<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkezi-yonetimin-brut-borcu-148-trilyon-milyar-lira-79695</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 18:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkezi yönetimin brüt borcu 14,8 trilyon milyar lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, 30 Nisan 2026 itibarıyla merkezi yönetim brüt borç stoku verilerini paylaştı. </p>
<p>Buna göre, merkezi yönetim brüt borç stoku, ay sonu itibarıyla 14 trilyon 765,3 milyar lira oldu.</p>
<p>Borç stokunun 7 trilyon 38 milyar liralık kısmı Türk lirası, 7 trilyon 727,3 milyar liralık kısmı ise döviz cinsi borçlardan oluştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkezi-yonetimin-brut-borcu-148-trilyon-milyar-lira-79695</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/5/1280x720/lira-para-1778213523.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakanlığının nisan verilerine göre merkezi yönetim brüt borç stoku, 14 trilyon 765,3 milyar lira oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazine-alacaklari-2532-milyar-lira-79694</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 18:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazine alacakları 253,2 milyar lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class=""> </div>
<div class="card-text">
<div id="habericerikDiv3" class=" v3HaberIcerikDiv ltr">
<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, Nisan 2026'ya ait alacaklara ait verileri paylaştı. </p>
<p>Buna göre, Hazine alacakları, 30 Nisan itibarıyla 253,2 milyar lira oldu. Alacak stoku içindeki en yüksek payı 217,9 milyar lirayla Türkiye Varlık Fonu oluşturdu.</p>
<p>Söz konusu tarihe kadar Hazine alacaklarından 1,4 milyar lira tahsil edildi.</p>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazine-alacaklari-2532-milyar-lira-79694</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/0/1/1280x720/lira-para-1768365030.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nisan verilerine göre Hazine alacakları^, 253,2 milyar lira olurken en yüksek payı 217,9 milyar lirayla TVF oluşturdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayi-uretici-fiyatlari-nisanda-yuzde-348-artti-79692</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 18:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayi üretici fiyatları nisanda yüzde 3,48 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Nisan 2026'ya ait toplam sanayi üretici fiyat endeksi göstergelerini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, endeks geçen ay bir önceki aya kıyasla yüzde 3,48, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 30,6, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 12,34 ve 12 aylık ortalamalara kıyasla yüzde 27,95 yükseldi.</p>
<p>Sanayinin alt sektörlerinin yıllık değişimlerine bakıldığında, madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 41,73, imalatta yüzde 31,87, elektrik, gaz, buhar ile iklimlendirme üretimi ve dağıtımında yüzde 7,19, su temini, kanalizasyon, atık yönetimi ve iyileştirme faaliyetlerinde yüzde 38,26 artış görüldü.</p>
<p>Ana sanayi gruplarının yıllık değişimleri dikkate alındığında, ara mallarında yüzde 27,28, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 31,28, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 32,98, enerjide yüzde 46,73 ve sermaye mallarında yüzde 25,01 yükseliş gerçekleşti.</p>
<p><strong>Aylık değişimler</strong></p>
<p>Sanayinin alt sektörlerinin aylık değişimleri incelendiğinde ise madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 7,78, imalatta yüzde 3,83, su temini, kanalizasyon, atık yönetimi ve iyileştirme faaliyetlerinde yüzde 2,02 artış kaydedilirken, elektrik, gaz, buhar, iklimlendirme üretimi ve dağıtımı ise yüzde 4,96 azaldı.</p>
<p>Ana sanayi gruplarının aylık değişimlerine bakıldığında, ara mallarında yüzde 3,59, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 2,51, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 2,63, sermaye mallarında yüzde 2,44 ve enerjide yüzde 7 artış kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayi-uretici-fiyatlari-nisanda-yuzde-348-artti-79692</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/2/1280x720/sanayi-1779289674.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in nisan verilerine göre toplam sanayi üretici fiyat endeksi, aylık bazda yüzde 3,48, yıllık bazda yüzde 30,6 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/dimes-gidadan-finansman-bonosu-ihraci-79688</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 16:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dimes Gıda&#039;dan finansman bonosu ihracı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ÜNLÜ &amp; Co'nun iştiraki ÜNLÜ Menkul Değerler AŞ aracılığıyla gerçekleştirilen Dimes Gıda finansman bonosu ihracının başarıyla tamamlandığı duyuruldu.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, başlangıçta 150 milyon lira nominal tutar olarak planlanan ihraç, yoğun talep üzerine 250 milyon liraya yükseltildi.</p>
<p>Talep toplama süreci 14 Mayıs'ta tamamlanan ihraç, yurt içinde nitelikli yatırımcılara satış yöntemiyle ve 364 gün vadeyle gerçekleştirildi. İşlem aynı zamanda, Dimes Gıda'nın sermaye piyasalarındaki ilk borçlanma aracı ihracı olma özelliğini taşıdı.</p>
<p>ÜNLÜ &amp; Co Yönetici Direktörü Tunç Yıldırım, Dimes Gıda'nın sermaye piyasalarındaki ilk borçlanma aracı ihracına aracılık etmekten memnuniyet duyduklarını belirtti.</p>
<p>Yıldırım, ÜNLÜ &amp; Co olarak reel sektör şirketlerinin sermaye piyasalarındaki varlığını güçlendiren işlemlere katkı sunmaya ve yatırımcılarla sürdürülebilir bağlar kurmalarını desteklemeye devam edeceklerini kaydetti.</p>
<p>ÜNLÜ Menkul Değerler AŞ Kurumsal ve Hazine Çözümleri Direktörü Özlem Çelen de yatırımcı beklentileri doğrultusunda yapılandırılan ihracın, değişken faiz yapısı, vade kompozisyonu ve etkin fiyatlamasıyla başarılı bir işlem örneği ortaya koyduğunu kaydetti.</p>
<p>Çelen, Dimes Gıda gibi sektöründe güçlü konuma sahip şirketlerin sermaye piyasalarına ve finansmana erişim süreçlerinde çözüm ortağı olmaya devam edeceklerini anlattı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/dimes-gidadan-finansman-bonosu-ihraci-79688</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/2/1280x720/dimes-1759076052.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dimes Gıda&#039;nın finansman bonosu ihracının ÜNLÜ Menkul Değerler AŞ aracılığıyla gerçekleştirildiği bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-fatf-standartlari-tum-yetki-alanlarinda-hayata-gecirilmeli-79687</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 16:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek: FATF standartları tüm yetki alanlarında hayata geçirilmeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 5'incisi Paris'te düzenlenen "No Money for Terror" (Teröre Finansman Yok) Bakanlar Konferansı'na katıldığını duyurdu. </p>
<p>Konferansta, "Preventing the Misuse of Financial Innovation for Terrorism Financing" panelinde konuşan Şimşek, finansal inovasyonun, fırsatlar kadar riskler de barındırdığını belirterek, ödemeleri daha hızlı, ucuz ve erişilebilir kılan özelliklerin, suçlular ve terör finansörleri için de yeni kanallar (yollar) oluşturduğuna işaret etti.</p>
<p>Şimşek, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda,, kripto varlıkların artık bu yeni risk ortamının merkezinde yer aldığına dikkati çekerek, işlemlerin saniyeler içinde gerçekleştiğini, sınır ötesine kolayca aktarılabildiğini ve tek tıkla küresel likiditeye erişim sağladığını ifade etti. Şimşek, ayrıca söz konusu araçların birçoğunun kullanıcılarının kimliklerini gizlemesine imkan verdiğini bildirdi.</p>
<p>Mali Eylem Görev Gücü'ne (FATF) göre, "stabil coinlerin" giderek terör finansörlerinin daha fazla tercih ettiği bir araç haline geldiğini ifade eden Şimşek, söz konusu coinlerin, değerlerini korumaları, sınır ötesine anında taşınabilmeleri ve kolay erişilebilir olmaları sebebiyle suistimal edilebildiklerini belirtti.</p>
<p>Şimşek, standartların uygulanmasında tutarlılık olmamasının, aslında bunların hiç uygulanmaması anlamına geldiğine işaret ederek, "FATF standartları tüm yetki alanlarında tutarlı şekilde hayata geçirilmelidir. Aksi takdirde suçlular her zaman en zayıf halkayı bulacak." ifadesini kullandı.</p>
<p><strong>"Güçlü uluslararası iş birliği hayati önemini koruyor"</strong></p>
<p>Türkiye'nin kripto varlıklarla ilgili Kara Paranın Aklanmasının Önlenmesi/Terörizmin Finansmanı ile Mücadele (AML/CFT) risklerine karşı erken ve kararlı şekilde harekete geçtiğini vurgulayan Şimşek, 2021'de kripto varlık hizmet sağlayıcılarını ilgili yükümlülükler kapsamına aldıklarını, seyahat kuralını uygulamaya koyduklarını, lisanslama ve uyum şartlarını getirdiklerini anımsattı.</p>
<p>Şimşek, risklerin çok yüksek olması sebebiyle kripto ATM'lerini de tamamen yasakladıklarına işaret ederek, bazı alanlarda FATF'ın tavsiyelerinin de ötesine geçtiklerini belirtti. Bu kapsamda, stabil kripto para transferlerine günlük 3 bin dolar ve aylık 50 bin dolar limitleri getirdiklerini ifade eden Şimşek, seyahat kuralı şartlarını karşılamayan işlemler için zorunlu bekleme süreleri uygulamaya aldıklarını bildirdi.</p>
<p>Şimşek, suç ağlarına ait fonların saniyeler içinde transfer edilebildiğini kaydederek, uluslararası iş birliğinin de aynı hızda hareket etmesi gerektiğine dikkati çekti. Şimşek, bu çerçevede şüpheli cüzdan tespit edildiğinde, bilgi akışının haftalar değil, saatler içinde gerçekleşmesinin önemini vurguladı.</p>
<p>Finansal inovasyonun gelişmeye devam edeceğinin ve risklerin de aynı şekilde gelişeceğinin altını çizen Şimşek, bu süreçte güçlü uluslararası iş birliğinin hayati önemini koruduğunu belirtti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-fatf-standartlari-tum-yetki-alanlarinda-hayata-gecirilmeli-79687</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/2/1280x720/simsek-1776501507.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Teröre Finansman Yok&quot; Bakanlar Konferansı&#039;na katılan Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, &quot;FATF standartları tüm yetki alanlarında tutarlı şekilde hayata geçirilmelidir. Aksi takdirde suçlular her zaman en zayıf halkayı bulacak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/karar-resmi-gazetede-189-yeni-gida-bileseni-yonetmelige-dahil-edildi-79686</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 16:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karar Resmi Gazete&#039;de: 189 yeni gıda bileşeni yönetmeliğe dahil edildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanlığının "Türk Gıda Kodeksi Yeni Gıdalar Yönetmeliği" ve "Türk Gıda Kodeksi Yeni Gıdalara İlişkin Uygulama Tebliği" Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Bakanlıktan edinilen bilgiye göre, gelişen teknoloji ve alternatif gıda kaynakları hakkında çalışmaların artması sonucunda yeni bileşenlerin gıda olarak kullanılması konusunda artan talepler üzerine adım atıldı.</p>
<p>Düzenlemeler, gıda işletmecilerinin piyasaya yeni geliştirdikleri gıdaları arz edebilmesinin kurallarının ve tüketiciler için gıda güvenilirliğinin yüksek düzeyde sağlanmasına ilişkin koşulların belirlenmesi amacıyla hazırlandı.</p>
<p>Yönetmelik ekinde, Avrupa Birliğinin (AB) listesinde olup Türkiye'de kullanımı uygun görülen yeni gıdalar sıralandı.</p>
<p>AB listesindeki 189 yeni gıda bileşeni yönetmelik ekine alındı, 32 gıda ise GDO'lu mikroorganizma kullanılarak üretilmesi, domuz kaynaklı veya böcek olması gibi nedenlerle mevzuata alınmadı.</p>
<p>Geliştirilen yeni gıdanın kullanımına, yönetmelikte belirlenen prosedüre göre risk değerlendirmesi yapılmasının ardından insan sağlığı açısından herhangi bir güvenilirlik riski oluşturmaması halinde, belirlenen koşullarda izin verilecek.</p>
<p>Yönetmeliğin ekinde yer almayan yeni gıdaların piyasaya arz edilebilmesi için ise gıda işletmecisi tarafından Bakanlığa başvuru yapılması ve güvenilirlik değerlendirmesinin ardından mevzuatta yer alması gerekiyor.</p>
<p>Konuya ilişkin tebliğle de yeni gıda statüsünün belirlenmesi ve başvuru dosyalarının içeriği ile ilgili düzenlemeler yapıldı.</p>
<p>Düzenlemeyle, daha önce gıda olarak hiç tüketilmemiş bir bileşenin tam olarak tanımlanması ve risk değerlendirme sonucunda kullanımına izin verilmesiyle tüketici sağlığının korunması hedefleniyor. Aynı zamanda yenilikçi gıdalar, yeni teknolojiler ve üretim süreçlerinin önünün açılmasıyla inovasyona da destek olunması öngörülüyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/karar-resmi-gazetede-189-yeni-gida-bileseni-yonetmelige-dahil-edildi-79686</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan tebliğle, AB listesindeki 189 yeni gıda bileşeni yönetmelik ekine alındı, 32 gıda ise GDO&#039;lu mikroorganizma kullanılarak üretilmesi, domuz kaynaklı veya böcek olması gibi nedenlerle mevzuata alınmadı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uludag-icecek-ve-bursasporun-is-birligi-1-ligde-de-devam-ediyor-79684</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 15:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uludağ İçecek ve Bursaspor’un iş birliği 1. Lig’de de devam ediyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Uludağ İçecek Türk AŞ, 1980’li yıllardan bu yana desteklediği Bursaspor ile sponsorluk anlaşmasını yeni sezonda da sürdürüyor.</p>
<p>2025–2026 sezonunu 2. Lig şampiyonu olarak tamamlayıp bir üst lige yükselen Bursaspor’un en büyük destekçilerinden olan marka, yeşil-beyazlı camianın zirve yolculuğunda yanlarında olmaya devam edeceğini duyurdu.  İş birliğinin, dönemsel bir sponsorluk yaklaşımının ötesinde; kentin değerlerine ve Bursa kültürüne yıllardır verilen kalıcı desteğin bir yansıması olarak öne çıktığı belirtildi. Yapılan açıklamaya göre, 1980’li yıllardan itibaren Türkiye Kupası şampiyonluğundan Süper Lig zaferine pek çok tarihi ana tanıklık eden Uludağ İçecek, Bursaspor’un bu sezonda da yanında yer alarak "şehrin takımıyla yol arkadaşlığı" vizyonunu bir kez daha tescilledi.  </p>
<h2>Ömer Kızıl: “Zirve yolculuğunda her zaman yanındayız”</h2>
<p>Sponsorluk imza töreninde değerlendirmelerde bulunan Uludağ İçecek Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Kızıl, Bursaspor’un ait olduğu yere dönüşünün şehir için büyük bir motivasyon kaynağı olduğunu belirtti. Kızıl, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Uludağ İçecek Türk A.Ş. olarak, 1980’li yıllardan bugüne şehrimizin köklü değeri Bursaspor’un başarı yolculuğuna eşlik etmekten büyük bir gurur duyuyoruz. Geçmişte birlikte yaşadığımız Türkiye Kupası, 1. Lig, Süper Lig ve 3. Lig şampiyonluklarının ardından, geçtiğimiz sezonu 2. Lig şampiyonu olarak tamamlayan takımımızın 1. Lig mücadelesinde de yanındayız.  Bursaspor’un zirveye emin adımlarla ilerlemesini heyecanla takip ediyor; uzun yıllardır olduğu gibi bu sezonda da gururla destekliyoruz. Bu yeni sponsorluk döneminin, kulübümüzün hedeflerine ulaşmasında önemli bir basamak olacağına inanıyor; futbolcularımızı, teknik ekibimizi ve bu sevdayı hiç bırakmayan taraftarımızı yürekten kutluyoruz.”</p>
<p>Ömer Kızıl, Uludağ İçecek Türk A.Ş. ile Bursaspor arasındaki birlikteliğin yaklaşık 40 yıl öncesine dayandığını belirterek, şirketin uluslararası alanda büyüme yolculuğunu sürdürürken Bursa’yı ve Bursaspor’u hiçbir zaman unutmadığını ifade etti. EuroLeague başta olmak üzere farklı uluslararası organizasyonlarda da yer aldıklarını hatırlatan Kızıl, Bursa’dan çıkan bir marka olarak global ölçekte yatırımların devam ettiğini söyledi. Bursaspor’un 40 bin kişilik stadyum atmosferinin yurt dışında da büyük ilgi gördüğünü dile getiren Kızıl, kulübe desteklerinin süreceğini ve yeni sezonda başarılar dilediklerini ifade etti.<br />İmza töreninde bir konuşma yapan Levent Kızıl da Bursaspor’a desteklerinin devam edeceğini belirterek, geçen sezonun zorlu geçtiğini ve kulübün yeniden ayağa kalkma sürecinde önemli bir ivme yakaladığını ifade etti. Güçlü bir taraftar desteğine sahip olunduğunu vurgulayan Kızıl, takıma ve yönetime güvendiğini, zorlu bir lig olmasına rağmen Bursaspor’un en iyi şekilde mücadele edeceğine inandığını dile getirdi. Uludağ İçecek Türk A.Ş.’nin yaklaşık 40 yıldır kulübün yanında olduğunu hatırlatan Kızıl, bu desteği bundan sonra da sürdürmeyi hedeflediklerini belirtti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uludag-icecek-ve-bursasporun-is-birligi-1-ligde-de-devam-ediyor-79684</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/4/1280x720/uludag-icecek-ve-bursasporun-is-birligi-1-ligde-de-devam-ediyor-1779281472.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursaspor Özlüce İbrahim Yazıcı Tesisleri’nde gerçekleştirilen basın toplantısında, Uludağ İçecek ve Bursaspor arasındaki iş birliğinin yeni sezon detayları kamuoyuyla paylaşıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/-79671</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 12:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> ASELSAN ile Nanotech arasında iş birliği: Yeni şirket kuruluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Türkiye’nin hava savunma konsepti ÇELİK KUBBE kapsamında kullanılan seramik radomların üretimi için ASELSAN ile Eskişehir merkezli Nanotech iş birliğine gidiyor. Taraflar, “ASELSAN Nanotech Eskişehir Elektronik Sistemler” şirketinin kurulması için mutabakat zaptı imzaladı.</p>
<p>Savunma Sanayii İcra Kurulu kararı doğrultusunda hayata geçirilen iş birliğiyle, füze sistemlerinde kullanılan kritik seramik bileşenlerin daha yüksek kapasite ve kalite standartlarında üretilmesi hedefleniyor. Yeni yapılanmanın, savunma sanayiinde seri üretim kabiliyetini artırması ve tedarik sürelerini kısaltması bekleniyor.</p>
<p>İmza törenine, Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) Başkan Yardımcısı Prof. Dr. İhsan Kaya, ASELSAN CEO’su Ahmet Akyol, Nanotech Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Aydın Doğan ile Nanotech Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Dr. Ünal Çakar katıldı.</p>
<p>Eskişehir merkezli Nanotech’in, ileri seramik teknolojileri alanındaki çalışmalarıyla öne çıkan bir teknoloji şirketi olduğu, şirketin Prof. Dr. Aydın Doğan’ın yürüttüğü ileri seramik araştırmalarının ardından kurulduğu belirtildi.</p>
<p>SSB Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Kaya, törende yaptığı konuşmada, iş birliğinin üniversite-sanayi entegrasyonu açısından önemli bir örnek oluşturduğunu ifade etti.</p>
<p>Kaya, "Çok güzel bir birliktelik. Çok iyi bir üniversite-sanayi iş birliği örneğini görüyoruz. ASELSAN’ın savunma sanayiinin göz bebeği firmamızla bir araya gelmesinin kıymetli olduğunu düşünüyoruz" dedi.</p>
<p>Türkiye savunma sanayii ekosisteminde 4 binden fazla firmanın faaliyet gösterdiğini belirten Kaya, 400’ün üzerinde projeye katkı sağlandığını kaydetti.</p>
<p>ÇELİK KUBBE bileşenlerinin seri üretim ihtiyaçlarının karşılanmasında yeni ortaklığın kritik rol üstleneceğini vurgulayan Kaya, "Nanotech ile ASELSAN’ın kabiliyetlerinin bir araya gelmesiyle çok güzel bir birliktelik ortaya çıkacak" ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Stratejik üretim kabileyeti artacak</strong></p>
<p>Kurulacak şirketle birlikte özellikle füze sistemlerinde kritik öneme sahip seramik radomların yerlilik oranının artırılması, dışa bağımlılığın azaltılması ve yüksek teknolojili savunma bileşenlerinde Türkiye’nin üretim kapasitesinin güçlendirilmesi amaçlanıyor.</p>
<p>Savunma sanayiinde son dönemde hızlanan yerlileşme politikaları kapsamında değerlendirilen girişimin, Eskişehir’in ileri teknoloji üretim merkezi konumunu da güçlendirmesi öngörülüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/-79671</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/1/1280x720/346-1779272702.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ASELSAN ile Eskişehir merkezli Nanotech arasında “ASELSAN Nanotech Eskişehir Elektronik Sistemler” şirketinin kurulması için mutabakat zaptı imzaladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turk-mobilya-sektoru-abd-pazarindaki-varligini-guclendirdi-79670</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 12:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;ABD pazarında 500 milyon dolarlık ihracat hedefine bir adım daha yaklaştık&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Türk mobilya sektörü hedef pazarı ABD’de HD Expo Conference 2026’da Ege Mobilya Kâğıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği’nin Türkiye Milli Katılım Organizasyonu’nda 10 firmayla yerini aldı.</p>
<p>Ege Mobilya Kâğıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği tarihinde ilk kez bir mobilya fuarına Türkiye Milli Katılım Organizasyonu gerçekleştirdi. Yapılan açıklamaya göre, Türk mobilya ve iç mekân çözümleri sektörlerini Las Vegas’ta uluslararası alıcılarla buluşturan Türk mobilya sektörü, ABD pazarında 250 milyon dolar seviyesinde olan ihracatını 500 milyon dolara çıkarmak için büyük bir adım attı.</p>
<p>HD Expo Conference 2026 Türkiye Milli Katılım Organizasyonunun, 5–7 Mayıs 2026 tarihleri arasında Las Vegas düzenlendiğini vurgulayan Ege Mobilya Kağıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Hikmet Güngör, Bu yıl 35’incisi düzenlenen HD Expo Conference, otel, restoran, kruvaziyer, resort ve ticari konaklama projelerine yönelik mobilya, aydınlatma, tekstil, zemin kaplamaları, yüzey çözümleri, aksesuar, teknoloji ve iç mekân ürünlerinin sergilendiği hospitality sektörünün önemli uluslararası buluşma noktaları arasında yer aldığını vurguladı. Güngör, “Fuar; ürün keşfi, tasarım trendleri, satın alma süreçleri, proje bazlı tedarik, eğitim oturumları, networking programları ve alıcı buluşmalarıyla sektör profesyonellerine kapsamlı bir ticaret zemini sundu” dedi.</p>
<p>Fuarın, Türk mobilya ve iç mekân çözümleri sektörlerinin özellikle ABD ve Kuzey Amerika pazarında marka görünürlüğünü artırması, yeni iş bağlantıları geliştirmesi ve proje bazlı tedarik süreçlerinde daha etkin konumlanması açısından stratejik önem taşıdığının altını çizen Güngör, katılımcı firmaların, fuar süresince mimarlar, iç mimarlar, proje geliştiriciler, satın alma profesyonelleri, otel zinciri temsilcileri ve hospitality yatırımlarında karar verici konumda bulunan alıcılarla görüşmeler gerçekleştirdiklerini dile getirdi.</p>
<h2>"Uluslararası projelere dahil olma fırsatları doğdu"</h2>
<p>Türk firmalarımız tasarım gücü, üretim kapasitesi, kalite standardı ve proje bazlı tedarik kabiliyetleriyle uluslararası pazarda daha güçlü konumlanmayı hedefliyor diyen Güngör, “Fuar süresince gerçekleştirilen temaslarda Türk firmalarının ürün kalitesi, esnek üretim kabiliyeti, tasarım çeşitliliği ve hospitality projelerine yönelik çözüm üretme kapasitesi öne çıktı. Katılımcı firmalar, yapılan görüşmelerden memnun kaldı. Fuar ABD pazarındaki potansiyel iş birlikleri açısından verimli geçti. ABD pazarında 500 milyon dolarlık ihracat hacmine ulaşma hedefimize bir adım daha yaklaştık” ifadelerini kullandı.</p>
<p>ABD pazarı; ticari konaklama, otelcilik, restoran, kruvaziyer ve resort yatırımları bakımından Türk mobilya ve iç mekân çözümleri sektörleri için yüksek potansiyel taşımaya devam ediyor. HD Expo Conference 2026 Türkiye Milli Katılım Organizasyonu, Türk üreticilerinin bu pazardaki karar vericilerle doğrudan temas kurmasına ve Türkiye’nin tasarım, üretim, kalite ve tedarik kabiliyetlerini uluslararası ölçekte tanıtmasına katkı sağladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turk-mobilya-sektoru-abd-pazarindaki-varligini-guclendirdi-79670</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/0/1280x720/turk-mobilya-sektoru-abd-pazarindaki-varligini-guclendirdi-1779270794.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD’de HD Expo Conference 2026 hakkında açıklama yapan Ege Mobilya Kağıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Hikmet Güngör, &quot;Fuar ABD pazarındaki potansiyel iş birlikleri açısından verimli geçti. ABD pazarında 500 milyon dolarlık ihracat hacmine ulaşma hedefimize bir adım daha yaklaştık.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gumtobdan-turizm-sektorune-nitelikli-is-gucu-hamlesi-79667</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 11:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> GÜMTOB’dan turizm sektörüne nitelikli iş gücü hamlesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa turizm sektörünün çatı kuruluşlarından Güney Marmara Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği (GÜMTOB), Bursa Uludağ Üniversitesi Harmancık Meslek Yüksekokulu ile nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesine katkı sağlaması hedeflenen bir iş birliğine imza attı.</p>
<p>İmzalanan protokol kapsamında, öğrenciler sektörün önde gelen otellerinde staj yapma imkânı elde edecek. Meslek yüksekokullarında uygulanan 3+1 eğitim modeli çerçevesinde hayata geçirilen iş birliğiyle, dört dönemlik eğitimin üç dönemi örgün öğretim, bir dönemi ise işletmelerde tam zamanlı uygulamalı eğitim olarak gerçekleştirilecek. Bursa’nın pilot iller arasında yer aldığı model, öğrencilerin teorik bilgilerini sahada pekiştirmelerini amaçlıyor. Protokolün ilk aşamasında Almira Hotel, Mövenpick Hotel &amp; Thermal Spa Bursa, Marigold Thermal &amp; Spa Hotel, Euro Park Hotel Bursa, Gold Majesty Hotel, The Berussa Hotel, Adranos Hotel, Otantik Club Hotel, Gököz Natural Park Hotel ve Artıç Hotel yer aldı. Öğrenciler bu işletmelerde üçer aylık dönemler halinde staj yapacak.</p>
<p>GÜMTOB Yönetim Kurulu Başkanı Buğra Artıç, protokolün 2027-2028 güz ve yaz dönemlerini kapsadığını belirterek, uygulamanın öğrencilerin sektörel deneyim kazanmalarına ve turizm sektörünün ihtiyaç duyduğu nitelikli iş gücünün yetişmesine katkı sağlayacağını söyledi. Artıç, GÜMTOB olarak eğitim-sektör iş birliğini güçlendirecek projeleri desteklemeyi sürdüreceklerini ifade etti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gumtobdan-turizm-sektorune-nitelikli-is-gucu-hamlesi-79667</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/7/1280x720/gumtobdan-turizm-sektorune-nitelikli-is-gucu-hamlesi-1779266593.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ GÜMTOB ile Bursa Uludağ Üniversitesi Harmancık Meslek Yüksekokulu arasında imzalanan staj protokolüyle öğrenciler, 2027-2028 eğitim dönemlerinde Bursa’daki 10 otelde uygulamalı eğitim alarak sektöre hazırlanacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/lpg-ithalati-martta-yuzde-69-azaldi-79664</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 11:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> LPG ithalatı martta yüzde 6,9 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) mart ayına ait "Sıvılaştırılmış Petrol Gazları (LPG) Piyasası Sektör Raporu"nu yayınladı.</p>
<p>Buna göre, rafinerici ve dağıtıcı lisansı sahiplerince en fazla LPG ithalatı yapılan ülkeler, sırasıyla Cezayir, ABD, Rusya Federasyonu, Türkiye (Türkiye Serbest Bölge), Kazakistan ve Gürcistan olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>LPG ithalatı, martta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 6,90 azalarak 320 bin 211 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>Rapora göre, rafinerici ve dağıtıcı lisansı sahiplerince bu dönemde gerçekleştirilen LPG ihracatı da yüzde 15,53 artarak 73 bin 256 ton oldu.</p>
<p>Türkiye, söz konusu dönemde Birleşik Arap Emirlikleri, Ukrayna, Ürdün, Suriye, Bulgaristan, K.K.T.C, Romanya, Yunanistan, Lübnan ve Türkiye Serbest Bölge olmak üzere 10 farklı ülke ve bölgeye LPG ihraç etti.</p>
<p><strong>Satışlarda oto gaz ilk sırada</strong></p>
<p>LPG üretimi ise yüzde 28,04 artarak 104 bin 47 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>Dağıtıcı lisansı sahiplerince martta geçen yılın aynı ayına göre yapılan toplam LPG satışı 322 bin 907 ton olarak hesaplandı.</p>
<p>Satışlarda yüzde 83,11 pazar payıyla oto gaz birinci sırada yer aldı. Bunu, yüzde 13,68 ile tüplü LPG ve yüzde 3,21 ile dökme LPG satışları izledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/lpg-ithalati-martta-yuzde-69-azaldi-79664</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/6/1280x720/lpg-1761647312.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin mart verilerine göre LPG ithalatı, yıllık bazda yüzde 6,9 azalışla 320,2 bin ton oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-uretimi-yillik-yuzde-38-artti-79663</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 11:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrik üretimi yıllık yüzde 3,8 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) mart ayına ait "Elektrik Piyasası Sektör Raporu"nu paylaştı.</p>
<p>Buna göre, lisanslı elektrik üretiminin yüzde 38,95'i hidrolik, yüzde 16,21'i ithal kömür, yüzde 13,39'u rüzgar, yüzde 11,63'ü linyit, yüzde 8,56'sı doğal gaz ve yüzde 3,89'u jeotermal santrallerinden yapıldı. Bu kaynakları sırasıyla biyokütle, güneş, taş kömürü, asfaltit ve fuel-oil izledi.</p>
<p>Türkiye'nin lisanslı elektrik üretimi martta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 3,80 artışla 27 milyon 206 bin 787 megavatsaat oldu.</p>
<p>Faturalanan elektrik tüketim miktarı ise aynı dönemde yüzde 3,86 artarak 23 milyon 284 bin 375 megavatsaat olarak gerçekleşti.</p>
<p>Tüketimin yüzde 40,59'u sanayi, yüzde 30'u mesken ve yüzde 26'sı kamu ve özel hizmetler sektörü ile diğer aboneler tarafından yapıldı. Tüketimde aydınlatmanın payı yüzde 2, tarımsal faaliyetlerin payı ise yüzde 1,29 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>Tüketici sayısı ve kurulu güç arttı</strong></p>
<p>Elektrikte tüketici sayısı, martta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2,53 artarak 52 milyon 232 bin 340'a ulaştı.</p>
<p>Bu dönemde, sanayi tüketicilerinin sayısında yüzde 0,40, mesken tüketicilerinin sayısında yüzde 2,57, aydınlatma tüketicilerinin sayısında yüzde 2,43, kamu ve özel hizmetler sektörü ve diğer tüketicilerin sayısında yüzde 2,45 ve tarımsal faaliyet tüketicileri sayısında yüzde 1,55 artış görüldü.</p>
<p>Türkiye'nin lisanslı elektrik kurulu gücü de bu dönemde yüzde 2,80 artarak 100 bin 498 megavat oldu.</p>
<p>Kurulu gücün yaklaşık yüzde 24,49'unu doğal gaz, yüzde 23,75'ini barajlı hidrolik, yüzde 14,75'ini rüzgar, yüzde 10,40'ını ithal kömür ve yüzde 10,18'ini linyit santralleri, kalan bölümünü ise diğer enerji kaynaklarından elektrik üreten tesisler oluşturdu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-uretimi-yillik-yuzde-38-artti-79663</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/3/1280x720/elektrik-1763883529.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin mart verilerine göre lisanslı elektrik üretimi, geçen yıla kıyasla yüzde 3,8 artışla 27,2 milyon megavatsaat oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/konut-fiyatlari-gecen-ay-yuzde-18-artti-79662</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 11:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Konut fiyatları geçen ay yüzde 1,8 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), nisan ayına ilişkin Konut Fiyat Endeksi (KFE) ve Yeni Kiracı Kira Endeksi (YKKE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Türkiye’deki konutların kalite etkisinden arındırılmış fiyat değişimlerini izlemek amacıyla hesaplanan Konut Fiyat Endeksi (KFE), nisanda bir önceki aya göre yüzde 1,8 artarak 223,4 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 26,6 artan KFE, aynı dönemde reel olarak yüzde 4,3 azaldı.</p>
<p>KFE nisan ayında, bir önceki aya göre İstanbul'da yüzde 1,6, Ankara'da yüzde 2,6 ve İzmir’de yüzde 2,1 arttı. Endeks değerleri bir önceki yılın aynı ayına göre, İstanbul, Ankara ve İzmir’de sırasıyla yüzde 26,2, 29,9 ve 26,7 artış gösterdi.</p>
<p>İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflamasına göre bölgelerin yıllık konut fiyat endeksi değişimleri incelendiğinde, Nisan 2026 döneminde en yüksek yıllık artış yüzde 33,6 ile Erzurum, Erzincan, Bayburt, Ağrı, Ardahan, Kars, Iğdır bölgesinde, en düşük yıllık artış ise yüzde 16,7 ile Aydın, Denizli, Muğla bölgesinde gözlendi.</p>
<p><strong>YKKE yüzde 1,7 arttı</strong></p>
<p>Nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 1,7 artan Yeni Kiracı Kira Endeksi (YKKE), bir önceki yılın aynı ayına göre nominal olarak yüzde 31,7 artarken, reel olarak ise yüzde 0,5 azaldı.</p>
<p>YKKE, söz konusu dönemde İstanbul'da yüzde 1,4, Ankara'da yüzde 2,8 ve İzmir’de yüzde 1,2 yükseldi. Endeks değerleri bir önceki yılın aynı ayına göre, İstanbul, Ankara ve İzmir’de sırasıyla yüzde 36,2, 36,7 ve 29,4 arttı.</p>
<p>İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflamasına göre bölgelerin yıllık yeni kiracı kira endeksi değişimleri incelendiğinde, nisanda en yüksek yıllık artış yüzde 36,7 ile Ankara bölgesinde, en düşük yıllık artış ise yüzde 21,5 ile Hatay, Kahramanmaraş, Osmaniye bölgesinde yaşandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/konut-fiyatlari-gecen-ay-yuzde-18-artti-79662</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/9/1280x720/konut-1766377672.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın nisan verilerine göre Konut Fiyat Endeksi, aylık bazda yüzde 1,8, yıllık bazda ise yüzde 26,6 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tarimsal-girdi-fiyatlari-aylik-yuzde-389-artti-79661</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 11:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarımsal girdi fiyatları aylık yüzde 3,89 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), mart ayına ait tarımsal girdi fiyat endeksi (Tarım-GFE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, endeks martta bir önceki aya kıyasla yüzde 3,89, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 11,25, Mart 2025'e göre yüzde 34,26 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 33,01 yükseldi.</p>
<p>Ana gruplarda bir önceki aya göre tarımda kullanılan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 4,39, tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 0,84 artış kaydedildi.</p>
<p>Geçen yılın aynı ayına göre, tarımda kullanılan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 35,82, tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 25,17 yükseliş görüldü.</p>
<p><strong>Alt gruplar</strong></p>
<p>Yıllık Tarım-GFE'ye göre 8 alt grup daha düşük, 3 alt grup daha yüksek değişim gösterdi.</p>
<p>Martta yıllık bazda artışın az olduğu alt gruplar, yüzde 20,3 ile tarımsal ilaçlar, yüzde 24,11 ile bina bakım masrafları oldu. Yıllık artışın yüksek olduğu alt gruplar ise yüzde 48,33 ile gübre ve toprak geliştiriciler, yüzde 35,86 ile hayvan yemi olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Aylık Tarım-GFE'ye göre 8 alt grup daha düşük ve 2 alt grup daha yüksek değişim sergilerken 1 alt grup ise aylık bazda geriledi.</p>
<p>Martta bir önceki aya göre azalan alt grup yüzde 0,16 ile makine bakım masrafları olurken en az artış gösteren alt grup yüzde 0,04 ile veteriner harcamaları olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Buna karşılık, aylık artışın yüksek olduğu alt gruplar, yüzde 9,69 ile gübre ve toprak geliştiriciler, yüzde 9,55 ile enerji ve yağlayıcılar olarak hesaplandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tarimsal-girdi-fiyatlari-aylik-yuzde-389-artti-79661</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/8/1280x720/tarim-1775795375.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mart verilerine göre tarımsal girdi fiyat endeksi, aylık yüzde 3,89, yıllık yüzde 34,26, arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yurt-disi-ufe-nisanda-yuzde-416-artti-79660</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 11:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yurt Dışı ÜFE nisanda yüzde 4,16 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), nisan ayına ait Yurt Dışı Üretici Fiyat Endeksi (YD-ÜFE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre YD-ÜFE, geçen ay bir önceki aya kıyasla yüzde 4,16, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 15,33, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 35,07 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 31,24 yükseldi.</p>
<p>Sanayinin iki sektörünün yıllık değişimlerine bakıldığında, madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 46,81, imalatta yüzde 34,87 artış görüldü.</p>
<p>Ana sanayi gruplarının yıllık değişimlerine dikkate alındığında, ara mallarında yüzde 29,24, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 34,37, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 36,9, enerjide yüzde 125,66, sermaye mallarında yüzde 25,15 artış gerçekleşti.</p>
<p>Sanayinin iki sektörünün aylık değişimleri, madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 2,19 azalış, imalatta yüzde 4,27 artış olarak hesaplandı.</p>
<p>Ana sanayi gruplarının aylık değişimlerine bakıldığında, ara mallarında yüzde 3,52, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 3,28, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 3,01, enerjide yüzde 14,96, sermaye mallarında yüzde 3,08 artış kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yurt-disi-ufe-nisanda-yuzde-416-artti-79660</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/maden-is-makinesi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in nisan verilerine göre Yurt Dışı Üretici Fiyat Endeksi, aylık bazda yüzde 4,16, yıllık bazda ise yüzde 35,07 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dogal-gaz-ithalati-yuzde-457-artti-79659</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 11:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğal gaz ithalatı yüzde 4,57 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) mart ayına ait "Doğal Gaz Piyasası Sektör Raporu"nu paylaştı.</p>
<p>Buna göre, ithalatın 4 milyar 357 milyon metreküpü boru hatlarıyla, 1 milyar 914 milyon metreküpü de sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tesisleri aracılığıyla yapıldı.</p>
<p>Böylece toplam doğal gaz ithalatı, söz konusu dönemde yıllık bazda yüzde 4,57 artışla yaklaşık 6 milyar 272 milyon metreküp olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Söz konusu dönemde en fazla boru gazı ithalatı 2 milyar 551 milyon metreküple Rusya'dan yapıldı. Bunu 983 milyon metreküple Azerbaycan ve 823 milyon metreküple İran takip etti.</p>
<p>Bu dönemde LNG ithalatında ise ABD 976 milyon metreküple ilk sırada yer aldı. ABD'yi 472 milyon metreküple Cezayir, 180 milyon metreküple Moritanya, 95 milyon metreküple Angola, 94'er milyon metreküple Trinidad ve Tobago ile Nijerya takip etti.</p>
<p><strong>Konutlarda gaz tüketimi 3,4 milyar metreküpü aştı</strong></p>
<p>Ülkede toplam doğal gaz tüketimi, martta yıllık bazda yüzde 12,6 azalarak yaklaşık 6 milyar 202 milyon metreküp oldu.</p>
<p>Sanayi sektörünün doğal gaz tüketimi 1 milyar 194 milyon metreküp olarak kayıtlara geçti. Elektrik üretimini de kapsayan dönüşüm/çevrim sektöründe doğal gaz tüketimi ise 529 milyon metreküp oldu.</p>
<p>Konutlarda doğal gaz tüketimi bu dönemde 3 milyar 496 milyon metreküpe ulaştı.</p>
<p>Türkiye'de doğal gaz stok miktarı mart sonunda 4 milyar 178 milyon metreküp olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Doğal gaz stokunun 3 milyar 698 milyon metreküpü yer altı depolama tesislerinde, 479 milyon metreküpü ise LNG terminallerinde depolandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dogal-gaz-ithalati-yuzde-457-artti-79659</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/dogalgaz-2.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin mart verilerine göre doğal gaz ithalatı, yıllık bazda yüzde 4,57 artışla 6,3 milyar metreküp oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakan-yumakli-turkiye-bal-uretiminde-dunyada-ilk-3te-79689</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Yumaklı: Türkiye bal üretiminde dünyada ilk 3&#039;te</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, 20 Mayıs Dünya Arı Günü dolayısıyla mesaj yayımladı.</p>
<p>Yumaklı, bu günde arılar ve diğer tozlayıcıların ekosistem, biyolojik çeşitlilik ve gıda güvenliği açısından taşıdığı kritik önemin vurgulandığını kaydetti.</p>
<p>Tozlaşmanın yaklaşık yüzde 75'inin arılar ve diğer polinatörler tarafından sağlandığı dikkate alındığında, arıcılık faaliyetlerinin yalnızca bal üretimi ile sınırlı olmayıp sürdürülebilir tarımın ve gıda arz güvenliğinin temel unsurlarından birini oluşturduğuna işaret eden Yumaklı, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Türkiye, sahip olduğu zengin bitki örtüsü, farklı iklim bölgeleri ve yüksek genetik çeşitliliğe sahip arı varlığı ile dünya arıcılığında önemli bir potansiyele sahiptir. Bu kapsamda ülkemizde her yıl düzenlenen Dünya Arı Günü etkinlikleri ile arıların tarımsal üretimdeki kritik rolü, arı ürünlerinin ekonomik değeri, arıcılığın sürdürülebilirliği ve geliştirilmesi konularında toplumsal farkındalığın artırılması hedeflenmektedir."</p>
<p><strong>Türkiye 2025'te 97 bin 253 ton bal üretti</strong></p>
<p>Bakan Yumaklı, 2025 yılına ilişkin Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, ülkede 96 bin 646 arıcılık işletmesi ile 8 milyon 817 bin 155 arılı kovan bulunduğunu ve 97 bin 253 ton bal üretimi gerçekleştirildiğini kaydetti.</p>
<p>Bingöl ve Yenice ıhlamur ballarının Avrupa Birliği'nden (AB) coğrafi işaret aldığını anımsatan Yumaklı, Türkiye'de 39 coğrafi işaretli bal çeşidi bulunduğunun altını çizdi. Yumaklı, "Türkiye, güçlü arıcılık potansiyeli ile koloni sayısında ve bal üretiminde dünyada ilk üçte, AB'de ise 1. sırada yer almaktadır. Dünya çam balı üretiminin yaklaşık yüzde 90'ı ülkemizde, bunun da yüzde 70-80'i Muğla ilimizde gerçekleştirilmektedir." bilgisini paylaştı.</p>
<p><strong>Yetiştiricilere verilen destekler</strong></p>
<p>Bakan Yumaklı, ülkede arıcılığın geliştirilmesine yönelik arı yetiştiricilerine gerekli desteğin sağlandığına dikkati çekerek, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Hayvancılık yol haritası kapsamında yeni destekleme modeli ile arıcılığa temel desteğe ilave olarak destekler verilmektedir. Bu kapsamda, kadın ve genç yetiştiricilerimize yüzde 40, planlama kapsamında gezginci arıcılara yüzde 30, 1. derece tarımsal amaçlı örgütlere yüzde 20 ilave destek sağlanmaktadır. Gen kaynaklarını koruma desteği başlığı altında, izole bölgelerde yerli arı ırklarını koruyan yetiştiricilere ilave destek verilmektedir. Kırsal kalkınma destekleri kapsamında arıcılık yatırımları, ekipman temini ve işleme tesislerine yönelik hibe ve teşvikler sağlanmaktadır. Bununla birlikte propolis, polen, arı sütü, arı zehri gibi bal dışındaki arı ürünlerinin üretiminin artırılmasına yönelik çalışmalar yürütmekteyiz. Organik tarım mevzuatı kapsamında faaliyet gösteren arıcılarımıza da sertifikalı üretim yapmaları şartıyla arılı kovan başına destekleme ödemesi yapılmaktadır. Ayrıca, arıcılarımıza yönelik teknik eğitimler ve uygulamalı kurslar da düzenlenmektedir."</p>
<p>Türkiye'nin, arı genetik kaynakları açısından önemli bir merkez olduğuna işaret eden Yumaklı, Anadolu ve Kafkas arısı gibi yerli arı ırk ve ekotiplerinin korunması ve geliştirilmesi amacıyla üniversiteler ve arı yetiştiricileri birlikleri işbirliğinde ıslah çalışmaları yürütüldüğünü kaydetti.</p>
<p><strong>"Bölgesel ekotipler korunuyor"</strong></p>
<p>Bakan Yumaklı, ekonomik arı yetiştiriciliğinde damızlık materyalin niteliğinin önemine işaret ederek, "Bölgesel ekotiplerin kalıtsal düzeylerini korumak ve ıslah etmek amacıyla ülkemiz genelinde bölgesine adapte olmuş arı gen kaynaklarımızın tespit edilerek öncelikle bölgelerinde koruma altına alınması, yapılacak ıslah çalışmaları sonucunda ana arı üretiminde materyal olarak kullanılması ve arıcılığın hizmetine sunulması büyük önem arz etmektedir." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Islah programları ile damızlık ana arı üretiminin artırıldığını, bölgelere uygun arı ırklarının yaygınlaştırıldığını, çiftleşme bölgeleri oluşturularak genetik saflığın korunduğunu, koloni kayıplarının azaltılmasının hedeflendiğini, bal verimi ve kalitenin artırıldığını vurgulayan Yumaklı, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Islah çalışmalarımızla arıcılarımızın en kaliteli arıyı en düşük maliyetle üretip kullanabilmeleri sağlanarak bunun üretime yansımasıyla arıcılıkta verim artışı sağlanacak, koloni kayıplarının azaltılmasıyla sektörün sürdürülebilirliği güçlendirilecektir. Bununla birlikte ülkemizin sertifikalı damızlık ana arı üretimi ve ihracatı yapabilen bir konuma ulaşması da sağlanacaktır. Ulusal Damızlık Sistemi'nin devreye alınmasıyla Bakanlığımız bünyesindeki Hayvancılık Genel Müdürlüğümüz, Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği ve ilgili ıslah birimleri arasında kurulacak entegrasyon sayesinde ıslah programlarının izlenmesi ve yönlendirilmesi sağlanacak, böylece arı ıslah programlarının etkin ve işlevsel bir yapıya kavuşması mümkün olacaktır."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakan-yumakli-turkiye-bal-uretiminde-dunyada-ilk-3te-79689</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/aricilik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakan Yumaklı, &quot;20 Mayıs Dünya Arı Günü&quot; mesajında, &quot;Türkiye güçlü arıcılık potansiyeli ile koloni sayısında ve bal üretiminde dünyada ilk 3&#039;te, AB&#039;de ise 1. sırada yer almaktadır.&quot; dedi. Yumaklı, &quot;Kadın ve genç yetiştiricilerimize yüzde 40, planlama kapsamında gezginci arıcılara yüzde 30, 1. derece tarımsal amaçlı örgütlere yüzde 20 ilave destek sağlanmaktadır.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/vakif-katilimin-ilk-ceyrek-net-kari-33-milyar-lira-79658</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 10:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vakıf Katılım&#039;ın ilk çeyrek net kârı 3,3 milyar lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Vakıf Katılım, 2026'nın ilk çeyreğine ait finansal sonuçlarını paylaştı.</p>
<p>Vakıf Katılım'ın bu dönemde, 616 milyar lira fon topladığı ve ekonomiye 591,4 milyar lira finansman desteği sağladığı bildirildi.</p>
<p>Net kârını 3,3 milyar liraya çıkaran banka, aktif büyüklükte 2025 yıl sonuna göre yüzde 13,4'lük bir büyüme sergiledi ve 2026 yılının ilk çeyreğinde 888,9 milyar liralık aktif büyüklüğe ulaştı.</p>
<p>Vakıf Katılım Genel Müdürü Mehmet Ali Akben, katılım finans sektöründe öncü ve referans kurum olma hedefleri doğrultusunda, Türkiye'nin sürdürülebilir büyüme yolculuğuna güçlü katkılar sunmaya devam ettiklerini belirtti.</p>
<p>Akben, 2026'nın ilk çeyreğinde elde ettikleri finansal sonuçların, stratejik hedefleriyle uyumlu büyüme performanslarını bir kez daha teyit ettiğini kaydetti.</p>
<p>Bu dönemde 616 milyar lira fon toplayarak reel sektöre 591,4 milyar lira finansman desteği sağladıklarının altını çizen Akben, "Aktif büyüklüğümüzü yıl sonuna göre yüzde 13,4 oranında artırarak 888,9 milyar lira seviyesine ulaştırdık. Önümüzdeki dönemde de yenilikçi ürün ve hizmetlerimiz, müşteri odaklı yaklaşımımız ve katılım bankacılığı prensiplerine bağlılığımızla, hem sektörümüze hem de Türkiye ekonomisine değer katmayı sürdüreceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/vakif-katilimin-ilk-ceyrek-net-kari-33-milyar-lira-79658</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/8/1280x720/mehmet-ali-akben-1779264183.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vakıf Katılım&#039;ın yılın ilk çeyreğinde 3,3 milyar lira net kâr elde ettiği bildirildi. Genel Müdür Mehmet Ali Akben, &quot;Önümüzdeki dönemde de yenilikçi ürün ve hizmetlerimiz, müşteri odaklı yaklaşımımız ve katılım bankacılığı prensiplerine bağlılığımızla, hem sektörümüze hem de Türkiye ekonomisine değer katmayı sürdüreceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/petrol-ithalati-martta-yuzde-779-artti-79657</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 10:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petrol ithalatı martta yüzde 7,79 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) Mart 2026'ya ait "Petrol Piyasası Sektör Raporu"nu yayınladı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye'nin toplam petrol ithalatı içinde en büyük kalemi oluşturan ham petrol ithalatı yüzde 11,81 artarak 2 milyon 799 bin 824 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>Bu dönemde motorin türleri ithalatı ise yüzde 6,26 azalarak 987 bin 708 ton oldu. İthalatın kalan kısmını benzin ve fuel-oil türleri, havacılık ve denizcilik yakıtları ile diğer ürünler oluşturdu.</p>
<p>Böylece toplam ithalat, martta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 7,79 artarak 4 milyon 123 bin 407 ton olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>En fazla ham petrol ve petrol ürünleri ithalatı, 2 milyon 46 bin 981 tonla Rusya'dan yapılırken, bu ülkeyi 704 bin 555,47 tonla Irak ve 345 bin 168,91 tonla Kazakistan izledi.</p>
<p>Yurt içi benzin satışları martta geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 8,09 artarak 480 bin 187 ton oldu. Petrol ürünleri satışları yüzde 7,90 artarak 2 milyon 877 bin 758 ton, motorin satışları ise yüzde 8,13 artarak 2 milyon 260 bin 390 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p><strong>Petrol piyasasında ihracat yüzde 0,92 arttı</strong></p>
<p>Aynı dönemde petrol piyasasında toplam ihracat yüzde 0,92 artışla 1 milyon 339 bin 667 ton oldu.</p>
<p>Türkiye'nin havacılık yakıtları ihracatı yüzde 41,14 artarak 683 bin 467 ton olurken, motorin türleri ihracatı yüzde 68,36 azalarak 140 bin 771 ton olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Denizcilik yakıtları ihracatı yüzde 21,02 azalarak 75 bin 983 ton, benzin türleri ihracatı ise yüzde 53,26 artarak 20 bin 975 ton oldu.</p>
<p>- Rafineri petrol ürünleri üretimi yüzde 16,47 arttı</p>
<p>Aynı dönemde toplam rafineri petrol ürünleri üretimi yüzde 16,47 artışla 3 milyon 593 bin 804 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>Havacılık yakıtları üretimi martta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 26,09 artarak 679 bin 578 ton, benzin türleri üretimi yüzde 20,31 artarak 528 bin 121 ton oldu. Motorin türlerinin üretimi ise yüzde 4,30 artarak 1 milyon 467 bin 986 ton olarak kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/petrol-ithalati-martta-yuzde-779-artti-79657</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/8/1280x720/petrol-4-yil-sonra-ilk-kez-65-dolarin-altinda-1743769631.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin mart verilerine göre, petrol ve petrol ürünleri ithalatı, yıllık bazda yüzde 7,79 artışla 4 milyon 123 bin tonu aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bulgaristan-yatirim-firsatlari-forumu-is-dunyasini-bursada-bulusturdu-79651</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 10:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Bulgaristan Yatırım Fırsatları Forumu&#039; iş dünyasını Bursa’da buluşturdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bulgaristan Kökenli Yönetici, Sanayici ve İş İnsanları Derneği (KIRCAALİSİAD) ile Bulgaristan Ankara Büyükelçiliği iş birliğinde, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nın (BTSO) ev sahipliğinde düzenlenen “Bulgaristan Yatırım Fırsatları Forumu”, iş dünyasının yoğun katılımıyla gerçekleştirildi. Türkiye ile Bulgaristan arasındaki ticari ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesine katkı sunmak amacıyla düzenlenen forumda; yatırım fırsatları, sanayi iş birlikleri, bölgesel ekonomik entegrasyon, teknoloji yatırımları ve sürdürülebilir ticaret başlıkları ele alındı. Forumun açılışında konuşan KIRCAALİSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Osman Güler, organizasyonun yalnızca bir yatırım forumu değil, aynı zamanda Türkiye ile Bulgaristan arasında yeni bir ekonomik vizyonun güçlü bir adımı olduğunu ifade etti. Güler konuşmasında, iki ülke arasında sadece ticaretin değil; ortak yatırımların, sürdürülebilir ekonomik ilişkilerin ve stratejik iş birliklerinin geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. Kısa süre önce gerçekleştirilen Burgaz İş Forumu’nda bölgesel ekonomik entegrasyon, yatırım fırsatları, sınır ötesi iş birlikleri ve yeşil dönüşüm gibi önemli başlıkların ele alındığını hatırlatan Güler, Bursa’da düzenlenen forumun bu vizyona farklı bir boyut kazandırdığını belirtti. “Artık bölgemizin yalnızca ticaret yapan değil; birlikte üreten, birlikte büyüyen ve stratejik iş birlikleri geliştiren bir yapıya ihtiyacı var” diyen Güler, KIRCAALİSİAD’ın bu süreçte aktif rol almaya devam edeceğini ifade etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d6718be13a-1779263256.jpeg" alt="" width="588" height="331" /></p>
<h2>“Bulgaristan ile güçlü bağlarımız var”</h2>
<p>Forumda konuşan BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay ise Türkiye ile Bulgaristan arasındaki ilişkilerin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda güçlü kültürel ve insani bağlara dayandığını vurguladı. Burkay, iki ülke arasındaki toplam ticaret hacminin yaklaşık 7,5 milyar dolara ulaştığını belirterek, Bursa’nın üretim gücü ve ihracat kapasitesiyle bu ilişkilerde önemli bir rol üstlendiğini ifade etti. Bulgaristan’ın Avrupa Birliği içindeki stratejik konumuna dikkat çeken Burkay, Bursa iş dünyasının Bulgaristan üzerinden Avrupa pazarına erişim konusunda önemli fırsatlara sahip olduğunu söyledi.</p>
<h2>Tuna Endüstriyel Teknoloji Parkı Projesi tanıtıldı</h2>
<p>Forum kapsamında Bulgaristan’da hayata geçirilmesi planlanan “Tuna Endüstriyel Teknoloji Parkı” projesi de katılımcılara tanıtıldı. Avrupa Birliği destekli proje kapsamında Sviştov kentinde kurulması planlanan teknoloji parkının; yatırımcılar, sanayi kuruluşları ve teknoloji firmaları açısından önemli fırsatlar sunacağı ifade edildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bulgaristan-yatirim-firsatlari-forumu-is-dunyasini-bursada-bulusturdu-79651</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/1/1280x720/bulgaristan-yatirim-firsatlari-forumu-is-dunyasini-bursada-bulusturdu-1779263286.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bulgaristan Kökenli Yönetici, Sanayici ve İş İnsanları Derneği ile Bulgaristan Ankara Büyükelçiliği iş birliğinde, Türkiye ile Bulgaristan arasındaki ticari ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesine katkı sunmak amacıyla “Bulgaristan Yatırım Fırsatları Forumu” düzenlendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/google-ve-microsoft-baska-meta-ve-amazon-baska-soyluyor-79644</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 08:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Google ve Microsoft başka Meta ve Amazon başka söylüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir şirket, yıl sonunda tükettiği elektrik miktarı kadar yenilenebilir enerji sertifikası satın aldığında gerçekten ‘temiz enerji kullanmış’ sayılır mı? Yoksa o elektriğin gerçekten tüketildiği saatte ve tüketildiği bölgede temiz kaynaklardan sağlandığını da göstermek zorunda mı? Bu sorular teknoloji devlerini ikiye bölmüş durumda.</strong></p>
<p>Karbon muhasebesinde yeni dönem, şirketlerin yalnızca ne açıkladığını değil, bu açıklamanın ne kadar izlenebilir, denetlenebilir ve savunulabilir olduğunu sorguluyor.</p>
<p>Dün bu dönüşümü elektronik karbon defterleri üzerinden ele almıştık. Bugün aynı arayış, teknoloji dünyasının tam merkezinde yaşanıyor.</p>
<p>Yapay zekâ büyüdükçe, veri merkezlerinin elektrik iştahı da büyüyor. Bulut altyapıları, büyük dil modelleri, yapay zekâ uygulamaları ve kesintisiz dijital hizmetler daha fazla enerji talep ediyor. Bu nedenle teknoloji şirketlerinin yıllardır dile getirdiği “yüzde 100 yenilenebilir enerji kullanıyoruz” iddiası artık daha yakından inceleniyor.</p>
<p>Bu noktada iki temel soru gündeme geliyor: “Bir şirket, yıl sonunda tükettiği elektrik miktarı kadar yenilenebilir enerji sertifikası satın aldığında gerçekten ‘temiz enerji kullanmış’ sayılır mı? Yoksa o elektriğin gerçekten tüketildiği saatte ve tüketildiği bölgede temiz kaynaklardan sağlandığını da göstermek zorunda mı?</p>
<p>Bugün teknoloji devlerini ikiye bölen tartışmanın özü bu.</p>
<p>Bir tarafta Google ve Microsoft var. Bu şirketler, şirketlerin enerjiyi tükettikleri yerde ve zamanda temiz enerjiyle eşleştirmesini sağlayacak daha ayrıntılı bir sistem istiyor. Diğer tarafta Meta, Amazon ve Salesforce gibi şirketler var. Bu şirketler, “etki muhasebesi” yaklaşımını destekliyor. Bu yaklaşıma göre yenilenebilir enerji yatırımları, şirketin elektriği nerede tükettiğinden bağımsız olarak, karbon azaltım etkisinin en yüksek olacağı kirli şebekelere yönlendirilmeli.</p>
<p>Başka bir deyişle bir taraf “temiz enerji iddiası tüketim noktasında ve saatinde kanıtlanmalı” diyor. Diğer taraf ise “iklim açısından en büyük fayda nerede sağlanacaksa yatırım oraya gitmeli” görüşünü savunuyor.</p>
<p><strong>Scope 2 neyi anlatıyor?</strong></p>
<p>Tartışmanın merkezinde Kapsam 2 emisyonları var. Kapsam 2, şirketlerin doğrudan kendi bacasından çıkan emisyonları değil, dışarıdan satın aldıkları elektrik, buhar, ısıtma ya da soğutmanın üretimi sırasında ortaya çıkan dolaylı emisyonları ifade ediyor.</p>
<p>Yani bir veri merkezi elektrik tükettiğinde, binanın içinden duman çıkmıyor olabilir. Ama o elektriği üreten şebekede kömür ya da doğal gaz varsa, bu karbon yükü şirketin iklim bilançosuna yazılıyor. Bu nedenle Kapsam 2, özellikle teknoloji şirketleri için çok kritik. Bugünkü sistemde şirketler genellikle yıllık bazda hesap yapıyor. Yıl boyunca ne kadar elektrik tükettiklerine bakıyorlar. Ardından bu miktarı ya satın aldıkları temiz enerjiyle ya da yenilenebilir enerji sertifikalarıyla denkleştiriyorlar.</p>
<p>Kağıt üzerinde sorun yok gibi görünüyor. Tüketilen elektrik kadar yenilenebilir enerji sertifikası varsa, şirket “yüzde 100 yenilenebilir enerji kullanıyorum” diyebiliyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d4de5761ba-1779256805.png" alt="" width="469" height="420" /><strong>İrlanda’da tüket, İspanya’da denkleştir</strong></p>
<p>Bu sistemin yarattığı en çarpıcı örneklerden biri İrlanda’daki bir veri merkezi. Mevcut kurallar altında İrlanda’daki bu veri merkezi, kış aylarında İrlanda’da tükettiği elektriği karşılamak için İspanya’da yazın üretilmiş güneş enerjisi sertifikalarını kullanabiliyor. Sonuçta da kendisini “yüzde 100 yenilenebilir enerji kullanıyor” diye gösterebiliyor.</p>
<p>Oysa gerçek hayatta bu elektrik, o anda İrlanda şebekesinden çekiliyor. Şebekede hangi kaynak varsa, veri merkezi de fiilen onunla çalışıyor. Yazın İspanya’da üretilmiş güneş enerjisi, kış akşamı İrlanda’daki veri merkezinin elektrik ihtiyacını fiziksel olarak karşılamıyor.</p>
<p>New Climate Institute analisti Thomas Day bu örneği şu sözlerle yorumluyor: “Bir elektrik tedarikçisini arayıp ‘Altı ay önce üretilmiş güneş enerjisini bu akşamki ihtiyacım için satın almak istiyorum’ diyemezsiniz. Eğer temiz enerji kullandığınızı iddia ediyorsanız, o enerjiyi gerçek hayatta<br />da satın alabiliyor olmanız gerekir.”</p>
<p>Sera Gazı Protokolü’nün gündemindeki yeni öneri tam da bu boşluğu kapatmayı hedefliyor.</p>
<p>Şirketlerin temiz enerji iddialarını yalnızca yıllık toplamlar üzerinden değil; elektriğin tüketildiği saat ve lokasyon üzerinden de kanıtlaması isteniyor.</p>
<p>Bu sürecin nasıl hayata geçirileceği henüz netleşmiş değil; fakat Karbon Saydamlık Projesi (CDP)’ye göre, enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 75’i şirketlerin yalnızca yüzde 7’si tarafından yapılıyor. Bu veri, yeni sistemin herkese aynı anda uygulanmak zorunda olmadığını gösteriyor.</p>
<p>Belki de ilk adım, en büyük enerji tüketicilerinden başlamak olabilir. Böylece en büyük etki yaratılabilecek alanlarda daha şeffaf bir sistem kurulabilir. Çünkü bugün asıl ihtiyaç, şirketleri cezalandırmak değil, taahhütlerin gerçek olmasını sağlamak.</p>
<p><strong>Yatırımcılar değişim istiyor, itirazlar güçlü</strong></p>
<p>Bu tartışmada yatırımcıların sesi de giderek yükseliyor. ShareAction’ın koordine ettiği ve toplamda 1,2 trilyon doların üzerinde varlığı yöneten 14 yatırımcı, saatlik eşleştirmeyi destekleyen ortak bir açıklama yaptı. Onlara göre mevcut sistem şirketlerin fosil yakıtlara ne kadar maruz kaldığını görünmez kılıyor. Bir şirket yıllık bazda temiz enerji sertifikalarıyla kendisini dengede gösterirken, elektrik ihtiyacını en kritik saatlerde hâlâ doğal gaz ya da kömür ağırlıklı bir şebekeden sağlayabiliyor. Bu fark yatırımcı için önemli; çünkü enerji riski artık iklim riskinin, maliyet riskinin ve rekabet riskinin bir parçası konumunda. Şirketin elektriğe hangi saatlerde, hangi lokasyonlarda, hangi kaynaklara bağlı olarak eriştiği; gelecekteki karbon maliyetini, yatırım ihtiyacını ve iklim taahhütlerinin güvenilirliğini doğrudan etkiliyor. Bu öneriye karşı çıkanlar da var. Saatlik ve lokasyon bazlı eşleştirmenin özellikle çok sayıda mağazası, ofisi ya da tesisi olan perakende ve imalat şirketleri için ciddi maliyet ve karmaşıklık yaratacağı belirtilirken, eleştirilerin odaklandığı bir başka unsur da, kuralların fazla katılaşmasının, şirketlerin yenilenebilir enerji piyasasına girişini yavaşlatabileceği yönünde.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/google-ve-microsoft-baska-meta-ve-amazon-baska-soyluyor-79644</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/4/1280x720/karbon-cevre-agac-1779256787.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Google ve Microsoft başka Meta ve Amazon başka söylüyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/doviz-piyasasinda-rotayi-enerji-ciziyor-79638</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 08:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Döviz piyasasında rotayı enerji çiziyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d4612be0a6-1779254802.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Küresel piyasalarda yılın ikinci yarısına girilirken yatırımcıların döviz tercihlerinde enerji gelirleri, yüksek faiz ve jeopolitik riskler belirleyici olmaya başladı. Özellikle İran kaynaklı enerji gerilimi, petrol fiyatlarında yeni yükseliş dalgasını tetiklerken; enerji ihracatçısı ülkelerin para birimleri yeniden ön plana çıkıyor. Analistler, klasik “güvenli liman” yaklaşımının yerini artık “yüksek faiz ve enerji avantajı” temasına bıraktığını söylüyor.</p>
<p>ING’nin yayımladığı son döviz tahminleri, Norveç kronu ile Avustralya dolarının G10 ülkeleri içinde yılın geri kalanında en güçlü performansı gösterebilecek para birimleri arasında yer aldığını ortaya koyuyor. Dolar/Norveç kronu paritesinin mevcut 9,33 seviyesinden 12 ay içinde 8,75’e gerilemesi bekleniyor. Bu görünüm Norveç kronunda güçlenmeye işaret ediyor. Benzer şekilde dolar/ Avustralya doları paritesinin de 0,71’den 0,73’e hareket etmesi öngörülürken, Avustralya dolarının yüksek faiz avantajını koruyacağı belirtiliyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d46e09dd79-1779255008.png" alt="" width="656" height="478" /></p>
<h2>Japon yeni baskı altında </h2>
<p>Buna karşın Japon yeni üzerindeki baskı sürüyor. Japonya Merkez Bankası’nın faiz artırımlarında temkinli davranması ve reel faizlerin halen negatif bölgede bulunması nedeniyle yenin zayıf görünümünü koruduğu belirtiliyor. ING’nin tahminlerine göre dolar/yen paritesi kısa vadede 159 seviyelerinde kalırken, yılın devamında ancak 152 seviyesine doğru sınırlı bir geri çekilme yaşanabilir. Piyasalarda, Japon otoritelerin dolar/yen paritesinin yeniden 160 seviyesini aşması durumunda müdahaleye başvurabileceği konuşuluyor. Ancak yatırımcılar, kalıcı toparlanma için daha agresif faiz artışları gerektiğini düşünüyor.</p>
<h2>Dolar güçlü kalabilir </h2>
<p>ABD doları yıl boyunca karışık bir performans gösterse de piyasalar kısa vadede doların yeniden güç kazanabileceğini fiyatlıyor. Özellikle enerji fiyatlarındaki yükselişin ABD’de enflasyonu canlı tutması, Fed’in faiz indirimlerini ötelemesine neden olabilir. ING’ye göre euro/dolar paritesi kısa vadede yeniden 1,15 seviyesini test edebilir. Ancak yıl sonuna doğru ABD ekonomisinde yavaşlama beklentisi ve Fed’in olası faiz indirimi nedeniyle paritenin tekrar 1,20 seviyesine yaklaşması bekleniyor. Öte yandan, sterlin uzun ve sıcak bir siyasi risk yazıyla karşı karşıya kalabilir; bu da zaten kırılgan olan tabloyu daha da kötüleştirebilir.</p>
<h2>Gelişen ülke para birimlerinde ayrışma </h2>
<p>Gelişmekte olan ülke para birimlerinde ise emtia ve faiz farkı belirleyici olmaya devam ediyor. Brezilya realinin yüksek faiz avantajıyla güçlü kalabileceği belirtilirken, Orta Avrupa para birimlerinin de yatırımcı ilgisini koruduğu görülüyor. Özellikle Macar forinti ve Çek korunasında güçlü seyrin sürebileceği belirtiliyor. Buna karşılık siyasi risklerin sterlin üzerinde baskı yaratabileceği uyarısı yapılıyor.</p>
<p>Asya tarafında ise “kuzey-güney ayrışmasının” devam edeceği belirtiliyor. Enerji ithalatçısı ekonomilerin para birimlerinin baskı altında kalması beklenirken, emtia bağlantılı ülkelerin daha güçlü performans göstermesi öngörülüyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">TL’de kontrollü değer kaybı dönemi </span></h2>
<p>ING değerlendirmesine göre TCMB, son dönemde Türk Lirası’ndaki değer kaybı hızını da yeniden ayarladı ve kontrollü şekilde bir miktar hızlandırdı. Bu adımın, yıl başından bu yana reel efektif döviz kurunda görülen yeniden değerlenme dikkate alındığında “yerinde” olduğu ifade ediliyor. Analistler kısa vadede TCMB’nin “bekle-gör” stratejisini sürdüreceğini düşünüyor. Ancak yükselen enerji fi yatları, büyümede ivme kaybı ve süren dolarizasyon eğilimi nedeniyle Banka’nın güçlü faiz indirimleri için alanının sınırlı kaldığı ifade ediliyor. Bankanın dolar kuru beklentisine bakıldığında 1 ay sonra kurun 46.3, 3 ay içinde 48.05, 6 ay sonra 51.2 ve 12 ay sonra 56.3seviyesine çıkabileceği öngörülüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/doviz-piyasasinda-rotayi-enerji-ciziyor-79638</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/8/1280x720/petrol-dollar-1779255061.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Norveç kronu ve Avustralya doları enerji rallisinden destek alırken, dolarda Fed desteğinin kalıcı olması beklenmiyor. Sterlin siyesi risklere karşı kırılgan, Japon Yeni için 160 seviyesi yeniden kritik eşik haline geldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayide-karlilik-hizla-geriledi-hisse-fiyati-uc-yil-oncesine-gitti-79636</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 08:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayide kârlılık hızla geriledi, hisse fiyatı üç yıl öncesine gitti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Son üç yılda yüksek özvarlık kârlılıklarıyla öne çıkan sanayi şirketleri 2026'nın ilk çeyreğinde adeta stres testinden geçiyor. Yüzde 56 özvarlık kârlılığı ortalamasına sahip Limak Doğu’nun %0,13’e inmesi veya Türk Traktör’ün eksiye savrulması yatırımcısına hangi mesajı veriyor?</strong></p>
<p>Sanayi şirketlerinin ilk çeyrek bilançolarını inceleyenler, özvarlık kârlılıklarındaki sert düşüşe bakarak çarkların durduğunu düşünebilir. Oysaki tabloda gözlenen daralma kalıcı bir sorundan ziyade bir stres testi niteliğinde. Üç yıllık ortalaması %45,80 olan Ford Otosan'ın tek bir çeyrekte %3,80›e gerilemesi veya Türk Traktör’ün %8,19 ile eksiye düşmesi, üretim gücünü kalıcı kaybetmelerinden ziyade, daralan piyasadan kaynaklı vites küçülttüklerini işaret ediyor. Panikle hareket edip geçici dönemi çöküş sananların aksine, finansal döngüleri doğru okuyanlar bu testten büyüyerek çıkacaktır.</p>
<h2>Ortalaması yüksek olanlar</h2>
<p>Limak Doğu Anadolu, geçen üç yılda özvarlık kârlılığı ortalaması %56,21 ile ilk sırada yer aldı. Ancak 2026’nın ilk çeyreğinde oran %0,13’e geriledi. Üç aylık dönemde gelirini %18, esas faaliyet kârını %51 ve dönem sonu kârını %97 gibi oldukça ciddi oranda geriletti. Firma, daralan kârlılığa rağmen hisse başına 2 TL olmak üzere toplamda 1 milyar TL temettü veriyor.</p>
<p>Ford Otosan %45,80 ile listenin ikinci sırasında yer alıyor. Ancak bu şirket de 2026’nın ilk çeyreğinde özvarlık kârlılığını %3,80’e düşürdü. Geçen yıl zor bir dönem geçiren Ford, 2026’nın üç aylık döneminde de küçülmesini sürdürdü. Gelirini %9, esas faaliyet kârını %51, dönem sonu kârını %35 geriletti. Hissenin fiyatı Mart 2024 seviyelerinde.</p>
<h2>Özvarlık kârlılığı eksiye dönenler</h2>
<p>Tabloda yer alan sanayi şirketlerinden Türk Traktör, Bülbüloğlu Vinç ve Yaprak Süt yılın ilk çeyreğinde özvarlık kârlılığını eksiye düşüren üç şirket oldu. Türk Traktör gelirini %40 gibi hayli yüksek oranda gerileterek 10,5 milyar TL’ye indirdi. Dönem sonunda ise 1,28 milyar TL zarar açıkladı. Hissenin fiyatı Temmuz 2023 seviyelerinde işlem görüyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d454f56be5-1779254607.png" alt="" width="900" height="478" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>SEPET KARŞILIĞI MI, HEDEF KAZANÇ MI?</strong></p>
<p><strong>Sepet karşılığı</strong>; gerçekçi ölçüm, enflasyon kalkanı, denge, derinlik, bağımsız duruş. Hesap karmaşası, baskı, güç hedef, daraltıcılık, bağımlılık.</p>
<p><strong>Hedef kazanç</strong>; odaklanma, çıkış kolaylığı, yüksek motivasyon, bireysel planlama, konfor. Enflasyon tuzağı, duygusal bekleyiş, gerçeklik yanılgısı.</p>
<p><strong>Nisan ayındaki ihracat büyümesi iç pazardaki derin kaybı karşılamaya yetmese de olumlu</strong></p>
<p>Türk Traktör içerde kan kaybederken ihracatla toparlama olasılığı var mı? ● Hasan Solak</p>
<p>Hasan, Türk Traktör’ün nisanda yurt dışı satışlarını %35,6 artırarak 1.207 adede çıkarması, döviz girdisi sağlaması ve operasyonel riskleri dağıtması adına önemli değerlendirmeli. Ancak bu artışın tek başına şirketi hızla yeniden kâra geçireceğini düşünmek fazla iyimser bir beklenti olur. Zira aynı ayda yurt içi satışlardaki %47,2’lik düşüş satış sıkıntısının devam ettiğini söylüyor. Yılın ilk çeyreğinde geliri %40 erirken dönem sonunda 1,28 milyar TL zarar yazması ihracat adetlerindeki toparlanmayı umut verici kılsa da daha fazlasını gerektiriyor.</p>
<p><strong>Gelir çeşitliliği için yurt dışında projeleri yönlendirecek özel amaçlı şirket kuruyor</strong></p>
<p>Akiş GYO’nun özel amaçlı bir şirket kuracağını açıklamasındaki gizli mesaj nedir? ● Fatih Bilek</p>
<p>Fatih, Akiş GYO aldığı kararla Akiş Global Gayrimenkul adıyla %100 bağlı iştirak şeklinde yeni bir şirket kuracak olmasını uluslararası yatırımların habercisi olarak okumak yanlış olmaz. İştirakin sadece yurt dışındaki gayrimenkullere, projelere ve fonlara yatırım yapmak amacıyla özel amaçlı kurulacak olması, iç piyasadaki makroekonomik dalgalanmalardan ve kur riskinden korunmak amacıyla rotanın döviz bazlı getiri yaratacak küresel pazarlara çevrildiğini gösteriyor. Ancak açıklamada hedeflenen projeler veya fonlar hakkında ek bilgi verilmedi.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>NKP temettü ödeyen şirketlere yönelirken %12 ile endeksin gerisinde kaldı</strong></p>
<p>Neo Portföy’ün yönettiği Kar Payı Ödeyen Değişken Fon (NKP), Temmuz 2025’ten bu yana işlem görüyor. Geçen süre zarfında fiyatı zayıf bir performans izledi. Bununla birlikte portföyü aralıktan bu yana aylık bazda büyüyor. Mayıs itibarıyla hacmi 173,4 milyon TL’ye çıktı. Geçen süre zarfında bazen azalan bazen artan miktarda olmakla birlikte para girişleri oldu. Mayısta gelen miktar 3 milyon TL. Fondaki yatırımcı sayısı şimdilerde 3.220’de ve son üç aydır benzer seviyelerde bulunuyor. NKP, küresel ve yerel piyasada yüksek temettü ödeyen şirketlerin paylarında pozisyon alıyor. Portföyün %66’sı yabancı hisselerden %16,67’si yerli hisselerden oluşuyor. Henüz bir yılını doldurmayan fon, son altı ayda %12,17 getiri sağladı. Aynı sürede BIST 100 Endeksi %31,14 yükseliş kaydetti. NKP, endeksin gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Aktif Yatırım Bankası, piyasadan %34,92 bileşik faizle 500 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Aktif Yatırım Bankası, 18.05.2026 tarihinde nitelikli yatırımcılara yönelik tahvil ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 500.000.000 TL olan tahvilin yıllık basit faizi %41, bileşik faizi ise %34,92 olarak belirlendi. 729 gün vadeli tahvilin vadeye isabet eden faizi %81,89 düzeyinde. Tahvilin vade başlangıç tarihi 18.05.2026, itfa tarihi 16.05.2028 olarak açıklandı. 18 Mayıs itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. Bankanın verdiği %41 basit faiz oranı, TLREF’in 1,01 puan üzerinde yer alıyor. Belirlenen oran, piyasa koşullarında makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, bankanın uzun vadeli likidite ihtiyacını karşılayacak. Tahvil, piyasada TRSAKYB52825 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d457fbdf0f-1779254655.png" alt="" width="233" height="184" /><strong>Ebebek nisandan itibaren artan ivmeyle yukarı yöneldi. Fonların payı hızlı arttı</strong></p>
<p>Ebebek’de fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %17,92 ile toplamda 485,7 bin lot artırarak 3,20 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 22’den 30’a çıktı. YHK fonu 250 bin lot ile en fazla alımı yaparken, TCD 121 bin lot ile en çok satışı gerçekleştiren fon oldu. Hisse hakkında bugüne kadar 5 aracı kurum öneride bulunurken 2 aracı kurum model portföyüne dahil etti. En yüksek hedef fiyat önerisini Marbaş Yatırım 136 TL ile verdi. En düşük beklenti 92 TL ile Ünlü Yatırım’dan geldi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d4599e55f2-1779254681.png" alt="" width="982" height="240" />SDT UZAY VE SAVUNMA</strong></p>
<p><strong>Üç günde üç ayrı anlaşmayla 12 milyon dolarlık sipariş aldı. Üç aylık gelirini aştı</strong></p>
<p>SDT Uzay, yurt içi müşterileriyle peş peşe üç ayrı anlaşma imzaladı. Savunma Sanayii Başkanlığı ile 5G sinyal karıştırma sistemleri, diğer kurumsal müşterilerle ise savunma sistemleri alanında yaptığı sözleşmelerin toplam bedeli yaklaşık 12 milyon dolara ulaştı. Tutar yaklaşık 546 milyon TL’ye denk gelirken, üç anlaşmayla ilk çeyrekte gerçekleştirdiği 506,8 milyon TL’nin üzerine çıkmayı başardı. Savunma sanayisi gibi özel ve yüksek mühendislik gerektiren alanlarda, kamu kurumları ve büyük ana yüklenicilerle uzun vadeli anlaşmalara gitmesi ciro kalitesini güçlendiriyor.</p>
<p><strong>KİLER HOLDİNG</strong></p>
<p><strong>Suudi Arabistan pazarına yöneldi. Riyad’da şirket kurarak inşaat işleri yürütecek</strong></p>
<p>Kiler Holding, uluslararası projelerde yer almak amacıyla Suudi Arabistan’da %100 bağlı ortaklığı Kiler Construction şirketini kurma kararı aldı. Başlangıç sermayesi 500 bin riyal olarak belirlenen şirketin bölgede konut, ticari alan, altyapı ve müteahhitlik faaliyetleri yürüteceği belirtildi. Şirket, inşaat ve gayrimenkul geliştirme alanındaki tecrübesini yatırım iştahı yüksek bir uluslararası pazara taşımak için resmi adımı atmış oldu. Gayrimenkul sektöründe gelirleri coğrafi olarak çeşitlendirmek, iç piyasadaki dalgalanmalara karşı tedbir niteliği taşıyacak.</p>
<p><strong>İZMİR DEMİR ÇELİK</strong></p>
<p><strong>İştirakini borsaya açmak için süreci başlattı. Kendisi de halka arzda pay satacak</strong></p>
<p>İzmir Demir Çelik, %99,81 oranındaki bağlı ortaklığı İDÇ Liman İşletmeleri’nin halka arzı için SPK ve Borsa İstanbul’a resmi başvurusunu yaptı. Planlanan halka arz kapsamında 10 milyon hisse sermaye artırımı, 30 milyon pay da ortak satışı olmak üzere toplam 40 milyon adet hisse halka arz edilecek. Sanayi şirketlerinin bünyesinde yer alan liman ve lojistik tesisleri, genellikle konsolide bilanço içinde gerçek değerini yansıtamaz. Bu varlıkları halka arz etmek kendi değerini bulmasını sağlar. İzmir Demir Çelik ilk çeyrekte gelirini %17 düşürürken 547,6 milyon TL zarar yazdı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayide-karlilik-hizla-geriledi-hisse-fiyati-uc-yil-oncesine-gitti-79636</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayide kârlılık hızla geriledi, hisse fiyatı üç yıl öncesine gitti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracatci-sistem-kaydi-magduru-79635</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 08:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracatçı, &#039;sistem kaydı&#039; mağduru</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Zamanında kapatılmayan ihracat beyannamelerine ilişkin “intaç tarihi” sorunu, ihracatçının gündemindeki yerini koruyor. Beyannamenin sistem üzerinde “kapanmış” statüye geçmemesi nedeniyle ihracatçılar hem KDV iadesi alamıyor hem de cezai riskle karşı karşıya kalıyor. Sektör temsilcileri, ihracat kapama işlemlerinde yaşanan gecikmelerin ciddi bekleme maliyetleri doğurduğunu belirtirken, sorunun temelinde 2 yıl önce Avrupa Birliği Ortak Transit Rejimi kapsamında uygulanan NCTS (New Computerised Transit System) Faz 5’e geçiş sürecinde yaşanan sistemsel kayıt problemlerinin bulunduğunu ifade ettiler. BİLGE Sistemi üzerinde İlave Gümrük Vergisi (İGV) oranlarının hatalı yansıması da firmaların geriye dönük ek vergi ve idari para cezalarıyla karşılaşmasına yol açtı. Bakanlık denetimlerinde, 2024–2026 yılları arasında tescil edilen beyannamelerde eksik vergi tahakkuku oluştuğunun tespit edilmesi üzerine firmalara ek tahakkuk ve ceza bildirimleri gönderilmeye başlandı.</p>
<h2>15 Mayıs'ta bakanlığa başvurdular </h2>
<p>Sistemsel kaynaklı sorunların son 2 yıldır devam etmesi, sektör temsilcilerinin konuyu yeniden bakanlık gündemine taşımasına neden oldu. Ankara Gümrük Müşavirleri Derneği, Bursa Gümrük Müşavirleri Derneği, İstanbul Gümrük Müşavirleri Derneği, İzmir Gümrük Müşavirleri Derneği ve Mersin Gümrük Müşavirleri Derneği, 15 Mayıs’ta Ticaret Bakanlığı Gümrükler Genel Müdürlüğü’ne gönderdikleri yazıda, bazı kıymetli maden ve mücevherat ürünlerinde uygulanan İlave Gümrük Vergisi hesaplamalarında sistemsel hatalar yaşandığını bildirdi. Dernek başkanları, oluşan eksik vergilerin “yanlış beyan” değil, “sistem hatası” kaynaklı olduğuna dikkat çekerek, firmalara ceza uygulanmaması gerektiğini vurguladılar.</p>
<h2>Bankadaki parasını kullanamıyor </h2>
<p>İhracat beyannamesinin kapandığını gösteren “intaç tarihi”nin kritik önem taşıdığını kaydeden gümrük müşaviri İlhan Bulut, “Fiili ihracat gerçekleşmiş, yük Türkiye Gümrük Bölgesi’ni terk etmiş ve ihracat bedeli ülkeye gelmişse, sistemsel kapanış işlemlerinin gecikmesi ihracatçının finansal hareket alanını kısıtlamamalı. Bugün ihracatçı yalnızca üretimle değil, finansmana erişim maliyetleriyle de mücadele ediyor. Özellikle yüksek finansman maliyetlerinin olduğu mevcut ortamda, ihracatçının kendi dövizine erişememesi işletmeler üzerinde ciddi baskı oluşturuyor” dedi. Sorunun yalnızca teknik değil, aynı zamanda verimlilik sorunu olduğuna da işaret eden Bulut “Her kapanmayan beyanname için ihracatçı zaman kaybediyor, bankalar süreci bekletiyor, gümrük müşavirleri ek işlem yapmak zorunda kalıyor. Oysa fiili ihracatın gerçekleştiği sistem üzerinden görülebiliyorsa, beyanname kapanış süreçlerinin otomatik hale getirilmesi mümkündür” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sorunun temelinde mevzuat değişikliği var!</span></h2>
<p>Ankara Gümrük Müşavirleri Derneği, Bursa Gümrük Müşavirleri Derneği, İstanbul Gümrük Müşavirleri Derneği, İzmir Gümrük Müşavirleri Derneği ve Mersin Gümrük Müşavirleri Derneği, Ticaret Bakanlığı Gümrükler Genel Müdürlüğü’ne gönderdikleri ortak yazıda, bazı kıymetli maden ve mücevherat ürünlerinde uygulanan İlave Gümrük Vergisi (İGV) hesaplamalarında sistemsel hata yaşandığını bildirdi. Beş dernek başkanının ortak imzasını taşıyan yazıda, özellikle yoğun işlem dönemlerinde kullanıcıların sistemin eksik hesaplama yaptığını anlık olarak fark etmesinin mümkün olamayabildiğine dikkat çekildi. Yazıda şu ifadelere yer verildi; “7113, 7114 ve 7115 GTİP kodlu ürünlerde BİLGE Sistemi ekranında İGV oranı yüzde 47,5 olarak görünmesine rağmen, tahakkuk işlemleri yüzde 30 veya yüzde 27,5 gibi daha düşük oranlar üzerinden gerçekleşti. Sorunun temelinde ise 2024 yılında yapılan mevzuat değişikliğinin bulunduğu ifade ediliyor. Önceki uygulamada toplam vergi oranı belirli bir üst sınırı aşamıyorken, 2024 itibarıyla bu sınır kaldırıldı ve artırılmış oranların doğrudan uygulanmasına geçildi.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracatci-sistem-kaydi-magduru-79635</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/5/1280x720/ihracat-ithalat-1779254330.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AB transit rejimi kapsamındaki yeni sistemin yarattığı kayıt sorunu nedeniyle beyanname kapanışlarında sorun yaşayan ihracatçılar; KDV iadesi ve döviz kredisine erişim sıkıntılarının yanı sıra, haksız vergi ve cezaya muhatap oluyor. Sorunların “yanlış beyan” değil “sistem hatası”ndan kaynaklandığını savunan gümrük müşavirleri bakanlığa başvurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomik-buyume-ile-toplumsal-refah-arasindaki-bag-79633</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomik büyüme ile toplumsal refah arasındaki bağ</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir ülkenin ekonomisi büyüdüğünde televizyonlarda sık sık şu cümleyi duyarız: “Ekonomi yüzde 5 büyüdü.” Peki bu büyüme gerçekten vatandaşın hayatına ne kadar yansıyor? Market alışverişine, kiraya, maaşa, gençlerin iş bulmasına ya da emeklilerin yaşamına etkisi ne oluyor? İşte asıl önemli soru budur.</p>
<p>Çünkü ekonomik büyüme ile toplumsal refah aynı şey değildir. Bir ülkenin ekonomisi büyüyebilir ama halkın önemli bir bölümü hâlâ geçim sıkıntısı yaşayabilir. Tersine, büyüme düşük olsa bile toplumun büyük kısmı daha huzurlu ve güvende hissedebilir. Bu nedenle bugün dünyanın birçok ülkesinde yalnızca “ne kadar büyüdük?” sorusu değil, “kimler büyümeden pay aldı?” sorusu da soruluyor.</p>
<p><strong>Ekonomik büyüme ne demektir?</strong></p>
<p>Ekonomik büyüme, bir ülkenin ürettiği mal ve hizmet miktarının artmasıdır. Fabrikaların daha çok üretmesi, ihracatın yükselmesi, yatırımların artması, şirketlerin daha fazla satış yapması ekonomik büyümeye katkı sağlar.</p>
<p>Kısacası pasta büyür.</p>
<p>Ama mesele sadece pastanın büyümesi değildir. O pastanın nasıl paylaşıldığı da önemlidir. Eğer büyüyen ekonomi sadece küçük bir kesimin gelirini artırıyorsa, toplumun geniş kısmı bu büyümeyi hissedemez.</p>
<p>İşte burada “toplumsal refah” kavramı devreye girer.</p>
<p><strong>Toplumsal refah nedir?</strong></p>
<p>Toplumsal refah; insanların yalnızca gelir düzeyiyle değil, yaşam kalitesiyle ilgilidir. Yani vatandaşın:</p>
<ul>
<li>İyi beslenebilmesi,</li>
<li>Güvenli konutta yaşayabilmesi,</li>
<li>Eğitim ve sağlık hizmetine ulaşabilmesi,</li>
<li>İş bulabilmesi,</li>
<li>Gelecek konusunda umut taşıması,</li>
<li>Kendini ekonomik olarak güvende hissetmesi gerekir.</li>
</ul>
<p>Bir ülkede gökdelenler yükselebilir ama insanlar kira ödeyemiyorsa refah eksiktir. Fabrikalar çalışıyor olabilir ama gençler işsizse toplum kendini güçlü hissedemez. Milli gelir artarken halkın borcu büyüyorsa insanlar ekonomik büyümeyi kendi hayatında göremez.</p>
<p>Bu yüzden ekonomik büyüme ile toplumsal refah arasında güçlü ama otomatik olmayan bir bağ vardır.</p>
<p><strong>Büyüme her zaman refah getirmeyebilir</strong></p>
<p>Bazı dönemlerde ekonomiler hızlı büyür ama halk aynı hızda rahatlamaz. Bunun birkaç temel nedeni vardır.</p>
<ol>
<li><strong> Gelir dağılımı bozuk olabilir</strong></li>
</ol>
<p>Ekonomik büyümenin meyvesi herkese eşit dağılmayabilir. Büyük şirketler çok daha fazla kazanırken çalışanların maaşı aynı hızda artmayabilir.</p>
<p>Örneğin bir ülkede şirket kârları yüzde 50 artarken çalışan maaşları yalnızca yüzde 10 artıyorsa büyüme toplumun geneline yayılmamış demektir.</p>
<p>Bu durumda zengin daha zengin olurken orta sınıf küçülmeye başlayabilir.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Enflasyon büyümenin etkisini silebilir</strong></li>
</ol>
<p>Maaş artışı varsa ama fiyatlar daha hızlı yükseliyorsa vatandaş kendini daha fakir hisseder.</p>
<p>Bugün birçok insanın yaşadığı temel sorun budur. Kağıt üzerinde gelir artar ama marketteki fiyatlar, kiralar, ulaşım giderleri ve faturalar daha hızlı yükselirse büyüme günlük hayata olumlu yansımaz.</p>
<p>İnsanlar bu durumda “ekonomi büyüyor diyorlar ama biz neden rahatlayamıyoruz?” sorusunu sormaya başlar.</p>
<ol start="3">
<li><strong> İşsizlik devam edebilir</strong></li>
</ol>
<p>Bazen ekonomi büyür ama yeterince istihdam oluşmaz. Özellikle teknoloji yoğun sektörlerde üretim artarken çalışan sayısı aynı kalabilir.</p>
<p>Bu durum “işsiz büyüme” olarak adlandırılır.</p>
<p>Örneğin bir fabrika robotlarla üretimi artırabilir ama yeni işçi almayabilir. Böylece ekonomi büyür fakat işsiz gençlerin sayısı azalmaz.</p>
<p><strong>Orta sınıf neden önemli?</strong></p>
<p>Bir ülkede toplumsal refahın en önemli göstergelerinden biri güçlü orta sınıftır.</p>
<p>Orta sınıfın güçlü olduğu toplumlarda:</p>
<ul>
<li>Eğitim seviyesi yükselir,</li>
<li>İç tüketim canlı olur,</li>
<li>Sosyal huzur artar,</li>
<li>Demokrasi güçlenir,</li>
<li>Ekonomik krizlere dayanıklılık artar.</li>
</ul>
<p>Ancak gelir dağılımı bozulduğunda orta sınıf zayıflamaya başlar. İnsanlar yalnızca temel ihtiyaçlarını karşılamaya çalışır hale gelir. Tasarruf yapamaz, tatil planlayamaz, çocuklarının geleceği konusunda kaygılanır.</p>
<p>Ekonomik büyümenin toplumsal refaha dönüşebilmesi için orta sınıfın korunması gerekir.</p>
<p><strong>Gençlerin umudu ekonominin aynasıdır</strong></p>
<p>Bir toplumda gençler gelecek konusunda umutsuzsa ekonomik büyüme tam anlamıyla başarıya ulaşmış sayılmaz.</p>
<p>Çünkü refah sadece bugünün değil, yarının da güven içinde hissedilmesidir.</p>
<p>Gençler:</p>
<ul>
<li>İyi eğitim almak,</li>
<li>İş bulmak,</li>
<li>Ev sahibi olabilmek,</li>
<li>Aile kurabilmek,</li>
<li>Kendini geliştirebilmek ister.</li>
</ul>
<p>Eğer gençler “ne yaparsam yapayım ilerleyemem” duygusuna kapılıyorsa ekonomik büyüme toplum psikolojisine yeterince yansımıyor demektir.</p>
<p>Bu nedenle artık ülkeler yalnızca büyüme rakamlarına değil, genç işsizliğine, eğitim kalitesine ve yaşam memnuniyetine de bakıyor.</p>
<p><strong>Sadece rakamlar değil, hayatın kendisi önemli</strong></p>
<p>Eskiden ekonominin başarısı daha çok milli gelir üzerinden ölçülürdü. Ancak bugün birçok uzman, mutluluk düzeyi, yaşam süresi, sağlık hizmetlerine erişim ve sosyal güvenlik gibi alanların da en az büyüme kadar önemli olduğunu söylüyor.</p>
<p>Çünkü vatandaş için önemli olan şudur:</p>
<ul>
<li>Maaşının yetmesi,</li>
<li>Çocuğunun iyi eğitim alması,</li>
<li>Hastalandığında sağlık hizmetine ulaşabilmesi,</li>
<li>Gelecek korkusunun azalması.</li>
</ul>
<p>Toplumsal refah biraz da insanların “yarın ne olacak?” korkusunu daha az yaşamasıdır.</p>
<p><strong>Güven duygusu ekonominin görünmeyen temelidir</strong></p>
<p>Ekonomik büyüme ile toplumsal refah arasındaki en önemli bağlardan biri güven duygusudur.</p>
<p>İnsanlar ekonomiye güven duyarsa:</p>
<ul>
<li>Harcama yapar,</li>
<li>Yatırım yapar,</li>
<li>Tasarruf eder,</li>
<li>Uzun vadeli plan kurar.</li>
</ul>
<p>Ama belirsizlik arttığında toplum savunmaya geçer. İnsanlar harcamalarını kısar, gelecek planlarını erteler, risk almaktan kaçınır.</p>
<p>Bu yüzden ekonomik refah yalnızca para meselesi değildir. Aynı zamanda psikolojik bir konudur.</p>
<p><strong>Kalıcı refah nasıl oluşur?</strong></p>
<p>Kalıcı refah için yalnızca büyüme yetmez. Aynı zamanda:</p>
<ul>
<li>Adil gelir dağılımı,</li>
<li>Güçlü eğitim sistemi,</li>
<li>Hukuk güvenliği,</li>
<li>Üretken ekonomi,</li>
<li>Düşük enflasyon,</li>
<li>Nitelikli istihdam gerekir.</li>
</ul>
<p>Kısacası önemli olan sadece ekonominin büyümesi değil, o büyümenin toplumun tamamına yayılmasıdır.</p>
<p>Bir ülkede vatandaş kendini güvende hissediyorsa, emeğinin karşılığını alabildiğine inanıyorsa ve çocuklarının daha iyi yaşayacağını düşünüyorsa işte o zaman gerçek refahtan söz edilebilir.</p>
<p><strong>Sonuç: Büyümenin hissedilmesi gerekir</strong></p>
<p>Ekonomik büyüme elbette önemlidir. Üretmeyen, yatırım yapmayan ve büyümeyen bir ekonomi uzun süre ayakta kalamaz. Ancak büyümenin gerçek anlam kazanması için halkın günlük yaşamında hissedilmesi gerekir.</p>
<p>Vatandaş markette rahat alışveriş yapabiliyorsa, gençler umut taşıyorsa, çalışanlar emeğinin karşılığını alıyorsa ve emekliler geçim korkusu yaşamıyorsa ekonomik büyüme toplumsal refaha dönüşmüş demektir.</p>
<p>Çünkü ekonomi sadece rakamlardan ibaret değildir. Ekonomi aynı zamanda insanların hayatıdır, geleceğidir ve umut duygusudur.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomik-buyume-ile-toplumsal-refah-arasindaki-bag-79633</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomik büyüme ile toplumsal refah arasındaki bağ ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bolgesel-yonetim-merkezleri-ve-nitelikli-hizmet-merkezleri-79632</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bölgesel yönetim merkezleri ve nitelikli hizmet merkezleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bölgesel yönetim merkezleri hayatımıza, 2012 yılında, Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu Uygulama Yönetmeliğinde yapılan düzenlemeyle girdi. Nitelikli hizmet merkezleri ise halen TBMM gündeminde bulunan, bazı vergi kanunlarında değişiklik öngören kanun teklifi ile gündeme geldi.</p>
<p>Her iki kurum birçok yönüyle benzeşiyor. Ayrıştıkları noktalar da var.</p>
<p>Aşağıda her iki kuruma ilişkin düzenlemeleri karşılaştırmalı olarak özetledim.</p>
<p><strong>Hukuki statüleri</strong></p>
<p>Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu Uygulama Yönetmeliği’nde yapılan düzenleme kapsamında bölgesel yönetim merkezleri, irtibat bürosu olarak faaliyette bulunuyor.</p>
<p>Nitelikli hizmet merkezleri ise Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’na eklenmesi öngörülen bir maddeyle mevzuatta yer almış olacak. Teklifte nitelikli hizmet merkezlerinin, sermaye şirketleri statüsünde olması öngörülüyor.</p>
<p><strong>Kuruluş ve çalışma koşulları</strong></p>
<p>Yabancı ülke kanunlarına göre kurulan şirketlere, Türkiye’de ticari faaliyette bulunmamak koşuluyla, irtibat bürosu açma izni veriliyor. Bölgesel yönetim merkezleri de bu kapsamda kuruluyor ve ticari faaliyette bulunamıyor.</p>
<p>Kanun teklifinde önerilen düzenlemeye göre, nitelikli hizmet merkezlerinin, ilişkili şirket veya şirketler topluluğuna yönelik hizmet sunmak ve belirlenen faaliyetleri yapmak üzere sermaye şirketi olarak kurulması, en az üç farklı ülkede aktif olarak faaliyet göstermesi, yıllık hasılatlarının en az %80'ini yurt dışındaki ilişkili şirketlerden veya şirketler topluluğundan elde etmeleri gerekiyor.</p>
<p>Çalışma koşulları açısından, özellikle vergi uygulamalarında en önemli farklılık, bölgesel yönetim merkezleri ticari faaliyette bulunamazken, nitelikli hizmet merkezleri, ticari faaliyetle uğraşan sermaye şirketlerinden oluşması denebilir.</p>
<p><strong>Faaliyet alanları</strong></p>
<p>Bölgesel yönetim merkezleri ve nitelikli hizmet merkezlerinin faaliyet alanlarını aşağıda görebilirsiniz.</p>
<p><strong>Bölgesel yönetim merkezi: </strong></p>
<p>Yatırım ve yönetim stratejilerinin oluşturulması, planlama, tanıtım, satış, satış sonrası hizmetler, marka yönetimi, finansal yönetim, teknik destek, AR-GE, dış tedarik, yeni geliştirilen ürünlerin test edilmesi, laboratuvar hizmetleri, araştırma ve analiz, çalışanların eğitimi gibi faaliyetlere ilişkin koordinasyon ve yönetim hizmeti sağlanması.</p>
<p><strong>Nitelikli hizmet merkezi:</strong></p>
<p><strong>a)</strong> Finansal danışmanlık, stratejik yönetim danışmanlığı, risk yönetimi, nakit ve likidite yönetimi, fonlama ve borçlanma işlemleri, yatırım ve sermaye yapısı planlaması, bütçeleme, finansal raporlama ve analiz, uluslararası muhasebe ve uyum, denetim, dijital dönüşüm ve teknoloji danışmanlığı, yatırım ve veri analizi, hukuk danışmanlığı, tanıtım, marka yönetimi, insan kaynakları ve eğitim <u>hizmetleri ile bu hizmetlere ilişkin koordinasyon ve yönetim hizmetleri</u></p>
<p><strong>b</strong>) Satış, satış sonrası destek, teknik destek, araştırma ve geliştirme, dış tedarik, yeni geliştirilen ürünlerin test edilmesi, laboratuvar hizmetleri gibi faaliyetlere ilişkin koordinasyon ve yönetim hizmeti.</p>
<p>Görüldüğü üzere her iki grup kurumun faaliyet alanları büyük ölçüde kesişiyor. Ancak ortak olmayan faaliyetler de var.</p>
<p>Bölgesel yönetim merkezleri yönetmelikte sayılan faaliyetlere ilişkin sadece koordinasyon ve yönetim hizmeti verebilirken, nitelikli hizmet merkezlerinin faaliyeti, sayılan faaliyetlere ilişkin koordinasyon ve yönetim hizmetiyle sınırlı değil, söz konusu faaliyetleri de yapabiliyor. Bu çerçevede örneğin bölgesel yönetim merkezleri çalışanların eğitimine ilişkin koordinasyon ve yönetim hizmeti verebiliyor, nitelikli yönetim merkezleri ise eğitim hizmetleri de verebilecek.</p>
<p><strong>Mükellefiyet durumu</strong></p>
<p>Bölgesel yönetim merkezleri, yukarıda da ifade ettiğim gibi, ticari faaliyetle uğraşamıyorlar. Dolayısıyla, kurumlar vergisi mükellefiyetleri yok.</p>
<p>Nitelikli hizmet merkezleri ise sermaye şirketi niteliğinde, ticari faaliyetle uğraşmak üzere kurulacaklar, dolayısıyla başta kurumlar vergisi mükellefiyeti olmak üzere, sermaye şirketlerine ait yükümlülükleri yerine getirecekler.</p>
<p>Nitelikli hizmet merkezlerinin birçok özelliği olan vergisel işlemleri olacak. Esas işi gruba dahil yurt dışındaki şirketlere hizmet vereceklerinden, en önemli vergi konusu da muhtemelen transfer fiyatlandırması olacak.</p>
<p><strong>Vergi teşvikleri</strong></p>
<p>Ticari faaliyetle uğraşma yasağı nedeniyle bölgesel yönetim merkezlerinin kurumlar vergisi ve katma değer vergisi mükellefiyeti yok. Vergisel mükellefiyet esas olarak gelir vergisi stopajı açısından söz konusu olabiliyor, bu konuda da bazı vergisel teşviklerden yararlanabiliyorlar.</p>
<p>Nitelikli hizmet merkezleri ticari faaliyetle uğraşan diğer sermaye şirketlerinin bütün yükümlülüklerine sahip olacaklar. Ancak bunlar için de kanun teklifinde son derece geniş vergisel teşvikler öngörülüyor.</p>
<p>Vergi teşvikleri özetine tabloda karşılaştırmalı olarak yer verdim.</p>
<table width="0">
<tbody>
<tr>
<td width="113">
<p><strong>Mükellefiyet</strong></p>
</td>
<td width="189">
<p><strong>Bölgesel yönetim merkezi</strong></p>
</td>
<td width="331">
<p><strong>Nitelikli yönetim merkezi</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="113">
<p>Kurumlar vergisi</p>
</td>
<td width="189">
<p>(Mükellefiyeti yok)</p>
</td>
<td width="331">
<p>İstanbul Finans Merkezinde (İFM) yer alması durumunda, yurt dışından elde edilen kazancın % 100’ü kurum kazancından <strong>İNDİRİLİR</strong> <strong>(Kanun teklifi)</strong></p>
<p>İFM dışında yer alması durumunda, kazancın % 95’i kurum kazancından <strong>İNDİRİLİR (Kanun teklifi)</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="113">
<p>Ücret gelir vergisi stopajı</p>
</td>
<td width="189">
<p>Faaliyet izni kapsamında istihdam edilen çalışanlara Türkiye dışında elde edilen kazançlar üzerinden döviz olarak ödenen ücretler <strong>İSTİSNA </strong>(GVK madde 23/14)</p>
</td>
<td width="331">
<p>İFM’de istihdam edilen çalışanlara ödenen ücretin; yurt dışında mesleki deneyim süresine bağlı olarak % 60 veya % 80’i <strong>İSTİSNA (İFM Kanunu madde 6)</strong></p>
<p>İFM’de faaliyet gösteren nitelikli hizmet merkezlerinde, nitelikli hizmet personelinin ücretlerinin asgari ücretin beş katını aşmayan kısmı <strong>İSTİSNA</strong> <strong>(Kanun teklifi, </strong>İFM kanunu madde 6 kapsamında istisnadan yararlanan çalışanlara, bu istisna uygulanamayacak.<strong>)</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanınca belirlenen endüstri bölgelerinde yer alan nitelikli hizmet merkezlerinde, nitelikli hizmet personelinin ücretlerinin asgari ücretin beş katını aşmayan kısmı <strong>İSTİSNA</strong> <strong>(Kanun teklifi)</strong></p>
<p>Diğer nitelikli hizmet merkezlerinde, nitelikli hizmet personelinin ücretlerinin brüt asgari ücretin üç katını aşmayan kısmı <strong>İSTİSNA (Kanun teklifi)</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="113">
<p>Harçlar</p>
</td>
<td width="189">
<p>-</p>
</td>
<td width="331">
<p>İFM’de yer alan taşınmazların kiralanmasına dair işlemler her türlü harçtan <strong>MÜSTESNA (İFM Kanunu madde 6)</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="113">
<p>Damga vergisi</p>
</td>
<td width="189">
<p>Gelir Vergisi Kanunu madde 23 kapsamında gelir vergisinden müstesna olan ücretlerle ilgili kâğıtlar <strong>İSTİSNA (DVK)</strong></p>
</td>
<td width="331">
<p>İFM’de yer alan taşınmazların kiralanmasına ilişkin düzenlenen kâğıtlar damga vergisinden <strong>MÜSTESNA</strong>.<strong> (İFM Kanunu madde 6)</strong></p>
<p>Gelir Vergisi Kanunu madde 23 kapsamında gelir vergisinden müstesna olan ücretlerle ilgili kâğıtlar <strong>İSTİSNA (DVK)</strong></p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bolgesel-yonetim-merkezleri-ve-nitelikli-hizmet-merkezleri-79632</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bölgesel yönetim merkezleri ve nitelikli hizmet merkezleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/global-bir-futbol-markasi-yaratmak-79630</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Global bir futbol markası yaratmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bizim memlekette işler genelde tersine ilerler. Millet aya giderken biz yaya gideriz. TFF, ligin kalitesini yükseltmek için politika ve uygulamalar geliştirmek yerine, GS ile diğer kulüplerin arası açılmasın derdinde. Bu tutum ülke futbolunu bitirir.</strong></p>
<p>Futbol hiçbir zaman sadece futbol değildir. Dünyanın en fazla izlenen sporu olarak ekonomiler için bir kaldıraç ve ülkeler için eşsiz bir tanıtım fırsatı. Futboldaki başarınız arttıkça dünyanın her yerinden iyi oyuncuları çekersiniz. İyi oyuncular geldikçe başarınız daha da artar. Başarı bütçenizi büyütür. Büyük bütçeler büyük ekonomiler demektir.</p>
<p>Sadece spor kulüplerinin yönetimleri değil, hükümetler de meseleye bu pencereden bakmalı ve altyapıya yatırım yapmalıdır. Kuşkusuz futbolun en önemli vitrini Şampiyonlar Ligi. Dünyanın en güçlü futbol kulüpleri Şampiyonlar Ligi’nde. Burada final oynamak, Dünya Kupası kadar değerli.</p>
<p><strong>Başarı; istikrarlı bir şekilde, on yıllarca süren yatırım ve stratejik sabırla gelir </strong>ve bu süreçte ölümcül hatalar yapmamanız gerekir. Galatasaray dünya futbol arenasında bilinen bir isim, fakat global marka olma fırsatını 25 yıl önce tepti. Avrupa’nın en iyi 5 kulübü arasına girmek için tekrar bir fırsat eline geldi. Yaptığı hataları tekrar etmemeli. Öncelikle başarılı kadro dağıtılmamalıdır. Yeni takviyelerle daha güçlü bir şekilde ilerlenmeli.</p>
<p>Galatasaray’ın başta analiz ve scout olmak üzere teknik ekibi güçlendirilmeli. Okan Buruk’a  1. yardımcı antrenör olarak Avrupa’da bilinen bir isim getirilmeli. Bu, eski bir Galatasaraylı veya büyük teknik direktörlerle çalışmış bir isim olabilir. Her takımın karakteristik bir oyunu ve oyun felsefesi vardır. GS, on yıllardır hücum futbolu oynuyor. Bu nedenle, tüm mevkilerden önce iyi bir 10 numaraya ihtiyaç var. Forma satışlarını yükseltecek, dikkat çekecek bir isim olmalı. Ayrıca oyun felsefesini geliştirmeli. GS sponsorluk konusunda başarılı işler yapıyor, aynı başarıyı “influencer marketing” konusunda da yakalamalı. Dünyanın her yerinden influencerlarla çalışmalı.</p>
<p><strong>Arabistan’a gitmek istemeyen </strong><strong>oyuncular için son durak oluyoruz</strong></p>
<p>Bazı konuları GS’nin tek başına çözmesi mümkün değil. Süper Lig maalesef Avrupa’nın en iyi 5 ligi olmaktan oldukça uzak. Belgian Pro League, Primeira Liga (Portekiz) ve Eredivisie (Hollanda) dahil birçok lig bizim önümüzde. Ligimiz bu denli kalitesiz olunca genç yıldızları çekmek mümkün değil. Ancak 30 yaş üstü, Arabistan’a gitmek istemeyen oyuncular için son durak oluyoruz. Bu, TFF tarafından çözülmesi gereken bir mesele. Ligin kalitesini GS tek başına artıramaz. Hatta ligin kalitesi yükselmediği sürece GS’nin başarısı da sönümlenir. İyi rakipler sizi diri tutar. Bu sezon GS’li futbolcularda bunu gördük. Lig maçlarını önemsemezken Şampiyonlar Ligi’nde çok farklı oynadılar. “Nasıl olsa kazanırız” düşüncesi, en başta o takıma zarar verir.</p>
<p><strong>Gelişen bir futbol, gelişen </strong><strong>bir ekonomi demektir </strong></p>
<p>Bizim memlekette işler genelde tersine ilerler. Millet aya giderken biz yaya gideriz. TFF, ligin kalitesini yükseltmek için politika ve uygulamalar geliştirmek yerine, GS ile diğer kulüplerin arası açılmasın derdinde. Bu tutum ülke futbolunu bitirir. <u>Bayern Munich ve Paris Saint-Germain gibi kendi liglerini domine eden takımlar her zaman oldu ama Almanya ya da Fransa federasyonları bu takımları aşağı çekmek için uğraşmadı. Global oynuyorsak artık bu lokal kafaları ve Bizans ayak oyunlarını bırakmalıyız. GS Avrupa’da başarılı oldukça diğer takımlara daha çok yıldız gelir ve futbolumuz gelişir.</u> <strong>İyi niyet göstergesi olarak 10+4 kuralı esnetilmeli</strong>. En azından Avrupa için “istisnai” olabilir. Bu kuralla Avrupa’da başarılı olmak mümkün değil.</p>
<p>Benim için konunun nirengi noktası, <strong>sporun ekonomik kalkınma ile ilişkisidir</strong>. Gelişen bir futbol, gelişen bir ekonomi demektir. Bu yüzden bazen futbol, tarafsızlığı gölgeye düşmüş yöneticilere bırakılmayacak kadar futboldan fazlasıdır. Top of FormBottom of Form</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/global-bir-futbol-markasi-yaratmak-79630</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Global bir futbol markası yaratmak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yapay-zeka-vincin-ustune-cikti-79654</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ, vincin üstüne çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d65707eb31-1779262832.png" alt="" width="999" height="147" />Küresel ticaretin yaklaşık yüzde 85’inin denizyolu ile gerçekleştiği dünyada liman işletmeciliği artık yalnızca yük elleçleme kapasitesiyle değerlendirilmiyor. Karbon emisyonunun azaltılması, enerji verimliliği, dijital altyapı ve yapay zekâ destekli operasyon yönetimi, liman rekabetinin temel unsurları haline gelmiş durumda. Türkiye’de de son yıllarda hızlanan yatırımlar, geleneksel kapasite artışının ötesine geçerek “yeşil liman” ve “akıllı liman” dönüşümüne odaklanıyor.</p>
<p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı verilerine göre, Türkiye limanlarında 2025 yılında elleçlenen toplam yük miktarı yüzde 4 artışla 553 milyon 268 bin 303 tona ulaştı. Aynı dönemde konteyner elleçleme hacmi yaklaşık 14 milyon TEU seviyesine çıkarak Cumhuriyet tarihinin en yüksek yük elleçleme rakamına ulaştı. Ocak-Eylül 2025 döneminde ise limanlarda elleçlenen yük miktarı 409,6 milyon ton olurken, konteyner hacmi 10,5 milyon TEU’ya yükseldi. Bu tablo, dış ticaretteki toparlanmanın yanı sıra Türkiye’nin bölgesel lojistik merkez olma hedefinin liman trafiğine doğrudan yansıdığını gösteriyor. Ancak artık yalnızca büyümek yeterli değil. Avrupa Yeşil Mutabakatı, karbon azaltım hedefleri ve küresel lojistik şirketlerinin sürdürülebilirlik kriterleri nedeniyle liman işletmeleri çevreci ve dijital yatırımlarını hızlandırmak zorunda kalıyor.</p>
<p><strong>Yeşil liman yatırımları hız kazandı </strong></p>
<p>Türkiye’de “Green Port / Yeşil Liman” uygulaması ilk kez 2014 yılında başlatıldı. Sistem kapsamında enerji verimliliği, atık yönetimi, emisyon azaltımı ve çevresel sürdürülebilirlik kriterlerini yerine getiren limanlara sertifika veriliyor. Ancak son yıllarda kriterlerin daha da sıkılaşmasıyla birlikte sektörün dönüşüm ihtiyacı hızlandı. Yeni dönemde liman işletmeleri artık yalnızca kapasite artışına değil, çevreci ve teknolojik dönüşüme de yatırım yapıyor. Özellikle enerji maliyetlerinin yükselmesi ve Avrupa Yeşil Mutabakatı gibi düzenlemeler sektörün yatırım önceliklerini değiştirmiş durumda.</p>
<p>Bu kapsamda birçok limanda dizel tüketimini azaltan elektrikli RTG vinç sistemleri devreye alınırken, enerji ihtiyacının bir bölümünü karşılamak amacıyla güneş enerji santrali yatırımları hız kazanıyor. Gemilerin limanda bekleme sırasında yarattığı emisyonu azaltmayı hedefleyen kıyı elektrifikasyonu projeleri de yeni dönemin öne çıkan başlıkları arasında yer alıyor. Öte yandan liman işletmeleri yalnızca enerji tarafında değil; atık geri dönüşüm altyapıları, su tüketimini azaltan sistemler ve karbon emisyonunu anlık izleyen dijital yazılımlar konusunda da yatırım yapıyor. Çünkü artık küresel lojistik zincirinde rekabet yalnızca hız ya da kapasiteyle değil, sürdürülebilirlik performansıyla da ölçülüyor.</p>
<p><strong>Yapay zekâ liman operasyonlarını dönüştürüyor </strong></p>
<p>Liman işletmeciliğinde ikinci büyük dönüşüm alanını ise yapay zekâ ve veri tabanlı operasyon sistemleri oluşturuyor. Özellikle konteyner terminallerinde gemi planlaması, saha yönetimi, yük hareket optimizasyonu ve bakım süreçlerinde yapay zekâ destekli yazılımlar kullanılmaya başlandı.</p>
<p>Türkiye’de büyük ölçekli liman işletmeleri son dönemde yapay zekâ destekli terminal yönetim sistemleri, akıllı kamera çözümleri, dijital ikiz teknolojileri ve tahmine dayalı bakım yazılımlarına yatırım yapıyor. Özellikle konteyner operasyonlarında birkaç dakikalık zaman kazancı bile yıllık bazda milyonlarca dolarlık verimlilik artışı sağlayabiliyor. Limanlarda kullanılan sensör sistemleri sayesinde ekipman arızaları önceden tespit edilirken, veri analitiğiyle operasyon yoğunluğu tahmin edilerek insan kaynağı ve enerji kullanımı daha verimli hale getiriliyor. Böylece hem maliyetler düşürülüyor hem de operasyon sürekliliği artırılıyor. Türkiye’de yapay zekâ kullanımının sanayi ve lojistik sektörlerinde giderek yaygınlaştığı görülüyor. Özellikle büyük ölçekli işletmeler dijital dönüşüm yatırımlarına daha hızlı adapte oluyor.</p>
<p><strong>Bölgesel rekabet yeni yatırımları zorunlu kılıyor </strong></p>
<p>Türkiye limanlarının dönüşüm ihtiyacını artıran en önemli başlıklardan biri de Doğu Akdeniz’de giderek sertleşen rekabet. Yunanistan’daki Pire Limanı, Mısır’daki Port Said ve Körfez merkezli liman yatırımları bölgede yeni bir yarış başlatmış durumda. Türkiye coğrafi avantajını korusa da lojistik hız, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik yatırımlarını artırmadığı takdirde transit yük rekabetinde zorlanabilir. Özellikle Çin'in tarihi İpek Yolu güzergahında Doğu-Batı ticaretini yeniden canlandırma hedefiyle 2013'te başlattığı Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında bölgeye yaptığı yatırımlar, liman işletmeciliğinde teknoloji odaklı dönüşümü daha da önemli hale getiriyor. Bu nedenle limanların yalnızca denizyolu taşımacılığıyla değil; demiryolu, kara yolu ve gümrük altyapılarıyla birlikte entegre bir sistem olarak ele alınması gerekti vurgulanıyor.</p>
<p><strong>Finansman baskısına rağmen dönüşüm sürecek </strong></p>
<p>Sektördeki en önemli sorunlardan biri ise yatırım maliyetleri. Elektrikli ekipman dönüşümü, enerji altyapıları ve dijital yazılım sistemleri ciddi finansman gerektiriyor. Özellikle orta ölçekli liman işletmeleri yüksek maliyetler nedeniyle dönüşüm sürecinde daha temkinli hareket ediyor. Buna rağmen sektör oyuncuları uzun vadede çevreci ve dijital yatırımların maliyetleri azaltacağını düşünüyor. Elektrikli ekipmanların yakıt giderlerini düşürmesi, yapay zekâ sistemlerinin operasyonel verimliliği artırması ve karbon düzenlemelerine uyumu kolaylaştırması nedeniyle yatırımların geri dönüş süresinin hızlandığı ifade ediliyor. Uluslararası finans kuruluşlarının da karbon azaltımına yönelik projelere daha fazla kaynak ayırması, liman sektöründeki dönüşümün önümüzdeki dönemde daha da hızlanacağına işaret ediyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Vinç sayısı değil, algoritma gücü kazandıracak</strong></span></p>
<p>Uzmanlara göre önümüzdeki dönemde limanların rekabet gücü artık yalnızca rıhtım uzunluğu ya da vinç sayısıyla ölçülmeyecek. Veri yönetimi, karbon performansı, enerji verimliliği ve dijital kapasite yeni dönemin en kritik göstergeleri olacak.</p>
<p>Türkiye’nin dış ticaret hedefleri ve lojistik üs olma stratejisi açısından liman yatırımları kritik önem taşırken, sektörün yönü giderek daha fazla “yeşil” ve “akıllı” liman modeline kayıyor. Küresel ticarette hız, sürdürülebilirlik ve dijitalleşmenin aynı anda önem kazandığı yeni dönemde Türkiye limancılık sektörünün rekabet gücünü koruyabilmesi için çevreci yatırımlar ile yapay zekâ tabanlı dönüşümü birlikte yürütmesi gerekecek. </p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>LİMANLARDA DÖNÜŞÜMÜN ÖNCÜLERİ</strong></span></p>
<p>Küresel standartların zorunlu kıldığı yeşil ve akıllı liman dönüşümü, Türkiye’deki büyük ölçekli konteyner terminallerinde somut yatırımlara dönüşmüş durumda. İşte sahada fark yaratan öncü projeler: </p>
<p><strong>MERSİN ULUSLARARASI LİMANI </strong></p>
<p>Türkiye’nin en büyük konteyner limanlarından olan Mersin Uluslararası Limanı (MIP), operasyon süreçlerinde enerji verimliliğini artırmaya yönelik yatırımlarıyla öne çıkıyor. Limanda elektrikli ekipman dönüşümü ve saha otomasyon sistemleri devreye alınırken, kapı otomasyon projeleriyle operasyon akışının hızlandırılması hedefleniyor. MIP’in Navis N4 tabanlı terminal işletim sistemi ve dijital operasyon altyapısı, Türkiye’de liman otomasyonunun ilk güçlü örnekleri arasında gösteriliyor. </p>
<p><strong>ASYAPORT </strong></p>
<p>Sürdürülebilirlik yatırımlarıyla dikkat çeken Asyaport, Türkiye’nin EcoPort/PERS sertifikalı öncü limanlarından biri olarak öne çıkıyor. Limanda kullanılan STS ve RTG vinçlerinin elektrikli sistemlerle çalıştığı belirtilirken, terminal içi taşımalarda LNG yakıtlı araçlara öncelik veriliyor. Asyaport ayrıca güneş enerji sistemi yatırımlarıyla elektrik ihtiyacının bir bölümünü yenilenebilir kaynaklardan karşılıyor. Şirketin çevresel sürdürülebilirlik odaklı yatırımları, enerji maliyetlerini azaltmanın yanı sıra karbon emisyonunu düşürmeyi de hedefliyor. </p>
<p><strong>DP WORLD YARIMCA </strong></p>
<p>Türkiye’de otomasyon yatırımlarının en yoğun görüldüğü terminallerden biri olan DP World Yarımca, uzaktan kumandalı RTG ve rıhtım vinçleriyle dikkat çekiyor. Limanda kullanılan dijital operasyon yönetim sistemleri sayesinde saha hareketleri gerçek zamanlı olarak takip edilirken, veri tabanlı planlama altyapıları operasyon süreçlerini optimize ediyor. Elektrikli vinç sistemleri ve otomasyon çözümleriyle hem operasyon hızının hem de enerji verimliliğinin artırılması hedefleniyor.</p>
<p><strong>BORUSAN PORT </strong></p>
<p>Borusan Port da son yıllarda dijitalleşme yatırımlarına ağırlık veren limanlar arasında yer alıyor. Operasyon yönetiminde veri takibi, otomasyon altyapıları ve dijital süreç yönetimi uygulamalarını geliştiren liman, saha operasyonlarında verimliliği artırmayı hedefliyor. Dijital planlama sistemleri sayesinde operasyon süreçlerinde hız ve kaynak yönetiminde iyileşme sağlanması amaçlanıyor. </p>
<p><strong>MARPORT </strong></p>
<p>Ambarlı bölgesinde faaliyet gösteren Marport, gelişmiş terminal işletim sistemleri ve yüksek operasyon kapasitesiyle Türkiye’nin en önemli konteyner terminalleri arasında gösteriliyor. Limanda kullanılan veri tabanlı saha yönetimi ve operasyon planlama sistemleri sayesinde gemi operasyon sürelerinin optimize edilmesi hedefleniyor. Sektör temsilcileri Marport’u Türkiye’de dijital liman işletmeciliğinin öncü örneklerinden biri olarak değerlendiriyor. </p>
<p><strong>YILPORT HOLDİNG YILPORT </strong></p>
<p>Holding de farklı terminallerinde elektrikli ekipman dönüşümü, enerji verimliliği ve karbon azaltım projelerine yatırım yapıyor. Şirket özellikle dizel ekipmanların elektrikli sistemlere dönüştürülmesi ve operasyonel süreçlerde enerji tüketiminin azaltılmasına yönelik çalışmalar yürütüyor. Terminal otomasyonu ve dijital operasyon yönetimi de şirketin yatırım başlıkları arasında yer alıyor. </p>
<p><strong>QTERMİNALS ANTALYA</strong></p>
<p>QTerminals Antalya da çevresel sürdürülebilirlik odaklı yatırımlarını artıran liman işletmeleri arasında bulunuyor. Limanda enerji verimliliği, atık yönetimi ve çevresel performansı artırmaya yönelik uygulamalar öne çıkarken, karbon azaltımına yönelik yeni projeler üzerinde çalışıldığı belirtiliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yapay-zeka-vincin-ustune-cikti-79654</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/4/1280x720/export-liman-1779262854.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel ticarette rekabet artık yalnızca limanların yük kapasitesiyle ölçülmüyor. Çevreci yatırımlar, enerji verimliliği, sistemler ve yapay zekâ destekli altyapılar sektörün yeni rekabet alanı haline geldi. Avrupa Yeşil Mutabakatı ve uluslararası karbon düzenlemeleriyle birlikte Türkiye limanları da “yeşil” ve “akıllı” dönüşüm sürecine hız verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tuketici-guveni-bize-ne-anlatiyor-79639</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tüketici güveni (!) bize ne anlatıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası işbirliği ile yürütülen tüketici eğilim anketi sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi, Nisan ayında 85,5 iken Mayıs ayında yüzde 0,3 oranında artarak 85,8 oldu. Yani son 15 ayın zirvesine çıktı.</p>
<p>Endeksin kırılımlarına baktığımızda ise ilginç verilerle karşılaşıyoruz. Tüketici güveni artmış ama yüksek nisan ayı enflasyonu tüketicinin mevcut durumda hanenin ekonomik durumuna ilişkin görüşünü ciddi şekilde olumsuz etkilemiş. Burada endeks değeri mayısta geçen aya göre yüze 3,5 düşüşle 69,2’ye gerilemiş. Yani “bizim durum kötü” diyor vatandaş.</p>
<p><strong>Beklentilerde artış yavaşladı, umutlar zayıflıyor mu? </strong></p>
<p>Gelecek 12 aylık dönemde hanenin maddi durum beklentisinde ise endeks değeri yüzde 0,5’lik artışla 87,9 olmuş. Nisan’da yüzde 2,1 olan artış bir miktar hız kesmiş. Umutlar azalıyor mu diye düşünmekten de kendimi alamadım.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d491f5ac70-1779255583.jpg" alt="" width="524" height="296" />
<figcaption>Tüketici güveni son 15 ayın zirvesinde ama normalleşmeye daha çok var.</figcaption>
</figure>
<p>Ancak en ilginç veri ise gelecek 12 aylık döneme ilişkin genel ekonomik durum beklentisi endeksine ait. Tüketici enflasyonun yükselmesine, sürekli hayat pahalılığından şikayet etmesine rağmen gelecekten biraz da olsa umutlu. “Seneye bu işler düzelir, hiç olmazsa biraz daha iyi olur” diye düşünüyor herhalde. Belki de “erken seçim olur, hükümet muslukları açar” diyor. Bunu da endeks değerini yüzde 3,9 gibi yüksek oranda arttırarak göstermiş ve bu nedenle de tüketici güveni 15 ayın zirvesine oturmuş.</p>
<p>Endeksten geleceğe ilişkin belki de tek olumsuz haberi alanlar dayanıklı tüketim malı üreticileri. Gelecek 12 aylık dönemde dayanıklı tüketim mallarına harcama yapma düşüncesinde yüzde 0,04’lük artışla geçen aya göre neredeyse “kımıldama” bile yok.</p>
<p>Bu kadar laftan sonra lafı daha fazla uzatmayayım. Aynen TÜİK’in web sitesinden aktarıyorum: “Tüketici güven endeksi 0-200 aralığında değer alabilmektedir. Tüketici güven endeksinin 100'den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu, 100'den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu göstermektedir.”</p>
<p>“Başka söze de hacet yok” diyerek bitiriyorum tüketicinin güveni meselesini.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tuketici-guveni-bize-ne-anlatiyor-79639</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tüketici güveni(!) bize ne anlatıyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/faiz-firtinasi-ve-turkiyenin-hassas-dengesi-79628</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Faiz fırtınası ve Türkiye&#039;nin hassas dengesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ülkelerin acil durumlar için biriktirdikleri petrol stokları hızla azalıyor. Bu düşüş ileriye dönük fiyat tahminlerini yükseltiyor. Petrolün önümüzdeki dönemde de pahalı olacağı görülüyor. Dünyada üretimden lojistiğe kadar her kalemde maliyetler artınca, doğal olarak enflasyon beklentileri bozuluyor.</p>
<p>Bu manzara karşısında büyük merkez bankalarından faiz artırımları gelebilir. Avrupa ve İngiltere merkez bankalarından sırasıyla 75 ve 60 baz puanlık artışlar fiyatlanıyor. Fed de yıl sonuna kadar bir hamle yapabilir. Dünya ekonomisi para bulma maliyetinin yüksek olacağı bir döneme giriyor. Sıkılaşma adımlarının yaratacağı bu sert rüzgâr, finansman ihtiyacı yüksek olan gelişen ülkelerin hareket alanını daraltabilir.</p>
<p>Türkiye'nin kısa vadeli dış borcu şubat sonu itibarıyla 174 milyar ABD dolarıdır. Bir yıl içinde vadesi gelecek toplam yükümlülükler ise 239 milyar dolardır. Bu yükümlülüğün yüzde 45’i özel sektörün borçlarından oluşuyor. Amerikan 10 yıllık tahvil faizi son 1 yılın, Almanya, Fransa ve İngiltere gibi ülkelerin faizleri 15 ila 17 yılın zirvesindedir. Görünen o ki dışarıdan sağlanan her kaynak için daha yüksek faiz ödeyeceğiz. Böylesine büyük bir yeniden borçlanma ihtiyacını, global faiz fırtınasında karşılamak zorunda olmamız kırılganlığı artırıyor. Ekstra bir darbe yememek için, ülke risk primini artırabilecek aksiyonlardan uzak durmalıyız. Makroekonomik dengeleri korumak adına, risk yaratacak mevzulardan kaçınmak gerekiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/faiz-firtinasi-ve-turkiyenin-hassas-dengesi-79628</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Faiz fırtınası ve Türkiye&#039;nin hassas dengesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cari-acigi-hafife-alma-luksumuz-yok-79627</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cari açığı hafife alma lüksümüz yok</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2026 için beklenen 1,7 trilyon dolarlık milli geliri baz alırsak, son 6 yılda Türkiye ekonomisi dolar bazında 2 kat büyümüş olacak. Böylesine olağanüstü bir büyüme döneminden geçmediğimiz ortada. O zaman bu muazzam artışı nasıl açıklayacağız? Elbette kur artışlarının, enflasyonun çok gerisinde kalmış olmasıyla.</strong></p>
<p>Türkiye’nin en önemli ekonomik sorunlarından bir tanesi, yüksek cari işlemler açığıdır. Yurtiçinde yerleşiklerle yurtdışında yerleşikler arasındaki tüm parasal işlemlerin dengesini gösteren bu hesap açık veriyorsa, bu bizim dünyanın geri kalanından elde ettiğimiz gelire kıyasla, dünyanın geri kalanına daha çok ödeme yaptığımızı gösterir. Cari işlemler açığını, Merkez Bankası’nın yayınladığı ödemeler dengesi bilançosu üzerinden takip ederiz. Ödemeler dengesi tablosu, iki ana bölümden oluşur. İlk bölüm, cari işlemler hesabı dediğimiz, yurtiçi yerleşiklerle yurtdışı yerleşikler arasındaki <strong><em>mal, hizmet ve birincil gelir alışverişlerinde oluşan dengeyi</em></strong> gösterir. Bu hesabın en önemli bileşeni dış ticaret dengesi olsa da, başta turizm olmak üzere taşımacılık, hizmet gelirleri ve daha birçok başka kalem üzerinden de gelir ve gider hareketlerini izlemek mümkündür. Türkiye, dünyanın geri kalanıyla mal ticaretinde kronik olarak açık veren bir ülke olduğu için, çok büyük ekonomik kriz dönemleri hariç ülkemizin cari işlemler hesabı hep açık verir.</p>
<p>Ödemeler dengesinin ikinci bölümü ise, finans hesabı olarak bilinir ve yine yurtiçi yerleşiklerle yurtdışı yerleşikler arasındaki <strong><em>finansal hareketlerin dengesini</em></strong> bize gösterir. Burada da belli başlı kalemler, doğrudan yatırımlar, portföy yatırımları ve diğer yatırımlar olarak sıralanır.</p>
<p><strong>Kaynağı belirsiz 16,2 milyar </strong><strong>dolarlık net hata ve noksan</strong></p>
<p>Ödemeler dengesi hesabının en alt bölümünde, resmi rezervlerdeki değişim de gösterilir. Herhangi bir dönemde, hesaplanan cari işlemler açığından daha fazla miktarda yabancı sermaye Türkiye’ye girdiyse, resmi rezervler artar; aksi durumda ise rezervler azalır. Örneğin,  2026 yılının ilk üç ayında cari işlemler hesabı 23,7 milyar dolar açık verirken, finans hesabından da 2,1 milyar dolar ülkemizden net çıkış olduğu kaydedilmiş. Bu dönemde resmi rezerv hesabına baktığımızda ise, 42,1 milyar dolarlık bir düşüş görüyoruz. Kafanız karıştı, biliyorum. Rezervlerdeki düşüş, cari işlemler açığı ve net sermaye çıkışı toplamı olan 25,8 milyar dolardan çok daha fazla! İşte bu noktada, karşımıza net hata ve noksan dediğimiz bir sürpriz hesap daha çıkıyor: Merkez Bankası resmi rezervlerdeki değişimleri zaten kendi hesaplarından tam olarak izler ve raporlar. Sonrasında, ödemeler dengesine baktığında, rezervlerde kendi gördüğü değişimden daha farklı bir hareket olduğunu görürse, aradaki bu açıklayamadığı farkı net hata ve noksan olarak sınıflar. 2026 ilk üç ay örneğine dönecek olursak, Merkez Bankası rezervlerindeki düşüş olan 42,1 milyar dolar ile ödemeler dengesinden açıklayabildiğimiz net yurtdışı ödeme tutarı olan 25,8 milyar dolar arasındaki 16,2 milyar dolarlık fark, net hata ve noksan olarak muhasebeleştirilir.  Basit bir ifadeyle, 2026’nın ilk üç ayında ülkemizden çıkan 16,2 milyar dolar tutarındaki paranın kaynağını tespit edebilmiş değiliz. Bunun birçok nedeni olduğunu biliyoruz ama bu yazının konusu olmadığından detayına girmeyeceğim.</p>
<p>Bugün özellikle üzerinde durmak istediğim konu, 2025’ten itibaren artış eğilimine giren cari işlemler açığının, 2026’da savaşla birlikte daha da hızlı artmaya başlaması. Ne var ki, görüşlerine değer verdiğim bazı ekonomist dostlarım da dahil olmak üzere birçok kişinin, cari işlemler açığındaki bu genişlemeyi hafife alıyor olması beni tedirgin ediyor. Türkiye’nin cari işlemler hesabının son 20 yıldaki seyrine baktığımızda, en yüksek açığın 74,4 milyar dolar ile 2011 yılında verildiğini görüyoruz. Bundan sonraki en yüksek cari açığın, 2013’teki 49,3 milyar dolar olduğunu düşünürsek, 2011 yılındaki sayının ne kadar yüksek olduğunu anlamak daha kolay olabilir. Son 20 yılda cari işlemler fazlası verdiğimiz tek yıl ise, 15 milyar dolar ile 2019. Bunun nedeni, yaşanan büyük ekonomik sarsıntı nedeniyle ithalatın önemli ölçüde düşmesi nedeniyle, dış ticaret açığının son 20 yıldaki en düşük seviyeye gerilemiş olması.</p>
<p><strong>2026 için cari işlemler açığında </strong><strong>60-65 milyar dolar bekleniyor</strong></p>
<p>Daha yakın zamana geldiğimizde, Rusya-Ukrayna savaşıyla birlikte enerji fiyatlarında meydana gelen artışın etkisiyle, cari işlemler hesabının 2022’de 46,7 milyar dolar ile ciddi bir yükseliş kaydettiğini görüyoruz. Sonrasında, enerji fiyatlarındaki düşüş, dış ticaret dengesindeki iyileşme ve altın ithalatını kısıtlayan önlemlerin de etkisiyle, 2024’te cari açık 13 milyar dolara kadar geriledi. 2025’ten itibaren cari işlemler açığının yeniden artmaya başladığı bir döneme girdik. 2025’i 30,2 milyar dolarlık bir açıkla kapattıktan sonra, İran-ABD savaşıyla birlikte hızla artan enerji fiyatlarının da etkisiyle, 2026 için cari işlemler açığına yönelik beklentiler, 60-65 milyar dolar seviyelerine yükseldi. Eğer bu tahminler tutarsa, 2026’da son 20 yılın en yüksek ikinci cari işlemler açığını vermiş olacağız.</p>
<p>Cari işlemler açığının ekonomik etkilerini analiz ederken, söz konusu açığı milli gelire oranla değerlendirmek yaygın bir uygulama. Türkiye ekonomisi zaman içinde büyüdüğü için, 20 yıl öncesinin nominal cari açık sayısıyla, bu yıl beklenen 60 milyar doları karşılaştırmak yanıltıcı olabilir. Bu şekilde bakıldığında, 60 milyar dolar cari açık ve Orta Vadeli Program’daki 2026 dolar cinsinden milli gelir tahmini olan 1 trilyon 658 milyar doları kullandığımızda, cari işlem açığının milli gelire oranı %3,6 olarak hesaplanıyor. Cari açığın rekor kırdığı 2011’de bu oran %8,8 ile zirve yaparken, son 20 yılın ortalamasına baktığımızda bu oranı %3,6 olarak hesaplıyoruz. Yani tam da 2026 için beklenen oran ile eşit seviyede. İşte bu nedenle, birçok uzman bu yıl cari işlemler açığında beklenen artıştan rahatsızlık duymuyor.</p>
<p>Peki ben neden böyle düşünmüyorum? Bunun temel nedeni, cari işlemler açığını karşılaştırdığımız dolar cinsinden milli gelir rakamının suni şekilde şişkin olması. Bundan 5 sene önce, yani 2021’de Türkiye’nin dolar cinsinden milli geliri 837 milyar dolar idi. 2025 sonunda bu sayı 1,6 trilyon dolara yükseldi. Bir başka ifadeyle, Türkiye’nin milli geliri son 5 yılda, dolar bazında tam %90 yükseldi. 2026 için beklenen 1,7 trilyon dolarlık milli geliri baz alırsak, son 6 yılda Türkiye ekonomisi dolar bazında 2 kat büyümüş olacak. Böylesine olağanüstü bir büyüme döneminden geçmediğimiz ortada. O zaman bu muazzam artışı nasıl açıklayacağız? Elbette kur artışlarının, enflasyonun çok gerisinde kalmış olmasıyla. Özetle, uygulanmakta olan kontrollü kur politikası nedeniyle, dolar cinsinden milli gelirimiz olması gerekenin çok üzerinde hesaplanıyor.</p>
<p>Bu etkiyi bertaraf etmek için şöyle bir egzersiz yapalım: OVP’ye göre, 2023-2026 arasında Türkiye’nin TL cinsiden nominal milli gelirinin 2,9 kat artmış olması bekleniyor. Kurların da yine benzer bir hızda artmış olduğunu varsayarsak, 2026 yılında ortalama dolar kuru, OVP’de varsayılan 46,6 TL yerine, 67,7 TL olarak hesaplanıyor. Bu seviyedeki kur ile, 2026’daki dolar cinsinden milli gelir hesaplandığında, 1 trilyon 141 milyar dolarlık bir sayıya ulaşıyoruz. Cari açığın 60 milyar dolar olması durumunda, bunun milli gelire oranı da %5,3 olarak hesaplanıyor.</p>
<p>Özetle söylemeye çalıştığım şu: Cari işlemler hesabı 2026’da hızla bozuluyor. Suni şekilde yükselmiş dolar cinsinden milli gelire kıyasla, beklenen 60 milyar dolarlık cari açığı hafife almak büyük hata olur. Savaş nedeniyle, son iki senede çok elverişli olan yurtdışından finansman imkanlarının, 2026’da daha zorlu olma ihtimalini de göz ardı etmemek gerekiyor. Bu nedenle, hem ekonomi yönetiminin hem de ekonomiyle ilgili görüş beyan eden uzmanların, cari işlemler hesabımızdaki bozulmayla ilgili daha temkinli bir yaklaşım sergilemesinin faydalı olacağını düşünüyorum.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cari-acigi-hafife-alma-luksumuz-yok-79627</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/7/1280x720/economy-cari-1779252990.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cari açığı hafife alma lüksümüz yok ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/issizlik-dusuyor-atil-isgucu-buyuyor-79626</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşsizlik düşüyor, atıl işgücü büyüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ağırlıklı olarak aktif olarak iş aramayan ancak çalışmaya hazır olanlar ile part-time çalışıp daha fazla çalışmak isteyenlerin de dahil edildiği geniş tanımlı işsizlik oranı uzun süredir yüzde 27-29 bandında seyrediyordu. Son açıklanan verilerle birlikte bu oran yüzde 30,4’e yükseldi.</strong></p>
<p>Hafta başında bu yılın ilk çeyreğine ilişkin iş gücü istatistiklerini aldık. Mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı, bir önceki çeyreğe göre 0,1 puan gerileyerek yüzde 8,2 seviyesinde gerçekleşti. 15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfustaki işsizlik oranı ise değişmeyerek yüzde 15,2 oldu. Genç işsizliği erkeklerde yüzde 12,6 seviyesinde görünürken, kadınlarda yüzde 20,4 olarak açıklandı.</p>
<p>Her zamanki gibi hizmet sektörü istihdamın ana taşıyıcısı olmaya devam ediyor. Toplam yaklaşık 32,2 milyonluk istihdamın 19 milyona yakını hizmet sektöründe yer alırken, yaklaşık 6,5 milyonu sanayide, 4,5 milyonu ise tarım sektöründe istihdam ediliyor. Dünyanın genel eğilimine baktığımızda hizmet sektörünün giderek daha fazla istihdam yarattığını görüyoruz. Bu doğal ve anlaşılır bir süreç. Ancak Türkiye açısından dikkat çekici olan nokta, tarımın hâlâ toplam istihdam içinde oldukça yüksek bir paya sahip olması.</p>
<p><strong>Tarımda verimsizlik </strong></p>
<p>Tarım sektörünün toplam istihdam içindeki payı yüzde 15’lere yaklaşırken, bu tablo beraberinde ciddi verimlilik sorunlarını da gündeme getiriyor. Tarımda arz yönlü sıkıntılarımızı ve kendi kendine yeterlilik konusundaki handikaplarımızı düşündüğümüzde, yüksek istihdama rağmen düşük verimlilik sorununun ne kadar belirgin olduğu daha net ortaya çıkıyor.</p>
<p>ABD ve Avrupa gibi tarımda büyük ölçüde kendine yeterli ekonomilerde, tarımın toplam istihdamdan aldığı pay yüzde 4-5 seviyelerinde bulunuyor. Türkiye’de ise bu oran bunun üç katından fazla. Ölçek ekonomisi eksikliği, teknoloji kullanımındaki yetersizlik, eğitim sorunları ve belki de en önemlisi planlama eksikliği, tarımdaki verimsiz yapının temel nedenleri arasında yer alıyor.</p>
<p><strong>Uzun çalışma saatleri, düşük verimlilik</strong></p>
<p>Türkiye’nin dünyanın en uzun süre çalışan ülkeleri arasında yer aldığını farklı istatistiklerde sık sık görüyoruz. 2026 yılının ilk çeyrek verilerine göre haftalık ortalama fiili çalışma süresi 42,2 saat seviyesinde. Avrupa’nın birçok ülkesinde çalışma sürelerinin 35 saate doğru gerilediği düşünüldüğünde, bu rakam oldukça yüksek görünüyor.</p>
<p>Ancak asıl sorun, uzun çalışma saatlerinin yeterince verimlilik yaratmaması. Yani daha uzun çalışıyor ama aynı ölçüde üretkenlik sağlayamıyoruz. Bu durum ekonomik yapımızdaki temel verimlilik problemlerini bir kez daha gözler önüne seriyor.</p>
<p><strong>Atıl işgücünde tarihi yükseliş</strong></p>
<p>Belki de en dikkat çekici veri, atıl işgücü oranındaki yükseliş. Ağırlıklı olarak aktif olarak iş aramayan ancak çalışmaya hazır olanlar ile part-time çalışıp daha fazla çalışmak isteyenlerin de dahil edildiği geniş tanımlı işsizlik oranı uzun süredir yüzde 27-29 bandında seyrediyordu. Son açıklanan verilerle birlikte bu oran yüzde 30,4’e yükseldi.</p>
<p>Aslında son 12 yıllık tabloya baktığımızda durum daha çarpıcı hale geliyor. 2014 yılında manşet işsizlik oranı yüzde 9 civarındayken, atıl işgücü oranı yüzde 17 seviyelerindeydi. Bugün ise manşet işsizlik yüzde 8,2 görünmesine rağmen atıl işgücü yüzde 30’un üzerine çıkmış durumda. Özellikle son 4-5 yılda bu makasın çok belirgin biçimde açıldığını görüyoruz.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d3e531c63c-1779252819.png" alt="" width="322" height="258" /><strong>Genç nüfusun ekonomiye kazandırılamaması</strong></p>
<p>Bu tablonun en önemli boyutlarından biri de genç işsizliği. Gençlerde işsizlik oranının manşet rakamın çok üzerinde olduğunu vurgulamıştık. Ülkemizde 15-29 yaş grubunda ne işte ne eğitimde olanların oranının yüzde 25’lerde olduğunu düşünecek olursak, atıl kalan işgücünün önemli bir bölümünü gençlerin oluşturduğunu söylemek çok yanlış olmayacaktır.</p>
<p>19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutladığımız bir haftada, gençlerimizi bu kadar atıl bırakmanın üzerinde çok daha ciddi düşünmemiz gerekiyor. Gençlerin yeteneklerine ve ilgi alanlarına uygun biçimde yönlendirilememesi, istihdam edilememesi aslında sahip olduğumuz en önemli kaynağı yeterince verimli kullanamadığımızı gösteriyor. Türkiye genç ve dinamik nüfus avantajına sahip bir ülke olmasına rağmen, bu potansiyeli ekonomik güce dönüştürmekte zorlanıyor.</p>
<p><strong>Verilerde manşet ve hissedilen farkı </strong></p>
<p>Benzer bir ayrışmayı enflasyon tarafında da görüyoruz. 2014 yılında yüzde 8 seviyelerinde bulunan TÜFE enflasyonu, aradan geçen yıllarda resmi rakamlarla yüzde 60’ların üzerine kadar çıkıp bugün yüzde 30’lar seviyesine gerilemiş durumda. Ancak vatandaşın 12 ay sonrası enflasyon beklentisi hâlâ yüzde 50 civarında seyrediyor.</p>
<p>Bir başka ifadeyle, manşet işsizlik ile atıl işgücü arasındaki farkın benzerini, gerçekleşen enflasyon ile hissedilen enflasyon arasında da görüyoruz. Son yıllarda hanehalkının enflasyon beklentileri çoğu zaman gerçekleşen enflasyonun yaklaşık iki katı seviyesinde oluşmaya devam ediyor.</p>
<p>Başka bir örnek sanayiden verilebilir. Sanayi üretiminin son 4-5 yıldır büyük ölçüde yatay seyretmesine rağmen, ihracatçı ve sanayiciler müşteri kaybetmeme kaygısıyla düşük kâr marjlarıyla üretime devam etmeye çalışıyor. Sanayi ve ihracatçıların dile getirdiği sorunlar rakamlarla tam örtüşmeyebiliyor. Bununla birlikle, son dönemde eğilim anketlerinde yansımayı da daha net görmeye başladık. Dünyada imalat sanayi PMI verileri uzun süredir 50 üzeri ve yukarı seyrederken, ülkemizde PMI göstergelerinin uzun süredir 50 eşik değerinin altında kalması bu ayrışmayı net biçimde ortaya koyuyor.</p>
<p>Son 10-12 yıllık dönemde Türkiye ekonomisinin ortalama büyümesi yaklaşık yüzde 4.5 seviyesinde gerçekleşti. Ancak özellikle son 5-6 yılda sanayi üretimi yatay seyrederken, başta perakende satışlar olmak üzere iç talep göstergeleri büyümeyi taşımaya devam etti.</p>
<p>Yani büyümenin ağırlıklı olarak tüketime dayanması, ithalat eğiliminin artması üretim tarafındaki sorunların hem istihdama hem de atıl işgücüne daha belirgin şekilde yansımasına neden oldu.</p>
<p>Sonuç olarak; üretim, istihdam ve enflasyon gibi açıklanan veriler ile vatandaşın hissettiği ekonomik gerçeklik arasındaki farkı çok daha dikkatli analiz etmek gerekiyor. Farklı göstergeler ve alternatif hesaplamalar bize ekonomideki sorunların daha derin boyutlarını gösteriyor ve aslında çözüm için ipuçlarını da veriyor. Bu çerçevede, ekonomi politikalarını oluştururken yalnızca açıklanan manşet verilere değil, hissedilen ekonomik gerçekliğe de daha fazla odaklanmanın doğru politikalar oluşturmak açısından son derece önemli olduğu kanaatindeyiz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/issizlik-dusuyor-atil-isgucu-buyuyor-79626</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşsizlik düşüyor, atıl işgücü büyüyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/19-mayis-bugune-ne-soyluyor-79625</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> 19 Mayıs, bugüne ne söylüyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>1919’da Samsun’dan başlayan hareket, umutsuz görünen bir dönemde geleceğin yeniden kurulabileceğini göstermişti. Bugün de ihtiyaç duyduğumuz şey yalnızca teknoloji, yatırım ya da ekonomik büyüme değil. Yeniden daha sağlıklı, mutlu, adil ve dayanıklı bir gelecek düşünebilme kapasitesi.</strong></p>
<p>Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, Samsun’a çıkarken çökmekte olan bir düzeni korumaya değil, henüz var olmayan bir geleceği kurmaya yönelmişti. Cumhuriyet fikri tam da bu nedenle yalnızca siyasal bir rejim değil, insanın kendi kaderini yeniden kurabileceğine dair modern bir irade beyanıydı.</p>
<p>Bu yönüyle 19 Mayıs, aynı zamanda güçlü bir zihniyet dönüşümüdür. Çünkü, <strong><em>o gün başlayan hareket, olanı kabul etmek yerine, henüz ortada olmayan bir geleceği mümkün görme cesaretini temsil ediyordu</em></strong>. Bugün de benzer bir eşikteyiz.</p>
<p><strong>Krizler çağında yaşamak</strong></p>
<p>Artık, yalnızca jeopolitik ya da ekonomik krizlerin içinde değiliz. Aynı anda ekolojik, teknolojik, toplumsal ve zihinsel bir kırılma çağından geçiyoruz. İklim krizi derinleşiyor. Biyoçeşitlilik hızla azalıyor. Eşitsizlik büyüyor. Yapay zekâ yalnızca iş yapış biçimlerini değil, insanın rolünü de dönüştürüyor. Dijitalleşme bağlantıyı artırırken yalnızlığı büyütüyor. Veri ekonomisi insan dikkatini ve davranışlarını metalaştırıyor.</p>
<p>Bugünün krizleri daha dağınık ve karmaşık. Genç kuşaklar, çok daha kırılgan bir gelecek ihtimaliyle karşı karşıya.</p>
<p>Bu yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda psikolojik ve varoluşsal bir mesele. Gelecek kaygı ve belirsizliğinin bu denli yükseldiği ortamlarda, sosyal ve toplumsal etkilerin de dramatik olacağı açık.</p>
<p><strong>Gelecek, bugün için rehin ediliyor</strong></p>
<p>Modern ekonomik sistemde başarı, sürekli büyümeye endeksli. Daha fazla üretmek, daha fazla tüketmek ve daha fazla hız ilerlemenin, doğal ölçütü. Ancak bugün ortaya çıkan tablo, bu modelin ciddi bir gelecek açığı ürettiğini gösteriyor.</p>
<p>Doğayı yalnızca ekonomik değere dönüştürülebilecek bir kaynak olarak gören yaklaşım, sadece ekolojik sistemi değil, toplumsal dengeyi de aşındırıyor. Ayakta duran bir orman ekonomik olarak görünmez sayılıyor, ancak kesildiği anda değer kazanıyor. Canlı bir nehir doğal haliyle anlam taşımıyor, enerji üretimine dahil edildiğinde ekonomik varlığa dönüşüyor.</p>
<p>Benzer şekilde insan dikkati de dijital platformlar için ekonomik bir girdiye dönüşüyor. Zaman parçalanıyor. Sessizlik kayboluyor. Performans baskısı normalleşiyor.</p>
<p>Gençlik ise giderek daha fazla belirsizlik, güvencesizlik ve algoritmik baskı altında eziliyor. Gelecek, bugünün çıkarlarına rehin ediliyor.</p>
<p><strong>Sürdürülebilirlik neden kritik?</strong></p>
<p>Sürdürülebilirlik karbon salımı, enerji verimliliği ya da geri dönüşüm gibi teknik başlıklarla sınırlı değil. Özünde gelecekle kurulan etik bir ilişki. Henüz doğmamış insanların yaşam hakkını bugünden savunabilme kapasitesi. Bu yönüyle, aynı zamanda, kuşaklar arası adalet, toplumsal dayanıklılık, ekonomik model, demokrasi, teknoloji etiği ve insan psikolojisiyle doğrudan ilişkili bir gelecek meselesi.</p>
<p><strong><em>Ulu Önderimiz Atatürk’ün Cumhuriyet’i özellikle gençlere emanet etmesinin bir anlamı var. </em></strong>Gençlerin tamamlanmamış olanı taşıma cesaretinden. Sorgulama iradesinden. Yeni bir başlangıç yapabilme kapasitesinden.</p>
<p>Bu vizyonun önemi bugün daha da belirgin. <strong><em>Genç kuşaklar yalnızca ülkenin geleceğini değil, aynı zamanda mevcut sistemin maliyetini taşıyor.</em></strong> İklim krizinin ekonomik yükünü, psikolojik kırılganlığı, dijital bağımlılığı, dikkat ekonomisinin baskısını ve yapay zekâ çağının belirsizliklerini en yoğun hissedenler onlar.</p>
<p>Dolayısıyla, gençlik üzerine konuşmak, sözde umut üretmekten çok daha fazlası olmalı. Biz, bugünü ve geleceği nasıl hayal ediyoruz? Gençlerin anlam kurabildiği, güven hissedebildiği, doğayla ve toplumla daha sağlıklı ilişki kurabildiği bir gelecek inşa edebiliyor muyuz?</p>
<p><strong>Sonuç: Geleceği yeniden düşünebilmek!</strong></p>
<p>Bir asır önce bağımsızlık daha çok askeri ve siyasi egemenlik üzerinden tanımlanıyordu. Bugün, bunun üstüne yenileri ekleniyor. <strong><em>Enerji güvenliği, gıda dayanıklılığı, su yönetimi, veri egemenliği, teknolojik kapasite, toplumsal güven ve ekolojik direnç ülkelerin dayanıklılık unsurları haline geliyor.</em></strong></p>
<p>Sürdürülebilirlik burada kilit kavram. Doğrudan toplumsal devamlılık ve stratejik gelecek meselesi. Çünkü, <strong><em>bir ülkenin gücü aynı zamanda toprağını, suyunu, verisini, insan kaynağını ve gelecek umudunu koruma kapasitesiyle de ilgili.</em></strong></p>
<p>Fosil yakıta bağımlılıktan çıkabilmek… Teknolojiyi yalnızca tüketen değil, üreten tarafta olmak… Doğayı sadece ekonomik değere indirgemeyen modeller geliştirebilmek… Gençlerin yalnızca performans göstermek zorunda kaldığı değil, insan olarak gelişebildiği bir gelecek tasarlayabilmek…</p>
<p>1919’da Samsun’dan başlayan hareket, umutsuz görünen bir dönemde geleceğin yeniden kurulabileceğini göstermişti. Bugün de <strong><em>ihtiyaç duyduğumuz şey yalnızca teknoloji, yatırım ya da ekonomik büyüme değil. Yeniden daha sağlıklı, mutlu, adil ve dayanıklı bir gelecek düşünebilme kapasitesi. </em></strong></p>
<p>Bu nedenle 19 Mayıs’ın bugüne söylediği şey yalnızca tarihsel bir hatırlatma değil. <strong><em>Aynı zamanda hepimiz için güçlü bir sorumluluk çağrısı.</em></strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/19-mayis-bugune-ne-soyluyor-79625</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 19 Mayıs, bugüne ne söylüyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bugday-arpa-ve-findigin-fiyati-ne-olacak-79624</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Buğday, arpa ve fındığın fiyatı ne olacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yaş çay alım fiyatı belli olduktan sonra buğday üreticisi, yaş çaydaki yüzde 37,5 oranında fiyat artışı yapılması gerektiğini dile getirmeye başladı. Bu oranda artış yapılırsa geçen yıl ton başına 13 bin 500 lira olarak açıklanan ekmeklik ve makarnalık buğday alım fiyatının 18 bin 906 lira açıklanması gerekir.</strong></p>
<p>Bugünlerde birçok üreticinin odaklandığı tek bir konu var: Büyük zorluklarla yetiştirdiği ürünleri hasat etmek ve değerinde satabilmek. Bu nedenle buğday, arpa, mercimek, nohut gibi bakliyat ürünleri ile Karadeniz Bölgesi’nin temel geçim kaynağı fındıkta açıklanacak fiyat büyük önem taşıyor.</p>
<p>Özellikle de Toprak Mahsulleri Ofisi’nin, yani devletin açıklayacağı alım fiyatları ve ürün alım politikası, merakla bekleniyor.</p>
<p>İlk olarak yaş çay alım fiyatı açıklandı. Tarım ve Orman Bakanlığı, 12 Mayıs’ta basın açıklaması ile 2026 ürünü yaş çay alım fiyatını kilo başına 35 lira olarak duyurdu. Bakanlığın açıklamasına göre, geçen yıl 1 milyon 340 bin ton olan yaş çay üretiminin 823 bin tonunu Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü (ÇAYKUR) aldı. Bu yıl da aynı oranda alım yapması hedefleniyor.</p>
<p><strong>Yaş çay alım fiyatı yüzde 37,5 arttı</strong></p>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından açıklanan kilo başına 35 lira yaş çay alım fiyatı, geçen yıla göre yaklaşık yüzde 37,5 oranında artış anlamına geliyor. 2025 yılında yaş çay alım fiyatı kilo başına 25,44 lira açıklanmıştı.</p>
<p>Yaş çay alım fiyatı açıklanırken geçen yıl olduğu gibi bu yıl da destekleme primi açıklanmadı. İki yıldır çaya fark ödemesi (destekleme primi) açıklanmıyor. Son olarak 2024 yılında kilo başına 2 lira destekleme primi açıklanmıştı.</p>
<p>Açıklanan yaş çay alım fiyatına tepki gösterenler oldu, ancak geçmiş yıllardaki gibi çok büyük bir tepki olmadı. Genel olarak fiyatın benimsendiği ifade edildi. Ancak, açıklanan fiyatın ÇAYKUR’un alım fiyatı olduğu, özel sektör çay fabrikalarının bunun altında bir fiyata alım yapacağı dile getirildi. ÇAYKUR’un alım politikası ve ödeme koşullarına bağlı olarak özel sektörün fiyatı daha net görülecektir.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d3d92b227e-1779252626.png" alt="" width="654" height="306" /><strong>Çay alım fiyatı diğer ürünler için emsal olur mu?</strong></p>
<p>Buğday, arpa başta olmak üzere bazı ürünlerde hasada sayılı günler kaldı. Aydın Söke’de lokal denilecek birkaç dekar arazide ilk hasat yapıldı ve sembolik fiyatla (kilosu 20 liradan) satıldı. Aşırı yağışlar nedeniyle hasat, bölgeye göre iki-üç hafta gecikecek. Kurban Bayramı’ndan sonra, haziranın ilk haftasından itibaren hasadın başlaması öngörülüyor.</p>
<p>Son yıllara bakıldığında buğday alım fiyatı genellikle haziranın ilk haftası açıklanıyor. 2022’de 5 Haziran’da, 2023 ve 2024’te 6 Haziran’da ve 2025’te 3 Haziran’da alım fiyatı açıklanmıştı.</p>
<p>Yaş çay alım fiyatı belli olduktan sonra buğday üreticisi, yaş çaydaki yüzde 37,5 oranında fiyat artışı yapılması gerektiğini dile getirmeye başladı. Bu oranda artış yapılırsa geçen yıl ton başına 13 bin 500 lira olarak açıklanan ekmeklik ve makarnalık buğday alım fiyatının 18 bin 906 lira açıklanması gerekir. Böyle bir artış olur mu? Bu soruya yanıt vermek için fiyatın neye göre belirlendiğine bakmak gerekir.</p>
<p><strong>Buğday alım fiyatı neye göre belirleniyor? </strong></p>
<p>Toprak Mahsulleri Ofisi, üretim maliyetini, dünya piyasalarını,  üretim miktarını, iç piyasanın durumu, enflasyon verileri ve benzeri birçok parametreyi dikkate alarak bir fiyat çalışması yapıyor. Yapılan bu çalışma, Tarım ve Orman Bakanlığına sunuluyor. Bakanlık da bunu Cumhurbaşkanlığı’na sunuyor. O aşamada bildiğimiz kadarıyla Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın görüşü de alınarak nihai karar veriliyor.</p>
<p>Maliyet en önemli unsur olsa da fiyat belirlemede sadece kriterlerden birisi olarak görülüyor. Maliyet konusunda da farklı görüş ve hesaplamalar var. Adana Çiftçiler Birliği’ne göre, dekara 480 kilo verimle 1 kilo buğdayın maliyeti 12,2 lira. Yüzde 35 çiftçi karı ile birlikte Adana Çiftçiler Birliği’nin 1 kilo buğday için beklediği fiyat, kilo başına 16 lira 50 kuruş. Ayrıca 1 lira da destekleme primi talebi var.</p>
<p>Bu açıklama yapıldıktan sonra maliyetin çok düşük hesaplandığına ilişkin tepkiler oldu ve 16 lira 50 kuruşluk fiyatın da çok düşük olacağı dile getirildi.</p>
<p><strong>Dolar bazında fiyat ne olur?</strong></p>
<p>Amerika Tarım Bakanlığı (USDA), 8 Nisan 2026’da Türkiye’ye ilişkin yayınladığı “Tahıl ve Yem Yıllığı” raporunda buğday alım fiyatları ile ilgili bir tablo yayınladı. Bu tabloda, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin 2020 yılından bu yana açıkladığı ekmeklik buğday alım fiyatı dolar bazında veriliyor. Buna göre; buğday alım fiyatı 2020 yılında Mayıs ayında ton başına 1650 lira olarak açıklandığında o günkü kurla 7 lira olan dolar karşılığı 235 dolara denk geliyor.  2021 yılında tonu 2 bin 250 lira olarak açıklanan buğday alım fiyatı 8,4 liralık dolar kuru ile 268 dolardı. 2022 yılında alım fiyatı ton başına 6 bin 450 lira, dolar kuru 16,6 lira ve dolar bazında 391 dolar ile en yüksek seviye oldu. Fiyattaki yükselmenin temel nedeni pandemi döneminde maliyetlerin artması ve Rusya-Ukrayna Savaşı nedeniyle buğday ithalatının belli bir süre yapılamaması etkili oldu. O dönemde dünyada da fiyatlar zirveye çıktı.</p>
<p>Toprak Mahsulleri Ofisi, 2023 yılında ekmeklik buğday alım fiyatını ton başına 8 bin 250 lira olarak açıkladı. Dolar 23 liraydı ve ton başına alım fiyatı 358 dolar oldu. 2024 yılında ton başına 9 bin 750 lira olan alım fiyatı 32 liralık dolar kuru ile 304 dolara denk geliyordu. Geçen yıl ise alım fiyatı ton başına 13 lira 750 lira açıklandığında dolar 39 liraydı. Bir ton buğdayın alım fiyatı dolar bazında 324 dolara denk geliyordu.</p>
<p>Bugün dolar kuru 45,5 lira seviyesinde. Dolar bazlı olarak hesaplandığında 2022’den bu yana son 4 yıl buğday alım fiyatı ton başına hep 300 doların üzerinde bir fiyat açıklandı. En yüksek 2022’de 391 dolardı, en düşük 2024’te 304 dolar oldu. 2026 yılı için yine dolar bazında bir fiyat hesaplaması yapılırsa ve ortalama 350 dolardan hesaplanırsa yaklaşık 16 liralık bir fiyat ortaya çıkıyor. Doların uzun süredir baskı altında tutulduğu dikkate alınırsa dolar bazlı fiyat daha yüksek hesaplanması gerekir. Rusya-Ukrayna savaşı devam ederken buna bir de Amerika ve İsrail’in saldırısı ile Şubat ayı sonunda İran Savaşı başladı. Gübre ve mazot başta olmak üzere maliyetler arttı. 2022 yılındaki gibi 391 dolar seviyesinde bir fiyat verilirse ton başına alım fiyatı17 bin 790 lira olur.</p>
<p>Yukarıda da belirttiğimiz üzere yaş çaya yapılan artış oranında yani geçen yıla göre yüzde 37,5 fiyat artışı yapılırsa buğday alım fiyatı ton başına 18 bin 906 lira olur. Üreticinin beklentisi en az 20 bin lira.</p>
<p><strong>Fiyat, üretimi sürdürülebilir kılmalı</strong></p>
<p>Üretici buğdayını satarak alacağı para ile hem mevcut borçlarını ödeyecek, masraflarını karşılayacak hem de gelecek yıl için tohum, mazot, gübre ilaç alarak üretime devam edecek. Fiyat verilirken üretimin sürdürülebilirliği de dikkate alınmak zorunda. Bakalım nasıl bir fiyat açıklanacak? Muhtemelen Haziran’ın ilk haftası belli olur.</p>
<p>Her yıl olduğu gibi Toprak Mahsulleri Ofisi, buğday alım fiyatıyla birlikte arpa alım fiyatını da açıklanacak. Ayrıca üretim durumuna bağlı olarak mercimek ve nohut için de alım fiyatı daha sonra açıklanabilir.</p>
<p><strong>Destekleme primi olacak mı?</strong></p>
<p>Bitkisel üretimde 1 Ocak 2025 itibariyle planlı üretime geçilince destekleme sistemi de değişti. Kilo başına destek ödemesi yerine dekar başına ödemeye geçildi. Buğday ve arpa dahil 2025 yılında hiçbir ürün için fark ödemesi (destekleme primi) açıklanmadı. Büyük bir olasılıkla 2026 ürününde de fark ödemesi (prim) açıklanmayacak.</p>
<p>Yeni destekleme modeli kapsamında, buğdayda üreticilere 2026 ürünü için, 2027 yılı bütçesinden dekar başına 403 lira temel destek ve 403 lira da planlı üretim desteği ödenecek. Su kısıtı olan 11 il ve 52 ilçede buğday ekimi yapan çiftçilere ilave olarak dekar başına 434 lira yeraltı su kısıtı desteği ödenecek. Ayrıca sertifikalı tohum kullanmak şartıyla, ülke genelinde dekar başına 173 lira 60 kuruş sertifikalı tohum kullanım desteği sağlanacak.</p>
<p>Alım fiyatları her yıl çok konuşuluyor, tartışılıyor. Fiyatı etkileyecek olan bir başka konu, verimlilik ve maliyetlerin düşürülmesi. Maliyetleri düşürücü önlemler alınsa, bu konuda teknoloji desteği sağlansa ve verimlilik artsa belki fiyat bu kadar konuşulmayacak. Yeri gelmişken bunu da hatırlatalım.</p>
<p>Özetle, haziranın ilk haftası gözler Toprak Mahsulleri Ofisi’nin açıklayacağı buğday ve arpa alım fiyatlarında olacak. Hasat geciktiği için fiyat açıklaması ertelenebilir diyenler de var. Ancak, fiyatın üretici hasada başlamadan açıklanması herkesi memnun edecektir. Kaldı ki Toprak Mahsulleri Ofisi’nin alım fiyatlarını hasattan en az 15 gün önce açıklamak gibi bir uygulaması vardı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Fındık fiyatı ne olacak?</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d3d8203066-1779252610.png" alt="" width="700" height="368" /></strong></span>Bu yıl en çok merak edilen ve en çok tartışılacak ürünlerden birisi de yine fındık olacak.  Yaş çay alım fiyatları açıklandıktan sonra fındık alım fiyatı ile ilgili de ilk tahminler yapılmaya başlandı. Geçen yıl zirai don nedeniyle üretimde yüzde 40 civarında düşüş yaşanan fındıkta bu yıl normal üretimin(600 bin ton) de üzerinde gerçekleşmesi bekleniyor.</p>
<p>Toprak Mahsulleri Ofisi’nin fındık alım fiyatını genellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan açıklıyor. Son yıllarda Ağustos’un ilk haftası fiyat açıklanıyor. Ağustos ayına henüz 2 aydan fazla zaman olmasına rağmen fındık rekoltesi ve fiyatı gündeme gelmeye başladı.</p>
<p>Uluslararası Sert Kabuklu Meyveler Konseyi(INC) tarafından 12-14 Mayıs 2026 tarihlerinde Çin’in Makao Bölgesi’nde yapılan 43.Dünya Sert Kabuklu Yemiş ve Kuru Meyve Kongresi’nde fındık rekoltesi ile ilgili ilk tahmin açıklandı.</p>
<p>INC, Türkiye’nin 2026 üretim yılı kabuklu fındık üretim rekoltesi 809 bin 940 ton, iç fındık rekoltesi ise 404 bin 970 ton olarak açıkladı. “Türkiye’de fındık üretimi bitiyor, fındığı Şili’ye kaptırıyoruz” diye yaygara yapanlar bu rakamları görünce acaba ne düşündüler merak ediyorum.  </p>
<p>Bir parantez açarak YouTube kanalımda paylaştığım videoda yaptığım bir yanlışı düzeltmek istiyorum. Videoda demiştim ki, bu rekolte gerçekleşirse Türkiye dünya fındığının yaklaşık yüzde 77’sini karşılayacak. Bir hesaplama hatası yapmışım. Yeri gelmişken düzelteyim. Türkiye bu rekolte ile dünya fındığının yüzde 56,5’ini tek başına gerçekleştirecek. Stoklarla birlikte toplam arzın yüzde 60’ından fazlası Türkiye’den olacak.</p>
<p>INC’nin açıkladığı rekolte tahmini Türkiye’deki ihracatçıların yaptığı tahmin. Bu erken tahmin yanıltıcı olabilir. Geçmişte de çok yüksek tahminler yapıldığını gördük. Kaldı ki INC, 2025 üretim yılında Türkiye’nin kabuklu fındık üretim tahminini 609 bin ton olarak açıklamış ve büyük tepki görmüştü. Bu sene rekolte tahminini açıklarken, geçen seneki üretim rakamını 518 bin ton olarak revize etti. Geçen sene yaklaşık 100 bin ton daha yüksek açıkladığını kabul etmiş oldu. Fiyat belirlenirken doğru verilere dayalı hareket etmek gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bugday-arpa-ve-findigin-fiyati-ne-olacak-79624</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/9/1280x720/tarim-1765167641.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Buğday, arpa ve fındığın fiyatı ne olacak? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/suresi-olmayan-dezenflasyon-programi-herkesi-bezdirdi-79623</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Süresi olmayan dezenflasyon programı herkesi bezdirdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ekonomi yönetimi uzun süre topluma sabır tavsiye etti. “Dezenflasyon başladı”, “program çalışıyor”, “geçici etkiler var”, “önümüzdeki aylar daha iyi olacak” denildi. Fakat vatandaşın hayatında “iyi” olan kalemler sınırlı kaldı. Enflasyon oranı kağıt üzerinde düşse bile hayat pahalılığı düşmedi.</strong></p>
<p>Enflasyonla mücadele programı ilk açıklandığında toplumun önemli bir kısmı, “belki bu kez olur” diyerek sabretti. İş dünyası, yüksek faize rağmen programı tümden karşısına almadı. Vatandaş, hayat pahalılığına rağmen “önümüzdeki aylar daha iyi olacak” cümlesini defalarca dinledi. Ancak bugün gelinen noktada mesele sadece fiyatların yüksekliği değil; insanların bu reçeteye, bu anlatıya ve bu ekonomi yönetimi diline artık inanmaması.</p>
<p>Bu hoşnutsuzluk yalnızca sokakta değil, iş dünyasının açıklamalarında da görülüyor. İstanbul Sanayi Odası Başkanı Erdal Bahçıvan’ın “Sebebi olmadığımız enflasyonun çok üzerinde kredi faizleriyle büyük ve haksız bir bedel ödüyoruz” sözleri, sanayicinin artık sabır sınırına geldiğini gösteren en açık çıkışlardan biri oldu. Bahçıvan’ın mesajı basitti: Sanayi üretim tarafında zaten üzerine düşeni yaptı, fakat yüksek faiz ve kredi kısıtları yüzünden enflasyonla mücadelenin faturası haksız biçimde üreticiye kesiliyor. </p>
<p>TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun sözleri de aynı sıkışmayı başka bir yerden anlatıyor. Hisarcıklıoğlu, kredi büyümesine getirilen kısıtlamalarla yüksek faiz oranlarının özellikle KOBİ’lerin “ayağına pranga” olduğunu söyledi. Bu cümle aslında Anadolu’daki işletmenin günlük hayatını özetliyor. Krediye ulaşamayan, ulaşsa maliyetini taşıyamayan, maliyetini fiyata yansıtsa müşterisini kaybeden bir işletme düzeninden bahsediyoruz. </p>
<p>Bankacılık tarafında ise İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran’ın çıkışı tartışmayı daha görünür hale getirdi. Aran, ekonomi programına desteğinin sürdüğünü söylese de programda revizyon ihtiyacına dikkat çekti; basına yansıyan ilk ifadelerinde de İran savaşı ve petrol fiyatlarındaki yükselişle birlikte mevcut programın fiilen zorlandığını belirttiği aktarıldı. Sonradan sözlerinin bağlamından koparıldığını söyledi, fakat ilk çıkış piyasanın duyduğu rahatsızlığın artık finans sisteminin merkezinden de dile geldiğini gösterdi.</p>
<p><strong>Mesele sadece ekonomik </strong><strong>değil, aynı zamanda siyasi</strong></p>
<p>Daha önce bu eleştiriler çoğunlukla iş dünyası, ekonomistler ve vatandaşlar üzerinden okunuyordu. Ancak son dönemde siyaset cephesinden gelen açıklamalar ve kulis bilgileri, rahatsızlığın artık iktidar çevrelerine de yayıldığını gösteriyor. Bazı kurmaylar ekonomi programının revize edilmesi gerektiğini belirterek “Enflasyonla mücadele ekonomiyi rayına oturtmak için tek yöntem olamaz” değerlendirmesinde bulunuyor. Ayrıca yerli üretim ve yatırımcı desteklenmeden ekonominin toparlanamayacağı görüşünün parti içinde dile getirildiği aktarılıyor. </p>
<p>Bu eleştirilerin parti içindeki tartışmaları büyüttüğü de görülüyor. Çeşitli kulis haberlerinde, yüksek faiz ve sıkı para politikasının sahada siyaset yapmayı zorlaştırdığı belirtiliyor. Buradaki mesele sadece ekonomik değil, aynı zamanda siyasi. Çünkü yüksek faiz, pahalı kredi, yavaşlayan üretim ve geçim sıkıntısı nihayetinde sandıkta karşılığı olan başlıklar. </p>
<p>Eski milletvekili olan köşe yazarlarının çıkışı da bu açıdan dikkat çekici. Basına yansıyan değerlendirmelerde, enflasyon açıklamalarındaki gerekçelerin artık “kabak tadı verdiğini” söyleyen ve yüksek enflasyonun faturasını mevcut ekonomi politikalarına bağlayanlar var. Bu tür açıklamalar, uzun süre örtülü kalan rahatsızlığın artık daha açık biçimde konuşulmaya başladığını gösteriyor. </p>
<p>Bazı medya organlarında da benzer bir ton görülüyor. Bir çok mecrada yüksek faiz politikasını hedef alan manşetler, “yüksek faizle üretim olmaz” yaklaşımının öne çıkması dikkat çekici. Bu tür yayınlar, ekonomi yönetimine dönük eleştirinin artık her yönden geldiğini gösteriyor. </p>
<p><strong>Vatandaşın iktisadı, sepetteki </strong><strong>ürün sayısıyla ölçülür</strong></p>
<p>Vatandaş tarafında ise tepki çok daha doğrudan. Çünkü vatandaş teknik kavramlarla konuşmuyor; market poşetiyle, kira ödemesiyle, kredi kartı ekstresiyle konuşuyor. “Dezenflasyon başladı” denildiğinde insanlar fiyatların düşmesini beklemiyor belki, ama en azından alım gücünün daha fazla erimemesini istiyor. Oysa günlük hayatın içinde görülen tablo başka. Et, süt, kira, okul masrafı, ulaşım ve enerji giderleri vatandaşın bütçesini kemirmeye devam ediyor. İnsanlar “Biz neden bu kadar pahalı yaşıyoruz?” diye sormaya başlamışsa, orada artık teknik sunumların etkisi azalır. Çünkü vatandaşın iktisadı, sepetteki ürün sayısıyla ölçülür.</p>
<p>Ekonomi yönetimi uzun süre topluma sabır tavsiye etti. “Dezenflasyon başladı”, “program çalışıyor”, “geçici etkiler var”, “önümüzdeki aylar daha iyi olacak” denildi. Fakat vatandaşın hayatında “iyi” olan kalemler sınırlı kaldı. Enflasyon oranı kağıt üzerinde düşse bile hayat pahalılığı düşmedi. Elbette, insanlar oranlara değil, fiyat seviyesine bakıyor. Geçen ay satın aldığını bugün alamıyorsa, “enflasyon düşüyor” cümlesi ona teselli vermiyor.</p>
<p>Burada ekonomi yönetiminin en büyük hatası sadece politika tercihi değil, iletişim dili oldu. Üstten bakan, azarlayan, fedakârlığı hep vatandaştan ve üreticiden bekleyen bir dil, toplumsal desteği tüketti. İnsanlara sabır tavsiye edilirken, aynı ölçüde kamuda tasarruf, vergi adaleti, kayıt dışılıkla mücadele ve yapısal reform kararlılığı yeterince hissettirilmedi. Böyle olunca program sadece ekonomik olarak değil, psikolojik olarak da yıprandı.</p>
<p>Bugün oluşan hoşnutsuzluğu hafife almak büyük hata olur. Çünkü güven kaybı bir anda ortaya çıkmaz; yavaş yavaş birikir. Önce hedeflere inanılmaz. Sonra açıklamalara inanılmaz. Daha sonra rakamlara bile şüpheyle bakılır. En sonunda insanlar kendi yaşadığını tek ölçü kabul eder. Türkiye’de bugün birçok vatandaş, KOBİ, sanayici ve hatta siyaset çevresindeki bazı isimler tam bu noktaya gelmiş görünüyor.</p>
<p>Bu kadar farklı kesim aynı rahatsızlığı farklı kelimelerle anlatıyorsa, mesele sadece iletişim kazası değil, politika yorgunluğudur.</p>
<p>Ekonomide güven bir kez kırıldığında geri kazanmak zordur. Hele ki bu güven sadece rakamlarda değil, üslupta da kaybedilmişse daha da zordur. Bugün Türkiye’nin önündeki mesele yalnızca enflasyonu düşürmek değildir. Asıl mesele insanları yeniden ikna edebilmektir.</p>
<p>Çünkü ekonomi sadece faiz, kur ve bütçe değildir. Ekonomi aynı zamanda inançtır. Bugün o inanç ciddi şekilde zedelenmiştir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/suresi-olmayan-dezenflasyon-programi-herkesi-bezdirdi-79623</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/3/1280x720/54-1779258094.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Süresi olmayan dezenflasyon programı herkesi bezdirdi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yilin-ucte-birinde-butce-performansi-79622</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yılın üçte birinde bütçe performansı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bütçede yılın üçte biri geride kaldı, hatta beşinci ayın da sonuna gelindi. Devletin bütçesi nasıl gidiyor diye bakmak istedik.</p>
<p>2026 yılı Nisan ayında merkezi yönetim bütçe giderleri 1 trilyon 525 milyar lira, bütçe gelirleri 1 trilyon 186 milyar lira ve bütçe açığı yaklaşık 339 milyar lira olarak gerçekleşmiş. Bu arada faiz dışı bütçe giderleri 1 trilyon 267 milyar lira ve faiz dışı açık 81 milyar lira olmuş.</p>
<p>Öte yandan 2026 yılı Ocak-Nisan döneminde merkezi yönetim bütçe giderleri 5 trilyon 950 milyar lira, bütçe gelirleri 5 trilyon 191 milyar lira ve bütçe açığı da 759 milyar lira olarak şekillenmiş. Ayrıca faiz dışı bütçe giderleri 4 trilyon 817 milyar lira ve faiz dışı fazla ise 375 milyar lira olarak gerçekleşmiş.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d4782ab95d-1779255170.png" alt="" width="324" height="231" /><strong>Vergi kaleminde önemli artış</strong></p>
<p>Bütçenin gider kaleminde başat unsur olarak faiz harcamaları nisan ayında 258 milyar lira olmuş ve geçen yılın aynı döneminin gerisinde kalmış. Oysa gelir kalemlerinin en önemlisi olan vergi gelirleri 1 trilyon lirayı aşarak geçen yılın aynı döneminin çok üzerine geçmiş. Yani alt toplam olarak vergi kaleminde önemli artış sağlanmış.</p>
<p>Oysa 2026 yılının ilk dört ayında tablo biraz daha değişmiş. Bütçenin en önemli ve hassas kalemlerinden olan faiz giderleri 1 trilyon 134 milyar lira olmuş. Geçen yılın aynı döneminin faiz giderlerine göre yüzde 56’nın üzerinde artış ortaya çıkmış. Öte yandan vergi gelirleri bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 55 artış ile 4 trilyon 372 milyar lira olarak gerçekleşmiş.</p>
<p>2026 yılının tümü itibariyle baktığımızda tablo biraz daha netleşiyor. Bütçe giderleri içerisindeki faiz harcamaları 2 trilyon 742 milyar liraya çıkıyor ve geçen yıla göre yüzde 41’den daha fazla artışı temsil ediyor. Yani faiz giderlerinin önlenemez artışı devam ediyor. Buna karşın vergi gelirleri 13 trilyon 833 milyar lira ile geçen yıla göre sadece yüzde 31 artışı sergiliyor.</p>
<p>Dolayısıyla böyle bir tabloda faiz dışı fazla oluşamıyor. Geçen yıl 19 milyar lira olan faiz dışı fazla tutarı bu yıl 29 milyar lira olarak hedefleniyor. Oysa faiz dışı fazla bütçe giderlerinde kısıtlama yaparak faiz ödemelerinin küçültülmesini amaçlıyor ki hedefler bile bunun olmayacağını çok net olarak ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Son üç yılın faiz artışı, 2000’li </strong><strong>yılların başındaki tablonun benzeri</strong></p>
<p>Özellikle faiz giderlerinin 2021 sonrası toplu seyrine tablodan bir bakalım.</p>
<p>Özellikle son üç yılın faiz artışı baş döndürücü! 2000’li yılların başındaki tablonun benzeri. Kaldı ki bundan sonraki yılların seyri de faiz açısından hiç iç açıcı değil. Korkunç bir kaynak aktarım mekanizması!...        </p>
<p>Aslında alt toplamlar itibariyle de özellikle bütçe harcamalarının seyri de gerekli ve yeterli kamu hizmetinin verilmediğini desteğin sağlanmadığını sergiliyor.</p>
<p>Dilerseniz sadece tarımsal destek kalemlerindeki gelişmelere bakalım.</p>
<p>- 2026 bütçesinde tarımsal destek hizmetlerine ayrılan ödenek sadece 167,6 milyar lira. 18,8 trilyon lira bütçe ödeneklerinin binde biri bile değil. Yani toplam bütçe içerisinde tarımsal destek hizmetleri yok gibi.</p>
<p>- Bu 167,6 milyar lira tutarındaki tarımsal destek hizmetlerinin 36,6 milyar lirası hayvancılık hizmetlerine ayrılmış. Ancak bununla da kalınmamış ilk 4 ayda sadece 8,5 milyar lirası kullanılmış. Onun da önemli bir kısmı Nisan ayına ait.</p>
<p>- Önemli bir risk karşılama ödeneği olan tarım sigortası için tarımsal destek hizmetleri bütçesinden ayrılan ödenek sadece 23 milyar lira. Onun da 4 ayda bir kuruşu kullanılmamış. Yani tarım sigortası ödemelerinden vazgeçilmiş.</p>
<p>- Kırsal kalkınma amaçlı tarımsal destek ödemelerinin tarımsal destek hizmetleri ödeneği içindeki payı sadece 14,2 milyar lira. Bu ödenek de ilk 4 ayda hemen hiç kullanılmamış.</p>
<p>- Tarımsal destek hizmetleri içerisinde en önemli kalem olan bitkisel üretim destek tutarı 90,9 milyar lira olarak hedeflenmiş. Bunun da mevsimselliğe bağlı olarak 79 milyar lirası son 2 ayda kullanılmış.</p>
<p>Böyle bir destek anlayışı ile tarımda et ve meyve sebze fiyatlarının neden düşmediğini, enflasyonun başat kalemi olduğunu çok rahat anlıyoruz.</p>
<p>Biz yine de yabancı ağırlıklı faiz lobisine hizmet vermeye devam edelim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yilin-ucte-birinde-butce-performansi-79622</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yılın üçte birinde bütçe performansı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/issizlik-mizrak-gibidir-cuvala-sigdirmayin-79621</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşsizlik mızrak gibidir, çuvala sığdırmayın</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ekonomik güvencenin, ihtiyaçların giderilmesini sağlayan gelir kaynağının kaybı, “ailenin rızkını sağlayan kişi” rolünün bitmesi, zaman duygusunu ve buna bağlı olarak düzen algısını kaybetmek</strong>...</p>
<p><strong>1- SORUN: TÜİK</strong>, işsizliğin tek haneye indiğini savunuyor. <strong>Tek hane</strong> diyorsa öyledir zira TÜİK, <strong>devletimizin resmi kurumudur</strong>. Enflasyon tırmanmış, cari açık fırlamış, işletmeler mücadele verirken, <strong>gençlerin iş aramaktan vazgeçtiği kriz coğrafyamızda</strong> işsizliği nasılsa tek haneye saklayıverdik; <strong>%8,2...</strong></p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: İşsizliği önce <strong>İŞKUR</strong> verileriyle <strong>örtüverdik</strong> sonra <strong>TÜİK</strong> rakamlarıyla <strong>resmileştirdik</strong>. Yetmedi; <strong>üniversiteleri</strong> işsizliği saklayabileceğimiz <strong>antrepolara</strong> çevirdik. Sonra da <strong>Heterodoks politikasının zafer belgesi</strong> olarak; <strong>%8,6 gibi tek rakama</strong> ulaştırabildik. Üstelik sürekli düşüyor. <strong>Peki, nasıl oluyor</strong>?</p>
<p><strong>İŞSİZLER İŞ ARAMASALAR İŞSİZLİK ÇÖZÜLMÜŞ MÜ OLUR?</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM: İki temel sorun</strong> kaldı geriye: <strong>1</strong>- İş aramaktan bitap düşmüş gençlere, işsizliğin düştüğü bilgisini vermeyi unuttuk zira haberleri yok işe girdiklerinden(!), <strong>2</strong>- İş arayanları da bu kötü alışkanlıklarından vazgeçiremedik. Hal böyle olunca siyasetçiye “<strong>işsizliği çözdük</strong>” söylemi kazandırdık.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: <strong>İşsizini görmezden gelen toplum</strong>, bir süre sonra <strong>işsizliğin yarattığı sosyal sorunları</strong> yaşamak zorunda… Enflasyonla mücadeleye odaklanıp üstelik bu alanda başarılı olunamadıysa, üretime yönelik gayretlerle büyümeyi hızlandırmalı ve bu sayede yeni istihdam kapıları aralamalı.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / İşsizliğe dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>İşsizlik sahiden kimin sorunu?</em></strong></p>
<p>İşsizlik, bir <strong>siyasetçi</strong> için “<strong>en büyük sorun</strong>” olarak tanımlanabilir. Ancak önceliği değilse, <strong>popülist</strong> bir söylemden öteye geçemez. <strong>Ekonomi bürokratı</strong> için işsizlik, bir istatistikten başka bir şey olmayabilir.</p>
<p><strong><em>Kamu güvenliği açısından işsizlik?</em></strong></p>
<p>Suç potansiyeli anlamına gelir ki kaybedecek bir şeyi kalmamış insanların bir süre sonra toplumsal bomba haline geldiğini bilirler <strong>Sendikacı</strong> için işsiz, “  <strong>dayanışma aidatı</strong> ödemediği için” var değildir.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>İŞ BEĞENMEYENLER BİR YANA; İŞSİZ İÇİN DURUM VAHİM</strong></p>
<p>Örgütsüz, sahipsiz ve toplumsal zenginliğin taşrasına itilmişlerdir. İşsizliğin işçideki anlamı daha hazin bir tanım barındırıyor: “<strong>Hayat standardının düşmesi, çalışmaktan vazgeçme</strong>, <strong>işlerin angarya gibi gelmesi</strong>, <strong>iş disiplininin ve iç disiplinin bozulması</strong>, <strong>aileye yansıyan sorunlar ve tehlikeli bir geleceğin inşası</strong>.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>İŞSİZLİK LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Manşet işsizlik</strong>: Resmi rakamlarla dar tanımlı olandır. Çalışma çağında ama iş aramayanlardır</p>
<p><strong>Ev genci</strong>: Hem eğitim talebi olmayan hem de iş aramayan, ailesinin imkanlarıyla yaşayanlar</p>
<p><strong>Geniş tanımlı işsizlik</strong>: Son 4 haftadır iş aramayan ancak çalışma yaşında olanların işsiz sayılmasıdır</p>
<p><strong>İstihdama katılım</strong>: Çalışma çağındaki 15-64 yaş aralığındakilerin aktif olarak iş arama süreci</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/issizlik-mizrak-gibidir-cuvala-sigdirmayin-79621</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşsizlik mızrak gibidir, çuvala sığdırmayın ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/15-34-yas-grubunda-68-milyon-genc-bosta-geziyor-ekonomide-issizlikten-gerisi-yalan-79620</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> 15-34 yaş grubunda 6,8 milyon genç boşta geziyor: Ekonomide işsizlikten gerisi yalan!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>“İhracat şöyle arttı, üretim şuradan şuraya geldi, kişi başına gelir daha önce neydi şimdi nerelere tırmandı, Karadeniz’den doğalgaz, Gabar’dan petrol fışkırıyor, enflasyon nasıl da düştü; gibi, gibi…”</strong></p>
<p>Varsayın ki tüm bunlar gerçek, varsayın ki ekonomi şaha kalktı gidiyor. Değil ya, varsayın ki öyle…</p>
<p>Peki bu ne! 15-34 yaş grubundaki her 100 gencin 28’inin ne eğitimde, ne istihdamda olması, yani boşta gezmesi… Bu ne!</p>
<p>İhracat artmış, üretim tırmanmış, kişi başına gelir nereden nereye gelmiş!</p>
<p>Varsayın ki bunlar olmuş!</p>
<p>Siz gelin bunları o 28 gence, yani 6 milyon 789 bin gence anlatın, anlatabiliyorsanız…</p>
<h2>Yıllardır düzelmedi</h2>
<p>Ne eğitimde ne istihdamda olan genç nüfus, yani kısaca NENİ… Yıllardır hemen hemen aynı düzeyde. İşte son altı yılın ilk çeyreklerindeki durum…</p>
<p>Verilerin kaynağı TÜİK ve altı yıldır neredeyse hiç değişiklik yok. 15-34 yaş grubundaki nüfusun yaklaşık yüzde 30’u ne eğitimde ne istihdamda. Oran 2021-2026 yıllarının ilk çeyrekleri itibarıyla en düşük yüzde 26,6, en yüksek yüzde 30,9 olmuş. Bu yılın ilk çeyreğindeki oran da yüzde 28,2.</p>
<h2>Üç yaş grubu</h2>
<p>15-34 yaş grubu üç alt grupta irdelenince ortaya çıkan tablo şu:</p>
<ul>
<li>15-24 yaş grubundaki 11,4 milyon gencin yüzde 23,6 oranındaki 2,7 milyonu ne eğitimde ne istihdamda.</li>
<li>İkinci alt grup 25-29 yaş arasında bulunanlar. Bu yaş grubundaki nüfus 6,4 milyon ve bu gençlerin yüzde 31,9 oranındaki 2 milyonu ne okuyor, ne çalışıyor.</li>
<li>Son grup ise 30-34 yaş arasında olanlar. Bu yaş grubundaki 6,2 milyon gencin yüzde 33 oranındaki 2 milyonu ne eğitimde ne istihdamda.</li>
<li>Bu üç grubun toplamı, yani 15-34 yaş grubundaki toplam nüfus 24 milyon. Bu 24 milyon gencin ne eğitimde ne istihdamda olanlarının sayısı ise 6,8 milyon.</li>
</ul>
<h2>Hadi anlatın!</h2>
<p>Veriler özet olarak böyle, detaylar da tablolarda…</p>
<p>Her 100 gencin 28’i boşta geziyor; okul bitmiş ama iş yok.</p>
<p>Hele hele kadınlardaki durum çok daha vahim, zaten ortalama oranı bu düzeye çıkaran kadınlardaki işsizlik.</p>
<p>15-34 yaş grubunda bulunan her 100 erkeğin 17’si ne eğitimde ne istihdamda.</p>
<p>Ama kadınlarda bu sayı tam 40! 15-34 yaş grubundaki 11,8 milyon kadının 4,7 milyonu ne okuyor, ne çalışıyor. Yani her 10 kadının 4’ü…</p>
<p>Ne eğitimde ne istihdamda olan bu 6,8 milyon gence ekonominin ne kadar iyi gittiğini anlatabilecek biri çıkar mı?</p>
<h2>Üniversite mezunlarının durumu</h2>
<p>TÜİK, 15-24 yaş grubunda bulunan ve ne eğitimde ne istihdamda olan genç nüfusun eğitim durumuna göre dağılımını da açıklıyor.</p>
<p>Buna göre bu yaş grubunda yüzde 23,6 olarak ölçülen ne eğitimde ne istihdamda olma durumu en yüksek düzeye üniversite mezunlarında çıkıyor. Bu değerlendirmede okuryazar olmayanların oranını hesaba katmıyorum.</p>
<p>Üniversite mezunlarının yaklaşık üçte biri işsiz. Üniversitenin genellikle 22 yaş civarında bitirildiği gerçeğinden hareket edersek yaş 24’e gelmiş ama hâlâ iş bulamayan çok sayıda genç var.</p>
<p><strong>“Çok sayıda”</strong> derken kastettiğim düzey ne, onu da aktarayım.</p>
<p>Bu yılın ilk çeyreği itibarıyla üniversite mezunu ve yaşı 24’ü aşmamış 1,1 milyon gencin yüzde 32,5 oranında 369 bini işsiz. Bu 369 bin gencin 94 bini erkek, 274 bini ise kadın.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d3b5da7cf1-1779252061.png" alt="" width="326" height="635" /></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d3b4fd3046-1779252047.png" alt="" width="404" height="185" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/15-34-yas-grubunda-68-milyon-genc-bosta-geziyor-ekonomide-issizlikten-gerisi-yalan-79620</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/issizlik-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 15-34 yaş grubunda 6,8 milyon genç boşta geziyor Ekonomide işsizlikten gerisi yalan! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/slovenyada-117-milyon-euroya-tarim-savunma-yangin-robotu-uretti-manisa-uretim-ussu-olacak-79619</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Slovenya’da 117 milyon Euro’ya tarım-savunma-yangın robotu üretti, Manisa üretim üssü olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>PEKER </strong>Holding ve Pek Teknoloji Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Hasan Peker, </strong>10-11 yıl önce Münih’te bir fuarda Slovenya vatandaşı <strong>Mikael Kostkin</strong>’le tanıştı, tarımdan savunmaya, yangın söndürmeye kadar farklı alanlarda kullanılabilecek insansız araç geliştirdiğini dinledi. <strong>Peker</strong>’in <strong>Kostkin </strong>dostluğu ilerledikçe geliştirilen insansız araç konusuna kafa yormaya başladı.</p>
<p><strong>Mikael Kostkin, </strong>her buluşmalarında hayalini <strong>Hasan Peker</strong>’e açtı:</p>
<p>-          <strong>Bir yatırımcı bulsak bu insansız aracımız başta tarım olmak üzere farklı alanlarda çok iş yapar.</strong></p>
<p><strong>Peker, </strong>2019 yılında kurdukları <strong>“Pek Automotive” </strong>üzerinden <strong>Kostkin</strong>’in tarımdan savunmaya kadar her alanda kullanılabilecek insansız elektrikli aracın üretimi için yatırımcı olmaya karar verdi. Yatırım için adres ararken, <strong>Kostkin, </strong>vatandaşı olduğu Slovenya’yı önerdi. Bu öneri <strong>Peker</strong>’in aklına yattı:</p>
<p>-          <strong>Bu işin Ar-Ge merkezini ve ilk üretim alanını Avrupa Birliği (AB) üyesi bir ülkede kurmakta yarar var.</strong></p>
<p><strong>Hasan Peker, </strong>Slovenya’nın başkenti Ljublijana yakınlarındaki Logatec’te bir Ar-Ge merkezi ve küçük atölye ile yatırımı başlattı. Prototiplerin üretildiği atölye, seri üretime doğru fabrikaya dönüştü. Aynı organize sanayi bölgesinin (OSB) içinde yan yana ve karşılıklı üretim alanı sayısı 4’e çıktı, yatırım da zamanla 117 milyon Euro’yu buldu.</p>
<p>2024 yılı ilkbaharında <strong>Peker</strong>’in davetiyle Marbella’ya (İspanya) gittiğimizde Slovenya’daki yatırımını kısaca anlatmıştı:</p>
<p>-          <strong>2019 yılında kurduğumuz </strong>“Pek Automotive” <strong>Slovenya’da sürücüsüz, elektrikli tarım araçları, yani robot geliştiriyor. Şu ana kadar 14 patent aldık. Seri üretim aşamasına geldiğimiz araçlar yapay zeka ile çalışıyor. Tarlada, bahçede ilaçlamadan hasata birçok işi yapıyor.</strong></p>
<p><strong>Peker, </strong>Marbella’da kısa bilgiyi verdikten sonra davetini de yapmıştı:</p>
<p>-          <strong>Birlikte Slovenya’ya gidelim. Teknolojide ulaştığımız aşamayı görün.</strong></p>
<p>Danışmanları <strong>Çetin Kımız </strong>ve <strong>Can Kımız </strong>organize etti, geçen hafta bir grup meslektaşımla <strong>Hasan Peker</strong>’in davetiyle Ljublijana’ya gittik. <strong>Peker</strong>’e Pek Automotive’in yönetiminde bulunan <strong>Fethi Ağalar </strong>eşlik etti.</p>
<p><strong>Hasan Peker, Mikael Kostkin </strong>ve <strong>Fethi Ağalar, </strong>fabrika turu sırasında şu bilgiyi verdi:</p>
<p>-          <strong>Aslında burada elektrikli, insansız çalışan, karada kullanılan bir platform üretiliyor. Platformun üzerine monte edilen aletler, parçalar, yüklenen yazılım onu elma toplayan bir tarım makinesine, yangın söndüren, mayın imha eden bir araca dönüştürebiliyor.</strong></p>
<p><strong>Peker, </strong>aracın elma toplama şovu sırasında anlattı:</p>
<p>-          <strong>Bu araç tarlada 7/24 çalışabiliyor. Tarlada iş yapacak eleman bulamama sıkıntısını ortadan kaldırıyor. Başlangıçta alet bahçeye girdiğinde verilen komut üzerine ağaçtaki elmaların tamamını topladı. Oysa arada tam olgunlaşmamışlar da vardı.</strong></p>
<p>Bunun üzerine yazılımının geliştirildiğini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Şimdi artık olgunlaşmış elmaları topluyor. Renk ve büyüklük analizi yapıyor. Ağaçtaki elmaların kalan bölümünün ne zaman toplanabileceği konusunda takvim de verebiliyor. Bu platform yeri geldiğinde ilaçlamada, bahçeyi çapalamada da kullanılabiliyor.</strong></p>
<p>Yangın söndüren aracın su ve köpük püskürtme şovunu izleyip, mayın imhasında kullanılan araçla ilgili bilgi alırken <strong>Peker </strong>şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Bu araçların asıl üretim merkezini Türkiye’de kurmayı planlıyoruz. Bu amaçla 250 milyon dolarlık teşvik belgemizi aldık. Yatırım adresi olarak da Manisa’yı düşünüyoruz. Türkiye’de üretim başlayınca, Slovenya’daki tesislerimiz tümüyle Ar-Ge merkezine dönüşecek.</strong></p>
<p><strong>Fethi Ağalar </strong>araya girip gezdiğimiz tesislerle ilgili detay bilgi aktardı:</p>
<p>-          <strong>Logatec’te 4 binaya yayılan tesisimiz robotik donanım, sensör teknolojileri, görüntü işleme sistemleri ve yapay zeka tabanlı yazılımların entegre şekilde geliştirildiği bir teknoloji merkezi olarak konumlanmış durumda.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d3a56a2ee8-1779251798.jpg" alt="" width="700" height="525" /></strong><strong>Hasan Peker </strong>sürdürdü:</p>
<p>-          <strong>Mevcut tesislerimiz yıllık 1500 araç üretme kapasitesine sahip. Bir araç 15 bin parçadan oluşuyor. Türkiye’den Eskişehir, İstanbul, Ankara ve Bursa’da faaliyet gösteren 5 tedarikçiden parça alıp Slovenya’ya getiriyoruz.</strong></p>
<p>Küçük yaşta aile işi un sanayiciliği ile iş hayatına atılan <strong>Hasan Peker, </strong>oradan siyasete, sonrasında gayrimenkule uzanan, Almanya, İspanya ve Türkiye’de projeler yapan girişim grafiği ile dikkati çekti…</p>
<p><strong>“Pek Automotive” </strong>ile girdiği otonom tarım, savunma, yangın söndürme araçları üretimiyle, sanayicilikte teknoloji çıtasını oldukça yukarı taşıdı…</p>
<p>Slovenya’daki 117 milyon Euro’luk yatırımın ardından Türkiye’de kuracağı 250 milyon dolarlık üretim üssü ile <strong>“yüksek teknoloji”</strong>deki yerini perçinleyecek…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">48 voltla çalışıyor 40 kat daha az enerji tüketiyor</span></h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d3a38cd62c-1779251768.jpg" alt="" width="627" height="836" /></p>
<p><strong>PEKER </strong>Holding ve Pek Teknoloji Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Hasan Peker, </strong>Logatec’teki tesiste bitmiş araçların şu yönüne dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Bu araçlar gücünü 48 voltluk enerji kaynağından alıyor. İnsansız, yapay zeka destekli teknolojiyle görevini yapıyor. Benzerlerinden 40 kat daha az enerji tüketiyor.</strong></p>
<p>Enerji tasarrufu konusuna şu iddialı örneği verdi:</p>
<p>-          <strong>Klasik bir traktörün 40 bin dolarlık yakıt tüketerek yaptığı işi, bizim araçlar 1000 dolarlık enerji harcamasıyla tamamlıyor.</strong></p>
<p>Araçların otonom yönüne yeniden işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Tarlada, bahçede insansız, yani otonom çalışan araçlarımız iş gücü giderlerini de oldukça aşağı çekiyor. Bu yönüyle de kısa sürede kendini amorti etme imkanı sağlıyor.</strong></p>
<p>Araçların tarımda kullanılan versiyonlarının hasat kayıplarını en düşük düzeye çekebildiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Böylece tezgaha giden ürünün kalitesi daha yüksek düzeyde olabiliyor.</strong></p>
<p>Peker Holding’in bu konudaki hedeflerini paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Hedefimiz tarımda verimliliği artıran, iş gücü bağımlılığını azaltan ve üretimi daha öngörülebilir hale getiren bir dönüşüme öncülük etmek.</strong></p>
<p>Tarımda yaşanan gelişmelerin üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Dünyada bugün tarım, iklim baskısı, su stresi, iş gücü daralması ve gıda güvenliği ekseninde yeniden tanımlanırken, çözümün merkezine akıllı tarım, hassas üretim, yerli teknoloji ve sürdürülebilirlik yerleşiyor. Bu dönüşümde yön veren oyuncu olmayı hedefliyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Manisa’da 6 bin otonom tarım aracı üretip, kilo başına 200 Euro’ya ihraç edecek</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d3a1585bf6-1779251733.jpg" alt="" width="700" height="448" /></span><strong>PEKER </strong>Holding ve Pek Teknoloji Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Hasan Peker, </strong>Slovenya’da Ar-Ge ve ilk üretim merkezini kurdukları öncelikle tarıma dönük yola çıktıkları otonom araç konusunda Türkiye’den <strong>“stratejik yatırım teşviki” </strong>çerçevesinde davet aldıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Aldığımız davet, projemizin stratejik öneminin devlet nezdinde teyit edildiğini gösteriyor. Bu yaklaşım yalnızca sanayi politikasının parçası değil, aynı zamanda gıda güvenliği, teknoloji bağımsızlığı ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin kesişim noktasında yer alıyor.</strong></p>
<p>Bu alandaki yatırımlarını baştan itibaren ölçeklenebilir ve küresel bir model olarak kurguladıklarının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Seri üretime geçtiğimizden itibaren farklı ülkelerden 25 sipariş aldık. Avrupa ülkelerinde distribütörlükler vermeye başladık.</strong></p>
<p>Slovenya’daki 117 milyon Euro’luk yatırımın geri dönüş süresini merak ettik, Pek Automotive Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Fethi Ağalar, </strong>şu bilgiyi verdi:</p>
<p>-          <strong>Alınan siparişlerle birlikte Slovenya’daki tesislerimiz kendini çevirme noktasına geldi.</strong></p>
<p><strong>Hasan Peker, </strong>Manisa’daki yatırımın devreye girmesi sonrasına dönük hedefleri üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>İlk etapta toplam yıllık üretimimiz 6 bin adet olacak. Zamanla yıllık 10 bin adetlik üretim noktasına ulaşacağız.</strong></p>
<p>Manisa’daki üretimin yüzde 80-90’ının ihracata yöneleceğini aktarınca, kilo başına ihracat geliri beklentilerini sorduk, <strong>Fethi Ağalar </strong>hesapladı:</p>
<p>-          <strong>Kilo başına ihracat geliri 200 Euro dolayında olacak…</strong></p>
<p><strong>Hasan Peker, </strong>araçların tarımda kullanım alanlarını şöyle örnekledi:</p>
<p>-          <strong>Fransa’da üzüm, Brezilya’da portakal, Orta Avrupa’da elma ve Almanya’da şerbetçi otu tarımı ve hasatında çözümler sunabiliyoruz. Elbette Türkiye’de de aynı alanlarda kullanılması söz konusu olabilecek.</strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/slovenyada-117-milyon-euroya-tarim-savunma-yangin-robotu-uretti-manisa-uretim-ussu-olacak-79619</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/9/1280x720/hasan-peker-1779251849.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Slovenya’da 117 milyon Euro’ya tarım-savunma-yangın robotu üretti, Manisa üretim üssü olacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-79618</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasalarda endişe artıyor mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Tahvil Zirveleri Neyi Fiyatlıyor? Piyasalarda Endişe Artıyor Mu? | Ekonomi Masası | 20 Mayıs" src="https://www.youtube.com/embed/ShoC-g-8A3E" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-79618</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/7/1280x720/guldag-seyda-uyanik-1764734829.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dubaiye-alternatif-arayan-mucevherci-turkiyeye-donmekte-tereddut-ediyor-79617</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kota kaldıkça Dubai’den dönüş zor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Orta Doğu’da derinleşen savaş ortamı, altın ve mücevher sektöründe yeni bir kırılma yarattı. Son yıllarda Türkiye’de uygulanan altın ithalat kotası nedeniyle üretimlerini Dubai’ye taşıyan çok sayıda üretici ve yatırımcı, bölgedeki siyasi ve ticari risklerin artmasıyla yeni merkez arayışına girdi. Ancak sektör temsilcilerine göre Türkiye, tam da bu dönemde ortaya çıkan fırsatı mevcut regülasyonlar nedeniyle kaçırma riskiyle karşı karşıya.</p>
<p>Takı Üreticileri ve İhracatçıları Derneği (TÜİD) Başkanı Mustafa Kamar, Türkiye’nin 2023 Ağustos ayında getirilen altın kotasıyla birlikte sektördeki liderliğini kaybetmeye başladığını söyledi. Kamar’a göre kota öncesinde Türkiye, dünyanın en güçlü üretim ve ihracat merkezlerinden biriydi. Orta Doğu, Asya ve Avrupa’dan çok sayıda firma Türkiye’ye gelip mağaza ve ofis açıyor, üretim yaptırıyordu. Kamar, “2022’ye kadar Türkiye dünyanın lider üretim merkezlerinden biriydi. Ancak cari açığın nedeni olarak altın ithalatı gösterildi ve kota getirildi. Sonrasında da suistimaller ortaya çıkınca Ticaret Bakanlığı ve Hazine peş peşe yeni kurallar getirdi. Ama getirilen tüm düzenlemeler doğrudan ihracatçıyı vurdu” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d38fb8f43b-1779251451.jpg" alt="" width="700" height="481" /><strong>"CARİ AÇIĞIN ANA NEDENİ İHRACATÇI DEĞİL"</strong></p>
<p>Sektör temsilcilerine göre altın ithalatındaki artışın temel nedeni ihracat değil, yüksek enflasyon nedeniyle vatandaşın altına yönelmesi oldu. Ancak alınan önlemler daha çok üretici ve ihracatçı tarafını etkiledi. Kamar, “Cari açığın ana nedeni ihracatçı değildi. Hane halkının altın talebi çok yüksekti. Ama ihracatçının önü kesildi. Sonuçta Türkiye’nin altın ihracatı neredeyse bitme noktasına geldi” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kota sonrası Türkiye’den ciddi bir üretim göçü başladığını anlatan Kamar, özellikle Dubai’nin bu süreçte öne çıktığını söyledi. “İtalyanlar İtalya’ya döndü, Dubaililer Dubai’ye gitti. Özbekistan ve Mısır gibi ülkeler yatırımcıları çağırmaya başladı. Türkiye’de üretim yapamayan firmalar pazar kaybetmemek için bu ülkelere yöneldi” dedi. </p>
<p><strong>KUYUMCUKENT NEREDEYSE BOŞALDI </strong></p>
<p>Sektörde yaşanan dönüşümün en net göstergelerinden birinin Kuyumcukent olduğunu belirten Kamar, 2022 yılında boş mağaza bulunamayan merkezde bugün doluluk oranlarının sert düştüğünü söyledi. “2022’de Kuyumcukent’te mağaza bulmak mümkün değildi. Hava paraları konuşuluyordu. Şimdi ise yüzde 80’e yakını boş durumda. Herkes çıktı gitti” diyen Kamar, Türkiye’den ayrılan üreticilerin büyük bölümünün ilk etapta Dubai’ye yöneldiğini anlattı. Dubai’nin aslında büyük bir üretici olmadığını ancak dünyanın en büyük altın ihracat merkezlerinden biri haline geldiğini belirten Kamar, Afrika, Orta Doğu, Yakın Asya, Hindistan, Pakistan ve Afganistan gibi pazarlara altının büyük ölçüde Dubai üzerinden dağıldığını söyledi. Türk üreticilerin de bu pazarlara erişim için Dubai’ye yöneldiğini ifade eden Kamar, “Hatta bazı firmalar kalıplarını Türkiye’de hazırlayıp Dubai’ye taşıyarak üretimi orada yaptı” diye konuştu.</p>
<p><strong>SAVAŞ DUBAİ MODELİNİ SARSTI </strong></p>
<p>Ancak ABD, İran ve İsrail hattında yükselen savaş riskiyle birlikte Dubai merkezli üretim ve ticaret modeli de sarsılmaya başladı.</p>
<p>Kamar’a göre özellikle Irak pazarının durması ve bölgede çalışan Hintli-Pakistanlı iş gücünün ayrılması üretimi ciddi şekilde aksattı. “Bölgedeki savaş ortamı nedeniyle işler durdu. Irak pazarı kapandı. Hindistanlı ve Pakistanlı çalışanlar bölgeden ayrıldı. Şimdi oradaki üreticiler de çıkış arıyor” diyen Kamar, Türkiye’nin bu süreçte yeniden cazibe merkezi olabileceğini ancak mevcut düzenlemelerin buna izin vermediğini söyledi.</p>
<p><strong>TÜRKİYE BÜYÜK FIRSAT YAKALAYABİLİR </strong></p>
<p>Kamar’a göre bugün dünya altın ve mücevher sektöründe herkes yeni pazar ve güvenli üretim merkezi arıyor. Dubai’de yaşanan sorunlar, İsrail pazarının kapanması, Rusya-Ukrayna hattındaki yaptırımlar ve Ortadoğu’daki durgunluk nedeniyle sektörün yönü yeniden değişiyor. “Şu anda herkes Amerika pazarına odaklanmış durumda. Ama Türkiye için çok önemli bir fırsat oluştu. Eğer bugün Türkiye bu kotaları kaldırırsa sonuç inanılmaz değişir” diyen Kamar, yabancı yatırımcıya daha esnek bir yapı sunulması gerektiğini vurguladı. Sektörün en önemli taleplerinden biri ise yabancı pasaport sahiplerine altın taşıma kolaylığı sağlanması.</p>
<p>Kamar, her yabancı pasaport sahibine yılda 5 kilogram altın getirme hakkı verilmesini önerdi. Kamar, “Dubai’nin bu kadar büyümesinin nedenlerinden biri bu serbestlik. İnsanlar altınını alıp birkaç dakikada sisteme kaydederek ülkeye sokabiliyor. Türkiye’de de benzer bir model kurulmalı” ifadelerini kullandı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>"DUBAİ BAĞLANTILI TİCARET YAVAŞLADI, KAPALIÇARŞI’DA NAKİT SIKINTISI BAŞLADI"</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d3908b1500-1779251464.jpg" alt="" width="700" height="467" /></strong></span>Orta Doğu’daki savaşın ve Dubai’de yaşanan daralmanın Türkiye’ye yansıyan bir diğer sonucu ise Kapalıçarşı’daki nakit sıkışıklığı oldu. Altın ve Para Piyasaları Uzmanı Mehmet Ali Yıldırımtürk, Dubai bağlantılı ticaretin yavaşlamasıyla piyasadaki nakit döngüsünün bozulduğunu söyledi. Yıldırımtürk, “Dubai sıkıntıya girdikten sonra Kapalıçarşı’da ciddi nakit sıkıntısı başladı. Çünkü daha önce Türkiye’de üretim yapılıp Dubai’ye gönderilen ürünlerin karşılığında piyasaya nakit giriyordu. Bu hareketlilik durunca piyasadaki canlılık da azaldı” dedi. Bankacılık sistemindeki sınırlamalar nedeniyle esnafın nakde erişimde zorlandığını anlatan Yıldırımtürk, piyasada elden dönen nakdin azalmasının da ticareti yavaşlattığını belirtti. Yıldırımtürk’e göre yaşanan bu daralma, ithalat kotasına rağmen kilogram bazında fiyat farkının 300 dolara kadar düşmesine neden oldu.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>2022'DE 185 TON OLAN İHRACAT 50-60 TON SEVİYESİNE GERİLEDİ</strong></span></p>
<p>Sektör temsilcilerine göre ihracat rakamları yanıltıcı bir tablo oluşturuyor. Altın fiyatlarının son üç yılda sert yükselmesi nedeniyle ihracat değer bazında güçlü görünse de tonaj bazında büyük kayıp yaşanıyor. Kamar, “2023’te altının kilosu 50 bin dolardı. Sonra 100 bin dolara, ardından 150 bin dolara çıktı. Bu yüzden ihracat değeri aynı kalıyor gibi görünüyor. Ama miktar bazında yüzde 50-60 düşüş yaşadık” dedi. 2022 sonunda 185 ton ihracat yaptıklarını söyleyen Kamar, bugün bu rakamın 50-60 ton seviyesine gerilediğini belirtti. “Eskiden 185 kişi çalıştıran işletmeler bugün 50-60 kişiyle çalışıyor. Eğer doğru kararlar alınsaydı bugün 6-7 milyar dolar değil 25-30 milyar dolarlık ihracattan söz ediyor olurduk” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dubaiye-alternatif-arayan-mucevherci-turkiyeye-donmekte-tereddut-ediyor-79617</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/8/1280x720/altin-1759775860.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Altın kotası nedeniyle son 3 yılda üretimini Dubai&#039;ye kaydıran mücevher üreticileri, yeni güvenli merkezler aramaya başladı. Altın kotası, sıkı regülasyonlar ve yatırım ortamındaki belirsizlikler nedeniyle üreticiler Türkiye’ye geri dönmekte tereddütlü… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/patron-primli-fiyati-firsat-olarak-gordu-79616</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 07:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Patron primli fiyatı fırsat olarak gördü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Orta Doğu’yu karıştıran savaşın ateşkes ve müzakere dönemine girmesiyle birlikte Borsa İstanbul BİST100 endeksi yüksek hacimde rekorlara imza atarken şirketleri borsada işlem gören ortaklardan son 1 ayda yoğun satışlar geliyor. EKONOMİ’nin Kamuyu Aydınlatma Platformu’na yapılan bildirimlerden çıkardığı bilgilere göre 10 Nisan’dan 18 Mayıs’a kadar 43 şirketin çeşitli ortakları farklı tarihlerde hisse satışlarına imza attı. Yapılan hesaplamaya göre patron ve ortaklar bu satışlardan yaklaşık 60.75 milyar lira yani 1.33 milyar doların üzerinde gelir elde etti. Bu şirketlerin son 1 yılda hisse hareketleri çoğunlukla hızlı yukarı yönlü olurken uzmanlar ortakların şirketlerin bu piyasa değerini etmeyeceğini düşünmeleri nedeniyle satış yaptığını iddia etti. Ortak satışları sonrasında bazı hisse fiyatlarının hareketi negatife döndü.</p>
<h2>Savaşa kadar performans pozitif </h2>
<p>Bu yıla büyük umutlarla başlayan Borsa İstanbul endeksleri 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısına kadar olumlu bir performans gösterdi. Yeni halka arzların da hızlanmasıyla yatırımcı ve işlem hacminde yükselişler yaşayan Borsa İstanbul endekslerinde savaşla birlikte sert satışlar ve dalgalanmalar oluştu. 10 Nisan’da başlayan ateşkes ve belirsizliklerle dolu olsa da takip eden müzakere süreci borsanın yeniden yönünü yukarıya çevirmesini sağladı. İçeride sıkı para politikası dışarda savaşın etkileri ve belirsizlikleri borsadaki şirketlerin 2026 performansı için negatiflikler içerse de ilk çeyrek bilançolarda pozitif bir seyir yaşandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d364d57c5a-1779250765.png" alt="" width="990" height="874" /></p>
<h2>Spor endeksi dışında hepsi yükseldi </h2>
<p>Borsa İstanbul BİST100 endeksi geçen haftanın ilk işlem gününde tarihi zirvesini yenilerken likit bankacılık ve dalgalı yapısıyla dikkat çeken spor endeksi dışında tüm endeksler bu yıl yükselişe imza attı. Bu olumlu hava son günlere doğru bulutlansa da yine de BİST100 endeksinin 14 bin puanın üzerindeki seyri devam ediyor. Ateşkesle başlayan bu olumlu hava tek tek hisselerde de gözlendi. Bazı hisseler çok hızlı yükseliş hareketi yaptı, bazıları ise bu dönemde geride kaldı. Ancak bu dönemde en dikkat çeken endeks rekorları yüksek hacimlerle yaşanırken şirket ortaklarının pay satışları oldu. 10 Nisan’dan bu yana 43 farklı şirket ortağı pay satışı yaparken bu şirketlerden bazılarının son 1 aydaki yükselişi dikkat çekici. Hesaplamalarda Bank of America’nın bazı hisselerde yaptığı alım satım işlemleri ise dikkate alınmadı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d365bb9fd8-1779250779.png" alt="" width="329" height="550" /></p>
<h2>Satıştaki hisselerde fiyatını katlayanlar var </h2>
<p>EKONOMİ'nin 10 Nisan'dan 18 Mayıs'a kadar Kamuyu Aydınlatma Platformu'na yapılan bildirimlerden çıkardığı tabloya göre bu 43 şirketin 24'si son 1 ayda negatif bir seyir gösterdi 19'i yükseldi. Bu yılki performanslarına bakıldığında ise 13 tanesinin hisse fiyatı geride kaldı. Bu yılki performanslarında geçen yıl kapanışa göre hisse fiyatı yüzde 366,15 artan Anel Elektrik, yüzde 343,66 artan Prizma Pres, yüzde 167,75 artan Astor, yüzde 159,49 artan Koray GMYO, yüzde 124,87 artan Van Gıda ve yüzde 98,7 artan Escar dikkat çekti. Bu yıl geçen yılsonuna göre hisse fiyatı geride kalan ve ortakları pay satışı yapan şirketlerde ise yüzde 34,68 düşen Büyük Şefler, yüzde 33,67 düşen Gen İlaç, yüzde 30,69 gerileyen Kontrolmatik, yüzde 26,87 düşen İmaş Makine ve yüzde 25,46 düşen Pasifik Eurasia Lojistik yer aldı.</p>
<h2>Satışlar BİST’te arz baskısını artırıyor </h2>
<p>Piyasa uzmanları patron ve ortak satışlarının son 1 ayda yoğunlaşmasına işaret ederken bu durumun dikkat çekici olduğunu vurguluyor. EKONOMİ’ye konuşan uzmanlar pay satışı yapan bazı patron ve ortakların şirketlerinin hisselerinin bu değerde olmayacağına olan inançlarıyla satış yaptıklarını ileri sürerken yükseliş döneminden kazançlı çıkmayı amaçladıklarını savundu. Aracı kurumların raporlarına da pay satışları girdi. Raporlara göre yüksek seyreden petrol fiyatları ve beklenti üzeri enflasyon TL varlıklar üzerinde kısa vadeli baskıya neden olurken; halka arzlar, pay satışları ve MSCI endeks değişiklikleri BİST'te arz baskısını artırıyor.</p>
<h2>Türkiye Sigorta’dan yabancıya satış </h2>
<p>Ortak satışının yaşandığı şirketler arasında Türkiye Sigorta yabancı kurumsal yatırımcılara borsa dışında satış işlemi gerçekleştirdi. Ve 13.50 lira fiyattan talep toplama işlemi ile işlem kapsamında önceki açılış fiyatına göre yaklaşık yüzde 7,4'lik bir ıskonto ile satış gerçekleştirildi. Satışın brüt hasılatı yaklaşık 6 milyar 750 milyon TL olarak gerçekleşti. İşlem kapsamında Citigroup ve JP Morgan müşterek küresel koordinatörler ve talep toplayıcılar sıfatıyla hizmet verdiler. İşlem kapsamında, payların tamamının satılması halinde, TVF Finansal Yatırımlar’ın Türkiye Sigorta'daki doğrudan pay sahipliğinin yüzde 76,10 olması, Türkiye Sigorta'nın halka açıklık oranının ise yüzde 23,90 olması bekleniyor.</p>
<h2>Borusan ve Rönesans’ta blok satış </h2>
<p>Borusan Holding ise Borusan Boru'da hisse satışını Türkiye içinde ve yurtdışına yerleşik kurumsal yatırımcılara gerçekleştirdi ve işlem hisse başına 540 TL'den fiyatlandı. Bu kapsamda işlem kapsamında yaklaşık 4.59 milyar TL tutarında brüt satış geliri elde edildi. Borusan Boru'nun işlemden herhangi bir gelir elde etmeyeceği açıklandı. İşlem kapsamında Citi ve HSBC küresel koordinatörler olarak görev yaptı. Açıklamaya göre işlemin tamamlanmasını takiben, Borusan Holding'in, Borusan Boru'daki doğrudan pay sahipliği oranı yüzde 68,85'ye düşerken Holding, Borusan Boru'nun çoğunluk hissedarı olmaya devam edecek.</p>
<p>Rönesans Gayrimenkul Yatırım'da da GIC Private Limited'in yüzde 13,846 hisse satışı pay başına 163 liradan gerçekleşti. Bu fiyat önceki gün kapanış fiyatına göre yaklaşık yüzde 12,5 iskonta içerirken KAP açıklamasına göre işlemden yaklaşık 7 milyar 479,3 milyon lira brüt hasılat elde edildi. Satışta Citigroup, Merrill Lynch, Ünlü Menkul müşterek global koordinatör ve talep toplayıcılar olarak hareket etti. İşlemin tamamlanmasıyla birlikte GIC'in Rönesans Gayrimenkul Yatırım'daki ortaklığı da sona erecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/patron-primli-fiyati-firsat-olarak-gordu-79616</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/borsa-istanbul-bist-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni yıla yeni umutlarla girilen borsada 28 Şubat itibariyle başlayan savaş negatif fiyatlamalara yol açsa da ateşkes ve müzakere süreçleri yeniden yükseliş ve rekor getirdi. Yükselişe eşlik eden şirket hisselerinde son bir ayda patron ve ortak satışları dikkat çekti. 43 şirkette yaşanan patron ve ortak satışlarının büyüklüğü 1.3 milyar doları geçti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/celige-tesvik-degil-engel-kdv-yuku-ve-kacirilan-yesil-donusum-79631</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çeliğe teşvik değil engel: KDV yükü ve kaçırılan yeşil dönüşüm</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MURAT YAPICI - My Advisor Uluslararası Danışmanlık Şirketi Kurucusu</strong></p>
<p><strong>Türkiye’de KDV istisnası kural olarak yatırım teşvik belgesine bağlı. Teşvik belgesi dışındaki yatırımlarda KDV önce ödeniyor, mahsup veya iade ise ancak yatırımın tamamlanmasından sonra mümkün hale geliyor. Bu süre zarfında ödenen KDV ciddi bir finansman maliyeti doğuruyor.</strong></p>
<p>Türkiye-AKÇT Serbest Ticaret Anlaşması, çelik sektöründe rekabeti bozucu devlet desteklerini yasaklamaktadır. AB rekabet hukukuyla paralel biçimde kaleme alınan bu anlaşma; kapasite artışına yol açmamak kaydıyla zorunlu standartların ötesinde çevresel yatırımları ve enerji verimliliği ile karbon salımını azaltıcı yatırımları istisna kapsamında tutmaktadır.</p>
<p>Türkiye bu istisnaları işletmeyip yasaklayıcı hükmü geniş yorumlamakta ve çelik sektörüne destek vermemektedir. Oysa Avrupa Birliği, daha temiz ve verimli enerji kullanmaya yönelik tesisleri "çevresel koruma yatırımı" kapsamında değerlendirerek milyarlarca avroluk hibe sağlamaktadır.</p>
<p>Öte yandan AB’de KDV, yatırım malları üzerinde ödenen verginin aynı dönemde indirilmesi sayesinde yatırımcı için fiilen maliyet oluşturmamakta; bu nedenle devlet yardımı niteliği de taşımamaktadır. Türkiye’de ise KDV istisnasının yatırım teşvik belgesine bağlanması, bu uygulamanın AKÇT kapsamında devlet desteği yasağı kapsamında değerlendirilmesi sonucunu beraberinde getirmektedir.</p>
<p><strong>AB’nin çeliğe yeşil dönüşüm teşvikleri</strong></p>
<p>AB rekabet kuralları, çelik sektöründe sırf üretim kapasitesini artırmaya yönelik desteklere izin vermemektedir. Ancak mevcut kömür bazlı tesislerin yerine Doğrudan İndirgeme Tesisi (DRI) veya Elektrikli Ark Ocağı (EAF) gibi düşük karbonlu teknolojilerin kurulması "çevresel koruma yatırımı" kapsamında değerlendirilmekte ve hibe almaya konu olmaktadır. Destekler yalnızca bu teknolojik geçişin yarattığı ek maliyeti (funding gap) karşılamayı hedeflemektedir. Rekabeti bozmak yerine dönüşümü finanse eden bu yapı, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) ve AB Yeşil Mutabakatı’nın bir parçasıdır; zira Avrupa, kendi üreticisini CBAM sonrası döneme bu desteklerle hazırlamaktadır.</p>
<p>Somut örnekler bu yaklaşımı açıkça ortaya koymaktadır: ThyssenKrupp kömürlü fırınını kapatarak DRI + EAF’e geçtiği için 2 milyar €, Salzgitter SALCOS projesiyle aynı dönüşümü gerçekleştirdiği için 1,3 milyar €, ArcelorMittal Dunkirk kömür bazlı üretimi iki EAF ile değiştireceği için 850 milyon € hibe almıştır.</p>
<p><strong>Türkiye’nin teşvik mevzuatı </strong><strong>çeliği dışarıda bırakıyor</strong></p>
<p>30 Mayıs 2025 tarihinde yürürlüğe giren yeni yatırım teşvik mevzuatı, çeliği sektörel teşvik sistemi dışında tutmaya devam etmektedir. Öte yandan, döngüsel ekonomi yaklaşımıyla uyumlu, kaynak verimliliğini artıran ve düşük karbonlu üretimi hedefleyen yatırımlar "Yeşil Dönüşüm Programı" kapsamında desteklenebilir hale getirilmiştir.</p>
<p>Bununla birlikte, AKÇT Anlaşması’ndan kaynaklanan devlet yardımı kısıtlarının geniş yorumlanması nedeniyle, çelik sektörünün yeşil dönüşüm desteklerinden de yararlanamadığı anlaşılmaktadır. Oysa enerji verimliliği ve çevresel dönüşüm yatırımlarına yönelik hedefli destekler anlaşmanın istisna hükümleri kapsamındadır. Bu alanlarda destek verilmemesi, anlaşmadan kaynaklanan hukuki bir zorunluluk değil; doğruluğu tartışmalı bir politika tercihidir.</p>
<p><strong>Türkiye’nin çelik </strong><strong>yatırımlarında KDV engeli</strong></p>
<p>AB’de işletmeler, satın aldıkları yatırım malları üzerinde ödedikleri KDV’yi aynı dönem içinde beyan ettikleri KDV’den doğrudan indirebilmektedirler. Yani makinenin satın alındığı ay, ödenen KDV o ay tahsil edilen KDV’den düşülebilmektedir; aradaki fark ya iade edilmekte ya da bir sonraki döneme aktarılmaktadır. KDV mahsubu veya iadesi için yatırımın tamamlanmasını bekleme ve dolayısıyla finansman maliyeti oluşmamaktadır.</p>
<p>Yatırım malı kapsamındaki makinenin kullanım amacı değiştiğinde devreye giren beş yıllık "düzeltme dönemi" mekanizması (adjustment period) sayesinde sistemin kötüye kullanılmasının yolu da kapatılmıştır. Tüm bunların sonucunda AB’de KDV, yatırım kararlarını ne zaman ne de tutar bakımından etkilememektedir. Böyle olunca devlet yardımı niteliği de taşımamaktadır.</p>
<p>Türkiye’de KDV istisnası kural olarak yatırım teşvik belgesine bağlıdır. Teşvik belgesi dışındaki yatırımlarda KDV önce ödenmekte, mahsup veya iade ise ancak yatırımın tamamlanmasından sonra mümkün hale gelmektedir. Bu süre zarfında ödenen KDV ciddi bir finansman maliyeti doğurmaktadır; özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde reel değer kaybına uğramaktadır. Çelik gibi sermaye ve girdi yoğun bir sektörde, devasa makine parkı ve hammadde hacmiyle hesaplandığında bu etki son derece büyüktür.</p>
<p><strong>Sonuç ve öneriler</strong></p>
<p>AB kendi üreticisini hedefli destekler ve nötr bir KDV sistemiyle yeşil dönüşüme hazırlarken; Türkiye hem KDV yoluyla yatırım maliyetini artırmakta hem de dönüşüm yatırımlarını yeterince desteklememektedir.</p>
<p>Öncelikle KDV sisteminin gerçekten nötr hale getirilmesi; yatırım mallarındaki KDV finansman yükünün yapısal biçimde giderilmesi gerekmektedir. Öte yandan AKÇT Anlaşması’nın çevresel istisna hükümlerinin AB ile uyumlu biçimde yorumlanması ve "Yeşil Dönüşüm Programı"nın çelik sektörü için somut uygulama mekanizmalarıyla hayata geçirilmesi kritik önem taşımaktadır.</p>
<p>Aksi hâlde Türkiye, küresel çelikte rekabeti dışarıda değil, kendi politika seti içinde kaybetmeye devam edecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/celige-tesvik-degil-engel-kdv-yuku-ve-kacirilan-yesil-donusum-79631</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çeliğe teşvik değil engel: KDV yükü ve kaçırılan yeşil dönüşüm ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-kulturel-merkezi-yeniden-dusunmenin-oykusu-mardin-bienali-79629</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir kültürel merkezi yeniden düşünmenin öyküsü: Mardin Bienali</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>GÖKZemin başlıklı 7. Bienal için gittiğim Mardin’den döndükten sonra fark ettim ki, her zaman olduğu gibi Mardin yine benimle geldi.</p>
<p>Murathan Mungan’ın kitaplarından tanıyıp, pek çok kez ziyaret ettiğim ve  her defasında daha da çok sevdiğim Mardin.… </p>
<p>Bu eşsiz coğrafyada 2010 yılında doğan Bienal,  Mardin’in kültürel mirasını görünür kılıyor. Bölgedeki öykülerin zenginliği, mimarinin özgünlüğü ve çok kültürlülüğün getirdiği katmanlılık sanatçılara ilham kaynağı oluyor. Sarı renkli binaları, siyah taşlı dar sokakları, erken doğan parlak güneşin ısıttığı damları, esti mi insanı donduran rüzgarı, uçurtmaları,  taklalar atarak uçan neşeli kırlangıçları, kahve, mahlep ve yenibahar kokan çarşıları, meydanda halay çeken gençleri, geceleri denize benzeyen Mezopotamya manzarası, restoranlardan gelen türkü sesleriyle tüm duyuları kışkırtan Mardin, her edisyonuyla başka bir soru soran Bienalin değişmeyen ana karakteri olarak sanata hakikilik katıyor.</p>
<p>Geçen hafta  Mardin yağmurluydu. Bienalin Kızıltepe’deki bölümüne giderken bastıran sağanakla sırılsıklam olduk. Yağmur gökyüzünü daha mavi, bulutları daha beyaz hale getirdi. Henüz sararmamış ekinler, gelincikler ve papatyalar üzerindeki farklı ışık oyunlarıyla güneş de başroldeydi.   Çalışmaları Bienal küratörü Çelenk Bafra ve sanatçıların yorumlarıyla deneyimlemek çok zenginleştirici ve ufuk açıcı bir deneyim oldu. Eserleri görmek için müze sınırları dışına çıktık. Nekropol alanında, Dara Antik kentinde geçmişin izlerini gördük, bir manastırın, bir sarnıcın ve bir hamamın kubbeleri altında öyküler dinledik.</p>
<p>Şehrin hafızasına, taşına, sessizliğine yerleşen Bienal’den zihnimizde yeni sorular, ruhumuzda yeni çalkantılarla döndük. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d5d0f12663-1779260687.jpeg" alt="" width="500" height="667" /></p>
<p><strong>Mardin’in farklı noktalarında 20 ülkeden 42 sanatçıyı tanıma imkanı</strong></p>
<p>Mardin Sinema Derneği ev sahipliğinde, direktörlüğünü Döne Otyam ve Hakan Irmak’ın üstlendiği 7. Mardin Bienali,  “GÖKzemin” başlığı çerçevesinde Türkiye ile birlikte 20 farklı ülkeden 42 sanatçı ve sanatçı grubunu bir araya getiriyor. </p>
<p>Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi, Deyrulzafaran Manastırı, Dara Antik Kenti, Kervansaray, Marangozlar Kahvesi ve ilk kez bienal mekânına dönüşen Ateş Beyler Hamamı izleyicilerle buluşuyor. Çelenk Bafra küratörlüğünde ve PEUGEOT ana sponsorluğunda gerçekleşen Bienal, yalnızca sergi mekânlarında değil; kahvehanesini paylaşan bir esnafla, hamamını sanata açan bir aile ile ve gündelik yaşamın içinde kurduğu ilişkilerle kente yayılıyor. </p>
<p>15 Mayıs 2026 tarihinde Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi’ndeki açılış programıyla başlaya bienal, 21 Haziran 2026 tarihine kadar Mardin’in farklı noktalarında sanatseverlerle buluşacak.</p>
<p>Bienal programı sergilerle sınırlı kalmıyor. Performans, atölye ve konuşmalar açılış haftasına yayılıyor. Açılış programı 16–18 Mayıs tarihlerinde gerçekleşiyor. Kapanış etkinlikleri 20–21 Haziran’da düzenleniyor. House of Taswir ile “Gazze Bienali İnisiyatifi” ve Stadtkuratorin Hamburg ile yürütülen kamusal sanat projesi bu yılın öne çıkan iş birlikleri arasında.</p>
<p><strong>Mardin Bienali’ni eşsiz kılan 9 özellik</strong></p>
<ol>
<li><strong>Bir Kolektif kültür girişimi: </strong>Döne Otyam’ın “Şehre rağmen değil şehirle birlikte” inşa etme vizyonu çerçevesinde, Mardin Sinema Derneği, Hakan Irmak, küratörler, sanatçılar, yerel girişimciler ve gönüllülerin çabalarıyla gelişen Mardin Bienali özünde bir  “kolektif kültür girişimi” hikayesi. Bu yüzden çok samimi ve çok hakiki. </li>
<li><strong>Doğal entegrasyon:</strong> Mardin’de sanat çevreyle bütünleşiyor. Şehir zaten başlı başına bir sahne işlevi görüyor. Ö. 4500'lü yıllara kadar uzanan köklü bir geçmişin Sümer, Asur, Pers, Roma, Bizans, Artuklu ve Osmanlı dönemlerinin mirası üzerinde yükselen bir kent olan Mardin çok sesli, çok kültürlü yapısıyla, mimari ve doğal dokusuyla sanatçılara ilham kaynağı oluyor.   Büyük bir müze ya da galeri gibi sanata ev sahipliği yapıyor. Eserler, taş konak, avlu, sarnıç, mağara, antik kent kalıntıları, terk edilmiş hamam, sokak araları gibi şaşırtan mekanlarda karşınıza çıkıyor. Kentin her yanında bazen bir atölyede, bazen bir avluda, bir sokak arasında görülen eserler izleyiciyi düşünmeye davet ediyor. </li>
<li><strong>Zamanın ruhunu yansıtan meseleler: </strong>Mardin Bienali yalnızca bir sanat etkinliği değil; hafıza, coğrafya, kimlik ve birlikte yaşama kültürü üzerine kurulan uluslararası bir kültürel platform niteliği taşıyor. Bienal sergiler aracılığıyla güncel meseleleri dert ederek, farklı olguları yeniden düşünmeye açıyor.  Göçler, sınırlar, ekoloji, birlikte yaşama benzeri evrensel toplumsal konuları ele alıyor.  Eserler, zamanın ruhunu “Zeitgeist” yansıtırken, sanatçıların öznel yorumlarıyla, sorunlar karşısındaki evrensel  insanlık hallerini de ortaya koyuyor. </li>
<li><strong>Yerelden Evrensele yolculuk:</strong>. Evrenseli yerelle buluşturan bir platform efsaneler, anılar, hayaller, rüyalar ve duyularla birleştiriyor. Şehir ve geçişlere odaklanan ilk bienal abbbara sözcüğünden etkilenerek, <strong>AbbaraKadabra</strong> adıyla yola çıkmış. <strong>İkinci Bakış</strong>’ta yeniden görmenin imkanlarına yönelinmiş.   <strong>Mitolojiler başlılı ü</strong>çüncü edisyonda tema Mezopotamya’nın hafızası olmuş. <strong>Sözden Öte; </strong>dilin ötesindeki anlatılara; <strong>Çimenin Vaadi </strong> ekoloji ve dayanışmaya bakmış.  Krizlerin hikayeye girmesiyle <strong>Daha Uzaklara</strong>’da bugünün krizlerinden çıkış arayışına yönelinmiş..</li>
<li><strong>Tevazu ve adanmışlık:</strong> Başta Bienal direktörleri Döne Otyam, Hakan Irmak; Küratör Çelenk Bafra olmak üzere, bienaldeki çalışanlarda, sanatçılardaki sadelik, adanmışlık ve tevazu dikkat çekiyor. Tüm ekipler, projeye birlikte sahip çıkarak büyük bir adanmışlıkla çalışıyor. Bu samimiyet hayatın tüm alanına yansıyor.</li>
<li><strong>Sentezler Bienali: </strong> Mardin Bienali’nde sanatçıların mekanlardan yola çıkarak onlara yeni boyutlarla farklı anlamlar kattığı çarpıcı eserler ön plandaydı. Bir kaç örnek vermem gerekirse…</li>
</ol>
<p><strong>Sakıp Sabancı Müzesi, </strong>girişte merdivenlerin üzerinde kaplayan Zahit Mungan’ın akrep biçimindeki dev uçurtması; Ahmet Doğu İpek’in ay tutulmalarını yansıttığı “Çok Uzaktan ve Hep” çalışması; Erkan Özgen’in Diyarbakır’daki bir çöp yığınında çektiği video projesi  gibi farklı sesleri, farklı yorumları içeren geniş bir seçki sunuyor.</p>
<p><strong>Kızıltepe</strong>’de yıllardır kullanılmayan Ateş Beyler Hamamı kadın sanatçılara ayrılmış. Hamanın iç bölümünde renkli kumaşlar ve ışık oyunlarıyla yaratılan çalışmaların yanı sıra, vitraylar, oyma işler ve dijital sanat eserleri var. Hamam, akustiği, kubbeleri, sahne görevi gören göbek taşı ve tepeden sızan doğal ışığıyla mükemmel bir sergi mekanına dönüşmüş. Hamamın girişindeki soyunmalıklarda House of Taswir işbirliğiyle hazırlanan “Gazze Bienali İnsiyatifi” ortamın gizem dolu atmosferine acımasız gerçekleri  dahil ederek bir kontrast yaratıyor.  </p>
<p><strong>Dara Antik Kenti’nde </strong>metruk bir köy evinin yanındaki kapıdan girilen ve Escher çizimlerine benzeyen merdivenlerden inilerek erişilen devasa  sarnıç Zindan masalsı bir ortam sunuyor. </p>
<p>Mükemmel bir aydınlatma, Selçuk Artut’un hareketlere göre farklı sesler yayan düzeneğinin yarattığı gizemli sesler ve tepede asılı beyaz bir yılan heykeli….  Alper Aydın, Zindan’ın karanlığında ışıldayan melek yutan yılan çalışmasıyla Jung’un arketiplerini anımsatan bir evrensel dil oluşturmuş</p>
<p><strong>Deyrulzafaran </strong>Manastırı’ında ziyaretçileri konusu nesli tükenen canlılar olan bir eser karşılıyor. Manastırın iç kapısının iki yanında simetrik bir biçimde asılı olan bir çift kar leopar heykeli var. </p>
<p>Vahap Avşar’ın Buhara’daki yıkılmış evlerden edindiği ahşap malzemeden yararlanarak tasarladığı ve içinde gerçek bir arı kovanı bulunan bu leopar heykelleri nesli tehlike altında olan bir türün, bir başka türe barınak sunması fikrinden yola çıkarak yaratılmış. </p>
<p>Canan Dağdalen’in manastırın revakları altına yerleştirdiği iki ayna ise Selçuklu kubbelerini çağrıştıran  gökle yeri birleştirerek Bienalin GökZemin fikrine gönderme yapıyor. </p>
<p><strong>Marangozlar Kahves</strong>i’nin terasında Mehtap Baydu, erkeklere ait olan bir kahveyi, kadınların mesajına ayırmış. Sanatçı çalışmasını bölgede çatışmaları durdurmak için başörtülerini ortaya atan kadınlardan ilham alarak yaratmış. </p>
<ol start="7">
<li><strong>Bölgenin tarihi mirası</strong></li>
</ol>
<p>Bienale ev sahipliği yapan bölge, çok zengin  tarihi mirasıyla başlıbaşına bir cazibe merkezi.   Mardin Kalesi, Deyrulzafaran Manastırı, Dara Antik Kenti, Midyat Mağaraları, Mor Behnam Kırklar Kilisesi, Mardin Beyaz Su, Turabdin Platosu, Kasımiye Medresesi, Zinciriye Medresesi, Mardin Müzesi (Mardin Arkeoloji ve Etnografya Müzesi), Oyma taş minaresiyle eşşiz Artuklu eseri olan Mardin Ulu Cami, 800 yıllık Kızıltepe Ulu Cami bir film platosu görüntüsü sunuyor. </p>
<ol start="8">
<li><strong>Mardin halkının desteği</strong></li>
</ol>
<p>Mardin’in nazik, güleryüzü ve misafirperver halkı, Bienal’e büyük katkıda bulunuyor. Son yıllarda açılan yeni oteller, restoranlar ve kafelerle konaklamak giderek daha keyifli hale geliyor. Esnaf son derece kibar. Mardin bir gastronomi merkezi olarak da ön plana çıkıyor. İlk gün Hepsiburada’nın Bienal misafirlerini ağırladığı Lolee Restoran, öğle yemeği için mola verdiğimiz  Dar Restoran, Peugeot sponsorluğundaki akşam yemeğinin düzenlendiği Lummi Restoran, arada uğradığımız Öz Yasemin Pide Salonu’nda yemekler de, servis de çok iyiydi. Konakladığımız Reyhani Otel’in Şef Ayşe Hanım’ın yönettiği mutfağı tertemizdi. Kahvaltı da çok lezzetliydi. </p>
<ol start="9">
<li><strong>Sponsorların katkısı.</strong></li>
</ol>
<p>Mardin Bienali’nin ana sponsoru Peugeot, sanata verdiği desteğin yanısıra sanatla öne çıkmayı seçerek, başarılı bir örnek sergiliyor.  Bienal kapsamında Alman Karargâhı’nda hayata geçirilen “PEUGEOT Deneyim Alanı: Aslanın Yansımaları”, sanat, tasarım, teknoloji ve mobiliteyi bir araya getiren çok katmanlı bir deneyim sunuyor.</p>
<p>Peugeot E-5008’den ilhamla geliştirilen “Art on Cars: Hareketin İzleri”, mobilite kavramını yeniden yorumluyor. Luna Merdin tasarımcısı Buket Dizer tarafından yeni PEUGEOT 408 ve Mezopotamya’nın aslan figüründen ilhamla hazırlanan “Eşiğin Muhafızı” koleksiyonu, kültürel mirası çağdaş tasarım anlayışıyla buluşturuyor. </p>
<p>Bir diğer sponsor Hepsiburada ise 2022 yılında başlattıkları “Bir Gülüş Yeter” projesini Mardin’e taşıyor. Çocukların eğitime, oyuna, bilime, teknolojiye ve bugün burada olduğu gibi sanata erişimini desteklemek amacıyla 7. Mardin Bienali Çocuk Atölyeleri’ne destek veriyor. Bu atölyelerde çocuklar Mardin’in sokaklarından ve bienalin düşünsel çerçevesinden yola çıkarak kendi anlatılarını kuruyorlar. </p>
<p><strong>Özetle…</strong></p>
<p>7. Mardin Bienali kaçırılmayacak bir deneyim imkanı sunuyor. Kültür rotalarında ve yaratıcı üretim alanları farklı bakış açıları edinmek için ideal bir ortam. Bölgemizde savaşlar, göçler; ülkemizde enflasyon ve şiddet olayları; dünyadaki öngörülemez liderlerin yarattığı kaostan kısa bir süre uzaklaşıp, sanatla, tarihle dolu bir kaç gün yaşamak istiyorsanız...  Başka türlü bir yaşamın mümkün olduğunu sorgulamak, tarihin karşısında her şeyin geçici olduğunu düşünmek ve Mezopotamya’ya karşı derin bir nefes almak için yavaşlamanın tam zamanı. </p>
<p>Mardin sizleri bekliyor…</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-kulturel-merkezi-yeniden-dusunmenin-oykusu-mardin-bienali-79629</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/9/1280x720/mardin-bienali-1779253235.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir kültürel merkezi yeniden düşünmenin öyküsü: Mardin Bienali ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/ekonomi-ailesi-ikinci-yaridaki-hedefleri-icin-egede-bulustu-79641</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> EKONOMİ ailesi, ikinci yarıdaki hedefleri için Ege&#039;de buluştu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Üç yıl önce “Gazetecilerin Gazetesi” sloganıyla yola çıkan EKONOMİ, bölgesel gücünü pekiştirmeye Ege’den devam etti. Dönüşen Liderlik Zirvesi/Ege’nin ardından gerçekleştirilen “Bölge Temsilcileri Toplantısı”, Kuşadası’nda Pine Bay Holiday Resort ev sahipliğinde düzenlendi. Türkiye’nin dört bir yanına yayılmış temsilcilik ağıyla Anadolu’nun en geniş haber ağlarından birine sahip olan gazeteniz EKONOMİ’nin buluşmasında, sahadaki ekonomik gelişmeler masaya yatırıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d4a9d84546-1779255965.jpg" alt="" width="700" height="330" />Toplantının açılışında konuşan EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ, “EKONOMİ, mesleğine de ekmeğine de sahip çıkanların gazetesidir” diyerek sözlerine başladı. Güldağ, gelinen noktada bölgesel güç ve saha hâkimiyetinin daha da belirgin hale geldiğini vurgulayarak şunları söyledi:</p>
<p>“Bugün geldiğimiz nokta, Türkiye’nin dört bir yanına yayılan temsilci ağımızın ve güçlü editoryal yapımızın bir sonucudur. Sahadan aldığımız veriyi merkeze taşıma ve anlamlandırma kabiliyetimiz her geçen gün gelişiyor. Dönüşen Liderlik Zirvesi’nde ortaya konan çerçeveyi, burada bölgesel verilerle daha da derinleştiriyoruz. Bu da EKONOMİ’nin farkını ortaya koyuyor. İçerik üretim gücümüzü dijital platformlarımızla birlikte büyütmeye devam ediyoruz. Önümüzdeki dönemde hem sahadaki varlığımızı güçlendirecek hem de gazetecilik ivmemizi daha ileri taşıyacağız. ‘Ekonomi yazdıysa doğrudur’ sözümüz, en önemli referansımız olmayı sürdürüyor.”</p>
<p>Toplantıya Genel Koordinatör Vahap Munyar, Yayın Kurulu Başkanı Şeref Oğuz, Genel Yayın Yönetmeni Ömer Türkdönmez, Yazarlar Temsilcisi ve Tarım Yazarı Ali Ekber Yıldırım, Genel Yayın Koordinatörü Talip Aktaş, Reklam Grup Başkanı Dilek Erkol, Yazıişleri Müdürü Handan Sema Ceylan, Haber Koordinatörü Mustafa Kemal Çolak, Bölgeler Koordinatörü Ömer Faruk Çiftçi ile çok sayıda yönetici ve bölge temsilcisi katıldı. Toplantıda, Dönüşen Liderlik Zirvesi’nde öne çıkan başlıklar bölgesel perspektifle yeniden ele alındı. Ege Bölgesi’nin değişen sanayi yapısı, ihracat performansı ve yeşil dönüşüm süreci detaylı şekilde değerlendirildi. Küresel gelişmelerin yerel ekonomiye etkileri tartışılırken, şirketlerin yeni dönemde nasıl konumlanması gerektiği de gündemin önemli başlıkları arasında yer aldı. Toplantıda ayrıca EKONOMİ Gazetesi’nin önümüzdeki döneme ilişkin yayın stratejileri, dijitalleşme adımları ve bölgesel derinliği artıracak projeleri de masaya yatırıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/ekonomi-ailesi-ikinci-yaridaki-hedefleri-icin-egede-bulustu-79641</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/1/1280x720/09-1779255949.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EKONOMİ Gazetesi Bölge Temsilcileri Toplantısı’nda, yeni dönemin stratejileri ele alındı. EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ, &quot;İçerik üretim gücümüzü dijital platformlarımızla birlikte daha da büyüteceğiz&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/fada-agir-sanayinin-gelecegine-yon-veren-tasima-teknolojileriyle-kuresel-buyumesini-surduruyor-79683</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> FADA, Amerika hamlesiyle ağır sanayide küresel büyümesini hızlandırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Sakarya merkezli ağır yük transfer arabası sistemleri üreticisi FADA, geliştirdiği yeni nesil transfer arabaları, otonom taşıma çözümleri, straddle carrier, hava yastıklı taşıyıcılar ve mühendislik odaklı intralojistik sistemleriyle küresel pazardaki büyümesini sürdürüyor. Sakarya’daki üretim tesisinde faaliyet gösteren şirketin; enerji, demir-çelik, otomotiv, savunma sanayi ve ağır üretim sektörlerine yönelik geliştirdiği yüksek tonajlı taşıma sistemleriyle dikkat çektiği vurgulandı. 4 kıtada aktif projeleri bulunan FADA, 20’den fazla ülkedeki iş birlikleri ve ihracat odaklı üretim yapısıyla Türkiye’nin mühendislik gücünü uluslararası pazarlara taşımayı hedefliyor.</p>
<p><strong>Yeni nesil ağır yük taşıma sistemleri</strong></p>
<p>FADA’nın geliştirdiği ürün gamında; yüksek tonajlı transfer arabaları, otonom AGV sistemleri, Straddle Carrier çözümleri, düşük profil yüksekliğine sahip ağır yük taşıma araçları, hava yastıklı taşıyıcılar ve özel mühendislik gerektiren endüstriyel taşıma sistemleri yer alıyor.</p>
<p>Şirketin özellikle enerji sektörüne yönelik geliştirdiği çözümlerle öne çıktığı belirtilirken, transformatörler, BESS konteynerleri, beton köşkler, kablo tamburları ve yüksek tonajlı ekipmanların güvenli şekilde taşınmasına yönelik geliştirilen sistemlerin, saha koşullarına, operasyon senaryolarına ve yük yapısına göre özel olarak tasarlandığı bildirildi.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre, FADA’nın proje odaklı mühendislik yaklaşımı sayesinde her sistem; taşıma kapasitesi, manevra gereksinimleri, saha güvenliği ve operasyonel verimlilik kriterlerine göre optimize ediliyor.</p>
<p>Şirketin geliştirdiği çözümlerin temelinde sürdürülebilirlik ve enerji verimliliğinin yer aldığı vurgulanırken; tamamen elektrikli altyapıyla geliştirilen transfer sistemlerinin, düşük karbon emisyonu, sessiz operasyon ve kontrollü taşıma kabiliyeti ile modern intralojistik süreçlerine sürdürülebilir bir yaklaşım sunduğu ifade edildi.</p>
<p>FADA, geleceğin intralojistik sistemlerini yüksek taşıma kapasitesinin yanı sıra, akıllı kontrol sistemleri, operasyonel güvenlik ve çevreci mühendislik anlayışıyla şekillendirmeyi hedefliyor.</p>
<p><strong>Amerika yapılanması ile uluslararası güçlenme</strong></p>
<p>Küresel büyüme stratejisini hızlandıran FADA'nın, Amerika’daki satış yapılanmasıyla Kuzey Amerika pazarındaki faaliyetlerini de genişlettiği bildirildi. Amerika’daki satış ofisi üzerinden yürütülen çalışmalar kapsamında; enerji, ağır sanayi ve üretim sektörlerinde faaliyet gösteren firmalara daha hızlı ve doğrudan hizmet sunulması hedefleniyor.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0da759f1de9-1779279705.jpeg" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p>FADA Genel Müdürü İsmail Hakkı Akyüz, Avrupa ve Amerika başta olmak üzere küresel pazarda marka bilinirliğini ve ihracat kapasitesini artırmaya yönelik yatırımların devam edeceğini söyledi. FADA’nın öne çıkan en önemli alanlarından birinin ise satış sonrası hizmet yaklaşımı olduğunu ifade eden Akyüz, şunları söyledi: “Devreye alma, operatör eğitimleri, teknik servis, bakım ve saha destek süreçlerini projelerin ayrılmaz bir parçası olarak değerlendiriyoruz. Satış sonrası destek ekibi, sistemlerin müşteri sahasında güvenli ve verimli şekilde çalışabilmesi için doğrudan yerinde destek sağlıyor. FADA olarak yalnızca taşıma ekipmanları üretmiyoruz.<br />Yükü, operasyonu ve saha koşullarını birlikte analiz ederek projeye özel mühendislik çözümleri geliştiriyoruz. Güvenlik, sürdürülebilirlik ve teknolojiyi aynı sistemde bir araya getirerek geleceğin ağır yük taşıma teknolojilerini geliştiriyoruz.”<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0da7b50d5b9-1779279797.JPG" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/fada-agir-sanayinin-gelecegine-yon-veren-tasima-teknolojileriyle-kuresel-buyumesini-surduruyor-79683</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/3/1280x720/fada-agir-sanayinin-gelecegine-yon-veren-tasima-teknolojileriyle-kuresel-buyumesini-surduruyor-1779279771.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sakarya merkezli ağır yük transfer sistemleri üreticisi FADA, Amerika’daki satış yapılanmasıyla küresel büyüme stratejisinde yeni bir döneme girdi. Şirket; otonom taşıma sistemleri, elektrikli transfer arabaları ve mühendislik odaklı intralojistik çözümleriyle enerji, ağır sanayi ve üretim sektörlerinde uluslararası etkinliğini artırmayı hedefliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/claire-arkas-goz-sozden-once-gelir-ile-arkas-sanat-alacatida-79676</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Claire Arkas, &#039;Göz Sözden Önce Gelir&#039; ile Arkas Sanat Alaçatı’da</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Claire Arkas, 22 yıllık sanat üretimini kapsayan retrospektif sergisi “Göz Sözden Önce Gelir” ile Arkas Sanat Alaçatı’da izleyici karşısına çıkıyor. 15 Mayıs – 1 Kasım tarihleri arasında görülebilecek sergi, sanatçının farklı dönemlerde ürettiği 83 eseri bir araya getiriyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://img.ekonomim.com/rcman/Cw850h567q95gc/storage/files/images/2026/05/20/claire-arkas-goz-sozden-once-gelir-bmej.jpg" alt="Claire Arkas, “Göz Sözden Önce Gelir” ile Arkas Sanat Alaçatı’da - Resim : 1" width="850" height="567" data-lightbox="true" /></p>
<p>Verilen bilgiye göre, Karoly Aliotti’nin küratörlüğünü, Özlem Tunca’nın Proje Müdürlüğünü üstlendiği serginin, kişisel sergi tanımının ötesine geçerek Claire Arkas’ın üretimini kronolojik bir sıralama yerine, süreklilik gösteren bir görme pratiği üzerinden ele alıyor. Yıllar boyunca tekrar eden temalar, bu retrospektifte bir alışkanlık olarak değil, zamanla derinleşen bakışın parçası olarak öne çıkıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://img.ekonomim.com/rcman/Cw850h547q95gc/storage/files/images/2026/05/20/claire-arkas-goz-sozden-once-gelir-tcom.jpg" alt="Claire Arkas, “Göz Sözden Önce Gelir” ile Arkas Sanat Alaçatı’da - Resim : 2" width="850" height="547" data-lightbox="true" /></p>
<p> </p>
<p>Serginin başlığı, “Göz Sözden Önce Gelir”, bakmanın anlatmaktan önce geldiği fikrine işaret ediyor. Claire Arkas’ın resimleri, gördüğümüz şeyden çok, nasıl baktığımızla ilgileniyor. İzleyici, resimlerin karşısında açıklama aramak yerine, durmaya ve bakmaya davet ediliyor.</p>
<h2>Otoportreler: Bakışın kendine dönüşü</h2>
<p>Sergide özel bir yer tutan otoportreler, Claire Arkas’ın sanat pratiğinde belirleyici bir eşik oluşturuyor. Bu işlerde otoportre, temsili bir kimlik anlatısı kurmaktan çok, bakışın kendi üzerine yönelmesini ifade ediyor. Figürler, izleyiciyle doğrudan bir ilişki kurmak yerine, çevreleriyle eşitleniyor; çoğu zaman geri çekiliyor, sadeleşiyor, hatta neredeyse belirsizleşiyor.</p>
<p>Bu yaklaşım, retrospektifin merkezinde sessiz ama güçlü bir yapı oluşturuyor ve sanatçının yıllar içinde kendi varlığını resimde nasıl yeniden tanımladığını ortaya koyuyor.</p>
<h2>Teknikler arası süreklilik</h2>
<p>Resim, desen, suluboya ve taş baskıdan oluşan seçki, Claire Arkas’ın farklı teknikler arasında kurduğu sürekliliği gözler önüne seriyor. Özellikle çizgiye dayalı eserler, desenin bu üretimde bir hazırlık aşaması değil, başlı başına bir düşünme ve görme alanı olduğunu vurguluyor.</p>
<p>Farklı tekniklerle üretilmiş eserler, estetik bir çeşitlilikten çok, disiplinli bir bütünlük hissi yaratıyor. Bu bütünlük, retrospektif kurgunun temel taşı olarak öne çıkıyor.</p>
<h2>Işık, zaman ve ısrar</h2>
<p>Claire Arkas’ın resimlerinde ışık, açıklık sağlayan bir araç olmaktan çok, görmeyi geciktiren ve derinleştiren bir unsur olarak beliriyor. Yüzeylerde kırılıyor, dağılıyor, hiçbir zaman tek bir anlama sabitlenmiyor. Sergide bir araya gelen işler, zamanın bu resimsel etkisini açıkça hissettiriyor.</p>
<p>Tekrar, bu üretimde bir alışkanlık değil; ısrarla sürdürülen bir görme etiği olarak varlık gösteriyor. Sergi, izleyiciyi tek bir güçlü imgeyle değil, zaman içinde oluşan bir bütünlükle baş başa bırakıyor.</p>
<h2>Zaman ve mekanın buluşması</h2>
<p>Serginin Arkas Sanat Alaçatı’da gerçekleşmesi, Claire Arkas’ın üretimini kamusal bir bağlamda paylaşma arzusunu güçlendiriyor. Kültür ve sanata uzun yıllardır destek veren Lucien Arkas tarafından kurulan Arkas Sanat Alaçatı, bu retrospektifle birlikte sanatçının 22 yıla yayılan üretimine ev sahipliği yapıyor. Mekân, serginin sakin, zamana yayılan yapısıyla doğal bir ilişki kurarken, izleyiciye işleri yavaşlama ve durma hâli içinde deneyimleme imkânı sunuyor.</p>
<p>Serginin açılışında konuşan Claire Arkas, “Bu sergiyi geriye bakmak ya da bir dönemi kapatmak için değil, yıllardır sürdürdüğüm bir bakma hâlinin bugün nasıl yan yana geldiğini görmek için düşündüm. Aynı sorulara tekrar tekrar dönmek benim için bir kararsızlık değil; aksine, bakmayı sürdürme biçimi. Zaman içinde değişen şey sorular değil, onlara nasıl baktığım oldu. Görmek benim için her zaman anlatmaktan önce geldi; sözcükler açıklayabilir ama bakma hâlinin önüne geçmemeli. Sergide yer alan bazı resimler benim için yeni başlangıçların kapısını aralarken, aynı zamanda kendimi değerlendirme ve sorgulama alanı da açıyor. Özellikle uzun bir zaman dilimini kapsayan bu sergide, her üretim sürecini bir adım olarak görüyorum. Atölyede ürettiğim işleri sergi mekânında yeniden görmek, onlara farklı bir gözle yaklaşmamı sağlıyor. Bu süreçte malzeme seçimi de resmin kendi yönlendirmesiyle şekilleniyor; karşılaştığım objeler bende yeni algılar yaratıyor ve bu etkiyi çoğu zaman bir figürle birlikte ele almayı tercih ediyorum. Kendi figürümü resimlere dahil etmek, benim için hem zorlayıcı hem de özgürleştirici bir deneyim sunuyor. Son dönemde arka planın da belirgin biçimde önem kazandığını görüyorum. Özellikle cam ve su yansımaları üzerine yoğunlaşıyor, şeffaflığın sunduğu görsel derinlikten besleniyorum. Bu serginin izleyiciyi de önce durmaya, sonra düşünmeye davet etmesini istiyorum” diye konuştu.</p>
<p>Serginin küratörü Karoly Aliotti konuşmasında, “Claire Arkas’ın resimleri görünür olan dünyayı betimlemekten çok, onun nasıl görünür hâle geldiğini gösteriyor. Işık bu işlerde bir açıklık değil, bir soru olarak beliriyor; yüzeylerde kırılıyor, gecikiyor, hiçbir zaman bütünüyle teslim olmuyor. Havuzlar, cam yüzeyler, figürler ve ağaçlar birer nesne olmaktan çok, ışığın kendi biçimini aradığı eşikler hâline geliyor. Bu üretim, tekrar yoluyla kurulan bir üslup değil; yıllar boyunca sürdürülen, her seferinde yeniden müzakere edilen bir görme etiğini açığa çıkarıyor” ifadelerine yer verdi.</p>
<p>Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Lucien Arkas ise “Bir insanın üretimini yirmi iki yıl boyunca aynı ciddiyetle sürdürmesi kolay değildir. Orada tesadüf yoktur; sabır, disiplin ve süreklilik vardır. Claire’in resimle kurduğu bağ, benim için hiçbir zaman tek bir ana sığmadı; bu bağ, çocukluk yıllarında mutfak masasında kalan çizimlerle, kapalı kapılar ardında geçen uzun sessizliklerle ve baba-kız arasında paylaşılan o ilk sanat heyecanıyla yıllar içinde güç kazandı. Arkas Sanat Alaçatı’daki bu serginin asıl değeri, aile adının yarattığı bir yakınlıktan değil, Claire’in kendi emeğiyle, kendi disipliniyle ve kendi sesiyle kurduğu sanatçı kimliğinin bu mekânda sahici bir karşılık bulmasından geliyor; bu nedenle sergi, kişisel bir gururun ötesinde, hak edilmiş bir yolculuğun olgun ve duygusu güçlü bir ifadesi olarak öne çıkıyor” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/claire-arkas-goz-sozden-once-gelir-ile-arkas-sanat-alacatida-79676</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/6/1280x720/claire-arkas-goz-sozden-once-gelir-ile-arkas-sanat-alacatida-1779272328.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Claire Arkas’ın 22 yıla yayılan sanat yolculuğunu bir araya getiren retrospektifi Arkas Sanat Alaçatı’da izleyiciyle buluştu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/hometexe-denizlili-firmalar-damga-vurdu-79668</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hometex’e DENİB üyesi 90 firma katıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/DENİZLİ</strong></p>
<p>Dünya ev tekstili sektörünün buluşma noktası haline gelen Hometex 2026’da Denizli İhracatçılar Birliği (DENİB) üyeleri damga vurdu. 45 ülkeden alıcıların ziyaret ettiği, 600 dolayında firmanın katıldığı fuarda, 86’sı Denizli’den, 4’ü Uşak’tan olmak üzere DENİB üyesi 90 firma toplam 106 stant ile katıldı.</p>
<p>İstanbul Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilen ve yarın (22 Mayıs) sona erecek fuarda üye firma katılımları yanında info stant kurarak Turkish Towels markasını tanıttıklarını dile getiren DENİB Yönetim Kurulu Başkanı Osman Uğurlu, “Fuardaki güçlü katılımımız ilimizin sektördeki dinamizmini ve rekabet gücünü açıkça ortaya koyuyor. 2025’te Türkiye’nin tekstil ve konfeksiyon ihracatı yüzde 4,4 azalışla 26 milyar 182 milyon dolar olarak gerçekleşirken, Denizli 1 milyar 368 milyon dolarlık ihracatıyla toplamdan yüzde 29,2 pay aldı. 2026’nın ilk 4 ayında Türkiye genelinde sektör ihracatı yüzde 1,6 gerileyerek 8 milyar 453 milyon dolar olurken, Denizli’nin ihracatı yüzde 0,6’lık sınırlı bir düşüşle 437 milyon dolar oldu” dedi.</p>
<h2>Denizli, ev tekstili ihracatında açık ara zirvede</h2>
<p>Türkiye’nin havlu ihracatının yüzde 76’sı, bornoz ihracatının yüzde 67’si ve nevresim ihracatının yüzde 60’ının Denizli’den gerçekleştirildiğini hatırlatan Uğurlu, “Bu tablo, şehrin ev tekstilinde yalnızca bir üretim üssü değil, aynı zamanda küresel ölçekte uzmanlaşmış bir yapı olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye dünya havlu ihracatında yüzde 8,9 paya sahip. Denizli tek başına yüzde 6,7’lik payla küresel ölçekte dikkat çeken bir konumda bulunuyor. Özellikle ABD pazarı Denizli için stratejik önem taşıyor. Yıllık 2 milyar dolarlık havlu ithalatı bulunan ABD’de Türkiye yüzde 7,1 payla dördüncü sırada yer alırken, bu ihracatın yüzde 94’ü Denizli’den gerçekleştiriliyor. Bu durum, Denizli’nin küresel tedarik zincirindeki kritik rolünü açıkça ortaya koyuyor” diye konuştu.</p>
<h2>Katma değerli ihracatta da önde</h2>
<p>DENİB olarak bu doğrultuda Turkish Towels izlenebilirlik projemizle Türk havlusu algısını korumayı, uluslararası pazarlarda güven ve kalite algısını daha da pekiştirmeyi ve markalaşma sürecini sağlam bir zeminde güçlendirerek küresel rekabetçiliğimizi artırmayı hedefliyoruz. Denizli’nin ev tekstilindeki başarısı birim değerlerde de kendini gösteriyor. Ülkemizin ihracat birim değeri ortalama 1,60 dolar seviyesindeyken, bu rakam Denizli’de 2,48 dolar, havluda 9,85 dolar, bornozda 15,65 dolar ve nevresimde 10,47 dolar seviyelerinde” diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/hometexe-denizlili-firmalar-damga-vurdu-79668</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/8/1280x720/hometexe-denizlili-firmalar-damga-vurdu-1779267347.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul’da devam eden Hometex 2026’da toplam 600 dolayındaki katılımcı firmaların 90’ını DENİB üyesi ihracatçılar oluşturdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/imes-osb-mukemmeliyet-merkezinde-istihdam-garantili-muhendis-gelistirme-programi-tamamlandi-79646</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İMES OSB’de İstihdam Garantili Mühendis Geliştirme programı tamamlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE ESİN ADIGÜZEL/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli’de istihdam ve yerli üretime katkı sunması hedeflenen “İstihdam Garantili Mühendis Geliştirme Programı” sertifika töreni gerçekleştirildi. İMES Organize Sanayi Bölgesi Mükemmeliyet Merkezi öncülüğünde; Kocaeli Üniversitesi (KOÜ), Gebze Teknik Üniversitesi (GTÜ) ve Doğu Marmara Kalkınma Ajansı (MARKA) iş birliğiyle yürütülen program kapsamında eğitimlerini tamamlayan mühendis adayları, düzenlenen törenle sertifikalarını aldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/05/20/whatsapp-image-2026-05-20-at-09-wbb9.jpg" alt="" width="700" height="525" /></p>
<h2>“Programın sonunda kursiyerlerin yüzde 87’ini istihdam ettik”</h2>
<p>Sanayicinin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağını yetiştirmek amacıyla İMES OSB Mükemmeliyet Merkezinde yürüttükleri çalışmaların ulusal ve uluslararası ölçekte önemli bir karşılık bulduğunu söyleyen İMES OSB Mükemmeliyet Merkezi Genel Müdürü Deniz Aygan, “Sanayicinin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağını yetiştirmek amacıyla çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. 2022 yılı Haziran ayı itibarıyla 578 kurs ve seminer gerçekleştirdik. Bu süreçte 15 bin 36 kişiyi niteliklendirerek sertifikalandırdık, 995 firmaya eğitim hizmeti sunduk ve Türkiye genelinde 49 ilde faaliyet gösterdik. Ayrıca, hayat boyu öğrenme kurslarında 897 vatandaşımıza meslekli yetenekler kazandırdık. Türkiye genelinde 65.000 öğretmenimize makina, metal, yenilenebilir enerji alanlarında uygulamalı eğitimler verdik” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Erasmus Mesleki Eğitim Akreditasyonu sürecinde Türkiye Ulusal Ajansı değerlendirmesini başarıyla geçerek akredite olmaya hak kazandıklarını belirten Aygan, e-Devlet onaylı sertifika altyapısıyla da önemli bir dönüşüm sağladıklarını vurguladı. Mühendislik geliştirme programlarına ilişkin bilgi veren Aygan, “2023 yılında Kalkınma Ajansı destekli programlarımız kapsamında ilk olarak istihdama henüz kazandırılmamış 15 genç mühendisimizle kalite mühendisliği eğitimlerini başlattık. 2024 ve 2025 yıllarında programı genişleterek, operasyonel mükemmeliyetçilik ve dijitalleşme, yalın üretim ve üretim-tasarım mühendisliği gibi alanlarda sektör odaklı eğitimler geliştirdik” şeklinde konuştu</p>
<p>2026 yılı itibarıyla İstihdam Garantili Mühendis Geliştirme Programı ile Türkiye’nin 19 üniversitesinden 31 mühendis adayını yoğun eğitim sürecine dahil ettiklerini belirten Aygan, 224 saatlik program sonunda kursiyerlerin savunma, havacılık, otomotiv ve dijitalleşme alanlarında eğitim aldığını ve programın sonunda kursiyerlerin yüzde 87’ini istihdam ettiklerini ifade etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/05/20/whatsapp-image-2026-05-20-at-09-mygr.jpg" alt="" width="700" height="525" /></p>
<h2>“Genç öğrencileri sanayi alanlarında istihdam etmek bizim için önemlibir olay”</h2>
<p>İMES OSB Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Tokkan, sertifika programları kapsamında gençlerin sanayiye kazandırılmasına yönelik çalışmalara değinerek, “Bunun gibi daha önce de yapmış olduğumuz sertifika törenlerinde üniversitemizin genç talebelerine iş imkanı sağladık. Onları hem savunma hem havacılık hem de diğer sanayi alanlarında istihdam etmek bizim için önemli ve onurlu bir olay” dedi.</p>
<p>Tokkan, yürütülen eğitim süreçlerinin somut çıktılar ürettiğini belirterek, “Bugün de 31 talebemizi nitelikli bir şekilde mühendislik hizmetini öğrenmeleri için iyi bir eğitim sürecinden geçirdik. Bu 31 talebemizin 27’sini istihdamla işe yerleştirdik” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Genç mühendislerin Mükemmeliyet Merkezi’nde yetişmesinin gurur verici olduğunu vurgulayan Tokkan, “Bu talebelerimizin, gençlerimizin bu güzel mekanlarda İMES Organize Sanayi Bölgesi’nin Mükemmeliyet Merkezi’nde yetişip sertifika alarak iyileştirilerek yerleştirilmeleri hepimizi gururlandırıyor” diye konuştu.</p>
<h2>“Geniş kapsamlı kamu-üniversite-sanayi iş birliği çalıştayı düzenleyeceğiz”</h2>
<p>Kocaeli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nuh Zafer Cantürk, mezuniyet sonrası süreçte öğrencilerin sanayiyle daha güçlü bağ kurabilmesi için çeşitli çalışmalar yürüttüklerini belirterek, “Üniversite bünyesinde beş aşamalı bir çalıştay süreci yürütüyoruz. Bu kapsamda üç çalıştayı tamamladık, dördüncüsünü ise Mart ayında gerçekleştireceğiz” dedi. Cantürk, bu sürecin öğrencilerin iş dünyasına daha donanımlı hazırlanması açısından kritik önem taşıdığını ifade etti.</p>
<p>Hazırlık sürecinde iş yeri uygulamalı mesleki eğitime özel önem verdiklerini vurgulayan Cantürk, “Öğrencilerimizin sahayla daha erken buluşmasını, sanayi ile üniversite arasındaki bağın güçlenmesini hedefliyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Haziran ayında geniş kapsamlı bir “kamu-üniversite-sanayi iş birliği çalıştayı” düzenleneceğini aktaran Cantürk, “Bu çalıştayda staj imkanları, iş gücü ihtiyaçları ve sektörün beklentileri ele alınacak. Yükseköğretim Kurulu (YÖK) temsilcileri de bu sürece davet edilecek” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/imes-osb-mukemmeliyet-merkezinde-istihdam-garantili-muhendis-gelistirme-programi-tamamlandi-79646</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/6/1280x720/imes-osb-mukemmeliyet-merkezinde-istihdam-garantili-muhendis-gelistirme-programi-tamamlandi-1779258581.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İMES OSB Mükemmeliyet Merkezi öncülüğünde KOÜ, GTÜ ve MARKA iş birliğiyle yürütülen “İstihdam Garantili Mühendis Geliştirme Programı” kapsamında eğitimlerini tamamlayan mühendis adayları sertifikalarını aldı. Program sonunda kursiyerlerin yüzde 87’sinin istihdam edildiği açıklandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ai-kariyer-donusumu-ve-isgucunun-gelecegi-79642</guid>
            <pubDate>Wed, 20 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> AI, kariyer dönüşümü ve işgücünün geleceği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Hazırlayan &amp; Derleyen: Umut Özbağcı - Datassist CEO</strong></p>
<p><strong>İşgücü piyasasından yapay zekâ dönüşümüne, kariyer beklentilerinden genç istihdamına kadar çalışma hayatının gündemini şekillendiren öne çıkan gelişmeler bu ayın radarında</strong>.</p>
<p><strong>Nisan ayı enflasyon yansımaları</strong></p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, yıllık tüketici enflasyonu Nisan ayında bir önceki aya göre %4,18, bir önceki yılın aynı ayına göre %32,37 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d4c87ca1ae-1779256455.jpg" alt="" width="800" height="447" /><strong>Mikro emeklilik ve kariyer molaları</strong></p>
<p>Çalışma hayatında yeni bir dönem başlıyor: çalışanlar artık yalnızca daha fazla kazanmayı değil, daha sürdürülebilir yaşamayı önceliklendiriyor.</p>
<p>Pandemi sonrası yükselen “Great Resignation”, quiet quitting ve burnout dalgası; klasik kariyer modelinin sorgulandığını gösteriyor. Bugün küresel işgücünün %59’u quiet quitting davranışı sergilerken, beyaz yakada burnout oranı %82’ye ulaşmış durumda.  </p>
<p>Bu dönüşüm Türkiye’de de hissediliyor. EYT sonrası danışmanlık, freelance çalışma ve tempo düşürme eğilimleri artarken, çalışan devir oranı (turnover) %34 seviyesine çıktı.  </p>
<p>Özellikle Z kuşağı için kariyer artık tek şirketli uzun yolculuk anlamına gelmiyor. Esneklik, anlam ve yaşam dengesi; maaş kadar belirleyici hale geliyor.</p>
<p>İşverenler açısından ise mesele yalnızca yetenek bulmak değil, çalışanı sürdürülebilir şekilde elde tutabilmek.</p>
<p><strong>Türkiye’de NEET gerçeği</strong></p>
<p>Türkiye’de genç işsizliği kadar kritik bir başka konu daha var: NEET oranı.</p>
<p>NEET; ne eğitimde, ne istihdamda, ne de mesleki eğitimde olan gençleri ifade ediyor. Türkiye’de 15-24 yaş grubunda bu oran %22,9 seviyesinde. Kadınlarda ise oran %30,1’e çıkıyor.  </p>
<p>Asıl kırılma 20-24 yaş arasında yaşanıyor. Bu yaş grubundaki kadınların %40,2’si eğitim ve istihdam dışında kalıyor.  </p>
<p>OECD verileri Türkiye’deki problemin yalnızca işsizlik olmadığını gösteriyor. Sorun daha çok işgücü dışına çıkan, sistemle bağlantısını kaybeden gençlerde yoğunlaşıyor.  </p>
<p>Öne çıkan bir diğer veri ise staj ve erken iş deneyiminin etkisi. Okurken çalışma deneyimi olan gençlerin istihdam oranı %68,6’ya çıkarken, deneyimi olmayanlarda bu oran %55,8’de kalıyor.  </p>
<p>Kısacası Türkiye’de mesele yalnızca gençlerin iş bulamaması değil; eğitimden işe geçiş sürecinde yaşanan kopuşun giderek derinleşmesi.</p>
<p><strong>AI, giriş seviyesi işleri siliyor mu?</strong></p>
<p>Yapay zekâ, iş dünyasında en büyük dönüşümü giriş seviyesi pozisyonlarda yaratıyor.</p>
<p>Eskiden kariyerin ilk adımı sayılan raporlama, araştırma, veri toplama ve operasyonel destek gibi görevler artık büyük ölçüde AI tarafından yapılabiliyor. Bu da şirketlerin entry-level rolleri yeniden düşünmesine neden oluyor.<br /><br />Şirketlerin gelecekteki liderlik pipeline’ının zayıflaması, kurumsal bilgi aktarımının sekteye uğraması ve deneyimli çalışan maliyetlerinin artması da bekleniyor.</p>
<p>Yeni dönemde giriş seviyesi çalışanlardan artık yalnızca görev tamamlamaları değil; AI çıktısını yorumlamaları, hata kontrolü yapmaları, problem çözmeleri ve bağlam kurmaları bekleniyor.</p>
<p>Bu nedenle şirketler:</p>
<ul>
<li>görev bazlı rolleri yeniden tasarlıyor,</li>
<li>beceri odaklı işe alımı öne çıkarıyor,</li>
<li>onboarding süreçlerine AI okuryazarlığını ekliyor,</li>
<li>eğitim yatırımlarını veriyle ölçmeye başlıyor.</li>
</ul>
<p>Kısacası AI, giriş seviyesini ortadan kaldırmıyor; onu “iş yapan” rolden “karar destekleyen” role dönüştürüyor. İK ekipleri için asıl mesele ise bu dönüşümü yönetirken geleceğin yetenek havuzunu koruyabilmek.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d4c4a9021b-1779256394.jpg" alt="" width="700" height="700" /><strong>Teknoloji sektöründeki işten çıkarmalarda en büyük neden: Yapay zekâ</strong></p>
<p>Yapay zekâ, Nisan ayında işten çıkarmaların en büyük nedeni oldu. Ay boyunca açıklanan 21.490 işten çıkarma doğrudan AI kaynaklıydı ve bu sayı toplam işten çıkarmaların %26’sını oluşturdu. Ocak-Nisan döneminde ise ABD’li işverenler, AI odaklı dönüşüm süreçlerine bağlı olarak toplam 49.135 kişilik işten çıkarma planı açıkladı. Böylece AI kaynaklı işten çıkarmaların toplam içindeki payı mart ayında %13 seviyesindeyken bugün yaklaşık %16’ya yükseldi.</p>
<p>Sosyal medya platformu Snapchat’in sahibi olan Snap Inc., AI yatırımlarına odaklanmak amacıyla küresel işgücünün %16’sını azaltacağını ve 300’den fazla açık pozisyonu kapatacağını duyurdu.</p>
<p>Benzer şekilde Microsoft, 31 Mart’ta sona eren 2026 mali yılının üçüncü çeyreğinde çalışan sayısının yıllık bazda azaldığını açıkladı.</p>
<p>Öte yandan AI’ın iş gücü üzerindeki etkisine dair tartışmalar giderek büyüyor. Şirketlerin %54’ü yıl sonuna kadar AI yatırımlarını finanse edebilmek için çalışan ücretlerini azaltmayı, %26’sı ise işten çıkarma yapmayı planlıyor. Ücret kesintileri yalnızca maaşları değil; primleri, hisse ödüllerini, zamları ve yan hakları da kapsıyor.</p>
<p>Özel sektör işverenleri nisan ayında 109 bin yeni iş ekledi</p>
<p>Sağlık sektöründeki güçlü görünümün devam etmesiyle birlikte ticaret, ulaşım ve hizmet sektörlerindeki toparlanma, geçen ay işe alımlardaki hızlanmayı destekledi. Bu, Ocak 2025’ten bu yana görülen en hızlı istihdam artışı oldu.</p>
<p><strong>ADP Baş Ekonomisti Nela Richardson:</strong></p>
<p>“Küçük ve büyük ölçekli işverenler işe alım yapıyor, ancak orta ölçekli şirketlerde bir yavaşlama görüyoruz. Büyük şirketler kullanabilecekleri kaynaklara sahip, küçük şirketler ise daha çevik hareket edebiliyor. Karmaşık işgücü ortamında her iki avantaj da büyük önem taşıyor.”</p>
<p>İş değiştirmeyen çalışanların ücret artışı nisan ayında %4,4’e geriledi</p>
<p>Aynı işte kalan çalışanlar için ücret artış hızı hafif şekilde yavaşlayarak yüzde 4,4 oldu. İş değiştiren çalışanlarda ise yıllık ücret artışı yüzde 6,6 seviyesinde sabit kaldı.</p>
<p><em>Fikirlerinizi paylaşın, bu gönderileri birlikte tartışalım.</em></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ai-kariyer-donusumu-ve-isgucunun-gelecegi-79642</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AI, kariyer dönüşümü ve işgücünün geleceği ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dunya-ev-tekstili-sektoru-hometexte-bulustu-79614</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 17:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya ev tekstili sektörü HOMETEX’te buluştu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Türkiye Ev Tekstili Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği’nin (TETSİAD) ev sahipliğinde, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) iştiraki KFA Fuarcılık organizasyonuyla düzenlenen fuarın açılışı Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat, protokol üyeleriyle ve sektör temsilcileriyle birlikte gerçekleştirildi. 11 holde yaklaşık 200 bin metrekarelik alanda gerçekleştirilen fuarda, 600’e yakın firma ürünlerini ve yeni koleksiyonlarını sergiliyor. Fuar kapsamında yüzlerce yabancı firma temsilcisi yeni ticaret bağlantıları için HOMETEX’i ziyaret ederken, alım heyeti kapsamında da 45 ülkeden gelen 250’ye yakın iş insanı Türk firmalarıyla iş görüşmeleri gerçekleştiriyor.</p>
<h2>“Türkiye fuarcılıkta küresel merkez haline geldi”</h2>
<p>Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat, fuarın açılışında yaptığı konuşmada, HOMETEX’in 33 yıllık geçmişiyle dünyanın önde gelen uluslararası fuar organizasyonlarından biri olduğunu söyledi. Türkiye’nin artık fuarcılıkta ve uluslararası ticarette güçlü merkezlerden biri haline geldiğini belirten Bolat, “Geçmişte sektör Frankfurt’a giderdi. Bugün Türkiye uluslararası ticaretin ve fuarcılığın merkezlerinden biri haline geldi. HOMETEX de bu başarının en güzel örneklerinden biri olarak kayda geçecektir. TETSİAD’ı ve KFA Fuarcılık firmamızı bu önemli organizasyon için kutluyorum.” dedi. Bakan Bolat, tekstil ve konfeksiyon sektörünün Türkiye ekonomisi için stratejik değer taşıdığını vurgulayarak, Türkiye’nin bu alanda 211 ülkeye ihracat yaptığını kaydetti. Türkiye’nin tekstil ve konfeksiyon ihracatında dünyada 7’nci, Avrupa Birliği’nde ise 3’üncü sırada yer aldığını ifade eden Bolat, “Ev tekstilinde Türkiye Avrupa birincisi, dünyada 5’inci konumdadır.” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0c7bf3db09b-1779203059.jpg" alt="" width="776" height="495" /></p>
<h2>“Müşterilerin İlk Adresi Türkiye”</h2>
<p>Bakan Bolat, HOMETEX’in prestijli fuar kapsamına alındığını ve firma başına destek miktarının yükseltildiğini bildirdi. Ticaret Bakanlığı’nın alım heyetleri, UR-GE projeleri, fuar destekleri, marka programları ve tanıtım destekleriyle sektörün yanında olduğunu dile getiren Bolat, küresel ticarette yaşanan zorluklara rağmen Türkiye’nin üretim, tedarik ve lojistik gücüyle öne çıktığını söyledi. Ömer Bolat, “Kriz dönemlerinde uluslararası müşterilerin ilk döndüğü adres yine Türkiye oluyor.” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0c7c77bcde6-1779203191.jpg" alt="" width="696" height="464" /></p>
<h2>“HOMETEX Sektörümüzün Dünyaya Verdiği Güçlü Mesajdır”</h2>
<p>TETSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Murat Şahinler, HOMETEX’in Türk ev tekstili sektörünün üretim kapasitesini, tasarım vizyonunu, ihracat gücünü ve küresel rekabet yetkinliğini dünyaya gösterdiğini söyledi. Şahinler, “HOMETEX sektörümüzün dünyaya verdiği güçlü bir mesaj haline gelmiştir. Yakın coğrafyamızdaki savaşlara ve küresel ekonomideki kırılmalara rağmen fuarımız katılım gücünü korumuştur.” dedi. Bu yıl fuarın 11 holde, yaklaşık 200 bin metrekarelik alanda, 600’e yakın katılımcı firmayla düzenlendiğini belirten Şahinler, 45 ülkeden 250’den fazla iş insanının alım heyeti kapsamında firmalarla buluşturulduğunu ifade etti. Şahinler, ev tekstili sektörünün geleceğinde dijitalleşme, yapay zeka, sürdürülebilirlik ve tasarım odaklı üretimin belirleyici olacağını kaydetti. TETSİAD’ın bu doğrultuda HomeTex.org platformunu hayata geçirdiğini aktaran Şahinler, “HomeTex.org ile üreticileri, markaları, tasarımcıları ve global alıcıları aynı dijital ekosistemde buluşturmayı hedefliyoruz.” ifadelerini kullandı. Şahinler, platformun firmalara kendilerini dünyaya tanıtma ve profesyonel alıcılarla 7/24 iletişim kurma imkanı sağlayacağını belirtti. TETSİAD Başkanı Şahinler ayrıca ev tekstil sektörüne destekleri için de Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat’a teşekkür etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0c7ca0ba33e-1779203232.jpg" alt="" width="800" height="533" /></p>
<h2>“HOMETEX sektörümüzün dünyaya açılan güçlü vitrinidir”</h2>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, HOMETEX’in Türkiye’de fuarcılık kültürünün gelişmesine önemli katkılar sunan köklü organizasyonlardan biri olduğunu söyledi. İbrahim Burkay, tekstil ve konfeksiyon sektörünün 30 milyar dolara yaklaşan ihracatıyla Türkiye ekonomisinin lokomotif alanları arasında yer aldığını belirtti. Türkiye’nin son yıllarda üretim, ihracat ve teknoloji alanlarında önemli atılımlar gerçekleştirdiğini ifade eden Burkay, özel sektörün bu dönüşümde güçlü bir sorumluluk üstlendiğini kaydetti. Aynı zamanda KFA Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı da olan İbrahim Burkay, Türkiye’nin ev tekstilinde trendlerin belirlendiği önemli merkezlerden biri haline geldiğini vurgulayarak, “Ev tekstili sektörümüz 3 milyar doların üzerindeki ihracatıyla tekstil ve konfeksiyonun en güçlü ürün gruplarından birini oluşturuyor. HOMETEX’te firmalarımız yeni koleksiyonlarını dünyanın dört bir yanından gelen alıcılarla buluşturuyor. Bu fuar, sektörümüzün tasarım kabiliyetini, üretim kalitesini ve ihracat vizyonunu dünyaya gösteren güçlü bir vitrindir” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0c7cc9c24c7-1779203273.jpg" alt="" width="801" height="534" /></p>
<h2>“Fuar destekleri sektör için kritik önemde”</h2>
<p>KFA Fuarcılık’ın HOMETEX başta olmak üzere uluslararası ölçekte önemli organizasyonlara imza attığını belirten Burkay, Ticaret Bakanlığı’nın prestijli fuar desteklerinin sektör açısından büyük önem taşıdığını ifade etti. Başkan Burkay, Bakanlık destekleriyle gerçekleştirilen alım heyetlerinin sektöre yeni ticaret kapıları açtığını belirterek, “600’e yakın firmamızın katıldığı bu organizasyonun üretimimize, ihracatımıza ve ülke ekonomimize önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz. Destekleri için Ticaret Bakanımız Sayın Ömer Bolat’a ve bakanlık bürokratlarımıza teşekkürlerimizi sunuyorum” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0c7d04d50ad-1779203332.jpg" alt="" width="750" height="500" /></p>
<h2><strong>“Daha verimli üretmeli, daha güçlü markalar çıkarmalıyız”</strong></h2>
<p>TİM Başkanı Mustafa Gültepe, fuarların, ticaret heyetlerinin ve alım heyetlerinin ihracattaki kayıpların telafi edilmesinde büyük önem taşıdığını söyledi. Türkiye’nin mal ihracatını 273 milyar dolardan 282 milyar dolara çıkarmak için çalıştığını belirten Gültepe, tekstil sektörünün 2025’te 9,4 milyar dolar, hazır giyim sektörünün ise 16,8 milyar dolar ihracat gerçekleştirdiğini ifade etti. Türk ev tekstilinin kalite, tasarım ve güven konusunda dünyada güçlü bir marka altyapısına sahip olduğunu belirten Gültepe, küresel rekabetin her geçen gün sertleştiğine işaret ederek, Gültepe, “Artık üretmek yetmiyor. Daha verimli üretmek, daha yenilikçi olmak, daha güçlü markalar çıkarmak ve katma değerli ihracatımızı büyütmek zorundayız” şeklinde konuştu. Konuşmaların ardından Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat ve protokol üyeleri fuarın açılış kurdelesini kesti. Protokol üyeleri daha sonra fuarda stant açan firmaların stantlarını gezdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dunya-ev-tekstili-sektoru-hometexte-bulustu-79614</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/4/1280x720/dunya-ev-tekstili-sektoru-hometexte-bulustu-1779202616.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin en büyük, dünyanın ise sayılı ev tekstili organizasyonları arasında yer alan HOMETEX 2026 Ev Tekstili Fuarı, İstanbul Fuar Merkezi’nde kapılarını açtı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/6-ildeki-tasinmazlarin-satisi-ve-isletme-hakki-devir-kararlarina-onay-79609</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 15:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> 6 ildeki taşınmazların satışına onay</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Özelleştirme İdaresi Başkanlığının (ÖİB), taşınmaz satışı, işletme hakkı devri ve imar planı değişikliklerine ilişkin Cumhurbaşkanı Kararları, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Elektrik Üretim AŞ adına kayıtlı Çanakkale'nin Bozcaada ilçesindeki Bozcaada Rüzgar Enerji Santrali ve bu santralin bulunduğu alanın işletme hakkının, ihalede 735 milyon lira bedelle en yüksek teklifi sunan YLE Enerji Elektrik Üretim AŞ'ye verilmesi onaylandı.</p>
<p>Muğla'nın Bodrum ilçesi Gökçebel Mahallesi'ndeki taşınmazların, ihalede 654 milyon lira bedelle en yüksek teklifi sunan Fem Yatırım İnşaat ve Ticaret AŞ'ye satışı kararlaştırıldı.</p>
<p>İstanbul'un Şile ilçesi Balibey Mahallesi'ndeki taşınmazın, ihalede 505 milyon lira bedelle en yüksek teklifi veren Fuzul Topraktan Gayrimenkul Yatırım Danışmanlık AŞ'ye satışına karar verildi.</p>
<p>Muğla'nın Ula ilçesi Akyaka Mahallesi'ndeki taşınmazın, ihalede 106 milyon 500 bin lira bedelle en yüksek teklifi veren Besmak Laboratuvar ve inşaat Test Makinaları Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti'ye satışı onaylandı.</p>
<p>Maliye Hazinesi adına kayıtlı Antalya'nın Manavgat ilçesi Sorkun Mahallesi'ndeki taşınmazın, ihalede 149 milyon lira bedelle en yüksek teklifi sunan Akas Enerji Ltd. Şti'ye satışı onaylandı. Aynı mahalledeki bir diğer taşınmazın da 119 milyon lira bedelle Hüseyin Şahin-Ahmet Şahin-Mehmet Ali Şahin Ortak Girişim Grubu'na satışı uygun bulundu.</p>
<p>ÖİB adına kayıtlı Ankara'nın Çankaya ilçesi Çayyolu-1 Mahallesi'ndeki taşınmazın, özelleştirme ihalesinde 84 milyon lira bedelle en yüksek teklifi veren Sezerler Züccaciye İnşaat Gıda Petrol Ürünleri Ev ve Büro Gereçleri Ticaret Sanayi Pazarlama Ltd. Şti'ye satışı kararlaştırıldı.</p>
<p>Sümer Holding AŞ adına kayıtlı Nevşehir'in Merkez ilçesi 350 Evler Mahallesi'ndeki taşınmazın, ihalede 81 milyon lira bedelle en yüksek teklifi veren Fatih Mıhcı'ya satışı da uygun bulundu.</p>
<p>Öte yandan, mülkiyeti Maliye Hazinesi adına kayıtlı Ankara'nın Çankaya ilçesi Alacaatlı Mahallesi'ndeki taşınmaza, "gelişme konut, belediye hizmet, anaokulu, ilkokul, ortaokul, lise, sosyal tesis alanı" gibi kullanım kararları getirilmesine yönelik hazırlanan nazım ve uygulama imar planı değişikliklerinin onaylanmasına karar verildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/6-ildeki-tasinmazlarin-satisi-ve-isletme-hakki-devir-kararlarina-onay-79609</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/hazine-ve-maliye-bakanligi-oib.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara, Antalya, İstanbul, Muğla, Nevşehir ve Çanakkale&#039;de bulunan taşınmazların satışı, işletme hakkı devri ve imar planı değişikliklerine yönelik kararlar onaylandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bayram-doneminde-otobus-denetimleri-artirilacak-79604</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 13:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bayram döneminde otobüs denetimleri artırılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, şehirler arası taşımacılık yapan otobüslere yapılacak denetimler hakkında yazılı açıklama yaptı.</p>
<p>Kurban Bayramı tatili döneminde şehirler arası otobüslerde fahiş fiyatlı bilet satışlarının önlenmesine yönelik denetimlerin aralıksız gerçekleştirileceğini aktaran Uraloğlu, Bakanlığa bildirilen ücret tarifelerine uymayan şehirler arası otobüs taşımacılığı yapan firmaların tek tek incelenip gerekli idari para yaptırımlarının uygulanacağını ifade etti.</p>
<p>Uraloğlu, denetimlere ilişkin şu bilgileri paylaştı:</p>
<p>"23-31 Mayıs tarihlerinde otobüs seferlerine ve otobüs işletmecilerine yönelik denetimler artırılacak. Fahiş fiyatlı bilet satan, korsan ve yetki belgesiz taşımacılık yapanlara gerekli idari işlem uygulanacak. Türkiye genelinde tarifeli yolcu taşımacılığı (B1-D1) faaliyeti yürüten tüm taşımacı firmaları denetime tabi tutacağız. Denetimleri hem yerinde hem de elektronik denetim sistemleri üzerinden gerçekleştireceğiz."</p>
<p><strong>"Denetimler sadece bayram dönemini kapsamıyor"</strong></p>
<p>Çalışmaları, Bakanlık ekipleri ile kolluk kuvvetlerinin işbirliğiyle yürüttüklerini belirten Uraloğlu, bayram tatili öncesi ve bayram süresince şehirler arası otobüs seyahatlerine yönelik Ulaştırma Elektronik Takip ve Denetim Sistemi üzerinden yapılan denetimlere ilave olarak yolcu terminallerinde, yol kenarlarında ve kara yolları denetim istasyonlarında fahiş fiyatlı bilet satışı, korsan ve yetki belgesiz taşımacılığa yönelik denetimler gerçekleştirileceğini bildirdi.</p>
<p>Uraloğlu, Kurban Bayramı tatilinde şehirler arası otobüs seyahatlerinde yoğunluk beklendiğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Denetimler sadece bayram dönemini kapsamıyor. Fahiş fiyatlı bilet satışının önüne geçilmesi, yolcu taşımacılığında düzenin sağlanması için yurt genelinde otobüs denetimlerimiz etkin şekilde devam etmektedir."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bayram-doneminde-otobus-denetimleri-artirilacak-79604</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/4/1280x720/otobus-otogar-1751542549.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, &quot;23-31 Mayıs tarihlerinde otobüs seferlerine ve otobüs işletmecilerine yönelik denetimler artırılacak. Fahiş fiyatlı bilet satan, korsan ve yetki belgesiz taşımacılık yapanlara gerekli idari işlem uygulanacak.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kahramanmaras/sehrin-ilk-spor-vadisi-gorkemli-torenle-acildi-79649</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 15 Temmuz Spor Vadisi törenle açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi ile Gençlik ve Spor Bakanlığı iş birliğiyle şehre kazandırılan 15 Temmuz Spor Vadisi, düzenlenen törenle hizmete açıldı. Açılış programı, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nda gerçekleştirildi. Hacı Bayram Veli Mahallesi’nde bulunan 15 Temmuz Millet Bahçesi içerisinde hayata geçirilen proje, Kahramanmaraş’ın ilk spor vadisi olma özelliğini taşıyor. Şehir protokolü ile çok sayıda vatandaşın katıldığı açılış töreni, TRT spikeri Hünkar Mutlu’nun sunumuyla gerçekleştirildi.</p>
<p><strong>Şehir Protokolü ve Vatandaşlar Açılışta Bir Araya Geldi</strong></p>
<p>Programa; 66. Hükümet Tarım ve Orman Bakanı Prof. Dr. Vahit Kirişci, AK Parti Kahramanmaraş Milletvekilleri Ömer Oruç Bilal Debgici, Tuba Köksal, Mehmet Şahin ve İrfan Karatutlu, Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, KSÜ Rektörü Prof. Dr. İbrahim Taner Okumuş, KİÜ Rektörü Prof. Dr. İsmail Bakan, AK Parti İl Başkanı Muhammet Burak Gül, AK Parti Kadın Kolları Başkanı Asuman Yavuz, kaymakamlar, ilçe belediye başkanları ve çok sayıda vatandaş katıldı. 19 Mayıs’ın anlam ve önemine uygun şekilde gerçekleştirilen programda gençlik, spor ve geleceğe yatırım vurgusu ön plana çıktı.</p>
<p><strong>“Spor Şehri Kimliğimize Güç Katacak”</strong></p>
<p>Programın açılış konuşmasını yapan Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, “19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı vesilesiyle böylesine anlamlı bir açılışta hemşehrilerimizle bir arada olmaktan büyük memnuniyet duyduğumu belirtmek istiyorum. Bugün Kahramanmaraş’ımızın benliğinde var olan, dönemimizle birlikte daha da yükselen Spor Şehri kimliğine önemli katkı sağlayacak 15 Temmuz Spor Vadimizi gençlerimizin, hemşehrilerimizin hizmetine sunuyoruz” dedi.</p>
<p><strong> </strong><strong>“Millet Bahçemizi Yeni Fonksiyonlarla Güçlendirdik”</strong></p>
<p>Başkan Görgel konuşmasının devamında, “Yaşadığımız asrın felaketiyle yeşil alanlarımız barınma ve lojistik merkez olarak hizmet vermişti. Çadırlardan konteynırlara ardından da kalıcı konutlara evrilen süreçte boşaltılan millet bahçelerimize yeni fonksiyonlar yükleyerek, cazibelerini artırarak hizmete alıyoruz. İşte burada da 100 dönümlük millet bahçemizin geçici barınma kaynaklı hasarlarını gidermekle kalmadık içerisine şehrimizin ilk spor vadisini de inşa ettik” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“24 Farklı Branşa Uygun Spor Alanları Kazandırdık”</strong></p>
<p>Spor Vadisi’nin teknik özelliklerine ilişkin bilgiler paylaşan Başkan Görgel, “Yaklaşık 25 dönüm alanda, Gençlik ve Spor Bakanlığımız iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz yatırımla, şehrimiz tenisten basketbol ve voleybola, 24 farklı branşa ait uluslararası standartlarda spor alanlarına kavuşmuş oldu” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Güvenli Park Modelinin Önemli Bir Örneği”</strong></p>
<p>15 Temmuz Spor Vadisi’nin güvenlik altyapısına da değinen Görgel, “15 Temmuz Spor Vadimiz, bir süredir üzerinde çalıştığımız ‘Güvenli Park’ modelinin de şehrimizdeki önemli örneklerinden olacak. Emniyet Müdürlüğümüz iş birliğiyle yüz okumalı güvenlik sistemleriyle donatılan Spor Vadimiz, vatandaşlarımızın gönül rahatlığıyla kullanabileceği bir alan olarak tasarlandı” dedi.</p>
<p><strong>“Pusula Maraş Güçlü Bir Gençlik Markası Haline Geldi”</strong></p>
<p>Gençlere yönelik yatırımlara dikkat çeken Başkan Fırat Görgel, “Bizler gençliğe yapılan yatırımın geleceğe yapılan yatırım olduğuna inanıyoruz. Bu anlayışla göreve geldiğimiz günden itibaren gençlerimize yönelik çalışmalarımızı artırarak sürdürüyoruz. Pusula Maraş markasını bu anlayışın bir sonucu olarak hayata geçirdik. Bugün Pusula Maraş; kültürden sanata, spordan eğitime, teknolojiden sosyal projelere kadar birçok alanda gençlerimize dokunan güçlü bir gençlik markası haline geldi. Kırkaltı Kafelerimizi yaygınlaştırmaya devam ediyoruz. Bugün içerisinde bulunduğumuz bu alanda da Kırkaltı Vadi kafemizi sizlerin istifadesine sunuyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d59728d7c6-1779259762.JPG" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p><strong>“Şehrimizin Sporla Bağını Güçlendirmeye Kararlıyız”</strong></p>
<p>Konuşmasında devam eden spor yatırımlarına da değinen Başkan Görgel, “Göreve geldiğimiz ilk gün ifade ettiğimiz gibi bu şehrin sporla bağını güçlendirmeye kararlıyız. Bu noktada da futboldan basketbola, güreşe, engelli branşlarından amatör spora kadar attığımız adımların sizler de şahidisiniz. İnşallah Büyükşehir Belediyesi olarak şehrimizin sporda da lokomotifi olmaya devam edeceğiz” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Yeni Stadyum ve Gençlik Merkezi Yükseliyor”</strong></p>
<p>Başkan Görgel, “Uzun bir süredir beklediğimiz yeni stadyumumuz hızla yükseliyor. Gerek Merkez Futbol Sahasında gerekse üniversitemizin içerisinde yeni spor alanlarımız amatör ve profesyonel sporcularımıza ev sahipliği yapmaya devam ediyor. Mahallelerimize halı sahalar inşa ediyoruz. Çalışmalarımız hızla devam ediyor. Türkiye’nin en büyük ve en donanımlı gençlik merkezlerinden birini şehrimize kazandırıyoruz. İnşallah yıl sonuna kadar inşa çalışmalarını bitirmeyi hedefliyoruz” dedi.</p>
<p><strong>“Gençlerimizin Her Alanda Gelişmesini İstiyoruz”</strong></p>
<p>Şehirde devam eden kültür ve sosyal projelere ilişkin de açıklamalarda bulunan Görgel, “Necip Fazıl Kısakürek Kültür Merkezi ve meydan projemizin bir aya kadar temelini atmış olacağız. Yedi Güzel Adam Kütüphanesi ve Deneyim Müzesi çalışmaları devam ediyor. Biz istiyoruz ki gençlerimiz sporla iç içe büyüsün, kültürle yetişsin, sanatla buluşsun ve kendisini her alanda geliştirebilsin” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Türkiye Yüzyılı’nın En Büyük Gücü Gençlerimiz”</strong></p>
<p>Konuşmasının sonunda gençlere yönelik yatırımların devam edeceğini vurgulayan Başkan Görgel, “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu Türkiye Yüzyılı vizyonunun en önemli gücü gençlerimizdir. Bu noktada gençlerimizin önünü açmaya, gençlerimize daha da güçlü imkanlar sunmaya devam edeceğiz. Bu vesileyle 15 Temmuz Spor Vadimizin şehrimize ve hemşehrilerimize hayırlı olmasını diliyor; başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere bu yatırımın hayata geçirilmesinde emeği geçen Gençlik ve Spor Bakanlığımıza, çalışma arkadaşlarımıza ve katkı sunan herkese teşekkür ediyorum” cümlelerini kaydetti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0d5a186c616-1779259928.jpeg" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p><strong>Kurdele Kesilerek Hizmete Açıldı</strong></p>
<p>Konuşmaların ardından şehir protokolü tarafından kurdele kesimi gerçekleştirildi. Açılış töreniyle birlikte 15 Temmuz Spor Vadisi resmen hizmete alınırken, vatandaşlar tesisi gezerek spor alanlarını inceleme fırsatı buldu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kahramanmaras/sehrin-ilk-spor-vadisi-gorkemli-torenle-acildi-79649</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/9/1280x720/sehrin-ilk-spor-vadisi-gorkemli-torenle-acildi-1779259979.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi ve Gençlik ve Spor Bakanlığı iş birliğiyle şehre kazandırılan 15 Temmuz Spor Vadisi, düzenlenen törenle hizmete açıldı. Başkan Görgel, “Göreve geldiğimiz ilk gün ifade ettiğimiz gibi bu şehrin sporla bağını güçlendirmeye kararlıyız. 15 Temmuz Spor Vadisi de bu kararımızın en somut örneklerinden. Yaklaşık 25 dönüm alanda, Gençlik ve Spor Bakanlığımız iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz yatırımla, şehrimiz tenisten basketbol ve voleybola, 24 farklı branşa ait uluslararası standartlarda spor alanlarına kavuşmuş oldu. İlk spor vadimizin şehrimize hayırlı olmasını diliyorum” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiye-kuru-meyve-ve-mamulleri-ihracatci-birlikleri-sektor-kurulu-baskani-semsettin-ozgur-oldu-79595</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 11:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçı Birlikleri Sektör Kurulunun yeni Başkanı Şemsettin Özgür</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Şemsettin Özgür, Türkiye Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçı Birlikleri Sektör Kurulu Başkanı seçilirken, Başkan Yardımcılıklarına Güneydoğu Anadolu Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Murat Bakır ve Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Birol Celep oy birliğiyle seçildiler.</p>
<p>Türk kuru meyvelerinin tanıtımı için TURQUALITY ve URGE Projelerine ağırlık vereceklerini, fuarlarda Türk kuru meyvelerinin daha görünür olması için birlik ve beraberlik içinde mesai vereceklerini dile getiren Türkiye Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçı Birlikleri Sektör Kurulu Başkanı Şemsettin Özgür, hedef pazarlar olarak Çin ve Hindistan’a yoğunlaşacaklarını, odaklanacakları başlıklardan birisinin de kalite ve gıda güvenliğini arttırmak olacağını vurguladı.</p>
<p>Kuru meyve sektöründeki sorunların çözümüne yönelik olarak İzmir, Gaziantep ve İstanbul’daki Kuru Meyve İhracatçı Birlikleri olarak ortak hareket edeceklerinin altını çizen Özgür, “Bu amaçla üretim bölgelerinin nabzını tutmak amacıyla Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçı Birlikleri Sektör Kurulu Toplantılarını kuru meyve üretim bölgelerinde yapma konusunda da mutabık kaldık. Çekirdeksiz kuru üzüm ve kuru incirde aflatoksin, okratoksin oluşumunun önüne geçmek için Tarım ve Orman Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, üreticiler, üniversiteler, araştırma enstitüleri, tüccarlar ve sektörün tüm paydaşlarıyla ortak projeler geliştireceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türkiye’de 2025 yılında yaşanan iklim krizinin etkilerini 2025/26 kuru meyve ihraç sezonunda güçlü bir şekilde hissettiklerini aktaran Başkan Özgür kuru meyve sektörünün 2026 yılı ihracat performansı hakkında şöyle konuştu; “1 Ocak – 15 Mayıs 2026 döneminde 115 bin ton kuru meyve ihraç ettik ve 601 milyon 235 bin dolar dövizi ülkemize kazandırdık. 2025 yılının aynı döneminde ihracatımız 138 bin 220 ton karşılığı 678 milyon 848 bin dolar olmuştu. Miktar bazında yüzde 17, döviz getirisinde yüzde 11 kaybımız oldu. 2026 yılında iklim koşulları daha iyi seyir izlediği takdirde ihracattaki kayıplarımızı telafi edebiliriz. Yıllık 2 milyar dolar ihracat rakamına ulaşabiliriz.”</p>
<p>Türkiye, 1 Ocak – 15 Mayıs 2026 tarihleri arasında 166 milyon dolarlık çekirdeksiz kuru üzüm ihraç ederken, kuru incir ihracatı 134 milyon dolar oldu. Kuru kayısı ihracatı 97 milyon dolar olarak kayıtlara geçerken, Antep fıstığından elde edilen döviz geliri 50,5 milyon dolar oldu. Badem ihracatı 38,5 milyon dolar, çam fıstığı ihracatı 14 milyon dolar, ceviz ihracatı 11,5 milyon dolar ve leblebi ihracatı 10 milyon dolar döviz kazandırdı.</p>
<p>Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Gabay, EKMİB Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ferhat Şen, EKMİB Yönetim Kurulu Üyeleri Barış Bayhan, Nejat Almış, Miray Usta, Naci Çetin, Güneydoğu Anadolu Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Yalçın Geyik ve GAİB Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Abdülkadir Çıkmaz, İstanbul Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Semih Ergüder ve İstanbul Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Mustafa Çınar, Türkiye Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçı Birlikleri Sektör Kurulu Üyesi olarak görev yapacaklar.gub n</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiye-kuru-meyve-ve-mamulleri-ihracatci-birlikleri-sektor-kurulu-baskani-semsettin-ozgur-oldu-79595</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/5/1280x720/turkiye-kuru-meyve-ve-mamulleri-ihracatci-birlikleri-sektor-kurulu-baskani-semsettin-ozgur-oldu-1779179149.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçı Birlikleri Sektör Kurulu Başkanlığına Şemsettin Özgür seçildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/pinar-su-ve-icecek-business-honors-awardstan-cifte-zaferle-dondu-79594</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 11:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pınar Su ve İçecek&#039;e Business Honors Awards’tan iki ödül</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>İş dünyasında uzun vadeli etkiler yaratan, sektörlerine yön veren, yenilikçi ve sürdürülebilir girişimleri ödüllendiren Business Honors Awards, yeni sahiplerini buldu.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, alanında uzman isimlerden oluşan jürinin değerlendirmeleri sonucunda Pınar Su ve İçecek; “En İyi Celebrity İş Birliği” ve “En İyi Gen Z &amp; Gen Alpha İletişimi” kategorilerinde ödül aldı. Markanın “Pınar İçecek ile Her Anın Keyifli Geçecek” TV kampanyasının, 360 derece entegre iletişim yaklaşımıyla jürinin dikkatini çekerek iki kategoride birden ödüle layık görüldüğü bildirildi.</p>
<p>Açıklamada, "TV reklam filmi odağında start alan kampanya; dijital platformlar, sosyal medya, açık hava mecraları, radyo iletişimi ve satış noktası uygulamalarını da kapsayan bütüncül bir iletişim kurgusuyla hayata geçirildi. Tüm temas noktalarında tutarlı ve güçlü bir marka diliyle ilerleyen kampanya, geniş kitlelerde yüksek görünürlük elde etti." denildi. </p>
<p><strong>“Genç kuşaklarla kurduğumuz güçlü bağ ödül getirdi”</strong></p>
<p>Ödül getiren iletişim stratejisinin başarısına değinen Pınar Su ve İçecek Pazarlama Direktörü Nilüfer Adli Özeren, “Business Honors Awards’ta iki ayrı kategoride ödüle layık görülmek, tüketiciyle kurduğumuz güçlü bağı ve iletişim stratejimizin başarısını ortaya koyması açısından bizim için çok değerli. Pınar Su ve İçecek olarak; tüketiciyi merkeze alan, farklı temas noktalarında aynı marka deneyimini yaşatan ve özellikle genç kuşaklarla güçlü bağ kurmayı hedefleyen iletişim anlayışımızı sürdürüyoruz. Yaratıcılığı stratejiyle buluşturan projeler geliştirmeye, yenilikçi bakış açımızla sektöre ilham veren işlere imza atmaya devam edeceğiz. Bu başarıda emeği geçen ekip arkadaşlarımıza, kreatif ajansımız Big n Bold’a ve tüm iş ortaklarımıza teşekkür ederiz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/pinar-su-ve-icecek-business-honors-awardstan-cifte-zaferle-dondu-79594</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/4/1280x720/pinar-su-ve-icecek-business-honors-awardstan-cifte-zaferle-dondu-1779178932.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pınar Su ve İçecek, Business Honors Awards’ta “En İyi Celebrity İş Birliği” ve “En İyi Gen Z &amp; Gen Alpha İletişimi” kategorilerinde ödüle layık görüldü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/denizli-gidada-yeni-uretim-ussu-kuruyor-79593</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 11:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Denizli, gıdada yeni üretim üssü kuruyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class="x_elementToProof" data-olk-copy-source="MessageBody"><strong>EKONOMİ/DENİZLİ</strong></div>
<div class="x_elementToProof"> </div>
<div class="x_elementToProof">Üreticiye yönelik projeleriyle dikkat çeken Denizli Ticaret Borsası'nın, tarım ve gıda sektöründe yeni bir yatırımı daha hayata geçirmeye hazırlandığı bildirildi. Honaz ilçesi Dereçiftlik Mahallesi sınırlarında, Kocabaş mevkiinde kurulması planlanan Gıda Karma Sanayi Sitesi için çalışmalar hız kazandı. Toplam 26 parselde 281 bin metrekare alan üzerine kurulacak tesisin, bölgenin en büyük üretim merkezlerinden biri olması hedefleniyor.</div>
<div class="x_elementToProof"> </div>
<div class="x_elementToProof">Konuya ilişkin değerlendirmelerde Denizli Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Tefenlili, “Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın yayınladığı Denizli İl Sanayi Durum Raporunda, Denizli İlinde sanayi işletmelerinin sektörel dağılımı incelendiğinde; ilk sırada yüzde 41,48 ile "Tekstil Ürünlerinin imalatı", ikinci sırada yüzde 15,78 ile " Gıda Ürünlerinin imalatı", üçüncü sırada ise yüzde 6,87 ile "Diğer Metalik Olmayan mineral Ürünlerinin imalatı" alt sektörlerinin yer aldığı belirtilmiştir. 2020 yılı itibariyle sanayi kenti olan Denizli ilimizde gıda üretiminin ihtisaslaşması amacıyla Ticaret Borsası aracılığıyla girişimlere başlanılmıştır. Bu doğrultuda 2021 yılında Sınırlı Sorumlu Denizli Gıda Karma Sanayi Sitesi Yapı Kooperatifi kurulmuş ve kurulması hedeflenen Gıda Karma Sanayi Sitesi için dönemin Büyükşehir Belediye Başkanlığına bu alanda imar planlarının yapılması için Kooperatifimizce talepte bulunulmuştur” dedi.</div>
<div class="x_elementToProof" aria-hidden="true"> </div>
<div class="x_elementToProof">Tarım ürünlerine katma değer kazandıracak sanayi sitesine ihtiyaç olduğunu belirten Tefenlili, “Tarım ve gıda sektöründe faaliyet gösteren firmaların belli bir bölgede kümelenmesi, üretim kapasitelerinin artmasına ve sektörün gelişimine katkı sağlayacak, bu yüzden Gıda Karma Sanayi Sitesi’nin faaliyete geçmesi şehrimiz açısından son derece önemli’ dedi.</div>
<div class="x_elementToProof"> </div>
<div class="x_elementToProof"> </div>
<div class="x_elementToProof"> </div>
<div class="x_elementToProof"> </div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/denizli-gidada-yeni-uretim-ussu-kuruyor-79593</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/3/1280x720/denizli-gidada-yeni-uretim-ussu-kuruyor-1779178829.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Denizli Ticaret Borsası tarafından Honaz’da 281 bin metrekare alanda kurulacak Gıda Karma Sanayi Sitesi&#039;nin, tarım ve gıda sanayisinde üretim kapasitesini artırması hedefleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yasar-zengin-guclu-ekonomi-ongorulebilir-vergi-sistemiyle-mumkun-79592</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 11:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yaşar Zengin: Güçlü ekonomi öngörülebilir vergi sistemiyle mümkün</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>İzmir Yeminli Mali Müşavir Odası (İzmir YMMO) Yönetim Kurulu Başkanı Yaşar Zengin, vergi sistemlerinin başarısının sadece toplanan gelirle değil, yapının ne kadar doğru olduğuyla ölçülmesi gerektiğini belirterek, “Ekonomik güvenliğin anahtarı, hataları oluşmadan engelleyen önleyici denetim mekanizmalarındadır” dedi.</p>
<p>Çağdaş vergi sistemlerinin hataları sonradan cezalandırmak yerine baştan önlemeyi tercih ettiğini dile getiren Zengin, “İdeal bir vergi sistemi, yalnızca denetleyen değil, doğruyu baştan kuran sistemdir. Yeminli Mali Müşavirlik sistemi tam da bu ihtiyaca cevap veren önleyici, yönlendirici ve koruyucu bir modeldir. Güven üreten, riskleri azaltan ve sistemi güçlendiren bu meslek, sadece meslek mensupları için değil, ülke ekonomisinin sağlıklı işleyişi için vazgeçilmezdir. Bugün yapılması gereken bu yapıyı daha etkin kullanmak ve güçlü bir disiplinle desteklemektir. Çünkü güçlü bir ekonomi ancak güven veren ve öngörülebilir bir vergi sistemiyle mümkündür” dedi.</p>
<p>Vergi sistemlerinin sadece gelir toplama araçları değil, aynı zamanda ekonomik düzenin güven zeminini oluşturan en kritik yapılar olduğunu ifade eden Zengin, mevcut denetim anlayışının dönüşmesi gerektiğini söyledi. Türkiye’de vergi denetiminin büyük ölçüde sonradan yapılan, tespit edici ve cezalandırıcı bir yapı üzerine kurulu olduğuna dikkat çeken Yaşar Zengin, bu yaklaşımın kamu düzeni için gerekli olduğunu ancak ekonomik sistemlerin sağlığı için tek başına yeterli gelmediğini dile getirdi. Zengin, asıl hedefin hatayı bulup cezalandırmak yerine, hatanın oluşmasını baştan engellemek olması gerektiğini belirtti.</p>
<p><strong>“Önleyici denetim ile vergi kaybı doğmadan engellenebilir”</strong></p>
<p>Vergi müfettişleri tarafından yürütülen kamu denetiminin doğası gereği sonradan devreye girdiğini ve amacının hataları tespit edip yaptırım uygulamak olduğunu kaydeden Zengin, Yeminli Mali Müşavirler tarafından yürütülen denetimin ise tamamen farklı bir zemine oturduğunu ifade etti. Bu denetimin beyannameler verilmeden önce yapılan, yönlendiren, düzeltici ve koruyucu bir mahiyet taşıdığını vurgulayan Zengin, Yeminli Mali Müşavirlik sisteminin hataları oluşmadan önlediğini, riskleri azalttığını, mükellefi cezai yaptırımlardan koruduğunu ve vergi kaybını daha doğmadan engellediğini söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yasar-zengin-guclu-ekonomi-ongorulebilir-vergi-sistemiyle-mumkun-79592</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/2/1280x720/yasar-zengin-1779202643.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vergi sistemlerinin ekonomik düzenin güven zemini olduğunu belirten İzmir YMMO Başkanı Yaşar Zengin, denetim anlayışında dönüşüm çağrısı yaptı. Zengin, yeminli mali müşavirlerin yürüttüğü önleyici denetimin vergi kaybını daha doğmadan engellediğini ve ülke ekonomisi için vazgeçilmez olduğunu ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ukrayna-ile-imzalanan-anlasma-resmi-gazetede-79603</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 11:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ukrayna ile imzalanan anlaşma Resmi Gazete&#039;de</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>3 Şubat 2022'de Ankara'da imzalanan ekli Türkiye Cumhuriyeti Ticaret Bakanlığı ile Ukrayna Devlet Gümrük Servisi Arasında Ortak Gümrük Konseyi Kurulmasına İlişkin Mutabakat Zaptı'nın onaylanması hakkındaki karar Resmi Gazete'de yer aldı.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından onaylanan anlaşma, iki ülke arasında ticareti kolaylaştırarak ekonomik büyümeyi teşvik etmeyi amaçlıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ukrayna-ile-imzalanan-anlasma-resmi-gazetede-79603</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye ile Ukrayna arasında 2022&#039;de imzalanan ve ticareti kolaylaştırarak ekonomik büyümeyi teşvik etmeyi amaçlayan anlaşma Resmi Gazete&#039;de yaynlandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/nukleer-santralde-vergi-tevkifati-yuzde-1e-dusuruldu-79602</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nükleer santralde vergi tevkifatı yüzde 1&#039;e düşürüldü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Nükleer santral inşaatı ve onarım işlerinde uygulanan vergi tevkifatıyla ilgili Cumhurbaşkanı Kararı Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanlığından edinilen bilgiye göre, 29 Mart 2025 tarihli Cumhurbaşkanı Kararı'yla, ulaştırma alanında stratejik öneme sahip demir yolu hattı, tramvay, füniküler, monoray, metro ve şehir içi raylı ulaşım sistemleri ile gemi inşaat ve onarım işlerinde ödenen istihkak bedellerinde tevkifat oranı yüzde 1 olarak belirlenmiş, diğer yıllara sari inşaat ve onarım işlerinde ise mevcut tevkifat oranının yüzde 5 olarak uygulanmaya devam edilmesi kararlaştırılmıştı.</p>
<p>Yayımlanan kararla, yüksek finansman gerektiren ve uzun vadeli yatırım niteliği taşıyan nükleer enerji projelerinin desteklenmesi kapsamında, projelerin finansman yükünün azaltılması, yatırım süreçlerinin hızlandırılması ve enerji arz güvenliğine katkı sağlanması amaçlandı.</p>
<p>Yapılan değişiklikle, nükleer enerji alanındaki yatırımların uluslararası rekabet gücünün artırılması ve stratejik altyapı projelerinin daha etkin şekilde hayata geçirilmesi hedeflendi.</p>
<p>Kararla, ulaştırma alanında daha önce uygulanan inşaat ve onarım işleri gibi nükleer santral inşaatı ve onarım işleri de yüzde 1 tevkifat kapsamına alınırken diğer yıllara sari inşaat ve onarım işlerinde ise mevcut tevkifat oranı yüzde 5 olarak uygulanmaya devam edecek.</p>
<p>Karar, yayımı tarihini izleyen ay başından itibaren yapılacak ödemelere uygulanmak üzere yürürlüğe girecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/nukleer-santralde-vergi-tevkifati-yuzde-1e-dusuruldu-79602</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/nukleer-santral-qC47_cover.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nükleer santral inşaatı ve onarım işleri dolayısıyla bu işleri yapanlara ödenen istihkak bedelleri üzerinden yapılacak vergi kesintisi oranı yüzde 1&#039;e indirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gulu-seven-dikenini-de-sevmeyi-ogrenmeli-79583</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 10:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gülü seven, dikenini de sevmeyi öğrenmeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Okul yolculuklarım</strong></p>
<p>Genç yaşta evlenenlerin kullandığı bir terim vardır: Biz, birlikte büyüdük. Ben de aynı şeyi İstanbul şehri için söyleyebilirim. İstanbul ile birlikte büyüdüm. Bu büyümeyi somut olarak gözlemlediğim boyut da okul ve iş arasındaki yolculuklarım oldu. İstanbul’da oturduğum ilk ev Fatih’te idi.  Okuduğum lise ise Aksaray’da. Okula yayan gidip gelirdim. O nedenle büyümeyi pek fark edemedim. Sonra Bakırköy’e taşındık.  Okula otobüsle gidip gelmeye başladım. Ataköy-Taksim otobüsünü kullanırdım. Evimize en yakın durak Rahmi Duman Kliniği durağı idi. Sabahları otobüs kalabalık olurdu, ama bizim durakta durur, ben de binebilirdim. Ancak inşaatlar arttıkça nüfus da arttı ve üniversiteye başladığımda artık sabahları bizim duraktan otobüse binmek sorun olmaya başladı.  Durması için el salladığım otobüs durmaz oldu. Durmadan geçen otobüste oturanları gezi otobüslerindeki turistler gibi görürdüm. Durakta kalan bizlere sanki başka bir ülkenin insanları gibi bakıyorlar diye düşünürdüm. Durmayan otobüs şoförüne de önce kızardım.  Ama arka kapıdan ucu çıkmış paltoyu görünce otobüse girebilecek son yolcunun benden önceki bir duraktan alınmış olduğunu anlardım. O zaman trene binmek üzere İstasyon’a yürürdüm.</p>
<p>Tren seçeneği güzeldi, ancak Sirkeci’de bir otobüse binmek zorunda idim. Halbuki okula tek araçla gitmek ve oturarak gitmek istiyordum. Bu durumda tek seçenek ilk durağa yürümekti. Ne demişler “Dağ abdala gelmezse, abdal dağa gider”. Ben de kestirmeden yürür, Ataköy ikinci kısımdaki otobüsün ilk durağına giderdim. O zamanlar çevrede ağaçlar vardı. Ataköy ise planlı bir yerleşik düzendi. Bahçeler düzgündü. Baharda sabahın kokusu içinde yürümek zevkli idi. Otobüs sırasının en başında olmak da büyük zevkti. Büssing marka İETT otobüslerinde sürücü koltuğunun yanındaki ikili koltuğa otururdum. Otobüslere biniş arka kapıdandı. İniş kapısı ise ortada idi. Bu nedenle otobüs ne kadar kalabalık olursa olsun öndeki koltuğun yanında dikilen kimse pek olmazdı. Bütün romanlarımı bu koltukta okumuşumdur. Sabah otobüsünün yolcularının çoğu öğrenciydi. Bir de öğretmen Fransız kadın vardı. O da örgü örerdi. Bütün akrabalarına kazak ve hırka örmüştür. Eğer ördüklerini satsa her halde markası “Commute” olurdu.</p>
<p><strong>Otobüs dostlukları</strong></p>
<p>Okulun son yılında Bakırköy Meydanı’ndan 7:40’ta kalkan özel bir Taksim otobüsü kondu. Otobüs durağa 7:30’da gelir ve dolardı. Yollarda da fazla durmazdı. O otobüs ise tam bir servis taşıtı niteliğinde idi. Bir süre sonra bu otobüsün yolcuları standart hale geldi. Öğrenciler ve işyerleri Taksim’de olanlar. Önce bir sıra sorunumuz olmuştu. Otobüs geldiğinde yangından mal kaçırır gibi otobüse saldıranlar olurdu. Bizim okula giden arkadaşlar yardımı ile sıra düzenini kurmuştuk. Bir süre sonra her şey yerli yerine oturdu, dostluklar oluştu. Otobüste laflar duyardık. “Ne oldu, dün yoktunuz?”. Tanışıp evlenenler oldu. Bize otobüste davetiye dağıtmışlardı. İstanbul’da trafik o kadar kötü değildi.Şehre ihanetler gökdelen boyuna çıkmamıştı. Taksim’e 8:30’dan önce varırdık. Arkadaş grubumuzla İstiklal caddesindeki bir meşhur muhallebicide tavuk suyu çorbamızı içer ve tatlımızı yerdik. Öğrenciler ve bankada çalışan memurlar. Henüz Türkiye kıskanılacak durumda değildi. Öğrenci harçlığı ve de memur maaşı bu dediklerimi haftada birkaç kez tekrarlamaya yeter seviyede idi.</p>
<p><strong>Çalışırken işe gidiş-gelişlerim</strong></p>
<p>Üniversitede asistan olarak çalışırken gidiş geliş saatlerim daha esnek olmuştu.  Esnek derken daha geç saatlere kadar okulda çalışırdım. Daha çok Halkalı-Sirkeci hattı trenini tercih ederdim. Gece dönüşte tren tenha olurdu, çalışırdım. Ya sınav okurdum, ya da matbaadan aldığım</p>
<p>Hocamın kitabının prova baskısını düzeltirdim.</p>
<p>Amerika’da öğrencilik yıllarımda uzun süre Northwestern Üniversitesi’nin yerleşkesinin bulunduğu Evanston’da oturdum. Okula yayan gidip gelirdim.  Trafik derdim yoktu. Tek derdim, kışın Michigan Gölü’nden esen rüzgarın dondurucu soğuğu idi. Çalışmaya başlayınca da evimi Chicago’da çalıştığım üniversiteye yakın tutmuştum. Evim, ders zili çalsa duyulacak uzaklıkta idi.</p>
<p>Türkiye’ye döndüğümde ilk iş yerim Fındıklı’da idi. Bir süre Bakırköy’de oturdum. Gidiş gelişlerimde Yine Halkalı-Sirkeci tren hattı işime yaradı. Evlenince Beşiktaş Ihlamur’da oturmuştum. Holding’in çalışan servisini kullanırdım. Mesafe kısa, yolculuk rahattı.</p>
<p>Yönetici olunca çalıştığım kurumların bana verdiği arabalarla ile işe gidip gelmeye başladım. İstanbul trafiğinin değişik açıdan, sürücü olarak stresini yaşamaya başladım. Ayrıca çalışanların işe geliş gidişleri de benim sorumluluklarımın arasına girdi. O zaman bazı insanların ne kadar doyumsuz olduğuna tanık oldum; komiklikler yaşadım. Örneğin, servis hattında ufak bir değişiklik yapmışız. Şikayet etmeye gelmişti bir tip. “Uğur Bey, neden değişti servisin yolu? Eskiden servisi yolun ucundan görünce paltomu giyer, aşağı inerdim. Şimdi böyle bir şey yok. Bir sokak   aşağı iniyorum”. Veya bir gün öncesine kadar toplu taşıma ile işe gidip gelen birisine yeni görevi gereği şirket arabası tahsis edilmiş. “Ben kırmızı bir araba ile mahalleye giremem. Beni itfaiyeci sanırlar” diyene de rastladım.</p>
<p><strong>Bir yorum </strong>    </p>
<p>Yukarda benim okul ve işyeri yolculuklarımdan anılar paylaştım. Evet, zaman zaman zorluklar da yaşadım ama ben bu yolculuklardan hep hoşlandım, keyfini çıkardım. Belki trafik o zamanlar bugünkü kadar kötü değildi ve de ben gençtim. Ama bugün de olsa hoşlanırdım diye düşünüyorum. Daha fazla hoşlanmam için işe bisikletle gidebileceğim bir şehirde yaşamak isterdim.</p>
<p>İşe gidiş-gelişler turistik bir gezi değildir. Her şeyden önce bir zaman kaybıdır. Trafikte geçen zaman 2025 yılı istatistiklerine göre bütün dünyada ortalama 78 dakika imiş. Zaman yanında parasal maliyeti de vardır. Yolculuklar yorucu, streslidir.  Uzun süre oturmak sağlık riskleri taşır. Ama bu yolculukların olumlu yönleri de vardır. Ev ortamından iş ortamına gitmeden size havaya girme fırsatı verir. İşyerinin vakumuna girmeden önce dış dünyaya doyasıya bakma şansınız olur. Dönüşte de iş ortamının ateşini soğutursunuz. Yolculuk sırasında toplu taşıma kullanıyorsanız çeşit çeşit insan arasında her gün yeni bir oyun seyredersiniz. Ya da bu boş zamanı değerlendirebilirsiniz. Sözünü ettiğim Fransız öğretmen gibi örgü örebilirsiniz, kitap okuyabilir, yabancı dil de çalışabilirsiniz. Bütün olay, yaşama bakış tarzınızda gizlidir.</p>
<p>COVID-19 salgını sırasında evden çalışma modeli yaygınlaştı. Ancak bir süre sonra çoğu kişi işyerini özledi. Ne demişler: gülü seven, dikenine katlanır. Bu yolculuklar da işsiz olmamanın dikeni. Dikene olumlu yönünden bakmayı öğrenmek gerek. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gulu-seven-dikenini-de-sevmeyi-ogrenmeli-79583</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gülü seven, dikenini de sevmeyi öğrenmeli ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/23-sehirdeki-alanlar-orman-sinirlari-disina-cikarildi-79601</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 10:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> 23 şehirdeki alanlar orman sınırları dışına çıkarıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bazı alanların orman sınırları dışına çıkarılmasına ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, Artvin, Aydın, Balıkesir, Bingöl, Bursa, Denizli, Elazığ, Gümüşhane, Karabük, Kocaeli, Kütahya, Malatya, Mersin, Muğla, Rize, Sakarya, Samsun, Sinop, Şanlıurfa, Tokat, Trabzon, Uşak ve Zonguldak illerinde sınır ve koordinatları belirlenen alanların orman sınırları dışına çıkarılmasına karar verildi.</p>
<p>Orman sınırları dışına çıkarılan alanların iki katından az olmamak üzere devletin hüküm ve tasarrufu altında veya hazinenin özel mülkiyetindeki taşınmazlardan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğü tarafından Orman Genel Müdürlüğüne orman tesis etmek üzere tahsis yapılacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/23-sehirdeki-alanlar-orman-sinirlari-disina-cikarildi-79601</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Artvin, Aydın, Balıkesir, Bingöl, Bursa, Denizli, Elazığ, Gümüşhane, Karabük, Kocaeli, Kütahya, Malatya, Mersin, Muğla, Rize, Sakarya, Samsun, Sinop, Şanlıurfa, Tokat, Trabzon, Uşak ve Zonguldak illerinde bazı alanlar orman sınırları dışına çıkarılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/4-ilde-acele-kamulastirma-yapilacak-79600</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 4 ilde acele kamulaştırma yapılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İzmir, Tekirdağ, Adana ve Hatay'daki taşınmazlar için yapılacak kamulaştırmalara ilişkin Cumhurbaşkanı Kararları, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye Elektrik iletim Anonim Şirketi Genel Müdürlüğüne ait "154 kV Reyhanlı-Hassa Enerji İletim Hattı Projesi", "154 kV Karataş-Güney Adana Enerji İletim Hattı Projesi" ve "154 kV (Tekirdağ-Malkara) Brş.N.-Nusratlı Enerji İletim Hattı Projesi" kapsamında ilgili güzergahlara isabet eden taşınmazlarda direk yerlerinin mülkiyet şeklinde, iletken salınım gabarisinin ise irtifak hakkı kurularak TEİAŞ tarafından acele kamulaştırılmasına karar verildi.</p>
<p>Ayrıca, Çeşme İlçesi Doğal Gaz Boru Hattı Projesi'nin gerçekleştirilmesi için ilgili güzergaha isabet eden taşınmazlar ile proje kapsamında inşa edilecek sabit tesisler, ulaşım yolları, enerji nakil hatları, katodik koruma hatları ve anot yataklarının yapımı amacıyla ihtiyaç duyulan taşınmazlar, mülkiyet ya da daimi/geçici irtifak hakkı kurulmak suretiyle Boru Hatları ile Petrol Taşıma AŞ Genel Müdürlüğünce acele kamulaştırılacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/4-ilde-acele-kamulastirma-yapilacak-79600</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/resmi-gazete-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İzmir, Tekirdağ, Adana ve Hatay&#039;daki enerji projeleri kapsamında bazı taşınmazlar için acele kamulaştırma kararı alındı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ataturku-anma-genclik-ve-spor-bayrami-milli-irade-meydaninda-coskuyla-kutlandi-79607</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 19 Mayıs, Milli İrade Meydanı’nda coşkuyla kutlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışı ile kurtuluş mücadelesini başlattığı 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı Kahramanmaraş'ta büyük bir coşku ve yoğun katılımla kutlandı.</p>
<p>Milli İrade Meydanı’nda gerçekleştirilen programda, gençlik ruhu, milli birlik ve beraberlik duygusu bir kez daha güçlü şekilde hissedildi. Vatandaşların yoğun ilgi gösterdiği kutlama programına; 66. Hükümet Tarım ve Orman Bakanı Prof. Dr. Vahit Kirişci, Vali Mükerrem Ünlüer, AK Parti Kahramanmaraş Milletvekilleri Ömer oruç Bilal Debgici, Mehmet Şahin ve İrfan Karatutlu, Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, 2. Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral Mahmut Sert, Cumhuriyet Başsavcısı Ramazan Murat Tiryaki, KSÜ Rektörü Prof. Dr. İbrahim Taner Okumuş, KİÜ Rektörü Prof. Dr. İsmail Bakan, AK Parti İl Başkanı Muhammet Burak Gül, kaymakamlar, ilçe belediye başkanları, kurum ve kuruluş temsilcileri de  katıldı.</p>
<p><strong>Millî Mücadelenin Ruhuna Yakışan Program</strong></p>
<p>Kutlama programı, başta Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere tüm şehitler anısına gerçekleştirilen saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Program kapsamında gençler tarafından hazırlanan şiir dinletileri ve müzik performansları katılımcılardan büyük beğeni topladı. Özellikle milli mücadele ruhunu yansıtan şiirler ve kahramanlık temalı eserler, meydanda duygu dolu anların yaşanmasına vesile oldu. Kutlamalarda sahne alan genç sporcuların gerçekleştirdiği sportif gösteriler izleyenlerden uzun süre alkış aldı. Jimnastik, karate ve çeşitli branşlardaki performanslar gençlerin enerjisini ve disiplinini ortaya koyarken, halk oyunları ekiplerinin sahnelediği yöresel gösteriler de programa renk kattı. Türk Bayraklarıyla süslenen meydanda vatandaşlar, bayram coşkusuna hep birlikte ortak oldu.</p>
<p><strong>“Daha Güçlü Türkiye, Gençlerimizle Mümkün Olacak”</strong></p>
<p>Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, “19 Mayıs 1919, milletimizin bağımsızlık iradesini tüm dünyaya ilan ettiği tarihi bir dönüm noktasıdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’da yaktığı bağımsızlık meşalesi, aziz milletimizin kararlılığıyla büyük bir kurtuluş destanına dönüşmüştür. Bugün bizlere düşen görev; ecdadımızın emanet ettiği bu vatanı birlik ve beraberlik içerisinde daha güçlü yarınlara taşımaktır. Gençlerimiz, ülkemizin geleceği, milletimizin umudu ve en büyük güvencesi. Bizler de Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi olarak gençlerimizin eğitimden spora, kültürden sanata her alanda daha güçlü bireyler olarak yetişmeleri için tüm imkânlarımızı seferber ediyoruz. Çünkü inanıyoruz ki güçlü Türkiye hedefi, bilinçli, donanımlı ve milli değerlerine bağlı gençlerle mümkün olacaktır. 19 Mayıs’ın taşıdığı bağımsızlık ruhunu ve milli mücadele şuurunu yaşatmaya devam edeceğiz. Bu vesileyle başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm kahramanlarımızı, aziz şehitlerimizi ve ahirete irtihal eden gazilerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ataturku-anma-genclik-ve-spor-bayrami-milli-irade-meydaninda-coskuyla-kutlandi-79607</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/7/1280x720/ataturku-anma-genclik-ve-spor-bayrami-milli-irade-meydaninda-coskuyla-kutlandi-1779191018.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı, Kahramanmaraş Milli İrade Meydanı’nda şehir protokolü ve vatandaşların katılımıyla gerçekleştirilen coşku dolu programla kutlandı. Başkan Görgel, “Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bağımsızlık mücadelemizin tüm kahramanlarını minnetle anıyor, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’mızı yürekten kutluyorum.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/karbon-muhasebesinde-yeni-arayis-elektronik-karbon-defterleri-79578</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 08:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karbon muhasebesinde yeni arayış: Elektronik karbon defterleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Şirketlerin iklim performansını ölçmenin dili değişiyor. Sera gazı emisyonlarının raporlanmasına ilişkin kurallar, on yılı aşkın süredir görülen en kapsamlı dönüşümün eşiğinde.</p>
<p>Şirketlerin iklim performansını ölçmenin dili değişiyor. Sera gazı emisyonlarının raporlanmasına ilişkin kurallar, on yılı aşkın süredir görülen en kapsamlı dönüşümün eşiğinde.</p>
<p>Sera Gazı Protokolü’nün, geçtiğimiz yıl Uluslararası Standardizasyon Örgütü ile güçlerini birleştirerek emisyonların ölçülmesi ve raporlanması için tek bir küresel standart oluşturma planı, tam da böyle bir ortak yaklaşıma en çok ihtiyaç duyulan dönemde yeniden gündeme geldi.</p>
<p>Bugün Avrupa Birliği’nde zorunlu açıklama rejimleri yumuşatılırken, ABD’de federal düzeyde iklim beyanı düzenlemeleri tıkanmış durumda. Buna karşılık şirketler; yatırımcılar, müşteriler ve tedarik zincirlerinden gelen baskıyla daha fazla veri açıklamaya devam ediyor.</p>
<p>Yani mesele artık yalnızca “raporlama yapmak” değil; açıklanan verinin ne kadar karşılaştırılabilir, ne kadar güvenilir, karar ve yatırım süreçlerine ne kadar bağlı olduğu.</p>
<p>Bu nedenle yeni dönem, şirketler için yalnızca daha fazla rapor yazma dönemi değil. Daha savunulabilir veri, daha açık metodoloji, daha güçlü karşılaştırılabilirlik ve daha gerçekçi iklim iddiaları dönemi.</p>
<p><strong>İzlenebilir bir kayıt düzeni</strong></p>
<p>Tam da bu noktada karbon muhasebesinde yeni bir yaklaşım daha tartışmaya açılıyor: E-ledgers, yani elektronik karbon defterleri.</p>
<p>Bu sistem, sera gazı emisyonlarını tedarik zinciri boyunca finansal muhasebedeki çift taraflı kayıt mantığına benzer bir yöntemle izlemeyi amaçlıyor. Başka bir ifadeyle, karbon verisini genel tahminlerden, sektör ortalamalarından ve varsayımlardan çıkarıp; ürün, tedarikçi ve süreç bazında izlenebilir bir kayıt düzenine taşımayı hedefliyor.</p>
<p>Bugünkü raporlama sistemlerinde özellikle Kapsam 3 emisyonları, yani şirketlerin tedarik zincirlerinden kaynaklanan dolaylı emisyonlar, çoğu zaman yaklaşık verilerle hesaplanıyor. Bu da hem şirketler arası karşılaştırmayı zorlaştırıyor hem de aynı emisyonun farklı şirketler tarafından tekrar tekrar sayılması riskini artırıyor.</p>
<p>Elektronik karbon defterleri yaklaşımı ise bu soruna daha muhasebe temelli bir yanıt arıyor. Bir şirket kendi doğrudan emisyonlarını kaydediyor. Bir ürün ya da ara mal başka bir şirkete satıldığında, o ürüne gömülü karbon yükü de onunla birlikte devrediliyor. Tedarik zincirinin her halkası, hem kendi doğrudan emisyonlarını hem de tedarikçilerinden gelen gömülü emisyonları kayıt altına alıyor.</p>
<p>Böylece amaç, ürün bazında denetlenebilir, izlenebilir ve çifte sayımı azaltan bir karbon muhasebesi yapısı kurmak.</p>
<p>Bu yaklaşım henüz prototip ve pilot uygulama aşamasında. Ancak tartışmanın kendisi bile karbon muhasebesinin nereye doğru evrildiğini gösteriyor: Şirketlerden artık yalnızca “ne kadar emisyon açıkladıkları” değil, bu hesabı hangi yöntemle yaptıkları, verinin hangi noktadan geldiği ve iddianın ne kadar denetlenebilir olduğu sorulacak.</p>
<p><strong>Karbon verisi yeni rekabet alanı oluyor</strong></p>
<p>Bu dönüşüm özellikle Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması gibi uygulamaları açısından da kritik. Çünkü karbon fiyatlaması, sınırda karbon düzenlemeleri ve düşük karbonlu ürün rekabeti güçlendikçe, şirketlerin yalnızca toplam emisyonlarını değil, ürün bazındaki karbon ayak izlerini de daha net gösterebilmesi gerekecek.</p>
<p>Bu da sürdürülebilirlik raporlamasını iletişim departmanlarının sınırlarından çıkarıp finans, satın alma, üretim, lojistik ve strateji birimlerinin ortak konusu haline getiriyor.</p>
<p>Yeni dönemde “yeşil” olduğunu söylemek yetmeyecek. Hangi veriye dayanarak, hangi metodolojiyle, hangi ürün ya da hizmet için, hangi tedarik zinciri bilgisiyle bu iddianın ortaya konduğu daha fazla sorgulanacak.</p>
<p>Karbon muhasebesi artık yalnızca geriye dönük bir raporlama egzersizi değil; şirketlerin gelecekte nasıl rekabet edeceğini, hangi pazarlara erişebileceğini, hangi yatırım maliyetiyle karşılaşacağını ve hangi iklim iddiasını savunabileceğini belirleyen stratejik bir alan haline geliyor.</p>
<p>Yani mesele daha çok rapor yazmak değil, daha güvenilir bir gerçeklik inşa etmek…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/karbon-muhasebesinde-yeni-arayis-elektronik-karbon-defterleri-79578</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/8/1280x720/karbon-sera-gazi-hava-kirliligi-fabrika-dumani-1779169234.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Karbon muhasebesinde yeni arayış: Elektronik karbon defterleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/huylu-huyundan-vazgecer-mi-79576</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 08:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Huylu huyundan vazgeçer mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosu tarafından geçen hafta Borsa İstanbul’da Avod Kurutulmuş Gıda ve Tarım Ürünleri Sanayi Ticaret A.Ş. (AVOD) hissesindeki manipülatif eylemleri nedeniyle gözaltına alınan şirket ortakları Nazım Torbaoğlu ve Burak Kızak, “piyasa dolandırıcılığı” ve “kara para aklama” suçlamalarıyla mahkemece tutuklandı. Kesinleşmiş mahkeme kararı çıkıncaya kadar masum olduklarını kabul edip Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) kayıtlarından geçmişteki sicillerine baktım.</p>
<p>Sicilleri pek parlak değil. SPK, şirketin halka açıldığı 2011’den bu yana tüzel kişiliğine ve yöneticilerine çeşitli ihlaller nedeniyle idari para cezaları, işlem yasakları ve suç duyurusu yaptırımları uygulamış. İlk olarak yönetim kurulu başkanı Torbaoğlu’na 2013’te elindeki AVOD hisselerinin satışını zamanında kamuya duyurmaması (özel durum açıklaması yükümlülüğünün ihlali) nedeniyle para cezası verilmiş.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a0bf3ffa1e61-1779168255.png" alt="" width="432" height="262" />
<figcaption><strong>AVOD operasyonunda tutuklananların kesinleşmiş mahkeme kararı çıkıncaya kadar masum olduklarını kabul edip Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) kayıtlarından geçmişteki sicillerine baktım. </strong></figcaption>
</figure>
<p>Ardından Ekim 2019’da yöneticiler hakkında şirket kârının veya malvarlığının mevzuata aykırı şekilde azaltıldığı, şirket kaynaklarının örtülü kazanç aktarımı yoluyla üçüncü kişi veya yöneticilere aktarıldığı şüphesiyle suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmiş. Ağustos 2019’da “Önemli nitelikte işlem” sayılan bir şirket satın alımıyla ilgili usulsüzlük incelemesi yapılmış.</p>
<p>2026 Mart’ta ise şirketin tüzel kişiliğine, iştiraki Planet-Scan AG şirketinin İsviçre Borsası'na yapacağı halka arz başvurusuna dair 2024’teki KAP duyurusuna rağmen, sürecin devamındaki gelişmelere yönelik "Özel Durumlar Tebliği" kapsamında yapılması zorunlu güncelleme açıklamaları yapılmadığı için 4.4 milyon TL idari para cezası kesilmiş.</p>
<p>Son olarak da tutuklama kararı öncesi AVOD hisselerindeki işlemler ve KAP duyurularında yatırımcıları yanıltmaya, fiyatı yapay şekilde etkilemeye yönelik "Piyasa Dolandırıcılığı" fiillerinin işlendiği tespitiyle suç duyurusu yapılması ve bu kişilere 2 yıl boyunca borsada işlem yasağı getirilmesi kararlaştırılmış. Mahkeme kararını bekleyelim ama sicilleri pek de “Sütten çıkmış ak kaşık” olmadıklarını gösteriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/huylu-huyundan-vazgecer-mi-79576</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Huylu huyundan vazgeçer mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-sermaye-yanildigini-anladi-geri-donup-sattigi-hisseyi-geri-aldi-79575</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 08:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı sermaye yanıldığını anladı, geri dönüp sattığı hisseyi geri aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yabancılar geçtiğimiz hafta yön değiştirip 18 hissede alım tarafına geçti. Önceki hafta güçlü satışlarına rağmen Türk Altın’da yerlinin duruşunu görünce geçen hafta en fazla aldıkları ikinci hisse oldu. Peki yabancı hata yaptığını mı anladı, yoksa farklı bir oyun mu kuruluyor?</strong></p>
<p>Piyasada genel kabul, yabancının attığı her adımın bir strateji barındırdığı ve tahtayı tek başına yönlendirdiği şeklindedir. Oysaki veriler pek de öyle söylemiyor. Önceki hafta Türk Altın tahtasında 4,2 puanla agresif satış yapan yabancının, yerli yatırımcının inatçı alımları karşısında geri adım atıp bu defa aynı tahtaya yönelmesi, piyasadaki asıl yönlendirici gücün her zaman sınır ötesi sermaye olmadığını gösteriyor. Endeksin genel yönünden ziyade hisse bazlı ayrışmaların damga vurduğu süreçte, sadece ezberlenmiş takas stratejilerine güvenmemek gerekiyor.</p>
<h2>En fazla aldıkları hisseler</h2>
<p>Yabancılar 7-14 Mayıs tarihli takas verilerine göre en fazla alımı 7,56 puanla Sasa’da gerçekleştirirken paylarını %26,91’e çıkardı. Şirket, yurtdışında ihraç ettiği paya dönüştürülebilir tahvil sahiplerinin, paya dönüştürme taleplerini karşılamak amacıyla 785,3 milyon TL tahsisli sermaye artırımına giderek sermayesini 47,04 milyar TL’ye çıkarıyor.</p>
<p>En fazla aldıkları diğer hisse Türk Altın. Bir önceki hafta satış yaparken bu defa 2,89 puan alımla paylarını %30’a çıkardılar. Üç aylıkta gelirini %61 artırarak 8,88 milyar TL’ye yükselten firma, esas faaliyet kârını %622 ile hayli güçlü büyüttü. Dönem sonunda da %143’lük artışla 1,6 milyar TL kâr açıkladı. Fiyatı ise marttaki en yüksek seviyesi 64 TL’nin gerisinde.</p>
<h2>En fazla sattıkları hisse</h2>
<p>Yabancı fonlar önceki hafta satış yaptıkları Ford Otosan hissesinde geçtiğimiz hafta da satışlarına devam ettiler. Paylarını 2,53 puan azaltarak %36,23’e indirdiler. Hisse, şubatta 130,91 TL ile test ettiği en yüksek seviyesinin ardından düşen bir eğilimle günümüze kadar geldi. İlk çeyrekte zayıf bir performans sergileyen firma, gelirini %9 dönem sonu kârını da %35 düşürdü.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0bf32c4acd1-1779168044.png" alt="" width="900" height="481" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>GÖRELİ GETİRİ Mİ, MUTLAK GETİRİ Mİ?</strong></p>
<p><strong>Göreli getiri</strong>; performans, yönetici yeteneği, rekabetçilik, risk ayarlaması. Yetersizik algısı, yüksek stres, sürü psikolojisi, yanılsama, karmaşası.</p>
<p><strong>Mutlak getiri</strong>; büyüme, bağımsız strateji, hedef odaklılık, zarar durdurma. Fırsat maliyeti, yüksek baskı, aşırı risk alma, gerçeklikten kopuş.</p>
<p><strong>Farklı sektörlerdeki gücünü veri merkeziyle teknoloji atılımına dönüştürmek istiyor</strong></p>
<p>Sabancı Holding’in teknoloji alanında atılım yapıp büyüme olasılığı sizce mümkün mü? ● Muhammet Korkmaz</p>
<p>Muhammet, Sabancı Holding’in paylaştığı güncel stratejiler, yurt dışına da açılım sağlayabilecek bir teknoloji altyapısı oyuncusuna dönüşme arzusunu işaret ediyor. Özellikle açıklamalarda yer alan açığa çıkan sermayenin, ağırlıklı ortalama sermaye maliyetinin 200 ile 400 baz puan üzerinde getiri hedefiyle kullanılacak olması, bu teknoloji hamlelerinin yüksek kârlılık odaklı arzulandığı anlaşılıyor. Vizyonunun merkezinde ise çağımızın en stratejik teknoloji altyapısı olan veri merkezleri yer alıyor. Holding dengeli geçiş yapmayı amaçlıyor.</p>
<p><strong>İmzaladığı 13 milyon euroluk sözleşme tek seferlik olmayıp geliri kalıcı destekleyecek</strong></p>
<p>Yiğit Akü’nün Fransız ortaklı şirket ile anlaşmasında devamının gelme imkanı var mı? ● Engin Zümrüt</p>
<p>Engin, Yiğit Akü ünvanını paylaşmamakla birlikte sektörün önemli aktrörlerinden olduğunu belirttiği firmayla nisan ayında 13 milyon euroluk sözleşme imzaladığı. Anlaşma sürekliliği olan nitelikte ve şirketin ihracat pazarlarında hem kalıcı hem de öngörülebilir bir gelir akışı yaratacağı anlaşılıyor. Üç yıl süreli ve düzenli tedarik ilişkisini kapsaması ciroyu destekleyecektir. Küresel otomotiv firmalarının tedarik zincirine entegre olmak, firmanın rüştünü ispat ettiğini gösteriyor. Bu da üç yılın sonunda yenilenme olasılığını güçlendiriyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>YLE fonu sürdürülebilirlik hisselerine yönelerek %44 getiriye çıkabildi</strong></p>
<p>Yapı Kredi Portföy’ün yönettiği BIST Sürdürülebilirlik Endeksi Hisse Senedi Fonu (YLE), zayıf bir performansa sahip. Geçtiğimiz yılın son çeyreğinde ise öncesine göre güçlenen bir ivme sergileyen fiyatı, dalgalı bir seyirle yükselmekte. Portföy büyüklüğü son iki ayda artış gösterirken mayısta 329,6 milyon TL’ye yükseldi. Fonda mart ve nisanda para çıkışı yaşandı; mayısta ise 1,7 milyon TL gibi bir büyüklükle sınırlı nakit girişi gözlendi. YLE’nin yatırımcı sayısı yatay bir seyir izliyor ve şimdilerde 2.457’de bulunuyor. Ağırlıklı olarak sürdürülebilirlik kriterlerine uyan şirketlerin ortaklık paylarına yatırım yapıyor. Portföyünün %93,12’si hisse senetlerinden oluşan YLE, çevresel ve sosyal farkındalığı yüksek firmalara yatırım yapmak isteyenlere hitap ediyor. Son bir yılda %44,45 getiri sağladı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Deniz Eko Enerji, piyasadan TLREF + %5 faizle 100 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Deniz Eko Enerj, nitelikli yatırımcılara yönelik 15.05.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 100.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+% 5 düzeyinde bulunuyor. 180 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 11.11.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı değişen TLREF’e göre belirlenecek. 15 Mayıs itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. Bununla birlikte Deniz Eko Enerji’nin verdiği %5 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFDEKOK2610 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0bf301cf7d8-1779168001.png" alt="" width="247" height="197" /><strong>Aksa Enerji marttan bu yana dalgalı adımlarla yükseliyor. Fonlar ağırlıklı alıyor</strong></p>
<p>Aksa Enerji’de fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %12,98 ile toplamda 1,09 milyon lot artırarak 9,53 milyona yükseldi. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 52’den 48’e geriledi. PBR fonu 1,26 milyon lot ile en fazla alımı yaparken, GMA 910 bin lot ile en çok satışı gerçekleştiren fon oldu. Aksa Enerji hakkında bugüne kadar 13 aracı kurum öneride bulunurken 3 kurum model portföyüne aldı. En yüksek hedefi İş Yatırım 117,50 TL ile verdi. En düşük beklenti 75,40 TL ile Oyak Yatırım’dan geldi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0bf2eca7218-1779167980.png" alt="" width="990" height="237" /><strong>ŞOK MARKETLER</strong></p>
<p><strong>Bağlı firması UCZ Mağazacılık ile birleşiyor. Bünyeye alınan ikinci iştirak olacak</strong></p>
<p>Şok Marketler, hisselerinin tamamına sahip olduğu bağlı ortaklığı UCZ Mağazacılık ile kolaylaştırılmış usulde birleşmek üzere SPK’ya başvuruda bulundu. Bu yolla, mülkiyetinde olan ancak ayrı bir tüzel kişilik şeklinde faaliyet yürüten iştirakini kendi kurumsal çatısı altında entegre etmiş olacak. Şirket, 2025’in son çeyreğinde de yine %100 iştiraki Future Teknoloji’yi içeriye almıştı. Şirketin iştiraklerini bünyesine entegre ederken sadeleşme yolunu tercih etiği anlaşılıyor. Bağlı ortaklıkların ayrı şirket olarak faaliyetlerini yürütmesi maliyeti artırabilmekte.</p>
<p><strong>MARGÜN ENERJİ</strong></p>
<p><strong>Satın alma yolu ile büyümeye devam ediyor. Germencik’te jeotermal santrali alıyor</strong></p>
<p>Margün Enerji, Aydın Germencik’te kurulu 24 MW jeotermal enerji santrali ve 3 adet ruhsat sahasını barındıran Hez Enerji’nin paylarının tamamını 105,5 milyon dolara satın almak üzere anlaştı. 15 yıl boyunca YEKDEM kapsamında devlet alım garantisine sahip olan santralin yıllık yaklaşık 200 milyon kWh elektrik üreteceği belirtilirken, bu satın almayla toplam kurulu gücü 354 MW’a çıkacak. Margün gerçekleştirdiği hamleyle, yenilenebilir enerji portföyüne garantili nakit akışı sağlayan büyük ölçekli bir baz yük tesisi ekliyor. Firma yılın ilk çeyreğinde gelir ve kârını artırdı.</p>
<p><strong>ANADOLU EFES</strong></p>
<p><strong>Çin pazarına yerel üretimle giriyor. Şanghay'da fason üretim anlaşması imzalandı</strong></p>
<p>Anadolu Efes, %100 bağlı ortaklığı AE Shanghai aracılığıyla Çin ana karasında fason üretim anlaşması imzaladı. Söz konusu anlaşmayla, şirketin ana bira markalarının Çin’de yerel olarak üretileceği ve deneme süreçlerinin ardından satış ve dağıtım faaliyetlerinin başlayacağı belirtildi. Gerçekleştirilen hamleyle şirket, dünyanın en büyük tüketici pazarlarından birine doğrudan üretim ve tedarik ağıyla girmiş olmakta. Uluslararası hızlı tüketim pazarlarında, uzun mesafeli ihracat yapmak yüksek gümrük ve lojistik maliyetine yol açabilirken, fason üretim avantaj sağlamakta.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-sermaye-yanildigini-anladi-geri-donup-sattigi-hisseyi-geri-aldi-79575</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı sermaye yanıldığını anladı, geri dönüp sattığı hisseyi geri aldı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/tbmmden-duzenleme-talebi-evlilikler-sade-bir-nikahla-gerceklestirilsin-79574</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 08:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vatandaştan düzenleme talebi: Evlilikler sade bir nikahla gerçekleştirilsin</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>TBMM Dilekçe Komisyonuna vatandaşlardan gelen dilekçe sayısı nisan ayında bin 544 ulaştı. Başvuruların yüzde 86.59’u elektronik ortamda gerçekleştirildi. Komisyona nisan ayında günlük ortalama 51,46 dilekçe gelirken, mart ayına göre başvuru sayısında yüzde 5,69’luk artış oldu.</p>
<p>En fazla başvuru Ankara, İstanbul ve İzmir’den gelirken, en az başvuru yapılan iller ise Kilis ve Muş oldu. Başvurular arasında ilginç talepler yer aldı. Kına ve düğün gibi yüksek maliyetli organizasyonların evlilik üzerindeki ekonomik ve toplumsal baskıyı artırdığı, evliliğin sade nikah ile gerçekleştirilmesini teşvik edecek düzenlemelerin yapılması talep edildi. Kamu kurumlarına personel alımlarında yaş sınırının yükseltilmesi, açık alanlarda, dar kaldırımlarda ve yaya geçiş yollarında sigara içilmesinin yasaklanması, ilkokul çağındaki çocukları korumak amacıyla bilişim ve siber güvenlik denetimden geçmeyen dijital oyunlara erişimin kısıtlanması gelen talepler arasında yer aldı. İnternet oyunlarında silah ve şiddet içeren içeriklerin yaş sınırlamasına tabi tutulması ve çocuklar ile gençleri korumaya yönelik özel bir yasal düzenleme yapılması, ilk kez ev sahibi olacak vatandaşlara yönelik düşük faizli ve uzun vadeli konut kredisi sağlanması, bireysel silahlanmanın sınırlandırılması ve silahların muhafazasının denetlenmesine yönelik kanuni düzenlemeler yapılması da gelen talepler arasında yer aldı. Silah bulundurma ruhsatı sahiplerinin poligona gidiş izinlerinin E-Devlet üzerinden alınabilmesi diğer talepler olarak dikkat çekerken, bir vatandaş YKS sınavında 34 yaş üstü erkek adaylara kontenjan ayrılmasını talep etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/tbmmden-duzenleme-talebi-evlilikler-sade-bir-nikahla-gerceklestirilsin-79574</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/evlilik-nikah.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TBMM Dilekçe Komisyonuna yapılan bazı başvurularda, kına ve düğün gibi yüksek maliyetli organizasyonların evlilik üzerindeki ekonomik ve toplumsal baskıyı artırdığı, evliliğin sade nikah ile gerçekleştirilmesini teşvik edecek düzenlemelerin yapılması talep edildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ak-parti-14-agustosta-secim-starti-verecek-79573</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> AK Parti, 14 Ağustos’ta seçim startı verecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR</strong></p>
<p>AK Parti, 2028’de yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleri için çalışmalara başladı. AK Parti’nin "strateji ekibi" seçimlere yönelik yeni yol haritası belirlerken, kabine üyeleri de sorun ve çözüm odaklı toplantılarını milletvekilleriyle gruplar halinde değil il il yapıyor. Başta Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek olmak üzere kabine üyeleri her hafta bir ilin milletvekilleriyle bir araya geliyor. Milletvekilleri seçim bölgelerinin sorunları, yarım kalan yatırımları ve acilen yapılması gereken talepleri ilgili bakana aktarıyor. Yapılacak yatırımlar raporlanarak Cumhurbaşkanlığı Strateji Başkanlığı’na bildiriliyor.</p>
<p>AK Parti’de gelenek haline gelen ve özellikle kabine üyeleri ile yapılan istişare toplantıları artık farklı bir formatta devam edecek. Bakanlar milletvekilleriyle gruplar halinde değil, il il görüşecek. İcracı bakanlıkların sahadaki taleplere hızlı yanıt verebilmesi amacıyla milletvekilleri illerinden ve seçmenlerden topladığı şikayetler, talepler ve bölgesel projeler birinci elden ilgili bakana iletilerek çözüm süreçlerinin hızlandırılması hedeflenecek.</p>
<h2>Hastaneler ve yollar tamamlanacak</h2>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, kabine üyelerine illerde yarım kalan yatırımların tamamlanması için talimat verdiği öğrenildi. Erdoğan teşkilatlardan gelen sorunların çözümü noktasında başta bakanlar olmak üzere, “Aciliyeti olan konularda hizmet talebi varsa tasarruf tedbirine de sığınmamak lazım” vurgusunu da yaptığı söylendi. Parti teşkilatlarının yanı sıra milletvekillerinden bakanlara en fazla illerinde yarım kalan yatırımları tamamlanması konusunda talep geldiği bunların başında da hastaneler olduğu kaydedildi. İstişare toplantılarında ayrıca Türkiye ile dünyadaki son ekonomik gelişmeler, yapısal reformlar ve partinin geleceğe dair vizyonu da değerlendiriliyor.</p>
<p>Öte yandan, AK Parti, 14 Ağustos’ta, 25. kuruluş yıl dönümünü seçim startı vererek kutlamaya hazırlanıyor. Yeni bir seçim kampanyası için hazırlıklara başlayan AK Parti aynı zamanda kuruluş yıl dönümünde yeni manifestosunu da tanıtacak. AK Parti, iktidardaki 25. yılına denk gelen 2026’yı yalnızca bir yıldönümü olarak değil, seçim kampanyasının ana ekseni olarak değerlendirmeye hazırlanıyor. Bu kapsamda yürütülen çalışmaların, partinin kuruluş yıldönümüyle birlikte daha görünür hale getirilmesi planlanıyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ak-parti-14-agustosta-secim-starti-verecek-79573</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/ak-parti.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti, 14 Ağustos’ta, 25. kuruluş yıl dönümünü seçim startı vererek kutlamaya hazırlanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/19-mayisa-derin-bir-demografik-cokusun-golgesinde-giriyoruz-79572</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;19 Mayıs&#039;a derin bir demografik çöküşün gölgesinde giriyoruz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramına bu yıl ekonomik ve siyasi krizin yanı sıra derin bir demografik çöküşün gölgesinde girildiğini belirtti.</p>
<p>TÜİK’in son verilerinin, genç nüfus oranının yüzde 14,8’e kadar gerilediğini gösterdiğine dikkat çeken Tanrıkulu, “Bu sadece istatistiksel bir azalma değil ülkenin damarlarının kuruduğunun, pırıl pırıl zihinlerin bu topraklardan umudunu kestiğinin en somut kanıtı” dedi. Tanrıkulu, 19 Mayıs nedeniyle yaptığı açıklamada, Türkiye’de gençlerin işsizlik, ekonomik kriz, barınma sorunu, şiddet ve ifade özgürlüğü baskısı altında olduğunu söyledi.</p>
<p>Tanrıkulu, “DİSK-AR verilerine göre, geniş tanımlı genç işsizliği rekor kırarken, her dört gençten birinin “Ne Eğitimde Ne İstihdamda (NEET)” olduğu gerçeğiyle yüzleşiyoruz. Habitat Derneği’nin araştırmaları, gençlerin yüzde 84’ünün “göreli yoksunluk” içinde yaşadığını ortaya koyuyor.</p>
<p>Gençlerin cebindeki para artık bir tiyatro biletine, bir kitaba değil; sadece günü kurtaracak bir yemeğe (o da belki) ancak yetiyor. Türkiye’nin içine sürüklendiği ekonomik tablo ise gençliğin önüne bir var olma, ayakta kalma savaşı koyuyor. Daha da vahimi, Türkiye’de çalışmak gençler için bir “hayatta kalma” meselesi haline geldi. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin verileri, sadece son 10 yılda 4.000’den fazla genç işçinin iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiğini gösteriyor“ dedi.</p>
<p>Demografik erime ve ekonomik çöküşün, bir “yokluk” halinin ötesinde sokaklarda ve evlerde “şiddet mekanizması” olarak karşımıza çıktığını kaydeden Tanrıkulu, “TEPAV’ın son verileri, Türkiye’de gençlik şiddetinin artık bireysel olaylar olmaktan çıktığını, sistemik bir kriz haline geldiğini gösteriyor. Gençlerin yüzde 25’i internette tacize uğradığını, yüzde 23’ü fikirleri yüzünden dışlandığını söylüyor“ diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/19-mayisa-derin-bir-demografik-cokusun-golgesinde-giriyoruz-79572</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/2/1280x720/sezgin-tanrikulu-1779167294.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;19 Mayıs&#039;a derin bir demografik çöküşün gölgesinde giriyoruz&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyede-esitsizligin-anatomisi-bir-bolusum-rejiminin-yeniden-insasi-79571</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’de eşitsizliğin anatomisi: Bir bölüşüm rejiminin yeniden inşası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Prof. Dr. PELİN KARATAY GÖGÜL - </strong><strong>Dicle Üniversitesi </strong><strong>İİBF Dekanı</strong></p>
<p>Küresel ekonomi-politik düzleminde 21. yüzyılın en belirgin karakteristiği, sermayenin getirisinin büyüme oranlarını aşmasıyla belirginleşen "Büyük Kopuş"tur. Thomas Piketty’den Joseph Stiglitz’e, Angus Deaton’dan Branko Milanovic’e kadar geniş bir yelpazede tartışılan bu fenomen, Türkiye gibi yapısal dönüşümü devam etmekte, kronik enflasyon sorunu yaşayan ekonomiler için sadece bir "dağılım sorunu" değil, doğrudan bir "beka" meselesidir.</p>
<p>Mesele sadece Gini katsayısının kaç olduğu veya en zengin %10’un gelirden aldığı payın artıp artmadığı değildir. Mesele, Türkiye’nin bir "eşitsizlik tuzağına" düşüp düşmediğidir. Bu tuzak; düşük verimlilik, beşeri sermaye erozyonu ve kurumsal kalitesizlik ile beslenen, kendini yeniden üreten bir yapısal tıkanıklığı ifade eder.</p>
<p>Geleneksel iktisat paradigması, eşitsizliği genellikle büyüme sürecinin kaçınılmaz bir yan ürünü veya vergi-transfer mekanizmalarıyla düzeltilecek bir "çıktı" olarak tasnif eder. Oysa Türkiye ekonomisindeki temel tıkanıklık, piyasa süreçlerinin daha en baştan adaletsiz sonuçlar üretmesidir. Mesele artık yalnızca “gelir dağılımı bozuluyor mu?” sorusu değil; daha derin, daha yapısal bir sorun. <strong>Eşitsizlik neden kalıcı hale geliyor ve neden politika araçları bu süreci tersine çevirmekte zorlanıyor?</strong></p>
<p>Türkiye’yi benzer ekonomilerden ayrıştıran temel unsur ise, bu küresel eğilimlerin çok daha kırılgan bir makroekonomik zemin üzerinde gerçekleşmesidir. Kronik enflasyon, finansal dolarizasyon ve kur oynaklığı; eşitsizliği yalnızca artırmakla kalmaz, aynı zamanda onu kalıcı hale getirir. Çünkü bu tür ortamlarda fiyat mekanizması bir koordinasyon aracı olmaktan çıkar, belirsizlik üreten bir yapıya dönüşür.</p>
<p>Belirsizlik ise her zaman daha güçlü olanın lehine çalışır: büyük firmalar küçükleri ezer, sermaye emeğe üstün gelir, varlık sahipleri ücretlileri geride bırakır. Dolayısıyla Türkiye’de eşitsizlik, yalnızca piyasa sonuçlarının bir yansıması değil; bizzat makroekonomik istikrarsızlığın ürettiği yapısal bir çıktıdır. Bu nedenle eşitsizlikle mücadele, aynı zamanda fiyat istikrarını ve kurumsal güveni yeniden tesis etme meselesidir.</p>
<p>Türkiye ekonomisinin son yirmi yılı, büyüme ile eşitsizlik arasındaki kırılgan dengeyi açık biçimde ortaya koydu. 2000’lerin başındaki yüksek büyüme ve göreli gelir iyileşmeleri, 2010 sonrası dönemde yerini düşük verimlilik, ücret baskısı ve artan servet yoğunlaşmasına bıraktı. Türkiye’de büyüme, bu niteliksel unsurlardan ziyade kredi genişlemesi, inşaat rantı ve düşük katma değerli hizmet sektörü üzerine inşa edildi.</p>
<p>Bu dönüşüm, Endojen Büyüme Teorisi açısından kritik bir soruna işaret eder: <strong>Beşeri sermaye, yenilik ve kurumsal kaliteyle desteklenmeyen büyüme, sürdürülebilir kapsayıcılık üretemez. </strong>Beşeri sermaye, yenilik ve kurumsal kaliteyle desteklenmeyen bir büyüme modeli, doğası gereği dışlayıcıdır. Bugün Türkiye’de eğitimin niteliği ile işgücü piyasasının talepleri arasındaki makas açıldıkça, eğitim bir "dikey mobilite" (sınıf atlama) aracı olmaktan çıkıp, mevcut eşitsizliklerin tescillendiği bir noter makamına dönüşmektedir.</p>
<p><strong>Üç derin yarık: Servet </strong><strong>mekân ve işgücü</strong></p>
<p>Türkiye’de eşitsizlik tartışmasını derinleştirmek için, üretim faktörlerinin gelirden aldığı paylara bakmak kaçınılmazdır. Son yıllarda gözlenen temel eğilim, emeğin milli gelirden aldığı payın gerilerken, sermayenin payının artmasıdır. Bu yalnızca konjonktürel bir dalgalanma değil; yapısal bir bölüşüm kaymasıdır. Ücretlerin enflasyon karşısında eridiği, sendikal pazarlık gücünün zayıfladığı ve verimlilik artışlarının ücretlere yansımadığı bir ekonomide, büyüme otomatik olarak daha eşitsiz bir dağılım üretir. Buna karşılık sermaye gelirleri—kâr, faiz ve rant—hem fiyatlama gücü hem de varlık enflasyonu sayesinde korunur ve genişler. Bu durum, klasik iktisadın öngördüğü “faktör gelirleri dengesi”nin bozulduğunu ve Türkiye ekonomisinin giderek sermaye lehine işleyen bir bölüşüm rejimine evrildiğini göstermektedir. Dolayısıyla eşitsizlik, yalnızca sonuçta ortaya çıkan bir dağılım sorunu değil; üretim sürecinin bizzat kendisine içkin bir güç ilişkisidir.</p>
<p>Türkiye’deki eşitsizlik mimarisi bugün üç temel eksen üzerinde kristalize olmaktadır:</p>
<ol>
<li><strong> Gelirden servete kayış ve pikettyyen dönüşüm:</strong> Enflasyonist süreçler, doğası gereği gizli bir servet transferi mekanizmasıdır. Fiyat istikrarının bozulduğu ortamlarda, ücret geliriyle yaşayanların satın alma gücü erirken, varlık sahiplerinin (konut, hisse senedi, döviz) serveti reel olarak katlanır. Özellikle konut piyasası, Türkiye’de sınıfsal ayrışmanın en keskinleştiği alan haline gelmiştir. Büyükşehirlerde barınma maliyetleri, ortalama bir çalışanın ömür boyu tasarrufunu aşmış durumdadır. Bu durum, bireyin iktisadi kaderinin kendi emeğinden ziyade, içine doğduğu hanenin gayrimenkul portföyüne bağlandığı bir "miras ekonomisi" yaratmaktadır.</li>
<li><strong> Yeni Ekonomik Coğrafya ve mekânsal kutuplaşma:</strong> Paul Krugman’ın öncülüğünü yaptığı <strong>Yeni Ekonomik Coğrafya</strong>, kümelenme etkilerinin (agglomeration effects) kazanan bölgeleri nasıl bir çekim merkezine dönüştürdüğünü açıklar. Türkiye’de Marmara Havzası ve özellikle İstanbul, ülkenin geri kalanını ekonomik birer uyduya dönüştüren aşırı bir yoğunlaşma sergilemektedir. Anadolu şehirleri, düşük verimlilik ve sınırlı yatırım döngüsüne sıkışırken; İstanbul, hem yetenekli işgücünü hem de sermayeyi emen bir kara delik işlevi görmektedir. Bu mekânsal dengesizlik, sadece ekonomik değil, sosyolojik bir kopuşu da beraberinde getirmektedir.</li>
<li><strong> Dual işgücü piyasası ve preteryalaşma:</strong> İşgücü piyasası, Guy Standing’in "Prekarya" olarak tanımladığı, güvencesiz, geleceksiz ve düşük ücretli bir kitle ile sınırlı bir avantajlı kesim arasında bölünmektedir. Asgari ücretin "ortalama ücret" haline gelmesi, sendikal gücün zayıflaması ve dijitalleşmenin yarattığı platform emeği, işgücü piyasasının demokratik karakterini bozmaktadır. Bu yapı, üretkenlik artışından emeğin aldığı payın sistemik olarak azalmasına neden olan bir "emek baskılama" modelini beslemektedir.</li>
</ol>
<p><strong>Bir gencin ev sahibi olma ihtimali </strong></p>
<p><strong>matematiksel imkansızlığa dönüştü</strong></p>
<p>Bugün Türkiye’de bir gencin "çalışarak" ev sahibi olma ihtimali, iktisadi bir olasılıktan ziyade bir "matematiksel imkansızlığa" dönüşmüştür. <strong>Pikettyyen</strong> yaklaşımla söylersek; geçmişin birikmiş serveti (miras), bugünün emeğinden daha değerli hale gelmiştir. Bu durum, toplumsal sözleşmeyi temelinden sarsan "kuşaklar arası adaletsizliğin" en somut kanıtıdır.</p>
<p>Tam da bu noktada Deaton yaklaşımının en kritik vurgusu Türkiye için anlam kazanıyor: Angus Deaton’ın "Büyük Kaçış" (The Great Escape) kitabında vurguladığı gibi, ilerleme her zaman eşitsizliği beraberinde getirir ancak bu eşitsizlik adalet duygusunu zedelemeye başladığında bizzat ilerlemenin kendisi tehdit altına girer. <strong>Yeniden dağıtım tek başına yeterli değil.</strong> Türkiye’de sosyal transferler ve asgari ücret politikaları, kısa vadeli rahatlama sağlasa da, eşitsizliğin kök nedenlerine dokunamıyor. Çünkü sorun “sonuçların dağılımı”ndan çok, “sonuçları üreten mekanizmalar”da yatıyor. Bu nedenle politika odağının <strong>yeniden dağıtımdan “ön dağıtıma” kayması</strong> gerekiyor.</p>
<p>Jacob Hacker’ın literatüre kazandırdığı ve yazarların da vurguladığı <strong>"ön dağıtım" (pre-distribution)</strong> kavramı, Türkiye için kilit taşıdır. Bizde eşitsizlik, asgari ücretin "ortalama ücret" haline gelmesiyle, sendikal gücün erimesiyle ve işgücü piyasasının düşük vasıflı işlere hapsolmasıyla sokakta başlar. Sadece vergi politikalarıyla bu "ilişkisel zararı" onaramazsınız; çünkü mesele sadece para değil, bireyin üretim sürecindeki "onuru" ve "özerkliği"dir.</p>
<p>Peki bu ne anlama geliyor?</p>
<p>İlk olarak, <strong>eğitim politikalarının yeniden kurgulanması</strong>. Türkiye’de eğitim sistemi uzun süredir diploma üretirken beceri üretmekte zorlanıyor. Oysa İnsan Sermayesi Teorisi açıkça gösteriyor ki, büyümenin niteliği doğrudan beceri kalitesine bağlıdır. Mesleki eğitim, yaşam boyu öğrenme ve işyeri temelli beceri kazanımı artık tali değil, merkezi bir politika alanı olmalıdır.</p>
<p>İkinci olarak, <strong>bölgesel kalkınma stratejisinin radikal biçimde güncellenmesi</strong> gerekiyor. Teşvik politikalarının ötesine geçen, yerel üretim ekosistemlerini güçlendiren, üniversite-sanayi işbirliğini derinleştiren ve yerel yönetimlere gerçek yetki devri sağlayan bir model olmadan, mekânsal eşitsizlikler kalıcı hale gelir. Bu noktada Kurumsal İktisat bize önemli bir uyarı yapar: <strong>kurumlar kapsayıcı değilse, büyüme de kapsayıcı olmaz.</strong></p>
<p>Üçüncü olarak, <strong>servet ve konut politikalarının yeniden düşünülmesi</strong> kaçınılmazdır. Türkiye’de vergi sistemi hâlâ ağırlıklı olarak dolaylı vergilere dayanırken, servet üzerinden alınan vergiler sınırlı kalmaktadır. Oysa eşitsizlik artık gelirden çok servet üzerinden yeniden üretilmektedir.</p>
<p><strong>En kritik mesele: Toplumsal </strong><strong>uzlaşmanın yeniden inşası</strong></p>
<p>Eşitsizlik, iktisadi bir doğa kanunu değil, siyasi ve hukuki kararların bir sonucudur. Bugün Türkiye’de bir gencin çalışarak ev sahibi olma ihtimalinin matematiksel bir imkansızlığa dönüşmesi, sadece ekonomik bir gösterge değil, toplumsal uzlaşmanın zeminindeki derin bir çatlaktır. Orta sınıfın erozyonu ve fırsat eşitliğine olan inancın aşınması, siyasal alanı kutuplaştıran ve popülist dalgaları besleyen ana yakıttır.</p>
<p>Türkiye, eşitsizliği büyümenin "kaçınılmaz bedeli" olarak gören miyopik yaklaşımdan vazgeçmelidir. Eşitsizlikle mücadele, bir hayırseverlik faaliyeti veya bir sosyal yardım gündemi değil; Türkiye’nin küresel rekabet gücünü, toplumsal huzurunu ve demokratik dayanıklılığını koruma stratejisidir. Türkiye için çıkış yolu; "iyi işler" yaratan bir sanayi stratejisi, liyakat esaslı bir eğitim reformu ve rantı değil üretimi ödüllendiren bir vergi sistemidir.</p>
<p>Eşitsizlik aynı zamanda bir güven krizidir. Orta sınıfın erozyonu, gençlerin gelecek beklentilerinin zayıflaması ve fırsat eşitliğine olan inancın aşınması, ekonomik göstergelerin ötesinde bir kırılmaya işaret eder. Bu kırılma, siyasal alanda kutuplaşma ve popülist dalgalar olarak geri döner. eşitsizliğin yarattığı siyasi hoşnutsuzluk ve popülist dalga, demokratik kurumlarımızı daha da aşındıracak ve bizi "gerçeklerden kopuk elitler" ile "geride bırakılmış kitleler" arasındaki o karanlık uçuruma mahkum edecektir.</p>
<p>Sonuç olarak Türkiye ekonomisi bir yol ayrımında. Ya eşitsizliği büyümenin kaçınılmaz bir yan ürünü olarak kabul edecek ve düşük verimlilik-düşük refah sarmalına razı olacak; ya da büyümenin doğasını değiştirerek daha kapsayıcı bir ekonomik mimari kuracak.</p>
<p>Bu ikinci yol kolay değil. Ama açık olan şu: <strong>Eşitsizlikle mücadele, artık sadece sosyal politika değil; doğrudan doğruya bir kalkınma stratejisidir.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyede-esitsizligin-anatomisi-bir-bolusum-rejiminin-yeniden-insasi-79571</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’de eşitsizliğin anatomisi: Bir bölüşüm rejiminin yeniden inşası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/felsefe-bilim-ve-insanlar-79570</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Felsefe, bilim ve insanlar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Daha 6. yüzyılda Papa Gregorius I, sayıca artmakta ama hızla nitelikten yoksun olan ve artık klasik Latinceyle seslenilemeyecek haldeki heterojen bir Hristiyan avama <em>–simplicissima plebecula</em>- hitap edebilmenin yollarını aramıyor muydu? Amerikan devrimini yapan centilmenler sadece Hobbes ve Locke’u, Bayle ve Spinoza’yı, Hume ve Smith’i, Hutcheson, Ferguson ve Mandeville’i, Pufendorf, Grotius ve Stair’i değil, kadim Yunan felsefesinin ışıklı beyinlerini de okumuşlardı ve filozofların kaygılarını gayet iyi biliyorlardı. Bildikleri için savaşta subayları vurmak istemiyorlardı çünkü subayları olmazsa başıbozuk kitlelerin neler yapabileceklerini tahmin ediyorlardı. Gerçi Aydınlanma insan hakkında bir iyimserlik yaratmıştı ama geçen yüzyıllar bilimsel ve teknolojik ilerlemenin insanın doğasını aynı hızla değiştiremediğini gösterdi.</p>
<p>Bu işler daima zor işlerdi. Mesela teori –<em>theoria</em>- dikkatle bakmak, görmek kökeninden geliyor ve tiyatro da –theater- aynı kökenden gelmekte. Keza Latinceye <em>speculatio</em> –veya <em>contemplatio</em>;<em> theoria</em>- olarak çevrilen kavram “aynada görmek”, “şeylerin değişmez özünü görmek” gibi anlamlara sahip olup, <em>speculum, specular</em> gibi ayna etkisine işaret ediyor. Görmek Antik Yunanistan’da ‘uzağa bakmak’ olabileceği gibi, sonradan ilahi ışığa dönüşen <em>lumen</em> –insan görse de görmese de var olan aydınlanmanın özünü oluşturan mükemmel biçim/ışık- ve daha aşağı seviyedeki <em>lux</em> –insanın gözünün görebileceği ışık; optik- ile ‘ayna tutmak’ gibi bir anlama da evrilebiliyor. Ayna metaforu 12. Yüzyılda Bakire Meryem kültünün yaygınlaşması ve <em>speculum sine macula</em> –hatasız, lekesiz ayna- sembolik önem kazandığında öne çıkmıştı. Dindarlara verilen el kitaplarına <em>specula</em> deniyordu çünkü onlar hakikati yansıtan aynalardı. Aynı zamanda “ayna” bir edebi janr idi. Örneğin Marguerite Porete’nin eski Fransızca –1300 yılının Fransızcası- yazmış olduğu meşhur eserinin Latincesi <em>Speculum simplicium animarum</em> oluyor. Bugünkü Fransızcada miroir, eski Fransızca mirouer, Latince speculum. Specula “resimli ay mecmuası” gibi bir şeydi. Rahiplerin bile Latince –ve haliyle İncil- okuyamadıkları bir dünyada okuma yazma bilmeyen kitleler için resimli basit spiritüel haritalar gibi düşünülebilir. </p>
<p>Peki ya kuşaklar? Bazen büyük işler başarmış kuşaklar gelmiştir. Aydınlanma bu kuşaklara bakarak insan hakkında iyimser olmuştur ama bu kuşaklar çok sık gelmezler. Bunlar sanatta, felsefede, bilimde ve siyasette devrimci kuşaklardır. Neredeyse yüz senedir böyle kuşaklar yok. Mesela Z kuşağına hayran olanlar varsa gülüp geçmek en iyisidir. Ancak Z kuşağını bireyci ve özgürlükçü olduğu veya belli bir yapısı ve ideolojisi olmadığı için beğenmemek mümkün iken söz konusu beğenmeme halini hala korunan bir “süper kuşak” beklentisine dayandıranları Dark dizisine havale etmekten başka çare yok: <em>„Der Anfang</em> ist das<em> </em><em>Ende</em><em> </em>und das<em> </em><em>Ende</em><em> </em>ist<em> </em><em>der Anfang.“ Ancak böyle bir döngüsel (periyodik) sistemde –dizide sonsuz işaretiyle gösterilen iki dairenin iç içe geçerek döngülerini sürekli tekrar etmesi teması- 1900’leri derinleşerek ve aynı hatalara düşmeyerek tekrar edecek bir kuşak beklenebilir. </em><em>Üstelik bu sonuncusu –aynı hatalara düşmemek, ∞ dinamiğinde bile her zaman pek olası değil. </em><em>Mesela bir üst üste binen kuşaklar ekonomisi mikro iktisadın bir kavramıyla sonsuzda bile dengede olmayabilir veya denge belirlenmemiştir ve haliyle etkin değildir. Buna karşın bazı periyodik dengeler etkindir. Hangi (periyodik) dengeyi arzu edeceğimizi bilmemiz lazım ama o zaman da devreye hem modern sosyal bilimler hem de Schopenhauer giriyor: „</em>Der Mensch kann tun was er will; er kann aber nicht wollen was er will.<em>“</em> Uykunuz gelirse uyuyabilirsiniz ama isteyerek uykunuzu getiremezsiniz gibi. Dizinin son anda işin içine bir de ‘Schrödinger’in Kedisi’ meselesini –quantum mekaniğinin Kopenhag Yorumu- sokmasına söyleyecek lafım yok.</p>
<p>Bundan sonra medeni dünyada en üst seviye kuşak olarak yapay zekâ (AI) ve robot mühendislerinin kuşağı gelecektir kanısındayım. Bu da bir şeydir.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/felsefe-bilim-ve-insanlar-79570</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Felsefe, bilim ve insanlar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/liselilerin-robotu-abd-yolcusu-79615</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Liselilerin robotu ABD yolcusu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Beylikdüzü'nde bulunan Büyükşehir Hüseyin Yıldız Anadolu Lisesi öğrencileri tarafından iki yıl önce kurulan “Novatron Robotics” takımı, uluslararası robotik organizasyonlarında elde ettiği başarılarla dikkat çekiyor. Kısa sürede büyüyen ekip, ABD’nin Houston kentinde düzenlenecek FIRST Championship Dünya Şampiyonası’na katılmaya hazırlanıyor. Takım, mart ayında düzenlenen FRC 2026 Haliç Regional yarışlarında çeyrek finale yükselerek organizasyonu dördüncü sırada tamamladı. Nisan ayında ABD’de gerçekleştirilen FIRST Robotics Competition New York Tech Valley Regional’da ise finale kadar yükselen ekip, yarışmayı ikinci sırada bitirdi.</p>
<p><strong>Dünya şampiyonasına katılacaklar</strong></p>
<p>Uluslararası organizasyonda “Uncover the Future” ve “Rising All Star” ödüllerine layık görülen takım, böylece dünya şampiyonasına katılım hakkı elde etti. Öğrenciler, yaklaşık altı aylık süreçte hem teknik üretim hem de takım organizasyonu açısından yoğun bir çalışma yürüttü.</p>
<p>Houston’da düzenlenecek dünya şampiyonasında farklı ülkelerden çok sayıda takım yer alacak. Beylikdüzülü öğrenciler, geliştirdikleri robot teknolojileriyle uluslararası arenada başarı elde etmeyi hedefliyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/liselilerin-robotu-abd-yolcusu-79615</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/5/1280x720/46-1779203652.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Büyükşehir Hüseyin Yıldız Anadolu Lisesi öğrencilerinin kurduğu “Novatron Robotics” takımı, Türkiye ve ABD’de katıldığı robotik yarışmalarda elde ettiği derecelerle Houston’daki FIRST Championship Dünya Şampiyonası’na katılma hakkı kazandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abd-cin-catismasinin-arkasinda-yatan-temel-sebepler-79568</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> ABD-Çin çatışmasının arkasında yatan temel sebepler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>PROF. DR. M. UFUK TUTAN - </strong><strong>Antalya Bilim Üniversitesi Öğretim Üyesi</strong></p>
<p><strong>Çin ile ABD ekonomileri arasında bir süreden beri izlenen örtülü iktisadi ve siyasi savaşın sonunda Çin ekonomisi, lider küresel ekonomi olsa bile bu yapısal sorunlar çözümlenmediği sürece küresel piyasa ekonomisine uzun süreli liderlik yapamayacağı düşünülmektedir.</strong></p>
<p>Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) liderliğindeki küresel piyasa ekonomisi, 1960’lı yılların ortasından itibaren kârlılık dahil birçok iktisadi göstergede sendelemeye başladı. Kâr, gerek liberal gerek sol iktisadi teorilerde piyasa ekonomisinin temel dinamiği olarak kabul edilmektedir. Küresel üretimin o dönemlerde yarısını üreten ABD, Almanya ve Japonya ekonomilerin kâr oranları, 1960’lı yıllar itibariyle tekrar uzun dönemli düşme sürecine girmiştir. Küresel piyasa ekonomisinin lider ekonomilerinin kâr oranları, ne zaman uzun dönemli düşme sürecine girdiyse küresel iktisadi krizler kaçınılmaz olmuştur. Britanya İmparatorluğu’nun ardından Fransa’nın 1830’lu yıllarda kâr oranları yüzde 50’lerin üzerindeyken düşmeye başlamış ve sonrasında da 1873 ve 1929’da küresel iktisadi krizler gerçekleşmiştir. ABD, Almanya ve Japonya ekonomilerinin 1960’lı yılların ortasından itibaren düşmeye başlayan kâr oranları da 1973 ve 2008 küresel iktisadi krizlere yol açmıştır. Ancak, günümüz küresel piyasa ekonomisi, son iki yüz yıl içerisinde hiç görülmemiş bir açmazla karşı karşıyadır. Küresel piyasa ekonomisinde 1830’lu yıllar itibariyle düşmeye başlayan kâr oranları 1873, 1929, 1973 küresel iktisadi krizlerinin ardından daha oranlarda da olsa toparlanmıştır. Ancak, 2008 küresel krizinin ardından bir türlü toparlanamayan kâr oranları, daha da düşmüş ve son iki yüzyılın en düşük seviyesi olan yüzde 7’ler seviyesine inmiştir.</p>
<p><strong>2008 krizi hâlâ devam ediyor</strong></p>
<p>2008 küresel iktisadi krizin sonrasında, hâlâ düşmeye devam eden kâr oranları, bu son küresel krizin halen devam ettiğini gösteriyor. Ayrıca, küresel piyasa ekonomisinin yapısal sorunlarını artık çözümleyemediği anlamına da gelmektedir. Üstelik, küresel lider ekonomilerde teknolojik gelişmeler dolu dizgin devam ediyorken kâr oranlarının hâlâ düşmesi, küresel piyasa ekonomisinin yapısal sorunlarına çözüm bulamadığı düşüncesini desteklemektedir. Günümüz küresel ekonominin yarısından fazlasının üretimini gerçekleştiren ABD, Japonya, Almanya ve Çin gibi lider küresel ekonomilerin kâr oranlarının, 1960’lı yılların ortasından itibaren eş anlı düşmeye başladığı ve 2008 sonrasında da bir türlü toparlanamadıkları görülmektedir. Son yıllarda lider küresel ekonomileri birçok açıdan yakalamış olan Çin ekonomisinin her ne kadar patent sayısı, yüksek teknolojili ürün üretimi, toplam ihracat hacmi gibi belirli kalemlerde diğer küresel ekonomilere üstünlük sağlamış olduğu gözlemlense de Çin ekonomisinin kâr oranlarının da halen düşmeye devam ettiği izlenmektedir.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0bed1d9d61a-1779166493.png" alt="" width="600" height="392" />Küresel lider ekonomiler, sürekli teknolojik yenilikler üzerinden üretim ve ticaret hacimlerini genişletiyorken kâr oranlarının düşüyor olması, küresel piyasa ekonomisinin sorunlarının üretim ve verimlilikten öte kârın paylaşımı ile yatırımların getirileri gibi yapısal sorunlarla karşı karşıya kaldığına anlamına gelmektedir. Üstelik, günümüz küresel üretimin üçte ikisini gerçekleştiren başta ABD, Alman ve Japon ekonomilerine iktisadi ve teknolojik alanlarda üstünlük sağlamaya başlayan Çin ekonomisinin de bu yapısal sorunların üstesinden gelemediği görülmektedir. Diğer bir deyişle, küresel piyasa ekonomisinin bu sorunlar çözülmediği sürece daha da sık aralıklarla iktisadi krizlerle boğuşmak zorunda kalacağı anlaşılmaktadır. Diğer bir deyişle, Çin ile ABD ekonomileri arasında bir süreden beri izlenen örtülü iktisadi ve siyasi savaşın sonunda Çin ekonomisi, lider küresel ekonomi olsa bile bu yapısal sorunlar çözümlenmediği sürece küresel piyasa ekonomisine uzun süreli liderlik yapamayacağı düşünülmektedir. Öte yandan, Çin ekonomisi, Kuşak ve Yol İnisiyatifi projesini, her proje ortağının kazanabileceği bir proje olarak tanıtırken belki de bu yapısal soruna geçici de olsa bir çözüm önermektedir.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0bed39def20-1779166521.png" alt="" width="600" height="392" /><strong>Kâr oranında teknolojik </strong><strong>gelişmelerin etkisi artık sınırlı</strong></p>
<p>Küresel piyasa ekonomisi, son iki yüzyıl içerisinde tüm küresel iktisadi krizleri teknolojideki ataklarıyla, diğer bir deyişle, artan verimlilik üzerinden kâr oranlarını toparlamıştır. Ancak, teknolojik gelişmelerin kâr oranları üzerinde artık sınırlı bir etkisinin olduğu gözlemlenmektedir. 1960’lı yıllar itibariyle iktisadi veriler analiz edilince piyasa ekonomisi, verimlilik ve üretim üzerinden yapısal sorunlarını aslında çözemediği anlaşılmaktadır.</p>
<p>Ancak, bu yapısal sorunlara çözüm, kâr oranı formülünde yatmaktadır. Kâr oranı, teknoloji üretimi, üretim çıktısı, işçi, sermaye verimlilikleri, toplam faktör verimliliklerini içeren hasıla sermaye oranının patronlara giden kâr payı oranına çarpımı sonucu elde edilmektedir. Son iki yüzyıl içinde piyasa ekonomisinde kâr oranları, sürekli düşüyor olmuş olsa da teknolojik gelişmeler üzerinden verimlilik artışı ve bunların sonucunda sermaye birikimi gerçekleşerek yeni yatırımlar üzerinden kâr oranları, her küresel iktisadi kriz sonrasında daha düşük seviyelerde bile olsa toparlanmıştır. Ayrıca, bu dönem içerisinde patronlara giden kâr payları genelde daha da ve çalışan ücretli kesime giden kâr payları çoğunlukla azaltmıştır. Ancak, piyasa ekonomisi içerisinde verimlilikten kaynaklanan sermaye birikimi artışının yatırım getirileri, artık yeterli seviyede kâr oranı üretememektedir. Bunun sebepleri arasında lider ekonomiler arasında artan rekabet de bulunmaktadır. Ancak, asıl sorun teknolojik gelişmelerin sonucunda artan verimliliğe rağmen yatırım getirilerinin düşmesidir.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0bed4a4fac3-1779166538.png" alt="" width="600" height="392" />Kâr oranları, baş döndürücü teknolojik gelişmelere rağmen düşmeye devam etmektedir. Son iki yüzyılın en düşük seviyesi olan yüzde 7’ler seviyesine inmiştir. Üstelik, günümüz küresel ekonominin yarısını oluşturan ABD, Çin, Japonya ve Almanya ekonomilerinin kâr oranları da eş anlı olarak bu en düşük seviyede buluşmuşlardır. Küresel piyasa ekonomisinin 1929 küresel büyük buhranında olduğu gibi kendi çözümünü üretemeyeceği ve çözümün tekrar siyasi ve askeri alanlarda aranabileceği son yıllarda izlenen uluslararası gelişmelerden gözlemlenmektedir. ABD ile Çin arasındaki artan dolaylı ve dolaysız iktisadi ve siyasi çatışmaların arkasında yatan temel sebep de bu en düşük seviyeye inmiş ve bir türlü toparlanamayan kâr oranlarıdır. Sorunun çözümü ise kâr oranı formülündedir. Kârın küresel ve ulusal seviyede daha adilce paylaşılması gerekmektedir. Diğer bir deyişle, lider ekonomiler, kâr paylarını daha da yükselmek yerine diğer ekonomilerle paylaşmalıdır. Aksi takdirde, kâr oranları daha da düşerek daha büyük ölçekli küresel iktisadi ve siyasi krizlere yol açacaktır.  </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abd-cin-catismasinin-arkasinda-yatan-temel-sebepler-79568</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/8/1280x720/564-1779166584.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD-Çin çatışmasının arkasında yatan temel sebepler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/startup-diplomasisi-girisimler-uzerinden-uluslararasi-is-birligi-79567</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Startup diplomasisi: Girişimler üzerinden uluslararası iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Fintech, oyun ve e-ticaret alanlarında ortaya çıkan unicorn’lar, Türkiye’nin bölgesel bir teknoloji üretim merkezi olabileceğini gösterdi. Bugün Türkiye’nin bu alanlarda edindiği deneyim ve oluşturduğu girişimcilik kültürü, Batı Balkanlar için önemli bir referans noktası olabilir.</strong></p>
<p>Uluslararası ilişkiler dünyasında son yıllarda “iş diplomasisi” ve “teknoloji diplomasisi” kavramlarını sıklıkla duyuyoruz. “Business diplomacy”, şirketlerin ve özel sektör aktörlerinin ülkeler arası ekonomik ilişkilerde aktif rol almasını ifade ederken; teknoloji diplomasisi ise teknolojinin, inovasyonun ve dijital dönüşümün uluslararası iş birlikleri üzerindeki etkisini merkeze alan yeni bir diplomasi yaklaşımı olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Bu iki kavramın kesişim noktasında yeni bir alan daha var: Startup diplomasisi. Startup diplomasisi; girişimcilik ekosistemleri, startup’lar, yatırımcılar, hızlandırma programları ve teknoloji odaklı iş birlikleri üzerinden ülkeler arasında ekonomik, kültürel ve stratejik bağlar kurulmasını ifade ediyor. Artık startup’lar, teknoloji toplulukları ve inovasyon platformları da ülkeler arası ilişkilerin önemli aktörleri haline gelebiliyor.</p>
<p><strong>Genç nüfusun yoğun olduğu bölgelerde </strong><strong>startup diplomasisi daha kritik rolde</strong></p>
<p>Geçen hafta Dijitalpark Teknokent ve Üsküp merkezli Innox İnovasyon Merkezi’nin birlikte düzenlediği B2B – Bridge To Balkans programı için Üsküp’te idik. Bu vesile ile Batı Balkanlar startup ekosistemini inceleme şansı bulduk.</p>
<p>Genç nüfusun yoğun olduğu, dijital dönüşümün hızlandığı ve girişimcilik kültürünün gelişmeye başladığı bölgelerde startup diplomasisi çok daha kritik bir rol oynuyor. Batı Balkanlar da bu bölgelerin başında geliyor. Kuzey Makedonya, Arnavutluk, Kosova, Sırbistan ve Bosna Hersek gibi ülkeler son yıllarda teknoloji girişimciliği konusunda dikkat çekici bir hareketlilik yaşamaya başladı. Bu ülkelerde fintech, oyun teknolojileri, yapay zeka, SaaS ve e-ticaret alanlarında gelişen bir girişimcilik potansiyeli bulunuyor.</p>
<p>Bu dönüşümün önemli örneklerinden biri de Üsküp merkezli Innox Innovation Center gibi yapılar. Bölgedeki girişimcilik ekosistemini geliştirmeyi hedefleyen merkezler; startup’ları, yatırımcıları, teknoloji profesyonellerini ve kurumsal şirketleri bir araya getirerek Batı Balkanlar’da yeni nesil bir inovasyon kültürü oluşturmaya çalışıyor. Türkiye’den ekosistem oyuncularının bu yapılarla kuracağı ilişkiler, yalnızca ticari değil aynı zamanda stratejik bir bölgesel ağın oluşmasına da katkı sağlayabilir.</p>
<p><strong>Arnavutluk, Kosova, Kuzey Makedonya, </strong><strong>hızlı ticari yayılma sahası...</strong></p>
<p>Batı Balkanlar yaklaşık 18 milyon nüfusu, AB’ye kıyasla hızlı dijital dönüşüm yaşayan ve Batı Avrupa’ya kıyasla çok daha düşük mühendislik maliyetleri, Avrupa'nın "erken ama olgunlaşan" startup bölgesi konumunda. Sırbistan ürün geliştirme ve mühendislik üssü olarak öne çıkıyor; Tenderly, Nordeus, FishingBooker gibi global çıkışlar bölgenin kalitesini kanıtladı. Arnavutluk, Kosova, Kuzey Makedonya, hızlı ticari yayılma sahası, Karadağ ise AB üyelik sürecinde en ileri ülkelerden biri olarak dikkat çekiyor. Yetenek kalitesi, maliyet avantajı ve AB uyum sürecinin yarattığı regülasyon penceresi (PSD2’ye uyumlu veya yakınlaşan regülasyon çerçeveleri) bölgeye özgü üç güçlü unsur.</p>
<p>Buna karşılık üç yapısal darboğaz var: Yerel girişim sermayesinin sığlığı (Series A+ neredeyse tamamen yurt dışından geliyor), pazarın parçalı yapısı (6 ülke, 4 para birimi) ve sürmekte olan beyin göçü. Stratejik bir yatırımcı için doğru tutum bölgeyi tek pazar değil portföy olarak konumlandırmak, yerel banka/telekom/holding'lerle ortak yapılar kurmak ve önümüzdeki 24–36 aylık dönemde özellikle ödeme altyapısı, embedded finance, vertical AI ve diaspora odaklı dijital hizmetlere erken pozisyon almak. Bu pencerede pozisyon alanlar bölgenin bir sonraki unicorn dalgasından hem finansal getiri hem stratejik konumlanma açısından yararlanacak.</p>
<p>Türkiye’nin startup ekosistemi son 10 yılda önemli başarı hikayeleri üretti. Özellikle fintech, oyun ve e-ticaret alanlarında ortaya çıkan unicorn’lar, Türkiye’nin bölgesel bir teknoloji üretim merkezi olabileceğini gösterdi. Bugün Türkiye’nin bu alanlarda edindiği deneyim ve oluşturduğu girişimcilik kültürü, Batı Balkanlar için önemli bir referans noktası olabilir. Bu alanlarda kurulacak iş birliği köprüleri; ortak hızlandırma programlarından yatırım ağlarına, teknoloji transferinden bölgesel büyüme stratejilerine kadar çok sayıda fırsat yaratabilir.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde özellikle fintech alanında bölgesel etkinlikler organize edilmesi önemli sonuçlar doğurabilir. Türkiye ve Batı Balkanlar’dan bankaları, fintech girişimlerini, regülasyon otoritelerini ve yatırımcıları bir araya getirecek bir bölgesel fintech zirvesi; ortak ürün geliştirme süreçlerinden sınır ötesi ödeme sistemlerine kadar birçok yeni iş birliğinin önünü açabilir. Özellikle Avrupa pazarına yakınlık ve genç dijital kullanıcı kitlesi düşünüldüğünde, Batı Balkanlar fintech alanında önemli bir büyüme potansiyeli taşıyor. Daha somut bir öneri olarak Türk fintech ekosistemi ile bölge fintech ekosistemi arasında köprü olabilmesi için bir fintech zirvesini düzenlemeyi de ülke olarak düşünebiliriz.</p>
<p>Türkiye’nin Batı Balkanlar ile tarihsel, kültürel ve ekonomik bağları zaten güçlü. Ancak yeni dönemde bu bağların teknoloji ve girişimcilik ekseninde yeniden tanımlanması oyun değiştirici bir rol üstlenebilir. Startup diplomasisi tam da bu noktada önemli bir fırsat sunuyor. Çünkü geleceğin ekonomik ilişkilerini yalnızca büyük holdingler değil; hızlı büyüyen teknoloji şirketleri, startup’lar ve inovasyon ekosistemleri de şekillendirecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/startup-diplomasisi-girisimler-uzerinden-uluslararasi-is-birligi-79567</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Startup diplomasisi: Girişimler üzerinden uluslararası iş birliği ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ofacayip-bir-sistem-79566</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> OFACayip bir sistem… </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>OFAC’a baktığımızda terörizm, uyuşturucu kaçakçılığı, kitle imha silahlarının yayılması ve insan hakları ihlalleri gibi tehditleri önlemek, bu olaylarda ABD finans sisteminin kullanılmasını engellemek ve benzer faaliyetlere yapılacak finansal desteklerin yollarını tıkamak gibi amaçlar görüyoruz.</strong></p>
<p>Evet yanlış okumadınız OFAC acayip bir sistem...</p>
<p><strong>OFAC (Office of Foreign Assets Control - Yabancı Varlıkları Kontrol Ofisi)</strong>, ABD Hazine Bakanlığı içinde yer alır.</p>
<p>Genel çerçevede amacı Amerika Birleşik Devletleri’nin (<strong>ABD) ulusal güvenliğini sağlamak için</strong>, ABD dış politikası çerçevesinde, belirli <strong>ülkelere, rejimlere, örgütlere veya kişilere</strong> karşı <strong>ekonomik ve ticari yaptırımlar</strong> uygulamaktır.</p>
<p>OFAC’a baktığımızda <strong>terörizm, uyuşturucu kaçakçılığı, kitle imha silahlarının yayılması</strong> ve <strong>insan hakları ihlalleri</strong> gibi tehditleri önlemek, bu olaylarda ABD finans sisteminin kullanılmasını engellemek ve benzer faaliyetlere yapılacak finansal desteklerin yollarını tıkamak gibi amaçlar görüyoruz.</p>
<p>Transit ticaret yapan bir okur dostumuzun sorusu üzerine açılan sohbet üzerinden OFAC’a vardık. Ben şahsen bu hazret ile 11 Eylül olayları sonrasında aldığım bir akreditif vesilesiyle tanışmıştım. O zaman bankacılık sistemimiz içerisinde ciddi bir bilgisizlik sisi içerisinden geçtikten sonra, çok kez olduğu üzere, kendi göbeğimi kendim kesmiştim.</p>
<p>Sakın biz Türk ihracatçısıyız bize ne bundan demeye kalkışmayın…</p>
<p>ABD dolarına dokunuyorsanız ya da o finans sisteminde bir iş yapıyorsanız kaçış yok.</p>
<p>Hele son yıllarda gittikçe artan yaptırımlar düşünüldüğünde, dış ticaretle uğraşan kişilerin beklenmedik sürprizlerle karşılaşmaları mümkündür.</p>
<p> </p>
<p><strong>Neden derseniz?</strong></p>
<p>Küba, İran, Kuzey Kore, Venezuela, Rusya gibi <strong>belirli ülkeleri hedef alan ambargolar</strong>, yaptırımlar uygulanmaktadır. Her ne kadar bu ambargolar ve yaptırımlar OFAC tarafından konulmuş ve uygulanmaktaysa da Avrupa Birliği (AB) ülkeleri ve diğer birçok ülke de buna uymaktadır. Zira uyumsuz olmanın sonuçları ülkelerin zarar görebilmesine yol açabilir.</p>
<p>Ayrıca belirli <strong>kişileri, şirketleri, gemileri veya uçakları hedef alan kısıtlamalar </strong>da geniş ölçekte vardır. Genel olarak kısıtlama uygulanan ülkeleri bilsek de bu kişi veya firmaları bilmek zordur.</p>
<p><strong>Ne yapmalıyız?</strong></p>
<p>Yaptırım kapsamında bulunan bazı kişi veya firmalar, dolambaçlı yollarla işlerini yoluna koymakta ve yaptırımlardan haberi olmayan firmalarla iş yapmaya çalışmaktadır.</p>
<p>11 Eylül sonrasında bana önerilen bir akreditifin koşullarının çok rahat ve işin kazancının da bir o kadar iyi olması üzerine yaptığım araştırma sonucunda işi yapmamıştım.</p>
<p>Çünkü firma ile ilgili görünen bir kişi <strong>Specially Designated Nationals (SDN) / Özel Belirlenmiş Kişiler</strong> listesi içerisinde yer almıştı.</p>
<p><strong>Bu listede yer alan kişilerle iş yapmak yasaktır. </strong></p>
<p>Ayrıca <strong>“%50 kuralı”</strong> çerçevesinde, l<strong>istedeki bir kişinin</strong> doğrudan veya dolaylı olarak <strong>%50</strong> veya daha fazla <strong>hissesine sahip olduğu</strong> firmaların isimleri <strong>SDN listesinde olmasa dahi</strong> bu şirketler yaptırım kapsamında sayılır ve onlarla da <strong>iş yapmak yasaktır.</strong></p>
<p><strong>Eyvah demeyin…</strong></p>
<p>Herkes o kadar kötü, her iş o kadar riskli değil elbet.</p>
<p>Sadece bedava peynirin fare kapanında olduğunu aklınızda tutun ve tedbirli olun.</p>
<p>https://sanctionssearch.ofac.treas.gov/  adresinden SDN listesine bakarak kendinizi rahatlatabilirsiniz.</p>
<p>Ayrıca https://ofac.treasury.gov/  adresinde derinlemesine bilgi bulabilirsiniz.</p>
<p>Bu iş bana zor gelir derseniz, bu işi sizin için yapacak paralı internet siteleri de var elbette.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ofacayip-bir-sistem-79566</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OFACayip bir sistem…  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elektronik-tebligatlarin-gecersizligi-79565</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektronik tebligatların geçersizliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Beş günde bir “tebliğ var mı?” diyerek sisteme girmek şeklinde bir zorunluluğun kimseye yüklenemeyecek olması sebebiyle SMS veya mail yoluyla uyarılmama halinde, tebligatın geçerli olmayacağına ilişkin düzenlemelere yer verilmesi bence şarttır.</strong></p>
<p>Vergi Usul Kanunu’nda yer alan düzenlemelere dayanarak Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından oluşturulan ve gelir idaresinin yanı sıra gümrük idaresi, trafik idaresi, sosyal güvenlik kurumu tarafından da kullanılan elektronik tebligat sistemin yanlışlıklarını veya hatalarını ilk günden bu yana bu köşede sürekli yazdım, hukuka aykırılıklarını sergiledim. Nihayet Anayasa Mahkemesi tarafından kurulan sistemin dayanaklarını oluşturan Vergi Usul Kanunu’nun yetki düzenlemeleri iptal edildi. Söz konusu Anayasa Mahkemesi Kararını bu köşemde, <a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elektronik-tebligata-nihayet-iptal-karari-76425" target="_blank" rel="noopener">7 Nisan 2026 günlü EKONOMİ gazetesinde yer alan yazımda</a> irdelemiş ve kararın olası sonuçlarını da gazetemizdeki <a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elektronik-tebligat-karari-ve-sonuclari-76603" target="_blank" rel="noopener">9 Nisan’da “Elektronik tebligat kararı ve sonuçları” başlıklı yazımda</a> ele almıştım.</p>
<p>Kararın sonuçlarını değerlendirdiğim yazımda gelir idaresinin, kararın yürürlüğe gireceği tarihe kadar hukuka aykırılığı sabit bu sistemi kullanmaya devam edeceğini, bunun da karşımıza çeşitli olasılıklar çıkartacağını söylemiştim. Bu olasılıklar arasında da yargı mercilerinin, bu sistemden yapılan tebligatların iptali için açılacak davalarda, tebligatların iptaline kararı vermeleri olduğunu söylemiştim. Nitekim, dediğim çıktı.</p>
<p><strong>İdari yargı anlayışı</strong></p>
<p>Danıştay 3. Dairesi E.2024 K.2026/1632 sayı ve 6.4.2026 tarihli kararı ile Anayasa’ya aykırılığı hukuken sabit olmuş düzenlemelere yapılan tebligatın hukuki sonuçlar doğurmasının mümkün olmadığına karar vererek, elektronik ortamda tebliğ edilmiş ödeme emirleri uyarınca tatbik edilen hacizlerin kaldırılması gerektiğine hükmederek, aksi yöndeki istinaf mahkemesi kararını bozdu. Bence çok doğru ve hukuk devleti ilkeleri açısından yerinde bir karar.</p>
<p>Danıştay Dairesinin, daha önce benzer durumlar için verilmiş Danıştay Kararları ile uyumlu ve yerleşik içtihada uygun kararını önemli noktaları aşağıdaki şekilde karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p>- Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümezliğine ilişkin kuralla iptal edilen hükümlere göre kazanılmış olan hakları ve kamu düzeninin istikrarını korumak amaçlanmıştır.</p>
<p>- (Ancak) Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiği bilinen, Anayasaya aykırılığı saptanmış olan kurallara göre davaların görülüp çözümlenmesi, Anayasanın üstünlüğü ve hukuk devleti ilkeleri aykırı düşer.</p>
<p>- (Öte yandan) İptal kararının dokuz ay sonra yürürlüğe gireceğine karar verilmiş olması iptal edilen hükmün derdest olan davalarda uygulanmasına devam edileceği anlamını taşımamaktadır.</p>
<p>- (Dolayısıyla) Elektronik ortamda tebligat yapılmasına ilişkin düzenlemelere dayanılarak gerçekleştirilen elektronik tebliğ işlemlerinin hukuki sonuç doğurduğundan söz edilemez.</p>
<p><strong>AYM kararından etkilenen tebligatlar</strong></p>
<p>Danıştay Dairesi’nin yerleşik içtihada ve teoriye uygun bu kararı, elektronik ortamda yapılan tebligatların hukuki sonuç doğurmaya elverişli olmadığını ortaya koymaktadır.</p>
<p>Bu durumda iptal edilen düzenlemenin yerine yasa koyucu yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar benim mali idareye tavsiyem, hazinenin hak kaybına sebebiyet verilmemesi adına, tebligatlarını memur eliyle veya PTT aracılığı ile yapmasıdır. Zira açılacak bütün davalarda tebligatların geçersizliği ileri sürülecektir. Kaldı ki buradaki sorun sadece vergi ihtilafları ile ilgili de değildir. Anayasa Mahkemesi kararı bu sistem kapsamında yapılacak bütün tebliğler (gümrük idaresi, trafik idaresi, sosyal güvenlik kurumu tarafından yapılacak tebliğler) için önem taşımaktadır. Örneğin bu sistemden tebliğ edilecek trafik para cezaları veya gümrük cezalarına ilişkin tebligatlar da geçersiz olacaktır.</p>
<p><strong>Yeni düzenlemede olması gerekenler</strong></p>
<p>Bu nedenle yasa koyucunun Anayasa Mahkemesi’nin tanımış olduğu 9 aylık sürenin son günlerini beklemeden, bir an önce boşluğu giderecek düzenlemeleri yapmasıdır. Yapılacak düzenlemede konunun esaslarının kanuna yazılmasının yanı sıra ayrıca;</p>
<p>- Sistemin, tebliğ edilecek metni idarenin kendi sunucusuna koyup sonra gel bak demesi dolayısıyla ve özünde dairede tebliğ niteliğinde olduğu dikkate alınarak araya PTT A.Ş. gibi tarafsız bir kuruluşun konulmasına,</p>
<p>- Kişilerin kayıd-ı hayat koşulu ile mecbur bırakılmasının haksızlığı nazara alınarak mükellefiyetin sona ermesi ile birlikte sistem dışı kalınacağına,</p>
<p>- Kendisine tebliğ yapıldığı sms veya mail yoluyla bildirilmeyenlere e-tebligatların geçerli olmayacağına, böylece habersizce yapılan tebligat yolunun idareye kapatılmasına,</p>
<p>- Beş günde bir “tebliğ var mı?” diyerek sisteme girmek şeklinde bir zorunluluğun kimseye yüklenemeyecek olması sebebiyle SMS veya mail yoluyla uyarılmama halinde tebligatın geçerli olmayacağına ilişkin düzenlemelere de yer verilmesi bence şarttır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elektronik-tebligatlarin-gecersizligi-79565</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektronik tebligatların geçersizliği ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/olumsuz-rekorlarla-dolu-bir-odemeler-dengesi-79564</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Olumsuz rekorlarla dolu bir ödemeler dengesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’nin ödemeler dengesi, mart ayına geçen yılın CHP’ye yönelik siyasi operasyonlarının yarattığı ağır hasarın yaralarını saramamış ve üstelik cari dengede oldukça hızlı bozulma işaretleriyle girmişti. ABD vi İsrail’in İran’a saldırısıyla başlayan savaş hali, zaten sağlıksız olan ödemeler dengesini sert bir şekilde yaralamış durumda. Mart ayı ödemeler dengesi hem cari işlemler ayağında, hem de sermaye hareketleri ayağında bir dizi olumsuz rekorla dolu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0bf4a16de50-1779168417.png" alt="" width="660" height="818" />Savaşın ilk ayının sonunda ödemeler dengesinin hali şöyle:</p>
<p>- Cari işlemler açığı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 97,2 artarak 9,67 milyar dolara fırladı. Bu tarihin en yüksek 2. aylık cari işlemler açığı.</p>
<p>- Cari işlemler açığındaki sıçramanın kaynağı mal ticaretindeki açığın da yüzde 96,1’lik bir sıçrama ile 9,52 milyar dolara çıkması. Mal ticaretindeki açık da tarihin en yüksek 7. dış açığı.</p>
<p>- Ticaret açığındaki bu sıçrama da savaş nedeniyle enerji fiyatlarının yükselmiş olması değil. Tam tersine enerji ticareti açığı geçen yılın mart ayına göre yüzde 4,86’lık bir gerileme bile yaşamış.</p>
<p>- Altın ticaretindeki açıkta ise 465 milyon dolar ile toplamı çok etkilemeyecek bir artış var.</p>
<p>- Sonuç olarak enerji ve altın hariç dış ticaret dengesi geçen yılın mart ayında 677 milyon dolar fazla vermişken, bu yıl 3,75 milyar dolar açık verdi. Bu da tarihin 8. en yüksek enerji ve altın hariç dış ticaret açığı.</p>
<p>- Yani ticaret dengesinin ana gövdesinde ciddi bir bozulma var. Enerji ve altın hariç ihracat 1,41 milyar dolar azalırken, enerji ve altın hariç ithalat 3,01 milyar dolar artmış durumda.</p>
<p>- Sermaye hareketleri tarafında net döviz çıkışı, İmamoğlu operasyonu nedeniyle zaten tarihin en yükseklerinden birisi olan çıkışın bile 3,3 katına çıkarak 33,75 milyar dolara uçtu. Bu kendinden sonra gelen ikinci net döviz çıkışının yaşandığı Nisan 2025’in bile iki katını bulan ürkütücü bir rekor.</p>
<p>- Buna yüzde 167’lik bir sıçrama ile 6,97 milyar dolara çıkan kaynağı belirsiz döviz kaçışı da eklenince döviz rezervlerindeki aylık kayıp da yüzde 187’lik bir sıçrama ile 43,42 milyar doları buldu. Bu da açık arayla tarihi bir rekor.</p>
<p>- Mart ayında yabancı sermaye kaçışında rekor yaşandı. Daha önceki rekor, 9,61 milyar dolar ile İmamoğlu’nun tutuklanması üzerine Nisan 2025’te yaşanmıştı. Mart ayındaki yabancı çıkışı bunun bile yüzde 44 üzerine çıkarak 13,82 milyar doları buldu.</p>
<p>- Yabancı sıcak para çıkışı da geçen nisandaki rekorunun yüzde 48 üstüne çıkarak 14,84 milyar doları buldu. Hisse senedinden kaçan yabancı sıcak para miktarı, tarihin 6. en yüksek seviyesine çıkarken tahvilden çıkış tarihin en yüksek 2. çıkışı oldu. Yabancıların mevduattan dışarı çıkardığı miktar tarihi rekor olarak kayda geçti.</p>
<p>- Yabancı sıcak para kaçışında rekor yaşanırken yerli sıcak paradaki yurt dışına çıkış da rekor kırdı. Yerli sıcak paranın hem portföy yatırımı olarak dışarı çıkardığı sermaye, hem de mevduat olarak çıkardığı para miktarı tarihi rekorlar kırdılar. Yerli sıcak paracılar, mart ayında 3,35 milyar doları portföy yatırımı ve 10,65 milyar doları mevduat şeklinde toplam 14 milyar dolar sermayeyi dışarı çıkardı.</p>
<p>- Yerli sıcak paraya doğrudan yatırım olarak yurtdışına çıkan 1,23 milyar doları da ekleyince yerleşiklerin sermaye hareketleriyle dışarı çıkan miktar 15,23 milyar doları buldu. Bu da tarihi bir rekor oldu.</p>
<p>- Bu kadar olumsuz rekor ve tarihi yüksek rakam üst üste gelince döviz rezervlerindeki aylık kayıp da 43,42 milyar dolar ile yine açık ara ile bir rekor kırdı. Mart ayındaki rezerv kaybı, Nisan 2025’teki rekordan yüzde 73,8 oranında daha yüksek.</p>
<p>- Uzun vadeli sermaye girişinin bir türlü sağlanamadığı bir ortamda, döviz rezervi çarkını kısa vadeli carry trade girişleri ile çevirmeye çalışan Merkez Bankası da bu kadar hızlı çıkış karşısında iki ucu keskin bir kılıçla karşı karşıya kalıyor.  Kurları baskı altında tutmaktan vaz geçse kurlar ve enflasyon kontrolden çıkacak ve sıcak parayı “üzdüğü” için ileride carry trade girişlerinin bile zayıflaması, bu yüzden faizlerin iyiden iyiye artırmak zorunda kalması gibi bir senaryo ile karşı karşıya kalacak. Sıcak paracıları “üzmemek”, kur ve enflasyon tarafında dalgalanmaları önlemek için kurları baskı altında tutunca da hem rezervlerini eritmek ve kırılganlıkları artırmak durumunda kalıyor, hem de yabancıların daha yüksek karlarla kaçmasına göz yummak zorunda kalıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/olumsuz-rekorlarla-dolu-bir-odemeler-dengesi-79564</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/7/1280x720/dolar-dollar-1776399941.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Olumsuz rekorlarla dolu bir ödemeler dengesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/stratejik-konum-uzerinde-fazla-durmamak-lazim-79563</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Stratejik konum üzerinde fazla durmamak lazım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Mevcut koşullar devam ettiği sürece Avrupa Birliği’nin Türkiye ile iyi ilişkiler yürütmesi sonucunda kazançlı çıkacağı hakkında herhangi bir tereddüt yoktur. Buna karşılık, eğer ülkemiz bu Birlik’e katılmazsa, Birlik’in önemsiz bir kuruluşa dönüşeceğini iddia etmenin de sağlam bir temeli bulunmamaktadır.</strong></p>
<p>Son zamanlarda Türkiye’nin katılmaması durumunda Avrupa savunmasının eksik kalacağı üzerinde fazlasıyla durulmaya başlandı. Türkiye hükümeti ise bir adım daha da ileriye giderek şayet Avrupa Birliği dünyadaki lider ülke gruplarından biri olmak istiyorsa, mutlaka içine Türkiye’yi katması gerektiğini ileri sürüyor. Birlik’in Türkiye’yi arasına katmaması halinde güdük kalacağını, gelişemeyeceğini, etkisizliğe mahkum olacağını söylüyor. Buna karşılık, Avrupa Birliği’nin içinde Avrupa savunmasında Türkiye’ye ne kadar yer verileceği konusunda tartışmalar cereyan ediyor. Kimine göre Türkiye’ye fazla güvenilmemesi ve özellikle savunma vesile edilerek Avrupa Birliği üyeliğine gidilen yolun açılmaması lazım. Kimine göre ise savunma ve üyelik zaten ayrı şeyler ama savunma konusunda Türkiye ile iş birliği yapmanın bir sakıncası bulunmuyor. Dolayısıyla savunma alanında Türkiye ile yakın iş birliğinden kaçınmamak gerekiyor.  Tüm bu tartışmalar sırasında, ülkemizin, mevcut uygulamalarını korumakta ısrar ettiği sürece, kendisine Avrupa refahı ve savunması için ihtiyaç duyulması nedeniyle Birlik üyesi yapılması gerektiğine dair herhangi bir düşüncenin bir AB üyesi tarafından ortaya konduğuna şahit olmadım.</p>
<p><strong>Avrupa’nın Türkiye’ye önem </strong><strong>atfetmesinin nedeni Rusya tehdidi</strong></p>
<p>Tartışmamıza önce bir ülkenin stratejik öneminin bulunduğu mevki nedeniyle kendisine önem atfetmesiyle değil, başkalarının ne yapmak istediğiyle belirlendiğini vurgulayarak başlayalım. Dünya siyasetine yön verenlerin ve komşu ülkelerin dış siyaset hedefleri ve eylemleri, sizin ülkenizin de stratejik önemini belirliyor. Bir dönem önemli telakki edilen bir bölgenin, başka bir dönemde ya da ortamda önemini yitirmesi her zaman mümkündür. Günümüzde Avrupa savunması açısından neden ülkemize önem atfediliyor? Önce bunu sormamız lazım. Avrupa’nın kendi savunması açısından Türkiye’ye önem atfetmesinin altında dostlarımızın Kıta’ya dönük en büyük tehlikenin Rus yayılmacılığı olduğunu düşünmesi yatmaktadır. Avrupa çevrelerinde hakim olan düşünceye göre, şayet Avrupa kendi güvenliğini sağlayacak tedbirleri almayacak olursa, Rusya önce iki savaş arası zaten mülkiyetinde bulundurduğu Baltık ülkelerini topraklarına katarak Baltık Denizi’ne kolayca ulaşacak, ardından da Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, Doğu Avrupa ülkeleri üzerinde hakimiyet kurmaya çalışacaktır. Hatırlanacağı gibi, Soğuk Savaş sırasında NATO savunma planları dahilinde Türkiye ve Norveç’e Sovyetleri bir pense hareketiyle kıstırmak görevi verilmişti. Norveç Kuzey’den Türkiye ise Güney’den Rusya’ya ilerleyecek, böylece Almanya yönünde ilerleyen Sovyet güçleri durdurulmuş veya en azından yavaşlatılmış olacaklardı. Şayet Avrupa savunmasına yön veren temel kavram Rus yayılmacılığı ise, gerçeklerin zaman içinde fazla da değişmediğine hükmetmek gerekecektir.</p>
<p><strong>Avrupa’nın Türkiye ile askeri </strong><strong>iş birliğine yönelmesi mantığa uygun</strong></p>
<p>Tabii, Türkiye’nin Avrupa savunmasında görev üstlenecek bir askeri güç olarak algılanmasında, dolayısıyla bu ülke ile iyi ilişkiler kurulmasının savunulmasında başka değişkenler de rol oynuyor. Bu sütunlarda da daha önce de dile getirildiği gibi, Türkiye NATO içinde Amerika’dan sonra en büyük askeri güce sahip ülkedir ve belki daha da önemlisi, çoğunun askere alınabileceği genç bir erkek nüfusu bulunmaktadır. Bunun yanında nispeten iyi donanımlı olduğu düşünülen ordusunun alanda çatışma tecrübesine de sahip olduğu düşünülmektedir. Türkiye gelişmekte olan ve her gün ortaya koyduklarıyla dostlarını şaşırtan bir silah endüstrisine de sahiptir. Bu endüstri peşpeşe yeni silahlar sergilemekte, genellikle bunları diğer ülkelere nazaran daha düşük maliyetle üretmekte ve satmaktadır. Yıllar içinde hemen hemen tüm Avrupa ülkeleri ordularını küçültmüşler, zorunlu askerlik hizmetini de sona erdirmişlerdir. Kamuoyları genellikle savunma alanına yatırım yapılmasına ve bu alanda büyük harcamaların gerçekleştirilmesine karşıdır. Belki bu ülkeler üretim teknolojilerine sahip olmaya devam ediyorlar ama büyük miktarlarda askeri üretim yapmadıkları gibi, savunma sanayileri de genel olarak gerilemektedir. Bu koşullar karşısında Avrupa ülkelerinin Türkiye ile askeri iş</p>
<p>birliğine yönelmeleri, mevcut ilişkileri iyileştirmeye çalışmaları, mantığa oldukça uygun gözükmektedir.   </p>
<p>Fakat isterseniz başlangıçtaki sorumuza dönelim ve soralım: “Şayet Avrupa ülkeleri Rusya’dan çekinmeselerdi, Türkiye’yi stratejik bakımdan önemli bir aktör olarak görürler miydi?” Bu konuda fazlasıyla mütereddit olduğumu ifade etmek mecburiyetindeyim. Şimdi bir sonraki soruya geçelim. Eğer Rusya yayılmak istiyorsa, acaba yayılmayı istediği istikametler arasında Türkiye de bulunmakta mıdır? Bu soruya, “muhtemeldir” diye cevap verecek olursanız, bu sefer de sormamız gereken soru şu: Bir Avrupa savunma tasavvurunun parçası olmakla, acaba Türkiye de böyle bir düzenin sağladığı caydırıcılıktan da yararlanmıyor mu? Şüphesiz evet. Başka türlü ifade edecek olursak, aynı savunma projesinin içinde yer almakla sadece Avrupa ülkelerinin değil, Türkiye’nin de kazançlı çıkması söz konusudur.</p>
<p>Evet, devam edelim. Acaba Türkiye ve Avrupa’nın aralarındaki iş birliğini savunma alanıyla sınırlamaları ve siyasi bütünleşme yönünde adım atmamaları mümkün müdür? İşbirliğini askeri alanla sınırlamak şüphesiz mümkündür. İşbirliğinin iktisadi iş birliği ile güçlendirilmesi düşünülebilir ama zorunlu olmadığı bir yana, iktisadi ve siyasi bütünleşmeye yol açmasını beklemek için bir neden yoktur. Belki hatırlatmaya bile gerek yok ama Avrupa Birliği bir siyasi ve iktisadi bütünleşme projesidir. Bu projede yer almak isteyen ülkelerin belirli kurallara ve ilkelere uyması istenmektedir. Örneğin, üye ülkelerin demokrasi ile yönetilmesi, bireyin temel haklarına, basın özgürlüğüne, hukuk devletine ve bunun benzeri bir takım ilkelere bağlı olması beklenmektedir. Şüphesiz üye ülkeler arasında ilkelere uymak bakımından farklar bulunmaktadır ama tüm ülkelerde hükümetler serbest ve adil seçimlerle değişebilmektedir. Sonra Avrupa Birliği’ne üye olup da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarını tanımıyorum diye bir ülkeyi tahayyül etmek dahi imkansızdır. İlginçtir ki, bu mahkeme Bir Avrupa kurumu olmakla birlikte, bir Avrupa Birliği kurumu dahi değildir.</p>
<p><strong>AB, karar almakta çok </strong><strong>yavaş hareket ediyor</strong></p>
<p>Avrupa Birliği iktisaden çok güçlü bir dizi ülkeyi bünyesinde barındırmakta, ancak karar almakta çok yavaş hareket etmektedir. Bazen küçük ülkelerin ısrarlı direnmeleri tüm kuruluşun ilerlemesini durdurmakta veya yavaşlatabilmektedir. Eğer Türkiye böyle bir birliğe katılacak olursa, karar alma sürecini hızlandıracak değildir, o da yürürlükte olan düzene uymak mecburiyetinde kalacaktır. Dolayısıyla, Türkiye’nin üyesi olmadığı bir Birlik, dünyada önemli bir yer işgal edemez türünden bir önermeye katılmak için peşinen inandırıcı bir sebep bulmak pek de kolay olmamaktadır.</p>
<p>Mevcut koşullar devam ettiği sürece Avrupa Birliği’nin Türkiye ile iyi ilişkiler yürütmesi sonucunda kazançlı çıkacağı hakkında herhangi bir tereddüt yoktur. Buna karşılık, eğer ülkemiz bu Birlik’e katılmazsa, Birlik’in önemsiz bir kuruluşa dönüşeceğini iddia etmenin de sağlam bir temeli bulunmamaktadır. Türkiye’nin stratejik önemi iddialarını ileri sürerken, stratejik konuma sahip olmanın göreceli ve zaman içinde değişebilen bir kavram olduğunu unutmamalıdır. Eğer Birlik üyeliğine talipsek, o ilkelere uymamız gerekecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/stratejik-konum-uzerinde-fazla-durmamak-lazim-79563</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/3/1280x720/677-1779165758.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Stratejik konum üzerinde fazla durmamak lazım ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dogum-gunun-kutlu-olsun-79562</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğum günün kutlu olsun!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>19 Mayıs 1919, yalnızca bir bağımsızlık mücadelesinin değil; ekonomik, kurumsal ve toplumsal dönüşümün de başlangıcıdır. Gerçek doğum tarihini bilmeyen Atatürk, 19 Mayıs 1919 için “İşte benim doğum günüm” der.</strong></p>
<p>19 Mayıs 1919 siyasal ve ekonomik tarihimizin dönüm noktasıdır.</p>
<p>Samsun’a giden vapur yola çıktığında Osmanlı Devleti az gelişmiş, aşırı borçlu ve Avrupa’nın en düşük okur-yazar oranına sahip ülkesiydi. İşgal altındaydı. Ulaşım altyapısı neredeyse yoktu; anlaşmalarla açık pazar haline getirilmiş, yarı sömürge özellikleri taşıyan bir ülkeydi. </p>
<p>Samsun’a giden vapur yola çıktığında Osmanlı Devleti; az gelişmiş, ağır borç yükü altında ezilen ve Avrupa’nın en düşük okur-yazar oranına sahip ülkelerinden biriydi. İşgal altındaydı. Ulaşım altyapısı yok denecek kadar zayıftı; kapitülasyonlar ve ticari anlaşmalar nedeniyle açık pazara dönüşmüş, yarı sömürge özellikleri taşıyan bir ülkeydi. Savaşların etkisiyle nüfusu hızla azalıyordu, var olan 13 milyonun önemli bir bölümü ise dul ve yetimlerdi.</p>
<p>Bütçe büyük açıklar veriyor, temel ihtiyaçların neredeyse tamamı ithal ediliyordu. Tarım ülkesiydi, nüfusun yüzde 80’i geçimini tarımdan sağlıyordu ama tarım ilkel yöntemlerle yapılıyordu. Sulama sistemi yoktu, tarımda kullanılan hayvanlara savaş nedeniyle el konulmuştu.</p>
<p>İhracat gelirlerini oluşturan tütün, fındık, ipek, pamuk ve zeytinyağı üretimi hızla geriliyordu. Müttefik arayışındaki Osmanlı’nın padişah lütfu ile gümrükleri kaldırmış olması nedeniyle yerli sanayi gelişememişti. Pamuklu ve yünlü dokuma, ipekli kumaşlar, şeker, sabun, tuğla, kiremit, porselen, cam, çatal-bıçak ve hatta un bile ithal ediliyordu. Osmanlı açıklarını kapatmak için sürekli borçlanmak zorunda olan sanayisiz bir toplumdu.</p>
<p>Madenleri ve demiryolları yabancılar tarafından işletilen, deniz taşımacılığı yabancılar tarafından gerçekleştirilen, finans sistemi yabancıların kontrolünde olan ve hatta parası bile yabancı ortaklı Osmanlı Bankası tarafından basılan bir ülkeydi. 1930 yılında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası kuruluncaya kadar da öyle kaldı.</p>
<p><strong>Cumhuriyet’e uzanan büyük </strong><strong>bir dönüşümün ilk adımı</strong></p>
<p>Ülkede dişe dokunur, ele gelir 600 dolayında işletme vardı. Bunların sadece 20- 25’i devlete aitti, geri kalanların önemli bir bölümü yabancıların kontrolündeydi.</p>
<p>Bandırma Vapuru 16 Mayıs 1919’da Galata Rıhtımı’ndan demir aldığında manzara buydu.</p>
<p>Bu nedenle 19 Mayıs 1919, yalnızca Kurtuluş Savaşı’nın başlangıcı değildir. Aynı zamanda çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan büyük dönüşümün ilk adımıdır.</p>
<p>Bugünkü modern Türkiye’nin üzerine kurulu olduğu kurumlar ve kanunlar, Türkiye ekonomisini sırtında taşıyan işletmeler ve tesisler, Türkiye’ye kimliğini kazandıran değerler 19 Mayıs 1919’da Samsun’da başlayan Amasya Genelgesi'nin yayımlanması, Erzurum ve Sivas kongrelerinin toplanması, Meclis’in açılması ve Cumhuriyet’in ilanı ile devam eden sürecin ürünüdür.</p>
<p>Kısacası 19 Mayıs 1919, yalnızca bir bağımsızlık mücadelesinin değil; ekonomik, kurumsal ve toplumsal dönüşümün de başlangıcıdır.</p>
<p>Gerçek doğum tarihini bilmeyen Atatürk, 19 Mayıs 1919 için “İşte benim doğum günüm” der.</p>
<p>Doğum günün kutlu olsun Atam!</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dogum-gunun-kutlu-olsun-79562</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Doğum günün kutlu olsun! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/curumemek-icin-yasalari-dislama-79561</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çürümemek için yasaları dışlama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Çürümeye dair akılda kalmasını istediğim şudur ki çürüme, başladığında durdurulamayacağıdır. Bu yüzden yalnızca senin sağlam olman yetmez, çürüklerden de özenle uzak durman gerekecektir.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Çünkü çürüme, yapıyı bir arada tutan <strong>yasaları</strong> işlevsiz kılar. Başka yasalara itaat edilmeyen yerde çürüme, <strong>tek yasa</strong> olur. Çürümenin çaresi yoktur. <strong>Devrini tamamlayacaktır</strong>. Çürüme bir kez başlamaya görsün, <strong>hükmünü icra edene dek</strong> sürecek ve <strong>bir sonraki yapının gübreliği</strong> olacaktır.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ: Kötü haber</strong>; çürüme başladığında <strong>engellenmiyor</strong> oluşudur da <strong>iyi haber</strong>; bir sonraki yapının <strong>fidanının boy atacağı</strong>, yeni bir geleceğin vaadi olan <strong>gübreliğe</strong> dönüşeceğidir. Toplumu çürüten, bireyler arasındaki <strong>asabiyetin</strong> (<strong>İbni Haldun’un önerisi</strong>) azalmasıdır.</p>
<p><strong>BABALAR VE OĞULLAR </strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM: Kurucu babalar</strong>, değerleriyle vardır ve ülkeyi inşa eder, toplumu var kılarlar. <strong>Oğulları</strong> da babaları kadar olmasa da değerleriyle toplumu güçlendirirler, bayındır kılarlar. Ancak <strong>üçüncü nesil</strong>, torunlar; kurucu babaların değerlerini unutmuş, aralarındaki <strong>dayanışma bağını</strong> zayıflatmışlardır.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Bu dönemde sanat, edebiyat, mimari, estetik gelişir. <strong>Torunların çocukları</strong> ise çürüme neslidir. <strong>Asabiyet yok olmuştur</strong>. Geriye; <strong>bencil</strong>, çıkarcı, <strong>değerlerini yitirmiş</strong>, ahlakı çökertmiş, <strong>hedonist</strong> bir yapı gelmiştir. İşte bu çürüme nesli, <strong>büyük bedeller ödeyecek</strong> ve doğuracağı çocuklar <strong>bir sonraki çağın kurucuları</strong> olacaktır.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Çürümeye dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Çürüme birdenbire mi olur?</em></strong></p>
<p>Çürümenin <strong>4 evreli</strong> devranına dair… <strong>1</strong>- Zor zamanlar, güçlü liderler doğurur; <strong>2</strong>- Güçlü liderler kolay ortamlar üretir; <strong>3</strong>- Kolay ortamlar, zayıf liderler var eder; <strong>4</strong>- Zayıf liderler, zor zamanları geri getirecektir.</p>
<p><strong><em>Zor zamanlar ile çürüme bağlantısı?</em></strong></p>
<p><strong>Liyakati</strong> dışlarsın, <strong>bilen değil bizden</strong> insanlara meyledersin, <strong>terazinin ayarıyla</strong> oynarsın, <strong>devlet malını deniz yemeyeni domuz</strong> diye tanımlarsın, <strong>bal tutan </strong>parmağını yalar, <strong>hukuk gücünü kaybeder.</strong></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>ÇÜRÜK TOPLUM HAPİSHANEYE DÖNÜŞÜR</strong></p>
<p>Çürüme <strong>tepeden</strong> başlar, <strong>tabana</strong> yayılır. Çürüme bir kez tetiklenince, <strong>toplumsal değerler ihlal</strong> edilir. <strong>Demokrasi talebi </strong>yoktur,<strong> imtiyaz talebi </strong>vardır. <strong>Otorite talebi</strong> de yükselir. Ancak otoritenden beklenti, “<strong>çıkar</strong>” olur. Aile bozulur, <strong>değerler yok olunca</strong> aile bireyleri <strong>menfaat yığınlarına</strong> dönüşür.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ÇÜRÜME LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Sosyal çürüme</strong>: Toplumun ahlaki, etik, kültürel değerlerinin zayıflaması, toplumsal bağların kopması</p>
<p><strong>Bencil bireyler</strong>: Toplum bireylerinin aynı ufka bakma yerine şahsi çıkarlarını toplumun önüne koyması</p>
<p><strong>Ahlaksız bürokrat</strong>: Görevini tarafsızlık, liyakat ve etik yerine getirmeyip makamıyla çıkarını kollayan</p>
<p><strong>Kleptokrasi</strong>: Demokrasisi oturmayan toplumlarda yöneticilerin kamu kaynaklarına el koyması</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/curumemek-icin-yasalari-dislama-79561</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/kursu-konusma-siyasetci-politikaci.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çürümemek için yasaları dışlama ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/genclige-hitabe-onlarca-yil-sonrasi-icin-uyari-79560</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gençliğe hitabe; onlarca yıl sonrası için uyarı…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk Harp Okulundan 1902’de teğmen rütbesiyle mezun olduğunda 21 yaşındadır...</p>
<p>Çanakkale zaferini kazandığı 1915'te 34...</p>
<p>Ülke elden gidiyor diyerek kelle koltukta Samsun'a ayak bastığı 1919'da 38...</p>
<p>Türkiye Büyük Millet Meclisini kurduğu 1920’de 39...</p>
<p>Cumhuriyeti ilan ettiği 1923’te 42...</p>
<p>Ve aramızdan ayrıldığı 1938’de 57...</p>
<h2>Siz o yaşlarda ne yapıyordunuz?</h2>
<p>Büyük Önder Atatürk olağanüstü zor şartlarda, 1919’dan itibaren arkasında kendisini destekleyen bir siyasi otorite olması şöyle dursun, yok olmaya yüz tutmuş o otorite tam tersine destek yerine köstek olurken başarmış bütün bunları.</p>
<p>Üç beş dakikanızı ayırın ve düşünün! 30’lu, 40’lı yaşlarda ne yapıyordunuz ya da henüz bu yaşlara gelmemişseniz ne yapacağınızı öngörüyorsunuz?</p>
<p>Örneğin 38 yaşında, Atatürk'ün Samsun'a çıktığı yaşta?</p>
<p>Örneğin 39 yaşında, Atatürk'ün TBMM'yi açtığı yaşta?</p>
<p>Örneğin 42 yaşında, Atatürk'ün Cumhuriyeti ilan ettiği yaşta?</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Tam bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlıkla olur”</span></h2>
<p>Büyük Önder, Türkiye’nin gerçek anlamda özgür, bağımsız ve güçlü bir ülke olabilmesinin temel koşulu olarak ekonomik güçlülüğün önemini hep vurgulamıştır.</p>
<p>Atatürk’ün ekonomiyle ilgili genel yaklaşımını ortaya koyan açıklamalarından küçük bir derleme...</p>
<ul>
<li><strong>Siyasi ve askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsunlar ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa kazanılan zaferler kalıcı olmaz, az zamanda kaybedilir. Ekonomisi zayıf bir millet fakirlikten ve yoksulluktan kurtulamaz, toplumsal ve siyasi felaketlerden yakasını kurtaramaz.”</strong></li>
<li>Yeni Türkiye devleti temellerini süngüyle değil, süngünün de dayandığı ekonomi ile kuracaktır. Yeni Türkiye devleti cihangir bir devlet değil, bir ekonomi devleti olacaktır.</li>
<li><strong>Adli, mali veya askeri kapitülasyonların hiçbirini tanımıyoruz. Kapitülasyonların Türk ulusu için nasıl bir yük olduğunu tanımlayamam. Bunları diğer şekil ve isimler altında gizleyerek bize kabul ettirmeyi başaracaklarının planlayan ve hayal edenler aldanıyor.</strong></li>
<li>Türk tarihi incelenirse bütün yükselme ve gerileme sebeplerinin bir iktisat sorunundan başka bir şey olmadığı anlaşılır.</li>
<li><strong>Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını aramayı alışkanlık haline getirmiş uluslar önce onurlarını, sonra özgürlüklerini, daha sonra da geleceklerini kaybetmeye mahkumdur.</strong></li>
<li>Yolunda yürüyen yolcunun yalnızca ufku görmesi yeterli değildir. Muhakkak ufkun ötesini de görmesi ve bilmesi gerekir.</li>
<li><strong>Türkiye Cumhuriyetinin özellikle bugünkü gençliğine ve yetişmekte olan çocuklarına hitap ediyorum. Batı senden, Türk’ten çok geriydi. Her alanda böyleydi. Eğer bugün Batı teknikte bir üstünlük gösteriyorsa bu kabahat senin değil, senden öncekilerin affedilmez ihmalinin sonucudur.</strong></li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Büyük Önder Atatürk’ten Türk gençliğine...</span></h2>
<p>Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk 15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında tam 36 saat süreyle Kurtuluş Savaşı’nı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecini anlattığı büyük Nutuk’u okur ve Gençliğe Hitabe Nutuk’un son bölümünü oluşturur.</p>
<p>Öyle bir öngörü vardır ki Gençliğe Hitabe’de; doğrusu inanılmaz…</p>
<p><em>Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklâlini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.</em></p>
<p><em>Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin. Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakruzaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.</em></p>
<p><em>Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/genclige-hitabe-onlarca-yil-sonrasi-icin-uyari-79560</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/0/1280x720/kemal-ataturk-1779170629.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gençliğe hitabe; onlarca yıl sonrası için uyarı… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/19-mayis-genclere-duyulan-guvenin-en-guclu-ifadesidir-79559</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 07:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> 19 Mayıs gençlere duyulan güvenin en güçlü ifadesidir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İş dünyası temsilcilerinin 19 Mayıs mesajları...</p>
<p>TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu:</p>
<p><strong>Güçlü Türkiye hedefimize, gençlerimizin enerjisi ve vizyonuyla ulaşacağız</strong></p>
<p>19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı dolayısıyla yaptığı açıklamada, "Atatürk'ün gençliğe armağan ettiği bu anlamlı gün, sadece bir bayram değil, aynı zamanda gençlerimize duyulan güvenin ve geleceğe olan inancın en güçlü ifadesidir. Ülkemizin yarınlarını şekillendirecek olan gençlerimizin, bilimde, teknolojide, üretimde, sporda ve girişimcilikte daha güçlü bir Türkiye için önemli başarılara imza atacağına yürekten inanıyoruz" dedi.</p>
<p>19 Mayıs 1919 tarihinin, Türk milleti için umut ve kararlılığın simgesi olan bir dönüm noktası olduğunu belirten Hisarcıklıoğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"TOBB camiası olarak, gençlerimizin eğitimine, istihdamına ve girişimcilik ekosistemine katılımına destek vermeyi, ülkemizin geleceğine yapılan en değerli yatırım olarak görüyoruz. Güçlü ekonomi ve güçlü Türkiye hedefimize, gençlerimizin enerjisi ve vizyonuyla ulaşacağız. Bu duygu ve düşüncelerle, başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm kahramanlarımızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyor, aziz milletimizin ve geleceğimizin teminatı olan gençlerimizin 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı'nı kutluyorum."</p>
<p>İSO Başkanı Erdal Bahçıvan: </p>
<p><strong>Özgür, güçlü ve çağdaş Türkiye idealinin de başlangıcı olmuştur</strong></p>
<p>"19 Mayıs 1919, Milletimizin bağımsızlık yolculuğunda azim, inanç ve kararlılıkla attığı en güçlü adımlardan biridir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkarak yaktığı “İstiklal Meşalesi”, yalnızca Kurtuluş Savaşımızın değil; özgür, güçlü ve çağdaş Türkiye idealinin de başlangıcı olmuştur. Bu anlamlı günü, geleceğimizin teminatı olan gençlerimize armağan eden Büyük Önder Atatürk’ün vizyonu, her zaman olduğu gibi bizlere yol göstermektedir. Bugün bizlere düşen görev; Cumhuriyetimizin değerlerine sahip çıkan, üreten, çalışan, bilimin ve aklın rehberliğinde ülkemizi daha ileriye taşıyan nesiller yetiştirmektir.</p>
<p>Bu duygu ve düşüncelerle, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, vatanımız için canını feda eden tüm şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyor; gençlerimizin ve aziz milletimizin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı yürekten kutluyorum.</p>
<p>ASO Başkanı Seyit Ardıç:</p>
<p><strong>Ata’mızın gençliğe duyduğu güvenin en güçlü ifadesidir</strong></p>
<p>19 Mayıs 1919; bağımsızlık mücadelemizin ilk adımı, Ata’mızın gençliğe duyduğu sarsılmaz güvenin en güçlü ifadesidir. Geleceğimizin teminatı gençlerimizin azmi ve enerjisiyle yarınlara güvenle bakıyoruz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, İstiklal Mücadelemizin tüm kahramanlarını begging ve şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum. 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun.</p>
<p>EBSO Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar:</p>
<p><strong>Gençlerimizin enerjisi Türkiye’nin üretim merkezi olmasında en büyük gücümüzdür</strong></p>
<p>Esareti kabul etmeyen bir milletin “Ya istiklal ya ölüm” diyerek kaderini değiştirdiği gün olan 19 Mayıs, sadece bir tarihten ibaret değildir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğini gençlerin azmine, çalışkanlığına ve vatan sevgisine emanet etmiştir ki, o gün Samsun’da yakılan bağımsızlık meşalesi, bugün hala yolumuzu aydınlatmaya, geleceğimizi şekillendirmeye devam ediyor.</p>
<p>Cumhuriyetimizin emanetçisi olan gençlerimizin, çağın gerekliliklerine uygun eğitimle donanmış, araştıran, sorgulayan, ahlak ve bilimin ışığında ülkesine fayda sağlayan bireyler olarak yetişmesi, güçlü yarınlarımızın teminatıdır. Sorumluluk bilinciyle donanan her Türk genci, bilim ve teknolojinin rehberliğinde katma değer üreten, güçlenen ve yön veren Türkiye’nin inşasında önemli bir rol üstlenecektir.</p>
<p>Yapay zekânın, dijital dönüşümün ve yeşil sanayinin küresel rekabeti yeniden şekillendirdiği bu çağda; gençlerimizin enerjisi, girişimcilik ruhu ve yenilikçi bakış açıları, ülkemizi geleceğin üretim merkezlerinden biri yapacak en büyük gücümüzdür. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk gençliğine emanet ettiği bu anlamlı günün ışığında, çağdaş değerlerin izinde yürüyen gençlerimizin; enerjileri, girişimcilik ruhu ve yenilikçi bakış açılarıyla, ülkemizi daha güçlü yarınlara taşıyacağına yürekten inanıyoruz.</p>
<p>Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Gürsel Baran:</p>
<p><strong>Gençlerimizin enerjisi, azmi ve vizyonu ile daha güçlü bir konuma ulaşacağız</strong></p>
<p>"Dün olduğu gibi bugün de ekonomik bağımsızlığımızı güçlendirmek, üretimimizi artırmak, ülkemizi daha müreffeh yarınlara taşımak için hep birlikte çalışıyoruz. Gençlerimizin enerjisi, azmi ve vizyonu ile Türkiye'nin her alanda daha güçlü bir konuma ulaşacağına yürekten inanıyoruz. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere silah arkadaşlarını, istiklal mücadelemizin tüm kahramanlarını, aziz şehitlerimizi ve kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyor, milletimizin ve gençlerimizin 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı'nı kutluyor, birlik ve beraberlik içinde nice bayramlar diliyorum"</p>
<p>TÜRMOB Genel Başkanı İrfan Hüseyin Yıldız:</p>
<p><strong>Gençlerimizin, çağdaş, demokratik ve güçlü Türkiye idealini sürdüreceğine olan inancımız tamdır</strong></p>
<p>"19 Mayıs, Türk milletinin bağımsızlık ve özgürlük yolunda gösterdiği kararlılığın, birlik ve beraberlik ruhunun göstergesidir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün gençliğe duyduğu güvenin en güçlü ifadesi olan bu anlamlı gün, aynı zamanda gençlerimize bırakılan büyük bir sorumluluğun da simgesidir. Geleceğimizin teminatı olan gençlerimizin, çağdaş, demokratik ve güçlü Türkiye idealini aynı kararlılıkla sürdüreceğine olan inancımız tamdır. Cumhuriyetimizin temel değerlerine sahip çıkarak ülkemizi daha aydınlık yarınlara taşıyacak olan gençlerimizin ve aziz milletimizin 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı'nı kutluyor, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere tüm şehit ve gazilerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz".</p>
<p>Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken:</p>
<p><strong>Birlik ve beraberlik ruhuyla her türlü zorluğun üstesinden gelecek güçteyiz</strong></p>
<p>Samsun'da yakılan bağımsızlık meşalesi, kurtuluş mücadelesinin en güçlü simgelerinden biridir. Güçlü Türkiye temeli, milli ve manevi değerlerine bağlı genç nesillerle yükselecektir. Aziz milletimiz, geçmişte olduğu gibi bugün de birlik ve beraberlik ruhuyla her türlü zorluğun üstesinden gelecek güçtedir. Başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere tüm şehit ve gazilerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyor, milletimizin ve gençlerimizin 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı'nı kutluyorum".</p>
<p>Ege İhracatçı Birlikleri (EİB) Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk:</p>
<p><strong>19 Mayıs Türk halkının küllerinden doğma iradesidir</strong></p>
<p>19 Mayıs Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal liderliğinde, kötü gidişe dur deme ve yeniden küllerinden doğma iradesidir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Samsun’dan “Manda ve Himaye Kabul Edilemez. Ya İstiklal Ya Ölüm” anlayışıyla yaktığı özgürlük ateşi, savaşların yıprattığı, ekonomik ve sosyal anlamda büyük kayıplar yaşayan bir milletin makus talihini değiştirdi. Cumhuriyetimizin kuruluşuyla birlikte Türkiye; üretimde, sanayileşmede, tarımda, bilimde and dış ticarette büyük bir kalkınma hamlesi gerçekleştirdi.</p>
<p>Bugün önümüzde yeni bir sorumluluk bulunmaktadır. Geleceğimizin teminatı genç nüfusumuzun üretime, istihdama ve ihracata daha güçlü şekilde katılımını sağlamak zorundayız. Çünkü sürdürülebilir kalkınmanın, güçlü ekonominin ve yüksek katma değerli ihracatın en önemli gücü gençlerimizdir. Özellikle dijitalleşme ve yapay zekâ çağında gençlerimizin değişime çok daha hızlı uyum sağlayabilme kabiliyeti, Türkiye’nin geleceği açısından büyük bir avantajdır.</p>
<p>BASİFED Yönetim Kurulu Başkanı Semiha Güneş:</p>
<p><strong>Gençliğin enerjisi Cumhuriyetimizin güvencesidir</strong></p>
<p>19 Mayıs 1919, ulusumuzun bağımsızlık iradesini ortaya koyduğu, Cumhuriyet’e uzanan büyük yürüyüşün ilk adımıdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu anlamlı günü gençliğe armağan etmesi, gençlere duyduğu güvenin ve Türkiye’nin geleceğini onların aklına, emeğine ve cesaretine emanet edişinin en güçlü göstergesidir. Bizler iş dünyası temsilcileri olarak gençlerin çağdaş eğitimle, bilimle, demokrasi kültürüyle ve üretim bilinciyle yetişmesini ülkemizin en temel meselesi olarak görüyoruz. İzmir’in girişimci ruhunu, Cumhuriyet değerleriyle büyüyen genç kuşakların enerjisiyle daha ileriye taşıyacağımıza inanıyoruz. Bu vesileyle başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bize bu ülkeyi emanet edenleri saygı, sevgi ve özlemle anıyorum.</p>
<p>İzmir İş Kadınları Derneği Başkanı Özden Erten:</p>
<p><strong>Gençlerin her alanda güçlü bireyler olmasını desteklemeliyiz</strong></p>
<p>19 Mayıs 1919; yalnızca bir kurtuluş mücadelesinin başlangıcı değil, aynı zamanda çağdaş, bağımsız ve güçlü bir ülke idealinin gençliğe emanet edildiği tarihi bir dönüm noktasıdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkarak yaktığı bağımsızlık meşalesi, aradan geçen yıllara rağmen hâlâ umut, cesaret ve kararlılıkla yolumuzu aydınlamaya devam etmektedir. Bugün bizlere düşen en önemli sorumluluk; Cumhuriyetimizin temel değerlerini koruyarak, gençlerimizin eğitimde, bilimde, teknolojide ve girişimcilikte daha güçlü bireyler olarak yetişmesini desteklemektir. İZİKAD olarak kadınların ve gençlerin ekonomik ve sosyal yaşamda daha etkin rol aldığı, fırsat eşitliğinin güçlendiği bir gelecek için çalışmayı sürdürüyoruz. Başta Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, tüm kurtuluş kahramanlarımızı saygı ve minnetle anıyor; gençlerimizin ve milletimizin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutluyorum.</p>
<p>Ege Genç İş İnsanları Derneği Başkanı M. Kaan Özhelvacı:</p>
<p><strong>Üreten gençlik, güçlü Türkiye</strong></p>
<p>Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkarak başlattığı Millî Mücadele, Cumhuriyetimizin gençliğe duyduğu güvenin ve geleceğe yönelik kurucu vizyonunun en güçlü sembollerinden biri. 19 Mayıs 1919; bağımsızlık meşalesinin yakıldığı, milletimizin yeniden doğuş iradesinin ortaya konduğu ve tam bağımsız Türkiye idealinin temellerinin atıldığı tarihî bir dönüm noktasıdır. Bu anlamlı gün; gençliğin enerjisi, üretim gücü ve yenilikçi bakış açısıyla geleceği inşa etme sorumluluğunu hatırlatıyor. EGİAD olarak, gençliğin potansiyelini açığa çıkarmayı ülkemizin ekonomik bağımsızlığı, rekabet gücü ve sürdürülebilir kalkınması açısından stratejik bir sorumluluk olarak görüyoruz. 1990 yılından bu yana geleceğin lider iş insanlarını yetiştirme misyonuyla; gençlerin fikirlerini hayata geçirebildiği, yetkinliklerini geliştirebildiği ve dönüşüm süreçlerinde aktif rol alabildiği platformlar oluşturuyoruz</p>
<p>Ege Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ESİAD) Başkanı Sibel Zorlu:</p>
<p><strong>Cumhuriyetimizin en büyük gücü; düşünen, sorgulayan, üreten gençlik</strong></p>
<p>19 Mayıs 1919, bir toplumun kendi geleceğine sahip çıkma kararlılığının en somut adımıdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’dan başlattığı ve Cumhuriyet ile taçlanan bu yürüyüş, aradan geçen bir asra rağmen Türk milleti için güncelliğini koruyan bir çağdaşlaşma rehberidir. Cumhuriyetimizin temelinde aklı ve bilimi esas alan; üretimi, kalkınmayı ve toplumsal ilerlemeyi önceleyen bir anlayış bulunmaktadır. Bu anlayışın sürdürülebilmesi ise ancak değişen dünyayı doğru okuyabilen, düşünen, sorgulayan, araştıran ve üreten nesillerle mümkündür.</p>
<p>ESİAD olarak; gençlerin eğitimden girişimciliğe, teknolojiden kültür-sanata kadar her alanda potansiyellerini ortaya koyabilecekleri bir ekosistemin güçlendirilmesini, ülkemizin sürdürülebilir kalkınmasının temel koşullarından biri olarak görüyoruz. Fırsat eşitliğini, özgür düşünceyi ve liyakati destekleyen bir toplumsal yapının, güçlü bir Türkiye’nin vazgeçilmez zemini olduğuna inanıyoruz.</p>
<p>İTB Başkanı Işınsu Kestelli:</p>
<p><strong>Atatürk’ün gösterdiği hedefe emin adımlarla yürümeye devam ediyoruz</strong></p>
<p>19 Mayıs 1919, milletimizin bağımsızlık iradesini kararlılıkla ortaya koyduğu, umudun ve yeniden ayağa kalkışının simgesidir. Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’da yaktığı bu meşale, gençlerimizin azmi, üretim gücü ve geleceğe olan inancıyla bugün de yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor. Günümüz ekonomisi, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik ekseninde yeniden şekilleniyor. Bizler de tarımın yarınlarını korumak için dönüşüme ayak uydurmalı, geleceğimizin en stratejik sektörü olan tarımı, "Yüksek Teknoloji ve Bilim" odaklı bir geleceğe taşımak zorundayız. Bu mücadelemizde, bilinçli, donanımlı ve üretime değer katan gençlerimiz, ülkemizin yarınlarını şekillendirecek en büyük güvencemizdir.</p>
<p>İzmir Atatürk OSB (İAOSB) Cenk Karace:</p>
<p><strong>Vatan sevgisiyle yoğrulmuş büyük bir dirilişin simgesi</strong></p>
<p>19 Mayıs 1919; bağımsızlık meşalesinin yakıldığı, milletimizin kaderini değiştiren tarihi bir dönüm noktasıdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkarak başlattığı kurtuluş mücadelesi, azim, inanç ve vatan sevgisiyle yoğrulmuş büyük bir dirilişin simgesi olmuştur. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu anlamlı günü gençlerimize armağan etmesi, ülkemizin yarınlarına duyduğu güvenin en güçlü göstergesidir. Çünkü gençler; çağdaş, üretken, bilim ve akıl ışığında ilerleyen güçlü Türkiye’nin en büyük teminatıdır.</p>
<p>TÜGİAD Başkanı Gürkan Yıldırım:</p>
<p><strong>Ekonomik bağımsızlığın ve dijital çağın meşalesi gençlerimizin elindedir</strong></p>
<p>19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı vesilesiyle bir mesaj yayınladı. Yıldırım, mesajında tam bağımsız bir Türkiye hedefinin bugün küresel ekonomide güçlü bir aktör olmaktan geçtiğini vurguladı. "107 yıl önce Samsun’da yakılan istiklal meşalesi, bugün genç girişimcilerimizin inovasyon, teknoloji ve üretim vizyonuyla dünyayı aydınlatıyor" dedi. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün küllerinden doğan bir milleti ayağa kaldırmak üzere başlattığı büyük yürüyüşün dönüm noktası olan 19 Mayıs’ın, sadece bir tarih değil, bir ülkenin vizyon belgesi olduğunu belirtti.</p>
<p>Türkiye Belediyeler Birliği ve Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer:</p>
<p><strong>Cumhuriyet ancak gençlerin enerjisi, cesareti ve özgür düşüncesiyle yaşayacak ve yükselecektir</strong></p>
<p>“Mustafa Kemal Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Samsun’a attığı o ilk adım, karanlığa teslim olmayan bir milletin yeniden ayağa kalkışının, bağımsızlığa adanmış bir halkın yüreğinde yanan Kuvayı Milliye ateşinin başlangıcıdır. 19 Mayıs, umudun Anadolu’dan dalga dalga büyüdüğü, esarete karşı özgürlüğün filiz verdiği gündür. Demokratik ve laik Cumhuriyet’in temelleri, milletin azmi ve gençliğin inancıyla o gün atılmış, Cumhuriyet’in yarınları yine gençlerin omuzlarına emanet edilmiştir. Güçlü bir demokrasi ve aydınlık yarınlar için ülkemizin en büyük ihtiyacı; düşünen, sorgulayan, üreten ve bilimin ışığında yürüyen gençlerin önünü açmaktır. Biliyoruz ki; Cumhuriyet ancak gençlerin enerjisiyle, cesaretiyle ve özgür düşüncesiyle yaşayacak ve yükselecektir. Bugün bize düşen 19 Mayıs ruhunu demokrasi, eşitlik, hukukun üstünlüğü ve laik Cumhuriyet temelinde yaşatmaya devam etmektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/19-mayis-genclere-duyulan-guvenin-en-guclu-ifadesidir-79559</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/7/1280x720/is-dunyasindan-19-mayis-mesajlari-gorevimiz-genclige-sahip-cikarak-onunu-acmak-1747574476.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İş dünyası, 19 Mayıs Atatürk&#039;ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı&#039;nı yayınladıkları mesajlarla kutladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bu-19-mayis-sabahinda-gelecegi-nasil-insa-edecegimizi-dusunelim-79558</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu 19 Mayıs sabahında geleceği nasıl inşa edeceğimizi düşünelim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Büyük değişim ve dönüşümler, büyük tehlikeler kadar büyük fırsatlar da yaratır. Dünya genelinde yaşanan büyük dönüşümde değer yaratma zincirinde doğru konumlanarak saygın bir toplum olmayı sürdürmek istiyorsak, zayıf yönlerimizi hızla tasfiye etmeliyiz.</p>
<p>İnsanlık tarihinin değişmez sorunlarından biri de “güçlerin yükselişi ve çöküşü” gerçeğidir. Güçler etki alanı genişledikçe “baskın güç” olma eğilimi de güç kazanır. Baskın güç alan genişlettikçe egemenlik kurulan kitlelerin farklılıkları artar; katmanlaşmalar oluşur ve iç ayrışmalar şiddetlenir; önce zihinsel planda “hakkı yenmişlik” duygusu yakın arkadaşlardan başlayarak yayılır; sonunda “ortak isteğe” dönüşür; kendi “lider kadrolarını” yaratır; iç koşullar oluşup, dış koşullardaki gelişmeler de “destekleyici etki” yaratırsa topluluk ya da toplumlarda yeni arayışın yaşama taşınması eylemlere; uygulamalara; çoğu zaman çatışmalara da dönüşür. Bir önceki “normal koşullar” altüst oluşlar yaşar; toplumsal ilişkilerde çözülmeler hızlanır; ama yeniden örülme süreçleri de kaçınılmaz olarak “yeni normal” arama yolculuğunda yol arkadaşlarını artırmak için çabalar.</p>
<p>Ayşe Zarakol’un Koç Üniversitesi Yayınları arasında çıkan “Yenilgiden sonra/ Doğu Batı ile Yaşamayı Nasıl Öğrendi” kitabı, uluslararası siyaset bağlamında, toplumlarda normal koşulları tanımlayan standartlar, lekelilik, yerleşikler- dışardakiler, kendini savunma pozisyonları gibi oluşumlarda “kuramsal çerçeve” sunulduktan sonra Türkiye, Japonya ve Rusya örnekleriyle tarihsel saha gözlemleriyle kanıtlar üretir.</p>
<p><strong>İÇERDEKİ GÜCÜN ETKİSİ</strong></p>
<p>Ülkemiz ve insanımız odağından baktığımızda, Kurtuluş Savaşı önderlerini motive eden temel gücün ne olduğunu siyaset biliminin iki temel kuramsal çerçevesiyle bakabiliriz: Birisi “sopa-kalkan”, diğeri de “lekeli” olma. Sopa-kalkan ilkesi, bir güç çevresine baskı yaptıkça zayıf olanların iki sopaya bir tahta çıkarak kalkanla kendini savunması, savunmaya geçenlerin çoğalarak egemen gücü yıkmasını anlatır. Siyaset bilimi üzerine yapılmış çok sayıda araştırma, sopa- kalkan ilkesinin aşiretler, topluluklar ve toplumsal örgütlenmeler düzeyinde geçerli olduğunun kanıtlarını sunar. Osmanlı’nın gerileme ve çöküş sürecinde dış güçlerin sürekli baskıları karşısında, toplum önderlerinin kalkan oluşturma çabalarını düşünceden eyleme taşınmasını gözlemleriz. Mustafa Kemal ve arkadaşlarını, onların arkasında yer alan örgütlenmiş güçlerin arayışlarını besleyen etkenlerden biri, imparatorluğun sürekli hırpalanması, toprak kayıpları, imparatorluk topraklarında ulus devletlerin kurulmasıdır. Yönetici elitlerde tedirginliği artırdıkça, kurtuluş ve yeniden ulusu inşa etmenin yol ve yöntemlerini de arayan “iç güçleri” oluşturmuş; yazılı ya da sözlü bir “kurtuluş yol ve yöntemleri” hakkında düşünce birliği de yaratmıştır. Büyük bir imparatorluğun parçalanması, imparatorluk bünyesindeki etnik grupların ulus devletlere dönüşmesi elitleri “lekeli” hale getirmiştir. Burada “lekeli olma” kuramı hakkında ayrıntılı bilgi veremeyiz; dileyen Zarakol’un çalışmalarında kuramın dayandığı varsayımları, sahayla ilgili meta analizleri inceleyerek ayrıntı bilgisine erişebilir.</p>
<p>Bizim çıkardığımız sonucu şöyle özetleyebiliriz: Osmanlı İmparatorluğunun en uzun yüzyılında imparatorluk düzeninin değişmesine, Batı’nın belirleyici gücüne karşı direnen ve kendi yeni normalini yaratacak olan düşünceler yayılmış ve bir “iç güç tabanı” oluşmuştur.</p>
<p>Bu yazınının dayandığı temel varsa yım şöyledir: Bir toplumda iç birlik yaratma - zihni anlamda- eğilimi oluşur; iç güç yaratılırsa, dış gücün büyüklüğü ve kaba gücünün baskınlığı ne olursa olsun onu yenemez.</p>
<p><strong>MUSTAFA KEMAL’DEN HO AMCA’YA</strong></p>
<p>olan 19 Mayıs günüyle ilgili birikimin, içerde yaratılacak gücün dış güçler tarafından yenilemeyeceğinı kanıtlar.</p>
<p>Stephen M. Walt’ın “Büyük güç’ü iç koşullar belirliyor” başlıklı makalesi, iç gücün belirleyici rolünü tarihte çok sayıdaki örneğiyle kanıtlamaya çalışır. Türkiye Cumhuriyeti de o örneklerden biridir; en önemlisidir.</p>
<p>Bir güç kendine sınır çizmezse, kullanılma zamanı iyi belirlenmezse, güç kullanıldıktan sonra kullanıcısına nasıl geri döneceği hesaplanmazsa sopa-kalkan ilkesi işler hale gelir. Lekelenmiş ve ezilmiş toplumlar iç gücünü artırarak direnme potansiyeli yaratır.</p>
<p>Anadolu’nun Kurtuluş Savaşı’nı finanse edecek maddi gücü, ülkeyi işgal etmeye kalkan devletlerin gücüyle karşılaştırılamayacak kadar zayıftı. Aynı şekilde Vietnam’ı işgal eden Fransa ve daha sonra ABD’nın kaba güçleri de Vietnam’ın maddi gücünü fersah fersah aşıyordu.</p>
<p>Mustafa Kemal, Büyük Zafer öncesinde İsmet Paşa’dan cepheye katılanların sayısının, cepheden firar edenlerden, birkaç kat fazla olduğunu öğrenince; iç gücün değerini bilen bir kurmay olarak, “Biz bu savaşı kazandık!” demiş; alınan sonuçla da bu düşüncesi kanıtlanmıştı.</p>
<p>Vietnam’da Ho Şi Minh ve General Giap da, Dien Bien Phu’da Fransızlar’ı, Saygon yakınlarında ABD güçlerini yenmelerini yurttaşlarının zihinlerinde oluşan “kuruluş iradesinin gücüne” dayandırıyordu.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti, yeni bir 100 yıla doğru ilerlerken “iç gücün” sopa-kalkan ve lekelilik koşullarında daha kolay; dış güçlerin gerçek niyetlerinin saklandığı koşullarda daha zor ve özen gerektirdiğini hepimiz bilmeliyiz. Toplumsal ilişkilerde içeride ayrışma ve düşmanlıklar yaratarak; dış güçlerin örtük niyetlerine fırsat oluşturacak boşluklar yaratmamak hayati önemde bir toplumsal sorundur.</p>
<p>Mustafa Kemal ve Ho Amca’nın gösterdiği liderliği gösterecek liderlerin arkasından gitmek için yurttaşlar olarak da sorumluluklarımız vardır. İç gücü oluşturacak, olgunlaştıracak ve çoğaltacak olan yollardan sapanların karşısında durmayı becerirsek; gelecek nesillere borcumuzu ödemiş oluruz.</p>
<p><strong>İÇ TARTIŞMALARI SAPTIRAN ETKENLER</strong></p>
<p>Büyük değişim ve dönüşümler, büyük tehlikeler kadar büyük fırsatlar da yaratır. Dünya genelinde yaşanan büyük dönüşümde değer yaratma zincirinde doğru konumlanarak saygın bir toplum olmayı sürdürmek istiyorsak, zayıf yönlerimizi hızla tasfiye etmeliyiz.</p>
<p>Birincisi, “envanter, veri, net bilgi” konusunda uluslararası toplumların hiç birinden geride kalmamalıyız. Bugünü, 19 Mayıs 1919 günü Samsun’a çıkan liderlerin ve onların arkasındaki gücü oluşturan toplumun bütün katmanlarında yaygın ve derin düşünceyi; yeni bir ülke inşa etme vizyonunu canlı ve diri tutmalıyız. Günün koşullarını iyi değerlendirmeli, vizyon ve misyonumuzu belirlemeli, küçük çıkarlara büyük amaçları feda etmemeliyiz. Kurulmakta olan yeni dünya düzeninde onurlu bir yer edinmenin gerek şartı olan sorgulama merakımızı diri tutarak, veriye dayalı akıl yürütmenin önündeki en küçük engeli bile kaldırarak, belirsiz bir çağda bilinmezlerle yüzleşme özgüvenimizi güçlendirerek ilerleme idealinden asla vazgeçmemeliyiz.</p>
<p>İkincisi, kurumları var eden ve etkili kılanın ilkeler ve kurallar olduğunu bilerek; kurumların gelişmenin ardındaki en önemli gücü oluşturduğunu içselleştirerek; kurumları aşındıran tutum ve davranışlara asla izin vermemeliyiz. İlke, kural ve yasa kadar, kurumların içine hayat katacak olan liyakatli insan konusunu kendimizin, çocuklarımızın ve gelecek nesillerin hakkını kimseye yedirmemeliyiz. Kurumların rasyonel otorite haline gelmelerini engelleyen etkenlerle mücadeleyi sürdürmeliyiz.</p>
<p>Üçüncüsü, asimetrik koşullar yaratan büyük dönüşümde kaynaklarımızı etkin ve verimli değerlendirmemizin araçlarından birinin “proje-odaklı yönetim” olduğunu bilmeliyiz. Proje-odaklı yönetim, her adımın bir fizibilitesinin olması; tahminlerimiz, temennilerimiz ve gerçekleştirdiklerimizi ölçüye dayalı değerlendirilmesini şaşmaz bir görev olarak benimsemeliyiz. Öngördüklerimizle ulaşabildiklerimiz arasındaki makası, yani “deneysel mesafe ayarlarını” ödünsüz sürdürmeliyiz.</p>
<p>Dördüncüsü “kitle hafızasının zayıflığı” üzerine kurulan “popülist ve aşırı pragmatist” eğilimlerin tuzaklarına düşmemeliyiz. Kitle hafızasında boşluklar olabilir; ama tarihin hafızası, günü kurtarma adına toplumun kaynaklarını israf edenlerle ilgili asla ödün vermez. Arşivin belgeseli korkmaz, önyargı tuzaklarına düşmez, ezberler peşinden gitmez, kör inançlara saplanmaz, adalet ve merhameti ihmal etmez.</p>
<p>Beşincisi, başarının temelinde “içteki güç”ün yer aldığını unutmadan; kendimize çeki-düzen vermeliyiz. Vazgeçilmez ideallerimiz ve yaratmak istediğimiz sonuçları dünya genelindeki eğilimlerin fırsatlarını değerlendirme çizgisine oturtmalıyız. Büyük kırılma yaşandığını; yarının dün ve bugünden farklı olacağını; yarının da çok uzaklarda olmadığını hepimiz biliyoruz. O halde şu soruyu kendimize soralım: 19 Mayıs 1919 koşullarını iyi değerlendiren liderler olmasaydı, bugün bulunduğumuz konuma sahip olabilir miydik? Olamayacağımızı düşünüyorsak, bugün oluşmakta olan koşulları iyi okuyan liderler yaratma, onların arkasında kenetlenerek geleceğimizi inşa etmeliyiz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bu-19-mayis-sabahinda-gelecegi-nasil-insa-edecegimizi-dusunelim-79558</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/8/1280x720/19-mayis-1779165216.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bu 19 Mayıs sabahında geleceği nasıl inşa edeceğimizi düşünelim ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yunanlilarla-ticari-iliskiler-tazminat-almaktan-daha-yararli-79557</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 07:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yunanlılarla ticari ilişkiler, tazminat almaktan daha yararlı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>20 MAYIS </strong>1932… ABD’nin o dönemdeki Ankara Büyükelçisi <strong>Charles H. Sherrill, </strong>o gün Cumhurbaşkanı <strong>Mustafa Kemal Atatürk</strong>’e güven mektubunu sunarak göreve başlamıştı.</p>
<p>Başarılı bir sporcu, hukukçu, asker ve diplomat olan <strong>Charles H. Sherrill, </strong>bir yıllık görev döneminde <strong>Atatürk</strong>’le yaptığı görüşmelerden aldığı notları anılarında paylaşmış, dikkat çekici gözlem ve tespitler aktarmıştı. Öncelikle <strong>Atatürk</strong>’ü ve Türkiye’yi şöyle tanımlamıştı:</p>
<ul>
<li><strong>Büyük adamlar yetiştiren bir millet, büyük bir millettir. Bugün devlet adamlığı alanında kendisinden üstün kimse olmayan Mustafa Kemal gibi bir adam pek az yetişir…</strong></li>
</ul>
<p><strong>Sherrill, Atatürk</strong>’ün liderliği ve barış yanlısı tutumu hakkında şunları yazmıştı:</p>
<ul>
<li><strong>Türkiye’ye gelişimde, yabancı bir elçi olarak, muharebe alanlarını ziyaret etmemin uygun olacağını düşündüm. Bunu Türk otoritelerine bildirince aldığım cevap şu oldu:</strong></li>
</ul>
<p>“Cumhurbaşkanı <strong>Mustafa Kemal, </strong>Yunanlılarla bugün mevcut samimi ilişkilerin devamını, bu muharebe meydanlarında kazandığı zaferlerin hatırasını canlandırmaya tercih eder.”</p>
<p><strong>Sherrill, Atatürk</strong>’ün bu yaklaşımının kendisini bir başka örnekte daha da derin etkilediğini belirtmişti:</p>
<ul>
<li><strong>Yunanlılara karşı kazandığı zaferden sonra, Türkiye’nin niçin tazminat almakta ısrar etmediğini öğrenmek isteyince şu cevapla karşılaştım:</strong></li>
</ul>
<p>“Yunanlılarla kurulacak ve artacak ticari ilişkiler, bıktırıcı ve zamanla anlaşmazlığa yol açacak yıllık tazminat alınmasına kıyasla, Türkler için daha yararlı olacaktır.”</p>
<p>Bu iki hikayeden çıkarımını da şöyle paylaşmıştı:</p>
<ul>
<li><strong>Bu iki hikaye, gönülden barışçı olan bir savaş liderinin, Türkiye’nin komşuları ile ilişkilerinde eski devirlerin düşmanlıkları yerine dostluklar kurmayı tercih ettiğini gösterir…</strong></li>
</ul>
<p>Büyükelçi <strong>Sherrill, Atatürk</strong>’ün savaşlara bakışıyla ilgili şu sözüne anılarında özellikle yer vermişti:</p>
<ul>
<li><strong>Gazi bir gün demişti ki: </strong>“Harbin sebeplerini kaldırınız; o zaman harp yaraları iyileşir!</li>
</ul>
<p><strong>Atatürk</strong>’ün bu sözüne aynen katılmıştı:</p>
<ul>
<li><strong>Gazi, pek haklı idi…</strong></li>
</ul>
<p>19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı vesilesiyle masamdaki Tekfen Vakfı’nın hediyesi olan <strong>“365 Gün Atatürk” </strong>takviminin 16, 17, 18, 19, 20 Mayıs tarihli yapraklarına baktım, 20 Mayıs 2026 tarihli takvim yaprağında <strong>“Amerikan Büyükelçisi Sherrill’in Gözünden Atatürk” </strong>başlıklı yazıyı okudum.</p>
<p>19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Biz, Anadolu’ya ideali ve imanı götürüyoruz</span></h2>
<p><strong>“DOKUZUNCU Ordu Mü</strong><strong>f</strong><strong>ettişi” </strong>sıfatıyla Samsun’a tayin edilen <strong>Mustafa Kemal, </strong>beraberinde müfettişlik kadrosunu oluşturan 18 subay ve askeri memurla birlikte 16 Mayıs 1919 akşamüzeri Bandırma vapuruna binerek İstanbul’dan ayrıldı.</p>
<p>İtilaf Devletlerinin koyduğu şartlar gereği vapur, hareketinden kısa süre sonra Kız Kulesi açıklarında durarak kontrol edildi. Yanında bir tercümanla gemiye çıkan İngiliz binbaşı, oldukça uzun kaldı. Arama ve tahkikatın uzaması biraz endişeye yol açtıysa da, sonunda geminin yola çıkmasına izin verildi.</p>
<p>Bandırma Vapuru, düşman zırhlılarının arasından geçerek İstanbul’dan ayrılırken, <strong>Atatürk </strong>arkadaşlarına şu mesajı verdi:</p>
<ul>
<li><strong>Bunlar işte böyle yalnız demire, çeliğe, silah kuvvetine dayanırlar. Bildikleri şey yalnız madde! Bunlar hürriyet uğruna ölmeye karar verenlerin kuvvetini anlayamazlar. Biz Anadolu’ya ne silah, ne cephane götürüyoruz; biz ideali ve imanı götürüyoruz.</strong></li>
</ul>
<p>Tekfen Vakfı’nın <strong>“365 Gün Atatürk” </strong>takviminin 16-17 Mayıs 2026 tarihli yaprağının arka sayfasında <strong>“Atatürk, Samsun’a yola çıktı” </strong>başlıklı bu notlar vardı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Her çeşit sporu milli terbiyenin ana unsuru sayın</span></h2>
<p><strong>19 MAYIS </strong>Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı vesilesiyle Türkiye Tekstil Sanayi İşverenleri Sendikası’nın 2008 yılında Genelkurmay Başkanlığı içerik desteğiyle 15 bin adet bastırıp ücretsiz dağıttığı, <strong>“Atatürk’ün Görüş ve Direktifleri”</strong> kitabının <strong>“Gençlik ve Spor” </strong>bölümünü tekrar okudum.</p>
<p>Bu bölümden Cumhuriyetimizin Kurucusu Ulu Önder <strong>Mustafa Kemal Atatürk</strong>’ün gençlere yönelik şu mesajlarının altını yeniden çizdim:</p>
<ul>
<li><strong>Sayın gençler, hayat mücadeleden ibarettir. Bundan dolayı hayatta yalnız iki şey vardır. Galip olmak </strong>(kazanmak), <strong>mağlup olmak </strong>(yenilmek). <strong>Türk gençliğine bıraktığımız vicdani emanet, yalnız ve daima galip olmaktır.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Milletin yükselme neden ve şartları için yapılacak şeylerde, atılacak adımlarda kesinlikle tereddüt etmeyin. Milleti o yükselme noktasına götürmek için dikilecek engellere hep birlikte mani olacağız. </strong>(1923)</p>
<ul>
<li><strong>Her çeşit spor faaliyetlerini, Türk gençliğinin milli terbiyesinin ana unsurlarından saymak lazımdır. Bu işte, hükümetin çok ciddi ve dikkatli davranması, Türk gençliğini spor bakımından da, milli heyecan içinde özenle yetiştirmesi önemli tutulmalıdır. </strong>(1937)</li>
<li><strong>Türk sosyal bünyesinde spor hareketlerini düzenlemekle görevli olanlar, Türk çocuklarının spor hayatını yükseltmeyi düşünürken, sadece gösteriş için herhangi bir müsabaka kazanmak emeliyle bir spor politikası oluşturmazlar.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Asıl amaç, bütün her yaştaki Türkler için beden eğitimini sağlamaktır. Atalarımız, </strong>“Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur” <strong>sözünü boşuna söylememişlerdir. </strong>(1937)</p>
<ul>
<li><strong>Her yarışmada arkalarında Türk milletinin bulunduğunu ve milletin şerefini düşünmelerini, Türk sporcularına meslek kuralı olarak belirliyorum. </strong>(1931)</li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Gel de hüzünlenme…</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0be49cd536b-1779164316.png" alt="" width="800" height="367" /></span><strong>BU </strong>yazıda sözü önce <strong>Ertuğrul Özkök</strong>’e, daha doğrusu 15 Mayıs 2026 günü yayınlanan yazısından bazı alıntılara bırakıyorum:</p>
<ul>
<li><strong>Bu video geçtiğimiz günlerde Ankara’da çekildi… İlk bakışta insana, görevini tamamladıktan sonra hurdacıların eline terkedilen görkemli bir transatlantiğin son yolculuğu gibi görünüyor.</strong></li>
<li><strong>Bir </strong>“amiral gemisi”<strong>nin hurdacıların elindeki vedası. Adı neredeyse Cumhuriyet tarihi ile özdeşleşmiş bir </strong>“amiral gemisi”<strong>nin hikayesi bu…</strong></li>
<li><strong>Hürriyet’in elindeki son büyük baskı tesisi olan </strong>“Ankara Matbaası” <strong>kapatıldı. Baskı makinaları satışa çıkarıldı. Mısırlı bir şirket ilgilendi ama almadı. Bunun üzerine hurdacıya satıldı.</strong></li>
<li><strong>Bir dönemin en etkili medya aracının yok oluşu, bu dönemin en etkili yeni medya aracı (cep telefonu) ile görüntülenmiş. Gelen medya giden medyanın cenaze törenini belgeliyor adeta…</strong></li>
<li><strong>Bir veda videosu bu ama seyrettiğimiz sembolik g</strong><strong>ö</strong><strong>rüntü sadece </strong>“Hürriyet’in sonunu” <strong>göstermiyor bize. Aynı zamanda </strong>“eski medya”<strong>nın sembolik sonunu anlatıyor. O nedenle daha da hüzün verici bir manası var.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Ertuğrul Özkök, </strong>yazısının bu bölümünde Ankara Matbaası’nın 28 Eylül 1997’deki açılış gününe döndü:</p>
<ul>
<li><strong>Aydın Doğan,1994 yılında Hürriyet’i satın aldıktan sonra müthiş bir altyapı yatırımına başlamıştı. İstanbul Halkalı, İzmir ve Ankara tesisleri göz kamaştırıcı bir şekilde yenilendi. Türk basınının ve Hürriyet’in altın yıllarıydı.</strong></li>
</ul>
<p>Tekrar video görüntüsünü yorumlamaya odaklandı:</p>
<ul>
<li><strong>Geriden gelen kaynak sesleri bize hangi hikayeyi anlatıyor? Gururlu bir transatlantiğin, hurdacılar tarafından paramparça edilişini içiniz sızlayarak seyrediyorsunuz.</strong></li>
<li><strong>Hurdacıların elinde paramparça edilen bu makinalar kağıdın da sonu ama hikaye sadece bu değil. Geleneksel medyanın sonunu anlatıyor bu video. Bir zamanlar </strong>“Merkez Medya” <strong>dediğimiz </strong>“herkese seslenen” <strong>medyanın sonudur bu sahne. Kağıt gazetenin de sonudur…</strong></li>
</ul>
<p><strong>Özkök, </strong>yazının bu bölümünde <strong>“klasik medyanın artık öldüğünü” </strong>savundu:</p>
<ul>
<li><strong>New York Times gibi gazeteler günün teknolojik gelişimine ayak uydurup, djital dönüşümünü gerçekleştirerek hayatlarını sürdürürken, klasik Türk medyası ne yazık ki bir </strong>“Kafka Romanı” <strong>haline gelmiştir…</strong></li>
</ul>
<p>Köklü bir zihniyet değişikliği olmadan yola devam edilemeyeceğini vurguladı:</p>
<ul>
<li><strong>Peki bizler, bu ülkenin insanları bu hazin manzaraya bakıp ne hissetmeliyiz? Üzülmeli, kahrolmalı mıyız? Hayır, sakın, asla üzülmeyin. Hayatın doğal akışıdır bu…</strong></li>
<li><strong>Artık karşımızda yepyeni bir medya var. Patronsuz, baskı makinasız, dev tesislere sahip olmayan, </strong>“amiral gemisi” <strong>değil, motoru güçlü, hızlı küçük teknelerden ibaret yeni, yepyeni bir filodur ufukta görünen…</strong></li>
<li><strong>Ve bu video bize her gün </strong>“Bir tek kişinin” <strong>bile ne kadar güçlü olabileceğini anlatan yepyeni bir medya hikayesi yazıyor. O nedenle videoya bakıp derin bir </strong>“ahh” <strong>çekmenin hiç manası yok. Bugün cep telefonu, hurdacının parçaladığından daha büyük bir matbaa.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Ertuğrul Özkök</strong>’ün yazısını okuyunca kendisine şu mesajı gönderdim:</p>
<ul>
<li><strong>Yolu Hürriyet’ten geçen birçok meslektaşımız </strong>“tek kişilik medya” <strong>düzenine çoktan uyum sağlamış durumda. Mesleğimin 48’inci yılındayım. Bunun 30 yılı, iki dönem halinde Hürriyet’te geçti. O 30 yıl, evimden çok o binalarda zaman geçirdim, sabahladım.</strong></li>
<li><strong>Şimdi o videoyu izlerken hüzünlenmemek, ağlamamak mümkün mü?</strong></li>
</ul>
<p>Gel de hüzünlenme…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yunanlilarla-ticari-iliskiler-tazminat-almaktan-daha-yararli-79557</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/7/1280x720/ataturk-ve-cocuk-1779164335.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yunanlılarla ticari ilişkiler, tazminat almaktan daha yararlı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/altin-senaryolarinda-revizyon-79556</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 07:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Altın senaryolarında revizyon</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a0be25e0f149-1779163742.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Orta Doğu’daki savaşın enerji piyasalarında yarattığı şok, altın piyasasında da sert bir yön değişimine neden oldu. Son haftalarda artan tahvil faizleri, güçlenen dolar ve yeniden yükselen enflasyon beklentileri değerli metaller üzerinde baskı yaratıyor ancak piyasa oyuncuları kısa vadeli satışların uzun vadeli görünümü tamamen bozmadığı görüşünde.</p>
<p>Altın geçen hafta yaklaşık yüzde 4 değer kaybederken haftaya ons fiyat yeniden 4.550 doların altında başladı. Özellikle ABD’de beklentilerin üzerinde gelen enflasyon verileri, Fed’in faiz indirimlerini öteleyeceği hatta yıl sonuna doğru yeniden faiz artırabileceği beklentilerini güçlendirdi. Bu tablo, faiz getirisi olmayan altın için kısa vadede olumsuz bir zemin oluşturdu Savaşın başından bu yana ons fiyat yüzde 14 düştü. Ancak piyasanın dikkat çekici tarafı, büyük aracı kurumların aşağı yönlü revizyonlara rağmen uzun vadeli iyimserliklerini koruması oldu. Bankalar, enerji fiyatlarındaki yükselişin orta vadede küresel enflasyonu kalıcı hale getirebileceğini, bunun da merkez bankalarının rezerv çeşitlendirme eğilimini artırabileceğini düşünüyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0be3315c991-1779163953.png" alt="" width="376" height="507" /></p>
<h2>“Kara dönem geçici olabilir” </h2>
<p>JPMorgan, yatırımcı ilgisinin “neredeyse tamamen kuruduğunu” belirterek 2026 yılı ortalama altın fiyat tahminini 5.708 dolardan 5.243 dolara çekti. Buna rağmen banka, yılın ikinci yarısından itibaren yatırım talebinin yeniden toparlanacağını düşünüyor. Banka “orta vadeli boğa senaryosunun bozulmadığını” belirtip 2026’nın ikinci yarısında ons altının yeniden 6.000 dolar seviyesine yaklaşabileceğini öngörüyor.</p>
<h2>Merkez bankaları kritik rol oynuyor </h2>
<p>Goldman Sachs da piyasadaki kısa vadeli zayıflığa rağmen altın konusunda pozitif görüşünü koruyan kurumlar arasında yer aldı. Banka, 2026’d merkez bankalarının aylık ortalama 60 ton civarında altın alımı yapabileceğini tahmin etti ve altın fiyatları için 2026 yıl sonu için ons başına 5.400 dolarlık hedefini yineledi.</p>
<h2>Güçlü dolar altını baskılıyor</h2>
<p>Altının önündeki en büyük kısa vadeli engel ise ABD faizleri olmaya devam ediyor. Petrol fiyatlarındaki yükselişin küresel enflasyonu beslemesi, Fed’in daha uzun süre yüksek faiz politikası uygulayabileceği beklentisini güçlendirdi. Bu durum doları destekliyor.</p>
<p>Buna karşın piyasada genel görüş, enerji krizinin derinleşmesi halinde altının yeniden güçlü bir güvenli liman işlevi görebileceği yönünde. Zira enerji fiyatlarındaki yükselişin küresel büyümeyi baskılaması halinde merkez bankalarının yeniden rezerv güvenliğine odaklanabileceği belirtiliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İran savaşı platin piyasasında dengeleri sarstı</span></h2>
<p>İran savaşıyla birlikte yatırımcıların nakit ihtiyacı nedeniyle değerli metallerden çıkış yapması, platin piyasasında altı çeyrek sonra ilk kez arz fazlası yarattı. Savaşın patlak verdiği 28 Şubat’tan bu yana platini ons ons fi yatı yüzde 16’dan fazla gerileyerek 1.985 dolara gevşedi. Dünya Platin Yatırım Konseyi’ne (WPIC) göre piyasa, yılın ilk çeyreğinde 268 bin ons fazla verdi. Geçen yılın aynı döneminde ise 658 bin ons açık bulunuyordu. Talep tarafında yatırım çıkışları belirleyici oldu. İlk çeyrekte platin talebi yüzde 31 düşüşle 1,5 milyon onsa gerilerken, ETF ve yatırım fonlarından yaklaşık 225 bin ons çıkış gerçekleşti. Mücevher ve otomotiv sektörlerindeki zayıflama da düşüşü hızlandırdı. Buna rağmen WPIC, 2026’nın tamamında piyasanın yeniden açık vereceğini düşünüyor. Kurum, yıllık arz açığı tahminini 240 bin onstan 297 bin onsa yükseltti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/altin-senaryolarinda-revizyon-79556</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/6/1280x720/dolaraltin-gold-1779164059.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Jeopolitik baskı, güçlü dolar ve yüksek faiz beklentileri altını sarstı; ancak bankalar 2026 için halen 5.0 00 doların üzerindeki senaryoları masada tutuyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayi-istihdami-45-yil-geriye-gitti-79555</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 07:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayi istihdamı 4,5 yıl geriye gitti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Erken sanayisizleşme tehdidiyle karşı karşıya olan Türkiye’de, ücretli çalışan verileri de alarm veriyor. Sanayi istihdamı martta 132 bin 320 kişi gerileyerek 4 milyon 740 bine indi, 4 yılın gerisine düştü. İstihdamın yönünü sabitlediği ticaret ve hizmetlerde ise istihdam 9 milyonu aştı; deprem konutlarının da etkisiyle inşaatta da ücretli çalışan sayısı yüksek seyrini sürdürerek martta 1 milyon 847 bin oldu. Yanı sıra, sanayi sektöründe istihdam edilenlerin toplam içindeki payı Kasım 2021’den bu yana 3,6 puan azalarak yüzde 30’a geriledi. Veriler, Türkiye’de istihdam yapısının sanayi gibi katma değerli ve kalıcı alanlardan, dönemsel ve hizmet ağırlıklı sektörlere doğru hızla evrildiğini gösteriyor. Sanayi istihdamı 52 ayın gerisine düşerken, ticaret-hizmet ve kamu yatırımlarıyla desteklenen inşaatın toplamda 10,8 milyondan fazla ücretli çalışanı sırtlaması, ekonomideki yapısal dönüşümün ve ‘erken sanayisizleşme’ riskinin en somut göstergesi olarak öne çıkıyor.</p>
<p>TÜİK’in mart ayına ilişkin açıkladığı Ücretli Çalışan İstatistikleri’ne göre; sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı Mart 2026’da bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 1,8 artarak, 15 milyon 601 bin 250 kişiye ulaştı. Ücretli çalışanların sektörel dağılımına bakıldığında ise tablo üretimdeki erozyonu gözler önüne serdi. Mart 2025 itibarıyla ücretli çalışan sayısı yıllık olarak sanayi sektöründe yüzde 2,7 azalırken, inşaat sektöründe yüzde 6,4; ticaret- hizmet sektöründe ise yüzde 3,5 arttı.</p>
<h2>Son 20 aydır düşüş sürüyor </h2>
<p>Sanayi istihdamına daha yakından mercek tutulduğunda, ücretli çalışan sayısında son 20 aydır yani Ağustos 2024’ten bu yana yıllık bazda düşüş görülüyor. Sanayide ücretli çalışan sayısı Mart 2026 itibarıyla 4 milyon 740 bin 622’ye inerken, Kasım 2021’den bu yana en düşük seviyeye görmüş oldu. Türkiye’nin hem üretimde hem ihracatta öne çıkan sektörlerinde de durum çok iç açıcı değil. Bu sektörlerdeki çalışan istatistiklerinin tarihsel seyrine bakıldığında kritik seviyeler dikkat çekiyor.</p>
<p>Buna göre, sektörel olarak Türkiye’de en fazla ücretli çalışan 578 bin 841 ile gıda ürünlerinin imalatında yer alırken, geçen ay itibarıyla bu sektörde ücretli çalışan sayısı yıllık bazda yüzde 2,9 arttı. Nisan 2025’te birincilik tahtını gıda ürünlerine kaptıran giyim eşyalarının imalatında istihdam erimeye devam ediyor. Mart ayı itibarıyla sektördeki istihdam kaybı yıllık yüzde 10,1’e ulaşırken, ücretli çalışan sayısı 510 bin 297’ye düştü. Tekstil ürünlerinin imalatında da ücretli çalışan sayısı yüzde 9,2 gerileyerek 408 bin 796’ya ulaştı.</p>
<h2>İhracatçı sektörlerde de kayıp çok </h2>
<p>En fazla istihdam yaratan dördüncü sektör konumundaki fabrikasyon metal ürünlerin imalatında ücretli çalışan sayısı geçen ay yıllık bazda sınırlı artış göstererek yüzde 0,1 arttı, 408 bin 224’ü gördü. En fazla ücretli çalışanın yer aldığı beşinci sektör olan ‘başka yerde sınıflandırılmış makine ve ekipmanları imalatı’nda ücretli çalışan sayısı Haziran 2025 itibarıyla 300 binin altına inerken, mart 2026 itibarıyla 290 bin 156’ya geriledi. Böylece ücretli çalışanda 2022 yılı seviyeleri görülmüş oldu.</p>
<p>Yanı sıra Türkiye’nin ihracat lideri sektörü olan otomotivde de istihdam verileri korkutuyor. Buna göre, Mart 2026’da motorlu kara taşıtı, treyler ve yarı treyler imalatında çalışan ücretlilerin sayısı yıllık bazda yüzde 2,9 gerileyerek 234 bin 460’a düştü. Böylece veriler, Şubat 2023’ten bu yana en düşük seviyenin görüldüğüne işaret etti. Yine Türkiye’nin bir diğer büyük ihracatçı sektörü olan kauçuk ve plastik ürünlerin imalatında da benzer bir tablo ortaya çıktı. Bu sektörde ücretli çalışan sayısı aynı dönemde yüzde 2,8 gerileyerek 557 bin 338’e indi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sanayiden çıkan ‘hizmet’e gitti</span></h2>
<p>Sanayide yaşanan kan kaybına karşın, Türkiye ekonomisinde istihdamın ağırlık merkezi ticaret, hizmet ve inşaat sektörlerine kaymaya devam ediyor. Ekonominin lokomotif istihdam alanı haline gelen ticaret ve hizmet sektörlerinde ücretli çalışan sayısı mart ayında 9 milyon 13 bin 88 kişiye ulaştı. Sektördeki ücretli çalışan sayısı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 3,45 artış gösterdi. Ticaret-hizmet alt grubunun sadece ‘ticaret’ (toptan ve perakende) ayağı incelendiğinde ise buradaki çalışan sayısının 3 milyon 469 bin 247 kişiye ulaştığı ve yıllık büyümesinin yüzde 2,74 olduğu görülüyor. Sanayideki daralmaya taban tabana zıt bir grafik çizen bir diğer sektör ise inşaat oldu. Yüksek faiz ortamı ve genel ekonomik yavaşlamaya rağmen, bölgedeki deprem konutlarının yapımının da güçlü etkisiyle şantiyeler istihdam deposu olmayı sürdürüyor. Mart 2026 itibarıyla inşaat sektöründe ücretli çalışan sayısı 1 milyon 847 bin 540 kişiye ulaştı. Sektördeki istihdam artışı, yıllık bazda yüzde 6,45 gibi yüksek bir oranda gerçekleşerek dikkat çekti. Büyük ölçüde konut projelerini ve deprem bölgesindeki imar faaliyetlerini içeren ‘bina inşaatı’ alt kırılımında çalışan sayısı yıllık yüzde 7,30 artışla 1 milyon 206 bin 324 kişiye yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayi-istihdami-45-yil-geriye-gitti-79555</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/5/1280x720/sanayi-1779163602.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üretim çarklarında yavaşlama ve ‘erken sanayisizleşme’ tehlikesi istihdam verilerine de yansıdı. Sanayide ücretli çalışan sayısı 1 yılda 132 binden fazla azalarak 4,7 milyona geriledi ve Kasım 2021&#039;den bu yana en düşük seviyesini gördü. Üretimdeki kan kaybına karşın, ticaret-hizmet ve deprem konutlarının ivme kazandırdığı inşaat, toplamda 10,8 milyonu aşkın çalışanı sırtladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ebubekir-sahin-yerli-ve-milli-haberlesme-cihazi-uretimi-kirmizi-cizgimizdir-79590</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ebubekir Şahin: Teknolojide dışa bağımlılığı azaltacak çalışmalarımız aralıksız sürecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Telekom'un, savunma sanayisi ve ileri teknoloji alanındaki mühendislik gücüyle öne çıkan ASELSAN ile teknolojideki dışa bağımlılığı azaltmak ve yerli teknoloji ekosistemini güçlendirmek amacıyla stratejik iş birliğine imza attığı bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre Türk Telekom, yerli akıllı telefonlar, kullanıcı cihazları ile yerli haberleşme ekipmanlarının donanım ve yazılımlarını geliştirmek üzere ekosistemin güçlü oyuncularından ASELSAN ile güçlerini birleştirdi.</p>
<p>Kurulan iş birliği, haberleşme teknolojilerinde yerli ve milli üretimin payını en üst seviyeye taşımayı amaçlıyor.</p>
<p>Türk Telekom CEO'su Ebubekir Şahin, Aselsan CEO'su Ahmet Akyol, Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Gürsel Baran ve Türk Dünyası İş Konseyi Başkanı Aydın Erkoç'un katılımlarıyla kamu ve özel sektörün güçlü temsilcilerini bir araya getiren toplantıda, yerli ve milli haberleşme cihazı projesinin hayata geçirilmesi için ilk adımlar atılarak yol haritası belirlendi.</p>
<p><strong>"Türkiye'nin geleceğini tasarlayan bir teknoloji şirketiyiz"</strong></p>
<p>Ebubekir Şahin, yeni dönemde teknolojiyi sadece tüketen değil, üreten ve ihraç eden bir vizyonla hareket ettiklerini vurguladı.</p>
<p>Dijital dönüşümde, yenilikçi yerli ve milli ürünler, projeler geliştirmeyi milli sorumluluk olarak ana odak noktalarında tuttuklarını aktaran Şahin, "Ülkemizin küresel teknoloji alanındaki rekabet gücünü artıracak, yerli ve milli haberleşme cihazı üretimi de bu anlamda kırmızı çizgimizdir." ifadesini kullandı.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "dijitalleşme" ve "yerlileşme" vizyonu doğrultusunda kıymetli bir işbirliğine imza attıklarını belirten Şahin, "Bu güçlü birliktelik sayesinde yerli ve milli cihaz projemizin yol haritası belirlendi ve hayata geçmesi için ilk somut adımları atıldı. Türkiye'nin teknolojide dışa bağımlılığını azaltacak ve teknolojiye dayalı geleceğini şekillendirecek çalışmalarımız aralıksız devam edecek." değerlendirmelerinde bulundu.</p>
<p>Türk Telekom'un yerli ürünlerinin dünyanın çeşitli ülkelerinde kullandığına dikkati çeken Şahin, yalnızca bir telekomünikasyon şirketi değil aynı zamanda Türkiye'nin geleceğini tasarlayan bir teknoloji şirketi olduklarını vurguladı.</p>
<p>İştiraklerinden Argela ve Netsia'nın ileri teknolojiler alanındaki 70'i aşkın uluslararası patenti olduğunu anımsatan Şahin, şöyle devam etti:</p>
<p>"Bu konudaki inovasyon gücümüzün en büyük kanıtıdır. Dünyanın dev teknoloji şirketleriyle yaptığımız stratejik anlaşmalar bölgesel gücümüzü pekiştiriyor. Uluslararası ortaklarımızdan Net Insight ile birlikte geliştirdiğimiz senkronizasyon ürünümüzü ticarileştirmeyi başardık. Yine mühendislerimizin özverili çalışmalarıyla ortaya çıkan Open Ran çözümlerimiz, RIC ve SEBA ürünlerimiz hem kendi bünyemizde hem de dünyanın dört bir yanında aktif olarak kullanılıyor. Sektörümüzün en büyük yatırımcılarından biri olarak altyapı hamlelerimiz ve AR-GE çalışmalarımız, ülkemizin dijital geleceğini yerli ve milli imkanlarla inşa etme vizyonumuzda büyük önem taşıyor."</p>
<p><strong>"Kuruluş felsefemizde askeri haberleşme cihazlarını yerli olarak üretmek var"</strong></p>
<p>ASELSAN CEO'su Ahmet Akyol da Türkiye'nin savunma sanayisinde yakaladığı ileri teknoloji ivmesinin sivil alanlarda da kullanılmasının önemine dikkati çekti.</p>
<p>ASELSAN'ın ilk faaliyet alanının haberleşme olduğunu, kuruluş felsefelerinde askeri haberleşme cihazlarını yerli olarak üretmenin var olduğunu aktaran Akyol, bugüne kadar 1 milyondan fazla haberleşme sistemini üreterek sahaya sunduklarının bilgisini paylaştı.</p>
<p>Akyol, "Emniyet ve Jandarma Teşkilatımız için hayata geçirdiğimiz JEMUS ve KETUM projeleriyle Türkiye’nin tamamında kritik iletişim altyapıları kurduk." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Son dönemde dünyada yaşanan çatışmaların, haberleşme altyapısı ve cihazlarının sadece bir teknoloji unsuru olmadığını, güvenlik açısından da sahadaki en kritik yeteneklerden biri olduğunu gösterdiğine işaret eden Akyol, şunları kaydetti:</p>
<p>"ASELSAN, haberleşme teknolojilerinde sahip olduğu saha tecrübesi, üretim kapasitesi ve kritik altyapı kurma yetkinliği ile bu ekosistemin doğal ve güçlü bir parçasıdır. Başta haberleşme olmak üzere bu gibi millileştirme projelerinin ASELSAN olarak her zaman destekçisiyiz. Yarım asrı aşan tarihimiz ve haberleşme sistemleri alanındaki köklü birikim ve kapasitemizle devletimiz ve milletimize hizmet etmeye devam edeceğiz."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ebubekir-sahin-yerli-ve-milli-haberlesme-cihazi-uretimi-kirmizi-cizgimizdir-79590</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/0/1280x720/67-1779178083.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ASELSAN ile yapılan iş birliği anlaşması hakkında, &quot;Yenilikçi yerli ve milli ürünler, projeler geliştirmeyi milli sorumluluk olarak ana odak noktamızda tutuyoruz. Ülkemizin küresel teknoloji alanındaki rekabet gücünü artıracak, yerli ve milli haberleşme cihazı üretimi de bu anlamda kırmızı çizgimizdir.&quot; diyen Türk Telekom CEO&#039;su Ebubekir Şahin, teknolojide dışa bağımlılığı azaltacak çalışmaların aralıksız süreceğini vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/genc-tasarimcilar-perakende-dunyasina-dinamik-ve-islevsel-yeni-bakis-acilari-getiriyor-79569</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Genç tasarımcılar perakende dünyasına dinamik ve işlevsel yeni  bakış açıları getiriyor </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ülkemizin en köklü perakende markalarından Mudo ve Boyner genç tasarımcılarla iş birlikleri yaparak özel koleksiyonlarla fark yaratıyorlar. Geçtiğimiz hafta güzel bir bir tesadüfle her iki markanın yeni projelerinin lansman etkinliklerine katıldım. Genç tasarımcıların enerjisine ve heyecanına tanık oldum. </p>
<p>İlk toplantı Maslak’taki Mudo Home binasındaydı. Mutfak, ev tekstili, dekorasyon ve hediyelik ürünlerini Mudo Home çatısı altında toplayan Mudo, bu değişimin ilk çalışmalarından birini tasarımcıları sürecin merkezine alan ve yerli üretimi desteklemeyi amaçlayan “Mudo Home BİRLİKTE” projesi ile yapmış. </p>
<p>Proje ortağı olarak ülkemizde tasarımın uluslararası standartlara ulaşması ve yenilikçi bir anlayışla gelişmesinde önemli rol üstlenen İDEALİST Tasarım Derneği’ni seçmiş. </p>
<p>Mudo Concept Genel Müdürü Serhat Ünverdi ve İDEALİST Tasarım Derneği Direktörü Aynur Yılmaz’ın verdiği bilgiye göre,  “BİRLİKTE” adı verilen proje, İDEALİST Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Toner, Başkan Yardımcısı Hakan Helvacıoğlu, Dernek Direktörü Aynur Yılmaz ve Mudo yöneticileri ile birlikte tasarlandı. Bu doğrultuda farklı bölgelerdeki genç tasarımcılara gönderilen proje davet mektubunun ardından, İDEALİST Kurucu Divan Kurulu Üyeleri Arif Özden, Atilla Kuzu, Tanju Özelgin ile Mudo Concept Genel Müdürü Serhat Ünverdi ile Kategori ve Satış Direktörü Duygu Özgündüz’den oluşan seçici kurul tarafından değerlendirilen 7 tasarımcının 38 özgün eseri belirlendi. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0bee938a594-1779166867.png" alt="" width="700" height="469" />Adem Önalan: Pla; Bilge Nur Saltık: Strata; Buket Hoşcan Bazman: Duo; Gürcan Bulut: Bo; Mehmet Birtane: Natamam; Merve &amp; Fatih Kır: Stone Terra, Oru Vessel; Duo: Ginkgo imzalı, bardaklardan şamdanlara, dekoratif objelerden mumlara uzanan bu özel seçki Mudo Home mağazalarında, Mudo mobil uygulama ve mudo.com.tr üzerinden satışa sunuluyor.</p>
<p><strong>Hedef tasarımın değerini görünür kılarak ekosistemi büyütmek</strong></p>
<p>Birlikte adı verilen projenin tanıtımında konuşan  Mudo Concept Genel Müdürü Serhat Ünverdi, projeyle tasarımın değerini daha görünür kılmak ve bu ekosistemi büyütmeyi amaçladıklarını ifade etti.  Tüketicilerin artık fiyatın ötesine geçerek; ürünün arkasındaki hikâyeye, tasarıma ve değere odaklandığını belirterek, estetik, kalite, işçilik ve uzun ömürlülüğün talep edildiğine dikkat çekerek;</p>
<p>“<em>Tasarımcı, tasarım dünyasını yönlendiren yapılar, perakende ve müşteri arasında sürdürülebilir bir yapı kurmak için çalışıyoruz. Tasarım odaklı yaklaşımımızla; ürünlerin görünürlüğünü artıran, kreatif endüstride karşılıklı diyalogla gelişen ve etkileşime açık, nitelikli iş birlikleri yaratmayı sürdüreceğiz</em>.”dedi</p>
<p><strong>İDEALİST mimarlık ve iç mimarlık alanında üretim yapan profesyonelleri bir araya getiriyor</strong></p>
<p>2019 yılında tasarım, mimarlık ve iç mimarlık alanında üretim yapan profesyonelleri bir araya getiren bağımsız bir kuruluş olarak kurulan İDEALİST Tasarım Derneği, Türkiye’de tasarım kültürünü daha güçlü bir zemine taşımayı hedefleyen bir kuruluş. </p>
<p>Toplantıda konuşan İDEALİST Tasarım Derneği Direktörü Aynur Yılmaz, BİRLİKTE projesinin genç Türk tasarımcılarını desteklemek ve özgün üretimleri daha geniş kitlelerle buluşturmak amacıyla hayata geçirildiğini ifade ederek şu yorumu yaptı:  <em>“İDEALİST’in sektörel bilgi birikimi ile Mudo’nun köklü perakende deneyimi ve ülke geneline yayılan mağaza ağı bir araya gelerek tasarım odaklı yeni bir iş modeli oluşturuldu. Mudo’nun bu süreçte tasarımın erişilebilirliğini artıran ve ölçeklenebilir hale getiren kritik bir rol üstleniyor.  Bu yapı tasarımcı, üretici ve kullanıcı arasında doğrudan ve sürdürülebilir bir bağ kurmayı hedefliyor</em>.”  </p>
<p>***</p>
<p><strong>Boyner 3 yılda 24 sanatçı aracılığıyla  299 giyilebilir sanat eseri yarattı</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0beebe07312-1779166910.png" alt="" width="700" height="538" /></strong>Boyner “Bir sanat eserini giyebilir kılmak” yaklaşımıyla 3 yıl önce “Art Piece” sanat eseri adını verdiği bir seri başlattı. Moda ile sanat arasındaki bağı görünür kılan bu koleksiyon, üç yıldır sanatçıların özgün çalışmalarını sneaker, tote bag ve denim ceket gibi ürünlerle buluşturuyor.  Bugüne kadar 24 sanatçının tasarımlarından yola çıkarak 299 farklı parça üretildi. </p>
<p>Boyner Büyük Mağazacılık Pazarlama ve Marka Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı Aslı Demir Gönül’ün verdiği bilgiye göre, 2023’te “Sneaker” ayakkabılar, 2024’te Denim Ceketler üzerine tasarımlar yapıldı. 2024’ten itibaren ise “Tote Bag” çalışmaları olarak  devam eden projenin beşinci serisinde  Bawer Doğanay, Deniz Salaçin Erciyas, Gamze Yalçın, Gökçe İrten, Güneş Çağlarcan ve Mehmet Sinan Kuran’ın  edding kalemleri kullanılarak Fabrika tote bag’lere uygulanıyor. Sınırlı sayıda üretilen Tote Bag Art Pieces koleksiyonu, 48 parçadan oluşuyor. Özel taşıma askılarıyla tasarlanan çantalar, canlı renkleri ve desenleriyle dikkat çekiyor. </p>
<p>Boyner Büyük Mağazacılık Pazarlama ve Marka Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı Aslı Demir Gönül, “<em>Projemizin beşinci serisinde; Fabrika tote bag’lerle yeniden moda ve sanatı bir araya getirmenin heyecanını yaşıyoruz. Bu koleksiyonda yer alan her bir parça, sanatçıların hayal gücüyle şekillendi. Toplam 48 adet ile sınırlı bu özel tasarımların her biri kendi hikayesini taşıyan parçalar. Sanatın dönüştürücü gücüyle yaratıcılığın sınırlarını keşfetmeye, yaşamlara anlam ve ilham katmaya devam edeceğiz</em>.” yorumunu yapıyor. </p>
<p>***</p>
<p><strong>Kapsayıcı tasarıma mükemmel bir örnek: Karaca “For All” serisi</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0bee45909cf-1779166789.png" alt="" width="600" height="524" /></strong>Karaca, tüketicileri dinemeye ve bu doğrultuda tasarım yapmaya özen gösteren bir kuruluş. Geçtiğimiz günlerde piyasaya sunduğu “For All” serisi de önemli bir ihtiyaca cevap veren, şefkatli tasarım olarak niteleyebileceğimiz ürünlerden oluşuyor. Titreme, kavrama güçlüğü veya uzuv eksikliği gibi durumlarda yemek yemeyi daha rahat ve güvenli hale getirmek amacıyla yaratılan “For All” serisi; dökülme önleyici tabak ve kâse, yemek yemeye yardımcı çatal, kaşık ve bıçak ile içecek kabından oluşuyor. </p>
<p>Vantuzlu tabanı sayesinde yüzeye sabitlenen dökülme önleyici tabak, yemek sırasında kayma ve dökülme riskini minimuma indirerek özellikle tek elle kullanımda ya da motor kontrol zorluğu yaşayan bireyler için güvenli bir zemin oluşturuyor. Güçlü vantuz tabanı ile tasarlanan dökülme önleyici kâse ise yemeğin kontrolünü artırarak daha rahat ve temiz bir deneyim sunuyor.</p>
<p>Seride yer alan yemek yemeye yardımcı çatal; ayarlanabilir kayışı ve bükülebilir yapısıyla kullanıcının eline uyum sağlayarak kavrama güçlüğü yaşayan bireyler için daha kontrollü bir kullanım sunuyor. Elin doğal hareketini destekleyen yardımcı kaşık ise, sınırlı el ve bilek hareketine sahip kullanıcılar için konforu artırırken; bükülebilir sapı ve destekleyici tasarımıyla yardımcı bıçak, kesme işlemini minimum eforla mümkün kılıyor.</p>
<p>Sızdırmaz silikon kapaklı ve çift kulplu tasarımıyla geliştirilen içecek kabı ise güvenli bir içim deneyimi sağlıyor. Özellikle yutma güçlüğü yaşayan ya da el kontrolünde sınırlılık bulunan kullanıcılar için destekleyici bir çözüm olarak öne çıkıyor. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/genc-tasarimcilar-perakende-dunyasina-dinamik-ve-islevsel-yeni-bakis-acilari-getiriyor-79569</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Genç tasarımcılar  perakende dünyasına dinamik ve işlevsel yeni  bakış açıları getiriyor  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esgiaddan-genclere-eggenc-fonu-ile-sehir-disinda-okuyan-eskisehirlilere-burs-destegi-79591</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ESGİAD’dan şehir dışında okuyan üniversiteliler için &#039;Genç Fonu&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/ESKİŞEHİR </strong></p>
<p>Eskişehir Genç İş İnsanları Derneği (ESGİAD) tarafından, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı coşkusunu dayanışma ile taçlandırmak amacıyla düzenlenen "ESGİAD Gençlik Balosu", Anemon Otel'de gerçekleştirildi.</p>
<p>Eskişehir protokolünden iş ve siyaset dünyasına, Türk iş dünyası konfederasyon ve federasyon temsilcilerinden Eskişehir’den ve Türkiye’den toplamda 21 farklı sivil toplum kuruluşuna kadar yüzlerce kişiyi bir araya getiren gece, gençlerin eğitim hayatına sunulacak katkı ile büyük bir anlam kazandı. Mithat Körler ve Boğaziçi Orkestrası - Soul Grinders’ın performanslarıyla eşlik ettiği gecede, 19 Mayıs ruhu büyük bir coşkuyla yaşandı.</p>
<p>Eğitimde fırsat eşitliği vizyonuyla organize edilen gecenin geliri, dernek tarafından değerlendirilerek TEV bünyesindeki ESGİAD Gençlik Fonu ile üniversite öğrencilerine destek olmak üzere aktarılacak. Davetliler ayrıca etkinlik boyunca masalarda yer alan özel QR kodlar aracılığıyla fona doğrudan bağışta bulunarak öğrencilerin eğitim yolculuğuna katkı sağladılar.</p>
<p>ESGİAD Yönetim Kurulu Başkanı Batuhan Eldem, ekonomik koşulların özellikle şehir dışında eğitim gören öğrenciler üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu belirterek, gençlere yönelik desteklerin sürdürülebilir kalkınmanın temel unsuru olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>"Gençlere yapılan yatırım ekonomiye yapılan yatırımdır"</strong></p>
<p>Eldem, iş dünyasının sosyal sorumluluk anlayışının değiştiğine dikkat çekerek şu değerlendirmede bulundu: "Bundan tam 107 yıl önce başlayan bağımsızlık yolculuğu yalnızca siyasal bir mücadele değil, aynı zamanda ekonomik bağımsızlığın da temelini oluşturmuştur. Bugün bizler, gençlerimizin eğitimine destek verirken aslında ülkemizin gelecekteki üretim gücüne yatırım yapıyoruz. ESGİAD olarak düzenlediğimiz bu baloyu yalnızca bir kutlama olarak görmedik; Eskişehirli gençlerin hayatına somut katkı sağlayacak kalıcı bir mekanizma oluşturmayı hedefledik. Özellikle büyükşehirlerde artan yaşam maliyetleri, barınma ve eğitim giderleri gençlerimizi ciddi biçimde zorlamaktadır. Bu nedenle Türk Eğitim Vakfı ile birlikte ESGİAD Genç Fonu’nu kurarak ailesi Eskişehir’de yaşayan ancak şehir dışında eğitim gören başarılı öğrencilerimize burs desteği sağlamaya başladık. Amacımız, gençlerimizin nerede olursa olsun yalnız olmadığını hissettirmek ve onların eğitim yolculuğunda sürdürülebilir bir destek ağı oluşturmaktır."</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esgiaddan-genclere-eggenc-fonu-ile-sehir-disinda-okuyan-eskisehirlilere-burs-destegi-79591</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/1/1280x720/esgiaddan-genc-fonu-ile-sehir-disinda-okuyan-eskisehirlilere-burs-destegi-1779178498.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eskişehir Genç İş İnsanları Derneği, gençlerin artan eğitim maliyetlerine destek olmak amacıyla Türk Eğitim Vakfı iş birliğiyle ESGİAD Genç Fonu’nu hayata geçirdi. ESGİAD Yönetim Kurulu Başkanı Batuhan Eldem, girişimin yalnızca sosyal değil aynı zamanda ekonomik kalkınma yatırımı olduğunu vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/750-ciftciye-silajlik-misir-tohumu-dagitildi-79589</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 750 çiftçiye silajlık mısır tohumu dağıtıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Yenişehir Belediyesi, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü kapsamında düzenlenen törenle 750 çiftçiye Silajlık Mısır Tohumu Dağıtımı gerçekleştirdi. Düzenlenen programa, Belediye Başkanı Ercan Özel’in yanı sıra AK Parti İl Başkan Vekili Cem Kürşat Hasanoğlu, AK Parti İlçe Başkan Vekili Kamil Aydoğdu, Ziraat Odası Başkanı Sadi Aktaş, İlçe Tarım Müdürü Mehmet Akın, Meclis üyeleri, Yenişehir Muhtarlar Derneği Başkanı İsmail Yüksel ile muhtarlar ve yüzlerce çiftçi katılım sağladı. Programda konuşan Yenişehir Belediye Başkanı Ercan Özel, tarımın stratejik önemine dikkat çekerek, üretimin ve çiftçinin desteklenmesinin geleceğe yapılan en büyük yatırım olduğunu söyledi. Başkan Özel, “Üreten, yetiştiren ve toprağını doğru kullanan ülkeler gelecekte dünya üzerinde söz sahibi olacaktır. Yenişehir’in tarımdaki gücü, bu bereketli topraklardan ve bu topraklara emek veren kıymetli çiftçilerimizden geliyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0c190076152-1779177728.jpeg" alt="" width="615" height="410" /></p>
<h2><strong>‘Yüzde 100 hibe’</strong></h2>
<p>Geçen yıl 500 çiftçiye sağlanan silajlık mısır tohumu desteğinin, bu yıl daha da büyütüldüğüne vurgu yapan Başkan Ercan Özel, “Verdiğimiz sözün arkasında durarak bu yıl destek kapsamını genişlettik ve 750 çiftçimize yüzde 100 hibeli silajlık mısır tohumu desteği sağladık” dedi. Gerçekleştirilen desteğin Bursa genelinde örnek bir çalışma olduğunu vurgulayan Başkan Ercan Özel, “17 ilçe içerisinde çiftçisine bu ölçekte ve bu kapsamda yüzde 100 hibeli silajlık mısır tohumu desteği veren başka bir ilçe bulunmuyor. Bu tablo, Yenişehir’in üretime verdiği değerin en güçlü göstergesidir” diye konuştu.</p>
<h2><strong>‘Tarımda marka kent olacağız’</strong></h2>
<p>Dağıtılan tohumlarla birlikte toplam 4 bin 500 dekarlık alanda üretim yapılacağını belirten Başkan Özel, yaklaşık 27 bin tonluk verim hedeflediklerini söyledi. Yapılan desteğin yalnızca tarımsal üretime değil, aynı zamanda hayvancılığa ve kırsal kalkınmaya da katkı sağlayacağını ifade eden Özel, artan yem maliyetleri karşısında üreticinin yanında olmaya devam edeceklerini dile getirdi. Yenişehir’in sadece bir tarım kenti olmadığını belirten Başkan Özel, ilçenin aynı zamanda Türkiye’nin önemli üretim merkezlerinden biri olduğuna dikkat çekerek, “Hedefimiz, Yenişehir’i tarımda örnek gösterilen bir marka kent haline getirmektir” dedi. Program sonunda Başkan Ercan Özel, destek programına katkı sunan HAGEL Başkanı Mustafa Işık ve Turkish Genetics Tohumculuk A.Ş. olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür etti.</p>
<h2><strong>Yenişehir’de belediyecilik örneği</strong></h2>
<p>Programda konuşan Cem Kürşat Hasanoğlu da, Ercan Özel’in üreticiyi önceleyen belediyecilik anlayışıyla örnek bir çalışma ortaya koyduğunu belirterek, “14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nde Ercan Başkanımız 750 çiftçimize Silajlık Mısır Tohumu hibe ediyor. Çiftçimizin yanında olan, üretime destek veren bu anlayış son derece kıymetlidir. Tarıma ve üreticiye verilen her destek, ülkemizin geleceğine yapılan yatırımdır. Başkanımız da bu bilinçle yaptığı çalışmayla Türkiye’ye örnek bir projeye imza atmış. Belediyecilik örneği göstermiş” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/750-ciftciye-silajlik-misir-tohumu-dagitildi-79589</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/9/1280x720/750-ciftciye-silajlik-misir-tohumu-dagitildi-1779177779.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yenişehir Belediyesi, 750 çiftçiye yüzde 100 hibeli silajlık mısır tohumu desteği sağladı. Toplam 4 bin 500 dekarlık alanda ekilecek tohumlardan yaklaşık 27 bin ton verim elde edilmesi hedefleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gokyuzunde-ulker-yeryuzunde-genclik-79577</guid>
            <pubDate>Tue, 19 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gökyüzünde Ülker, yeryüzünde gençlik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kapadokya’nın o sessiz gibi görünen coğrafyası aslında hiç susmaz. Rüzgârıyla konuşur, tüflü toprağıyla konuşur, kayalara oyulmuş mahzenleriyle, bağlarıyla, taş avlularıyla konuşur… Ama bazen bir coğrafyanın sesini duyabilmek için yalnızca tarih bilgisi yetmez; gençliğin enerjisine, merakına ve emeğine de ihtiyaç vardır.</p>
<p>15-16 Mayıs tarihlerinde, Dünya Turizm Örgütü tarafından “Dünyanın En İyi Turizm Köylerinden biri” seçilen Mustafapaşa’da Kapadokya Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen 5. Kapadokya Gastronomi Festivali’nde tam da bunu hissettim. Mustafapaşa’nın meydanlarında, Mehmet Şakir Paşa Medresesi’nin avlusunda, o kadim taş sokaklarda dolaşırken sadece bir gastronomi etkinliğine değil; kültürel belleğin genç kuşaklara devredilişine tanıklık ettim. Festivalin davet metninde yer alan o cümle aslında her şeyi anlatıyordu: “Kapadokya’da sofraya konulan her şey, bir hikâye anlatır…”</p>
<p>Festival boyunca Mustafapaşa sokaklarına yayılan “Yeryüzü Pazarı” ise Kapadokya’nın üretim hafızasını görünür kılan en canlı duraklardan biriydi. Yerel üreticilerin emeğini doğrudan ziyaretçilerle buluşturduğu bu alan; sadece alışveriş yapılan bir pazar değil, Anadolu’nun toprağa bağlı yaşam kültürünün açık hava arşivi gibiydi. O alanın içinde dolaşan ve organizasyonun her noktasında görev alan gençler ise yalnızca bir festival yürütmüyor; bu kültürel mirasın gelecekteki taşıyıcıları olduklarını da hissettiriyorlardı.</p>
<p><strong>ALEV ALATLI’NIN DÜŞLEDİĞİ YER </strong></p>
<p>Kapadokya Üniversitesi’nin kurucusu merhum Alev Alatlı, Anadolu’nun köklü değerlerini modern dünyanın bilgi birikimiyle buluşturmayı hayal eden özel bir düşünce insanıydı. Bugün o fikri mirasın; Alev Hanım’ın kızı, Mütevelli Heyeti Başkanı Funda F. Aktan’ın kararlı yaklaşımı ve Rektör Prof. Dr. Hasan Ali Karasar’ın akademik liderliğiyle sürdüğüne tanık olmak önemliydi.</p>
<p>Kapadokya Üniversitesi, gastronomi eğitimini sadece teknik bir aşçılık becerisi olarak görmeyip; işin içine bölgesel kalkınma, kültürel miras ve sürdürülebilirlik boyutlarını da katan vizyoner bir model sunuyor. Yerel reçetelerin araştırılması, unutulmaya yüz tutmuş değerlerin gün yüzüne çıkarılması ve bu mirası bilimsel metotlarla geleceğe taşıyacak bilinçli profesyonellerin yetiştirilmesi, kurumu bölge gastronomisi için kıymetli bir lokomotif haline getiriyor. Festival boyunca sahada görev yapan 140 öğrencinin disiplininde, misafirlerle kurduğu ilişkide ve detaylara gösterdiği özende bu derin akademik zeminin yansımaları açıkça hissediliyordu. Bulundukları coğrafyanın hikâyesini temsil ettiklerinin bilincindeydiler.</p>
<p><strong>KAPADOKYA’NIN GERÇEK ZENGİNLİĞİ </strong></p>
<p>Kapadokya’nın gastronomik kimliği aslında zorlu bir coğrafyanın yarattığı büyük bir yaratıcılık hikâyesi. Volkanik tüflü toprakların üzümde, kabakta, patateste bıraktığı o eşsiz aroma; kayalara oyulmuş doğal depoların yarattığı saklama kültürü; Hititlerden Osmanlı’ya uzanan çok katmanlı mutfak hafızası... Bunların hiçbiri yalnızca “yöresel lezzet” değil; Anadolu’nun hayatta kalma zekâsı.</p>
<p>Festival programı da bu derinliği destekliyordu. Paneller, özellikle üniversite yayınlarından çıkan “Keşkek” kitabının lansmanı, unutulmaya yüz tutmuş değerlerin bilimsel bir disiplinle nasıl kayıt altına alındığının en somut nişanesiydi.</p>
<p><strong>ÜLKER YILDIZLARININ ALTINDA KURULAN İMECE </strong></p>
<p>Festivalin bu yılki teması “Yerel Miras, Yıldızlı Sofralar”dı. Bu tema, 2026 Michelin Rehberi Türkiye seçkisindeki şeflere bir selam dururken, aslında Türk kültüründe bereketin ve mevsimsel dönüşümün simgesi olan Ülker takımyıldızına zarif bir gönderme yapıyordu. Festivalin en güçlü tarafı da buydu: Yerel üreticiyle akademisyeni, usta şefle öğrenciyi, bağcıyla araştırmacıyı aynı “imece” sofrasında buluşturabilmesi..</p>
<p><strong>19 MAYIS’IN GERÇEK ANLAMI </strong></p>
<p>Bu yıl Kapadokya’da beni en çok etkileyen şey, sahada görev yapan üniversite öğrencisi gençlerin gözlerindeki ışık oldu. Mustafapaşa’nın taş sokaklarında koşturan, misafir ağırlayan, panel takip eden o gençler bana bir kez daha şunu düşündürdü:</p>
<p>19 Mayıs yalnızca geçmişte kazanılmış bir zaferin yıldönümü değildir; geleceğe duyulan güvenin adıdır. Mustafa Kemal Atatürk’ün gençliğe emanet ettiği şey; yalnızca sınırlar değil, aynı zamanda bir kültürün devamlılığı ve üretim hafızasıdır. Toprağı koruyacak olan da Anadolu’nun hikâyesini geleceğe taşıyacak olan da yine bu gençlerdir.</p>
<p> Belki de 19 Mayıs’ın gerçek anlamı tam burada saklıydı:</p>
<p>Geçmişin birikimini geleceğin ellerine güvenle bırakabilmekte… Kapadokya’da iki gün boyunca hissettiğim tam olarak buydu: Bir coğrafyanın hafızası, gençliğin emeğiyle geleceğe taşınıyordu.</p>
<p>Gökyüzünde Ülker yıldızları parıldarken, Kapadokya’nın taş sokaklarında gençlerin emeğiyle kurulan sofralar bize şunu fısıldıyordu: Gelecek, geçmişin hikâyesini ışığa dönüştüren ellerde saklıdır.</p>
<p>19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’mız kutlu olsun.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0bf6697718b-1779168873.png" alt="" width="1046" height="262" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gokyuzunde-ulker-yeryuzunde-genclik-79577</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/7/1280x720/5-1779168925.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gökyüzünde Ülker, yeryüzünde gençlik ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
