<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tarim-disi-istihdam-aciklanacak-86859</guid>
            <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarım dışı istihdam açıklanacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Küresel piyasalarda FED Başkanı Warsh’un şahince yorumlanan Jackson Hole’daki konuşmasının ardından faiz artışı beklentileri güçlenirken, petrol fiyatları ve tahvil faizlerindeki yükselişler eşliğinde risk iştahının baskı altında kaldığını takip ediyoruz. Altın ve hisse senetlerinin satış baskısı altında kaldığını görüyoruz.</p>
<p>FED Başkanı Warsh’un açıklamalarında, merkez bankasının enflasyonu kontrol altına almak için yapılması gerekenler olduğuna dair sinyalleri öne çıktı. Yaz aylarındaki daha iyi enflasyon rakamlarına rağmen enflasyonun istihdamdan daha büyük endişe kaynağı olmaya devam ettiğine ve FED’in yüzde 2 enflasyon hedefine ulaşmak için yapılacak daha çok iş olduğuna dair ifadeleri ön plandaydı.  </p>
<p>Orta Doğu’da yeniden şiddetlenen çatışmalar ve tahvillerdeki satış dalgası öne çıkarken küresel risk barometresi olarak da izlenen S&amp;P 500 endeksinde 7800’lerdeki zirve bölgeden etkili olan düzeltme eğilimi etkisini sürdürüyor.</p>
<p>Piyasalar, küresel merkez bankalarının Eylül ayı faiz artış ihtimaline odaklanırken Avrupa Merkez Bankası'nın gelecek hafta 10 Eylül’de faiz artışına gideceği son açıklanan enflasyon verilerinin de ardından neredeyse kesin olarak fiyatlanıyor. 16 Eylül’de faiz kararı açıklayacak ABD ve 18 Eylül’de Japonya'da ise faiz artışı olasılığı ise yüzde 50'nin üzerinde fiyatlanıyor. ABD yıllık tahvil faizi Ocak 2025’ten bu yana ki en yüksek seviyeleri test ediyor. Japonya'nın 10 yıllık tahvil faizi ise 1996'dan bu yana ilk kez yüzde 3'ü test etti. Avustralya tahvil faizleri 2011'den bu yana görülmeyen seviyelerdeyken, Bloomberg'in küresel devlet tahvili göstergesinin faizi 2008'den bu yana en yüksek seviyesine ulaştı. Yüksek kamu borçluluğu, yapışkan enflasyon eğilimi, yükselen petrol fiyatları ve yapay zekâ yatırımları soru işareti yaratan ana konular arasında yer alıyor.</p>
<p>Bu doğrultuda FED Başkanı Kevin Warsh’un şahin mesajları faiz görünümündeki belirsizliği artırmasının ardından bu hafta açıklanacak ABD tarım dışı istihdam verileri odak noktasında olacak. Bu hafta Cuma günü açıklanacak ABD istihdam verileri ve ardından 11 Eylül’de açıklanacak ABD enflasyon rakamları faiz fiyatlamaları açısından kritik bir dönüm noktasında niteliğinde olması bekleniyor. Güçlenen faiz artışı beklentilerinin zayıflaması için piyasanın zayıf veriler görmek isteyeceğini düşünüyoruz.</p>
<p>Cuma günü ABD’de Ağustos ayı tarım dışı istihdam verisi TSİ 15.30’da açıklanacak ve faiz artırımına yönelik sinyaller arayan piyasalar açısından önemli olacak. Bloomberg’de yer alan ortalama beklenti 55.000 kişi artış yönünde (Temmuz:-23.000), işsizlik oranının ise yüzde 4.1 ile yatay seyretmesi bekleniyor. Enflasyon sinyalleri aranan ücretlerde aylık yüzde 0.3 (Temmuz: yüzde 0.1) artış bekleniyor. Yıllık artışın ise yüzde 3.2’den yüzde 3.1’e gerileyeceği düşünülüyor.</p>
<p>Beklenene yakın veya üzerindeki rakamların Eylül ayı faiz artışı beklentilerinin gündemde kalmasına neden olabileceğini ve risk iştahı üzerinde olumsuz etki yaratabileceğini bekliyoruz. Diğer taraftan ancak aşağı sapma gösterecek, oldukça zayıf rakamların faiz artırımı beklentilerini zayıflatabileceği düşüncesindeyiz. Ardından 11 Eylül’de açıklanacak daha zayıf bir TÜFE verisinin de bu görünüme destek olabileceği kanaatindeyiz.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tarim-disi-istihdam-aciklanacak-86859</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarım dışı istihdam açıklanacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/hedefimiz-turk-reasuransi-bolgesinde-referans-alinan-bir-sirket-konumuna-tasimak-86861</guid>
            <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Hedefimiz, Türk Reasürans’ı bölgesinde referans alınan bir şirket konumuna taşımak&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığının yüzde 100 sermayesiyle 6 Eylül 2019'da faaliyete başlayan Türk Reasürans'ın, geçen 7 yılda finansal büyüklüğünü ve reasürans pazarındaki ağırlığını istikrarlı bir biçimde artırdığı bildirildi.</p>
<p>Türk Reasürans'ın açıklamasına göre, 2019 yılını 156,7 milyon TL aktif büyüklük ve 153,1 milyon TL toplam özsermaye ile tamamlayan şirket, 2026’nın ilk yarısında 38,1 milyar TL aktif büyüklüğe ve 12,9 milyar TL özsermayeye ulaştı.</p>
<p>Aynı dönemde 16,1 milyar TL brüt prim üretimi gerçekleştiren Türk Reasürans, 2,9 milyar TL net dönem kârı elde etti. Net yazılan primler dikkate alındığında yaklaşık yüzde 64 konsolide pazar payına ulaşan şirketin, sektörün lider reasürans şirketi konumunda olduğu vurgulandı.</p>
<p>Kuruluşundan bu yana yerli reasürans kapasitesinin artırılmasında önemli rol üstlenen Türk Reasürans'ın, 7 yılda 70,7 milyar TL primin yurt içinde tutulmasını sağladığı, böylece reasürans yoluyla yurt dışına aktarılabilecek kaynakların Türkiye ekonomisi içinde kalmasına katkıda bulunduğu belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, "Türkiye’de edindiği deneyimi uluslararası pazarlara da taşıyan Türk Reasürans, bugüne kadar 25 ülkede yerleşik 51 sigorta ve reasürans şirketiyle çalışarak 85 ülkedeki risklere teminat sağladı." denildi.</p>
<p>Özellikle Asya ve Orta Doğu pazarlarında etkinliğini artıran şirket, gelecek dönemde faaliyet gösterdiği coğrafyaları çeşitlendirmeyi ve uluslararası reasürans piyasalarındaki konumunu güçlendirmeyi hedefliyor. Türk Reasürans'ın, 7 yıllık süreçte ana faaliyet alanı olan reasüransın yanı sıra iştirakleri ve üstlendiği teknik işleticiliklerle sigortacılığın farklı alanlarını aynı çatı altında buluşturan yapıya ulaştı da vurgulandı.</p>
<p><strong>DASK işleticiliği 5 yıl daha sürdürecek</strong></p>
<p>2020 yılından bu yana Doğal Afet Sigortaları Kurumunun (DASK) teknik işleticiliğini üstlenen Türk Reasürans, bu sorumluluğu 5 yıl daha sürdürecek. Ayrıca Mayıs 2021’de kurulan Özel Riskler Yönetim Merkezinin (ÖRYM) teknik işleticisi olan şirket, bu alandaki görev ve sorumluluklarını yeni dönemde de yerine getirmeye devam edecek.</p>
<p>Verilen bilgiye göre, DASK’ın teknik işleticiliğiyle vatandaşların deprem riskine karşı finansal güvenceye erişimini destekleyen Türk Reasürans, ÖRYM çatısı altında ekonominin farklı kesimlerine yönelik sigorta sistemlerinin yönetimini üstleniyor.</p>
<p>Açıkmalada, "Devlet Destekli Alacak Sigortası ile KOBİ’lerin ticari alacaklarına teminat sağlarken Maden Çalışanları Zorunlu Ferdi Kaza Sigortası ve Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası havuzlarıyla madencilik ve sağlık alanlarına güvence sağlanmasına katkı sunuyor. Şirket, ayrıca bedeni tazminat ve ileri yaşta artan sağlık risklerinin merkezi havuzda karşılanmasına yönelik yeni model üzerinde çalışıyor." denildi. </p>
<p>Türk Reasürans’ın katılım esaslı reasürans alanındaki iştiraki Türk Katılım Reasürans, Haziran 2026 itibarıyla 4,35 milyar TL aktif büyüklüğe ve 1,19 milyar TL özsermayeye ulaştı. Türk Katılım Reasürans, 1 Temmuz 2026 itibarıyla yurt dışı katılım reasüransı faaliyetlerine başladı.</p>
<p>Açıklamanın devamında şu bilgilere yer verildi: "Ekosistemin teknoloji ayağında ise T-Rupt Teknoloji, sigortacılık ve risk yönetimini ileri modelleme teknolojileriyle buluşturuyor. Katastrofik risk modelleme alanında geliştirdiği CatMod ile Türkiye’de 54 müşteriye hizmet veren T-Rupt, Azerbaycan’daki ülke ölçekli deprem modelleme projesi AXA ile kurduğu stratejik iş birliği ve Romanya ile Fransa’daki faaliyetleriyle geliştirdiği modelleme yetkinliğini farklı ülke ve pazarlara taşıyor."</p>
<p><strong>"Türkiye’nin reasürans alanındaki imkanlarını da genişlettik"</strong></p>
<p>Türk Reasürans Genel Müdür Vekili Özgür Bülent Koç, Türk Reasürans'ın bugün reasürans faaliyetlerinin ötesinde teknik işleticilik sorumlulukları, katılım reasüransı ve risk modelleme alanındaki iştirakleriyle sigortacılığın farklı alanlarında sorumluluk üstlenen yapıya sahip olduğunu ifade etti.</p>
<p>Geride kalan 7 yılda yalnızca şirketin ölçeğini büyütmediklerine dikkati çeken Koç, "Türkiye’nin reasürans alanındaki imkanlarını da genişlettik. TARSİM, Türk Eximbank, Türkiye Motorlu Taşıt Bürosu ve Türk P&amp;I gibi ülkemiz açısından stratejik öneme sahip kurumlara sunduğumuz reasürans desteğini de bu sorumluluğun önemli bir parçası olarak görüyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Koç, bu yıl Türk Katılım Reasürans’ın 5. yılını kutlamaktan büyük memnuniyet duyduklarını belirterek, "Türkiye’nin ilk ve tek katılım reasürans şirketi olan Türk Katılım Reasürans’ın 5. yılında yurt dışı faaliyetlerine başlaması, bizim için ayrıca kıymetli. Türkiye’de oluşturduğumuz birikimin artık uluslararası pazarlarda da karşılık bulacağı yeni bir döneme giriyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türk Reasürans’ın gelecek dönem hedeflerine değinen Koç, “85 ülkenin risklerine teminat sağlayan bir şirket olarak bundan sonraki hedefimiz, faaliyet gösterdiğimiz coğrafyaları çeşitlendirmek ve Türk Reasürans’ı bölgesinde referans alınan bir reasürans şirketi konumuna taşımak." bilgisini paylaştı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/hedefimiz-turk-reasuransi-bolgesinde-referans-alinan-bir-sirket-konumuna-tasimak-86861</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/1/1280x720/turk-reasurans-sigorta-1788512289.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Reasürans&#039;ın yılın ilk yarısında 38,1 milyar liralık aktif büyüklüğe ulaştığı bildirildi. Genel Müdür Vekili Özgür Bülent Koç, &quot;85 ülkenin risklerine teminat sağlayan bir şirket olarak bundan sonraki hedefimiz, faaliyet gösterdiğimiz coğrafyaları çeşitlendirmek ve Türk Reasürans’ı bölgesinde referans alınan bir reasürans şirketi konumuna taşımak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/2025te-1249-milyar-dolarlik-hizmet-ihracati-yapildi-86853</guid>
            <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 10:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hizmet ihracatı yüzde 6,5, ithalatı yüzde 9,6 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılı uluslararası hizmet ticareti istatistiklerini paylaştı. </p>
<p>Buna göre, hizmet ihracatı 2024'te 117,3 milyar dolar iken 2025'te yüzde 6,5 artışla 124,9 milyar dolar oldu. 2024'te 56,4 milyar dolar olan hizmet ithalatı ise geçen yıl yüzde 9,6 artışla 61,9 milyar dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Genişletilmiş ödemeler dengesi hizmetler sınıflamasına göre, seyahatin toplam ihracat içindeki payı 2024'te yüzde 48 iken 2025'te yüzde 48,1'e yükseldi. İkinci sırada yer alan taşımacılık hizmetlerinin 2024'te yüzde 35,1 olan payı, 2025'te yüzde 34,1'e geriledi.</p>
<p>Hizmet ihracatında 2025'te üçüncü sırada yüzde 6,3 payla "diğer iş hizmetleri" sektörü yer aldı.</p>
<p>Seyahat hizmetinden sonraki en büyük paya sahip taşımacılık hizmetlerinde 2024'te yapılan ihracat 41 milyar 125 milyon dolar olurken, 2025'te yüzde 3,5 artışla 42 milyar 571 milyon dolara çıktı. Telekomünikasyon, bilgisayar ve bilgi hizmetleri ihracatı, 2025'te bir önceki yıla göre yüzde 25,3 artarak 6 milyar 724 milyon dolara yükseldi.</p>
<p>Taşımacılığın toplam hizmet ithalatı içindeki payı 2024'te yüzde 38,1 iken 2025'te yüzde 32 oldu. İkinci sırada yer alan "diğer iş hizmetleri"nin payı ise 2024'te yüzde 16,1 iken 2025'te yüzde 16,9 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Hizmet ithalatındaki payı 2025'te yüzde 14,5 olan seyahat hizmetleri sektörü üçüncü sırada yer aldı.</p>
<p><strong>En fazla hizmet ihracatı AB ülkelerine</strong></p>
<p>Seyahat hizmetleri dışındaki hizmetlerde Avrupa Birliği (AB) ülkelerine 2025'te yapılan hizmet ihracatı 25 milyar 330 milyon dolar, diğer Avrupa ülkelerine yapılan ihracat ise 9 milyar 259 milyon dolar oldu.</p>
<p>İthalatta 2025'te AB ülkelerinden yapılan ithalatın 24 milyar 733 milyon dolar, diğer Avrupa ülkelerinden yapılan ithalatın da 6 milyar 452 milyon dolar olduğu görüldü.</p>
<p>AB ülkeleri geçen yıl Türkiye'nin seyahat hariç hizmet ihracat ve ithalatında başı çeken ülke grubu oldu. Söz konusu ülkeler yüzde 37,9 ile toplam hizmet ihracatı içinde en büyük paya sahip ülke grubu olurken, toplam hizmet ithalatının ise yüzde 45,3'ü AB ülkelerinden yapıldı.</p>
<p>Seyahat hizmeti dışındaki diğer hizmetlerin toplam ihracatının 2025'te yüzde 31'i ABD, Almanya ve Birleşik Krallık ile gerçekleşti. Hizmet ihracatında yüzde 12,9'luk payla ve 8 milyar 338 milyon dolarlık ihracatla ilk sırayı ABD alırken, ikinci sırada yüzde 11,5'lik payla Almanya, üçüncü sırada ise yüzde 6,6'lık payla Birleşik Krallık yer aldı.</p>
<p>İthalatta ise 2025'te yüzde 12,6'lık payla ve 6 milyar 667 milyon dolarla ilk sırada İrlanda bulunurken, ikinci sıra 4 milyar 797 milyon dolar ve yüzde 9,1'lik payla Birleşik Krallık'ın, üçüncü sıra ise yüzde 8,3'lük pay ve 4 milyar 378 milyon dolarla ABD'nin oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/2025te-1249-milyar-dolarlik-hizmet-ihracati-yapildi-86853</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/7/1280x720/ihracat-ithalat-1778239788.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in 2025 verilerine göre hizmet ihracatı yüzde 6,5 artarak 124,9 milyar dolara, ithalatı yüzde 9,6 yükselerek 61,9 milyar dolara çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytinoglu-ihracatta-aylik-30-milyar-dolar-seviyesi-hedeflenmeli-86847</guid>
            <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 09:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zeytinoğlu: İhracatta aylık 30 milyar dolar seviyesi hedeflenmeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli Sanayi Odası (KSO) Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu, ağustos ayı dış ticaret ve enflasyon verilerini değerlendirdi.</p>
<p>Zeytinoğlu, “İhracatımız geçen yılın aynı ayına göre yüzde 8,1 artarak 23,5 milyar dolara ulaştı. Ağustos ayında ithalat geçen yılın aynı ayına göre yüzde 10,5 artışla 28,7 milyar dolar olarak gerçekleşti. Geçen ay 33 milyar dolar bandına ulaşan aylık ithalatın, 28,7 milyar dolar bandına gerilemesi memnuniyet verici” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Aylık dış ticaret açığının 5,2 milyar dolara gerileyerek son bir yılın en düşük seviyesinde gerçekleşmesini olumlu bulduklarını söyleyen Zeytinoğlu, “Bu gelişmenin yıllık cari açığın artış hızının yavaşlamasına katkı sağlayacağını düşünüyoruz. İhracatta aylık 30 milyar dolar seviyesini ulaşılabilir bir hedef haline getirmemiz gerektiğine inanıyoruz. Bu doğrultuda son dönemde açıklanan imalat sanayisine yönelik finansman desteklerinin sürdürülmesini bekliyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p>TÜİK tarafından açıklanan ağustos ayı enflasyon verilerini de değerlendiren Zeytinoğlu, “Ağustos ayında TÜFE yüzde 1,84 artarken yıllık enflasyon yüzde 31,51 olarak gerçekleşti. Yİ-ÜFE ise aylık bazda yüzde 2,57, yıllık bazda yüzde 27,95 arttı. TÜFE’deki sınırlı düşüşe karşılık üretici enflasyonunun iki aylık gerilemenin ardından yeniden yükselişe geçmesi, maliyet tarafındaki gelişmelerin yakından takip edilmesi gerektiğini gösteriyor. Önümüzdeki dönemde enerji maliyetlerindeki düşüşün etkisiyle enflasyondaki gerilemenin kalıcı hale gelmesini ve finansman koşullarında sağlanacak iyileşmenin üretim, yatırım ve ihracata katkı sağlamasını temenni ediyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytinoglu-ihracatta-aylik-30-milyar-dolar-seviyesi-hedeflenmeli-86847</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/6/1280x720/kocaeli-sanayi-odasi-baskani-ayhan-zeytinoglu-isgucu-verilerini-degerlendirdi-1769696909.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, aylık dış ticaret açığının son bir yılın en düşük seviyesine gerilemesinin olumlu bir gelişme olduğunu belirterek, &quot;İhracatta aylık 30 milyar dolar seviyesini ulaşılabilir bir hedef haline getirmemiz gerektiğine inanıyoruz. Bu doğrultuda son dönemde açıklanan imalat sanayisine yönelik finansman desteklerinin sürdürülmesini bekliyoruz.&quot; dedi. Enflasyonda ise üretici fiyatlarındaki yükselişe dikkat çekerek maliyet gelişmelerinin yakından izlenmesi gerektiğini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tigem-kucukbas-hayvan-satacak-86852</guid>
            <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TİGEM açık artırma ile küçükbaş hayvan ve limon satacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM), küçükbaş hayvan satmak için ihale açtı.</p>
<p>Resmi Gazete'de yayımlanan ilana göre, Kazım Karabekir Tarım İşletmesi Müdürlüğüne ait 3 bin 80 reforme Morkaraman ırkı küçükbaş, açık artırma usulüyle 15 parti halinde satılacak.</p>
<p>İhale, 14 Eylül saat 14.00'te müdürlüğün Alım-satım ve İhale Komisyonu huzurunda açık artırma ile yapılacak.</p>
<p>İhale şartnamesi, "www.tigem.gov.tr" adresinde "pazarlama ihaleleri" bölümünde görülebilecek.</p>
<p><strong>İnterdonato limon satacak</strong></p>
<p>TİGEM'e bağlı Boztepe Tarım İşletmesi, interdonato (erkenci, ince kabuklu ve uzun silindirik şekilli limon çeşidi) türü limon satışı yapacak.</p>
<p>TİGEM'in Resmi Gazete'de yayımlanan ilanına göre, bu yıl üretilen 1010 ton interdonato limon, iki parti olarak tofur (dalında) halinde ve açık artırma yoluyla satılacak.</p>
<p>İlk partide satılacak 900 ton limonun geçici teminat tutarı 540 bin lira, ikinci partide satılacak 110 ton limonun geçici teminat tutarı da 66 bin lira olarak belirlendi.</p>
<p>Toplam 4 bin 80 ağaçtan elde edilecek tahmini 1010 ton limonun satışı için yapılacak ihalede muhammen bedel 12 milyon 120 bin lira .</p>
<p>İhale, 14 Eylül Pazartesi günü saat 14.00'te yapılacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tigem-kucukbas-hayvan-satacak-86852</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/6/1280x720/kurbanlik-kucukbas-hayvan-1780206916.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TİGEM, 3 bin 80 reforme Morkaraman ırkı küçükbaş hayvan satmak için ihale açtı. TİGEM ayrıca açık artırma ile interdonato türü limon satışı yapacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/surdurulebilir-ekonomi/yenilenebilir-enerji-buyuyor-sera-gazi-emisyonlari-artiyor-86831</guid>
            <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 08:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yenilenebilir enerji büyüyor, sera gazı emisyonları artıyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FERZAN ÇAKIR</strong></p>
<p>Türkiye, son yıllarda güneş ve rüzgâr başta olmak üzere yenilenebilir enerji kapasitesini hızla artırırken, bu büyüme enerji sektörünün karbon yoğunluğunu aynı ölçüde düşürmeye yetmiyor. Dünya Bankası Grubu Bağımsız Değerlendirme Grubu (IEG) tarafından hazırlanan Türkiye Ülke Programı Değerlendirmesi yaklaşım belgesi, yenilenebilir enerjideki ilerlemeye rağmen toplam sera gazı emisyonlarının artmaya devam ettiğine dikkat çekiyor.</p>
<p>10 Ağustos 2026 tarihli belge, Dünya Bankası Grubu’nun Türkiye’ye 2015-2026 döneminde verdiği desteği özel sektör kaynaklı istihdam, finansal sektör ve yenilenebilir enerji olmak üzere üç başlıkta ele alıyor. Henüz nihai sonuçları içermeyen çalışmada Türkiye’nin enerji dönüşümündeki mevcut durum ve 2053 net sıfır hedefinin önündeki sorunlar ortaya konuyor.</p>
<h2>Türkiye yenilenebilir enerjide Avrupa’da beşinci</h2>
<p>Türkiye’de yenilenebilir kaynaklardan elektrik üretimi 2011-2021 döneminde yaklaşık üç katına çıktı. Yenilenebilir enerji santralleri ise 2024 sonu itibarıyla toplam kurulu gücün yaklaşık yüzde 57’sini oluşturuyor. Toplam kurulu güç içinde hidroelektriğin payı yüzde 28, güneşin payı yaklaşık yüzde 17, rüzgârın payı ise yüzde 11’e yakın seviyeye ulaştı. Rüzgâr, güneş, jeotermal ve biyoenerjiyi kapsayan hidroelektrik dışındaki yenilenebilir kaynaklardan elektrik üretimi 2017’den bu yana iki katına çıktı ve ilk kez hidroelektrik üretimini geçti. Belgede aktarılan verilere göre Türkiye, yenilenebilir enerji üretiminde Avrupa’da beşinci, dünyada ise 11’inci sırada bulunuyor. Ancak yenilenebilir kapasitedeki artış, enerji dönüşümünün tamamlandığı anlamına gelmiyor. Türkiye’de ekonomik büyüme ile emisyonlar arasında göreli ayrışma sağlansa da henüz mutlak ayrışma gerçekleşmiş değil. Başka bir ifadeyle, ekonomik büyümeye kıyasla emisyon yoğunluğunda iyileşme görülse de toplam sera gazı emisyonları artmayı sürdürüyor.</p>
<p>Artan enerji ihtiyacı emisyonları yükseltiyor</p>
<p>Türkiye’nin enerji ihtiyacı, yenilenebilir enerji üretiminden daha hızlı artıyor. Bu nedenle güneş ve rüzgâr yatırımları artsa da kömürün elektrik üretimindeki payı gerilemiyor. Yenilenebilir kaynakların karşılayamadığı talebin önemli bir bölümü kömürle karşılandığı için toplam sera gazı emisyonları da yükselmeye devam ediyor. Enerji sektörü, Türkiye’nin toplam sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 75’ini oluşturuyor. Türkiye aynı zamanda petrol ve doğal gaz ihtiyacının neredeyse tamamını ithalatla karşılıyor. Fosil yakıtlara bağımlılığın sürmesi, ülkeyi enerji fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı daha kırılgan hâle getiriyor. AB başta olmak üzere Türkiye’nin ihracat pazarlarında karbonsuzlaşmanın hızlanması da yüksek emisyonla üretim yapan şirketlerin rekabet gücü üzerinde baskı oluşturuyor. Çalışmada aktarılan projeksiyonlara göre Türkiye’nin emisyonlarının artmayı sürdürüp 2038’de zirveye ulaşması bekleniyor. Emisyon artışının bu tarihe kadar devam etmesi, 2053 net sıfır hedefi için yalnızca 15 yıllık bir süre bırakıyor.</p>
<h2>Elektriğin üçte biri hâlâ kömürden</h2>
<p>Kömür, Türkiye’nin enerji dönüşümünün önündeki başlıca sorunlardan biri olmayı sürdürüyor. Elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 33’ü kömürden sağlanıyor. Belgeye göre güneş ve rüzgârın payındaki artışa rağmen elektrik üretimi son 30 yılda daha düşük karbonlu hâle gelmedi. Hidroelektrik üretimindeki gerileme de bu tabloda etkili oldu. Elektrik talebi yenilenebilir enerji üretiminden daha hızlı artarken, aradaki açık çoğunlukla ithal kömürle kapatılıyor. Böylece yenilenebilir enerji yatırımları artsa da kömürün elektrik üretimindeki ağırlığı devam ediyor. Enerjinin daha verimli kullanılmasıyla tüketimi azaltma imkânından da yeterince yararlanılmıyor. Enerji politikalarındaki bir başka çelişki ise yenilenebilir enerji teşvik edilirken yerli kömür üretimi ve tüketimine yönelik kamu desteğinin sürmesi. Türkiye’de karbon salımına uygulanan mali yük OECD ortalamasının oldukça altında kalıyor. Enerji ürünlerinden alınan vergiler karbon emisyonlarına dolaylı bir maliyet getirse de yakıtların saldığı karbon miktarına göre belirlenmiyor. Bu nedenle yüksek emisyonlu enerji kaynakları yeterince caydırılmıyor.</p>
<h2>SKDM ihracat üzerindeki baskıyı artırıyor</h2>
<p>Enerji dönüşümünün hızı Türkiye’nin 2053 hedefinin yanı sıra dış ticaret bakımından da önem taşıyor. Avrupa Birliği, Türkiye’nin toplam mal ihracatının yüzde 40’tan fazlasının yöneldiği en büyük pazar konumunda. AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın mevcut kapsamı demir-çelik, alüminyum, çimento ve gübre sektörleri üzerinden Türkiye’nin mal ihracatının yaklaşık yüzde 4’ünü etkiliyor. Belgede, SKDM kapsamının ilerleyen dönemde genişlemesi ve Türkiye’nin AB’ye eşdeğer bir yurt içi karbon fiyatlandırması ortaya koyamaması hâlinde daha fazla ihracatın risk altına girebileceğine dikkat çekiliyor. Bu nedenle Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi’nin (ETS) etkin biçimde uygulanması, iklim politikasının yanı sıra ihracatçıların rekabet gücü açısından da önem taşıyor. Belgede aktarılan öngörüye göre, 2028’de tam olarak devreye girmesi beklenen ETS’nin ulusal sera gazı emisyonlarının yaklaşık yarısını kapsaması planlanıyor.</p>
<h2>Dünya Bankası Grubu’nun portföyü 41,9 milyar dolar</h2>
<p>Belgede enerji dönüşümünün finansmanı ve özel yatırımların harekete geçirilmesi de değerlendirme başlıkları arasında yer alıyor. Dünya Bankası, IFC ve MIGA’nın Türkiye’deki kredi, yatırım ve garanti portföyü 2015-2025 döneminde 243 proje ve 41,9 milyar dolarlık taahhüde ulaştı. Dünya Bankası’nın aynı dönemde onayladığı 74 kredi operasyonunun büyüklüğü 21 milyar doları aşarken, enerji alanındaki çalışmaların ağırlığı arttı. Dünya Bankası Grubu’nun 2024-2028 dönemi Türkiye programında enerji verimliliği, yenilenebilir enerji, elektrikli ulaşım ve yeşil ihracatçıların desteklenmesi öne çıkıyor. IFC, ihracatçılar, KOBİ’ler ve yerel sermaye piyasaları için yaklaşık 1 milyar dolarlık finansmanı harekete geçirmeyi; MIGA ise 300 milyon dolara kadar garanti desteği sağlamayı hedefliyor. 2027 mali yılında sunulması planlanan nihai değerlendirmede, Dünya Bankası Grubu’nun Türkiye’nin yenilenebilir enerjiye geçişine ve 2053 net sıfır hedefine ne ölçüde katkı sağladığı incelenecek. Yenilenebilir enerjinin şebekeye entegrasyonu, özel yatırımların önündeki engeller ve Dünya Bankası, IFC ile MIGA’nın kullandığı finansman araçlarının etkinliği de değerlendirilecek. Sonuçların, Dünya Bankası Grubu’nun 2028 mali yılında hazırlaması beklenen yeni Türkiye programına yön vermesi amaçlanıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/surdurulebilir-ekonomi/yenilenebilir-enerji-buyuyor-sera-gazi-emisyonlari-artiyor-86831</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/1/1280x720/yenilenebilir-enerji-ges-gunes-res-ruzgar-1788501191.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye, yenilenebilir enerji üretiminde Avrupa’da beşinci, dünyada ise 11’inci sırada bulunuyor. Ancak yenilenebilir kapasitedeki artış, enerji dönüşümünün tamamlandığı anlamına gelmiyor. Ekonomik büyümeye kıyasla emisyon yoğunluğunda iyileşme görülse de toplam sera gazı emisyonları artmayı sürdürüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/5-urunde-rekolte-yuksek-fiyat-gecen-yilin-altinda-86830</guid>
            <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 08:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> 5 üründe rekolte yüksek, fiyat geçen yılın altında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Geçen yıl kuraklık, zirai don ve sel gibi afetlerle mücadele eden çiftçi, bu yıl da yüksek rekolte ve düşük fiyatlarla karşı karşıya kaldı. Türkiye’nin önemli ihraç ürünleri arasında yer alan fındık, kuru üzüm, yeşil mercimek ve sarımsakta üretici fiyatları geçen yılın altında kaldı. Mazot, gübre, işçilik ve diğer girdi maliyetleri son bir yılda en az yüzde 50 artarken, serbest piyasa ve kamu alım fiyatlarının beklentilerin gerisinde kalması üreticinin gelirini olumsuz etkiledi. Serbest piyasa fiyatlarının Toprak Mahsulleri Ofisi’nin alım fiyatının da altında seyretmesi, tarım sektöründe “bolluk üreticiyi sevindirmedi” yorumlarını beraberinde getirdi. Sektör oyuncuları piyasada istikrar sağlamak için fiyat artınca ithalata başvuran yetkililerin fiyatlar düşüncede tarımsal üretimin sürekliliği ve üreticilerin mağdur olmaması için arz fazlası ürünlerin piyasadan çekilmesi için gereken tedbirleri almasını istediler. Sektör temsilcileri bir diğer önerisi ise alımlarda kota uygulamasının kaldırılması ve ödeme şartlarının iyileştirilmesi.</p>
<h2>Fındıkta TMO 250 lira verdi, piyasa 170'ten alıyor </h2>
<p>Geçen yıl zirai don nedeniyle rekoltesi yüzde 50’nin üzerinde gerileyen fındıkta, bu kez yüksek rekolte üreticiyi vurdu. Geçen yıl serbest piyasada bir ara kilosu 370 liraya kadar yükselen fındık, ardından 170-180 TL bandına gerilerken, yeni sezonda da aynı seviyelerde işlem görüyor. Serbest piyasa fiyatı, TMO’nun bu yıl açıkladığı 250 liralık alım fiyatının 70-80 lira altında kalırken, üreticinin 300 TL’lik fiyat beklentisi de karşılık bulmadı. Üretici birliği FİSKOBİRLİK ise fındık alım fiyatını üyeleri için 195 TL, üye olmayan üreticiler için 185 TL olarak açıkladı. TMO zirai don yaşandığı geçen yıl 200 lira alım fiyatı açıklamıştı. Üretici temsilcileri üreticiye fındığını emanete bırakma çağrısı yaparak piyasada fiyatları dengelemeye çalışıyorlar.</p>
<h2>Kuru üzümde alım fiyatı geçen yılın 40 lira altında </h2>
<p>Geçen yıl 9 numara kuru üzümü 120 TL’den alan TARİŞ, bu sezon 80 lira alım fiyatı açıkladı. 80 TL'lik avans fiyatı, geçen yılın 40 lira altında kalırken serbest piyasada ise 60-65 liradan işlem görüyor. Üreticinin beklentisi ise en az 150 liraydı. Son bir yılda bağcılıktaki girdi maliyetlerinin yaklaşık yüzde 70 arttığını vurgulayan Manisa Salihli Ziraat Odası Başkanı Cem Yalvaç, “2023 yılında üretici ürününü 100-120 TL, 2025 yılında ise yaklaşık 120 TL seviyesinde sattı. 2026'ya gelmişiz, açıklanan fiyat 80 lira. Üstelik bu brüt rakam, bundan hangi kesintilerin yapılacağı da belli değil” dedi. Serbest piyasada da fiyatların üreticinin beklentisinin çok altında olduğunu vurgulayan Yalvaç, “Salihli'de tüccar üzümü 65-70 TL seviyesinden alıyor. Devletin sezon başlamadan önce fiyat açıklaması ve alım noktalarını belirlemesi gerek. Üretici üzümünü kestiği anda ilaççısı, mazotçusu, gübrecisi ve işçisi parasını istiyor. Eylül sonu, ekim başı geldiğinde zaten çiftçinin elinde ürün kalmıyor. Ürününü satıp borçlarını ödüyor” dedi. Üreticinin yalnızca üzümde değil, diğer tarımsal ürünlerde de benzer sorunlarla karşı karşıya olduğunu dile getiren Yalvaç, karpuz, kayısı, salatalık, salçalık domates, kiraz ve erikte de üreticinin beklediği geliri elde edemediğini sözlerine ekledi</p>
<h2>Devlet kilo başına en az 15-20 lira prim vermeli </h2>
<p>Mısır, İran, Özbekistan, Azerbaycan ve Hindistan gibi ülkelerde üretim maliyetleri bizden daha düşük diyen Yalvaç, “Türkiye'de 1 ton üzümün maliyeti yaklaşık 2.800-2.850 dolar. Rakip ülkelerde ise 1.700-1.750 dolar seviyesinde. Bu şartlarda dünya pazarında nasıl rekabet edeceğiz? Ürünü Kanada'ya, İngiltere'ye, Almanya'ya, Hollanda'ya nasıl satacağız? Üreticinin ayakta kalabilmesi için devlet desteğine ihtiyaç var. Devlet, üreticinin sürdürülebilirliği için sattığı ürünün kilosuna en az 15-20 lira prim vermeli. İster tüccara, ister işletmeye, ister TMO'ya, ister TARİŞ'e versin. Bu prim üreticinin hesabına yatmalı. Aksi halde çiftçi yanar” dedi.</p>
<h2>Yeşil mercimekte düşüş yüzde 50 </h2>
<p>Türkiye'nin önemli yeşil mercimek üretim merkezlerinden Yozgat'ta alım fiyatları geçen yıla göre yüzde 50 geriledi. Mercimek üreticisinin geçen yıl kilosunu 45 TL'ye sattığı yeşil mercimeğe tüccar tarafından bu yıl niteliğine göre 18 ile 25 lira arasında fiyat veriliyor. Yozgatlı mercimek üreticisinin tepkileri sonuç verdi, TMO devreye girerek kilosunu 32 liradan alacağını açıkladıktan sonra piyasada fiyatlar 30 lira bandına yükseldi. 3 yıl önce kilosunu 60 liradan sattıkları ürünü 30 liraya satmakta zorlandıklarını kaydeden Sorgun Ziraat Odası Başkanı Fatih Özdemir, bu yıl görülen fiyat düşüşünün rekolteden değil, ithalat ve değerli TL kaynaklı olduğunu söyledi. İhracat pazarlarımız yanı sıra iç piyasada da önceliğin Hindistan ve kanada ürünlerine verildiğini kaydeden Özdemir, “Geçen yıl oluşan 45 lira alım fiyatlarına bu yıl ulaşılması hayal. Ekim alanları daralmasına rağmen TMO devreye girmeseydi fiyatlar hala 30 TL’nin altında olacaktı. Aynı durum ekmeklik buğdayda da geçerli TMO 16,5 lira verdi üretici ancak 14,5-15,5 liraya ürün satmakta zorlanıyor” diye konuştu.</p>
<h2>Sarımsak da geçen yılki fiyatı arıyor</h2>
<p>Türkiye'nin önemli sarımsak üretim merkezlerinden Kastamonu, Gaziantep ve Maraş’ta sarımsak üreticileri bu sezon yüksek verime rağmen düşük fiyatlar nedeniyle umduğunu bulamadı. Geçen yıl Taşköprü sarımsağını 120-150 liradan satan üretici bu sezon 100-120 liraya, Gaziantep Araban’da da 60 liraya satılan sarımsak bu yıl 30-40 liraya alıcı bulmakta zorlanıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kayısıda fiyatlar 230-270 liraya kadar geriledi</span></h2>
<p>Malatya’da kayısı üreticisi, düşük rekolteye rağmen fiyatların geçen yılın altında kalması nedeniyle zor bir sezon geçiriyor. Malatya Yağızhan Ziraat Odası Başkanı Yunus Kılınç, kayısı piyasasındaki gelişmeleri değerlendirirken, bu yıl rekoltenin normal seviyenin yaklaşık yarısında kaldığını ancak buna rağmen üreticinin ürününü satmakta zorlandığını söyledi. Malatya’da normal bir sezonda 120-130 bin ton civarında kuru kayısı üretildiğini belirten Kılınç, bu yıl ise yaklaşık 67 bin tonluk bir rekolte bulunduğunu ifade etti. Normal şartlarda aylık 8-10 bin ton civarında ihracat yapılabileceğini kaydeden Kılınç, buna rağmen piyasada yeterli alıcı bulunmadığını dile getirdi. Kayısı fiyatlarının şu anda 230-270 lira arasında değiştiğini belirten Kılınç, geçen yıl fiyatların 350-400 lira seviyesinde olduğunu söyledi. Kılınç, “Geçen sene kayısımız yoktu, fiyat yükseldi. Ama bu yıl çiftçi kayısıyı satacağı yer bulamıyor. Birkaç tane ihracatçı var ve şu anda kayısı almıyorlar. Amaçları fiyatı düşürmek mi, yoksa dışarıya mı gönderemiyorlar, anlayamadık. Şu anda fiyat, maliyetine verilen bir fiyat” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“TMO en az 300 lira taban fiyat açıklamalı” </span></h2>
<p>Üreticinin yaşadığı sıkıntının aşılması için Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) piyasaya müdahale etmesini istediklerini belirten Kılınç, “TMO taban fiyat olarak 300 lira demeli ki kayısı değerinde satılsın. Şu anda 230-270 lira bandında giren kayısıya 250 lira fiyat açıklarsanız bunun ne anlamı var? Hiçbir anlamı yok” diye konuştu. Kılınç, bazı ihracatçıların piyasaya ürün almayarak fiyatların düşmesine neden olduğunu birlikte hareket ederek üreticinin zor durumda kalmasına yol açtığını iddia etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/5-urunde-rekolte-yuksek-fiyat-gecen-yilin-altinda-86830</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/0/1280x720/urun-1788500959.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Geçen yıl kuraklık, zirai don ve selin darbe vurduğu tarımda bu kez yüksek rekolte söz konusu ancak üretici mutsuz… Fındık, kuru üzüm, yeşil mercimek, sarımsak ve kayısıda geçen yılın altında kalan fiyatlar üreticinin gelirini düşürürken, artan girdi maliyetleri de tabloyu ağırlaştırdı. Üretici temsilcileri, fiyat istikrarının sağlanması için devletin piyasaya daha etkin müdahale etmesini ve arz fazlası ürünlerin piyasadan çekilmesini istiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turkiye-ayakkabi-liginde-10-siraya-indi-86829</guid>
            <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 08:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye ayakkabı liginde 10. sıraya indi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Yüksek üretim maliyetleri nedeniyle son yıllarda ihracatta rekabet gücü kaybı yaşayan Türk ayakkabı sektörünün dünya pazarındaki gerilemesi uluslararası verilere de yansıdı. Portekiz Ayakkabı, Bileşen ve Deri Mamulleri Üreticileri Birliği APICCAPS tarafından hazırlanan ve 2025 verilerini kapsayan World Footwear Yearbook 2026, Türkiye’nin hem üretim hem de ihracatta küresel pay kaybettiğini ortaya koydu. APICCAPS’ın 16’ncı kez yayımladığı yıllık, üretim, tüketim, ihracat ve ithalat açısından 84 pazarı inceliyor. Rapora göre dünya ayakkabı üretimi 2025 yılında yalnızca yüzde 0,1 artarak 24,6 milyar çift seviyesinde kaldı. Küresel üretim yatay seyrederken Türkiye’de ise belirgin bir daralma yaşandı. Türkiye’nin 2024 yılında 455 milyon çift olan ayakkabı üretimi, 2025’te 391 milyon çifte geriledi. Böylece yıllık üretimdeki kayıp yaklaşık 64 milyon çift, düşüş oranı ise yüzde 14,1 oldu. Türkiye üretim miktarı bakımından dünyadaki 8’inci sırasını korurken, dünya üretiminden aldığı pay yüzde 1,9 seviyelerinden yüzde 1,6’ya indi.</p>
<h2>İhracatta dört basamak geriledi </h2>
<p>Üretimdeki kaybın çok daha güçlü yansıdığı alan ise ihracat oldu. World Footwear Yearbook 2025 verilerine göre Türkiye 2024 yılında 238 milyon çift ayakkabı ihraç ederek dünya sıralamasında 6’ncı sırada bulunuyordu. Dünya ihracatından miktar bazında aldığı pay da yüzde 1,6 seviyesindeydi Yeni yıllığa göre 2025 yılında Türkiye’nin ihracatı 184 milyon çifte kadar düştü. Böylece sadece bir yılda ihraç edilen ayakkabı miktarı 54 milyon çift, başka bir ifadeyle yüzde 22,7 azaldı. Türkiye’nin küresel ihracattan aldığı miktar payı yüzde 1,6’dan yüzde 1,2’ye geriledi. Böylece Türkiye ayakkabı sektörünün dünya sıralamasındaki yeri 4 sıra birden gerileyerek 6’ncılıktan 10’unculuğa düştü. İtalya’nın 205 milyon çiftle Türkiye’nin önüne geçmesiyle Türkiye ilk 10’un son sırasına indi. 2025 dünya ihracat sıralamasının ilk sırasında 9 milyar çift ve yüzde 61,2 payla Çin bulunurken, Vietnam 1,66 milyar çiftle ikinci, Endonezya 585 milyon çiftle üçüncü oldu. Almanya 365 milyon çiftle dördüncü sırada yer alırken onu Hindistan, Kamboçya, Belçika, Hollanda, İtalya ve Türkiye izledi. İlk 10 ülke dünya ayakkabı ihracatının yüzde 88’ini gerçekleştirdi.</p>
<h2>Dünyada yatay, Türkiye’de %23 kayıp </h2>
<p>Türkiye açısından tablonun dikkat çekici tarafını küresel pazar ile arasındaki makas oluşturdu. Dünya ayakkabı ihracatı 2025’te miktar bazında yalnızca yüzde 0,1 gerilerken, Türkiye’deki düşüş yüzde 22,7’ye ulaştı. Dünya ayakkabı ihracatının toplam değeri ise miktardaki yatay seyre rağmen yüzde 1,6 artarak 172 milyar dolara yükseldi. Dünya genelinde ortalama ihracat fiyatı da 2024’teki düşüşün ardından 2025’te çift başına 11,65 dolara çıktı. Böylece küresel ayakkabı ticaretinde daha yüksek fiyatlı ürünlere doğru hareket görülürken Türkiye, ihraç ettiği çift sayısındaki sert kayıpla dünya ortalamasından negatif ayrıştı.</p>
<h2>2022’ye göre kayıp 191 milyon çift </h2>
<p>Türkiye’nin son birkaç yıldaki değişimi daralmanın boyutunu daha belirgin hale getiriyor. APICCAPS verilerine göre Türkiye’nin ayakkabı üretimi 2022’de 582 milyon çift düzeyindeydi. Üretim 2023’te 502 milyon çifte, 2024’te 455 milyon çifte ve son olarak 2025’te 391 milyon çifte indi. Böylece üç yılda üretim yaklaşık 191 milyon çift, başka bir ifadeyle yüzde 33 azalmış oldu. 2022 yılında sektörün üretimin yaklaşık yüzde 65’ini dış pazarlara gönderdiği ve ihracat miktarının yaklaşık 380 milyon çift olduğu belirtiliyordu.</p>
<p>Yeni yıllık Türkiye iç pazarındaki küçülmeyi de ortaya koydu. APICCAPS’ın 2024 verilerinde Türkiye’de toplam ayakkabı tüketimi 294 milyon çift olarak hesaplanırken, 2025 yılında bu rakam 283 milyon çifte geriledi. Böylece tüketim bir yılda yaklaşık 11 milyon çift, yüzde 3,7 azaldı. Türkiye, 283 milyon çiftlik tüketimle dünyanın en büyük 15’inci ayakkabı pazarı oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turkiye-ayakkabi-liginde-10-siraya-indi-86829</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/ayakkabi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ayakkabı sektöründeki daralma küresel sıralamalara da yansıdı. Türkiye’nin ayakkabı üretimi 2025’te yaklaşık yüzde 14 azalarak 391 milyon çifte inerken, dünya üretimindeki payı yüzde 1,6’ya geriledi. İhraç edilen ayakkabı miktarı 184 milyon çifte düştü, Türkiye dünya ihracat sıralamasında 6’ncılıktan 10’unculuğa indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/japon-yeninin-cazibesi-artiyor-86828</guid>
            <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 08:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Japon yeninin cazibesi artıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Japon yeni, uzun süren değer kaybının ardından yeniden yatırımcıların radarına girdi. Japonya Merkez Bankası’nın bu yıl faiz artırımlarını hızlandırabileceği beklentisi, para biriminin dolar karşısında 160 seviyesinin üzerinden 157,6 seviyesine kadar güçlenmesini sağladı. Yen yalnızca dolar karşısında değil, euro ve sterlin karşısında da değer kazanıyor.</p>
<p>Yendeki hareketin arkasında yalnızca para politikasına ilişkin beklentiler bulunmuyor. Yatırımcılar, Japon hükümetinin kur piyasasına yeniden müdahale edip etmeyeceğine ilişkin sinyalleri de yakından takip ediyor. Temmuz ve ağustos aylarında Japon ve ABD makamlarının gerçekleştirdiği nadir ortak müdahale sonrasında yen yaklaşık 155 seviyesine kadar güçlenmiş, ancak daha sonra yeniden 160 seviyesine yaklaşmıştı.</p>
<p>Bu nedenle son hareket, piyasalarda “yen için yeni bir dönemin başlangıcı mı?” sorusunu da gündeme getirdi.</p>
<h2>Şahin cephe halen azınlıkta</h2>
<p>Japonya Merkez Bankası yönetim kurulundaki şahin üyelerden Hajime Takata’nın faiz politikasına ilişkin son mesajları da beklentileri hareketlendirdi. Takata, eylül ayında 50 baz puanlık bir faiz artışının veya ekim ayında art arda sıkılaştırma adımlarının mümkün olabileceğine işaret ediyor.</p>
<p>Ancak Takata, kurul içerisindeki üç şahin üyeden biri ve hâlâ azınlıkta. Daha hızlı bir sıkılaşmadan yana olan Takata, politika faizinin nötr seviyeye doğru daha çabuk taşınmasını savunuyor.</p>
<p>Eylül ayında faiz artırımı gelmesi, hazirandaki sıkılaştırmanın ardından Japonya Merkez Bankası’nın faiz artışlarının hızını artırması anlamına gelecek. Ancak piyasanın önemli bölümü, olası bir eylül artışının ardından bankanın özellikle zayıf iç tüketimin seyrini görmek için yılın geri kalanında bekleyeceğini düşünüyor.</p>
<p>En önemli engel Fed Yenin güçlenmesi, Japonya’nın uzun süredir mücadele ettiği zayıf para birimi sorununu tersine çevirebilecek bir hareket olarak görülüyor. Ancak ABD Merkez Bankası’nın daha şahin bir çizgiye yönelmesi, yenin önündeki en önemli engellerden biri.</p>
<p>Şahin Fed, ABD ile Japonya arasındaki faiz farkının hızlı kapanmasını önleyerek dolar/yen paritesinin yeniden 160- 162 bandına yönelmesine neden olabilir. Dolayısıyla yen üzerindeki baskının kalıcı biçimde kırılması yalnızca Tokyo’nun faiz politikasına değil, Washington’daki para politikasına da bağlı olacak.</p>
<p>Öte yandan Japonya’nın 30 yıllık devlet tahvillerinin son ihracının başarılı geçmesi de tahvil piyasasında hafta boyunca yaşanan satış baskısının yarattığı endişeleri hafifletti.</p>
<p>Bu gelişme, yenin güçlenmesine eşlik eden finansal istikrar açısından da piyasaya nefes aldırdı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Euroda enerji ve Fed baskısı</span></h2>
<p>Yatırımcı için Yen’in popüleritesi artarken euro üzerinde ise aşağı yönlü baskı yaşanıyor. Yüksek enerji fi yatları ve daha şahin bir Fed beklentisi, euro/dolar paritesini aşağı çekiyor. 1,1565- 1,1570 seviyesinin altında kalınması halinde paritenin 1,1520 bölgesine gerileyebileceği, ay sonunda ise 1,15 seviyesinin gündeme gelebileceği değerlendiriliyor. Enerji fi yatlarındaki yükseliş, Avrupa Merkez Bankası’nın sıkılaşma beklentilerini de yukarı taşıyor. Piyasalar gelecek yaza kadar yaklaşık 80 baz puanlık ek faiz artışını fi yatlarken, analistler bu beklentinin gerçekleşme ihtimalini düşük buluyor.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Japon parası 3 faktörü izliyor!</span></h2>
<p>Yen açısından yeni denklem üç başlıkta şekilleniyor: Japonya’da faiz artışı beklentisi, olası hükümet müdahalesi ve Fed’in faiz politikası.</p>
<p>Japonya’nın daha hızlı sıkılaşması yene destek verirken, ABD’de faizlerin yüksek kalması bu kazanımları sınırlayabilir. Buna hükümetin yeniden müdahale ihtimali eklendiğinde, 160 seviyesinin psikolojik önemi daha da artıyor.</p>
<p>Yatırımcılar için asıl soru ise yendeki son güçlenmenin geçici bir müdahale beklentisi mi, yoksa Japonya’nın uzun süredir devam eden düşük faiz döneminden çıkışının kalıcı bir sonucu mu olacağı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/japon-yeninin-cazibesi-artiyor-86828</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/6/1280x720/japon-yeni-1771220406.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Japonya’da faiz artırımı beklentilerinin güçlenmesiyle yen dolar karşısında 157,6 seviyesine kadar yükseldi. Piyasa bir yandan Japonya Merkez Bankası’nın daha agresif sıkılaşma ihtimalini fiyatlarken, diğer yandan hükümetin olası kur müdahalesine ilişkin işaretleri izliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cekirdek-enflasyon-tcmbyi-zorlayabilir-86822</guid>
            <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çekirdek enflasyon TCMB’yi zorlayabilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Tüketici enflasyonu ağustosta yüzde 1,95 olan piyasa beklentilerinin altında yüzde 1,84 olarak gerçekleşti. Yıllık tüketici enflasyonu da temmuzdaki yüzde 31,75 seviyesinden ağustosta yüzde 31,51’e geriledi. Ağustosta taze meyve sebze fiyatlarında yaşanan düşüş ile giyim ve ayakkabıda indirim sezonu enflasyonda yükselişi sınırlarken, motorinde ÖTV desteğine rağmen yüksek petrol fiyatları enflasyonda etkili oldu.</p>
<p>10 Eylül’deki Para Politikası Kurulu toplantısına Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 95 dolara kadar çıkan petrol fiyatları nedeniyle faiz indirimi elinin rahat olmadığını belirten piyasa uzmanları ekim ve aralık PPK’larında 100’er baz puanlık faiz indirimi beklentilerini korudu. Uzmanlar petrol fiyatlarında olası bir gevşemenin ise eylül PPK’sında göstermelik 50 baz puanlık bir indirim hamlesi yaratabileceğine de dikkat çekti. Dün Borsa İstanbul endeksleri negatif bir seyir izlerken enflasyon verisi sonrası bankacılık endeksinde gün içi yükseliş yüzde 2,7’yi buldu.</p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ağustos ayına ilişkin verilerine göre aylık yüzde 1,84 artan enflasyona en büyük yükseltici katkıyı yüzde 4,82 artan ulaştırma grubu verdi. Eşel mobil sisteminin kademeli olarak kaldırılması kararı dışına çıkarılan ve ÖTV’si ağustosta sıfırlanan motorin desteğine rağmen ulaştırma grubunda akaryakıt fiyatları kaynaklı manşet enflasyona 0.82 puanlık katkı geldi. Ulaştırma grubunun eylül başı yaşanan yüksek petrol fiyatları ve tamamen kaldırılacak eşel mobil nedeniyle manşet enflasyona negatif etkisinin devam etmesi bekleniyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9a53f1739b4-1788498929.png" alt="" width="605" height="225" /></p>
<h2>Eylül enflasyonuna etkiler </h2>
<p>Gıda grubu temmuzun aksine taze meyve ve sebze fiyatlarındaki düşüş nedeniyle yüzde 0,22’lik aylık artışla manşet enfl asyonu 0.22 puan yukarıya taşıdı. Taze meyve ve sebzede aylık düşüş yüzde 8,18’i buldu ancak işlenmiş gıda grubunda yükseliş gıda ve içecek grubundan negatif etki gelmesine neden oldu. İçki ve sigara grubunda yüzde 6,89’luk aylık artışa rağmen 0.18 puanlık bir manşet enfl asyon katkısı hesaplanırken, kirada yüzde 3,04 aylık enfl asyona karşın konut, su, elektrik ve gaz grubunda aylık enfl asyon yüzde 2,26 oldu. Bu grup manşet enfl asyonu 0.27 puan yukarıya taşıdı. Mobilya grubu yüzde 1,75, sağlık grubu yüzde 0,7, bilgi iletişim grubu yüzde 2,6, eğlence grubu yüzde 1,87, eğitim hizmetleri yüzde 8,62, lokantalar ve konaklama yüzde 1,5, çeşitli mal ve hizmetler grubu da yüzde 2,39’luk aylık artışlar gerçekleştirdi. Eğitim hizmetlerinin eylül ayında enflasyona etkisinin çok daha belirgin olması bekleniyor. Giyim ve ayakkabıda ise ağustostaki indirim sezonu yüzde 3,54 düşen aylık fiyatlarla manşet enflasyonu 0.24 puan aşağı çekti. Bu grup da eylülde yeni sezon nedeniyle enflasyonu artırıcı etki yaratması muhtemel gruplardan.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a9a53fd51ab9-1788498941.png" alt="" width="295" height="497" /> <img src="/storage/uploads/0/0/0/6a9a540513842-1788498949.png" alt="" width="299" height="346" /></p>
<h2>Çekirdek enflasyonda yükseliş </h2>
<p>Çekirdek enflasyon göstergeleri ise temmuzdaki manşet enflasyon altı seyrinden ağustosta aylıkta manşet enflasyon verisine yakın yükseldi. İşlenmemiş gıda, enerji, içki ve sigara ile altın hariç B çekirdek enflasyonu aylık yüzde 1,84 arttı, yıllıkta temmuzdaki yüzde 30,98'den ağustosta yüzde 30,68'e geriledi. TCMB'nin daha yakından izlediği enerji, gıda, içki ve sigara ile altın hariç C çekirdek enflasyonu ise aylık yüzde 1,81 arttı, yıllık temmuzda yüzde 29,91 olan C çekirdek enflasyonu ağustosta yüzde 30,07'ye yükseldi.</p>
<p>Uzmanlar manşet enflasyon beklentinin altında gelse de TCMB’nin de yakından takip ettiği C çekirdek enflasyonunda yıllık yüzde 30’un üzerine çıkılmasına dikkat çekti. Eylülde eğitim enflasyonunu mevsim etkisi nedeniyle enflasyon üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturmasını bekleyen uzmanlar gıda tarafında da katılığın sürdüğüne işaret etti. Brent petrol fiyatları da manşet enflasyondaki değişimi yakından etkileyecek. Uzmanlar, çoğunlukla TCMB’nin 10 Eylül toplantısında politika faizini sabit tutmasını beklerken petrol fiyatlarındaki aşağı yönlü seyir olması halinde durumun değiştirebileceğini vurguladı. Büyük bir çoğunluk ise TCMB’nin faiz indirimlerine ise 22 Ekim toplantısında yeniden başlamasını ekim ve aralık toplantılarında 100’er baz puanlık indirimle yılın yüzde 35 politika faizi ile tamamlanmasını tahmin ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cekirdek-enflasyon-tcmbyi-zorlayabilir-86822</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/tcmb-merkez-bankasi-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyon ağustosta beklentilerin altında kalsa da özellikle C çekirdek enflasyonunda yıllık yeniden yüzde 30’un üzerine çıkıldı. Enflasyonda Brent petrol fiyatlarında yüksek seyirden ve eğitimden gelmesi olası baskılar TCMB’nin 10 Eylül’de bir kez daha pas geçmesi sonucunu doğurabilir. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dem-parti-6-eylulde-kongre-yapacak-degisim-2027-baharina-kalacak-86821</guid>
            <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 08:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> DEM Parti, 6 Eylül’de kongre yapacak, değişim 2027 baharına kalacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>DEM Parti, 6 Eylül'de Ankara Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nde olağan kongresini yapacak.</p>
<p>Tüzük gereği yapılacak ‘formalite’ olarak da değerlendirilen 6 Eylül kongresi, 2027 bahar aylarında yapılması planlanan, önemli değişim ve dönüşümün planlandığı kongreye bir hazırlık kongresi olarak değerlendiriliyor. Bu hafta sonu yapılacak kongrede eş genel başkanlar ve parti yönetiminde kapsamlı bir değişiklik yapılması beklenmiyor. Sürece ilişkin önemli bir adım olan ‘Çerçeve Yasa’ kapsamında sahada yaşanacak gelişmeler, PKK’lıların dönüşü ve tahliyelerle birlikte bahar aylarında yeni bir kongreye gitmeyi planlayan DEM Parti’de asıl değişim ve dönüşümün bu kongrede yapılacak. Bahar kongresinde parti tüzük ve programında da değişikliğe gidilmesi bekleniyor. İmralı heyetinde yer alan Pervin Buldan, geçtiğimiz günlerde gazetecilerle yaptığı değerlendirmede 6 Eylül kongresine ilişkin olarak “Esas kongre bu değil, esas kongre muhtemelen Nevruz öncesi olur diye tahmin ediyoruz. Tam tarih belli değil ama 6 Eylül’de yapılacak kongre yasal zorunluluktan dolayı yapılacak olan bir formalite kongre. Ondan sonra yeni bir hazırlık yapılacak. Bu hazırlıkta Sayın Öcalan yeni bir partiden söz ediyor. Hem tüzük hem program hem kadro değişikliği. Bütün bunların hepsinin içerisinde yer aldığı yeni bir yapılanma, yeni bir hareket olacak. Bu yeni hareket 6 Eylül’deki kongreden sonra çalışmalarına başlayacak” değerlendirmesi yaptı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dem-parti-6-eylulde-kongre-yapacak-degisim-2027-baharina-kalacak-86821</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/pervin-buldan.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ DEM Parti, 6 Eylül’de kongre yapacak değişim 2027 baharına kalacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ar-geye-106-milyon-harcadi-yuzde-435-oraninda-prim-yapti-86825</guid>
            <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ar-Ge’ye 106 milyon harcadı, yüzde 435 oranında prim yaptı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST 100 Endeksi’nde nakit dengesi sağlam ve likiditesi güçlü 23 şirket, yılbaşından bu yana yatırımcısına en az %20 getiri sağladı. Odine Teknoloji %435’i aşan primiyle öne çıkarken, cari oranı 4’ün üzerinde seyreden Türk Altın ve TR Anadolu Metal dikkat çeken firmalar oldu.</strong></p>
<p>Borsada dalgalı piyasa koşullarında güçlü likiditeye sahip şirketler güvenli liman arayan yatırımcıların önceliği arasında yer alır. Kısa vadeli borcu, kısa vadeli varlıklarıyla ödeme gücünü gösteren cari oranı 1 ve üzeri olan BIST 100 kapsamında 23 şirket bulunuyor. Bu firmalardan Odine Teknoloji yılbaşından bu yana %435,63 primle en üst sırada yer alırken, Astor Enerji %170 ve Europower Enerji %153 getiri sağladı. Likidite oranlarının yüksekliği borç ödeme kabiliyetini gösterse de bu şirketlerin faaliyet kârı üretip üretemediğini kontrol etmek önemli. Sadece kasadaki nakde bakarak karar vermek yanıltıcı olur.</p>
<h2>Likidite gücüyle öne çıkanlar</h2>
<p>Türk Altın’ın 4,72 ve TR Anadolu’nun 4,48 cari oranı bu firmaların gücünü gösteriyor. İkisinin ardından gelen Pasifik GMYO da 2,69 cari oranıyla üst sıralarda geliyor. Altı aylık satışları %363 artışla 1,03 milyar TL seviyesine çıkan Pasifik GMYO’nun dönem kârı 1,99 milyar TL oldu. Finansal borçları ise %13 artırarak 16,9 milyar TL seviyesinde. Odaş Elektrik 2,3 cari oranıyla öne çıkan bir diğer firma. İştiraki Çan2 Termik’in bağlı ortaklığı, Venezuela devlet şirketinden olan 35,9 milyon dolar alacağını 6,6 milyon dolara sattı. Bu işlem nedeniyle oluşan farktan kaynaklı 1,75 milyar TL tutarında tek seferlik bir gideri oluştu. Odaş, satışlarını artırsa da dönem sonunda 1,72 milyar TL zarar yazdı.</p>
<h2>Yapay zekayla büyüyen şirket</h2>
<p>Odine Teknoloji yılbaşından bu yana %435,63 gibi oldukça güçlü bir performans sergiledi. Yılın ilk yarısında gelirini %147 artışla 1,1 milyar TL’ye çıkardı. Oluşan güçlü satışlara rağmen esas faaliyetlerden zarar yazdı. Bunda 106,2 milyon TL’ye çıkan AR-Ge kalemindeki giderler etkili oldu. Dönem sonunda ise 11,7 milyon TL kâr açıkladı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9a560966f86-1788499465.png" alt="" width="999" height="528" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>ORTA VADELİ Mİ, UZUN VADELİ Mİ?</strong></p>
<p>Orta vadeli; hedef odaklılık, esneklik, dengeli getiri, trend yakalama, risk kontrolü. Erken çıkış, zamanlama hatası, enflasyon riski, döngü zorluğu, Uzun vadeli; bileşik büyüme, rahatlık, temettü, vergi avantajı, trend ortaklığı. Bağlanan sermaye, sabır, kriz riski, şirket bozulması, körleşme.</p>
<p><strong>Veri merkezi kurulumu için ABD’nin iki eyaletinde yatırıma uygun arazi arayışında</strong></p>
<p>Koray GYO’nun veri merkezleri yatırımı hakkında bilgi alabilir miyim? ● Osman Çapar</p>
<p>Osman; Koray GYO, haziranda büyüme planları doğrultusunda yurt içi ve yurt dışında veri merkezi yatırımında bulunmak gayesi ile iş geliştirme çalışmalarına başladığını duyurmuştu. Bu çerçevede yurt dışında ABD’yi odak noktası olarak belirlediği söylenebilir. Texas ve Louisiana eyaletlerinde bu yatırıma uygun arazi arayışında olduğunu duyurdu. Projenin hayata geçirilmesi amacıyla proje geliştiriciler, hizmet sağlayıcılar ve fon desteği için çeşitli finans kuruluşlarıyla ön görüşmelerde bulunuyor. Henüz açıklanan somut bir gelişme bulunmuyor.</p>
<p><strong>Açılışı yapılan fabrikanın tam kapasiteye ulaşması için beş yıl beklemek gerekecek</strong></p>
<p>Yataş’ın yeni fabrikası tam kapasiteyle ne zaman faaliyete geçecek? ● Cemal Polat</p>
<p>Cemal, farklı markalara sahip olan Yataş, Kayseri’deki İncesu sünger fabrikasının açılışını geçtiğimiz haziranda gerçekleştirdi. Fabrika, 213 bin metrekarelik alana ve yıllık ortalama 1,2 milyon metreküp üretim kapasitesine sahip olacak. İlk üç yılda tesisin %80 kapasite kullanım oranına ulaşması bekleniyor, beş yıl içinde de tam kapasiteyle üretim yapar hale getirilmesi hedefl eniyor. Yatırımın üretim sürecinde verimliliği ve kaliteyi yükseltecektir. Şirket altı aylıkta ise gelirini %5 büyütürken dönem sonunda zarardan 575 milyon TL kâra döndü.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>RTD yerli ve yabancı teknoloji hissesine yatırımla bir yılda %52 kazandırdı</strong></p>
<p>Re-Pie Portföy’ün idaresindeki Teknoloji Değişken Fon (RTD), Temmuz 2024’ten bu yana işlem görüyor. Nisanda yukarı yönlü gerçekleştirdiği sert hareketiyle haziranda 2,2 TL’ye kadar çıktı. Sonrasında yatayda dalgalı bir seyre döndü. Fonun hacmi en yüksek haziranda 34,5 milyon TL’ye çıkarken ardından geriledi ve şimdilerde 2527 milyon TL seviyesinde bulunuyor. Geçen iki ayda fondan nakit çıkışı yaşanırken eylülün ilk günlerinde 72,8 bin TL gibi cüzi de olsa fona yönelik nakit çıkışı devam ediyor. Yatırımcı sayısı 477 seviyesinde bulunuyor. RTD’nin temel stratejisi, fon varlıklarının ağırlıklı kısmını devamlı olarak küresel teknoloji şirketlerinin hisselerinde değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyünün %59,86’sı yabancı ve %25,66’sı yerli hisselerden oluşuyor. Son bir yılda %52,49 getiri elde etti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Anadolubank, piyasadan TLREF + %1 faizle 6 milyar TL borçlandı</strong></p>
<p>Anadolubank, nitelikli yatırımcılara yönelik 02.09.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 6.000.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+% 1 olarak belirlendi. 182 gün vadeli bono, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 2 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 03.03.2027 olarak açıklandı. 2 Eylül itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %36,89 seviyesinde bulunuyor. Anadolubank’ın verdiği %1 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFANBK32710 kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9a55d22e458-1788499410.png" alt="" width="973" height="241" /></strong><strong>ŞA-RA ENERJİ</strong></p>
<p><strong>Yeni işle birlikte iki aydaki sipariş toplamı yıllık gelirinin %56’sını geçti</strong></p>
<p>Şa-Ra Enerji, yurt içinde yerleşik müşterisiyle 2,93 milyar TL tutarında elektrik iletim hattı inşaatı sözleşmesi imzaladı. Yaklaşık 61,1 milyon dolara denk gelen proje bedeli, firmanın 2025 yılı hasılatının %41’ini oluşturuyor. Projenin 2027 yılında tamamlanması planlanıyor. Şirketin mevcut iş hacmini belirgin ölçüde artıran anlaşma, önümüzdeki yılın ciro ve karlılık hedefl erini de güvence altına almakta. Şa-Ra’nın temmuzdan bu yana aldığı yeni işleri yıllık gelirinin %56’sını geçti. Temmuzda borsaya gelen firma, ilk yarıda gelirini %63 büyüterek 6,37 milyar TL’ye çıkardı.</p>
<p><strong>ULUSOY UN</strong></p>
<p><strong>İkinci RES’i devreye alarak ihtiyacı olan elektriğin tamamını karşılar hale geldi</strong></p>
<p>Ulusoy Un, Manisa’daki 4.200 kWm kapasiteli rüzgar enerjisi santralinin TEDAŞ kabulünü tamamlayarak üretime başladı. İzmir’deki santralle birlikte toplam 9.760 kWm kurulu güce ulaşan şirket, rüzgar ve güneş enerjisi yatırımları neticesinde elektrik ihtiyacının tamamını yenilenebilir kaynaklardan karşılar hale geldi. Enerji maliyetlerini sıfırlayan bu girişim, operasyonel kârlılığa doğrudan katkı sağlayacak. Şirket, ihtiyaç fazlası üretimin satışını planlarken, üçüncü lisanssız rüzgâr santraline yönelik projelendirme çalışmalarının devam ettiğini belirtti.</p>
<p><strong>MİA TEKNOLOJİ</strong></p>
<p><strong>İştiraki Katar’ın hızlandırma programına seçildi. Pazara doğrudan girebilecek</strong></p>
<p>Mia Teknoloji’nin %100 bağlı ortaklığı Tripy Mobility, Katar İletişim Bakanlığı’nın TASMU Hızlandırma Programı’na kabul edildi. Uluslararası 2.200 başvuru arasından ilk 30’a girmeyi başaran iştirak, destek almaya hak kazanmış oldu. Katar’ın dijital dönüşüm ve teknoloji ekosistemini geliştirme vizyonunun önemli araçlarından biri olan TASMU, yapay zekâ, IoT, akıllı şehirler, otonom ulaşım ve lojistik gibi alanlarda yenilikçi çözümler geliştiren teknoloji girişimlerinin Katar ve Körfez pazarına girişini destekliyor. Tripy, Katar pazarına doğrudan erişim fırsatı bulacak.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>A1 Yenilenebilir Enerji, son bir aydır tutunmaya çalışsa da fonların satışı sürüyor</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9a55af87b1a-1788499375.png" alt="" width="294" height="241" />A1 Yenilenebilir Enerji’de fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %1,14 ile toplamda 297,7 bin lot azalarak 25,93 milyona indi. Hissedeki fon sayısı 4’ten 3’e geriledi. GNS 478,4 bin lot ile en fazla satışı yaparken, KVT 200 bin lot alım gerçekleştirdi. Hisseye dair öneride bulunan kurum olmadı. Garanti Portföy’ün GNS fonu ile Azimut Portföy’ün BIY fonu gerçekleştirdikleri satışlarla hissedeki paylarını sıfırlarken, Pardus Portföy’ün iki fonu BIH ve BDS paylarını sabit tuttu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ar-geye-106-milyon-harcadi-yuzde-435-oraninda-prim-yapti-86825</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ar-Ge’ye 106 milyon harcadı, yüzde 435 oranında prim yaptı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/disk-ar-ve-tuik-issizlik-rakamlari-86820</guid>
            <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> DİSK-AR ve TÜİK işsizlik rakamları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye'de işsizlik tartışması, açıklanan son verilerle birlikte yeniden ekonominin en önemli gündem maddelerinden biri haline geldi. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Temmuz 2026 verilerine göre mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı yüzde 8,1 olarak gerçekleşti. Buna karşılık DİSK Araştırma Merkezi’nin (DİSK-AR), yine TÜİK’in aynı verilerinden hareketle yaptığı geniş tanımlı işsizlik hesaplamasında oran yüzde 30,6’ya ulaştı. Aradaki 22,5 puanlık fark, “Türkiye'de gerçek işsizlik ne kadar?” sorusunu bir kez daha gündeme taşıdı.</p>
<p>İlk bakışta ortaya çıkan tablo oldukça çarpıcıdır. TÜİK'e göre temmuz ayında işsiz sayısı bir önceki aya göre 150 bin kişi artarak 2 milyon 860 bine yükseldi. İşsizlik oranı da yüzde 7,6'dan yüzde 8,1'e çıktı. Yani resmi verilere göre bile işsizlikte aylık bazda bir artış yaşandı. Ancak DİSK-AR'ın dikkat çektiği nokta, yalnızca resmi tanıma giren işsizlerin sayılmasıyla işgücü piyasasındaki gerçek sorunun tam olarak görülemeyeceğidir.</p>
<p>Burada temel fark, işsizliğin nasıl tanımlandığında ortaya çıkıyor. TÜİK'in açıkladığı dar tanımlı işsizlik, uluslararası standartlara uygun olarak belirli kriterleri karşılayan kişileri kapsıyor. Bir kişinin işsiz sayılabilmesi için çalışmıyor olması, aktif olarak iş araması ve kısa süre içinde çalışmaya hazır bulunması gerekiyor. Bu tanım, işgücü piyasalarını ülkeler arasında karşılaştırmak açısından önemli bir ölçüt oluşturuyor.</p>
<p>Ancak günlük hayatın gerçekleri yalnızca bu tanıma sığmıyor. İş bulma umudunu kaybettiği için artık aktif olarak iş aramayanlar, daha fazla çalışmak istediği halde yeterli çalışma imkânı bulamayanlar ve çalışmaya hazır olduğu halde çeşitli nedenlerle iş arama sürecinin dışında kalanlar da ekonomik açıdan önemli bir sorunla karşı karşıya bulunuyor.</p>
<p>DİSK-AR'ın geniş tanımlı işsizlik hesabı tam da bu kesimleri dikkate alıyor. Buna göre Temmuz 2026'da geniş tanımlı işsiz sayısı 12 milyon 305 bine, geniş tanımlı işsizlik oranı ise yüzde 30,6'ya ulaştı. Başka bir ifadeyle, dar tanımlı işsizlik oranı yüzde 8,1 iken iş bulmak isteyen ancak işgücü piyasasında yeterince yer bulamayanların daha geniş bir çerçevede hesaplanması, işsizlik sorununun çok daha büyük olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Aslında TÜİK'in kendi açıkladığı atıl işgücü göstergesi de bu sorunun yalnızca klasik işsizlik oranıyla değerlendirilemeyeceğini ortaya koyuyor. Temmuz ayında zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücü oranı yüzde 30,6 olarak gerçekleşti. Bu oran bir önceki aya göre önemli ölçüde yükseldi. Dolayısıyla DİSK-AR'ın ortaya koyduğu geniş işsizlik tablosu, TÜİK verilerinden tamamen bağımsız bir hesaplama değil; aynı işgücü istatistiklerinin daha geniş bir yorumlanmasına dayanıyor.</p>
<p>İki kurum arasındaki farkı daha iyi anlamak için basit bir örnek vermek mümkün. Bir kişi iş aramaktan umudunu kesmişse ve artık resmi olarak iş başvurusu yapmıyorsa, dar tanımlı işsizlik hesabında işsiz sayılmayabilir. Ancak bu kişinin düzenli ve uygun bir iş bulması halinde çalışmaya hazır olması, ekonomik açıdan onun işgücü piyasasının dışında kalmasının gönüllü olduğu anlamına gelmez.</p>
<p>Benzer şekilde, haftada birkaç saat çalışan ancak daha fazla çalışmak isteyen bir kişi teknik olarak istihdam edilmiş görünür. Oysa gelirinin geçinmesine yetmediği ve daha fazla çalışmak istediği bir durumda bu kişinin işgücü piyasasındaki sorunu devam etmektedir. Geniş tanımlı işsizlik, tam olarak bu görünmeyen alanları daha fazla ortaya çıkarmayı amaçlıyor.</p>
<p>Kadınların durumu ise tartışmanın en dikkat çekici boyutlarından birini oluşturuyor. TÜİK verilerine göre temmuz ayında kadınlarda dar tanımlı işsizlik oranı yüzde 10,6 oldu. DİSK-AR'ın geniş tanımlı hesaplamasında ise kadın işsizliği yaklaşık yüzde 40 seviyesine, bazı hesaplamalarda yüzde 40,4'e ulaştı. Bu büyük fark, kadınların işgücüne katılımında, iş bulmasında ve düzenli çalışma imkânına erişiminde yaşanan yapısal sorunların ne kadar derin olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Gençlerdeki tablo da dikkat çekici. TÜİK'e göre 15-24 yaş grubunda işsizlik oranı temmuz ayında yüzde 14,5'e yükseldi. Genç kadınlarda bu oran yüzde 20,3'e çıktı. Eğitimini tamamlayan ancak iş bulamayan gençler açısından mesele yalnızca işsizlik oranından ibaret değil. İş arama süresinin uzaması, mesleki becerilerin kullanılmaması ve geleceğe yönelik beklentilerin zayıflaması, ekonomik olduğu kadar sosyal sonuçlar da doğuruyor.</p>
<p>DİSK-AR'ın dikkat çektiği bir başka konu da işsizlik ödeneğine erişim. Rapora göre resmi işsizlerin önemli bir bölümü işsizlik sigortasından yararlanamıyor. Bu durum, işini kaybeden bir kişinin yalnızca yeni bir iş arama sorunuyla değil, aynı zamanda gelir kaybı ve geçim sıkıntısıyla da karşı karşıya kaldığını gösteriyor.</p>
<p>Sonuç olarak TÜİK ile DİSK-AR arasında doğrudan bir “hangi rakam doğru?” tartışmasından çok, “işsizliği hangi tanımla ölçmeliyiz?” sorusu bulunuyor. TÜİK'in yüzde 8,1'lik oranı uluslararası standartlara göre hesaplanan resmi dar tanımlı işsizlik göstergesini ifade ediyor. DİSK-AR'ın yüzde 30,6'lık oranı ise işsizliğin yanı sıra eksik istihdamı ve potansiyel işgücünü kapsayan daha geniş bir tabloyu ortaya koyuyor.</p>
<p>Türkiye'nin işgücü piyasasını sağlıklı biçimde değerlendirebilmesi için her iki göstergenin birlikte okunması gerekiyor. Yalnızca yüzde 8,1'e bakmak işgücü piyasasındaki tüm sorunları görünmez hale getirebilir. Sadece yüzde 30,6'ya bakmak ise resmi işsizlik tanımının uluslararası karşılaştırmalardaki yerini göz ardı etmek anlamına gelebilir.</p>
<p>Asıl önemli olan, rakamların arkasındaki insanları görebilmektir. İş aradığı halde iş bulamayan, umudunu kaybettiği için iş aramayı bırakan, haftada birkaç saat çalışarak geçinmeye çalışan ve daha fazla çalışma imkânı bekleyen milyonlarca insan bulunuyor. İşsizlik meselesi yalnızca bir yüzde hesabı değildir. Aynı zamanda gelir, geçim, gelecek beklentisi ve toplumsal refah meselesidir. Türkiye'de işsizlik verileri arasındaki büyük makas da bize tam olarak bunu anlatmaktadır: İşgücü piyasasının fotoğrafını tek bir rakamla görmek artık yeterli değildir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/disk-ar-ve-tuik-issizlik-rakamlari-86820</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ DİSK-AR ve TÜİK işsizlik rakamları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gazetecilik-analizi-haber-gelir-uretmiyorsa-medya-ne-satacak-86819</guid>
            <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gazetecilik analizi: Haber gelir üretmiyorsa, medya ne satacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Gazeteciliğin ekonomik modeli çözüldü. Mesleğin yapay zekâ yüzünden değiştiği söylenip duruyor, değişmesinin nedenlerinden yalnızca biri yapay zekâ. Teknoloji dönüşümü hızlandırıyor. Doğrudur, haber üretmenin, dağıtmanın ve habere ulaşmanın maliyeti yapay zekâ sayesinde düştü. Buna karşılık doğrulanmış özgün bilgi, güvenilir uzmanlık, seçki, bağlam ve muhakeme değerli.</p>
<p>Gazetecilik bundan sonra hangi ürünü üretecek, okur neye para verecek ve bu ekonomik zincirde değeri kim alacak?</p>
<p>Yeni modeli kuranlardan biri Türk. Cenk Sidar, yapay zekâ, araştırma ve uzman bilgisini birleştiren stratejik yatırımcı – danışman ve girişimci. Sidar; Atlas360’ın kurucusu ve CEO’su. Atlas 360 değişimin laboratuvarı sayılacak bir haber portalı. Sidar daha önce de 70 bin kişilik bir uzman ağı kurarak bilgiye ulaşmanın yolunu değiştirenlerden. McKinsey’den tutun PwC, KPMG, Deloitte gibi firmaların onbinlerce dolara sattığı raporların ekonomik değerini çürüten Enquire AI’ı hayata geçirmişti. Yeni yolculuğunda da medyanın sınırlarını zorluyor.</p>
<p>Sidar’ın kurduğu Atlas360, medya çatlağında rahat yükseliyor. Modele “Centaur” diyor. Yarı at yarı insan. At gücü, insan muhakemeyi ve uzman yorumu ifade ediyor. Bildiğimiz mitolojik bu at insan kahramanda insan yerinde duruyor, atın yerini robot alıyor.</p>
<p>Yapay zekâ olgu, veri, arka plan ve çapraz kontrol katmanını kuruyor sistemin içinde; “insan” isim ve geçmişiyle görünen muhakeme yapabilen birey rolünü üstleniyor.</p>
<p>Fikir Buluşmaları röportajlarım için medyanın geleneksel ayarlarını bozanlardan biri olarak gördüğüm Cenk Sidar’ın peşine düştüm. Bu yazının sorularından bazılarını hemen sıralamak istiyorum;</p>
<ul>
<li>Haber nerede biter, istihbarat nerede başlar?</li>
<li>Yorum haberin içine girdiğinde gazetecilik nasıl değişir?</li>
<li>Her okurun kendi haber akışı varsa ortak gündemi kim kurar?</li>
<li>Gazeteci neyi, okur neyi seçer; aradaki güven ilişkisi nasıl tanımlanır, tanımlanma şansı var mıdır?</li>
</ul>
<p><strong>Bilgiye erişim ucuzladıkça değer nereye taşınıyor?</strong></p>
<p>Sidar örnekle açıkladı; “…bir zamanlar diyelim Moritanya’da fabrika açacak bir şirketin siyasi iklimi, mevzuatı, rakipleri ve yerel ilişkileri anlamak için on binlerce dolar ödeyerek rapor satın alması gerekiyordu. İnternet, arama motorları, LinkedIn ve ardından yapay zekâ bu maliyeti aşağı çekti… ” diye söze başladı Enquire’ı tam bu kırılmada kurduklarını anlattı: “Birisi bunu altüst edecek. Niye biz olmayalım?” dedik.</p>
<p>Enquire’ı; araştırmayı sistematik hale getiren; uzman görüşünü, yapay zekâyla yürütülen görüşmeleri, farklı kanıtları ve doğrulama süreçlerini bir araya getirerek yatırımcı ve şirketlerin daha iyi karar vermesine yardım eden bir araştırma platformu olarak tanımlıyor. Sidar 2 ay önce  CEO’luğu profesyonel yöneticiye devretmiş artık kurucu ve büyük hissedar. Enquire, Wall Street ihtiyaçları üzerinde ilerlemeyi tercih ederek gelir modelini ve üretimini artırmış.</p>
<p><strong>Atlas360 bir haber ajansı mı?</strong></p>
<p>Klasik anlamda bir haber ajansı değil. Bildiğimiz haber ajansının temel ürünü haber. Muhabir toplar, doğrular, yazar ve dağıtır. Atlas360 ise mevcut haber akışının üzerine ikinci bir katman kurmaya çalışıyor. Sidar platformu “haberle içgörüyü aynı yerde birleştiren” ve kullanıcıya kişiselleştirilmiş bir haber deneyimi vermeyi amaçlayan yapı olarak tanımlıyor.</p>
<p>Modeli verdiği örnekler üzerinden anlatmak daha kolay; “…Başkan Trump, Moritanya hakkında bir açıklama yaptı diyelim. O açıklama artık dünyanın her yerindeki medya kuruluşlarının neredeyse aynı anda erişebildiği bir ham madde. Atlas’ın yaptığı, Moritanya’da yaşayan bir uzmanın açıklamayı Afrika ve ülke gerçekleri açısından; Washington’daki başka bir uzmanın ise Amerikan siyaseti açısından değerlendirmesi….” diye düşünün. Okur böylece yalnızca “ne oldu?” sorusunun değil, “ne anlama geliyor?” sorusunun da farklı yanıtlarını görüyor…”</p>
<p><strong>Kavramlar mı değişti?</strong></p>
<p>Yeni medya bağlamında kavramları yerli yerine oturtmakla başlamak konuyu daha iyi anlamanın tek yolu. <strong>Veri</strong>, henüz yorumlanmamış ham olgu; faiz oranı, seçim sonucu, şirket bilançosu ya da sıcaklık ölçümü... <strong>Bilgi</strong>, verinin düzenlenmiş ve anlamlı bir bağlama yerleştirilmiş hali...</p>
<p>Habere geldiğimizde her veri haber değil; her bilgi de haber! <strong>Haber</strong>, kamusal önem taşıyan yeni bir gelişmenin, gazetecilik yöntemleriyle bulunmuş, kaynaklandırılmış, doğrulanmış ve yayımlanmış hali….  <strong>Yorum</strong>, olan bitenin nedenini, anlamını ve olası sonuçlarını açıklamaya çalışan, sahibinin muhakemesini içeren değerlendirme.</p>
<p><strong>İstihbarat</strong> ise İngilizcedeki “intelligence” karşılığıyla, farklı veri ve bilgilerin belirli bir karar ihtiyacına göre işlenmiş halini ifade ediyor. Sidar’ın ifadesiyle, bilginin işlenmiş hâli. Örneğin haber “Fed ne yaptı?”, analiz “Neden yaptı, sonuçları ne olabilir?” diye soruyor. “Karar odaklı istihbarat” ise “Bu haber benim şirketim, portföyüm ya da kararım açısından ne anlama geliyor?” sorusuna yöneliyor.</p>
<p><strong>Haber emtia mı oldu?</strong></p>
<p>Sidar’ın tartışmalı önermeleri var. Birinde, “Haber emtiaya dönüştü” diyor. Açıklamasını istediğimde, medya kurallarını değiştiren Başkan Trump’tan gidiyor yine; “…Başkan bir açıklamayı kendi sosyal medya hesabından yayımladığında Washington Post da Adana’daki küçük bir gazete de açıklamaya aynı anda erişebilir. Hız farkı büyük ölçüde yok oldu. Washington Post gelişmeyi Amerikan siyaseti açısından, Adana’daki gazete İncirlik ve bölge ekonomisi açısından ele alabilir. Değer, açıklamayı tekrar yazmaktan bağlam kurmaya kayıyor…”</p>
<p>Sidar, mevcut olgunun yeniden paketlenmesine emtia diyor. Olguyu ilk kez ortaya çıkaran gazeteciliği ayrı kategoride tutuyor: “…Trump’ın sosyal medya mesajını haberleştirmekle gizli bir belgeyi bulmak aynı faaliyet değil. İhale dosyasındaki usulsüzlüğü ortaya çıkarmak, bir savaş bölgesine gitmek, bir kaynağın güvenini kazanmak, yıllarca saklanmış veriyi çözmek, iktidarın bilinmesini istemediği bir gerçeği kanıtlamak hâlâ pahalı, zaman alan ve riskli işler…”</p>
<p>Reuters Institute’un 2026 araştırmasına göre medya yöneticileri arama motorlarından gelen trafiğin önümüzdeki üç yılda yüzde 43 kadar düşmesini bekliyor. Google’ın organik arama trafiği Kasım 2024-Kasım 2025 arasında incelenen 2 bin 500’ü aşkın haber sitesinde zaten küresel olarak üçte bir geriledi. Piyasa, ucuzlayanı daha çok üretirken pahalı ve vazgeçilmez olanı finanse etmekte zorlanıyor.</p>
<p><strong>Gazeteciliğin başarısızlığı nerede?</strong></p>
<p>Yıllarca dijital medyanın iş modeli reklam ve büyük platformlardan gelen trafik üzerine kuruldu. Okuru gazeteye Google, Facebook ya da X getiriyor; medya kurumu haberi üretiyor; reklam veya abonelikle gelir yaratmaya çalışıyordu. Kırılgan olan model yapay zekâyla yeni evrede. Sistem, gazetecinin ürettiği bilgiyi okuyup özetliyor.</p>
<p>Çok güncel bir gelişme söz konusu. Reuters’ın Snowflake ile yaptığı anlaşma büyük adım; ajans haber ve multimedya arşivini Snowflake veri platformu üzerinden şirketlerin yapay zekâ uygulamalarında kullanılabilecek biçimde sunmaya başladı. Reuters “okunacak haber” ve “makinelerin işleyeceği” veri de satıyor.</p>
<p>Ne anlıyoruz; abonelik tek başına yetmeyecek. Reklam zaten yetmiyor. Geleceğin medya şirketleri muhtemelen aynı anda birkaç ürün satacak: doğrudan okur aboneliği, özel uzmanlık ve analiz, kurumsal bilgi ürünleri, etkinlik ve topluluk, lisanslı veri, arşiv erişimi, eğitim, ses ve video formatları ve farklı kullanıcı gruplarına yönelik özel ürünler. Özetle makale satarak para kazanmaktan güvenilir bilgi varlıkları etrafında bir ürün portföyü kurmaya dönüşen gazetecilik evresindeyiz.</p>
<p><strong>Gazeteci gitti “Newsfluencer” geldi diyebilir miyiz?</strong></p>
<p>Sidar’ın Atlas360 için kullandığı “newsfluencer” kavramı önemli, çünkü haberi üreten kişiyle haberi yorumlayan kişiyi ayrıştırıyor. “Newsfluencer”, benim anladığım kadarıyla klasik sosyal medya fenomeninin haber versiyonu değil. Uzman, gazeteci, analist ya da belirli bir alanda güçlü muhakemesi olan kişi. Haber akışı içinden neyin önemli olduğunu seçiyor, yorumluyor. Kullanıcı da kendisini takip etmeyi tercih ediyor.</p>
<p>Tehlikeli mi derseniz; “evet” derim. Fakat bu gidişi durdurmak zor. Okurun “sevdiği” yorumcuları seçmesi kolaylıkla kendi kanaatlerinin yankılandığı bir odaya dönüşebilir. Reuters verileri bu yönelimi şöyle anlatıyor; “…Bu yıl yayıncı yöneticilerinin yüzde 76’sı gazetecilerinin yaratıcılar ve sosyal medya kişilikleri gibi daha doğrudan davranmasını teşvik etmeyi düşünüyor; bazı medya kuruluşları özel “creator” stüdyoları kuruyor veya bağımsız isimlerle ortaklık planlıyor.”</p>
<p><strong>Kişiselleştirme, kamusal risk mi?</strong></p>
<p>Gazetecilik yalnızca “bana yarayan bilgi” üretmez. Editörün görevi okurun istediğini vermek değil, okurun bilmesi gerektiğine karar verdiği şeyi önüne koymak değil mi? Her kullanıcının kendi kişisel gazetesi oluşursa ortak kamusal gündem ne olacak? İklim kriziyle ilgilenmediğim için iklim haberlerini görmeyecek miyim? Dış politikayı takip etmiyorum diye ülkenin dış politikasındaki kritik değişikliklerden habersiz mi kalacağım?</p>
<p><strong>Yapay zekâ yazarsa gazetecilik nerede başlıyor?</strong></p>
<p>Bu tartışma fena kızıştı. Wall Street Journal’da, gazeteciliğin duayen ismi Stanley Druckenmiller imzalı görüş yazısında yapay zekâ kullanıldığı ortaya çıktı. Druckenmiller yaptığını hesap makinesine benzetti; “önemli olan fikrin bana ait olması” dedi. Financial Times, Ricardo Hausmann’ın kendi yazdığı metni yapay zekâ yardımıyla kısaltmasını sorunlu bulduğunu açıkladı. Yapa zekâ hangi aşamada yardım aracı olmaktan çıkıp yazarlığa ortak oluyor?</p>
<p><strong>Medya bundan sonra ne satacak?</strong></p>
<p>Haber ekonomisinin önemli bir bölümü daha fazla haber, daha fazla bildirim, daha fazla içerik ve daha fazla yorum üzerine kurulu. Okurun yaşadığı temel sorun erişim değil, ayıklama. Gürültü ile sinyal arasındaki fark.</p>
<p>Medyanın eski ürünü “haber paketi”ydi. Sabah gazete satın aldığınızda içinde sizin okumayacağınız haberlerin de bulunduğu bütün bir editoryal paketi satın alıyordunuz. Dijitalleşme paketi parçaladı. Platformlar dağıtımı ele geçirdi. Sosyal medya kişileri kurumsal otoriteyi sarstı. Yapay zekâ şimdi metnin kendisini de ucuzlatıyor. Yeni medya bir “içerik fabrikası” modeli değil.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gazetecilik-analizi-haber-gelir-uretmiyorsa-medya-ne-satacak-86819</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gazetecilik analizi: Haber gelir üretmiyorsa, medya ne satacak? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sirketlerin-suistimal-karnesi-86818</guid>
            <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şirketlerin suistimal karnesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dr. GÖKHAN YILMAZ - </strong><strong>PwC Türkiye Şirket Ortağı</strong></p>
<p>Suistimal, organizasyonlarda belki de en çok göz ardı edilen, ancak hem finansal hem itibari açıdan en sert sarsıntıyı yaratan güven kırılmalarıdır. Sahte fatura, kayda geçmeyen stok çıkışı, tedarikçiyi belirleyen komisyon, gerçeği gizleyen muhasebe kaydı bunlardan bazıları. Ortak yanları ise şu: failin kapıyı zorlamasına gerek yoktur, anahtar zaten kendisindedir.</p>
<p>Bir suistimal, ortaya çıktığı gün başlamaz. Çoğu zaman aylar öncesine dayanır ve o süre boyunca kayıtların içinde görünmeden ilerler. Vaka masaya geldiğinde şirketin öğrendiği asıl şey kaybın büyüklüğü değildir. O kaybı ne kadar süredir göremediğidir.</p>
<p>Suistimalle mücadelede belirleyici olan da bu süredir. Kontrol listesinde kaç maddenin işaretlendiğinden çok, yanlış giden bir şeyin ne kadar çabuk duyulduğu ve ciddiye alındığı önemli.</p>
<p>Bu yıl kısa aralıklarla yayımlanan iki referans çalışma bu süreyi daha görünür kılıyor. ACFE'nin Occupational Fraud 2026: A Report to the Nations raporu, 143 ülkede incelenmiş 2.402 gerçek vakayı ve 3,4 milyar doları aşan toplam kaybı analiz ediyor. Vaka başına medyan kayıp 104 bin dolar, ortalama kayıp ise 1,46 milyon dolar. Sertifikalı suistimal inceleme uzmanlarının tahminine göre şirketler her yıl gelirlerinin yaklaşık yüzde 5'ini suistimale kaptırıyor. TEİD iş birliğiyle yürütülen PwC Türkiye Suistimal Araştırması 2026 ise farklı sektör ve ölçeklerden 161 katılımcının yanıtlarıyla yerel tabloyu ortaya koyuyor.</p>
<p>İki çalışmanın metodolojisi aynı değil. ACFE incelenmiş vakaların dosya verisine bakıyor ve kamu kurumlarından vakıflara kadar her tür organizasyonu kapsıyor; PwC Türkiye araştırması ise özel sektör şirketlerinin kendi beyanlarını ve algısını ölçüyor. Bu yüzden rakamları birebir yarıştırmak yerine, iki tablonun işaret ettiği yönü okumak daha doğru.</p>
<p><strong>Suistimal istisna değil, sürekli bir risk</strong></p>
<p>Türkiye'de katılımcı şirketlerin yaklaşık yüzde 85'inde son iki yıl içinde en az bir suistimal vakası tespit edilmiş. Finansal etkiye bakıldığında şirketlerin yüzde 46'sında iki yıllık toplam kayıp 5 milyon TL'nin altında kalıyor. Yüzde 24'ü 5 ila 25 milyon TL, yüzde 16'sı ise 25 milyon TL üzeri toplam kayıp bildiriyor. Kayıpların ağırlığı, sayıca daha az ama etkisi daha yüksek vakalarda toplanıyor.</p>
<p>Bu dağılımı tek bir ortalamaya indirgememek gerekiyor, çünkü kayıp büyüklüğü şirketin profiline göre büyük fark gösteriyor. Çalışan sayısı arttıkça kayıplar düşük tutarlı bantlardan orta ve yüksek tutarlı bantlara kayıyor; 10.000'in üzerinde çalışanı olan şirketlerde 5-25 milyon TL aralığı en yoğun kategori haline geliyor. Halka açık şirketlerde de yüksek tutarlı vakalar daha sık görülüyor.</p>
<p>Sektörel kırılıma baktığımızda finansal hizmetler, enerji, altyapı, holding ve perakendede orta ve yüksek tutarlı kategorilerin diğer sektörlere kıyasla yoğunlaştığını görüyoruz. İşlem hacmi, operasyonel karmaşıklık ve çok katmanlı organizasyon yapıları bu tabloyla paralel ilerliyor.</p>
<p>Kayıp dağılımındaki bu asimetriyi ACFE verisinde de görüyoruz. Medyan kayıp 104 bin dolarken ortalamanın 1,46 milyon dolara çıkması, dağılımın uzun kuyruklu olduğunu anlatıyor. Başka bir ifadeyle birkaç büyük vaka, toplam tabloyu yukarı çekiyor.</p>
<p>Bu, risk yönetimi açısından önemli bir ayrım. Suistimali “olursa olur” denip geçilecek bir ihtimal gibi ele almak yanıltıcı olur; bütçelenmesi, ölçülmesi ve düzenli olarak yeniden değerlendirilmesi gereken sürekli bir risk alanı söz konusu.</p>
<p><strong>Asıl ayrışma tespit kanalında</strong></p>
<p>ACFE'de tablo 1996'dan bu yana değişmiyor. İhbarlar her raporda ilk sırada; pay yüzde 40 civarında seyrediyor ve genellikle iç denetimin üç katına denk geliyor. Bu yılki oran yüzde 43. İç denetim yüzde 15, yönetim gözden geçirmeleri yüzde 13 seviyesinde kalıyor.</p>
<p>İhbarların yarıdan fazlası çalışanlardan geliyor; yaklaşık üçte biri ise tedarikçi ve müşterilerden. Kanal tercihi de değişmiş durumda. E-posta ve web tabanlı bildirimler artık telefon hatlarını geride bırakmış.</p>
<p>Türkiye'de sıralama tersine dönüyor. Araştırmada en sık belirtilen tespit yöntemi yüzde 27,3 ile iç denetim. Etik ihbar hattı yüzde 24,4 ile ikinci sırada. Veri analitiği ise yalnızca yüzde 7,8'de kalıyor.</p>
<p>Bu farkı sadece altyapı eksikliğiyle açıklamak zor. Şirketlerin yüzde 79,7'sinde etik ihbar hattı zaten var. Sorun daha çok mekanizmanın işlerliğiyle ilgili. Katılımcıların yalnızca yüzde 60'ı hattın etkin çalıştığını düşünüyor; yüzde 27,2'si kararsız kaldığını söylüyor. Daha çarpıcısı, şirketlerin dörtte biri hattına yılda kaç bildirim geldiğini bilmiyor. Hattı bulunan şirketlerin yüzde 63,2'si bu mekanizmayı tamamen şirket içi kaynaklarla yönetiyor. Hem altyapı hem inceleme desteğini bağımsız üçüncü taraftan alanların oranı ise yüzde 4,4.</p>
<p>Bir ihbar hattının değeri teknik olarak açık olmasından gelmez. Çalışanın misilleme endişesi duymadan o hattı kullanmayı tercih etmesinden gelir. Türkiye'deki mesafe de burada: “var” seviyesinden “güvenilir” seviyesine geçmek gerekiyor.</p>
<p><strong>Zaman, kaybın en büyük çarpanı</strong></p>
<p>Tipik bir suistimal vakası, tespit edilene kadar 12 ay sürüyor. İlk altı ayda yakalanan vakalarda medyan kayıp 40 bin dolar. Sonraki altı ay içinde ortaya çıkanlarda kayıp ikiye katlanıyor. Beş yılı aşan vakalarda medyan kayıp 1,1 milyon dolara ulaşıyor. Süre uzadıkça kayıp katlanarak büyüyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9a4ef6d567d-1788497654.png" alt="" width="325" height="347" />Türkiye verisi de aynı ilişkiye işaret ediyor. Vakaların yüzde 50'si ilk 12 ay içinde tespit ediliyor; yüzde 30,2'si 1 ila 6 ay bandında. Buna karşılık katılımcıların yüzde 23,3'ü ortalama tespit süresini bilmiyor. Çapraz analizde, tespit süresi 24 ayı aşan şirketlerde “25 milyon TL üzeri” kayıp kategorisi yoğunlaşıyor.</p>
<p>Etik hattının etkin çalıştığına kesinlikle inanan şirketlerde vakaların yüzde 73,6'sı ilk 12 ay içinde tespit ediliyor. Güven düzeyi düştükçe erken tespit oranı da düşüyor.</p>
<p><strong>Reaktiften proaktife geçiş tamamlanmış değil</strong></p>
<p>Türkiye'de suistimal risk değerlendirmesini düzenli aralıklarla yürüten şirket oranı yüzde 35. Yüzde 28,7'si bunu düzensiz yaptığını, yüzde 13,3'ü planlama aşamasında olduğunu, yüzde 17,5'i ise hiç yapmadığını belirtiyor; kalan yüzde 5,5'lik kesim konuya dair bilgisi olmadığını söylüyor.</p>
<p>Farkındalık eğitimlerinde durum biraz daha iyi. Sektör ortalamalarına bakıldığında şirketlerin yaklaşık yüzde 47'si çalışanlarına ve yöneticilerine düzenli aralıklarla suistimalle mücadele eğitimi veriyor; yüzde 35'i eğitimleri düzensiz yürütüyor, yüzde 18'i ise hiç vermiyor. En yüksek oran yüzde 55 ile bankacılık ve finansal hizmetlerde.</p>
<p>Bu tercihin bedeli ACFE verisinde görünüyor. Şirketlerin yüzde 51'inde formel suistimal risk değerlendirmesi mevcut. Bu kontrole sahip olanlarda medyan kayıp 80 bin dolar, olmayanlarda 150 bin dolar. Aradaki fark yüzde 47. Tespit süresi de 15 aydan 10 aya iniyor. Proaktif veri izleme ve analizi, kayıpları yüzde 53; yönetim gözden geçirmeleri ise yüzde 55 azaltıyor. Türkiye'de veri analitiğinin tespit kanalı olarak yüzde 7,8'de kalması, bu alanın yeterince kullanılmadığını gösteriyor.</p>
<p>Vakaların yarıdan fazlası ise kontrol eksikliğinden ya da mevcut kontrolün aşılmasından (override) kaynaklanıyor. Kontrolün varlığı tek başına güvence sağlamıyor.</p>
<p><strong>Risk sadece operasyonda değil</strong></p>
<p>Türkiye'de suistimallerin yüzde 64,4'ü çalışan, yüzde 15,3'ü yönetim kaynaklı. Ancak vaka sayısı ile finansal etki aynı yerde toplanmıyor. Yönetim kaynaklı vakalarda “25 milyon TL üzeri” kayıp oranı yüzde 33,3'e çıkarken, çalışan kaynaklı vakalarda yüzde 7,8'de kalıyor.</p>
<p>Aynı örüntüyü ACFE verisinde daha da keskin görüyoruz. Üst yönetim ve ortak kaynaklı vakalarda medyan kayıp 475 bin dolar, çalışan kaynaklı vakalarda 50 bin dolar. Aradaki fark yaklaşık dokuz kat.</p>
<p>Bu tablo, kontrol tasarımının yalnızca operasyonel seviyede kalmaması gerektiğini gösteriyor. Yetki matrisi, onay zinciri şeffaflığı ve üçüncü taraf ilişkileri de aynı disiplinle ele alınmalı.</p>
<p><strong>Kültür, kontrolden önce geliyor</strong></p>
<p>Suistimal sonrası aksiyonlarda da benzer bir çekingenlik var. Mevzuatın zorunlu kıldığı haller dışında dava yolu her vakada işletilmiyor; şirketler bu kararı olayın niteliğine, delil durumuna ve sözleşmesel yükümlülüklere göre veriyor. Vakaları istisnasız yargıya taşıyanların oranı ise düşük kalıyor; en yaygın gerekçeler itibar kaybı endişesi ve olayı şirket içinde çözme tercihi. ACFE'de vakaların yüzde 54'ü kolluğa intikal ediyor ve bu başvuruların yüzde 72'si mahkûmiyetle sonuçlanıyor. Başvurmayanların yüzde 35'i olumsuz kamuoyu algısından çekindiğini belirtiyor. Sessiz çözüm kısa vadede itibarı korur gibi görünebilir, fakat caydırıcılığı zayıflatıyor.</p>
<p>Her iki raporun ortak mesajı şu: mekanizma kurmak tek başına fark yaratmıyor. Fark, mekanizmanın işlerliğinden ve ona duyulan güvenden doğuyor.</p>
<p>Suistimal risk değerlendirmesinin düzenli ve metodolojik bir sürece dönüşmesi ilk adım. İkincisi, etik ihbar hattının “mevcut” düzeyinden “güvenilir” düzeyine taşınması; bu da anonimlik, geri bildirim disiplini ve benzer ihlallere tutarlı yaptırımla mümkün. Üçüncüsü ise tespit süresini kısaltacak veri analitiği ve sürekli izleme mekanizmalarının, destekleyici bir unsur olmaktan çıkıp risk yönetiminin ana parçası haline gelmesi.</p>
<p>Suistimalin faturası da hiçbir zaman çalınan tutardan ibaret kalmıyor. Vaka uzadıkça şirkete içeride duyulan güven aşınıyor, çalışan bağlılığı zayıflıyor, dışarıda itibar zedeleniyor. Bu kalemler bilançoda görünmediği gibi geri kazanım süreçleriyle de telafi edilemiyor. En pahalı kayıp, fark edilene kadar geçen zamanda birikiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sirketlerin-suistimal-karnesi-86818</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şirketlerin suistimal karnesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sgkya-yanlis-veya-yersiz-odenen-prim-ve-idari-para-cezalarinin-iadesi-86817</guid>
            <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> SGK’ya yanlış veya yersiz ödenen prim ve idari para cezalarının iadesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İşverenler, sigortalılar, isteğe bağlı sigortalılar ve genel sağlık sigortalıları, çeşitli nedenlerle SGK’ya yanlış veya yersiz sigorta primi ya da idari para cezası ödeyebilmektedir.</p>
<p>Yanlış veya yersiz ödenen bu tutarların, belirli şartların sağlanması halinde SGK’dan iade alınması mümkündür.</p>
<p><strong>Prim iadesinin şartları</strong></p>
<p>Sigorta primlerinin ilgililere iade edilebilmesi için:</p>
<ul>
<li>Primlerin ödendiği tarihten talep tarihine kadar 10 yıllık sürenin geçmemiş olması,</li>
<li>İşyerinin bağlı bulunduğu Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğüne veya Sosyal Güvenlik Merkezine yazılı başvuruda bulunulması gerekir.</li>
</ul>
<p>Dolayısıyla SGK, ilgilinin talebi olmaksızın kendiliğinden iade işlemi yapmamaktadır.</p>
<p><strong>İade edilecek primlerde faiz</strong></p>
<p>SGK yanlış ve yersiz tahsil edilmiş olan primleri iade ederken kanuni faiz de hesaplamaktadır.</p>
<p>Buna göre, 1 Ekim 2008 tarihinde veya sonrasında yanlış ya da yersiz tahsil edilen primlerin iadesinde kanuni faiz; <strong>primin SGK’ya ödendiği tarihi takip eden ay başından, iadenin yapıldığı ayın başına kadar geçen süre için</strong> hesaplanmaktadır.</p>
<p>Ödeme tarihi 1 Ekim 2008 ve sonrası olan primlerin iadesinde <strong>hem sigortalı hissesi hem de işveren hissesi için</strong> kanuni faiz ödenmektedir.</p>
<p>506 sayılı Kanun’un mülga 84’üncü maddesinde, yanlış veya yersiz tahsil edilen primlerin iadesinde yalnızca işveren hissesine kanuni faiz ödenmesi öngörüldüğünden, 30 Eylül 2008 tarihinde veya öncesinde tahsil edilen primlerin iadesinde:</p>
<ul>
<li><strong>Sigortalı hissesine</strong>, 1/10/2008 tarihinden iadenin yapıldığı ayın başına kadar geçen süre için,</li>
<li><strong>İşveren hissesine ise</strong>, primin SGK’ya ödendiği tarihi takip eden aybaşından, iadenin yapılacağı ayın başına kadar geçen süre için kanuni faiz hesaplanmaktadır.</li>
</ul>
<p><strong>Sigortalılık çakışmalarında ve belge türü değişikliklerinde prim iadesi</strong></p>
<p>Çeşitli nedenlerle kişiler, 4/a (SSK) statüsünde prim ödemesi gerekirken 4/b (Bağ-Kur) statüsünde veya 4/b (Bağ-Kur) statüsünde prim ödemesi gerekirken 4/a (SSK) statüsünde prim ödeyebilmektedir. Sosyal güvenlik mevzuatında bu durum <strong>“sigortalılık çakışması”</strong> olarak nitelendirilmektedir.</p>
<p>5510 sayılı Kanun’un 53’üncü maddesi uyarınca sigortalılık statülerinde meydana gelen çakışma sonucunda, çakışan hizmet süresi olarak iptal edilmesi gereken 4/a (SSK) kapsamındaki primler, sigortalı ile işveren arasında kurulan hizmet akdi karşılığında zorunlu olarak ödendiğinden, SGK tarafından yanlış veya yersiz tahsil edilmiş prim olarak değerlendirilmemektedir.</p>
<p>Aynı şekilde, sigortalı bildirimlerine ilişkin belge türü değişikliği sonucunda oluşan fark prim tutarları da SGK tarafından yanlış veya yersiz tahsil edilen primler kapsamında değerlendirilmemektedir. Örneğin, “02-Sosyal Güvenlik Destek Primi” belge türü yerine “01-Tüm Sigorta Kolları” belge türünden prim ödenmesi bu kapsamdadır.</p>
<p>Bu nedenle, gerek çakışan hizmet süreleri dolayısıyla iptal edilmesi gereken 4/a (SSK) kapsamındaki geçersiz sigortalılık statüsü için ödenen primler —geçerli sigortalılık statüsüne ilişkin prim borcuna aktarım yapıldıktan sonra veya her iki statü için de prim ödendiğinin tespit edilmesi hâlinde— gerekse belge türü değişikliği sonucunda oluşan fark prim tutarları ilgililere iade edilmekle birlikte, <strong>bu tutarlar için kanuni faiz hesaplanmamaktadır.</strong></p>
<p><strong>İade tutarının borçlara mahsubu</strong></p>
<p>İade sırasında ilgilinin SGK’ya borcunun bulunması halinde, iade edilecek tutar öncelikle bu borca mahsup edilmektedir. SGK’ya borç bulunmadığının anlaşılması durumunda ise 5510 sayılı Kanun’un 88’inci maddesinin on altıncı fıkrası uyarınca tutar, ilgilinin varsa Hazine ve Maliye Bakanlığına bağlı tahsil dairelerine olan muaccel borçlarına mahsup edilmektedir. Bu kapsamda da borç bulunmaması halinde iade işlemi gerçekleştirilmektedir.</p>
<p><strong>Gecikme cezası ve gecikme zammının iadesi</strong></p>
<p>Yanlış veya yersiz tahsil edildiği için iadesine karar verilen primlerin, yasal süresi dışında gecikme cezası ve gecikme zammıyla birlikte tahsil edilmiş olması hâlinde, bu prime ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammının tamamı kanuni faiziyle birlikte ilgililere iade edilmektedir.</p>
<p><strong>İdari para cezalarının iadesi</strong></p>
<p>Yanlış veya yersiz tahsil edilen primlerin yanı sıra, idari para cezaları için de iade talebinde bulunulması mümkündür.</p>
<p>Bu çerçevede, yanlış veya yersiz tahsil edilen idari para cezalarının iade alınabilmesi için, ödemenin yapıldığı tarihten başvuru tarihine kadar on yıllık sürenin geçmemiş olması ve işyerinin bağlı bulunduğu Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğüne veya Sosyal Güvenlik Merkezine yazılı başvuruda bulunulması gerekmektedir.</p>
<p>Bununla birlikte, 5510 sayılı Kanun’da yanlış veya yersiz tahsil edilen idari para cezalarının iadesinde kanuni faiz ödeneceğine ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. İadeye konu mahkeme kararında kanuni faize hükmedilmişse, idari para cezası kanuni faiziyle birlikte iade edilmektedir. Buna karşılık, mahkeme kararında kanuni faize ilişkin bir hüküm bulunmaması veya SGK’ya ödenen idari para cezasının dava konusu yapılmamış olması hâlinde, tahsil edilen tutar faizsiz olarak iade edilmektedir.</p>
<p><strong>Sonuç olarak,</strong> SGK’ya yanlış veya yersiz olarak ödenen sigorta primleri ile idari para cezalarının iadesi, kendiliğinden değil ilgilinin yazılı başvurusu üzerine gerçekleştirilmektedir. Bu nedenle, ödemenin niteliğinin ve tarihinin doğru belirlenmesi, on yıllık başvuru süresinin geçirilmemesi ve kanuni faiz uygulanıp uygulanmayacağının her duruma göre ayrı ayrı değerlendirilmesi, özellikle sigortalılık çakışmaları, belge türü değişiklikleri ve idari para cezalarının iadesi gibi durumlarda faiz uygulaması farklılaşabildiğinden, başvuru öncesinde bu duruma dikkat edilmesi gerekmektedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sgkya-yanlis-veya-yersiz-odenen-prim-ve-idari-para-cezalarinin-iadesi-86817</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SGK’ya yanlış veya yersiz ödenen prim ve idari para cezalarının iadesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/altinin-adresi-neden-degisiyor-86816</guid>
            <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Altının adresi neden değişiyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hollanda Merkez Bankası’nın New York ve Ottawa’da tuttuğu yaklaşık 86 ton fiziki altını Londra’ya taşıması, finans dünyasında dikkat çekti. Asıl mesele ise taşınan altının miktarından çok köklü bir Avrupa merkez bankasının, jeopolitik riskleri gerekçe göstererek altının bulunduğu yeri değiştirmesi.</p>
<p>Çünkü artık merkez bankaları için sadece “Ne kadar altının var?” sorusu sorulmuyor. “O altın nerede duruyor?” sorusunun yanıtı da giderek önem kazanıyor.</p>
<p>Hollanda’nın son operasyonuyla Londra’nın ülkenin altın rezervlerindeki payı yüzde 32,1’e yükselirken, ABD ve Kanada’nın payı yüzde 18,5’e geriledi. DNB, kararın arkasında jeopolitik huzursuzlukların yanı sıra gerektiğinde altına hızlı erişme ve likidite ihtiyacının bulunduğunu söylüyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a9a4df199d77-1788497393.png" alt="" width="451" height="286" />
<figcaption><strong>Hollanda’nın son taşıma operasyonuyla Londra’nın ülkenin altın rezervlerindeki payı yüzde 32,1’e yükseldi.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Londra’nın burada önemli bir avantajı var. Dünyanın en büyük ve likit fiziki altın ticaret merkezlerinden biri. Yani kriz zamanında altını satıp nakde çevirmek daha kolay. Ticaret savaşlarının, yaptırımların ve Rusya’nın rezervlerinin dondurulmasının ardından merkez bankalarının bu tür hesapları daha fazla yapması hiç de şaşırtıcı değil.</p>
<p>Avrupa’da da benzer bir hareketlilik var. Fransa, New York’taki 129 ton altınını Paris’e taşıdı. Polonya ve Macaristan rezervlerinin bir bölümünü kendi ülkelerinde tutmayı tercih etti. Almanya’da ise New York Fed’de bulunan 1.236 ton altının güvenliği tartışılıyor.</p>
<p>Bugün yaklaşık 732 tonluk resmi altın rezerviyle dünyada ön sıralarda yer alan Türkiye ise bu adımı çok daha önce attı. TCMB, 2017’den itibaren Fed’de tuttuğu fiziki altınları aşamalı olarak Türkiye’ye getirdi. İngiltere’deki rezervlerin önemli bölümü de Borsa İstanbul ve TCMB’nin iç kasalarına taşındı.</p>
<p>Küresel gelişmeler dikkat edilmesi gereken noktanın yalnızca miktar değil, rezervin nerede tutuluyor olduğunu da gösterdi. Çünkü son yıllarda yaşananlar merkez bankalarına şunu hatırlattı: Rezervin sahibi olmak başka, ona her koşulda ulaşabilmek başka.</p>
<p>Hollanda’nın altınlarını Londra’ya taşıması da bu nedenle önemli. Altının adresi artık en az altının kendisi kadar konuşuluyor. Merkez bankaları, yalnızca rezervlerini artırmaya değil, Türkiye’nin yıllar önce öngördüğü gibi o rezervin kriz anında gerçekten kendi kontrolünde ve ulaşılabilir olmasına bakıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/altinin-adresi-neden-degisiyor-86816</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hollanda’nın son taşıma operasyonuyla Londra’nın ülkenin altın rezervlerindeki payı yüzde 32,1’e yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mevzuat-buzdaginin-bir-de-ruhu-vardi-86815</guid>
            <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mevzuat buzdağının bir de ruhu vardı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yeni mevzuatın sanayici ve ihracatçımız açısından bir tür ‘tarife dışı engel’e dönüşmesi riski giderek artıyor. Türkiye, Avrupa Birliği (AB) denizcilik mevzuatına uyum sürecini Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı koordinasyonunda, uluslararası standartlar ve Yeşil Mutabakat hedefleri doğrultusunda sürdürüyor.</strong></p>
<p>Türkiye, AB ile ‘tam üyelik’ hedefli bir Gümrük Birliği kurarak en büyük ekonomik entegrasyona imza attı. Tam üyelik hedefi ekonomik entegrasyonun ötesinde siyasi bir entegrasyonu da içeriyordu. Bunun sadece Gümrük Birliği bölümü 30 yıllık tarihe sahip. Diğeri ise 1963 Ankara Anlaşması’ndan geliyor. Yani 60 küsur yıllık niyet ve hazırlığı içeriyor. Ancak AB’ye tam üyelik yolunda önemli bir eşik aşılamadı. Toplam 35 fasıldan oluşan ve aslında insani çağdaşlık iddiasını da taşıyan AB müktesebatına uyum için geçen yıllar süresince ancak 16 fasıl müzakerelere açılabildi. Bunlardan sadece 1 fasıl geçici olarak kapatıldı. Diğer fasıllar siyasi engellemeler ve kriter eksiklikleri nedeniyle açılamadı, açılanlar da kapatılamadı. Güney Kıbrıs’ı adanın tamamı adına ‘tam üye’ yapan AB tercihi, bugün bırakın tam üyeliği, Gümrük Birliği’nin güncellenmesini bile önlüyor. Türkiye için AB tam üyeliğinin ‘öncelikli hedef’ olmaktan çıktığının dile getirilmesi de şaşırtmıyor.</p>
<p>Biz yine de işimize bakalım. Hâl böyle olunca elimizde entegrasyonun ekonomik ve ticari tarafı kaldı. Gerçi AB, son dönemin modasına uyarak, korumacılık odaklı yeni bir sanayileşme atağını kendi sanayicisiyle gerçekleştirmek istiyor. Yeni mevzuatın sanayici ve ihracatçımız açısından bir tür ‘tarife dışı engel’e dönüşmesi riski giderek artıyor. Yine de bu alanın kuralları, odağında insan olan bir ekonomiyi karşılıklı geliştirme iddiasını sürdürüyor.</p>
<p><strong>Karbon maliyeti Türkiye </strong><strong>sınırları içinde kalacak</strong></p>
<p>Geçtiğimiz günlerde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren, Türkiye’nin ulusal karbon piyasasını kuran Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi Yönetmeliği, yeni dönemin özelliklerini taşıyor. Türkiye kendi ETS’sini kurarak karbonu yurt içinde fiyatlandırdığında, Türk ihracatçılarının AB’ye ödeyeceği bu karbon maliyeti AB bütçesine gitmek yerine Türkiye sınırları içinde kalacak. İlk aşamada demir-çelik, alüminyum, çimento, gübre, elektrik ve hidrojen gibi Türkiye'nin AB’ye ihracatta lokomotif olan yüksek emisyonlu sektörlerde de rekabet gücü korunmuş olacak.</p>
<p><strong>Zorunlu Dijital Batarya Pasaportu </strong><strong>2027 başında uygulanacak </strong></p>
<p>‘Sert kuralcı’ olan AB’nin mevzuat fabrikası çalışmaya devam ediyor. İsterseniz ‘seyretmekle yetinemeyeceğiniz’ son birkaç tanesinden örnekler verelim:</p>
<p>- Bir ürünün tüm yaşam döngüsüne ait bilgileri içeren Dijital Ürün Pasaportu uygulamaya giriyor. Elektrikli araç, endüstriyel ve taşınabilir piller için ilk zorunlu Dijital Batarya Pasaportu 2027 başında uygulanacak.</p>
<p>- Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması kapsamında doğrulayıcılar ve ulusal akreditasyon kuruluşları için doğrulama ve akreditasyon süreci başlatıldı. SKDM kapsamında doğrulama faaliyetinde bulunmak isteyen doğrulayıcılar 1 Eylül 2026 tarihinden itibaren bir “EU Login” hesabı oluşturarak SKDM Kayıt Sistemine katılabilecek.</p>
<p>- Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın (SKDM) 1 Ocak 2026’da başlayan kesin uygulama dönemine yönelik olarak on adet rehber doküman yayımlandı. Gerçek emisyon değerlerinin kullanılması, izleme planlarının oluşturulması, geçiş dönemine kıyasla ortaya çıkan değişiklikler, varsayılan değerlerin kullanımı ve ücretsiz tahsisat düzeltmesi gibi teknik hususlar netleştirildi.</p>
<p>- Araç Tasarımında Döngüsellik Gereklilikleri ve Ömrünü Tamamlamış Araç Tüzüğü uygulamaya girdi. Tüzük, araçların tasarımı ve üretiminde yeniden kullanımı, geri dönüşüm ve geri kazanım kriterlerini, geri dönüştürülmüş malzeme kullanımını, bilgi ve etiketleme yükümlülüklerini, üretici sorumluluğunu, bu araçların toplanması ve işlenmesini ve kullanılmış araçların AB dışına ihracatını düzenliyor.</p>
<p>- Ambalaj ve Ambalaj Atıkları Tüzüğü AB pazarına arz edilen tüm ürün ambalajlarının tasarımından piyasaya arzına, uygunluk değerlendirmesinden teknik dokümantasyona kadar birçok yeni yükümlülük getirdi.</p>
<p><strong>Kurallar ve standartlar önce insanı </strong><strong>hayatta ve sağlıklı tutmayı amaçlıyor</strong></p>
<p>Hayatın her alanını düzenleyen mevzuatın, denizcilik sektöründe daha katı olmasının nedeni de bu olmalı. Bugün denizcilik sektöründe sera gazı emisyonlarını azaltmak için kurallar devreye giriyor. Kurallara uymayanlar ekonomik yaptırımlara tabi oluyor. Ancak riski yüksek olan bu sektörde kurallar ve standartlar önce insanı hayatta ve sağlıklı tutmayı, ardından bu sağlıklı nüfusla zenginlik yaratmayı amaçlıyor.</p>
<p>Türkiye, Avrupa Birliği (AB) denizcilik mevzuatına uyum sürecini Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı koordinasyonunda, uluslararası standartlar ve Yeşil Mutabakat hedefleri doğrultusunda sürdürüyor. Uyum sürecinin temel alanları arasında ‘güvenlik ve standartlar’ ilk sırayı alırken, ardından gelen seyir emniyeti, gemi denetimleri ve bayrak devleti sorumlulukları gibi konularda ulusal mevzuat AB müktesebatına yakınlaştırılıyor. Çevre ve İklim Uyum Paketi’ne uyum ile test, belgelendirme ve denetim mekanizmalarının AB standartlarıyla tam uyumlu hâle getirilmesi de bundan sonra geliyor.</p>
<p>Hatta AB’yi da bağlayacak şekilde Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO - International Maritime Organization), dünya çapında deniz taşımacılığını düzenleyen Birleşmiş Milletler kuruluşu olarak denizcilik faaliyetlerinde güvenlik, çevre koruma ve standartları sağlamak için küresel kurallar koyuyor.</p>
<p><strong>Hadi gelin de bunlara uymayın!</strong></p>
<p>Bu çerçevede SOLAS Denizde Can Emniyeti Sözleşmesi: Gemilerin yapımı, donatımı ve işletilmesiyle ilgili can ve mal güvenliği standartlarını belirliyor. MARPOL Denizlerin Kirlenmesini Önleme Sözleşmesi: gemilerden kaynaklanan petrol, kimyasal ve atık kirliliğini önlemek için kurallar koyuyor. STCW Gemi adamlarının Eğitim, Belgelendirme ve Vardiya Tutma Standartları: Denizcilerin alması gereken eğitimleri ve yetki belgelerini düzenliyor. COLREG Denizde Çarpışmayı Önleme Kuralları: Denizde seyir hâlindeki gemilerin birbirleriyle çarpışmasını önlemek için trafik kurallarını belirliyor.</p>
<p>Hadi gelin de bunlara uymayın! Üstelik mevzuat ve standartlar insan sağlığı ve kamu yararını önceliyor, işin ekonomisi daha sonra geliyorsa. Hangisine bakarsak bakalım, mevzuat, elden ele dolaştırılan 25 yıllık ‘yaralı’ bir geminin 300 insanı taşımasına göz yumulmasını da, gece yarısı karşılaşan ve birbirini uyarma şansını yakalayan iki geminin çarpışmasını ve ardından ayakta kalanın dönüp gitmesini de önlüyor.</p>
<p>Öncelik insanı yaşatmaksa, olmuyor!</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mevzuat-buzdaginin-bir-de-ruhu-vardi-86815</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mevzuat buzdağının bir de ruhu vardı! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/babaniz-hakliydi-86814</guid>
            <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Babanız haklıydı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İkinci neslin devraldığı en tehlikeli şey fabrika olmayabilir. Soru seti olabilir. Kırk yıl boyunca doğru cevap üretmiş sorular. Ne kuracağız? Rakibin makinesi kaç ton işliyor? Teşvik var mı? Bu sorular kötü değildi. Zamanları geçti. Bugün yatırım kararı öncesinde iki soru beni daha çok ilgilendiriyor.</strong></p>
<p>Türkiye’de girişimcilik hayali uzun yıllar boyunca tek bir cümleyle anlatıldı: “İş adamı olacağım.”</p>
<p>Amerika’da aynı yere başka bir cümle konuyor: “I want to change the world.”</p>
<p>Kulağa biraz şişirilmiş geliyor. Çoğu zaman öyledir de, çünkü Silikon Vadisi’nde o cümle bir hayalden çok fon toplama aracıdır. Yine de ikisi arasındaki fark ilginç. Birinde yapılacak bir iş var. Diğerinde olunacak bir insan.</p>
<p>Ben uzun süre buradaki meselenin hayal gücü olduğunu düşündüm. Rakamlara bakınca mesele o değilmiş. Küresel Girişimcilik Monitörü’nün Türkiye ölçümünde, beş yıl içinde en az yirmi kişi istihdam etmeyi bekleyen girişimcilerin oranı yüzde 38 çıkmış. Avrupa’nın en yükseği. Başarısızlık korkumuz da kıtanın en düşükleri arasındaymış.</p>
<p>Hayal eksik değil. Cesaret hiç değil. Fark başka yerde.</p>
<p><strong>Fark başka yerde </strong></p>
<p>“Dünyayı değiştirecek bir fikrim var” bir “yapmak” cümlesi. Nesnesi var. Neyi değiştireceksin? Bugün zor olan neyi kolaylaştıracaksın? Cevap vermek zorundasınız ve verdiğiniz cevap sınanabilir. Müşteri gelmeyebilir. Rakip daha iyisini yapabilir.</p>
<p>“İş adamı olacağım” bir “olmak” cümlesi. Nesnesi yok. Sınanacak bir şey bırakmıyor. Sadece bir kanıt istiyor. Bizde o kanıt fiziksel. Fabrika, tesis, dükkân, kartvizit. Problemle başlayan bir girişimci bazı soruları sormak zorunda:<br />- Rakibimin müşterisi ucuzluk dışında neden bana gelsin?</p>
<p>- Bu yatırım maliyetimi rakiplerime göre gerçekten düşürüyor mu?</p>
<p>Elinde bir iddia var ve iddia ispat istiyor.</p>
<p>Kimlikle başlayanın sorusu daha kolay: Ne alacağım?</p>
<p>Birinci nesil haklıydı. Türkiye’nin sanayileştiği yıllarda kapasite kıttı. Talep vardı, mal yoktu. Finansman fikre değil, makineye gidiyordu. Böyle bir ekonomide görünür bir varlık satın almak son derece rasyonel bir davranıştı.</p>
<p>Fabrikayı kuruyordunuz. Doluyordu. Yeni kapasite yalnızca girişimcinin servetini büyütmüyordu, piyasadaki gerçek bir kıtlığı da ortadan kaldırıyordu. O dönemde olmak ile yapmak birbirinden ayrılmamıştı. Babanız “dünyayı değiştireceğim” demedi. Ama değiştirdi.</p>
<p><strong>Hamlenin ekonomik anlamı değişti</strong></p>
<p>Sonra dünya değişti. Cümle aynı kaldı. Bugün imalat sanayinde kapasite kullanım oranı yüzde 73,5. Yılın başından beri aynı bantta geziyor; konjonktürel bir çukur değil. Deri sektöründe yüzde 58.</p>
<p>Kapasitenin kıt olmadığı bir ekonomide yeni kapasite kurmak artık otomatik olarak yeni bir ihtiyacı karşılamıyor. Çoğu zaman mevcut talebe yeni bir hortum bağlıyorsunuz. Havuz aynı havuz. Hamle değişmedi. Hamlenin ekonomik anlamı değişti.</p>
<p>Doksanların ikinci yarısında birçok sektörde kapasite fazlası çoktan kurulmuştu. Ama seksenlerde kapasite kurup büyüten, sonra da yabancıya satan iş adamları için bu kabul edilebilir bir şey değildi. Onlar için kapasite bir maliyet kalemi değil, ürünün kendisiydi. Çıkış (Exit) da satıştı.</p>
<p>O yıllarda bankacılıkta altmışın üzerinde oyuncu vardı. Ve içeri girmek için bir yarış yaşanıyordu. Holdingde bu konu konuşulurken sordum. “Bu kadar kalabalık bir yarışta ne yapacağız da öne geçeceğiz?” Aldığım cevap şuydu: “Diğerleri ne yapıyorsa onu yapacağız.”</p>
<p>Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun kayıtlarına göre 1997 ile 2003 arasında 21 banka Fona devredilmiş. Fonun kendi tarihçesinde, 1994’teki ilk dalgada tasfiyeye konu banka sayısının 4 olduğu, iki binlerin başındaki ikinci dalgada ise 25’e çıktığı yazıyor. Bankacılıkta fiyat savaşı mevduat faiziyle yapılır. Ve o savaş bir sektörü değil, bir ülkeyi vurdu.</p>
<p><strong>Skor tablosunda doluluk varsa, </strong><strong>elinizdeki en hızlı “kol” fiyattır</strong></p>
<p>Fiyat her zaman boş kapasite nedeniyle kırılmaz. Kapasite doluyken de kırılır, çünkü kimse pazar payı kaybetmeyi sindiremez. Yüzde 80 payı olan bir içecek şirketinin bile fiyat savaşına girmek zorunda hissettiğini gördüm.</p>
<p>Kapasiteyi doldurmak için fiyat kıranı da makul karşılarım. Ölçek gerçek bir şey; birim maliyet gerçekten düşüyor. Asıl mesele başka. Oyunun adı kapasite kullanımıydı.</p>
<p>Skor tablosunda doluluk varsa, elinizdeki en hızlı “kol” fiyattır. Sermaye getirisi yavaş hareket eder; doluluk ise hemen hareket eder. Ölçtüğünüz şey hangi “kolu” çekeceğinizi seçer. Makine fiyatı kırdırmıyor. Neyi ölçeceğinizi belirliyor.</p>
<p>Bir de şu vardı. Yeni iş diye başkasının kötü giden işini almak moda haline gelmişti. O işin neden kötüye gittiği fazla sorgulanmazdı. Sorgulanan başka bir şeydi. Adamın sermayesi düşüktü, yönetim kabiliyeti sınırlıydı. Halbuki biz öyle miydik? “Sermaye gani. Kredi hiç problem değil, bankamız var. Yönetim de problem değil, on sektörde şirket yönetiyoruz, bunu da yönetiriz.” Bu cevapların hiçbiri o iş hakkında değildi. Hepsi bizim hakkımızdaydı.</p>
<p>Sorulmayan soru şuydu: “Bu iş neden para kazanmıyor?” Sorulan soru şuydu: “Biz batıran adamdan nasıl farklıyız?” Aynı dilbilgisi. Yine bir “olmak” cümlesi.</p>
<p>Birinci nesil başarısız da olmadı. Türkiye’nin en büyük sanayi kuruluşları listesinin üst sıralarındaki şirketlerin önemli bir bölümü onlarca yıllık sanayi kuruluşları. Doğru hamleyi doğru zamanda yapanlar büyüdü ve yerini sağlamlaştırdı. Sorun birinci neslin oyunu değil. Aynı oyunu başka bir dönemde yeniden oynamak. Üstelik bunu yalnızca ikinci nesil yapmıyor. Aynı girişimci kırk yıl sonra kendisini başarıya götüren hamleyi tekrar oynayabiliyor.</p>
<p>İnsan başarılı olduğu yönteme kolay kolay ihanet etmiyor. Piyasa ediyor.</p>
<p>Sonra işin içine banka giriyor. Marj daralınca yeni yatırım için özkaynak birikmiyor; banka kapısı çalınıyor. Banka da gayet anlaşılır bir şekilde “teminat” istiyor. Bir şirketin müşterisine verdiği sözü kırk yıldır tutmasına ipotek koyamıyorsunuz. Müşterinin sizi neden bırakmadığını bilanço teminatına çeviremiyorsunuz. Makineye çevirebiliyorsunuz. Kredi sistemi en kolay finanse edebildiği şeyi finanse ediyor. Finanse ettiği şey de yine kapasite. Bağlayıcı kısıt biraz da burada. Sistemin neyi varlık saydığında.</p>
<p>İkinci neslin devraldığı en tehlikeli şey fabrika olmayabilir. Soru seti olabilir. Kırk yıl boyunca doğru cevap üretmiş sorular. Ne kuracağız? Rakibin makinesi kaç ton işliyor? Teşvik var mı? Bu sorular kötü değildi. Zamanları geçti. Bugün yatırım kararı öncesinde iki soru beni daha çok ilgilendiriyor:</p>
<p>- Bu yatırım rakiplerime göre maliyetimi gerçekten ne kadar düşürüyor?</p>
<p>- Rakibimin müşterisi ucuzluk dışında neden bana gelsin?</p>
<p>İkisine de cevap veremiyorsanız, o halde bu yatırımı hangi cümleyle meşrulaştırıyoruz? Çünkü o cümle mutlaka var. “Rakip aldı. Teşvik çıktı. Makineci iyi fiyat verdi.” Kararın arkasındaki cümleyi yüksek sesle söyleyin. Bazen yatırımın kendisinden daha çok şey anlatır.</p>
<p><strong>Rakibiniz kırk yılda oluşmuş </strong><strong>teslimat sicilinizi satın alamaz</strong></p>
<p>Babanızın asıl yeteneği fabrika kurmak değildi. Kıtlığı okumaktı. Kapasitenin kıt olduğu yerde kapasite kurdu. Onu zengin eden makine değil, zamanlamaydı. Bugün de kıtlıklar var. Ama başka yerlerde. Söz verdiği gün teslim eden şirket hâlâ az. Hata yaptığında ortadan kaybolmayan tedarikçi az. Bunların çoğunu maliyet hanesine yazıyoruz. Belki yanlış haneye.</p>
<p>Makinenizi rakibiniz de alabilir. Fiyatınızı zaten kopyalıyor. Ama kırk yılda oluşmuş teslimat sicilinizi satın alamaz. Babanız kendi döneminde doğru soruyu sordu: Ne kuracağım? Siz hangi kıtlığı gidermeyi hedefliyorsunuz?</p>
<p><em>Yazının orijinaline https://hguvenal.substack.com/p/babanz-haklyd?r=nslov&amp;utm_medium=ios web adresinden ulaşabilirsiniz.</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/babaniz-hakliydi-86814</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Babanız haklıydı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cocuklara-donuk-sosyal-medya-yasaklarinda-seytan-ayrintida-gizli-86813</guid>
            <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çocuklara dönük sosyal medya yasaklarında şeytan ayrıntıda gizli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sosyal medyada yaş yasağında en kritik konu, yaşın nasıl tespit edileceği. Asıl marifet, asgari veriyle bu tespiti en güvenilir şekilde yapmakta. Çocukların sosyal medyaya erişiminin kısıtlanması küresel bir trend. Ancak uygulamada birçok nüans var.</strong></p>
<p>Son zamanlarda dünyadaki en popüler politikalardan biri, çocuklar için sosyal medya erişiminin kısıtlanması. Avustralya gibi demokratik ülkelerde de Çin gibi demokratik olmayan ülkelerde de belli bir yaşın altındaki çocukların sosyal medya erişimi ya tamamen durduruluyor ya da belli kurallara bağlanıyor. Türkiye’de de geçtiğimiz mayıs ayında bu yönde bir kanun çıktı. Geçen hafta da ABD’de Meta (Facebook ve Instagram) hakkında açılan davaları durdurmak için mahkemeye verdiği çocukların sosyal medyada ne yapıp yapamayacağına dair taahhütler yeniden gündeme geldi. Yaklaşımlar ülkeden ülkeye değişiyor. Gelin, bu son trendi ve Türkiye’nin durumunu inceleyelim.</p>
<p><strong>Siyasetçiler kolay anlatılabilecek </strong><strong>hikâyeleri kullanmayı sever</strong></p>
<p>Her şey Jonathan Haidt’in Mart 2024’te yayımladığı “The Anxious Generation” kitabıyla başladı. Zamanın ruhunu bu kadar çabuk yakalayabilen kitapların sayısı azdır. Bu kitap da Meta ve Google gibi şirketlere karşı nefretin yükseldiği, ABD’nin TikTok’a karşı ne yapacağını bilemediği bir zamanda yayımlandı. Haidt kitabında, sosyal medyanın yaygın biçimde 13-18 yaş arasındaki çocukların ruh sağlığına zarar verdiğini, özellikle de genç kızların daha çok beğenilme ve bu amaçla zayıflama arzusunun sağlık problemlerine yol açtığını iddia ediyordu. Sonrasında yayımlanan nitelikli akademik çalışmalardan bu argümanları destekleyenler de oldu; kontrollü deneylerle sosyal medya kullanımının gençlerin anksiyete, depresyon ve zihinsel gelişimi üzerindeki etkisinin sıfır olduğunu gösterenler de. Korelasyon ve nedensellik, malumunuz, farklı şeyler. Yani, sosyal medyanın yayılmasıyla gençlerin ruh sağlığının bozulmasının aynı zamana denk gelmesi, illa sebebin sosyal medya olduğu anlamına gelmez. Ama bildiğiniz gibi, siyasetçiler bilimsel bulgular yerine kolay anlatılabilecek hikâyeleri kullanmayı sever. Bu konuda da mesele siyasal söylemin bir parçası hâline geldikçe “Sosyal medya çıktı, gençler bunalıma girdi” argümanının alıcısı giderek arttı.</p>
<p>İlk yasak geçen yıl Avustralya’dan geldi. Avustralya’daki altı aylık uygulama, yasağın çocukların en fazla üçte birinin kullanımını önlediğini gösteriyor. Diğerleri sistemi yanıltmaya ya da ebeveynlerinin telefonlarıyla sosyal medyayı kullanmaya devam etmiş. Yasağa uyanlar da Roblox ve Discord gibi diğer platformlara hücum etmiş. Yani, bağımlılık pek de sona ermemiş. Neyse ki bu platformlar bizde zaten yasak!</p>
<p>İkinci yasak Fransa’dan geldi. Macron yönetimi bu yıl bir kanun çıkararak 15 yaş altındakilere sosyal medya kullanımını yasakladı. Ancak Fransa Anayasa Konseyi kanunu derhal iptal etti. Mahkemenin gerekçeleri demokratik bir toplumda bu tedbirlerin nasıl alınması gerektiğine dair yol gösterici nitelikte. Mahkeme, “çocukların zarar görmesini önlemek için kısıtlamalar getirilmesi” mümkündür demiş. Ancak iptal kararının üç temel gerekçesi var: Birincisi, sosyal medya erişiminin tamamen yasaklanması. Mahkeme, okul veya uyku saatlerinde kısıtlamalar gibi alternatif yollara gidilebileceğini savunuyor. İkinci olarak, çocukların sosyal medya kullanımı üzerinde ana babaya hiç söz hakkı tanınmamasını aşırı buluyor. Üçüncüsü, kimlik tespiti yöntemlerinin kişisel verilerin gereğinden fazla toplanmasına veya sızmasına sebep olabileceğini ve bunun da kişisel verilerin korunması hakkına aykırı olduğunu söylüyor.</p>
<p>Avustralya ve Fransa’daki yasakların ardından ABD’de farklı bir gelişme yaşandı; Meta hakkında süren tazminat davasından kurtulmak için mahkemeye belirli taahhütler sundu. Amerikan Kongresi sosyal medyayı düzenleyecek kanunlar çıkarmada uzlaşamayınca, bu işler yargı kararlarıyla şekillenmeye başladı. Meta, Instagram ve Facebook kullanımını günde 2 saatle sınırlandırmayı, uyku saatlerinde erişimi tamamen durdurmayı ve okul saatlerinde erişim olsa bile ekrana mesaj gelmesini engellemeyi kabul etmiş. Kararda birçok detay var. Mesela, bazı taahhütlerin uygulanması, YouTube ve TikTok’un da benzer taahhütler vermesine bağlı. Ancak topyekûn bir yasak söz konusu değil.</p>
<p><strong>Beş sene önceki gündemin </strong><strong>içinde debelenip duruyoruz</strong></p>
<p>Özellikle bu son karar, Türkiye’de medyada epey gündeme geldi. Arada bir havaalanı salonundaki televizyonlardan haberleri takip ediyorum. Son haftalarda ne zaman bu tarz haberlere denk gelsem, “sosyal medya devleri çocuklarımızı zehirliyor”, “sosyal medyaya bir yasak da ABD’den/Fransa’dan” gibi haberler görüyorum. Köşemi uzun süredir okuyanlar bilirler ki büyük teknoloji şirketlerinin aşırı güçlenmelerine ve kendilerini devletlerin üstünde gören (“Dijital İsviçre”) tavırlarına karşı Türkiye’de ilk dikkat çeken kişi benim. Maalesef bu konuda Türkiye’de ciddi tartışmaların başlaması, benim yazılarımdan 5 sene sonra başladı. Bu arada, dünya aldı başını yürüdü. Birincisi, ABD ve Avrupa’da dijitalleşmenin zararları deyince artık kimse Meta veya Google gibi şirketleri tartışmıyor; odak noktası daha çok OpenAI ve Anthropic gibi yapay zekâ şirketleri. İkincisi, artık bu şirketler devletler üstü filan değil, Trump yönetiminin açık desteğiyle hareket ediyorlar. Hatta Donald Trump’ın ikinci döneminde Amerikan jeoekonomik gücünün açık bir parçası hâline gelmiş durumdalar<strong>.</strong> Dolayısıyla, bu alanda atılacak adımların Başkan Trump ile ilişkiler merceğinden de değerlendirilmesi gerekiyor. Dünya değişti, biz beş sene önceki gündemin içinde debelenip duruyoruz.</p>
<p>Sosyal medyada yaş yasağında en kritik konu, yaşın nasıl tespit edileceği. Mesela, Avustralya, vatandaşlarına verdiği kimliklerin yaş tespitinde tek yöntem olarak dayatılmasını yasaklamıştı. Sosyal medya platformlarının, kullanıcının hareketleri, yüz tanıma sistemleri veya kredi kartı olup olmaması gibi başka parametrelerden yararlanarak yaş tespiti yapma seçenekleri sunmasını zorunlu tutmuştu. Marifet, asgari veri sağlayarak bu tespiti en güvenilir şekilde yapabilmekte. Yakında Türkiye’deki yasağın nasıl uygulanacağına dair yöntemler tespit edilirken, dünyada neler yapıldığına bakmakta fayda var. Çocukların sosyal medyaya erişiminin kısıtlanması küresel bir trend. Ancak uygulamada birçok nüans var. Devekuşu gibi başımızı kuma gömüp dünyadan kopuk uygulamalar yapamayız.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cocuklara-donuk-sosyal-medya-yasaklarinda-seytan-ayrintida-gizli-86813</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çocuklara dönük sosyal medya yasaklarında şeytan ayrıntıda gizli ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/girisimci-devlet-modeli-mi-ataturkun-devletcilik-ilkesi-mi-86812</guid>
            <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Girişimci devlet modeli mi? Atatürk’ün devletçilik ilkesi mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Şevket Pamuk, 1930'lardaki devletçiliği, Büyük Buhran'a karşı geliştirilen pragmatik bir tepki ve sanayi odaklı bir büyüme stratejisi olarak ele alır. Bununla birlikte, 1929 yılında yaşanan Büyük Buhran özellikle tarımsal ihraç ürünlerinin fiyatlarını düşürmüş ve ülkenin dış ticaretini tıkamıştı.</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclisinin ağustos ayı olağan toplantısı, <strong>“Ekonomi ve Üretim Hayatımız İçin Planlama Gerekli mi/Gereksiz mi? Türkiye için Girişimci Devlet ve Yeni Nesil Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) Üzerine bir Tartışma”</strong> ana gündemiyle gerçekleştirildi.</p>
<p>İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, Meclis toplantısının açılışında yaptığı konuşmada, <em>“Kamu-özel sektör iş birliğinde yeni nesil bir sanayi planlaması derken; aşırı merkezileşmiş, kapalı, statik planlama anlayışını geri getirmekten, ya da serbest piyasa ekonomisinin prensiplerini geri plana atmaktan bahsetmiyoruz. Tümüyle piyasa güçlerine emanet edilmiş, kuralsız ve plan-programsız bir modelin sınırlarını da gördük. Kastettiğimiz planlama; kamunun uzun vadeli kalkınma hedefleri doğrultusunda daha proaktif bir rol almasına dayanıyor. Günümüzün giderek zorlaşan küresel rekabet koşullarında, kamu ile özel sektör arasında yeni bir iş birliği kültürünü yerleştirmemiz gerekiyor.</em> <strong>Bu bağlamda, ‘girişimci devlet’ kavramını ülkemizde de yeniden düşünmek için doğru bir zamandayız”</strong> dedi.</p>
<p>Bu söylemi çok önemsediğimi belirtmem gerekiyor.</p>
<p><strong>Büyük kurumları temsil eden kişilerden, “kur artırılmalı, bankalar kredi musluklarını açmalı” gibi sığ söylemler yerine sanayimizi bir sonraki dönemlere taşıyacak, kalıcı reform önerilerinin gelmesi kendi açımdan çok önemli.</strong> Bu söylemlerin sanayinin kalbi olan İstanbul Sanayi Odasından gelmesi ise, önerilerin ilgili kişilere ulaşması açısından daha da değerli bir anlam taşıyor.</p>
<p><strong>“Girişimci Devlet”</strong> kavramı yeni bir kavram değil.</p>
<p><strong>İnovasyon katalizörü olarak devlet</strong></p>
<p>Mariana Mazzucato’nun <strong>"Girişimci Devlet"</strong> kuramı, kamunun yalnızca bir düzenleyici değil, aynı zamanda toplumun değer verdiği yeniliklere <strong>"misyon odaklı"</strong> bir perspektifle yön veren bir aktör olduğunu savunur. Mazzucato, modern ekonomi yönetiminde devletin rolünün, piyasa başarısızlıklarını pasif bir şekilde onaran <strong>"son çare"</strong> mercii olmaktan çıkıp, piyasayı bizzat kuran, rotasını belirleyen, talebi oluşturan ve stratejik riskleri üstlenen bir <strong>"inovasyon katalizörü" </strong>olmaya evrildiğini savunur.</p>
<p><strong>Mazzucato, ana akım iktisat teorisinin devleti temelde düzeltici bir güç olarak ele aldığını; yani devletin, kamu malları sağlayarak, dışsallıkları düzelterek veya tekelleri düzenleyerek yalnızca piyasaların başarısızlığa uğradığı durumlarda devreye girdiğini; bunun dışında ise üretim ekonomisine mesafeli duran bir kurum olarak görüldüğünü belirtir. </strong></p>
<p>Teknolojik ilerlemeye dair baskın görüşün, yeniliğin asıl itici gücü olarak sunulan, tabiri caizse, evlerinin garajlarında bir fikir ya da buluş gerçekleştiren ya da yeni nesil girişim sermayesi destekli “start-up” şeklinde ortaya çıkan özel sektör girişimcisini öne çıkarırken, devleti yalnızca destekleyici ve bürokratik bir role hapsettiğini belirtir.</p>
<p><strong>Mazzucato’nun Girişimci Devlet Modeli’nin </strong><strong>temelinde: </strong></p>
<p><strong>Risk üstlenicilik, </strong>yani kamunun özel sektörün girmeye çekindiği yüksek riskli ve uzun vadeli inovasyon süreçlerine öncülük etmesi,</p>
<p><strong>Misyon odaklılık,</strong> yani toplumsal sorunları (iklim, sağlık, altyapı) somut projelere dönüştürerek kaynakların bu yöne kanalize edilmesi ve</p>
<p><strong>Piyasa inşası,</strong> yani devletin sadece mevcut piyasaları düzenlemekle yetinmeyip yeni teknolojik ve finansal ekosistemlerin yeniden oluşturulması vardır.</p>
<p><strong>“Girişimci Devlet Modeli”, Avrupa Birliği, OECD ve çok sayıda ulusal hükümet nezdinde inovasyon stratejilerini şekillendirerek kayda değer bir akademik ve politik etki yaratsa da, önemli bir eleştirel literatür de zaman içerisinde oluştu. </strong></p>
<p><strong>Kayırmacılığa dönüşme riski</strong></p>
<p>Alberto Mingardi (2015), kâr amacı güden firmaların devlet destekli araştırmalardan "bedavacı" (free-rider) olarak yararlanmaktan öteye pek bir şey yapmadığı yönündeki Mazzucato tezine itiraz eder. Mingardi'ye göre Mazzucato'nun yaklaşımı, devlet kapasitesinin bizzat açıklanması gereken bir unsur olarak ele alınması yerine, sabit bir olgu gibi kabul edilerek bu teşvik ve seçim sorununu büyük ölçüde göz ardı etmektedir.</p>
<p><strong>Muldoon ve Yonai (2023) ise kamunun takdir yetkisine bağlı büyük bütçeli desteklerle yoğunlaşmış teknolojik yatırımların seçiminin kaçınılmaz olarak rant arayışına yol açması nedeniyle eleştiride bulunur.</strong> Muldoon ve Yonai (2023), firmaların ve çıkar gruplarının projelerinin kamu fonu almasını etkilemek için rekabet ettiğini ve potansiyel olarak gerçek yenilikçi liyakat yerine siyasi bağlantıları ödüllendirdiğini savunurlar. <strong>Bunda da haksız olmadıklarını düşünüyorum. Liyakatin tamamen ortadan kaldırıldığı, örgütlü vasatlığın hâkim kılındığı ülkelerde hiç şüphesiz büyük kamu fonları siyasi iktidara en yakın olanlara verilecektir.</strong></p>
<p><strong>Hatta daha ötesi: Bırakın kamu fonlamasına erişmeyi, siyasi iktidara yakın bir firmanın projesinden daha fazla inovasyona sahip bir proje sırf siyasi iktidara yakın firma zarar görmesin diye oyun dışına bile itilebilir.</strong> <strong>‘Girişimci Devlet’</strong> modeline nispeten daha sempatik bakan eleştirmenler bile, girişimci devlet tarzı müdahalelerin kayırmacılığa dönüşme riskini kabul ediyorlar.</p>
<p>Cheang (2024) ise, Doğu Asya sanayi politikası deneyiminden yola çıkarak, misyon odaklı yönetimin ekonomik karar alma süreçlerinin aşırı merkezileştirilmesi riskini taşıdığını ve bazı kurumsal bağlamlarda sağlam demokratik denetimler ve şeffaf değerlendirmelerle desteklenmediği takdirde, otoriter ekonomik yönetim biçimlerine doğru kayabileceğini savunmakta. <strong>O da haksız sayılmaz.</strong></p>
<p><strong>‘Girişimci Devlet Modeli’nin yerel düzeydeki başarısı, kamunun sadece bir finansman kaynağı bulmasıyla değil, bu süreci ne kadar şeffaf ve katılımcı bir "piyasa şekillendirme" vizyonuyla yönettiğiyle de çok alakalı. Şeffaflık sorunu çeken ülkelere göre bir model değil bence. </strong></p>
<p><strong>Ben kendi adıma, İstanbul Sanayi Odası Başkanının açıklamasından, ‘Girişimci Devlet’ tanımlamasıyla en iyi örtüşen uygulamanın Atatürk’ün Devletçilik ilkesi olduğunu düşündüm. </strong></p>
<p><strong>Atatürk’ün ilke ve inkılâplarının iktisadi ayağını Devletçilik oluşturur.</strong> Cumhuriyet’in erken döneminde, yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomik bağımsızlığını sağlamak, sermaye birikimi yetersizliğini aşmak ve sanayileşmeyi hızlandırmak amacıyla hayata geçirilen, özel teşebbüsü reddetmeyen, ancak stratejik ve altyapı alanlarında devleti ana iktisadi aktör kılan güdümlü/karma bir ekonomik modeldir devletçilik.</p>
<p>Korkut Boratav devletçiliği, ulusal burjuvazinin yetersizliği karşısında devletin "sermaye birikim modeli" üstlenmesi olarak tanımlar ve büyümenin dinamiklerini devlet eliyle yaratılan sanayi odağına bağlar.</p>
<p>Şevket Pamuk ise 1930'lardaki devletçiliği, Büyük Buhran'a karşı geliştirilen pragmatik bir tepki ve sanayi odaklı bir büyüme stratejisi olarak ele alır. İthal ikamesi yoluyla dış ticaret dengesinin kurulduğunu vurgular.</p>
<p><strong>Planlı sanayileşme modeli</strong></p>
<p>1923 İzmir İktisat Kongresi’nde benimsenen ilk yönelim, özel sektöre dayalı liberal bir büyüme modeliydi. 1927 yılında çıkarılan <em>Teşvik-i Sanayi Kanunu</em> ile özel girişimciye vergi muafiyeti, ucuz arazi ve taşıma kolaylıkları sağlandı.</p>
<p>Ancak:</p>
<p><strong>Osmanlı İmparatorluğu’ndan gelen borçlar, teknoloji noksanlığı, yetişmiş işgücünün az sayıda olması gibi nedenler, özel sektörün uzun vadeli ve büyük sermaye birikimi gerektiren sanayi yatırımlarını gerçekleştirmesinin önünde engel teşkil ediyordu. Bununla birlikte, 1929 yılında yaşanan Büyük Buhran özellikle tarımsal ihraç ürünlerinin fiyatlarını düşürmüş ve ülkenin dış ticaretini tıkamıştı. </strong></p>
<p>Devletin müdahalesi bu anlamda bir zorunluluk haline gelmişti.</p>
<p>Atatürk’ün devletçilik modelinde:</p>
<p><strong>Özel teşebbüsün yapamadığı veya kârlı bulmadığı altyapı, ağır sanayi, madencilik, demiryolları ve enerji gibi stratejik yatırımlar devlet tarafından üstlenilmişti, ancak özel sektörün faaliyet alanları korunmuştu.</strong></p>
<p><strong>Öte yandan, temel tüketim mallarının (şeker, dokuma, çimento, demir-çelik gibi) yurt içinde üretilerek dışa bağımlılığın azaltılması hedeflenmişti.</strong> Ve tabii bütün bunlarla birlikte yeni Türkiye Cumhuriyeti 1933 yılında hazırlanan 1. Beş Yıllık Sanayi Planı ile planlı bir ekonomiye geçiş yapmıştı. O dönem itibarıyla genç Türkiye, planlı sanayileşme modelini başarıyla uygulayan ve örnek teşkil eden bir gelişmekte olan ülke statüsündeydi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Sanayi hamlesi Atatürk’ün </strong><strong>Devletçilik ilkesinden geçer</strong></span></p>
<p>Erken sanayisizleşme tehlikesiyle karşı karşıya olunduğu bir ortamda, sanayicinin kârları tarihsel olarak düşük seviyelerde seyrediyor. Geçmiş yıllar itibarıyla sanayici Türkiye’de görece en risksiz, ancak en kârlı, maliyeti düşük ve çoklukla banka sermayesine dayalı bir sanayileşme modelini benimsedi. Bunları dikkate aldığımızda, Türkiye’de sanayi hamlesinin yeniden gerçekleşmesinin yolunun Mazzucato’nun Girişimci Devlet Modeli’nden değil, Atatürk’ün Devletçilik ilkesinden geçtiğini düşünüyorum.</p>
<p><strong>Kaynakça: </strong></p>
<p>Cheang, B. (2024). Why mission-directed governance risks authoritarianism: Lessons from East Asia. LSE Research Online Documents on Economics, London School of Economics and Political Science.</p>
<p>Mingardi, A. (2015). A critique of Mazzucato's entrepreneurial state. Cato Journal, 35(3), 603–625.</p>
<p>Muldoon, J., &amp; Yonai, D. K. (2023). A wrong but seductive idea: Public choice and the entrepreneurial state. Journal of the International Council for Small Business, 4(4), 351–361. https://doi.org/10.1080/26437015.2023.2182730</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/girisimci-devlet-modeli-mi-ataturkun-devletcilik-ilkesi-mi-86812</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/2/1280x720/346-1788496710.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Girişimci devlet modeli mi? Atatürk’ün devletçilik ilkesi mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kredi-kisitlari-katma-deger-kisitlari-86811</guid>
            <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kredi kısıtları = katma değer kısıtları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Üretilen malların taşınması, depolanması, dağıtımı gibi işleri yapan aracı sektörlerin payı artıyor. Bu sektörlerin yaratabilecekleri katma değer üretici sektörlere bağımlı olduğu için, üretici sektörlerdeki gerileme sonunda aracı sektörleri de vurur.</strong></p>
<p>TÜİK 2025 yılı için Yıllık Sanayi ve Hizmet İstatistiklerini yayımladı. Bu istatistiklerden Türkiye’de üretilen katma değerin sektörlere göre dağılımını, işçi başına katma değeri ve verimliliği görebiliyoruz. Ekonomi için önemli olan kâr veya gelir değil, katma değerdir. Politika yapıcılar katma değere bakarak kararlarını verirler veya öyle yapmaları gerekir.  </p>
<p>O halde buyurun bu önemli verilere bir bakalım ve son üç yılda uyguladığımız Dezenflasyon Programı’nın bu alanda nasıl bir etki yarattığını görelim. Tablonun ilk iki sütununda 2025 ve 2022 yıllarında Türkiye’de üretilen katma değerin sektörlere göre yüzde dağılımını görüyorsunuz. Üçüncü sütun katma değer payındaki değişimi gösteriyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9a5949ebce4-1788500297.png" alt="" width="658" height="326" /><strong>Sanayideki gerileme </strong><strong>çok ciddi boyutta</strong></p>
<p><strong>Üretici sektörlerde ciddi düşüş var:</strong> Sanayi, madencilik ve enerji gibi üretici ve katma değerleri aracı sektörlere göre daha yüksek olan üç sektörün de katma değer üretimindeki payları gerilemiş. Sanayideki gerileme çok ciddi boyutta. Sanayinin toplam katma değerdeki payı yüzde 41’den yüzde 33’e inmiş ama hâlâ tüm katma değerin üçte biri buradan geliyor.</p>
<p><strong>Aracı sektörlerin payı artıyor:</strong> Üretilen malların taşınması, depolanması, dağıtımı gibi işleri yapan aracı sektörlerin payı artıyor. Bu sektörlerin yaratabilecekleri katma değer üretici sektörlere bağımlı olduğu için, üretici sektörlerdeki gerileme sonunda aracı sektörleri de vurur. Ayrıca bu sektörlerin payındaki artış reel bir büyümeden çok sanayinin payındaki düşüş nedeniyle oluşan matematiksel bir artışı gösteriyor.</p>
<p><strong>İşçi başına katma değerde üretici sektörler çok önde:</strong> 2025 yılında bir işçi madencilikte 2,8 milyon TL, sanayide 1,5 milyon TL ve enerjide 5,9 milyon TL katma değer üretmiş. Aracı sektörlerde bu rakam 600-800 bin TL. Ayrıca konaklama ve restoran, idari ve destek hizmetleri gibi sektörlerde katma değer ürünün fiyatı veya alınan maaşla hesaplanıyor. O yüzden buradaki katma değer rakamı biraz “soyut”.</p>
<p>Neden üretici sektörlerde katma değer daha yüksek? İki sebebi var. İlki bu sektörlerde sermaye daha yoğun ve katma değerin bir kısmı buradan geliyor. İkinci neden bu sektörlerin doğrudan ilk üretici olması.</p>
<p>Ayrıca istihdam verilerinden biliyoruz ki yüksek katma değerli sektörlerden düşük katma değerli sektörlere işgücü kayması var. Bu kaymanın ekonomideki katma değer üretiminin sınırlanması, hizmetler sektöründe reel ücretlerin gerilemesi, sanayideki mevcut sermayenin bir kısmının atıl kalması, toplam arzın daralması nedeniyle enflasyonist baskı oluşması, düşen üretimin ikamesi amacıyla ithalat artışı gibi etkileri olduğunu hatırlatalım. Bu işgücü kaymasının sonuçlarının daha detaylı bir şekilde ele alındığı yazıma aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.</p>
<p>Sorunu ve sonuçlarını tanımladık ama sorunun sebeplerini de bir hatırlayalım. Kredi kısıtlarında ayarın kaçmış olması, dövize karşı değer kazanan TL’nin sanayi üzerinde ağır bir yük oluşturması, yüksek finansman maliyeti ve ek olarak bir dizi konjonktürel neden var bu sorunun temelinde.</p>
<p><strong>En etkili tedbir kredi kısıtlarının </strong><strong>önemli ölçüde gevşetilmesi</strong></p>
<p>Peki çözüm ne olabilir? Sorunun çözümü için ekonomi yönetiminin etki alanında olan en etkili ve acil tedbir kredi kısıtlarının önemli ölçüde gevşetilmesidir. Kaldırılması değil, gevşetilmesi. Kredi kısıtlarını enflasyonu düşürsün diye getirdik ama enflasyonu düşüremediler. Bir noktaya kadar enflasyonun artışına engel oluyorlar fakat şu an o noktanın ötesine geçmiş durumdalar. Ayrıca 2026 yılında sanayideki bariz kötüleşmenin henüz incelediğimiz rakamlara yansımadığını, gerçek durumun daha kötü olduğunu da hatırlayalım.</p>
<p>Bu kadar yan etkisi olan bir ilacı, bu kadar uzun süre ve bu kadar alerjik bir bünyeye uygulamamalıyız.</p>
<p><a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayide-sadece-uretim-ve-istihdam-kaybetmiyoruz-85909">https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayide-sadece-uretim-ve-istihdam-kaybetmiyoruz-85909</a></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kredi-kisitlari-katma-deger-kisitlari-86811</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kredi kısıtları = katma değer kısıtları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/beklentilerin-altinda-kalan-enflasyon-faiz-indirimini-getirir-mi-86810</guid>
            <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Beklentilerin altında kalan enflasyon faiz indirimini getirir mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tüketici fiyatları ağustos ayında aylık %1,8 artarak piyasa beklentisinin altında gerçekleşti. Böylece yıllık TÜFE enflasyonu sınırlı da olsa bir önceki aya göre bir miktar gerileyerek %31,5 oldu.</p>
<p>Enflasyon verisi, önümüzdeki hafta gerçekleştirilecek Para Politikası Kurulu toplantısı öncesinde faiz indirimi tartışmalarını yeniden gündeme getirdi. Ancak manşet verinin altına indiğimizde tablo değişiyor. Enflasyondaki iyileşme büyük ölçüde gıda fiyatlarından kaynaklanıyor. Hizmet enflasyonu yüksek seyrini koruyor. Çekirdek göstergeler, enflasyonun ana eğiliminde yavaşlama görülmüyor. Fiyat artışlarının genele yayılımı ise devam ediyor.</p>
<p>Üstelik küresel gelişmeler Türkiye açısından yeni maliyet baskıları oluşturuyor. Petrol fiyatları yeniden yükselirken Karadeniz’deki çatışmalar hem enerji hem de gıda fiyatları açısından riskleri artırıyor. ABD’nin yeniden gündeme getirdiği gümrük vergileri ise küresel ticareti arz ve fiyat kaynaklı etkiliyor.</p>
<p><strong>Manşet enflasyon TÜFE’de sınırlı düşerken ÜFE’de arttı</strong></p>
<p>Tüketici fiyatları ağustos ayında yüzde 1,84 arttı. Bu oran hem bir önceki yıl ağustos ayında gözlemlenen aylık yüzde 2,04 artış oranının hem de yüzde 1,9 – yüzde 2,0 civarındaki medyan piyasa beklentilerinin altında kaldı. Ancak Üretici Fiyat Endeksi ağustos ayında yüzde 2,57 arttı. Bu oran, geçen yılın aynı ayında kaydedilen yüzde 2,48’lik aylık artışın üzerinde. Böylece yıllık üretici enflasyonu yüzde 27,89’a yükseldi.</p>
<p>Üretim maliyetlerindeki baskının sürmesi, önümüzdeki dönem tüketici enflasyonu açısından risk oluşturmaya devam ediyor.</p>
<p><strong>Tüketici enflasyonunda iyileşmenin kaynağı gıda fiyatları</strong></p>
<p>Manşet enflasyondaki sınırlı iyileşmenin temel kaynağı gıda ve alkolsüz içecekler grubu oldu. Gıda fiyatları ağustos ayında yüzde 0,2 ile nispeten düşük bir oranda arttı. Böylece bu grubun toplam tüketici enflasyonuna katkısı oldukça sınırlı kaldı.</p>
<p>Gıda fiyatlarındaki sınırlı artış; alkollü içecekler ve tütün, ulaştırma ve eğitim gruplarında gözlemlenen yüksek fiyat artışlarının toplam tüketici sepeti üzerindeki etkisini azalttı. Dolayısıyla ağustos ayındaki düşük manşet enflasyon, fiyatlama davranışlarında genele yayılan bir iyileşmeden çok belirli bir gruptaki olumlu görünümden kaynaklandı.</p>
<p>Ayrıca farklı kurumların hesaplamaları gıda fiyatlarındaki artışın TÜİK verisinden daha yüksek olabileceğine işaret ediyor. Türk-İş tarafından Ankara için hesaplanan mutfak enflasyonu ağustos ayında yüzde 1,2 arttı. TEPAV Gıda Fiyat Endeksi de aynı dönemde yüzde 1,1 yükseldi. Elbette bu göstergelerin kapsadığı ürünler, bölgeler ve ağırlıklar birbirinden farklı. Bu nedenle sonuçların bire bir aynı olmasını bekleyemeyiz. Yine de aradaki fark, önümüzdeki aylarda gıda enflasyonunun seyrini daha yakından takip etmemizi gerektiriyor.</p>
<p><strong>Hizmet enflasyonu dirençli kalmaya devam ediyor</strong></p>
<p>Enflasyonun kalıcı bölümünü görmek için hizmet fiyatlarına bakmamız gerekiyor. Ağustos ayında hizmet fiyatları aylık yüzde 3,1 arttı. Yıllık hizmet enflasyonu ise yüzde 40,3 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Hizmet fiyatlarının ücretler, kiralar ve geçmiş enflasyona endeksleme davranışıyla güçlü bir ilişkisi bulunuyor. Bu nedenle hizmet enflasyonu mal fiyatlarına kıyasla daha yavaş geriliyor. Bir kez yükseldiğinde, para politikasındaki sıkılığın uzun süre korunmasını gerektiriyor. Ağustos verisi de bu katılığın henüz kırılmadığını gösteriyor.</p>
<p><strong>Çekirdek göstergelerde belirgin bir iyileşme yok</strong></p>
<p>Benzer bir tabloyu çekirdek enflasyon göstergelerinde de görüyoruz. Gıda, enerji ve ulaştırma gibi oynaklığı yüksek kalemlerin farklı bileşimlerle dışarıda bırakıldığı çekirdek göstergelerde aylık artışlar yüzde 1,7 ile yüzde 2,8 arasında değişti. Yıllık artışlar ise yüzde 30,7 ile yüzde 33,4 bandında gerçekleşti.</p>
<p>Fiyat artışlarının kaç alt kaleme yayıldığını gösteren yayılım endeksi de ağustos ayında yükselmeye devam etti. Bu görünüm, enflasyonun yalnızca birkaç ürün ya da hizmet grubunda yoğunlaşmadığını, ekonominin geneline yayılmayı sürdürdüğünü gösteriyor.</p>
<p><strong>İç talepteki yavaşlama faiz indirimine alan açıyor mu?</strong></p>
<p>Faiz indirimini destekleyebilecek temel gelişme, iç talepteki yavaşlama. Türkiye ekonomisi yılın ikinci çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,3 büyüdü. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış verilere göre çeyreklik büyüme yüzde 1,1 oldu. Ancak büyümenin bileşimi iç talepte belirgin bir ivme kaybına işaret etti.</p>
<p>İç talepteki yavaşlama kuşkusuz sıkı para politikasının talep üzerindeki etkisinin görünür hâle geldiğini gösteriyor. Ancak buradan doğrudan faiz indirimi sonucuna ulaşmak için erken. Talep yavaşlarken hizmet enflasyonu yüzde 40’ın üzerinde kalıyorsa, çekirdek enflasyonda belirgin bir gerileme görülmüyorsa ve fiyat artışlarının genele yayılımı sürüyorsa para politikasının görevini tamamladığını söyleyemeyiz.</p>
<p><strong>Küresel riskler yükse seyrini koruyor</strong></p>
<p>Yurt içindeki enflasyon görünümünü küresel gelişmelerden bağımsız değerlendiremeyiz. ABD ile İran arasındaki askeri çatışmaların yeniden şiddetlenmesiyle Brent petrolün varil fiyatı 95 dolar seviyesine yükseldi. Petrol fiyatlarındaki yükseliş doğrudan akaryakıt ve enerji fiyatlarını artırıyor. Ardından ulaştırma, üretim, lojistik ile gübre ve yem maliyetleri üzerinden tüketici fiyatlarına yayılıyor.</p>
<p>Bir diğer risk Rusya-Ukrayna savaşından geliyor. Karadeniz’de gemilere, limanlara ve tahıl ihracat altyapısına yönelik saldırılar yoğunlaşıyor. Son saldırılar nedeniyle bazı Asya ülkeleri Rusya ve Ukrayna yerine daha pahalı Avustralya ve Arjantin buğdayına yönelirken uluslararası buğday vadeli fiyatları haziran sonundan bu yana yaklaşık yüzde 35 yükseldi.</p>
<p>Bölgede enerji tesislerinin karşılıklı olarak hedef alınması da enerji arzı ve fiyatları üzerindeki baskıyı artırıyor. Türkiye hem enerji hem de tarımsal emtia ithalatında uluslararası fiyat hareketlerinden hızlı etkilenen bir ülke. Dolayısıyla güneyimizdeki enerji şoku ile kuzeyimizdeki tahıl ve enerji arzı riski aynı dönemde enflasyon görünümünü bozabilir.</p>
<p><strong>Dünya faiz indirimi değil faiz artırımı konuşuyor</strong></p>
<p>Küresel para politikası görünümü de Merkez Bankasının faiz indirim alanını daraltıyor. Gelişmiş ülke faizlerinin yükseldiği ve daha da artmasının beklendiği bir ortamda Türkiye’nin faiz indirmesi, Türk lirası varlıkların sunduğu getiri farkını azaltır. Bu durum sermaye hareketleri, risk primi, döviz kuru ve rezervler üzerinde baskı yaratabilir.</p>
<p><strong>Son söz</strong></p>
<p>Merkez Bankası, Eylül ayı faiz kararını 10 Eylül’de açıklayacak. İç talepteki yavaşlama ile ağustos ayında manşet enflasyonun beklentilerin altında kalması, piyasalar açısından faiz indirimi kapısını araladı. Ancak verinin ayrıntıları aynı iyimserliği taşımıyor. Bu nedenle önümüzdeki hafta en doğru kararın politika faizini sabit tutmak olacağını düşünüyorum. Erken bir indirim kısa vadede piyasaları memnun edebilir. Fakat enflasyon beklentilerini ve Türk lirasına duyulan güveni zayıflatması hâlinde, daha sonra çok daha yüksek bir maliyetle geri alınmak zorunda kalabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/beklentilerin-altinda-kalan-enflasyon-faiz-indirimini-getirir-mi-86810</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/tcmb-merkez-bankasi452117h.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Beklentilerin altında kalan enflasyon faiz indirimini getirir mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zorunlu-nedenlerle-fazla-calismada-isci-onayi-sart-mi-86809</guid>
            <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zorunlu nedenlerle fazla çalışmada işçi onayı şart mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Zorunlu nedenlerle fazla çalışma, iş yerinde ortaya çıkan ani ve beklenmeyen durumlarda işin durmaması, iş yerinin zarar görmemesi veya işin güvenli şekilde sürdürülebilmesi amacıyla başvurulan bir çalışma türüdür. İşçinin yazılı onayı ise aranmaz. </strong></p>
<p>Fazla çalışma, işçinin haftalık normal çalışma süresi olan 45 saatin üzerinde çalıştırılması anlamına gelmektedir. Kural olarak fazla çalışma yaptırılabilmesi için işçinin yazılı onayının alınması esastır. Ancak bazı durumlarda işin niteliği, iş yerinde meydana gelen beklenmeyen olaylar veya işin devamlılığını sağlama zorunluluğu nedeniyle işçinin onayı aranmaksızın fazla çalışma yaptırılması mümkündür.</p>
<p>4857 sayılı İş Kanunu’nun 42’nci maddesinde “<strong>Zorunlu nedenlerle fazla çalışma</strong>” hüküm altına alınmıştır.</p>
<p>“<em>Gerek bir arıza sırasında, gerek bir arızanın mümkün görülmesi halinde yahut makineler veya araç ve gereç için hemen yapılması gerekli acele işlerde, yahut zorlayıcı sebeplerin ortaya çıkmasında, işyerinin normal çalışmasını sağlayacak dereceyi aşmamak koşulu ile işçilerin hepsi veya bir kısmına fazla çalışma yaptırılabilir. Bu durumda fazla çalışma yapan işçilere uygun bir dinlenme süresi verilmesi zorunludur.”</em></p>
<p>Zorunlu nedenlerle fazla çalışma, iş yerinde ortaya çıkan ani ve beklenmeyen durumlar nedeniyle işin durmaması, iş yerinin zarar görmemesi veya işin güvenli şekilde sürdürülebilmesi amacıyla başvurulan bir çalışma türüdür. Örneğin, iş yerinde meydana gelen arıza, teknik aksaklık, makine veya ekipman bozulması, işin durmasına yol açabilecek ani bir olay ya da iş yerinin güvenliği bakımından derhal müdahale edilmesi gereken hâller zorunlu nedenlere örnek gösterilebilir.</p>
<p>Fazla çalışma ve fazla sürelerle çalışma yaptırılabilmesi için işçinin yazılı onayının alınması esastır. Ancak zorunlu nedenlerle yapılan fazla çalışma veya fazla sürelerle çalışma için işçinin yazılı onayı aranmamaktadır.</p>
<p><strong>Fazla çalışma gerçekten </strong><strong>zorunlu bir nedene dayanmalı</strong></p>
<p>Nitekim İş Kanununa İlişkin Fazla Çalışma ve Fazla Sürelerle Çalışma Yönetmeliği’nin 9’uncu maddesinde, “<strong><em>Zorunlu nedenlerle veya olağanüstü durumlarda yapılan fazla çalışma ve fazla sürelerle çalışma için bu onay aranmaz.</em></strong>” hükmü yer almaktadır.</p>
<p>Bu nedenle işçinin fazla çalışmaya ilişkin yazılı onayının bulunmaması, zorunlu nedenin varlığı hâlinde işverenin fazla çalışma yaptırmasına engel değildir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, fazla çalışmanın gerçekten zorunlu bir nedene dayanmasıdır. Zorunlu nedenlerle fazla çalışmada işçi, iş yerindeki zorunlu durumun giderilmesi için gerekli olan süreyle sınırlı olarak fazla çalıştırılabilir.</p>
<p>Bu kapsamda işveren, zorunlu fazla çalışmayı gerektiren olayı somut şekilde ortaya koyabilmelidir. İş yerinde meydana gelen arıza, acil müdahale gerektiren olay, üretim veya hizmetin durmasına yol açabilecek teknik aksaklık ya da iş sağlığı ve güvenliği bakımından müdahale edilmesi gereken durum yazılı kayıt altına alınmalıdır. Böylece fazla çalışmanın olağan iş yoğunluğundan değil, zorunlu bir nedenden kaynaklandığı ispatlanabilir hâle gelecektir.</p>
<p><strong>Zorunlu nedenlerle fazla </strong><strong>çalışma, istisnai bir durumdur</strong></p>
<p>Zorunlu nedenle fazla çalışma yapılması hâlinde de işçinin fazla çalışma ücretine hak kazanacağı unutulmamalıdır. Fazla çalışma ücreti, işçinin yaptığı her bir saatlik fazla çalışma için normal çalışma ücretinin saat başına düşen miktarının yüzde 50 yükseltilmesi suretiyle ödenmelidir.</p>
<p>Sonuç olarak, zorunlu nedenlerle fazla çalışma, işçinin yazılı onayı aranmadan, şartların oluşması hâlinde başvurulabilecek istisnai bir fazla çalışma türüdür. Ancak bu istisna, işverenin olağan iş yoğunluğu veya planlama ihtiyacı nedeniyle sürekli şekilde fazla çalışma yaptırabileceği anlamına gelmemektedir. Zorunlu fazla çalışma, iş yerinin normal çalışmasını sağlayacak ölçüyle sınırlı tutulmalı, çalışmayı gerektiren olay kayıt altına alınmalı, işçiye uygun dinlenme süresi verilmeli ve yapılan fazla çalışmanın karşılığı mevzuata uygun şekilde ödenmelidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zorunlu-nedenlerle-fazla-calismada-isci-onayi-sart-mi-86809</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zorunlu nedenlerle fazla çalışmada işçi onayı şart mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/calisanin-vasat-ise-yapay-zeka-ne-yapsin-86808</guid>
            <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çalışanın vasat ise yapay zekâ ne yapsın</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Her sistem, beslendiği talimat setinin izlerini taşır. YZ çağında, girişe yazılan vasatlık; çıkışta karmaşık çöküşler, sıradanlık ve inovasyon kıtlığı olarak belirir. Ölümcül ortalama YZ için de tehdit.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN: </strong>Veriyle karar alan sistemlerde asıl fark, <strong>hangi verilerin</strong> yüklendiğindedir. Yapay zekâ yalnızca <strong>öğrenir</strong>; ona gösterdiğimizi işler, <strong>verdiğimizi</strong> çoğaltır. Ancak birey olarak kendi iç talimat setimizi “<strong>vasatlık</strong>”la kodlarsak, <strong>sistemin mükemmel olmasını beklemek</strong> yalnızca bir çelişkidir.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Artık sadece bireyler değil, şirketler, şehirler, devletler; kendi algoritmalarını yazıyor. Peki ya bu algoritmaların ham maddesi? <strong>Vasatlıkla kodlanan talimat seti</strong>, önce kararları sonra kaderi sıradanlaştırır. “<strong>O da böyle yapılsın, herkes böyle yapıyor</strong>” anlayışı; YZ’nin vizyonunu düşürür.</p>
<p><strong>VASATLIKLA KODLANAN GELECEK NEREYE GİDER?</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Yapay zekâ çağında <strong>sıradanlığın bile standardı yükseldi</strong>. Ortalama olmak artık <strong>düşük kaliteyi</strong> değil, <strong>geride kalmayı</strong> temsil ediyor. Ve unutulmamalı: <strong>Yüksek çıktı, yüksek girdi ister</strong>. Eğer sistemi <strong>olağanüstüye koşturmak</strong> istiyorsak, önce onu <strong>yöneten protokolü yükseltmemiz</strong> gerekecektir.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Talimat setine yazılan her cümle, <strong>geleceğin senaryosudur</strong>. Hangi kelimeyi seçiyorsak, <strong>o geleceğe onay</strong> veriyoruz. Vasatla kodlanan geleceğin gideceği yer bellidir; <strong>1</strong>-Yetersiz giriş yetersiz karar üretir, <strong>2</strong>- Talimat seti, sistemin aynasıdır ve <strong>3</strong>- Özgünlük ve ilerleme; ancak cesaretle kodlanır.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>2 SORU 2 CEVAP / YZ sıradışılığına dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Talimat seti nasıl vasatlaşır?</em></strong></p>
<p>Talimat seti, <strong>konfor alanı</strong> alışkanlıklarıyla, <strong>denetimsiz tekrarlarla</strong> ve <strong>sorgusuz kabullerle</strong> vasatlaşır. Aynı kararları veren, aynı <strong>hatayı tekrar eden kurumlar</strong>; sonunda farklı sonuçlar beklemekle oyalanır.</p>
<p><strong>Olağanüstü sonuç için ne gerekir?</strong></p>
<p>Yüksek çıktı için <strong>yüksek zihinsel girdi</strong> gerekir. Yani; <strong>nitelikli bilgi</strong>, açık protokol, <strong>denetlenebilir sistem</strong> ve cesur kararlar. Talimat seti vizyonla yazılırsa, çıktı da stratejik olur. Değilse sıradan <strong>sanal rutindir</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>SIRADANLIĞI ÇOĞALTARAK SIRADIŞI OLAMAZSINIZ</strong></p>
<p>Yapay zekâ çağında ilerlemenin ölçüsü, <strong>kod kalitesidir</strong>. Bugünün ortalama kararları<strong>, yarının sınırlı dünyasını </strong>üretir. Talimat setimizi yükseltmezsek, her gün aynı sistemi <strong>döngüsel tekrarlarla</strong> çalıştırır; fakat <strong>farklı bir yarına</strong> asla varamayız. <strong>Sıradanlıkları çoğaltarak</strong>, <strong>sıradışı üretim</strong> söz konusu olmamıştır.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>YZ LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Talimat seti</strong>: Bir sistemin kararlarını şekillendiren bilgi protokolü, organik zekâların öngörebildikleri</p>
<p><strong>Kod kalitesi</strong>: Bir algoritmanın doğruluk, tutarlılık ve verimlilik kapasitesi, hayatla bütünleşme yetisi</p>
<p><strong>Vasatlık</strong>: Sıradanlığa razı olmuş düşünsel veya sistematik tekrar, yaratıcılığı dışlayan zihin kümesi</p>
<p><strong>Çıktı</strong>: Sistemden elde edilen sonuç; doğrudan girişe bağlıdır. Zeki giriş, zeki çıkış üretir ya da tersi</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/calisanin-vasat-ise-yapay-zeka-ne-yapsin-86808</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/4/1280x720/yapay-zeka-1754980540.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çalışanın vasat ise yapay zekâ ne yapsın ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-86807</guid>
            <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasalar haftayı nasıl kapatacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="BIST100 14 Bin Puanın Altında! Piyasalar Haftayı Nasıl Kapatacak? | Ekonomi Masası | 04 Eylül" src="https://www.youtube.com/embed/afzwDgpesXo" width="750" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-86807</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/9/1280x720/seref-oguz-berfin-cipa-1778218088.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-yerinde-sayiyor-ama-biz-dusuyormus-gibi-yapalim-86806</guid>
            <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 07:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyon yerinde sayıyor ama biz düşüyormuş gibi yapalım!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TÜİK’e göre tüketici fiyatları ağustos ayında yüzde 1,84 arttı. Bu oran, ağırlıkla yüzde 2’nin üstünde bulunan tahminlere göre iyi bir oran. Ama yalnızca tahminlere göre iyi bir oran. Yoksa aylık yüzde 1,84 artışın neresi iyi!</p>
<p>Ağustos gerçekleşmesinden sonra sekiz aylık artış yüzde 22,07’yi buldu.</p>
<p>Ağustos artışı geçen yılın aynı ayındaki düzeyin altında kalınca temmuz sonunda yüzde 31,75 olan yıllık oran da ağustos sonunda yüzde 31,51’e geriledi. Hani örneğin yüzde 10,75’ten yüzde 10,51’e inilmiş olsa, hele hele örneğin yüzde 5,75’ten yüzde 5,51’e inilmiş olsa 0,24 puanlık düşüş önemli de, 30’lu düzeylerde yaşanan 0,24 puanın hiç mi hiç önemi yok.</p>
<p>Yok; ama bunu hâlâ dezenflasyonun sürdüğü gibi okumak isteyenler, hatta okuyanlar var.</p>
<h2>Bu mu düşüş?</h2>
<p>Yıllık TÜFE artışı geçen yılın mayıs ayı sonunda yüzde 35,41 düzeyindeydi. 2025 mayısından bu yılın ağustosuna; tam 16 ay geçti. Şimdi yıllık enflasyon kaç, yüzde 31,51. Bu yılın mart ayı sonunda yüzde 30,87’ye kadar da inilmişti.</p>
<p>Ağustosta yıllık oranın yüzde 31,51 olduğunu belirttim. Peki geçen yılın ağustosundaki yıllık oran neydi, yüzde 32,95, arada önemsenmeyecek bir fark var.</p>
<p>Yıllık enflasyon hem de neredeyse bir buçuk yıla yaklaşan bir süredir adeta yüzde 31-35 arasına çakılıp kalmışken enflasyonla mücadelede epeyce yol alındığını savunmak!</p>
<h2>Üstelik bu ağırlıklarla…</h2>
<p>Enflasyon yüzde 30’larda yapışıp kaldı ama bu yılın ağırlıklarında Avrupa ile uyum sağlamak adına yapılan düzenleme olmasaydı bu oranlara bile inilemeyebilirdi.</p>
<p>Bu düzenlemeyle ne mi değişti; tekrarlamakta yarar var.</p>
<p>Daha önce yalnızca yurt içi yerleşiklerin harcamalarına göre belirlenen ağırlıklar, bu yıl yurt dışı yerleşiklerin Türkiye’deki harcamalarını da kapsayacak şekilde değiştirildi. Bu değişiklikle de özellikle konut harcamalarının ağırlığı düşerken lokanta ve otel harcamalarının payında artış oldu.</p>
<p>Bir de giyim grubunun ağırlığı artırıldı. Herhangi bir harcama grubunun ağırlığı, biraz da bir önceki yıldaki fiyat hareketine bağlı olarak değişir; fiyat artışı genelden hızlıysa, yani o kalemlere çok para ayrılmak durumunda kalınıyorsa o grubun payı artırılır, tersiyse düşürülür. Geçen yıl giyim grubunda fiyat artışı genelden az olduğu halde bu grubun payı arttı.</p>
<p>Giyimdeki düşük fiyat artışı bu yıl da devam ediyor. Son bir yıldaki artış yalnızca yüzde 9,65. Bu grubun ağırlığı arttığı için, bu düşük fiyat artışı genel oranı aşağı çekiyor.</p>
<p>Bu durum yalnızca son bir yıl için geçerli değil. Giyim ve ayakkabı grubunda ağustos ayında yüzde 3,54 fiyat düşüşü oldu, bu düşüş de toplam endeksi 0,24 puan aşağı çeken yönde etki yaptı. Ya da şöyle ifade edelim; bu grupta fiyatlar ağustos ayında sabit kalsaydı toplam TÜFE artışı 0,24 puan daha fazla olacak ve yüzde 2’yi aşacaktı. Hem de öyle sınırda bir aşma olacaktı ki geçen yılın ağustosundaki oranın bile üstüne çıkılacaktı.</p>
<p>Hani <strong>“Şeytan ayrıntıda gizlidir”</strong> diye bir söz var ya, enflasyon hesaplaması da aynen öyle.</p>
<p>Ağırlık değişiminde en çok dikkat çeken harcama grubu konut. Toplamdaki ağırlığı 3,8 puan düşürülen konut grubundaki yıllık enflasyon yaklaşık yüzde 40. Ama ağırlık düşürüldüğü için genele yansıma olması gerekenden tabii ki daha düşük.</p>
<p>Benzeri başka örnekler de var elbette. Dolayısıyla yıllık enflasyon yüzde 30’larda yapışıp kaldı ama 2026 başında ağırlıklarla ilgili o köklü değişiklik söz konusu olmasaydı belki bu düzeylere bile inilemezdi.</p>
<h2>Hizmet enflasyonu hâlâ yüzde 40’ın üstünde</h2>
<p>Vatandaş giyiminden fedakârlık edebilir, ediyor da zaten.</p>
<p>Dayanıklı mal alımını erteleyebilir, erteliyor da zaten.</p>
<p>Ama ertelenemeyecek, günlük yaşamı sürdürebilmek için zorunlu harcamalar var ve onlardaki fiyat artışı hâlâ çok yüksek. Hizmet enflasyonu ağustos ayı itibarıyla yıllık bazda hâlâ yüzde 40’ın üstünde, yüzde 41,34 düzeyinde.</p>
<p>Bu kapsamda yer alan kirada yaklaşık yüzde 54, lokanta ve otellerde yüzde 32, ulaştırma hizmetlerinde yüzde 45, diğer hizmetlerde yüzde 40 artış var.</p>
<h2>Yüzde 30’un altı mümkün mü?</h2>
<p>İlk sekiz ayda yüzde 22,07 artıştan sonra yılı yüzde 30’un altında kapatmak, kalan dört aydaki toplam artışın yüzde 6,5’te kalmasına bağlı. Dört ayda yüzde 6,5 de, aylık ortalama artışın yüzde 1,6 dolayında tutulabilmesine...</p>
<p>Geçen yıl eylülde yüzde 3,23, ekimde yüzde 2,55, kasımda yüzde 0,87, aralıkta yüzde 0,89 artış olmuştu.</p>
<p>Bu yıl eylül ve ekimde geçen yılın altında kalınabilir. Gerçi bu da savaşa, daha doğrusu Trump’a bağlı! İşte yeniden hortlatılan savaş yüzünden motorine bugün yüklü bir zam var. Ama yine de genel tahminler bu ay geçen yılki düzeyin altında kalınabileceği yönünde. Geçen yılın oranı görece çok yüksek olduğu için bu ayki artış yüzde 2 olduğunda bile yıllık oran yüzde 30’un altına inecek. İnecek de, orada kalıcı olabilecek mi, işte o çok zor.</p>
<p>Gerçi yüzde 30’un biraz altında kalınsa ne olacak ki!</p>
<p>Örneğin, yüzde 29,5 ile yüzde 30,5 arasında vatandaşın yaşamına dokunma anlamında ne gibi bir fark var ki! Sonuçta iki oran da çok yüksek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-yerinde-sayiyor-ama-biz-dusuyormus-gibi-yapalim-86806</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/gida-market.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyon yerinde sayıyor ama biz düşüyormuş gibi yapalım! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/devlete-1-milyar-160-milyon-euro-odedi-4-yilda-12-milyar-daha-yatirim-yapacak-86805</guid>
            <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 07:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Devlete 1 milyar 160 milyon euro ödedi, 4 yılda 1.2 milyar daha yatırım yapacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İGA </strong>İstanbul Havalimanı CEO’su <strong>Selahattin Bilgen, </strong>2025 yılı Eylül ayında Çin Halk Cumhuriyeti’nin Guangzhou kentinde gerçekleşen <strong>“Airports Council International” </strong>(ACI-Uluslararası Havalimanları Konseyi) toplantısının ödül töreni gecesinin sonuna doğru sahneye çıktı.</p>
<p>ACI yönetimi, <strong>Selahattin Bilgen</strong>’e bir belge teslim etti:</p>
<ul>
<li><strong>İGA, </strong>“ACI Havalimanı Deneyimi Zirvesi 2026”<strong>ya İstanbul’da ev sahipliği yapacak. İstanbul’daki zirve 31 Ağustos-4 Eylül 2026’da gerçekleşecek.</strong></li>
</ul>
<p>ACI World Genel Direktörü <strong>Justin Erbacci, </strong>belgeyi <strong>Bilgen</strong>’e verirken duygularını paylaştı:</p>
<p>-          <strong>İstanbul’a defalarca geldim. İstanbul toplantısı kararını almak çok kolay oldu. 2026 zirvemizin İstanbul’da yapılacak olması beni çok heyecanlandırıyor.</strong></p>
<p>Önceki akşam Çırağan Sarayı’nda gerçekleşen <strong>“ACI Dünya Havalimanları Deneyim Zirvesi 2026”</strong>nın ödül törenine giderken 2025 yılı Eylül ayında Guangzhou’daki belge teslimi sahnesini anımsadım.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9a46848d378-1788495492.jpg" alt="" width="700" height="466" /><strong>Selahattin Bilgen, </strong>ödül töreni sırasında gazetecilere ayrılmış masaya uğradı, Londra’daki (İngiltere) Heathrow Havalimanı’nı Temmuz ayında geçtiklerini anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Temmuz ayında Heathrow’dan geçen yolcu sayısı 7.86 milyonda kaldı. İstanbul Havalimanı ise Temmuz ayında 8.15 milyon yolcuyu ağırladı. İngiltere’deki 4 televizyon kanalı benimle özel görüşme yapmak istedi.</strong></p>
<p>Heathrow’da 3’üncü pistin yapımına ilişkin tartışmanın 20 yıldır sürdüğünü belirtti:</p>
<p>-          <strong>Bizim 3’üncü pist kullanılıyor. 4’üncü pistin de inşaatı bitti. Devlet Havalimanları İşletmesi’ne (DHMİ) teslim sürecindeyiz. Eylül ayı bitmeden önce 4’üncü pistimiz de devreye girebilir. Böylece İstanbul Havalimanı’nın kapasitesi daha da artacak.</strong></p>
<p>Söz Heathrow’dan açılmışken şu detayın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>İstanbul Havalimanı’ndaki hizmetlerin havayolu şirketlerine maliyeti Heathrow’un yarısı düzeyinde.</strong></p>
<p>İstanbul Havalimanı’nın 7 yıldır hizmette olduğuna işaret etti:</p>
<p>-          <strong>7 yıllık dönemde COVID-19 pandemisi yaşandı. Rusya-Ukrayna savaşı başladı ve sürüyor. Ülkemiz 6 Şubat 2023 depremleri darbesini yedi. ABD ve İsrail’in İran’a saldırısıyla başlayan Körfez Savaşı da devam ediyor. Böylesi dönemde Heathrow’u geçmemiz daha dikkat çekici.</strong></p>
<p>4’üncü pistle ilgili yatırım bedelini merak ettik, paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Yaptığımız yatırım 890 milyon Euro’yu buldu. Yapılan her yatırım, İstanbul Havalimanı’nın çıtasını, Avrupa ve dünyadaki yerini daha yukarı taşıyor. Şu anda Avrupa’nın en verimli havalimanıyız.</strong></p>
<p>Verimlilik konusunu şöyle örnekledi:</p>
<p>-          <strong>Avrupa’daki farklı destinasyonlardan İstanbul’a gelen uçaklar, önceki rötarlarını bizim havalimanımızda telafi edebiliyorlar. Çünkü, uçakların zamanında kalkışına gerekli hizmeti verme konusunda Avrupa’nın en iyisiyiz.</strong></p>
<p>İstanbul Havalimanı’nın bagaj teslimi gibi hizmetlerde de Avrupa’nın en iyisi olduğunu kaydedip ekledi:</p>
<p>-          <strong>Bu işin sırrı </strong>“Koşullar ne olursa olsun kendi işimizi iyi yapacağız” <strong>anlayışında yatıyor.</strong></p>
<p>İstanbul Havalimanı’na tarifeli sefer yapan havayolu şirketi sayısının 117’yi bulduğunu aktardı:</p>
<p>-          <strong>Charter ve kargo seferlerini de dahil ettiğimizde İstanbul Havalimanı’na sefer yapan havayolu şirketi sayısı 190’u buluyor. Yani, neredeyse </strong>“İstanbul Havalimanı’na uçmayan kalmadı” <strong>noktasına varmak üzereyiz.</strong></p>
<p><strong>Selahattin Bilgen</strong>’e İGA’nın devlete kira ödemelerinin seyrini sorduk, yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Bölgemizdeki savaş ortamına rağmen bu yıl yolcu sayısında 86 milyonu geçebiliriz. Hedefimiz 89 milyondu ama 86 milyon da önemli bir eşik. Devletin verdiği yolcu garantisini aşıyoruz. Kiranın yanı sıra yolcu garantisi aşıldığındaki ek ödemeleri de yapıyoruz.</strong></p>
<p>2025 yılındaki kira ve ek ödemelerine dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>886 milyon Euro kira bedeli ödedik. Vergi ve ek ödemelerle birlikte devlete ödediğimiz rakam 1 milyar 160 milyon Euro’yu buldu.</strong></p>
<p>Heathrow’u da geride bırakıp Avrupa’da birçok konuda ilk sıraya yerleşmesi İstanbul Havalimanı’nın başarısını ortaya koyuyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Çin’e haftalık uçuş frekansı 21’den 49’a çıktı</span></h2>
<p><strong>İGA </strong>İstanbul Havalimanı CEO’su <strong>Selahattin Bilgen, “Airports Council International”</strong>in (ACI-Uluslararası Havalimanları Konseyi) toplantısı için Guangzhou’ya (Çin) birlikte gittiğimiz 2025 yılı Eylül ayını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Çin’e yaptığımız ziyaretler olumlu sonuç verdi. Çin’e haftada 21 frekans olan uçuş sayısı 49’a çıktı.</strong></p>
<p>İstanbul Havalimanı’ndaki <strong>“Çin büyümesi”</strong>nin geçen yıl yüzde 60 olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Bu yıl da yüzde 55 büyüdü. Çin’e uçuş konusunda 21 frekans vardı. Hepsini THY doldurmuştu. THY’nin de desteği ile yaptığımız görüşmelerle İstanbul’a uçan Çinli havayolu şirketi sayısı 4’e çıktı.</strong></p>
<p>Çin’den yılda 10 milyon kişinin Avrupa’ya seyahat ettiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Bu yolcuların 5 milyonu aktarmalı seyahat ediyor. Batı Avrupa’da Amsterdam ve Frankfurt, Ortadoğu’da Dubai, Katar aktarması öne çıkıyor. Aktarmayı İstanbul üzerinden yapmaları süreyi 2 saat kısaltabiliyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bağlantı gücü 7 yılda yüzde 60 büyüdü, milli gelire yıllık katkı 24 milyar doları buldu</span></h2>
<p><strong>İGA </strong>İstanbul Havalimanı CEO’su <strong>Selahattin Bilgen, </strong>ACI World Direktörü <strong>Justin Erbacci</strong>’yle Çin’deki sohbet sırasında üzerinde durdukları raporu anımsattı:</p>
<p>-          <strong>ACI’nın son raporuna göre (2024) bir ülkenin havayolu bağlantısı yüzde 10 arttığında GSMH’ye doğrudan yüzde 0.5 artı yazıyor.</strong></p>
<p>İstanbul Havalimanı’nın 7 yıllık bağlantı artışının yüzde 60’ı bulduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Yani, İstanbul Havalimanı’nın 7 yılda büyümeye katkısı yüzde 2.2’yi buldu.</strong></p>
<p>İstanbul Havalimanı’ndan 147 ülkedeki 346 destinasyona sefer gerçekleştiğinin altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Kapasite arttıkça uçuş frekansının artması için de alan açılmış oluyor. İstanbul Havalimanı’nın altyapısı bu artışlar için oldukça müsait.</strong></p>
<p>İstanbul Havalimanı’nın büyümeye katkısının parasal değerini sorduk, hesabı ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>2025 yılında 2024 verilerine göre yaptırdığımız etki analizi raporuna göre İstanbul Havalimanı’nın ekonomiye yıllık katkısı 24.2 milyar doları buluyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İstanbul Havalimanı 300 bin kişiye iş yarattı</span></h2>
<p><strong>İGA </strong>İstanbul Havalimanı CEO’su <strong>Selahattin Bilgen, </strong>İGA’da çalışan personel sayısının 9 bin olduğunu belirtip, yaratılan istihdama dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>İstanbul Havalimanı’nda 1100 şirket faaliyet gösteriyor, istihdamları toplamı 102 bini buluyor. Yani, 102 bin kişi havalimanındaki bu şirketlerde çalışıyor.</strong></p>
<p>Dolaylı istihdam üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>102 bin kişinin içinde taksiciler, transfer şirketleri, tedarikçiler yok. Dolaylı istihdamı da eklediğimizde İstanbul Havalimanı’nın yarattığı istihdam 300 bin kişiye ulaşıyor.</strong></p>
<p>2030 yılına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>2030 yılında İstanbul Havalimanı’nın yarattığı doğrudan ve dolaylı istihdam 450 bin kişiye ulaşacak.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">2 milyon ton kargo ile Frankfurt’u geride bıraktık, Avrupa’da bir numarayız</span></h2>
<p><strong>İGA </strong>İstanbul Havalimanı CEO’su <strong>Selahattin Bilgen, </strong>dünyada hava kargonun yüzde 65’inin yolcu uçaklarının alt bölümünde taşındığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>İstanbul Havalimanı’nın geniş uluslararası uçuş ağı, kargonun büyük bir coğrafyaya hızla dağıtılabilmesi açısından avantaj sağlıyor.</strong></p>
<p>FedEx, DHL ve UPS’in İstanbul’a yatırım yapmasının İstanbul Havalimanı’nın bölgesel kargo merkezi olma potansiyelini gösterdiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’yi kargoda da dünyanın merkezi yapabiliriz. Bunun için altyapı mevcut. Transit kargoda daha kolay çözümler sunabilirsek, biraz daha dijitalleşebilirsek, paydaşlarla koordine olabilirsek çok büyük potansiyel var.</strong></p>
<p>İGA İstanbul Havalimanı’nın geçen yıl 2 milyon tonun üzerinde kargo elleçleyerek Frankfurt’u geçtiğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Böylece Avrupa’da birinci sıraya yükseldik. Uzun yıllar Avrupa’nın kargo lideri olan Frankfurt’u geçmemiz, İstanbul’un lojistik merkez olma yolundaki en somut göstergelerden biri.</strong></p>
<p>Hong Kong’a dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Hong Kong’da yılda 5 milyon ton hava kargo elleçleniyor. İstanbul Havalimanı’nın mevcut ve planlanan altyapısı, 5 milyon kargo elleçlemeyi destekleyebilecek nitelikte.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İstanbul Havalimanı’na vatandaş desteği yüzde 91</span></h2>
<p><strong>İGA </strong>İstanbul Havalimanı CEO’su <strong>Selahattin Bilgen, </strong>7 yıl önceye uzandı:</p>
<p>-          <strong>İstanbul Havalimanı’na kamuoyu desteği yüzde 59 civarındaydı. Bugün yüzde 91’e yükselmiş durumda.</strong></p>
<p>Sonra şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>İstanbul Havalimanı’nda elde edilen başarı sadece işletmecinin değil, emniyet, pasaport polisi, gümrük, kargo birimleri, DHMİ ve diğer kurumların yüksek tempoya uyumuyla </strong><strong>o</strong><strong>rtaya çıkıyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Orta Doğu’ya günlük sefer 240'ı bulabiliyordu</span></h2>
<p><strong>İGA </strong>İstanbul Havalimanı CEO’su <strong>Selahattin Bilgen, </strong>İstanbul’un Ortadoğu açısından dünyaya açılan kapı olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>İstanbul, Suriye, Irak, Ürdün ve İran gibi bölge ülkeleri için dünyaya açılan önemli bir bağlantı kapısıdır. Savaş öncesi Orta Doğu ülkelerine günlük 220-240 uçuş gerçekleşiyordu. Hava sahası ilk günlerde kapanınca 200-220 uçuşu kaybettik.</strong></p>
<p>Savaş bitmese de uçuşların dönem dönem normale yaklaştığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Birkaç gün öncesine kadar Ortadoğu ülkelerine günlük 180 uçuş vardı. Savaş alevlenince hemen olumsuz etki yaratıyor.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Toplam etki olumsuz olmakla birlikte İstanbul’un güvenli ve güçlü bir alternatif merkez olarak algılanması sayesinde rakiplere kıyasla kayıpların bir bölümünün telafisi söz konusu olabiliyor.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/devlete-1-milyar-160-milyon-euro-odedi-4-yilda-12-milyar-daha-yatirim-yapacak-86805</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/0/5/1280x720/selahattin-bilgen-1788495475.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Devlete 1 milyar 160 milyon euro ödedi, 4 yılda 1.2 milyar daha yatırım yapacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/esel-mobil-faturasi-370-milyari-lirayi-asacak-86804</guid>
            <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 07:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eşel mobil faturası 370 milyar lirayı aşacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>ABD ile İran arasında başlayan savaşın petrol fiyatlarını artırmasıyla birlikte, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın bunun vatandaşa olan etkisini azaltmak amacıyla devreye soktuğu vergi düzenlemesinin, yıl sonuna kadar yaratacağı gelir kaybının 370 milyar lirayı aşacağı hesaplandı. Savaşın ilerleyen dönemlerinde iç piyasada akaryakıtta yaşanan fiyat artışını önlemek amacıyla vergide otomatik artışı öngören eşel mobil sisteminden dönemsel olarak vaz geçilmişti. EKONOMİ’nin edindiği bilgilere göre Maliye’nin Ağustos ayı sonu itibarıyla indirimler kaynaklı tahsilattan vazgeçtiği vergi tutarı 280 milyar lirayı aştı. Akaryakıt ürünlerinden alınan Özel Tüketim Vergisi üzerinden ayrıca KDV de hesaplanıyor. 280 milyar liranın üzerindeki gelir kaybı ise ÖTV ve KDV kalemlerindeki toplam kayıp olarak hesaplanıyor. Yani sıra Cumhurbaşkanı Kararı ile yıl sonuna kadar ÖTV tutarlarına aylık belirli bir artış öngörülmüştü. O döneme kadar herhangi bir uygulama değişikliğine gidilmemesi halinde Maliye’nin 2026 yılı içinde akaryakıt kaynaklı toplam vergi kaybının 370 milyar lirayı aşması bekleniyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9a44a71043c-1788495015.png" alt="" width="396" height="280" /></p>
<h2>Tahsilat yüzde 80 azaldı </h2>
<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın tahsil etmesi gerekenden daha az vergi toplamasına yol açan uygulamanın, güncel bütçe uygulamalarına olumsuz etkisi de yükseldi. Şöyle ki artan fiyatlara rağmen özellikle yılın ikinci çeyreğinde yapılan ÖTV tahsilatı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 80’in üzerinde azaldı. Hazine ve Maliye Bakanlığı bu yılın tamamında bütçenin Petrol ve Doğalgaz Ürünleri kaleminden 656 milyar 454 milyon lira ÖTV geliri bekliyordu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/esel-mobil-faturasi-370-milyari-lirayi-asacak-86804</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/akaryakit.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Maliye’nin ağustos sonu itibarıyla ÖTV ve KDV indirimlerinden dolayı vazgeçtiği vergi tutarının 280 milyar lirayı aştığı hesaplandı. Mevcut uygulamanın yılsonuna kadar sürmesi halinde, toplam vergi kaybının 370 milyar lirayı aşması bekleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/net-globalin-halka-arzina-onay-86851</guid>
            <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Net Global&#039;in halka arzına onay</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), haftalık bültenini paylaştı.</p>
<p>Buna göre, Kurul, Net Global Endüstriyel Yatırımlar AŞ'nin pay başına 25 lira 52 kuruştan ilk halka arzını onayladı.</p>
<p>Onur Yüksek Teknoloji AŞ'nin 188 milyon 490 bin lira ve MHR Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı AŞ'nin 620 milyon 250 bin lira tutarındaki bedelsiz sermaye artırımı başvurusunu onaylayan SPK, Gelecek Varlık Yönetimi AŞ'nin 15 milyar liralık, Çelik Motor Ticaret AŞ'nin 4,5 milyar liralık, Garanti Finansal Kiralama AŞ'nin 300 milyon dolarlık, Coca-Cola İçecek AŞ'nin 1 milyar dolarlık, Destek Yatırım Menkul Değerler AŞ'nin 40 milyon dolarlık veya bu rakamın avro veya dolar cinsinden eşdeğeri tutarındaki borçlanma aracı ihraç başvurusuna izin verdi.</p>
<p>Ayrıca Büyükdemir Portföy Yönetimi AŞ Değişken Şemsiye Fon, Emlak Katılım Portföy Yönetimi AŞ Girişim Sermayesi Şemsiye Fonu ve Tuna Portföy Yönetimi AŞ Fon Sepeti Şemsiye Fonu'nun kuruluşlarına izin verilmesi taleplerinin olumlu karşılanmasına karar verildi.</p>
<p>Kurul, DK Portföy Yönetimi AŞ'nin faaliyet izni ile portföy yöneticiliği ve yatırım danışmanlığı yetki belgesi verilmesi talebinin olumlu karşılanmasına karar verdi.</p>
<p>SPK, Şekerbank, Bak Ambalaj Sanayi ve Ticaret ile Borusan Birleşik Boru Fabrikaları Sanayi ve Ticaret pay piyasalarında yaptığı incelemeler sonucunda 3 gerçek kişiye toplamda 756 bin 882 lira idari para cezası uyguladı.</p>
<p>Kurul ayrıca izinsiz kripto varlık hizmet sağlayıcılığı faaliyetinde bulunulması nedeniyle 2 gerçek kişi ve 1 internet sitesinin internet sağlayıcıları hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/net-globalin-halka-arzina-onay-86851</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/07/spk-odine-solutions-teknolojinin-halka-arzini-onayladi-f8by_cover.png-1.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sermaye Piyasası Kurulu, Net Global Endüstriyel Yatırımlar AŞ&#039;nin ilk halka arzını onayladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kastamonu-entegre-yeni-donemi-tasarim-ve-yapay-zeka-ile-sekillendirecek-86842</guid>
            <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kastamonu Entegre, yeni deneyim merkezini Bursa&#039;da açtı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Kastamonu Entegre, mobilya sektörünün önemli üretim merkezlerinden İnegöl’de yeni tasarım ve deneyim merkezini açtı. Açılışta konuşan Kastamonu Entegre Genel Müdürü Prof. Dr. Davut Kavranoğlu, şirketin yeni dönem stratejisine ilişkin önemli mesajlar verdi. Kavranoğlu, İnegöl’de açılan merkezin mobilya üreticileri ve tasarımcılarla şirket arasındaki etkileşimi artıracağını belirterek, merkezi sektör profesyonellerinin yeni ürünleri deneyimleyebileceği ve kendi tasarımlarında kullanabilecekleri bir alan olarak konumlandırdıklarını söyledi. Kastamonu Entegre’nin 57 yıllık geçmişine dikkat çeken Kavranoğlu, şirketin Türkiye’de sektörünün en büyük, dünyada ise dördüncü, Avrupa’da üçüncü büyük şirket konumunda olduğunu ifade etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9a6bc7c752b-1788505031.JPG" alt="" width="496" height="572" /></p>
<p>6 binden fazla çalışanıyla Türkiye ve dünyanın farklı noktalarındaki fabrikalarda üretim yaptıklarını belirten Kavranoğlu, şirketin üretiminin Türkiye mobilya sektörünün küresel rekabet gücüne de katkı sağladığını söyledi. 50 yıllık planlamada teknoloji ve inovasyonun belirleyici olacağını vurgulayan Kavranoğlu, “Yeni çağda bilimin, teknolojinin, yapay zekânın ve tasarımın çok önemli olduğuna inanıyoruz. Bundan sonra şirketimizin yaptığı bütün işlerde bilimi, teknolojiyi, yapay zekâyı ve tasarımı merkeze alıyoruz” diye konuştu.</p>
<h2><strong>Ürün geliştirme sürecinde yeni model</strong></h2>
<p>Kastamonu Entegre’nin yeni dönem projelerinden biri olan “Kastamonu Entegre Total İnovation Platform” ile şirketin ürün geliştirme yaklaşımını değiştirmeyi hedeflediğini açıklayan Kavranoğlu, platformun önümüzdeki dönemde kamuoyuna tanıtılacağını söyledi. Bugüne kadar şirketin ürünleri geliştirdiğini, mobilya üreticilerinin ise bu ürünleri kullanarak tasarımlarını oluşturduğunu belirten Kavranoğlu, yeni modelde ise sektörün ve tüketicilerin taleplerinin ürün geliştirme sürecinin başlangıç aşamasına taşınacağını ifade etti. Platform kapsamında mobilya tasarımcıları, üreticiler ve tüketicilerden fikir toplanacağını belirten Kavranoğlu, böylece ürünlerin yalnızca teknik ihtiyaçlara değil, kullanıcıların beklenti ve hayallerine göre de şekillendirileceğini söyledi.</p>
<h2><strong>İhracatta iki yıl üst üste şampiyon</strong></h2>
<p>Kastamonu Entegre’nin ihracat performansına da değinen Kavranoğlu, şirketin son iki yılda Türkiye’nin mobilya ve ağaç bazlı sanayi sektöründe ihracat şampiyonu olduğunu açıkladı. Türkiye’nin ağaç ve mobilya sektöründe yaklaşık 6 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdiğini belirten Kavranoğlu, Kastamonu Entegre’nin sektörün en fazla ihracat yapan şirketi olarak iki yıl üst üste ödül aldığını söyledi. Kavranoğlu, yeni dönemde hedeflerinin yalnızca ihracat hacmini artırmak değil, Türkiye’nin ihracatında daha yüksek katma değer yaratmak olduğunu vurguladı.</p>
<h2><strong>İnegöl, tasarım ekosisteminin merkezlerinden biri olacak</strong></h2>
<p>Kastamonu Entegre’nin İnegöl’de açtığı tasarım ve deneyim merkezi, şirketin Türkiye’de kendi bünyesi dışındaki ilk tasarım merkezi olma özelliğini taşıyor. Merkezin özellikle Türkiye’nin güçlü mobilya üretim kümelenmelerinden biri olan İnegöl’de konumlandırılmasıyla, üreticiler, tasarımcılar ve Kastamonu Entegre arasında daha güçlü bir etkileşim oluşturulması hedefleniyor.</p>
<p>Açılışa İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban, İnegöl TSO Başkanı Yavuz Uğurdağ, İnegöl Marangozlar ve Mobilyacılar Odası Başkanı Yasin Altuntepe ile sektör temsilcileri katıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kastamonu-entegre-yeni-donemi-tasarim-ve-yapay-zeka-ile-sekillendirecek-86842</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/4/2/1280x720/kastamonu-entegre-yeni-donemi-tasarim-ve-yapay-zeka-ile-sekillendirecek-1788505059.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kastamonu Entegre Genel Müdürü Prof. Dr. Davut Kavranoğlu, şirketin gelecek 50 yıllık yol haritasında bilim, teknoloji, yapay zekâ ve tasarımın merkezi rol oynayacağını söyledi. İnegöl’de Türkiye’deki ilk tasarım ve deneyim merkezini açan şirket, mobilya üreticileri ve tüketicilerden gelecek fikirleri ürün geliştirme süreçlerine dahil edeceği “Kastamonu Entegre Total İnovation Platform” projesini de hayata geçirmeye hazırlanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kocaeli/gto-taba-amcham-destek-ofisini-hizmete-acti-86832</guid>
            <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GTO, TABA-AmCham Destek Ofisi’ni hizmete açtı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ADEM ADIGÜZEL/KOCAELİ</strong></p>
<p>Gebze Ticaret Odası ile TABA-AmCham (American Chamber of Commerce in Türkiye) iş birliğinde hayata geçirilen TABA-AmCham Destek Ofisi, düzenlenen törenle hizmete açıldı.</p>
<p>Gebze iş dünyasının uluslararası pazarlara açılmasını ve yeni ticari bağlantılar kurmasını hedefleyen ofis aracılığıyla, Türkiye-ABD arasındaki ticari iş birliklerinin geliştirilmesine yönelik çalışmalar yürütülecek.</p>
<p>Gebze Ticaret Odası (GTO) Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aslantaş, TABA-AmCham ile gerçekleştirilen iş birliğinin, Gebze iş dünyasının Amerika pazarına daha doğru ve güçlü adımlarla açılmasına katkı sağlayacağını söyledi. ABD’nin dünyanın farklı noktalarındaki bilgi, fikir ve üretim gücünü değerlendirdiğine dikkat çeken Aslantaş, Türkiye’nin sahip olduğu üretim ve mühendislik kapasitesinin de küresel pazarlara taşınması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Türkiye’nin ticaret ve üretim kültürünün köklü bir geçmişe sahip olduğunu belirten Aslantaş, “Bizim 1100’lü yıllarda başlayan, dünyada standart kavramının dahi olmadığı dönemlerde Ahilik sistemiyle ticaretin kurallarını ortaya koyan bir geçmişimiz var. Her dönem aynı seyirde ilerlememiş olabilir. Ancak bu cevherin bizde olduğunu biliyoruz. Bu cevheri ortaya çıkarmak için çalışmak, üretmek ve bildiklerimizi dünyaya yaymak zorundayız” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/09/04/snapinsta-yn8s.jpg" alt="" width="700" height="470" /></p>
<h2>“Dünya kalitesinde üretim yapıyoruz”</h2>
<p>Türkiye’nin bugün dünya standartlarında, bazı alanlarda dünyada az sayıda ülkenin üretebildiği ürünleri üretebilecek seviyeye ulaştığını söyleyen Aslantaş, “Ülke olarak geldiğimiz noktada dünya kalitesinde ürün üretebilen, hatta kimsenin üretemediğini üretebilen bir noktaya geldik. Bu çok kıymetli. Yeterince mühendisimiz, buluşu ve fikri olan mühendislerimiz, çok ciddi tecrübeye sahip kurumlarımız var. Ancak bu kurumları yalnızca ülke içinde tutmak yeterli değil. Ürettiklerinin dışarıya satılması için de bir şeyler yapmak gerekiyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p>ABD’nin dünyanın en önemli alıcı pazarlarından biri olduğuna işaret eden Aslantaş, Türk firmalarının bu pazardaki fırsatlardan daha etkin şekilde yararlanması gerektiğini belirtti. Aslantaş, “Ülkemizde çok kıymetli sanayicilerimiz ve üreticilerimiz var. Onların ürettiği mal ve hizmetleri dünyaya satmamız gerekiyor. Amerika, alım anlamında dünyanın belki de bir numarası. Yeter ki ürün kaliteli olsun ve zamanında teslim edilsin. Buna çok önem veriyor” dedi.</p>
<p>Türk firmalarının yeni pazarlara açılırken doğru stratejiyle hareket etmesinin önemine de değinen Aslantaş, yanlış başlangıçların firmalara zaman ve kaynak kaybettirdiğini söyledi. Aslantaş, “Dünyada mal satmak isteyen firmalarımızın çok ciddi gayretleri var. Ancak doğru noktadan başlamadıkları için çok ciddi zaman, imkân ve kaynak kayıpları yaşadıklarını görüyoruz. Biz bu kayıpları minimize etmek, firmalarımızın heves ve şevklerinin kırılmasını önlemek için doğru noktadan başlamayı önemsiyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“Doğru noktadan ticarete başlamalarını sağlayacağız”</h2>
<p>TABA-AmCham ile gerçekleştirilen iş birliğinin bu hedef doğrultusunda hayata geçirildiğini belirten Aslantaş, “Amerika pazarında çok ciddi tecrübesi olan, yıllardır orayla ticaret yapan TABA-AmCham ile bu işe iştahlı olan firmalarımızı doğru noktadan başlatmak üzere iş birliğine gittik. Her eyaletin farklı hassasiyetleri, ihtiyaçları ve talepleri var. Bunları en iyi bilenlerden biriyle çalışmak bizim için çok kıymetli” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/09/04/snapinsta-s0ci.jpg" alt="" width="700" height="470" /></p>
<p>TABA-AmCham Türkiye Genel Başkanı Süleyman Ecevit Sanlı, Gebze Ticaret Odası ile gerçekleştirilen iş birliğinin Türkiye ile ABD arasındaki ticari ilişkilerin geliştirilmesi açısından önemli olduğunu söyledi. TABA-AmCham’ın kuruluş misyonunun Türkiye ve ABD arasındaki ticari iş birliklerini artırmak olduğunu belirten Sanlı, Gebze’de faaliyet gösterecek ofis aracılığıyla bölgedeki firmaların ABD pazarına daha doğru kanallardan ulaşmasını hedeflediklerini ifade etti.</p>
<p>Sanlı, “Kuruluş misyonumuza uygun olarak Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ticari iş birliklerini artırmak bizim ana gayemizdir. Dünyamız çok farklı konjonktürlere evrilirken, dünyada iş yapmak günden güne zorlaşırken ve serbest ticaret ile finans gibi konularla sanayicilerimiz ve imalatçılarımız yüzleşirken, onlara yeni bir ufuk penceresi açmak, Amerika pazarına açılmak anlamına geliyor” dedi.</p>
<p>ABD pazarının büyüklüğüne dikkat çeken Sanlı, Türk sanayicileri açısından önemli fırsatlar bulunduğunu vurguladı. Sanlı, “Amerika Birleşik Devletleri dünya nüfusunun yüzde 5’ine sahip olmasına rağmen dünya gayrisafi hasılasının yüzde 25’ini üreten bir ekonomi. Aynı zamanda dünya tüketiminin yaklaşık üçte birini gerçekleştiriyor. Bu kadar devasa bir pazar söz konusu. California’nın ekonomisi Fransa’dan, Texas’ın ekonomisi ise Kanada’dan büyük. Amerika Birleşik Devletleri ölçeği 8,5 Avrupa Birliği’ne denk geliyor” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“Gebze bizim için son derece kıymetli”</h2>
<p>Gebze’nin sanayi ve ticaret potansiyeline dikkat çeken Sanlı, “Gebze bizim için son derece kıymetli. Biz Gebze’ye İstanbul’un anahtarı diyoruz. Bir kanadımız Çorlu, bir kanadımız Gebze. Sanayimizle birlikte kalkınmamız ancak bu tür iş birlikleriyle mümkün olacaktır” diye konuştu.</p>
<p>İş birliğinin ilk somut adımlarından birinin ABD’ye düzenlenecek ticaret heyeti olacağını belirten Sanlı, “18-25 Eylül tarihleri arasında Amerika Birleşik Devletleri’nde heyet olarak bulunacağız. Orada iş dünyasıyla önemli görüşmeler gerçekleştireceğiz. Gebze Ticaret Odası’nın değerli üyelerinden katılmak isteyenler olursa heyetimize dahil olabilirler. Amerika pazarına açılmayı düşünen Gebzeli firmalarımızı mutlaka davet ediyoruz. Birlikte doğru iş kanallarına ve doğru networklere ulaşmalarını sağlayalım” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/09/04/snapinsta-193u.jpg" alt="" width="700" height="470" /></p>
<p>ABD pazarına giriş yapan firmaların önemli bir bölümünün ilk ihracatın ardından devam edemediğini belirten Sanlı, “İşini doğru yapan, ürününü zamanında teslim eden insanların Amerika pazarında şansı yüksek. Ancak Amerika pazarına giriş yapan şirketlerimizin yüzde 92’si ilk ihracatından sonra devam edemiyor. Yüzde 92 çok büyük bir rakam. Yüzde 8’lik kesim ise liderliğe gidiyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Sanlı, Gebze’deki özellikle KOBİ ve KOBİ üstü işletmelerin ABD pazarında kalıcı başarı elde etmesini amaçladıklarını belirterek, “Bizim buradaki amacımız, Gebze’de bulunan özellikle KOBİ ve KOBİ üstü şirketlerin bu yüzde 92’lik acı tecrübeyi yaşamadan yüzde 8’lik başarılı kitlenin arasında olmalarını ve orada kalmalarını sağlamak. Gereksiz maliyetlerden kaçınmalarını, doğru iş birlikleri ve doğru kanallarla Amerika pazarında güçlü ve emin adımlarla ilerlemelerini istiyoruz” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kocaeli/gto-taba-amcham-destek-ofisini-hizmete-acti-86832</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/2/1280x720/gto-taba-amcham-destek-ofisini-hizmete-acti-1788502545.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gebze Ticaret Odası ile TABA-AmCham iş birliğinde açılan Destek Ofisi, Gebzeli firmaların ABD pazarına doğru kanallarla ulaşmasını, yeni ticari bağlantılar kurmasını ve ihracat süreçlerinde yaşanan zaman ve kaynak kayıplarının azaltılmasını hedefliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turkiye-petrolu-artik-abdden-satin-aliyor-86803</guid>
            <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye, petrolü artık ABD’den satın alıyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye’nin haziran ayı petrol istatistiklerinde ABD’den yapılan ham petrol ithalatının gösterdiği sıçrama dikkatleri çekti. Son üç yılın verilerine bakıldığında, Türkiye’nin ham petrol ithalatındaki payı yüzde 0,47’lerdeyken, 2026 Ocak-Haziran döneminde yüzde 5,76’ya yükseldi. Bu yükseliş devam edecek çünkü aylık bazda bakıldığında, daha önce listeye dahi giremeyen ABD’nin haziranda Rusya’yı geçerek birinci sıradaki ithalat partneri haline geldiği görüldü. İhracat tarafında ise ABD Türkiye’den ağırlıklı olarak havacılık yakıtı alıyor.</p>
<h2>Sıcak savaşların etkisi büyük</h2>
<p>İsrail’in Gazze ve Lübnan’a yaptığı ve sivillerin hayatını kaybettiği saldırıların ardından, 13 Haziran 2025’te İran’a saldırarak başlattığı savaş ve buna daha sonra 22 Haziran’da ABD’nin katılması, Körfez ülkelerindeki ABD askeri tesislerine İran’ın misillemeleriyle başlayan kriz küresel çapta petrol sorunu ortaya çıkardı. Ham petrol yanında doğalgaz ve özellikle petrol ürünlerinden havacılık yakıtında kriz yaşandı. Buna, Ukrayna’nın Rusya’daki rafinerilere saldırıları da eklenince, Rusya Ocak 2026’da benzin ihracatını önce kısıtladı, sonra tamamen yasakladı. Buna 8 Temmuz 2026’da motorin ihracatı yasağı eklendi. Bu yasaklar devam ediyor.</p>
<p>Bu gelişmeler, Türkiye’nin ham petrol ve akaryakıt dış ticaretinde ilginç bir manzarayı ortaya koydu. Petrol zengini ülkelerle komşu Türkiye’nin 2026’da ana ham petrol tedarikçisi ABD haline geliyor. Daha önce yüzde 1 bile olmayan paylar, Ocak-Haziran döneminde yüzde 6’ya yaklaştı ve artmaya da devam ediyor. Aylık bazda Mayıs ve Haziran aylarında ABD Türkiye’nin ana tedarikçisi oldu ve Rusya’yı geçerek birinci sıraya yükseldi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9a4389d2519-1788494729.png" alt="" width="641" height="352" /></p>
<h2>Küresel çapta karmaşa sürüyor </h2>
<p>Piyasa uzmanları, ABD’nin ihracatının kaynağının kendi ülkesi olmayabileceğini vurguluyor. ABD kendi iç üretimini artırma yanında, Venezuela’ya yaptığı operasyon sonrası her ne kadar anlaşma yeni sağlansa da o ülkenin petrolünü kontrol etmeye başladığını vurguluyor. Uluslararası ticaret açısından normal şartlarda ithalatta bir belirsizlik olmayacağı ancak küresel çapta devam eden petrol ve doğalgaz karmaşası nedeniyle, Türkiye’ye gelen ve ABD ihracatı olarak görülen ham petrolün kaynağının neresi olduğuna yönelik temkinli yaklaşım gerektiği vurgulanıyor.</p>
<h2>ABD-Rusya ticaret savaşında durum </h2>
<p>Bu unsura rağmen, resmi kayıtlara ABD’nin ihracatı olarak yüksek miktarda ham petrol girmeyi sürdürüyor. ABD, Rusya ile küresel çapta sürdürdüğü “ticaret savaşında” iki aylık bir dönem için Türkiye pazarında Rusya’ya karşı başarı sağlamış görünüyor. Savaş sonrası Türkiye’nin ham petrol ve akaryakıt ithalatında manzara birden bire değişmeye başladı. Türkiye, Rusya’dan hem ham petrol, hem de yüksek miktarda motorin ithal ediyor. Hatta Türkiye’de yapılan motorin teslimlerinin 2026 Ocak-Mayıs döneminde yüzde 35,7’si, motorin ithalatının yüzde 87,19’u Rusya’dan yapılıyor. Rusya’nın yasağının etkisi Temmuz istatistikleriyle görülmeye başlanacak.</p>
<h2>İhracatta manzara değişikliği yok </h2>
<p>İthalat tarafında ABD’nin hızlı ham petrol satış artışına karşılık, Türkiye’nin ABD’ye akaryakıt ihracatında havacılık yakıtı liderliğini sürdürüyor. Bu ticaret geçmişe kıyasla hızlanmış durumda. ABD’ye Türkiye’den 2025 yılının tamamında 258.2 bin tonu havacılık yakıtları olmak üzere 309 bin ton akaryakıt ihraç edildi. Yüzde 27,77 ile ABD en fazla akaryakıt ihracatı yapılan ülke oldu. 2026 Ocak-Haziran döneminde de 175.3 bin tonu havacılık yakıtları olmak üzere ABD’ye akaryakıt ihracatı 259.4 bin ton düzeyinde gerçekleşti ve yüzde 21.44 pay ile en fazla ihracat yapılan ülke olma özelliğini sürdürdü. Savaşın yeniden alevlendiği bu dönemde Türkiye dahil enerji ithalatçısı ülkelerin faturası kabarmaya devam ediyor. Türkiye’nin yakın zamanda hem doğalgaz, hem de petrol tedariki için yüksek tutarlı anlaşmalar imzalamıştı. Bu tedarikte şimdilik sorun bulunmuyor ancak savaşın uzaması ve Hürmüz belirsizliğinin sadece fiyat değil, tedarik sorunları da çıkarabileceği vurgulanıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turkiye-petrolu-artik-abdden-satin-aliyor-86803</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/petrol-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Jeopolitik riskler, savaşlar ve enerji piyasasındaki kırılmalar, Türkiye’nin ham petrol tedarik haritasını da değiştirdi. Uzun yıllardan bu yana Türkiye’nin tedarik listesinin başında yer alan Rusya; ABD ve AB yaptırımları nedeniyle haziran ayında üçüncü sıraya inerken, ilk sıraya ABD yerleşti. 2025 yılında Türkiye’nin toplam ithalatında yüzde 1’i bile bulmayan ABD’nin payı, bu yılın mayıs ayında ani yükselişle yüzde 13’e çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sova-ve-farmarack-sektorde-dunyada-ilk-5i-hedefliyor-86857</guid>
            <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> SOVA ve Farmarack, sektörde dünyada ilk 5’i hedefliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Perakende sektörüne market ve mağaza ekipmanları ile proje bazlı tasarımlarla hizmet veren Bursa merkezli SOVA Mağaza Donanımları'nın, yüksek finansman maliyetleri ve baskılanan döviz kurunun yatırım iştahını sınırladığı ortamda büyüme stratejisini değiştirdiği bildirildi. Beş fazlı üretim yatırımının ilk etabını tamamlayan şirket, yaklaşık 500 bin dolarlık ikinci faz yatırımını 2027’nin ilk aylarında tamamlamaya hazırlanıyor. Şirketin, sermaye yoğun yatırımları zamana yayarken, medikal alanda geliştirdiği Farmarack markasıyla ihracat ve katma değerli üretime odaklandığı vurgulandı.</p>
<p>SOVA Mağaza Donanımları Kurucu Ortağı Oğuz Vardar, yatırımın temel amacının şirketi tasarım ve proje geliştiren bir yapıdan kendi ürünlerini geliştiren ve üreten bir sanayi şirketine dönüştürmek olduğunu söyledi. Vardar, kuruluşlarından bu yana elde ettikleri kazancı şirketin büyümesine yönlendirdiklerini belirterek, “SOVA markasının sektörde bilinirliğinin artması ve geliştirdiğimiz ürünlerin pazarda karşılık bulmasıyla birlikte üretimi de bünyemize alma kararı verdik” dedi.</p>
<h2>“Şirketin büyüme stratejisi kendi markasına üretim”</h2>
<p>Şirketin, Minareliçavuş’ta 1.650 metrekare kapalı alanda otomasyon ağırlıklı yeni bir üretim hattıyla sektörde sıra dışı projelere imza atmaya başladığını belirten Vardar, yeni tesisin yalnızca kapasite artışı sağlamayacağını, üretim altyapısının aynı zamanda yeni ürünlerin geliştirilebileceği deneysel bir alan olarak kullanılacağını ifade etti. “Ürün ve inovasyon çalışmalarımız ilerledikçe ihtiyaçlarımıza cevap verebilecek alt yüklenici sayısı azalmaya başladı. Bu nedenle üretimi kendi bünyemize alma kararı stratejik bir noktaya ulaştı. Yeni tesis, kalite standardizasyonunun yanı sıra yeni ürünler geliştirebileceğimiz bir alan olacak” diyen Vardar, üretim yatırımlarının şirketin büyüme stratejisinde önemli bir eşik olduğunu vurguladı. Beş fazlı yatırım planında ilk aşama üretim altyapısının kurulmasını, ikinci aşama ise verimlilik ve teknolojik makine entegrasyonlarını kapsıyor. Ancak yüksek faiz oranları ve döviz kuru kaynaklı maliyet artışları ikinci fazın zamanlamasını değiştirdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9a7b759c952-1788509045.jpg" alt="" width="773" height="640" /></p>
<h2>“Yüksek faiz yatırımı yavaşlattı”</h2>
<p>SOVA yönetimi, Türkiye’deki yüksek finansman maliyetlerinin yatırım kararlarını zorlaştırdığına dikkat çekiyor. Özellikle yurt dışındaki rakiplerin daha düşük maliyetli finansmana erişebilmesinin rekabet açısından önemli bir avantaj oluşturduğunu belirten şirket, TL bazında yükselen üretim maliyetlerinin ihracat pazarlarında fiyat rekabetini de zorlaştırdığını ifade ediyor. Bu nedenle yaklaşık 500 bin dolarlık ikinci faz yatırımını 2027’nin ilk aylarına bırakan SOVA, sermaye yoğun kapasite artışını zamana yayarken, katma değeri yüksek ürünlerle ihracat gelirlerini artırmaya odaklanıyor. Şirketin üçüncü, dördüncü ve beşinci faz yatırımları ise üretim alanının genişletilmesi ve yeni tesis yatırımlarıyla uzun vadede hayata geçirilecek.</p>
<h2>“Farmarack ihracatın yeni büyüme kanalı”</h2>
<p>SOVA’nın bu süreçte öne çıkardığı en önemli büyüme alanlarından biri medikal sektör için geliştirdiği Farmarack markası oldu. Verilen bilgiye göre, eczane, klinik ve hastanelere yönelik modüler depolama ve çekmece sistemleri geliştiren marka, SOVA’nın ihracat ve markalaşma stratejisinde giderek daha önemli bir konuma geliyor. Farmarack’ın uluslararası pazarlarda rekabet edebilecek bir ürün altyapısına sahip olduğunu belirten Vardar, markanın kısa sürede farklı coğrafyalardan talep almaya başladığını söyledi. Markanın önemli uluslararası referanslarından biri Türkmenistan oldu. Türkmenistan’da inşa edilen 500 yatak kapasiteli bir onkoloji hastanesi projesinde Alman rakiplerle rekabet eden Farmarack, 110 modüllü klinik ünitenin teslimatını gerçekleştirdi. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9a7b937cf78-1788509075.jpg" alt="" width="822" height="493" /></p>
<h2>Romanya’da ilk bayilik anlaşması</h2>
<p>Romanya’da da bayilik sürecini başlatan şirket, gelecek dönemde farklı ülkelerde distribütörlük ve bayilik ağını genişletmeyi hedefliyor. Suudi Arabistan ise markanın önündeki en önemli büyüme pazarlarından biri olarak öne çıkıyor. Büyük bir drugstore zinciriyle görüşmelerin anlaşma aşamasına geldiğini belirten Vardar, anlaşmanın gerçekleşmesi halinde zincirin mağazalarındaki çekmece sistemlerinin Farmarack markasıyla kullanılacağını söyledi. </p>
<h2>“Hedef dünya ilk 5”</h2>
<p>SOVA’nın ihracat stratejisinin merkezinde ürün satmanın yanı sıra, kendi markasıyla küresel pazarlarda kalıcı olmanın da olduğu belirtildi. Vardar, SOVA ve Farmarack markalarıyla sektörlerinde dünya çapında tanınan bir oyuncu olmayı hedeflediklerini belirterek, “SOVA ve Farmarack markalarımızla sektörümüzde dünyada ilk 5 firma arasında olma hedefimiz var. Bunun için doğru, tecrübeli, yeniliğe açık ve esnek bir yapımız var” dedi. Bursa’da çok sayıda metal üreticisinin fason üretime odaklandığını ifade eden Vardar, SOVA’nın farkının kendi markaları için üretim yapmak olduğunu söyledi. “Bizi farklı kılan kendi markamız için üretim yapmak ve bunu yerli ve uluslararası fuarlarda pazarlamak” diyen Vardar, markalaşma stratejisinin şirketin ihracat hedeflerinin temelini oluşturduğunu kaydetti. </p>
<h2>“Kamu pazarında da büyüyecek”</h2>
<p>Farmarack’ın büyüme planı ihracatla sınırlı değil. Bursa Eczacı Odası ile yapılan protokol kapsamında bölgedeki eczaneler için tedarikçi listesine giren marka, benzer anlaşmaları farklı illere yaymayı planlıyor. Devlet Malzeme Ofisi (DMO) katalog süreçleri ile Yerli Malı Belgesi prosedürlerinin de tamamlanma aşamasında olduğu belirtiliyor. Bu süreçlerin tamamlanmasıyla Farmarack’ın kamu sağlık kuruluşlarına yönelik pazar erişiminin artırılması hedefleniyor.</p>
<p>Vardar, ürün geliştirme sürecinde mühendislik çalışmalarına ağırlık verdiklerini belirterek, “Ürünü tasarlarken dünya pazarında rekabet edebilecek bir yapı oluşturduk. Soft-close mekanizması ve çekmecelerin sessiz çalışmasını sağlayan mühendislik çözümleri ürünümüzü farklılaştıran özellikler arasında” dedi. Şirket, Farmarack’ın marka bilinirliğini artırmak amacıyla Almanya, Fransa ve Suudi Arabistan başta olmak üzere uluslararası medikal fuarlara katılmaya hazırlanıyor.</p>
<h2>“Farmarack için ayrı üretim hattı gündemde”</h2>
<p>Verilen bilgiye göre, orta vadede üretim kapasitesini iki katına çıkarmayı hedefleyen şirket, mevcut tesisini tamamen Farmarack üretimine ayırma seçeneğini değerlendiriyor. Bu senaryonun hayata geçmesi halinde SOVA markasının üretimi için daha büyük bir fabrika yatırımının gündeme gelebileceğini belirten Vardar, Farmarack’ın kısa sürede aldığı uluslararası taleplerin bu seçeneği güçlendirdiğini söyledi. Böylece SOVA, yüksek faiz ve kur baskısının yatırımlar üzerindeki etkisini kapasite artışını zamana yayarak yönetirken, büyümenin merkezine kendi markasıyla üretim, yüksek katma değer ve ihracatı yerleştiriyor. Türkmenistan’daki hastane projesiyle uluslararası referans kazanan Farmarack’ın Suudi Arabistan ve Romanya açılımları, şirketin küresel büyüme stratejisinin yeni ayağını oluşturuyor. SOVA’nın önündeki hedef ise yalnızca üretim kapasitesini artırmak değil; SOVA ve Farmarack markalarını küresel pazarlarda konumlandırarak sektöründe dünyanın ilk 5 oyuncusu arasına girmek.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sova-ve-farmarack-sektorde-dunyada-ilk-5i-hedefliyor-86857</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/5/7/1280x720/oguz-vardar-1788510625.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SOVA Mağaza Donanımları kurucu ortağı Oğuz Vardar, sektörde dünya çapında tanınan bir oyuncu olmayı hedeflediklerini belirterek, “SOVA ve Farmarack markalarımızla sektörde dünyada ilk 5’i firma arasında yer almak istiyoruz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/hongqi-turkiyenin-yeni-ceosu-berk-cagdas-86849</guid>
            <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hongqi Türkiye&#039;nin yeni CEO&#039;su Berk Çağdaş</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hongqi Türkiye'de yönetim yapılanmasını güçlendirmek amacıyla atama yapıldığı bildirildi.</p>
<p>Açıklamaya göre, otomotiv, finans ve kurumsal yönetim alanlarında 30 yıllık üst düzey yöneticilik deneyimine sahip Berk Çağdaş, şirketin CEO'su ve Genel Müdürü olarak göreve başladı.</p>
<p>Türkiye premium otomotiv pazarındaki konumunu daha da ileri taşımayı hedefleyen şirketin, yeni dönemde marka yapılanması, müşteri deneyimi, operasyonel gelişim ve sürdürülebilir büyüme stratejilerini Çağdaş'ın liderliğinde sürdüreceği vurgulandı.</p>
<p>Verilen bilgilere göre sektörde birçok şirkette üst düzey sorumluluklar üstlenen Çağdaş, 2016-2025 arasında Renault MAİS AŞ'de CEO ve genel müdür olarak görev yaptı. Bu dönemde satış, pazarlama, satış sonrası hizmetler, bayi ağı yönetimi, iş planlama ve finansal yönetim başta olmak üzere şirketin temel operasyonlarına liderlik etti.</p>
<p>Çağdaş, 1999-2016 arasında Doğuş Otomotiv'de CFO ve Genel Müdür olarak görev aldı. Şirketin finansal yapılanması, kurumsal stratejisi, yatırımcı ilişkileri, risk yönetimi, bütçeleme ve iş geliştirme süreçlerinde önemli sorumluluklar üstlenen Çağdaş, Doğuş Otomotiv'in halka arz sürecine de liderlik etti.</p>
<p>Kariyerinin geçmiş dönemlerinde Garanti Bankası/Körfezbank'ta Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapan Çağdaş, kurumsal finans, hazine yönetimi ve kurumsal risk yönetimi alanlarında deneyim kazandı.</p>
<p>Akademik çalışmalarını da profesyonel kariyeriyle paralel olarak sürdüren Çağdaş, İstanbul Teknik Üniversitesi'nde ileri finans ve stratejik risk yönetimi alanında doktora programını tamamladı. ABD'deki Harvard Business School Advanced Management Program'a katılan Çağdaş, ayrıca ABD'deki University of Chicago Booth School of Business'ta bankacılık, hazine yönetimi ve finans alanlarında eğitim aldı.</p>
<p>Çağdaş, yeni göreviyle birlikte markanın Türkiye operasyonlarının stratejik ve operasyonel yönetimine liderlik edecek. Çağdaş'ın otomotiv ve finans sektörlerindeki kapsamlı deneyiminin, şirketin Türkiye'deki premium marka konumunun güçlendirilmesine ve uzun vadeli büyüme hedeflerine katkı sağlaması hedefleniyor.</p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Çağdaş, şirketin Türkiye operasyonlarına liderlik etmekten büyük heyecan duyduğunu belirtti.</p>
<p>Teknoloji, tasarım ve premium marka anlayışıyla, şirketin, Türkiye pazarında güçlü potansiyele sahip olduğuna inandığını kaydeden Çağdaş, "Önceliğimiz, marka konumumuzu daha da güçlendirmek, müşteri deneyimini en üst seviyeye taşımak ve uzun vadeli, sürdürülebilir bir büyüme yapısı oluşturmak olacak." ifadesini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/hongqi-turkiyenin-yeni-ceosu-berk-cagdas-86849</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/4/9/1280x720/berk-cagdas-1788506096.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hongqi Türkiye CEO&#039;su ve Genel Müdürü Berk Çağdaş, &quot;Önceliğimiz, marka konumumuzu daha da güçlendirmek, müşteri deneyimini en üst seviyeye taşımak ve uzun vadeli, sürdürülebilir bir büyüme yapısı oluşturmak olacak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabanci-gecen-hafta-hisse-aldi-tahvil-satti-86798</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 16:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı geçen hafta hisse aldı, tahvil sattı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) "Haftalık Menkul Kıymet İstatistikleri"ni yayımladı.</p>
<p>Buna göre, yurt dışında yerleşik kişiler, geçen hafta 329 milyon dolarlık hisse senedi aldı. Aynı dönemde yurt dışında yerleşik kişiler 86,6 milyon dolarlık Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) ve 116,8 milyon dolarlık Genel Yönetim Dışındaki Sektör İhraçları (ÖST) sattı.</p>
<p>Yurt dışında yerleşik kişilerin hisse senedi stoku, 28 Ağustos haftasında 43 milyar 109,4 milyon dolardan 43 milyar 263,9 milyon dolara çıktı.</p>
<p>Aynı dönemde yurt dışında yerleşik kişilerin DİBS stoku 17 milyar 788,7 milyon dolardan 17 milyar 834,2 milyon dolara yükselirken, ÖST stoku da 4 milyar 632,8 milyon dolardan 4 milyar 498,6 milyon dolara geriledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabanci-gecen-hafta-hisse-aldi-tahvil-satti-86798</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/4/1280x720/dolar-dollar-1782226601.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haftalık verilerine göre yurt dışında yerleşik kişiler, geçen hafta 329 milyon dolarlık hisse senedi alırken, 86,6 milyon dolarlık DİBS sattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkezin-toplam-rezervleri-1882-milyar-dolara-geriledi-86797</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 16:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez&#039;in toplam rezervleri 188,2 milyar dolara geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, 28 Ağustos itibarıyla Merkez Bankası'nın brüt döviz rezervleri 3 milyar 119 milyon dolar azalarak 71 milyar 109 milyon dolara indi. Brüt döviz rezervleri, 21 Ağustos'ta 74 milyar 228 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu.</p>
<p>Bu dönemde altın rezervleri ise 2 milyar 868 milyon dolar artışla 114 milyar 221 milyon dolardan 117 milyar 89 milyon dolara çıktı.</p>
<p>Böylece Merkez Bankası'nın toplam rezervleri, 28 Ağustos haftasında bir önceki haftaya göre 252 milyon dolar azalarak 188 milyar 450 milyon dolardan 188 milyar 198 milyon dolara geriledi.</p>
<p>TCMB rezervleri Ocak 2024'ten bu yana şöyle (milyon dolar):</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Tarih</td>
<td>Altın Rezervleri</td>
<td>Brüt Döviz Rezervleri</td>
<td>Toplam Rezervler</td>
</tr>
<tr>
<td>26.01.2024</td>
<td>48.007</td>
<td>89.154</td>
<td>137.161</td>
</tr>
<tr>
<td>23.02.2024</td>
<td>49.271</td>
<td>82.479</td>
<td>131.750</td>
</tr>
<tr>
<td>29.03.2024</td>
<td>54.378</td>
<td>68.748</td>
<td>123.126</td>
</tr>
<tr>
<td>26.04.2024</td>
<td>59.113</td>
<td>64.967</td>
<td>124.080</td>
</tr>
<tr>
<td>31.05.2024</td>
<td>59.740</td>
<td>83.909</td>
<td>143.648</td>
</tr>
<tr>
<td>28.06.2024</td>
<td>58.077</td>
<td>84.833</td>
<td>142.910</td>
</tr>
<tr>
<td>19.07.2024</td>
<td>59.214</td>
<td>94.695</td>
<td>153.910</td>
</tr>
<tr>
<td>29.08.2024</td>
<td>60.043</td>
<td>89.329</td>
<td>149.373</td>
</tr>
<tr>
<td>27.09.2024</td>
<td>63.566</td>
<td>93.824</td>
<td>157.390</td>
</tr>
<tr>
<td>25.10.2024</td>
<td>65.894</td>
<td>93.504</td>
<td>159.398</td>
</tr>
<tr>
<td>1.11.2024</td>
<td>66.614</td>
<td>93.005</td>
<td>159.619</td>
</tr>
<tr>
<td>13.12.2024</td>
<td>65.307</td>
<td>98.175</td>
<td>163.482</td>
</tr>
<tr>
<td>24.01.2025</td>
<td>68.232</td>
<td>99.328</td>
<td>167.560</td>
</tr>
<tr>
<td>14.02.2025</td>
<td>72.475</td>
<td>100.677</td>
<td>173.152</td>
</tr>
<tr>
<td>21.03.2025</td>
<td>74.785</td>
<td>88.328</td>
<td>163.114</td>
</tr>
<tr>
<td>04.04.2025</td>
<td>76.422</td>
<td>77.838</td>
<td>154.261</td>
</tr>
<tr>
<td>30.05.2025</td>
<td>83.164</td>
<td>70.026</td>
<td>153.190</td>
</tr>
<tr>
<td>13.06.2025</td>
<td>86.543</td>
<td>72.744</td>
<td>159.289</td>
</tr>
<tr>
<td>25.07.2025</td>
<td>85.223</td>
<td>86.625</td>
<td>171.848</td>
</tr>
<tr>
<td>29.08.2025</td>
<td>87.326</td>
<td>91.031</td>
<td>178.357</td>
</tr>
<tr>
<td>05.09.2025</td>
<td>90.931</td>
<td>89.176</td>
<td>180.107</td>
</tr>
<tr>
<td>17.10.2025</td>
<td>111.169</td>
<td>87.273</td>
<td>198.442</td>
</tr>
<tr>
<td>14.11.2025</td>
<td>107.389</td>
<td>80.043</td>
<td>187.432</td>
</tr>
<tr>
<td>26.12.2025</td>
<td>116.894</td>
<td>76.978</td>
<td>193.872</td>
</tr>
<tr>
<td>30.01.2026</td>
<td>133.753</td>
<td>84.405</td>
<td>218.158</td>
</tr>
<tr>
<td>13.02.2026</td>
<td>132.199</td>
<td>79.586</td>
<td>211.784</td>
</tr>
<tr>
<td>27.03.2026</td>
<td>100.049</td>
<td>55.290</td>
<td>155.339</td>
</tr>
<tr>
<td>17.04.2026</td>
<td>112.647</td>
<td>61.821</td>
<td>174.467</td>
</tr>
<tr>
<td>26.05.2026</td>
<td>105.992</td>
<td>53.234</td>
<td>159.226</td>
</tr>
<tr>
<td>26.06.2026</td>
<td>94.954</td>
<td>54.251</td>
<td>149.205</td>
</tr>
<tr>
<td>24.07.2026</td>
<td>100.210</td>
<td>62.396</td>
<td>162.606</td>
</tr>
<tr>
<td>31.07.2026</td>
<td>100.637</td>
<td>63.811</td>
<td>164.448</td>
</tr>
<tr>
<td>07.08.2026</td>
<td>107.345</td>
<td>71.022</td>
<td>178.366</td>
</tr>
<tr>
<td>14.08.2026</td>
<td>108.335</td>
<td>75.166</td>
<td>183.500</td>
</tr>
<tr>
<td>21.08.2026</td>
<td>114.221</td>
<td>74.228</td>
<td>188.450</td>
</tr>
<tr>
<td>28.08.2026</td>
<td>117.089</td>
<td>71.109</td>
<td>188.198</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkezin-toplam-rezervleri-1882-milyar-dolara-geriledi-86797</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/3/8/1280x720/dollar-dolar-1786610270.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankasının toplam rezervleri, geçen hafta 252 milyon dolar azalarak 188,2 milyar dolara indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bankacilik-mevduati-337-trilyon-liraya-yukseldi-86796</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 16:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılık mevduatı 33,7 trilyon liraya yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, bankacılık sektörünün toplam mevduatı 28 Ağustos ile biten haftada yüzde 0,21 artarak 33 trilyon 649 milyar 628 milyon 251 bin liradan 33 trilyon 720 milyar 5 milyon 640 bin liraya yükseldi.</p>
<p>Aynı dönemde bankalardaki Türk lirası cinsi mevduat yüzde 0,98 artarak 18 trilyon 486 milyar 263 milyon 313 bin lira, yabancı para (YP) cinsinden mevduat yüzde 0,75 azalışla 11 trilyon 99 milyar 173 milyon 146 bin lira oldu.</p>
<p>Bankalarda bulunan toplam YP mevduatı geçen hafta 271 milyar 72 milyon dolar düzeyinde gerçekleşirken, bu tutarın 231 milyar 357 milyon doları yurt içinde yerleşik kişilerin hesaplarında toplandı.</p>
<p>Yurt içi yerleşiklerin toplam YP mevduatında parite etkisinden arındırılmış veriler dikkate alındığında, 28 Ağustos itibarıyla 2 milyar 715 milyon dolarlık azalış görüldü.</p>
<p><strong>Yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri arttı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri, geçen hafta yüzde 1,87 artışla 6 trilyon 896 milyar 133 milyon 834 bin liraya yükseldi.</p>
<p>Söz konusu kredilerin 826 milyar 136 milyon 607 bin lirası konut, 41 milyar 711 milyon 512 bin lirası taşıt, 2 trilyon 577 milyar 735 milyon 204 bin lirası ihtiyaç kredileri, 3 trilyon 450 milyar 550 milyon 511 bin lirası ise bireysel kredi kartlarından oluştu.</p>
<p>Bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi de 28 Ağustos ile biten haftada 324 milyar 482 milyon 783 bin lira artarak 26 trilyon 961 milyar 648 milyon 784 bin liradan 27 trilyon 286 milyar 131 milyon 567 bin liraya yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bankacilik-mevduati-337-trilyon-liraya-yukseldi-86796</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/6/1280x720/bankacilik-mevduati-193-milyar-lira-azaldi-1747313419.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haftalık verilerine göre bankacılık sektörünün toplam mevduatı, 70,4 milyar lira artarak 33,7 trilyon liraya çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bankacilik-sektorunun-kredi-hacmi-28-trilyon-lirayi-asti-86793</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 16:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılık sektörünün kredi hacmi 28 trilyon lirayı aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK) haftalık bültenini yayımladı.</p>
<p>Buna göre bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi 28 Ağustos itibarıyla 294 milyar 331 milyon lira artarak 27 trilyon 734 milyar 257 milyon liradan 28 trilyon 28 milyar 588 milyon liraya yükseldi.</p>
<p>Bankacılık sektöründe toplam mevduat ise bankalar arası dahil, geçen hafta 130 milyar 507 milyon lira artarak 32 trilyon 316 milyar 474 milyon liradan 32 trilyon 446 milyar 981 milyon liraya çktı.</p>
<p>Tüketici kredilerinin tutarı, bu dönemde 29 milyar 307 milyon lira artarak 3 trilyon 452 milyar 811 milyon liraya ulaştı. Bu tutarın 826 milyar 909 milyon lirası konut, 41 milyar 848 milyon lirası taşıt ve 2 trilyon 584 milyar 55 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu.</p>
<p>Bu dönemde taksitli ticari kredilerin tutarı 4 milyar 752 milyon lira artarak 4 trilyon 235 milyar 83 milyon lira oldu. Bankaların bireysel kredi kartı alacakları ise yüzde 2,9 artışla 3 trilyon 450 milyar 843 milyon lira düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p>Bireysel kredi kartı alacaklarının 1 trilyon 299 milyar 405 milyon lirasını taksitli, 2 trilyon 151 milyar 438 milyon lirasını taksitsiz borçlar oluşturdu.</p>
<p><strong>Yasal öz kaynaklar arttı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe takipteki alacaklar, 28 Ağustos itibarıyla önceki haftaya göre 5 milyar 980 milyon lira artışla 844 milyar 947 milyon liraya çıktı. Takipteki alacakların 633 milyar 786 milyon lirasına özel karşılık ayrıldı.</p>
<p>Aynı dönemde bankacılık sisteminin yasal öz kaynakları 3 milyar 173 milyon lira artarak 5 trilyon 986 milyar 611 milyon liraya yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bankacilik-sektorunun-kredi-hacmi-28-trilyon-lirayi-asti-86793</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/para-lira-tl-1768481565.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BDDK&#039;nin haftalık verilerine göre bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi 294,3 milyar lira artışla 28 trilyon 28 milyar lirayı geçti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/arslan-bu-topal-komisyonla-asgari-ucretin-belirlenmesi-beklentileri-berhava-edecek-86792</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Arslan: Bu topal komisyonla asgari ücretin belirlenmesi beklentileri berhava edecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan, HAK-İŞ tarafından hayata geçirilen "Sendikal Bakış Açısıyla İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) Kapasitesinin ve Kültürünün Yaygınlaştırılması ve Geliştirilmesi Projesi"nin bir otelde düzenlenen açılış toplantısına katıldı.</p>
<p>Projenin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İşçi Ceza Paraları Fonu tarafından desteklendiğini belirten Arslan, fondaki temsiliyet konusunda birtakım sorunların bulunduğunu söyledi.</p>
<p>Fonla ilgili karar alım sürecinde işverenlerin olmasına tepki gösteren Arslan, işçi temsilcileri yerine fonun karar alım sürecinde tek bir işçi konfederasyonunun söz sahibi olmasını da eleştirdi.</p>
<p>İşçi Ceza Paraları Fonunun karar alma süreciyle ilgili değişiklik talebinde bulunan Arslan, "Ortada bir sorun var. Bu sorunun adaletli, hakkaniyetli bir şekilde çözülmesini istiyoruz. Bu gerçekten vicdana da hukuka da yasanın özüne de aykırı. Bunun bir an evvel yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor. Yönetmeliğin kanuna uygun hale getirilmesi gerek. Bunu özellikle ifade etmek istiyorum." dedi.</p>
<p><strong>"Zihniyet sorununu, insana bakış sorununu çözmeliyiz"</strong></p>
<p>İş sağlığı ve güvenliği konusunda ihtiyaç duyulan mevzuat sorunun çözüldüğünü, ancak zihniyet değişikliği sorununun bir türlü çözülemediğini ifade eden Arslan, şöyle konuştu:</p>
<p>"İnsan kaynağımız en kıymetli varlığımızdır. Şeyh Edebali'nin 'İnsanı yaşat ki devlet yaşasın' şiarının içini doldurmanız gerekiyor. O yüzden bir gün ateşin düştüğü yerin bizim ocağımız olacağını düşünerek bu sorunu çözmemiz gerekiyor. Burada zihniyet sorununu, insana bakış sorununu çözmeliyiz. Bu konuda sendikalara büyük görev düşüyor. Sendikalaşma yoksa ölüm oranı artıyor. Sendikalaşma yoksa iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili düzenlemeler kağıt üzerinde kalıyor. Bütün sendikasız iş yerlerinde, bütün iş kollarında örgütlenmemiz gerekiyor. Toplu sözleşmelerimiz ile iş sağlığı ve güvenliği konusundaki komisyonları, komiteleri düzenlemeleri en iyi şekilde hayata geçirip, ölümlerin önüne geçmeliyiz."</p>
<p>Arslan, iş sağlığı ve güvenliği konusundaki zihniyet sorununu çözmek için tüm tarafların beraber çalışması gerektiğini belirterek, buna rağmen bazı işverenlerin daha çok kazanmak, sorumluluklarından sıyrılmak için işçileri adeta felakete sürükleyecek bazı düzenlemeler peşinden koştuğunu söyledi.</p>
<p><strong>"Türkiye'ye yakışan bir asgari ücreti belirleyelim"</strong></p>
<p>Uzun yıllardır Asgari Ücret Tespit Komisyonu'nun yapısını antidemokratik bulduklarını ve değiştirilmesini talep ettiklerini anımsatan Arslan, komisyonun yapısının hükümetin hakem rolü üstlendiği, kararı işçi ve işverenlerin verdiği Almanya'daki gibi bir modele dönüştürülmesini istedi.</p>
<p>Tekrar işveren ve hükümet tarafından belirlenecek bir asgari ücret rakamının tartışmalara yol açacağını ve kamuoyunda kabul görmeyeceğini dile getiren Arslan, şunları söyledi:</p>
<p>"Bir an evvel TÜRK-İŞ, DİSK ve HAK-İŞ, hükümet bir araya gelmeliyiz. Bu konuyu tartışıp bir çözüm bulmamız gerekiyor. Bu topal komisyon ile asgari ücretin belirlenmesi hem kamu vicdanını hem de işçilerin vicdan ve beklentilerini berhava edecek bir noktaya doğru gidiyor. Buradan tüm ilgililere çağrıda bulunuyorum; gelin bu Asgari Ücret Tespit Komisyonu'ndaki sorunu çözelim ve Türkiye'ye yakışan bir asgari ücreti belirleyelim."</p>
<p>Arslan, çalışanların ücretleri üzerinden ödediği vergilerin yüksekliğine de değinerek, "Türkiye'nin gerçek anlamda bir vergi reformuna ihtiyacı var. Bizim vergi sistemini kökten değiştirmemiz gerekiyor. Her yıl daha fazla vergi ödeyen emekçilerin daha adil bir vergi sistemini talep etmesi kadar doğal bir şey olamaz." dedi.</p>
<p>Programa, Çalışma Genel Müdürü Oğuz Tuncay, İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdür Yardımcısı Hande Seray Tuncay, sendika yöneticileri ve davetliler katıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/arslan-bu-topal-komisyonla-asgari-ucretin-belirlenmesi-beklentileri-berhava-edecek-86792</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/2/1280x720/436-1788441390.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Asgari Ücret Tespit Komisyonu için çağrı yapan HAK-İŞ Genel Başkanı Arslan&#039;dan &quot;Bir an evvel TÜRK-İŞ, DİSK ve HAK-İŞ, hükümet bir araya gelmeliyiz. Bu konuyu tartışıp bir çözüm bulmamız gerekiyor. Bu topal komisyon ile asgari ücretin belirlenmesi hem kamu vicdanını hem de işçilerin vicdan ve beklentilerini berhava edecek bir noktaya doğru gidiyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/agustosta-en-cok-ihracat-otomotivden-86791</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 14:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ağustosta en çok ihracat otomotivden</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre otomotiv endüstrisi, ağustos ayında 2 milyar 791 milyon dolarla en fazla ihracata imza atan sektör olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Otomotiv endüstrisi, ağustos ayında 2 milyar 791 milyon dolarla en fazla ihracata imza atan sektör olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre, ağustos ayında sanayi grubu sektörlerinden otomotiv endüstrisi 2 milyar 791 milyon dolarlık ihracat yaparak ilk sıradaki yerini korudu.</p>
<p>En fazla ihracat yapan sektörler arasında kimyevi maddeler ve mamulleri 2 milyar 697 milyon dolarla ikinci, elektrik ve elektronik sektörü 1 milyar 725 milyon dolarla üçüncü sırada yer aldı.</p>
<p>Ağustos ayında oran olarak en fazla ihracat artışı sağlayan sektör yüzde 174,7 ile mücevher oldu.</p>
<p>Türkiye ihracatının yüzde 71,3'ünü gerçekleştiren sanayi grubunun dış satımı ağustosta yüzde 9,1 artışla 16,7 milyar dolar olarak hesaplandı.</p>
<p>Geçen ay ihracatın yüzde 12'sini gerçekleştiren tarım grubunda yüzde 4,3 artışla 2,8 milyar dolarlık, ihracatın yüzde 2,8'ini oluşturan madencilik grubunda yüzde 24,4'lük yükselişle 650,4 milyon dolarlık dış satım yapıldı.</p>
<p><strong>En fazla ihracat Almanya'ya</strong></p>
<p>Geçen ay en fazla ihracat yapılan ilk üç ülke yaklaşık 1,6 milyar dolarla Almanya, 1,4 milyar dolarla ABD ve 1,1 milyar dolarla Birleşik Krallık olarak sıralandı.</p>
<p>Bu dönemde en çok ihracat yapan ilk 3 kent ise 8,8 milyar dolarla İstanbul, 1,7 milyar dolarla Kocaeli ve 1,3 milyar dolarla Ankara oldu.</p>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe, 874 firmanın geçen ay ilk kez ihracat yaptığını ve bu firmaların ihracata katkısının 83 milyon dolara yaklaştığını bildirdi.</p>
<p>TİM verilerine göre, sektörel bazda 2025 ve 2026'nın ağustos ayları ve son 12 aylık ihracat verileri, değişim oranları ve toplam içindeki payları şöyle (bin dolar):</p>
<p>TİM verilerine göre, sektörel bazda 2025 ve 2026'nın ağustos ayları ve son 12 aylık ihracat verileri, değişim oranları ve toplam içindeki payları şöyle (bin dolar):</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td> </td>
<td colspan="4">1-31 Ağustos (bin dolar)</td>
<td colspan="4">Son 12 aylık (bin dolar)</td>
</tr>
<tr>
<td>SEKTÖRLER</td>
<td>2025</td>
<td>2026</td>
<td>Değişim ('26/'25)</td>
<td>Pay(26) (yüzde)</td>
<td>2024 - 2025</td>
<td>2025 - 2026</td>
<td>Değişim ('26/'25)</td>
<td>Pay(26) (yüzde)</td>
</tr>
<tr>
<td>I. TARIM</td>
<td>2.703.922</td>
<td>2.820.809</td>
<td>4,3</td>
<td>12,0</td>
<td>36.150.558</td>
<td>37.258.171</td>
<td>3,1</td>
<td>13,3</td>
</tr>
<tr>
<td>A. BİTKİSEL ÜRÜNLER</td>
<td>1.710.373</td>
<td>1.785.160</td>
<td>4,4</td>
<td>7,6</td>
<td>24.359.145</td>
<td>25.105.451</td>
<td>3,1</td>
<td>9,0</td>
</tr>
<tr>
<td>Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri</td>
<td>955.104</td>
<td>958.370</td>
<td>0,3</td>
<td>4,1</td>
<td>12.202.581</td>
<td>12.210.373</td>
<td>0,1</td>
<td>4,4</td>
</tr>
<tr>
<td>Yaş Meyve ve Sebze</td>
<td>177.463</td>
<td>249.139</td>
<td>40,4</td>
<td>1,1</td>
<td>3.255.168</td>
<td>4.611.238</td>
<td>41,7</td>
<td>1,6</td>
</tr>
<tr>
<td>Meyve Sebze Mamulleri</td>
<td>209.392</td>
<td>201.066</td>
<td>-4,0</td>
<td>0,9</td>
<td>2.668.812</td>
<td>2.507.129</td>
<td>-6,1</td>
<td>0,9</td>
</tr>
<tr>
<td>Kuru Meyve ve Mamulleri</td>
<td>111.092</td>
<td>100.959</td>
<td>-9,1</td>
<td>0,4</td>
<td>1.893.526</td>
<td>1.600.733</td>
<td>-15,5</td>
<td>0,6</td>
</tr>
<tr>
<td>Fındık ve Mamulleri</td>
<td>122.820</td>
<td>116.133</td>
<td>-5,4</td>
<td>0,5</td>
<td>2.546.250</td>
<td>2.512.744</td>
<td>-1,3</td>
<td>0,9</td>
</tr>
<tr>
<td>Zeytin ve Zeytinyağı</td>
<td>32.494</td>
<td>25.296</td>
<td>-22,2</td>
<td>0,1</td>
<td>607.840</td>
<td>392.364</td>
<td>-35,4</td>
<td>0,1</td>
</tr>
<tr>
<td>Tütün</td>
<td>92.607</td>
<td>125.925</td>
<td>36,0</td>
<td>0,5</td>
<td>1.031.135</td>
<td>1.110.487</td>
<td>7,7</td>
<td>0,4</td>
</tr>
<tr>
<td>Süs Bitkileri ve Mamulleri</td>
<td>9.402</td>
<td>8.273</td>
<td>-12,0</td>
<td>0,0</td>
<td>153.832</td>
<td>160.383</td>
<td>4,3</td>
<td>0,1</td>
</tr>
<tr>
<td>B. HAYVANSAL ÜRÜNLER</td>
<td>337.984</td>
<td>387.141</td>
<td>14,5</td>
<td>1,6</td>
<td>3.902.787</td>
<td>4.208.878</td>
<td>7,8</td>
<td>1,5</td>
</tr>
<tr>
<td>Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller</td>
<td>337.984</td>
<td>387.141</td>
<td>14,5</td>
<td>1,6</td>
<td>3.902.787</td>
<td>4.208.878</td>
<td>7,8</td>
<td>1,5</td>
</tr>
<tr>
<td>C. AĞAÇ VE ORMAN ÜRÜNLERİ</td>
<td>655.566</td>
<td>648.507</td>
<td>-1,1</td>
<td>2,8</td>
<td>7.888.626</td>
<td>7.943.842</td>
<td>0,7</td>
<td>2,8</td>
</tr>
<tr>
<td>Mobilya, Kağıt ve Orman Ürünleri</td>
<td>655.566</td>
<td>648.507</td>
<td>-1,1</td>
<td>2,8</td>
<td>7.888.626</td>
<td>7.943.842</td>
<td>0,7</td>
<td>2,8</td>
</tr>
<tr>
<td>II. SANAYİ</td>
<td>15.335.147</td>
<td>16.728.897</td>
<td>9,1</td>
<td>71,3</td>
<td>190.873.109</td>
<td>200.182.424</td>
<td>4,9</td>
<td>71,4</td>
</tr>
<tr>
<td>A. TARIMA DAYALI İŞLENMİŞ ÜRÜNLER</td>
<td>1.117.793</td>
<td>1.160.104</td>
<td>3,8</td>
<td>4,9</td>
<td>13.795.904</td>
<td>13.724.241</td>
<td>-0,5</td>
<td>4,9</td>
</tr>
<tr>
<td>Tekstil ve Hammaddeleri</td>
<td>748.839</td>
<td>773.485</td>
<td>3,3</td>
<td>3,3</td>
<td>9.535.900</td>
<td>9.471.031</td>
<td>-0,7</td>
<td>3,4</td>
</tr>
<tr>
<td>Deri ve Deri Mamulleri</td>
<td>137.128</td>
<td>140.157</td>
<td>2,2</td>
<td>0,6</td>
<td>1.476.294</td>
<td>1.429.585</td>
<td>-3,2</td>
<td>0,5</td>
</tr>
<tr>
<td>Halı</td>
<td>231.826</td>
<td>246.463</td>
<td>6,3</td>
<td>1,1</td>
<td>2.783.710</td>
<td>2.823.625</td>
<td>1,4</td>
<td>1,0</td>
</tr>
<tr>
<td>B. KİMYEVİ MADDELER VE MAM.</td>
<td>2.609.070</td>
<td>2.697.175</td>
<td>3,4</td>
<td>11,5</td>
<td>31.593.142</td>
<td>32.830.893</td>
<td>3,9</td>
<td>11,7</td>
</tr>
<tr>
<td>Kimyevi Maddeler ve Mamulleri</td>
<td>2.609.070</td>
<td>2.697.175</td>
<td>3,4</td>
<td>11,5</td>
<td>31.593.142</td>
<td>32.830.893</td>
<td>3,9</td>
<td>11,7</td>
</tr>
<tr>
<td>C. SANAYİ MAMULLERİ</td>
<td>11.608.284</td>
<td>12.871.617</td>
<td>10,9</td>
<td>54,9</td>
<td>145.484.063</td>
<td>153.627.290</td>
<td>5,6</td>
<td>54,8</td>
</tr>
<tr>
<td>Hazırgiyim ve Konfeksiyon</td>
<td>1.519.171</td>
<td>1.414.393</td>
<td>-6,9</td>
<td>6,0</td>
<td>17.108.453</td>
<td>16.515.728</td>
<td>-3,5</td>
<td>5,9</td>
</tr>
<tr>
<td>Otomotiv Endüstrisi</td>
<td>2.729.859</td>
<td>2.791.465</td>
<td>2,3</td>
<td>11,9</td>
<td>40.231.415</td>
<td>42.186.356</td>
<td>4,9</td>
<td>15,1</td>
</tr>
<tr>
<td>Gemi, Yat ve Hizmetleri</td>
<td>81.743</td>
<td>100.454</td>
<td>22,9</td>
<td>0,4</td>
<td>2.033.935</td>
<td>2.807.579</td>
<td>38,0</td>
<td>1,0</td>
</tr>
<tr>
<td>Elektrik ve Elektronik</td>
<td>1.488.967</td>
<td>1.725.054</td>
<td>15,9</td>
<td>7,4</td>
<td>17.323.545</td>
<td>19.005.106</td>
<td>9,7</td>
<td>6,8</td>
</tr>
<tr>
<td>Makine ve Aksamları</td>
<td>962.224</td>
<td>897.934</td>
<td>-6,7</td>
<td>3,8</td>
<td>10.944.052</td>
<td>11.412.466</td>
<td>4,3</td>
<td>4,1</td>
</tr>
<tr>
<td>Demir ve Demir Dışı Metaller</td>
<td>1.098.447</td>
<td>1.310.672</td>
<td>19,3</td>
<td>5,6</td>
<td>12.923.851</td>
<td>14.422.793</td>
<td>11,6</td>
<td>5,1</td>
</tr>
<tr>
<td>Çelik</td>
<td>1.364.686</td>
<td>1.531.223</td>
<td>12,2</td>
<td>6,5</td>
<td>16.361.357</td>
<td>16.841.517</td>
<td>2,9</td>
<td>6,0</td>
</tr>
<tr>
<td>Çimento Cam Seramik ve Toprak Ürünleri</td>
<td>363.878</td>
<td>376.738</td>
<td>3,5</td>
<td>1,6</td>
<td>4.394.493</td>
<td>4.556.199</td>
<td>3,7</td>
<td>1,6</td>
</tr>
<tr>
<td>Mücevher</td>
<td>596.278</td>
<td>1.638.018</td>
<td>174,7</td>
<td>7,0</td>
<td>8.432.417</td>
<td>7.586.593</td>
<td>-10,0</td>
<td>2,7</td>
</tr>
<tr>
<td>Savunma ve Havacılık Sanayii</td>
<td>833.842</td>
<td>511.369</td>
<td>-38,7</td>
<td>2,2</td>
<td>8.416.008</td>
<td>10.885.513</td>
<td>29,3</td>
<td>3,9</td>
</tr>
<tr>
<td>İklimlendirme Sanayii</td>
<td>569.188</td>
<td>574.296</td>
<td>0,9</td>
<td>2,4</td>
<td>7.314.539</td>
<td>7.407.440</td>
<td>1,3</td>
<td>2,6</td>
</tr>
<tr>
<td>III. MADENCİLİK</td>
<td>522.783</td>
<td>650.465</td>
<td>24,4</td>
<td>2,8</td>
<td>6.033.962</td>
<td>6.982.724</td>
<td>15,7</td>
<td>2,5</td>
</tr>
<tr>
<td>Madencilik Ürünleri</td>
<td>522.783</td>
<td>650.465</td>
<td>24,4</td>
<td>2,8</td>
<td>6.033.962</td>
<td>6.982.724</td>
<td>15,7</td>
<td>2,5</td>
</tr>
<tr>
<td>T O P L A M (TİM*)</td>
<td>18.561.853</td>
<td>20.200.171</td>
<td>8,8</td>
<td>86,1</td>
<td>233.057.629</td>
<td>244.423.319</td>
<td>4,9</td>
<td>87,2</td>
</tr>
<tr>
<td>İhracatçı Birlikleri Kaydından Muaf İhracat ile Antrepo ve Serbest Bölgeler Farkı</td>
<td>3.139.237</td>
<td>3.266.617</td>
<td>4,1</td>
<td>13,9</td>
<td>35.981.477</td>
<td>35.850.691</td>
<td>-0,4</td>
<td>12,8</td>
</tr>
<tr>
<td>GENEL İHRACAT TOPLAMI</td>
<td>21.701.090</td>
<td>23.466.788</td>
<td>8,1</td>
<td>100,0</td>
<td>269.039.105</td>
<td>280.274.010</td>
<td>4,2</td>
<td>100,0</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/agustosta-en-cok-ihracat-otomotivden-86791</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/7/1280x720/otomotiv-ihracati-agustos-ayinda-da-liderligi-birakmadi-1757237173.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TİM&#039;in ağustos verilerine göre otomotiv endüstrisi, 2,8 milyar dolarla en fazla ihracat yapan sektör oldu. Bu dönemde kimyevi maddeler ve mamulleri 2,7 milyar dolarla 2., elektrik ve elektronik sektörü 1,7 milyar dolarla 3. sırada yer aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dis-ticaret-acigi-agustosta-yuzde-223-yukseldi-86775</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 14:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dış ticaret açığı ağustosta yüzde 22,3 yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, ağustos ayına ait geçici dış ticaret istatistiklerinden oluşan veri bültenini paylaştı.</p>
<p>Genel Ticaret Sistemi (GTS) esas alınarak hazırlanan verilere göre, ihracat Ağustos 2025'in aynı ayına kıyasla yüzde 8,1 artarak 23 milyar 467 milyon dolara, ithalat yüzde 10,5 yükselerek 28 milyar 706 milyon dolara çıktı.</p>
<p>Aynı dönemde, dış ticaret hacmi yüzde 9,4 artışla, 52 milyar 173 milyon dolar olarak gerçekleşti. Dış ticaret açığı, bu dönemde yüzde 22,3 yükselişle, 5 milyar 240 milyon dolar oldu.</p>
<p>İhracatın ithalatı karşılama oranı, geçen ay yıllık bazda 1,7 puan azalarak yüzde 81,8, enerji verileri hariç tutulduğunda 2,2 puan artarak yüzde 98,8, enerji ve altın verileri hariç tutulduğunda 6,4 puan düşüşle yüzde 95 olarak hesaplandı.</p>
<p>Geçen ay en çok ihracat, yüzde 19,7 artışla ve 13 milyar 154 milyon dolarla "ham madde (ara malları)" grubunda yapıldı. Bu grubu, yüzde 2,3 azalışla ve 7 milyar 41 milyon dolarla "tüketim malları", yüzde 2,3 azalış ve 2 milyar 978 milyon dolarla "yatırım (sermaye) malları" takip etti.</p>
<p>Söz konusu ayda sektörlere göre ihracatın payı, imalat sanayisinde yüzde 93,5 (21 milyar 951 milyon dolar), tarım, ormancılık ve balıkçılıkta yüzde 3,2 (760 milyon dolar), madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 2,3 (539 milyon dolar) olarak belirlendi.</p>
<p>Ağustosta en fazla ihracat yapılan ülke, 1 milyar 759 milyon dolarla Almanya oldu. Bu ülkenin ardından 1 milyar 734 milyon dolarla ABD ve 1 milyar 201 milyon dolarla İngiltere geldi.</p>
<p>İhracatta en çok paya sahip ilk 10 ülkenin toplam ihracat içindeki payı, yüzde 46,4 olarak hesaplandı.</p>
<p>Ağustosta en fazla ihracat yapılan ülke grupları, 8 milyar 816 milyon dolarla Avrupa Birliği (AB), 4 milyar 127 milyon dolarla diğer Avrupa ülkeleri, 4 milyar 16 milyon dolarla Yakın ve Orta Doğu ülkeleri olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>İthalat verileri</strong></p>
<p>Ağustosta en çok ithalat, yüzde 14,5 artış ve 20 milyar 287 milyon dolarla "ham madde (ara malları)" grubunda yapıldı. Bu grubu, yüzde 4,1 artış ve 4 milyar 451 milyon dolarla "tüketim malları", yüzde 0,7 düşüş ve 3 milyar 886 milyon dolarla "yatırım (sermaye) malları" izledi.</p>
<p>Sektörlere göre ithalat payları, yüzde 82,4 ile imalat sanayisinde (23 milyar 657 milyon dolar), yüzde 12 ile madencilik ve taş ocakçılığında (3 milyar 459 milyon dolar), yüzde 2,9 ile tarım, ormancılık ve balıkçılıkta (829 milyon dolar) hesaplandı.</p>
<p>Ağustosta en fazla ithalat yapılan ülkeler, 4 milyar 710 milyon dolarla Çin, 2 milyar 70 milyon dolarla Almanya ve 1 milyar 873 milyon dolarla ABD oldu.</p>
<p>İthalatta en çok paya sahip ilk 10 ülkenin toplam ithalat içindeki payı, yüzde 51,9 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Söz konusu ayda en fazla ithalat yapılan ülke grupları, 9 milyar 63 milyon dolarla Asya ülkeleri, 8 milyar 439 milyon dolarla AB ülkeleri ve 3 milyar 138 milyon dolarla diğer ülkeler olarak sıralandı.</p>
<p><strong>Ocak-ağustos döneminde dış ticaret açığı yüzde 8,2 arttı</strong></p>
<p>GTS kapsamında ocak-ağustos döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre ihracat yüzde 4 artarak 185 milyar 6 milyon dolar, ithalat yüzde 5,3 yükselişle 250 milyar 791 milyon dolar, dış ticaret hacmi yüzde 4,7 artışla 435 milyar 798 milyon dolar olarak hesaplandı.</p>
<p>Söz konusu dönemde, dış ticaret açığı yüzde 9,3 yükselişle, 65 milyar 785 milyon dolar olarak kaydedildi.</p>
<p>İhracatın ithalatı karşılama oranı da yüzde 73,8 oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dis-ticaret-acigi-agustosta-yuzde-223-yukseldi-86775</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/1/1280x720/dis-ticaret-ihracat-1772094861.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığının ağustos verilerine göre, ihracat yıllık bazda yüzde 8,1 artışla 23,5 milyar dolara, ithalat da yüzde 10,5 yükselerek 28,7 milyar dolara çıktı. Bu dönemde dış ticaret açığı, yüzde 22,3 artarak, 5,2 milyar dolara ulaştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/olpak-dunya-ticaretinde-rekabetin-zemini-degisiyor-86773</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 13:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Olpak: Dünya ticaretinde rekabetin zemini değişiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class=""> </div>
<div class="card-title ltr">Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK), Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından açıklanan raporun, 2015-2023 döneminde stratejik sektörlerde küresel sübvansiyon oranlarının yüzde 0,5'ten yüzde 1,8'e yükseldiğini gösterdiğini bildirdi.</div>
<div class="card-text">
<div id="habericerikDiv3" class=" v3HaberIcerikDiv ltr">
<p>Rapora göre Çin yüzde 1,8'lik ortalama sübvansiyon oranıyla ABD ve AB'nin önünde yer alırken, rapordaki simülasyonda yalnızca Çin'in sübvansiyon politikalarının etkisi dikkate alındığında ülkenin stratejik sektör ihracatının yaklaşık yüzde 12 arttığı, ithalatının ise yüzde 8 azaldığı görülüyor.</p>
<p>Elektronik sektöründe Çin'in küresel pazar payının yüzde 39'dan yüzde 45'e yükselmesi de uygulanan politikaların küresel rekabet dengeleri üzerindeki etkisini ortaya koyuyor.</p>
<p>IMF raporunda, sübvansiyonlara gümrük tarifelerinin de eklenmesiyle koordinasyonsuz bir "sübvansiyon-tarife sarmalı" oluştuğuna işaret edilerek, tüm ülkelerin bu sürece dahil olduğu senaryoda küresel reel gelirde yüzde 0,3'lük azalma öngörülüyor.</p>
<p><strong>"Dünya ticaretinde rekabetin zemini değişiyor"</strong></p>
<p>DEİK Başkanı Nail Olpak, IMF raporunda 2015-2023 döneminde uygulanan sanayi sübvansiyonlarının küresel ticaret ve refah üzerindeki uzun vadeli etkilerinin analiz edildiğini belirterek, Çin, Avrupa Birliği ve ABD'nin stratejik ürünlerde küresel ihracatın yarısından fazlasını gerçekleştirmesinin dikkat çekici olduğunu ifade etti.</p>
<p>Dünya ticaretinde rekabetin zemininin değiştiğine işaret eden Olpak, "Ülkeler artık yalnızca ihracatlarını artırmak için değil, teknolojide, üretim kapasitesinde ve stratejik sektörlerde kalıcı üstünlük sağlamak amacıyla çok daha aktif sanayi politikaları uyguluyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Olpak, gelecek dönemde küresel ticarette kimin ne kadar ürettiğiyle birlikte hangi teknolojiyi geliştirdiği, hangi ölçekte ürettiği ve küresel değer zincirlerinin hangi noktasında yer aldığının daha belirleyici olacağını ifade etti.</p>
<p><strong>"Karşılıklı tarife artışları dünya ekonomisi açısından önemli bir risk"</strong></p>
<p>Nail Olpak, dikkat edilmesi gereken hususun sadece verilen sübvansiyonun büyüklüğü olmadığını, teşviklerin üretim ölçeğine, teknolojik kapasiteye, verimliliğe ve nihayetinde ihracata ne kadar dönüştüğünün daha önemli olduğunu belirtti.</p>
<p>Türkiye'nin, kaynaklarını yüksek katma değer, teknoloji, ihracat ve küresel rekabet gücü üretecek alanlara yönlendirmesi gerektiğini ifade eden Olpak, sanayi politikalarının karşılıklı tarife artışlarına dönüşmesinin dünya ekonomisi açısından önemli bir risk oluşturduğunu vurguladı.</p>
<p>Olpak, ülkelerin stratejik sektörlerini destekleyebileceklerini belirterek, "Ancak bir ülkenin sübvansiyonuna diğerinin tarifeyle, tarifeye ise yeni bir misillemeyle cevap verdiği bir küresel ticaret sistemi sürdürülebilir değil. Böyle bir yarışın sonunda maliyet sadece ihracatçıya veya üreticiye değil, bütün küresel ekonomiye yansıyor. Ticaretin parçalandığı, tedarik zincirlerinin siyasi bloklara göre yeniden şekillendiği bir dünya, küresel refah açısından hepimiz için daha maliyetli bir dünya anlamına geliyor." ifadesini kullandı.</p>
<p><strong>"Asıl hedef, değişen küresel değer zincirlerinde daha güçlü konumlanmak"</strong></p>
<p>Küresel ticarette yaşanan dönüşümün Türkiye için risklerin yanı sıra fırsatlar da barındırdığını belirten Nail Olpak, Türkiye'nin, üretim altyapısı, girişimcilik kapasitesi, yetişmiş insan kaynağı ve coğrafi konumuyla değişen tedarik zincirlerinde daha fazla pay alabilecek potansiyele sahip olduğuna işaret etti.</p>
<p>Olpak, küresel sübvansiyon yarışını izlemenin yeterli olmadığını ifade ederek şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>"Asıl hedef, değişen küresel değer zincirlerinde daha güçlü konumlanmak. Bunun için hangi stratejik sektörlerde küresel ölçekte rekabet avantajı oluşturabileceğimizin güncellenerek belirlenmesi, teknoloji, yatırım, üretim ve ihracatın aynı stratejinin parçaları olarak değerlendirmesi önemli. Özellikle yüksek katma değerli üretim, dijital teknolojiler, ileri imalat ve teknoloji yoğun sektörlerde uluslararası ortaklıklarımızı artırmak önemli. Pazar çeşitlendirmesinin yanı sıra ortak üretim, teknoloji ortaklıkları, karşılıklı yatırımlar ve üçüncü ülkelerde işbirliklerini daha fazla gündemimize almak bir başka başlık."</p>
<p>Türk özel sektörünün dünyadaki değişimi doğru okuyarak yeni fırsatlara ulaşmasını önemsediklerini belirten Olpak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Ticari diplomasinin gündeminde sadece daha fazla ihracat değil, daha fazla teknoloji ortaklığı, karşılıklı yatırım, ortak üretim ve küresel değer zincirlerinde daha yüksek katma değerli bir konum var. Korumacılığın arttığı bir dünyada doğru cevap daha fazla duvar örmek değil, rekabet gücümüzü artırmak, pazarlarımızı çeşitlendirmek ve ekonomik işbirliklerimizi güçlendirmek. Türkiye'nin üretim gücünü, girişimcilik kabiliyetini ve stratejik konumunu doğru politikalarla birleştirdiğimizde, küresel ticaretin yeniden şekillendiği bu dönemi ülkemiz için önemli bir fırsata dönüştürebileceğimize inanıyorum."</p>
<p> </p>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/olpak-dunya-ticaretinde-rekabetin-zemini-degisiyor-86773</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/5/1280x720/nail-olpak-1759921618.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk özel sektörünün dünyadaki değişimi doğru okuyarak yeni fırsatlara ulaşmasını önemsediklerini vurgulayan DEİK Başkanı Nail Olpak, &quot;Ticari diplomasinin gündeminde sadece daha fazla ihracat değil, daha fazla teknoloji ortaklığı, karşılıklı yatırım, ortak üretim ve küresel değer zincirlerinde daha yüksek katma değerli bir konum var.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/guneydogu-anadoluda-agustos-ayi-ihracat-rakamlari-yuz-guldurdu-86772</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 13:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güneydoğu Anadolu’nun ağustos ihracatı yüzde 12 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong><strong> </strong></p>
<p>Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri (GAİB) Koordinatör Başkanı Mete Akcan, ağustos ayı ihracat rakamlarını değerlendirdi. Küresel ve bölgesel risklere rağmen ihracatçıların pazar çeşitlendirme çalışmalarını kararlılıkla sürdürdüğünü belirten Akcan, ağustos ayında yakalanan toparlanma ivmesine dikkat çekti.</p>
<p>GAİB Koordinatör Başkanı Akcan, küresel ticarette yaşanan daralma, bölgesel jeopolitik gelişmeler ve artan lojistik maliyetlerin ihracatçılar üzerindeki baskısını sürdürdüğünü belirtti. Bu koşullara rağmen bölge ihracatçılarının mevcut pazarlarını korurken yeni pazarlara yönelmeye ve ihracat kanallarını çeşitlendirmeye devam ettiğini ifade eden Akcan, ağustos ayında kaydedilen artışın toparlanma açısından önemli bir gösterge olduğunu söyledi.</p>
<p>Başkan Akcan, ihracatçıların özellikle bölgesel gelişmelerin etkisiyle değişen ticaret rotalarına ve artan maliyetlere uyum sağlamak durumunda kaldığını belirterek, şu değerlendirmede bulundu: “Sınırlarımızın yanı başında yaşanan savaşlar ve küresel pazarlardaki daralma, ihracatçılarımız açısından zorlu bir dönem oluşturuyor. Buna rağmen firmalarımız mevcut pazarlarını korumak, yeni pazarlara ulaşmak ve ihracatlarını sürdürülebilir kılmak için çalışmalarına devam ediyor. Özellikle Körfez ülkelerine yönelik jeopolitik risklerin artmasıyla birlikte karayoluyla Orta Doğu ülkelerine gerçekleştirilen ihracatta belirgin bir hareketlilik yaşandı. Ancak bu süreçte navlun fiyatlarında yaşanan artış, ihracatçımızın maliyetlerini yükseltirken uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü de doğrudan etkiliyor.”</p>
<p>2026 yılının son çeyreğine girerken GAİB’in bölge ihracatçılarının uluslararası pazarlardaki etkinliğini artırmaya yönelik faaliyetlerini aralıksız sürdürdüğünü belirten Başkan Akcan, eylül ayında da bölge ihracatçılarının uluslararası pazarlardaki etkinliğini artırmaya yönelik çalışmaların sürdürüleceğini, dünyanın farklı bölgelerindeki önemli fuar ve ticaret organizasyonlarına katılım sağlanarak yeni pazar ve iş birliği fırsatlarının değerlendirileceğini kaydetti.</p>
<p><strong>Gaziantep en çok ihracat yapan 6. il</strong></p>
<p>2026 yılının 8 aylık sürecinde Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nden toplam 8,2 milyar dolar ihracat yapılırken, bu süreçte Gaziantep tek başına 7 milyar dolarlık ihracata imza attı. Ağustos 2026 döneminde bölge ihracatı yüzde 12 artış ile 1,1 milyar dolar, Gaziantep’in ihracatı 919,5 milyon dolar oldu. Gaziantep, bu performansıyla Türkiye genelinde en fazla ihracat yapan iller arasındaki 6. sıradaki yerini korudu.</p>
<p>Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde Ağustos ayında Gaziantep’in ardından en fazla ihracat gerçekleştiren diğer iller ise sırasıyla Kahramanmaraş 111,4 milyon dolar, Mardin 76,9 milyon dolar, Şanlıurfa 36 milyon dolar, Malatya 34,5 milyon dolar, Diyarbakır 19 milyon dolar, Kilis 9,2 milyon dolar ve Adıyaman 10,3 milyon dolar oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/guneydogu-anadoluda-agustos-ayi-ihracat-rakamlari-yuz-guldurdu-86772</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/2/1280x720/guneydogu-anadoluda-agustos-ayi-ihracat-rakamlari-yuz-guldurdu-1788432801.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ağustos ayında Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin ihracatı yüzde 12 artarak 1,1 milyar dolara yükseldi. Yılın 8 ayında ise bölgeden toplam 8,2 milyar dolar ihracat yapılırken, bu dönemde Gaziantep&#039;in dış satımı 7 milyar dolar oldu. GAİB Koordinatör Başkanı Akcan, ağustos ayındaki artışın toparlanma açısından önemli bir gösterge olduğunu kaydetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yilmaz-fiyat-istikrarini-guclu-ve-surdurulebilir-bir-zeminde-tesis-etmeyi-hedefliyoruz-86769</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 13:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yılmaz: Fiyat istikrarını güçlü ve sürdürülebilir bir zeminde tesis etmeyi hedefliyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, TÜİK'in açıkladığı ağustos ayı enflasyon verileri hakkında değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Yılmaz, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, enflasyonla mücadeleyi bütüncül bir yaklaşımla ve kurumlarla güçlü eş güdüm içerisinde kararlılıkla sürdürdüklerini vurguladı.</p>
<p>Yılmaz açıklamasında şunları kaydetti:</p>
<p>"Tüketici enflasyonu Ağustos ayında yüzde 1,84 oranında gerçekleşmiş, yıllık enflasyon yüzde 31,51 seviyesine gerilemiştir. Temel mallarda ise yıllık enflasyon yüzde 15,89 seviyesine düşmüştür.</p>
<p>Taze meyve ve sebze fiyatlarındaki düşüşün etkisiyle gıda kaleminin aylık enflasyonu yüzde 0,22 gerçekleşirken, yıllık gıda enflasyonu geçen aya göre 3,7 puan gerilemiştir. Temel mal enflasyonunda ise giyim ve ayakkabı fiyatlarındaki sezon indirimlerinin devam etmesiyle aylık ve yıllık bazdaki iyileşme sürmüştür.<br /> <br />Hizmet enflasyonunu yıllık bazda yatay seyrederken aylık bazdaki fiyat hareketlerinde küresel gerilimlerin etkisiyle yükselen ulaştırma maliyetlerinin yanı sıra kira ve eğitim fiyatlarındaki dönemsel gelişmeler öne çıkmıştır.<br />   <br />Enerji ve emtia fiyatlarındaki sert hareketler, jeopolitik gelişmeler, küresel ticaretteki dönüşüm ve korumacılık eğilimleri tüm dünyada enflasyon görünümünü etkilemektedir. Jeopolitik gelişmelerin enflasyon görünümü üzerindeki etkilerini yakından takip ederek dışsal şokların yurt içi fiyatlara geçişkenliğini sınırlayacak ve ekonominin dış şoklara karşı dayanıklılığını artıracak politikaları kurumlarımızla eşgüdüm içerisinde önceliklendiriyoruz.</p>
<p>Kira, gıda, enerji ve ulaştırma gibi vatandaşın günlük yaşam maliyetini doğrudan etkileyen alanlarda arz kapasitesini ve verimliliği artırmaya yönelik politikalarımızı güçlendiriyoruz. Bu kapsamda bir yandan dar ve orta gelir grubuna yönelik sosyal konut projeleri hız kesmeden sürdürürken, diğer yandan afet risklerini azaltmayı ve güvenli konut stokunu büyütmeyi hedefleyen kentsel dönüşüm uygulamalarını desteklemeye devam ediyoruz.<br /> <br />Önümüzdeki dönemde küresel fiyatlardaki normalleşmenin sağlayacağı destek ve arz yönlü politikalarımızdan elde edeceğimiz kazanımlarla dezenflasyon sürecini kalıcı hale getirmeyi ve fiyat istikrarını güçlü ve sürdürülebilir bir zeminde tesis etmeyi hedefliyoruz. Fiyat istikrarının sağlanmasıyla birlikte ekonomideki öngörülebilirliği daha da artırmayı, kalıcı refah artışını desteklemeyi ve elde edilen kazanımlardan toplumun tüm kesimlerinin dengeli biçimde faydalanmasını sağlamayı amaçlıyoruz."</p>
<blockquote class="twitter-tweet">
<p dir="ltr" lang="tr">Enflasyonla mücadelemizi bütüncül bir yaklaşımla ve kurumlarımızla güçlü eşgüdüm içerisinde kararlılıkla sürdürüyoruz.<br /><br />Tüketici enflasyonu Ağustos ayında yüzde 1,84 oranında gerçekleşmiş, yıllık enflasyon yüzde 31,51 seviyesine gerilemiştir. Temel mallarda ise yıllık enflasyon… <a href="https://t.co/PX80fRhVZ9">pic.twitter.com/PX80fRhVZ9</a></p>
— Cevdet Yılmaz (@_cevdetyilmaz) <a href="https://x.com/_cevdetyilmaz/status/2095431473213964706?ref_src=twsrc%5Etfw">September 3, 2026</a></blockquote>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yilmaz-fiyat-istikrarini-guclu-ve-surdurulebilir-bir-zeminde-tesis-etmeyi-hedefliyoruz-86769</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/9/1280x720/cevdet-yilmaz-1777295287.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ağustos ayı enflasyon verileriyle ilgili açıklama yapan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, &quot;Önümüzdeki dönemde küresel fiyatlardaki normalleşmenin sağlayacağı destek ve arz yönlü politikalarımızdan elde edeceğimiz kazanımlarla dezenflasyon sürecini kalıcı hale getirmeyi ve fiyat istikrarını güçlü ve sürdürülebilir bir zeminde tesis etmeyi hedefliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yumaklidan-tmo-aciklamasi-hububat-alim-miktari-ve-urun-odemesinde-yeni-bir-rekor-86768</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 13:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> TMO&#039;dan 769 merkezde 12,1 milyon ton hububat alımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, stratejik bir ürün olan hububatta bu yıl hasat sezonunun bol ve bereketli geçtiğini bildirdi. </p>
<p>Yazılı açıklamasında bunun ülkenin gıda arz güvenliğinin sağlanması açısından büyük önem taşıdığını belirten Yumaklı, hasat gerçekleşme oranlarının buğdayda yüzde 98,8'e, arpada yüzde 99,2'ye ulaştığını anlattı.</p>
<p>Yumaklı, Toprak Mahsulleri Ofisinin (TMO) hububat alımlarını 769 alım merkezinde aralıksız sürdürdüğünü ifade ederek, "Sahada güçlü bir alım organizasyonu yürüten TMO, hasat sezonunun başından bugüne kadar 12,1 milyon ton ürün alımı gerçekleştirdi, üreticilerimize 170 milyar lira ödeme yaptı. Bu, hem hububat alım miktarı hem ürün ödemesinde yeni bir rekordur. Hasat sezonunun başında üreticilerimize verdiğimiz ödeme taahhüdümüzü de yerine getiriyor, ürün bedellerini 21'inci günden itibaren çiftçilerimizin hesaplarına yatırıyoruz. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da üreticilerimizin yanında olmaya, TMO'ya gelen bütün ürünleri almaya devam edeceğiz." açıklamasını yaptı. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yumaklidan-tmo-aciklamasi-hububat-alim-miktari-ve-urun-odemesinde-yeni-bir-rekor-86768</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/tmo-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakan Yumaklı, &quot;TMO, hasat sezonunun başından bugüne kadar 12,1 milyon ton ürün alımı gerçekleştirdi, üreticilerimize 170 milyar lira ödeme yaptı. Bu, hem hububat alım miktarı hem ürün ödemesinde yeni bir rekordur.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gto-baskani-yildirim-hedefimiz-rekabetci-ve-surdurulebilir-ihracat-yapisini-guclendirmek-86779</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tuncay Yıldırım: Hedefimiz, rekabetçi ve sürdürülebilir ihracat yapısını güçlendirmek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep’in 2026 yılı Ağustos ayı ihracatı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 13,7 artışla 919 milyon 550 bin dolar olarak gerçekleşti. Böylece Gaziantep’in yılın ilk 8 ayındaki ihracatı 7 milyar dolara ulaştı. </p>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından açıklanan ağustos ayı ihracat verilerini değerlendiren Gaziantep Ticaret Odası (GTO) Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Yıldırım, ihracattaki artışın önemli olduğunu ancak küresel ticarette rekabetin giderek zorlaştığı bir dönemde ihracatın niteliğine ve firmaların rekabet gücüne daha fazla odaklanılması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Yıldırım, ihracatçıların üretim, enerji, finansman, iş gücü ve lojistik başta olmak üzere artan maliyetlerle karşı karşıya olduğunu belirterek, maliyet baskısının firmaların uluslararası pazarlardaki fiyat rekabetini ve kârlılığını doğrudan etkilediğini ifade etti.</p>
<p><strong>“Daha fazla ihracat kadar, daha güçlü ihracat da önemli”</strong></p>
<p>İhracat rakamlarındaki artışın sevindirici olduğunu belirten Yıldırım, şöyle konuştu: “İhracatta sadece rakamın büyümesine odaklanamayız. Hedefimiz; katma değeri yüksek, sürdürülebilir ve rekabetçi bir ihracat yapısını güçlendirmek. Çünkü artan maliyetler karşısında ihracatçımızın pazardaki konumunu koruyabilmesi ve yaptığı ihracattan sağlıklı bir kazanç elde edebilmesi her geçen gün daha önemli hale geliyor.”</p>
<p>Küresel pazarlarda fiyat rekabetinin giderek zorlaştığına dikkat çeken Yıldırım, özellikle yüksek üretim ve finansman maliyetlerinin firmaların fiyatlama gücünü ve rekabet kapasitesini sınırladığını söyledi. ABD’nin Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 60’tan fazla ticaret ortağına uyguladığı yeni gümrük vergilerinin de ihracatçılar açısından ilave bir maliyet ve rekabet baskısı oluşturduğunu belirten Yıldırım, ev tekstili, teknik tekstil ve hazır giyim ürünlerinin bu gelişmelerden doğrudan etkilendiğine dikkat çekti.</p>
<p><strong>“İhracatçının maliyetlerini düşürmek zorundayız”</strong></p>
<p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın 1 Ekim itibarıyla özellikle emek yoğun, katma değerli üretim yapan ve istihdama katkı sağlayan sektörlerde döviz dönüşüm desteğinin artırılacağı yönündeki açıklamasını da memnuniyetle karşıladıklarını belirten Yıldırım, bu tür desteklerin ihracatçının rekabet gücünü koruması açısından önemli olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>“Yeni pazarlara ulaşmak artık bir tercih değil”</strong></p>
<p>Küresel ticarette artan korumacılık ve rekabet karşısında pazar çeşitliliğinin artırılmasının önemine vurgu yapan Yıldırım, firmaların mevcut pazarlarını korurken yeni pazarlara da ulaşması gerektiğini ifade etti. Bu noktada GTO’nun Dış Ticaret İstihbarat Merkezi (DTİM) hizmetinin firmalar için önemli bir destek sunduğunu belirten Yıldırım, şöyle devam etti: “Firmalarımıza sadece ‘ihracat yapın’ demiyoruz. Hangi ülkeye, hangi ürünü, hangi firmaya satabileceklerini araştırıyor; potansiyel alıcıları ve pazar fırsatlarını ortaya çıkarıyoruz. Amacımız firmalarımızın rastgele değil, doğru pazara ve doğru alıcıya ulaşarak daha güçlü ve daha rekabetçi bir ihracat yapmalarını sağlamak.”</p>
<p>DTİM aracılığıyla firmalara sunulan hedef pazar ve potansiyel alıcı analizlerinin yeni pazarlara erişim açısından önemli bir fırsat olduğunu belirten Yıldırım, bu hizmetin daha fazla firmaya ulaştırılması için çalışmaların sürdürüleceğini söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gto-baskani-yildirim-hedefimiz-rekabetci-ve-surdurulebilir-ihracat-yapisini-guclendirmek-86779</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/9/1280x720/gto-baskani-yildirim-hedefimiz-rekabetci-ve-surdurulebilir-ihracat-yapisini-guclendirmek-1788435566.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Yıldırım, &quot;Hedefimiz, sadece ihracatı artırmak değil, rekabetçi ve sürdürülebilir bir ihracat yapısını güçlendirmek&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolat-2803-milyar-dolarla-cumhuriyet-tarihimizin-en-yuksek-yillik-ihracatina-ulastik-86774</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 12:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bolat: Cumhuriyet tarihimizin en yüksek yıllık ihracatına ulaştık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe ile düzenlediği basın toplantısında, ağustos ayı dış ticaret rakamlarını açıkladı.</p>
<p>Ticaret Bakanlığındaki toplantıda Türkiye ekonomisinin yılın ikinci çeyreğinden itibaren hızlandığını, bunun, başta ihracat olmak üzere birçok makro ekonomik veride görüldüğünü bildiren Bolat, ülkenin ikinci çeyrekte yüzde 2,3, yılın ilk yarısı itibarıyla da yüzde 2,5 büyümeye ulaştığını hatırlattı.</p>
<p>Bolat, Türkiye'nin milli gelirinin, yılın ilk yarısında 1 trilyon 706 milyar doları aşarak tüm zamanların en yüksek seviyesine çıktığını, ikinci çeyrekteki büyümenin 0,6 yüzde puanının net mal ve hizmetler ihracatından geldiğini söyledi.</p>
<p>İhracatta nisan ayından itibaren başlayan yükseliş ivmesinin ekonomik büyümeyi ve istihdamı da desteklediğine işaret eden Bolat, "Ekonomimiz, ikinci çeyrekte birinci çeyreğe kıyasla yüzde 1 büyüdü, bunun içinde de yüzde 1,6 puanlık net mal ve hizmetler ihracatının katkısı olmuştur." diye konuştu.</p>
<p>Bolat, güven endekslerinde de kayda değer artışlar yaşandığını, ülkenin CDS priminin 2 Eylül itibarıyla son 5 ayın en düşük rakamı olan 217,5 seviyesine gerilediğini, bu gelişmelerin ekonomi açısından sevindirici olduğunu kaydederek, küresel ekonomideki zorluklar ile jeopolitik risklerin enerji ve ham madde fiyatlarına olumsuz yansımalarına rağmen Türkiye'nin istikrarlı ve güven veren bir ortamda emin adımlarla koşmaya devam ettiğini belirtti.</p>
<p>Ağustos ayı ihracat rakamlarına ilişkin bilgi veren Bolat, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Ağustosta ihracatımız, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 8,1 artışla 23,5 milyar dolara çıktı, böylece en yüksek ağustos ayı ihracatına ulaştık. Bu, nisandaki yüzde 21'lik, hazirandaki yüzde 22'lik artışlardan sonraki en yüksek üçüncü artış oranıdır. Batıda ağustos ayı tatil ayı olarak nitelendirilmesine rağmen bu artış gerçekten büyük başarı. Buradaki artış, 1 milyar 766 milyon dolardır. Ocak-ağustos döneminde de ihracatımız 185 milyar dolarla rekor kırdı, ağustosta yıllıklandırılmış ihracatımız 280,3 milyar dolarla Cumhuriyet tarihimizin en yükseği oldu."</p>
<p>Bu yıl ihracatta ulaşılması beklenen hedefin 282 milyar dolar olduğunu, bu hedefe ulaşmak için sadece 1,7 milyar dolar kaldığını vurgulayan Bolat, son bir yılda ihracattaki değer artışının 11 milyar 235 milyon dolar olduğunu bildirdi.</p>
<p>Bolat, hizmetler ihracatının da ağustos itibarıyla yıllıklandırılmış olarak tahmini 125 milyar dolara yükseldiğini belirterek, "Ocak ayındaki 122,5 milyar dolara kıyasla 2,5 milyar dolarlık artışımız var. Burada da hedefimiz yıl sonunda 128 milyar dolar. Savaşlara ve küresel arenadaki olumsuz gelişmelere rağmen turizm, taşımacılık, eğitim, sağlık, danışmanlık, bilişim, film, fuarcılık gibi bütün hizmet sektörleri başarıyla çalışıyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Yıllıklandırılmış mal ve hizmet ihracatı toplamında 405,3 milyar dolara ulaşıldığına işaret eden Bolat, geçen yıl bu rakamın 396 milyar dolar olduğunu, mal ve hizmet ihracatı hedefinin 410 milyar dolar olduğunu kaydetti.</p>
<p><strong>27 sektörün 17'sinde ihracat artışı</strong></p>
<p>Hem ağustosta hem de yılın ilk 8 ayında 27 sektörün 17'sinde ihracat artışı olduğunu ifade eden Bolat, "Hazır giyim ve konfeksiyon çok önemli bir sektörümüz. Orada da azalış trendi giderek düştü. Bu sene hazır giyimde başa baş ya da artıya yıl sonuna kadar geçeceğiz. Çünkü siparişler Türkiye'ye dönmeye başladı. Tekstilde zaten artıdayız ilk 8 ay itibarıyla." dedi.</p>
<p>Bolat, emek yoğun sektörlerden deri ve ayakkabıda da performansın iyileşmekte olduğunu, halihazırda elektrik, elektronik, makine, demir-çelik, çimento, savunma ve havacılık sanayisi, iklimlendirme, madencilik, yaş meyve sebze, kuru meyve ve su ürünlerinde Türkiye'nin iyiye gittiğini söyledi.</p>
<p>Yılın 8 ayında ihracatta en çok artış gösteren ülkenin ABD olduğunu, bunu sırasıyla Çin, İsviçre, Mısır ve Libya'nın izlediğini belirten Bolat, en çok azalış gösteren ülkelerin ise sırasıyla yaklaşık 1 milyar dolarla Yunanistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, 415 milyon dolarla Irak olduğunu anlattı.</p>
<p>Bolat, Irak'a ihracatta yılın ilk aylarında azalış olduğuna işaret ederek, "Körfez Savaşı nedeniyle yaklaşık 11 Körfez ülkesine ihracatımız mart ayından başlayarak ciddi biçimde azalıyordu ama bu kan kaybı durdu. Nisan ayından itibaren tekrar toparlamaya başladı." diye konuştu.</p>
<p>Son 40 ayın 29'unda aylık ihracat artışı olduğunu vurgulayan Bolat, söz konusu 40 ayın 22'sinde de aylık ihracat rekoru kırıldığını, bu yılın 8 ayının 5'inde aylık ihracat yükselişi, 4'ünde aylık rekor olduğunu ifade etti.</p>
<p>Bolat, özellikle nisan, haziran, temmuz, ağustos aylarında art arda aylık ihracat rekorları kırmayı başardıklarının altını çizdi.</p>
<p><strong>"Orta yüksek ve yüksek teknoloji ürün ihracatımız 8 ayda net 4,1 milyar dolar arttı"</strong></p>
<p>Avrupa Birliğinin (AB), Türkiye'nin ihracatından yüzde 43 pay aldığını, ocak-ağustos döneminde AB'ye ihracatta yüzde 1,8'lik artış olduğunu dile getiren Bolat, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ülkelerine ihracat artışının yüzde 1,7, OECD genelinde yüzde 3,2, Çin'e yüzde 39 olduğunu ABD'ye ise 1,2 milyar dolarlık artış yaşandığını aktardı.</p>
<p>Bolat, tarım sektöründe ihracatın 24 milyar dolar, sanayide 132,5 milyar dolar, madencilikte 4,7 milyar dolar olduğunu dile getirerek, şöyle devam etti:</p>
<p>"İhracatımızda özellikle ham madde ve ara mallarda 6,3 milyar dolar ihracat artışı sağladık. Tüketim ürünleri ihracatımızda 600 milyon dolar eksilme var. Yatırım malları ihracatımızda da 1,7 milyar dolarlık bir artış var. Orta yüksek ve yüksek teknoloji ürünler ihracatımızda yıllıklandırılmış 116 milyar dolara yükseldik. Bu da toplam ihracatımızın yüzde 43,5'ini oluşturuyor. Yani ilk 8 ayda orta yüksek ve yüksek teknoloji ürün ihracatımızda net 4,1 milyar dolar artışımız söz konusu oldu."</p>
<p><strong>"Tüketim ürünlerindeki ithalat 8 ayda 2,6 milyar dolar azaldı"</strong></p>
<p>İthalatın ağustosta yıllık bazda yüzde 10,5 artışla 28,7 milyar dolar, net artışın ise 2,7 milyar dolar olduğunu anlatan Bolat, "950 milyon dolar açığımızda bir artış oldu. Bunun sebebi çok açık. Savaş şartları nedeniyle petroldeki, doğal gazdaki büyük artışların ithalat faturasını artırması." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p>Bolat, ocak-ağustos döneminde ise ithalatı en çok azalan ürünlerin yaklaşık 4 milyar dolarla motorlu kara taşıtları, 3,1 milyar dolarla kıymetli yarı kıymetli taşlar, 500 milyon dolarla kakao, 347 milyon dolarla hava ve uzay taşıtları, 180 milyon dolarla tekstil ve iplik olduğunu söyledi.</p>
<p>İthalatın bu dönemde en çok arttığı ürünlerin ise 4,3 milyar dolarla mineral yakıtlar, 2,6 milyar dolarla elektrikli makine ve cihazlar olduğuna işaret eden Bolat, bunu sırasıyla 1,5 milyar dolarla bakır ve bakırdan eşya, 1,1 milyar dolarla kazan ve makine ile eczacılık ürünlerinin izlediğini aktardı.</p>
<p>Bolat, tüketim ürünlerindeki ithalatın yılın 8 ayında 2,6 milyar dolar azaldığının altını çizdi.</p>
<p>Ham madde ve ara mal ithalatının ise yaklaşık 14,3 milyar dolar yükseldiğine değinen Bolat, "Bunun sebebi başta ham maddeler, maden, tarım emtiyaları ve tabii ki yağlar, petrol, doğal gaz gibi ürünler. Yatırım malları aşağı yukarı aynı." dedi.</p>
<p>Bolat, yılın 8 ayında ithalat tarafında en çok azalış gösteren ülkelerin 3,5 milyar dolarla Rusya, 1,8 milyar dolarla Almanya, 1,6 milyar dolarla Birleşik Arap Emirlikleri, 700 milyon dolarla Fransa ve 550 milyon dolarla İsviçre olduğunu bildirerek, ithalatta en çok artış gösteren ülkelerin ise 3,5 milyar dolarla Çin, 2,1 milyar dolarla ABD, 1,2 milyar dolarla Brezilya, 930 milyon dolarla Kazakistan ve 920 milyon dolarla Mısır olduğunu ifade etti.</p>
<p>Ağustostaki dış ticaret açığına dikkati çeken Bolat, şu bilgileri paylaştı:</p>
<p>"Dış açığımız ağustosta 5,2 milyar dolar oldu. Oldukça mütevazı bir açık. 8 aylık ihracatın ithalatı karşılama oranı ağustos itibarıyla yaklaşık yüzde 81,8, yıllıklandırılmış ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 74,1. Şubat ayı sonunda Körfezi saran savaş rüzgarları, 6 ay boyunca devam ederken enerji fiyatlarında petrokimya ürünleri, gübre, emtialar tarımda ve madende bu kadar yüksek artarken ihracattaki artışımızın sayesinde ve ithalatımızı da makul düzeylerde tutmak için aldığımız dış ticaret tedbirleriyle dış ticaret açığımızda sadece 5,6 milyar dolarlık bir ekstra artış oldu. Bu da keşke olmasaydı ama oldukça makul rakamlarda tutmayı başardık."</p>
<p>Bolat, hizmet ticaretinin geçen yıl 122,6 milyar dolar olduğunu belirterek, ağustos itibarıyla söz konusu ihracatın yıllık bazda 125 milyar dolara ulaştığını tahmin ettiklerini söyledi.</p>
<p>Ağustos ayı itibarıyla yıllıklandırılmış mal ve hizmet ihracatının 405,3 milyar dolara yükseldiğini vurgulayan Bolat, cari işlemler açığının Gayrisafi Yurtiçi Hasıla'ya (GSYH) oranının 2. çeyrek sonunda son 24 yıllık ortalama olan yüzde 3,4'ün altında, haziran sonunda yüzde 2,3 seviyesinde tutmayı başardıklarını ifade etti.</p>
<p>Bolat, temmuzda yaklaşık 500 milyon dolar bir cari işlemler fazlası beklediklerini, toplamda da ağustos sonu itibarıyla yıllıklandırılmış cari işlemler açığının 40,5 milyar dolar civarında olacağını tahmin ettiklerini dile getirdi.</p>
<p><strong>"Reeskont kredilerinde önümüzdeki aylarda bir iyileşme olmasını ümit ediyoruz"</strong></p>
<p>İhracat reeskont kredisi faiz oranlarının hesaplanmasında değişiklik yapıldığını ve faiz maliyetinin yüzde 23,95 olarak uygulandığını anımsatan Bolat, şöyle devam etti:</p>
<p>"İnşallah bu alanda önümüzdeki aylarda bir iyileşme olmasını ümit ediyoruz, çalışıyoruz. Reeskont kredisi günlük limitini Sayın Cumhurbaşkanımız 5 milyar liraya çıkarıldığını müjdelemişti. Döviz dönüşüm desteğini Merkez Bankası 1 Ağustos'tan 31 Ocak'a kadar uzattı, yüzde 3 döviz dönüşüm prim oranını. 1 Ekim'de de yeni bir modele geçecekler. Böylece daha fazla sektörler, katma değerli sektörler ve emek yoğun sektörlerin döviz dönüşüm desteği primi alması kolaylaşacak."</p>
<p>Bolat, ihracatçılara verilen kredi desteklerine ilişkin bilgi vererek, ilgili kurumlarla ihracatı destekleme noktasında çalışmaya devam ettiklerini aktardı.</p>
<p>Ticaret diplomasisi faaliyetlerine de değinen Bolat, şunları kaydetti:</p>
<p>"Geçen hafta Suriye'den geldik. Katar Dış Ticaret Bakanı bir hafta önce misafirimizdi. Katar hükümeti Türkiye'den başlayıp Suriye, Sudan ve Körfez'e uzanan bir ulaştırma ve transit koridorunun işlemesi konusunda çok istekliler. Suudi Arabistan nisan ayında nakliyecilerimize transit vize vermeye başlamıştı."</p>
<p>Bolat, jeopolitik gelişmelerin de etkisiyle Türkiye'nin bölge için daha önemli bir transit geçiş noktası haline geldiğini ve Körfez'in ihtiyaçlarının karşılanabildiğini sözlerine ekledi.</p>
<p><strong>Gültepe: Üç sektördeki toplam ihracat artışı 1,5 milyar dolar</strong></p>
<p>TİM Başkanı Gültepe, basın toplantısında, ekonominin 24 çeyrektir kesintisiz büyüdüğünü söyledi.</p>
<p>Net ihracatın 6 çeyrek sonra az da olsa büyümeye pozitif katkı vermesinin kendilerini sevindirdiğini belirten Gültepe, ihracatın, büyümenin dinamosu olmasını arzu ettiklerini vurguladı.</p>
<p>Gültepe, büyümenin en az yarısının üretim ve ihracattan gelmesi gerektiğini, buna karşın ihracatçının rekabet gücünün giderek zayıfladığını ifade etti.</p>
<p>İmalat sanayisi özelinde açıklanan 250 milyar liralık finansman paketi için teşekkür eden Gültepe, "Döviz dönüşüm desteğinde ekim ayında açıklanacak yeni düzenlemeyi de ihracat ailesi olarak merakla bekliyoruz. Bütün bu yapılanlar çok önemli ancak rekabetçiliğimizi yeniden kazanabilmemiz için sektörlerimizin, sanayimizin çok daha fazlasına ihtiyacımız var." dedi.</p>
<p>Gültepe, ağustosta 23,5 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdiklerini ve geçen yılın aynı ayına göre yüzde 8,1'lik artış olduğunu belirterek, şöyle konuştu:</p>
<p>"Ağustosta 17 sektörümüzün ihracatı artarken 9'unda düşüş oldu. İlk 5 sektöre baktığımızda, otomotiv 2,8 milyar dolar, kimya 2,7 milyar dolar, elektrik-elektronik 1,7 milyar dolar, mücevher 1,6 milyar dolar, çelik sektörümüzse 1,5 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdi. Ağustosta ihracatı en fazla artış gösteren ilk üç sektörümüz mücevher, elektrik-elektronik, demir/demir dışı metaller oldu. Yüzde 175 artan mücevher ihracatı, ağustosta 1 milyar 42 milyon dolarlık artı yazdı. Yüzde 16 artan elektrik-elektronik ihracatımız 236 milyon dolar, yüzde 19 artan demir/demir dışı metaller ihracatımız ise 212 milyon dolar katkı verdi. Bu 3 sektördeki toplam ihracat artışı 1,5 milyar dolar olarak gerçekleşti. TİM verilerine göre geçen ay 43 ilimiz ihracatını artırdı.</p>
<p>En çok ihracat yaptığımız 3 ülke Almanya, ABD ve Birleşik Krallık oldu. 874 firmamız ilk kez ihracat yaptı. Bu firmalarımızın ihracatımıza katkısı 83 milyon dolara yaklaştı."</p>
<p><strong>"Avrupa'daki toparlanma fırsata çevrilebilir" mesajı</strong></p>
<p>Ağustosta yaklaşık 32,5 milyon dolarlık parite kaynaklı kayıp yaşadıklarını ifade eden Gültepe, birim ihracat değerinin ise kilogram başına 1,65 dolar düzeyinde gerçekleştiğini dile getirdi.</p>
<p>Gültepe, küresel mal ticaretine oranla Türkiye'nin ihracatındaki artışın sınırlı kaldığına işaret ederek, yüksek maliyetlerin küresel mal ihracatından alınan payı düşürmeye devam ettiğini söyledi.</p>
<p>Türkiye'nin en büyük pazarı olan Avrupa'dan toparlanma sinyallerinin geldiğini ve bu durumu fırsata çevirebileceklerini vurgulayan Gültepe, öncelikle rekabetçiliği güçlendirecek hamlelerin yapılması gerektiğinin altını çizdi.</p>
<p>Gültepe, firmaları yeni pazarlarda yeni müşterilerle ve yeni siparişlerle buluşturmak için sahada olmaya devam ettiklerini belirterek, ağustosta TİM ve ihracatçı birlikleri olarak 7 ticaret ve 1 alım heyeti, 8 fuar katılımı, 3 UR-GE faaliyeti gerçekleştirdikleri bilgisini paylaştı.</p>
<p><strong>"Suriye'de ticaret yeniden hareketleniyor"</strong></p>
<p>Ağustosta ziyaret edilen Suriye'nin ayrı bir yeri olduğunu dile getiren Gültepe, şunları kaydetti:</p>
<p>"Suriye'de ticaret yeniden hareketleniyor. Ülkelerimiz arasında her alanda çok geniş işbirliği imkanı bulunuyor. Üretim ve ticaret altyapısının yeniden güçlenmesi, Suriye için ekonomik toparlanma demek. Türkiye için ise yeni ticaret, yatırım ve ihracat anlamına geliyor. Şam'da, karşılıklı iş yapma arzusunu çok net gördük. Şimdi bize düşen, bu ilgiyi kalıcı ticarete ve yatırıma dönüştürmek. Bu ay da yoğun bir programımız var. 17 ticaret heyetiyle ihracatçılarımızı alıcılarla buluşturmaya devam edeceğiz. 2027-2029 dönemini kapsayacak yeni Orta Vadeli Program'da fiyat istikrarının yanı sıra rekabet istikrarının da önceleneceğini umut ediyoruz."</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolat-2803-milyar-dolarla-cumhuriyet-tarihimizin-en-yuksek-yillik-ihracatina-ulastik-86774</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/4/1280x720/3466-1788433177.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ağustos ayı dış ticaret verilerini açıklayan Ticaret Bakanı Bolat, &quot;Ağustosta ihracatımız, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 8,1 artışla 23,5 milyar dolara çıktı, böylece en yüksek ağustos ayı ihracatına ulaştık.&quot; dedi. 
Bolat, &quot;Ocak-ağustos dönemi ihracatımız 185 milyar dolarla rekor kırdı, ağustosta yıllıklandırılmış ihracatımız 280,3 milyar dolarla Cumhuriyet tarihimizin en yükseği oldu.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/isinsu-kestelli-tarimda-uretim-gucumuzu-piyasa-gucuyle-desteklemeliyiz-86761</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 12:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Işınsu Kestelli: Tarımda üretim gücümüzü piyasa gücüyle desteklemeliyiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>İzmir Ticaret Borsası ev sahipliğinde, ElüsMarket Ürün Piyasası Aracı Kurumu (ÜPAK) AŞ, İş Yatırım Menkul Değerler A.Ş. ve Türkiye Ürün İhtisas Borsası A.Ş. (TÜRİB) iş birliğinde TÜRİB Vadeli İşlem Piyasası Tanıtım Toplantısı düzenlendi.</p>
<p>Türkiye’nin güçlü tarımsal üretim kapasitesine karşın tarım ürünlerinde fiyat risklerinin giderek küresel piyasalarda belirlenmeye başladığına dikkat çeken İzmir Ticaret Borsası ve ElüsMarket ÜPAK A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Işınsu Kestelli, Türkiye’nin üretim gücünü piyasa gücüyle desteklemesi gerektiğini söyledi. TÜRİB Vadeli İşlem Piyasası’nın bu dönüşüm açısından önemli bir adım olduğunu belirten Kestelli, “Daha güçlü bir üretim için daha güçlü piyasalar kurmalıyız” dedi.</p>
<p>Dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan bir gelişmenin, Türkiye'deki üreticinin ve sanayicinin maliyetini etkileyebildiğini dile getiren Kestelli, “Nitekim bugün Türkiye'deki birçok şirket, özellikle uluslararası ticarete konu olan tarım ürünlerinde fiyat risklerini yönetebilmek için küresel vadeli işlem piyasalarından yararlanıyor. Bu da çok önemli bir soruyu beraberinde getiriyor. Dünyanın önemli bir tarım ve gıda üreticisi olan Türkiye, kendi tarımsal ürünlerinin fiyat riskini kendi organize piyasalarında neden daha fazla yönetmesin?” dedi.</p>
<p>Daha güçlü bir üretim için daha güçlü piyasalar kurması, daha rekabetçi bir tarım sektörü içinse fiyat risklerini daha iyi yönetilmesi gerektiğini dile getiren Kestelli, “Vadeli İşlemler ve Opsiyon Borsası (VOB) ile başlayan vadeli işlem piyasaları serüveni, lisanslı depoculukla güçlenen fiziki altyapı, TÜRİB ve ELÜS piyasalarıyla dijitalleşen ürün ticareti ve şimdi TÜRİB Vadeli İşlem Piyasası. Bunların tamamı, Türkiye'nin tarım piyasalarını daha modern, daha şeffaf ve daha öngörülebilir hale getiren aynı dönüşümün parçalarıdır. Sadece emtianın alıcı satıcılarını değil nitelikli yatırımcıyı da piyasada görmek istiyoruz ve bu dönüşümün artık hızlanması gerektiğini düşünüyoruz. Türkiye'nin tarımda yalnızca üretim gücüyle değil, piyasa gücüyle de öne çıkması gerekiyor. Bugün İzmir'de bu sürecin önemli bir adımı atılıyor. Bundan sonraki görevimiz, bu piyasayı birlikte geliştirmek, doğru anlatmak ve gerçek sektör ihtiyaçlarıyla buluşturmak” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/isinsu-kestelli-tarimda-uretim-gucumuzu-piyasa-gucuyle-desteklemeliyiz-86761</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/1/1280x720/isinsu-kestelli-tarimda-uretim-gucumuzu-piyasa-gucuyle-desteklemeliyiz-1788427372.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin tarımda yalnızca üretim kapasitesiyle değil, fiyat risklerini yönetebilen güçlü ve şeffaf piyasalarıyla da öne çıkması gerektiğini söyleyen İzmir Ticaret Borsası Başkanı Işınsu Kestelli, TÜRİB Vadeli İşlem Piyasası’nın bu dönüşümde önemli bir adım olduğunu belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/avdagic-kobilere-kredi-kisitlamalari-daha-makul-bir-noktaya-tasinmali-86766</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avdagiç: KOBİ&#039;lere kredi kısıtlamaları daha makul bir noktaya taşınmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, katıldığı yayında gündem hakkında değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Anadolu Ajansı (AA) Finans Masası'nda soruları yanıtlayan Avdgiç, Türkiye'nin coğrafya itibarıyla hem kuzeyinde hem de güneyinde savaşların gerçekleştiği bir konumda olduğunu belirterek, Hürmüz bölgesinde ve Süveyş'e doğru giden yollarda ortaya çıkan sıkıntıların şu anda global anlamda iş dünyasını fevkalade etkileyen süreçler olduğunu söyledi.</p>
<p>Avdagiç, ticaretin barışı sevdiğini dile getirerek, "Ticaret, barışa katkı yapmak ister ama şu anda maalesef yaşadığımız bu konjonktür sadece bölgemizi değil, bütün dünyayı etkileyen bir süreçle bizi karşı karşıya bıraktı." ifadesini kullandı.</p>
<p>Navlun fiyatlarında artış ve sigorta fiyatlarında belirsizlik olduğunu belirten Avdagiç, "Onun dışında ortaya çıkan birtakım ek maliyetler var, geciken sevkiyatlar var. Bütün bunlar herkesin önünde bir sorun olarak gözüküyor." diye konuştu.</p>
<p>Şekib Avdagiç, artık en uygun şartlarla tedarik etmekten ziyade en güvenli yerden tedarik etmenin önemli hale geldiğini, Türkiye'nin bu anlamda son dönemlerde, özellikle son 10 yılda çok ciddi olumlu bir sınav verdiğini dile getirdi.</p>
<p>Türkiye'nin bu anlamda algısının son derece iyi olduğunu belirten Avdagiç, "Türkiye, güvenli tedarikçi olma avantajını yukarıya doğru taşıyacak süreçlerin üzerine kafa yormalı ve bütün bu olumsuzlukları kısmen de olsa olumluya çevirecek yöntemleri geliştirip bunları hayata geçirmesi gerekiyor." ifadesini kullandı.</p>
<p>Avdagiç, korumacılığın artık farklı bir yapıya dönüştüğüne işaret ederek, "Ülkeler arasında gümrük seviyeleri veya belirlenen hususlar vardı, belirlenen kurallar manzumesi vardı ama artık bunlar çok değişti. Her ülke, her bölge, her ekonomik birlik, açık olarak beyan ettikleri kurallar dışında bugüne kadar hiç aklımıza gelmeyen veya gündemde olmayan yeni tedbirler, tarifeler, kurallar ve tarife dışı engellerle beraber uygulamayı genişleterek devam ediyor." dedi.</p>
<p>İTO Başkanı Avdagiç, ABD Başkanı Donald Trump'ın göreve gelmesinden bu yana ABD'nin uyguladığı, dalgalı bir seyir izleyen gümrük tarifeleri sürecine dikkati çekerek, bu tarifelerin tam ve uzun süreli netleşmemesinden dolayı sürecin küresel anlamda bir belirsizliğe yol açtığını ifade etti.</p>
<p>Türk iş dünyasının, belgelendirmeyle ilgili beklentileri karşılayacak bir yaklaşım sergilemesi gerektiğini söyleyen Avdagiç, "Sertifikasyonla ilgili yine buna uygun süreçleri gündeme getirmesi lazım. Sınırda karbon düzenlemeleriyle ilgili beklentileri karşılıyor olabilmesi lazım." diye konuştu.</p>
<p>Avdagiç, Türkiye'nin artan tarifelerle veya görünmeyen birtakım ilave maliyetlerle ilgili cepheyi daraltıcı önlemleri alması gerektiğini vurgulayarak, "Bakanlıklarımız da bununla ilgili çok sıkı ve kapsamlı bir şekilde çalışıyorlar ama birçok ülke öngörmediğimiz, yazılı olmayan birtakım kuralları hayata geçiriyor." ifadesini kullandı.</p>
<p><strong>"Türk ihracatçısının çok daha az sıkıntı yaşaması için çalışıyoruz"</strong></p>
<p>Şekib Avdagiç, Türk ihracatçısının çok daha az sıkıntı yaşaması için çalıştıklarını dile getirerek, kuralların ve zorlukların artacağına, ihracatçıları zorlayan yapının süreceğine işaret etti.</p>
<p>Türkiye'nin bu sene enflasyon hedeflerinin bir miktar uzağında olduğunu belirten Avdagiç, şöyle devam etti:</p>
<p>"Körfez'de çıkan savaştan dolayı bazı adımlar ertelendi. Özellikle PPK'nin alacağı indirim kararlarının buna bağlı olarak ertelendiğini gözlemliyoruz. Merkez Bankasının referans faizi ile gecelik faizler arasında 3 puanlık bir fark kısa bir süre evvel kapandı. Bu hafta başı itibarıyla buradaki indirimin tüm kredi faizlerine yansımasını bekliyoruz."</p>
<p>Avdagiç, yaz döneminde özellikle tarımdaki bolluktan, tarım ürünlerindeki kapasite artışından veya daha çok ürün üretilebiliyor olmasından dolayı gıda enflasyonunda bir düşme trendinin söz konusu olduğunu söyledi.</p>
<p>Enflasyonun belli bir seyirde devam ettiğini dile getiren Avdagiç, "Bizim gözlemlediğimiz Merkez Bankasının bir miktar daha faizler konusunda ketum davranacağı yönünde. İlk işaret bu 3 puanlık pencerenin kapanması oldu. Dolayısıyla önümüzdeki PPK'de benim öngörüm, bu 3 puanlık pencerenin hayata geçmesi ama bir süre daha faizin bu şekilde devam edeceği yönünde." dedi.</p>
<p><strong>"KOBİ'lerin yapay zeka süreçlerinde üzerlerine düşen adımları atabiliyor olmaları lazım"</strong></p>
<p>İTO Başkanı Avdagiç, yapay zekanın ABD'nin dünya ölçeğinde sahip bulunduğu en önemli avantaj olduğunu belirterek, şu anda dünyada sayısı yaklaşık 7 bin 500 olan yapay zeka ile ilgili veri işleme merkezlerinin 5 bin 500 kadarının ABD'de olduğuna dikkati çekti.</p>
<p>Yapay zeka yatırımları ve teknolojik gelişimleri itibarıyla ABD'nin açık ara tüm dünyanın önünde olduğunu dile getiren Avdagiç, şunları söyledi:</p>
<p>"Çok hızlı bir şekilde Çin, Amerika Birleşik Devletleri'ne yaklaşıyor. Biz yapay zekada iyi bir kullanıcı mı olacağız yoksa bunun geliştirilmesinde, bunun teknolojisinin hayata adapte edilmesinde bir geliştirici ve teknoloji üreticisi mi olacağız? Aslında kritik soru bu. Biz bunu çok iyi adapte eden bir ülke olma gibi bir hedef seçersek ki bana göre bu eksik bir hedef olur. O zaman ciddi bedeller ödeyerek ve sürekli kontrolü başka merkezlerin elinde olan bir süreçle karşı karşıya kalacağız. Yapay zekaya olan duyarlılıkları veya yapay zekâ kullanımıyla ilgili bir anket yaptığınız zaman Türkiye'nin gelişmiş Batı ülkelerinin dörtte biri mertebesinde olduğunu görüyoruz."</p>
<p>Özellikle orta büyüklükte ve büyük firmaların yapay zeka sürecine daha hızlı adapte olduğunu ve bu konuda kendilerini konumlandırmaya çalıştıklarını ifade eden Avdagiç, "Ama bizim esas üzerine odaklanmamız gereken, önem vermemiz gereken KOBİ'lerimiz. KOBİ'lerimizin mutlaka bu yapay zekâ süreçlerinde kendi üzerlerine düşen adımları atabiliyor olmaları lazım. Bu konuda kamunun vereceği destekler, katkılar önemli." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Yapay zeka uzmanlarının sayısını artırarak bu işi çözemeyiz"</strong></p>
<p>Şekib Avdagiç, gelecek dönemde üniversitelerin yapay zeka konusunda müfredatlarını geliştirmeleri gerektiğini, sadece yapay zeka uzmanı yetiştirerek bu işin çözülemeyeceğini söyledi.</p>
<p>Her sektördeki beyaz yakalıların ve birçok mavi yakalının da yapay zekanın kullanımı konusunda bilgi sahibi olması gerektiğini belirten Avdagiç, "Burada sadece yapay zeka uzmanlarının sayısını artırarak bu işi çözemeyiz. İş dünyasında faal olan iş gücümüzün önemli bir kısmını yapay zekaya hazırlama konusunda çok ciddi ve etkili programları hayata geçirmemiz lazım." dedi.</p>
<p>Avdagiç, yapay zeka konusunda hem üyelere hem de öğrencilere yönelik adımlar attıklarını dile getirerek şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu konu 2027 ve onu takip eden yıllarda en önemli uygulama alanlarımızın başında gelecek. Bizim bu konuda geri kalma, takipçi olma, sadece ortaya konulan yeni teknolojileri gözlemleyen ve onları kısmen uygulayan bir ülke olma lüksümüz yok. Bu konuda mutlaka bu işin bir parçası, yaygın bir şekilde uygulayıcısı olma konusunda rotamızı belirlememiz lazım."</p>
<p><strong>"Eğitim kurumları iş dünyasının personel ihtiyacını daha fazla dikkate almalı"</strong></p>
<p>İş dünyasının ihtiyaç duyduğu iş gücü ile iş arayanlar arasındaki eşleşmede sıkıntıların olduğunu belirten Avdagiç, eğitim kurumlarının iş dünyasının personel ihtiyacını daha fazla dikkate alması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Avdagiç, iş dünyasında belirli iş kollarında ciddi eleman talebi bulunmasına rağmen iş arayanların sayısının da yüksek olduğuna dikkati çekti.</p>
<p>İşsizlik oranının yüzde 8'lerin altında bulunduğunu ancak geniş tanımlı işsizliğe bakıldığında rakamın çok daha yüksek olduğunu ifade eden Avdagiç, ne eğitimde ne de istihdamda olan gençlerin sayısının İstanbul'da 700 bine, Türkiye genelinde ise 3 milyona yaklaştığını belirtti.</p>
<p>Bu gençlerin şu anda iş dünyasının içinde olmadığını ve büyük bölümünün aktif olarak iş aramadığını dile getiren Avdagiç, "Şöyle bir risk barındırıyor: Bunlar şimdi 20'li yaşlarda olabilir ama bunları çok hızlı, gerekiyorsa ek eğitimlerle kabiliyetlerini geliştirip, iş dünyasına adapte etmezsek, 10 sene sonra bunlar hem kendileri hem aileleri hem de toplum için çok daha sosyal açıdan çözülmesi gereken büyük bir kitle olarak karşımıza çıkacaklar." diye konuştu.</p>
<p><strong>"İş dünyasının hangi alanlarda personele ihtiyaç duyduğu göz önünde bulundurulmalı"</strong></p>
<p>Şekib Avdagiç, üniversitelerin, eğitim kurumlarının ve teknik liselerin iş dünyasının beklentilerini daha fazla dikkate alması gerektiğine işaret etti.</p>
<p>Eğitim kurumlarının yalnızca hangi alanlarda program açacaklarına ve nasıl eleman yetiştireceklerine odaklanmalarının yeterli olmadığını kaydeden Avdagiç, iş dünyasının hangi alanlarda personele ihtiyaç duyduğunun ve hangi alanlarda eleman açığı bulunduğunun da göz önünde bulundurulması gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Bu eşleştirmenin yüzde 100 yapılmasının pratikte mümkün olmayabileceğini ancak oranın mümkün olduğunca yükseltilmesi gerektiğini belirten Avdagiç, "Şu anda burada olması gereken noktanın epey uzağındayız. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde çok yüksek sayıda çocuğumuz üniversite eğitimi görüyor, teknik liselerde eğitim görüyor ama dediğim gibi bu eşleştirme konusunda almamız gereken mesafe var." dedi.</p>
<p><strong>"Teknik liseleri bitiren 6 çocuktan sadece biri mezun olduğu branşta çalışıyor"</strong></p>
<p>İTO Başkanı Avdagiç, İstanbul'da yaptıkları bir çalışmaya göre teknik liselerden mezun olan her 6 gençten yalnızca birinin eğitim aldığı branşta çalıştığını bildirdi.</p>
<p>Avrupa Birliği'nde (AB) bu oranın ülkeden ülkeye değişmekle birlikte yüzde 50-55 seviyelerinde bulunduğunu aktaran Avdagiç, şunları kaydetti:</p>
<p>"Evet, orada da farklı branşlara gidebiliyor ama bizim şu anda bu konuda teknik liseleri bu kadar önemsediğimiz bir ortamda, oradaki 6 çocuktan sadece biri kendi branşında çalışıyorsa, beşi güvenlik görevlisi, tezgahtar, kafelerde garson veya başka bir işlerde çalışıyorsa, kurye oluyorsa bunu oturup gözden geçirmemiz gerekiyor."</p>
<p>Yeşil mutabakat ve sürdürülebilirlik konularına da değinen Avdagiç, bu alandaki uygulamaların 1 Ocak itibarıyla gündeme girdiğini ve ölçümlerin yapılmaya başlandığını dile getirdi.</p>
<p>Avdagiç, 2027'nin ilk çeyreğinde faturalandırmanın başlayacağını hatırlatarak, "Bugün bir bedel ödemiyor olmamız, 2027 yılından itibaren bedel ödemeyeceğimiz anlamına gelmiyor. Kronometre çalışmaya başladı." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"Ana hedef kitlemiz KOBİ'ler olmak zorunda ki biz önümüzdeki dönemde bu konuda bedel ödemeyelim"</strong></p>
<p>Türkiye'de büyük şirketlerin özellikle AB açısından ortaya çıkan gereklilikleri daha ciddi şekilde ele aldığını ve gerekli tedbirleri uyguladığını aktaran Şekib Avdagiç, bu şirketlerin sürece daha hızlı ve etkili şekilde adapte olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Söz konusu ölçümlemenin bütün değer zincirini kapsadığına dikkati çeken Avdagiç, sadece nihai üretici ve ihracatçının değil, onun altında bulunan bütün tedarik zincirinin de ölçümlemeye dahil olduğunu söyledi.</p>
<p>Avdagiç, "Dolayısıyla sadece o şirketin buradaki gereklilikleri karşılaması yeterli değil. Ona tedarikçi olan tüm alt katmandaki firmaların ve o firmaların da tedarikçilerinin, yani bütün ekosistemin bu sürecin beklentilerine, gerekliliklerine uygun bir şekilde kendini düzenliyor olması lazım." diye konuştu.</p>
<p>KOBİ'lerin bu konuda yapması gereken çok iş bulunduğunu belirten Avdagiç, "Burada gene ana hedef kitlemiz KOBİ'ler olmak zorunda ki biz önümüzdeki dönemde bu konuda bedel ödemeyelim." dedi.</p>
<p><strong>"İstanbul'un bir referans noktası olarak konumlandırılmasını güçlendirmemiz gerekiyor"</strong></p>
<p>İTO Başkanı Avdagiç, İstanbul'un Türkiye'nin çok önemli bir değeri ve dünyanın önde gelen kentlerinden biri olduğunu vurgulayarak, kentin transit özelliğinin geliştirilmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>Bununla birlikte İstanbul'un yalnızca insanların gelip geçtiği bir şehir olmaması gerektiğinin altını çizen Avdagiç, "İstanbul'un bir merkez, bir referans noktası olarak konumlandırılmasını güçlendirmemiz gerekiyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Avdagiç, İstanbul'un insanların kaldığı, faaliyet gösterdiği, etkinlik yaptığı, vakit geçirdiği ve yatırım yaptığı bir şehir olma özelliklerinin güçlendirilmesi gerektiğini, turizmin bu alanların başında geldiğini anlattı.</p>
<p><strong>"İstanbul'da gerçekleştirilen kongre ve etkinliklerin sayısının da artırılması gerekiyor"</strong></p>
<p>İTO Başkanı Avdagiç, Türkiye'deki yerli ve yabancı markaların fiyat seviyelerinin yabancı ziyaretçilere makul gelecek düzeyde tutulması gerektiğini, İstanbul'da gerçekleştirilen kongre ve etkinliklerin sayısının da artırılması gerektiğini kaydetti.</p>
<p>İTO'ya bağlı kurumlar sayesinde bu alana ciddi katkı sağladıklarını ifade eden Avdagiç, "Son 8 senede İstanbul 118'incilikten 18'inciliğe yükseldi. Dolayısıyla bu anlamda çok ciddi bir mesafe katettik." diye konuştu.</p>
<p>Avdagiç, hedeflerinin İstanbul'u ilk 10'a taşımak olduğunu belirterek, "Hızlı bir şekilde yükseliyoruz ama İstanbul mutlaka dünyada en fazla kongrenin, etkinliğin yapıldığı ilk 10 şehre girebiliyor olmalı." açıklamasında bulundu.</p>
<p>Bu alandaki ivmenin olumlu olduğunu dile getiren Avdagiç, İstanbul'un transit ticaretin de merkezi haline getirilmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>"İstanbul, dünyada hızlı gelişen elektronik ticaret açısından bir 'hub' haline geldi"</strong></p>
<p>Şekib Avdagiç, İstanbul'un Türk Hava Yolları ve diğer hizmet sağlayıcıların sunduğu avantajlar sayesinde, özellikle dünyada hızlı gelişen elektronik ticaret açısından bir "hub" haline geldiğini, bunun daha da güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Transit ticaret mevzuatı konusunda halen bekledikleri bazı etkili adımlar bulunduğunu dile getiren Avdagiç, İstanbul Finans Merkezi'nin de yalnızca fiziki yapılardan ibaret görülmemesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>Avdagiç, "İstanbul Finans Merkezi sadece binalardan ibaret bir konu değil. Mutlaka referans kurumlar haline gelmesi lazım. Bu konuda tabii ki fiziki altyapı olmadan onu yapamazsınız. Şu anda fiziki yapıyı büyük bir oranda tamamlamış durumdayız. Dolayısıyla artık işlevsel anlamda uluslararası yatırımcıların ve finans dünyasının beklentilerini karşılıyor olabilmemiz lazım. Bu çok önemli." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"İTOTAM'da görülen dava sayısını son 4 yılda 5 katına çıkarttık"</strong></p>
<p>İstanbul'da uluslararası bir tahkim merkezi olmasına çok önem verdiklerini ifade eden Avdagiç, "İTO Tahkim ve Arabuluculuk Merkezi'nde (İTOTAM) görülen dava sayısını da son 4 yılda 5 katına çıkarttık. Bunların yarıdan fazlasının bir tarafı en azından yabancı bir firma. Dolayısıyla bu anlamda da İstanbul, tahkim merkezi açısından da önemli bir referans şehir olmak durumunda. Bütün bu modüller üzerinde ayrı ayrı çalışmayı gerektiren süreçler." diye konuştu.</p>
<p>Avdagiç, ABD-İsrail ile İran ve Rusya-Ukrayna savaşlarından dolayı turist sayısında azalma olduğunu ancak tüm bunlara rağmen İstanbul'un kalkınma anlamında önü açık bir şehir olduğunu belirterek, şehri geliştirmeyi ve İstanbul'un değerlerini yukarıya doğru taşıyacak politikaların sürdürülmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p>2027-2029 dönemine ilişkin büyüme, enflasyon, istihdam, ihracat ve cari denge gibi temel makro göstergelerin belirleneceği Orta Vadeli Program'a ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Avdagiç, sektörlerden gelen talepleri düzenli olarak topladıklarını, gerek Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), gerekse bakanlıklar vasıtasıyla ilgili kamu kurumlarına ilettiklerini belirtti.</p>
<p>Avdagiç, "Gündeme gelen konuları, beklentileri önümüze çıktıkça, konu önümüze geldikçe bu konudaki dersimizi çalışıp orada gerekli dosyayı oluşturup ilgili bakanlara iletiyoruz." şeklinde konuştu.</p>
<p>OVP ile ilgili genel anlamda birtakım beklentiler olduğunu anlatan Avdagiç, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Şu anda iş dünyasında birkaç ana başlık var. En önemlisi, bizim enflasyonu düşürme süreci ile beraber dikkat etmemiz gereken diğer unsurlar var. Kısa bir süre evvel bunu gündeme getirdik. Türkiye, enflasyonu düşürme ile sanayisini baskılama arasında bir ikilem yaşamamalı. Dolayısıyla bir taraftan şu çok açık ve net: İstanbul iş dünyası olarak enflasyonun aşağı doğru, tek haneliye doğru makul bir sürede inmesi konusunda açık ve net bir şekilde hemfikiriz. Bunu hayata geçirirken Türkiye'nin üretim kabiliyetini ve onunla bağlı olarak iç ve dış ticaret kabiliyetini aşağı doğru çeken politikalara izin vermememiz lazım. Bu ikisinin birbiriyle çelişmemesi lazım."</p>
<p>Avdagiç, enflasyonu düşürecek politikaların 3 yıldır uygulandığını hatırlatarak, "Fakat iş dünyası olarak onun da altını çizmek istiyorum; bu politikaların bugün tam olmasa bile makul başarı elde edildiyse, bunda iş dünyasının verdiği katkının, ödediği bedelin çok büyük ehemmiyeti var. Bundan sonra özellikle finansmana erişim önemli. KOBİ'lerin finansmana erişimi önemli. Burada yatırım anlamında faaliyet göstermek isteyen, faaliyetlerini geliştirmek isteyen KOBİ'lerimizin ve şirketlerimizin önünü açacak seçici bir finansman modeline geçmemiz gerektiğinin altını çizmek istiyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Dolayısıyla yatırım bazlı ve üretim bazlı finansman ihtiyaçlarına pozitif ayrım uygulanmasını önemsediklerini kaydeden Avdagiç, "KOBİ'lere yönelik kredi kısıtlamalarının, özellikle hem kredi hem de ticari kredi kartı limitlerindeki kısıtlamaların daha makul bir noktaya taşınması gerektiğini düşünüyoruz ki bu piyasadaki değer zincirini, ödeme zincirini olumlu etkilesin." diye konuştu.</p>
<p><strong>"27 Ekim'de 80 ayrı sektör İTO'daki temsilcilerini seçecek"</strong></p>
<p>İTO Başkanı Avdagiç, Odanın seçim sürecine ilişkin yaptığı değerlendirmede, Türkiye'deki 367 oda ve borsanın 1 Ekim-30 Kasım arasında kanun gereği seçimlerini yapması gerektiğini hatırlatarak, İstanbul Ticaret Odası seçimlerinin 800 bini aşan üyeleri arasından, seçim tarihi itibarıyla en az iki yıldır Odaya kayıtlı olan ve seçme ve seçilme yeterliliğine sahip üyelerle gerçekleştirileceğini söyledi.</p>
<p>Seçimleri İstanbul Fuar Merkezi'nde 27 Ekim'de gerçekleştireceklerini ifade eden Avdagiç, "80 ayrı sektör İTO Meslek Komiteleri'ndeki temsilcilerini seçecek ve ardından İTO Meclisi, yönetim kurulu ve ilgili organları oluşacak." dedi.</p>
<p><strong>"Üye verilerinin bizim yerli veri tabanında tutulmasının çok daha stratejik olacağını öngördük"</strong></p>
<p>Şekib Avdagiç, görev yaptıkları 8 yıl boyunca en önemli sorumluluklarından birinin, kanunla İTO'ya verilen ve üyelere yönelik hizmetlerin eksiksiz şekilde sunulması olduğunu söyledi.</p>
<p>Şirket kuruluşu ve tescili, ortaklık ve pay devirleri ile şirketlere yönelik yaklaşık 60 farklı evrakın düzenlenmesine ilişkin hizmet verdiklerini belirten Avdagiç, İTO'nun yılda 4 milyonun üzerinde evrak ürettiğini ifade etti.</p>
<p>Avdagiç, bazı günlerde üretilen evrak sayısının 20 bini aştığını dile getirerek, faaliyet belgesinden ATR belgesine, TIR karnesinden kapasite raporuna kadar çok farklı alanlarda hizmet sunduklarını kaydetti.</p>
<p>Yazılım altyapısını yerli bir şirketle güncellediklerini ifade eden Avdagiç, "HAVELSAN'la yaptık bu işi. Bir yabancı şirketle bunu yapmamayı tercih ettik. Biraz karşılıklı terledik ama 800 bini aşan üyemizin ve onların 1,5 milyon ortağının verilerinin bizim yerli veri tabanımızda tutulmasının çok daha stratejik olacağını öngördük. Bu konuda terledik ama ben çözüm ortağımıza da teşekkür etmek istiyorum. Onların da büyük katkısıyla bu işi hem geliştirdik hem üyelerimizin daha hızlı ve etkili hizmet almasını sağladık. Bu önemli bir konu." açıklamalarında bulundu.</p>
<p>Avdagiç, fiziki alanları da geliştirdiklerini belirterek, ek binayı devreye aldıklarını, diğer hizmet binalarını modernize ettiklerini ve Maltepe'de yeni bir üye hizmet binası aldıklarını söyledi.</p>
<p>Odaya fiziki olarak ulaşmak durumunda olan üyelerin konforunu artırdıklarını dile getiren Avdagiç, şunları kaydetti:</p>
<p>"İTO'da çalışan 600 kıymetli arkadaşımın da çalışma ortamlarını geliştirdik. Yurt dışında ihracatı artırmak için çok sayıda uluslararası fuarda milli katılım organize ediyoruz. Yılda 40'ın üzerinde uluslararası milli katılım yapıyoruz. Bugüne kadar 8 bin firmayı yurt dışına taşıdık. Türkiye'de en fazla bir fuara firma taşıyan kurumuz. 300'ün üzerinde firmayla katıldığımız fuarlarımız var. Dolayısıyla o anlamda Türk firmalarını daha çok dışa açma konusunda çalışma yapıyoruz.</p>
<p>Eğitim programlarımız, sertifika programlarımız var. Bu konuda meslek komitelerimizden gelen tüm taleplerimizi üniversitemizle işbirliği içinde, Sürekli Eğitim Merkezimizi de işin içine katarak onları hayata geçiriyoruz. Girişimcilik merkezimiz olan var. Yine Bilgiyi Ticarileştirme Merkezimizde (BTM) 800'ün üzerinde girişimcimiz var. Şu ana kadar değerleme, sadece bize beyan edilen ki beyan edilmeyenler de oldukça fazla, 560 milyon doları aşan bir değerleme olduğunu görüyoruz. Orada dediğim gibi çok sayıda genç kardeşimizin yurt dışına gitmeden o fikrini Türkiye'de, İstanbul'da hayata geçirebileceği bir platform oluşturduk."</p>
<p>İTO Başkanı Avdagiç, Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) ile beraber Teknopark İstanbul'da 600'ün üzerinde firma olduğunu belirterek, "12 bin AR-GE çalışanımız var ve Türkiye'nin en önemli savunma sanayii projeleri başta olmak üzere fintek, havacılık, denizcilik ve medikal ürünlerle ilgili projeler orada hayata geçiyor. Gerçekten Türkiye'nin en önemli teknoparklarından birisi." ifadelerini kullandı.</p>
<p>İstanbul Fuar Merkezi'nde 25'i uluslararası olmak üzere yıllık 80'in üzerinde fuar düzenlediklerini dile getiren Avdagiç, fuar merkezindeki altyapı problemleri ile renovasyon süreçlerini tamamladıklarını kaydetti. Avdagiç, 25 yıldan sonra ilk defa 40 bin metrekaresi aktif sergileme alanı olmak üzere 110 bin metrekarelik bir inşaata başladıklarını ve söz konusu inşaatı 24-28 ay gibi bir sürede tamamlamayı öngördüklerini sözlerine ekledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/avdagic-kobilere-kredi-kisitlamalari-daha-makul-bir-noktaya-tasinmali-86766</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/6/1280x720/avdagic-1788430204.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İTO Başkanı Avdagiç, &quot;Enflasyonu düşürme süreciyle beraber dikkat etmemiz gereken diğer unsurlar var. Türkiye, enflasyonu düşürme ile sanayisini baskılama arasında bir ikilem yaşamamalı.&quot; dedi. Avdagiç, &quot;KOBİ&#039;lere yönelik kredi kısıtlamalarının özellikle hem kredi hem de ticari kredi kartı limitlerindeki kısıtlamaların daha makul bir noktaya taşınması gerektiğini düşünüyoruz ki bu piyasadaki değer zincirini, ödeme zincirini olumlu etkilesin.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-temel-mal-enflasyonu-kasim-2020den-sonraki-en-dusuk-seviyesine-geriledi-86756</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 11:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek: Temel mal enflasyonu Kasım 2020&#039;den sonraki en düşük seviyesine geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, TÜİK tarafından açıklanan ağustos ayı enflasyon verilerini değerlendirdi. </p>
<p>Şimşek, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şunları kaydetti:</p>
<p>"Dönemsel eğitim fiyat artışlarına ve savaşın etkilediği akaryakıt fiyatlarına rağmen enflasyonda düşüş devam etti; yıllık enflasyon yüzde 31,5 gerçekleşti.</p>
<p>Temel mal enflasyonu yıllık yüzde 15,9 ile 2020 yılı Kasım ayından sonraki en düşük seviyesine gerilerken yıllık kira enflasyonu son 46 ayın en düşük seviyesine indi. </p>
<p>Küresel fiyat şoklarının enflasyon etkisini sınırlamaya yönelik adımlar atarken kalıcı fiyat istikrarı hedefimiz doğrultusunda yapısal politikalarımızı da sürdürüyoruz."</p>
<blockquote class="twitter-tweet">
<p dir="ltr" lang="tr">Dönemsel eğitim fiyat artışlarına ve savaşın etkilediği akaryakıt fiyatlarına rağmen enflasyonda düşüş devam etti; yıllık enflasyon yüzde 31,5 gerçekleşti.<br /><br />Temel mal enflasyonu yıllık yüzde 15,9 ile 2020 yılı Kasım ayından sonraki en düşük seviyesine gerilerken yıllık kira… <a href="https://t.co/JDPt0mgDvE">pic.twitter.com/JDPt0mgDvE</a></p>
— Mehmet Simsek (@memetsimsek) <a href="https://x.com/memetsimsek/status/2095422522535686575?ref_src=twsrc%5Etfw">September 3, 2026</a></blockquote>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-temel-mal-enflasyonu-kasim-2020den-sonraki-en-dusuk-seviyesine-geriledi-86756</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/2/1280x720/simsek-1776501507.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ağustos ayı enflasyon verileri hakkında açıklama yapan Bakan Şimşek, dönemsel eğitim fiyat artışlarına ve savaşın etkilediği akaryakıt fiyatlarına rağmen enflasyonda düşüşün devam ettiğini belirterek, &quot;Temel mal enflasyonu yıllık yüzde 15,9 ile 2020 yılı Kasım ayından sonraki en düşük seviyesine gerilerken yıllık kira enflasyonu son 46 ayın en düşük seviyesine indi.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gelecek-yil-323-fuar-duzenlenecek-86755</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 11:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gelecek yıl 323 fuar düzenlenecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), 2027 Yılı Fuar Takvimi'ni paylaştı. </p>
<p>Buna göre, TOBB tarafından gelecek yıl 99'u uluslararası, 182'si ulusal ve 42'si mahalli nitelikte olmak üzere 323 fuarın yapılmasına izin verildi.</p>
<p>Gelecek yıl en yoğun fuar programı, 46'şar etkinlikle eylül ve kasım aylarında gerçekleştirilecek. Eylül ve kasım aylarını 44 fuarla ekim, 35 fuarla mart ve 33 fuarla nisan ayları izleyecek.</p>
<p>İllere göre en çok fuar, 173 organizasyonla İstanbul'da yapılacak.</p>
<p>İstanbul'u 31 fuarla İzmir, 23 fuarla Ankara, 22 fuarla Antalya ve 12 fuarla Gaziantep takip edecek.</p>
<p>Söz konusu dönemde eğitim sektöründe 56 fuar düzenlenecek. Tarım ve hayvancılık sektöründe 44, gıda sektöründe 34, otomotiv sektöründe 25 ve "diğer" başlıklı kategoride 51 fuar organize edilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gelecek-yil-323-fuar-duzenlenecek-86755</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/2/1280x720/emitt-fuari-1771740816.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TOBB&#039;un fuar takvimine göre, gelecek yıl 99&#039;u uluslararası olmak üzere 323 fuar organize edilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/yabancinin-kripto-islemleri-risk-grubunda-takip-edilecek-86777</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 11:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancının kripto işlemleri ‘risk grubunda’ takip edilecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri ve kripto varlık hizmet sağlayıcıları, Türk uyruklu olmayan gerçek kişilerin uzaktan kimlik tespitlerini yakın alan iletişim özelliği olan pasaportlar üzerinden yapabilecek.</p>
<p>Bu yolla yapılacak kimlik tespiti, özel eğitimli personel tarafından görüntülü görüşme yoluyla yapılacak.</p>
<p>Pasaport kullanılarak uzaktan kimlik tespiti yapılan gerçek kişiler yüksek risk grubunda izlenecek. Bu şekilde edinilen müşteriler hakkında Suç Gelirlerinin Aklanmasının ve Terörün Finansmanının Önlenmesine Dair Tedbirler Hakkında Yönetmeliğin ilgili hükümleri dikkate alınacak. Müşteri profiline ve iş ilişkisi tesisindeki amaca uygun olmayan işlemlerin tespiti halinde müşteri hakkında gerekli tedbirler alınacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/yabancinin-kripto-islemleri-risk-grubunda-takip-edilecek-86777</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/0/1280x720/kripto-varliklar-icin-yeni-kararlar-sermaye-sarti-geldi-sigorta-yaptirilabilecek-1741849480.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uzaktan kimlik tespiti yapılan yabancıların Türkiye’deki kripto işlemleri ‘risk grubunda’ takip edilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/agustosta-en-yuksek-fiyat-artisi-hava-yolunda-86753</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 10:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ağustosta en yüksek fiyat artışı hava yolunda</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class="">
<div class="card-title cardTitle ltr">Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ağustos ayında fiyatı en çok artan ve azalan ürünleri açıkladı.</div>
<div class="card-title cardTitle ltr"> </div>
<div class="card-title cardTitle ltr">Buna göre, Tüketici fiyatları bazında ağustosta en yüksek fiyat artışı yüzde 56,26 ile "hava yoluyla yurt dışı yolcu taşımacılığı"nda görülürken en çok ucuzlayan ürün yüzde 21,5 ile "diğer taze meyveler" oldu.</div>
</div>
<div class="card-text">
<div id="habericerikDiv3" class=" v3HaberIcerikDiv ltr">
<p>Hava yolundaki fiyat artışını, yüzde 28,89 ile dini hizmetler ve yüzde 25,37 ile yükseköğretim eğitimi kategorileri izledi.</p>
<p>Ağustosta fiyatı en çok artış gösteren diğer ürünler arasında yüzde 15,70 ile yumurtalar, yüzde 14,07 ile motorin (mazot), yüzde 9,14 ile benzin, yüzde 8,52 ile hava yoluyla yurt içi yolcu taşımacılığı yer aldı.</p>
<p><strong>En çok "diğer taze meyveler" ucuzladı</strong></p>
<p>Geçen ay en fazla fiyat düşüşü, yüzde 21,5 ile "diğer taze meyveler" kategorisinde gerçekleşti. Bunu yüzde 17,92 ile taze turunçgiller, yüzde 12,78 ile taze üzümsü meyveler, yüzde 10,10 ile sert çekirdekli ve yumuşak çekirdekli taze meyveler, yüzde 8,84 ile taze veya soğutulmuş yeşil baklagil sebzeleri, yüzde 7,16 ile taze veya soğutulmuş meyvesi yenen sebzeler (domates, biber, salatalık, kabak ve benzeri), yüzde 5,58 ile kadın ve kız çocuğu giysileri, yüzde 4,96 ile kişisel bakıma yönelik diğer aletler, malzemeler ve ürünler takip etti.</p>
<p>TÜİK'in tüketici fiyatları endeksine göre ağustosta aylık bazda fiyatları en fazla artan ürünler ile bunların bir önceki aya göre değişim oranları şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Hava yoluyla yurt dışı yolcu taşımacılığı</td>
<td>56,26</td>
</tr>
<tr>
<td>Dini hizmetler</td>
<td>28,89</td>
</tr>
<tr>
<td>Yükseköğretim eğitimi</td>
<td>25,37</td>
</tr>
<tr>
<td>Yumurtalar</td>
<td>15,70</td>
</tr>
<tr>
<td>Motorin (Mazot)</td>
<td>14,07</td>
</tr>
<tr>
<td>Benzin</td>
<td>9,14</td>
</tr>
<tr>
<td>Hava yoluyla yurt içi yolcu taşımacılığı</td>
<td>8,52</td>
</tr>
<tr>
<td>Mücevherat ve kol saatleri</td>
<td>8,46</td>
</tr>
<tr>
<td>Kişisel ulaşım araçları için diğer yakıtlar</td>
<td>8,08</td>
</tr>
<tr>
<td>Kişisel ulaşım araçlarının sürücüsüz olarak kiralanması</td>
<td>7,70</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Ağustosta fiyatı en fazla düşen seçilmiş maddeler ile bir önceki aya göre değişim oranları ise şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Diğer meyveler, taze</td>
<td>-21,50</td>
</tr>
<tr>
<td>Turunçgiller, taze</td>
<td>-17,92</td>
</tr>
<tr>
<td>Üzümsü meyveler, taze</td>
<td>-12,78</td>
</tr>
<tr>
<td>Sert çekirdekli ve yumuşak çekirdekli meyveler, taze</td>
<td>-10,10</td>
</tr>
<tr>
<td>Yeşil baklagil sebzeleri, taze veya soğutulmuş</td>
<td>-8,84</td>
</tr>
<tr>
<td>Meyvesi yenen sebzeler, taze veya soğutulmuş (domates, biber, salatalık, kabak vb.)</td>
<td>-7,16</td>
</tr>
<tr>
<td>Kadın ve kız çocuğu giysileri</td>
<td>-5,58</td>
</tr>
<tr>
<td>Kişisel bakıma yönelik diğer aletler, malzemeler ve ürünler</td>
<td>-4,96</td>
</tr>
<tr>
<td>Kadın ayakkabıları</td>
<td>-4,87</td>
</tr>
<tr>
<td>Bebek ve çocuk ayakkabıları</td>
<td>-4,16</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/agustosta-en-yuksek-fiyat-artisi-hava-yolunda-86753</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/ucak-havayolu-seyahat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in ağustos verilerine göre tüketici fiyatları bazında en yüksek fiyat artışı yüzde 56,26 ile &quot;hava yoluyla yurt dışı yolcu taşımacılığı&quot;nda görülürken en çok ucuzlayan ürün yüzde 21,5 ile &quot;diğer taze meyveler&quot; oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sumer-holdinge-ait-6-ildeki-tasinmazlar-satilacak-86751</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 10:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sümer Holding&#039;in 6 ildeki taşınmazları satılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı Sümer Holding AŞ Genel Müdürlüğünün özelleştirmeye ilişkin duyurusu, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Aydın, Bingöl, Çorum, Hatay, Kırıkkale ve Konya'daki 12 taşınmaz, satış yöntemiyle özelleştirilecek.</p>
<p>Söz konusu taşınmazlar için hazırlanan ihale şartnamesinin bedeli 5 bin lira olarak belirlendi.</p>
<p>Geçici teminat bedelleri ise 100 bin lira ile 300 bin lira arasında değişiyor.</p>
<p>Son teklifler, Aydın'daki taşınmazlar için 6 Eylül'e, diğerleri için 7 Eylül'e kadar verilecek.</p>
<p>İhaleler, birden fazla teklif sahibinden kapalı zarfla teklif almak ve görüşmeler suretiyle "pazarlık" usulüyle gerçekleştirilecek, ardından pazarlık görüşmelerine devam edilen teklif sahiplerinin katılımıyla yapılacak açık artırmayla sonuçlandırılacak.</p>
<p>Teklif sahiplerinin, her bir taşınmaz için ayrı ihale şartnamesi alması, ayrı teklif sunması ve gerekli belgeleri holdingin "Bahçekapı Mahallesi Atatürk Orman Çiftliği Kümeevleri No:4 (06797) Etimesgut/Ankara" adresine son teklif verme tarihi ve saat 17.00'ye kadar elden teslim etmeleri gerekiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sumer-holdinge-ait-6-ildeki-tasinmazlar-satilacak-86751</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/resmi-gazete-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sümer Holding&#039;in Aydın, Bingöl, Çorum, Hatay, Kırıkkale ve Konya&#039;daki 12 taşınmazı satış yöntemiyle özelleştirilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kacir-yapay-zeka-odakli-katma-deger-uretecek-projelerin-hizlanmasini-saglayacagiz-86750</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 10:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kacır: Yapay zeka odaklı katma değer üretecek projelerin hızlanmasını sağlayacağız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, ABD'de düzenlenen G20 toplantısında, "İnovasyon Yanlısı Politika Çerçeveleri, Fırsat ve Refah İçin Teknoloji, Beceri Sahibi Teknik İş Gücü Gelişimi, Yapay Zeka İçin Fikri Mülkiyet Politikaları, Standartlar İçin Yapay Zeka ve Yapay Zeka İçin Standart ile Tedarik Zincirlerinde Sınai İnovasyon ve Yatırım" oturumlarına katıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a99223172d82-1788420657.jpg" alt="" width="700" height="440" />Bakanlık açıklamasına göre Kacır, G20 İnovasyon Bakanları Toplantısı'nın ardından Türkiye'nin yapay zeka hedeflerini ve yatırım ekosistemini anlattı.</p>
<p>Burada açıklamalarda bulunan Kacır, Türkiye'de iki yıl içinde 5 milyon vatandaşa yapay zeka eğitimi verileceğini, 100 bin yapay zeka uygulama profesyoneli ile 10 bin yapay zeka uzmanı yetiştirileceğini bildirdi.</p>
<p>Türkiye'nin yapay zeka ekosistemini güçlendirmeye yönelik adımlar hakkında da bilgi veren Kacır, kamu veri setlerinin geliştiricilere açılacağını ve HIT-30 Programı kapsamında 2030'a kadar veri merkezi ve yapay zeka yatırımlarında 10 milyar dolarlık özel sektör yatırımının gerçekleştirileceğini kaydetti.</p>
<p>Kacır, yapay zekanın insanlık yararına geliştirilmesinin sadece birkaç ülke ya da birkaç şirket tarafından değil, dünyanın tüm ülkelerinin, tüm toplumların dahil olduğu geliştirme süreçleriyle daha ileri seviyelere taşınabilmesi ve nihayetinde oluşacak faydanın da tüm insanlığın yararına gerçekleşmesinin kendileri için öncelikli hedef olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>"Yapay zeka odaklı katma değer üretecek projelerin hızlanmasını sağlayacağız"</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde 2026-2030 Yapay Zeka Eylem Planı'nı belirlediklerini aktaran Kacır, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Eylem planının ana unsurları 'Fark et, İstifade et, Üret ve Yönet'. Özellikle kamu veri setlerinin geliştiricilere açılmasını, böylelikle Türkiye'de farklı alanlarda yapay zeka odaklı katma değer üretecek projelerin hızlanmasını sağlayacağız. Donanım altyapısını güçlendirecek, veri merkezi kapasitemizi gigavat düzeyine taşıyacağız. Bütün bunların yanında yapay zekanın güvenli şekilde geliştirilmesine yönelik standartların uluslararası düzeyde oluşturulmasına da katkı vereceğiz.</p>
<p>Türkiye, Milli Teknoloji Hamlesi'ni hayata geçirirken yapay zekanın beraberinde getireceği fırsatları en iyi şekilde değerlendiren, yapay zekanın gelişmesine ve insanlığın tümüne hizmet etmesine imkan sağlayacak politikaların uluslararası düzeyde hayata geçmesine öncülük eden ülkelerden biri olacak. Bütün bu adımlarla birlikte küresel barışa, insanlık faydasına ve özellikle refahın dünyanın dört bir yanına daha etkin ve adil şekilde yayılmasına dönük adımları atmayı sürdüreceğiz."</p>
<p>Kacır'dan paylaşım</p>
<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, ABD'deki G20 İnovasyon Bakanları Toplantısı marjında yaptığı görüşmeler hakkında bilgi verdi.</p>
<p>ABD, Avrupa Birliği (AB), Polonya, Güney Kore, Suudi Arabistan ve Arjantin'den üst düzey yetkililerle görüştüğünü belirten Kacır, şunları kaydetti:</p>
<p>"G20 İnovasyon Bakanları Toplantısı marjında, ABD Ticaret Bakanı Sayın Howard Lutnick, AB Komisyonunun Teknolojik Egemenlik, Güvenlik ve Demokrasiden Sorumlu Başkan Yardımcısı Henna Virkkunen, Polonya Dijital İşler Bakanı Sayın Krzysztof Gawkowski, Güney Kore Ticaret, Sanayi ve Kaynaklar Bakanı Kim Jung-Kwan, Suudi Arabistan İletişim ve Bilgi Teknolojileri Bakanı Abdullah el-Swaha​​​​​​​, Arjantin İnovasyon, Bilim ve Teknoloji Sekreteri Sayın Adriana Baravalle, ABD Gelecek Nesiller Özel Temsilcisi Sayın Charity Wallace ile bir araya geldik. Görüşmelerimizde inovasyon, ileri teknolojiler, dijital dönüşüm alanlarında işbirliğimizi değerlendirdik. Türkiye olarak, küresel inovasyon ekosisteminin daha kapsayıcı ve daha üretken hale gelmesi için uluslararası ortaklıkları güçlendirmeye devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kacir-yapay-zeka-odakli-katma-deger-uretecek-projelerin-hizlanmasini-saglayacagiz-86750</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/0/1280x720/kacir-1788420642.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ G20&#039;de Türkiye&#039;nin yapay zeka yol haritasını anlatan Bakan Kacır, &quot;Özellikle kamu veri setlerinin geliştiricilere açılmasını, böylelikle Türkiye&#039;de farklı alanlarda yapay zeka odaklı katma değer üretecek projelerin hızlanmasını sağlayacağız.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/agustos-enflasyonu-yuzde-184-86746</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 10:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ağustos enflasyonu yüzde 1,84</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ağustos ayına ait enflasyon verilerini açıkladı. </p>
<p>Buna göre Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), bu dönemde aylık bazda yüzde 1,84, Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) yüzde 2,57 artış gösterdi. Yıllık enflasyon, tüketici fiyatlarında yüzde 31,51, yurt içi üretici fiyatlarında yüzde 27,95 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9923b567bbc-1788421045.png" alt="" width="999" height="190" />Ağustosta 12 aylık ortalamalar dikkate alındığında tüketici fiyatları yüzde 31,79, yurt içi üretici fiyatları yüzde 27,76 yükseldi.</p>
<p>TÜFE, ağustosta geçen yılın aralık ayına göre yüzde 22,07 yükseliş kaydetti.</p>
<p>Yİ-ÜFE'de Aralık 2025'e göre yüzde 20,88, geçen yılın ağustos ayına kıyasla yüzde 27,95 artış gerçekleşti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9923cb778ef-1788421067.png" alt="" width="999" height="174" />Yİ-ÜFE, 12 aylık ortalamalara göre yüzde 27,76 yükseldi.</p>
<p><strong>Kira artış oranı </strong></p>
<p>Eylülde ev ve iş yerleri için uygulanacak kira artış oranı yüzde 31,79 olarak belirlendi.</p>
<p><strong>4 sektör</strong></p>
<p>Sanayinin 4 sektörünün yıllık değişimleri incelendiğinde, madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 38,88, imalatta yüzde 29,68, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 7,57 ve su temininde yüzde 29,59 artış gerçekleşti.</p>
<p>Ana sanayi gruplarının yıllık değişimlerine bakıldığında, ara mallarında yüzde 27,41, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 28,54, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 30,28, enerjide yüzde 27,33 ve sermaye mallarında yüzde 22,06 yükseliş kaydedildi.</p>
<p>Sanayinin 4 sektörünün aylık değişimlerinde ise madencilik ve taş ocakçılığı yüzde 0,14 gerilerken, imalatta yüzde 2,35, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 6,03 ve su temininde yüzde 1,4 artış görüldü.</p>
<p>Ana sanayi gruplarının aylık değişimlerine bakıldığında, ara malında yüzde 1,84, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 2,84, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 1,51, enerjide yüzde 6,99 ve sermaye mallarında yüzde 1,76 yükseliş oldu.</p>
<p><strong>En yüksek artış eğitimde</strong></p>
<p>Ana harcama grupları itibarıyla ağustosta bir önceki aya göre düşüş gösteren grup yüzde 3,54 ile giyim ve ayakkabı oldu. Söz konusu dönemde, en yüksek artışın yaşandığı ana grup ise yüzde 8,62 ile eğitim olarak hesaplandı.</p>
<p>En yüksek ağırlığa sahip üç ana harcama grubunun aylık değişimlerine bakıldığında, gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 0,22, ulaştırmada yüzde 4,82 ve konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda yüzde 2,26 artış gerçekleşti.</p>
<p>İlgili ana grupların aylık değişime katkıları ise gıda ve alkolsüz içeceklerde 0,06, ulaştırmada 0,82 ve konutta 0,27 yüzde puan oldu.</p>
<p><strong>Yıllık değişimler</strong></p>
<p>Ağustosta, geçen yılın aynı ayına göre en az artış gösteren ana grup, yüzde 13,16 ile giyim ve ayakkabı olarak kayıtlara geçti. Geçen yılın aynı ayına göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 53,44 ile eğitim olarak tespit edildi.</p>
<p>En yüksek ağırlığa sahip üç ana harcama grubunun yıllık değişimlerine bakıldığında, gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 33,79, ulaştırmada yüzde 35,08 ve konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda yüzde 39,77 artış görüldü.</p>
<p>İlgili ana harcama gruplarının yıllık değişime katkıları ise gıda ve alkolsüz içeceklerde 8,12, ulaştırmada 5,94 ve konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda 5,01 yüzde puan oldu.</p>
<p>Endekste kapsanan 174 alt sınıftan 35'inde düşüş gerçekleşirken 5 alt sınıfın endeksinde değişim olmadı, 134 alt sınıfın endeksinde ise artış kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/agustos-enflasyonu-yuzde-184-86746</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/7/1280x720/tuketici-guveni-enflasyon-market-alisveris-1766131097.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in ağustos verilerine göre enflasyon, aylık bazda yüzde 1,84, yıllık bazda yüzde 31,51 oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yatirim-projeleri-degerlendirme-esaslarinda-degisiklik-86745</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 10:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yatırım projeleri değerlendirme esaslarında değişiklik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının hazırladığı "Yatırım Projelerinin Stratejik Öncelik ve Teknik Değerlendirmesine Dair Tebliğde Değişiklik Yapılması Hakkında Tebliğ", Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, aracı bankalara finansman başvurusu öncesinde Bakanlıktan öncelikli finansman belgesi almak üzere yapılacak başvurular, imalat sanayisine yönelik teşvik belgesi sahibi olan yatırımcılarca yapılabilecek.</p>
<p>Finansman programından yararlanmak isteyen yatırımcılar, Bakanlık değerlendirmesinin ardından Bakanlıktan alacakları TSP belgesi veya öncelikli finansman belgesiyle aracı bankaya finansman başvurusu yapabilecek.</p>
<p>Düzenlemeyle AR-GE harcamaları dahil öngörülen toplam yatırım tutarının, TSP belgesine yönelik başvurularda en az 1 milyar lira, öncelikli finansman belgesine yönelik yapılacak başvurularda ise en az 100 milyon lira olması şartı aranacak. Ayrıca, TSP belgesi için yapılan başvurularda, son verilen mali yıl bilançosunda yer alan özkaynak ya da ödenmiş sermaye tutarının en az 50 milyon lira olması gerekecek.</p>
<p>Finansman başvurusu öncesinde yatırım projesine ilişkin Bakanlık TSP belgesine yönelik başvurular, teknik komite tarafından puanlanacak ve başvuru sahibine bildirimde bulunulacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yatirim-projeleri-degerlendirme-esaslarinda-degisiklik-86745</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan tebliğle yatırım projelerinin stratejik öncelik ve teknik değerlendirmesine ilişkin mevzuatta değişikliğe gidildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kocaelide-yuksekokullarda-ime-modeli-ile-ogrenci-sanayiyle-bulusacak-86800</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kocaeli’de &#039;Yüksekokullarda İME Modeli&#039; ile öğrenci sanayiyle buluşacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, üniversite-sanayi iş birliğini güçlendirmek ve mesleki eğitimin niteliğini artırmak amacıyla Kocaeli’de sektör temsilcileriyle bir araya geldi.</p>
<p>Kocaeli Üniversitesi, Kocaeli Sanayi Odası ve Kocaeli Ticaret Odası iş birliğinde düzenlenen Yükseköğretimde Mesleki Eğitimin Yaygınlaştırılması Projesi İş Birliği Protokolü İmza Töreni ve Bilgilendirme Programı, Kocaeli Üniversitesi Prof. Dr. Baki Komsuoğlu Kültür ve Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi.</p>
<p>Kocaeli Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu,  “İş gücü piyasasının hızlı bir dönüşümden geçtiğine dikkat çekerek, “2030’a kadar küresel ölçekte 170 milyon yeni iş oluşması, 92 milyon işin ise dönüşmesi veya ortadan kalkması bekleniyor. Bu dönüşüm, eğitim sisteminin iş dünyasının ihtiyaçlarına göre yenilenmesini ve nitelikli insan kaynağının güçlendirilmesini zorunlu kılıyor. Gelecekte insan ve yapay zekâ iş birliğine dayalı hibrit roller öne çıkacak. Yeşil dönüşüm ve dijitalleşmeyle birlikte yeni becerilere ihtiyaç duyulacak. İşletmede Mesleki Eğitim Modeli’nin bu değişen ihtiyaçlara güçlü bir cevap vereceğine inanıyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Zeytinoğlu, “2014 yılında Kocaeli Üniversitesi Teknoloji Fakültesi ile imzaladığımız protokolle 60 öğrencinin işyeri eğitimlerini organize ettik. Bunun yanı sıra meslek liseleri ve meslek yüksekokullarıyla çeşitli uygulamalı projeler hayata geçirdik. 2019-2020 yıllarında Kalkınma Ajansı desteğiyle yürüttüğümüz proje kapsamında 8 firmayı sürece dahil ederek 26 öğrencimizi firmalarımızla buluşturduk. 2023-2024 yıllarında ise ‘Doğu Marmara’da Geleceğin İşlerine Uyum Projesi’ni hayata geçirdik” dedi.</p>
<p>Zeytinoğlu, mesleki eğitimi güncel ihtiyaçlar doğrultusunda geliştirmeye yönelik çalışmalarını sürdürdüklerini belirterek, “10 yıl önce hazırladığımız ‘Nitelikli Mesleki İstihdam ve Sürdürülebilir Stratejiler Geliştirme Projesi’ raporunu güncellemek üzere yeni bir araştırma başlattık. Kocaeli’de mesleki eğitimin son 10 yıllık gelişimini inceleyecek, Torino ile karşılaştırmalar yapacak ve dijital dönüşümün ortaya çıkardığı yeni yetkinlik ihtiyaçlarına yönelik somut öneriler geliştireceğiz” şeklinde konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/09/03/2-2-v806.jpg" alt="" width="700" height="467" /></p>
<p><strong>“Hedefimiz araştıran ve üreten bir üniversite olmak”</strong></p>
<p>Kocaeli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nuh Zafer Cantürk, Kocaeli Üniversitesi’nin güçlü akademik ve fiziki altyapısıyla kentin sanayi ekosisteminin önemli bir parçası olduğunu belirterek, “Üniversite olarak araştırma, üniversite-sanayi iş birliği, nitelikli insan kaynağı yetiştirme ve topluma katkı konularına büyük önem veriyoruz. 2023 yılında araştırma üniversitesi ilan edilmemiz ve 2025 yılında 5 yıllık tam kurumsal akreditasyon almamız, dönüşümümüzün önemli kilometre taşları oldu. Hedefimiz Kocaeli Üniversitesini araştıran, üreten, geliştiren ve ürettiği bilgiyi ülkemizin ihtiyaçları doğrultusunda değere dönüştüren bir araştırma üniversitesi yapmak” dedi.</p>
<p>Üniversite-sanayi iş birliğinde kalıcı bir iş birliği kültürünün oluşturulması gerektiğini vurgulayan Cantürk, “İhtiyacımız olan yalnızca protokoller imzalamak değil; üniversitenin bilgi ürettiği, sanayinin bu bilgiyi üretime dönüştürdüğü ve gençlerimizin nitelikli istihdama ulaştığı sürdürülebilir bir yapı kurmaktır. İşletmede Mesleki Eğitim Modeli, öğrencilerimizi çalışma hayatına hazırlarken eğitim ile uygulama arasındaki mesafeyi de ortadan kaldıracak. Bu modeli yalnızca bir eğitim modeli olarak değil, stratejik kalkınma açısından önemli bir adım olarak görüyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Kocaeli Üniversitesi’nin araştırma ve yenilikçilik alanında da güçlü bir dönüşüm geçirdiğini ifade eden Cantürk, “Bilimsel üretim kapasitemizi artırıyor, sanayi iş birliklerimizi geliştiriyor ve genç araştırmacılarımızı destekliyoruz. Ürettiğimiz bilginin teknolojiye, patente, ürüne ve toplumsal faydaya dönüşmesi için çalışıyoruz. Öğrencilerimizi doğrudan üretim ortamıyla, akademik bilgiyi de sanayinin ihtiyaçlarıyla buluşturarak üniversitemizin araştırma üniversitesi olma hedefi doğrultusunda ilerliyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Öğrencilerimiz sahayı ve iş hayatını bilen bireyler olarak yetişecek”</strong></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Tahir Büyükakın, üniversite, sanayi, kamu ve iş dünyasının bir araya gelmesinin kent açısından önemli bir kazanım olduğunu belirterek, “Bugün burada çok güzel bir iş birliğine imza atıyoruz. Üniversite-sanayi iş birliğinin güçlenmesiyle hem öğrencilerimiz bilgilerini sahada tecrübe etme imkânı bulacak hem de iş dünyası geleceğin nitelikli çalışanlarını daha eğitim sürecindeyken tanıyacak. Öğrencilerimiz üniversiteden mezun olduklarında sudan çıkmış balık gibi değil, sahayı ve iş hayatını bilen bireyler olarak yetişecek” şeklinde konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/09/03/1-3-g2eh.jpg" alt="" width="700" height="467" /></p>
<p>İşletmede Mesleki Eğitim Modeli’nin yalnızca öğrenciler açısından değil, sanayinin ihtiyaçlarının belirlenmesi açısından da önemli olduğunu vurgulayan Büyükakın, “Üniversitelerin, sanayinin, ticaret erbabının ve kamunun temas halinde olması, hem sahadaki sorunlara çözüm üretilmesini hem de üniversitelerin ihtiyaçlara uygun insan kaynağı yetiştirmesini sağlayacak. Teknoloji çok hızlı gelişirken eğitim sisteminin bu değişime aynı hızla uyum sağladığını söylemek mümkün değil. Bu nedenle eğitim süreçlerini yeni meslek alanları ve değişen sektör ihtiyaçları doğrultusunda yeniden değerlendirmemiz gerekiyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Yükseköğretimde yeni iş gücü ihtiyaçlarına odaklandık”</strong></p>
<p>YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, yükseköğretimin artık yalnızca eğitim verilen bir alan olmadığını, ülkelerin beşerî sermayesini ve rekabet gücünü doğrudan etkileyen stratejik bir konuma geldiğini belirterek, “Yükseköğretim politikalarımızı ekonomik ve teknolojik dönüşümlerin ortaya çıkardığı yeni iş gücü ihtiyaçlarını gözeterek şekillendiriyoruz. Üniversitelerimizin başarısını yalnızca öğrenci ve mezun sayılarıyla değil, mezunların yetkinlikleri, iş gücü piyasasına uyumları ve ülkemizin kalkınmasına katkılarıyla değerlendiriyoruz” dedi.</p>
<p>Üniversite-sektör iş birliğinin artık bir tercih değil, yapısal bir gereklilik olduğunu vurgulayan Özvar, “Hedefimiz, yükseköğretimin yetiştirdiği insan kaynağı ile sektörlerin ihtiyaç duyduğu beceriler arasında kalıcı ve sürdürülebilir bir uyum oluşturmak. İşletmede Mesleki Eğitim Modeli ile öğrencilerimiz eğitimleri devam ederken üretim disiplinini, iş sağlığı ve güvenliği kültürünü ve çalışma hayatını deneyimleyecek. İşletmeler de gelecekte istihdam edebilecekleri öğrencileri daha yakından tanıma fırsatı bulacak” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/09/03/3-1-fr3m.jpg" alt="" width="700" height="467" /></p>
<p><strong>“Kocaeli, İME modelinin 7 pilot ilinden biri”</strong></p>
<p>Meslek Yüksekokullarında İşletmede Mesleki Eğitim (İME) Modelinin Konya, Gaziantep, İstanbul, Bursa, Kocaeli, İzmir ve Ankara olmak üzere 7 ilde pilot olarak uygulandığını ifade eden Özvar, “İlk aşamada yaklaşık 120 bin öğrencinin eğitim gördüğü 185 mesleki ön lisans programını kapsayan bir dönüşümden söz ediyoruz. Kocaeli’nin de aralarında bulunduğu pilot illerde elde edilecek sonuçlar, modelin geliştirilmesi ve ülke genelinde yaygınlaştırılması açısından büyük önem taşıyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Sektör temsilcilerinin eğitim programlarının hazırlanmasına daha fazla katkı sunmasını isteyen Özvar, “Meslek yüksekokullarımızdaki müfredatı sektör temsilcileriyle birlikte belirlemek istiyoruz. Sizlerin ihtiyaç duyduğu bilgi, beceri ve yetkinlikleri bizlerle paylaşmanızı, üniversitelerimizle birlikte müfredatların yenilenmesine katkı sunmanızı bekliyoruz. İhtiyaç duyulan alanlarda yeni programlar açacak, ders içeriklerini sektörün beklentileri doğrultusunda zenginleştireceğiz” dedi.</p>
<p>Kocaeli’de imzalanan protokolün üniversite ile sanayi ve ticaret dünyası arasındaki iş birliğini güçlendireceğini belirten Özvar, “İşletmede mesleki eğitimi yaygınlaştırmayı, uygulamaların güçlü bir koordinasyon içinde yürütülmesini ve sektörün güncel ihtiyaçlarına yönelik Ar-Ge çalışmalarının desteklenmesini hedefliyoruz. Kocaeli’nin 7 pilot ilden biri olması, burada elde edilecek sonuçları hem kentimiz hem de modelin ülke genelinde yaygınlaştırılması açısından son derece değerli kılıyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Öğrenciler sanayiyle iç içe yetişmeli”</strong></p>
<p>Kocaeli Valisi İlhami Aktaş, Kocaeli Üniversitesi’nin kentle bütünleşen yapısına dikkat çekerek, “Kocaeli Üniversitesi, mühendislikten tıp ve sözel fakültelere kadar şehirle birlikte yaşayan önemli bir dinamik. Sadece amfilerde eğitim veren bir üniversite anlayışının ötesinde, kente dinamizm katan çalışmalar yürütüyor. Bugün imzalanan protokol de bunun önemli örneklerinden biri. Özellikle nitelikli ve tecrübeli eleman ihtiyacının karşılanması açısından öğrencilerin sanayiyle iç içe yetişmesi büyük önem taşıyor. Sanayi kentlerinin en önemli sorunlarından biri olan nitelikli eleman temini konusunda bu model önemli bir açığı giderecek” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kocaelide-yuksekokullarda-ime-modeli-ile-ogrenci-sanayiyle-bulusacak-86800</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/0/0/1280x720/kocaelide-yuksekokullarda-ime-modeli-ile-ogrenci-sanayiyle-bulusacak-1788446840.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar’ın katılımıyla Kocaeli Üniversitesi, Kocaeli Sanayi Odası ve Kocaeli Ticaret Odası arasında Yükseköğretimde Mesleki Eğitimin Yaygınlaştırılması Projesi iş birliği protokolü imzalandı. Kocaeli’nin 7 pilot ilden biri olduğu modelle öğrencilerin eğitim sürecinde sanayiyle buluşması, sektörün nitelikli insan kaynağı ihtiyacının karşılanması ve üniversite-sanayi iş birliğinin güçlendirilmesi hedefleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/arnik-borclu-esnafin-finansman-maliyeti-dusurulmeli-86778</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Murat Arnik: Borçlu esnafın finansman maliyeti düşürülmeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Vadesi geçmiş vergi, SGK veya Bağ-Kur prim borcu bulunan esnaf ve sanatkârların Hazine faiz destekli kredilere erişimini kolaylaştıran düzenlemeyi değerlendiren Eskişehir Lokantacılar ve Kasaplar Esnaf Odası (ESLOK) Başkanı Murat Arnik, kararın finansman sıkıntısı yaşayan işletmelere nefes aldıracağını söyledi.</p>
<p>Borcu nedeniyle kredi kullanamayan esnafın kayıt dışı ve yüksek maliyetli finansman arayışına yöneldiğine dikkat çeken Arnik, yeni uygulamanın önemli olduğunu ancak faiz oranları, teminat koşulları ve krediye ulaşma süreleri konusunda ilave adımlar atılması gerektiğini ifade etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a996c753d2f1-1788439669.jpg" alt="" width="455" height="745" /><strong>“Esnaf karanlık çıkmazdan kurtulacak”</strong></p>
<p>Esnafın bir süredir borç ve finansmana erişememe arasında sıkıştığını belirten Arnik, “Esnafımız borcu olduğu için krediye ulaşamıyor, krediye ulaşamadığı için de mevcut borcunu çeviremiyordu. Banka kapısı kapanınca lokanta, kasap ve yeme-içme esnafımız kayıt dışı borçlanmaya yöneliyor; tefecilerin eline düşme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor veya yüksek komisyonlar ve yüzde 45’e yaklaşan faiz oranlarıyla borç batağına sürükleniyordu. Borcu var diye kapıdan çevrilen esnaf ve sanatkârımız için kredi yolunun yeniden açılması, bu karanlık çıkmazdan kurtulmaları açısından önemli bir adımdır. Düzenlemenin sahada doğru, eşit ve hızlı biçimde uygulanması gerekiyor” dedi.</p>
<p>Düzenlemeyle borçlu esnafa iki ayrı kredi seçeneği sunulduğunu aktaran Arnik, ilk yöntemde kredi tutarının azami yüzde 25’ine karşılık gelen bölümün banka tarafından doğrudan vergi dairesi veya SGK hesabına aktarılabileceğini bildirdi. Bu kapsamda yapılacak ödemenin bir yıl içinde toplam 300 bin lirayı aşamayacağını kaydeden Arnik, borç kapatma yöntemini tercih etmeyen esnafın ise güncel koşullarda yüzde 24 yıllık finansman maliyetiyle kredi kullanabileceğini dile getirdi.</p>
<p><strong>“Dört puanlık fark kaldırılmalı”</strong></p>
<p>Borcu bulunmayan ya da yapılandırma ödemelerini düzenli sürdüren esnaf ile yapılandırılmamış borcu bulunan esnaf arasında dört puanlık finansman maliyeti farkı oluştuğuna işaret eden Arnik, “Vergi ve SGK borcu bulunmayan veya yapılandırmasını düzenli sürdüren esnafımız yüzde 20, yapılandırılmamış borcu bulunan esnafımız ise yüzde 24 yıllık finansman maliyetiyle kredi kullanabilecek. Zaten ödeme güçlüğü içinde bulunan ve ayakta kalmaya çalışan borçlu esnafın omzuna dört puanlık ilave yük bindirilmesini adil bulmuyoruz. Bu fark geçici olmalı ve mümkün olan en kısa sürede kaldırılmalıdır. Üretime, istihdama ve vergi gelirlerine katkı sunan esnafımıza sağlanan finansman daha düşük maliyetli, esnek ve gerçekten ulaşılabilir hale getirilmelidir” diye konuştu.</p>
<p>Mevcut sistemde işletme kredilerinin kooperatifin risk grubu ile banka değerlendirmesine bağlı olarak 1 milyon 500 bin liraya kadar ve azami 48 ay vadeyle kullandırılabildiğini aktaran Arnik, işyeri, makine ve teçhizat yatırımlarında kredi üst limitinin 3 milyon 500 bin liraya kadar çıkabildiğini söyledi. Bu tutarların her başvuru sahibi için otomatik bir hak oluşturmadığını vurgulayan Arnik, kredi tahsisinde kooperatif ve banka değerlendirmelerinin devam edeceğini kaydetti.</p>
<p><strong>“Esnaf krediyi kepengini açık tutmak için istiyor”</strong></p>
<p>Lokanta ve kasap esnafının artan işletme maliyetleri altında faaliyetini sürdürmeye çalıştığını belirten Arnik, “Kira, elektrik, doğalgaz, stopaj, yüzde 10 KDV, personel ücretleri ve sosyal güvenlik primleri esnafın belini büküyor. Bütün bu giderlerin üzerine yüksek finansman maliyeti eklendiğinde işletmelerimiz çok daha ağır bir yükle karşı karşıya kalıyor. Esnafımız krediyi tüketim için değil; tenceresini kaynatmak, kirasını ve faturalarını ödemek, çalışanının maaşını verebilmek ve kepengini açık tutmak için istiyor. Esnafa sağlanan kredi; üretime, istihdama ve şehir ekonomisine yapılan bir yatırımdır” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Eskişehir’e ayrılan plasman artırılmalı”</strong></p>
<p>Kredi limitlerinin kâğıt üzerinde kalmaması gerektiğini vurgulayan Arnik, Eskişehir’de kooperatiflerin takip oranları, plasman yetersizliği ve ağır teminat şartları nedeniyle esnafın açıklanan kredi limitlerinin tamamına ulaşamadığını ifade etti. Arnik, “Esnaf ve sanatkârımızın önünü gerçek anlamda açmak istiyorsak Esnaf ve Sanatkârlar Kredi ve Kefalet Kooperatiflerine ayrılan plasmanlar düzenli biçimde artırılmalıdır. Başvurular iki-üç ay bekletilmemeli, finansman ihtiyacı müracaat tarihinden itibaren en geç 15-20 gün içinde karşılanmalıdır. Gayrimenkul ipoteğine rağmen iki kefil talep edilmesi kredi yolunu yeniden kapatıyor. Halkbank şubeleri ile kooperatifler başvuruları şeffaf, eşit ve hızlı biçimde sonuçlandırmalıdır” çağrısında bulundu.</p>
<p>Düzenlemenin borç affı olmadığının altını çizen Arnik, her kredi başvurusunun onaylanacağı anlamına gelmediğini ancak finansmana erişemediği için kapanma noktasına gelen işletmelere yeniden nefes alma olanağı sunduğunu belirtti. ESLOK olarak uygulamanın Eskişehir’deki sonuçlarını yakından takip edeceklerini kaydeden Arnik, üyelerin doğru bilgilendirilmesi ve krediye adil şartlarda ulaşabilmesi için çalışmalarını sürdüreceklerini sözlerine ekledi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/arnik-borclu-esnafin-finansman-maliyeti-dusurulmeli-86778</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/8/9/1280x720/arnik-1787137606.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vergi, SGK veya Bağ-Kur prim borcu bulunan esnaf ve sanatkârların belirlenen şartlarla Hazine faiz destekli kredilerden yararlanabileceğini belirten ESLOK Başkanı Murat Arnik, lokanta ve kasap esnafının 1,5 milyon liraya kadar işletme kredisi kullanabileceğini söyledi. Arnik, borçlu esnafa uygulanan yüzde 24’lük finansman maliyetinin düşürülmesini ve Eskişehir’e ayrılan plasmanın artırılmasını istedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/inegolun-en-cok-ihracat-yapan-firmalari-aciklandi-86740</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 09:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnegöl’ün en çok ihracat yapan firmaları açıklandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>İnegöl’ün 2025 yılı dış ticaret verileri açıklandı. İnegöl Ticaret ve Sanayi Odası (İTSO) Başkanı Yavuz Uğurdağ’ın paylaştığı verilere göre ilçe, 2025 yılında1 milyar 126 milyon dolarlık ihracataimza attı. 333 milyon dolarlık ithalatla birlikte toplam dış ticaret hacmi 1 milyar 459 milyon dolara ulaşırken, İnegöl793 milyon dolar dış ticaret fazlası verdi. Küresel piyasalardaki daralma, yükselen maliyetler ve yoğun rekabet ortamına dikkat çeken Uğurdağ, ortaya çıkan tablonun İnegöl’ün üretim ve ihracat gücünü bir kez daha gösterdiğini söyledi. </p>
<h2>“İnegöl’den 793 milyon dolar fazla”</h2>
<p>İTSO tarafından açıklanan rakamların, ilçede faaliyet gösteren toplam1.160 ihracatçı ve ithalatçı firmadanelde edilen veriler doğrultusunda değerlendirildiği belirtildi. 2025 yılı tablosunda öne çıkan rakamlar şöyle oldu: İhracat:1 milyar 126 milyon dolar, İthalat:333 milyon dolar, Dış ticaret hacmi:1 milyar 459 milyon dolar, Dış ticaret fazlası:793 milyon dolar. İTSO Başkanı Yavuz Uğurdağ, küresel ölçekte yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen ulaşılan rakamların İnegöl’ün dirençli ekonomik yapısının göstergesi olduğunu vurguladı.</p>
<h2>“Mobilya yine lokomotif sektör”</h2>
<p>İnegöl ihracatında mobilya sektörü 2025 yılında da lokomotif konumunu korudu. Mobilyanın yanı sıra tekstil, orman ürünleri, gıda, otomotiv yan sanayi, makine-metal ve diğer sanayi kolları da ilçenin ihracat performansına katkı sundu. Uğurdağ, İnegöl’ün tek bir sektöre bağımlı olmayan üretim yapısının önemli bir avantaj oluşturduğunu belirtti. Farklı sektörlerde faaliyet gösteren firmaların değişen küresel şartlara uyum sağlaması ve yeni pazarlara yönelmesi, dış ticaret performansının korunmasında önemli rol oynadı. </p>
<h2>“İhracatta öne çıkan firmalar”</h2>
<p>Açıklanan sektörel sıralamalarda İnegöl’ün önemli sanayi kuruluşları da yer aldı. Mobilya sektöründe Leta Contract Proje A.Ş. ilk sırada yer alırken, onu Weltew Home – Meltem Modüler Mobilya, Saloni Mobilya, Çel-Mo Mobilya ve Koçaklar takip etti. Tekstil sektöründe Küçükçalık Tekstil ilk sırada bulunurken; Sanko Tekstil İSKO Şubesi, Marteks, Sülekler Tekstil ve Özel Tekstil ilk 5 içerisinde yer aldı. Gıda sektöründe Erbak-Uludağ Pazarlama, Fine Food, Frigo-Pak ve Freşa; otomotiv yan sanayide ise Murat Ticaret Kablo, Ortakçı Cam ve Ulaşım İç ve Dış Ticaret öne çıkan firmalar arasında gösterildi. Kimya sektöründe Eskapet ilk sırada yer alırken, makine ve metal sektörünün ilk sırasında ise Bala Makina bulunuyor.</p>
<h2>“Hedef yeni ihracat pazarları”</h2>
<p>İTSO’nun önümüzdeki dönemdeki hedefleri arasında ihracat rakamlarının yalnızca miktar açısından değil,katma değer açısından da büyütülmesi bulunuyor. Yavuz Uğurdağ, firmaların Ar-Ge, Ür-Ge, inovasyon ve markalaşma faaliyetlerine daha fazla ağırlık vermesinin önem taşıdığını ifade etti. Özellikle yeni ihracat pazarlarına ulaşmak için çalışmalar yürüttüklerini kaydeden Uğurdağ, ABD pazarı odaklı TAFEX projesinin yanı sıra Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı destekli İnegöl Mobilya Kümesi, Dış Ticaret İstihbarat Merkezi ve Mobilya Test Merkezi projelerine dikkat çekti. Uğurdağ, 2025 yılı boyunca zorlu ekonomik koşullara rağmen üretim, ihracat ve istihdamı sürdüren sanayicilere, tüccarlara, ihracatçılara ve çalışanlara teşekkür etti. İnegöl ekonomisinin temelinde üreticilerin emeği, girişimcilerin cesareti ve ihracatçıların yeni pazarlara ulaşma gayreti bulunduğunu belirten Uğurdağ, ilçenin Türkiye ekonomisine değer katmayı sürdüreceğini vurguladı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/inegolun-en-cok-ihracat-yapan-firmalari-aciklandi-86740</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/0/1280x720/inegolun-en-cok-ihracat-yapan-firmalari-aciklandi-1788418277.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İnegöl’de sektörlere göre en fazla ihracat yapan firmalar İnegöl Ticaret ve Sanayi Odası tarafından açıklandı. İTSO tarafından paylaşılan dış ticaret verilerinde mobilya, orman ürünleri, gıda, tekstil, otomotiv yan sanayi, kimya ile makine-metal sektörlerinde ihracatta öne çıkan şirketler sıralandı. 2025’te 1,126 milyar dolar ihracat yapan ilçe, 793 milyon dolarlık dış ticaret fazlasına ulaştı. Açıklanan liste, İnegöl ekonomisinin yalnızca mobilyadan değil, birçok farklı sanayi kolundan güç aldığını bir kez daha ortaya koydu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/surdurulebilir-buyume-kisa-vadeli-verimlilikle-uzun-vadeli-yatirim-dengesine-bagli-86734</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 08:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mehmet Nane: Sürdürülebilir büyüme, kısa vadeli verimlilikle uzun vadeli yatırım dengesine bağlı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BARIŞ SEDEF</strong></p>
<p>Jeopolitik riskler ve ekonomik belirsizlikler havacılık sektöründe de hissedilirken, bu durumun yatırım tarafındaki stratejilere de yansıdığı görülüyor.</p>
<p>Türkiye Özel Sektör Havacılık İşletmeleri Derneği (TÖSHİD) Başkanı Mehmet Nane, bugün havacılıkta temel meselelerden birinin kısa vadeli verimlilik ile uzun vadeli yatırım dengesini doğru kurabilmek olduğunu söylüyor. Türkiye sivil havacılık sektörü, ekonomik açıdan yaklaşık 1,5 trilyon TL’yi aşan büyüklüğe sahip. Sektörün istihdama katkısı ise 400 bin kişi seviyesinde. Özellikle Orta Doğu’daki savaşın etkilerine rağmen sektör istihdamını korumaya devam etti. Dünyanın jeopolitik ve ekonomik risklerin arttığı, tedarik zincirlerindeki sorunların devam ettiği bir dönemden geçtiğine vurgu yapan Türkiye Özel Sektör Havacılık İşletmeleri Derneği Başkanı (TÖSHİD) Mehmet Nane, bu süreçlerin yüksek yatırım maliyetlerine karşılık görece düşük karlılıklarla faaliyet gösteren havayolu şirketleri açısından önemli riskler barındırdığını söyledi. Sektördeki yatırım refleksinin yeni nesil filo yatırımlarıyla birlikte teknoloji, inovasyon ve sürdürülebilirlik alanındaki yatırımlar eksininde şekillendiğini kaydeden Nane, “Bugünün ihtiyaçlarına cevap vermek değil, sektörün gelecekteki rekabet gücünü korumak açısından da stratejik bir rol oynuyor. Dolayısıyla bugün havacılıkta temel meselelerden biri, kısa vadeli verimlilik ile uzun vadeli yatırım dengesini doğru kurabilmek. Sektörün sürdürülebilir büyümesi de bu dengeyi ne kadar iyi yönetebildiğimize bağlı olacak” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Yeni dönemde bütünsel yaklaşımlar öne çıkıyor </h2>
<p>Likidite ve maliyet disiplininin her zamankinden daha kritik hale geldiğine vurgu yapan Nane, “Çünkü artan belirsizlikler ve yüksek yatırım maliyetleri, şirketlerin hem bugünkü operasyonlarını güçlü şekilde sürdürmesini hem de geleceğe yatırım yapabilmesini gerektiriyor” dedi. Diğer tarafta hizmet kalitesi, misafir deneyimi ve çalışan memnuniyetinin de yeni dönemin temel öncelikleri arasında yer aldığını kaydeden Nane, “Özellikle çalışan deneyimi, doğrudan operasyonel mükemmeliyet ve misafir memnuniyetiyle bağlantılı çok önemli bir konu. Teknoloji ve özellikle yapay zeka ise bu başlıkların tamamını destekleyen bir dönüşüm alanı. Yapay zeka ve veri analitiğiyle operasyonel verimliliği artırırken, misafir deneyimini geliştirmek ve daha doğru kararlar almak mümkün” şeklinde konuştu. İnovasyon ve sürdürülebilirliğin de bu dönüşümün önemli ayaklarını oluşturduğuna vurgu yapan Nane, “Dolayısıyla yeni dönem stratejilerinde tek bir başlığa odaklanmaktan ziyade, emniyet, finansal disiplin, insan, teknoloji, inovasyon ve sürdürülebilirliği birlikte ele alan bütünsel bir yaklaşım öne çıkıyor” dedi.</p>
<h2>Sektörde riskler bitmedi </h2>
<p>Havacılık sektöründe risklerin bitmediği gibi, son dönemde büyük kırılmalara yol açan olumsuz gelişmelerin hem sıklığının hem de sektör üzerindeki etkisinin artığını kaydeden Mehmet Nane, “Pandeminin hemen ardından Rusya-Ukrayna savaşı gündemimize girdi ve bugün hala devam ediyor. Bunun yanı sıra Orta Doğu’daki çatışmaların bu yıl bölgesel bir savaşa dönüşmesi, hava yolu sektörü açısından yeni bir belirsizlik alanı oluşturdu. Tüm bunlar, yüksek yatırım maliyetlerine karşılık görece düşük karlılıklarla faaliyet gösteren hava yolları açısından riskleri artırıyor” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Tüm paydaşlar koordinasyon içerisinde hareket etmeli”</span></h2>
<p>Sektörün uzun vadeli büyüme hedeflerine ulaşabilmesi için hava yolları, havalimanları, hizmet sağlayıcılar ve kamu otoriteleri başta olmak üzere tüm paydaşların koordinasyon içinde hareket etmesi gerektiğinin altını çizen Mehmet Nane, “Türkiye’nin havacılık alanındaki potansiyelini daha ileri taşımak için de bu ortak aklı ve iş birliği kültürünü güçlendirmemiz gerektiğine inanıyorum. Sektörün dinamizmini artıracak asıl güç, emniyetten ödün vermeden verimlilik, teknoloji ve sürdürülebilirlik alanlarında birlikte ilerleyebilmekten geçiyor” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/surdurulebilir-buyume-kisa-vadeli-verimlilikle-uzun-vadeli-yatirim-dengesine-bagli-86734</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/4/1280x720/mehmet-nane-1788414853.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÖSHİD Başkanı Mehmet Nane, &quot;Havacılıkta temel meselelerden biri, kısa vadeli verimlilik ile uzun vadeli yatırım dengesini doğru kurabilmek. Sektörün sürdürülebilir büyümesi de bu dengeyi ne kadar iyi yönetebildiğimize bağlı olacak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sigortanin-yeni-rolu-hasari-odemekten-riski-onlemeye-86733</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 08:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sigortanın yeni rolü: Hasarı ödemekten, riski önlemeye</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TSB Genel Sekreteri Özgür Obalı'ya göre iklim krizinin büyüttüğü riskler sigortanın rolünü değiştiriyor. Sigorta, hasar gerçekleştikten sonra ödeme yapan bir mekanizma olmanın ötesinde, şirketleri, yatırımları ve şehirleri riski azaltmaya zorlayan bir aktör olmak zorunda. Obalı, "Riskini azaltan daha düşük prim öder; gerekli önlemleri almayan ise daha yüksek primle, hatta teminat bulamamakla karşılaşabilir" diyor.</strong></p>
<p>Sel olduktan, fabrika yandıktan, tarımsal üretim zarar gördükten ya da altyapı çöktükten sonra devreye giren bir sigorta anlayışından; riski daha gerçekleşmeden gören, ölçen ve azaltmaya çalışan bir modele doğru gidiliyor.</p>
<p>İklim başta olmak üzere, farklı risklerinin eş zamanlı büyüdüğü bir dünyada yalnızca hasarı finanse etmek yeterli olmuyor. O hasarın hiç oluşmamasını ya da mümkün olduğunca sınırlı kalmasını sağlayacak koşulları yaratmak gerekiyor.</p>
<p>Türkiye Sigorta Birliği’nin (TSB) 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek COP31’e hazırlanırken vermek istediği temel mesaj bu: Sigorta, iklim dönüşümünün yalnızca finansal güvencesi değil, önleyici aktörlerinden biri olmak zorunda.</p>
<p>TSB Genel Sekreteri Özgür Obalı ile sigorta sektörünün değişen rolünü, iklim risklerini ve COP31’i konuştuk.</p>
<p><strong>“Sigorta disipline edici bir araç olabilir”</strong></p>
<p>Obalı’ya göre sigortanın yeni dönemdeki en önemli işlevlerinden biri, riski fiyatlamanın ötesine geçerek davranışları değiştirmek. Şöyle diyor Obalı: “Önleyici perspektif bizim bir numaralı konumuz. Sigortayı süreçlerin içine disipline edici bir unsur olarak yerleştirebilir miyiz diye bakıyoruz. Denetlemenin illa yasakla ya da cezayla yapılması gerekmiyor. Sigorta primi de çok güçlü bir araç. Riskini doğru yöneten, gerekli yatırımları yapan bir işletmeye daha düşük primle hizmet verirsiniz. Önlemleri almayan ise daha yüksek primle, hatta bazı durumlarda sigorta teminatı bulamamakla karşılaşabilir.”</p>
<p>Bu yaklaşım, sigortayı hasarın ardından devreye giren bir ödeme mekanizması olmaktan çıkarıp yatırım kararlarının daha erken aşamalarına taşıyor. Büyük tesislerde bunun örnekleri şimdiden görülüyor. Risk mühendisleri tesise giderek yangın önlemlerinden yanıcı maddelerin depolanmasına, çevresel risklerden üretim süreçlerine kadar çok sayıda unsuru inceliyor. Eksiklikler tespit edildiğinde şirketten yatırım yapması ve riski azaltması isteniyor.</p>
<p>Obalı, “Şirket gerekli risk azaltıcı yatırımları yapmıyorsa bazı durumlarda teminat vermekten kaçınıyoruz. Çünkü sigortacılık kesinleşmiş bir zararı değil, gerçekleşme olasılığı bulunan bir riski sigortalar” diyor. Özellikle mobilya, kâğıt, kimya ve geri dönüşüm gibi yangın riskinin yüksek olduğu sektörlerde bu yaklaşım giderek daha kritik hâle geliyor.</p>
<p><strong>Yeşil dönüşüm yapan daha düşük prim ödeyebilir</strong></p>
<p>Benzer bir değişim iklim ve yeşil dönüşüm alanında da yaşanıyor. Uluslararası sigorta şirketlerinin bir bölümü fosil yakıt kullanan bazı tesislere yönelik teminatlarını sınırlamaya başlamış durumda. Türkiye’de bu dönüşüm henüz aynı hızda ilerlemesede yön belli. Obalı, bunun diğer tarafında ise önemli bir teşvik mekanizması bulunduğunu söylüyor: “Yeşil dönüşüme önem veren, ESG kriterlerini uygulayan şirketlere daha düşük primlerle teklifler verilmeye başlandı. Kendi atığından enerji üreten tarım tesisleri gibi yatırımlar için de uygun ürünler geliştiriliyor. Yavaş yavaş bu yöne gidiyoruz.”</p>
<p>Obalı’ya göre bu noktada finans sektörü, sigorta sektörü, şirketler ve kamunun aynı yönde hareket etmesi gerekiyor: “Şirket şeffaf biçimde raporlayacak, finans kuruluşu kredi verirken buna bakacak, sigorta şirketi riski değerlendirirken aynı kriterleri dikkate alacak. Bunun için regülasyon da gerekiyor. Hiçbir sektörün bu dönüşümü tek başına hızlandırması mümkün değil.”</p>
<p><strong>Geçmiş artık geleceği anlatmıyor</strong></p>
<p>İklim değişikliği sigorta sektörünün en temel araçlarından biri olan risk modellemesini de zorlaştırıyor. Obalı, “Geçmişte yaşadığımız olaylara ve insanlık tarihinden ulaşabildiğimiz verilere dayanan modeller artık aynı şekilde geçerli değil. Bambaşka bir döngüye girdik. Bu nedenle modelleme konusu son derece kritik. Bir tarafta savaş, bir tarafta deprem, diğer tarafta iklim krizi var. Bunlar birleştiğinde riskin katsayısı da artıyor” diyor.</p>
<p><strong>“Bugün harcayacağımız para, yarının hasarından çok daha düşük”</strong></p>
<p>“Bugün yaşayabileceğimiz bir olayın yaratacağı ekonomik etkinin çok daha küçük bir bölümünü önceden harcayarak o riski azaltmak mümkün” yorumunu yapan Obalı, bu bakış açısının sigortanın iklim politikalarındaki rolünü de değiştirdiğinin altını çiziyor. Obalı'ya göre sektörün amacı yalnızca afet sonrasında finansal kaynak yaratmak değil; afet gerçekleşmeden önce dayanıklılığa yatırım yapılmasını sağlamak.</p>
<p>Bu nedenle TSB’nin en fazla önem verdiği konulardan biri Zorunlu Afet Sigortası. Obalı, hazırlıkların tamamlandığını ve düzenlemenin yasama sürecini beklediğini belirterek, COP31’in uygulamanın hayata geçirilmesi için önemli bir fırsat olabileceğini söylüyor.</p>
<p>“Türkiye gibi ülkeler tek bir iklim riskiyle karşı karşıya değil. Bir tarafta sel, diğer tarafta kuraklık, orman yangını, heyelan ya da yeraltı sularının çekilmesine bağlı riskler var. Konuyu artık yalnızca deprem üzerinden değerlendiremeyiz” diye ekliyor.</p>
<p>Planlanan sistem, afet korumasını deprem dışındaki riskleri de kapsayacak daha geniş bir çerçeveye taşımayı hedefliyor.</p>
<p><strong>Riskleri azaltan bir yol arkadaşı</strong></p>
<p>Obalı’nın anlattıkları aslında sigortanın geleceğine ilişkin büyük bir dönüşüme işaret ediyor.</p>
<p>İklim krizinin ağırlaştığı bir dünyada, “Bu hasarın parasını kim ödeyecek?” sorusunun yerini, “Bu hasarın gerçekleşme ihtimalini nasıl azaltacağız?” sorusu alıyor.</p>
<p>Sigorta sektörünün elindeki hasar verileri, risk mühendisliği, fiyatlama gücü ve finansal kapasiteyle güçlü bir kaldıraç yaratabileceğini ifade eden Obalı, “Sigortanın yalnızca olay gerçekleştikten sonra hatırlanan bir ürün olmasını istemiyoruz. İnsanların bizi gelecekle ilgili risklerini azaltan bir yol arkadaşı olarak görmesini istiyoruz” diyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 18pt;">Tarımda yeni araç: Parametrik sigorta</span></strong></span></p>
<p>İklim krizinin sigortacılık açısından en kritik alanlarından biri de tarım. Kuraklık, aşırı sıcaklık, don, sel ve değişen yağış rejimleri tarımsal üretimde risk profilini hızla değiştiriyor. Türkiye'nin bu alandaki en önemli araçlarından biri ise devlet destekli tarım sigortası TARSİM. Obalı, 2025 yılında Türkiye'nin geniş bir bölümünü etkileyen zirai donun ardından TARSİM kapsamında yaklaşık 23-24 milyar TL düzeyinde ödeme yapıldığını belirtiyor. Ancak yeni iklim koşulları yeni sigorta modellerini de gündeme getiriyor. Bunlardan biri parametrik sigorta. Klasik sigortada hasarın tek tek tespit edilmesi gerekirken parametrik modelde önceden belirlenen yağış, sıcaklık ya da benzeri bir eşik gerçekleştiğinde ödeme mekanizması devreye girebiliyor. Obalı'ya göre özellikle tarım ve doğal afetlerde bu sistem önemli bir potansiyele sahip: "Parametrik sigortada süreç daha basit, kriterler daha net ve tazminat çok daha hızlı ödenebiliyor. Tarımda bunu geliştirebilirsek çok önemli olur. Ama bunun için veri ve altyapının da hazırlanması gerekiyor."</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 18pt;">COP31'de hedef: Konuşmak değil, uygulamak</span></strong></span></p>
<p>TSB, COP31'i sigorta sektörünün somut iş birliklerinin ve uygulamaların hayata geçirilebileceği önemli bir eşik olarak görüyor.</p>
<p>Obalı, "Bir şeyleri konuşup güzel mesajlar vermek yetmiyor. Bunları uygulamaya ve aksiyona dönüştüremediğiniz zaman çok fazla anlamı kalmıyor" diyor. COP31 sürecinde kamu ile özel sektörün afet riskini birlikte taşıyabileceği modellerin geliştirilmesi, risk verilerinin karar alma süreçlerine girmesi, yeni finansman mekanizmalarının oluşturulması ve uluslararası iş birliklerinin güçlendirilmesi hedefleniyor. Obalı'ya göre, Türkiye'nin bu alanda dünyaya anlatabileceği önemli deneyimleri de var. DASK ve TARSİM gibi kamu-özel sektör iş birliğine dayalı risk paylaşım modelleri, iklim kaynaklı risklerin büyüdüğü bir dönemde uluslararası ölçekte örnek oluşturabilecek yapılar arasında. Bu yaklaşımın en somut karşılığı ise COP31'de hayata geçirilecek "Sigorta Evi" olacak. 11-14 Kasım tarihleri arasında faaliyet göstermesi planlanan Sigorta Evi, klasik bir etkinlik ya da ağırlama alanından çok bir çalışma ve iş birliği platformu olarak tasarlanıyor.</p>
<p>Obalı, platformda yalnızca sigorta şirketlerinin konuşmayacağını özellikle vurguluyor: "Sadece kendi üyelerimizi değil, global paydaşları da bir araya getireceğiz. Dünyada sigorta sektörü iklim risklerinin yönetiminde ne yaptı, nerede eksik kaldı, bundan sonra ne yapması gerekiyor; bunları konuşacağız."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sigortanin-yeni-rolu-hasari-odemekten-riski-onlemeye-86733</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/3/1280x720/ozgur-obali-1788414455.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sigortanın yeni rolü: Hasarı ödemekten, riski önlemeye ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstil-ve-giyimde-ibre-tersine-dondu-86730</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 08:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tekstil ve giyimde ibre tersine döndü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Yüksek üretim maliyetleri, sipariş kayıpları ve ihracatta rekabet gücünün zayıflaması nedeniyle son yıllarda 100 binden fazla istihdam kaybeden tekstil ve hazır giyim sektörlerinden haziran ayında sürpriz bir yükseliş geldi. Mayısta yeniden gerileyen çalışan sayısı, haziranda iki sektörde de güçlü artış gösterirken, yılın ilk yarısında yaşanan istihdam kaybı da telafi edildi. Sosyal Sigortalar Kurumu (SGK) verilerine göre tekstilde mayısta 343 bin 625 olan çalışan sayısı haziranda 7 bin 480 kişi artarak 351 bin 105’e yükseldi. Aylık artış yüzde 2,2 olarak gerçekleşirken, sektörde faaliyet gösteren şirket sayısı da 42 artışla 18 bin 492’ye çıktı. Hazır giyimde ise artış daha güçlü oldu. Mayısta 493 bin 998 olan çalışan sayısı, haziranda 13 bin 671 kişi artarak 507 bin 669’a ulaştı. Böylece istihdam bir ayda yüzde 2,8 arttı. Şirket sayısı da 187 artışla 35 bin 61’e yükseldi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a990766210b0-1788413798.png" alt="" width="646" height="269" /></p>
<h2>Devreye giren destekler etkili oldu </h2>
<p>İki sektör birlikte değerlendirildiğinde mayısta 837 bin 623 olan çalışan sayısı haziranda 858 bin 774’e çıktı. Böylece yalnızca bir ayda 21 bin 151 kişilik net istihdam artışı gerçekleşti. Toplam şirket sayısı da 229 artarak 53 bin 553’e ulaştı. Hazirandaki yükselişle birlikte yılın ilk aylarında yaşanan istihdam kaybı da tamamen telafi edildi. 2025 sonunda tekstil ve hazır giyimde 845 bin 904 kişi çalışırken, haziran itibarıyla bu rakam yıl sonunun 12 bin 870 kişi üzerine çıktı. Şirket sayısında ise henüz benzer bir toparlanma yok. 2025 sonunda 54 bin 114 olan şirket sayısı haziranda 53 bin 553 seviyesinde kaldı. Böylece yılın ilk altı ayında net 561 şirket kaybedildi. Ancak sektör temsilcileri hazirandaki güçlü istihdam artışını siparişlerde veya iş hacminde belirgin bir canlanmadan çok, devreye alınan desteklerin etkisiyle açıklıyor. İstihdamı Koruma Destek Programı kapsamında tekstil, hazır giyim, deri ve mobilya sektörlerinde istihdamını koruyan işletmelere her 30 prim günü için aylık 3 bin 500 TL destek sağlanıyor. Programda 250 çalışan sınırı da kaldırılırken, istihdamın korunması şartıyla 250 milyar TL'lik yeni kredi paketi devreye alındı.</p>
<h2>İş hacminde aynı artış görünmüyor </h2>
<p>TOBB Hazır Giyim ve Konfeksiyon Sektör Meclisi Başkanı Şeref Fayat da haziran ayında istihdamda görülen artışta, sektör için devreye alınan desteklerin istihdamı koruma şartının etkili olduğunu söyledi. Özellikle çalışan başına sağlanan 3 bin 500 liralık desteğin firmaların istihdam kararlarında önemli rol oynadığını belirten Fayat, yeni kredi paketinde de benzer şekilde istihdamın korunmasının temel kriterlerden biri olduğunu vurguladı. Destek mekanizmasının yalnızca tek bir aya bakılarak işlemediğine dikkat çeken Fayat, yılın ilk aylarında istihdam kriterini sağlayamayan işletmelerin sonraki aylarda kayıpları telafi ederek destek kapsamına girebildiğini anlattı. Fayat, “Yıl başındaki uygulamada kasım-aralık dönemindeki istihdamı koruyarak destekten yararlanabiliyordunuz. Yıl içinde de bunu tamamladığınızda geriye dönük olarak istihdam desteği hesaplanabiliyordu. Yani ocak, İş hacminde aynı artış görünmüyor TOBB Hazır Giyim ve Konfeksiyon Sektör Meclisi Başkanı Şeref Fayat da haziran ayında istihdamda görülen artışta, sektör için devreye alınan desteklerin istihdamı koruma şartının etkili olduğunu söyledi. Özellikle çalışan başına sağlanan 3 bin 500 liralık desteğin firmaların istihdam kararlarında önemli rol oynadığını belirten Fayat, yeni kredi paketinde de benzer şekilde istihdamın korunmasının temel kriterlerden biri olduğunu vurguladı. Destek mekanizmasının yalnızca tek bir aya bakılarak işlemediğine dikkat çeken Fayat, yılın ilk aylarında istihdam kriterini sağlayamayan işletmelerin sonraki aylarda kayıpları telafi ederek destek kapsamına girebildiğini anlattı. Fayat, “Yıl başındaki uygulamada kasım-aralık dönemindeki istihdamı koruyarak destekten yararlanabiliyordunuz. Yıl içinde de bunu tamamladığınızda geriye dönük olarak istihdam desteği hesaplanabiliyordu. Yani ocak,</p>
<h2>İhracat ve üretimde dengeli görünüm </h2>
<p>Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) Başkanı Toygar Narbay da istihdamdaki yükselişte 3 bin 500 TL’lik desteğin etkili olduğunu söyledi. Sektörde ihracat ve üretim tarafında önceki döneme göre daha dengeli bir görünüm oluştuğuna dikkat çeken Narbay, ihracattaki kaybın yüzde 1,5-2 civarında kaldığını, tekstilde ise miktar bazında artış görüldüğünü belirtti. Geçen yıl üretimin 2026’da stabilize olacağı yönünde bir beklentileri bulunduğunu hatırlatan Narbay, ilk altı aylık tablonun bu öngörüyü desteklediğini söyledi. Ancak yılın ikinci yarısına ilişkin daha temkinli olduklarını belirten Narbay, PMI’ın yeniden 50 seviyesinin altına gerilemesinin beklentilerde zayıflamaya işaret ettiğini kaydetti. Narbay, ikinci yarıda sınırlı bir kayıp yaşanabileceğini ancak hazır giyim ihracatında sert bir gerileme beklemediklerini belirterek, yıl sonu ihracatının 16-16,5 milyar dolar aralığında gerçekleşeceği tahminini koruduklarını söyledi. Narbay, sektörün kalıcı bir toparlanma için desteklerin tek tek değil, bütüncül ve uzun vadeli bir program çerçevesinde uygulanmasını beklediğini de vurguladı. Ekimden itibaren döviz dönüşüm desteğinin iki katına çıkarılmasını olumlu bulduklarını dile getiren Narbay, “Adımlar yavaş yavaş atılıyor ancak parça parça ilerliyor. Bunların üç yıllık bir perspektifle bütüncül olarak uygulanmasını istiyoruz. Sektör önünü görürse bunu fiyatlamalarına yansıtabilir ve daha güvenli adımlar atabilir” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">100 BİN KİŞİLİK KAYIP HALA KAPANMADI</span></h2>
<p>Hazirandaki yükseliş sektör açısından önemli bir frenlemeye işaret etse de uzun dönemli kayıp henüz telafi edilmiş değil. Aralık 2024’te tekstil ve hazır giyimde toplam 959 bin 395 kişi çalışırken, Haziran 2026 itibarıyla istihdam 858 bin 774 seviyesinde bulunuyor. Buna göre son bir buçuk yıldaki net istihdam kaybı halen 100 bin 621 kişi düzeyinde. Aynı dönemde şirket sayısındaki gerileme de dikkat çekiyor. Aralık 2024’te iki sektörde 59 bin 101 şirket faaliyet gösterirken Haziran 2026’da sayı 53 bin 553’e indi. Böylece yaklaşık bir buçuk yılda 5 bin 548 şirket sektörlerden çıktı. Kayıp özellikle hazır giyimde yoğunlaştı. Aralık 2024-Haziran 2026 döneminde hazır giyimde şirket sayısı 4 bin 579, çalışan sayısı 67 bin 15 kişi azaldı. Tekstilde ise aynı dönemde 969 şirket ve 33 bin 606 istihdam kaybedildi. Bu tablo, hazirandaki güçlü yükselişe rağmen sektörlerin 2024 sonundaki ölçeğinin hala oldukça gerisinde bulunduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstil-ve-giyimde-ibre-tersine-dondu-86730</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/3/1280x720/hazir-giyim-tekstil-1770871225.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uzun süredir istihdam ve şirket kayıplarıyla konuşulan tekstil ve hazır giyimden haziranda iyi haber geldi, toplam istihdam 858 bini aştı, şirket sayısı 53 bin 553 oldu. Sektör temsilcileri, yaşanan artışta çalışan başına verilen 3 bin 500 TL’lik istihdam desteği ile istihdam şartına bağlanan kredi destek paketinin etkili olduğu görüşünde… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/karliligi-eriyen-turizmci-kurda-esneklik-bekliyor-86729</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 08:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kârlılığı eriyen turizmci kurda esneklik bekliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Türkiye turizm sektörü, girdi maliyetlerindeki yüksek artışlar ve yatay seyreden döviz kurunun yarattığı maliyet-fiyat kıskacında faaliyetlerini sürdürüyor. Uluslararası İstanbul Turizm Fuarı (ITF) öncesinde sektörün güncel durumunu değerlendiren Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB) Başkanı Müberra Eresin ile İstanbul Ticaret Odası (İTO) Yönetim Kurulu Üyesi ve Turizm Geliştirme ve Eğitim Vakfı (TUGEV) Başkan Yardımcısı Bahadır Yaşık, konaklama sektörünün kârlılık baskısı altında olduğunu vurguladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a99054c3ca38-1788413260.png" alt="" width="800" height="434" /></p>
<h2>Dünyada en hesaplı konaklama </h2>
<p>İstanbul’da Türkiye’deki yüksek enflasyona karşın döviz kurunun yatay seyretmesinin maliyet dengelerini bozduğunu ifade eden Müberra Eresin, konaklama sektöründeki maliyetlerin son yıllarda 6 ila 6,5 katına çıktığını söyledi. Şehir otellerinde döviz bazlı kontratların son 5-10 yıldır büyük oranda aynı seviyelerde kaldığını belirten Eresin, “Yurt dışı partnerlerinize Türkiye’deki enflasyonu gerekçe göstererek döviz bazında zam yapmanız mümkün değil. En fazla yüzde 1 ila 3 bandında artış yapabilirsiniz. Gelirleri sabit kalırken giderleri 6-6,5 katına varan bir konaklama sektöründen bahsediyoruz” dedi.</p>
<p>Tüm bu tabloya rağmen İstanbul’un konaklama fiyatları açısından avantajını koruduğunu vurgulayan Eresin, “Dünyada en hesaplı konaklayabileceğiniz metropol İstanbul; daha düşük fiyatlı bir metropol şehir yok” ifadelerini kullandı. Gelir istatistiklerinde konaklama sektörünün tek başına ayrıştırılmamasından kaynaklanan algı sorununa da değinen Eresin, sektörün beklentisini şu sözlerle özetledi: “Sektörümüze sağlanacak en ufak destek, özellikle yatay seyreden kurlarda biraz esneklik sağlanması başta olmak üzere, ülkemize gelecek turistin yaratacağı katma değer ve döviz girdisiyle doğrudan orantılı olacaktır.” </p>
<h2>Orta Doğu'da süren savaşın endişesi seyahatleri azalttı </h2>
<p>Bölgesel gerilimler ile Orta Doğu ve dünyadaki savaşların turizm hareketleri üzerindeki etkilerini değerlendiren Müberra Eresin, Türkiye’nin coğrafi konumu nedeniyle küresel pazarda zaman zaman yanlış bir algıyla karşı karşıya kalabildiğini belirtti. Savaşların büyüme riski ve hava sahalarının kapanma endişesi nedeniyle insanların seyahatlerini azalttığına dikkat çeken Eresin, turizmde temel göstergenin sadece turist sayısı olmaması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Eresin, “Kaç tane turist geldiği değil, turistin geceleme ve oda başı ne kadar harcama yaptığı bizim için önemli. Turist sayılarını yakalamak hala mümkün ancak ortalama oda fiyatlarında ve GOP (brüt işletme kârı) tarafında bu yıl hedefleri yakalamanın imkanı yok” değerlendirmesinde bulundu. Eresin ayrıca, kültür turizmi ayağında iç pazarın daha fazla hareketlendirilmesi gerektiğini kaydetti.</p>
<h2>Eylül ayı itibarıyla sezon bereketli gidiyor </h2>
<p>Sektörün genel durumunu değerlendiren İTO Yönetim Kurulu Üyesi ve TUGEV Başkan Yardımcısı Bahadır Yaşık, yiyecek-içecek alanındaki fiyat algısı ile konaklama sektörünün birbirinden ayrılması gerektiğine dikkat çekerek, otelcilikte dünyadaki muadillerine kıyasla kaliteli hizmet sunulduğunu ifade etti.</p>
<p>Yaşık, “Sektör olarak gelen kişileri döviz odaklı değil, her zaman 'misafir' anlayışıyla ağırlamaya ve en iyi şekilde uğurlamaya odaklanıyoruz” dedi. Ekstra maliyet baskıları nedeniyle zaman zaman zorlanan ve kontrat devri arayan işletmeler olabildiğini ancak bunun sektöre genellenmemesi gerektiğini söyleyen Yaşık, son çeyreğe ilişkin beklentisini şu sözlerle paylaştı: “Saha gözlemlerimize göre eylül ayı itibarıyla otellerimizde bereketli bir dönem geçirdiğimizi söyleyebiliriz. Sektörümüzün 2027 yılına çok daha iyi bir ivmeyle gireceğini umut ediyorum.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/karliligi-eriyen-turizmci-kurda-esneklik-bekliyor-86729</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/6/1280x720/turizm-turistjpg-1755529499.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüksek enflasyon ve sabit kalan döviz bazlı kontratlar nedeniyle kâr marjları eriyen turizm sektörü, kurda esneklik bekliyor. Sektör temsilcileri artan maliyet baskısına dikkat çekerek, turizmde asıl göstergenin ziyaretçi sayısından çok oda başı harcama ve katma değer olması gerektiğini vurguluyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/jeopolitik-sok-emtia-piyasasini-sarsti-86728</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 08:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Jeopolitik şok emtia piyasasını sarstı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a9901dac8a3a-1788412378.png" alt="" width="238" height="113" /></p>
<p>Piyasalar bir kez daha jeopolitik şokla karşı karşıya. ABD ile İran arasındaki çatışmanın yeniden alevlenmesi, yalnızca petrol piyasasını değil, küresel finansal varlıkların tamamını aynı anda baskı altına aldı. Hürmüz Boğazı’ndan enerji akışının riske girmesiyle petrol fiyatları hızla yükselirken, artan enerji maliyetlerinin enflasyonu yeniden yukarı çekebileceği endişesi tahvil piyasalarında satışları tetikledi. Yükselen tahvil getirileri ve güçlenen dolar ise başta altın olmak üzere emtia piyasasının önemli bölümünü aşağı çekti.</p>
<h2>Petrolde savaş primi yeniden sahnede </h2>
<p>Brent petrol, ABD’nin İran’a yönelik yeni saldırılarının ardından yüzde 2,5’e varan yükselişle varil başına 95 doların üzerine çıktı. Fiyat daha sonra bir miktar gerilese de 95 dolar civarında kalmaya devam etti. Böylece petrol, beş haftanın en yüksek seviyelerine tırmandı.</p>
<p>Piyasaların temel endişesi Hürmüz Boğazı. Dünya enerji ticareti açısından kritik öneme sahip bu geçiş noktasında çatışmanın büyümesi, tankerlerin bölgeden geçişini zorlaştırabileceği gibi Körfez ülkelerinin ihracatını da sekteye uğratabilir. Gerilimin artması rafine ürün piyasasını da sıkıştırıyor. Özellikle dizelde Orta Doğu ve Rusya kaynaklı arz kesintileri, mevsimsel talebin güçlenmeye başladığı bir dönemde piyasayı daha kırılgan hale getiriyor.</p>
<h2>Altında 2026 kazancı silindi </h2>
<p>Jeopolitik krizlerin geleneksel güvenli limanı altın ise bu kez petrol şokunun gölgesinde kaldı. Spot altın bir haftada ons başına 380 dolar geriledi ve 4.690 dolar dan 4.300 dolara indi. Böylece altın üst üste üçüncü işlem gününde de düşerken üç haftanın en düşük seviyesine indi.</p>
<p>Daha çarpıcı olan ise değerli metalin yıl başından bu yana elde ettiği kazanımın neredeyse tamamını geri vermesi. Ağustos ayında yaklaşık yüzde 10 yükselen altın, şu anda 2026 genelinde yalnızca yüzde 0,7 prim taşıyor. Metal, ocak ayında gördüğü 5.419,83 dolarlık rekor kapanışın da yaklaşık yüzde 20 altında bulunuyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a990302e90c2-1788412674.png" alt="" width="333" height="766" /></p>
<h2>Gümüş de ralliye ara verdi </h2>
<p>Altındaki satış gümüşe de sıçradı. Aralık vadeli Comex gümüşü yüzde 3,2›ye varan düşüşle ons başına 64 dolara doğru geriledi.</p>
<p>Altın-gümüş rasyosu da yeniden gündeme geldi. Bir ons altın yaklaşık 67 ons gümüşe denk gelirken, bu oran temmuz ayı sonunda 70 ons civarındaydı. Böylece gümüşün son dönemde altından daha güçlü performans gösterdiği görülüyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bakırın rallisine faiz freni</span></h2>
<p>Küresel ekonominin nabzını tutan bakır da jeopolitik ve faiz baskısından kaçamadı. New York’ta Aralık vadeli Comex bakır yüzde 2 düşerek pound başına 6,4 dolara geriledi. Bakır geçen hafta 6,77 dolarla tüm zamanların en yüksek seviyesini görmüştü. Bakırın üzerindeki temel baskı yalnızca doların güçlenmesi değil. Yükselen petrol fiyatları küresel enflasyon riskini artırırken, yükselen tahvil getirileri de borçlanma maliyetlerini yukarı taşıyor. Daha pahalı para, küresel ekonomik büyümeyi ve dolayısıyla sanayi metallerine yönelik talebi tehdit ediyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Avrupa’da doğalgaz krizi büyüyor</span></h2>
<p>Enerji şokunun diğer ayağında Avrupa doğalgaz piyasası var. Hollanda TTF merkezinde doğalgaz fiyatları savaşın başladığı şubattan bu yana ilk kez 75 euro/MWh seviyesini aşarak 2023 başından bu yana en yüksek seviyeye çıktı Haziran sonunda 40 euro/MWh’nin altında bulunan fiyatların kısa sürede bu seviyelere yükselmesi, Avrupa’nın kış hazırlıklarına ilişkin endişeleri artırdı. Ağustosun son haftasında AB genelindeki depoların yalnızca yüzde 63’ünün dolu olması, piyasadaki tedirginliği daha da büyütüyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/jeopolitik-sok-emtia-piyasasini-sarsti-86728</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/8/1280x720/656-1788412639.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Washington-Tahran hattında yeniden yükselen tansiyon, enerji piyasalarından değerli metallere ve sanayi metallerine kadar küresel fiyatlamayı değiştirdi. Yükselen petrolün enflasyon ve faiz endişelerini tetiklemesi ise altın, gümüş ve bakır üzerinde satış baskısı yarattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/donem-kari-yuzde-162-artarken-ortak-yuzde-5-payi-neden-satiyor-86727</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dönem kârı yüzde 162 artarken ortak yüzde 5 payı neden satıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Hizmet sektöründe özsermaye kârlılığı pozitif, piyasa değeri 1 milyar TL üzerinde ve yılbaşından bu yana getirisi %30 barajını aşan 24 şirket bulunuyor. Sanel %100 özsermaye kârlılığıyla öne çıkarken, artan kârlılıkların arkasında büyümenin olup olmadığına bakılmalı.</strong></p>
<p>Borsada hizmet sektöründe yer alan firmalardan temel göstergeleriyle öne çıkan 24 şirket yatırımcının dikkatini çekiyor. Piyasa büyüklüğü 1 milyar TL üzerinde ve döviz girdisi olan firmalar arasında Akfen İnşaat %405 getiriyle ilk sırada yer alıyor. Özsermaye kârlılığında ise Sanel Mühendislik %100 ve Yeo Teknoloji %49 performansla sermayesini en iyi değerlendirenler olarak öne çıkıyor. Oranlar ilgi çekici olsa da sadece geçmiş getiriye ya da yüksek kârlılık oranlarına kapılmak yanıltıcı olabilir. İşlem yapmadan önce firmaların borçluluk ve nakit akışının incelemesi göz ardı edilmemeli.</p>
<h2>Ortak %5 payı satacak</h2>
<p>Sanel Mühendislik %100,78 özsermaye kârlılığı ile listeye girmeyi başaran şirketler arasında ilk sırada geliyor. Altı aylık dönemde gelirini %7 artıran şirket, dönem sonu kârını %162 büyüterek 113,6 milyon TL’ye çıkardı. Firmanın yüzde 15 ile en büyük ortağı, sermayedeki %5 payını satmak için SPK’ya başvurdu. Fiili dolaşımda bulunan hisse oranı ise %83,59 düzeyinde.</p>
<p>Yeo Teknoloji %49,58 özsermaye kârlılığıyla ikinci sırada yer alıyor. Yılın ilk yarısında satışlarını %48 büyüten şirket, esas faaliyet kârını %149 artırırken dönem sonunda 669,7 milyon TL ile kâra döndü. Yeo, Nahçıvan’da kurulacak olan batarya enerji depolama sistemi için Azerenerji ile 9,53 milyon dolarlık sözleşme imzalayarak potansiyelini koruyor.</p>
<h2>Geri aldıklarını elden çıkarıyor</h2>
<p>Akfen İnşaat yılbaşından bu yana %405 oranında prim yaparken listedekiler arasında getiri liderliğine sahip. Altı aylık dönemde gelirini %9 büyüttü; esas faaliyet kârını %42, dönem sonu kârını ise %46 düşürdü. Geri alım programından edindiği payları kademeli olarak elden çıkarıyor. Son olarak geçtiğimiz ağustosta 7 milyon adet pay sattı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a99016e7358e-1788412270.png" alt="" width="999" height="526" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>FAALİYET KÂRI MI, NET KÂR MARJI MI?</strong></p>
<p><strong>Faaliyet kârlılığı</strong>; odaklanma, karşılaştırma, sürdürülebilirlik, finansman. Eksiklik, borç körlüğü, vergi dışlanması, yanılgı, fırsat kaybı.</p>
<p><strong>Net kâr marjı</strong>; nihai sonuç, temettü pusulası, bütüncül analiz, potansiyel, cazibe. Makyaj riski, gizleme, oynaklık, sürdürülebilirlik sorunu, illüzyon.</p>
<p><strong>Yeni hatlar yılın ikinci yarısı devreye alındı. Ciroya asıl katkısı seneye görülecek</strong></p>
<p>Kuzey Boru'nun Malatya'daki ilave yatırımının etkisi ne düzeyde olacak? ● Emre Şimşek</p>
<p>Emre, Kuzey Boru'nun 2024'te faaliyete geçirdiği Malatya CTP tesisinde gerçekleştirdiği kapasite artırımıyla ilgili ilave hatların kurulumunu haziranda tamamladı. Yeni hatların yılın ikinci yarısında devreye alınması nedeniyle yıl sonu finansallara etkisi sınırlı kalacak. Ancak önümüzdeki yıl itibarıyla tam olarak yansıması beklenen yıllık 40 milyon dolarlık ek ciro katkısı, üretimdeki ölçek ekonomisi sayesinde kârlılığı önemli ölçüde desteklemesi beklenmeli. Sabit giderlerin cirodaki payının düşmesiyle net kâr marjında iyileşme yaşanacak.</p>
<p><strong>Lüleburgaz'daki arazi satışından elde ettiği gelir konkordatoya ihtiyaç bırakmadı</strong></p>
<p>Akın Tekstil konkordato sürecinden neden çıktı? ● İsmail Gülgün</p>
<p>İsmail; Akın Tekstil, geçtiğimiz nisanda Lüleburgaz'daki arazinin şirkete ait yarı payını 251,9 milyon TL'ye sattı. Bedel altı aylık gelirinin üzerinde bir tutara denk geliyor. Elde edilen gelir, doğrudan konkordato sürecine kaynak olarak aktarıldı. Sağlanan bu finansmanla borçlarını yöneten şirketin bu olanakla konkordatodan vazgeçtiği söylenebilir. Temmuzda ise yine Lüleburgaz'da bulunan taşınmazın üzerine 15 milyon dolar ipotek tesis ederek kredi aldı. Akın Tekstil'in olağan faaliyetlerine dönebilmesi için gelirini artırabilmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>PHI borsaya ağırlık vererek yıllık %30 getiri ile endekse paralel duruyor</strong></p>
<p>Piramit Portföy'ün yönettiği Hisse Senedi Fonu (PHI), Aralık 2024'ten bu yana işlem görüyor. Dört aydır yatayda dalgalı bir seyir izlenirken 14 Temmuz'dan itibaren gözlenen bir canlanma söz konusu. Martta büyüklüğü 43,3 milyon TL seviyesindeyken, nisanda hızla daraldı, sonrasında sınırlı da olsa artış gözleniyor. Ağustosta 7,08 milyon TL nakit girişi yaşanırken hacim şimdilerde 80,5 milyon TL oldu. Yatırımcısı, düşük sayılarla da olsa son iki ayda yükseliyor ve 133 kişiye çıktı. Temel stratejisi, fon varlıklarının ağırlıklı olarak borsada değerlendirilmesi üzerine kurulu. Portföyündeki ilk iki enstrüman %85,86 ile hisse senedi ve %9,08 ile yatırım fonları oldu. Volatiliteyi göze alabilen yatırımcıya hitap ediyor. Son bir yılda %30 kazanç sağlarken, endeksin %26,05 performansının üzerinde duruyor.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Lider Faktoring, piyasadan TLREF + %4,25 faizle 110 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Lider Faktoring, nitelikli yatırımcılara yönelik 01.09.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 110.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%4,25 olarak belirlendi. 227 gün vadeli bono, aralıkta ve itfa tarihinde olmak üzere toplamda 2 kupon ödemesi yapacak. Bononun vade tarihi 16.04.2027 olarak açıklandı. 1 Eylül itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %36,78 seviyesinde bulunuyor. Verilen %4,25 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFLDFK42726 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU </span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a99013d25690-1788412221.png" alt="" width="983" height="236" /><strong>ARD GRUP BİLİŞİM</strong></p>
<p><strong>Tamamladığı 2 yeni EDS ile birlikte Özbekistan'daki sistem sayısını 8'e çıkardı</strong></p>
<p>ARD Bilişim'in Özbekistan'da faaliyet gösteren %60 bağlı iştiraki Ardtech, Kaşkaderya vilayetinde 2 Elektronik Denetim Sistemi (EDS) yatırımını tamamlayarak devreye aldı. EDS sisteminde, yapay zekâ destekli görüntü analizi, plaka tanıma ve mobil araçlarla anlık hız tespitleri yapılarak, trafik denetimi ve kontrolü sağlanacak. İştirakin yeni açılan noktalarla birlikte Özbekistan'da toplamda 8 eyalette EDS faaliyetlerini sürdüreceği belirtildi. Trafik denetimleri sonucunda kesilen cezalardan gelir ortaklığı modeliyle paylaşım yapılacak. Firmanın gelir ve kârı büyüyor.</p>
<p><strong>SARKUYSAN ELEKTROLİTİK</strong></p>
<p><strong>Avrupa pazarı için Bulgaristan'daki dolaylı iştirakine doğrudan ortak oluyor</strong></p>
<p>Sarkuysan, iştiraki Sar Makina'nın Bulgaristan'daki Sar Makina Bulgaria'nın sermayesine doğrudan ortak oluyor. Bu amaçla dolaylı iştirakin artırılacak sermayesine katılacak. Dolaylı iştirakin 2,55 milyon euroya çıkacak sermayesinde 1,27 milyon euro ödeyerek %50 pay sahibi olacak. Bu yatırımla birlikte Ar-Ge, mühendislik ve üretim yetkinliklerinin yurtdışına farklı ürün grubu ile taşınması ve daha geniş bir pazarda değerlendirilmesi amaçlanıyor. Yatırım, firmanın Avrupa pazarındaki müşterilerine hızlı yanıt vermesini ve lojistik maliyetlerini düşürmesini sağlayacak.</p>
<p><strong>SDT UZAY VE SAVUNMA</strong></p>
<p><strong>Savunma elektroniğinde 6,18 milyon dolarlık iki yeni siparişle gelirini büyüttü</strong></p>
<p>SDT Uzay ve Savunma, savunma elektroniği alanında hem yurt içi hem de yurt dışından yeni iş ilişkileri geliştiriyor. Yurt dışındaki bir müşteriden 4,78 milyon dolar, yurt içi müşteriden ise 1,4 milyon dolar olmak üzere toplam 6,18 milyon dolarlık sipariş aldı. İki işin toplam tutarı yıllık gelirinin %11,73'ü seviyesinde bulunuyor. Firmanın yıl içinde yaptığı iş bağlantılarının toplamı ise %67,12 düzeyinde. Alınan işlerin yurt içi teslimatları 2027'de, yurt dışı teslimatların ise 2027-2031 yılları arasında tamamlanması planlanıyor. Firmanın bakiye sipariş miktarı büyüyor.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Çates Elektrik ağustosun ikinci haftasından itibaren yükselirken fonlar satıyor</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9901156d2d7-1788412181.png" alt="" width="296" height="243" />Çates Elektrik'te fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %38,19 ile toplamda 692,4 bin lot azalarak 1,12 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 9'dan 8'e geriledi. FNT fonu 695 bin lot ile en fazla satışı yaparken, SHU fonu 141,9 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Hisse için 2026 yılı içinde öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Hedef Portföy'ün FNT fonu güçlü satışı ile hissedeki payını sıfırlarken, Sparta Portföy'ün SHU fonu hissede ilk defa pozisyon açtı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/donem-kari-yuzde-162-artarken-ortak-yuzde-5-payi-neden-satiyor-86727</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dönem kârı yüzde 162 artarken ortak yüzde 5 payı neden satıyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cift-cinin-girdisi-yuzde-54-artiyor-urunun-fi-yati-yerinde-sayiyor-86726</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Çiftçinin girdisi yüzde 54 artıyor, ürünün fiyatı yerinde sayıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, 2025 ve 2026 yıllarında açıklanan yaş çay, fındık, buğday, arpa , tarımsal girdi maliyetlerini motorin fiyatlarındaki artışla karşılaştırdı. Gürer, ortaya çıkan tablonun üretici açısından ciddi bir gelir kaybına işaret ettiğini belirterek, “Çiftçinin maliyeti ile ürününe verilen fiyat arasındaki makas giderek açılıyor. Üretici daha pahalıya üretiyor ancak ürününü maliyet artışının gerisinde kalan fiyatlarla satmak zorunda kalıyor” dedi.</p>
<p>2025 yılının 1 Eylül tarihinde 54 lira olan motorinin 1 Eylül 2026 tarihinde 83 liraya yükseldiğine dikkat çeken Gürer, motorindeki bir yıllık artışın yüzde 53,7 olduğunu belirtti. Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi'nin de on iki aylık ortalamalara göre yüzde 34,02 arttığını ifade eden Ömer Fethi Gürer, açıklanan ürün fiyatlarının birçok üründe bu artışların gerisinde kaldığını söyledi.</p>
<p><strong>Arpada dikkat çeken tablo</strong></p>
<p>Gürer, 2025 ve 2026 yılı arpa alım fiyatlarını karşılaştırarak, en dikkat çekici tablonun arpa üreticisinde ortaya çıktığını söyledi. 2025 yılında ton başına 11 bin lira olan arpa fiyatının 2026 yılında 12 bin 750 liraya olduğunu belirten Gürer, artışın bin 750 lira olduğunu ve artış oranının yalnızca yüzde 15,9'da kaldığını ifade etti.</p>
<p>2025 yılında makarnalık ve ekmeklik buğdayın ton fiyatının 13 bin 500 lira olduğunu belirten Gürer, 2026 yılında her iki buğday türü için fiyatın 16 bin 500 liraya olduğunu ifade etti. Gürer, “13 bin 500 liralık buğday fiyatı motorindeki yüzde 53,7'lik artış kadar yükselmiş olsaydı, ton fiyatının yaklaşık 20 bin 750 liraya ulaşması gerekirdi.</p>
<p>Açıklanan fiyat 16 bin 500 lira. Arada yaklaşık 4 bin 250 liralık bir fark var. Niğde kıraç alanda maliyet 20 lira kilo fiyatı geçiyor“ diye konuştu.</p>
<p><strong>Fındık da maliyetin altında </strong></p>
<p>Gürer, fındık fiyatlarında da maliyet artışlarının altında bir artış gerçekleştiğini belirtti. 2025 yılında Giresun kalite fındığın kilogram fiyatının 200 lira olduğunu, 2026 yılında ise 255 liraya çıkarıldığını ifade eden Gürer, artışın 55 lira ve oranının yüzde 27,5 olduğunu söyledi. Levant kalite fındığın ise 2025 yılında 195 liradan 2026 yılında 250 liraya çıkarıldığını belirten Gürer, burada da 55 liralık artış yapıldığını ve artış oranının yüzde 28.2 olduğunu ifade etti. Gürer, “Giresun kalite fındıkta artış yüzde 27,5, Levant kalite fındıkta yüzde 28,2. Bu artışlar ilk bakışta yüksek görünebilir. Ancak maliyetlerle karşılaştırıldığında tablo değişiyor. Tarımsal girdiler yüzde 34,02, motorin yüzde 53,7 artmış durumda” dedi. Gürer, “2025 yılında 200 lira olan Giresun kalite fındık, motorindeki yüzde 53,7'lik artış kadar artırılmış olsaydı bugün yaklaşık 307 lira olması gerekirdi” değerlendirmesi yaptı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cift-cinin-girdisi-yuzde-54-artiyor-urunun-fi-yati-yerinde-sayiyor-86726</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/chp-gurer.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Çift çinin girdisi yüzde 54 artıyor, ürünün fi yatı yerinde sayıyor&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-yapay-zeka-ekonomisi-yolculugu-86725</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’nin yapay zekâ ekonomisi yolculuğu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Fuar Merkezi’nde 9-10 Eylül 2026’da düzenlenecek GITEX Ai Türkiye 2026 etkinliğinin öncesinde, bu kadar konuşulan bu güncem maddesini daha iyi anlamak için Bilal Alrais ile yazılı bir soru cevap çalışması gerçekleştirdim. GITEX etkinliklerinin organizatörü <strong>inD’nin Teknoloji ve Dijital Portföyünün Büyümesinden Sorumlu Başkan Yardımcısı</strong> Alrais ile böyle bir çalışma yapmayı kabul etmemin nedeni, şu anda üniversite öğrencisi ve girişimci olan kuşaktan bir arkadaşın bir etkinlikte bana gelip, “Hocam, burada konuşanlar yapay zekâyı bir verimlilik aracı gibi görüyor. Yapay zekâ aslında bir büyüme aracı.” diye şikayet etmesinden kaynaklanıyor. Alrais’in büyüme ile ilgili bir yönetici olması ilgimi çekti ve yapay zekâ ile büyüme konusundaki sorularımı yönettim.</p>
<p>Konunun büyüme boyutu ile ilgili rakamsal veriler, Türkiye’nin yapay zekâ pazarının 2026 yılında 2,53 milyar ABD doları değerinde olduğu ve yıllık bileşik yüzde 27,3 büyüme oranıyla 2031’e kadar 13,71 milyar ABD dolarına ulaşacağı öngörüsünü barındırıyor. Alreis bu verileri Markets and Markets’ın raporuna atıfla aktarıyor. Markets and Markets’in web sitesinde ilgili sayfaya eriştiğinizde, ilgi çekici bir etkileşimle karşılaşıyorsunuz. Sohbet kutusu aracılığıyla online destek veren sayfada, karşımdaki kişinin yapay zekâ olmadığı ve gerçek insanla sohbet ettiğim belirtiliyor. Bu da daha başından bize yapay zekâ sistemlerini kurgularken insan ve yapay zekâyı doğru yere yerleştirmemiz gerektiği mesajını veriyor.</p>
<p>Bunu yapmak, Türkiye’nin yapay zekâ pazarının, dünyadaki diğer örneklerden pozitif ayrışan yüzde 27,3’lük büyüme oranı (beklenti) doğru hedefe ulaşmayı sağlamasına yardımcı olacaktır. Markets and Markets, Türkiye’nin büyüme potansiyeli konusunda, “Türkiye'nin yapay zeka pazarı; artan kurumsal dijitalleşme, teknoloji inovasyonuna yönelik devlet desteği ve finansal hizmetler, üretim ve e-ticaret sektörlerinde yapay zeka destekli çözümlere yönelik yükselen talep sayesinde 2031 yılına kadar olağanüstü bir büyüme kaydetmeye hazırlanıyor.” ifadesini kullanıyor.</p>
<p>Alrais ile yaptığımız soru cevabı aktarmadan önce Markets and Markets’ın halka açık içeriğinden biraz daha bahsetmek istiyorum. İsteyenler daha ayrıntılı bilgiye sahip olmak için ayrıntılı raporu da satın alabilir ya da başka ülkelerle ilgili raporlardan karşılaştırmalı analiz yaparak Türkiye’nin rekabet ortamında nasıl hareket etmesi gerektiği ile ilgili strateji oluşturabilir. Bizim gündemimiz bu değil.</p>
<p>Raporun Türkiye’nin yapay zekâ (AI) pazarının trend ve içgörüleri ile ilgili bölümünde şu ifadeler yer alıyor.</p>
<ul>
<li>Bu oran, Türkiye'nin hızlanan dijital dönüşümünü ve işletmelerin yapay zeka teknolojilerini benimsemesini yansıtan yüzde 27,3'lük bir yıllık bileşik büyüme oranına (CAGR) karşılık gelmektedir.</li>
<li>Türkiye'nin Avrupa ile Asya arasında köprü kuran stratejik konumu ve teknoloji inovasyonuna yönelik artan devlet desteği, ülkeyi Avrupa yapay zeka ekosistemi içinde kilit bir büyüme merkezi haline getirmektedir. Türkiye yapay zeka pazarı; finansal hizmetler, sağlık, üretim ve e-ticaret dahil olmak üzere çeşitli sektörlerden gelen artan taleple beslenmektedir.</li>
<li>Türkiye'nin gelişen girişim ekosistemi ve yapay zeka alanındaki Ar-Ge yatırımları, 2026-2031 yılları arasında pazarın büyümesini hızlandırmaktadır.</li>
<li>Türkiye'deki işletmeler, operasyonel verimliliği ve rekabet avantajını artırmak amacıyla makine öğrenimi, doğal dil işleme ve otomasyon çözümlerini giderek daha fazla hayata geçirmektedir. Elverişli demografik yapı, teknolojiye yatkın genç nüfus ve genişleyen bulut altyapısı sayesinde Türkiye'nin yapay zeka pazarı büyümesi, Avrupa'daki birçok emsal ülkeyi geride bırakmaktadır.</li>
<li>2031'e kadar uzanan öngörü döneminde Türkiye'nin, hem yerel hem de uluslararası yapay zekâ yatırımlarını cezbederek bölgesel bir inovasyon merkezi olarak öne çıkması beklenmektedir.</li>
</ul>
<p>Bu aktarımı yaparken konunun ruhuna uygun olması için otomasyon kullanarak çeviriyi Google’ın çeviri aracı ile yaptım. İlk alıntıda olduğu gibi bundan sonraki alıntılarda da aynı yöntemi kullanacağım. Her ne kadar tartışmalarda yapay zekâya güven önemli bir konu olsa da, benim odağım yapay zekâyı tam otomatize sistemler içine yerleştirerek servisler oluşturmak ve stratejik kararları alırken insan ile yapay zekâyı birlikte çalıştırmaya dayanıyor. Bunun aksi yaklaşım, sistemde, insanın fiziksel yetersizliklerinden kaynaklanan eksiklikleri birer sıkışma noktası olarak karşımıza çıkaracaktır. Uyuması gereken insanın bir konuyu öğrenme ve anlaması için gereken sürenin yapay zekâya oranla kıyas kabul etmeyecek uzunlukta olması, insanı operasyonun içinde çok kısıtlı olarak kullanmamızı gerektiriyor. Tasarımlar yapılırken ise, insanın zamanını yapay zekânın hızı ile daha verimli bir kaynak haline getirmemiz gerekiyor.</p>
<p>Bu notu düştükten sonra, Türkiye pazarının genel görünümü ve pazar dinamikleri ile ilgili bölümleri aktarmak istiyorum. Genel görünüm konusunda yazılanlar şöyle:</p>
<p>Türkiye Yapay Zeka (AI) Pazarına Genel Bakış</p>
<p>Hızlı Pazar Genişlemesi: Türkiye'nin AI pazarının 2026’da 2.530,6 milyon ABD dolarından 2031’de 13.705,1 milyon ABD dolarına ulaşması ve yüzde 27,3'lük bir bileşik yıllık büyüme oranı (CAGR) göstermesi bekleniyor; bu da bölge genelinde işletmelerde AI kullanımında güçlü bir ivme olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Stratejik Coğrafi Konum: Türkiye'nin Avrupa ve Asya'yı birleştiren konumu, onu AI inovasyonu ve uygulaması için kritik bir merkez haline getiriyor, bölgeler arası teknoloji transferini mümkün kılıyor ve AI çözüm sağlayıcıları için benzersiz pazar fırsatları yaratıyor.</p>
<p>Dijital Dönüşümün Hızlanması: Türk işletmeleri, hükümetin dijitalleşme girişimleri ve özel sektörün modernizasyon çabalarıyla yönlendirilen operasyonel verimliliği, müşteri deneyimini ve rekabetçi konumlarını iyileştirmek için AI teknolojilerine giderek daha fazla yatırım yapıyor.</p>
<p>Küresel Büyümeyi Geride Bırakma: Türkiye'nin yüzde 27,3'lük CAGR'ı, bulut benimseme, fintech inovasyonu ve Türk iş dünyasını yeniden şekillendiren üretim otomasyonu girişimleriyle desteklenen güçlü yerel pazar dinamiklerini gösteriyor.</p>
<p>Google çeviri hizmeti yapay zekânın kısaltmasını YZ olarak yaptı; ben bunları AI’a çevirdim. Yüzdeleri, orijinal metinde olduğu gibi işaretle (%) gösteren çeviri hizmetine bunları yüzde olarak yazarak müdahale ettim. Bu tercihlerimi bir script yazarak otomatize edebilrdim ama benim tercihim az sayıda –yormayacak düzeyde- olanı değiştir ve çok değişiklik yapmak gerekirse –kendini yormadan- olduğu gibi bırak şeklinde. Çeviri servisinin, rakamla ifade ederken İngilizce ve Türkçede birbirinin zıttı nokta ve virgül kullanımı olduğunu dikkate alarak bunları düzeltmesi de takdirimi kazandı. Türkiye’de birçok gazeteci ve uzman bunun farkında değil. Diğer yandan Markets and Markets’ın milyon dolar kullanması, rakamları karışık hale getiriyor. Yapay zekâdaki ekonomik büyüklüklerin ulaştığı boyut düşünülürse, milyar dolara geçmekte yarar var. Burada konu etmediğimiz trilyon dolarlık piyasa değerleri söz konusu olduğundan işin içinden çıkılması mümkün değil. Bunları not düştükten sonra çeviriye devam.  </p>
<p>Pazar dinamikleri ile ilgili bölümle ilgili olarak da aynı şeyi yaptım. Sonuç şöyle:</p>
<p>Türkiye Yapay Zeka (AI) Pazar Dinamikleri</p>
<ul>
<li>Ülkenin Avrupa ve Asya pazarları arasında bir köprü görevi gören stratejik konumu, bölgesel operasyonlarını genişletmek isteyen AI tedarikçileri ve hizmet sağlayıcıları için benzersiz fırsatlar yaratmaktadır. Başlıca büyüme katalizörleri arasında bulut altyapı yatırımlarının genişlemesi, İstanbul ve Ankara'daki girişim ekosistemlerinin büyümesi ve müşteri hizmetleri otomasyonu ve iş zekâsında AI’ın benimsenmesinin hızlanması yer almaktadır.</li>
<li>Türk işletmeleri, rekabetçi farklılaşmada AI’ın değerini giderek daha fazla fark etmekte, bu da pazarı sürdürülebilir çift haneli büyüme için konumlandırmakta ve AI yeteneklerine ve yetenek geliştirmeye önemli miktarda yabancı ve yerli yatırım çekmektedir.</li>
<li>Son olarak da özet bölümünü aktarayım. Markets and Markets konuyla ilgili olarak akılda kalması gerekenleri şöyle özetliyor:</li>
<li>Türkiye'nin yapay zeka pazarı, küresel ortalama büyüme oranını önemli ölçüde geride bırakarak yüzde 27,3'lük bir Yıllık Bileşik Büyüme Oranı (CAGR) ile 2026'da 2.530,6 milyon ABD doları seviyesinden 2031'de 13.705,1 milyon ABD doları seviyesine yükselecektir.</li>
<li>Türkiye'nin stratejik coğrafi konumu ve genç nüfus yapısı, ülkeyi Avrupa genelinde yapay zeka inovasyonu ve yatırımları için cazip bir merkez haline getirmektedir.</li>
<li>Finans, sağlık, üretim ve e-ticaret sektörlerinde kurumsal düzeyde benimsenme, Türkiye'nin yapay zeka pazarındaki hızlı büyümesini tetiklemektedir.</li>
<li>Türkiye'nin gelişen girişim ekosistemi ve teknoloji geliştirmeye yönelik devlet destekleri, ülkeyi 2031 yılına kadar bölgesel bir yapay zeka inovasyon lideri konumuna taşımaktadır.</li>
</ul>
<p>Bunları not düştükten sonra soru-cevabı aktarmanın zamanı geliyor.</p>
<p><strong>Kerem Özdemir:</strong> Otonom hareket edebilen yapay zekâ sistemlerinin (agentic AI) ve çıkarım yoluyla değer üretiminin öne çıktığı bu dönemde GITEX Ai’ı nasıl konumlandırıyorsunuz?</p>
<p><strong>Bilal Alrais:</strong> Yapay zekânın denendiği bir dönemden, somut değer yarattığı bir döneme geçiyoruz. İlerlemenin asıl ölçütü, kuruluşların yapay zekâdan yararlanarak verimliliği ne kadar arttırabildiği, yeni iş modelleri geliştirebildiği, hizmetlerini iyileştirebildiği ve ekonomik büyümeye katkı sağlayabildiği olacak. Otonom yapay zekâ sistemleri, kurumlarda ve farklı sektörlerde teknolojinin kendi başına üstlenebildiği görevlerin kapsamını genişleterek bu geçişi hızlandırıyor.</p>
<p>Türkiye’nin yapay zekâ pazarının 2026 yılında 2,53 milyar ABD doları değerinde olduğu ve yıllık bileşik yüzde 27,3 büyüme oranıyla <u>2031’e kadar 13,71 milyar ABD dolarına ulaşacağı</u> öngörülüyor. Bizim için GITEX Ai Türkiye, bu yeni aşamaya geçişi destekleyen bir platform. Invest in Türkiye ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile kurduğumuz iş birliği, bu vizyonun hayata geçirilmesinde temel bir rol oynadı. Bu kurumların yerel ekosisteme ilişkin bilgi birikimini, GITEX’in küresel teknoloji ağıyla bir araya getirdik. Birlikte, Türkiye’nin ve bölgenin küresel teknolojiye, sermayeye ve uzmanlığa erişimini güçlendiren; yapay zekânın benimsenmesini hızlandıran, yatırımları destekleyen ve yeni ticari fırsatların önünü açan bir platform oluşturuyoruz.</p>
<p><strong>Kerem Özdemir:</strong>  Bu yeni ekonomide şirketlerin başarılı olabilmesi için gereken ölçek nasıl değişiyor? Büyük ölçekli işletmeler mi daha avantajlı, yoksa KOBİ’ler ve girişimler için de yer var mı?</p>
<p><strong>Bilal Alrais:</strong> Yapay zekâ, inovasyonu daha geniş kesimler için erişilebilir kılma potansiyeline sahip. Ölçek bir avantaj olmaya devam edecek, ancak rekabet gücünü belirleyen tek unsur olmayacak. İleri teknolojilere erişim kolaylaştıkça KOBİ’ler ve girişimler; çeviklikleri, uzmanlıkları ve pazardaki belirli sorunlara hızla çözüm geliştirme becerileriyle rekabet edebilecek.</p>
<p>Böylece büyük işletmelerin ölçekleriyle katkı sunduğu, girişimlerin inovasyona öncülük ettiği, KOBİ’lerin ise teknolojiyi farklı sektörlerde ve yerel pazarlarda fırsata dönüştürdüğü çok daha dinamik bir ekonomi ortaya çıkıyor. Her birinin bu yapıda kritik bir rolü var.</p>
<p>Bu yaklaşım, GITEX Ai Türkiye’nin de temelini oluşturuyor. Etkinlik; Google Cloud, AWS, Huawei, SAP, HPE/NVIDIA, ASUS, Schneider Electric ve Meta gibi küresel teknoloji liderlerini Trendyol, Türkiye Varlık Fonu ve Halkbank gibi Türkiye’nin önde gelen kuruluşlarıyla buluşturuyor. KOBİ’ler, girişimler, uluslararası yatırımcılar ve aralarında Antalya Teknokent, İTÜ ARI Teknokent ile Giresun Teknopark’ın da bulunduğu önde gelen teknoparklar da bu buluşmada yer alacak. Teknoloji ve sanayi kuruluşlarını, yenilikçi girişimleri ve yatırımcıları aynı çatı altında bir araya getiren etkinlik; iş birliklerinin kurulması, yatırımların arttırılması, yeni pazarlara erişim ve uluslararası büyüme için güçlü bir platform sunacak.</p>
<p><strong>Kerem Özdemir:</strong> İkinci sorunun devamı olarak, KOBİ’ler ve girişimler yapay zekâ sistemlerini nasıl ve hangi bilgi ya da verilerle eğitiyor? Bu konuda nasıl bir yaklaşım benimsemeliler?</p>
<p><strong>Bilal Alrais:</strong> Yapay zekânın yön verdiği bir ekonomide veri ve sektörel uzmanlık, stratejik değer taşıyor. KOBİ’ler ve girişimler, küresel teknoloji şirketlerinin ölçeğine sahip olmayabilir. Ancak çoğu zaman en az bunun kadar değerli bir güçleri var: Müşterilerini, faaliyet gösterdikleri sektörleri ve pazara özgü sorunları yakından tanımaları.</p>
<p>Bu uzmanlığı giderek daha erişilebilir hâle gelen yapay zekâ olanaklarıyla birleştirmek, önemli fırsatlar sunuyor. Ancak bu sürecin temelinde güven olmalı. Verinin kalitesi, amaca uygunluğu, güvenliği ve sorumlu kullanımı, yapay zekâdan yararlanan işletmelerin başarısı ve güvenilirliği üzerinde giderek daha belirleyici olacak.</p>
<p>GITEX Ai Türkiye’de bu konular, tartışmanın ötesine geçerek uygulamaya taşınıyor. KOBİ’ler, konuya özel oturumlar ve atölyeler aracılığıyla yapay zekâ alanının önde gelen isimleri, veri uzmanları ve politika yapıcılarla doğrudan bir araya gelebilecek. Böylece yapay zekâyı sorumlu biçimde kullanma, yetkinliklerini geliştirme ve yeni teknolojilerden uzun vadeli ticari fayda ve rekabet avantajı sağlama konusunda uygulamaya dönük bilgiler edinebilecekler.</p>
<p><strong>Kerem Özdemir:</strong> Son olarak, GITEX Ai’ın katılımcı firma ve ziyaretçi profilini paylaşabilir misiniz?</p>
<p><strong>Bilal Alrais:</strong> GITEX Ai Türkiye, teknoloji ekosisteminin tüm paydaşlarını İstanbul’da buluşturmak üzere tasarlandı. Etkinlikte 350’den fazla teknoloji şirketi ve girişim stant açacak; 100’ü aşkın konuşmacı ve toplamda 100 milyar ABD dolarının üzerinde varlığı yöneten 100’den fazla yatırımcı yer alacak. Teknoloji yöneticileri, şirketlerde karar alma yetkisine sahip profesyoneller, girişim kurucuları, yazılım geliştiriciler, kamu temsilcileri ve ekosistemin önde gelen isimleri de etkinliğe katılacak.</p>
<p>Etkinlik; yapay zekâ, bulut bilişim, veri merkezleri, siber güvenlik, finansal teknolojiler, akıllı üretim, e-ticaret, mobilite, sağlık teknolojileri, oyun ve kuantum teknolojileri gibi pek çok alanı kapsıyor.</p>
<p>Ancak etkinliğin asıl gücü, bu farklı kesimleri bir araya getirmesinden kaynaklanıyor. İnovasyonun gelişmesi için teknoloji şirketlerinin, yatırımcıların, sanayi kuruluşlarının ve politika yapıcıların birlikte hareket etmesi gerekiyor. Bu paydaşları Türkiye’de buluşturarak görüşmelerin iş birliklerine dönüştüğü, yenilikçi fikirlerin yatırımla buluştuğu ve teknolojinin ticari ve ekonomik fırsatlar yarattığı bir ortam oluşturmayı hedefliyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-yapay-zeka-ekonomisi-yolculugu-86725</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin yapay zekâ ekonomisi yolculuğu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ovp-artik-bir-temenni-metni-olmamali-86732</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> OVP artık bir temenni metni olmamalı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program (OVP), 6 Eylül’de açıklanacak ve büyüme, enflasyon, istihdam ile diğer temel makro hedeflerin yol haritasını ortaya koyacak. Ancak OVP’yi sadece önümüzdeki üç yılın hedeflerini açıklayan belge olarak görmek eksik. Çünkü 2005’ten bu yana asıl bakılması gereken, konulan hedeflerin ne kadarının gerçekleştiği. Enflasyonda tabloya yıllar yerine dönemler halinde bakmak daha anlamlı.</p>
<p>İlk yıllarda hedeflerle gerçekleşmeler arasında belirgin farklar oluştu. 2006- 2008 döneminde OVP hedefleri yüzde 4-5 bandındayken enflasyon yüzde 8,4 ile 10,1 arasında seyretti. 2009’da küresel krizin etkisiyle hedef yüzde 7,5’e revize edildi ve enflasyon yüzde 6,5 ile bunun altında kaldı.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a99087c17ed5-1788414076.png" alt="" width="497" height="294" />
<figcaption><strong>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek önümüzdeki pazar günü OVP'yi açıklayacaklar.</strong></figcaption>
</figure>
<p>2010’ların ilk yarısında enflasyon görece daha kontrollü olsa da hedefl er yine her zaman tutmadı. 2011’de yüzde 5,5 hedefe karşılık enfl asyon yüzde 10,4’e çıktı. Sonraki yıllarda kur ve maliyet baskıları belirginleşti. 2018’de Rahip Brunson kriziyle birlikte kurda yaşanan sert hareket enfl asyonu da yukarı çekti. Faiz politikasındaki tartışmaların yoğunlaştığı bu dönem, fiyat istikrarının yalnızca para politikasıyla değil, beklentiler ve kurla da ne kadar yakından bağlantılı olduğunu gösterdi.</p>
<p>2020’lerin başında ise pandemi, küresel emtia fiyatları, kur hareketleri ve ekonomi politikasındaki değişiklikler enflasyonu yeniden hızlandırdı. 2022’de yüzde 64,3’e çıkan TÜFE, 2023’te yüzde 64,8, 2024’te yüzde 44,4 oldu. 2025’te ise yüzde 30,9’a geriledi. Yani son dönemde bir düşüş var ama enflasyon hâlâ hedeflerin oldukça üzerinde. Büyümede de benzer şekilde küresel kriz, pandemi ve iç-dış finansal şoklar nedeniyle hedeflerden sapılan dönemler oldu. Ancak OVP’nin başarısını ölçerken dış şokların varlığını kabul etmek kadar, bu şoklara karşı hangi politikaların uygulandığına bakmak da gerekiyor. Bu nedenle yeni OVP’de yalnızca önümüzdeki üç yılın hedeflerine değil, geçmiş hedeflerin karnesine de bakmak gerekiyor. Hangi hedef tuttu, hangisi tutmadı ve neden?</p>
<p>OVP’nin gerçek bir yol haritasına dönüşmesi için geçmişle hesaplaşma şart. Hedefler değişebilir; ekonomi aynı koşullarda ilerlemiyor. Ama değişiyorsa nedeni açıkça anlatılmalı. Çünkü ekonomiye güven, yalnızca yeni hedef açıklamakla değil, eski hedeflerin ne kadarının tutturulduğunu göstermekle oluşuyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ovp-artik-bir-temenni-metni-olmamali-86732</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OVP artık bir temenni metni olmamalı! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-icin-ikiz-donusum-neden-stratejik-86724</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title>  Türkiye için &#039;ikiz dönüşüm&#039; neden stratejik?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye yalnızca mevcut üretim yapısını korumaya çalışmak yerine, daha akıllı, daha verimli ve daha sürdürülebilir bir sanayi yapısına geçebilir. Bunun başarılması halinde Türk KOBİ’leri yalnızca mevcut pazarlarda kalıcı olmakla kalmaz, yeni pazarlara da daha güçlü biçimde girebilir.</strong></p>
<p>Türkiye’nin güçlü bir üretim altyapısı, geniş bir KOBİ tabanı ve önemli ihracat kapasitesi bulunuyor.</p>
<p>Ancak küresel rekabet giderek zorlaşıyor.</p>
<p>Düşük maliyetli üretim avantajı tek başına yeterli olmayabilir.</p>
<p>Türkiye’nin rekabet gücünü koruyabilmesi için üretimde teknoloji seviyesini yükseltmesi, enerji ve kaynak verimliliğini artırması ve ihracat pazarlarının sürdürülebilirlik beklentilerine uyum sağlaması gerekiyor.</p>
<p>Burada ikiz dönüşüm önemli bir fırsat sunuyor.</p>
<p>Türkiye yalnızca mevcut üretim yapısını korumaya çalışmak yerine, daha akıllı, daha verimli ve daha sürdürülebilir bir sanayi yapısına geçebilir.</p>
<p>Bunun başarılması halinde Türk KOBİ’leri yalnızca mevcut pazarlarda kalıcı olmakla kalmaz, yeni pazarlara da daha güçlü biçimde girebilir.</p>
<p>Ülkemiz için çok önemli olan KOBİ’lere katkıda bulunacak açık kaynaklardan yaralandığım yazımı bilgilerinize sunuyorum…</p>
<p><strong>İkiz dönüşümün temel bileşenleri</strong></p>
<p>Türkiye’deki işletmeler açısından ikiz dönüşümün temel bileşenlerini bir çatı altında topladığımızda karşımıza şu tablo çıkıyor:</p>
<p><strong>1-</strong> Dijital altyapı:</p>
<p>İşletmenin veriyi toplayabilmesi, saklayabilmesi ve kullanabilmesi.</p>
<p><strong>2-</strong> Veri ve yapay zekâ:</p>
<p>Veriyi anlamlı bilgiye ve doğru kararlara dönüştürmek.</p>
<p><strong>3-</strong> Otomasyon ve akıllı üretim:</p>
<p>Üretim süreçlerini daha hızlı, kaliteli ve verimli hale getirmek.</p>
<p><strong>4-</strong> Enerji verimliliği:</p>
<p>Daha az enerjiyle daha fazla üretim yapmak.</p>
<p><strong>5-</strong> Yenilenebilir enerji:</p>
<p>Fosil yakıtlara bağımlılığı azaltmak ve temiz enerji kullanımını artırmak.</p>
<p><strong>6</strong>- Karbon yönetimi:</p>
<p>Emisyonları ölçmek, azaltmak ve yönetmek.</p>
<p><strong>7-</strong> Döngüsel ekonomi:</p>
<p>Kaynakların ve ürünlerin mümkün olduğunca uzun süre ekonomik sistem içinde kalmasını sağlamak.</p>
<p><strong>8-</strong> Sürdürülebilir tedarik zinciri:</p>
<p>Üretimin yalnızca işletme içinde değil, bütün değer zincirinde sürdürülebilir hale getirilmesi.</p>
<p><strong>9-</strong> Nitelikli insan kaynağı:</p>
<p>Çalışanların dijital ve yeşil becerilerinin geliştirilmesi.</p>
<p><strong>10-</strong> Siber güvenlik:</p>
<p>Dijitalleşen işletmenin verilerini ve üretim altyapısını korumak.</p>
<p><strong>11</strong>- Finansman:</p>
<p>Dönüşüm yatırımlarını doğru önceliklerle ve sürdürülebilir finansman modelleriyle gerçekleştirmek.</p>
<p><strong>12-</strong> Stratejik yönetim:</p>
<p>Dijitalleşme ve sürdürülebilirliği şirketin uzun vadeli rekabet stratejisinin merkezine yerleştirmek.</p>
<p><strong>Asıl hedef</strong>: Daha akıllı ve daha sürdürülebilir KOBİ</p>
<p>İkiz dönüşümün başarısını yalnızca satın alınan teknoloji sayısıyla ölçmek yanlış olacaktır.</p>
<p>Bir işletmenin yüzlerce sensörü olabilir ama veriyi kullanamıyorsa gerçek anlamda dijitalleşmiş sayılmaz.</p>
<p>Bir işletme güneş enerjisi yatırımı yapabilir ancak üretim süreçlerindeki kaynak israfını azaltmıyorsa yeşil dönüşümü tamamlamış sayılmaz.</p>
<p>Gerçek dönüşüm, teknolojinin ve sürdürülebilirliğin işletmenin bütün süreçlerine entegre edilmesiyle gerçekleşir.</p>
<p>Bu nedenle hedef; daha fazla teknoloji kullanmak değil, teknolojiyi daha doğru kullanmak; daha fazla yatırım yapmak değil, doğru yatırımı yapmak; daha fazla üretmek değil, daha az kaynakla daha fazla değer üretmektir.</p>
<p><strong>Sonuç: Geleceğin kazananı </strong><strong>dönüşümü yöneten olacak</strong></p>
<p>İkiz dönüşüm artık uzak bir gelecek senaryosu değildir.</p>
<p>Dijitalleşme ve yeşil dönüşüm bugün işletmelerin kararlarını etkileyen gerçek ekonomik unsurlar haline gelmiştir.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde rekabet yalnızca fiyat üzerinden gerçekleşmeyecek.</p>
<p>Hız, kalite, verimlilik, teknoloji kullanımı, enerji maliyetleri, karbon performansı, kaynak verimliliği ve sürdürülebilirlik de rekabetin temel unsurları olacaktır.</p>
<p>Bu süreç Türkiye’deki KOBİ’ler için hem önemli bir tehdit hem de büyük bir fırsattır.</p>
<p>Tehdit; dönüşümün dışında kalmak ve küresel rekabette geriye düşmektir.</p>
<p>Fırsat ise Türkiye’nin üretim gücünü dijital teknolojiler ve sürdürülebilirlik anlayışıyla birleştirerek daha yüksek katma değerli bir ekonomik yapıya geçebilmesidir.</p>
<p>Bunun için KOBİ’lerin beklemek yerine bugünden harekete geçmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Ancak bu hareketin rastgele değil, planlı olması şart.</strong></p>
<p>-Önce mevcut durum ölçülmeli.</p>
<p>-Sonra öncelikler belirlenmeli.</p>
<p>-Dijital altyapı güçlendirilmeli.</p>
<p>-Enerji ve kaynak kayıpları azaltılmalı.</p>
<p>-Çalışanların yetkinlikleri geliştirilmeli.</p>
<p>-Yapay zekâ ve otomasyon gibi teknolojiler işletmenin gerçek ihtiyaçlarına göre kullanılmalı.</p>
<p>Sürdürülebilirlik tedarik zincirine kadar yaygınlaştırılmalı.</p>
<p>-Ve bütün bu çalışmalar tek bir şirket stratejisinin parçası haline getirilmelidir.</p>
<p>-Çünkü artık geleceğin işletmesini yalnızca üretim kapasitesi tanımlamayacaktır.</p>
<p>-Geleceğin işletmesini; veriyi nasıl kullandığı, enerjiyi nasıl yönettiği, kaynakları ne kadar verimli kullandığı, çalışanlarını nasıl geliştirdiği, teknolojiye ne kadar hızlı uyum sağladığı</p>
<p>ve çevresel sorumluluğu nasıl rekabet avantajına dönüştürdüğü belirleyecektir.</p>
<p>Türkiye’nin KOBİ’leri bu dönüşümü doğru yönetebilirse, ikiz dönüşüm yalnızca bir zorunluluk olmaktan çıkıp Türkiye sanayisinin yeni büyüme motorlarından biri haline gelebilir.</p>
<p><em>Sonuçta mesele yalnızca dijitalleşmek ya da yeşilleşmek değildir.</em></p>
<p><strong>Asıl mesele</strong>, ikisini aynı anda başararak daha akıllı, daha verimli, daha dayanıklı ve daha rekabetçi bir Türkiye ekonomisi inşa etmektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-icin-ikiz-donusum-neden-stratejik-86724</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/3/1280x720/kobi-1765863117.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[  Türkiye için &#039;ikiz dönüşüm&#039; neden stratejik? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hatayli-gencler-icin-yeni-bir-uretim-ve-egitim-merkezi-alikev-mekan-86723</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hataylı gençler için yeni bir üretim ve eğitim merkezi: ALİKEV Mekan</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>2011 yılında, daha 17 yaşındayken, “Toplum İçin Gençlik” isimli bir hareket başlatan Ali İsmail Korkmaz arkadaşlarıyla birlikte çeşitli etkinlikler düzenlemişti. Toplum İçin Gençlik üyeleri, ilk önce birlikte okullarının bahçesini temizlediler. Daha sonra  huzurevi ziyareti, engelliler için mavi kapak toplama, ilköğretim öğrencilerine okumayı sevdirme, imkânları kısıtlı olan köy okullarına kitap, kıyafet desteği gönderme gibi birçok etkinlik gerçekleştirdiler. </p>
<p>Ali İsmail’in  kaybı sonrasında, ailesi onun yarım kalan “Düşlerindeki Özgür Dünya” hayallerini sürdürmek için Ali İsmail Korkmaz Vakfı’nı kurdular. 2014’ten itibaren gençlerin gelişimine katkı sağlamak ve toplumsal fayda üretmek için pek çok farklı alanda faaliyette bulundular.   6 Şubat 2023 depreminde  ALİKEV Gençlik Merkezi ağır hasar alarak yıkıldıktan sonra da,  Hatay’da zorlaşan yaşam koşulları ve kısıtlı imkanlarla çalışmalarına devam ettiler.  </p>
<p>ALİKEV, depremden üç yıl sonra 25 Temmuz 2026 Cumartesi günü yeni binasına kavuştu.   Ali İsmail Korkmaz'ın doğup büyüdüğü mahallede hayata geçirilen merkez, ALİKEV'in Hatay'daki çalışmalarına yeniden ev sahipliği yapacak yeni bir dayanışma ve üretim alanı olarak  hizmet verecek. <br /><strong>Çok yönlü bir yaşam alanı</strong></p>
<p>Gençlerin ihtiyaçları gözetilerek tasarlanan ALİKEV Mekan'da, herkese açık bir kütüphane, sessiz çalışma alanları, kitap kulüpleri ve araştırma olanaklarının yanı sıra genç müzisyenlere yönelik prova ve kayıt alanları ile podcast kayıt stüdyosu bulunuyor. </p>
<p>Merkezde ayrıca ALİKEV ekibi ve sivil toplum paydaşlarının kullanabileceği ortak çalışma alanları, atölye, panel, film gösterimi ve konser gibi etkinliklere ev sahipliği yapacak çok amaçlı bir salon ile açık havada kültür-sanat etkinliklerinin gerçekleştirilebileceği yaşayan bir bahçe yer alıyor.<br />ALİKEV Mekan'ın, gençlerin yalnızca bir araya geldiği bir buluşma noktası değil; birlikte öğrenebildikleri, üretebildikleri ve dayanışma kültürünü güçlendirebildikleri ortak bir yaşam alanı olarak Hatay'da sosyal ve kültürel yaşamın yeniden canlanmasına katkı sunması hedefleniyor.</p>
<p><strong>Hatay yeniden ayağa kalkıyor</strong></p>
<p>ALİKEV Mekan'ın açılışına sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, merkezin hayata geçmesine katkı sunan bağışçılar ve destekçiler, sanatçılar, ALİKEV gönüllüleri, gençler, Ekinci Mahallesi sakinleri ile kamu temsilcileri katıldı. Açılış programında ALİKEV Genel Koordinatörü Deniz Umut Eker, Sivil Toplum için Destek Vakfı ve Türkiye Mozaik Foundation adına Yörük Kurtaran, Mor ve Ötesi vokalisti Harun Tekin, Herkes İçin Mimarlık Derneği Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Emre Gündoğdu, Haydar Polat'ın ailesini temsilen Ali Rıza Çelik ile ALİKEV Yönetim Kurulu Başkanı Emel Korkmaz katıldı. Program kapsamında ayrıca ALİKEV topluluğundan gençlerin deneyimlerini paylaştığı bir söyleşi düzenlendi, ardından kurdele kesimiyle birlikte merkez ziyaret edildi.</p>
<p>Törende konuşan, ALİKEV Yönetim Kurulu Başkanı Emel Korkmaz duygularını şu cümlelerle ifade etti: <em>“Aliş’imin ardından, evladımın anısını yaşatmak ve onun başlattığı projeleri ileriye taşımak için bu vakfı kurduk. Bir evladım vardı; şimdi binlerce evladım var. Evladımın yarım kalan hayalleri, binlerce gencin ortak yolculuğuna dönüştü. Yıllar boyunca gençler burada buluştu, üretti, öğrendi ve dayanışmayı büyüttü. Ancak araya deprem girdi. Bugün bu vakfa her zamankinden daha fazla ihtiyaç var. Hatay yeniden ayağa kalkarken biz de kapılarımızı yeniden açıyoruz. Hepinize yürekten teşekkür ederim</em>.” </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hatayli-gencler-icin-yeni-bir-uretim-ve-egitim-merkezi-alikev-mekan-86723</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/3/1280x720/alikev-1788411532.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hataylı gençler için yeni bir üretim ve eğitim merkezi: ALİKEV Mekan ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/esnaf-ve-sanatkarlara-hazine-faiz-destekli-yatirim-ve-isletme-kredisi-86722</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Esnaf ve sanatkârlara Hazine faiz destekli yatırım ve işletme kredisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarımsal üretimin, esnaf ve sanatkârların desteklenmesi amacıyla, kamu sermayeli bankalar tarafından yürütülen faiz destekli kredi ve kâr payı destekli fon kullandırılması uygulamalarına ilişkin olarak çıkarılan ve 30.12.2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5570 sayılı “Kamu Sermayeli Bankalar Tarafından Yürütülen Faiz Destekli Kredi ve Kâr Payı Destekli Fon Kullandırılmasına Dair Kanun” ile Cumhurbaşkanına tanınan yetkiler çerçevesinde alınan ve 27 Ağustos 2006 günkü Resmî Gazete'de yayımlanan 11648 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketince Esnaf ve Sanatkârlara Hazine Faiz Destekli Yatırım ve İşletme Kredisi Kullandırılmasına ilişkin usul ve esasları belirleyen düzenlemeler yapılmıştır.</p>
<p>Anılan <strong>Karar</strong>, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi (Banka) veya Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde faaliyet gösteren Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi şubeleri tarafından <strong>kefalet olmaksızın doğrudan </strong>veya Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri Birlikleri Merkez Birliğine bağlı bölge birliklerine ortak olan Esnaf ve Sanatkârlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri <strong>kefaletiyle</strong> esnaf ve sanatkârlara kullandırılacak <strong>yatırım</strong> ve <strong>işletme kredilerini</strong> kapsamaktadır.</p>
<p>Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri Birlikleri Merkez Birliğine (TESKOMB’a) bağlı bölge birliklerine ortak olan Esnaf ve Sanatkârlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri (ESKKK) kefaletiyle veya kefaleti olmaksızın Bankaca veya KKTC’de faaliyet gösteren Banka şubelerince esnaf ve sanatkârlara kullandırılmış olup bakiyesi 1/1/2025-31/12/2027 tarihleri arasına (bu tarihler dâhil) devreden kredilere,</p>
<p>(b) 1/1/2025-31/12/2027 tarihleri arasında (bu tarihler dâhil) Banka kredi kullandırımına ilişkin usul ve esaslar çerçevesinde TESKOMB’a bağlı bölge birliklerine ortak olan ESKKK kefaletiyle veya kefaleti olmaksızın Bankaca veya KKTC’de faaliyet gösteren Banka şubelerince kullandırılacak kredilere,</p>
<p>esnaf ve sanatkâr kredilerine uygulanmakta olan cari faiz oranlarından <strong>aşağıda belirtilen oranlarda indirim </strong>yapılacaktır:</p>
<p><strong>1- 1/1/2025-31/12/2027 tarihleri arasında (bu tarihler dâhil) kullandırılacak krediler</strong> ile <strong>bakiyesi bu tarihler arasına devreden kredilere</strong> <strong>%50 faiz indirim oranı uygulanacaktır. (A</strong><em>yrıca, 2021 yılı öncesi kullandırılıp bakiyesi 2021 yılına devreden krediler için faiz tahakkuk tarihlerinde Bankanın kooperatif kredilerine özgü kaynak maliyetini dikkate alarak belirlediği cari faiz oranları ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla bu kredilere uygulanan faiz oranları arasında fark olması hâlinde esnaf aleyhine tahakkuk eden ilave faiz tutarı da, 31/12/2027 tarihine kadar Bakanlıkça karşılanacaktır.)</em></p>
<p><strong>2- (a)</strong> 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 9 uncu maddesinde belirtilen, geleneksel, kültürel, sanatsal değeri olan kaybolmaya yüz tutan meslek kollarında (el dokuma işleri, bakır işlemeciliği, çini ve çömlek yapımı, sedef kakma ve ahşap oyma işleri, kaşıkçılık, bastonculuk, semercilik, yazmacılık, yorgancılık, keçecilik, lüle ve oltu taşı işçiliği, çarıkçılık, yemenicilik, oyacılık ve bu işlere benzerlik gösterdikleri Ticaret Bakanlığınca kabul edilen) faaliyet gösteren ve “Esnaf Vergi Muafiyet Belgesi” sahibi esnaf ve sanatkârlara,</p>
<p><strong>(b)</strong> 3308 sayılı Meslekî Eğitim Kanunu kapsamında, kredi başvuru tarihi itibarıyla en az 1 yıllık ustalık belgesine sahip olan ve ustalık belgesiyle ilgili meslek kolunda, son 1 yıl içinde kendi adına işletme kurduğunu belgeleyen girişimci esnaf ve sanatkârlara,</p>
<p><strong>(c)</strong> KOSGEB tarafından sağlanan hibe ve faizsiz kredi desteğinden yararlananlar hariç olmak üzere; 300.000 TL’ye kadar KOSGEB Geleneksel Girişimci Destek Programını ya da İleri Girişimci Eğitimini bitiren, başvuru tarihinde 35 yaşını tamamlamamış olan genç girişimci esnaf ve sanatkârlara,</p>
<p><strong>1/1/2025-31/12/2027 tarihleri arasında</strong> (bu tarihler dâhil) bu fıkra kapsamında <strong>bir defaya mahsus olmak üzere kullandırılacak krediler</strong> ile <strong>bakiyesi bu tarihler arasına devreden kredilere</strong> <strong>%100 faiz indirim oranı</strong> uygulanacaktır. <em>(Şartların birden fazlasının sağlanması durumunda yalnızca biri için %100 faiz destekli kredi kullandırılacaktır.)</em></p>
<p><strong>3-</strong> Banka ile protokol yapan ve bu kapsamda girişimcilik eğitim desteği ile uzun süreli danışmanlık ve mentorluk hizmetlerini sağlayan kuruluşların <strong>teknik destek programlarına katılan</strong> ve <strong>projeleri kuruluş tarafından onaylanan</strong> esnaf ve sanatkârlar, Bankaya başvurarak <strong>%60 oranında faiz destekli</strong> kredi kullanabileceklerdir.</p>
<p>Hazine faiz desteği ödemelerinden haksız olarak yararlandığı tespit edilen esnaf ve sanatkârlar, kredi kullandırım tarihinden itibaren <strong>5 yıl süreyle Hazine faiz destekli kredi uygulamasından yararlandırılmayacaklardır.</strong> Hazine faiz desteği ödemelerinden haksız olarak yararlanıldığının tespit edilmesi hâlinde esnaf ve sanatkârlar adına kredi kullandırım tarihinden itibaren ödenmiş olan Hazine faiz desteği tutarları 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre Banka tarafından Bakanlığa iade edilecektir.</p>
<p>Ertelenmiş, taksitlendirilmiş veya yapılandırılmış kredi borcu olup geri ödeme süreci devam eden esnaf ve sanatkârlara, <strong>vadesi/taksit vadesi geçmiş borcu bulunması durumunda</strong>, tasfiye olunacak alacaklar hesabında <strong>borcu bulunan</strong> esnaf ve sanatkârlara ise <strong>söz konusu borç tamamen ödenmeden bu Karar kapsamında kredi açılmayacaktır.</strong></p>
<p>Bu Karar kapsamında açılan kredilerin, vadesinde/taksit vadesinde ödenmemesi hâlinde, vade tarihinden/taksit vadesinden itibaren <strong>geciken tutarlar</strong> için Hazine faiz desteği tutarı hesaplanmayacak ve vade tarihinden/taksit vadesinden itibaren geciken tutarlar Banka mevzuatı çerçevesinde <strong>tahsil </strong>ve <strong>tasfiye edilecektir.</strong></p>
<p>Esnaf ve sanatkârların kredi kullandırımı sırasında en çok <strong>15 gün öncesine kadar bir tarihte alınmış yazı</strong> ile belgelendirilecek şekilde, vergi dairelerine 6183 sayılı Kanunun 22/A maddesi kapsamında <strong>vadesi geçmiş borcu</strong> ile <strong>sosyal güvenlik prim borcu</strong> <strong>bulunmaması</strong> veya <strong>borcun yeniden yapılandırılmış/taksitlendirilmiş olması</strong> ve <strong>yapılandırmanın/taksitlendirmenin bozulmamış olması</strong> şartı aranacaktır. <strong>Ancak bu şartın sağlanmaması durumunda aşağıdaki durumlardan biri uygulanırsa</strong> <strong>kredi kullandırımı yapılabilecektir:</strong></p>
<p>- Söz konusu borcun Hazine faiz desteği ile sağlanacak kredinin azami %25’ine denk gelecek tutarı (300.000 TL’yi aşmayacak şekilde) öncelikli olarak kişi adına Banka tarafından ilgili tahsil dairelerine hesaben yatırılır. Bu durumda indirim oranı %25 olacaktır.</p>
<p>- Bu kapsamda kullandırılacak kredilerde yukarıda 1 numaralı fıkrada belirtilen %50 faiz indirim oranı <strong>%40</strong>, 2 numaralı fıkranın (b) ve (c) bentleri kapsamına giren esnaf ve sanatkârlar için uygulanan %100 faiz indirim oranı <strong>%80</strong>, 3 numaralı fıkrada belirtilen %60 faiz indirim oranı <strong>%48</strong> olarak uygulanacaktır.</p>
<p>Ancak yukarıda 2 numaralı fıkranın (a) bendinde yer alan <strong>mesleklerde faaliyet gösteren esnaf ve sanatkârlara kullandırılacak kredilerde</strong> 31/12/2027 tarihine kadar (bu tarih dâhil) burada yer alan şartlar aranmayacaktır.</p>
<p>Başvuru tarihi itibarıyla son 3 yıl içinde, diğer kamu kurum ve kuruluşlarının toplam 100.000 TL’nin üzerinde <strong>faiz ve/veya hibe desteği niteliğindeki desteklerinden faydalanan</strong> esnaf ve sanatkârlara bu Karar kapsamında aynı işletme için aynı konuda Hazine faiz destekli kredi kullandırılmayacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/esnaf-ve-sanatkarlara-hazine-faiz-destekli-yatirim-ve-isletme-kredisi-86722</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Esnaf ve sanatkârlara Hazine faiz destekli yatırım ve işletme kredisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fonlarda-yeni-donem-86721</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fonlarda yeni dönem</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yeni dönemde yatırımcının sadece “hangi fon daha çok kazandırdı?” sorusuna bakması yeterli olmayacak. Asıl soru şu olacak: Bu getiri nasıl üretildi ve yeni kurallar altında sürdürülebilir mi? Bundan sonra yalnızca getiri sıralamasına değil, getirinin kaynağına ve para akışına bakmak gerekecek.</strong></p>
<p>Yatırım fonları piyasasında uzun süredir beklenen düzenleme sonunda geldi. Son dönemde “fon piyasası bu hızla büyümeye devam ederken mevcut kurallar yeterli mi?” sorusu sık sık tartışılıyordu. Cuma günü açıklanan yeni düzenlemeler bu soruya oldukça kapsamlı, bazı alanlarda da beklediğimizden daha sert bir cevap verdi.</p>
<p>Aslında buraya nasıl geldiğimizi hatırlamak önemli. Son birkaç yılda yatırım fonlarının büyüklüğü, yatırımcı sayısı, fon çeşidi ve portföy yönetim şirketi sayısı çok hızlı arttı. Büyüme, beraberinde yeni ürünler ve yatırımcı açısından önemli fırsatlar getirdi. Ancak aynı zamanda özellikle bazı serbest fonlarda birkaç hissede oluşan yoğunlaşmalar, düşük likiditeli hisselerde fonların giderek artan payı ve para piyasası fonlarında ek getiri üretmek amacıyla kullanılan bazı işlemler yeni risk alanları oluşturdu. Düzenlemenin temel gerekçesini yalnızca “fon getirilerini düşürmek” olarak okumamak gerekiyor. Asıl amaç yoğunlaşma, likidite ve karşı taraf risklerini azaltarak daha şeffaf ve sürdürülebilir bir fon piyasası oluşturmak.</p>
<p>Üstelik mesele yalnızca içeride tartışılan risklerden ibaret değil. Özellikle endeks sağlayıcılarının fiili dolaşım, fon sahiplikleri ve fiyat oluşumu konusunda dile getirdiği riskler son dönemde daha görünür hâle gelmişti. Yeni düzenlemede fiili dolaşıma bağlı sahiplik sınırlarının, aynı yönetici ve tek kurucu altındaki fonların toplu pozisyonlarının ve ilişkili taraf yatırımlarının daha sıkı kontrol edilmesi bu açıdan önemli. Bu adımlar Türkiye piyasasına yönelik endeks sağlayıcıları kaynaklı riskin azalmasına katkı sağlayabilir.</p>
<p><strong>Serbest fonlar artık eskisi kadar serbest olmayacak</strong></p>
<p>Düzenlemenin bana göre en önemli sonucu serbest fonlarda ortaya çıkacak. Serbest fonların en önemli özelliği, klasik yatırım fonlarına göre daha geniş hareket alanına sahip olmalarıydı. Fakat son dönemde bu esneklik bazı fonlarda birkaç hisseye çok yüksek ağırlık verilmesi şeklinde kullanılmaya başladı.</p>
<p>Yeni yapıda fon portföyünün yüzde 5'inden fazlasını oluşturan büyük pozisyonların toplamı yüzde 20'yi geçemeyecek. Bunun yanında tek bir serbest fonun bir şirketin fiili dolaşımdaki hisselerinin ne kadarına sahip olabileceği de şirketin fiili dolaşım oranına göre sınırlandırılıyor. Daha önemlisi, aynı yöneticinin yönetimindeki tek bir kurucuya ait fonların toplam sahipliği de ayrıca kontrol ediliyor.</p>
<p>Bunun sonucu açık: Son dönemde gördüğümüz “birkaç hisseye yoğunlaş, hisse yükseldikçe fon getirisi artsın, yüksek getiri yeni para çeksin ve yeni para tekrar aynı hisselere yönelsin” döngüsünün aynı ölçekte devam etmesi zorlaşacak. Düzenlemenin hedef aldığı temel risklerden biri de bu yoğunlaşma ve bunun yaratabileceği likidite sorunu.</p>
<p>Bu, aynı zamanda fon getirilerinde de bir normalleşme anlamına gelebilir. Tabii ki yönetime ve hisse seçimlerine bağlı olarak ayrışan, yüksek getirili fonlar yine olacaktır ancak birkaç düşük likiditeli hissede çok büyük pozisyon alarak endekslerden dramatik şekilde ayrışmanın alanı daralıyor. Bundan sonra portföy yöneticisinin hisse seçimi, bilanço analizi, sektör seçimi ve zamanlama becerisi yeniden daha fazla önem kazanabilir. Son bir yıldaki kadar sadece momentumun değil, değerlemenin de tekrar masaya geldiği bir döneme geçebiliriz.</p>
<p><strong>BIST 30'a açık bir pozitif ayrımcılık var</strong></p>
<p>Burada düzenlemenin en ilginç sonuçlarından biri ortaya çıkıyor. Serbest fonlara getirilen yoğunlaşma sınırlamalarında BIST 30 hisseleri önemli ölçüde istisna tutuluyor.</p>
<p>Bu nedenle yeni düzenleme aynı zamanda fonları büyük, likit ve derinliği daha yüksek hisselere yönlendiren bir yapı oluşturuyor. BIST 30 dışında bir hissede yüzde 5'in üzerinde büyük pozisyon oluşturmanın maliyeti ve kısıtı artarken, BIST 30 tarafında hareket alanı daha geniş kalıyor. Bu durum önümüzdeki aylarda serbest fon portföylerinde BIST 30 ağırlığının yükselmesine neden olabilir.</p>
<p>Üstelik uyum tek seferde yapılmayacak. Limit üzerindeki pozisyonlar ekim, kasım ve aralık aylarında kademeli olarak azaltılacak. Dolayısıyla BIST 30'a olası yönelimi bir günde gerçekleşecek büyük bir para hareketinden ziyade yıl sonuna yayılan bir portföy dönüşümü olarak düşünmek daha doğru.</p>
<p>Bu noktada Borsa İstanbul açısından başka bir konu da önem kazanıyor: BIST 30'a giriş kriterleri. Eğer mevzuat BIST 30 şirketlerini fonlar açısından bu kadar avantajlı hâle getiriyorsa, hangi şirketlerin bu endekse girebildiği ve endeksin likidite/fiili dolaşım kriterleri de eskisinden daha önemli olacak.</p>
<p><strong>Düzenlemenin kazananlarından biri tahvil olabilir</strong></p>
<p>Para piyasası fonları tarafında ise biraz farklı bir dönüşüm var.</p>
<p>Son dönemde yatırımcılar aynı kategorideki para piyasası fonlarının getirilerinin neden birbirinden bu kadar farklı olduğunu sık sık soruyordu. Bunun önemli nedenlerinden biri, bazı fonların pay repo ve Borsa İstanbul Para Piyasası gibi alanları daha aktif kullanarak ek getiri üretmesiydi.</p>
<p>Yeni teminat ve merkezi takas kuralları bu alanı daha sıkı hâle getiriyor. Bunun sonucu olarak yüksek getiri üreten bazı para piyasası fonlarının ekstra avantajının azalması ve fon getirilerinin birbirine yaklaşması mümkün. Daha basit ifadeyle, para piyasası fonlarında önümüzdeki dönemde yönetim tekniğinden kaynaklanan ekstra getiri biraz törpülenebilir. Bu değişikliklerin arkasında ise getiriye müdahâleden çok likidite ve karşı taraf riskini azaltma amacı bulunuyor.</p>
<p>Daha önemli bir başka değişiklik serbest para piyasası fonlarında. Bu fonların şirketler tarafından tercih edilmesinin nedenlerinden biri portföylerinde devlet tahvili taşımak zorunda olmamalarıydı. Yeni düzenlemeyle para piyasası ve kısa vadeli serbest fonlar da belirli sınırlar altında DİBS veya Hazine Varlık Kiralama AŞ kira sertifikası taşıyacak.</p>
<p>Bu, doğrudan tahvil talebi yaratabilecek bir değişiklik. Özellikle enflasyonun gerilediği ve faiz indirimi beklentilerinin güçlendiği bir konjonktürde, fon düzenlemesinden kaynaklanacak ilave tahvil talebi borçlanma araçları ve bu araçları taşıyan fonlar için destekleyici olabilir. Bu nedenle düzenlemenin dolaylı kazananlarından biri borçlanma araçları fonları olabilir.</p>
<p><strong>Bundan sonra yatırımcı neye bakmalı?</strong></p>
<p>Sonuç olarak yeni dönemde yatırımcının sadece “hangi fon daha çok kazandırdı?” sorusuna bakması yeterli olmayacak. Asıl soru şu olacak: <strong>Bu getiri nasıl üretildi ve yeni kurallar altında sürdürülebilir mi?</strong></p>
<p>Özellikle önümüzdeki birkaç ay bu sorunun cevabını verecek önemli bir geçiş dönemi olacak. Çünkü limit üzerindeki pozisyonların azaltılması için ekim, kasım ve aralık aylarına yayılan kademeli bir takvim var. Dolayısıyla fonların yeni düzenlemeye nasıl uyum sağlayacağını tek bir ayın portföy dağılımına bakarak değerlendirmek doğru olmayacak. Fonların hangi hisselerde ağırlık azalttığı, bu yoğunlaşmayı hangi hisseler veya varlıklarla dağıttığı ve yeni yapının ne kadar çeşitlendiği yakından izlenmeli.</p>
<p>Burada bir başka kritik gösterge de fonlara gelen ve fonlardan çıkan para olacak. Çünkü bir fon hem portföyündeki yoğunlaşmayı azaltmaya çalışırken hem de güçlü para çıkışıyla karşılaşırsa, yapmak zorunda olduğu satışın boyutu büyüyebilir. Tersi durumda, para girişi devam eden bir fon yeni parayı BIST 30 hisseleri, daha likit hisseler veya farklı varlıklar arasında dağıtarak uyumu daha rahat sağlayabilir.</p>
<p>Bu nedenle yatırımcı için önümüzdeki dönemde üç veri daha önemli hâle geliyor: Fonun para giriş-çıkışı, portföy dağılımındaki haftalık ve aylık değişim ile yoğunlaşmanın hangi hisselerden hangi hisselere kaydığı. Özellikle TEFAS'taki serbest fonların haftalık portföy dağılım raporlarını açıklayacak olması bu geçişi daha yakından takip etme imkânı verecek.</p>
<p>Kısacası bundan sonra yalnızca getiri sıralamasına değil, <strong>getirinin kaynağına, para akışına ve portföyün yeni kurallara nasıl uyum sağladığına</strong> bakmak gerekecek. Yeni fon düzenlemesinin yatırımcı açısından en önemli sonucu belki de bu olacak: Geçmiş performansın yanında, performansın sürdürülebilirliği daha fazla sorgulanacak.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Portföy yönetim sektöründe insan kaynağı dönemi</strong></span></p>
<p>Düzenlemenin belki yatırımcının daha az gördüğü ama sektör açısından en yapısal sonucu ise portföy yönetim şirketlerinde yaşanacak. Serbest fon sayısının portföy yöneticisi sayısıyla ilişkilendirilmesi, her fonda sorumlu portföy yöneticisinin daha net tanımlanması, büyük pozisyonlarda araştırma raporu ve genel müdür onayı aranması, risk yönetimi ve raporlama yükümlülüklerinin artması sektörün insan kaynağı ihtiyacını büyütecek.</p>
<p>Bu nedenle önümüzdeki yıllarda yalnız portföy yöneticisi değil, risk yönetimi, operasyon, iç kontrol ve araştırma tarafında nitelikli personel ihtiyacının ciddi biçimde artacağını düşünüyorum. Diğer taraftan yükselen sermaye ve organizasyon maliyetleri özellikle küçük ve butik portföy yönetim şirketleri açısından daha zorlayıcı olabilir. Bu da sektörde yeni girişlerin azalması, bazı oyuncuların birleşmesi veya satın alınması gibi bir konsolidasyon sürecini beraberinde getirebilir. Sermaye bariyeri şirket sayısını azaltabilir ama düzenlemenin organizasyonel yükü nedeniyle nitelikli personel ihtiyacı aynı anda artabilir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fonlarda-yeni-donem-86721</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/1/1280x720/56-1788411335.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fonlarda yeni dönem ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kkm-deneyimizden-cikarilan-dersler-86720</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> KKM deneyimizden çıkarılan dersler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye ekonomisinin Kur Korumalı Mevduat serüveni nihayet sona erdi. BDDK verilerine göre KKM hesaplarının bakiyesi geçen hafta itibarıyla sıfırlandı. Yılbaşında 6,5 milyar lira olan bakiye, bir hafta önce 4 milyon liraya kadar inmişti. Yaklaşık beş yıl önce ekonominin en kritik sorunlarından birine çözüm olarak devreye alınan KKM artık bankacılık sisteminin bilançosunda yok.</p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in ifadesiyle “koşullu yükümlülük olan KKM'den çıkış süreci” başarıyla tamamlandı.</p>
<p>Gerçekten de bu gelişme ekonomi programı açısından önemli bir kilometre taşı; şimdi ise muhasebe zamanı. Çünkü KKM'yi anlamadan Türkiye'nin son beş yıllık ekonomi politikasını anlamak mümkün değil. KKM'yi neden çıkardığımızı ve neden sonunda kurtulmaya çalıştığımızı anlamadan, gelecekte benzer bir uygulamaya yeniden ihtiyaç duyup duymayacağımızı da bilemeyiz.</p>
<p>KKM'nin doğduğu koşulları hatırlayalım.</p>
<p>2021'in sonlarına doğru Türkiye ekonomisi ciddi bir güven ve kur şokuyla karşı karşıyaydı. Merkez Bankası politika faizini indiriyor, buna karşılık enflasyon hızla yükseliyor, TL'nin reel getirisi düşüyor ve tasarruf sahibi dövize yöneliyordu. Kur yükseldikçe enflasyon beklentileri bozuluyor, enflasyon yükseldikçe TL'de kalmanın maliyeti artıyor, bu da yeni bir döviz talebi yaratıyordu. Bir kısır döngü oluşmuştu.</p>
<p>KKM işte bu döngüyü kırmak için devreye sokuldu. Ekonomi yönetimi bir yandan faizleri düşürmek isterken diğer yandan TL'nin değer kaybını durdurmak gibi birbirleriyle çelişen iki hedefi aynı anda gerçekleştirmeye çalışıyordu. Böyle bir ortamda tasarruf sahibine “TL'de kal, eğer kur artışı mevduat faizini aşarsa aradaki farkı kamu karşılayacak," denildi.</p>
<p><strong>KKM işe yaradı ama ...</strong></p>
<p>Kriz anında etkili oldu mu? Evet oldu. Döviz talebinin ve kur üzerindeki paniğin azalmasına yardımcı oldu. Döviz bozdurulup TL'ye dönüldü, kurdaki panik dindi. Finansal sisteme zaman kazandırdı. O günün koşullarında ekonomi yönetiminin elindeki seçeneklerden biri olarak işlev gördü. Kriz anında yangının büyümesini engelledi. Ama yangını söndürmenin de bir bedeli vardı.</p>
<p>Bir politikanın ya da enstrümanın kısa vadede işe yaraması, onun iyi bir uzun vadeli politika veya araç olduğu anlamına gelmez. KKM'nin temel sorunu da buydu.</p>
<p>Kur riskini ortadan kaldırmadı. Riski başka bir yere taşıdı. Mevduat sahibinin kur riskinin önemli bir bölümünü kamu üstlendi. Buradaki kritik kelime Şimşek'İn açıklamasında da yer alan “koşullu yükümlülük”tü. Kur yükseldiğinde mevduat sahibine yapılacak ödeme Hazine ve Merkez Bankası açısından ciddi bir maliyet yaratabiliyordu. Nitekim KKM'nin kamuya ve dolayısıyla topluma getirdiği toplam yükün on milyarlarca dolarla ifade edildiği bir dönem yaşandı. Kur yükseldiğinde oluşabilecek maliyet Hazine ve Merkez Bankası kanalıyla kamu bilançosuna yansıdı. Özel sektörün taşıdığı risk bir ölçüde toplumun ortak riskine dönüştü. </p>
<p>Bu nedenle KKM'yi basitçe bir mevduat ürünü olarak görmek yanlış olur. KKM aynı zamanda kamu tarafından verilmiş bir kur garantisiydi.</p>
<p>Üstelik bu mekanizma para politikasının temel problemini de çözmedi. Çünkü insanların TL'de kalması için asıl ihtiyaç duyulan şey kur garantisi değil, TL'nin güvenilir ve öngörülebilir bir tasarruf aracı olmasıydı.</p>
<p>Bir tasarruf sahibine “Kur yükselirse seni korurum” demek başka, “TL'de kalırsan enflasyon karşısında paranı koruyabilirsin” diyebilmek başka.</p>
<p>Bir de kalıcı liralaşma meselesi vardı.  Türkiye'nin KKM deneyiminde belki de en önemli ders burada yatıyor. Liralaşma, KKM bakiyesinin büyümesi değildir. Liralaşma, insanların kamu garantisine ihtiyaç duymadan TL'yi tercih etmesidir.</p>
<p>Bu nedenle KKM'nin sıfırlanması tek başına yeterli bir başarı göstergesi olmamalı. KKM'den çıkan paranın nereye gittiği ve bundan sonra tasarruf sahibinin neden TL'de kalacağı daha önemli. Burada da yeniden para politikası öne çıkıyor.</p>
<p><strong>KKM'yi yaratan nedenler</strong></p>
<p>KKM'nin ortaya çıkmasının temel nedenlerinden biri, faiz aracının o dönemde yeterince kullanılmamasıydı. Yani para politikasının çalışmamasıydı. Oysa bir ekonomide TL'ye yönelik talebi artırmanın en doğrudan araçlarından biri faizdir.</p>
<p>Normal koşullarda 2021 Aralık ayında karşıllaşılan sorunun daha doğrudan bir çözümü vardı. Para politikasını sıkılaştırmak, yani politika faizini artırmak ve TL'yi yeniden cazip hale getirmek. Ancak o dönemde bu yol tercih edilmedi. Bunun yerine, mevduat sahibine kur artışı karşısında bir tür güvence veren KKM devreye sokuldu. Politika faizini artırmak elbette maliyetsiz değildir. Ekonomik büyüme ve kredi kanalı üzerinde baskı yaratabilir. Fakat faiz aracını kullanmaktan kaçınmanın da maliyeti vardır.</p>
<p>KKM bunun en çarpıcı örneğiydi. Faizle çözülmeyen problem, daha karmaşık bir finansal mekanizma ile çözülmeye çalışıldı. Sonuçta politika faizi yerine kur garantisi, doğrudan maliyet yerine koşullu maliyet, para politikası yerine kısmen kamu bilançosu kullanılmış oldu.</p>
<p><strong>KKM problemi çözmedi, zaman kazandırdı</strong></p>
<p>"Bir problemi ortadan kaldırmadan başka bir bilançoya taşırsanız, problemi çözmüş olmazsınız." İşte KKM bize ekonomi politikasının bu temel kuralını hatırlattı. </p>
<p>Üstelik KKM yalnızca kamu maliyesi açısından değil, finansal sistem açısından da önemli bir deney oldu. Bankalar önce müşterilerini KKM'ye yönlendirdi, daha sonra KKM'den çıkış hedefleriyle müşterileri standart TL mevduata döndürmeye çalıştı. Böylece bankacılık sistemi, ekonomi politikasındaki yön değişikliklerinin doğrudan uygulama alanına dönüştü.</p>
<p>Bu da bize politika istikrarının önemini gösteriyor. Finansal sistem, sürekli değişen ve bir dönem teşvik edilen bir ürünü ertesi dönem tasfiye etmeye zorlandığında kaynak tahsisi bozuluyor, fiyatlama mekanizması zayıflıyor ve piyasa aktörlerinin geleceğe ilişkin öngörüsü azalıyor.</p>
<p>Türkiye'nin bundan çıkaracağı ders, “Bir daha KKM gibi bir araç kullanmayalım”dan daha geniş olmalı.</p>
<p>Asıl ders, ekonomiyi KKM'ye muhtaç hale getiren koşulları bir daha yaratmamak. Bunun için düşük ve öngörülebilir enflasyon gerekiyor. Para politikasının güvenilirliği gerekiyor. Maliye politikasının para politikasını desteklemesi gerekiyor. Merkez Bankası'nın gerektiğinde faiz aracını kullanabileceğine ilişkin güven gerekiyor. Rezervlerin sürdürülebilir biçimde güçlendirilmesi ve finansal sistemin piyasa mekanizması içinde çalışması gerekiyor. Ekonominin temel dengeleri bozulduğunda, bunları finansal mühendislik yoluyla sonsuza kadar telafi etmek mümkün değil. Kur baskısını mevduata garanti vererek, enflasyonu fiyat kontrolleriyle, rezerv sorununu çeşitli bilanço operasyonlarıyla, güven sorununu yeni finansal ürünlerle kalıcı biçimde çözemezsiniz.</p>
<p>Bunların hepsi kriz anında zaman kazandırabilir. Fakat zaman kazanmak ile problemi çözmek aynı şey değildir.</p>
<p><strong>DÇM'den KKM'ye</strong></p>
<p>Türkiye'nin hafızasında KKM'den önce DÇM'ler vardı. 1960'larda döviz sıkıntısını aşmak amacıyla uygulanan Dövize Çevrilebilir Mevduatlar da başlangıçta bir çıkış yolu olarak görülmüş, zaman içinde ağır bir maliyete dönüşmüştü. DÇM ile KKM elbette aynı şey değil. Ama ikisinin ortak bir uyarısı var. Makroekonomik sorunlar uzun süre ertelendiğinde, sonunda olağanüstü finansal çözümler devreye giriyor.</p>
<p>Turgut Özal'ın DÇM'lerin ardından söylediği “İnşallah gençlerimiz bundan ders alır” sözü bu nedenle bugün de anlamlı. İşte benim KKM deneyimimizden çıkardığımız dersler:</p>
<p>- Para politikasının yerini hiçbir finansal ürün tutamaz. Merkez bankasının temel görevi fiyat istikrarını sağlamak, bunun için de gerektiğinde faiz aracını kararlı ve öngörülebilir biçimde kullanmaktır. Faizi kullanmaktan kaçınıp onun yerine daha karmaşık mekanizmalar kurulduğunda, maliyet çoğu zaman daha sonra ve daha yüksek biçimde karşımıza çıkar.</p>
<p>- Kamu tarafından verilen her garanti aslında bir risk transferidir. Bir kesimi kur riskinden koruduğunuzda, o risk ortadan kaybolmaz; başka bir bilançoya geçer. KKM'de de olan buydu.</p>
<p>- TL'ye güven, mevzuatla veya kampanyayla değil, istikrarlı ekonomi politikasıyla kazanılır. Tasarruf sahibinin “Paramı TL'de tutarsam enflasyon karşısında erir miyim?” sorusuna güvenilir bir cevap veremiyorsanız, hangi finansal ürünü çıkarırsanız çıkarın dolarizasyon sorununu kalıcı biçimde çözemezsiniz.</p>
<p>- Kriz anında alınan olağanüstü önlemler, olağan ekonomi politikasına dönüşü geciktirmemeli. KKM başlangıçta yangını söndürmek için kullanılabilecek bir araçtı. Asıl hata, yangın söndürüldükten sonra bu aracı ekonominin kalıcı bir parçası haline getirmek olurdu.</p>
<p>Kısacası; KKM artık yok. İyi bir haber ama bundan daha önemli olan, KKM'nin neden ortaya çıktığını unutmamak. Şimdi Türkiye'nin önündeki asıl hedef, TL'ye güveni garantiyle değil, ekonomi politikasının kendisiyle yeniden inşa etmek. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kkm-deneyimizden-cikarilan-dersler-86720</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KKM deneyimizden çıkarılan dersler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/soguma-dezenflasyon-icin-yeterli-mi-86719</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Soğuma dezenflasyon için yeterli mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TCMB’nin dezenflasyon programının temelinde ekonominin soğutulması yatıyor. Bu nedenle gelen her veriyi bu yönüyle tartmak ve ekonomideki soğumanın üreticilerin fiyatlama gücünü ne ölçüde zayıflattığını ölçmek gerekiyor. 13 Ağustos’ta açıklanan 3. Enflasyon Raporu’nda bu sene ekonomideki çıktı açığının sene sonuna kadar giderek artacağı ve sene sonunda gelinen düzeylerin yaklaşık 1 sene korunacağı öngörüsü yer alıyordu. Böyle baktığımızda açıklanan 2. çeyrek millî gelir verilerinin bu senaryoyla az buçuk tutarlı olduğu söylenebilir. (Zaten TCMB de asıl yavaşlamanın 3. çeyrek ve sonrasında görüleceğine vurgu yapıyor.)</p>
<p>Kısaca irdelersek ilk çeyrekteki %2,6’lık büyüme sonrasında 2. çeyrekte GSYH’nin %2,3 arttığı görülüyor. Ancak, her ne kadar ilk çeyreğe göre büyüme oranında görünüşte bir gerileme söz konusuysa da geçen senenin aynı döneminde büyüme oranının yüksek olmasının (%4,8) yarattığı bir baz etkisi de söz konusu. Nitekim, GSYH ilk çeyreğe göre %1,1 oranında artmış vaziyette. Ancak, Türkiye’nin potansiyel büyüme oranını %4,5 civarında düşünürsek, %2,3 oranı bunun altında ve belirgin bir çıktı açığı söz konusu. (Öte yandan, hem Türkiye’nin millî gelirinin artmış olması hem de nüfus artış hızının düşmesi nedeniyle potansiyel büyüme oranının daha düşük olduğu da iddia ediliyor.)</p>
<p>Sektörlere göre büyüme oranlarına baktığımızda burada pek bir sürpriz yok. Tarım sektörü %13,3 büyürken sanayi sektöründeki artış %2,4 olmuş. Toplam büyüme oranını düşürenler, eksi büyüme kaydeden inşaat sektörü (%-1,9) ile sadece %0,5 büyüyen ticaret sektörü olmuş. (Bu çeyrekte sanayi sektörü büyümüş olmasına rağmen toplam GSYH içindeki payı çok düşük seviyelerde kalmaya devam ediyor. İmalat sanayisinin son 4 çeyrek ortalamasına göre GSYH içindeki payı %15,3 ile 2010 senesinden beri en düşük seviyede. Bu durumun Türkiye’nin “erken sanayisizleşme”sine işaret edip etmediğine bir başka yazıda değinmek isterim.) Harcamalara göre de %3,5 büyüyen tüketim harcamalarına karşın devletin nihai tüketim harcamaları %1,8 daralmış. Yatırım harcamalarındaki artış ise sadece %0,6.</p>
<p>Bunlar sonuçta geçmiş değerler. Peki, o günden beri gelen büyümeye ilişkin veriler TCMB’nin soğumanın artarak devam edeceği iddiasını destekler nitelikte mi? İlk bakmamız gereken kapasite kullanım oranı olmalı. Evet, ilk bakışta temmuz ve ağustos aylarında KKO’da bir düşüş söz konusu. Haziranda 74,30 olan mevsim etkilerinden arındırılmış KKO, ağustosta 73,50’ye gerilemiş. Bu aynı zamanda pandeminin ilk ayları dışında bugüne kadar kaydedilmiş en düşük KKO.</p>
<p><strong>Faiz indirimi tutarlı bir karar olur mu?</strong></p>
<p>Diğer taraftan PMI değerleri 50 eşik değerinin altında kalmaya devam etmekle birlikte son 2 aydır artış gösteriyor. Keza ağustos ayında reel kesim ve tüketici güven endekslerinde de artışlar söz konusu. Bu durum karşısında eylül ayında faiz indirimine gitmek TCMB’nin kendi yaklaşımı çerçevesinde tutarlı bir karar olur mu, emin değilim. (Yanlış anlaşılmasın, ben faizlerin düşürülmesine kategorik olarak karşı değilim, hatta bizatihi aşırı yüksek reel faizlerin üretim maliyetleri üzerinde enflasyonist bir baskı yarattığını bile düşünüyorum. Nitekim, bunun bir ölçüde önüne geçmek için KOBİ’ler başta olmak üzere sanayi şirketlerine yönelik çeşitli kredi destek programları açıklanıyor.)</p>
<p><strong>TCMB’nin eli daralıyor</strong></p>
<p>Ekonomiyi (ister istemez geçici olacak bir şekilde) soğutarak kalıcı bir enflasyon düşüşü sağlanabilir mi? Her şeyi bırakalım, tüketicisinden üreticisine ekonomideki tüm aktörler “seçim döngüsü” denilen bir olgunun varlığını biliyor. Bu olgu 1946’dan beri üç aşağı beş yukarı hep yaşanmış. Seçim takvimi yaklaştıkça da beklentiler artacaktır. Kısaca, vakit geçtikçe TCMB’nin eli daralıyor. Ekonomiyi kendi öngördüğü ölçülerde soğutması bence imkânsız. Programın öngörülenin çok üzerinde uzamasıyla zaten pek çok sektörden yakınmalar şimdiden çok artmış vaziyette. Bir de işsizlik oranında meydana gelecek artış (ki ilk emarelerini temmuz ayı verilerinde gördük) siyaseten imkânsız bir duruma işaret etmekte.</p>
<p>Sonuçta, enflasyon bu sene %30’un hemen altında gelecek (%29,8?), seneye ise hedeflenen %15’in oldukça üstünde (%22-24 bandında) kalacak gibi gözüküyor. Ayrıca enflasyonu bu seviyelerde tutabilmek için “kuru baskılayarak TL’yi aşırı değerli kılmanın Türkiye ekonomisinde yarattığı çarpıklıklar nasıl ve ne zaman düzelecek” sorusu da giderek gündeme gelecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/soguma-dezenflasyon-icin-yeterli-mi-86719</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Soğuma dezenflasyon için yeterli mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/guneyde-israil-kuzeyde-rusya-turkiye-iki-ates-arasinda-86718</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güneyde İsrail, kuzeyde Rusya; Türkiye iki ateş arasında..</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye, güneyde İsrail’in Suriye ve Doğu Akdeniz’deki hamleleri, kuzeyde ise Rusya-NATO geriliminin yükseldiği bir güvenlik tablosuyla karşı karşıya. Ankara, bir yandan caydırıcılığı artırmaya çalışırken diğer yandan Rusya, Batı ve bölgesel ortaklarla denge politikasını sürdürmeye çalışıyor bugün.</strong></p>
<p>Türkiye’nin etrafındaki güvenlik haritası aynı anda iki yönden birden değişiyor:</p>
<p>Ortadoğu'da bir tarafta İsrail-Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi, diğer tarafta Suudi Arabistan-Pakistan ve Türkiye'nin imzaladığı Mekke Paktı'yla saflar netleşiyor.</p>
<p>Kuzeyde ise Rusya-Ukrayna savaşı artık yalnızca Ukrayna topraklarında yaşanan bir savaş olmaktan çıkıp NATO’nun doğu kanadını doğrudan etkileyen bir güvenlik krizine dönüşüyor. Türkiye ise bu "iki ateş" arasında yolunu bulmaya çalışıyor.</p>
<p><strong>İsrail'le Suriye restleşmesi</strong></p>
<p>Güney cephesindeki en büyük hareketliliklerden biri Suriye'de yaşanıyor. İsrail’in 18 Ağustos’ta Suriye’nin kuzeyindeki Abu el-Duhur hava üssünü vurması doğrudan Ankara'ya verilen "Suriye'de daha güneye ilerleme" mesajıydı.</p>
<p>Türkiye'nin karşı mesajı ise kuzeyde, Deyrizor'da geldi; Türk Silahlı Kuvvetleri, sivillerin Fırat Nehri’ni geçişini kolaylaştırmak amacıyla geçici yüzer köprü kurdu. Türk ve Suriyeli askerler birlikte çalıştı, Türk zırhlı araçları köprüden geçirildi, tüm inşa süreci boyunca havada Türk SİHA’ları görev yaptı.</p>
<p>İsrail'den Ankara'nın bu hamlesine karşı henüz herhangi bir somut hareket gelmedi. Eğer önümüzdeki günlerde Ankara ve Tel Aviv arasında Suriye merkezli yeni bir askerî gerginlik yaşanmazsa durumu şöyle okumak mümkün:</p>
<p>İsrail’in gerçek kırmızı çizgisi Türkiye’nin kaç kilometre güneye gideceğinden ziyade Türkiye’nin Suriye’de hangi askerî kapasiteyi kuracağı ile ilgili gibi duruyor. Geçici bir köprüye tepki vermeyen İsrail yönetimi, konu Türkiye'nin Suriye'de yeni ve kalıcı askerî üs, radar, hava savunma sistemi kurması olunca karşı hamle yapmayı tercih ediyor. Belli ki İsrail’in asıl korkusu, Türkiye’nin Suriye’de İsrail Hava Kuvvetleri’nin faaliyetlerini izleyebilecek veya sınırlayabilecek stratejik bir askerî altyapı kurması.</p>
<p><strong>Doğu Akdeniz'de etki mücadelesi</strong></p>
<p>İsrail ile Türkiye arasındaki tek gerginlik merkezi Suriye de değil: İki ülke, Doğu Akdeniz'de "etkinlik alanı" konusunda ciddi rekabet içinde.</p>
<p>İsrail, Doğu Akdeniz'deki doğrudan etkinlik alanını Kıbrıs Rum Yönetimi'ne askerî üsler kurarak, Kıbrıs Adası'nın güneyinde ve Girit'te doğal gaz arama sahaları ve su altı elektrik hatları üzerinden oluşturma planları yaparak genişletmeye çalışıyor.</p>
<p>Tel Aviv yönetimi Ege'deki hamlelerini ise dolaylı yoldan, askerî ittifakını giderek yoğunlaştırdığı Yunanistan üzerinden yapıyor. İsrail ile Yunanistan'ın 31 Ağustos'ta imzaladığı yaklaşık 3 milyar Euroluk hava savunma anlaşmasını bu açıdan okumak yanlış olmaz.</p>
<p>Anlaşma, İsrail'in Yunanistan için David’s Sling, SPYDER ve BARAK MX sistemlerinden oluşan çok katmanlı bir hava ve füze savunma ağı kurmasını öngörüyor. Ancak burada asıl mesele, Yunanistan'a gönderilecek İsrail füzelerinin sayısı değil, iki ülkenin erken uyarı, radar, komuta-kontrol ve önleme kapasitesini birbirine bağlayan savunma altyapısı kurmak. Bazı SPYDER sistemlerinin Ege adalarında konumlandırılacağı iddialarını da ihmal etmemek gerek elbette.</p>
<p>Türkiye'nin İsrail-Rum-Yunan üçlü ittifakına karşı Akdeniz'deki hamleleri giderek sıklaşmakta:</p>
<p>Ankara'nın NAVTEX ilanları, Doğu Akdeniz ve Ege'ye deniz araştırma gemileri gönderme sürecini hızlandırması, deniz millî parklarının ilanı, Mavi Vatan yaklaşımının artık fiilen uygulamaya konulduğuna işaret ediyor.</p>
<p><strong>Mekke Paktı'nın kurumsallaşması...</strong></p>
<p>Ankara'nın Ortadoğu'da İsrail'in etkinliğini sınırlamaya yönelik bir başka adımının ise Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan'ın imzacısı olduğu Mekke Paktı'nı kurumsallaştırmak olduğunu söylemek mümkün:</p>
<p>Mekke Paktı'nın ilk Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi toplantısı 31 Ağustos'ta İstanbul’da yapıldı. Toplantıda, Pakt'ın sekreteryasının Riyad'da kurulması, ilk genel sekreterinin Pakistan'dan olması kararlaştırıldı. Ayrıca savunma sanayii, ortak üretim ve teknoloji geliştirme alanlarında yeni iş birlikleri hedeflendiği açıklandı.</p>
<p>Mekke Paktı, İsrail-Yunanistan-Güney Kıbrıs hattının askerî ve teknolojik olarak bütünleşmesine karşı, Türkiye'nin de kendi bölgesel güvenlik ağını oluşturmaya çalışması gibi duruyor.</p>
<p><strong>Kuzeyde Rusya-NATO gerilimi </strong><strong>sıcak temasa dönüşmekte</strong></p>
<p>Türkiye'nin güneyinde yaşanan askerî gerilimin bir benzeri, daha tehlikeli şekilde kuzeyde de şekillenmekte:</p>
<p>Son gelişmeler, Rusya-Ukrayna savaşının artık yalnızca Ukrayna topraklarında yaşanan bir çatışma olmaktan çıkıp NATO'nun doğu kanadını doğrudan etkileyen bir güvenlik krizine dönüştüğünü ortaya koyuyor.</p>
<p>1 Eylül gecesi Estonya hava sahasında yaşanan İHA alarmı bu açıdan çok dikkat çekici. Estonya'nın doğu sınırı yakınlarında tespit edilen İHA'lar nedeniyle NATO hava alarmı verildi ve Ämari Hava Üssü'nde NATO görevi yapan Türk F-16'ları havalandı. İHA'ların hangi ülkeye ait olduğu henüz kesinleşmiş değil. Ancak aynı saatlerde Rusya'nın Leningrad bölgesinde yoğun İHA saldırılarının yaşanması ve Baltık Denizi kıyısındaki stratejik Ust-Luga Limanı'nın hedef alınması, gelişmeleri Rusya-Ukrayna savaşıyla birlikte değerlendirmeyi gerekli kılıyor.</p>
<p>Estonya'da halka İHA görülmesi halinde sığınaklara gitmeleri yönünde uyarılar yapılması da meselenin yalnızca askerî değil, psikolojik bir boyuta da ulaştığını gösteriyor.</p>
<p>Üstelik bu, Türk savaş uçaklarının da NATO kapsamında devriye uçuşları yaptığı Baltıklar'daki ilk gerilim de değil:</p>
<p>Daha önce de Rusya'ya yönelik Ukrayna saldırıları sırasında İHA'ların NATO hava sahasına yönelmesi, GPS karıştırmaları ve hava sahası ihlalleri gündeme gelmişti. Ağustos ayında Letonya hava sahasına giren bir İHA'nın İtalyan Eurofighter'ları tarafından düşürülmesi, aynı riskin NATO'nun farklı ülkelerinde de yaşanabileceğini ortaya koymuştu.</p>
<p>Yine Almanya'nın resmî bir açıklamayla Leipzig'deki saldırının arkasında Rusya'nın bulunduğunu bildirmesi ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin Berlin'e açık destek vermesi de bu çerçevede kritik önemde. Rutte, NATO'nun Almanya ile tam dayanışma içinde olduğunu vurgularken, ittifakın Rusya kaynaklı hibrit saldırılara karşı caydırıcılığını güçlendireceği mesajını verdi.</p>
<p>Ukrayna merkezli savaşta Rusya'nın NATO ülkelerine yönelik hibrit saldırıları ile doğrudan askerî saldırı arasındaki sınır giderek bulanıklaşıyor. Bir İHA'nın NATO hava sahasına girmesi ne zaman bir hava ihlali olmaktan çıkıp kolektif savunmayı gerektiren bir saldırıya dönüşecek? Bir sabotaj veya siber saldırı hangi noktada NATO'nun 5. maddesini gündeme getirecek? Rusya'nın NATO'yu tam da bu gri alanda test ettiği çok açık.</p>
<p>Türkiye açısından ise durum daha karmaşık: Ankara bir yandan NATO'nun doğu kanadının aktif bir parçası olarak Estonya'da F-16 uçakları ile devriye görevi yaparken, diğer yandan Rusya ile enerji, ticaret, Karadeniz güvenliği ve Suriye gibi çok sayıda stratejik başlıkta ilişkilerini sürdürmeye çalışıyor.</p>
<p>Bu nedenle kuzey cephesindeki gelişmeler, Türkiye'nin sadece NATO içindeki konumunu değil, Moskova ile kurduğu dengeyi de doğrudan etkilemeye aday; Rusya-Türkiye ilişkileri eski yoğunluğundan farklı bir çizgiye girmiş durumda.</p>
<p>Nitekim Bişkek'teki Şanghay İşbirliği Örgütü marjında gerçekleşen Erdoğan-Putin görüşmesinden somut olarak sadece nükleer enerji iş birliğinin artırılması vaadinin çıkması şaşırtıcı olmadı. Ankara, Rusya ile eskiden çok kapsamlı ve katmanlı olan ilişkileri, Batı'nın henüz yaptırımlar koymadığı tek alanda, nükleer enerjide sürdürerek Moskova'yı teskin etmeye çalışıyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>İki ateş arasında </strong><strong>denge mümkün mü?</strong></span></p>
<p>Türkiye'nin dış politikası ABD Başkanı Trump ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasındaki yakınlık nedeniyle giderek Washington eksenine doğru kayarken, geleneksel denge politikasını yürütmek giderek zorlaşmakta.</p>
<p>Türkiye’nin kuzeyinde ve güneyinde aynı anda yeni güvenlik mimarileri kuruluyor. Bu ortamda Ankara'nın askerî caydırıcılık kadar diplomatik hareket alanına da ihtiyacı var.</p>
<p>İki cephede birden caydırıcı kalırken, iki cephede birden savaşa sürüklenmemek gerekiyor.</p>
<p>Bir yandan caydırıcılığı artırmak, bir yandan yeni ortaklıklar kurmak, diğer yandan Rusya ve Batı arasındaki ilişkilerini korumaya çalışmak: “Denge siyaseti” artık geçmişe göre çok daha yüksek maliyetli...</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/guneyde-israil-kuzeyde-rusya-turkiye-iki-ates-arasinda-86718</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/8/1280x720/774-1788411066.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Güneyde İsrail, kuzeyde Rusya; Türkiye iki ateş arasında.. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretim-endeksleri-ve-gsyh-86717</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üretim endeksleri ve GSYH</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Daha yüksek frekansta yayımlanan ve GSYH hakkında “önceden” bilgi veren değişkenler önemli hâle geliyor. Türkiye’de bu amaçla çok sayıda gösterge yayımlanıyor. Bunların en önemlilerinden üçü; sanayi, inşaat ve hizmet sektörleri üretim endeksleridir.</strong></p>
<p>GSYH bir ekonominin hâl ve gidişatını gösteren değişkenlerin en önemlilerinden biri, hatta en önemlisi. Çeyrek yıllar itibarıyla ölçülüyor ve elbette bir gecikmeyle yayımlanıyor. Mesela ikinci çeyreğin GSYH değerini üçüncü çeyreğin ikinci ayının sonunda öğrendik. Öğrendiğimiz an itibarıyla (Ağustos’un son günü), “demek ki Nisan-Haziran döneminde şöyle olmuş” dedik. İkinci çeyreğin ortası Mayıs ortası olduğuna göre, kabaca 3,5 aylık bir gecikme var. Bu sadece bizde değil, çoğu ülkede böyle.</p>
<p>Bu nedenle daha yüksek frekansta yayımlanan ve GSYH hakkında ‘önceden’ bilgi veren değişkenler önemli hâle geliyor. Türkiye’de bu amaçla çok sayıda gösterge yayımlanıyor. Bunların en önemlilerinden üçü aylık frekansta yayımlanan sanayi, inşaat ve hizmet sektörleri üretim endeksleri. Temmuz sanayi üretim endeksi değerini (Temmuz ortasını dikkate alırsak) iki aydan biraz az bir gecikmeyle 10 Eylül günü öğreneceğiz. Hizmet ve inşaat endeksleri ise 15 Eylül’de iki ay gecikmeyle yayımlanacak.</p>
<p><strong>Hizmet endeksi ile GSYH </strong><strong>arasında belirgin fark</strong></p>
<p>Bu ‘takvimsel’ girizgâhtan sonra şimdi gelin, (aylık değerlerin çeyreklik ortalamasına dönüştürülmüş) hizmet sektörü üretim endeksi ile GSYH’deki hareketleri 2026’nın ikinci çeyreği için karşılaştıralım. Durum şöyle: İkinci çeyrekte hizmet üretim endeksi bir çeyrek öncesine göre yüzde 0,03 oranında artmış. Oysa GSYH’de hizmet sektörünün alt kalemlerini oluşturan değişkenlerde en düşük artış yüzde 0,06 (ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmetleri), en yüksek artış yüzde 1,72 (bilgi ve iletişim). Yüzde 0,06 dışarıda bırakıldığında, en düşük artış yüzde 0,29 (finans ve sigorta). Diğer alt kalemlerde yüzde 1,06 ve yüzde 1,02 gibi artışlar da var. Tamam, GSYH’deki hizmet kalemi ile hizmet üretim endeksindeki değişim oranlarının aynı olması gerekmiyor. Ama ortada da garip bir durum var. Hani, hizmet sektörü katma değerinin yüzde 95’inden fazlasını ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmetleri sektörü oluştursa amenna; sonuçta endeks yüzde 0,03 artarken bu alt kalem yüzde 0,06 artıyor. Ama öyle değil ki.</p>
<p><strong>Sanayide de göstergeler ayrışıyor</strong></p>
<p>Sanayi üretim endeksine de kısaca göz atmakta yarar var. Hizmet üretim endeksine göre çok daha eskiden beri yayımlanıyor. Burada TÜİK’in tecrübesi daha fazla olmalı. Onda da durum şöyle: Sanayi üretim endeksi bir çeyrek öncesine kıyasla ilk çeyrekte yüzde 0,23, ikinci çeyrekte ise yüzde 2,04 artmış. GSYH’nin sanayi alt kalemi için aynı oranlar şöyle: -0,16 ve 2,91. İlk çeyrekte yönler farklı ama sayıların mutlak değerleri çok küçük olduğu için bu durum normal karşılanabilir. Ama ikinci çeyrekte her iki gösterge arasında belirgin bir fark var.</p>
<p>Yanlış anlaşılmasın; ortada Eylül 2021-Mayıs 2023 döneminde gözlemlediğimiz TÜİK’in tüketici enflasyonu ile alternatif enflasyon ölçümleri arasında önceki yirmi yıllık dönemde hiç görülmemiş belirgin farklara benzer bir gariplik olduğunu falan iddia etmiyorum. Sadece yüksek frekanslı göstergeleri kullanan ve onların verdiği malumata güven duymak isteyen bir hoca olarak yazıyorum. Mevsimlik hareketlerden arındırma işlemi de bu farklılıkların bir kısmından sorumlu olabilir. Üretim endekslerinin kalitesi, eminim, belli aralıklarla iyileştirilmeye de çalışılıyordur. Ama kıssadan hisse değişmiyor. Şu: Endekslerin kalitesini artırma çalışmalarını daha özenli ve daha sık yapmakta fayda var gibi görünüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretim-endeksleri-ve-gsyh-86717</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üretim endeksleri ve GSYH ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/taris-kuru-uzume-brut-80-lira-avans-fiyat-acikladi-86716</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> TARİŞ kuru üzüme brüt 80 lira avans fiyat açıkladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TARİŞ Üzüm Birliği, 2026 ürünü çekirdeksiz kuru üzüm için kalite farkı gözetmeksizin kilo başına brüt 80 lira avans fiyat açıkladı. Üreticinin en az 150 lira beklediği sezonda, fiyat krizi ve artan maliyetler devlet desteği çağrılarını güçlendiriyor.</strong></p>
<p>Geçen yıl 9 numara üzüm için 120 lira fiyat açıklayan Tariş Üzüm Birliği, 2026 ürünü için kalite farkı gözetmeksizin çekirdeksiz kuru üzüme kilo başına 80 lira avans fiyat açıkladı.</p>
<p>Uzun süredir Toprak Mahsulleri Ofisi’nin fiyat açıklamasını bekleyen Tariş Üzüm Birliği, TMO fiyat açıklamayınca üreticinin 150 lira fiyat beklediği çekirdeksiz kuru üzüme 80 lira avans fiyat açıkladı.</p>
<p>Tariş Üzüm Birliği’nden fiyatla ilgili yapılan açıklama şöyle: “TARİŞ Üzüm Tarım Satış Kooperatifleri Birliği Yönetim Kurulu, 2026 yılı çekirdeksiz kuru üzüm alım sezonuna ilişkin uygulama esaslarını ve alım takvimini belirledi. Yapılan kurumsal açıklamaya göre Birlik, yeni sezonda kalite ayrımı gözetmeksizin brüt 80 TL/kg ön alım (avans) fiyatı üzerinden alımlara başlama kararı aldı. Piyasa gelişmelerinin yakından izleneceğini belirten Birlik yönetimi, açıklanan avans fiyatıyla üretici ortakların ürünlerinin en iyi şekilde değerlendirilmesini ve kurumun sürdürülebilir yapısının korunmasını hedefliyor.</p>
<p><strong>Rekoltenin yüzde 50’si alınacak</strong></p>
<p>Alım kotaları ve teslimat şartlarının detaylandırıldığı duyuruda, üretici ortakların bağlı bulundukları kooperatiflere bildirdikleri 2026 yılı rekolte miktarının yüzde 50’sine kadar olan kısmının ürün alımı kapsamında değerlendirileceği bildirildi. Ürün vadeli borcu bulunan üretici ortaklar için ise özel bir düzenleme yapıldı. Bu kapsamda, yüzde 50 oranındaki ürün tesliminin mevcut borcu karşılamaması halinde, kooperatife bildirilen rekolte miktarını aşmamak kaydıyla borcu karşılayacak oranda ilave ürün teslimi kabul edilebilecek.</p>
<p><strong>Alımlar 10 Eylül’de başlayacak</strong></p>
<p>Üreticilerin alım sürecini planlayabilmesi amacıyla operasyonel takvim de netleştirildi. Buna göre alım işlemleri için randevu sistemi 7 Eylül 2026 tarihinde açılacak. Bağlı kooperatifler aracılığıyla gerçekleştirilecek fiziki ürün alımlarına ise 10 Eylül 2026 tarihinde resmî olarak başlanacak. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”</p>
<p><strong>Üreticinin beklentisi en az 150 liraydı</strong></p>
<p>Tariş Üzüm Birliği, geçen yıl 19 Ağustos 2025 tarihinde çekirdeksiz kuru üzüm alım fiyatını 9 numara üzüm için kilo başına 120 lira açıklamıştı. Toprak Mahsulleri Ofisi ise 20 Eylül 2025’te fiyatlar düşmesin diye Tariş’in açıkladığı 120 liralık fiyatı alım fiyatı olarak açıkladı. Bu yıl ise Toprak Mahsulleri Ofisi, henüz fiyat açıklamadı.</p>
<p><strong>Üreticilerden Cumhurbaşkanı Erdoğan’a çağrıda bulunmuştu</strong></p>
<p>Geçtiğimiz günlerde Manisa Ziraat Odaları İl Koordinasyon Kurulu düzenlediği toplantıda, geçen yıl kilosu 120 lira olarak açıklanan fiyatın bu yıl üretim maliyetleri, tarımsal girdi fiyatları ve enflasyon dikkate alınarak açıklanmasını istemişti. Manisa Ziraat Odaları İl Koordinasyon Kurulu Başkanı ve Şehzadeler Ziraat Odası Başkanı Hüseyin Altındağ, şunları söylemişti: “Sayın Cumhurbaşkanımızdan, Tarım ve Orman Bakanımızdan, Hazine ve Maliye Bakanımızdan ve TMO’dan beklentimiz, bir an önce kuru üzüm taban fiyatının açıklanmasıdır. Sayın Cumhurbaşkanımızdan geçen yıl 120 lira olan üzümün, son bir yıldaki enflasyon ve tarımsal girdi fiyat artış oranına göre fiyat artışı beklemekteyiz.”</p>
<p><strong>Manisa'da 50 bin aile üzüm üretiyor</strong></p>
<p>Türkiye’nin dünyaca ünlü sultaniye çekirdeksiz kuru üzümünün yüzde 90’ı Manisa’da 50 bin üretici tarafından üretiliyor. Türkiye kuru üzüm üretiminde ve ihracatında dünyada ilk sırada. Ancak son yıllarda artan maliyetler ve olumsuz hava şartları üreticinin zarar etmesine neden oluyor. Türkiye’nin üzüm üretimini ve ihracatını sürdürmesi için üreticinin fark ödemesi, prim ve benzeri desteklerle desteklenmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>İklim krizi üzüm üretimini olumsuz etkiliyor</strong></p>
<p>Birkaç yıldan beri kuru üzüm üretimi iklimdeki olaylara bağlı olarak çok değişkenlik gösteriyor. İklim krizinden en çok etkilenen ürünlerden birisi üzüm oldu. Üretimdeki dalgalanma ihracata da yansıyor.</p>
<p>Çekirdeksiz kuru üzüm üretiminde 300 bin tonun üzerine çıkılan yıllar da oldu, 160 bin ton seviyelerine düşen yıllar da oldu. 2014-2015 sezonunda Türkiye’nin çekirdeksiz kuru üzüm üretimi 328 bin tona ulaştı. Bugüne kadarki en yüksek üretim oldu. 2025-2026 sezonunda zirai don felaketi nedeniyle üretimin 160 bin ton seviyesine düştüğü tahmin edildi. Bu da son yılların en düşük üretim seviyesi oldu.</p>
<p><strong>Dünya birinciliği tehlikede mi?</strong></p>
<p>Üretimde ve ihracatta dünya birinciliği olan Türkiye, son yıllarda üretimdeki dalgalanmalar nedeniyle tahtını kaybetme riskiyle karşı karşıya. Bugünlerde bu risk çok tartışılıyor. Türkiye’nin ihracat pazarlarını kaybettiği ve yakın gelecekte çekirdeksiz kuru üzüm ihracatında ciddi sorunlar yaşanacağı açıkça ifade ediliyor.</p>
<p>Bazı yıllar üretim çok olur, fiyat düşer; Türkiye daha çok üzüm ihraç eder ama gelirinde bir artış olmaz. Bazı yıllar ise üretim az olur, fiyat yükselir; Türkiye daha az üzüm ihraç eder ama geliri daha yüksek olur. Bu konuda çarpıcı örnekler var.<br />Örneğin, Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği verilerine göre, 2013-2014 sezonunda Türkiye, 184 bin 946 ton çekirdeksiz kuru üzüm ihracatı yaparak 459 milyon 638 bin dolarlık gelir sağladı. Bir sonraki sezon olan 2014-2015’te 259 bin 415 ton çekirdeksiz kuru üzüm ihracatı gerçekleştirdi. Elde edilen gelir 466 milyon 913 bin dolar oldu. Miktar bazında yüzde 40 artış sağlanırken, değer olarak sadece yüzde 1 artış gerçekleşti.</p>
<p><strong>Üretimdeki dalgalanma ihracata da yansıyor</strong></p>
<p>Aradan 10 yıl geçtikten sonra tam tersi yaşandı. 2024-2025 sezonunda ihracat 153 bin 593 tonla son 25 yılın en düşük seviyesine indi. Gelir olarak 546,5 milyon dolarla tarihin en yüksek seviyesine çıktı.</p>
<p>Çekirdeksiz kuru üzüm ihracatı, 2023-2024 sezonunda 207 bin ton olarak gerçekleşirken 2024-2025 sezonunda 153 bin 593 tona geriledi. Miktar olarak ihracat yüzde 26 oranında düştü. Gelir olarak ise 2023-2024 sezonunda 489 milyon dolar gelir sağlanırken, 2024-2025 sezonunda yüzde 12 artışla 546,5 milyon dolar elde edildi. Türkiye, önceki sezona göre 53 bin 407 ton daha az çekirdeksiz kuru üzüm ihraç ederek 57,5 milyon dolar daha fazla gelir elde etti.</p>
<p>Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği, haftalık olarak kuru meyve ihracatındaki verileri yayımlıyor. Oradaki verilere bakıldığında Ocak-Temmuz döneminde çekirdeksiz kuru üzüm ihracatının geçen yılın aynı dönemine göre miktar olarak yüzde 6 arttığı, değer olarak yüzde 9 gerilediği görülüyor.</p>
<p>Türkiye, Ocak-Temmuz 2025 döneminde 77 bin 397 ton çekirdeksiz kuru üzüm karşılığında 281 milyon 390 bin dolar gelir elde ederken, Ocak-Temmuz 2026 döneminde 81 bin 865 ton çekirdeksiz kuru üzüm ihracatı yaparak 256 milyon 688 bin dolar gelir sağladı. İlk 7 ay karşılaştırıldığında bu kez daha çok üzüm ihraç ederek daha az gelir elde edildiği görülüyor.</p>
<p><strong>Orta ve uzun vadeli politikaya ihtiyaç var</strong></p>
<p>Dolayısıyla daha az ürünle daha yüksek gelir elde etmek her zaman mümkün olmuyor. Çünkü diğer ülkelerdeki üretim, dünya fiyatları, alıcıların talepleri gibi birçok faktör ihracat verilerini etkiliyor. Sürdürülebilir üretim ve ihracatın yanı sıra iç piyasada yaşanan sorunların, tüketici fiyatları gibi konuların çok yönlü olarak tartışılması, konuşulması gerekir. Dünya piyasalarındaki duruma, rekabete bakılarak bir yol haritası, orta ve uzun vadeli bir politika belirlenmeli.</p>
<p>Fakat genellikle günübirlik politikalarla hareket ediliyor. Ne yazık ki tartışma genellikle hasat döneminde fiyat odaklı yapılıyor.</p>
<p>Çiftçi, haklı olarak üretim yaparken artan maliyetlerin fiyata yansımasını istiyor. Zarar etmek istemiyor.</p>
<p>İhracatçı, yıllardır büyük zorluklarla elde edilen ihracat pazarının yüksek fiyat nedeniyle kaybedilmesini istemiyor.</p>
<p>Devlet, bütçe kaynaklarını dikkate alarak mümkün olduğunca ürünün piyasada alınıp satılmasını, devlete iş düşmemesini, ihracat gelirinin artmasını istiyor.</p>
<p>Tüketici, uygun fiyata kuru üzüm tüketmek istiyor.</p>
<p>Ulusal bir politikanız yoksa bu isteklerin hepsini yerine getirmek elbette mümkün olmuyor. Güçlü olan, derdini Ankara’ya daha iyi anlatan avantaj elde ediyor. Fakat bazı yıllar üretici, bazı yıllar ihracatçı memnun olsa da doğru politikalar olmayınca ülke kaybediyor.</p>
<p><strong>Türk üzümünün en büyük alıcısı Birleşik Krallık</strong></p>
<p>Türkiye, çekirdeksiz kuru üzüm ihracatını 80’i aşkın ülkeye gerçekleştirse de geleneksel olarak Avrupa ülkeleri öne çıkıyor. En büyük alıcı Birleşik Krallık (İngiltere). Hollanda, Almanya, İtalya ve Fransa en çok ihracat yapılan diğer ülkeler.</p>
<p>Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği verilerine göre, Türkiye, ihracatın miktar olarak en az, değer olarak en yüksek olduğu 2024-2025 sezonunda 84 ülkeye çekirdeksiz kuru üzüm ihraç etti. İngiltere 169 milyon 304 bin dolarla ilk sırada yer alırken, Hollanda 64,3 milyon dolarla ikinci, İtalya 51 milyon dolarla üçüncü oldu. Bu ülkeleri Almanya 48 milyon dolar, Fransa 33 milyon dolarla izledi. Çekirdeksiz kuru üzüm ihracatında ilk 10 ülke arasındaki diğer ülkeler ise şunlar: İspanya, Japonya, Avustralya, Kanada ve Belçika.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Bu yılki fiyat krizi devlet desteği ile atlatılabilir</strong></span></p>
<p>Türkiye, çekirdeksiz kuru üzümü dünyanın en gelişmiş ülkelerine ihraç ediyor. Dünya ihracatında her şeye rağmen ilk sırada yer alıyor. Ancak her geçen gün bu avantajını kaybetme riskiyle karşı karşıya. Üretimden başlanarak sofraya kadar üzümdeki sorunlar masaya yatırılarak çözüm bulunmalı. Bu yıl yaşanan fiyat krizi, artan maliyetler karşısında düşen fiyat nedeniyle üreticiyi üretimin dışına iter. Üretim olmadan ihracattaki başarı olmaz, olamaz. Bu nedenle üreticinin öncelikle para kazanacağı sürdürülebilir bir üretim politikası olmalı. Bunu sağlamak da en başta devletin görevi. Orta ve uzun vadeli ulusal bir politika belirlenmeli ve herkes üzerine düşeni yapmalı. Ama öncelikle bu zor sezonu atlatacak devlet destekleri devreye sokulmalı. Tariş Üzüm Birliği’nin mali olanakları sınırlı. Devlet desteği olmadan bu sezonu atlatmak mümkün görünmüyor. Gerekli önlemler alınmaz ve doğru politikalar uygulanmazsa yarın çok geç olabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/taris-kuru-uzume-brut-80-lira-avans-fiyat-acikladi-86716</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/4/1280x720/tarisin-120-liralik-uzum-alim-fiyatina-ureticiden-tepki-var-1755757261.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TARİŞ kuru üzüme brüt 80 lira avans fiyat açıkladı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/oda-ve-borsa-secimleri-yon-gosterici-olmali-86715</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Oda ve borsa seçimleri &#039;yön gösterici&#039; olmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Oda ve borsa seçimlerinde sorgulayarak netleştirilen, olgunlaştırılan ve çoğaltılan “yön belirleme” için harcanacak çaba “uyum ve yaşam açısından faydalı bilgi” üretmenin gerek şartıdır. Özlediğimiz kalkınmayı gerçekleştirmek istiyorsak, sermayeye erişmenin işin yarısı olduğunu içselleştirmeliyiz.</strong></p>
<p>Akıl çözüm üretmek için vardır; yaşamakta olduğumuz sorunların çözümünü ararken de kendi aklımıza güvenmek en etkili yoldur.</p>
<p>Büyük gücü ancak içeride yaratabileceğimizi; o nedenle toplumsal etkileşimlerimizde gereksiz ayrışmalara yol açacak dil kullanmanın, kin ve nefret tohumları ekmenin orta ve uzun dönemdeki sakıncaları her dönemde yazdıklarımızın “<em>merkez düşüncesi</em>” olmuştur.</p>
<p>Dil, bizi ortak bir amaca odaklayarak yaratmak istediğimiz sonuçlara gücümüzü de odaklar. Dil, aynı zamanda toplumların “yönünü belirlemesinin” de temelidir.</p>
<p>Halkımız, akıl birikiminin süzgeçlerinden geçirerek, “<em>Nereye gideceğini bilmeyen kaptana hiçbir rüzgârın yardımı olmaz!</em>” demiştir.</p>
<p>Ülkemizin iş insanlarını barındıran oda ve borsaların seçimlerinde meslek komiteleri, kendi iş alanları, diğer alanlar, değişik alanlardaki ağların etkileşimi ve “<strong><em>gidilmesi gereken yön”</em></strong> konusunda tabandan tavana bilgiye dayalı fikir üreten platformlar olmalıdır. Ayrıca, değeri olan proje ve uygulanabilir programlarla beslenen öneriler geliştirmeyi ihmal etmemek gerekir.</p>
<p>Oda ve borsa seçimlerinde sorgulayarak netleştirilen, olgunlaştırılan ve çoğaltılan “<em>yön belirleme”</em> için harcanacak her çaba “<em>uyum ve yaşam açısından faydalı bilgi</em>” üretmenin gerek şartıdır.</p>
<p>Özlediğimiz kalkınmayı gerçekleştirmek istiyorsak, sermayeye erişmenin işin yarısı olduğunu, uyum ve yaşam açısından faydalı bilginin de diğer yarısını oluşturduğunu içselleştirmeliyiz.</p>
<p>Uyum ve yaşam açısından çok önemli olan faydalı bilgiyi üretmek, anlama alanını genişletmek ve anlamlandırmak istiyorsak; başka bir deyişle faydalı bilgiyi toplumsallaştırarak kalkınmanın itici gücüne dönüştüreceksek, oda ve borsa seçimleri “vesile” olmalı, sorgulama iklimi yaratmalı, ortamı oluşturmalıyız.</p>
<p><strong>Bilgi araçtır</strong></p>
<p>Faydalı bilgi, toplumun amaçları için bir araçtır. Bilgi, bir bağlamda yaratılmak istenen sonuca bizi götürmüyorsa faydasından söz edemeyiz.</p>
<p>İktisadi gelişme bağlamında ülkemizin gündemi nettir; başlıca bileşenleri bellidir: Değişen bağlantılar, iletişim kapasiteleri, rekabet koşulları, iş birlikleri ve ittifak yapılanmaları gibi. “<strong><em>Ne üreteceğimiz</em>” </strong>konusunda öncelikler sıralaması yapmalıyız. Jeopolitik oluşumlar, ulus devletleri yöneten hükümetlerin yeni arayışları, iş gücünün değer zincirindeki konumlanma ihtiyacı, nüfus hareketleri, kültürel değerler ve teknolojideki gelişmeler “<strong><em>nasıl üreteceğimizi</em>”</strong> belirleyecektir. Bir başka boyut, yol göstermede “<em>ne olduğunu</em>” bilmenin yanında asıl önemlisi “<em>ne olması</em>” gerektiğini bilmektir. İnsanlığın yarattığı her teknolojik sıçramanın eşitsizliği artırdığı gerçeğiyle yüzleşiyoruz. Ne ürettiğimizi ve nasıl ürettiğimizi netleştirsek bile, “<strong><em>kimin için ürettiğimiz</em></strong>” konusunda bir toplumsal sözleşmede uzlaşamazsak enerjilerimizi israf etme olasılığı artar.</p>
<p><strong>Uygarlık tasavvurumuz belirleyicidir</strong></p>
<p>Oda ve borsalarda meslek komiteleri seçim sürecinde uyum ve yaşam için faydalı bilgi üretmenin bazı olmazsa olmazlarını zihnimizde netleştirmeliyiz: “<strong>Uygarlık tasavvurumuz</strong>” birikimimizi, bakış açımızı, bilinç düzeyimizi, beklentilerimizi ve üreteceğimiz bereketi etkileyen temel zihinsel araçlarımızdan biridir. Uygarlık tasavvurumuz, sorgulama merakının diriliği, akıl disiplinini etkili ve verimli kullanma özeni belirleyici etkenlerdir. Uygarlık tasavvurumuz, aşırı basitleştirilmiş tarihsel anlatımlar üzerine kurulu ahlaki kesinliklere dayalı ise mensubu olduğumuz uygarlığı ötekilerinden üstün görür; insan odaklı bir yol izleme yerine, inanç odaklı kimlik peşinde çatışmacı bir ortama sürükleniriz. Yakın tarihte IŞİD örneğinde görülen, Yahudi topluluklarında <em>“haredi</em>” zihniyetinin yarattığı soykırım ve insanlık dışı uygulamalardan beslenen bir uygarlık algısının toplumsal enerjiyi, uyum ve yaşam açısından faydalı bilgi üretimini nasıl yok ettiğini yaşayarak deneyimledik. İş birlikleri ve ittifaklar oluşturarak “<em>dışa ve dünyaya açık gelişme” </em>yaratma da ihmal edilmemesi gereken diğer bir boyuttur. Uzun soluklu iş birlikleri ve ittifaklar üzerine güç oluşturarak yeni değer zincirinde doğru konumlanma şaşmaz hedef olmalı!</p>
<p>Uygarlık tasavvurumuz, sorgulama merakı, akıl yürütme disiplini ve bilinmezle yüzleşme önemsenmez; her şeyi bir <em>“üst güce</em>” bağlarsak, emanet edilmiş akılla çağımızın son derece dinamik yapıdaki sorunlarına uygun çözümler üretemeyiz.</p>
<p>Uygarlık tasavvurumuz, kuramı, modeli ve metodu küçümseyen bir damardan besleniyorsa; içinde bulunduğumuz iş örgütlerini ve sosyal örgütleri kavrayamaz, özgül misyonlarıyla ilgili varsayımlarımızı sürekli sorgulayarak canlı ve diri tutamayız. Örgütlerimizin misyonunu yerine getirebilmesi için çekirdek yetkinliklerini kapsayıcı biçimde harekete geçiremeyiz. Çevre, misyon ve çekirdek yetkinliklerimizle ilgili varsayımlarımızı yaşamın öz gerçekliğine uyumlu hâle getiremeyiz. Yaşamın bütün alanlarındaki varsayımlarımızın bağlantısal bütünlüğünü sağlayamayız. Örgütümüzün amaç ve hedeflerinin tüm çalışanlar tarafından açık ve net anlaşılmasının gücünü değerlendiremeyiz. Varsayımlarımızı ve zihni modellerimizi sürekli sorgulamadan dünyanın, yakın bölgemizin ve ülkemizin gerçekliklerini tam olarak açıklayamaz, tanımlayamaz ve değerlendiremeyiz.</p>
<p><strong>İç ve dış koşulları bilmek</strong></p>
<p>Oda ve borsa seçimlerinde önemli sorgulama alanlarından biri de kendi iş örgütümüz ve ülkemizdeki genel örgütlenmeyi yönlendiren “<em>iç ve dış koşulları</em>” saptamadan değişim ve dönüşümlere uyum sağlanamayacağı gerçekliğidir. İç ve dış koşulların değişen karakterleri, yarattıkları eğilimler, eğilimlerin fırsat ve tehlikeleri, imkânlarımız ve kısıtlarımız hakkında sorgulama yapmadan net bilgiye erişemeyiz. Net bilgimiz eksikse, erişilebilir kaynakları kullanacak “k<em>oordinasyonu</em>” gerektiği gibi yapamayız. İhtiyaçlarımızı ve önceliklerimizi belirleyerek kıt kaynakları etkin ve verimli değerlendiremeyiz.</p>
<p>Çok güncel olan yapay zekâ konusunu toplumsal yaşamda yaratacağı değişim ve dönüşüm bağlamıyla kavrayabilmemiz için iç ve dış koşullarda yarattığı etkileri sürekli sorgulamamız gerekir. İçinden geçtiğimiz oda ve borsa seçim sürecinde yapay zekânın iş örgütlerimize olası etkileri konusunda fikir ve projeleri sorgulamadan ülke geneli için bir <em>“yön gösterme</em>” mümkün olmaz.</p>
<p>Uyum ve yaşam açısından faydalı kolektif bilgi üretme, olgunlaştırma ve etkin biçimde değerlendirme için “<em>plan, öngörme ve önlem alma disiplini</em>” önemlidir. İş insanlarımız, dünyanın çok önemli bir dönüşüm sürecinden geçtiği bu dönemde seçim yapıyorsa, o seçimin odağında planlı yatırımların savunulması, bilgiye dayalı fikir üretiminin özendirilmesi ve uygulanabilir projelerin üretilmesi gündemin ilk sıralarında yerini almalıdır. Yetmez, uygulanan projelerin geri bildirimlerle sorgulanarak sapmaların belirlenmesi ve ince ayarlarla kendini yeniden üreten mekanizmaların işletilmesi de belirleyicidir.</p>
<p><strong>Gözetim ve denetim disiplini</strong></p>
<p>İhmal edilmemesi gereken bir başka boyut, “<em>gözetim ve denetim disiplini”</em> konusudur. Gözetim ve denetimi <strong><em>“</em></strong><em>suçlu arama</em>” algısından kurtararak, eksik ve yanlışı bularak, gerekli ince ayarları yapıp sürdürülebilir bir gelişmenin aracı hâline getirmeliyiz. Oda ve borsa seçim sürecinde, insan eliyle yapılan “<em>etken denetim</em>” ile sistemin gerçekleştirdiği “<em>edilgen denetim</em>” konusunda isteklerimizi net anlatan bir çerçeve belgemiz yoksa sivil toplum inisiyatifinin kamusal sorumluluğunu yerine getiremeyiz.</p>
<p>Ülkemizin en büyük sivil inisiyatiflerinin seçiminde “<em>hata kültürünü yaratma, olgunlaştırma ve çoğaltma</em>” konusu sorgulanmıyorsa, uzun dönemli geleceği koruyan adımları atmak zordur. Hata yapmadan gelişme olmaz, hata korkusu girişimciliği öldürür; ama hataları açık ortamda sorgulayan bir kültür oluşturulmazsa, “<em>kol kırılır, yen içinde kalır</em>”; tekrarlanan hatalar ölçülmesi güç kaynak israfına yol açar.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/oda-ve-borsa-secimleri-yon-gosterici-olmali-86715</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Oda ve borsa seçimleri &#039;yön gösterici&#039; olmalı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hayat-kendi-degerlerini-uretiyor-86714</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hayat, kendi değerlerini üretiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kültür; işbirliği ve işbölümüyle doğar. Zira zaman, kültür değişmelerini sağlayan en önemli etmendir. Bundan 450 yıl önce dahi Fuzuli; “acep zamaneye kalduk, gelünüz ağlaşalum” diyordu.</strong></p>
<p>Kültür; <strong>toplumun kalbi</strong>… Düşünce biçimi… Gelenekleştirdiği <strong>hayat tarzı</strong>… Yığından kümeye geçiren enerji… Toplumun çıktısı. <strong>Ürettiği her şey</strong>, tükettiği her şey… <strong>Hayatı kavrayış tarzı</strong>... <strong>Kültür tarla, değerler tohum… </strong>Bireylerin tohum olduğu toplumun ekini, ekinci…  <strong>Kültür; biriktirilendir</strong>.</p>
<p>Kültür, <strong>işbirliği</strong> ve <strong>işbölümüyle</strong> doğar. Yıllar içinde <strong>mayalanır</strong>, gelişir, <strong>kapsayıcı olur</strong> ve bireylerin davranış kalıplarını şekillendirir. Kültürü oluşturan; <strong>kurucu babalar</strong>, <strong>savaşçı büyükler</strong> ve <strong>sanatçı bireylerdir</strong>. Bireyselliğin toplum içinde eritilip o topluma kazandırılan <strong>renktir</strong>, <strong>tattır</strong>, <strong>kokudur</strong>, <strong>sestir.</strong></p>
<p><strong>KÜLTÜR TARLA, DEĞERLER TOHUM</strong></p>
<p><strong>Kültür devrimi</strong>; yeni anlayışın topluma içselleştirilmesinin adıdır. <strong>Çin’de Mao</strong>, kültür devrimi ile tüm <strong>Konfüçyüsçü</strong> gelenekleri yıkmak istemiş, başaramamıştır. <strong>2 bin 500 yıllık köklere sahip kültür</strong>, yasak altında dahi yaşamını sürdürebilmiştir. Kültür aslında <strong>değerlerin demlenmişi</strong>, kadim hale gelmişidir.</p>
<p>Kültür, beni <strong>yaşadığı toplumla</strong> bütünleştirendir. İngiltere’de yaşadığım dönemi hatırlıyorum. Orada kendime iş kurma, yaşama fırsatı olmasına rağmen bir karar almış; “<strong>kendi ana dilimde aşk şarkılarının söylenmediği bir kültürde yaşlanmak istemiyorum</strong>” diyerek anavatanıma dönmüştüm.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Kültüre dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Kuşaklar neden çatışır?</em></strong></p>
<p>Eğer kültür, kuşaklar arasında ise çatışma, “<strong>zamane</strong>” ile “<strong>yetişkin</strong>” arasında olacaktır. Aynı yerde ve aynı toplumda olup, <strong>alt kültürler</strong> oluşması bu… <strong>Çocuklar, babalarından ziyade, zamanlarına benzer</strong>.</p>
<p><strong><em>Kültürün mekân ilişkisi?</em></strong></p>
<p>Mekânın <strong>doğa koşulları</strong>, ekonomik kapasitesi ve <strong>hayatta kalma biçimi</strong>, kültürü alır, <strong>yöreye adapte eder</strong> ve <strong>töreyi</strong> dönüştürür. İşe yarar formül şudur; <strong>Küresel düşün, yöresel davran, töresel yaşa</strong>… .</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>KURUCU BABALARDAN Z KUŞAĞINA UZANAN SÜREÇTE KÜLTÜR DEĞİŞİMLERİ</strong></p>
<p>Sosyal medya araçları; <strong>Twitter</strong>, <strong>Facebook</strong>, <strong>Linkedin</strong>, <strong>Instagram</strong>; kültür aktarıcı küresel araçlardır ve bu sayede <strong>küresel ortak inanç</strong>, ortak kanaat, <strong>ortak davranışlar</strong> geliştirilebiliyor. Bir kültürün diğeriyle k temas ettiği <strong>antik çağ agoraları</strong>, <strong>artık sosyal medya platformlarıdır</strong>. Kültür; toplumsal auranın adı…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>SANAL KÜLTÜR LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Algoritmik Kültür</strong>: YZ sistemlerinin ürettiği ve yaydığı kültürel normlar bütünü</p>
<p><strong>Veritopya</strong>: Biyolojik değil, veri temelli kimliklerin kurduğu yeni kültürel zemin</p>
<p><strong>Avatar Akıl</strong>: Dijital temsiliyle kültür öğrenen ve kültür üreten birey tipi</p>
<p><strong>Dijital Töre</strong>: Kültürün artık gelenek değil, algoritmik trendlerle şekillendiği yeni davranış normları</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hayat-kendi-degerlerini-uretiyor-86714</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hayat, kendi değerlerini üretiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ito-enflasyonunda-metodolojik-hata-86713</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> İTO enflasyonunda metodolojik hata</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Ticaret Odası 2023 yılını baz alarak İstanbul’u kapsayan tüketici fiyat endeksi hesaplamaya başladı. Bu hesaplama İstanbul’la sınırlıydı ama İstanbul da bir anlamda Türkiye demekti ve İTO’nun açıkladığı TÜFE değişimi TÜİK’in oranı öncesinde neredeyse öncü gösterge olarak kullanılıyordu. Ayrıca İTO verileri TÜİK’in oranının test edilmesi gibi bir işlev görüyordu.</p>
<p>İTO ağustos ayının TÜFE artışını yüzde 1,66 olarak açıkladı. Sonra detaylar gelince kafalar karıştı ve İTO’nun enflasyon hesaplamasında kullanılan metodolojinin enflasyon hesaplama mantığıyla hiç uyumlu olmadığı ortaya çıktı. Bu durum motorinin fiyatındaki dalgalanmadan anlaşıldı.</p>
<p>Bu köşede dün yer alan yazım da tesadüfen tam bu konudaydı. Enflasyon, <strong>“ay sonlarındaki fiyatların değil, ay ortalamasındaki fiyatların”</strong> kıyaslanmasıyla hesaplanırdı ve bu konudaki kafa karışıklığını gidermek için detaylı bir analiz kaleme almıştım.</p>
<p>Meğer İTO, sürekli olarak ay sonu fiyatlarını esas alarak hesaplama yapıyor ve enflasyonu böyle belirliyormuş.</p>
<p>İTO’ya göre ağustos ayında motorin fiyatları yüzde 4,3 gerilemiş görünüyordu ve ağustos enflasyonu bu fiyat değişimi dikkate alınarak hesaplandı. Oysa yüzde 4,3 gerileme, motorinin temmuz ve ağustosun son günlerindeki fiyat değişimini gösteriyordu. Ay ortalamasına göre ise motorin ağustosta temmuza göre tam yüzde 11,7 zam görmüştü.</p>
<p>Düşünün; motorin gibi ağırlığı görece yüksek bir ürünün fiyatını yüzde 11,7 artmış şekilde dikkate alıp endeksi o şekilde oluşturmak gerekirken, yüzde 4,3 ucuzlama olmuş gibi hesaplama yapmak…</p>
<p>İTO’nun ağustos için açıkladığı yüzde 1,66’lık oran tümüyle anlamsız hale geldi. Tabii ki bu durum yalnızca ağustos için geçerli değil ki, bu yanlış uygulama yüzünden diğer ayların oranları da gerçeği yansıtmaktan uzaklaştı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Enflasyon düşmeyecek ama faiz düşsün!”</span></h2>
<p>Bu satırları okuduğunuz saatlerde TÜİK ağustos ayı enflasyonunu muhtemelen açıklamış olacak. Ağustos enflasyonu yüzde 2 dolayında, en geniş aralıkta ise yüzde 1,5- 2,5 tahmin ediliyor.</p>
<p>TÜİK’e göre temmuz sonundaki yıllık TÜFE artışı yüzde 31,75. Ağustos artışı yüzde 1,5 olursa yıllık oran yüzde 31,06’ya gerileyecek, ağustostaki gerçekleşme yüzde 2,5’i bulursa yıllık oran yüzde 32,4 olacak.</p>
<p>Yani ağustos sonundaki yıllık oranın sınırı belli; en düşük yüzde 31, en yüksek yüzde 32,4.</p>
<p><strong>Merkez Bankası ne yapar?</strong></p>
<p>Merkez Bankası’nın Para Politikası Kurulu haftaya bugün toplanıp faiz kararını açıklayacak.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde haftalık repoya dönülmek suretiyle fiilen yüzde 40 olan faizin yüzde 37’ye çekilmesinden sonra yeni bir indirim gelir mi gelmez mi, bunun üzerinde duruluyor.</p>
<p>Aslında ortada pek de tartışma yok; Merkez Bankası’nın 10 Eylül Perşembe günü faizi değiştirmeyeceği görüşü ağır basıyor.</p>
<p>Bir görüş ağır basıyorsa, azınlıkta kalan görüş de var demektir. Küçük bir kesim faiz indirimi olabileceğini dile getiriyor ama dediğim gibi bunu söyleyenler çok az.</p>
<p>PPK’nın eylülden sonra biri ekim, biri de aralıkta olmak üzere iki toplantısı daha var. Ağırlıklı görüş, <strong>“Faiz ekim ve aralıkta aşağı çekilir”</strong> yönünde oluşuyor; hatta <strong>“Mutlaka çekilmeli”</strong> deniliyor.</p>
<p><strong>OVP hedefleri de belirleyici olacak </strong></p>
<p>Daha önce 7 Eylül Pazartesi olarak duyurulan 2027-2029 orta vadeli programının açılış günü 6 Eylül Pazar olarak değiştirildi. Bu program çerçevesinde 2027 ve sonraki iki yılın enflasyon hedefleri de ilan edilecek. Yeni hedefler de Merkez Bankası’nın faiz kararında etkili olacaktır.</p>
<p><strong>“Faiz düşsün de…” </strong></p>
<p>Faizin düşmesini en çok tabii ki reel sektör istiyor. Kendi açılarından elbette haklılar. Merkez Bankası faizi düşürsün, kredi faizleri de gerilesin.</p>
<p>Ama sergilenen yaklaşım sanki biraz çelişkili. Reel sektörün Merkez Bankası’nın sektörel enflasyon beklentileri anketine verdiği yanıtla kafa karıştırıyor.</p>
<p>Ağustos 2027 itibarıyla beklenen enflasyon hanehalkında yaklaşık yüzde 46, reel sektörde yüzde 33. Türkiye bu yılın sonunda yüzde 30’un altına inmeyi umuyor ama özellikle fiyat belirleme gücünü elinde bulunduran reel sektör Ağustos 2027 için hâlâ yüzde 33 enflasyon tahmin ediyor.</p>
<p>Ama çelişkiye bakın ki, bir yıl sonrasına ilişkin enflasyon tahmini bu düzeyde olan reel sektör bir yandan da faizin çok yüksek olduğunu dile getiriyor. Reel sektörün yüzde 33’lük tahmini, örtülü biçimde <strong>“Ben bu kadar zam yapacağım”</strong> demek değil mi?</p>
<p><strong>“Ben zam yapmaya devam edeyim, hatta bir yıl sonra bile enflasyon yüzde 33’lerde olabilir ama şu faizi düşürün!”</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ito-enflasyonunda-metodolojik-hata-86713</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/6/1280x720/market-alisveris-perakende-1748466910.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İTO enflasyonunda metodolojik hata ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-86711</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ağustos enflasyonunun borsaya etkisi ne olacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Dikkatler Ağustos Enflasyonunda! Borsaya Etkisi Ne Olacak?  | Ekonomi Masası | 03 Eylül" src="https://www.youtube.com/embed/IS6EiF62AF4" width="750" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-86711</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/5/1280x720/munyar-1787203670.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ticaret-zorlandi-konkordato-basvurusu-artti-alacak-sigortasi-policesi-6-milyar-euroyu-buldu-86712</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 07:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ticaret zorlandı, konkordato başvurusu arttı, alacak sigortası poliçesi 6 milyar euroyu buldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ALLIANZ </strong>Trade Türkiye CEO’su <strong>Ömer Gürcan Köseoğlu </strong>ve Pazarlama Müdürü <strong>Bedia Dernek</strong>’le görüşmeye giderken şirketle ilgili bilgi istedim:</p>
<p>-          “Allianz Trade”, <strong>Allianz Sigorta’dan farklı ne yapıyor?</strong></p>
<p>Kısa bilgi notunda <strong>“Allianz Trade”</strong>in faaliyet alanı şöyle özetlendi:</p>
<ul>
<li>“Allianz Trade”, <strong>ticari kredi sigortası alanında küresel lider. Kefalet, alacak tahsilatı, dolandırıcılık sigortası, yapılandırılmış ticari kredi ve siyasi risk alanlarında uzmandır.</strong></li>
</ul>
<p>Bilgi notundaki şu veri dikkatimi çekti:</p>
<ul>
<li>“Allianz Trade”<strong>in tescilli istihbarat ağı, 289 milyon şirketin verilerine anında erişime dayanıyor.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Ömer Gürcan Köseoğlu, </strong>daha önce bankacılık sektöründe görev yaptığını, 10 yıldır sektörde olduğunu belirtip, <strong>“Allianz Trade”</strong>in faaliyet alanını şöyle açtı:</p>
<p>-          <strong>Şirketlere ticaret yapma ve ödeme alma konusunda güven verir. Kötü bir borç durumunda şirketleri tazmin eder. Ancak, daha da önemlisi, baştan kötü borçtan kaçınılmasına yardımcı olur.</strong></p>
<p><strong>“Allianz Trade”</strong>in Allianz Grubu’na bağlı olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Allianz Grubu, Türkiye’de de faaliyetleri olan </strong>“Euler Hermes”<strong>i satın almıştı. Adını da </strong>“Allianz Trade”<strong>e dönüştürmüştü. </strong>“Euler Hermes” <strong>dönemini de dikkate alırsak Türkiye’de 15 yılı aşkın süredir faaliyetimiz var.</strong></p>
<p><strong>“Allianz Trade”</strong>in ana işinin <strong>“alacak sigortası” </strong>olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>50’den fazla ülkede faaliyeti var</strong><strong>,</strong><strong> bağlı olduğumuz şirketin. Vadeli satışlarda alınan ürünün bedelinin ödenmeme riskini sigortalıyoruz.</strong></p>
<p><strong>“Allianz Trade”</strong>in dünyada verdiği güvencenin 1.4 trilyon dolara ulaştığına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’deki poliçelerimizin toplam büyüklüğü 6 milyar Euro. Yani, 6 milyar Euro’luk güvence vermiş durumdayız.</strong></p>
<p>Türkiye’deki poliçe adedini merak ettim, paylaştı:</p>
<p>-          <strong>500-600 civarında şirketin alacaklarını güvence altına almış bulunuyoruz. </strong> </p>
<p>Daha çok büyük ölçekli firmaları alacaklarını güvence altına aldıklarını aktardı:</p>
<p>-          <strong>Poliçe düzenlediğimiz 500-600 şirketin mal sattığı, iş yaptığı 30 bin alıcı var. Biz 30 bin alıcıdaki alacaklarını güvence altına almış bulunuyoruz. Bir sorun çıktığında alacaklarını ödüyoruz. Sonra o alacakların takibin</strong><strong>i</strong><strong> biz yürütüyoruz.</strong></p>
<p>Risk yönetimi yaptıklarını, tüm tarafları önceden incelediklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Ticaretin zorlanması bizim barometremiz gibi. Ticarette zorluklar, sıkıntılar başlayınca, konkordato başvuruları arttıkça bizim işimizde de artış yaşanıyor.</strong></p>
<p><strong>“Alacak sigortası” </strong>ile verdikleri güvenceye bir başka pencereden baktı:</p>
<p>-          <strong>Biz aslında teminatsız kredi kullandırmış oluyoruz.</strong></p>
<p>Konkordatoya giren şirketlerden alacağı olan sigortalıları için uygulamayı şöyle anlattı:</p>
<p>-          <strong>Konkordatoya giren şirketlerden alacağı tahsil etmek epey zorlaşır. Zaten konkordato bir anlamda borçlu şirkete zaman kazandırır. Sigortalımızın alacağı olan bir şirket konkordatoya girdiğinde biz alacağı öderiz. Konkordato sürecinde biz alacaklı hale geliriz.</strong></p>
<p>Daha küçük ölçekli şirketlerin alacaklarını sigortalama konusunda planları olup olmadığını sordum, yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Orta vadede büyüklerin bir altı grupta, yani orta büyüklükte olan şirketlerle de çalışmayı gündemimize alacağız.</strong></p>
<p>Şu noktayı irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Bir şirket bize alacak sigortası, ihracat sigortası, kefalet sigortası için başvurduğunda son 3 yılına bakarız. Ayrıca borçlu tarafın da son 3 yılını değerlendiririz. Yani, son bir yıla bakıp güvence altına almayız.</strong></p>
<p>Yaptıkları sigortanın bedeliyle ilgili örnek rakamlar sordu, yıllık primi şöyle örnekledi:</p>
<p>-          <strong>Yıllık 15 bin dolarlık poliçe de var, 100-150 bin dolarlık poliçe de düzenlenebiliyor. Sigortaya başvuran şirketin kapsama aldırmak istedikleri risklerinin büyüklüğüne göre ödenecek prim değişir.</strong></p>
<p>Ekonomide sıkıntılı günlerin başlamasından beri konkordatoya başvuran, bu sürece giren şirketlerin sayısı artıyor. Konkordatoya giren şirketlerden alacakları olanlar arasında tahsilatı yapamaz hale gelenlerin de sıkıntıya girme riskiyle karşı karşıya kaldıkları sıkça görülüyor.</p>
<p>İşte bu nedenle alacak sigortası, ihracat sigortası, kefalet sigortası gibi güvencelerin önemi artıyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bugüne kadar 108 milyon euro hasar ödemesi yaptık</span></h2>
<p><strong>ALLIANZ </strong>Trade Türkiye CEO’su <strong>Ömer Gürcan Köseoğlu</strong>’na alacağını, ihracatını sigortalayan şirketlere ödemeleriyle ilgili verileri sordum, şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Yılda 7-8 milyon Euro civarında tazminat ödüyoruz. Diğer bir deyimle hasar ödemesi yapıyoruz.</strong></p>
<p>Bugüne kadar ödedikleri tazminatın ulaştığı düzeyi merak ettim, paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Bugüne kadar ödediğimiz hasar 108 milyon Euro’yu buldu.</strong></p>
<p>Üstlendikleri alacakların tahsiliyle ilgili oranları sordum, aktardı:</p>
<p>-          <strong>Yurt içinde tahsilat oranımız yüzde 30’lar düzeyinde.</strong></p>
<p>Bu noktada hasar rasyosuyla ilgili şu bilgiyi verdi:</p>
<p>-          <strong>Hasar rasyolarımız yüzde 40’lar civarında. Bu oran normal sayılır. Yüzde 40-60 arası orta düzeydedir. Yüzde 60’ı aşarsa sıkıntı çıkar.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İşimizin yüzde 40’ını ihracat alacaları sigortası oluşturuyor</span></h2>
<p><strong>ALLIANZ </strong>Trade Türkiye CEO’su <strong>Ömer Gürcan Köseoğlu, </strong>ihracat sigortası poliçeleriyle Türkiye’nin ihracatını desteklediklerini belirtti:</p>
<p>-          <strong>İşimizin yüzde 40’ı ihracat sigortalarından oluşuyor. İhracatçıya kefalet sigortası da yapıyoruz. Bu alanda ilk lisans alan biz olduk.</strong></p>
<p><strong>“Allianz Trade”</strong>in tescilli istihbarat ağının dünyada 289 milyon şirketin verilerine anında ulaşma kabiliyeti olduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Örneğin Türkiye’deki ihracatçı şirketin satış yapmayı düşündüğü Peru’daki bir şirketin mali yapısını anında görebiliyoruz.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>İhracatçıya yurt dışında kefalet sigortası da yapıyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Politik risk sigortası da var</span></h2>
<p><strong>ALLIANZ </strong>Trade Türkiye CEO’su <strong>Ömer Gürcan Köseoğlu</strong>’na bana gönderilen kısa bilgi notundaki <strong>“politik risk” </strong>sigortasını sordum:</p>
<p>-          “Politik risk sigortası” <strong>nasıl yapılıyor, neleri kapsıyor?</strong></p>
<p>Şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Diyelim ki bir ülkede darbe oldu. Politik risk sigortası onu kapsar.</strong></p>
<p>Örneği genişletti:</p>
<p>-          <strong>Ülkeler Merkez Bankalarının döviz transferi uygulamalarıyla ilgili değişiklikler yaptığında ihracatçıyı zarara uğratacak yansımaları da söz konusu olabiliyor. Bu zararı tazminde rol alabiliyoruz.</strong></p>
<p><strong>“Politik risk”</strong>i önceden nasıl ölçtüklerini merak ettim, anlattı:</p>
<p>-          <strong>Uluslararası reyting kuruluşlarının ülkelere verdikleri notlardan yararlanıyoruz. Ayrıca globalde grubumuzun çok iyi bir araştırma ekibi var. Onların ortaya koyduğu araştırmalar da bizim için yol gösterici oluyor.</strong></p>
<p>Bu noktada söz konusu araştırma ekibinin ABD-İran Savaşı’yla ilgili öngörülerini sordum, paylaştı:</p>
<p>-          <strong>ABD ve İsrail’in İran’la yaşadıkları gerilimin sıcak savaşa döneceğini öngöremediler. Dünyada da pek öngören olmadı. Ayrıca süresi konusunda da net bir yorum yapamadılar.</strong></p>
<p><strong>Başlangıçta, ‘riski kendimiz yönetiriz’ diyen sıkışınca geliyor</strong></p>
<p><strong>ALLIANZ </strong>Trade Türkiye CEO’su <strong>Ömer Gürcan Köseoğlu, </strong>Türkiye’de 15 yıllık geçmişi olmasına rağmen <strong>“alacak sigortası”</strong>nda yolun başlarında olunduğunu belirtti:</p>
<p>-          “Alacak sigortası” <strong>ülkemizde emekleme safhasındaydı. Yeni yeni yürümeye başladı. Son 2-3 yıldır sorulmaya başlandı.</strong></p>
<p>Firmalarla görüşmelerde en dikkat çekici konunun ne olduğunu sordum, şöyle yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Firmalara sunum yaparken, </strong>“Riskinizi de biz yöneteceğiz” <strong>dediğimizde çoğundan, </strong>“Kendi riskimi kendim yönetirim” <strong>yanıtı alıyoruz. Ancak, böyle diyenlerden bazılarının sıkıntı sinyali alınca kapımızı çaldığını görüyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">17 firma ile Foodist’teyiz</span></h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a98f7ceb4a39-1788409806.png" alt="" width="697" height="382" /><strong>TÜYAP </strong>Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. ve ALZ Grup işbirliğiyle Türkiye Gıda Platformu’nun (TGP) <strong>“Foodist İstanbul Uluslararası Gıda ve İçecek Ürünleri Fuarı”</strong>nın açılışı sonrası Akhisar Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Alper Alhat, </strong>Başkan Yardımcısı <strong>Şerif Şerifoğlu, </strong>Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Muhiddin Örnek</strong> ve Meclis Başkanı <strong>Bahattin Alkın</strong>’la buluştuk.</p>
<p><strong>Alper Alhat, </strong>561 yerli, 76 yabancı katılımcının yer aldığı Foodist’e bir anlamda çıkarma yaptıklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Akhisar Ticaret Borsası olarak 17 firma ile Foodist’te yerimizi aldık. Akhisar Ticaret Borsası yönetimi olarak fuarların firmalarımıza katkısını çok iyi biliyoruz. O nedenle fuarlara katılıma çok önem veriyoruz.</strong></p>
<p><strong>Alper Alhat, </strong>fuarın açılışı sonrası Ticaret Bakanı Prof. <strong>Ömer Bolat </strong>ve Tarım ve Orman Bakanı <strong>İbrahim Yumaklı </strong>ile stant turu sırasında kısa görüşme fırsatı bulduklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>ABD’nin yüzde 12.5’lik ek gümrük vergisi uygulamasıyla birlikte zeytin ve zeytinyağı ihracatında fiyat tutturma şansımızın kalmadığını anlattık. Geçmişte uygulanan Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu (DFİF) formülünün yeniden devreye girmesi talebimizi de ilettik.</strong></p>
<p><strong>Alhat, </strong>geçmişte uygulanan DFİF desteği rakamlarını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Zeytinyağında 650 dolar, zeytinde de 260 dolar ton başına destek söz konusu olmuştu. Şimdi de yine DFİF gibi bir desteğe sektörümüzün ihtiyacı var.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ticaret-zorlandi-konkordato-basvurusu-artti-alacak-sigortasi-policesi-6-milyar-euroyu-buldu-86712</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/2/1280x720/omer-gurcan-koseoglu-1788409979.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret zorlandı, konkordato başvurusu arttı, alacak sigortası poliçesi 6 milyar euroyu buldu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayide-kan-kaybi-durdurulamiyor-86710</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 07:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayide kan kaybı durdurulamıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Türkiye ekonomisinde hizmet sektörünün ağırlığı giderek artarken, sanayideki erozyon derinleşiyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) kısa süre önce açıkladığı Gayrisafi Yurt İçi Hasıla ile Yıllık Sanayi ve Hizmet İstatistikleri de ekonomideki bu yapısal dönüşümü tüm çıplaklığı ile gözler önüne seriyor. Üretim koşullarındaki bozulma ve maliyet baskıları nedeniyle reel sektörün milli gelirden aldığı pay son 5 yılda kesintisiz daralırken, ekonomi giderek hizmet ağırlıklı bir yapıya bürünüyor. TÜİK’in yıllık GSYH verilerine göre, toplam sanayi sektörünün milli gelir içindeki cari payı 2021 yılında yüzde 25,84 seviyesinde bulunurken, sıkılaşan finansman koşulları ve küresel talepteki yavaşlamanın etkisiyle 2025 yılı sonunda yüzde 18,47’ye kadar çekildi. Böylece sanayinin milli gelirdeki ağırlığı son 5 yılda yaklaşık 7,4 puan kaybetmiş oldu. Doğrudan imalat ve katma değerli üretimi simgeleyen imalat sanayiindeki kan kaybı da dikkat çekici boyutlara ulaşarak, aynı dönemde yüzde 22,12’den yüzde 15,58’e geriledi.</p>
<h2>Hizmetlerde periyodik artış </h2>
<p>Sanayide yaşanan bu erimeye karşılık ticaret, ulaştırma, konaklama, finans, gayrimenkul, bilgi-iletişim ve kamu hizmetlerini kapsayan toplam hizmetler sektörünün milli gelirdeki ağırlığı katlanarak arttı. 2021 yılında GSYH’nin yüzde 53,20’sini oluşturan hizmetler sektörünün toplam payı, 2025 yılında yüzde 59,11’e tırmandı. TÜİK’in en son açıkladığı çeyreklik GSYH verileri ise sanayideki çözülmenin ve hizmetlerdeki genişlemenin 2026 yılında da ivme kaybetmeden sürdüğünü ortaya koydu. 2026 yılı ikinci çeyrek verilerine göre, toplam hizmetler sektörünün GSYH içindeki payı yüzde 60,94’e yükselerek ilk kez yüzde 60 eşiğini aşarken; toplam sanayinin payı yüzde 18,62’ye, imalat sanayinin payı ise yüzde 15,78’e kadar geriledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a98f5001cee2-1788409088.png" alt="" width="632" height="353" /></p>
<h2>Sanayinin ciro payı 30’un altında </h2>
<p>GSYH’de ortaya çıkan sanayideki erime ve hizmetlerdeki büyüme tablosunu, Yıllık Sanayi ve Hizmet İstatistikleri de teyit ediyor. Buna göre, 2021 yılında toplam ciro içerisindeki payı yüzde 35,9 seviyesinde bulunan sanayi sektörü, 2022 yılında yüzde 37,1 ile tepe noktasını görmüştü. Ancak bu tarihten itibaren başlayan düşüş trendi kesintisiz devam etti. Sanayinin ciro payı 2023 yılında yüzde 33’e, 2024 yılında yüzde 30,2’ye ve son olarak 2025 yılı verilerinde yüzde 28,5’e gerileyerek yüzde 30’luk kritik sınırın altına indi. Böylece sanayinin cirodaki ağırlığı son 5 yılda ise 7,4 puan; son 3 yılda ise 8,6 puan erimiş oldu. Sanayideki bu gerilemeye karşılık ticaret ve hizmet sektörleri ciro paylarını pekiştirdi. Ticaret sektörünün 2015 yılında yüzde 41,7 olan ciro payı, 2021’de yüzde 44,7’ye, 2025 yılında ise yüzde 46,8’e yükselerek ekonominin en büyük ciro üreten alanı konumunu sürdürdü. Hizmet sektörü ise 2021’deki yüzde 14,1’lik ciro payını 2025’te yüzde 17,8’e çıkararak payını artırmayı başardı.</p>
<h2>Her iki girişimden biri hizmette </h2>
<p>Türkiye’deki yeni iş kurma ve girişimcilik tercihleri de üretimden hizmet alanına kayışı teyit ediyor. Toplam girişim sayısı içinde hizmet sektörünün payı 2015 yılında yüzde 41,7 seviyesindeyken, 2021’de yüzde 43,1’e, 2025 yılında ise yüzde 48,4’e fırladı. Bu tablo, Türkiye’deki her iki işletmeden birinin artık hizmet sektöründe yer aldığını gösteriyor. Buna karşın sanayi sektörünün toplam girişimler içindeki payı gerileme eğilimini sürdürüyor. 2015 yılında yüzde 12,8 olan sanayi girişim payı, 2021 ve 2022 yıllarında da yüzde 12,8 seviyesinde kaldıktan sonra 2024’te yüzde 12,6’ya, 2025’te ise yüzde 12,4’e geriledi. Ticaret sektörünün girişim payı ise 2015’teki yüzde 38,8 seviyesinden 2025’te yüzde 31,6’ya düşerken, çözülen payın büyük oranda hizmet alanına kaydığı görüldü.</p>
<h2>İstihdamın yeni kalesi hizmetler oldu </h2>
<p>İstihdam tarafındaki göstergeler de sanayi sektörünün istihdam yaratma gücünün zayıfladığını ortaya koyuyor. Sanayinin toplam istihdam içindeki payı 2021 yılında yüzde 28,9 ile en yüksek seviyesini kaydettikten sonra kademeli olarak geriledi. 2022’de yüzde 28,7, 2023’te yüzde 28,3, 2024’te yüzde 27,2 olan sanayi istihdam payı, 2025’te yüzde 26,1 seviyesine çekildi. Sanayide yaşanan bu gerilemeye karşılık istihdam yükünü sırtlayan ana sektör hizmetler oldu. Hizmet sektörünün toplam istihdamdaki payı 2015’teki yüzde 36,8 seviyesinden 2021’de yüzde 37,4’e, 2025’te ise yüzde 41,2’ye tırmandı. Ticaret sektörünün istihdam payı ise 2021’deki yüzde 24,0 seviyesinden 2025’te yüzde 22,1’e geriledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayide-kan-kaybi-durdurulamiyor-86710</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/imalat-sanayii.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye ekonomisinde sanayinin milli gelir, ciro ve istihdamdaki ağırlığı özellikle son 5 yıldan bu yana kesintisiz düşüş eğilimi gösteriyor. TÜİK verilerine göre, sanayinin GSYH’deki payı 2021’deki yüzde 25,8 seviyesinden 2025’te yüzde 18,5’e geriledi. İmalat sanayinin payı da yüzde 22,1’den yüzde 15,6’ya indi. Sanayinin toplam cirodaki payı yüzde 35,9’dan 28,5’e, istihdamdaki payı da 3 puana yakın daralmayla yüzde 26,1’e geriledi. Hizmetler sektöründe büyüme trendi ise devam ediyor. Hizmetlerin GSYH içindeki payı son 5 yılda yüzde 53,2’den yüzde 59,1’e yükseldi; 2026’nın ikinci çeyreğinde ise ilk kez yüzde 60 bandının üzerine çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fonlara-cekiduzen-taban-dalgasi-yaratti-86709</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fonlara çekidüzen taban dalgası yarattı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu’nun temelinde serbest fonlar olan yatırım fonlarına ilişkin rehberde yaptığı kapsamlı değişiklikler sonrası Borsa İstanbul’da bazı hisselerde yaşanan sert hareketler dikkat çekti. Bazı yatırım fonlarında yüklü taşınan yaklaşık 17 hissede rehberin açıklanmasından sonra yaşanan üç işlem gününde de taban seviye görüldü. Hedef Holding, Peker GYO, Aksu Enerji, Koç Metalurji, Hatsan üç gündür kesintisiz taban görürken 20'nin üzerinde şirket en az iki taban ile bu üç işlem gününü geride bıraktı. Dün küresel piyasalarda yaşanan dalgalı seyrin etkili olduğu Borsa İstanbul’da BİST100 endeksinde gün için kayıp yüzde 2’yi geçti, açığa satış işlemlerinde yukarı adım kuralı uygulanmaya başladı.</p>
<h2>Tam uyum için son tarih 31 Aralık </h2>
<p>SPK’nın 28 Ağustos tarihli kararına göre bir serbest fonun portföyünde ayrı ayrı yüzde 5’in üzerinde ağırlığa sahip hisselerin toplamı yüzde 20’yi geçemeyecek. BIST 30 hisseleri bu sınırlamanın dışında tutuluyor. Limit üzerindeki mevcut pozisyonlar şimdilik yeni üst sınır kabul edilecek ve artırılamayacak. Limit aşımın en az üçte birinin 31 Ekim’e, üçte ikisinin 30 Kasım’a kadar giderilmesi gerekiyor. Tam uyum için fonlara verilen son tarih 31 Aralık. Yatırım fonları bu kurallara uyum için şimdiden kolları sıvamış görünüyor öyle ki bazı fon portföylerinde yüklü yer aldığı bilinen hisselerin bu karar sonrası hareketleri ve fonların hisselerden çıkış açıklamaları bunu ortaya koyuyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a98f274d56bd-1788408436.png" alt="" width="659" height="481" /></p>
<h2>İlk iki işlem günü daha sert geçti </h2>
<p>Düzenlemenin duyurulmasının ardından haftanın ilk işlem gününde 30 şirket, ikinci işlem gününde de 30 şirket daha taban seviyeyi gördü. Üçüncü işlem günü sabah seansı itibariyle taban serisini üçüncü güne taşıyan şirket hissesi sayısı 17 oldu. Ancak düzenleme sonrası en az iki taban gören şirket sayısı 20’nin üzerindeyken en az bir kere taban olan şirket sayısı ise 84’ü buldu. Bu şirketlerden üç gün üst üste taban yapanlar yüzde 27,03 düşüşle Hedef Holding, yüzde 27,03 düşüşle Peker GYO, yüzde 27,02 kayıpla Aksu Enerji, yüzde 26,8 düşüşle Koç Metalurji, yüzde 24,8 kayıpla Hatsan oldu. Kamuyu Aydınlatma Platformu’na portföy yönetim şirketleri tarafından yapılan açıklamalarda bazı fonların bazı hisselerde ağırlık azalttığı görülüyor.</p>
<h2>KAP’a açıklamalar başladı </h2>
<p>Kamuyu Aydınlatma Platformu’na dün yapılan Pusula Portföy Üçüncü Hisse Senedi Serbest Fonu Katılımevim'de sahip olduğu payı yüzde 25,18'den yüzde 24,68'e indirdi, Tera Portföy Hisse Fonu Manas Enerji'de payını yüzde 10,12'den yüzde 9,06'ya düşürdü, Pusula Porftöy Para Piyasası Fonu Pasifik Eurasia'daki payını yüzde 17,82'den yüzde 3,74'e indirdi. Bu tarz açıklamaların KAP’a gelmeye devam etmesi bekleniyor.</p>
<h2>Rehber sonrası getiri kaybı </h2>
<p>Rehberin açıklanması sonrası yatırım fonlarının getirisinde yaşanan değişim de dikkat çekici oldu. TEFAS’ta işlem gören yatırım fonları arasında rehber sonrası işgünlerinde en yüksek getiri kaybı yüzde 34 ile Bulls Portföy İkinci Serbest Fonu’nda oldu, onu yüzde 17,83 kayıpla Pusula Portföy Birinci Değişken Fonu izledi. Pusula Portföy Mutlak Getiri Hedefli Hisse Senedi Serbest Fonu da 28 Ağustos sonrası yüzde 17,21 getiri kaybı yaşattı, yüzde 16,13 ile One Portföy Dördüncü Serbest Fonu da yatırımcısını üzdü. Bu dönemde yatırımcısına getirisi yüzde 10'u geçen ise Philip Portföy Birinci Serbest Fonu oldu, bu fon ağırlıklı olarak yabancı hisse senetlerine yatırım yapıyor. Onu yüzde 5,59 getiri ile Atlas Portföy Serbest Fonu izledi.</p>
<h2>Fonlardan 10.7 milyar lira çıktı </h2>
<p>SPK’nın yeni fon rehberini açıklamasının ardından yatırım fonlarından toplam net para çıkışı ise 10 milyar 669 milyon 226,2 bin lira oldu. Bu kısa sürede en yüksek nakit çıkışı 28.1 milyar lira ile Tera Portföy Birinci Serbest Fonu'nda olurken onu 14.27 milyar lira ile Yapı Kredi Portföy İkinci Para Piyasası Serbest Fonu izledi. Garanti Portföy Para Piyasası Fonu'ndan da 13 milyar lira, Deniz Portföy Para Piyasası Fonu'ndan da 11.1 milyar lira çıktı. Aynı dönemde en yüklü nakit girişi Tera Portföy Hisse Senedi Fonu THF'ye 21.7 milyar lira ile, İş Portföy Üçüncü Serbest Fonu'na 10 milyar lira ile yaşandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Fonun yüzde 30’dan fazlasına sahip olanlar açıklandı</span></h2>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu’nun yeni düzenlemesiyle TEFAS’ta işlem gören fonlarda yüzde 30’un üzerinde pay sahibi olanlara ilişkin yatırımcı kimlikleri ve fondaki oranlarının açıklanması gerekiyor. Bu ilk açıklama Kamuyu Aydınlatma Platformu’na dün yapıldı. Bu alanda en dikkat çekenlerin başında Barclays Bank'in İş Portföy Üçüncü Serbest TL Fonu'nda yüzde 83,96 pay sahibi olması geliyor. Tasarruf finansmanı şirketlerinden Emin Evim Garanti Portföy Para Piyasası Katılım Serbest Fonu'nda yüzde 40,84 oranında yer alırken, Katılımevim Pusula Portföy İkinci Katılım Hisse Senedi Serbest Fonu'nun yüzde 50,86'sına sahip. TT Mobil İletişim Hizmetleri ise İş Portföy İkinci Para Piyasası Fonu'ndaki yüzde 35,08 payını yüzde 0'a çekti. Türkiye Diyanet Vakfı da Aktif Portföy Para Piyasası Katılım Fonu'nda yüzde 59,65 oranında pay sahibi. Bu açıklamaların hepsi TEFAS’a açık fonlar üzerinden yapılıyor, TEFAS’ta işleme kapalı olan fonlarda kimin ne kadar pay sahibi olduğu ise açıklanmıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fonlara-cekiduzen-taban-dalgasi-yaratti-86709</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/piyasa-hisse.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yatırım fonlarına yönelik SPK’nın yaptığı köklü değişiklikler hem Borsa İstanbul’da hem de yatırım fonları getiri ile tercihlerinde etkili oldu. 28 Ağustos’ta alınan karar sonrasında bazı şirket hisseleri üç gündür üst üste taban fiyatı görürken bu dönemde 84 hisse en az bir kez taban oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ebso-baskan-adayi-mustafa-karabagli-ebsoyu-izmir-sanayisinin-donusum-merkezi-yapacagiz-86764</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Başkan Adayı Karabağlı: EBSO’yu İzmir sanayisinin dönüşüm merkezi yapacağız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AHMET USMAN/EKONOMİ</strong></p>
<p>Ege Bölgesi Sanayi Odası’nın (EBSO) ekim ayında gerçekleştirilecek seçimlerinde yönetim kurulu başkanlığı için adaylığını açıklayan iki isimden biri olan Mustafa Karabağlı, seçilmesi halinde EBSO’yu İzmir sanayisinin dönüşüm merkezi haline getireceğini dile getirdi.</p>
<p>Swissotel Büyük Efes’te gerçekleştirdiği basın toplantısında “Yeni Nesil Sanayicilik Vizyonu”nu kamuoyu ile paylaşan Karabağlı, kendisinin sanayiciliğe demir atölyesi işleten babasının yanında çırak olarak adım attığını, elektronik mühendisliği okuduktan sonra küçük bir atölyede kendi işletmesini kurduğunu, bugün ise elektrikli araç üretir noktaya geldiğini ifade ederek, “Geleneksel sektörlerde çağdaş üretim tesisleri kurarken elektrikli araç, batarya, aydınlatma ve kompozit malzeme gibi geleceğin alanlarına yatırım yaptım. Bir fikri yatırıma, yatırımı üretime, üretimi ise pazarda karşılığı olan bir değere dönüştürmenin ne anlama geldiğini yaşayarak öğrendim. Bugün bu birikimi İzmir sanayisinin geleceği için kullanmak amacıyla adayım” dedi.</p>
<p>EBSO’yu tepeden karar verilen, üyelerin ise alınan kararları izlediği bir yapı olarak görmediklerini anlatan Karabağlı, “Başkanın görevi bütün yetkiyi kendisinde toplamak değil, ortak hedefi belirlemek ve farklı birikimleri bu hedef doğrultusunda harekete geçirmektir. Meslek komitelerinin daha etkin olduğu, çalışma komisyonlarının çoğaldığı, asil ve yedek bütün üyelerin sürece katkı sunduğu bir yönetim kuracağız. Genç sanayicileri, kadın yöneticileri, girişimcileri ve farklı görüşleri karar mekanizmalarına dahil edeceğiz” diye konuştu.</p>
<h2>“Voltran’ın merkezinde EBSO olmalı”</h2>
<p>Hayalinin İzmir'i Türkiye’nin teknoloji başkenti yapmak olduğunu belirten Karabağlı, “Üreten, teknolojiyi geliştiren, ihracat yapan, gençleri sanayiye çeken, yeşil dönüşümde öncü, yüksek katma değer ve markalar yaratan ve her zaman geleceğe hazırlanan bir İzmir sanayisi hayal ediyorum. Bir anlamda İzmir Sanayi Teknoloji koridorunu kurmuş olacağız. Bunun anlamı şu; sanayicinin gerçek problemini üniversitenin bilgisiyle, girişimcinin fikriyle, teknoloji şirketlerinin kabiliyetleriyle buluşturacağız. İzmir Türkiye'nin teknoloji başkenti adayıdır. EBSO da bu ortaklığı kuran, geliştiren ve sürdüren ‘orkestra şefi’ rolünü üstlenebilir. Oluşturulan Voltranın merkezinde EBSO olmalıdır. Üretimin geleceğini yalnızca fabrikalarımızın büyüklüğü değil, sanayicimizin dönüşebilme gücü belirleyecek. Biz, bu dönüşümün öncüsü ve oyun kurucusu olmak için buradayız” dedi.</p>
<p>İzmir’in üniversiteleri, teknoparkları, organize sanayi bölgeleri, limanları, girişimcileri ve güçlü üretim kültürü ile Türkiye’nin teknoloji başkenti hedefi için önemli bir altyapı sunduğuna dikkat çeken Karabağlı, şunları söyledi: “İzmir aynı zamanda nitelikli insan kaynağını kendisine çekebilecek yaşam kalitesine ve kültürel açıklığa sahip. İhtiyacımız olan, bütün bu imkanları ortak bir hedef etrafında buluşturacak güçlü bir koordinasyon ve kararlı bir liderliktir. EBSO bu dönüşümün merkezinde yer almalı, sanayi ekosisteminin farklı parçalarını bir araya getiren yönlendirici kurum olmalıdır.”</p>
<p>Göreve geldiği ilk 100 gün içinde İzmir sanayisinin sektör bazlı fotoğrafını çekeceklerini anlatan Karabağlı, “Sorunları, ihtiyaçları ve gelişme alanlarını verilerle ortaya koyacağız. Ardından her sektör için uygulanabilir ve ölçülebilir yol haritaları hazırlayacağız. Finansmana erişim, yapay zeka, dijital dönüşüm, yeşil sanayi ve nitelikli insan kaynağı alanlarında destek mekanizmaları kuracağız. Üniversitelerle fabrikalar, girişimcilerle sanayiciler, teknoloji üretenlerle teknolojiye ihtiyaç duyan işletmeler arasındaki mesafeyi kapatacağız. Hedefimiz daha fazla üretim alanı oluşturan, ihracatını büyüten, kilogram başına ihracat değerini yükselten, teknoloji geliştiren ve yeni sanayicilerin önünü açan bir İzmir’dir. Ben bu dönüşümü uzaktan anlatmak için değil, sanayicilerimizle birlikte gerçekleştirmek için adayım” diye konuştu.</p>
<h2>En büyük projem: Birlikte üretmek, birlikte yönetmek</h2>
<p>Toplantıda planladığı projeler hakkında da bilgi veren Karabağlı, en büyük projesinin birlikte üretmek ve yönetmek olduğuna dikkat çekti. Bu prensibin yapacakları bütün işlerde kutup yıldızları olacağını anlatan Karabağlı, diğer projelerini şöyle sıraladı:</p>
<p>Mevcut Durum Analizi: Göreve geldiğimizde ilk iş olarak 52 meslek komitesinin zayıf yönlerinin, güçlü yönlerinin, tehdit ve fırsatların analizini yani SWOT analizi yapacağız, buna göre aksiyonlar alacağız.</p>
<p>100 fabrika – 100 Dönüşüm Projemiz: ilk etapta, istekli sanayicilerimizle birlikte belirlediğimiz 100 sanayi kuruluşunun enerji tüketimi, üretim süreçleri, dijitalleşme seviyesi, yapay zeka nerede olabilir, otomasyon, verimlilik ve karbon ayak izini inceleyeceğiz, her işletmemiz için özel bir dönüşün reçetesi hazırlayacağız, uygulanmasını takip edeceğiz.</p>
<p>Çözüm Destek Masaları: Teşvik ve destekler, finansman ve bankacılık, vergi ve mali mevzuat, SGK, Ar-Ge oluşturma, tecrübe paylaşımı gibi uzmanlaşmış çözüm masaları kuracağız.</p>
<p>EBSO Ürünleri Sergisi: Üyelerimizin birbirlerinin ne ürettiğini görmesi ve iş birliği fırsatları oluşturması için EBSO Ürünleri Sergileri düzenleyeceğiz.</p>
<p>Sanayi Elçileri ve İhracat: Farklı ülkelerde uzmanlaşmış, eski üst düzey yöneticilerden oluşan bir gönüllü "Sanayi Elçileri" ağı kuracağız.</p>
<p>Fuarlarda Aktif Rol Alacağız: Yurt içi ve yurt dışı fuarlarda EBSO olarak stand açacak, üst düzey katılımla sanayicilerimizle birlikte saf tutacağız.</p>
<p>Diğer Odalar ve Sanayi Odaları ile İşbirliği: Özellikle 12 sanayi odası ile yakın işbirliği içinde çalışacak, ortak projeler geliştireceğiz.</p>
<p>Sanayicinin Eğitimi ve EBSO Yeni Nesil Sanayici Akademisi: Dijital dönüşüm, yapay zeka, sürdürülebilirlik ve yeşil mutabakat, ve benzeri teknolojik başlıklarda farkındalık artırıcı eğitimler ve uygulamalı seminerler düzenleyeceğiz.</p>
<p>Üniversite-Sanayi İşbirliği ve Ortak Proje Pazarı: Bazı meclis toplantılarımızı üniversitelere ve teknoparklara taşıyacağız. Her yıl "Üniversite-Sanayi iş birliği Haftaları" ve ortak proje pazarı kuracağız.</p>
<p>Genç Sanayici Meclisi: İkinci ve üçüncü kuşak sanayiciler, genç girişimciler ve geleceğin fabrika yöneticileri, deneyimli sanayicilerle eşleştirilecek.</p>
<p>Mobil Hizmet: Şehir merkezinden uzakta faaliyet gösteren üyelerimiz için mobil hizmet aracı oluşturarak hizmeti sanayicimizin ayağına götüreceğiz.</p>
<p>İzmir Sanayi Yatırım Günleri: İzmir sanayi yatırım günleri düzenleyeceğiz. Yatırım yapmak isteyen sanayicilerimizle finans kuruluşlarını ve yatırım kaynaklarını doğrudan buluşturacağız.</p>
<p>Yeni OSB’ler kurulması ve OSB’lerimizin Alt Yapıları: Yeni OSB’lerin kurulmasına özellikle önem vereceğiz. Sanayicinin yatırım maliyetlerini düşürecek tedbirler alacağız. Mevcut OSB’lerimizin bazılarının ulaşım yollarının ve alt yapılarının daha iyi hale gelmesi için çalışacağız.</p>
<p>EBSO Vakfı’nın İşlevini Artıracağız: Araştırma, Teknoloji Geliştirme ve Eğitim Vakfı modeline geçmeyi planlıyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ebso-baskan-adayi-mustafa-karabagli-ebsoyu-izmir-sanayisinin-donusum-merkezi-yapacagiz-86764</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/4/1280x720/ebso-baskan-adayi-mustafa-karabagli-ebsoyu-izmir-sanayisinin-donusum-merkezi-yapacagiz-1788429853.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İzmir’in Türkiye’nin sanayi başkenti olabilecek potansiyeli bulunduğunu ifade eden Ege Bölgesi Sanayi Odası Başkan Adayı Mustafa Karabağlı, EBSO’nun da bu potansiyeli gerçeğe dönüştürecek adımlarda orkestra şefliği yapabileceğini vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/guhem-genclerin-hayallerini-gercege-donusturuyor-86763</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GUHEM&#039;de eğitim başlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Türkiye’nin uzay temalı ilk eğitim merkezi Gökmen Uzay Havacılık Eğitim Merkezi (GUHEM), yeni eğitim öğretim döneminde eğitim faaliyetlerine başlayacak.</p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) öncülüğünde, TÜBİTAK iş birliğiyle hayata geçirilen GUHEM Havacılık ve Uzay Teknolojileri Fen Lisesi, geleceğin havacılık ve uzay teknolojileri alanındaki insan kaynağını yetiştirmeye hazırlanıyor. Bursa İl Millî Eğitim Müdürlüğü koordinasyonunda faaliyet gösterecek lise, 2026-2027 eğitim öğretim döneminde ilk öğrencilerini ağırlayacak. Hazırlık sınıfıyla başlayacak eğitim modelinde 48 öğrenci öğrenim görecek. Öğrencilerin 12’si farklı şehirlerden Bursa’ya gelerek eğitim hayatını sürdürecek.</p>
<p>Fen Lisesi ile GUHEM’in yalnızca bir bilim ve deneyim merkezi olmanın ötesine geçerek nitelikli insan kaynağı yetiştiren bir yapıya dönüşmesi hedefleniyor. Öğrenciler akademik eğitimin yanı sıra uygulamalı ve proje temelli çalışmalar gerçekleştirecek. GUHEM bünyesindeki interaktif eğitim alanları, laboratuvarlar, havacılık ve uzay simülasyonları ile prototipleme ve üretim atölyeleri öğrencilerin kullanımına sunulacak. Böylece gençlerin teorik bilgilerini uygulamaya dönüştürmeleri ve erken yaşta teknoloji geliştirme süreçleriyle tanışmaları amaçlanıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9940dd506ec-1788428509.jpg" alt="" width="788" height="496" /></p>
<h2>“Türkiye’nin uzay ve havacılık yol haritasına katkı sağlayacaklar”</h2>
<p>BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, GUHEM’in kuruluşundaki temel hedeflerden birinin gençlerin uzay ve havacılığa yönelik ilgisini artırmak olduğunu belirterek, fen lisesiyle birlikte bu vizyonun yeni bir aşamaya taşındığını söyledi. Burkay, GUHEM’i hayata geçirirken gençlerin uzay ve havacılık alanındaki merakını güçlendirecek bir merkez oluşturmayı hedeflediklerini ifade ederek, “Ardından gençlerimizin bu alandaki akademik donanımını güçlendirecek bir eğitim sisteminin yine burada oluşmasını arzu ettik. Millî Eğitim Bakanlığımızla gerçekleştirdiğimiz iş birliğiyle bugün çok önemli bir aşamaya geldik. Buradan yetişecek gençlerimizin Türkiye’nin uzay ve havacılık yol haritasına önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum” dedi.</p>
<h2>“Burs ve konaklama desteği”</h2>
<p>Fen Lisesi’nde Türkiye’nin farklı kentlerinden gelecek öğrencilerin eğitimlerini sürdürebilmeleri için burs ve konaklama imkânları da sağlanacak. Burkay, ilk yıl 48 öğrencinin GUHEM çatısı altında eğitim alacağını belirterek, yabancı dil eğitiminin de modelin önemli unsurlarından biri olacağını kaydetti. Burkay, “Bizim inancımız şu; insanın kendine inanması, ülkesine güvenmesi lazım. Rüzgar Toprak gibi gençlerimiz ülkemizin kalkınması ve teknolojik bağımsızlığı için çalışacak nesiller olacak” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9940fe721bc-1788428542.jpg" alt="" width="776" height="737" /></p>
<h2>“Bir hayalden ilk öğrenciye”</h2>
<p>GUHEM Fen Lisesi’nin ilk öğrencilerinden Rüzgar Toprak Arslan’ın hikâyesi ise merkezin eğitim vizyonunun somut bir örneğini oluşturuyor. Arslan, 2021 yılında GUHEM’in düzenlediği yaz kampına katıldığında “Keşke burası bir okul olsa” diyerek bir hayal kurdu. LGS’de Türkiye genelinde ilk 1000 içerisinde yer alan Arslan, ilk tercihi olan GUHEM Havacılık ve Uzay Teknolojileri Fen Lisesi’ne yerleşerek yıllar önce hayalini kurduğu merkeze bu kez öğrenci olarak döndü. Burkay, Arslan’ın hikâyesinin GUHEM’in kuruluş vizyonuyla örtüştüğünü belirterek, “Yıllar önce ortaya koyduğumuz vizyonun gençlerimizin hayatına dokunan somut bir sonuca dönüşmesinden memnuniyet duyuyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“Bursa’nın teknoloji ekosistemine insan kaynağı”</h2>
<p>GUHEM Havacılık ve Uzay Teknolojileri Fen Lisesi ile Bursa’nın sanayi ve teknoloji altyapısının eğitim ayağının da güçlendirilmesi hedefleniyor. Uygulamalı eğitim, laboratuvar çalışmaları ve proje geliştirme süreçleriyle öğrencilerin yalnızca akademik başarıya değil, teknoloji üretme ve problem çözme becerilerine odaklanması planlanıyor. Modelin uzun vadede Bursa’nın havacılık, savunma ve uzay teknolojileri alanındaki üretim ve Ar-Ge kapasitesine nitelikli insan kaynağı kazandırması bekleniyor. Böylece GUHEM, gençlerin uzay ve havacılığa yönelik meraklarını destekleyen bir merkezden, bu alanlarda çalışacak yeni nesil yeteneklerin yetiştirildiği bir eğitim üssüne dönüşecek.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/guhem-genclerin-hayallerini-gercege-donusturuyor-86763</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/3/1280x720/guhem-genclerin-hayallerini-gercege-donusturuyor-1788428482.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa’da uzay ve havacılık teknolojilerinde yeni bir eğitim modeli başlıyor. BTSO ve TÜBİTAK iş birliğiyle kente kazandırılan GUHEM Havacılık ve Uzay Teknolojileri Fen Lisesi, 2026-2027 eğitim öğretim yılında ilk öğrencilerini kabul edecek. Hazırlık sınıfıyla başlayacak okulda 48 öğrenci eğitim alacak. Öğrencilerin 12’si Bursa dışından gelecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/cimkonun-2024-surdurulebilirlik-raporuna-stevie-awardstan-bronz-odul-86759</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çimko’nun 2024 Sürdürülebilirlik Raporu’na Stevie Awards’tan bronz ödül</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>SANKO Holding’in çimento ve hazır beton sektöründe faaliyet gösteren şirketi Çimko’nun "2024 Sürdürülebilirlik Raporu", uluslararası iş dünyasının ödül programlarından biri olan 23. Uluslararası İş Ödülleri’nde (The 23rd Annual International Business Awards®) "En İyi Sürdürülebilirlik Raporu" kategorisinde Bronz Stevie Ödülü’ne layık görüldü.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre, 82 ülkeden yapılan 3 bin 400’ü aşkın başvuru arasından bağımsız jürinin yüksek puanlarıyla öne çıkan rapor, Çimko’nun sürdürülebilirlik alanındaki raporlama yaklaşımının uluslararası düzeyde takdir gördüğünü ortaya koydu. Ödülün, şirketin sürdürülebilirlik çalışmalarını şeffaf ve kapsamlı biçimde paylaşma yönündeki yaklaşımını desteklerken kurumsal yayıncılık alanındaki başarısını da pekiştirdiği vurgulandı.</p>
<p>Farklı sektörlerden, ölçeklerden ve 82 ülkeden 3 bin 400’ü aşkın başvurunun değerlendirildiği 2026 Uluslararası İş Ödülleri’nde Çimko, dünya genelinden 200’den fazla profesyonelin yer aldığı 9 uzman jüri komitesinin puanlamaları sonucunda ödüle layık görüldü. Açıklamaya göre, şirketin sürdürülebilirlik stratejisini, karbon ayak izini azaltma hedeflerini ve toplumsal katkılarını kapsamlı biçimde ele alan rapor, bağımsız jüri heyetinden yüksek ortalama puanlar alarak küresel ölçekteki en başarılı çalışmalar arasına girdi.</p>
<p>Açıklamanın devamında, "Kazanılan bu ödül, Çimko’nun kurumsal şeffaflık, hesap verebilirlik ve sürdürülebilirlik alanlarındaki raporlama çalışmalarının uluslararası düzeyde takdir gördüğünü ortaya koyuyor. LACP Inspire Awards’ta elde edilen Platinum Ödül’ün ardından gelen Stevie® Awards başarısı, Çimko’nun kurumsal yayıncılık ve iletişim yaklaşımının uluslararası platformlarda gördüğü kabulü pekiştiriyor. Çimko, sektörüne ve geleceğe değer katma hedefi doğrultusunda sürdürülebilirlik çalışmalarını geliştirmeyi ve bu çalışmalara ilişkin şeffaf raporlama yaklaşımını sürdürmeyi hedefliyor." denildi. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/cimkonun-2024-surdurulebilirlik-raporuna-stevie-awardstan-bronz-odul-86759</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/7/1280x720/cimko-2024-surdurulebilirlik-raporu-ile-dunyanin-en-iyileri-arasina-girdi-1783076826.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çimko’nun &quot;2024 Sürdürülebilirlik Raporu&quot; 23. Uluslararası İş Ödülleri’nde Bronz Stevie Ödülü’ne layık görüldü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gida-israfi-ekonominin-kaynaklarini-da-cope-atiyor-86754</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Gıda israfı ekonominin kaynaklarını da çöpe atıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Dünyada ve Türkiye’de her yıl milyonlarca ton gıdanın tüketilemeden çöpe gitmesi, yalnızca kaybedilen ürünlerin değil, üretimden sofraya kadar kullanılan su, enerji, iş gücü ve sermayenin de israf edilmesine yol açıyor.</p>
<p>Bursa Yemek Sanayicileri Derneği (BUYSAD) Başkanı Abidin Şakir Özen, gıda kayıplarının azaltılmasının gıda güvenliği ve sürdürülebilirliğin yanı sıra maliyetlerin kontrolü ve gıda fiyatları açısından da kritik önem taşıdığını vurguladı. Bir gıdanın sofraya ulaşana kadar çok sayıda maliyet aşamasından geçtiğine dikkat çeken Özen, israf edilen her ürünle birlikte bu süreçte kullanılan kaynakların da kaybedildiğini belirtti. Abidin Şakir Özen, “Tarlada kullanılan su, gübre, enerji ve işçilikle başlayan süreç; taşıma, depolama, üretim ve servis aşamalarına kadar devam ediyor. İsraf edilen her ürün, aslında bu kaynakların tamamının da boşa gitmesi anlamına geliyor” dedi. Kaynakların etkin kullanılmamasının uzun vadede maliyetleri artırarak gıda fiyatları üzerinde baskı oluşturduğunu ifade eden Özen, bu nedenle israfın ekonomik bir verimlilik sorunu olarak ele alınması gerektiğini söyledi.</p>
<h2>“Planlı üretim kayıpları azaltıyor”</h2>
<p>Gıda israfıyla mücadelede planlı üretimin belirleyici olduğunu kaydeden Özen, endüstriyel yemek sektörünün bu konuda önemli bir model oluşturduğunu belirtti. Talep planlaması, porsiyon kontrolü, doğru stok yönetimi ve gıda güvenliği uygulamalarının kayıpların azaltılmasında etkili olduğunu dile getiren Özen, sektörün tüketim miktarlarını analiz ederek üretimi buna göre şekillendirdiğini söyledi. “Üyelerimiz her gün binlerce kişiye hizmet verirken doğru planlama sayesinde hem kaliteli üretim gerçekleştiriyor hem de gıda kayıplarını en aza indirmeye çalışıyor” diyen Özen, endüstriyel yemek sektörünün yalnızca yemek üreten değil, aynı zamanda tüketimi analiz eden ve kaynakları etkin yöneten bir yapıya sahip olduğunu ifade etti. Gıda israfının önlenmesinin yalnızca üreticilerin alacağı tedbirlerle mümkün olmayacağına işaret eden Özen, mücadelenin üreticiden tüketiciye kadar tüm kesimleri kapsaması gerektiğini vurguladı. Özen, “İsraf edilen sadece yemek değildir. O ürünün yetişmesi için harcanan su, enerji, zaman ve emek de kaybedilmektedir. Daha sürdürülebilir bir gelecek için üretimden tüketime kadar her aşamada kaynaklarımızı korumak zorundayız” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gida-israfi-ekonominin-kaynaklarini-da-cope-atiyor-86754</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/4/1280x720/gida-israfi-ekonominin-kaynaklarini-da-cope-atiyor-1788422214.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BUYSAD Başkanı Abidin Şakir Özen, gıda israfının yalnızca çevresel ve sosyal değil, doğrudan ekonomik sonuçları olan stratejik bir sorun olduğunu belirterek, üretimden tüketime kadar her aşamada kaynakların daha etkin kullanılması gerektiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-isikhan-308-proje-icin-1615-milyon-lira-tahsis-ettik-86744</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Işıkhan: 308 proje için 161,5 milyon lira tahsis ettik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, İŞKUR aracılığıyla çalışma hayatını güçlendirmek, dezavantajlı grupların üretime ve istihdama katılmalarını desteklemek için programlarını sürdürdüklerini belirtti.</p>
<p>Işıkhan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Kendi işini kurma hibe desteği, mesleki eğitim, destekli istihdam, destek teknolojileri ve korumalı iş yerlerinin desteklenmesi programlarımız ile engelli vatandaşlarımızın ve eski hükümlü vatandaşlarımızın yanında oluyoruz. Bu yılın temmuz ve ağustos aylarında 308 proje için toplam 161,5 milyon lira tahsis ettik. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde sosyal devlet anlayışıyla daha kapsayıcı politikalarımızı hayata geçirmeye devam edeceğiz. Başta Adalet Bakanımız Sayın Akın Gürlek olmak üzere destekleriyle katkı sağlayanlara teşekkür ediyorum." ifadelerini kullandı. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-isikhan-308-proje-icin-1615-milyon-lira-tahsis-ettik-86744</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/vedat-isikhan-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Işıkhan, &quot;Engelli vatandaşlarımızın ve eski hükümlü vatandaşlarımızın yanında oluyoruz. Bu yılın temmuz ve ağustos aylarında 308 proje için toplam 161,5 milyon lira tahsis ettik.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baskan-sadi-ozdemirden-ekokent-aciklamasi-86741</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şadi Özdemir’den &#039;Ekokent&#039; açıklaması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, “Şadi Başkan’la Kent Buluşmaları” programı kapsamında Fadıllı Mahallesi’nde bir restoranda basın mensuplarıyla bir araya geldi.</p>
<p>Nilüfer Belediye Başkan Yardımcıları ve NİLBEL Yönetim Kurulu Başkanı Faruk Baykal’ın da katıldığı buluşmada kentin imar planları, çevre sorunları, sanayi baskısı ve ulaşım projeleri masaya yatırıldı. Toplantının ana gündem maddesi ise kamuoyunda “Ekokent” olarak bilinen Batı Gelişim Bölgesi oldu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a991b5ad5ca5-1788418906.jpg" alt="" width="720" height="657" /></p>
<h2>“18 aylık gecikme”</h2>
<p>Ekokent projesinin 2012 yılından bu yana yaklaşık 15 yıldır devam eden bir süreç olduğunu hatırlatan Başkan Şadi Özdemir, geçmiş dönemde hazırlanan planların mahkeme tarafından yalnızca üç parseldeki yol düzenlemesi gerekçesiyle bozulduğunu, Nilüfer Belediye Meclisi olarak bu eksikliği giderip oy birliğiyle Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne ilettiklerini ifade etti. Planın yaklaşık 18 aydır Büyükşehir Meclisi’nde bekletildiğini belirten Başkan Şadi Özdemir, şu değerlendirmelerde bulundu: “Biz teknik düzenlemeyi yapıp meclisimizden oy birliğiyle geçirdik. Ancak dosya Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne gittiğinden beri ‘yoğunluğu düşürelim’, ‘yeşil alanları kaydıralım’ gibi gerekçelerle bekletiliyor. Sıfırdan bir plan yapıyor olsak yoğunluğun düşürülmesini ben de isterim. Ancak burada 15 yıllık kazanılmış haklar, alım-satım yapmış mülk sahipleri var. Burada emsali düşürdüğünüzde hak kayıpları doğacak, davalar açılacak ve bu süreç kente bir 5 yıl daha kaybettirecek. Bizim artık zaman kaybetme lüksümüz yok.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a991b7877841-1788418936.jpeg" alt="" width="728" height="549" /></p>
<h2>“İmar kanunu açık”</h2>
<p>Gecikmenin bölgedeki ulaşım ve yaşam kalitesini doğrudan etkilediğini vurgulayan Başkan Şadi Özdemir, İmar Kanunu’nun ilgili maddesini hatırlatarak Nilüfer Belediyesi olarak adım atacaklarını söyledi. Başkan Şadi Özdemir, “Kanun çok açık: İlçe belediyesinden gelen imar planı kararları, büyükşehir belediye meclisi tarafından 3 ay içinde üst ölçekli planlara uygunluğu yönünden incelenir; 3 ay içinde karara bağlanmayan planlar onaylanmış sayılır. Dosyayı her ay komisyona yeniden havale ederek bu yasal sürenin arkasından dolanamazsınız. 18 aydır bekleyen bu plan için kanunun bize verdiği yetkiye dayanarak önümüzdeki hafta planı onaylanmış kabul edip askıya çıkacağız” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a991b93e2280-1788418963.jpg" alt="" width="828" height="740" /></p>
<h2>“Nilüfer sanayi, konut ve çevre baskısı altında”</h2>
<p>Nilüfer topraklarının yalnızca yüzde 25’lik kısmının yerleşim, sanayi ve ticarete ayrıldığını, kalan büyük kısmının tarım ve orman alanı olduğunu vurgulayan Başkan Şadi Özdemir, kentin üzerindeki çevre ve sanayi yüküne de değindi. Sanayiye değil, verimli tarım topraklarının sanayileşmesine karşı olduklarını söyleyen Başkan Şadi Özdemir; TEKNOSAB gibi projelerin Karacabey ovasında yarattığı baskıyı eleştirerek, Osmangazi, Yıldırım, Kestel ve Gürsu gibi ilçelerde de yeni yaşam, kültür ve cazibe alanları oluşturulması gerektiğini, böylece Nilüfer üzerindeki aşırı göç ve konut yükünün dengelenebileceğini dile getirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baskan-sadi-ozdemirden-ekokent-aciklamasi-86741</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/1/1280x720/baskan-sadi-ozdemirden-ekokent-aciklamasi-1788418874.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, basın mensuplarıyla bir araya geldiği toplantıda Batı Gelişim Bölgesi olarak da bilinen “Ekokent” planlarının 18 aydır beklemede olduğunu belirterek sürecin hızlanması gerektiğini vurguladı. İmar Kanunu’na göre 3 ay içinde karara bağlanmayan planların onaylanmış sayıldığını hatırlatan Başkan Özdemir, bölgedeki ulaşım ve kentsel ihtiyaçların karşılanması için yasal süreci işleterek planı önümüzdeki hafta askıya çıkaracaklarını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kayseri-ticaret-borsasi-yatirimlariyla-tarim-ve-hayvanciligin-gelecegine-yon-veriyor-86736</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Kayseri Ticaret Borsası yatırımlarıyla tarım ve hayvancılığın geleceğine yön veriyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Kayseri Ticaret Borsası (KTB), kentin tarım, hayvancılık ve gıda sektörlerindeki üretim ve ticaret kapasitesini geliştirmek amacıyla yatırımlarını aralıksız sürdürüyor. Üretim altyapısının güçlendirilmesi, modern tarım teknolojilerinin yaygınlaştırılması, gıda güvenliği, Ar-Ge, dijitalleşme, yeşil dönüşüm ve üreticilerin desteklere erişimi gibi birçok alanda çalışma yürüten KTB, Kayseri'nin bölgesel bir tarım ve hayvancılık merkezi olma hedefini somut projelerle destekliyor.</p>
<p>KTB Yönetim Kurulu Başkanı Recep Bağlamış, Borsanın yalnızca tescil hizmeti sunan bir kurum olmadığını vurgulayarak, "Üyelerimizin ve üreticilerimizin bugünkü ihtiyaçlarına cevap verirken geleceğin üretim ve ticaret şartlarını da dikkate alıyoruz. Tarımsal üretimi güçlendiren, maliyetleri azaltan, kaliteyi yükselten ve Kayseri'ye yeni yatırım alanları kazandıran projeler geliştiriyoruz. Çünkü Kayseri artık sanayisi kadar tarımı ve hayvancılığıyla da öne çıkan güçlü bir üretim şehridir" ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6a9918f375d82-1788418291.jpg" alt="" width="700" height="607" /></p>
<p><strong>Jeotermal seracılıkla 12 ay üretim</strong></p>
<p>KTB'nin öncülüğünde, Kayseri Valiliği koordinasyonunda hayata geçirilen Kocasinan Jeotermal Kaynaklı Sera Organize Tarım Bölgesi, kentin tarımsal üretim yapısını dönüştürecek en önemli projeler arasında yer alıyor. Yaklaşık 1 milyon 237 bin metrekarelik alanda kurulan bölgede, jeotermal enerjiden yararlanılarak modern teknolojik seralarda yılın 12 ayı kesintisiz ve yüksek katma değerli üretim yapılması hedefleniyor.</p>
<p>Sondaj çalışmalarında sıcak suya ulaşılmasıyla önemli bir aşamanın geride bırakıldığı projede; yol, içme suyu, kanalizasyon, yağmur suyu, elektrik dağıtım altyapısı, merkezi ısıtma sistemi ve parsel bağlantılarına yönelik çalışmalar yürütülüyor. Projenin tamamlanmasıyla yaklaşık bin 500 kişiye doğrudan istihdam sağlanması, tarımsal ihracatın artırılması ve Kayseri'nin Türkiye'nin önemli örtü altı üretim merkezlerinden biri hâline gelmesi öngörülüyor.</p>
<p>Başkan Bağlamış, "Bu yatırımı yalnızca bir sera projesi olarak görmüyoruz. Jeotermal enerjiyi, teknolojiyi, sürdürülebilir üretimi, ihracatı ve özel sektör yatırımlarını aynı ekosistemde buluşturan büyük bir bölgesel kalkınma hamlesi olarak değerlendiriyoruz" diye konuştu.</p>
<p><strong>Hayvancılık ticaretine modern ve güvenli altyapı</strong></p>
<p>Kayseri'nin hayvancılık ticaretindeki gücünü artırmak amacıyla hizmete sunulan Canlı Hayvan Pazarı da KTB'nin öne çıkan yatırımları arasında bulunuyor. Modern altyapısı, hijyen standartları ve teknolojik imkânlarıyla üretici, yetiştirici ve alıcıları güvenli ve şeffaf bir ortamda buluşturan tesis; hayvan ticaretinin kayıt altına alınmasına ve üreticilerin pazara erişiminin kolaylaştırılmasına katkı sağlıyor. Kayseri'nin yanı sıra çevre illerden de üretici ve tüccarların tercih ettiği tesis, kentin bölgesel hayvancılık ticaretindeki merkezî konumunu güçlendiriyor.</p>
<p>Bağlamış, "Üretici, yetiştirici ve alıcılarımızın güvenli, sağlıklı ve şeffaf şartlarda ticaret yapmasını önemsiyoruz. Canlı Hayvan Pazarı ile hem sektörün ihtiyaç duyduğu modern altyapıyı sağlıyor hem de kayıtlı ticaretin gelişmesine katkıda bulunuyoruz" dedi.</p>
<p><strong>Et sektörüne bilimsel ve teknolojik destek</strong></p>
<p>Kayseri'nin güçlü olduğu et ve et ürünleri sektörünün bilimsel altyapısını geliştirmek amacıyla kurulan M. Rifat Hisarcıklıoğlu Et ve Et Ürünleri Ar-Ge Merkezi, sektöre kapsamlı hizmet sunuyor. Merkezde fiziksel, kimyasal, mikrobiyolojik ve duyusal analizlerin yanı sıra sektörün ihtiyaçlarına yönelik yeni ürün geliştirme ve Ar-Ge çalışmaları gerçekleştiriliyor. Üniversiteler, akademisyenler, işletmeler ve sektör temsilcileriyle kurulan iş birlikleri sayesinde bilimsel bilgi üretim süreçleriyle buluşturuluyor.</p>
<p>Bağlamış, merkezin yalnızca analiz yapan bir laboratuvar olmadığını belirterek, "Kayseri'nin geleneksel ve güçlü et ürünlerini bilimsel altyapıyla geliştirmeyi, standartlarını yükseltmeyi ve ulusal ve uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü artırmayı hedefliyoruz" ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Gıda güvenliği ve verimli üretim için analiz desteği</strong></p>
<p>KTB bünyesinde faaliyet gösteren Gıda, Toprak, Yem ve Su Analiz Laboratuvarı; üretici ve işletmelere gıda güvenliğinden toprak verimliliğine kadar geniş bir alanda teknik destek sağlıyor. Laboratuvarda yürütülen analizlerle bilinçli gübreleme, doğru üretim yöntemlerinin belirlenmesi, maliyetlerin azaltılması ve ürün kalitesinin yükseltilmesi amaçlanıyor. Balıklarda dioksin ve PCB, baharatlarda ise aflatoksin analizlerinin yapılabilmesiyle merkezin analiz kapasitesi daha da güçlendirildi.</p>
<p>Develi Süt Üreticileri Birliği ile gerçekleştirilen iş birliği kapsamında üreticilerin arazilerinden alınan toprak numuneleri ücretsiz analiz ediliyor. Böylece doğru gübreleme uygulamalarının yaygınlaştırılması, üretim maliyetlerinin düşürülmesi ve toprak kaynaklarının korunması hedefleniyor.</p>
<p>Başkan Bağlamış, "Laboratuvarlarımızı yalnızca sonuç raporu veren yapılar olarak görmüyoruz. Bu hizmetler, üreticimizin maliyetini azaltan, doğru üretim yöntemini belirlemesine yardımcı olan ve ürün kalitesini yükselten önemli bir teknik destek mekanizmasıdır" dedi.</p>
<p><strong>Hububat ve çekirdek ticaretinde merkez olma hedefi</strong></p>
<p>Kayseri'nin hububat ve çekirdek üretimindeki potansiyelini daha yüksek ekonomik değere dönüştürmek amacıyla hayata geçirilen Hububat ve Çekirdek Merkezi de faaliyete geçti. Modern depolama, analiz ve ticaret altyapısına sahip merkezle üretici ve tüccarlara daha güvenli, hızlı ve kaliteli hizmet sunuluyor. Proje, Kayseri'nin tarımsal ürünlerin toplandığı, analiz edildiği, depolandığı ve ticaretinin yapıldığı bölgesel bir merkez olma hedefini destekliyor.</p>
<p><strong>Tarımsal ticarette dijital dönüşüm</strong></p>
<p>KTB, tarımsal ürün ticaretinde dijital dönüşüme de öncülük ediyor. 2019 yılından bu yana Türkiye Ürün İhtisas Borsası acentesi olarak hizmet veren Borsa, Elektronik Ürün Senetlerinin alım satım süreçlerinde üretici ve yatırımcılara destek sağlıyor. Elektronik Ürün Senedi emir iletim süreçlerinin Anadolu ÜPAK üzerinden yürütülmeye başlanmasıyla birlikte üyelik, sisteme uyum ve bilgilendirme çalışmaları da devam ediyor.</p>
<p>Bağlamış, "Tarımsal ürünlerin kayıtlı, güvenli, şeffaf ve modern piyasa şartlarında ticaretini önemsiyoruz. Üretici, tüccar ve yatırımcılarımızın yeni nesil ticaret sistemlerine erişimini desteklemeyi sürdüreceğiz" diye konuştu.</p>
<p><strong>Yem fabrikası için fizibilite tamamlandı</strong></p>
<p>Hayvancılık işletmelerinin en önemli gider kalemlerinden biri olan yem konusunda da yatırım hazırlığı yapan KTB, Yem Fabrikası Projesi'nin fizibilite çalışmalarını tamamladı. Projeyle kaliteli ve sürdürülebilir yem tedarikinin desteklenmesi, üreticilerin girdi maliyetlerinin azaltılması ve hayvancılık sektörünün rekabet gücünün artırılması amaçlanıyor.</p>
<p>Bağlamış, "Üreticilerimizin ihtiyaçlarına kalıcı çözümler üretmek amacıyla geliştirdiğimiz Yem Fabrikası Projesi'nin fizibilitesini tamamladık. Bu yatırımla kaliteli yem tedarikini güvence altına alırken üreticilerimizin maliyetlerinin azaltılmasına da katkı sunmak istiyoruz" ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Yeni hizmet binası Karpuzatan'da planlanıyor</strong></p>
<p>KTB, büyüyen hizmet kapasitesine cevap verebilmek amacıyla Karpuzatan bölgesinde, Borsaya ait arazi üzerinde yeni bir hizmet binası planlıyor. Üyelerin işlemlerini daha modern şartlarda gerçekleştirebileceği yapı; eğitim, toplantı ve kurumsal faaliyetlere de ev sahipliği yapacak kapsamlı bir hizmet merkezi olarak tasarlanıyor.</p>
<p><strong>Sektörün sorunlarına ortak akılla çözüm</strong></p>
<p>KTB, yatırım projelerinin yanı sıra sektörün sorunlarının belirlenmesi ve çözüm önerilerinin ilgili kurumlara aktarılması amacıyla çalıştay ve raporlama faaliyetleri yürütüyor. Et ve et ürünleri başta olmak üzere düzenlenen çalıştaylarda üretici, sanayici, akademisyen, kamu kurumu ve sektör temsilcileri aynı masa etrafında buluşturuluyor; hayvancılıktan gıda güvenliğine, pazarlamadan ihracata kadar sektörün geleceğini ilgilendiren konular ele alınıyor.</p>
<p>Bağlamış, "Sorunları yalnızca dile getirmekle yetinmiyor; üreticiyi, sanayiciyi, akademiyi ve kamu kurumlarını bir araya getiriyoruz. Ortaya çıkan görüş ve önerileri raporlaştırarak çözüm mercilerine iletiyoruz" dedi.</p>
<p><strong>Üyeler yeşil dönüşüme hazırlanıyor</strong></p>
<p>Avrupa Yeşil Mutabakatı ve değişen uluslararası ticaret standartları doğrultusunda yürütülen Yeşil Dönüşüm Akademisi Projesi ile işletmelere karbon ayak izi, su ayak izi, sürdürülebilir üretim, enerji verimliliği ve çevre dostu üretim süreçleri konusunda eğitim ve kapasite geliştirme desteği veriliyor.</p>
<p>KTB ayrıca FSSC 22000 V6 Gıda Güvenliği Sistemi, Türk Gıda Kodeksi, gıda etiketleme, tüketicilerin bilgilendirilmesi ve ticaret sözleşmeleri gibi konularda teknik eğitimler düzenliyor. IPARD III ve Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı hakkında gerçekleştirilen toplantılarla üretici ve yatırımcıların hibe ve desteklerden daha etkin yararlanması amaçlanıyor.</p>
<p>Bağlamış, "Üyelerimizi yalnızca bugünün şartlarına değil, gelecekte ihracat ve ticarette karşılaşacakları çevresel kriterlere de hazırlıyoruz. Yeşil dönüşümü bir zorunluluk olmanın ötesinde yeni bir rekabet ve kalkınma fırsatı olarak görüyoruz" ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Akreditasyonda Türkiye derecesi</strong></p>
<p>KTB, kurumsal hizmet kalitesini geliştirmeye yönelik çalışmaları sonucunda TOBB Akreditasyon Sistemi kapsamında önemli bir başarıya imza attı. Türkiye genelinde açıklanan ilk 10 oda ve borsa arasında 5'inci, borsalar arasında 2'nci, 6 yıldızlı oda ve borsalar arasında ise 1'inci sırada yer aldı. Akreditasyon belgesi, Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat ve TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu tarafından takdim edildi.</p>
<p>Başkan Bağlamış, "Hizmet kalitemizi yalnızca yatırımlarımızla değil, kurumsal yönetim standartlarımızla da sürekli geliştiriyoruz. Elde ettiğimiz bu derece, özveriyle çalışan ekibimizin başarısı ve üyelerimize sunduğumuz hizmetleri daha ileriye taşıma kararlılığımızın göstergesidir. Kayseri için üretmeye, tarım ve hayvancılığın geleceğine yatırım yapmaya devam edeceğiz" diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kayseri-ticaret-borsasi-yatirimlariyla-tarim-ve-hayvanciligin-gelecegine-yon-veriyor-86736</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/6/1280x720/kayseri-ticaret-borsasi-yatirimlariyla-tarim-ve-hayvanciligin-gelecegine-yon-veriyor-1788416768.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayseri Ticaret Borsası; jeotermal sera bölgesinden canlı hayvan pazarına, Ar-Ge ve analiz hizmetlerinden dijital tarım ticaretine kadar hayata geçirdiği projelerle üretimin altyapısını güçlendiriyor. KTB Yönetim Kurulu Başkanı Recep Bağlamış, &quot;Kayseri artık sanayisi kadar tarımı ve hayvancılığıyla da öne çıkan güçlü bir üretim şehridir. Hedefimiz, şehrimizi tarımsal üretim ve ticarette Türkiye&#039;nin öncü merkezlerinden biri hâline getirmektir&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/savaslardan-antalyanin-turizm-gelir-kaybi-en-az-4-milyar-dolar-86707</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 01:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Antalya’nın turizmde gelir kaybı en az 4 milyar dolar&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Döviz kurundaki durum, maliyetlerin çok hızlı artması, Rusya ve Ukrayna arasındaki savaş ile Hürmüz Boğazı’nda ABD-İsrail ve İran arasındaki savaş, yılın 7 aylık döneminde turist sayısının düşmesine yol açtı.</p>
<p>Türkiye’nin turizm lokomotifi Antalya’ya, Ocak-Temmuz 2026 döneminde gelen turist sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7 düşüş gösterdi. Antalya’ya bu yılın 7 aylık döneminde 624 bin 448 kayıpla 8 milyon 162 bin 143 turist ziyaret etti.</p>
<p><strong>7 aylık gelir kaybı</strong></p>
<p>Türkiye turizm gelirinin üçte birini karşılayan Antalya’da yılın 7 aylık dönemindeki turist sayısındaki düşüş, turizm gelirlerine yansıdı. Bazı turizm sektör temsilcilerine göre, turizm gelir kaybının bazı hesaplamalara göre, en az 500 milyon dolar olduğu tahmin ediliyor.</p>
<p>MK Group Turizm Yatırımları ve Marka Geliştirmeden Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Korhan Alşan, 2026 yılı Ocak–Temmuz dönemindeki turist sayısında yaklaşık yüzde 6,5–7’lik gerilemenin, kullanılan veri setine göre 580–625 bin civarında daha az yabancı ziyaretçi anlamına geldiğini belirtti. Alşan, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Antalya 2025’te 17,5 milyon ziyaretçiden 17 milyar doların üzerinde turizm geliri elde etti. 2026’nın ilk yarısında Türkiye genelinde kişi başı harcamanın yaklaşık 1.020 dolar olduğu dikkate alınırsa, bu kaybın matematiksel brüt döviz karşılığı 550–650 milyon dolar bandında hesaplanabilir. Ben yuvarlak olarak 600 milyon dolar civarı derim. Ancak ziyaretçi kaybı ile gelir kaybı birebir aynı değildir. Türkiye genelinde ikinci çeyrekte ziyaretçi sayısı yüzde 5,1 azalırken turizm geliri yalnızca yüzde 2,6 geriledi. Kişi başı harcama artışı, kaybın bir bölümünü dengeledi. Bu nedenle Antalya açısından fiili gelir kaybının 350–500 milyon dolar bandında kalması daha olasıdır.’’</p>
<p><strong>Sezon kurtulur mu?</strong></p>
<p>Turist sayısında geçen yılın yakalanmasının mümkün görülmediğini ifade eden Alşan, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Sezon tamamen kurtulur mu? Sayısal olarak geçen yılı yakalamak zor. Çünkü 21 Ağustos itibarıyla yaklaşık yüzde 6 gerideyiz. Kalan dönemde geçen yılın yaklaşık yüzde 9 üzerine çıkmak gerekir. Buna karşılık farkın yüzde 7’den yüzde 6’ya gerilemesi, Ağustos toparlanması ve güçlü sonbahar beklentisi olumlu. Dolayısıyla turist sayısında değilse bile gelir açısından sezonun önemli ölçüde kurtarılması mümkün. Ben yılı yaklaşık 16,6–17 milyon ziyaretçi ile kapatırız diye düşünüyorum. Yani geçen yılın yüzde 3–5 altında olur. Fakat gelirde daha sınırlı bir kayıpla kapatma ihtimalini güçlü görüyorum. Tabii şunu unutmamak lazım, enflasyon etkisi ve buna karşılık kurun hala stabil kalması durumu, gelirlerde bir istikrar var görünümüne karşılık, giderlerde ve kar oranlarında dolayısı ile mali performans sonuçlarında negatif etkiler yaratmaya devam ediyor.’’</p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkanı Yusuf Hacısüleyman ise turizmde geçen yılın 7 aylık dönemine göre, Antalya’ya gelen turist sayısında yüzde 6,5 düşüş yaşadığına dikkat çekti. Hacısüleyman, ‘’Yılsonu sonuçta sayısal olarak rakamları tuttursak bile cirosal bazda, Antalya olarak elde ettiğimiz gelirden çok fazla bir erozyon yarattık. Kötü mü yaptık? Hayır. Yapmasaydık kaç kişi gelirdi bilemiyorum. Yaptık, bu kadar kişi geldi. Bazen de buna bile şükür dememiz gerekiyor’’ dedi.</p>
<p><strong>Yıl sonu 4 milyar dolar gelir kaybı</strong></p>
<p>Öte yandan adının açıklanmasını istemeyen bir turizmci de 2026 yılsonu itibariyle Antalya’nın turizm gelir kaybının 4 milyar doları aşacağını öngördüğünü belirtti. Turizmci şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Geçen yıl Antalya’ya 17,5 milyon turist ziyaret etmişti. 2026 yılsonu itibariyle turist sayısında geçen yıla göre yüzde 6 düşüş bekleniyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve TÜİK verilerine göre turist başı harcama bin dolar civarında. Turist harcamalarını da göz önüne alırsak, Antalya’nın 2026 yılsonu turizm gelir kaybı 4 milyar doların üzerinde olacak. Kuzeyde Rusya-Ukrayna, güneyde de İran ile ABD arasındaki savaşlardan kaynaklanan hem turist hem de gelir kaybı var.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/savaslardan-antalyanin-turizm-gelir-kaybi-en-az-4-milyar-dolar-86707</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/7/1280x720/antalya-1788415754.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya’da 2026 yıl sonu turist sayısında geçen yıla göre yüzde 6 düşüş öngörülürken, savaşlardan kaynaklanan turizm gelir kaybının da en az 4 milyar dolar olacağı belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atsodan-saglik-merkezi-ve-cevre-korunmasina-destek-86706</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 01:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> ATSO Eğitim ve Sağlık Merkezi törenle açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya İl Sağlık Müdürlüğü, Elmalı Belediyesi ve Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) iş birliğiyle Elmalı ilçesinde yaptırılan Sinan-ı Ümmî Aile Sağlığı Merkezi ve Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM) ile ATSO Eğitim ve Sağlık Merkezi düzenlenen törenle hizmete açıldı.</p>
<p>Antalya Valisi Vali Hulusi Şahin, törende yaptığı konuşmada, Elmalı’ya kazandırılan tesisin vatandaşların sağlık hizmetlerine erişimi açısından önemli bir yatırım olduğunu söyledi.</p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası’nın yalnızca üyelerinin mesleki faaliyetleriyle ilgilenen bir kuruluş olmadığını, aynı zamanda Antalya’nın gelişimine katkı sunan önemli bir sivil toplum kuruluşu olduğunu vurgulayan Vali Şahin, ATSO’nun eğitime, sağlığa ve sosyal hayata yönelik birçok önemli çalışmaya destek verdiğini bildirdi. Vali Şahin, ‘’İdeal sivil toplum örgütü budur. Antalya Ticaret ve Sanayi Odası da bunun Türkiye’deki güzel ve öncü örneklerinden biridir’’ dedi.</p>
<p>ATSO tarafından tamamlanan binanın, İl Sağlık Müdürlüğünün katkılarıyla Aile Sağlığı Merkezi ve KETEM olarak vatandaşların hizmetine sunulduğunu ifade eden Vali Şahin, tesisin Elmalı için önemli bir sağlık yatırımı olduğuna dikkat çekti.</p>
<p>Elmalı Belediyesi tarafından tahsis edilen binanın sağlık hizmetlerine kazandırılmasında kurumlar arası iş birliğinin önemini vurgulayan Vali Hulusi Şahin şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Elmalı Belediyesi, İl Sağlık Müdürlüğü ve ATSO başta olmak üzere projeye katkı sunan herkese teşekkür ediyorum. Antalya sağlık hizmetleri bakımından önemli bir noktada bulunuyor ve sağlık yatırımları hızla devam ediyor. Antalya sağlık hizmetleri yönünden çok iyi durumdadır, hızla da daha iyiye gidiyor.”</p>
<p><strong>ATSO’dan çevre projelerine de destek</strong></p>
<p>ATSO’nun çevre alanındaki yeni desteklerine de değinen Vali Şahin, Antalya'dan denize ulaşan akarsular yoluyla taşınan atıkların önlenmesine yönelik önemli bir çalışma yürütüldüğünü söyledi.</p>
<p>Antalya’dan denize dökülen 29 akarsuda, atıkların denize ulaşmasını engellemek amacıyla 30'un üzerinde bariyer kurulmasının planlandığını belirten Vali Şahin, projenin maliyetinin ATSO tarafından üstlenileceğini kaydetti.</p>
<p>Vali Şahin, kamu kurumları, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve hayırseverlerin iş birliği içerisinde hareket etmesinin Antalya'nın gelişimi açısından büyük önem taşıdığını vurgulayarak, tüm kurum ve kuruluşları benzer çalışmalara destek vermeye davet etti.</p>
<p><strong>"Sağlık erişimini kolaylaştıracak"</strong></p>
<p>ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman da, ATSO Eğitim ve Sağlık Merkezi’nin, Antalya iş dünyasının sosyal sorumluluk ve toplumsal fayda anlayışının önemli bir yansıması olduğunu belirtti. Hacısüleyman, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Burası sadece bir bina değil, halkımızın sağlığı açısından önemli bir ihtiyacı karşılayan değerli bir hizmettir. Özellikle görüntüleme hizmetlerinde yaşanan bekleme sorununa çözüm olacağına ve sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştıracağına inanıyoruz. Projenin hayata geçirilmesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Özellikle projenin temelini atan merhum ATSO Başkanımız değerli kardeşim Ali Bahar’ı da anmak istiyorum. Onun döneminde başlayan bu projeyi bugün tamamlayarak vatandaşlarımızın hizmetine sunmanın mutluluğunu yaşıyoruz.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atsodan-saglik-merkezi-ve-cevre-korunmasina-destek-86706</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/6/1280x720/atsodan-saglik-merkezi-ve-cevre-korunmasina-destek-1788387725.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Ticaret ve Sanayi Odası destekleriyle yaptırılan Elmalı Aile Sağlığı Merkezi ve Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi ile ATSO Eğitim ve Sağlık Merkezi düzenlenen törenle hizmete açıldı. ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman, ‘’Burası sadece bir bina değil, halkımızın sağlığı açısından önemli bir ihtiyacı karşılayan değerli bir hizmettir’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antbirlik-yeniden-kullerinden-dogacak-86705</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 01:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;ANTBİRLİK yeniden küllerinden doğacak&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Pamuk ve Narenciye Tarım Kooperatifleri Birliği (ANTBİRLİK) 74. kuruluş yıl dönümünü kutluyor. 2000’li yılların başına kadar, Türk pamuk üretiminde rekorlar kıran ve 120 bin ton alım kapasitesine ulaşan ANTBİRLİK, bugün zor bir süreçten geçiyor. Pamuk ekim alanlarının büyük bölümünde seracılık yapılan Antalya’da bu yıl 2 bin 400 ton pamuk rekoltesi bekleniyor.</p>
<p>ANTBİRLİK Genel Müdürü Hasan Yıldız, Türkiye ekonomisine ve tarımına büyük katkı sunan Antalya’da turizmin ve seracılığın gelişmesiyle birlikte pamuk ekim alanlarının daraldığını söyledi.</p>
<p>Yıldız, seracılığın ve turizmin gelişmesi, tropik meyve üretiminin yaygınlaşması, serada muz yetiştiriciliğine bir dönem teşvik verilmesi, pamuk ekiminde çiftçinin sürekli ‘risk’ ile karşı karşıya kalınması ve para kazanamaması nedeniyle üreticinin zaman içinde pamuk ekiminden vazgeçtiğini dile getirdi.</p>
<p><strong>"Pamuğa destek yok"</strong></p>
<p>Antalya ovasında 2026 sezonunda 2 bin 400 ton rekolte beklendiğini vurgulayan Yıldız, pamuğa destek olmadığını, dünya ve Türkiye’deki ekonomik nedenlerden dolayı tekstil sektörünün de zor bir dönemden geçtiğine dikkat çekti. Yıldız, ‘’Bir dönem 120 bin ton pamuk rekoltesine ulaşan Antalya’da, 2018’de 40 bin dekar alanda 20 bin ton pamuk rekoltesine ulaşıldı.  Geçen yıl Antalya ovasında 20-25 bin dekarda pamuk ekimi yapıldı ve 7 bin ton alım gerçekleştirildi. Bu yıl ANTBİRLİK olarak 5 bin dekar için üreticiye tohum sattık. Rekoltenin de 2 bin 400 ton olmasını bekliyoruz. Pamuk alanlarını örtü altı üretim yapılan seraya kaptırdık’’ dedi.</p>
<p><strong>"Ekim ve hasat gecikiyor"</strong></p>
<p>İklim değişikliği nedeniyle havaların dengesizleştiğine dikkat çeken Hasan Yıldız, Antalya ovasında pamuk ekiminin Mayıs, hasadın da Ekim ayına kaydığını belirterek, pamuk üretimini yeniden artırmak için çalıştıklarını bildirdi.</p>
<p>ANTBİRLİK’in yeniden küllerinden doğması ve üreticiye desteğini sürdürmeyi devam ettirmesi için yeni projeleri yaşama geçirmeyi hedeflediklerini anlatan Yıldız, ANTBİRLİK’in aynı zamanda piyasada fiyatlarda denge görevi yaptığını vurguladı.</p>
<p><strong>"ANTBİRLİK küllerinden yeniden doğmak istiyor"</strong></p>
<p>ANTBİRLİK Genel Müdürü Hasan Yıldız, birliğin her ne kadar pamuk ve narenciye alanı olsa da zeytincilik ve meyvede de her zaman üreticilerin yanında olduğunu kaydetti. ANTBİRLİK’in yeniden küllerinden doğması için yeni projeleri hayata geçirmek istediklerini, ancak ekonomik koşulların iyileşmesini beklediklerini söyledi. Önümüzdeki süreçte gerçekleştirmeyi hedefledikleri projeleri anlatan Yıldız, ilk hedeflerinin zeytinyağı fabrikası kapasitesini artırmak ve meyve suyu fabrikasını kurmak olduklarını bildirdi. Hasan Yıldız, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’145 dönüm alanda kurulu zeytinyağı sıkma fabrikamız var. Günlük 40 ton sıkma kapasiteli fabrikayı 120 ton sıkma kapasitesine ulaştırmak istiyoruz. Depolama alanını da büyütmek istiyoruz. Bölgemizde zeytin üretimi artıyor. Hem ortaklarımızın hem de diğer çiftçilere destek olacağız. Bölge üreticilerinin meyvesini değerlendirmek amacıyla da Genel Müdürlük alanında meyve suyu fabrikası kuracağız. Ancak, bu alan 1. Derece SİT alanı olduğu için işlemlerin tamamlanması uzuyor. Meyve suyu fabrikasının sadece makineleri 7 milyon Euro civarında bulunuyor. Narenciye ve nar üretimi artıyor. Nar suyu, domates suyu, salça üretimi ve elma üretim ve mamulleri konusunda da çiftçimize destek olmak istiyoruz. Bu projelerle ANTBİRLİK yeniden küllerinden doğacak ve Türk tarımına bölge çiftçisine desteğini sürdürecek.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antbirlik-yeniden-kullerinden-dogacak-86705</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/5/1280x720/antbirlik-yeniden-kullerinden-dogacak-1788387622.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 74. kuruluş yılını kutlayan ANTBİRLİK küllerinden doğmak için yeni projeleri hayata geçirmek istiyor. ANTBİRLİK Genel Müdürü Hasan Yıldız, Türkiye ekonomisine ve tarımına büyük katkı sunan Antalya’da turizmin ve seracılığın gelişmesiyle birlikte pamuk ekim alanlarının daraldığını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ges-ve-resde-2035e-kadar-80-milyar-dolarlik-yatirim-ongoruluyor-86708</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 01:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GES ve RES’te 2035’e kadar 80 milyar dolarlık yatırım öngörülüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Domino Expo firması tarafından bu yıl 20'ncisi düzenlenecek Uluslararası Enerji Kongresi ve Fuarı, (EIF) 5-7 Kasım 2026 tarihleri arasında ANFAŞ Fuar merkezinde gerçekleştirilecek.</p>
<p>EIF 2026’yı düzenleyen Domino Expo'nun Yönetim Kurulu Başkanı Murat Dilek, 30 bin metrekare alanda 30 bin ziyaretçinin ağırlanacağını belirterek fuara yerli ve yabancı 200 firmanın katılacağını bildirdi.</p>
<p>Dilek, enerji yatırımlarının hız kazandığı bu dönemde sektörün önemli buluşma platformlarından biri haline gelen EIF Enerji Kongresi ve Fuarı’nda, Enerji depolama sistemleri ve Tarım GES uygulamalarının öne çıkacağı, yatırımcıları, teknoloji üreticilerini, enerji şirketlerini ve karar vericileri aynı platformda buluşturacaklarını kaydetti. Dilek, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Türkiye, güneş ve rüzgârda kurulu gücünü 2035’e kadar 120 bin megavata çıkarmayı hedeflerken, bu dönüşüm için 80 milyar dolarlık yatırım öngörülüyor. Enerji sektöründe yatırımların yönü, artan elektrik talebi, enerji arz güvenliği, şebeke esnekliği ve yeni teknolojilerle birlikte yeniden şekilleniyor. EIF 2026, üç gün boyunca sektörün güncel yatırım ve teknoloji gündemini Antalya’ya taşıyacak.’’</p>
<p><strong>32 alım heyeti katılacak</strong></p>
<p>EIF 2026 Antalya Fuarı’nda oturumlar, B2B görüşmeler ve iş toplantılarıyla yeni ticari bağlantıların ve yatırım iş birliklerinin kurulması hedefleniyor. Bu yıl Yurt dışından 32 farklı alım heyeti Antalya’da sektör temsilcileriyle bir araya gelerek, Türk enerji sektörünün uluslararası pazarlardaki ticari temaslarının da güçlendirilmesi hedefleniyor.</p>
<p><strong>Karbon piyasaları ve yeşil dönüşüm</strong></p>
<p>Fuarda, enerji dönüşümünün yanı sıra karbon piyasaları ve sürdürülebilirlik konuları da ele alınacak. EIF Karbon Piyasaları Kongresi, karbon piyasalarının gelişimi, Türkiye’nin emisyon ticaret sistemi hazırlıkları, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), karbon kredileri, iklim finansmanı ve yeşil dönüşüm gibi başlıkları sektörün gündemine taşınacak. Karbon piyasalarının yalnızca çevresel hedefler açısından değil, şirketlerin rekabetçiliği, yatırım kararları ve uluslararası ticaret açısından da giderek daha stratejik hale gelmesiyle birlikte kongrenin; kamu, özel sektör, yatırımcılar ve finans dünyası arasında bilgi ve iş birliği zemini oluşturması hedefleniyor.</p>
<p>Fuarda ayrıca enerji depolama sistemleri ve Tarım GES uygulamaları, enerji arz güvenliği ve şebeke esnekliği açısından önemi artan depolama yatırımları ile tarımsal üretimde enerji kullanımına yönelik yeni modeller, sektör temsilcilerinin gündeminde olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ges-ve-resde-2035e-kadar-80-milyar-dolarlik-yatirim-ongoruluyor-86708</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/8/1280x720/murat-dilek-1788415984.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’de, güneş ve rüzgârda kurulu gücünü 2035’e kadar 120 bin megavata çıkarmayı hedeflenirken, bu dönüşüm için 80 milyar dolarlık yatırım öngörülüyor. Domino Expo Yönetim Kurulu Başkanı Murat Dilek, &quot;Enerji sektöründe yatırımların yönü, artan elektrik talebi, enerji arz güvenliği, şebeke esnekliği ve yeni teknolojilerle birlikte yeniden şekilleniyor. EIF 2026, üç gün boyunca sektörün güncel yatırım ve teknoloji gündemini Antalya’ya taşıyacak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/beautyeurasia-istanbul-fuar-merkezinde-kapilarini-acti-86794</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> BeautyEurasia İstanbul Fuar Merkezi&#039;nde kapılarını açtı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Avrasya bölgesinin en önemli uluslararası güzellik, kozmetik ve saç bakım ürünleri fuarlarından biri olarak ICA Events tarafından düzenlenen “BeautyEurasia: Uluslararası Kozmetik, Güzellik, Kuaför, Ambalaj, Hammadde, Hijyen ve Private Label Fuarı”nın 21’inci edisyonu başladı. Verilen bilgiye göre, 2-4 Eylül tarihleri arasında, İstanbul Fuar Merkezi’nde 100’den fazla ülkeden binlerce ziyaretçiyi ağırlayacak olan fuar, bunun yanı sıra 139 firma ve 300’ü aşkın markayı bir araya getirerek yeni iş birliği ve ihracat fırsatları için zemin hazırlayacak.</p>
<p>ICA Events tarafından organize edilen ve bir önceki yılında 305 milyon euroya ulaşan iş hacmi oluşturan fuarın, üç gün boyunca sektörün global ve bölgesel gelişim alanlarının tartışılmasını ve bilgi alışverişini sağlayarak, yeni fikir ve ürünlerin tanıtımına yönelik verimli bir ortam yaratacağı belirtildi. Fuarda Güney Kore 30, Çin Halk Cumhuriyeti ise 20 firma ile en çok Milli Katılım sağlayan ülkeler arasında yer alıyor.</p>
<p><strong>"Yenilikçi formülasyonlardan akıllı ambalaj çözümlerine kadar birçok yeniliği aynı çatı altında buluşturacağız"</strong></p>
<p>Ölçülebilir ticari bağlantılar üreten fuarın bu yıl da güzellik sektörüne dair en yeni trendleri ziyaretçilerle buluşturacağını belirten BeautyEurasia: Uluslararası Kozmetik, Güzellik, Kuaför, Ambalaj, Hammadde, Hijyen ve Private Label Fuarı Direktörü Filiz Mehmedova, “Temel misyonumuz; kozmetik, güzellik ve kişisel bakım ürünlerini üreten markalar ile bu ürünleri küresel pazarlara ulaştıran satın alma profesyonelleri, distribütörler, perakendeciler ve ithalatçıları aynı ticaret platformunda bir araya getirmek. Bu sayede ürün sergilemenin de ötesine geçerek yeni pazarlara erişim, distribütör bağlantıları, ürün keşfi, iş geliştirme ve güçlü sektörel bağlantı fırsatı yaratıyoruz. Türkiye, Avrasya, Orta Doğu, Balkanlar ve BDT pazarlarına giriş yapmak isteyen profesyoneller için BeautyEurasia’da üç gün boyunca küresel erişimin odak noktası olacak. Bunun yanında son yıllarda tüketici tercihlerinde yaşanan köklü değişimler, beraberinde temiz içerikli, çevre dostu ve sürdürülebilir kozmetik ürünlerine olan talebi oldukça yukarı taşıdı. BeautyEurasia olarak bu dönüşümün öncülüğünü üstlenerek fuarda yenilikçi formülasyonlardan akıllı ambalaj çözümlerine kadar birçok yeniliği aynı çatı altında buluşturacağız.” dedi.</p>
<p><strong>Gelecek yıl WorldFood Istanbul ile birlikte düzenlenecek</strong></p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, BeautyEurasia, 2027 yılında ise yeni bir stratejik adımla 15-17 Aralık tarihlerinde WorldFood Istanbul ile birlikte düzenlenecek. İki önemli uluslararası fuarın eş zamanlı gerçekleştirilmesiyle katılımcıların farklı sektörlerden profesyonellerle bir araya gelmesine olanak sağlanırken, ek networking imkanları, yeni iş bağlantıları ve daha fazla ticari fırsat sunulması hedefleniyor. Bu stratejik iş birliğiyle BeautyEurasia’nın uluslararası ticaret potansiyelinin daha da güçlendirilmesi ve katılımcıların yeni pazarlara erişim olanaklarının artırılması amaçlanıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/beautyeurasia-istanbul-fuar-merkezinde-kapilarini-acti-86794</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/4/1280x720/beautyeurasia-1788442696.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “BeautyEurasia: Uluslararası Kozmetik, Güzellik, Kuaför, Ambalaj, Hammadde, Hijyen ve Private Label Fuarı”nın 21’inci edisyonu İstanbul Fuar Merkezi’nde başladı. Fuar Direktörü Filiz Mehmedova, “Temel misyonumuz; kozmetik, güzellik ve kişisel bakım ürünlerini üreten markalar ile bu ürünleri küresel pazarlara ulaştıran satın alma profesyonelleri, distribütörler, perakendeciler ve ithalatçıları aynı ticaret platformunda bir araya getirmek.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kayso-baskani-buyuksimir-86784</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> KAYSO Başkanı Büyüksimitci: Büyümede sanayinin payını artırmalıyız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Kayseri Sanayi Odası (KAYSO) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Büyüksimitci, ağustos ayı meclis toplantısında konuştu. </p>
<p>Konuşmasında dünya ekonomisinde belirsizliklerin devam ettiğini belirten Büyüksimitci, küresel ticarette korumacı politikaların güçlendiğini, ticaret savaşlarının yeniden gündeme geldiğini ve jeopolitik risklerin sürdüğünü, bu gelişmelerin de küresel ticareti ve üretim maliyetlerini doğrudan etkilediğini söyledi.</p>
<p>Türkiye'nin de önemli bir ekonomik süreçten geçtiğini belirten Büyüksimitci, “Enflasyonla mücadele hepimiz için önemli. Ancak bu mücadeleyi üretimden kopmadan yürütmemiz gerekiyor. Sanayimizin üretim kapasitesini, istihdamımızı ve ihracat gücümüzü korumalıyız. Bunun için sanayicimizin finansmana erişimi büyük önem taşıyor. Bizim beklentimiz; öngörülebilir bir ekonomi, ulaşılabilir finansman ve makul kredi maliyetleridir. Üretimi destekleyen sürdürülebilir bir finansman sistemi istiyoruz” dedi.</p>
<p><strong>“Sanayideki toparlanma olumlu ancak yeterli değil”</strong></p>
<p>Sanayinin performansının kendileri açısından ayrı bir önem taşıdığını belirten Büyüksimitci, yılın ilk çeyreğinde yüzde 0,8 daralan sanayinin ikinci çeyrekte yüzde 2,4 büyümesinin toparlanmaya işaret ettiğini ancak bu oranın yeterli görülmemesi gerektiğini ifade etti. Büyüksimitci, “Sanayinin yeniden büyümeye geçmesini olumlu karşılıyoruz. Ancak üretimin büyümeye katkısını daha da artırmamız gerekiyor. Sanayimizi daha güçlü bir büyüme patikasına taşımak zorundayız. Bunun yolu da sanayicimizin finansmana daha kolay ulaşabilmesinden geçiyor. Önümüzdeki dönemde büyümenin niteliğine odaklanmalıyız. Sadece büyümek değil, üretimle, yatırımla ve ihracatla büyümek zorundayız” diye konuştu. Ticaret Bakanı Ömer Bolat'ın 1 Ekim itibarıyla döviz dönüşüm desteğinin artırılacağını açıklamasını da değerlendiren Büyüksimitci, özellikle emek yoğun, katma değerli üretim yapan ve istihdama katkı sağlayan sektörlere yönelik desteklerin önemli olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>“Finansmana erişim sorunumuz devam ediyor”</strong></p>
<p>Finansmana erişimin sanayicilerin en önemli sorunlarından biri olmaya devam ettiğini belirten Başkan Büyüksimitci, kredi maliyetlerinin yüksek seviyelerde olduğunu, enerji, işçilik ve istihdam maliyetleri ile kur ve maliyet artışlarının üreticiler üzerinde önemli bir yük oluşturduğunu belirterek, iç ve dış pazarlardaki talep daralmasının da sanayiciyi zorladığını ifade etti. Başkan Büyüksimitci, “Sanayicimizin yatırım kararlarını destekleyecek finansman imkânlarına ihtiyacımız var. Üretim gücümüzü koruyacak, rekabetçiliğimizi artıracak maliyet politikaları ve yatırımı, istihdamı, ihracatı güçlendirecek kalıcı adımlar bekliyoruz. Bu konuları her platformda dile getirmeye ve ortak akılla çözüm aramaya devam ediyoruz” dedi.</p>
<p><strong>“Kayseri sanayicisinin gücüne güveniyoruz”</strong></p>
<p>Konuşmasının sonunda zorlu bir dönemden geçildiğini ancak Kayseri sanayicisinin gücüne güvendiklerini belirten Başkan Büyüksimitci, üretmeye, ihracat yapmaya ve istihdam sağlamaya devam edeceklerini belirterek, “Kayseri Sanayi Odası olarak her zaman sanayicimizin yanında olmaya devam edeceğiz. Sorunlarımızı ilgili mercilere taşımayı, çözüm önerilerimizi paylaşmayı sürdüreceğiz. Birlik ve beraberlik içerisinde, ortak akıl ve istişareyle Kayseri sanayisini daha güçlü bir geleceğe taşımak için çalışmaya devam edeceğiz” diyerek sözlerini tamamladı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kayso-baskani-buyuksimir-86784</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/8/4/1280x720/kayso-baskani-buyuksimitci-buyumede-sanayinin-payini-artirmaliyiz-1788437295.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KAYSO Başkanı Mehmet Büyüksimitci, Türkiye ekonomisinin ikinci çeyrek büyüme rakamlarından sanayinin performansına, finansmana erişimden ihracat desteklerine kadar iş dünyasının gündemindeki önemli konuları değerlendirdi. Büyüksimitci, “Sanayinin yeniden büyümeye geçmesini olumlu karşılıyoruz. Ancak üretimin büyümeye katkısını daha da artırmamız gerekiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kayseri-ticaret-odasi-3-ekimde-secim-yapacak-86767</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kayseri Ticaret Odası 3 Ekim’de seçim yapacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Tüm Etkinlik Sektörü İşveren Sendikası (Etkinlik-Sen) Kayseri Şubesi İstişare Toplantısı, My Berra Düğün ve Etkinlik Merkezi’nde yapıldı. </p>
<p>Toplantıda konuşan Kayseri Ticaret Odası (KTO) Başkanı Ömer Gülsoy, 367 odanın içerisinde dijital oda olarak ilk beşte yer aldıklarını söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a99486d3c902-1788430445.jpeg" alt="" width="314" height="388" /></p>
<p>3 Ekim Cumartesi günü oda seçimini yapacaklarını söyleyen Gülsoy, “Kırmızı listeyle seçime giriyoruz. Seçimin yüksek katılımla gerçekleşmesi demokratik zemin açısından önceliğimiz. Tüm üyelerimizi seçimde oy kullanmaya davet ediyoruz” dedi. Odadaki 41 komite sayısını 61’e çıkarmalarıyla ilgili de açıklama yapan Gülsoy, “Örneğin mobilyacıları dört komiteye böldük. Mobilya üreticileri, mağazacılar, yatak üreticileri ve büro mobilyaları bu sayede seslerini daha iyi duyurabilecekler” dedi. </p>
<p><strong>“Nakit darlığı, sermayeye ulaşım sıkıntısı hepimizin ciddi problemi”</strong></p>
<p>Meslek komitelerindeki yeni dağılımın etkinlik sektörü açısından da önemli olduğunu belirten Etkinlik-Sen Genel Başkanı Ali Koray Özandaç ise sendikanın faaliyetleriyle ilgili de bilgiler paylaştı. Özandaç, “Mesleki eğitimden sertifikasyona, sektör kalite standartlarından etkinlik kompleksi proje projemize, uluslararası düğün etkinliklerinin Kayseri'ye kazandırılmasından gastronomi ve turizm projelerimize, afet dönemlerinde sektörümüzün sahip olduğu mekan, mutfak ve insan kaynağının kamu yararına kullanılmasına kadar pek çok proje üzerinde çalışıyoruz. Kayseri'nin yalnızca sanayisiyle değil, gastronomisiyle, turizmiyle, organizasyon kapasitesiyle, konaklama altyapısıyla ve etkinlik ekonomisiyle de büyüyebileceğine inanıyoruz. Ancak bugün iş dünyasının ve özellikle hizmet sektörünün görmezden gelemeyeceğimiz ciddi problemleri de var. Nakit darlığı, sermayeye ulaşım sıkıntısı hepimizin ciddi problemi” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kayseri-ticaret-odasi-3-ekimde-secim-yapacak-86767</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/7/1280x720/kayseri-ticaret-odasi-3-ekimde-secim-yapacak-1788430486.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Etkinlik-Sen&#039;in istişare toplantısına katılan Kayseri Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, oda seçimlerinin 3 Ekim Cumartesi günü gerçekleştirileceğini duyurdu. Kırmızı renkli listeyle seçime gireceklerini paylaşan Gülsoy, seçimin yüksek katılımla gerçekleşmesinin önemini vurgulayarak, katılımcıları sandığa davet etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tatilsepetinin-goztepe-spor-kulubu-sponsorlugu-icin-imzalar-atildi-86748</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tatilsepeti’nin Göztepe Spor Kulübü sponsorluğu için imzalar atıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Tatilsepeti, Göztepe Spor Kulübü sponsorluğuna bu sezon da devam edeceğini duyurdu.</p>
<p>Göztepe Spor Kulübü sponsorluğunun ikinci sezonda da devam edeceğini söyleyen Tatilsepeti Genel Müdürü Sedat Kılıç, “Türkiye’nin önde gelen tatil platformu Tatilsepeti olarak spor tarihimizin önemli ve öncü kulüplerinden biri olan Göztepe Spor Kulübü futbol takımının bu sezon da sol kolundayız. Deplasman yolculuklarında da geçen sezon olduğu gibi yanındayız” dedi.</p>
<p>Spor turizminin küresel turizm içindeki payının büyüdüğünü söyleyen Kılıç, “UN Turizm verilerine göre spor turizmi, küresel turizmin yüzde 10’unu oluşturuyor. Küresel Veri Platformu Statista’ya göre bu pazarın 2032 yılına kadar 1,3 trilyon doların üzerine çıkması bekleniyor. Turizm ve seyahat sektörünün öncü oyuncusu olan Tatilsepeti olarak bu değişimi yakından takip ediyor ve spor turizmini geleceğin önemli büyüme alanlarından biri olarak değerlendiriyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Amaç spordaki seyahat hareketliliğini desteklemek</h2>
<p>Spor turizmi alanını sahiplenerek spor organizasyonlarının oluşturduğu seyahat hareketliliğini desteklemeyi ve taraftar deneyimini geliştirmeyi hedeflediklerini belirten Kılıç, “Deplasman seyahatlerinden uluslararası karşılaşmalara, taraftar organizasyonlarından İzmir'in destinasyon olarak tanıtımına kadar geniş bir alanda yeni projeler geliştirmek istiyoruz. Hedefimiz, sporun yarattığı hareketliliği sürdürülebilir bir turizm değerine dönüştürmek. Göztepe Spor Kulübü’nün spor turizmi açısından önemli bir potansiyel oluşturduğuna inanıyoruz. Spor turizmini yalnızca takip edilen bir trend değil, Türkiye turizminin geleceğinde önemli bir alan olarak görüyoruz. Bu yaklaşımla bu iş birliğinin gerçekleşmesinde emeği geçen Göztepe Spor Kulübü yönetimine teşekkür ediyor, sponsorluk projemizin tüm seyahat ve spor dünyası için başarılarla dolu bir sezona vesile olmasını diliyorum” açıklamalarında bulundu.</p>
<p>Göztepe Spor Kulübü CEO’su Kerem Ertan, Tatilsepeti ile iş birliğini yeni sezonda da sürdürmekten mutluluk duyduklarını belirterek, “Geçtiğimiz süre içerisinde karşılıklı güven ve ortak hedefler doğrultusunda gelişen bu birlikteliğin her geçen dönem daha da güçlenmesini önemsiyoruz. Kulübümüze duydukları güven ve verdikleri kıymetli destek için Tatilsepeti ailesine teşekkür ediyor, iş birliğimizin her iki taraf için de değer üretmeye devam etmesini diliyorum” diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tatilsepetinin-goztepe-spor-kulubu-sponsorlugu-icin-imzalar-atildi-86748</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/8/1280x720/tatilsepetinin-goztepe-spor-kulubu-sponsorlugu-icin-imzalar-atildi-1788419722.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tatilsepeti Genel Müdürü Sedat Kılıç, “Tatilsepeti olarak spor tarihimizin önemli ve öncü kulüplerinden biri olan Göztepe Spor Kulübü futbol takımının bu sezon da sol kolundayız. Deplasman yolculuklarında da geçen sezon olduğu gibi yanındayız.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yeni-ovp-6-eylulde-aciklanacak-86700</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 15:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni OVP 6 Eylül&#039;de açıklanacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program (OVP) hazırlıkları kapsamında, iş dünyasının çatı kuruluşları, sivil toplum kuruluşları ve sanayicilerle bir araya geldiklerini bildirdi.</p>
<p>Yılmaz, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şunları kaydetti: "2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program hazırlıkları kapsamında, iş dünyamızın çatı kuruluşları, sivil toplum kuruluşlarımız ve sanayicilerimizle Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde bir araya geldik.</p>
<p>İstişare toplantımızda; ekonomimizin gelecek üç yıllık yol haritasını, temel makroekonomik hedeflerini, politika çerçevesini ve yapısal reform gündemini ortaya koyacak OVP’ye ilişkin iş dünyamızın beklenti, görüş ve önerilerini dinledik. </p>
<p>Strateji ve Bütçe Başkanlığımız ile Hazine ve Maliye Bakanlığımızın koordinasyonunda, ilgili tüm bakanlık ve kurumlarımızın katkılarıyla yürütülen hazırlıklarımızda son aşamaya gelmiş bulunuyoruz. Katılımcı ve istişareye dayalı bir anlayışla hazırladığımız 2027-2029 dönemi Orta Vadeli Programımızın detaylarını 6 Eylül Pazar günü kamuoyuyla paylaşmayı planlıyoruz. Programın uygulama sürecini ise belirlenen takvim çerçevesinde yakından takip edeceğiz."</p>
<blockquote class="twitter-tweet">
<p dir="ltr" lang="tr">2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program (OVP) hazırlıkları kapsamında, iş dünyamızın çatı kuruluşları, sivil toplum kuruluşlarımız ve sanayicilerimizle Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde bir araya geldik.<br /><br />İstişare toplantımızda; ekonomimizin gelecek üç yıllık yol haritasını,… <a href="https://t.co/2xcxLrf5mZ">pic.twitter.com/2xcxLrf5mZ</a></p>
— Cevdet Yılmaz (@_cevdetyilmaz) <a href="https://x.com/_cevdetyilmaz/status/2095107708223438869?ref_src=twsrc%5Etfw">September 2, 2026</a></blockquote>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yeni-ovp-6-eylulde-aciklanacak-86700</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/0/1280x720/568-1788353504.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 2027-2029 dönemi Orta Vadeli Program&#039;ın ayrıntılarını 6 Eylül&#039;de kamuoyuyla paylaşacaklarını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bakirci-gyo-borsa-istanbulda-islem-gormeye-basladi-86694</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 13:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakırcı GYO, Borsa İstanbul&#039;da işlem görmeye başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bakırcı Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı (GYO) AŞ, Borsa İstanbul'da düzenlenen gong töreniyle "BKRGY" koduyla işlem görmeye başladı.</p>
<p>Bakırcı GYO'nun gong töreni, Borsa İstanbul AŞ Genel Müdürü Korkmaz Ergun, Bakırcı Grup Yönetim Kurulu Başkanı Bayram Sağlam, Bakırcı GYO Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Sağlam, Bakırcı GYO Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Genel Müdürü Fatih Sağlam, Bakırcı GYO Yönetim Kurulu Üyesi Arzu Yılmaz ve İntegral Yatırım Genel Müdürü Kıvanç Memişoğlu'nun katılımıyla gerçekleştirildi.</p>
<p>İntegral Yatırım Menkul Değerler AŞ liderliğinde gerçekleştirilen halka arzın talep toplama işlemleri 24-26 Ağustos'ta tamamlandı. Halka arz kapsamında 167 milyon lira nominal değerli pay, 12,93 lira sabit fiyatla satışa sunulurken, halka arzın toplam büyüklüğü 2 milyar 159 milyon 310 bin lira olarak gerçekleşti. Halka arzda toplam 502 bin 90 yatırımcıya pay dağıtıldı.</p>
<p>Dağıtım kapsamında 501 bin 344 yurt içi bireysel yatırımcıya 110 milyon 813 bin 470 lot, 724 yüksek başvurulu yatırımcıya 38 milyon 777 bin 600 lot ve 22 yurt içi kurumsal yatırımcıya 17 milyon 408 bin 930 lot pay verildi. Böylece dağıtılan payların yüzde 66,36'sı yurt içi bireysel, yüzde 23,22'si yüksek başvurulu ve yüzde 10,42'si yurt içi kurumsal yatırımcılara tahsis edildi.</p>
<p>Tamamı sermaye artırımı yoluyla gerçekleştirilen halka arzın ardından şirketin halka açıklık oranı yüzde 25 oldu. Şirket payları, Borsa İstanbul Yıldız Pazar'da işlem görmeye başladı.</p>
<p>Borsa İstanbul AŞ Genel Müdürü Korkmaz Ergun, törende yaptığı konuşmada, Bakırcı GYO'nun inşaat sektöründeki uzun yıllara dayanan tecrübesiyle sermaye piyasalarına önemli bir adım attığını söyledi.</p>
<p>Şirketin sonraki dönemde ticaret ve lojistik merkezleriyle büyümesini sürdüreceğini belirten Ergun, "Şirketimiz, halka arzdan elde ettiği gelirle yatırımlarını gerçekleştirecek ve hedeflerini daha da ileriye taşıyacak. Bu önemli halka arzda emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Bakırcı Gayrimenkul Yatırım Ortaklığına borsamız ailesine hoş geldiniz diyor, halka arzın sermaye piyasalarımıza hayırlı olmasını diliyorum." dedi.</p>
<p><strong>"Bu gong 45 yıllık emeğin ve güvenin simgesi"</strong></p>
<p>Bakırcı GYO Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Sağlam da 1981'de Bakırcı Yapı ile başlayan yolculuklarında çok özel ve anlamlı bir noktaya ulaştıklarını, 45 yılda emek vererek, çalışarak ve kendilerini sürekli geliştirerek şirketi bugünlere taşıdıklarını dile getirdi.</p>
<p>Ailelerine zaman içinde yeni üyelerin katıldığına değinen Sağlam, birlikte çalışıp güçlenerek ve sahip oldukları tecrübeyi yeni nesillere aktararak, Bakırcı'yı geleceğe taşımak istediklerini ifade etti.</p>
<p>Sağlam, "Yıllar boyunca emek vererek büyüttüğümüz şirketimizin bugün Bakırcı GYO olarak sermaye piyasalarında yeni bir döneme adım atmasına tanıklık etmekten büyük mutluluk duyuyorum. Bu gong, sadece bir halka arzın değil, 45 yıllık emeğin, güvenin ve gelecek kuşaklara uzanan bir yolculuğun da simgesi oldu. Bugün geldiğimiz noktayı, geçmişte attığımız adımların ve bize güvenen tüm paydaşlarımızın ortak eseri olarak görüyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>"Halka arz yeni bir başlangıç"</strong></p>
<p>Bakırcı GYO Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Genel Müdürü Fatih Sağlam da halka arz sürecinin başarıyla tamamlanmasının ardından şirket açısından yeni bir dönemin başladığını ifade etti.</p>
<p>Yatırımcılardan gelen güçlü talebin, şirkete duyulan güvenin önemli göstergelerinden biri olduğunu belirten Sağlam, halka arzla şirketin büyüme hikayesine yaklaşık 502 bin yeni ortağın katıldığını aktardı.</p>
<p>Sağlam, Bakırcı Grubu olarak 1981'den bu yana gayrimenkul sektörünün birçok dönemine tanıklık ettiklerini dile getirerek, şöyle devam etti:</p>
<p>"Geride bıraktığımız 45 yılda 2 milyon metrekarenin üzerinde inşaat alanında 85'ten fazla projeyi hayata geçirdik ve 5 binin üzerinde bağımsız bölümün teslimini başarıyla gerçekleştirdik. Gayrimenkul geliştirme ve proje üretimi alanındaki 45 yıllık bilgi birikimimizi ve deneyimimizi, 2025'te gayrimenkul yatırım ortaklığına dönüşümümüzle daha kurumsal ve sürdürülebilir bir yapıya taşıdık. Bugün turizmden ticarete, lojistikten konuta kadar çeşitlendirilmiş portföyümüz, güçlü bilanço yapımız ve şeffaf yönetim anlayışımızla yatırımcılarımız için uzun vadeli değer yaratma hedefiyle büyümemizi kararlılıkla sürdürüyoruz."</p>
<p>Geçmişten gelen tecrübeyi sermaye piyasalarının sağladığı imkanlarla birleştireceklerini aktaran Sağlam, şunları kaydetti:</p>
<p>"Yenilikçi, kaliteli ve getiri potansiyeli yüksek projeleri hayata geçirmeye devam edeceğiz. Bu yolculuğun yeni bir sayfasını birlikte açıyoruz. Halka arzımızla şirketimizin büyüme hikayesine yatırımcılarımızı da ortak ediyoruz. Bu sorumlulukla, yatırımcılarımızın şirketimize duyduğu güvene layık olmak için aynı disiplin, şeffaflık ve kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz. Çünkü bizim için halka arz, bir varış noktası değil, yeni bir başlangıç."</p>
<p><strong>"Halka arz sermaye piyasalarının derinleşmesine katkı sağlayacak"</strong></p>
<p>İntegral Yatırım Genel Müdürü Kıvanç Memişoğlu, Bakırcı GYO'nun halka arz sürecinin başarıyla tamamlanmasından ve şirketin attığı bu önemli adıma tanıklık etmekten mutluluk duyduklarını söyledi.</p>
<p>Halka arzın şirketin büyüme hedeflerine ve yeni yatırımlarına güç katacağına işaret eden Memişoğlu, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Aynı zamanda, sermaye piyasalarımızın gelişimine ve derinleşmesine katkı sağlacağını umuyoruz. Bu süreçte emeği geçen Bakırcı GYO yönetimine, tüm paydaşlarımıza ve halka arza gösterdikleri ilgi ve güven için tüm yatırımcılarımıza teşekkür ediyoruz. Bakırcı GYO'ya Borsa İstanbul'daki yeni yolculuğunda başarılar diliyorum. Halk arzın şirketimiz, yatırımcılarımız ve sermaye piyasalarımız için hayırlı olmasını temenni ediyorum."</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bakirci-gyo-borsa-istanbulda-islem-gormeye-basladi-86694</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/4/1280x720/7786-1788346057.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa İstanbul&#039;da düzenlenen gong töreninde konuşan Bakırcı Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Sağlam, &quot;Bu gong, sadece bir halka arzın değil, 45 yıllık emeğin, güvenin ve gelecek kuşaklara uzanan bir yolculuğun da simgesi oldu. Bugün geldiğimiz noktayı, geçmişte attığımız adımların ve bize güvenen tüm paydaşlarımızın ortak eseri olarak görüyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/enerjisa-enerjiye-ebrdden-207-milyon-dolarlik-finansman-86692</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 13:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerjisa Enerji&#039;ye EBRD&#039;den 207 milyon dolarlık finansman</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerjisa Enerji'nin Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası'yla (EBRD) uzun yıllara dayanan iş birliğini yeni bir finansman anlaşmasıyla güçlendirdiği duyuruldu.</p>
<p>Açıklamaya göre, 207 milyon dolar karşılığı Türk lirası tutarında ve 7 yıl vadeli olarak sağlanan kredi, Enerjisa Enerji'nin üç elektrik dağıtım bölgesi Başkent, AYEDAŞ ve Toroslar'da elektrik dağıtım şebekesinin geliştirilmesi ve modernizasyonuna yönelik yatırımlarda kullanılacak.</p>
<p>Yeni finansman, Avrupa Birliği'nin Avrupa Sürdürülebilir Kalkınma Fonu Plus (EFSD+) Hi Bar Garanti Programı'ndan yararlanacak. EFSD+ kapsamında sağlanan garanti, Türkiye'de elektrik dağıtım sektöründe EBRD aracılığıyla gerçekleştirilen bir krediye verilen ilk EFSD+ desteği olacak.</p>
<p>Enerjisa Enerji Üst Yöneticisi (CEO) Oğuzhan Özsürekci, geleceğin enerji sisteminin temelinde güçlü bir dağıtım altyapısı olduğunu belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Elektrifikasyonun hızlanması, yenilenebilir enerji kaynaklarının artan payı ve değişen tüketim alışkanlıklarıyla şebekeler artık yalnızca enerjiyi taşıyan bir altyapı olmanın ötesine geçerek, enerji dönüşümünün kilit itici güçlerinden biri haline geliyor. Türkiye'nin lider elektrik dağıtım şirketi olarak 'Herkes için daha iyi bir gelecek' vizyonumuz doğrultusunda şebekelerimizi geleceğin ihtiyaçlarına hazırlıyor, daha güçlü, verimli ve dayanıklı bir enerji altyapısı için yatırımlarımızı sürdürüyoruz. EBRD ile gerçekleştirdiğimiz yeni finansman anlaşmasını bu uzun vadeli yatırım yaklaşımımızın önemli bir parçası olarak görüyoruz. Uluslararası finans kuruluşlarının Enerjisa Enerji'ye ve yatırım programımıza duyduğu güven, Türkiye'nin enerji altyapısına yönelik yatırımlarımızı daha güçlü bir şekilde sürdürmemize imkan sağlıyor. EBRD ile uzun yıllara dayanan iş birliğimizi büyütürken, ülkemizin enerji dönüşümüne katkı sağlayacak ve kullanıcılarımız için değer yaratacak yatırımları hayata geçirmeye devam edeceğiz."</p>
<p>Enerjisa Enerji Mali İşler Direktörü (CFO) Philipp Ulbrich de söz konusu finansmanın uzun vadeli ve çeşitlendirilmiş finansman stratejilerini yansıttığını vurgulayarak, şöyle devam etti:</p>
<p>"Etkin borç yönetimimiz sayesinde kaldıraç seviyemizi sağlam ve sürdürülebilir bir düzeyde tutarken, güçlü bilanço yapımızı ve finansal esnekliğimizi korumaya devam ediyoruz. Şeffaf, öngörülebilir ve disiplinli finansal yönetim anlayışımız sayesinde uluslararası finans kuruluşları nezdindeki güçlü kredibilitemizi pekiştiriyor, bu ölçekte uzun vadeli finansman kaynaklarına rekabetçi fiyat seviyelerinde erişimimizi sürdürüyoruz. EBRD ile uzun yıllara dayanan iş birliğimizi daha da ileri taşımaktan memnuniyet duyuyoruz. Bu finansmanın Avrupa Birliği'nin EFSD+ garantisiyle desteklenmesi bizim için ayrıca kıymetli. EBRD ve Avrupa Birliği gibi güçlü uluslararası paydaşların destekleriyle, finansal istikrarımızı korurken Türkiye’nin enerji dönüşümüne katkı sağlayan uzun vadeli yatırımlarımıza kararlılıkla devam ediyoruz."</p>
<p>EBRD Avrasya Enerji Direktörü Şule Kılıç ise Türkiye'nin enerji dönüşümünü sürdürürken elektrik şebekelerinin güçlendirilmesinin giderek daha büyük önem kazandığının altını çizerek, "Enerjisa Enerji ile uzun yıllara dayanan ortaklığımız kapsamında, şebeke kapasitesini modernize edecek ve genişletecek, milyonlarca tüketici için hizmet kalitesini artıracak ve enerji dönüşümünün faydalarının ülke genelinde yaygın şekilde hissedilmesine katkıda bulunacak yatırımları destekliyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/enerjisa-enerjiye-ebrdden-207-milyon-dolarlik-finansman-86692</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/2/1280x720/865-1788345863.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerjisa Enerji&#039;nin elektrik dağıtım yatırımları için EBRD&#039;den 207 milyon dolarlık finansman sağladığı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aluminyum-lityum-uretimine-30-milyon-dolarlik-yatirim-86691</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 13:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Alüminyum lityum üretimine 30 milyon dolarlık yatırım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye'de madenden son ürüne kadar entegre alüminyum üretimi gerçekleştiren Eti Alüminyum'un, savunma sanayisine yönelik haddehane yatırımını sürdürürken, havacılık ve uzay sektörlerinde kullanılan ileri alaşımlara yönelik üretim kapasitesini de geliştirmeyi hedeflediği belirtildi.</p>
<p>Bu kapsamda şirket, alüminyum lityum alaşımının Türkiye'de üretimi için yatırım kararı aldı. Dünyada ABD, Rusya, Çin ve Fransa'da üretildiği belirtilen alaşım için kurulacak 30 milyon dolarlık yeni döküm hattında üretimin 2028'de başlaması öngörülüyor.</p>
<p>Eti Alüminyum Genel Müdür Yardımcısı Yaşar Bayraktar, gelişen teknolojiyle birlikte alüminyumun kullanım alanlarının genişlediğini belirtti.</p>
<p>Savunma sanayisi, havacılık ve uzay gibi yüksek katma değerli sektörlerde alüminyum ve ileri alaşımların kritik öneme sahip olduğunu aktaran Bayraktar, alüminyum lityumun düşük yoğunluğu ve yüksek performansı sayesinde özellikle havacılık ve uzay teknolojilerinde öne çıkan stratejik malzemelerden biri olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>"Türkiye de bu ülkeler arasına katılacak"</strong></p>
<p>Alüminyum lityum alaşımının alüminyuma göre yüzde 15'e kadar daha hafif olduğunu belirten Bayraktar, ürünün düşük yoğunluğun yanı sıra yüksek sürünme ve korozyon direnci, sertlik, mukavemet ve yorulma direncine sahip olduğunu bildirdi.</p>
<p>Alaşımın uçak gövdeleri, kanat kirişleri ve roket bileşenleri gibi kritik yapısal parçaların üretiminde kullanıldığına işaret eden Bayraktar, şunları kaydetti:</p>
<p>"Alüminyum lityum üretimimizi, Türkiye'nin uzay ve havacılık alanındaki hedeflerini kendi sanayi altyapısı ve yerli üretim kabiliyetiyle destekleyecek önemli bir adım olarak değerlendiriyoruz. Entegre üretim yapımızı, yüksek teknoloji ve ileri malzeme üretimiyle bir üst seviyeye taşıyoruz. Alüminyum lityum şu anda sadece ABD, Rusya, Çin ve Fransa'da üretiliyor. Biz üretime başladığımızda Türkiye de bu ülkeler arasına katılacak."</p>
<p><strong>Haddehanenin gelecek yılın ikinci çeyreğinde devreye alınması planlanıyor</strong></p>
<p>Bayraktar, şirketin 400 milyon dolarlık yatırımla hayata geçirdiği haddehane projesinde de üretime yaklaşıldığını belirterek, tesisin gelecek yılın ikinci çeyreğinde faaliyete geçmesinin planlandığını bildirdi.</p>
<p>Sıcak ve soğuk hadde ürünlerinin üretileceği haddehaneyle tesisi besleyecek yeni dökümhanenin, yassı alüminyum ürünlerinde 600 milyon dolarlık ithalatın önüne geçmesinin hedeflendiğini ifade eden Bayraktar, haddehanenin üretime başlamasıyla Türkiye'nin savunma sanayisine daha yüksek katma değerli ürünler sunulacağını kaydetti.</p>
<p><strong>Güneş enerjisinde 321 megavatlık kurulu güç hedefi</strong></p>
<p>Eti Alüminyum'un üretim yatırımlarının yanı sıra enerji ihtiyacının yenilenebilir kaynaklardan karşılanmasına yönelik çalışmalarını da sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Şirket, Seydişehir'deki 189 megavatlık güneş enerjisi kurulu gücüne ek olarak Gaziantep'te 90 megavat kurulu güce sahip güneş enerjisi santralini devreye aldı.</p>
<p>Sivas'ta planlanan 42 megavatlık yeni GES yatırımıyla birlikte şirketin güneş enerjisindeki toplam kurulu gücünün 321 megavata ulaşması hedefleniyor.</p>
<p>Oymapınar Hidroelektrik Santrali ile başlayan yenilenebilir enerji dönüşümünü güneş enerjisi yatırımlarıyla genişleten şirket, sanayi faaliyetlerinde kullanılan elektriğin tamamının temiz enerji kaynaklarından karşılanmasını amaçlıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aluminyum-lityum-uretimine-30-milyon-dolarlik-yatirim-86691</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/1/1280x720/eti-aluminyum-1788345608.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eti Alüminyum&#039;un havacılık ve uzay sanayisinde kullanılan alüminyum lityum alaşımının yerli üretimi için 30 milyon dolarlık yatırımla yeni döküm hattı kuracağı bildirildi. Üretimin 2028&#039;de başlaması planlanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/istanbulda-agustosta-en-cok-dershanelerin-fiyati-artti-86690</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 13:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstanbul&#039;da ağustosta en çok dershanelerin fiyatı arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Ticaret Odası (İTO), ağustosta kentte perakende fiyatı en fazla artan ve azalan ürünleri açıkladı.</p>
<p>Buna göre, ağustosta bir önceki aya kıyasla indekste yer alan 336 ana üründen 175'inin fiyatı artarken, 60'ının fiyatı azaldı.</p>
<p>Geçen ay fiyatı en çok artan ürün yüzde 51,39 ile sınav hazırlık kurum ücretleri olurken, bu ürünü yüzde 13,33 ile altın mücevherat, yüzde 11,01 ile salatalık, yüzde 10,68 ile akaryakıt (benzin), yüzde 9,39 ile badana ve boya malzemeleri, yüzde 8,77 ile sigara, yüzde 8,61 ile çilek, yüzde 8,15 ile LPG, yüzde 7,25 ile çay, yüzde 7,14 ile kola izledi.</p>
<p>Fiyat artışı maden suyunda yüzde 5,84, özel TV yayın hizmetlerinde yüzde 5,65, tuvalet sabununda yüzde 5,55, hazır kahvede yüzde 5,25, domateste yüzde 4,92, kuru soğanda yüzde 4,74 oldu.</p>
<p><strong>En çok şeftali ve üzümün fiyatı düştü</strong></p>
<p>Ağustosta bir önceki aya göre fiyatı en çok azalan ürünler arasında başı yüzde 26,54 ile şeftali çekti. Şeftaliyi yüzde 22,98 ile üzüm, yüzde 17,79 ile limon, yüzde 14,93 ile erik, yüzde 14,87 ile kavun, yüzde 14,41 ile sivri biber, yüzde 14,16 ile dolmalık biber, yüzde 13,69 ile karpuz, yüzde 12,27 ile çarliston biber izledi.</p>
<p>Fiyat düşüşü patlıcanda yüzde 11,53, armutta yüzde 10,97, kabakta yüzde 8,01, taze fasulyede yüzde 7,92, havuçta yüzde 7,70, sarımsakta yüzde 4,94, akaryakıtta (dizel/mazot) yüzde 4,30 olarak gerçekleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/istanbulda-agustosta-en-cok-dershanelerin-fiyati-artti-86690</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/2/1280x720/yks-sinav-1756104796.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İTO&#039;nun ağustos verilerine göre, İstanbul&#039;da fiyatı en çok artan ürün yüzde 51,39 ile sınav hazırlık kurum ücreti olurken, en fazla düşüş yüzde 26,54 ile şeftalide görüldü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
