, mekân ile çevresi arasında daha sahici bir ilişki kurmaya çalışıyoruz.</p>
<p>Kanaatimce bir otelin kent hafızasına dahil oluşu büyük jestlerle değil, çoğu zaman incelikli tercihlerle mümkün olur: mimaride, malzemede, sofrada, çalışan profilinde, sanatla kurduğu ilişkide, hatta sessizliğinde. Dedeman’ın bakış açısı da tam olarak bu inceliği korumaya dayanıyor.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Otellerinizde yer yer çağdaş sanatla karşılaşmak mümkün. Bu yaklaşım, yalnızca estetik bir tercih gibi görünmüyor; daha çok mekân ile sanat arasında bir diyalog kurma arayışını çağrıştırıyor. Dedeman için sanat, misafir deneyiminin bir parçası mı, yoksa daha geniş bir kültürel kimlik inşasının unsuru mu?</strong></span></p>
<p>Sanatı yalnızca estetik bir tamamlama unsuru olarak düşünmüyoruz. Elbette bir mekânın görsel dili önemlidir; ancak sanatın asıl kıymeti, mekâna anlam katma kapasitesinde yatar. Bir eser bazen bir odanın, bazen bir lobinin, bazen de insanın kendi iç dünyasının sessizliğine dönüşebilir. Bu nedenle sanat, misafir deneyiminin yalnızca zarif bir parçası değil; aynı zamanda onun düşünsel derinliğini artıran bir unsurdur.</p>
<p>Dolayısıyla cevap ikisini de içeriyor: Sanat, Dedeman’da hem misafir deneyimini zenginleştiren bir katman hem de markanın daha geniş kültürel kimliğini inşa eden temel unsurlardan biridir.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0311dc37f23-1778586076.png" alt="" width="278" height="383" /><span style="color: #3598db;"><strong>Otellerinizde, yönetimin üstlendiği sergiler, konserler, kimi organizasyon ve etkinlikler oldu mu? Bu konuda mevcut projeler ve ileriye yönelik hedefleriniz hakkında neler ifade edersiniz?</strong></span></p>
<p>Otellerİmİzde farklı dönemlerde birçok organizasyon ve etkinliğe ev sahipliği yapıyoruz. Eğitim kurumları iş birlikleri, sosyal sorumluluğu destekleyici faaliyetler, çevre bilincinin artırılmasına katkı sağlamak amacıyla çevreci ve sürdürülebilirlik eğitimi konferansları, birçok branşta spor seminerleri, üniversite tanıtım günleri, uluslararası eğitim iş birlikleri, sağlık turizmiyle ilgili söyleşiler, sergiler, konserler ve seminerler gibi birçok konuda bulunduğumuz şehirle diyalog kurmaya devam ediyor ve bunu önemsiyoruz.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Misafirperverliğin en güçlü ifadelerinden biri her zaman sofralar olmuştur. Dedeman’ın farklı coğrafyalardaki yatırımlarında yerel mutfaklara alan açtığını ve geleneksel reçeteleri görünür kılmaya çalıştığını görüyoruz. Bugünün küresel otelcilik anlayışı çoğu zaman standartlaşmaya yönelirken, yerel mutfağı korumak ve öne çıkarmak sizin için bir tercih mi, yoksa bir sorumluluk mu?</strong></span></p>
<p>Ben bunu açık biçimde bir sorumluluk olarak görüyorum çünkü mutfak, yalnızca damak zevkiyle ilgili bir alan değildir; bir toplumun hafızasını, coğrafyasını, iklimini, göçlerini, gündelik hayatını ve kuşaklar arası aktarımını taşır. Bir reçete bazen bir ailenin hikâyesini, bazen bir bölgenin tarihini, bazen de çok daha derin bir kültürel sürekliliği içinde barındırır.</p>
<p>Küresel otelcilik anlayışının standartlaşma eğilimi belli bir hizmet kalitesini güvence altına alma arzusu taşır. Ancak bu eğilim, ölçüsüz hâle geldiğinde mekânları birbirine benzetmeye, şehirleri de kendi özünden uzaklaştırmaya başlar. Oysa seyahatin en kıymetli yanı, insana başka bir yere ait olanı hissettirebilmesidir. Sofra da bunun en güçlü taşıyıcılarından biridir. Bu nedenle yerel mutfağı korumak ve görünür kılmak bizim için sadece bir marka tercihi değil; aynı zamanda kültürel bir özen biçimidir.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Mehmet Kemal Dedeman’ın kültürel mirasını korumak ve yaşatmak için neler yapıyorsunuz?</strong></span></p>
<p><strong>Mehmet Kemal Dedeman</strong>’ın hayat hikâyesi kitabı, söylediği sözlerden oluşan kitapları derlendi ve basıldı. Özyeğin Üniversitesi ile ortak yapılmış Mehmet Kemal Dedeman Bienali sergisinin içeriği özel küratör ile çalışıldı ve periyodik zamanlarda otellerimizde sergilenmeye devam ediyor. Mehmet Kemal Dedeman’ın ismini yaşatmanın en anlamlı yollarından biri, onun temsil ettiği üretim iradesini, düşünsel açıklığı ve ülkeye katkı anlayışını geleceğe taşımaktır. Bu nedenle onun adına sürdürülen araştırma ve geliştirme odaklı çalışmaların yalnızca bir anma biçimi değil, yaşayan bir değer aktarımı olduğunu düşünüyorum.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Dedeman, Türkiye’de modern otelciliğin gelişimine tanıklık etmiş köklü markaların başında geliyor. Bu uzun geçmişin biriktirdiği kurumsal hafıza bugün nasıl korunuyor? Bu birikim, yeni kuşaklara ve yeni yatırımlara nasıl aktarılıyor?</strong></span></p>
<p>Kurumsal hafıza çoğu zaman yalnızca belge, fotoğraf ya da arşiv üzerinden düşünülür. Oysa hafıza, aynı zamanda bir davranış biçimidir; bir değerler silsilesidir; bir iş yapma ahlakıdır. Dedeman’ın uzun geçmişi de sadece tarihsel bir birikim değil, aynı zamanda bu ülkenin modern otelcilik hikâyesine eşlik etmiş bir deneyim alanıdır.</p>
<p>Biz bu hafızayı geçmişe ait bir nostalji nesnesi olarak değil, bugünü aydınlatan bir kaynak olarak görüyoruz. Kurucu değerleri yeni kuşaklara aktarmak, sadece anlatmakla değil; onları kurumun gündelik dilinde, eğitiminde, yaklaşımında ve karar alma biçimlerinde yaşatmakla mümkün.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0311f715c50-1778586103.png" alt="" width="900" height="557" /><span style="color: #3598db;"><strong>Faaliyet gösterdiğiniz bölgelerde yerel istihdamı destekleyen ve mesleki gelişime katkı sağlayan çalışmalar yürüttüğünüz biliniyor. Bir otel zinciri olarak bulunduğunuz coğrafyalarda yalnızca hizmet sunan değil, aynı zamanda sosyal bir aktör olmayı nasıl tanımlıyorsunuz?</strong></span></p>
<p>Bİr kurumun gerçek etkisi, yalnızca ekonomik verilerle ölçülemez. Bulunduğu yere nasıl dokunduğu, hangi imkânları açtığı, hangi hayatlara temas ettiği de en az finansal başarı kadar önemlidir. Bu nedenle biz bir otel zincirinin rolünü yalnızca hizmet sunan bir yapı olarak tanımlamıyoruz.</p>
<p>Yerel istihdamı desteklemek, mesleki gelişim alanları oluşturmak, insanlara bir kariyer kapısı açmak ve bulundukları bölgeye katkıda bulunmak, bana göre otelciliğin etik boyutları arasında yer alıyor. Özellikle gençler, kadınlar ve mesleki gelişim imkânı arayan bireyler için bu tür yapılar yalnızca iş kapısı değil, aynı zamanda toplumsal hareketlilik alanı da yaratabilir. Bir yerde bulunuyorsanız, o yerin geleceğine karşı da sorumluluğunuz vardır.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Önümüzdeki yıllarda ülke olarak otelcilik anlayışını kökten değiştirecek gelişmelerin eşiğinde olduğumuz konuşuluyor. Sizce geleceğin “misafir deneyimi” nasıl şekillenecek? Dedeman bu dönüşümün neresinde durmayı hedefliyor?</strong></span></p>
<p>Geleceğİn misafir deneyiminin daha kişisel, daha sezgisel ve daha anlam odaklı bir yapıya doğru evrileceğini düşünüyorum. İnsanlar artık yalnızca kusursuz işleyen sistemler aramıyor; kendilerini gerçekten anlayan, beklentilerini önceden hisseden ve onlara yalnızca hizmet değil, bir tür aidiyet duygusu sunan yapılarla bağ kuruyor.</p>
<p>Elbette dijitalleşme bu dönüşümün merkezinde olacak. Teknoloji sayesinde süreçler hızlanacak, kişiselleştirme artacak, deneyim çok daha akışkan hâle gelecek. Ancak yine de otelciliğin özünde insanın insana gösterdiği özen olduğunu unutmamak gerekiyor. Ben gelecekte fark yaratacak markaların, teknolojiyi insan sıcaklığını derinleştiren bir araç olarak kullanabilen markalar olacağına inanıyorum.</p>
<p>Dedeman’ın hedefi de burada duruyor: köklü misafirperverlik geleneğini, çağın gerektirdiği yeniliklerle buluşturmak. Yani yalnızca modernleşmek değil, anlamını koruyarak yenilenmek.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0311412c8fc-1778585921.png" alt="" width="600" height="765" /><span style="color: #3598db;"><strong>Dedeman markasının kuşaklar boyunca taşınmış olması, sizin için kişisel olarak ne ifade ediyor?</strong></span></p>
<p>Kurucumuz Mehmet Kemal Dedeman ile 1947 yılında madencilik sektörüne, 1966 yılında ise otelcilik sektörüne giriş yapan Dedeman Grubu, ikinci kuşak liderleri <strong>Murat Dedeman</strong> ve <strong>Nazire Dedeman</strong> ile devam etti.</p>
<p>Kayseri’den doğup Türkiye çapında büyüyen Dedeman markası bugün ulusal sınırları aşarak dünya çapında bilinir hâle geldi. Dolayısıyla bu benim için yalnızca bir aile mirası değil, aynı zamanda derin bir sorumluluk duygusu. Çünkü böyle köklü bir ismi taşımak, geçmişten gelen emeği, cesareti, terbiyeyi ve kurucu iradeyi de taşımak anlamına geliyor.</p>
<p>Her kuşak aslında kendisine emanet edilen şeyi yeniden yorumlar. Mesele sadece devam ettirmek değil; özü koruyarak yeni zamana tercüme edebilmektir. Ben de bu mirası tam olarak böyle görüyorum. Geçmişe sadakat ile geleceğe açıklık arasında kurulması gereken hassas bir denge var.</p>
<p>Mehmet Kemal Dedeman’ın deyişiyle; <em>“Eskilere Vefa, Yenilere Hoş Seda” </em>diyerek, bu dengeyi geleceğe taşımaya devam edeceğiz. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0310e36e89d-1778585827.png" alt="" width="800" height="501" /></p>
<h2><span style="color: #34495e;">sanat ile mekân arasında yeni bir diyalog</span></h2>
<p>Türkİye’nin ilk yerli otel zincirlerinden, 60 yılı aşkın süredir turizm ve konaklama sektörüne yön veren Dedeman Hospitality, misafir deneyimini çağdaş sanatla buluşturan yeni oluşumu Dedeman Art Space’i hayata geçirdi.</p>
<p><strong>Mehmet Uzer</strong>’in kurucusu olduğu Uz Gallery iş birliğiyle geliştirilen bu uzun soluklu program, çağdaş sanatla kurulan ilişkiyi görünür kılarken, konaklama deneyimini yaşamın farklı katmanlarıyla birlikte ele alan bütüncül bir yaklaşım sunuyor.</p>
<p>Dedeman Art Space kapsamında düzenlenen ilk sergi, Dedeman İstanbul’da sanatseverlerle buluştu. <strong>Havva Kurt</strong> kurucu küratörlüğünde hayata geçirilen <em>“HORIZON”</em> başlıklı sergi; toplumsal ve bireysel belleğin kesişim noktalarını, insanın kriz, umut ve doğa ile kurduğu ilişki üzerinden ele alan çok katmanlı bir seçki sunuyor.</p>
<p>Bu yaklaşım doğrultusunda Dedeman Hospitality bünyesinde geliştirilen Dedeman Art Space’in sürdürülebilir bir sanat ekosistemi oluşturma vizyonunu güçlendiriyor. Aynı zamanda üniversitelerin Plastik Sanatlar ile Sanat ve Kültür Yönetimi bölümleriyle kurulacak iş birlikleri kapsamında düzenlenecek söyleşiler, akademik buluşmalar ve ortak projeler aracılığıyla, sanat üretimi ile akademik düşünce arasında yeni bir etkileşim alanı açılması hedefleniyor.</p>
<p>Bu yaklaşım doğrultusunda Dedeman Istanbul, sanatçılar, akademisyenler, koleksiyonerler ve izleyiciler arasında dinamik bir diyalog kuran çağdaş bir sanat platformuna dönüşüyor.</p>
<p><strong>Aslı Aydemir, Çağla Öztürk, Didem Ünlü, Emir Yasin Yağmurca, Haydar Akdağ, Filiz Piyale Onat, İnan Burhanlı, Mustafa Yılmaz, Kenan Filiz, Korkut Sönmez, Tekin Karakuş, Tuğba Akça</strong> ve <strong>Turgut Türker</strong>’in eserlerini bir araya getiren sergi; otelin lobi ve üst katına yayılan kurgusuyla çağdaş sanat üretimlerini doğrudan mekânın dolaşım alanlarına taşıyarak, izleyiciyi gündelik yaşamın içinde sanatla karşılaşmaya davet ediyor.</p>
<p>Dedeman Hospitality COO’su <strong>Prof. Dr. Tansel Tercan</strong> ve Dedeman İstanbul Genel Müdürü <strong>Tayfun Sancar</strong>’ın koordinasyonunda hayata geçirilen Dedeman Art Space; sanatçılar, izleyiciler ve mekân arasında kurulan ilişkiyi güçlendiren bir platform olarak konumlanıyor.</p>
<p>Program; düzenli aralıklarla hayata geçirilecek sergiler, sanatçı konuşmaları ve farklı disiplinleri bir araya getiren üretim modelleri aracılığıyla, çağdaş sanat pratiklerinin daha geniş kitlelerle buluşmasına olanak tanıyor.</p>
<p>Dedeman İstanbul’da hayata geçirilen bu ilk adım, sanatın Dedeman otelleri ile kurduğu ilişkiyi tanımlarken, misafirlerin sanatla kurduğu bağı gündelik deneyimin doğal bir parçası haline getiriyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mekan-ile-cevresi-arasinda-daha-sahici-iliski-kurmaya-calisiyoruz-79148</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/8/1280x720/banu-dedeman-1778586222.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanatı yalnızca estetik bir tamamlama unsuru olarak düşünmüyoruz. Elbette bir mekânın görsel dili önemlidir; ancak sanatın asıl kıymeti, mekâna anlam katma kapasitesinde yatar. Bir eser bazen bir odanın, bazen bir lobinin, bazen de insanın kendi iç dünyasının sessizliğine dönüşebilir. Bu nedenle sanat, misafir deneyiminin yalnızca zarif bir parçası değil; aynı zamanda onun düşünsel derinliğini artıran bir unsurdur. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeryuzunun-hikayesi-insan-eliyle-yazilan-bir-cag-79149</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 14:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> yeryüzünün hikâyesi: insan eliyle yazılan bir çağ</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Gökyüzünden bakınca desen gibi görünen dünya, yaklaştıkça insanın izini ele veriyor. Yeryüzü değişiyor; belki de asıl mesele, bizim yeniden görmeyi öğrenmemiz.</strong></p>
<p><em>“Bak</em><em> büyük yuvarlaklar var, kim çizmiş” </em>diye bağırdı pencere kenarında oturan küçük çocuk. Orta koltukta oturan annesi baktı, <em>“A ne acaba, sanırım ekmişler”</em> dedi. Gayri ihtiyarı koridordaki yerimden başımı uçağın penceresine çevirdim. Neydi acaba… Çapı belki bir kilometre vardı. Sonra bir çığlık daha <em>“Bak anne, beyaz çöl”</em>… Konya’nın üstünden uçtuğumuzu o zaman anladım. Tuz Gölü’nün üzerinden geçiyorduk… Sonradan öğrendim ki o daireler bir çeşit merkezi sulama sistemi yüzünden oluyormuş. Çocuk merakımızı kaybedeli çok olmuş demek ki, diye düşündüm. Uçaktan geçerken, birbirine eklenmiş çok sayıda yama işi gibi duran tarlaya alışıktık… Ya daireler…</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a03139da4b4d-1778586525.png" alt="" width="221" height="366" />Geçtiğimiz hafta bir grup basın mensubu arkadaşımla Borusan’ın yeni CEO’su <strong>Özgür Günaydın</strong>’ınla tanışmaya grubun simge binası Perili Köşk’e gidince bir kez daha hatırladım bu sahneyi. Binada <strong>Edward Burtynsky</strong>’nin <em>Dönüşen Yeryüzü </em>sergisi vardı. Küratörlüğünü <strong>Marcus Schubert</strong>’in üstlendiği sergi, insan eliyle dönüştürülmüş coğrafyanın fotoğraflarından, tanıklıklarından oluşuyordu. Madenler, taş ocakları, tuz gölleri, nehirler, erozyon… Gözüm yeryüzü kelimesine takıldı, bir kez daha Türkçenin inceliklerine hayran oldum. Gezegenimize taktığımız pek çok isim var. Ama yeryüzü hem coğrafi, hem edebi… Bu gezegenin de bir yüzü var tıpkı bizim gibi.</p>
<p><strong>Sergi Antalya’da düzenlenecek COP31’e taşınacak</strong></p>
<p> Sohbet sonrası Özgür Bey hepimize serginin kataloğunu hediye etti. Kataloğu açınca benim dairelerle karşılaştım: Pivot Sulama… (16 Ağustos tarihine kadar haftasonları Perili Köşk’te sergiyi gezebilirsiniz.)</p>
<p>Özgür Günaydın’la birlikte bizi ağırlayan Borusan Holding İnsan, İletişim ve Sürdürülebilirlik <strong>Nursel Ölmez Ateş</strong>’in de güzel bir notu oldu. Bu yıl Antalya’da düzenlenecek COP31’e Borusan kültür ve sanat ruhu katacak ve bu sergiyi oraya taşıyacak.</p>
<p>Sanırım ilerleyen yaşımla birlikte bu sergi kataloglarına olan ilgim de arttı. Eskiden sergi sırasında yaşanan deneyimin daha önemli olduğunu düşünürdüm. Şimdi kataloğu alıp okumak, o sergiyi, küratörün bakış açısını alıp eve getirmek gibi geliyor… Evde tekrar tekrar insan eliyle yeryüzünün nasıl değiştirildiğine bakarken, henüz okunmamış kitap yığınım içinde <em>“Antroposen Olayı/Yerküre, Tarih ve Biz”</em>e denk geldim. Eylül 2025’te İş Kültür Yayınları’nın 21. Yüzyıl Kitaplığı’ndan çıkan <strong>Christophe Bonneuil</strong> ve <strong>Jean-Baptiste Fressoz</strong>’un kitabını Türkçeye <strong>Alp Tümertekin</strong> kazandırmış. Elime alıp hızla sayfaları çevirmeye başladım.</p>
<p><strong>İnsan çağının adı: Antroposen</strong></p>
<p>Anthropos eski Yunancada insan demek. Antroposen kavramı ise insan faaliyetlerinin gezegen üzerinde belirleyici hale geldiği jeolojik çağ olarak tanımlanıyor. İklim krizi, ekosistem tahribatı gibi büyük ölçekli süreçleri anlatıyor. Bu arada merak edenler için not edeyim, köken olarak her ikisi de Yunanca <em>‘insan’</em>dan gelse de kelimenin andropozla bir ilgili yok!</p>
<p>Aslında Antroposen çağı Sanayi Devrimi ile başlatılıyor. Ama asıl olarak Büyük Hızlanma olarak kaydedilen 1950’lerden sonrasına işaret ediyor. Küresel ısınma, biyoçeşitlilik kaybı ve geri dönülemez ekolojik yıkım ile tanımlanan bu dönem, doğal süreçlerin yerini insan odaklı yapısal bozulmaların aldığı bir süreci ifade eder. Üretim ve tüketim dalgası, bu çağın görünür hale geldiği eşik olarak kabul ediliyor. Plastik, beton, radyoaktif izler… Hepsi insanın jeolojik bir güç haline geldiğinin kanıtı.</p>
<p><strong>“Olay” olarak antroposen</strong></p>
<p><strong>ChrIstophe</strong><strong> Bonneuil</strong> ve <strong>Jean-Baptiste Fressoz</strong>’un yaklaşımı, Antroposen’i yalnızca bir dönem değil, bir <em>“olay”</em> olarak tanımlıyor. Yani geçici bir kriz değil; geri dönüşü olmayan, tarihsel olarak inşa edilmiş bir kırılma. Bu bakış açısı, çevre sorunlarını teknik çözümlerle aşılabilecek bir arıza gibi görmekten uzaklaştırıyor bizi.</p>
<p><strong>Kriz anlatısının ötesinde</strong></p>
<p> Antroposen, bir kriz değil, içinde yaşadığımız yeni bir koşul. Artan sıcaklıklar, çöken ekosistemler, devrilme noktaları, kitlesel yok oluşlar… Bunlar artık istisna değil; gezegenin yeni normalleri. <em>“Çevre krizi” </em>anlatısı, hâlâ geri dönülebilecek bir istikrar yanılsamasını sürdürüyor. Oysa içinde bulunduğumuz çağ, tesadüfi bir kırılma değil; tarihsel olarak örülmüş, yapısal ve kalıcı bir bozulmanın sonucu.</p>
<p>Kitap, çevresel yıkımı soyut bir<em> “insanlık”</em> anlatısına bırakmıyor. Kapitalist genişleme, emperyalist tahakküm ve savaş ekonomisiyle örülmüş bir sürecin sonucu olarak okuyor bu dönüşümü. Sorunun uyarı eksikliği değil; bu uyarıların kimler tarafından bastırıldığı ve neden sistematik biçimde görmezden gelindiği olduğunu söylüyor.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0313b4cf9a3-1778586548.png" alt="" width="333" height="432" />Bonneuil ve Fressoz, Antroposen’i tek bir başlıkla değil; parçalı ve politik bir tarih olarak yeniden adlandırıyor: Sermaye Çağı, Tüketim Çağı, Ölüm Çağı, Cehalet Çağı… Bu isimler, ekolojik yıkımın arkasındaki güç ilişkilerini görünür kılıyor.</p>
<p><strong>Yeryüzüne yeniden bakmak</strong></p>
<p>Belki de mesele sadece gezegenin değişmesi değil; bizim bakışımızın körelmesi. Uçakta o çocuğun gördüğü daireleri biz neden fark etmiyoruz? Neden artık şaşırmıyoruz? Çünkü alışıyoruz. Çünkü normalleşiyor. Çünkü Antroposen tam da böyle bir şey: Olağanüstünün sıradanlaşması.</p>
<p>Sanatın, bilimin ve edebiyatın kesiştiği yerde ise hâlâ bir imkân var. Bir sergi salonunda, bir fotoğraf karesinde ya da bir kitap sayfasında yeniden bakmayı öğrenmek… Yeryüzünün yüzüne yeniden dikkat kesilmek…</p>
<p>Belki de asıl mesele, gezegeni kurtarmaktan önce, onu yeniden görebilmek.</p>
<p>Ve belki de o küçük çocuğun sesi hâlâ bir yerlerde yankılanıyordur:</p>
<p><em>“Bak…”</em></p>
<p>Çünkü her şey, yeniden bakmakla başlar.</p>
<p>Kendi elimizle yaptığımız bu tahribata razı gelmek değil, mücadele etmek önemli olmalı. <strong>Adnan Yücel</strong>’in şiirinde dediği gibi:</p>
<p><em>“Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek.”</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeryuzunun-hikayesi-insan-eliyle-yazilan-bir-cag-79149</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/9/1280x720/566-1778586614.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ yeryüzünün hikâyesi: insan eliyle yazılan bir çağ ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yaratici-yikim-ekonomisi-79150</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 14:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> yaratıcı yıkım ekonomisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ekonomik büyümeyi anlamanın yolu artık yalnızca üretmekten değil; bilgiyi dönüştürmekten, inovasyonu içselleştirmekten ve değişimin ritmini yakalamaktan geçiyor. “Yaratıcı yıkım”, çağımızın en belirleyici kavramlarından biri olarak karşımıza çıkıyor.</strong></p>
<p>Bizden sonraki kuşak daha çok Çin konuşacak. Atalarımız demiş ya, <em>“Başarısızlık öksüz ve yetimdir; başarının bin bir babası vardır!”</em></p>
<p>Çin son yarım yüzyıldır yaptığı hamleleri tekrarlayabilirse, gelecek yüzyılın en çok konuşulacak toplumlarından biri olacak. Bu gelişmede <strong>Xi Jinping</strong>’in <em>“dijitalleşme ve veri egemenliğine”</em> verdiği önemin belirleyici olduğunu düşünüyorum. <em>“Veri temel üretim aracıdır” </em>algısı iktisadi gelişme ve ekonomi politikalarında zamanın ruhunu yaratıyor; bu ruhun çekirdeğini de <em>“yaratıcı yıkım”</em> odaklı gelişmeler oluşturuyor.</p>
<p>Toplumların geleceklerini güven altına alabilmeleri için <em>“hüner”</em> sahibi olma yetmiyor; hünere akıl katarak <em>“yaratıcı yenilik” </em>aşamasına geçmeden ekonomide kararlı büyüme yaratılamıyor. Hüner, bir bilgiyi en ileri düzeyde bilenler kadar uygulayabilme becerisidir. Yaratıcılık ise, hünere akıl katarak en ileri düzeydeki bilgiyi bir basamak daha ileriye taşıyabilme.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a031462f0c6c-1778586722.png" alt="" width="344" height="446" /><strong>Ufuk Akçiğit</strong>, büyüme kavramının <strong>Joseph Schumpeter</strong>’e çok şey borçlu olduğunu söylüyor. Oluşumuna katkı yaptığı <em>Yaratıcı Yıkım Ekonomisi </em>kitabına yazdığı <em>“giriş”</em> yazısında, <em>“Schumpeter’e ait fikirlerin geleneksel ekonomik modellere dahil edilmesindeki güçlükleri”</em> ele alıyor. <strong>Philippe Aghion</strong> ve <strong>Peter Howitt</strong>’in <em>“İçsel Büyüme Teorisi”</em> ile endüstriyel organizasyonları makroekonomiye dahil ederek bunun nasıl yapılacağını göstermelerini önemsiyor. Asıl önemlisi, alanında küresel ölçekte sözü olan değişik bilim insanlarının <em>İçsel Büyüme Teorisi</em> konusundaki analizlerini derleyerek önemli bir zihni birikimi kayıt altına alıyor.</p>
<p><em>Letven Capital</em> ve <em>SCALA Yayıncılık,</em> <strong>Ufuk Akçiğit</strong> ve <strong>John Van Reenen</strong>’in liderliğinde hazırlanan, <strong>Kamil Kılıç</strong>’ın <em>“sunuş”</em>, <strong>Emmanuel Macron</strong>’un <em>“önsöz”</em> yazdığı <em>Yaratıcı Yıkım Ekonomisi</em> kitabında, sunuş ve önsözle birlikte 31 yazı yer alıyor; 973 sayfalık bir başucu kitabı dilimize kazandırılmış.</p>
<p><strong>ilkeden sapma ve özür</strong></p>
<p>Beş yılı aşkın bir zamandır bu dergide kitap tanıtımı yazıları yazıyorum. Okuyucu biliyor; <em>“Başından sonuna özenle okumadığım bir kitap hakkında yazmayı kendi ilkelerime uygun bulmam.”</em> Bu yazıda ilkeden bir sapma yapacağım; okuyucudan özür dilerim.</p>
<p><em>Yaratıcı Yıkım Ekonomisi</em> kitabının üçte birini oluşturan bağımsız analizlerden çıkardığım bazı sonuçları paylaşmada acele ettim. <strong>Özge Öner</strong>’in <em>Herkes Biliyor Geminin Su Aldığını</em> kitabından sonra <strong>Mariana Mazzucato</strong>’nun <em>Misyon Ekonomisi</em>’ni tanıtmaya çalıştım. <em>Yaratıcı Yıkım Ekonomisi </em>öylesine denk geldi ki, çok teknik olan, benim anlama kapasitemi aşan makaleleri bile büyük bir çabayla anlamaya çalışıyorum.</p>
<p>Kitabı, iş dünyasında yöneticilik iddiasında olanların, sivil inisiyatiflerde görev alan yönetici konumundakilerin, medya, özellikle de ihtisas medyası yorumcularının, siyasi irade alanında güç kullanma noktasında bulunanların mutlaka okumaları gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p>Kitabı okumayı bitirmeden aceleci davranmamın nedeni çok açık; geniş bir kitlenin kitabı duymasını sağlayarak önemli bulduğum kuramsal çerçeveyi anlamalarına küçük de olsa bir katkım olsun istedim; Öner ve Mazzucato ile birlikte okunmasının katacağı değeri düşündüm.</p>
<p><strong>faydalı bilginin genişlemesi</strong></p>
<p>Çok sayıda bilim insanının katkılarıyla oluşan kitabın omurgasını <strong>Philippe Aghion</strong> ve <strong>Peter Howitt</strong>’in öncü makalesi oluşturuyor. Bu iki bilim insanının kitapta yer alan yazılarında <em>“büyümenin”</em> rekabet ve ticaretle, işsizlikle, bir yapıdaki çözülmenin iç döngüsüyle, teknoloji boyutuyla, tükenebilir kaynaklarla, eğitim-öğretimin etkileriyle, üretim ve araştırma organizasyonlarıyla etkileşimi analiz ediliyor.</p>
<p>Çok genel anlatımla <em>“rekabet ve inovasyon odaklı büyüme”</em> dinamikleri sorgulanıyor. Teknolojinin büyümeye katkıları değişik etkileriyle irdeleniyor. Uzun dönemde büyümeyi yaratıcı yıkımın nasıl etkileyeceği inceleniyor.</p>
<p><strong>Joel Mokyr</strong>’in katkısı, <em>“kurumların büyümeye etkileri”</em> konusunda yaygın ve baskın anlayışlara daha farklı pencerelerden bakmamıza yardımcı oluyor. Değişen koşullarda ne üreteceğimizi, nasıl üreteceğimizi ve kimin için üreteceğimizi derinliğine düşünme; zamanın ruhuna uygun alternatif tepki biçimleri geliştirebilme için kavramsal araçlarımızı çeşitlendirme fırsatı yaratılıyor.</p>
<p>Mokyr bize <em>“sürdürülebilir büyümenin salt sermaye ile mümkün olmadığını, faydalı bilginin genişletilmesinin de gerektiğini”</em> kanıtlıyor. Bir basamak ilerleyince kültürle büyüme ilişkisi konusundaki düşünce alanımız genişliyor.</p>
<p><strong>Julian Kolev</strong> ve arkadaşları, Aghion ve Howitt (AH) yaklaşımı ile Aghion, <strong>Dewatripont</strong> ve <strong>Stein</strong> (ADS) yaklaşımında firma düzeyinde yatırım teşviklerinde iç dinamiklerin değişik boyutlarıyla saha çalışmalarında rehber oluşturuyor. İş insanları ve girişimcilerin yatırım kararlarındaki bakış ufukları yükseltiliyor.</p>
<p><strong>büyüme anlayışımız değişiyor</strong></p>
<p><em>Yaratıcı</em><em> Yıkım Ekonomisi</em> kitabını oluşturan makalelerin derinliğine daldıkça, büyüme üzerine düşüncelerimizin kökten değiştiğini hissediyoruz. Günümüz koşullarında ekonomide başarının gerek şartlarından birinin yaratıcı yıkımı kavramak, diğerinin de değişken ve belirsizliği artıran koşulları sürekli sorgulayarak uyum için yeni yol ve yöntemlerle tanışmak olduğu anlaşılıyor.</p>
<p><em>“İçsel Büyüme Teorisi”</em>, bizim on yıla yakın bir zamandır yazılarımızda sıklıkla vurguladığımız <em>“büyük güç içeride yaratılır”</em> çağrımızı da destekliyor. Başarı için endüstriyel organizasyonları makroiktisadi gelişmelere entegre edeceksek, elimizde bir kuramın olması gerekiyor; kitap bize zengin bir kuramsal çerçeve oluşturma yollarını da açıyor. İnovasyon, rekabet gücü yaratmanın ve uzun dönemli geleceği güven altına almanın bileşenlerinden biri. Biz, düşük ve yüksek rekabet koşullarında inovasyon etkilerini zihnimizde netleştirmemişsek, yapısal özellikler ve yaratıcı yıkım etkileşimini kavramamışsak, küresel entegrasyonun gereklerini belirleyerek adımlar atmıyorsak, uzun dönemli geleceği güven altına alamayız.</p>
<p>Kitaptaki makaleler, üretim ağının çok değişik katmanlarındaki içsel dinamiklerin yeni koşullara nasıl uyum sağlayacağını sorgulaması açısından çok önemli.</p>
<p>Yeni teknolojilerle emek piyasası etkileşimi, eşitsizlikteki artış, giderek az sayıdaki nitelikli işgücüne bağımlılığın artması gündemimizdeki sorunlar. Yaratıcılık ve büyüme ilişkileri iş insanlarını ilgilendiriyorsa, <em>Yaratıcı Yıkım Ekonomisi </em>kitabındaki makaleler gerçekten işe yarar fikirler üretiyor.</p>
<p>Günümüzdeki önemli tartışmalardan biri de üretkenlikteki düşme eğilimi, bilgi ve iletişim teknolojilerinin yarattığı değeri ölçme zorlukları. Bir başka sorun faiz oranları ve büyüme ilişkileri. Kitapta bütün bu konuların derinliğine sorgulaması var.</p>
<p>Bilgi yayılması ve içsel tepki de geleceğin üretim örgütlenmesinin temel sorunlarından bir başkası. Çevre duyarlılığı ve inovasyon katkıları da bilim insanlarının özenle sorguladıkları hususlar.</p>
<p>Pazara yeni giren start-up’lar, köklü firmalar, üniversite araştırmaları gibi yapıların iş yapma verimini nasıl etkilediğini merak edenler de <em>Yaratıcı Yıkım Ekonomisi</em> kitabını başuçlarından ayırmamalı.</p>
<p>Finans sisteminin sermayeyi en kârlı yöntemleri kullanarak tahsis etme işlevinin ne yönde ilerlediği de makalelerde özenle irdelenen konular.</p>
<p>Fikirlerde eksikliklerin yaratabileceği sorunlar, vergi uygulamalarının yaratıcı yıkım bağlamındaki etkileri, vergi oranları ve inovasyon konuları da üretim ağlarında yer alan hepimizi ilgilendiren hususlar.</p>
<p><strong>Akçiğit</strong> ve <strong>John Van Reenen</strong>’in büyük katkısını, <strong>Dani Rodrik</strong>’in <em>Eşitsizlikle Mücadele</em> ve <strong>Daron Acemoğlu</strong>’nun <em>Yapay Zekâ</em> üzerine yaptıkları kolektif çalışmalarla ele almak ve büyüme konusunda yapılan çalışmaları derinliğine izlemek geleceği yaratmanın gerek şartı.</p>
<p>Biraz zamana kıymak, işlerimizi bilinçli yönetmek için insanlığın ortak aklından yararlanmak adına bize sunulan bu çalışmaların değerini bilmeli, onları anlamlandırmalıyız. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yaratici-yikim-ekonomisi-79150</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/2/1280x720/kitap-book-1767962224.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ yaratıcı yıkım ekonomisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tegv-senin-cocugun-artik-hepimizin-kardesi-79151</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 14:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;tegv senin çocuğun, artık hepimizin kardeşi&#039;…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı, yakın zamanda en anlamlı genel kurullarından birini gerçekleştirdi. 23 Ocak 1995 tarihinde 55 öncü gönüllü ile birlikte <strong>Suna Kıraç</strong> tarafından kurulan TEGV’de yönetim kurulu başkanlığı görevi, 31’inci yılında kızı İpek Kıraç’a emanet edildi. Suna Kıraç’ın <em>“Ömrümden Uzun İdeallerim Var”</em> dediğinde, belki de ilk sıraya koyduğu eğitim desteklerinin simge yapılarından olan TEGV’in bayrağını, 110 bin gönüllüsü, 1 milyona uzanan bağışçısıyla birlikte  <strong>İpek Kıraç</strong> dalgalandıracak.</p>
<p>Anlamlı bir tarihte gerçekleşti sözünü ettiğim bayrak değişimi. Her birimiz yanımızdaysa sarılarak, sonsuz uzaklıklardaysa anarak, dualar göndererek yaşıyoruz Anneler Günü’nü. İpek Kıraç’ın aldığı başkanlık sorumluluğunun ardından yaptığı açıklamanın da en çok sonsuzluklarda karşılık bulduğunu düşünüyorum. İpek Kıraç’ın<em> “Hepimizin kardeşi” </em>ifadesini kullandığı TEGV’in, destek sunduğu 3 milyon 355 bin 296 genci kardeş yaptığına inanıyorum.</p>
<p>Görevi, TEGV’de 21 yıl gönüllü, mütevelli, yönetim kurulu üyesi ve yönetim kurulu başkanı olarak hizmet veren <strong>Özalp Birol</strong>’dan devralan İpek Kıraç duygularını aşağıdaki satırlarla paylaştı:</p>
<p><em>“Annemin emaneti olan, büyük bir sevgi ve hayranlık duyduğum bu değerli kurumun Yönetim Kurulu Başkanlığına getirilmek benim için tarifi imkânsız bir gurur. TEGV demek bir çocuk değişir demek. Bir çocuk değişir demek, Türkiye gelişir demek! Atatürk’ün ve Cumhuriyet’in değerleri ışığında, ortak ideallerimizle, ülkemizin çocukları için yeni ufuklara birlikte yürüyeceğiz. Benim için bundan daha değerli bir amaç ve daha büyük bir mutluluk olamaz…</em></p>
<p><em>Ve tabii ki sevgili Anneme…</em></p>
<p><em>TEGV’in senin için ne demek olduğunu çok iyi biliyorum. Bana verilen bu sorumluluğun ne demek olduğunun çok iyi farkındayım. Senin büyük zorluklar karşısında kurduğun, koruduğun ve büyüttüğün bu kurumun başına geçerek en büyük sorumluluğu sana karşı aldığımın da bilincindeyim.</em></p>
<p><em>“İçin rahat olsun annem, senin çocuğun, ama artık hepimizin kardeşi emin ellerde…”   </em></p>
<p><span style="color: #34495e;"><strong>siemens türkiye, 170’inci yıl kutlamasını </strong><strong>genç müzisyenlerin enerjisiyle gerçekleştirdi</strong></span></p>
<p><span style="color: #34495e;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0315a9330e9-1778587049.png" alt="" width="626" height="637" /></strong></span>Neresinden bakarsanız, mutluluk veren bir gece. Bir global sermaye ki coğrafyamızda 170 yıldan bu yana kesintisiz hizmet yürütmeye devam ediyor. Türkiye’de pek çok yeniliğe imza atmış, 1881 yılında İstanbul’u ilk telefon santrali ile buluşturmuş, ilk enerji santralinin kurulmasına vesile olmuş Siemens, gençlerle gerçekleşen müziğin ve sanatın eşliğinde, davetli bayileriyle birlikte 170’inci yıl kutlaması yaptı. 26 yıldır düzenlenen “Siemens Türkiye Opera Yarışması”nda ödül alan, Devlet Opera ve Balesi bünyesindeki deneyimli solistler ile son yılların genç seslerini ve genç kuşağın öne çıkan keman sanatçılarından <strong>Veriko Tchumburidze</strong>’yi bir araya getiren etkinlikteki konser, Siemens Arts Program Direktörü Prof. Dr. <strong>Stephan Frucht</strong> tarafından yönetildi.</p>
<p>Yarım asırdır bulunduğu grupta, Siemens Türkiye Yönetim Kurulu Başkanlığı ve CEO’luk görevini 19 yıldır sürdüren <strong>Hüseyin Gelis</strong> geceye ilişkin, “Siemens’in bu topraklardaki 170 yıllık yolculuğu boyunca teknoloji ve inovasyonun yanı sıra kültür ve sanatın gelişimine katkı sunmayı da önemli bir sorumluluk olarak gördük. 170. yılımızı kutladığımız bu dönemde, genç sanatçıları destekleyen bu özel geceyi hayata geçirmek bizim için ayrı bir anlam taşıyor. Türkiye’den yetişen yeteneklerin uluslararası sahnelerde daha güçlü yer bulmasına katkı sağlamayı büyük bir ciddiyetle ele alıyor ve bununla ilgili olarak elimizden gelen tüm adımları atmaya çalışıyoruz” dedi gururla.</p>
<p>Osmanlı İmparatorluğu döneminde İstanbul’a gelen ilk yurt dışı sermayeli şirketlerden olan Alman Siemens, 1856’da telgraf hattı kurarak girdiği coğrafyamızda pek çok yeniliğe imza attı. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren de kalkınma hamlesinde önemli roller oynadı. Koç Grubu ile kurulan işbirliği neticesi ilk fabrikasını 1961’de açtı.</p>
<p>Siemens, kuruluşunun üzerinden geçen birkaç yılın ardından girdiği Türkiye pazarında, kesintisiz 170 yıl geçirdi. Kesintisiz diyorum çünkü, İkinci Dünya Savaşı döneminde pek çok ülkedeki faaliyetlerini durdurmasına, savaşın ardından da küçülme yaşamasına karşın Türkiye’deki faaliyetleri kesintiye uğramadan 170 yıl devam etti.</p>
<p>Siemens Türkiye’ye sanatla da geçen nice yaşlar diliyorum.</p>
<p><span style="color: #e67e23;"><strong>insan/the human, </strong><strong>50 yıllık fotoğraf birikimini okuru ile buluşturuyor</strong></span></p>
<p><span style="color: #34495e;"><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0315b6c5249-1778587062.png" alt="" width="159" height="206" /></strong></span></p>
<p>Annesinden kalan bir kutu makine ile başladı her şey. 1960’lı yılların ortalarında karşısına çıkan yadigâr kutu fotoğraf makinesinin büyüsü, <strong>Selim Seval</strong>’in fotoğraf sanatçılığı yolculuğunun rotasını çizecekti. Banka ve finans kuruluşlarında geçen profesyonel yaşamının yanında fotoğraf merakı, yaşamının en konforlu alanı oldu Selim Seval’in.</p>
<p>Halen de öyle. Yılların fotoğraf sanatçısı Seval, sanatını Türkiye’de hemen her coğrafyada ve sayısız ülkede icra ederken, Fotoğraf Sanatı Derneği, İstanbul Fotoğraf Müzesi gibi kurumların kurulmasında da rol aldı. Yanı sıra üretken bir yazar da oldu. İmzasını koyduğu yedinci kitabı yakın zamanda okurları ile buluştu. Selim Seval, yeni kitabı “İnsan/The Human” ile yarım yüzyılı aşan bir fotoğraf birikimini insanın hikâyesi başlığı altında topluyor.</p>
<p>Seval’in kurucu ortaklarından olduğu finansal teknoloji şirketi Octet Türkiye’nin sponsor olduğu çalışma; farklı coğrafyalarda çekilen 276 siyah-beyaz fotoğraftan oluşan bir seçki. Kitap, insanın doğumdan ölüme uzanan yaşam döngüsünü, gündelik hâllerini ve ortak duygularını belgesel bir doğrulukla bir araya getiriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tegv-senin-cocugun-artik-hepimizin-kardesi-79151</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/1/1280x720/ipek-kirac-1778587223.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;tegv senin çocuğun, artık hepimizin kardeşi&#039;… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/rumelisiad-baskani-evke-sanayi-sehirleri-agir-sartlar-altinda-uretim-yapiyor-79145</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 13:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Murat Evke: Sanayi şehirleri ağır şartlar altında üretim yapıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Rumelili Yönetici Sanayici ve İş İnsanları Derneği (RUMELİSİAD) kuruluşunun 20’nci yılı, düzenlenen resepsiyonla kutlandı. Programa milletvekilleri, Bursa Vali Yardımcısı Kürşat Güleryüz, belediye başkanları, Bursa Ticaret Borsası Başkanı Özer Matlı, BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, iş dünyasının temsilcileri ve davetliler katıldı. Resepsiyonda, ekonomik ve sosyal ilişkileri güçlendiren yeni açılımların süreceği vurgulanırken, Balkan coğrafyasında kurulan güçlü bağların, gelecek dönemde de yeni iş birliklerine zemin hazırlayacağı ifade edildi.</p>
<p>RUMELİSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Murat Evke, resepsiyonda yaptığı konuşmada, Rumeli insanının tarih boyunca zorluklar karşısında üretmekten vazgeçmediğini dile getirerek, bulunduğu her yerde çalışkanlığı, disiplini ve mücadele ruhuyla değer ürettiğini belirtti. Evke, RUMELİSİAD’ın da bu anlayışın Bursa’daki güçlü yansıması olduğunu ifade etti. Murat Evke, üretimin içinden gelen insanlar olarak piyasanın da sokağın da fabrikaların yükünün de yakından bilindiğini dile getirdi. Evke, özellikle sanayi şehirlerinin giderek ağırlaşan koşullar altında üretim yapmaya çalıştığını belirterek, enerji maliyetlerinin yükseldiğini, finansmana erişimin zorlaştığını ve iş gücü ihtiyacının üretim üzerindeki baskıyı artırdığını kaydetti. Murat Evke, sanayinin milli gelir içindeki payındaki gerilemenin dikkatle ele alınması gereken önemli bir sorun olduğuna işaret etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0308052733e-1778583557.JPG" alt="" width="620" height="413" /></p>
<h2>“Üretim sadece ekonomik mesele değildir”</h2>
<p>Murat Evke, üretimin yalnızca ekonomik bir başlık olarak değerlendirilmemesi gerektiğini kaydederek, sanayi üretimindeki düşüşün istihdamı, sosyal dengeyi ve şehirlerin canlılığını olumsuz etkilediğini söyledi. Evke, bu nedenle sanayinin Türkiye için stratejik güçlerden biri olarak görülmesi gerektiği vurguladı. Evke, yatırımcının asıl beklentisinin öngörülebilirlik, istikrar ve uzun vadeli plan yapabileceği güçlü bir ekonomik iklim olduğunu belirterek, üretimin daha fazla desteklenmesi gerektiğine işaret etti. Murat Evke, yüksek teknolojinin teşvik edilmesi, mesleki eğitimin güçlendirilmesi ve nitelikli insan kaynağının artırılmasının önemine değindi. Bursa’nın dönüşümün en önemli merkezlerinden biri olmayı sürdüreceğini aktaran Evke, kentin Türkiye’nin sanayi hafızasını taşıyan, ihracat üreten ve kalkınma yürüyüşüne yön veren temel yapı taşlarından biri olduğunu ifade etti. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/rumelisiad-baskani-evke-sanayi-sehirleri-agir-sartlar-altinda-uretim-yapiyor-79145</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/5/1280x720/rumelisiad-baskani-evke-sanayi-sehirleri-agir-sartlar-altinda-uretim-yapiyor-1778583592.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rumelili Yönetici Sanayici ve İş İnsanları Derneği&#039;nin 20’nci yıl resepsiyonunda konuşan Başkan Murat Evke, sanayi şehirlerinin artan enerji maliyetleri, finansmana erişim zorlukları ve iş gücü baskısı altında üretim mücadelesi verdiğini söyledi. Üretimin yalnızca ekonomik değil, sosyal denge ve istihdam açısından da stratejik önem taşıdığını vurgulayan Evke, sanayinin daha güçlü desteklenmesi gerektiğine dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kalip-sektorunde-rekabet-kizisiyor-turkiye-icin-avrupa-firsati-buyuyor-79141</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 13:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kalıp sektöründe rekabet kızışıyor, Türkiye için Avrupa fırsatı büyüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Küresel ekonomide artan belirsizlikler, enerji maliyetleri ve tedarik zincirindeki kırılmalar, Türkiye kalıpçılık sektörünü daha temkinli ve stratejik hareket etmeye zorluyor. Ulusal Kalıp Üreticileri Birliği (UKUB) Başkanı Şahan Eçin, sektörün hem risklerle hem de önemli fırsatlarla karşı karşıya olduğunu vurguladı. Eçin, savaşlar ve jeopolitik gelişmelerin ekonomik etkilerine dikkat çekerek, “Enerji maliyetleri, hammaddeye erişim ve lojistikte yaşanan sorunlar kalıp üreticilerini daha planlı hareket etmeye zorluyor. Bu süreçte hata payını minimize etmek artık bir tercih değil, zorunluluk” dedi. Türkiye’de artan işçilik maliyetleri ve kur dalgalanmalarının da etkisiyle üretimde verimlilik baskısının arttığını belirten Şahan Eçin, “Artık sadece üretmek yeterli değil. İlk seferde doğru üretmek, maliyetleri kontrol altında tutmanın anahtarı haline geldi” diye konuştu. Sektörün geleceğinin mühendislik kabiliyeti, dijitalleşme ve yüksek hassasiyetli üretim teknolojilerine yapılacak yatırımlarla şekilleneceğini belirten Eçin, Türkiye’nin küresel tedarik zincirinde daha güçlü bir konuma ulaşabileceğini ifade etti.</p>
<h2>5 bin işletme, 100 bin istihdam</h2>
<p>Türkiye kalıpçılık sektörü, geniş üretim altyapısı ve istihdam gücüyle sanayinin kritik bileşenleri arasında yer alıyor. Sektör; 5 binin üzerinde işletmeden oluşuyor, yaklaşık 100 bin kişiye istihdam sağlıyor. Pazar büyüklüğü ise 3 milyar dolar. Küresel ölçekte ise kalıp sektörünün büyüklüğü 120 milyar dolar seviyesinde bulunurken, 2036’ya kadar 180 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Türkiye’nin bu pastadan aldığı pay yaklaşık yüzde 2,5 seviyesinde kalırken, sektörün dolaylı etkilerle 8–10 milyar dolarlık bir ekonomik hacmi etkilediği hesaplanıyor. Ayrıca sektörde kapasite kullanım oranlarının yüzde 60 seviyelerinde kalması da dikkat çekiyor.</p>
<h2>Avrupa’dan Türkiye’ye yönelim</h2>
<p>Mevcut zorluklara rağmen Türkiye için önemli bir fırsat penceresinin de açılmış olduğuna işaret eden Eçin, Avrupa’da artan maliyetlerin ve Çin kaynaklı rekabet baskısının alternatif tedarikçi arayışını hızlandırdığına işaret etti. “Her ne kadar eski ‘ucuz ülke’ imajımız kalmamış olsa da, Avrupalı tedarikçilerin gözünde hâlâ güçlü bir alternatifiz” diyen Eçin, bu kapsamda Almanya Kalıpçılar Birliği (VDWF) ile temasların artırıldığını açıkladı. 2026’nın üçüncü çeyreğinde Almanya’dan bir sektör heyetinin Türkiye’yi ziyaret edeceğini belirten Eçin, bu sürecin B2B iş birliklerinin önünü açacağını söyledi. Ayrıca 2027’de Türkiye’de geniş kapsamlı bir Dünya Kalıpçılar Zirvesi düzenlenmesi planlanıyor.</p>
<h2>“Çin rekabeti artık Avrupa için de ciddi bir tehdit”</h2>
<p>Sektörün en büyük sorunlarından biri olan Çin rekabetinin artık Avrupa için de ciddi bir tehdit haline geldiğini belirten Şahan Eçin, bu konuda uluslararası iş birliklerinin güçlendirildiğini ifade etti. 2026’nın ikinci yarısında Brüksel’de yapılması planlanan toplantıda Avrupalı kalıp üreticilerinin ortak hareket edeceğini kaydeden Eçin, “Amaç, haksız rekabet koşullarına karşı tek ses olmak” dedi. Eçin, sektörün temel sorunlarını yüksek yatırım maliyetleri ve uzun proje süreleri, artan maliyet baskısı ve düşük kârlılık, uzayan ödeme vadeleri, nitelikli iş gücü eksikliği ile teknoloji ve bilgi kaybı riski olarak ifade etti. Eçin, Türk kalıp sektörünün otomotivden beyaz eşyaya, savunmadan medikale kadar birçok stratejik alana hizmet verdiğini hatırlatarak, “Bu süreçte daha verimli, daha hızlı ve daha katma değerli üretim yapmak zorundayız” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kalip-sektorunde-rekabet-kizisiyor-turkiye-icin-avrupa-firsati-buyuyor-79141</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/1/1280x720/kalip-sektorunde-rekabet-kizisiyor-turkiye-icin-avrupa-firsati-buyuyor-1778580245.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ UKUB Başkanı Şahan Eçin, küresel belirsizliklerin arttığı dönemde kalıp sektöründe maliyet baskısının yükseldiğini ancak Avrupa’nın alternatif tedarik arayışının Türkiye için önemli fırsatlar sunduğunu söyledi. Sektörün 3 milyar dolarlık büyüklüğe ulaştığı Türkiye’de, “ilk seferde doğru üretim” kritik eşik haline geldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kuresel-dengeler-degisiyor-katma-deger-ve-lojistik-one-gecti-79139</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 12:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Küresel ekonomideki değişim doğru okunmalı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (BUSİAD), BUSİAD Evi'nde 'Ekonomik Görünüm ve Stratejik Değerlendirme' paneli düzenledi.</p>
<p>BUSİAD Ekonomi Danışmanı Doç. Dr. Derya Hekim sunum yaptığı toplantıda küresel ve Türkiye ekonomisindeki gelişmeler, piyasalardaki son durum ile iş dünyasına yönelik stratejik öngörüler belirtildi. İş insanlarının yoğun katılım gösterdiği etkinlikte, ekonomik göstergeler ve gelecek döneme ilişkin beklentiler üzerine görüş alışverişinde bulunuldu.</p>
<p>BUSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Tuncer Hatunoğlu, konuşmasında küresel ekonomi ve jeoekonomik dengelerde kırılgan bir süreçten geçildiğini, enerji, ticaret ve tedarik zincirlerinde yeniden yapılanma yaşandığını söyledi. Hatunoğlu, değişimin doğru okunmasının kritik hale geldiğini vurguladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a02f9b23c140-1778579890.JPG" alt="" width="681" height="454" /></p>
<h2>“Küresel ekonomide kırılgan dönem”</h2>
<p>Hatunoğlu, BUSİAD’ı yalnızca bir gönüllülük kuruluşu değil, aynı zamanda öngörü üreten bir yapı olarak gördüklerini belirterek, iş dünyasının en önemli ihtiyacının doğru analiz ve geleceğe hazırlık olduğunu ifade etti. İş dünyasının öncelikli beklentilerinin finansmana erişim, öngörülebilirlik ve rekabet gücünü artıracak düzenlemeler olduğunu dile getiren Hatunoğlu, bu alanlarda güçlendirmeye ihtiyaç olduğunu söyledi. BUSİAD İktisadi Yönelim Anketi’ne değinen Hatunoğlu, talepte yavaşlama, maliyet baskılarının devamı ve üretimde zayıflama sinyalleri görüldüğünü aktardı. Türkiye’nin üretim gücü, genç nüfusu ve stratejik konumuyla önemli avantajlara sahip olduğunu vurgulayan Hatunoğlu, çözümün verimlilik, dijital dönüşüm, yeni pazarlar ve katma değerli üretim olduğunu ifade etti. BUSİAD’ın da veri üreten ve yön gösteren bir yapı olmaya devam edeceğini söyledi.</p>
<h2>“Dünya ticaretinde değişim zamanı”</h2>
<p>Toplantıda ayrıca BUSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve BUSİAD Ekonomik ve Sektörel Gelişmeler Komitesi Başkanı Ali Kerem Alptemoçin, son altı yılda dünya ekonomisinin yalnızca değişmediğini, kurallarının da yeniden yazıldığını aktardı. Alptemoçin, 2020 yılında başlayan pandemiyle birlikte, uzun yıllardır alışık olunan küresel düzen; daha karmaşık, daha kırılgan ve aynı zamanda çok daha hızlı tepki veren bir yapıya dönüştüğünü belirtti. Alptemoçin, “Karadeniz ve Ortadoğu merkezli jeopolitik gerilimler, bölgesel sınırlarını aşarak küresel etkiler yaratmaktadır. Bu bölgelerden ihraç edilen buğday, doğal gaz ve petrol gibi stratejik ürünlerde yaşanan aksaklıklar, dünya genelinde arz güvenliğini ve fiyat istikrarını doğrudan etkilemektedir” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6a02fed8e503b-1778581208.jpg" alt="" width="700" height="644" /></p>
<h2>“Küresel ölçekte bir tedirginlik, temkinli bir bekleyiş”</h2>
<p>Bir dönüşüm sürecinin içinde olduğunu belirten Alptemoçin, şu ifadeleri kullandı: “Küresel ölçekte bir tedirginlik, temkinli bir bekleyiş ve zaman zaman karamsarlık havası hissedilmektedir. Diğer taraftan, Dünya ekonomisinin ağırlık merkezinde önemli değişimlerin yaşanacağı giderek daha net görülmektedir. Almanya, Japonya ve Fransa gibi gelişmiş ekonomilerin göreli olarak gerileyeceği, Çin, Hindistan ve Endonezya gibi ülkelerin teknoloji, üretim ve nüfus dinamiklerinin de etkisiyle daha belirgin bir yükseliş gösterecekleri anlaşılmaktadır. Yani birileri yükselmeye çalışırken, diğerleri konumlarını koruma mücadelesi vermektedir.”</p>
<h2>“Ekonomiler ulusal güvenlik meselesine dönüştü”</h2>
<p>Devletlerin ticaret, enerji, teknoloji, finansman ve askerî güç unsurlarını birlikte kullanmaya başladıklarına şahit olduklarını belirten Alptemoçin, “Çünkü bu belirsizlik ve kırılganlık ortamında ekonomik sürdürülebilirlik, doğrudan bir ulusal güvenlik meselesine dönüşmektedir. Bu gelişmeler ışığında diyebiliriz ki; Türk firmalarının faaliyetlerini koruyabilmeleri ve hatta işlerini büyütebilmeleri için, jeopolitik ve jeoekonomik gelişmeleri dikkatle takip etmeleri ve daha bölgesel, hatta küresel organizasyonlara dönüşmeleri gerekmektedir” diye konuştu. Alptemoçin, Türkiye ekonomisi, büyümenin kompozisyonu ve sektörlere dağılımı açısından dengeli bir görünüm sergilemese de, 2025 yılında, bir evvelki yıla göre yaklaşık yüzde 3,6 büyüme gösterdiğini kaydetti.  </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kuresel-dengeler-degisiyor-katma-deger-ve-lojistik-one-gecti-79139</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/9/1280x720/tuncer-hatunoglu-1778581181.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Sanayicileri ve İşinsanları Derneği tarafından BUSİAD Evi’nde gerçekleştirilen “Ekonomik Görünüm ve Stratejik Değerlendirme” başlıklı toplantıda ekonomi gündemi ele alındı. Küresel ekonomi ve jeoekonomik dengelerde kırılgan bir süreçten geçildiğini, enerji, ticaret ve tedarik zincirlerinde yeniden yapılanma yaşandığını belirten BUSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Tuncer Hatunoğlu, değişimin doğru okunmasının kritik hale geldiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/offshore-ruzgar-icin-yerler-belli-oldu-79137</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 12:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Offshore rüzgar için yerler belli oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, TÜREK konferansında yaptığı konuşmada, Türkiye’nin offshore (kıyıya yakın denizde) rüzgar enerjisi santralinin kurulması için seçilen yerleri açıkladı.</p>
<p>Bayraktar, 2035’e kadar Türkiye’nin offshore rüzgar enerji kurulu güç hedefinin de 5 gigavat olarak belirlendiğini duyurdu. Bayraktar ayrıca iletim altyapısına 2035 yılına kadar 30 milyar dolarlık yatırımın planlandığını kaydetti. </p>
<p>Türkiye’de en uygun yerlerin Kuzey Ege olduğu uzun süredir biliniyordu. Bu nedenle, Başta Yunanistan olmak üzere uluslararası alanda da yer seçimi konusu önem taşıyor. </p>
<p>Türkiye bu alandaki yatırımların tartışmalı bölgelerde olmayacağı yönünde daha önce mesajlar vermişti. Bakan Bayraktar Konuşmasında, Saros Körfezi, Gökçeada, Bozcaada ve Edremit açıklarında 4 ayrı offshore rüzgar santrali için yer belirlendiğini açıkladı. </p>
<p>Bakan Bayraktar konuşmasında, “Önümüzdeki dönemin en stratejik başlıklarından biri de deniz üstü yani offshore rüzgâr enerjisi olacaktır. Ülkemiz bu alanda çok önemli bir potansiyele sahiptir. Bakanlık olarak Saros Körfezi, Gökçeada, Bozcaada ve Edremit açıklarında dört ayrı offshore saha belirledik. İzin süreçlerinin tamamlanmasının ardından Türkiye’nin ilk deniz üstü rüzgâr YEKA yarışmasını gerçekleştireceğiz.” dedi. </p>
<p>YEKA yarışması açılacak olması, burada üretilecek elektriğe belirli bir süre alım garantisi verileceği anlamına geliyor.</p>
<p><strong>Şebeke yatırımlarında detaylar belirleniyor</strong></p>
<p>Bakan Bayraktar, taşıt araçlarından küresel ısınmaya kadar, yaşamın her alanında elektrikleşmenin güçlenerek devam ettiğini, talebin yükseldiğini ve buna hazırlık yaptıklarını vurguladı. Yakın zamanda açıklanacak yeni yol haritası belgesinde de temel vurgunun bu olacağını kaydeden Bayraktar, iletim ve şebekeye yapılacak yatırımlara yönelik bazı unsurları açıkladı. Bu kapsamda, yüksek verimli iletim imkanı veren doğru akım teknolojisi HVDC (High-voltage direct current) iletim şebekesine ilişkin 14 bin 700 km uzunluğundaki yatırımın 40 GW kapasiteli olacağını, 15 bin KM yeni alternatif akım iletim hattı yanında 40 yeni konvertör merkezi planlandığını vurguladı. </p>
<p><strong>Rüzgar YEKA için bu yıl 1.5 GW yarışma açılacak</strong></p>
<p>Öteyandan, yenilenebilir enerji yatırımlarını hızlandırmada alım garantili model olan YEKA yatırımları için yeni yarışmaların açılacağını da hatırlatarak, bu yıl içinde rüzgar santralleri için yeni alanlar açılacağını belirtti. Bayraktar, “Önümüzdeki dönemde her yıl en az 2 bin megavatlık YEKA yarışmaları düzenlemeye devam edeceğiz. Bu program vesilesiyle bu yıl yapmayı planladığımız YEKA yarışmalarımıza ilişkin de birkaç detayı sizlerle paylaşmak istiyorum. 2026 yılı adeta rüzgarın yılı olacak. Zira YEKA yarışmalarının 1500 megavatlık kısmı rüzgâr olacak.” ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/offshore-ruzgar-icin-yerler-belli-oldu-79137</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/1/1280x720/bayraktar-1764075025.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Saros Körfezi, Gökçeada, Bozcaada ve Edremit açıklarında 4 ayrı offshore rüzgar santrali için yer belirlendiğini açıkladı.  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tuik-arastirmasi-turkiyede-yoksulluk-orani-yuzde-206-79136</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 12:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜİK araştırması: Türkiye&#039;de yoksulluk oranı yüzde 20,6</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK), "İstatistiklerle Aile 2025" bülteni yayımlandı.</p>
<p>Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçlarına göre, Türkiye'de 2008'de 4 olan ortalama hane halkı büyüklüğü azalış gösterdi ve 2025'te 3,08 kişiye düştü.</p>
<p>İllere göre incelendiğinde, 2025'te ortalama hane halkı büyüklüğü en yüksek il 4,84 kişiyle Şırnak oldu. Bu ili, 4,63 kişiyle Şanlıurfa ve 4,43 kişiyle Batman izledi.</p>
<p>Ortalama hane halkı büyüklüğünün en düşük olduğu il ise 2,49 kişiyle Tunceli olarak belirlendi. Bu şehri, 2,5 kişiyle Giresun ve 2,51 kişiyle Çanakkale takip etti.</p>
<p>ADNKS sonuçlarına göre, 2014'te yüzde 13,9 olan yalnız yaşayan fertlerden oluşan tek kişilik hane halklarının oranı 2025'te yüzde 20,5'e yükseldi.</p>
<p>Tek çekirdek aile olarak ifade edilen, yalnızca eşlerden veya eşler ve çocuklarından veya tek ebeveyn ve en az bir çocuktan oluşan hane halklarının oranı 2014'te yüzde 67,4 iken 2025'te yüzde 62,7'e geriledi. Diğer yandan, geniş aile olarak tanımlanan ve en az bir çekirdek aile ve diğer kişilerden oluşan hane halklarının oranı, aynı dönemde yüzde 16,7'den yüzde 13,5'e düştü.</p>
<p>Çekirdek aile bulunmayan birden fazla kişiden oluşan hane halklarının oranı, 2014'te yüzde 2,1 iken, 2025'te yüzde 3,3'e yükseldi.</p>
<p><strong>En yüksek tek kişilik hane halkı oranı Gümüşhane'de</strong></p>
<p>İllere göre hane halkı tipleri incelendiğinde, geçen yıl tek kişilik hane halklarının oranının en yüksek olduğu il yüzde 32,7 ile Gümüşhane oldu. Bu ili yüzde 30,8 ile Tunceli ve yüzde 30,5 ile Giresun izledi.</p>
<p>Tek kişilik hane halklarının oranının en düşük olduğu il ise yüzde 11,5 ile Batman olarak kayıtlara geçti. Bu ili yüzde 12,4 ile Diyarbakır ile Van takip etti.</p>
<p>Aynı dönemde, tek çekirdek aileden oluşan hane halkları oranının en yüksek olduğu il, yüzde 70,5 ile Gaziantep oldu. Bu kentin ardından yüzde 69,8 ile Diyarbakır ve yüzde 69,6 ile Şanlıurfa geldi. Tek çekirdek aileden oluşan hane halkları oranının en düşük çıktığı il ise yüzde 49,9 ile Tunceli olarak saptandı. Bu şehri yüzde 51,5 ile Gümüşhane ve yüzde 53,4 ile Artvin izledi.</p>
<p><strong>Hane halklarının yüzde 11,3'ü tek ebeveyn ve çocuklu</strong></p>
<p>Türkiye'de 2025'te, toplam hane halklarının yüzde 11,3'ünü tek ebeveyn ve çocuklardan oluşan aileler oluşturdu. Toplam hane halklarının yüzde 2,8'inin baba ve çocuklar, yüzde 8,5'inin ise anne ve çocukların bulunduğu ailelerin oluşturduğu belirlendi.</p>
<p>Tek ebeveyn ve çocuklardan oluşan hane halkları oranının en yüksek olduğu il, geçen yıl yüzde 13,8 ile Bingöl olarak kayıtlara geçti. Bu şehri, yüzde 13,7 ile Elazığ ve yüzde 13,4 ile Adana izledi. Bu oranın en düşük olduğu iller ise yüzde 8,3 ile Ardahan, yüzde 8,9 ile Burdur ve yüzde 9,1 ile Yozgat olarak tespit edildi.</p>
<p>Toplam hane halkları içinde anne ve çocuklardan oluşan hane halkları oranının en yüksek olduğu iller, yüzde 10,7 ile Bingöl, yüzde 10,4 ile Elazığ ve yüzde 10,2 ile Adana, bu oranın en düşük olduğu iller ise yüzde 5,6 ile Ardahan, yüzde 6,5'er ile Burdur ve Yozgat oldu.</p>
<p>Baba ve çocuklardan oluşan hane halkları oranının en yüksek olduğu şehirler yüzde 4,3 ile Kilis, yüzde 3,7 ile Batman, yüzde 3,6 ile Malatya olarak belirlenirken bu oranın en düşük olduğu iller yüzde 2,2 ile Sinop, yüzde 2,3'er ile Nevşehir ve Kastamonu olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>Geniş aileler en çok Hakkari'de</strong></p>
<p>Geniş aileden oluşan hane halkları oranının en yüksek olduğu il, 2025'te yüzde 21,2 ile Hakkari oldu. Hakkari'yi yüzde 19,2 ile Batman, yüzde 18,6 ile Şırnak izledi. Bu oranın en düşük olduğu şehir ise yüzde 9,2 ile Eskişehir olarak belirlendi. Bu ili, yüzde 10,3'er ile Ankara ve Çanakkale takip etti.</p>
<p>ADNKS sonuçlarına göre, geçen yıl toplam hane halkı sayısı 26 milyon 977 bin 795 olurken bunların yüzde 41,9'unda 0-17 yaş grubunda en az bir çocuk bulunduğu görüldü.</p>
<p>0-17 yaş grubunda en az bir çocuk bulunan hane halkı oranının en yüksek olduğu il yüzde 68,2 ile Şanlıurfa, en düşük olduğu il ise yüzde 27,3 ile Tunceli olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Hanelerin yüzde 19,1'inde 0-17 yaş grubunda bir çocuk, yüzde 14,1'inde iki çocuk, yüzde 5,7'sinde üç çocuk, yüzde 1,9'unda 4 çocuk, yüzde 1,1'inde ise 5 ve daha fazla çocuk bulunduğu belirlendi.</p>
<p><strong>1 milyon 836 bin 496 yaşlı tek başına yaşıyor</strong></p>
<p>Türkiye'de, hanelerin 7 milyon 46 bin 560'ında yaşlı nüfus olarak tanımlanan 65 ve daha yukarı yaşta en az bir fert bulunduğu, hanelerin yüzde 26,1'inde en az bir yaşlı fert yaşadığı tespit edildi.</p>
<p>Bu hanelerin, 1 milyon 836 bin 496'sını tek başına yaşayan yaşlı fertler oluşturdu.</p>
<p>Söz konusu yılda, 25-29 yaş grubunda ve hiç evlenmemiş 3 milyon 502 bin 33 kişiden, 2 milyon 452 bin 909'unun anne ve/veya babasıyla yaşadığı görüldü.</p>
<p>Bu gruptaki kişilerin oranı, yüzde 70 olarak hesaplandı. Bu oranın yüzde 42,6'sını erkekler, yüzde 27,4'ünü kadınlar oluşturdu.</p>
<p><strong>Birinci dereceden kuzenlerle evlilik yüzde 8</strong></p>
<p>2025'te toplam resmi evlilikler içinde, birinci dereceden kuzenleriyle akraba evliliği yapmış 16 ve üzeri yaştaki bireylerin oranı yüzde 8 oldu. Akrabalık türüne göre evlilikler incelendiğinde, bireylerin yüzde 46,4'ünün hala/dayı çocukları, yüzde 27,2'sinin amca çocukları, yüzde 26,4'ünün ise teyze çocukları ile evlendiği belirlendi.</p>
<p>2010'da gerçekleşen resmi evlenmelerin yüzde 5,9'unu akraba evliliği oluştururken bu oran sürekli düşüş göstererek 2020'de yüzde 3,8'e, 2025'te yüzde 3'e geriledi.</p>
<p>Geçen yıl toplam evli bireyler içinde akraba evliliği yapmış 16 ve üzeri yaştaki bireylerin oranının en fazla olduğu il yüzde 19,7 ile Mardin olarak belirlendi. Bu ili yüzde 18,8 ile Şanlıurfa, yüzde 16,7 ile Siirt izledi. Bu oranın en az olduğu iller ise yüzde 1,2 ile Edirne, yüzde 1,5 ile Kırklareli ve yüzde 2 ile Çanakkale olarak sıralandı.</p>
<p>Akraba evliliği oranı en yüksek il yüzde 16,9 ile Şanlıurfa olarak tespit edildi. Bu ili, yüzde 11 ile Mardin, yüzde 10,8 ile Siirt izledi. Bu oranın en az olduğu iller ise yüzde 0,4'er ile Kütahya ve Edirne, yüzde 0,5 ile Çanakkale çıktı.</p>
<p><strong>Aile ve çocuklar en büyük mutluluk kaynağı</strong></p>
<p>Yaşam Memnuniyeti Araştırması 2025 sonuçlarına göre kendilerini en çok ailelerinin mutlu ettiğini belirtenlerin oranı yüzde 69 oldu. Bireylerin mutluluk kaynağı olan kişiler sıralamasında bunu yüzde 15,6 ile çocuklar, yüzde 4,8 ile kendisi, yüzde 3,9 ile eş, yüzde 3,3 ile anne/baba ve yüzde 1,9 ile torunlar takip etti.</p>
<p>ADNKS sonuçlarına göre geçen yıl Türkiye'de 21 milyon 375 bin 930 çocuk içinde hem annesi hem babası vefat etmiş olanların sayısının 4 bin 907, babası vefat etmiş çocuk sayısının 251 bin 929, annesi vefat etmiş olanların ise 79 bin 214 olduğu hesaplandı.</p>
<p>Cinsiyete göre incelendiğinde, hem annesi hem babası vefat etmiş erkek çocuk sayısının 2 bin 552, kız çocuk sayısının 2 bin 355, babası vefat etmiş erkek çocuk sayısının 128 bin 983, kız çocuk sayısının 122 bin 946, annesi vefat etmiş erkek çocuk sayısının 40 bin 478, kız çocuk sayısının 38 bin 736 olduğu kayıtlara geçti.</p>
<p>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının verilerine göre 2025'te ülke genelinde kuruluş bakımı altında bulunan çocuk sayısı 15 bin 508 olarak kaydedildi. Koruyucu aile sayısı 9 bin 96, koruyucu aile yanında bakımı sağlanan çocuk sayısı 10 bin 841 ve evlat edindirilen çocuk sayısı 681 oldu.</p>
<p>Kesinleşen davalar sonucu geçen yıl 193 bin 793 çift boşandı. 191 bin 371 çocuk velayete verildi. Boşanma davaları sonucu, çocukların velayetinin çoğunlukla anneye verildiği görüldü. Velayetlerin yüzde 74,6'sını anne, yüzde 25,4'ünü baba aldı.</p>
<p><strong>Yoksulluk oranları araştırıldı</strong></p>
<p>Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması sonuçlarına göre eş değer hane halkı kullanılabilir fert medyan gelirinin yüzde 60'ı dikkate alınarak belirlenen sınır kapsamında yoksulluk oranı 2025'te yüzde 20,6 olarak hesaplandı.</p>
<p>Hane halkı tipine göre yoksulluk oranı incelendiğinde ise tek kişilik hane halklarının yüzde 9,8'inin, tek çekirdek aileden oluşan hane halklarının yüzde 20,4'ünün, geniş ailelerden oluşan hane halklarının yüzde 27,1'inin, çekirdek aile bulunmayan birden fazla kişiden oluşan hane halklarının ise yüzde 14,3'ünün yoksulluk sınırının altında yaşadığı belirlendi.</p>
<p><strong>Kendilerine ait konutta oturanların oranı yüzde 57,1</strong></p>
<p>Konutun mülkiyet durumları incelendiğinde, 2025'te fertlerin yüzde 57,1'inin oturduğu konutun sahibi olduğu, yüzde 27'sinin ise kiracı yaşadığı anlaşıldı. Lojmanda oturanların oranı yüzde 0,9 olurken kendi konutunda oturmayıp kira ödemeyenlerin oranı ise yüzde 15 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Nüfusun yüzde 28,8'inin konutunda, sızdıran çatı, nemli duvarlar, çürümüş pencere çerçevesi gibi sorunlar, yüzde 27,9'unun izolasyondan dolayı ısınma sorunları, yüzde 22,1'inin trafik veya endüstrinin neden olduğu hava kirliliği, çevre kirliliği veya diğer çevresel sorunlar yaşadığı tespit edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tuik-arastirmasi-turkiyede-yoksulluk-orani-yuzde-206-79136</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/9/1/1280x720/nufus-kalabalik-1761029954.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in 2025 verilerine göre, Türkiye&#039;de ortalama hane halkı büyüklüğü 3,08 kişiye gerilerken ortalama hane halkı büyüklüğü en yüksek il 4,84 kişiyle Şırnak oldu. Tek çekirdek aileden oluşan hane halklarının oranı yüzde 62,7&#039;ye düşerken tek kişilik hane halklarının oranı yüzde 20,5&#039;e yükseldi. Verilere göre eş değer hane halkı kullanılabilir fert medyan gelirinin yüzde 60&#039;ı dikkate alınarak belirlenen sınır kapsamında yoksulluk oranı yüzde 20,6 olarak hesaplandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nasil-soyledigin-de-nasil-dinledigin-de-olay-79133</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 10:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nasıl söylediğin de, nasıl dinlediğin de olay!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Zaman gerçekten çok hızlı akıp gidiyor; Kenan Doğulu bir single olarak çıkışını yaptığı "Aşk ile yap" şarkısını sanki sadece 2-3 yıl önce ilk kez söylemiş gibi geliyor. Oysa 11 sene geçmiş üzerinden. Şarkının müziği de, ritmi de güzel, hatta sonraları yayınlanan klibi de çok başarılı. Fakat ilk duyduğumda beni etkileyen elbette sözleri oldu.  2015 yazında çıkış yapan bu şarkının sözleri sanki bir pazarlama dersi verir gibi. Nakaratını hatırlayalım mı?</p>
<p><strong>Ne yaparsan yap, aşk ile yap.</strong></p>
<p><strong>Ne dediğin değil, nasıl dediğin olay!</strong></p>
<p><strong>Açılır kapılar ardına kadar;</strong></p>
<p><strong>Kalpten gülersen, kalanı detay, gerisi kolay…</strong></p>
<p>Sizinle Türkiye'de yaşanmış dört ayrı vakayı paylaşacağım; sonrasında dördü için de düşünce ve yorumlarımı…</p>
<p>Önemli bir şirketin Satış Direktörü, bir cuma akşamı saat 22.47’de tüm ekibe kısa bir e-posta gönderdi: “Bu ayki performans kabul edilemez. Pazartesi herkes açıklamasını hazırlasın.”Aslında amacı ekibi motive etmekti fakat mesajın tonu sert, saati yanlış, dili ise suçlayıcıydı. Hafta sonu boyunca çalışanlar arasında panik sürdü. Bir çalışan rakip firmayla görüşmeye karar verdi. Bir diğeri Cumartesi ve Pazar günlerinde telefonla ulaştığı müşterilere agresif satış baskısı uyguladı. Pazartesi sabahı ofiste kimse "strateji" konuşmuyordu; herkes kendini savunuyordu! Üç hafta sonra şirket en büyük müşterilerinden birini kaybetti.</p>
<p>Genç bir mühendis çalıştığı fabrikada üretim hattındaki küçük bir teknik problemin ileride ciddi kalite sorununa dönüşebileceğini fark etti. Toplantıda söz aldı: “Bu parçanın uzun vadede risk yaratabileceğini düşünüyorum.” Ancak üretim müdürü sözünü kesti: “Şu an negatif senaryolara değil, teslim tarihlerine odaklanalım.” O gün konu kapandı. Altı ay sonra aynı problem yüzünden binlerce ürün geri çağrıldı. Şirket milyonlarca lira zarar etti. Yönetimin organize ettiği kriz toplantısında herkes aynı soruyu soruyordu: “Bunu neden daha önce fark etmedik?”</p>
<p>Bir e-ticaret şirketinin sisteminde lojistik kaynaklı büyük bir aksama yaşandı; yüzbinlerce siparişin teslimatı gecikti. Şirket yönetimi önce problemi çözmek istedi. “Biraz daha bekleyelim, sonra açıklarız” dediler. Ancak müşteriler sessizliği farklı yorumladı. Sosyal medyada yorumlar hızla arttı: “Siparişim kayıp mı?” “Dolandırıldık mı?” “Neden kimse açıklama yapmıyor?” Şirket beş gün sonra bir açıklama yaptı ama müşterilerin şirkete duydukları güven, o beş günde çoktan zarar görmüştü.</p>
<p>Aile şirketi hızla büyüyordu. Ciro artıyor, yeni yatırımlar yapılıyor, herkes başarı hikâyesi anlatıyordu. Ama finans ekibi sessizce başka bir tablo görüyordu: Nakit akışı bozulmaya başlamıştı. Kimse YK Başkanı da olan patrona bunu açıkça söylemek istemedi. Çünkü şirkette kötü haber getiren kişiler “negatif” olarak etiketleniyordu. Toplantılarda herkes olumlu konuştu, raporlar yumuşatıldı, riskler ertelendi. Bir yıl sonra şirket çok ciddi bir finansal darboğaza girdi. Patron kriz toplantısında şunu söyledi: “Kimse bana durumun bu kadar kötü olduğunu söylemedi.”</p>
<p>Bir e-postanın, yani yazılı bir mesajın &amp; metnin tonu olur mu? Elbette olur! İlk vakadaki şirketin en önemli müşterisini kaybetme sebebi satış performansı değil, <u>içeride oluşan güvensizlik ortamıydı</u>. Bazen bir şirketin atmosferini ve koca bir ekibin motivasyonunu <strong>yanlış bir üslup ile yazılmış tek bir e-posta</strong> değiştirebilir! İkinci vakadaki şirketin milyonlarca lira zarar etmesine neden olan, yönetimin fabrikadaki üretim problemini daha önce fark edememesi değildi, çünkü aslında fark edilmişti, kısa bir zaman ve küçük bir bütçe ayrılarak önlenebilecek bir riskin "<strong>sadece konuşulmasına izin verilmemişti</strong>". Üçüncü vakadaki asıl kriz kargo gecikmesi değildi. Asıl kriz, <u>müşterilerin kendilerini sahipsiz &amp; yalnız hissetmeleriydi</u>. Şirket yönetimi açıklama yapmak için beş koca gün boyunca beklememeliydi! Çünkü kriz anlarında insanlar aslında mükemmel çözüm değil; <strong>önce şeffaflık, samimiyet ve dürüstlük görmek isterler!</strong> Son olarak, dördüncü vakadaki <u>aile şirketinin en büyük problemi finansal değil, kültüreldi</u>; gerçeklerin konuşulamadığı bir yerde, bir süreliğine sorunların seslerini kısabilir ya da duymazdan gelebilirsiniz; ama bu yöntemle onların daha da büyümelerine engel olamazsınız!</p>
<p>İş dünyasının yakın tarihine baktığımızda, birçok önemli kurumun asıl kayıplarını kötü stratejiden değil, "kötü iletişim" yüzünden yaşadığını görüyoruz. Bir yöneticinin çalışanını dinlememesi, bir mühendisin riskleri yeterince anlatamayışı veya dikkate alınmaması, bir markanın kriz anında sessiz kalması ya da üst yönetimin yalnızca duymak istediği şeyleri duyması… Günümüz iş dünyasında bunların hiçbiri “küçük birer problem” değildir! Çünkü iletişim artık yalnızca insan ilişkilerinin konusu değildir; doğrudan "finansal performansın", "marka değerinin" ve "kurumsal sürdürülebilirliğin" temel belirleyicisidir. Nokia’nın çöküşü yalnızca Apple’ın yükselişiyle açıklanamaz. Nokia'da, şirket içinde oluşan "korku kültürü" nedeniyle orta kademe yöneticilerin kötü haberleri üst yönetime taşımaktan çekindikleri yıllar sonra ortaya çıktı. Yani şirket gerçeği görmüyor değildi; gerçekler yukarıya ulaşamıyordu!  Aslında bu durum aile şirketlerinden holdinglere kadar çok tanıdık bir tabloyu işaret ediyor: işletmeler bazen en büyük darbeyi rakiplerinden değil, kendi organizasyonlarındaki “sessizlikten” alıyorlar. Türkiye’de benzer örnekleri görmek ne yazık ki çok daha mümkün. Özellikle kriz dönemlerinde birçok büyük şirketin yaşadığı en önemli sorunlardan biri “iletişim boşluğu” oluyor. Çalışanlar ne olduğunu bilmiyor, müşteriler net bilgi alamıyor, yatırımcılar belirsizlik hissediyor ve belirsizlik, iş dünyasının en pahalı maliyetlerinden birine dönüşüyor! İnsanlar kötü haberi tolere edebilir; ancak belirsizliği uzun süre taşıyamazlar. Dijital çağda bu durum çok daha kritik hale geldi. Eskiden şirketler krizleri günlerce yönetebiliyordu, bugün ise birkaç saatlik sessizlik bile sosyal medyada güven kaybına dönüşebiliyor. Hatırlayın, 2021'de Yemeksepeti’nin veri sızıntısı sonrası yaşadığı tartışmalar bunun yakın dönem örneklerinden biriydi. Kullanıcıların önemli kısmı yalnızca veri ihlaline değil, "sürecin iletişim biçimine" tepki göstermişlerdi. Bu bize çok önemli bir gerçeği gösteriyor: krizlerin kendisi kadar, o krizlerin "nasıl anlatıldığı" da şirketlerin kaderini belirliyor. İletişim kazaları yalnızca dış dünyaya karşı yaşanmıyor. Şirketlerin kendi içindeki dil de büyük önem taşıyor. Birçok kurumda çalışanlar, fikirlerini yöneticilerine rahatça söyleyemiyorlar. Toplantılarda herkes aynı fikirdeymiş gibi davranıyor, riskler küçültülüyor, sorunlar erteleniyor; yani gerçekler filtreleniyor! Oysa sağlıklı şirket kültürlerinde en değerli çalışanlar, iyi haber taşıyanlar değil; "yönetime gerçekleri söyleyebilenler"dir. Bugün dünyanın en güçlü organizasyonları incelendiğinde ortak bir özellik dikkat çekiyor; şeffaf iletişim kültürü. Çünkü güçlü iletişim yalnızca bilgi aktarmak değildir; güven üretmektir.  Güvenin olmadığı yerde ekip ruhu zayıflar, müşteri sadakati azalır, stratejik karar kalitesi düşer, krizler büyür, yönetsel kapasite küçülür, şirket içi enerji sessizce tükenir…</p>
<p>İş dünyasında birçok finansal kaybın "bilançosu" vardır, ancak iletişim kayıplarının çoğu bilançolarda görünmez. Kaybedilen motivasyon, söylenmeyen fikirler, erken fark edilmeyen riskler, sessizce ayrılan yetenekli çalışanlar ve yavaş yavaş aşınan marka itibarı… Bunların toplam maliyeti çoğu zaman fabrikalardan, makinelerden ya da yatırımlardan inanın ki daha büyüktür! Belki de bu yüzden günümüz iş dünyasında en kritik yönetim becerilerinden biri artık “konuşmak” değil; doğru şeyi, doğru zamanda, doğru şekilde konuşabilmek ve dinleyebilmek! <strong>Nasıl söylediğin de, nasıl dinlediğin de olay!</strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nasil-soyledigin-de-nasil-dinledigin-de-olay-79133</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nasıl söylediğin de, nasıl dinlediğin de olay! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-maliyeti-martta-yuzde-276-artti-79132</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 10:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnşaat maliyeti martta yüzde 2,76 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Mart 2026 dönemine ait inşaat maliyet endeksi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre endeks, martta bir önceki aya kıyasla yüzde 2,76, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 27,24 yükseldi.</p>
<p>Aylık bazda malzeme endeksi yüzde 3,5, işçilik endeksi yüzde 1,54 arttı.</p>
<p>Yıllık bazda malzeme endeksi yüzde 25,61, işçilik endeksi yüzde 30,07 artış gösterdi.</p>
<p>Bina inşaatı maliyet endeksi, martta bir önceki aya göre yüzde 1,89, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 26,26 yükseliş kaydetti. Martta bir önceki aya göre malzeme endeksi yüzde 2,23, işçilik endeksi yüzde 1,33 artış sergiledi. Geçen yılın aynı ayına kıyasla ise malzeme endeksi yüzde 24,17, işçilik endeksi yüzde 29,76 arttı.</p>
<p>Bina dışı yapılar için inşaat maliyet endeksi, martta bir önceki aya göre yüzde 5,63, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 30,46 artış gösterdi. Söz konusu yapılarda bir önceki aya göre malzeme endeksi yüzde 7,48, işçilik endeksi yüzde 2,28 artış kaydetti. Malzeme endeksi, martta yıllık bazda yüzde 30,09, işçilik endeksi yüzde 31,16 yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-maliyeti-martta-yuzde-276-artti-79132</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/insaat-cimento.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mart verilerine göre, inşaat maliyet endeksi aylık bazda yüzde 2,76, yıllık bazda ise yüzde 27,24 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/beslerden-ilk-3-ayda-94-milyar-lira-konsolide-ciro-79131</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 10:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Besler&#039;den ilk 3 ayda 9,4 milyar lira konsolide ciro</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Besler, 2026'nın ilk üç ayına ilişkin finansal sonuçlarını Kamuyu Aydınlatma Platformu'na (KAP) bildirdi.</p>
<p>Açıklamaya göre, dondurulmuş gıda ve konserve kategorisinde SuperFresh, donuk fırıncılıkta DFU, yağ kategorisinde Bizim Yağ, Terem, Luna, Yayla, Sabah ve Halk, sürülebilir peynir kategorisinde Ülker Sürmix markalarını bünyesinde barındıran şirket, geçen yılın aynı dönemine kıyasla konsolide ciro ve kârlılığını artırarak büyümesini sürdürdü.</p>
<p>Besler'in yılın ilk çeyreğindeki konsolide cirosu, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3,7 artarak 9,4 milyar lira oldu. Brüt karı yüzde 2,9 artışla 2,5 milyar liraya ulaşan şirketin, faiz, amortisman ve vergi öncesi kârı (FAVÖK) ise yüzde 5,1 artışla 1,3 milyar lira oldu. FAVÖK marjı da yüzde 13,5'e yükseldi. Besler, 2026'nın ilk üç ayında 708 milyon lira ihracat geliri elde etti.</p>
<p>Şirket, sene sonu hasılat büyüme beklentisini 1 puan sapma payıyla yüzde 3, FAVÖK marjı beklentisini ise 1 puan sapma payıyla yüzde 13,5 olarak açıkladı.</p>
<p>Yıldız Holding bünyesinde oluşturulan Gıda Grubu yapılanmasıyla organizasyonunu daha da güçlendiren Besler'in, dondurulmuş gıdada SuperFresh yüzde 34, margarinde ise Bizim Yağ ve Terem markalarıyla toplam yüzde 68,6'lık pazar payı ve üretim gücüyle sektördeki konumunu koruduğu belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, "Yılın ilk üç aylık döneminde, şirketin tüketici ihtiyaçlarına hızlı yanıt veren ürün stratejisi ve kategori odaklı yaklaşımı, satış performansına da olumlu yansıdı. Besler'in lider markaları ile ramazan dönemini de kapsayan ilk çeyrekte hayata geçirdiği iletişim faaliyetleri ve yenilikçi ürünleri tüketiciyle kurulan güçlü bağı destekledi." denildi. </p>
<p>Yağ kategorisinden elde edilen hasılat 6,1 milyar lira olurken, dondurulmuş gıda ve konserve kategorilerinden elde edilen hasılat ise 3,3 milyar lira olarak gerçekleşti.</p>
<p>Sürülebilir peynir kategorisinde ise Ülker Sürmix, 2026 yılının ilk çeyreğinde 400 bin haneye ulaşırken, geçen yılın aynı dönemine kıyasla pazarın hızlı büyüyen alt segmenti olan çeşnili sürülebilir peynir kategorisinde tonaj bazında yüzde 31 pazar payı elde etti.</p>
<p><strong>"İnovasyondan ürün geliştirmeye uzanan bütüncül bir yaklaşımla çalışmalarımıza devam ediyoruz"</strong></p>
<p>Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Yıldız Holding Gıda Grubu Başkanı ve Besler CEO'su Mert Altınkılınç, 2026 yılına güçlü finansal performans ve stratejik hedefleriyle uyumlu bir büyümeyle başlangıç yaptıklarını belirtti.</p>
<p>Altınkılınç, öncü markaları, verimli üretim anlayışı ve yenilikçi ürün portföyüyle istikrarlı büyüme hedeflerine kararlılıkla ilerlediklerini vurgulayarak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Hem ülkemizde hem de global pazarlarda varlığımızı güçlendirirken, geleceğin gıda ekosistemini şekillendirmek için çalışıyoruz. 2026'ya Yıldız Holding Gıda Grubu çatısı altında organizasyonumuzu yeniden yapılandırarak güçlü bir başlangıç yaptık. Grup bünyesinde lider şirketlerimiz ve markalarımız ile gıda sektörünün sürdürülebilir dönüşümü için üretimden tedarik zincirine, inovasyondan ürün geliştirmeye uzanan bütüncül bir yaklaşımla çalışmalarımıza devam ediyoruz. Önümüzdeki dönemde de inovasyonu işimizin merkezinde tuttuğumuz ürün portföyümüzü sürekli geliştirirken, güçlü finansal yapımız, yüksek üretim kapasitemiz, AR-GE yatırımlarımız ve sürdürülebilirlik yaklaşımımızla gıda ekosisteminin geleceğine yön vermeye kararlıyız."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/beslerden-ilk-3-ayda-94-milyar-lira-konsolide-ciro-79131</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/9/1280x720/mert-altinkilinc-1774942245.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Besler&#039;in yılın ilk çeyreğinde 9,4 milyar lira konsolide ciroya ulaştığı bildirildi. Besler CEO&#039;su Mert Altınkılınç, &quot;Hem ülkemizde hem de global pazarlarda varlığımızı güçlendirirken, geleceğin gıda ekosistemini şekillendirmek için çalışıyoruz.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ulkeler-enerji-sokuna-6-yolla-yanit-veriyor-79121</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 09:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ülkeler, enerji şokuna 6 yolla yanıt veriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Orta Doğu’da derinleşen çatışma, küresel petrol arzında tarihi bir kırılmaya yol açarken, ülkeler enerji talebini azaltmak ve tüketiciyi korumak için acil önlemler almaya başladı. Bu önlemler, enerji krizinin artık yalnızca fiyat değil, yaşam biçimi meselesine dönüştüğünü gösteriyor.</strong></p>
<p>Uluslararası Enerji Ajansı’na göre savaş, küresel petrol piyasası tarihindeki en büyük arz kesintisine neden oldu. Krizin merkezinde, dünya petrol arzının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı var. Savaşın ardından boğazdan geçen akış normal seviyelerin çok altına inerken, küresel enerji arzı da hızla daraldı.</p>
<p>IEA verilerine göre mart ayında küresel petrol arzı günlük 10 milyon varilden fazla geriledi. Petrol fiyatı 100 doların üzerine çıkarken, dizel ve jet yakıtı gibi rafine ürünlerdeki artış daha da hızlı oldu.</p>
<p>IEA Başkanı Fatih Birol’un uyarısı ise tabloyu özetliyor: Hızlı bir çözüm olmazsa, enerji piyasaları ve ekonomiler üzerindeki baskı daha da ağırlaşacak.</p>
<p>Bu kriz, enerji güvenliğinin artık yalnızca arz kaynakları ya da fiyat politikalarıyla yönetilemeyeceğini gösteriyor. Ülkeler, enerji tüketimini kısmak için gündelik hayatın içine dokunan önlemleri devreye alıyor. Uzaktan çalışmadan klima sınırlamalarına, toplu taşıma desteklerinden kamu seyahati yasaklarına kadar uzanan önlemler, enerji krizinin artık yalnızca fiyat değil, yaşam biçimi meselesine dönüştüğünü gösteriyor.</p>
<p>Dünya Ekonomik Forumu (WEF) değerlendirmesi, ülkelerin tarihi enerji şokuna verdiği yanıtları 6 başlıkta topluyor:</p>
<p><strong>1- EVDEN ÇALIŞMA VE UZAKTAN EĞİTİM</strong></p>
<p>Enerji talebini azaltmanın en hızlı yollarından biri, işe ve okula gidiş gelişleri sınırlamak oldu. Endonezya, kamu çalışanları için cuma günleri evden çalışmayı zorunlu hale getirirken, Myanmar çarşamba günleri benzer bir uygulama başlattı. Pakistan ve Filipinler ise kamu çalışanları için dört günlük çalışma haftasına geçti.</p>
<p>Eğitim tarafında da Sri Lanka, Peru ve Bangladeş gibi ülkeler okul haftalarını kısaltıyor ya da uzaktan eğitimi artırıyor. Böylece hem ulaşım kaynaklı yakıt tüketimi hem de okul ve ofis binalarındaki enerji kullanımı azaltılmaya çalışılıyor.</p>
<p><strong>2- BİNALARDA SOĞUTMA SINIRLAMASI </strong></p>
<p>Sıcak iklimlerde klima kullanımı, elektrik talebinin en önemli kalemlerinden biri. Bu nedenle bazı ülkeler kamu binalarında soğutma kullanımına doğrudan müdahale ediyor. Tayland, Bangladeş ve Kamboçya kamu ofislerinde klima kullanımına sıcaklık sınırları getirirken, Ürdün devlet dairelerinde klima kullanımını tamamen yasakladı. Bu önlemler, enerji krizinin yalnızca akaryakıt değil, elektrik tüketimi üzerinden de yönetilmeye çalışıldığını gösteriyor.</p>
<p><strong>3- TOPLU TAŞIMAYI TEŞVİK</strong></p>
<p>Ulaşım, petrol talebini azaltmak için en kritik alanlardan biri. Bu nedenle ülkeler özel araç kullanımını sınırlamak ve toplu taşımayı cazip hale getirmek için farklı araçlar kullanıyor. Litvanya iki ay boyunca yerel tren ücretlerini yüzde 50 düşürdü. Filipinler bazı şehirlerde öğrenciler ve çalışanlar için ücretsiz otobüs uygulaması başlattı. Fransa, işe gitmek için özel araca bağımlı düşük gelirli kişiler için elektrikli araç kiralama programlarını yeniledi. Şili ise elektrikli araç almak isteyen taksicilere finansal destek sağladı.</p>
<p>Bazı ülkeler de yakıt karışımlarını değiştirmeye yöneldi. Tayland ve Arjantin, benzindeki biyoetanol oranının artırılmasına izin veren düzenlemeler yaptı.</p>
<p><strong>4- KAMU SEYAHATLERİNİ KISITLAMA</strong></p>
<p>Enerji tasarrufunda devletin kendi harcamaları ve hareketliliği de mercek altında. Güney Kore kamu çalışanları için araç kullanım kısıtlaması getirirken, Ürdün ve Pakistan kamu görevlilerinin uluslararası seyahatlerini yasakladı. Ürdün ayrıca yabancı heyetlerin ağırlanmasını da sınırladı.</p>
<p>Sri Lanka da kamu görevlilerinin seyahatlerini azaltırken, toplu taşıma kullanımını teşvik ediyor. Bu adımlar, kamu sektörünün hem tasarruf sağlamasını hem de topluma örnek olmasını amaçlıyor.</p>
<p><strong>5- FİYAT TAVANI VE SÜBVANSİYON</strong></p>
<p>Enerji krizinin hanehalkı ve işletmeler üzerindeki baskısını azaltmak için bazı ülkeler doğrudan fiyatlara müdahale ediyor. Hırvatistan ve Macaristan akaryakıtta fiyat tavanı uygularken, Çekya perakendecilerin kar marjlarını sınırladı. Çin rafine petrol ürünlerinde iç fiyatları kontrol altında tutuyor. Japonya ise sübvansiyon destekli fiyat tavanı uygulamasına geçti. Bu önlemler kısa vadede rahatlama sağlıyor. Ancak kamu bütçeleri üzerinde ek yük yaratıyor. Ayrıca fiyatı baskılamak, tüketimi azaltma motivasyonunu da zayıflatabiliyor. Bu nedenle fiyat desteklerinin enerji tasarrufu politikalarıyla birlikte yürütülmesi kritik görülüyor.</p>
<p><strong>6- ULUSAL ENERJİ TASARRUFU KAMPANYALARI</strong></p>
<p>Birçok ülke, zorunlu önlemlerin yanında vatandaşları davranış değişikliğine çağırıyor. Avustralya “Every Little Bit Helps” kampanyasıyla yakıt ve enerji tüketiminde gönüllü azaltımı teşvik ediyor. Mısır, özel ve ticari aydınlatmanın sınırlandırılmasını ve hafta sonları mağaza saatlerinin kısaltılmasını istedi. Mozambik, Laos, Etiyopya ve Vietnam gibi ülkeler de halka enerji tasarrufu çağrısı yaptı. Bu kampanyalar, enerji krizlerinin artık yalnızca hükümetlerin değil, toplumun tamamının katılımıyla yönetilebileceğini gösteriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ulkeler-enerji-sokuna-6-yolla-yanit-veriyor-79121</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/1/1280x720/esg-toplanti-1778565898.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ülkeler, enerji şokuna 6 yolla yanıt veriyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turkiye-hazir-giyimde-satin-alinabilir-luksun-ussu-olacak-79120</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 08:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Türkiye hazır giyimde satın alınabilir lüksün üssü olacak&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği’nin (İHKİB) nisan ayında yapılan genel kurulunda göreve gelen yeni yönetim, sektörün yeni yol haritasını açıkladı.</p>
<p>İHKİB Başkanı Mustafa Paşahan ev sahipliğinde gerçekleştirilen toplantıda sektörün yeniden rekabetçi hale gelmesi için atılacak adımlar, destek talepleri ve markalaşma stratejileri masaya yatırıldı. Aynı gün düzenlenen “Türk Hazır Giyim Endüstrisinin Dönüşüm Yolculuğu” başlıklı networking etkinliğinde ise TİM Başkanı Mustafa Gültepe, Euratex Başkanı Mario Jorge Machado ve sektör temsilcileri bir araya geldi. Sektörün yeni yol haritasının açıklandığı toplantıda konuşan Mustafa Paşahan, ucuz işçilik üzerinden Asya ülkeleriyle rekabet edilemeyeceğini belirterek, “Avrupa’da üretim ve tedarik zinciri kökten dönüşüyor. Kullan at devri kapanıyor. Döngüsel, sürdürülebilir, daha uzun ömürlü ve akıllı üretim dönemi başlıyor. Biz bu konuda avantajlıyız. Kullanılmış giysi ithalatında döngüselliği sunacak ve geri kabul edecek yetkinliğe sahibiz. Daha az adetli, daha nitelikli, daha uzun ömürlü ve yüksek fiyatlı ürünleri üreteceğimiz hızlı bir dönüşümün içine girdik. Özetle biz artık satın alınabilir lüksün, hızın ve kalitenin adresi olacağız” dedi. </p>
<p><strong>Marka alım desteği için lansman</strong></p>
<p>Mart ayında duyurulan yurtdışından marka satın alım desteğinin ayrıntılarının haziran ayında Ticaret Bakanlığı tarafından açıklanacağını söyleyen Paşahan, düzenlemenin Türk şirketlerinin küresel pazarlarda daha güçlü konumlanması açısından kritik önemde olduğunu ifade etti. Özellikle yurt dışında hazır bir marka satın alarak pazara giriş yapmak isteyen firmalara önemli avantajlar sağlanacağını belirten Paşahan, destek mekanizmasının yalnızca satın alma sürecini değil, satın alma sonrası büyüme ve operasyon dönemini de kapsayacağını anlattı. Paşahan, satın alınan markaların mağaza kiraları, tanıtım harcamaları, pazarlama faaliyetleri ve operasyonel giderlerinin önemli bölümünün destek kapsamına alınmasının beklendiğini belirterek, “Yurt dışında marka satın alan şirketlere yönelik destek modelinin detayları haziranda duyurulacak. Bu destek, firmalarımızın küresel markalara dönüşüm sürecini hızlandıracak önemli bir adım olacak” dedi.</p>
<p><strong>Markalaşma komitesi kuruldu</strong></p>
<p>İHKİB’in yeni dönemde markalaşmaya özel önem vereceğini belirten Paşahan, bu kapsamda Markalaşma Komitesi kurduklarını açıkladı. Komitenin Türk hazır giyim sektörünün algısını güçlendirecek stratejik iletişim çalışmaları yürüteceğini söyleyen Paşahan, uluslararası organizasyonlarda Türkiye markasının daha güçlü temsil edilmesinin hedefl endiğini kaydetti.</p>
<p>İHKİB, sektör şirketlerine yönelik yeni bir KOBİ destek hattını da hayata geçirdi. Yeni sistem kapsamında ihracatçılar; devlet destekleri, teşvikler, fuar organizasyonları, ticaret heyetleri, hedef pazar analizleri, markalaşma, dijitalleşme ve yeşil dönüşüm konularında doğrudan destek alabilecek. İstanbul Moda Akademisi, Ekoteks Laboratuvarı ve Dijital Dönüşüm Merkezi aracılığıyla firmaların sürdürülebilirlik ve dijitalleşme süreçlerinde destekleneceğini belirten Paşahan, amaçlarının KOBİ’leri küresel rekabette üst lige taşımak olduğunu söyledi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>SEKTÖRÜN GÜÇ KAZANMASI İÇİN NELER TALEP EDİLİYOR?</strong></span></p>
<p>Sektörün yeniden güç kazanabilmesi için bazı destek mekanizmalarının devreye alınmasının kritik olduğunu vurgulayan Paşahan, tekstil ve konfeksiyon yatırımlarının üç yıl boyunca 6’ncı bölge teşviklerinden yararlanmasını talep etti. Teşvik belgeli yatırımlarda yüksek ücretli çalışanların SGK primlerinin tam destek kapsamına alınmasını isteyen Paşahan, emekli çalışanlar için ödenen SGK primlerinin de kaldırılmasını önerdi. Ayrıca istihdam desteğinin 3 bin 500 TL’den 6 bin TL’ye, asgari ücret desteğinin ise 1.270 TL’den 2 bin 500 TL’ye çıkarılması gerektiğini söyledi. Döviz dönüşüm desteğinin yüzde 3’ten yüzde 10’a yükseltilmesini isteyen Paşahan, finansmana erişim maliyetinin yüzde 15’in altına indirilmesi gerektiğini ifade etti. Hedeflerinin işçilik maliyetini yeniden 800 dolar seviyesine çekmek olduğunu kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turkiye-hazir-giyimde-satin-alinabilir-luksun-ussu-olacak-79120</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/0/1280x720/634-1778565598.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İHKİB Başkanı Mustafa Paşahan, “Avrupa’da üretim ve tedarik zinciri kökten dönüşüyor. Kullan at devri kapanıyor. Döngüsel, sürdürülebilir, daha uzun ömürlü ve akıllı üretim dönemi başlıyor. Biz bu konuda avantajlıyız. Kullanılmış giysi ithalatında döngüselliği sunacak ve geri kabul edecek yetkinliğe sahibiz. Daha az adetli, daha nitelikli, daha uzun ömürlü ve yüksek fiyatlı ürünleri üreteceğimiz hızlı bir dönüşümün içine girdik. Özetle biz artık satın alınabilir lüksün, hızın ve kalitenin adresi olacağız” dedi.  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/piyasalar-bu-zirve-ile-yon-bulacak-79114</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 08:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasalar bu zirve ile yön bulacak!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a02b77fd9063-1778562943.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Yaklaşık on yıl aradan sonra bir ABD başkanının Pekin’e yapacağı ilk ziyaret olmaya hazırlanan Donald Trump–Xi Jinping görüşmesi, yalnızca diplomatik açıdan değil küresel piyasalar açısından da yılın en kritik zirvelerinden biri olarak görülüyor. 14-15 Mayıs tarihlerinde gerçekleşecek görüşmelerin merkezinde ticaret savaşları, İran kaynaklı enerji riski, Tayvan gerilimi, yarı iletkenler, yapay zekâ ve kritik mineraller yer alıyor.</p>
<p>Analistler büyük çaplı bir anlaşma beklemese de, geçen yıl kurulan ticaret ateşkesinin uzatılması ve tarafların tansiyonu düşüren mesajlar vermesi bile piyasalarda rahatlama yaratabilir. Özellikle petrol fiyatlarında aşağı yönlü hareket, Asya hisseleri ve döngüsel sektörlerde yeni bir toparlanma dalgası oluşturabilir.</p>
<h2>ABD ticari güvenceler istiyor</h2>
<p>ABD tarafı zirvede Çin’den daha fazla enerji, tarım ürünü ve özellikle soya fasulyesi alımı konusunda güvence arıyor. Boeing’in uzun süredir müzakere ettiği ve 500 adet 737 MAX uçağını kapsayabileceği belirtilen anlaşma da gündemin en önemli başlıklarından biri olacak. Çin ise gelişmiş yarı iletkenlere yönelik ABD kısıtlamalarının gevşetilmesini isterken, Washington nadir toprak elementleri üzerindeki Çin kontrollerinin hafifletilmesini talep ediyor.</p>
<h2>İran savaşı durumu karmaşık yapıyor</h2>
<p>Zirveyi karmaşık hale getiren en önemli unsur ise İran savaşı. Hürmüz Boğazı çevresindeki riskler petrol fiyatlarını yeniden küresel enflasyon tartışmalarının merkezine taşırken, ABD Çin’in Tahran üzerindeki etkisini kullanmasını istiyor.</p>
<h2>Yapıcı mesaj petrol fiyatlarını geri çekebilir</h2>
<p>Toplantıdan çıkabilecek yapıcı mesajlar, petrol fiyatlarındaki savaş primini azaltarak riskli varlıklara destek verebilirken; sertleşen bir ton, enerji şokunun küresel tedarik zinciri krizine dönüşebileceği endişelerini artırabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Gündem dosyası kabarık!</span></h2>
<p>■ <strong>İran ve Hürmüz Boğazı:</strong> Zirvenin en acil başlığı enerji güvenliği olacak. ABD, Çin’in İran üzerindeki ekonomik etkisini kullanmasını isterken, Pekin enerji akışlarının kesintiye uğramamasını savunuyor. Taraflardan gelecek “istikrar” mesajları bile petrol fiyatlarını aşağı çekebilir.</p>
<p>■ <strong>Ticaret ateşkesi:</strong> Piyasalar yeni bir anlaşmadan çok mevcut gerilimin büyümemesine odaklandı. Ticaret ateşkesinin uzatılması veya ek müzakere mesajları bile küresel risk iştahını destekleyebilir.</p>
<p>■ <strong>Nadir toprak elementleri ve çip savaşı:</strong> Çin nadir toprak elementlerinde, ABD ise gelişmiş yarı iletken teknolojilerinde baskın konumda. Tarafların bu alandaki gerilimi azaltması; otomotiv, havacılık, robotik ve yapay zekâ sektörleri için kritik önem taşıyor.</p>
<p>■ <strong>Yapay zekâ ve ulusal güvenlik:</strong> Yapay zekâ artık yalnızca bir teknoloji yatırımı değil aynı zamanda stratejik güvenlik meselesi. İhracat kontrolleri ve çip erişimine ilişkin mesajlar, küresel AI hisselerinde sert fiyatlamalara neden olabilir.</p>
<p>■ <strong>Tayvan başlığı:</strong> Pekin’in “en büyük risk noktası” olarak tanımladığı Tayvan konusunda yumuşayan bir ton, çip piyasaları için olumlu algılanabilir. Sert açıklamalar ise teknoloji hisselerinde baskı yaratabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Piyasalar ne bekliyor?</span></h2>
<p>Saxo Bank, zirvenin sonuçlarının piyasalarda olası etkilerini değerlendiren senaryoları şöyle özetliyor:</p>
<p><strong>1 Temel senaryo: Yapıcı ama sınırlı ilerleme</strong></p>
<p>Piyasalarda en güçlü beklenti bu yönde. Tarafların büyük çatışmadan kaçınması ve enerji-ticaret kanallarının açık tutulması halinde:<br />■ Petrol fiyatları gevşeyebilir<br />■ Asya hisseleri yükselişe geçebilir<br />■ Dolar zayıflayabilir<br />■ Altın yatay seyredebilir<br />■ Yarı iletken ve yapay zekâ hisseleri destek bulabilir</p>
<p><strong>2 Pozitif senaryo: Risk primi düşüyor</strong></p>
<p>Çin’in İran konusunda perde arkasında tansiyonu düşürmeye yardımcı olması ve yeni ticaret gerilimlerinden kaçınılması halinde:<br />■ Petrol sert düşebilir<br />■ Havayolu ve seyahat hisseleri yükselebilir<br />■ Enflasyon beklentileri gerileyebilir<br />■ Tahvil faizleri düşebilir<br />■ Çin ve Hong Kong piyasalarında güçlü rahatlama rallisi görülebilir</p>
<p><strong>3 Negatif senaryo: Yeni ayrışma dönemi</strong></p>
<p>İran, Tayvan ve teknoloji başlıklarında tarafların sertleşmesi halinde:<br />■ Petrol fiyatları yüksek kalabilir<br />■ Dolar ve altın güç kazanabilir<br />■ Asya piyasaları baskı altında kalabilir<br />■ Çip hisselerinde satış görülebilir<br />■ Enerji ve savunma hisseleri öne çıkabilir</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Çin yuanı 3 yılın zirvesinde</span></h2>
<p>Trump-Xi görüşmesi öncesinde Çin yuanı dolar karşısında son üç yılın en güçlü seviyesine ulaştı. Çin Merkez Bankası’nın günlük referans kuru 6,8467 seviyesinde belirlemesi, Mart 2023’ten bu yana en güçlü fixing olarak kaydedildi. Barclays Gelişen Piyasalar Stratejisi Başkanı Mitul Kotecha, Çin’in önemli diplomatik görüşmeler öncesinde para birimini genellikle istikrarlı ya da hafif güçlü tutmayı tercih ettiğini söyledi. Goldman Sachs analistleri yuanın halen yaklaşık yüzde 20 düşük değerli olduğunu ve uzun vadede değer kazanmaya devam edebileceğini öngörüyor. Çin’in dış ticaret fazlasındaki büyüme, ihracat rekabet gücü ve üretici fiyatlarındaki toparlanma da para birimini destekleyen unsurlar arasında gösteriliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/piyasalar-bu-zirve-ile-yon-bulacak-79114</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/4/1280x720/trump-si-1778563162.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel piyasalarda yatırımcılar 14-15 Mayıs’taki Pekin zirvesinden çıkacak mesajlara odaklandı. İran savaşı, petrol fiyatları, yarı iletkenler ve nadir toprak elementleri konulu kritik görüşme, piyasalarda yeni bir risk iştahı dalgası tetikleyebilir ya da jeopolitik ayrışmayı derinleştirebilir. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-17-hissede-satisi-surdurdu-yerliler-15-hissede-fiyati-destekledi-79113</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı 17 hissede satışı sürdürdü, yerliler 15 hissede fiyatı destekledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><em>Geçtiğimiz hafta yabancılar borsanın 30 büyük hissesinde satış ağırlıklı işlemlerde bulundu. 17 hissede paylarını azaltırken 13’ünde alım tarafında durdular. Türk Altın’da 4,20 puanlık satışa rağmen hissenin fiyatının %4,73 yükselmesi tahtadaki yerli yatırımcının yönelimini gösterdi.</em></strong></p>
<p>Borsada yabancı satıyorsa fiyatın düşeceğine inanılır. Oysaki durum her zaman varsayılan gibi gelişmez. 29 Nisan - 7 Mayıs tarihli takas verileri, yabancının en fazla sattığı Türk Altın hissesi de dahil olmak üzere 17 hissede payları azalırken, bu hisselerden sadece ikisinin fiyatı geriledi. 15 hisse ise piyasayla uyumlu yükseldi. Yabancılar, Astor Enerji’de önceki haftadaki gibi alımlarını sürdürürken, en güçlü alımı gerçekleştirdikleri hisse oldu. Tüpraş ve Petkim’de kısa süreli işlemlerle haftalık pozisyon değişikliğine devam ettiler. Önceki hafta artan payları, geçtiğimiz hafta azaldı.</p>
<h2>Petro kimyada al-sat işlemler</h2>
<p>Uzun vadede enerji firmasına dönüşme programı ile hareket eden Tüpraş, bir yılda %116 yükselirken 29 Nisan-7 Mayıs tarihleri arasında %5,9 geriledi. Hürmüz boğazıyla alakalı gelişmeler yabancıların kısa süreli al-sat işlemlerle getirilerini büyütme girişimlerinin olduğunu gösteriyor. Son olarak 0,26 puan azaltsalar da hissedeki %42’lik paylarını koruyorlar.</p>
<p>Yabancılar Petkim’de sınırlı satış yaparken hissede %12,64 paya sahip bulunmaktalar. Geçtiğimiz yıl zarar açıklayan şirket, bu yılın ilk çeyreğinde gelirini %17 artırarak dönem sonunda kâr açıkladı. Ancak esas faaliyetlerden zarar yazmaya devam etmesi sorun. Maliyet ve giderlerini kontrol altına alamaması faaliyetlerindeki zararın sürmesinde etkili.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a02b672919fe-1778562674.png" alt="" width="900" height="483" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>MAKAS GİDERİ Mİ, KUR KAZANCI MI?</strong></p>
<p><strong>Makas gideri;</strong> garanti işlem, aşırılığı önleme, uzun vadeye teşvik, istikrar. Anında zarar, getiri törpüsü, acil nakit tuzağı, şeffaflık sorunu. </p>
<p><strong>Kur kazancı;</strong> değer koruma, pasif büyüme, küresel alım gücü, kriz kalkanı, telafi mekanizması. Reel yanılsama, politik risk, fırsat maliyeti, atıl durum.</p>
<p><strong>Elindeki santrali satarak orta ve uzun vadeli likiditesini güçlendirmeyi tercih etti</strong></p>
<p><em>Alfas gibi bir enerji şirketi neden elindeki santrali satıp nakde dönmeyi seçer? ● Ceyhun Akın</em></p>
<p>Ceyhun, Alfa Enerji Afyonkarahisar’daki 17.000 kWp kurulu güce sahip GES’i martta 12,9 milyon dolar sattı, Bu durum firmanın nakdi tercih ettiğini gösteriyor. Bir enerji şirketi için düzenli gelir sağlayacak santrali satmak ilk bakışta şaşırtıcı görünse de, Alfa için bunun nedeni orta ve uzun vadede likiditenin artırılması olarak ifade ediliyor. Satış bedelinin duran varlıklarına oranının %10,77’sine denk gelmesi, kasaya girecek nakdin şirket ölçeği için stratejik bir kaynak olduğu anlamına geliyor. Şirket bu yolla işletme sermayesini güçlendirecek.</p>
<p><strong>Pasif varlık olarak ifade ettiği taşınmazları 2 yıl vadeli finansal alacağa dönüştürdü</strong></p>
<p><em>Polisan Holding’in elindeki taşınmazları devretmesi bir risk anlamına gelir mi? ● Kağan Kartal</em></p>
<p>Kağan, Polisan Holding’in iştirakleri üzerinden şirketin hakim ortakları Bitlis ailesine devrettiği gayrimenkuller, açıklamasına göre faaliyetlerinde kullanılmayan taşınmazlar olarak sınıflandırılan varlıklar. Bu nedenle, değerleme şirketi tarafından belirlenen yaklaşık 6 milyar TL üzerinden gerçekleştirilen devir, Polisan’ın operasyonel gücünü zayıflatan bir kayıp anlamına gelmiyor. Ödeme ise peşin alınmazken şirketin paylarını Bitlis ailesinden devralan Corex’in Bitlis ailesine verdiği 136,3 milyon dolarlık 2 yıl vadeli bonoları aldı.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>PPB fonu hisse senedine odaklansa da yıllık %59 ile endeksin gerisinde kaldı</strong></p>
<p>Phillip Portföy’ün yönettiği Birinci Hisse Senedi Fonu (PPB), geçtiğimiz yıl yatayda dalgalı bir seyir izledi. Ekimde 7,19 TL seviyelerinde başlayan çıkışı geçtiğimiz şubatta 11,28 TL’ye kadar sürdü ve ardında tekrar geriledi. Şimdilerde 429,75 milyon TL olan büyüklüğü nisandaki seviyesinin yukarısında olsa da şubattaki 453,99 milyon TL’nin gerisinde. Aralıktan bu yana değişen miktarlarda olsa da düzenli para çıkışı yaşanıyor. Mayıs ayının ilk haftasında çıkan tutar 1,78 milyon TL. Yatırımcısı düşük sayılarda da olsa azalıyor. Mayısta sayı 1.806’ya geriledi. Doluluk oranı %8,04 seviyesinde olan PPB’nin portföyünün %85,97’si hisse senetlerinden oluşuyor. Risk düzeyi 7 olup bunu üstlenebilen yatırımcıya hitap ediyor. Son bir yılda %59,37 getiri elde ederken, %65,99 çıkan BIST 100’ün gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Hektaş, piyasadan TLREF + %1,5 faizle 3,8 milyar lira borçlandı</strong></p>
<p>Hektaş, nitelikli yatırımcılara yönelik 08.05.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 3,8 milyar TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%1,5 düzeyinde bulunuyor. 179 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 03.11.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz değişen TLREF’e göre belirlenecek. 08 Mayıs itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,99 seviyesinde bulunuyor. Hektaş’ın verdiği %1,5 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFHEKTK2611 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a02b6915a9fc-1778562705.png" alt="" width="244" height="167" /></strong><strong>Anadolu Sigorta yılbaşından bu yana yükselişiyle dikkat çekerken fonlar alıyor</strong></p>
<p>Anadolu Sigorta’da fonlar alım yönlü işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %211 ile toplamda 1,02 milyon lot artarak 49,53 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 60’tan 65’e yükseldi. MAC fonu 1,93 milyon lot ile en fazla alımı yaparken, IML 1,44 milyon ile en çok satışı gerçekleştirdi.</p>
<p>Anadolu Sigorta’ya bugüne kadar 14 aracı kurum öneride bulunurken, model portföyüne alan sadece 2 kurum var. En yüksek öneriyi Garanti Yatırım 53,40 TL ile verdi. En düşük öneri 36,02 TL ile Marbaş Yatırım’dan geldi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a02b6aac4e85-1778562730.png" alt="" width="983" height="245" /></strong><strong>DCT TRADING</strong></p>
<p><strong>Tarım alanını genişletiyor. Yaban mersini üretimi için 55 dönüm ilave alım yaptı </strong></p>
<p>DCT Trading, bağlı ortaklığı Bluefarm Tarım aracılığıyla yaban mersini üretim kapasitesini artırmak için Edirne İpsala’da 55 dönüm ilave arazi satın aldı. Daha önce alınan parsellerle birlikte şirketin bölgedeki toplam tarım arazisi 261 dönüme ulaştı. Açıklamada yeni satın almanın üretim kapasitesini %25 artıracağı ifade edilirken tapu devirleri tamamlandı. Şirketin niş tarım ürünleri pazarındaki yatırım alanını genişlettiği anlaşılıyor. Tarım arazisini kademeli büyütmesi, toplam ekilebilir alanını artırırken birim maliyetleri aşağı çekmesine olanak tanıyacaktır. EMPA</p>
<p><strong>ELEKTRONİK</strong></p>
<p><strong>SAHA </strong><strong>Expo’da bağlantılar geliştirdi. Çip tasarımcısıyla niyet mektubu imzaladı</strong></p>
<p>Şubatta borsada işlem görmeye başlayan Empa Elektronik, SAHA Expo Savunma Havacılık ve Uzay Sanayi Fuarı’nda yerli çip tasarımcısı Yonga Teknoloji ile teknolojik ve ticari iş birlikleri geliştirmek üzere niyet mektubu imzaladı. İki firma arasındaki görüşmeler devam edecek. Şirket, bu girişimiyle yarı iletken alanında kendine güçlü bir ticari alan açmak üzere ilk adımını atmış oldu. Empa Elektronik’in, savunma sanayisine hizmet veren yerli teknoloji geliştiricileriyle iş birlikleri kurması, ürün farklılaştırmasına olanak tanırken gelirini büyütme ihtimalini büyütecektir.</p>
<p><strong>ALTINAY SAVUNMA</strong></p>
<p><strong>Aldığı yeni işlerle toplam gelirini büyütürken konsolide kârını güçlendiriyor</strong></p>
<p>Altınay Savunma, imza attığı iki sözleşmeyi yatırımcısıyla paylaştı. İlki lityum tabanlı batarya tedariki için yurt içindeki bir müşterisiyle imzaladığı 4,96 milyon dolarlık sözleşme. Diğeri bağlı iştiraki Taac Havacılık’ın eyleyici geliştirme projesi kapsamında yine yurt içi bir müşteriyle imzaladığı 8,44 milyon dolarlık anlaşma. Toplamda 13,4 milyon doları bulan anlaşmaların hacmi yıllık gelirin %19’unu aşıyor. Yılbaşından bu yana gerçekleştirilen yeni bağlantıların toplam büyüklüğü ise %44’ü bulurken ivmenin devam etmesi halinde konsolide kâr marjı desteklenecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-17-hissede-satisi-surdurdu-yerliler-15-hissede-fiyati-destekledi-79113</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı 17 hissede satışı sürdürdü yerliler 15 hissede fiyatı destekledi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/izgaralik-tavuk-kanadi-25-ayda-yuzde-50-zamlandi-79112</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Izgaralık tavuk kanadı 2.5 ayda yüzde 49.5 zamlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Ramazan ayında iç piyasada fiyat artışlarını engellemek için ihracat yasağı getirilen beyaz et ürünlerinde havaların ısınmasıyla birlikte artış yaşanıyor. Özellikle pirzola ve ızgaralık kanat grubunda görülen yükseliş, tüketicinin sofrasına doğrudan yansıdı. 17 Şubat, 23 Mart ve 30 Nisan tarihleri arasındaki fiyat değişimleri, beyaz ette dengeli bir artıştan çok, bazı ürünlerde ani ve yüksek oranlı sıçramalara işaret ediyor. Mangallık ürünlere olan talebin artması, fiyatları yukarı çeken önemli faktörlerden biri olarak öne çıkıyor. Kanat ve pirzola gibi parçalı ve mangallık ürünlerde talep artışı, arz tarafındaki maliyet baskılarıyla birleşince fiyatlar yükseldi.</p>
<h2>Mevsimsel talep de etkili </h2>
<p>Sektör temsilcileri, yem maliyetleri, enerji giderleri, lojistik ve işçilik kalemlerindeki artışın yanı sıra mevsimsel talep yoğunluğunun da fiyatları tetiklediğine dikkat çekiyor. Ulusal zincir marketlerde şubat ayında 160 TL olan tavuk pirzolanın fiyatı yüzde 24,3 artarak nisan sonunda 199 TL’ye çıktı. Aynı dönemde, ızgaralık kanat 200 TL’den 299 TL’ye yükselerek yüzde 49.5, baget 119 TL’den 145 TL’ye yükselerek yüzde 21.8, bütün tavuk ise 95 TL’den 125 TL’ye çıkarak yüzde 31.6 arttı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a02b494922c2-1778562196.png" alt="" width="274" height="187" /></p>
<h2>Parçalı ürünler füze gibi!</h2>
<p>Prestij Kasap İşletmecisi Samed Burultay, bütün tavukta artışın daha sınırlı kaldığını, buna karşın parçalı ürünlerde fiyatların hızla yukarı gittiğini söyledi. Özellikle kanat fiyatındaki sert artış, beyaz ette fiyat dengesinin bozulduğunu ve ürün grupları arasında makasın açıldığını vurgulayan Burultay şöyle devam etti, “Ramazan öncesinde beyaz et fiyatlarına yaklaşık yüzde 15 oranında zam geldi. Ramazan ayı boyunca fiyatlar sabit tutuldu.</p>
<p>Havaların ısınmasıyla birlikte sezonluk ürünlerde yeniden fiyat hareketliliği başladı. Şubat–Nisan döneminde beyaz et ürünlerinde üretici fiyatlarında yüzde 30’a yakın artış oldu. Toptan alımlarda kanadın kilosu yüzde 14,3 artarak 210 liradan 240 liraya, pirzolanın kilosu ise yüzde 33,3 artarak 150 liradan 200 liraya yükseldi” diyen Burultay, diğer ürün gruplarında ise şimdilik fiyatların değişmediğini aktardı. Toptan tarafta yaşanan fiyat artışının kısa süre içinde perakende raf fiyatlarına da yansıyacağını vurgulayan Burultay, perakendede 290 lira seviyesinde olan tavuk kanadının kilosunun 330 liraya, 200 lira civarında olan pirzolanın da 240 lira bandına çıktığını söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/izgaralik-tavuk-kanadi-25-ayda-yuzde-50-zamlandi-79112</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/2/1280x720/pilic-tavuk-beyaz-et-1758099644.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zincir marketlerde şubat ayında 160 TL olan tavuk pirzolanın fiyatı yüzde 24,3, ızgaralık kanat yüzde 49.5, baget yüzde 21.8, bütün tavuk ise yüzde 31.6 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tubitak-ve-msb-ar-ge-ozel-sektorle-yarisa-girdi-79124</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜBİTAK ve MSB AR-GE özel sektörle yarışa girdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>SAGE geliştirdiği güdümlü ve güdümsüz mühimmatlar özellikle insansız hava araçlarında kullanılmış ve fark yaratmıştı. MSB AR-GE ise çok geniş bir alana yönelik ürünleriyle öne çıktı. Her ne kadar SAHA 2026’da Milli Savunma Bakanlığı’nın YILDIRIMHAN kıtalararası füzesi çok öne çıktıysa da GÜÇHAN turbojet motoru da önemli bir aşamayı simgeliyor. Böylece Milli Savunma Bakanlığı, Tersaneler Genel Müdürlüğü ve KİT statüsünde ancak kanuni olarak her türlü temsil ve yönetimi MSB tarafından yürütülen Askeri Fabrika ve Tersane İşletme A.Ş. (ASFAT) yanında üçüncü büyük savunma sanayii yapılanmasını öne çıkarmış oldu. Savunma Sanayiinde ise şirketler ve üniversiteler yanında, bir güç merkezi daha kamuoyuna tanıtıldı. Savunma sanayiinde ABD savunma bakanlığının sahibi olduğu DARPA doğrudan silahlı kuvvetlerin dahil en yaygın bilinen AR-GE kurumu durumunda. Türkiye de benzer bir yapılanmayı ortaya çıkarmış oldu.</p>
<h2>Üretim yapılanması belirsiz </h2>
<p>MSB AR-GE tarafından sergilenen YILDIRIMHAN füzesi ve GÜÇHAN jet motoru yanında, helikopterler için geliştirilen ONUR turbo şaft motoru da ilan edilmiş oldu. SAHA EXPO 2026’da ilk kez tam ölçekli maketleri gösterilen bu ürünlerin üretimiyle ilgili ise henüz net bir açıklama yapılmadı. GÜÇHAN’ın test ve denemeler için 10 adet üretildiği bilgisi verildi. AR-GE ve test-iyileştirme için olsa da bu sayıda motorun üretilmiş olması önemli bir yeteneğe işaret ediyor. MSB’nin idaresindeki askeri fabrikalarda yıllardır hem her türlü hava platformu hem de motorlar için tüm bileşenlerin sökülüp, bakımının ve gerektiğinde yenilemesi ve kalibrasyonunun yapılabildiği “depo seviyesi bakım” yeteneği bulunuyor. ASFAT bünyesinde hava, kara ve deniz taşıt ve sistemleri için çeşitli yetenek seviyelerinde 27 fabrika ve 10 tersane bulunuyor. Bu fabrikalardan 3’ü dikimevi 1’i ilaç üretiyor.</p>
<p>Öte yandan, Türkiye’de uçak motoru üretimine yönelik en kapsamlı faaliyette olan fabrika, TUSAŞ ve GE ortaklığıyla kurulan TEI bulunuyor. Bu şirket halen çeşitli tipte lisans altında motorlar üretirken, diğer yandan başta SSB Şirketi TRMotor ile birlikte başta KAAN olmak üzere TUSAŞ tarafından üretilen ve geliştirme safhasında bulunan platformlar için jet ve turbo şaft motor geliştirme faaliyetlerini sürdürüyor. Farklı tipte veya görece küçük oranlarda ürünler olsa da KALE Havacılık seyir füzeleri için jet motoru üretimi, ALP Havacılık ise hassas üretim yeteneği gerektiren başta güç aktarım organı bileşenleri olmak üzere havacılık imalatı yeteneği bulunan şirketler arasında yer alıyor.</p>
<h2>Roket ve füzede Roketsan hakimiyeti </h2>
<p>Roket ve füze üretiminde ise hali hazırda ROKETSAN dışında büyük üretim yeteneği olan şirket bulunmuyor ancak bu alanda başta BAYKAR olmak üzere ilgi duyan şirketler olduğu biliniyor. ASELSAN da Çelik Kubbe’nin ana yüklenicisi olarak çeşitli roket sistemleri üretimi yeteneğini bünyesinde barındırıyor ve bu alanda büyük bir üretim yatırımını sürdürüyor.</p>
<p>Savunma sanayiinde MSB daha önce sadece sahip olduğu yüksek tersane kapasitesiyle MİLGEM üretimlerinde büyük ölçekli üretim yapmıştı. Kara ve hava platform ve sistemlerinde ise Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı şirketlerinin ağırlıkta olduğu bir yapı benimsenmişti. 2018’de daha önce komutanlıklarda bulunan askeri fabrika ve tersanelerin ASFAT çatısı altında tek bir şirkette toplanması sonrası da görece az sayıda platform üretimi dışında ikmal ve bakım temelli hizmetler sağlanmıştı. MSB ARGE’nin geliştirmekte olduğu motor ve füzelerin başarıya ulaşması halinde bunların üretimlerinin de nerede yapılacağı, TSKGV şirketleri ve özel sektör arasında ne yönde tercih yapılacağı önem taşıyacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">GÜÇHAN NAKLİYE UÇAKLARINA GÜÇ VERECEK</span></h2>
<p>Tam ölçekli maketi gösterilen GÜÇHAN motoru halen geliştirme aşamasında bulunan KAAN Savaş Uçağının ötesinde bir gelişim alanını akla getirdi. KAAN prototiplerinde kullanılan F110-GE-132 motorunun, art yakıcısız gücü yaklaşık 32 bin 500 lbf (libra force) olarak biliniyor. TUSAŞ-GE ortaklığı TEI’nin geliştirmekte olduğu TF35000 ise kodundan da anlaşılacağı gibi 35 bin lbf olarak tasarlandı. GÜÇHAN’ın ise 42 bin lbf güçte olacağı belirtildi. Bu güç, KAAN’ın tasarımından öteye, KAAN’ın ileri versiyonları ya da 6. Nesil bir savaş uçağının ihtiyaç duyduğu gücü sağlaması yanında, küresel ölçekte ağır nakliye uçaklarını da işaret ediyor. Örneğin, halen ABD’nin kullandığı 127 ton taşıyabilen Globe Master C-5 Galaxy her biri 50 bin lbf güçte (GE CF6-80C2 F138) 4 motorla tasarlandı. Yine ABD’nin envanterindeki en fazla ağır nakliye uçağı C-17 Globe Master her biri 40 bin 400 lbf gücünde 4 adet F117-PW-100 motoruyla 77 ton yük taşıyabiliyor. Türkiye’nin de kullanıcısı olduğu A400M uçağı ise turboprop motor kullandığı için farklı güç birimi olarak 11 bin shp ile 37 ton yük taşıyabiliyor. GÜÇHAN, tüm bu motorlar içinde iki motorla orta sınıf, 4 motorla ise süper ağır sınıf nakliye uçaklarına güç verebilecek bir tasarıma gidiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tubitak-ve-msb-ar-ge-ozel-sektorle-yarisa-girdi-79124</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/4/1280x720/tubitak-1778566873.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savunma sanayiinde Türkiye’nin geliştirme ve üretim faaliyetlerinde kamu ve özel sektör çeşitli ürünlerle boy gösterdi. Böylece, TÜBİTAK SAGE’nin yanında, kamusal bir AR-GE merkezi daha sahneye çıkmış oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/donusum-istiyoruz-ama-finansman-nasil-saglanacak-79123</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dönüşüm istiyoruz ama finansman nasıl sağlanacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sürdürülebilirlik ve yeşil dönüşüm artık bir “iyi niyet” ya da kurumsal iletişim başlığı olmaktan çıktı, iş dünyasının stratejik ajandasının merkezine yerleşti. İklim krizi, kaynak kısıtları, düzenleyicilerin baskıları ve değişen yatırımcı beklentileri şirketleri köklü bir dönüşüme zorluyor. Bu dönüşümün gerekliliği konusunda ise artık geniş ölçüde bir mutabakat sağlanmış durumda.</p>
<p>Ancak bugün asıl tartışma, dönüşümün “neden gerekli olduğu” değil, “nasıl gerçekleştirileceği” ve daha da önemlisi “nasıl finanse edileceği” sorularında yoğunlaşıyor.</p>
<p><strong>Stratejik yaklaşım olmadan dönüşüm mümkün değil</strong></p>
<p>Yeşil dönüşüm, tekil projelerle ya da kısa vadeli aksiyonlarla yönetilebilecek bir süreç değil. Bu dönüşüm, iş modelinin, değer zincirinin ve sermaye tahsisinin yeniden düşünülmesini gerektiriyor.</p>
<p>Stratejik yaklaşımın temel unsurlarının başında dönüşümün şirket stratejisi ile entegre edilmesi, öncelikli yatırım alanlarının belirlenerek, ölçülebilir hedeflerin ve performans göstergelerinin tanımlanması, risk ve fırsat analizlerinin bütüncül yapılması ve her şeyden önce uzun vadeli değer yaratma yaklaşımının esas alınması geliyor.</p>
<p><strong>Finansman kritik darboğaz </strong></p>
<p>Yeşil dönüşümün önündeki en büyük engellerden biri finansman. Zira bu dönüşüm, yüksek başlangıç maliyetleri gerektiriyor ve geri dönüş süreleri çoğu zaman uzun. Şirketler açısından temel zorlukların başında elbette ilk yatırım maliyetlerinin yüksek olması geliyor. Kısa vadeli performans baskısı altında yönetimin bu maliyete katlanmaya hazır olmadığını en çok rastladığımız durumlar arasında. Bunun yanında şirketlerin proje geliştirme kapasitesini yeterli olması ve finansmana erişimde artan kriterleri de karşılaması gerekiyor. Bu durum, özellikle KOBİ’ler için dönüşümü daha da zorlaştırıyor. Ancak burada kritik bir soruyu tekrar sormak gerekir:</p>
<p><strong>Dönüşümü ertelemenin maliyeti nedir? </strong></p>
<p>Artan karbon maliyetleri, ihracat pazarlarında karşılaşılacak engeller, finansmana erişimde yaşanacak zorluklar ve itibar kayıpları dikkate alındığında, dönüşmemenin maliyeti çoğu zaman dönüşüm maliyetinden daha yüksek.</p>
<p><strong>Finansman çözümleri</strong></p>
<p>Yeşil dönüşümün finansmanı, tek bir kaynağa dayalı değil, çok boyutlu ve entegre bir yapı gerektiriyor. Bu noktada bazı temel çözüm alanından bahsetmek mümkün:</p>
<p><strong>1. Sürdürülebilir Finansman Araçlarının Etkin Kullanımı </strong></p>
<p>Şirketlerin geleneksel finansman yöntemlerinin ötesine geçmesi önemli. Yeşil tahviller, Sürdürülebilirlik bağlantılı krediler, geçiş finansmanı araçları ESG kriterlerine entegre kredi mekanizmaları alternatifler arasında.</p>
<p>Ancak bu araçlara erişim için şeffaflık, veri kalitesi ve güvenilir raporlama kritik öneme sahip. Finansman artık sadece bilanço gelir tablosu gücüne değil, sürdürülebilirlik performansına da bağlı.</p>
<p><strong>2. Kamu Politikaları ve Teşvik Mekanizmaları</strong></p>
<p>Yeşil dönüşüm, sadece özel sektörün omuzlayabileceği bir yük değil. Kamu politikaları bu sürecin hızını ve yönünü belirliyor.</p>
<p>Kamu tarafında uzun vadeli ve öngörülebilir politika çerçevesinin oluşturulması, vergi teşvikleri ve finansal destekler, yeşil yatırım fonlarının geliştirilmesi ve Uluslararası finansman kaynaklarına erişimin kolaylaştırılması temel gereklilikler. Politika belirsizliği, yatırım kararlarını geciktiren en önemli faktörlerden birisi. Bu nedenle düzenleyici tarafında netlik kritik önemde.</p>
<p><strong>3. Altyapı ve Ekosistem Yaklaşımı</strong></p>
<p>Yeşil dönüşüm bireysel şirket çabalarıyla sınırlı kalamaz. Enerji, ulaşım ve dijital altyapı gibi alanlarda sistemik dönüşüm gerekli.</p>
<p>Öne çıkan temel ihtiyaçlar; yenilenebilir enerji kapasitesi ve altyapının geliştirilmesi, döngüsel ekonomi sistemlerinin kurulması, veri ve dijital altyapının güçlendirilmesi sayılabilir, Yapılacak kamu yatırımları, özel sektörün dönüşüm maliyetlerini önemli ölçüde azaltacaktır.</p>
<p><strong>Sorumluluk kimde? </strong></p>
<p>Yeşil dönüşümün başarısı, çok paydaşlı bir sorumluluk gerektirir. Bu süreçte her aktörün rolü kritik ve açık.</p>
<p>Şirketler: Dönüşümü stratejik öncelik haline getirmek, şeffaf olmak, ölçülebilir hedefler koymak ve finansman araçlarını etkin kullanmak.</p>
<p>Yönetim Kurulları: Kısa vadeli kârlılık ile uzun vadeli sürdürülebilir değer yaratımı arasında denge kurmak ve dönüşüm yatırımlarına liderlik etmek.</p>
<p>Finans Sektörü: Sürdürülebilir finansman ürünlerini geliştirmek, risk değerlendirme modellerini güncellemek ve yeşil projelere kaynak akışını artırmak.</p>
<p>Kamu Otoriteleri: Düzenleyici çerçeveyi netleştirmek, teşvik mekanizmalarını güçlendirmek ve altyapı yatırımlarını hızlandırmak.</p>
<p>Yatırımcılar: Sadece finansal getiriye değil, sürdürülebilirlik performansına da odaklanarak sermaye yönlendirmek.</p>
<p>Stratejik bir dönüşüm planı, güçlü yönetişim, şeffaf raporlama ve doğru araçlarla desteklendiğinde finansmana erişim kolaylaşıyor. Şirketler artık, uzun vadeli düşünmek ve doğru stratejilerle bu kaynakları harekete geçirmek durumunda.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/donusum-istiyoruz-ama-finansman-nasil-saglanacak-79123</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dönüşüm istiyoruz ama finansman nasıl sağlanacak? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bankacilar-sanayicileri-ortak-goruyoruz-ardic-biz-sizi-patron-olarak-goruyoruz-79111</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılar: Sanayicileri ortak görüyoruz | Ardıç: Biz sizi patron olarak görüyoruz!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Krediye erişimin giderek zorlaştığı dönemde, erişilebilen kredilerin maliyetlerindeki yükseklik de reel sektörü zaman zaman ciddi sıkıntıya sokuyor. Nitekim çeşitli ortamlarda sanayiciler, ya vergi oranlarındaki yüksekliğe dikkat çekerek devleti ya da faiz oranlarındaki yüksekliğe vurgu yaparak bankaları bir ortak gibi gördüklerini dile getirirler.</p>
<p>Ankara Sanayi Odası’nın yılda iki kez gerçekleştirdiği Meslek Komiteleri Ortak Toplantısında ise bu konuyla ilgili ilginç diyaloglar yaşandı. Toplantıya kamu bankalarının üst düzey yöneticileri katıldı.</p>
<p>ASO Başkanı Seyit Ardıç’ın yönettiği panelde, Ziraat Bankası Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Şükrü Taşçı, Halk Bankası Genel Müdür Yardımcısı Yalçın Madenci, Vakıflar Bankası Ticari ve Kurumsal Grup Başkanı Alpaslan Şahin ile Eximbank Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Çağrı Altındağ, bankalarının reel sektöre yönelik finansman politikalarını anlattılar.</p>
<p><strong>“28 gün vadeli mevduatla uzun vadeli finansman çok zor”</strong></p>
<p>Banka yöneticileri finansmana ayırdıkları kaynakların önemli bölümünü mevduatın oluşturduğunu belirtirken, bunun da içinde kısa vadeli mevduatın payının yüksek olduğuna dikkat çektiler. Kısa vadeli kaynakla yüksek vadeli finansmanın çok zor olduğunu aktardılar.</p>
<p>Ziraat Bankası GMY Şükrü Taşçı, kredilendirmede geleneksel ilişkilerin değiştiğine vurgu yaparak teminatın artık proje ve yatırım gibi konuların ardından geldiğini bildirdi. Taşçı, firmaların banka ile sürekli ilişki içinde olarak durumlarındaki değişiklikleri iletmeleri gerektiğini söyledi.</p>
<p>Halkbank GMY Yalçın Madenci reel sektörün iyi finansçılarla çalışması gerektiğinin altını çizerken, bankalara durumun şeffaf bir şekilde iletilmesinin her iki tarafın da yararına olacağını vurguladı.</p>
<p>Vakıfbank Ticari ve Kurumsal Başkan Yardımcısı Alpaslan Şahin de şeffaflığın çok önemli olduğunu işaret ederken, dijitalleşmenin de çok önemli olduğunu belirtti.</p>
<p>Eximbank GMY Çağrı Altındağ da geçen yıl 54.2 milyar dolar destek sağlanan ihracatta bu yıl destek miktarını 60 milyar dolara yükseltmeyi öngördüklerini kaydetti ve o da şeffaflığın önemli bir kriter olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>Ortaklık-patronluk atışması </strong></p>
<p>Toplantıda banka temsilcileriyle reel sektör arasında da ilginç diyaloglar yaşandı. Bir bankacı ‘biz reel sektörü kendimize ortak olarak görüyoruz’ ifadesini kullandığı sırada ASO Başkanı Seyit Ardıç da “Oysa biz sizi patron olarak görüyoruz!” değerlendirmesi salondan ilgiyle karşılandı. Bankacılar finansmana ayıracakları kaynağın maliyetiyle, mevduat vadesi arasında da uçurum olduğunu belirttikleri sırada salondan bir sanayicinin, “Size nasıl yardımcı olabiliriz?” şeklindeki ifadesi de salonda gülüşmelere yol açtı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bankacilar-sanayicileri-ortak-goruyoruz-ardic-biz-sizi-patron-olarak-goruyoruz-79111</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/1/1280x720/67-1778561976.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bankacılar: Sanayicileri ortak görüyoruz | Ardıç: Biz sizi patron olarak görüyoruz! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dijital-beceriler-ve-egitim-79109</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dijital beceriler ve eğitim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Eğitimde dijitalleşme tartışmaları sürerken İsveç’in “ekrandan kitaba dönüş” hamlesi dikkat çekiyor. Okuma, yazma ve matematik gibi temel becerilerin yeniden merkeze alınması gerektiği vurgulanıyor. Geleceğin dünyasında dijital becerilerin önemi daha da artacak. Bunları okullarda öğretmek gerek. Ama dijital aygıtların eğitimde kullanımı dikkatli olmalıdır</strong></p>
<p>M<strong>atematik öğretmenim</strong></p>
<p>Lisede birinci sınıfta Kel Fuat diye bir matematik öğretmenim oldu. Bu ismi ona bizden öncekiler takmıştı,. Gerçi saçları vardı ama epey azalmıştı. Kalan saçlarını ise eşit aralıklarla başına yerleştirirdi. Düzen, tepeden başlamıştı. Kıyafeti de tepeden tırnağa düzenli idi. Derste de tertipli ve disiplinli idi. Bize de bu tertip ve düzeni öğretmeye çalışırdı.</p>
<p>“Bir öğrenci derse hazırlığını yaparak gelir. Kalemini açıp gelir“ derdi. Derste kalem açtırmazdı. “Ne o öyle, kargalar konseri gibi, derste çak çak diye kalem açmak“ derdi. Ders sırasında başkasından silgi isteyemezdik.“ Sen dilenci misin? Her öğrencinin kendi silgisi olur“ derdi. Başımızda kavak yelleri eserken bütün bunları gülerek ya da kızarak karşılardık. Ama bütün bunları, dersin akışına odaklanmayı bozmamak adına yaptığını daha sonra anlamıştım. “Öğrenmek, hele hele matematik öğrenmek ciddi iştir. Öyle yan gelip yatağa, divana uzanılarak öğrenilmez Matematik, masa başında, çöze çöze öğrenilir“ derdi.</p>
<p>Tüm öğrenim hayatım boyunca her öğretmenimden bir şey öğrendim. O matematik öğretmenimden de disiplin anlayışımı. Tüm bildiklerimi masa başında okuyarak ve yazarak öğrendim. Kâğıt ve kalem, benim üretim araçlarım oldu. Evet, yazılarımı bilgisayarda yazıyorum. Ancak yazılarım için araştırma yaparken, yeni şeyler öğrenirken, hep kâğıt kalem kullanırım. Yazılarımın planını defterime “Örümcek ağı diyagramı“ (Cobweb diagram) çizerek yaparım; sonra da bilgisayarda yazarım.</p>
<p><strong>Dijital beceriler</strong></p>
<p>Şimdi yeni bir dünyada yaşıyoruz. Kâğıdın yerini ekranlar, kalemin yerini bilgisayarlar aldı. Buna “Dijital“ (Digital) dünya diyoruz. Bu dünyada ayakta kalmak için,  günlük hayatta da ve işte de dijital becerilere ihtiyaç var. Şöyle bir bakın çevrenize. Elinizden düşürmediğiniz cep telefonunu; mutfaktaki aygıtları, örneğin, fırını, bulaşık ve kahve makinesini, buzdolabını; salondaki akıllı televizyonu, klimayı; doğru bir şekilde ısınmak için, ısı pompasını doğru kullanmak için dijital beceriye ihtiyaç var. İşinizde kullanmanız gereken dijital beceriler de gün geçtikçe daha da artmakta. </p>
<p>Dijital becerilerin yelpazesi geniş ancak bu becerileri şöyle sınıflamak mümkündür:</p>
<p>a) Temel beceriler: Bu beceriler günlük yaşamımızda yer alan elektronik aygıtları kullanabilme için gerekli olan becerilerdir. Örneğin, akıllı telefonu düşünün. Akıllı telefon diyorlar ama bu akıllı telefonu kullanabilmek için de akıllı olmanız, bazı temel becerilerinizin olması gerekiyor. Telefonu açmak, kapamak; internete bağlamak; uygulamaları internetten indirmek, ya da silmek, bu uygulamaları kullanmak; internetten dosya yollamak. Bunların hepsi için temel dijital beceri gerekiyor.</p>
<p>b)İşyeri için standart dijital beceriler: “Word“ gibi kelime işlemcilerini, “Excel“ gibi tablo hesap programlarını, bulut depolamayı (iCloud Storage) kullanabilmek için gerekli beceriler.</p>
<p> c)Sosyal  platformlar ve işbirliği iletişim programlarını kullanma becerileri: Facebook, Instagram, X gibi sosyal medya programlarını; Zoom, Slack, Teams gibi işbirliği iletişim programlarını kullanabilmek için gerekli beceriler.</p>
<p>d) Enformasyon yönetimi: İnternette etkin arama yapabilmek, aradığı veriyi bulabilmek, verinin doğruluğunu kontrol edebilmek becerisi.</p>
<p>e) Gelişmiş/uzmanlık becerileri: Program yazma, veri analitiği (data analitics), siber güvenlik, dijital pazarlama, yapay zeka, grafik dizayn alanlarındaki uzmanlık becerileri</p>
<p><strong>İsveç’in radikal yaklaşımı</strong></p>
<p>Peki, bu dijital beceriler nasıl elde edilecek? Öğrenilerek. Olay yine eğitime dayanıyor. Yirmi birinci yüzyılda öğrenilecek şeyler de yalnız dijital beceriler değildir. Birçok şey değişiyor, değişecek. Bu nedenle, yetişen kuşağı bu değişime göre hazırlamak gerekecek. Okullarda çocuklara öğrenmeyi öğretmeliyiz. </p>
<p>Okumak ve okuduğunu anlamak öğrenmenin temelini oluşturur. Öğrenmede temel oluşturan üç şey: Okuma, yazma ve matematik. Bunları nasıl öğretmeliyiz? Acaba dijital araçlar bu üç temeli kurmada nasıl yardımcı olmalı? Gündemdeki önemli soru işte bu.</p>
<p>İsveç bu konuda çok radikal adımlar atıyor; eğitimde dijital aygıtlar yerine klasiğe, kitaba dönüş yapmış ( Back to books - Sweden's schools cutting back on digital learning-https://www.bbc.com/news/articles/cly0vk77vdko). Bir dönem İsveç, Avrupa Birliği’nde eğitimde dijital aygıtların kullanımı açısından başı çekiyordu. Örneğin, 2000’li yılların sonu ve 2010’lı yılların başında okullarda dizüstü bilgisayarlar başa güreşmiş. 2015 yılında ortaokullardaki öğrencilerin %80’i kişisel olarak dijital bir aygıta erişebiliyormuş. Okul öncesi (Pre-school) eğitim programlarında 2019 yılında elektronik tablet kullanmak zorunlu olmuş. Bütün bunları sosyal demokrat iktidarlar gerçekleştirilmiş. Ancak 2022 yılında iktidara gelen sağcı hükümetin eğitim politikası ile ekranlardan klasik kitap ve deftere dönüş olmuş. Ekran yerine kitap kullanılması öğrencilerin odaklanması ve okuma-yazma becerilerinin gelişmesi için daha elverişli ortam olduğu görüşünden yola çıkılmış. İki yaşından küçük çocuklara artık elektronik tablet verilmiyormuş. Bu yılın sonuna kadar okullarda mobil telefon yasaklanacakmış.</p>
<p>Stockholm’daki Karolinska Enstitüsü’nden sinirbilimci (neuroscientist) Dr Sissela Nutley, elektronik aygıtların dershanede kullanımı konusunda endişeleri dile getiren bilim insanları arasında. Dr. Nutley şöyle diyor: “Öğrenciler başkalarının ekranlarını görünce odaklanmalarını kaybedebiliyorlar“. Çocuklar bir metini elektronik aygıtlardan okurlarsa enformasyonu daha zor sindiriyorlarmış. Dr. Nutley, bu konuda yapılan uluslararası araştırmalara dikkat çekiyor. Ayrıca ekranla çok uzun süre haşır neşir olmanın çocukların beyinsel gelişimine olumsuz etkisini dile getiriyor.</p>
<p>İnsanın aklına şöyle bir soru geliyor: Neden İsveç böyle bir radikal dönüşe gerek duydu? OECD organizasyonu ile 15-16 yaşındaki çocuklar arasında yapılan PISA araştırmasında İsveç yıldızlar arasında idi. Ancak matematik dalındaki skor, 2012 yılında en düşük seviyeyi(478) görmüş; 2018 yılında biraz toparlamış (502) ve 2022 yılında skorun yine düşük olduğu (484) görülmüş. Halbuki, matematik skoru 2000 yılında 510 imiş. Benzer durum okuma skorlarında da görülmüş. Örneğin, 2000 yılında 516 olan okuma skoru 2022 yılında 487’yi görmüş. Araştırmadaki söz konusu çocukların %24’ünün, okuduğunu anlama becerisinin standart seviyenin bile altında olduğu saptanmış. İşte bu göstergeler, onları eğitimde böyle radikal değişime yöneltmiş.</p>
<p>Hükümetin bu yaklaşımına bilgisayar bilimciler, iş adamları, bazı eğitimciler karşı çıkıyormuş.  Bu yaklaşımla iş dünyasının ihtiyacı olan dijital becerili işgücünde sıkıntısı çekileceğini belirtiyorlarmış. Ama okumayı, yazmayı ve matematiği bilen bireylerin dijital becerileri öğrenmekte zorlanacağını sanmıyorum. Bu nedenle, İsveç hükümetinin bu yaklaşımını doğru bulduğumu belirtmek isterim.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Geleceğin dünyasında dijital becerilerin önemi daha da artacak. Bunları okullarda öğretmek gerek. Ama dijital aygıtların eğitimde kullanımı dikkatli olmalıdır. Temel konularda, özellikle okuma, yazma ve matematik konularında ben de kağıt ve kalemden yanayım. Eğitimin verimi için yukarda anlattığım Fuat Hoca’nın disiplin yaklaşımına ihtiyaç vardır.</p>
<p>Sırası geldiğinde okur-yazar oranımız şöyle arttı diye övünüyoruz. Ama bakın çevrenize. Okuduğunu anlamayan, yazdığı anlaşılmayan bir yığın ile diplomalı bir cahil sürüsüyle karşı karşıyayız. Çünkü ülkemizde eğitimin temeli bozuldu.  Dijital dünyaya ayak uydurabilmek için eğitim temelinin güçlü olması gerekir. Bunun için de eğitimin önce cahil, sapık ideolojili, bağnaz şarlatanlardan korunması gerekir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dijital-beceriler-ve-egitim-79109</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dijital beceriler ve eğitim ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uluslarin-hukuku-79108</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ulusların hukuku</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>16. yüzyıl İspanyolları günümüze önemli bir hukuk mirası bıraktılar. Gerçi özellikle uluslararası hukuk ve azınlık (Kızılderili, zenci) hakları konusundaki miras son 400 yılda çok kısa bir süre ciddiye alındı. Görüyoruz ki 2026 yılının uluslararası hukuku 1536 yılının hukukundan olsa olsa bir arpa boyu mesafede.</strong></p>
<p>16. yüzyıl İspanyolları günümüze önemli bir hukuk mirası bıraktılar. Gerçi özellikle uluslararası hukuk ve azınlık (Kızılderili, zenci) hakları konusundaki miras son 400 yılda çok kısa bir süre ciddiye alındı. Görüyoruz ki 2026 yılının uluslararası hukuku 1536 yılının hukukundan olsa olsa bir arpa boyu mesafede. Vitoria ve Las Casas gibi önemli hukukçu-ilahiyatçılar için 1526 yılının konusu neydi? Soru şuydu: Aristo “doğal kölelikten” bahsettiğine göre acaba Yunanlıların barbarla köleyi eş anlamlı kullandıkları durum gibi Kızılderililer de “doğal köle” miydiler? Burada Kızılderililerin akli melekelerinin değerlendirilmesi söz konusu ama mesele sadece bu değil. Kızılderililerle karşılaşmaları <em>Canon Law</em> eğitiminden geçmiş bazı Katolik entelektüeller için soru işaretleri doğurdu. Kızılderililerin statüsü ne olmalıydı? İspanyol <em>conquistadores </em>feci bir barbarlıkla davranıyordu. Bu gaddarlık Katolik teolojisi ve <em>Canon Law</em> tarafından haklı gösterilebilir miydi? 16. yüzyıl İspanya’sında sadece önemli bir siyasal düşünce okulu bulmakla kalmıyoruz; aynı zamanda 150-200 yıl sonra ABD’nin kuruluşundan iç savaşa giden dönemde tartışılan kölelik ve zencilerle ilgili tartışmanın kökleri doğal haklar ve doğal hukuka bitişik gelişen Katolik ilk sürümünü görüyoruz. <em>16. yüzyıl İspanya’sındaki Kızılderili hakları tartışması 18. ve 19. Yüzyılların Amerika’sındaki zenci kölelerin hakları tartışmasının tarihsel öncülü ve simetriğidir. </em>Ancak İspanya Amerika’sına köle olarak götürülmeye derhal başlanmış olan zencilerin haklarının savunulmasını içermemiş, 16. Yüzyıl tartışması Kızılderili haklarının savunulmasıyla sınırlı kalmıştır.</p>
<p>Vitoria’nın sadece bir doğal haklar kuramcısı olduğu ve bunu yaparak kendisini Dominiken tarikatının büyük ismi Tommaso d’Aquino’nun sürdürücüsü olarak gördüğünü söylemek yetersiz kalır. Vitoria daha orijinal bir doktrinin yaratıcısıydı ki bu doktrin de tümden yeni değildi; başlangıcı Ockham’da vardı. Ancak Vitoria’nın özelliği dayandığı kanıtları ve yazarları “orijinal niyetlerinin” dışındaki konulara taşımak ve uygulamaktı. Daha da ötesinde Vitoria bir <em>totus orbis</em> kavramına ulaşmıştı ki bunun da nüveleri Dante’de olmakla beraber, Vitoria çok daha ileriye götürmüştü. <em>Totus Orbis</em> evrensel bir <em>civitas</em> idi –commonwealth. Bugünkü Avrupa’nın olmak istediği ama pek de başaramadığı gibi kaynaşmış bir “uluslar topluluğu”.</p>
<p><em>Totus orbis</em>, Otto von Gierke’nin net biçimde açıkladığı bir mikrokozmos/makrokozmos kuramıydı. Dante’deki nüve sadece bir <em>imperium </em>–Dante özelinde ideal devlet olan <em>Imperium Romanum</em>- göndermesi, Pagan veya Hristiyan tüm ulusların küresel bir imparatorluk altında birleştirilebileceği tezinden ibaret değildi. “İki güneş” ayrı enerji kaynakları olduğuna göre, seküler <em>imperium</em> Pagan haklarını da koruyacaktı ki bu, yani Hristiyan olmayan halkların hakları konusu, Vitoria için temel nitelikteydi. Von Gierke gerçek Orta Çağ siyaset kuramının <em>bütünden</em> hareket ettiğini, ancak tüm <em>kısmi bütünlere</em> –birey dâhil- özgül bir değer verdiğini yazıyor. Bütün evren bir ‘Ortak-Varlık’ idi. Parçalar, bütünün temel neden olarak onlara yol açtığı bir nedensellik zincirinde yer alırlarken, <em>Bütün</em> var olmasını sağlayan kendi daha üst düzeydeki nedenine/amacına sahipti.</p>
<p>Von Gierke, dünyanın her parçanın içine işlemiş bir Evrensel Bütün olduğunu, dünyanın tek bir ‘Organizma’, tek bir ‘Ruh’, tek bir ‘İrade’ olarak var olduğunun düşünüldüğünü yazıyor. Parçalar, “Küçük Dünya” –<em>Minor Mundus</em>- olarak, “Evrensel Bütünün”, dünyanın eş yapıdaki küçültülmüş kopyaları olarak vardılar. Buradan bireyin tek ‘Ruhun’ küçük kopyası olarak var olduğu sonucuna, yani Bâtıni-içrek bir din yorumuna (da) ulaşılabileceği açıktır. Bu yorumu engelleyen tek şey Tanrı’nın –tek ‘Ruh’- insana/bireye fiziki bir uzaklıkta konumlandırılması, bu organik bakışın mantıki sonucunun giderek litürjikleşen teoloji tarafından gözden kaçırılmasıdır ki bir görüşe göre St. Paulus –Aziz Paul- sonrası yapılan budur. Tam bir teoloji problemi olduğu için daha fazla ‘destursuz bağa girmiyoruz’. Ancak bu görüşün Vesalius adamına ve Leonardo da Vinci’nin insan anlayışına içkin olduğunu, Vesalius’un insan anatomisinin bir diğer adının <em>Parvus Mundus</em> olduğunu ekleyelim.</p>
<p>‘İki kozmos’ kuramının devamlılığına bir kanıt olarak Jean Keerbergen’in 1584 yılında Antwerp’de yayınlanan «Parvus Mundus. Mikrokosmos» isimli kitabını gösterebiliriz: Kitap Nicolaus Copernicus’un (<em>De Revolutionibus orbium cœlestium</em>) ve Vesalius’un (André Vésale; Andreae Vesalii Bruxellensis) devrimci kitaplarından (<em>De humani corporis fabrica</em>) 41 yıl sonra yayımlanmıştı ve hala mikrokozmostan (insan), yani insanın mikrokozmos oluşundan bahsedebiliyordu ki böylece Vesalius’un lafzını tekrar ediyordu ama Copernicus’un hem lafzını hem özünü yok sayıyordu denebilir. Vesalius insanının organik bir totalite, bir Rönesans insanı, eylemlerinden sorumlu olan bir birey olduğu teziyle bireyin Copernicus ve Vesalius’tan 400 sene sonra 1960’larda bile henüz yaratılması gereken bir şey olduğu tezi arasındaki karşıtlığa dikkat çekmek gerekiyor. Canguilhem Copernicus ile ‘kozmik totalite’ gözden düşerken Vesalius’un ‘organik totalite’ kavramına hala sadık kaldığını ekler. Dünyayı dönüştüren, mühendis-insan olan Rönesans bireyinin kendine güveniyle iki dünya savaşı, katliamlar, soykırımlar yaşamış 20. Yüzyıl insanının bireyin henüz olmadığına dair güvensiz yaklaşımı tam bir tezat veya tersine dönüştür. Aynı zamanda tekniğe, ilerlemeye ve bilime güvensizlik şeklinde tezahür etmiş ve İkinci Dünya Savaşı sonrası Frankfurt Okulu kalıntılarına bu şekilde iz düşmüştür.</p>
<p>Açık ki Dante’nin rehberi bir Pagan olan Virgilius (Virgilio; Virgile) idi ve Dante evreninde, <em>optimus homo</em> yönetimindeki <em>universitas </em>bileşiminde Hristiyan olmayanlar da vardı. Vitoria için de bu böyleydi çünkü konu zaten <em>ius gentium</em> idi. Çok önemli bir ayrım olarak belirtmek gerekir ki Vitoria, <em>Orbus Christianus</em> ifadesine başvurmamıştı; <em>Totus Orbis</em> terimini kullanmıştı. Sadece Hristiyanların değil, “herkesin dünyası”.</p>
<p> </p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a02b1a5a0cd1-1778561445.png" alt="" width="607" height="371" />
<figcaption><strong><em>Jean Keerbergen, 1584, Parvus Mundus = Mikrokosmos - </em><em>Embleme, graviert von Gèrard de Jode,</em> <em>mit begleitenden Versen von Laurentius Haechtanus [Haecht Goidtsenhoven, Laurens van]</em> <em>- Antwerpen: de Jode, 1579.</em></strong></figcaption>
</figure>
<p>Acaba bu ayrım egemenliğin kaynağını ve haliyle iktidarın doğasını Hristiyanlığın dışında aramak anlamına mı geliyordu? Bu ayrım “iki kılıcın” ikisinin de yetkilerini sınırlamak arzusuna, evrensel ‘Ortak-Varlık” nedeniyle uluslararası olması gereken bir dünya düzenine, Hans Kelsen’de gördüğümüz gibi hukuka dayalı normatif/etik bir uluslararası sistem tasarısına mı götürüyordu? “Vitoria ve biz” –20. Yüzyılda nihayet kurulan uluslar üstü düzenleyiciler olan Cemiyet-i Akvam ve Birleşmiş Milletler içi boş kabuklara dönüştürülmüş olsalar da- bu kadar yakın mıydık? Bazı açılardan hala 16. Yüzyılda mıyız?</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uluslarin-hukuku-79108</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ulusların hukuku ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zaman-denilen-kaypak-sey-79107</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zaman denilen kaypak şey</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>On yılı aşkın bir süre önce yayınlanan bir sohbetimizi, geçtiğimiz günlerde karşılaştığım bir olay nedeniyle yeniden gün yüzüne çıkartmak istedim…</p>
<p>Üretici dostumuzun <strong>elinde</strong> bir <strong>akreditif</strong>, <strong>yüzünde mutsuz bir ifade</strong> ve</p>
<p>“<strong>Ben bu işe nereden soyundum”</strong> anlamındaki mırıldanmalar.</p>
<p>Pazarlık yapılmış, <strong>bağlantı tamam</strong>, proforma verilmiş ve <strong>alıcı akreditifi açmış</strong>.</p>
<p>İmalat sürerken ortaya çıkan <strong>aksilikler teslimat süresinin geçmesine</strong> neden olmuş.</p>
<p>Müşteri ile ilişkileri germemek için gecikmenin haber verilmemesi de akreditifteki <strong>yükleme süresinin aşılmasına</strong> neden olunca <strong>iş berbat bir hale gelmiş</strong>.</p>
<p><strong>Müşteri</strong> malını <strong>beklerken</strong>, imalatçı <strong>parasını alamama</strong> endişesi ile yükleme yapmamış.</p>
<p>Üretici arkadaşımızdan detayları alıp, kızgın müşterinin söyleyeceklerini göğüsleme cesaretiyle telefona sarılıp olayı çözmeye çalıştık.</p>
<p><strong>Şans</strong> üreticiden olsa gerek ki <strong>alıcı</strong>, <strong>akreditifin uzatılmasını kabul edip</strong> yüklemenin yapılmasına imkân tanıdı da <strong>iş oluruna</strong> yöneldi.</p>
<p>Bir <strong>başka olayda</strong> da uçakla yapılacak olan sevkiyatta <strong>ambalaj biraz büyük</strong> kaçtığı için kargo kapağından giremediğinden <strong>yükleme zamanında yapılamamış</strong> ve gecikmeye girilmiş.</p>
<p>Her iki olayda da gerek <strong>üretim</strong> gerekse <strong>taşıma</strong> organizasyonunun <strong>zamanında yapılmaması</strong> <strong>işleri olumsuz yöne çevirmiş</strong>. Bunlar bağlantısı yapılmış işlerdeki gecikmelerin sonucu.</p>
<p>Bir de yine <strong>zamanı iyi kullanamamak</strong> yüzünden <strong>bağlanamayan işler</strong> var.</p>
<p>Bir hayli <strong>masraf yapılarak</strong> gidilen <strong>fuardan</strong>, bir paket müşteri kartvizitiyle <strong>dönülmüş</strong>. Asistana verilen <strong>kısa bir teşekkür</strong> metninin herkese gönderilmesi ile ilk hareket yapılmış ancak <strong>hareket orada kalmış</strong>. Bekleyip biriken gündelik işlerin başı sarmasıyla ziyaretçilerden alınan bilgiler çerçevesinde yapılması gerekenler, bir sonraki hafta yapılacak işler programına bırakılmış.</p>
<p>Önemli olan notlar için cevaplar hazırlanıp olası <strong>müşterilerle iletişim kurulduğunda</strong></p>
<p>“Sizden olduğu gibi diğer firmalardan da teklif istemiştik, <strong>zamanında iletişim kuran</strong> başka <strong>bir firma ile bağlantı yaptık”</strong> diyen bir cevap alınmış.</p>
<p>Pahalıya mal olan <strong>yurt dışı seyahatte</strong>, randevu alınan müşteriye gidildiğinde, müşteri ile görüşmek yerine, asistana bırakılan “<strong>Randevunuza</strong> bir saate yakın <strong>geciktiniz</strong>, programımızın dolu olması nedeniyle <strong>görüşme yapamayacağız</strong> “ mesajı ile karşılaşmak üzücü olmuştur herhalde.</p>
<p><strong>E-posta</strong> ile gelen <strong>taleplere geç verilen cevaplar</strong> yüzünden kaçan işleri hatırlayan okurlarımızın sıkıntılı yüz ifadelerini görür gibiyim.</p>
<p><strong>Zaman, hayatımızda yerine konulması mümkün olmayan tek unsur</strong>.</p>
<p>Onu ancak etkin kullanabilirsek kayıpları en aza indirebiliriz.</p>
<p><strong>Oysa</strong> genelde <strong>bizler</strong>, işleri akışına bırakıp, acil, önemli, ertelenebilir, önemsiz gibi ayrımları yapmaksızın, <strong>rüzgârın esintisine göre hareket</strong> etmeyi yeğliyoruz.</p>
<p><strong>Davranışlarımızı zamana göre ayarlamamız gerekiyor. </strong></p>
<p>Jason Jennings’in “<strong>İş Dünyasında Hızı Bir Rekabet Aracı Olarak Kullanma”</strong> kavramını anlattığı kitabına verdiği adı hatırlamakta fayda var; <strong>“Büyük Balık Küçük Balığı Değil, Hızlı Balık Yavaş Balığı Yutar.”</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zaman-denilen-kaypak-sey-79107</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zaman denilen kaypak şey ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kafkaslarda-barisin-insasi-79106</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kafkaslarda barışın inşası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ermenistan’da Paşinyan’ın göreve gelmesi, ilişkilerde yeni bir hava esmesi için fırsat yaratmışa benzemektedir. Paşinyan bölgede barışın kurulması için üç ülkenin, yani Türkiye, Azerbaycan ve Ermenistan’ın iyi ilişkiler geliştirmelerinin şart olduğunu gören bir kişidir.</strong></p>
<p>Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın Erivan’da Avrupalı liderlerin toplantısına katılması gerçekten cesaret verici bir gelişme olarak değerlendirilmelidir.  Hatırlanacağı gibi, bu toplantıya sadece devlet veya hükümet başkanlarının katılmasının öngörülmesine rağmen, Türkiye için özel bir uygulama yapılarak cumhurbaşkanı yerine yardımcısının katılmasına imkan sağlanmıştır. Türkiye Cumhurbaşkanı’nın toplantıya katılmayı arzulamaması sanıyorum anlaşılabilir bir tutumdur, böylece Ermenistan’ın bazı uygulamalarının onaylanmadığı anlatılmak istenmiştir. Buna karşılık Cevdet Yılmaz gibi yüksek düzeyde bir temsilcinin gönderilmesinin, iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleşmesine her yönüyle gayret gösterildiğinin bir nişanesi olarak değerlendirilmesi doğru olacaktır. Evet, Türkiye Azerbaycan’ı gücendirmeden Ermenistan’la daha iyi ilişkiler kurmayı istemekte, bu suretle Avrupa Birliği ile arasındaki muhtelif anlaşmazlık konularından birinin daha sona ereceğini ümit etmektedir.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a02b01f05c0d-1778561055.jpg" alt="" width="800" height="333" /><strong>Büyük Ermenistan hayali </strong><strong>ve kaybolan diyalog</strong></p>
<p>Ermenistan’ın Sovyetler Birliği’nden bağımsızlığını kazanması sonrasında Türkiye bu ülkeyi hemen tanımışsa da ikisi arasında ilişki kurulmadığı gibi, hiçbir zaman dostane bir hava da esmemiştir. Bilindiği üzere, Ermeni Anayasası’nda ülkenin Türkiye yönünde yayılmak istediğine dair hükümler yer almaktaydı. Bununla beraber, ilk dönemde göreve gelen Ter Petrosyan hükümeti Türkiye ile iyi ilişkiler kurmak istemiştir. Türkiye’nin bu girişime tepkisi yavaş olmuş, Ermenistan ile gelişecek ilişkilerin ülkemizin Ermenistan anayasasında yer alan hükümleri anlayışla karşıladığı şeklinde yorumlanmamasının nasıl sağlanacağı değerlendirilirken, bu sefer Ermenistan hükümeti değişmiş ve göreve Serj Serkisyan ve Robert Koçaryan ekibi gelmiştir. Bu zevat, kendilerinin bu yöndeki düşünceleri bir yana,  zannedersem bir yandan Ermeni diasporasının diğer yandan her zaman Türkiye için sorun yaratmaktan keyif alan ve isimlerini zikretmeyi uygun bulmadığımız ülkelerin etkisinde kalarak Büyük Ermenistan düşüncesine, başka bir ifade ile Ermenistan’ın komşularından toprak talep etmesi ilkesine geri döndü. Bu ikili sadece daha zayıf bir Türkiye arzulayan ülkelerin desteğine de güvenmiyor, milliyetçilik dalgasının Orta Doğu’ya ulaşmasıyla birlikte bölgede ne gibi sorunlarla karşı karşıya  kalındığından bihaber olmakla birlikte, Hristiyan olmaları hasebiyle Ermenilerin mutlaka kötü muamele gördüklerine inanan ama tarihi incelemeye yeterince vakit bulamayan Batılı ülkelerden de destek bulmayı umuyorlardı. Unutulur gibi değil, bu sıralarda birçok Batı parlamentosu peşpeşe Türkiye’nin katliam yaptığına dair kararlar alıyor, yasama görevini bir yana bırakıp tarihçilik yapmaya heves ediyordu. Dolayısıyla bu ikilinin Türkiye veya Azerbaycan ile iyi ilişkiler geliştirmek için herhangi bir girişimde de bulunmamasını şaşkınlıkla karşılamamak gerekiyor.</p>
<p>Bu açıdan bakıldığında, Paşinyan’ın göreve gelmesi, ilişkilerde yeni bir hava esmesi için fırsat yaratmışa benzemektedir. Paşinyan bölgede barışın kurulması için üç ülkenin, yani Türkiye, Azerbaycan ve Ermenistan’ın iyi ilişkiler geliştirmelerinin şart olduğunu gören bir kişidir. Görünüşe bakılırsa, ilişkilerin geliştirilmesindeki en büyük engelin Ermenistan’ın komşularından toprak talep etmesi olduğunu da idrak etmiştir. Halbuki bir önceki yönetim Azerbaycan ve Türkiye’den azımsanması mümkün olmayan genişlikte toprak talep ediyor, buralarda herhangi bir Ermeni yaşamamasına rağmen, tarihi gerekçeleri ileri sürerek buraların aslında gerçek bir Ermeni yurdu olduğunu iddia ediyordu. Paşinyan, Ermenistan’ın komşu ülkelerin toprağına göz dikerek genişlemesini savunan kişileri, bu tutumlarında ısrar etmeleri durumunda, komşuların da Ermenistan’dan toprak talep edebilecekleri konusunda ikna ederek seçimi kazanmıştır. Ermenistan anayasasında ve devlet belgelerinde yer alan yayılmacı sembollerin, örneğin pasaport damgasında Ağrı Dağı’nın yer almasının kaldırılması gerektiğine inanmaktadır. Bunlara ek olarak, Ermenistan halkına Azerbaycan’dan askeri bir harekatla aldıkları toprakları bilahare bir başka askeri harekatla kaybettiklerini, ancak bu toprakların zaten aslında Azeri toprağı olduğunu söylemiştir. Şu anda kesin sınırın belirlenmesine çok yaklaşıldığı tahmin ediliyor.</p>
<p>Ayrıca, İran pek memnuniyet duymasa da Azerbaycan’ın Nahçıvan otonom bölgesini ana ülkeye bağlayacak ve İran sınırı boyunca uzanan bir ulaşım koridoru açılmasına da onay vermiştir. Bu koridorun Türkiye ile Orta Asya’daki Türki Cumhuriyetlerin arasındaki mesafeyi de kısalttığı ve Türk taşıtlarının İran’dan geçme gereğini de ortadan kaldırdığı için ülkemiz tarafından da yaygın biçimde kullanılması beklenmektedir. Bu yolun inşası ile ilgili birçok ayrıntı üzerinde çalışılması gerekmekle birlikte, işlerin yürümeye başladığı konusunda kuşku yoktur. Hatta, bu yolun işletmesinin Trump tarafından yapılacağı ileri sürülmektedir. Kendi isminin bir projede yer almasından her zaman memnuniyet duyan, hele buna bir de iktisadi kazanç eklenmesi durumunda memnuniyeti katlanan Amerikan Başkanı’nın bu projeye sahip çıkması pek de uzun olmayan bir sürede tamamlanması şansını yükseltmektedir.</p>
<p><strong>Ermenistan’da seçim yaklaşıyor</strong></p>
<p>Paşinyan’ın uygulamaya soktuğu politikaları kendisinden sonra gelecek bir yönetici devam ettirecek midir? Bu belli değildir. Yakında Ermenistan’da seçim yapılacaktır. Bazı adayların komşularla rekabetçi ilişkileri öngören uygulamalara geri dönmek istedikleri, ülkelerinin yeniden yayılmacı emeller benimsemesini tercih ettikleri bilinmektedir. Paşinyan da adaydır, kamuoyu yoklamaları kendisinin şu anda önde olduğunu da göstermektedir. Bununla beraber, görevde kalabilmesi ve uygulamaya başladığı politikalara devam etmesini sağlamak için ona yardımcı olunmasının herhangi bir sakıncası yoktur.  Kendisi dışardan bir destek arayışına girmediği gibi, yabancı bir ülkenin Ermenistan’ın bir iç işi olan seçimlere karışmasının tepki doğuracağı da kolaylıkla tahmin edilebilir. Buna karşılık, Paşinyan’ın uygulamaya başladığı siyasetlerin olumlu sonuçlar doğurduğunun görülmesinin onun seçmen nezdindeki inandırıcılığını güçlendireceği konusunda da herhalde tereddüt yoktur. Nitekim, yumuşayan ilişkiler sayesinde Ermenistan’dan Türkiye’ye kalkan uçak sayısında hissedilebilir bir artış sağlanmıştır. Keza Türkiye’ye karşı azaltılan savunma tedbirlerine tahsis edilen paranın ülkenin iç işlerinde kullanılarak refahın artması da muhtemelen söz konusu olmuştur. Yine de, olumlu etkisi hemen hissedilebilecek başka adımların atılması da faydadan ari değildir. Böyle adımların atılması Paşinyan’ın izlediği siyasetin olumlu sonuçlar verdiğini geniş kitlelere gösterecektir. Şu anda Ermenistan’ın Türkiye ile ticaretini de geliştirmesi beklenen iki sınır kapısının açılması istenmektedir. Bunlardan birisi Iğdır’daki Alişan, diğeri ise Kars’taki Akyaka sınır kapısıdır. Alişan kapısının açılmasının daha önemli olduğu konuyu bilenler tarafından dile getirilmektedir. Bu kapının fazla tören yapılmadan açılmasının sağlayacağı rahatlama şüphesiz Paşinyan’ın desteklenmesi için önemli bir adım teşkil edecektir.</p>
<p><strong>Barış, yavaş da olsa Kafkaslara geliyor</strong></p>
<p>Türkiye Ermenistan’a dönük olarak attığı adımların Azerbaycan’la olan kardeşlik ilişkisine zarar vermemesi konusunda azami itina göstermektedir. Bu açıdan baktığımızda, şu sıralarda Ermenistan’a bir sınır kapısını açmamızın Azerbaycan’ın herhangi bir itirazıyla karşılaşmaması gerekir. Paşinyan yönetimi sırasında Azeri-Ermeni ilişkilerinin iyiye gitmesinden Türkiye’ye kıyasla daha fazla kazançlı çıkan ülke herhalde Azerbaycan olmuştur.</p>
<p>Görüldüğü gibi, barış ve onun sağladığı kazançlar yavaş da olsa, Kafkaslara gelmektedir. Tüm tarafların bu sürecin ilerlemesine katkıda bulunmasının faydası vardır.  </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kafkaslarda-barisin-insasi-79106</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kafkaslarda barışın inşası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/emeklilerde-sifir-oranli-emlak-vergisi-79105</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Emeklilerde sıfır oranlı emlâk vergisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Emeklilere tanınan “tek konut için sıfır emlak vergisi” uygulaması, 200 metrekare sınırı ve “başka gelirin olmaması” şartıyla sürüyor. Ancak kira, menkul gelir ve mülkiyet durumuna ilişkin istisnalar uygulamanın kapsamını tartışmalı hale getiriyor.</strong></p>
<p>Mayıs ayının emlâk vergisi için birinci taksitin ödenme ayı olmasını da nazara alarak, bu yazımı emlâk vergisi ile ilgili bir konuya ayırayım, daha doğrusu daha öncede yazdığım bir konuyu tekrar özetle hatırlatayım istedim.</p>
<p>Emlâk Vergisi Kanunu ile (md.8/2) Bakanlar Kurulu’na (Anayasa değişikliği sonrası Cumhurbaşkanı’na) “gelirleri münhasıran kanunla kurulan sosyal güvenlik kurumlarından aldıkları aylıktan ibaret bulunanların (…), Türkiye sınırları içinde brüt 200 m²’yi geçmeyen tek meskeni olması (intifa hakkına sahip olunması hali dahil)” halinde, bu meskenlerine ait vergi oranını sıfıra kadar indirme yetkisi verilmiştir. Kanunda ayrıca bu hükmün, yukarıda belirtilenlerin tek meskene hisse ile sahip olmaları halinde hisselerine ait kısım hakkında da uygulanacağı, ancak belli zamanda dinlenme amacıyla kullanılan meskenler hakkında uygulanmayacağı da vurgulanmıştır.</p>
<p>Cumhurbaşkanı’na tanınan yetkinin verginin yasallığı ilkesine aykırılığı tartışmalarını yine bir kenara bırakıyorum. Bu yetki <strong>20/12/2006 tarih ve 2006/11450 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 2006 ve sonraki yıllar için kullanılmıştır. </strong>Anılan kararname uyarınca sıfır vergi uygulaması 2026 yılı için de söz konusudur.</p>
<p>Bu olanaktan sadece Türk kanunlarına göre kurulmuş sosyal güvenlik kurumundan emekli aylığı, vefat etmiş baba, eş gibi kimseler dolayısıyla bağlanan ölüm aylığı gibi aylık alanlar yararlanabilirler. Yabancı ülkelerin sosyal güvenlik kurumundan emekli aylığı alanlar bu olanaktan yararlanamazlar.</p>
<p><strong>Başkaca geliri olanlar</strong></p>
<p>Bu olanaktan yararlanabilmek için bir önemli koşul da “gelirin münhasıran sosyal güvenlik aylığından ibaret” olmasıdır. Başkaca geliri olanlar bu olanaktan yararlanamazlar. Örneğin emekli aylığının yanı sıra ticari veya serbest meslek faaliyeti ile uğraşanlar, kira geliri olanlar, sosyal güvenlik destek primi ödeyerek ücretli çalışmaya devam edenler bu olanaktan yararlanamazlar.</p>
<p>Buradaki gelirin sadece “sosyal güvenlik aylığından ibaret” olması koşulunun sınırları önemlidir. Bunun bir sınırı olmak gerekir. Bu sınırı, gelir vergisi konusuna giren gelir şeklinde çizmek gerekir. Yoksa bir emekliye piyangodan ikramiye çıkması veya emeklinin arabasını satması halleri de gelirdir. Emekliler birikimlerini, vadeli mevduat yapmak, hazine bonosu almak, fon veya repo işlemleri yoluyla da değerlendirebilirler. Bu şekildeki gelirler, menkul sermaye iradı olarak gelir vergisinin konusuna girmekle birlikte hayatın olağan akışının getirdiği gelirlerdir. Bence bunları da ayrı düşünmek gerekir. Zaten bu nedenle Maliye Bakanlığı’nın 45 sayılı Emlâk Vergisi Genel Tebliği’nde yapılan açıklamaya göre 2025 yılında menkul sermaye iradı gelirleri 330 bin lirayı geçmeyenlerin bu gelirleri, “sıfır oranlı vergi”den yararlanmaya engel kabul edilmeyecektir.</p>
<p>Bu olanaktan yararlanmak isteyenlerin, bu tek meskende bizzat oturuyor olması gerekmemektedir. Örneğin İstanbul’daki meskenini oğluna bedelsiz tahsis edip, kendisi kızının İzmir’deki evinde oturan veya kendisi kirada oturan ve başka bir geliri olmayan emekli kişi de bu olanaktan yararlanabilir. Ancak kendi meskenini kiraya verip, kendisi de kirada oturan bir emeklinin durumu biraz karışıktır. Bence bu emekli, emekli maaşının yanı sıra kira geliri elde ettiği için, başkaca geliri olmama koşulunu ihlal ettiğinden söz konusu olanaktan yararlanamaz. Ancak Maliye Bakanlığı 38 sayılı Emlâk Vergisi Genel Tebliği’nde “<em>sahibi olduğu konutu, tek meskenini kiraya verip, kirada oturanlar da diğer şartları taşımaları kaydıyla indirimli vergi oranından faydalanabileceklerdir</em>.” açıklamasını yapmıştır.</p>
<p><strong>Tek mesken koşulu</strong></p>
<p>Tek meskene sahip olma koşulu, başkaca bir taşınmaza sahip olmama şeklinde anlaşılmamalıdır. Bir emeklinin, gelir getirmeyen başkaca bir dükkân, arsa veya araziye sahip olması, koşulun ihlali olarak kabul edilmemektedir.</p>
<p>Tek meskenin yılın belli dönemlerinde kullanılan yazlık ev, devre mülk, bağ veya yayla evi olması halinde, bu meskenler için söz konusu olanaktan yararlanmak mümkün değildir. Ancak bu taşınmazlarda sürekli oturulması, ikâmet edilmesi halinde, diğer koşulların da varlığı halinde sıfır vergi olanağından yine yararlanmak mümkündür.  </p>
<p>Emekli aylığı alanların tek meskene hisseli olarak sahip olmaları durumunda da bu sıfır oranlı vergi olanağından kendi hisseleri için yararlanmaları mümkündür. Bu durumda sıfır oranlı vergi, meskenin vergi değerinin hisseye isabet eden kısmına uygulanacaktır. Ancak burada meskenin büyüklüğünün 200 metrekare sınırını aşmama koşulunun, hisse nispetine göre değil, meskenin tamamı üzerinden ele alınması gerekmektedir.</p>
<p>Bu olanaktan yararlanmak için meskenin kat mülkiyeti tesis edilmiş bina olması koşulu söz konusu değildir. İntifa hakkı tesis edilen binalarda ise hak malikten, koşulları taşıyan intifa hakkı sahibine geçmektedir.</p>
<p>Bu olanaktan yararlanmak için ilgili Belediye’ye basılı örnekleri belediyelerde bulunan matbu –koşulların oluştuğuna dair- bir taahhütname verilmesi gerekli ve yeterlidir. Bu taahhütnameyi vermiş olanların, her yıl tekrar vermelerine gerek yoktur.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/emeklilerde-sifir-oranli-emlak-vergisi-79105</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Emeklilerde sıfır oranlı emlâk vergisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/temasiz-fiyatlamalar-79104</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Temasız fiyatlamalar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Jeopolitik risklerle sarsılan piyasalar Mart ve Nisan’da toparlanırken, Mayıs’ta yükseliş eğilimi sürüyor. AI ve teknoloji hisseleri öne çıkarken, küresel tahvil faizleriyle hisse senetleri arasındaki ayrışma belirginleşiyor.</strong></p>
<p>Şubat’ın hemen sonunda patlak veren jeopolitik risklerin evdeki hesap kitap açısından ‘kısa vadeli’ yoldan çıkma riski yaratmasının ardından, Mart’ın ikinci yarısı ve bilhassa Nisan’da gözlenen toparlanma, Mayıs ayı işlemlerinde de devam ediyor. Özellikle global varlıkların fiyatlamaları çok ciddi anlamda öne çıkıyor. Burada da en dikkat çekici sınıf olarak hisse senetleri beliriyor.</p>
<p>Yaklaşık olarak son 1 aydır bu köşe nezdinde sesli şekilde tartıştığımız elimde değişiklik yok: hisse senetleri, yakın dönemin teması üzerinden ilerlemeyi kendisine daha güvenli buluyor; AI ve teknoloji sınıfı. Bunun matematik ve istatistiksel karşılığı ise, Nasdaq Bileşik Endeksi’nin son 6 haftada düzenli yükselişi ve S&amp;P 500’ün üzerinde haftalık performansı ile karşımıza çıkıyor. Keza aynı temanın sürükleyicisi Asya ve Güney Kore varlıklarını da bu değerlendirme içerisine fazlasıyla dahil etmek gerekiyor.</p>
<p>Globalin göz ardı ettiği gelişmeler de yok değil. Henüz gerek kısa gerekse orta vadeli enflasyon riski, bu değilse de arz tarafındaki aksama, vurulan tesislerin geri dönüş süresi ve uzun yıllardır bilinen lojistik rotalarının yeniden dizayn edilmesi ve Fed’in belki de tıpkı bir gelişmekte olan ülke merkez bankası gibi davranma riskinin kapıda olması tartışılmıyor. Tartışılsa da hisse senetlerindeki fiyatlamalara sirayet etmiyor. Öte yandan global tahvil faizleri ile hisse grubu ise zıt yönlerde ayrışıyor. ABD’de 10 yıllık tahvil faizinin -ki uzun vadeli küresel borçlanmaların benchmark varlığıdır- %4,30-4,40 aralığına sıkışıp kalması ve hareket etse de bu tercihini yukarı yönden yana kullanması, önemli sinyaller listesine eklenebilir.</p>
<p>Türk Lirası cinsinden değerlenen varlıklar için de faiz-hisse senedi ayrışması durumunu fazlasıyla konuşmak mümkün. Getiri eğrisinin her vadesinde yüksek seviyeler söz konusu ve özellikle uzun tarafta hareket son derece sınırlı. Kısa vadenin en önemli belirleyicisi olarak karşımıza hafta içerisinde gerçekleştirilecek olan Enflasyon Raporu sunumu çıkıyor. Bir önceki raporun tahminleri o dönem de tartışılmakla birlikte, Orta Doğu’daki gelişmelerin ardından masadan kalktı. Bu nedenle tahminlerin yönünden ziyade evrileceği seviyeler yakından takip edilecek. Yıl sonu için yerli ve yabancı analistlerin beklentileri %28-30 bandına güncellenmiş durumda. Bu nedenle, söz konusu seviyelere olmasa da TCMB’nin yakınsamasını beklemek yanlış olmaz. Daha önemlisi, %16’daki ara hedefin revize olup olmayacağı ve olması durumunda çekileceği nokta. Bu da bizi orta vadede faiz beklentileri açısından yakından ilgilendiren bir diğer kritik detay.</p>
<p>Hisse senetleri tarafı ‘ana endeks seviyesi’ üzerinden bakıldığında son derece güçlü. Yıl başlangıcından bu yana bakıldığında kümülatif yükselişe en ciddi katkının geldiği 3-4 hisse sendi dışarıda bırakıldığında ivme olarak genele yayılım maalesef söz konusu değil. Mart’taki gelişmelerin ardından banka-sanayi ayrışması ise göze batıyor. Burada da 1Ç finansallarını dikkatle izlemek gerekiyor. Bizim ve diğer sektör temsilcisi meslektaşlarımızın bilanço notlarından yansıyanlar, çok fazla öne çıkan şirket/sektör olmadığı şeklinde. Bu nedenle seçici eğilim devam edecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/temasiz-fiyatlamalar-79104</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Temasız fiyatlamalar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/istihdamin-yapisi-nasil-degisiyor-79103</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstihdamın yapısı nasıl değişiyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstihdam artarken sektörel ve mesleki dağılım, sınıfsal kompozisyon gibi yapısal boyutları eşit bir gelişme göstermiyor. İstihdamın kompozisyonu, içyapısı da değişiyor. 2020-2025 yılları arasındaki 5 yıllık dönemde istihdamın yapısında ortaya çıkan değişiklikleri incelediğimizde öne çıkan noktalar şöyle sıralanabilir:</p>
<p>- 2020-2025 arasındaki 5 yıllık sürede istihdam 5 milyon 871 bin kişi ve yüzde 21.99 oranında artarak 32 milyon 566 düzeyine çıktı.</p>
<p>- İstihdam artışının sınıfsal kompozisyonunda doğal olarak işçiler ağırlık taşıyor. Söz konusu 5 yılda ücretli ve yevmiyeli olarak çalışanların sayısı yüzde 24,93 ve 4 milyon 660 bin kişi artarak 23 milyon 353 bine ulaştı. 5 yıllık dönemde gerçekleşen toplam istihdam artışının yüzde 79.37’si ile ezici çoğunluğunu ücretli ve yevmiyeli çalışanlar oluşturdu. Böylece işçilerin toplam istihdamdaki payı da 1.69 puanlık bir artışla yüzde 71.71 düzeyine çıktı.</p>
<p>- İşverenler, sayısı oransal olarak en fazla artan kesim oldu. İşverenlerin sayısı 5 yılda 338 bin kişi ve yüzde 28.69 artarak 1 milyon 516 bine çıktı. İşveren sayısındaki artış, istihdamdaki toplam artışın yüzde 5.76’sını oluşturdu. İşverenlerin toplam istihdam içindeki payı ise çok küçük bir artışla yüzde 4.66 oldu.</p>
<p>- Bir ücretli çalışan istihdam etmeden kendi hesabına çalışan esnaf ve zanaatkârların sayısı 957 bin kişi ve yüzde 22.38 oranında artarak 5 milyon 234 bine ulaştı. İstihdamdaki toplam artışın yüzde 16.30’unu kendi hesabına çalışanlar oluşturdu. Kendi hesabına çalışanların toplam istihdamdaki payı da minik bir artışla yüzde 16.07 oldu.</p>
<p>- Ücretsiz aile işçisi olarak çalışanların sayısı ise 83 bin kişi ve yüzde 3.26 azalarak 2 milyon 464 bine indi. Buna bağlı olarak ücretsiz aile işçilerinin toplam istihdamdaki payı 1.97 puan azalarak yüzde 7.57’ye düştü.</p>
<p>- Ancak ücretsiz aile işçileri cephesindeki bu değişim tarım ve tarım dışı sektörlerde birbirine zıt yönlerde gelişiyor. Tarım sektöründe ücretsiz aile işçisi olarak çalışanların sayısı 245 bin kişi ve yüzde 4,17 azalırken tarım dışı sektörlerde ücretsiz aile işçisi olarak çalışanların sayısı162 bin kişi ve yüzde 2.76 oranında arttı.</p>
<p>- Ücretsiz aile işçisi sayısındaki bu değişim, cinsiyet yapısı da farklılıklar gösteriyor. Tarım sektöründeki ücretsiz aile işçisi sayısındaki düşüşte kadınlar 177 bin kişi ile asıl ağırlığı oluşturuyor. Tarımdaki erkek ücretsiz aile işçisi sayısındaki düşüş 68 bin ile kadınların yarısından bile az. Kadınlar tarım dışı sektörlerdeki ücretsiz aile işçisi artışında da erkeklerden önde. Tarım dışı sektörlerde ücretsiz aile işçisi olarak çalışan kadınların sayısı 85 bin kişi artarken erkeklerin sayısındaki artış 76 bin oldu.</p>
<p>- Eğitim düzeyine göre istihdam yapısına baktığımızda lise ve yükseköğrenim mezunlarının istihdam artışında başı çektiği görülüyor. İstihdamdaki toplam artışın yüzde 45.49’unu yükseköğrenim mezunları, yüzde 34.25’ini lise mezunları oluşturdu.</p>
<p>- Yükseköğrenim mezunlarının istihdamı 5 yılda yüzde 36,49 ve 2 milyon 671 bin kişi artarak 9 milyon 991 bin kişiye çıktı. Yükseköğrenimlilerin toplam istihdam içindeki payı da 3.26 puanlık bir artışla yüzde 30.68’e çıktı.</p>
<p>- Lise mezunlarının istihdamı 2 milyon 11 bin kişi ve yüzde 72,29’luk bir sıçrama ile 4 milyon 793 bin kişiye ulaştı. Lise mezunlarının toplam istihdamdaki payı da 4.30 puan artarak yüzde 14.72’ye ulaştı.</p>
<p>- Meslek lisesi mezunlarının istihdamı 901 bin kişi ve yüzde 30.32 artarak 3 milyon 873 bin kişiye çıktı. Meslek lisesi mezunlarının toplam istihdam artışındaki payı yüzde 15,35’te kaldı. Meslek lisesi mezunlarının toplam istihdamdaki payı ise küçük bir artışla yüzde 11.89 oldu.</p>
<p>- Lise altı eğitimlilerin istihdamı yüzde 2,35 ve 303 bin kişi artarak 13 milyon 213 bine çıktı. Lise altı eğitimliler toplam istihdam artışında yüzde 5,16 pay aldı. Lise altı eğitimlilerin toplam istihdamdaki payı 7,79 puanlık bir düşüş kaydetmesine rağmen, hala yüzde 40,57 ile istihdamda açık ara en büyük paya sahip kesimi oluşturuyor.</p>
<p>- Okur-yazar olmayanların istihdamı ise 15 bin ve yüzde 2,11 gibi küçük bir gerileme ile 696 bine indi. Okur-yazar olmayanlar toplam istihdamın yüzde 2,14’ünü oluşturuyor.</p>
<p>- Sonuç olarak payları gerilese de hala istihdamın yüzde 57,43 ile büyük bölümünü bir meslek eğitimi almamış nüfus oluşturuyor. Meslek lisesi ve yükseköğrenim mezunlarının toplam payı ise yüzde 42,57 ile bunun oldukça gerisinde bulunuyor.</p>
<p>- İstihdamın mesleki dağılımında sayısal olarak en yüksek artış hizmet ve satış elemanları ile profesyonel meslek sahiplerinde. Hizmet ve satış elemanı olarak çalışanların sayısı 1 milyon 143 bin kişi ve yüzde 22,07 artarak 6 milyon 322 bine çıktı. Hizmet ve satış elemanlarının toplam istihdam artışındaki payı yüzde 19.47 oldu. Hizmet ve satış elemanlarının toplam istihdam içindeki payı ise yüksek sayısal artışa rağmen aynı seviyede kalarak yüzde 19,41 oldu. Profesyonel meslek mensuplarının istihdamı 1 milyon 28 bin kişi ve yüzde 31,78 artarak 4 milyon 263 bine çıktı. Profesyonel meslek mensuplarının toplam istihdam artışındaki payı yüzde 17,71 oldu. Profesyonel meslek mensuplarının toplam istihdamdaki payı da yaklaşık 1 puan artarak yüzde 13.09’a çıktı.</p>
<p>- Oransal olarak en yüksek istihdam artışı ise yüzde 44,29 ile teknisyenler, teknikerler ve yardımcı profesyonel meslek mensupları oldu. Teknisyen istihdamı 721 bin kişi artarak 2 milyon 349 bine ulaşarak toplam istihdam içindeki payını da yüzde 7,21’e çıkardı. Teknisyenler toplam istihdam artışında ise yüzde 12,28 pay aldı.</p>
<p>- Tarım istihdamındaki genel gerilemeye paralel olarak nitelikli tarım, ormancılık ve su ürünlerinde çalışanların sayısı 104 bin kişi ve yüzde 2,86 gerileyerek 3 milyon 538 bine indi. Nitelikli tarım işlerinde çalışanların toplam istihdamdaki payı da 2.78 puanlık kayıpla yüzde 10.86’ya indi.</p>
<p>- Nitelik gerektirmeyen işlerde çalışanların sayısı ise 742 bin ve yüzde 19.12 artarak 4 milyon 623 bine çıktı. Nitelik gerektirmeyen işlerde çalışanların sayısındaki artış, toplam istihdam artışının yüzde 12,64’ünü oluşturdu. Nitelik gerektirmeyen işlerde çalışanların toplam istihdamdaki payı da küçük bir gerileme ile yüzde 14.20’ye indi.</p>
<p>- Nitelik gerektirmeyen işlerdeki istihdam artışının da yüzde 60 ile büyük bölümünü kadınlar oluşturdu. Nitelik gerektirmeyen işlerdeki kadın istihdamı artışı 447 bin erkek istihdamı artışı 293 bin oldu.</p>
<p>- İstihdamın sektörel dağılımında ise hizmetlerin ağırlığı artışını sürdürüyor.  Hizmet sektörlerinin toplam istihdamı 4 milyon 274 bin kişi ve yüzde 28.63 artarak 19 milyon 204 bine çıktı. Toplam istihdam artışının yüzde 72,80’ini hizmetler oluşturdu.</p>
<p>- Sanayi istihdamındaki artış 1 milyon 96 bin ve yüzde 19,99 oldu. Sanayi istihdamı artışının toplam istihdam artışındaki payı yüzde 18,67 ile hizmetlerin çok gerisinde kaldı.</p>
<p>- İnşaat istihdamı 678 bin kişi ve yüzde 43,86’lık bir sıçrama ile 2 milyon 224 bine çıktı. İnşaat toplam istihdam artışında yüzde 11,55 pay aldı.</p>
<p>- İstihdamı gerileyen tek ana sektör tarım oldu. Tarımda istihdam 177 bin kişi ve yüzde 3,74 gerileyerek 4 milyon 560 bine indi.</p>
<p>Sonuç olarak hizmetler toplum istihdamdaki payını 3,04 puan artırarak yüzde 58,97’ye çıkartırken, sanayinin istihdamdaki payı 0,34 puanlık kayıpla yüzde 20,20’ye indi. İnşaatın payı 1,04 puanlık artışla yüzde 18.63’e çıkarken tarımın payı 3,74 puanlık bir kayıpla yüzde 14’e indi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a02bd0880b13-1778564360.png" alt="" width="633" height="622" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/istihdamin-yapisi-nasil-degisiyor-79103</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/3/1280x720/istihdam-1778597381.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstihdamın yapısı nasıl değişiyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uc-yil-gecti-hala-makule-donemedik-79102</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üç yıl geçti, hala makule dönemedik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ekonomi politikalarında “seçimsiz dönem” teorik olarak reformlar için fırsat penceresi sunsa da Türkiye’de 2023 sonrası başlayan program, üç aşamalı istikrar sürecinin en kritik evresi olan dezenflasyon aşamasında hedeflenen hıza ulaşamadı.</strong></p>
<p><strong>Servet Yıldırım</strong></p>
<p>Genelde bir ülkede seçimler yapılır, yeni bir hükümet göreve gelir ve bir sonraki seçime kadar olan dönem aslında bir “fırsat penceresi”dir. Bu seçimsiz dönemde hükümetler, yapısal ve konjonktürel tedbirleri alır; ekonomideki sorunları düzeltecek programları seçim baskısı olmadan uygulamaya koyar.</p>
<p>Teoride 2–3 yıl süren bu tip programların başarılı olması için güçlü siyasi destek, öngörülebilir kurumlar, bağımsız bir merkez bankası ve biraz da toplumsal sabır gerekir.</p>
<p>Türkiye’de son genel seçim 14 Mayıs 2023 tarihinde yapıldı. Seçim döneminde ekonomi yüksek enflasyon, düşük politika faizi, baskılanmış kur, zayıflayan rezervler ve genişleyici maliye politikasıyla karakterize edilen kırılgan bir görünüm sergiliyordu. Seçimin hemen ardından ise politika değişti ve yeni bir program uygulanmaya başlandı.</p>
<p><strong>Makul olmayandan makule dönüş</strong></p>
<p>Beklenti neydi? Makroekonomik dengeyi yeniden kurmak; ekonomiyi makul enflasyon, makul büyüme, makul dış açık, makul mali açık ve makul işsizlik oranına döndürmekti. </p>
<p>Ancak Türkiye gibi uzun süre yüksek enflasyon yaşamış, rezerv kaybetmiş ve dolarizasyon oranı yüksek ekonomilerde istikrar programları geceden sabaha sonuç vermez. Kapsamlı programlar aşamalı işlerdir. “Makule dönüş” bir gecede olmaz; güvenin yeniden inşası ve ekonomik dengelerin kurulması zaman alır.</p>
<p>Geçmiş programlara ve diğer ülke örneklerine bakıldığında bu süreçlerin genellikle üç aşamada ilerlediği görülür.</p>
<p><strong>Güven ve dengelenme aşaması</strong></p>
<p>İlk altı ay genellikle güven ve dengelenme dönemidir. Bu aşamada para politikası belirgin biçimde sıkılaşır, pozitif reel faize geçilir, mali disiplin mesajı verilir, rezerv biriktirme stratejisi uygulanır ve daha sade, daha öngörülebilir bir politika iletişimi benimsenir. Aslında bu dönem çoğu zaman “acı reçete” dönemidir.</p>
<p>Bu sürecin sonunda bazı ilk sonuçların ortaya çıkması beklenir. Kur oynaklığı azalır, risk primi düşmeye başlar. Enflasyon hemen gerilemese bile beklentilerde kırılma görülür. Buna karşılık büyüme yavaşlar, işsizlikte geçici artış yaşanabilir.</p>
<p><strong>Enflasyonun gerilemesi dönemi</strong></p>
<p>İkinci aşama, programın uygulanmaya başlamasından sonraki 6 ila 18 aylık dönemi kapsar. Bu dönem esas olarak dezenflasyon, yani enflasyonun gerileme dönemidir.</p>
<p>Yıllık enflasyonun belirgin düşüş trendine girmesi, cari açığın daralması, rezervlerin toparlanması ve iç talebin dengelenmesi beklenir. Program kararlı ve koordineli biçimde uygulanırsa, 12-18 ay içinde enflasyonda ciddi bir düşüş görmek mümkündür.</p>
<p>İşte bizde tam olarak bu gerçekleşmedi.</p>
<p><strong>Normalleşme dönemi</strong></p>
<p>Üçüncü aşama ise “normalleşme” dönemidir. Programın ikinci ve üçüncü yıllarını kapsar. Programı kararlılıkla uygulayan ülkelerde “makul dengeye” dönüş genellikle en az 2–3 yıl sürer.</p>
<p>Bu aşamada enflasyon tek haneye iner. Büyüme daha dengeli ve verimlilik odaklı hale gelir. Mali açıklar sürdürülebilir seviyelere geriler. İşsizlik yeniden düşüş eğilimine girer.</p>
<p>Ancak biz programın üçüncü yılına gelmiş olmamıza rağmen hala bu noktaya ulaşamadık.</p>
<p><strong>Mazeret listesi</strong></p>
<p>Gerçekçi olmak gerekirse Türkiye ölçeğindeki bir ekonomide enflasyonun makul seviyelere inmesi 1,5 ila 3 yıl alır. Güvenin yeniden tesis edilmesi ve risk priminin kalıcı biçimde düşmesi genellikle 1-2 yılda gerçekleşir. Tam makroekonomik denge ve sürdürülebilir büyüme ise çoğu zaman 3 yılın da ötesine uzanabilir.</p>
<p>Bugün geldiğimiz noktada bazı önemli kazanımlar olduğu açık. Net rezervlerde toparlanma yaşandı, CDS risk primi nispeten düştü, rating yükseldi, cari açık geriledi, kur şokları görece kontrol altına alındı ve ekonomi politikası daha ortodoks bir çerçeveye oturdu.</p>
<p>Ancak bütün bunlara rağmen hala istediğimiz noktaya ulaşabilmiş değiliz. Özellikle en kritik hedef olan enflasyonda arzu edilen hızda bir düşüş sağlanamadı.</p>
<p>Bunun birçok nedeni var. Kamu harcamaları, deprem kaynaklı mali yükler, KKM’nin maliyeti, vergi artışları, başlangıçta para politikasının yeterince sıkı olmaması, maliye politikasının bu sürece yeterince eşlik edememesi, iç talebin uzun süre canlı kalması, kredilerin olması gereken ölçüde daralmaması ve yerel seçim öncesindeki yüksek ücret artışları bunlardan sadece bazıları. Son olarak İran kaynaklı jeopolitik şok da bu mazeret listesine eklendi.</p>
<p><strong>Peki, farklı olabilir miydi?</strong></p>
<p>Sonuçta ortaya tam anlamıyla bir şok terapi programı değil, kontrollü geçiş modeli çıktı. Bu bilinçli bir tercih miydi, yoksa ekonomi yönetimi üzerindeki siyasi baskının doğal bir sonucu muydu, bunu bilmiyorum. Ancak bu yaklaşım enflasyonun düşüş hızını sınırladı ve aradan üç yıl geçmiş olmasına rağmen Türkiye’yi hala yüzde 32’nin üzerindeki bir enflasyon oranıyla dünyanın en yüksek enflasyona sahip ilk beş ülkesi arasından çıkaramadı.</p>
<p>Farklı bir program tasarımı ve daha kararlı bir uygulamayla bugün çok daha düşük enflasyona, daha makul faiz oranlarına ve en az bugünkü hızda büyüyen bir ekonomiye sahip olabilirdik.</p>
<p><strong>Daha önce başarmıştık</strong></p>
<p>Türkiye aslında bunu daha önce başardı.</p>
<p>2001 yılında uygulamaya konulan “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı” yakın tarihimizin en kapsamlı ve en sert istikrar programlarından biriydi. Bu yazıda çizmeye çalıştığım “önce güven ve dengelenme, ardından dezenflasyon ve sonrasında normalleşme” çerçevesine büyük ölçüde oturan bir programdı. Hatta Türkiye’de bu üç aşamanın en net yaşandığı örneklerden biri olduğunu söyleyebilirim.</p>
<p>Bu nedenle o dönemi ve programın uygulanış biçimini yeniden hatırlamakta fayda var. Elbette o zamanki küresel ve yerel koşullar aynı değildi. Yaklaşık çeyrek asır önce ne yapıldı, hangi adımlar atıldı ve bugün farklı ne yapılabilirdi sorularına yeniden bakmak gerekiyor.</p>
<p>2001 programının analizini ve değerlendirmesini ise perşembe gününe bırakalım…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uc-yil-gecti-hala-makule-donemedik-79102</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üç yıl geçti, hala makule dönemedik ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/garantisi-var-mi-79101</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Garantisi var mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sanayi üretimi son dört çeyrekte neredeyse yerinde sayarken, çeyreklik artışlar yıllıklandırıldığında yüzde 1’i dahi bulmuyor. Aynı dönemde temel enflasyon yüzde 7’ler seviyesinde inatçı seyrini koruyor.</strong></p>
<p>Dün Mart ayı sanayi üretim gelişmelerini öğrendik. Hem bir yıl hem de bir çeyrek öncesine kıyasla üretim azalmış. Her zamanki gibi aylık ortalamalara takılmadan üç aylık gelişmelere bakıyorum. 2024’ün son çeyreğinden bu yana bir dönem öncesine kıyasla sanayi üretiminin ne oranda değiştiği grafikte gösteriliyor (sağ eksen).</p>
<p>Son dört çeyrekte durum sevimli değil. En yüksek artış sadece yüzde 0,3 -ki her çeyrek üretim bu kadar artsa yıllık yüzde 1,2 büyüme anlamına gelir. En düşüğü ise eksi yüzde 0,7; bunun yıllığı dikkate alınırsa, bu da yüzde 2,8 küçülmeyi ima ediyor. Son iki çeyrekte ise yatay bir seyir gözleniyor. Bu iki çeyreğin ortalama artış oranının yıllıklandırılmış değeri ise sadece yüzde 0,4.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a02ae60f0641-1778560608.png" alt="" width="613" height="336" />Kısacası sanayi tarafında değişen bir şey yok; olumsuz durum devam ediyor. Bu sevimsiz tabloyu daha da sevimsizleştiren olgu ise elbetteki enflasyonun inatçı seyri. Aynı grafikte hem tüketici fiyatlarının hem de B temel enflasyonunun hareketleri de yer alıyor. Yine değişim oranları bir çeyrek öncesine göre. Temel enflasyon göstergesi ile ölçülen çeyrek dönemlik enflasyon yüzde 6,3 ile yüzde 7,8 aralığında kalmış (sol eksen). Farklı bir ifadeyle, yüzde 7,1’lik bir ortalamaya karşın, 1,5 puanlık bir oynama söz konusu. Açık ki inatçı bir enflasyon ile karşı karşıyayız.</p>
<p>2026 GSYH büyümesi sanayi büyümesi kadar düşük olmayacak. Zira inşaat üretim artışı yüksek; temel nedeni deprem bölgesindeki inşaat faaliyeti. GSYH’nin en büyük alt kalemi olan hizmet sektöründeki gelişmeler de sanayi sektöründeki gibi. İlk beş ayda hava koşullarının tarımsal üretim açısından olumlu geçtiği uzmanlarca belirtiliyor. Bu veriler ışığında, yüzde 3’ün biraz üzerinde bir GSYH artışı makul görünüyor. Elbette, ABD-İsrail-İran savaşı yeniden kızışmazsa.</p>
<p>Bu durumun ortaya çıkmasının temel nedeni belli. Uygulanan ekonomi programı eksik bir program. Ne Eylül 2021’de başlayan garip para politikasına tekrar yönelinmeyeceğinin ve bu amaçla Merkez Bankası yönetiminde değişiklikler yapılmayacağının garantisi var ne de seçim ekonomisine kısa sürede geçilmeyeceğinin. Bunların garantisi mi olur derseniz, yanıtım “elbette olur” şeklinde. Bu tür uygulamalar, iyi tasarlanmış yasalarla önlenir. Bu tür bir yasal değişikliğe gidileceğini ise hiç kimse beklemiyor sanıyorum. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/garantisi-var-mi-79101</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Garantisi var mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turk-mucizesini-gerceklestirelim-79100</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türk mucizesini gerçekleştirelim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Düzce Belediye Başkanı Dr. Faruk Özlü, kentin bahtını değiştirecek adımlar atıyor. İstanbul ile Ankara arasında geçit olmaktan çıkarıp, bölgenin yeni zenginlik, cazibe merkezi haline getiriyor.</strong></p>
<p><strong>İştirak Şehircilik</strong> tarafından <strong>Düzce Merkez Akınlar</strong> mevkiinde gerçekleştirilen <strong>D Şehir Projesi</strong> sunumu için <strong>Mandarin Otel</strong>’deyiz. Kürsüde <strong>Dr. Faruk Özlü</strong> var. Düzce’yi <strong>gelip geçilen bir yer</strong> olmaktan çıkarıp <strong>kendi mucizesini gerçekleştirmeye</strong> çalışıyor; “<strong>Türkiye kendi mucizesini yaratmak zorunda</strong>.”</p>
<p>“<em>Yıllarca Alman, Kore, Çin mucizesini alkışladık durduk. Çok rica ediyorum; bizim de bir mucizemiz olsun. Yeterince çalışır ve stratejik davranırsak neden olmasın?”</em> <strong>Dr. Özlü</strong>’ye katılıyorum. <strong>Kendi hazinesinin dilencisi olmaktan çıkıp</strong> ele güne öykünmeyle yetinmeyen <strong>vizyonerlerle</strong> bu başarılabilir.</p>
<p><strong>TANRI SİZE NE VERDİYSE ONU YAPIN</strong></p>
<p>Bu vizyonlerlerden biri de <strong>İştirak Şehircilik</strong>’in Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Veysel Demir</strong>… Özlü; “<em>ona gel Düzce’ye yatırım yap demedik, gelişimi gördü ve kendisi geldi</em>.” Nitekim <strong>Hilton</strong>, <strong>Sheraton</strong>, <strong>Radisson</strong>, <strong>Ramada</strong>, <strong>Dedeman</strong>, <strong>Elite World</strong> gibi 5 yıldızlı oteller kentin yarın enerjisini görüp yatırıma gelmişler.</p>
<p>“<strong>Tanrı size ne verdiyse onu yapın</strong>” der bir İngiliz atasözü… <strong>Dr. Özlü</strong> bunu hatırlatarak diyor ki; “<em>ahşabımız var, doğamız var, yaylamız ve şimdi Batı Karadeniz’in en büyük AVM’si var</em>.” Düzce’yi <strong>yatay büyüyen bir kent</strong> haline getirmek için projeler ile <strong>kentin yarını</strong>, <strong>kendi mucizesi</strong> peşinde…</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Türkiye mucizesine dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Bunun için kimler, ne yapmalı?</em></strong></p>
<p><strong>Bahtına talip olduğumuz</strong> ülkeler, <strong>nitelikli gayret</strong>, üretken süreçler, <strong>verimli kamu</strong>, değerli bilim, <strong>aynı ufka bakan </strong>bireylerden oluşuyor. <strong>Zeki </strong>ve<strong> yetenekli</strong> insanlarımızı yüceltmeli, <strong>vasatlıktan</strong> çıkmalıyız.</p>
<p><strong><em>Konfor tuzağından çıkabilir miyiz?</em></strong></p>
<p>Mevcut <strong>iş</strong>, <strong>ilişki</strong>, <strong>iletişim</strong> süreçlerimizi <strong>yeniden tanımlamalı</strong> ve <strong>bilgi süreçleri</strong> oluşturmalıyız. Ancak bu sayede <strong>bedavacılıktan</strong>, kolaycılıktan ve <strong>niteliksizden</strong> kurtulabiliriz. <strong>Zira konfor </strong>kesinlikle<strong> çürütür</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>40’INDA ÖLÜP 80’İNDE GÖMÜLENLERLE TÜRK MUCİZESİ GERÇEKLEŞMEZ</strong></p>
<p><strong>Faruk Özlü</strong>, tam bir proje insanı… Başkanı olduğu Düzce Belediyesi’ni de <strong>Sanayi Bakanlığı’ndaki gibi</strong>, uzun soluklu ve <strong>dönüştürücü projelerle</strong> yönetiyor. EYT’ye şiddetle karşı: “<strong>17 milyon emeklisine karşılık 33 milyon çalışanıyla Türk mucizesi gerçekleşemez</strong>.” Sahi <strong>insan 40’ında emekli olmamalı</strong>…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>MUCİZE LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Türk Mucizesi</strong>: Yarım asırdır 17’nci büyük ekonomiyiz ve ilk 10’a girecek eylemlere odaklanmalıyız</p>
<p><strong>Çin mucizesi</strong>: Yüzyıl önce kürenin zavallısı ülke bugün teknolojiden şehirciliğe dek parıldıyor</p>
<p><strong>Alman mucizesi</strong>: İkinci Dünya Savaşı’nda yere bir edilen ülke, yarım asır içinde parlayıvermişti</p>
<p><strong>Kore mucizesi</strong>: Asya Kaplanı Kore ile aynı zamanda yola çıktık, o kalkındı biz yaya kaldık</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turk-mucizesini-gerceklestirelim-79100</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk mucizesini gerçekleştirelim ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-79098</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Trump-Şi zirvesi piyasayı nasıl etkileyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Trump-Şi Zirvesi Piyasayı Nasıl Etkileyecek?| Ekonomi Masası | 12 Mayıs" src="https://www.youtube.com/embed/ytuMEVfPLpQ" width="700" height="570" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-79098</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/7/1280x720/seref-oguz-berfin-1773294621.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tasarruf-eden-itinayla-cezalandirilir-79099</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tasarruf eden itinayla cezalandırılır!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çoğu anne baba çocuklarını erken yaşta tasarrufa yönlendirmeye çalışır. <strong>“Bir köşeye üç kuruş koymaya bak”</strong> diye teşvik eder. Bunun bir alışkanlığa dönüşmesi istenir. Gerçi çocuklar günümüzde tasarruf edecek harçlığı alabilmek şöyle dursun, günlük sıradan harcamalarını karşılayabilecek kadar bile harçlık sahibi olamıyor ama yine de bu istek dile getirilir.</p>
<p>Devlet de vatandaşın tasarruf etmesini bekler, daha da ötesi ülke olarak buna ihtiyaç duyulur.</p>
<p>İyi güzel de, bir anne baba nasıl ki tasarruf eden çocuğunu cezalandırmazsa, devlet de herhalde tasarruf edebilen vatandaşını cezalandırmamalıdır, değil mi…</p>
<p>Ama ya aksi oluyorsa… Ya vatandaş tasarruf ettikçe devletin adeta hışmına uğruyor ve ekonomik yönden kayba uğruyorsa…</p>
<p><strong>“Olur mu öyle şey”</strong> demeyin, zaten bu görüşü ben dile getirmiyorum, devletin resmi verileri söylüyor.</p>
<p>Devlet, tasarruf eden vatandaşını ekonomik yönden göz göre göre hırpalıyor, göz göre göre cezalandırıyor.</p>
<h2>İşte oranlar…</h2>
<p>Veriler Türkiye İstatistik Kurumu’na ait… TÜİK her ay finansal yatırım araçlarının reel getiri oranlarını açıklıyor. Son açıklama da nisan ayı için yapıldı. Nisan ayına ve yıllık döneme ilişkin verileri TÜİK’ten aynen aldım, açıklamada yer almayan ocak-nisan döneminin gerçekleşmesini de TÜİK verilerinden yola çıkarak ben hesapladım.</p>
<p>TÜFE’den arındırılmış reel getiri oranlarını aktaracağım. Hemen söyleyeyim, reel getiri neredeyse hiç yok.</p>
<p>Kaldı ki TÜFE’nin gerçek enflasyonu ne kadar yansıttığı tartışması da ortada ve o tartışmaya hiç girmiyorum bile. Açıklanan TÜFE’nin fiyat artışlarını tam olarak yansıttığını varsayıyorum.</p>
<p>Nisan ayında yalnızca BİST reel getiri sağlamış. Diğer yatırım araçlarının reel getirisi kan kırmızı, hepsi negatif.</p>
<p>İlk dört ayda durum yine değişmemiş; reel getiri yalnızca borsada.</p>
<p>Son bir yılın reel getiri grafiği biraz farklı. Son dönemdeki büyük reel kayba rağmen ilk sırada külçe altın bulunuyor. Borsa ikinci sırada, devlet iç borçlanma senedi sahipleri de enflasyonun üstünde reel getiri elde etmiş.</p>
<h2>Mevduat sahibi hep zararda</h2>
<p>Tasarruf etmek özünde ülke ekonomisi için yararlı olmaya yararlı da, Türkiye’de ekonomiye hiçbir katkısı olmayan, hatta tam tersine zararı dokunan tasarrufların ön plana çıktığı da göz ardı edilmemeli.</p>
<p>Vatandaş altın alıyor, döviz alıyor. Bunun için vatandaşı suçlamak elbette söz konusu değil, öncelikle vatandaş tercihini niye bu araçlardan yana kullanıyor diye bakmak gerekir. Ama sonuç değişmiyor; bu alanlara yapılan yatırımlar ülke ekonomisine hiçbir katkı sağlamıyor.</p>
<p>Hatta borsaya dönük yatırımlar da kağıt üstünde yazan teorik katkıyı vermekten uzak kalıyor.</p>
<p>Ülke ekonomisine katkıda bulunacak başlıca tasarruf araçları olarak geriye mevduat ve Hazine’nin borçlanmasına destek olan iç borçlanma senetleri kalıyor. Peki bunlarda reel getiri var mı? Son bir yılda DİBS’te oluşan yüzde 6,28’lik getiriyi hariç tutarsak vatandaş zarardan kurtulamamış. Üstelik mevduatın getirisi olarak brüt orandan söz ediyoruz. Bu faizden bir de stopaj düşülecek ve reel kayıp daha da büyüyecek.</p>
<p>Şu durumda mevduat faizlerinin yüksekliğinden ve bunun kredi faizlerini etkilemek suretiyle ekonomiye zarar verdiğinden söz etmek ne kadar doğru?</p>
<p>Elbette mevduat faizinin düzeyi kredi faizini etkiliyor ve yukarı itiyor ama bu durum tasarrufunu mevduat olarak tutanların suçu olabilir mi?</p>
<p>Hatta bu reel kayba rağmen sistemde bu kadar mevduat tutulması bile iyi. Reel olarak yıllardır kayba uğrayan ve anaparası azalan mevduat sahibinin başka alanlara kayması beklenir ama vatandaş da çaresiz, nereye gitsin!</p>
<h2>Sorun belli, belli de…</h2>
<p>Temel sorun ne mevduat faizinin yüksekliği, ne kredi faizinin bundan kaynaklı olarak yüksek seyretmesi, ne de tüm bunların sonucu olarak ekonomide yaşanan sıkıntı.</p>
<p>Temel sorun yıllardır bir türlü üstesinden gelinemeyen, gelinmeyen, gelinmesi yönünde gerçekçi adımlar atılmayan enflasyon.</p>
<p>Türkiye bu beladan kurtulamadığı sürece iş alemi de rahat edemez, esnaf da, yalnızca aldığı maaşla geçinmeye çalışan işçi de, memur da, emekli de…</p>
<p>Sorun belli, çözüm de belli ama o sorunu çözecek irade bir türlü sergilenemiyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a02ace0ccf90-1778560224.png" alt="" width="831" height="311" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tasarruf-eden-itinayla-cezalandirilir-79099</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/0/1280x720/lira-para-tl-1766502481.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tasarruf eden itinayla cezalandırılır! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ataturkun-istedigi-hatay-enginarini-odagimiza-aldik-79097</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 07:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Atatürk’ün istediği Hatay enginarını odağımıza aldık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p data-start="0" data-end="143"><strong>6 ŞUBAT</strong> 2023 Pazarcık ve Elbistan (Kahramanmaraş) depremlerinden iki hafta sonra Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı’yı aradım:</p>
<p data-start="145" data-end="413"><strong data-start="145" data-end="413">- 6 Şubat 2023 sabaha karşı 7.7’lik Pazarcık depreminin hemen ardından İskenderun’a gittiniz. Ekibinizin arama-kurtarma çalışmaları dahil her türlü destek için çaba harcadınız. Hatay’a tarifeli sefer yapılamıyor. Yakın dönemde giderseniz size eşlik edebilir miyiz?</strong></p>
<p data-start="415" data-end="458">Fuat Tosyalı, birkaç gün sonra yanıt verdi:</p>
<p data-start="460" data-end="530"><strong data-start="460" data-end="530">- 1 Mart 2023 günü Hatay’a gidiyorum. Uygunsanız birlikte gidelim.</strong></p>
<p data-start="532" data-end="834"><strong>Hakan Güldağ, Şeref Oğuz</strong> ve <strong>Mete Belovacıklı</strong> ile birlikte Hatay yolculuğunda <strong>Fuat Tosyalı’</strong>ya katıldık. Fuat Tosyalı’nın o günkü konukları arasında Varlık Fonu Genel Müdürü<strong> Arda Ermut</strong>, Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı <strong>Ahmet Burak Dağlıoğlu</strong> ve Osmaniye OSB Başkan Yardımcısı <strong>Şerif Tosyalı</strong> da vardı.</p>
<p data-start="836" data-end="1038">Hatay’a varınca Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Hikmet Çinçin</strong>’i aradım. Amacımız<strong> Çinçin</strong>’le Hatay’daki durumu konuşmak, yaşadıklarını dinlemekti. <strong>Çinçin</strong>, bulunduğu yerin konumunu gönderdi:</p>
<div class="flex max-w-full flex-col gap-4 grow">
<div class="min-h-8 text-message relative flex w-full flex-col items-end gap-2 text-start break-words whitespace-normal outline-none keyboard-focused:focus-ring [.text-message+&amp;]:mt-1" dir="auto" tabindex="0" data-message-author-role="assistant" data-message-id="1777a887-562d-467b-ba6e-4092a1ef326a" data-message-model-slug="gpt-5-5" data-turn-start-message="true">
<div class="flex w-full flex-col gap-1 empty:hidden">
<div class="markdown prose dark:prose-invert wrap-break-word w-full light markdown-new-styling">
<p data-start="1040" data-end="1050"><strong>· Teofarm…</strong></p>
<p data-start="1052" data-end="1304">Çinçin, o sıkıntılı günlerde Elif Ovalı’nın kardeşi Adnan Murat Teoman’la birlikte kurup yönettiği “Teofarm” adlı havalimanı yakınlarındaki çiftliği çalışma mekanı olarak belirlemişti. Çinçin’le o günkü sohbetimize Elif Ovalı ve Osman Ovalı da katıldı.</p>
<p data-start="1306" data-end="1479">Elif ve Osman Ovalı’yı, Teofarm’ı deprem felaketi döneminde tanıdık. Hikmet Çinçin’le orada buluşma vesilesiyle Teofarm’la ilgili başarılı adımlarını dinleme fırsatı bulduk.</p>
<p data-start="1481" data-end="1657">Geçen hafta “<strong>Hatay Erol Bilecik Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi</strong>”nin “<strong>Semiha &amp; Abbuş Bilecik Atölyeler Binası</strong>”nın açılış töreninde <strong>Elif Ovalı</strong> ile karşılaştık. Ön bilgiyi verdi:</p>
<p data-start="1659" data-end="1738"><strong data-start="1659" data-end="1738">- Hatay Enginarı ile ilgili çalışmalarımız var. Onları size anlatmam lazım.</strong></p>
<p data-start="1740" data-end="1784"><strong>Elif Ovalı</strong>’dan bilgi notu istedim, gönderdi:</p>
<p data-start="1786" data-end="1934"><strong data-start="1786" data-end="1934">- Size Antakya’da, toprağın altındaki saklı potansiyelin, Amik Ovası’ndaki bir genetik mirasın hikayesini, Hatay Enginarı’nı anlatmak istiyorum.</strong></p>
<p data-start="1936" data-end="1997">Akademisyen kimliğini toprakla birleştirdiğinin altını çizdi:</p>
<p data-start="1999" data-end="2211"><strong data-start="1999" data-end="2211">- “</strong>Teofarm Antakya<strong data-start="1999" data-end="2211">”da geleneksel tarımı modern bir vizyonla sürdürmeye çalışıyoruz. Hatay aslında sadece bir afet bölgesi değil, aslında Türkiye tarım ekonomisi için stratejik bir “</strong>yeşil hazine<strong data-start="1999" data-end="2211">” barındırıyor.</strong></p>
<p data-start="2213" data-end="2256">Hatay’ın anavatana katılma sürecine uzandı:</p>
<p data-start="2258" data-end="2495"><strong data-start="2258" data-end="2495">- Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bölge tarımı üzerine özel bir ilgisi vardı. Hatay Enginarı, Ulu Önder’in hastalığında istenilen ama maalesef o dönemdeki mesafeleri aşma zorluğu ve zaman darlığından ötürü yetiştirilemeyen bir talepti.</strong></p>
<p data-start="2497" data-end="2583">Teofarm olarak Atatürk’ün o dönemdeki isteğini sorumluluk kabul ettiklerini vurguladı:</p>
<p data-start="2585" data-end="2784"><strong data-start="2585" data-end="2784">- Tıpkı bu toprakların hafızası olarak “</strong>Karakılçık Buğdayı<strong data-start="2585" data-end="2784">”na sahip çıktığımız gibi, “</strong>Hatay Enginar<strong data-start="2585" data-end="2784">ı”nı da odağımıza alarak bu toprakların mirasını bütünsel bir yaklaşımla yaşatmayı hedefliyoruz.</strong></p>
<p data-start="2786" data-end="2901">6 Şubat 2023 depremleri sonrası Hatay’da hayatı ve üretimi yeniden kurmanın en büyük öncelikleri olduğunu kaydetti:</p>
<p data-start="2903" data-end="3083"><strong data-start="2903" data-end="3083">- Teofarm bünyesinde sadece hammadde yetiştirmiyoruz. “Karakılçık”tan enginara kadar tüm yerel değerlerimizi kadın emeğiyle işleyerek katma değerli son ürünlere dönüştürüyoruz.</strong></p>
<p data-start="3085" data-end="3110">Şu mesajla noktayı koydu:</p>
<p data-start="3112" data-end="3206"><strong data-start="3112" data-end="3206">- Amacımız, yerel ekonomiyi bu nitelikli ürünler üzerinden markalaşarak tekrar inşa etmek…</strong></p>
<p data-start="3208" data-end="3309">Hatay’a 1 Mart 2023 sonrasındaki gidişlerimde Teofarm’a uğradığımda enginar ekili alanları görmüştüm…</p>
<p data-start="3311" data-end="3462" data-is-last-node="" data-is-only-node="">“<strong>Karakılçık Buğdayı</strong>”na sahip çıkma konusunda başarıya ulaşan <strong>Elif Ovalı</strong> ve Teofarm’ın “<strong>Hatay Enginarı</strong>”nda da başarı oranının yüksek olduğu anlaşılıyor…</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
<h2 class="z-0 flex min-h-[46px] justify-start"><span style="color: #e03e2d;">42 yılda 18 vali ile çalıştım</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a02abb5d4b45-1778559925.png" alt="" width="700" height="220" /></span><strong>MALATYA</strong> Valiliği Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü İbrahim Halil Kılıç’tan bir davet mektubu geldi. Kılıç, mektuba şu cümleyle girdi:</p>
<div class="z-0 flex min-h-[46px] justify-start">
<p data-start="134" data-end="231"><strong data-start="134" data-end="231">- 1984 yılında Malatya Valiliğinde başlayan, yoğun emek ve onur dolu görevimin sonuna geldim.</strong></p>
<p data-start="134" data-end="231">42 yıllık çalışma dönemiyle ilgili şu dökümü ortaya koydu: </p>
<p data-start="293" data-end="445"><strong data-start="293" data-end="445">- 42 yılda 18 Sayın Valimle (Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar görev yapan Sayın Valilerimin yüzde 40’ı) çalışmanın onur ve gururunu taşıyorum.</strong></p>
<p data-start="447" data-end="489">Valilikteki diğer görevlerine işaret etti:</p>
<p data-start="491" data-end="755"><strong data-start="491" data-end="755">- 39 yıl aralıksız İl Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğünde yürüttüğüm görevimin haricinde, 15 Temmuz 2016’dan itibaren 7 yıl İl Sosyal Etüt ve Proje Müdürlüğü, GAMER Müdürlüğü ve Kayısı Araştırma Geliştirme Vakfı Genel Sekreterlik görevini birlikte yürüttüm.</strong></p>
<p data-start="757" data-end="813">2 dönem Malatyaspor yönetiminde görev aldığını belirtti:</p>
<p data-start="815" data-end="926"><strong data-start="815" data-end="926">- 22 yıl Malatya Eğitim Vakfı (MEV) ilimiz şubesinde, 25 yılı aşkın Malatya Musiki Cemiyetinde görev aldım.</strong></p>
<p data-start="928" data-end="984">Görev yaptığı diğer sivil toplum kuruluşlarını sıraladı:</p>
<p data-start="986" data-end="1227"><strong data-start="986" data-end="1227">- Ayrıca, Malatya’da Malatyalıları Koruma Derneği, Ortak Değer Malatya, Malatya Gastronomi ve Turizm Derneği’nin kuruluşu ve yönetiminde yer aldım. Halen Malatya Araştırmaları Derneği, Malatya Verem Savaş Derneği yönetiminde bulunuyorum.</strong></p>
<p data-start="1229" data-end="1301">Malatya’daki basın meslek örgütlerinin üyesi olduğunu kaydedip sürdürdü:</p>
<p data-start="1303" data-end="1459"><strong data-start="1303" data-end="1459">- Almanya, Belçika, Azerbaycan’da ve ülkemizde 10’dan fazla şehirde ilimizin zengin gastronomisi ve kayısımızın tanıtımı için faaliyetlere katkı sundum.</strong></p>
<p data-start="1461" data-end="1493">Yazdığı kitaplar üzerinde durdu:</p>
<p data-start="1495" data-end="1605"><strong data-start="1495" data-end="1605">- Malatya yemek kültürünün kayıtlara geçmesini sağlayan 3 adet eserin yazarı olarak yayınına katkı sundum.</strong></p>
<p data-start="1607" data-end="1655">18 Mayıs 2026’da göreve veda edeceğini bildirdi:</p>
<p data-start="1657" data-end="1831"><strong data-start="1657" data-end="1831">- Bu tarihten sonra MAGTAD (Malatya Gastronomi Turizm Tanıtım Derneği) ile ilimizin ve zengin gastronomisinin tanıtımına daha fazla zaman ayırarak hizmete devam edeceğim.</strong></p>
<p data-start="1833" data-end="1881" data-is-last-node="" data-is-only-node="">Emeklerine, yüreğine sağlık <strong>İbrahim Halil Kılıç</strong>…</p>
<h2 data-start="1833" data-end="1881"><span style="color: #e03e2d;">Lifsiz olduğu için ağızda dağılıyor</span></h2>
<p data-start="1833" data-end="1881" data-is-last-node="" data-is-only-node=""><strong>TEOFARM</strong>’ın Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Elif Ovalı</strong>, “<strong>Hatay Enginarı</strong>”nın standart türlerden çok daha farklı bir genetik koda ve ticari avantaja sahip olduğunu belirtip, özelliklerini şöyle anlattı:</p>
<div class="" data-turn-id-container="48e8ef9b-2a13-42eb-a8bd-c68dcfce9dbe" data-is-intersecting="true">
<div class="relative w-full overflow-visible">
<section class="text-token-text-primary w-full focus:outline-none [--shadow-height:45px] has-data-writing-block:pointer-events-none has-data-writing-block:-mt-(--shadow-height) has-data-writing-block:pt-(--shadow-height) [&amp;:has([data-writing-block])&gt;*]:pointer-events-auto R6Vx5W_threadScrollVars scroll-mb-[calc(var(--scroll-root-safe-area-inset-bottom,0px)+var(--thread-response-height))] scroll-mt-(--header-height)" dir="auto" data-turn-id="48e8ef9b-2a13-42eb-a8bd-c68dcfce9dbe" data-turn-id-container="48e8ef9b-2a13-42eb-a8bd-c68dcfce9dbe" data-testid="conversation-turn-11" data-scroll-anchor="false" data-turn="user"></section>
<div class="contents"><strong data-start="0" data-end="32">▶ Doğal Erkencilik Avantajı:</strong> İklim ve toprak yapımız sayesinde ilk enginar hasadını Hatay’da yapıyoruz. Bu erkencilik, hem iç pazar dengesinde hem de dış ticarette üreticiye çok ciddi bir rekabet gücü sağlıyor.</div>
</div>
</div>
<div class="" data-turn-id-container="request-WEB:c037b1d1-c25c-4129-9c32-48da86926cac-5" data-is-intersecting="true">
<div class="relative w-full overflow-visible">
<section class="text-token-text-primary w-full focus:outline-none [--shadow-height:45px] has-data-writing-block:pointer-events-none has-data-writing-block:-mt-(--shadow-height) has-data-writing-block:pt-(--shadow-height) [&amp;:has([data-writing-block])&gt;*]:pointer-events-auto R6Vx5W_threadScrollVars scroll-mb-[calc(var(--scroll-root-safe-area-inset-bottom,0px)+var(--thread-response-height))] scroll-mt-[calc(var(--header-height)+min(200px,max(70px,20svh)))]" dir="auto" data-turn-id="request-WEB:c037b1d1-c25c-4129-9c32-48da86926cac-5" data-turn-id-container="request-WEB:c037b1d1-c25c-4129-9c32-48da86926cac-5" data-testid="conversation-turn-12" data-scroll-anchor="false" data-turn="assistant">
<div class="text-base my-auto mx-auto pb-10 [--thread-content-margin:var(--thread-content-margin-xs,calc(var(--spacing)*4))] @w-sm/main:[--thread-content-margin:var(--thread-content-margin-sm,calc(var(--spacing)*6))] @w-lg/main:[--thread-content-margin:var(--thread-content-margin-lg,calc(var(--spacing)*16))] px-(--thread-content-margin)">
<div class="[--thread-content-max-width:40rem] @w-lg/main:[--thread-content-max-width:48rem] mx-auto max-w-(--thread-content-max-width) flex-1 group/turn-messages focus-visible:outline-hidden relative flex w-full min-w-0 flex-col agent-turn">
<div class="flex max-w-full flex-col gap-4 grow">
<div class="min-h-8 text-message relative flex w-full flex-col items-end gap-2 text-start break-words whitespace-normal outline-none keyboard-focused:focus-ring [.text-message+&amp;]:mt-1" dir="auto" tabindex="0" data-message-author-role="assistant" data-message-id="a5348179-a2dc-4569-a1ee-3377608672bf" data-message-model-slug="gpt-5-5" data-turn-start-message="true">
<div class="flex w-full flex-col gap-1 empty:hidden">
<div class="markdown prose dark:prose-invert wrap-break-word w-full light markdown-new-styling">
<p data-start="216" data-end="436"><strong data-start="216" data-end="249">▶ Ağızda Dağılan Lifsiz Yapı:</strong> “Hatay Enginarı”nın en karakteristik özelliği, dokusundaki yumuşaklıktır. Lifsiz ve tereyağı kıvamındaki dokusu, onu yüksek gastronomi mutfakları için vazgeçilmez bir ürüne dönüştürüyor.</p>
<p data-start="438" data-end="653" data-is-last-node="" data-is-only-node=""><strong data-start="438" data-end="467">▶ Sıfır Atık Potansiyeli:</strong> Gövde ve sap kısmının tamamen tüketilebilir olması, hem sanayi tipi işlemede hem de mutfak maliyetlerinde verimliliği maksimize ediyor. Ürünün her parçasının ekonomik bir karşılığı var.</p>
<h2 data-start="438" data-end="653"><span style="color: #e03e2d;">120 dekar alana ekim yaptık, enginar soyma ve konserve tesisi kurduk</span></h2>
<p data-start="0" data-end="148"><strong>TEOFARM</strong> Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Elif Ovalı’</strong>ya Hatay’daki enginar üretim miktarını sordum, İl Tarım ve Orman Müdürlüğü 2024 yılı verilerinden aktardı:</p>
<p data-start="150" data-end="204"><strong>· Hatay’da 2024 yılında 80 dekar alana enginar ekildi.</strong></p>
<p data-start="206" data-end="252"><strong>· Dekar başına 1150 kilogram ürün elde edildi.</strong></p>
<p data-start="254" data-end="282"><strong>· Toplam üretim 92 ton oldu.</strong></p>
<p data-start="284" data-end="379">2025-2026 sezonu için sadece kendi arazilerinde 120 dekara enginar ekimi yaptıklarını bildirdi:</p>
<p data-start="381" data-end="593"><strong data-start="381" data-end="593">- Şu anda enginar, Hatay için yeniden canlanan bir ürün. Biz bir enginar soyma ve konserve tesisi kurduk. Böylece bu değerli sebzeyi ekonomiye katmaya çalışıyoruz. Bölgede bir kümelenme yaratmayı amaçlıyoruz.</strong></p>
<p data-start="595" data-end="690">6 Şubat depremleri sonrasında tarım alanlarında da ciddi hasar meydana geldiğinin altını çizdi:</p>
<p data-start="692" data-end="913" data-is-last-node="" data-is-only-node=""><strong data-start="692" data-end="913" data-is-last-node="">- Bu süreçte çiftçilerimize ve üreticilerimize destek olmak için çeşitli projeler başlattık. Bu faaliyetlerimizi sosyal bir marka ile sürdürmek amacıyla HASAT’ı (Hatay Tarım Sanat Tasarım Girişimcilik Merkezi) kurduk.</strong></p>
<p data-start="692" data-end="913" data-is-last-node="" data-is-only-node=""> </p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</section>
</div>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ataturkun-istedigi-hatay-enginarini-odagimiza-aldik-79097</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/7/1280x720/745-1778559859.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Atatürk’ün istediği Hatay enginarını odağımıza aldık ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tutarli-hizalama-ve-guvenilirlik-masada-79096</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 07:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tutarlı hizalama ve güvenilirlik masada</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Merkez Bankası yılın ikinci enflasyon raporunu perşembe günü açıklayacak. Enflasyon tahminini ara hedef yüzde 16 ve yüzde 15-21 tahmin aralığının yüzde 30’a daha yakınlaşması beklenirken uzmanlar enflasyon raporunun sadece güncellenmiş tahminlerle ilgili olmayacağını, aynı zamanda güvenilirlik ve iletişimle de ilgili olacağını vurguladı. Uzmanlara göre piyasalar, talep koşulları, enflasyon beklentileri ve ileriye dönük politika yolu etrafındaki anlatıyı yakından izleyecek, tahminlerde herhangi bir yukarı yönlü revizyon, bir politika başarısızlığı olarak değil, resmi rehberliği gerçeklikle yeniden hizalama girişimi olarak görülecek.</p>
<p>Merkez Bankası bu yılın ilk enflasyon raporunda ABD ve İsrail’in Orta Doğu’yu karıştıran savaşı öncesinde jeopolitik belirsizliklerin azalmasıyla petrol fiyatlarının zayıf bir görünüm sergilemeye devam edeceğini öngörmüş ve bu görünüm doğrultusunda, ham petrol fiyatlarının 2026 yılında ortalama 60.9 dolar ve 2027 yılında ise ortalama 56 dolar değer alacağını varsaymıştı. Bu doğrultuda 2026 için enflasyonda tahmin aralığını yüzde 15-21 seviyesine çıkarmış ara hedefini yüzde 16’da sabit bırakmıştı. Ancak uzmanlara savaşın getirdiği belirsizlikler ve enflasyon üzerindeki negatif etkileri bu hafta perşembe günü ikinci enflasyon raporu toplantısında ara hedefin ve tahmin aralığının güncellenmesi zorunluluğunu doğurdu.</p>
<h2>Başkan'dan kararlı duruş mesajı</h2>
<p>Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan da geçen hafta katıldığı bir toplantıda TCMB'nin temel önceliğinin fiyat istikrarını sağlamak olduğuna işaret ederek enerji fiyatlarının cari denge üzerindeki baskıları arttırdığını, son dönemde enflasyonda gözlenen bozulmanın orta vadeli görünümü bozmasına izin vermeyeceklerini söyledi. Karahan, “Enerji kaynaklı etkilerin kısa vadede devam edeceğini düşünüyoruz. Önümüzdeki dönemde para politikası kararlarını alırken bu unsurları dikkatle değerlendireceğiz” diye konuştu. Başkan Karahan’ın verdiği kararlı duruş mesajı uzmanların enflasyon raporunda tahmin güncellemesine yönelik beklentilerini desteklerken yüzde 16 ara hedefin gerçekleşen enflasyonla giderek daha uyumsuz hale geldiği yorumlarını doğurdu.</p>
<p>Uzmanların verdiği bilgiye göre yılın ilk dört ayında yüzde 15’e dayanan enflasyonla birlikte piyasalar mevcut koşulları daha iyi yansıtmak için yukarı yönlü bir revizyon beklentisinde. Jeopolitik gerilimler, yüksek enerji fiyatları ve kötüleşen beklentilerin birleşiminin, resmi projeksiyonların yeniden kalibre edilmesi gerekeceğini vurgulayan uzmanlar, potansiyel olarak piyasa katılımcıları tarafından şu anda tartışılan yüzde 30 aralığına daha yakın bir seviyeye getirilmesi gerektiğini gösteriyor.</p>
<p><strong>Güvenilirlik ve kredibilite</strong></p>
<p>Hem enflasyon tahminini güncellenmesi hem de piyasaya yakınsamanın beklendiği enflasyon raporu toplantısı ve Başkan Karahan’ın vereceği mesajların sadece bir rakam güncellemeden ibaret olmadığına işaret eden uzmanlar toplantının aynı zamanda Merkez Bankası güvenilirliği ve kredibilitesiyle de ilgili olacağına dikkat çekti. Piyasaların, talep koşulları, enflasyon beklentileri ve ileriye dönük politika yolu etrafındaki mesajları yakından izleyeceğini belirten uzmanlar tahminlerde yukarı yönlü revizyonun, bir politika başarısızlığı olarak görülmeyeceğini Merkez Bankası rehberliğinin gerçeklikle yeniden hizalama girişimi olarak görüleceğini vurguladı.</p>
<p>Bu ay Merkez Bankası’nın enflasyon raporu sonrasında bir diğer önemli metni 22 Mayıs’ta yayımlanacak olan finansal istikrar raporu olacak. Uzmanların verdiği bilgiye göre bu rapor bankacılık sektörü, kredi dinamikleri ve sektör riskleri açısından daha derinlemesine bir değerlendirme sunacak.</p>
<p>Uzmanlara göre enflasyon raporu ve finansal istikrar raporu ile Türkiye’nin makro ve finansal durumuna ilişkin kapsamlı bir bakışa sahip olunabilecek ve Merkez Bankası’nın hamlelerinin değerlendirilmesinde kritik öneme sahip olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tutarli-hizalama-ve-guvenilirlik-masada-79096</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/tcmb-merkez-bankasi452117h.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Perşembe günü yılın ikinci enflasyon raporu açıklanıyor. Savaşın etkileri nedeniyle yüzde 16 ara tahmin ve yüzde 15-21 tahmin aralığının yukarı yönlü güncellenmesini bekleyen uzmanlar toplantıda TCMB’nin güvenilirliğinin de takip edileceğini vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ucuz-krediler-atil-kapasite-yaratti-79095</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 07:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Ucuz krediler, atıl kapasite yarattı!&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Başkanı Burhan Özdemir, ekonomi yönetiminin uyguladığı sıkı para politikasına tam destek verirken, sanayicinin asıl meselesinin ‘finansmana erişim’ değil, ‘yanlış planlama ve atıl kapasite’ olduğunu vurguladı. MÜSİAD başkanlığı görevinde 1 yılı geride bırakan Özdemir, MÜSİAD Genel Merkezi’nde EKONOMİ gazetesini ağırlarken, burada ekonomik görünüme ve sanayideki yapısal sorunlara ilişkin kritik açıklamalarda bulundu. Özdemir, sanayicinin en çok dert yandığı finansman maliyetleri ve sıkı para politikası konusunda oldukça net bir duruş sergilerken, geçmişteki düşük faizli kredi döneminin ‘verimlilik’ değil, ‘atıl kapasite’ yarattığı eleştirisinde bulundu.</p>
<p><strong>SIKI PARA POLİTİKASINA DEVAM</strong></p>
<p>Sıkı para politikasına ara verilmemesi gerektiğini söyleyen Özdemir, "Sermayesini servet yapmış bir sanayici kitlesinden bahsediyoruz. Bu yapıdaki sanayicimizin ucuz kredi beklentisine ben katılmıyorum. 2010’lu yılların başındaki o ucuz krediler, belki de Türkiye’yi orta gelir tuzağına sokan bakış açısının temelidir. Para bedavayken, mortgage krizi sonrası oluşan varlık balonu hadisesiyle birlikte dünyadaki tüm merkez bankalarının verdiği o ucuz krediler neticesinde bizim sanayicimiz, bizim tüccarımız çok ucuz maliyetlerle bu paraları borçlandı. Ve ne yapmak istediği noktasında gerek kendisinin fizibilite çalışmaları eksik, gerekse de döneminde devletin yönlendirmesi yeterli olmadığından ötürü herkes kendi kafasına veya inancına göre tesis kurdu. Bugün o tesislerin bir kısmının atıl olduğunu konuşuyoruz. Samimiyetle söylüyorum; gerçek anlamda bir yönlendirme olmadan, devlet eliyle bir mekanizma işletilmeden siz bugün sanayiciye istediği parayı verin, bundan 5-10 sene sonra bambaşka bir atıl kapasite sarmalından bahsederiz. Mesele paranın kemerini gevşetmek ya da birazcık ipini salmak değil; saldığınızda ne olacağının konusu daha önemli" ifadelerini kullandı.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a02a852ad27f-1778559058.jpg" alt="" width="700" height="467" />
<figcaption><strong>MÜSİAD Başkanı Burhan Özdemir, “Kimsenin elinde sihirli değnek yok. Kira fiyatlarını konut arzını artırmadan, gıda fiyatlarını ise tarımsal aksiyonları tamamlamadan sadece Mehmet Şimşek’in para politikasıyla aşağı çekemezsiniz. Bu çoklu bir mücadele gerektiriyor" dedi.</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>PLANLAMAYI DEVLET YAPMALI</strong></p>
<p>Türkiye'nin sanayi altyapısının büyüklüğünün önemine dikkat çeken Özdemir, ancak verimlilik noktasında saha verilerinin iyi bir tablo çizmediğine işaret etti. Bu noktada MÜSİAD olarak kapsamlı bir saha çalışması yaptıklarını ve Türk sanayisinin atıl kapasite raporunu hazırlayacaklarını aktaran Özdemir, şöyle devam etti: "Bugün OSB’lerde yer bulamıyorsunuz, her yer fabrika. Bu muazzam bir başarı. Ancak sahadan aldığımız veriler ciddi bir atıl kapasiteye işaret ediyor. CNC tezgahlarını binlerce Euro’ya Avrupa'dan sipariş edip yolunu gözlediğimiz günlerden, bu tezgahların boşaldığı ve kullanılmadığı bir noktaya geldik. Bu durum sıkı para politikasından veya tek başına maliyet artışlarından kaynaklanmıyor. Asıl sebep, arz-talep dengesi gözetilmeden, keyfi kurulan tesislerden geçiyor. Öyle sektörler var ki yüzde 50 doluluğun altında çalışıyor. Biz MÜSİAD olarak bu yılın sonuna kadar gerçek saha verilerinden oluşan bir ‘Atıl Kapasite Analizi’ raporu çıkartacağız. Bizce Sanayi ve Teknoloji Bakanımız teknoloji alanında yetkin ve güçlü. Bakanlığı'nın bu noktada 'kesici' yetkilerle donatılması lazım. Sayın Bakanımıza bu yetkiler verilirse doğru bir adım olabilir. Birisi herhangi bir ürün üreteceğim dediğinde devlet ona 'Dur, burada kapasite doldu, seni şu grubun alt tedarikçisi yapalım' diyebilmeli. Devlet zoru olmadan bu tedarik zinciri kurgulanamaz. Serbest piyasa, her önüne gelenin kafasına göre iş yapabildiği bir düzen demek değildir."</p>
<p><strong>SANAYİDE ÇALIŞANA POZİTİF AYRIMCILIK</strong></p>
<p>Özdemir, sanayideki en büyük yapısal tehdidin ‘erken sanayisizleşme’ olduğunu ifade ederek, iş gücünün fabrikalardan hizmet sektörüne kayışını durdurmak için pozitif ayrımcılık talep etti. Özdemir, "Diyarbakır’da, Batman'da çok enteresan örnekler var. Üretebilecek potansiyeli var, fiyatla ilgili problemi yok ama çalıştıracak adam yok. İnsanlar kurye olmayı, güvenlik görevlisi olmayı fabrikada çalışmaya tercih ediyor. Sanayide, üretimde çalışan emek-yoğun kesime pozitif ayrımcılık şart. Üretimde çalışanların maaşlarına gelir vergisi istisnası getirilebilir. Ya da çocuk yardımı, kira katkısı gibi destekler üretimde çalışanlar için yeniden düzenlenmeli. Bizzat o tezgahın başındaki çalışan için bu teşvikleri sağlamalıyız. Eğer sanayi çalışanıyla bir restoranda çalışan arasındaki konfor farkını ekonomik teşvikle kapatmazsak, bu sarmaldan kurtulamayız. Mevcut sanayimizi ayakta tutmak için bu adımları atmalıyız" diye konuştu.</p>
<p><strong>KİMSEDE SİHİRLİ DEĞNEK YOK</strong></p>
<p>Özdemir, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek tarafından yürütülen ekonomi programına dair tartışmalara da değindi. Programın içinde bulunulan konjonktürdeki en ideal yol olduğunu savunan Özdemir, "Ben başından bu yana uygulanan politikanın günümüz şartlarındaki en doğru ve en idealistik politika olduğunu düşünüyorum. Kurumumuz içinde fikren ayrışanlar olabilir, bu doğaldır; lakin içinde bulunduğumuz tabloyu doğru okumak lazım. 115 milyar dolarlık bir deprem yüküyle başlamış bir ekonomi yönetiminden bahsediyoruz. Tüm bu yüklere ve jeopolitik dalgalanmalara rağmen paniklemeden, rasyonel bir program uygulanıyor" şeklinde konuştu. Konuşmasında enflasyondaki katılaşmaya dikkat çeken Özdemir, "Ekonomi yönetimi enflasyonu emtiada yüzde 17’lere kadar geri çekebilmeyi başardı. Bunu yadsımamak lazım. Bugün enflasyonun hala yüksek seyretmesinin temel nedeni kira, gıda ve eğitim masraflarındaki katılaşmadır. Özellikle hizmet enflasyonu dışındaki alanlarda emtia fiyatlarının düştüğü bir yönetim söz konusu" dedi. "Kimsenin elinde sihirli değnek yok” diyen Özdemir, “Kira fiyatlarını konut arzını artırmadan, gıda fiyatlarını ise tarımsal aksiyonları tamamlamadan sadece Mehmet Şimşek’in para politikasıyla aşağı çekemezsiniz. Bu çoklu bir mücadele gerektiriyor" değerlendirmelerinde bulundu.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a02a82232a62-1778559010.jpg" alt="" width="700" height="467" />
<figcaption><strong>MÜSİAD Başkanı Burhan Özdemir, derneğin Yeni Bosna’daki merkez binasında EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ’ı ve muhabirimiz Merve Yiğitcan’ı ağırladı.</strong></figcaption>
</figure>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Seçim ekonomisi ile programın delineceğini sanmıyorum</strong></span></p>
<p>MÜSİAD Başkanı Özdemir, olası bir seçim ekonomisine geçiş sürecinin enflasyonla mücadeleye ilişkin etkileri üzerine sorumuza, programı delecek adımların atılmasını beklemediğini söyleyerek cevap verdi. Seçim ekonomisi psikolojisiyle para politikasını delecek veya kazanımları geri götürecek bir adım atılacağını sanmadığını söyleyen Özdemir, “Eğer bir destek olacaksa bu; emekliye, kirada oturana veya üretimde çalışan işçiye yönelik bir koruma kalkanı şeklinde olmalıdır. Sanayiciye ucuz kredi sağlamak için faiz indirmek gibi pragmatik yaklaşımlar beklemiyorum" diye konuştu.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Haziran sonrası kurda gevşeme olabilir</strong></span></p>
<p>Döviz kurunun baskılanmasına ilişkin olarak da Özdemir, bu noktada hükümetin ‘kur artışı yerine vergi indirimi’ stratejisi izlediğini belirtti. İhracatçının rekabetçilik kaybını kurumlar vergisi indirimiyle sübvanse edilmeye çalışıldığını ifade eden Özdemir, şu analizi paylaştı: "İhracatçıya yönelik son programda kurumlar vergisi üretici ihracatçı için yüzde 25’ten yüzde 9’a düşürüldü. Aradaki 11-16 puanlık farkı 100 lira üzerinden hesapladığımızda, bu ciddi bir rakamdır. İhracatçı, teklif verirken artık bu 11 puanlık avantajı maliyetinden düşebilir. Aslında devlet burada çok net bir mesaj veriyor: 'Madem rekabetçilik dert ediliyor, al ben senin kurumlar vergini almıyorum ama benden dövizi yükseltmemi bekleme. Çünkü döviz yükselirse enflasyonu dizginleyemem.' Ben bu mesajı böyle okuyorum ve doğru buluyorum." Dövizin geleceğine dair beklentilerini de paylaşan Özdemir, Haziran sonrasına işaret ederek, "Yılın ilk yarısını bir devirmek, yaz aylarındaki gıda enflasyonu baskısını bir görmek lazım. Bereketli bir yıl geçirdik, yağmur ve kar eksik olmadı. Eğer gıda ve eğitim fiyatlarındaki tablo netleşirse, enflasyon belli bir çerçeveye oturursa, yılın ikinci yarısından itibaren bir miktar döviz gevşemesi bekliyorum. Ancak bu, piyasayı ateşe verecek bir kur artışı değil, ihracatçının nefes alabileceği kontrollü bir hareket olmalıdır" ifadelerini kullandı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Reel sektörü JP Morgan’la buluşturan ilk kurum olduk</strong></span></p>
<p>MÜSİAD bünyesindeki dev şirketler (İSO 500'deki 200'e yakın üye) için küresel finansın kapılarını bizzat açtıklarını belirten Özdemir, New York'taki JP Morgan görüşmesinin perde arkasını şöyle anlattı: "Nisan ayında Sayın Bakanımız Mehmet Şimşek ile New York'ta JP Morgan'ın merkezinde bir program yaptık. Dünyanın en büyük yatırım bankasına reel sektörü oraya bizzat götüren ilk kurumuz. JP Morgan bizden savunma sanayii, tersaneler ve kimya gibi selektif sektörler istedi. Oradaki görüşmelerde 3 numaralı isimle muhatap olduk. Firmalarımıza 'Size her türlü krediyi veririz, yatırım ihtiyacı olan varsa direkt bizimle irtibata geçsin' dediler. Bu programın benzerlerini Londra’da HSBC, Frankfurt’ta Deutsche Bank ve Riyad’da PIF ile de gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Amacımız büyük şirketlerimizin döviz bazlı kredi ve yatırım ortaklığı çekebilmesi."</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Teşkilat dünya genelinde 100 noktaya ulaştı</strong></span></p>
<p>MÜSİAD’ın yurt dışındaki gücünün sadece tabeladan ibaret olmadığını vurgulayan Özdemir, teşkilatın dünya genelinde 100 noktaya ulaştığını dile getirdi. MÜSİAD’ın Almanya'da 11 şubesi olduğunu, sadece orada 1500’ü aşkın üyesi bulunduğunu anlatan Özdemir, “En kalabalık şubemiz Berlin. Balkanlar’da ise çok stratejik bir noktadayız. Arnavutluk’un en büyük demir tüccarı, en büyük enerji firması, en büyük bankası MÜSİAD üyesi. Şimdi İtalya’da Milano ofisini bu yıl bitmeden açacağız. İngiltere’de tarihimizin ilk kadın şube başkanı olan Türken Hanım ile Newcastle ve Manchester’da yapılanıyoruz. Amerika’da ise 'USA' gibi tek bir yapıdan çıkıp eyalet bazlı modele geçiyoruz. New York, Texas, Florida, California ve Ohio gibi ticaretin hızlı döndüğü 6-7 eyalette bizzat yapı kuracağız. Hedefimiz Türk firmalarının uluslararası penetrasyonunu artırmak" diye konuştu.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Fuar şirketimiz uluslararası fuarcılık lisansı aldı</strong></span></p>
<p>MÜSİAD bünyesinde ilk kez kurulan fuar şirketi, derneğin ticari operasyonlarını profesyonel bir zemine taşıyor. Özdemir, bu hamlenin stratejik nedenlerini şöyle açıkladı: "MÜSİAD olarak ilk kez bir fuar şirketi kurduk ve uluslararası alanda fuarcılık yapma lisansı aldık. Bu lisansı almak kolay olmadı; belli sayıda yabancı dil bilen ve tecrübeli personel istihdam etmeniz gerekiyor. Artık taşeron kullanmıyoruz. 23-26 Eylül’deki MÜSİAD Expo’yu tamamen kendi şirketimizle, kendi pişirip kendi yediğimiz bir modelle yapacağız. Ayrıca Orta Doğu ve Sahra Altı Afrika’da (Moritanya, Nijerya, Kenya, Tanzanya) butik fuarlar düzenleyeceğiz. Roadshow'lara çıkıp, ürünlerimizle bizzat o coğrafyalara gidip sıcak satış yapacağız. Bu lisans bize uluslararası pazarlarda hareket özgürlüğü sağlıyor."</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Tedarikçi zirveleri yurtdışına taşınıyor</strong></span></p>
<p>MÜSİAD, özellikle küçük ve orta ölçekli üyelerini doğrudan büyük alıcılarla buluşturan "Tedarikçi Zirveleri" modelini küresel bir markaya dönüştürüyor. Özdemir, bu modeli şu sözlerle anlattı: "Savunma Sanayi Sektör Kurulu ile başladık; Aselsan, Roketsan, Tusaş, Havelsan gibi devlerin satın alma ekiplerine özel masalar verdik. Üyelerimiz 'time slot' yöntemiyle randevulaşıp doğrudan tekliflerini sundu. Bugün bu model sayesinde 100’ün üzerinde savunma sanayisine kayıt olmuş firmamız var. Şimdi bunu inşaat, gıda ve turizmde de yapıyoruz. Bu modeli 'Procurement Days' adıyla yurt dışına taşıyoruz. Londra ve Köln’de, o ülkelerin dev ithalatçılarını ve toptancılarını üyelerimizin masasına getireceğiz. Fuar yorucu oluyor; biz doğrudan ticarete dokunan masalar kuruyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ucuz-krediler-atil-kapasite-yaratti-79095</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/5/1280x720/burhan-ozdemir-1778558962.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ MÜSİAD Başkanı Özdemir, sanayide finansmana erişimden önce &#039;doğru planlama’ya dikkat çekti, geçmişteki ucuz kredi döneminin verimlilik yerine &#039;atıl kapasite&#039;yi artırdığını söyledi. Burhan Özdemir, “Sorun yüksek faiz değil, arz-talep dengesi gözetilmeden yapılan yatırımlar. Bugün sanayiciye istediği parayı verin, 10 yıl sonra yine aynı atıl kapasite oluşur” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupa-obezite-kongresi-kitanin-en-obez-ulkesinde-toplaniyor-79118</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa obezite kongresi kıtanın en obez ülkesinde toplanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>33. Avrupa Obezite Kongresi (ECO), 12–15 Mayıs 2026 tarihleri arasında İstanbul Kongre Merkezi’nde gerçekleştiriliyor. Kongre’nin en ilginç yanlarından birisi de Avrupa’nın en obez ülkesinde yani Türkiye’de düzenlenmesi. Obezite, basitçe şişmanlık deyip geçiştireceğimiz bir olay değil. Çağımızın en önemli hastalıklarından obezite önemli sağlık sorunlarına neden olurken, ülke ekonomileri için de büyük yük oluşturuyor.</p>
<p>Hem beden hem de ruh sağlığını olumsuz etkileyen obezite için boy ve kilo dengesini gösteren vücut kitle indeksine (BMI) bakılıyor. Beden ağırlığının (kilogram) boy uzunluğunun (metre) karesine bölünmesiyle ulaşılan indeks değerinin 18-25 arasında olması normal, 25-30 arası olması kilolu, 30 üzeri olması ise obez bireyi tanımlıyor. Değerin 40’ın üzerinde olduğu durumlarda kişi, cerrahi müdahale adayı morbid obez (yaşam süresini kısaltan obezite) sınıfına giriyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a02bd9e891ad-1778564510.png" alt="" width="436" height="243" />
<figcaption><strong>Hem beden hem de ruh sağlığını olumsuz etkileyen obezite için boy ve kilo dengesini gösteren vücut kitle indeksine (BMI) bakılıyor.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Bilime göre obezite yaşamı tehdit eden ve tedavi edilmezse yaşam süresini kısaltan bir hastalık. Kilo alındıkça yaşam kısalıyor. Araştırmalar BMI’nın 30-35’ler civarı olması durumunda yaşam süresinin üç, bunun üzerine çıkılması durumunda 8-10 yıl kadar kısaldığını olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Türkiye, Avrupa’da obezite görülme sıklığı açısından birinci. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) üyesi ülkelerde erişkin nüfusta obezlerin oranı yaklaşık yüzde 19,5-20. Türkiye’de ise yüzde 36'lık oranla her üç erişkinden birinden fazlası obeziteli. Avrupa’da lider, OECD’de ise ABD’nin ardından ikinciyiz.</p>
<p>Uluslararası sağlık örgütlerinin Türkiye için çizdiği 2023- 2060 yılına ilişkin gelecek senaryoları da oldukça alarm verici. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) destekli sağlık projeksiyon raporlarına göre, gıda politikaları ve kentsel yaşam standartları değiştirilmediği takdirde 2060’a gelindiğinde Türkiye nüfusunun yüzde 94'ü (kilolu ve obezlerin toplamı) sağlıklı kilo sınırının dışına çıkacak ve diabet (şeker hastalığı) riskiyle karşı karşıya kalacak.</p>
<p>Yani Türk insanı beslenme tarzını değiştirmez ve “hareketsiz yaşamaya” da devam ederse önümüzdeki süreçte hükümetler yaşlanan nüfus sorununun yanı sıra büyük çoğunluğu diabet riskiyle karşı karşıya bir toplumun devasa sağlık sorunlarının çözümünü de üstlenecekler.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupa-obezite-kongresi-kitanin-en-obez-ulkesinde-toplaniyor-79118</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa obezite kongresi kıtanın en obez ülkesinde toplanıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/donusumun-liderligini-insan-kaynaklari-ustleniyor-79117</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dönüşümün liderliğini insan kaynakları üstleniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FERZAN ÇAKIR</strong></p>
<p>EKONOMİ Gazetesi'nin PwC Türkiye ev sahipliğinde düzenlediği, Datassist, Kariyer.net, LC Waikiki ve İGA İstanbul Airport katkılarıyla düzenlenen zirvede, değişen iş dünyasında insan kaynaklarının üstlendiği yeni rol ele alındı. Zirvede yapay zekâ ile insan odaklı dönüşümün birlikte yürütülmesi gerektiği vurgulanırken, çalışan bağlılığı, yetenek yönetimi, yeni kuşağın dönüşümü ve artan iş gücü maliyetleri öne çıkan başlıklar arasında yer aldı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Yeni düzende insan ve AI aynı masada</strong></span></p>
<p><strong>QNB TÜRKİYE İNSAN KAYNAKLARI GENEL MÜDÜR YARDIMCISI CENK AKINCILAR:</strong></p>
<p><strong>İnsan muhakemesi belirleyici olacak</strong></p>
<p>Pandemiyle birlikte çalışma hayatı tamamen değişti. Bu çağın en büyük gücü yapay zekâyı kopyalamak değil, birlikte düşünebilmek. Biz özellikle insan odaklı teknoloji araçlarına yoğunlaşıyoruz. Çünkü veriniz kadar güçlüsünüz. Yapay zekâ bize işe alım, gelişim, performans ve potansiyel yönetiminde ciddi hız kazandırıyor ama kararı yine insan vermeli. Çalışanın ne hissettiğini, duyduğu güveni, kurumla olan bağını hâlâ insanlar anlayabiliyor. Bugün yapay zekâyı doğru kullananlar öne geçecek. Özellikle prompt yazmayı, doğru soru sormayı bilenler avantaj sağlayacak. Öte yandan bu algoritmaların kara kutuya dönüşmemesi gerekiyor. Şeffaflık çok önemli. İşe alımda, terfilerde, gelişim süreçlerinde veriyi kullanıyoruz ama etik sınırları yine insan belirliyor. Araştırmalar operasyonel işlerin yüzde 94’ünün otomasyondan etkileneceğini söylüyor. Ama geri kalan yüzde 6’lık alanda etik değer, sorgulama ve insan muhakemesi daha kritik hale gelecek.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a02ba5cb23e5-1778563676.png" alt="" width="642" height="314" />
<figcaption><strong>“İnsan ve AI: İK’da Yeni Hibrit Düzen” paneli, EKONOMİ Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Handan Sema Ceylan moderatörlüğünde gerçekleşti.</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>VODAFONE İCRA KURULU BAŞKAN YARDIMCISI NAZLI TLABAR GÜLER: </strong></p>
<p><strong>Yapay zekâ sayesinde tüm iş başvuruları eşit fırsata sahip oluyor</strong></p>
<p>Belirsizlik çalışan kaygısını en çok tetikleyen unsurlardan biri. Şu anda büyük bir dönüşüm yaşanıyor ve insanların en büyük korkusu “İşim elimden alınacak mı?” sorusu. Bu nedenle insan kaynakları liderlerinin ve tüm yöneticilerin en önemli görevi çalışanları ve becerilerini bu dönüşüme hazırlamak. Bugün “teknoloji mi insan mı” diye tartışıyoruz ama aslında doğru olan ikisini harmanlamak. Yapay zekâyı iş yapış biçimlerini verimli hale getirmek için bir fırsat olarak kullanmak gerekiyor. Örneğin 20 bin iş başvurusu varsa, yapay zekâ sayesinde 20 bin kişi de sürece eşit şekilde başlayabiliyor. Ancak kararı yine insanlar veriyor. Biz çalışanlarımızı AI eğitim programları, hackathonlar ve psikolojik güvenlik odaklı uygulamalarla dönüşüme hazırlıyoruz. Ancak yapay zekânın insanı nasıl dönüştüreceğini de konuşmamız gerekiyor. Çünkü sürekli sizi onaylayan bir yapıya dönüşürse bunun psikolojik etkileri de olacaktır. Yapay zekânın narsistik bireyler üreten bir yapıya dönüşüp dönüşmeyeceği de önümüzdeki dönemin önemli tartışma başlıklarından biri olacak.</p>
<p><strong>KARİYER.NET İŞE ALIM VE İŞ GÜCÜ ÇÖZÜMLERİNDEN SORUMLU GENEL MÜDÜR YARDIMCISI NİGAH AKSAN:</strong></p>
<p><strong>Yapay zekaya hızlı adapte olurken teknoloji eğitimimiz eksik kalıyor</strong></p>
<p>Kariyer.net olarak her ay yaklaşık 200 bin adayın sisteme giriş yaptığı ve ayda 20 ila 30 bin arasında yeni iş ilanının yayınlandığı büyük bir veri havuzunu yönetiyoruz. AI Recruiter Agent uygulamamız sayesinde bazı işe alım süreçleri 30 dakikadan 4 dakikaya kadar düştü. Ancak bu insan faktörünü ortadan kaldırmıyor. Çünkü işe alım hâlâ sezgi ve insani değerlendirme gerektiriyor. Yapay zekânın en çok etkileyeceği alanlardan biri yeni mezun pozisyonları olacak. Ancak şirketler yeni mezun istihdamını azaltır ve yatırımdan kaçınırsa, uzun vadede çok daha büyük bir deneyimli çalışan eksikliği yaşanacak. Bu nedenle yeni mezun istihdamı önemini sürdürüyor. Türkiye aslında yapay zekâ kullanımında yüzde 75 seviyesiyle oldukça hızlı adapte olan bir ülke. Ancak eğitim tarafı yalnızca yüzde 35. Yani teknolojiyi hızlı kullanıyoruz ama eğitim kısmında ciddi eksikliklerimiz var. İnsan kaynakları profesyonelleriyle yaptığımız araştırmalarda yapay zekanın yüzde 80 oranında çalışanlara katma değer sağlayacağı düşünülüyor. Ancak her beş İK profesyonelinden biri yapay zekânın insan kaynağını değersizleştireceğini düşünüyor. Bu da iş gücü piyasasındaki kaygının ve belirsizlik hissinin büyümeye devam ettiğini gösteriyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Şirketler artık ücret kutuplaşmasını tartışıyor</strong></span></p>
<p><strong>SABANCI HOLDİNG İNSAN KAYNAKLARI VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK GRUP BAŞKANI YEŞİM ÖZLALE ÖNEN:</strong></p>
<p><strong>Ücret hala önemli ama çalışanlar saygı ve anlam da istiyor</strong></p>
<p>İş dünyasında çalışanların beklentileri ciddi biçimde değişiyor. Ücret hâlâ önemli ancak çalışanlar anlam, psikolojik güvenlik ve saygı da bekliyor. Özellikle genç kuşaklar daha özgür yetişiyor. Fikirlerini söylemek, duyulmak ve değer görmek istiyorlar. Bu nedenle şirketlerin yalnızca maaş değil, güçlü bir güven ortamı da sunması gerekiyor. Pandemi sonrası anlam arayışı daha da güçlendi. Çalışanlar artık şirketin dünyaya nasıl bir katkı sunduğuna, nasıl bir liderlik anlayışı vadettiğine de bakıyor. İnsanların kendilerini güçlü, yetkin ve değerli hissettiği şirketler, yeteneği elde tutuyor. Bu nedenle yetenek savaşlarının merkezinde artık insan odaklı kültür yer alıyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a02bb20dc0e1-1778563872.png" alt="" width="638" height="299" />
<figcaption><strong>EKONOMİ Gazetesi Koordinatörü ve Sürdürülebilirlik Editörü Didem Eryar Ünlü, “Yetenek Savaşları: Rekabet, Ücret, Anlam” panelinin moderatörlüğünü yaptı.</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>DATASSİST CEO’SU UMUT ÖZBAĞCI:</strong></p>
<p><strong>4 milyon iş yapay zekâdan etkilenecek</strong></p>
<p>Bugün şirketlerin en büyük problemi artık hangi yeteneği aradığını bilememesi. Hızla dönüşen bir dünyadayız. Şirketlerin bildiği bütün ezberleri unutması gerekiyor. Çünkü yarın hangi işin nasıl değişeceğini bilmiyoruz. Türkiye’de toplam 16 milyon 400 bin sigortalı çalışan var. OECD verileriyle yaptığımız çalışmaya göre 2030-2031’e kadar yaklaşık 4 milyon iş yapay zekâ dönüşümünden doğrudan etkilenecek. Bunun yaklaşık 2 milyonu yüksek risk grubunda. Biz artık iş gücünde ücret kutuplaşması diye bir kavramı konuşuyoruz. Yapay zekâ çok yüksek ücretli ve çok düşük ücretli işler arasındaki farkı giderek açıyor. Orta kısım ise giderek daralıyor. Bu yalnızca Türkiye’nin değil dünyanın problemi olacak. Bir diğer sorun ise yapay zekâ verimliliğinin çalışan ücretlerine henüz yansımaması. Henry Ford bant sistemiyle üretimi artırdığında çalışan ücretlerini iki katına çıkarmıştı. Bugün herkes AI verimliliğini konuşuyor ama ortada henüz o verimliliği çalışan refahına dönüştüren bir model göremiyoruz.</p>
<p><strong>IC HOLDİNG İNSAN VE KÜLTÜR BAŞKANI NAZİRE ULUSOY:</strong></p>
<p><strong>Geleceğin kazananları çalışanına aidiyet yaratan şirketler</strong></p>
<p>Bugün çalışan deneyimi yalnızca yan haklar veya esnek çalışma modelleriyle sınırlı değil. Çalışanın işe girişinden liderlik ilişkilerine, gelişim imkanlarından günlük deneyimine kadar tüm sürecin uçtan uca tasarlanması gerekiyor. Çalışanlar artık kişiselleştirilmiş deneyimler bekliyor. Teknoloji de burada önemli bir rol oynuyor; tekrar eden işleri azaltırken çalışanlara daha nitelikli alanlar açıyor. Ancak asıl dönüşüm kültür tarafında yaşanıyor. Geçmişte insan kaynakları daha çok süreç ve prosedür yönetimine odaklanıyordu. Bugün ise organizasyon kültürünü şekillendiren, güven ortamı yaratan ve dönüşümü yöneten stratejik bir role evriliyor. Önümüzdeki dönemde kazanan şirketler; çalışanlarına yalnızca iyi bir iş değil, gelişim, anlam, güven ve aidiyet sunabilen organizasyonlar olacak.</p>
<p><strong>Ulu: Dönüşümün merkezinde hâlâ insan var</strong></p>
<p>Zirvenin açılış konuşmasını yapan PwC Türkiye Ülke Kıdemli Ortağı Cenk Ulu, insan kaynaklarının stratejik öneminin giderek arttığını vurgulayarak, “Teknoloji değişiyor, tedarik zincirleri değişiyor, jeopolitik dengeler değişiyor ama bütün bu dönüşümlere adapte olmak zorunda olan şey insan. Bu nedenle insan kaynaklarının rolü giderek daha kritik hale geliyor” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a02bb4e21238-1778563918.png" alt="" width="545" height="437" /><strong>Güldağ: İş gücü üzerindeki vergi yükü yeniden değerlendirilmeli</strong></p>
<p>Açılışta konuşan EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ insan kaynaklarının iş dünyasının “hayat damarı” haline geldiğini belirterek, iş gücü üzerindeki vergi yükünün yeni dönemin ihtiyaçlarına göre yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Yeni jenerasyonla birlikte çalışan beklentilerinin de değiştiğini ifade eden Güldağ, Türkiye’nin insan kaynağı açısından önemli bir potansiyele sahip olduğunu belirterek, “Önemli olan bu potansiyeli doğru desteklemek” dedi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>İK artık şirketlerin merkezinde</strong></span></p>
<p><strong>İGA İNSAN KAYNAKLARI BÖLÜM BAŞKANI SELDA SEÇKİNLER:</strong></p>
<p><strong>İstanbul’un nüfusu yılda altı kez İGA’dan geçiyor</strong></p>
<p>İGA İstanbul Airport olarak yıllık yaklaşık 90 milyon yolcuya hizmet veriyoruz. Yani İstanbul’un nüfusu yılda yaklaşık altı kez İGA’dan geçiyor diyebiliriz. Böyle bir operasyonun içinde insan kaynaklarının da sürekli dönüşmesi gerekiyor. O yüzden dün öğrendiğimizi bugün unutmak zorundayız. İnsan kaynakları belki de en çabuk uyum sağlayan rollerden biri. Çünkü bir yandan çalışanı, bir yandan yöneticiyi, bir yandan yönetim kurulunu anlamanız gerekiyor. Biz yapay zekâyı da organizasyonu ve çalışan deneyimini anlamak için kullanıyoruz. Çünkü datayı toplamak tek başına bir şey ifade etmiyor. Önemli olan o datanın bize ne söylediğini anlayabilmek. Çalışanların geri bildirimlerini analiz edip oradan içgörü üretmeye çalışıyoruz. Yetkinlik gelişimini de maliyet değil yatırım olarak görerek mümkün olduğunca kendi yeteneğimizi içeride yetiştirmeye çalışıyoruz.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a02bb8d379f4-1778563981.png" alt="" width="636" height="379" />
<figcaption><strong>Zirvenin son paneli olan “İK’nın Yükselen Rolü”nün moderatörlüğünü PwC Türkiye İnsan Yönetimi ve Organizasyon Danışmanlığı’ndan Ersin Yıldırım üstlendi.</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>LC WAİKİKİ İNSAN KAYNAKLARI GENEL MÜDÜRÜ BAHATTİN AYDIN:</strong></p>
<p><strong>Değişim için çalışanlarla birlikte düşünmeyi tercih ediyoruz</strong></p>
<p>Çalıştığım şirketler arasında en zoru LC Waikiki. Çünkü burada sürekli yenilenme, sürekli dönüşüm var. Her şeyi hızla takip etmelisiniz. Örneğin geçen sezon çok satan bir ürün bir sonraki sezon hiç satmayabiliyor. Veri tek başına yetmiyor. Organizasyonun sürekli öğrenmesi, tepki verebilmesi ve dönüşebilmesi gerekiyor. Dünyada da çok hızlı bir değişim yaşanıyor. O yüzden biz çalışanlarla beraber düşünmeyi tercih ediyoruz. Yapay zekâyı karşımıza değil yanımıza alıyoruz. Tekrarlayan işleri yapay zekâ yapsın, insanlar daha zor, daha yaratıcı ve daha stratejik işlere odaklansın. Çünkü bu dönüşümü korkuyla değil, ortak akılla yönetmek gerektiğine inanıyoruz. Eğer bunu doğru yönetebilirsek daha güçlü lojistik, daha doğru tahminleme, daha iyi tasarım, daha yüksek kalite ve daha güçlü bir global büyüme mümkün olabilir.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a02bbebe82f8-1778564075.png" alt="" width="400" height="387" />
<figcaption><strong>PwC Türkiye'nin Galata Ofisi'nde düzenlenen 4. Nasıl Bir İK Zirvesi'nin sunuculuğunu NBE TV Editörü Berfin Çipa üstlendi.</strong></figcaption>
</figure>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Zirveden kısa kısa...</strong></span></p>
<p>- Türkiye’de yapay zekâ adaptasyonu yüzde 75, yapay zekâ eğitimi yüzde 35.<br />- 2030-2031’e kadar 4 milyon iş yapay zekâdan etkilenecek.<br />- Yapay zeka nedeniyle 2 milyon iş yüksek risk grubunda.<br />- Yapay zekâ yüksek ve düşük gelir grubu arasındaki fark büyütüyor.<br />- Orta gelir grubundaki roller daralıyor.<br />- Operasyonel işlerin yüzde 94’ü otomasyondan etkilenecek.<br />- Otomasyondan etkilenmeyecek yüzde 6 için etik değerler belirleyici olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/donusumun-liderligini-insan-kaynaklari-ustleniyor-79117</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/7/1280x720/56-1778564196.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;İnsan Kaynaklarında Yeni Oyun Planı&quot; temasıyla gerçekleştirilen 4. Nasıl Bir İK Zirvesi’nde, yapay zekâ çağında insan kaynaklarının dönüşen rolü masaya yatırıldı. Konuşmacılar, artık insan kaynaklarının yalnızca operasyon yöneten değil, şirketlerin dönüşümüne liderlik eden bir yapı haline geldiğini vurguladı. Zirvede algoritmalar ve insanın birlikte çalışacağı bir ortak akıl zemininin doğduğuna da dikkat çekildi. EKONOMİ Gazetesi&#039;nin PwC Türkiye ev sahipliğinde düzenlediği, Datassist, Kariyer.net, LC Waikiki ve İGA İstanbul Airport katkılarıyla düzenlenen zirvede, değişen iş dünyasında insan kaynaklarının üstlendiği yeni rol ele alındı. Zirvede yapay zekâ ile insan odaklı dönüşümün birlikte yürütülmesi gerektiği vurgulanırken, çalışan bağlılığı, yetenek yönetimi, yeni kuşağın dönüşümü ve artan iş gücü maliyetleri öne çıkan başlıklar arasında yer aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-ekonomisi-ve-enflasyon-79110</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye ekonomisi ve enflasyon</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Raif Bakova - Darphane (E) Genel Müdürü </strong></p>
<p><strong>Dr. Şerif Yüksel - İstanbul Kültür Üniversitesi Uluslararası Ticaret ve Finansman Bölümü</strong></p>
<p>Türkiye ekonomisi GSYH’de bir trilyon doları aşarak G-20 ülkeleri içinde en yüksek büyümeyi gerçekleştirdi. Ekonominin 2026 yılı sonu itibari ile milli gelirde 1,19 trilyon dolar ile 1,64 trilyon dolar arasında bir büyüklüğe ulaşması bekleniyor. Makroekonomi anlamında alınan önlemler ve gerçekleşmeler umut veriyor. Üstelik coğrafyamızda yaşanan askeri, politik ve ekonomik anlamdaki tüm olumsuzluklara karşın sürdürülebilir bir istikrar gözlemleniyor. Örneğin, dünyayı etkileyen Hürmüz Boğazı sorununda ülkemiz arabulucu olabilir. (Göçmen sorunlarına olumlu katkılarımıza değinmeyelim.)</p>
<p>Böylesi sıcak bir dönemden geçen ülkemizin yurttaşları ekonomide bozulan makroekonomik göstergeler ve yükselen enflasyon nedeniyle büyük sıkıntı içindeler. Kamu ekonomi yönetimi bu konuda gereken duyarlılığı gösterse de yılın ilk dört aylık enflasyon verileri iyi olmadığı gibi, bazı radikal karar ve uygulamaların gerekliliğini gösteriyor.</p>
<p>Aslında ekonomi yönetimi iki yıldan bu yana finansal istikrar başta olmak üzere enflasyonu yenebilmek uğruna büyük çaba harcıyor. Ne var ki Nisan 2026 enflasyon rakamları tüm denge ve beklentileri olumsuz etkilemiş bulunuyor.</p>
<p>Nisan ayının yıllıklandırılmış verisi yüzde 32,37 olunca bir zamanlar OVP’de yüzde 16 olarak belirlenen yıllık enflasyon tahmini “tarih” olduğu gibi bu yıl için piyasaların beklediği yüzde 27’de tehlikeye girdi. Aşağıdaki 4 ayın sonuçları çok düşündürücü olduğu gibi çözümünde güçlüğünü sergiliyor:</p>
<p> </p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>
<p><strong> </strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>TÜFE Yıllık % Değişim</strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>TÜFE Aylık % Değişim</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>01-2026</strong></p>
</td>
<td>
<p>30.65</p>
</td>
<td>
<p>4.89</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>02-2026</strong></p>
</td>
<td>
<p>31.53</p>
</td>
<td>
<p>2.96</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>03-2026</strong></p>
</td>
<td>
<p>30.87</p>
</td>
<td>
<p>1.94</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>04-2026</strong></p>
</td>
<td>
<p>32.37</p>
</td>
<td>
<p>4.18</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Kaynak:</strong> TCMB Fiyat Endeksleri</p>
<p>Tablo, orta ve aşağı gelir grubunu derinden etkileyen refah durumunun (aşırı pahalılık) bir düzeltmeye ihtiyacı olduğunu gösteriyor. Yapılabilirde… Kamu yönetimi ilk dört ayın ikisinde bunu başarmış. Yani 2. ve 3. aylarda yüzde 4’ün altında gerçekleşmeler (2,96 ve 1,94) bunu doğruluyor. Önemli olan bu başarıların kalıcı ve sürdürülebilir olması.</p>
<p>Bu konuda Ekonomi Yönetimi’nin duyarlılığını Nisan enflasyonunun ardından Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek şöyle açıklıyor: “Jeopolitik gelişmelerin etkisiyle artan enerji ve emtia fiyatları, kısa vadede enflasyon görünümü üzerinde baskı oluştursa da bu etkileri sınırlamak amacıyla bütçe imkânları çerçevesinde gerekli adımları atıyoruz. Enflasyondaki yükselişin geçici olduğunu değerlendiriyor ve dezenflasyonun devam etmesini öngörüyoruz. Kalıcı fiyat istikrarını sağlayarak vatandaşlarımızın refahını arttıracak politikalarımızı kararlılıkla uygulamayı sürdüreceğiz.”<a href="#_edn1" name="_ednref1">[i]</a></p>
<p>Sayın Bakan’ın demeci, enflasyon başta olmak üzere makroekonomi program ve uygulamalarda sorunu güzel ifade etse de ayrıntılı çözümler içermiyor.</p>
<p>Yurttaşın yaşamında, günlük alışverişlerinde, eğitim ve sağlık gibi önemli koşullarda müthiş bir pahalılık ve geçim zorluğu yaşanıyor. İki yıldır sönmeyen ateşi ile enflasyon can yakmayı sürdürüyor. Akaryakıt fiyatları gerekçesiyle Antalya halinden sebzeler İstanbul’da üçlü rakamlara satıldı son bir ay içerisinde. Ne maliyetler ne de akaryakıt bunun gerekçesi olabilemez. Tarıma hem destekler (Gübre dahil) hem de denetimler gerekli. Ayrıca bir dönemin tanzim satışları (GİMA örneği) ve kooperatif oluşumları ile piyasa ve pazarlar düzenlenmelidir.</p>
<p>Körfez savaşı gerekçesi ile artan akaryakıt fiyatları ile kamunun gelirlerini arttırarak bütçe dengesi sağlamak da enflasyonist bir yöntemdir. Artan döviz fiyatları gerekçesiyle bazı mal ve hizmetlerde fiyat artışları da bir başka enflasyonist hareketlerdir. Son ayın enflasyonu içinde eğitim ve sağlık hizmetlerindeki artışlar da yurttaşı üzmektedir. Konunun uzmanları et başta olmak üzere birçok ürünün yabancı ülkelerde daha ucuz olduğu görüşünde birleşiyorlar. Kişi başına gelirin AB ve diğer ülkelerde yüksek olduğu dikkate alınırsa yaşamımızın çok daha pahalı olduğu anlamına gelmektedir.</p>
<p>Özetle, ülkemizin kişisel geçim sorunlarına ek olarak coğrafyamızda ve dünyada yaşananlar ekonomide enflasyonu ve refahı olumsuz etkileyebilmektedir. Büyümenin aşağı yönlü revize edildiği OECD, IMF ve AB raporlarında yer almaktadır. Uluslararası arenada ABD-AB ve NATO gerginliği de ekonomik yaşamı olumsuz etkilemektedir. Körfez sorununun ne zaman sona ereceği belli değil. Buna küresel ticaretin büyük oyuncuları (Çin ve Hindistan gibi...) devreye girdiğinde oluşacak tabloyu düşünmek bile ürkütücüdür. Dünya savaşı olmasa da kamuoyunda birçok olumsuz senaryo dile getirilmektedir.</p>
<p>Türkiye ekonomisi özelinde son yılda yaşanan gelişmeler ve son dönemin uluslararası sorunları toplumları güzel günlerin beklemediğini gösteriyor. O nedenle de makro anlamda yapısal ve kalıcı politikalarla uygulamaların sağlıklı oluşturulması bir zorunluluktur. İçerde dezenflasyonist çalışmaların yoğunlaşması, gıda ve emtia fiyatlarına disiplin getirilmelidir. Tarım kredi kooperatifleri ve TARİŞ gibi uygulamalar desteklenmelidir. Bütçe konusunda denge halka yansıtılırken vergi vb. uygulamalar dışında tutulmalıdır.</p>
<p>Aslında yirmi yıl önce ‘kendi kendisine yeten tarım ülkesi’ statüsü yeniden oluşturulduğunda enflasyonu kısmen yenmek olasıdır. İhracat, Uluslararası yatırım, yurt içi ve yurt dışı yatırımlar uzun vadeli de olsa sağlıklı ekonominin temel taşlarıdır.</p>
<p>İki temel ve hayati kural da Sayın Bakan Şimşek’in demecinden;</p>
<ol>
<li>Kalıcı Fiyat İstikrarı,</li>
<li>Vatandaşların refahını arttıran politikaların uygulanması.</li>
</ol>
<p> </p>
<p><a href="#_ednref1" name="_edn1">[i]</a> Milliyet Gazetesi, 5 Nisan 2026 günü yayını</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-ekonomisi-ve-enflasyon-79110</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye ekonomisi ve enflasyon ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ulker-biskuvinin-ilk-ceyrek-cirosu-339-milyar-lira-79130</guid>
            <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ülker Bisküvi&#039;nin ilk çeyrek cirosu 33,9 milyar lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ülker Bisküvi, 2026 yılının ilk çeyrek finansal sonuçlarını Kamuyu Aydınlatma Platformu'na (KAP) açıkladı.</p>
<p>Buna göre şirket bu dönemi yüzde 15,1 faiz, amortisman ve vergi öncesi kâr (FAVÖK) marjı ile tamamladı.</p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Ülker CEO'su Özgür Kölükfakı, ikonik ve güçlü markalarıyla ve etkin inovasyonlarıyla tüketicilere ulaşırken, amaç odaklı bir şirket olarak attıkları her adımda mutluluk vermeyi amaçladıklarını belirtti.</p>
<p>Jeopolitik ve zorlu ekonomik koşulların yaşandığı yılın ilk çeyreğini 33,9 milyar lira ciroyla tamamladıklarını ve Türkiye ekonomisine istihdamlarıyla, üretimleriyle ve ihracatlarıyla katkı sağlamaya devam ettiklerini vurgulayan Kölükfakı, "Sürdürülebilirliği işimizin her aşamasına, dokunduğumuz her alana entegre etmek ve toplumsal faydayı artırmak için çalışıyoruz. Çalışmalarımız, S&amp;P Global ve London Stock Exchange Group (LSEG) gibi uluslararası platformlarda takdir ediliyor. LSEG'de 3 yıl üst üste dünya birincisi olurken, S&amp;P Global'in Sustainability Yearbook listesinde 6. kez yer aldık ve kurumsal sürdürülebilirlik değerlendirmesinde gıda şirketleri arasında ilk yüzde 3'e girdik." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kölükfakı, gelecek dönemde de değişen küresel dinamikleri yakından izleyerek finansal disiplini korumayı, dijitalleşme, yapay zeka, inovasyon ve sürdürülebilirliği büyümenin merkezine alarak uzun vadeli değer yaratmayı hedeflediklerini aktardı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ulker-biskuvinin-ilk-ceyrek-cirosu-339-milyar-lira-79130</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/8/1280x720/ozgur-kolukfaki-1762671785.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ülker Bisküvi&#039;nin yılın ilk çeyreğinde 33,9 milyar lira ciro elde ettiği bildirildi. Ülker CEO&#039;su Özgür Kölükfakı, &quot;Finansal disiplinimizi korumayı, dijitalleşme, yapay zeka, inovasyon ve sürdürülebilirliği büyümemizin merkezine alarak uzun vadeli değer yaratmayı hedefliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolat-gumruk-birliginin-modernize-edilmesi-konusunda-cok-yakin-calisiyoruz-79086</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 17:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bolat: Gümrük Birliği&#039;nin modernize edilmesi konusunda çok yakın çalışıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) tarafından düzenlenen Türkiye-Belçika İş Forumu, Belçika Kraliçesi Mathilde, Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı Burak Dağlıoğlu, DEİK Başkanı Nail Olpak, Mathilde'nin başkanlığındaki heyet ve çok sayıda davetlinin katılımıyla gerçekleştirildi.</p>
<p>Forumda konuşan Ticaret Bakanı Ömer Bolat, küresel ekonominin derin dönüşümler geçirdiği bir dönemde bir araya kaydederek, jeopolitik gerilimlerin, küresel tedarik zincirlerindeki aksamaların ve artan korumacılık eğilimlerinin uluslararası ticaret ve yatırım modellerini yeniden şekillendirdiğini söyledi.</p>
<p>Bolat, böyle bir ortamda güvenilir ortakların ve dirençli ekonomilerin artık bir tercih değil zorunluluk olduğunun altını çizerek, bu bağlamda Türkiye'nin öne çıktığını vurguladı.</p>
<p>Türkiye'nin Avrupa, Asya ve Afrika'nın kesişim noktasındaki stratejik konumuna işaret eden Bolat, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Türkiye, 1,3 milyardan fazla tüketiciye doğrudan erişim imkanı sunuyor. Türkiye genç, yetenekli iş gücü ve güçlü sanayi ekosistemi sayesinde küresel bir üretim, teknoloji ve lojistik devi haline geldi. 1,6 trilyon dolarlık milli geliriyle Türkiye, dünyanın 16. büyük ekonomisi ve OECD ülkeleri arasında en hızlı büyüyen ekonomilerden. Bu sağlam ekonomik temele dayanarak, Türkiye giderek kendisini küresel yönetişim ve inovasyonun bir merkezi olarak konumlandırıyor. Bu yıl Türkiye, NATO Zirvesi, BM COP31 ve Uluslararası Uzay Kongresi'ne ev sahipliği yapacak."</p>
<p><strong>"İki ülke 15 milyar dolarlık ikili ticaret hacmine ulaşmayı hedefliyor"</strong></p>
<p>Ticaret Bakanı Bolat, iki ülke arasındaki ikili ticaret hacminin istikrarlı bir şekilde yükselerek 2025'te 9,3 milyar dolara ulaştığını belirterek, "İki ülke, sürdürülebilir ve dengeli bir şekilde 15 milyar dolarlık ikili ticaret hacmine ulaşmayı hedefliyor." dedi.</p>
<p>Belçika'nın Türkiye'deki yatırımlarının yaklaşık 5 milyar dolara ulaştığını, Türkiye'nin Belçika'daki yatırımlarının ise 750 milyon dolara yaklaştığını anlatan Bolat, "Türkiye'de faaliyet gösteren 719 Belçika şirketinin varlığı, ekonomimize duyulan güvenin açık bir göstergesidir. Aynı şekilde, Türk şirketleri de lojistik, savunma, imalat, perakende ve ileri teknolojiler gibi sektörlerde Belçika'daki varlıklarını genişletiyor." diye konuştu.</p>
<p>Bolat, iki ülkenin işbirliği yapabileceği yeni ve stratejik alanlardan bahsederek ve bu alanlardan ilkinin savunma sanayisi olduğunu kaydederek, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Savunma ve havacılık ihracatımız 2002'deki 248 milyon dolardan 2025'te 10 milyar doların üzerine çıktı. Bu, yaklaşık 40 katlık artış anlamına geliyor ve Türkiye'yi savunma ürünleri ihracatında 11. sıraya yerleştiriyor. Belçika'nın savunma ekosistemimizle daha derin bir etkileşim kurma konusunda artan bir ilgisi olduğunu görüyoruz. İkincisi Türkiye, 150 milyar dolarlık lojistik pazarı ve 50 milyar doların üzerinde lojistik hizmet ihracatıyla gelişmiş dijital gümrük sistemlerine sahip önemli bir lojistik merkezidir."</p>
<p>Bolat, Belçika'nın gelişmiş lojistik konumuyla depolama, hava kargo, çok modlu taşımacılık ve dijital lojistik alanlarında açık fırsatlar barındırdığını kaydederek, "Türkiye'nin hızla genişleyen ulaşım altyapısı, 58 havaalanı, 247 milyon yolcu ve 356 destinasyonla bu ekosistemi daha da güçlendirmektedir. Ülkelerimiz arasında haftalık 80 yolcu ve 14 kargo uçuşu gerçekleştirilmekte olup bu da turizmi canlandırmaktadır. Geçen yıl 600 binden fazla Belçikalı turist Türkiye'yi ziyaret etti." şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>"Türk müteahhitler 138 ülkede 560 milyar dolarlık proje üstlendi"</strong></p>
<p>Bakan Bolat, iki ülkenin ticaret hacminin artırılabileceği alanlardan birisinin de "bilgi ve işlem teknolojileri" olduğunu belirterek, Türkiye'nin imalat katma değerini 41 milyar dolardan 240 milyar dolara çıkardığını söyledi.</p>
<p>Bolat, "40 milyar dolarlık pazar büyüklüğü ve 240 bin profesyoneliyle bilgi ve işlem teknolojileri sektörü, 'Endüstri 4.0' uygulamalarıyla dijital dönüşümü giderek daha fazla yönlendirmektedir. Çeşitlendirme, arz güvenliği ve temiz teknolojilere odaklanan Türkiye'nin enerji geçişi, özellikle açık deniz rüzgar enerjisi ve hidrojen teknolojilerinde Belçika ile önemli bir işbirliği alanı yaratmaktadır. Ayrıca, 9,2 milyar dolarlık ilaç pazarı ve 50 binden fazla profesyonel çalışanıyla Türkiye, ortak araştırma ve geliştirme için bir platform sunmakta." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türk müteahhitlerin bugüne kadar 138 ülkede 560 milyar dolarlık proje üstlendiğini anlatan Bolat, Belçika'da üstlenen inşaat projesi hacminin 335 milyon dolar olduğunu bildirdi.</p>
<p>Bolat, "Bu anlamda, ekonomik ortaklığımızı yalnızca ikili ülkelerimiz arasında değil, aynı zamanda üçüncü pazarlarda ve hükümetler nezdinde de geliştirmek için büyük bir alan bulunmaktadır." diye konuştu.</p>
<p><strong>“Sağlam hukuki çerçevemiz, yatırımcılar için şeffaflık, öngörülebilirlik ve güvenlik sağlamaktadır"</strong></p>
<p>Ticaret Bakanı Bolat, Gümrük Birliği'nin modernize edilmesi için çalışmaların devam ettiğini belirterek, bu konudaki desteği için Belçika'ya teşekkür etti.</p>
<p>Önceliklerinin "iş dostu bir ortam oluşturmak" olduğunu dile getiren Bolat, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Yatırımların korunması ve teşviki ile çifte vergilendirmenin önlenmesine ilişkin anlaşmalar da dahil olmak üzere sağlam hukuki çerçevemiz, yatırımcılar için şeffaflık, öngörülebilirlik ve güvenlik sağlamaktadır. Aynı zamanda AB ile Türkiye ve AB üyesi ülkeler arasındaki Gümrük Birliği'nin günümüz koşullarına uygun şekilde modernize edilmesi konusunda çok yakın çalışıyoruz. Günümüzün ekonomik gerçekleri doğrultusunda Belçika'nın AB içinde bu yaklaşımı desteklediğine inanıyoruz. Bu nedenle AB ile Türkiye arasındaki Gümrük Birliği'nin modernizasyonuna verdikleri destek için Belçika hükümetine en içten teşekkürlerimizi sunuyoruz."</p>
<p>Bolat, AB'nin ticaret ve sanayi politikalarının kapsayıcı olması, dışlayıcı olmaması ve Türk şirketleri ile Avrupa şirketleri arasındaki derin entegre değer zincirlerini zayıflatmaması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Türkiye ile AB arasındaki ikili ticaret hacminin yılda 233 milyar dolara ulaştığını kaydeden Bolat, "Ayrıca geçen yıl, toplamı 290 milyar dolara ulaşan Türkiye'ye yönelik doğrudan yabancı yatırımların yaklaşık yüzde 70'i Avrupalı şirketlerden ve Avrupalı sanayilerinden gelmiştir. AB çerçevesi içindeki ortak çabalarımızla Türkiye, güvenilir bir ortak, güvenilir bir lojistik ve tedarik zinciri merkezi olarak hizmet vermeye devam edecektir." şeklinde konuştu.</p>
<p>Forum kapsamında Ticaret Bakanı Bolat ile Belçika Başbakan Yardımcısı, Dışişleri, Avrupa İşleri ve Kalkınma İşbirliği Bakanı Maxime Prevot ve Belçika Savunma Bakanı Theo Francken tarafından Türkiye ile Belçika arasında "İkili Ticaret İlişkilerinin Geliştirilmesine İlişkin Ortak Bildirisi" imzalandı.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolat-gumruk-birliginin-modernize-edilmesi-konusunda-cok-yakin-calisiyoruz-79086</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/6/1280x720/464-1778509519.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye-Belçika İş Forumu&#039;nda konuşan Bakan Bolat, &quot;Yatırımların korunması ve teşviki ile çifte vergilendirmenin önlenmesine ilişkin anlaşmalar da dahil olmak üzere sağlam hukuki çerçevemiz, yatırımcılar için şeffaflık, öngörülebilirlik ve güvenlik sağlamaktadır. Aynı zamanda AB ile Türkiye ve AB üyesi ülkeler arasındaki Gümrük Birliği&#039;nin günümüz koşullarına uygun şekilde modernize edilmesi konusunda çok yakın çalışıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/turk-eximbank-ile-ukef-arasinda-is-birligi-79083</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 16:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türk Eximbank ile UKEF arasında iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Eximbank ve Birleşik Krallık hükümetinin ihracat kredi kuruluşu olan UK Export Finance (UKEF) arasında mutabakat zaptı imzalandığı bildirildi. </p>
<p>Mutabakat zaptıyla, Birleşik Krallık ve Türkiye'den yapılacak ihracatı içeren üçüncü ülkelerdeki savunma projelerine iki kuruluşun ortak finansman sağlamasının önünün açılması hedefleniyor.</p>
<p>Kuruluşlar, 2017'de bir mutabakat zaptı ve kapsamlı bir reasürans anlaşması imzalamış, reasürans anlaşması kapsamında enerji ile otoyol projeleri ortaklaşa finanse edilmişti.</p>
<p>Yapılan açıklamay göre, yeni imzalanan mutabakat zaptı kapsamındaki projelerle ilgili olarak Türk Eximbank ve UKEF, reasürans anlaşmasında öngörülen mekanizma çerçevesinde de iş birliği yapabilecek.</p>
<p>Mutabakat zaptı kapsamında gündeme gelebilecek her türlü finansman düzenlemesi, her iki tarafın uluslararası yükümlülükleriyle tam uyumlu ve OECD kural ve düzenlemelerine tabi olacak.</p>
<p>Anlaşma çerçevesinde karşılıklı bilgi paylaşımı, uzmanlık desteği ve danışmanlığın yanı sıra toplantı ve istişarelerin gerçekleştirilmesi de öngörülüyor.</p>
<p>Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Türk Eximbank Genel Müdürü Ali Güney, UKEF'in bugüne kadar Türk Eximbank'ın başlıca ortaklarından biri olduğunu, imzalanan mutabakatın kurumlar arasındaki zaten güçlü olan bağları daha da ileriye taşıyacağını belirtti.</p>
<p>Güney, anlaşmanın savunma sektörü de dahil olmak üzere üçüncü ülkelerdeki projeler için uygun finansman fırsatları sunacağını aktardı.</p>
<p>UKEF CEO'su Tim Reid de 2017'de reasürans anlaşmasını imzalamalarından bu yana UKEF ve Türk Eximbank'ın büyük enerji ve ulaşım altyapı projelerinin desteklenmesi de dahil olmak üzere somut sonuçlar elde ettiğini anlatarak, "Bu yeni mutabakat zaptı, yakalanan bu ivmenin üzerine inşa edilerek işbirliğimizi savunma sektörüne genişletmekte ve Birleşik Krallık ile Türk tedarikçilerin yeni pazarlarda yan yana fırsatları değerlendirmesine imkan sağlamaktadır." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/turk-eximbank-ile-ukef-arasinda-is-birligi-79083</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/8/1280x720/turk-eximbank-1766063181.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Eximbank ile UK Export Finance arasında 3. ülkelerdeki savunma projelerine ortak finansman sağlanması amacıyla mutabakat zaptı imzalandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tera-yatirimin-ilk-ceyrek-net-kari-202-milyar-lira-79081</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 16:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tera Yatırım&#039;ın ilk çeyrek net kârı 20,2 milyar lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tera Yatırım, yılın ilk çeyreğine ilişkin finansal sonuçlarını Kamuyu Aydınlatma Platformu'na (KAP) açıkladı.</p>
<p>Buna göre toplam hasılatı, geçen yıla kıyasla yüzde 149 artarak 55 milyar 704 milyon liraya yükselen şirketin aynı dönemde net kârı da yüzde 75 artarak 20 milyar 192 milyon liraya çıktı.</p>
<p>Büyüme eğilimini devam ettiren şirketin toplam varlıkları yüzde 31 artışla 187,8 milyar liraya yükselirken, öz kaynakları da yüzde 80 artışla 60,2 milyar lira seviyesine çıktı.</p>
<p>Operasyonel kârlılığını gösteren esas faaliyet kârında da artış meydana gelen şirket, 12 milyar 178 milyon lira esas faaliyet kârı açıklarken, 2025'in aynı döneminde bu rakam 400 milyon 225 bin lira seviyesinde gerçekleşmişti.</p>
<p>Öte yandan, Tera Yatırım Genel Kurulu, 28 milyar lira tutarındaki kâr payının bedelsiz pay şeklinde dağıtılması kararını onayladı.</p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Tera Yatırım Genel Müdürü Emir Münir Sarpyener, geçen yıl yakaladıkları yüksek büyüme performansını bu yıl da sürdürdüklerini belirtti.</p>
<p>Güçlü bilanço yapısı, ürün çeşitliliği ve disiplinli risk yönetimi üzerine kurulu şirketi sürdürülebilir büyüme ve karlılığa taşıdıklarını aktaran Sarpyener, ortaya koydukları sonuçların, kısa vadeli fırsatların değil, uzun vadeli kurumsal stratejinin ürünü olduğuna işaret etti.</p>
<p>Sarpyener, söz konusu dönemde çok ciddi bilanço ve öz kaynak büyümesi elde ettiklerini vurgulayarak, "Bu büyümede ilk çeyrekte gerçekleştirdiğimiz halka arzlar ve portföy büyümemiz etkili oldu." ifadesini kullandı.</p>
<p>Halka arzlardaki başarının gelirler üzerinde etkili olduğunu anlatan Sarpyener, 11 Şubat-4 Mart arasında, Ata Turizm, Savur GYO, Luxera GYO ve Metropal Kurumsal Hizmetler olmak üzere toplam 4 şirketin halka arzını gerçekleştirdiklerini anımsatarak, "Bu, operasyonel hız ve yatırımcı güveni açısından dünya literatürüne girebilecek bir rekordur. Bunun dünyada pek örneği yoktur." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p>Sarpyener, Türk ekonomisinin gücüne inanan ve bu inancı yatırıma dönüştüren grup olduklarını kaydederek, sadece içeride değil, uluslararası birçok pazara hizmet verdiklerini, böylece önemli hizmet ihracı yaptıklarını da kaydetti.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tera-yatirimin-ilk-ceyrek-net-kari-202-milyar-lira-79081</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/1/1280x720/emir-munir-sarpyener-1778505693.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tera Yatırım&#039;ın yılın ilk çeyreğinde 20 milyar 192 milyon lira net kâr elde ettiği bildirildi. Bu dönemde çok ciddi bilanço ve öz kaynak büyümesi elde ettiklerini belirten Genel Müdür Emir Münir Sarpyener, &quot;Bu büyümede ilk çeyrekte gerçekleştirdiğimiz halka arzlar ve portföy büyümemiz etkili oldu.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ing-turkiyede-ust-duzey-atama-79078</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ING Türkiye&#039;de üst düzey atama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ING Türkiye'nin Özel Bankacılık ve Yatırım Genel Müdür Yardımcılığı ve İcra Kurulu Üyeliği görevine Sezin Erken'in getirildiği duyuruldu.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, bankacılık alanında önemli deneyime sahip olan ve ING Türkiye Tüzel Bankacılık Mevduat, Yatırım ve Dijital Ürünler Direktörü olarak görev yapan Erken, yeni dönemde ING'nin, Türkiye'nin dijital bankası olma ve müşteri deneyimi sunma hedefi doğrultusunda özel bankacılık ve yatırım alanındaki çalışmalara liderlik edecek.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a01c647e6527-1778501191.jpg" alt="" width="500" height="281" />Erken'in, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) onaylarının ardından 13 Mayıs itibarıyla yeni görevine başlaması planlanıyor.</p>
<p>Orta Doğu Teknik Üniversitesi İşletme Bölümü'nden mezun olan ve Columbia Üniversitesinde MBA programını tamamlayan Erken, kariyerine McKinsey &amp; Company'de analist olarak başladı.</p>
<p>Erken, 2003-2014 arasında Capital One'da görev aldıktan sonra, 2014-2024 döneminde sırasıyla Alternatif Bank Bireysel Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı, Fibabanka Bireysel Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı ve Dgpays Bireysel ve Perakende Genel Müdürü olarak görev yaptı.</p>
<p>ING Türkiye'ye 2025'te Tüzel Bankacılık Mevduat, Yatırım ve Dijital Ürünler Direktörü olarak katılan Erken, tüzel bankacılık bünyesinde sürdürülebilir büyümeyi desteklerken, dijital pazarlama yolculuğunun şekillenmesinde etkin rol üstlendi ve müşteri deneyimini iyileştiren dijital yetkinliklerin güçlendirilmesine öncülük etti.</p>
<p>Atama hakkında açıklama yapan ING Türkiye Genel Müdürü Alper Gökgöz, Türkiye'nin dijital bankası olma hedefi doğrultusunda yatırım alanı ve özel bankacılığı stratejik öncelikler arasında konumlandırdıklarını belirtti.</p>
<p>Gökgöz, "Bu kapsamda, stratejik bakış açısı ve veri odaklı karar alma yetkinliği ile birçok başarıya imza atmış değerli bir ismin bu önemli göreve atanmasından dolayı mutluyuz. Deneyimi ve bilgi birikimiyle Sezin Erken'in stratejik hedeflerimize ulaşmamızda önemli katkı sağlayacağına inanıyorum." ​​​​​​​ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ing-turkiyede-ust-duzey-atama-79078</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/8/1280x720/ing-turkiye-ing-bank-1778501177.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ING Türkiye&#039;nin Özel Bankacılık ve Yatırım Genel Müdür Yardımcılığına Sezin Erken atandı. Genel Müdürü Alper Gökgöz, &quot;Deneyimi ve bilgi birikimiyle Sezin Erken&#039;in stratejik hedeflerimize ulaşmamızda önemli katkı sağlayacağına inanıyorum.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/betipten-e-ticarette-yeni-donem-hamlesi-79074</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 14:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> BETİP’ten e-ticarette yeni dönem hamlesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa’da e-ticaret ekosistemini oluşturmak amacıyla bir araya gelen ve Türkiye’deki ilk şehir yapılanması olan Bursa e-Ticaret Platformu'nun (BETİP) çalışmalarını aralıksız sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Bursa ekonomisi için önemli olan e-ticaretin sorunları ve çözümlerinin değerlendirildiği toplantıların 4.’sü olan Mayıs Ayı Kahvaltı Buluşması'nda, e-ticarete dönüşüm başta olmak üzere, siber güvenlikten Ticaret Bakanlığı’nın e-ihracat desteklerine kadar sektörel konular ele alındı.</p>
<p>idefix, WorqCompany ve KobiKom’un destekleriyle düzenlenen toplantının açılışında konuşan BETİP Kurucular Kurulu Başkanı Mustafa Sönmezay, “Üyelerimizi e-ticaret altyapıları, ödeme kuruluşları ve pazaryerleri ile buluşturuyor ve sorunlarına ortak çözümler arıyor, yeniliklerden öncelikli olarak haberdar olmalarını sağlıyoruz” dedi. BTSO e-Ticaret Komitesi Başkanı Barış Sülün, BTSO e-Ticaret Konsey Başkanı İlker Özgüven ve BİSİAD Başkanı İdris Doğrul Bursa ekonomisi için önemli olan e-ticarete yönelik çalışmaları hakkında bilgilendirmelerde bulundular. </p>
<h2>“e-ticarette yeni dönem”</h2>
<p>Bilgi İletişim Güvenliği Uyum ve Siber Dayanıklılık Derneği (BİGUS) Yönetim Kurulu Başkanı Cem Hacızade de 7545 sayılı kanunun e-ticaret sitelerine düzenlemeler getirdiğini söyledi. Siber Güvenlik Başkanlığı kurulduğunu ve faaliyetlerinin dijital alemdeki tüm kurumları kapsadığını ifade eden Hacızade, “e-Ticaret ekosistemi artık milli savunmamın bir parçası olarak ele alınıyor. E-Ticaret İşlemleri yönetim sistemi standartları ile uyumlu olacak. Kamu kurumları da güvenli bulut bilişim ortamına aktarılacak” dedi. Üyelerin e-ticarete yönelik uygulama örnekleri hakkında verdikleri bilgiler ile genç girişimcilerin e-ticaret alanındaki çalışmalarını anlatmalarının ardından toplantı networking görüşmeleri ile sona erdi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/betipten-e-ticarette-yeni-donem-hamlesi-79074</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/4/1280x720/betipten-e-ticarette-yeni-donem-hamlesi-1778499526.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BETİP Başkanı Mustafa Sönmezay, “Üyelerimizi e-ticaret altyapıları, ödeme kuruluşları ve pazaryerleri ile buluşturuyor ve sorunlarına ortak çözümler arıyoruz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/girisim-elektrik-konya-buyuksehir-ve-koski-icin-2-ges-insa-edecek-79069</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 13:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Girişim Elektrik Konya Büyükşehir ve KOSKİ için 2 GES inşa edecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Girişim Elektrik, Konya Büyükşehir Belediyesi ve su işletmesi KOSKİ için toplamda 92,40 MWp kurulu güce sahip iki ayrı GES projesini anahtar teslimi iş olarak üstlendiğini duyurdu. Şirketten yapılan açıklamada, projelerin yıllık 159 milyon kWh elektrik üretimi yapacağı ve 100 bin ton karbondioksit emisyonunu engellemesinin hesaplandığı kaydedildi. </p>
<p>Açıklamada iki ayrı santralin toplam sözleşme bedelinin 49 milyon 111 bin dolar olduğu, finansmanın Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası (IBRD) tarafından koordine edilen Kamu ve Belediye Yenilenebilir Enerji Projesi kapsamında sağlanacağı kaydedildi. Bu tutara KDV’nin dahil olmadığı bildirildi. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a01ae861fa08-1778495110.jpg" alt="" width="700" height="466" />Projenin, 70 MWe / 92,40 MWp kurulu güce sahip iki fotovoltaik güneş enerjisi santralinin tasarım, kurulum ve işletmeye alma süreçlerini kapsayan anahtar teslim (Mühendislik, Tedarik ve İnşaat – EPC) şeklinde üstlenildiği kaydedildi. </p>
<p>Şirket açıklamasında IBRD kurallarına göre yapılan iki ayrı ihalenin Girişim Elektrik tarafından kazanıldığı belirtildi. Açıklamada, Girişim Elektrik Yönetim Kurulu Başkanı M. Behiç Harmanlı’nın “Sekseni aşkın ülkede edindiğimiz uluslararası mühendislik birikimini, IBRD standartlarında yürütülen kamu yatırımları aracılığıyla ülkemizde toplumsal değere dönüştürmektir” değerlendirmesine yer verildi. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/girisim-elektrik-konya-buyuksehir-ve-koski-icin-2-ges-insa-edecek-79069</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/9/1280x720/girisim-elektrik-konya-buyuksehir-1778495131.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Girişim Elektrik, Konya Büyükşehir Belediyesi ve KOSKİ için başlanacak projeler kapsamında yıllık 159 milyon kWh elektrik üretimi yapacağını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/murat-kolbasi-asya-ile-uzak-algisini-degisterecek-adimlar-atmaliyiz-79066</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 13:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Murat Kolbaşı: Asya ile uzak algısını değiştirecek adımlar atmalıyız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çin’in Şanghay kentinde 2020 yılının Ağustos ayında kurulan Turkish Global Network'ün (TGN), Çin, İstanbul ve Vietnam’daki örgütlenmesini büyüttüğü bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, TGN, 20 şirket temsilcisini İstanbul'da bir araya getirdi.</p>
<p>İstanbul’daki buluşmada konuşan Arzum Ev Aletleri Yönetim Kurulu Başkanı Murat Kolbaşı, “New York yakınsa Asya neden uzak olsun? Mesafe aynı ama algı farklı. Asya bölgesiyle iş birliğinin güçlendirilmesi için 'uzak' algısını değiştirecek adımlar atmalıyız.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>TGN’nin İstanbul Villa Bosphorus’taki buluşması hakkında bilgi veren TGN İstanbul Lideri Metehan Özbenim, “Bu buluşmamıza aralarında başta Arzum Ev Aletleri, Çalık Holding, Foksiyonel Holding yöneticileri olmak üzere, Türkiye ve global pazarın önde gelen lojistik, enerji, inşaat, oyuncak, eğitim, danışmanlık, turizm ve maden şirketlerinden 20 temsilci katıldı.” dedi. </p>
<p><strong>"Algı mesafesini kısaltmak istiyoruz"</strong></p>
<p>Şanghay’da bir kıvılcım olarak başlayıp, yeni şehirlere genişleyen TGN'nin, temelde Türk iş insanları arasında iletişim ve iş birliği imkanlarını genişletmeyi hedeflediği belirtildi.</p>
<p>Söz konusu girişim ağını Çin’in Şanghay kentinde mücevher sektöründe hizmet veren Türk girişimci Uğur Arzoğulları 2020 yılında kurdu. TGN’nin 500 kişilik önemli bir iş birliği ağı haline geldiğini vurgulayan Arzoğulları şunları kaydetti: “TGN ağı Şanghay, Pekin, Guangzhou ve İstanbul’dan sonra yakında Vietnam ve Güney Kore’ye de genişleyecek. İlk olarak Doğu ülkeleriyle yeni köprüler kurup, oraların sanıldığı kadar ‘uzak’ olmadığını gösterip ‘Uzak Doğu’ algı mesafesini kısaltmak istiyoruz. Asya Pasifik bölgesindeki büyümesinin ardından TGN’yi dünyanın tüm önemli şehirlerine yaymayı planlıyoruz.”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/murat-kolbasi-asya-ile-uzak-algisini-degisterecek-adimlar-atmaliyiz-79066</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/6/1280x720/346-1778494246.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TGN&#039;nin İstanbul’da düzenlenen buluşmasında konuşan Arzum Ev Aletleri Yönetim Kurulu Başkanı Murat Kolbaşı, “New York yakınsa Asya neden uzak olsun? Mesafe aynı ama algı farklı. Asya bölgesiyle iş birliğinin güçlendirilmesi için &#039;uzak&#039; algısını değiştirecek adımlar atmalıyız.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/levrek-ve-cipurada-fileto-ihracati-artti-ortalama-fiyat-yuzde-23-yukseldi-79062</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 12:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Levrek ve çipurada fileto ihracatı arttı, ortalama fiyat yüzde 23 yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR </strong></p>
<p>Su ürünleri sektörünün 2026 yılının ilk 4 ayında ihracatını yüzde 21 artırarak 737 milyon dolara ulaştırdığı bildirildi. Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliğinin açıklamasına göre, levrek ve çipurada fileto ihracatındaki güçlü artış, sektörün katma değerli üretimde önemli bir dönüşüm yaşadığını ortaya koydu. Sektör 2026 yılının dört aylık diliminde her ay ortalama 32 milyon dolarlık ihracat artış hızı yakaladı.</p>
<p>Levrek, çipura, Türk somonu, orkinos, alabalık, kaya levreği ve diğer su ürünleri kategorilerinin tamamında ihracat artış başarısı gösterildiğine değinen Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Başkanı Ufuk Atakan Demir, “Su ürünleri sektöründe levrek ihracattaki liderliğini sürdürdü. Geçen yıl ocak – nisan döneminde 197 milyon dolar olan levrek ihracatı, bu yıl aynı dönemde yüzde 31’lik artışla 257 milyon dolara ulaştı. Levrek ihracatının 120 milyon dolarlık kısmı taze olarak ihraç edilirken, 70 milyon dolarlık kısmı taze fileto olarak ihraç edildi. Taze fleto ihracatı geçen senenin ilk 4 ayındaki 48 milyon dolarlık ihracata oranla yüzde 45 arttı. Çipura ihracatı yüzde 13’lük artışla 170 milyon dolardan 192 milyon dolara yükseldi. Çipura ihracatında da dondurulmuş fileto ihracatı yüzde 41’lik artışla 14,5 milyon dolardan 20,5 milyon dolara yükseldi” dedi.</p>
<p>Artık tüketicilerin sadece kaliteli ürünü değil, aynı zamanda pratik, işlenmiş ve kullanıma hazır ürünleri tercih ettiğine dikkat çeken Demir, “Biz de sektör olarak üretim modelimizi bu talebe göre dönüştürüyoruz. Özellikle fileto ürün grubunda yakaladığımız artış, Türk firmalarının işleme teknolojilerindeki gelişimini ve uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü net biçimde gösteriyor. Türkiye su ürünleri sektörü bugün sadece üretim hacmiyle değil, kalite standartları, sürdürülebilir üretim yaklaşımı ve yüksek katma değerli ürün çeşitliliğiyle dünya pazarlarında güçlü bir konuma sahip. Avrupa başta olmak üzere birçok pazarda Türk su ürünlerine yönelik güven ve talep artıyor. Önümüzdeki dönemde işlenmiş ürün yatırımlarının artmasıyla birlikte kilogram başına ihracat değerimizi daha yukarı taşıyacağımıza inanıyoruz” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Tüketici işlenmiş ürüne yöneldi, ortalama ihraç fiyatı arttı”</strong></p>
<p>İşlenmiş ürün ihracatındaki artışın ortalama ihraç fiyatını da yukarı taşıdığını vurgulayan Demir, şunları söyledi: “2025’in ocak – nisan döneminde ortalama ihraç fiyatımız 7 dolar seviyesindeyken, bu yıl aynı dönemde 8,7 dolara çıktı. Yani dolar bazında yüzde 23 artış gösterdi. Üçüncü sırada yüzde 3’lük artış ve 121,5 milyon dolarlık ihracatla Türk somonu yer aldı. Orkinos ihracatı yüzde 155’lik rekor artışla 18,5 milyon dolardan 47,3 milyon dolara çıktı. Türkiye, alabalık ihracatından 42,6 milyon dolar döviz geliri elde etti. Alabalık ihracatı yüzde 6 artış kaydetti. Diğer su ürünleri ihracatımız yüzde 15’lik artışla 58 milyon dolardan 67 milyon dolara yükseldi. 2026’nın ilk dört ayında sektörün 737 milyon dolarlık ihracatının 491 milyon dolarlık büyük dilimini birliğimiz üyesi ihracatçılar gerçekleştirdi.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/levrek-ve-cipurada-fileto-ihracati-artti-ortalama-fiyat-yuzde-23-yukseldi-79062</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/2/1280x720/levrek-ve-cipurada-fileto-ihracati-artti-ortalama-fiyat-yuzde-23-yukseldi-1778490485.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracatı en istikrarlı büyüyen sektörlerden olan su ürünlerinde bu yıl “katma değer” sevinci yaşanıyor. Taze fileto levrek ihracatı yüzde 45, çipura fileto ihracatı yüzde 41 artınca, su ürünlerinde ortalama kg ihraç fiyatı 7 dolardan 8.3 dolara yükseldi. Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Başkanı Ufuk Atakan Demir, &quot;Türkiye su ürünleri sektörü bugün sadece üretim hacmiyle değil, kalite standartları, sürdürülebilir üretim yaklaşımı ve yüksek katma değerli ürün çeşitliliğiyle dünya pazarlarında güçlü bir konuma sahip.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizmi-simdilik-kurban-bayrami-ve-pfingsten-bayrami-kurtardi-79061</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 12:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Turizmi şimdilik Kurban Bayramı ve Pfingsten kurtardı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşı ve küresel enflasyon gibi nedenlerden dolayı sezonu bir ay geç açan turizmi şimdilik Kurban Bayramı ile iç pazar ve Hristiyanların Pfingsten Bayramı'nın kurtardığı bildirildi. Turizmcilerin, Kurban Bayramı ve Pfingsten Bayramı sonrası yüksek sezona temkinli ve umutlu yaklaşırken ‘son dakika’ya odaklandığı ifade edildi.</p>
<p>Online turizm şirketleri ve seyahat acentelerinin kredi kartına taksitli tatil avantajı sağlaması ve bayram tatilinin 9 güne çıkarılması nedeniyle Akdeniz’deki oteller Kurban Bayramı hareketi yaşayacak. Antalya ve ilçelerindeki otellerde doluluk oranları yüksek rakamlara ulaştı.</p>
<p>Öte yandan Hristiyanlar için kutsal kabul edilen Hazreti İsa'nın dirilişinden 50 gün sonra havarilerin üzerine Kutsal Ruh’un indiğine inanılan Pfingsten Bayramı nedeniyle Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde tatil olması, Antalya’ya ilgiyi artırdı.</p>
<p><strong>"İç pazar hareketli"</strong></p>
<p>Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği (POYD) Başkanı Hakan Saatçioğlu, Kurban Bayramı dönemine yönelik rezervasyon akışının genel anlamda olumlu ilerlediğini bildirdi. Özellikle iç pazarda hareketliliğin her geçen gün arttığını belirten Saatçioğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Kurban Bayramı'nın yaz sezonunun başlangıcına denk gelmesi sektör açısından önemli bir avantaj sağlıyor. Antalya’da birçok tesisimizde doluluk oranları yüksek seviyelere ulaşmaya başladı. ‘Son dakika’ rezervasyonlarıyla birlikte bayram dönemi oldukça yoğun. Kurban Bayramı döneminin Hristiyanların Pfingsten bayramı ile üst üste ve peş pese gelmesi de yoğun geçektir.’’</p>
<p><strong>"Sektör yüksek sezona temkinli ve umutlu giriyor"</strong></p>
<p>Yüksek sezona girerken sektörün ‘temkinli’ ama ‘umutlu’ şekilde ilerlediğine dikkat çeken Saatçioğlu, ‘’Avrupa pazarındaki hareketlilik, iç pazardaki talep ve hava şartlarının olumlu seyretmesi sezon adına bizleri motive ediyor. Önümüzdeki süreçte turizm hareketliliğinin daha da güçleneceğine inanıyoruz’’ dedi.</p>
<p><strong>"Turizmde sorunlar büyüyor"</strong></p>
<p>Kemer Turizmci ve İş İnsanları Derneği (KEMİAD) Onursal Başkanı Ali Nail Kılıç da, 2026 turizm sezonunun, Amerika–İsrail ile İran arasında yaşanan savaş ve bölgesel belirsizlikler nedeniyle Nevruz ve Paskalya döneminin zayıf geçmesiyle beklenen başlangıcı yapamadığını söyledi.</p>
<p><strong>"Turizmci zarar riskiyle karşı karşıya"</strong></p>
<p>Turizm bölgelerinde bitmeyen altyapı ve yol çalışmaları da eklenince sezonun yine sancılı başladığını vurgulayan Kılıç, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Turizmcinin en büyük çıkmazlarından biri ise döviz gelirleri ile hızla artan maliyetler arasındaki uçurum. Artan enerji, personel ve işletme giderleri karşısında sektörün önemli bir kısmı yüzde 50–60 oranında kârsızlık veya zarar riskiyle mücadele ediyor. Öte yandan sürekli değişen yangın ve işletme yönetmelikleri, özellikle küçük ve orta ölçekli tesisleri ciddi bir belirsizliğe sürüklüyor. Bu nedenle sezon öncesi kayıp yaklaşık yüzde 20 seviyesinde.’’</p>
<p>Turizmde bir diğer büyük sorunun ise yetişmiş personel kaybı olduğunu dikkat çeken Ali Nail Kılıç, ‘’Turizmden farklı sektörlere yönelen çalışanların yerini doldurmak giderek zorlaşırken, kalıcı bir çözüm hâlâ ortaya konulabilmiş değil. Türkiye için stratejik öneme sahip turizm sektörünün, yalnızca denetlenen değil; bürokrasinin daha yapıcı, planlı ve çözüm odaklı yaklaşımına ihtiyaç duyduğu açıkça görülüyor’’ dedi.</p>
<p><strong>Turist sayısı yüzde 10 düştü</strong></p>
<p>Antalya’ya yılın 4 aylık döneminde hava yoluyla gelen yabancı turist sayısında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 10 düşüş yaşandı. Yılın ilk 4 ayında Antalya’ya 1 milyon 823 bin 46 turist geldi. Geçen yıl aynı dönemde 2 milyon 19 bin 110 turist Antalya’yı ziyaret etmişti.</p>
<p>Türkiye’nin turizmde üç ana pazarı olan Almanya’dan Antalya’ya gelen turist sayısı yüzde 10, Rus turist sayısı yüzde 7, İngiltere pazarından gelen turist sayısında da yüzde 12 düşüş oldu.  </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizmi-simdilik-kurban-bayrami-ve-pfingsten-bayrami-kurtardi-79061</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/1/1280x720/turizmi-simdilik-kurban-bayrami-ve-pfingsten-bayrami-kurtardi-1778490324.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ POYD Başkanı Hakan Saatçioğlu,  &quot;Kurban Bayramı&#039;nın yaz sezonunun başlangıcına denk gelmesi sektör açısından önemli bir avantaj sağlıyor. Antalya’da birçok tesisimizde doluluk oranları yüksek seviyelere ulaşmaya başladı. ‘Son dakika’ rezervasyonlarıyla birlikte bayram dönemi oldukça yoğun. Kurban Bayramı döneminin Hristiyanların Pfingsten bayramı ile üst üste ve peş pese gelmesi de yoğun geçektir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/avdagicten-tuketim-mallarinin-ithalati-yatirim-mallarini-gecti-uyarisi-79059</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 11:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avdagiç&#039;ten &#039;tüketim mallarının ithalatı, yatırım mallarını geçti&#039; uyarısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, katıldığı programda değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Anadolu Ajansı İş Dünyası Haberleri Departmanı tarafından hayata geçirilen Yönetim Katı programına konuk olan Avdagiç, Orta Doğu'da yaşanan gerilimin ve artan petrol fiyatlarının sadece Türkiye'yi değil, tüm dünyayı etkilediğini söyledi.</p>
<p>Avdagiç, bölgedeki gelişmeler sonucu ortaya çıkan değişikliklerin yakından takip edilerek politikaların buna uygun olarak hızlıca güncellenmesinin, Türkiye'ye büyük avantaj sağlayacağını dile getirdi.</p>
<p>Özellikle 2023'ten sonra devreye giren ekonomik politikaya bağlı olarak döviz rezervlerinde önemli bir birikim sağlandığını vurgulayan Avdagiç, Türkiye'nin iç ve dış şoklara çok daha dayanıklı hale geldiğini, bu sayede enflasyonla mücadelede ciddi adım atıldığını belirtti.</p>
<p>Avdagiç, söz konusu başarının arkasında politika yapıcılar ile iş dünyasının bulunduğunu ve bu alanda büyük fedakarlık sergilendiğini anlatarak, sonraki süreçte kredi politikalarında veya finansmanla ilgili yapılacak iyileştirmelerle dış açığının tekrar azalacağı bir sürece girilebileceğini aktardı.</p>
<p><strong>"İthal tüketimi besleyen unsurlar var"</strong></p>
<p>Türkiye'nin enflasyonla mücadele sürecine ve ithal tüketimi artıran faktörlere de değinen Avdagiç, yatırıma katkı vermeyen tüketim malı ithalatını besleyen üç temel unsuru yüksek faiz getirisi, ticari kredi hacmindeki artışın tüketici kredilerindeki artıştan belirgin şekilde ayrışmaması ve baskılanmış döviz fiyatlarının ithalatı daha cazip hale getirmesi olarak sıralayarak, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Yatırıma katkı vermeyen ithal tüketimi besleyen bana göre üç önemli unsur var. Bir tanesi, mevduatta parası olanların elde ettiği yüksek faiz geliri bu gelir, çok ciddi bir yekun tutuyor. Bireylerin tasarruflarına bağlı olarak elde ettiği faiz geliri, altının değer kazanmasından çok daha büyük bir rakam ortaya çıkarıyor. İkinci konu, ticari kredi hacmindeki artışın tüketici kredilerindeki artıştan belirgin şekilde ayrışmaması. Enflasyon politikasına katkı vermesi anlamında kredilerle ilgili bazı kısıtlamalar uygulandığını biliyoruz. Üçüncü unsur, baskılanmış döviz fiyatı. Türkiye'de baskılanmış döviz fiyatından dolayı ithalat cazip hale geldiği için tüketimle ilgili ithal malların artışı yukarı doğru gitti. Orada bir artış yolunu görüyoruz. Hatta ilk defa şunu görüyoruz, 2024 ve 2025'te tüketim mallarının ithalatı, yatırım mallarının ithalatını geçti. Yatırım mallarının ithalatı hep bunun üstündeydi ve ilk defa bu denge ters oldu. Bu, aslında toplumsal olarak sağlıklı bir gösterge değil."</p>
<p>Enflasyona karşı mücadelede hükümetin petrol fiyatlarındaki artışa tedbir olarak eşel mobil sistemini devreye almasının en önemli adımlarından biri olduğunu kaydeden Avdagiç, Almanya'dan örnek vererek, bu ülkede yakıt fiyatlarının yüzde 70'e kadar arttığını, sonra yüzde 45 mertebesine indiğini belirtti.</p>
<p>Makro kararların yanında günlük problemleri çözecek mikro adımların da hızla atılması gerektiğini vurgulayan Avdagiç, "Bu günlük konuları çok hızlı bir şekilde radara alıp, çözebiliyor olmamız lazım. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın açıkladığı gibi makro kararları, her gün böyle bir paketi açıklayamazsınız. Bunlar çok ara ara açıklanacak şeylerdir. Günlük problemlerimizi giderecek mikro adımları çok hızlı ve seri bir şekilde atabiliyor olmamız lazım. Sayın bakanlarımızla, ilgililerimizle bunu paylaşıyoruz. Ümit ediyoruz ki özellikle üreticilerin, ihracatçıların önündeki bu konular, adım adım maliyeti yükselten, beklentileri karşılanmayan bazı uygulamalar gözden geçirilir ve bu konuda Türkiye'nin rekabetçiliği düzelir ve ihracatımız daha kolay, rahat ve katma değer üretecek bir hale gelir." diye konuştu.</p>
<p>Avdagiç, ekonomik sıkılaşma dönemlerinde artan kayıt dışılığa ve denetimlerde yaşanan artışa da değinerek, İTO'nun net bir şekilde yüzde 100 kayıtlı ekonomiden yana olduğunu ifade etti.</p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanlığının "Kaşif" ve "Kurgan" gibi yapay zeka destekli sistemlerle fiili denetime dahi gitmeden birçok konuyu gözlemlediğini ve tespit edilen uyumsuzluklarla ilgili "izaha davet" süreçlerini yürüttüğünü anımsatan Avdagiç, tüm bu faaliyetlerin kayıtlı ekonomiye geçme konusunda önemli adımlar olduğunu anlattı.</p>
<p>Avdagiç, Türkiye'de son iki yılda vergi beyannamesi veren sayısının yaklaşık 2 milyon kişi arttığını belirterek, "Hazine ve Maliye Bakanlığının bütün süreçlerin kayıt içinde yürütülmesi konusunda ortaya koyduğu makro bakış açısını ve bununla ilgili süreçlerini destekliyoruz ama yüksek frekanslı denetimlerin optimize edilmesi konusunda da görüşlerimizi paylaşıyoruz." şeklinde konuştu.</p>
<p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından hazırlanan "Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu" araştırmasının, banka ve finans kuruluşları haricinde üretim yapan şirket karlarının son iki yıldır azaldığına işaret ettiğini anlatan Avdagiç, "Tüm üretici şirketlerin kar edebiliyor, katma değer üretebiliyor olması lazım. Çünkü bunu yaptıkları zaman yeni pazarlara ulaşacaklar, yatırımlarını güncelleyecekler, modernize edecekler, ihracatlarını ve istihdamlarını artıracaklar." dedi.</p>
<p><strong>"Doluluk oranlarında yüzde 10-12'lik düşüş gözlemledik"</strong></p>
<p>Türk ekonomisi için döviz getirisi anlamında önem arz eden ve yakın coğrafyada yaşanan gelişmelerden etkilenen turizm sektörüne ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Avdagiç, İstanbul otellerinin doluluk oranlarında yaklaşık yüzde 10-12'lik bir düşüş gözlemlediklerini belirtti.</p>
<p>Avdagiç, bu düşüşün tüm dünyada yaşandığını, böyle dönemlerde tatil planlarının azaltılmasının, askıya alınmasının veya iptal edilmesinin olağan olduğunu dile getirdi. İstanbul'un turizm anlamında Türkiye'nin birçok şehrine göre çok daha avantajlı olduğunu kaydeden Avdagiç, şehrin yaklaşık 270 bin yatak kapasitesine sahip olduğunu ve 12 ay boyunca canlı kaldığını söyledi.</p>
<p>Avdagiç, İTO olarak İstanbul'un turizmine birkaç yönden katkı vermeye çalıştıklarını, Turizm Geliştirme ve Eğitim Vakfı (TUGEV) ve ona bağlı İstanbul Kongre ve Ziyaretçi Bürosu (ICVB) vasıtasıyla İstanbul'da uluslararası kongre sayısının artması için yoğun gayret gösterdiklerini bildirdi.</p>
<p>Bu yıl ve gelecek 3 yıl için büyük önem arz eden, kapasitesi 8 bin kişiye varan birçok kongrenin ev sahipliğine imza attıklarının altını çizen Avdagiç, "Bu konuyla ilgili çok önemli uluslararası fuarlara katılıyoruz. İstanbul'un tanıtımını yapıyoruz ve yeni kongrelerin gelmesi için takipçi oluyoruz. Kongrelerin İstanbul'a gelmesinin sağlanması konusunda bir takım tamamlayıcı mali destekleri de gücümüz yettiğince vermeye çalışıyoruz. Dolayısıyla, bu konu sürekli çok etkin bir şekilde gündemimizde." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Avdagiç, özellikle Kuzey Afrika, Orta Avrupa, Türk cumhuriyetleri olarak anılan ülkeler ile Orta Doğu'daki vatandaşların Avrupa'ya vize almakta kısmen sıkıntı çekmesi nedeniyle İstanbul'daki birçok fuarın daha cazibeli hale geldiğini dile getirdi.</p>
<p>Türkiye'nin dış tanıtımında İstanbul'a daha fazla yer verilmesinin elzem olduğunu vurgulayan Şekib Avdagiç, İstanbul'un hem kongre turizmi hem de fuar turizmi açısından iyi bir yere doğru gittiğini aktardı.</p>
<p>Avdagiç, İstanbul Fuar Merkezinde gerçekleştirdikleri yatırımlarına ilişkin, "Çok ciddi bir yatırım yapıyoruz. Burada net 40 bin metrekare ilave sergi alanı olacak. İTO ve TOBB ana ortaklar. 2028'de bu inşaatı tamamladığımız zaman, fuar alanının kapasitesi yüzde 40 artacak. Daha kapsamlı ve etkili fuarlar yapma imkanımız da olacak." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p><strong>"Kruvaziyer yolcusu ekonomiye üç kat katkı sağlıyor"</strong></p>
<p>Turizm anlamında bir diğer önemli konunun kruvaziyer turizmi olduğunu aktaran Avdagiç, İstanbul'a 2025 yılında 265 kruvaziyer gemi ile 625 bin kruvaziyer yolcusu geldiğini belirtti.</p>
<p>Avdagiç, kruvaziyer turizmiyle gelen turistlerin harcamalarının normal turistlere oranla üç kat fazla olduğuna dikkati çekerek, şöyle devam etti:</p>
<p>"Türk Hava Yolları ile bu gemiler arasında iyi bir link kuruldu. Dolayısıyla bazı insanlar İstanbul'a uçakla gelip, buradan gemiye binip devam ediyor veya İstanbul'da inip uçakla ülkelerine geri dönüyor. Yeni devreye giren Tersane İstanbul projesi de çok önemli. 2018 yılında açılan İstanbul Havalimanı da hem kent turizmine hem de transit turizme büyük katkı sağladı. İstanbul'da yeterli otel kapasitesi var. Otellerle ilgili birim fiyatların yukarı doğru çıkması ve doluluk oranlarının artırılması yönünde iki önemli hedefimiz var. Kültür ve Turizm Bakanlığının, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı vasıtasıyla sahip olduğu bütçe içinde İstanbul'a ayıracağı payın artırılması da çok elzem. Buradaki bütçenin önemli kısmı, İstanbul'daki oteller tarafından sağlanıyor."</p>
<p><strong>"Formula 1 pisti Türk iş dünyasının kaynaklarıyla yapıldı"</strong></p>
<p>Formula 1 Türkiye Grand Prix'sinin altı yıl aranın ardından İstanbul'da düzenlenecek olmasının, İTO'yu yakından ilgilendirdiğini belirten Avdagiç, İstanbul Park Formula 1 Yarış Pistinin Türk iş dünyasının verdiği kaynaklarla inşa edildiğine dikkati çekerek, "Türk iş dünyasının ve İTO'nun büyük bir özveriyle ortaya koyduğu, muhafaza ettiği ve F1 yarışı yapılabilir halde tuttuğu İstanbul Park tesisi, tekrar Formula 1 yarışlarının Türkiye'ye gelmesine vesile oldu." dedi.</p>
<p>Pistin İTO ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin (TOBB) yüzde 40, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin (İBB) yüzde 15, İstanbul Valiliğinin yüzde 5 ortak katkısıyla inşa edildiğine ve yaklaşık 156 milyon dolarlık yatırım gerçekleştirildiğine işaret eden Avdagiç, çevre yolları, telekomünikasyon hatları ve diğer altyapı yatırımlarıyla toplam tutarın 250 milyon doları aştığını ifade etti.</p>
<p>Avdagiç, Formula 1'in Türkiye'ye getirilmesi için yoğun bir uğraş verildiğine değinerek, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>"Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın çok net bir iradesi oldu. Uluslararası Otomobil Federasyonu Başkanı Mohammed Ben Sulayem'in ciddi bir katkısı oldu. Formula 1 Başkanı ve Üst Yöneticisi Stefano Domenicali bu konuda katkı verdi. Gençlik ve Spor Bakanımız Osman Aşkın Bak, Kültür ve Turizm Bakanımız Mehmet Nuri Ersoy'un bu konuda önemli gayretleri oldu. 2027'den itibaren 5 yıl için yarışlar gene Türkiye'ye gelecek. Tabi burada şehir tanıtımı ile bunu sadece o gün yapılacak bir pist yarışı olarak değil, öncesi ve sonrası ile bir süreç analizi olarak görmek lazım. İTO üyeleri ve şehrin iş dünyası, bu büyük etkinliğe hazır. İstanbul'un tüccarı, otel sahipleri, gastronomi ile ilgili servis verenler, bu konuda fevkalade yetkin kuruluşlar. Dolayısıyla onlar zaten bu konuda gerekli çalışmaları yapacaktır. Daha evvelki dönemlerde de bu süreci, İstanbul'daki tüm turizm camiası ve iş camiası üzerine düşenleri büyük bir gayretle ve büyük bir kalite ile yaparak yerine getirdi. Dolayısıyla 2027-2031 döneminde de bunun devam edeceğiyle ilgili hiçbir şüphem yok."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/avdagicten-tuketim-mallarinin-ithalati-yatirim-mallarini-gecti-uyarisi-79059</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/9/1280x720/avdagic-1778488863.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İTO Başkanı Avdagiç, &quot;2024 ve 2025&#039;te tüketim mallarının ithalatı, yatırım mallarının ithalatını geçti. Yatırım mallarının ithalatı hep bunun üstündeydi ve ilk defa bu denge ters oldu. Bu, aslında toplumsal olarak sağlıklı bir gösterge değil.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/toplam-ciro-endeksi-yillik-yuzde-346-artti-79057</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 11:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Toplam ciro endeksi yıllık yüzde 34,6 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), mart ayına ait ciro endekslerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış toplam ciro endeksi, martta aylık bazda yüzde 4,4 arttı.</p>
<p>Takvim etkisinden arındırılmış sanayi, inşaat, ticaret ve hizmet sektörleri toplam ciro endeksi, aynı ayda yıllık bazda yüzde 34,6 artış gösterdi.</p>
<p><strong>Sanayi ve inşaat endeksleri</strong></p>
<p>Sanayide takvim etkisinden arındırılmış ciro endeksi, martta yıllık bazda yüzde 33,2 yükseldi. Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış sanayi ciro endeksi de söz konusu ayda bir önceki aya göre yüzde 5,7 arttı.</p>
<p>İnşaat sektöründe takvim etkisinden arındırılmış ciro endeksi, martta yıllık bazda yüzde 22 yükselirken mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış inşaat ciro endeksi ise şubata kıyasla yüzde 0,9 azaldı.</p>
<p><strong>Ticaret ve hizmet endeksleri</strong></p>
<p>Takvim etkisinden arındırılmış ticaret ciro endeksi, martta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 35,9, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış ticaret ciro endeksi de bir önceki aya kıyasla yüzde 4,9 artış gösterdi.</p>
<p>Hizmet sektöründe takvim etkisinden arındırılmış ciro endeksi, martta geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 36,5, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış hizmet ciro endeksi bir önceki aya göre yüzde 2,8 yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/toplam-ciro-endeksi-yillik-yuzde-346-artti-79057</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/insaat-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mart verilerine göre takvim etkisinden arındırılmış sanayi, inşaat, ticaret ve hizmet sektörleri toplam ciro endeksi, geçen yıla kıyasla yüzde 34,6 yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ticaret-ve-perakende-satis-hacmi-martta-artti-79056</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 11:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ticaret ve perakende satış hacmi martta arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), mart ayına ait ticaret satış hacim endeksi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, ticaret satış hacmi martta bir önceki aya göre yüzde 1,9 yükseldi. Aynı ayda motorlu kara taşıtlarının ve motosikletlerin toptan ve perakende ticareti ile onarımı için satış hacmi yüzde 2,9 azalırken toptan ticaret satış hacmi yüzde 2,4, perakende ticaret satış hacmi ise yüzde 2,6 artış gösterdi.</p>
<p>Ticaret satış hacmi, martta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 1,7 arttı. Aynı dönemde motorlu kara taşıtlarının ve motosikletlerin toptan ve perakende ticareti ile onarımı için satış hacmi yüzde 10,3, toptan ticaret satış hacmi yüzde 3,5 azalış gösterirken, perakende ticaret satış hacmi ise yüzde 21,2 yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ticaret-ve-perakende-satis-hacmi-martta-artti-79056</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/7/1280x720/perakendecilerin-omnichanel-notu-100-uzerinden-46-oldu-1741935521.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mart verilerine göre, ticaret satış hacmi, yıllık yüzde 1,7, perakende satış hacmi de yüzde 21,2 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/mehmet-yilmaz-tmd-baskanligina-yeniden-secildi-79053</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 11:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mehmet Yılmaz, TMD Başkanlığına yeniden seçildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul'da düzenlenen Türkiye Madenciler Derneği (TMD) 60. Olağan Genel Kurulu'nda yeni yönetim belirlendi.</p>
<p>9 Mayıs'taki genel kurulda Yönetim Kurulu Başkanlığına Tüprag Metal Madenciliği temsilen yeniden Mehmet Yılmaz seçildi.</p>
<p>Yönetim Kurulu, Egemad Madencilik, Aksu Madencilik, Ataer Madencilik, Esan Eczacıbaşı, Öksüt Madencilik, Tüprag Metal Madencilik, Çayeli Bakır İşletmeleri, Demir Export ve Acacia Maden İşletmeleri temsilcilerinden oluşurken, Denetleme Kurulunda Argetest Cevher Zenginleştirme, Türk Maadin ve ZSM Madencilik temsilcileri yer aldı.</p>
<p><strong>"Sorumlu Madencilik" dönemi başlıyor</strong></p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Yılmaz, küresel çapta yaşanan ticari gerilimlerin ve Hürmüz Boğazı gibi kritik lojistik rotalardaki aksamaların sektör üzerindeki maliyet baskısını artırdığını belirterek, Türkiye'de sabit döviz kuru politikasıyla yükselen enerji ve işçilik giderlerinin işletme maliyetlerini olumsuz etkilediğine dikkati çekti.</p>
<p>Yılmaz, bu tabloya eklenen negatif kamuoyu algısının operasyonel süreçleri daha da güçleştirdiğine işaret ederek, sektörün bu darboğazdan çıkabilmesi için yalnızca mevzuat iyileştirmelerinin yeterli olmadığını, köklü bir anlayış değişikliğine ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.</p>
<p>Toplumun madencilik faaliyetlerinden temel beklentisinin şeffaflık ve çevreye duyarlılık olduğunun altını çizen Yılmaz, bu taleplere yanıt olarak "Sorumlu Madencilik İnisiyatifi"ni hayata geçirdiklerini aktardı.</p>
<p>Yılmaz, Kanada Madenciler Derneği ile imzalanan protokol çerçevesinde, dünyada bağımsız denetim zorunluluğu getiren ilk sistem olan "Sürdürülebilir Madenciliğe Doğru" (TSM) standartlarını Türkiye'ye uyarladıklarını belirterek, "Bu inisiyatif kapsamında atılacak somut adımlarla madenciliğe yönelik ön yargıları kırmamız mümkün olacak. Uygulanacak yüksek standartlar, işletmelerimizin çevresel ve sosyal performansını artırırken, vatandaşlarımız ile sektör arasında bir güven köprüsü inşa edecek." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Yılmaz, ayrıca iş sağlığı ve güvenliğini öncelik olarak tanımlayarak, her kazanın önlenebilir olduğu prensibiyle hareket ettiklerini vurguladı.</p>
<p>Sektördeki güvenlik kültürünü pekiştiren maden kurtarma yarışmalarının bu yıl eylül ayında Rize'de 4. kez düzenleneceği bilgisini paylaşan Yılmaz, Güvenli Madencilik Forumu aracılığıyla da şirketler arasında şeffaf veri paylaşım disiplini inşa ettiklerine değindi.</p>
<p>Yılmaz, hataları saklamak yerine onlardan ders çıkarma kültürünü yerleştirmeyi hedeflediklerine dikkati çekerek, en büyük kazancın maden çalışanlarının evlerine huzurla dönmesi olduğunu sözlerine ekledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/mehmet-yilmaz-tmd-baskanligina-yeniden-secildi-79053</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/3/1280x720/mehmet-yilmaz-tmd-1778486984.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Madenciler Derneği Yönetim Kurulu Başkanlığına Tüprag Metal Madenciliği temsilen yeniden Mehmet Yılmaz seçildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ardictan-sanayisizlesme-uyarisi-bazen-sessiz-gelir-79049</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 10:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ardıç: Sanayisizleşme bazen sessiz gelir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MARUF BUZCUGİL - HÜSEYİN GÖKÇE/ANTALYA</strong></p>
<p>Ankara Sanayi Odası (ASO) Meslek Komiteleri Ortak Toplantısında konuşan Başkan Seyit Ardıç, çaresiz kalan sanayicinin üretimden sessizce ticarete, gayrimenkule kaymaya başlayacağını belirterek, bir fabrika yerine kurulu AVMnin kira getirisinin fabrikanın 3 yıllık faaliyet kârından fazla oluyorsa sanayiciyi üretime motive etmenin kolay olmayacağını bildirdi.</p>
<p>Ardıç, bu sürecin gürültüsünün olmadığını ancak sonucunun ağır olacağı uyarısında bulundu. </p>
<p>Konuşmasında bankacılara da seslenen Ardıç, sanayicilerle bankacıların aynı gemide olduğunu belirterek, sanayici batarsa geminin sigortasının da kalmayacağı uyarısında bulundu.</p>
<p>ASO Meslek Komiteleri Ortak Toplantısı, kamu bankalarının üst düzey yöneticilerinin de katılımıyla Antalya’da gerçekleştirildi.</p>
<p>Açılış konuşmasını yapan Başkan Seyit Ardıç, 6 y önce yapılan toplantıda yüksek faiz politikasının reel sektör üzerindeki sert baskısını ortaya koyduğunu hatırlattı. Üretim kapasitesini zayıflatarak enflasyonla mücadele edilemeyeceğine dikkat çektiğini hatırlatan Ardıç, o günkü uyarının geçerliliğini yitirmediği gibi aksine daha kalıcı bir hal aldığının altını çizdi.</p>
<p>Ardıç finansman yükünün küresel gelişmelerle birlikte daha da arttığını, yarın ne olacağını bilmediklerini, tedarik zincirlerinde yeni kırılmaların olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>“Reel sektörü destekleme tercih değil zorunluluk”</strong></p>
<p>Enflasyonla mücadeleyi sonuna kadar desteklediklerini ifade eden Ardıç, ancak bunun üretim, istihdam, ihracat kapasitesi zayıflatılmadan yürütülmesinin, yani reel sektör ayağının güçlü adımlarla desteklenmesinin tercih değil zorunluluk olduğunu bildirdi.</p>
<p>Dünyada yeni bir maliyet yapısının kurulduğunu vurgulayan Ardıç, “Savaşlar artık sadece cephede sonuç doğurmuyor; sigorta primlerinde, navlun fiyatlarında, ihracatçının teslim süresinde, enerji faturalarında, Merkez Bankalarının kararlarında sonuç doğuruyor” dedi.</p>
<p>Sorunun geçici bir fiyat artışı değil, küresel ekonominin güven kaybı olduğunun altını çizen Seyit Ardıç, yeni dönemde teknolojiyi üreten, yeteneğini geliştiren, karbon yükümlülüğüne uyan ülkelerin öne çıkacağını aktardı.</p>
<p>Artık yapay zekanın daha etkin nasıl kullanılacağının öne çıktığını ifade eden Ardıç, bu dönüşümde geri kalmanın bedelinin sadece verimlilik kaybıyla değil, aynı zamanda doğrudan pazar kaybıyla ödeneceğine ilişkin uyarıda bulundu.</p>
<p>Ardıç, işin sırrının teknolojiye erişimde değil, süreç ve organizasyon kültüründe olduğunu belirtti.</p>
<p>Ankara ekonomisindeki kombinasyonun başka şehirde bulunmadığına vurgu yapan Ardıç, “Bu avantajımız aynı zamanda büyük bir çelişkiyi de içinde barındırmaktadır.  Aynı şehirdeyiz, ama çoğu zaman aynı ekosistemde değiliz.Organize Sanayi Bölgesi’ndeki fabrika ile teknoparktaki teknoloji firması başka dünyalarda yaşıyor. Üniversite başka, büyük sanayi başka bir mantıkla hareket ediyor. Küçük işletmeler de çoğu zaman bu yapının ortasında yalnız kalıyor” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Başkan Ardıç Ankara’nın üretim gücünün yenilik kapasitesi ve işbirliğiyle geliştirilmesi gerektiğini bildirdi.</p>
<p>“Ankara’mızın üretim üssü olma iddiasını korumak istiyorsak, savunma sanayiindeki yüksek mühendislik kapasitesini diğer sektörlere de yaymamız şarttır” diyen Ardıç, aksi halde parlak görünen tablonun olumsuza dönebileceğini vurguladı.</p>
<p><strong>“AVM’nin kira getirisi fabrikadan çoksa”</strong></p>
<p>Çaresiz kalan sanayici doğal olarak, üretimden sessizce ticarete, gayrimenkule ve finansa kaymaya başlayacağına değinen Seyit Ardıç, “Bir fabrikanın yerine kurulu bir AVM’nin kira getirisi, o fabrikanın üç yıllık faaliyet kârından fazla olabiliyorsa; sanayicimizi üretimde kalması için motive etmek kolay değildir^” dedi.</p>
<p><strong>“Sanayisizleşme her zaman gürültüyle gelmez”</strong></p>
<p>Meselenin niyet değil kuralın yönü olduğunun altını çizen Seyit Ardıç, bu sürecin gürültüsü olmadığını ama sonucunun ağır olduğunu bildirdi.</p>
<p>Ardıç, “Sanayisizleşme her zaman büyük gürültüyle gelmez. Bazen sessiz gelir. Önce kapasite düşer, sonra yatırım iştahı azalır, ardından nitelikli üretim zayıflar, istihdam azalır, pazar kaybı yaşanır ve en son fabrika kapanır” şeklinde konuştu.</p>
<p>İhracatta gelinen 276 milyar dolarlık seviyenin başarılı olmakla birlikte yeterli olmadığını söyleyen Ardıç, yüksek katma değerli ihracat yapılmasının daha önemli olduğunu belirtti.</p>
<p>İmalat sanayinin milli gelir içindeki payındaki gerilemenin sanayisizleşme riskini akademik tartışma olmaktan çıkardığını ifade eden Ardıç,</p>
<p>“Bu süreci kendi haline bırakamayız. Küresel sanayi düzeninde devletler yeniden sahaya dönüyor. Hiçbir ülke artık sanayisini sadece piyasanın insafına bırakmıyor” dedi.</p>
<p>Yeni düzende Türkiye’nin önünde tarihî bir tercih olduğunu söyleyen Seyit Ardıç, “Brezilya gibi, hammaddeye, iç pazara ve dönemsel büyümeye yaslanan bir ekonomiyle mi yetineceğiz; yoksa Güney Kore gibi teknolojiyi, ihracatı, markayı, verimliliği merkeze alan bir üretim/sanayi gücü mü olacağız?” sorusunu sordu.</p>
<p>Ardıç, “Bizim tercihimiz çok net olmalıdır: Türkiye, Avrasya’nın Brezilya’sı değil; Güney Kore’si olmak zorundadır” dedi.</p>
<p>Konuşmasına bankacılara da seslenen Ardıç, sistemin güçlü bilanço yapısını sanayinin güçlü yatırım kapasitesine dönüştürülmesinin zorunlu olduğunu bildirdi.</p>
<p>Sanayinin ihtiyacının sadece işletme kredisi değil, geleceği kuracak üretimi büyütecek uzun vadeli kaynak olduğunu söyleyen Ardıç, “Sanayici makine ve enerji verimliliği yatırımı yapmak istiyor. Dijital dönüşümünü tamamlamak, yeşil mutabakata uyum sağlamak, ihracat pazarında kalıcı olmak istiyor. Ama bunu kısa vadeli, yüksek maliyetli ve teminat baskısı altında çalışan kredi yapısıyla başarması mümkün değildir” diye konuştu.</p>
<p>Ardıç, “Bir ülkenin bankaları güçlü olabilir. Ama o ülkenin fabrikaları yatırım yapamıyorsa, makinelerini yenilemiyorsa, KOBİ’leri finansmana erişemiyorsa, ihracatçısı kâr etmeden pazar korumaya çalışıyorsa, orada finansal güç kalkınma gücüne tam olarak yansımamış demektir” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Finansal kârlılık ile üretim kapasitesi arasındaki bağ güçlenmezse Türkiye’nin kalkınma hikayesinin eksik kalacağını belirten Ardıç, “Bu yüzden kefalet limitleri, teminat koşulları, kota uygulamaları ve kredi tahsis süreçlerinin iyileştirilmesi gerekmektedir” derken, sanayicinin beklentisini şöyle özetledi:</p>
<p>“Sanayiciler olarak sizlerden beklentimiz; riski yalnızca biz sanayicilerin sırtına yükleyen değil, teknolojik sıçramayı birlikte finanse eden, girdiyi değil çıktıyı ödüllendiren, kısa vadeyi değil uzun vadeli dönüşümü ön plana çıkaran bir yapıdır. Üretken yatırımı, dijitalleşmeyi, yeşil dönüşümü, ihracat kapasitesini önceleyen seçici bir kredi yaklaşımıdır.”</p>
<p>Ardıç, sorunun niyette değil kuralda olduğunu belirterek, “Eğer kurallar kısa vadeyi ödüllendiriyor, uzun vadeli dönüşümü cezalandırıyorsa, orada sadece firmayı eleştirmek hem haksızlıktır hem de çözüm getirmez” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Meslek Komiteleri ödüllendirildi</strong></p>
<p>Açılış oturumunun ardından ASO’nun başarılı meslek komitelerine Yılın Komiteleri’ ödülü verildi. Ödüller komite başkan ve başkan yardımcıları tarafından alındı:</p>
<p>Yazılım Sanayi(Nuray Başar), Elektronik Sanayi (Müge Güzin Güzel), Madencilik Sanayi Bülent Aksu, Alüminyum Doğrama (Mertaza Ünal), Büro Ofis Mobilyaları(Volkan Ulusoy)</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ardictan-sanayisizlesme-uyarisi-bazen-sessiz-gelir-79049</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/0/1280x720/aso-baskani-ardic-en-tehlikeli-cari-acik-insan-kaynaginda-muhendis-ihrac-edip-coban-ithal-ediyoruz-1744787656.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ASO Başkanı Seyit Ardıç, “Sanayisizleşme her zaman büyük gürültüyle gelmez. Bazen sessiz gelir. Önce kapasite düşer, sonra yatırım iştahı azalır, ardından nitelikli üretim zayıflar, istihdam azalır, pazar kaybı yaşanır ve en son fabrika kapanır.” dedi. Ardıç, sanayicilerle bankacıların aynı gemide olduğunu belirterek, sanayicinin batması halinde geminin sigortasının da kalmayacağı uyarısında bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
