<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/metin-sarac-katma-degerli-uretim-guclenmek-zorunda-79040</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 09:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Metin Saraç: Katma değerli üretim güçlenmek zorunda</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Eskişehir Teknoloji Geliştirme Bölgesi (ETGB) yönetici şirketi Anadolu Teknoloji Araştırma Parkı (ATAP) tarafından düzenlenen ATAP Demo Day etkinliğinde sanayi kuruluşları ile teknoloji girişimlerinin aynı ekosistemde buluşturulması hedefi öne çıktı.</p>
<p>Etkinlikte konuşan ATAP Yönetim Kurulu Başkanı Metin Saraç Türkiye’nin ekonomik gelişim sürecini uluslararası örneklerle değerlendirdi. Güney Kore’nin teknoloji odaklı kalkınma modeline işaret eden Saraç, yüksek teknoloji ihracatının ekonomik sıçramadaki rolüne dikkat çekti. Türkiye’nin dış ticaret açığı yaşayan bir ekonomi olarak katma değerli üretim tarafında güçlenmek zorunda olduğunu vurgulayan Saraç, “Konvansiyonel üretimin giderek rekabet gücünü kaybettiğini tekstil sektöründe gördük; benzer dönüşüm beyaz eşya ve otomotivde de yaşanacaktır. Bu nedenle inovasyona yatırım yapmak artık tercih değil zorunluluktur. Kalkınmanın iki temel anahtarı vardır; nitelikli eğitim ve nitelikli Ar-Ge. Bu iki unsur olmadan sürdürülebilir ekonomik büyüme sağlamak mümkün değildir” diye konuştu. ATAP bünyesinde 141 firmanın faaliyet gösterdiğini, yaklaşık 1.100 kişinin istihdam edildiğini ve çalışanların büyük bölümünü Ar-Ge personelinin oluşturduğunu açıkladı. Firmaların 2025 yılında toplam 1,3 milyar TL ciroya ulaştığını belirten Saraç, ekosistemin toplam ekonomik büyüklüğünün yaklaşık 2 milyar TL seviyesine çıktığını ifade etti.</p>
<p>Teknoloji dönüşüm hızının sanayi yapısını yeniden şekillendirdiğini belirten Duygu Yalnızoğlu ise girişimcilik ekosisteminin stratejik önemine dikkat çekti. Yalnızoğlu, sanayi kuruluşlarının değişen rekabet koşullarına uyum sağlayabilmesi için girişimlerle ortak hareket etmesi gerektiğini ifade ederek şunları söyledi: “Geçmişte büyük sanayi kuruluşları yeni teknolojiler için uzun yıllar süren Ar-Ge süreçleri yürütmek zorundaydı. Bugün ise ihtiyaç duyulan pek çok yazılım ve teknolojik çözüm girişimler tarafından daha çevik, daha yenilikçi ve daha düşük maliyetle geliştiriliyor. Bu nedenle sanayi açısından en doğru yaklaşım her şeyi kendi bünyesinde üretmeye çalışmak değil; doğru girişimleri bulmak, onlarla iş birliği yapmak ve yatırımcı olarak ekosistemin içinde yer almaktır. Sanayinin çevik dönüşümü ancak girişimcilik ekosistemiyle güçlü bağlar kurulmasıyla mümkün olacaktır. ATAP olarak hedefimiz; üniversitenin bilgisini, sanayinin üretim gücünü, yatırımcı vizyonunu ve girişimcilerin cesaretini aynı platformda buluşturmak ve bunu ekonomik değere dönüştürmektir” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/metin-sarac-katma-degerli-uretim-guclenmek-zorunda-79040</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/0/1280x720/metin-sarac-katma-degerli-uretim-guclenmek-zorunda-1778480824.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ATAP Demo Day etkinliğinde konuşan ATAP Genel Müdürü Duygu Yalnızoğlu, rekabet gücünü korumanın yolunun girişimlere yatırım ve iş birliklerinden geçtiğini belirtirken, ATAP Yönetim Kurulu Başkanı Metin Saraç ise Türkiye’nin orta gelir tuzağını aşabilmesi için nitelikli Ar-Ge ve inovasyon yatırımlarının artırılması gerektiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/japon-uniqlo-turkiyeye-girisini-beklemeye-aldi-79037</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 08:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Japon Uniqlo, Türkiye’ye girişini beklemeye aldı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Japon hazır giyim devi Uniqlo için yıllardır gündeme gelen “Türkiye’ye geliyor” iddiaları bir kez daha sektörün gündeminde. Ancak sektör kaynaklarına göre markanın Türkiye planı kısa vadede rafa kaldırılmış durumda. AVM ve perakende sektöründen üst düzey bir temsilci, Japon devinin önümüzdeki 2 yıl içinde Türkiye’ye giriş yapmayı düşünmediğini, giriş için ise yatırım ortamının düzelmesini ve enflasyonun düşmesini beklediğini söyledi. Sektör temsilcisi, uzun süredir markayla temas halinde olduklarını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı: “Uniqlo şu anda stratejik olarak Türkiye’ye bakmıyor. Biz AVM tarafında kendilerine yakınız. Hatta bizden bir yatırımcı, ‘Bu markanın Türkiye temsilciliğini almak istiyorum’ diyerek destek istedi. Biz de marka tarafıyla görüştük. Bize, ‘Önümüzdeki 2 yıl içerisinde böyle bir planımız yok. Öncelikle yatırım ortamının düzelmesi gerekiyor. Enflasyonun da düşmesi önemli. Sonrasında duruma tekrar bakacağız’ yanıtını verdiler.” Kaynak, markanın Türkiye perakende pazarı açısından “oyun değiştirici” olacağını da savunarak, “Türkiye’den çok ciddi müşteri gidip alışveriş yapıyor. Herkes o markayı almak istiyor. Açıkçası ben de almak isterim” dedi. </p>
<h2>Türkiye’den 3 şirkete üretim yaptırıyor</h2>
<p>Uniqlo, Türkiye’ye henüz girmese de üretim konusunda az da olsa çalışıyor. Markanın “Temel Kumaş Fabrikası ve Yardımcı Malzeme Fabrikası Listesi”nde Türkiye’den iki şirket bulunuyor. Bu şirketler arasında Akın Tekstil ve SML Etiket, Levinson Deri yer alıyor. 705 üreticinin bulunduğu tedarikçi listesinde Çin, Bangladeş, Endonesya gibi ülkeler en fazla üretim yaptırılan ülkelerin başında geliyor.</p>
<p>Uniqlo’nun çatı şirketi Fast Retailing, bugün dünyanın en büyük moda grupları arasında yer alıyor. Şirketin 2025 mali yılı gelirleri 3.4 trilyon yen (yaklaşık 22 milyar dolar) seviyesine ulaşırken, Uniqlo markasının dünya genelindeki mağaza sayısı 2 bin 500’ü aştı. Marka; Japonya, Çin, Güney Kore, ABD, Avrupa, Güneydoğu Asya, Hindistan ve Avustralya başta olmak üzere onlarca pazarda faaliyet gösteriyor. Son dönemde özellikle Kuzey Amerika ve Avrupa büyümesine odaklanan şirket, Chicago, San Francisco, Frankfurt ve Varşova gibi şehirlerde yeni büyük mağaza yatırımlarını gündemine aldı. Fast Retailing’in 2026 mali yılı için gelir beklentisi ise 3.75-3.8 trilyon yen bandında bulunuyor. Şirket art arda beşinci kez rekor karlılık hedefliyor.</p>
<h2>LifeWear konseptiyle büyüdü </h2>
<p>Uniqlo, klasik fast fashion markalarından farklı olarak kendisini ‘LifeWear’ yaklaşımıyla konumlandırıyor. Marka; logosuz, sade, zamansız ve fonksiyonel ürünleriyle öne çıkıyor. Özellikle Heattech, AIRism ve ultra light down gibi teknoloji odaklı kumaş geliştirmeleri, markanın global büyümesinde önemli rol oynadı. Sektör temsilcilerine göre Türkiye’de de marka için ciddi bir talep bulunuyor. Özellikle yurt dışına çıkan Türk tüketicilerin en çok ziyaret ettiği moda zincirleri arasında gösterilen Uniqlo’nun, Türkiye’ye girmesi halinde orta-üst segment hazır giyim pazarında dengeleri değiştirebileceği belirtiliyor. Buna rağmen şirketin mevcut stratejisinde Türkiye’nin öncelikli ülkeler arasında yer almaması dikkat çekiyor. Kaynaklara göre marka, mevcut dönemde yatırımlarını daha çok ABD, Avrupa ve Asya-Pasifik bölgesindeki büyüme potansiyeline yönlendiriyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Primark yer bakıyor</span></h2>
<p>Uniqlo’nun yanı sora İrlanda merkezli hızlı moda devi Primark da, Türkiye pazarına giriş hazırlıkları kapsamında mağaza lokasyonu arayışını sürdürüyor. Ancak şirketin mağaza konsepti için en az 3 bin metrekare büyüklüğünde, tercihen bağımsız bina talep etmesi uygun lokasyon bulunmasını zorlaştırıyor. Sektör kaynaklarına göre Primark, özellikle İstanbul’da yüksek ziyaretçi trafiğine sahip bölgelerde büyük ölçekli mağaza alternatiflerini değerlendiriyor. Ancak alışveriş merkezlerinde bu büyüklükte tek parça alan bulunmasının zorlaşması ve bağımsız bina seçeneklerinin sınırlı olması nedeniyle süreç beklenenden yavaş ilerliyor. 1969 yılında İrlanda’da kurulan Primark, uygun fiyatlı moda ürünleriyle Avrupa’nın en büyük perakende zincirleri arasında yer alıyor. Avrupa ve ABD’de 450’nin üzerinde mağazası bulunuyor. Marka, düşük fiyat politikası ve büyük metrekareli mağaza konseptiyle biliniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/japon-uniqlo-turkiyeye-girisini-beklemeye-aldi-79037</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/7/1280x720/uniqlo-1778478392.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Japon hazır giyim markası Uniqlo&#039;nun Türkiye&#039;ye yatırım planının kısa vadede rafa kaldırıldığı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/enerjide-disa-bagimliligi-biyoekonomi-ile-kirabiliriz-79034</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 08:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Enerjide dışa bağımlılığı biyoekonomi ile kırabiliriz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>İran ile ABD/İsrail arasında patlak veren savaş nedeniyle küresel piyasalarda artan enerji fiyatları, lojistikten sanayiye, gübreden gıdaya kadar tüm değer zincirini doğrudan etkilerken, son gelişmeler Türkiye için ‘biyoekonomi’ modelinin stratejik bir zorunluluk haline geldiğini ortaya koydu. İleri biyoteknoloji ve endüstriyel biyoçözümler alanında faaliyet gösteren Danimarkalı Novonesis’in Ülke Müdürü Pınar Tunçkol, EKONOMİ'ye yaptığı açıklamalarda, Türkiye'nin enerji arz güvenliğinde sağladığı başarıyı, yerli biyolojik kaynaklarla bir üst seviyeye taşıması gerektiğini vurguladı.</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a01682beff0e-1778477099.jpg" alt="" width="249" height="299" />Türkiye'nin son yıllarda esnek sözleşmeler ve kaynak çeşitliliği ile enerji güvenliğinde güçlü bir zırh oluşturduğunu ifade eden Tunçkol, mevcut tablonun sürdürülebilir bir ekonomik istikrar için yeni araçlarla desteklenmesi gerektiğini belirtti. Türkiye’nin zor bir küresel konjonktürde doğru refleksler gösterdiğini dile getiren Tunçkol, " Ancak enerji piyasalarındaki dalgalanmalar artık istisnai değil, kalıcı bir özellik. Dolayısıyla mesele bugün artık yalnızca arz güvenliği değil; bu dış bağımlılığın makroekonomik etkilerini, yani enflasyon, cari denge ve büyüme üzerindeki baskısını ne ölçüde azaltabildiğimizdir. Bugüne kadar uygulanan politikalar kısa vadeli dalgalanmaları dengeledi, ancak kalıcı çözüm bu kırılganlığın kaynağını, yani ithal girdi ihtiyacını kademeli olarak azaltmaktan geçiyor" ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Sektörün cirosu 300 milyar Euro’yu aştı </h2>
<p>Dünyanın yedinci, Avrupa’nın ise en büyük tarımsal üreticisi olan Türkiye’nin, bu gücünü bugüne kadar ağırlıklı olarak gıda perspektifiyle değerlendirdiğini hatırlatan Tunçkol, biyoekonominin bu modeli tamamlayacak en büyük imkan olduğunu savundu. Tunçkol, bitkiler, mikroorganizmalar ve enzimlerin sanayi girdisine dönüştüğü bu süreci şu şekilde anlattı: "Dünya genelinde ülkeler artık gıda, malzeme, kimyasal ve enerji üretiminde biyolojik kaynaklara yöneliyor. Bugün küresel ölçekte 300 milyar Euro’nun üzerinde bir büyüklüğe sahip olan bu sektör, 1,8 milyon kişiye istihdam sağlıyor. Doğru politikalarla 2035 yılına kadar bu hacmin neredeyse üç kat büyümesi ve 5 milyon yeni istihdam yaratması bekleniyor. Türkiye için bu, mevcut üretim modeline bir alternatif değil; onu güçlendiren, enerji güvenliğini ve gıda sistemlerini tahkim eden bir tamamlayıcıdır."</p>
<h2>Türkiye’nin tarımsal artığı büyük potansiyel </h2>
<p>Tarımsal arazilerin kullanımı konusundaki ‘gıda mı, enerji mi’ ikilemine biyoteknolojik çözümlerle yanıt veren Tunçkol, aynı araziden daha yüksek katma değer üretmenin mümkün olduğunu belirtti. Türkiye’nin yıllık on milyonlarca tonu bulan tarımsal artığının büyük bir potansiyel sunduğunu belirten Tunçkol, "Gelişmiş biyolojik çözümler sayesinde toprak sağlığını iyileştirerek birim alandan elde edilen verimi yükseltebiliriz. Bu da aynı arazinin eş zamanlı olarak gıda, yem ve enerji üretimine katkı sağlayabileceği entegre bir modeli mümkün kılıyor. Mesele yalnızca 'atığı değerlendirmek' değil; tarımsal üretimi daha akıllı ve çok yönlü bir değer zincirine dönüştürmektir. Tarımsal yan ürünlerin biyometana, yerli ürünlerin ise biyoetanol ve biyodizele dönüştürülmesi, enerji ithalatının makroekonomik etkilerini sınırlayacak en somut adımlardır" diye konuştu.</p>
<h2>Maliyetli altyapı yatırımlarına ihtiyaç yok </h2>
<p>Türkiye’nin yeşil enerji dönüşümünde maliyet bariyerine takılmadan ilerleyebileceği nadir alanlardan birinin biyoyakıtlar olduğuna dikkat çeken Tunçkol, mevcut araç parkının teknik uyumuna vurgu yaptı. Tunçkol, geçiş sürecinin ekonomik uygulanabilirliğini ise şöyle açıkladı: "Türkiye’deki mevcut araç parkı, halihazırda birçok ülkede uygulanan E10 (benzin-etanol) ve B5 (motorin-biyodizel) gibi biyoyakıt karışımlarına teknik olarak büyük ölçüde uyumlu. Bu oranlar zamanla kademeli olarak artırılabilir. En büyük avantajımız; yüksek harmanlama oranlarına ulaşmak için kapsamlı ve maliyetli altyapı yatırımlarına ihtiyaç duymamamızdır. Bu durum hem kamu hem de özel sektör için dönüşümü uygulanabilir kılan en önemli faktördür. Değeri içeride tutarak; ithal girdiye bağımlılığı azaltabilir ve sanayide daha öngörülebilir bir maliyet yapısı kurgulayabiliriz."</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">COP31, biyoekonomi vizyonu için dönüm noktası</span></h2>
<p>2026 yılında Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31 zirvesinin, biyoekonomi vizyonunu uluslararası arenaya taşımak için bir dönüm noktası olacağına dikkat çeken belirten Tunçkol, Türkiye’nin bölge ülkeleri için de bir model oluşturabileceğini söyledi. Tunçkol, sözlerini şöyle tamamladı:"Giderek daha belirsiz hale gelen bir dünyada, ekonomik ve stratejik dayanıklılık artık sadece dışarıdan sağlanan güvenlikle değil; içeride yaratılan kapasiteyle ölçülüyor. Türkiye, enerji güvenliğinde önemli bir eşiği geride bıraktı. Şimdi bir sonraki doğal adımı atma zamanı: Mevcut kazanımları koruyarak, yerli biyolojik kaynaklarımızı stratejik bir avantaja dönüştürmek. Bu bir yön değişikliği değil, doğru yönde atılan adımları bir üst seviyeye taşıma meselesidir. Türkiye bu kapasiteye sahiptir."</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/enerjide-disa-bagimliligi-biyoekonomi-ile-kirabiliriz-79034</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/1/1280x720/tarifeler-gubre-sektorunu-sarsiyor-1754496095.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savaşla derinleşen küresel belirsizlikler enerji fiyatları üzerinden birçok sektörde baskı yaratırken, sahip olduğu biyoekonomi potansiyeli Türkiye için stratejik bir çıkış yolu sunuyor. Novonesis Ülke Müdürü Pınar Tunçkol, biyolojik kaynakların sanayiye entegre edildiği bu modelde Türkiye’nin, yıllık on milyonlarca tonu bulan tarımsal artığı ile büyük bir avantaja sahip olduğuna dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-tarimda-sadece-pazar-degil-uretim-ve-inovasyon-ussu-79036</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye tarımda sadece pazar değil, üretim ve inovasyon üssü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bayer Tarım Ürünleri Doğu Akdeniz Bölgesi Ülke Müdürü Andreas Knupp, Türkiye’nin Bayer için stratejik önemini vurgularken; Gebze’den 17 ülkeye ihracat yaptıklarını, Mustafakemalpaşa’daki tohum üretim kapasitesini yüzde 50 artırmayı hedeflediklerini ve 2025’te dijital çözümlerle yaklaşık 70 bin çiftçiye ulaştıklarını söylüyor.  </strong></p>
<p>Tarım artık sadece toprağın, suyun ve emeğin konusu değil. İklim krizi, artan girdi maliyetleri, su stresi, kalıntı yönetimi, ihracat standartları ve verim baskısı aynı anda çiftçinin kapısında. Sektörde art “ne üreteceğiz?” kadar, “nasıl daha dayanıklı, daha verimli ve daha izlenebilir üreteceğiz?” sorusu da gündemde.</p>
<p>Bayer Tarım Ürünleri Doğu Akdeniz Bölgesi Ülke Müdürü Andreas Knupp’un değerlendirmeleri de bu dönüşümün Türkiye açısından neden kritik olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Türkiye, Bayer için yalnızca önemli bir pazar değil; üretim, Ar-Ge, ihracat ve dijital tarım uygulamaları açısından bölgesel bir merkez konumunda. Şirketin Türkiye’deki 72 yıllık varlığı bugün Gebze, Mustafakemalpaşa ve Antalya üzerinden güçlü bir üretim ve inovasyon ağına dönüşmüş durumda.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a016b846e326-1778477956.png" alt="" width="700" height="442" />Bayer Tarım Ürünleri Doğu Akdeniz Bölgesi Ülke Müdürü Andreas Knupp ile Türkiye’nin potansiyelini konuştuk:</p>
<p><strong>Bayer, Türkiye’den 17 ülkeye ihracat yapıyor </strong></p>
<p>“Türkiye’nin Avrupa, Asya ve Orta Doğu arasında köprü görevi gören benzersiz konumu; yaklaşık 24 milyon hektarlık ekilebilir tarım arazisi, zengin ürün çeşitliliği ve yenilikçi tarım teknolojileri ekosistemiyle birleştiğinde, Türkiye’yi hem bölgesel hem de uluslararası ihtiyaçları karşılayabilecek önemli bir oyuncu konumuna taşıyor. 1966’dan bu yana bitki koruma ürünleri üreten Gebze fabrikamız, hem Türkiye’deki faaliyetlerimizi hem de uluslararası pazarları desteklemeye devam ediyor. 2025 itibarıyla Türkiye pazarı için sunulan ürünlerimizin yüzde 80’i Gebze’de üretildi veya dolumu burada gerçekleştirildi. Fabrikamız, 17 ülkeye yaptığı ihracatın yanı sıra yıllık yaklaşık 1 milyon Euro’luk yatırımla ülke ekonomisine değer katmayı sürdürüyor. Bursa Mustafakemalpaşa’daki fabrikamız 1990’dan bu yana faaliyet gösteriyor ve Avrupa’daki altı büyük tesisten biri. Türkiye’de satılan mısır tohumlarının yüzde 90’ı bu tesisten sağlanıyor. 2025’te mısır ve ayçiçeği tohumlarında yaklaşık 500 milyon TL’lik ihracat gerçekleştirdik. Tesis alanımızı 54 bin metrekareden 87 bin metrekareye genişlettik. Yatırımlarımız 2028’e kadar 20 milyon Euro’ya ulaşacak. Bu yatırımlar sayesinde kısa ve orta vadede tohum üretim kapasitemizi yüzde 50 artırmayı, Türkiye’den Avrupa ve Orta Asya pazarlarına daha fazla tohum tedarik etmeyi hedefliyoruz. Antalya’daki Ar-Ge merkezimizde ise 1999’dan bu yana 70 dönümlük bir alanda tohum ıslah çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Özellikle domates ve hıyar gibi ürünlerde yerel iklim koşullarına uyumlu, hastalıklara dayanıklı ve yenilikçi sebze çeşitleri geliştiriyoruz.”</p>
<p><strong>Dijital çözümlerle 70 bin çiftçiye ulaştı</strong></p>
<p>“Bugün en büyük zorluk teknolojiye erişim değil. Türkiye’de dijital çözümler giderek daha ulaşılabilir hale geliyor. Ancak farkı yaratan, bu teknolojilerin sahada nasıl kullanıldığı ve verinin ne kadar doğru karara dönüştürülebildiği. Dijital inovasyonlarımızın öne çıkan iki örneği olan</p>
<p>FieldView ve ResiYou ile üreticilerimizi destekliyoruz. FieldView, ekimden hasada kadar üreticileri desteklemek üzere tasarlanmış bir dijital tarım platformu. Uydu görüntüleri, tarla sağlığı ve su kullanımı haritaları, lokasyon bazlı hava durumu tahminleri ve akıllı bildirimler sayesinde sezon boyunca tarlaların uzaktan ve kesintisiz şekilde izlenmesine imkân tanıyor.</p>
<p>ResiYou ise akıllı bir kalıntı yönetim sistemi. Sezon boyunca uygulanan tüm bitki koruma ürünlerini takip ediyor ve uyumsuzluk risklerini henüz bir soruna dönüşmeden önce tespit ediyor. 2025’te dijital çözümlerle entegre ettiğimiz ziyaret, eğitim ve tarla günleri aracılığıyla yaklaşık 70 bin çiftçiye ulaştık. Bu dönüşümün hızlanmasında tarım girişimciliğinin ve inovasyon ekosistemini desteklemenin de büyük önem taşıdığına inanıyoruz. G4A programı ile tarımın dijital dönüşümüne katkı sağlayan yenilikçi girişimlerin gelişimini destekleyerek sektördeki dönüşümün yaygınlaşmasına katkı sunuyoruz. Bugüne kadar sağlık ve tarım alanlarında toplam 53 girişimi; hibe, eğitim, mentorluk ve iş birliği fırsatlarıyla destekledik. Girişimcilik ekosistemine toplamda 13 milyon TL’nin üzerinde katkı sağladık.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a016ba9c2cb5-1778477993.png" alt="" width="700" height="364" /><strong>Hedef 2030’a kadar tarımsal faaliyetler kaynaklı emisyonları %30 azaltmak</strong></p>
<p>“Birleşmiş Milletler’in sürdürülebilirlik hedefl eriyle uyumlu şekilde 2050 yılına kadar net sıfır emisyona ulaşmayı hedeflerken, 2030’a kadar tarımsal faaliyetlerimizden kaynaklanan emisyonları yüzde 30 oranında azaltmayı amaçlıyoruz. Mevcut kaynakların daha sürdürülebilir şekilde kullanılması, küresel ölçekte giderek daha fazla önem kazanan bir konu haline geliyor. Türkiye’de ise azalan toprak organik maddesi, su kıtlığı ve iklim değişkenliğinin artması gibi zorluklar artık somut bir gerçeklik. Bu çerçevede rejeneratif tarım, doğal kaynaklarımızı korurken verimliliği sürdürülebilir şekilde artırmak açısından büyük önem taşıyor. Bayer olarak çiftçilere yönelik eğitimlerimizde tek bir ürün kullanımının ötesine geçerek bütüncül tarım yönetimi uygulamalarına odaklanıyoruz.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>■ Bayer, mısır üretiminde devrime hazırlanıyor</strong></span></p>
<p>“İklim riskleri gibi belirsizlikleri yönetmek, kaynakları verimli ve sürdürülebilir şekilde kullanmak ve teknolojiyi benimsemek, başarının temel unsurları olacak. Bayer olarak biz de ‘Herkes için Sağlık, Sıfır Açlık’ misyonumuz doğrultusunda çiftçilerin bu zorluklarla mücadele etmesine destek oluyoruz. En ileri teknolojileri Türkiye pazarına sunmaya devam edeceğiz. Planlarımızdaki en önemli tohum alanındaki yeniliklerden biri, mısır üretiminde devrim yaratma potansiyeline sahip akıllı bir mısır sistemi olan Preceon. Yeni nesil hibrit tohum teknolojisi olan Preceon, daha kısa boylu hibritler sayesinde daha yüksek verim sunuyor. Bitki boyunun daha kısa olması, rüzgâr ve yağmur kaynaklı yatma riskini azaltarak dane kayıplarını düşürüyor. Bunun yanı sıra, bu hibritlerin “stay-green” özelliği, uzun süre yeşil kalabilen yapısıyla yüksek kaliteli silaj üretimini destekleyerek hem yem verimini hem de yem kalitesini artırıyor. Yerel denemeler, Preceon mısırından elde edilen silajla beslenen ineklerin, geleneksel daha uzun mısır çeşitlerinden elde edilen silajla beslenenlere kıyasla günlük süt üretimlerini inek başına iki litreye kadar artırabildiğini gösteriyor. Bu yıl da denemelere devam etmeyi ve 2027 yılı gibi Preceon’u üreticilerle buluşturmayı planlıyoruz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-tarimda-sadece-pazar-degil-uretim-ve-inovasyon-ussu-79036</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/6/1280x720/bayer-1778478016.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye tarımda sadece pazar değil, üretim ve inovasyon üssü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/savas-golgesinde-navlun-rallisi-79030</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savaş gölgesinde navlun rallisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a0161ce79bf5-1778475470.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Ortadoğu’daki jeopolitik gerilim ve Hürmüz Boğazı çevresindeki riskler küresel deniz ticaretinde alarm seviyesini yükseltirken, emtia taşımacılığı hız kesmedi. Özellikle demir cevheri ve kömür sevkiyatlarındaki güçlü hareketlilik, kuru yük piyasasında navlun rallisini destekledi.</p>
<p>Baltık Kuru Yük Endeksi (BDI) geçtiğimiz hafta yaklaşık yüzde 9 artıp 3 bin puan eşiğine yaklaştı. Son bir ayda endeks yüzde 37,81 artarken, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 129,25 yükseldi. Demir cevheri ve kömür dahil olmak üzere 150 bin tonluk yükleri taşıyan, Capesize segmentindeki yıllık artış yüzde 149’a ulaştı. Piyasada oluşan tablo, 2023’ten bu yana görülen en güçlü navlun performansına işaret ediyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0163208a7e3-1778475808.png" alt="" width="700" height="536" />Piyasalarda dikkat çeken en önemli unsur ise savaş riskine rağmen emtia akışının sürmesi oldu. Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim nedeniyle tanker ve konteyner piyasasında temkinli fiyatlamalar artarken, demir cevheri ve kömür taşımaları navlun piyasasını yukarı taşımaya devam etti.</p>
<h2>Demir cevheri piyasayı sürüklüyor </h2>
<p>Kuru yük piyasasındaki yükselişin merkezinde Capesize segmenti yer aldı. Özellikle Brezilya ve Avustralya’dan Çin’e yönelik demir cevheri sevkiyatlarının artması, büyük tonajlı gemilere olan talebi hızla yükseltti.</p>
<p>Brezilya’nın demir cevheri ihracatı aylık bazda yüzde 11 artarak yaklaşık 33 milyon tona ulaşırken, Avustralya sevkiyatlarında da yüzde 5’lik artış kaydedildi. Atlantik hattındaki yoğun yükleme programı, navlun piyasasında yukarı yönlü ivmeyi güçlendirdi. Tubarao-Qingdao hattında Capesize navlunları ton başına 37 dolara yaklaşırken, piyasa oyuncuları bunun son bir yılın en güçlü seviyelerinden biri olduğuna dikkat çekiyor.</p>
<h2>Kömür ticareti de desteğini sürdürüyor </h2>
<p>Navlun piyasasındaki yükselişte yalnızca demir cevheri değil, kömür taşımaları da belirleyici oldu. Özellikle Asya tarafında enerji güvenliği kaygılarının sürmesi ve termik kömür talebinin güçlü kalması, genellikle 60-70 bin ton kömür ya da tahıl taşıyan Panamax ve Supramax segmentlerinde hareketliliği destekledi.</p>
<p>Endonezya çıkışlı kömür yüklemeleri Güney Çin rotasında gemi talebini canlı tutarken, Panamax segmentindeki yıllık artış yüzde 57’ye ulaştı. Supramax piyasasında ise özellikle Pasifik havzasında gemi arzının sıkışması dikkat çekti.</p>
<p>Sektör kaynakları, enerji piyasalarındaki belirsizlik nedeniyle kömür ticaretinin kısa vadede güçlü kalmaya devam edeceğini değerlendiriyor.</p>
<h2>Hürmüz’de geçiş yok </h2>
<p>Navlun piyasalarında yükseliş sürse de gözler Hürmüz Boğazı’na çevrilmiş durumda. 1-5 Mayıs döneminde boğazdan toplam 15 kuru yük gemisi geçiş yaparken, 5 Mayıs sonrası yeni geçiş kaydedilmemesi piyasalarda dikkat çekti.</p>
<p>Taşıyıcılar şimdilik rotaları tamamen değiştirmese de risk maliyetlerini fiyatlamaya başladı. Özellikle sigorta maliyetleri, yakıt ek ücretleri ve operasyonel riskler deniz taşımacılığında yeni maliyet baskısı yaratıyor. Uzmanlara göre Hürmüz hattında yaşanabilecek uzun süreli bir aksama, yalnızca enerji piyasalarını değil küresel emtia ticaretini de doğrudan etkileyebilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Supramax ve Handysize için de yükseliş sürüyor</span></h2>
<p>Piyasadaki toparlanmanın yalnızca büyük tonajlı gemilerle sınırlı kalmaması dikkat çekiyor. Supramax endeksi yıllık bazda yüzde 58, Handysize segmenti ise yüzde 47 yükseldi. Özellikle tarım ürünleri, kömür ve küçük hacimli dökme yük taşımaları küçük tonajlı gemilere olan talebi canlı tutuyor. Ancak balast gemi sayısındaki hızlı artış, önümüzdeki dönemde arz baskısının yeniden gündeme gelebileceğine işaret ediyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Konteyner taşımacılığında “savaş tarifesi"</span></h2>
<p>Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilim konteyner taşımacılığında da yeni fiyatlama dalgasını tetikledi. Drewry Dünya Konteyner Endeksi geçen hafta yüzde 3 yükselerek 40 fit konteyner başına 2 bin 286 dolara çıktı.</p>
<p>Özellikle Pasifik ötesi ticaret rotalarında taşıyıcıların uygulamaya koyduğu Acil Yakıt Ek Ücretleri (EFS) ve Yoğun Sezon Ek Ücretleri (PSS) piyasada maliyet baskısını artırdı.</p>
<p>Şanghay-New York hattında navlun yüzde 7 artışla 3 bin 721 dolara yükselirken, Şanghay-Los Angeles hattında fi yatlar yüzde 5 artarak 3 bin 62 dolara çıktı.</p>
<p>MSC, Asya-ABD rotalarında yakıt ek ücretlerini sert şekilde artırırken, CMA CGM ise 1 Mayıs itibarıyla konteyner başına 2 bin dolarlık yoğun sezon ek ücreti uygulamaya başladı.</p>
<p>Taşıyıcılar ayrıca kapasite fazlasını yönetebilmek için boş sefer ve kapasite azaltımı politikalarını sürdürüyor. Buna rağmen sektör temsilcileri, savaş riskinin uzaması halinde navlun piyasasında yeni maliyet artışlarının gündeme gelebileceğini belirtiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/savas-golgesinde-navlun-rallisi-79030</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/0/1280x720/navlun-gemi-lojistik-ihracat-1778475846.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hürmüz gerilimine rağmen demir cevheri ve kömür taşımaları hız kesmedi. Emtia ticaretindeki hareketlilik nedeniyle kuru yük piyasasında son iki yılın en sert yükselişlerinden biri yaşanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-haftada-yuzde-61e-kadar-yukseldiler-yarinin-vaadi-bugunden-fiyatlaniyor-79029</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir haftada yüzde 61’e kadar yükseldiler yarının vaadi bugünden fiyatlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Finansman maliyetlerinin yüksek olduğu bir süreçte, borsada bir haftada %20’nin üzerinde getiri sağlayan 26 hissenin varlığı yatırımcının iştahını kabartıyor. Özata Denizcilik’in %61’e varan primle zirvede olduğu listede, para ağırlıklı olarak teknoloji ve enerjiye yöneldi.</strong></p>
<p>Borsada herhangi bir yatırımcı ekranda haftalık %40 veya %60 gibi baş döndürücü primleri gördüğünde, o şirketlerin kasasına bol miktarda para girişi olduğunu düşünebilir. Oysa merceği hızlı yükselişlerin arka koridorlarına çevirdiğimizde hikayenin rengi farklı. Şirketlerin kasası bir haftada %60 dolmasa da bilançodaki nakitten ziyade gelecekteki potansiyel satın alınıyor. Geri plandaki kurumsal satın alma Özata Denizcilik’e tavan serisi yaptırırken, Yeo Teknoloji’nin yeni iş bağlantıları yatırımcının ana motivasyon kaynakları. Ekranda yanıp sönen yeşil mumlar şirketlerin bugünkü zenginliğinden ziyade, yarınki vaatleri fiyatlıyor.</p>
<h2>Haftanın en hızlıları</h2>
<p>Şubatın ikinci haftasından itibaren hareketlenen Özata Denizcilik, 27 Nisan’dan bu yana 7 gün tavan serisi ile yükseldi. Bu çıkışta Tera Yatırım ile Century City’nin toplamda %21,86 payı Ataseven Denizcilik’ten satın alması etkili oldu. Tera Portföy’ün TLY fonu da %6,03’lük pay alınca fiyat beklentisiyle birlikte hisse bir ayda %170 yükseldi.</p>
<p>Haftanın bir diğer hızlı yükseleni Yeo Teknoloji, henüz üç aylık verileri paylaşmadı. Yılbaşından bu yana açıkladığı yeni iş bağlantıları toplamda 11 milyar TL’yi aşarken yıllık gelirinin %66’sını geçti. İvmenin sürmesi yıl sonunda güçlü gelir artışına işaret ediyor. Hisse, bir haftada %44,44 artış kaydederken sektörel ilgiden de yararlandığı gözleniyor.</p>
<h2>Yıllıkta negatif kaldı</h2>
<p>Eylül 2023’te en yüksek 33,07 TL’ye kadar çıkan Smart Güneş Enerjisi sonrasında sürekli geriledi. Son bir haftada gerçekleştirdiği %26,87’lik çıkışına rağmen yıllık performansı hâlâ %3,20 aşağıda. 2025’te gelirini düşüren ve zarar açıklayan firma, yılbaşından bu yana yıllık gelirinin %43,51’i düzeyinde yeni iş aldı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a016160b727e-1778475360.png" alt="" width="900" height="478" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>REZERV Mİ, ARAÇ MI?</strong></p>
<p><strong>Rezerv</strong>; güvenli liman, likit güç, psikolojik konfor, strateji, değer koruma. Atıl sermaye, enflasyon erimesi, fırsat maliyeti, yavaş büyüme.</p>
<p><strong>Araç</strong>; aktif büyüme, çeşitlendirme, kaldıraç etkisi, gelir akışı, dinamik yapı. Dalgalanma, yönetim zorluğu, maliyet, likidite sorunu, bilgi asimetrisi.</p>
<p><strong>Bir sözleşme ile 36 ay düzenli gelir sağlarken, onay aldığı ek fi yatla kârı desteklenecek</strong></p>
<p>Oncosem’in Gaziantep Üniversitesi'nden aldığı iş kârına ne düzeyde katkı sağlayacak? ● İnan Caner</p>
<p>İnan, Oncosem’in martta Gaziantep Üniversitesi ile imzaladığı 141 milyon TL tutarlı sözleşme, 36 aya yayılan bir nakit akışına yol açacak. 2025’teki toplam cirosunun 709 milyon TL olduğu düşünüldüğünde, ileriye dönük gelir açısından önemli bir temel oluşturduğu söylenebilir. Likiditeye ve net kârlılığa asıl hızlı etkiyi yapacak olan ise İstanbul’daki mevcut sözleşme için alınan 78,2 milyon TL fiyat farkı onayıdır. Enflasyonist ortamlarda sabit fiyatlı uzun vadeli işler işletme sermayesini yutarken, alınan bu ek ödeme eriyen kâr marjını destekleyecek.</p>
<p><strong>ABD’de şirket kurdu. Daha avantajlı bir pazarlama ve ihracat yolu sağlamayı amaçlıyor</strong></p>
<p>Özyaşar’ın ABD’de şirket kurmasında gayesi yatırımcıya göz boyamak olabilir mi? ● Evrim Toprak</p>
<p>Evrim, Özyaşar’ın ABD’nin şirket kuruluşları için kuluçka merkezi ve kolaylık sağlayan eyaleti Delaware’de 100 bin dolar sermaye ile firma kurması, bir vitrin yatırımı olarak okunmamalı. Şüphesiz ortadaki rakam fabrika veya büyük bir lojistik üssü yatırımı için düşük duruyor. Ancak, ihracatçı şirketlerin hedef pazarlarda doğrudan fatura kesebilmek, aracıları devreden çıkarmak ve müşterilere yerel tedarikçi güveni vermek için bu tarz pazarlama ofisi kurmaları olağandır. Özyaşar da hamlesinin kısa vadede önemli bir etki yaratmayacağını söylüyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>YSL fonu döviz cinsi kira sertifikasıyla yatırımcısına ancak %11 kazandırdı</strong></p>
<p>Yapı Kredi Portföy’ün idaresindeki Kar Payı Ödeyen Kira Sertifikaları Katılım Serbest (Döviz) Fon (YSL), üç yıldır işlem görmekle birlikte sınırlı bir hareket izliyor. Hacmi de buna bağlı olarak yatay seyir izliyor. Toplam büyüklüğü şimdilerde 709,5 milyon TL seviyesinde bulunurken nisan ayına göre küçüldü. Kararsız bir yatırımcı kesimine sahip olan YSL’ye bir ay nakit girişi olurken diğer ay çıkış olmakta. Mayısın ilk haftası 8,7 milyon TL para çıkışı yaşandı. 425 yatırımcısı olan fon, ağırlıklı olarak döviz cinsi kamu kira sertifikalarına yatırım stratejisiyle hareket ediyor. Portföyün %94,06’sı kamu kira sertifikaları ve %5,94’ü yatırım fonlarından oluşuyor. Döviz bazlı getiri arayan ve faiz hassasiyeti olan yatırımcılara hitap ediyor. Son bir yılda %11,32 getiride kalırken dolar %17,37 yükseldi.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Adel Kalemcilik, Piyasadan TLREF + %1 faizle 750 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Adel Kalemcilik, nitelikli yatırımcılara yönelik 08.05.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 750.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%1 olarak belirlendi. 364 gün vadeli bono, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 4 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 07.05.2027 olarak açıklandı. 8 Mayıs itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,99 seviyesinde bulunuyor. Adel’in verdiği %1 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFADEL52711 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a01613c15209-1778475324.png" alt="" width="224" height="174" /></strong><strong>Teknosa’nın şubattan bu yana dalga boyu arttı. Fonların satma eğilimi daha belirgin</strong></p>
<p>Teknosa’da fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerdeki miktar %9,34 ile toplamda 953,2 bin lot azalarak 9,25 milyon lota indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı da 16’dan 11’e geriledi. HKH fonu 360 bin lot ile en fazla satışı yaparken, NNF 230 bin lot ile en çok alımı gerçekleştiren fon olarak öne çıktı.</p>
<p>Teknosa için bugüne kadar 5 aracı kurum öneride bulunurken 1 kurum model portföyüne aldı. En yüksek öneriyi Marbaş Yatırım 41,14 TL ile verdi. En düşük öneri ise 34,60 TL ile Tacirler Yatırım’dan geldi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0161263eb93-1778475302.png" alt="" width="980" height="241" /></strong><strong>GÜBRE FABRİKALARI</strong></p>
<p><strong>Üniversite ile ortak yürüttüğü projeyi ticarileştirip tesis yatırımına gidecek</strong></p>
<p>Gübre Fabrikaları, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi ile TÜBİTAK kapsamında yürüttüğü organik atıklardan bitkisel protein hidrolizatı üretim projesini başarıyla tamamladığını duyurdu. İleri biyoteknolojik ürünlerin ticarileştirilmesi için imza töreni düzenlenirken, tamamen yerli imkanlarla geliştirilen bu formülün üretimi için yaklaşık 5 milyon dolar tutarında yeni tesis yatırımının planlandığını belirtti. Şirket, üniversiteyle iş birliğinden doğan bilimsel çıktıyı endüstriyel boyutta üretime taşıyarak, katma değeri yüksek ürünlere yöneldiği anlaşılıyor.</p>
<p><strong>VANET GIDA</strong></p>
<p><strong>Diyanet Vakfı’nın kurban organizasyonu işini aldı. Sınırlı gelirini büyütecek</strong></p>
<p>Vanet Gıda, Türkiye Diyanet Vakfı ile 2026 yılı vekalet yoluyla kurban organizasyonu kapsamında hizmet sözleşmesi imzaladı. Anlaşma doğrultusunda, kurbanlık hayvanların temini, İslami usullere uygun kesimi, muhafazası ve yurt geneline soğuk zincirle sevkiyatı şirketin Van’daki entegre et tesislerinde gerçekleştirilecek. Düşük gelir yapısına sahip olan firma, kurumsal bir anlaşmayla hacmini büyütmeyi hedefliyor. Vanet Gıda, anlaşmayla kurum güvencesine sahip geniş çaplı vakıf organizasyonunun tedarikçisi konumuna gelirken gelir ve kârını büyütme imkanı elde edecek.</p>
<p><strong>ODAŞ ELEKTRİK</strong></p>
<p><strong>Özbekistan’daki devlet kontrolündeki firmayla bir iş birliği protokolü imzaladı</strong></p>
<p>Odaş Elektrik, %100 bağlı ortaklığı Suda Maden üzerinden Özbekistan devleti kontrolündeki UzTMK firmasıyla değerli ve stratejik metal madenciliği alanında iş birliği protokolü imzaladığını duyurdu. Protokol, antimuan gibi stratejik metallerin potansiyelini ortaya çıkarma ve Özbekistan’da ortak bir üretim tesisi yatırımını değerlendirmeyi hedefliyor. İştiraki üzerinden madencilik alanında Orta Asya gibi yüksek cevher potansiyeline sahip bir bölgeye yönelmesi ileriye dönük gelirini büyütme potansiyelini güçlendirebilecek. İş birliğinin somutlaşması gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-haftada-yuzde-61e-kadar-yukseldiler-yarinin-vaadi-bugunden-fiyatlaniyor-79029</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir haftada yüzde 61’e kadar yükseldiler yarının vaadi bugünden fiyatlanıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/varlik-barisi-meclis-genel-kurul-gundemine-geliyor-79028</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Varlık Barışı Meclis Genel Kurul gündemine geliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yabancı sermayeye yönelik vergi avantajları sağlayan, amme alacaklarında taksit sayısını 36 aydan 72 aya çıkaran, 31 Temmuz 2027 tarihine kadar yurtdışında bulunan para, altın, döviz ve menkul kıymetlerin Türkiye’ye getirilmesini öngören varlık barışının yer aldığı yasa teklifi bu hafta Meclis Genel Kurulu’nda görüşülecek. AK Parti tarafından 8. Kez getirilen Varlık Barışı düzenlemesi kaynağı belirsiz paranın sisteme sokulmasına neden olacağı tartışmalarına neden olurken, muhalefet partileri Türkiye’nin yeniden gri listeye alınması riskini de beraberinde getirdiği uyarısında bulunuyor.</p>
<p>Yasa teklifinde komisyon aşamasında yapılan değişiklikle kurumlar vergisi oranı, sanayi sicil belgesini haiz ve fiilen üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların münhasıran üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları ile zirai üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların münhasıran bu üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlarına yüzde 12.5 olarak uygulanacak. İstanbul Finans Merkezi’ne dönük vergisel avantajlarda yasa teklifinde yer alıyor. İstanbul Finans Merkezinde katılımcı belgesi alarak finansal faaliyette bulunan kuruluşların kazançları için yüzde 100 olarak uygulanan kurumlar vergisi indirimi uygulaması 2047 yılına kadar uzatılacak, bu kuruluşlara kuruluş ve izinleri için finansal faaliyet harçları yönünden 5 yıl süreyle sağlanan muafiyet 20 yıla çıkarılacak. Türkiye’de yerleşmiş sayılan gerçek kişilerin, Türkiye’de yerleşmiş sayılmasından önceki son 3 takvim yılında Türkiye’de ikametgahının ve vergi mükellefiyetinin bulunmaması şartıyla Türkiye dışında elde ettiği kazanç ve iratları 20 yıl boyunca gelir vergisinden müstesna olacak. Amme alacağına ilişkin tecillerde azami taksit süresi 36 aydan 72 aya, teminatsız tecil tutarı 1 milyon liraya çıkarılacak.</p>
<p><strong>Burcu Köksal AK Parti’ye geçecek mi?</strong></p>
<p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a015ff8600be-1778475000.png" alt="" width="227" height="227" /></strong>Katılacak, katılmayacak derken, Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal, AK Parti’ye katılacağı iddialarına ilişkin “Evet ben bir karar verdim. Salı günü Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda AK Parti’ye katılıyorum. Bu kararın arkasında herhangi bir tehdit ya da baskı yoktur” açıklamasını yaptı. Geçtiğimiz günlerde AK Parti’ye katılan ikisi CHP’li, biri Yeniden Refah Partili biri de Saadet Partili olmak üzere 4 belediye başkanı ile birlikte Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Göksal’ın rozetini Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, il başkanları toplantısında takması bekleniyor. Köksal, geçtiğimiz aylarda AK Parti’ye katılacağı yönündeki iddialara, “Anadan doğma CHP’liyim. Kapıdan kovsalar, bacadan girerim” sözleriyle tepki göstermişti. CHP Afyonkarahisar İl Kadın Kolları Başkanlığı yapan Köksal, milletvekilliği yaptı. CHP Grup Başkanvekilliği görevinde de bulunan Köksal, 31 Mart 2024’te yapılan yerel seçimlerde 74 yıl sonra CHP’den Afyonkarahisar Belediye Başkanı olarak seçildi. 31 Mart seçimlerinden sonra, CHP’den büyükşehir ve ilçe düzeyinde belediye başkanı seçilip AK Parti’ye geçen belediye başkan sayısı 15’i buldu. Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nun ardından Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal’ın da AK Parti’ye geçmesi siyasette transfer tartışmalarını yeniden alevlendirirken, AK Parti’nin yerel seçimlerin ardından CHP, İYİ Parti, DEVA Partisi, Yeniden Refah Partisinden transfer ettiği belediye başkanı sayısı 70’i buldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/varlik-barisi-meclis-genel-kurul-gundemine-geliyor-79028</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/5/1280x720/meclis-tbmm-1766725086.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Varlık Barışı Meclis Genel Kurul gündemine geliyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/amme-alacaklarinda-72-ay-vade-yetmez-yapilandirma-gerekiyor-79027</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Amme alacaklarında 72 ay vade yetmez, yapılandırma gerekiyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Meclise gelen ekonomi paketinde amme alacaklarında taksit sayısı 36 aydan 72 aya, teminatsız tecil miktarı ise 1 milyon liraya çıkarılıyor.</p>
<p>Gelir İdaresi Başkanlığı’nın verilerine göre borçların yüzde 98.6’sı 1 milyon liranın altında. Kanun teklifi komisyondan geçti, bu hafta genel kurul gündemine alınarak yasalaştırılacak. Ancak düzenlemenin yetersiz olduğu esnafı rahatlatmayacağı, özellikle esnaf ve KOBİ’lerin artan vergi ve prim borçları için yeniden yapılandırma gerektiği eleştirileri düzenlemenin komisyon aşamasında öne çıkan eleştiriler arasında yer aldı.</p>
<p>MHP Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı, esnaftan yoğun bir şekilde yapılandırma talebi geldiğini söyledi. Kalaycı, “6183’e göre tecil faizi yüksek, bu taksitlendirmeyi uzatsak dahi faizden dolayı esnafa yönelik çok bir rahatlatma getirmeyecek. Mevcut sıkı para politikasının da etkisiyle sıkıntıya düşmüş, vergi ve prim borçlarını ödeyemez duruma gelmiş esnafımızı rahatlatmak için yeniden yapılandırma beklentileri var” dedi. CHP Karabük Milletvekili Cevdet Akay, “ Faiz gideri amme alacaklarında 44,4 uygulanıyor, burada 39 olarak uygulanacak. Zaten esnaf faiz yükü altında ezilmiş, krediye zor ulaşıyor. Üç ayda 34 bin esnaf kepenk kapatmış, esnafın, KOBİ’nin hem vergi hem SGK olarak beklediği işini görebilecek bir yapılandırma” dedi. Yeni Yol Grubundan Adana Milletvekili Sadullah Kısacık, 36 ayın 72 aya çıkarıldığını ama yüzde 39 faiz nedeniyle esnafa nefes alma imkanının bulunmadığını belirterek, “Bu uygulama çoğu esnafımızın işine yaramayacak, esnaf gerçekten zor durumda. Şu anda Türkiye’deki esnaf ve işletmelerin en büyük sorunu vergi ve SGK borcudur. İnsanların hesaplarına bloke konuluyor, araçlarına, POS cihazlarına haciz geliyor. Esnaf nefes alamıyor” dedi. Kısacık, teklifin yalnızca vade uzattığını ancak faiz yükünü azaltmadığını belirterek, “Yüzde 44 gecikme faizi, yüzde 39 tecil faiziyle insanlar yine borç sarmalına itiliyor. Esnaf yapılandırma bekliyor” diye konuştu. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise bu konuda yöneltilen sorulara verdiği yanıtlarda af niteliğinde bir yeniden yapılandırmaya kapıyı kapatıyor.</p>
<p><strong>CEZAEVLERİNDE, ‘UYUŞTURUCU’ İLE MÜCADELE PROGRAMLARI GENİŞLETİLİYOR</strong></p>
<p>Adalet Bakanlığı, cezaevlerinde uyuşturucu ve madde bağımlılığıyla mücadelede, infaz sisteminin rehabilite edici yönünü genişleterek güçlendirmeyi hedefliyor. Son yıllarda artan uyuşturucu kullanımı ve madde bağımlılığı ile mücadelede yeni hedefler gözetiliyor. Bu kapsamda Adalet Bakanlığı cezaevlerinde uyuşturucu ve madde bağımlılığı ile mücadelede yeni bir dönem başlatıyor. Bakanlık, ceza infaz kurumlarında, tıbbi ve psikiyatrik hizmetler, psiko-sosyal destek çalışmaları, bireysel görüşmeler ve yapılandırılmış grup çalışmaları, aile ile destek hizmetleri ve meslek edindirme kurslarını genişletiyor. Cezaevlerinde ayrıca düzenli olarak sportif, sanatsal ve kültürel faaliyetlerin artırılması, düzenli kitap okuma programlarının düzenlenmesi ile madde bağımlı mahkumların rehabilite edilmeleri sağlanacak. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/amme-alacaklarinda-72-ay-vade-yetmez-yapilandirma-gerekiyor-79027</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/1280x720/para-lira-tl-1766551550.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Amme alacaklarında 72 ay vade yetmez, yapılandırma gerekiyor&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/parayi-betona-mi-gomduk-79026</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Parayı betona mı gömdük?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’de kentleşme süreci çoğu zaman plansız ve rant odaklı ilerledi. Beton yoğunluğu yüksek, yeşil alanları sınırlı, insan doğasına aykırı kentlerde yaşıyoruz. Bu durum yalnızca estetik bir sorun değil. Yaşam kalitesi, ruh sağlığı ve sosyal uyum açısından da ciddi sonuçlar doğuruyor.</strong></p>
<p>Kalkınma ekonomisi perspektifinden bakıldığında, son 20 yılın çarpıcı eleştirel söylemlerinden başında <strong>“paranın betona gömülmesi”</strong> geliyor. Türkiye’nin Avrupa’nın hazır beton üretiminde zirvede, dünyada ise üst sıralarda yer alması bu eleştirileri daha da görünür kılıyor olabilir. Eleştirilerin odağında; betonla kalkınan bir ülke örneği var mı? Güney Kore de betonla mı kalkındı? Neden her yer AVM ve konutla dolu? gibi sorular var. Bu sorular aynı zamanda sosyolojik bir huzursuzluğu da yansıtıyor.</p>
<p><strong>Fiziki altyapı olmadan olmaz</strong></p>
<p>Meseleyi slogan düzeyinde ele almak yerine, daha analitik bir çerçeveye oturtalım. Açık konuşalım: Betona yatırım yapmak zorundayız. 86 milyonluk bir nüfusun barınma ihtiyacını karşılamak, artan kentleşmeyi yönetmek ve turizm gibi döviz kazandırıcı faaliyetleri sürdürebilmek için fiziksel altyapı gerekiyor. Yollar, hastaneler, havalimanları, oteller ve konutlar “çalı çırpı” ile inşa edilmiyor. Üretim ekonomisi gibi, hizmet ekonomisi de güçlü bir fiziki altyapıya ihtiyaç duyuyor. Örneğin AVM’ler de yalnızca tüketim mekânı değil; aynı zamanda istihdam, lojistik ve kent içi sosyal etkileşim alanları. Gayrimenkul ekonomisi ofis, yaşlı-öğrenci evleri ve veri merkezi gibi geniş bir yelpazeye sahip. Bu nedenle sorunu, betonun varlığı üzerinden değil, onun nasıl ve hangi önceliklerle kullanıldığı üzerinden ele almak daha doğru görünüyor.</p>
<p><strong>Asıl problem: Yeşil eksikliği</strong></p>
<p>Türkiye’de kentleşme süreci çoğu zaman plansız ve rant odaklı ilerledi. Beton yoğunluğu yüksek, yeşil alanları sınırlı, insan doğasına aykırı kentlerde yaşıyoruz. Bu durum yalnızca estetik bir sorun değil. Yaşam kalitesi, ruh sağlığı ve sosyal uyum açısından da ciddi sonuçlar doğuruyor. Beton eleştirisinin arkasındaki tepkinin önemli bir kısmı, aslında bu “yeşil yoksunluğu”ndan kaynaklanıyor. İstatistikler de öyle diyor. Otoban kenarında piknik yapan vatandaşımız da. Vatanımız cennet, ama kentleşmemiz plansız.</p>
<p><strong>Rant, planlama ve kentleşmenin tarihsel yükü</strong></p>
<p>Ülkemizde imar süreçleri, planlama zaafları ve rant mekanizması, şehirlerin bugünkü formunu belirleyen temel unsurlar arasında. Ruşen Keleş hocamız yıllar önce: “toplumun rant arayışçıları dışında hiçbir kesimine kazanç sağlamayan, toplumsal maliyeti çok yüksek bir kentleşme karşısında” olduğumuzu söylemişti.<strong><sup>1</sup></strong> Günümüzde de dikey mimarinin kente ihanet olduğunu söylüyoruz. 1950’lerden itibaren hızlanan göç, gecekondulaşma ve ardından gelen imar afları, günümüzde taş çölü görünümündeki kent dokusunun temelini oluşturdu. Bu nedenle “beton tepkisi”, aynı zamanda gelir/servet dağılımı ve fırsat eşitsizliği tartışmalarının da bir yansıması olarak görülmeli.</p>
<p><strong>Kaynak tahsisi tartışması: Sanayi mi, inşaat mı?</strong></p>
<p>Sermayeyi betona gömme odağındaki eleştiriler aslında sınırlı kaynakların daha yüksek katma değerli sektörlere neden yönlendirilmediğini gündeme getiriyor. Fırsat maliyeti üzerinden izlenen yanlış politikaları vurguluyor. Türkiye’nin de Çin, Güney Kore ve Tayvan gibi bir teknolojik dönüşüme ihtiyacı olduğu açık. Ancak bu, fiziki sermaye yatırımlarının tamamen gereksiz olduğu anlamına da gelmiyor. Asıl mesele belki de; inşaat-teknoloji ve beton-bilgi ekonomileri arasında sağlıklı bir denge kurabilmekte, “Endüstri 5.0”ın doğasına uygun bir sanayileşme anlayışının egemen olmasında.</p>
<p><strong>Sonuç: Bu bir model eleştirisi</strong></p>
<p>Paraya betona gömme söylemi bir sistem eleştirisidir. Bu ifade ile üretkenliği düşük, teknolojik katma değer üretmeyen ve sürdürülebilir büyüme yerine kısa vadeli rantı önceleyen bir ekonomik model eleştirilmektedir. Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, daha az beton değil; daha akıllı, daha sürdürülebilir ve daha planlı kentleşmedir. Bunun üzerine inşa edilecek üretken, yenilikçi ve kapsayıcı bir ekonomik model gerçek kalkınmanın anahtarı olabilir.</p>
<p> </p>
<p>[1] Keleş, R. (2010). Türkiye’de Kentleşme Kime Ne Kazandırıyor?. <em>İdealkent</em>, <em>1</em>(1), 28-31.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/parayi-betona-mi-gomduk-79026</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Parayı betona mı gömdük? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rekabette-yeni-duzen-79022</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rekabette yeni düzen</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>2026’nın üçte birini geçtikten sonra otomotiv sektörünün, elektrifikasyon, döngüsel ekonomi ve yazılım tanımlı mimarilerin belirleyici olduğu bir dönüşümün tam ortasında olduğu fark ediliyor… Stellantis, Chery, Renault gibi grupların hamleleri ve Türkiye özelindeki gelişmeler, yeni dengeleri gözler önüne seriyor.</p>
<p>Stellantis, ilk çeyrekte net gelirini yıllık %6 artırarak 38,1 milyar Euro’ya taşıdı. Kuzey Amerika’da pazar daralmasına rağmen Ram markasının satış artışıyla pazar payını yükselten şirket, Avrupa’da Leapmotor ile büyümesini sürdürüyor. Orta Doğu ve Afrika’da ise Türkiye ve Cezayir performansı öne çıkarken, Stellantis döngüsel ekonomi yatırımını Fas’taki yeni araç söküm merkeziyle büyütüyor. CEO Filosa, 2026 bitmeden 10 yeni model çıkaracaklarını açıkladı.</p>
<p>Diğer yanda; Stellantis’in Alman markası Opel, Çinli ortağı Leapmotor iş birliğiyle geliştirdiği tamamen elektrikli C-SUV’u 2028’de yollara çıkarmayı hedefliyor. Alman mühendisliği ile Çin teknolojisini birleştiren proje, geliştirme süresini de kısaltmayı amaçlıyor.</p>
<p>Çinli Chery Grubu ise, Nisan ayında global sevkiyat rekoru kırarak Avrupa’da yüzde 241 büyüdü. İngiltere’de ikinci sıraya yükselen marka, teknoloji devleriyle imzaladığı stratejik ortaklıklarla akıllı sürüş ve batarya alanında hamle yaparken, robotik yan kuruluşuyla da üçüncü büyüme eğrisini somutlaştırıyor.</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a015d760935c-1778474358.jpg" alt="" width="400" height="442" />Renault Grubu da, ilk çeyrekte gelirini yüzde 7,3 artırdı. Avrupa’da elektrifikasyonlu araçların payı yüzde 52’yi aşarken, Türkiye’de pazarın daraldığı ortamda bile yüzde 12,9 büyüyen Renault, toplam pazarda ve binek segmentte liderliğini korudu. Türkiye, Grubun dördüncü büyük pazarı konumunda…</p>
<p>Türkiye pazarının genel tablosunda, Ocak-Nisan döneminde otomobil satışları sınırlı daralırken hafif ticari araçlar güçlü büyüdü. Elektrifikasyon ana akım haline geldi… Elektrikli otomobillerin payı yüzde 19’a, hibritlerin payı yüzde 32,5’e yükseldi; dizelin payı ise yüzde 6’ya geriledi. SUV’lar en çok tercih edilen gövde tipi olurken, yerlilik oranı yüzde 35 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Premium tarafta Volvo Car Türkiye, ilk dört ayda satışlarını yüzde 56 artırarak pazar payını yükseltti ve premium SUV’de lider konuma oturdu. Toplam satışların üçte ikisi şarj edilebilir modellerden oluştu. Borusan Otomotiv ise BMW ile geçen yıl rekor kırarak “Dünyanın En Büyük BMW Distribütörü” unvanını korudu; bu yılın ilk çeyreğinde BMW satışlarının yarısından fazlası elektrikli ve hibritlerden geldi. Mercedes-Benz ise yeni elektrikli CLA modelini Türkiye’de satışa sunarak yazılım odaklı mimarisi ve altyapı uyumluluğuyla premium kompakt segmentte referans olmayı hedefliyor. Her üçünün de ortak kozu, Türkiye vergi sistemine uygun modellerin üretilmesi yönünde merkezlerini ikna edebilmiş olmaları…</p>
<p>İlginç bir gelişme de motorsiklet cephesinde… “Dört tekerliler”de tedarik zorluğu yaşayan Honda, Aliağa fabrikasında ürettiği ilk scooter ile “iki tekerliler”de yerli hamle yaptı. Bu adım, Türkiye’yi scooter üretiminde bölgesel bir merkez yapma hedefini taşıyor.</p>
<p>Bu örneklerle 2026’nın ilk çeyreği Batılı devlerin dönüşüm çabaları, Çinli üreticilerin Avrupa’daki yükselişi ve Türkiye gibi pazarlarda elektrifikasyonun ivme kazanmasıyla geçtiğini far ediyoruz. Stellantis’in iş birlikleri, Chery’nin teknoloji hamleleri, Renault’nun Türkiye liderliği ve premium markaların yeni nesil modelleri sektörün yeni rotasını çiziyor. Pazarın uzun dönem ortalamalarının üzerinde seyretmesi, talebin direncini gösteriyor. Önümüzdeki dönemde yazılım, batarya ve iş birliği modellerini daha çok konuşacak ve rekabetin daha da renklenmesini izleyeceğiz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rekabette-yeni-duzen-79022</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/2/1280x720/57-1778474346.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rekabette yeni düzen ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/doktoradan-sirkete-tez-yerine-startup-ile-mezun-olmak-79021</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doktoradan şirkete: Tez yerine startup ile mezun olmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye Çin’in modelini birebir kopyalamak zorunda değil; kendi dinamiklerine göre kurgulayarak hem üniversite-sanayi köprüsünü güçlendirebilir hem de derin-teknoloji girişimciliğinde ciddi bir sıçrama yaratabilir.</strong></p>
<p><em>Çin’in 2024’te yürürlüğe giren ‘pratik doktora’ yasası derin-teknoloji girişimciliğinde yeni bir fırsat oluşturuyor. Türkiye de bu konuda kendine özgün bir model ortaya koyarak önemli bir fırsat alanı açabilir.</em></p>
<p>Geçtiğimiz yıllarda Çin’de Southeast University’de Zheng Hehui adlı bir doktora adayı, jüri karşısına çıktı. Önünde kütüphane raflarında tozlanacak deri ciltli bir tez yoktu; somut bir ürün vardı: Yangtze Nehri’ni geçen kablolu bir demiryolu-karayolu köprüsünün ayaklarını oluşturan, Lego gibi birbirine kenetlenen takviyeli çelik bloklar. Ürün hâlihazırda taşıyıcı sistem olarak iş başında. Zheng, tez değil ürünle doktoralı oldu.</p>
<p><strong>18 kritik alanda pilot </strong><strong>programlar yürüyor</strong></p>
<p>Çin’in yürürlüğe giren yasası, mühendislik alanında doktora derecesi için fiziksel prototip, yeni teknik veya büyük ölçekli proje uygulamasını tez yerine geçer hâle getirdi. 2022’den bu yana 18 kritik alanda (elektronik, bilişim, yarı-iletken vb.) pilot programlar yürüyor; son üç yılda mühendislik alanında yüksek lisans kurumları kuruldu, 20.000 öğrenci sisteme dâhil oldu, 60 üniversite ve sektörden 100’ü aşkın kuruluş bu programa katılıyor. Tsinghua Üniversitesi tek başına 56 şirketle ortaklık kurdu; 1.430 öğrencisinden 100’den fazla patent çıktı. Harbin Institute of Technology’den Wei Lianfeng, vakum lazer kaynak süreciyle yeni rotanın ilk mezunu oldu; eylülden bu yana en az 11 mühendis aynı yoldan doktoralı.</p>
<p>Bu gelişme, Çin’de uzun zamandır arka planda yapılan ciddi bir öz eleştirinin sonucu olarak ortaya çıktı. Çin akademisi yıllarca “publish or perish” baskısıyla yayın sayısına odaklandı ve “makale fabrikaları” (paper mills) denen kara borsa büyüdü. 2023’te dünya genelinde rekor düzeyde 10.000’den fazla makale geri çekildi. Eleştirmenler bu dönemin yüksek-h-indeksli ama saha karşılığı zayıf araştırmacılarına “Makale Generalleri” (Paper Generals) diyordu. Çıkarılan bu yasa bu soruna karşı sistemik bir cevap olarak başladı ve güzel sonuçlar ortaya çıkmaya başladı. Nanjing Üniversitesi’nden Li Jiang’ın özetiyle: kitaplardan öğrenilen teorik bilgi ile toplumun ihtiyacı arasında büyük bir uçurum vardı.</p>
<p>Modelin üç önemli kazanımı var. Birincisi, derin-teknoloji girişimciliğine doğrudan ivme: Doktora seviyesindeki teknik derinlik akademik makale yerine pazarda karşılığı olan ürüne dönüşünce, yapay zekâ, kuantum, ileri malzeme ve yarı-iletken alanlarında gerçek katma-değerli çıktılar üretiliyor. İkincisi, yapay zekâ çağında “tez ekonomisi”nin sağlıksız hâle gelmesine bir panzehir: üretici yapay zekâ tezi yapısal olarak yazılabilir kıldı; çalışan bir prototipi ise üretemiyor. Üçüncüsü, ekosisteme teknik derinliği yüksek girişimci akışı: fonların aradığı “derin teknik + iş anlayışı” bileşiminin sistematik üretimi.</p>
<p>Türkiye bu modeli birebir kopyalamak zorunda değil; kendi dinamiklerine göre kurgulayarak hem üniversite-sanayi köprüsünü güçlendirebilir hem de derin-teknoloji girişimciliğinde ciddi bir sıçrama yaratabilir. Önerim: Limitli sayıda pilot araştırma üniversitesi (Boğaziçi, ODTÜ, İTÜ, Bilkent, Sabancı, Özyeğin); yalnızca ilgili teknik bölümlerde (bilgisayar, elektrik-elektronik, makine, biyomedikal, malzeme, kimya mühendisliği gibi); özel bir “Girişimci Doktora Programı” kontenjanıyla — her bölümde yılda 2-4 öğrenci ile başlanabilir. Adayların seçiminde akademik notun yanında çevik hareket etme, iş yönetebilme, iş geliştirme, pazar yaklaşımı ve önceki girişim deneyimi belirleyici olmabilir. Doktora dersleri standart düzende tamamlanır; tez yerine “doğrulanmış pazar talebi olan, çalışan bir ürün ve kurulu bir şirket” beklenir. Süreç Teknoloji Transfer Ofisleri’nin (TTO) kuluçka-mentörlük çerçevesinde takip eder.</p>
<p>Ek kontrol mekanizmaları da kurgulanabilir. Çift mentörlük zorunlu kılınabilir: Tez danışmanı + konunun uzmanı ve ilgili konuda yeterli ağa sahip hem teknik hem ticari sektörel mentorler ile TTO nun tüm süreci takip ettiği bir model geliştirilebilir. Tez jürisi yerine üç kademeli jüri: akademik (orijinallik), teknik (TRL 4’ten TRL 7’ye ilerleme), ticari (pazar doğrulaması, müşteri-LoI, gelir veya yatırım kanıtı). Yine ara dönüm noktaları da 6. ay problem doğrulaması, 18. ay prototip doğrulaması, 36. şirket kuruluşu şeklinde kurgulanırsa klasik tez yoluna dönüş opsiyonu da en azından bu havuzdaki doktora öğrencileri için kapanmış olur. Çapa finansman olarak da program, TÜBİTAK BiGG Faz-2 entegrasyonu, KOSGEB Ar-Ge desteği gibi seçeneklerlee desteklenebilir.</p>
<p><strong>Türkiye’de yılda 100-150 derin </strong><strong>teknoloji kurucusu yetişebilir</strong></p>
<p>Türkiye yılda yaklaşık 12.000 -13.000 arasında doktora mezunu veriyor; bunun sadece %2-3’ü bu modele dâhil edilse, yılda 100-150 derin teknoloji kurucusu yetiştirmek demektir. 10 yıl sonra bu sayı, yapay zekâ, biyoteknoloji ve yarı-iletken sektörlerinde bir kuşağı yapısal olarak yeniden çerçevelemeye yeter. Çin bu cesur kararı verdi ve uygulama güzel sonuçlar üretiyor, Türkiye’nin de tartışmaya ve daha önemlisi pilot uygulamaya başlamak için bekleyecek vaktinin olmadığı bir dönemden geçiyoruz.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/doktoradan-sirkete-tez-yerine-startup-ile-mezun-olmak-79021</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Doktoradan şirkete: Tez yerine startup ile mezun olmak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/siyah-kugudan-gri-gergedana-belirsizlik-caginda-yatirim-79020</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Siyah kuğudan gri gergedana: Belirsizlik çağında yatırım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Gri gergedan, gelmekte olduğunu bildiğimiz ama görmezden geldiğimiz, hazırlık yapmadığımız şokları tarif eden bir ifade. İklim krizi ve demografik dönüşüm bunun en bariz örnekleri.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz günlerde düzenlenen Yenilikçi Yatırım Zirvesi’nde, Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak moderasyonunda, Fatih Keresteci ile birlikte “Belirsizlik Çağında Yatırım Kararları” konusu üzerine sohbet ettik. Dile getirilen bazı başlıkları sizlerle de paylaşmak isterim.</p>
<p>Belirsizlikte bir artış var, buna şüphe yok; fakat yatırım kararlarını zorlaştıran ya da riski artıran, belirsizlik artışından ziyade şu iki faktör: yatırım araçlarının sayısındaki geometrik artış ve veri, bilgi, haber akışındaki yoğunluk.</p>
<p><strong>Yatırımcılar artık sadece </strong><strong>Türkiye verilerine bakmıyor</strong></p>
<p>Eskiden ortalama bir yatırımcının karar vermesi gereken alternatif araçlar, mevduat, döviz, altın, borsa ve tahvil-bono iken son on yılda bunlara yurt dışı hisse senetleri, türev araçlar, kripto paralar, ETF’ler, altın dışındaki metaller ve diğer metalar eklendi.</p>
<p>Yatırımcılar artık sadece Türkiye verilerine bakmıyor. ABD, Hindistan, Çin ekonomileri sürekli takip ediliyor. Hatta bu ülkelerdeki sektörel gelişmeleri, şirketleri yakından izleyen büyük bir kitle var.</p>
<p>Yatırım araçlarına yönelik bilgi, haber ve yorum akışı çok yoğun. Sosyal medya platformları üzerinden gelenler süzülmemiş, doğrulanmamış ve yanıltıcı olabiliyor. Bunlara itibar eden çok sayıda yatırımcı kayıp yaşayabiliyor. Yoğun bilgi sağanağı ve bunların bir kısmındaki kirlilik, karar verme yükünü artırıp doğru karar vermeyi zorlaştırıyor. Bu nedenle portföy yönetimi şirketleri ve benzer danışmanlarla çalışmak daha doğru bir yönteme dönüşüyor.</p>
<p>Genç nesillerde kripto ürünler ve yabancı hisse senetleri daha yaygın tercihler olsa da, yatırımcıların genelinde kıymetli madenler ve vadeli mevduat çok daha fazla rağbet görüyor.</p>
<p>Bilgiye erişim ve rasyonel karar verebilme açısından üç tip yatırımcı var:</p>
<p><strong>1-</strong> Bilgi sahibi, konjonktürü takip eden, stratejisi olan ve buna sadık kalarak karar alanlar</p>
<p><strong>2-</strong> Bilgi sahibi olan, konjonktürü izleyen ama stratejisi olmayan, rasyonel karar vermeyenler</p>
<p><strong>3-</strong> Söylentileri takip edip kalabalığa uygun hareket edenler</p>
<p><strong>Sektörlerde kaçınılmaz ve geniş </strong><strong>çaplı kırılmalar yaşanacak</strong></p>
<p>Yatırımcıların sayıca büyük bölümü ikinci ve üçüncü gruptakiler. Rasyonel değil, duygularıyla karar veriyorlar. Bu nedenle kolaylıkla manipüle edilebiliyor ve kayıplarla karşılaşıyorlar.</p>
<p>Belirsizlik ortamında doğru yatırım kararı verebilmenin de dört altın kuralı var:</p>
<p><strong>1-</strong> Portföy çeşitlendirme. Bu, yatırım araçlarında çeşitlendirme yanında artık son yıllarda, coğrafi çeşitlendirmeyi de içermeye başladı.</p>
<p><strong>2-</strong> Bir miktar likit ayırma. İstisnai durumlar haricinde her zaman, birikimin bir kısmını (yüzde 10-20) para piyasası fonları, gecelik faiz gibi likit araçlarda tutma.</p>
<p><strong>3-</strong> Psikoloji yönetimi. Pozisyon alınan ve güvendiğiniz yatırım aracında kısa vadeli oynaklıkların panik yaratmasına izin vermeme ve sabırlı olma.</p>
<p><strong>4-</strong> Zamanlama. Yanlış zamanda pozisyon alma, FOMO (gelişmeleri kaçırma korkusu) ve TINA (başka seçenek yok) gibi dürtüsel, duygusal hareketlerden kaçınma ve rasyonel karar vermeye çalışma</p>
<p>Artık siyah kuğu (black swan) olarak adlandırılan gelişmelerden çok, gri gergedan olarak nitelenen durumlarla yüz yüzeyiz. Gri gergedan, gelmekte olduğunu bildiğimiz ama görmezden geldiğimiz, hazırlık yapmadığımız şokları tarif eden bir ifade. İklim krizi ve demografik dönüşüm bunun en bariz örnekleri. Sektörlerde kaçınılmaz ve geniş çaplı kırılmalar yaşanacak. Yatırımcıların bunlara karşı hazırda beklemeleri gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/siyah-kugudan-gri-gergedana-belirsizlik-caginda-yatirim-79020</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Siyah kuğudan gri gergedana: Belirsizlik çağında yatırım ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-ticaret-sisteminin-yerine-ne-konacak-79019</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel ticaret sisteminin yerine ne konacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Özellikle 1990’lardan sonra hızlanan finansal küreselleşme, üretim kapasitesinin belirli merkezlerde yoğunlaşmasına yol açarken, bazı ülkelerde sanayi altyapısının zayıflamasına neden oluyor.</strong></p>
<p>Küresel ticaret düzeni uzun süredir güçlü bir fikir birliğinden çok yerleşmiş alışkanlıklar üzerine işliyordu. Robert Lighthizer’in “Yeni Ticaret Düzeni” başlıklı analizinde vurguladığı gibi, devletler yıllarca “serbest ticaret” söylemini sürdürürken, pratikte farklı kurallar uyguladı. Bugün yaşanan kırılma, bu söylem ile gerçeklik arasındaki mesafenin artık sürdürülemez hale gelmesinden kaynaklanıyor. Özellikle son yıllarda artan jeopolitik gerilimler, enerji krizleri ve tedarik zinciri kırılmaları, sistemin yalnızca ekonomik değil aynı zamanda siyasi kırılganlıklar taşıdığını da görünür hale getiriyor. Böylece uzun süre doğal kabul edilen küresel entegrasyon modeli, ilk kez bu kadar kapsamlı biçimde sorgulanıyor.</p>
<p><strong>Büyük tüketici ekonomilerin, dış </strong><strong>kaynaklı üretim bağımlığı artıyor</strong></p>
<p>Bu kırılmanın boyutunu anlamak için ekonomik verilere bakmak yeterli oluyor. ABD’nin mal ticaret açığı 2020-2024 arasında yaklaşık %40 artarak 1,2 trilyon dolara ulaşıyor. Aynı dönemde ülkenin net uluslararası yatırım pozisyonu -27 trilyon dolara geriliyor; yani yabancıların ABD varlıkları, ABD’nin dış varlıklarından 27 trilyon dolar daha fazla hale geliyor. Bu durum, yalnızca bir ticaret açığı değil; uzun vadeli bir servet transferine işaret ediyor. Ayrıca bu tablo, küresel ekonomide üretim ile tüketim arasındaki coğrafi ayrışmanın da derinleştiğini gösteriyor. ABD gibi büyük tüketici ekonomiler, dış kaynaklı üretime daha bağımlı hale gelirken, üretim fazlası veren ülkeler küresel sermaye üzerinde daha güçlü bir etki alanı oluşturuyor.</p>
<p>Büyüme ve istihdam verileri de benzer bir tablo çiziyor. ABD ekonomisi 2. Dünya Savaşı sonrası dönemde ortalama %3,2 büyürken, 2000 sonrası dönemde bu oran %2,1’e düşüyor. Son 25 yılda %3’ün üzerindeki büyüme yalnızca sınırlı sayıda yılda gerçekleşiyor. Aynı süreçte imalat istihdamı 17,3 milyondan 12,6 milyona geriliyor. Bu veriler, küreselleşmenin kazançlarının eşit dağılmadığını açık biçimde ortaya koyuyor. Özellikle sanayi bölgelerinde yaşanan iş kayıpları, yalnızca ekonomik değil sosyal ve siyasal sonuçlar da üretiyor. Birçok gelişmiş ülkede artan popülist siyaset ve korumacı söylemler, büyük ölçüde bu ekonomik dönüşümün yarattığı toplumsal memnuniyetsizlikten besleniyor.</p>
<p><strong>Sorun, sistemin kendisinden </strong><strong>çok, dengesinin bozulması</strong></p>
<p>Bununla birlikte, bu tabloyu yalnızca “serbest ticaret başarısız oldu” şeklinde okumak eksik kalıyor. Aynı sistem, Avrupa ve Asya’nın savaş sonrası yeniden inşasında önemli rol oynuyor; küresel ticaret hacmini genişletiyor ve milyarlarca insanın yoksulluktan çıkmasına katkı sağlıyor. Sorun, sistemin kendisinden çok, zaman içinde dengesinin bozulmasında ortaya çıkıyor. Özellikle 1990’lardan sonra hızlanan finansal küreselleşme, üretim kapasitesinin belirli merkezlerde yoğunlaşmasına yol açarken, bazı ülkelerde sanayi altyapısının zayıflamasına neden oluyor. Böylece küresel sistemin sağladığı faydalar ile yarattığı maliyetler arasındaki denge giderek daha tartışmalı hale geliyor.</p>
<p>Bu dengenin bozulmasında üç temel dinamik öne çıkıyor. İlk olarak, ticaretin simetrik işleyeceği varsayımı pratikte karşılık bulmuyor. Teori, ülkelerin piyasalarını açtıkça karşılıklı kazanç sağlayacağını öngörürken; birçok ülke ihracat odaklı büyümeyi sürdürüp iç pazarlarını koruyor. Kur politikaları, sübvansiyonlar ve düzenleyici engeller üzerinden rekabet avantajı yaratılıyor ve ticaret çoğu zaman tek yönlü işliyor. Bu durum özellikle gelişmiş ekonomilerde “adil rekabet” tartışmalarını güçlendiriyor. Çünkü düşük maliyet avantajı yalnızca verimlilikten değil, kimi zaman doğrudan devlet desteklerinden kaynaklanıyor.</p>
<p>İkinci olarak, ticaret açıkları ve fazlaları yapısal hale geliyor. Sürekli fazla veren ekonomiler küresel varlık birikimini artırırken, açık veren ekonomiler tüketimlerini finanse etmek için varlık devrediyor. Bu durum, küresel sermaye akımlarını da asimetrik bir yapıya dönüştürüyor. Uzun vadede bu dengesizlikler finansal kırılganlıkları artırabiliyor ve ekonomik bağımlılık ilişkilerini derinleştirebiliyor. Özellikle rezerv para sahibi ülkeler için bu yapı kısa vadede sürdürülebilir görünse de, zaman içinde siyasi ve ekonomik baskıların artmasına neden oluyor.</p>
<p>Üçüncü olarak ise Çin’in sisteme entegrasyonu belirleyici bir ölçek etkisi yaratıyor. 2001’de Dünya Ticaret Örgütü’ne katılan Çin, sanayi politikaları, sübvansiyonlar ve üretim kapasitesi sayesinde küresel üretim zincirlerinde hızla baskın hale geliyor. Uluslararası Para Fonu verilerine göre bazı sektörlerde verilen sübvansiyonlar yıllık yaklaşık 800 milyar dolara ulaşıyor; bu da Çin ekonomisinin yaklaşık %4’üne denk geliyor. Özellikle güneş paneli, batarya, elektrikli araç ve çelik gibi alanlarda oluşan üretim kapasitesi, küresel fiyatları doğrudan etkiliyor. Bu nedenle birçok ülke artık yalnızca maliyet avantajına değil, stratejik bağımlılık riskine de odaklanıyor.</p>
<p>Bu gelişmeler sonucunda ‘serbest ticaret’ kavramı, fiilen yeniden tanımlanıyor. Sistem teorik olarak açık kalıyor, ancak pratikte yoğun devlet müdahalesinin belirlediği bir rekabet alanına dönüşüyor. Bu nedenle bugün tartışılan şey serbest ticaretin varlığı değil, sürdürülebilir bir ticaret düzeninin nasıl kurulacağı oluyor. Devletler artık yalnızca ekonomik büyümeyi değil, tedarik güvenliğini, teknolojik bağımsızlığı ve ulusal dayanıklılığı da ticaret politikalarının merkezine yerleştiriyor.</p>
<p>Bu tartışmada öne çıkan yaklaşımlardan biri, Lighthizer’in “dengeli ticaret” önerisi oluyor. Bu modele göre ülkeler uzun vadede kalıcı açık ya da fazla vermemeli; ticaret ilişkileri daha simetrik hale getirilmeli. Sürekli fazla veren ekonomilere karşı tarifeler ya da politika baskıları gibi araçlar devreye girebiliyor. Bu yaklaşım, mevcut dengesizlikleri doğrudan hedef alması açısından güçlü bir çerçeve sunuyor. Aynı zamanda üretim kapasitesinin yeniden ulusal ekonomilere çekilmesi ve stratejik sektörlerin korunması fikrini de destekliyor.</p>
<p>Ancak modelin sınırları da belirginleşiyor. Ticaret dengesinin hangi kriterlere göre ölçüleceği teknik bir tartışma alanı yaratıyor. Sürekli fazla veren ülkelerin bu sisteme gönüllü olarak katılması zor görünüyor. Ayrıca daha korumacı bir yapı, küresel ticaretin verimlilik avantajlarını zayıflatma riski taşıyor. Bunun yanında tarifelerin artması, maliyet enflasyonunu yükseltebilir ve tüketici fiyatları üzerinde baskı oluşturabilir. Özellikle küresel tedarik zincirlerine derin şekilde entegre olmuş sektörlerde, ani korumacı adımlar ekonomik uyum maliyetlerini artırabiliyor.</p>
<p><strong>Ticaret daha seçici, daha </strong><strong>stratejik bir karakter kazanıyor</strong></p>
<p>Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, bu tartışma küreselleşmenin yeniden tanımlandığı daha büyük bir dönüşüme işaret ediyor. Ticaret artık yalnızca ekonomik bir faaliyet olmaktan çıkıyor; jeopolitik, teknolojik ve güvenlik boyutlarıyla birlikte ele alınıyor. Kritik mineraller, yarı iletkenler, enerji ve tedarik zincirleri, stratejik öncelik haline geliyor. Özellikle yapay zekâ, savunma teknolojileri ve ileri üretim kapasitesi gibi alanlarda ülkeler arası rekabet daha sert bir karakter kazanıyor. Bu nedenle ekonomik ilişkiler ile ulusal güvenlik politikaları arasındaki çizgi giderek daha fazla iç içe geçiyor.</p>
<p>Bu yeni dönemde iki eğilim aynı anda ilerliyor: Ticaret devam ediyor ve küresel entegrasyon tamamen ortadan kalkmıyor; ancak devlet müdahalesi artıyor ve ticaret daha seçici, daha stratejik bir karakter kazanıyor. “Friend-shoring”, “near-shoring” ve “stratejik özerklik” gibi kavramların öne çıkması da bu dönüşümün bir parçası oluyor. Şirketler artık yalnızca en düşük maliyetli üretim merkezlerine değil, siyasi istikrarı ve güvenilirliği yüksek ülkelere yönelmeye başlıyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Küresel ticaret, artık eski </strong><strong>varsayımlar üzerine işlemiyor</strong></span></p>
<p>Yeni bir ticaret düzeni kurulacaksa, bu düzenin üç temel soruya yanıt vermesi gerekiyor: Daha dengeli olacak mı? Daha verimli işleyecek mi? Ve en önemlisi, daha adil bir yapı sunabilecek mi? Bunun yanında sistemin sürdürülebilirliği açısından çevresel maliyetler, enerji dönüşümü ve dijital ekonominin rolü gibi yeni başlıklar da giderek daha önemli hale geliyor. Çünkü geleceğin ticaret düzeni yalnızca mal akışını değil, veri akışını ve teknolojik kontrolü de kapsayan daha karmaşık bir yapı üzerine kuruluyor.</p>
<p>Bu soruların yanıtı henüz netleşmiyor. Ancak kesin olan şu: Küresel ticaret, artık eski varsayımlar üzerine işlemiyor. Önümüzdeki dönemde ortaya çıkacak yeni modelin, yalnızca ekonomik verimlilik değil; dayanıklılık, güvenlik ve toplumsal meşruiyet gibi unsurları da aynı anda dengelemek zorunda kalacağı giderek daha açık hale geliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-ticaret-sisteminin-yerine-ne-konacak-79019</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/9/1280x720/kuresel-1778476261.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel ticaret sisteminin yerine ne konacak? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cin-ve-tcmb-ayni-dalga-boyunda-mi-79018</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çin ve TCMB aynı dalga boyunda mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çinli şirketlerin arzın kısıtlı olduğu bir dönemde ellerindeki petrolü Avrupalı ve Asyalı rakiplerine satması ilginç bir durumdur. Bu şirketlerin yüksek fiyatlardan faydalanmak mı istediği, yoksa yönetimden stoklarını boşaltma talimatı mı aldığı belirsizdir. Bu strateji, küresel ekonomiyi destekleme ve zor bir dönemde diğer ülkelerle köprü kurma çabası da olabilir.</p>
<p>Pekin’in bu hamlesi bir dengeleyici işlevi görürken, piyasalar petrol fiyatının seyri konusunda soğukkanlı bir tavır sergiliyor. Bu yaklaşımın temelinde hiç kuşkusuz Hürmüz Boğazı’nın kısa sürede açılacağı beklentisi yatıyor. Mevcut hareketler bu senaryonun iki hafta içinde gerçeğe dönüşeceğinin satın alınmasından ibarettir. Savaşın ilk haftalarında enerji fiyatlarıyla borsa endeksleri arasında gözlenen negatif ilişki nisanda koptu. Piyasalar yüksek seviyelere karşı bağışıklık kazanmış gibi duruyor. Yatırımcıların odak noktası şirket kârlarına ve teknolojik dönüşümün yarattığı yeni büyüme hikâyelerine kaydı.</p>
<p>Küresel piyasalardaki bu havayı perşembe günü açıklanacak enflasyon raporu öncesinde TCMB de izleyecektir. Satın alınan bu iyimser senaryonun kurum nezdinde ne kadar karşılık bulacağı merak konusudur. Barışın tesis edilemediği durumda, maliyet kanalından gelecek yeni bir şok projeksiyonları daha da bozabilir. Dolayısıyla Merkez'in piyasadaki bu iştaha rağmen şahin duruşunu korumasını ve orta vadeli hedefleri riske atacak bir iletişimden kaçınmasını bekliyorum.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cin-ve-tcmb-ayni-dalga-boyunda-mi-79018</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çin ve TCMB aynı dalga boyunda mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasalarda-bahar-sevinci-ve-olasi-riskler-79017</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasalarda bahar sevinci ve olası riskler…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Piyasaların iyimserliği, barış olmazsa yaşanacak kötü senaryonun korkunçluğundan kaynaklanıyor.  İki tarafın da kendini galip ilan edeceği bir Kadeş barışı ABD için, İran için ve dünya için en iyi senaryo. Ama bu senaryo tarafların rasyonel olduğu varsayımına dayanıyor.</strong></p>
<p>Piyasalar Ortadoğu’da barışı satın alıyor. Hürmüz Boğazı’nın askeri güçle açılmaya çalışılması nedeniyle ABD ile İran arasında zaman zaman çatışmalar yaşansa da piyasa etkisi fazla olmuyor. Uranyumun zenginleştirilmesi konusunda  iki taraf arasında derin görüş ayrılığı devam ediyor. Ama küresel risk iştahı bozulmuyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın “ateşkes devam ediyor” açıklaması ile enerji fiyatları düşüyor, tahvil getirileri geriliyor. Hisse senedi piyasaları savaştan bağımsız yeni zirveler yapıyor. </p>
<p>Piyasaların iyimserliği savaşın iki taraf için taşınamayacak kadar yüksek bir maliyete yol açmasından kaynaklanıyor. Abluka altına alınan İran’ın dünya ile deniz ticareti durdu. ABD istihbaratı tarafından yapıldığı iddia eden çalışma, uygulanan yaptırımların dört ay içinde İran ekonomisini durduracağını tahmin ediyor. İran, Hürmüz Boğazı’na alternatif olarak Kuşak-Yol altyapısını kullanarak Çin ile ticaret yapabilir. Türkmenistan üzerinden Çin’e  enerji satmayı deneyebilir. Ama mevcut altyapı ekonomiyi döndürmek için yeterli değil. Doğalgaz ve petrol için boru hattı inşaatı uzun yıllar sürecek komplike bir iş.</p>
<p>Başkan Trump, kasım başında yapılacak ara seçimlere yüksek pompa ve uçak fiyatlarıyla girmek istemiyor. Toplumun %60’ından fazlası tarafından hata olarak görülen İran savaşı Başkan Trump’ın halk desteğinin %35 civarına gerilemesine neden oldu. İran’da kesin bir zafer ve hızlı bir barış elde edilmezse Cumhuriyetçiler, Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu kaybedebilir. </p>
<p>Türkiye, enerji şoku ile dezenflasyon programının zorlandığı ve cari dengenin bozulmaya başladığı bir ortamda karşılaştı. Kasım ayından bu yana %30-31 bandında dalgalanan manşet rakam nedeniyle dezenflasyon programına güven zayıflıyordu. ABD ile ticaret savaşı nedeniyle dünya pazarlarına saldıran Çin, gerek iç pazarımızda, gerekse ihracat pazarlarımızda baskıyı artırıyordu.  </p>
<p><strong>Kurun dalgalanmaması </strong><strong>için rezerv yakıldı</strong></p>
<p>Ankara, güçlü mali kasını kırılgan dezenflasyon programını desteklemek için kullanarak ve para politikasında örtülü sıkılaşmaya giderek enerji şokuna cevap verdi. Petrol fiyatlarındaki artışın %75’inin ÖTV gelirleri kullanarak karşılandığı eşel mobil sistemi ile enerji şokunun enflasyonist etkisi sınırlanmaya çalışıldı. Örtülü faiz artışı ile piyasalara dezenflasyon programına kararlılıkla devam edildiği mesajı verildi. Acil çıkış kapısına yönelen uluslararası yatırımcıların kuru dalgalandırmaması için rezerv yakıldı.</p>
<p>Ankara’nın stratejisi Hürmüz Boğazı’nın Mayıs-Haziran döneminde açılacağı, kısa süreli bir jeopolitik şok senaryosunda işe yarar. Dezenflasyon programına asgari zarar vererek kabul edilebilir bir mali bedelle bu şoku atlatırız. Merkez Bankası Eylül ayında faiz indirim döngüsünü başlatır.  İşlerin yolunda girdiğini gören uluslararası yatırımcı geri döner.</p>
<p>ABD İran savaşının yeniden başladığı, Hürmüz’ün uzun süre kapalı kaldığı uzun süreli ve şiddetli bir şok senaryosunda Ankara’nın  adımları ekonominin derdine derman olmaz.  Enerji şokunun ikincil etkileri ile enflasyon yükselir, cari denge bozulur, büyüme aşağı gelir. Böyle bir senaryoda mevcut programın finansal istikrarı ve dış dengeyi  önceliklendirecek şekilde güncellenmesi gerekir.</p>
<p><strong>Taraflar rasyonel davranmazsa...</strong></p>
<p>Toparlayacak olursak, piyasaların iyimserliği, barış olmazsa yaşanacak kötü senaryonun korkunçluğundan kaynaklanıyor.  İki tarafın da kendini galip ilan edeceği bir Kadeş barışı ABD için, İran için ve dünya için en iyi senaryo. Ama bu senaryo tarafların rasyonel olduğu varsayımına dayanıyor. Eğer taraflar rasyonel davranmazsa dünya ekonomisi için yıkıcı hasar yaratacak bir savaş senaryosuna geri döneriz. Yükselişten yararlanan yatırımcıların söz konusu riske karşı,  koruma satın almasında, portföylerini savunma, enerji gibi sektörlerle çeşitlendirmesinde ve nakit varlık ağırlıklarını artırmalarında fayda var.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasalarda-bahar-sevinci-ve-olasi-riskler-79017</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Piyasalarda bahar sevinci ve olası riskler… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/glutensiz-gida-pazarini-bilincli-uretici-ve-tuketici-birlikte-buyuttu-79038</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Glütensiz gıda pazarını bilinçli üretici ve tüketici birlikte büyüttü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sağlıklı yaşam artık yalnızca belirli bir kesimin değil, toplumun geniş bir bölümünün ortak gündemi. Kırsalda yaşayanından yoğun iş temposundaki beyaz yakalısına kadar herkes, yaşam kalitesini artırmanın yollarını arıyor. Bu arayışta ise “beslenme” en önemli başlık olarak karşımıza çıkıyor. Bir dönem yalnızca “karın doyurmak” olarak görülen beslenme anlayışı, bugün içeriği sorgulanan bilinçli bir tüketim davranışına dönüşmüş durumda. Tüketici artık sadece makarna ya da ekmek almıyor; tam buğday mı, lif oranı yüksek mi gibi sorulara da yanıt arıyor. Bu yeni dönemin en dikkat çeken başlıklarından biri ise glüten ve glütensiz ürünler. Çölyak hastaları ve glüten hassasiyeti olan bireyler için bir zorunluluk olan glütensiz beslenme, bugün sağlıklı yaşam arayışındaki tüketiciler ya da kilo vermek isteyenler tarafından da tercih ediliyor. Her ne kadar uzmanlar, tıbbi bir gereklilik olmadan glütensiz beslenmenin faydaları konusunda temkinli yaklaşsa da, bu eğilim gıda sektöründe yeni ve hızla büyüyen bir pazar oluşturmuş durumda.</p>
<p>Glütensiz un, ekmek, atıştırmalık, bakliyat ve temel gıda kategorilerinde ürün çeşitliliği her geçen yıl artıyor. Türkiye’de birçok gıda şirketi bu alana yatırım yapıyor. Bunlardan Eksun Gıda, 2006 yılından bu yana glütensiz un üretiminin yanı sıra ‘Sinangil Glüten YOK’ markasıyla glütensiz ekmek ve atıştırmalık ürünler sunuyor. Çölyak farkındalığına yönelik çalışmalar da yapan şirket, Çölyak Vakfı iş birliğiyle Çölyak ve Glütensiz Yaşam Zirvesi düzenliyor. Eksun Gıda Grubu Başkanı ve CEO’su Hasan Abdullah Özkan, bu zirvelerin üçüncüsünde yaptığı açıklamada, çölyak hastalığı toplumda sanılandan daha yaygın olduğuna vurgu yapıyor: “Araştırmalara göre dünya genelinde ve Türkiye’de her 100 kişiden 1’i çölyak hastası. Son yıllarda artan farkındalık ve tarama olanakları sayesinde teşhis oranlarında artış görüyoruz. Hâlen pek çok kişi buğday, arpa, çavdar gibi tahıllardaki glüten proteinine karşı ciddi hassasiyeti olduğunu bilmeden yaşamını sürdürmeye çalışıyor.”</p>
<p><strong>“GLÜTENSİZ ÜRÜNLERE ERİŞİM DE GEREKLİ” </strong></p>
<p>Çölyak Vakfı Başkanı Doç. Dr. Elif Bal Beşikçi ise glütensiz ürünlerin güvenli ve yaygın şekilde sunulmasının çölyak hastalarının yaşam kalitesini doğrudan etkilediğine dikkat çekiyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve özel sektörle hayata geçirilen projelerle glütensiz ürünlerin kamusal alanda daha erişilebilir hale getirildiğini hatırlatan Beşikçi, bu alanda atılacak adımların önemli olduğunun altını çiziyor.</p>
<p>Kuru gıda sektörünün önde gelen markalarından olan Reis Gıda’nın Yönetim Kurulu Üyesi Işılay Reis Yorgun, çölyak hastaları açısından güvenilir glütensiz ürünlere erişimin kritik önem taşıdığını belirterek şunları söylüyor: “Çölyaklı bireyler için glütensiz ürünlerin güvenilirliği ve besin değeri büyük öneme sahip. Reis Gıda olarak, bu ihtiyaca yönelik olarak geliştirdiğimiz glütensiz ürünlerimiz ile yalnızca çölyak hastalarına değil, sağlıklı yaşamı benimseyen herkese hitap ediyoruz. Bakliyatlar, doğal yapıları gereği glüten içermemeleri, zengin protein, lif, vitamin ve mineral içerikleriyle hem dengeli beslenmenin hem de çölyak diyetinin baş tacıdır.”</p>
<p><strong>YELPAZE HER GEÇEN GÜN GENİŞLİYOR </strong></p>
<p>Eskisine kıyasla market raflarında glütensiz ürün çeşitliliği belirgin şekilde artmış durumda. Unlu mamullerden atıştırmalıklara, bakliyattan temel gıda ürünlerine kadar genişleyen ürün gamı, çölyak hastaları için seçenekleri artırıyor. Ancak uzmanlara göre ürün çeşitliliğinin artması tek başına yeterli değil; ekonomik erişilebilirlik de önemli bir sorun olmaya devam ediyor.</p>
<p>Bu noktada belediyelerin sağladığı destekler dikkat çekiyor. Türkiye’de bazı belediyeler, çölyak hastalarına özel glütensiz un, makarna, ekmek, bisküvi, kurabiye, tarhana ve çikolata gibi temel tüketim ürünlerinden oluşan destek paketleri sunuyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi de çölyak ve PKU hastaları ile glüten hassasiyeti bulunan bireylere yönelik özel üretim ve destek programları yürüten kurumlar arasında yer alıyor. Pek çok ilçe belediyesi, raporlu hastalara düzenli gıda desteği sağlıyor. Öte yandan SGK kapsamında çölyak hastalarına yaş gruplarına göre glütensiz ürün desteği de sağlanıyor.</p>
<p><strong>ULAŞMAK YETMEZ, ÇAPRAZ BULAŞ DA OLMAMALI </strong></p>
<p>Uzmanlara göre glütensiz ürünlerde yalnızca erişim değil güvenilirlik de kritik önem taşıyor. Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, özellikle çapraz bulaş riskine dikkat çekiyor: “Çapraz bulaşma, kısaca, yemek hazırlama aşamasında glütensiz bir gıdanın glütenle temas etmesi anlamına geliyor. Bu durum az veya çok ne kadar olursa olsun glüten almaması gereken kişiler için son derece hayatidir. Çünkü miktar az olsa bile glüten bağışıklık sisteminin tepki vermesine ve bağırsakların zarar görmesine yol açabilir. Glüten içeren ve içermeyen gıdalar; aynı kesme tahtasında hazırlanmamalı, aynı yağın içinde kızartılmamalı veya her kullanımdan sonra ortak mutfak gereçleri iyice temizlenmeli.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Pazar büyüklüğü 23 milyar doları aştı</strong></span></p>
<p>Bir dönem yalnızca çölyak hastalarının tüketmek zorunda kaldığı özel ürünler olarak görülen glütensiz gıdalar, bugün dünya genelinde hızla büyüyen bir endüstriye dönüştü.</p>
<p>Uzmanlara göre çölyak hastalığı, buğday, arpa ve çavdarda bulunan glüten proteinine karşı bağışıklık sisteminin verdiği reaksiyon sonucu ortaya çıkıyor. Hastalığın tek tedavisi ise ömür boyu glütensiz beslenme. Ancak bu zorunluluk, dünya genelinde milyarlarca dolarlık yeni bir gıda ekonomisinin doğmasına neden oldu.</p>
<p>Araştırma şirketi IMARC Group’un verilerine göre küresel glütensiz ürün pazarı 2025 yılı itibarıyla 23,6 milyar dolarlık büyüklüğe ulaştı. Pazarın 2034 yılına kadar 41,5 milyar dolara çıkması bekleniyor. Grand View Research tarafından yayımlanan başka bir analizde ise küresel glütensiz ürün pazarının 2025 yılında 8,5 milyar dolar seviyesinde olduğu, 2033’e kadar yıllık ortalama yüzde 10’un üzerinde büyüme kaydederek 18,3 milyar dolara ulaşacağı öngörülüyor.</p>
<p>Sektördeki hızlı büyümenin arkasında yalnızca çölyak hastaları bulunmuyor. Son yıllarda “sağlıklı yaşam”, “temiz içerik”, “düşük alerjenli beslenme” ve “wellness” akımları nedeniyle glütensiz ürünlere yönelen tüketicilerin sayısı da hızla artıyor. Araştırmalar, glütensiz ürün tüketicilerinin önemli bölümünün çölyak tanısı bulunmayan kişilerden oluştuğunu gösteriyor.</p>
<p><strong>EN BÜYÜK PAYI KUZEY AMERİKA ALIYOR </strong></p>
<p>Küresel pazarda en büyük pay Kuzey Amerika’ya ait. Grand View Research verilerine göre Kuzey Amerika, 2025 yılında toplam pazarın yaklaşık yüzde 35’ini oluşturdu. Bölgedeki yüksek tanı oranları, gelişmiş perakende ağı ve güçlü marka yatırımları büyümeyi destekliyor. Buna karşın en hızlı büyüyen bölge ise Asya-Pasifik olarak öne çıkıyor. Özellikle Çin, Hindistan ve Güney Kore’de sağlık odaklı tüketim alışkanlıklarının değişmesiyle birlikte glütensiz ürün talebi yükseliyor. Küresel şirketler de bu bölgelere yönelik yeni yatırım planları hazırlıyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Türkiye’de yatırımcıya iç pazar kadar ihracat da talep yaratıyor</strong></span></p>
<p>Türkiye’de glütensiz ürün pazarı henüz Avrupa ve ABD seviyesinde olmasa da son yıllarda hızlı büyüme gösteriyor. Büyük market zincirlerinin glütensiz raflarını genişletmesi, yerli üreticilerin sayısının artması ve e-ticaret kanallarındaki büyüme sektörü hareketlendiriyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a016fac07229-1778479020.jpg" alt="" width="700" height="466" />Türkiye’de özellikle son beş yılda glütensiz un, makarna, atıştırmalık ve hazır gıda üretiminde ciddi artış yaşandı. Yerli üreticiler yalnızca iç pazara değil ihracata da yönelmeye başladı. Türkiye’nin güçlü un ve tahıl işleme altyapısı, glütensiz üretimde de avantaj sağlıyor.</p>
<p><strong>GLÜTENSİZ ÜRÜN İHRACATI ARTIYOR </strong></p>
<p>Hâlihazırda dünyanın en büyük un ihracatçılarından biri konumunda olan Türkiye’den Avrupa Birliği ülkeleri başta olmak üzere Orta Doğu ve Körfez ülkelerine glütensiz makarna, un karışımları, atıştırmalık ürünler ve özel unlu mamuller ihraç ediliyor. Özellikle Avrupa’daki Türk girişimcilerin kurduğu market zincirleri, Türkiye kaynaklı glütensiz ürünler için önemli bir kanal oluşturuyor. İhracat rakamları “glütensiz ürün” başlığı altında ayrı bir kodla tutulmadığı için net veri paylaşılmasa da sektör temsilcileri son yıllarda glütensiz ürünlerin ihracatında çift haneli büyüme yaşandığını ifade ediyor. İstanbul, Konya, Gaziantep ve İzmir merkezli bazı üreticiler Avrupa pazarına özel üretim gerçekleştiriyor.</p>
<p><strong>100 KİŞİDEN 1’İ ÇÖLYAK </strong></p>
<p>- Çölyak hastalığının toplumun yaklaşık yüzde 0,3 ila yüzde 1’ini etkilediği tahmin ediliyor. Ancak çölyak, farklı belirtilerle ortaya çıkabildiği ya da bazı kişilerde uzun süre fark edilmediği için gerçek hasta sayısının resmi rakamların çok üzerinde olduğu değerlendiriliyor. Uzmanlar, bu nedenle hastaların yalnızca yaklaşık yüzde 10’una tanı konulabildiğine dikkat çekiyor. Bu tahminler doğrultusunda Türkiye’de 250 bin ila 850 bin arasında çölyak hastası bulunabileceği öngörülüyor. Sağlık Bakanlığı verilerine göre ise 2023 Kasım sonu itibarıyla tanı almış çölyak hasta sayısı 166 bin 614’e ulaştı.</p>
<p><strong>HER YERDE KARŞINIZA ÇIKABİLİR </strong></p>
<p>- Ülkemizde buğdayı sofralarımızda çok sık kullandığımız için hemen hemen her yemekte karşılaştığımız glüten; buğday, arpa ve çavdar gibi tahıllarda bulunan doğal bir protein grubu. İçeriği sayesinde hamurun elastikiyetini sağlıyor ve özellikle ekmek gibi mayalı ürünlerin kabarmasına yardımcı oluyor; bu yüzden de fırıncılık ürünlerinin vazgeçilmezi oluyor. Glüten içeren tam tahılların; lif, B vitaminleri ve bazı mineraller bakımından zengin olduğunu dile getiren Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Bu maddenin sindirim sağlığını ve enerji metabolizmasını desteklemek gibi artı yönleri olsa da bazı kişilerde başta çölyak olmak üzere çeşitli rahatsızlıklara yol açabileceği unutulmamalı” diyor.</p>
<p><strong>TEK TEDAVİ ÖMÜR BOYU DİYET </strong></p>
<p>- Günümüzde çölyak hastalığının kesin bir tedavisi olmadığını açıklayan Uzman Diyetisyen Derya Eren, şu bilgileri veriyor: “Amerikan Pediatri Derneği’nin raporuna göre bilinen tek tedavi, ömür boyu uygulanması gereken glütensiz beslenmedir. Glütensiz diyet ile şikayetler azalır ve oluşabilecek hastalıklar ortadan kaldırılır. Çölyak sahibi bireylere ve yakınlarına, glüten içerme olasılığı yüksek ürünler ve katkı maddeleri konusunda bilgilendirmeler yapılmalı. Bu kişiler glütensiz yiyeceklerin hazırlanması, depolanması ve saklanması konusunda ayrıntılı ve doğru bilgiye bir beslenme ve diyet uzmanı aracılığıyla ulaşmalı.”</p>
<p><strong>Belirtilere dikkat!</strong></p>
<p>- Çölyak hastalığını tetikleyen ana besinlerin arpa, çavdar, buğday ve irmik gibi tahıllar olduğu belirtiliyor. Bazı ilaç, takviye ve işlenmiş ürünlerde yardımcı bileşen olarak glüten bulunabiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Benan Kasapoğlu, hastalıkla ilgili şu bilgileri aktarıyor: “Çölyak, glüten tüketiminden sonra ince bağırsakta ortaya çıkan bağışıklık reaksiyonudur. Zamanla bu bağışıklık yanıtı ince bağırsağın yüzeyindeki hücreleri bozar ve bu hücrelerin bozulması da bir emilim bozukluğuna yol açar.” Kasapoğlu, hastalığın yetişkinlerdeki altı belirtisini şöyle sıralıyor: 1- İshal 2- Kilo kaybı 3- Mide bulantısı ve kusma 4- Karın ağrısı 5- Gaz ve karında şişkinlik 6- Yorgunluk ve halsizlik.</p>
<p><strong>Çölyak hastalarına rehber kaynaklar</strong></p>
<p>- Çölyak dernekleri ve sivil toplum kuruluşları, glüten hassasiyeti ve çölyak hastalarının güvenli gıdaya erişimini kolaylaştırmak amacıyla marka ve ürün bazlı rehber listeler hazırlıyor. Çölyakla Yaşam Derneği, Ankara Çölyak Derneği, Çölyak Hastaları Derneği ve ESEV gibi kurumların yayımladığı glütensiz ürün listeleri, tüketiciler için önemli bir başvuru kaynağı olarak öne çıkıyor. Ancak uzmanlar, ürün içeriklerinin zaman içinde değişebileceğine dikkat çekerek, tüketicilerin satın alma öncesinde ambalaj üzerindeki güncel içerik bilgisini ve “glütensiz” beyanını kontrol etmesi gerektiğini hatırlatıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/glutensiz-gida-pazarini-bilincli-uretici-ve-tuketici-birlikte-buyuttu-79038</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/8/1280x720/glutensiz-1778479051.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bugün Dünya Çölyak Günü. Dünyada geçen yıl 23,6 milyar dolar büyüklük ortaya koyan glütensiz ürün pazarının 2034’te 41 milyara ulaşacağı tahminleri yapılıyor. Hatırlatalım, glütensiz ürün talebi yalnızca çölyak hastalarından değil, sağlıklı beslenme hassasiyeti olan tüm tüketici gruplarından geliyor. Ülkemizde çölyak hastalığına yönelik teşhislerin artması, üretimini hızlandırdığı glütensiz ürün kategorisinin gelişiminde, market zincirlerin duyarlılığı ve ihracat imkanları da önemli rol oynadı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-79013</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu hafta piyasada yönü ne belirleyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Bu Hafta Piyasada Yönü Ne Belirleyecek? | Ekonomi Masası | 11 Mayıs" src="https://www.youtube.com/embed/Det3R5xok50" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-79013</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/3/1280x720/berfin-cipa-talip-aktas-1771825245.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/petrolun-rotasi-gucun-haritasi-turkiyenin-cok-katmanli-enerji-hamlesi-79016</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petrolün rotası, gücün haritası; Türkiye’nin çok katmanlı enerji hamlesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ankara diplomatik kulislerinde Türkiye’nin Ege ve Akdeniz’de tartışmalı deniz yetki alanlarını resmîleştirmek için parlamentoya yasa tasarısı sunmaya hazırlandığı konuşulmaya başlandı. Bu gerçekleşirse, Türkiye deniz yetki alanı iddialarını hukuki zemine oturtmaya yönelik ilk resmi adımı atmış olacak.</strong></p>
<p>İran savaşı, küresel enerji meselesinin yalnızca kaynak paylaşımı değil, aynı zamanda güzergâh kontrolü ve siyasi etki üretme aracına dönüştüğünü ortaya koydu.<br />Türkiye de ortaya çıkan bu yeni küresel enerji tedariki sisteminde kendisini “tüketici” ya da “pasif transit ülke” olarak değil, bölgesel enerji mimarisinin aktif tasarımcısı olarak konumlandırmak üzere harekete geçti.<br />Ankara, mayıs ayıyla birlikte, Cezayir’den Körfez Arap ülkelerine, Ermenistan’dan Libya’ya ve Avrupa’ya kadar geniş yelpazede -deyim yerindeyse- diplomatik atağa geçmiş durumda. Atılan tüm diplomatik ve yasal adımlar, Türkiye’yi Doğu Akdeniz ve Ortadoğu enerji mimarisini şekillendiren bir “merkez aktör” olma hedefine ulaştırmayı içeriyor.</p>
<p><strong>Doğu Akdeniz: Enerji güzergâhı </strong><strong>rekabeti derinleşiyor</strong></p>
<p>Türkiye’nin enerji yollarındaki merkez ülke olma amacına karşı en büyük meydan okuma Doğu Akdeniz’deki Kıbrıs Rum-Yunan-Fransa ve İsrail cepheleşmesi olacak gibi;</p>
<p>Şimdilerde bu “cepheye” Mısır’ın da katılması yolunda adımlar atılmaya çalışılıyor.</p>
<p>Kıbrıs adası açıklarındaki gaz sahalarının Mısır üzerinden LNG olarak Avrupa’ya taşınması yönündeki model, bölgesel enerji mimarisini yeniden şekillendirip, Ankara’yı “devre dışı” bırakmayı amaçlıyor.</p>
<p>Bu çerçevede özellikle Kıbrıs açıklarındaki gaz sahalarının Mısır üzerinden sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) olarak Avrupa’ya taşınması planı öne çıkıyor. Bu modelde amaç, yeni bir boru hattı yatırımı yerine mevcut alt yapıyı kullanarak daha hızlı ve daha düşük maliyetli bir ihracat sistemi kurmak gibi duruyor.<br />Kıbrıslı Rumların ENI ve TotalEnergies ile imzaladıkları anlaşmalar üzerinden geliştirmeye çalıştıkları bu yapı, Mısır’ı fiili bir enerji çıkış kapısına dönüştürürken, Türkiye’nin uzun süredir savunduğu “en ekonomik rota Anadolu üzerinden geçer” tezini çürütmeyi hedefliyor.</p>
<p><strong>Türkiye’nin karşı hamlesi; deniz </strong><strong>yetki alanları yasal düzenlemesi</strong></p>
<p>Türkiye’nin de Doğu Akdeniz’de inşa edilmeye çalışılan bu yeni enerji tedarik yoluna karşı hamlesi yasal bir adım olacak gibi duruyor.<br />Ankara diplomatik kulislerinde Türkiye’nin Ege ve Akdeniz’de tartışmalı deniz yetki alanlarını resmîleştirmek için parlamentoya yasa tasarısı sunmaya hazırlandığı konuşulmaya başlandı. Bu gerçekleşirse, Türkiye deniz yetki alanı iddialarını hukuki zemine oturtmaya yönelik ilk resmi adımı atmış olacak.<br />Böylece Türkiye, Doğu Akdeniz’deki potansiyel doğal gaz kaynakları üzerindeki hak iddialarını resmen ilan etmiş olacak.</p>
<p><strong>Cezayir hattı: Kuzey Afrika enerjisi </strong><strong>Türkiye üzerinden Avrupa’ya</strong></p>
<p>Türkiye TBMM’de atılabilecek yasal adımın yanı sıra, bölgedeki diğer enerji tedarikçisi ülkelerle iş birliği mekanizmaları kurarak, Rum-Yunan-İsrail hamlesini boşa çıkarma arayışında.<br />Cezayir Cumhurbaşkanı Tebboune’nin Türkiye’ye yaptığı ziyaret sırasında atılan adımlar, Kuzey Afrika gazının Avrupa pazarına erişiminde Türkiye’yi kritik bir ara merkez haline getirmeyi amaçlıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın Cezayir’den yıllık 6,5 milyar metreküp gaz alımı yapılacağını, bu miktarın zaman içinde artacağını söylemesi önemli. Bayraktar’ın açıklamasında Cezayir’den Türkiye’ye gelecek gazın Avrupa’ya gönderilebileceğini de vurgulaması ayrıca anlamlı.<br />Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Cezayirli mevkidaşını bizzat havaalanına giderek karşılaması, Tebboune’ye Devlet Nişanı tevdi edilmesi, sembolik jestler gibi görünse de ardında çok daha derin anlamları olduğunu da söylemek mümkün. Hem Türkiye, hem de Cezayir son dönemde özellikle Fransa ile ciddi gerilimler yaşıyor. Fransa Doğu Akdeniz’de Rum-Yunan-İsrail ekseni yanında açıkça konumlanırken, Cezayir ile de Afrika ve Akdeniz’deki etki rekabeti konusunda ciddi krizler yaşıyor. Ankara-Cezayir hattı bu açıdan Paris’e karşı da kritik dış politika mesajları içeriyor.</p>
<p><strong>Körfez diplomasisi: Enerji </strong><strong>güvenliği merkezli esnek ağ</strong></p>
<p>Türkiye’nin BAE, Suudi Arabistan ve Kuveyt ile eşzamanlı yürüttüğü diplomatik açılımı da yine “bölgesel ve küresel enerji tedarik yolları rekabetinin” bir yansıması olarak okumak mümkün.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan geçen hafta BAE Devlet Başkan Yardımcısı Mansour bin Zayed Al Nahyan ile, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ise Suudi Arabistan ve Kuveytli mevkidaşları ile ayrı ayrı görüşmelerde bulundular. Her üç görüşmenin de  ana gündemini İran savaşıyla birlikte ortaya çıkan Hürmüz Boğazı kaynaklı enerji güvenliği riskleri, petrol ve LNG akışlarının sürdürülebilirliği ve bölgesel güvenlik koordinasyonu oluşturdu.</p>
<p>Körfez ülkeleri ürettikleri petrol ve doğalgazı dünyaya pazarlayabilmek için Hürmüz Boğazı’na alternatif bir güzergah arayışına girmişken, Türkiye buna karşı ürettiği alternatif Irak ve Suriye üzerinden Türkiye’ye ulaşacak boru hatları sistemini öne çıkarmaya çalışıyor.</p>
<p>Irak Kürdistan Özerk Yönetimi Başbakanı Mesrur Barzani’nin İstanbul’da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesini de bu tabloya eklemek gerek; Ankara, Körfez’i Avrupa’ya bağlaması planlanan ve Irak-Türkiye üzerinden geçen “Kalkınma Yolu” projesini, Yunanistan ve İsrail’in kurmaya çalıştığı IMEC ticaret yoluna alternatif olarak geliştirmek istiyor. Bu açıdan Irak’ta hem Bağdat’la, hem de Kuzey Irak’taki Kürt gruplarla iyi ilişkiler Türkiye açısından elzem. Nitekim, Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Başbakan El Zeydi’nin de, bakanlar kurulunu oluşturup Meclis onayı aldıktan hemen sonra, ilk yurtdışı gezisini Ankara’ya yapması bekleniyor. </p>
<p>Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’de saflar iyiden iyiye belirginleşiyor. </p>
<p><strong>Yıldırımhan: Stratejik </strong><strong>eşik mi, jeopolitik mesaj mı?</strong></p>
<p>Türkiye’nin SAHA Expo’da tanıttığı “Yıldırımhan” kıtalararası balistik füze projesini de Doğu Akdeniz ve Ortadoğu'daki enerji rekabeti ile birlikte okumakta fayda var.</p>
<p>Yıldırımhan projesi,  teknik bir savunma programının ötesinde, stratejik kapasite ve jeopolitik niyet tartışmalarını da beraberinde getirdi. 6.000 kilometreyi aşan menzil ve üç tonluk faydalı yük kapasitesi iddiasıyla ortaya koyulan proje, daha ilk günden Yunan ve İsrail basınında en çok konuşulan konu haline geldi. Yorumlar, Ankara’nın caydırıcılık mimarisini bölgesel ölçekten daha geniş bir stratejik çerçeveye taşımayı hedeflediği yönünde.</p>
<p>Türkiye Yıldırımhan projesi ile birlikte, “bölgesel savunma” yaklaşımından “uzun menzilli stratejik erişim” hedefine yöneliyor.</p>
<p>Her ne kadar sistemin operasyonel statüsü henüz netleşmemiş olsa da, ortaya konulan teknik parametreler Doğu Akdeniz’den Avrupa içlerine uzanan geniş bir coğrafyada yeni denge hesaplarını gündeme getiriyor.</p>
<p>Söz konusu menzil kapasitesi, teorik olarak İsrail ve Fransa gibi Türkiye ile Doğu Akdeniz ve Avrupa jeopolitiğinde rekabet eden aktörleri de kapsayan bir etki alanını  da beraberinde getiriyor. Bu durum, projenin yalnızca askeri değil, aynı zamanda algısal bir stratejik mesaj taşıdığı yorumlarını da güçlendirir nitelikte.</p>
<p>Türkiye’nin mevcutta sahip olduğu sistemler — bölgesel caydırıcılık sağlayan platformlar dahil — dikkate alındığında, yeni projenin savunma doktrininde nicelikten ziyade niteliksel bir sıçrama hedeflediğini de söylemek mümkün.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/petrolun-rotasi-gucun-haritasi-turkiyenin-cok-katmanli-enerji-hamlesi-79016</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/6/1280x720/turkiye-1778473888.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Petrolün rotası, gücün haritası; Türkiye’nin çok katmanlı enerji hamlesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bize-5-binlik-banknot-lazim-79015</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bize 5 binlik banknot lâzım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>200 lirayı vale dahi kabul etmez oldu. Oysa ilk çıktığında 132 dolar ediyordu ve şimdi ancak 4 dolar 41 cent ediyor. Çıktığı günkü alım gücüne erişmesi için yeni en büyük kupürümüz 5 bin lira olmalı</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Belli ki enflasyonu çözemiyoruz. <strong>Orta Vadeli Programı</strong> da <strong>enflasyon hedefini</strong> de güncelleyemiyoruz. Hiç değilse bu yüksek enflasyonun tahribatlarından bir kısmını güncellesek? Misal liramızın en büyük kupürü olan <strong>200 TL alım gücü</strong> an itibarıyla <strong>4 dolar 41 cent</strong>’e gerilemiş durumda.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Oysa 200 liralığın çıktığı <strong>2 Ocak 2009</strong>’da <strong>131 dolar 60 cent</strong> idi. Tedavüle çıktığı günkü alım gücünü koruması için bugün <strong>132 dolara denk</strong> olacak şekilde en düşük kupür olarak <strong>5 bin liralık</strong> <strong>banknot</strong> basmak gerekiyor. Ancak bu sayede <strong>ATM’ler</strong>, cüzdanlarımız, <strong>cebimiz</strong> rahatlayabilecek.</p>
<p><strong>20.000.000’LUK TÜRK LİRASI BANKNOTLARINA DOĞRU…</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Halen banknot düzenimiz, <strong>5</strong>, <strong>10</strong>, <strong>20</strong>, <strong>50</strong>, <strong>100</strong> ve <strong>200</strong> şeklinde. Bir sonraki adımda sırasıyla <strong>500</strong>’lük, <strong>1000</strong>’lik, <strong>2500</strong>’lük ve <strong>5 binlik</strong> basılacak. Enflasyonun şimdiki düzeyinde devamı halinde, <strong>10.000</strong>, <strong>20.000</strong>, <strong>50.000</strong> devam edip 2005’te <strong>YTL</strong> geldiğindeki gibi <strong>20.000.000</strong> kupürleri de gelebilir.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Ancak hükümet, muhalefetin diline “<strong>enflasyon parası</strong>” lafını vermemek için <strong>200 liradan yüksek kupür basmıyor</strong>. Ayrıca <strong>nakit alışverişi zorlaştırıp</strong> paranın bankalar, <strong>kredi kartları</strong> üzerinden takibine yönlendirilmemiz söz konusu. Bu gidişin sonu belli; <strong>her 3-4 yılda liraya 1 sıfır daha eklemek</strong>…</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / 5 binlik banknota dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Kupür artırmanın kuralı nedir?</em></strong></p>
<p>Merkez bankaları, piyasadaki banknotlar içinde <strong>en yüksek kupürlünün sayısı</strong>, tedavüldeki toplam paraların <strong>yarısını aşınca</strong>, bir üst kupüre geçilir. Şu anda 200 liranın tedavüldeki oranı; <strong>%61</strong>’i aştı bile.</p>
<p><strong><em>Ne gibi sorunlara yol açıyor?  </em></strong></p>
<p>Eskiden ATM’ler <strong>birkaç günde bir</strong> doldurulurdu. Şimdi <strong>günde 3 kez</strong> dahi dolduruluyor zira <strong>hazneleri</strong> sınırlı. <strong>Cüzdanlar</strong> şişiyor, satınalma gücü yerlerdeki 200 liranın kendisi dahi <strong>bozuk para halini</strong> almış.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>ENFLASYON ATM’LERDEN TAŞTI</strong></p>
<p>Duvardaki makinelere gidiyor, <strong>4 haneli şifren</strong>i giriyor <strong>ve 50 lira</strong> talep ediyorsun. O eskidendi. Hatta <strong>Halkbank’ın ATM’leri</strong>, 5 liralık dahi verirdi. Sonraları <strong>5</strong>, <strong>10</strong>, <strong>20</strong> hatta <strong>50 liralık</strong> vermez oldu. Çoğu kez <strong>100 liralık dahi veremeyen</strong> var. Neden? Zira <strong>en yüksek kupür 200’lük</strong>, adeta <strong>bozuk para it</strong>ibarında…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>BANKNOT LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Türk Lirası</strong>: Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın banknot matbaasında basılan kupürler</p>
<p><strong>Yeni Türk Lirası</strong>: Enflasyon yüzünden pula dönen liramızdan atılan 6 sıfırdan sonraki basılanlar</p>
<p><strong>Senyoraj</strong>: Paranın üretim maliyeti ile üzerinde yazılı (nominal) değer arasındaki fark</p>
<p><strong>Dolar senyorajı</strong>: 100 doların üretim maliyet 13 cent. Geriye kalan 199 dolar 87 cent karşılığı</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bize-5-binlik-banknot-lazim-79015</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/5/1280x720/5-binlik-banknot-1778479800.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bize 5 binlik banknot lâzım ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyonda-tahmin-ve-hedef-aciklanmasa-daha-mi-iyi-ki-79014</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyonda tahmin ve hedef açıklanmasa daha mı iyi ki!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yıllarca kamuda görev yapan ve görev süresi boyunca ekonomik konularda bir dizi karara imza atan, kamuda yaptığı işlerin başında da enflasyonla mücadele etmek gelen biri yurt içinde ya da dışında iş aramak durumunda kalsa, CV'sinde de enflasyona ilişkin bu hedef ve gerçekleşmeler yazsa, bu kişi dünyanın hiçbir yerinde iş bulamaz. </strong></p>
<p>Başlıktaki önerime ne dersiniz! Şimdiye kadar ne Merkez Bankası’nın enflasyon hedef ve tahmini tutmuş, ne orta vadeli programda ilan edilenler… Tüm hedefler kağıt üstünde kalmış ve kalmaya da devam ediyor.</p>
<p>Rahmetli annemin çok farklı bir konudaki önerisi geliyor aklıma. Çocukluğumda gerek kulüp takımları, gerek milli takım futbolda Avrupa’da hüsrana uğradıkça annem bizim üzüldüğümüzü görür ve şöyle derdi: “<strong>Onlar da oynamasın!</strong>”</p>
<p>Doğru ya, Türk takımları maç yapmadı mı yenilmez ve bizler de üzülmezdik. Onun derdi, çocuklarının üzülmesine yol açan etkeni ortadan kaldırmaktı.</p>
<p>İşte ben de annemi anarak içimden acaba Merkez Bankası ve hükümet enflasyon hedefi açıklamasa da hiç olmazsa yanılmaktan kurtulsa mı ki diye geçirmeden edemiyorum.</p>
<h2>Bir kere de tutturun!</h2>
<p>Orta vadeli program çerçevesinde her yıl içinde bulunulan yılın enflasyon tahmini ile gelecek üç yılın enflasyon hedefi açıklanır. Program genellikle eylül aylarında açıklandığı için o yılın enflasyon tahmini tam değilse de büyük ölçüde tutar, en azından gerçekleşmeye yaklaşılır. Ama ya sonraki yılların hedefi?</p>
<p>Diğer yandan Merkez Bankası da enflasyon raporları çerçevesinde yılda dört kez içinde bulunulan yılın ve izleyen iki yılın enflasyon tahminini açıklar. Merkez Bankası geçen yılın üçüncü raporuyla birlikte bir değişikliğe gitti ve tahminlerden ayrı olarak ara hedef de açıklamaya başladı ve ara hedeflerin çok önemli gelişmeler olmadığı sürece değiştirilmeyeceği belirtildi. Nitekim 2025 ve 2026 için açıklanan ara hedeflerde de bir değişiklik yapılmadı.</p>
<h2>Ne öngörülüyor, ne oluyor?</h2>
<p>Gerek orta vadeli programda öngörülenler, gerek Merkez Bankası’nın hedefleri…</p>
<p>Gerçekleşen orana yaklaşan bile yok!</p>
<p>2021’den bu yana olan dönemin hedeflerini ve gerçekleşmelerini tabloda görebilirsiniz. Birkaç örnek verelim…</p>
<p>● 2021 yılı için tek haneli hedefle yola çıkılmış; Merkez Bankası’nın tahmini (o dönem hedef değil tahmindi) yüzde 9,4. Peki ya gerçekleşme; tam yüzde 36. “<strong>Küçük</strong>” bir sapma yaşanmış yani!</p>
<p>● 2021 yılı yüzde 36 ile kapatılmış, Merkez Bankası 2022’nin ilk raporunu açıklıyor, yani 36 biliniyor, buna rağmen Merkez Bankası 2022 tahminini yüzde 23 olarak ilan ediyor. Dönemin yönetimi acaba o yıl neyin değişeceğini ve 36’dan 23’e inileceğini öngördü? Hele hele 2022’de yüzde 23 bekleyen Merkez Bankası, neye dayanarak 2023’te 8 ve 2024’te 5 enflasyon tahmin etmiş acaba? Merkez Bankası, 2022’nin ocak ayındaki oranın çok yüksek geleceğini (yüzde 11,1) hiç mi öngöremedi? Demek ki öngörememiş; yoksa bir ayda ayda yüzde 11,1 (hadi 10 dolayında diyelim), enflasyon gelebileceği görülse yılın tümü için 23 denilir miydi? Ya da daha kötüsü gidişatın ne olacağı görüldüğü halde 23 denilmek zorunda mı kalındı? Gerçi gerçekleşmeyle çok fark yok(!) o yılın enflasyonu yalnızca yüzde 64 oldu.</p>
<p>Diğer yıllar da çok farklı değil. İlk tahminler olarak bakalım...</p>
<p>● 2023’te ilk tahmin yüzde 22, gerçekleşme yüzde 65.</p>
<p>● 2024’te ilk tahmin yüzde 36, gerçekleşme yüzde 44.</p>
<p>● 2025’te ilk tahmin yüzde 24, gerçekleşme yüzde 30.</p>
<p>● 2026’da ise ilk hedef yüzde 16, şimdi perşembe günü açıklanacak karar bekleniyor. Dört ayda ulaşılan yüzde 14,64’ten sonra 16’ya şunun şurasında yalnızca yüzde 1,19 kalmış; sekiz ay için 1,19! Merkez Bankası “<strong>Yok, ben kararlayım, 16 değişmeyecek</strong>” mi diyecek, yoksa “<strong>Savaş yüzünden genel eğilim çok değişti, bu oranı daha gerçekçi düzeye çıkaracağım</strong>” diyerek revize mi edecek, perşembe günü görülecek. Ama bir revizyon söz konusu olursa 16 ne kadar yukarı çıkarılacak, yani Merkez’in kabul ettiği “<strong>gerçekçi düzey</strong>” hangi orana denk gelecek, o da merak konusu.</p>
<h2>Ya OVP’deki oranlar?</h2>
<p>Merkez Bankası’nın tahmin ve hedefleri tutmuyor da sanki hükümetin taahhüt belgesi niteliğindeki orta vadeli programlarda yer alan hedefler tutuyor mu, ne gezer!</p>
<p>Zaten hükümet taahhüt ettiği OVP’deki hedefleri tutturabiliyor olsa, herhalde Merkez Bankası’ndan hesap sorar. Gerçi enflasyonla mücadele görevi Merkez Bankası’nın ama bu mücadelede hükümetin hiç mi rolü yok; acaba bu yüzden mi hesap sormaya niyetlenilmiyor?</p>
<p>OVP’deki hedeflerde de gerçekleşmeye yaklaşabilen bir oran ara ki bulasın!</p>
<p>● 2021’de yüzde 8 öngörülmüş, gerçekleşme yüzde 36; “küçük” bir sapma, 1 öngörülmüş, 4 olmuş!</p>
<p>● 2022’de öngörülen yaklaşık 10, gerçekleşen 64. Sapma 1’e 6’dan fazla.</p>
<p>● 2023’te önceki yıllara göre çok gerçekçi bir yaklaşım var. Öngörülen 25, gerçekleşen 65.</p>
<p>● 2024’te hedef neredeyse tutacakmış; 33’e 44.</p>
<p>● 2025’te yine fazla iyimserlik; öngörülen 17,5, gerçekleşen 30.</p>
<p>● 2026 belli değil, öngörülen 16, gerçekleşme bakalım ne olacak.</p>
<h2>Bu CV ile kimse iş vermez</h2>
<p>Yıllarca kamuda görev yapan ve görev süresi boyunca ekonomik konularda bir dizi karara imza atan, ayrıca ülke ekonomisine yön veren çok önemli düzenlemelerde söz sahibi olan deneyimli bir isim bir nedenle kamudaki görevinden ayrılıp özel sektörde yurt içinde ya da dışında iş aramaya başlasa…</p>
<p>Bu kişinin CV’sini isteseler; yaptığı işlerin başında enflasyonu düşürmek gelen bu kişinin uzattığı CV’de enflasyonla ilgili bu hedef ve gerçekleşmeler yazsa…</p>
<p>Bu kişi dünyanın hiçbir yerinde iş bulamaz.</p>
<p>Daha fazla söze gerek var mı?</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a015aad2a62a-1778473645.png" alt="" width="480" height="746" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyonda-tahmin-ve-hedef-aciklanmasa-daha-mi-iyi-ki-79014</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/enflasyon-alisveris.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyonda tahmin ve hedef açıklanmasa daha mı iyi ki! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hataydaki-okulumuzda-tek-cam-bile-kirilmadi-yine-de-onarip-bir-de-atolye-ekledik-79012</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hatay’daki okulumuzda tek cam bile kırılmadı, yine de onarıp bir de atölye ekledik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ANTAKYA </strong>Lisesi mezunu <strong>Erol Bilecik, </strong>1983 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Bilgisayar ve Bilişim Fakültesi’ni kazandığında şöyle düşündü:</p>
<p>-          <strong>Babam Abbuş Bilecik, Antakya’da mobilya konusunda bilinen bir isim. Kemal Abim, babamla beraber. Ablam Birten Bilecik de Antakya’da yaşamaya devam ediyor. Benim için yol haritamı İstanbul’da çizmenin zamanı geldi.</strong></p>
<p>Eşi <strong>Ayşe İnci </strong>Hanımı üniversite yıllarında, aynı sınıfta öğrenciyken tanıdı. Üniversiteyi 1987 yılında bitirdi. 1989 yılında da İndex Bilgisayar A.Ş.’yi kurdu. Şirketi büyüdükçe aklında şu geçti:</p>
<p>-          <strong>Mütevazı bir esnaf çocuğuyum. Cumhuriyetimizin imkanlarıyla iyi bir eğitim alma fırsatı buldum. Cumhuriyet düzeninde iyi eğitim alıp çalıştıkça </strong>“bonkör imkanlar”<strong>la karşılaşmak mümkün hale geliyor. Ben bunu yaşayarak kendi örneğimde gördüm.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0158bc2b0be-1778473148.jpg" alt="" width="700" height="469" /></strong><strong>Erol Bilecik, </strong>2000’li yılların başlarında memleketi Hatay’a bir okul yaptırmayı düşünmeye başladı:</p>
<p>-          <strong>Bir elle aldık, diğer elin de boş kalmaması lazım. Yani, bu topraklarda büyüdüm, kazandım. Doğup büyüdüğüm topraklara borcumu ödeme zamanı geldi.</strong></p>
<p>Hatay İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Valilikle bağlantı kurdu, hedefini paylaştı. Dönemin Hatay Valisi <strong>Ahmet Kayhan, Erol Bilecik</strong>’e okul yaptırma konusunda şu yolu gösterdi:</p>
<p>-          <strong>İlimizde 1944 yılında Erkek Sanat Enstitüsü olarak kurulmuş, şu anda Hatay Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi adıyla eğitim devam ettiği okulumuz var. Siz meslek lisemizin binasını yenileyin.</strong></p>
<p><strong>Erol Bilecik, </strong>dönemin Hatay Valisi <strong>Kayhan</strong>’ın önerisini hemen benimsedi. 2007 yılında inşaat başladı. 2008 yılında da okul, <strong>“Hatay Erol Bilecik Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi”</strong>ne dönüştü. 2005-2018 döneminde okulun müdürü olan <strong>Sabri Tazeaslan </strong>da <strong>Erol Bilecik</strong>’e destek verenler arasında yer aldı. <strong>Bilecik, </strong>kendi adını taşıyan okula zamanla laboratuvar ekledi, kültür ve kongre merkezi yaptırdı.</p>
<p>6 Şubat 2023 Pazarcık ve Elbistan depremlerinin hemen ardından abisi <strong>Kemal </strong>Bey, Okul Müdürü <strong>Ömer Levent Sekban</strong>’la haberleşip binayı kontrol ettirdi. Binada tek bir cam bile kırılmamıştı. Yine de <strong>Erol Bilecik</strong>’in içi rahat etmedi:</p>
<p>-          <strong>Az hasarlı gibi kabul edip binayı güçlendirip onaralım. Ayrıca annemle babamın adını taşıyacak bir atölye binasını da ekleyelim.</strong></p>
<p>Index Group Yönetim Kurulu Başkanı, Bilişime ve Eğitime Erişim Vakfı (BEEV) Kurucusu <strong>Erol Bilecik, </strong>danışmanı <strong>Asuman Bayrak</strong> aracılığıyla davet etti, iki meslektaşımla Hatay’a gittik, <strong>“Semiha-Abbuş Bilecik Atölyeleri”</strong>nin açılışına katıldık.</p>
<p><strong>Erol Bilecik, </strong>Hatay Valisi <strong>Mustafa Masatlı, </strong>Hatay İl Milli Eğitim Müdürü <strong>Harun Tüysüz, </strong>Hatay Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Hikmet Çinçin, “Girişimde Kadın Gücü” </strong>toplantısı için o gün kentte bulunan TÜSİAD Başkanı <strong>Ozan Diren, </strong>Başkan Yardımcısı <strong>İzzet Özilhan, </strong>TÜRKONFED Başkanı <strong>Süleyman Sönmez, </strong>SEDEFED Başkanı <strong>Emine Erdem, </strong>Anadolu Holding Onursal Başkanı <strong>Tuncay Özilhan </strong>ve Türkiye İş Bankası Genel Müdürü <strong>Hakan Aran</strong>’ın katıldığı açılışta şu mesajı verdi:</p>
<p>-          <strong>Depremden etkilenen bölgelerde kalıcı ve sürdürülebilir katkı üretmenin yolunun eğitimden geçtiğine inanıyoruz. Çocuklarımızın ve gençlerimizin geleceğe donanımlı şekilde hazırlanması için attığımız her adım, aslında ülkemizin yarınlarına yapılan bir yatırımdır.</strong></p>
<p>Antakya’ya gönül bağının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Merkez ilçemiz Antakya’ya, Hatay’a gönül bağım var. Bu bağ son nefesime kadar devam edecek. Index Group’ta CEO olan oğlum Kaan, şu anda yurt dışında bulunan kızım Naz, bu bağı sürdürecek. Eğitime desteklerimiz vakfımız BEEV üzerinden devam edecek.</strong></p>
<p><strong>Erol Bilecik, </strong>eğitime dönük desteklerini BEEV’i kurarak daha kurumsal hale getirdiklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Zaman içinde yeni okul bağışlarımız da gündeme gelebilir…</strong></p>
<p><strong>Erol Bilecik, </strong>adını taşıyan okulun dergisinde yer alan yazısında da şu noktaların altını çizdi:</p>
<ul>
<li><strong>Türkiye için hayal ettiğimiz ilerlemenin ve güzel ülkemize olan sorumluluğumuzu yerine getirmenin şüphesiz en güçlü yolu eğitimdir.</strong></li>
<li><strong>Cumhuriyetimizin kurucusu ve her şeyimizi borçlu olduğumuz Atamızın dediği gibi: </strong>“Eğitimdir ki bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüce bir toplum halinde yaşatır veya bir milleti esaret ve sefalete terk eder.”</li>
<li><strong>İşte bu yüzden yıllardır ve ısrarla ve hiç pes etmeden, eğitim konusunu ülke gündemine taşımak için elimizi taşın altına koyuyoruz, bu fedakarlığa da devam edeceğiz.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Erol Bilecik, </strong>başta doğup büyüdüğü Antakya-Hatay olmak üzere, eğitime desteğini sürdürüyor, BEEV üzerinden devamını getireceği sözünü veriyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">210 okul yerle bir oldu, 78 okul bağışlarla yapıldı, 17’sinin inşası sürüyor</span></h2>
<p><strong>HATAY </strong>Valisi <strong>Mustafa Masatlı, “Hatay Erol Bilecik Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Semiha &amp; Abbuş Bilecik Atölyeler Binası”</strong>nın açılışında 6 Şubat 2023 depremlerini anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Hatay’da 210 okul yerle bir oldu. Yüzlercesi de hasar aldı. Hasar alan okullardan 145’i güçlendirildi, 944’ü de onarıldı.</strong></p>
<p>Tamamen yıkılan 210 okulun yerine 232 okul inşa edildiğini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Bunlardan 78’i bağışçılar tarafından yaptırıldı. Halen 61 okulun daha inşası sürüyor. Bunların da 17’sini hayırseverler yaptırıyor.</strong></p>
<h2><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0158d08c5f8-1778473168.jpg" alt="" width="700" height="557" /></strong><span style="color: #e03e2d;">Küçük dokunuş, büyük değişimlerin başlangıcıdır</span></h2>
<p><strong>INDEX </strong>Group Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Erol Bilecik</strong>’in davetiyle gittiğimiz Hatay’da kurucusu olduğu BEEV’in <strong>“Kıvılcım Seferberliği”</strong>ne de tanıklık ettik.</p>
<p>Kurucu Genel Müdürlüğünü <strong>Neyran Akyıldız</strong>’ın yürüttüğü <strong>“Bilişime ve Eğitime Erişim Vakfı” (BEEV), </strong>Hatay, Kahramanmaraş, Adıyaman ve Diyarbakır’da toplam 100 okulda <strong>“Kıvılcım Temel Okul Destek Programı”</strong>nı başlattı.</p>
<p>Hatay’da 55 okula 5’er dizüstü bilgisayar, birer yazıcı içeren paketler ulaştırıldı. Antakya Ortaokulu ve Ekinci Atatürk Ortaokulu’nda teslimler <strong>Erol-İnci Bilecik, Kaan-Beste Bilecik, Neyran Akyıldız, Kemal Bilecik </strong>ve <strong>Birten Bilecik</strong>’in katılımıyla gerçekleşti.</p>
<p>BEEV Genel Müdürü <strong>Neyran Akyıldız, “Kıvılcım Temel Okul destek Programı”</strong>yla ilgili şu bilgileri verdi:</p>
<p>-          <strong>Hatay’daki 55 okula toplam 275 bilgisayar ve 55 yazıcı ulaştı. Kahramanmaraş, Adıyaman ve Diyarbakır’la birlikte toplam 500 bilgisayar, 100 yazıcı dağıtmış olacağız. 25 bini aşkın öğrencinin dijital olanaklara erişimini sağlamayı hedefliyoruz.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>BEEV, dijital altyapısı yetersiz okullarda sürdürülebilir dijital erişim imkanı oluşturarak öğretmenler ve öğrenciler için eşit bir başlangıç zemini kurmayı hedefliyor. Program kapsamındaki okullar, </strong>“Kıvılcım Öğretmen Ağı”<strong>na dahil oluyor.</strong></p>
<p>BEEV’in çalışmalarının çerçevesini çizdi:</p>
<p>-          <strong>BEEV, donanıma erişim, dijital yetkinliklerin geliştirilmesi, burs ve kariyer olanaklarına erişim ile bilişim hakkı farkındalığı alanlarında çalışmalar yürütüyor. </strong>“Kıvılcım Öğretmen Ağı”, “BEEV Akademi” <strong>eğitimlerine erişimi sağlayacak.</strong></p>
<p>BEEV Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Erol Bilecik, </strong>programı <strong>“dönüşüm yolculuğu” </strong>olarak gördüklerini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Okullarımızda kurulan her dijital erişim imkanı, yalnızca bilgiye değil, dünyaya açılan bir kapıdır. Çünkü, biliyoruz ki bazen küçük görünen bir dokunuş, büyük değişimlerin başlangıcı olabilir…</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Bir kıvılcım yeter…</strong></p>
<p>Index Gorup CEO’su <strong>Kaan Bilecik </strong>de şu noktaya işaret etti:</p>
<p>-          “Kıvılcım Paketleri ve Programı” <strong>ile bir kez dokunup, sonra unutmak söz konusu değil. Aramızda sürdürülebilir bir yolculuk olacak.</strong></p>
<p><strong>Neyran Akyıldız, “Anadolu’nun Genç Güçleri Bilişimde Aydınlanıyor” </strong>başlıklı staj programı üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Her yıl 10-15 üniversite öğrencisi Index Group şirketlerinde 1 ay staj olanağı bulabiliyor. Söz konusu öğrencilerin konaklaması, yeme-içmesi, her ihtiyaçları karşılanıyor. Bu öğrenciler arasından okullarını bitirdikten sonra Index Group’ta işe girenler de oluyor.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hataydaki-okulumuzda-tek-cam-bile-kirilmadi-yine-de-onarip-bir-de-atolye-ekledik-79012</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/erol-bilecik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hatay’daki okulumuzda tek cam bile kırılmadı, yine de onarıp bir de atölye ekledik ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tgsd-acil-eylem-cagrisinda-bulundu-79011</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> TGSD acil eylem çağrısında bulundu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Türkiye tekstil ve hazır giyim sektörü, artan maliyetler, daralan ihracat pazarları ve küresel rekabet baskısıyla kritik bir dönemeçten geçerken, en büyük pazarlarda yapılan yeni düzenlemeler, baskıyı daha da artırıyor. Bu düzenlemelerden birini de Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) Kamu Alımları Anlaşması (GPA) kapsamındaki kararlar oluşturuyor. DTÖ Kamu Alımları Anlaşması (GPA), taraf ülkelerin kamu alımları pazarlarını karşılıklı olarak açmalarını ve açık, adil ve şeffaf rekabet koşulları sağlamalarını amaçlayan çok taraflı (plurilateral) bir anlaşma olarak öne çıkıyor. Mevcut durumda, anlaşmanın AB ve 27 üye ülkesi dahil olmak üzere 49 DTÖ üyesini kapsayan 22 tarafı bulunuyor. Anlaşma, yıllık tahmini 1,7 trilyon doları değerinde bir kamu alımları pazarını uluslararası rekabete açıyor. Türkiye, 1995 yılından bu yana DTÖ üyesi olmasına rağmen, GPA'ya taraf olmadı ve gözlemci statüsünde kalmayı tercih etti. </p>
<h2>Uzakdoğulu şirketlere de sınır </h2>
<p>Ancak Türkiye’nin GPA’ya taraf olmaması, Türk firmalarının başta en büyük ticaret ortağı olan Avrupa Birliği olmak üzere GPA üyesi ülkelerin kamu alımları ihalelerine girmesini büyük ölçüde engelliyor. Bu durum sadece hazır giyim ve tekstil sektörünü değil; demir-çelikten makineye kadar birçok ihracatçı sektörü dezavantajlı konuma itiyor. Son dönemde AB’nin bu kuralları çok daha sert uygulamaya başladığı belirtiliyor. Özellikle Uzakdoğulu şirketlerin kamu ihalelerine girişini sınırlandırmak isteyen AB, kamu alımlarında “yalnızca GPA üyeleri katılabilir” şartını daha yaygın kullanıyor. Bu nedenle Türkiye’nin GPA’ya katılması, tam da bu dönemde Türk şirketleri için önemli bir fırsat yaratabilir. Çünkü AB’de üretim altyapısı birçok alanda Türkiye kadar güçlü değil. Türkiye’nin GPA’ya taraf olması halinde, ihalelere katılan Avrupalı şirketlerin Türk üreticilerle ortak çalışması ya da Türk tedarikçileri tercih etmesi gerekecek. Bu da Türk şirketlerine AB pazarında daha güçlü, daha avantajlı ve görece daha düşük rekabetli bir üretim ve satış imkanı sağlayabilir.</p>
<h2>TGSD’den acil eylem planı çağrısı </h2>
<p>Konunun önemine dikkat çeken Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği, bir dosya hazırlayarak Ticaret Bakanlığı’na da iletti ve acil eylem çağrısında bulundu. Bilgi notunda, özellikle Avrupa Birliği’nin kamu alımlarında giderek daha sert uyguladığı “yalnızca üyeler” politikası nedeniyle Türk firmalarının üniforma, iş kıyafetleri, hastane tekstili ve askeri tekstil gibi alanlardaki kamu ihalelerine erişemediği ifade edildi. Bu durumun, Türk üreticilerinin AB’deki rekabet gücünü zayıflattığı kaydedildi. Sektörün son yıllarda ciddi ihracat kaybı yaşadığına dikkat çekilen notta, 2022 yılında 21,2 milyar dolar olan hazır giyim ihracatının 2025’te 16,7 milyar dolara gerilediği belirtildi.</p>
<p>Çin ve Bangladeş gibi Asya ülkelerinin yanı sıra Mısır’ın düşük maliyet avantajıyla AB pazarında agresif şekilde büyüdüğü, Hindistan’ın AB ile imzaladığı Serbest Ticaret Anlaşması sayesinde elde ettiği sıfır gümrük avantajının da Türkiye açısından baskıyı artıracağı ifade edildi. Bilgi notunda, Türkiye’nin GPA’ya katılması halinde Türk firmalarının AB, ABD, Kanada ve Japonya gibi büyük kamu alımları pazarlarına doğrudan erişim sağlayabileceği vurgulandı. Ayrıca kamu alımlarının teknik tekstil, koruyucu kıyafet ve yüksek standartlı ürün talebi oluşturduğu, bunun da sektörü daha yüksek katma değerli üretime yönlendireceği kaydedildi. TGSD’nin, Ticaret Bakanlığı’ndan GPA’ya katılım sürecinin başlatılması için diplomatik ve teknik hazırlıkların hızlandırılması çağrısında bulunduğu bilgi notunda ayrıca, üyeliğin tekstil ve diğer stratejik sektörlere etkilerini analiz edecek kapsamlı bir çalışma yapılması ve müzakerelerde Türkiye’nin hassas sektörlerini koruyacak geçiş mekanizmalarının kullanılması önerildi.</p>
<h2>Bir zorunluluk haline geldi </h2>
<p>Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan TGSD Başkanı Toygar Narbay, “Hedef katma değerli üretim ki bunun içinde teknik tekstiller çok önemli bir yer tutuyor. Teknik tekstiller en çok kamuda kullanılıyor. Polis, güvenlik güçleri, kamu Personeli (saha ve ofis), itfaiye, orman çalışanları, Hastaneler vb... Bunların hepsi kamu ihaleleri ile alım yapıyorlar. GPA üyesi olmak zorunluluk haline geldi ihalelerde. Hali hazırda bir Türk firma ne ihalelere katılabilir ne de ihaleyi kazanan yabancı firma GPA üyesi olmayan ülkede üretim yaptırabilir. Dolayısı ile büyük ve katma değeri yüksek bir pazara üretim yapma fırsatını ıskalamış oluyoruz” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">GPA üyeliği ekonomik ve stratejik olarak hangi avantajları sağlıyor?</span></h2>
<p>TSD’nin bilgi notunda Türkiye'nin GPA’ya katılımı, tekstil sektörü başta olmak üzere genel ekonomi üzerinde çok boyutlu olumlu etkiler yaratacağı vurgulanarak bu faydalar şöyle sıralandı: </p>
<p>▶ Yeni ihracat pazarlarına erişim: Türk tekstil ve hazır giyim firmaları, AB, ABD, Kanada ve Japonya gibi devasa kamu alımları pazarlarına doğrudan erişim sağlayarak ihracat hacimlerini önemli ölçüde artırabilecek. </p>
<p>▶ Rekabet gücünün yeniden tesis edilmesi: AB'nin kısıtlayıcı politikalarının aşılmasıyla, Türk firmaları Asyalı rakiplerine karşı kaybettikleri pazar paylarını, kamu alımları kanalıyla telafi etme fırsatı bulacak. </p>
<p>▶ Yüksek katma değerli üretim: Kamu alımları genellikle teknik tekstiller, özel koruyucu kıyafetler ve yüksek standartlı ürünler talep etmektedir. Bu durum, sektörümüzü daha yüksek katma değerli üretime teşvik edecek.</p>
<p>▶ Ekonomik büyüme ve istihdam: İhracattaki artış, sektördeki kapasite kullanım oranlarını yükseltecek, yeni yatırımları teşvik edecek ve istihdamı koruyarak artıracaktır. Akademik çalışmalar, GPA üyeliğinin taraf ülkeler arasındaki ticareti anlamlı ölçüde artırdığını göstermekte.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tgsd-acil-eylem-cagrisinda-bulundu-79011</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/1/1280x720/tekstil-1750757405.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa Birliği’nde yapılan düzenleme ile Türkiye&#039;nin, bölgede 1,7 trilyon dolarlık ihale pazarına girmesi engellendi. Konu ile ilgili acil eylem çağrısında bulunan TGSD, Türkiye’nin Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) Kamu Alımları Anlaşması’na (GPA) üyelik sürecinin acilen başlatılması çağrısı yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihtiyac-revizyon-degil-vergi-reformu-79010</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;İhtiyaç, revizyon değil vergi reformu&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Kurumlar Vergisi oranını sanayi sicil belgesine sahip işyerlerinde yüzde 12.5’e indiren, yurt dışındaki varlıkların Türkiye’ye getirilmesine vergi avantajları sağlayan, yurt dışı ve yurt içindeki menkul kıymetlerin kayda alınmasında da muafiyetler getiren düzenlemeye temkinli destek geldi. Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Gürsel Baran, vergi sistemindeki sık değişikliğin öngörülebilirliği azalttığını belirtirken, sürekli değişim olmaması için sistemde bir reformun şart olduğunun altını çizdi. Yeni Ekonomi Danışmanlık A.Ş Kurucu Ortağı Nazmi Karyağdı vergi aflarının bir daha gündeme gelmemesi için acilen reforma ihtiyaç duyulduğunu belirtirken, yurt içindeki varlık barışının kayıtlı ekonomiye olumsuz etkisi olacağını bildirdi. Güncel Grup Kurucu Ortağı YMM Yılmaz Sezer, yurt dışındaki Türk varlıklarının Türkiye’ye getirilmesinin zor olduğunu belirtirken, Dubai’deki başıboş fonların ise sağlayacağı yarar ve zararın iyi analiz edilmesi gerektiğini söyledi. Vergi Uzmanı Deniz Eresen, genel olarak düzenlemeleri olumlu bulurken, daha önce çıkarılan varlık barışı uygulamalarında ‘inceleme yapılmayacağı’ beyanına karşılık inceleme yapılmış olmasının sistemde arzu edilen başarının yakalanamamasına yol açtığını hatırlattı.</p>
<h2>KARYAĞDI: TÜM MÜKELLEFİ KAPSAYACAK TEK ORANA GEÇİLMELİ</h2>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0156274ea38-1778472487.png" alt="" width="400" height="207" />Yeni Ekonomi Danışmanlık AŞ Kurucu Ortağı Nazmi Karyağdı, güncel ekonomik gelişmelere uyum sağlamayı, artan petrol fiyatları nedeniyle ortaya çıkan ek döviz ihtiyacını karşılamayı amaçlayan yeni vergi düzenlemeleri ‘yerinde ve zamanında yapılmış’ olarak nitelendirdi. Buna karşılık, ekonominin tüm çarklarını uyum içinde döndürmenin ve refah toplumuna gitmenin yolu vergide adaletten ve kapsayıcılıktan geçtiğini belirten Karyağdı, özellikle kurumlar vergisinde tüm mükellefleri kapsayacak tek oranlı sisteme dönüşmesi gerektiğine işaret etti. Yurt dışı varlık barışının cari açığın azalmasına olumlu etki yapacağını söyleyen Nazmi Karyağdı, “Varlık barışı ve matrah artırımı gibi halk arasında vergi affı olarak ifade edilen düzenlemelerin devre dışı kalabilmesi için vergi oranlarını düşüren, vergi ödeyicisi tabanını genişleten, mükellef haklarını önceleyen reformlara acilen ihtiyaç vardır” dedi.</p>
<h2>SEZER: YURT DIŞINDAKİ TÜRK VARLIKLARININ GELMESİ ZOR</h2>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a015635425db-1778472501.png" alt="" width="400" height="281" />Uygulanan faiz ve kur politikasıyla ekonominin daralarak kâr marjının azaldığını söyleyen Güncel Grup Kurucu Ortağı YMM Yılmaz Sezer, gelinen noktada sektör temsilcileri yanı sıra bankacıların bile sıkı tedbirlerin gevşetilmesini talep ettiğini bildirdi. Amme alacaklarının 72 ayda tahsilatının uzun ödeme süresi nedeniyle mükellef üzerinde olumsuz etki yaratabileceğine vurgu yapan Sezer, buna karşılık teminatsız yapılandırılacak tutarda üst sınırın 1 milyon liraya çıkarılmasının, borçların yüzde 98.6’sı 1 milyon lira altında olduğu için doğru bir uygulama olduğunu anlattı. Varlık barışında getirilen paranın devlet iç borçlanma senedi, kira sertifikası gibi araçlarda değerlendirilmesi halinde süreye bağlı olarak verginin yüzde 0 olacağını vurgulayan Sezer, yurt dışına yatırımlarının arttığı bu dönemde geri dönüş beklemek bence fazla iyi niyetli düşünmek olacağını ifade etti. Yılmaz Sezer, Dubai’deki başıboş fonların Türkiye’ye getirilmesi amaçlanıyorsa da bunun getirisi ve götürüsünün iyi analiz edilmesi gerektiğini anlattı. Sezer farklı mükellef gruplarına farklı vergi oranlarının vergi tekniği ve vergi adaleti açısından olumlu değerlendirilmediğini bildirdi.</p>
<h2>ERESEN: İNCELEME OLMAYACAĞI SÖYLENİP İNCELEME YAPILINCA GÜVEN SARSILDI</h2>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a0156499aa48-1778472521.png" alt="" width="400" height="314" />Türkiye’de 2008 yılından bu yana yedi farklı varlık barış düzenlemesi yapıldığını dile getiren Vergi Uzmanı Deniz Eresen, bunların tamamının beklentilerin altında kaldığını ve ‘başarısızlık’ olarak nitelendirilebilecek sonuçlar verdiğini kaydetti. Varlık Barışının sisteme kayıtlı para getirse de vergi adaletini bozması, kara para aklama şüpheleri ve çok sık çıkması nedeniyle güvenilirliğini yitirmesinin temel başarısızlık sebebi olduğunu aktaran Eresen, “Türkiye’ye getirilen paraların kesinlikle vergi incelemesine tabi tutulmayacağını beyan edildiği halde incelemeye tabi tutulmuştur bir kısım paralar bu da güveni sarsmıştır” dedi.</p>
<p>Türkiye’de vergi sisteminin daha adil, basit ve anlaşılır hale getirilmesi için kapsamlı bir vergi reformu ihtiyacı uzun süredir gündemde olduğunu kaydeden Deniz Eresen, “Ülkemizde bir vergi reformu yapılacaksa öncelikle verginin tabana yayılması ve dolaylı vergilerin yükünün azaltılması, farklı oranların sektörel zorluklar yarattığı ve tahsilatı olumsuz etkiledi gerekçesiyle KDV’de tek oranlı sisteme geçirilmesi vergi açısından en büyük reform olabilecektir” diye konuştu.</p>
<p>Maddelere ilişkin de değerlendirmede bulunan Eresen, amme alacaklarının tescilinde taksit sayısının 72’ye, teminatsız tecil miktarının 1 milyon liraya çıkarılmasının vergi ve SGK’ya borcu olanları finansal olarak rahatlatacağını söyledi. Eresen, verilen önergeyle imalatçı ihracatçılar için kurumlar vergisi indirimi geri çekilmiş gibi görülse de sanayi sicil belgesine sahip ve fiilen üretim yapanlar dahil daha fazla mükellefin indirimden yararlanacağını dile getirdi. Teklifin genelinin vazgeçilen vergi oranına karşılık, çarpan etkisiyle bir çok sektörün büyümesine olanak sağlayacağına vurgu yapan Deniz Eresen, varlık barışının mükellef olmayanlar içinde uygulanacak olmasının kayıt dışı faaliyette bulunanların da sisteme girişine katkı sağlayabileceği öngörüsünde bulundu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Baran: Sık değişiklik olmaması için kayıtlı ekonomiyi ve adaleti esas alan bakış açısı gerekiyor</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a015667eb4ec-1778472551.png" alt="" width="317" height="320" /></span></p>
<p>Yeni düzenlemenin üretim ve yatırım ortamına pozitif katkı sağlayacağına inandığını söyleyen ATO Başkanı Gürsel Baran, atılan adımların kısa vadeli kalmaması için vergi sisteminin bütünsel reformla ele alınması gerektiğini bildirdi. Üretim ve yatırımı teşvik eden her adımı değerli bulduklarını dile getiren Gürsel Baran, vergi sisteminin sürekli ve parça parça değişikliklerle yönetilmesinin hem mükellef hem de kamu açışından sürdürülebilir olmadığını ifade etti. “Vergi sisteminde yapılan her yeni düzenleme, sistemin başka bir alanında yeni ihtiyacın ortaya çıkmasına neden oluyor” diyen Baran, "Vergi sisteminde sürekli değişikliğe ihtiyaç duyulmaması için üretimi, yatırımı, ihracatı, kayıtlı ekonomiyi ve adaleti esas alan bütüncül bir bakış açısı ile yeniden değerlendirilmesi gerekiyor" diye konuştu. </p>
<p>İş dünyasının yatırım planlarını günlük ya da yıllık değil uzun vadeli yaptığını dile getiren Baran, sürekli değişen vergi düzenlemelerinin öngörülebilirliği zayıflattığını vurguladı ve 20 yıl önce reform niteliği taşıyan Kurumlar Vergisi Kanununun sık değişiklikle yamalı bohçaya döndüğünü belirtti.</p>
<p>Kamu alacakları nedeniyle borç miktarının üzerinde tüm banka hesaplarına e-haciz uygulandığını dile getiren Gürsel Baran, bunun da işletmelerin ticari faaliyetlerini durma noktasına getirdiğini söyledi. KDV’nin de birden fazla oranda uygulanmasının işletmeler üzerinde devreden KDV yükü biriktirdiğine değinen Baran, burada da sistemin sadeleştirilerek iade süreçlerinin hızlandırılmasını istedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihtiyac-revizyon-degil-vergi-reformu-79010</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/hesap.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kurumlar Vergisi oranını sanayi sicil belgesine sahip işyerlerinde yüzde 12.5’e indiren, yurt dışındaki varlıkların Türkiye’ye getirilmesine vergi avantajları sağlayan, yurt dışı ve yurt içindeki menkul kıymetlerin kayda alınmasında da muafiyetler getiren düzenlemeye temkinli destek geldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bugday-mi-yaban-mersini-mi-79032</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Buğday mı yaban mersini mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hollanda hükümetinin, Türkiye geneline yönelik “<strong>Yaban Mersini (Blueberry) Yetiştiriciliği Eğitimi ve Uluslararası İş Birliği Buluşmasının</strong>” sonuncusu Kütahya’da yapıldı. Kütahya Ticaret Borsası (KÜTBO), bölgede bu konuyla ilgilenebilecek üreticilerle Hollandalı 6 büyük şirketin temsilcilerini ve ‘<strong>berry</strong>’ uzmanlarını buluşturdu. Hedef, bu ilimizde de ‘<strong>katma değerli tarımsal</strong> ürünlere geçişi’ hızlandırmak. Muhtemelen yakın gelecekte ‘Kütahya <strong>Blueberry’si</strong> de meşhur olacak. Bu çok kıymetli etkinliğin ardından, Kütahya’nın duayen sanayicisi <strong>Nafi Güral</strong>, Kütahya Ticaret Borsası Başkanı Necati Gültekin, Hollanda Ticaret Müsteşarı<strong> Niels Veenis</strong> ve Hollanda Büyükelçiliği Tarım Müşaviri Yardımcısı<strong> Uğur Işın</strong> ile sohbet etme fırsatımız oldu.</p>
<p>Veenis ve Işın, Hollanda hükümetinin küresel tarım politikasının pozitif yönlerini anlatırken, KÜTBO Başkanı Gültekin, Kütahya’nın tarım gelirlerini hızla artırmak istediklerini vurguladı. Sohbet sırasında herkesin katkısıyla ‘hububat mı yaban mersini mi’ sorusuna ‘<strong>hesaplı</strong>’ bir yanıt da çıktı. Kütahya özelindeki hesap muhtemelen bütün ülke geneli için geçerli. Başkan Gültekin, “<strong>Kütahya’da 1 dönüm araziden ortalama 300 kilo buğday alınabiliyor. Çiftçimiz buğday ya da hububat</strong> üretiminden dönüm başına <strong>ortalama 4 bin 500 lira gelir sağlıyor. Aynı araziye yaban mersini ekilirse en temkinli tahminle 550 kilo yaban mersini, 2 bin Euro (100 bin liranın üzerinde) gelir sağlanabilir</strong>. Bu durumda Blueberry’den elde edilecek gelir hububata göre 20 kat daha fazla. Hedefimiz birkaç yıl içinde sadece yaban mersini üretimimizin cirosunu 50 milyon dolara çıkarmak” derken, hesaba temel olan rakamsal katkıyı <strong>Uğur Işın</strong> verdi:</p>
<p>“2025’te yaban mersini üreticisi kilogramda 3-5 Euro arası fiyat buldu. Türkiye genelinde, <strong>Antalya, Bursa ve Ege bölgesindeki bazı illerimiz büyük yatırım yaptı, üretimleri hızla artıyor</strong>. Yakın gelecekte ‘<strong>Türkiye, dünyanın en büyük yaban mersini üreticiler sıralamasında</strong>’ en önlerde çıkacak.”</p>
<p><strong>‘Ürün var pazar yoktan’ kurtulmamız lazım!</strong></p>
<p>Tabii ki hububat başlığı altındaki tüm ürünler temel gıda maddeleridir ve üretim miktarları çok yüksektir. Fiyatları da doğal olarak düşüktür. Yaban mersini ise niş bir ürün ve temel gıda olarak asla hububatın yerini alamaz yani yaban mersini ile beslenemeyiz ama rakamlar da buğdayın aleyhine konuşuyor. Bu konuda en ‘ticari saptamayı’ ise Nafi Güral yaptı: “Blueberry’de katma değer çok yüksek, hububata göre neredeyse 20 kat fiyat var ve küresel talep de artıyor. Bizim başta tarım olmak üzere bütün üretim konularımızda ‘Ürün var <strong>pazar yok</strong> şeklindeki ürünler’ yerine <strong>‘pazar var ürün yok</strong> şeklindeki ürünlere’ geçiş yapmamız şart. Bize ‘<strong>hasat zamanı her gün 10 TIR yaban mersini getirin satarız’</strong> diyorlar. Bizim grup olarak tarım üretimimiz yok. Biz sanayiciyiz ve turizmde de varız, eski kârlar yok ama işlerimiz de iyi gidiyor. Kütahyalı çiftçi hemşerilerimize katkı sağlamak için kıymetli arkadaşlarımızla tarımda çok iyi olan Yeni Zelanda ve Hollanda’nın Büyükelçiliklerine gittik. Çok iyi karşıladılar ve ‘<strong>projelerinizle gelin işbirliğine hazırız’</strong> dediler. Şimdi bu konuda önemli adımlar atmaya başlandı.”</p>
<p>Yaban mersini saksılarda yetişiyor. Bir fidan ekildikten sonra ikinci yıl ürün vermeye başlıyor ve her yıl daha fazla ürün veriyor. Ortalama ömrü ise 10 yılı aşıyor. Bize aktarılan bilgilere göre Hollandalı firmalar yaban mersini üretimi planlayan çiftçilere alım garantisi verebiliyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Nafi Güral eski günleri anlattı, ‘Rifat Bey devam etmeli’ dedi</strong></span></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a01660280029-1778476546.png" alt="" width="359" height="359" /></p>
<p>Ülke genelinde ‘<strong>oda ve borsalarda</strong>’ seçimler yakında başlayacak. Gelecek yıl da Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nde (TOBB) başkanlık seçimi yapılacak. TOBB’da geçmişte önemli görevlerde bulunan işadamı <strong>Nafi</strong> Güral, TOBB Başkanı <strong>Rifat Hisarcıklıoğlu</strong>’nun yeni dönemde de göreve devam etmesi gerektiğini söyledi. 2001 yılındaki ‘<strong>tarihi seçimlerde</strong>’ Hisarcıklıoğlu’na çok anlamlı destek vermesiyle de hatırlanan <strong>Güral</strong> şöyle konuştu: “Yaklaşık 30 yıldır iş dünyası örgütlerde çeşitli görevler yaptım. <strong>Tecrübemle söylüyorum ki Rifat Bey, çok iyi çalışıyor. Karizması var, temsiliyeti</strong> yüksek ve<strong> uluslararası görevleri de var. TOBB’da delege olsam Hisarcıklıoğlu’nun gitmesini istemem, bence görevine yeni dönemde de devam etmeli</strong>… 2001 yılındaki seçimi de anlatayım; öyle kolay olmadı. Rifat Bey aday oldu ve seçim çalışmaları için yola çıktı. İlk önce Polatlı’ya gitti ama oradakiler, rakiplerin baskısıyla kendisine oda, borsa kapısını açmadı. Eskişehir’de de aynısı oldu. Sonra Kütahya’ya gelirken ‘<strong>eğer burada da</strong> öyle olursa <strong>ben döner giderim’</strong> demiş. <strong>Biz onu büyük bir kalabalıkla, davullu zurnalı karşıladık. Rifat Bey, moral buldu ve buradan Manisa, İzmir derken bütün memleketi dolaştı</strong>. Zaten ilk başta da konuşmuştuk. Bana ‘n<strong>e yaparız, nasıl yaparız</strong>’ demişti ben de ‘h<strong>iç merak etme, biraz yorulacağız ve 365 oda borsayı ziyaret edeceğiz’</strong> demiştim. İnsanımız kimliğinin tanınmasından, sırtının okşanmasından hoşlanır. Polatlı ve Eskişehir’de yapılanlara cevabı Kütahya’da vermiştik. Sonra da neredeyse 100 odayı birlikte ziyaret etmiştik.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bugday-mi-yaban-mersini-mi-79032</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/2/1280x720/5-1778476576.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Buğday mı yaban mersini mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/samsun-turkiyenin-estetik-merkezi-olabilecek-mi-79031</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Samsun Türkiye&#039;nin &#039;estetik merkezi&#039; olabilecek mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Havalimanı’ndayım. Gözüm reklam panolarına takılıyor. İçlerinden biri çok ilginç. Bu ilginç panodan bir tane daha, bir tane daha var ve böyle devam ediyor. Panoda bir dörtlük yanında da beyaz muayene önlüğü ve başında bonesiyle Prof. Dr. Hayati Akbaş’ın kollarını kavuşturduğu bir fotoğrafı. Panonun sağ alt tarafında kliniği FBM Estetik’in adı ve çağrı merkezinin numarası var. Dörtlük de çok ilginç:</p>
<p>“Denizinde hamsisi <br />Sofrasında pidesi <br />Türkiye’nin Miami’si <br />Çok güzelsinsin sen Samsun”</p>
<p>Hemen altında da “Herkes Türkiye’nin Miami’si Samsun’u Görmeli” cümlesi var.</p>
<p>Yolcu trafiğin yoğunluğunu düşününce de “Bir şehri tanıtmak için iyi bir yer ve yöntem” diyerek telefonla hocaya ulaşıyorum. Anlatmaya Samsun sevgisiyle başlıyor ve “Ben Yozgat’ta doğdum, Ankara’da doktor, Samsun’da ise Prof. Dr. Hayati Akbaş oldum” diyerek devam ediyor. Hedefinin bu reklamlarla hasta bulmak olmadığını belirterek şunları anlatıyor: “O dörtlük Samsun için yazdığım şiirin nakarat bölümü. Daha sonra yapay zekaya ne istediğimi anlatıp o şiirden bir de türkü bestelettim. Hedefim Samsun’u tanıtmak, estetik alanında Türkiye’de ve dünyada bilinen bir merkez haline gelmesini sağlamak”.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a0164065e39e-1778476038.png" alt="" width="441" height="257" />
<figcaption><strong>İstanbul Havalimanı'ndaki billboardlarda şiirinin nakaratıyla "Samsun'un Türkiye'nin Miami'si" olduğunu anlatan Prof. Dr. Akbaş'ın hedefi büyük. </strong></figcaption>
</figure>
<p>İstanbul’da da bir muayenehanesi olduğunu ancak çoğu yabancı olan hastalarının İstanbul’a geldikten sonra Samsun’a götürülüp gerekli tıbbi müdahalenin yapıldığını söylüyor. Hastaların Samsun’da kaldıkları 10- 15 günlük sürede de şehri gezip deneyimlediklerini anlatıyor. Samsun sevgisinin karşılıksız olduğunu söyleyen hoca kadirşinas Samsunluların kendisini her zaman takdir ettikleri dile getiriyor.</p>
<p>Ben hocaya inandım. Bir kere Samsun’un ön planda oluğu reklam panosunda “Gelin bana” çağrısı yok. Kliniğinin adının ve çağrı merkezinin yer almasını böyle yorumlamıyorum. İkincisi, uzmanı olduğu estetik operasyonlar bir kişinin uçağa atlayıp, İstanbul’a gelip havalimanına gördüğü reklam panosuyla karar vereceği bir konu değil. Estetik operasyon yaptıranlardan bilirim bunun ne denli planlı, programlı bir iş olduğunu.</p>
<p>Bakalım belki de Samsun’u tanıtma ve estetik merkezi yapma çalışmaları, bugün Malatya’nın karaciğeri naklinde önemli bir merkez haline gelmesi gibi bir sonuca ulaşır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/samsun-turkiyenin-estetik-merkezi-olabilecek-mi-79031</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Samsun Türkiye&#039;nin &#039;estetik merkezi&#039; olabilecek mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enerji-ve-ekonomi-79025</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerji ve ekonomi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir sabah milyonlarca insanın saatlerce trafikte beklemesi, aslında devasa bir enerji kaybıdır. Yanlış tarım politikaları yüzünden ürünlerin tarlada kalması, bir enerji kaybıdır. İthal edilen basit ve faydasız ürünler için ödenen döviz, ülkenin dışarı akan enerjisidir.</strong></p>
<p>Bir ülkenin ekonomisi aslında büyük bir enerji hikâyesi hatta romanıdır.<br />Fabrikaların bacasından yükselen duman, geceleri yanan şehir ışıkları, çalışan trenler, dönen makineler, ısınan evler… Bunların hepsi görünmeyen bir damarın ürünüdür. Bu damarın adı <strong>enerjidir</strong>.</p>
<p>Ekonomi çoğu zaman sadece para üzerinden tanımlanmaktadır. Döviz kuru, faiz, enflasyon, bütçe açığı… Oysa paranın kendisi bile bir anlamda “<strong>depolanmış emek</strong>”tir; emeğin arkasında ise enerji vardır. Çünkü insanın yaptığı her üretim, bir anlamda doğadaki enerji dönüşümüdür.</p>
<p>Örneğin bir demir cevheri çıkarılır, eritilir, şekil verilir ve bir otomobile dönüştürülür.<br />Bütün bu süreçte aslında yapılan şey, enerjinin bir biçimden başka bir biçime dönüşmesi ve bunun sonucunda eşyaya şekil verilmesidir.</p>
<p>Termodinamiğin ikinci yasası burada sessizce ekonominin içine girer.<br />Bu yasa bize şunu söyler: <strong>Her dönüşümde bir miktar kayıp vardır</strong>; kusursuz sistem yoktur ve verim yüzde 100 değildir.</p>
<p>Ekonomiler de böyledir.</p>
<p><strong>Enerji verimliliği olmadan </strong><strong>refah uzun süre yaşayamaz </strong></p>
<p>Bir ülkede plansızlık arttığında, yanlış yatırımlar yapıldığında, üretmeden tüketim büyüdüğünde, enerji kaybına benzer şekilde ekonomik kayıplar oluşur. Sadece elektrik santralinde değil; bürokraside, trafikte, eğitim sisteminde, adalette, şehirleşmede de “entropi” hep artar.</p>
<p>Entropi yalnızca fiziksel düzensizlik değildir.<br /><strong>Toplumsal karmaşa</strong> da bir anlamda entropidir.</p>
<p>Bir sabah milyonlarca insanın saatlerce trafikte beklemesi, aslında devasa bir enerji kaybıdır. Yanlış tarım politikaları yüzünden ürünlerin tarlada kalması, bir enerji kaybıdır. İthal edilen basit ve faydasız ürünler için ödenen döviz, ülkenin dışarı akan enerjisidir. Sonuç ise artan entropidir.</p>
<p>Bu yüzden güçlü ekonomi sadece para basarak kurulamaz.<br />Enerji verimliliği olmadan refah uzun süre yaşayamaz.</p>
<p>Bugün dünyada zengin ülkelerin çoğuna bakıldığında ortak bir özellik görülür:<br />Onlar enerjiyi <strong>verimli</strong> kullanır.</p>
<p>Daha az enerjiyle daha fazla üretim yaparlar.<br />Yüksek teknoloji tam olarak budur zaten.<br />Bir kilogram hammaddeden daha yüksek katma değer üretmek…</p>
<p>Bir cep telefonu ile bir ton demirin ekonomik değeri arasındaki farkı oluşturan şey budur. Bilgi, organizasyon ve verim.</p>
<p>Türkiye’nin asıl meselesi de burada düğümlenmektedir.</p>
<p>Türkiye genç nüfusu, sanayisi ve coğrafi konumuyla büyük potansiyele sahip bir ülke. Ancak enerji açısından dışa bağımlılık ekonomiyi sürekli baskılamaktadır. Doğal gaz fiyatları yükseldiğinde enflasyon artmaktadır. Petrol pahalandığında taşımacılık maliyetleri büyümektedir. Elektrik maliyeti yükseldiğinde ise üreticiler ve tüm tüketiciler zorlanmaktadır.</p>
<p>Yani enerji faturası yalnızca enerji bakanlığının konusu değildir; bu durum mutfaktaki ekmeğin fiyatına kadar uzanmaktadır.</p>
<p>Fakat mesele sadece kaynak bulmak da değildir.<br />Asıl mesele, enerjiyi akıllıca kullanabilmektir.</p>
<p>İyi yalıtılmış binalar bazen yeni bir santral kurmak kadar değerlidir.<br />Raylı sistem yatırımları, trafikte yakılan milyonlarca litre benzini azaltabilir.<br />Modern sulama teknikleri hem suyu hem elektriği koruyacaktır.<br />Sanayide atık ısının geri kazanılması bile milyarlarca liralık kazanç sağlayabilir.</p>
<p>Çünkü en ucuz enerji, kaybedilmeyen diğer anlamda israf edilmeyen enerjidir.</p>
<p>Türkiye’nin önünde aynı anda birkaç yol bulunuyor:<br />yenilenebilir enerji, doğal gaz, nükleer enerji, depolama teknolojileri ve enerji verimliliği.</p>
<p>Güneş ve rüzgâr büyük fırsatlar sunmaktadır. Anadolu’nun birçok bölgesi Avrupa’dan daha yüksek güneş potansiyeline sahiptir. Ancak enerji yalnızca üretmek değildir; depolamak ve süreklilik sağlamak da gerekir. Bu nedenle batarya teknolojileri, akıllı şebekeler ve güçlü altyapı bu hususta büyük önem taşımaktadır.</p>
<p>Nükleer enerji ise ayrı bir tartışma alanıdır. Yüksek ilk yatırım maliyetine rağmen sürekli ve karbon salımı düşük enerji sağlamaktadır. Özellikle sanayi ülkeleri için “<strong>baz yük</strong>” üretiminde önemli görülmektedir. Fakat güvenlik, teknoloji bağımlılığı ve uzun vadeli maliyetler açısından dikkatli yönetilmelidir.</p>
<p>Doğal gaz santralleri hızlı ve esnek üretim sağlamakta ancak dışa bağımlılığı artırmaktadır. Kömür ise yerli kaynak avantajına rağmen çevresel maliyetler doğurmaktadır.</p>
<p>Aslında mesele hangi kaynağın “iyi” olduğu değil;<br />hangi sistemin dengeli, verimli ve sürdürülebilir olduğudur.</p>
<p>Ekonominin geleceği biraz da bu dengeyi kurabilen ülkelerin elindedir.</p>
<p>Belki de bugün insanlığın en büyük sınavlarından biri budur:<br />Daha fazla tüketmeden daha iyi yaşayabilmektir.</p>
<p>Çünkü sınırsız büyüme arzusu ile sınırlı kaynaklar arasındaki <strong>gerilim</strong> giderek artmaktadır. Termodinamik bunu yıllar önce söylemişti; <strong>doğa hiçbir hesabı sonsuza kadar ertelemez</strong>. Diğer ifadeyle doğa yasalarıyla uzun süre kavga edilmez zira doğanın yasaları eninde sonunda sonuçlarını ortaya çıkarır.</p>
<p>Ama bütün bunların içinde umut veren bir taraf da vardır.</p>
<p><strong>Güçlü ekonomiler, bilgi ve </strong><strong>enerji doğru yönetilerek kurulur</strong></p>
<p>İnsanlık tarihine bakıldığında, her büyük kriz aynı zamanda büyük dönüşümlerin başlangıcı oldu. Buhar makinesi sanayi devrimini doğurdu. Elektrik yeni bir çağ açtı. Petrol ulaşımı değiştirdi. Belki şimdi de enerji verimliliği ve temiz teknoloji, yeni bir ekonomik çağın kapısını aralamaktadır.</p>
<p>Türkiye de bu dönüşümün dışında kalmamalıdır. Doğru planlama, bilimsel yaklaşım, eğitim ve üretim kültürüyle enerji yük olmaktan çıkıp, kalkınmanın motoru haline gelmelidir.</p>
<p>Unutulmamalı, güçlü ekonomiler yalnızca para ile değil; düzeni, bilgiyi ve enerjiyi doğru yönetebilme kapasitesiyle kurulur. Kaldı ki para sebep değil sonuçtur...</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enerji-ve-ekonomi-79025</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji ve ekonomi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/midasin-kulaklari-boynuzlari-geciyor-79024</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Midas’ın kulakları boynuzları geçiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Beş yeni ürünün lansmanını yaparak fintek sektörünün boynuna bir “beşi bir yerde” daha takan Midas, yapay zekânın sonuçlardan hâsıla yaratma çağında bu yeni normale en uygun yükselişlerden birini gerçekleştiriyor. ABD’nin ardından Avrupa borsalarına da açılmaya başlayan Midas’ı, Türkiye’nin milli hâsılasına katkıda bulunan bir şirket olarak görmeli miyiz?</p>
<p>Bu soru biraz fantastik bir soru çünkü Midas’ı finans ve teknolojinin birleştiği noktada anlatmak çok kolay. Grafik gösterim ve araçları tek bir ekranda birleştirerek etkili bir yatırımcı aracı oluşturan Midas, kullanıcıya ne yaptığını anlayarak yapma konusunda dikkat çekici bir kolaylık sağlıyordu. Bunu, en yaygın kullanılan kişiselleştirilmiş araç olan akıllı telefon ile başlatması hızlı bir yaygınlaşmaya neden oldu. 4 milyona yaklaşan kullanıcı sayısıyla Türkiye'nin en hızlı büyüyen yeni nesil yatırım uygulamalarından biri olan Midas, Borsa İstanbul’da (BİST) en fazla bireysel yatırımcıya hizmet veren platform durumunda. Buradaki rakam 1 milyonun üzerindeyken Midas kısa süre öncesine kadar kendisini Borsa İstanbul (BİST) ve Amerikan borsalarında işlem yapılabilen ve düşük komisyon oranlarıyla özellikle bireysel yatırımcılar arasında popülerlik kazanan bir platform olarak tanımlarken yakın gelecekte buna başka özelliklerin eklendiğini göreceğiz.</p>
<p>Bunların hepsi birer genişleme aracı olarak karşımda duruyor. Benim açımdan en önemli olan yapay zekâ yardımıyla ve insan süzgeci ile sağlanacak bilgi akışı. Midas’ın ekran tasarımında yapılacak işlem için kullanılan tutar ile yatırımcının varlığının birlikte gösterilmesi ve bakiyenin de görünmesi, kullanıcının kendi durumunu tespit etmesini zaten sağlıyordu. Şimdi yapay zekâ destekli araçlarla büyük resmin içinde nerede durduğunu anlaması daha kolaylaştırılıyor.</p>
<p>Bunun ne anlama geldiğini anlamak için insan yaratısı görsel içeriğe başvurmak istiyorum. Babylon Berlin dizisinde Alman bir sanayicinin aya gidecek bir roket projesinin finansmanını ABD’nin New York Borsası’ndan nasıl sağladığı anlatılıyor. 1929 buhranından önce ABD’de borsanın çökeceğini öğrenen Alman sanayici asıl yönetici olan annesine haber vermeden elindeki kaynakları bu borsada değerlendiriyor ve açığa satış yaparak düşen borsada büyük kazanç elde ediyor. Bu kaynak daha sonra uzay çalışmaları için kullanılıyor ve şaşalı bir gala ile aya gidecek roketini tanıtıyor. Sonrası bu kadar heyecanlı değil: İkinci Dünya Savaşı çıkınca uzay programı, Almanya’nın İngiltere’ye attığı insansız V2 roketlerine dönüşüyor ve yıkım getiren bir araç oluyor. Bizim bu füze savaşlarını bölgemizde fazlasıyla yaşıyor olmamız heyecansız diye nitelememin nedenini oluşturuyor.</p>
<p>Ulaşmak istediğim nokta şu: Bir ülkenin kalkınması için gereken finansman ya devlet yoluyla ya da piyasa ya da borsa yoluyla sağlanıyor. Devlet yatırımları, kimi zaman çok daha büyük bir faydanın altyapısı olarak görünürde büyük bir yatırım dönüşü sağlayamayabiliyor. Borsa ise, halka arz edilmiş şirketlerin ülkenin gücünü oluşturan rekabetçiliğinin finansmanı için bir araç olabiliyor. Burada kullanılan terim olan “public”, İngilizcede “private”ın zıttı olarak halka açıklığı ifade ediyor. “Private” ise özel ya da eski terminolojiyle hususi. Bizde ise, public yani halka açık olanın mülkiyeti ve şeffaflığı her zaman o kadar net tanımlanamıyor. İngilizcedeki speculation ve manipulation gibi terimlerin Türkçeleri bizde de var ama bizdeki asıl çarpıcı terim “keriz silkeleme.” Türkiye’deki bu finansman aracını kullanan şirketler, değerlenecek yerden arsa alma içgüdüsüyle yatırım yapan kitlenin yüksekten hisse almasını sağladıktan sonra hisse değerini düşüren satışlarla kaynak aktarımı gerçekleştiriyor. Bu şekilde sağılan borsa, hâlâ yatırım araçlarını barındırıyor ancak sürekli ve sürdürülebilir bir fonlama mekanizması olmaktan çıkıyor.</p>
<p>“Keriz silkeleme” terimiyle ilk olarak 1996’da kısa süre çalıştığım Global gazetesinde tanışmıştım. Bu terim zaman içinde yok olmadı ancak etkisinin azalmasının yatırımcı sayısının, bilginin şeffaf bir biçimde dolaşmasının ve derinliğin artması ile mümkün olabileceğini düşünüyorum.</p>
<p>Midas’ın benim açımdan en önemli etkisi bu alanlarda toplanıyor. Özellikle sağladığı görünürlük ve akıllı stratejilerle hızlı yaygınlaşması, Midas’ın takip ettiğim boyutu. Ancak 7 Mayıs 2026’daki etkinliğe katılanlara heyecan veren başka konular da vardı. Biz bu kadar mobilite yazarken en fazla alkış alan duyurulardan birinin Midas’ın masaüstüne gelmesi ile ilgili olması dikkate değerdi. Bu, yıllar önce Mobil Dünya Kongresi’nde en büyük alkışı cep telefonları üreticilerinin şarj aletlerinin başlıklarını tek tipe çevirmesi için çalışmaların son aşamaya geldiği açıklamasının alması gibi bir durumdu.</p>
<p>Midas Atlas’ı, “Mobil odaklı büyümesini sürdüren Midas, Atlas ile birlikte ilk kez masaüstü platforma adım attı. Baştan sona uzman yatırımcı ihtiyaçları gözetilerek geliştirilen Atlas; modüler çalışma alanı, gelişmiş grafik araçları ve tek ekrandan emir, pozisyon ve risk yönetimi imkânı sunuyor.” sözleriyle ifade ediyor. Benim dikkatimi çeken bu arayüzün, hem en iyi işlev görecek hem de kullanıcıların kişiselleştirmesine izin verilen bir biçimde sunulması. İlk etapta Borsa İstanbul ve Amerikan borsaları hisseleriyle kullanıma açılan Atlas, 100 gün boyunca düzenli güncellemelerle geliştirilecek. Gelişmiş emir tipleri ve algoritmik işlem araçlarıyla zenginleşecek platform, tüm Midas kullanıcılarına ücretsiz sunulacak.</p>
<p>Masaüstü ortamını da kapsamak, Midas Kurucusu ve CEO’su Egem Eraslan’ın kullanıcıların ihtiyaçlarını karşılamaya dayanan iş modeli tanımlamasının gerçekliğini destekliyor. Bulunduğum noktadan bakınca yapay zekâ ve müşteri odaklılığın Midas’ın gelecekteki sağlıklı büyümesinin güvencesi olduğunu görüyorum.</p>
<p><strong>Midas’ın beşi bir yerde yenilikleri</strong></p>
<p>Midas’ın Esma Sultan Yalısı'ndaki Gelecek Daha Yakın etkinliğinde tanıttığı beş yeni ürün ve servis, yatırım ekosistemini genişletmeyi hedefliyor. Googe’ın AI modu benim için bunları şu şekilde toparladı.</p>
<ul>
<li><strong>Atlas (Masaüstü İşlem Platformu):</strong> Midas'ın ilk masaüstü uygulamasıdır. Uzman yatırımcılar için modüler çalışma alanı, gelişmiş grafik araçları ve tek ekrandan risk yönetimi imkanı sunar. İlk etapta Borsa İstanbul ve ABD hisseleriyle kullanıma açılmıştır.</li>
<li><strong>Avrupa Borsaları:</strong> Yatırımcıların global şirketlere doğrudan yatırım yapabilmesi için ilk aşamada <strong>Almanya borsası</strong> eklenmiştir. İlerleyen dönemlerde Hollanda, Fransa ve İtalya borsalarının da eklenmesi planlanmaktadır.</li>
<li><strong>VİOP (Vadeli İşlem ve Opsiyon Piyasası):</strong> Haziran ayında tam kapasiteyle kullanıma açılması planlanan bu servis ile hisse, endeks, döviz ve kıymetli maden kontratlarında işlem yapılabilecektir.</li>
<li><strong>Yapay Zeka Destekli Piyasa Rehberi:</strong> Yatırımcıların piyasa verilerini ve gelişmeleri yapay zeka yardımıyla daha hızlı analiz etmesini sağlayan bir rehberlik servisidir.</li>
<li><strong>DeFi (Merkeziyetsiz Finans) Çözümü:</strong> Kullanıcıların ayrı bir cüzdan oluşturmasına veya karmaşık ağ süreçleriyle uğraşmasına gerek kalmadan, doğrudan Midas üzerinden merkeziyetsiz finans araçlarına erişmesini sağlayan bir çözümdür.</li>
</ul>
<p>“Tanıttığımız ürünler, Midas’ın yatırım deneyimini daha kapsamlı ve erişilebilir hale getirme yolculuğunda önemli bir dönüm noktası. Yatırım dünyasının sınırlarını ortadan kaldırarak, kullanıcılarımızı yatırım fırsatlarıyla Midas’ın sade ve kolay deneyimiyle buluşturmayı amaçlıyoruz. Teknoloji, sade deneyim ve güven odağında geliştirdiğimiz bu yeni ürünlerle yatırımın geleceğini bugünden erişilebilir kılmaya devam edeceğiz.” diyen Eraslan’ın bahsettiği erişilebilirlik, Midas, kullanıcılarının yatırım evrenini genişleten Avrupa borsaları, VİOP, DeFi ve yapay zekâ destekli Piyasa Rehberi ile birlikte ele alınması gereken bir konu. BİST, Amerikan borsaları, yatırım fonları ve kripto varlıkları tek uygulamada buluşturan platform; yeni ürünleriyle farklı coğrafyalara, yeni varlık sınıflarına ve gelişmiş işlem altyapılarına erişimi kolaylaştırmayı hedefliyor. Midas’ın bu dört alanı nasıl tanımladığını da burada aktarmak istiyorum. </p>
<p>Avrupa borsaları tarafında ilk olarak Almanya borsası Midas’a ekleniyor. Böylece kullanıcılar BMW, Mercedes-Benz, Adidas ve Siemens gibi global şirketlere Midas üzerinden doğrudan yatırım yapabilecek. Hollanda, Fransa ve İtalya borsaları ise sonraki fazlarda platforma eklenecek.</p>
<p>Türev ürünlerde ise Midas, VİOP’u Haziran ayında kullanıma açıyor. Hisse, endeks, döviz ve kıymetli maden kontratlarını kapsayan ürün; şeffaflık, kolay kullanım ve teminat yönetimi odağında Midas standardıyla tasarlandı. Midas, son 6 ayda türev ürünlerde 50 binden fazla kullanıcıya hizmet verdi. Platformda toplam türev işlem adedi 2 milyonu, opsiyon işlem hacmi ise 1 milyar doları geçti.”</p>
<p>Kripto tarafında DeFi ürünü, kullanıcıların ayrı cüzdan oluşturmasına, seed phrase saklamasına, ağ ve bridge işlemleriyle uğraşmasına gerek kalmadan merkeziyetsiz finansa erişmesini sağlıyor. Likidite ve güvenlik kriterlerinden geçen projeler platformda listelenirken, kullanıcılar bildikleri kontrat adresleriyle de doğrudan varlıklara ulaşabiliyor.</p>
<p>Yapay zeka destekli Piyasa Rehberi, küresel ve yerel piyasalardaki gelişmeleri gün boyunca analiz ederek öne çıkan yatırım temalarını kullanıcıların önüne getiriyor. Hisse detay sayfalarında kısa ve anlaşılır özetler sunuyor; önemli gelişmelerde ise otomatik bildirimlerle yatırımcıları anlık olarak bilgilendiriyor.</p>
<p>Kullanıcı sayısı 4 milyona yaklaşan Midas, son bir yılda 120 milyona yakın emir iletilmesine aracılık ederken, aylık işlem hacmi 20 milyar dolara yaklaştı. Şirket, yeni ürünleriyle bireysel yatırımcıların başlangıç seviyesinden ileri düzeye kadar tüm ihtiyaçlarını tek platformda karşılamayı hedefliyor.</p>
<p>Şirket bu hedef doğrultusunda “Bu yıl pazar payı bazında Türkiye’nin en büyük bağımsız aracı kurumu konumuna ulaşan Midas, Atlas’ın 100 günlük yol haritası, Avrupa borsalarının yeni ülkelere açılması ve DeFi’ın tüm Midas Kripto kullanıcılarına genişletilmesiyle tek platform vizyonunu derinleştirmeye devam edecek.” taahhüdünde de bulunuyor.</p>
<p><strong>2025 yatırımı taahhütlerin teminatı</strong></p>
<p>2020 yılında kurulan Midas’ın buraya kadar anlattığım hikâyesi, basit bir hikâye değil. “Kullanıcılarına, Türkiye ve ABD borsalarında işlem gören hisse senetlerine, yatırım fonlarına ve kripto varlıklara tek bir platform üzerinden kolayca erişim imkânı sunmaktadır. Midas, yatırım sürecindeki gereksiz maliyet ve karmaşıklığı ortadan kaldırarak bireylerin yatırımları üzerinde kontrol sahibi olmasını sağlayan bir finansal teknoloji şirketidir. Bugün 4 milyondan fazla kullanıcısına sade, şeffaf ve hızlı bir yatırım deneyimi sunarak, kullanıcılarının yatırım kararlarını kolaylıkla hayata geçirebilmesini sağlar.” ifadesi ile “Şirket bugüne kadar 140 milyon doları aşkın yatırım almıştır. Midas’ın yatırımcıları arasında QED Investors, Dünya Bankası’nın yatırım kolu International Finance Corporation (IFC), HSG, Spark Capital, QuantumLight, Spice Expeditions LP, Portage Ventures, Bek Ventures ve Revo Capital gibi dünyanın önde gelen fonları yer almaktadır.” ifadesi arasındaki bağlantı, Midas’a ayırdığım yeri de kapsayan sebep sonuç ilişkisini ortaya koyuyor.</p>
<p>Midas’a ilk girişim sermayesi yatırımını yapan Revo Capital’in CEO’su Cenk Bayrakdar’a Midas’ın nasıl gittiğini sorduğumda olumlu yanıt alıyorum. Bu sadece yatırımcı gözüyle değil, Turkcell zamanında bu teknoloji liderleri arasında yer alan birinin gözüyle de yapılan değerli bir yorum.</p>
<p>Bu yorumu destekleyen bir saha bilgisini, sohbet ettiğim Midas kullanıcısı bir yatırımcıdan alıyorum. Yabancı borsalarında geçen aylarda bir pozisyon almak için geleneksel yolları kullanmanın kendisine maliyetinin 1.200 euro olduğunu söyleyen kullanıcı, Midas’ta aynı işlem için 1,5 dolar ödediğini söyledi. Bu, bir kısmı yatırım, bir kısmı sistem testi olan bir deneyim oluşturmuş.</p>
<p>Bir diğer yatırımcı Midas’ta ABD’li bir mikroişlemci üreticisinin hissesinin çok düştüğünü gördüğünü ve “bu hisseyi burada bırakmazlar” diye satın aldığını anlattı. Daha sonra ABD hükümetinin bu şirkete yatırım yapması ile hisse uçuşa geçiyor ve bu hızlı yükselişin yarattığı yükseklik korkusu ile hisseleri elden çıkaran yatırımcı, bundan pişmanlık duyduğunu gizlemiyor. Türkiye’de elindekinin değerini korumaya odaklanan pozisyonlar, bu tür bir yükselişe adapte olmayı güçleştiriyor. Ancak her coğrafyada yatırım ve değer hikâyeye dayanıyor.</p>
<p>KPMG’nin girişim sermayesi şirketi 212 ile birlikte hazırladığı “Türkiye’de Startup Yatırımları 2025” raporunun internette yayımlanan versiyonunda 212 Kurucu Ortağı Ali Karabey’in “2025’te küresel girişim sermayesi yatırımlarının 512 milyar ABD dolarının üzerine çıkması, işlem sayısı azalmasına rağmen sermayenin daha büyük ve daha olgun şirketlerde yoğunlaştığını gösteriyor. Özellikle 40 milyar ABD dolarlık OpenAI işlemi ve onu izleyen yüksek hacimli yapay zekâ yatırımları, yıl boyunca sermaye akışının hangi alanlarda toplandığını net biçimde ortaya koydu. Bu tablo, yatırımcıların büyüme hikâyesinden ziyade teknolojik derinlik, ölçeklenebilirlik ve küresel pazar erişimine daha fazla odaklandığını gösteriyor. Türkiye tarafında ise erken aşama dinamizmin sürdüğünü görüyoruz. Hacimdeki gerileme, ekosistemin zayıflamasından ziyade mega ölçekli işlemlerin gerçekleşmemesiyle ilişkili. Buna karşılık, büyük ölçekli işlemlerde uluslararası sermayenin ağırlığını koruması, Türkiye’nin doğru hikâyeler üretildiğinde küresel yatırımcı için hâlâ cazip bir pazar olduğunu gösteriyor. Önümüzdeki dönemde, gelirini erken aşamada yurt dışından üretebilen, teknoloji yoğun ve ölçeklenebilir iş modellerine sahip girişimlerin daha fazla ayrışacağını düşünüyoruz.” şeklindeki ifadeleri dikkat çekici. Bu yorumun tamamını buraya alıntılamamın nedeni, ilk bölümde dünya ölçeği ile karşılaştırıldığımızda ne kadar küçük olduğumuzu son bölümde ise Midas’ın aldığı yatırım ile hikâye yaratma arasındaki bağlantıyı anlamamızı sağlayacak ifadelerin bulunması.</p>
<p>Raporda “2025 yılında yatırımcılar, geleneksel ödeme sistemlerinden varlık yönetimi ve yatırım odaklı wealthtech platformlarına kaydı. Bu dönüşüm, Türkiye fintech pazarının sadece harcama değil, biriktirme ve yönetme alanında da varlık göstermeye başladığını ortaya koydu. Bu dönüşüm Türkiye Fintech Sektörünün artık olgunluk dönemine girdiğini kanıtladı. Midas 80 milyon dolarlık, Sipay ise 78 milyon dolarlık erken aşama yatırımlarıyla sektör hacminin yüzde 70'inden fazlasını oluşturdu. Midas yatırımı, aynı zamanda yılın en büyük erken aşama finansmanı olarak kayıtlara geçti. Dördüncü çeyrekte gerçekleşen Onlayer (8,2 milyon dolar) ve TeklifimGelsin (4 milyon dolar) gibi yatırımlar, ilginin yıl sonuna kadar sürdüğünü gösterdi. Ayrıca Flow48 (69 milyon dolar) ve Payrails (32 milyon dolar) gibi girişimlerin başarısı, yerli fintech vizyonunun küresel çapta ölçeklendiğini de doğruladı.” deniliyor.</p>
<p>Bunun üzerine KPMG Türkiye Fintech ve Dijital Finans Lideri Sinem Cantürk, “Türkiye fintech sektörü, geleneksel ödemelerden varlık yönetimi odaklı bir yapıya evriliyor. Bu sürecin Midas’ın 80 milyon dolarlık yatırımıyla daha da pekiştiğini söyleyebiliriz. Yatırımcı iştahı artık yalnızca para transferine değil, uzmanlaşmış ve katma değerli yatırım araçlarına yoğunlaşıyor. Öte yandan SPK düzenlemelerinin netleşmesi, dijital varlıkları kurumsallaşması için gerekli güven ortamını oluştururken, servis modeli bankacılığı çerçevesindeki yeni izinler sektörde heyecan yaratıyor. Önümüzdeki dönemde sermaye akışının, agresif büyüme yerine operasyonel disiplin ve güçlü finansal temellere sahip sürdürülebilir girişimlere yöneleceğini düşünüyoruz. Yatırımcı seçiciliği, teknolojik derinliği olan ve pazar çekişini kanıtlamış nitelikli fırsatları ödüllendirmeye devam edecek.” yorumunu yapıyor.</p>
<p>Riskler ve fırsatlar… Bunlar yatırımcıların kazanç elde etmek için iyi değerlendirmesi gereken boyutları oluştururken Midas’ın hikâyesi, yatırımcılara bu risk ve fırsatları doğru değerlendirerek yatırım yapmayı kolaylaştıran bir platformun da sürdürülebilir bir başarı hikâyesi olabileceğini gösteriyor. Hep yaşlıların hikâyelerinde boynuzların kulağı geçmesine tanık olacak halimiz yok; Midas’ın kulaklarının boynuzları geçmesinin hikâyesi çağımızın normalini anlamamızı sağlıyor.  </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/midasin-kulaklari-boynuzlari-geciyor-79024</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Midas’ın kulakları boynuzları geçiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-sehir-alti-hikaye-yeni-bir-dunya-79023</guid>
            <pubDate>Mon, 11 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir şehir, altı hikâye, yeni bir dünya</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Venedik’te bir yeni ekran hikâyesi</strong></p>
<p>Venedik’in o meşhur tarih kokan sokaklarında, sanatın kalbinin attığı Teatro La Fenice’de bu kez bambaşka bir heyecan vardı. Türkiye’nin profesyonel dikey dizi stüdyosu olan İki Dakika Creative House, cebimize sığan o koca dünyayı Avrupa’nın en köklü opera sahnelerinden birine taşıdı.</p>
<p>1792 yılında açılan ve adını küllerinden yeniden doğan anka kuşundan alan bu tarihi yapı, yüzyıllar boyunca <strong>Rossini</strong>’den <strong>Verdi</strong>’ye kadar klasik müziğin büyük ustalarını ağırlamıştı. İşte bu görkemli sahnede, <em>“yeniden doğuşun”</em> simgesi olan bu mekânda <strong>İlkin Kavukçu</strong>’nun liderliğindeki ekip, hikâye anlatıcılığının en yeni halini, <em>“7,5’uncu sanatı” </em>İtalyan izleyicilere sundu. Aslında Venedik’in seçilmesi tesadüf değil. Çünkü bu şehir yalnızca geçmişin ihtişamını taşıyan bir açık hava müzesi değil; aynı zamanda yüzyıllardır sanatın, estetiğin, hikâye anlatıcılığının ve görsel hafızanın yeniden üretildiği bir merkez. Şimdi o kadim hikâye geleneğinin içine, cep telefonlarının dikey ekranlarından yükselen yeni bir anlatı dili ekleniyor.</p>
<p>Lansmanda davetlilere hitaben duygusal ve vizyoner bir konuşma yapan kurucu İlkin Kavukçu, bu yolculuğun aslında çok basit ama sarsıcı bir gözlemle başladığını anlattı:</p>
<p><em>“İnsanlar artık hikâyeleri yalnızca televizyon ekranlarında ya da devasa platformlarda izlemiyor. Hikâyeler artık cebimizde, elimizde, günün her ânında bizimle birlikte. Mobil ekran, bugün tüm dünyada ‘birincil ekran’ haline geldi. Bu sadece teknik bir format değişimi değil; bu, hikâyenin nasıl kurulduğunu, nasıl hissedildiğini ve nasıl tüketildiğini kökten değiştiren bir dönüşüm.”</em></p>
<p>Belki de bugün tam olarak yaşadığımız şey bu… İzleme alışkanlığı kadar anlatım ritmi de değişiyor. Daha hızlı, daha yoğun, daha doğrudan bir hikâye dili doğuyor.</p>
<p>Bu yazımın devamı ve köşemdeki diğer yazılarımın ayrıntıları için lütfen <a href="https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi">https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi</a> adresine geçiniz...</p>
<p><strong>“7,5’uncu sanatın” peşinde </strong></p>
<p>Venedik’te 12. yüzyıldan kalma tarihi kilisesi ve eşsiz lagün manzarasıyla bilinen San Clemente Palace’ta kalıyoruz. Kahvaltı salonunda İki Dakika Creative House’un kurucusu <strong>İlkin Kavukçu</strong> ile sohbet ederken habercilikten gelen o keskin gözlem gücünü, bugün dijital dünyanın en hızlı kulvarına nasıl nakşettiğini konuşuyoruz. Sohbetimiz, sadece bir başarı hikâyesi değil, aynı zamanda değişen dünya düzenine bir uyum manifestosu tadında. Venedik’te, yüzyıllardır sanatın yankılandığı bir adada hikâyenin değişen yolunu konuşuyoruz…</p>
<p><strong>Cebimize sığan yeni dünya: Dikey ekonomi</strong></p>
<p>Medya dünyasında artık yalnızca içerikler değil, ekranların yönü de ekonomi yaratıyor. Dikey video pazarı bugün 250 milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaşmış durumda. Reklam modellerinden oyunculuk ritmine kadar her şey yeniden yazılıyor.</p>
<p>Bir ekran düşünün… Duvara asılı değil. Salonun baş köşesinde durmuyor. Kumandası yok. Üstelik tek bir aileye değil, tek bir insana ait. Metroda elde tutuluyor, vapurda kaydırılıyor, havaalanında birkaç dakikalık boşlukta açılıyor. Dünya belki de ilk kez ekranı değil, ekranı tutuş biçimini değiştiriyor. Ve görünen o ki bu değişim yalnızca teknoloji alışkanlıklarını değil, medya ekonomisinin bütün kurallarını yeniden yazıyor. Bugün dikey video pazarı 250 milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaşmış durumda. Uzmanlara göre 2033 yılına gelindiğinde bu rakamın 600 milyar dolara yaklaşması bekleniyor. Bu yalnızca yeni bir video türünün yükselişi değil; reklamdan yapımcılığa, oyunculuktan senaryo yazımına kadar uzanan yeni bir sektörün doğuşu anlamına geliyor. Çünkü artık mesele yalnızca neyin izlendiği değil, nasıl izlendiği.</p>
<p><strong>Bir zamanlar aynı diziyi izlerdik…</strong></p>
<p>Çocukluğumuzun akşamlarında televizyon açılmadan önce evin içinde küçük bir telaş başlardı. Çaylar konur, sofralar aceleyle toplanır, herkes aynı saate yetişirdi. Çünkü birazdan başlayacak dizi, yalnızca bir ekranın değil, ortak hayatımızın parçasıydı. O zamanlar televizyon yalnızca bir cihaz değildi. Evin tam ortasında duran görünmez bir buluşma noktasıydı. Akşam haberleri başladığında sesler azalır, diziler başladığında sofralar aceleyle toplanırdı. İnsanlar aynı hikâyeleri aynı anda izler, ertesi gün iş yerinde, okulda, mahallede aynı sahneleri konuşurdu. Bugün ise herkes kendi ekranına bakıyor. Birisi metroda birkaç dakikalık bir video izliyor. Bir başkası uçakta kulaklığını takıp kısa bir dizinin yeni bölümünü açıyor. Gece yatmadan önce birkaç dakikalık içeriklerle günü tamamlayan milyonlarca insan var artık.</p>
<p>Hikâye anlatıcılığı hâlâ hayatımızın merkezinde. Ama onu yaşama biçimimiz değişiyor. Belki de bugün yaşadığımız en büyük dönüşüm ekranların küçülmesi değil; ortak seyir kültürünün kişisel akışlara dönüşmesi.</p>
<p><strong>Bienal’de minör bir yankı…</strong></p>
<p>Venedik’in o labirenti andıran sokaklarından geçmeden, doğrudan suyun kenarından yürüyerek Arsenale’nin devasa kapılarına vardığımda yanından geçtiğimiz neredeyse 300-400 metrelik kuyruk her yıl olduğu gibi beni yine şaşırtmadı. Zihnimde tek bir soru vardı: Bu yılın teması olan <em>“In Minor Keys”</em> (Minör Tonlarda), Türkiye Pavyonu’nda nasıl bir vücut bulacaktı? 6 Mayıs’taki açılış gününde pavyona adım attığım an, bu sorunun cevabı <strong>Nilbar Güreş</strong>’in nahif ama bir o kadar sarsıcı dünyasında şekillenmeye başladı: <em>“Gözlerinizden Öperim”. </em>Açılış günü Arsenale’de bambaşka bir enerji vardı. Venedik Bienali zaten başlı başına bir karşılaşmalar alanı. Ama Türkiye Pavyonu’nun bu yıl kurduğu dil, gösterişli olmadan görünür olabilmenin de mümkün olduğunu hatırlatıyordu</p>
<p><strong>Kara eriyiğin hafızası Venedik’te sergileniyor</strong></p>
<p>Venedik’in o zamansız, denizin ortasında asılı duran San Clemente adası, bu kez; <strong>Rahşan Düren</strong>’in aynı adlı otelin koridorlarındaki resimleri ve bahçedeki heykelleriyle kurduğu derin diyaloğun tanığına dönüşmüş durumda. Bu yeni seçki, sanatçının <em>“Verwegehenheit”</em> (risk almaktan çekinmeyen, korkusuz ve sıra dışı) kavramsal izlerini daha ileri bir noktaya taşıyor.</p>
<p><em>“Play Again” </em>sergisi, plastik eriyiğin o vahşi, terbiye edilmesi zor doğasıyla, resimlerin yüzeyinde biriken katmanlı duyguları aynı potada eritiyor. San Clemente’nin sessizliği içinde bu sergi yalnızca görülmüyor; insanın içine yavaşça yerleşiyor. Sanatçının mekânla, resimle ve o kara mağmayla kurduğu ilişkiyi, onun o <em>“itiraf”</em> tadındaki cümleleriyle daha da derinleştirerek bu yolculuğu tamamlayalım.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-sehir-alti-hikaye-yeni-bir-dunya-79023</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir şehir, altı hikâye, yeni bir dünya ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dunya-ciftciler-gunu-tirede-kutlandi-tarimda-fiyat-belirlemenin-yolu-gucten-guclu-olmanin-yolu-kooperatiflesmeden-geciyor-78997</guid>
            <pubDate>Sun, 10 May 2026 09:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Tarımda güçlü olmanın yolu kooperatifleşmeden geçiyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AHMET USMAN/İZMİR</strong></p>
<p>Tarım 4.0 Teknoloji Etki Derneği, birer gün arayla düzenlediği 4.Tarım Yatırım Etki Zirvesi ve Dünya Çiftçiler Günü etkinlikleriyle sektörün tüm bileşenlerini bir araya getirdi. İki gün süren etkinliklerde 40’a yakın konuşmacı, sektörü kendi perspektifinden ele aldı. Tire’de gerçekleştirilen Dünya Çiftçiler Günü kutlaması kapsamında düzenlenen “Tarıma Yatırım Yapmak: Özel Sektör, Kamu Yatırımları ve Girişimcilik” konulu oturum EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ, “Tarım Piyasalarında Ürün Fiyatlarını Kim Belirliyor” başlıklı toplantı EKONOMİ Gazetesi Tarım Yazarı Ali Ekber Yıldırım tarafından yönetildi. Panelistler, üreticilerin teknolojiye uyumdan pazarlamaya, maliyetleri düşürmekten verimliliği artırmaya kadar her konuda etkili olabilmeleri için kooperatif çatısı altında birleşmeleri gerektiğine dikkat çektiler. Tarım ürünlerinin fiyatlarının pek çok parametre yanında asıl olarak “güç” tarafından belirlendiğine dikkat çeken panelistler, üreticinin güçlü olmasının yolunun da kooperatifleşmeden geçtiğini ifade ettiler.</p>
<p>Tire Belediyesi Kent Müzesi’nde gerçekleştirilen etkinliğin açılış töreninde konuşan Tarım 4.0 Teknoloji Etki Derneği Başkanı Sumer Tömek Bayındır, çiftçiliğin artık çok sayıda disiplini bir araya getiren bir iş olduğunu, bu nedenle ancak bilimsel çalışan bir insanın bu işin altından kalkabileceğini anlattı. Etkinliğin ana sponsoru olan İş Bankası’nın Tarım Bankacılığı Pazarlama Bölümü Müdürü Umut Yiğit ise, günümüzde ülkelerin tarım politikalarını yalnızca üretim ve verimlilik odaklı değil aynı zamanda gıda güvenliği stratejik bağımsızlık ve dış ticaret dengeleri çerçevesinde yeniden şekillendirdiklerine dikkat çekti. İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarım Dairesi Başkanı Bülent Üngür, bu sene 1 milyar 640 milyon TL’ye çıkardıkları tarım desteklerini kooperatifleri temel alan bir anlayışla şekillendirdiklerini belirtirken; Tire Belediye Başkanı Hayati Okuroğlu, Türkiye’de kooperatifleşmeyi en iyi bilen ilçe olduklarını, diğer bölgelere de örnek teşkil ettiklerini vurguladı. Ancak üretici güçlüyse tarım sektörünün güçlü olabileceğini söyleyen Tire Süt Kooperatifi Başkanı Osman Öztürk, tarımda en büyük yatırımın üreticiyi ayakta tutacak bir sistem olduğunu ifade etti.</p>
<h2>“İthalat rantının önünü kapayıp, üretimi artırmalıyız”</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ffbb81946bd-1778367361.jpg" alt="" width="700" height="525" /></p>
<p>Günün ilk oturumuna başkanlık eden EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ, her sektörde dış ticaret fazlası veren Çin’in geçen yıl tarım ve gıdada 125 milyar dolarlık açık verdiğini belirterek, “Türkiye, çiftçileri sayesinde böyle bir açığın içinde değil. Ancak bu durumu sürdürebilmek için ithalat rantının önünü kapatıp, üretimi artırmalıyız” diye konuştu.</p>
<p>Berker Tarım Yöneticisi Hakan Kar ise tarımın aile şirketleriyle var olması gerektiğini anlatarak, “Fakat şu an küçük çiftçi çok zorlanıyor. Yerel yönetimler ve devletin ilgili birimleri mutlaka tarımı desteklemeli. Ülkenin bekası sadece savunma sanayisinde değil aynı zamanda tarımdadır” dedi. Tüm Süt Et ve Damızlık Sığır Yetiştiricileri Derneği (TÜSEDAD) Yönetim Kurulu Üyesi Emirhan Orhan ise tarım sektörüne yeni gireceklere çok iyi bir fizibilite yapmalarını ve bu konuda ilgili sektörün sivil toplum örgütünden mutlaka destek almalarını önerdi.</p>
<p>Türkiye’de tarım ürünlerinin fiyatlarını genelde sanayicilerin belirlediğini dile getiren Bağarası ve Yenibağarası  Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Ferdi Baydaroğulları  ise, “Bu yüzden üretici genellikle emeğinin karşılığını alamıyor. Biz çiğ sütü yoğurt ve peynir gibi katma değerli ürünlere dönüştürdüğümüzden ortaklarımız için piyasanın üstünde alım fiyatı açıklayabiliyoruz. Sanayicinin de üreticiyi kollaması lazım. Herkesi besleyen çiftçinin kendini besleyemez hale gelmesi kendi ayağımıza sıkmamız anlamına gelir” dedi.</p>
<h2>“Sütte referans fiyat üreticiyi korumuyor”</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ffbb724e4bd-1778367346.jpg" alt="" width="700" height="525" /></p>
<p>Günün ikinci oturumunu yöneten EKONOMİ Gazetesi Tarım Yazarı Ali Ekber Yıldırım, dünyada tarıma dayalı ürün markalarının genelde ya ailelerden ya da kooperatiflerden çıktığını, Türkiye’nin ise kendi topraklarından çıkan yoğurtta bile markasının olmadığına dikkat çekti.</p>
<p>TÜSEDAD Başkanı Müslüm Doğru ise maliyetler, aracılar, fire oranları, arz –talep gibi pek çok unsur etkili olsa da tarım ürünlerinde fiyatları asıl belirleyenin güç olduğunu vurguladı. Çiftçilerin sık sık referans fiyat talep ettiklerini dile getiren Doğru, “Süt sektörü Ulusal Süt Konseyi vasıtasıyla referans fiyat konusunu halletti. Ama o zaman biz süt üreticileri olarak neden hala çığlık çığlığayız. Çünkü, çiftçinin ürettiği ürünün fiyatını çiftçi değil güçlü olan belirliyor. Türkiye’de süt ve süt ürünleri tüketiminin yüzde 65’i zincir marketler aracılığıyla gerçekleştiriliyor. Üretici ancak güçlü olursa fiyatı belirleyebilir. Bunun yollarından biri de kooperatifçilik. Kooperatifler sadece küçük ve orta ölçekli işletmelerin bir araya geldiği bir yapı olmamalı. O yüzden biz dernek olarak bu yönde önemli bir adım atmak için çalışmalara başladık. Lüleburgaz’da günlük 600 ton süt üreten 21 üreticinin ortaklığıyla bu konuda ilk adımımızı atıyoruz” dedi.</p>
<p>Tarım üreticisi Aslı Turan ise toplumların ancak üretimle ayakta durabileceklerini belirterek, “Atalarımız bu topraklarda çok daha zor şartlarda üretimlerini sürdürmüşler, biz neden üretmeyelim” diye konuştu.</p>
<p>Tarım ürünleri fiyatlarının piyasada arz – talep dengesiyle belirlendiğini, aracılara haksızlık edildiğini dile getiren meyve sebze tedarikçisi ve hal komisyoncusu Hayati Solmaz da, “Aralık ayında 7 TL olan salatalık, bir ay sonra 140 TL’ye fırladı. Tam tersi olarak 300 TL’ye kadar çıkan patlıcan fiyatı bugün 10 TL’ye düştü. Çünkü çiftçi fiyatı düşen üründen kaçıp, fiyatı yükselen ürüne yöneliyor, bu kez de o ürünlerde açık ya da fazla oluşuyor. Bunun önüne ancak planlamayla geçilir” görüşünü ifade etti.</p>
<p>Dünya Çiftçiler Günü kutlamaları “Gençler: Tarımın Kurucu Gücü Yeniden Harekete Geçiyor” konulu oturumla sona erdi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dunya-ciftciler-gunu-tirede-kutlandi-tarimda-fiyat-belirlemenin-yolu-gucten-guclu-olmanin-yolu-kooperatiflesmeden-geciyor-78997</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/7/1280x720/000-1778394163.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya Çiftçiler Günü, Tarım 4.0 Teknoloji Etki Derneği organizasyonunda Tire’de kutlandı. Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen panellere katılan konuşmacılar, tarım üreticilerinin sektörde daha güçlü ve daha fazla söz sahibi olabilmeleri için örgütlü hareket etmeleri gerektiğine dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/adm-ve-gdzden-is-guvenliginde-yeni-farkindalik-yaklasimi-78996</guid>
            <pubDate>Sun, 10 May 2026 09:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Adm ve Gdz’den iş güvenliğinde yeni farkındalık yaklaşımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Adm ve Gdz, 4-10 Mayıs İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası kapsamında 5 ilde hayata geçirdiği tiyatro çalışması ve "Evde Bekleyenlerin Var" isimli kısa filmle, iş güvenliğini sahadan topluma taşıyan yeni farkındalık modelini ortaya koydu.</p>
<p>Adm ve Gdz, İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası kapsamında yürüttüğü çalışmalarla iş sağlığı ve güvenliğini kurum içi uygulama alanının bir adım ötesine taşıdı. Aydem çatısı altında elektrik dağıtım hizmeti veren Adm ve Gdz, sahada yürüttüğü uygulamaları tiyatro ve video gibi farklı anlatım araçlarıyla destekleyerek iş güvenliğini hem çalışanlar hem de kamuoyu nezdinde daha görünür ve etkili bir başlık haline getirmeyi hedefliyor.</p>
<p>İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası kapsamında hayata geçirilen ‘Önce Yaşam Güvenliği, Önce Sen’ temalı tiyatro oyunu, Tiyatral Çözümler ekibi tarafından sahnelendi. Özellikle sahada görev yapan çalışanlara yönelik kurgulanan ve interaktif yapısıyla dikkat çeken oyun; iş güvenliği bilincini güçlendirmeyi, ailelerde ve toplumda farkındalık oluşturmayı ve kurum kültürünü pekiştirmeyi amaçlıyor.</p>
<h2>‘Evde Bekleyenlerin Var’ mesajı geniş kitlelere ulaştı</h2>
<p>Tiyatro çalışmasına paralel olarak hazırlanan ‘Evde Bekleyenlerin Var’ isimli kısa film ise iş sağlığı ve güvenliği farkındalığını daha geniş kitlelere taşımayı hedefliyor. Film, bir çalışanın evinden başlayıp sahada devam eden gününü anlatırken, iş güvenliğinin yalnızca teknik bir zorunluluk değil, doğrudan hayatla ilgili bir sorumluluk olduğunu vurguluyor. Sahada alınan her önlemin, çalışanın sevdiklerine sağlıklı ve güvenli bir şekilde kavuşmasını anlatan film, ‘güvenli dönüş’ fikrini merkeze alıyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/adm-ve-gdzden-is-guvenliginde-yeni-farkindalik-yaklasimi-78996</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/5/1280x720/turkiyenin-bilim-projesinin-ilk-kampusu-izmir-fen-lisesinde-acildi-1778366485.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası kapsamında hayata geçirilen &quot;Önce Yaşam Güvenliği, Önce Sen&quot; temalı tiyatro oyunu, Tiyatral Çözümler ekibi tarafından sahnelendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiyenin-bilim-projesinin-ilk-kampusu-izmir-fen-lisesinde-acildi-78995</guid>
            <pubDate>Sun, 10 May 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’nin Bilim Projesi&#039;nin ilk kampüsü İzmir Fen Lisesi&#039;nde açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Türkiye'nin seçkin fen liselerinin kampüslerini birer düşünme ve üretim ekosistemine dönüştürmeyi hedefleyen Fen Bahçeleri projesinin ilk uygulaması, İzmir Fen Lisesi'nde tamamlandı. Açık hava sınıfları, amfi, sera, gözlem alanları ve yeniden tasarlanan yeşil alanlarıyla kampüs, öğrencilerin merak, gözlem ve üretim süreçlerini günün her saatinde besleyecek bir öğrenme zemini sunuyor. Önümüzdeki dönemde modelin Türkiye genelinde belirlenen 32 fen lisesinde daha uygulanması öngörülüyor.</p>
<p>Türkiye'nin bilim eğitimi alanındaki köklü kurumlarından İzmir Fen Lisesi ile yola çıkan Fen Bahçeleri – Türkiye'nin Bilim Projesi'nin ilk kampüsü, Ali Soyuerel – Cemile Soyuerel Yerleşkesi adıyla okulda düzenlenen törenle açıldı. Kampüsün açılışını Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, öğrencilerle birlikte gerçekleştirdi.</p>
<p>Projenin hayata geçmesine vesile olan Soyuerel ailesine teşekkür eden Tekin, “Milli Eğitim Bakanlığı olarak bu süreci karınca kararınca yürütmeye, desteklemeye çaba sarf ediyoruz. Süreçte emeği geçen herkese bir kez daha teşekkür ediyorum. Allah hepsinden razı olsun. İnşallah, diğer 32 okulu da aynı şekilde tamamladıktan sonra kendilerine teşekkür etme imkanı buluruz diyorum" dedi.</p>
<h2>Fen liselerinde dönüşüm modeli</h2>
<p>İzmir Fen Lisesi, Fen Bahçeleri'nin pilot kampüsü olarak hayata geçirildi. Milli Eğitim Bakanlığı'nın koordinasyonunda yürütülen proje kapsamında, iki yıl içerisinde Türkiye genelinde belirlenen 32 fen lisesinde benzer dönüşümlerin hayata geçirilmesi hedefleniyor. Erzurum'dan Ordu'ya, Denizli'den Diyarbakır'a kadar Türkiye'nin dört bir yanına yayılan bu okullar, Türkiye'nin en parlak öğrencilerinin akademik başarılarının yanında dünya standartlarında fiziksel ortamlara da kavuşmasını sağlayacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiyenin-bilim-projesinin-ilk-kampusu-izmir-fen-lisesinde-acildi-78995</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/5/1280x720/turkiyenin-bilim-projesinin-ilk-kampusu-izmir-fen-lisesinde-acildi-1778366836.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Milli Eğitim Bakanlığı&#039;nın koordinasyonunda yürütülen proje kapsamında, iki yıl içerisinde Türkiye genelinde belirlenen 32 fen lisesinde benzer dönüşümlerin hayata geçirilmesi hedefleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ihracatcilar-ankaraya-cikarma-yapti-78992</guid>
            <pubDate>Sun, 10 May 2026 00:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> BAİB&#039;li ihracatçılar Ankara’ya çıkarma yaptı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Yeni Başkan Mehmet Ali Can yönetiminde Ankara’da temaslarda bulunan Batı Akdeniz İhracatçı Birliği (BAİB) Yönetim Kurulu üyeleri önce Anıtkabir’i ziyaret ederek Türkiye Cumhuriyeti Kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün mozolesine çelenk koyup saygı duruşunda bulundu.</p>
<p>BAİB heyeti daha sonra Ticaret Bakan Yardımcısı Volkan Ağar, Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda Kontrol Genel Müdürü Dr. Ersin Dilber ve Gıda Kontrol Genel Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Yunus Bayram'ı ziyaret etti.</p>
<p>Ziyaretlerde, Bulgaristan ile ilgili yaşanan sorunlar ve bu durumun neden olduğu maliyet artışları, Çin'e kiraz ihracatının başlayabilmesi, Mısır'a elma ihracatı ve ilgili ülke ile yapılacak Serbest Ticaret Anlaşmasının önemi, maden sektöründeki orman bedelleri, doğal taş ihracatında yaşanan navlun artışı ve Ukrayna'ya domates ile salatalık ihracatı ile ilgili sorunlar anlatıldı.</p>
<p><strong>"İhracatçının sorunları dağ gibi"</strong></p>
<p>BAİB Başkanı Mehmet Ali Can, ziyaretler sonrası EKONOMİ muhabirine yaptığı açıklamada, ziyaretle ilgili değerlendirmede bulundu.</p>
<p>Bakan Yardımcısı Özgür Volkan Ağar’a BAİB’in 2025 ve 2026 yılı ihracat rakamları ile sorunlar hakkında bilgi verdiklerini söyledi.  Can, ihracatçıların yaşadığı sorunları şöyle sıraladı:</p>
<p>‘’Bulgaristan’da Türk yaş meyve sebze ürünlerine yönelik denetim uygulamalarında yaşanan sorunlar var. AB ülkelerine gerçekleştirilen yaş meyve sebze ihracatında, 2019/1793/AB sayılı Komisyon Yönetmeliği çerçevesinde ülkemiz ürünlerine yönelik AB giriş kapısı olan Bulgaristan’da uygulanan pestisit analizlerinde 6 Nisan 2026 haftasından bu yana gerçekleştirilen kontrol denetimlerinde yaşanan değişiklik ve bu durumun analiz maliyetleri neden olduğu büyük artışlar var.’’</p>
<p><strong>Çin’e kiraz, Mısır’a elma ihracatı</strong></p>
<p>İhracatçının yıllardır Çin’e kiraz ihracatı yapılabilmesi için yapılan girişimlerden olumlu sonuç alınamadığını vurgulayan Mehmet Ali Can, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Çin Halk Cumhuriyeti’ne kiraz ihracatının hızlı bir şekilde başlaması hususunu anlattık. Mısır ile ülkemiz arasında imzalanmak üzere çalışmaları devam eden Serbest Ticaret Anlaşması ve bahse konu ülkeye elma ihracatının önemi vurgulandı. Maden sektöründe orman bedellerinin yüksekliği ihracatçıyı çok zorluyor. Denizyolu taşımacılığı başta olmak üzere İran-ABD/İsrail savaşı nedeniyle navlun maliyetlerinde yaşanan büyük artışlar rekabet gücümüzü kırıyor. Ukrayna'nın ülkemiz domates ve salatalık ihracatına uyguladığı anti-damping önlemi, bu durumun ihracatımıza etkisi ve soruşturma ile ilgili yeniden gözden geçirme soruşturmasının başlatılması konularını anlattık.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ihracatcilar-ankaraya-cikarma-yapti-78992</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/2/1280x720/ihracatcilar-ankaraya-cikarma-yapti-1778361625.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Maliyet artışları, döviz kurları, AB sınır kapısında karşılaşılan sorunlar ile analizlerde yaşanan sıkıntılara çözüm bulunmak isteyen Batı Akdeniz İhracatçı Birliği yeni başkanı ve yönetim kurulu üyeleri Ankara’ya çıkarma yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tarim-milli-krize-donusuyor-78991</guid>
            <pubDate>Sun, 10 May 2026 00:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Tarım milli krize dönüşüyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/BURDUR</strong></p>
<p>Bu yıl 12. Düzenlenen Burdur Teke Yöresi Tarım ve Hayvancılık, Tarım Teknolojileri ve Yem Fuarı, Yörük Göçü yürüyüşü ve Yörük duası ile başladı. Burdur Ticaret Borsası Başkanı Ömer Faruk Gündüzalp fuar açılışındaki konuşmasında, tarım sektörünün "milli kriz" haline dönüştüğünü söyledi.</p>
<p>Ülkenin bereketli topraklarını daha güçlü bir geleceğe hazırlamak, sorunları çözmek, işi büyütmek ve yaşamı kolaylaştırmak için dünya tarımındaki dönüşüme hep birlikte ayak uydurmak zorunda olunduğunu belirten Gündüzalp, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Çağımızda tarımsal üretim, en büyük silah en kritik savunma hattı haline gelmiştir. Küresel enerji ve lojistik hatlarının can damarı olan Hürmüz Boğazı gibi stratejik noktalarda yaşanan en ufak bir gerilim bile tedarik zincirinden gıda güvenliğine kadar tüm dengeleri altüst edebiliyor. Kendi toprağını eken, kendi gıdasını üreten ülkeler ayakta kalacak, diğerleri ise dışa bağımlılığın bedelini en ağır şekilde ödeyecekler. Bu toprakların sahibi olarak bizlere düşen en büyük görev, geleceği, huzuru ve bağımsızlığımızı çalışarak, üreterek ve hep beraber korumaktır.’’</p>
<p>2024 ve 2025’in tarım sektörü açısından zorlu sınavların verildiği ‘kayıp yıllar’ olduğunu anımsatan Gündüzalp, ‘’İklimsel krizler ve artan girdi maliyetlerinin yanı sıra; yaşadığımız zirai don ve şap hastalığı, üretimden tüketime kadar zincirin her halkasını derinden sarstı. Düzensiz yağışlar ve ani hava değişimlerinin meyve, sebze ve tahıl rekoltesinde ciddi kayıplara neden oldu’’ dedi.</p>
<p>Şap hastalığının ülke hayvancılığına ağır darbe vurduğunu anımsatan Gündüzalp, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Yasa dışı hayvan hareketliliğinin önüne geçilememesi bu süreci adeta bir kabusa dönüştürdü. Ülke genelinde tüm sektörler büyüme yakalarken, ne yazık ki sadece tarım sektörümüz yüzde 7,2 küçülme yaşandı. Yağışlar beklendiği gibi bereketli geçti ve topraklarımız suya doydu, barajlarımız doldu. Ancak rehavete kapılma lüksümüz yok. Ani iklimsel değişimler ve aşırı meteorolojik olaylar artık istisna değil, sürekli yüzleşeceğimiz gerçeklerdir. Üretimde sürdürülebilirliği sağlamak için kuraklığa dayanıklı yöntemler kullanan, elindeki suyu en akılcı şekilde yöneten ve tasarrufu bir tercih değil bir yaşam biçimi haline getiren üretim politikaları uygulanmalı.’’</p>
<p><strong>Yem ithalatına 25 milyar dolar</strong></p>
<p>Tarım sektörünün önemli bir sorununun da meralar ve çoban olduğuna dikkat çeken Ömer Faruk Gündüzalp, ‘’Meralarımız yok oldukça yemde dışa bağımlılığımız katlanarak artıyor. İthal yemle beslediğimiz hayvanlarımızı göçmenlere teslim ederek sektörü devam ettirmeye çalışıyoruz. Gassal dizisiyle, gassallık mesleğine yoğun bir ilgi oluştu, memleketin yarısı gassal oldu. İnsan kendini, bir de çoban dizisi mi çekilse demekten alamıyor. Yoksa insanlık tarihinin en eski ve köklü mesleklerinden olan çobanlığın itibarını kurtaramayacağız’’ diye konuştu.</p>
<p>Türkiye’nin son 5 yılda 25 milyar dolarlık yem ithalatı yaptığını vurgulayan Gündüzalp, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Son 5 yılda 25 milyar dolardan fazla yem ithalatı yaptık. Aynı dönemde Tarım ve Orman Bakanlığı destekleme ödemeleri de ortalama 25 milyar dolar. Yani 5 yılda yeme ödediğimiz döviz, çiftçimize verdiğimiz toplam desteğe eşit. Yem üretiminde yeni adımlar atmaz, sorumluluk almazsak, üreticimiz kendi ahırında, yalnızca başka ülkelerin üreticilerine, başka ülkelerin sermayesine aracılık eder hale gelecek. İthal yemle, ithal çobanla, hatta ithal hayvanla bu iş sürmez. Bu tablo milli bir krize doğru ilerleyiştir.’’</p>
<p>Burdur Ticaret ve Sanayi Odası (BUTSO) Başkanı Yusuf Keyik de ‘’Fuarımız üretim altyapılarının güçlendirilmesi adına değerlidir. İşletmelerimizin müşteri portföyünün genişletilmesi açısından önem taşımaktadır. Aynı zamanda pazar payını artırmak, proje kültürü ve yatırım sahalarına yön göstermek için anahtar görevi görmektedir. Çiftçiler, tarım işletmeleri, üretim sektörünün paydaşları, akademisyenler ve teknoloji sağlayıcıları için bir araya gelme fırsatı sunmaktadır’’ dedi.</p>
<p>Fuarın, marka olmuş ve marka olmaya aday firmalar için teknolojik ve ticari ürünlerini sergileyecekleri fırsat olarak gördüklerini vurgulayan Keyik, şöyle ko nuştu.</p>
<p>‘’Tarım makinelerinin üretim ve pazarlamasını yapan işletmelerimiz, hayvancılık alanında kullanılan araç ve gereçlerin ticaretini yapan firmalarımız ve üreticilerimiz bir araya gelecekler. Bu organizasyonumuzla alıcıyı ve satıcıyı aynı platformda buluşturuyoruz. Fuarımız, ilimizin tarım ve hayvancılıktaki potansiyelini bölgemizde ve ülkemizde ortaya koyacaktır.  Dünya ve ülkemiz tarihine bakarsak; tarım, hayvancılık, teknoloji, süt ve gıdanın her dönemde önem taşıdığını görüyoruz.  Zor bir dönemden geçmekteyiz. Ülkemizin yer aldığı coğrafyada pek çok ambargo ve savaşlar, akaryakıt fiyatlarında ve global ekonomide dalgalanmalar yaşanıyor. Bunlar da direkt veya dolaylı olarak sanayicimizin ve üreticilerimizin maliyet bedellerini artırıyor.’’</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tarim-milli-krize-donusuyor-78991</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/1/1280x720/tarim-milli-krize-donusuyor-1778361529.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Burdur Ticaret Borsası Başkanı Ömer Faruk Gündüzalp, Türkiye’nin son 5 yılda 25 milyar dolarlık yem ithalatı yaptığını, bu süre içinde de çiftçilere ve tarıma verilen desteğin de ortalama 25 milyar dolar olduğunu belirterek, tarımın, ithal yem, ithal çoban ve ithal hayvanla devan edemeyeceğini, tarımın &quot;milli krize&quot; dönüştüğünü söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-mutfagi-dunyaya-sunuldu-78989</guid>
            <pubDate>Sun, 10 May 2026 00:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antalya mutfağı dünyaya sunuldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından "Her sofra başka hikaye" temasıyla bu yıl beşincisi düzenlenen Antalya Uluslararası Gastronomi Festivalinde (FOODFEST), Karaalioğlu parkında gerçekleştirildi. Festivale Antalya Valisi Hulusi Şahin ve belediye başkanları da katıldı. Festivale yerli ve yabancı turistler ile Antalyalılar da yoğun ilgi gösterdi.</p>
<p>Antalya Valisi Hulusi Şahin, festivalin açılışında yaptığı konuşmada, Türk mutfağının her sofrada başka bir hikaye barındırdığını söyledi. Vali Şahin, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Bizim her soframız başka bir hikaye barındırıyor ama bazı şeyler var ki her sofrada aynı. Mesela bizde her sofrada bereket var. Bizim sofralarımızın hepsinde değişmeyen misafirperverlik, samimiyet, içtenlik var. Ne yok israf yok. Şimdi sürdürülebilirlik diyorlar. Bizim büyüklerimizin sofralarında ismi konmamış sürdürülebilirlik hep vardı. Çöp çıkmazdı her şey kullanılırdı. Bizim yeniden elde etmemiz gereken bu değerler. FoodFest belki bunun da öncüsü olacaktır. Antalya Uluslararası Gastronomi festivali artık kurumsal bir yapıya dönüştü.’’</p>
<p><strong>"Antalya’nın 200’ün üzerinde ürün coğrafi işaret tescili aşamasında"</strong></p>
<p>Valiliğin öncülüğünde coğrafi işaret seferberliği başlatıldığını belirten Vali Şahin, şöyle devam etti:</p>
<p>"On dokuz coğrafi işaret ile başladık, yirmi bir oldu. 200’ün üzerinde coğrafi işaretli ürünümüz şu anda tescil aşamasında. Hedefimiz bu coğrafyanın güzel ürünlerini, bu milletin Antalyalıların göz nurlarını geçmişten birer dantel işler gibi işlene işlene bugüne gelmiş kültür üyelerini tanıtmak, yeni nesillere aktarmak.’’</p>
<p>Antalya'nın Türkiye'nin misafir odası olduğuna dikkat çeken Vali Hulusi Şahin, "Antalya, Türkiye'nin misafir odasıdır. Bu bugün gösteriyor ki aslında aynı zamanda mutfağı ve sofrasıdır da. Türkiye'nin mutfağı, Türkiye'nin sofrası, Türkiye'nin misafir odası, Türkiye'nin vitrini, Antalya, Türkiye'nin en güzel, dünyanın en güzel şehri" dedi.</p>
<p>Vali Şahin, Beş yıldır festivali düzenleyen ve kurumsallaşmış bir yapıya kavuşturan Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Başkan Vekili Büşra Özdemir’i de kutladı.</p>
<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Büşra Özdemir de, FoodFest’in yalnızca bir gastronomi festivali olmadığını, Antalya’nın kültürünü, üretimini ve hafızasını dünyaya taşıyan güçlü bir değer olduğunu belirtti.</p>
<p>Dört yıl önce Başkan Muhittin Böcek’in öncülüğünde “Antalya’dan Dünyaya” temasıyla yola çıktıklarını anımsatan Özdemir, şöyle konuştu:</p>
<p>“Bazen bir şehir kendini en güzel sofralarında anlatır. Bir tatta geçmişini, bir kokuda hatıralarını yaşatır. İşte tam olarak böyle bir şehir Antalya. Antalya’nın bereketli topraklarında yetişen ürünler, şeflerin yorumuyla kültüre ve sanata dönüşüyor. Festival, Antalya halkına bırakılmış bir miras oldu. Antalya dünyanın en büyük örtü altı tarım merkezlerinden biridir. Antalya’nın sahip olduğu endemik bitki çeşitliliği ve Akdeniz yeşillikleri festivalin bu yılki ana odağı oldu.’’</p>
<p>Konuşmaların ardından Antalya Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Büşra Özdemir ve Vali Hulusi Şahin festival alanını gezerek yiyeceklerden tattı. Festival üç gün devam etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-mutfagi-dunyaya-sunuldu-78989</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/9/1280x720/antalya-mutfagi-dunyaya-sunuldu-1778361395.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bu yıl beşincisi düzenlenen Antalya Uluslararası Gastronomi Festivali&#039;nde Antalya mutfağı dünyaya sunulurken, festivale Antalyalılar ve turistler büyük ilgi gösterdi. Antalya Valisi Hulusi Şahin, Antalya’nın 200’ün üzerinde ürününün coğrafi işaret tescili aşamasında olduğunu bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/buyuk-isletmelerin-finansal-raporlama-kriterlerinde-degisiklik-78980</guid>
            <pubDate>Sat, 09 May 2026 13:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Büyük işletmelerin finansal raporlama kriterlerinde değişiklik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun (KGK) büyük işletmelerin finansal raporlama kriterlerine ilişkin kararı Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Kararla, Büyük ve Orta Boy İşletmeler İçin Finansal Raporlama Standardı'nda (BOBİ FRS) esas alınan "önce küçükleri düşün" yaklaşımının korunması ve orta büyüklükteki işletmelerin asgari maliyetlerle finansal tablolarını hazırlaması için standartta yer alan büyük işletme hadleri yeniden belirlendi.</p>
<p>BOBİ FRS uygulamasında bir işletmenin "büyük işletme" olarak değerlendirilmesi için gerekli üç ölçütten en az ikisinin art arda iki raporlama döneminde aşılması gerekiyor. Buna göre söz konusu hadler, aktif toplamda 800 milyon liradan 1 milyar lira ve üzerine, yıllık net satış hasılatında da 1 milyar 600 milyon liradan 2 milyar lira ve üzerine çıkarıldı.</p>
<p>Söz konusu karar, 1 Ocak veya sonrasında başlayan hesap dönemlerinde geçerli olmak üzere yürürlüğe girdi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/buyuk-isletmelerin-finansal-raporlama-kriterlerinde-degisiklik-78980</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/4/1280x720/is-yerlerinde-psikolojik-tacizin-onlenmesi-ile-ilgili-genelge-resmi-gazetede-1741267840.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KGK kararıyla, Büyük ve Orta Boy İşletmeler İçin Finansal Raporlama Standardı&#039;nda esas alınan &quot;önce küçükleri düşün&quot; yaklaşımının korunması ve orta büyüklükteki işletmelerin asgari maliyetlerle finansal tablolarını hazırlaması için standartta yer alan büyük işletme hadleri yeniden belirlendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sisecamdan-ilk-ceyrekte-575-milyar-liralik-net-gelir-78979</guid>
            <pubDate>Sat, 09 May 2026 13:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şişecam&#039;dan ilk çeyrekte 57,5 milyar liralık net gelir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class="">Şişecam, 2026 yılının ilk çeyreğine ait finansal sonuçlarını paylaştı.</div>
<div class="card-text">
<div id="habericerikDiv3" class=" v3HaberIcerikDiv ltr">
<p>Bu dönemde şirketin toplam satışları içinde uluslararası satışlarının payı yüzde 61 seviyesinde gerçekleşirken, toplam yatırımları 5,7 milyar lira, ihracatı ise 228 milyon dolar oldu.</p>
<p>Şişecam, yılın ilk üç ayında 57,5 milyar lira net satışa ulaşırken, 1,3 milyon ton cam, 1,1 milyon ton soda külü ve 0,9 milyon ton endüstriyel ham madde üretimi gerçekleştirdi.</p>
<p>Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Şişecam Genel Müdürü Can Yücel, 2026 yılının, jeopolitik gelişmelerin, enerji arzına ilişkin endişelerin ve süregelen enflasyon baskılarının etkisiyle başladığını belirtti.</p>
<p>Özellikle Orta Doğu'da artan gerilimin, küresel ölçekte yeni bir maliyet baskısı ve enflasyon dalgası beklentisini güçlendirdiğini aktaran Yücel, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Bu tablo, sıkı para politikalarının devamını desteklerken, şirketler açısından daha dayanıklı ve esnek yapılar kurma ihtiyacını da ön plana çıkardı. Bu ortamda Şişecam, küresel konumlanmasının avantajlarını kullanarak ve katma değerli ürün portföyünü geliştirerek risk odaklı yaklaşımı sürdürdü. 2025 boyunca uyguladığımız dengeli ve disiplinli yönetim anlayışını 2026 yılına da kesintisiz şekilde taşıyoruz. Teknoloji odaklı dönüşümümüze devam ederken, enerji verimliliği ve maliyet optimizasyonu programlarımızı hızlandırıyor, aynı zamanda tedarik zincirimizi daha da güçlendiriyoruz."</p>
<p><strong>"En büyük düz cam üretim komplekslerinden birine ulaştık"</strong></p>
<p>Yücel, orta ve uzun vadede gelirlerini destekleyecek yatırımları devreye alarak 2026 yılına güçlü bir yatırım performansıyla başladıklarını aktardı. Avrupa'daki ilk cam ambalaj yatırımları Macaristan Kaposvar tesisinde ilk fırını test üretimi için devreye aldıklarını belirten Yücel, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bulgaristan ve İtalya'daki düz cam tesislerimizde devreye aldığımız iki yeni kaplamalı cam hattı ile Avrupa'daki kaplama kapasitemizi yaklaşık iki katına çıkararak, katma değerli ürün portföyümüzü genişlettik. Tarsus'ta hayata geçirdiğimiz yeni yeşil saha düz cam yatırımımızda TR9 hattını devreye alarak yıllık 432 bin ton brüt üretim kapasitesi oluşturduk ve dünyanın en büyük düz cam üretim komplekslerinden birine ulaştık. Ayrıca Kuzey İtalya düz cam fabrikamızda planlı bakım ve soğuk tamir çalışmalarını tamamlayarak üretimi yeniden başlattık. Planlı duruş yönetimi sayesinde Avrupa'daki diğer tesislerimizin kapasite kullanım oranlarını dengeli şekilde optimize ederken, bu adım ile FVÖK seviyesindeki karlılığımıza 25 milyon avro olumlu katkı sağladık."</p>
<p><strong>"Küresel rekabette fark yaratmaya devam edeceğiz"</strong></p>
<p>Finansman tarafındaki gelişmelere de dikkati çeken Yücel, 2026 yılının başında İngiltere'deki bağlı ortakları üzerinden 500 milyon dolar tutarında Eurobond ihracı gerçekleştirdiklerini, 1,7 milyar doları talep gören işlemin, uluslararası yatırımcıların Şişecam'a duyduğu güveni bir kez daha teyit ettiğini ifade etti.</p>
<p>Yücel, son bir yıl içinde sağladıkları uzun vadeli kaynaklarla söz konusu işlemin, küresel belirsizlikler karşısında likidite yönetimlerini güçlendirmelerine önemli katkı sağladığını da vurguladı.</p>
<p>İlk çeyrekte elde ettikleri performansın güçlü bir zeminde ilerlediklerini gösterdiğini aktaran Yücel, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Yılın geri kalanında da dengeli ve disiplinli yönetim anlayışımızı sürdürmeye, devreye giren yeni yatırımlarımızdan azami verim sağlamaya, şirket değerimizi artırmaya ve karlılığı önceliklendirmeye devam edeceğiz. Bu doğrultuda portföyümüzü daha rasyonel ve katma değerli bir yapıya dönüştürürken, müşteri odaklı yaklaşımımızı daha da güçlendirmeyi hedefliyoruz. Güçlü finansal disiplinimiz, genişleyen katma değerli ürün portföyümüz, nitelikli müşteri yapımız ve Şişecam'ın 90 yıllık tecrübesi ile küresel rekabette fark yaratmaya devam edeceğiz."</p>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sisecamdan-ilk-ceyrekte-575-milyar-liralik-net-gelir-78979</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/sisecam.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şişecam&#039;ın net satışlarının yılın ilk çeyreğinde 57,5 milyar lirayı bulduğu bildirildi. Genel Müdür Can Yücel, &quot;Şişecam, küresel konumlanmasının avantajlarını kullanarak ve katma değerli ürün portföyünü geliştirerek risk odaklı yaklaşımı sürdürdü. 2025 boyunca uyguladığımız dengeli ve disiplinli yönetim anlayışını 2026 yılına da kesintisiz şekilde taşıyoruz. Teknoloji odaklı dönüşümümüze devam ederken, enerji verimliliği ve maliyet optimizasyonu programlarımızı hızlandırıyor, aynı zamanda tedarik zincirimizi daha da güçlendiriyoruz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-elleclenen-yuk-miktarinda-tum-zamanlarin-nisan-rekoru-kirildi-78978</guid>
            <pubDate>Sat, 09 May 2026 13:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uraloğlu: Elleçlenen yük miktarında tüm zamanların nisan rekoru kırıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Denizcilik Genel Müdürlüğünün hazırladığı nisan ayı istatistikleri hakkında açıklama yaptı.</p>
<p>Yazılı açıklamasında, Türkiye'nin deniz ticaretinden daha fazla pay alması için çalışmaları sürdürdüklerini belirten Uraloğlu, "Limanlarımızda nisan ayında 48 milyon 230 bin 930 ton yük ve 1 milyon 179 bin 454 TEU konteyner elleçleyerek nisan ayları içerisinde tüm zamanların rekorunu kırdık. Söz konusu ayda limanlarda elleçlenen konteyner miktarı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 7,6 arttı." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Uraloğlu, ocak-nisan dönemine ilişkin de bilgi vererek, "Yılın ilk 4 ayında elleçlenen yük miktarı 2025 yılının aynı dönemine göre yüzde 2,1 artarak 185 milyon 600 bin 883 tona, konteyner miktarı da yüzde 2,4 artarak 4 milyon 550 bin 209 TEU’ya ulaştı." bilgilerini verdi.</p>
<p><strong>Nisan ayında yurt dışı yük taşımaları geçen yılın aynı ayına göre yüzde 8,3 arttı</strong></p>
<p>Nisan ayında yurt dışı limanlarına giden yük miktarının 11 milyon 636 bin 276 ton olarak gerçekleştiğini belirten Bakan Uraloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"Yurt dışı limanlarından limanlarımıza gelen yük miktarı ise geçen yılın aynı ayına göre yüzde 11,1 artarak 24 milyon 186 bin 253 ton olarak gerçekleşti. Nisan ayında yurt dışı yük taşımaları geçen yılın aynı ayına göre yüzde 8,3 artarak 35 milyon 822 bin 529 ton olarak gerçekleşti."</p>
<p>Bölge liman başkanlıkları bazında ise nisan ayında en fazla yük elleçlemesinin 7 milyon 64 bin 571 ton yük ile İskenderun Bölge Liman Başkanlığı idari sınırlarında faaliyet gösteren liman tesislerinde gerçekleştiğini aktaran Uraloğlu, İskenderun Bölge Liman Başkanlığını 6 milyon 930 bin 244 ton ile Kocaeli ve 6 milyon 920 bin 524 ton ile Aliağa bölge liman başkanlıklarının takip ettiğini belirtti.</p>
<p>Uraloğlu, nisan ayında limanlarda deniz yoluyla yapılan transit yük taşımalarının 5 milyon 724 bin 594 ton, kabotajda taşınan yük miktarının ise 6 milyon 683 bin 807 ton olarak gerçekleştiğini ifade etti.</p>
<p><strong>En fazla artış gösteren yük cinsi demir cevheri ve konsantreleri</strong></p>
<p>Nisanda 498 bin 957 tonluk artış ile önceki aya göre en fazla artış gösteren yük cinsinin demir cevheri ve konsantreleri olduğuna işaret eden Uraloğlu, limanlarda 1 milyon 469 bin 277 ton demir cevheri ve konsantreleri elleçlemesi gerçekleştirildiğini kaydetti.</p>
<p>Uraloğlu, nisanda portland çimentonun 1 milyon 176 bin 648 ton ile limanlardan yurt dışına gitmek üzere gemilerle en fazla taşınan yük cinsi olduğunu belirterek, "Söz konusu yük cinsini klinker ile feldispat takip etti. Ham petrol, 2 milyon 295 bin 648 ton ile yurt dışından limanlarımıza gelen gemilerde taşınan yükler arasında ilk sırada yer aldı. Bunu sırasıyla taşkömürü (briketlenmemiş) ve hurda demir yük cinsleri takip etti." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>En fazla yük Rusya'dan geldi</strong></p>
<p>Bakan Uraloğlu, deniz yolu ile yurt dışına gitmek üzere gerçekleştirilen yüklemelerde en fazla yük taşımasının İtalya'ya yapıldığını, bunu ABD ve Mısır'a yapılan taşımaların takip ettiğini, ayrıca deniz yolu ile limanlara gelen en fazla yükün Rusya'dan yapıldığını bildirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-elleclenen-yuk-miktarinda-tum-zamanlarin-nisan-rekoru-kirildi-78978</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/bakan-uraloglu.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, &quot;Limanlarımızda nisan ayında 48 milyon 230 bin 930 ton yük ve 1 milyon 179 bin 454 TEU konteyner elleçleyerek nisan ayları içerisinde tüm zamanların rekorunu kırdık. Söz konusu ayda limanlarda elleçlenen konteyner miktarı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 7,6 arttı.&quot; açıklamasını yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/haftanin-kazandirani-borsa-altin-ve-doviz-78974</guid>
            <pubDate>Sat, 09 May 2026 11:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Haftanın en çok kazandıranı borsa ve altın</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu hafta yatırım araçlarından borsa, altın ve döviz değer kazandı.</p>
<p>Borsa İstanbul'da BIST 100 endeksi, haftayı yüzde 4,29 artışla 15.062,65 puandan tamamladı. Endeks, hafta içinde en düşük 14.321,03 puanı, en yüksek 15.167,10 puanı gördü.</p>
<p>Borsa İstanbul'da aynı dönemde sanayi endeksi yüzde 5,78 artışla 19.259,05 puana, teknoloji endeksi yüzde 4,27 kazançla 51.691,80 puana, hizmetler endeksi yüzde 4,13 yükselişle 13.367,46 puana ve mali endeks yüzde 3,22 değer kazancıyla 20.424,11 puana çıktı.</p>
<p>Borsa İstanbul'da bu hafta en çok yükselen hisseler arasında yüzde 31,57 ile Kiler Holding ilk sırada yer aldı. Kiler Holding'i yüzde 29,45 ile Hektaş ve yüzde 24,12 ile Mia Teknoloji izledi.</p>
<p>En çok değer kaybeden hisseler ise yüzde 21,74 ile Pasifik Eurasia Lojistik Dış Ticaret AŞ, yüzde 8,50 ile Destek Finans Faktoring AŞ ve yüzde 7,13 ile Gen İlaç ve Sağlık Ürünleri Sanayi ve Ticaret oldu.</p>
<p>Borsa İstanbul'da hisseleri işlem gören en değerli şirketler, 1 trilyon 953 milyar 960 milyon lirayla ASELSAN, 667 milyar 800 milyon lirayla Enka İnşaat ve Sanayi AŞ, 576 milyar 660 milyon lirayla Garanti BBVA oldu.</p>
<p><strong>Altın ve döviz yükseldi</strong></p>
<p>24 ayar külçe altının gram fiyatı geçen hafta sonuna göre yüzde 3,19 artışla 6 bin 918 liraya, cumhuriyet altınının satış fiyatı da yüzde 3,17 yükselişle 46 bin 601 liraya çıktı.</p>
<p>Çeyrek altının satış fiyatı da yüzde 3,19 değer kazanarak 11 bin 588 lira oldu.</p>
<p>Doların satış fiyatı yüzde 0,40 artarak 45,3650 liraya yükselirken, euronun satış fiyatı yüzde 1,15 artışla 53,4640 liraya çıktı.</p>
<p>Geçen hafta 61,1110 lira olan İngiliz sterlininin satış fiyatı, bu hafta yüzde 1,20 artışla 61,8440 liraya yükseldi.</p>
<p>İsviçre frangı da yüzde 1,29 yükselişle 58,4050 liradan alıcı buldu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/haftanin-kazandirani-borsa-altin-ve-doviz-78974</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/4/1280x720/altin-borsa-1778316896.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yatırım araçlarından BIST 100 endeksi haftayı yüzde 4,29 artışla tamamladı. 24 ayar külçe altının gramı yüzde 3,19, cumhuriyet altınının satış fiyatı yüzde 3,17, çeyrek altının satış fiyatı yüzde 3,19 arttı. Dolar yüzde 0,40, euro yüzde 1,15 değer kazandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sok-marketlerden-ilk-ceyrekte-763-milyar-lira-ciro-78973</guid>
            <pubDate>Sat, 09 May 2026 11:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> ŞOK Marketler&#039;den ilk çeyrekte 76,3 milyar lira ciro</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ŞOK Marketler, yılının ilk çeyreğine ilişkin finansal sonuçlarını Kamuyu Aydınlatma Platformu'nda (KAP) paylaştı.</p>
<p>Buna göre, enflasyondan arındırılmış olarak reel bazda yüzde 7,5 büyüme kaydederek 76,3 milyar lira satış cirosuna ulaşan ŞOK Marketler, net satış gelirleri geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 41 artırdı.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, yaygın mağaza ağı, güçlü tedarik zinciri, verimlilik odaklı operasyonel yapısı ve müşteri odaklı yaklaşımıyla büyümesini sürdüren şirketin mağaza sayısı 11 bin 119'a ulaşırken, toplam istihdamı 51 bini aştı.</p>
<p>Açıklamaya göre, şirket, bu yılın ramazan ayı için hayata geçirdiği kampanyalarla müşterilerinin bütçesine destek olmaya devam etti. Şubat ayı boyunca uygulanan "100 Üründe Geçen Yılın Fiyatları" kampanyasıyla temel gıda ve temizlik ürünleri müşterilere avantajlı fiyatlarla sunulduğu, şirketin, kampanyalar ve "Win" sadakat programına özel fırsatlarla müşterilerine uygun fiyatlı alışveriş imkanı sağlamayı sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Açıklamada, "Geçen yılın sonunda gıda güvenliğinde önemli bir adım atılarak, taze meyve ve sebzeye yönelik pestisit analizleri şirket bünyesinde gerçekleştirilmeye başlandı. Uygulama, yılın ilk çeyreğinde de farklı ürün gruplarıyla genişleyerek devam etti. Antalya ve Adana'daki 3 meyve ve sebze platformunda kurulan laboratuvarlarda domates ve biberlerin ardından portakal, mandalina ve greyfurt gibi narenciye ürünleri de analiz edilmeye başlandı." denildi. </p>
<p>ŞOK Marketler, finansal performansını çevresel, sosyal ve yönetişim alanındaki etkileriyle bütüncül bir yaklaşımla ele aldığı TSRS Uyumlu Entegre Faaliyet Raporunu mart ayında yayımladı. Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartlarına uyumlu hazırlanan raporun, şirketin uzun vadeli değer üretme yaklaşımını ortaya koyduğu ifade edildi.</p>
<p><strong>"Operasyonel mükemmeliyet, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik ekseninde büyümeyi sürdüreceğiz"</strong></p>
<p>Konu ile ilgili değerlendirmelerde bulunan ŞOK Marketler Üst Yöneticisi (CEO) Uğur Demirel, 2026'nın ilk üç ayında, verimlilik odaklı yaklaşımları ve güçlü operasyonel yapıları sayesinde dengeli büyüme performanslarını sürdürdüklerini belirtti.</p>
<p>Demirel, ramazan ayında hayata geçirdikleri kampanyalarla müşterilerinin bütçesine katkı sağladıklarını aktararak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Gıda güvenliği alanında pestisit analiz kapsamımızı genişleterek taze meyve-sebze kategorisinde kalite ve güven standartlarımızı daha da yukarı taşıdık. 2026 yılında ilk kez yayımladığımız Entegre Faaliyet Raporumuz, sürdürülebilirlik yaklaşımımız ile finansal dayanıklılığımızın birbirini tamamlayan iki temel güç olduğunu açık biçimde gösteriyor. Önümüzdeki dönemde de uygun fiyat politikamızdan ödün vermeden operasyonel mükemmeliyet, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik ekseninde büyümeye devam edeceğiz."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sok-marketlerden-ilk-ceyrekte-763-milyar-lira-ciro-78973</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/9/9/1280x720/sok-ceosu-ugur-demirel-1762078627.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ŞOK Marketler&#039;in ilk çeyrekte satışlarını, geçen yıla göre yüzde 41 artırarak 76,3 milyar lira satış cirosu elde ettiği bildirildi. ŞOK Marketler CEO&#039;su Uğur Demirel, &quot;Verimlilik odaklı yaklaşımımız ve güçlü operasyonel yapımız sayesinde büyümemizi 2026 yılının ilk çeyreğinde de sürdürdük.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/anneler-gununun-ekonomiye-100-milyar-lira-katki-saglamasi-bekleniyor-78972</guid>
            <pubDate>Sat, 09 May 2026 11:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Anneler Günü&#039;nün ekonomiye 100 milyar lira katkı sağlaması bekleniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, Anneler Günü'nün hem toplumsal hem de ekonomik açıdan büyük anlam taşıdığını söyledi. </p>
<p>Annelere, aile büyüklerine duyulan sevgi ve saygının, onlar için en büyük hediye olduğunu belirten Palandöken, şunları kaydetti:</p>
<p>"Ana, aile sevgisi, toplumdaki olumsuzlukları bir anda silip atıyor. Bu gün, esnaf açısından da çok önemli. Böyle günlerde bütün sektörler canlanıyor. Taksiciden çiçekçisine, takıcısından konfeksiyoncusuna, pastacısından çikolatacısına herkesin nasibini aldığı bir gün. Bu günlerde tabiri caizse önemli hasılat beklentisi oluyor. Anneler Günü'nde ekonomiye 100 milyar lira katkı bekleniyor."</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/anneler-gununun-ekonomiye-100-milyar-lira-katki-saglamasi-bekleniyor-78972</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/2/1280x720/bendevi-palandoken-1778316046.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, Anneler Günü&#039;nün ekonomiye yaklaşık 100 milyar lira katkı sağlamasının tahmin edildiğini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/albaraka-turkten-ilk-ceyrekte-1-milyar-339-milyon-lira-net-kar-78971</guid>
            <pubDate>Sat, 09 May 2026 11:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Albaraka Türk&#039;ten ilk çeyrekte 1 milyar 339 milyon lira net kâr</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Albaraka Türk, 2026 yılının ilk 3 aylık dönemine ait konsolide finansal sonuçlarını paylaştı.</p>
<p>Kamuyu Aydınlatma Platformu'na (KAP) da açıklanan verilere göre, yılın ilk çeyreğinde 1 milyar 339 milyon lira kar elde eden bankanın reel sektöre sağladığı nakdi ve gayrinakdi finansman desteği 328,5 milyar liraya yükseldi.</p>
<p>Aktif büyüklüğü 504,8 milyar liraya ulaşan Albaraka Türk'ün takipteki alacaklar oranı yüzde 1,84 olarak gerçekleşirken, bu oran sektör ortalamasının altında seyrederek bankanın yüksek aktif kalitesini teyit etti.</p>
<p>Bankanın sermaye yeterlilik oranı yüzde 17,3 olarak gerçekleşerek, yasal sınır yüzde 12'nin üzerinde bir sermaye tamponu sağlandı. Özel cari hesaplar ve katılma hesaplarıyla toplanan fonların büyüklüğü de 300 milyar lirayı aştı.</p>
<p>Sektör genelinde yüksek fonlama maliyetlerinin önemli gündem maddelerinden biri haline geldiği bir dönemde Albaraka Türk, stratejik kaynak yönetimi ve güçlü fon tabanı yapısıyla büyümesini sürdürdü. Bankanın özel cari hesaplar vasıtasıyla topladığı fonların, toplam fonlar içerisindeki payı yüzde 52,4 seviyesine yükselerek bilanço yapısının dayanıklılığını ve likidite gücünü teyit etti.</p>
<p>Banka, sağlam finansal yapısı ve yenilikçi ürünleriyle katılım bankacılığı alanındaki konumunu korumayı hedefliyor.</p>
<p><strong>"Türkiye ekonomisine katkı sağlamaya kararlılıkla devam edeceğiz"</strong></p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Albaraka Türk Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Malek Temsah, zorlu piyasa koşullarına rağmen reel ekonomiye desteklerini sürdürdüklerini belirtti.</p>
<p>Temsah, yılın ilk çeyreğinde nakdi kredi portföylerindeki büyümenin, bankacılık ve katılım bankacılığı sektörleri ortalamasının üzerinde gerçekleştiğini aktararak, şunları kaydetti:</p>
<p>"2026 yılının ilk çeyreğinde 2025 yıl sonuna göre, nakdi kredi büyümemiz yüzde 8,6 artarak 257,2 milyar liraya yükseldi. Sürdürülebilir gelir artışı ve güçlenen finansal yapımızın pozitif etkilerini görmekteyiz. 2026 yılı ilk çeyreğinde konsolide net karımız, 2025 yılının aynı dönemine göre, geçen yıl iptal edilen 7 milyar liralık serbest karşılık hariç tutulduğunda, yüzde 19,8 artarak 1 milyar 339 milyon lira olarak gerçekleşti. Ortalama öz kaynak karlılığımız ise yüzde 33,1 seviyesine ulaştı."</p>
<p>Katılım finans ilkeleri ve müşteri merkezli yaklaşım ile dijitalleşme ve sürdürülebilirlik odaklı projelerine hız kesmeden devam ettiklerini aktaran Temsah, "Gelecek dönemde dijitalleşme ve müşteri deneyimi odağımızla hizmetlerimizi daha ileriye taşımayı, veri odaklı çözümler ve stratejik işbirlikleriyle bu deneyimi zenginleştirmeyi hedefliyoruz. 2026 yılında da katılım bankacılığının öncüsü olarak müşterilerimize değer katmaya ve Türkiye ekonomisine katkı sağlamaya kararlılıkla devam edeceğiz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/albaraka-turkten-ilk-ceyrekte-1-milyar-339-milyon-lira-net-kar-78971</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/1/1280x720/albaraka-turk-1766410347.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Albaraka Türk&#039;ün yılın ilk çeyreğinde 1 milyar 339 milyon lira net kâr elde ettiği bildirildi. Genel Müdür Malek Temsah, &quot;Gelecek dönemde dijitalleşme ve müşteri deneyimi odağımızla hizmetlerimizi daha ileriye taşımayı, veri odaklı çözümler ve stratejik işbirlikleriyle bu deneyimi zenginleştirmeyi hedefliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tusiad-turkiye-abnin-sanayi-ekonomi-ve-guvenlik-mimarisinin-ayrilmaz-parcasi-78969</guid>
            <pubDate>Sat, 09 May 2026 11:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜSİAD: Türkiye, AB’nin sanayi, ekonomi ve güvenlik mimarisinin ayrılmaz parçası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD), 9 Mayıs Avrupa Günü nedeniyle açıklama yaptı.</p>
<p>Yazılı açıklamada, Avrupa Birliği'nin (AB) birlik, dayanışma ve ortak refah vizyonu üzerine inşa edildiği, bugün Avrupa'nın hızlanan jeopolitik, ekonomik ve teknolojik dönüşümlerle karşı karşıya olduğu belirtildi.</p>
<p>AB’nin gelecekteki rekabet gücü, güvenliği, dayanıklılığı ve küresel etkisini daha iddialı, ileriye dönük ve kapsayıcı bir entegrasyon modelini hayata geçirebilmesine bağlı olacağına işaret edilen açıklamada, birlik, güvenlik, demokrasi ve refah üretebilen kapsamlı ve tutarlı bir Avrupa projesinin Türkiye ile derin ve stratejik bir entegrasyonu gerektirdiği ifade edildi.</p>
<p>AB aday ülkesi, Gümrük Birliği ortağı ve NATO müttefiki olarak Türkiye'nin halihazırda AB’nin sanayi, ekonomi ve güvenlik mimarisinin ayrılmaz parçası olduğu aktarılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:</p>
<p>"AB ve Türkiye ekonomisi arasındaki son derece iç içe geçmiş değer zincirleri ve yakından bağlantılı üretim ve yatırım ekosistemleri, bu derin yapısal entegrasyon üzerine kurulmuştur. Mevcut jeopolitik ortamda AB-Türkiye ilişkileri parçalı ve işlevsel bir yaklaşımın ötesine geçmelidir. Uzun vadeli uyuma dayanan ve üyelik perspektifini koruyan tutarlı ve stratejik bir çerçeve yeniden tesis edilmelidir."</p>
<p><strong>"Savunma, inovasyon ve ileri teknolojiler alanında iş birliği geliştirilmelidir"</strong></p>
<p>Açıklamada, AB'nin küresel ölçekte etkin bir aktör olabilmesinin, hem siyasi ve ekonomik bütünlüğünü hem de yakın çevresiyle kurduğu stratejik entegrasyon kapasitesini birlikte güçlendirmesine bağlı olduğu aktarıldı.</p>
<p>AB ile Türkiye ilişkilerinin geniş ölçüde kabul gören stratejik öneminin, AB gündeminin tüm alanlarına yayılan somut adımlara dönüşmesi için açık bir siyasi iradeye ihtiyaç olduğu kaydedilen açıklamada, "Bu da giderek jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı küresel ortamda AB söylem ve politikalarının AB’nin bütünlüğünü ve güvenilirliğini güçlendirecek şekilde, kapsayıcılık ve entegrasyon temelinde şekillenmesini gerektiriyor." denildi.</p>
<p>AB ile Türkiye ilişkilerine yönelik yapılandırılmış ve uygulanabilir bir yol haritasına işaret edilen açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Sanayi ve teknoloji alanında daha derin entegrasyon sağlanmalıdır. Savunma, inovasyon ve ileri teknolojiler alanında işbirliği geliştirilmelidir. Siyasi veya teknik ön koşullar olmaksızın Gümrük Birliği modernizasyonu süreci başlatılmalıdır. Ulaştırma, enerji ve dijitalleşme alanlarında daha güçlü bağlantılılık sağlanmalıdır. AB-Türkiye politika koordinasyonunu güçlendirecek mekanizmalar canlandırılmalıdır. Tüm bu unsurlar, Türkiye’nin ekonomik, demokratik ve sosyal reform gündemindeki ilerlemeyle birlikte, AB-Türkiye ilişkilerinde daha tutarlı, etkili ve geleceğe dönük bir entegrasyon ortaklığının temelini oluşturabilir. Böyle bir entegrasyon ortaklığı, Avrupa’yı bugün güçlendirirken geleceğini şekillendirme kapasitesini de destekleyecektir. Avrupa Günü, kalıcı ilerlemenin ancak vizyonun siyasi irade ve somut adımlarla desteklenmesi halinde mümkün olduğunu hatırlatmaktadır. İş dünyası olarak AB ile Türkiye entegrasyon ortaklığına katkı sağlamaya devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tusiad-turkiye-abnin-sanayi-ekonomi-ve-guvenlik-mimarisinin-ayrilmaz-parcasi-78969</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/3/1280x720/turkiye-ab-avrupa-1769660665.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜSİAD&#039; tarafından &quot;9 Mayıs Avrupa Günü&quot; dolayısıyla yapılan açıklamada, &quot;Birlik, güvenlik, demokrasi ve refah üretebilen kapsamlı ve tutarlı bir Avrupa projesi Türkiye ile derin ve stratejik bir entegrasyonu gerektiriyor. AB aday ülkesi, Gümrük Birliği ortağı ve NATO müttefiki olarak Türkiye halihazırda AB’nin sanayi, ekonomi ve güvenlik mimarisinin ayrılmaz parçasıdır.&quot; denildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/koc-holdingden-ilk-ceyrekte-166-milyar-dolar-gelir-78965</guid>
            <pubDate>Sat, 09 May 2026 10:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Koç Holding&#039;den ilk çeyrekte 16,6 milyar dolar gelir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Koç Holding, 2026 yılının ilk çeyreğine ilişkin finansal sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre, 2026 yılının ilk çeyreğinde konsolide bazda 16,6 milyar dolar gelir elde eden şirket, yaklaşık 708 milyon dolar kombine yatırım gerçekleştirerek, son 5 yıldaki kombine yatırımlarını 16,5 milyar dolara ulaştırdı.</p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Koç Holding CEO'su Levent Çakıroğlu, Koç Topluluğu'nun 100. yılını yalnızca bir dönüm noktası olarak değil, Türkiye'ye ve Cumhuriyet değerlerine duyulan güçlü bağlılığın göstergesi olarak gördüklerini belirtti.</p>
<p>Çakıroğlu, ilk yüzyıllarında olduğu gibi 2. yüzyıllarında da Türkiye'ye duydukları güvenle güçlü yatırımlara devam ettiklerini vurguladı.</p>
<p>Milli gelire, istihdama, ihracata katkı sağlamayı, her koşulda kalıcı değer üretmeyi kararlılıkla sürdüreceklerinin altını çizen Çakıroğlu, "Belirsizliklerin arttığı bir dünyada sağlam bilançomuzu, kuvvetli likiditemizi, geniş tedarik zincirimizi ve yetkin insan kaynağımızı, daha stratejik ve güçlü adımlar atabilmenin zemini olarak görüyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Çakıroğlu, portföylerini her zaman olduğu gibi uzun vadeli bakış açısıyla güncellediklerini ve yatırımlarının bulunduğu sektörlerde derinleşerek, bilgi birikimlerini ve deneyimlerini geleceğin rekabetçi alanlarına aktarmaya odaklandıklarını vurguladı.</p>
<p><strong>Arçelik ve Ford Otosan’dan stratejik dönüşüm hamleleri</strong></p>
<p>Topluluk şirketlerinin faaliyetlerine ilişkin değerlendirmede bulunan Çakıroğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"Arçelik, Asya Pasifik bölgesinde faaliyet gösteren Arçelik Hitachi Home Appliances ortak girişimindeki paylarını, diğer pay sahibi olan Hitachi Global Life Solutions Inc.'ye devretmek üzere anlaştı. Arçelik bu adımla birlikte odak pazarları olan Türkiye, Avrupa, Orta Doğu, Afrika ve Güney Asya bölgelerindeki faaliyetlerine yoğunlaşacak ve sürdürülebilir büyüme hedefleri doğrultusunda ilerleyecek. Diğer yandan küresel otomotiv sektörünün geleneksel üretim anlayışından bütünsel mobilite ekosistemlerine doğru evrildiği dönemde Ford Otosan da satış süreçlerinin finansman faaliyetlerini daha etkin ve müşteri deneyimi odaklı yönetmeye yönelik stratejik bir adım attı. Ford Otosan, Ford ve Ford Trucks markalarının en büyük perakende finansman iş ortağı olan Koç Finansman AŞ'nin paylarının tamamını yasal onayların tamamlanmasının ardından devralacak."</p>
<p><strong>Enerji, finans ve sürdürülebilirlikte yeni adımlar</strong></p>
<p>Tedarik zincirlerinin çeşitlenmesine yönelik atılan adımlara da değinen Çakıroğlu, Tüpraş'ın dalgalı küresel enerji piyasasında Türkiye'nin akaryakıt tedarikini aksatmamak üzere var gücüyle çalıştığını ve ham petrol temin ettiği kaynakları çeşitlendirerek kapasite kullanım oranlarını yüksek seviyelerde tutmayı hedeflediğini aktardı.</p>
<p>Çakıroğlu, Aygaz'ın küresel piyasalardaki dalgalanmalara karşı arz güvenliğini ve küresel rekabet gücünü artırmak amacıyla Hyundai Heavy Industries ile imzalanan sözleşmeler kapsamında bu yıl toplam üç gemi siparişi verdiği bilgisini verdi.</p>
<p>Bankacılık sektörüne ve Koç Topluluğunun uluslararası alanda yürüttüğü çalışmalara da değinen Çakıroğlu, şöyle devam etti:</p>
<p>"Yapı Kredi, finansal teknolojiler ve ödeme sistemleri alanındaki yatırımlarını büyütme kararı aldı. Bankanın yüzde 100 iştiraki Yapı Kredi Finansal Teknolojiler bünyesinde, 200 milyon lira sermaye ile ödeme hizmetleri şirketi kuruluyor. Ayrıca Yapı Kredi'nin, güvenli, şeffaf ve düzenlemelerle uyumlu bir kripto varlık ekosistemi oluşturma hedefiyle SPK’ya yaptığı kripto varlık platformu kuruluş başvurusu da onaylandı. Koç Holding S&amp;P Dow Jones 2026 Sürdürülebilirlik Yıllığı'na dahil edilmeye hak kazanarak 'Endüstriyel Holdingler' kategorisinde yıllıkta yer alan tek Türk şirket oldu. Topluluk şirketlerimiz arasında Arçelik, Ford Otosan ve Tüpraş da bu yıllıkta yer aldı. Yapı Kredi'nin uluslararası piyasalarda gerçekleştirdiği ilk mavi tahvil ihracı da 50 milyon dolar tutarında ve 5 yıl vadeli olarak tamamlandı."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/koc-holdingden-ilk-ceyrekte-166-milyar-dolar-gelir-78965</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/6/5/1280x720/levent-cakiroglu-1778311377.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Koç Holding&#039;in yılın ilk çeyreğinde konsolide bazda 16,6 milyar dolar gelir elde ettiği bildirildi. Milli gelire, istihdama, ihracata katkı sağlamayı, her koşulda kalıcı değer üretmeyi kararlılıkla sürdüreceklerini belirten Koç Holding CEO&#039;su Levent Çakıroğlu, &quot;Belirsizliklerin arttığı bir dünyada sağlam bilançomuzu, kuvvetli likiditemizi, geniş tedarik zincirimizi ve yetkin insan kaynağımızı, daha stratejik ve güçlü adımlar atabilmenin zemini olarak görüyoruz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
