<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turk-hava-yollari-girisim-sermayesi-yatirim-fonu-kuruldu-79777</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 14:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> THY Girişim Sermayesi Yatırım Fonu kuruldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünyanın en fazla ülkesine uçan hava yolu şirketi Türk Hava Yolları'nın (THY), girişimcilik ve inovasyon alanındaki çalışmalarına bir yenisini daha eklediği bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, daha önce Terminal Girişim Hızlandırma Programı ile girişimcilere destek olan ve Invest on Board ile uçak içi ekranlardan girişimlere görünürlük sağlayan şirket, kurumsal girişim sermayesi markası Turkish Ventures'ı hayata geçirdi. Bu kapsamda kurulan Girişim Sermayesi Yatırım Fonu ile ekosisteme finansal ve stratejik katkı sağlanması hedefleniyor.</p>
<p> Albaraka Portföy Yönetimi AŞ tarafından yönetilen fonun öncelikli hedefi, ürününü geliştirmiş, müşteri kazanmış ve büyüme potansiyeli yüksek Türkiye merkezli teknoloji girişimlerini desteklemek olurken, Türk Hava Yolları bu vizyon doğrultusunda finansal kaynak sağlamanın yanı sıra portföy şirketlerinin büyümesine ve uluslararası pazarlara açılmasına aktif destek veren stratejik bir ortak olarak konumlanıyor.</p>
<p>Fonun yatırım stratejisi, seyahat teknolojilerinden lojistik ve tedarik zincirine, finansal teknolojilerden yeni nesil turizme kadar geniş bir yelpazeyi kapsarken, fon, mobilite, robotik, otomasyon ve pazarlama teknolojileri gibi alanlarda yenilikçi çözümler üreten girişimleri desteklemeyi hedefliyor.</p>
<p>Bu kapsamda özellikle operasyonel mükemmeliyete, sürdürülebilirlik vizyonuna veya müşteri deneyimine doğrudan katkı sağlayabilecek girişimler öncelikli yatırım hedefleri arasında yer alırken, girişimciler fonla ilgili bilgilere turkishventures.com adresinden ulaşarak başvurularını gerçekleştirebiliyor.</p>
<p>Fonun ilk yatırımlarından biri, kurumsal satın alma ve tedarikçi yönetimi süreçlerinin dijitalleşmesine odaklanan Vendorside'a gerçekleştirildi. Büyük ölçekli şirketlerin daha verimli, şeffaf ve denetlenebilir tedarik süreçleri kurmasını sağlayan girişimin, iş süreçlerini yapay zeka ajanlarıyla otomasyona taşıyan çözümüyle öne çıktığı belirtildi.</p>
<p>Fonun portföyüne kattığı bir diğer teknoloji girişimi ise bulut tabanlı lojistik operasyonları yönetimi platformu Nuvolog oldu. İşletmelerin lojistik süreçlerini uçtan uca dijitalleştirerek daha şeffaf, takip edilebilir ve verimli hale getiren Nuvolog'un, gerçek zamanlı sevkiyat takibinden teklif toplamaya, rampa yönetiminden karbon emisyon ölçümlemesine kadar lojistiğin birçok alanında yenilikçi çözümler sunduğu ifade edildi.</p>
<p>Fon bünyesinde farklı teknoloji alanlarında yeni yatırım değerlendirmelerinin devam ettiği ve önümüzdeki dönemde portföye eklenecek girişimlerin ayrıca duyurulacağı belirtildi.</p>
<p>Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. Dr. Murat Şeker, "Türk Hava Yolları olarak hem kendi içimizde hem de ekosistemde inovasyonu teşvik ediyoruz. Turkish Ventures ile bu vizyonumuzu yeni bir aşamaya taşıyoruz. Yatırım yaptığımız şirketlere küresel uçuş ağımızı, geniş müşteri tabanımızı ve marka gücümüzü açarak büyüme yolculuklarında aktif rol üstleniyoruz. Türkiye’de doğan teknolojilerin sınırların ötesine taşınmasına öncülük ederken, bu girişimlerin geliştireceği çözümlerden kendi operasyonlarımızda da yararlanmayı hedefliyoruz. Girişimlerle kuracağımız stratejik işbirlikleri sayesinde hem Türk Hava Yollarının hem de Türkiye'nin teknoloji üretim gücüne güç katacağız." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Albaraka Portföy Yönetimi Genel Müdürü Muhammed Emin Özer ise işbirliğinin önemine dikkati çekerek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Albaraka Portföy olarak, Türk Hava Yolları gibi dünya çapında bir markayla girişim sermayesi alanında işbirliği yapmaktan büyük memnuniyet duyuyoruz. Türk Hava Yollarının yıllara yayılan sektörel deneyimi, küresel ölçekteki operasyon kabiliyeti ve geniş etki alanı ile Albaraka Portföyün fon yönetimindeki birikimi ve stratejik yaklaşımının buluşmasının girişimlere yalnızca sermaye sağlamakla sınırlı kalmayıp, uzun vadeli başarılarını destekleyen kapsamlı bir katkı sunacağına inanıyoruz. Türkiye'nin teknoloji girişimciliğine yapılan uzun vadeli bir yatırım olarak gördüğümüz bu fon ile ülkemizin girişimcilik ekosistemini daha da güçlendirmeyi hedefliyoruz."</p>
<p>Geleceğin teknolojilerini bugünden destekleyen Türk Hava Yolları, bu yeni fon aracılığıyla hem havacılık sektöründe hem de dünya girişimcilik sahnesinde güçlü bir etki yaratmayı hedefliyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turk-hava-yollari-girisim-sermayesi-yatirim-fonu-kuruldu-79777</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/7/1280x720/thy-1779361995.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Hava Yolları Girişim Sermayesi Yatırım Fonu hakkında açıklama yapan THY Yönetim Kurulu Murat Şeker, &quot;Türkiye&#039;de doğan teknolojilerin sınırların ötesine taşınmasına öncülük ederken, bu girişimlerin geliştireceği çözümlerden kendi operasyonlarımızda da yararlanmayı hedefliyoruz. Girişimlerle kuracağımız stratejik iş birlikleri sayesinde hem Türk Hava Yollarının hem de Türkiye’nin teknoloji üretim gücüne güç katacağız.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kisa-vadeli-dis-borc-stoku-ilk-ceyrekte-yuzde-05-azaldi-79776</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 14:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kısa vadeli dış borç stoku ilk çeyrekte yüzde 0,5 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 2026 Ocak-Mart dönemine ait kısa vadeli dış borç (KVDB) istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, KVDB stoku bu dönemde bir önceki çeyreğe göre yüzde 0,5 azalarak 166,6 milyar dolara indi.</p>
<p>Orijinal vadesine bakılmaksızın vadesine 1 yıl veya daha az kalmış borçları gösteren kalan vadeye göre KVDB stoku, 237 milyar dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Bankalar kaynaklı KVDB stoku, bir önceki çeyreğe göre yüzde 1,6 azalarak 71,3 milyar dolar oldu.</p>
<p>Yurt içi bankaların yurt dışından kullandıkları kısa vadeli krediler, bir önceki çeyreğe göre yüzde 3,5 azalarak 8,3 milyar dolara geriledi.</p>
<p>Yurt dışı yerleşik bankaların yurt içindeki mevduatı yüzde 8,3 düşüşle 17,4 milyar dolar oldu. Banka hariç yurt dışı yerleşiklerin döviz tevdiat hesabı yüzde 2,5 artışla 21,8 milyar dolara, Türk lirası cinsinden mevduatlar yüzde 0,9 artarak 23,9 milyar dolara yükseldi.</p>
<p>Diğer sektörler kaynaklı KVDB stoku, bir önceki çeyreğe göre yüzde 1,7 artarak 69,5 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p>Dış ticaret işlemlerinden kaynaklanan ticari kredi yükümlülükleri, yüzde 1,8 artarak 63,6 milyar dolar olurken, nakit kredi kaynaklı yükümlülükler değişmeyerek 5,8 milyar dolarda kaldı.</p>
<p>Döviz kompozisyonu incelendiğinde, KVDB stokunun yüzde 35,8’inin dolar, yüzde 27,8’inin avro, yüzde 24'ünün Türk lirası ve yüzde 12,4’ünün diğer döviz cinslerinden oluştuğu görüldü.</p>
<p>Kalan vadeye göre KVDB stokunda, yurt dışı yerleşiklerin Türkiye’de yerleşik bankalardaki mevduat stoku 63 milyar dolara düşerken, bankalar ve diğer sektörlerin kredi ve tahvil yükümlülükleri 73,2 milyar dolara çıktı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kisa-vadeli-dis-borc-stoku-ilk-ceyrekte-yuzde-05-azaldi-79776</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/8/1280x720/dolar-dollar-1778823964.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın ilk çeyrek verilerine göre kısa vadeli dış borç stoku, yüzde 0,5 azalışla 166,6 milyar dolara geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aselsan-ile-ssb-arasinda-470-milyon-dolarlik-anlasma-79775</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 14:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> ASELSAN ile SSB arasında 470 milyon dolarlık anlaşma</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ASELSAN ile Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) arasında yapay zeka destekli Kent Güvenliği Yönetim Sistemlerinin tedarikine yönelik toplam tutarı yaklaşık 470 milyon dolar tutarında satış sözleşmeler imzalandı.</p>
<p>ASELSAN tarafından Kamuyu Aydınlatma Platformuna (KAP) yapılan açıklamada, yeni iş anlaşmaları duyuruldu.</p>
<p>Açıklamada, "ASELSAN ile Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı arasında yapay zeka destekli Kent Güvenliği Yönetim Sistemlerinin tedarikine yönelik toplam tutarı 469 milyon 974 bin dolar olan sözleşmeler imzalanmıştır. Sözleşmeler kapsamında teslimatlar 2026 ile 2029 yılları arasında gerçekleştirilecektir." ifadelerine yer verildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aselsan-ile-ssb-arasinda-470-milyon-dolarlik-anlasma-79775</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/6/1280x720/aselsan-1777720943.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ASELSAN ile Savunma Sanayii Başkanlığı arasında &quot;Kent Güvenliği Yönetim Sistemleri&quot;nin tedariki için yaklaşık 470 milyon dolarlık satış sözleşmeleri imzalandığı duyuruldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/guven-hizmet-ve-insaatta-azaldi-perakendede-artti-79774</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 13:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güven, hizmet ve inşaatta azaldı, perakendede arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), mayıs ayına ait hizmet, perakende ticaret ve inşaat güven endekslerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, mevsim etkilerinden arındırılmış güven endeksi mayısta aylık bazda hizmet sektöründe yüzde 0,6 azalarak 109, inşaat sektöründe yüzde 1,7 gerileyerek 82,1 ve perakende ticaret sektöründe yüzde 0,8 artışla 112,5 değerini aldı.</p>
<p>Hizmet sektöründe mayısta geçen aya kıyasla, son üç aylık dönemde iş durumu yüzde 0,2 yükselirken, son üç aylık dönemde hizmetlere olan talep yüzde 1,6, gelecek üç aylık dönemde hizmetlere olan talep beklentisi yüzde 0,6 azalış gösterdi.</p>
<p>Perakende ticaret sektöründe son üç aylık dönemde iş hacmi-satışlar yüzde 1,7, gelecek üç aylık dönemde iş hacmi-satışlar beklentisi yüzde 2,5 artarken, mevcut mal stok seviyesi yüzde 2,5 geriledi.</p>
<p>İnşaat sektöründe alınan kayıtlı siparişlerin mevcut düzeyi yüzde 0,3, gelecek üç aylık dönemde toplam çalışan sayısı beklentisi yüzde 3,1 azaldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/guven-hizmet-ve-insaatta-azaldi-perakendede-artti-79774</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/7/1280x720/perakendecilerin-omnichanel-notu-100-uzerinden-46-oldu-1741935521.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mayıs verilerine göre güven endeksi, hizmet sektöründe yüzde 0,6, inşaat sektöründe yüzde 1,7 azalırken, perakende ticaret sektöründe yüzde 0,8 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/finansal-hizmetler-guveni-132-puan-azaldi-79773</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 13:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Finansal hizmetler güveni 13,2 puan azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), mayıs ayına ait Finansal Hizmetler İstatistikleri ve Finansal Hizmetler Güven Endeksi'ni (FHGE)  açıkladı.</p>
<p>Finansal sektörde faaliyet gösteren 150 kuruluşun yanıtlarının ağırlıklandırılıp toplulaştırılmasıyla elde edilen anket sonuçlarına göre, FHGE mayısta geçen aya göre 13,2 puan azalarak 154,1'e geriledi.</p>
<p>Endeksi oluşturan anket sorularına ait yayılma endeksleri incelendiğinde, son üç aydaki iş durumu ile hizmetlere olan talep FHGE'yi azalış yönünde, gelecek üç aydaki hizmetlere olan talep beklentisinin ise FHGE'yi artış yönünde etkilediği görüldü.</p>
<p>İş durumu ve hizmetlere olan talebe ilişkin değerlendirmelere göre, son üç ayda iş durumunda iyileşme olduğu yönündeki değerlendirmeler bir önceki aya kıyasla zayıfladı.</p>
<p>Son üç ayda hizmetlere olan talepte artış olduğu yönündeki değerlendirmelerin zayıfladığı, gelecek üç ayda hizmetlere olan talepte artış olacağı yönündeki beklentilerin ise güçlendiği görüldü.</p>
<p>İstihdama ilişkin değerlendirmelere göre, son üç ayda istihdamda artış olduğunu bildirenler lehine olan seyrin güçlendiği, gelecek üç ayda istihdamda artış olacağını bekleyenler lehine olan seyrin ise zayıfladığı gözlendi.</p>
<p>Mayısta, NACE Rev.2 sektör sınıflamasına göre "Finans ve Sigorta Faaliyetleri" sektöründe güven endeksleri alt sektörler itibarıyla değerlendirildiğinde, bir önceki aya göre "64-Finansal Hizmet Faaliyetleri (sigorta ve emeklilik fonları hariç)" ve "66-Finansal Hizmetler ile Sigorta Faaliyetleri için Yardımcı Faaliyetler" sektörlerinde sırasıyla 15 ve 2,3 puanlık azalış, "65-Sigorta, Reasürans ve Emeklilik Fonları (zorunlu sosyal güvenlik hizmetleri hariç)“ sektöründe ise 5,4 puanlık artış olduğu gözlendi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/finansal-hizmetler-guveni-132-puan-azaldi-79773</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/8/1280x720/ekonomi-endeks-hesap-1760684409.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın mayıs verilerine göre, Finansal Hizmetler Güven Endeksi, 13,2 puan azalarak 154,1&#039;e geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dogurganlik-hizi-2025te-142-79771</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 13:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğurganlık hızı 2025&#039;te 1,42 </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılına ait doğum istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre 2025'te canlı doğan bebek sayısı 895 bin 374 olarak kayıtlara geçti. Geçen yıl canlı doğan bebeklerin yüzde 51,4'ü erkek, yüzde 48,6'sı kız oldu.</p>
<p>Bir kadının doğurgan olduğu dönem (15-49 yaş grubu) boyunca doğurabileceği ortalama çocuk sayısını ifade eden "toplam doğurganlık hızı", 2001'de 2,38 çocukken 2014'ten itibaren aralıksız düşüş eğilimine girerek 2025'te 1,42 çocuk olarak gerçekleşti. Bu durum son 9 yıldır nüfusun yenilenme seviyesi olan 2,1'in altında kaldığını gösterdi.</p>
<p>Geçen yıl en yüksek toplam doğurganlık hızı 3,15 çocukla Şanlıurfa'da kaydedildi. Bu ili 2,53 ile Şırnak, 2,23 ile Mardin izledi. Toplam doğurganlık hızının en düşük olduğu il ise 1,09 çocuk ile Bartın oldu. Bu illerin ardından 1,1 çocukla İzmir, 1,11'er çocukla Eskişehir, Ankara ve Zonguldak geldi.</p>
<p>Toplam doğurganlık hızı 2017'de nüfusun yenilenme seviyesinin altına düşmüştü. O yıl 57 ilin toplam doğurganlık hızı 2,1'in altında iken 2025'te söz konusu il sayısı 76'ya çıktı.</p>
<p>Bu hızın 1,5'in altında kaldığı il sayısı 2017'de 4 iken 2025'te 59 oldu. Toplam doğurganlık hızının 3 çocuk ve üzerinde olduğu il sayısı 2017'de 10 iken 2025'te sadece Şanlıurfa kaldı.</p>
<p>Toplam doğurganlık hızının Avrupa Birliği (AB) üye ülkeleri ortalaması 2024 yılında 1,34 çocuk olarak kayıtlara geçti. AB üyesi 27 ülkenin toplam doğurganlık hızları incelendiğinde, 2024 yılında en yüksek toplam doğurganlık hızına sahip ülke 1,72 çocukla Bulgaristan oldu. En düşük doğurganlık hızına sahip ülke ise 1,01 çocuk ile Malta olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Toplam doğurganlık hızı 2025'te binde 1,42 çocuk olan Türkiye, AB üyesi ülkeler arasında 11. sırada yer aldı.</p>
<p><strong>Eğitim seviyesi yükseldikçe doğurganlık hızı düşüyor</strong></p>
<p>Annenin eğitim durumuna göre toplam doğurganlık hızı incelendiğinde, 2025'te en yüksek toplam doğurganlık hızı ilkokul mezunu anneler için 2,51 çocuk iken en düşük toplam doğurganlık hızı yüksek öğretim mezunu anneler için 1,24 çocuk olarak kaydedildi.</p>
<p>Çalışma kapsamında, Mekansal Adres Kayıt Sistemi'nin (MAKS) kullanılmaya başlanmasıyla fiili kent-kır yapısını daha doğru yansıtan "yoğun kent, orta yoğun kent ve kır" ayrımında oluşturulan yeni bir sınıflama da yapıldı.</p>
<p>Buna göre, 2025'te kır olarak sınıflandırılan yerlerde toplam doğurganlık hızı 1,75 çocuk iken orta yoğun kent olarak sınıflandırılan yerlerde 1,53 ve yoğun kent olarak sınıflandırılan yerlerde 1,33 çocuk oldu.</p>
<p>Bin nüfus başına düşen canlı doğum sayısını ifade eden kaba doğum hızı, 2001 yılında binde 20,3 iken 2025'te binde 10,4 oldu. Buna göre, 2001'de bin nüfus başına 20,3, 2025'te ise 10,4 doğum düştü.</p>
<p><strong>Doğurganlık hızının en yüksek olduğu yaş grubu 25-29</strong></p>
<p>Belli bir yaş grubunda bin kadın başına düşen ortalama canlı doğan çocuk sayısını ifade eden "yaşa özel doğurganlık hızı", 2001 yılında en yüksek binde 144 ile 20-24 yaş grubunda iken 2025 yılında binde 96 ile 25-29 yaş grubunda görüldü. Bu durum, doğurganlığın kadının daha ileri yaşlarında gerçekleştiğini gösterdi.</p>
<p>Adölesan doğurganlık hızı, 15-19 yaş grubunda bin kadın başına düşen ortalama canlı doğan çocuk sayısını ifade ederken 2001 yılında binde 49 olan söz konusu hız 2025 yılında binde 9'a geriledi. Buna göre, geçen yıl 15-19 yaş grubundaki her bin kadın başına 9 doğum düştü.</p>
<p>Annenin son iki doğumu arasındaki ortalama süresi incelendiğinde, bu süre 2020'de 4,6 yıl iken 2025'te 4,8 yıl oldu.</p>
<p>Geçen yıl ikinci doğumunu yapan annelerin ilk gerçekleştirdiği doğumuyla bu doğumu arasındaki ortalama süre 4,3 yıl olarak kaydedildi. Doğum yapan annelerden 2025'te üçüncü doğumunu gerçekleştirenlerin ikinci doğumu ile arasındaki ortalama süre ise 5,5 yıl oldu.</p>
<p>Doğum yapan annelerden 2025'te ikinci doğumunu gerçekleştirenlerin birinci doğumu arasındaki ortalama sürenin en uzun olduğu ilin geçen yıl 5,5 yılla Kırklareli olduğu görüldü. Bu ili 5,2 yılla Bartın, 5,1'er yılla Çanakkale, Eskişehir, Kütahya, Bilecik, Denizli ve Bolu izledi.</p>
<p>Annenin ikinci ile birinci doğumu arasındaki ortalama sürenin en kısa olduğu ilin 2025'te 2,7 yıl ile Şanlıurfa olduğu belirlenirken bu ili 3 yılla Şırnak, 3,1 yıl ile Muş takip etti.</p>
<p><strong>Doğum yapan annelerin ortalama yaşı 29,4</strong></p>
<p>Doğumlarını 2001 yılında gerçekleştiren annelerin ortalama yaşı 26,7 iken 2025 yılında 29,4 oldu. İlk doğumunu geçen yıl gerçekleştiren annelerin ortalama yaşı ise 27,5 olarak belirlendi.</p>
<p>İlk doğumdaki ortalama anne yaşı illere göre incelendiğinde, 2025 yılında ilk doğumda ortalama anne yaşının en yüksek olduğu il 29 ile Artvin olurken bu ili 28,9'ar yaşla İstanbul ve Tunceli, 28,7'şer yaşla Rize, Trabzon ve İzmir takip etti.</p>
<p>İlk doğumdaki ortalama anne yaşının en düşük olduğu iller ise 24,4 yaş ile Şanlıurfa oldu. Bu ili 24,7 yaşla Ağrı, 24,9 yaşla Muş izledi.</p>
<p><strong>Doğumların yüzde 3,3'ü çoğul</strong></p>
<p>Çoğul doğum sayısı 2025 yılında 29 bin 60 oldu. Doğumların 2025'te yüzde 3,3'ü çoğul doğum iken bunların yüzde 96,8'i ikiz, yüzde 3,1'i üçüz ve yüzde 0,1'i dördüz ve daha fazla bebek olarak gerçekleşti.</p>
<p>Sırasına göre doğumlar incelendiğinde, 2015 yılında doğumların yüzde 36,1'i ilk, yüzde 31,9'u ikinci, yüzde 18,2'si üçüncü, yüzde 12,8'i ise dördüncü ve üzeri doğum olarak gerçekleşirken 2025'te doğumların yüzde 42,8'inin ilk, yüzde 30,5'inin ikinci, yüzde 15,5'inin üçüncü, yüzde 10,8'inin ise dördüncü ve üzeri doğum olarak gerçekleştiği görüldü.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dogurganlik-hizi-2025te-142-79771</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/1/1280x720/anne-bebek-dogum-1779360719.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in 2025 verilerine göre toplam doğurganlık hızı, 1,42 olarak gerçekleşti. Veriler, son 9 yıldır doğurganlığın nüfusun yenilenme düzeyi olan 2,1&#039;in altında kaldığını gösteriyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bayramda-33-milyon-kurbanlik-kesilmesi-bekleniyor-79770</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 13:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bayramda 3,3 milyon kurbanlık kesilmesi bekleniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Kurban Bayramı ve kurbanlık fiyatları hakkında yaptığı açıklamada, bayramın ülke ekonomisi açısından önemine işaret etti.</p>
<p>Kurbanlık hayvan alım ve satımının, yem sanayinden veterinerlik hizmetlerine, nakliyeden pazar alanı kiralarına, kesim hizmetlerinden deri ve sakatat ekonomisine kadar çok geniş ticari hareketliliği beraberinde getirdiğine işaret eden Bayraktar, "Son yıllardaki kurban satış verileri dikkate alındığında 3 milyon 300 bin kurbanlık hayvanın kesileceği öngörülüyor. Kurbanlıkların 750 bininin büyükbaş ve 2 milyon 550 bininin küçükbaş olacağı tahmin ediliyor. Kurbanlık hayvan fiyatları ve satış yöntemleri illere göre farklılık gösteriyor. Bazı bölgelerde satışlar canlı kilogram veya karkas et fiyatı üzerinden yapılırken, bazı bölgelerde pazarlık usulüyle canlı hayvan satışı ya da hisseli satış yöntemi uygulanıyor. Özellikle büyükşehirlerde kesim ücretlerinin de satış fiyatına dahil edildiği görülüyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Bayraktar, ziraat odalarından aldıkları verilere göre, büyükbaş kurbanlık fiyatlarının 120 bin lira-450 bin lira, küçükbaşların ise 15 bin lira-45 bin lira civarında olduğunu aktararak, hisse bedellerinin de ortalama 25 bin-60 bin lira arasında değiştiğini belirtti.</p>
<p>Kurbanlık hayvanlarının ekonomik değerine ilişkin de bilgi veren Bayraktar, şöyle devam etti:</p>
<p>"Ortalama 400 kilogram canlı ağırlığa sahip bir büyükbaşın canlı kilogram fiyatının 411 lira 19 kuruş olacağı dikkate alındığında, bayram süresince kesilecek yaklaşık 750 bin hayvan için ödenecek tutarın 123 milyar 357 milyon liraya ulaşacağı tahmin ediliyor. Küçükbaşlarda ise ortalama satış fiyatının 26 bin 900 lira olacağı varsayımıyla, yaklaşık 2 milyon 550 bin hayvan için ödenecek tutarın 68 milyar 595 milyon lirayı bulacağı öngörülüyor. Halkımızın yaklaşık 3 milyon 300 bin kurbanlık hayvan için toplamda 192 milyar liraya yakın harcama yapacağı tahmin ediliyor."</p>
<p><strong>"Deriler, sanayi açısından önemli hammadde niteliği taşıyor"</strong></p>
<p>Bayraktar, üreticilerin kurban pazarlarındaki temel ihtiyaçlarının eksiksiz karşılanmasının önem taşıdığını bildirdi.</p>
<p>Kurban Bayramı süresince kesilecek milyonlarca büyük ve küçükbaş hayvandan elde edilecek derilerin, deri ve tekstil sanayisi açısından önemli hammadde niteliği taşıdığını anımsatan Bayraktar, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>"Ancak son yıllarda deri toplama ve işleme süreçlerinde yaşanan sorunlar nedeniyle bu ekonomik değer yeterince değerlendirilemiyor. Toplama maliyetlerinin yükselmesi, piyasadaki durgunluk ve deri toplayıcı sayısının azalması nedeniyle birçok bölgede deriler, ya çok düşük bedellerle el değiştiriyor ya da hiç toplanmadan zayi oluyor. Özellikle küçükbaş hayvan derilerinde yaşanan kayıplar dikkat çekici boyutlara ulaştı. Kurban Bayramı döneminde kasaplık hizmetleri de önemli bir ekonomik faaliyet alanı oluşturuyor. Kasaplar, kesim, yüzme ve parçalama işlemlerine göre farklı ücretler talep ediyor. Büyükbaş hayvanlarda yalnızca kesim, yüzme ve dörde bölme işlemleri için 10 bin lira ile 15 bin lira arasında, detaylı parçalama işlemleri için ise 15 bin lira ile 20 bin lira arasında ücret alınıyor. Küçükbaş hayvanlarda ise kesim ücretleri 1500 lira ile 2 bin 500 lira arasında değişiyor. Kasaplık hizmetleri için ödenecek toplam tutarın yaklaşık 8,2 milyar liraya ulaşacağı tahmin ediliyor. Bunların yanı sıra kelle, işkembe, bağırsak gibi sakatat ürünleri de önemli bir ekonomik değer oluşturuyor."</p>
<p>Bayraktar, bayram döneminde satışların beklendiği düzeyde gerçekleşmemesi halinde elde kalan hayvanların Et ve Süt Kurumunca üreticinin yaptığı ek masraflar da dikkate alınarak mağduriyet oluşturmayacak fiyatlarla satın alınmasının büyük önem taşıdığını kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bayramda-33-milyon-kurbanlik-kesilmesi-bekleniyor-79770</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/0/1280x720/kurbanlik-fiyati-gecen-yila-gore-yuzde-35-artti-1747037053.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, bayramda kesilecek kurbanlıkların 750 bininin büyükbaş ve 2 milyon 550 bininin küçükbaş olacağını tahmin ettiklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/4-ayda-170-binden-fazla-firma-denetlendi-79769</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 13:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> 4 ayda 170 binden fazla firma denetlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, bu yılın ocak-nisan dönemine ait piyasa denetim bilançosunu açıkladı.</p>
<p>Buna göre vatandaşların ekonomik refahını bozacak ve arz-talep dengesini olumsuz etkileyecek uygulamalara yönelik denetimler gerçekleştiriliyor.</p>
<p>Çalışmalar sonucu ocak-nisan döneminde toplam 170 bin 11 firma ve 21 milyon 173 bin 893 ürün denetlendi. Denetimlerde rastlanan uygunsuzluklar dolayısıyla 1,1 milyar lira ceza uygulandı.</p>
<p>Söz konusu dönemde otomotiv, stokçuluk, emlak, kuyum, fahiş fiyat, haksız ticari uygulamalar ve ödeme sürelerine ilişkin 31 bin 857 gerçek ve tüzel kişi denetlendi. Bu denetimlerde aykırı fiillerde bulunan 2 bin 901 gerçek ve tüzel kişiye toplam 476,6 milyon lira ceza verildi.</p>
<p>İç Ticaret Genel Müdürlüğünün denetimlerinde ise fahiş fiyatlara ilişkin kesilen ceza 389,4 milyon lira olurken otomotiv sektörüne yönelik 38,3 milyon lira, emlak sektöründeki denetimlerde 21,9 milyon lira, kuyum sektöründe 2,9 milyon lira ceza uygulandı.</p>
<p>Ticari elektronik ileti, çalışma saatleri ve lisanslı depolara ilişkin denetimlerde kesilen ceza yaklaşık 21,9 milyon lira oldu.</p>
<p><strong>Tüketicilerin taraf olduğu sözleşmelere sıkı takip</strong></p>
<p>Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğünce de tüketicilerin günlük hayatta taraf oldukları sözleşmeler, reklam ve haksız ticari uygulamalar ile ürün güvenliği kapsamında denetim yapıldı.</p>
<p>İlk 4 ayda 20 bin 190 gerçek ve tüzel kişi denetlenirken aykırı eylemlerde bulunan 667 gerçek ve tüzel kişiye toplam 364,3 milyon lira ceza kesildi.</p>
<p>Ön ödemeli konut satışları, abonelik, mesafeli satış, taksitli satış ödemeleri, paket tur ve devre tatil gibi tüketicilerin taraf olduğu sözleşmelerdeki aykırılıklara 258 milyon lira ceza verildi.</p>
<p>Reklam ve haksız ticari uygulama denetimleri kapsamında 100 milyon lira, piyasa gözetimi ve denetimi faaliyetleri doğrultusunda yapılan ürün güvenliği denetimlerinde aykırı fiillere ise 6,1 milyon lira ceza uygulandı.</p>
<p><strong>Rekabet Kurumunun çalışmaları sonucu 4 ayda 6,1 milyar lira ceza</strong></p>
<p>Ticaret il müdürlükleri aracılığıyla söz konusu dönemde 81 ilde yapılan denetimlerde 118 bin firma denetlenirken bunlardan 25 bin 198 firmaya 350 milyon lira ceza kesildi. Yılın ilk 4 ayındaki denetimlerde, İstanbul'da aykırılık tespit edilen 61 bin 689 ürün nedeniyle 278,3 milyon liralık ceza verildi.</p>
<p>Bu dönemde, Ankara'da 7,3 milyon, İstanbul'da 3,1 milyon ve Antalya'da 2,4 milyon ürünün denetimi gerçekleştirildi.</p>
<p>Öte yandan, Rekabet Kurumu tarafından yapılan çalışmalar kapsamında, geçen yıl toplam 227 firmaya 13,2 milyar lira ceza uygulanırken bu yılın 4 ayında başta bilişim teknolojileri ve platform hizmetleri, gıda endüstrisi, tarım ve hayvancılık alanlarında faaliyet gösteren 117 firmaya 6,1 milyar lira ceza kesildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/4-ayda-170-binden-fazla-firma-denetlendi-79769</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/market-denetim-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı tarafından yılın ilk 4 ayında 170 bin 11 firma ile 21,2 milyon ürünün denetlendiği, toplam 1,1 milyar lira ceza verildiği bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/guneydogu-anadoludan-4-ayda-12-milyar-dolarlik-hububat-sektoru-ihracati-79762</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 12:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güneydoğu Anadolu’dan 4 ayda 1,2 milyar dolarlık hububat ihracatı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Güneydoğu Anadolu'nun toplam ihracatındaki yüzde 31,1 payı ile liderliğini sürdüren hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörünün ihracatı, yılın ilk dört ayında 1,2 milyar dolar oldu.</p>
<p>Geçen yılın aynı dönemine göre bölgedeki hububat sektörü ihracatı miktar bazında yüzde 1,3 yükselirken, değer bazında artış yüzde 3,9’a ulaştı. Dört aylık süreçte 401 bin ton makarna, 281 bin ton buğday unu, 171,9 bin ton da ayçiçek yağı ihraç edildi. En fazla gelir elde edilen ürün olan ayçiçek yağındaki ihracat yüzde 38,9 artış ile 279,4 milyon dolara ulaşırken, ikinci sırada yer alan makarnanın ihracatı yüzde 12,4 artışla 217,4 milyon dolar olarak gerçekleşti. Ortalama ihracat birim fiyatlarındaki artışın yüzde 2,6 olarak gerçekleştiği bu dönemde Orta Doğu’ya ihracat yüzde 10,7 düşüşle 484,4 milyon dolar olurken, 445 milyon dolar ihracat yapılan Afrika pazarında yüzde 25,4 artış sağlandı.</p>
<p><strong>“Nisan’da aylık bazda yüzde 26,5 ihracat artışı sağladık”</strong></p>
<p>Küresel emtia fiyatlarını takip eden FAO Gıda Fiyat Endeksi’ne göre, hububat sektörünün fiyat artış eğiliminin üst üste üç aydır devam ettiğine dikkat çeken Güneydoğu Anadolu Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Celal Kadooğlu, sektörün Nisan ayı ihracatındaki artışını şu şekilde değerlendirdi: “Orta Doğu’yu etkileyen savaş süreci, tarım ve gıda sektörünün dünya genelindeki stratejik ağırlığını bir kez daha ortaya koydu. Özellikle bitkisel yağ alt endeksinin son dört ayda ivme kazanarak Temmuz 2022’den bu yana görülen en yüksek seviyeye ulaşması, gıdaya erişimin önemini tekrar gösterdi. Ticari ve jeopolitik belirsizliklerin arttığı bu süreçte, Türkiye genelinde hububat sektörü ihracatının Nisan’da aylık bazda yüzde 16,3’lük bir artış yakalaması ülkemizin üretim gücünü yansıtıyor. Bu artış trendini, aylık bazda yüzde 26,5’lik bir büyüme hızıyla destekleyen Güneydoğu Anadolu bölgesi de Nisan’da 350 milyon dolara yaklaşan hububat sektörü ihracatı ile öne çıkıyor. Bu performans, temin ettiği ham maddeyi yüksek teknolojili tesislerinde işleyerek katma değerli mamule dönüştüren gıda sanayicilerimizin, tedarik zincirindeki değişimleri operasyonel bir başarıya da dönüştürebildiğinin kanıtı. Küresel risklerin zirve yaptığı bir atmosferde Türkiye, yakın coğrafyamızın gıda arz güvenliğini sağlayan asıl merkez olduğunu bir kez daha ispat etti.”</p>
<p><strong>“Operasyonel esnekliğimizi kalite ve lojistik avantajlarla tahkim ediyoruz”</strong></p>
<p>Türkiye’nin gıda ticaretindeki stratejik konumunu operasyonel bir sürdürülebilirlikle tahkim etmek adına, üretimden pazarlamaya kadar tüm süreçleri sahadaki dinamiklerle tam uyumlu hale getirmeye odaklandıklarını belirten Kadooğlu şunları söyledi: “Ülkemizde uzun yıllar ortalamasının üzerinde seyreden yağışların, kışlık hububat ekilişlerinde yarattığı bereketli hasat beklentisi gıda ihracatçılarımız için bir güven zemini oluşturuyor. Diğer yandan yerelde aşırı yağışlar nedeniyle Güneydoğu Anadolu havzasında baharlık mısır ve ayçiçeği ekilişlerinin ötelenmiş olması, ham madde tedarik planlamasında çok daha proaktif davranmamızı zorunlu kılıyor. Üretim takvimindeki hassas bir dengeyi yönetmeye çalıştığımız bu dönemde, operasyonel yükümüzü hafifletecek finansal rahatlamalar kritik önem taşımaktadır. İhracat odaklı ekonomik büyümeyi güçlendirmek amacıyla ihracatçı firmaların tabi olduğu kurumlar vergisinde yapılan düzenleme, bu noktada işletmelerin finansal yükünü hafifleten önemli bir kazanım olmuştur. Küresel rakiplerimizin rekor üretim beklentilerine karşılık, sanayicimizin direksiyonu yüksek kaliteli ve yüksek proteinli ürünlere kırması ise bölge ihracatımızın sadece hacimle değil, kaliteyle de ayrıştığının en somut göstergesidir.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/guneydogu-anadoludan-4-ayda-12-milyar-dolarlik-hububat-sektoru-ihracati-79762</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/2/1280x720/guneydogu-anadoludan-4-ayda-12-milyar-dolarlik-hububat-sektoru-ihracati-1779356585.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Güneydoğu Anadolu&#039;nun hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörünün ihracatı, yılın ilk dört ayında yüzde 3,9 artarak 1,2 milyar dolara yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/meyve-sebze-sektoru-10-milyar-dolar-ihracat-hedefiyle-yola-cikti-79758</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 11:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hayrettin Uçak, Türkiye Meyve Sebze Mamulleri Sektör Kurulu Başkanlığına seçildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Türkiye Meyve Sebze Mamulleri Sektör Kurulu’nda 2026-30 döneminde Sektör Kurulu Başkanlığına Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Hayrettin Uçak seçildi.</p>
<p>Uçak, 2018-2026 yılları arasında Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanlığı yapmıştı. </p>
<p>Toplantıda Sektör Kurulu Başkan Yardımcılıklarına, İstanbul Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Melisa Tokgöz Mutlu ve Uludağ Meyve Sebze Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Ömer Faruk Kuşçulu seçildiler.</p>
<p><strong>Üç sektör ortak hareket edecek</strong></p>
<p>Türkiye’nin yıllık 58-60 milyon ton yaş meyve sebze ürettiğini bunun taze meyve sebze, meyve sebze mamulleri ve kuru meyve olarak katma değere dönüştüğünü vurgulayan Türkiye Meyve Sebze Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı Hayrettin Uçak, önümüzdeki dönemde öncelikli çalışma alanlarının meyve sebze üretiminde kalite ve gıda güvenliğini artırmak olacağını, üç sektörün bu çabada ortak hareket edeceğini dile getirdi.</p>
<p><strong>"Meyve sebze sektörü olarak 10 milyar dolar ihracat hedefiyle yola çıkıyoruz"</strong></p>
<p>Meyve sebze mamulleri, taze meyve sebze ve kuru meyve sektörlerinde pestisit sorununun önüne geçmek için Tarım ve Orman Bakanlığı, üreticiler, tüccarlar, üniversiteler iş birliğinde yoğun bir mesai vereceklerinin altını çizen Uçak, “Pestisit sorunu 3 sektörümüzün ortak sorunu. O nedenle ortak hareket edeceğiz. Ben değil biz mantığıyla sektörümüzün sorunlarını çözme gayreti içinde olacağız. Üç sektörümüzün toplamda yıllık 8,3 milyar dolar seviyesinde olan ihracatını 10 milyar dolara çıkarmak için kalite ve gıda güvenliği başlıkları yanında pazarlamada da birlikte hareket edeceğiz. TURQUALITY Projeleri, URGE Projeleri, Fuarlar ve Sektörel Ticaret Heyetlerine ağırlık vereceğiz” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/meyve-sebze-sektoru-10-milyar-dolar-ihracat-hedefiyle-yola-cikti-79758</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/8/1280x720/meyve-sebze-sektoru-10-milyar-dolar-ihracat-hedefiyle-yola-cikti-1779353186.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eski Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Hayrettin Uçak, Türkiye Meyve Sebze Mamulleri Sektör Kurulu Başkanlığına seçildi.  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/-79755</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 11:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hatay&#039;ı sel vurdu: 2 ölü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hatay'da dün akşam saatlerinde başlayan sağanak gece etkisini artırarak sele dönüştü.</p>
<p>Yağış nedeniyle Hacı Ömer Alpagot Mahallesi'nde yamaçta bulunan bir ev yola doğru çöktü.</p>
<p>İhbar üzerine olay yerine 112 Acil Sağlık, AFAD, itfaiye ve polis ekipleri sevk edildi. 3 kişinin kurtarıldığı enkazda 1 kişinin cansız bedenine ulaşıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0ec1f4601c4-1779352052.jpg" alt="" width="700" height="394" />Kentteki Reyhanlı-Antakya kara yolu, Narlıca Kavşağı, Antakya-Samandağ yolunun Orhanlı mevkisi, Kavaslı Mahallesi Altgeçidi ve Kisecik EXPO yolu geçici olarak trafiğe kapatıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0ec23c9bee3-1779352124.jpg" alt="" width="700" height="394" /><strong>Çöken yoldan düşen otomobilin sürücüsü hayatını kaybetti</strong></p>
<p>Gece saatlerinde etkili olan sağanak nedeniyle Defne-Samandağ çevre yolu Subaşı Üst Geçidi yakınlarında yolda çökme meydana geldi.</p>
<p>Bu sırada seyir halindeki Nedim Habeşoğlu idaresindeki 31 FH 207 plakalı otomobil, kontrolden çıkarak yolun kenarındaki dere yatağına düştü.</p>
<p>Olay yerine 112 Acil Sağlık, itfaiye ve polis ekipleri sevk edildi.</p>
<p>Sağlık ekipleri, araçta sıkışan sürücüsü Habeşoğlu'nun olay yerinde hayatını kaybettiğini belirledi.</p>
<p>Habeşoğlu'nun cenazesi, Defne Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0ec24ac0930-1779352138.jpg" alt="" width="700" height="466" /><strong>İstinat duvarı çöktü, 5 araç hasar gördü</strong></p>
<p>Antakya ilçesi Bağrıyanık Mahallesi'nde ise sağanak nedeniyle bir yolun istinat duvarı çöktü.</p>
<p>Çökme nedeniyle 5 araç hasar gördü.</p>
<p>Mahalle sakinlerinden Hamza Çeker, gazetecilere, yolun daha önce de çöktüğünü söyledi.</p>
<p>Yolun çok kez yapıldığını ancak yine çöktüğünü belirten Çeker, "Sağanak şiddetliydi fakat biz bu kadarını tahmin etmiyorduk. Şu anda 5 aracımız sıkıntılı ve ciddi zararlarımız var." dedi.</p>
<p>Öte yandan ilçede, bazı ev ve iş yerlerini de su bastı, evlerinde mahsur kalan vatandaşları itfaiye ekipleri kurtardı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0ec2878a12f-1779352199.jpg" alt="" width="700" height="525" /><strong>Köprünün bir bölümü çöktü</strong></p>
<p>Antakya-Samandağ çevre yolu üzerindeki Karaçay Köprüsü'nün bir bölümünde çökme meydana geldi.</p>
<p><video style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" controls="controls" width="500" height="250">
<source src="/storage/uploads/0/0/0/6a0ec7278b12d-1779353383.mp4" type="video/mp4" /></video></p>
<p>Bölgede trafik tek yönlü sağlanıyor.</p>
<p>Samandağ ilçesinde de sağanak nedeniyle bazı araçlar Çevlik Sahili'ne sürüklendi.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/-79755</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/5/1280x720/sel-1779352098.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hatay&#039;da meydana gelen şiddetli yağıştan dolayı birçok ev ve iş yeri sular altında kaldı. Sağanak nedeniyle Karaçay Köprüsü&#039;nde çökme meydana gelirken, Antakya&#039;da çöken evdeki 1 kişi yaşamını yitirdi. Subaşı Üst Geçidi yakınlarında çöken yoldan düşen otomobilin sürücüsü de hayatını kaybetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/izq-yatirima-hazirlik-programi-tamamlandi-4-girisim-uluslararasi-ekosistemle-bulusacak-79752</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 11:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> İzQ Yatırıma Hazırlık Programı tamamlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>İzQ Girişimcilik ve İnovasyon Merkezi, KOSGEB İzmir İl Müdürlüğü ve EGİAD Melekleri iş birliğiyle, Avrupa İşletmeler Ağı kapsamında yürütülen İzQ Yatırıma Hazırlık Programı tamamlandı. 22 gün süren, 4 modülden oluşan ve Demo Day ile tamamlanan programa, toplam 70 başvuru alınırken, içlerinden seçilen 16 girişim programa katılmaya hak kazandı.</p>
<p>Etkinliğin finalinde, ürününü geliştirmiş ve ilk satışlarını gerçekleştirmiş teknoloji girişimleri, program boyunca elde ettikleri kazanımları yatırımcılara ve ekosistem paydaşlarına sundu. Değerlendirme sonucunda öne çıkan 4 girişim Asklepion, Danex AI, Onysoft AI ve Rendera, 17-20 Haziran tarihlerinde Fransa’da düzenlenecek olan  VivaTech teknoloji fuarına katılmaya hak kazanarak uluslararası ekosistemle buluşma fırsatı elde etti.</p>
<h2>Mahmut Özgener: Girişimciler için kılavuz oldu</h2>
<p>İzQ Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, programın girişimcilik ekosistemine sunduğu katkıya dikkat çekerek, “İlk günden beri hedefimiz, henüz yolun başında olan girişimcilerimize yol göstermek. Bu anlamda paydaşlarımızla birlikte düzenlediğimiz Yatırıma Hazırlık Programı, fikri olan, bu fikri yatırıma dönüştürmek için çabalayan tüm girişimcilerimiz için bir kılavuz oldu. Kısa süre içerisinde çok önemli isimlerden eğitim aldılar ve yol haritalarını belirlediler. Yapılan bu çalışmayı kentimiz ve ülkemiz için çok kıymetli buluyorum. Önümüzdeki günlerde, daha fazla girişimcimizin faydalanacağı etkinlikler düzenlemek için çalışmalarımıza devam ediyor olacağız” diye konuştu.</p>
<h2>Alp Avni Yelkenbiçer: VivaTech önemli bir fırsat</h2>
<p>İzQ İcra Kurulu Başkanı Alp Avni Yelkenbiçer, “Program süresince girişimcilerimiz yalnızca yatırımcı karşısına çıkmaya değil, aynı zamanda sürdürülebilir büyüme ve uluslararası açılım hedeflerine de hazırlanmış oldu. VivaTech gibi dünyanın önde gelen teknoloji fuarlarından birine katılım, girişimlerimizin küresel ağlara erişimi açısından son derece kıymetli bir fırsat sunuyor” dedi.</p>
<h2>Levent Arslan: İş geliştirme fırsatlarına erişimi önemsiyoruz</h2>
<p>KOSGEB İzmir İl Müdürü Levent Arslan, “Avrupa İşletmeler Ağı kapsamında desteklediğimiz bu program ile girişimlerin yatırım süreçlerine daha güçlü hazırlanmasını ve uluslararası iş geliştirme fırsatlarına erişimini önemsiyoruz. İzQ Yatırıma Hazırlık Programı’nın, girişimcilerimizin küresel pazarlara açılma yolculuğunda önemli bir basamak oluşturduğuna inanıyoruz” dedi.</p>
<h2>Arda Yılmaz: Doğru hazırlık, doğru temas önemli</h2>
<p>EGİAD Melekleri İcra Kurulu Başkanı Arda Yılmaz, “Erken aşama girişimlerin yatırım yolculuğunda doğru hazırlık, doğru temaslar ve doğru yönlendirme büyük önem taşıyor. İzQ Yatırıma Hazırlık Programı ile girişimcilerin yatırımcı beklentilerini daha iyi anlayan, iş modellerini daha güçlü ifade edebilen ve uluslararası fırsatlara daha açık bir yapıya kavuştuğunu görmekten memnuniyet duyuyoruz” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/izq-yatirima-hazirlik-programi-tamamlandi-4-girisim-uluslararasi-ekosistemle-bulusacak-79752</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/2/1280x720/izq-yatirima-hazirlik-programi-tamamlandi-4-girisim-uluslararasi-ekosistemle-bulusacak-1779350576.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İzQ Yatırıma Hazırlık Programı&#039;nda öne çıkan 4 girişim, haziran ayında Fransa’da düzenlenecek olan teknoloji fuarına katılmaya hak kazandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kurban-derilerinde-milyonlarca-liralik-kayip-suruyor-79750</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Kurban derilerinde milyonlarca liralık kayıp sürüyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class="x_elementToProof" data-olk-copy-source="MessageBody"><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR</strong></div>
<div class="x_elementToProof" aria-hidden="true"> </div>
<div class="x_elementToProof">Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği, sektörün güncel sorunları ve yeni dönem yol haritasını değerlendirmek amacıyla basın toplantısı düzenledi.</div>
<div class="x_elementToProof"> </div>
<div class="x_elementToProof">Toplantıda, deri ve deri mamulleri sektöründe yaşanan ihracat daralması, artan maliyet baskısı, ham maddeye erişim sorunları, kur politikaları, sürdürülebilirlik çalışmaları ve kurban derilerinin ekonomiye kazandırılması gibi birçok başlık ele alındı.</div>
<div class="x_elementToProof" aria-hidden="true"> </div>
<div class="x_elementToProof">Toplantıda konuşan Yönetim Kurulu Başkanı Halil Gündoğdu, sektörün zorlu bir süreçten geçtiğini ancak umutlarını kaybetmediklerini belirterek, üretim kapasitesinin önemli bölümünün atıl durumda olduğunu söyledi. Yeni dönemde yurt dışı tanıtım faaliyetlerine ağırlık vereceklerini ifade eden Gündoğdu, İstanbul ve Ege ihracatçı birliklerinin ortak organizasyon kararı aldığını açıkladı.</div>
<div class="x_elementToProof" aria-hidden="true"> </div>
<div class="x_elementToProof">Kurban derilerindeki yanlış kesim ve muhafaza sorunlarının devam ettiğini de vurgulayan Gündoğdu, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da milyonlarca liralık ekonomik kaybın sürdüğünü ifade etti. Gündoğdu, “Kaybedilen bu derilerle yaklaşık 10 milyon çift ayakkabı ve 3 milyon kadın çantası üretilebilirdi. Bunun yanında jelatin ve kolajen sanayisinde de ciddi bir hammadde kaybı yaşanıyor. Deri sektörü için hayvan kesimi yapılmıyor; gıda amacıyla tüketilen hayvanların yan ürünleri sürdürülebilir bir anlayışla ekonomiye kazandırılıyor. Bu yönüyle sektörümüz güçlü bir döngüsel ekonomi örneği oluşturuyor” dedi.</div>
<div class="x_elementToProof" aria-hidden="true"> </div>
<div class="x_elementToProof">Bölgeden gerçekleştirilen deri ve deri mamulleri ihracatının yüzde 65’inin 350 aktif firma içerisindeki yalnızca 31 firma tarafından yapıldığına dikkat çeken Gündoğdu, sektörün sürdürülebilir büyümesi için ihracatın daha geniş bir tabana yayılması gerektiğini söyledi.</div>
<div class="x_elementToProof" aria-hidden="true"> </div>
<div class="x_elementToProof">Deri ve deri mamulleri sektörünün yüksek katma değer üreten stratejik sektörlerden biri olduğuna işaret eden Gündoğdu, özellikle deri ve kürk konfeksiyon alanında birim ihracat değerinin Türkiye ortalamasının yaklaşık 130 katına ulaştığını ifade etti. Gündoğdu, ihracatçıların üzerindeki finansal baskının azaltılması amacıyla Merkez Bankası döviz dönüşüm desteği prim oranının yüzde 10 seviyesine yükseltilmesi ve uygulamanın süresinin yıllık olarak uzatılması gerektiğini sözlerine ekledi.</div>
<div class="x_elementToProof" aria-hidden="true"> </div>
<div class="x_elementToProof"><strong>Bozkurt: Katma değerli ürün ihracatında Türkiye ortalamasını ikiye katladık</strong></div>
<div class="x_elementToProof" aria-hidden="true"> </div>
<div class="x_elementToProof">Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Nagihan Bozkurt, Ege Bölgesi’nin deri ve deri mamulleri ihracatının yüzde 65 gibi büyük bir kısmının Avrupa Birliği pazarına yapıldığını, kilogram başına ihracat değerinde de öncü bir rol üstlendiklerini, ayakkabı grubunda Ege Bölgesi’nin 24,77 dolarlık kilogram başı ihraç fiyatıyla, Türkiye ortalamasını ikiye katladığını vurguladı.</div>
<div class="x_elementToProof"> </div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kurban-derilerinde-milyonlarca-liralik-kayip-suruyor-79750</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/0/1280x720/kurban-derilerinde-milyonlarca-liralik-kayip-suruyor-1779349854.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Halil Gündoğdu, kurban döneminde yanlış kesim ve muhafaza sorunları nedeniyle her yıl milyonlarca metrekare derinin ekonomiye kazandırılamadığını belirtti. Kurban derilerinin doğru şekilde toplanıp korunması halinde önemli bir ekonomik değer yaratılabileceğini vurgulayan Gündoğdu, bu alandaki kaybın sektör için ciddi bir milli servet kaybı anlamına geldiğini ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-icin-kentsel-donusumde-yeni-kararlar-almaliyiz-79745</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Bursa için kentsel dönüşümde yeni kararlar almalıyız&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba, Meclis'in mayıs ayı ikinci olağan toplantısında kentsel dönüşüm konusunda açıklamalarda bulundu. </p>
<p>Gündem maddelerinin tek tek görüşülerek oylandığı toplantıda konuşan Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba, Bursa’nın riskli yapı anlamında ciddi manada sıkıntılı olduğunu dile getirdi. Bursalıların birçoğunun olası bir depremde yıkılabilecek binalarda bilerek ya da bilmeyerek oturduğunu söyleyen Başkan Vekili Biba, “Özellikle Yıldırım ve Osmangazi’de bitişik nizam veya kaçak yapılardan bahsediliyor ancak Nilüfer bölgesinde de riskli yapılar bulunuyor. 2007 öncesindeki bütün binalar aslında riskli tanımına giriyor. Hem statik hem de kullanılan beton ve demir yöntemi açısından hepsi riskli yapı. O yüzden komisyon ve Meclis olarak kentsel dönüşümde yeni kararlar almamız gerekiyor” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0eb5703b08d-1779348848.jpeg" alt="" width="582" height="388" /></p>
<h2>“Çarşamba bölgesine dikkat çekildi”</h2>
<p>Bölgeyi tahrip etmeden ve betonlaşmadan en akılcı yöntemlerle kentsel dönüşümün önünü tıkayan değil açan taraf olmaları gerektiğini belirten Başkan Vekili Biba, özellikle 40 bine yakın insanın yaşadığı Çarşamba-Altıparmak bölgesine dikkat çekti. Büyükşehir Belediyesi’nin üzerinde çalıştığı projenin Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın’ın da görüşleri alınarak tekrar masaya yatırılması gerektiğini ifade eden Başkan Vekili Biba, proje hakkında çalışmaların sürdürüleceğini aktardı.</p>
<h2>“Geniş çaplı bir çalışma yapılabilir”</h2>
<p>Olası bir depremde bölgeye müdahale etmenin zor olacağını anlatan Başkan Vekili Biba, “Hepimiz bunun farkındayız ama bu yeterli değil. Bu konuda bir şeyler yapmalıyız. Büyükşehir ve ilçe belediyeleri işbirliği halinde ne gerekiyorsa yapmalıdır. Gerekirse insanların can güvenliğini ön planda tutarak inisiyatif almalıyız. Kentsel dönüşümü vatandaşın cebinden hiç ödeme çıkarmadan yapmamız mümkün değil. En azından cebinden çıkacak miktarı hafifletmek için bazı yöntemler bulabiliriz. Akademik odaları da sürece dahil ederek geniş çaplı bir çalışma yapılabilir” dedi.</p>
<h2>“Müjde vereceğimize inanıyorum”</h2>
<p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ile iki sefer görüşme yaptığını açıklayan Başkan Vekili Biba, “Yarısı Bizden kampanyası şu anda deprem bölgesi sübvanse edildiği için pek mümkün gözükmüyor. Ama diğer kampanyalar için Bakanımız Murat Kurum çalışma yapılması talimatı verdi. İki ay içerisinde sonuçlandırılacağı söylendi. Üstünden bir ay geçti. Bir ay içerisinde sonuçlandırılacağına ve müjde vereceğimize inanıyorum. Kampanyanın uygulanmasıyla Bursalıların da kentsel dönüşüm konusunda ciddi nefes alacağına inanıyoruz” diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-icin-kentsel-donusumde-yeni-kararlar-almaliyiz-79745</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/5/1280x720/bursa-icin-kentsel-donusumde-yeni-kararlar-almaliyiz-1779348830.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba, kentsel dönüşüm konusundaki kampanyaların Bursa’da da uygulanabilmesi için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ile görüştüğünü açıklayarak, “Bakanlığın çalışmaları bir ay içerisinde sonuçlandıracağına ve müjde vereceğimize inanıyorum.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/guris-romanyada-batarya-depolama-tesisini-devreye-aldi-79744</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> GÜRİŞ, Romanya’da batarya depolama tesisini devreye aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>GÜRİŞ, Romanya’da 100 MW / 200 MWh kapasiteli Batarya Enerji Depolama Sistemi (BESS) yatırımını tamamlayarak işletmeye aldı.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, kapasitesi itibarıyla Romanya’nın en büyük 2. BESS projesi olan tesis, planlanan takvim doğrultusunda rekor sayılabilecek bir sürede tamamlandı.</p>
<p>Tesis ayrıca, Avrupa Birliği fonu tarafından desteklenen "standalone" batarya projeleri arasında hayata geçen ilk ve tek batarya projesi olma özelliğini de taşıyor.</p>
<p>Ülkenin elektrik şebekesinin güvenilirliğini ve esnekliğini artırması hedeflenen yatırımla; ani arz-talep dengesizlikleri, şebeke arızaları ve pik yük koşullarında hızlı devreye girerek kesinti risklerini azaltması öngörülüyor. Açıklamaya göre tesis, aynı zamanda yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilen elektriğin dengelenmesini destekleyerek şebeke stabilitesine katkı sağlayacak ve enerji arz güvenliğini güçlendirecek.</p>
<p>Anahtar teslim EPC modeliyle hayata geçirilen tesisin bataryaları HUAWEI tarafından sağlandı.</p>
<p>Açıklamada GÜRİŞ’in söz konusu yatırımla Avrupa enerji pazarındaki konumunu güçlendirirken, sürdürülebilir ve güvenilir enerji altyapılarının geliştirilmesine yönelik uluslararası yatırımlarını sürdürmeyi hedeflediği bildirildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/guris-romanyada-batarya-depolama-tesisini-devreye-aldi-79744</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/4/1280x720/guris-1779348616.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ GÜRİŞ&#039;in, Romanya’da batarya depolama tesisini tamamlayarak devreye aldığı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/oib-baskani-yazici-dovizde-pozitif-ayrim-sart-79739</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 09:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> OİB Başkanı Yazıcı: Dövizde pozitif ayrım şart</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) Başkanı Ali Kemal Yazıcı, otomotiv sektörünün hem küresel ticaret savaşları hem de Türkiye’deki maliyet baskıları nedeniyle zorlu bir süreçten geçtiğini söyledi. Özellikle döviz kuru ile enflasyon arasındaki makasın üretici üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu belirten Yazıcı, ihracatçıya yönelik destek mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Küresel ölçekte yaşanan jeopolitik gelişmelerin otomotiv sektörünü doğrudan etkilediğini dile getiren Yazıcı, Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek olası bir kapanmanın özellikle plastik ve türevi hammaddelerde tedarik sorunları yaratabileceğine dikkat çekti. Lojistik maliyetlerinin de yükseldiğini belirten Ali Kemal Yazıcı, “Şu an üretim tamamen durmuş değil, ancak sürecin uzaması halinde hem ham madde tedariğinde hem de pazarlarda ciddi riskler ortaya çıkabilir” dedi. Savaş ortamının tüketici davranışlarını da etkilediğini söyleyen Yazıcı, otomotiv pazarlarında negatif bir algının oluşmaya başladığını ifade etti. Bazı markalarda satış adetlerinde gerileme sinyalleri görüldüğünü kaydeden Yazıcı, küresel belirsizliklerin önümüzdeki dönemde ihracatı baskılayabileceğini belirtti. EKONOMİ Gazetesi Bölgeler Koordinatörü Ömer Faruk Çiftçi ile bir araya gelen Yazıcı, Türkiye’nin ihracatta lider sektörü otomotivle ilgili değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0eac262dcf1-1779346470.JPG" alt="" width="551" height="367" /></p>
<h2>“Çin’e bağımlılık sürdürülebilir değil”</h2>
<p>Çinli üreticilerin küresel otomotiv pazarındaki etkisinin giderek arttığını vurgulayan OİB Başkanı Ali Kemal Yazıcı, Avrupa’nın da bu nedenle “Made in Europe” yaklaşımını güçlendirdiğini ifade etti. Avrupa Birliği’nin özellikle elektrikli araç ve batarya üretiminde yerli üretim şartlarını artırmaya hazırlandığını hatırlatan Yazıcı, “Avrupa artık stratejik üretimi kendi içinde tutmak istiyor. Bu nedenle Çin’e aşırı bağımlı hale gelen firmalar ileride ciddi sıkıntılar yaşayabilir. Bu noktada biz dijitalleşmeyi, otomasyonu daha çok yapacağız, yapay zekayı kullanacağız. O ya da bu yöntemle maliyetlerimizi aşağıya çekerek daha verimli üreteceğiz ve hayatta kalacağız ” diye konuştu. Türkiye’nin de bu dönüşümün dışında kalmaması gerektiğini vurgulayan Yazıcı, otomotiv ihracatının yaklaşık yüzde 75’inin Avrupa’ya yapıldığını, Avrupa bağlantılı ülkelerle birlikte bu oranın yüzde 85’e ulaştığını söyledi. Yazıcı, “Avrupa’nın dönüşümünü yakından takip edip onun bir parçası olmamız gerekiyor” dedi.</p>
<h2>“Kur-enflasyon dengesi bozuldu”</h2>
<p>2026 yılını da değerlendiren Ali Kemal Yazıcı, Türkiye’de üreticinin en büyük sorunlarından birinin maliyet yapısı olduğunu ifade ederek, özellikle işçilik maliyetlerindeki artışın sanayiciyi zorladığını söyledi. Sanayicinin rekabet gücünü koruyabilmesi için kur artışının enflasyonla paralel gitmesi gerektiğini kaydeden Yazıcı, “Biz ekstra bir avantaj istemiyoruz. Kur ile enflasyon paralel gitsin, biz verimliliğimizle rekabet edelim” ifadelerini kullandı. Sanayicinin bu süreçte dijitalleşme, otomasyon ve yapay zekâ yatırımlarıyla maliyetlerini düşürmeye çalıştığını belirten Yazıcı, buna rağmen mevcut ekonomik koşullarda destek mekanizmalarının önem kazandığını söyledi. Son dönemde hükümetin açıkladığı destek adımlarını değerlendiren Yazıcı, kurumlar vergisindeki düzenlemelerin olumlu olduğunu ancak etkisinin uzun vadede hissedileceğini belirtti. Yakın dönemde sektör açısından en önemli desteğin ise döviz dönüşüm desteği olduğunu vurgulayan Yazıcı, şu değerlendirmeyi yaptı: “Yüzde 3’lük döviz dönüşüm desteğinin uzatılması önemliydi. Özellikle işçilik yoğun çalışan ihracatçı firmalar için bu destek bir miktar daha artırılabilir. Bu sadece otomotiv için değil, birçok sektör için gerekli. Sanayinin üretmeye ve ihracat yapmaya devam etmesi gerekiyor. Bu komple bir sistem ve bozmadan hareket etmemiz lazım. Böyle bir pozitif ayrımcılık sektöre ciddi nefes aldırır. Kolay bir çözüm yok. Şu anda sektör desteğe ihtiyaç duyuyor. Rekabet edemeyeceğimiz kimse yok, sadece bazen dış faktörler nedeniyle oluşan daralmaya da destek gerekiyor. Bu dönem de geçecek.”</p>
<h2>“Türk otomotiv sanayi esnek ve güçlü”</h2>
<p>Türk otomotiv sektörünün hızlı dönüşüm sürecine uyum sağladığını belirten Yazıcı, model geliştirme sürelerinin artık 18 aya kadar düştüğünü, sektörün de bu hızlanmaya adapte olduğunu söyledi. Türkiye’nin en büyük avantajının genç ve çalışkan insan kaynağı olduğunu ifade eden Yazıcı, “Türk insanı üretmeyi seviyor. Doğru yönlendirme ve doğru stratejiyle yapamayacağımız iş yok” diye konuştu. Türkiye’de 14 ana sanayi üreticisinin bulunduğunu ve yaklaşık 2 bin 500 aktif tedarikçi firmanın ihracata katkı sunduğunu belirten Yazıcı, otomotiv ihracatının yaklaşık yüzde 40’ının parça ve sistem ihracatından oluştuğunu kaydetti. Yeni dönemde dünyanın farklı yerlerindeki ana sanayiler ile Türk tedarik sanayini aynı masada buluşturmayı hedeflediklerini dile getiren Ali Kemal Yazıcı, Türk tedarik sanayinin rekabetçiliğini güçlendirerek ana sanayilerdeki payını artırmak için projeler yürüteceklerini aktardı.</p>
<h2>“Togg, sektör için stratejik bir proje”</h2>
<p>Yerli otomobil projesi Togg hakkında da değerlendirmelerde bulunan Yazıcı, projenin Türkiye otomotiv sanayi açısından stratejik önem taşıdığını söyledi. Togg’un sadece bir otomobil markası değil, aynı zamanda teknoloji geliştirme ekosistemi oluşturma potansiyeline sahip olduğunu belirten Yazıcı, “Ben Togg’u bir kâr projesi olarak görmüyorum. Bu proje Türkiye’de teknolojinin ve mühendisliğin gelişimine katkı sağlayacak bir yapı. Zamanla tedarik sanayine ve ihracata etkisi daha güçlü hissedilecek” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/oib-baskani-yazici-dovizde-pozitif-ayrim-sart-79739</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/9/1280x720/oib-baskani-yazici-dovizde-pozitif-ayrim-sart-1779346442.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği  Başkanı Ali Kemal Yazıcı, otomotiv sektörünün artan maliyet baskısı ve küresel rekabet karşısında desteklenmesi gerektiğini belirterek, özellikle işçilik yoğun ihracatçı firmalar için döviz dönüşüm desteğinin artırılmasının kritik önem taşıdığını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/cinden-kaynak-makinesi-ithalatina-sorusturma-79768</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 09:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çin&#039;den kaynak makinesi ithalatına soruşturma</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre konuya ilişkin başvuru, yerli üretici Magma Mekatronik Makine Sanayi ve Ticaret AŞ tarafından yapıldı. Alnal Elektromekanik Sanayi ve Ticaret AŞ, Gedik Kaynak Sanayi ve Ticaret AŞ, Zenweld Kaynak ve Kesme Ekipmanları AŞ, Kolarc Makine İmalat Sanayi ve Ticaret AŞ, Işık Kaynak Makine Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. ve Nuriş Teknoloji Makine Sanayi Ticaret AŞ de başvuruya destek verdi.</p>
<p>Bu kapsamda, Çin menşeli "yalnız aksesuarları hariç net 13 kilogram ve altındaki kaynak makineleri" ürününe yönelik yürürlükteki dampinge karşı kesin önleme ilişkin nihai gözden geçirme soruşturmasının usul ve esasları belirlendi.</p>
<p>Yapılan inceleme sonucu yeterli bilgi, belge ve delillerin bulunduğu anlaşıldığından önlem konusu ürüne yönelik nihai gözden geçirme soruşturması açılması kararlaştırıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/cinden-kaynak-makinesi-ithalatina-sorusturma-79768</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/resmi-gazete-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çin menşeli bazı kaynak makinelerinin ithalatıyla ilgili nihai gözden geçirme soruşturması açılmasına karar verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kesiad-baskani-zafer-ozken-kobilere-pozitif-ayrimcilik-sart-79749</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;KOBİ’lere pozitif ayrımcılık şart&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Kemalpaşa Sanayici ve İş İnsanları Derneği (KESİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Zafer Özken, ekonominin son durumunu değerlendirdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0eba694031a-1779350121.jpg" alt="" width="700" height="394" />Türkiye İmalat PMI Endeksinin nisanda 45,7 seviyesine gerileyerek sektörde daralmaya işaret ettiğini söyleyen Özken, “50,0 eşik değerinin altındaki bu performans, Eylül 2024'ten bu yana kaydedilen en yüksek oranlı yavaşlamayı ve daralmayı ortaya koydu” dedi.</p>
<p>Globalde de meydana gelen gelişmelerin etkisiyle endüstriyel üretimin her safhasında hissedilen psikolojik tedirginliğin piyasaları da olumsuz yönde etkilemeye devam ettiğinin altını çizen Özken, “Şu anda iş dünyamızın en büyük sıkıntısı finansmana erişim maliyetidir. Kredi hacmindeki daralma ve yüksek faiz oranları, özellikle KOBİ'lerimizin önündeki en ciddi engeldir. Piyasada ödemeler aksamakta, ticaret yavaşlamakta ve neticede büyüme ivme kaybetmektedir. Bu sıkıntıları aşmak için KOBİ'lerimize pozitif ayrımcılık yapmalıyız, KOBİ kredileri ile ticari kredi kartlarını aylık kredi büyüme sınırları dışına çıkartmalıyız. Böylelikle piyasada önemli ölçüde rahatlama sağlanacağını değerlendiriyoruz. Yapısal reformlarla, sektörlerimizin rekabet güçlerinin korunacağına ve ülkemizin güvenli liman konumunun güçleneceğine de yürekten inanıyoruz” diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kesiad-baskani-zafer-ozken-kobilere-pozitif-ayrimcilik-sart-79749</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/7/1280x720/lira-para-tl-1768737129.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KESİAD Yönetim Kurulu Başkanı Zafer Özken, kredi hacmindeki daralma ve yüksek faiz oranlarının, özellikle KOBİ&#039;lerin önündeki en ciddi engel olduğunu söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/uc-kitada-yeni-ticaret-koridorlari-kuruluyor-79727</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 08:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üç kıtada yeni ticaret koridorları kuruluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türk iş dünyası, küresel ölçekte daha aktif hale gelebilmek için yeni ticaret ve yatırım ağları kuruyor. Çin, ABD ve Özbekistan’da temsilcilik ve iş geliştirme ofisleri açan Türkiye Genç İş İnsanları Derneği (TÜGİAD), bu kez de Balkanlar’da yeni yapılanmalar için hazırlık yürütüyor. Dernek, özellikle yenilenebilir enerji, teknoloji, lojistik, gıda ve altyapı alanlarında Türk şirketlerinin yeni pazarlara erişimini kolaylaştırmayı hedefliyor.</p>
<p>Ekonomi Gazetecileri Derneği (EGD) ile bir araya gelen TÜGİAD Başkanı Gürkan Yıldırım, TÜGİAD’ın son dönemde yaptığı önemli çalışmaları anlattı. TÜGİAD’ın yaklaşık 950 üyesi olduğunu belirten Yıldırım, üyelerin toplam ticaret hacminin 28 milyar dolar seviyesinde olduğunu kaydetti. 70’e yakın sektörü temsil ettiklerinin altını çizen Yıldırım, üyelerin 800 bin istihdam oluşturduğunu vurguladı.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a0e984a456a2-1779341386.png" alt="" width="800" height="267" />
<figcaption><strong>Ekonomi Gazetecileri Derneği (EGD) yönetimi ile bir araya gelen Türkiye Genç İş İnsanları Derneği (TÜGİAD) Başkanı Gürkan Yıldırım, derneğin yeni dönem vizyonunu ve uluslararası ticaret odaklı projelerini paylaştı.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Yürüttükleri çalışmaların temel amacının Türkiye’nin ihracat kapasitesini artırmak ve Türk iş insanlarının uluslararası pazarlarda daha güçlü konumlanmasını sağlamak olduğunu söyleyen Yıldırım, “Bizim görevimiz Türkiye’nin ihracatına katkı sağlamak, üyelerimize yeni kanallar açmak ve Türk iş insanını dünyada daha görünür hale getirmek. Bugün Türk şirketleri artık yalnızca ürün satan değil; yatırım yapan, ortaklık kuran ve küresel iş geliştiren oyuncular haline geliyor” dedi.</p>
<h2>Çin’de 500 metrekarelik merkez kuruldu </h2>
<p>TÜGİAD’ın ilk büyük uluslararası yapılanmalarından birini Çin’de gerçekleştirdiğini belirten Yıldırım, Pekin’de yaklaşık 500 metrekarelik fiziksel bir merkez oluşturduklarını söyledi. Merkezde toplantı salonları, konferans alanları ve iş geliştirme birimlerinin bulunduğunu aktaran Yıldırım, “Çin’de dünyanın en büyük şirketleriyle görüşüyoruz. Yenilenebilir enerji tarafında Türk firmalarının Çinli üreticilerle daha güçlü iş birlikleri kurabilmesi için platform oluşturduk. Batarya, güneş paneli, enerji ekipmanları ve finansman tarafında üyelerimize önemli avantajlar sağlıyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Bugüne kadar Çin merkezli şirketlerle 70’in üzerinde projenin gündeme geldiğini belirten Yıldırım, Türk firmalarının Çinli şirketlerle ortak yatırım, üçüncü ülkelere açılım ve teknoloji iş birlikleri üzerine çalıştığını söyledi. Çin’in küresel üretimde büyük üstünlüğe sahip olduğunu ancak gıda tarafında dışa bağımlılığın stratejik önem taşıdığını vurgulayan Yıldırım, Türkiye için önemli fırsat alanlarından birinin gıda sektörü olduğunu ifade etti.</p>
<p>Çin pazarında Türk firmalarının özellikle katma değerli ve işlenmiş ürünlerle öne çıkabileceğini kaydeden Yıldırım, “Çin’in en büyük önceliği 1,5 milyar insanın gıda güvenliği. Türkiye’nin kurutulmuş gıda, tarım ürünleri, zeytinyağı ve işlenmiş gıda tarafında ciddi fırsatı var. Çin artık sadece mal satan değil, farklı ülkelerden ne alabileceğine odaklanan bir ülke haline geldi” dedi.</p>
<h2>Houston yapılanmasıyla ABD’ye açılım </h2>
<p>ABD’deki yapılanmanın merkezinin Houston olduğunu belirten Yıldırım, bölgenin enerji, lojistik ve teknoloji açısından stratejik önem taşıdığını dile getirdi. Houston’ın maliyet avantajı ve yatırım teşvikleri nedeniyle Türk firmaları için önemli bir giriş noktası sunduğunu ifade eden Yıldırım, “ABD’de sadece ihracat yapmak yetmiyor. Orada kalıcı olmak, yerel ortaklıklar kurmak ve teknoloji transferine odaklanmak gerekiyor. Özellikle yenilenebilir enerji ekipmanları, invertör, panel sistemleri ve enerji teknolojilerinde ciddi fırsatlar görüyoruz. ABD’deki yapılanma aynı zamanda Türk girişimcilerin yeni nesil teknolojilere erişimi açısından da önemli” şeklinde konuştu.</p>
<h2>Türki Cumhuriyetler tamam, Balkanlar sırada </h2>
<p>Nisan ayında Özbekistan’da açılan ofisin ardından Türki Cumhuriyetler’de daha güçlü bir ticaret ağı kurmayı hedeflediklerini belirten Yıldırım, bölgedeki nüfus artışı ve ekonomik dinamizmin önemli fırsatlar sunduğunu aktardı. Türk devletlerinde ciddi bir ekonomik hareketliliğin olduğunu söyleyen Yıldırım, “Bölgede yerel ortaklarla ilerliyoruz. Türk iş insanlarının doğru partnerlerle daha hızlı ilerlemesini sağlamaya çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Balkanlar’da da yeni yapılanmalar planladıklarını açıklayan Yıldırım, “Çin, ABD ve Özbekistan’dan sonra şimdi Bosna Hersek ve Karadağ’da yapılanmalarımızı geliştiriyoruz. Türk iş insanının bölgede daha güçlü yer alabilmesi için yeni iş ve yatırım kanalları oluşturmaya çalışıyoruz” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Dünya genç girişimcilik zirvesini Viyana’ya taşıdı</span></h2>
<p>ABD’de yapılması planlanan Küresel Genç Girişimcilik Zirvesi, TÜGİAD’ın girişimiyle Avrupa’ya taşındı. G20 Young Entrepreneurs Alliance Summit kapsamında düzenlenecek uluslararası genç girişimcilik organizasyonu, 15-19 Eylül tarihleri arasında Avusturya’nın başkenti Viyana’da gerçekleştirilecek. TÜGİAD’ın Avrupa’daki iş ortaklarıyla birlikte organize edeceği zirvede, 40’tan fazla ülkeden yaklaşık 1000 katılımcının yer alması bekleniyor. Organizasyon kapsamında girişimcilik, teknoloji, sürdürülebilirlik, finansmana erişim, yapay zekâ, yatırım ekosistemi ve küresel ticaret başlıklarında paneller düzenlenecek. Zirvede ayrıca start-up yarışmaları, yatırımcı buluşmaları, ülke sunumları ve B2B görüşmeler gerçekleştirilecek. Bu zirvenin ABD’de yapılmasının planlandığını belirten TÜGİAD Başkanı Gürkan Yıldırım, “Biz Avrupa’daki partnerlerimizle birlikte organizasyonu Viyana’ya taşıdık. Türkiye’nin ve Türk iş dünyasının uluslararası görünürlüğü açısından çok önemli bir organizasyon olacak” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/uc-kitada-yeni-ticaret-koridorlari-kuruluyor-79727</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/gurkan-yildirim.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çin’de enerji ve tedarik platformu kuran, Houston’da teknoloji ve lojistik ağı oluşturan, Özbekistan üzerinden Türk Cumhuriyetleri’ne açılan TÜGİAD’ın yeni rotası Balkanlar olacak. Türk iş insanının dünyada daha görünür olması ve yeni pazarlara erişmesi için çalıştıklarını söyleyen TÜGİAD Başkanı Gürkan Yıldırım, yenilenebilir enerji, gıda, altyapı, lojistik ve teknoloji alanlarında Türk firmaları için önemli iş fırsatları oluşturduklarını ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakir-ve-nikel-yarisi-6-bin-metre-derine-iniyor-79725</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 08:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakır ve nikel yarışı 6 bin metre derine iniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a0e93ca77b0a-1779340234.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Enerji dönüşümüyle birlikte bakır, nikel ve kobalt talebinin hızla büyümesi, dünya madencilik sektörünü yeni bir dönemin eşiğine taşıyor. Elektrikli araçlar, batarya teknolojileri, veri merkezleri ve yenilenebilir enerji yatırımları, geleneksel maden arzını zorlamaya başlarken sektörün gözü artık okyanus tabanına çevrilmiş durumda.</p>
<p>Danışmanlık şirketi Arthur D. Little’ın küresel doğal kaynaklar başkanı Ilya Epikhin’e göre 2027 yılı, ticari ölçekte ilk derin deniz madenciliğinin başladığı yıl olabilir. ABD’nin ilk ticari izinleri vermesi ve bunun Birleşmiş Milletler destekli Uluslararası Deniz Yatağı Otoritesi’ni (ISA) yeni kurallar çıkarmaya zorlaması bekleniyor.</p>
<p>Uzmanlar, özellikle bakır arzındaki sıkışmanın bu dönüşümü hızlandırdığı görüşünde birleşiyor. Dünyada cevher kaliteleri düşerken yeni büyük rezerv keşifleri sınırlı kalıyor. Kobalt arzı ise birkaç ülkeye yoğunlaşmış durumda.</p>
<h2>Pasifik’in dibinde “metal hazinesi”</h2>
<p>Derin deniz madenciliğinin merkezinde “polimetalik nodül” adı verilen yumru şeklindeki mineraller yer alıyor. Bu nodüller yüzde 28-30 mangan, yüzde 1 bakır, yüzde 1 nikel ve yüzde 0,2-0,7 arasında kobalt içeriyor.</p>
<p>En büyük rezerv ise Kuzey Pasifik’teki Clarion-Clipperton Bölgesi’nde bulunuyor. Yaklaşık 4 milyon kilometrekarelik bu alanın, 30 milyar tona kadar nodül barındırdığı tahmin ediliyor.</p>
<p>Sektör açısından en dikkat çekici unsur ise üretim maliyet modeli. Çünkü bu mineraller klasik madencilikte olduğu gibi kazı gerektirmiyor. Nodüller doğrudan deniz tabanından toplanabiliyor. Uzmanlara göre bu durum, daha düşük karbon ayak izi, daha hızlı üretim devreye alma süresi, daha düşük altyapı ihtiyacı, yeni arz kaynakları yaratılması gibi avantajlar sağlayabilir.</p>
<p>Özellikle Güney Kore ve Japonya’nın, nodüllerin işlenmesine yönelik ilk tesis yatırım süreçlerini hızlandırdığı belirtiliyor.</p>
<h2>Yeni jeopolitik mücadele başlıyor</h2>
<p>Derin deniz madenciliği yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik bir mücadele alanına dönüşüyor. ABD, Uluslararası Deniz Yatağı Otoritesi’ne üye olmamasına rağmen kendi yasaları çerçevesinde şirketlere lisans verebiliyor. Kanada merkezli TMC’nin ABD’ye yaptığı ticari başvuru, sektörün dönüm noktası olarak görülüyor.</p>
<p>Bu durumun ISA üzerinde baskı oluşturabileceği ve küresel “Deniz Madenciliği Yasası”nın hızla tamamlanmasına yol açabileceği değerlendiriliyor. Enerji dönüşümünde kritik minerallerin stratejik öneminin artmasıyla birlikte ABD, Çin, Japonya, Güney Kore ve Avrupa Birliği arasındaki rekabetin derin denizlerde yoğunlaşması bekleniyor.</p>
<p>Bununla birlikte sektör ciddi çevresel tartışmaların da merkezinde bulunuyor. Çevre örgütleri, deniz tabanındaki sediment hareketlerinin ekosistem üzerinde kalıcı hasar bırakabileceği uyarısında bulunuyor. Özellikle nodüllerin büyük makinelerle vakumlanmasının deniz yaşamını etkileyebileceği belirtiliyor.</p>
<p>Bazı kuruluşlar çevresel etkiler tam olarak netleşmeden derin deniz minerallerini kullanmayacaklarını açıklamış durumda. Sektör ise robotik toplama sistemleriyle çevresel etkinin azaltılabileceğini savunuyor. Ancak bu yöntemlerin maliyeti halen oldukça yüksek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Şili bakır için fiyat tahminini yükseltti</span></h2>
<p>Dünyanın en büyük bakır üreticisi Şili’nin arz tahminlerini aşağı çekmesi, küresel piyasada “kalıcı yüksek fiyat” beklentilerini güçlendirdi. Cochilco’nun yeni projeksiyonuna göre 2026 bakır fiyat tahmini: 5,55 dolar/pound ile önceki tahmin: 4,95 dolar/pound seviyesinin üzerine çıktı. Şili’nin üretim tahmini de 5,3 milyon ton olarak belirlendi. Küresel talep artışının 2027’de yüzde 2,3 olacağı öngörüldü.</p>
<p>Uzmanlar, enerji dönüşümü ve yapay zeka yatırımlarının bakır talebini yapısal olarak büyüttüğünü, bu nedenle arz açığının uzun süre devam edebileceğini belirtiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakir-ve-nikel-yarisi-6-bin-metre-derine-iniyor-79725</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/02/bakir.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Metallar için gözler artık kara madenlerinde değil, denizlerin dibinde. ABD’nin 2027’de ilk derin deniz madenciliği iznini vermesi beklenirken, bu hamleyle metallerde yeni bir küresel rekabet başlayabileceği belirtiliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/77-milyarlik-rekorlar-araniyor-ilk-ceyrek-bilancolar-zor-diyor-79724</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> 77 milyarlık rekorlar aranıyor, ilk çeyrek bilançolar zor diyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada 25 şirketin son üç yıllık esas faaliyet kârı 8,2 milyar TL ile 77,1 milyar TL arasında değişen ortalamalarda. Havacılık sektörünün mevsimselliğinden kaynaklanan dönemsel daralma bir kenara bırakıldığında, asıl çarpıcı hikaye sanayi dışı şirketlerde gözlendi.</strong></p>
<p>Kimi yatırımcı geçmiş üç yılda milyarlarca lira esas faaliyet kârı üreten şirketlerin bu ivmeyi her ekonomik koşulda aralıksız sürdüreceğine inanma eğilimindedir. Oysaki havacılığın dönemsel etkilerini elediğimizde, üç yıllık ortalaması 41,9 milyar TL olan Ford Otosan’ın ilk çeyrekte 4,4 milyar TL seviyesinde kalması veya Türk Traktör’ün esas faaliyetlerinde eksiye savrulması, iç talepteki yavaşlamanın firmaları frenlediğini gösteriyor. Diğer tarafta ise Enerjisa ve Turkcell gibi ilk çeyrekte 10 milyar TL barajını aşarak ana işinden para kazanmaya devam eden yapılar dikkat çekiyor.</p>
<h2>Yıllık ortalamasına en yakınlar</h2>
<p>Son üç yılın esas faaliyet kâr ortalaması 12,95 milyar TL olan Tera Yatırım Menkul Değerler, yüksek performansını sürdürüyor. 2026’nın ilk çeyreğinde de güçlü şekilde artırarak 9,7 milyar TL’ye çıkardı. Tutar yıllık ortalamasına yaklaşan bir düzeyde. İvmenin korunması yıl sonunda da güçlü bir artış yaşanacağını işaret ediyor. Hissenin fiyatı ise nisanda sert düştü.</p>
<p>Emlak Konut GYO’nun esas faaliyet kâr ortalaması 10,29 milyar TL seviyesinde oluşurken, ilk çeyrekte tutar 5,15 milyar TL düzeyinde bulunuyor. Aynı ivmeyi sürdürmesi halinde yılın ikinci çeyreğinde yıllık ortalamasını geçmesi mümkün olacak. Fiyatı ise Temmuz 2025’ten bu yana arada yukarı atakları olsa da yatayda dalgalı seyrediyor.</p>
<h2>Ortalaması en yüksek olan</h2>
<p>Tüpraş, son iki yılda esas faaliyet kârını düşürse de 47,4 milyar TL ortalama ile listeye giren şirketler içinde en yüksek ortalamaya sahip. Açıkladığı 11,66 milyar TL üç aylık esas faaliyet kârı önceki yılın aynı dönemine göre artışa işaret ediyor. Ancak mevcut performansı aynı ivmeyle yıla uyarladığımızda ortalamanın altında kalma ihtimalinin yüksek olduğunu söylüyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP’E SOR</span></h2>
<p><strong>SABİT ORAN MI, KUR FARKI MI?</strong></p>
<p><strong>Sabit oran</strong>; öngörülebilirlik, risk kalkanı, sakinlik, düzenli nakit, düşüşte avantaj. Enflasyon riski, fırsat kaçırma, faiz artış tuzağı, sınırlılık.</p>
<p><strong>Kur farkı</strong>; değer koruma, alım gücü, pasif büyüme, kriz kalkanı, telafi imkanı. Yanılsama, masraf yükü, politik risk, fırsat kaybı, atıl durum.</p>
<p><strong>GES yatırımı operasyonel gücünü artıracak önemli bir girişim olsa da tek başına yetmez</strong></p>
<p>Vakko’nun GES’i devreye alması halinde zarardan kurtulması mümkün olacak mı? ● Tuna Eken</p>
<p>Tuna, Vakko ilk çeyrekte 91,2 milyon TL zarar açıkladı. Uşak’ta hayata geçirilecek GES projesinin şirketi bu zarardan tek başına kurtarmasını beklemek eksik okuma olur. Ancak bu hamle kârlılığı destekleyecek güçlü bir operasyonel iyileşme adımı olduğu da göz ardı edilmemeli. Finansallara bakıldığında Vakko’nun ana işinden zarar etmediği, aksine FAVÖK’ü %64 artarak 504,5 milyon TL’ye çıktığı, esas faaliyetlerinden de zarardan kâra döndüğü gözleniyor. Dönem sonunda zarara çeviren ise vergi kalemi. GES devreye girdiğinde ise %6 artan brüt kârı güçlenecek.</p>
<p><strong>Miami girişimiyle hem dövizli değer artışı hem de gayrimenkul geliştirmeyi hedefliyor</strong></p>
<p>Akfen İnşaat’ın Miami’deki yatırımdan ne gibi bir kazanç beklediğini öğrenebilir miyim? ● Tunç Yıldız</p>
<p>Tunç, Akfen İnşaat’ın Miami’de 14,5 milyon dolara aldığı arsalardan temel beklentisi, salt bir arsa spekülasyonunun ötesinde olduğu söylenebilir. Firma, esas itibariyle burada konut ve iş yeri geliştirme stratejisiyle hareket etmeyi hedefliyor. Halka arz gelirlerinin kullanılarak ABD’de bir şirket kurulması, bu hamlenin pasif varlık alımından ziyade, döviz bazlı gelir yaratacak aktif bir gayrimenkul projesinin ilk adımı olduğunu gösteriyor. Dolar cinsi varlıkların bilançoya eklenmesi kur riskine karşı bilançoda ayrıca bir avantaj sağlayacaktır.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>THD fonu değer yatırımı stratejisiyle %46 yükselirken endekse paralel çıktı</strong></p>
<p>Trive Portföy’ün yönettiği Birinci Hisse Senedi (TL) Fonu (THD), geçtiğimiz yıl yatay bir seyir izledi. Yılbaşından itibaren yukarı yönelimi daha belirgin gözlendi. Yükseliş atakları geri çekilmelerle birlikte yaşansa da yılbaşından bu yana %28,8’lik bir çıkışı söz konusu. Fonun hacmi aralıktan bu yana inişli çıkışlı seyir izliyor. Büyüklüğü mayısta 9,6 milyon TL düzeyinde ve önceki aya göre artış söz konusu. THD’nin yatırımcı sayısı aynı seviyelerde olup fazla bir değişim söz konusu değil. Mayıs itibarıyla 211 yatırımcısı bulunuyor. İçsel değerinden daha düşük piyasa fiyatına sahip şirketleri tespit ederek değer yatırımı perspektifiyle hareket ediyor. Portföyünün ağırlığını Aselsan, Migros, İş C, Tofaş ve THY oluşturuyor. Son bir yılda %45,6 getiri sağarken %50,7 yükselen BIST 100’ün gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Korteks Mensucat, piyasadan %61,57 bileşik faizle 422 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Korteks Mensucat, nitelikli yatırımcılara yönelik 14.05.2026 vade başlangıç tarihli tahvil ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 422.020.000 TL olan tahvilin yıllık basit faizi %49, bileşik faizi %61,57 olarak belirlendi. 385 gün vadeli tahvil, ayda bir kupon ödemeli olup toplamda 12 kupon ödemesi yapılacak. Tahvilin vade tarihi 03.06.2027 olarak açıklandı. 14 Mayıs itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. Buna göre Korteks’in verdiği %49 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 9,01 puan üzerinde yer alıyor. Tahvil, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için uygun bir alternatif olarak değerlendirilmeli. İhraç, şirketin uzun vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRSKORT62714 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0e92df485bd-1779339999.png" alt="" width="978" height="243" /><strong>BMS BİRLEŞİK METAL</strong></p>
<p><strong>Maliyetli yeni hat kurmak yerine iyileştirmelerle tüm zamanların zirvesine çıktı</strong></p>
<p>BMS Birleşik Metal, galvanizli tel üretiminde nisan ayında 6.224 tona ulaşarak tarihinin en yüksek aylık üretim seviyesini kaydettiğini duyurdu. Şirket, yeni bir hat yatırımı yapmadan, sadece mühendislik iyileştirmeleri ve tel çekme makinesi takviyeleriyle üretim hacmini başarılı şekilde artırdığını belirtmekte. Sanayi firmalarında karlılığı artırmanın en etkili yolu mevcut varlıkların verimliliğini maksimize etmektir. BMS Metal, üretimi artırmak için maliyetli yeni bir galvaniz hattı kurmak yerine mevcut makineleri iyileştirmesi kâr potansiyelini artırmış oldu.</p>
<p><strong>SEĞMEN KARDEŞLER GIDA</strong></p>
<p><strong>Hakim ortaklar paylarını sattı. Hisse devri için Rekabet Kurumunun onayı bekleniyor</strong></p>
<p>Firmanın hakim ortakları Seğmen ailesi, sermayede sahip oldukları %74,85 payı toplamda 82,4 milyon dolara Altun Gıda, GMS Yatırım ve Ümit Gümüş’e devretmek üzere anlaşmaya vardı. Hisse devri için gerekli kurumlardan onay bekleniyor. Öte yandan şirket kurumsal satış ağını genişletirken, Migros ve bir başka zincir marketle ulusal çaptaki mağazalarda ürün satışı için anlaşmaya vardı. Firma ayrıca, üç farklı lokasyonda toplam 290 dönüm alanda organik çilek ekimi yaparken, gerçekleşecek üretimin tamamını ihracata yönelik değerlendirecek. Bu işten 3,6 milyon euro gelir bekliyor.</p>
<p><strong>BAHADIR KİMYA</strong></p>
<p><strong>Yatırım teşvik belgesinde limiti yükseltti. Toplam teşvik tutarı 279 milyona çıktı</strong></p>
<p>Bahadır Kimya, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’ndan aldığı yatırım teşvik belgesindeki tutarı 29,4 milyon TL artırarak toplamda 278,7 milyon TL’ye yükseltti. Belge kapsamında şirketin vergi indirimi, sigorta primi işveren hissesi desteği ve KDV istisnası avantajlarından faydalanmaya devam edeceği belirtildi. Şirket gerçekleştirdiği işlemle birlikte, yatırımlarındaki güncel maliyet artışlarını devletin sunduğu teşviklerle yeniden güvence altına alma yoluna gitti. Yatırımların devam ettiği süreçlerde kapasite güncellemeleri veya ek maliyetler ortaya çıkabilmekte.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0e92c33a154-1779339971.png" alt="" width="232" height="178" /></strong><strong>Vestel Beyaz Eşya marttan bu yana tabanda geziniyor. Fonların satışı öne çıkıyor</strong></p>
<p>Vestel Beyaz Eşya’da fonlar satış ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %27,44 ile toplamda 759 bin lot azalarak 2,01 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 9 iken sayı 6’ya geriledi. GTM fonu 741,9 bin lot ile en fazla satışı yaparken, BIY fonu 9,7 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Hisse hakkında bugüne kadar 4 aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan bulunmuyor. En yüksek hedef fiyat önerisini İş Yatırım 15,17 TL ile verdi. En düşük beklenti 9,50 TL ile Deniz Yatırım’dan geldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/77-milyarlik-rekorlar-araniyor-ilk-ceyrek-bilancolar-zor-diyor-79724</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 77 milyarlık rekorlar aranıyor, ilk çeyrek bilançolar zor diyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ankara-turizmi-ankara-uzun-gece-ye-hazirlaniyor-79753</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ankara turizmi ‘Ankara Uzun Gece’ ye hazırlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Ankara Turizm Derneği Kurucu Başkanı Berker Bülbüloğlu, Yönetim Kurulu Üyeleriyle birlikte  Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı’yı ziyaret etti. Görüşmede Ankara’nın turizm potansiyeli, turizmdeki  mevcut konumunun güçlendirilmesi gibi konular görüşüldü.</p>
<p>Ankara Turizm Derneği Kurucu Başkanı Berker Bülbüloğlu, Ankara’nın binlerce yıllık tarihi, gastronomisi, kültürel mirası, sanat yaşamı, kongre altyapısı ve şehir hafızasıyla çok güçlü bir destinasyon olduğunu bildirdi. Bülbüloğlu, Ankara Turizm Derneği olarak bu potansiyelin görünür hale gelmesi, Ankara’nın sadece resmi ziyaretlerle anılan bir şehir olmaktan çıkarak 12 ayı yaşayan bir turizm merkezine dönüşmesi için çalıştıklarını kaydetti.</p>
<p><strong>“Uluslararası festivale dönüşecek”</strong></p>
<p>Ankara Turizm Derneği tarafından hazırlanan “Ankara Uzun Gece” projesi de Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı’ya sunuldu. Bülbüloğlu,  Eylül ayında hayata geçirilmesi planlanan ve Türkiye’de şehir deneyimi alanında bir ilk olma özelliği taşıyan projenin, Bakanlık nezdinde olumlu karşılandığını anlattı.</p>
<p>Bülbüloğlu’nun verdiği bilgilere göre “Ankara Uzun Gece” projesi kapsamında müzeler, sanat galerileri, kültür merkezleri ve özel koleksiyon alanları aynı gün belirlenen saatler boyunca ziyaretçilere açık olacak, ziyaretçiler ise tek kart sistemiyle tüm deneyim noktalarına erişebilecek.</p>
<p>Projeyle birlikte Başkent’in farklı noktalarında geceye özel performanslar, dijital sanat deneyimleri, sokak müziği durakları, gastronomi rotaları ve yaşayan şehir hikâyelerini merkeze alan özel etkinliklerin de gerçekleştirilecek.</p>
<p>Özellikle gençler, üniversite öğrencileri, yabancı misyon temsilcileri ve şehir deneyimi odaklı turist profiline hitap edecek yeni nesil bir şehir atmosferi oluşturulacak.</p>
<p>Ankara Turizm Derneği, Ankara Uzun Gece Projesini ilerleyen yıllarda uluslararası katılımlı şehir festivaline dönüştürmeyi amaçlıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ankara-turizmi-ankara-uzun-gece-ye-hazirlaniyor-79753</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/3/1280x720/56-1779350926.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara Turizm Derneği Eylül ayında hayata geçirilecek “Ankara Uzun Gece” projesine hazırlanıyor. Proje kapsamında müzeler, sanat galerileri, kültür merkezleri ve özel koleksiyon alanları aynı gün belirlenen saatler boyunca ziyaretçilere açık olacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bakan-kurumdan-onemli-bir-cagri-geldi-iklim-politikasinin-yeni-adi-elektrifikasyon-79731</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Kurum&#039;dan önemli bir çağrı geldi: İklim politikasının yeni adı elektrifikasyon</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>COP31 Başkanlığını üstlenen Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, “elektrifikasyon konusunda küresel tartışma başlatma” çağrısı yaptı. Elektrifikasyonu COP31’in ana başlıklarından biri olarak gündeme getiren bu çağrı, yeni enerji ekonomisine uyum çağrısı olarak değerlendirilebilir.</strong></p>
<p>COP31 Başkanlığını üstlenen Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Kopenhag İklim Bakanları Toplantısı’nda “elektrifikasyon konusunda küresel tartışma başlatma” çağrısı yaptı. Kurum, dünya ekonomisinin elektrifikasyon hızının acilen artırılması gerektiğini belirterek, bunun hem iklim değişikliğiyle mücadele hem de önceki COP’larda verilen taahhütlerin uygulamaya geçmesi açısından kritik olduğunu söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0e9c9a8538b-1779342490.png" alt="" width="560" height="331" /></p>
<p>Kurum’un ifadesiyle elektrik, bugün nihai enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 20’sini oluşturuyor. Yani binaları ısıtmak ve soğutmak, aydınlatma, cihazlar, makineler, araçlar ve üretim süreçleri dahil olmak üzere son kullanıcıların tükettiği toplam enerjinin yalnızca beşte biri elektrikten geliyor. Uluslararası Enerji Ajansı’nın 2050 Net Sıfır Emisyon senaryosuna göre bu oranın 2030’a kadar yüzde 27’nin üzerine, yüzyılın ortasına kadar ise yüzde 50’nin üzerine çıkması gerekiyor.</p>
<p>Mevcut enerji krizinin yenilenebilir enerji üretiminin ve ulusal enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesinin önemini ortaya koyduğunu vurgulayan Kurum, Kopenhag’da yaptığı konuşmada, şunları söyledi: “Hükümetler, uluslararası kuruluşlar ve özel sektör, enerji dönüşümünün kritik bir sınırı olarak elektrifikasyona giderek daha fazla odaklanıyor. Bugün nihai enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 20’si elektrikle karşılanıyor. Birlikte bu oranı mümkün olan en hızlı şekilde artırmayı hedeflemeliyiz. Bu misyona ulaşmak için elektrik üretimini karbonsuzlaştırmak şart. Ancak bu tek başına yeterli değil. Aynı zamanda yaşamlarımız boyunca süreçleri de elektrifiye etmemiz gerekiyor.”</p>
<p><strong>Yeni bir kalkınma meselesi</strong></p>
<p>Kurum’un çağrısı, teknik bir oran tartışması değil. Ekonominin nasıl çalışacağına, şehirlerin nasıl ısınacağına, ulaşımın nasıl dönüşeceğine ve enerji güvenliğinin hangi kaynaklara dayanacağına ilişkin yeni bir kalkınma meselesi konusu.</p>
<p>Kurum’un “Küresel ölçekte elektrifikasyon üzerine bir tartışma başlatmak istiyoruz” sözleri, COP31’in Antalya’da yalnızca hedeflerin konuşulduğu bir zirve değil, uygulama araçlarının masaya yatırıldığı bir platform olacağı mesajını da güçlendiriyor. Çünkü elektrifikasyon, ancak temiz elektrik üretimiyle birlikte anlam kazanıyor. Fosil kaynaklarla üretilen elektriğin kullanımını artırmak, iklim hedefleri açısından kalıcı çözüm değil.</p>
<p>2025’te temiz elektrik üretimi küresel talep artışının tamamını karşıladı<br />Ember’in Global Electricity Review 2026 raporu da, Bakan Kurum’un yaptığı çağrının neden kritik olduğunu rakamlarla ortaya koyuyor: 2025’te düşük karbonlu elektrik üretimi 887 TWh arttı ve 849 TWh’lik küresel elektrik talebi artışının tamamını karşılamaya yetti. Başka bir ifadeyle dünya ekonomisi elektrik talebini büyütürken, fosil yakıtlardan elektrik üretimini artırmak zorunda kalmadı. Fosil elektrik üretimi 38 TWh, yani yüzde 0,2 geriledi.</p>
<p>Rapora göre, 2025’te yenilenebilir kaynaklar modern elektrik sisteminde ilk kez kömürü geçti. Güneş, rüzgâr, hidroelektrik ve diğer yenilenebilir kaynakların toplam payı yüzde 33,8’e ulaşırken, kömürün payı yüzde 33’e geriledi. Kömür üretimi 2025’te 63 TWh azaldı. Bu, yalnızca sembolik bir eşik değil; yüz yılı aşkın süredir küresel elektrik sisteminin omurgasında yer alan kömürün pay kaybettiği yeni bir dönemin işareti.</p>
<p><strong>Elektrik sisteminin esnekliği kritik</strong></p>
<p>Ancak bu hikâyenin yalnızca güneş ve rüzgârla yazılamayacağı da açık. Elektrifikasyon arttıkça, elektrik sisteminin esnekliği daha kritik hale geliyor. Çünkü güneş enerjisi gün ortasında rekor üretim yaparken, talep günün farklı saatlerine yayılıyor. Bu nedenle bataryalar enerji dönüşümünün belirleyici aktörü haline geliyor.</p>
<p>Ember, bataryaların güneşi “gündüz elektriği” olmaktan çıkarıp günün diğer saatlerine taşıyabilecek yeni bir eşiğe geldiğini vurguluyor. Rapora göre depolama, özellikle güneş payı yükselen sistemlerde, temiz elektriğin güneşsiz saatlere aktarılması ve fosil üretimin azaltılması açısından temel araçlardan biri olacak. Bu noktada, elektrifikasyon başlığını yalnızca elektrikli araçlar ya da ısı pompaları üzerinden değerlendirmek eksik kalır. Temiz üretim, güçlü şebeke, depolama, talep tarafı yönetimi, bina verimliliği, sanayi elektrifikasyonu ve şehir planlaması dahil, kapsayıcı bir sistem oluşturulması şart.</p>
<p>Antalya’da yapılacak COP31, Türkiye’ye iklim diplomasisinde yalnızca ev sahibi olma değil, uygulama mimarisi kurma fırsatı sunacak. Bakan Kurum’un Kopenhag’tan yaptığı çağrı, elektrifikasyonu bu mimarinin ana başlıklarından biri olarak gündeme getiriyor. Dolayısıyla, yalnızca bir iklim çağrısı değil, yeni enerji ekonomisine uyum çağrısı olarak değerlendirilebilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bakan-kurumdan-onemli-bir-cagri-geldi-iklim-politikasinin-yeni-adi-elektrifikasyon-79731</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/1/1280x720/murat-kurum-1779342472.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakan Kurum&#039;dan önemli bir çağrı geldi: İklim politikasının yeni adı elektrifikasyon ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yumurta-fiyatlarinda-takvim-sasti-79723</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yumurta fiyatlarında takvim şaştı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Her yıl bu dönemde gerileyen yumurta fiyatları, bu kez artış gösterdi. Sektörde “Mayıs Çukuru” olarak bilinen ve havaların ısınmasıyla birlikte talebin zayıflaması sonucu fiyatların gerilediği dönem, bu yıl tersine döndü. Türkiye’nin önemli yumurta üretim merkezlerinden Kayseri ve Afyon’da üretici fiyatlarında yukarı hareketlenme başladı. 6 Nisan ile 18 Mayıs tarihleri arasında üretici fiyatları yüzde 20 ila yüzde 40 oranlarında arttı. “Adı Mayıs Çukuru ama biz bunu Şubat’ta yaşadık” diyen sektör temsilcileri “Mayıs Çukuru” olarak adlandırılan ve Nisan sonu–Mayıs ortasında talep düşüşüyle fiyatların gerilediği dönem bu yıl takvim olarak değil, fiilen öne çekilmiş durumda. Şu an hâlâ o çukurun içindeyiz” dediler.</p>
<h2>Zam değil zararın telafisi </h2>
<p>Yumurta Üreticileri Merkez Birliği (YUM-BİR) Başkanı İbrahim Afyon, üretici fiyatlarındaki son artışın “zam” değil, şubattan bu yana süren zararın bir kısmını azaltma çabası olduğunu söyledi. Sektörün hâlâ “Mayıs Çukuru”nda olduğunu vurgulayan Afyon, kamuoyunda “fiyatlar yükseliyor” algısı oluştuğunu ancak üretici tarafında tablonun bunun tam tersi olduğunu kaydetti. Afyon şöyle devam etti; “Biz Mayıs Çukuru’nu 3 ay önce Şubat’ta yaşamaya başladık. Hatta çukurun çukurunu gördük. Şubatta ihracat kanalı daraldı, üretici iki seçenekle karşı karşıya kaldı. Ya ürünü çok düşük fiyata verecekti ya da çöpe dökecekti. Çöpe dökmemek için 2,25 TL’ye satış yaptı. Üretici fiyatları 5,50 TL seviyelerinden 2,50–2,80 TL bandına kadar geriledi. Şu an görülen hareket, zam değil; zarar eden üreticinin maliyetine biraz daha yaklaşma çabası. Bir yumurtanın güncel üretim maliyeti yaklaşık 4,25 TL. Son bir aydaki kıpırdanma, hâlâ maliyetin altında. Buna ‘zam’ denmesi doğru değil.”</p>
<h2>İhracat etkisi: Çöpe gidecek ürün dışarı gitti</h2>
<p>Üretici fiyatındaki son hareketin temel nedeninin talep artışı değil, ihracat kısıtlarının kısmen gevşetilmesi olduğunu kaydeden Afyon, “Aylık 1.000 ton seviyesine kadar düşen ihracat izni Nisan sonu itibarıyla 5.000 tona çıkarıldı. Bu da iç piyasada bayatlayacak ürünün dışarı gitmesini sağladı, sektöre ancak nefes aldırdı. Bu artış ‘5 kat arttı’ gibi algılanmamalı. Bizim normalde 10 bin ton ve üzeri ihracatımız var” dedi. Perakende fiyatların üretici fiyatlarıyla birebir ilişkilendirilmesinin de doğru olmadığını vurgulayan Afyon; son olarak yumurta ile beyaz et sektörünün sıkça karıştırıldığını belirterek, alınan bazı kararların yumurta üreticisini dolaylı etkilediğini, ancak iki sektörün dinamiklerinin tamamen farklı olduğunu sözlerine ekledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yumurta-fiyatlarinda-takvim-sasti-79723</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/yumurta-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sektörde “Mayıs Çukuru” olarak bilinen ve havaların ısınmasıyla birlikte talebin zayıflaması sonucu fiyatların gerilemeye başlaması beklenen bu dönemde Türkiye’nin önemli yumurta üretim merkezlerinde üretici fiyatları yüzde 20 ila yüzde 40 oranlarında arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sapden-otonom-isletme-cagi-79722</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> SAP’den otonom işletme çağı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapay zekânın işletmelerde kullanımı şimdiye kadar verinin dışarıya sızmasını engelleme boyutu ile ele alınıyordu. SAP, otonom işletme tanımlaması ile burada farklı bir dünyanın kapısını açıyor.</p>
<p>Şirketin 14 Nisan 2026’da Wyndham Grand’de düzenlediği SAP Connect Day etkinliğinde ortaya koyduğu otonom işletme kavramı sadece bir vizyon değil gerçekleşmiş bir iş kurgusu. NVIDIA CEO’su Jensen Huang’ın yapay zekânın bundan sonra çıkarıma dayalı gelir ya da hâsıla üretmeye hizmet edeceğini vurguladığı yapay zekâ, Hasso Plattner’in kurduğu şirkette fiziksel karşılığını bulmaya doğru ilerliyor. İlerliyor diyorum çünkü bir çözümün ortaya koyulması ile hakkı verilerek kullanılmaya başlaması arasında belirli bir faz farkı bulunuyor.</p>
<p>Bizim gibi olaylara dışarıdan bakma lüksüne sahip olanların ise, olacakları önceden bildirme ya da kehanette bulunma gibi bir ayrıcalığı var. Bunun halk arasındaki karşılığı olarak “bekara karı boşamak kolay” ifadesi kullanılıyor. Bu ayrıcalıkla ben çok önceden yapay zekânın asıl değerini ortaya koymasının bulut ile mümkün olacağını ve daha ileri aşamada Metaverse’ün omniverse yapısında asıl büyük sıçramayı yapacağını yazmıştım. Bugünkü gündemimiz hangi verinin buluta çıkıp hangisinin çıkamayacağı ile sınırlı olsa da o günlerin geleceğine inancım tam ve SAP’nin bu yönde önemli bir adım attığını görebiliyorum.</p>
<p>SAP Connect Day'de ortaya konulan otonom işletme kavramı, şirketlerin veri, bulut ve yapay zekâ entegrasyonuyla geleceğin ihtiyaçlarına daha hazırlıklı hale getirilmesini hedefliyor. SAP’nin ABD’deki lansmanın hemen ardından Türkiye’de duyurduğu yenilikleri otonom işletme ve bunu destekleyen ayaklarla birlikte üç noktaya odaklanıyor:</p>
<ul>
<li><strong>Yapay Zeka Odaklı Vizyon:</strong>SAP'nin yapay zekâ asistanı Joule'un çalışma modeli ve yeni “Üretken Kullanıcı Arayüzü” (Generative UI) deneyimlerini içeriyor.</li>
<li><strong>Otonom İşletmeler:</strong>Organizasyonların yapay zekâ ile desteklenerek daha çevik, uçtan uca izlenebilir ve otomatik karar alabilen yapılar haline getirilmesini kapsıyor.</li>
<li><strong>Görünmeyeni Yönetmek:</strong>Kurum hafızasının stratejik bir güce dönüştürülmesine yönelik olarak, veri analitiği ve SAP BTP (Business Technology Platform) çözümleriyle değer yaratma yöntemlerini içeriyor.</li>
</ul>
<p>Bu çözümleri günümüzün ekonomik istikrarsızlık ortamı ile birlikte ele almak, SAP’nin otonom işletme ve yapay zekâ (Joule) çözümlerinin nereye oturduğunu anlamak için salt teknoloji temelli bir yaklaşıma göre çok daha iyi bir bakış sağlayacaktır, diye düşünüyorum. Burada şu maddelere işaret etmek gerekiyor:</p>
<ul>
<li><strong>Gerçek Zamanlı Veri Analizi:</strong>Geçmiş raporlar yerine anlık finansal ve operasyonel verileri sunarak saniyeler içinde doğru karar almayı kolaylaştırıyor.</li>
<li><strong>Yapay Zekâ Destekli Öngörü:</strong>Piyasadaki ani dalgalanmaları ve talep değişimlerini önceden tahmin ederek nakit akışını ve stokları koruyor.</li>
<li><strong>Senaryo Simülasyonları:</strong>Enflasyon, kur artışı veya tedarik zinciri krizlerinde "Eğer şöyle olursa ne olur?" senaryolarını saniyeler içinde test eder.</li>
<li><strong>Otomatik Maliyet Optimizasyonu:</strong>Rutin işleri otonom hale getirerek operasyonel maliyetleri düşürüyor ve kaynakları kriz yönetimine aktarıyor.</li>
<li><strong>Hızlı Adaptasyon:</strong>Tedarikçi veya pazar riskleri oluştuğunda sistem alternatif rotaları ve çözümleri otomatik olarak öneriyor.</li>
</ul>
<p>Bu alanı biraz derinlemesine ele almakta yarar var. Böylece, teknoloji uyarlama kararlarının sadece yeni teknolojiyi kullanma adına atılacak bir adım olmaktan çıkarıp en optimum faydayı sağlayacak şekilde kullanılmasına bir katkım olabilir, diye düşünüyorum. Bu üç ekonomi bağlantısını şöyle sıralayayım. Bunu sadece entelektüel bir çaba olarak yapmıyorum. Biz sahnedeki teknolojinin ayrıntıları ile büyülenirken aralarda konuştuğum iş dünyasından teknoloji yöneticileri, patronlarının yeni yatırım istemediğini ve en önemli önceliğin stokları eritmek olduğunu ifade etti. İktisatçılar bunun iç ve dış pazarda talebin düşmesinden mi, devalüasyon beklentisinden mi yoksa finansal getirilerin artacağı bir dönemde şirket kaynaklarını üretimden çekip faiz gibi alternatif gelir kalemlerine aktarma isteğinden mi kaynaklandığını benden daha iyi anlatabilirler. Benim mahalle esnafı, piyasada çok bulunmayan beş liraların 50 kuruşun yerini alacağı bir Türkiye bekliyor. Bunu vurguladıktan sonra teknoloji ile finansmanın kesiştiği noktanın üzerinde biraz durmak istiyorum. Burada da üç ayak bulunuyor.  </p>
<ol>
<li><strong> Nakit Akışı Yönetimi</strong></li>
</ol>
<p><strong>Anlık Likidite Takibi:</strong> Tüm banka hesapları, alacaklar ve borçlar tek ekranda anlık olarak birleşir. Güncel nakit pozisyonu her an görünür oluyor.</p>
<p><strong>Akıllı Alacak Yönetimi:</strong> Yapay zeka, müşteri ödeme alışkanlıklarını analiz eder. Gecikme riski olan faturaları erkenden tespit ederek nakit sıkışıklığını önlüyor.</p>
<p><strong>Dinamik Vade Yönetimi:</strong> Yüksek enflasyon ortamında kârlılığı korumak için tedarikçi ödeme vadeleri ve müşteri tahsilat süreleri otomatik optimize ediliyor.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Tedarik Zinciri Esnekliği</strong></li>
</ol>
<p><strong>Alternatif Tedarikçi Rotaları:</strong> Bir tedarikçide kriz veya gecikme yaşandığında, sistem otomatik olarak alternatif üreticileri ve maliyetleri listeliyor.</p>
<p><strong>Lojistik Maliyet Optimizasyonu:</strong> Akaryakıt fiyatları veya rota kısıtlamaları değiştiğinde, en ucuz ve en hızlı sevkiyat planı yapay zekâ ile anında yeniden çiziliyor.</p>
<p><strong>Görünürlük:</strong> Ham maddeden son tüketiciye kadar tüm süreç uçtan uca izleniyor. Olası aksamalar günler öncesinden tahmin ediliyor.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Stok Kontrolü ve Optimizasyon</strong></li>
</ol>
<p><strong>Öngörücü Stok Yönetimi:</strong> Yapay zekâ, piyasadaki talep dalgalanmalarını tahmin ediyor. Şirketin gereksiz stok holding maliyetine katlanmasını engelliyor.</p>
<p><strong>Kritik Seviye Alarmları:</strong> Ani kur veya fiyat artışları öncesinde, stok seviyesi kritik olan ham maddeler için sistem otomatik satın alma talebi oluşturuyor.</p>
<p><strong>Ölü Stok Analizi:</strong> Satışı yavaşlayan ürünleri hızla tespit ediyor. Sermayenin raflarda kilitli kalmasının önüne geçiyor.</p>
<p>Geçmişte finans ve enerji gibi daha statik alanlara odaklanan SAP’nin şu anda ana odağını oluşturan perakende sektörü, konunun hız boyutunu ele almamızı da gerekli kılıyor. Bu analizi hızlı tüketilen ürünler (FMCG) üzerinden yapmanın daha çarpıcı olacağını düşünüyorum.</p>
<p>Hızlı Tüketim Ürünleri (FMCG) sektörü; düşük kâr marjları, çok hızlı dönen ürün rafları, hassas son kullanma tarihleri ve anlık değişen tüketici alışkanlıkları nedeniyle makroekonomik dalgalanmalardan en çok etkilenen alanların başında geliyor. Google’ın AI Modu şu noktaları karşıma çıkardı.</p>
<p>SAP'nin otonom işletme ve yapay zekâ (Joule) çözümleri, bu ultra dinamik pazarda şirketlere şu kritik operasyonel ve finansal avantajları sağlar: </p>
<ol>
<li>Rafın Boşalması (Out-of-Stock) Riskinin Sıfırlanması</li>
</ol>
<p><strong>Anlık Talep Tahmini:</strong> Yapay zeka; hava durumu, bölgesel etkinlikler, sosyal medya trendleri ve enflasyonist alışveriş eğilimlerini analiz eder. Hangi market rafında hangi ürünün ne zaman tükeneceğini günler öncesinden öngörür.</p>
<p><strong>Otomatik İkmal (Replenishment):</strong> Sistem, azalan stoklar için insan müdahalesine gerek kalmadan fabrikaya üretim veya dağıtım merkezine sevkiyat emri gönderir. Bu sayede raflar hep dolu kalır ve ciro kaybı önlenir. </p>
<ol start="2">
<li><strong> Son Kullanma Tarihi (SKT) ve Atık Yönetimi</strong></li>
</ol>
<p><strong>“Akıllı” Bozulabilir Ürün Takibi:</strong> Süt ürünleri, et veya taze gıda gibi raf ömrü kısa ürünlerin takibi otonomlaşır. SKT'si yaklaşan ürünler sistem tarafından erkenden fark edilir.</p>
<p><strong>Dinamik Fiyatlandırma ve Promosyon:</strong> Sistem, eldeki fazla stoğu eritmek amacıyla market zincirlerine anlık olarak indirim veya özel promosyon paketleri önererek ürünlerin çöpe gitmesini (fireyi) engeller. </p>
<ol start="3">
<li><strong> Dalgalı Ham Madde ve Ambalaj Maliyetleri Yönetimi</strong></li>
</ol>
<p><strong>Stratejik Satın Alma Zamanlaması:</strong> FMCG'de plastik, kağıt, kakao veya buğday gibi emtia fiyatları kriz anlarında çok hızlı değişir. SAP, küresel piyasaları izleyerek satın alma ekiplerine "Fiyatlar yükselmeden önce ambalaj tedarikini yüzde 20 artır" gibi proaktif tavsiyelerde bulunur.</p>
<p><strong>Reçete Optimizasyonu:</strong> Bir ham maddenin tedariki imkansızlaştığında veya maliyeti aşırı arttığında, sistem Ar-Ge ve üretim bacaklarına kaliteyi bozmayacak alternatif girdi senaryoları simüle eder. </p>
<ol start="4">
<li><strong> Lojistik ve Dağıtım Ağının Otonom Yönetimi</strong></li>
</ol>
<p><strong>Dinamik Rota Yönetimi:</strong> Her gün yüzlerce kamyonla binlerce bakkal ve markete dağıtım yapan FMCG şirketleri için akaryakıt ve zaman en büyük maliyettir. Yapay zeka, anlık trafik, hava durumu ve sipariş yoğunluğuna göre dağıtım rotalarını her sabah otonom olarak yeniden çizer.</p>
<p><strong>Sevkiyat Birleştirme:</strong> Farklı kategorideki (örn: temizlik ürünleri ile kuru gıda) siparişleri, hacim ve ağırlık kurallarına göre aynı araçta maksimum dolulukla birleştirerek karbon ayak izini ve lojistik maliyetini düşürür.</p>
<p>AI Modu, benim için burada geleneksel yöntemle bu çözüm arasındaki farkı gösteren bir tablo da oluşturdu.</p>
<p><strong>FMCG İçin Geleneksel Yöntem vs. SAP Otonom Çözümü</strong></p>
<table width="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<p><strong>Operasyonel Süreç </strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>Geleneksel / Manuel Yöntem</strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>SAP Otonom İşletme Çözümü</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Talep Tahmini</strong></p>
</td>
<td>
<p>Geçmiş yılın satış verilerine bakarak tahminde bulunma (Genelde sapma payı yüksektir).</p>
</td>
<td>
<p>Anlık pazar verileri, enflasyon eğilimleri ve yapay zeka ile %95'e varan doğrulukta tahmin.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Sipariş Yönetimi</strong></p>
</td>
<td>
<p>Satış temsilcilerinin marketleri gezip Excel ile sipariş toplaması (Yavaş ve hataya açık).</p>
</td>
<td>
<p>Sistemler arası (B2B entegrasyonuyla) market rafından fabrikaya otonom ve saniyeler içinde sipariş geçilmesi.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Kampanya Yönetimi</strong></p>
</td>
<td>
<p>Aylık veya sezonluk sabit promosyonlar düzenleme.</p>
</td>
<td>
<p>Stok ve kârlılık durumuna göre saatlik, dinamik ve kişiselleştirilmiş bölge kampanyaları.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p>Yapay zekâ destekli otonom işletme ve bunu oluşturacak araçları sunan SAP yapay zekâ sayesinde bu avantajları sağlarken insan zekâsının ne yaptığına da bir bakmak gerekiyor. Beymen Group CEO'su Elif Çapçı ve SAP Türkiye Endüstrilerden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Elif Ertan  ile sahnede bütün bunlardan azade olarak “Lüksün Dönüşümü” teması ekseninde konuştu. İnsan zekâsı doğal olarak türbülansın daha az olduğu alanlara vurgu yapmaya odaklanıyor. Bu da teknoloji ile iş ve ekonominin kesiştiği noktada iyi öğrenilmesi gereken bir ders.</p>
<p>Buradan ilerlemeye devam edersem, Gemini’ın yardımı ile oluşturduğum CEO bakış açısı özetinin de tam bu noktada tamamlayıcı bir unsur oluşturduğunu düşünüyorum.</p>
<p>SAP’nin "AI Agents" (Yapay Zeka Ajanları) merkezli yeni iş modeline geçişi, teknoloji dünyasında sadece bir ürün güncellemesi değil, <strong>kurumsal yazılımın "kayıt tutma" (system of record) mekanizmasından "eylem alma" (system of action) mekanizmasına evrilmesidir.</strong></p>
<p>Bir CEO perspektifiyle bu dönüşümü üç temel sütunda, stratejik bir iş vizyonu olarak şöyle özetleyebilirim:</p>
<ol>
<li><strong> "Süreç Yönetimi"nden "Otonom Sonuç"a Geçiş</strong></li>
</ol>
<p>Geleneksel ERP (Kurumsal Kaynak Planlama) sistemlerinde biz veriyi girer, işler ve raporlardık. İnsanlar, sistemin önünde duran operatörlerdi. SAP’nin yeni ajansal modeliyle süreçler, insanlar tarafından manuel olarak takip edilmek yerine, <strong>bağlama duyarlı ajanlar</strong> tarafından yürütülüyor.</p>
<ul>
<li><strong>CEO Bakış Açısı:</strong> Artık "sisteme veri girişi yapmak" ile vakit kaybetmiyoruz. Ajanlar, tedarik zincirindeki bir kırılmayı veya stoktaki bir dengesizliği proaktif olarak algılıyor, alternatif tedarikçileri tarıyor, fiyatları karşılaştırıyor ve onay mekanizmamızın parametreleri dahilinde <strong>eyleme geçiyor</strong>. Biz "süreç" değil, "çıktı ve strateji" yönetiyoruz.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> Siloların Yıkılması ve Kurumsal Belleğin Demokratikleşmesi</strong></li>
</ol>
<p>Büyük şirketlerde en büyük sorun, finans, İK ve üretim departmanlarının kendi "gerçekliklerine" sahip olmasıdır. SAP’nin ajanları, veriyi tek bir "nüsha" üzerinden işlediği için, her bir ajan kurumun bütünsel hedeflerinden haberdar.</p>
<ul>
<li><strong>CEO Bakış Açısı:</strong> Finans ajanı ile operasyon ajanı aynı veri setini paylaşıyor. "Üretimi artır" dediğimde, finans ajanı nakit akışını, İK ajanı fazla mesai maliyetlerini ve stok ajanı depolama kapasitesini eşzamanlı olarak analiz ediyor. Bu, <strong>hata payı minimize edilmiş, çok boyutlu ve yüksek hızda karar alma</strong> yeteneği demektir.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> ROI (Yatırım Getirisi) ve İnsan Kaynağının Yeniden Konumlanması</strong></li>
</ol>
<p>Bu model, iş gücünü işten çıkarmayı değil, <strong>iş gücünü yükseltmeyi (upskilling)</strong> hedefler. Bir CEO olarak, en yetenekli çalışanlarımın excel tabloları arasında kaybolmasını değil, stratejik inovasyon yapmalarını istiyorum.</p>
<ul>
<li><strong>CEO Bakış Açısı:</strong> Ajanlar, operasyonel yükün %60-70'ini üzerine alarak ekiplerimi "doğrulayıcı" ve "stratejist" rollerine taşıyor. Artık CFO'nun odak noktası "bu rapor neden hatalı?" sorusu değil, "bu veriyi kullanarak önümüzdeki çeyrekte pazar payımızı nasıl büyütebiliriz?" sorusu oluyor. Bu model, operasyonel verimliliği <strong>doğrudan işletme kar marjına (EBITDA)</strong> dönüştürme potansiyeline sahip.</li>
</ul>
<p><strong>Özetle: Paradigma Değişimi</strong></p>
<p>Eskiden SAP'ye <strong>"ne olduğunu"</strong> sorardık; şimdi SAP'nin ajanlarına <strong>"ne yapılması gerektiğini"</strong> söyleyip, onların o işi "nasıl yaptığını" denetliyoruz.</p>
<p>Bu dönüşüm, sadece bir yazılım yatırımı değil; şirketi daha az bürokrasi, daha çok hız ve çok daha keskin bir rekabet avantajı ile yönetme kabiliyetidir. Geleceğin kazananları, dijital ajanları en verimli "yönetici kadrosu" olarak konumlandırabilenler olacaktır.</p>
<p>Son olarak SAP Türkiye Genel Müdürü Uğur Candan’ın bakış açısı ile konuyu kapatmak istiyorum. Ara ara sohbet ettiğimiz için, sahneye çıktığında yapay zekânın üzerinin çizilip agent yazılan bir görsel kullanan Uğur’un ne düşündüğünü ben çok iyi biliyorum. Bakalım yapay zekâ ne diyor?</p>
<p>SAP Türkiye Genel Müdürü Uğur Candan, şirketin yeni nesil yapay zeka ve ajan tabanlı iş modelini <strong>"Otonom İşletme" (Autonomous Enterprise)</strong> vizyonu çerçevesinde ele alıyor. SAP Connect Day etkinliklerinde dile getirdiği görüşleri, bu dönüşümün sadece teknolojik bir güncelleme değil, köklü bir kültürel ve operasyonel değişim olduğunu vurguluyor.</p>
<p>Uğur Candan’ın bu konudaki temel yaklaşımlarını şu üç başlıkta toplayabiliriz:</p>
<h3>1. Teknolojiden Öte: "Somut İş Sonuçları" ve Kültürel Dönüşüm</h3>
<p>Candan, şirketlerin yapay zekaya sadece "bir teknoloji yatırımı" olarak bakmasının yetersiz olduğunu savunuyor. Ona göre gerçek başarı, yapay zekanın kurum kültürü, çalışma şekilleri ve süreçler üzerindeki etkisinin yönetilmesiyle mümkün.</p>
<ul>
<li><strong>Vurgusu:</strong> "Yapay zeka deyince sadece teknoloji anlaşılıyor, halbuki kurumsal kullanımda kurum kültürü, çalışma şekli ve süreçlerimize etkisinden söz ediyoruz."</li>
<li><strong>Beklentisi:</strong> Şirketlerin artık sadece teknolojiye değil, bu teknolojinin sağladığı <strong>somut iş sonuçlarına</strong> (verimlilik, kârlılık, hız) odaklanması gerektiğini belirtiyor.</li>
</ul>
<h3>2. "Otonom İşletme" Vizyonu</h3>
<p>SAP'nin yeni modelini tanımlarken <strong>otonom işletme</strong> kavramını merkeze alıyor. Candan’ın ifadesiyle; süreci değerlendiren, sorunları proaktif şekilde tespit eden ve çözüm üreten ajanlar artık iş hayatının doğal bir parçası haline geliyor.</p>
<ul>
<li><strong>Entegre Araç Seti:</strong> Candan, yapay zeka ajanlarının tek başına değil, "entegre bir araç seti" olarak değer yarattığını vurguluyor. Bu sistem, veriden içgörüye ve oradan aksiyona geçişi hızlandırıyor.</li>
</ul>
<h3>3. Değer Yaratımı İçin "Üç Katmanlı" Yapı</h3>
<p>Candan, bir kurumun bu dönüşümde başarıya ulaşması için üç katmanın bir arada çalışması gerektiğini sık sık dile getiriyor:</p>
<ol>
<li><strong>Yapay Zeka (Yetenek ve Ajanlar)</strong></li>
<li><strong>Veri Platformu (Altyapı)</strong></li>
<li><strong>Uygulamalar (İş süreçleri)</strong></li>
</ol>
<p>Ona göre, bu üç katmandan birinin eksikliği durumunda, sistemin uzun vadede sürdürülebilir bir değer yaratması mümkün değil.</p>
<h3>Özetle Uğur Candan’ın Duruşu</h3>
<p>Candan, Türkiye'deki kurumların yapay zeka dönüşümünde <strong>"uzmanlaşmış insan kaynağı"</strong> avantajına sahip olduğunu düşünüyor. Ona göre, Türkiye'nin global rekabetteki en büyük gücü, bu teknolojileri sadece kullanan değil, danışmanlık ve uzmanlık ihraç eden bir "küresel beyin" potansiyeline sahip olmasıdır. SAP'nin sunduğu bu ajan tabanlı modelleri de bu potansiyeli iş sonuçlarına dönüştürecek stratejik araçlar olarak görüyor.</p>
<p>Kısacası Candan, ajansal dönüşümü "insan-süreç-teknoloji" üçgeninde bir verimlilik devrimi olarak görüyor ve şirketlerin artık "daha akıllı karar alma" mekanizmalarına geçiş yapması gerektiğini savunuyor.</p>
<p>Bu yanıttan, yapay zekanın konuyu anladığını çıkarabiliyorum.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sapden-otonom-isletme-cagi-79722</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SAP’den otonom işletme çağı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-girisimciligi-firsatlar-zorluklar-ve-basari-79721</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ girişimciliği: Fırsatlar, zorluklar ve başarı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapay zeka (AI), son on yılda insanlık tarihinin en hızlı teknolojik dönüşümlerinden birini tetikledi. ChatGPT’nin 2022 Kasım’da piyasaya sürülmesiyle birlikte AI, sadece bir teknoloji olmaktan çıkıp küresel ekonominin temel itici gücü haline geldi.</p>
<p>AI girişimciliği ise bu dalgayı yakalayıp değer yaratan, ölçeklenebilir iş modelleri kuran yeni nesil girişimcilik anlayışıdır.</p>
<p>Açık kaynaklardan yararlandığım  yazımda  AI Girişimciliğini ve önemini belirtmek istedim.</p>
<p><strong>AI Girişimciliği Nedir ve Neden Bu Kadar Önemli?..</strong></p>
<p>AI Girişimciliği , yapay zekâ teknolojilerini (makine öğrenmesi, derin öğrenme, büyük dil modelleri, bilgisayarlı görü, doğal dil işleme vb.) kullanarak sorunları çözen, yeni ürünler ve hizmetler geliştiren şirketler kurma sürecidir.</p>
<p>Temel Farkı: Klasik yazılımla karşılaştırıldığında AI girişimleri veri odaklıdır.</p>
<p>Ürün kalitesi zamanla veriyle beslenerek iyileşir.</p>
<p>Bu da “ağ etkisi” ve “Ölçek ekonomisi”ni çok güçlü kılar.</p>
<p>Bir kez eğitilen model, marjinal maliyetle milyonlarca kullanıcıya hizmet verebilir.</p>
<p>Verilere bakıldığında ,2025 itibarıyla küresel AI pazarı 200-300 milyar dolar seviyesine ulaştı ve 2030’a kadar 1-2 trilyon dolar bandına çıkması bekleniyor.</p>
<p>Türkiye’de ise AI girişimleri henüz erken aşamada olsa da, “Genç nüfus, güçlü mühendislik eğitimi ve artan yerli veri kaynakları “ büyük potansiyel sunuyor.</p>
<p><strong>AI’de girişim fırsatları</strong></p>
<p>AI girişimciliği birçok dikeyde fırsat barındırıyor:</p>
<ul>
<li>Dikey AI (Vertical AI): Belirli bir sektöre odaklanan çözümler.</li>
<li>Sağlık: Tıbbi görüntü analizi, ilaç keşfi, hasta takibi.</li>
<li>Finans: Dolandırıcılık tespiti, kredi skorlama, algoritmik trading.</li>
<li>Eğitim: Kişiselleştirilmiş öğrenme platformları, otomatik değerlendirme.</li>
<li>Tarım: Drone + AI ile verim optimizasyonu.</li>
<li>Hukuk: Sözleşme analizi, e-Discovery.</li>
<li>Üretim: Tahmini bakım (predictive maintenance).</li>
<li>Altyapı ve Araçlar:</li>
</ul>
<p>AI model eğitimi için araçlar, veri etiketleme platformları, MLOps araçları, düşük kodlu AI platformları.</p>
<ul>
<li>Uygulama ve Arayüz Katmanı:</li>
</ul>
<p>AI ajanlar, otonom yazılımlar, sesli asistanlar, yaratıcı AI araçları (görüntü, video, müzik üretimi).</p>
<ul>
<li>Türkçe ve Yerel İçerik Fırsatı:</li>
</ul>
<p>Türkçe büyük dil modelleri (LLM), yerel regülasyonlara uyumlu AI çözümleri, Türk kültürüne özgü uygulamalar hâlâ büyük boşluklar içeriyor.</p>
<p><strong> Başarı hikâyeleri</strong></p>
<ul>
<li>Türkiye’den Örnekler:</li>
<li>Picus Security (siber güvenlik + AI),</li>
<li>Vispera (perakende bilgisayarlı görü),</li>
<li>Peak Games’in erken AI kullanımları,</li>
<li>Son dönemde Türkçe LLM’ler geliştiren girişimler (örneğin çeşitli üniversiteler ve startup’lar).</li>
</ul>
<p>Globalde Türk girişimciler de önemli roller alıyor:</p>
<p> Stability AI, Adept gibi şirketlerde Türk kökenli kurucular ve mühendisler öne çıkıyor.</p>
<p>AI Girişimi Kurmanın Adımları</p>
<ol>
<li><strong> Fikir ve problem seçimi</strong></li>
</ol>
<ul>
<li>Gerçek bir acı nokta bulun (pain point).</li>
<li>“Bu problemi AI olmadan çözmek çok mu zor?” sorusunu sorun.</li>
<li>Moat (savunma hendek) oluşturun:</li>
</ul>
<p>Özel veri, domain expertise, regülasyon avantajı veya ağ etkisi.</p>
<ol>
<li><strong> Takım oluşturma</strong></li>
</ol>
<p>En kritik unsur.</p>
<p>İhtiyacınız olan:</p>
<ul>
<li>Güçlü ML/AI araştırmacısı veya mühendisi,</li>
<li>Ürün ve iş odaklı kurucu (domain expert),</li>
<li>Teknik olmayan kurucu (satış, operasyon, finans).</li>
</ul>
<ol>
<li><strong> MVP (Minimum Viable Product) geliştirme</strong></li>
</ol>
<ul>
<li>Hazır modelleri (Llama, Mistral, GPT API’leri) kullanarak hızlı prototip oluşturun.</li>
<li>Fine-tuning ve RAG (Retrieval Augmented Generation) teknikleriyle verimliliği artırın.</li>
<li>Veri toplama ve etiketleme stratejisi çok önemli.</li>
</ul>
<ol>
<li><strong> Finansman</strong></li>
</ol>
<ul>
<li>Pre-seed/Seed: Melek yatırımcılar, TÜBİTAK 1512, 1513, KOSGEB.</li>
<li>Series A+: Global VC’ler (Sequoia, a16z, Balderton, Earlybird), yerel fonlar (212, Re-Pie, İstanbul Angels).</li>
</ul>
<p>2025’te AI odaklı fonlar hâlâ çok aktif; ancak yatırımcılar “defensibility” ve “unit economics”e daha fazla bakıyor.</p>
<ol>
<li><strong> Pazarlama ve satış</strong></li>
</ol>
<p>Kurumsal (B2B) satışlar uzun sürer ama yüksek LTV (müşteri ömür değeri) sunar.</p>
<p>Tüketici (B2C) ürünlerde viral büyüme ve freemium modeller öne çıkıyor.</p>
<p><strong> Karşılaşılan zorluklar ve riskler</strong></p>
<ul>
<li>Teknik Zorluklar: Model eğitimi pahalı (GPU krizi), veri kalitesi ve gizliliği sorunları.</li>
<li>Regülasyon: AB AI Act, Türkiye’nin yaklaşan AI regülasyonları, veri koruma (KVKK).</li>
<li>Rekabet: Büyük teknoloji şirketleri (OpenAI, Google, Meta, Microsoft) çok güçlü.</li>
<li>Yetenek Savaşları: İyi AI mühendisleri dünyanın her yerinde kıt ve pahalı.</li>
<li>Etik ve Toplumsal Riskler: İşsizlik kaygısı, bias, deepfake, telif hakları.</li>
<li>Ekonomik Döngü: AI hype’ı balon riski taşıyor; 2026-2027’de ayıklık (shakeout) dönemi gelebilir.</li>
</ul>
<p> <strong>Gelecek trendleri (2026-2030)</strong></p>
<ul>
<li>Agentic AI: Otonom ajanlar (bir görevi baştan sona yapan AI).</li>
<li>Multimodal Modeller: Metin + görüntü + ses + video aynı anda.</li>
<li>Açık Kaynak vs Kapalı Kaynak Savaşı.</li>
<li>Edge AI: Cihaz üzerinde çalışan küçük modeller.</li>
<li>AI + Robotics ve AI + Bilim (protein folding, malzeme bilimi, matematik).</li>
<li>Türkçe ve Çok Dilli Modellerde Yerelleşme.</li>
</ul>
<p><strong>Sonuç: Türkiye için AI girişimciliği stratejisi</strong></p>
<p>Türkiye’nin avantajları:</p>
<p>Genç ve yetenekli nüfus, coğrafi konum, artan veri üretimi, devlet teşvikleri.</p>
<p>Dezavantajları: Risk sermayesi yetersizliği, büyük ölçekli veri merkezleri eksikliği, beyin göçü.</p>
<p><strong>Öneriler:</strong></p>
<ol>
<li>Güçlü bir domain uzmanlığı seçin (sağlık, finans, üretim, eğitim).</li>
<li>Global standartlarda ürün geliştirin ama yerel problemlere odaklanın.</li>
<li>Açık kaynak katkısı yapın, topluluk oluşturun.</li>
<li>Erken aşamada global yetenekleri çekmek için remote-first model düşünün.</li>
<li>Etik ve şeffaf AI geliştirerek fark yaratın.</li>
</ol>
<p>Yapay zekâ girişimciliği, doğru yaklaşıldığında hem büyük servet hem de toplumsal etki yaratma potansiyeli sunuyor.</p>
<p>2026 itibarıyla hâlâ erken sayılırız.</p>
<p>Bu dalgayı yakalamak isteyenler için en önemli şey:</p>
<p>Hızlı öğrenme, disiplinli uygulama ve uzun vadeli düşünme.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-girisimciligi-firsatlar-zorluklar-ve-basari-79721</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ girişimciliği: Fırsatlar, zorluklar ve başarı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/komisyon-gorusmeleri-sonrasi-yeni-kanun-teklifinin-getirecekleri-79719</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Komisyon görüşmeleri sonrası yeni kanun teklifinin getirecekleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>5 Mayıs 2026 tarihinde AK Parti milletvekillerince Meclis Başkanlığı’na sunulan <strong>Kanun Teklifi</strong> Plan ve Bütçe Komisyonu’ndan geçmiş olup Meclis Gündeminde görüşülmektedir. Anılan Teklifin vergi mevzuatında değişiklikler içeren düzenlemeleri aşağıda sunulmaktadır:</p>
<ul>
<li>6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 48’inci maddesinde değişiklik yapılarak, madde kapsamında yapılacak <strong>tecillerde </strong>azami <strong>taksit süresi 36 aydan 72 aya çıkarılmakta</strong> ve <strong>teminatsız tecil tutarı</strong> 500 bin Türk Lirası’ndan <strong>bir milyon Türk Lirası’na yükseltilmektedir.</strong></li>
<li>Ülkemize yabancı kaynak girişini teşvik etmek amacıyla, Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 20/D maddesiyle Türkiye dışında elde edilen kazanç ve iratları gelir vergisinden müstesna tutulanlardan, bahse konu istisnadan yararlanılan süre içerisinde veraset ve intikal vergisine tabi <strong>veraset yoluyla mal intikallerinde verginin %1 oranında alınması öngörülmektedir.</strong></li>
<li>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca belirlenen kriterleri haiz teknogirişim şirketlerinde çalışan personele işverenler tarafından bedelsiz veya indirimli olarak verilen ve ücret niteliğinde kabul edilen pay senetlerinin, verildiği tarihteki rayiç değerinin o yıldaki bir yıllık brüt ücret tutarım aşmayan kısmı, gelir vergisinden istisna edilmişti.</li>
</ul>
<p>Düzenlemeyle, istisnaya konu edilebilecek üst sınır ilgili <strong>yıldaki brüt ücretin iki katı olarak yeniden belirlenmektedir</strong>. Ayrıca, bu şekilde iktisap edilen pay senetlerinin elde tutulma süreleri kısaltılarak söz konusu pay senetlerinin iktisap tarihinden itibaren <strong>2</strong> yıl içinde elden çıkarılması halinde <strong>istisna edilen</strong> <strong>verginin tamamı</strong>, <strong>3 ila 4 yıl</strong> arasında elden çıkarılması halinde <strong>istisna edilen verginin</strong> <strong>%75'i</strong>, <strong>5 ila 6 yıl</strong> arasında elden çıkarılması halinde ise <strong>istisna edilen verginin %25'inin</strong> gecikme faizi ile işverenden tahsil edilmesi düzenlenmektedir.</p>
<ul>
<li>Ülkemize döviz getirilmesini teşvik etmek amacıyla, son üç takvim yılında Türkiye'de yerleşmiş sayılmama ve vergi mükellefiyeti bulunmama şartlarını sağlayan gerçek kişilerce, Türkiye dışında elde edilen kazanç ve iratlar gelir vergisinden müstesna tutulmaktadır. Ayrıca, gerçek kişilerce içinde bulunulan yıl ile önceki yıllarda Türkiye içerisinde gayrimenkul sermaye iradı, menkul sermaye iradı ve değer artışı kazancı elde edilmesinin, bu madde kapsamında Türkiye'de vergi mükellefiyetinin bulunmaması şartının ihlali anlamına gelmeyeceği düzenlenmektedir. <em>(Bu düzenlemenin 1/1/2026 tarihinden itibaren Türkiye'ye yerleşmiş sayılanlara uygulanması öngörülmektedir.)</em></li>
<li>Maddeyle, <strong>nitelikli hizmet merkezlerinde</strong> istihdam edilen <strong>nitelikli hizmet personelinin ücretlerine</strong>, tüm çalışanların yararlandığı asgari ücret istisnası ile birlikte brüt asgari ücretin dört katına kadar gelir vergisi istisnası sağlanmaktadır. <strong>İstanbul Finans Merkezinde</strong> faaliyet gösterecek <strong>nitelikli hizmet merkezlerinde çalışanlara </strong>ise <strong>bu istisnanın</strong> toplamda <strong>altı kat olarak uygulanacağı</strong> düzenlenmektedir. Ayrıca, Gelir Vergisi Kanunu’nun 23’üncü maddesi kapsamındaki ücretler ile ilgili kağıtlar damga vergisinden istisna olduğundan, düzenleme uyarınca damga vergisi istisnası da sağlanmaktadır.</li>
<li>En az üç farklı ülkede aktif olarak faaliyet gösteren uluslararası firmalara hizmet vermek üzere nitelikli hizmet merkezlerinin kurulması ve bunların yıllık brüt gelirlerinin en az %80'inin yurt dışından elde edilmesi öngörülmektedir.</li>
<li>Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10’uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan düzenleme uyarınca, İstanbul Finans Merkezi Kanunu hükümlerine göre katılımcı belgesi alarak İstanbul Finans Merkezi Bölgesinde faaliyette bulunan kurumların, münhasıran bu faaliyet kapsamında yurt dışından satın alınan malları Türkiye'ye getirilmeksizin yurt dışında satmalarından veya yurt dışında gerçekleşen mal alım satımlarına aracılık etmelerinden sağladıkları kazancın %50'si, kurumlar vergisi matrahının tespitinde; kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde ayrıca gösterilmek şartıyla, kurum kazancından indirilebilmektedir. T<strong>ransit ticarete ilişkin bu kazanç indiriminin kapsamı genişletilmektedir</strong>. <em>(1/7/2026 tarihinden itibaren verilmesi gereken beyannamelerden başlamak ve 1/1/2026 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemine (özel hesap dönemi tayin edilen kurumlar için 1/1/2026 tarihinden itibaren başlayan hesap dönemine) ait kurum kazançları için geçerli olmak üzere uygulanması öngörülmektedir.)</em></li>
</ul>
<p>Bu çerçevede, İFM'de katılımcı belgesi alarak faaliyette bulunan kurumların kazanç indirim oranı %50'den <strong>%100'e çıkarılmakta</strong>, ayrıca İFM dışında faaliyette bulunan kurumlara da <strong>%95</strong> kazanç indirimi imkanı tanınmaktadır.</p>
<p>Ayrıca 4875 sayılı <strong>Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’</strong>nda düzenlenen <strong>nitelikli hizmet merkezleri</strong> olarak faaliyette bulunan kurumlara, İFM'de katılımcı olmaları durumunda <strong>%100</strong>, İFM dışında faaliyette bulunmaları durumunda ise <strong>%95</strong> oranında kazanç indirimi teşviği sağlanmaktadır.</p>
<ul>
<li>Teklifte öngörülmüş olan ve Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 32. maddesinin 7. fıkrasındaki<strong> üretim</strong> ve <strong>ihracatın teşviki</strong> amacıyla %25 olan genel kurumlar vergisi oranının, <strong>ürettiklerini ihraç eden imalatçıların bu ihracat işlemlerinden elde ettikleri kazançlarına</strong> 16 puan indirim yapılarak <strong>%9</strong> olarak, ihracat yapan kurumların ise münhasıran ihracattan elde ettikleri kazançlarına 11 puan indirim yapılarak <strong>%14</strong> olarak <strong>uygulanmasını öngören düzenleme Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmeler sırasında çıkartılmıştır.</strong> Dolayısıyla, önceki düzenlemede olduğu şekliyle; <strong>ihracat yapan kurumların münhasıran ihracattan elde ettikleri kazançlarına kurumlar vergisi oranı 5 puan indirimli uygulanmaya devam edecektir. </strong>Aracılı ihracat sözleşmesine dayanarak imalatçı veya tedarikçi kurumların, dış ticaret sermaye şirketleri veya sektörel dış ticaret şirketleri üzerinden gerçekleştirdikleri ihracat faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlarına da bu indirim uygulanmaya devam edecektir.</li>
</ul>
<p>Komisyon görüşmeleri sonucunda Kurumlar Vergisi Kanunun <strong>32</strong>. maddesinin <strong>8.</strong> fıkrasında değişiklik yapılmıştır. Anılan düzenlemeye göre<strong>; sanayi sicil belgesini haiz</strong> ve <strong>fiili üretim faaliyetiyle iştigal eden</strong> <strong>kurumlar</strong> ile <strong>zirai üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların</strong> münhasıran bu üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlarına <strong>kurumlar vergisi oranının</strong> 12,5 puan indirimli <strong>yüzde 12,5 olarak uygulanmasına imkân sağlanmaktadır.</strong> Bu faaliyetlerden elde edilen kazançlar aynı zamanda bazı durumlarda bu kurumların ihracattan elde edeceği kazancı da kapsayabileceğinden bu fıkra kapsamında indirimden yararlanılan kazançlar için ayrıca ihracat kazançlarına uygulanan 5 puan indirimin uygulanmaması öngörülmüştür. <em>(Bu düzenlemenin <strong>2027 yılı ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlara</strong>, özel hesap dönemine tabi olan kurumların ise 2027 takvim yılında başlayan özel hesap dönemi ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlarına uygulanması öngörülmektedir.)</em></p>
<p>Bu, <strong>oranla ilgili düzenlemeleri, özetlemek gerekirse</strong>, 2027 yılı ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlara, özel hesap dönemine tabi olan kurumların ise 2027 takvim yılında başlayan özel hesap dönemi ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlarına;</p>
<ul>
<li><strong>Sanayi sicil belgesini haiz</strong> ve <strong>fiili üretim faaliyetiyle iştigal eden</strong> kurumların <strong>münhasıran</strong> bu faaliyetlerinden elde ettikleri <strong>kazançlarına</strong> kurumlar vergisi oranı <strong>% 12,5</strong> olarak uygulanacak (bu kazançları içinde ihracattan elde ettikleri kazanç bulunursa bunun için ayrıca oran indirimi yapılmayacak ve bu kazancın tamamına % 12,5 oran uygulanacaktır),</li>
<li><strong>Zirai üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların</strong> münhasıran bu üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlarına kurumlar vergisi oranı % 12,5 olarak uygulanacak tır.</li>
</ul>
<p>Sanayi sicil belgesini haiz ve fiilen üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların <strong>2026 yılında, münhasıran üretim faaliyetinden elde ettikleri kazançlarına</strong> kurumlar vergisi oranı <strong>1 puan indirimli</strong> uygulanmaya devam edecektir. <strong>İhracat yapan kurumların 2026 yılında münhasıran ihracattan elde ettikleri kazançlarına kurumlar vergisi oranı 5 puan indirimli uygulanmaya devam edecektir.</strong></p>
<ul>
<li>Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (i) ve G) bentleri kapsamında <strong>transit ticaret</strong> ve <strong>nitelikli hizmet merkezleri</strong> kazançlarına sağlanan indirimler ile İstanbul Finans Merkezi Kanunu’nda finansal hizmet ihracına yönelik sağlanan kurumlar vergisi kazanç indiriminin <strong>yurtiçi asgari kurumlar vergisinin hesaplamasına esas olan kurum kazancından düşülmesine</strong>, başka bir deyişle; bu kazançların asgari kurumlar vergisine de tabi tutulmamasına yönelik düzenleme yapılmaktadır. <em>(1/7/2026 tarihinden itibaren verilmesi gereken beyannamelerden başlamak ve 1/1/2026 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemine (özel hesap dönemi tayin edilen kurumlar için 1/1/2026 tarihinden itibaren başlayan hesap dönemine) ait kurum kazançları için geçerli olmak üzere uygulanması öngörülmektedir.)</em></li>
<li>Vergiye gönüllü uyumun artırılması hedefi doğrultusunda gerçek ve tüzel kişilerce sahip olunan para, döviz, altın, hisse senedi, tahvil ve diğer menkul kıymetlerin Türkiye'ye getirilmek suretiyle milli ekonomiye kazandırılması teşvik edilmektedir. Gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin Türkiye'de bulunan ancak kanuni defter ve kayıtlarında yer almayan aynı tür varlıklarını da maddede yer alan şartlarla bildirime konu etmelerine imkan sağlanmaktadır. Bu düzenlemeden yararlanmak için, <strong>31/7/2027 tarihine kadar</strong> bildirimde bulunulması ve bildirim tarihinden itibaren iki ay içinde Türkiye'ye getirilmesi gerekmektedir. Yurt içindeki varlıkların bildirim tarihi itibarıyla banka veya aracı kurumlara yatırılması şartı aranmaktadır.</li>
</ul>
<p>Bildirilen varlıklara isabet eden tutarlara ilişkin maddede yer alan şartların sağlanması halinde hiçbir suretle <strong>vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmaması</strong> öngörülmektedir.</p>
<ul>
<li>Teknoloji ve yenilik odaklı girişimlerin kuruluş ve erken gelişim süreçlerinde tabi oldukları mali ve idari yükümlülüklerin azaltılması; ayrıca büyüme aşamalarında ihtiyaç duydukları girişim sermayesi yatırımlarına erişimlerinin kolaylaştırılmasını amaçlayan düzenlemeler öngörülmektedir.</li>
<li>İstanbul Finans Merkezindeki finansal kurumlara sağlanan, yurt dışı tecrübesi olan personelin çalıştırılması halinde uygulanan gelir vergisi indirimi tüm katılımcıları da kapsayacak şekilde genişletilmektedir.</li>
<li>İstanbul Finans Merkezinde katılımcı belgesi alarak finansal faaliyette bulunan kuruluşların kazançları için %100 olarak uygulanan <strong>kurumlar vergisi indirimi uygulamasının süresi 2047 yılına kadar uzatılmaktadır</strong>. Ayrıca, bu kuruluşlara kuruluş ve izinleri için finansal faaliyet harçları yönünden 5 yıl süreyle sağlanan muafiyet <strong>20 yıl</strong> olarak düzenlenmektedir.</li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/komisyon-gorusmeleri-sonrasi-yeni-kanun-teklifinin-getirecekleri-79719</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Komisyon görüşmeleri sonrası yeni kanun teklifinin getirecekleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gizli-gerekceli-tarhiyatlar-79718</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gizli gerekçeli tarhiyatlar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Son zamanlarda VİR’lerin atıf yaptığı ve mükellefe tebliğden imtina edilen VTR'lerin ilgili mükellef dışında üçüncü şahıs durumunda olan kişilerle ilgili hiçbir bilgi içermediği de görülmektedir. Dolayısıyla bu gibi durumlarda “vergi mahremiyeti” gerekçesi de çökmektedir.</strong></p>
<p>Anayasa’nın 36. maddesinde; herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı merciileri önünde davalı veya davacı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğu düzenlenerek, savunma hakkına anayasal güvence sağlanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. Maddesinde de, “herkesin kendisine yöneltilen suçlamanın nitelik ve nedenlerinden ayrıntılı biçimde bilgili kılınma hakkının varlığı”nı silahların eşitliği ilkesi olarak açıkça kabul edilmiştir. AHİM, idari para cezasını gerektiren suçlamaları da bu madde kapsamında görmektedir.</p>
<p>Mükelleflerin, hem uluslararası hukuk hem de Anayasa hukuku açısından güvence altına alınmış olan savunma haklarını tam olarak kullanabilmeleri için, aleyhinde yapılan işlemin içeriğini, gerekçesini tam olarak öğrenme hakkı vardır.</p>
<p><strong>Savunma hakkının vazgeçilmez unsuru</strong></p>
<p>Bu maksatla da Vergi Usul Kanununu 34 ve 366. maddelerinde cezalı tarhiyat sebebini içeren vergi inceleme raporlarının ihbarname ekinde mükellefe tebliği zorunluluğunu getirmiştir. Kanun koyucunun buradaki maksadı, cezalı tarhiyata muhatap olan kişinin hakkında uygulanan işlemin sebeplerine tam olarak vakıf olması ve haklarını buna göre kullanması ve yargı önünde kendisini eksiksiz olarak savunabilmesi ve böylece idari işlemin hukuka uygunluk denetiminin tam olarak yapılabilmesini sağlamaktır.</p>
<p>Ancak uygulamada şekil olarak hazırlanmış ve esasen mükellefin işlemlerinin ne sebeple kusurlandırıldığını göstermeyen, Vergi Tekniği Raporu (VTR) adı verilmiş raporlara atfın dışında hiçbir bilgi içermeyen vergi inceleme raporlarının (VİR) mükellefe tebliği, ancak ardındaki vergi tekniği raporlarının gizlenmesi, anayasal güvence altına alınmış savunma hakkının gereklerinin yerine getirildiği anlamına gelmemektedir.</p>
<p>Kanunlarda olmayan VTR’nin düzenlenme amacı Vergi Denetim Kurulu Yönetmeliği’nde; “yürütülmekte olan incelemelerde her türlü delil ve ispat vasıtası toplanarak somut bir şekilde maddi vakıayı ortaya koymak, ve/veya birden fazla mükellefi veya vergi türünü ya da aynı mükellefin birden fazla vergilendirme dönemini kapsayan ve eleştiri konusu yapılabilecek hususların tespitini gerektiren durumlarda, konunun tek bir raporda ifade edilebilmesi” olarak ifade edilmiştir. Bu raporların, müteakiben düzenlenecek VİR’lerin ekini oluşturması amaçlanmıştır. VTR; içeriğinde tarhiyat önerisi yer almayan, ancak mükellef hakkında tarhiyat önerisi içeren VİR’e dayanak teşkil eden raporlardır.</p>
<p>Mükelleflerin haklarındaki suçlamayı tam olarak öğrenmeleri, haklarında yapılan tarhiyatın sebebini bilmeleri sadece yargı huzurunda savunma hakları ile ilgili değildir. Mükellefler bunlara bakarak belki idari yollara başvurarak uzlaşma müessesesinden yararlanıp yararlanmamayı veya orada uzlaşıp uzlaşmamayı tercih edebileceklerdir.</p>
<p><strong>Vergi mahremiyeti gerekçesi ne kadar geçerli?</strong></p>
<p>Bütün bunları boşverin, bir hukuk devletinde idarenin mükelleflerden sebep unsurunu gizleyerek tarhiyat yapması, hangi delillere, hangi tespitlere veya hangi ifadelere dayandığını mükelleften gizleyerek hakkında ceza uygulaması, kabul edilemez. </p>
<p>Yargılama aşamasında, re’sen araştırma ilkesinden hareketle VTR’nin getirtilmesi de bu hukuki eksikliği ortadan kaldırmaz.</p>
<p>VTR’nin tebliğ edilmemesinin sebebi idari anlayışta, diğer mükelleflerle ilgili bilgiler de içermesi ve bu bilgilerin vergi mahremiyeti kapsamında yer alması şeklinde açıklanmaktadır. İdare, Vergi Usul Kanununun 5. maddesinde yazılı vergi mahremiyeti maddesine sığınmaktadır. Oysa bu konunun vergi mahremiyeti ile ilgisi yoktur, dolayısıyla gerekçe yanılgındır. Bir mükellefin işlemleri bir başka mükellefe göre kusurlandırılıyorsa, kusurlandırılan mükellefin bunu bilmek en tabii hakkıdır. “Gizli emsal” adı altında ceza hukukunun “gizlik tanık” benzeri uygulamalar vergi hukukuna taşınamaz.</p>
<p>Mali idare eğer üçüncü şahıs durumundaki mükelleflerin mahremiyetine önem veriyorsa, tarhiyatı yapmayacaktır. Hayır, tarhiyat yapmak istiyorsa, hakkında cezalı tarhiyat yapacağı mükellefin, tarhiyatın sebep unsurunu tüm gerekçe ve delilleri ile tam olarak öğrenmesini sağlamak durumundadır. Bu idarenin yapacağı ve yapması gereken bir tercihtir.</p>
<p><strong>Yargının vermesi gereken karar</strong></p>
<p>Kaldı ki son zamanlarda VİR’lerin atıf yaptığı ve mükellefe tebliğden imtina edilen VTR'lerin ilgili mükellef dışında üçüncü şahıs durumunda olan kişilerle ilgili hiçbir bilgi içermediği de görülmektedir. Dolayısıyla bu gibi durumlarda “vergi mahremiyeti” gerekçesi de çökmektedir. Örneğin bir serbest meslek mükellefinin giderlerini faaliyeti ile illiyet bağı olmaması sebebiyle reddeden VTR, vergi mahremiyeti ile hiç ilgisi olmamasına rağmen mükelleften gizlenmektedir. Bir başka olayda bir mükellefin hasılatını eleştiren, kendisinin başkaca faaliyet gelirleri ile kıyaslanarak, oranlanarak kayıt dışı gelir elde ettiğini iddia eden VTR, o mükelleflen, yine 3. şahıslarla ilgili hiç bir bilgi içermemesine rağmen gizlenmektedir.</p>
<p>Bu da mali idarenin giderek VTR uygulamasını, tarhiyat sebep ve delillerinin mükelleflerden gizlenmesinin aracı olarak kullanmaya başladığını göstermektedir. Bu yanlış bir yoldur. Bu yola yargının cevaz vermemesi, VTR’lerin tebliğ edilmemesi halinde tebligatın geçersizliğine karar vermesi gerekir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gizli-gerekceli-tarhiyatlar-79718</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gizli gerekçeli tarhiyatlar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunyada-yukselen-faizler-ve-olasi-etkileri-79717</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünyada yükselen faizler ve olası etkileri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Piyasalar, Fed ve ECB'nin istihdam piyasasındaki kademeli yavaşlama nedeniyle para politikasını gevşetmek istemesine rağmen, yapışkan enflasyon ve ekonomik direncin faizlerde bir “taban” (Fed fonlama oranı için %3–%3.25 civarı) oluşturduğunu fark etmiş durumda.</strong></p>
<p>Son bir haftanın konusu ABD devlet tahvili piyasalarından başlayan ve diğer piyasalara yayılan satış dalgası. 14 Mayısta %4,45 seviyesinde olan 10 yıllık ABD tahvilleri, dün itibarıyle %4,65 seviyelerinin üstünü test ettikten sonra %4,64 civarında seyrediyordu. Bu faiz oranları 2025 başından beri görülen en yüksek oranlar. Mamafih, 2025 başında Fed’in politika faizinin %4,5 civarında olduğunu, bugün ise %3,75 olduğunu hatırlamakta da fayda var.</p>
<p>Kuşkusuz getirilerdeki son yükselişin arkasındaki ana tetikleyici, ABD-İran savaşının beklenenden çok daha uzun sürmesi, bitirilmesi ile ilgili bir türlü somut bir gelişme kaydedilmemesi, bunun petrol fiyatları üzerindeki etkisi ve bunun sonucunda da arz kaynaklı enflasyon endişelerinin artmış olması. Her ne kadar bu tarz arz kaynaklı fiyat artışlarında merkez bankalarının faiz artırmasının hem fiyatlar üzerinde çok bir etkisi olmasa (söz konusu oldukça inelastik talep eğrileri olan petrol ve doğalgaz fiyatları) ve fiiliyatta da özellikle Fed politika faizini artırmayacak olsa da piyasalar gelişen duruma oldukça sert tepki vermiş durumda.</p>
<p><strong>Yapışkan çekirdek enflasyon, faiz </strong><strong>indirim beklenitisini ortadan kaldırıyor</strong></p>
<p>%3 civarında seyreden yapışkan çekirdek enflasyon nedeniyle de merkez bankalarının, faizleri yükseltmeseler bile “daha uzun süre yüksek” tutacak olmaları da piyasalardaki faiz indirimi beklentilerini ortadan kaldırıyor. Piyasalar, Fed ve ECB'nin istihdam piyasasındaki kademeli yavaşlama nedeniyle para politikasını gevşetmek istemesine rağmen, yapışkan enflasyon ve ekonomik direncin faizlerde bir “taban” (Fed fonlama oranı için %3–%3.25 civarı) oluşturduğunu fark etmiş durumda.</p>
<p>Bunların üstüne bir de Batı’da özellikle muhalif çevreler tarafından devamlı sirküle edilen “bütçe açıkları çok büyük, kamu borcu oranları rekor seviyede, yeni tahvil ihraçları faizler üzerine yük bindirecek” savları var. Bu savların doğruluğu, özellikle ABD, Euro Bölgesi, Japonya ve hatta İngiltere ekonomileri için çok tartışılır. Bu ülkelerin paraları “rezerv paralar”dır, ve anormal derecede yüksek bütçe açıkları oluşmadığı sürece faiz oranlarına büyük etki yapmazlar. Etki olursa da, bu öncelikli olarak kurlarda görülür. (Parası rezerv olmayan bir ülkenin rezerv para ile borçlanmasına ise “ilk günah” (original sin) adı verilir, ve Türkiye de 1989’da Hazine'nin dış piyasalardan tahvil yoluyla borçlanmaya başlaması ile bu ilk günahı işlemişti.)</p>
<p><strong> </strong><strong>ABD piyasasında asıl korkulan </strong><strong>10 yıllıkların daha da yükselmesi</strong></p>
<p>ABD hazine faizlerinin yükselmesi ilk aşamada hisse senedi değerlemeleri üzerinde baskı yapıyor. 10 yıllık Hazine tahvili getirisi küresel ölçekte “risksiz faiz oranı” olarak kabul edildiğinden, yüksek getiriler gelecekteki şirket nakit akışlarını bugüne indirgerken kullanılan iskonto oranını artırır. Bu da otomatik olarak şirketlerin piyasa değerlerini düşürür. Değerlemeleri büyük ölçüde gelecekte elde edecekleri kârlara dayandığı için, artan iskonto oranı en çok uzun vadede kârlılık beklenen yüksek büyüme potansiyeline sahip teknoloji sektörü ve yapay zekâ odaklı şirketleri etkiliyor. Herhangi bir faiz getirileri olmadığı için bu artışlardan menfi etkilenen diğer varlıklar ise altın ve kripto paralar.</p>
<p>Ancak ABD piyasalarında asıl korkulan 10 yıllıkların %4,75 seviyelerini kırıp daha da yükselmesi. Bu seviye, büyük kurumsal fonlar için psikolojik ve matematiksel bir “tetiklenme” noktası olarak görülüyor. Bu seviyeden itibaren fonlar, “Artık hisse senedinin riskiyle, oynaklığıyla uğraşamam; ABD devletinin garanti ettiği %4,75-5 arası sabit getiri benim için kaçırılmayacak bir fırsattır” diyerek hisse senetlerini satıp, tahvillere geçebilirler. Böyle bir durumda, S&amp;P 500 ve Nasdaq gibi endekslerde %8 ile %12 arasında değişen büyük düşüşlerin tetiklenme olasılığının yüksek olduğundan bahsedilmekte.</p>
<p>Bu gelişmeler bizim gibi özellikle enerji bağımlılığı yüksek olan gelişmekte olan ülkeler açısından da iyi bir haber değil kuşkusuz. Tabii ki, dış borçlanma maliyetimiz artıyor. Ancak bundan da öte, yükselen ABD tahvil getirileri, bir noktada yabancı sermayeyi gelişmekte olan piyasaların hisse senedi ve borçlanma araçlarından çekecektir. Zaten cari açıkta enerji fiyatlarındaki artış öncesinde bile görülen belirgin kötüleşmenin devam etmesi, buna karşılık finans hesabından da çekilişler yaşanması, rezervlerimiz üzerinde ek bir baskı yaratacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunyada-yukselen-faizler-ve-olasi-etkileri-79717</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünyada yükselen faizler ve olası etkileri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/ekonomi-masasi-79715</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasalar bayram tatili riskini alacak mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Piyasalar Bayram Tatili Riskini Alacak mı? | Ekonomi Masası | 21 Mayıs" src="https://www.youtube.com/embed/OJDBkhjrOdQ" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/ekonomi-masasi-79715</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/8/1280x720/munyar-seyda-uyanik-1764137365.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tukidides-tuzagindan-oyun-teorisine-cin-abd-iliskileri-79716</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tukidides Tuzağı’ndan oyun teorisine Çin-ABD ilişkileri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Oyun teorisi hem sosyal problemlere hem de iktisadi problemlere uygulanabilmektedir. Bu problemlerin temelinde de rekabet, yani çatışma yatmaktadır. Oyun teorisinde bir diğer kritik nokta strateji kavramıdır. Oyunda rakiplerin sonlu sayıda alternatifi yani stratejisi olmalıdır.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz hafta içerisinde Çin lideri Xi Jinping, ABD Başkanı Donald Trump’ın önünde oldukça tarihi sayılabilecek bir olayı gündeme getirdi. Başkan konuşmasında Dünya’nın en büyük iki gücü arasındaki çatışma endişesini de böylelikle birinci elden net bir şekilde ifade etmiş oldu. Çin lideri “<strong>Tukidides Tuzağı</strong>”nı her iki ülkenin ilişkilerinin geldiği noktayı özetlemek için kullandı.</p>
<p>Tukidides Tuzağı kavramı, eski Yunan döneminde yaşayan tarihçi Tukidides’in Peloponez Savaşları’na dair gözlemlerine dayanmaktadır. Tukidides, Atina ile Sparta arasındaki çatışmayı analiz ederek, o dönemin uluslararası sistemdeki hegemon gücün (Sparta) yükselen bir gücü (Atina) tehdit olarak algılayıp savaş açabileceği gerçeğini aktarmıştır.<sup>1</sup></p>
<p>Tukidides’in aktardıklarıyla ortaya çıkan bu teori, Graham Allison tarafından modern uluslararası ilişkiler literatürüne uyarlanarak, günümüzde Çin ve ABD arasındaki rekabeti ve ilişkilerin dinamiklerini açıklamak için kullanılmaktadır. Xi Jinping akademik alanda yıllar öndesinde incelenen bu kavramı günümüz süper güçleri arasındaki ilişkiler açısından mihenk taşı olabilecek bir şekilde konuyu gündeme getirmiş oldu.</p>
<p>Bu noktada akademisyen Batuhan Olkan’ın “<strong>Tukidides Tuzağı Bağlamında Çin-ABD İlişkileri: Ulusal Güvenlik Stratejileri Üzerine Bir İnceleme</strong>” başlıklı makalesinden yararlanarak gündemi sizlere özetlemeye çalışacağım.</p>
<p>Tukidides’in “<strong>Peloponez Savaşları</strong>” adlı eseri, Atina ve Sparta arasındaki rekabeti analiz ederken, <strong>güç dengesi, caydırıcılık, silahlanma yarışı</strong> gibi kavramları sistematik bir şekilde ele almasıyla realist literatüre önemli katkılar sunmuştur. Bu kavram <strong>son beş yüz yılda on altı kez</strong> ortaya çıkmış ve bunların <strong>on iki tanesi savaşla</strong> sonuçlanmıştır.</p>
<p><strong>Askeri çatışma her iki taraf </strong><strong>için de oldukça maliyetli olur</strong></p>
<p>Tukidides Tuzağı kavramını literatüre kazandıran Graham Allison’ın öngörüsüne göre, bu tür güç mücadelelerinde savaş kaçınılmaz gibi görünse de bazı tarihsel örnekler ve stratejik analizler, süper güç ile yükselen güç arasında barışın da mümkün olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda, Çin ile ABD’nin savaşın yıkıcı etkilerinden kaçınmak için stratejik bir iş birliğine ve diplomatik çözümlere odaklanmaları gerekmektedir. Ayrıca, uluslararası toplumun ve kurumların, bu iki süper güç arasındaki gerilimi azaltmada oynayabileceği rol de göz ardı edilmemelidir.</p>
<p>Ekonomik alanda derinleşen karşılıklı bağımlılık durumu Çin ve ABD’nin askeri çatışmaya girmesini her iki taraf için de oldukça maliyetli bir hale getirmektedir. Ticaret hacimlerinin yüksekliği ve birbirlerine ekonomik anlamda bağlılıkları olan Çin ve ABD’nin teknolojinin hiç olmadığı kadar geliştiği ve küreselleşmenin egemen olduğu bir uluslararası sistemdeki olası savaşları, iki ülkenin refah seviyelerinin hızla düşmelerine neden olacaktır. Tüm bu değişkenler altında, Xi ve Trump gibi popülist liderlerin yükselişine rağmen, Çin ve ABD yönetimlerinin irrasyonel davranıp ekonomik güçlerini tüketme pahasına birbirlerine savaş ilan etmeleri günümüz uluslararası ilişkilerinde oldukça düşük olasılıktır.</p>
<p>Çin ve ABD arasındaki ilişkilerin gerilimli olmasına rağmen, günümüz uluslararası sisteminde doğrudan bir askeri çatışma yerine rekabetin daha çok ekonomik ve diplomatik alanlarda sürdürüleceğini düşünülmelidir.</p>
<p>Toplantıdan sonra Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü, her iki tarafın da birçok olumlu sonuç elde ettiğini ifade etti. Her iki tarafın gümrük tarife anlaşmaları konusunda olumlu bir uzlaşmaya vardığı açıklandı. Her iki taraf da ticaret ve yatırım alanlarındaki ortak endişelerini görüşmek üzere <strong>Ticaret Konseyi</strong> ve <strong>Yatırım Konseyi</strong> kurma konusunda anlaştı. Trump, ziyareti sırasında milyarlarca dolarlık ticari anlaşmaları müjdelerken, Çin tarafı ise sadece stratejik istikrar vurgusu yapmayı tercih etti.</p>
<p>Trump, Pekin yönetiminin Boeing firmasından tam 200 adet büyük uçak satın almayı kabul ettiğini duyurdu. Çin tarafı ise, Tayvan meselesi konusunda ABD’ye doğrudan ve oldukça sert bir ikazda bulundu. Tarafların önümüzdeki süreci yanlış yönetmesinin çatışmalara ve hatta sıcak savaşlara yol açabileceği açıkça söylendi.</p>
<p>Toplantı sonrası ABD’ye dönüş yolunda yapılan resmi açıklamasında, Tayvan’ı resmi olarak bağımsızlık ilan etmemesi konusunda uyaran Trump, adayı savunup savunmayacağı yönündeki sorulara, <strong>“Savaşmak için 15 bin kilometre yol gitmemiz bekleniyor. Ben bunu istemiyorum</strong>.” şeklinde bir açıklama ile Çin’in eline büyük bir koz vermiş oldu.</p>
<p>Son yıllarda taraflar arasında yaşanan çatışmaların “<strong>oyun teorisi</strong>” ile açıklanması da mümkün olabilir.</p>
<p>Günlük hayatta farklı çıkar gruplarının farklı kararlar almak zorunda olduğu durumlarla karşılaşmaktayız. Bu farklı grupların tercih edeceği hareketler farklı sonuçlar ortaya çıkarmaktadır.</p>
<p>Ancak bu hareketlerin sonuçları aslında diğer grupların/kişilerin yaptığı hareketlere göre değişmektedir. Bu yüzden hangi hareket tarzını seçeceğimize karar verirken rakiplerimizi de analiz etmek zorundayız.</p>
<p>Oyun teorisi, oyuncular arasındaki karar verme süreçlerini analiz ederek alternatifler içinde en iyi yöntemin bulunmasını amaçlayan matematiksel bir modeldir.</p>
<p>Oyun teorisi, rekabet halindeki oyuncular açısından diğer oyuncu hangi stratejiyi seçerse seçsin maksimum kazanç ya da minimum kayıp sağlayacak stratejinin belirlenmesini amaçlamaktadır. Rekabetin gittikçe arttığı ve risk almanın zorlaştığı ekonomik şartlarda en iyi stratejiyi belirlemek oldukça önemlidir.</p>
<p>Kazancı maksimum yapmak öncelikli amaç olsa da rekabet ortamında kaybı minimuma düşürmekte önem arz etmektedir. Oyun teorisi olası tüm stratejileri ve bu stratejiler sonucunda rakiplerin kazanç ya da kayıplarını göz önünde bulundurarak en iyi stratejiyi belirlemeye çalışmaktadır.</p>
<p>1944 yılında Neumann ve Morgenstern’in “<strong>The Theory of Games and Economic Behavior</strong>” (Oyun Teorisi ve Ekonomik Davranış) adlı kitabı ile oyun teorisinin bir disiplin olarak başladığı varsayılır. Bu kitapta çatışma kavramının matematiksel olarak ifade edildiği görülür. Özellikle sıfır toplamlı iki kişilik oyun teorisine ilişkin faydanın değiştirilmesini içeren işbirlikçi oyunların şeklini açıklamaktadır.</p>
<p><strong>Oyun teorisi gelişmeye devam edecektir</strong></p>
<p>Geçtiğimiz yüzyılda matematikçiler ve iktisatçılar tarafından böylesine ilgi gören bir disiplin olarak oyun teorisi gelişmeye devam edecektir. Oyun teorisi, Dünyada rekabet var olduğu sürece rakiplerin karar vermede yararlanacağı çok yararlı ve bilimsel bir metot olarak karşımıza hep çıkacaktır.</p>
<p><strong>Sıfır toplamlı</strong> <strong>oyunlardan başlayarak tam bilgili statik oyunlar</strong> <strong>ve</strong> <strong>d</strong>i<strong>namik oyunlar, eksik bilgili statik ve dinamik oyunlar, tekrarlı oyunlar, pazarlık teorisi</strong> gibi rekabetin farklı bakış açılarını içeren oyunlar gelişmeye devam etmektedir. Bilimin gelişmesi ve teknolojinin pozitif etkisiyle önümüzdeki yıllarda yeni çözüm metotlarının ortaya çıkması muhtemeldir.</p>
<p>Oyun teorisi hem sosyal problemlere hem de iktisadi problemlere uygulanabilmektedir. Bu problemlerin temelinde de rekabet, yani <strong>çatışma</strong> yatmaktadır. Oyun teorisinde bir diğer kritik nokta <strong>strateji </strong>kavramıdır. Oyunda rakiplerin sonlu sayıda alternatifi yani stratejisi olmalıdır. Oyunun başından sonuna kadar rakiplerin her bir durum için kesin kurallara bağlı seçeneklerinin olması gerekir. Ancak strateji oyun sırasında sonsuz sayıda olmamaktadır.</p>
<p>Xi Jinping ile başlayan <strong>Tukidides Tuzağı</strong> kavramının Trump ile önümüzdeki dönemde <strong>Oyun Teorisi</strong> kuralları eşliğinde ne yöne doğru evrileceğini hep birlikte gözlemleyeceğiz.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Çin’in hedefleri, savunmadan </strong><strong>proaktif yaklaşıma geçişi yansıtıyor</strong></span></p>
<p>Uluslararası ilişkilerin doğasında rekabet ve çatışma olduğuna inanan Tukidides; geçmişte adalet, kanun ve toplum gibi unsurların, uluslararası siyasetteki bitmeyen güç mücadelesinde herhangi bir kısıtlayıcı rol oynamadığı fikrini paylaşmıştır. Günümüzde ise, 2015 yılında “aktif savunma” stratejisini benimseyen Çin; inovasyon, yeşil kalkınma, yoksulluğun azaltılması ve mali reformlar gibi hedeflere odaklanmıştır. Bu hedefler Çin’in ABD ile rekabetini öngörerek askeri ve stratejik kapasitesini artırma çabalarını, savunmacı bir yaklaşımdan daha proaktif ve küresel etkisini artırma odaklı bir yaklaşıma geçişini yansıtmaktadırlar.</p>
<p><strong><sup> </sup></strong></p>
<p><strong><sup>1</sup></strong>https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/4020694</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tukidides-tuzagindan-oyun-teorisine-cin-abd-iliskileri-79716</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/6/1280x720/90-1779340843.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tukidides Tuzağı’ndan oyun teorisine Çin-ABD ilişkileri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-savas-duzeni-top-tufek-yerine-veri-kablolari-ve-bitcoin-79714</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 07:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni savaş düzeni: Top-tüfek yerine veri kabloları ve Bitcoin</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İran Ekonomi Bakanlığı’nın devreye aldığı Hürmüz Güvenliği sistemi, Hürmüz’den geçen gemilere Bitcoin üzerinden sigorta ve güvence hizmeti sunmaya başladı.</strong></p>
<p>İran savaşı dünya savaş tarihine bir “milat” olarak geçmeye aday. Körfez’deki çatışma ile başlayan yeni dönemde savaşlar sadece füze ve tankerlerle yürümüyor; Sınırları aşan veri kabloları, ödeme sistemleri, transit izinleri, sigorta altyapıları ve lojistik koridorlar günümüz jeopolitiğinin yeni “savaş silahları” haline gelmiş durumda. <br />ABD’nin Panama Kanalı’nın kontrolü, Grönland talepleri üzerinden kuzey deniz ticaret yollarında egemenlik kurma hedefi, Venezuela’da silah zoruyla lider değişimi ile yürüttüğü “deniz yollarını kontrol ederek küresel düzeni yönetme” stratejisi, Hürmüz’de tıkanmış durumda.  </p>
<p>ABD-İsrail saldırısı altındaki İran, dünyanın kritik deniz yollarından Hürmüz’den geçişi ABD’ye bırakmamaya kararlı. Hatta Tahran yönetimi Hürmüz’ü  kendi “ulusal meselesi” haline getirmek yönünde ciddi adımlar da atmaya başladı.</p>
<p>Bu çerçevede İran’ın Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin “İran Körfezi Boğazlar Kontrol Kurumu (Persian Gulf Strait Authority)” çok kritik. </p>
<p>Tahran yönetimi bu yeni yapı üzerinden kendisini, Hürmüz’den geçen transit trafiğin “resmi ve yasal otoritesi” olarak tanımlıyor. Gemilere gönderilen yeni düzenlemelerde “izinsiz geçişin yasa dışı kabul edileceği” mesajı veriliyor. </p>
<p>Bu yaklaşım, fiilen uluslararası deniz ticaretine paralel bir izin mekanizması oluşturma girişimi anlamına geliyor.</p>
<p><br /><strong>Tahran’ın Bitcoin ve </strong></p>
<p><strong>veri kabloları hamlesi</strong></p>
<p>Ancak asıl dikkat çekici unsur, İran’ın meseleyi yalnızca askeri veya enerji güvenliği ekseninde değil, finansal ve dijital altyapı boyutuyla da genişletmesi oldu.<br />İran Ekonomi Bakanlığı’nın devreye aldığı Hürmüz Güvenliği (Hormuz Safe) sistemi, Hürmüz’den geçen gemilere Bitcoin üzerinden sigorta ve güvence hizmeti sunmaya başladı. Hürmüz Güvenliği sistemi, boğazdan geçen ticari gemilere alıkonma, denetim ve el koyma risklerine karşı mali güvenceler sunuyor. Tahran yönetimi böylece dolar merkezli denetim mimarisinin dışında hareket eden Bitcoin tabanlı bir alternatif oluşturmayı amaçlıyor.</p>
<p>İran’ın bir başka hamlesi ise çok daha stratejik bir alanı, veri kablolarını hedef alıyor. </p>
<p>Hürmüz Boğazı’nın altından yedi büyük uluslararası fiber hat geçiyor. Bu hat, internet trafiği, finansal mesajlaşma sistemleri ve SWIFT ağının önemli bölümlerini taşıyor. İranlı yetkililerin Hürmüz’ün altından geçen “internet kablolarından ücret alınması” fikrini açık şekilde dillendirmesi, dijital altyapının da artık enerji hatları gibi jeopolitik baskı aracına dönüşebileceğini gösteriyor.</p>
<p>İran’ın bu hamleleri, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in 4 Mayıs’ta kullandığı “Hürmüz üzerinde mutlak kontrol” söylemine karşı Tahran’ın yanıtları olarak da tarihe geçmiş durumda.</p>
<p><strong>Körfez bastırdı, ABD durdu</strong></p>
<p>Tahran’ın bu kritik adımlarına karşı ABD’nin tavrı İran’a yönelik saldırılara yeniden başlamak olacaktı ki, devreye Körfez’deki Arap ülkeleri girdi. <br />17 Mayıs’ta Arap dünyasının tek aktif nükleer santraline yönelik drone saldırısı sonrası Körfez ülkelerinin alarm seviyesi yükseldi. Katar Emiri Şeyh Tamim bin Hamad Al Sani, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve BAE Devlet Başkanı Muhammed bin Zayed ortak bir girişimle, ABD Başkanı Trump’dan İran’a yeni saldırıların “ertelenmesi” çağrısında bulundular.</p>
<p>Bu tablo, İran’ın stratejisinin -en azından şimdilik- işlediğini gösteriyor. ABD, enerji altyapıları, deniz yolları, veri kabloları ve ticaret koridorlarının “silah” haline geldiği böyle bir ortamda, artık o kadar da rahat hareket edemiyor.</p>
<p><strong>Görüşmelerde format </strong><strong>üzerinde uzlaşma önemli</strong></p>
<p>İran-ABD görüşmelerinde de görece bir ilerleme sağlandı. Pakistan aracılığıyla yürütülen görüşmelerde iki taraf arasında İran’ın nükleer programından Hürmüz meselesine kadar kritik sorunlarda hâlâ uzlaşma olmamasına rağmen, en azından “format” bazında bir ortaklaşma ortaya çıktı.</p>
<p>İran’ın ABD’ye gönderdiği 9 maddelik yanıt sonrası Washington’ın 14 paragraflık karşı metin hazırlaması, ardından Tahran’ın kendi teklifini aynı 14 paragraflık yapıya dönüştürerek Pakistan üzerinden iletmesi diplomatik açıdan önemli.  </p>
<p>Diplomaside çoğu zaman format, kelimelerden daha kritiktir. İki taraf da artık -en azından- aynı belge mimarisini kullanmaya başlamış görünüyorlar.</p>
<p><strong>Çin-Rusya zirvesi ve çok </strong><strong>kutuplu düzene geçiş</strong></p>
<p>İran’ın Hürmüz üzerinden deniz yollarının kontrolü konusunda art arda hamleler yaptığı dönemde, iki yakın müttefiki Çin ve Rusya’nın bir zirvede bir araya gelmeleri de zamanlama açısından dikkat çekici. <br />ABD Başkanı Trump Pekin’de geçen hafta Çin Lideri Şi Jinping ile görüşmesinde pek beklediğini bulamamıştı. Şimdi dünyanın yeni yükselen gücü Çin’i “etkilemeye çalışma” sırası Rusya’ya gelmiş durumda. Putin’in Pekin’de Şi ile görüşmesindeki ana gündem maddeleri arasında da Amerikan dolarını uluslararası para birimi olmaktan çıkaracak yeni hamleler var. Çin ve Rusya zirvesinin asıl başlıkları, alternatif ödeme mekanizmaları, yeni transit koridorları ve bölgesel egemenlik alanları oluşturmak gibi duruyor.</p>
<p><strong>Türkiye’den kritik </strong><strong>ticaret hamleleri</strong></p>
<p>Bu tablo Türkiye açısından da doğrudan stratejik sonuçlar üretiyor.<br />Türkiye de son dönemde Kalkınma Yolu, Orta Koridor, Türkiye-Suriye-Irak lojistik hattı ve Türk Devletleri Teşkilatı ekseninde geliştirdiği hamlelerle, yeni dönemin ana rekabet başlığı haline gelen uluslararası ticaret yollarında söz sahibi olmaya çalışıyor.<br />Burada kritik ülkelerden biri Suriye; </p>
<p>Suriye üzerinden Irak’a uzanan ve Kuzey Irak’taki Kürt yönetimini bypass eden yeni transit yol bunun önemli işaretlerinden biri. Ankara böylece hem alternatif ticaret güzergahları oluşturuyor, hem de Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne olan yapısal bağımlılığını azaltıyor. (Bu gelişmeyi, “Terörsüz Türkiye” sürecinin fiilen donmuş olmasıyla da birlikte okumak yerinde olur. Türkiye, Kuzey Irak üzerinden Kürtlere aba altından sopa gösteriyor gibi.)</p>
<p>Yine geçen hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kazakistan’da katıldığı gayriresmi Türk Devletleri zirvesi ve zirvede KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın da “aile fotoğrafına girmesi” önemli; Türkiye, Karadeniz-Hazar-Orta Asya hattında giderek daha bağımsız bir jeopolitik güç merkezi oluşturma hedefinde oldukça yol almış görünüyor. Kıbrıs ise Doğu Akdeniz ticaret ve enerji yolları açısından kritik önemde. </p>
<p>Aynı dönemde Libya-İtalya-Türkiye-Katar formatının göç ve güvenlik ekseninde yeniden aktifleşmesi de dikkat çekici;</p>
<p>Avrupa artık Akdeniz’de meseleleri sadece Brüksel merkezli mekanizmalarla yönetemeyeceğini görüyor. Türkiye ise sahadaki etkisi nedeniyle giderek “zorunlu ortak” konumuna geliyor. Bu başlığa elbette, daha birkaç hafta önce Türkiye’yi Rusya ve Çin’le birlikte Avrupa açısından “tehlikeli ülke” sınıfına dahil eden AB Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’la yaptığı telefon görüşmesini de eklemek gerek. <br /><br /><span style="color: #e03e2d;"><strong>Türkiye, Batı’nın parçası mı, </strong><strong>gönüllü askeri gücü mü?</strong></span></p>
<p>Bitcoin’in, sınır aşan veri kablolarının, ticaret ve enerji yollarının artık “mühimmat” haline geldiği bir ortamda Türkiye’nin dikkat etmesi gereken ise, bölgesel etki alanını genişletmeye çalışırken, Batı’nın “gönüllü askeri gücü” haline gelmemek elbette. ABD, “Amerikan askerinin ayağı sahaya değmeyecek” doktrini uyarınca Avrupa’dan da Ortadoğu’dan da çekilme eğiliminde. Boşluğu ise bölge ülkelerinin askerlerinin doldurması için çalışıyor.</p>
<p>Avrupa ise, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana konforunu yaşadığı Amerikan savunma şemsiyesini adım adım kaybederken, bunun yerine koyabileceği yeni sistemin peşine düşmüş durumda. Avrupalılar açısından “en az maliyetli” olan ise, eski kıtadan çekilmekte olan NATO’nun en büyük ordusunun yerine, ikinci büyük orduyu, yani Mehmetçiği koymak gibi görünüyor. Türkiye’nin önünde önemli fırsatlar olduğu gibi büyük tehlikeler de var. Önemli olan iç politika hırsları uğruna, ülkenin geleceğini etkileyecek olan fırsatları kaybetmemek...</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-savas-duzeni-top-tufek-yerine-veri-kablolari-ve-bitcoin-79714</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/4/1280x720/089-1779340755.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni savaş düzeni: Top-tüfek yerine veri kabloları ve Bitcoin ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cikti-acigi-grafigi-ekonomi-icin-ne-soyluyor-79713</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 07:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çıktı açığı grafiği, ekonomi için ne söylüyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Merkez Bankası’nın temel oyun planının, iç talebi baskılayarak dezenflasyonu sağlamak olduğu görülüyor. Ancak birçok ekonomist, seçim sürecine yaklaşılırken bu stratejinin ne kadar sürdürülebilir olduğu konusunda soru işaretleri taşıyor.</strong></p>
<p>Geçen hafta Merkez Bankası’nın Enflasyon Raporu’nda dikkat çekici bir çıktı açığı grafiği yer alıyordu. Grafik, Merkez Bankası’nın ekonomiye ilişkin “çıktı açığı” tahminlerini ortaya koyuyordu. Bu grafiği okuyanlar, kısa vadede büyümeden çok enflasyonla mücadelenin önceliklendirileceği ve para politikasındaki sıkı duruşun uzun süre korunacağı sonucunu çıkardı.</p>
<p>Aslında bu yazıyı kaleme alma nedenim de Enflasyon Raporu’nun ardından bazı ekonomistlerin yaptığı yorumlar oldu. Özellikle çıktı açığındaki derinleşmenin, ekonomide kontrollü bir yavaşlamanın ötesine geçip geçmediği; yani Türkiye’nin dezenflasyon uğruna gereğinden fazla sert bir soğuma sürecine girip girmediği sorusu son günlerde daha yüksek sesle tartışılıyor.</p>
<p><strong>Çıktı açığı nedir, neden önemlidir?</strong></p>
<p>Ekonomistlerin yakından takip ettiği çıktı açığı, bir ekonominin mevcut üretim düzeyi ile enflasyon yaratmadan sürdürülebilecek “potansiyel üretim” seviyesi arasındaki farkı ifade eder.</p>
<p>Ekonomi kapasitesinin üzerinde çalışıyorsa çıktı açığı pozitiftir. Bu durumda talep güçlüdür, üretim kapasitesi zorlanır ve enflasyon baskısı artabilir.</p>
<p>Buna karşılık ekonomi potansiyelinin altında kalıyorsa çıktı açığı negatife döner. Talep zayıflar, işsizlik artabilir ve enflasyon üzerindeki baskı azalır. Bu nedenle merkez bankaları çıktı açığını, ekonominin ne kadar “ısındığını” ya da “soğuduğunu” anlamak ve faiz politikalarını şekillendirmek açısından kritik bir gösterge olarak izler.</p>
<p><strong>TCMB grafiği neyi anlatıyor?</strong></p>
<p>TCMB’nin grafiği de bu açıdan önemli mesajlar içeriyor.</p>
<p>Grafiğe göre 2025 boyunca ekonomik aktivitede belirgin bir yavaşlama yaşanıyor. Çıktı açığı sıfırın altına iniyor; yani iç talep soğuyor.</p>
<p>Ancak yeni raporda Merkez Bankası artık daha da zayıf bir ekonomik görünüm öngörüyor. Önceki tahminlere kıyasla daha derin ve daha uzun sürecek bir negatif çıktı açığı hesaplanıyor. Özellikle 2026 ortalarında ekonomik aktivitenin potansiyelin belirgin şekilde altında kalacağı varsayılmış. Bu da büyümede yavaşlama, tüketimde zayıflama ve şirket karlılıklarında baskı anlamına geliyor.</p>
<p>2027 ve 2028 yıllarında ise çıktı açığı yeniden yukarı yöneliyor ancak toparlanmanın oldukça sınırlı bir hızda gerçekleşeceği anlaşılıyor. Grafik uzun süre negatif bölgede kalıyor. Başka bir ifadeyle ekonomi toparlanacak ama hızlı bir ivmelenme yaşanmayacak. TCMB’nin verdiği mesaj açık: “Ekonomi bir süre daha kontrollü şekilde soğuk kalacak.”</p>
<p><strong>Merkez Bankası'nın oyun planı</strong></p>
<p>Buradan Merkez Bankası’nın temel oyun planının, iç talebi baskılayarak dezenflasyonu sağlamak olduğu görülüyor. Ancak birçok ekonomist, seçim sürecine yaklaşılırken bu stratejinin ne kadar sürdürülebilir olduğu konusunda soru işaretleri taşıyor.</p>
<p>Çünkü bugünkü tabloda tartışma artık ekonominin “aşırı ısınması” değil, gereğinden fazla soğutulup soğutulmadığı noktasına kayıyor. Sanayideki zayıflama, şirket bilançolarında artan baskı, konkordato başvurularındaki yükseliş ve krediye erişim sorunları düşünüldüğünde, bazı kesimler açısından öncelikli sorun artık enflasyondan çok büyüme tarafında hissedilmeye başladı.</p>
<p>Bu nedenle tüketim, kredi büyümesi ve iç talepte kontrollü yavaşlama hedefi zamanla siyasi ve toplumsal dirençle karşılaşabilir.</p>
<p><strong>Çıktı açığı tek başına yeterli mi?</strong></p>
<p>Kaldı ki meseleyi yalnızca çıktı açığı üzerinden okumak da yeterli olmayabilir.</p>
<p>Türkiye’de enflasyon uzun süredir sadece aşırı iç talepten kaynaklanmıyor. Kur geçişkenliği, enerji maliyetleri, vergi ayarlamaları, ücret dinamikleri ve bozulmuş enflasyon beklentileri de fiyatlar üzerinde belirleyici rol oynuyor.</p>
<p>Bu nedenle negatif çıktı açığının otomatik olarak enflasyonu düşüreceği varsayımı tartışmalı. Nitekim bugün ekonomik aktivite yavaşlarken bile hizmet enflasyonunun yüksek seyretmesi, “talebi soğutursak enflasyon düşer” yaklaşımının tek başına yeterli olmadığını gösteriyor.</p>
<p>Üstelik çıktı açığının kendisi de doğrudan ölçülmek yerine büyük ölçüde modellemelere ve varsayımlara dayanıyor. Türkiye gibi verimlilik sorunlarının, kayıt dışılığın, kur şoklarının ve demografik değişimlerin yoğun olduğu bir ekonomide potansiyel büyümenin ne olduğu bile tartışmalı. Dolayısıyla bu grafiklerden kesin sonuçlar çıkarmak her zaman risk taşıyor.</p>
<p><strong>Stagflasyon riski</strong></p>
<p>Bir diğer önemli başlık ise dış şoklar.</p>
<p>Yazının başında daha çok iç talep ve kredi dinamiklerine odaklandık. Ancak küresel tarafta petrol fiyatları yükseliyor, jeopolitik riskler artıyor ve enerji maliyetleri yeniden yukarı gidiyor. Böyle bir ortamda ekonomi yavaşlasa bile maliyet enflasyonu yüksek kalabilir.</p>
<p>Bu ise daha tehlikeli bir senaryo olan düşük büyüme ile yüksek enflasyonun aynı anda yaşandığı bir dönemi gündeme getiriyor, yani stagflasyon riskini...</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cikti-acigi-grafigi-ekonomi-icin-ne-soyluyor-79713</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çıktı açığı grafiği, ekonomi için ne söylüyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aptallik-operasyonu-79712</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 07:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aptallık operasyonu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sorun sadece ham petrolün fiyatının yükselmesi değil. Ülkelerin petrol stokları azalıyor. Hürmüz Boğazı kapalı. Körfez ülkelerinin enerji altyapısı önemli ölçüde hasar gördü. Miktar kısıntısı artık yakıcı düzeye gelmek üzere.</strong></p>
<p>Trump, bir söylediğinin üzerinden 24 saat geçmeden tam tersini söylemeye devam ediyor. Mart 2025’ten bu yana küresel ekonomiyi karıştırmayı ana uğraşısı haline getirdi. Geldiğimiz noktada durum şöyle: Brent ham petrolünün varil fiyatı yılbaşındaki değerinin yaklaşık yüzde 80 yukarısında. Sorun sadece ham petrolün fiyatının yükselmesi değil. Ülkelerin petrol stokları azalıyor. Hürmüz Boğazı kapalı. Körfez ülkelerinin enerji altyapısı önemli ölçüde hasar gördü. Miktar kısıntısı artık yakıcı düzeye gelmek üzere. Jet yakıtı, motorin, üre, nafta, sülfür gibi ürünlere erişim giderek zorlaşıyor. Çoğu ülkede enflasyon artıyor. Uzun vadeli devlet tahvillerinin faizleri yükseliş eğiliminde. Ulaşılan düzeyler ya tarihsel rekora işaret ediyorlar (mesela Japonya) ya da uzun yıllardır görülmemiş düzeylere (ABD, Almanya, Fransa, İngiltere, Kanada …) Martin Wolf’un Financial Times’ta dün çıkan yazısının son cümlesi şöyle: “ABD, savaşına ‘Destansı Öfke Operasyonu’ adını verdi. Ancak ‘Destansı Aptallık Operasyonu’ daha gerçekçi bir isim olurdu.”</p>
<p><strong>1970’lerde Türkiye </strong><strong>‘kuyruklar’ ülkesi olmuştu</strong></p>
<p>1970'li yılların büyük bir kısmında Türkiye çok büyük ekonomik sorunlarla karşı karşıya kaldı. 1973’te ilk enerji şoku yaşandı. Ham petrolün varil fiyatı yüzde 400’e varan oranda arttı.  Ardından 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı nedeniyle ABD Türkiye’ye yıllarca sürecek ekonomik ambargo ve silah ambargosu koydu. 1979’da ikinci enerji şoku geldi. Ham petrol fiyatı bu sefer yüzde 160’ı aşan oranda sıçradı. Temel malların fiyatlarını belirleyen ‘fiyat tespit komitesi’ vardı. Sanayi ve Ticaret bakanlıkları bünyesindeydi. Bir malın fiyatı, o komite izin vermedikçe değiştirilemiyordu. Bütün bunların sonucunda Türkiye ‘kuyruklar’ ülkesi olmuştu. Yağ kuyruğu, ampul kuyruğu, benzin kuyruğu… İş öyle bir hal almıştı ki, bir kuyruk varsa hemen arkasına ekleniliyor, daha sonra öndekilere “bu ne kuyruğu” diye soruluyordu. 1979’da Devlet Planlama Teşkilatı’na uzman yardımcısı olarak girmiştim. Kışın odalarda palto ile oturduğumuzu hatırlıyorum.</p>
<p>Yine o yıllarda ekonomi literatüründe yeni bir akım gelişiyordu: Dengesizlik Makro İktisadı. Fiyat ve ücret katılıkları altında ortaya çıkan dengesizliklerle ilgiliydi. Makro iktisadi anlamda bir sektördeki dengesizlik (mesela mal piyasasında) başka sektöre (mesela işgücü piyasası) sıçrayınca ortaya çıkan sorunlar inceleniyordu. Doğal uzantısı ‘tayınlama’ mekanizmalarıydı. Talebi karşılayacak kadar arz yoksa fiyat ve ücretler de katıysa, mevcut arz nasıl dağıtılacaktı? Mesela “kuyruğun önlerindekiler mi alacaklardı yoksa kuyruktakilere eşit bir paylaştırma mı yapılacaktı?” Mülkiye’de lisansüstü programında Yılmaz Akyüz Hoca böyle bir ders açmıştı. Sabah kuyruğa gir, öğleden sonra kuyruk ekonomisi tartış; sabahki kuyruklar adeta dersin laboratuvar saati gibiydi; ders çok zevkliydi. Yılmaz Hoca 12 Eylül faşist darbesinden sonra üniversiteden uzaklaştırıldı. O dersteki notları 2010’da Efil Yayınevi tarafından kitap olarak yayımlandı: ‘Fiyat Mekanizması ve Makroekonomik Dengesizlikler’.</p>
<p>Durup dururken bunlar nereden aklıma geldi bilemiyorum, ama böyle bir iktisat literatürü de var. Hatırlatayım dedim… </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aptallik-operasyonu-79712</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aptallık operasyonu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/oda-ve-borsa-secim-surecinde-osb-gundemi-ihmal-edilirse-79711</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 07:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Oda ve borsa seçim sürecinde &#039;OSB gündemi&#039; ihmal edilirse...</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>OSB’lerle ilgili merkezi yönetim ve yerel yönetimlerden taleplerin haklı gerekçelerini üretmeliyiz. “İl bazlı”  ve “havza bazlı”  taleplerin etkileri hakkında bilgiye dayalı fikir sahibi olmalıyız. OSB’lerdeki yapıların  “ sinerjik kümelenme” ya da “yığılma” özelliklerini ölçüye dayalı gerekçelendirerek gelecekle ilgili kararlara girdi sağlamalıyız.</strong></p>
<p>Oda ve borsa seçim sürecinde sorgulamamız gereken sorunlarımıza ilişkin kısa değinmelerden oluşan bu yazıların amacı, geçmişin eksikliklerinden bir <em>“günah keçisi</em>” üreterek rahatlamak değil. Yazıların vermek istediği mesaj çok açık: İnsanı diğer canlılardan ayıran önemli özelliği “<em>beklenti yönetme ustalığı”</em>dır. Hepimizin gözleri önünde dünya düzeni hızla değişmektedir. Bildiğimiz ve yaşayarak deneylediğimiz düzenin ilke,  kural, yasa ve teknik ölçeklendirmelerindeki köklü değişmeler  “<em>kritik eşiğe</em>” ulaşmıştır. Doğa kritik eşikte durmaz; kendi yeni normalini yaratır. Ülkemizin üretim altyapısının merkezlerini oluşturan organize sanayi bölgelerinin (OSB) geleceğe uyumu temel sorunlarımızdan biridir. OSB’lerin dününü anlama, bugününü değerlendirme ve yarınını öngörme ortak sorunumuzdur. Oda ve borsa seçim sürecinde OSB’lerin sorgulanması ihmal edilirse çok şey yitiririz. Oluşmakta olan yeni normal koşullarının yaratacağı değer yaratma zincirinde doğru konumlanabilmemiz için iş dünyasının OSB’leri derinliğine sorgulaması gerekmektedir.</p>
<p><strong>Eşi ve benzeri görülmemiş pencere</strong></p>
<p>Anadolu’nun kılcal damarlarında dolaştığımız günlerde, Çince kriz sözcüğünün yazılışını görsellere yansıtır; sözcüğün iki resimden oluştuğunu; resimlerden birinin “ <em>tehlike</em>”  diğerinin de “f<em>ırsat</em>” anlamına geldiğini anlatarak, krizler karşısında doğru tavrın ne olduğunu açıklamaya çalışırdık<em>. </em></p>
<p><em>Le Monde Diplomatique Türkçe</em>’nin Mayıs 2026 sayısında Frederic<strong> Lordon’</strong>un  “<em>Sinsi kriz!</em>” başlıklı yazısında, yaşanmakta olan büyük dönüşümün, “<em>Tarihte eşi benzeri görülmemiş pencerelerin açıldığı; sermayenin ve artık onun kulu haline gelmiş devletin baskı örtüsünün normalde yasakladığı her şeyi yapmanın mümkün hale geldiği, her şeyi yerinden oynatmanın yolunun açıldığı anlar</em>” olduğunu söylüyor. Geçmiş birikimlerimizle Lordon’un genellemesini  sentezlediğimizde şu yargıya ulaşabiliriz:  Ülkemiz,  büyük dönüşümü yönetirken <strong>Hannibal</strong>’ın dediği gibi, “<em>Ya yeni bir yol bularak ya da yeni bir yol açarak</em>” geleceğini güven altına almak zorunda. Bu zorunluluk, oda ve borsa seçimlerinde;</p>
<p>- OSB’lerin varlık nedenlerindeki değişimleri ve dönüşümleri,</p>
<p>- Bugün geçerli OSB yapılanmalarının geliştirici ve asalak yönleri,</p>
<p>- Var olan <em>“tedarikçi ülke konumunu</em>”   geliştirme ve ilerletmenin yol ve yöntemleri,</p>
<p>- Yeni nesil OSB oluşturmanın gerek ve yeter şartları,</p>
<p>- Sermaye ve faydalı bilgiyi değerlendirmede OSB’lerin “<em>kaldıraç etkileri</em>” sorgulanmalı.   </p>
<p>Oda ve borsa seçim sürecinde OSB’lerin durumu sorgulanırsa, sivil toplum örgütlerinin yaratacağı toplumsallaşmanın hızını,  yaygınlığını, yoğunluğunu ve derinliğini artırabiliriz. Oluşturulacak toplumsal güç,  yeni dünya düzeninde açılan pencerelerin fırsatları en üst düzeyde değerlendirmede yolumuzu açabilir.</p>
<p><strong>Varlık nedenleri değişiyor</strong></p>
<p>Ana akım dünya düzeninde OSB’lerin varlık nedenlerini çok sayıda yazıda ayrıntılarıyla paylaştık. Yazılanların başlıkları ve varsayımlarını genel çizgileriyle özetleyelim: OSB’ler yatırımcıların kıt olan sermayelerini ve faydalı bilgilerini taşa-toprağa bağlamadan, kapasite ve teknik olanaklarını geliştirecektir. Uygun ölçekte mekan oluşturularak, iş süreçlerinde “<em>zaman kazancı</em>” sağlanacak, iş akışları hızlanacaktır. Rekabet edebilir ölçek, teknoloji ve yönetişim için mekan kısıtları en aza inecektir. Sektörlerdeki firmaların “ <em>sinerjik kümelenmenin</em>”  yarattığı yararlar artacaktır. Üretim hatlarının gerektirdiği “<em>destek hizmetler</em>” OSB içlerinde ve yakın bölgelerinde toplanarak erişilebilirlik sağlanacaktır. Ortak kullanım altyapıları, tedarik zinciri dayanıklılığını artıracak, çevre etkileşimini olumlu yönde geliştirecek, maliyetleri de olumlu anlamda destekleyecektir. OSB’lerdeki işyerlerinde mikrocoğrafyaların yaratacağı  “<em>öğrenme etkisi</em>” büyüyecektir. Kentsel planlar ile OSB’ler bütünsel olarak değerlendirilecek, daha akışkan kent yapıları oluşacak, toplumsallaşma hızlanacaktır. Kentlerde özel ulaşım maliyetlerinden trafik keşmekeşine erişilebilirlikteki aksamalar toplu taşıma bağlantılarıyla minimize edilecektir.</p>
<p>OSB’ler için başlangıçta öngörülen işlevler, bölgelere göre farklılık gösterse de kısmen gerçekleşmiştir. Bugünün koşullarında, yarı iletken teknolojinin yarattığı yeni iletişim ve etkileşim ağı, özellikle genel yapay zekâdaki gelişmeler sonucu  “<em>iş süreçlerini</em>” ve işe yaşam katan “<em>işgücü profillerini</em>” köklü biçimde değiştirmektedir.  Eğer değişim ve dönüşümü doğru ve kaliteli yönetmek istiyorsak, oda ve borsa seçimlerinde OSB’lerin varlık nedenlerindeki değişmeleri, yeni dünya düzeninde değer yaratma zincirinde nasıl konumlanacağımızı en büyük sivil toplum örgütlerinin seçim sürecinde alabildiğine tartışırsak, değer üretmeye katkı sağlarız.</p>
<p><strong>Var olan yapının etkileri</strong></p>
<p>OSB’lerin 1970’li yılların ortalarından bugüne, varlık nedenlerindeki dönüşümü kavramadan, var olan yapıların geliştirici ve asalak etkilerini nesnel bilgiye dönüştüremeyiz. Oda ve borsa seçimlerinde geçmişte belirlenen ihtiyaçlarla oluşturulan yapıların etkileşimi kapsayıcı bir anlayışla sorgulanmalı. Sorgulamalar var olan yapının  “<em>geliştirici etkileri</em>” kadar “<em>asalak yanlarını</em>” kavramamızı da kolaylaştırır.</p>
<p>Dönüşümlerin yarattığı yeni ihtiyaçlar ve ihtiyaç önceliklerini etkili biçimde değerlendirirsek, geçiş sürecini de etkili biçimde yönetebiliriz. Geliştirici etkileri besleme, asalak etkileri tasfiye etme sürecini hızlandırabiliriz. Bu bağlamda, mikrocoğrafyanın dinamikleri ile OSB dinamiklerinin uyuşan ve çelişen yönlerini kavramanın gücünü kullanabiliriz. Özellikle merkezi yönetim ve yerel yönetimlerden taleplerin haklı gerekçelerini netleştirebiliriz. “<em>İl bazlı</em>”  ve “<em>havza bazlı</em>”  taleplerin etki değerlendirmesi hakkında bilgiye dayalı fikir üretebiliriz. OSB’lerdeki yapıların “<em>sinerjik kümelenme</em>” ya da <em>“yığılma</em>” özelliklerini ölçüye dayalı gerekçelendirerek ikna gücünü artırabiliriz. <em>“Karma OSB</em>” yapılarının yarattığı gelişme fırsatları kadar, OSB işlevlerine ters düşen yönlerini de kavrayarak, hatalarımızı tekrarlamanın önüne geçebiliriz. “<em>Yeni nesil OSB işlerinin”</em> neler olduğunu;  fırsat ve riskleri, olanak ve kısıtları nasıl değerlendireceğimizi ve dengeleyeceğimizi kavrar, kaynaklarımızı tahsis etme bilincimizi yükseltebiliriz.</p>
<p>Oda ve borsa seçimlerinde iş dünyasının OSB ihtiyacı kadar, OSB işlevlerini de sorgulamazsak, yeni dünya düzeninin değer yaratma zincirinde etkili bir konumlanmanın gerçekleştirilmesi güçleşir.</p>
<p><strong>Güçlendirici etkilerin belirlenmesi</strong></p>
<p>Ülkemizin ulaştığı “<em>tedarikç</em>i <em>konumu güçlendirmek</em>”  için  “<em>tedarik zincirinin dayanıklılığı</em>” önemli. Oda ve borsa seçimlerine katılarak görev almak isteyenlerin, tedarik zincirinin güçlü ve zayıf halkaları hakkında bilgiye dayalı fikri yoksa, seçildikleri makamın hakkını verebilmeleri mümkün olmaz.</p>
<p>Seçimlerde aday olanların, ülkemizdeki üretim kapasitelerinin nicelik ve niteliklerinin geliştirilmesine katkı yapabilmeleri, var olan yapının etkilerini zihinlerde netleştirmeye bağlıdır. Var olan yapıyı etkinleştirecek alternatif çözümler üretmek de hayati önemdedir.</p>
<p>Önce, iş dünyasında OSB’lere ilişkin “<em>bakış açısının</em>” yeterlilik düzeyi sorgulanmalı. Sonra, bugüne kadar oluşturulan yapının yarattığı ekosistemin etki analizleri yapılmalı. Analizlerin ölçmeye, saymaya, görselleştirmeye, kavramlaştırmaya, bilmeye, anlamaya ve anlamlandırmaya dayanması, inandırıcı gerekçelerle ikna edici olması, etkili sonuçlar üretilmesine de yardımcı olacaktır.</p>
<p>OSB’nin kaç metrekare olduğu, kaç parsele ayrıldığı, parsellerin ne kadarının tahsis edildiği, ne kadarında yatırımın tamamlanarak üretimin başladığı, inşaat sürecinde olan parsellerin sayısı, yeni başvurular, üretim miktarları, ihracat ve döviz getirileri, istihdam edilen insan sayısı gibi sonuçlar elbette önemli. Büyük dönüşümün büyük fırsatlarından yararlanmak için nicelik gelişmeleriyle ilgili durmadan tekrarlanan retorik yarar üretmez. Geldiğimiz aşamada nitelik gelişmeleri üzerine odaklanan bir anlatım gerekir.</p>
<p><strong>Yeni nesil OSB algımız</strong></p>
<p>OSB’lerle ilgili yarım yüzyıllık deneyim ve birikimi sorgulamalıyız. Geçmişte yapılan yanlışları tekrarlamadan; doğru yapılan işleri iyi kavrayarak yeni nesil OSB’lerin tasarlanmasında kullanmalıyız.</p>
<p>Yeni nesil OSB ihtiyacıyla ilgili geçmişte oluşan verileri ehlileştirmek, ülkemizin temel sorunlarından biri. Ehlileştirilmiş verileri dijital ortama aktarmadan, dijital dönüşüm ya da yeşil dönüşümün etkinlik ve verimliliğini istenen düzeye ulaştıramayız. Bir seferberlik anlayışı ile OSB’lerde envanterler hazırlanarak, işlenebilir veri oluşturmamız gerekiyor. Teknolojik atılımlar,  iş süreçleri ve işgücü profillerini dönüştürerek yeni yaşam biçimleri ve yaşam tarzları oluşmasına yol açıyor. Birey, topluluk ve toplum düzlemlerinde yumuşak geçişleri sağlayacak araçlardan biri de yeni nesil OSB’ler olacak.</p>
<p>Dönüşüm, ne üreteceğimizi, nasıl üreteceğimizi ve kimler için üreteceğimizi belirleyecek. İktisadi düzenin temeli olan bu üç gelişme alanını sorgulamayan ve anlamaya çalışmayan iş dünyası örgütleri seçimleri düşünebiliyor muyuz?</p>
<p>“<em>Yeni nesil OSB</em>” söylemi kulağa hoş gelebilir, ama yeni nesil OSB’nin yaşama nasıl yansıyacağını, işgücünü nasıl etkileyeceğini, ihracatı nasıl yönlendireceğini ve diğer etkilerini öngörmeden yatırım yaparsak, gereksiz yerlere kaynak bağlar, yaratmak istediğimiz sonucun uzaklarında kalırız.</p>
<p><strong>Kalkınma ve refah etkileri</strong></p>
<p>Büyüme ve kalkınmanın, rekabet ve ticaretle, işsizlikle, yapılardaki çözülmelerin iç döngülerine etkileriyle, teknolojik etkilerle, tükenen ya da yeniden üretilebilen kaynaklarla, eğitim-öğretimin niteliğiyle, üretim ve araştırma örgütlenmelerinin düzeyiyle etkileşimiyle bir bütün olarak ilintili olduğunu hepimiz biliyoruz. Bir başka bildiğimiz şey, sermayenin yeterliliği ve erişilebilirliği kadar faydalı bilginin düzeyi de kalkınmanın olmazsa olmazıdır. Çağımız “<em>verinin</em>” temel girdi olduğu, “ <em>net bilginin</em>” sermaye kadar önem taşıdığı, “<em>teknik bilginin</em>”  gerek şartı, “ <em>sosyal becerilerin</em>” yeter şartı oluşturduğu farklı bir “<em>rekabet ortamı</em>” oluştuğu bir çağdayız.  Yeni ortamın mekandaki örgütlenmesi de “ <em>yeni nesil OSB</em>”ler olacak.   Özetlenmeye çalışılan değişmelere uyumun güçlerinden biri dolan OSB’leri sorgulamayan oda ve borsa seçimlerini düşünebilir miyiz?</p>
<p>Hep birlikte yeni dünya düzeninde yeni nesil OSB’lere geçerek uyum sürecini hızlandırmanın yol ve yöntemlerini sorgulayalım. Akıl yürütme disiplinini kullanalım ve bilinmezlerle yüzleşme özgüvenimizi artırarak ilerleyelim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/oda-ve-borsa-secim-surecinde-osb-gundemi-ihmal-edilirse-79711</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Oda ve borsa seçim sürecinde &#039;OSB gündemi&#039; ihmal edilirse... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/teknolojiyle-biberonu-yeniden-yaratti-79710</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 07:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Teknolojiyle biberonu yeniden yarattı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>20 ülkeye ihracat yapan, gizli ihracat şampiyonu, en itibarlı marka ve en iyi ürün ve tasarım ödüllü Dünya Biberon ve Emzik Üreticileri Birliği Ayla Müstecaplıoğlu, ülkemizin az bilinen değerlerinden</strong>…</p>
<p><strong>Ayla Müstecaplıoğlu</strong>. Bir kadın girişimcimiz. 1991’de kurduğu şirketi bugün <strong>Mamajoo</strong> markasıyla yürüyor. <strong>5 dil konuşuyor</strong>. 2011’den bu yana Türkiye’nin ilk <strong>premium bebek</strong> beslenme ve bakım ürünleri üreticisi. Ancak onu ayrıştıran; <strong>biberon gibi bir ürüne kattığı değer</strong>, <strong>ürettiği teknoloji</strong>…</p>
<p>Biberonun ne teknolojisi olur? Alt tarafı bir <strong>şişe</strong> ve ucunda <strong>emzik</strong>. Ben de böyle düşünüyordum. Ancak en sade ürün dahi <strong>teknolojiyle</strong> farklılaşabiliyor. Ülkede ilk, dünyada yenilik olarak <strong>Mamajoo</strong> <strong>Gece&amp;Gündüz biberonları</strong>, karanlıkta parlayan kapatma halkaları, <strong>bebeğe konfor</strong>, <strong>anneye huzur</strong>…</p>
<p><strong>BEBEKLER İÇİN AKTİF BESLENME TEKNOLOJİSİ</strong></p>
<p>Ürüne eklenen “<strong>anti-kolik</strong>” valf sistemi, bebekler biberonla beslenirken emdikçe <strong>kesintisiz sıvı akışı</strong> sağlıyor ve bebek; <strong>biberondaki havayı yutmuyor</strong>. Ne mi oluyor? Bebek gaz sancısından kurtuluyor. <strong>Bebeğin emme gücü</strong> ve isteğiyle orantılı sıvı akışı sayesinde “<strong>aktif beslenme teknolojisi</strong>” uygulanıyor.</p>
<p>Yetmemiş; esnek helezonlu emzikler, <strong>anne göğsü hissi vermek için</strong> geliştirilmiş. Minik ellerin kolayca tutmasını sağlamak ve <strong>kas motor gelişimini desteklemek</strong> için <strong>ergonomik tutma kavisleri</strong> konulmuş. Daha dengeli durması, <strong>doldurma</strong> ve <strong>temizleme</strong> kolaylığı, <strong>ölçek işaretleri</strong>, devrilmede sızdırmazlık…</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP/ Biberona dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Dünya biberon devleri kim?</em></strong></p>
<p><strong>Köln</strong> ve <strong>Şanghay</strong>, bu dünyanın merkezleri… <strong>Ayla Müstecaplıoğlu</strong>, ilk ihracatını <strong>Çin</strong>’e yapmış, 10 yıl önce <strong>Köln</strong>’de ofis açmış. Yetmemiş, <strong>emziren anneler için süt pompası</strong> geliştirmiş ve üreticisi olmuş.</p>
<p><strong>Mamajoo’nun üretim gücü?</strong></p>
<p>Şimdiye dek <strong>5 milyon biberon üretmiş</strong> ve <strong>%25</strong>’ini ihraç etmiş. Her yıl <strong>900 bin yeni bebeğin</strong> geldiği bu dünyada, <strong>teknolojiyle biberonu yeniden yaratmak</strong> ile kalmamış memnuniyet oranını <strong>%98</strong>’e taşımış.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>GELECEĞİ EMZİREN KADIN GİRİŞİMCİ AYLA MÜSTECAPLIOĞLU</strong></p>
<p>Haber kanallarında ekonomiyi izlerken insanın morali <strong>enflasyon-döviz-faiz</strong> üçgeninde çöküyor. Ancak ne zaman bir <strong>OSB</strong>’yi gezsem ya da <strong>biberonlara fısıldayan Ayla Hanım</strong> gibi girişimcilerle konuşsam, içim ferahlıyor, <strong>yarınlarım umut</strong> doluyor. Biberona dahi <strong>ileri teknoloji eklemek</strong>, büyük bir başarı…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>BİBERON LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Biberon</strong>: Bebeklerin anne sütünü veya mamayı emerek tüketmelerini sağlayan emzikli aparat</p>
<p><strong>Süt pompası</strong>: Anne sütünün göğüsten sağılarak biberona aktarılmasına yarayan medikal bir cihaz</p>
<p><strong>Mamajoo</strong>: İlk gaz önleyici anti-kolik biberonu, süt pompası, emzik gibi ürünlerin premium markası</p>
<p><strong>Anti-kolik</strong>: Bebeklerin beslenme sırasında hava yutmasını, gaz sancısı ve krampları azaltan teknoloji</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/teknolojiyle-biberonu-yeniden-yaratti-79710</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/0/1280x720/ayla-mustecaplioglu-1779344476.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Teknolojiyle biberonu yeniden yarattı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/umursamayanin-yapamayacagi-yok-79709</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 07:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Umursamayanın yapamayacağı yok</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Günlük yazımı bitirdikten sonraki alışkanlığım arkadaşlarımla buluşup sohbet etmektir. İçlerinde eski ekonomi bürokratları çoğunluktadır. Bunların bir kısmı zaten akademisyen oldukları için üniversitelerde ders vermeye devam ediyor, bir kısmı yılların bilgi birikimini yine üniversitelerde ders vererek genç nesillere aktarıyor. Yalnızca eski bürokratlar değildir sohbet ettiğim arkadaşlarım, içlerinde eski sendikacılar da vardır, meslektaşlarım da…</p>
<p>Niyetim sizlere bir günümü nasıl geçirdiğimi anlatmak değil elbette… Niyetim aslında hepimizin farkında olduğu bir gerçeğin bir sohbet sırasında çok çarpıcı şekilde bir kez daha ortaya çıkması…</p>
<p>Geçenlerde yine iki arkadaşımla sohbet ediyoruz. Çok sevdiğim bu arkadaşlarımdan biri eski bir sendika yöneticisi, diğeri ise ekonomide çok üst düzey görevlerde bulunmuş, CV’sinde devleti adeta ele geçirmiş birtakım yapılarla ilişkisi olduğunu ortaya koyan bir bulguya rastlanamadığı(!) için de düşünüldüğü halde çok daha üst makamlara getirilmemiş ve daha sonra emekliliği tercih etmiş bir isim.</p>
<p>İktidarın icraatlarını ve tercihlerini konuşuyoruz. Ağırlıkla da ekonomiyle ilgili olanları. Konu dönüp dolaşıp son zamanlarda yapılan ve insanı hayretler içinde bırakan birtakım atamalara geliyor.</p>
<p>Liyakatsizlik yine diz boyu. Şimdi kurum ya da makam ismi verip yalnızca onları ön plana çıkarıyormuş gibi olmak istemiyorum ama son dönemde nerelere kimlerin atandığına bakanlar zaten bunları görebilir.</p>
<h2>Neden?</h2>
<p>Eski ekonomi bürokratı olan arkadaşım bana <strong>“Sence niye böyle yapıyorlar”</strong> diye sorunca <strong>“Bu sorunun yanıtı aslında sende, bizzat yaşayan sensin, sen söyle”</strong> diye karşılık verdim. Anlattıklarını, özellikle kendi başından geçenleri burada aktaracak değilim. Ama şu kadarını söyleyebilirim; devletin içinde bir dönem bakan tercihlerinin bile üstüne çıkabilen, o tercihlerin gerçekleşmemesine yol açan birtakım yapıların olduğunu bir kez daha ilk ağızdan dinledim.</p>
<p>Peki niye mi böyle oluyor; niye mi birileri devlet için, dolayısıyla toplum için yararlı olmayacağını bile bile yanlış tercihte bulunmayı göze alabiliyor?</p>
<p>Bu sorunun çok kısa bir yanıtı var:</p>
<p><strong>“Umursamadıkları için! Verilen bu kararın ortaya çıkaracağı olumsuzlukları umursamadıkları için!”</strong></p>
<p>Ne yazık ki yanıt bu kadar kısa ve basit.</p>
<p>Herhangi bir kararın ülke aleyhine sonuçlar doğuracağı göz önünde bulundurulsa o karar alınır mı?</p>
<p>Ya da herhangi bir makama getirilen kişinin ülke çıkarına iş yapamayacağı, o donanımda olmadığı görülse ve kabul edilse, o kişi yine de oraya atanır mı?</p>
<p>Ama ortaya çıkacak sonuçlar hiç mi hiç umursanmıyorsa, <strong>“Yeter ki bizden olsun”</strong> ya da<strong> “Ben yaptım oldu”</strong> mantığı güdülüyorsa her şey yapılabilir, her türlü tasarrufta bulunulabilir. Şimdi olduğu gibi…</p>
<h2>Mahkeme kararları mı, o da ne!</h2>
<p>Düşünün; hukukun tam işlediği bir ülkede bir mahkeme kararına uymamak herhalde kimsenin aklına gelmez.</p>
<p>Hele hele bu mahkeme en yüksek mahkeme ise… Yani Anayasa Mahkemesi ise. Anayasa’nın çok açık, hiçbir tartışmaya meydan vermeyecek, yorum gerektirmeyecek bir hükmü var değil mi… Anayasa Mahkemesi kararları herkesi bağlar. Ama bağlamıyor, Türkiye’den AYM kararlarına uyulmayabiliyor.</p>
<p>Bunun tek nedeni var; umursamamak…</p>
<p>Umursamamanın da tek nedeni var, geri planda bir yaptırımın söz konusu olmaması.</p>
<p>Teamül denilen kavram çoktan yok olmuş. Yazılı olanın bile uygulanmadığı bir ortamda teamüle kim bakar.</p>
<h2>Finans merkezi!</h2>
<p>Mahkeme kararlarına uyma, Anayasa Mahkemesi kararlarını yok say; umursama hiçbir kararı, sonra da bina inşa ederek İstanbul’u finans merkezi yapma çabasına giriş…</p>
<p>Londra, binaları sayesinde mi finans merkezi oldu sanılıyor acaba?</p>
<p>Ya da İsviçre, bankalarının kasaları çok sağlam olduğu için mi ülkesinden para kaçıranların tercih ettiği bir ülke haline geldi?</p>
<h2>Umursanan var mı ki?</h2>
<p>Türkiye’ye neredeyse hiçbir katkısı olmayacak maden için köylü yerinden ediliyor, ağaç katlediliyor. Mahkeme kararları bile uygulanmıyor. Niye, çünkü ne köylü umursanıyor, ne ağaç.</p>
<p>Diğer yanda ne öğrenci, ne işçi ve memur, ne de emekli… Neredeyse herkes mutsuz, her işkolunda bir mutsuzluk. Trafiğe bile yansıyor bu.</p>
<p>Çünkü umursanmıyor ki hiçbir kesim.</p>
<p>Daha kötüsü, bu kesimlerin çoğu normalin bu olduğunu sanıyor:</p>
<p><strong>“Böyle yapılıyorsa büyüklerimizin bir bildiği vardır.”</strong></p>
<p>Umursamayan ise şunu çok iyi biliyor:</p>
<p><strong>“Şimdi sırt çeviririm, daha sonra yüzlerine biraz güldüm mü, her şeyi unuturlar…”</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/umursamayanin-yapamayacagi-yok-79709</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/3/1280x720/sinirli-kizgin-is-hayati-sirket-calisan-1750838983.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Umursamayanın yapamayacağı yok ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/35-yilda-108-milyar-liralik-yatirimci-varligina-ulasti-sorumluluk-cagrisi-yapti-79708</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 07:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> 35 yılda 108 milyar liralık yatırımcı varlığına ulaştı, ‘sorumluluk’ çağrısı yaptı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>GEDİK </strong>Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su <strong>Onur Topaç, </strong>şirketin 35’inci kuruluş yıldönümünde 1991 yılına uzandı:</p>
<p>-          <strong>Erhan Topaç (babası) Gedik Yatırımı 35 yıl önce 50 bin lira özsermaye ile kurup yola çıktı. Erhan Bey, o günlerden itibaren, </strong>“Kısa vadeli kazanç için yaptığınız işin kalitesinden ödün vermeyin” <strong>düsturunu benimsedi, biz de ona hep uyduk.</strong></p>
<p>Bugüne dönüp, ulaştıkları düzeyi verilerle irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Bugün 90 bin bakiyeli yatırımcıya, 108 milyar lira yatırımcı varlığına, 1.5 milyar lira net kâra ve 5.1 milyar lira özsermaye büyüklüğüne ulaştık.</strong></p>
<p><strong>Onur Topaç</strong>’la 35’inci kuruluş yıldönümleri vesilesiyle buluşup sohbet ettik. Gedik Yatırım’ın iş modelini şöyle özetledi:</p>
<p>-          <strong>Gedik Yatırım olarak sadece aracı kurum faaliyetleriyle sınırlı kalmıyoruz. Yatırım bankacılığından kripto varlıklara, girişim sermayesinden İslami finansa kadar pek çok alanda faaliyet</strong><strong>ler</strong><strong>i bulunan şirketler topluluğu konumundayız.</strong></p>
<p>Son 6 yılda iştiraklerinin sayısının 7’ye yükseldiğini belirtip sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Misyon Yatırım Bankası: </strong>Yatırım bankacılığı ve saklama hizmetleri sunuluyor.</li>
<li><strong>Marbaş Menkul Değerler: </strong>Aracılık faaliyetlerimiz güçlendiriliyor.</li>
<li><strong>Inveo Ventures: </strong>Teknoloji odaklı girişimlere yatırım yapıyor.</li>
<li><strong>Inchain ve Misyon Kripto: </strong>Dijital varlık alanında faaliyet gösteriyor.</li>
<li><strong>GY Varlık Kiralama: </strong>Sukuk ihraçlarına aracılık ediliyor.</li>
<li><strong>GYT Bilişim: </strong>Teknolojik altyapı ve dijital kanallar geliştiriliyor.</li>
</ul>
<p>İştiraklerin ulaştıkları noktayı da verilerle ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>İştiraklerin özsermayeye oranı yüzde 20’den yüzde 46’ya ulaştı. 2019 yılında 11 milyon dolar olan net kâr 2025 yılı sonunda 35.2 milyon dolara yükseldi.</strong></p>
<p>Gedik Yatırım’ın 2025 yılı sonu verilerine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>25 milyar liraya yakın aktif büyüklüğüne, yüzde 30 düzeyinde özsermaye kârlılığına, 63 şubeye ulaşıldı. 663 çalışanla operasyonlar sürdürülüyor. 280 bin yatırımcıya hizmet veriliyor.</strong></p>
<p>Görev aldıkları halka arzlarla ilgili verileri aktardı:</p>
<p>-          <strong>Bugüne kadar 30 halka arzda liderlik, 3 halka arzda eş liderlik ve 170’in üzerinde halka arzda konsorsiyum üyeliği üstlendik. Toplam 203 şirketin sermaye piyasalarıyla buluşmasına katkı sağladık.</strong></p>
<p><strong>Onur Topaç, </strong>geçen 35 yılda sektörün Türkiye’deki yolculuğunun içinde olduklarını, gelişimini yakından gördüklerini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>20 yıl boyunca yatırımcı sayısı 1 milyon dolayında kaldı. Düşük faiz dönemi yatırımcı sayısını 8.5 milyona kadar çıkmasını tetikledi. Borsa İstanbul’daki yatırımcı sayısı şimdilerde 6.5 milyon. 5.7 milyon da yatırım fonu yatırımcısı var.</strong></p>
<p>Borsa İstanbul’un 2020-2025 dönemindeki verilerine dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>2020 yılı başında Türkiye’de 1.2 milyon bireysel hisse senedi yatırımcısı, 31.1 milyar dolarlık da yerli bakiye bulunuyordu. 2025 yılı sonu itibariyle toplam yurtiçi bakiye 109.4 milyar dolara yükseldi. Fon bakiyesi de 200 milyar doları aştı.</strong></p>
<p>Sermaye piyasalarının artık bankacılık sistemine gerçek bir alternatif ve aynı zamanda tamamlayıcı güç olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>2025 sonu verilerine göre hisse senedi piyasası, yatırım fonları, borçlanma araçları ve BES &amp; OKS kalemlerinin toplamından oluşan sermaye piyasaları toplam büyüklüğü 427.7 milyar dolara ulaştı.</strong></p>
<p>Bankacılık sektörüyle karşılaştırdı:</p>
<p>-          <strong>Bu gelişimi bankacılık mevduat hacmiyle kıyasladığımızda tarihi dönüşümün boyutu netleşiyor. 2019 sonunda sermaye piyasaları toplam mevduatın yüzde 30.2’si kadarken 2025 sonunda bu oran yüzde 67.5’e yükseldi.</strong></p>
<p>Bu noktada şu çağrıyı yaptı:</p>
<p>-          <strong>Bu büyüklük herkese sorumluluk yüklüyor…</strong></p>
<p>Ülkemiz sermaye piyasalarının mevzuatlarını düzenleyenden denetleyene, borsadan aracı kurumlara, kısacası tüm taraflar ve yatırım yapanlar bu büyük sorumluluğun farkında mı?</p>
<p>Unutmayın 427.2 milyar dolarla bankacılık mevduat hacminin yüzde 67.5’ini bulan bir sermaye piyasaları hacmi var…</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0e871c0d1ec-1779336988.jpg" alt="" width="700" height="467" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Şirket ne iş yapıyor, patronu kim, araştırın sonra yatırım yapın</span></h2>
<p><strong>GEDİK </strong>Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Onur Topaç, </strong>sermaye piyasalarındaki yatırımcı sayılarına tekrar işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Borsa İstanbul’da yatırımcı sayısı 6.5 milyon, ayrıca 5.7 milyon da yatırım fonu yatırımcısı var. Yani 12.2 milyon yatırımcıdan söz ediyoruz.</strong></p>
<p>Ardından sermaye piyasalarına yatırım yapanlara şu uyarıyı yaptı:</p>
<ul>
<li><strong>Borsa’da hisse senetlerine yatırım yaparken şirketlerle ilgili en ince detaya kadar araştırma yaptığınızı var sayıyoruz. Yani, şirket ne iş yapar, sahibi ya da ortakları kimdir, hepsine bakıyor olmalısınız.</strong></li>
</ul>
<p>Yatırım fonlarına dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Yatırım fonlarında da aynı titizliği gösterin. Yatırım fonlarının içeriğine, kimlerin yönettiğine bakın, öyle yatırım yapın.</strong></p>
<p>Yeri gelmişken <strong>“nitelikli yatırımcı” </strong>konusuna değindi:</p>
<p>-          “Nitelikli yatırımcı” <strong>sınırı 10 milyon liraya yükseltilmişti. Sadece niteliğin parayla ölçülmemesi gerektiğini hatırlatmak isterim.</strong></p>
<p>Sonra şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Sermaye piyasaları hiç sürekli yükselen bir grafik çizmez. Düşüşler de yaşanır. Yani, risk barındırır ama o riskin karşılığı da alınır.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Şirketler, çalışanlarının tümüne hisse opsiyonu verse yatırımcı sayısı artar</span></h2>
<p><strong>GEDİK </strong>Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Onur Topaç, </strong>Türkiye’de 20 milyonu aşkın hanenin olduğunu işaret edip, ekledi:</p>
<p>-          “Her hanede bir yatırımcı olsun” <strong>gibi bir hedef belirleyip sermaye piyasalarının daha da büyümesi için çalışmalıyız.</strong></p>
<p>Bunu sağlamanın yollarından birinin şirketlerin sadece yöneticilere, beyaz yakalıya değil tüm çalışanlarına hisse senedi opsiyonu vermesi olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>ABD’de bu formül uygulanıyor. Şirketler örneğin en az 4 yıllık kıdemi dolduran tüm personeline hisse opsiyonu vermeli. Bu, bir taraftan şirketlere aidiyet duygusunu artırır, diğer taraftan performansı da yükseltir. Çünkü, personel başarıdan payını alacağını bilir.</strong></p>
<p>Bunun için vergi konusunda bir düzenleme yapılması gerektiğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Şirket, çalışanına hisse opsiyonu verdiği anda vergi doğuyor. Oysa dünyada opsiyon hisseye dönüp satıldığı anda vergisi doğar. Bu aşamada da vergi olmalı zaten.</strong></p>
<p>Hisse opsiyonu prosedürünün de uzun olduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Hisse opsiyonu konusunun şirketlerin inisiyatifine bırakılmasında yarar var.</strong></p>
<p>Hisse opsiyonu uygulamasının sermaye piyasalarına yapacağı katkıya dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Sermaye piyasaları ciddi sayıda uzun vadeli yatırımcı kazanır. 2-3 milyon yeni yatırımcı buradan gelebilir.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Misyon Bank’ın aktif büyüklüğü 15 milyar lira</span></h2>
<p><strong>GEDİK </strong>Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Onur Topaç, </strong>iştiraklerinden Misyon Bank’ın verilerini paylaştı:</p>
<ul>
<li><strong>70’ten fazla muhabir banka ağı var</strong></li>
<li><strong>64 milyar lira saklama büyüklüğü var (24 portföy yönetim şirketi ile)</strong></li>
</ul>
<p>2026 yılı büyüklüklerini ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Misyon Bank, 2026 yılı ilk çeyreğinde 76.15 milyon lira net kâr açıkladı. Güçlü bir finansal geri dönüşe imza attı. Kredi portföyünü ise 11.3 milyar lira seviyesine taşıyarak büyümesini sürdürdü. Aktif büyüklüğü de 15 milyar lira seviyesine ulaştı.</strong></p>
<p>İştiraklerinden Marbaş Menkul Değerler’e değinip verilerini sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Özkaynakları 631 milyon liradan 1.1 milyar liraya yükseldi.</strong></li>
<li><strong>Hisse pazar payı yüzde 1.36’dan yüzde 1.68’e çıktı. Vadeli işlemler pazar payı yüzde 0.64’ten yüzde 0.91’e yükseldi.</strong></li>
<li><strong>Müşteri özvarlıkları 22 milyar lira düzeyinde bulunuyor.</strong></li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Biz 6 yıldır nakit temettü ödüyoruz</span></h2>
<p><strong>GEDİK </strong>Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Onur Topaç, </strong>şirketin halka açıklık oranının yüzde 14 olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Biz temettü dağıtan bir şirketiz. 6 yıldır nakit temettü dağıtıyoruz.</strong></p>
<p>2026 yılı büyüme hedeflerini de ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Net kârda yüzde 30 artış, özsermaye kârlılığında yüzde 35’i yakalamak, dağıtılabilir kârın da yüzde 50’sini nakit temettü olarak dağıtmak.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/35-yilda-108-milyar-liralik-yatirimci-varligina-ulasti-sorumluluk-cagrisi-yapti-79708</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/8/1280x720/onur-topac-1779337013.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 35 yılda 108 milyar liralık yatırımcı varlığına ulaştı, ‘sorumluluk’ çağrısı yaptı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ayakkabi-kuresele-dar-geldi-79707</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 07:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ayakkabı küresele dar geldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Küresel ayakkabı ticaretinde son yıllarda dengeler hızla değişirken, Türkiye bu dönüşümden en fazla etkilenen üretici ülkeler arasında yer aldı. Yüksek enflasyonun yarattığı maliyet baskısı, işçilik giderlerindeki sert artış, kur politikasının ihracatçı üzerindeki etkisi ve finansmana erişimde yaşanan sorunlar, Türk ayakkabı sektörünün uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü zayıflattı. Özellikle Çin’den uzaklaşan siparişlerin Vietnam, Endonezya ve Hindistan gibi daha düşük maliyetli üretim merkezlerine yönelmesi, Türkiye’nin küresel ayakkabı ihracatından aldığı payın gerilemesine neden oldu. Buna karşın iç pazarda artan ithalat baskısı, sektörün dış ticaret dengesinde de dikkat çekici bir kırılma yarattı. Uluslararası Ticaret Merkezi verilerine göre dünya ayakkabı ihracatı yüzde 7,8 artarak 181,4 milyar dolara, ithalatı ise yüzde 5,9 yükselerek 170,7 milyar dolara çıktı. Aynı dönemde Türkiye’nin ayakkabı ihracatı yüzde 13,2 gerileyerek 1 milyar dolar seviyesine inerken, ithalatı da yüzde 1,9 düşüşle 1,67 milyar dolara düştü. Gelişmelere paralel olarak Türkiye’nin küresel ayakkabı ihracatından aldığı pay yüzde 0,69’dan yüzde 0,56’ya gerilerken, küresel ithalattan aldığı pay ise yüzde 0,98 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Dünya ayakkabı ihracatının yıllar itibarıyla seyrine bakıldığında 2021 yılında 153,6 milyar dolar olan hacim 2022’de 180 milyar dolar, 2023’te 167 milyar dolar, 2024’te 168 milyar dolar ve 2025’te de 181,3 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bu dönemde Türkiye’nin ihracat hacmi ise 1 milyar 81 milyon dolar, 2022’de 1 milyar 310 milyon dolar, 2023’te 1 milyar 268 milyon dolar, 2024’te 1 milyar 161 milyon dolar ve 2025’te de 1 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bu dönemde Türkiye’nin dünya ayakkabı ihracatından aldığı pay son yıllarda dikkat çekici bir şekilde geriledi. 2021’de yüzde 0,70 olan pay, 2023 yılında yüzde 0,76 ile zirve seviyeye çıkarken, 2024’te yüzde 0,69’a, 2025 yılında ise yüzde 0,55’e düştü. Böylece Türkiye, küresel ayakkabı ticaretindeki konumunda son dönemde önemli bir kayıp yaşadı. Aynı dönemde özellikle Vietnam, Endonezya ve Kamboçya gibi Asya ülkelerinin güçlü yükselişi, rekabet baskısını daha da artırdı. Sektör temsilcileri ise yüksek maliyetler, kur baskısı ve rekabetçilik kaybının Türkiye’nin performansını aşağı çektiğine dikkat çekiyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0e8587d64d5-1779336583.png" alt="" width="322" height="204" /></p>
<h2>İthalattan aldığımız pay yüzde 58 arttı</h2>
<p>Geride bıraktığımız yıl dünya ayakkabı ithalatı da önemli oranda yükseldi. 2021 yılında 146 milyar dolar olan ithalat hacmi 2022’de 174 milyar dolar, 2023’te 159 milyar dolar, 2024’te 161 milyar dolar ve 2025’te de 171 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bu dönemde Türkiye’nin ithalatı ise çok hızlı bir şekilde yükseldi. 2021’de 587 milyon dolar olan Türkiye’nin ayakkabı ithalatı, 2022’de 962 milyon dolar, 2023’te 1 milyar 416 milyon dolar, 2024’te 1 milyar 711 milyon dolar ve 2025’te de 1 milyar 678 milyon dolar olarak gerçekleşti. 2021 ile 2025 arasında ithalat yüzde 185 artış gösterdi ve dış ticaret fazlası veren sektör net ithalatçı konuma geçti. Türkiye’nin dünya ayakkabı ithalatından aldığı pay ise 2021 yılında yüzde 0,39 seviyesinde iken, 2023’te yüzde 0,52’ye, 2024’te yüzde 0,58’e çıktı. 2025 yılında ise payını yüzde 0,63’e taşıyan Türkiye, dünya ayakkabı ithalatında büyüyen pazarlar arasında yer aldı.</p>
<h2>Üretim güçlü bir şekilde Asya’ya kayıyor</h2>
<p>Dünya Ticaret merkezi verileri, 2025 verileri, küresel ayakkabı ticaretinde üretim merkezinin giderek daha güçlü şekilde Asya’ya kaydığını ortaya koydu. Çin halen dünyanın en büyük ayakkabı ihracatçısı olmayı sürdürse de ihracatı yüzde 9,5 düşerek 46,1 milyar dolara geriledi. Buna karşın Vietnam yüzde 58,8’lik dikkat çekici artışla ihracatını 37,2 milyar dolara çıkararak Çin’e hızla yaklaştı. Kamboçya’nın yüzde 24,5, Tunus’un yüzde 38,9, Myanmar’ın ise yüzde 101’i aşan ihracat artışı yakalaması, düşük maliyetli üretim merkezlerinin küresel markalar açısından daha cazip hale geldiğini gösterdi. Endonezya da yüzde 12,6 büyümeyle güçlü performans sergileyen ülkeler arasında yer aldı. Uzmanlara göre küresel markaların tedarik zincirlerini çeşitlendirmesi, işçilik maliyetleri ve üretim teşvikleri Asya ülkelerinin yükselişinde belirleyici oldu. Özellikle Vietnam’ın ABD ve Avrupa pazarlarındaki güçlü konumu dikkat çekiyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ABD hala dünyanın en büyük ithalatçısı</span></h2>
<p>İthalat tarafında ise ABD açık ara dünyanın en büyük ayakkabı alıcısı olmayı sürdürdü. Ancak ABD’nin ayakkabı ithalatı yüzde 4,2 gerileyerek 27,1 milyar dolara düştü. Almanya, Fransa, İtalya ve Hollanda gibi Avrupa ülkeleri ise ithalatlarını artırmaya devam etti. Özellikle Hollanda’nın yüzde 26,7, İspanya’nın yüzde 17,1 ve Polonya’nın yüzde 16,9’luk ithalat artışları Avrupa’daki tüketim talebinin canlı kaldığını gösterdi. Vietnam’ın ithalatındaki yüzde 82,3’lük sıçrama ise ülkenin yalnızca üretim üssü değil aynı zamanda güçlü bir ara malı ithalatçısı haline geldiğini ortaya koydu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ayakkabi-kuresele-dar-geldi-79707</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/02/ayakkabi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel ayakkabı ticaretinde dengeler hızla değişirken, Türkiye’nin dünya ihracatından aldığı pay son iki yılda sert geriledi. Yüksek maliyetler ve rekabet baskısı nedeniyle ihracatta güç kaybı yaşayan sektör, ithalatta ise hızla büyüyen pazarlar arasına girdi. Özellikle Asya’daki düşük maliyetli üretim merkezlerinin yükselişi, Türk ayakkabı sektörünün küresel rekabetini daha da zorlaştırdı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/reel-sektor-kamu-borclarinda-gercek-yapilandirma-istiyor-79706</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 07:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Reel sektör kamu borçlarında ‘gerçek yapılandırma’ istiyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>TBMM Genel Kurulu’nda görüşmelerine başlanan ve ilk maddeleri kabul edilerek yasalaşma süreci hızlanan torba yasada yer alan amme alacaklarına yapılandırma düzenlemesi, reel sektörde ‘yüksek faiz’ tartışması başlattı. Düzenlemeyle vergi ve SGK borçlarında taksit süresi 72 aya çıkarılırken, iş dünyası temsilcileri yüzde 39’luk tecil faiziyle 1 milyon liralık borcun 6 yılda 10 milyon liraya ulaşacağına dikkat çekerek, "Bu haliyle düzenleme bir çözüm değil, yeni bir borç sarmalı yaratır" uyarısında bulunuyor.</p>
<p>İTO Mali Müşavirlik Meslek Komitesi Üyesi Numan Sağ, yıllık tecil maliyetinin yüzde 44'leri bulduğunu vurgulayarak taksitlendirmenin ‘gerçek bir yapılandırma’ olmadığını savunurken; TESK Başkanı Bendevi Palandöken esnafın yüksek faiz nedeniyle ödeme planlarını sürdüremediğini ve krediye erişimde tıkandığını belirtti. İstanbul Tüccarlar Kulübü Başkanı İlker Önel de, “Merkez Bankası’nın para politikası doğrultusunda faiz indirim sürecine girilecekse, biz reel sektör olarak niye uzun vadeli ve yüksek sabit faizli bir borçlanma maliyetine girelim? Eğer amaç reel sektörü korumak ve güçlendirmekse, bu model koruyucu olmuyor” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>72 ay tek başına çözüm değil</h2>
<p>Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan İTO Mali Müşavirlik Meslek Komitesi Üyesi Numan Sağ, düzenlemenin içeriğine bakıldığında, vatandaşın ve şirketlerin beklediği gerçek bir yapılandırma modeli olmadığının çok net ve açık olduğunu ifade etti. Düzenlemenin uygulama esaslarına ilişkin verdiği örnekle açıklama yapan Sağ, “Şu anda 1 milyon lira vergi borcu olan bir mükellefi düşünelim. 2 yıllık ödemediği süreleri de eklersek, 1 milyon liralık bir vergi borcu gecikme zammıyla önce 3 milyon liraya çıkacak. Bu 3 milyon lirayı 72 ay, yani 6 yıl tecil ile taksitlendirdiğinde ise mükellefin borcu 10 milyon lirayı bulacak” dedi.</p>
<p>Kamu alacaklarında taksit süresinin 72 aya çıkarılmasının tek başına bir çözüm olmadığını söyleyen Sağ, “Teminatsız tecil sınırının 1 milyon TL'ye çıkarılması da aslında bu sorunu ortadan kaldırmıyor. Çünkü 1 milyon lira sınırına inebilmek için, örneğin 2 milyon liralık bir vergi borcunun önce 1 milyon lirasını ödemeniz lazım. Yani o aradaki 1 milyon lirayı peşinen kapatmanız gerekiyor” diye konuştu.</p>
<h2>Gecikme maliyeti yıllık yüzde 44</h2>
<p>Kamu alacaklarında gecikme zammının aylık yüzde 3,7 olduğunu, bunun da yıllık maliyetinin yüzde 44 seviyesinde, tecil faizinin ise yüzde 39 dolayında olduğuna işaret eden Sağ, şöyle devam etti: “Piyasada nakit sıkışıklığı bu kadar derinleşmişken KOBİ'lerin, üreticilerin ve işverenlerin geçmiş dönem vergi borçlarını, SSK primlerini, güncel vergi ödemelerini, maaşları, kirayı, enerjiyi ve diğer kredi giderlerini bu taksitlerle aynı anda ödemeye çalışmasını beklemek bile yanlıştır. Kamu borçlarının, önceki yapılandırma yasalarında olduğu gibi borç aslının üzerine Yurt İçi ÜFE (Yİ-ÜFE) farkı eklenerek, gerekirse yine 72 ay vadeyle yeniden yapılandırılmasına şiddetle ihtiyaç var."</p>
<h2>Vergisel anlamda faydası yok</h2>
<p>İstanbul Tüccarlar Kulübü Başkanı İlker Önel de, yeni düzenlemeye ilişkin açıklamasında, firmaların halihazırda kamu borçlarını ödemekte büyük sıkıntılar yaşadığını, piyasanın işleri sürdürmekte zorlandığını hatırlattı. “Vergilendirme kurum kazancından, yani kar marjından olur. Oysa reel sektörün son 3-4 yıldır kar marjları inanılmaz derecede düştü” diyen Önel, “Dolayısıyla bu düzenlemenin mevcut işleyişe vergisel anlamda bir faydası olmayacak. Orada vadeyi yaymalarına rağmen faiz oranı çok yüksek kaldı” dedi. KOSGEB’in istihdamı koruma destek kredisinde faiz oranının yüzde 26 olduğunu hatırlatan Önel, bu yapılandırmada da faiz oranının en azından yüzde 26-28 bandına çekilmesi gerektiğini dile getirdi.</p>
<h2>Bu model koruyucu olmuyor</h2>
<p>Yapılandırmada bir faiz tezatlığı olduğuna dikkat çeken Önel, “Merkez Bankası’nın para politikası doğrultusunda faiz indirim sürecine girilecekse, biz reel sektör olarak niye uzun vadeli ve yüksek sabit faizli bir borçlanma maliyetine girelim? Eğer amaç reel sektörü korumak ve güçlendirmekse, bu model koruyucu olmuyor. Bazı KOSGEB kredilerinde de bu sabit faiz sorununu yaşıyoruz. Eğer faiz oranları aşağı gidecek, enflasyon düşecek diyorsak; kamu borçlanmasında niye sabit faizle ödeme yapıyoruz? En azından değişken bir maliyet yapısı kurulmalıydı. Faizler bu seviyede yüksek kaldığı sürece, reel sektörün bu yapılandırmayı çok yoğun bir şekilde kullanacağını düşünmüyorum” ifadelerini kullandı. SGK ve vergi borçlarında yapılacak gerçek bir yapılandırmanın piyasaya can suyu olacağını vurgulayan Önel, “72 ay vade fena bir süre değil. Ancak kredi/borç maliyetinin kesinlikle güncellenmesi ve düşürülmesi gerekiyor. Gerçek bir yapılandırma, faiz yükünün silinmesi ya da çok sembolik yüzde 3-5 gibi oranlarla ana paraya eklenmesiyle olur” dedi. Önel, aynı zamanda yapılacak düzenlemede vergisini doğru ve zamanında ödeyen kurumlara mutlaka bir teşvik, bir prim verilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Yüksek maliyetli yapılandırmanın altından kalkmak mümkün değil”</span></h2>
<p>Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken de yeni düzenleme teklifini eleştirdi. Sosyal medya hesabından "Yüksek faizli yapılandırma esnafı rahatlatmıyor" diyen Palandöken, şu ifadeleri kullandı: "Hem Maliye Bakanlığı hem de Sosyal Güvenlik Kurumu, Bağ-Kur ve SSK borçlarını 72 aya kadar yapılandırıyor. Ancak faiz oranı yüzde 39 seviyesinde. İnsanlar bırakın borcunu ödemeyi faizini bile karşılayamaz hale geliyor. Bu nedenle esnaf bu yapılandırmaları cazip bulmuyor. Vergi dairesine ve sosyal güvenlik kurumuna olan borçların 72 aya bölünmesi olumlu bir adım gibi görünse de yüksek faiz nedeniyle ödeme planları sürdürülebilir olmuyor. İnsanlar zaten mevcut taksitlerini ödemekte zorlanıyor. Böyle bir ortamda yüksek maliyetli yapılandırmaların altından kalkmaları mümkün değil. Esnaf borcunu ödemek istiyor ancak mevcut ekonomik şartlar buna izin vermiyor. Bir yapılandırma yapılmalı ve insanlar rahatlatılmalı. Faiz oranları mutlaka düşürülmeli, esnaf çalışıp borcunu ödemek istiyor ancak mevcut şartlarla bunun gerçekleşmesi mümkün değil. Bu sıkıntının bir an önce çözülmesi gerekiyor. Aksi halde ne esnaf ayağa kalkabilir ne de piyasalar yeniden canlanabilir."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/reel-sektor-kamu-borclarinda-gercek-yapilandirma-istiyor-79706</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/reel-kesim-guven-kadin-calisan-is-yeri.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kamu alacaklarının yapılandırılmasında taksit süresinin 72 aya çıkarılmasını sağlayan düzenlemede yüzde 39’luk tecil faizi piyasanın tepkisini çekti. İş dünyası temsilcileri, “Devlete 1 milyon liralık borç 6 yılda 10 milyon liraya çıkıyor. Bu bir çözüm değil yeni bir borç sarmalı” eleştirisi getiriyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/beyaz-esya-sektorunun-potansiyeli-79733</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Beyaz eşya sektörünün potansiyeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bugüne kadar makro ölçekte yeşil dönüşüm fırsatlarına ve güncel gelişmeler ışığında neler yapılması gerektiğine odaklandığım köşemde, bundan sonra sektörel potansiyel fırsatları da ortaya koymak istiyorum. Ele aldığım ilk sektör de Türk sanayisinin hem üretim gücü hem ihracat kapasitesi açısından en önemli alanlarından biri olan beyaz eşya sektörü.</p>
<p>Yüksek adetli üretim, güçlü tedarik zinciri, kalite beklentisi ve küresel rekabet baskısı bu sektörde enerji maliyetini doğrudan stratejik bir konu haline getiriyor. Türk Sanayisinin Enerji Verimliliği Raporu’nun üçüncü versiyonunda yer alan beyaz eşya sektörü analizleri de bu tabloyu net biçimde ortaya koyuyor.</p>
<p>Farklı ölçeklerde 16 tesiste yapılan enerji etütleri, sektörün enerji verimliliği açısından güçlü ve somut bir iyileştirme alanına sahip olduğunu gösteriyor. Bu tesislerin 6’sı 5.000 Ton Eş Değer Petrol (TEP) üzeri, 8’i 1.000 ila 5.000 TEP arası, 2’si ise 1.000 TEP altı tüketime sahip. Dolayısıyla elde edilen bulgular yalnızca büyük ölçekli tesisleri değil, farklı büyüklükteki üretim yapılarını kapsıyor.</p>
<p><strong>Tüketim profili </strong></p>
<p>Analiz edilen tesislerde toplam enerji tüketiminin %58’i elektrikten, %42’si ise ısı enerjisinden (fosil yakıtlardan) kaynaklanıyor. İlk bakışta elektrik tüketiminin daha yüksek paya sahip olması, verimlilik çalışmalarında odağın elektrikli sistemlere kaymasına neden olabilir. Ancak potansiyel tasarruf dağılımı farklı bir önceliğe işaret ediyor. Toplam enerji verimliliği potansiyeli %27,4 seviyesinde. Bunun %6,9’u elektrik tüketiminden, %20,5’i ise ısı enerjisi tarafındaki iyileştirmelerden geliyor. Başka bir ifadeyle beyaz eşya sektöründe en büyük verimlilik fırsatı, fırınlar, kurutma hatları, yıkama, yüzey işlem ve proses ısı ihtiyacı gibi alanlarda yoğunlaşıyor.</p>
<p><strong>İlk üç odak alanı </strong></p>
<p>Etüt sonuçlarına göre sağlanabilecek toplam 100 birim tasarruf potansiyelinin %57’si ısı ve proses alanından geliyor. İkinci sırada %23 ile soğutma sistemleri, üçüncü sırada ise %10 ile basınçlı hava yer alıyor. Bu üç başlıkla toplam potansiyelin %90’ına ulaşılıyor. Bu dağılım, enerji yönetiminde önceliklendirme açısından çok kıymetli ve hem mühendislik çalışmasının hem yatırım planının omurgasını oluşturmalı.</p>
<p><strong>Yatırım iştahını artıran geri ödeme süresi</strong></p>
<p>Ancak verimlilik potansiyelinin yüksek olması tek başına yeterli değil. Sanayi yöneticisi açısından asıl belirleyici unsur, bu potansiyelin hangi yatırım tutarıyla hayata geçirilebileceğidir. Beyaz eşya sektörü etütlerinde 1 TEP enerji tüketimi azaltımı için gereken ortalama yatırım 1,174 dolar olarak hesaplanıyor. Projelerin ortalama geri ödeme süresi ise 2,15 yıl seviyesinde.</p>
<p>Bu süre, sanayi yatırımları açısından oldukça yönetilebilir bir aralığa işaret ediyor. Özellikle enerji fiyatlarındaki oynaklık, ihracat pazarlarında karbon düzenlemelerinin sıkılaşması ve finansmana erişimde yeşil kriterlerin ağırlık kazanması dikkate alındığında, 2 yıl civarındaki geri ödeme süresi güçlü bir yatırım gerekçesi oluşturuyor.</p>
<p>Emisyon azaltımı açısından bakıldığında da tablo anlamlı. 1 ton karbondioksit eş değeri emisyon azaltımı için gereken ortalama yatırım tutarı 567 dolar. Bu gösterge, enerji verimliliği projelerinin karbon yönetimi açısından ölçülebilir bir araç olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Sahadan notlar </strong></p>
<p>Beyaz eşya üretim tesislerinde en sık karşılaşılan tablo, proses ısısı tarafında atık ısının yeterince değerlendirilmemesi ya da fırın ve kurutma hatlarında ısı kayıplarının yüksek olması. Soğutma gruplarına baktığımızda, düşük verimli sistem tercihleri ile işletme sıcaklıkları, kısmi yük davranışı ve bakım kalitesi çoğu zaman ciddi tasarruf fırsatları yaratıyor. Basınçlı hava sistemlerinde ise kaçaklar, tesisat tasarım hataları, gereğinden yüksek basınçta çalışma ve kompresör seçimleri toplam tüketimi artırıyor.</p>
<p>Halbuki üretim prosesiyle enerji akışı birlikte değerlendirilmeli. Hangi hatta hangi sıcaklığa ihtiyaç duyulduğu, hangi noktada atık ısı oluştuğu, hangi vardiya düzeninde hangi sistemin kısmi yükte çalıştığı ve hangi yardımcı tesisin üretim kalitesini etkilemeden optimize edilebileceği aynı çerçevede ele alınmalı.</p>
<p>Öte yandan düşük sıcaklıkta aktive olan kimyasallar ile proses banyolarının ısı ihtiyacı azaltılabilir, ısıtma ve soğutma ihtiyaçlarına uygun tasarlanmış ısı pompası sistemleri ile hem fosil yakıttan çıkış hem de enerji tasarrufu sağlanabilir. Beyaz eşya üretimindeki enerji talebi ve proses sıcaklıkları özellikle ısı pompası projelerinin geri ödeme süresinin kısaltılmasına da imkan yaratır.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>Beyaz eşya sektörü Türkiye’nin sanayi gücünü dünyaya taşıyan alanlardan biri. Bu gücü düşük maliyetli, düşük karbonlu ve daha verimli bir üretim modeliyle desteklemek mümkün. Raporun ortaya koyduğu tablo, bunun teknik olarak yapılabilir, finansal olarak savunulabilir ve rekabet açısından gerekli olduğunu gösteriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/beyaz-esya-sektorunun-potansiyeli-79733</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Beyaz eşya sektörünün potansiyeli ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/astor-enerji-msci-turkiye-small-cap-endeksinden-neden-cikarildi-79726</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Astor Enerji, MSCI Türkiye Small Cap Endeksi&#039;nden neden çıkarıldı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>MSCI’ın (Morgan Stanley Capital Index) Borsa İstanbul’da yaptığı “mıntıka temizliği”nin üzerinden 1 haftadan fazla süre geçmesine rağmen etkileri hala konuşuluyor. Temizlik listesinde yer almasına en çok şaşırılan şirketler Ford Otosan ve Astor Enerji idi. MSCI’ın bu yıl ciddi şekilde sıkılaştırdığı teknik kurallar sonucu HSBC’nin “kriterleri çok dar marjlarla karşılıyor” dediği Ford Otosan, Standard Türkiye Endeksi’nden yani Süper Lig’den çıkartıldı.</p>
<p>Beklenmeyen diğer haber ise son dönemin yıldızlarından Astor Enerji’nin MSCI Türkiye Small Cap endeksinden çıkartılmasıydı. Araştırdım ve perde arkasına ulaştım. Nedeni yıllar öncesinin Telsim reklamında olduğu gibi “duygusal” değil tamamen teknik. MSCI değerlendirmeyi yaparken öncelikle iki kritere bakıyor. Biri şirketin toplam piyasa değeri, ikincisi ise dolaşımdaki hisselerin yani serbestçe alınıp satılabilecek hisselerin piyasa değeri.</p>
<p> </p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a0e951b8b2d7-1779340571.jpg" alt="" width="600" height="450" />
<figcaption><strong>Astor Enerji Şirket hisse fiyatında yılbaşından buyana gözlenen hızlı artış nedeniyle toplam piyasa değeri bakımından MSCI Türkiye Small Cap endekse “çok büyük” gelmiş.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Şirket hisse fiyatında yılbaşından buyana gözlenen hızlı artış nedeniyle toplam piyasa değeri bakımından MSCI Türkiye Small Cap endekse “çok büyük” gelmiş ve değerlendirme zaman gelince de bu nedenle kenara koyulmuş.</p>
<p>Anlatayım. Kararın açıklanmasından bir gün önce (12 Mayıs) Astor Enerji’nin 317 TL’lik hisse değeriyle toplam piyasa değeri Süper Lig’in 4.6 milyar dolar olan kriterinin bile 2.3 milyar dolar üzerine çıkarak 6.9 milyar dolara ulaşmış. Dolaşımdaki hisselerin yani serbestçe alınıp satılabilecek hisselerin piyasa değeri de 2.3 milyar dolar olan eşiğin 700 milyon dolar üzerine çıkarak 3 milyar dolar olmuş. Bana gelen bilgi notunun en üstünde de özetle şu cümleler var:</p>
<p>“12 Mayıs 2026 itibarıyla güncel piyasa değeri ve serbest dolaşımdaki piyasa değeri seviyelerine bakıldığında, Şirketin ilgili dahil edilme kriterlerini karşıladığı görülmekte olup, bir sonraki değerlendirme döneminde endekse dahil edilmesi beklenmektedir.”</p>
<p>MSCI yılın şubat, mayıs, ağustos ve kasım aylarında dört ana inceleme yapıyor. En büyük değişiklikler genelde mayıs ve kasım revizyonlarında oluyor. Şubat ve ağustos genelde “daha küçük güncellemeler” içeriyor. Bilgi notunda anlatılanlara göre eğer sürpriz bir gelişme olmazsa Süper Lig’den çıkartılan Ford Otosan’ın yerine ağustosta Astor Enerji gelecek.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/astor-enerji-msci-turkiye-small-cap-endeksinden-neden-cikarildi-79726</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Astor Enerji, MSCI Türkiye Small Cap Endeksi&#039;nden neden çıkarıldı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avantgarde-collectionin-basari-formulu-odaklanma-segmentasyon-kisisellestirme-79720</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avantgarde Collection’ın başarı formülü: Odaklanma, segmentasyon, kişiselleştirme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünyanın en önemli turizm destinasyonlarından birisi olan ülkemizde son dönemde yenilikçi konseptlerle farklılaşan yatırımların sayısı artıyor.  Avantgarde Collection gösterdiği başarılı performansla dikkat çeken markaların başında geliyor.  Avantgarde Collection’ın iki temel segmentte  otel yatırımları bulunuyor.  Kent otelleri  Avantgarde Urban konseptiyle tasarlanıyor. Yalın Lüks yaklaşımıyla hizmet veren Bodrum ve Ürgüp otelleri ise Avantgarde Refined markasını taşıyor.</p>
<p>Avantgarde Collection’ın çatı kuruluşu olan Lucis Companies, uluslararası markalarla önemli stratejik işbirliklerine de imza atıyor.  İsmet Öztanık’ın ortaklığında, İngiltere’de kurulan dünya mutfaklarını bir çatı altında toplayan büyük food market zinciri Market Halls, Londra’nın önemli noktalarında faaliyet gösteriyor. Her şubesi yaklaşık 2.000 m² alanda bulunan  ve bugüne kadar 3 milyonun üzerinde ziyaretçiye hizmet veren Market Halls’ın her lokasyonunda 8-10 adet işletme bulunuyor. </p>
<p>Geçtiğimiz günlerde markanın yaratıcısı İsmet Öztanık’la küçük bir basın grubu olarak,  önce  İstanbul’daki  Avantgarde Collection, daha sonra Ürgüp’teki Avantgarde Refined’da sohbet ettik.  Minimal, gösterişten uzak ama zengin deneyim odaklı bir hizmet anlayışına sahip olduklarını belirten İsmet Öztanık, başarının gerisindeki en önemli unsuru şu cümlelerle ifade etti<em>:  “Henüz konaklama başlamadan devreye giren ve tüm süreç boyunca devam eden, misafirin tercihlerine göre şekillenen uçtan uca kişiselleştirilmiş bir deneyim tasarımı sunuyoruz.</em>”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0e8b6e2bda0-1779338094.jpeg" alt="" width="700" height="689" /><strong>İlk yatırım kent otelleri</strong></p>
<p>Basın buluşmalarında Avantgarde Collection’ın 1990’larda başlayan öyküsünü ve yıllar içinde gelinen noktayı anlatan İsmet Öztanık’ın verdiği bilgiye göre, markanın yolculuğu 2010 yılında Levent’te açtıkları ilk otelle yeni bir dönem başladı.  Talimhane’de aile mülkiyetinde bulunan otelin Avantgarde standartlarında yeniden tasarlanmasıyla birlikte, güçlü ve tutarlı bir şehir oteli konsepti doğdu. Levent, Şişli ve Taksim’de “Avantgarde Urban” konsepti çerçevesinde tasarlanan tesisler kent merkezlerine  yakınlık, ulaşım kolaylığı, iş dünyasına yönelik toplantı ve etkinlik alanları sayesinde kısa sürede İstanbul’da önemli bir yer edinmeyi başardı.</p>
<p><strong>Lüks segmentte iddialı tesisler</strong></p>
<p>İsmet Öztanık,  2024 yılında Bodrum Yalıkavak’ta yeni markası Avantgarde Refined’la lüks segmente giriş yaptı. Daha sonra,  UNESCO Dünya Mirası Kapadokya’nın en büyük ilçesi Ürgüp’te doğayı yalın lüks anlayışıyla buluşturan ikinci tesis kapılarını açtı. </p>
<p>İsmet Öztanık Refined markasını   <em>“Yalın lüks anlayışıyla tasarım, mimari, gastronomi, sanat ve hizmeti bütüncül bir deneyimle birleştiriyoruz.Doğayla uyumu ve sürdürülebilirliği merkeze alan yaklaşımı benimsiyoruz</em>.”cümleleriyle tanımladı.  </p>
<p>Bodrum ve Ürgüp projeleri için yaklaşık 1 milyar 80 milyon TL yatırım yaptıklarını ifade eden Öztanık,  “<em>yatırımların tamamını özsermaye ile finanse ettiklerini,  grup olarak,  kısa vadeli geri dönüş hedeflerinden ziyade, uzun vadeli marka değeri ve sürdürülebilir büyüme vizyonu doğrultusunda ilerlediklerini” </em>vurguladı.<em>   </em>Mart 2024’te kapılarını açan Avantgarde Refined Kapadokya’nın henüz ilk yılında doluluk oranı, uluslararası misafir profili ve marka bilinirliği açısından bölgenin en dikkat çeken yatırımlarından biri olduğunu,  395 milyon TL mülkiyet alımı, 485 milyon TL renovasyon yatırımı ile hayata geçirilen projenin Kapadokya’nın üst segment turizm liginde iddialı bir konuma yerleştiğini ifade etti. . </p>
<p><strong>Sanat ve iyi yaşamı bütüncül bir deneyim olarak sunan model</strong></p>
<p>Kapadokya yatırımını grubun birikiminden doğan stratejik bir adım olarak tanımlayan Öztanık, “<em>Kapadokya sadece bir destinasyon değil, Türkiye’nin dünyaya açılan en güçlü vitrini. Biz bu projede klasik mağara oteli anlayışını aşan, gastronomi, sanat ve iyi yaşamı bütüncül bir deneyim olarak sunan bir model kurguladık. İlk yıl itibarıyla ulaştığımız uluslararası misafir profili, doğru segmentte konumlandığımızı net biçimde gösteriyor”</em> şeklinde konuştu. </p>
<p>Öztanık, yapılan yatırımın yalnızca fiziksel bir dönüşüm değil, aynı zamanda marka konumlandırması açısından da önemli bir eşik olduğunu vurgulayarak, <em>“Bugün Çin’den ABD’ye, İspanya’dan Güney Kore’ye kadar geniş bir coğrafyadan yüksek harcama potansiyeline sahip misafirleri ağırlıyoruz. Hedefimiz, Kapadokya’yı dört mevsim yaşayan, kültür ve gastronomiyle beslenen bir üst segment merkez haline getirmek” </em>diye konuştu. </p>
<p><strong>Gastronomi ve sanatla  fark yaratmak </strong></p>
<p>Avantgarde Refined Kapadokya’da gastronomi deneyimi yalnızca tamamlayıcı değil, merkezde konumladıklarını vurgulayan İsmet Öztanık,  Ace Restaurant; Bodrum ve Kapadokya Koordinatör Şefi İlker Erdoğan liderliğinde, bölgenin yerel ürünlerini küresel tekniklerle harmanlayan g-lokal <em>(yerel ürün-küresel teknik)</em> işlere imza attığını anlattı.  Tesiste,  şefin mevsimsellik ve ürün kalitesine dayalı mutfak felsefesi, Kapadokya’nın ruhunu çağdaş bir sunumla tabağa taşıyarak özgün bir gastronomi deneyimi sunuyor. Yerel üreticilerle güçlü iş birlikleri kuruluyor. Menülerde mevsimsellik ve coğrafi özgünlük esas alınıyor. Bölgenin endemik buğdayı -Albustan-ile katma değerli ürünler geliştiriliyor. Özel tadım menüleri ve gastronomi etkinlikleri ile bölgeyi nitelikli buluşmaların merkezi haline getirmek hedefleniyor. </p>
<p><strong>Partnerlik ekosistemi</strong></p>
<p>Avantgarde Refined otellerin bulunduğu her lokasyonda Türkiye’nin kendi alanında öncü markalarıyla kapsamlı bir partnerlik ekosistemi kuruyor. Bugüne kadar çocuk oyun alanlarından sanata, gastronomiden teknolojiye kadar farklı disiplinlerde 20 stratejik paydaşla hayata geçirilen bu ekosistemin öne çıkan isimleri arasında;  Hodan, 7 Mehmet, Nazende, Yalova Restoran, Red Balloon, Bay Nihat Cunda,  Bayramoğlu Döner, ZMASS ve Poco  Matcha gibi isimler yer alıyor. </p>
<p>Otel bünyesindeki Refined Arts &amp; Design Store; yerel üreticilerin imzasını taşıyan objelerden uluslararası tasarım seçkilerine kadar tesiste deneyimlenen tüm özel parçaları satışa sunan konsept mağaza olarak hizmet veriyor.</p>
<p>Tesis, Artist &amp; Collectors ile sanat koleksiyonu işbirliğiyle, otelin çocuklu misafirleri için eğitici ve yaratıcı bir oyun okulu deneyimi sunan Mundo Academy ile de ayrışmayı başarıyor. </p>
<p><strong>Sürdürülebilirlik Vizyonu</strong></p>
<p>Avantgarde Collection, operasyonel süreçlerinde verimlilik esaslı bir yaklaşımla ilerliyor. Bu kapsamda Fazla işbirliğiyle mutfaklarına akıllı terazi sistemi kurarak atık yönetimi ve gıda verimliliği üzerine sistematik çalışmalar yürütüyor. Avantgarde Refined ve Avantgarde Urban markaları altında faaliyet gösteren toplam beş otelin elektrik ihtiyacını desteklemek üzere Malatya’da bir güneş enerji santrali yatırımı hayata geçirilmiş durumda.  </p>
<p><strong>Kısa sürede kazanılan ödüller</strong></p>
<p>Avantgarde Refined tesisleri kısa sürede  küresel konaklama ve tasarım dünyasının önemli ödüllerini kazanmayı başardı. </p>
<ul>
<li>Avantgarde Refined Yalıkavak oteli, 2025 <strong><em>Michelin Rehberi </em></strong><strong><em>Tavsiye Listesi</em></strong>’nde (Recommendation List) yer aldı.</li>
<li><strong><em>TIME dergisi “World’s Greatest Places 2026”</em></strong> listesine Avantgarde Refined Caves of Cappadocia’yı dahil etti.</li>
<li><strong><em>Small Luxury Hotels of the World (SLH): "Selected Member Hotel"</em></strong><em> statüsüyle dünyanın en seçkin butik otelleri arasına kabul edildi.</em></li>
<li><em>A<strong>rchitectural Digest (AD) | Great Design Hotel Awards 2025: </strong>Tasarım dünyasının "Oscar"ı sayılan AD tarafından yılın en iyi tasarım otellerinden biri seçildi.</em></li>
<li><strong><em>Condé Nast Traveler: Prestijli yayının hem "Kapadokya’nın En İyi Otelleri</em></strong><em>" listesinde yer alarak hem de her iki listesinde de kapak oteli (cover hotel) olarak seçilerek, bölgedeki lüks konaklama standartlarını belirleyen bir referans noktası olduğunu tescilledi.</em></li>
<li><strong><em>Gault &amp; Millau: </em></strong><em>"En İyi Butik Otel" (Best Boutique Hotel) ödülüne layık görüldü.</em></li>
<li><strong><em>Hotels Above Par: "Star Awards"</em></strong><em> kapsamında mükemmellik ödülü ile onurlandırıldı.</em></li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avantgarde-collectionin-basari-formulu-odaklanma-segmentasyon-kisisellestirme-79720</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/0/1280x720/avantgarde-collection-1779338120.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avantgarde Collection’ın başarı formülü: Odaklanma, segmentasyon, kişiselleştirme ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/reel-ekonomi/surdurulebilir-olmayanin-yok-olacagi-yeni-bir-dunya-insa-ediliyor-79728</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Sürdürülebilir olmayanın yok olacağı yeni bir dünya inşa ediliyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>LEVENT AKBAY</strong></p>
<p>ClimeCo Türkiye İcra Kurulu Başkanı Volkan Ural dünyada ivme kazanan dekarbonizasyon sürecini “Çevreci ve sürdürülebilir olmayanın yok olacağı yeni bir dünya inşa ediliyor.” şeklinde tanımladı. Sera gazı emisyonlarının azaltılması, atmosfere yayılan karbondioksitin ortadan kaldırılması ve bu yolla küresel ısınmanın sınırlandırılması çalışmalarını; “Yeni dünyada alışılması gereken bir sistem var, odağında çevreci bir mevzuat var. Bu sistem tüm sektörlerde dönüşüme yol açacak. Uyum sağlayanlar oyunda kalacak, yapamayanlar elimine olacak.” şeklinde değerlendiren Volkan Ural; “ Artık sürdürülebilirlik isteğe bağlı bir süreç değil, zorunluluk haline geldi. İnsanlar çoğalmaya devam ettikçe, nüfus arttıkça yeşil alanlar yok olduğu için ihtiyaç artacak ve hiçbir güç dekarbonizasyon sürecini tersine çeviremeyecek.</p>
<p><strong>Yerli yabancı ortaklığı</strong></p>
<p>CilmeCo Türkiye Sürdürülebilirlik Direktörü Oğuzhan Akınç ile sorularımızı yanıtlayan Volkan Ural ClimeCo’nun çevresel krediler, karbon yönetimi ve ESG stratejileri alanlarında bir karbonsuzlaştırma lideri olarak çeşitli paydaşlarla birlikte etkili ve özelleştirilmiş sürdürülebilirlik çözümleri sunduğunu, 2024 sonunda İnteraktif Çevre ile ClimeCo’nun bir araya gelmesiyle kurulan ClimeCo Türkiye’nin ise, bu küresel bilgi birikimini yerelleştirerek Türkiye ve çevre bölgeler için karbonsuzlaşma ve sürdürülebilirlik çözümlerini hızlandırmayı hedeflediğini anlattı.</p>
<p>Volkan Ural; “İnteraktif Çevre’nin yerel ağı ile ClimeCo’nun global uzmanlığını birleştiren yeni yapı ile şirketlere baştan sona sürdürülebilirlik danışmanlığı, karbon ticareti, çevresel kredi geliştirme, dijital karbon çözümleri ve kapsamlı iklim stratejileri sunuyoruz. Amacımız, kurumların uluslararası sürdürülebilirlik standartlarına tam uyum sağlamasına, gelişen mevzuatı takip etmesine ve net sıfır hedeflerine doğru ilerlemesine yardımcı olan güvenilir bir iş ortağı olmak. Bu yaklaşım da ClimeCo Türkiye olarak sürdürülebilirlik çözümlerini değer katan sonuçlarla birleştirme vizyonumuzu açıkça ortaya koyuyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Veri, farkındalık ve finansal araçlar</strong></p>
<p>Türkiye’nin net sıfır 2053 hedefi doğrultusunda önemli adımlar attığına dikkat çeken Volkan Ural, AB Yeşil Mutabakatı ve CBAM gibi dış düzenlemelerin uyum ve dönüşüm motivasyonunu artırdığına dikkat çekerek bu süreçte başarılı olabilmek için kurumların veri altyapılarını güçlendirmesi, eğitim ve farkındalığın artması ve yeşil yatırımları destekleyecek finansal araçların geliştirilmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Ortaklık ne zaman doğdu?</strong></p>
<p>Türkiye’deki faaliyetlerin Aralık 2024’te duyurulan stratejik ortaklık ile resmileştiğini, aynı yıl yayımlanan ClimeCo 2024 Etki Raporu’nda, Çin ve Asya-Pasifik açılımlarıyla birlikte ClimeCo Türkiye’nin kurulmasının şirketin küresel büyüme başlıkları arasında yer aldığını anlatan Volkan Ural; “ İstanbul merkezli ClimeCo Türkiye, kurumların baştan sona her aşamada sürdürülebilirlik dönüşümlerini desteklemek amacıyla mühendislik ve danışmanlık odağında tecrübeli uzmanlardan oluşuyor.” dedi.</p>
<p>Kuruluşların, Avrupa Birliği mevzuatına ve Türkiye’deki yeni iklim düzenlemelerine uyum sağlamasına katkı sunduklarını ifade eden Volkan Ural ; “ Ekibimiz, İnteraktif Çevre’nin atık yönetimi, çevre danışmanlığı ve sürdürülebilirlik deneyimi ile ClimeCo’nun bilimsel ve finansal uzmanlığını bir araya getirerek bölgesel ihtiyaçlara göre uyarlanmış çözümler sunuyor. Bu organizasyon yapımız sayesinde, her projede hem yerel koşulları hem de küresel uygulamaları göz önünde bulundurmamız mümkün oluyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Volkan Ural: ESG odağında kurumsal strateji danışmanlığı</strong></p>
<p>Çevresel ve sosyal etkilerin finansal sonuçlar üzerindeki kritik rolü her geçen gün daha görünür hale gelirken, ClimeCo Türkiye olarak kurumların sürdürülebilirlik vizyonunu iş stratejileriyle bütünleştirerek kalıcı etki yaratmalarına destek oluyoruz. Baştan sona danışmanlık yaklaşımıyla, şirketlerin sürdürülebilirlik yolculuğunu somut adımlara dönüştürüyoruz. Böylece hem yatırımcı beklentilerini hem de regülasyonların gerektirdiği standartları karşılayan, güvenilir ve şeffaf bir ESG performansı ortaya koymalarına destek oluyoruz.</p>
<p><strong>İklim stratejisi yönetimi</strong></p>
<p>Amaca yönelik uzmanlıkla yürüttüğümüz iş birliğimiz, müşterilerimizin sürdürülebilirlik dönüşümü ve karbonsuzlaşma süreçlerinde değer katan sonuçlar elde etmelerini sağlamak için bizi önemli bir noktada tutuyor. Sera gazı (GHG) emisyonları ile atık yönetiminden hava kalitesine ve biyoçeşitliliğe kadar, müşterilerimize iklim ve çevresel etkilerini değerlendirme, döngüsel ekonomiye uygun olanakların değerlendirilmesi, izleme ve iyileştirme konusunda destek oluyoruz. Müşterilerimizin risk yönetimini geliştirmek ve kurumsal itibarını korumak için sera gazı hesaplaması, hedef belirleme, iklim senaryosu analizi ve dahili karbon fiyatlandırması çalışmaları gibi hizmetler sunuyoruz.</p>
<p><strong>Stratejik yetenek ve eğitim yönetimi</strong></p>
<p>Sürdürülebilirlik alanında kurumsal yetkinlikleri artırmak ve organizasyonel başarıyı sağlamak için kapsamlı eğitim çözümleri sunuyoruz. Eğitim programlarımız, farklı seviyelerdeki çalışanlar için tasarlanarak her bireyin bilgi ve becerilerini geliştirmeye odaklanıyor. Şirketlerin ihtiyaçlarına yönelik çevresel, sosyal ve yönetişim odaklarında her ihtiyaç ve seviyeye göre kurumsal gelişim programları sunuyoruz.</p>
<p><strong>Proje geliştirme ve karbon kredileri yönetimi</strong></p>
<p>Karbon kredileri yönetimi ve proje geliştirme alanlarında birlikte ilerlediğimiz karbon ticareti ortağımız ve ClimeCo desteğiyle Türkiye’nin Emisyon Ticaret Sistemi’nin 2026 yılında faaliyete geçmesiyle birlikte mevcut portföyümüzü çeşitlendirmeyi ve bu alanlarda sektörde güçlü bir oyuncu olmayı hedefliyoruz.</p>
<p><strong>Türkiye önemli adımlar atıyor</strong></p>
<p>Türkiye, 2053 net sıfır hedefi doğrultusunda önemli adımlar atıyor. 9 Temmuz 2025’te yürürlüğe giren 7552 sayılı ilk İklim Kanunu, ulusal emisyon ticaret sistemi (ETS) için yasal altyapı oluşturdu. Bu çerçevede Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı’nın başkanlığında bir Karbon Piyasası Kurulu kurulacak ve Ulusal Tahsis Planları ile ücretsiz tahsisler belirlenecek. Ayrıca TSRS ile 1 Ocak 2025’ten itibaren belirli ölçek üzerindeki şirketler için 2024 finansal dönemini kapsayan sürdürülebilirlik raporlaması zorunlu hale getirildi. Raporlar 2025 yılında ilk kez yayımlandı ve yönetişim, strateji, risk yönetimi ve metrikler başlıklarında hazırlanarak bağımsız denetime tabi tutuldu. Bu politikalar, AB Yeşil Mutabakatı ve CBAM gibi dış düzenlemelerle birlikte değerlendirildiğinde güçlü bir uyum ve dönüşüm motivasyonu yaratıyor. Ancak başarının anahtarı, kurumların veri altyapılarını güçlendirmesi, eğitim ve farkındalığın artması ve yeşil yatırımları destekleyecek finansal araçların geliştirilmesidir. ClimeCo Türkiye olarak, kamu ve özel sektörü bu yolculukta desteklemek için düzenleyici gelişmeleri yakından takip ediyor ve çözümlerimizi sürekli güncelliyoruz.</p>
<p><strong>Bir örnek ile sağlanan avantajlar</strong></p>
<p>Örnek vermek gerekirse, alüminyum sektöründe faaliyet gösteren bir üretici firma için yürüttüğümüz projede, şirketin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM/CBAM) sürecine tam uyum sağlayabilmesi amacıyla kapsamlı bir emisyon hesaplama,raporlama ve kapasite geliştirme programı yürüttük. Çalışma, yalnızca Kapsam 1 ve Kapsam 2 sera gazı emisyonlarının detaylı hesaplanmasını değil, aynı zamanda CBAM raporlama yükümlülüklerine uygun veri yönetimi sisteminin kurulmasını da içeriyordu. Bu kapsamda üretim tesislerindeki yakıt ve elektrik tüketim verilerini analiz ettik, tedarikçilerden gömülü emisyon verilerini topladık ve elde edilen sonuçlarla AB metodolojisine uygun bir doğrulama ve raporlama altyapısı oluşturduk. Sürecin önemli bir parçası olarak, şirket ekibine yönelik SKDM ve karbon yönetimi farkındalık eğitimi düzenledik. Bu eğitim, teknik departmanlardan yönetime kadar tüm paydaşların süreci sahiplenmesini sağladı ve kurum içinde sürdürülebilirlik dönüşümüne yönelik güçlü bir farkındalık kültürü oluşmasına katkı sağladı. Elde edilen bulgular ışığında, enerji verimliliği ve operasyonel optimizasyon açısından karbon yoğunluğunu azaltabilecek gelişim alanlarını belirledik. Böylece proje ortağımız, hem mevcut karbon maliyet risklerini minimize etti hem de 2026 sonrası dönemlerde yürürlüğe girecek SKDM sertifika yükümlülüklerine karşı stratejik bir hazırlık avantajı kazandı.</p>
<p><strong>Sürdürülebilir işletmeler nasıl desteklenmeli?</strong></p>
<p>Sürdürülebilirliği stratejik önceliği haline getiren işletmeler yalnızca mevzuata uyum sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda geleceğin rekabet avantajını da elinde tutuyor. Bu şirketlerin desteklenmesi için, düşük faizli krediler, yeşil tahviller ve sürdürülebilirlik bağlantılı krediler yeşil finansman araçlarına, erişimin kolaylaştırılması, ETS ve CBAM benzeri mekanizmalarda erken uyum sağlayan firmalara geçiş döneminde vergisel veya tahsis avantajları tanınması önemlidir. Ayrıca yenilikçi iklim projelerine karbon kredisi piyasalarında ek gelir sağlayacak düzenlemeler yapılmalı. ClimeCo’nun 2024’te düşük karbonlu çimento için ilk karbon kredisi ihracını gerçekleştirmesi buna iyi bir örnek olup sektörde “zor azaltılabilir” alanların finansmanına ilham vermiştir. KOBİ’ler için kapasite geliştirme programları ve dijital karbon çözümlerine erişim destekleri sağlamak da sürdürülebilirlik dönüşümünü hızlandıracaktır. Son olarak, kamunun ve medyanın rolü de oldukça önemli. Sürdürülebilirliği benimseyen kurumların başarı hikâyeleri görünür kılınmalı ve tüketici davranışlarıyla yatırımcı talepleri bu yönde teşvik edilmelidir.</p>
<p><strong>Sürdürülebilirlik direktörü Oğuzhan Akınç: Çin dahil tüm dünya sistem içinde…</strong></p>
<p>SKDM, dekarbonizasyon AB ile sınırlı değil, bu aslında son tüketici talebi. Avustralya da talep ediyor, yeri geliyor Hindistan’da talep ediyor, Amerika’da da var. Çin şu an istemiyor ama isteyecek. Çünkü Çin’de de emisyon ticaret sistemi var. Yani Çin yarın öbür gün “Ben de sınırda karbon düzenleme mekanizması başlattım” dese altyapısı hazır. Yarın start vermek istese verir. Şimdi Çin kapılarını zaten 2018’lerden itibarın kendi yeşil anlaşmalarıyla kapattı. “Belli bir niteliğin altındaki malzemeyi, geri dönüştürülmemiş ham vaziyetteki malzemeyi ülkeme sokmam. Ben nitelikli çalışacağım.” dedi. Çin o yüzden şu anda birçok sektörde öne çıkmaya başladı. Çünkü Çin bu adımlarını 10 sene önce Avrupa’dan önce atmaya başlamıştı, 2-3 sene önce kendi emisyon ticaret sistemini kurdu. 27 ülke olduğu için dünyanın en büyük emisyon ticaret sistemi Avrupa’ydı. Şimdi Çin tek başına Avrupa’nın önüne geçti. Emisyon ticaret sistemini kurdu. Çin’i durdurmak için herkes bariyer koyuyor ama karbon meselesi engelli olmayacak. Çünkü Çin’in içeride altyapısı hazır ve emisyon ticaret sistemi devrede.</p>
<p><strong>Turizmde sürdürülebilirlik son hızla ilerliyor</strong></p>
<p>Oteller için ‘Sürdürülebilir Turizm Belgesi’ diye bir belge çıktı. Bu aslında ‘Global Sustainable Tourism Council’ın çıkarttığı gönüllülük ilkesiyle verilen bir sertifikaydı. Kültür Turizm Bakanlığı pandemi döneminde bir ‘güvenli turizm belgesi’ çıkarttı, pandemide temizlik kaynaklı bir bulaş olmamasına yönelik. Sonra bu belgenin kapsamını genişletti. Şimdi dünyada ‘sürdürülebilir turizm’ belgesinin zorunlu olduğu tek ülkeyiz. Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı, Kültür ve Turizm Bakanlığı bir anlaşmaya vardılar ve bu standardı Türkiye’ye getirdiler. Dördüncü yılında olan bu standartla bütün oteller hem karbon hesaplamak, hem sürdürülebilirlikle ilgili raporlama yapmak zorunda, hem de bununla ilgili adım atmak zorunda. Gelen müşterilerine yerel tedarikten ürünler vermesi, yerel alanlara yönelik yönlendirmesi ve mümkün olduğunca yerelden kullanması gerekiyor. Yani kaynağın çok uzaktan gelmediği, daha yakın coğrafyadan çözüldüğü, maliyetler ve aynı zamanda da çevresel ayak izini azalttığını göstermesi gerekiyor. Bunu insan kaynağı için de, ekonomik anlamda da, çevresel anlamda da raporlaması gerekiyor. Her yıl oteller denetlenip hepsine sertifika veriliyor. Turizm işletme belgesi alarak çalışmak isteyenler için bu belge şart. Biz o denetim sürecinde belgelene kuruluşu gelmeden önce otelle 6 ay öncesinden detaylı çalışmalarımızı yapıp raporlamaları hazırlıyoruz. Onların hepsi denetleniyor ve o denetlemenin sonunda bu belge alınıyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/reel-ekonomi/surdurulebilir-olmayanin-yok-olacagi-yeni-bir-dunya-insa-ediliyor-79728</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/8/1280x720/463-1779341904.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni dünyada alışılması gereken bir sistem var, odağında çevreci bir mevzuat var. Bu sistem tüm sektörlerde dönüşüme yol açacak. Uyum sağlayanlar oyunda kalacak, yapamayanlar elimine olacak. Bu nedenle artık sürdürülebilirlik isteği bağlı bir süreç değil, zorunluluk haline geldi. İnsanlar çoğalmaya devam ettikçe , nüfus arttıkça yeşil alanlar yok olduğu için, hiçbir güç bu süreci tersine çeviremeyecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tarimda-enerji-ve-gubre-fiyat-artislari-aylik-yuzde-10a-yaklasti-79705</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 00:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çandır: Enerji ve gübre fiyat artışları aylık yüzde 10’a yaklaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret Borsası (ATB) Başkanı Ali Çandır, TÜİK’in açıkladığı Mart 2026 Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi’ni (Tarım-GFE) değerlendirdi. Tarım-GFE’nin Mart ayında aylık yüzde 3,89 arttığını belirten Çandır, şunları kaydetti:</p>
<p>“Bu rakam, endeksin ölçülmeye başlandığı 2015 yılından itibaren mart ayları ortalamasının (2,22) yüzde 75 üzerinde ilan edilmiştir. Tarım-GFE Mart ayında yıllık yüzde 34,26 ilan edildi. Bu yıllık rakam, son 10 yılın mart ayları ortalamasının (31,65) yüzde 8 üzerine çıkmıştır. Mart ayı için açıklanan tarımsal girdi fiyatları enflasyonu, bir önceki aya göre aylıkta ve yıllıkta yükseliş göstermiştir. 10 yıllık mart ayı ortalamalarına göre bakıldığında aylıkta ve yıllıkta ortalama üstü ciddi artış göstermiştir.”</p>
<p><strong>Gübre fiyatları rekor kırdı</strong></p>
<p>Tarım-GFE’ne göre, mal ve hizmetlerin fiyatlarında aylık yüzde 4,39 ve yıllık yüzde 35,82 artış olduğuna dikkat çeken Çandır, ‘’Tohumda aylık yüzde 1,91, enerjide yüzde 9,55, gübrede yüzde 9,60, ilaçta yüzde 3,60, veteriner hizmetlerinde yüzde 0,04, yemde yüzde 2,55 ve diğer kalemlerde ise yüzde 1,41 artış oldu’’ dedi.</p>
<p><strong>"Fiyat artış riski yükseliyor"</strong></p>
<p>Yıllık değişimlerde tohumda yüzde 33,58, enerjide yüzde 34,24, gübrede yüzde 48,33, ilaçta yüzde 20,30, veteriner hizmetlerinde yüzde 35,59, yemde yüzde 35,86 ve diğer kalemlerde ise yüzde 33,46 artış olduğunu dile getiren Ali Çandır, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmetlerin fiyatlarında ise aylık yüzde 0,84 ve yıllık yüzde 25,17’lik artış yaşandı. Mart ayı Tarım-ÜFE aylık yüzde 3,85, yıllık 36,09 arttı. Tarımsal faaliyetlerde bulunanlar açısından son bir yıllık eğilim, genel olarak üretici aleyhine seyretmiştir. Ancak Mayıs, Haziran, Eylül ve Ocak aylarındaki lehte durum, Mart ayında tekrar etmiştir. Yurtiçi ve yurtdışı üretici enflasyonları tarım sektörünü dolaylı olarak etkilemeye devam ediyor. Mart ve Nisan aylarında yaşanan küresel olaylar dikkate alındığında, özellikle enerji ve gübre kalemleri başta olmak üzere, tarımsal girdi kalemlerinde ciddi artışların yaşanma riski yükselmiş durumdadır. Nitekim ilan edilen Mart ayı rakamları, bu riskin gerçekleştiğini göstermektedir.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tarimda-enerji-ve-gubre-fiyat-artislari-aylik-yuzde-10a-yaklasti-79705</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/5/1280x720/tarimda-enerji-ve-gubre-fiyat-artislari-aylik-yuzde-10a-yaklasti-1779312723.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarım girdi fiyat endeksinin 2015 yılından bu yana en yüksek düzeye ulaştığını belirten Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, gübre ve enerji fiyatlarındaki artışın aylık bazda yüzde 10’a yaklaştığını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/akdenizde-hayalet-aglar-temizleniyor-79704</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 00:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akdeniz’de hayalet ağlar temizleniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA </strong></p>
<p>Antalya Valiliği himayelerinde ve ‘Antalya Mavi Akdeniz İnisiyatifi’ kapsamında Çaltıcak Balıkçı Barınağı’nda düzenlenen Hayalet Ağ Temizleme Programına Vali Hulusi Şahin ve eşi Antalya Mavi Akdeniz İnisiyatifi Koordinatörü Ebru Şahin de katıldı.</p>
<p>Deniz ekosisteminin korunması ve deniz temizliği farkındalığının artırılmasına yönelik gerçekleştirilen Hayalet Ağ Temizleme Programı’na Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Özdemir, Vali Yardımcıları Salih Yüce ve Hulusi Arat, Konyaaltı Kaymakamı Rahmi Köse, Kemer Kaymakamı Ahmet Solmaz, İl Emniyet Müdürü Dr. Sabit Akın Zaimoğlu, İl Jandarma Komutanı Tümgeneral Ahmet Kavukcu, Sahil Güvenlik Antalya Grup Komutanı Yarbay Tolga Coşkun, İl Tarım ve Orman Müdürü Şakir Fırat Erkal ile İl Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Müdürü İsmail Öntaş da katıldı.</p>
<p>Etkinlikte, polis, jandarma ve sahil güvenlik dalgıç ekipleri tarafından deniz dibi temizliği yapılırken, balıkçı tekneleriyle gerçekleştirilen çalışmalarda da denizlerde ‘hayalet ağ’ olarak nitelendirilen terk edilmiş av araçları denizden çıkarıldı. Yapılan çalışmalarla deniz canlılarının yaşam alanlarının korunmasına ve biyolojik çeşitliliğin sürdürülebilirliğine katkı sağlandı.</p>
<p>Antalya Vali Hulusi Şahin, Hayalet Ağ temizliğinin,  çevresel farkındalığın artırılması ve sıfır atık yaklaşımının yaygınlaştırılması açısından örnek oluşturduğunu belirterek, Antalya’da doğal kaynakların korunması, deniz kirliliğinin önlenmesi ve sürdürülebilir çevre yönetimi hedefleri doğrultusunda çalışmaları kararlılıkla sürdürüleceği söyledi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/akdenizde-hayalet-aglar-temizleniyor-79704</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/4/1280x720/akdenizde-hayalet-aglar-temizleniyor-1779312614.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akdeniz’de deniz eko sisteminin korunması ve deniz temizliği farkındalığının artırılması amacıyla Antalya’da hayalet ağlar temizlendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/canakkale-limni-adasi-feribot-seferleri-14-haziranda-basliyor-79703</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 00:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çanakkale-Limni Adası feribot seferleri haziranda başlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Çanakkale’nin iç ve dış turizmi ve ekonomisini geliştirmek amacıyla Yunanistan’ın Limni Adasına yapılacak feribot seferlerinin tanıtımı Kolin Hotel’de gerçekleştirildi.</p>
<p>Limni Express Yönetim Kurulu Başkanı Emin Çakmak, Çanakkale’ye yaklaşık 72 mil uzaklıkta bulunan Limni Adası’nın, Yunan adaları arasında yüzölçümü bakımından sekizinci büyük ada konumunda olduğunu belirterek, otantik taş mimarisi, doğal yapısı ve son dönemde gelişen üst segment konaklama tesisleriyle önemli bir turizm destinasyonu haline geldiğini söyledi.</p>
<p>Çakmak, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Limni, 25 köy yerleşimi ve 20’den fazla kumsal plajıyla ada; köy turizmi, deniz turizmi ve alternatif turizm çeşitleri açısından diğer Yunan adalarına kıyasla daha sakin, kaliteli ve avantajlı bir tatil deneyimi sunmaktadır. Feribot seferleri 14.06.2026 tarihinde ilk seferini gerçekleştirecek olan Limni Express, haftada karşılıklı olmak üzere Perşembe ve Pazar günleri iki sefer düzenleyecek. TURYOL’dan kiralanan 350 yolcu kapasiteli katamaran feribot ile Çanakkale–Limni arasındaki ulaşım yaklaşık 2,5 saat sürecek.’’</p>
<p>Limni Adası ve çevre bölgeleri ziyaret etmeyi planlayan turistler için,  Schengen vize danışmanlık ve başvuru hizmetleri, konaklamalı paket program içinde sunulacağını belirten Çakmak, ‘’Limni Express seferlerinin başlamasıyla birlikte, Çanakkale’nin iç ve dış turizm hareketliliğine önemli katkı sağlanması, bölge ekonomisinin canlanması ve yerel esnafın da bu projeden fayda sağlaması hedeflenmektedir’’ dedi.</p>
<p>Bu hattın açılması için uzun yıllardır planlandığını ifade eden Emin Çakmak, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Uzun yıllardır planlanan bu hattın hayata geçirilmesiyle birlikte, Yunan adalarına yeni bir destinasyon daha eklenmiş olacaktır. Limni Adası’nda bulunan uluslararası havalimanına Avrupa’nın birçok başkentinden direkt uçuşlar düzenlenmekte olup, ayrıca diğer Yunan adaları ve Yunanistan ana karasına günlük feribot seferleri gerçekleştirilmektedir. Bu sayede Limni’yi ziyaret eden misafirlerimizin diğer adalara ve Yunanistan ana karasına hem deniz hem hava yoluyla kolaylıkla ulaşım sağlaması mümkün olacaktır.’’</p>
<p><strong>Gidiş-dönüş 150 Euro</strong></p>
<p>Çanakkale ile Limni Adası feribot seferlerinde tek yön bilet fiyatı 90 Euro, gidiş-dönüş bilet fiyatı ise 150 Euro olarak belirlendi.  Limni Adası, kapı vizesi uygulamasına açık adalar arasında yer alıyor. Akredite edilecek TÜRSAB üyesi seyahat acenteleri aracılığıyla otel konaklaması, transfer, feribot bileti ve kapı vizesini kapsayan paketler satışa sunuldu.</p>
<p>Toplantıya, Kepez Belediye Başkanı Birol Arslan, Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Çelik, TURYOL Yönetim Kurulu Başkanı Yunus Can, TÜRSAB Bölge Başkanı Fatih Ergün ve seyahat acenteleri temsilcileri katıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/canakkale-limni-adasi-feribot-seferleri-14-haziranda-basliyor-79703</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/3/1280x720/canakkale-limni-adasi-feribot-seferleri-14-haziranda-basliyor-1779312451.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çanakkale ile Yunanistan’ın Limni Adası arasında feribot seferleri 14 Haziran&#039;da başlayacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizmde-ekonomik-kayip-cift-haneli-olacak-79702</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 00:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Turizmde ekonomik kayıp çift haneli olacak&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p> Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) mayıs ayı meclis toplantısı Ahmet Öztürk yönetiminde gerçekleştirildi.</p>
<p>ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman, ekonomik gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Hacısüleyman, enflasyon hedeflerinde değişiklik beklenmediğini, döviz kurundaki artışın ihracatçılar açısından enflasyon karşısında yetersiz kaldığını söyledi.</p>
<p>Enflasyon, döviz kuru ve küresel gelişmelerin ekonomi üzerindeki etkilerine dikkat çeken Hacısüleyman, “İlk 4 ayda dolarda yaklaşık yüzde 6’lık artış var. Ancak maliyetlerdeki yükseliş çok daha yüksek seviyelerde. Petrol fiyatlarının 110 dolar bandında kalması da maliyet baskısını artırıyor. Bu durum artık tüketicinin satın alma gücünü doğrudan etkiliyor" dedi.</p>
<p>Petrol fiyatlarının 110 dolar civarında seyrettiğini ifade eden Hacısüleyman, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Enflasyon tarafında bizi etkileyen bir diğer unsur da petrol fiyatları. Petrol halen 110 dolar seviyelerinde seyrediyor. Geçen ay da yaklaşık aynı seviyelerdeydi. Üstelik beklenti bunun daha da yukarı çıkabileceği yönünde. Petrol fiyatları arttıkça ya da bu seviyelerde kaldıkça bizlerin maliyetleri sürekli artmaya devam edecek. Bu artış artık tüketicinin satın alma gücünü de ciddi şekilde etkilemeye başladı. Çünkü her maliyet artışı hem enflasyonu yükseltiyor hem de vatandaşın alım gücünü azaltıyor.’’</p>
<p>Turist sayısında tek haneli düşüş öngördüklerini anlatan Hacısüleyman, turizmde ekonomik kaybın daha fazla olacağına dikkat çekerek, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Turizmde ziyaretçi sayısında tek haneli bir düşüş öngörüyorduk. Şu anda hâlâ o seviyedeyiz ancak sınırdayız. Sayısal kayıp tek hanede kalabilir ama ekonomik kaybın yılsonunda çift haneli olacağını şimdiden söylemek mümkün. Avrupa bizim en önemli turizm pazarlarımızdan biri. Küresel gelişmeler, savaşlar, enerji maliyetleri ve ekonomik belirsizlikler turizm hareketliliğini doğrudan etkiliyor. Buna rağmen Antalya’nın güçlü turizm altyapısını koruması gerekiyor. Her şey dahil sistemiyle gastronomi birbirinin rakibi değil. Şehir restoranlarımızın sunduğu lezzetler, coğrafi işaretli ürünlerimiz ve tematik gastronomi deneyimleri Antalya turizmine ayrı bir değer katıyor. Şehir ne kadar güçlü olursa turizm de o kadar güçlenir.’’</p>
<p><strong>"Deniz ulaşımı trafik sorununun panzehiri"</strong></p>
<p>Antalya’ya yılda yaklaşık 17,5 milyon turist geldiğini, iç pazardan gelenlerle birlikte bu sayının çok daha yukarı çıktığını vurgulayan Hacısüleyman, Antalya kent ulaşımının büyük sıkıntı vermeye başladığını belirtti. Trafik ve ulaşım sorununu çözmek için Antalya’nın mutlaka deniz ulaşımına önem vermesi gerektiğini dile getirdi. Yusuf Hacısüleyman, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’İnsanlar Antalya’ya neden geliyor? Birinci motivasyon deniz, iklim ve güneş. Deniz ulaşımı bizim trafik sorunumuzun panzehiri olabilir. Bizi sadece alt geçitler ve üst geçitler kurtaramaz. Dünyanın birçok ülkesinde deniz ulaşımı aktif şekilde kullanılıyor. Teknoloji çok gelişti. Eskiden deniz dalgalı olur, ulaşım zor olur deniyordu ama artık deniz araçları çok daha gelişmiş durumda. Bizim 640 kilometrelik kıyı şeridimizi birbirine bağlamamız gerekiyor. Özellikle havalimanına yakın bir noktada bir iskele yapılabilirse ilçelerimizden gelen turistleri deniz yoluyla havalimanına taşıma imkânımız olabilir. Burada raylı sistemle entegrasyon sağlanırsa karayolu trafiğini ciddi şekilde rahatlatabiliriz.’’</p>
<p><strong>"Antalya 196 milyar lira vergi üretti"</strong></p>
<p>Ulaşım sorununu yerel yönetimlerin tek başına taşımasının mümkün olmadığını dile getiren Hacısüleyman, ‘’Merkezi hükümetimizin ve ilgili bakanlıkların birlikte hareket etmesi gerekiyor. Antalya olarak geçen yıl yaklaşık 196 milyar lira vergi ürettik. Bu kaynağın devam etmesini istiyorsak altyapı yatırımlarını mutlaka gerçekleştirmeliyiz” dedi.</p>
<p>Antalya’nın ulaşım sorununu çözmek için deniz ulaşımını daha etkin kullanması gerektiğini anlatan Yusuf Hacısüleyman, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>"İlçelerimizi iskelelerle birbirine bağlayarak hem trafik yükünü azaltabilir hem de ilçeler arası ekonomiyi güçlendirebiliriz. Antalya Havalimanı’na yakın bir noktada kurulacak iskele sayesinde, ilçelerden gelen yolcuların bir kısmını deniz yoluyla havalimanına ulaştırmak mümkün olabilir. Böylece şehir içi trafiği de önemli ölçüde rahatlatabiliriz. Bu projelerin hayata geçmesi için yerel yönetimlerle birlikte merkezi hükümetin ve ilgili bakanlıkların ortak çalışması büyük önem taşıyor. Antalya, ülke ekonomisine büyük katkı sunan bir şehir. Bu katkının sürdürülebilir olması için altyapı yatırımlarının hızla hayata geçirilmesi gerekiyor."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizmde-ekonomik-kayip-cift-haneli-olacak-79702</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/2/1280x720/turizmde-ekonomik-kayip-cift-haneli-olacak-1779312346.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hürmüz Boğazı’nda ABD-İsrail ve İran arasındaki savaş nedeniyle turizmdeki ekonomik kaybın çift haneli olacağı öngörülüyor. Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Yusuf Hacısüleyman, ‘’Turizmde ziyaretçi sayısında tek haneli bir düşüş öngörüyorduk. Sayısal kayıp tek hanede kalabilir ama ekonomik kaybın yılsonunda çift haneli olacağını şimdiden söylemek mümkün.’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/avrupali-turist-dur-bekle-moduna-girdi-79700</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 00:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> ’Avrupalı turist ‘Dur, bekle’ moduna girdi’</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Profesyonel Otel Yöneticileri ve İşletmecileri Derneği (POYD) Başkanı Hakan Saatçioğlu, Hürmüz Boğazı'nda ABD-İsrail ve İran arasındaki savaş enerji konusunda tüm Avrupa’yı ve çalışanları etkilediğini, seyahate çıkmayı planlayanların da ‘dur, bekle’ moduna girerek, ‘son dakika’ya kilitlendiğini söyledi.</p>
<p>Profesyonel Otel Yöneticileri ve İşletmecileri Derneği (POYD) Başkanı Hakan Saatçioğlu, bir ay geç açılan turizm sezonu ile Hürmüz Boğazı'ndaki savaşın etkisini değerlendirdi.</p>
<p>Hürmüz Boğazı'nın kapatılmış olmasının enerji kaynaklarının yüzde 20-30’nu buradan karşılayan Avrupa ve Türkiye ekonomisini olumsuz etkilediğine dikkat çeken Saatçioğlu, ‘’Hürmüz Boğazı’nın kapanması Avrupa'yı daha çok etkiledi. Bu şu demektir. Avrupa etkilenirse oradaki çalışanlar da etkilenecek anlamına geliyor. Ve bu insanlar tabii bu sıkıntıdan dolayı 'dur, bekle' moduna girdi. Yani, (Erken rezervasyonları bir bekleyelim. Çünkü yarın öbür gün benim işim olacak mı, olmayacak mı?) endişesine de girmiş olabilirler. O yüzden de bekliyorlar bunları…’’ dedi.</p>
<p>Enerji fiyatlarının Avrupa’ya göre Türkiye’de daha az arttığını ifade eden Saatçioğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’En kısa zamanda Hürmüz Boğazı'nın açılmasını bekliyoruz. Çünkü enerji, rafineride uçak yakıtı haline getirilmesi gerekiyor. Ve bu da bir zaman alan bir husustur. Şu anda hem Avrupa olsun, hem Türkiye olsun yakıt rezervlerinden faydalanıyorlar ve şimdiden başlamışlar önlem almaya. İngiltere ve Almanya'da özellikle kısa mesafeli uçak seferleri iptal ediyorlar. Yüzlerce uçuş iptal edildi. Yakıt fiyatları arttığından dolayı, verimli doluluğu yakalayamadan o uçağın kalkmasına bir anlam veremiyorlar.’’</p>
<p><strong>"Enflasyonu düşürme çabaları boşa çıktı"</strong></p>
<p>Şu anda sektörün en büyük sorunun enerji fiyatları olduğunu anlatan Hakan Saatçioğlu, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Umarım en kısa zamanda bu sorun çözülür. Çünkü şu anda bile Hürmüz Boğazı'na barış gelse, bunun ekonomiye etkisi nereden baksanız iki buçuk, üç ay sonra rahatlar ekonomi. Tabii maalesef Türkiye pahalı kaldı. Maliyetlerimiz bizim sadece yakıtta değil, aynı zamanda personelde de arttı. Enflasyonu halen istediğimiz noktaya getiremedik. Bir yere kadar getirdik ama bu savaştan dolayı yine bir daha bir körüklendi. Yani son bir yılda yapmış olduğumuz bütün çabaların hepsi boşa düştü maalesef. O yüzden döviz kuru keşke biraz serbest bırakılsa da şöyle 58, 59, 60'ları görebilsek.  Giderlerimiz yüksek. O yüzden kur  artarsa giderlerimiz düşmüş olacak, gelirlerimiz artacak.  Ama tabii ki ekonominin başındaki insanlara da saygımız var. Onların da bildikleri bir şey var.’’</p>
<p><strong>"Teşvikler yetersiz kaldı"</strong></p>
<p>Türkiye'nin ekonomisinin sadece turizmden oluşmadığını anlatan Saatçioğlu,  devletten özel teşvikler beklediklerini söyledi. Verilen teşviklerin yetersiz kaldığını ifade eden Saatçioğlu, sözlerini şöyle sürdürdü.</p>
<p>‘’Sağ olsun Cumhurbaşkanımız bu konuda yardımcı oldu. Konaklama vergisini yüzde 2'den yüzde 1'e indirdi. Bu, bizi algıladığını, bizim problemlerimize vakıf olduğunun bir göstergesidir. Bizim şu anda istediğimiz faiz indirimi de olabilir, özel krediler için veya KDV indirimleri de olabilir. SGK da bir indirim yapabilir. ‘’</p>
<p><strong>Turizm Bakanı bankalarla görüştü</strong></p>
<p>Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy’un banka genel müdürleriyle toplantı yaparak sektörün sıkıntılarını anlattığını anımsatan Hakan Saatçioğlu, faiz indirimi konusunda destek beklediklerini dile getirdi. Saatçioğlu, şunları dile getirdi:</p>
<p>‘’Sayın bakanımız banka genel müdürlerini topladı. Hem turizmin konusunu anlattı hem de ricalarda bulundu. Yani bu konularda esnek davranmalarını, yapabilecekleri ne varsa yardımcı olmalarını rica etti. Demek ki ilerisi için bir şeyler görüyordur diye düşünüyorum. O yüzden bu toplantı yapıldı."</p>
<p><strong>"Uçak olmazsa turist gelmez"</strong></p>
<p>Havacılık sektörü olmazsa turistin de olmayacağını anlatan POYD Başkanı Saatçioğlu, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Havacılık sektörü olmazsa turist gelmez. O yüzden bizim için uçak çok önemli. Uçak yakıtı eskiden havacılığın toplam maliyetinin yüzde 25'i iken, şimdi yüzde 50'ye yükselmiş. Bu da tur paketlerinde en az 100 dolar ile 200 dolar arasında artışa neden oluyor. Antalya olarak turist sayısında geçen yılın rakamlarına yaklaşıyoruz. Antalya yüzde 10-12 düşüşte iken, şimdi yüzde 6-7'lerde gerideyiz. Artış var. Ha bu artış gerilerde ama artış var. Geçen seneki fark kapanıyor şu anda. Tabii hedefimiz bizim daha yüksek açıkçası. Ama geçen seneyi muhtemelen bu sene yakalarız. Yani 17 milyon turisti bu sene yakalayacağımıza ben inanıyorum.’’</p>
<p><strong>"İç pazar turizmi kurtaracak"</strong></p>
<p>Otellerde istenilen doluluk rakamlarına ulaşılmaması halinde turizmcinin ister istemez fiyat indirimi yapmak zorunda kalacağına dikkat çeken Hakan Saatçioğlu sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Burada şu olacak; eğer istediğimiz dolulukları sağlayamazsak, turizmci ister istemez indirim yapmak durumunda kalabilecek. Bu durumda son kullanıcıya ne kadar yansıyacak? Onu biliyoruz. O zaman yaptığımız indirimin de çok büyük bir anlamı olmayacak. Öyle bir sıkıntıyla karşı karşıyayız şu anda. İç pazar bizim için her zaman can dostumuz. Pandemide de biz bunu gördük. İç pazar bizim için olmazsa olmazımız. Şu anda sezonu iç pazarla açıyoruz. Geçmiş yıllarda 15 Nisan'da turizm sezonu açılıyordu, şimdi 15 Mayıs'a kaydı.  O yüzden bizim için çok ciddi bir şekilde bölgede bir talep var. Bu yıl iç pazarın yılı olacak.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/avrupali-turist-dur-bekle-moduna-girdi-79700</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/0/1280x720/avrupali-turist-dur-bekle-moduna-girdi-1779312120.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Profesyonel Otel Yöneticileri ve İşletmecileri Derneği (POYD) Başkanı Hakan Saatçioğlu, &quot;Hürmüz Boğazı’nın kapanması Avrupa&#039;yı daha çok etkiledi. Bu, Avrupa etkilenirse oradaki çalışanlar da etkilenecek anlamına geliyor. Ve bu insanlar tabii bu sıkıntıdan dolayı &#039;dur, bekle&#039; moduna girdi.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yapi-krediden-500-milyon-dolarlik-tahvil-ihraci-79767</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapı Kredi&#039;den 500 milyon dolarlık tahvil ihracı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapı Kredi'nin, uluslararası piyasalarda gerçekleştirdiği 500 milyon dolar tutarındaki İlave Ana Sermaye Tahvil (AT1) ihracını başarıyla tamamladığı duyuruldu.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, bankanın sermaye tabanını destekleyen işlem, Yapı Kredi'nin finansal yapısına, disiplinli bilanço yönetimine ve Türkiye ekonomisine duyulan uluslararası yatırımcı güvenini teyit etti.</p>
<p>Bankaların Özkaynaklarına İlişkin Yönetmelik'in "İlave Ana Sermaye" başlıklı 7. maddesi kapsamında gerçekleştirilen ihraçta, Abu Dhabi Commercial Bank, Citibank, Emirates NBD, First Abu Dhabi Bank, J.P. Morgan, Societe Generale ve Standard Chartered, yetkili bankalar olarak görev aldı.</p>
<p>Yapı Kredi Üst Yöneticisi (CEO) Gökhan Erün, uluslararası piyasalarda başarıyla tamamlanan 500 milyon dolarlık İlave Ana Sermaye Tahvil ihracının, bankanın güçlü finansal yapısına ve sürdürülebilir büyüme stratejisine duyulan güvenin önemli bir göstergesi olduğunu belirtti.</p>
<p>Küresel piyasalardaki dalgalanmalara rağmen yatırımcıların işleme gösterdiği yoğun ilginin, güçlü ve dinamik bilanço yapılarını, disiplinli risk yönetimi yaklaşımlarını ve uzun vadeli değer üretme kapasitelerini teyit ettiğini aktaran Erün, şunları kaydetti:</p>
<p>"Geçen yılın ilk çeyreğinden bu yana uluslararası piyasalardan 6,25 milyar dolar tutarında kaynak sağlamayı başardık. Bu başarılı işlemlerle bir yandan sermaye yapımızı desteklerken, diğer yandan müşterilerimiz, paydaşlarımız ve ülkemiz ekonomisi için sürdürülebilir değer yaratmaya devam ediyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yapi-krediden-500-milyon-dolarlik-tahvil-ihraci-79767</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/7/1280x720/gokhan-erun-1762532626.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapı Kredi&#039;nin 500 milyon dolarlık İlave Ana Sermaye Tahvil ihraç ettiği bildirildi. Yapı Kredi CEO&#039;su Gökhan Erün, &quot;Geçen yılın ilk çeyreğinden bu yana uluslararası piyasalardan 6,25 milyar dolar tutarında kaynak sağlamayı başardık.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtbden-iki-ayri-fotograf-yarismasi-79764</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GTB’den iki ayrı fotoğraf yarışması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep’in tarımsal üretim kültürünü, hasat döneminin emeğini ve bereketini kayıt altına almayı hedefleyen “Gaziantep’te Hasat Mevsimi” yarışmasında; üretimden hasada, kurutmadan işleme süreçlerine kadar tarımsal yaşamın tüm aşamaları fotoğraf kareleriyle anlatılacak. “Kadim Şehir Gaziantep” yarışması ise kentin tarihi ve kültürel kimliğini odağına alarak; tarihi mekânları, doğal güzellikleri, geleneksel yaşamı, unutulmaya yüz tutmuş meslekleri, el sanatlarını ve insan ile şehir arasında yıllar içerisinde oluşan bağı görünür kılmayı amaçlıyor. Yarışma kapsamında elde edilecek eserlerle Gaziantep’in kültürel belleğine katkı sunacak güçlü bir dijital kent arşivi oluşturulması hedefleniyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0edab081cee-1779358384.jpg" alt="" width="700" height="467" /></p>
<p>Türkiye’nin dört bir yanından amatör ve profesyonel fotoğraf sanatçılarının katılımına açık olan yarışmalarda yalnızca Gaziantep il sınırları içerisinde çekilmiş fotoğraflar değerlendirmeye alınacak. Yarışmaya katılacak eserlerin 2025 ve 2026 yılları içerisinde çekilmiş olması şartı aranacak. Her iki yarışmada da dereceye giren eser sahiplerine ayrı ayrı olmak üzere; birincilik ödülü olarak Tam Altın, ikincilik ödülü olarak Yarım Altın, üçüncülük ödülü olarak ise Çeyrek Altın takdim edilecek. Ayrıca jüri değerlendirmesi sonucunda sergilenmeye değer bulunan eserler de ödüllendirilecek. 18 Mayıs 2026 tarihinde başlayan başvuru süreci, 27 Kasım 2026 tarihine kadar devam edecek. Yarışmalara başvurular, Gaziantep Ticaret Borsasının resmî internet sitesi üzerinden çevrim içi olarak gerçekleştirilecek. Başvuru şartları ve yarışmalara ilişkin tüm detaylı bilgilere www.gtb.org.tr adresinden ulaşılabilecek.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0edaca8cd36-1779358410.jpg" alt="" width="700" height="467" /></p>
<p>GTB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı, yarışmalara ilişkin yaptığı değerlendirmede, fotoğraf sanatının şehirlerin hafızasını koruyan en güçlü araçlardan biri olduğunu belirterek, Gaziantep’in sahip olduğu kültürel ve üretim mirasının sanatsal bakış açısıyla kayıt altına alınmasının büyük önem taşıdığını ifade etti. Gaziantep’in sadece güçlü sanayi ve ticaret altyapısıyla değil; tarihi, kültürü, üretim gelenekleri ve yaşam zenginliğiyle de çok özel bir şehir olduğuna işaret eden Akıncı, şunları kaydetti: “Gaziantep; toprağıyla üreten, tarihiyle yaşayan ve kültürüyle hafızalarda yer edinen kadim bir şehir. Düzenlediğimiz bu yarışmalarla amacımız, şehrimizin sahip olduğu değerleri fotoğraf sanatı aracılığıyla görünür kılmak ve gelecek kuşaklara güçlü bir görsel arşiv bırakmak. Hasat Mevsimi yarışmamızla emeğin, üretimin ve bereketin hikâyesini kayıt altına alırken; Kadim Şehir Gaziantep yarışmamızla da kentimizin tarihi dokusunu, insan hikâyelerini ve kültürel mirasını sanatın evrensel diliyle geleceğe taşımayı hedefliyoruz. Bu yarışmaların, Gaziantep’in kültürel belleğine uzun yıllar katkı sunacak eserler ortaya çıkaracağına inanıyoruz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtbden-iki-ayri-fotograf-yarismasi-79764</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/4/1280x720/gtbden-iki-ayri-fotograf-yarismasi-1779358476.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Ticaret Borsası (GTB), kentin kültürel mirasını, tarımsal üretim geleneğini ve yaşayan hafızasını fotoğraf sanatıyla geleceğe taşımayı amaçlayan “Gaziantep’te Hasat Mevsimi” ve “Kadim Şehir Gaziantep” temalı fotoğraf yarışmaları için başvuru sürecini başlattı. Bu yıl 5’incisi düzenlenen “Gaziantep’te Hasat Mevsimi” fotoğraf yarışmasıyla birlikte, geçen yıl ilk kez fotoğraf sanatçılarıyla buluşturulan “Kadim Şehir Gaziantep” yarışması da ikinci kez sanatseverlerin katılımına açıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kahramanmaras/onikisubat-belediyesi-kadin-emegi-seramik-atolyesinin-eserleri-gorucuye-cikti-79759</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Onikişubat Belediyesi Kadın Emeği Seramik Atölyesi’nin eserleri görücüye çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Onikişubat Belediyesi Kadın Emeği Seramik Atölyesi’nin dönem sonu sergi açılışı, AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Dr. Tuba Köksal’ın katılımıyla gerçekleştirildi. Kadınların üretime katılımını desteklemek, meslek edinmelerine katkı sağlamak ve deprem sonrası sosyal hayata adaptasyonlarını güçlendirmek amacıyla hayata geçirilen proje, düzenlenen sergiyle taçlandırıldı.</p>
<p>Suzan ve Abdulhakim Bilgili Halk Eğitimi Merkezi iş birliğinde yürütülen Onikişubat Belediyesi Kadın Emeği Seramik Atölyesi, 19 Ocak’ta başlayıp 20 Mayıs’ta tamamlandı. Toplam 20 kursiyerin eğitim aldığı projede kadınlara cimdikleme, sucuk, plaka ve döküm teknikleri öğretildi. Kursiyerler, süreç boyunca hazırladıkları özgün seramik eserlerini dönem sonu sergisinde vatandaşların beğenisine sundu.</p>
<p><strong>Depremzede kadınların sosyal hayata katılımı amacıyla başlamıştı</strong></p>
<p>Depremden etkilenen kadınların üretime ve sosyal hayata katılımını desteklemek amacıyla başlatılan proje, ilk olarak EXPO Arasta Çarşısı’nda faaliyet gösterdi. Daha sonra Hamidiye Bekir Topçuoğlu Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi’nin alt katına taşınarak daha kurumsal bir yapıya kavuşturuldu ve “Onikişubat Belediyesi Kadın Emeği Seramik Atölyesi” adını aldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0eca851e02a-1779354245.jpeg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p><strong>“Kadınlarımıza yönelik anlamlı projelerimizden bir tanesi”</strong></p>
<p>Sergi açılışında konuşan Onikişubat Belediye Başkanı Hanifi Toptaş, kadınların hem meslek edinmesine hem de sosyal yaşamda daha aktif rol almasına katkı sunan projelerin önemine dikkat çekti. Başkan Toptaş, şunları söyledi:</p>
<p>“Onikişubat Belediyesi Kadın Emeği Seramik Atölyemizdeyiz. Bugün, 4.5 aylık bir süre sonunda kursiyerlerimizin yaptığı çalışmaları burada bir sergi açılışında onlarla bir araya geldik. Gerçekten sağ olsunlar, çok güzel, sanatsal ürünler üretmişler. Aslında biz bu kursumuzu bir sene öncesinde ilk olarak Expo’da oluşturmuştuk. Tabii kadınlarımızın bizden talepleri oldu, biraz mesafenin uzak olması sebebiyle daha merkezi bir yerde konumlandırmamızı istediler. Biz de 22 Gün Mahallemizde, DOKMER Rehabilitasyon Merkezimizin hemen alt katında burayı bir seramik atölyesine dönüştürdük. Gerçekten de yoğun bir talep var. Özellikle kadın kursiyerlerimiz buraya geliyorlar, seramik konusunda eğitimlerini alıyorlar. Gördüğünüz gibi çok güzel ürünleri de ortaya çıkardılar.”</p>
<p><strong>“Kadınlarımızın hayatına artı değer katan proje”</strong></p>
<p>Projelerin insan hayatına dokunmasının kendilerini ayrıca mutlu ettiğini belirten Başkan Toptaş, konuşmasını şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Tabii ki bir projenin, bir tesisin açılışında olmak açıkçası bizi çok mutlu ediyor. Ama bizi daha da mutlu eden, bu projenin insana dokunuyor olması, insanın ruhuna dokunuyor olması, onların yaşamlarını kolaylaştırıyor olması, onların ekonomisine dokunuyor olması gerçekten bizi çok daha fazla mutlu ediyor. Bu projemiz de böyle bir proje. Burada kadınlarımız geliyorlar, hem onların özellikle deprem sonrası süreçte zihinlerinin dağıtılması açısından, hem sanatsal yönlerinin gelişmesi açısından, aynı zamanda bir zanaat öğrenmeleri açısından ve sosyalleşmeleri açısından gerçekten çok önemli ve güzel bir proje oldu. Talep çok, inşallah bunların sayılarını artırmayı hedefliyoruz. Halk Eğitim Merkezimizle ortaklaşa bir proje yürütüyoruz, emeği geçen Halk Eğitim Merkezimize çok teşekkür ediyorum. Eğitmenimize çok teşekkür ediyorum ve buraya gelen çok değerli kursiyerlerimize çok teşekkür ediyorum.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kahramanmaras/onikisubat-belediyesi-kadin-emegi-seramik-atolyesinin-eserleri-gorucuye-cikti-79759</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/9/1280x720/onikisubat-belediyesi-kadin-emegi-seramik-atolyesinin-eserleri-gorucuye-cikti-1779354310.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Onikişubat Belediyesi tarafından kadınların üretime katılımını desteklemek, meslek edinmelerine katkı sağlamak ve deprem sonrası sosyal hayata adaptasyonlarını güçlendirmek amacıyla hayata geçirilen Kadın Emeği Seramik Atölyesi’nin dönem sonu sergi açılışı gerçekleştirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/arkas-line-reefer-filosunu-500-yeni-konteynerle-guclendiriyor-79757</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Arkas&#039;ın filosuna 500 yeni konteyner</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Akdeniz, Karadeniz, Batı ve Kuzey Afrika, Amerika’nın Doğu Kıyısı ve Hindistan başta olmak üzere farklı coğrafyalarda hizmet veren Arkas Line, yeni reefer konteyner yatırımıyla sıcaklık kontrollü yük taşımacılığındaki hizmet kapasitesini artırıyor.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, belirli bir hatla sınırlı kalmadan tüm servis ağı içinde kullanılabilecek yeni konteynerler; gıda, tarım ürünleri, hassas medikal ürünler gibi ısı kontrolü gerektiren yüklerin güvenli taşınmasına katkı sağlayacak. Çin’de CIMC firmasının Qingdao fabrikasında üretilen sıfır reefer konteynerlerin haziran ayında Arkas Line filosuna dahil edilmesi hedefleniyor.</p>
<p>Açıklamada, "Arkas Line’ın filosuna katılacak yeni konteynerler, Daikin Zestia model soğutma ünitesiyle donatıldı. Yüksek soğutma performansı, sıcaklık hassasiyeti ve enerji verimliliğiyle öne çıkan sistemler, tedarik zincirinde ürün kalitesinin korunmasına destek olacak. Yeni ekipmanlar aynı zamanda yeni nesil ve çevresel etkisi daha düşük R1234yf soğutucu gaz kullanımına uyumlu yapısıyla Arkas Line’ın sürdürülebilirlik odaklı operasyon yaklaşımını güçlendirecek. Yeni yatırım, Arkas Line’ın müşterilerine daha esnek ve çevre odaklı çözümler sunma hedefinin bir parçası olarak öne çıkıyor. Sıcaklık kontrollü taşımacılığın hassasiyet gerektiren yapısı dikkate alındığında, reefer ekipman kapasitesindeki artış; yük güvenliği, operasyonel verimlilik ve farklı pazarlara erişim açısından stratejik önem taşıyor.<br />Arkas Line, ekipman filosuna yaptığı bu yatırımla operasyonel gücünü ve erişim kapasitesini artırmakla kalmıyor; aynı zamanda enerji verimliliği ve düşük çevresel etki odağındaki dönüşümünü de sürdürüyor. Yeni reefer konteynerlerin, müşterilerin uluslararası tedarik zincirlerinde ihtiyaç duyduğu güvenilirliği daha da güçlendirmesi hedefleniyor." denildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/arkas-line-reefer-filosunu-500-yeni-konteynerle-guclendiriyor-79757</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/7/1280x720/arkas-line-reefer-filosunu-500-yeni-konteynerle-guclendiriyor-1779353007.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Arkas Line, sıcaklık kontrollü konteyner taşımacılığındaki kapasitesini 500 adet yeni reefer konteyner yatırımıyla artırıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esmiaddan-uyelerine-ferdi-kaza-sigortasi-destegi-79738</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ESMİAD’dan üyelerine ferdi kaza sigortası desteği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Eskişehir iş dünyasının sivil toplum kuruluşlarından Eskişehir Müteşebbis İş İnsanları Derneği (ESMİAD), tüm aktif üyelerini kapsayan ferdi kaza sigortası uygulamasını hayata geçirdi. Sigorta primlerinin dernek tarafından karşılanacağı uygulamayla üyelerin iş ve günlük yaşamlarında karşılaşabilecekleri risklere karşı güvence sağlanması amaçlanıyor.</p>
<p>ESMİAD Yönetim Kurulu Başkanı Oğuz Sinlenmez, yaptığı açıklamada, iş dünyasında yatırım ve üretim kadar insan unsurunun da önem taşıdığını belirtti.</p>
<p>Sinlenmez, “ESMİAD olarak temel misyonumuz Eskişehir’de iş birliğini, üretimi ve yenilikçi girişimciliği desteklemek. Ancak biz her zaman ‘Önce insan, sonra iş’ diyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Uygulamanın yalnızca maddi destek anlamı taşımadığını vurgulayan Sinlenmez, üyelerin iş seyahatleri, fabrika, şantiye ve saha çalışmalarında karşılaşabilecekleri olası kazalara karşı kendilerini daha güvende hissetmelerini amaçladıklarını kaydetti.</p>
<p>Ferdi kaza sigortasının; ölüm, kalıcı sakatlık ve uzuv kaybı gibi ağır sonuçlar doğurabilecek kazalarda devreye gireceği bildirildi. Sigorta kapsamı ve detaylarının ise üyelere dijital ortamda iletileceği belirtildi.</p>
<p>ESMİAD’ın bugüne kadar yerel istihdam, genç girişimcilere mentörlük ve kent ekonomisinin markalaşmasına yönelik projeler yürüttüğünü aktaran Sinlenmez, sivil toplum kuruluşlarının yalnızca temsil değil dayanışma görevi de üstlenmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Sinlenmez, “Önümüzdeki dönemde üyelerimize ve şehrimize yönelik sağlık, eğitim ve sosyal refah alanlarında yeni projeler de duyuracağız” dedi.</p>
<p>Yaklaşık 250’yi aşkın üyeye sahip ESMİAD’ın, tüm üyelerini kapsayan ferdi kaza sigortası uygulamasını hayata geçiren sayılı iş dünyası dernekleri arasında yer aldığı öğrenildi. Uygulamanın üyelerden olumlu geri dönüş aldığı ve diğer sivil toplum kuruluşlarına örnek olmasının beklendiği kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esmiaddan-uyelerine-ferdi-kaza-sigortasi-destegi-79738</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/8/1280x720/567-1779347731.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ferdi kaza sigorta primlerinin Eskişehir Müteşebbis İş İnsanları Derneği  tarafından karşılanacağı uygulamayla üyelerin iş ve günlük yaşamlarında karşılaşabilecekleri risklere karşı güvence sağlanması amaçlanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/meralarda-istisnalar-kaideyi-zorluyor-79730</guid>
            <pubDate>Thu, 21 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Meralarda istisnalar kaideyi zorluyor…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Mevzuatta, “Mera Kanununa veya daha önceki kanunlara göre mera, yaylak ve kışlak olarak tahsis edilmiş olan veya kadimden beri bu amaçla kullanılan arazilerde tahsis amacı değişikliği yapılabilir.” deniliyor.</p>
<p>Kadim, ‘tarih öncesi çağlardan beri’ , ‘başlangıcından bu yana’ anlamına geliyor. Demek ki meralar ‘başlangıçtan bu yana’ hayvanların otlatılması ve otundan yararlanılması amacıyla kullanılan araziler.</p>
<p>4342 Sayılı Mera Kanunu 28 Şubat 1998 tarihini taşıyor. Asıl olarak amacı meraları korumak. Çünkü meralar şu ya da bu nedenle giderek küçülüyor. Nitekim Türkiye’de çayır ve mera alanlarının dramatik bir şekilde daraldığı ifade ediliyor. 1940’lı yıllarda yaklaşık 44 milyon hektar olan mera varlığının günümüzde 13-14 milyon hektar seviyelerine kadar gerilediği belirtiliyor.</p>
<p>Bu hızlı gerilemenin nedeni malum. Çobanların ve hayvanların dışında insanlar yapılar dahil yaşam alanlarını meralara aktarmaya çalışıyorlar. Görünen o ki başarıyorlar da.</p>
<p>Meralar alan olarak gerilerken, mevcutların kalitesi de besicilik için yeterli olmuyor. Bu nedenle kamu kaynakları kullanılarak meralar ıslah ediliyor. Geliştirilen projeler ile çayır ve meraların ot veriminin ve kalitesinin artırılması, hayvanların meradan en iyi şekilde faydalanması, bu alanların sürdürülebilir kullanımının sağlanması amaçlanıyor.</p>
<p>Küçülse de meralar yasal olarak korunaklı alanlar. Her isteyen, her amaçla meralara giremiyor. Bunun için yasanın istisna maddelerinden yararlanmak ve meraların ‘tahsis amacı dışında kullanım’ı için izin çıkarmak geriyor.</p>
<p>Yasanın 14. Maddesi meraların amacı dışında kullanımını düzenliyor. Bunun için de öncelikle ortada bir ‘kamu yararı’ olması gerekiyor. Ancak 1998’de uygulamaya giren yasanın getirdiği istisnaların giderek arttığını görüyoruz. Öyle ki istisnalar ‘a’ harfinden başlayıp ‘k’ harfine kadar gelmiş. Benim sayabildiğim 13 istisna var.</p>
<p>İstisnalar içinde maden, petrol aramaları, turizm yatırımları, petrol gaz iletimi, elektrik ve doğalgaz yatırımları, jeotermal seralar, kentsel dönüşüm, elektronik haberleşme altyapıları, yenilenebilir enerji kaynakları gibi ‘ağır’ konu başlıkları var.</p>
<p>2005, 2007, 2008, 2014, 2017, 2018, 2025 gibi birçok tarihte yasada bu anlamda değişiklikler yapılmış. 2017’de yapılan değişiklikle endüstri bölgeleri, teknoloji geliştirme bölgeleri, OSB’ler, serbest bölgeler de istisna kapsamına alınarak meralarda ‘alanlarla yayılacak şekilde’ bu tür endüstriyel yapılaşmaların da yapılmasına izin verilmiş.</p>
<p>Son olarak 13 ilde, 16 bölgede ‘Mega Endüstri Bölgeleri’nin kurulacağı alanlar açıklandıktan sonra, yatırım alanı olarak meraların seçildiği ortaya çıkmıştı. “Neden meralar?” konusunu başka bir zaman tartışırız.</p>
<p>Türkiye’de organize sanayi bölgeleri ağırlıklı olarak, planlı alanların toplam büyüklüğünün 146 bin hektar civarında olduğunu biliyoruz. Bu alan yaklaşık olarak Kilis ilinin yüzölçümüne denk geliyor. Amaç bir vade sonrasında planlı üretim alanlarını 350 bin hektara çıkarmak olarak açıklandı. Bu artışa Samsun-Mersin koridorunun dışında Sivas-Iğdır, Mersin-Şırnak, Trabzon-Şırnak koridorunda belirlenecek yatırım alanları da dâhil olacak. Birinci hatta yer alan yatırım alanlarının toplamının 40 bin hektarın biraz altında olduğunu hatırlayalım.</p>
<p>Birinci hatta yer alan yatırım alanlarının ilanı kuşkusuz ‘sevindirici’ ancak yatırımların ve ardından üretimin ‘yer seçimi nedeniyle’ çevre ile ilişkiler açısından bıçak sırtı bir denge üzerinde yapılacak olması düşündürücü.</p>
<p>“Yeşil dönüşüm, karbon emisyonlarını azaltmak, doğal kaynakları korumak ve döngüsel ekonomiye geçmek için üretim, tüketim ve iş modellerinin çevre dostu olacak şekilde yeniden yapılandırılması, İklim krizini önlemeyi ve ekolojik dengeyi koruyarak sürdürülebilir bir gelecek inşa etmeyi amaçlayan çok kapsamlı bir süreç.” olarak tanımlanıyor.</p>
<p>Bu köklü değişim temel olarak şu unsurlardan oluşuyor:</p>
<p>Karbon emisyonlarının azaltılması. Fosil yakıtlar yerine güneş, rüzgar gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş yapılarak sera gazı salınımının en aza indirilmesi,</p>
<p>Kaynak ve enerji verimliliği. Üretim süreçlerinde kullanılan su ve enerjinin optimize edilmesi; atıkların azaltılması ve geri dönüşümün en üst düzeye çıkarılması,</p>
<p>Döngüsel ekonomi. “Al-kullan-at” şeklindeki geleneksel doğrusal modelin terk edilip, ürünlerin ve malzemelerin ömrünün uzatıldığı, tekrar kullanıldığı ve atıkların hammaddeye dönüştürüldüğü bir sistem kurulması,</p>
<p>Bu değişimin başarılabilmesi sanayinin geleceği açısından kritik önem taşıyacak. Üstelik bu artık bir zorunluluk. Çünkü başta Avrupa Yeşil Mutabakatı olmak üzere küresel ticaret kuralları, karbon salınımı yüksek ürünlere ek vergiler getiriyor. Özellikle Türkiye gibi ihracata dayalı sanayi ülkelerinde yeşil dönüşüm; uluslararası rekabet gücünü korumak ve küresel pazarlara erişimi sürdürmek için ticari bir zorunluluk olarak görülüyor.</p>
<p>Artık kaçınılmaz bir şekilde yeşil dönüşüm ve sürdürülebilirlik hayatımıza girmişse, bunu başaramayan yok olup gidecekse, sanayinin ve meraların buluşması çok daha anlamlı ve ancak yine de ‘zor’ olacak.</p>
<p>Aslında birinden vazgeçmeden her ikisini de ‘var’ kılabilmek gelecek adına hepsinden daha güzeli olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/meralarda-istisnalar-kaideyi-zorluyor-79730</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Meralarda istisnalar kaideyi zorluyor… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkezi-yonetimin-brut-borcu-148-trilyon-milyar-lira-79695</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 18:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkezi yönetimin brüt borcu 14,8 trilyon milyar lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, 30 Nisan 2026 itibarıyla merkezi yönetim brüt borç stoku verilerini paylaştı. </p>
<p>Buna göre, merkezi yönetim brüt borç stoku, ay sonu itibarıyla 14 trilyon 765,3 milyar lira oldu.</p>
<p>Borç stokunun 7 trilyon 38 milyar liralık kısmı Türk lirası, 7 trilyon 727,3 milyar liralık kısmı ise döviz cinsi borçlardan oluştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkezi-yonetimin-brut-borcu-148-trilyon-milyar-lira-79695</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/5/1280x720/lira-para-1778213523.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakanlığının nisan verilerine göre merkezi yönetim brüt borç stoku, 14 trilyon 765,3 milyar lira oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazine-alacaklari-2532-milyar-lira-79694</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 18:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazine alacakları 253,2 milyar lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class=""> </div>
<div class="card-text">
<div id="habericerikDiv3" class=" v3HaberIcerikDiv ltr">
<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, Nisan 2026'ya ait alacaklara ait verileri paylaştı. </p>
<p>Buna göre, Hazine alacakları, 30 Nisan itibarıyla 253,2 milyar lira oldu. Alacak stoku içindeki en yüksek payı 217,9 milyar lirayla Türkiye Varlık Fonu oluşturdu.</p>
<p>Söz konusu tarihe kadar Hazine alacaklarından 1,4 milyar lira tahsil edildi.</p>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazine-alacaklari-2532-milyar-lira-79694</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/0/1/1280x720/lira-para-1768365030.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nisan verilerine göre Hazine alacakları^, 253,2 milyar lira olurken en yüksek payı 217,9 milyar lirayla TVF oluşturdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayi-uretici-fiyatlari-nisanda-yuzde-348-artti-79692</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 18:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayi üretici fiyatları nisanda yüzde 3,48 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Nisan 2026'ya ait toplam sanayi üretici fiyat endeksi göstergelerini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, endeks geçen ay bir önceki aya kıyasla yüzde 3,48, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 30,6, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 12,34 ve 12 aylık ortalamalara kıyasla yüzde 27,95 yükseldi.</p>
<p>Sanayinin alt sektörlerinin yıllık değişimlerine bakıldığında, madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 41,73, imalatta yüzde 31,87, elektrik, gaz, buhar ile iklimlendirme üretimi ve dağıtımında yüzde 7,19, su temini, kanalizasyon, atık yönetimi ve iyileştirme faaliyetlerinde yüzde 38,26 artış görüldü.</p>
<p>Ana sanayi gruplarının yıllık değişimleri dikkate alındığında, ara mallarında yüzde 27,28, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 31,28, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 32,98, enerjide yüzde 46,73 ve sermaye mallarında yüzde 25,01 yükseliş gerçekleşti.</p>
<p><strong>Aylık değişimler</strong></p>
<p>Sanayinin alt sektörlerinin aylık değişimleri incelendiğinde ise madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 7,78, imalatta yüzde 3,83, su temini, kanalizasyon, atık yönetimi ve iyileştirme faaliyetlerinde yüzde 2,02 artış kaydedilirken, elektrik, gaz, buhar, iklimlendirme üretimi ve dağıtımı ise yüzde 4,96 azaldı.</p>
<p>Ana sanayi gruplarının aylık değişimlerine bakıldığında, ara mallarında yüzde 3,59, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 2,51, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 2,63, sermaye mallarında yüzde 2,44 ve enerjide yüzde 7 artış kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayi-uretici-fiyatlari-nisanda-yuzde-348-artti-79692</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/2/1280x720/sanayi-1779289674.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in nisan verilerine göre toplam sanayi üretici fiyat endeksi, aylık bazda yüzde 3,48, yıllık bazda yüzde 30,6 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/dimes-gidadan-finansman-bonosu-ihraci-79688</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 16:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dimes Gıda&#039;dan finansman bonosu ihracı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ÜNLÜ &amp; Co'nun iştiraki ÜNLÜ Menkul Değerler AŞ aracılığıyla gerçekleştirilen Dimes Gıda finansman bonosu ihracının başarıyla tamamlandığı duyuruldu.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, başlangıçta 150 milyon lira nominal tutar olarak planlanan ihraç, yoğun talep üzerine 250 milyon liraya yükseltildi.</p>
<p>Talep toplama süreci 14 Mayıs'ta tamamlanan ihraç, yurt içinde nitelikli yatırımcılara satış yöntemiyle ve 364 gün vadeyle gerçekleştirildi. İşlem aynı zamanda, Dimes Gıda'nın sermaye piyasalarındaki ilk borçlanma aracı ihracı olma özelliğini taşıdı.</p>
<p>ÜNLÜ &amp; Co Yönetici Direktörü Tunç Yıldırım, Dimes Gıda'nın sermaye piyasalarındaki ilk borçlanma aracı ihracına aracılık etmekten memnuniyet duyduklarını belirtti.</p>
<p>Yıldırım, ÜNLÜ &amp; Co olarak reel sektör şirketlerinin sermaye piyasalarındaki varlığını güçlendiren işlemlere katkı sunmaya ve yatırımcılarla sürdürülebilir bağlar kurmalarını desteklemeye devam edeceklerini kaydetti.</p>
<p>ÜNLÜ Menkul Değerler AŞ Kurumsal ve Hazine Çözümleri Direktörü Özlem Çelen de yatırımcı beklentileri doğrultusunda yapılandırılan ihracın, değişken faiz yapısı, vade kompozisyonu ve etkin fiyatlamasıyla başarılı bir işlem örneği ortaya koyduğunu kaydetti.</p>
<p>Çelen, Dimes Gıda gibi sektöründe güçlü konuma sahip şirketlerin sermaye piyasalarına ve finansmana erişim süreçlerinde çözüm ortağı olmaya devam edeceklerini anlattı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/dimes-gidadan-finansman-bonosu-ihraci-79688</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/2/1280x720/dimes-1759076052.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dimes Gıda&#039;nın finansman bonosu ihracının ÜNLÜ Menkul Değerler AŞ aracılığıyla gerçekleştirildiği bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-fatf-standartlari-tum-yetki-alanlarinda-hayata-gecirilmeli-79687</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 16:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek: FATF standartları tüm yetki alanlarında hayata geçirilmeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 5'incisi Paris'te düzenlenen "No Money for Terror" (Teröre Finansman Yok) Bakanlar Konferansı'na katıldığını duyurdu. </p>
<p>Konferansta, "Preventing the Misuse of Financial Innovation for Terrorism Financing" panelinde konuşan Şimşek, finansal inovasyonun, fırsatlar kadar riskler de barındırdığını belirterek, ödemeleri daha hızlı, ucuz ve erişilebilir kılan özelliklerin, suçlular ve terör finansörleri için de yeni kanallar (yollar) oluşturduğuna işaret etti.</p>
<p>Şimşek, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda,, kripto varlıkların artık bu yeni risk ortamının merkezinde yer aldığına dikkati çekerek, işlemlerin saniyeler içinde gerçekleştiğini, sınır ötesine kolayca aktarılabildiğini ve tek tıkla küresel likiditeye erişim sağladığını ifade etti. Şimşek, ayrıca söz konusu araçların birçoğunun kullanıcılarının kimliklerini gizlemesine imkan verdiğini bildirdi.</p>
<p>Mali Eylem Görev Gücü'ne (FATF) göre, "stabil coinlerin" giderek terör finansörlerinin daha fazla tercih ettiği bir araç haline geldiğini ifade eden Şimşek, söz konusu coinlerin, değerlerini korumaları, sınır ötesine anında taşınabilmeleri ve kolay erişilebilir olmaları sebebiyle suistimal edilebildiklerini belirtti.</p>
<p>Şimşek, standartların uygulanmasında tutarlılık olmamasının, aslında bunların hiç uygulanmaması anlamına geldiğine işaret ederek, "FATF standartları tüm yetki alanlarında tutarlı şekilde hayata geçirilmelidir. Aksi takdirde suçlular her zaman en zayıf halkayı bulacak." ifadesini kullandı.</p>
<p><strong>"Güçlü uluslararası iş birliği hayati önemini koruyor"</strong></p>
<p>Türkiye'nin kripto varlıklarla ilgili Kara Paranın Aklanmasının Önlenmesi/Terörizmin Finansmanı ile Mücadele (AML/CFT) risklerine karşı erken ve kararlı şekilde harekete geçtiğini vurgulayan Şimşek, 2021'de kripto varlık hizmet sağlayıcılarını ilgili yükümlülükler kapsamına aldıklarını, seyahat kuralını uygulamaya koyduklarını, lisanslama ve uyum şartlarını getirdiklerini anımsattı.</p>
<p>Şimşek, risklerin çok yüksek olması sebebiyle kripto ATM'lerini de tamamen yasakladıklarına işaret ederek, bazı alanlarda FATF'ın tavsiyelerinin de ötesine geçtiklerini belirtti. Bu kapsamda, stabil kripto para transferlerine günlük 3 bin dolar ve aylık 50 bin dolar limitleri getirdiklerini ifade eden Şimşek, seyahat kuralı şartlarını karşılamayan işlemler için zorunlu bekleme süreleri uygulamaya aldıklarını bildirdi.</p>
<p>Şimşek, suç ağlarına ait fonların saniyeler içinde transfer edilebildiğini kaydederek, uluslararası iş birliğinin de aynı hızda hareket etmesi gerektiğine dikkati çekti. Şimşek, bu çerçevede şüpheli cüzdan tespit edildiğinde, bilgi akışının haftalar değil, saatler içinde gerçekleşmesinin önemini vurguladı.</p>
<p>Finansal inovasyonun gelişmeye devam edeceğinin ve risklerin de aynı şekilde gelişeceğinin altını çizen Şimşek, bu süreçte güçlü uluslararası iş birliğinin hayati önemini koruduğunu belirtti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-fatf-standartlari-tum-yetki-alanlarinda-hayata-gecirilmeli-79687</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/2/1280x720/simsek-1776501507.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Teröre Finansman Yok&quot; Bakanlar Konferansı&#039;na katılan Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, &quot;FATF standartları tüm yetki alanlarında tutarlı şekilde hayata geçirilmelidir. Aksi takdirde suçlular her zaman en zayıf halkayı bulacak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/karar-resmi-gazetede-189-yeni-gida-bileseni-yonetmelige-dahil-edildi-79686</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 16:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karar Resmi Gazete&#039;de: 189 yeni gıda bileşeni yönetmeliğe dahil edildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanlığının "Türk Gıda Kodeksi Yeni Gıdalar Yönetmeliği" ve "Türk Gıda Kodeksi Yeni Gıdalara İlişkin Uygulama Tebliği" Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Bakanlıktan edinilen bilgiye göre, gelişen teknoloji ve alternatif gıda kaynakları hakkında çalışmaların artması sonucunda yeni bileşenlerin gıda olarak kullanılması konusunda artan talepler üzerine adım atıldı.</p>
<p>Düzenlemeler, gıda işletmecilerinin piyasaya yeni geliştirdikleri gıdaları arz edebilmesinin kurallarının ve tüketiciler için gıda güvenilirliğinin yüksek düzeyde sağlanmasına ilişkin koşulların belirlenmesi amacıyla hazırlandı.</p>
<p>Yönetmelik ekinde, Avrupa Birliğinin (AB) listesinde olup Türkiye'de kullanımı uygun görülen yeni gıdalar sıralandı.</p>
<p>AB listesindeki 189 yeni gıda bileşeni yönetmelik ekine alındı, 32 gıda ise GDO'lu mikroorganizma kullanılarak üretilmesi, domuz kaynaklı veya böcek olması gibi nedenlerle mevzuata alınmadı.</p>
<p>Geliştirilen yeni gıdanın kullanımına, yönetmelikte belirlenen prosedüre göre risk değerlendirmesi yapılmasının ardından insan sağlığı açısından herhangi bir güvenilirlik riski oluşturmaması halinde, belirlenen koşullarda izin verilecek.</p>
<p>Yönetmeliğin ekinde yer almayan yeni gıdaların piyasaya arz edilebilmesi için ise gıda işletmecisi tarafından Bakanlığa başvuru yapılması ve güvenilirlik değerlendirmesinin ardından mevzuatta yer alması gerekiyor.</p>
<p>Konuya ilişkin tebliğle de yeni gıda statüsünün belirlenmesi ve başvuru dosyalarının içeriği ile ilgili düzenlemeler yapıldı.</p>
<p>Düzenlemeyle, daha önce gıda olarak hiç tüketilmemiş bir bileşenin tam olarak tanımlanması ve risk değerlendirme sonucunda kullanımına izin verilmesiyle tüketici sağlığının korunması hedefleniyor. Aynı zamanda yenilikçi gıdalar, yeni teknolojiler ve üretim süreçlerinin önünün açılmasıyla inovasyona da destek olunması öngörülüyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/karar-resmi-gazetede-189-yeni-gida-bileseni-yonetmelige-dahil-edildi-79686</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan tebliğle, AB listesindeki 189 yeni gıda bileşeni yönetmelik ekine alındı, 32 gıda ise GDO&#039;lu mikroorganizma kullanılarak üretilmesi, domuz kaynaklı veya böcek olması gibi nedenlerle mevzuata alınmadı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uludag-icecek-ve-bursasporun-is-birligi-1-ligde-de-devam-ediyor-79684</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 15:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uludağ İçecek ve Bursaspor’un iş birliği 1. Lig’de de devam ediyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Uludağ İçecek Türk AŞ, 1980’li yıllardan bu yana desteklediği Bursaspor ile sponsorluk anlaşmasını yeni sezonda da sürdürüyor.</p>
<p>2025–2026 sezonunu 2. Lig şampiyonu olarak tamamlayıp bir üst lige yükselen Bursaspor’un en büyük destekçilerinden olan marka, yeşil-beyazlı camianın zirve yolculuğunda yanlarında olmaya devam edeceğini duyurdu.  İş birliğinin, dönemsel bir sponsorluk yaklaşımının ötesinde; kentin değerlerine ve Bursa kültürüne yıllardır verilen kalıcı desteğin bir yansıması olarak öne çıktığı belirtildi. Yapılan açıklamaya göre, 1980’li yıllardan itibaren Türkiye Kupası şampiyonluğundan Süper Lig zaferine pek çok tarihi ana tanıklık eden Uludağ İçecek, Bursaspor’un bu sezonda da yanında yer alarak "şehrin takımıyla yol arkadaşlığı" vizyonunu bir kez daha tescilledi.  </p>
<h2>Ömer Kızıl: “Zirve yolculuğunda her zaman yanındayız”</h2>
<p>Sponsorluk imza töreninde değerlendirmelerde bulunan Uludağ İçecek Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Kızıl, Bursaspor’un ait olduğu yere dönüşünün şehir için büyük bir motivasyon kaynağı olduğunu belirtti. Kızıl, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Uludağ İçecek Türk A.Ş. olarak, 1980’li yıllardan bugüne şehrimizin köklü değeri Bursaspor’un başarı yolculuğuna eşlik etmekten büyük bir gurur duyuyoruz. Geçmişte birlikte yaşadığımız Türkiye Kupası, 1. Lig, Süper Lig ve 3. Lig şampiyonluklarının ardından, geçtiğimiz sezonu 2. Lig şampiyonu olarak tamamlayan takımımızın 1. Lig mücadelesinde de yanındayız.  Bursaspor’un zirveye emin adımlarla ilerlemesini heyecanla takip ediyor; uzun yıllardır olduğu gibi bu sezonda da gururla destekliyoruz. Bu yeni sponsorluk döneminin, kulübümüzün hedeflerine ulaşmasında önemli bir basamak olacağına inanıyor; futbolcularımızı, teknik ekibimizi ve bu sevdayı hiç bırakmayan taraftarımızı yürekten kutluyoruz.”</p>
<p>Ömer Kızıl, Uludağ İçecek Türk A.Ş. ile Bursaspor arasındaki birlikteliğin yaklaşık 40 yıl öncesine dayandığını belirterek, şirketin uluslararası alanda büyüme yolculuğunu sürdürürken Bursa’yı ve Bursaspor’u hiçbir zaman unutmadığını ifade etti. EuroLeague başta olmak üzere farklı uluslararası organizasyonlarda da yer aldıklarını hatırlatan Kızıl, Bursa’dan çıkan bir marka olarak global ölçekte yatırımların devam ettiğini söyledi. Bursaspor’un 40 bin kişilik stadyum atmosferinin yurt dışında da büyük ilgi gördüğünü dile getiren Kızıl, kulübe desteklerinin süreceğini ve yeni sezonda başarılar dilediklerini ifade etti.<br />İmza töreninde bir konuşma yapan Levent Kızıl da Bursaspor’a desteklerinin devam edeceğini belirterek, geçen sezonun zorlu geçtiğini ve kulübün yeniden ayağa kalkma sürecinde önemli bir ivme yakaladığını ifade etti. Güçlü bir taraftar desteğine sahip olunduğunu vurgulayan Kızıl, takıma ve yönetime güvendiğini, zorlu bir lig olmasına rağmen Bursaspor’un en iyi şekilde mücadele edeceğine inandığını dile getirdi. Uludağ İçecek Türk A.Ş.’nin yaklaşık 40 yıldır kulübün yanında olduğunu hatırlatan Kızıl, bu desteği bundan sonra da sürdürmeyi hedeflediklerini belirtti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uludag-icecek-ve-bursasporun-is-birligi-1-ligde-de-devam-ediyor-79684</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/4/1280x720/uludag-icecek-ve-bursasporun-is-birligi-1-ligde-de-devam-ediyor-1779281472.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursaspor Özlüce İbrahim Yazıcı Tesisleri’nde gerçekleştirilen basın toplantısında, Uludağ İçecek ve Bursaspor arasındaki iş birliğinin yeni sezon detayları kamuoyuyla paylaşıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/subu-8-yilda-guclu-bir-universite-modeli-olusturdu-79698</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;SUBÜ, 8 yılda güçlü bir Üniversite modeli oluşturdu&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi (SUBÜ) Rektörü Prof. Dr. Mehmet Sarıbıyık, öğrencileri doğrudan hayata hazırlayan bir üniversite modeli geliştirme gayretinde olduklarını söyledi. SUBÜ’nün 8’inci kuruluş yıl dönümü vesilesiyle düzenlenen basın toplantısında bilgiler veren Rektör Sarıbıyık, 8 yıllık süreçte 2 kat mesafe kat ettiklerini ve gelişim hızı ile dikkat çeken bir üniversite olduklarını söyledi.</p>
<p><strong>SUBÜ genç bir üniversite</strong></p>
<p>Kısa sürede güçlü bir üniversite modeli oluşturduklarını ifade eden Sarıbıyık, şu bilgileri verdi: “2018’yılındaki kuruluşumuzdan itibaren klasik üniversite anlayışının ötesine geçmeye çalıştık. İş dünyasıyla birlikte hareket ettik. Uygulama merkezli düşündük ve öğrencilerimizi doğrudan hayata hazırlayan bir üniversite modeli geliştirme gayretinde olduk. 8 yıl içerisinde geldiğimiz noktada; eğitimden istihdama, iş dünyasından teknolojiye, kalite süreçlerinden uluslararası alanda markalaşmaya, sosyal gelişimden dijital dönüşüme uzanan çok yönlü bir gelişim ortaya koyduk. SUBÜ genç bir üniversite olabilir ancak gelişim hızı bakımından Türkiye’de dikkat çeken üniversitelerden birisi. Aslında biz geçen yılların ötesinde ortaya çıkan etkiyi daha çok önemsiyoruz.”<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0dd9fdd3717-1779292669.JPG" alt="" width="700" height="396" /></p>
<p> </p>
<p><strong>Yeşil ve akıllı kampüs</strong></p>
<p>Temel amaçlarının her adımda geleceğin üniversitesini planlamak olduğunu vurgulayan Sarıbıyık, yeni kampüsün ise akıllı ve yeşil bir kampüs olacağını söyledi. Rektör Sarıbıyık, yeni kampüs çalışmalarına çevreci, sürdürülebilir, teknoloji odaklı, öğrenci dostu ve erişilebilir bir yaşam alanı anlayışıyla devam ettiklerini belirterek şunları söyledi: “8 yıl önce yola büyük bir heyecanla çıkmıştık. Bugün uygulamalı eğitimiyle dikkat çeken, iş dünyasıyla güçlü bağlar kuran, kalite kültürünü benimseyen, teknoloji üreten ve şehriyle birlikte büyüyen bir üniversite ortaya çıkarmanın gururunu yaşıyoruz. Önümüzdeki dönemde yapay zekâ ve dijital dönüşüm süreçlerine yön veren, yeşil ve akıllı kampüs anlayışını hayata geçiren, öğrencisini geleceğe hazırlayan, girişimcilik ve üretim ekosisteminin merkezinde yer alan bir üniversite yapısını daha da güçlendirme hedefindeyiz.”<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0dda1131b0d-1779292689.JPG" alt="" width="700" height="394" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/subu-8-yilda-guclu-bir-universite-modeli-olusturdu-79698</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/8/1280x720/subu-8-yilda-guclu-bir-universite-modeli-olusturdu-1779292729.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SUBÜ’nün 8’inci kuruluş yıl dönümü vesilesiyle düzenlenen basın toplantısında bilgiler veren Rektör Sarıbıyık, 8 yıllık süreçte 2 kat mesafe kat ettiklerini ve gelişim hızı ile dikkat çeken bir üniversite olduklarını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/-79671</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 12:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> ASELSAN ile Nanotech arasında iş birliği: Yeni şirket kuruluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Türkiye’nin hava savunma konsepti ÇELİK KUBBE kapsamında kullanılan seramik radomların üretimi için ASELSAN ile Eskişehir merkezli Nanotech iş birliğine gidiyor. Taraflar, “ASELSAN Nanotech Eskişehir Elektronik Sistemler” şirketinin kurulması için mutabakat zaptı imzaladı.</p>
<p>Savunma Sanayii İcra Kurulu kararı doğrultusunda hayata geçirilen iş birliğiyle, füze sistemlerinde kullanılan kritik seramik bileşenlerin daha yüksek kapasite ve kalite standartlarında üretilmesi hedefleniyor. Yeni yapılanmanın, savunma sanayiinde seri üretim kabiliyetini artırması ve tedarik sürelerini kısaltması bekleniyor.</p>
<p>İmza törenine, Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) Başkan Yardımcısı Prof. Dr. İhsan Kaya, ASELSAN CEO’su Ahmet Akyol, Nanotech Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Aydın Doğan ile Nanotech Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Dr. Ünal Çakar katıldı.</p>
<p>Eskişehir merkezli Nanotech’in, ileri seramik teknolojileri alanındaki çalışmalarıyla öne çıkan bir teknoloji şirketi olduğu, şirketin Prof. Dr. Aydın Doğan’ın yürüttüğü ileri seramik araştırmalarının ardından kurulduğu belirtildi.</p>
<p>SSB Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Kaya, törende yaptığı konuşmada, iş birliğinin üniversite-sanayi entegrasyonu açısından önemli bir örnek oluşturduğunu ifade etti.</p>
<p>Kaya, "Çok güzel bir birliktelik. Çok iyi bir üniversite-sanayi iş birliği örneğini görüyoruz. ASELSAN’ın savunma sanayiinin göz bebeği firmamızla bir araya gelmesinin kıymetli olduğunu düşünüyoruz" dedi.</p>
<p>Türkiye savunma sanayii ekosisteminde 4 binden fazla firmanın faaliyet gösterdiğini belirten Kaya, 400’ün üzerinde projeye katkı sağlandığını kaydetti.</p>
<p>ÇELİK KUBBE bileşenlerinin seri üretim ihtiyaçlarının karşılanmasında yeni ortaklığın kritik rol üstleneceğini vurgulayan Kaya, "Nanotech ile ASELSAN’ın kabiliyetlerinin bir araya gelmesiyle çok güzel bir birliktelik ortaya çıkacak" ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Stratejik üretim kabileyeti artacak</strong></p>
<p>Kurulacak şirketle birlikte özellikle füze sistemlerinde kritik öneme sahip seramik radomların yerlilik oranının artırılması, dışa bağımlılığın azaltılması ve yüksek teknolojili savunma bileşenlerinde Türkiye’nin üretim kapasitesinin güçlendirilmesi amaçlanıyor.</p>
<p>Savunma sanayiinde son dönemde hızlanan yerlileşme politikaları kapsamında değerlendirilen girişimin, Eskişehir’in ileri teknoloji üretim merkezi konumunu da güçlendirmesi öngörülüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/-79671</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/1/1280x720/346-1779272702.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ASELSAN ile Eskişehir merkezli Nanotech arasında “ASELSAN Nanotech Eskişehir Elektronik Sistemler” şirketinin kurulması için mutabakat zaptı imzaladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turk-mobilya-sektoru-abd-pazarindaki-varligini-guclendirdi-79670</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 12:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;ABD pazarında 500 milyon dolarlık ihracat hedefine bir adım daha yaklaştık&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Türk mobilya sektörü hedef pazarı ABD’de HD Expo Conference 2026’da Ege Mobilya Kâğıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği’nin Türkiye Milli Katılım Organizasyonu’nda 10 firmayla yerini aldı.</p>
<p>Ege Mobilya Kâğıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği tarihinde ilk kez bir mobilya fuarına Türkiye Milli Katılım Organizasyonu gerçekleştirdi. Yapılan açıklamaya göre, Türk mobilya ve iç mekân çözümleri sektörlerini Las Vegas’ta uluslararası alıcılarla buluşturan Türk mobilya sektörü, ABD pazarında 250 milyon dolar seviyesinde olan ihracatını 500 milyon dolara çıkarmak için büyük bir adım attı.</p>
<p>HD Expo Conference 2026 Türkiye Milli Katılım Organizasyonunun, 5–7 Mayıs 2026 tarihleri arasında Las Vegas düzenlendiğini vurgulayan Ege Mobilya Kağıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Hikmet Güngör, Bu yıl 35’incisi düzenlenen HD Expo Conference, otel, restoran, kruvaziyer, resort ve ticari konaklama projelerine yönelik mobilya, aydınlatma, tekstil, zemin kaplamaları, yüzey çözümleri, aksesuar, teknoloji ve iç mekân ürünlerinin sergilendiği hospitality sektörünün önemli uluslararası buluşma noktaları arasında yer aldığını vurguladı. Güngör, “Fuar; ürün keşfi, tasarım trendleri, satın alma süreçleri, proje bazlı tedarik, eğitim oturumları, networking programları ve alıcı buluşmalarıyla sektör profesyonellerine kapsamlı bir ticaret zemini sundu” dedi.</p>
<p>Fuarın, Türk mobilya ve iç mekân çözümleri sektörlerinin özellikle ABD ve Kuzey Amerika pazarında marka görünürlüğünü artırması, yeni iş bağlantıları geliştirmesi ve proje bazlı tedarik süreçlerinde daha etkin konumlanması açısından stratejik önem taşıdığının altını çizen Güngör, katılımcı firmaların, fuar süresince mimarlar, iç mimarlar, proje geliştiriciler, satın alma profesyonelleri, otel zinciri temsilcileri ve hospitality yatırımlarında karar verici konumda bulunan alıcılarla görüşmeler gerçekleştirdiklerini dile getirdi.</p>
<h2>"Uluslararası projelere dahil olma fırsatları doğdu"</h2>
<p>Türk firmalarımız tasarım gücü, üretim kapasitesi, kalite standardı ve proje bazlı tedarik kabiliyetleriyle uluslararası pazarda daha güçlü konumlanmayı hedefliyor diyen Güngör, “Fuar süresince gerçekleştirilen temaslarda Türk firmalarının ürün kalitesi, esnek üretim kabiliyeti, tasarım çeşitliliği ve hospitality projelerine yönelik çözüm üretme kapasitesi öne çıktı. Katılımcı firmalar, yapılan görüşmelerden memnun kaldı. Fuar ABD pazarındaki potansiyel iş birlikleri açısından verimli geçti. ABD pazarında 500 milyon dolarlık ihracat hacmine ulaşma hedefimize bir adım daha yaklaştık” ifadelerini kullandı.</p>
<p>ABD pazarı; ticari konaklama, otelcilik, restoran, kruvaziyer ve resort yatırımları bakımından Türk mobilya ve iç mekân çözümleri sektörleri için yüksek potansiyel taşımaya devam ediyor. HD Expo Conference 2026 Türkiye Milli Katılım Organizasyonu, Türk üreticilerinin bu pazardaki karar vericilerle doğrudan temas kurmasına ve Türkiye’nin tasarım, üretim, kalite ve tedarik kabiliyetlerini uluslararası ölçekte tanıtmasına katkı sağladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turk-mobilya-sektoru-abd-pazarindaki-varligini-guclendirdi-79670</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/0/1280x720/turk-mobilya-sektoru-abd-pazarindaki-varligini-guclendirdi-1779270794.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD’de HD Expo Conference 2026 hakkında açıklama yapan Ege Mobilya Kağıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Hikmet Güngör, &quot;Fuar ABD pazarındaki potansiyel iş birlikleri açısından verimli geçti. ABD pazarında 500 milyon dolarlık ihracat hacmine ulaşma hedefimize bir adım daha yaklaştık.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gumtobdan-turizm-sektorune-nitelikli-is-gucu-hamlesi-79667</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 11:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> GÜMTOB’dan turizm sektörüne nitelikli iş gücü hamlesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa turizm sektörünün çatı kuruluşlarından Güney Marmara Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği (GÜMTOB), Bursa Uludağ Üniversitesi Harmancık Meslek Yüksekokulu ile nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesine katkı sağlaması hedeflenen bir iş birliğine imza attı.</p>
<p>İmzalanan protokol kapsamında, öğrenciler sektörün önde gelen otellerinde staj yapma imkânı elde edecek. Meslek yüksekokullarında uygulanan 3+1 eğitim modeli çerçevesinde hayata geçirilen iş birliğiyle, dört dönemlik eğitimin üç dönemi örgün öğretim, bir dönemi ise işletmelerde tam zamanlı uygulamalı eğitim olarak gerçekleştirilecek. Bursa’nın pilot iller arasında yer aldığı model, öğrencilerin teorik bilgilerini sahada pekiştirmelerini amaçlıyor. Protokolün ilk aşamasında Almira Hotel, Mövenpick Hotel &amp; Thermal Spa Bursa, Marigold Thermal &amp; Spa Hotel, Euro Park Hotel Bursa, Gold Majesty Hotel, The Berussa Hotel, Adranos Hotel, Otantik Club Hotel, Gököz Natural Park Hotel ve Artıç Hotel yer aldı. Öğrenciler bu işletmelerde üçer aylık dönemler halinde staj yapacak.</p>
<p>GÜMTOB Yönetim Kurulu Başkanı Buğra Artıç, protokolün 2027-2028 güz ve yaz dönemlerini kapsadığını belirterek, uygulamanın öğrencilerin sektörel deneyim kazanmalarına ve turizm sektörünün ihtiyaç duyduğu nitelikli iş gücünün yetişmesine katkı sağlayacağını söyledi. Artıç, GÜMTOB olarak eğitim-sektör iş birliğini güçlendirecek projeleri desteklemeyi sürdüreceklerini ifade etti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gumtobdan-turizm-sektorune-nitelikli-is-gucu-hamlesi-79667</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/7/1280x720/gumtobdan-turizm-sektorune-nitelikli-is-gucu-hamlesi-1779266593.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ GÜMTOB ile Bursa Uludağ Üniversitesi Harmancık Meslek Yüksekokulu arasında imzalanan staj protokolüyle öğrenciler, 2027-2028 eğitim dönemlerinde Bursa’daki 10 otelde uygulamalı eğitim alarak sektöre hazırlanacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/lpg-ithalati-martta-yuzde-69-azaldi-79664</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 11:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> LPG ithalatı martta yüzde 6,9 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) mart ayına ait "Sıvılaştırılmış Petrol Gazları (LPG) Piyasası Sektör Raporu"nu yayınladı.</p>
<p>Buna göre, rafinerici ve dağıtıcı lisansı sahiplerince en fazla LPG ithalatı yapılan ülkeler, sırasıyla Cezayir, ABD, Rusya Federasyonu, Türkiye (Türkiye Serbest Bölge), Kazakistan ve Gürcistan olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>LPG ithalatı, martta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 6,90 azalarak 320 bin 211 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>Rapora göre, rafinerici ve dağıtıcı lisansı sahiplerince bu dönemde gerçekleştirilen LPG ihracatı da yüzde 15,53 artarak 73 bin 256 ton oldu.</p>
<p>Türkiye, söz konusu dönemde Birleşik Arap Emirlikleri, Ukrayna, Ürdün, Suriye, Bulgaristan, K.K.T.C, Romanya, Yunanistan, Lübnan ve Türkiye Serbest Bölge olmak üzere 10 farklı ülke ve bölgeye LPG ihraç etti.</p>
<p><strong>Satışlarda oto gaz ilk sırada</strong></p>
<p>LPG üretimi ise yüzde 28,04 artarak 104 bin 47 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>Dağıtıcı lisansı sahiplerince martta geçen yılın aynı ayına göre yapılan toplam LPG satışı 322 bin 907 ton olarak hesaplandı.</p>
<p>Satışlarda yüzde 83,11 pazar payıyla oto gaz birinci sırada yer aldı. Bunu, yüzde 13,68 ile tüplü LPG ve yüzde 3,21 ile dökme LPG satışları izledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/lpg-ithalati-martta-yuzde-69-azaldi-79664</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/6/1280x720/lpg-1761647312.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin mart verilerine göre LPG ithalatı, yıllık bazda yüzde 6,9 azalışla 320,2 bin ton oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-uretimi-yillik-yuzde-38-artti-79663</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 11:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrik üretimi yıllık yüzde 3,8 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) mart ayına ait "Elektrik Piyasası Sektör Raporu"nu paylaştı.</p>
<p>Buna göre, lisanslı elektrik üretiminin yüzde 38,95'i hidrolik, yüzde 16,21'i ithal kömür, yüzde 13,39'u rüzgar, yüzde 11,63'ü linyit, yüzde 8,56'sı doğal gaz ve yüzde 3,89'u jeotermal santrallerinden yapıldı. Bu kaynakları sırasıyla biyokütle, güneş, taş kömürü, asfaltit ve fuel-oil izledi.</p>
<p>Türkiye'nin lisanslı elektrik üretimi martta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 3,80 artışla 27 milyon 206 bin 787 megavatsaat oldu.</p>
<p>Faturalanan elektrik tüketim miktarı ise aynı dönemde yüzde 3,86 artarak 23 milyon 284 bin 375 megavatsaat olarak gerçekleşti.</p>
<p>Tüketimin yüzde 40,59'u sanayi, yüzde 30'u mesken ve yüzde 26'sı kamu ve özel hizmetler sektörü ile diğer aboneler tarafından yapıldı. Tüketimde aydınlatmanın payı yüzde 2, tarımsal faaliyetlerin payı ise yüzde 1,29 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>Tüketici sayısı ve kurulu güç arttı</strong></p>
<p>Elektrikte tüketici sayısı, martta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2,53 artarak 52 milyon 232 bin 340'a ulaştı.</p>
<p>Bu dönemde, sanayi tüketicilerinin sayısında yüzde 0,40, mesken tüketicilerinin sayısında yüzde 2,57, aydınlatma tüketicilerinin sayısında yüzde 2,43, kamu ve özel hizmetler sektörü ve diğer tüketicilerin sayısında yüzde 2,45 ve tarımsal faaliyet tüketicileri sayısında yüzde 1,55 artış görüldü.</p>
<p>Türkiye'nin lisanslı elektrik kurulu gücü de bu dönemde yüzde 2,80 artarak 100 bin 498 megavat oldu.</p>
<p>Kurulu gücün yaklaşık yüzde 24,49'unu doğal gaz, yüzde 23,75'ini barajlı hidrolik, yüzde 14,75'ini rüzgar, yüzde 10,40'ını ithal kömür ve yüzde 10,18'ini linyit santralleri, kalan bölümünü ise diğer enerji kaynaklarından elektrik üreten tesisler oluşturdu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-uretimi-yillik-yuzde-38-artti-79663</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/3/1280x720/elektrik-1763883529.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin mart verilerine göre lisanslı elektrik üretimi, geçen yıla kıyasla yüzde 3,8 artışla 27,2 milyon megavatsaat oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/konut-fiyatlari-gecen-ay-yuzde-18-artti-79662</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 11:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Konut fiyatları geçen ay yüzde 1,8 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), nisan ayına ilişkin Konut Fiyat Endeksi (KFE) ve Yeni Kiracı Kira Endeksi (YKKE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Türkiye’deki konutların kalite etkisinden arındırılmış fiyat değişimlerini izlemek amacıyla hesaplanan Konut Fiyat Endeksi (KFE), nisanda bir önceki aya göre yüzde 1,8 artarak 223,4 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 26,6 artan KFE, aynı dönemde reel olarak yüzde 4,3 azaldı.</p>
<p>KFE nisan ayında, bir önceki aya göre İstanbul'da yüzde 1,6, Ankara'da yüzde 2,6 ve İzmir’de yüzde 2,1 arttı. Endeks değerleri bir önceki yılın aynı ayına göre, İstanbul, Ankara ve İzmir’de sırasıyla yüzde 26,2, 29,9 ve 26,7 artış gösterdi.</p>
<p>İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflamasına göre bölgelerin yıllık konut fiyat endeksi değişimleri incelendiğinde, Nisan 2026 döneminde en yüksek yıllık artış yüzde 33,6 ile Erzurum, Erzincan, Bayburt, Ağrı, Ardahan, Kars, Iğdır bölgesinde, en düşük yıllık artış ise yüzde 16,7 ile Aydın, Denizli, Muğla bölgesinde gözlendi.</p>
<p><strong>YKKE yüzde 1,7 arttı</strong></p>
<p>Nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 1,7 artan Yeni Kiracı Kira Endeksi (YKKE), bir önceki yılın aynı ayına göre nominal olarak yüzde 31,7 artarken, reel olarak ise yüzde 0,5 azaldı.</p>
<p>YKKE, söz konusu dönemde İstanbul'da yüzde 1,4, Ankara'da yüzde 2,8 ve İzmir’de yüzde 1,2 yükseldi. Endeks değerleri bir önceki yılın aynı ayına göre, İstanbul, Ankara ve İzmir’de sırasıyla yüzde 36,2, 36,7 ve 29,4 arttı.</p>
<p>İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflamasına göre bölgelerin yıllık yeni kiracı kira endeksi değişimleri incelendiğinde, nisanda en yüksek yıllık artış yüzde 36,7 ile Ankara bölgesinde, en düşük yıllık artış ise yüzde 21,5 ile Hatay, Kahramanmaraş, Osmaniye bölgesinde yaşandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/konut-fiyatlari-gecen-ay-yuzde-18-artti-79662</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/9/1280x720/konut-1766377672.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın nisan verilerine göre Konut Fiyat Endeksi, aylık bazda yüzde 1,8, yıllık bazda ise yüzde 26,6 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tarimsal-girdi-fiyatlari-aylik-yuzde-389-artti-79661</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 11:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarımsal girdi fiyatları aylık yüzde 3,89 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), mart ayına ait tarımsal girdi fiyat endeksi (Tarım-GFE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, endeks martta bir önceki aya kıyasla yüzde 3,89, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 11,25, Mart 2025'e göre yüzde 34,26 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 33,01 yükseldi.</p>
<p>Ana gruplarda bir önceki aya göre tarımda kullanılan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 4,39, tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 0,84 artış kaydedildi.</p>
<p>Geçen yılın aynı ayına göre, tarımda kullanılan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 35,82, tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 25,17 yükseliş görüldü.</p>
<p><strong>Alt gruplar</strong></p>
<p>Yıllık Tarım-GFE'ye göre 8 alt grup daha düşük, 3 alt grup daha yüksek değişim gösterdi.</p>
<p>Martta yıllık bazda artışın az olduğu alt gruplar, yüzde 20,3 ile tarımsal ilaçlar, yüzde 24,11 ile bina bakım masrafları oldu. Yıllık artışın yüksek olduğu alt gruplar ise yüzde 48,33 ile gübre ve toprak geliştiriciler, yüzde 35,86 ile hayvan yemi olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Aylık Tarım-GFE'ye göre 8 alt grup daha düşük ve 2 alt grup daha yüksek değişim sergilerken 1 alt grup ise aylık bazda geriledi.</p>
<p>Martta bir önceki aya göre azalan alt grup yüzde 0,16 ile makine bakım masrafları olurken en az artış gösteren alt grup yüzde 0,04 ile veteriner harcamaları olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Buna karşılık, aylık artışın yüksek olduğu alt gruplar, yüzde 9,69 ile gübre ve toprak geliştiriciler, yüzde 9,55 ile enerji ve yağlayıcılar olarak hesaplandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tarimsal-girdi-fiyatlari-aylik-yuzde-389-artti-79661</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/8/1280x720/tarim-1775795375.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mart verilerine göre tarımsal girdi fiyat endeksi, aylık yüzde 3,89, yıllık yüzde 34,26, arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yurt-disi-ufe-nisanda-yuzde-416-artti-79660</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 11:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yurt Dışı ÜFE nisanda yüzde 4,16 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), nisan ayına ait Yurt Dışı Üretici Fiyat Endeksi (YD-ÜFE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre YD-ÜFE, geçen ay bir önceki aya kıyasla yüzde 4,16, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 15,33, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 35,07 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 31,24 yükseldi.</p>
<p>Sanayinin iki sektörünün yıllık değişimlerine bakıldığında, madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 46,81, imalatta yüzde 34,87 artış görüldü.</p>
<p>Ana sanayi gruplarının yıllık değişimlerine dikkate alındığında, ara mallarında yüzde 29,24, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 34,37, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 36,9, enerjide yüzde 125,66, sermaye mallarında yüzde 25,15 artış gerçekleşti.</p>
<p>Sanayinin iki sektörünün aylık değişimleri, madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 2,19 azalış, imalatta yüzde 4,27 artış olarak hesaplandı.</p>
<p>Ana sanayi gruplarının aylık değişimlerine bakıldığında, ara mallarında yüzde 3,52, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 3,28, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 3,01, enerjide yüzde 14,96, sermaye mallarında yüzde 3,08 artış kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yurt-disi-ufe-nisanda-yuzde-416-artti-79660</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/maden-is-makinesi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in nisan verilerine göre Yurt Dışı Üretici Fiyat Endeksi, aylık bazda yüzde 4,16, yıllık bazda ise yüzde 35,07 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dogal-gaz-ithalati-yuzde-457-artti-79659</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 11:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğal gaz ithalatı yüzde 4,57 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) mart ayına ait "Doğal Gaz Piyasası Sektör Raporu"nu paylaştı.</p>
<p>Buna göre, ithalatın 4 milyar 357 milyon metreküpü boru hatlarıyla, 1 milyar 914 milyon metreküpü de sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tesisleri aracılığıyla yapıldı.</p>
<p>Böylece toplam doğal gaz ithalatı, söz konusu dönemde yıllık bazda yüzde 4,57 artışla yaklaşık 6 milyar 272 milyon metreküp olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Söz konusu dönemde en fazla boru gazı ithalatı 2 milyar 551 milyon metreküple Rusya'dan yapıldı. Bunu 983 milyon metreküple Azerbaycan ve 823 milyon metreküple İran takip etti.</p>
<p>Bu dönemde LNG ithalatında ise ABD 976 milyon metreküple ilk sırada yer aldı. ABD'yi 472 milyon metreküple Cezayir, 180 milyon metreküple Moritanya, 95 milyon metreküple Angola, 94'er milyon metreküple Trinidad ve Tobago ile Nijerya takip etti.</p>
<p><strong>Konutlarda gaz tüketimi 3,4 milyar metreküpü aştı</strong></p>
<p>Ülkede toplam doğal gaz tüketimi, martta yıllık bazda yüzde 12,6 azalarak yaklaşık 6 milyar 202 milyon metreküp oldu.</p>
<p>Sanayi sektörünün doğal gaz tüketimi 1 milyar 194 milyon metreküp olarak kayıtlara geçti. Elektrik üretimini de kapsayan dönüşüm/çevrim sektöründe doğal gaz tüketimi ise 529 milyon metreküp oldu.</p>
<p>Konutlarda doğal gaz tüketimi bu dönemde 3 milyar 496 milyon metreküpe ulaştı.</p>
<p>Türkiye'de doğal gaz stok miktarı mart sonunda 4 milyar 178 milyon metreküp olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Doğal gaz stokunun 3 milyar 698 milyon metreküpü yer altı depolama tesislerinde, 479 milyon metreküpü ise LNG terminallerinde depolandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dogal-gaz-ithalati-yuzde-457-artti-79659</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/dogalgaz-2.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin mart verilerine göre doğal gaz ithalatı, yıllık bazda yüzde 4,57 artışla 6,3 milyar metreküp oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakan-yumakli-turkiye-bal-uretiminde-dunyada-ilk-3te-79689</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Yumaklı: Türkiye bal üretiminde dünyada ilk 3&#039;te</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, 20 Mayıs Dünya Arı Günü dolayısıyla mesaj yayımladı.</p>
<p>Yumaklı, bu günde arılar ve diğer tozlayıcıların ekosistem, biyolojik çeşitlilik ve gıda güvenliği açısından taşıdığı kritik önemin vurgulandığını kaydetti.</p>
<p>Tozlaşmanın yaklaşık yüzde 75'inin arılar ve diğer polinatörler tarafından sağlandığı dikkate alındığında, arıcılık faaliyetlerinin yalnızca bal üretimi ile sınırlı olmayıp sürdürülebilir tarımın ve gıda arz güvenliğinin temel unsurlarından birini oluşturduğuna işaret eden Yumaklı, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Türkiye, sahip olduğu zengin bitki örtüsü, farklı iklim bölgeleri ve yüksek genetik çeşitliliğe sahip arı varlığı ile dünya arıcılığında önemli bir potansiyele sahiptir. Bu kapsamda ülkemizde her yıl düzenlenen Dünya Arı Günü etkinlikleri ile arıların tarımsal üretimdeki kritik rolü, arı ürünlerinin ekonomik değeri, arıcılığın sürdürülebilirliği ve geliştirilmesi konularında toplumsal farkındalığın artırılması hedeflenmektedir."</p>
<p><strong>Türkiye 2025'te 97 bin 253 ton bal üretti</strong></p>
<p>Bakan Yumaklı, 2025 yılına ilişkin Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, ülkede 96 bin 646 arıcılık işletmesi ile 8 milyon 817 bin 155 arılı kovan bulunduğunu ve 97 bin 253 ton bal üretimi gerçekleştirildiğini kaydetti.</p>
<p>Bingöl ve Yenice ıhlamur ballarının Avrupa Birliği'nden (AB) coğrafi işaret aldığını anımsatan Yumaklı, Türkiye'de 39 coğrafi işaretli bal çeşidi bulunduğunun altını çizdi. Yumaklı, "Türkiye, güçlü arıcılık potansiyeli ile koloni sayısında ve bal üretiminde dünyada ilk üçte, AB'de ise 1. sırada yer almaktadır. Dünya çam balı üretiminin yaklaşık yüzde 90'ı ülkemizde, bunun da yüzde 70-80'i Muğla ilimizde gerçekleştirilmektedir." bilgisini paylaştı.</p>
<p><strong>Yetiştiricilere verilen destekler</strong></p>
<p>Bakan Yumaklı, ülkede arıcılığın geliştirilmesine yönelik arı yetiştiricilerine gerekli desteğin sağlandığına dikkati çekerek, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Hayvancılık yol haritası kapsamında yeni destekleme modeli ile arıcılığa temel desteğe ilave olarak destekler verilmektedir. Bu kapsamda, kadın ve genç yetiştiricilerimize yüzde 40, planlama kapsamında gezginci arıcılara yüzde 30, 1. derece tarımsal amaçlı örgütlere yüzde 20 ilave destek sağlanmaktadır. Gen kaynaklarını koruma desteği başlığı altında, izole bölgelerde yerli arı ırklarını koruyan yetiştiricilere ilave destek verilmektedir. Kırsal kalkınma destekleri kapsamında arıcılık yatırımları, ekipman temini ve işleme tesislerine yönelik hibe ve teşvikler sağlanmaktadır. Bununla birlikte propolis, polen, arı sütü, arı zehri gibi bal dışındaki arı ürünlerinin üretiminin artırılmasına yönelik çalışmalar yürütmekteyiz. Organik tarım mevzuatı kapsamında faaliyet gösteren arıcılarımıza da sertifikalı üretim yapmaları şartıyla arılı kovan başına destekleme ödemesi yapılmaktadır. Ayrıca, arıcılarımıza yönelik teknik eğitimler ve uygulamalı kurslar da düzenlenmektedir."</p>
<p>Türkiye'nin, arı genetik kaynakları açısından önemli bir merkez olduğuna işaret eden Yumaklı, Anadolu ve Kafkas arısı gibi yerli arı ırk ve ekotiplerinin korunması ve geliştirilmesi amacıyla üniversiteler ve arı yetiştiricileri birlikleri işbirliğinde ıslah çalışmaları yürütüldüğünü kaydetti.</p>
<p><strong>"Bölgesel ekotipler korunuyor"</strong></p>
<p>Bakan Yumaklı, ekonomik arı yetiştiriciliğinde damızlık materyalin niteliğinin önemine işaret ederek, "Bölgesel ekotiplerin kalıtsal düzeylerini korumak ve ıslah etmek amacıyla ülkemiz genelinde bölgesine adapte olmuş arı gen kaynaklarımızın tespit edilerek öncelikle bölgelerinde koruma altına alınması, yapılacak ıslah çalışmaları sonucunda ana arı üretiminde materyal olarak kullanılması ve arıcılığın hizmetine sunulması büyük önem arz etmektedir." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Islah programları ile damızlık ana arı üretiminin artırıldığını, bölgelere uygun arı ırklarının yaygınlaştırıldığını, çiftleşme bölgeleri oluşturularak genetik saflığın korunduğunu, koloni kayıplarının azaltılmasının hedeflendiğini, bal verimi ve kalitenin artırıldığını vurgulayan Yumaklı, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Islah çalışmalarımızla arıcılarımızın en kaliteli arıyı en düşük maliyetle üretip kullanabilmeleri sağlanarak bunun üretime yansımasıyla arıcılıkta verim artışı sağlanacak, koloni kayıplarının azaltılmasıyla sektörün sürdürülebilirliği güçlendirilecektir. Bununla birlikte ülkemizin sertifikalı damızlık ana arı üretimi ve ihracatı yapabilen bir konuma ulaşması da sağlanacaktır. Ulusal Damızlık Sistemi'nin devreye alınmasıyla Bakanlığımız bünyesindeki Hayvancılık Genel Müdürlüğümüz, Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği ve ilgili ıslah birimleri arasında kurulacak entegrasyon sayesinde ıslah programlarının izlenmesi ve yönlendirilmesi sağlanacak, böylece arı ıslah programlarının etkin ve işlevsel bir yapıya kavuşması mümkün olacaktır."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakan-yumakli-turkiye-bal-uretiminde-dunyada-ilk-3te-79689</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/aricilik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakan Yumaklı, &quot;20 Mayıs Dünya Arı Günü&quot; mesajında, &quot;Türkiye güçlü arıcılık potansiyeli ile koloni sayısında ve bal üretiminde dünyada ilk 3&#039;te, AB&#039;de ise 1. sırada yer almaktadır.&quot; dedi. Yumaklı, &quot;Kadın ve genç yetiştiricilerimize yüzde 40, planlama kapsamında gezginci arıcılara yüzde 30, 1. derece tarımsal amaçlı örgütlere yüzde 20 ilave destek sağlanmaktadır.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/vakif-katilimin-ilk-ceyrek-net-kari-33-milyar-lira-79658</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 10:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vakıf Katılım&#039;ın ilk çeyrek net kârı 3,3 milyar lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Vakıf Katılım, 2026'nın ilk çeyreğine ait finansal sonuçlarını paylaştı.</p>
<p>Vakıf Katılım'ın bu dönemde, 616 milyar lira fon topladığı ve ekonomiye 591,4 milyar lira finansman desteği sağladığı bildirildi.</p>
<p>Net kârını 3,3 milyar liraya çıkaran banka, aktif büyüklükte 2025 yıl sonuna göre yüzde 13,4'lük bir büyüme sergiledi ve 2026 yılının ilk çeyreğinde 888,9 milyar liralık aktif büyüklüğe ulaştı.</p>
<p>Vakıf Katılım Genel Müdürü Mehmet Ali Akben, katılım finans sektöründe öncü ve referans kurum olma hedefleri doğrultusunda, Türkiye'nin sürdürülebilir büyüme yolculuğuna güçlü katkılar sunmaya devam ettiklerini belirtti.</p>
<p>Akben, 2026'nın ilk çeyreğinde elde ettikleri finansal sonuçların, stratejik hedefleriyle uyumlu büyüme performanslarını bir kez daha teyit ettiğini kaydetti.</p>
<p>Bu dönemde 616 milyar lira fon toplayarak reel sektöre 591,4 milyar lira finansman desteği sağladıklarının altını çizen Akben, "Aktif büyüklüğümüzü yıl sonuna göre yüzde 13,4 oranında artırarak 888,9 milyar lira seviyesine ulaştırdık. Önümüzdeki dönemde de yenilikçi ürün ve hizmetlerimiz, müşteri odaklı yaklaşımımız ve katılım bankacılığı prensiplerine bağlılığımızla, hem sektörümüze hem de Türkiye ekonomisine değer katmayı sürdüreceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/vakif-katilimin-ilk-ceyrek-net-kari-33-milyar-lira-79658</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/8/1280x720/mehmet-ali-akben-1779264183.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vakıf Katılım&#039;ın yılın ilk çeyreğinde 3,3 milyar lira net kâr elde ettiği bildirildi. Genel Müdür Mehmet Ali Akben, &quot;Önümüzdeki dönemde de yenilikçi ürün ve hizmetlerimiz, müşteri odaklı yaklaşımımız ve katılım bankacılığı prensiplerine bağlılığımızla, hem sektörümüze hem de Türkiye ekonomisine değer katmayı sürdüreceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/petrol-ithalati-martta-yuzde-779-artti-79657</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 10:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petrol ithalatı martta yüzde 7,79 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) Mart 2026'ya ait "Petrol Piyasası Sektör Raporu"nu yayınladı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye'nin toplam petrol ithalatı içinde en büyük kalemi oluşturan ham petrol ithalatı yüzde 11,81 artarak 2 milyon 799 bin 824 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>Bu dönemde motorin türleri ithalatı ise yüzde 6,26 azalarak 987 bin 708 ton oldu. İthalatın kalan kısmını benzin ve fuel-oil türleri, havacılık ve denizcilik yakıtları ile diğer ürünler oluşturdu.</p>
<p>Böylece toplam ithalat, martta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 7,79 artarak 4 milyon 123 bin 407 ton olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>En fazla ham petrol ve petrol ürünleri ithalatı, 2 milyon 46 bin 981 tonla Rusya'dan yapılırken, bu ülkeyi 704 bin 555,47 tonla Irak ve 345 bin 168,91 tonla Kazakistan izledi.</p>
<p>Yurt içi benzin satışları martta geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 8,09 artarak 480 bin 187 ton oldu. Petrol ürünleri satışları yüzde 7,90 artarak 2 milyon 877 bin 758 ton, motorin satışları ise yüzde 8,13 artarak 2 milyon 260 bin 390 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p><strong>Petrol piyasasında ihracat yüzde 0,92 arttı</strong></p>
<p>Aynı dönemde petrol piyasasında toplam ihracat yüzde 0,92 artışla 1 milyon 339 bin 667 ton oldu.</p>
<p>Türkiye'nin havacılık yakıtları ihracatı yüzde 41,14 artarak 683 bin 467 ton olurken, motorin türleri ihracatı yüzde 68,36 azalarak 140 bin 771 ton olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Denizcilik yakıtları ihracatı yüzde 21,02 azalarak 75 bin 983 ton, benzin türleri ihracatı ise yüzde 53,26 artarak 20 bin 975 ton oldu.</p>
<p>- Rafineri petrol ürünleri üretimi yüzde 16,47 arttı</p>
<p>Aynı dönemde toplam rafineri petrol ürünleri üretimi yüzde 16,47 artışla 3 milyon 593 bin 804 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>Havacılık yakıtları üretimi martta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 26,09 artarak 679 bin 578 ton, benzin türleri üretimi yüzde 20,31 artarak 528 bin 121 ton oldu. Motorin türlerinin üretimi ise yüzde 4,30 artarak 1 milyon 467 bin 986 ton olarak kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/petrol-ithalati-martta-yuzde-779-artti-79657</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/8/1280x720/petrol-4-yil-sonra-ilk-kez-65-dolarin-altinda-1743769631.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin mart verilerine göre, petrol ve petrol ürünleri ithalatı, yıllık bazda yüzde 7,79 artışla 4 milyon 123 bin tonu aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bulgaristan-yatirim-firsatlari-forumu-is-dunyasini-bursada-bulusturdu-79651</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 10:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Bulgaristan Yatırım Fırsatları Forumu&#039; iş dünyasını Bursa’da buluşturdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bulgaristan Kökenli Yönetici, Sanayici ve İş İnsanları Derneği (KIRCAALİSİAD) ile Bulgaristan Ankara Büyükelçiliği iş birliğinde, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nın (BTSO) ev sahipliğinde düzenlenen “Bulgaristan Yatırım Fırsatları Forumu”, iş dünyasının yoğun katılımıyla gerçekleştirildi. Türkiye ile Bulgaristan arasındaki ticari ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesine katkı sunmak amacıyla düzenlenen forumda; yatırım fırsatları, sanayi iş birlikleri, bölgesel ekonomik entegrasyon, teknoloji yatırımları ve sürdürülebilir ticaret başlıkları ele alındı. Forumun açılışında konuşan KIRCAALİSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Osman Güler, organizasyonun yalnızca bir yatırım forumu değil, aynı zamanda Türkiye ile Bulgaristan arasında yeni bir ekonomik vizyonun güçlü bir adımı olduğunu ifade etti. Güler konuşmasında, iki ülke arasında sadece ticaretin değil; ortak yatırımların, sürdürülebilir ekonomik ilişkilerin ve stratejik iş birliklerinin geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. Kısa süre önce gerçekleştirilen Burgaz İş Forumu’nda bölgesel ekonomik entegrasyon, yatırım fırsatları, sınır ötesi iş birlikleri ve yeşil dönüşüm gibi önemli başlıkların ele alındığını hatırlatan Güler, Bursa’da düzenlenen forumun bu vizyona farklı bir boyut kazandırdığını belirtti. “Artık bölgemizin yalnızca ticaret yapan değil; birlikte üreten, birlikte büyüyen ve stratejik iş birlikleri geliştiren bir yapıya ihtiyacı var” diyen Güler, KIRCAALİSİAD’ın bu süreçte aktif rol almaya devam edeceğini ifade etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d6718be13a-1779263256.jpeg" alt="" width="588" height="331" /></p>
<h2>“Bulgaristan ile güçlü bağlarımız var”</h2>
<p>Forumda konuşan BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay ise Türkiye ile Bulgaristan arasındaki ilişkilerin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda güçlü kültürel ve insani bağlara dayandığını vurguladı. Burkay, iki ülke arasındaki toplam ticaret hacminin yaklaşık 7,5 milyar dolara ulaştığını belirterek, Bursa’nın üretim gücü ve ihracat kapasitesiyle bu ilişkilerde önemli bir rol üstlendiğini ifade etti. Bulgaristan’ın Avrupa Birliği içindeki stratejik konumuna dikkat çeken Burkay, Bursa iş dünyasının Bulgaristan üzerinden Avrupa pazarına erişim konusunda önemli fırsatlara sahip olduğunu söyledi.</p>
<h2>Tuna Endüstriyel Teknoloji Parkı Projesi tanıtıldı</h2>
<p>Forum kapsamında Bulgaristan’da hayata geçirilmesi planlanan “Tuna Endüstriyel Teknoloji Parkı” projesi de katılımcılara tanıtıldı. Avrupa Birliği destekli proje kapsamında Sviştov kentinde kurulması planlanan teknoloji parkının; yatırımcılar, sanayi kuruluşları ve teknoloji firmaları açısından önemli fırsatlar sunacağı ifade edildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bulgaristan-yatirim-firsatlari-forumu-is-dunyasini-bursada-bulusturdu-79651</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/1/1280x720/bulgaristan-yatirim-firsatlari-forumu-is-dunyasini-bursada-bulusturdu-1779263286.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bulgaristan Kökenli Yönetici, Sanayici ve İş İnsanları Derneği ile Bulgaristan Ankara Büyükelçiliği iş birliğinde, Türkiye ile Bulgaristan arasındaki ticari ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesine katkı sunmak amacıyla “Bulgaristan Yatırım Fırsatları Forumu” düzenlendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/google-ve-microsoft-baska-meta-ve-amazon-baska-soyluyor-79644</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 08:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Google ve Microsoft başka Meta ve Amazon başka söylüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir şirket, yıl sonunda tükettiği elektrik miktarı kadar yenilenebilir enerji sertifikası satın aldığında gerçekten ‘temiz enerji kullanmış’ sayılır mı? Yoksa o elektriğin gerçekten tüketildiği saatte ve tüketildiği bölgede temiz kaynaklardan sağlandığını da göstermek zorunda mı? Bu sorular teknoloji devlerini ikiye bölmüş durumda.</strong></p>
<p>Karbon muhasebesinde yeni dönem, şirketlerin yalnızca ne açıkladığını değil, bu açıklamanın ne kadar izlenebilir, denetlenebilir ve savunulabilir olduğunu sorguluyor.</p>
<p>Dün bu dönüşümü elektronik karbon defterleri üzerinden ele almıştık. Bugün aynı arayış, teknoloji dünyasının tam merkezinde yaşanıyor.</p>
<p>Yapay zekâ büyüdükçe, veri merkezlerinin elektrik iştahı da büyüyor. Bulut altyapıları, büyük dil modelleri, yapay zekâ uygulamaları ve kesintisiz dijital hizmetler daha fazla enerji talep ediyor. Bu nedenle teknoloji şirketlerinin yıllardır dile getirdiği “yüzde 100 yenilenebilir enerji kullanıyoruz” iddiası artık daha yakından inceleniyor.</p>
<p>Bu noktada iki temel soru gündeme geliyor: “Bir şirket, yıl sonunda tükettiği elektrik miktarı kadar yenilenebilir enerji sertifikası satın aldığında gerçekten ‘temiz enerji kullanmış’ sayılır mı? Yoksa o elektriğin gerçekten tüketildiği saatte ve tüketildiği bölgede temiz kaynaklardan sağlandığını da göstermek zorunda mı?</p>
<p>Bugün teknoloji devlerini ikiye bölen tartışmanın özü bu.</p>
<p>Bir tarafta Google ve Microsoft var. Bu şirketler, şirketlerin enerjiyi tükettikleri yerde ve zamanda temiz enerjiyle eşleştirmesini sağlayacak daha ayrıntılı bir sistem istiyor. Diğer tarafta Meta, Amazon ve Salesforce gibi şirketler var. Bu şirketler, “etki muhasebesi” yaklaşımını destekliyor. Bu yaklaşıma göre yenilenebilir enerji yatırımları, şirketin elektriği nerede tükettiğinden bağımsız olarak, karbon azaltım etkisinin en yüksek olacağı kirli şebekelere yönlendirilmeli.</p>
<p>Başka bir deyişle bir taraf “temiz enerji iddiası tüketim noktasında ve saatinde kanıtlanmalı” diyor. Diğer taraf ise “iklim açısından en büyük fayda nerede sağlanacaksa yatırım oraya gitmeli” görüşünü savunuyor.</p>
<p><strong>Scope 2 neyi anlatıyor?</strong></p>
<p>Tartışmanın merkezinde Kapsam 2 emisyonları var. Kapsam 2, şirketlerin doğrudan kendi bacasından çıkan emisyonları değil, dışarıdan satın aldıkları elektrik, buhar, ısıtma ya da soğutmanın üretimi sırasında ortaya çıkan dolaylı emisyonları ifade ediyor.</p>
<p>Yani bir veri merkezi elektrik tükettiğinde, binanın içinden duman çıkmıyor olabilir. Ama o elektriği üreten şebekede kömür ya da doğal gaz varsa, bu karbon yükü şirketin iklim bilançosuna yazılıyor. Bu nedenle Kapsam 2, özellikle teknoloji şirketleri için çok kritik. Bugünkü sistemde şirketler genellikle yıllık bazda hesap yapıyor. Yıl boyunca ne kadar elektrik tükettiklerine bakıyorlar. Ardından bu miktarı ya satın aldıkları temiz enerjiyle ya da yenilenebilir enerji sertifikalarıyla denkleştiriyorlar.</p>
<p>Kağıt üzerinde sorun yok gibi görünüyor. Tüketilen elektrik kadar yenilenebilir enerji sertifikası varsa, şirket “yüzde 100 yenilenebilir enerji kullanıyorum” diyebiliyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d4de5761ba-1779256805.png" alt="" width="469" height="420" /><strong>İrlanda’da tüket, İspanya’da denkleştir</strong></p>
<p>Bu sistemin yarattığı en çarpıcı örneklerden biri İrlanda’daki bir veri merkezi. Mevcut kurallar altında İrlanda’daki bu veri merkezi, kış aylarında İrlanda’da tükettiği elektriği karşılamak için İspanya’da yazın üretilmiş güneş enerjisi sertifikalarını kullanabiliyor. Sonuçta da kendisini “yüzde 100 yenilenebilir enerji kullanıyor” diye gösterebiliyor.</p>
<p>Oysa gerçek hayatta bu elektrik, o anda İrlanda şebekesinden çekiliyor. Şebekede hangi kaynak varsa, veri merkezi de fiilen onunla çalışıyor. Yazın İspanya’da üretilmiş güneş enerjisi, kış akşamı İrlanda’daki veri merkezinin elektrik ihtiyacını fiziksel olarak karşılamıyor.</p>
<p>New Climate Institute analisti Thomas Day bu örneği şu sözlerle yorumluyor: “Bir elektrik tedarikçisini arayıp ‘Altı ay önce üretilmiş güneş enerjisini bu akşamki ihtiyacım için satın almak istiyorum’ diyemezsiniz. Eğer temiz enerji kullandığınızı iddia ediyorsanız, o enerjiyi gerçek hayatta<br />da satın alabiliyor olmanız gerekir.”</p>
<p>Sera Gazı Protokolü’nün gündemindeki yeni öneri tam da bu boşluğu kapatmayı hedefliyor.</p>
<p>Şirketlerin temiz enerji iddialarını yalnızca yıllık toplamlar üzerinden değil; elektriğin tüketildiği saat ve lokasyon üzerinden de kanıtlaması isteniyor.</p>
<p>Bu sürecin nasıl hayata geçirileceği henüz netleşmiş değil; fakat Karbon Saydamlık Projesi (CDP)’ye göre, enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 75’i şirketlerin yalnızca yüzde 7’si tarafından yapılıyor. Bu veri, yeni sistemin herkese aynı anda uygulanmak zorunda olmadığını gösteriyor.</p>
<p>Belki de ilk adım, en büyük enerji tüketicilerinden başlamak olabilir. Böylece en büyük etki yaratılabilecek alanlarda daha şeffaf bir sistem kurulabilir. Çünkü bugün asıl ihtiyaç, şirketleri cezalandırmak değil, taahhütlerin gerçek olmasını sağlamak.</p>
<p><strong>Yatırımcılar değişim istiyor, itirazlar güçlü</strong></p>
<p>Bu tartışmada yatırımcıların sesi de giderek yükseliyor. ShareAction’ın koordine ettiği ve toplamda 1,2 trilyon doların üzerinde varlığı yöneten 14 yatırımcı, saatlik eşleştirmeyi destekleyen ortak bir açıklama yaptı. Onlara göre mevcut sistem şirketlerin fosil yakıtlara ne kadar maruz kaldığını görünmez kılıyor. Bir şirket yıllık bazda temiz enerji sertifikalarıyla kendisini dengede gösterirken, elektrik ihtiyacını en kritik saatlerde hâlâ doğal gaz ya da kömür ağırlıklı bir şebekeden sağlayabiliyor. Bu fark yatırımcı için önemli; çünkü enerji riski artık iklim riskinin, maliyet riskinin ve rekabet riskinin bir parçası konumunda. Şirketin elektriğe hangi saatlerde, hangi lokasyonlarda, hangi kaynaklara bağlı olarak eriştiği; gelecekteki karbon maliyetini, yatırım ihtiyacını ve iklim taahhütlerinin güvenilirliğini doğrudan etkiliyor. Bu öneriye karşı çıkanlar da var. Saatlik ve lokasyon bazlı eşleştirmenin özellikle çok sayıda mağazası, ofisi ya da tesisi olan perakende ve imalat şirketleri için ciddi maliyet ve karmaşıklık yaratacağı belirtilirken, eleştirilerin odaklandığı bir başka unsur da, kuralların fazla katılaşmasının, şirketlerin yenilenebilir enerji piyasasına girişini yavaşlatabileceği yönünde.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/google-ve-microsoft-baska-meta-ve-amazon-baska-soyluyor-79644</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/4/1280x720/karbon-cevre-agac-1779256787.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Google ve Microsoft başka Meta ve Amazon başka söylüyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/doviz-piyasasinda-rotayi-enerji-ciziyor-79638</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 08:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Döviz piyasasında rotayı enerji çiziyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d4612be0a6-1779254802.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Küresel piyasalarda yılın ikinci yarısına girilirken yatırımcıların döviz tercihlerinde enerji gelirleri, yüksek faiz ve jeopolitik riskler belirleyici olmaya başladı. Özellikle İran kaynaklı enerji gerilimi, petrol fiyatlarında yeni yükseliş dalgasını tetiklerken; enerji ihracatçısı ülkelerin para birimleri yeniden ön plana çıkıyor. Analistler, klasik “güvenli liman” yaklaşımının yerini artık “yüksek faiz ve enerji avantajı” temasına bıraktığını söylüyor.</p>
<p>ING’nin yayımladığı son döviz tahminleri, Norveç kronu ile Avustralya dolarının G10 ülkeleri içinde yılın geri kalanında en güçlü performansı gösterebilecek para birimleri arasında yer aldığını ortaya koyuyor. Dolar/Norveç kronu paritesinin mevcut 9,33 seviyesinden 12 ay içinde 8,75’e gerilemesi bekleniyor. Bu görünüm Norveç kronunda güçlenmeye işaret ediyor. Benzer şekilde dolar/ Avustralya doları paritesinin de 0,71’den 0,73’e hareket etmesi öngörülürken, Avustralya dolarının yüksek faiz avantajını koruyacağı belirtiliyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d46e09dd79-1779255008.png" alt="" width="656" height="478" /></p>
<h2>Japon yeni baskı altında </h2>
<p>Buna karşın Japon yeni üzerindeki baskı sürüyor. Japonya Merkez Bankası’nın faiz artırımlarında temkinli davranması ve reel faizlerin halen negatif bölgede bulunması nedeniyle yenin zayıf görünümünü koruduğu belirtiliyor. ING’nin tahminlerine göre dolar/yen paritesi kısa vadede 159 seviyelerinde kalırken, yılın devamında ancak 152 seviyesine doğru sınırlı bir geri çekilme yaşanabilir. Piyasalarda, Japon otoritelerin dolar/yen paritesinin yeniden 160 seviyesini aşması durumunda müdahaleye başvurabileceği konuşuluyor. Ancak yatırımcılar, kalıcı toparlanma için daha agresif faiz artışları gerektiğini düşünüyor.</p>
<h2>Dolar güçlü kalabilir </h2>
<p>ABD doları yıl boyunca karışık bir performans gösterse de piyasalar kısa vadede doların yeniden güç kazanabileceğini fiyatlıyor. Özellikle enerji fiyatlarındaki yükselişin ABD’de enflasyonu canlı tutması, Fed’in faiz indirimlerini ötelemesine neden olabilir. ING’ye göre euro/dolar paritesi kısa vadede yeniden 1,15 seviyesini test edebilir. Ancak yıl sonuna doğru ABD ekonomisinde yavaşlama beklentisi ve Fed’in olası faiz indirimi nedeniyle paritenin tekrar 1,20 seviyesine yaklaşması bekleniyor. Öte yandan, sterlin uzun ve sıcak bir siyasi risk yazıyla karşı karşıya kalabilir; bu da zaten kırılgan olan tabloyu daha da kötüleştirebilir.</p>
<h2>Gelişen ülke para birimlerinde ayrışma </h2>
<p>Gelişmekte olan ülke para birimlerinde ise emtia ve faiz farkı belirleyici olmaya devam ediyor. Brezilya realinin yüksek faiz avantajıyla güçlü kalabileceği belirtilirken, Orta Avrupa para birimlerinin de yatırımcı ilgisini koruduğu görülüyor. Özellikle Macar forinti ve Çek korunasında güçlü seyrin sürebileceği belirtiliyor. Buna karşılık siyasi risklerin sterlin üzerinde baskı yaratabileceği uyarısı yapılıyor.</p>
<p>Asya tarafında ise “kuzey-güney ayrışmasının” devam edeceği belirtiliyor. Enerji ithalatçısı ekonomilerin para birimlerinin baskı altında kalması beklenirken, emtia bağlantılı ülkelerin daha güçlü performans göstermesi öngörülüyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">TL’de kontrollü değer kaybı dönemi </span></h2>
<p>ING değerlendirmesine göre TCMB, son dönemde Türk Lirası’ndaki değer kaybı hızını da yeniden ayarladı ve kontrollü şekilde bir miktar hızlandırdı. Bu adımın, yıl başından bu yana reel efektif döviz kurunda görülen yeniden değerlenme dikkate alındığında “yerinde” olduğu ifade ediliyor. Analistler kısa vadede TCMB’nin “bekle-gör” stratejisini sürdüreceğini düşünüyor. Ancak yükselen enerji fi yatları, büyümede ivme kaybı ve süren dolarizasyon eğilimi nedeniyle Banka’nın güçlü faiz indirimleri için alanının sınırlı kaldığı ifade ediliyor. Bankanın dolar kuru beklentisine bakıldığında 1 ay sonra kurun 46.3, 3 ay içinde 48.05, 6 ay sonra 51.2 ve 12 ay sonra 56.3seviyesine çıkabileceği öngörülüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/doviz-piyasasinda-rotayi-enerji-ciziyor-79638</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/8/1280x720/petrol-dollar-1779255061.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Norveç kronu ve Avustralya doları enerji rallisinden destek alırken, dolarda Fed desteğinin kalıcı olması beklenmiyor. Sterlin siyesi risklere karşı kırılgan, Japon Yeni için 160 seviyesi yeniden kritik eşik haline geldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayide-karlilik-hizla-geriledi-hisse-fiyati-uc-yil-oncesine-gitti-79636</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 08:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayide kârlılık hızla geriledi, hisse fiyatı üç yıl öncesine gitti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Son üç yılda yüksek özvarlık kârlılıklarıyla öne çıkan sanayi şirketleri 2026'nın ilk çeyreğinde adeta stres testinden geçiyor. Yüzde 56 özvarlık kârlılığı ortalamasına sahip Limak Doğu’nun %0,13’e inmesi veya Türk Traktör’ün eksiye savrulması yatırımcısına hangi mesajı veriyor?</strong></p>
<p>Sanayi şirketlerinin ilk çeyrek bilançolarını inceleyenler, özvarlık kârlılıklarındaki sert düşüşe bakarak çarkların durduğunu düşünebilir. Oysaki tabloda gözlenen daralma kalıcı bir sorundan ziyade bir stres testi niteliğinde. Üç yıllık ortalaması %45,80 olan Ford Otosan'ın tek bir çeyrekte %3,80›e gerilemesi veya Türk Traktör’ün %8,19 ile eksiye düşmesi, üretim gücünü kalıcı kaybetmelerinden ziyade, daralan piyasadan kaynaklı vites küçülttüklerini işaret ediyor. Panikle hareket edip geçici dönemi çöküş sananların aksine, finansal döngüleri doğru okuyanlar bu testten büyüyerek çıkacaktır.</p>
<h2>Ortalaması yüksek olanlar</h2>
<p>Limak Doğu Anadolu, geçen üç yılda özvarlık kârlılığı ortalaması %56,21 ile ilk sırada yer aldı. Ancak 2026’nın ilk çeyreğinde oran %0,13’e geriledi. Üç aylık dönemde gelirini %18, esas faaliyet kârını %51 ve dönem sonu kârını %97 gibi oldukça ciddi oranda geriletti. Firma, daralan kârlılığa rağmen hisse başına 2 TL olmak üzere toplamda 1 milyar TL temettü veriyor.</p>
<p>Ford Otosan %45,80 ile listenin ikinci sırasında yer alıyor. Ancak bu şirket de 2026’nın ilk çeyreğinde özvarlık kârlılığını %3,80’e düşürdü. Geçen yıl zor bir dönem geçiren Ford, 2026’nın üç aylık döneminde de küçülmesini sürdürdü. Gelirini %9, esas faaliyet kârını %51, dönem sonu kârını %35 geriletti. Hissenin fiyatı Mart 2024 seviyelerinde.</p>
<h2>Özvarlık kârlılığı eksiye dönenler</h2>
<p>Tabloda yer alan sanayi şirketlerinden Türk Traktör, Bülbüloğlu Vinç ve Yaprak Süt yılın ilk çeyreğinde özvarlık kârlılığını eksiye düşüren üç şirket oldu. Türk Traktör gelirini %40 gibi hayli yüksek oranda gerileterek 10,5 milyar TL’ye indirdi. Dönem sonunda ise 1,28 milyar TL zarar açıkladı. Hissenin fiyatı Temmuz 2023 seviyelerinde işlem görüyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d454f56be5-1779254607.png" alt="" width="900" height="478" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>SEPET KARŞILIĞI MI, HEDEF KAZANÇ MI?</strong></p>
<p><strong>Sepet karşılığı</strong>; gerçekçi ölçüm, enflasyon kalkanı, denge, derinlik, bağımsız duruş. Hesap karmaşası, baskı, güç hedef, daraltıcılık, bağımlılık.</p>
<p><strong>Hedef kazanç</strong>; odaklanma, çıkış kolaylığı, yüksek motivasyon, bireysel planlama, konfor. Enflasyon tuzağı, duygusal bekleyiş, gerçeklik yanılgısı.</p>
<p><strong>Nisan ayındaki ihracat büyümesi iç pazardaki derin kaybı karşılamaya yetmese de olumlu</strong></p>
<p>Türk Traktör içerde kan kaybederken ihracatla toparlama olasılığı var mı? ● Hasan Solak</p>
<p>Hasan, Türk Traktör’ün nisanda yurt dışı satışlarını %35,6 artırarak 1.207 adede çıkarması, döviz girdisi sağlaması ve operasyonel riskleri dağıtması adına önemli değerlendirmeli. Ancak bu artışın tek başına şirketi hızla yeniden kâra geçireceğini düşünmek fazla iyimser bir beklenti olur. Zira aynı ayda yurt içi satışlardaki %47,2’lik düşüş satış sıkıntısının devam ettiğini söylüyor. Yılın ilk çeyreğinde geliri %40 erirken dönem sonunda 1,28 milyar TL zarar yazması ihracat adetlerindeki toparlanmayı umut verici kılsa da daha fazlasını gerektiriyor.</p>
<p><strong>Gelir çeşitliliği için yurt dışında projeleri yönlendirecek özel amaçlı şirket kuruyor</strong></p>
<p>Akiş GYO’nun özel amaçlı bir şirket kuracağını açıklamasındaki gizli mesaj nedir? ● Fatih Bilek</p>
<p>Fatih, Akiş GYO aldığı kararla Akiş Global Gayrimenkul adıyla %100 bağlı iştirak şeklinde yeni bir şirket kuracak olmasını uluslararası yatırımların habercisi olarak okumak yanlış olmaz. İştirakin sadece yurt dışındaki gayrimenkullere, projelere ve fonlara yatırım yapmak amacıyla özel amaçlı kurulacak olması, iç piyasadaki makroekonomik dalgalanmalardan ve kur riskinden korunmak amacıyla rotanın döviz bazlı getiri yaratacak küresel pazarlara çevrildiğini gösteriyor. Ancak açıklamada hedeflenen projeler veya fonlar hakkında ek bilgi verilmedi.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>NKP temettü ödeyen şirketlere yönelirken %12 ile endeksin gerisinde kaldı</strong></p>
<p>Neo Portföy’ün yönettiği Kar Payı Ödeyen Değişken Fon (NKP), Temmuz 2025’ten bu yana işlem görüyor. Geçen süre zarfında fiyatı zayıf bir performans izledi. Bununla birlikte portföyü aralıktan bu yana aylık bazda büyüyor. Mayıs itibarıyla hacmi 173,4 milyon TL’ye çıktı. Geçen süre zarfında bazen azalan bazen artan miktarda olmakla birlikte para girişleri oldu. Mayısta gelen miktar 3 milyon TL. Fondaki yatırımcı sayısı şimdilerde 3.220’de ve son üç aydır benzer seviyelerde bulunuyor. NKP, küresel ve yerel piyasada yüksek temettü ödeyen şirketlerin paylarında pozisyon alıyor. Portföyün %66’sı yabancı hisselerden %16,67’si yerli hisselerden oluşuyor. Henüz bir yılını doldurmayan fon, son altı ayda %12,17 getiri sağladı. Aynı sürede BIST 100 Endeksi %31,14 yükseliş kaydetti. NKP, endeksin gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Aktif Yatırım Bankası, piyasadan %34,92 bileşik faizle 500 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Aktif Yatırım Bankası, 18.05.2026 tarihinde nitelikli yatırımcılara yönelik tahvil ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 500.000.000 TL olan tahvilin yıllık basit faizi %41, bileşik faizi ise %34,92 olarak belirlendi. 729 gün vadeli tahvilin vadeye isabet eden faizi %81,89 düzeyinde. Tahvilin vade başlangıç tarihi 18.05.2026, itfa tarihi 16.05.2028 olarak açıklandı. 18 Mayıs itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. Bankanın verdiği %41 basit faiz oranı, TLREF’in 1,01 puan üzerinde yer alıyor. Belirlenen oran, piyasa koşullarında makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, bankanın uzun vadeli likidite ihtiyacını karşılayacak. Tahvil, piyasada TRSAKYB52825 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d457fbdf0f-1779254655.png" alt="" width="233" height="184" /><strong>Ebebek nisandan itibaren artan ivmeyle yukarı yöneldi. Fonların payı hızlı arttı</strong></p>
<p>Ebebek’de fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %17,92 ile toplamda 485,7 bin lot artırarak 3,20 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 22’den 30’a çıktı. YHK fonu 250 bin lot ile en fazla alımı yaparken, TCD 121 bin lot ile en çok satışı gerçekleştiren fon oldu. Hisse hakkında bugüne kadar 5 aracı kurum öneride bulunurken 2 aracı kurum model portföyüne dahil etti. En yüksek hedef fiyat önerisini Marbaş Yatırım 136 TL ile verdi. En düşük beklenti 92 TL ile Ünlü Yatırım’dan geldi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d4599e55f2-1779254681.png" alt="" width="982" height="240" />SDT UZAY VE SAVUNMA</strong></p>
<p><strong>Üç günde üç ayrı anlaşmayla 12 milyon dolarlık sipariş aldı. Üç aylık gelirini aştı</strong></p>
<p>SDT Uzay, yurt içi müşterileriyle peş peşe üç ayrı anlaşma imzaladı. Savunma Sanayii Başkanlığı ile 5G sinyal karıştırma sistemleri, diğer kurumsal müşterilerle ise savunma sistemleri alanında yaptığı sözleşmelerin toplam bedeli yaklaşık 12 milyon dolara ulaştı. Tutar yaklaşık 546 milyon TL’ye denk gelirken, üç anlaşmayla ilk çeyrekte gerçekleştirdiği 506,8 milyon TL’nin üzerine çıkmayı başardı. Savunma sanayisi gibi özel ve yüksek mühendislik gerektiren alanlarda, kamu kurumları ve büyük ana yüklenicilerle uzun vadeli anlaşmalara gitmesi ciro kalitesini güçlendiriyor.</p>
<p><strong>KİLER HOLDİNG</strong></p>
<p><strong>Suudi Arabistan pazarına yöneldi. Riyad’da şirket kurarak inşaat işleri yürütecek</strong></p>
<p>Kiler Holding, uluslararası projelerde yer almak amacıyla Suudi Arabistan’da %100 bağlı ortaklığı Kiler Construction şirketini kurma kararı aldı. Başlangıç sermayesi 500 bin riyal olarak belirlenen şirketin bölgede konut, ticari alan, altyapı ve müteahhitlik faaliyetleri yürüteceği belirtildi. Şirket, inşaat ve gayrimenkul geliştirme alanındaki tecrübesini yatırım iştahı yüksek bir uluslararası pazara taşımak için resmi adımı atmış oldu. Gayrimenkul sektöründe gelirleri coğrafi olarak çeşitlendirmek, iç piyasadaki dalgalanmalara karşı tedbir niteliği taşıyacak.</p>
<p><strong>İZMİR DEMİR ÇELİK</strong></p>
<p><strong>İştirakini borsaya açmak için süreci başlattı. Kendisi de halka arzda pay satacak</strong></p>
<p>İzmir Demir Çelik, %99,81 oranındaki bağlı ortaklığı İDÇ Liman İşletmeleri’nin halka arzı için SPK ve Borsa İstanbul’a resmi başvurusunu yaptı. Planlanan halka arz kapsamında 10 milyon hisse sermaye artırımı, 30 milyon pay da ortak satışı olmak üzere toplam 40 milyon adet hisse halka arz edilecek. Sanayi şirketlerinin bünyesinde yer alan liman ve lojistik tesisleri, genellikle konsolide bilanço içinde gerçek değerini yansıtamaz. Bu varlıkları halka arz etmek kendi değerini bulmasını sağlar. İzmir Demir Çelik ilk çeyrekte gelirini %17 düşürürken 547,6 milyon TL zarar yazdı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayide-karlilik-hizla-geriledi-hisse-fiyati-uc-yil-oncesine-gitti-79636</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayide kârlılık hızla geriledi, hisse fiyatı üç yıl öncesine gitti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracatci-sistem-kaydi-magduru-79635</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 08:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracatçı, &#039;sistem kaydı&#039; mağduru</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Zamanında kapatılmayan ihracat beyannamelerine ilişkin “intaç tarihi” sorunu, ihracatçının gündemindeki yerini koruyor. Beyannamenin sistem üzerinde “kapanmış” statüye geçmemesi nedeniyle ihracatçılar hem KDV iadesi alamıyor hem de cezai riskle karşı karşıya kalıyor. Sektör temsilcileri, ihracat kapama işlemlerinde yaşanan gecikmelerin ciddi bekleme maliyetleri doğurduğunu belirtirken, sorunun temelinde 2 yıl önce Avrupa Birliği Ortak Transit Rejimi kapsamında uygulanan NCTS (New Computerised Transit System) Faz 5’e geçiş sürecinde yaşanan sistemsel kayıt problemlerinin bulunduğunu ifade ettiler. BİLGE Sistemi üzerinde İlave Gümrük Vergisi (İGV) oranlarının hatalı yansıması da firmaların geriye dönük ek vergi ve idari para cezalarıyla karşılaşmasına yol açtı. Bakanlık denetimlerinde, 2024–2026 yılları arasında tescil edilen beyannamelerde eksik vergi tahakkuku oluştuğunun tespit edilmesi üzerine firmalara ek tahakkuk ve ceza bildirimleri gönderilmeye başlandı.</p>
<h2>15 Mayıs'ta bakanlığa başvurdular </h2>
<p>Sistemsel kaynaklı sorunların son 2 yıldır devam etmesi, sektör temsilcilerinin konuyu yeniden bakanlık gündemine taşımasına neden oldu. Ankara Gümrük Müşavirleri Derneği, Bursa Gümrük Müşavirleri Derneği, İstanbul Gümrük Müşavirleri Derneği, İzmir Gümrük Müşavirleri Derneği ve Mersin Gümrük Müşavirleri Derneği, 15 Mayıs’ta Ticaret Bakanlığı Gümrükler Genel Müdürlüğü’ne gönderdikleri yazıda, bazı kıymetli maden ve mücevherat ürünlerinde uygulanan İlave Gümrük Vergisi hesaplamalarında sistemsel hatalar yaşandığını bildirdi. Dernek başkanları, oluşan eksik vergilerin “yanlış beyan” değil, “sistem hatası” kaynaklı olduğuna dikkat çekerek, firmalara ceza uygulanmaması gerektiğini vurguladılar.</p>
<h2>Bankadaki parasını kullanamıyor </h2>
<p>İhracat beyannamesinin kapandığını gösteren “intaç tarihi”nin kritik önem taşıdığını kaydeden gümrük müşaviri İlhan Bulut, “Fiili ihracat gerçekleşmiş, yük Türkiye Gümrük Bölgesi’ni terk etmiş ve ihracat bedeli ülkeye gelmişse, sistemsel kapanış işlemlerinin gecikmesi ihracatçının finansal hareket alanını kısıtlamamalı. Bugün ihracatçı yalnızca üretimle değil, finansmana erişim maliyetleriyle de mücadele ediyor. Özellikle yüksek finansman maliyetlerinin olduğu mevcut ortamda, ihracatçının kendi dövizine erişememesi işletmeler üzerinde ciddi baskı oluşturuyor” dedi. Sorunun yalnızca teknik değil, aynı zamanda verimlilik sorunu olduğuna da işaret eden Bulut “Her kapanmayan beyanname için ihracatçı zaman kaybediyor, bankalar süreci bekletiyor, gümrük müşavirleri ek işlem yapmak zorunda kalıyor. Oysa fiili ihracatın gerçekleştiği sistem üzerinden görülebiliyorsa, beyanname kapanış süreçlerinin otomatik hale getirilmesi mümkündür” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sorunun temelinde mevzuat değişikliği var!</span></h2>
<p>Ankara Gümrük Müşavirleri Derneği, Bursa Gümrük Müşavirleri Derneği, İstanbul Gümrük Müşavirleri Derneği, İzmir Gümrük Müşavirleri Derneği ve Mersin Gümrük Müşavirleri Derneği, Ticaret Bakanlığı Gümrükler Genel Müdürlüğü’ne gönderdikleri ortak yazıda, bazı kıymetli maden ve mücevherat ürünlerinde uygulanan İlave Gümrük Vergisi (İGV) hesaplamalarında sistemsel hata yaşandığını bildirdi. Beş dernek başkanının ortak imzasını taşıyan yazıda, özellikle yoğun işlem dönemlerinde kullanıcıların sistemin eksik hesaplama yaptığını anlık olarak fark etmesinin mümkün olamayabildiğine dikkat çekildi. Yazıda şu ifadelere yer verildi; “7113, 7114 ve 7115 GTİP kodlu ürünlerde BİLGE Sistemi ekranında İGV oranı yüzde 47,5 olarak görünmesine rağmen, tahakkuk işlemleri yüzde 30 veya yüzde 27,5 gibi daha düşük oranlar üzerinden gerçekleşti. Sorunun temelinde ise 2024 yılında yapılan mevzuat değişikliğinin bulunduğu ifade ediliyor. Önceki uygulamada toplam vergi oranı belirli bir üst sınırı aşamıyorken, 2024 itibarıyla bu sınır kaldırıldı ve artırılmış oranların doğrudan uygulanmasına geçildi.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracatci-sistem-kaydi-magduru-79635</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/5/1280x720/ihracat-ithalat-1779254330.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AB transit rejimi kapsamındaki yeni sistemin yarattığı kayıt sorunu nedeniyle beyanname kapanışlarında sorun yaşayan ihracatçılar; KDV iadesi ve döviz kredisine erişim sıkıntılarının yanı sıra, haksız vergi ve cezaya muhatap oluyor. Sorunların “yanlış beyan” değil “sistem hatası”ndan kaynaklandığını savunan gümrük müşavirleri bakanlığa başvurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomik-buyume-ile-toplumsal-refah-arasindaki-bag-79633</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomik büyüme ile toplumsal refah arasındaki bağ</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir ülkenin ekonomisi büyüdüğünde televizyonlarda sık sık şu cümleyi duyarız: “Ekonomi yüzde 5 büyüdü.” Peki bu büyüme gerçekten vatandaşın hayatına ne kadar yansıyor? Market alışverişine, kiraya, maaşa, gençlerin iş bulmasına ya da emeklilerin yaşamına etkisi ne oluyor? İşte asıl önemli soru budur.</p>
<p>Çünkü ekonomik büyüme ile toplumsal refah aynı şey değildir. Bir ülkenin ekonomisi büyüyebilir ama halkın önemli bir bölümü hâlâ geçim sıkıntısı yaşayabilir. Tersine, büyüme düşük olsa bile toplumun büyük kısmı daha huzurlu ve güvende hissedebilir. Bu nedenle bugün dünyanın birçok ülkesinde yalnızca “ne kadar büyüdük?” sorusu değil, “kimler büyümeden pay aldı?” sorusu da soruluyor.</p>
<p><strong>Ekonomik büyüme ne demektir?</strong></p>
<p>Ekonomik büyüme, bir ülkenin ürettiği mal ve hizmet miktarının artmasıdır. Fabrikaların daha çok üretmesi, ihracatın yükselmesi, yatırımların artması, şirketlerin daha fazla satış yapması ekonomik büyümeye katkı sağlar.</p>
<p>Kısacası pasta büyür.</p>
<p>Ama mesele sadece pastanın büyümesi değildir. O pastanın nasıl paylaşıldığı da önemlidir. Eğer büyüyen ekonomi sadece küçük bir kesimin gelirini artırıyorsa, toplumun geniş kısmı bu büyümeyi hissedemez.</p>
<p>İşte burada “toplumsal refah” kavramı devreye girer.</p>
<p><strong>Toplumsal refah nedir?</strong></p>
<p>Toplumsal refah; insanların yalnızca gelir düzeyiyle değil, yaşam kalitesiyle ilgilidir. Yani vatandaşın:</p>
<ul>
<li>İyi beslenebilmesi,</li>
<li>Güvenli konutta yaşayabilmesi,</li>
<li>Eğitim ve sağlık hizmetine ulaşabilmesi,</li>
<li>İş bulabilmesi,</li>
<li>Gelecek konusunda umut taşıması,</li>
<li>Kendini ekonomik olarak güvende hissetmesi gerekir.</li>
</ul>
<p>Bir ülkede gökdelenler yükselebilir ama insanlar kira ödeyemiyorsa refah eksiktir. Fabrikalar çalışıyor olabilir ama gençler işsizse toplum kendini güçlü hissedemez. Milli gelir artarken halkın borcu büyüyorsa insanlar ekonomik büyümeyi kendi hayatında göremez.</p>
<p>Bu yüzden ekonomik büyüme ile toplumsal refah arasında güçlü ama otomatik olmayan bir bağ vardır.</p>
<p><strong>Büyüme her zaman refah getirmeyebilir</strong></p>
<p>Bazı dönemlerde ekonomiler hızlı büyür ama halk aynı hızda rahatlamaz. Bunun birkaç temel nedeni vardır.</p>
<ol>
<li><strong> Gelir dağılımı bozuk olabilir</strong></li>
</ol>
<p>Ekonomik büyümenin meyvesi herkese eşit dağılmayabilir. Büyük şirketler çok daha fazla kazanırken çalışanların maaşı aynı hızda artmayabilir.</p>
<p>Örneğin bir ülkede şirket kârları yüzde 50 artarken çalışan maaşları yalnızca yüzde 10 artıyorsa büyüme toplumun geneline yayılmamış demektir.</p>
<p>Bu durumda zengin daha zengin olurken orta sınıf küçülmeye başlayabilir.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Enflasyon büyümenin etkisini silebilir</strong></li>
</ol>
<p>Maaş artışı varsa ama fiyatlar daha hızlı yükseliyorsa vatandaş kendini daha fakir hisseder.</p>
<p>Bugün birçok insanın yaşadığı temel sorun budur. Kağıt üzerinde gelir artar ama marketteki fiyatlar, kiralar, ulaşım giderleri ve faturalar daha hızlı yükselirse büyüme günlük hayata olumlu yansımaz.</p>
<p>İnsanlar bu durumda “ekonomi büyüyor diyorlar ama biz neden rahatlayamıyoruz?” sorusunu sormaya başlar.</p>
<ol start="3">
<li><strong> İşsizlik devam edebilir</strong></li>
</ol>
<p>Bazen ekonomi büyür ama yeterince istihdam oluşmaz. Özellikle teknoloji yoğun sektörlerde üretim artarken çalışan sayısı aynı kalabilir.</p>
<p>Bu durum “işsiz büyüme” olarak adlandırılır.</p>
<p>Örneğin bir fabrika robotlarla üretimi artırabilir ama yeni işçi almayabilir. Böylece ekonomi büyür fakat işsiz gençlerin sayısı azalmaz.</p>
<p><strong>Orta sınıf neden önemli?</strong></p>
<p>Bir ülkede toplumsal refahın en önemli göstergelerinden biri güçlü orta sınıftır.</p>
<p>Orta sınıfın güçlü olduğu toplumlarda:</p>
<ul>
<li>Eğitim seviyesi yükselir,</li>
<li>İç tüketim canlı olur,</li>
<li>Sosyal huzur artar,</li>
<li>Demokrasi güçlenir,</li>
<li>Ekonomik krizlere dayanıklılık artar.</li>
</ul>
<p>Ancak gelir dağılımı bozulduğunda orta sınıf zayıflamaya başlar. İnsanlar yalnızca temel ihtiyaçlarını karşılamaya çalışır hale gelir. Tasarruf yapamaz, tatil planlayamaz, çocuklarının geleceği konusunda kaygılanır.</p>
<p>Ekonomik büyümenin toplumsal refaha dönüşebilmesi için orta sınıfın korunması gerekir.</p>
<p><strong>Gençlerin umudu ekonominin aynasıdır</strong></p>
<p>Bir toplumda gençler gelecek konusunda umutsuzsa ekonomik büyüme tam anlamıyla başarıya ulaşmış sayılmaz.</p>
<p>Çünkü refah sadece bugünün değil, yarının da güven içinde hissedilmesidir.</p>
<p>Gençler:</p>
<ul>
<li>İyi eğitim almak,</li>
<li>İş bulmak,</li>
<li>Ev sahibi olabilmek,</li>
<li>Aile kurabilmek,</li>
<li>Kendini geliştirebilmek ister.</li>
</ul>
<p>Eğer gençler “ne yaparsam yapayım ilerleyemem” duygusuna kapılıyorsa ekonomik büyüme toplum psikolojisine yeterince yansımıyor demektir.</p>
<p>Bu nedenle artık ülkeler yalnızca büyüme rakamlarına değil, genç işsizliğine, eğitim kalitesine ve yaşam memnuniyetine de bakıyor.</p>
<p><strong>Sadece rakamlar değil, hayatın kendisi önemli</strong></p>
<p>Eskiden ekonominin başarısı daha çok milli gelir üzerinden ölçülürdü. Ancak bugün birçok uzman, mutluluk düzeyi, yaşam süresi, sağlık hizmetlerine erişim ve sosyal güvenlik gibi alanların da en az büyüme kadar önemli olduğunu söylüyor.</p>
<p>Çünkü vatandaş için önemli olan şudur:</p>
<ul>
<li>Maaşının yetmesi,</li>
<li>Çocuğunun iyi eğitim alması,</li>
<li>Hastalandığında sağlık hizmetine ulaşabilmesi,</li>
<li>Gelecek korkusunun azalması.</li>
</ul>
<p>Toplumsal refah biraz da insanların “yarın ne olacak?” korkusunu daha az yaşamasıdır.</p>
<p><strong>Güven duygusu ekonominin görünmeyen temelidir</strong></p>
<p>Ekonomik büyüme ile toplumsal refah arasındaki en önemli bağlardan biri güven duygusudur.</p>
<p>İnsanlar ekonomiye güven duyarsa:</p>
<ul>
<li>Harcama yapar,</li>
<li>Yatırım yapar,</li>
<li>Tasarruf eder,</li>
<li>Uzun vadeli plan kurar.</li>
</ul>
<p>Ama belirsizlik arttığında toplum savunmaya geçer. İnsanlar harcamalarını kısar, gelecek planlarını erteler, risk almaktan kaçınır.</p>
<p>Bu yüzden ekonomik refah yalnızca para meselesi değildir. Aynı zamanda psikolojik bir konudur.</p>
<p><strong>Kalıcı refah nasıl oluşur?</strong></p>
<p>Kalıcı refah için yalnızca büyüme yetmez. Aynı zamanda:</p>
<ul>
<li>Adil gelir dağılımı,</li>
<li>Güçlü eğitim sistemi,</li>
<li>Hukuk güvenliği,</li>
<li>Üretken ekonomi,</li>
<li>Düşük enflasyon,</li>
<li>Nitelikli istihdam gerekir.</li>
</ul>
<p>Kısacası önemli olan sadece ekonominin büyümesi değil, o büyümenin toplumun tamamına yayılmasıdır.</p>
<p>Bir ülkede vatandaş kendini güvende hissediyorsa, emeğinin karşılığını alabildiğine inanıyorsa ve çocuklarının daha iyi yaşayacağını düşünüyorsa işte o zaman gerçek refahtan söz edilebilir.</p>
<p><strong>Sonuç: Büyümenin hissedilmesi gerekir</strong></p>
<p>Ekonomik büyüme elbette önemlidir. Üretmeyen, yatırım yapmayan ve büyümeyen bir ekonomi uzun süre ayakta kalamaz. Ancak büyümenin gerçek anlam kazanması için halkın günlük yaşamında hissedilmesi gerekir.</p>
<p>Vatandaş markette rahat alışveriş yapabiliyorsa, gençler umut taşıyorsa, çalışanlar emeğinin karşılığını alıyorsa ve emekliler geçim korkusu yaşamıyorsa ekonomik büyüme toplumsal refaha dönüşmüş demektir.</p>
<p>Çünkü ekonomi sadece rakamlardan ibaret değildir. Ekonomi aynı zamanda insanların hayatıdır, geleceğidir ve umut duygusudur.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomik-buyume-ile-toplumsal-refah-arasindaki-bag-79633</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomik büyüme ile toplumsal refah arasındaki bağ ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bolgesel-yonetim-merkezleri-ve-nitelikli-hizmet-merkezleri-79632</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bölgesel yönetim merkezleri ve nitelikli hizmet merkezleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bölgesel yönetim merkezleri hayatımıza, 2012 yılında, Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu Uygulama Yönetmeliğinde yapılan düzenlemeyle girdi. Nitelikli hizmet merkezleri ise halen TBMM gündeminde bulunan, bazı vergi kanunlarında değişiklik öngören kanun teklifi ile gündeme geldi.</p>
<p>Her iki kurum birçok yönüyle benzeşiyor. Ayrıştıkları noktalar da var.</p>
<p>Aşağıda her iki kuruma ilişkin düzenlemeleri karşılaştırmalı olarak özetledim.</p>
<p><strong>Hukuki statüleri</strong></p>
<p>Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu Uygulama Yönetmeliği’nde yapılan düzenleme kapsamında bölgesel yönetim merkezleri, irtibat bürosu olarak faaliyette bulunuyor.</p>
<p>Nitelikli hizmet merkezleri ise Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’na eklenmesi öngörülen bir maddeyle mevzuatta yer almış olacak. Teklifte nitelikli hizmet merkezlerinin, sermaye şirketleri statüsünde olması öngörülüyor.</p>
<p><strong>Kuruluş ve çalışma koşulları</strong></p>
<p>Yabancı ülke kanunlarına göre kurulan şirketlere, Türkiye’de ticari faaliyette bulunmamak koşuluyla, irtibat bürosu açma izni veriliyor. Bölgesel yönetim merkezleri de bu kapsamda kuruluyor ve ticari faaliyette bulunamıyor.</p>
<p>Kanun teklifinde önerilen düzenlemeye göre, nitelikli hizmet merkezlerinin, ilişkili şirket veya şirketler topluluğuna yönelik hizmet sunmak ve belirlenen faaliyetleri yapmak üzere sermaye şirketi olarak kurulması, en az üç farklı ülkede aktif olarak faaliyet göstermesi, yıllık hasılatlarının en az %80'ini yurt dışındaki ilişkili şirketlerden veya şirketler topluluğundan elde etmeleri gerekiyor.</p>
<p>Çalışma koşulları açısından, özellikle vergi uygulamalarında en önemli farklılık, bölgesel yönetim merkezleri ticari faaliyette bulunamazken, nitelikli hizmet merkezleri, ticari faaliyetle uğraşan sermaye şirketlerinden oluşması denebilir.</p>
<p><strong>Faaliyet alanları</strong></p>
<p>Bölgesel yönetim merkezleri ve nitelikli hizmet merkezlerinin faaliyet alanlarını aşağıda görebilirsiniz.</p>
<p><strong>Bölgesel yönetim merkezi: </strong></p>
<p>Yatırım ve yönetim stratejilerinin oluşturulması, planlama, tanıtım, satış, satış sonrası hizmetler, marka yönetimi, finansal yönetim, teknik destek, AR-GE, dış tedarik, yeni geliştirilen ürünlerin test edilmesi, laboratuvar hizmetleri, araştırma ve analiz, çalışanların eğitimi gibi faaliyetlere ilişkin koordinasyon ve yönetim hizmeti sağlanması.</p>
<p><strong>Nitelikli hizmet merkezi:</strong></p>
<p><strong>a)</strong> Finansal danışmanlık, stratejik yönetim danışmanlığı, risk yönetimi, nakit ve likidite yönetimi, fonlama ve borçlanma işlemleri, yatırım ve sermaye yapısı planlaması, bütçeleme, finansal raporlama ve analiz, uluslararası muhasebe ve uyum, denetim, dijital dönüşüm ve teknoloji danışmanlığı, yatırım ve veri analizi, hukuk danışmanlığı, tanıtım, marka yönetimi, insan kaynakları ve eğitim <u>hizmetleri ile bu hizmetlere ilişkin koordinasyon ve yönetim hizmetleri</u></p>
<p><strong>b</strong>) Satış, satış sonrası destek, teknik destek, araştırma ve geliştirme, dış tedarik, yeni geliştirilen ürünlerin test edilmesi, laboratuvar hizmetleri gibi faaliyetlere ilişkin koordinasyon ve yönetim hizmeti.</p>
<p>Görüldüğü üzere her iki grup kurumun faaliyet alanları büyük ölçüde kesişiyor. Ancak ortak olmayan faaliyetler de var.</p>
<p>Bölgesel yönetim merkezleri yönetmelikte sayılan faaliyetlere ilişkin sadece koordinasyon ve yönetim hizmeti verebilirken, nitelikli hizmet merkezlerinin faaliyeti, sayılan faaliyetlere ilişkin koordinasyon ve yönetim hizmetiyle sınırlı değil, söz konusu faaliyetleri de yapabiliyor. Bu çerçevede örneğin bölgesel yönetim merkezleri çalışanların eğitimine ilişkin koordinasyon ve yönetim hizmeti verebiliyor, nitelikli yönetim merkezleri ise eğitim hizmetleri de verebilecek.</p>
<p><strong>Mükellefiyet durumu</strong></p>
<p>Bölgesel yönetim merkezleri, yukarıda da ifade ettiğim gibi, ticari faaliyetle uğraşamıyorlar. Dolayısıyla, kurumlar vergisi mükellefiyetleri yok.</p>
<p>Nitelikli hizmet merkezleri ise sermaye şirketi niteliğinde, ticari faaliyetle uğraşmak üzere kurulacaklar, dolayısıyla başta kurumlar vergisi mükellefiyeti olmak üzere, sermaye şirketlerine ait yükümlülükleri yerine getirecekler.</p>
<p>Nitelikli hizmet merkezlerinin birçok özelliği olan vergisel işlemleri olacak. Esas işi gruba dahil yurt dışındaki şirketlere hizmet vereceklerinden, en önemli vergi konusu da muhtemelen transfer fiyatlandırması olacak.</p>
<p><strong>Vergi teşvikleri</strong></p>
<p>Ticari faaliyetle uğraşma yasağı nedeniyle bölgesel yönetim merkezlerinin kurumlar vergisi ve katma değer vergisi mükellefiyeti yok. Vergisel mükellefiyet esas olarak gelir vergisi stopajı açısından söz konusu olabiliyor, bu konuda da bazı vergisel teşviklerden yararlanabiliyorlar.</p>
<p>Nitelikli hizmet merkezleri ticari faaliyetle uğraşan diğer sermaye şirketlerinin bütün yükümlülüklerine sahip olacaklar. Ancak bunlar için de kanun teklifinde son derece geniş vergisel teşvikler öngörülüyor.</p>
<p>Vergi teşvikleri özetine tabloda karşılaştırmalı olarak yer verdim.</p>
<table width="0">
<tbody>
<tr>
<td width="113">
<p><strong>Mükellefiyet</strong></p>
</td>
<td width="189">
<p><strong>Bölgesel yönetim merkezi</strong></p>
</td>
<td width="331">
<p><strong>Nitelikli yönetim merkezi</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="113">
<p>Kurumlar vergisi</p>
</td>
<td width="189">
<p>(Mükellefiyeti yok)</p>
</td>
<td width="331">
<p>İstanbul Finans Merkezinde (İFM) yer alması durumunda, yurt dışından elde edilen kazancın % 100’ü kurum kazancından <strong>İNDİRİLİR</strong> <strong>(Kanun teklifi)</strong></p>
<p>İFM dışında yer alması durumunda, kazancın % 95’i kurum kazancından <strong>İNDİRİLİR (Kanun teklifi)</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="113">
<p>Ücret gelir vergisi stopajı</p>
</td>
<td width="189">
<p>Faaliyet izni kapsamında istihdam edilen çalışanlara Türkiye dışında elde edilen kazançlar üzerinden döviz olarak ödenen ücretler <strong>İSTİSNA </strong>(GVK madde 23/14)</p>
</td>
<td width="331">
<p>İFM’de istihdam edilen çalışanlara ödenen ücretin; yurt dışında mesleki deneyim süresine bağlı olarak % 60 veya % 80’i <strong>İSTİSNA (İFM Kanunu madde 6)</strong></p>
<p>İFM’de faaliyet gösteren nitelikli hizmet merkezlerinde, nitelikli hizmet personelinin ücretlerinin asgari ücretin beş katını aşmayan kısmı <strong>İSTİSNA</strong> <strong>(Kanun teklifi, </strong>İFM kanunu madde 6 kapsamında istisnadan yararlanan çalışanlara, bu istisna uygulanamayacak.<strong>)</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanınca belirlenen endüstri bölgelerinde yer alan nitelikli hizmet merkezlerinde, nitelikli hizmet personelinin ücretlerinin asgari ücretin beş katını aşmayan kısmı <strong>İSTİSNA</strong> <strong>(Kanun teklifi)</strong></p>
<p>Diğer nitelikli hizmet merkezlerinde, nitelikli hizmet personelinin ücretlerinin brüt asgari ücretin üç katını aşmayan kısmı <strong>İSTİSNA (Kanun teklifi)</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="113">
<p>Harçlar</p>
</td>
<td width="189">
<p>-</p>
</td>
<td width="331">
<p>İFM’de yer alan taşınmazların kiralanmasına dair işlemler her türlü harçtan <strong>MÜSTESNA (İFM Kanunu madde 6)</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="113">
<p>Damga vergisi</p>
</td>
<td width="189">
<p>Gelir Vergisi Kanunu madde 23 kapsamında gelir vergisinden müstesna olan ücretlerle ilgili kâğıtlar <strong>İSTİSNA (DVK)</strong></p>
</td>
<td width="331">
<p>İFM’de yer alan taşınmazların kiralanmasına ilişkin düzenlenen kâğıtlar damga vergisinden <strong>MÜSTESNA</strong>.<strong> (İFM Kanunu madde 6)</strong></p>
<p>Gelir Vergisi Kanunu madde 23 kapsamında gelir vergisinden müstesna olan ücretlerle ilgili kâğıtlar <strong>İSTİSNA (DVK)</strong></p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bolgesel-yonetim-merkezleri-ve-nitelikli-hizmet-merkezleri-79632</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bölgesel yönetim merkezleri ve nitelikli hizmet merkezleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/global-bir-futbol-markasi-yaratmak-79630</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Global bir futbol markası yaratmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bizim memlekette işler genelde tersine ilerler. Millet aya giderken biz yaya gideriz. TFF, ligin kalitesini yükseltmek için politika ve uygulamalar geliştirmek yerine, GS ile diğer kulüplerin arası açılmasın derdinde. Bu tutum ülke futbolunu bitirir.</strong></p>
<p>Futbol hiçbir zaman sadece futbol değildir. Dünyanın en fazla izlenen sporu olarak ekonomiler için bir kaldıraç ve ülkeler için eşsiz bir tanıtım fırsatı. Futboldaki başarınız arttıkça dünyanın her yerinden iyi oyuncuları çekersiniz. İyi oyuncular geldikçe başarınız daha da artar. Başarı bütçenizi büyütür. Büyük bütçeler büyük ekonomiler demektir.</p>
<p>Sadece spor kulüplerinin yönetimleri değil, hükümetler de meseleye bu pencereden bakmalı ve altyapıya yatırım yapmalıdır. Kuşkusuz futbolun en önemli vitrini Şampiyonlar Ligi. Dünyanın en güçlü futbol kulüpleri Şampiyonlar Ligi’nde. Burada final oynamak, Dünya Kupası kadar değerli.</p>
<p><strong>Başarı; istikrarlı bir şekilde, on yıllarca süren yatırım ve stratejik sabırla gelir </strong>ve bu süreçte ölümcül hatalar yapmamanız gerekir. Galatasaray dünya futbol arenasında bilinen bir isim, fakat global marka olma fırsatını 25 yıl önce tepti. Avrupa’nın en iyi 5 kulübü arasına girmek için tekrar bir fırsat eline geldi. Yaptığı hataları tekrar etmemeli. Öncelikle başarılı kadro dağıtılmamalıdır. Yeni takviyelerle daha güçlü bir şekilde ilerlenmeli.</p>
<p>Galatasaray’ın başta analiz ve scout olmak üzere teknik ekibi güçlendirilmeli. Okan Buruk’a  1. yardımcı antrenör olarak Avrupa’da bilinen bir isim getirilmeli. Bu, eski bir Galatasaraylı veya büyük teknik direktörlerle çalışmış bir isim olabilir. Her takımın karakteristik bir oyunu ve oyun felsefesi vardır. GS, on yıllardır hücum futbolu oynuyor. Bu nedenle, tüm mevkilerden önce iyi bir 10 numaraya ihtiyaç var. Forma satışlarını yükseltecek, dikkat çekecek bir isim olmalı. Ayrıca oyun felsefesini geliştirmeli. GS sponsorluk konusunda başarılı işler yapıyor, aynı başarıyı “influencer marketing” konusunda da yakalamalı. Dünyanın her yerinden influencerlarla çalışmalı.</p>
<p><strong>Arabistan’a gitmek istemeyen </strong><strong>oyuncular için son durak oluyoruz</strong></p>
<p>Bazı konuları GS’nin tek başına çözmesi mümkün değil. Süper Lig maalesef Avrupa’nın en iyi 5 ligi olmaktan oldukça uzak. Belgian Pro League, Primeira Liga (Portekiz) ve Eredivisie (Hollanda) dahil birçok lig bizim önümüzde. Ligimiz bu denli kalitesiz olunca genç yıldızları çekmek mümkün değil. Ancak 30 yaş üstü, Arabistan’a gitmek istemeyen oyuncular için son durak oluyoruz. Bu, TFF tarafından çözülmesi gereken bir mesele. Ligin kalitesini GS tek başına artıramaz. Hatta ligin kalitesi yükselmediği sürece GS’nin başarısı da sönümlenir. İyi rakipler sizi diri tutar. Bu sezon GS’li futbolcularda bunu gördük. Lig maçlarını önemsemezken Şampiyonlar Ligi’nde çok farklı oynadılar. “Nasıl olsa kazanırız” düşüncesi, en başta o takıma zarar verir.</p>
<p><strong>Gelişen bir futbol, gelişen </strong><strong>bir ekonomi demektir </strong></p>
<p>Bizim memlekette işler genelde tersine ilerler. Millet aya giderken biz yaya gideriz. TFF, ligin kalitesini yükseltmek için politika ve uygulamalar geliştirmek yerine, GS ile diğer kulüplerin arası açılmasın derdinde. Bu tutum ülke futbolunu bitirir. <u>Bayern Munich ve Paris Saint-Germain gibi kendi liglerini domine eden takımlar her zaman oldu ama Almanya ya da Fransa federasyonları bu takımları aşağı çekmek için uğraşmadı. Global oynuyorsak artık bu lokal kafaları ve Bizans ayak oyunlarını bırakmalıyız. GS Avrupa’da başarılı oldukça diğer takımlara daha çok yıldız gelir ve futbolumuz gelişir.</u> <strong>İyi niyet göstergesi olarak 10+4 kuralı esnetilmeli</strong>. En azından Avrupa için “istisnai” olabilir. Bu kuralla Avrupa’da başarılı olmak mümkün değil.</p>
<p>Benim için konunun nirengi noktası, <strong>sporun ekonomik kalkınma ile ilişkisidir</strong>. Gelişen bir futbol, gelişen bir ekonomi demektir. Bu yüzden bazen futbol, tarafsızlığı gölgeye düşmüş yöneticilere bırakılmayacak kadar futboldan fazlasıdır. Top of FormBottom of Form</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/global-bir-futbol-markasi-yaratmak-79630</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Global bir futbol markası yaratmak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yapay-zeka-vincin-ustune-cikti-79654</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ, vincin üstüne çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d65707eb31-1779262832.png" alt="" width="999" height="147" />Küresel ticaretin yaklaşık yüzde 85’inin denizyolu ile gerçekleştiği dünyada liman işletmeciliği artık yalnızca yük elleçleme kapasitesiyle değerlendirilmiyor. Karbon emisyonunun azaltılması, enerji verimliliği, dijital altyapı ve yapay zekâ destekli operasyon yönetimi, liman rekabetinin temel unsurları haline gelmiş durumda. Türkiye’de de son yıllarda hızlanan yatırımlar, geleneksel kapasite artışının ötesine geçerek “yeşil liman” ve “akıllı liman” dönüşümüne odaklanıyor.</p>
<p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı verilerine göre, Türkiye limanlarında 2025 yılında elleçlenen toplam yük miktarı yüzde 4 artışla 553 milyon 268 bin 303 tona ulaştı. Aynı dönemde konteyner elleçleme hacmi yaklaşık 14 milyon TEU seviyesine çıkarak Cumhuriyet tarihinin en yüksek yük elleçleme rakamına ulaştı. Ocak-Eylül 2025 döneminde ise limanlarda elleçlenen yük miktarı 409,6 milyon ton olurken, konteyner hacmi 10,5 milyon TEU’ya yükseldi. Bu tablo, dış ticaretteki toparlanmanın yanı sıra Türkiye’nin bölgesel lojistik merkez olma hedefinin liman trafiğine doğrudan yansıdığını gösteriyor. Ancak artık yalnızca büyümek yeterli değil. Avrupa Yeşil Mutabakatı, karbon azaltım hedefleri ve küresel lojistik şirketlerinin sürdürülebilirlik kriterleri nedeniyle liman işletmeleri çevreci ve dijital yatırımlarını hızlandırmak zorunda kalıyor.</p>
<p><strong>Yeşil liman yatırımları hız kazandı </strong></p>
<p>Türkiye’de “Green Port / Yeşil Liman” uygulaması ilk kez 2014 yılında başlatıldı. Sistem kapsamında enerji verimliliği, atık yönetimi, emisyon azaltımı ve çevresel sürdürülebilirlik kriterlerini yerine getiren limanlara sertifika veriliyor. Ancak son yıllarda kriterlerin daha da sıkılaşmasıyla birlikte sektörün dönüşüm ihtiyacı hızlandı. Yeni dönemde liman işletmeleri artık yalnızca kapasite artışına değil, çevreci ve teknolojik dönüşüme de yatırım yapıyor. Özellikle enerji maliyetlerinin yükselmesi ve Avrupa Yeşil Mutabakatı gibi düzenlemeler sektörün yatırım önceliklerini değiştirmiş durumda.</p>
<p>Bu kapsamda birçok limanda dizel tüketimini azaltan elektrikli RTG vinç sistemleri devreye alınırken, enerji ihtiyacının bir bölümünü karşılamak amacıyla güneş enerji santrali yatırımları hız kazanıyor. Gemilerin limanda bekleme sırasında yarattığı emisyonu azaltmayı hedefleyen kıyı elektrifikasyonu projeleri de yeni dönemin öne çıkan başlıkları arasında yer alıyor. Öte yandan liman işletmeleri yalnızca enerji tarafında değil; atık geri dönüşüm altyapıları, su tüketimini azaltan sistemler ve karbon emisyonunu anlık izleyen dijital yazılımlar konusunda da yatırım yapıyor. Çünkü artık küresel lojistik zincirinde rekabet yalnızca hız ya da kapasiteyle değil, sürdürülebilirlik performansıyla da ölçülüyor.</p>
<p><strong>Yapay zekâ liman operasyonlarını dönüştürüyor </strong></p>
<p>Liman işletmeciliğinde ikinci büyük dönüşüm alanını ise yapay zekâ ve veri tabanlı operasyon sistemleri oluşturuyor. Özellikle konteyner terminallerinde gemi planlaması, saha yönetimi, yük hareket optimizasyonu ve bakım süreçlerinde yapay zekâ destekli yazılımlar kullanılmaya başlandı.</p>
<p>Türkiye’de büyük ölçekli liman işletmeleri son dönemde yapay zekâ destekli terminal yönetim sistemleri, akıllı kamera çözümleri, dijital ikiz teknolojileri ve tahmine dayalı bakım yazılımlarına yatırım yapıyor. Özellikle konteyner operasyonlarında birkaç dakikalık zaman kazancı bile yıllık bazda milyonlarca dolarlık verimlilik artışı sağlayabiliyor. Limanlarda kullanılan sensör sistemleri sayesinde ekipman arızaları önceden tespit edilirken, veri analitiğiyle operasyon yoğunluğu tahmin edilerek insan kaynağı ve enerji kullanımı daha verimli hale getiriliyor. Böylece hem maliyetler düşürülüyor hem de operasyon sürekliliği artırılıyor. Türkiye’de yapay zekâ kullanımının sanayi ve lojistik sektörlerinde giderek yaygınlaştığı görülüyor. Özellikle büyük ölçekli işletmeler dijital dönüşüm yatırımlarına daha hızlı adapte oluyor.</p>
<p><strong>Bölgesel rekabet yeni yatırımları zorunlu kılıyor </strong></p>
<p>Türkiye limanlarının dönüşüm ihtiyacını artıran en önemli başlıklardan biri de Doğu Akdeniz’de giderek sertleşen rekabet. Yunanistan’daki Pire Limanı, Mısır’daki Port Said ve Körfez merkezli liman yatırımları bölgede yeni bir yarış başlatmış durumda. Türkiye coğrafi avantajını korusa da lojistik hız, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik yatırımlarını artırmadığı takdirde transit yük rekabetinde zorlanabilir. Özellikle Çin'in tarihi İpek Yolu güzergahında Doğu-Batı ticaretini yeniden canlandırma hedefiyle 2013'te başlattığı Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında bölgeye yaptığı yatırımlar, liman işletmeciliğinde teknoloji odaklı dönüşümü daha da önemli hale getiriyor. Bu nedenle limanların yalnızca denizyolu taşımacılığıyla değil; demiryolu, kara yolu ve gümrük altyapılarıyla birlikte entegre bir sistem olarak ele alınması gerekti vurgulanıyor.</p>
<p><strong>Finansman baskısına rağmen dönüşüm sürecek </strong></p>
<p>Sektördeki en önemli sorunlardan biri ise yatırım maliyetleri. Elektrikli ekipman dönüşümü, enerji altyapıları ve dijital yazılım sistemleri ciddi finansman gerektiriyor. Özellikle orta ölçekli liman işletmeleri yüksek maliyetler nedeniyle dönüşüm sürecinde daha temkinli hareket ediyor. Buna rağmen sektör oyuncuları uzun vadede çevreci ve dijital yatırımların maliyetleri azaltacağını düşünüyor. Elektrikli ekipmanların yakıt giderlerini düşürmesi, yapay zekâ sistemlerinin operasyonel verimliliği artırması ve karbon düzenlemelerine uyumu kolaylaştırması nedeniyle yatırımların geri dönüş süresinin hızlandığı ifade ediliyor. Uluslararası finans kuruluşlarının da karbon azaltımına yönelik projelere daha fazla kaynak ayırması, liman sektöründeki dönüşümün önümüzdeki dönemde daha da hızlanacağına işaret ediyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Vinç sayısı değil, algoritma gücü kazandıracak</strong></span></p>
<p>Uzmanlara göre önümüzdeki dönemde limanların rekabet gücü artık yalnızca rıhtım uzunluğu ya da vinç sayısıyla ölçülmeyecek. Veri yönetimi, karbon performansı, enerji verimliliği ve dijital kapasite yeni dönemin en kritik göstergeleri olacak.</p>
<p>Türkiye’nin dış ticaret hedefleri ve lojistik üs olma stratejisi açısından liman yatırımları kritik önem taşırken, sektörün yönü giderek daha fazla “yeşil” ve “akıllı” liman modeline kayıyor. Küresel ticarette hız, sürdürülebilirlik ve dijitalleşmenin aynı anda önem kazandığı yeni dönemde Türkiye limancılık sektörünün rekabet gücünü koruyabilmesi için çevreci yatırımlar ile yapay zekâ tabanlı dönüşümü birlikte yürütmesi gerekecek. </p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>LİMANLARDA DÖNÜŞÜMÜN ÖNCÜLERİ</strong></span></p>
<p>Küresel standartların zorunlu kıldığı yeşil ve akıllı liman dönüşümü, Türkiye’deki büyük ölçekli konteyner terminallerinde somut yatırımlara dönüşmüş durumda. İşte sahada fark yaratan öncü projeler: </p>
<p><strong>MERSİN ULUSLARARASI LİMANI </strong></p>
<p>Türkiye’nin en büyük konteyner limanlarından olan Mersin Uluslararası Limanı (MIP), operasyon süreçlerinde enerji verimliliğini artırmaya yönelik yatırımlarıyla öne çıkıyor. Limanda elektrikli ekipman dönüşümü ve saha otomasyon sistemleri devreye alınırken, kapı otomasyon projeleriyle operasyon akışının hızlandırılması hedefleniyor. MIP’in Navis N4 tabanlı terminal işletim sistemi ve dijital operasyon altyapısı, Türkiye’de liman otomasyonunun ilk güçlü örnekleri arasında gösteriliyor. </p>
<p><strong>ASYAPORT </strong></p>
<p>Sürdürülebilirlik yatırımlarıyla dikkat çeken Asyaport, Türkiye’nin EcoPort/PERS sertifikalı öncü limanlarından biri olarak öne çıkıyor. Limanda kullanılan STS ve RTG vinçlerinin elektrikli sistemlerle çalıştığı belirtilirken, terminal içi taşımalarda LNG yakıtlı araçlara öncelik veriliyor. Asyaport ayrıca güneş enerji sistemi yatırımlarıyla elektrik ihtiyacının bir bölümünü yenilenebilir kaynaklardan karşılıyor. Şirketin çevresel sürdürülebilirlik odaklı yatırımları, enerji maliyetlerini azaltmanın yanı sıra karbon emisyonunu düşürmeyi de hedefliyor. </p>
<p><strong>DP WORLD YARIMCA </strong></p>
<p>Türkiye’de otomasyon yatırımlarının en yoğun görüldüğü terminallerden biri olan DP World Yarımca, uzaktan kumandalı RTG ve rıhtım vinçleriyle dikkat çekiyor. Limanda kullanılan dijital operasyon yönetim sistemleri sayesinde saha hareketleri gerçek zamanlı olarak takip edilirken, veri tabanlı planlama altyapıları operasyon süreçlerini optimize ediyor. Elektrikli vinç sistemleri ve otomasyon çözümleriyle hem operasyon hızının hem de enerji verimliliğinin artırılması hedefleniyor.</p>
<p><strong>BORUSAN PORT </strong></p>
<p>Borusan Port da son yıllarda dijitalleşme yatırımlarına ağırlık veren limanlar arasında yer alıyor. Operasyon yönetiminde veri takibi, otomasyon altyapıları ve dijital süreç yönetimi uygulamalarını geliştiren liman, saha operasyonlarında verimliliği artırmayı hedefliyor. Dijital planlama sistemleri sayesinde operasyon süreçlerinde hız ve kaynak yönetiminde iyileşme sağlanması amaçlanıyor. </p>
<p><strong>MARPORT </strong></p>
<p>Ambarlı bölgesinde faaliyet gösteren Marport, gelişmiş terminal işletim sistemleri ve yüksek operasyon kapasitesiyle Türkiye’nin en önemli konteyner terminalleri arasında gösteriliyor. Limanda kullanılan veri tabanlı saha yönetimi ve operasyon planlama sistemleri sayesinde gemi operasyon sürelerinin optimize edilmesi hedefleniyor. Sektör temsilcileri Marport’u Türkiye’de dijital liman işletmeciliğinin öncü örneklerinden biri olarak değerlendiriyor. </p>
<p><strong>YILPORT HOLDİNG YILPORT </strong></p>
<p>Holding de farklı terminallerinde elektrikli ekipman dönüşümü, enerji verimliliği ve karbon azaltım projelerine yatırım yapıyor. Şirket özellikle dizel ekipmanların elektrikli sistemlere dönüştürülmesi ve operasyonel süreçlerde enerji tüketiminin azaltılmasına yönelik çalışmalar yürütüyor. Terminal otomasyonu ve dijital operasyon yönetimi de şirketin yatırım başlıkları arasında yer alıyor. </p>
<p><strong>QTERMİNALS ANTALYA</strong></p>
<p>QTerminals Antalya da çevresel sürdürülebilirlik odaklı yatırımlarını artıran liman işletmeleri arasında bulunuyor. Limanda enerji verimliliği, atık yönetimi ve çevresel performansı artırmaya yönelik uygulamalar öne çıkarken, karbon azaltımına yönelik yeni projeler üzerinde çalışıldığı belirtiliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yapay-zeka-vincin-ustune-cikti-79654</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/4/1280x720/export-liman-1779262854.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel ticarette rekabet artık yalnızca limanların yük kapasitesiyle ölçülmüyor. Çevreci yatırımlar, enerji verimliliği, sistemler ve yapay zekâ destekli altyapılar sektörün yeni rekabet alanı haline geldi. Avrupa Yeşil Mutabakatı ve uluslararası karbon düzenlemeleriyle birlikte Türkiye limanları da “yeşil” ve “akıllı” dönüşüm sürecine hız verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tuketici-guveni-bize-ne-anlatiyor-79639</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tüketici güveni (!) bize ne anlatıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası işbirliği ile yürütülen tüketici eğilim anketi sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi, Nisan ayında 85,5 iken Mayıs ayında yüzde 0,3 oranında artarak 85,8 oldu. Yani son 15 ayın zirvesine çıktı.</p>
<p>Endeksin kırılımlarına baktığımızda ise ilginç verilerle karşılaşıyoruz. Tüketici güveni artmış ama yüksek nisan ayı enflasyonu tüketicinin mevcut durumda hanenin ekonomik durumuna ilişkin görüşünü ciddi şekilde olumsuz etkilemiş. Burada endeks değeri mayısta geçen aya göre yüze 3,5 düşüşle 69,2’ye gerilemiş. Yani “bizim durum kötü” diyor vatandaş.</p>
<p><strong>Beklentilerde artış yavaşladı, umutlar zayıflıyor mu? </strong></p>
<p>Gelecek 12 aylık dönemde hanenin maddi durum beklentisinde ise endeks değeri yüzde 0,5’lik artışla 87,9 olmuş. Nisan’da yüzde 2,1 olan artış bir miktar hız kesmiş. Umutlar azalıyor mu diye düşünmekten de kendimi alamadım.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d491f5ac70-1779255583.jpg" alt="" width="524" height="296" />
<figcaption>Tüketici güveni son 15 ayın zirvesinde ama normalleşmeye daha çok var.</figcaption>
</figure>
<p>Ancak en ilginç veri ise gelecek 12 aylık döneme ilişkin genel ekonomik durum beklentisi endeksine ait. Tüketici enflasyonun yükselmesine, sürekli hayat pahalılığından şikayet etmesine rağmen gelecekten biraz da olsa umutlu. “Seneye bu işler düzelir, hiç olmazsa biraz daha iyi olur” diye düşünüyor herhalde. Belki de “erken seçim olur, hükümet muslukları açar” diyor. Bunu da endeks değerini yüzde 3,9 gibi yüksek oranda arttırarak göstermiş ve bu nedenle de tüketici güveni 15 ayın zirvesine oturmuş.</p>
<p>Endeksten geleceğe ilişkin belki de tek olumsuz haberi alanlar dayanıklı tüketim malı üreticileri. Gelecek 12 aylık dönemde dayanıklı tüketim mallarına harcama yapma düşüncesinde yüzde 0,04’lük artışla geçen aya göre neredeyse “kımıldama” bile yok.</p>
<p>Bu kadar laftan sonra lafı daha fazla uzatmayayım. Aynen TÜİK’in web sitesinden aktarıyorum: “Tüketici güven endeksi 0-200 aralığında değer alabilmektedir. Tüketici güven endeksinin 100'den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu, 100'den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu göstermektedir.”</p>
<p>“Başka söze de hacet yok” diyerek bitiriyorum tüketicinin güveni meselesini.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tuketici-guveni-bize-ne-anlatiyor-79639</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tüketici güveni(!) bize ne anlatıyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/faiz-firtinasi-ve-turkiyenin-hassas-dengesi-79628</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Faiz fırtınası ve Türkiye&#039;nin hassas dengesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ülkelerin acil durumlar için biriktirdikleri petrol stokları hızla azalıyor. Bu düşüş ileriye dönük fiyat tahminlerini yükseltiyor. Petrolün önümüzdeki dönemde de pahalı olacağı görülüyor. Dünyada üretimden lojistiğe kadar her kalemde maliyetler artınca, doğal olarak enflasyon beklentileri bozuluyor.</p>
<p>Bu manzara karşısında büyük merkez bankalarından faiz artırımları gelebilir. Avrupa ve İngiltere merkez bankalarından sırasıyla 75 ve 60 baz puanlık artışlar fiyatlanıyor. Fed de yıl sonuna kadar bir hamle yapabilir. Dünya ekonomisi para bulma maliyetinin yüksek olacağı bir döneme giriyor. Sıkılaşma adımlarının yaratacağı bu sert rüzgâr, finansman ihtiyacı yüksek olan gelişen ülkelerin hareket alanını daraltabilir.</p>
<p>Türkiye'nin kısa vadeli dış borcu şubat sonu itibarıyla 174 milyar ABD dolarıdır. Bir yıl içinde vadesi gelecek toplam yükümlülükler ise 239 milyar dolardır. Bu yükümlülüğün yüzde 45’i özel sektörün borçlarından oluşuyor. Amerikan 10 yıllık tahvil faizi son 1 yılın, Almanya, Fransa ve İngiltere gibi ülkelerin faizleri 15 ila 17 yılın zirvesindedir. Görünen o ki dışarıdan sağlanan her kaynak için daha yüksek faiz ödeyeceğiz. Böylesine büyük bir yeniden borçlanma ihtiyacını, global faiz fırtınasında karşılamak zorunda olmamız kırılganlığı artırıyor. Ekstra bir darbe yememek için, ülke risk primini artırabilecek aksiyonlardan uzak durmalıyız. Makroekonomik dengeleri korumak adına, risk yaratacak mevzulardan kaçınmak gerekiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/faiz-firtinasi-ve-turkiyenin-hassas-dengesi-79628</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Faiz fırtınası ve Türkiye&#039;nin hassas dengesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cari-acigi-hafife-alma-luksumuz-yok-79627</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cari açığı hafife alma lüksümüz yok</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2026 için beklenen 1,7 trilyon dolarlık milli geliri baz alırsak, son 6 yılda Türkiye ekonomisi dolar bazında 2 kat büyümüş olacak. Böylesine olağanüstü bir büyüme döneminden geçmediğimiz ortada. O zaman bu muazzam artışı nasıl açıklayacağız? Elbette kur artışlarının, enflasyonun çok gerisinde kalmış olmasıyla.</strong></p>
<p>Türkiye’nin en önemli ekonomik sorunlarından bir tanesi, yüksek cari işlemler açığıdır. Yurtiçinde yerleşiklerle yurtdışında yerleşikler arasındaki tüm parasal işlemlerin dengesini gösteren bu hesap açık veriyorsa, bu bizim dünyanın geri kalanından elde ettiğimiz gelire kıyasla, dünyanın geri kalanına daha çok ödeme yaptığımızı gösterir. Cari işlemler açığını, Merkez Bankası’nın yayınladığı ödemeler dengesi bilançosu üzerinden takip ederiz. Ödemeler dengesi tablosu, iki ana bölümden oluşur. İlk bölüm, cari işlemler hesabı dediğimiz, yurtiçi yerleşiklerle yurtdışı yerleşikler arasındaki <strong><em>mal, hizmet ve birincil gelir alışverişlerinde oluşan dengeyi</em></strong> gösterir. Bu hesabın en önemli bileşeni dış ticaret dengesi olsa da, başta turizm olmak üzere taşımacılık, hizmet gelirleri ve daha birçok başka kalem üzerinden de gelir ve gider hareketlerini izlemek mümkündür. Türkiye, dünyanın geri kalanıyla mal ticaretinde kronik olarak açık veren bir ülke olduğu için, çok büyük ekonomik kriz dönemleri hariç ülkemizin cari işlemler hesabı hep açık verir.</p>
<p>Ödemeler dengesinin ikinci bölümü ise, finans hesabı olarak bilinir ve yine yurtiçi yerleşiklerle yurtdışı yerleşikler arasındaki <strong><em>finansal hareketlerin dengesini</em></strong> bize gösterir. Burada da belli başlı kalemler, doğrudan yatırımlar, portföy yatırımları ve diğer yatırımlar olarak sıralanır.</p>
<p><strong>Kaynağı belirsiz 16,2 milyar </strong><strong>dolarlık net hata ve noksan</strong></p>
<p>Ödemeler dengesi hesabının en alt bölümünde, resmi rezervlerdeki değişim de gösterilir. Herhangi bir dönemde, hesaplanan cari işlemler açığından daha fazla miktarda yabancı sermaye Türkiye’ye girdiyse, resmi rezervler artar; aksi durumda ise rezervler azalır. Örneğin,  2026 yılının ilk üç ayında cari işlemler hesabı 23,7 milyar dolar açık verirken, finans hesabından da 2,1 milyar dolar ülkemizden net çıkış olduğu kaydedilmiş. Bu dönemde resmi rezerv hesabına baktığımızda ise, 42,1 milyar dolarlık bir düşüş görüyoruz. Kafanız karıştı, biliyorum. Rezervlerdeki düşüş, cari işlemler açığı ve net sermaye çıkışı toplamı olan 25,8 milyar dolardan çok daha fazla! İşte bu noktada, karşımıza net hata ve noksan dediğimiz bir sürpriz hesap daha çıkıyor: Merkez Bankası resmi rezervlerdeki değişimleri zaten kendi hesaplarından tam olarak izler ve raporlar. Sonrasında, ödemeler dengesine baktığında, rezervlerde kendi gördüğü değişimden daha farklı bir hareket olduğunu görürse, aradaki bu açıklayamadığı farkı net hata ve noksan olarak sınıflar. 2026 ilk üç ay örneğine dönecek olursak, Merkez Bankası rezervlerindeki düşüş olan 42,1 milyar dolar ile ödemeler dengesinden açıklayabildiğimiz net yurtdışı ödeme tutarı olan 25,8 milyar dolar arasındaki 16,2 milyar dolarlık fark, net hata ve noksan olarak muhasebeleştirilir.  Basit bir ifadeyle, 2026’nın ilk üç ayında ülkemizden çıkan 16,2 milyar dolar tutarındaki paranın kaynağını tespit edebilmiş değiliz. Bunun birçok nedeni olduğunu biliyoruz ama bu yazının konusu olmadığından detayına girmeyeceğim.</p>
<p>Bugün özellikle üzerinde durmak istediğim konu, 2025’ten itibaren artış eğilimine giren cari işlemler açığının, 2026’da savaşla birlikte daha da hızlı artmaya başlaması. Ne var ki, görüşlerine değer verdiğim bazı ekonomist dostlarım da dahil olmak üzere birçok kişinin, cari işlemler açığındaki bu genişlemeyi hafife alıyor olması beni tedirgin ediyor. Türkiye’nin cari işlemler hesabının son 20 yıldaki seyrine baktığımızda, en yüksek açığın 74,4 milyar dolar ile 2011 yılında verildiğini görüyoruz. Bundan sonraki en yüksek cari açığın, 2013’teki 49,3 milyar dolar olduğunu düşünürsek, 2011 yılındaki sayının ne kadar yüksek olduğunu anlamak daha kolay olabilir. Son 20 yılda cari işlemler fazlası verdiğimiz tek yıl ise, 15 milyar dolar ile 2019. Bunun nedeni, yaşanan büyük ekonomik sarsıntı nedeniyle ithalatın önemli ölçüde düşmesi nedeniyle, dış ticaret açığının son 20 yıldaki en düşük seviyeye gerilemiş olması.</p>
<p><strong>2026 için cari işlemler açığında </strong><strong>60-65 milyar dolar bekleniyor</strong></p>
<p>Daha yakın zamana geldiğimizde, Rusya-Ukrayna savaşıyla birlikte enerji fiyatlarında meydana gelen artışın etkisiyle, cari işlemler hesabının 2022’de 46,7 milyar dolar ile ciddi bir yükseliş kaydettiğini görüyoruz. Sonrasında, enerji fiyatlarındaki düşüş, dış ticaret dengesindeki iyileşme ve altın ithalatını kısıtlayan önlemlerin de etkisiyle, 2024’te cari açık 13 milyar dolara kadar geriledi. 2025’ten itibaren cari işlemler açığının yeniden artmaya başladığı bir döneme girdik. 2025’i 30,2 milyar dolarlık bir açıkla kapattıktan sonra, İran-ABD savaşıyla birlikte hızla artan enerji fiyatlarının da etkisiyle, 2026 için cari işlemler açığına yönelik beklentiler, 60-65 milyar dolar seviyelerine yükseldi. Eğer bu tahminler tutarsa, 2026’da son 20 yılın en yüksek ikinci cari işlemler açığını vermiş olacağız.</p>
<p>Cari işlemler açığının ekonomik etkilerini analiz ederken, söz konusu açığı milli gelire oranla değerlendirmek yaygın bir uygulama. Türkiye ekonomisi zaman içinde büyüdüğü için, 20 yıl öncesinin nominal cari açık sayısıyla, bu yıl beklenen 60 milyar doları karşılaştırmak yanıltıcı olabilir. Bu şekilde bakıldığında, 60 milyar dolar cari açık ve Orta Vadeli Program’daki 2026 dolar cinsinden milli gelir tahmini olan 1 trilyon 658 milyar doları kullandığımızda, cari işlem açığının milli gelire oranı %3,6 olarak hesaplanıyor. Cari açığın rekor kırdığı 2011’de bu oran %8,8 ile zirve yaparken, son 20 yılın ortalamasına baktığımızda bu oranı %3,6 olarak hesaplıyoruz. Yani tam da 2026 için beklenen oran ile eşit seviyede. İşte bu nedenle, birçok uzman bu yıl cari işlemler açığında beklenen artıştan rahatsızlık duymuyor.</p>
<p>Peki ben neden böyle düşünmüyorum? Bunun temel nedeni, cari işlemler açığını karşılaştırdığımız dolar cinsinden milli gelir rakamının suni şekilde şişkin olması. Bundan 5 sene önce, yani 2021’de Türkiye’nin dolar cinsinden milli geliri 837 milyar dolar idi. 2025 sonunda bu sayı 1,6 trilyon dolara yükseldi. Bir başka ifadeyle, Türkiye’nin milli geliri son 5 yılda, dolar bazında tam %90 yükseldi. 2026 için beklenen 1,7 trilyon dolarlık milli geliri baz alırsak, son 6 yılda Türkiye ekonomisi dolar bazında 2 kat büyümüş olacak. Böylesine olağanüstü bir büyüme döneminden geçmediğimiz ortada. O zaman bu muazzam artışı nasıl açıklayacağız? Elbette kur artışlarının, enflasyonun çok gerisinde kalmış olmasıyla. Özetle, uygulanmakta olan kontrollü kur politikası nedeniyle, dolar cinsinden milli gelirimiz olması gerekenin çok üzerinde hesaplanıyor.</p>
<p>Bu etkiyi bertaraf etmek için şöyle bir egzersiz yapalım: OVP’ye göre, 2023-2026 arasında Türkiye’nin TL cinsiden nominal milli gelirinin 2,9 kat artmış olması bekleniyor. Kurların da yine benzer bir hızda artmış olduğunu varsayarsak, 2026 yılında ortalama dolar kuru, OVP’de varsayılan 46,6 TL yerine, 67,7 TL olarak hesaplanıyor. Bu seviyedeki kur ile, 2026’daki dolar cinsinden milli gelir hesaplandığında, 1 trilyon 141 milyar dolarlık bir sayıya ulaşıyoruz. Cari açığın 60 milyar dolar olması durumunda, bunun milli gelire oranı da %5,3 olarak hesaplanıyor.</p>
<p>Özetle söylemeye çalıştığım şu: Cari işlemler hesabı 2026’da hızla bozuluyor. Suni şekilde yükselmiş dolar cinsinden milli gelire kıyasla, beklenen 60 milyar dolarlık cari açığı hafife almak büyük hata olur. Savaş nedeniyle, son iki senede çok elverişli olan yurtdışından finansman imkanlarının, 2026’da daha zorlu olma ihtimalini de göz ardı etmemek gerekiyor. Bu nedenle, hem ekonomi yönetiminin hem de ekonomiyle ilgili görüş beyan eden uzmanların, cari işlemler hesabımızdaki bozulmayla ilgili daha temkinli bir yaklaşım sergilemesinin faydalı olacağını düşünüyorum.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cari-acigi-hafife-alma-luksumuz-yok-79627</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/7/1280x720/economy-cari-1779252990.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cari açığı hafife alma lüksümüz yok ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/issizlik-dusuyor-atil-isgucu-buyuyor-79626</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşsizlik düşüyor, atıl işgücü büyüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ağırlıklı olarak aktif olarak iş aramayan ancak çalışmaya hazır olanlar ile part-time çalışıp daha fazla çalışmak isteyenlerin de dahil edildiği geniş tanımlı işsizlik oranı uzun süredir yüzde 27-29 bandında seyrediyordu. Son açıklanan verilerle birlikte bu oran yüzde 30,4’e yükseldi.</strong></p>
<p>Hafta başında bu yılın ilk çeyreğine ilişkin iş gücü istatistiklerini aldık. Mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı, bir önceki çeyreğe göre 0,1 puan gerileyerek yüzde 8,2 seviyesinde gerçekleşti. 15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfustaki işsizlik oranı ise değişmeyerek yüzde 15,2 oldu. Genç işsizliği erkeklerde yüzde 12,6 seviyesinde görünürken, kadınlarda yüzde 20,4 olarak açıklandı.</p>
<p>Her zamanki gibi hizmet sektörü istihdamın ana taşıyıcısı olmaya devam ediyor. Toplam yaklaşık 32,2 milyonluk istihdamın 19 milyona yakını hizmet sektöründe yer alırken, yaklaşık 6,5 milyonu sanayide, 4,5 milyonu ise tarım sektöründe istihdam ediliyor. Dünyanın genel eğilimine baktığımızda hizmet sektörünün giderek daha fazla istihdam yarattığını görüyoruz. Bu doğal ve anlaşılır bir süreç. Ancak Türkiye açısından dikkat çekici olan nokta, tarımın hâlâ toplam istihdam içinde oldukça yüksek bir paya sahip olması.</p>
<p><strong>Tarımda verimsizlik </strong></p>
<p>Tarım sektörünün toplam istihdam içindeki payı yüzde 15’lere yaklaşırken, bu tablo beraberinde ciddi verimlilik sorunlarını da gündeme getiriyor. Tarımda arz yönlü sıkıntılarımızı ve kendi kendine yeterlilik konusundaki handikaplarımızı düşündüğümüzde, yüksek istihdama rağmen düşük verimlilik sorununun ne kadar belirgin olduğu daha net ortaya çıkıyor.</p>
<p>ABD ve Avrupa gibi tarımda büyük ölçüde kendine yeterli ekonomilerde, tarımın toplam istihdamdan aldığı pay yüzde 4-5 seviyelerinde bulunuyor. Türkiye’de ise bu oran bunun üç katından fazla. Ölçek ekonomisi eksikliği, teknoloji kullanımındaki yetersizlik, eğitim sorunları ve belki de en önemlisi planlama eksikliği, tarımdaki verimsiz yapının temel nedenleri arasında yer alıyor.</p>
<p><strong>Uzun çalışma saatleri, düşük verimlilik</strong></p>
<p>Türkiye’nin dünyanın en uzun süre çalışan ülkeleri arasında yer aldığını farklı istatistiklerde sık sık görüyoruz. 2026 yılının ilk çeyrek verilerine göre haftalık ortalama fiili çalışma süresi 42,2 saat seviyesinde. Avrupa’nın birçok ülkesinde çalışma sürelerinin 35 saate doğru gerilediği düşünüldüğünde, bu rakam oldukça yüksek görünüyor.</p>
<p>Ancak asıl sorun, uzun çalışma saatlerinin yeterince verimlilik yaratmaması. Yani daha uzun çalışıyor ama aynı ölçüde üretkenlik sağlayamıyoruz. Bu durum ekonomik yapımızdaki temel verimlilik problemlerini bir kez daha gözler önüne seriyor.</p>
<p><strong>Atıl işgücünde tarihi yükseliş</strong></p>
<p>Belki de en dikkat çekici veri, atıl işgücü oranındaki yükseliş. Ağırlıklı olarak aktif olarak iş aramayan ancak çalışmaya hazır olanlar ile part-time çalışıp daha fazla çalışmak isteyenlerin de dahil edildiği geniş tanımlı işsizlik oranı uzun süredir yüzde 27-29 bandında seyrediyordu. Son açıklanan verilerle birlikte bu oran yüzde 30,4’e yükseldi.</p>
<p>Aslında son 12 yıllık tabloya baktığımızda durum daha çarpıcı hale geliyor. 2014 yılında manşet işsizlik oranı yüzde 9 civarındayken, atıl işgücü oranı yüzde 17 seviyelerindeydi. Bugün ise manşet işsizlik yüzde 8,2 görünmesine rağmen atıl işgücü yüzde 30’un üzerine çıkmış durumda. Özellikle son 4-5 yılda bu makasın çok belirgin biçimde açıldığını görüyoruz.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d3e531c63c-1779252819.png" alt="" width="322" height="258" /><strong>Genç nüfusun ekonomiye kazandırılamaması</strong></p>
<p>Bu tablonun en önemli boyutlarından biri de genç işsizliği. Gençlerde işsizlik oranının manşet rakamın çok üzerinde olduğunu vurgulamıştık. Ülkemizde 15-29 yaş grubunda ne işte ne eğitimde olanların oranının yüzde 25’lerde olduğunu düşünecek olursak, atıl kalan işgücünün önemli bir bölümünü gençlerin oluşturduğunu söylemek çok yanlış olmayacaktır.</p>
<p>19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutladığımız bir haftada, gençlerimizi bu kadar atıl bırakmanın üzerinde çok daha ciddi düşünmemiz gerekiyor. Gençlerin yeteneklerine ve ilgi alanlarına uygun biçimde yönlendirilememesi, istihdam edilememesi aslında sahip olduğumuz en önemli kaynağı yeterince verimli kullanamadığımızı gösteriyor. Türkiye genç ve dinamik nüfus avantajına sahip bir ülke olmasına rağmen, bu potansiyeli ekonomik güce dönüştürmekte zorlanıyor.</p>
<p><strong>Verilerde manşet ve hissedilen farkı </strong></p>
<p>Benzer bir ayrışmayı enflasyon tarafında da görüyoruz. 2014 yılında yüzde 8 seviyelerinde bulunan TÜFE enflasyonu, aradan geçen yıllarda resmi rakamlarla yüzde 60’ların üzerine kadar çıkıp bugün yüzde 30’lar seviyesine gerilemiş durumda. Ancak vatandaşın 12 ay sonrası enflasyon beklentisi hâlâ yüzde 50 civarında seyrediyor.</p>
<p>Bir başka ifadeyle, manşet işsizlik ile atıl işgücü arasındaki farkın benzerini, gerçekleşen enflasyon ile hissedilen enflasyon arasında da görüyoruz. Son yıllarda hanehalkının enflasyon beklentileri çoğu zaman gerçekleşen enflasyonun yaklaşık iki katı seviyesinde oluşmaya devam ediyor.</p>
<p>Başka bir örnek sanayiden verilebilir. Sanayi üretiminin son 4-5 yıldır büyük ölçüde yatay seyretmesine rağmen, ihracatçı ve sanayiciler müşteri kaybetmeme kaygısıyla düşük kâr marjlarıyla üretime devam etmeye çalışıyor. Sanayi ve ihracatçıların dile getirdiği sorunlar rakamlarla tam örtüşmeyebiliyor. Bununla birlikle, son dönemde eğilim anketlerinde yansımayı da daha net görmeye başladık. Dünyada imalat sanayi PMI verileri uzun süredir 50 üzeri ve yukarı seyrederken, ülkemizde PMI göstergelerinin uzun süredir 50 eşik değerinin altında kalması bu ayrışmayı net biçimde ortaya koyuyor.</p>
<p>Son 10-12 yıllık dönemde Türkiye ekonomisinin ortalama büyümesi yaklaşık yüzde 4.5 seviyesinde gerçekleşti. Ancak özellikle son 5-6 yılda sanayi üretimi yatay seyrederken, başta perakende satışlar olmak üzere iç talep göstergeleri büyümeyi taşımaya devam etti.</p>
<p>Yani büyümenin ağırlıklı olarak tüketime dayanması, ithalat eğiliminin artması üretim tarafındaki sorunların hem istihdama hem de atıl işgücüne daha belirgin şekilde yansımasına neden oldu.</p>
<p>Sonuç olarak; üretim, istihdam ve enflasyon gibi açıklanan veriler ile vatandaşın hissettiği ekonomik gerçeklik arasındaki farkı çok daha dikkatli analiz etmek gerekiyor. Farklı göstergeler ve alternatif hesaplamalar bize ekonomideki sorunların daha derin boyutlarını gösteriyor ve aslında çözüm için ipuçlarını da veriyor. Bu çerçevede, ekonomi politikalarını oluştururken yalnızca açıklanan manşet verilere değil, hissedilen ekonomik gerçekliğe de daha fazla odaklanmanın doğru politikalar oluşturmak açısından son derece önemli olduğu kanaatindeyiz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/issizlik-dusuyor-atil-isgucu-buyuyor-79626</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşsizlik düşüyor, atıl işgücü büyüyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/19-mayis-bugune-ne-soyluyor-79625</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> 19 Mayıs, bugüne ne söylüyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>1919’da Samsun’dan başlayan hareket, umutsuz görünen bir dönemde geleceğin yeniden kurulabileceğini göstermişti. Bugün de ihtiyaç duyduğumuz şey yalnızca teknoloji, yatırım ya da ekonomik büyüme değil. Yeniden daha sağlıklı, mutlu, adil ve dayanıklı bir gelecek düşünebilme kapasitesi.</strong></p>
<p>Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, Samsun’a çıkarken çökmekte olan bir düzeni korumaya değil, henüz var olmayan bir geleceği kurmaya yönelmişti. Cumhuriyet fikri tam da bu nedenle yalnızca siyasal bir rejim değil, insanın kendi kaderini yeniden kurabileceğine dair modern bir irade beyanıydı.</p>
<p>Bu yönüyle 19 Mayıs, aynı zamanda güçlü bir zihniyet dönüşümüdür. Çünkü, <strong><em>o gün başlayan hareket, olanı kabul etmek yerine, henüz ortada olmayan bir geleceği mümkün görme cesaretini temsil ediyordu</em></strong>. Bugün de benzer bir eşikteyiz.</p>
<p><strong>Krizler çağında yaşamak</strong></p>
<p>Artık, yalnızca jeopolitik ya da ekonomik krizlerin içinde değiliz. Aynı anda ekolojik, teknolojik, toplumsal ve zihinsel bir kırılma çağından geçiyoruz. İklim krizi derinleşiyor. Biyoçeşitlilik hızla azalıyor. Eşitsizlik büyüyor. Yapay zekâ yalnızca iş yapış biçimlerini değil, insanın rolünü de dönüştürüyor. Dijitalleşme bağlantıyı artırırken yalnızlığı büyütüyor. Veri ekonomisi insan dikkatini ve davranışlarını metalaştırıyor.</p>
<p>Bugünün krizleri daha dağınık ve karmaşık. Genç kuşaklar, çok daha kırılgan bir gelecek ihtimaliyle karşı karşıya.</p>
<p>Bu yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda psikolojik ve varoluşsal bir mesele. Gelecek kaygı ve belirsizliğinin bu denli yükseldiği ortamlarda, sosyal ve toplumsal etkilerin de dramatik olacağı açık.</p>
<p><strong>Gelecek, bugün için rehin ediliyor</strong></p>
<p>Modern ekonomik sistemde başarı, sürekli büyümeye endeksli. Daha fazla üretmek, daha fazla tüketmek ve daha fazla hız ilerlemenin, doğal ölçütü. Ancak bugün ortaya çıkan tablo, bu modelin ciddi bir gelecek açığı ürettiğini gösteriyor.</p>
<p>Doğayı yalnızca ekonomik değere dönüştürülebilecek bir kaynak olarak gören yaklaşım, sadece ekolojik sistemi değil, toplumsal dengeyi de aşındırıyor. Ayakta duran bir orman ekonomik olarak görünmez sayılıyor, ancak kesildiği anda değer kazanıyor. Canlı bir nehir doğal haliyle anlam taşımıyor, enerji üretimine dahil edildiğinde ekonomik varlığa dönüşüyor.</p>
<p>Benzer şekilde insan dikkati de dijital platformlar için ekonomik bir girdiye dönüşüyor. Zaman parçalanıyor. Sessizlik kayboluyor. Performans baskısı normalleşiyor.</p>
<p>Gençlik ise giderek daha fazla belirsizlik, güvencesizlik ve algoritmik baskı altında eziliyor. Gelecek, bugünün çıkarlarına rehin ediliyor.</p>
<p><strong>Sürdürülebilirlik neden kritik?</strong></p>
<p>Sürdürülebilirlik karbon salımı, enerji verimliliği ya da geri dönüşüm gibi teknik başlıklarla sınırlı değil. Özünde gelecekle kurulan etik bir ilişki. Henüz doğmamış insanların yaşam hakkını bugünden savunabilme kapasitesi. Bu yönüyle, aynı zamanda, kuşaklar arası adalet, toplumsal dayanıklılık, ekonomik model, demokrasi, teknoloji etiği ve insan psikolojisiyle doğrudan ilişkili bir gelecek meselesi.</p>
<p><strong><em>Ulu Önderimiz Atatürk’ün Cumhuriyet’i özellikle gençlere emanet etmesinin bir anlamı var. </em></strong>Gençlerin tamamlanmamış olanı taşıma cesaretinden. Sorgulama iradesinden. Yeni bir başlangıç yapabilme kapasitesinden.</p>
<p>Bu vizyonun önemi bugün daha da belirgin. <strong><em>Genç kuşaklar yalnızca ülkenin geleceğini değil, aynı zamanda mevcut sistemin maliyetini taşıyor.</em></strong> İklim krizinin ekonomik yükünü, psikolojik kırılganlığı, dijital bağımlılığı, dikkat ekonomisinin baskısını ve yapay zekâ çağının belirsizliklerini en yoğun hissedenler onlar.</p>
<p>Dolayısıyla, gençlik üzerine konuşmak, sözde umut üretmekten çok daha fazlası olmalı. Biz, bugünü ve geleceği nasıl hayal ediyoruz? Gençlerin anlam kurabildiği, güven hissedebildiği, doğayla ve toplumla daha sağlıklı ilişki kurabildiği bir gelecek inşa edebiliyor muyuz?</p>
<p><strong>Sonuç: Geleceği yeniden düşünebilmek!</strong></p>
<p>Bir asır önce bağımsızlık daha çok askeri ve siyasi egemenlik üzerinden tanımlanıyordu. Bugün, bunun üstüne yenileri ekleniyor. <strong><em>Enerji güvenliği, gıda dayanıklılığı, su yönetimi, veri egemenliği, teknolojik kapasite, toplumsal güven ve ekolojik direnç ülkelerin dayanıklılık unsurları haline geliyor.</em></strong></p>
<p>Sürdürülebilirlik burada kilit kavram. Doğrudan toplumsal devamlılık ve stratejik gelecek meselesi. Çünkü, <strong><em>bir ülkenin gücü aynı zamanda toprağını, suyunu, verisini, insan kaynağını ve gelecek umudunu koruma kapasitesiyle de ilgili.</em></strong></p>
<p>Fosil yakıta bağımlılıktan çıkabilmek… Teknolojiyi yalnızca tüketen değil, üreten tarafta olmak… Doğayı sadece ekonomik değere indirgemeyen modeller geliştirebilmek… Gençlerin yalnızca performans göstermek zorunda kaldığı değil, insan olarak gelişebildiği bir gelecek tasarlayabilmek…</p>
<p>1919’da Samsun’dan başlayan hareket, umutsuz görünen bir dönemde geleceğin yeniden kurulabileceğini göstermişti. Bugün de <strong><em>ihtiyaç duyduğumuz şey yalnızca teknoloji, yatırım ya da ekonomik büyüme değil. Yeniden daha sağlıklı, mutlu, adil ve dayanıklı bir gelecek düşünebilme kapasitesi. </em></strong></p>
<p>Bu nedenle 19 Mayıs’ın bugüne söylediği şey yalnızca tarihsel bir hatırlatma değil. <strong><em>Aynı zamanda hepimiz için güçlü bir sorumluluk çağrısı.</em></strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/19-mayis-bugune-ne-soyluyor-79625</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 19 Mayıs, bugüne ne söylüyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bugday-arpa-ve-findigin-fiyati-ne-olacak-79624</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Buğday, arpa ve fındığın fiyatı ne olacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yaş çay alım fiyatı belli olduktan sonra buğday üreticisi, yaş çaydaki yüzde 37,5 oranında fiyat artışı yapılması gerektiğini dile getirmeye başladı. Bu oranda artış yapılırsa geçen yıl ton başına 13 bin 500 lira olarak açıklanan ekmeklik ve makarnalık buğday alım fiyatının 18 bin 906 lira açıklanması gerekir.</strong></p>
<p>Bugünlerde birçok üreticinin odaklandığı tek bir konu var: Büyük zorluklarla yetiştirdiği ürünleri hasat etmek ve değerinde satabilmek. Bu nedenle buğday, arpa, mercimek, nohut gibi bakliyat ürünleri ile Karadeniz Bölgesi’nin temel geçim kaynağı fındıkta açıklanacak fiyat büyük önem taşıyor.</p>
<p>Özellikle de Toprak Mahsulleri Ofisi’nin, yani devletin açıklayacağı alım fiyatları ve ürün alım politikası, merakla bekleniyor.</p>
<p>İlk olarak yaş çay alım fiyatı açıklandı. Tarım ve Orman Bakanlığı, 12 Mayıs’ta basın açıklaması ile 2026 ürünü yaş çay alım fiyatını kilo başına 35 lira olarak duyurdu. Bakanlığın açıklamasına göre, geçen yıl 1 milyon 340 bin ton olan yaş çay üretiminin 823 bin tonunu Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü (ÇAYKUR) aldı. Bu yıl da aynı oranda alım yapması hedefleniyor.</p>
<p><strong>Yaş çay alım fiyatı yüzde 37,5 arttı</strong></p>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından açıklanan kilo başına 35 lira yaş çay alım fiyatı, geçen yıla göre yaklaşık yüzde 37,5 oranında artış anlamına geliyor. 2025 yılında yaş çay alım fiyatı kilo başına 25,44 lira açıklanmıştı.</p>
<p>Yaş çay alım fiyatı açıklanırken geçen yıl olduğu gibi bu yıl da destekleme primi açıklanmadı. İki yıldır çaya fark ödemesi (destekleme primi) açıklanmıyor. Son olarak 2024 yılında kilo başına 2 lira destekleme primi açıklanmıştı.</p>
<p>Açıklanan yaş çay alım fiyatına tepki gösterenler oldu, ancak geçmiş yıllardaki gibi çok büyük bir tepki olmadı. Genel olarak fiyatın benimsendiği ifade edildi. Ancak, açıklanan fiyatın ÇAYKUR’un alım fiyatı olduğu, özel sektör çay fabrikalarının bunun altında bir fiyata alım yapacağı dile getirildi. ÇAYKUR’un alım politikası ve ödeme koşullarına bağlı olarak özel sektörün fiyatı daha net görülecektir.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d3d92b227e-1779252626.png" alt="" width="654" height="306" /><strong>Çay alım fiyatı diğer ürünler için emsal olur mu?</strong></p>
<p>Buğday, arpa başta olmak üzere bazı ürünlerde hasada sayılı günler kaldı. Aydın Söke’de lokal denilecek birkaç dekar arazide ilk hasat yapıldı ve sembolik fiyatla (kilosu 20 liradan) satıldı. Aşırı yağışlar nedeniyle hasat, bölgeye göre iki-üç hafta gecikecek. Kurban Bayramı’ndan sonra, haziranın ilk haftasından itibaren hasadın başlaması öngörülüyor.</p>
<p>Son yıllara bakıldığında buğday alım fiyatı genellikle haziranın ilk haftası açıklanıyor. 2022’de 5 Haziran’da, 2023 ve 2024’te 6 Haziran’da ve 2025’te 3 Haziran’da alım fiyatı açıklanmıştı.</p>
<p>Yaş çay alım fiyatı belli olduktan sonra buğday üreticisi, yaş çaydaki yüzde 37,5 oranında fiyat artışı yapılması gerektiğini dile getirmeye başladı. Bu oranda artış yapılırsa geçen yıl ton başına 13 bin 500 lira olarak açıklanan ekmeklik ve makarnalık buğday alım fiyatının 18 bin 906 lira açıklanması gerekir. Böyle bir artış olur mu? Bu soruya yanıt vermek için fiyatın neye göre belirlendiğine bakmak gerekir.</p>
<p><strong>Buğday alım fiyatı neye göre belirleniyor? </strong></p>
<p>Toprak Mahsulleri Ofisi, üretim maliyetini, dünya piyasalarını,  üretim miktarını, iç piyasanın durumu, enflasyon verileri ve benzeri birçok parametreyi dikkate alarak bir fiyat çalışması yapıyor. Yapılan bu çalışma, Tarım ve Orman Bakanlığına sunuluyor. Bakanlık da bunu Cumhurbaşkanlığı’na sunuyor. O aşamada bildiğimiz kadarıyla Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın görüşü de alınarak nihai karar veriliyor.</p>
<p>Maliyet en önemli unsur olsa da fiyat belirlemede sadece kriterlerden birisi olarak görülüyor. Maliyet konusunda da farklı görüş ve hesaplamalar var. Adana Çiftçiler Birliği’ne göre, dekara 480 kilo verimle 1 kilo buğdayın maliyeti 12,2 lira. Yüzde 35 çiftçi karı ile birlikte Adana Çiftçiler Birliği’nin 1 kilo buğday için beklediği fiyat, kilo başına 16 lira 50 kuruş. Ayrıca 1 lira da destekleme primi talebi var.</p>
<p>Bu açıklama yapıldıktan sonra maliyetin çok düşük hesaplandığına ilişkin tepkiler oldu ve 16 lira 50 kuruşluk fiyatın da çok düşük olacağı dile getirildi.</p>
<p><strong>Dolar bazında fiyat ne olur?</strong></p>
<p>Amerika Tarım Bakanlığı (USDA), 8 Nisan 2026’da Türkiye’ye ilişkin yayınladığı “Tahıl ve Yem Yıllığı” raporunda buğday alım fiyatları ile ilgili bir tablo yayınladı. Bu tabloda, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin 2020 yılından bu yana açıkladığı ekmeklik buğday alım fiyatı dolar bazında veriliyor. Buna göre; buğday alım fiyatı 2020 yılında Mayıs ayında ton başına 1650 lira olarak açıklandığında o günkü kurla 7 lira olan dolar karşılığı 235 dolara denk geliyor.  2021 yılında tonu 2 bin 250 lira olarak açıklanan buğday alım fiyatı 8,4 liralık dolar kuru ile 268 dolardı. 2022 yılında alım fiyatı ton başına 6 bin 450 lira, dolar kuru 16,6 lira ve dolar bazında 391 dolar ile en yüksek seviye oldu. Fiyattaki yükselmenin temel nedeni pandemi döneminde maliyetlerin artması ve Rusya-Ukrayna Savaşı nedeniyle buğday ithalatının belli bir süre yapılamaması etkili oldu. O dönemde dünyada da fiyatlar zirveye çıktı.</p>
<p>Toprak Mahsulleri Ofisi, 2023 yılında ekmeklik buğday alım fiyatını ton başına 8 bin 250 lira olarak açıkladı. Dolar 23 liraydı ve ton başına alım fiyatı 358 dolar oldu. 2024 yılında ton başına 9 bin 750 lira olan alım fiyatı 32 liralık dolar kuru ile 304 dolara denk geliyordu. Geçen yıl ise alım fiyatı ton başına 13 lira 750 lira açıklandığında dolar 39 liraydı. Bir ton buğdayın alım fiyatı dolar bazında 324 dolara denk geliyordu.</p>
<p>Bugün dolar kuru 45,5 lira seviyesinde. Dolar bazlı olarak hesaplandığında 2022’den bu yana son 4 yıl buğday alım fiyatı ton başına hep 300 doların üzerinde bir fiyat açıklandı. En yüksek 2022’de 391 dolardı, en düşük 2024’te 304 dolar oldu. 2026 yılı için yine dolar bazında bir fiyat hesaplaması yapılırsa ve ortalama 350 dolardan hesaplanırsa yaklaşık 16 liralık bir fiyat ortaya çıkıyor. Doların uzun süredir baskı altında tutulduğu dikkate alınırsa dolar bazlı fiyat daha yüksek hesaplanması gerekir. Rusya-Ukrayna savaşı devam ederken buna bir de Amerika ve İsrail’in saldırısı ile Şubat ayı sonunda İran Savaşı başladı. Gübre ve mazot başta olmak üzere maliyetler arttı. 2022 yılındaki gibi 391 dolar seviyesinde bir fiyat verilirse ton başına alım fiyatı17 bin 790 lira olur.</p>
<p>Yukarıda da belirttiğimiz üzere yaş çaya yapılan artış oranında yani geçen yıla göre yüzde 37,5 fiyat artışı yapılırsa buğday alım fiyatı ton başına 18 bin 906 lira olur. Üreticinin beklentisi en az 20 bin lira.</p>
<p><strong>Fiyat, üretimi sürdürülebilir kılmalı</strong></p>
<p>Üretici buğdayını satarak alacağı para ile hem mevcut borçlarını ödeyecek, masraflarını karşılayacak hem de gelecek yıl için tohum, mazot, gübre ilaç alarak üretime devam edecek. Fiyat verilirken üretimin sürdürülebilirliği de dikkate alınmak zorunda. Bakalım nasıl bir fiyat açıklanacak? Muhtemelen Haziran’ın ilk haftası belli olur.</p>
<p>Her yıl olduğu gibi Toprak Mahsulleri Ofisi, buğday alım fiyatıyla birlikte arpa alım fiyatını da açıklanacak. Ayrıca üretim durumuna bağlı olarak mercimek ve nohut için de alım fiyatı daha sonra açıklanabilir.</p>
<p><strong>Destekleme primi olacak mı?</strong></p>
<p>Bitkisel üretimde 1 Ocak 2025 itibariyle planlı üretime geçilince destekleme sistemi de değişti. Kilo başına destek ödemesi yerine dekar başına ödemeye geçildi. Buğday ve arpa dahil 2025 yılında hiçbir ürün için fark ödemesi (destekleme primi) açıklanmadı. Büyük bir olasılıkla 2026 ürününde de fark ödemesi (prim) açıklanmayacak.</p>
<p>Yeni destekleme modeli kapsamında, buğdayda üreticilere 2026 ürünü için, 2027 yılı bütçesinden dekar başına 403 lira temel destek ve 403 lira da planlı üretim desteği ödenecek. Su kısıtı olan 11 il ve 52 ilçede buğday ekimi yapan çiftçilere ilave olarak dekar başına 434 lira yeraltı su kısıtı desteği ödenecek. Ayrıca sertifikalı tohum kullanmak şartıyla, ülke genelinde dekar başına 173 lira 60 kuruş sertifikalı tohum kullanım desteği sağlanacak.</p>
<p>Alım fiyatları her yıl çok konuşuluyor, tartışılıyor. Fiyatı etkileyecek olan bir başka konu, verimlilik ve maliyetlerin düşürülmesi. Maliyetleri düşürücü önlemler alınsa, bu konuda teknoloji desteği sağlansa ve verimlilik artsa belki fiyat bu kadar konuşulmayacak. Yeri gelmişken bunu da hatırlatalım.</p>
<p>Özetle, haziranın ilk haftası gözler Toprak Mahsulleri Ofisi’nin açıklayacağı buğday ve arpa alım fiyatlarında olacak. Hasat geciktiği için fiyat açıklaması ertelenebilir diyenler de var. Ancak, fiyatın üretici hasada başlamadan açıklanması herkesi memnun edecektir. Kaldı ki Toprak Mahsulleri Ofisi’nin alım fiyatlarını hasattan en az 15 gün önce açıklamak gibi bir uygulaması vardı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Fındık fiyatı ne olacak?</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d3d8203066-1779252610.png" alt="" width="700" height="368" /></strong></span>Bu yıl en çok merak edilen ve en çok tartışılacak ürünlerden birisi de yine fındık olacak.  Yaş çay alım fiyatları açıklandıktan sonra fındık alım fiyatı ile ilgili de ilk tahminler yapılmaya başlandı. Geçen yıl zirai don nedeniyle üretimde yüzde 40 civarında düşüş yaşanan fındıkta bu yıl normal üretimin(600 bin ton) de üzerinde gerçekleşmesi bekleniyor.</p>
<p>Toprak Mahsulleri Ofisi’nin fındık alım fiyatını genellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan açıklıyor. Son yıllarda Ağustos’un ilk haftası fiyat açıklanıyor. Ağustos ayına henüz 2 aydan fazla zaman olmasına rağmen fındık rekoltesi ve fiyatı gündeme gelmeye başladı.</p>
<p>Uluslararası Sert Kabuklu Meyveler Konseyi(INC) tarafından 12-14 Mayıs 2026 tarihlerinde Çin’in Makao Bölgesi’nde yapılan 43.Dünya Sert Kabuklu Yemiş ve Kuru Meyve Kongresi’nde fındık rekoltesi ile ilgili ilk tahmin açıklandı.</p>
<p>INC, Türkiye’nin 2026 üretim yılı kabuklu fındık üretim rekoltesi 809 bin 940 ton, iç fındık rekoltesi ise 404 bin 970 ton olarak açıkladı. “Türkiye’de fındık üretimi bitiyor, fındığı Şili’ye kaptırıyoruz” diye yaygara yapanlar bu rakamları görünce acaba ne düşündüler merak ediyorum.  </p>
<p>Bir parantez açarak YouTube kanalımda paylaştığım videoda yaptığım bir yanlışı düzeltmek istiyorum. Videoda demiştim ki, bu rekolte gerçekleşirse Türkiye dünya fındığının yaklaşık yüzde 77’sini karşılayacak. Bir hesaplama hatası yapmışım. Yeri gelmişken düzelteyim. Türkiye bu rekolte ile dünya fındığının yüzde 56,5’ini tek başına gerçekleştirecek. Stoklarla birlikte toplam arzın yüzde 60’ından fazlası Türkiye’den olacak.</p>
<p>INC’nin açıkladığı rekolte tahmini Türkiye’deki ihracatçıların yaptığı tahmin. Bu erken tahmin yanıltıcı olabilir. Geçmişte de çok yüksek tahminler yapıldığını gördük. Kaldı ki INC, 2025 üretim yılında Türkiye’nin kabuklu fındık üretim tahminini 609 bin ton olarak açıklamış ve büyük tepki görmüştü. Bu sene rekolte tahminini açıklarken, geçen seneki üretim rakamını 518 bin ton olarak revize etti. Geçen sene yaklaşık 100 bin ton daha yüksek açıkladığını kabul etmiş oldu. Fiyat belirlenirken doğru verilere dayalı hareket etmek gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bugday-arpa-ve-findigin-fiyati-ne-olacak-79624</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/9/1280x720/tarim-1765167641.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Buğday, arpa ve fındığın fiyatı ne olacak? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/suresi-olmayan-dezenflasyon-programi-herkesi-bezdirdi-79623</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Süresi olmayan dezenflasyon programı herkesi bezdirdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ekonomi yönetimi uzun süre topluma sabır tavsiye etti. “Dezenflasyon başladı”, “program çalışıyor”, “geçici etkiler var”, “önümüzdeki aylar daha iyi olacak” denildi. Fakat vatandaşın hayatında “iyi” olan kalemler sınırlı kaldı. Enflasyon oranı kağıt üzerinde düşse bile hayat pahalılığı düşmedi.</strong></p>
<p>Enflasyonla mücadele programı ilk açıklandığında toplumun önemli bir kısmı, “belki bu kez olur” diyerek sabretti. İş dünyası, yüksek faize rağmen programı tümden karşısına almadı. Vatandaş, hayat pahalılığına rağmen “önümüzdeki aylar daha iyi olacak” cümlesini defalarca dinledi. Ancak bugün gelinen noktada mesele sadece fiyatların yüksekliği değil; insanların bu reçeteye, bu anlatıya ve bu ekonomi yönetimi diline artık inanmaması.</p>
<p>Bu hoşnutsuzluk yalnızca sokakta değil, iş dünyasının açıklamalarında da görülüyor. İstanbul Sanayi Odası Başkanı Erdal Bahçıvan’ın “Sebebi olmadığımız enflasyonun çok üzerinde kredi faizleriyle büyük ve haksız bir bedel ödüyoruz” sözleri, sanayicinin artık sabır sınırına geldiğini gösteren en açık çıkışlardan biri oldu. Bahçıvan’ın mesajı basitti: Sanayi üretim tarafında zaten üzerine düşeni yaptı, fakat yüksek faiz ve kredi kısıtları yüzünden enflasyonla mücadelenin faturası haksız biçimde üreticiye kesiliyor. </p>
<p>TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun sözleri de aynı sıkışmayı başka bir yerden anlatıyor. Hisarcıklıoğlu, kredi büyümesine getirilen kısıtlamalarla yüksek faiz oranlarının özellikle KOBİ’lerin “ayağına pranga” olduğunu söyledi. Bu cümle aslında Anadolu’daki işletmenin günlük hayatını özetliyor. Krediye ulaşamayan, ulaşsa maliyetini taşıyamayan, maliyetini fiyata yansıtsa müşterisini kaybeden bir işletme düzeninden bahsediyoruz. </p>
<p>Bankacılık tarafında ise İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran’ın çıkışı tartışmayı daha görünür hale getirdi. Aran, ekonomi programına desteğinin sürdüğünü söylese de programda revizyon ihtiyacına dikkat çekti; basına yansıyan ilk ifadelerinde de İran savaşı ve petrol fiyatlarındaki yükselişle birlikte mevcut programın fiilen zorlandığını belirttiği aktarıldı. Sonradan sözlerinin bağlamından koparıldığını söyledi, fakat ilk çıkış piyasanın duyduğu rahatsızlığın artık finans sisteminin merkezinden de dile geldiğini gösterdi.</p>
<p><strong>Mesele sadece ekonomik </strong><strong>değil, aynı zamanda siyasi</strong></p>
<p>Daha önce bu eleştiriler çoğunlukla iş dünyası, ekonomistler ve vatandaşlar üzerinden okunuyordu. Ancak son dönemde siyaset cephesinden gelen açıklamalar ve kulis bilgileri, rahatsızlığın artık iktidar çevrelerine de yayıldığını gösteriyor. Bazı kurmaylar ekonomi programının revize edilmesi gerektiğini belirterek “Enflasyonla mücadele ekonomiyi rayına oturtmak için tek yöntem olamaz” değerlendirmesinde bulunuyor. Ayrıca yerli üretim ve yatırımcı desteklenmeden ekonominin toparlanamayacağı görüşünün parti içinde dile getirildiği aktarılıyor. </p>
<p>Bu eleştirilerin parti içindeki tartışmaları büyüttüğü de görülüyor. Çeşitli kulis haberlerinde, yüksek faiz ve sıkı para politikasının sahada siyaset yapmayı zorlaştırdığı belirtiliyor. Buradaki mesele sadece ekonomik değil, aynı zamanda siyasi. Çünkü yüksek faiz, pahalı kredi, yavaşlayan üretim ve geçim sıkıntısı nihayetinde sandıkta karşılığı olan başlıklar. </p>
<p>Eski milletvekili olan köşe yazarlarının çıkışı da bu açıdan dikkat çekici. Basına yansıyan değerlendirmelerde, enflasyon açıklamalarındaki gerekçelerin artık “kabak tadı verdiğini” söyleyen ve yüksek enflasyonun faturasını mevcut ekonomi politikalarına bağlayanlar var. Bu tür açıklamalar, uzun süre örtülü kalan rahatsızlığın artık daha açık biçimde konuşulmaya başladığını gösteriyor. </p>
<p>Bazı medya organlarında da benzer bir ton görülüyor. Bir çok mecrada yüksek faiz politikasını hedef alan manşetler, “yüksek faizle üretim olmaz” yaklaşımının öne çıkması dikkat çekici. Bu tür yayınlar, ekonomi yönetimine dönük eleştirinin artık her yönden geldiğini gösteriyor. </p>
<p><strong>Vatandaşın iktisadı, sepetteki </strong><strong>ürün sayısıyla ölçülür</strong></p>
<p>Vatandaş tarafında ise tepki çok daha doğrudan. Çünkü vatandaş teknik kavramlarla konuşmuyor; market poşetiyle, kira ödemesiyle, kredi kartı ekstresiyle konuşuyor. “Dezenflasyon başladı” denildiğinde insanlar fiyatların düşmesini beklemiyor belki, ama en azından alım gücünün daha fazla erimemesini istiyor. Oysa günlük hayatın içinde görülen tablo başka. Et, süt, kira, okul masrafı, ulaşım ve enerji giderleri vatandaşın bütçesini kemirmeye devam ediyor. İnsanlar “Biz neden bu kadar pahalı yaşıyoruz?” diye sormaya başlamışsa, orada artık teknik sunumların etkisi azalır. Çünkü vatandaşın iktisadı, sepetteki ürün sayısıyla ölçülür.</p>
<p>Ekonomi yönetimi uzun süre topluma sabır tavsiye etti. “Dezenflasyon başladı”, “program çalışıyor”, “geçici etkiler var”, “önümüzdeki aylar daha iyi olacak” denildi. Fakat vatandaşın hayatında “iyi” olan kalemler sınırlı kaldı. Enflasyon oranı kağıt üzerinde düşse bile hayat pahalılığı düşmedi. Elbette, insanlar oranlara değil, fiyat seviyesine bakıyor. Geçen ay satın aldığını bugün alamıyorsa, “enflasyon düşüyor” cümlesi ona teselli vermiyor.</p>
<p>Burada ekonomi yönetiminin en büyük hatası sadece politika tercihi değil, iletişim dili oldu. Üstten bakan, azarlayan, fedakârlığı hep vatandaştan ve üreticiden bekleyen bir dil, toplumsal desteği tüketti. İnsanlara sabır tavsiye edilirken, aynı ölçüde kamuda tasarruf, vergi adaleti, kayıt dışılıkla mücadele ve yapısal reform kararlılığı yeterince hissettirilmedi. Böyle olunca program sadece ekonomik olarak değil, psikolojik olarak da yıprandı.</p>
<p>Bugün oluşan hoşnutsuzluğu hafife almak büyük hata olur. Çünkü güven kaybı bir anda ortaya çıkmaz; yavaş yavaş birikir. Önce hedeflere inanılmaz. Sonra açıklamalara inanılmaz. Daha sonra rakamlara bile şüpheyle bakılır. En sonunda insanlar kendi yaşadığını tek ölçü kabul eder. Türkiye’de bugün birçok vatandaş, KOBİ, sanayici ve hatta siyaset çevresindeki bazı isimler tam bu noktaya gelmiş görünüyor.</p>
<p>Bu kadar farklı kesim aynı rahatsızlığı farklı kelimelerle anlatıyorsa, mesele sadece iletişim kazası değil, politika yorgunluğudur.</p>
<p>Ekonomide güven bir kez kırıldığında geri kazanmak zordur. Hele ki bu güven sadece rakamlarda değil, üslupta da kaybedilmişse daha da zordur. Bugün Türkiye’nin önündeki mesele yalnızca enflasyonu düşürmek değildir. Asıl mesele insanları yeniden ikna edebilmektir.</p>
<p>Çünkü ekonomi sadece faiz, kur ve bütçe değildir. Ekonomi aynı zamanda inançtır. Bugün o inanç ciddi şekilde zedelenmiştir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/suresi-olmayan-dezenflasyon-programi-herkesi-bezdirdi-79623</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/3/1280x720/54-1779258094.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Süresi olmayan dezenflasyon programı herkesi bezdirdi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yilin-ucte-birinde-butce-performansi-79622</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yılın üçte birinde bütçe performansı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bütçede yılın üçte biri geride kaldı, hatta beşinci ayın da sonuna gelindi. Devletin bütçesi nasıl gidiyor diye bakmak istedik.</p>
<p>2026 yılı Nisan ayında merkezi yönetim bütçe giderleri 1 trilyon 525 milyar lira, bütçe gelirleri 1 trilyon 186 milyar lira ve bütçe açığı yaklaşık 339 milyar lira olarak gerçekleşmiş. Bu arada faiz dışı bütçe giderleri 1 trilyon 267 milyar lira ve faiz dışı açık 81 milyar lira olmuş.</p>
<p>Öte yandan 2026 yılı Ocak-Nisan döneminde merkezi yönetim bütçe giderleri 5 trilyon 950 milyar lira, bütçe gelirleri 5 trilyon 191 milyar lira ve bütçe açığı da 759 milyar lira olarak şekillenmiş. Ayrıca faiz dışı bütçe giderleri 4 trilyon 817 milyar lira ve faiz dışı fazla ise 375 milyar lira olarak gerçekleşmiş.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d4782ab95d-1779255170.png" alt="" width="324" height="231" /><strong>Vergi kaleminde önemli artış</strong></p>
<p>Bütçenin gider kaleminde başat unsur olarak faiz harcamaları nisan ayında 258 milyar lira olmuş ve geçen yılın aynı döneminin gerisinde kalmış. Oysa gelir kalemlerinin en önemlisi olan vergi gelirleri 1 trilyon lirayı aşarak geçen yılın aynı döneminin çok üzerine geçmiş. Yani alt toplam olarak vergi kaleminde önemli artış sağlanmış.</p>
<p>Oysa 2026 yılının ilk dört ayında tablo biraz daha değişmiş. Bütçenin en önemli ve hassas kalemlerinden olan faiz giderleri 1 trilyon 134 milyar lira olmuş. Geçen yılın aynı döneminin faiz giderlerine göre yüzde 56’nın üzerinde artış ortaya çıkmış. Öte yandan vergi gelirleri bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 55 artış ile 4 trilyon 372 milyar lira olarak gerçekleşmiş.</p>
<p>2026 yılının tümü itibariyle baktığımızda tablo biraz daha netleşiyor. Bütçe giderleri içerisindeki faiz harcamaları 2 trilyon 742 milyar liraya çıkıyor ve geçen yıla göre yüzde 41’den daha fazla artışı temsil ediyor. Yani faiz giderlerinin önlenemez artışı devam ediyor. Buna karşın vergi gelirleri 13 trilyon 833 milyar lira ile geçen yıla göre sadece yüzde 31 artışı sergiliyor.</p>
<p>Dolayısıyla böyle bir tabloda faiz dışı fazla oluşamıyor. Geçen yıl 19 milyar lira olan faiz dışı fazla tutarı bu yıl 29 milyar lira olarak hedefleniyor. Oysa faiz dışı fazla bütçe giderlerinde kısıtlama yaparak faiz ödemelerinin küçültülmesini amaçlıyor ki hedefler bile bunun olmayacağını çok net olarak ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Son üç yılın faiz artışı, 2000’li </strong><strong>yılların başındaki tablonun benzeri</strong></p>
<p>Özellikle faiz giderlerinin 2021 sonrası toplu seyrine tablodan bir bakalım.</p>
<p>Özellikle son üç yılın faiz artışı baş döndürücü! 2000’li yılların başındaki tablonun benzeri. Kaldı ki bundan sonraki yılların seyri de faiz açısından hiç iç açıcı değil. Korkunç bir kaynak aktarım mekanizması!...        </p>
<p>Aslında alt toplamlar itibariyle de özellikle bütçe harcamalarının seyri de gerekli ve yeterli kamu hizmetinin verilmediğini desteğin sağlanmadığını sergiliyor.</p>
<p>Dilerseniz sadece tarımsal destek kalemlerindeki gelişmelere bakalım.</p>
<p>- 2026 bütçesinde tarımsal destek hizmetlerine ayrılan ödenek sadece 167,6 milyar lira. 18,8 trilyon lira bütçe ödeneklerinin binde biri bile değil. Yani toplam bütçe içerisinde tarımsal destek hizmetleri yok gibi.</p>
<p>- Bu 167,6 milyar lira tutarındaki tarımsal destek hizmetlerinin 36,6 milyar lirası hayvancılık hizmetlerine ayrılmış. Ancak bununla da kalınmamış ilk 4 ayda sadece 8,5 milyar lirası kullanılmış. Onun da önemli bir kısmı Nisan ayına ait.</p>
<p>- Önemli bir risk karşılama ödeneği olan tarım sigortası için tarımsal destek hizmetleri bütçesinden ayrılan ödenek sadece 23 milyar lira. Onun da 4 ayda bir kuruşu kullanılmamış. Yani tarım sigortası ödemelerinden vazgeçilmiş.</p>
<p>- Kırsal kalkınma amaçlı tarımsal destek ödemelerinin tarımsal destek hizmetleri ödeneği içindeki payı sadece 14,2 milyar lira. Bu ödenek de ilk 4 ayda hemen hiç kullanılmamış.</p>
<p>- Tarımsal destek hizmetleri içerisinde en önemli kalem olan bitkisel üretim destek tutarı 90,9 milyar lira olarak hedeflenmiş. Bunun da mevsimselliğe bağlı olarak 79 milyar lirası son 2 ayda kullanılmış.</p>
<p>Böyle bir destek anlayışı ile tarımda et ve meyve sebze fiyatlarının neden düşmediğini, enflasyonun başat kalemi olduğunu çok rahat anlıyoruz.</p>
<p>Biz yine de yabancı ağırlıklı faiz lobisine hizmet vermeye devam edelim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yilin-ucte-birinde-butce-performansi-79622</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yılın üçte birinde bütçe performansı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/issizlik-mizrak-gibidir-cuvala-sigdirmayin-79621</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşsizlik mızrak gibidir, çuvala sığdırmayın</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ekonomik güvencenin, ihtiyaçların giderilmesini sağlayan gelir kaynağının kaybı, “ailenin rızkını sağlayan kişi” rolünün bitmesi, zaman duygusunu ve buna bağlı olarak düzen algısını kaybetmek</strong>...</p>
<p><strong>1- SORUN: TÜİK</strong>, işsizliğin tek haneye indiğini savunuyor. <strong>Tek hane</strong> diyorsa öyledir zira TÜİK, <strong>devletimizin resmi kurumudur</strong>. Enflasyon tırmanmış, cari açık fırlamış, işletmeler mücadele verirken, <strong>gençlerin iş aramaktan vazgeçtiği kriz coğrafyamızda</strong> işsizliği nasılsa tek haneye saklayıverdik; <strong>%8,2...</strong></p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: İşsizliği önce <strong>İŞKUR</strong> verileriyle <strong>örtüverdik</strong> sonra <strong>TÜİK</strong> rakamlarıyla <strong>resmileştirdik</strong>. Yetmedi; <strong>üniversiteleri</strong> işsizliği saklayabileceğimiz <strong>antrepolara</strong> çevirdik. Sonra da <strong>Heterodoks politikasının zafer belgesi</strong> olarak; <strong>%8,6 gibi tek rakama</strong> ulaştırabildik. Üstelik sürekli düşüyor. <strong>Peki, nasıl oluyor</strong>?</p>
<p><strong>İŞSİZLER İŞ ARAMASALAR İŞSİZLİK ÇÖZÜLMÜŞ MÜ OLUR?</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM: İki temel sorun</strong> kaldı geriye: <strong>1</strong>- İş aramaktan bitap düşmüş gençlere, işsizliğin düştüğü bilgisini vermeyi unuttuk zira haberleri yok işe girdiklerinden(!), <strong>2</strong>- İş arayanları da bu kötü alışkanlıklarından vazgeçiremedik. Hal böyle olunca siyasetçiye “<strong>işsizliği çözdük</strong>” söylemi kazandırdık.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: <strong>İşsizini görmezden gelen toplum</strong>, bir süre sonra <strong>işsizliğin yarattığı sosyal sorunları</strong> yaşamak zorunda… Enflasyonla mücadeleye odaklanıp üstelik bu alanda başarılı olunamadıysa, üretime yönelik gayretlerle büyümeyi hızlandırmalı ve bu sayede yeni istihdam kapıları aralamalı.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / İşsizliğe dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>İşsizlik sahiden kimin sorunu?</em></strong></p>
<p>İşsizlik, bir <strong>siyasetçi</strong> için “<strong>en büyük sorun</strong>” olarak tanımlanabilir. Ancak önceliği değilse, <strong>popülist</strong> bir söylemden öteye geçemez. <strong>Ekonomi bürokratı</strong> için işsizlik, bir istatistikten başka bir şey olmayabilir.</p>
<p><strong><em>Kamu güvenliği açısından işsizlik?</em></strong></p>
<p>Suç potansiyeli anlamına gelir ki kaybedecek bir şeyi kalmamış insanların bir süre sonra toplumsal bomba haline geldiğini bilirler <strong>Sendikacı</strong> için işsiz, “  <strong>dayanışma aidatı</strong> ödemediği için” var değildir.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>İŞ BEĞENMEYENLER BİR YANA; İŞSİZ İÇİN DURUM VAHİM</strong></p>
<p>Örgütsüz, sahipsiz ve toplumsal zenginliğin taşrasına itilmişlerdir. İşsizliğin işçideki anlamı daha hazin bir tanım barındırıyor: “<strong>Hayat standardının düşmesi, çalışmaktan vazgeçme</strong>, <strong>işlerin angarya gibi gelmesi</strong>, <strong>iş disiplininin ve iç disiplinin bozulması</strong>, <strong>aileye yansıyan sorunlar ve tehlikeli bir geleceğin inşası</strong>.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>İŞSİZLİK LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Manşet işsizlik</strong>: Resmi rakamlarla dar tanımlı olandır. Çalışma çağında ama iş aramayanlardır</p>
<p><strong>Ev genci</strong>: Hem eğitim talebi olmayan hem de iş aramayan, ailesinin imkanlarıyla yaşayanlar</p>
<p><strong>Geniş tanımlı işsizlik</strong>: Son 4 haftadır iş aramayan ancak çalışma yaşında olanların işsiz sayılmasıdır</p>
<p><strong>İstihdama katılım</strong>: Çalışma çağındaki 15-64 yaş aralığındakilerin aktif olarak iş arama süreci</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/issizlik-mizrak-gibidir-cuvala-sigdirmayin-79621</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşsizlik mızrak gibidir, çuvala sığdırmayın ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/15-34-yas-grubunda-68-milyon-genc-bosta-geziyor-ekonomide-issizlikten-gerisi-yalan-79620</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> 15-34 yaş grubunda 6,8 milyon genç boşta geziyor: Ekonomide işsizlikten gerisi yalan!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>“İhracat şöyle arttı, üretim şuradan şuraya geldi, kişi başına gelir daha önce neydi şimdi nerelere tırmandı, Karadeniz’den doğalgaz, Gabar’dan petrol fışkırıyor, enflasyon nasıl da düştü; gibi, gibi…”</strong></p>
<p>Varsayın ki tüm bunlar gerçek, varsayın ki ekonomi şaha kalktı gidiyor. Değil ya, varsayın ki öyle…</p>
<p>Peki bu ne! 15-34 yaş grubundaki her 100 gencin 28’inin ne eğitimde, ne istihdamda olması, yani boşta gezmesi… Bu ne!</p>
<p>İhracat artmış, üretim tırmanmış, kişi başına gelir nereden nereye gelmiş!</p>
<p>Varsayın ki bunlar olmuş!</p>
<p>Siz gelin bunları o 28 gence, yani 6 milyon 789 bin gence anlatın, anlatabiliyorsanız…</p>
<h2>Yıllardır düzelmedi</h2>
<p>Ne eğitimde ne istihdamda olan genç nüfus, yani kısaca NENİ… Yıllardır hemen hemen aynı düzeyde. İşte son altı yılın ilk çeyreklerindeki durum…</p>
<p>Verilerin kaynağı TÜİK ve altı yıldır neredeyse hiç değişiklik yok. 15-34 yaş grubundaki nüfusun yaklaşık yüzde 30’u ne eğitimde ne istihdamda. Oran 2021-2026 yıllarının ilk çeyrekleri itibarıyla en düşük yüzde 26,6, en yüksek yüzde 30,9 olmuş. Bu yılın ilk çeyreğindeki oran da yüzde 28,2.</p>
<h2>Üç yaş grubu</h2>
<p>15-34 yaş grubu üç alt grupta irdelenince ortaya çıkan tablo şu:</p>
<ul>
<li>15-24 yaş grubundaki 11,4 milyon gencin yüzde 23,6 oranındaki 2,7 milyonu ne eğitimde ne istihdamda.</li>
<li>İkinci alt grup 25-29 yaş arasında bulunanlar. Bu yaş grubundaki nüfus 6,4 milyon ve bu gençlerin yüzde 31,9 oranındaki 2 milyonu ne okuyor, ne çalışıyor.</li>
<li>Son grup ise 30-34 yaş arasında olanlar. Bu yaş grubundaki 6,2 milyon gencin yüzde 33 oranındaki 2 milyonu ne eğitimde ne istihdamda.</li>
<li>Bu üç grubun toplamı, yani 15-34 yaş grubundaki toplam nüfus 24 milyon. Bu 24 milyon gencin ne eğitimde ne istihdamda olanlarının sayısı ise 6,8 milyon.</li>
</ul>
<h2>Hadi anlatın!</h2>
<p>Veriler özet olarak böyle, detaylar da tablolarda…</p>
<p>Her 100 gencin 28’i boşta geziyor; okul bitmiş ama iş yok.</p>
<p>Hele hele kadınlardaki durum çok daha vahim, zaten ortalama oranı bu düzeye çıkaran kadınlardaki işsizlik.</p>
<p>15-34 yaş grubunda bulunan her 100 erkeğin 17’si ne eğitimde ne istihdamda.</p>
<p>Ama kadınlarda bu sayı tam 40! 15-34 yaş grubundaki 11,8 milyon kadının 4,7 milyonu ne okuyor, ne çalışıyor. Yani her 10 kadının 4’ü…</p>
<p>Ne eğitimde ne istihdamda olan bu 6,8 milyon gence ekonominin ne kadar iyi gittiğini anlatabilecek biri çıkar mı?</p>
<h2>Üniversite mezunlarının durumu</h2>
<p>TÜİK, 15-24 yaş grubunda bulunan ve ne eğitimde ne istihdamda olan genç nüfusun eğitim durumuna göre dağılımını da açıklıyor.</p>
<p>Buna göre bu yaş grubunda yüzde 23,6 olarak ölçülen ne eğitimde ne istihdamda olma durumu en yüksek düzeye üniversite mezunlarında çıkıyor. Bu değerlendirmede okuryazar olmayanların oranını hesaba katmıyorum.</p>
<p>Üniversite mezunlarının yaklaşık üçte biri işsiz. Üniversitenin genellikle 22 yaş civarında bitirildiği gerçeğinden hareket edersek yaş 24’e gelmiş ama hâlâ iş bulamayan çok sayıda genç var.</p>
<p><strong>“Çok sayıda”</strong> derken kastettiğim düzey ne, onu da aktarayım.</p>
<p>Bu yılın ilk çeyreği itibarıyla üniversite mezunu ve yaşı 24’ü aşmamış 1,1 milyon gencin yüzde 32,5 oranında 369 bini işsiz. Bu 369 bin gencin 94 bini erkek, 274 bini ise kadın.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d3b5da7cf1-1779252061.png" alt="" width="326" height="635" /></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d3b4fd3046-1779252047.png" alt="" width="404" height="185" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/15-34-yas-grubunda-68-milyon-genc-bosta-geziyor-ekonomide-issizlikten-gerisi-yalan-79620</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/issizlik-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 15-34 yaş grubunda 6,8 milyon genç boşta geziyor Ekonomide işsizlikten gerisi yalan! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/slovenyada-117-milyon-euroya-tarim-savunma-yangin-robotu-uretti-manisa-uretim-ussu-olacak-79619</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Slovenya’da 117 milyon Euro’ya tarım-savunma-yangın robotu üretti, Manisa üretim üssü olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>PEKER </strong>Holding ve Pek Teknoloji Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Hasan Peker, </strong>10-11 yıl önce Münih’te bir fuarda Slovenya vatandaşı <strong>Mikael Kostkin</strong>’le tanıştı, tarımdan savunmaya, yangın söndürmeye kadar farklı alanlarda kullanılabilecek insansız araç geliştirdiğini dinledi. <strong>Peker</strong>’in <strong>Kostkin </strong>dostluğu ilerledikçe geliştirilen insansız araç konusuna kafa yormaya başladı.</p>
<p><strong>Mikael Kostkin, </strong>her buluşmalarında hayalini <strong>Hasan Peker</strong>’e açtı:</p>
<p>-          <strong>Bir yatırımcı bulsak bu insansız aracımız başta tarım olmak üzere farklı alanlarda çok iş yapar.</strong></p>
<p><strong>Peker, </strong>2019 yılında kurdukları <strong>“Pek Automotive” </strong>üzerinden <strong>Kostkin</strong>’in tarımdan savunmaya kadar her alanda kullanılabilecek insansız elektrikli aracın üretimi için yatırımcı olmaya karar verdi. Yatırım için adres ararken, <strong>Kostkin, </strong>vatandaşı olduğu Slovenya’yı önerdi. Bu öneri <strong>Peker</strong>’in aklına yattı:</p>
<p>-          <strong>Bu işin Ar-Ge merkezini ve ilk üretim alanını Avrupa Birliği (AB) üyesi bir ülkede kurmakta yarar var.</strong></p>
<p><strong>Hasan Peker, </strong>Slovenya’nın başkenti Ljublijana yakınlarındaki Logatec’te bir Ar-Ge merkezi ve küçük atölye ile yatırımı başlattı. Prototiplerin üretildiği atölye, seri üretime doğru fabrikaya dönüştü. Aynı organize sanayi bölgesinin (OSB) içinde yan yana ve karşılıklı üretim alanı sayısı 4’e çıktı, yatırım da zamanla 117 milyon Euro’yu buldu.</p>
<p>2024 yılı ilkbaharında <strong>Peker</strong>’in davetiyle Marbella’ya (İspanya) gittiğimizde Slovenya’daki yatırımını kısaca anlatmıştı:</p>
<p>-          <strong>2019 yılında kurduğumuz </strong>“Pek Automotive” <strong>Slovenya’da sürücüsüz, elektrikli tarım araçları, yani robot geliştiriyor. Şu ana kadar 14 patent aldık. Seri üretim aşamasına geldiğimiz araçlar yapay zeka ile çalışıyor. Tarlada, bahçede ilaçlamadan hasata birçok işi yapıyor.</strong></p>
<p><strong>Peker, </strong>Marbella’da kısa bilgiyi verdikten sonra davetini de yapmıştı:</p>
<p>-          <strong>Birlikte Slovenya’ya gidelim. Teknolojide ulaştığımız aşamayı görün.</strong></p>
<p>Danışmanları <strong>Çetin Kımız </strong>ve <strong>Can Kımız </strong>organize etti, geçen hafta bir grup meslektaşımla <strong>Hasan Peker</strong>’in davetiyle Ljublijana’ya gittik. <strong>Peker</strong>’e Pek Automotive’in yönetiminde bulunan <strong>Fethi Ağalar </strong>eşlik etti.</p>
<p><strong>Hasan Peker, Mikael Kostkin </strong>ve <strong>Fethi Ağalar, </strong>fabrika turu sırasında şu bilgiyi verdi:</p>
<p>-          <strong>Aslında burada elektrikli, insansız çalışan, karada kullanılan bir platform üretiliyor. Platformun üzerine monte edilen aletler, parçalar, yüklenen yazılım onu elma toplayan bir tarım makinesine, yangın söndüren, mayın imha eden bir araca dönüştürebiliyor.</strong></p>
<p><strong>Peker, </strong>aracın elma toplama şovu sırasında anlattı:</p>
<p>-          <strong>Bu araç tarlada 7/24 çalışabiliyor. Tarlada iş yapacak eleman bulamama sıkıntısını ortadan kaldırıyor. Başlangıçta alet bahçeye girdiğinde verilen komut üzerine ağaçtaki elmaların tamamını topladı. Oysa arada tam olgunlaşmamışlar da vardı.</strong></p>
<p>Bunun üzerine yazılımının geliştirildiğini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Şimdi artık olgunlaşmış elmaları topluyor. Renk ve büyüklük analizi yapıyor. Ağaçtaki elmaların kalan bölümünün ne zaman toplanabileceği konusunda takvim de verebiliyor. Bu platform yeri geldiğinde ilaçlamada, bahçeyi çapalamada da kullanılabiliyor.</strong></p>
<p>Yangın söndüren aracın su ve köpük püskürtme şovunu izleyip, mayın imhasında kullanılan araçla ilgili bilgi alırken <strong>Peker </strong>şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Bu araçların asıl üretim merkezini Türkiye’de kurmayı planlıyoruz. Bu amaçla 250 milyon dolarlık teşvik belgemizi aldık. Yatırım adresi olarak da Manisa’yı düşünüyoruz. Türkiye’de üretim başlayınca, Slovenya’daki tesislerimiz tümüyle Ar-Ge merkezine dönüşecek.</strong></p>
<p><strong>Fethi Ağalar </strong>araya girip gezdiğimiz tesislerle ilgili detay bilgi aktardı:</p>
<p>-          <strong>Logatec’te 4 binaya yayılan tesisimiz robotik donanım, sensör teknolojileri, görüntü işleme sistemleri ve yapay zeka tabanlı yazılımların entegre şekilde geliştirildiği bir teknoloji merkezi olarak konumlanmış durumda.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d3a56a2ee8-1779251798.jpg" alt="" width="700" height="525" /></strong><strong>Hasan Peker </strong>sürdürdü:</p>
<p>-          <strong>Mevcut tesislerimiz yıllık 1500 araç üretme kapasitesine sahip. Bir araç 15 bin parçadan oluşuyor. Türkiye’den Eskişehir, İstanbul, Ankara ve Bursa’da faaliyet gösteren 5 tedarikçiden parça alıp Slovenya’ya getiriyoruz.</strong></p>
<p>Küçük yaşta aile işi un sanayiciliği ile iş hayatına atılan <strong>Hasan Peker, </strong>oradan siyasete, sonrasında gayrimenkule uzanan, Almanya, İspanya ve Türkiye’de projeler yapan girişim grafiği ile dikkati çekti…</p>
<p><strong>“Pek Automotive” </strong>ile girdiği otonom tarım, savunma, yangın söndürme araçları üretimiyle, sanayicilikte teknoloji çıtasını oldukça yukarı taşıdı…</p>
<p>Slovenya’daki 117 milyon Euro’luk yatırımın ardından Türkiye’de kuracağı 250 milyon dolarlık üretim üssü ile <strong>“yüksek teknoloji”</strong>deki yerini perçinleyecek…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">48 voltla çalışıyor 40 kat daha az enerji tüketiyor</span></h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d3a38cd62c-1779251768.jpg" alt="" width="627" height="836" /></p>
<p><strong>PEKER </strong>Holding ve Pek Teknoloji Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Hasan Peker, </strong>Logatec’teki tesiste bitmiş araçların şu yönüne dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Bu araçlar gücünü 48 voltluk enerji kaynağından alıyor. İnsansız, yapay zeka destekli teknolojiyle görevini yapıyor. Benzerlerinden 40 kat daha az enerji tüketiyor.</strong></p>
<p>Enerji tasarrufu konusuna şu iddialı örneği verdi:</p>
<p>-          <strong>Klasik bir traktörün 40 bin dolarlık yakıt tüketerek yaptığı işi, bizim araçlar 1000 dolarlık enerji harcamasıyla tamamlıyor.</strong></p>
<p>Araçların otonom yönüne yeniden işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Tarlada, bahçede insansız, yani otonom çalışan araçlarımız iş gücü giderlerini de oldukça aşağı çekiyor. Bu yönüyle de kısa sürede kendini amorti etme imkanı sağlıyor.</strong></p>
<p>Araçların tarımda kullanılan versiyonlarının hasat kayıplarını en düşük düzeye çekebildiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Böylece tezgaha giden ürünün kalitesi daha yüksek düzeyde olabiliyor.</strong></p>
<p>Peker Holding’in bu konudaki hedeflerini paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Hedefimiz tarımda verimliliği artıran, iş gücü bağımlılığını azaltan ve üretimi daha öngörülebilir hale getiren bir dönüşüme öncülük etmek.</strong></p>
<p>Tarımda yaşanan gelişmelerin üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Dünyada bugün tarım, iklim baskısı, su stresi, iş gücü daralması ve gıda güvenliği ekseninde yeniden tanımlanırken, çözümün merkezine akıllı tarım, hassas üretim, yerli teknoloji ve sürdürülebilirlik yerleşiyor. Bu dönüşümde yön veren oyuncu olmayı hedefliyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Manisa’da 6 bin otonom tarım aracı üretip, kilo başına 200 Euro’ya ihraç edecek</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d3a1585bf6-1779251733.jpg" alt="" width="700" height="448" /></span><strong>PEKER </strong>Holding ve Pek Teknoloji Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Hasan Peker, </strong>Slovenya’da Ar-Ge ve ilk üretim merkezini kurdukları öncelikle tarıma dönük yola çıktıkları otonom araç konusunda Türkiye’den <strong>“stratejik yatırım teşviki” </strong>çerçevesinde davet aldıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Aldığımız davet, projemizin stratejik öneminin devlet nezdinde teyit edildiğini gösteriyor. Bu yaklaşım yalnızca sanayi politikasının parçası değil, aynı zamanda gıda güvenliği, teknoloji bağımsızlığı ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin kesişim noktasında yer alıyor.</strong></p>
<p>Bu alandaki yatırımlarını baştan itibaren ölçeklenebilir ve küresel bir model olarak kurguladıklarının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Seri üretime geçtiğimizden itibaren farklı ülkelerden 25 sipariş aldık. Avrupa ülkelerinde distribütörlükler vermeye başladık.</strong></p>
<p>Slovenya’daki 117 milyon Euro’luk yatırımın geri dönüş süresini merak ettik, Pek Automotive Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Fethi Ağalar, </strong>şu bilgiyi verdi:</p>
<p>-          <strong>Alınan siparişlerle birlikte Slovenya’daki tesislerimiz kendini çevirme noktasına geldi.</strong></p>
<p><strong>Hasan Peker, </strong>Manisa’daki yatırımın devreye girmesi sonrasına dönük hedefleri üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>İlk etapta toplam yıllık üretimimiz 6 bin adet olacak. Zamanla yıllık 10 bin adetlik üretim noktasına ulaşacağız.</strong></p>
<p>Manisa’daki üretimin yüzde 80-90’ının ihracata yöneleceğini aktarınca, kilo başına ihracat geliri beklentilerini sorduk, <strong>Fethi Ağalar </strong>hesapladı:</p>
<p>-          <strong>Kilo başına ihracat geliri 200 Euro dolayında olacak…</strong></p>
<p><strong>Hasan Peker, </strong>araçların tarımda kullanım alanlarını şöyle örnekledi:</p>
<p>-          <strong>Fransa’da üzüm, Brezilya’da portakal, Orta Avrupa’da elma ve Almanya’da şerbetçi otu tarımı ve hasatında çözümler sunabiliyoruz. Elbette Türkiye’de de aynı alanlarda kullanılması söz konusu olabilecek.</strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/slovenyada-117-milyon-euroya-tarim-savunma-yangin-robotu-uretti-manisa-uretim-ussu-olacak-79619</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/9/1280x720/hasan-peker-1779251849.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Slovenya’da 117 milyon Euro’ya tarım-savunma-yangın robotu üretti, Manisa üretim üssü olacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-79618</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasalarda endişe artıyor mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Tahvil Zirveleri Neyi Fiyatlıyor? Piyasalarda Endişe Artıyor Mu? | Ekonomi Masası | 20 Mayıs" src="https://www.youtube.com/embed/ShoC-g-8A3E" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-79618</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/7/1280x720/guldag-seyda-uyanik-1764734829.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dubaiye-alternatif-arayan-mucevherci-turkiyeye-donmekte-tereddut-ediyor-79617</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kota kaldıkça Dubai’den dönüş zor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Orta Doğu’da derinleşen savaş ortamı, altın ve mücevher sektöründe yeni bir kırılma yarattı. Son yıllarda Türkiye’de uygulanan altın ithalat kotası nedeniyle üretimlerini Dubai’ye taşıyan çok sayıda üretici ve yatırımcı, bölgedeki siyasi ve ticari risklerin artmasıyla yeni merkez arayışına girdi. Ancak sektör temsilcilerine göre Türkiye, tam da bu dönemde ortaya çıkan fırsatı mevcut regülasyonlar nedeniyle kaçırma riskiyle karşı karşıya.</p>
<p>Takı Üreticileri ve İhracatçıları Derneği (TÜİD) Başkanı Mustafa Kamar, Türkiye’nin 2023 Ağustos ayında getirilen altın kotasıyla birlikte sektördeki liderliğini kaybetmeye başladığını söyledi. Kamar’a göre kota öncesinde Türkiye, dünyanın en güçlü üretim ve ihracat merkezlerinden biriydi. Orta Doğu, Asya ve Avrupa’dan çok sayıda firma Türkiye’ye gelip mağaza ve ofis açıyor, üretim yaptırıyordu. Kamar, “2022’ye kadar Türkiye dünyanın lider üretim merkezlerinden biriydi. Ancak cari açığın nedeni olarak altın ithalatı gösterildi ve kota getirildi. Sonrasında da suistimaller ortaya çıkınca Ticaret Bakanlığı ve Hazine peş peşe yeni kurallar getirdi. Ama getirilen tüm düzenlemeler doğrudan ihracatçıyı vurdu” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d38fb8f43b-1779251451.jpg" alt="" width="700" height="481" /><strong>"CARİ AÇIĞIN ANA NEDENİ İHRACATÇI DEĞİL"</strong></p>
<p>Sektör temsilcilerine göre altın ithalatındaki artışın temel nedeni ihracat değil, yüksek enflasyon nedeniyle vatandaşın altına yönelmesi oldu. Ancak alınan önlemler daha çok üretici ve ihracatçı tarafını etkiledi. Kamar, “Cari açığın ana nedeni ihracatçı değildi. Hane halkının altın talebi çok yüksekti. Ama ihracatçının önü kesildi. Sonuçta Türkiye’nin altın ihracatı neredeyse bitme noktasına geldi” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kota sonrası Türkiye’den ciddi bir üretim göçü başladığını anlatan Kamar, özellikle Dubai’nin bu süreçte öne çıktığını söyledi. “İtalyanlar İtalya’ya döndü, Dubaililer Dubai’ye gitti. Özbekistan ve Mısır gibi ülkeler yatırımcıları çağırmaya başladı. Türkiye’de üretim yapamayan firmalar pazar kaybetmemek için bu ülkelere yöneldi” dedi. </p>
<p><strong>KUYUMCUKENT NEREDEYSE BOŞALDI </strong></p>
<p>Sektörde yaşanan dönüşümün en net göstergelerinden birinin Kuyumcukent olduğunu belirten Kamar, 2022 yılında boş mağaza bulunamayan merkezde bugün doluluk oranlarının sert düştüğünü söyledi. “2022’de Kuyumcukent’te mağaza bulmak mümkün değildi. Hava paraları konuşuluyordu. Şimdi ise yüzde 80’e yakını boş durumda. Herkes çıktı gitti” diyen Kamar, Türkiye’den ayrılan üreticilerin büyük bölümünün ilk etapta Dubai’ye yöneldiğini anlattı. Dubai’nin aslında büyük bir üretici olmadığını ancak dünyanın en büyük altın ihracat merkezlerinden biri haline geldiğini belirten Kamar, Afrika, Orta Doğu, Yakın Asya, Hindistan, Pakistan ve Afganistan gibi pazarlara altının büyük ölçüde Dubai üzerinden dağıldığını söyledi. Türk üreticilerin de bu pazarlara erişim için Dubai’ye yöneldiğini ifade eden Kamar, “Hatta bazı firmalar kalıplarını Türkiye’de hazırlayıp Dubai’ye taşıyarak üretimi orada yaptı” diye konuştu.</p>
<p><strong>SAVAŞ DUBAİ MODELİNİ SARSTI </strong></p>
<p>Ancak ABD, İran ve İsrail hattında yükselen savaş riskiyle birlikte Dubai merkezli üretim ve ticaret modeli de sarsılmaya başladı.</p>
<p>Kamar’a göre özellikle Irak pazarının durması ve bölgede çalışan Hintli-Pakistanlı iş gücünün ayrılması üretimi ciddi şekilde aksattı. “Bölgedeki savaş ortamı nedeniyle işler durdu. Irak pazarı kapandı. Hindistanlı ve Pakistanlı çalışanlar bölgeden ayrıldı. Şimdi oradaki üreticiler de çıkış arıyor” diyen Kamar, Türkiye’nin bu süreçte yeniden cazibe merkezi olabileceğini ancak mevcut düzenlemelerin buna izin vermediğini söyledi.</p>
<p><strong>TÜRKİYE BÜYÜK FIRSAT YAKALAYABİLİR </strong></p>
<p>Kamar’a göre bugün dünya altın ve mücevher sektöründe herkes yeni pazar ve güvenli üretim merkezi arıyor. Dubai’de yaşanan sorunlar, İsrail pazarının kapanması, Rusya-Ukrayna hattındaki yaptırımlar ve Ortadoğu’daki durgunluk nedeniyle sektörün yönü yeniden değişiyor. “Şu anda herkes Amerika pazarına odaklanmış durumda. Ama Türkiye için çok önemli bir fırsat oluştu. Eğer bugün Türkiye bu kotaları kaldırırsa sonuç inanılmaz değişir” diyen Kamar, yabancı yatırımcıya daha esnek bir yapı sunulması gerektiğini vurguladı. Sektörün en önemli taleplerinden biri ise yabancı pasaport sahiplerine altın taşıma kolaylığı sağlanması.</p>
<p>Kamar, her yabancı pasaport sahibine yılda 5 kilogram altın getirme hakkı verilmesini önerdi. Kamar, “Dubai’nin bu kadar büyümesinin nedenlerinden biri bu serbestlik. İnsanlar altınını alıp birkaç dakikada sisteme kaydederek ülkeye sokabiliyor. Türkiye’de de benzer bir model kurulmalı” ifadelerini kullandı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>"DUBAİ BAĞLANTILI TİCARET YAVAŞLADI, KAPALIÇARŞI’DA NAKİT SIKINTISI BAŞLADI"</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d3908b1500-1779251464.jpg" alt="" width="700" height="467" /></strong></span>Orta Doğu’daki savaşın ve Dubai’de yaşanan daralmanın Türkiye’ye yansıyan bir diğer sonucu ise Kapalıçarşı’daki nakit sıkışıklığı oldu. Altın ve Para Piyasaları Uzmanı Mehmet Ali Yıldırımtürk, Dubai bağlantılı ticaretin yavaşlamasıyla piyasadaki nakit döngüsünün bozulduğunu söyledi. Yıldırımtürk, “Dubai sıkıntıya girdikten sonra Kapalıçarşı’da ciddi nakit sıkıntısı başladı. Çünkü daha önce Türkiye’de üretim yapılıp Dubai’ye gönderilen ürünlerin karşılığında piyasaya nakit giriyordu. Bu hareketlilik durunca piyasadaki canlılık da azaldı” dedi. Bankacılık sistemindeki sınırlamalar nedeniyle esnafın nakde erişimde zorlandığını anlatan Yıldırımtürk, piyasada elden dönen nakdin azalmasının da ticareti yavaşlattığını belirtti. Yıldırımtürk’e göre yaşanan bu daralma, ithalat kotasına rağmen kilogram bazında fiyat farkının 300 dolara kadar düşmesine neden oldu.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>2022'DE 185 TON OLAN İHRACAT 50-60 TON SEVİYESİNE GERİLEDİ</strong></span></p>
<p>Sektör temsilcilerine göre ihracat rakamları yanıltıcı bir tablo oluşturuyor. Altın fiyatlarının son üç yılda sert yükselmesi nedeniyle ihracat değer bazında güçlü görünse de tonaj bazında büyük kayıp yaşanıyor. Kamar, “2023’te altının kilosu 50 bin dolardı. Sonra 100 bin dolara, ardından 150 bin dolara çıktı. Bu yüzden ihracat değeri aynı kalıyor gibi görünüyor. Ama miktar bazında yüzde 50-60 düşüş yaşadık” dedi. 2022 sonunda 185 ton ihracat yaptıklarını söyleyen Kamar, bugün bu rakamın 50-60 ton seviyesine gerilediğini belirtti. “Eskiden 185 kişi çalıştıran işletmeler bugün 50-60 kişiyle çalışıyor. Eğer doğru kararlar alınsaydı bugün 6-7 milyar dolar değil 25-30 milyar dolarlık ihracattan söz ediyor olurduk” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dubaiye-alternatif-arayan-mucevherci-turkiyeye-donmekte-tereddut-ediyor-79617</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/8/1280x720/altin-1759775860.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Altın kotası nedeniyle son 3 yılda üretimini Dubai&#039;ye kaydıran mücevher üreticileri, yeni güvenli merkezler aramaya başladı. Altın kotası, sıkı regülasyonlar ve yatırım ortamındaki belirsizlikler nedeniyle üreticiler Türkiye’ye geri dönmekte tereddütlü… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/patron-primli-fiyati-firsat-olarak-gordu-79616</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 07:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Patron primli fiyatı fırsat olarak gördü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Orta Doğu’yu karıştıran savaşın ateşkes ve müzakere dönemine girmesiyle birlikte Borsa İstanbul BİST100 endeksi yüksek hacimde rekorlara imza atarken şirketleri borsada işlem gören ortaklardan son 1 ayda yoğun satışlar geliyor. EKONOMİ’nin Kamuyu Aydınlatma Platformu’na yapılan bildirimlerden çıkardığı bilgilere göre 10 Nisan’dan 18 Mayıs’a kadar 43 şirketin çeşitli ortakları farklı tarihlerde hisse satışlarına imza attı. Yapılan hesaplamaya göre patron ve ortaklar bu satışlardan yaklaşık 60.75 milyar lira yani 1.33 milyar doların üzerinde gelir elde etti. Bu şirketlerin son 1 yılda hisse hareketleri çoğunlukla hızlı yukarı yönlü olurken uzmanlar ortakların şirketlerin bu piyasa değerini etmeyeceğini düşünmeleri nedeniyle satış yaptığını iddia etti. Ortak satışları sonrasında bazı hisse fiyatlarının hareketi negatife döndü.</p>
<h2>Savaşa kadar performans pozitif </h2>
<p>Bu yıla büyük umutlarla başlayan Borsa İstanbul endeksleri 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısına kadar olumlu bir performans gösterdi. Yeni halka arzların da hızlanmasıyla yatırımcı ve işlem hacminde yükselişler yaşayan Borsa İstanbul endekslerinde savaşla birlikte sert satışlar ve dalgalanmalar oluştu. 10 Nisan’da başlayan ateşkes ve belirsizliklerle dolu olsa da takip eden müzakere süreci borsanın yeniden yönünü yukarıya çevirmesini sağladı. İçeride sıkı para politikası dışarda savaşın etkileri ve belirsizlikleri borsadaki şirketlerin 2026 performansı için negatiflikler içerse de ilk çeyrek bilançolarda pozitif bir seyir yaşandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d364d57c5a-1779250765.png" alt="" width="990" height="874" /></p>
<h2>Spor endeksi dışında hepsi yükseldi </h2>
<p>Borsa İstanbul BİST100 endeksi geçen haftanın ilk işlem gününde tarihi zirvesini yenilerken likit bankacılık ve dalgalı yapısıyla dikkat çeken spor endeksi dışında tüm endeksler bu yıl yükselişe imza attı. Bu olumlu hava son günlere doğru bulutlansa da yine de BİST100 endeksinin 14 bin puanın üzerindeki seyri devam ediyor. Ateşkesle başlayan bu olumlu hava tek tek hisselerde de gözlendi. Bazı hisseler çok hızlı yükseliş hareketi yaptı, bazıları ise bu dönemde geride kaldı. Ancak bu dönemde en dikkat çeken endeks rekorları yüksek hacimlerle yaşanırken şirket ortaklarının pay satışları oldu. 10 Nisan’dan bu yana 43 farklı şirket ortağı pay satışı yaparken bu şirketlerden bazılarının son 1 aydaki yükselişi dikkat çekici. Hesaplamalarda Bank of America’nın bazı hisselerde yaptığı alım satım işlemleri ise dikkate alınmadı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d365bb9fd8-1779250779.png" alt="" width="329" height="550" /></p>
<h2>Satıştaki hisselerde fiyatını katlayanlar var </h2>
<p>EKONOMİ'nin 10 Nisan'dan 18 Mayıs'a kadar Kamuyu Aydınlatma Platformu'na yapılan bildirimlerden çıkardığı tabloya göre bu 43 şirketin 24'si son 1 ayda negatif bir seyir gösterdi 19'i yükseldi. Bu yılki performanslarına bakıldığında ise 13 tanesinin hisse fiyatı geride kaldı. Bu yılki performanslarında geçen yıl kapanışa göre hisse fiyatı yüzde 366,15 artan Anel Elektrik, yüzde 343,66 artan Prizma Pres, yüzde 167,75 artan Astor, yüzde 159,49 artan Koray GMYO, yüzde 124,87 artan Van Gıda ve yüzde 98,7 artan Escar dikkat çekti. Bu yıl geçen yılsonuna göre hisse fiyatı geride kalan ve ortakları pay satışı yapan şirketlerde ise yüzde 34,68 düşen Büyük Şefler, yüzde 33,67 düşen Gen İlaç, yüzde 30,69 gerileyen Kontrolmatik, yüzde 26,87 düşen İmaş Makine ve yüzde 25,46 düşen Pasifik Eurasia Lojistik yer aldı.</p>
<h2>Satışlar BİST’te arz baskısını artırıyor </h2>
<p>Piyasa uzmanları patron ve ortak satışlarının son 1 ayda yoğunlaşmasına işaret ederken bu durumun dikkat çekici olduğunu vurguluyor. EKONOMİ’ye konuşan uzmanlar pay satışı yapan bazı patron ve ortakların şirketlerinin hisselerinin bu değerde olmayacağına olan inançlarıyla satış yaptıklarını ileri sürerken yükseliş döneminden kazançlı çıkmayı amaçladıklarını savundu. Aracı kurumların raporlarına da pay satışları girdi. Raporlara göre yüksek seyreden petrol fiyatları ve beklenti üzeri enflasyon TL varlıklar üzerinde kısa vadeli baskıya neden olurken; halka arzlar, pay satışları ve MSCI endeks değişiklikleri BİST'te arz baskısını artırıyor.</p>
<h2>Türkiye Sigorta’dan yabancıya satış </h2>
<p>Ortak satışının yaşandığı şirketler arasında Türkiye Sigorta yabancı kurumsal yatırımcılara borsa dışında satış işlemi gerçekleştirdi. Ve 13.50 lira fiyattan talep toplama işlemi ile işlem kapsamında önceki açılış fiyatına göre yaklaşık yüzde 7,4'lik bir ıskonto ile satış gerçekleştirildi. Satışın brüt hasılatı yaklaşık 6 milyar 750 milyon TL olarak gerçekleşti. İşlem kapsamında Citigroup ve JP Morgan müşterek küresel koordinatörler ve talep toplayıcılar sıfatıyla hizmet verdiler. İşlem kapsamında, payların tamamının satılması halinde, TVF Finansal Yatırımlar’ın Türkiye Sigorta'daki doğrudan pay sahipliğinin yüzde 76,10 olması, Türkiye Sigorta'nın halka açıklık oranının ise yüzde 23,90 olması bekleniyor.</p>
<h2>Borusan ve Rönesans’ta blok satış </h2>
<p>Borusan Holding ise Borusan Boru'da hisse satışını Türkiye içinde ve yurtdışına yerleşik kurumsal yatırımcılara gerçekleştirdi ve işlem hisse başına 540 TL'den fiyatlandı. Bu kapsamda işlem kapsamında yaklaşık 4.59 milyar TL tutarında brüt satış geliri elde edildi. Borusan Boru'nun işlemden herhangi bir gelir elde etmeyeceği açıklandı. İşlem kapsamında Citi ve HSBC küresel koordinatörler olarak görev yaptı. Açıklamaya göre işlemin tamamlanmasını takiben, Borusan Holding'in, Borusan Boru'daki doğrudan pay sahipliği oranı yüzde 68,85'ye düşerken Holding, Borusan Boru'nun çoğunluk hissedarı olmaya devam edecek.</p>
<p>Rönesans Gayrimenkul Yatırım'da da GIC Private Limited'in yüzde 13,846 hisse satışı pay başına 163 liradan gerçekleşti. Bu fiyat önceki gün kapanış fiyatına göre yaklaşık yüzde 12,5 iskonta içerirken KAP açıklamasına göre işlemden yaklaşık 7 milyar 479,3 milyon lira brüt hasılat elde edildi. Satışta Citigroup, Merrill Lynch, Ünlü Menkul müşterek global koordinatör ve talep toplayıcılar olarak hareket etti. İşlemin tamamlanmasıyla birlikte GIC'in Rönesans Gayrimenkul Yatırım'daki ortaklığı da sona erecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/patron-primli-fiyati-firsat-olarak-gordu-79616</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/borsa-istanbul-bist-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni yıla yeni umutlarla girilen borsada 28 Şubat itibariyle başlayan savaş negatif fiyatlamalara yol açsa da ateşkes ve müzakere süreçleri yeniden yükseliş ve rekor getirdi. Yükselişe eşlik eden şirket hisselerinde son bir ayda patron ve ortak satışları dikkat çekti. 43 şirkette yaşanan patron ve ortak satışlarının büyüklüğü 1.3 milyar doları geçti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/celige-tesvik-degil-engel-kdv-yuku-ve-kacirilan-yesil-donusum-79631</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çeliğe teşvik değil engel: KDV yükü ve kaçırılan yeşil dönüşüm</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MURAT YAPICI - My Advisor Uluslararası Danışmanlık Şirketi Kurucusu</strong></p>
<p><strong>Türkiye’de KDV istisnası kural olarak yatırım teşvik belgesine bağlı. Teşvik belgesi dışındaki yatırımlarda KDV önce ödeniyor, mahsup veya iade ise ancak yatırımın tamamlanmasından sonra mümkün hale geliyor. Bu süre zarfında ödenen KDV ciddi bir finansman maliyeti doğuruyor.</strong></p>
<p>Türkiye-AKÇT Serbest Ticaret Anlaşması, çelik sektöründe rekabeti bozucu devlet desteklerini yasaklamaktadır. AB rekabet hukukuyla paralel biçimde kaleme alınan bu anlaşma; kapasite artışına yol açmamak kaydıyla zorunlu standartların ötesinde çevresel yatırımları ve enerji verimliliği ile karbon salımını azaltıcı yatırımları istisna kapsamında tutmaktadır.</p>
<p>Türkiye bu istisnaları işletmeyip yasaklayıcı hükmü geniş yorumlamakta ve çelik sektörüne destek vermemektedir. Oysa Avrupa Birliği, daha temiz ve verimli enerji kullanmaya yönelik tesisleri "çevresel koruma yatırımı" kapsamında değerlendirerek milyarlarca avroluk hibe sağlamaktadır.</p>
<p>Öte yandan AB’de KDV, yatırım malları üzerinde ödenen verginin aynı dönemde indirilmesi sayesinde yatırımcı için fiilen maliyet oluşturmamakta; bu nedenle devlet yardımı niteliği de taşımamaktadır. Türkiye’de ise KDV istisnasının yatırım teşvik belgesine bağlanması, bu uygulamanın AKÇT kapsamında devlet desteği yasağı kapsamında değerlendirilmesi sonucunu beraberinde getirmektedir.</p>
<p><strong>AB’nin çeliğe yeşil dönüşüm teşvikleri</strong></p>
<p>AB rekabet kuralları, çelik sektöründe sırf üretim kapasitesini artırmaya yönelik desteklere izin vermemektedir. Ancak mevcut kömür bazlı tesislerin yerine Doğrudan İndirgeme Tesisi (DRI) veya Elektrikli Ark Ocağı (EAF) gibi düşük karbonlu teknolojilerin kurulması "çevresel koruma yatırımı" kapsamında değerlendirilmekte ve hibe almaya konu olmaktadır. Destekler yalnızca bu teknolojik geçişin yarattığı ek maliyeti (funding gap) karşılamayı hedeflemektedir. Rekabeti bozmak yerine dönüşümü finanse eden bu yapı, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) ve AB Yeşil Mutabakatı’nın bir parçasıdır; zira Avrupa, kendi üreticisini CBAM sonrası döneme bu desteklerle hazırlamaktadır.</p>
<p>Somut örnekler bu yaklaşımı açıkça ortaya koymaktadır: ThyssenKrupp kömürlü fırınını kapatarak DRI + EAF’e geçtiği için 2 milyar €, Salzgitter SALCOS projesiyle aynı dönüşümü gerçekleştirdiği için 1,3 milyar €, ArcelorMittal Dunkirk kömür bazlı üretimi iki EAF ile değiştireceği için 850 milyon € hibe almıştır.</p>
<p><strong>Türkiye’nin teşvik mevzuatı </strong><strong>çeliği dışarıda bırakıyor</strong></p>
<p>30 Mayıs 2025 tarihinde yürürlüğe giren yeni yatırım teşvik mevzuatı, çeliği sektörel teşvik sistemi dışında tutmaya devam etmektedir. Öte yandan, döngüsel ekonomi yaklaşımıyla uyumlu, kaynak verimliliğini artıran ve düşük karbonlu üretimi hedefleyen yatırımlar "Yeşil Dönüşüm Programı" kapsamında desteklenebilir hale getirilmiştir.</p>
<p>Bununla birlikte, AKÇT Anlaşması’ndan kaynaklanan devlet yardımı kısıtlarının geniş yorumlanması nedeniyle, çelik sektörünün yeşil dönüşüm desteklerinden de yararlanamadığı anlaşılmaktadır. Oysa enerji verimliliği ve çevresel dönüşüm yatırımlarına yönelik hedefli destekler anlaşmanın istisna hükümleri kapsamındadır. Bu alanlarda destek verilmemesi, anlaşmadan kaynaklanan hukuki bir zorunluluk değil; doğruluğu tartışmalı bir politika tercihidir.</p>
<p><strong>Türkiye’nin çelik </strong><strong>yatırımlarında KDV engeli</strong></p>
<p>AB’de işletmeler, satın aldıkları yatırım malları üzerinde ödedikleri KDV’yi aynı dönem içinde beyan ettikleri KDV’den doğrudan indirebilmektedirler. Yani makinenin satın alındığı ay, ödenen KDV o ay tahsil edilen KDV’den düşülebilmektedir; aradaki fark ya iade edilmekte ya da bir sonraki döneme aktarılmaktadır. KDV mahsubu veya iadesi için yatırımın tamamlanmasını bekleme ve dolayısıyla finansman maliyeti oluşmamaktadır.</p>
<p>Yatırım malı kapsamındaki makinenin kullanım amacı değiştiğinde devreye giren beş yıllık "düzeltme dönemi" mekanizması (adjustment period) sayesinde sistemin kötüye kullanılmasının yolu da kapatılmıştır. Tüm bunların sonucunda AB’de KDV, yatırım kararlarını ne zaman ne de tutar bakımından etkilememektedir. Böyle olunca devlet yardımı niteliği de taşımamaktadır.</p>
<p>Türkiye’de KDV istisnası kural olarak yatırım teşvik belgesine bağlıdır. Teşvik belgesi dışındaki yatırımlarda KDV önce ödenmekte, mahsup veya iade ise ancak yatırımın tamamlanmasından sonra mümkün hale gelmektedir. Bu süre zarfında ödenen KDV ciddi bir finansman maliyeti doğurmaktadır; özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde reel değer kaybına uğramaktadır. Çelik gibi sermaye ve girdi yoğun bir sektörde, devasa makine parkı ve hammadde hacmiyle hesaplandığında bu etki son derece büyüktür.</p>
<p><strong>Sonuç ve öneriler</strong></p>
<p>AB kendi üreticisini hedefli destekler ve nötr bir KDV sistemiyle yeşil dönüşüme hazırlarken; Türkiye hem KDV yoluyla yatırım maliyetini artırmakta hem de dönüşüm yatırımlarını yeterince desteklememektedir.</p>
<p>Öncelikle KDV sisteminin gerçekten nötr hale getirilmesi; yatırım mallarındaki KDV finansman yükünün yapısal biçimde giderilmesi gerekmektedir. Öte yandan AKÇT Anlaşması’nın çevresel istisna hükümlerinin AB ile uyumlu biçimde yorumlanması ve "Yeşil Dönüşüm Programı"nın çelik sektörü için somut uygulama mekanizmalarıyla hayata geçirilmesi kritik önem taşımaktadır.</p>
<p>Aksi hâlde Türkiye, küresel çelikte rekabeti dışarıda değil, kendi politika seti içinde kaybetmeye devam edecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/celige-tesvik-degil-engel-kdv-yuku-ve-kacirilan-yesil-donusum-79631</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çeliğe teşvik değil engel: KDV yükü ve kaçırılan yeşil dönüşüm ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-kulturel-merkezi-yeniden-dusunmenin-oykusu-mardin-bienali-79629</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir kültürel merkezi yeniden düşünmenin öyküsü: Mardin Bienali</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>GÖKZemin başlıklı 7. Bienal için gittiğim Mardin’den döndükten sonra fark ettim ki, her zaman olduğu gibi Mardin yine benimle geldi.</p>
<p>Murathan Mungan’ın kitaplarından tanıyıp, pek çok kez ziyaret ettiğim ve  her defasında daha da çok sevdiğim Mardin.… </p>
<p>Bu eşsiz coğrafyada 2010 yılında doğan Bienal,  Mardin’in kültürel mirasını görünür kılıyor. Bölgedeki öykülerin zenginliği, mimarinin özgünlüğü ve çok kültürlülüğün getirdiği katmanlılık sanatçılara ilham kaynağı oluyor. Sarı renkli binaları, siyah taşlı dar sokakları, erken doğan parlak güneşin ısıttığı damları, esti mi insanı donduran rüzgarı, uçurtmaları,  taklalar atarak uçan neşeli kırlangıçları, kahve, mahlep ve yenibahar kokan çarşıları, meydanda halay çeken gençleri, geceleri denize benzeyen Mezopotamya manzarası, restoranlardan gelen türkü sesleriyle tüm duyuları kışkırtan Mardin, her edisyonuyla başka bir soru soran Bienalin değişmeyen ana karakteri olarak sanata hakikilik katıyor.</p>
<p>Geçen hafta  Mardin yağmurluydu. Bienalin Kızıltepe’deki bölümüne giderken bastıran sağanakla sırılsıklam olduk. Yağmur gökyüzünü daha mavi, bulutları daha beyaz hale getirdi. Henüz sararmamış ekinler, gelincikler ve papatyalar üzerindeki farklı ışık oyunlarıyla güneş de başroldeydi.   Çalışmaları Bienal küratörü Çelenk Bafra ve sanatçıların yorumlarıyla deneyimlemek çok zenginleştirici ve ufuk açıcı bir deneyim oldu. Eserleri görmek için müze sınırları dışına çıktık. Nekropol alanında, Dara Antik kentinde geçmişin izlerini gördük, bir manastırın, bir sarnıcın ve bir hamamın kubbeleri altında öyküler dinledik.</p>
<p>Şehrin hafızasına, taşına, sessizliğine yerleşen Bienal’den zihnimizde yeni sorular, ruhumuzda yeni çalkantılarla döndük. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d5d0f12663-1779260687.jpeg" alt="" width="500" height="667" /></p>
<p><strong>Mardin’in farklı noktalarında 20 ülkeden 42 sanatçıyı tanıma imkanı</strong></p>
<p>Mardin Sinema Derneği ev sahipliğinde, direktörlüğünü Döne Otyam ve Hakan Irmak’ın üstlendiği 7. Mardin Bienali,  “GÖKzemin” başlığı çerçevesinde Türkiye ile birlikte 20 farklı ülkeden 42 sanatçı ve sanatçı grubunu bir araya getiriyor. </p>
<p>Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi, Deyrulzafaran Manastırı, Dara Antik Kenti, Kervansaray, Marangozlar Kahvesi ve ilk kez bienal mekânına dönüşen Ateş Beyler Hamamı izleyicilerle buluşuyor. Çelenk Bafra küratörlüğünde ve PEUGEOT ana sponsorluğunda gerçekleşen Bienal, yalnızca sergi mekânlarında değil; kahvehanesini paylaşan bir esnafla, hamamını sanata açan bir aile ile ve gündelik yaşamın içinde kurduğu ilişkilerle kente yayılıyor. </p>
<p>15 Mayıs 2026 tarihinde Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi’ndeki açılış programıyla başlaya bienal, 21 Haziran 2026 tarihine kadar Mardin’in farklı noktalarında sanatseverlerle buluşacak.</p>
<p>Bienal programı sergilerle sınırlı kalmıyor. Performans, atölye ve konuşmalar açılış haftasına yayılıyor. Açılış programı 16–18 Mayıs tarihlerinde gerçekleşiyor. Kapanış etkinlikleri 20–21 Haziran’da düzenleniyor. House of Taswir ile “Gazze Bienali İnisiyatifi” ve Stadtkuratorin Hamburg ile yürütülen kamusal sanat projesi bu yılın öne çıkan iş birlikleri arasında.</p>
<p><strong>Mardin Bienali’ni eşsiz kılan 9 özellik</strong></p>
<ol>
<li><strong>Bir Kolektif kültür girişimi: </strong>Döne Otyam’ın “Şehre rağmen değil şehirle birlikte” inşa etme vizyonu çerçevesinde, Mardin Sinema Derneği, Hakan Irmak, küratörler, sanatçılar, yerel girişimciler ve gönüllülerin çabalarıyla gelişen Mardin Bienali özünde bir  “kolektif kültür girişimi” hikayesi. Bu yüzden çok samimi ve çok hakiki. </li>
<li><strong>Doğal entegrasyon:</strong> Mardin’de sanat çevreyle bütünleşiyor. Şehir zaten başlı başına bir sahne işlevi görüyor. Ö. 4500'lü yıllara kadar uzanan köklü bir geçmişin Sümer, Asur, Pers, Roma, Bizans, Artuklu ve Osmanlı dönemlerinin mirası üzerinde yükselen bir kent olan Mardin çok sesli, çok kültürlü yapısıyla, mimari ve doğal dokusuyla sanatçılara ilham kaynağı oluyor.   Büyük bir müze ya da galeri gibi sanata ev sahipliği yapıyor. Eserler, taş konak, avlu, sarnıç, mağara, antik kent kalıntıları, terk edilmiş hamam, sokak araları gibi şaşırtan mekanlarda karşınıza çıkıyor. Kentin her yanında bazen bir atölyede, bazen bir avluda, bir sokak arasında görülen eserler izleyiciyi düşünmeye davet ediyor. </li>
<li><strong>Zamanın ruhunu yansıtan meseleler: </strong>Mardin Bienali yalnızca bir sanat etkinliği değil; hafıza, coğrafya, kimlik ve birlikte yaşama kültürü üzerine kurulan uluslararası bir kültürel platform niteliği taşıyor. Bienal sergiler aracılığıyla güncel meseleleri dert ederek, farklı olguları yeniden düşünmeye açıyor.  Göçler, sınırlar, ekoloji, birlikte yaşama benzeri evrensel toplumsal konuları ele alıyor.  Eserler, zamanın ruhunu “Zeitgeist” yansıtırken, sanatçıların öznel yorumlarıyla, sorunlar karşısındaki evrensel  insanlık hallerini de ortaya koyuyor. </li>
<li><strong>Yerelden Evrensele yolculuk:</strong>. Evrenseli yerelle buluşturan bir platform efsaneler, anılar, hayaller, rüyalar ve duyularla birleştiriyor. Şehir ve geçişlere odaklanan ilk bienal abbbara sözcüğünden etkilenerek, <strong>AbbaraKadabra</strong> adıyla yola çıkmış. <strong>İkinci Bakış</strong>’ta yeniden görmenin imkanlarına yönelinmiş.   <strong>Mitolojiler başlılı ü</strong>çüncü edisyonda tema Mezopotamya’nın hafızası olmuş. <strong>Sözden Öte; </strong>dilin ötesindeki anlatılara; <strong>Çimenin Vaadi </strong> ekoloji ve dayanışmaya bakmış.  Krizlerin hikayeye girmesiyle <strong>Daha Uzaklara</strong>’da bugünün krizlerinden çıkış arayışına yönelinmiş..</li>
<li><strong>Tevazu ve adanmışlık:</strong> Başta Bienal direktörleri Döne Otyam, Hakan Irmak; Küratör Çelenk Bafra olmak üzere, bienaldeki çalışanlarda, sanatçılardaki sadelik, adanmışlık ve tevazu dikkat çekiyor. Tüm ekipler, projeye birlikte sahip çıkarak büyük bir adanmışlıkla çalışıyor. Bu samimiyet hayatın tüm alanına yansıyor.</li>
<li><strong>Sentezler Bienali: </strong> Mardin Bienali’nde sanatçıların mekanlardan yola çıkarak onlara yeni boyutlarla farklı anlamlar kattığı çarpıcı eserler ön plandaydı. Bir kaç örnek vermem gerekirse…</li>
</ol>
<p><strong>Sakıp Sabancı Müzesi, </strong>girişte merdivenlerin üzerinde kaplayan Zahit Mungan’ın akrep biçimindeki dev uçurtması; Ahmet Doğu İpek’in ay tutulmalarını yansıttığı “Çok Uzaktan ve Hep” çalışması; Erkan Özgen’in Diyarbakır’daki bir çöp yığınında çektiği video projesi  gibi farklı sesleri, farklı yorumları içeren geniş bir seçki sunuyor.</p>
<p><strong>Kızıltepe</strong>’de yıllardır kullanılmayan Ateş Beyler Hamamı kadın sanatçılara ayrılmış. Hamanın iç bölümünde renkli kumaşlar ve ışık oyunlarıyla yaratılan çalışmaların yanı sıra, vitraylar, oyma işler ve dijital sanat eserleri var. Hamam, akustiği, kubbeleri, sahne görevi gören göbek taşı ve tepeden sızan doğal ışığıyla mükemmel bir sergi mekanına dönüşmüş. Hamamın girişindeki soyunmalıklarda House of Taswir işbirliğiyle hazırlanan “Gazze Bienali İnsiyatifi” ortamın gizem dolu atmosferine acımasız gerçekleri  dahil ederek bir kontrast yaratıyor.  </p>
<p><strong>Dara Antik Kenti’nde </strong>metruk bir köy evinin yanındaki kapıdan girilen ve Escher çizimlerine benzeyen merdivenlerden inilerek erişilen devasa  sarnıç Zindan masalsı bir ortam sunuyor. </p>
<p>Mükemmel bir aydınlatma, Selçuk Artut’un hareketlere göre farklı sesler yayan düzeneğinin yarattığı gizemli sesler ve tepede asılı beyaz bir yılan heykeli….  Alper Aydın, Zindan’ın karanlığında ışıldayan melek yutan yılan çalışmasıyla Jung’un arketiplerini anımsatan bir evrensel dil oluşturmuş</p>
<p><strong>Deyrulzafaran </strong>Manastırı’ında ziyaretçileri konusu nesli tükenen canlılar olan bir eser karşılıyor. Manastırın iç kapısının iki yanında simetrik bir biçimde asılı olan bir çift kar leopar heykeli var. </p>
<p>Vahap Avşar’ın Buhara’daki yıkılmış evlerden edindiği ahşap malzemeden yararlanarak tasarladığı ve içinde gerçek bir arı kovanı bulunan bu leopar heykelleri nesli tehlike altında olan bir türün, bir başka türe barınak sunması fikrinden yola çıkarak yaratılmış. </p>
<p>Canan Dağdalen’in manastırın revakları altına yerleştirdiği iki ayna ise Selçuklu kubbelerini çağrıştıran  gökle yeri birleştirerek Bienalin GökZemin fikrine gönderme yapıyor. </p>
<p><strong>Marangozlar Kahves</strong>i’nin terasında Mehtap Baydu, erkeklere ait olan bir kahveyi, kadınların mesajına ayırmış. Sanatçı çalışmasını bölgede çatışmaları durdurmak için başörtülerini ortaya atan kadınlardan ilham alarak yaratmış. </p>
<ol start="7">
<li><strong>Bölgenin tarihi mirası</strong></li>
</ol>
<p>Bienale ev sahipliği yapan bölge, çok zengin  tarihi mirasıyla başlıbaşına bir cazibe merkezi.   Mardin Kalesi, Deyrulzafaran Manastırı, Dara Antik Kenti, Midyat Mağaraları, Mor Behnam Kırklar Kilisesi, Mardin Beyaz Su, Turabdin Platosu, Kasımiye Medresesi, Zinciriye Medresesi, Mardin Müzesi (Mardin Arkeoloji ve Etnografya Müzesi), Oyma taş minaresiyle eşşiz Artuklu eseri olan Mardin Ulu Cami, 800 yıllık Kızıltepe Ulu Cami bir film platosu görüntüsü sunuyor. </p>
<ol start="8">
<li><strong>Mardin halkının desteği</strong></li>
</ol>
<p>Mardin’in nazik, güleryüzü ve misafirperver halkı, Bienal’e büyük katkıda bulunuyor. Son yıllarda açılan yeni oteller, restoranlar ve kafelerle konaklamak giderek daha keyifli hale geliyor. Esnaf son derece kibar. Mardin bir gastronomi merkezi olarak da ön plana çıkıyor. İlk gün Hepsiburada’nın Bienal misafirlerini ağırladığı Lolee Restoran, öğle yemeği için mola verdiğimiz  Dar Restoran, Peugeot sponsorluğundaki akşam yemeğinin düzenlendiği Lummi Restoran, arada uğradığımız Öz Yasemin Pide Salonu’nda yemekler de, servis de çok iyiydi. Konakladığımız Reyhani Otel’in Şef Ayşe Hanım’ın yönettiği mutfağı tertemizdi. Kahvaltı da çok lezzetliydi. </p>
<ol start="9">
<li><strong>Sponsorların katkısı.</strong></li>
</ol>
<p>Mardin Bienali’nin ana sponsoru Peugeot, sanata verdiği desteğin yanısıra sanatla öne çıkmayı seçerek, başarılı bir örnek sergiliyor.  Bienal kapsamında Alman Karargâhı’nda hayata geçirilen “PEUGEOT Deneyim Alanı: Aslanın Yansımaları”, sanat, tasarım, teknoloji ve mobiliteyi bir araya getiren çok katmanlı bir deneyim sunuyor.</p>
<p>Peugeot E-5008’den ilhamla geliştirilen “Art on Cars: Hareketin İzleri”, mobilite kavramını yeniden yorumluyor. Luna Merdin tasarımcısı Buket Dizer tarafından yeni PEUGEOT 408 ve Mezopotamya’nın aslan figüründen ilhamla hazırlanan “Eşiğin Muhafızı” koleksiyonu, kültürel mirası çağdaş tasarım anlayışıyla buluşturuyor. </p>
<p>Bir diğer sponsor Hepsiburada ise 2022 yılında başlattıkları “Bir Gülüş Yeter” projesini Mardin’e taşıyor. Çocukların eğitime, oyuna, bilime, teknolojiye ve bugün burada olduğu gibi sanata erişimini desteklemek amacıyla 7. Mardin Bienali Çocuk Atölyeleri’ne destek veriyor. Bu atölyelerde çocuklar Mardin’in sokaklarından ve bienalin düşünsel çerçevesinden yola çıkarak kendi anlatılarını kuruyorlar. </p>
<p><strong>Özetle…</strong></p>
<p>7. Mardin Bienali kaçırılmayacak bir deneyim imkanı sunuyor. Kültür rotalarında ve yaratıcı üretim alanları farklı bakış açıları edinmek için ideal bir ortam. Bölgemizde savaşlar, göçler; ülkemizde enflasyon ve şiddet olayları; dünyadaki öngörülemez liderlerin yarattığı kaostan kısa bir süre uzaklaşıp, sanatla, tarihle dolu bir kaç gün yaşamak istiyorsanız...  Başka türlü bir yaşamın mümkün olduğunu sorgulamak, tarihin karşısında her şeyin geçici olduğunu düşünmek ve Mezopotamya’ya karşı derin bir nefes almak için yavaşlamanın tam zamanı. </p>
<p>Mardin sizleri bekliyor…</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-kulturel-merkezi-yeniden-dusunmenin-oykusu-mardin-bienali-79629</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/9/1280x720/mardin-bienali-1779253235.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir kültürel merkezi yeniden düşünmenin öyküsü: Mardin Bienali ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/ekonomi-ailesi-ikinci-yaridaki-hedefleri-icin-egede-bulustu-79641</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> EKONOMİ ailesi, ikinci yarıdaki hedefleri için Ege&#039;de buluştu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Üç yıl önce “Gazetecilerin Gazetesi” sloganıyla yola çıkan EKONOMİ, bölgesel gücünü pekiştirmeye Ege’den devam etti. Dönüşen Liderlik Zirvesi/Ege’nin ardından gerçekleştirilen “Bölge Temsilcileri Toplantısı”, Kuşadası’nda Pine Bay Holiday Resort ev sahipliğinde düzenlendi. Türkiye’nin dört bir yanına yayılmış temsilcilik ağıyla Anadolu’nun en geniş haber ağlarından birine sahip olan gazeteniz EKONOMİ’nin buluşmasında, sahadaki ekonomik gelişmeler masaya yatırıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d4a9d84546-1779255965.jpg" alt="" width="700" height="330" />Toplantının açılışında konuşan EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ, “EKONOMİ, mesleğine de ekmeğine de sahip çıkanların gazetesidir” diyerek sözlerine başladı. Güldağ, gelinen noktada bölgesel güç ve saha hâkimiyetinin daha da belirgin hale geldiğini vurgulayarak şunları söyledi:</p>
<p>“Bugün geldiğimiz nokta, Türkiye’nin dört bir yanına yayılan temsilci ağımızın ve güçlü editoryal yapımızın bir sonucudur. Sahadan aldığımız veriyi merkeze taşıma ve anlamlandırma kabiliyetimiz her geçen gün gelişiyor. Dönüşen Liderlik Zirvesi’nde ortaya konan çerçeveyi, burada bölgesel verilerle daha da derinleştiriyoruz. Bu da EKONOMİ’nin farkını ortaya koyuyor. İçerik üretim gücümüzü dijital platformlarımızla birlikte büyütmeye devam ediyoruz. Önümüzdeki dönemde hem sahadaki varlığımızı güçlendirecek hem de gazetecilik ivmemizi daha ileri taşıyacağız. ‘Ekonomi yazdıysa doğrudur’ sözümüz, en önemli referansımız olmayı sürdürüyor.”</p>
<p>Toplantıya Genel Koordinatör Vahap Munyar, Yayın Kurulu Başkanı Şeref Oğuz, Genel Yayın Yönetmeni Ömer Türkdönmez, Yazarlar Temsilcisi ve Tarım Yazarı Ali Ekber Yıldırım, Genel Yayın Koordinatörü Talip Aktaş, Reklam Grup Başkanı Dilek Erkol, Yazıişleri Müdürü Handan Sema Ceylan, Haber Koordinatörü Mustafa Kemal Çolak, Bölgeler Koordinatörü Ömer Faruk Çiftçi ile çok sayıda yönetici ve bölge temsilcisi katıldı. Toplantıda, Dönüşen Liderlik Zirvesi’nde öne çıkan başlıklar bölgesel perspektifle yeniden ele alındı. Ege Bölgesi’nin değişen sanayi yapısı, ihracat performansı ve yeşil dönüşüm süreci detaylı şekilde değerlendirildi. Küresel gelişmelerin yerel ekonomiye etkileri tartışılırken, şirketlerin yeni dönemde nasıl konumlanması gerektiği de gündemin önemli başlıkları arasında yer aldı. Toplantıda ayrıca EKONOMİ Gazetesi’nin önümüzdeki döneme ilişkin yayın stratejileri, dijitalleşme adımları ve bölgesel derinliği artıracak projeleri de masaya yatırıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/ekonomi-ailesi-ikinci-yaridaki-hedefleri-icin-egede-bulustu-79641</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/1/1280x720/09-1779255949.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EKONOMİ Gazetesi Bölge Temsilcileri Toplantısı’nda, yeni dönemin stratejileri ele alındı. EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ, &quot;İçerik üretim gücümüzü dijital platformlarımızla birlikte daha da büyüteceğiz&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/alltoursda-gorev-degisimi-79701</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Alltours’ta görev değişimi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Avrupa’nın önemli turizm markaları arasında yer alan ve Türkiye’de de seyahat acenteleri bulunan Alltours’ta satıştan sorumlu genel müdürlük görevinde değişime gitti.</p>
<p>Merkezi Almanya’da bulunan ve bünyesinde 170 seyahat acentesi merkezi bulunan Alltours’tan yapılan açıklamaya göre, turizm sektöründe uzun yıllar yöneticilik yapan AIDA Cruises firmasında Satıştan Sorumlu Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Uwe Mohr, genel müdürlük görevine getirildi. Mohr, Alltours flugreisen gmbh ve Reisecenter alltours GmbH seyahat acentesi satışlarından sorumlu olacak.</p>
<p>Uwe Mohr, 1 Haziran 2026'dan itibaren Alltours CEO'su görevini üstlenecek Dennis Schrahe'ye bağlı olarak çalışacak. Alltours Ceo’su Schrahe, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Uwe Mohr ile alltours için kendini kanıtlamış bir satış profesyoneli kazandık. Zaten uzun yıllardır birlikte başarılı bir şekilde çalışıyoruz. Mohr, liderliğinde, satış ortaklarımızla olan iş birliğimizi daha da genişletecek ve alltours'un başarılı gelişimini istikrarlı bir şekilde sürdüreceğiz.’’</p>
<p>Mohr ise ‘’Alltours flugreisen'i satışlar açısından daha da güçlendirmek ve pazarda daha da başarılı bir şekilde konumlandırmak için uzmanlığımla katkıda bulunmayı umuyorum” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/alltoursda-gorev-degisimi-79701</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/1/1280x720/alltoursda-gorev-degisimi-1779312252.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Alltours’ta satıştan sorumlu genel müdürlük görevine Uwe Mohr getirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/fada-agir-sanayinin-gelecegine-yon-veren-tasima-teknolojileriyle-kuresel-buyumesini-surduruyor-79683</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> FADA, Amerika hamlesiyle ağır sanayide küresel büyümesini hızlandırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Sakarya merkezli ağır yük transfer arabası sistemleri üreticisi FADA, geliştirdiği yeni nesil transfer arabaları, otonom taşıma çözümleri, straddle carrier, hava yastıklı taşıyıcılar ve mühendislik odaklı intralojistik sistemleriyle küresel pazardaki büyümesini sürdürüyor. Sakarya’daki üretim tesisinde faaliyet gösteren şirketin; enerji, demir-çelik, otomotiv, savunma sanayi ve ağır üretim sektörlerine yönelik geliştirdiği yüksek tonajlı taşıma sistemleriyle dikkat çektiği vurgulandı. 4 kıtada aktif projeleri bulunan FADA, 20’den fazla ülkedeki iş birlikleri ve ihracat odaklı üretim yapısıyla Türkiye’nin mühendislik gücünü uluslararası pazarlara taşımayı hedefliyor.</p>
<p><strong>Yeni nesil ağır yük taşıma sistemleri</strong></p>
<p>FADA’nın geliştirdiği ürün gamında; yüksek tonajlı transfer arabaları, otonom AGV sistemleri, Straddle Carrier çözümleri, düşük profil yüksekliğine sahip ağır yük taşıma araçları, hava yastıklı taşıyıcılar ve özel mühendislik gerektiren endüstriyel taşıma sistemleri yer alıyor.</p>
<p>Şirketin özellikle enerji sektörüne yönelik geliştirdiği çözümlerle öne çıktığı belirtilirken, transformatörler, BESS konteynerleri, beton köşkler, kablo tamburları ve yüksek tonajlı ekipmanların güvenli şekilde taşınmasına yönelik geliştirilen sistemlerin, saha koşullarına, operasyon senaryolarına ve yük yapısına göre özel olarak tasarlandığı bildirildi.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre, FADA’nın proje odaklı mühendislik yaklaşımı sayesinde her sistem; taşıma kapasitesi, manevra gereksinimleri, saha güvenliği ve operasyonel verimlilik kriterlerine göre optimize ediliyor.</p>
<p>Şirketin geliştirdiği çözümlerin temelinde sürdürülebilirlik ve enerji verimliliğinin yer aldığı vurgulanırken; tamamen elektrikli altyapıyla geliştirilen transfer sistemlerinin, düşük karbon emisyonu, sessiz operasyon ve kontrollü taşıma kabiliyeti ile modern intralojistik süreçlerine sürdürülebilir bir yaklaşım sunduğu ifade edildi.</p>
<p>FADA, geleceğin intralojistik sistemlerini yüksek taşıma kapasitesinin yanı sıra, akıllı kontrol sistemleri, operasyonel güvenlik ve çevreci mühendislik anlayışıyla şekillendirmeyi hedefliyor.</p>
<p><strong>Amerika yapılanması ile uluslararası güçlenme</strong></p>
<p>Küresel büyüme stratejisini hızlandıran FADA'nın, Amerika’daki satış yapılanmasıyla Kuzey Amerika pazarındaki faaliyetlerini de genişlettiği bildirildi. Amerika’daki satış ofisi üzerinden yürütülen çalışmalar kapsamında; enerji, ağır sanayi ve üretim sektörlerinde faaliyet gösteren firmalara daha hızlı ve doğrudan hizmet sunulması hedefleniyor.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0da759f1de9-1779279705.jpeg" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p>FADA Genel Müdürü İsmail Hakkı Akyüz, Avrupa ve Amerika başta olmak üzere küresel pazarda marka bilinirliğini ve ihracat kapasitesini artırmaya yönelik yatırımların devam edeceğini söyledi. FADA’nın öne çıkan en önemli alanlarından birinin ise satış sonrası hizmet yaklaşımı olduğunu ifade eden Akyüz, şunları söyledi: “Devreye alma, operatör eğitimleri, teknik servis, bakım ve saha destek süreçlerini projelerin ayrılmaz bir parçası olarak değerlendiriyoruz. Satış sonrası destek ekibi, sistemlerin müşteri sahasında güvenli ve verimli şekilde çalışabilmesi için doğrudan yerinde destek sağlıyor. FADA olarak yalnızca taşıma ekipmanları üretmiyoruz.<br />Yükü, operasyonu ve saha koşullarını birlikte analiz ederek projeye özel mühendislik çözümleri geliştiriyoruz. Güvenlik, sürdürülebilirlik ve teknolojiyi aynı sistemde bir araya getirerek geleceğin ağır yük taşıma teknolojilerini geliştiriyoruz.”<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0da7b50d5b9-1779279797.JPG" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/fada-agir-sanayinin-gelecegine-yon-veren-tasima-teknolojileriyle-kuresel-buyumesini-surduruyor-79683</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/3/1280x720/fada-agir-sanayinin-gelecegine-yon-veren-tasima-teknolojileriyle-kuresel-buyumesini-surduruyor-1779279771.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sakarya merkezli ağır yük transfer sistemleri üreticisi FADA, Amerika’daki satış yapılanmasıyla küresel büyüme stratejisinde yeni bir döneme girdi. Şirket; otonom taşıma sistemleri, elektrikli transfer arabaları ve mühendislik odaklı intralojistik çözümleriyle enerji, ağır sanayi ve üretim sektörlerinde uluslararası etkinliğini artırmayı hedefliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/claire-arkas-goz-sozden-once-gelir-ile-arkas-sanat-alacatida-79676</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Claire Arkas, &#039;Göz Sözden Önce Gelir&#039; ile Arkas Sanat Alaçatı’da</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Claire Arkas, 22 yıllık sanat üretimini kapsayan retrospektif sergisi “Göz Sözden Önce Gelir” ile Arkas Sanat Alaçatı’da izleyici karşısına çıkıyor. 15 Mayıs – 1 Kasım tarihleri arasında görülebilecek sergi, sanatçının farklı dönemlerde ürettiği 83 eseri bir araya getiriyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://img.ekonomim.com/rcman/Cw850h567q95gc/storage/files/images/2026/05/20/claire-arkas-goz-sozden-once-gelir-bmej.jpg" alt="Claire Arkas, “Göz Sözden Önce Gelir” ile Arkas Sanat Alaçatı’da - Resim : 1" width="850" height="567" data-lightbox="true" /></p>
<p>Verilen bilgiye göre, Karoly Aliotti’nin küratörlüğünü, Özlem Tunca’nın Proje Müdürlüğünü üstlendiği serginin, kişisel sergi tanımının ötesine geçerek Claire Arkas’ın üretimini kronolojik bir sıralama yerine, süreklilik gösteren bir görme pratiği üzerinden ele alıyor. Yıllar boyunca tekrar eden temalar, bu retrospektifte bir alışkanlık olarak değil, zamanla derinleşen bakışın parçası olarak öne çıkıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://img.ekonomim.com/rcman/Cw850h547q95gc/storage/files/images/2026/05/20/claire-arkas-goz-sozden-once-gelir-tcom.jpg" alt="Claire Arkas, “Göz Sözden Önce Gelir” ile Arkas Sanat Alaçatı’da - Resim : 2" width="850" height="547" data-lightbox="true" /></p>
<p> </p>
<p>Serginin başlığı, “Göz Sözden Önce Gelir”, bakmanın anlatmaktan önce geldiği fikrine işaret ediyor. Claire Arkas’ın resimleri, gördüğümüz şeyden çok, nasıl baktığımızla ilgileniyor. İzleyici, resimlerin karşısında açıklama aramak yerine, durmaya ve bakmaya davet ediliyor.</p>
<h2>Otoportreler: Bakışın kendine dönüşü</h2>
<p>Sergide özel bir yer tutan otoportreler, Claire Arkas’ın sanat pratiğinde belirleyici bir eşik oluşturuyor. Bu işlerde otoportre, temsili bir kimlik anlatısı kurmaktan çok, bakışın kendi üzerine yönelmesini ifade ediyor. Figürler, izleyiciyle doğrudan bir ilişki kurmak yerine, çevreleriyle eşitleniyor; çoğu zaman geri çekiliyor, sadeleşiyor, hatta neredeyse belirsizleşiyor.</p>
<p>Bu yaklaşım, retrospektifin merkezinde sessiz ama güçlü bir yapı oluşturuyor ve sanatçının yıllar içinde kendi varlığını resimde nasıl yeniden tanımladığını ortaya koyuyor.</p>
<h2>Teknikler arası süreklilik</h2>
<p>Resim, desen, suluboya ve taş baskıdan oluşan seçki, Claire Arkas’ın farklı teknikler arasında kurduğu sürekliliği gözler önüne seriyor. Özellikle çizgiye dayalı eserler, desenin bu üretimde bir hazırlık aşaması değil, başlı başına bir düşünme ve görme alanı olduğunu vurguluyor.</p>
<p>Farklı tekniklerle üretilmiş eserler, estetik bir çeşitlilikten çok, disiplinli bir bütünlük hissi yaratıyor. Bu bütünlük, retrospektif kurgunun temel taşı olarak öne çıkıyor.</p>
<h2>Işık, zaman ve ısrar</h2>
<p>Claire Arkas’ın resimlerinde ışık, açıklık sağlayan bir araç olmaktan çok, görmeyi geciktiren ve derinleştiren bir unsur olarak beliriyor. Yüzeylerde kırılıyor, dağılıyor, hiçbir zaman tek bir anlama sabitlenmiyor. Sergide bir araya gelen işler, zamanın bu resimsel etkisini açıkça hissettiriyor.</p>
<p>Tekrar, bu üretimde bir alışkanlık değil; ısrarla sürdürülen bir görme etiği olarak varlık gösteriyor. Sergi, izleyiciyi tek bir güçlü imgeyle değil, zaman içinde oluşan bir bütünlükle baş başa bırakıyor.</p>
<h2>Zaman ve mekanın buluşması</h2>
<p>Serginin Arkas Sanat Alaçatı’da gerçekleşmesi, Claire Arkas’ın üretimini kamusal bir bağlamda paylaşma arzusunu güçlendiriyor. Kültür ve sanata uzun yıllardır destek veren Lucien Arkas tarafından kurulan Arkas Sanat Alaçatı, bu retrospektifle birlikte sanatçının 22 yıla yayılan üretimine ev sahipliği yapıyor. Mekân, serginin sakin, zamana yayılan yapısıyla doğal bir ilişki kurarken, izleyiciye işleri yavaşlama ve durma hâli içinde deneyimleme imkânı sunuyor.</p>
<p>Serginin açılışında konuşan Claire Arkas, “Bu sergiyi geriye bakmak ya da bir dönemi kapatmak için değil, yıllardır sürdürdüğüm bir bakma hâlinin bugün nasıl yan yana geldiğini görmek için düşündüm. Aynı sorulara tekrar tekrar dönmek benim için bir kararsızlık değil; aksine, bakmayı sürdürme biçimi. Zaman içinde değişen şey sorular değil, onlara nasıl baktığım oldu. Görmek benim için her zaman anlatmaktan önce geldi; sözcükler açıklayabilir ama bakma hâlinin önüne geçmemeli. Sergide yer alan bazı resimler benim için yeni başlangıçların kapısını aralarken, aynı zamanda kendimi değerlendirme ve sorgulama alanı da açıyor. Özellikle uzun bir zaman dilimini kapsayan bu sergide, her üretim sürecini bir adım olarak görüyorum. Atölyede ürettiğim işleri sergi mekânında yeniden görmek, onlara farklı bir gözle yaklaşmamı sağlıyor. Bu süreçte malzeme seçimi de resmin kendi yönlendirmesiyle şekilleniyor; karşılaştığım objeler bende yeni algılar yaratıyor ve bu etkiyi çoğu zaman bir figürle birlikte ele almayı tercih ediyorum. Kendi figürümü resimlere dahil etmek, benim için hem zorlayıcı hem de özgürleştirici bir deneyim sunuyor. Son dönemde arka planın da belirgin biçimde önem kazandığını görüyorum. Özellikle cam ve su yansımaları üzerine yoğunlaşıyor, şeffaflığın sunduğu görsel derinlikten besleniyorum. Bu serginin izleyiciyi de önce durmaya, sonra düşünmeye davet etmesini istiyorum” diye konuştu.</p>
<p>Serginin küratörü Karoly Aliotti konuşmasında, “Claire Arkas’ın resimleri görünür olan dünyayı betimlemekten çok, onun nasıl görünür hâle geldiğini gösteriyor. Işık bu işlerde bir açıklık değil, bir soru olarak beliriyor; yüzeylerde kırılıyor, gecikiyor, hiçbir zaman bütünüyle teslim olmuyor. Havuzlar, cam yüzeyler, figürler ve ağaçlar birer nesne olmaktan çok, ışığın kendi biçimini aradığı eşikler hâline geliyor. Bu üretim, tekrar yoluyla kurulan bir üslup değil; yıllar boyunca sürdürülen, her seferinde yeniden müzakere edilen bir görme etiğini açığa çıkarıyor” ifadelerine yer verdi.</p>
<p>Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Lucien Arkas ise “Bir insanın üretimini yirmi iki yıl boyunca aynı ciddiyetle sürdürmesi kolay değildir. Orada tesadüf yoktur; sabır, disiplin ve süreklilik vardır. Claire’in resimle kurduğu bağ, benim için hiçbir zaman tek bir ana sığmadı; bu bağ, çocukluk yıllarında mutfak masasında kalan çizimlerle, kapalı kapılar ardında geçen uzun sessizliklerle ve baba-kız arasında paylaşılan o ilk sanat heyecanıyla yıllar içinde güç kazandı. Arkas Sanat Alaçatı’daki bu serginin asıl değeri, aile adının yarattığı bir yakınlıktan değil, Claire’in kendi emeğiyle, kendi disipliniyle ve kendi sesiyle kurduğu sanatçı kimliğinin bu mekânda sahici bir karşılık bulmasından geliyor; bu nedenle sergi, kişisel bir gururun ötesinde, hak edilmiş bir yolculuğun olgun ve duygusu güçlü bir ifadesi olarak öne çıkıyor” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/claire-arkas-goz-sozden-once-gelir-ile-arkas-sanat-alacatida-79676</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/6/1280x720/claire-arkas-goz-sozden-once-gelir-ile-arkas-sanat-alacatida-1779272328.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Claire Arkas’ın 22 yıla yayılan sanat yolculuğunu bir araya getiren retrospektifi Arkas Sanat Alaçatı’da izleyiciyle buluştu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/hometexe-denizlili-firmalar-damga-vurdu-79668</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hometex’e DENİB üyesi 90 firma katıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/DENİZLİ</strong></p>
<p>Dünya ev tekstili sektörünün buluşma noktası haline gelen Hometex 2026’da Denizli İhracatçılar Birliği (DENİB) üyeleri damga vurdu. 45 ülkeden alıcıların ziyaret ettiği, 600 dolayında firmanın katıldığı fuarda, 86’sı Denizli’den, 4’ü Uşak’tan olmak üzere DENİB üyesi 90 firma toplam 106 stant ile katıldı.</p>
<p>İstanbul Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilen ve yarın (22 Mayıs) sona erecek fuarda üye firma katılımları yanında info stant kurarak Turkish Towels markasını tanıttıklarını dile getiren DENİB Yönetim Kurulu Başkanı Osman Uğurlu, “Fuardaki güçlü katılımımız ilimizin sektördeki dinamizmini ve rekabet gücünü açıkça ortaya koyuyor. 2025’te Türkiye’nin tekstil ve konfeksiyon ihracatı yüzde 4,4 azalışla 26 milyar 182 milyon dolar olarak gerçekleşirken, Denizli 1 milyar 368 milyon dolarlık ihracatıyla toplamdan yüzde 29,2 pay aldı. 2026’nın ilk 4 ayında Türkiye genelinde sektör ihracatı yüzde 1,6 gerileyerek 8 milyar 453 milyon dolar olurken, Denizli’nin ihracatı yüzde 0,6’lık sınırlı bir düşüşle 437 milyon dolar oldu” dedi.</p>
<h2>Denizli, ev tekstili ihracatında açık ara zirvede</h2>
<p>Türkiye’nin havlu ihracatının yüzde 76’sı, bornoz ihracatının yüzde 67’si ve nevresim ihracatının yüzde 60’ının Denizli’den gerçekleştirildiğini hatırlatan Uğurlu, “Bu tablo, şehrin ev tekstilinde yalnızca bir üretim üssü değil, aynı zamanda küresel ölçekte uzmanlaşmış bir yapı olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye dünya havlu ihracatında yüzde 8,9 paya sahip. Denizli tek başına yüzde 6,7’lik payla küresel ölçekte dikkat çeken bir konumda bulunuyor. Özellikle ABD pazarı Denizli için stratejik önem taşıyor. Yıllık 2 milyar dolarlık havlu ithalatı bulunan ABD’de Türkiye yüzde 7,1 payla dördüncü sırada yer alırken, bu ihracatın yüzde 94’ü Denizli’den gerçekleştiriliyor. Bu durum, Denizli’nin küresel tedarik zincirindeki kritik rolünü açıkça ortaya koyuyor” diye konuştu.</p>
<h2>Katma değerli ihracatta da önde</h2>
<p>DENİB olarak bu doğrultuda Turkish Towels izlenebilirlik projemizle Türk havlusu algısını korumayı, uluslararası pazarlarda güven ve kalite algısını daha da pekiştirmeyi ve markalaşma sürecini sağlam bir zeminde güçlendirerek küresel rekabetçiliğimizi artırmayı hedefliyoruz. Denizli’nin ev tekstilindeki başarısı birim değerlerde de kendini gösteriyor. Ülkemizin ihracat birim değeri ortalama 1,60 dolar seviyesindeyken, bu rakam Denizli’de 2,48 dolar, havluda 9,85 dolar, bornozda 15,65 dolar ve nevresimde 10,47 dolar seviyelerinde” diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/hometexe-denizlili-firmalar-damga-vurdu-79668</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/8/1280x720/hometexe-denizlili-firmalar-damga-vurdu-1779267347.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul’da devam eden Hometex 2026’da toplam 600 dolayındaki katılımcı firmaların 90’ını DENİB üyesi ihracatçılar oluşturdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/imes-osb-mukemmeliyet-merkezinde-istihdam-garantili-muhendis-gelistirme-programi-tamamlandi-79646</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İMES OSB’de İstihdam Garantili Mühendis Geliştirme programı tamamlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE ESİN ADIGÜZEL/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli’de istihdam ve yerli üretime katkı sunması hedeflenen “İstihdam Garantili Mühendis Geliştirme Programı” sertifika töreni gerçekleştirildi. İMES Organize Sanayi Bölgesi Mükemmeliyet Merkezi öncülüğünde; Kocaeli Üniversitesi (KOÜ), Gebze Teknik Üniversitesi (GTÜ) ve Doğu Marmara Kalkınma Ajansı (MARKA) iş birliğiyle yürütülen program kapsamında eğitimlerini tamamlayan mühendis adayları, düzenlenen törenle sertifikalarını aldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/05/20/whatsapp-image-2026-05-20-at-09-wbb9.jpg" alt="" width="700" height="525" /></p>
<h2>“Programın sonunda kursiyerlerin yüzde 87’ini istihdam ettik”</h2>
<p>Sanayicinin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağını yetiştirmek amacıyla İMES OSB Mükemmeliyet Merkezinde yürüttükleri çalışmaların ulusal ve uluslararası ölçekte önemli bir karşılık bulduğunu söyleyen İMES OSB Mükemmeliyet Merkezi Genel Müdürü Deniz Aygan, “Sanayicinin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağını yetiştirmek amacıyla çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. 2022 yılı Haziran ayı itibarıyla 578 kurs ve seminer gerçekleştirdik. Bu süreçte 15 bin 36 kişiyi niteliklendirerek sertifikalandırdık, 995 firmaya eğitim hizmeti sunduk ve Türkiye genelinde 49 ilde faaliyet gösterdik. Ayrıca, hayat boyu öğrenme kurslarında 897 vatandaşımıza meslekli yetenekler kazandırdık. Türkiye genelinde 65.000 öğretmenimize makina, metal, yenilenebilir enerji alanlarında uygulamalı eğitimler verdik” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Erasmus Mesleki Eğitim Akreditasyonu sürecinde Türkiye Ulusal Ajansı değerlendirmesini başarıyla geçerek akredite olmaya hak kazandıklarını belirten Aygan, e-Devlet onaylı sertifika altyapısıyla da önemli bir dönüşüm sağladıklarını vurguladı. Mühendislik geliştirme programlarına ilişkin bilgi veren Aygan, “2023 yılında Kalkınma Ajansı destekli programlarımız kapsamında ilk olarak istihdama henüz kazandırılmamış 15 genç mühendisimizle kalite mühendisliği eğitimlerini başlattık. 2024 ve 2025 yıllarında programı genişleterek, operasyonel mükemmeliyetçilik ve dijitalleşme, yalın üretim ve üretim-tasarım mühendisliği gibi alanlarda sektör odaklı eğitimler geliştirdik” şeklinde konuştu</p>
<p>2026 yılı itibarıyla İstihdam Garantili Mühendis Geliştirme Programı ile Türkiye’nin 19 üniversitesinden 31 mühendis adayını yoğun eğitim sürecine dahil ettiklerini belirten Aygan, 224 saatlik program sonunda kursiyerlerin savunma, havacılık, otomotiv ve dijitalleşme alanlarında eğitim aldığını ve programın sonunda kursiyerlerin yüzde 87’ini istihdam ettiklerini ifade etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/05/20/whatsapp-image-2026-05-20-at-09-mygr.jpg" alt="" width="700" height="525" /></p>
<h2>“Genç öğrencileri sanayi alanlarında istihdam etmek bizim için önemlibir olay”</h2>
<p>İMES OSB Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Tokkan, sertifika programları kapsamında gençlerin sanayiye kazandırılmasına yönelik çalışmalara değinerek, “Bunun gibi daha önce de yapmış olduğumuz sertifika törenlerinde üniversitemizin genç talebelerine iş imkanı sağladık. Onları hem savunma hem havacılık hem de diğer sanayi alanlarında istihdam etmek bizim için önemli ve onurlu bir olay” dedi.</p>
<p>Tokkan, yürütülen eğitim süreçlerinin somut çıktılar ürettiğini belirterek, “Bugün de 31 talebemizi nitelikli bir şekilde mühendislik hizmetini öğrenmeleri için iyi bir eğitim sürecinden geçirdik. Bu 31 talebemizin 27’sini istihdamla işe yerleştirdik” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Genç mühendislerin Mükemmeliyet Merkezi’nde yetişmesinin gurur verici olduğunu vurgulayan Tokkan, “Bu talebelerimizin, gençlerimizin bu güzel mekanlarda İMES Organize Sanayi Bölgesi’nin Mükemmeliyet Merkezi’nde yetişip sertifika alarak iyileştirilerek yerleştirilmeleri hepimizi gururlandırıyor” diye konuştu.</p>
<h2>“Geniş kapsamlı kamu-üniversite-sanayi iş birliği çalıştayı düzenleyeceğiz”</h2>
<p>Kocaeli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nuh Zafer Cantürk, mezuniyet sonrası süreçte öğrencilerin sanayiyle daha güçlü bağ kurabilmesi için çeşitli çalışmalar yürüttüklerini belirterek, “Üniversite bünyesinde beş aşamalı bir çalıştay süreci yürütüyoruz. Bu kapsamda üç çalıştayı tamamladık, dördüncüsünü ise Mart ayında gerçekleştireceğiz” dedi. Cantürk, bu sürecin öğrencilerin iş dünyasına daha donanımlı hazırlanması açısından kritik önem taşıdığını ifade etti.</p>
<p>Hazırlık sürecinde iş yeri uygulamalı mesleki eğitime özel önem verdiklerini vurgulayan Cantürk, “Öğrencilerimizin sahayla daha erken buluşmasını, sanayi ile üniversite arasındaki bağın güçlenmesini hedefliyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Haziran ayında geniş kapsamlı bir “kamu-üniversite-sanayi iş birliği çalıştayı” düzenleneceğini aktaran Cantürk, “Bu çalıştayda staj imkanları, iş gücü ihtiyaçları ve sektörün beklentileri ele alınacak. Yükseköğretim Kurulu (YÖK) temsilcileri de bu sürece davet edilecek” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/imes-osb-mukemmeliyet-merkezinde-istihdam-garantili-muhendis-gelistirme-programi-tamamlandi-79646</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/6/1280x720/imes-osb-mukemmeliyet-merkezinde-istihdam-garantili-muhendis-gelistirme-programi-tamamlandi-1779258581.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İMES OSB Mükemmeliyet Merkezi öncülüğünde KOÜ, GTÜ ve MARKA iş birliğiyle yürütülen “İstihdam Garantili Mühendis Geliştirme Programı” kapsamında eğitimlerini tamamlayan mühendis adayları sertifikalarını aldı. Program sonunda kursiyerlerin yüzde 87’sinin istihdam edildiği açıklandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ai-kariyer-donusumu-ve-isgucunun-gelecegi-79642</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> AI, kariyer dönüşümü ve işgücünün geleceği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Hazırlayan &amp; Derleyen: Umut Özbağcı - Datassist CEO</strong></p>
<p><strong>İşgücü piyasasından yapay zekâ dönüşümüne, kariyer beklentilerinden genç istihdamına kadar çalışma hayatının gündemini şekillendiren öne çıkan gelişmeler bu ayın radarında</strong>.</p>
<p><strong>Nisan ayı enflasyon yansımaları</strong></p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, yıllık tüketici enflasyonu Nisan ayında bir önceki aya göre %4,18, bir önceki yılın aynı ayına göre %32,37 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d4c87ca1ae-1779256455.jpg" alt="" width="800" height="447" /><strong>Mikro emeklilik ve kariyer molaları</strong></p>
<p>Çalışma hayatında yeni bir dönem başlıyor: çalışanlar artık yalnızca daha fazla kazanmayı değil, daha sürdürülebilir yaşamayı önceliklendiriyor.</p>
<p>Pandemi sonrası yükselen “Great Resignation”, quiet quitting ve burnout dalgası; klasik kariyer modelinin sorgulandığını gösteriyor. Bugün küresel işgücünün %59’u quiet quitting davranışı sergilerken, beyaz yakada burnout oranı %82’ye ulaşmış durumda.  </p>
<p>Bu dönüşüm Türkiye’de de hissediliyor. EYT sonrası danışmanlık, freelance çalışma ve tempo düşürme eğilimleri artarken, çalışan devir oranı (turnover) %34 seviyesine çıktı.  </p>
<p>Özellikle Z kuşağı için kariyer artık tek şirketli uzun yolculuk anlamına gelmiyor. Esneklik, anlam ve yaşam dengesi; maaş kadar belirleyici hale geliyor.</p>
<p>İşverenler açısından ise mesele yalnızca yetenek bulmak değil, çalışanı sürdürülebilir şekilde elde tutabilmek.</p>
<p><strong>Türkiye’de NEET gerçeği</strong></p>
<p>Türkiye’de genç işsizliği kadar kritik bir başka konu daha var: NEET oranı.</p>
<p>NEET; ne eğitimde, ne istihdamda, ne de mesleki eğitimde olan gençleri ifade ediyor. Türkiye’de 15-24 yaş grubunda bu oran %22,9 seviyesinde. Kadınlarda ise oran %30,1’e çıkıyor.  </p>
<p>Asıl kırılma 20-24 yaş arasında yaşanıyor. Bu yaş grubundaki kadınların %40,2’si eğitim ve istihdam dışında kalıyor.  </p>
<p>OECD verileri Türkiye’deki problemin yalnızca işsizlik olmadığını gösteriyor. Sorun daha çok işgücü dışına çıkan, sistemle bağlantısını kaybeden gençlerde yoğunlaşıyor.  </p>
<p>Öne çıkan bir diğer veri ise staj ve erken iş deneyiminin etkisi. Okurken çalışma deneyimi olan gençlerin istihdam oranı %68,6’ya çıkarken, deneyimi olmayanlarda bu oran %55,8’de kalıyor.  </p>
<p>Kısacası Türkiye’de mesele yalnızca gençlerin iş bulamaması değil; eğitimden işe geçiş sürecinde yaşanan kopuşun giderek derinleşmesi.</p>
<p><strong>AI, giriş seviyesi işleri siliyor mu?</strong></p>
<p>Yapay zekâ, iş dünyasında en büyük dönüşümü giriş seviyesi pozisyonlarda yaratıyor.</p>
<p>Eskiden kariyerin ilk adımı sayılan raporlama, araştırma, veri toplama ve operasyonel destek gibi görevler artık büyük ölçüde AI tarafından yapılabiliyor. Bu da şirketlerin entry-level rolleri yeniden düşünmesine neden oluyor.<br /><br />Şirketlerin gelecekteki liderlik pipeline’ının zayıflaması, kurumsal bilgi aktarımının sekteye uğraması ve deneyimli çalışan maliyetlerinin artması da bekleniyor.</p>
<p>Yeni dönemde giriş seviyesi çalışanlardan artık yalnızca görev tamamlamaları değil; AI çıktısını yorumlamaları, hata kontrolü yapmaları, problem çözmeleri ve bağlam kurmaları bekleniyor.</p>
<p>Bu nedenle şirketler:</p>
<ul>
<li>görev bazlı rolleri yeniden tasarlıyor,</li>
<li>beceri odaklı işe alımı öne çıkarıyor,</li>
<li>onboarding süreçlerine AI okuryazarlığını ekliyor,</li>
<li>eğitim yatırımlarını veriyle ölçmeye başlıyor.</li>
</ul>
<p>Kısacası AI, giriş seviyesini ortadan kaldırmıyor; onu “iş yapan” rolden “karar destekleyen” role dönüştürüyor. İK ekipleri için asıl mesele ise bu dönüşümü yönetirken geleceğin yetenek havuzunu koruyabilmek.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d4c4a9021b-1779256394.jpg" alt="" width="700" height="700" /><strong>Teknoloji sektöründeki işten çıkarmalarda en büyük neden: Yapay zekâ</strong></p>
<p>Yapay zekâ, Nisan ayında işten çıkarmaların en büyük nedeni oldu. Ay boyunca açıklanan 21.490 işten çıkarma doğrudan AI kaynaklıydı ve bu sayı toplam işten çıkarmaların %26’sını oluşturdu. Ocak-Nisan döneminde ise ABD’li işverenler, AI odaklı dönüşüm süreçlerine bağlı olarak toplam 49.135 kişilik işten çıkarma planı açıkladı. Böylece AI kaynaklı işten çıkarmaların toplam içindeki payı mart ayında %13 seviyesindeyken bugün yaklaşık %16’ya yükseldi.</p>
<p>Sosyal medya platformu Snapchat’in sahibi olan Snap Inc., AI yatırımlarına odaklanmak amacıyla küresel işgücünün %16’sını azaltacağını ve 300’den fazla açık pozisyonu kapatacağını duyurdu.</p>
<p>Benzer şekilde Microsoft, 31 Mart’ta sona eren 2026 mali yılının üçüncü çeyreğinde çalışan sayısının yıllık bazda azaldığını açıkladı.</p>
<p>Öte yandan AI’ın iş gücü üzerindeki etkisine dair tartışmalar giderek büyüyor. Şirketlerin %54’ü yıl sonuna kadar AI yatırımlarını finanse edebilmek için çalışan ücretlerini azaltmayı, %26’sı ise işten çıkarma yapmayı planlıyor. Ücret kesintileri yalnızca maaşları değil; primleri, hisse ödüllerini, zamları ve yan hakları da kapsıyor.</p>
<p>Özel sektör işverenleri nisan ayında 109 bin yeni iş ekledi</p>
<p>Sağlık sektöründeki güçlü görünümün devam etmesiyle birlikte ticaret, ulaşım ve hizmet sektörlerindeki toparlanma, geçen ay işe alımlardaki hızlanmayı destekledi. Bu, Ocak 2025’ten bu yana görülen en hızlı istihdam artışı oldu.</p>
<p><strong>ADP Baş Ekonomisti Nela Richardson:</strong></p>
<p>“Küçük ve büyük ölçekli işverenler işe alım yapıyor, ancak orta ölçekli şirketlerde bir yavaşlama görüyoruz. Büyük şirketler kullanabilecekleri kaynaklara sahip, küçük şirketler ise daha çevik hareket edebiliyor. Karmaşık işgücü ortamında her iki avantaj da büyük önem taşıyor.”</p>
<p>İş değiştirmeyen çalışanların ücret artışı nisan ayında %4,4’e geriledi</p>
<p>Aynı işte kalan çalışanlar için ücret artış hızı hafif şekilde yavaşlayarak yüzde 4,4 oldu. İş değiştiren çalışanlarda ise yıllık ücret artışı yüzde 6,6 seviyesinde sabit kaldı.</p>
<p><em>Fikirlerinizi paylaşın, bu gönderileri birlikte tartışalım.</em></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ai-kariyer-donusumu-ve-isgucunun-gelecegi-79642</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AI, kariyer dönüşümü ve işgücünün geleceği ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dunya-ev-tekstili-sektoru-hometexte-bulustu-79614</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 17:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya ev tekstili sektörü HOMETEX’te buluştu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Türkiye Ev Tekstili Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği’nin (TETSİAD) ev sahipliğinde, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) iştiraki KFA Fuarcılık organizasyonuyla düzenlenen fuarın açılışı Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat, protokol üyeleriyle ve sektör temsilcileriyle birlikte gerçekleştirildi. 11 holde yaklaşık 200 bin metrekarelik alanda gerçekleştirilen fuarda, 600’e yakın firma ürünlerini ve yeni koleksiyonlarını sergiliyor. Fuar kapsamında yüzlerce yabancı firma temsilcisi yeni ticaret bağlantıları için HOMETEX’i ziyaret ederken, alım heyeti kapsamında da 45 ülkeden gelen 250’ye yakın iş insanı Türk firmalarıyla iş görüşmeleri gerçekleştiriyor.</p>
<h2>“Türkiye fuarcılıkta küresel merkez haline geldi”</h2>
<p>Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat, fuarın açılışında yaptığı konuşmada, HOMETEX’in 33 yıllık geçmişiyle dünyanın önde gelen uluslararası fuar organizasyonlarından biri olduğunu söyledi. Türkiye’nin artık fuarcılıkta ve uluslararası ticarette güçlü merkezlerden biri haline geldiğini belirten Bolat, “Geçmişte sektör Frankfurt’a giderdi. Bugün Türkiye uluslararası ticaretin ve fuarcılığın merkezlerinden biri haline geldi. HOMETEX de bu başarının en güzel örneklerinden biri olarak kayda geçecektir. TETSİAD’ı ve KFA Fuarcılık firmamızı bu önemli organizasyon için kutluyorum.” dedi. Bakan Bolat, tekstil ve konfeksiyon sektörünün Türkiye ekonomisi için stratejik değer taşıdığını vurgulayarak, Türkiye’nin bu alanda 211 ülkeye ihracat yaptığını kaydetti. Türkiye’nin tekstil ve konfeksiyon ihracatında dünyada 7’nci, Avrupa Birliği’nde ise 3’üncü sırada yer aldığını ifade eden Bolat, “Ev tekstilinde Türkiye Avrupa birincisi, dünyada 5’inci konumdadır.” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0c7bf3db09b-1779203059.jpg" alt="" width="776" height="495" /></p>
<h2>“Müşterilerin İlk Adresi Türkiye”</h2>
<p>Bakan Bolat, HOMETEX’in prestijli fuar kapsamına alındığını ve firma başına destek miktarının yükseltildiğini bildirdi. Ticaret Bakanlığı’nın alım heyetleri, UR-GE projeleri, fuar destekleri, marka programları ve tanıtım destekleriyle sektörün yanında olduğunu dile getiren Bolat, küresel ticarette yaşanan zorluklara rağmen Türkiye’nin üretim, tedarik ve lojistik gücüyle öne çıktığını söyledi. Ömer Bolat, “Kriz dönemlerinde uluslararası müşterilerin ilk döndüğü adres yine Türkiye oluyor.” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0c7c77bcde6-1779203191.jpg" alt="" width="696" height="464" /></p>
<h2>“HOMETEX Sektörümüzün Dünyaya Verdiği Güçlü Mesajdır”</h2>
<p>TETSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Murat Şahinler, HOMETEX’in Türk ev tekstili sektörünün üretim kapasitesini, tasarım vizyonunu, ihracat gücünü ve küresel rekabet yetkinliğini dünyaya gösterdiğini söyledi. Şahinler, “HOMETEX sektörümüzün dünyaya verdiği güçlü bir mesaj haline gelmiştir. Yakın coğrafyamızdaki savaşlara ve küresel ekonomideki kırılmalara rağmen fuarımız katılım gücünü korumuştur.” dedi. Bu yıl fuarın 11 holde, yaklaşık 200 bin metrekarelik alanda, 600’e yakın katılımcı firmayla düzenlendiğini belirten Şahinler, 45 ülkeden 250’den fazla iş insanının alım heyeti kapsamında firmalarla buluşturulduğunu ifade etti. Şahinler, ev tekstili sektörünün geleceğinde dijitalleşme, yapay zeka, sürdürülebilirlik ve tasarım odaklı üretimin belirleyici olacağını kaydetti. TETSİAD’ın bu doğrultuda HomeTex.org platformunu hayata geçirdiğini aktaran Şahinler, “HomeTex.org ile üreticileri, markaları, tasarımcıları ve global alıcıları aynı dijital ekosistemde buluşturmayı hedefliyoruz.” ifadelerini kullandı. Şahinler, platformun firmalara kendilerini dünyaya tanıtma ve profesyonel alıcılarla 7/24 iletişim kurma imkanı sağlayacağını belirtti. TETSİAD Başkanı Şahinler ayrıca ev tekstil sektörüne destekleri için de Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat’a teşekkür etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0c7ca0ba33e-1779203232.jpg" alt="" width="800" height="533" /></p>
<h2>“HOMETEX sektörümüzün dünyaya açılan güçlü vitrinidir”</h2>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, HOMETEX’in Türkiye’de fuarcılık kültürünün gelişmesine önemli katkılar sunan köklü organizasyonlardan biri olduğunu söyledi. İbrahim Burkay, tekstil ve konfeksiyon sektörünün 30 milyar dolara yaklaşan ihracatıyla Türkiye ekonomisinin lokomotif alanları arasında yer aldığını belirtti. Türkiye’nin son yıllarda üretim, ihracat ve teknoloji alanlarında önemli atılımlar gerçekleştirdiğini ifade eden Burkay, özel sektörün bu dönüşümde güçlü bir sorumluluk üstlendiğini kaydetti. Aynı zamanda KFA Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı da olan İbrahim Burkay, Türkiye’nin ev tekstilinde trendlerin belirlendiği önemli merkezlerden biri haline geldiğini vurgulayarak, “Ev tekstili sektörümüz 3 milyar doların üzerindeki ihracatıyla tekstil ve konfeksiyonun en güçlü ürün gruplarından birini oluşturuyor. HOMETEX’te firmalarımız yeni koleksiyonlarını dünyanın dört bir yanından gelen alıcılarla buluşturuyor. Bu fuar, sektörümüzün tasarım kabiliyetini, üretim kalitesini ve ihracat vizyonunu dünyaya gösteren güçlü bir vitrindir” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0c7cc9c24c7-1779203273.jpg" alt="" width="801" height="534" /></p>
<h2>“Fuar destekleri sektör için kritik önemde”</h2>
<p>KFA Fuarcılık’ın HOMETEX başta olmak üzere uluslararası ölçekte önemli organizasyonlara imza attığını belirten Burkay, Ticaret Bakanlığı’nın prestijli fuar desteklerinin sektör açısından büyük önem taşıdığını ifade etti. Başkan Burkay, Bakanlık destekleriyle gerçekleştirilen alım heyetlerinin sektöre yeni ticaret kapıları açtığını belirterek, “600’e yakın firmamızın katıldığı bu organizasyonun üretimimize, ihracatımıza ve ülke ekonomimize önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz. Destekleri için Ticaret Bakanımız Sayın Ömer Bolat’a ve bakanlık bürokratlarımıza teşekkürlerimizi sunuyorum” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0c7d04d50ad-1779203332.jpg" alt="" width="750" height="500" /></p>
<h2><strong>“Daha verimli üretmeli, daha güçlü markalar çıkarmalıyız”</strong></h2>
<p>TİM Başkanı Mustafa Gültepe, fuarların, ticaret heyetlerinin ve alım heyetlerinin ihracattaki kayıpların telafi edilmesinde büyük önem taşıdığını söyledi. Türkiye’nin mal ihracatını 273 milyar dolardan 282 milyar dolara çıkarmak için çalıştığını belirten Gültepe, tekstil sektörünün 2025’te 9,4 milyar dolar, hazır giyim sektörünün ise 16,8 milyar dolar ihracat gerçekleştirdiğini ifade etti. Türk ev tekstilinin kalite, tasarım ve güven konusunda dünyada güçlü bir marka altyapısına sahip olduğunu belirten Gültepe, küresel rekabetin her geçen gün sertleştiğine işaret ederek, Gültepe, “Artık üretmek yetmiyor. Daha verimli üretmek, daha yenilikçi olmak, daha güçlü markalar çıkarmak ve katma değerli ihracatımızı büyütmek zorundayız” şeklinde konuştu. Konuşmaların ardından Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat ve protokol üyeleri fuarın açılış kurdelesini kesti. Protokol üyeleri daha sonra fuarda stant açan firmaların stantlarını gezdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dunya-ev-tekstili-sektoru-hometexte-bulustu-79614</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/4/1280x720/dunya-ev-tekstili-sektoru-hometexte-bulustu-1779202616.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin en büyük, dünyanın ise sayılı ev tekstili organizasyonları arasında yer alan HOMETEX 2026 Ev Tekstili Fuarı, İstanbul Fuar Merkezi’nde kapılarını açtı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/6-ildeki-tasinmazlarin-satisi-ve-isletme-hakki-devir-kararlarina-onay-79609</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 15:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> 6 ildeki taşınmazların satışına onay</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Özelleştirme İdaresi Başkanlığının (ÖİB), taşınmaz satışı, işletme hakkı devri ve imar planı değişikliklerine ilişkin Cumhurbaşkanı Kararları, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Elektrik Üretim AŞ adına kayıtlı Çanakkale'nin Bozcaada ilçesindeki Bozcaada Rüzgar Enerji Santrali ve bu santralin bulunduğu alanın işletme hakkının, ihalede 735 milyon lira bedelle en yüksek teklifi sunan YLE Enerji Elektrik Üretim AŞ'ye verilmesi onaylandı.</p>
<p>Muğla'nın Bodrum ilçesi Gökçebel Mahallesi'ndeki taşınmazların, ihalede 654 milyon lira bedelle en yüksek teklifi sunan Fem Yatırım İnşaat ve Ticaret AŞ'ye satışı kararlaştırıldı.</p>
<p>İstanbul'un Şile ilçesi Balibey Mahallesi'ndeki taşınmazın, ihalede 505 milyon lira bedelle en yüksek teklifi veren Fuzul Topraktan Gayrimenkul Yatırım Danışmanlık AŞ'ye satışına karar verildi.</p>
<p>Muğla'nın Ula ilçesi Akyaka Mahallesi'ndeki taşınmazın, ihalede 106 milyon 500 bin lira bedelle en yüksek teklifi veren Besmak Laboratuvar ve inşaat Test Makinaları Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti'ye satışı onaylandı.</p>
<p>Maliye Hazinesi adına kayıtlı Antalya'nın Manavgat ilçesi Sorkun Mahallesi'ndeki taşınmazın, ihalede 149 milyon lira bedelle en yüksek teklifi sunan Akas Enerji Ltd. Şti'ye satışı onaylandı. Aynı mahalledeki bir diğer taşınmazın da 119 milyon lira bedelle Hüseyin Şahin-Ahmet Şahin-Mehmet Ali Şahin Ortak Girişim Grubu'na satışı uygun bulundu.</p>
<p>ÖİB adına kayıtlı Ankara'nın Çankaya ilçesi Çayyolu-1 Mahallesi'ndeki taşınmazın, özelleştirme ihalesinde 84 milyon lira bedelle en yüksek teklifi veren Sezerler Züccaciye İnşaat Gıda Petrol Ürünleri Ev ve Büro Gereçleri Ticaret Sanayi Pazarlama Ltd. Şti'ye satışı kararlaştırıldı.</p>
<p>Sümer Holding AŞ adına kayıtlı Nevşehir'in Merkez ilçesi 350 Evler Mahallesi'ndeki taşınmazın, ihalede 81 milyon lira bedelle en yüksek teklifi veren Fatih Mıhcı'ya satışı da uygun bulundu.</p>
<p>Öte yandan, mülkiyeti Maliye Hazinesi adına kayıtlı Ankara'nın Çankaya ilçesi Alacaatlı Mahallesi'ndeki taşınmaza, "gelişme konut, belediye hizmet, anaokulu, ilkokul, ortaokul, lise, sosyal tesis alanı" gibi kullanım kararları getirilmesine yönelik hazırlanan nazım ve uygulama imar planı değişikliklerinin onaylanmasına karar verildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/6-ildeki-tasinmazlarin-satisi-ve-isletme-hakki-devir-kararlarina-onay-79609</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/hazine-ve-maliye-bakanligi-oib.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara, Antalya, İstanbul, Muğla, Nevşehir ve Çanakkale&#039;de bulunan taşınmazların satışı, işletme hakkı devri ve imar planı değişikliklerine yönelik kararlar onaylandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
