<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursanin-zeytin-devi-marmarabirlikten-rekolte-mujdesi-83094</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 13:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa’nın zeytin devi Marmarabirlik’ten rekolte müjdesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR / BURSA</strong><br />Marmarabirlik Yönetim Kurulu Başkanı Ali Yıldız, yüksek rekoltenin kriz olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayarak, sektör temsilcilerine birlik çağrısında bulundu. Bolluk ve bereketin hem üreticiye hem de tüketiciye yansıyacağını dile getiren Yıldız, Marmarabirlik olarak yeni sezona hazır olduklarını söyledi. Ali Yıldız konuşmasında şu ifadelere yer verdi; “2 yıl önceki Cumhuriyet tarihinin en yüksek rekoltesinin de üzerine bir rekolte bekleniyor. Biz sektörün bütün aktörleri, üreticilerimiz, devletimiz, bizler ve diğer firmalarla birlikte kol kola olarak bir kaos, işte geliyor, batıyoruz demekten ziyade, Kol kola olarak bu yoğun rekolteyi kaldırabileceğimize inanıyoruz. Kaos ortamı ve manipülasyon yapmaya kimsenin gerek yok. Herkes bir ucundan tutarak bereketini yaşayalım. Tüketicimiz de bereketini yaşasın, üreticimiz de. Biz kriz olarak görmüyoruz, biz Marmarabirlik olarak hazırız. Bütün aktörler kol kola girerse bazı cenahlar tarafından oluşturulmak istenilen olumsuz ortam oluşmayacaktır.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a54c1b7aa53d-1783939511.jpeg" alt="" width="531" height="1108" /></p>
<h2><strong>“Marmarabirlik’in kooperatifsel yapısı daha da güçlendi”</strong></h2>
<p>Uzun bir aradan sonra Marmarabirlik’in kooperatifsel yapısını daha da güçlü hale getirmek için yeni ortak alımına başladıklarını belirten Yıldız, “Yoğun bir şekilde üreticilerimiz tarafından yeni ortaklığa talep görüyor. Bu Marmarabirlik'in güvenilir bir çatı olmasından kaynaklı üreticimizin ürünü satma konusunda daha rahat hareket ettiğini gösteriyor. Kurumsal yapımızı ve ortak yapımızı hem güçlendiriyoruz hem de büyüyoruz. Biz büyük bir aileyiz diyoruz. Çünkü bazı cenahlar Yeni ortaklarda eski ortakların mağdur olacağı konusuyla ilgili söylemler bulunuyor. Hiçbir şekilde bu söylemler değil. Biz çatımızı daha da genişleterek devam ediyoruz. Dönem dönem kısa kısa vadelerde oldu ama en son bu şekilde bu kadar büyük yeni ortak alma 20 yılı yakın bir zamanda olmuş” diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursanin-zeytin-devi-marmarabirlikten-rekolte-mujdesi-83094</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/4/1280x720/bursanin-zeytin-devi-marmarabirlikten-rekolte-mujdesi-1783939470.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Marmarabirlik Yönetim Kurulu Başkanı Ali Yıldız, zeytin sektöründe bu yıl beklenen yüksek rekolteye ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Rekoltenin iki yıl önce Cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyesinin de üzerine çıkmasının beklendiğini belirten Yıldız, sektörün tüm paydaşlarının iş birliği içinde hareket etmesi halinde herhangi bir kriz yaşanmayacağını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-ulasimina-nefes-aldiracak-projeler-83088</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 12:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Nilüfer&#039;de 300 bin kişiyi ilgilendiren ulaşım yatırımları sürüyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ / BURSA</strong><br />Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba başkanlığındaki heyette belediye bürokratlarının yanı sıra AK Parti Nilüfer İlçe Başkanı Furkan Alpaslan da yer aldı. Gelibolu Caddesi üzerinde çalışmaları yakından inceledi. Başkan Vekili Şahin Biba, çalışmanın Görükle-İrfaniye-İzmir Yolu bağlantısını sağlayacak önemli bir ulaşım aksı olduğunu belirtti. Yeni imar yollarında çalışmaların hız kesmeden sürdüğünü ifade eden Başkan Vekili Biba, “Şehrimiz büyürken ulaşım sorunlarımız da artıyor. Bu sorunların çözümü için yeni imar yollarındaki çalışmalarımıza hızla devam ediyoruz. Şu anda Gelibolu Caddesi’ndeyiz. İnşallah bu ayın sonuna kadar kazı çalışmalarını tamamlayacağız. Ardından BUSKİ, UEDAŞ ve Türk Telekom tarafından altyapı çalışmaları gerçekleştirilecek. Sonrasında yol asfaltlanarak en kısa sürede Bursalı hemşerilerimizin hizmetine sunulacak” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a54b1b39b5a8-1783935411.jpeg" alt="" width="627" height="707" /></p>
<h2><strong>“300 bin nüfusu etkileyecek yatırımlar aralıksız sürüyor”</strong></h2>
<p>Nilüfer’in batı kesiminde yer alan ve yaklaşık 300 bin nüfusu doğrudan etkileyecek ulaşım yatırımlarının aralıksız sürdüğünü belirten Biba, “Kayapa, Kızılcıklı, Hasanağa ve Balkan mahallelerimizi kapsayan bölgede toplam 15 kilometrelik yol bağlantısı oluşturuyoruz. Büyüyen şehrimizin artan ulaşım ihtiyaçlarını karşılamak için adım adım ilerliyoruz. Hedefimiz, hemşerilerimizin daha güvenli, daha hızlı ve daha konforlu yollarda ulaşım sağlamasıdır” değerlendirmesinde bulundu. Başkan Vekili başkanlığındaki heyet, diğer bölgelerdeki yol çalışmalarını da yerinde inceledi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-ulasimina-nefes-aldiracak-projeler-83088</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/8/1280x720/bursa-ulasimina-nefes-aldiracak-projeler-1783935358.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba, Nilüfer’de yeni imar yolları kapsamında yapımı devam eden Gelibolu Caddesi, Barbaros Bulvarı ve Atlıçayır Bulvarı’nda teknik incelemelerde bulundu. Biba, Nilüfer’in batı kesiminde yer alan ve yaklaşık 300 bin nüfusu doğrudan etkileyecek ulaşım yatırımlarının aralıksız sürdüğünü söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiyenin-kuru-meyve-ihracatinin-yuzde-62sini-egeli-ihracatcilar-yapti-83087</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 12:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kuru meyve ihracatının yüzde 62’si Egeli ihracatçılardan</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Türk kuru meyve sektörü, dünya pazarlarındaki güçlü konumunu 2026 yılının ilk yarısında korudu. Türk kuru meyve sektörü 2026 yılının ilk yarısında, 752 milyon dolarlık ihracat performansı ortaya koyarken bu ihracatın yüzde 62’sine denk gelen 465 milyon dolarlık büyük dilimini Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği gerçekleştirdi. Çekirdeksiz kuru üzüm, kuru kayısı ve kuru incirde dünya lideri olan Türkiye, 2026 yılı sonunda 2 milyar dolar kuru meyve ve mamulleri ihracatı hedefliyor.</p>
<p>Ege İhracatçı Birlikleri Sürdürülebilirlik ve Organik Ürünler Koordinatörü ve Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Yusuf Gabay, çekirdeksiz kuru üzüm, kuru incir ve kuru kayısıda Türkiye'nin, yalnızca üretim kapasitesiyle değil, kalite, gıda güvenliği ve sürdürülebilirlik alanındaki birikimiyle de küresel pazarlarda güvenilir tedarikçi olduğunun altını çizdi.</p>
<p>Türk kuru meyvesinin küresel marka değerini artırmaya yönelik tanıtım çalışmalarını aralıksız sürdürdüklerini belirten Gabay, Hindistan'a yönelik sürdürdükleri TURQUALITY Projesiyle Hindistan pazarında büyümeyi hedeflediklerini vurguladı. Gabay şöyle devam etti: “Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri geleneksel pazarımız. AB pazarında güçlü konumumuzu korurken Uzak Doğu ve Güney Asya'da büyümeyi hedefliyoruz.</p>
<h2>Kuru meyve sektörü 2026 yıl sonunda 2 milyar dolar ihracat hedefliyor</h2>
<p>2026 yılının ikinci yarısında çekirdeksiz kuru üzüm, kuru kayısı ve kuru incirde rekolte artışlarıyla ihracatta toparlanma beklediklerinin altını çizen Gabay, kuru meyve sektörünün Türkiye genelinde 2 milyar dolar, Ege Bölgesi’nde de 1,2 milyar dolar ihracat hacmine ulaşmasını beklediklerini sözlerine ekledi.</p>
<h2>Kuru meyve ihracatında İngiltere zirvede</h2>
<p>Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği 2026 yılının ilk yarısında 94 ülkeye 465 milyon dolarlık ihracat yaparken, İngiltere 81 milyon dolarlık tutarla zirvedeki yerini korudu.</p>
<p>Almanya 55,2 milyon dolarlık ihracatla Amerika Birleşik Devletleri’ni geçerek ikinci sıraya yükselirken, ABD 54,8 milyon dolarlık Türk kuru meyveleri talebiyle zirvenin üçüncü basamağına tutundu. EKMİB üyeleri Fransa’ya 40,7 milyon dolarlık, İtalya’ya 30,5 milyon dolarlık kuru meyve ürünleri ihraç etti. EKMİB ilk beş ülkeye 262 milyon dolarlık kuru meyve ihraç ederken bu ülkeler toplam ihracattan yüzde 56 pay aldı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiyenin-kuru-meyve-ihracatinin-yuzde-62sini-egeli-ihracatcilar-yapti-83087</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/7/1280x720/turkiyenin-kuru-meyve-ihracatinin-yuzde-62sini-egeli-ihracatcilar-yapti-1783934779.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye&#039;nin kuru meyve ihracatı 2026 yılının ilk yarısında 752 milyon dolara ulaşırken, bunun 465 milyon dolarlık bölümünü gerçekleştiren Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği toplam ihracattan yüzde 62 pay aldı. Sektör, yıl sonunda Türkiye genelinde 2 milyar dolar, Ege Bölgesi&#039;nde ise 1,2 milyar dolarlık ihracat hacmine ulaşmayı hedefliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/izmir/mustafa-karabagli-ebso-baskanligina-adayligini-acikladi-83083</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 11:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mustafa Karabağlı EBSO Başkanlığına adaylığını açıkladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>EKONOMİ/İZMİR</p>
<p>Ege Bölgesi Sanayi Odası'nda (EBSO) seçim süreci hız kazanırken, sanayici Mustafa Karabağlı, 2026 yılı Ekim ayında gerçekleştirilecek EBSO seçimlerinde Yönetim Kurulu Başkanlığına aday olduğunu açıkladı. "Yeni Nesil Sanayicilik" vizyonuyla yola çıktığını belirten Karabağlı, EBSO'nun yalnızca üyelerinin sorunlarını çözen değil; teknoloji, dijital dönüşüm, sürdürülebilirlik ve yüksek katma değerli üretime öncülük eden, İzmir sanayisinin rekabet gücünü artıran bir kurum yapısına kavuşturulması için çalışacaklarını söyledi.</p>
<p>Sanayide başarının artık yalnızca üretim miktarıyla ölçülmediğini, katma değerli üretim, teknoloji, dijital dönüşüm ve sürdürülebilirliğin geleceğin sanayisini şekillendiren temel unsurlar olduğunu belirten Mustafa Karabağlı, "Biz bu anlayışı 'Yeni Nesil Sanayicilik' olarak tanımlıyoruz. Yeni Nesil Sanayicilik; üretimi bilgiyle, teknolojiyi tecrübeyle, girişimciliği ortak akılla buluşturan bir vizyondur. EBSO'nun yalnızca üyelerinin sorunlarını çözen değil; onların rekabet gücünü artıran, yeni fırsatlar oluşturan, yeni üretim yatırımlarının ve teknoloji girişimlerinin gelişmesine öncülük eden bir kurum olması gerektiğine inanıyoruz" dedi.</p>
<p>Şeffaf, katılımcı ve hesap verebilir bir yönetim anlayışı benimseyeceklerini ifade eden Karabağlı, "Üyeleriyle sürekli iletişim içinde olan, sorunları yerinde dinleyen, çözümü birlikte üreten ve her kararında ortak aklı esas alan bir EBSO anlayışını hâkim kılacağız. Amacımız makamdan ziyade sanayicimizin güven duyduğu, her koşulda yanında hissettiği güçlü bir temsil anlayışını hayata geçirmek. Bölgemiz sanayisinin köklü mirasını 'Yeni Nesil Sanayicilik' vizyonuyla geleceğe taşımak, üyelerimiz için daha fazla değer üretmek ve EBSO'yu yarının dünyasına hazırlamak için bu sorumluluğu üstlenmeye hazırız" diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/izmir/mustafa-karabagli-ebso-baskanligina-adayligini-acikladi-83083</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/3/1280x720/mustafa-karabagli-ebso-baskanligina-adayligini-acikladi-1783931974.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2026 yılı Ekim ayında yapılacak EBSO seçimlerinde Yönetim Kurulu Başkanlığına aday olduğunu açıklayan Mustafa Karabağlı, &quot;Yeni Nesil Sanayicilik&quot; vizyonuyla teknoloji, dijital dönüşüm, sürdürülebilirlik ve yüksek katma değerli üretimi merkeze alan bir yönetim anlayışıyla İzmir sanayisinin rekabet gücünü artırmayı hedeflediklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/metal-dokum-rotayi-abd-pazarina-kiracak-83062</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 08:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Metal döküm, rotayı ABD pazarına kıracak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BARIŞ SEDEF</strong></p>
<p>Türkiye metal döküm üretiminde Avrupa’da 2, dünyada ise 7’nci ülke konumunda. Bu konumunu güçlendirme yolunda stratejik adımlar atan sektör, Avrupa pazarının yanı sıra yeni rotalarla ihracat zincirini çeşitlendirme yolunda ilerliyor. Türkiye Döküm Sanayicileri Derneği (TÜDÖKSAD) Başkanı Oğuzhan Deniz, bu alanda özellikle ABD pazarına odaklandıklarına dikkat çekiyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na gerçekleştirdikleri ziyaretten bahseden Deniz, ziyaretteki ana gündem maddelerinden birisinin alternatif pazarlara yönelim konusu olduğunu söyledi. Hali hazırda münferit olarak ABD’ye ihracat yapan üye firmalarının bulunduğuna işaret eden Deniz, Çin’e karşı uygulanan gümrük tarifelerinin Türk metal döküm sanayisi için fırsat olduğunu sektör olarak bu alanda kolektif hareket etme hususunda yeni bir strateji belirlemek için çalışmalara başladıklarına dikkat çekti. Türkiye’deki metal döküm üretim kapasitesinin yıllık 4 milyon tonun üzerinde olduğuna vurgu yapan Deniz, “Üretim hacmi son dönemlerde düşüş gösterse de Avrupalı rakiplerimize göre bizdeki düşüş daha sınırlı kaldı” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a547db543b78-1783922101.jpg" alt="" width="700" height="505" /></p>
<h2>“Otomasyon yatırımlarıyla Çin’i yakalama şansımız var”</h2>
<p>Metal döküm sektöründe otomasyon yatırımlarının artması gerektiğine vurgu yapan Deniz, “Şu anda Çinli üreticilerle rekabet etmekte zorlanıyoruz. Çin hükümetinin uyguladığı politikalarla bize karşı %30 ihracat avantajına sahipler. Otomasyon ve verimlilik yatırımlarıyla biz bu oranı maliyet konusunda başa baş noktasına taşıyabiliriz” açıklamalarında bulundu. Deniz, sektördeki kapasite kullanım oranlarının %50 ila 60 dolayında yer aldığına işaret etti. Çin’in yanı sıra son dönemde Hindistanlı üreticilerin de döküm üretiminde öne çıktığına işaret eden Deniz, özellikle standart üretimlerde Hindistanlı firmaların rekabette fiyat avantajıyla öne çıktığını ve bu durumun yerli döküm üreticilerini zorladığını bildirdi.</p>
<h2>Yenilenebilir enerji yatırımları konusunda çalışmalar yapıyor </h2>
<p>Türk metal döküm sektöründeki üreticilerin çevresel hassasiyetler ve karbon ayak izi hususlarında da önemli yatırımlar yaptığını ifade eden Deniz, “Özellikle yeni yatırımlar hususunda birçok üretici emisyon salınımlarını düşürmeye odaklanmış durumda. Hali hazırda belirli metal döküm parçalar Avrupa Birliği’nin uygulamaya koyduğu Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması kapsamında. İlerleyen dönemlerde daha fazla ürünün düzenlemeye dahil olacağını öngörüyoruz” şeklinde konuştu. Özellikle GES yatırımları konusunda önemli sayıda firmanın fizibilite araştırmaları yaptığını belirten Deniz, aksi halde karbon ayak izi yükümlülüklerinin artmasıyla birçok sektörde rekabet gücünün daha da zorlaşacağını belirtti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">200’ÜN ÜZERİNDE ÇİNLİ DELEGE KAYIT YAPTIRDI</span></h2>
<p>TÜDÖKSAD, 19–21 Ekim 2026 tarihleri arasında İstanbul’da 76. Dünya Döküm Kongresi’ne ev sahipliği yapacak. TÜDÖKSAD Genel Sekreteri Tunçağ Cihangir Şen, kongreye en fazla kayıt yaptıran ülkelerin başında Çin’in yer aldığına dikkat çekerek, “Özellikle yeni teknolojilerin tanıtımı hususunda Çinli katılımcılardan yoğun talep alıyoruz. 200’ün üzerinde Çinli delege kayıt yaptırdı. Çin’e yaptığımız ziyarette buradaki üreticiler iki ülke arasında önemli işbirliklerinin gerçekleşebileceğini ifade etti” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/metal-dokum-rotayi-abd-pazarina-kiracak-83062</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/korfez-dokum-1-1alz_cover.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk metal döküm sanayisi gerçekleştirdiği ihracatın yaklaşık %70’ini Avrupa ülkelerine yapıyor. Pazar çeşitliliğine odaklanan sektör, Avrupa’da yaşanan genel daralma ve Çin’e karşı uygulanan gümrük tarifelerini fırsata çevirerek ABD pazarındaki ağırlığını artırmayı hedefliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tavukta-kilogram-fiyati-bu-gidisle-500-liraya-ulasir-83059</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 08:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Tavukta kilogram fiyatı bu gidişle 500 liraya ulaşır&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>İstanbul Ticaret Odası (İTO) Restoran ve Yiyecek İçecek Hizmetleri Meslek Komitesi Üyesi Rouzben Gergeri, son dönemde beyaz et sektörüne yönelik operasyonların tavuk fiyatlarını hızla yükselttiğini belirterek, mevcut gidişatın devam etmesi halinde restoranların tavuğu 400- 500 TL seviyelerinden almak zorunda kalabileceğini söyledi. Geride bıraktığımız ay Rekabet Kurumu'nun kanatlı et sektörüne yönelik başlattığı soruşturma kapsamında çok sayıda firmada eş zamanlı inceleme başlatılmıştı. Fiyat tespiti, arzın kısıtlanması ve rekabete aykırı bilgi paylaşımı iddialarını kapsadığının belirtildiği soruşturmada için sektör temsilcileri, tavuğun Türkiye'de en erişilebilir hayvansal protein kaynağı olduğunu vurgulayarak sürecin üretim ve piyasada belirsizlik yarattığını, yatırım iştahını azalttığını ifade ederken, soruşturma sonucunun sektör açısından belirleyici olacağını kaydetti.</p>
<h2>Günlük üretim-tüketim 4 milyon adet </h2>
<p>Toptanda 800 TL olan kırmızı et fiyatlarının perakende kilsunun 1.000 TL’nin üzerine çıktığını, bu nedenle vatandaşın en ulaşılabilir protein kaynağının tavuk olduğunu vurgulayan Gergeri, Türkiye'de tavukçuluk sektörünün son yıllarda büyük bir üretim kapasitesine ulaştığını ve hatta ilk defa tavuk ürünü ihraç edilebildiğini söyledi. Günlük yaklaşık 4 milyon tavuk üretildiğini belirten Gergeri, günlük tüketimin de 4 milyon olduğunu belirterek üretim döngüsü dikkate alındığında sektörün aynı anda yaklaşık 200 milyon tavuğun bakımını üstlendiğini ifade etti.</p>
<p>Gergeri, “Böyle devasa bir sistem ve o kadar ucuz rakamlara satılıyor ki fakir fukaranın tek protein kaynağıydı. Bakın öyle bir operasyon yapıldı ki, öyle büyük hatalı bir operasyon oldu ki yazık oldu o firmalara. O firmaların birçok sahibini tanıyoruz, sektörden biliyoruz. Hepsi yapacağı yatırımı askıya alıyor” dedi. Gergeri, yatırımların durmasının yalnızca üreticileri değil, istihdamı, ihracatı ve tüketici fiyatlarını da olumsuz etkileyeceğini belirterek “Yatırım demek yeni istihdam, daha fazla üretim ve daha uygun fiyat anlamına geliyor. Bu süreç sektörün büyümesini yavaşlatabilir” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Gıda sektöründe tedirginlik </h2>
<p>TÜGİDER Yönetim Kurulu Başkanı ve TGDF Yüksek İstişare Konseyi Üyesi Mustafa Manav ise tavuk sektörüne yönelik operasyonun tüm gıda sektöründe tedirginlik yarattığını söyledi. Sürecin sektör üzerindeki olası etkilerinin iyi değerlendirilmesi gerektiğini belirten Manav, "Bu tür adımların, oluşturacağı sonuçlar da dikkate alınarak yürütülmesi gerekiyor. Yaşanan süreç tüm sektör temsilcilerini endişelendirdi" dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yatırımcı güveni zedelendi</span></h2>
<p>Restoranların kısa süre öncesine kadar tavuğu 200-250 TL bandında temin edebildiğini belirten Gergeri, alım fiyatlarının 300 TL’nin üzerine çıktığını söyledi. Mevcut eğilimin sürmesi halinde fiyatların 400-500 TL’ye kadar yükselebileceğini öne süren Gergeri, bunun hem restoran maliyetlerini hem de tüketicinin uygun fiyatlı proteine erişimini zorlaştıracağını ifade etti. Gıda sektörünü direk etkileyen soruşturma ve denetim süreçlerinde daha dikkatli hareket edilmesi gerektiğini savunan Gergeri, kamuoyuna yansıyan operasyonların yatırımcı güvenini zedelediğini söyledi. Gergeri, varsa usulsüzlük yapan firmaların delillerle cezalandırılması gerektiğini ancak süreçlerin tüm sektörü olumsuz etkileyecek şekilde yürütülmemesinin gerektiğini ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tavukta-kilogram-fiyati-bu-gidisle-500-liraya-ulasir-83059</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/2/1280x720/pilic-tavuk-beyaz-et-1758099644.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’de kırmızı etin kilosunun 1.000 TL’yi aşmasıyla en ulaşılabilir protein kaynağı haline gelen tavukta fiyat alarmı verildi. İTO Restoran ve Yiyecek İçecek Hizmetleri Meslek Komitesi Üyesi Rouzben Gergeri, restoranların 300 TL’nin üzerinde aldığı tavuğun mevcut gidişat sürerse 400-500 TL’ye çıkabileceğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sanayi-uretimindeki-yuksek-maliyet-dis-dengeyi-bozuyor-83058</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 08:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayi üretimindeki yüksek maliyet dış dengeyi bozuyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkan Vekili ve Mobilya Dernekleri Federasyonu (MOSFED) Başkanı Ahmet Güleç, EKONOMİ’ye 2026’nın ilk yarısı itibarıyla mobilya sektöründe yaşanan üretim, iç piyasa ve ihracat gelişmelerini değerlendirerek, makroekonomik göstergeler ile sektörel yol haritasına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Yüksek faiz ortamı, sıkı para politikası, maliyet artışları ve küresel lojistik hatlarındaki jeopolitik krizlerin sektöre yansımalarını ele alan Güleç, Türk mobilya sanayisinin küresel rekabetçiliğini koruyabilmesi için makro istikrarın sağlanması ve üretimin yüksek katma değerli tasarım gücüyle desteklenmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<h2>Hürmüz avantajı geçici </h2>
<p>2025 yılında sektörde yatay bir seyir izlendiğini, hatta geçen yılın ilk yarısında üretimin 2024'ün altında kaldığı dönemler olduğunu anlatan Güleç, 2026 yılına gelindiğinde ise ocak ayında yaşanan sınırlı daralmanın ardından şubat, mart ve nisan aylarında mobilya imalatında yeniden artış gördüklerini anlattı. Özellikle nisan ayında sektörlerin geneline yayılan artışı mobilya imalatında daha canlı yaşadıklarına dikkat çeken Güleç, bunun en önemli nedenlerinden biri olarak, Hürmüz Boğazı'nda yaşanan gelişmeler nedeniyle Uzak Doğu menşeli sevkiyatların azalması ve talebin Türkiye'ye yönelmesini gösterdi. “Fakat bunun geçici bir hareket olduğunu da dikkate almamız gerekiyor” diyen Güleç, “Maalesef Türkiye pek çok sektörde maliyet avantajını kaybetmiş durumda. Uzak Doğu ülkelerini bir kenara bırakalım, bazı Avrupa ülkelerinin bile daha üzerinde maliyetlere sahibiz. Bu nedenle üretimde ve ihracatta, sıkıntılı bir süreçten geçerken ithalatın artmaya devam ettiğini görüyoruz. TÜİK verilerine göre yılın ilk dört ayında mobilya ihracatımız yaklaşık yüzde 5 gerilerken, ithalatımız yüzde 20 civarında arttı” diye konuştu.</p>
<h2>İhracat performansı düşük seyrediyor </h2>
<p>Mobilya sektörünün rakiplerine karşı fiyat avantajını kaybetmekte olduğunu anlatan MOSFED Başkanı, bu durumun sadece mobilyaya has olmadığını da vurguladı. Sadece Uzak Doğu ülkelerine karşı değil bazı Avrupa ülkelerine karşı bile daha pahalı durumda olduklarını söyleyen Güleç, “İsteseniz de istemeseniz de bu zamanla ihracatımıza yansıyor ve yansımaya devam edecek. TÜİK’in açıkladığı dış ticaret endekslerine bakarsanız, ihracat fiyatlarının iki yıldır kesintisiz yükseldiğini ihraç ettiğimiz mal miktarının ise 2025’in ortalarından itibaren düşmeye başladığını görüyoruz” diye konuştu.*** Yılın ilk yarısında beklentilerin oldukça gerisinde bir ihracata imza atıldığına, bunun da sadece mobilya sektörüne has bir durum olmadığına işaret eden Güleç, “Sanayi sektörlerimizin çok büyük bir kısmında ihracat performansı düşük seyrediyor. Savunma ve elektronik gibi sektörlerin yüksek performansından mutluluk duyuyor olsak da; bunların sanayimizin sayıca küçük bir bölümünü temsil ettiğini unutmamamız gerekiyor. Ülkemizde sanayinin farklı sektörlerinde 480 bine yakın imalatçı işletme var. Bunların yüzde 90’dan fazlası sıkıntı içinde. İhracatımızda da durum benzer” değerlendirmelerinde bulundu.</p>
<h2>"Nefes" sorunları çözmekten uzak </h2>
<p>Finansman koşullarında ve kredi büyümesinde sıkıntıların sürdüğüne işaret eden Güleç, Nefes kredilerinin bazı firmalar tarafından kullanıldığını, ancak bu tür geçici adımların yaşanılan sorunları çözmekten çok uzak olduğunu vurguladı. “Türkiye, enflasyonla mücadele sürecinde para politikasını eksiğiyle fazlasıyla büyük ölçüde kullandı” diyen Güleç, bu süreçte ‘maliye politikasının son derece cılız kaldığı’ tespitinde bulunarak, şöyle devam etti: “Beklentimiz, kamu harcamalarında daha güçlü bir tasarrufa gidilmesi ve özel sektörle iş birliği içinde, sektörler özelinde maliye politikasının etkin bir kaldıraç olarak kullanılmasıdır. Gerek mobilya sektöründe gerek diğer sektörlerde ihtiyaç duyulan şey, yeni teşvikler açıklanması değil. Bakın şu anda Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız tarafından verilen yatırım teşvikleri var. Fakat ortam yatırım yapmaya uygun değil, yeni bir yatırım yapılsa mevcut iş gücü maliyetleriyle mevcut kiralarla girişimcilerin üretim yapıp bunu katma değerli bir şekilde ihracata çevirmeleri olanaksız; çünkü çok büyük bir maliyet dezavantajımız var.”</p>
<h2>Enflasyonu çözünce katma değer de artar </h2>
<p>Maliyet kıskacından çıkış için katma değerli ihracat ve tasarımın önemine dikkat çeken Güleç, bu konuda aşılması gereken iki kritik eşik olduğunu söyledi: "Birincisi genel olarak enflasyonun ve makro istikrarın yeniden sağlanması. İkincisi ise sektördeki girişimcilerde bu bilincin yerleşmesi. Enflasyonu, hayat pahalılığını, üretim maliyetlerindeki yüksekliği çözmeden özel sektörün bir yeniden yapılanma sürecine girmesini beklemek mümkün değil. Yani önce ortamın oluşması gerekiyor. Ancak bu ortam oluştuktan sonra gerek mobilya sektöründe gerek diğer sektörlerde katma değerin artırılmasına yönelik çalışmaların meyve vermesini bekleyebiliriz. Biz MOSFED ve bize bağlı sektör dernekleri olarak 'tasarım' bilincini desteklemek adına uzun süredir çalışmalar yürütüyoruz. Bunun sonuçlarını da görüyoruz. Fakat bu çalışmalarımızın sektördeki daha çok firmayı harekete geçirmesi için, dediğim gibi, makroekonomik istikrarın ve uygun maliyetle üretim imkanının sağlanması gerekiyor."</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">FDI SADECE FUAR DEĞİL, ULUSLARARASI BİR VİTRİN</span></h2>
<p>MOSFED Başkanı Ahmet Güleç, tüm bu ekonomik konjönktürün ortasında, 24–26 Eylül tarihleri arasında üçüncüsü düzenlenecek olan Furnishings &amp; Design Istanbul (FDI) fuarının önemine dikkat çekti. Ekonomik sıkıntıların gölgesinde bu organizasyonun markalara nasıl bir alan açacağını detaylandıran Güleç, zor dönemlerde fuarların yalnızca ticari alanlar olmaktan çıktığına dikkat çekti: "Zor dönemlerde fuarlar yalnızca ürünlerin sergilendiği ticari organizasyonlar olmaktan çıkar; sektörlerin moralini yükselten, yeni iş bağlantıları kuran ve geleceğe dair güven oluşturan stratejik platformlara dönüşür. Bugün yaşadığımız ekonomik koşullar da tam olarak böyle bir dönemi işaret ediyor. Biz FDI İstanbul'u tam da bu nedenle yalnızca bir fuar olarak görmüyoruz. FDI, markalarımızın dünyaya kendilerini fiyat üzerinden değil; tasarım, marka değeri, özgünlük ve hikâyeleriyle anlatabilecekleri uluslararası bir vitrin sunuyor. Artık küresel rekabette yalnızca kaliteli üretmek yeterli değil. Tasarım gücü yüksek, kimliği olan ve katma değer üreten markalar öne çıkıyor. 'Where Design Leads' mottosuna sahip olduğumuz FDI İstanbul 2026 da tam olarak bu anlayış üzerine kuruldu. Çünkü tasarım artık yalnızca estetik değil; markalaşmanın, ihracatın ve rekabet gücünün en önemli unsurlarından biri."</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">MOBİLYA EKOSİSTEMİ BİR ARADA OLACAK</span></h2>
<p>FDI'ın üreticileri yalnızca alıcılarla değil; mimarlarla, iç mimarlarla, tasarımcılarla, proje geliştiricileriyle ve yaratıcı profesyonellerle aynı ekosistem içinde buluşturduğunu belirten Güleç, bu sayede yalnızca sipariş ilişkileri değil, uzun vadeli iş birlikleri ve yeni değer zincirlerinin oluştuğunu ifade etti. Güleç, FDI İstanbul bünyesinde yer alan özel programların üretici için nasıl bir kaldıraç olacağını ise şu sözlerle açıkladı: “FDI İstanbul'u da tam bu anlayış üzerine inşa ediyoruz. Çünkü inanıyoruz ki tasarım yalnızca estetik bir unsur değil; katma değer üreten, markaları farklılaştıran, sürdürülebilir rekabet gücü sağlayan ve ihracat değerini yükselten stratejik bir üretim aracıdır. Bu nedenle FDI, ürünlerin sergilendiği klasik bir fuardan çok daha fazlasını ifade ediyor. Tasarımı, markalaşmayı, yaratıcı düşünceyi, sürdürülebilirliği ve kültürel birikimi aynı çatı altında buluşturan; entelektüel sermayeyi ekonomik değere dönüştüren uluslararası bir platform niteliği taşıyor." </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sanayi-uretimindeki-yuksek-maliyet-dis-dengeyi-bozuyor-83058</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/mosfed-baskani-ahmet-gulec.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TİM Başkan Vekili ve MOSFED Başkanı Ahmet Güleç, sanayi sektöründeki 480 bine yakın imalatçının yüzde 90&#039;ından fazlasının sıkıntı içinde olduğunu söylerken, ihracatta da birçok sektörün maliyet avantajını yitirdiğini vurguladı. Güleç, &quot;Sadece ilk 4 ayda mobilya ihracatımız yüzde 5 gerilerken, ithalatımız yüzde 20 arttı” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/dunya/bavi-cinin-lojistik-kalbini-vuruyor-83057</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 08:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bavi, Çin&#039;in lojistik kalbini vuruyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çin kıyılarını vuran şiddetli bir tayfun, küresel ticaret zincirini sarsabilecek büyük bir lojistik sınava dönüşüyor. Bu yıl Çin anakarasını vuran en güçlü fırtına olan Bavi, Zhejiang kıyılarından karaya çıkarak ülkenin en önemli sanayi ve liman merkezlerini etkisi altına aldı. Yaklaşık 2 milyon kişinin tahliye edildiği afet, yalnızca can güvenliğini değil, dünyanın en yoğun deniz ticaret koridorlarından birinin işleyişini de tehdit ediyor. Şanghay, Ningbo, Wenzhou ve Qingdao hattında yaşanan aksaklıklar, Asya-Pasifik taşımacılığında yeni bir darboğazın habercisi olarak görülüyor.</p>
<h2>Limanlarda trafik yarıya indi</h2>
<p>Bavi'nin etkisi deniz taşımacılığında şimdiden hissedilmeye başladı. Şanghay çevresindeki gemi trafiği yaklaşık yüzde 50 azalırken, birkaç gün önce liman önlerinde bekleyen 180 gemi sayısı 83'e geriledi. Güvenlik gerekçesiyle birçok gemi rotasını değiştirirken, bazıları ise açıkta beklemeyi tercih ediyor. Konteyner terminallerinde yanaşma programlarının bozulması, kuru yük limanlarında ise boşaltma operasyonlarının yavaşlaması bekleniyor. Uzmanlara göre fırtınanın asıl maliyeti birkaç günlük liman kapanmalarından çok, sonrasında oluşacak gemi yığılması ve teslimat zincirindeki gecikmeler olacak.</p>
<h2>Kritik hammaddeler risk altında</h2>
<p>Bavi'nin rotası, Çin'in en yoğun hammadde giriş kapılarının bulunduğu bölgeden geçiyor. Demir cevheri, termik kömür, kok kömürü, boksit, nikel cevheri ve soya fasulyesi sevkiyatları en yüksek risk grubunda yer alıyor. Özellikle demir cevheri tarafında limanlara ulaşması planlanan yük miktarının bir haftada 12,5 milyon tondan 16,7 milyon tona yükselmesi, olası gecikmelerin çelik üretim zincirine kadar uzanabilecek etkiler yaratabileceğini gösteriyor. Benzer şekilde alümina rafinerileri için kritik öneme sahip boksit sevkiyatlarında yaşanacak gecikmeler de emtia piyasalarının yakından takip ettiği başlıklar arasında yer alıyor.</p>
<h2>Sadece Çin'i değil dünyayı ilgilendiriyor</h2>
<p>Çin dünyanın en büyük üretim merkezi olmasının yanında küresel tedarik zincirinin de ana dağıtım noktası konumunda bulunuyor. Bu nedenle limanlarda yaşanacak birkaç günlük aksama bile konteyner taşımacılığından enerji ürünlerine, madenlerden tarım emtialarına kadar çok sayıda sektörü etkileyebiliyor.</p>
<h2>Navlunu yükseltebilir</h2>
<p>Analistler, Bavi'nin etkisinin uzaması halinde Pasifik genelinde gemi arzının daralabileceğini, bunun da navlun ücretlerinde yeni bir yükseliş dalgasını tetikleyebileceğini belirtiyor. Limanların yeniden açılması ise sorunun tamamen çözüldüğü anlamına gelmeyecek. Aynı anda limanlara yönelen yüzlerce gemi, haftalar sürebilecek yeni bir yoğunluk oluşturabilir.</p>
<h2>Uçuşlar iptal edildi</h2>
<p>Tayfun yalnızca limanları değil kara ve hava ulaşımını da ciddi biçimde etkiledi. Zhejiang'ın başkenti Hangzhou'da iki büyük tren garında seferler tamamen durduruldu. Xiaoshan Uluslararası Havalimanı'nda 327 uçuş iptal edilirken, Şanghay'da 684 uçuş ve 1.620 tren seferi gerçekleştirilemedi. Tayvan'da ise 137 uluslararası ve 62 iç hat uçuşu iptal edilirken, yoğun yağış ve kuvvetli rüzgarlar adanın kuzeyinde ulaşımı önemli ölçüde aksattı. Meteoroloji otoriteleri, Bavi'nin kuzeye ilerleyerek önümüzdeki günlerde Sarı Deniz'e ulaşacağını ve Çin'in kuzey eyaletlerinde sel riskini artıracağını öngörüyor.</p>
<h2>Ticaretin yeni sınavı iklim riski</h2>
<p>Son yıllarda küresel ticaret; salgınlar, jeopolitik gerilimler ve savaşların ardından şimdi de iklim kaynaklı lojistik risklerle karşı karşıya kalıyor. Bavi, Çin'in doğu kıyılarındaki limanların dünya ekonomisi açısından ne kadar kritik olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Piyasaların önümüzdeki günlerde izleyeceği en önemli başlık, liman operasyonlarının ne kadar sürede normale döneceği olacak. Çünkü birkaç günlük gecikme yönetilebilir görülse de, uzayacak aksaklıklar hem navlun maliyetlerini hem de küresel emtia fiyatlarını yeniden yukarı taşıyabilecek yeni bir dalganın başlangıcı olabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Tayfun sezonunda risk faturası büyüyor</span></h2>
<p>Sigorta sektörü, 2026'nın Kuzeybatı Pasifik'te son yılların en hareketli tayfun sezonlarından biri olacağı uyarısında bulunuyor. University College London'ın Tropikal Fırtına Riski birimine göre bu yıl bölgede 27 tropikal fırtına, 18 tayfun ve 11 şiddetli tayfun bekleniyor. Bu rakam, uzun dönem ortalamasının yaklaşık yüzde 25 üzerinde. Zurich Resilience Solutions, yükselen deniz seviyesi, kıyılardaki yapılaşma ve daha sık görülen aşırı hava olaylarının Asya liman kentlerini giderek kırılgan hale getirdiğine dikkat çekiyor. Swiss Re ise Asya'nın, yoğun kentleşme ve muson etkisi nedeniyle sel kaynaklı sigortalı kayıplarda dünyanın en hızlı büyüyen bölgesi olduğunu vurguluyor.</p>
<p><strong>El Nino Asya kıyılarını vuruyor</strong></p>
<p>Munich Re'ye göre El Nino kaynaklı atmosferik koşullar 2026'da tayfunların Japonya, Doğu Çin ve Kore kıyılarını vurma olasılığını artırıyor. Uzmanlar, Asya'nın kıyı kentlerinde yaşayan 2 milyardan fazla insanın ve küresel ticaretin önemli bölümünün bu yeni iklim risklerine karşı halen yeterince hazırlıklı olmadığı uyarısını yapıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/dunya/bavi-cinin-lojistik-kalbini-vuruyor-83057</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/7/1280x720/54-1783920206.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çin kıyılarına ulaşan yılın en güçlü tayfunu Bavi limanlardan demiryollarına kadar kritik ulaşım ağlarını felç ediyor. Birçok kenti birbirine bağlayan liman koridorunda gemiler beklemeye alınırken, emtia sevkiyatlarında gecikme ve navlun artışı endişesi büyüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuzde-60-getiri-dikkat-cekerken-sig-hisselerdeki-riskler-biter-mi-83056</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 08:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yüzde 60 getiri dikkat çekerken sığ hisselerdeki riskler biter mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsanın %0,67 gerilediği ve piyasanın satıcılı olduğu geçtiğimiz hafta, 19 hisse %11 ile %60 arası yükseldi. Beta Enerji yüzde 61 ile ilk sırada yer alırken performansıyla dikkat çekti. Ancak borsadaki her yükselişin arkasında sağlam bir temelin olmadığını da göz ardı etmemeli.</strong></p>
<p>Yatırımcılar, borsa düştüğünde endekse direnen ve sürekli prim yapan hisseleri kurtarıcı birer liman olarak değerlendirir. Endeksin zayıf durduğu bir haftada Beta Enerji, Big Medya ve Çelik Halat gibi hisselerin sergilediği çift haneli yükselişler, yatırımcıların ister istemez bu hisselere yönelik ilgisini artırabilmekte. Ancak rüzgarsız havada hızla dönen bir yel değirmeni varsa, bunun doğal bir esintiden mi yoksa arkada görünmeyen bir motordan mı kaynaklandığını da sorgulamak gerekiyor. Endeksin gerilediği ortamda, her yüksek prim sadece harika iş modelleriyle açıklanamaz.</p>
<h2>Sığ tahtalarla halka arz köpüğü</h2>
<p>Endeksin genelindeki hacimsizlik, küçük ve sığ tahtalarda işlem yapan spekülatif sermayenin işini oldukça kolaylaştırıyor. Yeni işlem görmeye başlayan Beta Enerji tavandan yaptığı açılışın sonrasında 8 gün üst üste tavandan kapanış yaptı. Halka arzlara yönelik yüksek talep yığılması hissenin bir haftada %60,81 yükselmesini sağladı. Çelik Halat %28,98 ve Özerden Ambalaj %24,85 ile sıralamaya giren diğer iki hisse. Her iki şirket yılın ilk çeyreğinde zarar yazsa da fiyat artışıyla öne çıkıyorlar. Ancak fiyatı destekleyen asıl unsur, hisselerin piyasadaki dolaşım oranlarının düşüklüğü ve az bir sermayeyle fiyatların kolayca yukarı sürülebilmesi gerçeği not edilmeli.</p>
<p>Kağıt üzerindeki yüksek fiyat primleriyle şirketlerin uzun vadeli nakit yaratma kapasitesini birbirinden kesin çizgilerle ayırmak gerekiyor.</p>
<p>Etiler Gıda %17,48 veya Seyitler Kimya %21,11 gibi haftalık performanslarla yatırımcısına bayram havası yaşatsa da, yatırımcıların yükselişlerin cazibesine kapılıp stratejilerini tamamen sığ ve spekülatif hisseler üzerine kurmamasında yarar var.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5474d8c998b-1783919832.png" alt="" width="999" height="550" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK Mİ, KURUMSALLIK MI?</strong></p>
<p><strong>BIST Sürdürülebilirlik</strong>; ilgi, ucuz finansman, güvence, prestij, regülasyon kalkanı. Yatırım baskısı, kısa vade feragati, yeşil badana, sektörel daralma.</p>
<p><strong>BIST Kurumsal Yönetim</strong>; Şeffaflık, koruma, istikrar, maliyet avantajı, ilgi. Hantallık, bürokrasi yükü, göstermelik puan, büyüme freni, esneklik kaybı.</p>
<p><strong>Cargill ile yaptığı anlaşma çerçevesinde Japonya’da geniş bir pazara ulaşacak</strong></p>
<p>Merko Gıda’nın Cargill anlaşması gelirine nasıl bir etkide bulunacak? ●Hüseyin Avcı</p>
<p>Hüseyin; Merko Gıda›nın Cargill Japan ile imzaladığı anlaşma, Japonya pazarındaki satışlarını kalıcı olarak büyütme potansiyeli taşıyor. İki yıl süreli ve tek yetkili olarak yapılan bu sözleşme kapsamında; tüm konserve domates ve cam kavanoz ürünleri doğrudan Japonya›daki satış kanallarına gönderilebilecek. Bu süreçte Cargill’in pazar tecrübesi ve güçlü dağıtım ağından tam anlamıyla faydalanma imkanı elde edecek. Şirket yönetimi gerçekleştirilen bu girişimin, firmanın ihracat hacmine ve uluslararası pazar payına doğrudan ve kalıcı bir katkı sağlamasını hedefl iyor.</p>
<p><strong>Bedelliden sağlayacağı geliri, yapacağı yatırımlarla  hisse alımında  kullanacak</strong></p>
<p>Hedef Girişim’in bedellisi çok yüksek değil mi, nakit ihtiyacı mı fazla? ● Kemal Çalışkan</p>
<p>Kemal; Hedef Girişim, 1,13 milyar TL olan çıkarılmış sermayesini nakden karşılanmak üzere %100 bedelli artırarak 2,26 milyar TL’ye çıkaracak. Bu işlemden yaklaşık 1,13 milyar TL nakit sağlanacak. Bedelli özünde nakit ihtiyacının işaretidir. Firmalar yüksek miktardaki bedellilere genelde yeni yatırımlarda başvurur. Şirketin açıklamalarından elde edilecek gelirin %80’inin mevcut ve yeni yatırımlarda kullanılacağı, kalan %20’nin de sermaye piyasası araçlarının alımında değerlendirileceği belirtiliyor. Bu itibarla yatırım amaçlı sermaye artırımı olduğu anlaşılıyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>YDI model portföy hisse fonu stratejisiyle yatırımcısına bir yılda %24 kazandırdı</strong></p>
<p>Yapı Kredi’nin yönettiği Model Portföy Hisse Senedi Fonu (YDI), şubatta 0,47 TL’yi test ettikten sonra gerileyerek yatayda dalgalı bir seyre döndü. Fonun hacmi şubattan bu yana küçülüyor. Büyüklüğü temmuz ayında 1,08 milyar TL seviyesine inerken düşüş eğilimi sürdü. Son beş ayda her ay değişen oranlarda nakit çıkışı yaşandı. Temmuzun ikinci haftasında çıkan nakit miktarı 6,69 milyon TL oldu. Fonun yatırımcı sayısı da kademeli düşüş eğilimi içerisinde. Sayı şimdilerde 7.109 kişiye inmiş durumda. Doluluk oranı %4,94 seviyesindeki YDI’nın temel stratejisi, kendi uzmanlarınca belirlenen model portföy baz alınarak seçilen hisselerde değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyün %92,15’i hisse senedi ve %7,50’si yatırım fonlarından oluşuyor. Yıllık bazda %24,06 getiri elde eden YDI, endeksin gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Nurol Yatırım Bankası %42,76 bileşik faizle 2,5 milyar TL borçlandı</strong></p>
<p>Nurol Yatırım Bankası, nitelikli yatırımcılara yönelik 10.07.2026 vade başlangıç tarihli tahvil ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 2.500.000.000 TL olan tahvilin yıllık basit faizi %43, bileşik faizi ise %42,76 olarak belirlendi. 376 gün vadeli tahvilin vadeye isabet eden faizi %44,3 düzeyinde. Tahvilin itfa tarihi 21.07.2027 olarak açıklandı. 10 Temmuz itibarıylaTLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. Nurol Yatırım Bankası’nın verdiği %43 basit faiz, TLREF’in 3,01 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarında makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin uzun vadeli likidite ihtiyacını karşılayacak. Tahvil, piyasada TRSNURL72729 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5474a06a7df-1783919776.png" alt="" width="966" height="237" /><strong>TÜRKİYE SİGORTA</strong></p>
<p><strong>Brüt prim üretimi altı ayda 94,2 milyar TL’yi aşarken tutar gelirini destekleyecek</strong></p>
<p>Türkiye Sigorta, yılın ilk altı aylık dönemine ait brüt prim üretiminin geçen yılın aynı dönemine göre %30 artışla 94,2 milyar TL seviyesine ulaştığını duyurdu. Şirket, enflasyonist ortamda prim üretim hacmini güçlü şekilde artırmayı başardı. Sigortacılık sektöründe prim üretiminin enflasyon oranlarıyla paralel veya üzerinde büyümesi, pazar payının korunduğunun temel göstergesidir. Altı ayda 94 milyar TL’nin üzerinde prim üretmek nakit yaratma kapasitesini yukarı taşıdığı gibi, bu primlerin finansal piyasalarda değerlendirilmesi yatırım gelirlerini büyütecektir.</p>
<p><strong>KALYON GÜNEŞ TEKNOLOJİLERİ</strong></p>
<p><strong>Yurt içinde bir müşteriden 141,5 milyon TL tutarlı anahtar teslim yeni proje aldı</strong></p>
<p>Kalyon Güneş Teknolojileri, yurt içinde faaliyet gösteren bir şirketle güneş enerjisi panellerinin anahtar teslim kurulumu ve devreye alınması için KDV hariç 141,5 milyon TL’ye sözleşme imzaladı. Projenin 2026 sonuna kadar tamamlanıp hasılata yansıması bekleniyor. Yenilenebilir enerji teknolojileri üreten şirketler için sadece ekipman tedarikçisi olmak geliri sınırlı tutar. Buna ilave anahtar teslim (EPC) projeler üstlenmek kâr marjını ve ciro hacmini yukarı çeker. Kalyon, üretim gücünü mühendislik hizmetleriyle birleştirerek güçlü bir gelir modeli oluşturmakta.</p>
<p><strong>ARD BİLİŞİM</strong></p>
<p><strong>Son bir haftada hem yurt içinde hem de yurt dışında yapay zeka destekli iki iş aldı</strong></p>
<p>ARD Bilişim, son bir haftada iki ayrı sipariş aldı. İlki, toplu taşıma araçlarının dijital dönüşüm sistemleri ile ilgili olup 3,45 milyon euro değerinde. Diğeri, Şili Deniz Kuvvetleri bünyesinde kullanılmak üzere NVIDIA grafik çözümleri temelli yapay zeka destekli bilişim ürünlerinin tedariki işi olup 554 bin dolar tutarında. Şirketin aldığı iki işin toplam tutarı yıllık gelirinin %3,8’ine denk geliyor. Bu itibarla siparişler her ne kadar kayda değer büyüklükte olmasa da geliri destekliyor. Şirketin yılbaşından bu yana açıkladığı işler ise yıllık gelirin %52,8’i düzeyinde.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Aygaz son iki haftada yukarı yöneldi. Fonlar daha ziyade alım yönlü işlem yapıyor</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a54748e0748b-1783919758.png" alt="" width="296" height="239" /></strong>Aygaz’da fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %8,31 ile toplamda 285,6 bin lot artarak 3,72 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 29’dan 28’e geriledi. YAS fonu 423,2 bin lot ile en fazla alımı yaparken, ALC 100 bin lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Aygaz için bugüne kadar 9 aracı kurum öneride bulunurken sadece biri model portföyüne aldı. En yüksek öneriyi Ziraat Yatırım 394 TL ile verdi. En düşük öneri 254 TL ile Ak Yatırım’dan geldi. Ortalama hedef önerisi ise 312,62 TL.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuzde-60-getiri-dikkat-cekerken-sig-hisselerdeki-riskler-biter-mi-83056</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüzde 60 getiri dikkat çekerken sığ hisselerdeki riskler biter mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hazir-beton-sektoru-canlanma-umudunu-faiz-dususune-bagladi-83055</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazır beton sektörü, canlanma umudunu faiz düşüşüne bağladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>2025 yılında talep daralması ve belirsizlik nedeniyle beklemeye alınan konut projeleri, 2026 itibarıyla birer birer hayata geçirilmeye başlanıyor ancak hazır beton ve inşaat sektöründe finansmana erişimde yaşanan sıkıntılar üreticileri zorlamaya devam ediyor. Önceki yıllarda piyasada oluşan konut stokunun, geçen yıl düşük arz nedeniyle azaldığını belirten Miltaş Beton ve İnşaat Madencilik Sanayi Ticaret AŞ. Yönetim Kurulu Başkanı Adem Genç, banka kredilerine ulaşımın güçleşmesiyle konut satışları yavaşladığını bildirdi. Aynı zamanda İstanbul Sanayi Odası İnşaat Amaçlı Ürünler Sanayii Komitesi Meclis üyesi olan Genç, konut üretim maliyetlerinin artmaya devam ettiğini ancak satış fiyatlarının aynı hızda yükselmediğini belirterek, reel anlamda konut fiyatlarında gerileme yaşandığını ifade etti.</p>
<h2>İkinci el iş makineleri para etmiyor </h2>
<p>Finansmana erişimin kısıtlı olması nedeniyle piyasanın kilitlendiğini kaydeden Genç, hazır beton üreticilerinin en önemli sorunlarından birinin de tahsilat süreçleri olduğunu vurgulayarak, müteahhitlerden alınacak ödemelerin gecikmesi, çek vadelerinin uzaması ve yüksek finansman maliyetlerinin sektörün nakit akışını olumsuz etkilediğini söyledi. Konut satışlarının tamamen durmadığını ancak kârlılıkların ciddi şekilde gerilediğini belirten Genç, birçok firmanın faaliyetini sürdürmeye çalıştığını ifade etti. Deprem bölgesindeki yeniden inşa çalışmalarının büyük ölçüde tamamlanmasıyla birlikte hazır beton sektöründe oluşan canlılığın da azaldığını belirten Genç, bu durumun özellikle ikinci el iş makineleri piyasasında arz fazlasına neden olduğu, işini tamamlayan firmaların pompa, mikser ve beton santrali gibi ekipmanlarını satışa çıkarmasına rağmen alıcı bulmakta zorlandığı, bunun da ikinci el makine fiyatlarında önemli düşüşlere yol açtığını kaydetti. Deprem bölgesindeki hareketliliğin ivme kaybetmesiyle iş makinelerinin de değer kaybına uğradığını vurgulayan Genç, daha önce bir yıllık iş makinelerinde yaklaşık yüzde 20 seviyesinde olan değer kaybının bugün yüzde 30-35 seviyelerine yükseldiğini belirtti. </p>
<p>Mevcut şartlarda inşaat ve hazır beton sektörünün en önemli destek unsurunun kentsel dönüşüm projeleri olduğunu belirten Genç, bunun piyasadaki daralmayı önemli ölçüde dengelediğini belirtti. Yurt dışından konut alımlarında bölgesel gelişmeler nedeniyle kısmi bir yavaşlama yaşansa da bunun sektör üzerindeki etkisinin sınırlı kaldığı belirtilen Genç, asıl sorunun finansman, yüksek faiz ve düşen altın fiyatları olduğunu, faizlerde birkaç puanlık düşüşün vatandaşı konut alımlarına yönlendireceğini kaydetti.</p>
<p>Sektörün yılın ikinci yarısına ilişkin beklentilerinin ise faiz politikalarına bağlı olduğunu kaydeden Genç, banka kredi faizlerinde kademeli bir düşüş yaşanmasının ipotekli konut satışlarını artıracağını, bunun hem konut piyasasına hem de hazır beton sektörüne yeniden hareket kazandıracağını vurguladı. Genç, mevcut dönemin zorlu geçtiğini ancak finansman koşullarının iyileşmesi halinde sektörün yeniden büyüme sürecine girebileceğini sözlerine ekledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hazir-beton-sektoru-canlanma-umudunu-faiz-dususune-bagladi-83055</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/hazir-beton.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Krediye erişim sıkıntısı, konut satışlarındaki yavaşlama ve tahsilat sorunlarına ek olarak ikinci el iş makine fi yatlarındaki yüzde 30&#039;ları aşan değer kayıpları hazır beton sektörünü zorlamaya başladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/terorsuz-turkiye-surecinde-yasa-taslagi-partilere-ulastirilacak-83054</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Terörsüz Türkiye sürecinde yasa taslağı partilere ulaştırılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Gözler; terörsüz Türkiye sürecinde yasal adım ve takviminin nasıl işleyeceğine çevrildi. NATO zirvesi sonrasına bırakılan yasal adım için kritik haftaya girildi. Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve AK Parti’nin hukukçu kurmaylarının son şeklini verdiği yasal düzenlemenin taslak metni, bu hafta siyasi partilerin grup başkanlıklarına iletilecek. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un da bu hafta koordinatör grup başkanları ile bir toplantı yapabileceği belirtiliyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, AK Parti’nin Sapanca kampında kurmaylarına, “yasayı fazla bekletmeyin, gerekeni yapın” talimatından sonra çalışmalara hız verildi. Çerçeve yasanın, NATO haftasında da üzerinden geçildi.</p>
<p><strong>Metinde uzlaşı aranacak </strong></p>
<p>Birkaç alternatifin üzerinde duruluyor. Hazırlanan metnin AK Parti grubu tarafından, Milli Dayanışma ve Kardeşlik Komisyonu’nunda temsil edilen partilerin grup başkanlarına iletilmesi en güçlü alternatif olarak görülüyor. Yasal düzenlemenin ise tüm partilerin mutabakatıyla Meclis’ten geçmesi hedefleniyor. Yasa metninin Meclis’te grubu bulunan ve komisyonda temsil edilen partilere gönderilmesinin ardından, yoğun bir görüşme trafiğinin başlayacağı ifade ediliyor.</p>
<p><strong>Çalışma takvimi yeniden uzatılabilir </strong></p>
<p>Temasların tamamlanmasıyla teklifin Meclis Başkanlığı’na sunulmasının ardından komisyon ve genel kurul aşaması başlayacak. Ancak Meclis gündeminde emekli maaşlarının da içinde olduğu torba teklif, Anayasa Mahkemesi kararları nedeniyle Eylül ayından önce yasalaşması gereken maddelerin de yer aldığı 12. Yargı Paketi ve yeni öğretim yılına yetişmesi amacıyla hazırlanan öğrenci affına yönelik düzenlemelerin Meclis kapanmadan genel kuruldan geçmesi gerekiyor. Meclis takviminin yoğun olması nedeniyle çalışmaların Ağustos ayının ilk haftasına kadar sürmesi öngörülüyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/terorsuz-turkiye-surecinde-yasa-taslagi-partilere-ulastirilacak-83054</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/2/1280x720/terorsuz-turkiye-surecinde-sehit-aileleri-ve-gazilerle-bulusma-trafigi-hizlaniyor-1755704905.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Terörsüz Türkiye ile ilgili yasal düzenlemenin taslak metni, bu hafta siyasi partilerin grup başkanlıklarına iletilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/akilli-stadyum-pazari-2033te-3827-milyar-dolara-ulasacak-83066</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akıllı stadyum pazarı 2033’te 38,27 milyar dolara ulaşacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Akıllı stadyum pazarı 2024’te 8,8 milyar dolara ulaştı; 2033’te 38 milyar doları aşması bekleniyor. Los Angeles’taki SoFi Stadium’dan Madrid’deki Santiago Bernabéu’ya, Londra’daki Tottenham Hotspur Stadium’dan Atlanta’daki Mercedes-Benz Stadium’a kadar yeni nesil spor yapıları milyarlarca dolarlık teknoloji, enerji ve dijital altyapı yatırımlarıyla küçük şehirlere dönüşüyor.</strong></p>
<p>Dünya futbolunun gözü bir süredir Kanada, Meksika ve ABD’nin ortaklaşa ev sahipliği yaptığı 2026 FIFA Dünya Kupası’nda. Sahada takımlar mücadele ederken, turnuvanın bir başka rekabeti tribünlerin arkasında yaşanıyor. 16 ev sahibi stadyum; milyonlarca taraftarın güvenli biçimde yönlendirilmesi, dev enerji talebinin yönetilmesi, yayın altyapısının kesintisiz çalışması ve farklı iklim koşullarına uyum sağlanması açısından büyük bir teknoloji sınavından geçiyor. Dünya Kupası, stadyumların artık yalnızca maç oynanan yapılar olmadığını ortaya koyuyor. Gerçek zamanlı veri, yüksek hızlı bağlantı, sensörler, akıllı güvenlik sistemleri, enerji yönetimi ve dijital taraftar deneyimi aynı anda devreye giriyor. Aşırı sıcaklık riskinin maç programlarını ve sporcu sağlığını gündeme taşıması da yeni nesil spor altyapısında iklimlendirme, su yönetimi ve dayanıklılığın neden merkezi hale geldiğini ortaya koyuyor. Tam da bu nedenle akıllı stadyum yatırımları hızlanıyor. Custom Market Insights’ın araştırmasına göre, küresel akıllı stadyum pazarının büyüklüğü 2024’te 8,78 milyar dolara ulaştı. Pazarın yıllık ortalama yüzde 22,5 büyüyerek 2033 yılında 38,27 milyar dolara çıkması bekleniyor.</p>
<p><strong>Stadyumların dönüşümünü zorunlu kılan temel unsur: Enerji</strong></p>
<p>Büyük bir spor kompleksinin etkinlik sırasındaki elektrik talebi, aydınlatma, dev ekranlar, yayın altyapısı, mutfaklar, iklimlendirme, güvenlik sistemleri ve saha teknolojileri nedeniyle birkaç megavattan çift haneli seviyelere çıkabiliyor. Örneğin Houston’daki NRG Stadium’da büyük bir etkinlik sırasında elektrik talebinin 8 ila 15 megavat arasında değişebildiği belirtiliyor. Bu tüketim, yaz aylarında klimaları çalışan yaklaşık 2 bin 500 ila 3 bin hanenin talebine denk geliyor. Bu talep çoğu zaman birkaç saat içinde hızla yükseliyor, etkinlik bittiğinde ise bir anda düşüyor. Dolayısıyla stadyumların enerji yönetiminde depolama, yedekleme, talep tahmini ve akıllı otomasyon kritik hale geliyor. Frankfurt’taki eski Commerzbank Arena’da gerçekleştirilen bir araştırmada, saha ısıtma sisteminin hava tahminleri ve akıllı kontrol yazılımlarıyla yönetilmesi sayesinde günlük enerji tüketiminde yüzde 66’ya varan tasarruf sağlanmış durumda.</p>
<p><strong>SOFİ STADİUM: 5 milyar doların üzerinde bir teknoloji platformu </strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a54829f86279-1783923359.png" alt="" width="700" height="359" /></strong>Akıllı stadyumların en çarpıcı örneklerinden biri Los Angeles’taki SoFi Stadium. 2020 yılında açılan yapının maliyeti yaklaşık 5,5 milyar dolar olarak hesaplanıyor. Bu rakam, SoFi’yi dünyanın en pahalı stadyumlarından biri haline getiriyor.</p>
<p>Proje; dev video ekranları, dijital altyapı, kapalı-açık hava deneyimini birleştiren mimarisi ve farklı etkinliklere uyarlanabilen yapısıyla büyük bir eğlence ekosistemi olarak tasarlandı.</p>
<p>Stadyumun merkezinde, yaklaşık 6 bin 500 metrekarelik, çift taraflı ve 360 derece görüntü sağlayan “Infinity Screen” bulunuyor. Yapı, Amerikan futbolunun yanı sıra konserlere, 2026 FIFA Dünya Kupası maçlarına ve 2028 Los Angeles Olimpiyat Oyunları’nın açılış ve kapanış törenlerine ev sahipliği yapıyor. Olimpiyatlar kapsamında stadyumun yüzme müsabakalarına uyarlanması da planlanıyor.</p>
<p><strong>BERNABÉU: Futbol sahasından 365 günlük gelir modeline </strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5482c35aa31-1783923395.png" alt="" width="700" height="348" /></strong>Real Madrid’in Santiago Bernabéu Stadyumu’ndaki dönüşüm de aynı anlayışın Avrupa’daki en güçlü örneklerinden biri.*** Kulüp, yenileme projesi için toplam 1,17 milyar Euro’luk kredi kullandı. Yatırımın merkezinde yalnızca yeni tribünler ya da daha büyük ekranlar yok. Stadyuma açılıp kapanabilir çatı, hareketli çim saha ve çimin yeraltında saklanmasını sağlayan bir sistem kuruldu. Böylece futbol sahası zarar görmeden konser, tenis, basketbol ve farklı büyük organizasyonlar yapılabilecek.</p>
<p>Bu teknoloji, Bernabéu’yu haftada bir ya da iki kez kullanılan bir futbol sahasından, yıl boyunca çalışan bir etkinlik merkezine dönüştürmeyi amaçlıyor. Yenileme kapsamında ışıklandırma, akustik, VIP alanları ve 360 derece ekran sistemleri de geliştirildi. Bu strateji, Buradaki temel strateji, stadyumun finansal değerini, oynanan maç sayısından bağımsız hale getirmeye odaklanıyor.</p>
<p><strong>TOTTENHAM: Maç günü verisini ticari değere dönüştürmek </strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5482ef23b3f-1783923439.png" alt="" width="700" height="417" /></strong>Londra’daki Tottenham Hotspur Stadium, dijital taraftar deneyimi ve çok amaçlı kullanım açısından öne çıkan bir başka örnek.</p>
<p>Stadyumun toplam maliyetinin yaklaşık 1,2 milyar sterline ulaştığı belirtiliyor. 62 binden fazla seyirci kapasitesine sahip yapı, futbol maçlarının yanı sıra Amerikan futbolu, boks, konserler ve farklı eğlence etkinlikleri için kullanılabiliyor.</p>
<p>Tottenham’ın teknolojik altyapısı, temassız ve nakitsiz ödeme, yüksek yoğunluklu kablosuz bağlantı, dijital yönlendirme ve güvenlik verilerinin tek merkezden yönetilmesi üzerine kurulu. Stadyum tarafından geliştirilen sistem, stadyumu dünyanın en bağlantılı spor yapılarından biri haline getirmeyi hedefliyor.</p>
<p>Bu altyapının önemi yalnızca taraftarın internete hızlı bağlanabilmesi değil. Kulüp, hangi kapıda yoğunluk oluştuğunu, hangi yiyecek ve içeceğin hangi saatte daha fazla satıldığını, seyircilerin hangi alanlarda daha uzun süre kaldığını analiz edebiliyor. Stadyumdaki her hareket, operasyonel veriye dönüşüyor. Bu veri, personel planlamasından stok yönetimine, güvenlikten sponsorluk değerlemesine kadar birçok kararı etkiliyor.</p>
<p>Tottenham ayrıca stadyumda yüzde 100 yenilenebilir elektrik kullanımı, düzenli depolamaya sıfır atık politikası, yeniden kullanılabilir bardak sistemi ve toplu taşımayı teşvik eden uygulamalar yürütüyor.</p>
<p><strong>ATLANTA: 1,6 milyar dolarlık yatırımın merkezinde su ve enerji var </strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a54831011ffc-1783923472.png" alt="" width="700" height="308" /></strong>Atlanta’daki Mercedes-Benz Stadium, sürdürülebilirlik tarafında en fazla öne çıkan örneklerden biri. Yaklaşık 1,6 milyar dolara mal olan stadyum, Kuzey Amerika’da LEED Platinum sertifikası alan ilk profesyonel spor stadyumu oldu.</p>
<p>Stadyumda yaklaşık 4 bin güneş paneli bulunuyor. Bu panellerin dokuz Amerikan futbolu ya da 13 futbol maçının elektrik ihtiyacına denk enerji üretebildiği belirtiliyor. Yapıda ayrıca 2,1 milyon galonluk yağmur suyu deposu ve yaklaşık 680 bin galon kapasiteli yeniden kullanım sistemi bulunuyor. Toplanan su, soğutma sistemlerinde ve peyzaj sulamasında kullanılıyor.</p>
<p>Mercedes-Benz Stadium bugün atıkların yüzde 90’dan fazlasını düzenli depolama alanlarından uzaklaştıran sıfır atık modeliyle de öne çıkıyor. Stadyum yönetimi, enerji, su, ulaşım ve atığı tek bir sürdürülebilirlik stratejisi içinde ele alıyor.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>Amsterdam: Eski elektrikli araç bataryaları stadyuma enerji veriyor</strong></span></p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a54832b50055-1783923499.png" alt="" width="700" height="432" /></strong></span>Akıllı stadyum kavramının en yenilikçi örneklerinden biri de Amsterdam’daki Johan Cruijff ArenA. Stadyumda 4 bin 200 güneş paneliyle üretilen elektrik, kullanım ömrünü tamamlamış elektrikli araç bataryalarından oluşturulan büyük ölçekli bir enerji depolama sisteminde saklanıyor. Sistemin kapasitesi yaklaşık 8,6 MWh’ye ulaşıyor. Böylece stadyum, şebekeden talebin yüksek olduğu saatlerde depoladığı elektriği kullanabiliyor ve enerji sistemine dengeleme hizmeti sağlayabiliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/akilli-stadyum-pazari-2033te-3827-milyar-dolara-ulasacak-83066</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akıllı stadyum pazarı 2033’te 38,27 milyar dolara ulaşacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/mutekabiliyet-ab-kamu-pazarinda-turk-firmalarinin-payini-artiracak-83053</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mütekabiliyet; AB kamu pazarında Türk firmalarının payını artıracak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>Avrupa Birliği’nin son dönemde AB menşei ve korumacılık odaklı yeni araçlarla kamu alımlarını sanayi politikasının bir parçası haline getirmesi, Türk şirketleri ile Türkiye’de üretilen ürünlerin AB kamu alımları pazarına erişimini güçleştirmesi üzerine bu engellerin aşılmasına dönük yeni bir adım atılıyor. Bu hafta Meclis Plan Bütçe Komisyonunda görüşülecek torba yasada yer alan düzenlemeyle Kamu İhale Kanunu'nda değişikliğe gidilerek kamu alımlarında "mütekabiliyet" (karşılıklılık) ilkesini güçlendirecek bir düzenleme yapılacak. AB’nin kamu alımları pazarının yıllık büyüklüğünün yaklaşık 2 trilyon Euro olduğu belirtiliyor.</p>
<h2>Tanınan hak ve avantajlar </h2>
<p>Torba kanunda yer alan maddeye göre, 4734 Sayılı Kamu İhale Kanuna ‘Kamu alımlarında mütekabiliyet’ başlıklı ek bir madde eklenecek. Buna göre, alımlarda yerli istekliler, yerli malı ve bu malı teklif eden istekliler lehine tanınan hak ve avantajların, Avrupa Birliği üyesi devletlerde yerleşik isteklilere, Avrupa Birliği menşeli mala ve bu malı teklif eden isteklilere de mütekabiliyet esasları çerçevesinde ülke ve/veya ürüne göre kısmen ya da tamamen tanınması konusunda Cumhurbaşkanı yetkili olacak. Böylece, uluslararası sözleşmelerden ve ikili anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerin ifası ile ülke menfaatlerinin gerektirdiği hallerde mütekabiliyet ilkesini pozitif yönde de işletebilme yetkisi tanıyor.</p>
<p>Düzenlemeyle, Avrupa Birliğinin korumacı politikalarının yol açabileceği olumsuz etkilerin ortadan kaldırılarak yerli üreticilerin ihracat gücünün korunması, yerli istekliler ve yerli ürünlerin Avrupa Birliği pazarına erişim hakkının mütekabiliyet temelinde güvence altına alınarak pazar payının artırılmasının hedeflendiği kaydedildi.</p>
<h2>Kamu alım pazarı 2 trilyon Euro </h2>
<p>Yasa teklifine ilişkin yapılan etki analizinde yer alan değerlendirmeye göre; Türkiye’de 2025 yılında ihale dokümanında yerli istekli ve yerli malı lehine fiyat avantajı uygulanacağı belirtilen 6 bin 762 adet ihale gerçekleştirildi. Bunların toplam sözleşme tutarı ise yaklaşık 1.12 trilyon liraya ulaştı. Aynı yıl içerisinde 38 bin 283 adet Türkiye Cumhuriyeti uyruklu, 70 adet AB uyruklu ve 73 adet diğer ülke uyruklu yüklenici ile sözleşme imzalandı. AB’nin kamu alımları pazarının yıllık büyüklüğünün ise yaklaşık 2 trilyon Euro olup alım yapan kamu idaresi sayısının ise yaklaşık 250 bin olduğu kaydedildi. Yapılan etki analizine göre, AB’nin, son dönemdeki korumacı politikaları kapsamında 2022'de yürürlüğe giren Uluslararası Kamu Alımları Aracı ile AB firmalarına ayrımcılık yapan ülkelerin firmalarına ihaleye katılma yasağı veya fiyat dezavantajı getirildi, bu mekanizma ilk kez 2025'te Çinli tıbbi cihaz firmalarına karşı uygulandı. 2023 tarihli Yabancı Sübvansiyonlar Tüzüğü kapsamında ise AB dışından devlet desteği alan firmalara bildirim zorunluluğu getirilerek hibe veya vergi avantajı gibi gerekçelerle Türk firmaları da bu yaptırımlarla karşılaşabiliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/mutekabiliyet-ab-kamu-pazarinda-turk-firmalarinin-payini-artiracak-83053</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/4/1280x720/tbmm-meclis-1776928915.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Meclis Plan Bütçe Komisyonunda görüşülecek torba yasada yer alan düzenlemeyle Kamu İhale Kanunu&#039;nda değişikliğe gidilerek kamu alımlarında &quot;mütekabiliyet&quot; ilkesini güçlendirecek bir düzenleme yapılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kurtulus-savasi-mufredat-tartismasi-ak-partide-de-yasaniyor-83052</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Kurtuluş Savaşı&#039; müfredat tartışması AK Parti’de de yaşanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in, AK Partili milletvekilleri ile yaptığı toplantıda, müfredatta yapılacak değişikliklere ilişkin sunumunda Kuruluş Savaşı'na ilişkin "Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı" sözlerine tepkiler sürüyor. Bakan Tekin AK Partili milletvekillerine, yeni müfredatta ‘Kurtuluş Savaşı’ ifadesinin çıkarılarak yerine ‘Milli Mücadele’ kavramının getirileceği bilgisinin kamuoyuna yansımasının ardından farklı çevrelerden tepkiler sürerken, AK Parti içinde de söz konusu değişikliğe karşı çıkılıyor. Muhalefet partileri ve eğitim sendikaları söz konusu değişikliğe tepki gösterdi. AK Parti içinde çok sayıda milletvekili de bu değişikliğe karşı çıkarken, Ankara milletvekili Tuğrul Türkeş ise açıktan tepki gösterdi Türkeş sosyal medya hesabından, Kurtuluş Savaşı, Türk'ün ateşle imtihanıdır. Nokta..." açıklamasında bulundu. </p>
<p>NATO zirvesi nedeniyle çalışmalarına bir hafta veren Meclis’te bu konunun muhalefet partileri tarafından gündeme getirileceği bekleniyor. Sert tepkilerin gösterilmesi beklenen değişiklikten geri adım atılacağı da AK Parti kaynakları tarafından dile getiriliyor.</p>
<p><strong>TBMM'de 15 Temmuz anma programı</strong></p>
<p>TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un ev sahipliğinde ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla, “15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü”nde Gazi Meclis’te anma programı gerçekleştirilecek. Program, saat 12.30’da TBMM Camii’nde şehitler ve hayatını kaybeden gaziler için okutulacak Mevlid-i Şerif ile başlayacak. Ardından TBMM 15 Temmuz Şehitler Anıtı ile Ana Bina Şeref Holü Anı Taşı’na karanfil bırakılacak. Ayrıca TBMM Şeref Holü’nde “15 Temmuz Milli İradenin Zaferi Dijital Gösterim Sergisi”, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının “15 Temmuz’un 10. Yılı Anısına Sanata Teşvik ve Sanatla Yaşam Sergisi” ile Basın İlan Kurumunun “15 Temmuz Manşetleri Gazetecilik Atölyesi Sergisi”nin açılışı gerçekleştirilecek. Meclis Tören Salonu’ndaki “15 Temmuz Anma Töreni”nde ise TBMM Başkanı Kurtulmuş ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katılımcılara hitap etmesi bekleniyor.</p>
<p><strong>Ankara şairi Ahmet Telli'ye son veda</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a54700286e30-1783918594.png" alt="" width="474" height="269" /></strong></p>
<p>Uzun yıllar yaşadığı Ankara'yı şiirlerinde özenle işleyen usta şair ve yazar Ahmet Telli çok sevdiği kente 10 Temmuz'da veda etti. Ahmet Telli'nin cenazesi dün İnşaat Mühendisleri Odası Konferans salonunda yapılan törenin ardından Karşıyaka mezarlığında defnedildi. Kentin sokaklarını, meydanlarını, gençlik hareketlerini ve entelektüel çevresini tarihin tanıklığında toplumcu gerçekçilikle anlatan şair, geçen yıl Çankaya Belediyesi'nin birincisini düzenlediği Ahmet Say Edebiyat Ödülüne layık görülmüştü. Usta şair Ahmet Telli'nin "Gidersen yıkılır bu kent kuşlar da gider / Bir nehir gibi susarım yüzünün deltasında" dizeleri şiir dostu Ankaralıların hep aklında kalacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kurtulus-savasi-mufredat-tartismasi-ak-partide-de-yasaniyor-83052</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/7/1280x720/bakan-tekin-1757070277.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, müfredatta yapılacak değişikliklere ilişkin sunumunda Kuruluş Savaşı&#039;na ilişkin &quot;Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı&quot; açıklamasını yapmıştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gorunmeyen-fatura-yapay-zeka-yatirimlarinin-gizli-maliyetleri-83051</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Görünmeyen fatura: Yapay zekâ yatırımlarının gizli maliyetleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SELİM ELBAN - </strong><strong>PwC Türkiye Şirket Ortağı</strong></p>
<p>Yapay zekâ bugün neredeyse her yönetim toplantısının, her yatırım sunumunun ana gündem maddesi. Şirketler, rekabette geri kalmamak için hızla üretken yapay zekâ çözümlerini deniyor; karar alabilen ve süreçleri uçtan uca yürütebilen otonom yazılım ajanlarına dayalı mimarilere yöneliyor. Ancak bu dönüşüm konuşulurken, çoğu zaman gözden kaçan kritik bir boyut var: gerçek maliyet.</p>
<p>Yapay zekâya dair birçok gider, finansal tablolarda tek bir kalem olarak görünmüyor. Bu maliyetler; seçilen altyapıdan lisanslara, kurulan yönetişim ve denetim yapısından iş yapış biçimindeki değişikliklere ve ortaya çıkan hataları düzeltme süreçlerine kadar şirketin farklı noktalarına dağılmış durumda. Bu nedenle, yapay zekâ yatırımlarının geri dönüşü hesaplanırken yalnızca “ne kadar hızlandık” ya da “ne kadarını otomatikleştirdik” gibi göstergelere bakmak genellikle yanıltıcı oluyor. Daha sağlıklı bir değerlendirme için toplam maliyetin ve yaratılan değerin tüm boyutlarıyla ele alınması gerekiyor.</p>
<p>Liste elbette uzatılabilir; ancak maliyet unsurlarını üç ana başlık altında toplamak mümkün:</p>
<p><strong>1- Altyapı ve teknoloji </strong><strong>ekosistemi maliyetleri</strong></p>
<p>Üretken yapay zekânın toplam sahip olma maliyeti, sadece model kullanım ücretlerinden oluşmuyor. Birçok kurum, ilk adımda model veya platform lisans bedeline odaklanıyor; oysa asıl yük çoğu zaman çevresindeki teknoloji ekosisteminde ortaya çıkıyor.</p>
<p><strong>- Bulut altyapısı ve işlem gücü:</strong> Büyük dil modelleri ve otonom yazılım ajanları, yüksek hesaplama gücü ve esnek altyapı gerektiriyor. İstek sayısı, kullanılan bağlam uzunluğu ve model karmaşıklığı arttıkça bulut maliyetleri öngörülenden çok daha hızlı büyüyebiliyor.</p>
<p><strong>- Veri saklama ve işleme:</strong> Eğitim ve süreçlerde kullanılan veri setleri, kayıtlar (log’lar) ve model çıktılarının saklanması; bunların sürekli işlenmesi için gereken depolama ve veri işleme kaynakları önemli bir kalem oluşturuyor.</p>
<p><strong>- Güvenlik ve uyum yatırımları:</strong> Kurumsal ağlara entegre edilen yapay zekâ çözümleri; erişim yönetimi, şifreleme, veri maskeleme ve benzeri güvenlik kontrolleri gerektiriyor. Regüle sektörlerde (finans, sağlık vb.) ek uyum katmanlarının kurulması da maliyeti yükseltiyor.</p>
<p><strong>- İzleme, bakım ve güncelleme:</strong> Modellerin performansının izlenmesi, yeni veriyle güncellenmesi, beklenmedik davranışların tespiti ve giderilmesi için hem araçlar hem de uzman insan kaynağı gerekiyor. Bu, çoğu zaman ilk iş planlarında yeterince detaylandırılmayan, sürekli nitelikte bir harcama.</p>
<p>Bu başlık altındaki maliyetler, projelerin ölçeklendirilmesiyle birlikte katlanarak artabiliyor. Dolayısıyla yalnızca pilot proje maliyetine bakarak uzun dönem bütçe planlamak, gerçek toplam maliyeti çoğu zaman olduğundan düşük gösteriyor.</p>
<p><strong>2- Sahiplik belirsizliği ve </strong><strong>operasyonel risk maliyetleri</strong></p>
<p>Gizli maliyetleri büyüten bir diğer faktör, yapay zekâ girişimlerinde “sahiplik” konusunun net olmaması. Projeler çoğu zaman bilgi teknolojileri, iş birimleri ve risk fonksiyonları arasında paylaşılan bir alan gibi konumlanıyor. Bu da kimi zaman kimsenin tam olarak sorumluluk üstlenmediği, dolayısıyla maliyet ve riskin dağınık kaldığı bir tablo yaratıyor.</p>
<p><strong>- Kim sorumlu?</strong> Model performansındaki düşüşten, yanlış kararlardan veya hizmet kesintilerinden kimin sorumlu olduğu net olmadığında, sorunlar uzun süre çözülmeden kalabiliyor. Bu da hem finansal kayıpları hem de verimlilik kaybını büyütüyor.</p>
<p><strong>- Hata ve ihlallerin faturası:</strong> Hata yapan bir çalışan söz konusu olduğunda, süreç ve sorumluluk zinciri genellikle bellidir. Otonom yazılım ajanlarının devrede olduğu senaryolarda ise otomatik kararlar ve zincirleme işlemler nedeniyle finansal etkiyi kimin üstleneceği çoğu zaman başlangıçta tanımlanmıyor.</p>
<p><strong>- İtibar ve uyum riskleri:</strong> Sahipliği net olmayan modeller, yanlış veri kullanımı, hatalı öneriler veya önyargılı sonuçlar ürettiğinde; kurum hem itibar hem de mevzuata uyum açısından beklenmedik maliyetlerle karşılaşabiliyor.</p>
<p>Bu nedenle, kurumların yapay zekâ portföyü için açık ve kurum geneline yayılmış bir sahiplik modeli tanımlaması kritik. Roller ve sorumlulukları netleştiren çerçeveler, hem karar alma süreçlerini hızlandırıyor hem de beklenmedik maliyetleri azaltıyor.</p>
<p><strong>3- Yönetişim, kontrol ve </strong><strong>kurtarma maliyetleri</strong></p>
<p>Yapay zekâ yatırımlarının bir diğer görünmeyen boyutu, yönetişim ve kontrol mimarisinin gerektirdiği kaynaklar. İlk bakışta “fazladan bürokrasi” gibi görünen bu yapıların eksikliği, uzun vadede çok daha büyük maliyetlere yol açabiliyor.</p>
<p><strong>- Model yaşam döngüsü yönetimi:</strong> Tasarım, geliştirme, devreye alma, izleme ve emeklilik aşamalarının her birinde; veri kökeni ve izin yönetimi, güvenlik, dayanıklılık, model geçerliliği, önyargı ve adillik testleri, açıklanabilirlik ve dokümantasyon gibi kontroller gerekiyor.</p>
<p><strong>- Hata kurtarma ve olay yönetimi:</strong> Özellikle otonom yazılım ajanlarının kullanıldığı senaryolarda, yanlış yetkilendirilmiş veya hatalı kurgulanmış iş akışlarının zincirleme işlemlerle ciddi finansal kayıplara yol açması mümkün. Bu durumlarda devreye giren manuel müdahale, geri alma operasyonları ve süreç iyileştirmeleri, çoğu zaman proje planında öngörülmeyen ek maliyetler yaratıyor.</p>
<p><strong>- Politika ve eğitim maliyetleri:</strong> Kurum genelinde yapay zekâ kullanım politikalarının yazılması, güncellenmesi ve çalışanlara aktarılması da hem zaman hem bütçe gerektiriyor. Uygun eğitim ve farkındalık programlarının eksikliği, hatalı kullanım ve veri sızıntıları aracılığıyla dolaylı maliyetlere dönüşebiliyor.</p>
<p>Bu kontroller kısa vadede ek maliyet gibi görünse de, denetimsiz veya gelişigüzel yapay zekâ kullanımının yol açtığı veri sızıntısı, yanlış karar veya düzenleyici ihlal gibi olayların maliyetleriyle karşılaştırıldığında çoğu zaman çok daha rasyonel bir yatırım hâline geliyor.</p>
<p>Sonuç olarak, bugün herkes yapay zekânın verimlilik artışlarını, yeni ürün fikirlerini ve müşteri deneyimindeki dönüşümleri konuşuyor. Ancak gerçek rekabet avantajı, görünmeyen tarafta; yani maliyet ve riskin ne kadar bilinçli yönetildiğinde oluşuyor. Otonom yazılım ajanlarına dayalı mimariler, aslında yeni bir ekonomik model sunuyor: Bu modelde başarı, sadece teknolojiyi ne kadar hızlı benimsediğinizle değil, toplam maliyeti ne kadar erken ve ne kadar şeffaf biçimde tanımlayıp kontrol altına aldığınızla ölçülecek.</p>
<p>Altyapı ve teknoloji ekosistemini gerçekçi şekilde maliyetleyen, sahipliği netleştiren ve güçlü bir yönetişim–kontrol çerçevesi kuran kurumlar; yapay zekâyı sadece “heyecan verici bir yenilik” olarak değil, yönetilebilir riskleri olan bir varlık sınıfı olarak ele alabilenler olacak. Yapay zekâ yarışında öne geçmenin yolu, ilk bakışta görünmeyen bu faturayı erkenden masaya koyup yönetmekten geçiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gorunmeyen-fatura-yapay-zeka-yatirimlarinin-gizli-maliyetleri-83051</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Görünmeyen fatura: Yapay zekâ yatırımlarının gizli maliyetleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-zincirindeki-asamalar-ve-etkisel-farkliliklari-83050</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyon zincirindeki aşamalar ve etkisel farklılıkları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ORHAN ÖKMEN - </strong><strong>World Rating Başkanı</strong></p>
<p>Enflasyonun, “Girdi-Üretim-Aracılık-Satış” halkalarının doğal sıralama zincirini takip ederek oluşması ile doğal zincir halkaları arasındaki bu sıralamayı bozarak veya bazı halkaları atlayarak oluşması enflasyonun şiddetini, etkilerini ve alınacak önleyici tedbirlerini değiştirmekte ve birbirinden farklı sonuçlar üretmektedir.</p>
<p>Girdi üretimi ve tedariki aşması, üretim aşaması, aracılık hizmetleri aşaması ve satış aşaması sıralamasını takip eden enflasyon süreçleri gelir dağılımı üzerinde belirgin bir bozulmaya sebebiyet vermemektedir. Zira, enflasyonun bu şekilde seyretmesi aşağıdaki sonuçları üretmektedir:</p>
<p>- Üretimden tüketime kadar olan tüm süreçlerde yer alan ekonomik ünitelerin negatif yönlü etkilenmelerinin birbirlerine tamamen yakın bir seviyede ve eş zamanlı olarak gerçekleşmesine yol açmaktadır.   </p>
<p>- Yine böyle bir süreçte para ve maliye politikalarının önleyici etkisi kısa zamanda etkili olabilmektedir.</p>
<p>- Bu türlü enflasyon artışlarının temel sebepleri, talep artışları, kaynak tedarikinde giderek kıtlaşma veya zorlaşma veya ithalatın pahalılaşması ve zorlaşmasıdır.</p>
<p><strong>Doğal zinciri bozan enflasyon </strong><strong>gelir dağılımını aşındırıyor</strong></p>
<p>Ancak girdi üretimi ve tedariki aşaması, üretim aşaması, aracılık hizmetleri aşaması ve satış aşaması şeklindeki doğal sıralamayı takip etmeyen, bu aşamaların ortasından veya sonundan başa doğru başlayan enflasyon süreçleri gelir dağılımı üzerinde oldukça belirgin bir bozulmaya sebebiyet vermekte, belli bir kesimin gelirlerini artırırken, geniş yığınların reel gelirlerini törpüleyen ciddi bir hayat pahalılığı etkisi yaratmaktadır. Enflasyonun bu şekilde seyretmesi ise aşağıdaki sonuçları üretmektedir:</p>
<p>- Üretimden tüketime kadar olan tüm süreçlerde yer alan ekonomik ünitelerin negatif yönlü etkilenmelerinin hem hacim olarak hem de zamanlama olarak birbirlerinden tamamen farklılaşmalarına yol açmaktadır.   </p>
<p>- Yine böyle bir süreçte para ve maliye politikalarının önleyici etkisi uzun vadede dahi tam etkili olamamaktadır. Bu politikaların yanına makro ihtiyati tedbirler, kamusal kontroller, hukuksal önlemler devreye girmelidir. </p>
<p>- Bu türlü enflasyon artışlarının tetikleyici sebepleri, talep artışları, kaynak tedariğinde giderek kıtlaşma veya zorlaşma veya ithalatın pahalılaşması ve zorlaşması değil, politika hataları, kurumsal zayıflıklar, yozlaşma, denetimsizlik, toplumsal dejenerasyon ve tüm bunların fasit daire içinde yapay olarak sebep olduğu arz ve talep dengesizlikleridir. </p>
<p>- Bu türlü enflasyon süreçlerinde fiyat belirleme davranışları keyfi ve fahiş kâr odaklı güdülerle yürütüldüğü için, kamusal ve hukuksal tedbirler olmadan ekonomik önlemler yeterli olamamaktadır. </p>
<p>Diğer taraftan enflasyonun, girdi maliyetleri, ücretler, kiralar, enerji giderleri, vergiler gibi hangi gider kalemlerinden ve hangi gerekçeyle başladığı da önemlidir. Bu kapsamda:</p>
<p>- Enflasyonun girdi maliyetlerinden başlamasının etkileri, diğer gider kalemlerinin fiyatlarının değişimini de sağlayacaktır. Örneğin, girdi maliyetlerinin artışının son ürünlerin satış fiyatlarına yansıması, sonuçta satın alma gücünü olumsuz etkileyeceği için, öncelikle ücret ve kira artışı taleplerini de peşi sıra tetikleyecektir.</p>
<p>- Ücret artışlarının eriyen satın alma gücünün telafisi için mi yoksa satın alma gücünde erime olmadığı halde salt popülist nedenlerle refah artışı için mi yapıldığı farklı sonuçlar doğurmaktadır.</p>
<p>- Ücret artışlarının eriyen satın alma gücünün telafisi için yapılması bozulan gelir dağılımının toparlanmasına yol açacaktır. Ancak ücret artışlarının satın alma gücünde erime olmadığı halde salt popülist nedenlerle refah artışı için yapılması ise yüksek talep enflasyonuna yol açacaktır.</p>
<p>- Kira artışlarının, konut veya işyeri şeklindeki binaların arz açığından kaynaklanması halinde bunun yaratacağı enflasyon etkisi, kira tutarlarına kamusal müdahaleyi ve bu yolla artış sınırı getirilmeyi gerektirir. Ancak kira artışlarının, gayrimenkul satış fiyatlarındaki artışa dayanması halinde ise yapılacak kamusal müdahaleler gelir dağılımını iyice bozacaktır.</p>
<p><strong>Yüksek kâr marjları satıcı </strong><strong> enflasyonunu besliyor</strong></p>
<p>- Yukarıda açıklandığı şekillerde, enflasyona gider kalemlerindeki artışların yol açması arz yönlü enflasyon olarak adlandırılmaktadır.  Ancak gelir kalemlerindeki hacimsel değil de oransal artışlar da enflasyona arz yönlü yol açmaktadır. Bu kapsamda, gelir kalemlerindeki oransal artışlardan enflasyona yol açan en önemli kalem; üreticilerin, aracıların ve satıcıların satılan ürünlerden bekledikleri kâr oranlarıdır. Bu oran yükseldikçe arz enflasyonu da artacaktır. Yüksek kâr oranlarının yol açtığı enflasyon, esasında bir fiyatlama sorunu olup, satıcı enflasyonu olarak adlandırılmaktadır. Satıcı enflasyonlarında ortaya çıkan fiyatlama sorunu daha çok tam rekabetin eksikliğinde ve aynı zamanda kamusal kontrollerin zayıfladığı hallerde ortaya çıkabilmektedir.   Önlenmesi hukuksal düzenlemeleri ve etkin takip ve müdahaleleri gerektirmektedir.  </p>
<p>Türkiye de 2021 yılından beri devam eden yüksek oranlı enflasyon, üretim ve satış zincirinde yer alan sıralı aşamaları takip etmediği için, İzlenen geleneksel para ve maliye tandanslı mücadele yöntemleri beklenen başarıyı zamanında yerine getirememekte çözümü zamana yaymaktadır. </p>
<p>Türkiye’deki enflasyon daha çok satıcı enflasyonu şeklindedir. Zira 2019 yılına göre son 5-6 yılda kâr marjları en az 2-3 kat artmış durumdadır. Reel ücretler de ise tam aksi yönde düşme mevcuttur. Reel ücret ve kâr marjı arasındaki farkın giderek kâr marjı lehine açılması gelir dağılımının bozulması pahasına karşılıksız sermaye transferi demektir. </p>
<p>Türkiye ekonomisinde yaşanan enflasyonun ekonomik nedenler dışında yapısal faktörlerin de bir kombinasyonudur.  Döviz kur seviyeleri, kamusal harcamalar, GSYH ’ daki değişmeler, para hacmindeki değişimler, enerji fiyatları, dış açıklar ve kronikleşen beklenti bozuklukları Türkiye’deki enflasyonun temel dinamikleridir. </p>
<p>Türkiye’de reel faiz oranları, enflasyon beklentilerini kontrol altına alacak şekilde ayarlanmadığı için beklentiler belirsizlik modunda seyretmektedir. Kamu harcamalarındaki artışlar enflasyon üzerinde olumsuz etkiler yaratmaya kesintisiz olarak devam etmektedir. Kamu maliyesinde disiplin bozukluğu ve israf hali devam etmekte ve verimliliği artıracak alanlara yönlendirilememektedir.  Özellikle arz yönlü enflasyon gerekçelerini ortadan kaldırmak açısından; rekabetçi piyasa yapısının güçlendirilmesi, üretim kapasitesinin artırılması, İşgücü piyasası, vergi sistemi ve finansal sektör başta olmak üzere tüm hukuk sistemini kapsayacak şekilde yapısal reformlar büyük önem taşımaktadır.</p>
<p>Enerji, hammadde ve ara mali gibi girdi ithalatları, döviz kurlarındaki artışa bağlı olarak önce üretim maliyetleri ve tüketici fiyatları peş peşe artar. İthal edilen nihai mallar açısından ise döviz kurundaki değer kaybıyla veya uluslararası piyasalardaki enflasyonla doğrudan yükselir.  İthal malların pahalanması ise yerli üreticilerin de fiyat artırma eğilimini desteklemektedir.  Böyle bir durumda oransal kâr artışlarına dayalı ve gelir dağılımını tamamen bozan bir enflasyon ortaya çıkacaktır. Döviz kurlarının artışına ve/veya yurt dışı enflasyon yükselişlerine dayalı olarak pahalılaşan ithalat kaynaklı enflasyon artışları ülke ekonomilerini en fazla tahrip eden enflasyon türüdür. Bu türlü enflasyonun önlenmesi için ithalat yasaklamaları da olmak üzere kamusal ve hukuksal müdahaleleri gerektirmektedir.  Örneğin vergi indirim ve istisnaları, SGK Prim Destekleri, nakdi destekleri, kamu alım garantileri, AR-GE destekleri gibi yollarla yerli girdi kullanımı teşvikleri, döviz kurundaki dalgalanmaların üretim maliyetleri üzerindeki etkisini azaltmayı ve enflasyona olan geçişkenliği yapısal olarak düşürecektir. Ayrıca bu türlü teşvikler beklenti kanalından beslenen enflasyon öngörülerini de engelleyecektir. Türkiye de 2021 yılından itibaren döviz kurlarındaki fahiş artışlara bağlı olarak pahalılaşan girdi ve nihai mal ithalat fiyatları enflasyonu tetiklemiş, uygun ve piyasa işleyişini bozmayan hukuksal/kamusal müdahaleler yapılmayınca enflasyon yıllara sâri kronikleşmiştir. </p>
<p><strong>Kur şoklarının fiyatlara geçişi </strong><strong>sektöre göre değişiyor</strong></p>
<p>Döviz kurlarındaki artış, döviz kuru geçişkenliği (exchange rate pass-through) yoluyla önce ve hızlıca (1-3 ay arasında) ÜFE fiyatlarına yansımakta, ancak ÜFE fiyatlarına yansıma seviyesi kur artışından daha fazla olmaktadır. Kur artışı önce ithal girdi maliyetini yükseltir. Üreticiler bu maliyet artışını hemen perakendeciye yansıtamaz; ellerindeki stokları eritene kadar veya kâr marjlarından telafi ederler. Stoklar tükendikçe ve yeni siparişler pahalı kurlarla verildikçe maliyet baskısı ÜFE'ye doğru sızmaya başlamaktadır. Ayrıca, sektörler arasında İthal girdi oranları, stok devir hızları, fiyatlama sıklığı ve pazar yapıları farklı olduğu için, döviz kurlarından fiyatlara geçişkenliğin hızı sektörel bazda değişiklik göstermektedir. Örneğin akaryakıt, enerji ve otomotiv gibi doğrudan ithal gruplarındaki geçişkenlik süresi daha kısa ve hızlıdır (1-3 gün arasında). Bunun aksine gıda sektörü biraz daha geç etkilenmektedir (2-6 ay arasında).</p>
<p>Kur şokları TÜFE’ye doğrudan değil, çoğunlukla üretici maliyetlerinin aktarılması (maliyet kanalı) veya ithal nihai tüketim malları üzerinden biraz gecikmeli olarak (4-12 ay arasında) yansımaktadır. Ayrıca kur şoklarının TÜFE de yarattığı artış etkisi, kur şoklarının artışının altında kalmaktadır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-zincirindeki-asamalar-ve-etkisel-farkliliklari-83050</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyon zincirindeki aşamalar ve etkisel farklılıkları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/emtialasan-cagri-merkezi-yaziliminda-fark-yaratmak-83049</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Emtialaşan çağrı merkezi yazılımında fark yaratmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçmişte ileri teknoloji sohbetleri yaptığımız AloTech CEO’su Cenk Soyak, “artık çağrı merkezi yazılımı aslında bir emtia” deyince konuşacak bir şeylerimiz olduğunu anladım. Bu cümlenin devamındaki yapay zekâ ve hız vurgusu diğer emtia ile aradaki farkın nerede oluştuğunu ortaya koyuyor.</p>
<p>Son dönemde altın ve gümüş fiyatları ile yatıp kalkanlar farklı bir imaj yaratsa da emtianın tanımı basitçe “Emtia, ticarete konu olan, ekonomik değeri bulunan ve genellikle ham madde ya da yarı mamul niteliğindeki standartlaştırılmış malların tümüdür. Altın, petrol, doğalgaz, buğday ve pamuk gibi fiziksel olarak alınıp satılabilen bu ürünler, küresel piyasalarda birincil derecede önemli yatırım ve ticaret araçlarıdır” şeklinde.</p>
<p>Burada bir katma değer vurgusundan çok standartlaştırılmış ifadesi dikkat çekiyor. Böyle bir dünyada bir teknoloji şirketinin fark yaratmasından bahsetmek nasıl mümkün olabilir? Bu soruya yanıt vermek için Soyak’ın ifadesinin devamına bakmak gerekiyor: “Ama etrafındaki aparatlar, yapay zekâ ile o kadar gelişiyor ki o hıza şu anda çağrı merkezi operasyonları yetişemiyorlar. Ne Türkiye'de yetişiyorlar, yurt dışında da yetişemiyorlar. Hatta yurt dışında bazı coğrafyalarda çok avantajlıyız” diye devam ediyor Soyak.</p>
<p>Bu avantaj, AloTech’in yurtdışında Filipinler, Pakistan ve Güney Afrika’da tanınan bir marka haline gelmesini sağlıyor. Türkiye’den sonraki en büyük pazarı Filipinler olan AloTech’in dış pazarları arasında Pakistan yavaş yavaş Filipinler’in önüne geçiyor. Güney Afrika’da müşteriler ardı ardına gelirken buradan gelen bir referansla İngiltere’de kurulum yaptıklarını söyleyen Soyak’ın başarı formülü “Pat gittik onları devreye aldık. Böyle tak tak tak tak tak.” sözüyle özetlenebilir.</p>
<p>Teknik olarak ifade etmek gerekirse, şirketin demo yaptığında anlaşmayı kapatma becerisi ile kurulumdaki hızı ve müşteriye verilen destekte ortaya çıkan sorunu hızla çözmesi işlerin büyümesini sağlıyor. Soyak konuyu böyle ifade etmese de, çağrı merkezinden müşteri deneyimi yönetimine doğru giden yolda yaşanan değişimin tam da merkezine hitap etmelerine dayalı bir ilerleme başarıyı getiriyor. Herkesin hizmet ihracatı gibi konularda büyük planlar açıkladığı bir çağda, kendiliğinden gibi görünen bu gelişme aslında kuşların coğrafya dersi almadan uçabilmeleri gibi bir şey. Soyak, bunun sonucunu, “Yurtdışında neredeyse Türkiye’den daha fazla satış yapıyoruz. Bizi tercih etmeleri için temelde üç tane sebepleri oluyor.” sözleriyle ortaya koyuyor.</p>
<ol>
<li>Referans: Referansla gidildiği zaman bütün kapılar açılıyor. AloTech referansla gidip bir demo yapma şansı bulduğunda anlaşmayı çok yüksek oranda kapatıyor.</li>
<li>Teknolojik gelişmişlik: Soyak, Türkiye’deki bankacılık sektörünün teknoloji olarak ABD ve Avrupa’dan daha ileride olmasına benzer biçimde teknolojide daha ileride olduklarını ve bunun bilinirliğinin oluştuğunu söylüyor. “Dolayısıyla biz dünyanın herhangi bir yerine gittiğimiz zaman ‘Aaa bu özellikler bizde yokmuş’ veya ‘bizim yazılımın şu özelliği yokmuş’ demiyoruz.” şeklinde konuşan Soyak, müşteri deneyimi yönetimi alanında Türkiye’de faaliyet gösteren uluslararası şirketlere yaptıkları işler sayesinde hem bu teknolojik liderliği koruduklarını hem de müşteri tarafında bunun farkındalığının oluştuğunu söylüyor.</li>
<li>Ekibin iyiliği: Üçüncü etken ekibin çok iyi olması… Soyak, “İki büyük operasyonumuzda herhangi bir müşteri benim bu problem var dediği zaman bizim ekipten biri ortak mesajlaşma grupları üzerinden 15 saniyede cevap veriyor. Ve altı dakika içerisinde de çözüm oluşturuluyor. Böyle bir servis düzeyi sözleşmesi (SLA) var. Büyük yabancı şirketlerin bunu yapması imkânsız” diyor.</li>
</ol>
<p>Soyak’ın bahsettiği iki büyük örnekten biri Domino’s, diğeri Papa John’s’un pizza operasyonu. Her ikisi de ABD’de olan bu örneklerden Domino’s operasyonu Filipinler’den yönetiliyor. Papa John’s Pizza’nın çağrı merkezi operasyonu ise Pakistan’dan yürütülüyor.</p>
<p><strong>Domino’s’un telefonları Filipinler’de çalıyor</strong></p>
<p>Soyak, ABD’de Domino’s’u telefonla arayanlara Filipinler’den yanıt verildiğini söylüyor. Gayrisafi milli hasılasının (GSMH) yüzde 10’unu çağrı merkezlerinden elde eden Filipinler’in çağrı merkezlerinin yüzde 70’i ABD’deki müşterilere hizmet ediyor. Çağrı merkezlerinin ülkenin GSMH’si içinde sahip olduğu pay, ülkenin bakıcı olarak yurtdışında çalışan işgücünün ekonomiye yaptığı katkıya denk bir etki yaratıyor.</p>
<p>Soyak, Filipinler ile ABD arasındaki köprüyle hizmet verdikleri Domino’s’un en büyük müşterileri olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Geçenlerde hesapladım; şu anda Amerika’da pizza siparişi verdiğin zaman bu siparişlerin yüzde 17’si AloTech üzerinde geçiyor. 2 bin 400 tane Domino’s restoranında bizim numaramız var; bu numaralar bizim. O numarayı arıyorsun. Biz o çağrıyı alıp Filipinler’de Manila, Davao veya Cebu’daki çağrı merkezi temsilcisinin önüne indiriyoruz. Bakıyor, konuşuyor. Önünde Domino’s’un menüsü var. Entegre ettik. Yeni yani özel bir sistem geliştirdik. Oradan bakıyor, seçiyor, tuşa basıyor. Ödeme altyapısıyla entegreyiz. Amerika’daki pizza yola çıkıyor.”</p>
<p>Papa John’s için aynı hizmet Pakistan’dan veriliyor ve ABD’deki 2 bin restoranda bulunan numaralara gelen çağrılar Pakistan’da sonlandırılıyor. 11-12 Amerikan markasına bu şekilde hizmet veren AloTech’in Türkiye’deki müşterileri arasında ise Yemeksepeti ve Getir yer alıyor. Soyak, Trendyol’un da bazı yerlerde kendilerini kullandığını söylüyor.</p>
<p>AloTech’in üç özelliğinin çektiği müşterilerle şirketin hizmet sağladığı ülke sayısı 66’ya yükselmiş durumda. Uzaktan yapılan bu işte, hizmetin nereden verildiği önemini yitiriyor ancak bazı durumlarda işin insanlık boyutu öne çıkıyor. World Food Program’a verilen hizmet bunun çarpıcı bir örneğini oluşturuyor.</p>
<p>Soyak, “Bunu kimse bilmiyor ama World Food Program dört senedir bizde çalışıyor. İlk başta İsrail ile savaştayken yemek dağıtımında kullanılmak üzere Filistin’de kurduk. Birilerinin arayıp açız dediği sistemin altyapısını kimse kuramamış. Bir şekilde bize ulaşmışlar. Biz kurarız dedik. Normalde bir iki hafta da kuruyoruz biz. Dördüncü hafta oldu, ‘ne oluyor’ dedim. O zaman öğrendik ki, sunucuların yarısı Filistin’de, diğer yarısı İsrail’de ve bu iki taraf savaşta. ‘Bu proje değil ki, CNN’e haber’ dedim. Biz bu projeyi devreye aldıktan sonra Irak, Suriye, Uganda, Kenya, Mısır gibi ülkelerdeki işlerin hepsini teker teker bize vermeye başladılar. Şu an da oradaki World Food Program’ın en problemli yerlerindeki 12-13 tane ülkenin altyapısı AloTech’te çalışıyor. Kimse bilmiyor bunları mesela.” diyor.</p>
<p><strong>Geç başlamanın ve sınırlı kaynağın avantajı </strong></p>
<p>AloTech’in bugün geldiği noktaya ulaşmasındaki iki avantajı, geç başlamak ve sınırlı kaynağa sahip olmak oluşturuyor. Soyak, kurulmalarının ardından Türk şirketlerinin genellikle düştüğü iki önemli bir tuzağa düşmemelerinin ilerlemelerine yardımcı olduğunu söylüyor. Soyak, “Büyük bir holding ile müşteri olalım ve onların bizi kendi bilgi teknolojileri departmanı gibi kullansınlar yaklaşımından uzak durduk. Bir başka benzer alandan da uzak durarak yurt dışına gidelim, dedik.” şeklinde konuşuyor.</p>
<p>Türkiye’de kendi teknolojisini geliştirip bununla değişim yaratan bir B2B şirket olarak yurtdışına açılmanın zorluklarını da bu süreçte öğrendiklerini söyleyen Soyak, “B2C olsan Google’a reklamı basarsın ama B2B’de Türkiye’den çıkmış çok fazla başarılı örnek ve model olmadığı için yeni yollar bulmak gerekti. Kaynağı olanlar birini bir pazara gönderiyor ve iki yıl orada kalmasını finanse ediyordu. Bizim öyle bir paramız da yoktu, imkânımız da... O yüzden biz bunu merkezi olarak yapmaya başladık.” diyor. Bunun zaman içindeki teknolojik gelişime paralel olarak bir üstünlük yarattığını anlamak zor değil. Bulut teknolojilerinin gelişmesi ve buna bağlı olarak ortaya çıkan yenilikçi iş yapış yöntemleri zaman içinde ana akımı AloTech’in bulunduğu yere taşıyor.</p>
<p>2012’de Cenk Soyak ve İdris Avcı’nın kurduğu bulut tabanlı çağrı merkezi platformu AloTech, ilk günden itibaren kârlı bir şirket olarak yaşamını sürdürürken 2015’te Endeavor’a kabul edilmesinin ardından ulaştığı mentorluk ile daha da güçleniyor. </p>
<p>Bugün kendi kurumsal zekâsına sahip olan AloTech’in CEO’su Soyak, “Bugün nasıl yapsaydık daha iyi olurdu sorusunu sorup fikir yürütebiliyoruz ama artık şunu anladık. Bize kazandıran model şu oldu: Biz odaklandığımız zaman çok büyüyoruz. Yani ne zaman ki Filipinler’e ve Pakistan’a odaklandık, global pazarda hızlı büyümeye başladık.” diyor.</p>
<p><strong>AloTech’in yurtdışı markası Call Center Studio</strong></p>
<p>AloTech’in yurtdışı markası Call Center Studio, global pazardan bahsederken anılmadan geçilemeyecek bir unsur. 2015’te İTÜ Gate’i kazanmalarının ardından ABD’ye yaptıkları seyahat Call Center Studio’nun Chicago’da kurulmasının nedenini oluşturuyor. </p>
<p>Soyak, “Peki neden Chicago?” sorusuna, İTÜ ARI Teknokent’in yürüttüğü ve Türk teknoloji girişimlerinin küresel pazarlara açılmasına, özellikle Amerika pazarında büyümesine olanak tanıyan <strong>uluslararası hızlandırma programı</strong> İTÜ GATE’i refere ederek yanıt veriyor: “2015’te biz bir başka bir yarışmayı kazandık; <strong>İTÜ GATE’i… </strong>Bizi aldılar. Üç hafta Chicago’ya bir hafta San Francisco’ya götürdüler. Biz orada zehirlendik.” yanıtını veriyor.</p>
<p>Bu, daha önce merkezi Sancaktepe’de olan şirketin zihniyetini bütünüyle değiştiriyor. Soyak, “zehirlenme” ifadesini “Gittik bir baktık. Orada inovasyon merkezi var, kuluçka merkezi var; sabahtan akşama kadar herkes orada yatıyor. Altımızdaki katta YouTube kurulmuş. Yan tarafta Docusign. Docusign’ın kurucusu ile beraber cuma günü pizza partisi yapıyorlar orada. Burası başka bir şey, dedik. Bizim ofis Sancaktepe’de. Biz bunları görmeden önce zaten iş için bir ilan veriyorduk; ofisi bulanları işe alıyorduk zaten. O şekildeyken Chicago’ya gidince değiştik.” sözleriyle açıklıyor.</p>
<p>Call Center Studio, bugün gelinen noktayı ve AloTech’in yapay zekâ çağındaki halini anlatmak için iyi bir örnek. Yapay zekâ Call Center Studio’yu şu şekilde anlatıyor:</p>
<p>“Call Center Studio, Google Cloud altyapısı üzerine kurulu, yapay zeka destekli bulut tabanlı bir çağrı merkezi yazılımıdır. Fiziksel donanım maliyetlerini ortadan kaldırarak, internet ve tarayıcı erişimi olan her yerden dakikalar içinde profesyonel bir çağrı merkezi kurmayı ve yönetmeyi sağlar.</p>
<p>Ne İşe Yarar?</p>
<p>Call Center Studio, müşteri hizmetleri süreçlerini optimize etmek için çeşitli gelişmiş özellikler sunar:</p>
<ul>
<li><strong>Her Yerden Çalışma İmkanı:</strong> Temsilcilerin ofise bağımlı kalmadan, sadece bir bilgisayar, kulaklık ve internet bağlantısıyla dünyanın her yerinden müşteri hizmetleri sunmasına olanak tanır.</li>
<li><strong>Yapay Zeka Destekli Operasyon:</strong> Akıllı sesli yanıt sistemleri (IVR), otomatik çağrı dağıtımı (ACD) ve giden arama (outbound) kampanyaları için yapay zeka destekli arama motorları sunar.</li>
<li><strong>Donanım Tasarrufu:</strong> Geleneksel santral (PBX) sistemlerinin aksine fiziksel donanım maliyetleri ve bakım ücretleri gerektirmez.</li>
<li><strong>Çok Kanallı Yönetim:</strong> Gelen çağrıları, e-postaları ve mesajları tek bir arayüzde toplayarak temsilcilerin işini kolaylaştırır.</li>
<li><strong>Anlık Analitik ve Raporlama:</strong> Yöneticilerin performans metriklerini, görüşme kayıtlarını ve operasyonel verileri tek ekrandan anlık olarak izlemesini sağlar.</li>
</ul>
<p><strong>Call Center Studio ile gelen rekabet avantajları</strong></p>
<p>Google AI Modu ile konuyu toparlarken, yapay zekâdan Call Center Studio’nun sağladığı rekabet avantajlarını analiz etmesini istiyorum. Şu yanıtı alıyorum:</p>
<p>“Müşteri deneyimi (CX) yönetiminde Call Center Studio kullanmak, işletmenize operasyonel hız, esneklik ve kişiselleştirilmiş hizmet başlıklarında ciddi rekabet avantajları sağlar.</p>
<p>Elde edebileceğiniz temel rekabet avantajları şunlardır:</p>
<p><strong>Kesintisiz Çoklu Kanal (Omnichannel) Deneyimi:</strong>Müşterileriniz sizinle telefon, WhatsApp, e-posta veya canlı sohbet üzerinden iletişime geçebilir. Call Center Studio, tüm bu kanalları tek bir ekranda toplar. Müşteri WhatsApp'tan yazıp ardından aradığında, temsilci geçmiş yazışmaları görerek konuya hâkim olur. Bu durum, müşteriye kendisini özel hissettirir ve sorunların ilk temasta çözülme oranını (FCR) artırır.</p>
<p><strong>CRM Entegrasyonu ile Kişiselleştirilmiş Hizmet: </strong>Sistem, mevcut CRM yazılımlarınızla derinlemesine entegre olur. Bir müşteri aradığında, temsilcinin ekranına anında müşterinin adı, geçmiş siparişleri ve potansiyel sorunları düşer. Müşteriyi tanıyarak "Hoş geldiniz Ahmet Bey, en son verdiğiniz siparişle mi ilgili aramıştınız?" şeklinde bir karşılama yapmak, müşteri sadakatini doğrudan artırır.</p>
<p><strong>Yapay Zekâ ve Akıllı IVR ile Sıfır Bekleme Süresi: </strong>Gelişmiş sesli yanıt sistemleri (IVR) ve yapay zekâ entegrasyonları sayesinde, rutin talepler (kargo takibi, bakiye sorgulama vb.) temsilciye bağlanmadan çözülür. Bu sayede çağrı kuyrukları azalır, gerçekten insan dokunuşuna ihtiyaç duyan müşterilerinize çok daha hızlı yanıt vererek rakiplerinizin önüne geçersiniz.</p>
<p><strong>Lokasyondan Bağımsız (Uzaktan) Çalışma Esnekliği: </strong>Tamamen bulut tabanlı bir altyapı olduğu için temsilcileriniz internet olan her yerden sisteme bağlanabilir. Bu durum, size farklı şehirlerden veya ülkelerden yetenekli çalışanları ekibinize katma fırsatı tanır. Kesinti veya doğal afet durumlarında bile operasyonunuz durmaz, müşterileriniz kesintisiz hizmet almaya devam eder.</p>
<p><strong>Gerçek Zamanlı Analiz ve Anlık Müdahale: </strong>Yönetici panelleri sayesinde çağrı kuyruklarını, kaçan çağrıları ve temsilci performanslarını anlık olarak izleyebilirsiniz. Yoğunluk anlarında stratejik kararları saniyeler içinde alarak müşteri memnuniyetinin (CSAT) düşmesini engellersiniz. Ayrıca ses analitiği araçlarıyla müşteri şikayetlerindeki trendleri rakiplerinizden önce fark edip aksiyon alabilirsiniz.</p>
<p><strong>Yapay zekâ ve ses analitiği boyutu</strong></p>
<p>Yapay zekâdan son olarak Call Center Studio’nun yapay zekâ ve ses analitiği özelliklerini değerlendirmesini istiyorum ve bununla konuyu bugünlük kapatıyoruz:</p>
<p>Call Center Studio, yapay zekâ (AI) ve ses analitiği (Speech Analytics) teknolojilerini bulut altyapısıyla harmanlayarak çağrı merkezi operasyonlarını tamamen otomatik olarak analiz edilebilir hale getirir. Geleneksel yöntemlerde yöneticiler toplam çağrıların yalnızca %1-2'sini rastgele dinleyebilirken, ses analitiği sayesinde gerçekleşen tüm görüşmeler (%100'ü) yapay zekâ tarafından anlık olarak taranır ve anlamlandırılır.</p>
<p>Sistemdeki yapay zekâ ve ses analitiğinin çalışma mekanizması ile sunduğu temel özellikler şunlardır:</p>
<ol>
<li><strong> Sesin Metne Dönüştürülmesi (Speech-to-Text)</strong></li>
</ol>
<p>Görüşme sırasında müşteri ve temsilcinin tüm konuşmaları, gelişmiş Doğal Dil İşleme (NLP) algoritmaları sayesinde eş zamanlı veya çağrı biter bitmez yüksek doğrulukla yazılı metne (transkript) dönüştürülür. Bu sayede ses dosyalarını saatlerce dinlemek yerine tek tıkla arama yapıp metin üzerinden okuma yapabilirsiniz.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Duygu ve Ton Analizi (Sentiment Analysis)</strong></li>
</ol>
<p>Yapay zekâ sadece kelimeleri değil; konuşma hızını, ses tonundaki iniş çıkışları, duraksamaları ve tarafların birbirinin sözünü kesme sıklığını analiz eder.</p>
<ul>
<li>Müşterinin öfkeli, sakin, memnun veya hayal kırıklığına uğramış olduğunu tespit eder.</li>
<li>Görüşme sırasında gerginlik yükselirse, sistem yönetici paneline anlık uyarı (alert) göndererek takım liderlerinin canlı çağrıya müdahale etmesini sağlar.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> Otomatik Kalite Değerlendirmesi ve Uyumluluk (Auto QA)</strong></li>
</ol>
<p>Kalite ekiplerinin manuel form doldurma yükünü ortadan kaldırır. Yapay zekâ önceden belirlenen senaryolara göre çağrıları otomatik puanlar:</p>
<ul>
<li>Temsilci yasal olarak söylemesi gereken zorunlu cümleleri (kvkk, kampanya detayları vb.) söyledi mi?</li>
<li>Müşteriye uygun kurumsal selamlama ve kapanış yapıldı mı?</li>
<li>Argo veya şirket politikasına aykırı kelimeler kullanıldı mı?</li>
</ul>
<ol start="4">
<li><strong> Anahtar Kelime ve Trend Takibi (Topic Detection)</strong></li>
</ol>
<p>Belirli kampanya adları, rakip şirket isimleri veya "iptal", "şikayet", "iade", "pahalı" gibi kritik kelimelerin ne sıklıkla geçtiğini raporlar. Bu sayede müşterilerinizin en çok hangi konularda sorun yaşadığını veya rakiplerinizin hangi avantajlarla müşterilerinizi cezbettiğini anlık olarak görebilirsiniz.</p>
<ol start="5">
<li><strong> Akıllı Özetleme ve CRM Güncelleme</strong></li>
</ol>
<p>Görüşme sona erdiğinde, yapay zekâ dakikalarca süren konuşmayı analiz ederek 2-3 cümlelik otomatik bir çağrı özeti çıkarır. Bu özet ve çağrı etiketleri (kategori) doğrudan CRM sisteminize işlenir; böylece temsilcinin manuel not alma süresi (After Call Work) kısalır ve operasyonel hız artar.</p>
<p>Çağrı merkezi yazılımının emtialaştığı bir dünyada teknolojinin fark yaratmak için nasıl kullanılabileceği sorusuna yeterli yanıtı oluşturduğumuzu umuyorum. Soyak ve yapay zekâya bu yazının hazırlanmasındaki katkıları için teşekkür etmek gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/emtialasan-cagri-merkezi-yaziliminda-fark-yaratmak-83049</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Emtialaşan çağrı merkezi yazılımında fark yaratmak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/genc-kadinlara-sanatla-guc-veren-proje-bir-hayalin-izinde-83047</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Genç kadınlara sanatla güç veren proje: Bir Hayalin İzinde </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Modern kurulduğu ilk günden beri sergileri kadar eğitim programlarıyla da fark yaratıyor.“Bir Hayalin İzinde” de İstanbul Modern’in uzun soluklu projelerinden birisi. Bosch Ev Aletleri iş birliğiyle 2023 yılında başlayan programa  İstanbul’daki devlet okullarında eğitim gören ve sanata ilgi duyan lise öğrencisi genç kızlar katılıyor.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde “Bir Hayalin İzinde” programının mezuniyet törenine katıldım. İstanbul Modern Eğitim Direktörü Neslihan Varol konuşmasına şu cümleyle başladı:  “<em>İstanbul Modern Eğitim Bölümü olarak, sanat eğitiminde fırsat eşitliğini merkeze alıyor; yaratıcı, toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı, doğayla bağ kuran ve disiplinler arası düşünebilen nesillerin yetişmesini destekleyerek sürdürülebilir bir geleceğe katkıda bulunmaya çalışıyoruz</em>.” </p>
<p>Varol’un verdiği bilgiye göre, İstanbul Modern’in genel öğrenme ekosisteminde her yıl 100’den fazla eğitim programı, 2.500’ün üzerinde etkinlik mevcut. Günde 500-700 arasında öğrenci müzeyi ziyaret ediyor, programlara katılıyor. </p>
<p>Erken çocukluk döneminden, ailelere, gençlerin yetenek ve yetkinliklerinin desteklenmesinden, profesyonel gelişime uzanan bu yapı içinde; okul grupları için sergi turları, yaratıcı üretim atölyeleri, öğretmen eğitimleri ve sanatçı atölyeleri düzenleniyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a546d6fd7f93-1783917935.jpeg" alt="" width="700" height="394" /><strong>Hedef: Gençlerin sanat yoluyla güçlenmesini desteklemek</strong></p>
<p>Neslihan Varol “Bir Hayalin İzinde” projesinin amacını  “Gençlerin sanat yoluyla güçlenmesini desteklemek” olarak tanımlıyor. Ve ekliyor; </p>
<p><em>“Bizim için önemli olan “en yetenekli” öğrenciyi seçmek değil; sanata ilgi duyan, öğrenmeye açık ve kendini ifade etmek isteyen gençlere ulaşmaktı.  Özellikle kız öğrenciler için tasarladığımız bu programla, onların özgüven kazanmalarını, kendi seslerini bulmalarını ve eşit fırsatlara erişmelerini amaçladık. Sanat eğitimi, gençlerin yalnızca estetik bir dil kazanmasını değil, kendi kimliklerini keşfetmelerini sağlar.</em>”</p>
<p><strong>Program fırsat eşitliği ve dengeli dağıtım gözetilerek yapılıyor</strong></p>
<p>Bir Hayalin İzinde” programında başvurular öğretmenler tarafından yapılıyor. 8. sınıfı bitirmiş genç kızlar, öğretmenlerinin referansı aracılığıyla katılma imkanı bulabiliyorlar.   Program çok disiplinli ücretsiz bir sanat eğitim modeline sahip. 9 ay sürüyor. Katılımcılar her Cumartesi günü eğitimlere katılıyorlar.</p>
<p>Seçim süreçleri  fırsat eşitliği ve dengeli dağılım gözetilerek yapılıyor. İlk yıl 10 farklı ilçeden devlet okullarında okuyan 40 öğrenci mezun oldu.  İkinci dönemde (Ekim 2024 - Mayıs 2025) kapsam genişletilerek 15 ilçedeki 23 eğitim kurumundan 50 kız öğrenci daha mezun edildi. </p>
<p>Devlet koruması altındaki genç kızlar için her yıl özel kontenjan ayrıldı. Üçüncü dönemde ilçe sayısı 18'e yükseldi ve Koruncuk Vakfı öğrencileri de programa dahil edildi. Anadolu, Fen, Meslek, İmam Hatip ve Güzel Sanatlar liseleri gibi farklı okul türlerinden gelen 50 öğrenci başarıyla mezun oldu. Böylece program 140 mezuna ulaştı. </p>
<p><strong>“Toplumsal cinsiyet eşitliği önce evde başlıyor. “</strong></p>
<p>Projeye 3 yıldır destek veren Bosch Ev Aletleri’nin Kıdemli Pazarlama Müdürü Özlem Koçdar Bosch Ev Aletleri olarak, toplumsal cinsiyet eşitliğinin önce evde başladığına inandıklarını ve "Ev işi herkesin işi" yaklaşımıyla  uzun yıllardır evde eşit iş paylaşımını güçlü bir şekilde savunduklarını belirtiyor. Bir Hayalin İzinde projesine başlama nedenlerini ise şu cümlelerle ifade ediyor: </p>
<p><em>“Kadınların ve gençlerin toplumda gerçek anlamda güçlenmesi için evdeki eşitliğin tek başına yeterli olmayacağını, bu değerin yaşamın her alanına taşınması gerektiğini biliyoruz.  Bu vizyonla, ilk kez evin dışına çıktık ve sanat eğitiminde fırsat eşitliği sorumluluğunu üstlenmek adına “Bir Hayalin İzinde” projesini hayata geçirdik.  Çeşitlilik, kapsayıcılık ve fırsat eşitliği bizim için kurumsal birer ilkeden çok daha fazlası; Bosch Ev Aletleri olarak kurum kültürümüze yön veren temel değerlerimizdir. Bu doğrultuda genç kızlarımızın hayallerine omuz vermeye devam edeceğiz</em>.”</p>
<p><strong>Geniş kapsamlı ve derinlikli bir içerik</strong></p>
<p>Bir Hayalin İzinde büyük bir emek gerektiren çok paydaşlı bir proje. 9 ay boyunca verilen eğitimler boyunca öğrenciler <strong>k</strong>adın sanatçılar, sanat tarihçileri, küratörler, müzeciler ve tasarımcılarla tanışma imkanı buldular. Üç yıldır büyüyerek gelişen proje, Uluslararası Modern Sanat Müzeleri ve Koleksiyonları Komitesi (CIMAM) tarafından Üstün Müzecilik Uygulamaları Ödülü’ne layık görüldü. </p>
<p>Bu geniş kapsamlı başarılı programı başka çalışmalara ilham kaynağı olması düşüncesiyle ayrıntılı bir biçimde aşağıda paylaşıyorum. </p>
<ul>
<li>Sanat tarihi seminerleri / Doç. Dr. Ebru Nalan Sülün ve Doç. Dr. Seda Yavuz yürütücülüğünde, özellikle kadın sanatçıların üretimlerini ve sanat tarihinde kadının temsiline dair dönüşümü ele alan bir yaklaşım izlendi.</li>
<li>Performans atölyeleri / Prof. Tuğçe Tuna ile beden, hareket, ifade ve kişisel alan farkındalığı üzerine çalışmalar yürütüldü.</li>
<li>Müzik atölyeleri / Caz müzisyeni Asena Akan ile öğrenciler kendi seslerini keşfeder, ritim duygusu geliştirir ve kolektif üretim deneyimi kazandı.</li>
<li>Resim atölyeleri / Sanatçı Burcu Perçin ile önyargılardan arınmış bir üretim süreci deneyimlenir ve resimle sanatsal ifade desteklendi. Beceriler gelişti.</li>
<li>Heykel atölyeleri / Sanatçı Sibel Horada ile form ve mekân ilişkisi üzerinden hem teknik beceriler hem de çevresel farkındalık geliştirildi.</li>
<li>Video sanatı atölyesi / Sanatçı Gül Ilgaz ile öğrenciler metaforlar ve görsel anlatım üzerinden yeni ifade dilleri geliştirildi.</li>
<li>Yapıt incelemeleri / Müze eğitim uzmanları ile müze koleksiyonları üzerinden bir sanat yapıtını okuma ve analiz etme becerisi kazandırıldı.</li>
<li>Küratör ve uzman söyleşileri / Öğrenciler kültür sanat alanındaki farklı profesyonellerle tanışarak yaratıcı endüstrilere dair farkındalık edindi.</li>
<li>Üçüncü yılda tasarım konuşmaları ve tasarım atölyesi modülü eklendi. Tasarım konuşmaları, Bosch Ev Aletleri iş birliğiyle geliştirilen ve öğrencileri tasarım alanıyla buluşturan bir içerik olarak kurgulandı. Bu oturumlarda öğrenciler, tasarımın yalnızca estetik bir üretim biçimi değil; aynı zamanda teknoloji, sürdürülebilirlik ve kullanıcı deneyimiyle şekillenen bir düşünme pratiği olduğunu keşfetmelerine aracı oldu</li>
</ul>
<p><strong>Kadın sanatçıların oranı tüm dünyada dikkat çekici oranda az</strong></p>
<p><strong>İ</strong>stanbul Modern Eğitim Direktörü Neslihan Varol Bosch Ev Aletleri Kıdemli Pazarlama Müdürü Özlem Koçdar’la sohbetimiz sırasında küresel olarak kadın sanatçıların oranının azlığı konusundan da söz açıldı. </p>
<p>Washington merkezli National Museum of Women in the Arts’ın (NMWA) raporuna göre; bugün güzel sanatlar fakültelerinden mezun olanların yüzde 70’ini kadınlar oluştururken, prestijli müzelerin koleksiyon alımlarında kadın sanatçıların payı sadece yüzde 11’de kalıyor. Düzenlenen sergilerin ise yalnızca yüzde 14,9'u kadın sanatçılara ayrılıyor.</p>
<p>Guerrilla Girls kolektifinin 2022'de yaptığı araştırma,  Metropolitan Müzesi'nin modern sanat bölümünde kadın sanatçıların oranının yaklaşık %11 civarında olduğunu ortaya koyuyor.  </p>
<p>Gazeteci Mona Chalabi’nin The Guardian’da yayımladığı geniş ölçekli bir yazısındaki verilere göre,  Amerika’nın en büyük 18 müzesindeki sanatçıların yüzde 88’i erkek. İngiltere’nin dünyaca ünlü müzesi Tate’in daimi koleksiyonunda bile her 1 kadın sanatçıya karşılık 5,5 erkek sanatçı düşüyor.</p>
<p>Neslihan Varol tersine bir piramit olarak tanımladığı bu  durumu aşmak için İstanbul Modern’in  koleksiyon sergilerindeki görünürlük, süreli sergiler ve “Kadın Sanatçılar Fonu” programıyla kadınların sanat alanındaki üretimini görünür kılmayı ve bir eşitlik zemini oluşturmayı hedeflediğini ifade ediyor.  Bir Hayalin İzinde eğitim programı ile İstanbul Modern, kadınların sanattaki temsiline yalnızca görünürlük değil, aynı zamanda gelecek nesiller için güçlü bir öğrenme ve ilham alanı kazandıracaklarını da ekliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/genc-kadinlara-sanatla-guc-veren-proje-bir-hayalin-izinde-83047</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/7/1280x720/346-1783917949.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Genç kadınlara sanatla güç veren proje: Bir Hayalin İzinde  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/asil-sorun-az-cocuk-degil-az-verimlilik-83046</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Asıl sorun az çocuk değil, az verimlilik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye'de doğum oranlarındaki düşüş her gün yeni bir tartışmanın konusu oluyor. Siyasetçiler alarm veriyor, teşvik paketleri hazırlanıyor, nüfusun yaşlanmasının ekonomiyi çökerteceği söyleniyor. Oysa Nobel Ekonomi Ödüllü Daron Acemoğlu'nun da yazarları arasında bulunduğu ve dünyanın en saygın ekonomi araştırma kuruluşlarından NBER'de yayımlanan "Baby Busts and Growth Booms: Demographic Change and the Macroeconomy" başlıklı yeni çalışma, bu yaygın kabulü ciddi biçimde sorguluyor.</p>
<p>Çalışmaya göre doğurganlıktaki düşüş ekonomik büyümeyi yaygın kabulün aksine otomatik olarak yavaşlatmıyor. Çünkü ekonomiler yalnızca çalışan sayısıyla büyümüyor. İş gücü daraldıkça otomasyona, yapay zekâya ve emek tasarrufu sağlayan teknolojilere yatırım artıyor. Böylece çalışan başına verimlilik ve üretim artabiliyor. Asıl belirleyici olan, nüfusun niceliğinden çok ekonominin niteliği.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a546cc8596eb-1783917768.jpg" alt="" width="700" height="466" />
<figcaption><strong>Mesele "daha çok çocuk" ile "daha çok teknoloji" arasında tercih değil. İkisi de gerekli.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Dünyadaki örnekler de bunu doğruluyor. Japonya yıllardır dünyanın en yaşlı toplumlarından biri. Güney Kore'nin doğurganlık oranı tarihî dip seviyelerde. Almanya da hızla yaşlanıyor. Buna rağmen üç ülke de robot teknolojileri, otomasyon, ileri sanayi ve yüksek katma değerli üretimde dünyanın ön sıralarında yer alıyor. Sorunu daha fazla insanla değil, daha verimli üretimle çözmeye çalışıyorlar.</p>
<p>Elbette bu, doğurganlıktaki düşüşün önemsiz olduğu anlamına gelmiyor. Bir noktadan sonra çalışan nüfus azalıyor, emeklilik sistemi zorlanıyor, sağlık harcamaları artıyor ve bazı sektörlerde iş gücü açığı oluşuyor. Teknoloji bu yükü hafifletebilir ama tek başına çözemez.</p>
<p>Dolayısıyla mesele "daha çok çocuk" ile "daha çok teknoloji" arasında seçim yapmak değil. İkisine de ihtiyaç var. Ancak Türkiye'nin asıl ihtiyacı yalnızca daha fazla bebek değil, daha nitelikli insan kaynağı. Bunun yolu da eğitimden, bilimden ve teknolojiden geçiyor. Verimlilik artmadıkça, üretimde katma değer yükselmedikçe ve nitelikli iş gücü yetiştirilmedikçe nüfus artışı tek başına refah getirmeyecek. Yapay zekâ çağında ülkelerin kaderini doğum istatistiklerinden çok verimlilik belirleyecek. Asıl soru kaç çocuk sahibi olduğumuz değil; o çocuklara nasıl bir eğitim verdiğimiz, nasıl bir gelecek hazırladığımızdır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/asil-sorun-az-cocuk-degil-az-verimlilik-83046</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Asıl sorun az çocuk değil, az verimlilik ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gyolarda-halka-aciklik-ve-temettu-dagitimi-meselesi-83045</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> GYO’larda halka açıklık ve temettü dağıtımı meselesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>GYO’lar üvey evlat mı? Hayır. Hatta tam aksine, vergisel açıdan yıllarca her sektöre nasip olmayan istisnai bir statüde faaliyet gösterdiler. Bugün ise dünyadaki GYO sisteminin kuruluş felsefesine biraz daha uygun bir yapıda faaliyet göstermeleri bekleniyor.</p>
<p><strong>Neden GYO’ları konuşuyoruz? </strong></p>
<p>GYO’lar dünyadaki alternatif yatırım dünyasının önemli bir bileşeni. ABD örneğinde son dönemde piyasa getirisinin üzerinde getiri üretemese de, eski güzel günlerinde iyi getiri sunduğu için “atak yapabilecek” bir araç olduğu konuşuluyor.<strong><sup>1</sup></strong> Ülkemizde ise GYO’nun finans gündeminde yer tutmasının, şirket açısından, başlıca nedeni GYO finansmanının hâlâ çok avantajlı olan yapısı. Ancak verinin yalancısıyız: Türk GYO’larının önemli bir kısmında aktif portföy yönetimi, nakit akımı yaratma ve ikincil piyasa getiri üretimi kapasitesi çok güçlü değil.</p>
<p>GYO’ların bugünkü sorunlarını anlamak için filmi başa saralım.</p>
<p><strong>GYO: Bir ABD icadı</strong></p>
<p>Gayrimenkul finansmanında GYO sistemi 1960’da ABD’deki bir vergi düzenlemesine dayanıyor. Bu düzenleme ile yatırımcıya küçük birimler üzerinden gayrimenkule yatırım yapma imkânı sunuldu. Halka açık şirket olan GYO’ların avantajı ise belli kısıtlar dahilinde kurumlar vergisinden muafiyet kazanmaktı. Sistem 35’e yakın ülkeye model oldu.<strong><sup>2</sup></strong> Sistemdeki GYO’nun başlıca kısıtı “vergilenebilir gelirin en az %90’ının temettü olarak dağıtılmasıydı”. Ayrıca SEC (ABD SPK’sı); GYO faaliyetlerine yönelik ilave koşullar öngörmüştür. Bu koşullar içinde en göze çarpanlar: payların %50’den fazlasına beş veya daha az yatırımcı tarafından sahip olunamaması (5/50 Kuralı), portföyün %75’inin gayrimenkul varlıklarından oluşması ve gayri safi gelirin minimum %75’inin gayrimenkul varlıklarından elde edilmesidir (%75 Testi).<strong><sup>3</sup></strong></p>
<p><strong>GYO: Türk versiyonu</strong></p>
<p>Bizdeki GYO düzenlemesinin geçmişi ise 1990’ların sonlarına gidiyor. Mevcut yapıda GYO’nun asgari halka açıklık oranı %25 (%49’dan düşürüldü) ve vergi muafiyetinden yararlanabilmek için asgari temettü dağıtımı oranı ise %50. Bu oran 2025 yılından itibaren geçerli hale geldi.<strong><sup>4</sup></strong> ABD düzenleme sistematiği ile kıyaslanınca halka açıklık ve asgari temettü oranının düşük olduğu hemen göze çarpıyor. Portföydeki asgari gayrimenkul varlık oranı bizde de %75. Ancak gelir kompozisyonu için bir şart yok bildiğimiz kadarıyla. Bu fazlasıyla endüstri dostu bir düzenleyici çerçevedir.<strong><sup>5</sup></strong></p>
<p><strong>Temettü nakit dağıtılacak</strong></p>
<p>24.5.2026 tarih ve 33263 sayılı TTSG’de yayımlanan tebliğ ile GYO’ların kurumlar vergisi muafiyetinin sürmesi için gerekli olan %50 oranındaki asgari temettünün “nakit olarak” dağıtılması gerektiği ifade edilmiştir. Düzenleme hem özündeki felsefe, hem de piyasa dinamiğinin desteklemesi bağlamında yerindedir. Zira GYO’ların vergi muafiyetinden yararlanmasının amacı, yaratılan “nakit” kapasitesinin yatırımcıya aktarılmasıdır. Pratikte ise; yatırımcı için temettü üzerinden değer yaratan unsur; nakittir, nakit yerine verilen kağıt değil. Basit değerleme mantığında da, ayrıca, nakit yaratan GYO’nun ilave şirket değeri yarattığı düşünülür. Yani, nakit temettü dağıtımı hem yatırımcıyı, hem de iyi yönetilen GYO’yu destekleyen bir olay. En azından kafamızı Edirne’nin ötesine doğru kaldırdığımızda görülenler bunlar.</p>
<p><strong>Bu düzenlemeler yeterince iyi mi?</strong></p>
<p>GYO’lara yönelik SPK (+vergi) düzenlemeleri esasen sektör dostudur. Ülkemiz GYO sistemindeki %25 halka açıklık ve %50 temettü oranları ABD perspektifinden bakıldığında “kıyak” olarak görülmelidir.</p>
<p>Peki bu oranları ve nakit temettü dağıtımını yine de tartışmak gerekir mi? İşte çelişki ve asıl mesele tam da burada başlıyor: kamu yararı ve piyasa gelişimini birlikte gözetecek bir yaklaşım çerçevesinde buna da (maalesef hâlâ) evet demek gerekiyor.<strong>6</strong> Devamını bir başka yazıya bırakıyorum.</p>
<p> </p>
<p>[1] https://www.reit.com/investing/reits-and-interest-rates</p>
<p>2 https://www.reit.com/what-reit/frequently-asked-questions-about-reits ; https://www.congress.gov/crs_external_products/R/PDF/R44421/R44421.6.pdf</p>
<p>3 https://www.sec.gov/files/reits.pdf</p>
<p>4 https://www.pwc.com.tr/tr/sektorler/gayrimenkul/bultenler/2024/1-ocak-2025ten-sonra-gyo-ve-gyfler-icin-vergide-ne-degisiyor.html</p>
<p>5 resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/05/20260524-3.htm</p>
<p>6 https://digitalnetworkalkas.com/articles/gyo-larda-halka-aciklik-ve-temettu-rejimi-sorun-nerede-basliyor</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gyolarda-halka-aciklik-ve-temettu-dagitimi-meselesi-83045</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ GYO’larda halka açıklık ve temettü dağıtımı meselesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kara-kutudan-proaktif-guvenlige-83044</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kara kutudan proaktif güvenliğe</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Aracın yere temas eden tek noktası olarak sadece kuvvet ileten pasif bir mekanik bileşen lastik, otomotiv mühendisliğinde 150 yıldır değişmeyen tek bir mutlak kabul idi... Şasi kontrolörleri ne kadar akıllı olursa olsun, lastiğin yoldaki sürtünme katsayısını (μ) ve termal durumunu her zaman bir “kara kutu” olarak kabul etti. Pirelli’nin Cyber Tyre teknolojisi, lastik iç sırtına gömülen sensörler ve tescilli algoritmalarla bu kabulu yıkıyor. Lastik artık sadece bir kauçuk yığını değil; sıcaklık, basınç, ivme ve aşınma verilerini anlık işleyen, araçla Bluetooth Low Energy (BLE) üzerinden konuşan aktif bir “veri jeneratörü” ve dijital ikiz, mobilitenin “sinir ucu” haline geliyor.</p>
<p>Endüstrinin en gelişmiş Bosch sürüş dinamiği mühendisliği bile, lastiğin viskoelastik davranışını içeriye girmeden bilemez. Pirelli’nin sensörü bu kara kutuyu aydınlatarak araca bir “dokunma hissi” kazandırıyor. Napoli Federico II Üniversitesi kökenli RIDEsense işbirliğiyle, fiziksel sensör verileri sanal sensör algoritmalarıyla birleşerek ADAS ve otonom sürüş için genişletilmiş bir siber ekosistem yaratılıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a546bc110d1b-1783917505.jpg" alt="" width="800" height="400" />Bu teknolojinin en çarpıcı kanıtı, Pagani Utopia Roadster gibi 1.100 Nm tork üreten hiper otomobillerde ortaya çıkıyor. P Zero Trofeo RS gibi lastiklerin optimal tutunma penceresi kuru zeminde 70-90°C bandındayken; soğuk lastik, polimerin camlaşma sıcaklığının altında tehlikeli kayma yaratır. Geleneksel ESP/TCS reaktif olsa da; araç savrulmaya başladıktan sonra müdahale başlarr. Cyber Tyre ise proaktif olarak, lastiğin termal durumunu anlık okuyarak, araç fiziksel limite ulaşmadan torku kısıtlar. Bu, “olay olduktan sonra müdahale” devrinden “olayı tahmin edip yönetme” devrine geçişin en iyi örneği…</p>
<p>Milano’daki Vizzola test pistinde katıldığımız senaryolar bu hayati farkı gözlerimizn önüne serdi… Sistem, lastiğin anlık karakteristik eğrisini ABS’ye ileterek fren mesafesini dramatik biçimde kısaltıyor. Hidroplaning’de ön lastikler tutunmayı kaybettiğinde, sistem arka lastiklerdeki “artık tutunmayı” tespit edip asimetrik fren (brake vectoring) uygulayarak aracı güvenle döndürüyor. Sürücü, fiziksel limitlerin ötesinde bir sanal direksiyon hissine kavuşuyor. Ayrıca lastiklerin ivme verileri, araçtaki yük dağılımını hesaplayarak takla koruma sistemlerini proaktif uyarıyor.</p>
<p>Cyber Tyre’ın vizyonu sadece aracı değil, yolu da izlemeyi kapsıyor. Movyon ve Puglia Bölgesi projelerinde lastik verileri yol yüzeyi bozulmalarını haritalandırmış. İsveçli Univrses işbirliğiyle, lastik verileri kamera görüntüleriyle birleşerek akıllı yol altyapısını oluşturulmuş. Otonom sürüşte kameranın göremediği şeffaf buzlanmayı lastiğin dokunma hissi önceden seziyor. Politecnico di Milano kökenli Niulinx yatırımı da, bu otonom vizyonun omurgasını oluşturmuş.</p>
<p>Bugün Pagani gibi düşük hacimli üreticilerde butik seçenek olarak başlayan bu mimari, yarın büyük ana üreticilere yayılmaya hazırlanıyor. ABD Georgia’daki endüstriyel üretime geçilmesi, bu dönüşümün habercisi.</p>
<p>ESP parametrelerinin Cyber Tyre ile nasıl anlık optimize edileceğini hayal edelim. Veya aşınmış bir lastiğin silika yapısının değişmesiyle ABS mesafesinin uzamasını, adaptif model sayesinde öngörüp sürücüyü uyarmasını...</p>
<p>Pirelli, lastiği otomotivin sessiz kahramanı olmaktan çıkarıp, yapay zeka destekli güvenlik mimarilerinin başrolü haline getiriyor. Sürüş güvenliğinde reaktif müdahalelerin yerini proaktif önlemlerin aldığı bu yeni çağda, lastiğin dijital ikizi, hayat kurtaran algoritmaların kaynağı olacak. Otomotiv dünyası, lastiğin bu dijital rönesansıyla yepyeni güvenlik seviyesine ulaşmak üzere...</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kara-kutudan-proaktif-guvenlige-83044</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/4/1280x720/oto-1783917534.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kara kutudan proaktif güvenliğe ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/natonun-donusen-misyonu-yeni-dunya-duzeni-ve-turkiye-askeri-ittifaktan-jeoekonomik-guc-mimarisine-83043</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> NATO&#039;nun dönüşen misyonu, yeni dünya düzeni ve Türkiye: Askeri ittifaktan jeoekonomik güç mimarisine</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NATO, bugün yalnızca bir güvenlik örgütü değil. Dünya ekonomisinin dijitalleşmesi, tedarik zincirlerinin güvenliği, enerji arzı, kritik mineraller, yapay zekâ, siber güvenlik, uzay teknolojileri ve ekonomik rekabet gibi alanlar artık güvenlik kavramının ayrılmaz parçaları hâline geldi.</strong></p>
<p>Türkiye'nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen NATO Zirvesi, yalnızca diplomatik takvimdeki önemli bir uluslararası toplantı olmanın ötesinde, Türkiye'nin uluslararası sistem içerisindeki konumunu yeniden teyit eden stratejik bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Zirvenin İstanbul'da gerçekleştirilmesi, Türkiye'nin Avrupa, Karadeniz, Kafkasya, Orta Doğu ve Akdeniz'i aynı anda etkileyebilen jeopolitik ağırlığının ittifak tarafından da kabul edildiğini gösteriyor. Ancak zirvenin asıl önemi, ev sahipliğinin ötesinde, NATO'nun artık kuruluş mantığının çok ötesinde yeni bir dönüşüm sürecine girmiş olmasında yatıyor. 1949 yılında Sovyetler Birliği'nin oluşturduğu askerî tehdide karşı kurulan NATO, bugün yalnızca bir güvenlik örgütü değil. Dünya ekonomisinin dijitalleşmesi, tedarik zincirlerinin güvenliği, enerji arzı, kritik mineraller, yapay zekâ, siber güvenlik, uzay teknolojileri ve ekonomik rekabet gibi alanlar artık güvenlik kavramının ayrılmaz parçaları hâline geldi. Dolayısıyla NATO artık yalnızca askerî bir ittifak olmanın ötesinde bir anlam taşıyor. Bugün NATO, küresel ekonomi politiğin şekillenmesinde etkili olan kurumsal yapılardan biri hâline gelmiş durumda.</p>
<p><strong>Soğuk Savaş NATO'sundan jeoekonomik NATO'ya</strong></p>
<p>NATO'nun kuruluşunda temel amaç oldukça açıktı: Sovyet yayılmasını durdurmak, Avrupa'nın güvenliğini sağlamak, ABD'nin Avrupa'daki askerî varlığını kurumsallaştırmak.</p>
<p>Bu dönemde güvenlik kavramı büyük ölçüde askerî tehditlerle sınırlıydı. Ancak XXI. yüzyılda tehdit tanımı tamamen değişti. Artık ülkelerin güvenliğini tehdit eden unsurlar arasında; yarı iletken üretimi, enerji bağımlılığı, veri güvenliği, deniz ticaret yolları, kritik madenler, yapay zekâ üstünlüğü, biyoteknoloji, uzay sistemleri, siber saldırılar en az tanklar ve savaş uçakları kadar önem taşımaktadır. Bu nedenle NATO da klasik askeri ittifaktan çok daha geniş bir güvenlik mimarisi oluşturmaya başladı.</p>
<p><strong>Ekonomi politiğin güvenlikle bütünleşmesi</strong></p>
<p>Son yıllarda yaşanan gelişmeler bu dönüşümü hızlandırdı. COVID-19 salgını, küresel tedarik zincirlerinin ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Rusya-Ukrayna Savaşı enerji güvenliğinin ekonomik bağımsızlık anlamına geldiğini ortaya koydu. Kızıldeniz'deki krizler deniz ticaretinin askerî güvenlikten ayrı düşünülemeyeceğini gösterdi. ABD-Çin rekabeti ise teknolojinin artık jeopolitik güç mücadelesinin merkezine yerleştiğini ortaya çıkardı. Dolayısıyla günümüzde güvenlik; <strong>ekonomi + teknoloji + enerji + ticaret + savunma</strong> bileşkesinden oluşuyor. Bu yeni yaklaşım NATO'nun da gündemini değiştiriyor.</p>
<p><strong>Zirvede öne çıkan yeni yaklaşımlar</strong></p>
<p>Son zirvede dikkat çeken başlıklar yalnızca askerî kapasitenin artırılması değil.</p>
<p>Bunların yanında; savunma sanayii üretim kapasitesinin artırılması, kritik altyapıların korunması, siber güvenlik, uzay güvenliği, yapay zekâ kullanımı, savunma sanayiinde ortak üretim, mühimmat stoklarının artırılması, tedarik zincirlerinin güvence altına alınması, enerji altyapılarının korunması gibi başlıklar da öne çıkmıştır. Bütün bunlar NATO'nun giderek ekonomik ve teknolojik güvenlik örgütüne dönüştüğünü gösteriyor.</p>
<p><strong>NATO artık küresel ticareti de etkiliyor</strong></p>
<p>Bugün dünya ticaretinin yaklaşık %90'ı deniz yolu üzerinden gerçekleşiyor. Bu nedenle; Hürmüz Boğazı, Babü'l Mendep, Süveyş Kanalı, Türk boğazları, Kuzey Denizi, Baltık yalnızca deniz yolları değil aynı zamanda küresel ekonominin can damarları. Bu hatların güvenliği artık NATO açısından doğrudan ekonomik güvenlik meselesi. Benzer şekilde enerji nakil hatları, LNG terminalleri, deniz altı iletişim kabloları ve veri merkezleri de askerî güvenlik kapsamına alınıyor.</p>
<p><strong>Çin faktörü</strong></p>
<p>NATO'nun kuruluşunda Çin diye bir başlık yoktu. Bugün ise Çin; dünyanın üretim merkezi, kritik madenlerin önemli tedarikçisi, yapay zekâ yarışının baş aktörlerinden biri, deniz ticaretinde yükselen güç ve teknoloji rekabetinin ana oyuncusu olarak NATO belgelerinde giderek daha fazla yer alıyor. Bu durum NATO'nun coğrafi sınırlarının fiilen genişlediğini gösteriyor. Hint-Pasifik artık NATO gündeminin önemli başlıklarından biri haline gelmiş durumda.</p>
<p><strong>Savunma sanayiinde yeni dönem</strong></p>
<p>Savunma sanayi artık yalnızca güvenlik üretmiyor. Aynı zamanda; yüksek teknoloji, ihracat, istihdam, inovasyon, üniversite-sanayi iş birlikleri, yapay zekâ ekosistemleri oluşturan büyük ekonomik sektör hâline geldi. Dolayısıyla NATO ülkelerinin savunma harcamalarını artırması dünya ekonomisinin önemli bölümünü de etkiliyor.</p>
<p><strong>Türkiye açısından yeni fırsatlar</strong></p>
<p>Türkiye bu dönüşümün merkezinde yer alan ülkelerden birisi. Çünkü aynı anda; Avrupa'ya, Karadeniz'e, Orta Doğu'ya, Kafkasya'ya, Doğu Akdeniz'e, Türk dünyasına erişim sağlayabilen tek NATO ülkesi. Bu avantaj yalnızca jeopolitik değil. Aynı zamanda lojistik üstünlük anlamına geliyor. Orta Koridor'un güçlenmesi, Kalkınma Yolu Projesi, Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu, Türk Boğazları, Karadeniz enerji projeleri, Doğu Akdeniz enerji denklemi Türkiye'nin ekonomik önemini de artıran unsurlar.</p>
<p><strong>Türkiye savunma sanayisinin yükselişi</strong></p>
<p>Son on yılda Türkiye savunma sanayiinde önemli bir dönüşüm gerçekleşti. İHA ve SİHA teknolojileri, deniz platformları, füze sistemleri, hava savunma çözümleri, elektronik harp, insansız deniz araçları, uydu teknolojileri Türkiye'nin NATO içerisindeki teknoloji üreticisi kimliğini güçlendiriyor. Artık Türkiye yalnızca güvenlik tüketen değil, güvenlik üreten ülkeler arasında gösteriliyor.</p>
<p><strong>Yeni NATO'da Türkiye'nin rolü</strong></p>
<p>Geleceğin NATO'sunda Türkiye üç temel rol üstlenebilir. Birincisi;Avrupa'nın enerji güvenliğinde merkez ülke. İkincisi; Doğu ile Batı arasındaki üretim ve lojistik merkezi. Üçüncüsü; yüksek teknoloji savunma sanayiinde ortak üretim üssü. Bu üç başlık Türkiye'nin ekonomik büyümesine doğrudan katkı sağlayabilecek alanlar.</p>
<p><strong>NATO'nun geleceği: İttifaktan ekosisteme</strong></p>
<p>Önümüzdeki yıllarda NATO'nun yalnızca askerî bir ittifak olarak değil; teknoloji, sanayi, enerji, veri güvenliği ve kritik altyapılar alanlarında koordinasyon sağlayan çok katmanlı bir stratejik platforma dönüşmesi bekleniyor. Üye ülkelerin ortak standartlar geliştirmesi, savunma sanayiinde birlikte üretim yapması ve kritik teknolojilerde ortak Ar-Ge projeleri yürütmesi bu dönüşümün temel unsurları olacak.</p>
<p>Bununla birlikte, NATO'nun geleceği bazı önemli sınamalarla da karşı karşıya. ABD ile Avrupa arasında savunma yükünün paylaşımı, Çin'e yönelik stratejide farklı öncelikler, üyeler arasındaki siyasi görüş ayrılıkları ve küresel Güney ülkeleriyle ilişkilerin nasıl yönetileceği, ittifakın uzun vadeli bütünlüğünü etkileyecek temel başlıklar arasında yer alıyor.</p>
<p>Türkiye'de gerçekleştirilen NATO Zirvesi, yalnızca başarılı bir diplomatik organizasyon olmanın ötesinde, uluslararası sistemin geçirdiği dönüşümün önemli bir göstergesi oldu. NATO artık yalnızca tankların, uçakların ve askerî üslerin konuşulduğu bir yapı değil. Ekonomik güvenlik, teknoloji rekabeti, enerji arzı, veri altyapıları ve küresel ticaret koridorları, güvenlik kavramının ayrılmaz parçaları hâline geldi.</p>
<p>Bu yeni dönemde ülkelerin gücü yalnızca askeri kapasiteleriyle değil; üretim yetenekleri, teknolojik birikimleri, lojistik üstünlükleri ve ekonomik dayanıklılıklarıyla da ölçülecek. Türkiye ise sahip olduğu jeostratejik konum, gelişen savunma sanayii, enerji koridorlarındaki merkezi rolü ve çok yönlü diplomatik kapasitesi sayesinde bu dönüşümün önemli aktörlerinden biri olma potansiyeline sahip.</p>
<p>Dolayısıyla Türkiye açısından mesele, NATO'nun yalnızca güvenlik şemsiyesi altında yer almak değil; şekillenen yeni jeoekonomik düzen içerisinde karar verici, teknoloji üreten ve bölgesel değer zincirlerinin merkezinde bulunan bir ülke konumunu güçlendirmek. NATO'nun geleceği de büyük ölçüde bu yeni gerçeklik etrafında şekillenecek; güvenlik ile ekonomi, teknoloji ile diplomasi ve savunma ile kalkınma arasındaki sınırlar giderek daha fazla iç içe geçecek.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NATO'nun güvenlik yaklaşımı </strong><strong>yatırım akımlarını etkileyecek</strong></span></p>
<p>NATO'nun savunma harcamalarını artırma eğilimi, savunma ve ileri teknoloji sektörlerine yönelik yatırımları hızlandıracak. Yapay zekâ, kuantum teknolojileri, siber güvenlik, uzay sistemleri ve kritik altyapılar önümüzdeki dönemin stratejik yatırım alanları olarak öne çıkacak. Buna paralel olarak tedarik zincirlerinin "dayanıklılık" ilkesiyle yeniden şekillenmesi, üretimin yalnızca düşük maliyetli bölgelere değil, siyasi açıdan güvenilir ortaklara kaydırılması (friend-shoring) eğilimini güçlendirecek. Bu dönüşüm, küresel ticaretin daha fazla bölgesel bloklar etrafında örgütlenmesine yol açabilir. Ekonomik verimlilik ile stratejik güvenlik arasındaki denge yeniden kurulurken, jeopolitik riskler yatırım kararlarında belirleyici unsur olmaya devam edecek. Dolayısıyla NATO'nun güvenlik yaklaşımı, yalnızca savunma politikalarını değil; yatırım akımlarını, ticaret koridorlarını ve teknoloji ekosistemlerini de etkileyecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/natonun-donusen-misyonu-yeni-dunya-duzeni-ve-turkiye-askeri-ittifaktan-jeoekonomik-guc-mimarisine-83043</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/3/1280x720/46-1783920692.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ NATO&#039;nun dönüşen misyonu, yeni dünya düzeni ve Türkiye: Askeri ittifaktan jeoekonomik güç mimarisine ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cok-cephe-az-sonuc-turkiyenin-stratejik-sinavi-83042</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çok cephe, az sonuç: Türkiye’nin stratejik sınavı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir yandan Irak ile Kerkük-Ceyhan boru hattının yenilenmesi konusunda yürütülen görüşmeler Ankara’nın bölgesel enerji merkezi olma hedefini destekliyor. Diğer yandan Irak petrolünün alternatif güzergâhlarla Akdeniz’e ulaştırılması, Türkiye’nin yıllardır sahip olduğu transit avantajını kısmen azaltabilecek yeni seçenekler oluşturuyor.</strong></p>
<p>Türkiye son yıllarda dış politikada belki de tarihinin en yoğun diplomasi trafiğini yürütüyor. Aynı anda Suriye’de, Irak’ta, Karadeniz’de, Kafkasya’da, Afrika’da, Körfez’de, NATO içinde ve Avrupa Birliği ile ilişkilerde aktif olmaya çalışıyor. Ankara’nın hedefi yalnızca bölgesel bir güç olmak değil, enerji, ticaret ve güvenlik mimarisinin merkezinde yer alan küresel bir aktör haline gelmek.</p>
<p>Ancak son haftalarda peş peşe gelen gelişmeler, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu yeni soruyu gündeme getiriyor: Çok sayıda dosyada bulunmak, gerçekten oyun kurucu olmak anlamına geliyor mu?</p>
<p>Avrupalı deneyimli bir diplomatın şu değerlendirmesi dikkat çekici:</p>
<p>“Türkiye güçlü ve NATO için vazgeçilmez bir ülke. Ancak ittifak, Türkiye’nin sağladığı değeri, beraberinde getirdiği risklerle birlikte sürekli yeniden değerlendirmek zorunda kalıyor.”</p>
<p>Bu yaklaşım aslında Batı’da giderek yaygınlaşan düşüncenin özeti niteliğinde.</p>
<p><strong>Türkiye’nin en büyük avantajı </strong><strong>aynı zamanda en büyük riski</strong></p>
<p>Türkiye bugün Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e, Kafkasya’dan Ortadoğu’ya kadar uzanan geniş coğrafyada hemen her dosyanın içinde yer alıyor;</p>
<p>- Rusya ile konuşabiliyor; Ukrayna ile temas kurabiliyor.</p>
<p>- İran’la diyalog kanallarını açık tutuyor; ABD ile tarihinin en sorunsuz dönemini yaşıyor.</p>
<p>- Suriye’de ve Irak’ın kuzeyinde belirleyici askeri varlık bulunduruyor; Iraklı Kürtlerle ve Bağdat yönetimiyle aynı anda enerji alanında yakın çalışıyor.</p>
<p>- Avrupa Birliği’ne aday üye ve gümrük birliği içinde. Üstelik NATO’nun da ikinci büyük ordusuna sahip.</p>
<p>Ancak bütün bu ilişkiler ağına rağmen Ankara’nın uluslararası krizlerde kalıcı çözümler üreten başlıca aktörlerden biri haline gelemediği yönündeki eleştiriler de güçleniyor.</p>
<p>Hem Ukrayna savaşı, hem de İran meselesi bunun son örnekleri.</p>
<p>Washington, Tahran’la doğrudan ve dolaylı müzakereler yürütürken; Katar ve Pakistan gibi daha küçük ülkeler arabuluculukta öne çıktı. Türkiye ise sürecin önemli destekçilerinden biri olsa da masanın belirleyici aktörü haline gelemedi.</p>
<p>Keza Ukrayna savaşında da Türkiye’nin Moskova ve Kiev arasındaki, çatışmaların ilk gününden itibaren başlayan ve bugüne kadar devam eden arabulucuk çabaları hiçbir somut sonuç doğuramadı.</p>
<p><strong>Enerji koridorlarında yeni arayışlar</strong></p>
<p>Türkiye açısından benzer bir güç/jeopolitik konum/etki denklemi Ortadoğu’da yeniden kurulmakta olan enerji denkleminde de yaşanıyor;</p>
<p><strong>- Kerkük- Baniyas boru hattı projesi-</strong> İran savaşıyla birlikte giderek hız kazanan yeni enerji yolları denkleminde ABD, Irak ve Suriye’nin yaklaşık yetmiş yıldır atıl durumda bulunan Kerkük-Baniyas petrol boru hattını yeniden hayata geçirmek için kapsamlı hazırlık yürütüyor. Yaklaşık 800 kilometrelik hattın yeniden inşa edilmesiyle Irak petrolünün Hürmüz Boğazı’na bağımlılığı azaltılacak ve Akdeniz üzerinden dünya pazarlarına ulaşması sağlanacak. İran’ın Hürmüz üzerindeki baskısının arttığı bir dönemde bu proje yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik bir hamle niteliği taşıyor.</p>
<p>Projenin merkezinde ABD’nin bulunması ise, Washington’un Ortadoğu’yu yalnızca güvenlik alanında değil, enerji altyapısını da yeniden şekillendirmeye çalıştığının göstergesi.</p>
<p>Türkiye açısından ise bu gelişme iki farklı anlam taşıyor; Bir yandan Irak ile Kerkük-Ceyhan boru hattının yenilenmesi konusunda yürütülen görüşmeler Ankara’nın bölgesel enerji merkezi olma hedefini destekliyor. Diğer yandan Irak petrolünün alternatif güzergâhlarla Akdeniz’e ulaştırılması, Türkiye’nin yıllardır sahip olduğu transit avantajını kısmen azaltabilecek yeni seçenekler oluşturuyor.</p>
<p><strong>- IMEC rekabeti Türkiye’yi zorluyor-</strong> Asıl büyük mücadele ise Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) etrafında yaşanıyor.</p>
<p>Suriye yönetimi ve Türkiye, İran savaşı sonrasında değişen dengeleri kullanarak ticaret koridorunun kendi topraklarından geçirilmesini yeniden uluslararası gündeme getirmeye çalışıyor.</p>
<p>Ancak Avrupa’nın önemli ülkeleri bu öneriye temkinli yaklaşıyor. Bunun temel nedeni yalnızca teknik değil. Avrupa başkentlerinde, kritik ticaret yollarının Türkiye üzerinden geçmesi halinde kıtanın Ankara’ya ekonomik bağımlılığının artacağı yönünde ciddi çekinceler bulunuyor. Bu nedenle Avrupa’da halen İsrail merkezli güzergâha daha fazla destek verilirken, Filistin ve Ürdün’ü de içine alan alternatif ekonomik entegrasyon modelleri de tartışılıyor.</p>
<p>Bu tablo Türkiye’nin yalnızca coğrafi avantajının artık tek başına yeterli olmadığını gösteriyor. Koridor savaşlarında güven, öngörülebilirlik ve siyasi istikrar da en az coğrafya kadar belirleyici hale geliyor.</p>
<p><strong>Doğu Akdeniz’de yeni </strong><strong>güvenlik mimarisi</strong></p>
<p>Enerji rekabeti sürerken askeri alanda da bölgede yeni bloklaşmalar oluşuyor.</p>
<p>İsrail ve Yunanistan hava kuvvetlerinin Ege’de yeniden ortak tatbikatlara başlaması, özellikle havada yakıt ikmali gibi yüksek operasyonel kabiliyet gerektiren faaliyetleri içermesi nedeniyle oldukça dikkat çekici. Bu durum, İsrail-Yunanistan-Güney Kıbrıs eksenindeki savunma iş birliğinin giderek kurumsallaştığını gösteriyor.</p>
<p>Buna Hindistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin de farklı alanlarda eklemlenmeye başlaması, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin dikkatle izlemesi gereken yeni stratejik ağların oluştuğunu ortaya koyuyor.</p>
<p>Türkiye ise aynı dönemde karşı ağırlık oluşturacak adımlar atıyor; Mısır ile deniz taşımacılığı ve ticaret koridorları konusunda imzalanan mutabakat, Ankara-Kahire normalleşmesinin ekonomik ayağını güçlendiriyor. Ancak Mısır’ın Yunanistan ile imzalamış olduğu deniz yetki anlaşması hala Ankara’yı en çok zorlayan uluslararası sıkıntılardan biri olmaya devam ediyor. Ankara-Kahire arasındaki giderek artan yakınlaşmaya rağmen Mısır, Türkiye ile deniz yetki alanları konusunda ortaklaşmaya hala sıcak bakmıyor.</p>
<p>Irak ile Kerkük-Ceyhan hattının geleceğine ilişkin yürütülen müzakereler ise, Türkiye’nin Ortadoğu’daki enerji diplomasisinin devam ettiğini gösteriyor.</p>
<p>Son olarak tüm bunlara bir de Türkiye ve KKTC arasında geçen hafta imzalanan doğalgaz boru hattı projesi de eklendi.</p>
<p>Körfez sermayesinin Türkiye’ye ilgisinin sürmesi ve Dubai merkezli Emirates NBD’nin HSBC Türkiye’yi satın alma iddiaları ise uluslararası finans çevrelerinin Türkiye ekonomisine ilgisinin tamamen ortadan kalkmadığını ortaya koyuyor.</p>
<p>Bütün bu gelişmeler Ankara’nın yalnızca askeri değil, enerji, ticaret ve finans alanlarında yeni ortaklıklar geliştirmeye çalıştığının da göstergesi.</p>
<p><strong>Asıl sorun stratejik odaklanma, </strong><strong>öngörülebilirlik ve demokratik geri gidiş</strong></p>
<p>Tüm bu gelişmeler art arda konulduğunda ortaya çıkan sonuç net: Bugün Türkiye’nin temel problemi güç eksikliği değil; Asıl mesele, aynı anda çok fazla dosyada yer alırken hangi alanların gerçekten ulusal öncelik olduğuna karar verebilmek. Her masada bulunmak önemli; ancak hangi masada son sözü söyleyebildiğiniz daha önemli.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde enerji koridorları, lojistik ağlar ve yeni güvenlik ittifakları yeniden şekillenirken Türkiye’nin en büyük avantajı yine coğrafyası olacak. Ancak coğrafi avantajın kalıcı siyasi ve ekonomik kazanca dönüşebilmesi; öngörülebilir ekonomi, güçlü kurumlar, hukuk güvenliği, demokratik standartlar ve dış politikada net öncelikler oluşturulmasına bağlı olacak.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Şam’da semboller </strong><strong>üzerinden verilen mesaj  </strong></span></p>
<p>Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un NATO zirvesi öncesinde Suriye’ye yaptığı ziyaret, Türkiye’nin bölgedeki güç ve etki kapasitesi açısından önemli bir gelişme oldu. Macron’un, iç savaş sonrasında Emevi Camii’ni ziyaret eden ilk devlet başkanı olması ve bunu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan önce gerçekleştirmesi sembolik anlam taşıdı. Emevi Camii, yalnızca tarihi ve dini değil, Suriye’nin uluslararası sisteme yeniden kabulünün simgelerinden biri olarak görülüyor. Macron’un Şam’dan verdiği görüntü, Fransa’nın yeni Suriye’nin siyasi ve ekonomik yapılanmasında söz sahibi olma isteğini açıkça ortaya koydu. Bu tablo, “çok cephe, az sonuç” tartışmasının belki de en somut örneklerinden birini oluşturuyor. Türkiye’nin sahadaki güçlü konumuna rağmen diplomatik görünürlük ve uluslararası meşruiyet üretme konusunda geride kalabileceğini gösteriyor. Bölgesel nüfuzun artık yalnızca askeri varlıkla değil, diplomasi, ekonomi ve siyasi sonuçlarla ölçüldüğü anlaşılıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cok-cephe-az-sonuc-turkiyenin-stratejik-sinavi-83042</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/2/1280x720/46-1783920781.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çok cephe, az sonuç: Türkiye’nin stratejik sınavı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yilin-ilk-yarisinda-ithalatimiz-83041</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yılın ilk yarısında ithalatımız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Motorlu kara taşıtları ithalatımız önceki yılın aynı dönemine göre 2,5 milyar dolar geriledi. Biliyorsunuz, yurtiçi satışlarda da bu dönemde düşüş oldu. Altın ve diğer kıymetli metal ithalatımızda da 2 milyar doları aşan bir düşüş oldu. Otomotiv ve altındaki düşüş, toplam ithalatı 4,7 milyar aşağı çekti.</strong></p>
<p>Önceki yazıda yılın ilk yarısında ihracatımıza yönelik ana göstergeleri kısaca analiz etmiştim. Bugün ithalatımıza bakacağız.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5477c2d63bb-1783920578.png" alt="" width="420" height="249" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5477cfc1119-1783920591.png" alt="" width="412" height="686" /></p>
<p>- İlk 6 ayda ithalatımız yüzde 4,6 artışla 189 milyar doların üzerine çıktı.</p>
<p>- İthalat artışı ihracat artışının üzerinde olduğu için dış ticaret açığı 3,5 milyar dolar yükselişle 53 milyar dolar oldu.</p>
<p>- Son 12 aylık ithalat 374 milyar dolara ulaştı. Muhtemelen önümüzdeki aylarda, Mayıs 2023’teki 376 milyar dolarlık tarihi zirve geçilmiş olacak.</p>
<p>- Enerji fiyatlarındaki artış ile bu kalemdeki ithalatımız yüzde 6,2 yükselerek 34,3 milyar dolar oldu.</p>
<p>- Tutarları yüksek olmasa da, hububat ile gıda kalıntıları ve yemler yüzde 65 ve yüzde 35’lik oranlarla ithalatı en çok artan ürünler oldu.</p>
<p>- Motorlu kara taşıtları ithalatımız önceki yılın aynı dönemine göre 2,5 milyar dolar geriledi. Biliyorsunuz, yurtiçi satışlarda da bu dönemde düşüş oldu.</p>
<p>- Altın ve diğer kıymetli metal ithalatımızda da 2 milyar doları aşan bir düşüş oldu. Otomotiv ve altındaki düşüş, toplam ithalatı 4,7 milyar aşağı çekti.</p>
<p>- Elektronik ithalatı 2 milyar dolar (yüzde 14,1) artışla 16,1 milyar dolara çıktı.</p>
<p>- İthalat faturamızdaki yükselişte üç ana faktör öne çıkıyor: emtia fiyatlarındaki artış, yurtiçi tüketimdeki artış ve değerlenen TL.</p>
<p>- Buna karşılık, altın ve otomotiv talebindeki gerileme ile zayıf seyreden reel ihracat ise ithalatı aşağı çekiyor. Ticaret Bakanlığının uyguladığı ithalat önlemlerinin de baskılayıcı bir etkisi var.</p>
<p>- İthalatın arttığı ülkeler arasında Çin, ABD, Brezilya ve Kazakistan öne çıkıyor. Bu ülkelerdeki artışları domine eden ürünler şöyle: Çin: Elektronik, makine ve silah-mühimmat, ABD: Hava ve uzay taşıtları ile demir-çelik, Brezilya: Yağlı tohum ve meyveler, Kazakistan: Bakır ve değerli metaller.</p>
<p>- İthalatın azaldığı ülkeler ise Rusya, Almanya, Fransa ve BAE. Azalışa neden olan ürünler ise sırasıyla enerji, otomotiv ve kıymetli metaller.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yilin-ilk-yarisinda-ithalatimiz-83041</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yılın ilk yarısında ithalatımız ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/fiba-ticari-gayrimenkul-5-yilda-8-10-avm-projesi-gelistirecek-83065</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> FİBA Ticari Gayrimenkul, 5 yılda 8-10 AVM projesi geliştirecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MUSTAFA KEMAL ÇOLAK</strong></p>
<p>FİBA Holding bünyesinde yer alan FİBA Ticari Gayrimenkul, Türkiye’nin önde gelen ticari gayrimenkul yatırımcıları arasında yer alıyor. Hatta Türkiye’nin dışında Avrupa ve Uzakdoğu’daki yatırımları göz önünde tutulduğunda, sektörünün en yaygın coğrafyada hizmet veren şirketi olarak da nitelendirilebilir.</p>
<p>FİBA Grubu’nun iştiraki olarak 1998 yılından bu yana faaliyet gösteren FiBA Ticari Gayrimenkul (FİBA Commercial Properties-FİBA CP), Türkiye, Avrupa ve Uzakdoğu’da toplam 5 ülkede, 800 bin metrekareden fazla kiralanabilir alana sahip yapısı ile hizmet veriyor. Toplam, 11 alışveriş merkezi, 4 ofis binası, 5 rezidans kompleksi, 3 otel ve 2 sinema alanını kapsayan kapsamlı portföyü ile küresel ölçekte yatırımlar yönetiyor.</p>
<p>Yönetim ve İcra Kurulu Başkanlığı görevini Murat Özyeğin’in yürüttüğü Fİ- BA Ticari Gayrimenkul’ün CEO ve Yönetim Kurulu Üyesi Yurdaer Kahraman ile EKONOMİ gazetesi olarak bir araya geldik. Şirketin önemli projelerinden birinin yer aldığı Çin’e yapacağı seyahat öncesi buluştuğumuz Kahraman, bir taraftan FİBA Ticari Gayrimenkul’ün faaliyetleri ve yeni yatırım planlarını aktarırken, kendisinden sektörün Türkiye ve dünyadaki gelişimine ilişkin değerlendirmelerini de dinleme fırsatı bulduk.</p>
<h2>Konya'da yeni proje hazırlığı var </h2>
<p>Yurdaer Kahraman, şirket olarak iş tanımlarını, “Ticari gayrimenkullerin verimliliğini ve performansını artırma hedefiyle alışveriş merkezi, ofis, rezidans, otel ve sinema yatırımları gerçekleştirirken, aynı zamanda bu alanlarda iş geliştirme, mimari tasarım, inşaat yönetimi, kiralama, proje ve varlık yönetimi, entegre tesis yönetimi, pazarlama ve danışmanlık hizmetleri sunuyoruz” şeklinde yaparken, “Türkiye dışında Çin, Romanya, Moldova ve Kosova’da yatırımlarımız var. İlk yatırımımız 1999 yılında Romanya’daki Bucuresti Mall Alışveriş Merkezi’ydi. İkinci yatırımımızda yine Romanya’daki alışveriş merkezi Plaza Romania oldu. Daha sonra diğer ülkelerdeki yatırımlarımız geldi." diye konuştu.</p>
<p>İş hacimlerinde, Türkiye ve yurt dışı pazarlarda dengeli bir tablonun söz konusu olduğunu söyleyen FİBA Ticari Gayrimenkul’ün CEO ve Yönetim Kurulu Üyesi Kahraman, “M2 ve gelirlerde dengeli bir tablo söz konusu ama yurt dışı daha hızlı büyüyor. Önümüzdeki dönemde bu dengenin yüzde 60 yurt dışı, yüzde 40 Türkiye olmasını hedefliyoruz. Türkiye'de ise büyümeye devam ediyoruz. Adana'daki yatırımlarımızı genişleterek sürdürüyor, Konya'da da yeni projeler için hazırlıklarımızı yürütüyoruz." bilgisini verdi. </p>
<h2>M1 Adana’ya 30 yeni mağaza</h2>
<p>Fiba CP olarak Türkiye’de güçlü, köklü operasyonları yönetirken; Doğu Avrupa’da Moldova ve Kosova’daki projelerle küresel ölçekte hızlanan yatırım süreçlerinin parçası haline geldiklerini belirten Kahraman, Türkiye’deki yatırımlarına ilişkin şu bilgileri verdi: “M1 Adana’da ziyaretçi deneyimini yeniden tanımlayan yeni nesil ticari alanlar geliştiriyoruz, bizim M1 Adana inanılmaz bir başarı hikayesi. Türkiye'nin ve Avrupa'nın en iyi AVM'lerden birisi. 90 bin metrekare, yüzde 100 dolu. Şimdi biz onu 3.500 metrekareye büyütüyoruz. Neredeyse 30 tane yeni mağaza getiriyoruz. Bugün perakende ve ticari gayrimenkulde başarı; metrekare büyüklüğünden çok, insanların yaşamına ve şehir ekonomisine değer katan projelerle ölçülüyor. Biz de tam bu noktaya odaklanıyoruz”.</p>
<p>Alba City Center 2027’de açılıyor Bölgesel büyüme stratejilerinin önemli adımlarından birini Kosova'da gerçekleştirdiklerini dile getiren Yurdaer Kahraman, “Alba Group yatırımıyla Priştine'de inşa edilen, mimari konsept tasarım, kiralama ve yönetim süreçlerinde FİBA CP uzmanlığını taşıdığımız Alba City Center'ı Nisan 2027'de açmaya hazırlanıyoruz. Toplam 270 bin metrekare inşaat alanına sahip bu karma kullanım projesi; 21 bin 660 metrekare perakende kiralanabilir alanı, 74 seçkin mağazası ve 400 araçlık otopark kapasitesiyle Balkanlar'ın yeni yaşam ve alışveriş merkezlerinden biri olacak. Alba City Center, şehrin kalbinde yer alan konumu, şehir yaşamını sosyal alanlarla buluşturan ve deneyim odaklı yaklaşımıyla bölgeye yeni bir değer katmayı hedefliyor” dedi.</p>
<p>FİBA Ticari Gayrimenkul, ağırlıklı AVM projeleri üzerinden hizmet üretiyor. Sıfırdan proje geliştirdiği gibi satın almalar da yapıyor, aynı zamanda grup dışındaki AVM yatırımlarına da iyileştirme ve renovasyon hizmetleri sunuyor.</p>
<h2> Moldova’da karma proje geliştirdi </h2>
<p>Doğu Avrupa'nın büyüyen ülkelerinden Moldova’da iştirakleri Anchor Group ile Kişinev şehrinde iki önemli projeye imza attıklarını kaydeden Yurdaer Kahraman, yatırımlarına ilişkin şu bilgileri verdi: “Bunlardan ilki olan ‘Life Center’ karma kullanım projesinin temelini attık. 40 milyon Euro yatırım değerindeki proje; Marriott Moxy ve Residence Inn by Marriott otelleri, Medpark City Clinic ve Zaxi Restaurant'ı bir araya getiriyor. Toplam 25 bin m2 alana sahip Life Center ile Kişinev'i iş ve sağlık turizmi açısından bölgesel ölçekte önemli bir merkez haline getirmeyi hedefl iyoruz. Büyüme hamlemizin ikinci ayağını ise 60 bin metrekare kiralanabilir alana sahip yeni alışveriş merkezi projemiz oluşturuyor. Moldova'nın en büyük alışveriş merkezi olacak bu projeyle ülkenin perakende altyapısına önemli katkı sağlamayı amaçlıyoruz. Bu iki stratejik yatırımla Moldova'daki ticari kiralanabilir alan portföyümüze toplam 85 bin metrekare yeni alan ekliyor; ülkedeki operasyonel gücümüzü ve bölgesel varlığımızı daha da pekiştiriyoruz”.</p>
<p>Gelecek 5 yıl içinde kaç yeni AVM projesi hedeflediklerine ilişkin sorumuza ilişkin Yurdaer Kahraman, “Bu tamamen kalite anlayışımıza bağlı. Sırf portföy büyüsün, sayı artsın diye projelere girmeyiz. Böyle bir yaklaşım, başarının başlangıcı olmaz. Biz değer yaratan bir ekibiz. Önümüzdeki 5 yılda Türkiye ve Doğu Avrupa'da 8 ile 10 arasında kaliteli AVM projesi hedefliyoruz” yanıtını verdi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/fiba-ticari-gayrimenkul-5-yilda-8-10-avm-projesi-gelistirecek-83065</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/5/1280x720/yurdaer-kahraman-1783922918.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ FİBA Ticari Gayrimenkul, FİBA Holding çatısı altında, Türkiye dahil 5 ülkede gayrimenkul projeleri bulunan küresel bir şirket olarak faaliyetlerini sürdürüyor. FİBA Ticari Gayrimenkul’ün CEO ve Yönetim Kurulu Üyesi Yurdaer Kahraman, Türkiye ve yurt dışında yeni yatırımlara imza attıklarını dile getirerek, gelecek 5 yıla ilişkin de, “Önümüzdeki 5 yılda Türkiye ve Doğu Avrupa&#039;da 8 ile 10 arasında kaliteli AVM projesi hedefliyoruz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hurmuzun-kapatilmasi-abd-iran-savasinda-basa-donus-83040</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hürmüz’ün kapatılması, ABD-İran savaşında başa dönüş</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Başkan Trump, Hürmüz Boğazı’na ABD donanmasını getirerek  kendisini köşeye sıkıştırdı. İran lehine olan bir anlaşma ile bölgeden ayrılırsa ara seçimi kaybedecek. Düşük tempo ile seçime kadar devam edecek bir savaş senaryosunda seçimi gene kaybedecek. </strong></p>
<p>Hürmüz Boğazı’nın kapatıldığı haberinin yarattığı tedirginlik ile haftaya başlıyoruz. ABD saldırılarına karşı dayanma gücünü ispat eden İran, yaklaşan ara seçimlere de güvenerek ABD’ye rest çekti. Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ile ABD-İran savaşı başlangıç dönemine geri dönüldü. </p>
<p>Enerji piyasası Hürmüz Boğazı’ndaki çatışmalara son dönemde sınırlı negatif tepki verdi. Ara seçim öncesi Başkan Trump’ın anlaşma yapmak zorunda kalacağına inanan oyuncular iki ülke arasında tırmanan gerginliği geçici bir risk olarak okumayı tercih etti. </p>
<p>Bu kez farklı olur mu?  İran’ın rest çekmesine ABD el yükselterek cevap verir mi? Başkan Trump’ın “ülkenin altyapısını, tuzlu su arıtma tesislerini vururuz” tehdidi gerçeğe dönüşür mü? Bu soruların analitik cevabı yok. </p>
<p><strong>İki tarafın da kendini galip ilan </strong><strong>edeceği anlaşma ihtimali azaldı</strong></p>
<p>Başkan Trump, Hürmüz Boğazı’na ABD donanmasını getirerek  kendisini köşeye sıkıştırdı. İran lehine olan bir anlaşma ile bölgeden ayrılırsa ara seçimi kaybedecek. Düşük tempo ile seçime kadar devam edecek bir savaş senaryosunda seçimi gene kaybedecek. </p>
<p>Başkan Trump’ın, seçimi kazanmak için İran’a karşı mutlak zafer iddia edeceği bir anlaşmaya veya gerçek bir zafere ihtiyacı var. Son gelişmeler Kadeş benzeri bir anlaşma ile iki tarafın da kendini galip ilan edeceği bir anlaşma ihtimalini azalttı. Başkan Trump seçimi kazanmak için İran’ın enerji dışındaki altyapısını vuran yıkıcı bir saldırı başlatmak zorunda kalabilir.  </p>
<p>Bu saldırının sonucu  ne olur öngörmek zor. Savaşın iyisi olmaz. Ama piyasalar için kısa vadede daha az kötü senaryo ABD’nin mutlak  ve çabuk bir zafer ile bölgeden ayrılması. Bu senaryoda, enerji altyapısında kalıcı bir hasar oluşmazsa petrol fiyatları hızla geriler. Cumhuriyetçilerin ara seçimlerde elini güçlendirecek bu sonuç, ABD ile  ilişkilerin iyileştiği bir dönemde, Türkiye için olumlu olur. </p>
<p>Kötü senaryo, yıkıcı savaşın bir zafere dönüşmeden devam etmesi. Enerji altyapısının muhtemelen zarar göreceği bu senaryoda petrol fiyatları yeniden 80 dolar 100 dolar aralığına yükselir.  Ekonomi yavaşlarken, enflasyonun yükseldiği bu dönemde stagflasyon korkuları tırmanırken, hisse senedi, tahvil, enerji-gübre-petrokimya dışı emtia değer kaybeder. </p>
<p>Cumhuriyetçilerin ara seçimi kaybedeceği, Başkan Trump’ın topal ördeğe dönüşeceği bu senaryonun kazananı İran Devrim Muhafızları olur. ABD ülkelerin rejimini değiştirerek dünyayı yönetme sevdasına yeni çılgın başkanını bulana kadar ara verir. Tek kutuplu dünyadan bölgesel güçlerin olduğu çok kutuplu bir dünyaya evriliriz. </p>
<p>Ortadoğu’daki savaş hangi senaryo ile sonuçlanacak bilmiyoruz. Ama risklerin arttığı bir senaryo ile karşı karşıyayız. Jeopolitik risklere karşı küresel yatırımcılar  genelde dolar ve altına yönelerek, havacılık hisselerini satarak, enerji-petrokimya temasını alarak cevap veriyor. </p>
<p><strong>Yatırımcıların, hisse portföylerinde </strong><strong>ayarlama yapmasında fayda var</strong></p>
<p>Türkiye piyasalarında jeopolitik risk dönemlerinde dövize yönelme sınırlı oluyor. Sıkı para politikası liradan kaçışı, dolara yönelmeyi sınırlarken, kısa-orta vadeli tahvillere satış getiriyor. Borsa İstanbul’da  jeopolitik risk dönemlerine banka, banka sahibi holding ve havacılık hisseleri sert değer kaybediyor, rafineri, petrokimya ve savunma hisseleri değer kazanıyor. </p>
<p>Ortadoğu’da savaş hangi senaryoya evrilecek bilmiyoruz. Ancak yatırımcıların hisse portföylerinde küçük adımlarla da olsa ayarlama yapmasında fayda var. Hissede uzun pozisyon taşımak isteyen  ama riskini sınırlamak isteyen yatırımcılar kötü senaryoya karşı portföylerinde banka, havacılık hisselerinin ağırlığını azaltıp, petrokimya, rafineri, savunma hisselerinin ağırlığını artırabilir. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hurmuzun-kapatilmasi-abd-iran-savasinda-basa-donus-83040</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hürmüz’ün kapatılması, ABD-İran savaşında başa dönüş ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-83037</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu hafta piyasada yönü ne belirleyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Bu Hafta Piyasada Yönü Ne Belirleyecek? | Ekonomi Masası | 13 Temmuz" src="https://www.youtube.com/embed/Oxbza12eDss" width="700" height="535" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-83037</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/3/1280x720/berfin-cipa-talip-aktas-1771825245.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yardim-mi-bagimlilik-yaratmak-mi-83039</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yardım mı, bağımlılık yaratmak mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yardım yapar gibi görünmeyin, yardım yapın ve görünmeyin. Erdemli olan budur ancak günümüzde yardımlar; ya siyasi ikbal veya ekonomik kazanım gayesiyle, kendine bağımlı kılmak için yapılıyor.</strong></p>
<p><strong>Dünya Bankası</strong>’nın (DB) <strong>Afrika</strong> ülkelerine 50 yıl boyunca yaptığı yardımların neticelerine bakıyoruz. DB, <strong>hangi ülkeye ne kadar yardım yapmışsa o ülke kalkınacağına daha da fakirleşmiş</strong>. Bazı altyapı gelişmeleri yaşansa da <strong>iç savaşlar</strong> çoğalmış, <strong>katliamlar</strong> artmış, Afrika halkları <strong>daha mutsuz</strong> olmuş.</p>
<p><strong>Sebebi</strong> araştırıldığında ortaya çıkan şu: DB yardımı, <strong>o ülkenin muktedirleri üzerinden</strong> yaptığı için ülkeyi yönetenler bunu <strong>kendi yandaşına </strong>aktarmış, <strong>yönetenler semirmiş</strong> ve halkı üzerinde baskılarını artırmış. Kısaca <strong>yardımın miktarı kadar</strong> bunu <strong>kimler üzerinden ülkeye aktardığın</strong>; en kritik olgu imiş.</p>
<p><strong>DÜNYA BANKASI YARDIMLARI, ÜLKELERİ BATI’YA BAĞIMLI KILMA PROJESİ</strong></p>
<p><strong>Bilkent</strong>’in efsanevi hocalarından <strong>Norman Stone</strong>’un dış yardım tanımı şu: “<strong>Zengin ülkelerin fakir insanlarından alınıp, fakir ülkelerin zengin insanlarının cebine konan para...</strong>” O kadar doğru ki... DB’nin <strong>Afrika’yı fakirleştiren yardımları</strong>, yerel muktedirleri <strong>Batı’ya bağımlı kılma projesi</strong> halini aldı.</p>
<p><strong>John Perkins</strong>’in <strong>Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları</strong> kitabında anlattığı sistem, gelişmekte olan ülkelerin devasa altyapı projeleriyle (<strong>otoyol</strong>, <strong>liman</strong>, <strong>enerji santrali</strong>) borçlandırılıp ekonomik ve <strong>siyasi bağımlılığa sürüklenmesini</strong> özetler. Borç daima ülkeye değil, <strong>projeyi yapan çokuluslu şirkete</strong> gider.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Yardım bağımlılığına dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Neden altyapıya?</em></strong></p>
<p>Çünkü borç veya yardım ile o <strong>ülkeyi kendine bağımlı</strong> kılarken, <strong>kendisine rakip oluşturmak</strong> istemez. Otoyola, tünele harca ama <strong>ağır sanayi</strong> kurma, <strong>çip fabrikası</strong> yapma, <strong>teknoloji geliştirip</strong> bizi üzme.</p>
<p><strong><em>Peki, borç verme?</em></strong></p>
<p><strong>Sokullu</strong>, <strong>Kanuni </strong>huzurundadır; -<strong>efendim Kırım Hanı, yine borç istiyor</strong>. –Peki, sen ne düşünüyorsun? -Önceki verdiğimiz borçları hâlâ geri ödemedi, <strong>vermeyelim</strong> derim. –<strong>Ver, ver; borç alan, emir de alır</strong>...</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>MARSHALL PLANI YARDIMDAN ZİYADE KAYNAK AKTARIM PROJESİYDİ</strong></p>
<p><strong>ABD</strong>; vergi verenlerin parasını, Amerika’daki işletmelere aktarmak için <strong>yurt dışına borç</strong> diye verip <strong>kendi malını</strong> aldırıyordu. <strong>Marshall Planı</strong>, 2’nci Dünya Savaşı’nda yıkılan Avrupa'yı ayağa kaldıracaktı ancak <strong>tarım</strong>, <strong>sanayi makinelerini ABD’den alma şartıyla</strong>. Netice ise <strong>ABD bağımlılığı</strong> inşa etmek oldu.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>YARDIM LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Yardım</strong>: Sıkıntıyı gidermek, ihtiyacı karşılamak için kendi gücünü bir başkasına aktarma</p>
<p><strong>Zekât</strong>: Zenginlerin yılda bir kez birikimlerinin en az  %2,5’ini (kırkta bir) fakirlere aktarması</p>
<p><strong>Hibe</strong>: Malın veya paranın hiçbir karşılık beklemeden bir başkasına devredilmesi, bağışlanması</p>
<p><strong>Borç</strong>: Malın, hizmetin, paranın, daha sonra faiziyle geri ödenmek şartıyla bir başkasına aktarılması</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yardim-mi-bagimlilik-yaratmak-mi-83039</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/Dunya-Bankasi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yardım mı bağımlılık yaratmak mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/servet-transferi-iste-boyle-yapilir-83038</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Servet transferi işte böyle yapılır!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>23 Eylül 2021… Türkiye ekonomisindeki en büyük dönüşüm için adım atılan tarih… O yılın mart ayından sonraki tüm PPK toplantılarında “<strong>Faiz, enflasyonun altında belirlenmeyecektir</strong>” diyen Merkez Bankası bir anda görüş değiştirdi ve politika faizini düşürdü.</p>
<p>Artık Merkez Bankası mı görüş değiştirdi, yoksa Merkez Bankası görüşünü değiştirmek zorunda mı kaldı, orasını bilemeyiz; ama sonuç ortada ve faiz indirildi, üstelik bu indirimin devamı geldi.</p>
<p>Faiz indirilince kur fırladı, kur fırlayınca enflasyon tırmandı gitti. Aradan neredeyse beş yıl geçti ve Türkiye hâlâ enflasyon belasıyla uğraşıyor, bu gidişle daha epeyce uğraşacak.</p>
<p>Ekonomi beş yıl önce öylesine büyük bir sarsıntı geçirdi ki Eylül 2021’de faiz indirimi öncesinde yüzde 20’in altında bulunan yıllık enflasyona inebilmek Türkiye için hâlâ büyük bir hedef.</p>
<h2>Enflasyon herkes için kötü değil!</h2>
<p>2021’de faiz indirildi, kur fırladı ve enflasyon tırmanışa geçti. Gerçi kurdaki artış, aralık ayında ilan edilen ve Türkiye’ye çok büyük bir yük getiren KKM ile bir süreliğine duraksadı ama enflasyonda ok yaydan çıkmıştı bir kere. Onu tutmak mümkün değildi.</p>
<p>Resmi hesaplamalar bile yüzde 100’e yaklaşan oranlar ortaya koydu. Derin bir yoksulluk başladı, üstelik hâlâ devam ediyor.</p>
<p>Ancak yüksek enflasyon herkes için kötü değildi ki…</p>
<p>Kimler için mi; örneğin ürettiği mal ve hizmetin fiyatına o enflasyon ölçüsünde zam yapabilenler için… Zaten enflasyon da büyük ölçüde fiyatını istediği gibi artırabilenlerin etkisiyle bu düzeylere çıkıyordu.</p>
<p>Kimler için mi; düşen faizlerle çok düşük faizli bu krediye ulaşma olanağı olanlar için… Hele bu kesimler için bulunmaz bir dönem yaşanıyordu. Örneğin 2022’nin sonu, 2023’ün başı… Kredi faizleri yüzde 20’nin altına inmiş, enflasyon ise yüzde 80’lerin üstünde seyrediyor. Bundan daha güzel bir dönem olabilir miydi?</p>
<p>Şu itirazı duyar gibiyim: “<strong>Kredi faizi yüzde 20’lerin altına inmiş, iyi güzel de bu faizi o tarihte oluşan ve geride kalan bir yıldaki durumu gösteren yüzde 80’ler düzeyindeki enflasyonla kıyaslamak doğru olmaz. Gelecek bir yılın enflasyonuna bakmalı</strong>.”</p>
<p>Elbette ona da baktım. 2022 sonu, 2023 başı kredi faizleri yüzde 20’nin altında, öyle ki yüzde 15’in bile altına inilmiş, peki bu krediler kullanıldıktan bir yıl sonrasında enflasyon ne mi olmuş, yüzde 60’larda oluşmuş. Arada yine müthiş bir fark var.</p>
<h2>Grafikler her şeyi ortaya koyuyor</h2>
<p>Grafiklerde bu dönemlerde neler olduğu somut olarak ortada. Birinci grafik, biraz önce aktardım, itiraz konusu edilebilecek verileri gösteriyor. Kredi kullanılan tarihteki enflasyon neydi, bu görülebilir. Vadeyi bir yıl olarak varsaydım, karşılaştırmayı böyle yaptım. Kredi kullanılan tarihteki faiz ile enflasyon arasında müthiş bir fark var.</p>
<p>Ama hadi diyelim o enflasyonla kredi faizini karşılaştırmak pek doğru değil, kabul. Kredi faizini, bir yıl sonra gerçekleşen enflasyonla karşılaştırınca durum pek değişmiyor ki. Yine iki oran arasında kredi kullananlar lehine çok büyük bir fark oluşuyor.</p>
<p>Yani kredi kullanan şanslı mı şanslı. Kredi faizi yüzde 20’lerde, hatta zaman zaman daha aşağıda, enflasyon ise yüzde 60’larda.</p>
<p>Dolayısıyla yüzde 20 ile 25 ile kredi kullan; üretim yap, bunu yüzde 60 zamlı sat, daha ne istenir!</p>
<h2>Ya da üretim yapma!</h2>
<p>Ya da; yüzde 20 ile 25 ile kredi kullan; bu parayı ne yeni yatırım yapmakta, ne üretimini artırmakta kullan, git yat-kat-kotra al!</p>
<p>Bu yapılmadı mı yani? O ucuz krediyi üretime, yatırıma dönüştürmeden amacı dışında kullanan olmadı mı?</p>
<p>Bu durum yalnızca ticari krediler için de geçerli değil. İşini bilenler ve ödeme gücü olanlar çok düşük faizli kredi kullanıp gayrimenkul de aldı, başka varlıklar da.</p>
<p>Enflasyon yüksekti, faiz düşüktü, kredi faizi adeta yerlerdeydi, tabii ki mevduat faizi de enflasyonun çok çok altında kaldı. Nimet-külfet! Bir külfet oluşmalıydı ki onun nimetinden yararlananlar olsun. Nitekim oldu da… Türk parası cinsinden tasarruf etmeyi tercih edenler reel olarak büyük bir kayba uğradı.</p>
<h2>El ovuşturmadan sızlanmaya…</h2>
<p>Faizin üç dört katı enflasyon varken sessizce el ovuşturan büyük bir kesim şimdiki koşullardan büyük bir rahatsızlık duyuyor. Normaldir, kendi açılarından tabii ki haklılar.</p>
<p>İyi de normal bir ekonomide kredi faizi 20’lerde, hatta zaman zaman daha aşağıdayken enflasyonun 60, 70, 80 olması ve bunun yıllarca sürmesi beklenebilir mi?</p>
<p>Tabii ki beklenmiyordu, bakmayın şimdi sızlananlara, onlar da beklemiyordu ama şimdiki durum da pek hoşlarına gitmiyor.</p>
<p>Nedir o durum; grafiklerdeki sarı alanlar… Kredi faizinin enflasyonun üstünde olduğu dönemler. Yani bugünler… O fark hızla daralsın ve yeni mavi alanlar oluşsun isteniyor.</p>
<p>O günler biraz geride kaldı, en azından şimdilik. Ama gün gelir belli kesimlere yine kaynak aktarmak istenir ve grafiklerde mavi alanlar yeniden beliriverir. Örtülü biçimde istenen de bu zaten.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a546928968eb-1783916840.png" alt="" width="800" height="234" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/servet-transferi-iste-boyle-yapilir-83038</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/merkez-bankasi-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Servet transferi işte böyle yapılır! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-demir-celikte-yol-gecen-hani-oldu-fiyat-kirma-savasi-sektoru-zorluyor-83036</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye, demir çelikte ‘yol geçen hanı’ oldu, ‘fiyat kırma savaşı’ sektörü zorluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HAKAN Güldağ</strong>’la birlikte Habaş Topluluğu Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Mehmet Başaran</strong>’ın odasına girdiğimizde telefondaydı. İster istemez kulak misafiri olduk:</p>
<p>-          <strong>Arkadaşlar, maalesef demir-çelikte fiyat kıranlar var ama biz yapamayız. Nereye, ne zamana kadar zararına satış yapılabilir? Olacak iş mi?</strong></p>
<p>Telefonu kapattıktan sonra bize döndü, dert yandı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye, demir-çelik ürünleri için </strong>“yol geçen hanı” <strong>gibi oldu. Uzak Doğu başta olmak üzere dünyanın birçok ülkesinden demir-çelik geliyor. Bazı yerli üreticiler de çok fazla fiyat kırmaya başladılar. Zararına mal satıyorlar. Bütün sektörü zor duruma düşürüyorlar.</strong></p>
<p><strong>Mehmet Başaran, </strong>bazı yerli üreticilerin fiyat kırmalarının gerekçesini şöyle açıkladığını aktardı:</p>
<p>-          <strong>Enflasyonla mücadele programı çerçevesinde faizler yüksek seyrediyor. Ayrıca öze</strong><strong>l</strong><strong>likle işletme kredisi konusunda bankalarda muslukların kısılmış hali devam ediyor. Kimi sektör oyuncuları pahalı kredi kullanmak yerine fiyat kırıp nakit ihtiyacını karşılıyor.</strong></p>
<p>Şu noktaya işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Bütün dünya çelik sektörünü gümrük vergileriyle koruyor. Türkiye, dünyanın demir çeliği için açık pazar haline gelmiş bulunuyor.</strong></p>
<p><strong>Başaran</strong>’ın anlattıklarını dinlerken 28 Şubat 2026’da ekonomim.com sitemizin düzenlediği, Hazine ve Maliye Bakanı <strong>Mehmet Şimşek</strong>’in sunum yaptığı <strong>“Ufuk Turu” </strong>toplantısında, Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Fuat Tosyalı</strong>’yla yaptığımız sohbeti anımsadım.</p>
<p><strong>Fuat Tosyalı, </strong>Bakan <strong>Şimşek</strong>’in de not alarak izlediği sohbette önce demir çelik sektörünün önemi üzerinde durmuştu:</p>
<p>-          <strong>Çelik sektörü olmayan bir ulusun bağımsızlığından söz edilemez. Bugün ticaret savaşlarının da ana aktörü çeliktir.</strong></p>
<p>Türkiye’nin çelik üretiminde dünyada 7’nci sırada olduğunu kaydetmişti:</p>
<p>-          <strong>Sektörümüz uzun süredir yoğun dış baskı altında. Uzun süre Rusya ve Ukrayna’nın devlet dampingli ürünleriyle mücadele ettik. Son 4-5 yılda tablo değişti. Bu kez Çin kaynaklı </strong>“istila” <strong>söz konusu. </strong>“Yıkıcı” <strong>rekabet, </strong>“yok edici” <strong>rekabete dönüştü.</strong></p>
<p>Ülkemizdeki büyük üretim kapasitesine rağmen geçen yıl 19 milyon ton çelik ithalatı yapıldığının altını çizip, Avrupa Birliği’ne (AB) de dikkat çekmişti:</p>
<p>-          <strong>AB de Türk çeliğine karşı önlemler alıyor. Gümrük Birliği ve serbest ticaret anlaşmalarına rağmen kota uygulaması başlattı. Farklı isimler altında çelik girişini engellemeye çalıştılar. Sonra kotaları daha da aşağı çektiler.</strong></p>
<p><strong>Mehmet Başaran, </strong>durumu daha detaylı, verilerle anlatmaları için inşaat demirinden yassı çeliğe kadar farklı birimlerdeki yöneticilerini odasına çağırdı. İlk gelen yönetici inşaat demiri tarafına bakıyordu:</p>
<p>-          <strong>İthal ürünler karşısında fiyat kıran bazı yerli üreticilere inşaat demirinin tonunu 565 dolara satıyor. Oysa bizde inşaat demirinin ton başına maliyeti 590 dolara yaklaşıyor. Çin’den ise aynı ürün</strong><strong>,</strong><strong> liman teslimi 530 dolara ülkemize giriyor.</strong></p>
<p>Yöneticilerden <strong>Serdar Kilimci </strong>araya girip yassı çelikten ihracat-ithalat verisi paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Bu yılın ilk 5 ayında 1 milyon tonluk yassı çelik ihracatına karşılık 1.5 milyon ton ithal ürün geldi.</strong></p>
<p>Mısır’dan, Malezya’dan, Meksika’dan, Makedonya’dan ithal çelik geldiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Mısır, bizim sektöre anti-damping vergisi uyguluyor. Dolayısıyla yüzde 50 dolayında gümrük vergisiyle biz Mısır’a ürün gönderebiliyoruz.  Mısır’dan bize 140 bin ton ürün gelirken, biz 40 bin ton satabiliyoruz.</strong></p>
<p>Bir örnek de Fransa’dan verdi:</p>
<p>-          <strong>Fransa’dan ülkemize 100 bin ton dolayında yassı ürün geliyor. Bizim sattığımız 5-10 bin tonu pek geçmiyor.</strong></p>
<p>Ardından İngiltere’ye uzandı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye, İngiltere ile serbest ticaret anlaşması (STA) imzaladı. Çok geçmeden İngiltere de Türk çeliğine kota koydu. Kotayı aşan ürünler için yüzde 50 gümrük vergisi fiyata biniyor.</strong></p>
<p>Türk demir-çelik sektörü uzun süredir dampingli ithal ürünlerin piyasada haksız rekabete yol açtığını dile getiriyor, buna karşı önlem alınması yönündeki taleplerini ortaya koyuyor…</p>
<p>Türkiye’nin dünya demir çelik sektörü açısından <strong>“yol geçen hanı”</strong>na dönüşmesi, içerideki rekabeti de <strong>“yok edici” </strong>noktasına taşımış görünüyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Avrupa Birliği, Türk çeliğine uyguladığı kotaları sürekli kısıyor</span></h2>
<p><strong>HABAŞ </strong>Topluluğu Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Mehmet Başaran, Serdar Kilimci</strong>’ye Avrupa Birliği’nin (AB) Türk çeliği ile ilgili kararlarını anlatmasını istedi. <strong>Kilimci, </strong>2012-2013 yıllarına uzandı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye, Avrupa Birliği (AB) ülkelerine ilk kez 2012-2013 döneminde 400 bin tona yakın yassı çelik ihraç etti. Avrupa’nın demir-çelik devleri bizim ihracatımıza itiraz etti.</strong></p>
<p>2018 yılında Habaş’ın da AB ülkelerine yassı ürün ihracatında devreye girdiğini anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Dolayısıyla sektörümüzün AB ülkelerine yassı ürün ihracatı arttı. AB, sonunda </strong>“global kota”<strong>ya geçti. Ancak, AB ülkelerindeki sektör devleri bunu yeterli görmedi, bir süre sonra </strong>“ülke bazlı kota”<strong>ya geçildi.</strong></p>
<p>2020 yılında, yani pandemi günlerinde Türkiye’nin AB ülkelerine ihracatının arttığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bunun üzerine Türkiye’nin kotasını 600 bin tona indirdiler. Bu yetmedi, bir süre sonra kota 400 bin tona çekildi.</strong></p>
<p>AB’nin 1 Temmuz 2026’dan itibaren bir indirim daha yaptığına dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>AB ülkelerine yassı ürün ihracat kotamız 160 bin tona indirilmiş durumda.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye’nin üretim gücü ile küresel marka yolculuğunu buluşturduk</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5467eb1d307-1783916523.jpg" alt="" width="700" height="434" /></span><strong>ÇORUM </strong>merkezli yılların <strong>“Eve Seramik”</strong>in <strong>“İsvea Seramik”</strong> adıyla halka açılması dikkatimi çekti, Ece Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Erdem Çenesiz</strong>’e sordum:</p>
<p>-          <strong>Halka açılırken neden </strong>“İsvea”<strong>yı bir anlamda vitrine çıkardınız?</strong></p>
<p>İsvea Seramik’in de Yönetim Kurulu Başkanı olan <strong>Erdem Çenesiz, </strong>yanıta şöyle girdi:</p>
<p>-          <strong>Ece Holding, banyo grubundaki tüm faaliyetlerini </strong>“İsvea” <strong>çatısı altında birleştirerek yalnızca şirketlerini değil, vizyonunu da tek marka altında topladı.</strong></p>
<p>İtalya’nın tasarım kültürü ile Türkiye’nin üretim gücünün aynı yapıda buluştuğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Böylece vitrifiye seramik, FFC mutfak evyeleri, gömme rezervuar, klozet kapağı ve banyo mobilyalarından oluşan 5 fabrikalık entegre bir üretim ekosistemi ortaya çıktı.</strong></p>
<p>Ece Banyo’nun İsvea bünyesine katılmasıyla hem yurt içinde hem de uluslararası pazarlarda daha güçlü bir marka yapısının parçası olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bu birleşmeyi yalnızca operasyonel bir karar olarak görmedik. Dünyadaki değişimi, Türkiye’nin üretim kabiliyetini ve önümüzdeki dönemde oluşacak fırsatları değerlendirdiğimizde, İsvea’nın çok daha büyük bir sıçrama yapabileceğine inandık.</strong></p>
<p>Amaçlarının yalnızca finansman sağlamak olmadığının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Daha kurumsal, daha şeffaf, sürdürülebilirliği merkeze alan ve uluslararası ölçekte rekabet eden bir şirket yapısını kalıcı hale getirmek istedik. Yatırımcıların gösterdiği büyük ilgi de bu vizyonun karşılık bulduğunu gösterdi.</strong></p>
<p>Halka arzdan sağlanan kaynağın yüzde 65’ini yeni yatırımlara ayıracaklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Önceliğimiz sürdürülebilirlik, verimlilik artışı, dijitalleşme, otomasyon ve maliyet avantajı sağlayacak teknolojik yatırımları hızla tamamlamak olacak. Bu yatırımlar uluslararası rekabet gücümüzü de önemli ölçüde yükseltecek.</strong></p>
<p>Üretimi Anadolu’nun merkezinde gerçekleştirdiklerini anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Bu sadece duygusal bir tercih değil, aynı zamanda güçlü bir rekabet gücü avantajıdır. Enerji, iş gücü, lojistik ve üretim verimliliği açısından sahip olduğumuz avantajlar, planladığımız yatırımlarla birlikte daha da belirgin hale gelecek. </strong> </p>
<p>Gelirlerinin yarısını ihracattan elde ettiklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Hedefimiz fiyatıyla değil, tasarımıyla, teknolojisiyle, inovasyonuyla ve markasıyla dünyada referans gösterilen bir Türk şirketi olmak. İsvea’nın halka arzını da bu uzun yolculuğun en önemli kilometre taşlarından biri olarak görüyoruz.</strong></p>
<p>Dünyada rekabetin sadece maliyetle kazanılmadığının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Rekabet, teknolojiyle, tasarımla, sürdürülebilirlikle ve güçlü markalarla kazanılıyor. İsvea olarak biz bu dönüşümü başlattık. Attığımız adımların yalnızca şirketimizin değil, Türk vitrifiye seramik sektörünün uluslararası algısını da değiştireceğine inanıyoruz.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-demir-celikte-yol-gecen-hani-oldu-fiyat-kirma-savasi-sektoru-zorluyor-83036</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/6/1280x720/mehmet-basaran-1783916468.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye, demir çelikte ‘yol geçen hanı’ oldu, ‘fiyat kırma savaşı’ sektörü zorluyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/altin-yatirimi-yaristan-kopmadi-83035</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Altın yatırımı yarıştan kopmadı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Altın fiyatları 28 Şubat'ta ABD, İsrail- İran savaşının başlamasından bu yana sert kayıp yaşamaya devam ediyor. Bu durum yurtiçi yerleşiklerin altın mevduatında kayıp yarattı ama altına talep ivme kaybetse de sürüyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası verilerine göre 28 Şubat’tan bu yana parite etkisinden arındırılmış olarak kıymetli maden mevduatı 2.5 milyar dolar arttı, altın mevduatı büyüklüğü ise 91.7 milyar dolara indi bu 28 Şubat'a göre 18 milyar dolarlık düşüşe işaret ediyor. Yurtiçi yerleşiklerin bu dönemde asıl tercihi ise TL mevduat olmaya devam etti.</p>
<h2>Onsta gerileme yüzde 21’i aştı </h2>
<p>Savaş ve yarattığı belirsizlik altın fiyatlarına negatif etki yaptı. Merkez bankalarının sıkı para politikasını daha uzun süre sürdüreceğine yönelik beklentiler son yıllarda hızlı yükselişiyle dikkat çeken altının ons fiyatında sert düşüşe neden oldu. Savaş öncesi altının ons fiyatı 5 bin 300 dolar seviyesindeyken geçen cuma günü kapanışta 4 bin 119 dolara kadar geriledi. Bu gelişme yüzde 21’in üzerinde bir düşüşe işaret ederken bir türlü yukarı yönlü hareket de gerçekleştiremedi. Aynı dönemde gram altın fiyatları da 7 bin 433 liradan cuma kapanışta 6 bin 220 liraya kadar indi. Gram altın fiyatı da yüzde 17,5 seviyesinde geriledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a54667f693b8-1783916159.png" alt="" width="763" height="284" /></p>
<h2>Toplam altın mevduatı geriledi </h2>
<p>Fiyatlardaki değişim yurtiçi yerleşiklerin hem altın talebini hem de altın mevduatındaki kazançlarını geriletti. TCMB haftalık para ve banka verilerine göre 27 Şubat ile biten haftada parite etkisinden arındırılmamış olarak yurtiçi yerleşiklerin kıymetli maden mevduatının büyüklüğü 109 milyar 652 milyon dolar seviyesindeydi. Yurtiçi yerleşik gerçek kişilerin kıymetli maden mevduatı 99 milyar 426 milyon dolarken, tüzel kişilerin kıymetli maden mevduatı da 10 milyar 226 milyon dolardı. Savaşla birlikte altın fiyatlarındaki düşüşün de etkisiyle 3 Temmuz ile biten haftada toplam kıymetli maden mevduatı parite etkisi dahil 17 milyar 949 milyon dolar azalarak 91 milyar 702 milyon dolara indi. Bu düşüşün 16 milyar 495,5 milyon doları gerçek kişilerin kıymetli maden mevduatında, 1 miyar 454,2 milyon doları ise tüzel kişilerin kıymetli maden mevduatında gerçekleşti.</p>
<h2>Parite etkisi hariç yükseliş var </h2>
<p>TCMB haftalık para ve banka verilerine göre parite etkisinden arındırılmış olarak yurtiçi yerleşiklerin kıymetli maden mevduatı aynı dönemde 2 milyar 490 milyon dolar arttı. Bu yükselişin parite etkisinden arındırılmış olarak 2 milyar 18 milyon doları gerçek kişilerin kıymetli maden mevduatında, 471.6 milyon doları da tüzel kişilerin kıymetli maden mevduatında yaşandı. Altın fiyatlarındaki düşüşü bu dönemde bazı haftalarda yurtiçi yerleşikler alım fırsatı olarak değerlendirdi en dikkat çeken yükseliş de parite etkisinden arındırılmış 2.4 milyar doları bulan yükselişle 27 Mart haftasında oldu.</p>
<h2>TL mevduat payı %61’in üzerinde </h2>
<p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verileri 27 Şubat’tan sonra TCMB’nin sıkılaşması ve sıkı para politikasını daha uzun süre devam edeceği beklentilerinin artmasıyla TL mevduata ilgi daha da arttığını gösterdi. BDDK verilerine göre 3 Temmuz ile biten haftada bankacılık sektöründe TL mevduat 18.4 trilyon lira gerçekleşti, bir önceki haftaya göre düşüş yaşansa da toplam mevduat içinde TL mevduatın payı yüzde 61,71 olarak gerçekleşti. 27 Şubat haftasında bu pay yüzde 58,4 idi ve savaş döneminde en düşük seviyeyi de savaşın ilk haftasında 6 Mart ile biten haftada gördü. BDDK verilerine göre 6 Mart haftasında TL mevduatın payı yüzde 58,14'e kadar indi son bir yılın en düşük seviyesini gördü. Bu yüksek TL mevduat faizlerinin ve dövizde sert hareketlere izin verilmemesiyle yükseldi ve 3 Temmuz haftasında en düşük seviyeye göre TL mevduat payındaki artış 3.6 puana vardı.</p>
<h2>TL mevduat faiz oranında değişiklik </h2>
<p>Bankacılık sektöründü en kısa vadeli mevduat faiz oranı yüzde 40 üzerindeki seyrini sürdürse de haziran ayına göre 0.5 puanlık düşüşler de yaşanmaya başladı. TCMB temmuz ayı Para Politikası Kurulu toplantısı 23 Temmuz’da gerçekleşecek. Beklentiler politika faizinin yüzde 37 seviyesinde korunması yönünde olsa da fonlamanın gecelik borç verme faizi yüzde 40 seviyesinden normalleştirilmesi öngörülüyor. Bu 3 puanlık bir gevşemeye yol açacak ve bu durum bankacılık sektöründe de TL mevduat faiz oranlarında düşüşe neden olacak. Bankacılık sektörü toplantı öncesinde hafif hafif TL mevduat faiz oranlarını gevşetmeye başlamış görünüyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/altin-yatirimi-yaristan-kopmadi-83035</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/9/1280x720/altin-gold-1770623760.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı savaşın etkileri yatırım tercihlerinde de kendisini gösterdi. Altın fiyatlarındaki sert düşüş parite etkisi dahil kıymetli maden mevduatı bakiyesini geriletti ancak parite etkisinden arındırılmış altın mevduatı 2.5 milyar dolara yakın arttı. Bu dönem yurtiçi yerleşiklerin tercihi TL’den yana oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cin-rekabetine-karsi-vergi-seddi-oruluyor-83034</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çin rekabetine karşı vergi seddi örülüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/İMAM GÜNEŞ</strong></p>
<p>Birçok sanayi ürünü ile kritik tarım ürünlerinin ithalatında radikal değişikliklere gidildi. Dış ticaret alanında 3 Cumhurbaşkanı Kararı ve 22 ayrı tebliğ yayımlandı. Bu düzenlemelerin en dikkat çekici olanı kuru soğan için yapıldı. Fiyatı semt pazarlarında bile 50 liraya yükselen kuru soğanın ithalatında gümrük vergisi oranı yüzde 5’e indirildi. Kabuklu ve kabuksuz ceviz ithalatında uygulanan ilave gümrük vergisinin miktarı artırılırken, makarna ithalatındaki ek mali yükümlülük ise kaldırıldı. Yapılan düzenlemelerle sanayide yerli üreticileri koruyacak kısmi adımlar atılırken, tarım sektöründe ise yine artan fiyatlar kaynaklı ithalat silahı devreye sokulmuş oldu.</p>
<p>Sanayi ürün gruplarında da köklü değişiklikler yapıldı. Aralarında vites kutusu ile oyuncakların da yer aldığı 82 ürüne ek mali yükümlülük getirilirken, 42 ürüne uygulanan ek mali yükümlülük kaldırıldı. Ayrıca 97 ürünün ithalatına daha önce getirilen vergiye tabi referans fiyat yükseltilirken, 11 sanayi ürününe de yeni referans fiyat uygulanmaya başlandı. Gazeteniz EKONOMİ, gümrük tarifesi değişen ürünleri Gümrük Tarife Pozisyonu( GTP) ve Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonu (GTİP) bazında detaylı olarak inceledi.</p>
<p><strong>KURU SOĞANA KARŞI İTHALAT SİLAHI </strong></p>
<p>Yaz aylarında fiyatı düşmesi beklenen kuru soğanda fiyat 50 lirayı aşınca, iç piyasayı ithalat silahıyla kontrol etme mekanizması yeniden devreye girdi. Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile 0703.10.19.00.11 Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonlu (GTİP) kuru soğan ithalatında yüzde 49.5 olarak uygulanan gümrük vergisi oranı yüzde 5’e düşürüldü. İndirimli gümrük vergisi oranları 26 Ağustos’a kadar yürürlükte olacak.</p>
<p>Kabuklu ve kabuksuz ceviz ithalatında da ek mali yükümlülük yeniden belirlendi. Kabuklu cevizde ton başına 451 dolar olan ek mali yükümlülük 738 dolara, kabuksuz cevizde 1158 dolar olan ek mali yükümlülük ise ton başına 1772 dolara çıkarıldı. </p>
<p><strong>TATLI BİBERDEN DİYET MAMASINA </strong></p>
<p>0904.21.10.00.00 GTİP’li kurutulmuş tatlı biber ithalatında yüzde 19.5 olan gümrük vergisi yüzde 41’e çıkarıldı.</p>
<p>3920.20.21.00.19 GTİP’li Plastik baskılı propilen polimer ürününün DTÖ üyesi olmayan ülkelerden ithalatında ton başına 328 dolar ek mali yükümlülük getirildi.</p>
<p>5503.20.00.00.11 GTİP’li poliesterden sentetik devamsız liflerin DTÖ üyesi olmayan ülkelerden ithalatında yüzde 3.2- 4 arasındaki gümrük vergisi 21 Eylül’den itibaren yüzde 20 olarak uygulanacak.</p>
<p>2106.90.98.00.19 GTİP’li diyet maması ithalatı Sağlık Bakanlığı tarafından kontrol belgesi düzenlenmesi halinde ek mali yükümlülüğe tabi olmayacak.</p>
<p>1702.40.90.00.00 izoglikoz başlığı altında yer alan ‘diğerleri’ ürünü indirimli gümrük vergisine tabi ürünleri gösteren VII sayılı listeden çıkarıldı. Bu listedeki 1702.30.50.00.00 GTİP’li ürünlerin tıbbi amaçlı kullanımında kapsam yeniden belirlendi.</p>
<p>Bu karar kapsamında ek mali yükümlülük getirilen veya ek mali yükümlülüğü artırılan ürünlere yönelik ithalat beyannamesi 30 gün içinde tescil edilen ürünlere önceki ek mali yükümlülükler uygulanacak.</p>
<p><strong>VİTES KUTUSU, OYUNCAK BEBEK, DEĞİRMEN TAŞI </strong></p>
<p>Ek mali yükümlülük listesine 82 yeni ürün eklendi, 42 ürün listeden çıkarıldı.</p>
<p>İşte ek mali yükümlülük getirilen ürünler:: </p>
<p>Dimetil formamit, döküntü, kalıntı ve hurda yarı mamuller başlığı altındaki 3926.90.97.90.23 GTİP’li ürün, 4810 öi 4811 GTİP’li inorganik maddelerle sıvanmış kağıt ve karton, 6804 GTİP’li değirmen taşları, bileği taşları, 7224 GTİP’li külçe alaşımlı çelik, 7411 GTİP’li bakır boru, 8301 GTİP’li adi metalden kilitler, 8424.30.90 GTİP’li hava basınçlı püskürtücüler, 8481 GTİP’li valfler, 8487.90 GTİP’li yağ keçeleri, 8512 GTİP’li motorlu taşıtlar ve bisikletlerde aydınlatma cihazları, 8546 GTİP’li elektrik izolatörleri, 8708.40.91 GTİP’li vites kutuları, 9018 GTİP’li cerrahi diş iğneleri, 9029 GTİP’li sayaç ve hız göstergeleri, 9503 GTİP altında yer alan oyuncak bebek arabaları, elektrikli tren, oyuncak bebek.</p>
<p><strong>MAKARNA İTHALATINDA EK MALİ YÜKÜMLÜLÜK KALKTI </strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Kararı ile 42 ürüne yönelik uygulanan ek mali yükümlülük ise kaldırıldı. Bu kategoride en çok dikkat çeken ürün makarna oldu. Makarnaya uygulanan ek mali yükümlülük kaldırıldı. Otomobil üretiminde kullanılacak kapı kilidi ithalatında yüzde 20’lik ilave gümrük vergisi alınmayacak. Ayrıca 8507.60.00.00.21 GTİP’li lityum iyon akü ithalatında yılbaşına kadar ilave gümrük vergisi alınmayacak. </p>
<p><strong>GIDA AMBALAJI İTHALATINA EK MALİ YÜKÜMLÜLÜK </strong></p>
<p>Tek kullanımlık içecek şişeleri, gıda ambalajları ve sentetik tekstil elyafı üretiminde kullanılan, 78 mg ve daha fazla viskozitesi olan polietilen tereftalat (PET Resin) ithalatında yerli üreticilerin başvurusu üzerine üç dönem halinde uygulanmak üzere ek mali yükümlülük getirildi.</p>
<p>Buna göre söz konusu ürünün ithalatında 19 Temmuz’dan 30 Aralık 2026’ye kadar ton başına 120 dolar, 31 Aralık 2027’ye kadar 115 dolar ve 30 Aralık 2028’e kadar ise ton başına 110 dolar ek mali yükümlülük uygulanacak. Aralarında Güney Amerika ve Türk Cumhuriyetlerinin de bulunduğu çok sayıda ülke için 36 bin tonluk gümrük vergisiz olarak tarife kontenjanı açıldı.</p>
<p><strong>97 ÜRÜNÜN İTHALATINDA REFERANS FİYAT YÜKSELTİLDİ </strong></p>
<p>İthalatta Gözetim Uygulamaları hakkında 9 ayrı tebliğ ile akıllı saat, lastik, oyuncak gibi ürünlerde gümrük vergisine esas referans fiyatlar yükseltildi. Yani ürünün ithalat fiyatı ne olursa olsun, gümrük vergilendirmesi yeni referans fiyatlar üzerinden yapılacak.</p>
<p>6907.21-22-23-30-40, 6910.10-90 GTİP numaralı mozaik küp ve seramiklerde referans fiyat 1000-5000 dolar olarak belirlendi. Bu ürünlerin önceki referans fiyatı 700-2500 dolar arasında değişiyordu.</p>
<p>8512 GTP’li korna, 8517 GTP’li görüntülü telefon ve kapalı devre konuşma sistemlerinde referans fiyat 10-40 dolardan, 25-100 dolara yükseltildi. 8708 GTP’li debriyaj ve baskı komplesinde 2-9 dolardan, 2-10 dolara yükseltildi.</p>
<p>8430 GTP’li asansör fotosel ve kılavuz rayları, 1-25 dolardan, 2-25 dolara yükseltildi. 9503 GTP’li oyuncaklarda 5 bin-30 bin dolardan, 5 bin-50 bin dolara yükseltildi. 7005-7007 GTP’li cam, emniyet camlarında kg başına 0.5-0.7 dolardan, 0.7 ile 4.5 dolara yükseltildi. 8517.13.00 GTİP’li akıllı saatler ‘diğerleri’ ürünü için 200 dolardan, 250 dolara yükseltildi. 3909.40 GTP’li bakalit ile 4811 GTP’li aseptik kağıtlarda 1.5-1.75 dolardan, 1.5-5 dolara yükseltildi. 4011- 4013 GTP’li otomobil lastiklerinde, 3-6 dolarlık alt ve üst sınır korunda, ara fiyatlar yükseltildi.</p>
<p><strong>11 ÜRÜN İÇİN YENİ REFERANS FİYAT BELİRLENDİ </strong></p>
<p>7011.10.00.00.90 GTİP’li serum ampullerinde kg başına 10 dolar, 7202.90.90.00.12 GTİP’mi kaplanmış telde kg başına 1.8 dolar, 7308.40.00.00.00 GTİP’li iskele ve beton kaplama malzemesinde kg başına 4 dolar, 7324.10 GTP’li paslanmaz çelik lavabo kg başına 13 dolar, 8213.00.00.10.11 GTİP’li makasta kg başına 20 dolar, 8409.91-99 GTP’li pistonlarda kg başına 25 dolar, 8433.90 GTP’li biçerdöver zıpkınında kg başına 15 dolar, 8708 GTP’li rot ve rot başı ürününde kg başına 10 dolar.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ticaret Bakanlığı: İç ve dış piyasaları yakından talip ediyoruz</span></h2>
<p>Ticaret Bakanlığı’ndan düzenlemelere ilişkin yapılan açıklamada, yerli üretimin korunması, haksız rekabetin önlenmesi, istihdamın artırılması ve cari açığın azaltılması hedefleri doğrultusunda çalışmaların sürdüğü belirtilerek, “Ülkemizin girdi tedarik stratejisi ile sanayimizin ara mamul temin imkânları da gözetilerek, iç ve dış piyasalardaki gelişmeler yakından takip edilmek suretiyle ithalat politikalarımızda gerekli güncellemeler yapılmaktadır” ifadeleri kullanıldı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yeni düzenlemeler nasıl değerlendirildi?</span></h2>
<p>■ Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe: Bu karar ağırlıklı olarak bitmiş ürünleri kapsıyor. Çin'in çok düşük fiyatlarla ürün sunabilmesi, iç pazarda yerli üreticiler üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Alınan düzenleme de esas olarak içeride üretim yapan firmaları bu haksız rekabete karşı korumayı amaçlıyor. Kur baskısı bu şekilde devam ettiği sürece ithalat maalesef üretime göre daha cazip hale geliyor. Bazı firmalar üretim yapmak yerine ithalatı tercih edebiliyor. Bu nedenle yerli üretimi ve sanayiciyi koruyacak tedbirlerin alınmasını doğru buluyoruz. İhracat tarafında ise önemli bir olumsuz etki beklemiyoruz. Düzenleme, farklı sektörlerde özellikle bitmiş ürün ithalatını kontrol altına alarak iç pazardaki yerli üreticiyi desteklemeyi hedefliyor. </p>
<p>■ Makine İhracatçıları Birliği (MAİB) Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz: OECD bulguları ve güncel sübvansiyon raporları Çinli şirketlerin ucuz kredi, vergi muafiyeti ve hibelerle OECD'deki rakiplerine kıyasla 3 ila 8 kat daha fazla sübvanse edildiğini ortaya koyuyor. Çin'in şirketlerine sağladığı bu destekler küresel pazarda haksız rekabet yaratırken, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin yerli sanayiine de büyük zarar veriyor. Çinli firmaların son 20 yıldaki küresel pazar payı artışının yaklaşık %60'ının doğrudan bu politikalara dayandığı düşünülürse, bu durumla başa çıkmanın firmalar ölçeğinde imkânsız olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Zaten bunun yansımalarını iç pazarımızda da görüyoruz. 2026'nın ilk 5 ayında Çin'den makine ithalatımız %3,9 artışla 5,5 milyar dolara ulaştı ve Çin’in toplam makine ithalatımızdaki payı %30'a yaklaştı. Küresel ticaret için kronik hale gelen bu sorunu, DTÖ aktif olarak devreye girmeden kökten çözmek zor. Ancak küresel işbirliği sağlanana kadar kendi pazarımızı korumak hayati olduğundan, savunmacı adımları kıymetli buluyoruz. Ticaret Bakanlığımızın makine ve sanayi ekipmanlarında yüzde 0 ila 30 arasında uyguladığı son ek gümrük vergisi hamlesi, Çin'in sübvansiyon baskısını ve sektörel yoğunlaşmayı hafifletecek bir düzenleme oldu. Haksız rekabetin önlenmesi, yerli üretimin korunması ve cari açığın azaltılması hedefleri doğrultusunda atılacak her adımı destekliyoruz. </p>
<p>■ TİM Otomotiv Endüstrisi Sektör Konseyi Başkanı ve OİB Başkan Yardımcısı Baran Çelik: İhracat için kullanılacak ara mamulleri Dahilde İşleme Rejimi (DİR) kapsamında temin edebildiğimiz için alınan karar ihracatı doğrudan etkilemeyecektir. Dolayısıyla alınan tedbirlerin ihracatı olumsuz etkileyeceğini düşünmüyoruz. Bu düzenlemeler daha çok iç pazarda Çin'in oluşturduğu haksız rekabetten kaynaklanan dezavantajları gidermeye yönelik. Çin'e karşı acil önlemlere ihtiyaç vardı. Açıklanan adımlar bekleniyordu ve doğru yönde atılmış tedbirler olarak değerlendiriyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cin-rekabetine-karsi-vergi-seddi-oruluyor-83034</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/konteyner-ihracat-ithalat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dış ticaret alanında yayımlanan 3 Cumhurbaşkanı Kararı ve 22 ayrı tebliğle birçok sanayi ürünü ile kritik tarım ürünlerinin ithalatında radikal değişikliklere gidildi. Yapılan düzenlemelerle sanayide yerli üreticileri koruyacak kısmi adımlar atılırken, tarım sektöründe de artan fiyatlar kaynaklı ithalat silahı devreye sokulmuş oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/dtoden-gubre-ham-maddesi-uyarisi-83061</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> DTÖ’den gübre ham maddesi uyarısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Dünya Ticaret Örgütü (WTO) Genel Sekreterliği bir veri bülteni yayınlayarak, Hürmüz Boğazı'ndaki kapanmanın bu bölgedeki gübreye bağımlı 18 ülkede ciddi olumsuz etkiler yapacağını, bu 18 ülkeden 7’sinin en az gelişmiş ülkeler grubunda olmasının ayrıca bir sorun teşkil ettiğini belirtti. Raporda El Nino iklim olayının da küresel tarım fiyatlarında yukarı yönlü risk oluşturduğu hatırlatılarak ülkelerin tarım ve gıda konusunda önlemler alması gerektiği belirtildi.</p>
<h2>Üre ton başına 850 dolara çıktı </h2>
<p>Yazıda, Hürmüz Boğazı üzerinden yapılan gübre ve gübre ham maddesini alan ülkeler arasında 18’inin yüksek düzeyde etkileneceğini belirlediklerini, bunlardan 7’sinin (Kenya, Malavi, Mozambik, Ruanda, Tanzanya, Uganda, Zimbabve) en az gelişmiş ülkelerden oluştuğu vurgulandı. Hürmüz Boğazı’nın savaş nedeniyle kapanmasının ardından üre fiyatlarının ton başına 400 dolardan hızla artarak 850 dolara kadar çıktığı, ateşkes ve barış arayışlarıyla 450 dolara gerilediği belirtildi. Bu gerilemenin savaş öncesi fiyatlara yakınlaşma gibi görünse de sorunun çözülmediğine işaret edilen yazıda, istikrarın henüz oluşmadığı, yaz aylarında gelen bu fiyat gerilemesinin çatışmanın seyri ve küresel ticarette yaşanan tarife uygulamalarına bağlı kalacağının altı çizildi. Tarifelerle ihracatı kısıtlayarak iç piyasayı ve arzı koruma girişimleri kapsamındaki adımlara yönelik “2026 yılında ihracat lisansları ve yasakları küresel gübre ticaretinin yüzde 15'ini kapsayacak şekilde genişlemiştir. Hürmüz Boğazı'nın kapalı kalması fiili bir kısıtlama sayıldığında bu oran yüzde 23,3'e çıkmaktadır” denilen Dünya Ticaret Örgütü veri bülteninde, buna karşılık, ülkelerin fiyatları dengelemek için hızla fiyat, tarife gibi araçlarla sübvansiyon uyguladığı, bütün bu kararların geri çekilmesinin zaman alacağı tahmini yapıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/dtoden-gubre-ham-maddesi-uyarisi-83061</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/8/1280x720/hurmuz-1776140075.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya Ticaret Örgütü, Hürmüz Boğazı&#039;ndaki kapanmanın bölgedeki gübreye bağımlı 18 ülkede ciddi olumsuz etkiler yaratacağını bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtu-2025-2026-akademik-yili-mezuniyet-toreni-gerceklesti-83092</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GTÜ 2025-2026 akademik yılı mezuniyet töreni gerçekleşti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <h2><span style="font-size: 16px;">EKONOMİ/KOCAELİ</span></h2>
<p>Gebze Teknik Üniversitesi (GTÜ), 2025-2026 Akademik Yılı'nda eğitimlerini başarıyla tamamlayan 1200 lisans ve 280 lisansüstü öğrencisine düzenlenen mezuniyet töreniyle diplomaları takdim edildi. Törende, mezunlara bilimin, teknolojinin ve toplumsal sorumluluğun rehberliğinde geleceği inşa etme çağrısı yapıldı.</p>
<p>Törene GTÜ Rektörü Prof. Dr. Hacı Ali Mantar’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen törene; Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Osman Boyraz, Gebze Kaymakamı Mehmet Ali Özyiğit, Darıca Belediye Başkanı Muzaffer Bıyık, Gebze Belediye Başkan Yardımcısı Şerif Canpolat, Gebze Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aslantaş, rektör yardımcıları katıldı.</p>
<h2>" Mezuniyet bir son değil, yeni bir başlangıç "</h2>
<p>Törende konuşan Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Osman Boyraz, mezunların Türkiye'nin geleceğini şekillendirecek en önemli güç olduğunu vurguladı. Gençlerin azimleri, çalışkanlıkları ve vicdanlarıyla ülkeyi daha ileriye taşıyacağına inandığını belirten Boyraz, savunma sanayi ve yüksek teknoloji alanlarında elde edilen başarıların yeni mezunların katkılarıyla daha da ileri taşınacağını ifade etti.</p>
<p>Mezuniyetin bir son değil, yeni bir başlangıç olduğunu dile getiren Boyraz, üniversitede kazanılan bilgi ve diplomanın önemli olduğunu ancak gerçek başarının hayat boyu süren öğrenme ve mücadeleyle mümkün olacağını söyledi. Gebze Teknik Üniversitesi mezunu olmaktan duyduğu gururu da paylaşan Boyraz, gençlerin adalet, merhamet ve kardeşlik gibi değerleri dünyanın her yerinde temsil edeceklerine inandığını belirtti.</p>
<p><img src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/07/13/whatsapp-image-2026-07-13-at-12-oh3j.jpg" alt="" width="1280" height="720" /></p>
<h2>"Sürekli Öğrenen Nesiller Geleceği Şekillendirecek"</h2>
<p>GTÜ Rektörü Prof. Dr. Hacı Ali Mantar, konuşmasında mezunların yalnızca diploma almadığını, değişen dünyanın ihtiyaçlarına cevap verebilecek donanımla yetiştiklerini söyledi. Dijitalleşme ve yapay zekâ çağında bilginin hızla yenilendiğine dikkat çeken Rektör, GTÜ'nün proje tabanlı eğitim anlayışı, disiplinler arası çalışma kültürü, ekip ruhu ve sürekli öğrenme yaklaşımıyla öğrencilerini geleceğe hazırladığını ifade etti.</p>
<p>Yapay zekânın meslekleri ortadan kaldırmayacağını, çalışma biçimlerini dönüştüreceğini belirten Prof. Dr.Hacı Ali Mantar, bu dönüşüme uyum sağlayan bireylerin geleceğin dünyasında önemli roller üstleneceğini söyledi. Mezunlara teknolojiyi doğru kullanmaları ve değişime açık olmaları tavsiyesinde bulunarak, bilimin ve teknolojinin ancak ahlak ve vicdanla anlam kazanacağını vurguladı. Gençlerden meslek hayatları boyunca adalet, dürüstlük ve toplumsal faydayı gözetmelerini istedi.</p>
<h2>"GTÜ ile Bağ Mezuniyetle Bitmiyor"</h2>
<p>GTÜ Mezunlar Ofisi Koordinatörü Dr. Neslihan Başaran ise mezuniyetin bir veda değil, Gebze Teknik Üniversitesi ile ömür boyu sürecek güçlü bir bağın başlangıcı olduğunu ifade etti. Kendisi de bir GTÜ mezunu olan Başaran, mezunların üniversitenin en önemli değerleri olduğunu belirterek, elde edecekleri her başarının GTÜ' nün ulusal ve uluslararası saygınlığına katkı sağlayacağını söyledi.</p>
<p>Mezunlar Ofisi olarak mezunlarla güçlü iletişim kurmayı sürdürdüklerini belirten Başaran, mentorluk programları, kariyer destekleri, mezun buluşmaları ve dijital platformlarla mezunların her zaman üniversiteyle bağlarını koruyacaklarını ifade etti. Başaran, mezunların ülkeye, bilime ve teknolojiye değer katacak çalışmalara imza atacaklarına inandığını dile getirdi.</p>
<h2>GTÜ Mezunu Girişimciden Gençlere İlham Veren Mesajlar</h2>
<p>Törende konuşan 2022 GTÜ mezunu ve Revogo'nun kurucu ortaklarından Melih Aydın, üniversitede edindiği analitik düşünme ve problem çözme becerilerinin girişimcilik yolculuğunda önemli katkı sağladığını söyledi. Revogo'nun uzun süren geliştirme sürecinin ardından Akbank+ programından yatırım alarak önemli bir başarıya ulaştığını belirten Aydın, bu süreçte vazgeçmeden çalışmanın ve değişime uyum sağlamanın en büyük kazanımları olduğunu ifade etti.</p>
<h2>Bölüm Birincisi Bostan'dan Mezunlara Azim Mesajı</h2>
<p>GTÜ mezunları adına konuşan Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü birincisi Aleyna Su Bostan, üniversiteye başladığı ilk günden mezuniyet gününe uzanan yolculuğunda kendisini geliştirmek için yoğun çaba gösterdiğini ifade etti. Derslerin yanı sıra öğrenci kulüplerinde edindiği deneyimlerin kişisel gelişimine önemli katkı sağladığını belirten Bostan, mezunlara hedeflerinden vazgeçmeden hayallerinin peşinden yürümeleri çağrısında bulundu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtu-2025-2026-akademik-yili-mezuniyet-toreni-gerceklesti-83092</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/2/1280x720/gtu-2025-2026-akademik-yili-mezuniyet-toreni-gerceklesti-1783938375.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gebze Teknik Üniversitesi&#039;nde 2025-2026 Akademik Yılı mezuniyet töreni düzenlendi. Törende 1200 lisans ve 280 lisansüstü öğrencisi diplomalarını alarak mezuniyet sevinci yaşadı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sofralarin-diplomasisi-lezzetin-hafizasi-83048</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sofraların diplomasisi, lezzetin hafızası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Venedik Sarayı’nda sofraların kurduğu dostluk </strong></p>
<p>İstanbul bazen insana küçük sürprizler hazırlıyor. Şehrin en hareketli semtlerinden birinde yürürken, ağır bir demir kapının ardından bambaşka bir dünyaya geçebiliyorsunuz. Venedik Sarayı işte böyle bir yer.</p>
<p>Kapısından içeri adım attığınız anda Beyoğlu'nun uğultusu geride kalıyor. Yerini kuş seslerine, servi ve manolya ağaçlarının gölgesine, taş döşeli avluların dinginliğine bırakıyor. Yüksek tavanlı salonlar, mermer merdivenler, yılların izini taşıyan duvarlar ve özenle korunmuş bahçesi, ziyaretçisini yalnızca başka bir mekâna değil, başka bir zamana da götürüyor.</p>
<p>Burası sıradan bir diplomatik rezidans değil. Yaklaşık beş yüz yıldır İstanbul ile Venedik arasındaki ilişkilerin hafızasını taşıyan bir yapı. Osmanlı döneminde Venedik Cumhuriyeti'nin İstanbul'daki temsilcileri, yani <em>"Bailo"</em> adı verilen büyükelçileri burada yaşamış, Doğu Akdeniz ticaretinin en önemli görüşmelerinden bazıları bu salonlarda yapılmış. Baharat yollarından ipeğe, cam ustalarından deniz ticaretine kadar iki dünyanın birbirini tanıdığı pek çok hikâyenin izleri hâlâ bu binanın taşlarında yaşıyor.</p>
<p>Bugün ise İtalya'nın İstanbul'daki diplomatik yaşamının en önemli mekânlarından biri olmayı sürdürüyor. Belki de bu nedenle gastronomi üzerine düzenlenen bir buluşmaya İstanbul'da bundan daha anlamlı bir ev sahibi bulunamazdı. Çünkü yemek de tarih gibi yolculuk ediyor. Tarifler sınır tanımıyor. O akşam Venedik Sarayı'nda hissedilen tam da buydu.</p>
<p>Bu yazımın devamı ve köşemdeki diğer yazılarımın ayrıntıları için lütfen <a href="https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi">https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi</a> adresine geçiniz...</p>
<p><strong>Bodrum’da aynı sofraya beş mutfak sığdı</strong></p>
<p>Bodrum’da bulunma nedenim olan buluşma -Gault&amp;Millau Türkiye'nin düzenlediği Signature Dining Experience serisinin yeni durağı- klasik anlamda bir davet olmanın çok ötesinde bir anlam taşıyordu. Çünkü burada amaç yalnızca iyi yemek sunmak değil, farklı mutfak kültürlerini aynı sofrada buluşturmak, yerel ürünleri uluslararası gastronominin diliyle yeniden anlatmak ve sofrayı kültürel paylaşımın en doğal alanına dönüştürmekti.</p>
<p>İşte <strong>Mahmut Gökkaya</strong> ile <strong>Enver Ahmet Emiroğlu</strong>’nun kurduğu WAM by Karma Bodrum'daki büyük sofra da tam bu düşüncenin etrafında şekillendi. O akşam aynı mutfakta yalnızca beş şef çalışmıyordu. Aslında beş ayrı gastronomi hikâyesi aynı cümleyi kurmaya hazırlanıyordu.</p>
<p>Bu etkinlikteki vizyoner gücün payını da unutmamak gerekiyor. Gastronomi dünyasını her geçen gün daha nitelikli projelerle buluşturan Sözen Grup CEO’su ve Gault&amp;Millau Türkiye Resmi Temsilcisi <strong>Gökmen Sözen</strong>’in Gault&amp;Millau Türkiye çatısı altında attığı bu adımlar, bu özel geceyi sıradan bir akşam yemeği olmaktan çıkarıp, diğerlerinde olduğu gibi hafızalarda yer eden bütünsel bir deneyime dönüştürüyordu.</p>
<p><strong>Jantın izinde bir makarna hikâyesi</strong></p>
<p>İstanbul'un en zarif diplomasi yapılarından biri olan Venedik Sarayı'na bu kez ilginç bir gastronomi hikâyesini dinlemek için davetliydim. Geçtiğimiz günlerde aynı mekânın bahçesinde İtalyan mutfağının kültürel diplomasisini konuşmuş, sofraların ülkeleri birbirine nasıl yaklaştırabildiğine tanıklık etmiştik. Bu kez konu bambaşkaydı.</p>
<p>Bahçede yarış otomobilleri yoktu. Motor sesleri de duyulmuyordu, ama Formula 1'in ritmi gecenin her ayrıntısına sinmişti. Barilla, Formula 1'in Resmî Makarna Sponsoru olarak geliştirdiği <em>Gran Ruote</em> adlı yeni özel serisini Türkiye'de ilk kez burada tanıtıyordu. Birkaç gün önce kültürel diplomasinin merkezinde yer alan aynı bahçe, bu kez gastronomi ile motor sporlarını buluşturan sıra dışı bir hikâyeye ev sahipliği yapıyordu.</p>
<p>Bu makarnanın şekli, bildiğimiz makarnalara benzemiyordu. Formula 1 otomobillerinin jant geometrisinden ilham alınarak tasarlanmıştı. Ortadaki boşluklar jant kollarını çağrıştırıyordu. Dış yüzeyindeki tırtıklı yapı ise yalnızca estetik bir tercih değil, mühendislik hesabıydı. Sosu üzerinde tutabilmek için tasarlanmıştı; Formula 1'in aerodinamik dünyası bu kez mutfağa taşınmıştı.</p>
<p>Formula 1 dışarıdan bakıldığında hız sporudur. Ama biraz yakından baktığınızda onun aslında milimetrelerin sanatı olduğunu görürsünüz. Gramlarla hesaplanan ağırlıklar... Rüzgâr tünellerinde yapılan aerodinamik testler... Saniyenin binde biriyle kazanılan yarışlar...</p>
<p>İyi mutfak da farklı değildir. Büyük şefler de gramlarla konuşur. Makarnanın pişme süresi otuz saniye uzasa bütün denge değişir. Sosun yoğunluğu birkaç dakika fazla kaynasa karakteri değişir. Hamurun protein oranı, buğdayın kalitesi, kurutma süresi...</p>
<p>Aslında iyi gastronomi ile motor sporlarının ortak noktası düşündüğümüzden çok daha fazladır. Her ikisi de kusursuz sonuca ulaşabilmek için ayrıntının peşinden gider. İkisi de mükemmelliği arar. İkisi de ekip işidir.</p>
<p><strong>Beş duyu, bir dünya markası</strong></p>
<p>Büyük şehirler artık yalnızca müzeleriyle, konser salonlarıyla ya da alışveriş caddeleriyle değil; mutfaklarıyla da birbirleriyle yarışıyor. Dünyanın en güçlü restoran markaları için İstanbul uzun zamandır yalnızca büyük bir pazar değil, aynı zamanda gastronomik kimliği olan önemli bir buluşma noktası.</p>
<p>Nobu Istanbul'un beşinci yıl kutlaması için hazırlanan masaya oturduğumda, bunun yalnızca yeni bir omakase menüsünün tanıtımı olmayacağını hissettim. O akşam servis edilen yedi tabak kadar, anlatılan hikâye de dikkat çekiciydi.</p>
<p>Uluslararası bir markanın İstanbul'da kalıcı olabilmesi, yalnızca iyi yemek yapmasına değil, bu şehrin ruhunu anlayabilmesine de bağlı. Nobu Istanbul, beşinci yılını kutlarken artık bunu başarmış restoranlardan biri olduğunu gösteriyor. Bugün New York'tan Londra'ya, Dubai'den Monako'ya, Doha'dan Singapur'a kadar uzanan restoranlarında yalnızca aynı tarifleri değil, aynı mutfak felsefesini yaşatıyor.</p>
<p>İstanbul ise bu hikâyenin en anlamlı duraklarından biri. Çünkü dünyanın çok az şehri, Nobu'nun temsil ettiği kültürel buluşmayı İstanbul kadar doğal anlatabiliyor. Doğu ile Batı'nın yüzyıllardır kesiştiği bu şehirde, Japonya ile Peru'nun mutfak kültürü de aynı sofrada buluşuyor.</p>
<p><strong>İyilik pişen bir sofra</strong></p>
<p>Bir restorana gittiğinizde önünüze güzel hazırlanmış bir tabak gelebilir. Malzeme doğru seçilmiş, pişirme kusursuz, sunum etkileyici olabilir. Fakat insanı yıllar sonra bile aynı masayı hatırlatan şey çoğu zaman bunlar değildir. Hatırlanan, o sofranın anlattığı hikâyedir.</p>
<p>Son yıllarda dünyanın önemli gastronomi merkezlerinde giderek yaygınlaşan <em>"Chef's Table"</em> buluşmaları da tam olarak bu anlayış üzerine kuruluyor. Konuklar yalnızca yemek yemeye değil; mutfağın düşünce biçimine, üretim sürecine ve şeflerin birlikte ortaya koyduğu ortak emeğe tanıklık etmeye geliyor.</p>
<p>Bu kültür, klasik restoran deneyiminden farklı olarak mutfağı görünmeyen bir alan olmaktan çıkarıyor. Şefler birbirlerinin mutfaklarına konuk oluyor, farklı bakış açılarını aynı menüde buluşturuyor ve ortaya yalnızca bir akşam yemeği değil, ortak bir üretim hikâyesi çıkıyor.</p>
<p>İstanbul'da da son yıllarda bu anlayışı benimseyen restoranların sayısı artıyor. Izaka Terrace'ın düzenlediği Chef's Table gecelerinden biri, bunun en başarılı örneklerinden biri oldu.</p>
<p>Izaka Terrace da yıllardır yalnızca manzarasıyla değil, mutfaktaki istikrarlı çizgisiyle dikkat çeken adreslerden biri. Geçtiğimiz günlerde mutfağın kapıları bu kez çok farklı ve anlamlı bir buluşma için açıldı. Izaka Terrace Executive Chef'i <strong>Serhat Eliçora</strong>, Fairmont Quasar İstanbul bünyesindeki Aila Restaurant'ın şefi <strong>Kemalcan Yurttaş</strong> ve Bursa’daki Tola Restaurant'ın şefi <strong>Atakan Özen</strong> aynı mutfakta bir araya geldi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sofralarin-diplomasisi-lezzetin-hafizasi-83048</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sofraların diplomasisi, lezzetin hafızası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/egeli-hazir-giyim-ihracatcilari-2026-yilinin-ikinci-yarisindan-umutlu-83032</guid>
            <pubDate>Sun, 12 Jul 2026 22:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Egeli hazır giyim ihracatçıları 2026 yılının ikinci yarısından umutlu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>İstihdam ve ihracatın lokomotif sektörlerinden hazır giyim ve konfeksiyon sektöründe kötü bulutlar dağılıyor. Son 4 yılda ihracatta 5 milyar dolarlık kayıp yaşayan konfeksiyon sektörü 2026 yılı haziran ayında Türkiye genelinde yüzde 15, Ege Bölgesi’nde yüzde 13 ihracat artışlarıyla 2026 yılının ikinci yarısına umutlu girdi.</p>
<p>Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı Çağlar Bağcı, haziran ayında ihracatlarının yüzde 13’lük artışla 117,8 milyon dolara ulaştığını, yakaladıkları çift haneli ihracat artışıyla, yılın ikinci yarısı için umutlarını güçlendirdiklerini dile getirdi.</p>
<p>“Rekabet gücümüzü dijitalleşme, sürdürülebilirlik ve katma değerli üretimle artıracağız” diyen Bağcı; “Küresel ekonomide devam eden belirsizlikler, Avrupa pazarındaki talep daralması ve artan üretim maliyetleri nedeniyle 2026 yılının ilk yarısında hazır giyim sektörü zorlu bir dönemden geçti. Türkiye'nin hazır giyim ihracatı Ocak-Haziran döneminde yüzde 2 gerileyerek 7,98 milyar dolar olurken, Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği'nin ihracatı yüzde 3'lük sınırlı düşüşle 631 milyon dolar olarak gerçekleşti” diyerek 2026 yılının ilk yarı performansını ortaya koydu.</p>
<p><strong>"Avrupa Birliği’nden son çeyrekte siparişlerde toparlanma bekliyoruz"</strong></p>
<p>Avrupa Birliği'nin 2026 yılında da Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği’nin en güçlü pazarı olmayı sürdürdüğünü ifade eden Bağcı, “Altı aylık dönemde en fazla ihracatı İspanya'ya gerçekleştirdik. İspanya’ya ihracatımız yüzde 20’lik artışla 126 milyon dolardan 152 milyon dolara yükseldi. Danimarka’da yüzde 19, İsveç’te yüzde 9, Polonya’da yüzde 4 ve ABD’de yüzde 1 artış yakaladık. Pazar çeşitliliğini artırmaya yönelik çalışmalarımız hız kesmeden devam edecek. Özellikle son çeyrekte Avrupa pazarındaki sipariş hareketliliğinin toparlanmasını bekliyoruz. Ancak küresel konjonktürün hâlâ kırılgan olduğunu da göz ardı etmiyoruz. Haziran ayında gelen toparlanma sinyali, firmalarımızın dirençli yapısı, Ege’nin katma değerli üretim gücü ve sürdürülebilirlik alanındaki birikimi yılın ikinci yarısı için bize umut veriyor” dedi.</p>
<p>Hazır giyim sektörünün rekabetçiliğinde dijital dönüşümün belirleyici rol üstleneceğine dikkat çeken Bağcı, "İzlenebilirlik sistemleri, dijital ürün pasaportu uygulamaları, yapay zekâ destekli üretim çözümleri ve daha şeffaf tedarik zincirleri sektörümüzün geleceğini şekillendirecek. Katma değerli üretim, sürdürülebilirlik, tasarım odaklı yaklaşım ve dijitalleşme artık yalnızca bir tercih değil, küresel rekabette ayakta kalmanın temel koşulları haline geldi. Ege hazır giyim sektörü güçlü üretim altyapısı, tasarım kabiliyeti ve ihracat deneyimiyle küresel pazarlardaki konumunu daha da güçlendireceğine inanıyoruz. Üretmeye, istihdam sağlamaya ve ihracatımızı artırmaya devam edeceğiz. Hedefimiz, sektörümüzü daha rekabetçi, daha sürdürülebilir ve daha yüksek katma değer üreten bir yapıya taşımak" ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/egeli-hazir-giyim-ihracatcilari-2026-yilinin-ikinci-yarisindan-umutlu-83032</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/2/1280x720/egeli-hazir-giyim-ihracatcilari-2026-yilinin-ikinci-yarisindan-umutlu-1783884838.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazır giyim ve konfeksiyon sektöründe haziran ayında ihracatta görülen çift haneli artış, yılın ikinci yarısına ilişkin beklentileri güçlendirdi. Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı Çağlar Bağcı, rekabet gücünü dijitalleşme, sürdürülebilirlik ve katma değerli üretimle artırarak Avrupa pazarında siparişlerin son çeyrekte toparlanmasını beklediklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turk-gubre-sektorunun-hedefi-dunya-markasi-olusturmak-83022</guid>
            <pubDate>Sun, 12 Jul 2026 00:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gübre sektörünün hedefi dünya markası oluşturmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Batı Akdeniz İhracatçı Birliği (BAİB) Başkan Yardımcısı ve Makro Tarım A.Ş Genel Müdürü Harun Öztürk, üyelerinin yeni pazarlara açılmasını sağlamak ve mevcut pazarları korumak amacıyla Uluslararası Rekabeti Geliştirme (UR-GE) projesi başlattıklarını söyledi.</p>
<p>UR-GE projesine katılacak üye firmalarla yaptıkları toplantıda, sektörün bugününü ve geleceğini tüm paydaşlarıyla kapsamlı değerlendirdiklerini belirten Öztürk, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Amacımız yalnızca mevcut ihracatımızı korumak değil, değişen küresel ticaret koşullarına uyum sağlayarak firmalarımızı daha rekabetçi, daha güçlü ve daha yüksek katma değer üreten bir yapıya kavuşturmaktır. Gübre sektörü, tarımsal üretimin devamlılığı ve gıda arz güvenliği açısından stratejik öneme sahip sektörlerin başında geliyor. Son yıllarda yaşanan jeopolitik gelişmeler, enerji maliyetlerindeki artışlar, ham madde tedarikinde yaşanan dalgalanmalar ve küresel lojistik sorunları, sektörümüzü doğrudan etkiledi. Buna rağmen Türk üreticisi, güçlü üretim altyapısı, esnek yapısı ve kaliteli ürünleri sayesinde uluslararası pazarlardaki varlığını korumayı başardı.’’</p>
<p><strong>"Gübre sektörü teknoloji ve sürdürülebilirlikle büyüyecek"</strong></p>
<p>Artık dünya ticaretinde yeni bir dönem yaşandığına dikkat çeken Öztürk, rekabetin yalnızca fiyat üzerinden yapılmadığını söyledi. Çevreye duyarlı üretim, karbon ayak izi, sürdürülebilirlik, dijitalleşme, inovasyon ve ürün kalitesinin ihracatta belirleyici unsur haline geldiğini dile getiren Harun Öztürk, şöyle devam etti.</p>
<p>‘’Gübre sektörü yeni dönemde sadece üretimle değil, teknoloji, sürdürülebilirlik ve yeni pazarlarla büyüyecek. Bu dönüşümü zamanında yakalayan ülkeler ve firmalar önemli avantaj sağlayacak. Biz de BAİB olarak sektörümüzün bu değişime öncülük etmesini hedefliyoruz. UR-GE Projesi tam da bu noktada büyük önem taşıyor. Firmalarımızın ihtiyaç analizlerinden başlayarak eğitim, danışmanlık, uluslararası pazarlama organizasyonları, ticaret heyetleri, alım heyetleri ve ikili iş görüşmeleriyle ihracat kapasitesini artırmayı amaçlıyoruz. Birlikte hareket eden, bilgi paylaşan ve ortak vizyon geliştiren firmaların küresel pazarlarda çok daha başarılı olacağına inanıyoruz.‘’</p>
<p><strong>Yeni pazarlar Afrika ve Latin Amerika</strong></p>
<p>Türk gübre sektörünün geleneksel ihracat pazarlarını korurken, Afrika, Orta Asya, Türk Cumhuriyetleri, Körfez ülkeleri, Balkanlar ve Latin Amerika'yı öncelikli büyüme alanları olarak hedeflediklerini anlatan Öztür, sözlerini şöyle sürdürdü.</p>
<p>‘’Afrika'da ve Güney Amerika’da hızla artan tarımsal yatırımlar, Orta Asya'da gelişen tarım politikaları ve Körfez ülkelerinin gıda güvenliğine yönelik yatırımları, Türk gübre sektörü açısından önemli fırsatlar sunuyor. Afrika ve Güney Amerika gübre ihracatında yeni büyüme adresi olacak. Katma değerli gübre üretimi ihracatın yeni lokomotifi olacak. Diğer taraftan sadece pazar çeşitliliğini artırmak yeterli değil. Katma değeri yüksek ürünlerle bu pazarlarda kalıcı olmak gerekiyor. Özellikle organomineral gübreler, özel bitki besleme ürünleri, mikro besin elementleri içeren ürünler ve çevre dostu çözümler önümüzdeki dönemde ihracatımızın büyümesinde önemli rol oynayacaktır.’’</p>
<p>Türkiye'nin sahip olduğu üretim gücü, coğrafi avantajı ve deneyimli sanayisi sayesinde dünya gübre ticaretinden aldığı payı artırabilecek potansiyele sahip olduğuna inandıklarını anlatan Harun Öztürk, ‘’Ancak bunun yolu ortak akıldan, güçlü iş birliklerinden ve sürekli gelişimden geçiyor. BAİB olarak en önemli hedefimiz, üyelerimizin sadece ihracat yapan firmalar değil, dünya pazarlarında marka hâline gelen, teknolojiyi yakından takip eden ve sürdürülebilir üretimi benimseyen şirketlere dönüşmesine katkı sağlamaktır. Çünkü artık ihracatta başarı, yalnızca ürün satmakla değil; güven, kalite, sürdürülebilirlik ve güçlü marka algısı oluşturmakla ölçülüyor’’ dedi.</p>
<p><strong>"Dünya pazarlarında marka olmak istiyoruz"</strong></p>
<p>Rekabetin artık sadece fiyatla değil, teknolojiyle kazanıldığına dikkat çeken Öztürk, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Önümüzdeki süreçte düzenleyeceğimiz yurt dışı pazarlama faaliyetleri, alım heyetleri ve sektörel iş birlikleriyle firmalarımızı dünyanın yeni ticaret merkezleriyle buluşturmaya devam edeceğiz. İnanıyorum ki Türk gübre sektörü önümüzdeki dönemde hem ihracat rakamlarını artıracak hem de küresel pazarlarda çok daha güçlü bir oyuncu hâline gelecektir. Biz BAİB olarak bu dönüşümün öncüsü olmaya, ihracatçımızın yanında durmaya ve sektörümüzün uluslararası rekabet gücünü artıracak her türlü projeyi hayata geçirmeye kararlıyız. Hedefimiz dünya pazarlarında marka oluşturmak.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turk-gubre-sektorunun-hedefi-dunya-markasi-olusturmak-83022</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/2/1280x720/turk-gubre-sektorunun-hedefi-dunya-markasi-olusturmak-1783805136.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hürmüz Boğazı&#039;nda savaş ve siyasi belirsizlik sürerken, Türk gübre sektörü ve üreticilerinin yeni dönemde, dünya pazarlarında marka oluşturarak, sadece üretimle değil, teknoloji, sürdürülebilirlik ve yeni pazarlarla büyümeyi hedefliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/emo-elektrik-uretimin-vazgecilmez-altyapisidir-83021</guid>
            <pubDate>Sun, 12 Jul 2026 00:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> EMO&#039;dan elektrik kullanımı için düzenleme talebi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Antalya Şube Başkanı Şaban Tat, yaptığı açıklamada, tarım arazilerinin amacı dışında kullanılmasını önlemeye yönelik hayata geçirilen düzenlemeleri ve kaçak yapılaşmayla mücadeleyi desteklediklerini belirterek, ‘’Verimli tarım topraklarının korunması, yalnızca bugünün değil, ülkemizin gıda güvenliği açısından geleceğin de meselesidir’’ dedi.</p>
<p>Ancak uygulama sürecinde göz ardı edilmemesi gereken çok önemli bir konu bulunduğuna dikkat çeken Tat, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Kaçak yapı ile gerçek tarımsal üretim aynı kefeye konulmamalıdır. Elektriksiz tarım olmaz, gerçek çiftçi için acil düzenleme şart. Bugün serasında üretim yapan, bahçesini sulayan, hayvancılıkla uğraşan ve tarımsal üretime yatırım yapan çok sayıda üretici, elektrik aboneliği alamadığı için mağduriyet yaşamaktadır. Oysa elektrik, tarımın lüksü değil; üretimin vazgeçilmez altyapısıdır. Elektrik olmayan yerde sulama olmaz. Elektrik olmayan yerde üretim olmaz. Elektrik olmayan yerde kırsal kalkınma olmaz. Kaçak yapılaşmayı önlemeye yönelik düzenlemeler uygulanırken, gerçekten üretim yaptığı resmi kayıtlarla belgelenen çiftçilerin enerjiye erişiminin de güvence altına alınması gerekmektedir.’’</p>
<p>Bugün yaşanan temel sorunun, tarım arazisini amacı dışında kullanan kişiler ile alın teriyle üretim yapan çiftçilerin aynı uygulamaya tabi tutulması olduğunu vurgulayan Şaban Tat, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Sap ile saman artık ayrılmalıdır. ÇKS kaydı bulunan, aktif tarımsal faaliyeti İl ve İlçe Tarım Müdürlüklerince tespit edilen üreticiler için elektrik aboneliği konusunda ayrı ve uygulanabilir bir düzenleme hayata geçirilmelidir. Çünkü elektriğe erişemeyen üreticiden verimli, modern ve sürdürülebilir tarımsal üretim beklemek mümkün değildir. Bir taraftan (Üretimi artıracağız) diyeceğiz, diğer taraftan üretimin en temel girdilerinden biri olan elektriğe ulaşamayan çiftçiyi yalnız bırakacağız. Bu yaklaşım kaçak yapıyı değil, üretimi cezalandırmaktadır.’’</p>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı’na çağrıda bulunan Tat, kaçak yapılaşmayla mücadele kararlılıkla sürdürülürken, gerçek üreticiyi koruyacak yeni bir mekanizmanında eş zamanlı olarak oluşturulmasını istedi. Tat,sözlerini şöyle tamamladı.</p>
<p> ‘’Elektrik aboneliği süreçlerinde, tarımsal üretim yaptığı belgelenen çiftçiler için objektif ve denetlenebilir kriterler belirlenmeli; üretici ile tarım arazisini amacı dışında kullanan kişiler kesin çizgilerle ayrıştırılmalıdır.  Üreticinin enerjiye erişimini kolaylaştıran her adım, aslında gıda güvenliğine, kırsal kalkınmaya ve ülke ekonomisine yapılmış bir yatırımdır. Elektrik Mühendisleri Odası Antalya Şubesi olarak çağrımız nettir. Kaçak yapılaşmaya taviz verilmesin. Ancak gerçek çiftçinin elektriği de kesilmesin. Çünkü enerjinin olmadığı yerde üretim, üretimin olmadığı yerde ise güçlü bir tarım geleceği mümkün değildir.’’</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/emo-elektrik-uretimin-vazgecilmez-altyapisidir-83021</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/1/1280x720/saban-tat-1783839196.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektrik Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Şaban Tat, çiftçi ve üreticiler için elektrik kullanımı ve tüketimi konusunda acilen düzenleme yapılması gerektiğini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/teskten-kredi-karti-komisyonlarinin-dusurulmesi-talebi-83015</guid>
            <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 15:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kredi kartı komisyonlarının düşürülmesi çağrısı: Esnaf altından kalkamaz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, kredi kartı komisyon oranlarının yeniden düzenlenmesi gerektiğini bildirdi.</p>
<p>Yazılı açıklama yapan Palandöken, bankaların komisyon oranlarını satılan emtiayla eşleştirmesi gerektiğini belirterek şunları kaydetti: "Kredi kartı ile yapılan ödemelerin maliyeti esnafın sırtına yüklenmemelidir. Bankalardaki kredi kartı faizleri mutlaka düşürülmeli ve makul bir seviyeye çekilmeli. Yoksa bunun altından esnaf kalkamaz. Kredi kartı komisyon oranları yeniden düzenlenmelidir." </p>
<p>Vatandaşın da konudan rahatsızlık duyduğunu aktaran Palandöken, "Biz sattığımız zaman komisyon kesemiyoruz. Kimseyi mağdur etmeyecek adil çözüm lazım. Esnafın kazancının üstüne çıkınca gerçekten zor oluyor." ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/teskten-kredi-karti-komisyonlarinin-dusurulmesi-talebi-83015</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/9/0/1280x720/kredi-karti-pos-1767358094.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kredi kartı komisyon oranlarının yeniden düzenlenmesi gerektiğini belirten TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, &quot;Bankalardaki kredi kartı faizleri mutlaka düşürülmeli ve makul bir seviyeye çekilmeli. Yoksa bunun altından esnaf kalkamaz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
