<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/camin-gelecegi-firinda-degil-ar-gede-sekilleniyor-81851</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 09:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Camın geleceği fırında değil, Ar-Ge’de şekilleniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Şişecam ArTeGe, 50 yıllık bilimsel birikimiyle camı, sadece üretilen bir malzeme olmaktan çıkarıp enerji dönüşümü, düşük karbonlu sanayi, ileri mühendislik ve küresel rekabetin stratejik alanlarından biri haline getiriyor. </strong></p>
<p>Sanayinin geleceği daha az enerjiyle, daha düşük karbonla, daha yüksek teknolojiyle ve daha güçlü öngörüyle üretmekle tanımlanıyor. Bu dönüşümün merkezinde ise Ar-Ge var. Türkiye’nin ilk kurumsal Ar-Ge merkezi olarak 1976’dan bu yana faaliyet gösteren Şişecam ArTeGe, yarım asırlık bilimsel hafızasıyla Türkiye sanayisinin teknoloji geliştirme kapasitesinin de önemli örneklerinden biri. Ar-Ge’yi geleceği inşa eden stratejik bir yatırım olarak gören bu yaklaşım, cam üretiminde enerji tüketiminin azaltılmasından yeni nesil fırın teknolojilerine, modelleme ve simülasyondan düşük karbonlu üretime kadar geniş bir alanda somut sonuçlar yaratıyor. Şişecam Araştırma ve Teknolojik Geliştirme Genel Müdür Yardımcısı Burak Büyükfırat ile ArTeGe’nin 50 yıllık yolculuğunu, camın değişen stratejik rolünü ve sanayide dönüşümün neden artık sezgilerle değil, öngörüyle yönetilmesi gerektiğini konuştuk.</p>
<p><strong>Kırılma noktası Ar-Ge’yi geleceği inşa eden bir yatırım olarak konumlandırmamız oldu</strong></p>
<p>“Türkiye sanayisinde Ar-Ge’nin genellikle bir ‘maliyet merkezi’ olarak görüldüğü bir dönemde, Şişecam için en büyük kırılma noktası Ar-Ge’yi bir gider kalemi değil, geleceği inşa eden bir yatırım olarak konumlandırma kararlılığı oldu. Bu, Ar-Ge’nin rolünü reaktif bir sorun çözücüden, proaktif bir değer yaratıcıya dönüştüren temel bir yaklaşım değişimiydi.</p>
<p>Kuruluşu 50 yıl önce gerçekleşmiş olsa da Şişecam’da bilim ve teknoloji temelli büyüme vizyonunun temelleri çok daha eskiye, 1940’lara dayanıyor. 1976’da Türkiye’nin ilk kurumsal Ar-Ge merkezi olarak yola çıktığımızda hedefimiz yalnızca teknik sorunlara çözüm üretmek değildi. Bilimi ve mühendisliği karar alma süreçlerinin merkezine yerleştiren kalıcı bir yetkinlik oluşturmayı amaçladık. Bugün geriye baktığımızda, Şişecam Ar- TeGe’nin Türkiye’de sanayinin Ar-Ge kültürünün kurumsallaşmasına yaptığı en önemli katkının, araştırma ile üretim arasındaki bağı kalıcı hale getirmesi olduğunu düşünüyorum. Çünkü gerçek değer, bilginin ürüne, teknolojinin rekabet avantajına ve inovasyonun sürdürülebilir büyümeye dönüşmesiyle ortaya çıkıyor. ArTeGe’yi yalnızca Şişecam’ın değil, Türkiye sanayisinin teknoloji üretme kapasitesine yapılmış uzun vadeli bir yatırım olarak görüyoruz. Bu yaklaşımın güncel yansımalarından biri de küresel cam ekosistemini bir araya getiren ve sektörümüz için önemli bir platform olan Şişecam Uluslararası Cam Konferansları… Bu yıl 40’ıncı kez, “United to Innovate: A Future Focused Transformation of Energy &amp; Glass” temasıyla gerçekleştirdiğimiz konferansta akademi, tasarım ve sanayi dünyasını İstanbul’da bir araya getirdik.”</p>
<p><strong>İş birliği odaklı ekosistem</strong></p>
<p>“Şişecam ArTeGe’yi farklı kılan unsur, Ar-Ge’yi yalnızca yeni fikirler üreten bir yapı olarak değil, iş sonuçlarına doğrudan etki eden stratejik bir teknoloji ve yetkinlik alanı olarak konumlandırması. 1976’dan bu yana oluşturduğumuz bilimsel ve teknolojik birikimi, üretimden ürün geliştirmeye, maliyet yönetiminden sürdürülebilirliğe kadar tüm süreçlere entegre ederek somut değere dönüştürüyoruz. Bu dönüşümde önemli bir dönüm noktası, 2014'te Gebze-Çayırova'da açılan Şişecam Bilim, Teknoloji ve Tasarım Merkezi oldu. 9.400 metrekarelik alanda, 31 uzmanlık laboratuvarıyla, LEED Gold sertifikalı ve Avrupa›da alanının sayılı cam araştırma merkezlerinden biri olan bu yapı, ArTeGe’nin fiziksel ve kurumsal ölçeğini yeni bir düzeye taşıdı. Fakat asıl dönüştürücü güç bu duvarların içinde saklı değil; sektörel zorlukları tek başımıza çözmek yerine, tüm paydaşlarımızla el ele vererek ortak akılla çözmemizi sağlayan iş birliği odaklı ekosistem yaklaşımımızda yatıyor. Şişecam ArTe- Ge bugün kısa vadeli mühendislik ihtiyaçlarına hızlı çözümler üretirken, aynı zamanda geleceğin teknolojilerine yatırım yapan çift odaklı bir modelle çalışıyor. Araştırma, mühendislik, tasarım ve inovasyonu aynı çatı altında buluşturan ‘tek durak teknoloji uzmanlığı merkezi’ entegre yapısı sayesinde fikirden endüstriyel uygulamaya kadar tüm süreçlerde değer yaratıyor.”</p>
<p><strong>Sürdürülebilirlik teknoloji geliştirme sürecinin ayrılmaz parçası</strong></p>
<p>Rekabet gücü artık nihai ürünün kendisi kadar, o ürünün ne kadar düşük enerjiyle, az kaynak kullanılarak ve düşük karbon ayak iziyle üretilebildiğiyle de ölçülüyor. Aynı zamanda üretim sistemlerinin değişen koşullara ne kadar dayanıklı ve uyumlu olduğu da bu denklemin önemli bir parçası haline geliyor. Şişecam ArTeGe’de, enerji verimliliğinden karbon azaltımına, kaynak optimizasyonundan alternatif hammadde kullanımına kadar geniş bir alanda yürüttüğümüz çalışmalar, sürdürülebilirliği tüm teknoloji geliştirme süreçlerinin ayrılmaz bir parçası haline getiriyor. Cam kompozisyonlarının optimize edilmesinden yeni nesil fırın teknolojilerine, dijital modelleme altyapılarından elektrifikasyon çalışmalarına kadar uzanan projelerle hem çevresel etkimizi azaltıyor hem de üretim performansımızı sürekli geliştiriyoruz. ArTeGe, Şişecam’ın büyüme hedefleri ile sürdürülebilirlik hedeflerini aynı noktada buluşturan bir dönüşüm alanı olarak çalışıyor.”</p>
<p><strong>Cam geleceğin ihtiyaçlarına güçlü bir cevap veriyor</strong></p>
<p>“Cam çok köklü bir malzeme; ancak bugün onu yeniden önemli hale getiren şey geçmişi değil, geleceğin ihtiyaçlarına verdiği güçlü cevap. Enerji dönüşümünden sürdürülebilir yapılara, mobiliteden sağlık teknolojilerine kadar pek çok alanda camın rolü yeniden tanımlanıyor. Çünkü artık mesele yalnızca bir malzemenin kullanılabilir olması değil, enerji verimliliği, dayanıklılık, güvenlik ve sürdürülebilirlik açısından ne sunduğu… Biz camın geleceğini daha akıllı, daha yüksek performanslı ve daha sürdürülebilir uygulamalarda görüyoruz. Elektrifikasyon bu dönüşümün merkezinde yer alacak. Yüksek elektrikli hibrit ve tam elektrikli fırınlar öne çıkarken, dijitalleşme ise yapay zekâ ve makine öğrenmesini tasarım ve mühendislik süreçlerine entegre ederek karar alma hızını ve alınan kararın doğruluğunu artırmada kritik bir rol üstlenecek. Düşük karbonlu ekonomiye geçiş hızlandıkça, camın hem işlevi hem de stratejik değeri artıyor. Bu dönüşümde belirleyici olan ise yalnızca üretim kapasitesi değil; bilim, mühendislik ve inovasyon gücü.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>İnovasyon tek bir kurumun sınırları içinde gelişmiyor</strong></span></p>
<p>● “İnovasyon artık tek bir kurumun sınırları içinde gelişmiyor. En güçlü çözümler, farklı disiplinlerin ve farklı bilgi birikimlerinin bir araya gelmesiyle ortaya çıkıyor. Şişecam ArTeGe, üniversiteler, araştırma kuruluşları, teknoloji şirketleri ve uluslararası platformlarla kurduğu iş birlikleri sayesinde küresel inovasyon ekosisteminin aktif bir parçası olarak konumlanıyor. Küresel cam endüstrisi ile akademiyi bir araya getirerek karbonsuz ve sürdürülebilir üretime yönelik Ar-Ge çalışmaları yürüten, kâr amacı gütmeyen bir araştırma ve teknoloji kuruluşu olan Glass Futures’ın stratejik ortaklardan biri olarak da önemli bir ekosistemin aktif bir parçasıyız. Bu platformu, cam endüstrisinin geleceğini şekillendiren güçlü bir iş birliği modeli olarak görüyoruz.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/camin-gelecegi-firinda-degil-ar-gede-sekilleniyor-81851</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/5/1/1280x720/burak-buyukfirat-1782367709.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Camın geleceği fırında değil, Ar-Ge’de şekilleniyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-kupasindan-donusum-ve-guvenlik-dersleri-81840</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 08:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya Kupası’ndan dönüşüm ve güvenlik dersleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu başlıktaki unsurları dijital parantezine almak mümkün değil çünkü hem başlık çok uzun hale geliyor hem de gerçekte yaşananı anlatmakta yetersiz kalıyor. Bu şirketlerin, kurumların ve devletlerin dikkate alması gereken önemli bir nokta çünkü artık dijital olan ile gerçek olan birbirinin içine öylesine girmiş durumda ki, birini değiştirdiğinizde diğeri de değişiyor. Bu dünyada asıl değişenin ne olduğunu anlamak rekabet gücü ve sürdürülebilir bir iş modeli yaratma noktasında büyük önem taşıyor. Öncelikle benim dikkatimi çeken noktaları sıralayıp sonrasında asıl konuya geçmek istiyorum.</p>
<p>Futbol bambaşka bir şeye dönüşüyor ve bu, değişen dünyamızın en açık göstergesi ve bunu Amerika Birleşik Devletleri (ABD) normlarıyla gerçekleştiriyorlar.</p>
<p>Birincisi, eskiden iki devre halinde oynanan futbol maçları Dünya Kupası’nda su molası ile bölünerek dört devre halinde oynanmaya başladı. Bu basketbol maçlarında daha önce hayata geçirilmiş bir değişiklikti.</p>
<p>İkincisi, futbolcuların birbirini itip kakması faul olmaktan çıkarıldı ya da daha doğru bir anlatımla, burada otorite tamamen hakeme devredildi. Bu, daha önce Amerikan futbolunda karşılaştığımız bir durumdu ve oyuncularla hakemlerin ağız dalaşına kadar gidiyordu. Bu da izleyicinin çok ilgisini çekiyordu. Daha o noktaya gelmedik ama artık neyin faul olup olmadığı tamamen flu alanda.</p>
<p>Üçüncüsü, maça yeni açılardan bakmak mümkün oldu. Hakem kamerası, hakemin karar verirken ne gördüğünü bizim de görmemizi sağlıyor. Bu, seyirci için değil, elektronik oyunlar için geliştirildiğini düşündüğüm bir uygulama ancak hareketli robotların sadece futbol maçlarında kullanılmakla sınırlı kalmayacağa benziyor. Bunun, merkezi olarak yönetilen askeri robotlar için de geliştirilen bir teknoloji olduğunu düşünüyorum ve kısa sürede sarsıntının azaltılması gibi konularda çok hızlı mesafe kat edildiği anlaşılıyor.</p>
<p>Dördüncüsü, hakemler robot gibi maç yönetiyor. Koyulan her kuralı uygulayan otomatize edilmiş bir hakem formatı var. Bu hakemlerin, topun beş saniyede oyuna sokulması kuralını uygulamak için kollarını indirip kaldırarak saniye saymalarında çok komik bir hale geliyor.</p>
<p>Ve son olarak, hakemlerin cezalandırma kuralları garip bir hal almış durumda. Bileğe basmak bazen sarı kart bile getirmezken bizim Paraguay ile oynadığımız maçta rakip futbolcu ağzını kapatarak konuştuğu için kırmızı kart gördü. ABD vize başvurusunda sosyal medyası kapalı olduğu için ret yiyenlerin bu durumu Amerikanlaşma olarak değerlendireceğini düşünüyorum.</p>
<p><strong>Futboldan “soccer”a geçiş</strong></p>
<p>Yapay zekâya “football” ile “soccer” arasındaki farkı anlattırmaya çalıştığımda net bir sonuç alamadım. En fazla bizim de içinde Türkiye, Avrupa ve Güney Amerika coğrafyasında futbol, ABD, Kanada ve kısmen Avustralya’da soccer sözcüğünün kullanıldığı analizini yapabildi. Ancak buradaki ayrım benim aldığım eğitim kapsamında belleğimde, futbola soccer diyenlerin futbol diyenlere yönelik hem bir aşağılama hem de “gerçek futbol bizimki (Amerikan futbolu), siz sadece topu tepiyorsunuz” tavrı olarak yerleşmiş. Tıpkı, takvim değişikliğinin ardından yapılan 1 Nisan şakalarında olduğu gibi. Bizde masum şakalar olsa da 1 Nisan’da yapılan şakalar, yılı 1 Nisan’da başlatan Jülyen takvimini kullananlara yönelik sıkı bir aşağılama barındırıyor. Konuyu yapay zekâ marifetiyle aktarayım.</p>
<p>“1 Nisan şakalarının kökenine dair en yaygın ve güçlü teori, 1582 yılında Jülyen takviminden Gregoryen (Miladi) takvime geçiş sürecine dayanır.</p>
<p>Bu takvim reformu ve iletişim gecikmeleri, şaka gününün doğuşunu şu adımlarla tetiklemiştir:</p>
<p>Yılbaşı Tarihinin Değişmesi</p>
<p>Eski Jülyen takvimine göre yeni yıl, ilkbahar ekinoksu dönemi olan mart sonu başlayıp 1 Nisan civarında kutlanıyordu. Papa XIII. Gregory, 1582'de kendi adını taşıyan Gregoryen takvimini ilan ettiğinde yılbaşını resmi olarak 1 Ocak tarihine taşıdı.</p>
<p>Bilgi Eksikliği ve Reddediş</p>
<p>O dönemde haberleşme imkanları kısıtlı olduğu için Avrupa'daki birçok kasaba ve köy halkı bu takvim değişikliğinden yıllarca haberdar olamadı. Bazı gelenekçiler ise değişikliği duymalarına rağmen yeni tarihi kabul etmeyi reddederek yeni yılı yine 1 Nisan'da kutlamaya devam etti.</p>
<p>"Nisan Aptalları" (April Fools) Kültürü</p>
<p>Değişikliği benimseyen modern kesim, 1 Nisan'da hala yılbaşı kutlaması yapan bu bilgisiz veya inatçı gruplarla alay etmeye başladı. Kendilerine sahte hediyeler gönderildi, boş davetiyeler verildi ve asılsız haberlerle kandırıldılar. Bu kişilere İngilizcede "April Fools" (Nisan Aptalları), Fransa'da ise kolay avlanan toy balıklara benzetilerek "Poisson d'Avril" (Nisan Balığı) adı verildi.</p>
<p>Zamanla bu tarihsel takvim karmaşası ve yapılan alaylar evrenselleşerek her yılın 1 Nisan gününde insanların birbirini kandırdığı eğlenceli bir şaka geleneğine dönüştü.”</p>
<p>Futbol sadece futbol değildir. Bu değişimi küçümsemememizi sağlamak için 1 Nisan konusunu aktarmak istedim. Siyasete odaklı yazılar yazıyor olsam, ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO zirvesi için geleceği Türkiye’de, herkesin ABD’ye laf söylemesine karşın meclisimizin ABD’deki Cumhuriyetçiler-Demokratlar yapısında olduğu gibi iki partili (Cumhur İttifakı-Millet İttifakı) haline gelmesine ve yargı sistemimizin ABD’deki Attorney General modeline dönüştürülmesine de değinmek isterdim ama bunlar daha derin analizler yapanların işi olmalı.</p>
<p>Ben futbol ve teknoloji ile gelen ve bizim yine farkında olmadığımız muazzam değişimle devam edeyim. Biz teknoloji tarihimizi sürekli treni kaçırma benzetmesi ile algılıyor ve anlatıyoruz. Asıl sorunumuz trene geç kaldığımız için ödediğimiz faturanın yüksekliği ve trene yetişmeye çalışırken unuttuğumuz valizlerimiz ile vedalaşmadan arkamızda bıraktıklarımız. Bunlar bizi sürekli geri çekiyor. Dünya Kupası’nın dijital uygulama kullanımı ile başlayan ve bugünlerde siber güvenlik boyutu ile devam eden hikâyesini bir dijital dönüşüm olgusu olarak değerlendirmek istiyorum.</p>
<p><strong>Uygulamalardan siber güvenliğe Dünya Kupası</strong></p>
<p>Dünya Kupası’nın başlangıcından önce Adjust, 2022 Dünya Kupası’nın verilerine 2026 Dünya Kupası ile ilgili öngörülerini aktardığı önemli bir bülten geçti. Olduğu gibi aktarayım.</p>
<p>“2026 Dünya Kupası’nın Mobil Uygulama Ekonomisinde Rekor Büyüme Yaratması Bekleniyor</p>
<p>11 Haziran – 19 Temmuz 2026 tarihleri arasında ABD, Kanada ve Meksika ev sahipliğinde düzenlenecek olan 2026 FIFA Dünya Kupası, turnuva tarihinin en büyük organizasyonu olmaya hazırlanıyor. İlk kez 48 takımın mücadele edeceği turnuva, toplam 16 şehirde gerçekleştirilecek ve milyarlarca izleyiciye ulaşması bekleniyor.</p>
<p>Büyük futbol turnuvaları, kullanıcı davranışlarını anlık olarak değiştiren küresel etkileşim dönemlerine dönüşüyor. 2022 FIFA Dünya Kupası dönemine ilişkin Sensor Tower’ın mobil uygulama yükleme trendlerine ilişkin verileri, Adjust’ın mobil kullanım ve etkileşim analitiğiyle birlikte değerlendirildiğinde, büyük spor organizasyonlarının mobil uygulama ekosistemi üzerinde güçlü ve ölçülebilir etkiler yarattığını ortaya koyuyor.</p>
<p>Bu analizler, mobil pazarlamacılara turnuva dönemlerindeki kullanıcı davranışlarını daha iyi anlama ve kampanya performanslarını optimize etme konusunda önemli içgörüler sunuyor. Verilere göre turnuva dönemlerinde özellikle spor haberleri, streaming, spor eğlence, yemek teslimatı ve alışveriş uygulamalarında ciddi büyüme yaşanırken, kullanıcı oturum süreleri ve uygulama etkileşimleri de belirgin şekilde artıyor.</p>
<p>Veriler, en güçlü büyümenin açılış haftasında, milli takım maçlarında ve eleme turlarında gerçekleştiğini gösteriyor. Dünya Kupası’nın ilk haftasında spor haber uygulamalarının yüklemeleri küresel ölçekte %56 artarken, streaming uygulamalarında yüklemeler %41 yükseldi. Turnuvanın en yoğun günlerinden biri olan 22 Kasım’da ise spor eğlence uygulamalarındaki küresel büyüme %189’a, spor haber uygulamalarındaki artış ise %204’e ulaştı.</p>
<p>Analizler, kullanıcı davranışındaki değişimin yalnızca spor kategorisiyle sınırlı kalmadığını da gösteriyor. Dünya Kupası’nın açılış gününde yemek teslimatı uygulamalarının yüklemeleri küresel olarak %15 artarken, büyük maç günlerinde alışveriş uygulamalarındaki oturumlarda da dikkat çekici artışlar yaşandı. Kullanıcıların maçları takip ederken aynı anda canlı skor, sosyal medya, streaming ve sipariş uygulamaları arasında geçiş yaptığı “ikinci ekran” davranışı, mobil ekonomide eş zamanlı büyüme yarattı.</p>
<p>2026 FIFA Dünya Kupası’nın, önceki turnuvalara kıyasla daha uzun sürecek maç takvimi, artan takım sayısı ve gelişmiş dijital yayın altyapısı sayesinde mobil uygulama ekonomisi üzerindeki etkisinin daha da büyük olması bekleniyor. Özellikle canlı yayın, spor eğlence, hızlı teslimat, alışveriş ve sosyal etkileşim uygulamalarında kullanıcı edinimi ve uygulama içi etkileşimlerin rekor seviyelere ulaşacağı öngörülüyor.</p>
<p>Adjust META Satış Direktörü Başak Zerman, Dünya Kupası gibi küresel organizasyonların mobil pazarlama ekosistemi açısından giderek daha stratejik bir rol üstlendiğini belirterek şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>“Dünya Kupası gibi küresel organizasyonlar, mobil uygulama pazarlamacıları için yalnızca görünürlük sağlayan etkinlikler değil, kullanıcı kazanımı, yeniden etkileşim ve gelir artışı açısından stratejik büyüme dönemleri olarak öne çıkıyor. Uygulama yüklemelerinde ve eş zamanlı kullanıcı etkileşimlerinde yaşanan hızlı artış, markalara büyüme fırsatı sunarken rekabeti de önemli ölçüde artırıyor.</p>
<p>Bu dönemde yalnızca kullanıcı kazanımına odaklanmak yeterli olmuyor. Kampanya performansını doğru ölçmek, kullanıcıları doğru zamanda yeniden etkileşime geçirmek ve pazarlama yatırımlarını anlık verilerle optimize edebilmek markalar için kritik avantaj sağlıyor. Özellikle maç günlerinde yaşanan yoğun trafik, veri odaklı stratejilerin önemini daha da artırıyor.</p>
<p>Kullanıcı edinim maliyetlerinin arttığı bu yoğun dönemlerde doğru attribution modelleri, gelişmiş analitik ve fraud prevention çözümleri pazarlama yatırımlarının daha verimli yönetilmesini sağlıyor. Kullanıcı davranışı ve dönüşüm süreçlerinin doğru şekilde analiz edilmesi ise sürdürülebilir büyüme için belirleyici hale geliyor.</p>
<p>Adjust, sunduğu uçtan uca ölçümleme, attribution, otomasyon ve fraud prevention çözümleriyle markalara kampanya performansını gerçek zamanlı yönetme, kullanıcı yolculuğunu daha net anlama ve yatırım geri dönüşünü optimize etme imkânı sunuyor. Böylece markalar, Dünya Kupası gibi yüksek etkileşimli dönemleri kısa vadeli kazanımın ötesinde, uzun vadeli büyüme fırsatlarına dönüştürebiliyor.”</p>
<p>Benim yapay zekâ ile birlikte yaptığım çalışma 2026’da Dünya Kupası’nda kullanılan teknolojileri şu şekilde sıralamamı sağladı. Ben, teknolojiler ile tehditleri bir arada sıralamayı tercih ettim:</p>
<p>Dünya Kupası organizasyonları mobil biletleme, yapay zeka destekli bilgisayarlı görü ve IoT (Nesnelerin İnterneti) tabanlı akıllı stadyum sistemlerine dayanmaktadır. Bu dijitalleşme; oltalama (phishing) kampanyaları, sahte yayınlar, fidye yazılımları, QR kod dolandırıcılıkları ve kritik altyapılara yönelik siber saldırılar için geniş bir saldırı yüzeyi oluşturmaktadır.</p>
<p>Dünya Kupası'nda Kullanılan Yeni Teknolojiler</p>
<ul>
<li>Yapay Zeka ve Bilgisayarlı Görü: Maç esnasında ofsayt gibi kritik pozisyonları tespit etmek için kameralar, yapay zeka algoritmalarıyla entegre edilmiştir.</li>
<li>Akıllı Stadyum ve IoT: Stadyum aydınlatması, biletleme sistemleri, taraftar yönlendirme uygulamaları ve saha içi ekipmanlar birbirine bağlı dijital ağlar üzerinden yönetilmektedir.</li>
<li>Biyometrik Güvenlik: Taraftarların stadyumlara sorunsuz ve güvenli erişimi için gelişmiş yüz tanıma ve biyometrik kontrol sistemleri stadyum girişlerinde kullanılmaktadır.</li>
<li>Dron Savunma Sistemleri: Stadyumları ve taraftar alanlarını yetkisiz insansız hava araçlarından (İHA) korumak için siber-radyo frekans (RF) tabanlı savunma teknolojileri devreye alınmıştır.</li>
</ul>
<p>Bu Teknolojilere Yönelik Siber Saldırılar</p>
<ul>
<li>Sahte Siteler ve Oltalama: Resmi FIFA kanallarını taklit eden binlerce sahte alan adı, özellikle bilet bulmakta zorlanan taraftarları hedef almaktadır.</li>
<li>Kötü Amaçlı Yazılımlar (Malware): "Ücretsiz maç yayını", "bilet sorgulama" veya "bahis" vadeden sahte mobil uygulamalar (APK'lar) ve dosyalar kullanılarak taraftarların cihazlarına sızılmaktadır.</li>
<li>Siber Casusluk ve Veri Hırsızlığı: Taktiksel avantaj elde etmek isteyen rakip grupların yanı sıra oyuncu, personel veya biletleme sistemlerine sızarak büyük veri kümelerini ele geçirme girişimleri bulunmaktadır.</li>
<li>Kritik Altyapı Tehditleri: Devlet destekli grupların veya hacktivistlerin, turnuva sırasında şehirlerin ve stadyumların kritik altyapılarını hedef alan kesinti (DDoS) saldırıları ve sistemleri devre dışı bırakan eylemleri risk teşkil etmektedir.</li>
</ul>
<p>Yapay zekâ, alınacak önlemler listesinde 1 numaraya resmi kanallardan güvenli bilet almayı koyarken bu konuda VPN değerlendirmesi yaparak şöyle diyor:</p>
<p>Resmi kanalları doğrulamak ve halka açık ağlarda güvende kalmak için uygulayabileceğiniz adımlar şunlardır:</p>
<p>Resmi Kanalları Doğrulama Yöntemleri</p>
<ul>
<li>Alan Adı Kontrolü: FIFA veya resmi iş ortaklarının web adreslerini kontrol edin. "fifa-tickets-2026.com" gibi şüpheli uzantılı taklit adreslerden uzak durun.</li>
<li>SSL/TLS Sertifikası: Tarayıcı adres çubuğundaki kilit simgesine tıklayın. Sertifikanın sadece geçerli olduğunu değil, doğrudan "FIFA" adına düzenlendiğini doğrulayın.</li>
<li>Resmi Yönlendirme: Bilet veya konaklama sayfalarına arama motorları üzerinden değil, yalnızca FIFA'nın doğrulanmış sosyal medya hesaplarındaki linklerden geçiş yapın.</li>
<li>Güvenli Ödeme: Ödeme sayfasında 3D Secure (SMS onay kodu) zorunluluğu arayın. Ödemelerinizi doğrudan ana sayfadan değil, güvenli ödeme geçitlerinden yapın.</li>
</ul>
<p>Halka Açık Ağlarda VPN ile Veri Güvenliği</p>
<ul>
<li>Trafiği Şifreleme: VPN, cihazınız ile internet arasında şifreli bir tünel açar. Stadyum veya otel Wi-Fi ağındaki bilgisayar korsanlarının verilerinizi izlemesini engeller.</li>
<li>Güvenli Protokol Seçimi: VPN uygulamanızda "OpenVPN" veya "WireGuard" gibi güncel ve yüksek güvenlikli şifreleme protokollerini aktif hale getirin.</li>
<li>Kill Switch Özelliği: VPN bağlantınız anlık olarak kopsa bile, internet trafiğinizi tamamen keserek şifresiz verinin halka açık ağa sızmasını önleyen bu özelliği açın.</li>
<li>Güvenilir Sağlayıcı: "Ücretsiz" VPN servisleri verilerinizi reklam şirketlerine satabilir. Bu nedenle kayıt tutmayan (no-logs) ücretli ve saygın VPN servislerini tercih edin.</li>
</ul>
<p>ABD gerçekliğinden bizim daha yakın olduğumuz Avrupa’ya geçerek bir karşılaştırma öğesi ile yazıyı kapatayım.</p>
<p><strong>Teknolojide Avrupa, Barcelona örneği ile dikkat çekiyor</strong></p>
<p>ABD, Kanada ve Meksika olmak üzere üç ülkede gerçekleşen Dünya Kupası, futbol sisteminin yanında teknoloji alanında da böyle önemli bir dönüşüme sahne olurken Avrupa’nın (ve tabii ki FIFA karşısında UEFA’nın) ne olacağı aklıma gelen bir soru oluyor.</p>
<p>Bu sorunun teknoloji boyutunda Avrupa’nın yarattığı başarılı bir örnekle yazıyı tamamlamak istiyorum. Biraz F35-Eurofighter karşılaştırması gibi olacak ama Barcelona’nın yenilenen stadı Camp Nou, Avrupa’nın stadyumdaki izleyiciler üzerinden teknolojik olarak ayakta durduğunu gösteren, ileriye uzanan bir örnek oluşturuyor. İşte yapay zekâ ile yaptığımız değerlendirme:</p>
<p>Yenilenen Spotify Camp Nou, Avrupa'nın en büyük ve en dijital stadyumu olma hedefiyle, akıllı altyapılardan sürdürülebilir enerji sistemlerine kadar pek çok yenilikçi teknolojiyi barındırmaktadır. Türk şirketi Limak İnşaat tarafından inşa edilen stadyumda öne çıkan temel teknolojiler şunlardır:</p>
<p>Görsel ve Dijital Deneyim Teknolojileri</p>
<ul>
<li>360 Derecelik Dev Skorbort: Tribünlerin iç kısmını tamamen çevreleyen, çatının altına asılı devasa bir 360 derecelik LED ekran sistemi bulunmaktadır.</li>
<li>Dinamik LED Dış Cephe: Stadyumun dış mimarisi, kulüp renkleri, anlık maç skoru veya görsel şovlar için tamamen aydınlatılabilir dinamik LED panellerle kaplanmıştır.</li>
<li>Kalıcı 5G Altyapısı: Nou Camp, saha içi, tribünler ve tüm ziyaretçi alanlarında kesintisiz yüksek hızlı bağlantı sunan dünyanın ilk kalıcı 5G entegrasyonlu stadyumlarından biridir.</li>
<li>Bütünleşik IoT ve Ses Ekosistemi: Crestron ile yapılan ortaklık sayesinde, stadyum genelindeki tüm ses, görüntü ve iklimlendirme sistemleri tek bir merkezi IoT (Nesnelerin İnterneti) ekosisteminden yönetilir.</li>
</ul>
<p>Bulut Bilgi İşlem, Yapay Zekâ ve Siber Güvenlik</p>
<ul>
<li>HPE Bulut ve AI Çözümleri: HPE iş birliğiyle, taraftarlara özelleştirilmiş hizmetler sunmak için veri analiz modelleri ve yapay zeka (AI) destekli bulut servisleri entegre edilmiştir.</li>
<li>Fortinet Güvenlik Duvarları: Stadyumun Wi-Fi ağını, operasyonel teknolojilerini (OT) ve veri merkezlerini korumak için yapay zeka destekli Fortinet Security Fabric ve sıfır güven mimarili (ZTNA) siber güvenlik duvarları kullanılır.</li>
</ul>
<p>Sürdürülebilirlik ve Akıllı Mimari</p>
<ul>
<li>Güneş Panelli Çatı: Yeni eklenen devasa gergi çatı, üzerindeki fotovoltaik (güneş) panelleri sayesinde kendi enerjisini üreterek içerideki dev ekranı ve sistemleri besler.</li>
<li>Akıllı Hibrit Saha: Çim zemin; gelişmiş havalandırma, otomatik drenaj ve hava durumuna göre kendini ayarlayan iklim kontrol sistemleriyle donatılmıştır.</li>
<li>Yağmur Suyu Geri Dönüşümü: Çatı ve tribün yüzeylerinden toplanan yağmur suları, filtreleme sistemleriyle arıtılarak sahanın sulanmasında tekrar kullanılır.</li>
</ul>
<p>Özellikle son maddedeki yağmur suyu geri dönüşümü, ülkelerin rekabet gücü ile kültürleri arasındaki bağlantıya işaret eden önemli bir gösterge. Bu yöntemin kullanıldığı çok sayıda örnek var ancak Barcelona’da bunu farklı kılan, usta mimar Antoni Gaudi’nin bunu 1900 ile 1914 arasında inşa ettiği Park Güell’de kullanmış olması hikâyeye farklı bir anlam katıyor. İngiltere ile yapılan ticaretle finanse edilen Park Güell’de, o dönemde dumanlar içindeki bir sanayi şehri olan Barcelona’da bulunmayan sürdürülebilir yaşam olanağı aranmıştı. Bugün Avrupa futbolunun ABD modeli karşısında hayatta kalmak için yapması gerekenleri düşünürken bu örnek aklıma geliyor. O zaman İngiltere ile savaş ticaretin bozulmasına ve Park Güell’in yarım kalmasına neden olmuştu. Bakalım bugün futbolda ne olacak? </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-kupasindan-donusum-ve-guvenlik-dersleri-81840</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya Kupası’ndan dönüşüm ve güvenlik dersleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/asgari-ucret-aclik-sinirinin-altinda-81839</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 08:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Asgari ücret açlık sınırının altında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Prof. Dr. HÜSEYİN MERT - </strong><strong>İstanbul Okan Üniversitesi Öğretim Üyesi</strong></p>
<p><strong> </strong>Asgari ücret, çalışan ve ailelerinin onurlu bir şekilde yaşayabilmesine yönelik bir sosyal devlet projesidir. Uluslararası kabul gören tanımıyla asgari ücret, ‘vasıf gerektirmeyen işler için işçiye emeği karşılığında ödenen, işçinin kendisi ve ailesinin temel ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarını karşılayıp, insan onuruna yakışır bir yaşam sürmesine yetecek olan ücrettir’.</p>
<p>Ülkemiz hukukunda asgari ücretle ilgili düzenlemelere; Anayasa ve yasalarda yer verilmiştir. Anayasa’nın 2, 49 ve 55’nci maddeleri birlikte ele alındığında; sosyal devlet ilkesinin gereği, çalışma barışının sağlanması, çalışanların korunması ve hayat seviyelerinin yükseltilmesi amaçlarına yönelik olarak asgari ücretin, ‘insan onuruna yakışır bir hayat sürmeye yetecek miktarda olması gerektiği’, hüküm altına alınmıştır. İş Kanunu’nun 39’uncu maddesi ve Asgari Ücret Yönetmeliği’nin 4’üncü maddesinde asgari ücret, ‘işçilere normal bir çalışma günü karşılığında ödenen ve işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden karşılamaya yetecek ücret’ olarak tanımlanmıştır.</p>
<p>Görüldüğü üzere ülkemiz hukukunda asgari ücret, evrensel uygulamalarla uyumlu olacak şekilde; işçinin yaşamsal öneme sahip temel ihtiyaçları vurgulanarak, bu ihtiyaçların minimum düzeyde sağlanması esası üzerine tanımlanmıştır.</p>
<p>Yine ülkemizin tarafı olduğu uluslararası anlaşmalarda devletler; (İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Uluslararası Çalışma Örgütü Hükümleri, Avrupa Sosyal Şartı vs.) çalışanların, insan onuruna yakışır bir yaşam sürmeleri için gerekli önlemleri almakla sorumlu tutulmuşlardır.</p>
<p><strong>Asgari ücret uygulamaları giderek </strong><strong>öz ve amacından uzaklaşıyor</strong></p>
<p>Asgari ücret, çağdaş yaşama yönelik temel ihtiyaçları karşılama noktasında yetersiz kaldığında çalışanların insanca yaşayabilmesi önünde zorluklar oluşmaktadır. Asgari ücretin en önemli amacı; çalışanlara asgari yaşamsal ve toplumsal ihtiyaçlarını karşılayacak bir yaşam düzeyini sağlamasıdır.</p>
<p>Ülkemizde asgari ücret uygulamalarının giderek öz ve amacından uzaklaştığını gözlemlemekteyiz. Çünkü uygulanan politikalar, ücret artışlarını enflasyonun kaynaklanış nedenleri arasında görmektedir. Ve ücret artışları sürekli olarak enflasyon oranının altında tutulmuştur.  </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3cb9b331fa7-1782364595.png" alt="" width="650" height="157" />Yukarıdaki tabloda da görüldüğü üzere ülke ekonomisi her yıl bir önceki yıla göre büyümüştür. Ekonomik kalkınmanın yaratıcısı emek güçleri refah toplumu anlayışı gereği büyümeden pay almaları gerekir. Bu ekonomide, adaletli yönetim anlayışının ve paylaşmanın da gereğidir. <strong>Sonuç olarak; çalışanlar  büyümeden pay alamadıkları gibi hayat pahalılığı karşısında sürekli ezilmiş ve yoksullaşmışlardır. </strong></p>
<p>TÜRK-İŞ Konfederasyonu tarafından, çalışanların geçim koşullarını ortaya koymak ve temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat değişimlerinin aile bütçesine yansımalarını belirlemek amacıyla her ay, düzenli olarak açlık ve yoksulluk sınırı verileri yayınlanmaktadır. Yukarıdaki tabloda görüldüğü üzere asgari ücretli  çalışanlar gelir seviyesi olarak her yıl açlık sınırının altında kalmışlardır.</p>
<p>TÜRK-İŞ Konfederasyonu verilerine göre dört kişilik bir ailenin sadece sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapılması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 35.174,85 TL’ye yükselmiştir. Uygulanmakta olan asgari ücret 28.075,50 TL olup, açlık sınırının % 25,28 altına düşmüştür.</p>
<p><strong>Yoksulluk kader değil, uygulanan </strong><strong>politikaların sonucudur</strong></p>
<p>Görüldüğü üzere asgari ücret; salt gıda harcamalarını esas alan açlık sınırı endeksinin altındadır ve asgari ücretlinin yoksullaşması her yıl olduğu gibi devam etmektedir. Ancak hayat pahalılığı dolu dizgin devam etmektedir. Dolayısıyla asgari ücrete yapılan zammın olumlu etkisi devam eden hayat pahalılığı karşısında çok kısa sürede ortadan kalkmaktadır.</p>
<p>Asgari ücret bu haliyle bırakalım çağdaş yaşama yönelik temel ihtiyaçları karşılamasını tam bir sefalet ücretine dönüştürülmüştür. Çalışanlar için yoksulluk bir kader değildir, uygulanan politikaların sonucudur.</p>
<p>Ekonomik kalkınmanın ve yaşamdaki her türlü gelişmenin kaynağında insan ve emek vardır.</p>
<p>Emeğin kazanması için yegane yol emeğin birleşmesi ve siyasal yaşamdaki ağırlığını arttırmasıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/asgari-ucret-aclik-sinirinin-altinda-81839</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Asgari ücret açlık sınırının altında ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretim-ve-ihracat-kazanclarinda-indirimli-kurumlar-vergisi-uygulamasi-81836</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üretim ve ihracat kazançlarında indirimli kurumlar vergisi uygulaması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>EKONOMİ gazetesinin 21 Mayıs 2026 tarihli sayısında yayınlanan <strong>“Komisyon görüşmeleri sonrası yeni kanun teklifinin getirecekleri” </strong>başlıklı yazımızda yer verilen ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüşülmekte olan kanun teklifi kabul edilerek 7582 Sayılı Kanun olarak 4 Haziran 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlannuş ve yürürlüğe girmiştir.</p>
<p>Anılan yazımızda belirtildiği gibi; Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 32. Maddesi’nin 7. fıkrasındaki<strong> üretim</strong> ve <strong>ihracatın teşviki</strong> amacıyla %25 olan genel kurumlar vergisi oranının, <strong>ürettiklerini ihraç eden imalatçıların bu ihracat işlemlerinden elde ettikleri kazançlarına</strong> 16 puan indirim yapılarak <strong>%9</strong> olarak, ihracat yapan kurumların ise münhasıran ihracattan elde ettikleri kazançlarına 11 puan indirim yapılarak <strong>%14</strong> olarak <strong>uygulanmasını öngören düzenleme Plan ve Bütçe Komisyonu’ndaki görüşmeler sırasında çıkartılmıştır.</strong> Dolayısıyla, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun <strong>32.</strong> Maddesi’nin 7. Fıkrası’ndaki düzenleme aynen kalmıştır. Anılan düzenlemede olduğu şekliyle; <strong>ihracat yapan kurumların münhasıran ihracattan elde ettikleri kazançlarına kurumlar vergisi oranı 5 puan indirimli uygulanmaya devam edecektir. </strong>Aracılı ihracat sözleşmesine dayanarak imalatçı veya tedarikçi kurumların, dış ticaret sermaye şirketleri veya sektörel dış ticaret şirketleri üzerinden gerçekleştirdikleri ihracat faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlarına da bu indirim uygulanmaya devam edecektir.</p>
<p>Anılan yasanın 8. Maddesiyle Kurumlar Vergisi Kanunu’nun <strong>32</strong>. Maddesi’nin <strong>8.</strong> Fıkrası’nda değişiklik yapılmıştır. Anılan düzenlemeye göre<strong>; sanayi sicil belgesini haiz</strong> ve <strong>fiili üretim faaliyetiyle iştigal eden</strong> <strong>kurumlar</strong> ile <strong>zirai üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların</strong> münhasıran bu üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlarına <strong>kurumlar vergisi oranının</strong> 12,5 puan indirimli <strong>yüzde 12,5 olarak uygulanmasına imkân sağlanmaktadır.</strong> Bu faaliyetlerden elde edilen kazançlar aynı zamanda bazı durumlarda bu kurumların ihracattan elde edeceği kazancı da kapsayabileceğinden bu fıkra kapsamında indirimden yararlanılan kazançlar için ayrıca ihracat kazançlarına uygulanan 5 puan indirimin uygulanmaması öngörülmüştür. 7582 sayılı Kanunun yürürlükle ilgili 14. maddesinde belirtildiği üzere; bu düzenleme <strong>2027 yılı ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlara</strong>, özel hesap dönemine tabi olan kurumların ise 2027 takvim yılında başlayan özel hesap dönemi ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlarına uygulanacaktır.</p>
<p>Henüz Resmi Gazetede yayınlanmamakla birlikte, anılan madde hükmünün uygulanma <strong>usul</strong> ve <strong>esasları</strong>na ilişkin olarak hazırlanan ve <strong>“Kurumlar Vergisi Genel Tebliği Seri No: 1’de Değişiklik Yapılmasına Dair 26 Seri No.lu Tebliğ”</strong> de Gelir İdaresi Başkanlığı’nın internet sitesinde duyurulmuştur.</p>
<p>Anılan tebliğ taslağındaki hususları da dikkate alarak, bu, <strong>oranla ilgili düzenlemeleri, özetlemek gerekirse</strong>, 2027 yılı ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlara, özel hesap dönemine tabi olan kurumların ise 2027 takvim yılında başlayan özel hesap dönemi ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlarına;</p>
<p><strong>i- Sanayi sicil belgesini haiz</strong> ve <strong>fiili üretim faaliyetiyle iştigal eden</strong> kurumların <strong>münhasıran</strong> bu faaliyetlerinden elde ettikleri <strong>kazançlarına</strong> kurumlar vergisi oranı <strong>% 12,5</strong> olarak uygulanacak (bu kazançları içinde ihracattan elde ettikleri kazanç bulunursa bunun için ayrıca oran indirimi yapılmayacak ve bu kazancın tamamına % 12,5 oran uygulanacaktır),</p>
<p><strong>ii-</strong> Birden fazla konuda üretim faaliyetinde bulunan mükelleflerin üretimden elde ettikleri kazancın tespitinde, üretim faaliyetlerinden elde edilen kazançlar (varsa üretimden doğan zararlarla) bir bütün olarak değerlendirilecektir.</p>
<p><strong>iii-</strong> Sanayi sicil belgesini haiz olan ve münhasıran bu belge kapsamında <strong>yazılım, bilişim </strong>ve <strong>benzeri hususlarda gerçekleştirilen üretim faaliyeti</strong> sonucu elde edilen kazançlara da kurumlar vergisi oranı 12,5 puan indirimli uygulanabilecektir.</p>
<p><strong>iv- </strong>Sanayi sicil belgesini haiz mükelleflerin üretim faaliyetlerinin yanı sıra diğer faaliyetlerinden elde ettiği kazançlar bulunması halinde, üretim faaliyetinden elde edilen ve 12,5 puan indirim uygulanacak matrah, <strong>fiilen yapılan üretimden elde edilen kazancın ticari bilanço kârına oranlanması suretiyle</strong> tespit edilecektir.</p>
<p>                                                                       Üretim faaliyetinden elde edilen kazanç</p>
<p>İndirimli oran uygulanacak matrah: Matrah x  ----------------------------------------------------</p>
<p>                                                                                  Ticari bilanço kârı</p>
<p>Mükelleflerin üretim faaliyetinden elde ettiği kazancın ticari bilanço kârından fazla olması halinde <strong>safi kurum kazancını aşmamak kaydıyla</strong> üretim faaliyetinden elde edilen kazancın <strong>tamamına</strong> 12,5 puan indirim uygulanabilecektir.</p>
<p><strong>v- Zirai üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların</strong> münhasıran bu üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlarına kurumlar vergisi oranı % 12,5 olarak uygulanacaktır.</p>
<p><strong>vi-</strong> Zirai üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların bu hükümden yararlanabilmeleri için Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan alınmış <strong>çiftçi kayıt belgesi</strong>, <strong>gıda işletmesi kayıt belgesi</strong> ve <strong>işletme onay belgeleri</strong><strong>nden</strong> <strong>(üretici belgesi)</strong> herhangi <strong>birine sahip olması</strong> ve <strong>fiilen üretim faaliyetiyle iştigal etmesi</strong> şartlarını birlikte sağlamaları gerekmektedir.</p>
<p><strong>vii-</strong> Sanayi sicil belgesini haiz ve fiilen üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların münhasıran <strong>üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları</strong> ve zirai üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların münhasıran bu <strong>üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları</strong> ile <strong>ihracat faaliyetinden elde edilen</strong> kazançları, <strong>matrah</strong><strong>ı</strong> (safi kurum kazancını) aşsa bile <strong>safi kurum kazancı</strong> kadar tutar üzerinden %12,5 oranında kurumlar vergisi hesaplanacaktır.</p>
<p>İlk defa halka arz edilen kurumlarda üretim ve ihracat faaliyetiyle iştigal edilerek Kanunun 32’nci maddesinin yedinci ve/veya sekizinci fıkrası kapsamında bir kazanç elde edilmesi halinde, bu kurumların tüm matrahları için önce 2 puan indirim hesaplandıktan sonra, üretim faaliyetleri ile ihracat faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları için (Kanunun 32’nci maddesinin altıncı fıkrası kapsamında hesaplanan 2 puanlık indirime ilave olarak) 12,5 veya 5 puan indirim daha uygulanacaktır.</p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 32. Maddesi’nin 8 no.lu fıkrası hükmü <strong>değişiklik öncesi</strong> şöyleydi:</p>
<p>“<em>Sanayi sicil belgesini haiz ve fiilen üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların münhasıran <strong>üretim faaliyetinden elde ettikleri kazançlarına</strong> kurumlar vergisi oranı <strong>1 puan indirimli</strong> uygulanır. Bu kazançların ihracata isabet eden kısmı için yedinci fıkra hükmüne göre indirimden faydalananlara bu fıkra kapsamında ayrıca indirim uygulanmaz.”</em></p>
<p>7582 no.lu Kanun’la yapılan <strong>değişiklik sonrası</strong> fıkra hükmü şöyle oldu:</p>
<p><em>“<strong>Kurumlar vergisi oranı</strong>, sanayi sicil belgesini haiz ve fiilen üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların münhasıran <strong>üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları</strong> ile zirai üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların münhasıran bu üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlarına <strong>%12,5</strong> olarak uygulanır. Bu fıkra kapsamında indirimli orandan faydalanılan kazançlar için yedinci fıkra kapsamında ayrıca indirim uygulanmaz.”</em></p>
<p>Üretimden elde edilen kazançlarla değiştirilen bu maddenin <strong>yürürlük hükmü</strong> ise şöyleydi:</p>
<p>“<strong>2027 yılı ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlara</strong>, özel hesap dönemine tabi olan kurumların ise 2027 takvim yılında başlayan özel hesap dönemi ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlarına <strong>uygulanmak üzere <u>yayımı</u> tarihinde” </strong>yürürlüğe girer.</p>
<p>Anılan fıkra hükmü için, her ne kadar, “2027 yılından itibaren elde edilecek kazançlara uygulanacaktır” dense de fıkra hükmü, Kanunun yayımlandığı tarihte (<strong>4 Haziran2026 tarihinde</strong>) yürürlüğe girer dendiği ve o tarih itibariyle fıkra değiştiği için, önceki fıkra hükmünün o tarihten sonra uygulanamayacağı görüşleri savunulmaktadır. Bu nedenle, <strong>2026 yılında</strong> sicil belgesini haiz ve fiilen üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların münhasıran <strong>üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları için 1 puanlık kurumlar vergisi oran indiriminin uygulanıp uygulanamayacağı tartışılır hale gelmiştir.</strong></p>
<p><strong>Kanımızca,</strong> Sanayi Sicil Belgesi’ni haiz ve fiilen üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların <strong>2026 yılında, münhasıran üretim faaliyetinden elde ettikleri kazançlarına</strong> kurumlar vergisi oranı <strong>1 puan indirimli</strong> uygulanmaya devam etmelidir.</p>
<p>Tartışmaların sonlandırılması ve uygulamanın nasıl olacağının açıklığa kavuşturulması zorunlu olup, anılan Tebliğ taslağında bu konuda da belirleme yapılmalıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretim-ve-ihracat-kazanclarinda-indirimli-kurumlar-vergisi-uygulamasi-81836</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üretim ve ihracat kazançlarında indirimli kurumlar vergisi uygulaması ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dogu-akdenizden-balkanlara-yeni-satranc-81835</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğu Akdeniz’den Balkanlar’a yeni satranç</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yunanistan, Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Antlaşması’nı “yasadışı” olarak nitelendirirken, Avrupalı şirketlerin bu projelerde yer almasına da tüm gücüyle karşı çıkıyordu. Ancak belli ki AB içindeki ortaklarını ikna edebilmiş değil. Macaristan ve  İspanya’nın petrol şirketlerinin Libya açıklarında petrol aramak için Türkiye ile ortaklık yapması kritik önemde.</strong></p>
<p>Ortadoğu’da savaşların ardından oluşan yeni denklemi artık yalnızca Gazze, Suriye ya da İran üzerinden okumak mümkün değil; Son haftalarda peş peşe yaşanan gelişmeler, yeni güç mücadele merkezinin Doğu Akdeniz ve Balkanlar’a kaydığını gösteriyor.</p>
<p>Libya’da Türkiye ile Mısır’ın aynı dosyada buluşmaya başlaması, Kıbrıs’ta yeni çözüm formüllerinin dolaşıma sokulması ve İsrail’in Balkanlar’da giderek görünür hale gelen diplomatik hamleleri, birbirinden bağımsız gelişmeler değil elbette.</p>
<p>Ortaya çıkan yeni tabloda, Washington merkezli yeni bir “bölgesel mühendisliğin” izleri hakim; Türkiye’ye Libya ve Ortadoğu’da önemli roller biçilirken, Kıbrıs dosyası ise Avrupa Birliği’nin güvenlik ve enerji mimarisi içine çekilmeye çalışılıyor gibi.</p>
<p><strong>Libya’da Türkiye-Mısır ortaklığı </strong><strong>bölünmeyi bitirebilecek mi?</strong></p>
<p>Libya iç savaşında yıllarca tek bir tarafı destekleyen Türkiye, Mısır’da Sisi rejimi ile barıştıktan sonra yön değiştirdi. Ankara bugünlerde Libya’nın yeniden birleşmesi için Kahire ile birlikte hareket ediyor.</p>
<p>20 Haziran’da Kahire’de gerçekleştirilen ve Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan ile ABD Başkanı’nın danışmanı Massad Boulos’u bir araya getiren görüşmeler bu işbirliğinin ilk somut adımları oldu.</p>
<p>Daha düne kadar Libya’nın batısında Türkiye, doğusunda ise Mısır etkiliydi. Şimdi ise Kahire’nin Trablus’a, Ankara’nın ise Bingazi’ye uzandığı görülüyor. Mısır İstihbarat Başkanı Hasan Reşad’ın Trablus’a giderek Abdulhamid Dibeybe ile görüşmesi, hemen ardından MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın Bingazi’de Saddam Hafter ile bir araya gelmesi de bu yeni ortaklığın en önemli işaretleri. Libya’da bölünmüş yapı, belli ki Türkiye ve Mısır eliyle birleştirilip, bu ülkede yeni bir düzenin ilk temelleri atılıyor.</p>
<p>Nitekim son aylarda Libya’da savaşan taraflar, ABD arabuluculuğuyla ilk kez ortak bir bütçe kabul ettiler. Parlamento, Devlet Konseyi ve Başkanlık Konseyi seçimlere yönelik yol haritasında uzlaşmaya çok yaklaştı. Daha da önemlisi doğu ve batı Libya güçleri ABD Afrika Komutanlığı gözetiminde ortak askeri tatbikatlar gerçekleştirmeye başladı.</p>
<p><strong>Türkiye’nin Libya üzerinden </strong><strong>enerji koridoru hamlesi</strong></p>
<p>Tam da bu süreçte Türkiye Petrolleri’nin Libya Ulusal Petrol Kurumu ile İspanyol enerji devi Repsol ve Macar MOL şirketleriyle yeni deniz arama anlaşmasına imza atması dikkat çekici.</p>
<p>Yunanistan ve Kıbrıslı Rumlar yanlarına İsrail ve Fransa’yı da alarak Kıbrıs Adası etrafında Türkiye’yi etkisiz kılmaya uğraşırken, Ankara’nın karşı hamlesinin Libya’da geldiğini söylemek yanlış olmaz.</p>
<p>Yunanistan, Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Antlaşması’nı “yasadışı” olarak nitelendirirken, Avrupalı şirketlerin bu projelerde yer almasına da tüm gücüyle karşı çıkıyordu. Ancak belli ki AB içindeki ortaklarını ikna edebilmiş değil. Bu açıdan bakıldığında AB üyesi iki ülkenin, Macaristan ve  İspanya’nın petrol şirketlerinin de Libya açıklarında petrol aramak için Türkiye ile ortaklık yapması kritik önemde.</p>
<p><strong>Kıbrıs’ta yeni formül mü hazırlanıyor?</strong></p>
<p>Akdeniz’in batı ucunda, Libya üzerinden Türkiye’nin hem siyasette, hem de enerji denkleminde etkisini arttıran bu gelişmeler yaşanırken, Akdeniz’in doğusunda, Kıbrıs’ta ise durum Ankara açısından pek parlak görünmüyor.</p>
<p>Rum basınında yer alan haberlere göre BM Genel Sekreteri’nin Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguin’in üzerinde çalıştığı öne sürülen plan, Maraş, Güzelyurt ve Mesarya’nın Rum tarafına bırakılması karşılığında Kıbrıs Türk tarafına siyasi kazanımlar verilmesini öngörüyor.</p>
<p>İddialara göre plan çerçevesinde, doğrudan ticaret, doğrudan uçuşlar ve doğrudan temas gibi uzun yıllardır Kıbrıslı Türklerin talep ettikleri çok haklı bazı adımların önü açılacak. Ancak buna karşılık güvenlik mimarisinde değişikliğe gidilecek ve Türkiye’nin etkin garantörlüğünün yerini NATO merkezli yeni bir sistem alacak.</p>
<p>Kıbrıs Adası üzerindeki Türkiye garantileri, Ankara’nın Doğu Akdeniz’deki nüfuzu açısından yaşamsal öneme sahip. Eğer gerçekten masaya gelecek plan bu ise, Kıbrıslı Türkler’e verilecek bazı küçük kazanımlar karşılığında, Ankara’nın Doğu Akdeniz denkleminden, bir daha dönmemek üzere, dışlanması söz konusu olabilir. Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi (perde gerisinden Fransa) öncülüğünde, Türkiye’nin çok dikkatli olması gereken bir “siyasi mühendislik” izleri taşıyor basına sızan plan.</p>
<p><strong>Kıbrıs’ta hedef Türkiye’nin </strong><strong>stratejik derinliği mi? </strong></p>
<p>Unutulmaması gereken konu şu:</p>
<p>Kıbrıs meselesi Türkiye açısından yalnızca bir ada üzerinde kimin egemen olacağına dair bir sorun değil. Sızan planda adları geçen Maraş, Güzelyurt ve Mesarya’nın önemi ise sadece harita üzerindeki birkaç bölgeden ibaret değil;</p>
<p>Maraş, Doğu Akdeniz’in en değerli turizm bölgelerinden biri. Güzelyurt, KKTC’nin tarımsal üretim merkezi ve Türkiye’den gelen suyun hayat verdiği en verimli alanlardan biri. Mesarya ise Lefkoşa ile Gazimağusa arasındaki stratejik koridor.</p>
<p>Dolayısıyla bu bölgelerin statüsü yalnızca Kıbrıs Türklerinin geleceğini değil, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki savunma ve enerji stratejisini de doğrudan etkiliyor. Bu nedenle Ankara’nın garantörlük, egemen eşitlik ve güvenlik konularında geri adım atması, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki nüfuzunu kaybetmesi anlamına gelebilir.</p>
<p><strong>İsrail’in “Balkan çıkartması” </strong></p>
<p>Denklemin bir diğer ayağı ise Balkanlar;</p>
<p>Son yıllarda İsrail’in bölgedeki görünürlüğü dikkat çekici biçimde arttı. İsrail’in hem Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic, hem de Arnavutluk Başbakanı Edi Rama ile geliştirdiği ilişkiler artık sıradan diplomatik temasların ötesine geçmiş durumda. Arnavutluk’taki ilişkiler ağına doğrudan ABD Başkanı Trump’ın damadı Kushner bile dahil oldu. Arnavut halkı, Rama’nın Kushner ve ailesine tahsis ettiği, eğlence ve tatil merkezi yapılacak ada nedeniyle haftalardır sokaklarda protesto gösterileri düzenliyor.</p>
<p>Ancak asıl dikkat çeken son gelişme İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile Bosna-Hersek Cumhurbaşkanlığı Konseyi’nin Sırp üyesi Zeljka Cvijanovic arasındaki görüşme oldu. Görüşmede Bosna-Hersek bayrağının bulunmaması ve yalnızca Sırp Cumhuriyeti’nin sembollerinin kullanılması uluslararası basında geniş yankı uyandırdı.</p>
<p>İsrail Dışişleri Bakanı’nın da görüşme sonrasında  “Sırplar İsrail’in gerçek dostlarıdır” mesajı vermesi ve Bosna’daki Hristiyan azınlıkların korunması söylemini öne çıkarması İsrail’in bu kez Balkanlar’da yeni siyasi istikrarsızlıkları ateşlemenin peşinde olduğunu gösteriyor.</p>
<p><strong>Yeni düzenin şifresi: ABD’nin müttefiklerine </strong><strong>“iş bölümü” ve “nüfuz alanları”</strong></p>
<p>Ortaya çıkan tabloya bütün olarak bakıldığında dikkat çekici bir iş bölümü görmek mümkün.</p>
<p>Libya’da Türkiye ve Mısır, ABD ve Suudi Arabistan’ın desteğiyle yeni siyasi dengeyi kurmaya hazırlanıyor.</p>
<p>Kıbrıs’ta, Türkiye’nin güvenlik rolünü yeniden tanımlamayı hedefleyen formüller dolaşıma sokuluyor. Burada devrede olan ise Avrupa Birliği.</p>
<p>Balkanlar’da ise İsrail, Sırbistan ve Bosnalı Sırplar üzerinden yeni nüfuz alanları oluşturuyor.</p>
<p>Bu gelişmeler bir araya getirildiğinde akla şu soru geliyor:</p>
<p>Acaba Washington öncülüğünde yeni bir bölgesel paylaşım mı şekilleniyor?</p>
<p>Türkiye’nin Libya, Suriye ve Ortadoğu’daki rolünün kabul gördüğü; buna karşılık Doğu Akdeniz’in Avrupa güvenlik mimarisi içinde yeniden tanımlanmaya çalışıldığı bir süreç peşinde mi koşuluyor?</p>
<p>Doğu Akdeniz ve Balkanlar, önümüzdeki dönemde yalnızca enerji ve güvenlik rekabetinin değil, küresel güç mücadelesinin de yeni cepheleri olacak gibi.</p>
<p>Kıbrıs’tan Libya’ya, Bosna’dan Bingazi’ye uzanan hatta yaşananlar, bölgesel gelişmelerden çok daha büyük bir stratejik dönüşümün habercisi gibi görünüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dogu-akdenizden-balkanlara-yeni-satranc-81835</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/5/1280x720/54-1782364036.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Doğu Akdeniz’den Balkanlar’a yeni satranç ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fedde-19-yil-kaldi-bizde-ise-19-yilda-8-baskan-gorev-yapti-81834</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fed’de 19 yıl kaldı, bizde ise 19 yılda 8 başkan görev yaptı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Piyasalarda zaman zaman “şahin başkanlar daha başarılıdır” şeklinde bir algı oluşur. Oysa mesele bu kadar basit değildir ve bu algı da doğru değildir. Şahin olmak da güvercin olmak da tek başına bir erdem değildir. Önemli olan doğru zamanda doğru tavrı gösterebilmektir. Gerektiğinde şahin, gerektiğinde güvercin olabilmektir.</strong></p>
<p>Bu hafta hayatını kaybeden eski Fed başkanlarından Alan Greenspan, merkez bankacılığı tarihine damga vuran isimlerden biriydi.</p>
<p>Yıllar önce, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın eski başkanlarından Süreyya Serdengeçti bana bir kitap vermişti. Bob Woodward’ın Maestro: Greenspan’s Fed and the American Boom adlı eseriydi.</p>
<p>Bu, Woodward’ın ilk kitabı değildi. Ünlü gazeteci daha önce de ses getiren birçok çalışmaya imza atmıştı. Örneğin Carl Bernstein ile birlikte yazdığı All the President’s Men (Başkanın Bütün Adamları), Watergate skandalını ve onu ortaya çıkaran gazetecilik sürecini anlatıyordu. Kitap, araştırmacı gazeteciliğin klasikleri arasında yer aldı ve daha sonra aynı adla sinemaya uyarlandı. Woodward’ın bir başka eseri olan The Final Days ise Başkan Richard Nixon’ın istifasına giden son ayları konu alıyordu.</p>
<p>Maestro’da ise Woodward, Alan Greenspan’in yükselişini, düşünce dünyasını ve ABD ekonomisi üzerindeki etkisini anlatıyordu. Greenspan’i, teknik uzmanlığı ve siyasi aktörlerle kurduğu ilişkiler sayesinde öne çıkan bir figür olarak tasvir ediyordu.</p>
<p><strong>Maestro kalıplara sığmadı</strong></p>
<p>Kitabın merkezinde Greenspan’in Fed’i yönetme tarzı vardı. Woodward’a göre Greenspan, ideolojik katılıktan çok pragmatizmi tercih eden bir liderdi. Faiz oranları, para politikası ve finansal piyasalarla ilgili kararlarını büyük ölçüde ayrıntılı veri analizlerine dayandırıyordu. Onu farklı kılan da buydu. Kalıplara sığmıyordu.</p>
<p>Ne demek istediğimi anlatayım.</p>
<p>Piyasalar merkez bankası başkanlarını “şahin” ya da “güvercin” olarak sınıflandırmayı sever. Bu metaforun kökeni 19. yüzyılın başlarına kadar uzanır. “Şahin”, İngiltere’ye karşı savaşa girilmesini savunan Amerikan Kongresi üyeleri için kullanılan bir sıfattı. Savaştan kaçınıp diplomatik çözüm arayanlara ise “güvercin” denirdi. Zamanla bu ayrım dış politikadan ekonomiye taşındı.</p>
<p>Finans piyasalarında sıkı para politikasını savunan merkez bankacıları “şahin”, daha gevşek politikaları tercih edenler ise “güvercin” olarak anılmaya başlandı.</p>
<p>Piyasalarda zaman zaman “şahin başkanlar daha başarılıdır” şeklinde bir algı oluşur. Oysa mesele bu kadar basit değildir ve bu algı da doğru değildir. Şahin olmak da güvercin olmak da tek başına bir erdem değildir. Önemli olan doğru zamanda doğru tavrı gösterebilmektir. Gerektiğinde şahin, gerektiğinde güvercin olabilmektir. Başkanlar, yeri gelir şahin olur, yeri gelir güvercin. Yanlış olan şahin olunması gereken yerde güvercinlik yapmak, ya da güvercin olunması gereken zamanda şahinlik yapmaktır.</p>
<p>Örneğin eski Fed başkanlarından Paul Volcker belirgin bir şahindi. Ben Bernanke ise daha çok güvercin olarak tanımlanır. Janet Yellen da genellikle güvercin bir profil çizdi. Jerome Powell ise özellikle 2022-2023 dönemindeki enflasyonla mücadelede oldukça şahin bir duruş sergiledi.</p>
<p><strong>Ne şahindi ne de güvercin</strong></p>
<p>Alan Greenspan ise bu kategorilerin hiçbirine tam olarak oturmuyordu. Ben uzun yıllar onu daha çok şahin olarak düşünürdüm. Ancak ekonomistlerin, analistlerin ve bankacıların değerlendirmelerine bakıldığında Greenspan’in net biçimde ne şahin ne de güvercin olarak tanımlandığı görülüyor. Yorumlara baktım, “kim ne demiş” diye. Çoğu kişi onu pragmatik bir merkez bankacısı olarak görüyor. Greenspan koşullara göre hareket eden bir başkandı.</p>
<p>Nitekim Woodward’ın kitabında da anlatıldığı gibi, geleneksel ekonomik modellerin öngördüğünden daha düşük işsizlik oranlarına izin verdi; verimlilik artışlarının ekonomiyi dönüştürdüğünü ise birçok merkez bankacısından önce fark etti.</p>
<p><strong>“Merkez bankası başkanları ketum olurlar”</strong></p>
<p>Geçen yıl kaybettiğimiz Süreyya Serdengeçti, görev süresi boyunca son derece başarılı bir merkez bankası başkanlığı yaptı. “Merkez bankası başkanları ketum olurlar” derdi. Başkanların görevinin kitlelere, iş dünyasına ya da siyasetçilere şirin görünmek değil, fiyat istikrarını ve ulusal paranın değerini korumak olduğunu vurgulardı.</p>
<p>Bir dönem beraber çalıştığım rahmetli gazeteci Metin Münir’in ifadesiyle, “Serdengeçti mütevazı, ketum, saygın; yanından skandalın fısıltısı bile geçmemiş klasik bir bankacıydı. İtibarı yüksek, bilgisi ve tecrübesi güçlü, aldığı sonuçlar ise son derece başarılıydı.”</p>
<p>Onun döneminde Türkiye’de enflasyon yarım yüzyıl sonra ilk kez tek haneye inmiş, 2005 yılında Türk lirasından altı sıfır atılmıştı.</p>
<p><strong>Greenspan’i güçlü kılan süreklilikti</strong></p>
<p>Greenspan de arkasında başarılı bir başkanlık dönemi bıraktı. Ancak onu bizim merkez bankası başkanlarından ayıran önemli bir avantaj vardı: Süreklilik.</p>
<p>Tam 19 yıl boyunca Fed’in başında kaldı. Bu süre boyunca kurumsal istikrar ve politika devamlılığı sağlandı. Başkanlar, kongre üyeleri ve finans piyasaları onun açıklamalarını dikkatle takip etti, uyarılarına kulak verdi.</p>
<p>Bizde ise TCMB son 19 yılda sekiz farklı başkan gördü. Bunların 7’si son 10 yılda görev yaptı.</p>
<p>Umarım bir gün bizde de benzer bir kurumsal istikrar sağlanır. Merkez bankası başkanları görevden alınma endişesi taşımadan para politikasına odaklanabilir. Mario Draghi’nin meşhur ifadesiyle, gerektiğinde “ne gerekiyorsa” onu yapabilecek hareket alanına sahip olurlar.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fedde-19-yil-kaldi-bizde-ise-19-yilda-8-baskan-gorev-yapti-81834</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fed’de 19 yıl kaldı, bizde ise 19 yılda 8 başkan görev yaptı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuzde-48-ozsermaye-kari-hesaplandi-kazanc-emlak-degerlemesinden-geldi-81846</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yüzde 48 özsermaye kârı hesaplandı, kazanç emlak değerlemesinden geldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsadaki 17 şirkette aktif kârlılık %26’lara, özsermaye kârlılığı ise %109 gibi hayli yüksek seviyelerde bulunuyor. Hisse başına kârda ise 158 TL’yi gören çarpıcı örnekler var. Peki bu göz alıcı oranlar sürdürülebilir bir verimliliğin mi eseri, yoksa dönemsel bir rüzgar mı?</strong></p>
<p>Piyasa, yatırdığı her kuruşun katlanarak dönmesini yani yüksek özsermaye kârlılığını her zaman ayakta alkışlar. Katılımevim veya Ral Yatırım Holding gibi şirketlerin dikkat çekici marjları kağıt üzerinde göz alıcı birer verimlilik işareti gibi görünüyor. Ancak yaldızlı yüzdelere bakıp tarladan sürekli aynı mahsulü beklemek yanıltıcı olabilir. Yatırımcının asıl araştırması gereken bu kârlılıkların gerçekten ana işin nakit üretmesinden mi, yoksa bilançodaki özsermayenin küçülmesinden veya yüksek kaldıraçtan doğan matematiksel bir yanılsama mı? Rakamların büyüsüne kapılmadan önce dikkatli incelemek önemli.</p>
<h2>Özsermaye kârlılığı yüksekler</h2>
<p>Tabloda yer alan Katılımevim %109,51’e ulaşan özsermaye kârlılığı ile öne çıkıyor. Büyüyen yapısıyla dikkat çeken firma, haziranın ilk haftasında 99. şubesini Alanya’da açtı. Gerçekleştireceği %238,16 bedelsiz sermaye artırımı için SPK’dan onay bekleyen şirket, yılın ilk çeyreğinde gelirini %40, dönem sonu kârını %203 artırdı. Ral Yatırım Holding %48,96 özsermaye kârlılığı ile listede yer alan firmalar arasında ikinci sırada geliyor. Üç aylık dönemde gelirini 286 büyütürken esas faaliyet kârını %59 düşürdü. Dönem sonunda ise kârını %145 büyüterek 1,2 milyar TL’ye çıkardı. Net kârın büyümesinde gayrimenkul değerlemesi ve pay devrinden kaynaklı oluşan kâr etkili oldu.</p>
<h2>Hisse başına kârı yüksek olan</h2>
<p>Düzenli temettü ödemesi ile öne çıkan firmalardan biri olan Borusan Yatırım, geçtiğimiz nisan ayında hisse başına net 141,22 TL ödeme yaptı. Diğer firmalardan daha yüksek hisse başına kâra sahip olmasına rağmen temettü verimi %8,15 düzeyinde bulunuyor. Sebebi hissenin 1.934 TL bölgesinde olan fiyatı ile alakalı. Şirketin halihazırda hisse başına kârı 158,14 TL.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3cc1a6cfbfa-1782366630.png" alt="" width="900" height="495" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>KÂR MI, ZARAR MI?</strong></p>
<p><strong>Kâr</strong>; sermaye büyümesi, cazibe, özkaynak desteği, temettü kapasitesi, kolay kredi. Rehavet riski, beklenti baskısı, kâr payı çatışması, popülizm tuzağı.</p>
<p><strong>Zarar</strong>; yapısal reform, maliyet disiplini, dönüş potansiyeli, yapılanma. Sermaye erimesi, kredi darboğazı, kaçış, mecburi küçülme, psikolojik çöküş.</p>
<p><strong>Gerçekleştirdiği hamleyle birlikte JMW’nın ortaklık yapısında tam kontrolü sağladı</strong></p>
<p>Jantsa’nın JMW’deki payını büyütmesindeki beklentisi nedir? ● Adem Bıçak</p>
<p>Adem; Jantsa, iştiraki JMW Jant Sanayi’deki yabancı ortaklarının paylarını devralma yoluna giderken şirketteki sahiplik oranını %99,99 seviyesine çıkardı. Konuyla ilgili yaptığı açıklamada gerçekleştirilen stratejik kararın gerekçesine dair herhangi bir bilgilendirmede bulunmadı. Ancak ticari dinamikler dikkate alındığında; Jantsa’nın iştirakindeki karar alma mekanizmasında bağımsızlık kazanmayı hedefl ediği söylenebilir. Ayrıca, ortakların devreden çıkmasıyla birlikte JMW’nin ilerde sağlayacağı kârın tamamından yararlanabilecek.</p>
<p><strong>Körfezray projesi için tedarikçi konumunu sürdürüyor. Yeni fazlar için de görüşüyor</strong></p>
<p>Erciyas Çelik’in Körfezray’dan aldığı işin cirodaki payını öğrenebilir miyim? ● Zehra Polat</p>
<p>Zehra, Erciyas Çelik, geçtiğimiz mayıs ayında Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin Körfezray Metro Projesi 4. fazı için yaklaşık 2,6 milyon dolarlık sözleşme imzaladı. Şirket proje için 342 adet çelik boru üreteceğini belirtiyor. Temmuz ayında teslim edilecek siparişin toplam bedeli, yıllık gelirlerinin yaklaşık %1,7’si düzeyinde bulunuyor. Bu itibarla cirosu içinde önemli bir ağırlığı olduğunu söylemek doğru olmaz. Projenin önceki etaplarında da yer alan Erciyas Çelik, bu siparişle tedarikçi konumunu sağlamlaştırdı. Yeni fazlar için de görüşüyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>ASJ fonu borsadaki hisselere yönelerek son bir yılda %54 getiri elde etti</strong></p>
<p>Aktif Portföy’ün idaresindeki Hisse Senedi (TL) Fonu (ASJ), yılın ilk aylarında yukarı yönlü bir hamlesi olsa da uzun soluklu olamadı. Şubatın ikinci yarısından itibaren yataya döndü. Yılbaşından bu yana büyüklüğü inişli çıkışlı bir seyir izliyor. Haziranda önceki aya göre hacmi artarken 69,6 milyon TL oldu. Ancak veriler marttan bu yana nakit çıkışı yaşandığını söylüyor. Yatırımcı sayısında azalma gözlenirken sayı 810 kişiye inerek zayıf eğilim devam ediyor. Stratejisi, varlıklarını borsada işlem gören hisse senetlerinde değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyünün %92,85’i hisse senedi ve %6,02’si yatırım fonlarından oluşuyor. Yüksek getiri arayışıyla volatiliteyi göze alan yatırımcıya hitap ediyor. Son bir yılda %53,76 getiri elde ederken, aynı sürede %57,98 yükselen BIST 100’ün gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Dimes Gıda, piyasadan %44,01 bileşik faizle 250 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Dimes Gıda, 22.06.2026 tarihinde finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 250.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %40, bileşik faizi %44,01 olarak belirlendi. 182 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 23.12.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %19,95 düzeyinde. 22 Haziran itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. Buna göre Dimes Gıda’nın verdiği %40 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 0,01 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFDMSGA2614 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3cc149771a9-1782366537.png" alt="" width="968" height="242" /></strong><strong>GERSAN ELEKTRİK</strong></p>
<p><strong>Dubai’deki projeye 10,6 milyon dirhemlik busbar gönderecek. Üretime başladı</strong></p>
<p>Gersan Elektrik, BAE’deki China State firmasıyla Dubai Island projesi için tedarik sözleşmesi imzaladı. Projenin busbar ve ilişkili ekipman ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik olan sözleşmenin yaklaşık 10,66 milyon BAE dirhemine bağlandığı belirtildi. Tutar yaklaşık 134,8 milyon TL’ye denk gelirken üretim sürecinin başladığı bildirildi. Şirketin, yurt dışındaki prestijli altyapı projelerinde tedarikçi olarak yer alması referanslarını güçlendirmesi açısından olumlu olarak değerlendirmeli. Bu durum hitap ettiği pazarda payını genişletmesini sağlayacaktır.</p>
<p><strong>NETAŞ</strong></p>
<p><strong>İki ayrı sözleşmeyle toplam 28,4 milyon dolarlık iş bağlantısı gerçekleştirdi</strong></p>
<p>Netaş, yaptığı iki ayrı açıklama ile yurt içinde önemli siparişler aldığını duyurdu. Türkiye’nin önde gelen telekom operatörlerinden Set-Top- Box tedariki için 8,9 milyon dolar ve sunucu satışı için 19,5 milyon dolar tutarında iki ayrı sözleşmeye imza attı. Teslimatların tamamı yıl içinde gerçekleştirilecek. Anlaşmalar yedi yıla varan satış sonrası destek hizmetini de kapsıyor. Sözleşmelerin toplam tutarı yıllık gelirinin %11’i düzeyinde bulunuyor. Sadece donanım tedarikine odaklanmak yerine satış sonrası hizmetleri uzun yıllara yaymak gelir döngüsünü güçlendiriyor.</p>
<p><strong>MOPAŞ MARKETÇİLİK</strong></p>
<p><strong>Niksar’daki GES yatırımını devreye aldı. Tüketiminin %45’ini karşılayacak</strong></p>
<p>Mopaş Marketçilik, Niksar’da kurduğu 5 MWp kurulu güce sahip GES projesini tamamlayarak faaliyete aldı. Yaklaşık 2,5 milyon dolara mal olan yatırımla şirketin elektrik tüketiminin yaklaşık %45’inin yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılanacağı belirtildi. Şirket, çevreci enerji hamlesiyle operasyonel maliyetlerini sabitlemeyi amaçlıyor. Perakende sektöründe faaliyet yürüten mağazalarının elektrik tüketim maliyetlerini düşürmek, işletme sermayesini koruyan doğrudan ve kalıcı bir yatırım olarak değerlendirmeli. Mopaş, ilk çeyrekte gelirini %8 büyüttü.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Anadolu Hayat bir aydan fazla süredir düşüyor. Fonlar satış tarafında duruyor</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3cc154cd5e6-1782366548.png" alt="" width="309" height="237" /></strong>Anadolu Hayat’ta fonlar satış yönlü işlem yapıyor. Portföylerindeki miktar %3,62 ile toplamda 321,06 bin lot azalarak 8,55 milyona indi. Fon sayısı 44’den 39’a geriledi. NSY fonu 175 bin lot ile en fazla satışı yaparken, KPH fonu 126,68 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Hisse için bugüne kadar 9 aracı kurum öneride bulunurken 4 kurum model portföyüne aldı. En yüksek öneriyi Pusula Yatırım 201,72 TL ile verdi. En düşük öneri 146,60 TL ile Oyak Yatırım’dan geldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuzde-48-ozsermaye-kari-hesaplandi-kazanc-emlak-degerlemesinden-geldi-81846</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüzde 48 özsermaye kârı hesaplandı, kazanç emlak değerlemesinden geldi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/sabirla-enflasyonun-dusmesini-bekliyoruz-81842</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Sabırla enflasyonun düşmesini bekliyoruz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Garanti BBVA Genel Müdürü Mahmut Akten, bankacılık sektöründe rasyolara bakıldığında en büyük problemin yüksek faizler olduğunu belirterek Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın temmuz Para Politikası Kurulu toplantısında faiz yükseltmesini beklemediklerini vurguladı. Akten, temmuz toplantısında üst bantta bir miktar gevşeme tahmin ettiklerini belirterek, politika faizinin ise eylül toplantısından sonra aşağı gelmesini öngördüklerini dile getirdi.</p>
<p>THY ile Miles&amp;Smiles işbirliği kapsamında düzenlenen basın toplantısı sonrası gazetecilerin sorularını yanıtlayan Akten, "Temmuz toplantısında faiz yükseltilmesini beklemiyoruz. Ama üst bant belki biraz aşağı gelebilir, biraz gevşeme bekliyoruz" dedi. Enflasyon açısından önümüzdeki iki ayın çok önemli olduğunu kaydeden Akten, gıda fiyatlarında bir aşağı geliş olduğunu gördüklerini ve bu nedenle, enflasyonun daha iyi olacağını beklediğini söyledi.</p>
<h2>Savaş 4-5 ay rötarda bıraktı </h2>
<p>Akten, "Savaş bizi bir 4-5 ay rötarda bırakmış olabilir ama ben önümüzdeki toplantı ile beraber en azından üst bandın biraz gevşeyeceğini bekliyorum, bu da efektif olarak faizlerin aşağı gelmesi anlamına geliyor... Biliyorsunuz şu an yüzde 37 politika faizi var ancak yüzde 40 ile repo piyasası dönüyor. O aşağı geldiğinde, bu da kredi faizlerine yansıyacaktır" diye konuştu.</p>
<p>Faizlerin aşağı gelmesinin herkesi rahatlatacağına işaret eden Akten, enflasyon böyle giderse politika faizinin eylülde daha anlamlı bir şekilde aşağı gelmesini beklediğini belirterek, "Reel faizimiz düşük değil dolayısıyla önümüzdeki bir iki ayda aşağı gelmek için yer var" dedi.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">"Yapılandırma, müşteride rahatlık yaratıyor"</span></h2>
<p>Akten takipteki kredilerle ilgili bir soruya da "Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun yaptığı yapılandırma uzun vadeye yayma, müşteride rahatlama yaratıyor. Takipteki alacak oranları Covid öncesi döneme geldi yani normalize oldu. Bakiyeleri yüksek bulabilirsiniz ama hem kredi kartı kullanma alışkanlığı arttı hem de harcamalar arttı enflasyona paralel... Doğası gereği kart hacminiz artmış durumda. Rasyolarımıza bakıldığında problemimiz aslında faizlerin yüksek olması. Elimizde bir çok kredi var, bonolar var, faizler yükselince biz zarar ediyoruz" dedi. </p>
<p>BBVA'nın birçok gelişen piyasada bulunduğunu ve yaşanan durumu anladığını söyleyen Akten "Genel olarak biz enflasyonun gerçekçi olarak aşağı geldiği takdirde bankacılık sektörüne bunun çok destek olacağını düşündüğümüz için sabırla enflasyonun aşağı gelmesini bekliyoruz" değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/sabirla-enflasyonun-dusmesini-bekliyoruz-81842</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/4/2/1280x720/mahmut-akten-1782365493.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Garanti BBVA Genel Müdürü Mahmut Akten, bankacılık sektöründe rasyolara bakıldığında en büyük problemin yüksek faizler olduğunu belirterek politika faizinde gevşemeyi eylülde öngördüklerini kaydetti. Akten, bankacılık sektörünün sabırla enflasyonun düşmesini beklediğini vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sucu-soklarda-degil-programda-ara-81833</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Suçu şoklarda değil, programda ara</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Uygulanan programın sonucu olarak 2002 başında yüzde 73’e yükselen enflasyon, Şubat 2004’te tek haneye düşmüş. Ekonomi yüksek bir oranda büyümeye başlamış. Bankacılık sektörü üç yıl önce batmanın eşiğine gelmişken, artık oldukça güçlenmiş vaziyette. Kamunun borcu ve borçlanma faizi keskin biçimde düşme, borçlanma vadesi ise uzama sürecinde.</strong></p>
<p>Kapsamlı olduğu iddia edilen bir ekonomi programı uygulanırken, ekonomi dışındaki gelişmeler nedeniyle döviz kuru, risk primi ve piyasa faizi artıyor, tepki olarak hem politika faizini yükseltmek hem de döviz satmak zorunda kalınıyorsa, uygulanan programda önemli sorunlar var anlamına gelir.</p>
<p>Gelin 2004’e gidelim. 2001 krizinden hemen sonra uygulamaya konulan güçlü bir ekonomi programı var. Program istikrarı sağlamak üzere sadece para ve maliye politikasına dayanmıyor. Onlar elbette mevcut ama çok önemli başka unsurlar da var. Kapsamlı bir bankacılık sektörü reformu yürürlüğe konulmuş. Uluslararası iyi örneklerden yola çıkılarak yeni bir ihale yasası yapılmış. Merkez Bankası yasası değiştirilerek, Merkez Bankası’nın Hazine’ye kredi açması yasaklanmış. Temel amacı olarak enflasyonla mücadele etmesi hükmü getirilmiş ve bu çerçevede politika faizi kararını serbestçe alacağı belirtilmiş. Başkanın görevden alınması son derece zorlaştırılmış. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu işler hale gelmiş. Tarımdan ulaştırmaya kadar bir dizi yapısal değişikliğe gidilmiş. Üstüne üstelik Avrupa Birliği süreci rayına girmiş.</p>
<p>Bunların bir sonucu olarak 2002 başında yüzde 73’e yükselen enflasyon, Şubat 2004’te tek haneye düşmüş. Ekonomi yüksek bir oranda büyümeye başlamış. Bankacılık sektörü üç yıl önce batmanın eşiğine gelmişken, artık oldukça güçlenmiş vaziyette. Kamunun borcu ve borçlanma faizi keskin biçimde düşme, borçlanma vadesi ise uzama sürecinde. Dış borcun döviz gelirlerine oranı azalıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3cb619d7f66-1782363673.png" alt="" width="651" height="237" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3cb6297ae6a-1782363689.png" alt="" width="327" height="230" /><strong>Başarısını iki yılda kanıtlamış çok </strong><strong>güçlü bir ekonomi programı var</strong></p>
<p>2004’ün bahar aylarında birden uluslararası piyasalar karışıyor. Temel nedenlerinden biri ABD Merkez Bankası’nın (Fed’in) keskin biçimde faiz artırma sürecine gireceği beklentisi. Türkiye ve benzeri ülkelerden sermaye çıkışı yaşanıyor. Birden risk primi ve döviz kuru sıçrıyor, lira cinsinden tahvil ve kredi faizleri artıyor. Bu üç değişkenin 2004’ün ilk yarısındaki günlük hareketleri iki ayrı grafikte gösteriliyor. Birkaç örnek: Gösterge Hazine tahvilinin faizi Nisan başında yüzde 21,4. 11 Mayıs’ta yüzde 31,1’e sıçrıyor. Bir buçuk ayda 10 puan artış. Euro ve dolardan oluşan döviz sepeti kuru 2,88’den 3,42’ye yükseliyor: Yüzde 19 artış. O aylarda yıllık enflasyonun yüzde 7,4 civarında gezindiğini hatırlatırım. Dolayısıyla hem kur hem de faiz artışı çok yüksek.</p>
<p>Peki, bu gelişmelere tepki olarak Merkez Bankası politika faizini yükseltip döviz satıyor mu? Hayır, ne politika faizi yükseltiliyor ne de döviz satışı yapılıyor. Arkasında yatan düşünce şu: Başarısını iki yılda kanıtlamış çok güçlü bir ekonomi programı var. Üstelik Avrupa Birliği’ne tam üyelik süreci olumlu bir hava estiriyor. Bu koşullar altında eninde sonunda güçlü ekonomik temellerin galip geleceği, böylelikle döviz kurunun ve faizin eski düzeylerine dönecekleri değerlendirmesi yapılıyor. Nitekim yılın ikinci yarısında her ikisi de düşmeye başlıyor. Eylül 2004’te Merkez Bankası politika faizini yüzde 22’den yüzde 20’ye, Aralıkta ise yüzde 18’e düşürüyor! Politika faizi ile gösterge faizin hareketleri üçüncü grafikte yer alıyor. Mart 2006’ya gelindiğinde sepet kuru 2,9’a iniyor. Gösterge faiz ise yüzde 16,1 düzeyinde.</p>
<p>Kıssadan hisse: Bir ekonomi programının ne derece sağlam olduğunu anlamak için yerli paraya güven olup olmadığına bak. Güven yoksa ve bu nedenle her şokta döviz rezervini eritmek ve faiz artırmak zorunda kalıyorsan, suçu şoklarda değil programda ara.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sucu-soklarda-degil-programda-ara-81833</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Suçu şoklarda değil, programda ara ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bernoulli-mi-pareto-mu-hakli-cikacak-81832</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 07:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bernoulli mi, Pareto mu haklı çıkacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dünya genelinde bağlı cihaz sayısının 2030 yılına doğru 30 milyarı aşması bekleniyor. Organik beynin sınırlarını aşan mekanik veri üretimi alabildiğine artıyor, ama iş yerlerinde bile üretilen verinin yüzde 80’inin kullanılmadan depolarda kaldığı da gerçekliklerimizden biri.</strong></p>
<p>Tekstil makinelerinin sergilendiği fuarda dolaşırken makine üreticilerine, “<em>Bir önceki fuara göre müşteri ihtiyaçları hangi alanlara odaklanıyor?”</em> sorusunu yönelttim. Beklemediğim bir alanda odaklanma olduğunu öğrendim: <strong><em>Müşteri, iplikten kumaşa, kumaş renginden diğer özelliklerindeki eksikliklere istatistik, olasılık ve analitik işlevleriyle öne çıkan makine arıyor. Başta işgücü olmak üzere girdi azaltan, çıktıyı artıran ve rekabet gücü yaratan makine arayışı güçleniyor.</em></strong></p>
<p><em>Makineciler </em>olasılık, istatistik ve analitik temelli bir gelişmeden söz edince zihnimde yerleşik iki kuramın karşı karşıya geleceğini düşündüm: <strong><em>Büyük Sayılar Yasası ve Pareto Kuralı.</em></strong></p>
<p><strong>Büyük Sayılar Yasası </strong><strong>kadük mü kalacak?</strong></p>
<p>Mario Livio’nun “<em>Tanrı Matematikçi mi?”</em> kitabının <strong>“İstatistikçiler ve Olasılıkçılar: Belirsizliğin Bilimi” </strong>bölümündeki Jakob ve Johann Bernoulli kardeşlerin hikayesi son günlere kadar zihnimde yaşayan bir umudu da besliyordu. Livio, “ <em>Olasılık ve istatistik elinizdeki birkaç veri için değil, çok sayıda veriniz varsa anlam kazanır. Büyük Sayılar Yasası olarak da bilinen bu teoremi, Ars Conjectandi (Varsayım Sanatı) adlı kitabında formüle eden Jakob Bernoulli’ ye borçluyuz</em>”  diyordu.</p>
<p><em>Büyük Sayılar Yasası</em>, bir değişkenin uzun dönemde kararlılık göstereceğini anlatır: Elinizdeki madeni bir parayı beş kez yazı tura olasılığı için atarsanız, beşi de yazı ya da tura gelebilir.</p>
<p>Yazı tura atmayı sürdürür, beş bin kez tekrarlarsanız, beklenen ortalama değeri, yüzde 50’yi bulacaktır.</p>
<p>Gözlem ve deney sayıları arttıkça olasılıklar daha güvenilir tahmine dönüşebilmektedir; çünkü gözlemlerin ortalaması beklenen değere yaklaşır.</p>
<p>Bernoulli’ nin kusursuzlaştırmak için yirmi yıl çalıştığı bu teorem istatistik biliminin temel dayanaklarından biri. <em>Büyük Sayılar Yasası</em>, tümüyle şans gibi görünen olayların bile belli bir yasa ya da mantık içinde gerçekleştiğini söylüyor. Ünlü matematikçi diyordu ki, “<em>Şu andan itibaren sonsuza dek her şeyi kaydetseydik, olasılık dediğimiz şey sonunda kesinliğe dönüşürdü. Biz dünyada olup biten her şeyin belli bir sebep ve yasa dahilinde gerçekleştiğini ve dolayısıyla aslında rastlantı ya da kader gibi görünen şeylerin olması gerektiği için olduğunu fark ederdik. Zaten Platon’un evrensel döngü doktriniyle kastettiği şey de buydu; sayısız yüzyıllar geçtikten sonra her şeyin başlangıcındaki durumuna dönmesi gerektiğini söylüyordu.</em>”</p>
<p>Livio’nun kitabını 2015 yılında birinci baskısından okuduğumuz zaman yarı iletken teknolojiler de evrenin sonsuzun okyanuslarına yelken açıyordu. Kozmik evren ile canlı evrenin en küçüklerine ve en büyüklerine erişilebilirlik geçişleri hızlanmıştı. Özellikle mobil iletişim teknolojileriyle dünyanın en kuytuda kalmış yerleriyle bağlantı kurabilme, iletişim sağlama, rekabet etme ve iş birlikleri yaparak ilerleme kapıları ardına kadar açılıyordu. Süreçleri uçtan uca gözleyebilecek, izleyebilecek, değerlendirecek ve geribildirimlerle sapmaları belirleyerek, aksaklıkları onaracak, geniş anlamda bütün kaynaklarımızı verimliliklerini artıracak gelişmeler ufukta belirmişti</p>
<p>Olasılık ve istatistik, ekonomist, siyaset bilimci, genetikçi, sigorta şirketleri gibi çok geniş alanlarda iş gören, geniş ölçekli verileri anlamlandırmaya çalışanların önemli silahıydı. Yarı iletken teknolojinin erişme, ölçme, sayma, görselleştirme alanındaki ilerlemeleri belirsizliği aşacağımız umudunu güçlendiriyordu.</p>
<p>Büyük verideki sıçramalar değişik kaynaklarda yer alıyor, ama ben Akan Abdula’nın yazısındaki verileri paylaşmanın yeterli olacağını düşündüm: 2000 yılında dünya genelinde dijital veri miktarının 2 zettabyte’ın altında olduğu tahmin ediliyor. Çeyrek yüzyıl sonrasında bugün 150 zettabyte düzeyini aştığı tahmin ediliyor. İki yıl sonra bu rakamın yaklaşık 400 zettabyte’a çıkacağı hesaplanıyor. İnsanlık her gün 400 milyon terabyte veri üretiyor.</p>
<p>Dünya genelinde bağlı cihaz sayısının 2030 yılına doğru 30 milyarı aşması bekleniyor. Organik beynin sınırlarını aşan mekanik veri üretimi alabildiğine artıyor, ama iş yerlerinde bile üretilen verinin yüzde 80’inin kullanılmadan depolarda kaldığı da gerçekliklerimizden biri. Verinin yüzde 80’inin işlenememesi zihnimizi bulandırıyor ve soruyorum: <em>Vilfredo Pareto bir kez daha haklı mı çıkıyor? </em></p>
<p><strong>80/20 kuralı işleyecek mi?</strong></p>
<p>Varlıklı bir çevreden geldiği halde Pareto dış görünüşüne aldırış etmeyen biriydi. İktisatçılar dünyasında anıtsal eseri Trattato di Socioelogia Generale’yi yazarken bir çift ayakkabı ve bir takım elbiseyle yetindiği anlatılır.</p>
<p>Pareto yirmi yıl kadar demiryolu mühendisi olarak çalışıyor. Sonra ne ürettiğimiz, nasıl ürettiğimiz ve kimler için ürettiğimiz merakının peşine düşüyor. Demiryolu mühendisliği sonrasındaki hayatını iktisat bilimini Newton’un Principia’sında formüle edilen yasalara yakın ilke, kural ve yasalarla tanımlanabilir bir disiplin haline getirmeye adıyor.</p>
<p>Sorgulama merakın hiç söndürmeyen bilim insanlarından biridir. Çalışmaları üç ciltlik Trattato ile yararlı bilgi üretiminin doruklarında bir esere dönüşüyor. Eser, iktisatçılar ve sosyologların esin kaynağı olma özelliğini bugün de koruyor.</p>
<p>Albert-Laszlo Barbasi, <em>Bağlantıla</em>r kitabında onun ekonomik eşitsizlikler konusunda dikkatli bir gözlemci olduğunu, İtalya’daki toprakların yüzde sekseninin nüfusun yüzde yirminin elinde olduğunu gözlediğini anlatıyor. Bahçesinde yetiştirdiği bezelyelerin yüzde sekseninin, tohumların sadece yüzde yirmisinin elde edildiğini gözlemliyor. Gözlemler bugün <strong>Pareto Kuralı</strong> ya da <strong>Pareto İlkesi</strong> diye bilinen zihinsel araç çantamızdaki yerini alıyor.</p>
<p>Pareto İlkesi daha sonra <strong>Murphy Yasası</strong> olarak iş yaşamında yaygınlaşan bir araca dönüşüyor: Kârın yüzde 80’i, çalışanların sadece yüzde 20’si tarafından yaratılır. Müşteri hizmeti sorunlarının yüzde 80’i, tüketicilerin sadece yüzde 20’sinden kaynaklanır. Kararların yüzde 80’i, toplantı süresinin yüzde 20’sinde alınır.</p>
<p>Büyük verinin yüzde 80’i raflarda kalıyor, işlenemiyor, yararlı bilgiye dönüşmüyorsa, Pareto bir kez daha haklı çıkar. O zaman teknolojinin yarattığı gözleme, izleme, ölçme, sayma görselleştirme, kaydetme konularında ilerlemesinin yarattığı büyük veri için Bernoulli’nin “ <em>Herşeyi gözleyip kaydetseydik, olasılık dediğiniz şey en sonunda kesinliğe dönüşürdü, biz dünyada olan biten her şeyin belli bir sep ve yasa dahilinde gerçekleştiğini ve dolayısıyla, tesadüf ya da kader zgörünnen şeylerin olması gerektiği için olduğunu fark ederdik”</em> tezi kadük kalır mı?</p>
<p>Yapay zekâ işleme kapasitelerinin veri üretimi kapasitesini aşması belirsizliği sınırlama konusunda umut yaratan bir teknolojik geçiş mi?</p>
<p>Yapay zekâ konusundaki tartışmaları biraz da köklü kuramlar penceresinden değerlendirmemiz tünelin ucundaki ışığı görmemizi sağlayabilir; umudumuzun canlı ve diri tutmamıza destek olabilir.</p>
<p>Siyasetin sığ denizlerinde çırpınışlar ve makroekonomik fetişin bıktırıcı tekrarı mı geleceğimizi güven altına alır; yoksa gelişmelerin birikimi bağlamında geçerliliğini koruyan temel kuramları sorgulamak mı?</p>
<p>Kuramları sorgulamanın daha üretken olacağını düşünüyorum. Siz ne dersiniz?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bernoulli-mi-pareto-mu-hakli-cikacak-81832</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bernoulli mi, Pareto mu haklı çıkacak? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fikirlerimiz-dijital-ama-aliskanliklarimiz-hala-analog-81831</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fikirlerimiz dijital ama alışkanlıklarımız hâlâ analog</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Her tercih, bir vazgeçiştir ve her şeye koşanlar, kodun mantığını kaçırır. Tercihlerin doğru olabilir fakat eğer YZ dünyasında düne dair vazgeçişlerin yoksa YZ senin için otursun ağlasın.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: YZ çağında artık tek bir gerçek var: <strong>Her tercih bir vazgeçiştir</strong>. Ama biz tercihi “<strong>her şeye yatırım</strong>” zannediyoruz. YZ’ye geçiyoruz diyoruz ama <strong>neye geçtiğimizi</strong>, <strong>neyden vazgeçtiğimizi</strong> bilmiyoruz. Bir sistemi satın alıyoruz, ama <strong>eski kültürü aynen sürdürüyoruz</strong>.  Olacak şey mi bu?</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Bu yeni çağın ilkesi şu: <strong>Kod üretmeden sonuç beklenmez</strong>. YZ’ye dair tercihler yapmıyor, sadece “<strong>moda olanı</strong>” satın alıyoruz. Yeni kavram: <strong>Seçimsiz strateji</strong>... Yani yön belirlemeden araç seçmek… YZ bizi <strong>kendi algı düzeni</strong> ve onun <strong>arkasındakilerin ideolojisiyle</strong> yönetecekse; tehlike var.</p>
<p><strong>TERCİHİN VARSA KODUN DA OLSUN</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: YZ sistemleriyle <strong>yükselmek istiyoruz</strong> ama elimizde hâlâ <strong>analog prangalar</strong> var. Süreçler <strong>belirsiz</strong>, ekipler <strong>hazırlıksız</strong>, kararlar <strong>sahipsiz</strong>. Yeni kelimemiz: <strong>Dijital pranga</strong>. Yâni teknolojik yatırımın olmuş ama <strong>zihinsel dönüşüm</strong> eksik. Tıpkı uçmaya çalışan bir kuşun <strong>hâlâ yere bağlı olması</strong> gibi.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM: Her şeyi teşvik eden hiçbir şeyi geliştiremez</strong>. Geçmişte yaptığımız gibi, bugün de <strong>YZ’de her alanı teşvik ediyoruz</strong>. Eğitimsiz modele <strong>fon</strong>, veri kültürü olmayan ekibe <strong>destek</strong>… Sonuç: <strong>Zekâsız teşvik</strong>… Yani teknik kapasiteye değil, <strong>siyasi dengelere göre</strong> dağıtılan destekler. <strong>Oysa YZ odak ister</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>2 SORU 2 CEVAP / YZ tercihlerine dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Neden dönüşemiyoruz?</em></strong></p>
<p>Çünkü <strong>tercihler net değil</strong>. Herkes sistem kuruyor ama <strong>kimse neyi hedeflediğini</strong> bilmiyor. Bu<strong>, kod kalabalığına </strong>neden oluyor. Yani <strong>sistemler yığılıyor</strong> ama <strong>çözümler üretilemiyor</strong>, gevelenip duruyoruz.</p>
<p><strong><em>Peki, ne yapılmalı?</em></strong></p>
<p><strong>Tercih etmeli</strong>. Ve onun gereği olarak bazı alanlardan <strong>bilinçli şekilde vazgeçilmeli</strong>. YZ bir kaynak oyunudur. <strong>Her şeyi hedefleyen, hiçbir şey üretemez. </strong>YZ’den umulan faydayı <strong>abartmamalı</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>DİJİTAL PRANGALARLA YÜKSELEMEZSİN</strong></p>
<p><strong>YZ sistemine yatırım yapıyorsan, onunla çalışacak insanı da yetiştirmelisin</strong>. Veriyi topluyorsan, o <strong>verinin anlamını</strong> da sorgulamalısın. Şirket olarak “<strong>YZ’ye geçtik</strong>” diyorsan, zihninde hâlâ “<strong>Excel yönetimi</strong>” varsa bir yere gidemezsin. Yeni kavramım: <strong>Hesapsız uyum</strong>; taklitte sınırlı kalmak…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>YZ LÜGATI</strong></span></p>
<p><strong>Zekâsız teşvik</strong>: Teknoloji değeri olmayan ama kaynak tüketen karavana destek mekanizması</p>
<p><strong>Kod kalabalığı</strong>: Odaksız, kararları çakışan, çatışan, birbirini boğan yazılım ve sistem yığını</p>
<p><strong>Seçimsiz strateji</strong>: Yön belirlemeden araç seçmeye kalkmak ve dijital dünyada pusulasızlık</p>
<p><strong>Dijital pranga</strong>: Yapay zekâ kurulmuş, fikirler dijitalleşmiş ama zihin hâlâ analog geçmişte kalmış</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fikirlerimiz-dijital-ama-aliskanliklarimiz-hala-analog-81831</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/1280x720/robot-yapay-zeka-1756744116.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fikirlerimiz dijital ama alışkanlıklarımız hâlâ analog ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/akar-akar-akar-oder-oder-oder-81828</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akar, akar, akar; öder, öder, öder!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Başlıktaki <strong>“akar”</strong> sözcüğünün ikinci <strong>“a”</strong>sını ve <strong>"öder"</strong> sözcüğünün <strong>“e”</strong>sini uzatarak okumanız gerekiyor. Yaptınız mı? Şimdi akar ve öder sözcükleri daha bir anlam kazanmış olmalı.</p>
<p>Aktığı vurgulanan, yani akan muhtemelen sizi de yıllar öncesine götürdü, bir reklam sloganıydı.</p>
<p>Ödenen ise borç; ödeyen de Hazine…</p>
<p>Hazine’nin iç borç ödemesine ilişkin son verilere baktım da gelecek adeta ipotek altında. Kımıldayacak yer kalmamış.</p>
<p>Hani sokak röportajlarında da çok sık görüyoruz, vatandaş kredi kartı borcunu bir başka kartla kapatıyor, tam bir kısır döngüye girmiş ve çıkması da hiç mi hiç mümkün görünmüyor ya, Hazine de adeta o durumda.</p>
<p>Hazine sırtını Türkiye Cumhuriyeti’ne dayamış ve elindeki limitsiz <strong>“kredi kartı”</strong> sayesinde borçlanıyor. Borç verenler nazlanıyor mu, anında faizi yükselterek yeni kaynak bulabiliyor; bu anlamda hiç sıkıntısı yok.</p>
<p>Ama bulunan her kaynak ve maliyetin yükselmesi gelecekteki yükü artırıyormuş, ne gam!</p>
<p><strong>“Ödeme günü gelince bakarız”</strong> diye mi düşünülüyor?</p>
<p>Pek o düşüncede olunduğunu da sanmıyorum. Bugünün borçlananları, yarın bu borcun nasıl ödeneceğiyle hiç ilgili görünmüyor.</p>
<p>Herhalde <strong>“Vade gününde görevde olanlar düşünsün, yok eğer hâlâ biz görevde olursak yeniden borçlanırız, olur biter”</strong> diye yaklaşılıyor.</p>
<h2>Bürokrasi değil</h2>
<p>Burada borçlananlar derken kastettiklerim bürokratlar değil. Çünkü Hazine’nin borçlanması siyasi tercihlerin sonucu olarak ortaya çıkan bir zorunluluk.</p>
<p>Siyasetteki tercihler ekonomi politikasını belirliyor, o ekonomi politikası da Hazine’nin çok yüklü borçlanmasını gerektiriyor ya da tersi oluyor.</p>
<p>Yoksa Hazine çalışanları durup dururken ve ihtiyaç yokken tabii ki <strong>“Hadi biraz borç alalım, almışken de yüksek faiz uygulayalım”</strong> demiyor.</p>
<p>Borçlanma ve borç ödemesi siyasetçinin ekonomik tercihlerinin bir sonucu.</p>
<h2>Bir yılda 4,7 trilyon ödenecek</h2>
<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı geçtiğimiz günlerde iç borç anapara ve faiz ödemesi projeksiyonuna ilişkin son verileri açıkladı.</p>
<p>Buna göre bu yılın haziran ayı başından 2027’nin mayıs ayı sonuna kadarki bir yıllık dönemde 2,4 trilyon lirası anapara, 2,3 trilyon lirası da faiz olmak üzere 4,7 trilyon lira iç borç ödemesi yapılacak. Bu haziran ayı başındaki projeksiyona göre oluşmuş bir tutar.</p>
<p>Endeksli borçlanmalar yüzünden varsayılan tutar değişiklik gösterebiliyor. Özellikle faiz ödemesine ilişkin tutarlar döviz ve enflasyona ilişkin belli bir gerçekleşme varsayımına dayanıyor. Döviz öngörülenden çok artar, aynı şekilde enflasyon çok yüksek gerçekleşirse faiz ödemesinde kayda değer bir değişiklik olabiliyor.</p>
<h2>Rekor ayları</h2>
<p>Şu anki duruma göre, yani haziran ayı başında yapılan projeksiyona göre bir yıllık dönemde en yüklü iç borç anapara ödemesi 458,7 milyar lirayla bu yılın ağustosunda yapılacak.</p>
<p>En yüklü faiz ödemesi ise gelecek yılın nisan ayında. Nisan 2027’deki 420,5 milyar liralık faiz ödemesi zaten şimdiye kadar bir ayda yapılması gereken en yüklü faiz ödemesi.</p>
<p>Bu bir yıllık dönemde anapara+faiz olarak toplam en yüklü ödeme ise 604,8 milyar lira ile önümüzdeki temmuz ayında.</p>
<h2>Toplam ödeme 18,4 trilyon</h2>
<p>Maliye Bakanlığı verilerine göre Türkiye artık hiç iç borç almasa, döviz ve enflasyon da çok artış göstermeden, en azından Hazine’nin yaptığı son projeksiyona göre seyretse mevcut anapara ve faiz yükü 18,4 trilyon lira düzeyinde.</p>
<p>Tutar bu düzeyde öngörülürken gelecek yılların enflasyonunun ve döviz kuru artışının hangi düzeyde varsayıldığını bilmiyoruz ama muhtemelen resmi hedefler doğrultusunda bir varsayımda bulunulmuştur. O varsayımlar şaşarsa, hiç yeni borç alınmasa bile bu 18,4 trilyona <strong>“yukarıdan”</strong> bakar ve <strong>“Keşke o düzeyde kalınabilseydi”</strong> deriz.</p>
<p>Kaldı ki Türkiye’nin yeni iç borç almamak gibi bir lükse sahip olmadığı da ortada. Dolayısıyla bu 18,4 trilyon mutlaka artacak.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3cb1697db3a-1782362473.png" alt="" width="324" height="668" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/akar-akar-akar-oder-oder-oder-81828</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/para-lira-tl-1768481565.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akar, akar, akar; öder, öder, öder! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turgidle-yola-cikip-gastronomide-bilgi-kirliligine-savas-actilar-81825</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜRGİD’le yola çıkıp gastronomide bilgi kirliliğine savaş açtılar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TÜRKİYE</strong>’nin önde gelen şeflerinden, Palude’nin kurucusu <strong>Yunus Emre Akkor </strong>ve Günaydın Et’in kurucusu <strong>Cüneyt Asan</strong>’ın önderlik ettiği gastronomi sektöründen bir grup, 2025 yılı ilk yarısının sonlarına doğru buluştu, şu saptamaları yaptı:</p>
<ul>
<li><strong>Bizim mesleğin tam anlamıyla oturmuş bir standardı yok. Önlüğü giyen göğsüne </strong>“şef” <strong>yazıp piyasaya çıkıyor.</strong></li>
<li><strong>Gastronomide bilgi kirliliği oluştu. Doğru bilgilerin öne çıkarılması, toplumun daha bilinçli yönlendirilmesi gerekiyor.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Yunus Emre Akkor </strong>ve <strong>Cüneyt Asan </strong>önderliğindeki sektör oyuncuları, birkaç kez daha toplanıp kararı verdi:</p>
<p>-          <strong>Bir dernek kuralım ama sadece şeflerden, restoran işletmecilerinden oluşmasın. Gıdanın tüm taraflarını kucaklasın.</strong></p>
<p>Bu kararın ardından kollar sıvandı, 6-7 ay önce dernek kuruldu:</p>
<ul>
<li><strong>Tüm Gıda İşletmeleri Derneği (TÜRGİD)…</strong></li>
</ul>
<p>TÜRGİD’in kurucu Genel Başkanı <strong>Yunus Emre Akkor, </strong>Genel Başkan Vekili <strong>Sinan Canlı, </strong>Yönetim Kurulu Üyeleri<strong> Cüneyt Asan, </strong>Nalia Karadeniz Mutfağı Kurucusu <strong>Süleyman Tarakçı </strong>ve Eğitmen Şef <strong>Nermin Öztürk</strong>’le buluştuk, gastronomiyi, gıda sektörünü ve derneği konuştuk.</p>
<p><strong>Yunus Emre Akkor, </strong>gıda sektörünün artık sadece yemek yapmakla yürüyen bir sektör olmadığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Gastronomi alanında bilgi kirliliğinin oluştuğunu gördük. Doğru bilgileri öne çıkararak toplumun daha bilinçli yönlendirilmesi ihtiyacı doğdu. Çünkü gastronomi sadece birkaç popüler reçeteden ya da medya görünürlüğünden ibaret değil.</strong></p>
<p>Gastronominin tarih, kültür, üretim, tarım, ekonomi ve halk sağlığıyla doğrudan ilişkili çok önemli bir alan olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>TÜRGİD’i kurarken sektörün içinden gelen insanlar olarak artık bazı konularda sessiz kalınmaması gerektiğine inandık. Yanlış ve eksik uygulamaların zamanla normalleşmesinin önüne geçmek istiyoruz.</strong></p>
<p>Gastronomide, özellikle şefler için tam anlamıyla belirlenmiş bir meslek standardı olmadığının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Önlüğü giyen göğsüne </strong>“şef” <strong>yazıp piyasaya çıkabiliyor. Çünkü, bunun önünde bir engel yok. Oysa bu, yıllarını mutfağa vermiş insanlara büyük saygısızlık. Ne yazık ki sektör uzun yıllardır akademik anlamda da yeterince güçlü yapılanamadı.</strong></p>
<p>Üniversitelerdeki gastronomi bölümlerine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Daha birkaç yıl öncesine kadar birçok üniversitede gastronomi bölümlerinin başında bu alandaki isimler değil, farklı disiplinlerden olanlar vardı. Yeni yeni kendi akademisini, kendi eğitim kültürünü oluşturan sektör haline geliyoruz.</strong></p>
<p>Derneğin 6-7 ay önce kurulduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Kısa sürede 41 ilde aktif faaliyet gösteriyoruz. 1000’e yakın üyemiz var. Üyelerimiz arasında Şekerci Cafer Erol da var, Bursa Kebap Evi de. Gıda sektöründe üretim yapanlar da üyelerimiz arasında yer alıyor. 81 ilde örgütlenmeyi planlıyoruz.</strong></p>
<p><strong>Sinan Canlı </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>TÜRGİD’i gastronomi ile ilgili diğer derneklerden ayıran önemli yanlarından biri </strong>“Tüm Gıda İşletmeleri”<strong>ni kapsıyor olmamız.</strong></p>
<p><strong>Yunus Emre Akkor, </strong>gastronominin dünyada ve ülkemizde önemli bir sanat haline geldiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Sevinçte de acıda da yemek var. Yani, doğumu kutlamak için yemek yiyoruz, ikram ediyoruz. Ölümde de yemek ikramı söz konusu oluyor. Bizim mesleğimiz sadece şefler üzerinden yürümez. Yatırımcıları da katmak gerekiyor.</strong></p>
<p>30-35 yıldır sektörde olduğunu anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Yeteri kadar formasyonu olmayan birçok kişi forma, önlük giriyor, kendini </strong>“şef” <strong>gibi lanse edip sektörde kendine yer açmaya çalışıyor. Onları ayrıştıran bir kurum yok. Onları görünce insanın, </strong>“Aklı olan dışarıda yemek yemez” <strong>diyesi geliyor.</strong></p>
<p>TÜRGİD, sadece gastronomiye değil, tüm gıda sektörüne disiplin sağlayacak çalışmalar için kolları sıvamış bulunuyor…</p>
<p>Koydukları iddialı hedeflere ulaşırlarsa, sektöre güvenin güçlenebileceği anlaşılıyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Etin KDV’si yüzde 1 iken yemekte yüzde 10’a çıkıyor, bu da bize ciddi yük bindiriyor</span></h2>
<p><strong>TÜM </strong>Gıda İşletmeleri Derneği (TÜRGİD) Genel Başkanı <strong>Yunus Emre Akkor, </strong>iyi yemeği ucuza mal etme şanslarının olmadığını savundu:</p>
<p>-          <strong>Bugün sektörümüzün en önemli başlıklarından biri finansal dayanıklılık. Özellikle KDV’nin yeniden değerlendirilmesini bekliyoruz. Etin KDV’si yüzde 1 iken ürüne dönüşünce KDV yüzde 10’a çıkıyor. Bu da işletmeler üzerinde ciddi yük oluşturuyor.</strong></p>
<p>Bu konuda şu öneriyi ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Beklentimiz bu yükün tamamen kaldırılması değil, daha dengeli ve sürdürülebilir bir model kurulması. Örneğin, hammaddeyi yüzde 5 KDV ile alalım, ürünü de yüzde 5 KDV ile satalım. Böylece hem sektör hem de devlet için daha sağlıklı bir noktaya gelinir.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Yapılacak düzenleme, yalnızca işletmeleri rahatlatmakla kalmayacak, vatandaşın kaliteli ve erişilebilir fiyatla gıdaya ulaşımını da doğrudan etkileyecek.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Her dağda, ilçede gastronomi kenti Fikri gerçekçi değil</span></h2>
<p><strong>TÜM </strong>Gıda İşletmeleri Derneği (TÜRGİD) Genel Başkanı <strong>Yunus Emre Akkor, “gastronomi kenti enflasyonu”</strong>na işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’nin her ilinde, ilçesinde, dağında bir </strong>“gastronomi kenti” <strong>yaratma fikri gerçekçi değil. Buna rağmen bazı umut tacirleri, </strong>“Burada şu var, bunu yaparız, şöyle geliştiririz” <strong>diyerek beklenti yaratıyor.</strong></p>
<p>Bu yaklaşımın özellikle kadın kooperatiflerinin içini boşalttığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Sürekli, </strong>“Buradan büyük değer çıkacak, kadınlar para kazanacak” <strong>deniliyor ama her ürün her bölgede aynı karşılığı bulmaz. Her ürün için yapay bir gastronomi hikayesi kurmaya çalışmanın anlamı yok.</strong></p>
<p>Türkiye’de gastronomi festivallerinin sayısının 100’ü aştığına dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Gastronomiden çıkar sağlamaya çalışan pek çok kişi, sanki sektörden intikam alırcasına, bu alanın içini boşaltan projeler üretiyor. Oysa 100’ü aşkın gastronomi festivalinden yalnızca yüzde 15-20’si nitelikli. Geri kalanın içi boşaltılmış durumda.</strong></p>
<p>Herkesin büyük bir miras paylaşır gibi ülkenin gastronomi kültüründen pay almaya çalıştığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Oysa yemeğin bir milliyeti yoktur, bir coğrafyası vardır. Eğer coğrafya kültürünüzü besliyorsa, üzerinde farklı medeniyetler kurulmuşsa, toprak verimli, iklim elverişliyse, o zaman gastronomi açısından önemli bir yerde olursunuz.</strong></p>
<p>TÜRGİD Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Süleyman Tarakçı </strong>da şu nokta üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Her yıl coğrafi işaret tescili alan ama arkasında gerçek bir üretim altyapısı olmayan pek çok ürün ortaya çıkıyor. Bunun temel nedeni denetim eksikliği. Denetimin bağımsız mekanizmalar tarafından yapılması gerekiyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Gıda artık doğrudan toplum sağlığı meselesi</span></h2>
<p><strong>TÜM </strong>Gıda İşletmeleri Derneği (TÜRGİD) Genel Başkanı <strong>Yunus Emre Akkor, </strong>toplum sağlığını etkileyen bir iş yaptıklarını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Kullanılan yağın kalitesi, ürün doğallığı, doğru üretim modeli; bunların hepsi doğrudan insan sağlığını etkiliyor. Biz kaliteli ve doğru ürün kullanımını artırdığımızda aslında uzun vadede toplum sağlığına yatırım yapmış oluyoruz.</strong></p>
<p>Gıdanın doğrudan toplum sağlığı meselesi olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Niteliksiz ürünlerle, yoğun katkı maddeleriyle, koruyucularla hazırlanmış yemeklerin </strong>“kaliteli gastronomi” <strong>adı altında yüksek fiyatlarla satılmasına karşıyız. İnsan sağlığına zarar veren ürünleri kullanıp normalleştirmek vicdani olarak da doğru değil.</strong></p>
<p>Konuyu şöyle örnekledi:</p>
<p>-          <strong>Bir çocuk haftada birkaç kez aynı işletmede yemek yiyor, sürekli katkı maddesi içeren tatlılar tüketiyor. Bu alışkanlık yıllarca devam ettiğinde obezite, diyabet ve ciddi metabolik hastalıklar kaçınılmaz hale geliyor. Yani, bu işin şakası yok.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Osmanlı Mutfağı Araştırma Merkezi Kurmayı hedefliyor</span></h2>
<p><strong>TÜM </strong>Gıda İşletmeleri Derneği (TÜRGİD) Genel Başkanı <strong>Yunus Emre Akkor, “Osmanlı Mutfağı Araştırma Merkezi” </strong>kurma planlarını paylaştı:</p>
<p>-          <strong>TÜRGİD olarak bazı paydaşlarımızla birlikte ülkemize </strong>“Osmanlı Mutfağı Araştırma Merkezi” <strong>kazandırmayı hedefliyoruz. Türk mutfağının geçmişini de geleceğini de aynı yerde toplayacak güçlü bir merkez planlıyoruz.</strong></p>
<p>Merkezle ilgili ayrıntıları açtı:</p>
<p>-          <strong>Bu merkezde yalnızca aşçılar değil; gıda mühendisleri, akademisyenler, tarihçiler, yapay zeka ve veri teknolojileri üzerine çalışan uzmanların da yer almasını düşünüyoruz. Çünkü, artık mesele 100 yıl sonra nasıl besleneceğimiz.</strong></p>
<p>Türk mutfağı ismini kullanmanın belli bir bilgiye, emeğe ve sorumluluğa dayanması gerektiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Mesela sürekli tekrar edilen bir örnek var; </strong>“Evliya Çelebi Seyahatnamesi”<strong>nden çeşitli yemek örnekleri verilir. Oysa bu doğru değil. 10 ciltlik seyahatnamede doğrudan verilen tek tarif Trabzon’daki hamsi pilakisi.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turgidle-yola-cikip-gastronomide-bilgi-kirliligine-savas-actilar-81825</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/5/1280x720/turgidle-yola-cikip-gastronomide-bilgi-kirliligine-savas-actilar-1782362171.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜRGİD’le yola çıkıp gastronomide bilgi kirliliğine savaş açtılar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/ekonomi-masasi-81824</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 07:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petrol savaş öncesi seviyesini gördü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Petrol Savaş Öncesi Seviyesini Gördü, Ons Altın 4000 $ Altına Geriledi!| Ekonomi Masası | 25 Haziran" src="https://www.youtube.com/embed/NPDEB_J6-4w" width="700" height="570" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/ekonomi-masasi-81824</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/7/1280x720/munyar-cipa-1774503815.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/25-milyarlik-nefes-iki-haftada-tukendi-81823</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 07:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> 25 milyarlık &#039;Nefes&#039; iki haftada tükendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Limiti 3 milyon liraya yükseltilerek yeniden başlatılan TOBB Nefes Kredisi'nde 25 milyar lira olan ilk dilim, henüz iki hafta geçmesine rağmen neredeyse tükendi. Yüzde 34 faizle 25 milyar liralık ilk dilimin hızla tükenmesi üzerine Kredi Garanti Fonu (KGF) yetkililerinin Merkez Bankası ile limitin 25 milyar liralık ilave ile 50 milyar liraya yükseltilmesi yönünde görüşmelere başladıkları öğrenildi. </p>
<p>Dezenflasyon programı döneminde uygulanan sıkı para politikaları sebebiyle finansman güçlüğü içine düşen reel sektör için hayata geçirilen TOBB nefes kredisi, Merkez Bankası’nın kredi artış sınırlamasına tabi olmaması sebebiyle özellikle KOBİ’ler için adeta cansuyu niteliğinde oldu.</p>
<p>Merkez Bankası bir süre önce bankaların ticari kredilerinde yüzde 2 olarak uygulanan artış hızı sınırlamasını yüzde 3’e çıkarmıştı. Ancak aralarında KGF, İGE A.Ş, Katılım Finans Kuruluşları gibi hazine garantili kefalet kuruluşları aracılığıyla kullandırılan kredilerin bu sınırlamaya tabi tutulmaması, bunlara yönelik talebin artmasını sağlıyor.</p>
<h2>61 bin firma kullanmıştı</h2>
<p>Finansman sıkıntısı çeken işletmelere TOBB kaynaklarıyla KGF kefaletiyle geçen yıl kullandırılmaya başlanan Nefes Kredisinde, yıl içinde yapılan artışlarla birlikte 61 bin firma toplam 81 milyar lira civarında kredi kullanmıştı. EKONOMİ’nin edindiği bilgilere göre bu yıl 8 Haziran Pazartesi günü başlayan 25 milyar liralık yeni Nefes Kredisi’ne birçok ilden çok yoğun talep geldi. İllerin önemli bölümünde limitler kısa süre içinde tükenirken, kalan illerde de çok az limit kaldığı belirtiliyor.</p>
<h2>Hisarcıklıoğlu gündeme getirmişti </h2>
<p>Yeni Nefes Kredisine ilişkin ilk duyuruyu yapan TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, reel sektörün en büyük sorununun finansmana erişim olduğunun altını çizerek, kredi büyüme sınırının finansmana erişimi zorlaştırdığının altını çizmişti. Başkan Hisarcıklıoğlu, Kredi Garanti Fonu (KGF) Özkaynak Kefalet Programı kapsamında 2026 için ilk dilimin 25 milyar lira olmakla birlikte yıl içinde toplam tutarın 100 milyar liraya çıkmasının hedeflendiğini aktarmıştı.</p>
<h2>Firma başına limit 3 milyon lira </h2>
<p>Toplam 9 bankanın aracılık ettiği kredilerde firma başına üst limit 3 milyon lira olarak uygulanıyor. Reel sektör 24 ay kredi için yüzde 36, bunun üzerindeki vadelerde ise yüzde 34 faiz ile kaynak kullanabiliyor. Kredi 6 ay anapara ödemesiz dönem dâhil, toplam azami 48 ay vadeli oluyor.</p>
<p>Nefes Kredisi’ne; Akbank, Denizbank, QNB Bank, Ziraat Bankası, Garanti Bankası, Halkbank, Vakıfbank, Yapı ve Kredi Bankası ve Ziraat Katılım Bankası olmak üzere 9 banka aracılık ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/25-milyarlik-nefes-iki-haftada-tukendi-81823</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/2/1280x720/lira-butce-1771230710.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TOBB Nefes Kredisi&#039;nin 25 milyar lira olan ilk dilimi neredeyse iki haftada tükendi. KGF yetkilileri, Merkez Bankası ile limitin 25 milyar liralık ilave ile 50 milyar liraya yükseltilmesi yönünde görüşmelere başladıkları öğrenildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bonndan-antalyaya-81852</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bonn’dan Antalya’ya</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) kapsamında yıllık Taraflar Konferansı (COP), Kyoto Sözleşmesi Taraflar Konferansı (CMP) , Paris Anlaşması Taraflar Konferansı (CMA) yapılırken, konferanslara destek veren iki daimi Yardımcı Organ (SB) toplantıları da gerçekleştiriliyor. COP, CMP ve CMA çalışmalarını destekleyen ve yılda iki kere toplanan Bilimsel ve Teknolojik Danışma Yardımcı Organı (SBSTA) ile Uygulama Yardımcı Organı (SBI) işlevleri mühim. SBI sanayi ve ülkelerin öncelikli ödevi “Sera Gazı Emisyonu Ölçüm, Raporlama ve Doğrulama Sistemi (MRV)çalışmaları ile Uluslararası Değerlendirme ve İnceleme (IAR) ve Uluslararası Danışma ve Analiz (ICA) süreçlerini de ilerletiyor.</p>
<p>Bonn, nam-ı diğer Birleşmiş Milletler (BM) Şehri, 1996’dan beri sekretarya, ajanslar ve toplantıların ev sahibi. Bonn Dünya Konferans Merkezi’ndeki 8-18 Haziran 2026 tarihli Haziran İklim Toplantıları (SB64), COP31’e, Antalya’ya giden yolda önemli oldu. Toplantı öncesinde Uluslararası Af Örgütü insan haklarına uygun iklim eylemi önerilerini açıklayarak, insan haklarını gözardı eden iklim tedbirlerinin adaletsiz ve daha az etkili olduğu vurgusunu yaptı.</p>
<p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve COP31 Başkanı Murat Kurum Bonn İklim Değişikliği Konferansı açılış oturumu konuşmasında COP31 Eylem Gündemi’ne ilişkin güncelleme bildirip, elektrifikasyon için küresel koalisyon kurmayı taahhüt ederek 2035’e dek elektriğin nihai enerji tüketimindeki payını yüzde 35’e artırma (35X35 Hedefi), binalarda da enerji tüketim yoğunluğunu en az yüzde 25 azaltma hedefini başlattı. Açıklanan yeni öncelik ve hedefler arasında ülkelerin ulusal iklim, ekonomi ve kalkınma öncelikleri arasındaki bağı güçlendirerek finansmanın sahaya daha hızlı ve daha etkili ulaşmasına yardımcı olacak İklim Uygulama Köprüsü (Climate Implementation Bridge) yapılanması öne çıktı. Böylece COP31 Eylem Gündemi 10 Öncelik Alanı: Sıfır Atık; Temiz Enerji Dönüşümü ve Elektrifikasyon; Gıda Güvenliği; Yeşil Sanayileşme; Okyanuslar ve Denizler; İklim Dirençli Şehirler; Gençlik ve Eğitim; Dinamik ve Dayanıklı Sağlık Sistemleri; Rio Sinerjisi; İklim Uygulama Köprüsü başlıklarında Uygulama, Finansman, Adil Geçiş odağında Diyalog, Uzlaşı, Aksiyon vizyonumuzla ev sahibi ülke oluyoruz.</p>
<p>Antalya Expo’da yeşil elektrifikasyonun enerji verimli tüketilmesi, hele de devasa COP31’in “ISO 20121 Sürdürülebilir Etkinlik Yönetim Sistemi” ile gerçekleştirilmesi ve ardından “Karbon Nötr” ilan edilmesi ülkemize pek yakışacaktır. Mevla’m utandırmasın.</p>
<p>İklim değişikliği mücadelesi, karbonsuzlaştırma için en iyi enerji yönetiminde Yenilenebilir Kaynaklı Enerji; Enerji Verimliliği; Mevcut En Temiz Teknoloji ile Dijital-Dağıtık- Düşük Karbonlu Enerji üçlemeleri şart. Ülkemizin yenilenebilir kaynak teknik potansiyeli elektrifikasyon ve yeni nesil yakıtlar için ayrı kıymetli. Savaşlar sürerken jeoekonominin zorlukları diğer yanda iken yeşili, mavisi başka güzel ülkemizde yatırımcı olmak, mevcut iş yapışını sürdürmek hiç kolay değil. Artan yenilenebilir kaynaklı kurulu gücümüzle umudumuz enerjik olarak çok çalışmalıyız.</p>
<p>İddialı çalışanlar var. Küresel %100 Yenilenebilir Enerji Platformu (Global 100%RE), sivil toplum, endüstri, bilim ve politika alanlarından ortakların oluşturduğu bir ağ olarak kurulan, Nisan 2013'te San Francisco'da faaliyete geçen lokomotif yapılanma. Yenilenebilir enerji tartışmasını %100 yenilenebilir enerjiyi “Yeni Normal” olarak kabul edecek şekilde yönlendirme ve %100 yenilenebilir enerji bölgelerinden oluşan küresel bir ağ kurma amaçlı Global 100%RE enerji yatırımlarının yenilenebilir kaynaklara insan odaklı dayalı olmasını savunuyor. Ben de savunuyorum.</p>
<p>26 Haziran BM Uluslararası Temiz Enerji Günü kutlu, erişilebilir fiyatlı, iklim dostu, emre amade elektrik vekatı- sıvı-gaz yakıtlar bizimle olsun. Bir de en temiz enerji kaynağı Enerji Verimliliği başarımızı da artırırsak çifte güç olur. En önemlisi de kendi enerjimizi yüksek tutmalı, olagelenlere dirençli, sağlıklı, mutlu ve üretken olmalıyız.</p>
<p><em>Can Yücel’in dediği gibi:</em></p>
<p><em>“Bu gün dünyayı istediğin</em><br /><em>bir renge boya</em><br /><em>Rengârenk batan günü al karşına</em><br /><em>Bir renk, de kendinden kat</em><br /><em>Çocuklar gibi saf, temiz ve berrak</em><br /><em>Kapat gözlerini bir hikâye yarat.”</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bonndan-antalyaya-81852</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bonn’dan Antalya’ya ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iletisimin-surdurulebilir-gelecekteki-rolu-81838</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İletişimin sürdürülebilir gelecekteki rolü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3cb956e9cce-1782364502.JPG" alt="" width="244" height="176" /></strong><strong>GONCA KARAKAŞ - </strong><strong>Effect Burson CEO’su</strong></p>
<p>Küresel iklim mücadelesinde her geçen günün kritik bir değer taşıdığı, aksiyon almanın artık kaçınılmaz bir zorunluluk olduğu bir dönemin içindeyiz. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansları (COP), bu küresel mücadelenin nabzını tuttuğumuz, dünyanın dört bir yanından liderlerin, bilim insanlarının, sivil toplumun ve iş dünyasının bir araya gelerek ortak bir gelecek aradığı en önemli platform olmaya devam ediyor. Şimdi ise gözlerimizi, yeni ve daha kararlı adımların atılacağı COP31’e çevirmiş durumdayız. Türkiye’nin ev sahipliğinde, Antalya’da gerçekleşecek COP31’e adım adım yaklaşıyoruz.</p>
<p>Daha önceki birçok COP’a bizzat tanıklık etmiş biri olarak şunu net bir şekilde söyleyebilirim; artık sadece verilen sözlerin ve iyi niyet beyanlarının yeterli olmadığı bir noktadayız. Geldiğimiz bu yeni eşikte, iş dünyasının ve markaların en büyük sınavının “hesap verebilirlik” ve “şeffaflık” olduğunu görüyoruz. COP31, bu sınavın en önemli dönüm noktalarından biri olarak tarihte yerini almaya hazırlanıyor. Türkiye, COP31 ev sahipliği sürecini, sadece bir organizasyon düzenlemenin çok ötesinde, küresel iklim eylemine yön veren bir liderlik vizyonuyla şekillendiriyor. “Geleceğin COP’u” olarak tanımlanan bu iddialı yaklaşım, “diyalog, uzlaşı ve aksiyon” sacayakları üzerinde yükseliyor. Daha şimdiden 10 öncelikli temayı ve 2035’e odaklanan 6 küresel hedefi içeren kapsamlı bir Eylem Gündemi’nin dünya kamuoyuyla paylaşılmış olması, sürecin somut adımlarla ilerlediğinin en net kanıtı olarak öne çıkıyor. Bu vizyonun en umut veren yanı ise gençlerin sürecin tam merkezine yerleştirilmesi. Gençleri yalnızca ‘geleceğin muhatabı’ olarak değil, ‘bugünün çözüm ortağı’ olarak gören bu yaklaşım, atanan Gençlik İklim Şampiyonu’ndan Türkiye’nin dört bir yanındaki İklim Elçileri’yle yapılan buluşmalara kadar her adımda kendini gösteriyor. Gençlerin fikirlerinin doğrudan COP31 yol haritasına dahil edilmesinin, bu samimi duruşun en somut ve değerli göstergesi olduğuna inanıyorum.</p>
<p><strong>Sürdürülebilirlikte samimiyet </strong><strong>marka değerini artırıyor</strong></p>
<p>Günümüzde  sürdürülebilirliğin çevresel olduğu kadar sosyal ve kurumsal yönetim açısından da ele alınması gerekliliği, özellikle büyük ekonomilerde yürürlüğe konan yasal düzenlemeler nedeniyle kaçınılmaz hale geliyor. Kantar Küresel BrandZ araştırmasına göre; sürdürülebilirlik, dünyanın en iyi 100 markasının değerine 193 milyar dolarlık katkı sağlıyor ve kurumsal itibarın en önemli itici gücü olmaya devam ediyor. Bu çerçevede kapsayıcılık ve çeşitlilik de önemi her geçen gün artan konular aasında yer alıyor. Deloitte tarafından küresel çapta yapılan araştırmalar, tüketicilerin yarısından fazlasının, özellikle de Z kuşağının, satın alma kararında bir markanın sürdürülebilirlik uygulamalarını ve çevresel etkisini önemli bir faktör olarak gördüğünü gösteriyor. Kısacası, sürdürülebilirlik konusunda samimi adımlar atan markalar, tüketiciler tarafından sadece tercih edilmekle kalmıyor, aynı zamanda ödüllendiriliyor.</p>
<p>İşte iletişimciler olarak bizim rolümüz tam da burada başlıyor. Görevimiz, sadece kısa süreli  projelerin planlanması ve bunlar için basın bültenlerinin hazırlanmasıyla sınırlanamaz. Hizmet verdiğimiz iş ortaklarımızın sürdürülebilirlik vizyonunun en baştan itibaren doğru bir stratejiyle kurgulanmasında, C level liderlere danışmanlık yapmamız gerekiyor. Bu vizyonu, tüm paydaşlar için anlaşılır, samimi ve etkileyici bir hikâyeye dönüştürmemiz ve en önemlisi, verilerle desteklenen somut kanıtlarla sunmamız büyük önem taşıyor. Teknoloji ve yapay zekâ, bu kanıtları toplama, analiz etme ve şeffaf bir şekilde raporlama konusunda bize eşsiz araçlar sunuyor.</p>
<p><strong>Dönüşümün itici gücü iletişim</strong></p>
<p>Biz, sürdürülebilirliğin bir maliyet kalemi değil, aksine markanın itibarını, rekabet gücünü ve uzun vadeli başarısını güvence altına alan stratejik bir yatırım olduğuna inanıyoruz. Bu yatırımın en yüksek geri dönüşü sağlamasının yolu ise dürüst, tutarlı ve cesur bir iletişimden geçiyor. İletişimin sadece sonuçları duyuran bir araç olmanın ötesinde, dönüşüm sürecinin kendisini besleyen, paydaşları harekete geçiren ve ilham veren bir itici güç olduğunu unutmamak gerekiyor.</p>
<p>COP31’e doğru ilerlerken, tüm iş ortaklarımızı ve sektörümüzü bu yeni döneme hazırlıklı olmaya davet ediyorum. Bugün, yaptığımızı anlatma ve anlattığımızı somut verilerle kanıtlama zamanı. Geleceğin lider markaları, gezegenimize ve toplumumuza karşı sorumluluklarını iş modellerinin merkezine koyan ve bu yolculuklarını tüm şeffaflığıyla paylaşma cesaretini gösterenler olacaktır. Bizler de bu cesur yolculukta onlara rehberlik etmeye, iletişimin gücüyle daha yaşanabilir bir geleceğin kapılarını aralamaya devam edeceğiz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iletisimin-surdurulebilir-gelecekteki-rolu-81838</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İletişimin sürdürülebilir gelecekteki rolü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/unilever-turkiyeye-inovasyon-uretim-ve-pazarlamada-basari-getiren-sassy-formulu-81837</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Unilever Türkiye’ye inovasyon, üretim ve pazarlamada başarı getiren &#039;SASSY&#039; formülü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Unilever, 190 ülkede ürünleri satılan, yılda 50.5 milyar dolar cirosu ve 96 bin çalışanı olan bir dünya devi.  </p>
<p>16.500 aktif patente sahip olan ve yılda 836 milyar dolar euro araştırma geliştirmeye ayıran kuruluş, marka yönetimi ve pazarlamada da küresel trendleri belirliyor.  Faaliyette olduğu ülkelerde markaları genellikle pazar lideri konumunda bulunan Unilever’in büyümesinde  %78’lik bir oranla en güçlü markaları rol oynuyor.  </p>
<p>Unilever reklamcılık dünyasında yaratıcılık, medya kullanımı ve ödül performansı ölçütlerinde  dünyanın 1 numaralı reklamverenlerinden birisi konumunda.  Hatta birçok küresel listede  ilk sıralarda yer alıyor. </p>
<p>Bir pazarlama okulu yapısına sahip olan Unilever marka yönetim stratejisini dört sütun üzerine kuruyor.  Bu süreç İngilizce sözcüklerinin ilk harflerinden oluşan SASSY kavramıyla ifade ediliyor. Kuruluşun yaptığı her işte öncelik verdiği özellikler: <strong>S</strong>cience (Bilimden Güç Alan); <strong>A</strong>esthetics &amp; <strong>S</strong>ensorials(Estetik ve Duyusal Deneyim Sunan); <strong>S</strong>aid &amp; Shared by Others(Başkaları Tarafından Konuşulan) ve <strong>Y</strong>oung Spirited Genç Ruhlu) SASSY formülünde birleşiyor. </p>
<p>Tüm çalışmaların odağında mutlaka bilimsel veriler yer alıyor. Bilimden güç alan yaklaşım olarak tanımlanan bu ilk basamaktan sonra ürünün “Estetik” olması ve “Duyusal Deneyim” sunması için neler yapılması gerektiği üzerinde çalışılıyor.  İletişim çalışmalarının temelinde ise “Genç Ruhlu” olma hedefi yatıyor. Bu doğrultuda, pazarlama bölümleri  dikkat çeken, ilgi uyandıran, duygulara hitap eden, başkaları tarafından konuşulan ve paylaşılan içerikler ortaya çıkarma amacıyla çalışıyorlar. </p>
<p><strong>1888’den beri değişmeden modernleşen bir tesis: Port Sunlight</strong></p>
<p>Geçen hafta bir basın grubuyla birlikte  Unilever’in Birleşik Krallık’taki Araştırma ve Geliştirme Üssü Port Sunlight’ı ziyaret ettik.  Aynı merkeze 18 yıl önce bir kez daha gitmiştim. Avrupa’nın pek çok bölgesinde olduğu gibi Port Sunlight’ta da binalar, caddeler, ağaçlar değişmemişti. William Hesketh Lever tarafından 1888 yılında kurulan ilk sabun fabrikasıyla temelleri atılan Port Sunlight’ta, yeşillik bahçeler, temiz sokaklar ve tuğla binalar Birleşik Krallığın tarihi mirasını bugüne taşıyordu. </p>
<p>Dış görünüş kadar değişmeyen başka bir nokta da, merkezin inovasyon konusundaki başarısıydı. Kurulduğu ilk günden beri yeniliklerle öne çıkan Port Sunlight’ta bilim insanları gelişmiş teknoloji sayesinde yüksek verimli çözümler elde ediyorlar. Her ülkeye özel çözümler geliştiriyorlar. Bu ülkelerin ilk sıralarında Unilever Türkiye bulunuyor. </p>
<p><strong>Küresel Bilim Üssü Port Sunlight ve Türkiye Arasındaki Teknoloji Köprüsü</strong></p>
<p>Port Sunlight Ar-Ge Üssü’nü Türkiye’den yöneticilerle birlikte ziyaret ettik.  Unilever Türkiye, Orta Doğu, Pakistan ve Bangladeş Ev Bakım Genel Müdürü Unilever Türkiye Ülke Başkanı, Ali Fuat Orhanoğlu;  Unilever Türkiye, Pakistan, Bangladeş ve Orta Doğu Kurumsal İlişkiler ve İletişim Başkanı Ebru Şenel Erim;  Unilever Türkiye ve Orta Asya Ev ve Hijyen Kategorisi Pazarlama Direktörü Harun Çeliksoy;  Unilever Türkiye ve Orta Asya Çamaşır Bakım Kategorisi Pazarlama Direktörü Elif Yıldırımcan; Unilever Türkiye, Pakistan, Bangladeş ve Orta Doğu Ev Bakım Kategorisi Araştırma ve Geliştirme Başkanı Deniz Gabay’dan Türkiye’deki trendler ve çalışmalar hakkında bilgi aldık. </p>
<p>Unilever Ev Bakım Bilim ve Teknoloji Ar-Ge Lideri Jonathan Hague; Unilever Ev Bakım Global Ar-Ge İnovasyon Lideri Dr. Keith Rutherford; Unilever Ev Bakım Malzeme Inovasyon Fabrikası (Materials Innovation Factory-MIF) ve Otomasyon Programından Sorumlu Lider Mark Baker, Unilever Ev Bakım Ar-Ge Proses Geliştirme Lideri Torsten Schoeppner ise küresel gelişmeler hakkında bilgi paylaştılar. </p>
<p><strong>İlklerin Ar-Ge üssü </strong></p>
<p>Unilever’in tarihsel inovasyon ekosisteminin merkezi olan  Port Sunlight,  Lever Kardeşler tarafından 1911 yılında inşa edilen ilk özel araştırma binası olma özelliğine sahip.  İlk konsantre sıvı çamaşır deterjanından yoğun kıvamlı çamaşır suyuna, enzim içermeyen ilk deterjan kapsüllerinden plastik içermeyen karton ambalajlara kadar Unilever’in temizlik dünyasındaki ilkleri bu Ar-Ge Üssü’nde tasarlanmış. Yapay zeka ve ileri teknoloji cihazların bulunduğu laboratuvarlarda verimlilik ve sürat arttığı için, ürünlerde kullanılan içerikler, ambalajlar, üretim-dağıtım-pazarlama faaliyetlerinde radikal değişimler var. </p>
<p>OMO, Cif, Domestos, Surf, Sunlight, Comfort (Yumoş) ve Radiant olmak üzere Unilever bünyesindeki yedi büyük ev bakım markasının temel araştırma ve geliştirme süreçleri bu tarihsel merkezde yürütülüyor. Unilever, yüzyılı aşan küresel Ar-Ge mirasını ve inovasyon gücünü ev bakım kategorisinin uzun dönemli büyüme motoru olarak konumlandırıyor. Port Sunlight Ar-Ge Üssü’nde geliştirilen geleceğin teknolojileri ve yeni nesil ürünler her pazardaki tüketicilerin yerel içgörüleriyle de geliştiriliyor.</p>
<p><strong>Türkiye en büyük küresel 10 ev bakım pazarından birisi</strong></p>
<p>Unilever’in Ev Bakım portföyü 11,6 milyar Euro’luk bir ciro elde ediyor. Küresel  büyümenin %79’u gelişmekte olan pazarlardan, %21’i gelişmiş pazarlardan geliyor. . Türkiye, Unilever globaldeki en büyük 10 ev bakım pazarından birisi olarak dikkat çekiyor. </p>
<p><strong>Türkiye, neden Unilever’in en gözde ülkelerinden birisi? </strong></p>
<ol>
<li><strong> Üretim ve ihracat performansı</strong></li>
</ol>
<p>Unilever’in Türkiye’de 2 fabrikası, 2 bini aşkın çalışanı, 400’ü aşkın tedarikçisi ve 10 deposu bulunuyor. Toplamda 16 markasıyla faaliyet gösteren ve son 6 yılda (2019-2025) da 1 milyar doları aşan ihracatla ülke ekonomisine önemli bir döviz girdisi sağlayan kuruluş, 2025 yılında 29 ülkeye 173 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdi. </p>
<p>Unilever’in dünyadaki en büyük 2. Ev Bakım fabrikası olan Konya’daki fabrika, Türkiye’de tek seferde yapılmış en büyük FMCG yatırımı konumunda. Tedarikçileriyle birlikte 350m Euro değerinde giriş yatırımı olan tesise kuruluşunda bugüne 100m Euro ilave kapasite yatırım yapıldı. </p>
<ol start="2">
<li><strong>Küresel Ar-Ge ağı içinde stratejik bir merkez </strong></li>
</ol>
<p>Ali Fuat Orhonoğlu, Unilever Türkiye’nin küresel organizasyon içerisindeki stratejik yükselişini şu cümlelerle ifade ediyor: “<em>Unilever Türkiye, bugün pazardaki tüm ürünlerinin yaklaşık yüzde 90’ından fazlasını Türkiye’deki tesislerinde yerel olarak üreten, ev bakım ürünlerinde tonaj bazında küresel ağın ilk 10’unda yer alan bir üretim devi. Bu yerel güç, Unilever’in küresel liderliğinin de dikkatinden kaçmadı ve aldığımız stratejik kararla Türkiye, Orta Doğu liderliğinin yanına Pakistan ve Bangladeş’in de eklenmesiyle yarım milyarı aşan nüfuslu PTAB bölgesinin tek yönetim ve mükemmeliyet üssü haline geldi. Artık İstanbul’dan sadece bir pazarı yönetmiyor, devasa bir coğrafyanın stratejilerine yön veriyoruz</em>.”</p>
<ol start="3">
<li><strong> Yetenek ve yönetim üssü</strong></li>
</ol>
<p>Unilever Türkiye  üretim gücünü ve yönetim kalitesini Unilever’in her coğrafyasına taşımayı hedefliyor. Ali Fuat Orhonoğlu, globalde Unilever bünyesinde görev yapan 186 Türk bulunduğunu ve bu  sayının artmaya devam edeceğini beliriyor.   En doğuda Dakka’dan İstanbul’a kadar uzanan PTAB coğrafyasında Unilever Türkiye’nin 100 yılı aşkın deneyimi ve birikimiyle bölgenin büyümesine güçlü katkısı olacağını dile getiriyor.</p>
<p>2026 yılında Ev Bakım kategorisinde, tüketici içgörülerini doğru okuyarak performans, duyusal deneyim, dijital teknoloji ve sürdürülebilirliği aynı stratejik çatı altında birleştirmeye odaklanacaklarını belirten Orhonoğlu şu yorumu yapıyor:  “<em>Hedefimiz, ev ve çamaşır bakımında yalnızca bugünün ihtiyaçlarına yanıt vermek değil, dijitalleşmenin getirdiği hızla kültürü ve tüketici davranışlarını şekillendiren yenilikçi bir kategori lideri olarak bölgedeki güçlü büyümemizi sürdürmek. Bu vizyon, bizi veri odaklı yeni bir rekabet dönemine taşırken, Türkiye adına da kritik bir yönetim ve yetenek ihracatı değeri yaratıyor. Bu yönetim gücünü taçlandıran bir diğer unsur ise, küresel organizasyonda görev alan 188 Türk lider. Bu rakamın yüzde 65'ini ise kadın yöneticiler oluşturuyo</em>r.”</p>
<ol start="4">
<li><strong> Güçlü Ar-Ge altyapısı </strong></li>
</ol>
<p>Unilever’in globaldeki 12 Bölgesel Ar-Ge Merkezi’nden biri olan Türkiye’de Sarıgazi ve Ümraniye’de bulunan 2 tescilli Ar-Ge merkezi bulunuyor.  Türkiye Ev Bakım AR-GE’si 22,3 milyon haneye hizmet sunuyor.</p>
<p>Türkiye AR-GE’si; Pakistan, Türkiye, Arabistan, Bangladeş’ten oluşan PTAB bölgesi (toplam 17 ülke) için Ar-Ge merkezi olarak görev yapmakta ve yerel tüketici beklentilerine uygun çeşitli inovasyonların geliştirilmesine liderlik ediyor.. </p>
<p>Türkiye’de görev yapan 93 kişilik ekip, Ar-Ge ve inovasyon alanındaki öncü çalışmalarıyla sektöre liderlik etmektedir. Bu ekibin %70’i kadınlardan oluşmaktadır.  Liderlik ekibindeki kadın oranı ise %74.</p>
<p>Unilever Türkiye, küresel ölçekte yetenek ihraç eden önemli pazarlardan biridir. Bu kapsamda, Türkiye’den 50’den fazla Ar-Ge uzmanı, dünyanın farklı ülkelerinde (İngiltere, Hollanda, UAE) çeşitli Ar-Ge görevlerinde çalışmaktadır. Bunlardan %50’ye yakını İngiltere’de çalışıyor.</p>
<ol start="5">
<li><strong> Sürdürülebilirlik çalışmaları</strong></li>
</ol>
<p>Unilever, dünya genelinde Paris Anlaşması’nın belirlediği karbon nötr hedeflerini 11 yıl geriye çekti.  2039 yılında değer zincirinde net sıfır emisyon elde etme hedefiyle çalışıyor. </p>
<p>Unilever Konya Ev Bakım Ürünleri fabrikasında 2025 yılında Unilever ve MEXT iş birliğiyle hayata geçirilen Digital Tower projesi, toz deterjan üretiminde yapay zeka teknolojisi kullanılarak üretim verimliliğinin artırılması ve yıllık doğalgaz tüketiminde ise yüzde 6’lık bir azalma sağlanması planlanıyor.  </p>
<p>4,5 milyon Euro yatırımla güneş enerjisi santrali (GES) kurulan Unilever Konya fabrikasının toplam enerji ihtiyacının yüzde 30’u yeşil enerjiyle karşılanıyor. </p>
<p>Unilever’in dünya genelinde 100 lokasyonda hayata geçireceği su koruma programlarından birisi Türkiye olarak belirlenmiş.  bu doğrultuda Karaman’ın Burunoba köyünde Doğa Koruma Merkezi ile 2026 yılı itibarıyla bir program başlatılmıştır. Program kapsamında Burunoba köyünde doğru su yönetimini temin edecek tarım uygulamaları ve rüzgar bariyerleri oluşturuluyor.</p>
<p>2026 yılı sonuna kadar Unilever Türkiye'nin plastik ayak izinin %14'ünün geri dönüştürülmüş (PCR) plastiklerden oluşması hedefleniyor. </p>
<p>OMO’nun hayata geçirdiği sürdürülebilir ürünler ve yeniden dolum istasyonları, yüksek performans ile çevresel etkiyi azaltma hedefini bir araya getiriyor. Cif tarafında ise geri dönüştürülebilir ambalaj, düşük plastik kullanımı ve daha sürdürülebilir formülasyon çalışmaları kategori dönüşümünü destekliyor.</p>
<ol start="6">
<li><strong> Beklentilere cevap veren özel ürünler</strong></li>
</ol>
<p>Unilever Türkiye’nin Ar-Ge yapılanmasındaki öncü rolüne ve yerel inovasyon gücüne değinen Ali Fuat Orhonoğlu, “<em>Unilever Türkiye, sadece güçlü bir pazar ve üretim üssü değil, aynı zamanda Unilever dünyası içindeki en kritik global Ar-Ge merkezlerinden biridir. Bizler, küresel bilimsel altyapımızı kendi topraklarımızdaki üstün Ar-Ge yetkinliklerimizle birleştirerek, doğrudan Türkiye’deki tüketicilerimizin beklenti ve ihtiyaçlarına yönelik özel ürünler geliştiriyoruz. Türk insanının yaşam dinamiklerini, evlerindeki temizlik rutinlerini ve yüksek performans talebini çok iyi biliyor; bu beklentileri tam kalbinden yakalayan formülleri yerel inovasyon gücümüzle tasarlayarak tüketicilerimizin beğenisine sunuyoruz. Hayata geçirdiğimiz her yeni ürünle, kaliteyi ve yüksek performansı erişilebilir kılıyor, milyonlarca hane halkının gündelik yaşamını somut bir şekilde kolaylaştırıyoruz. Türkiye’deki bu global Ar-Ge gücümüz, markalarımızı tüketicilerimizin zihninde sadece birer temizlik ürünü değil, hayat kalitesini artıran güvenilir birer yaşam ortağı haline getiriyor</em>.”</p>
<p><strong>SASSY yaklaşımı pazarlama dünyası için mükemmel bir yaklaşım sunuyor.</strong></p>
<p>Birleşik Krallık’taki ziyaretimiz sırasında, Port Sunlight’ta uzmanların ve University of Liverpool’daki akademisyenlerin anlattıklarının ışığında  Unilever’in markalarını inovasyon ve üretimde başarılı kılan formül olan SASSY’nin geri planındaki unsurları kısaca aşağıda özetliyorum. </p>
<ol>
<li><strong> Bilimsellik ve kesintisiz  AR-GE yatırımı </strong></li>
</ol>
<p>Unilever’in; 500’den fazla doktoralı olmak üzere 4500 Uzmanın çalıştığı 6 Küresel , 12 Bölgesel Ar-Ge İnovasyon Merkezi ve  16.500 patenti bulunuyor.  Ar-Ge yatırımı 836 milyon Euro olan kuruluş, inovasyondan 1,8 milyar Euro ciro elde ediyor. Unilever'in mikrobiyom alanında 100'den fazla patenti bulunuyor. Uzmanlar, mikrobiyom, biyoteknoloji ve yeni nesil ambalaj malzemeleri gibi en ileri teknolojili alanlarda öncülük ederek bilimin sınırlarını zorluyor ve inovasyonun geleceğini şekillendiriyor.</p>
<p>En son teknolojiyle donatılmış, dijital özellikli bir koku inovasyon laboratuvarı için 95 milyon Euro yatırım yapan kuruluş koku dünyasında derin tüketici deneyimleri yaratmak ve inovasyonu dijitalleştirmek  için çalışıyor. </p>
<ol start="2">
<li><strong> Güven duygusu yaratmak</strong></li>
</ol>
<p>Bir ürünün güven duygusu yaratabilmesi için arkasında bilim ve teknoloji olması gerekiyor.  Günümüzde tüketiciler gelişen bilgi teknolojileriyle geçmişe oranla kullandıkları ürünlerdeki içerikleri ve teknolojiyi daha yakından takip ediyorlar.  Bu yaklaşım Unilever’in insanların yalnızca işlevsel olarak ihtiyaç duyduğu değil, aynı zamanda yaşam alanlarında görmeyi arzuladığı markalar tasarlamasını sağlıyor. Ev bakım ürünleri sıradan birer temizleyici olmaktan çıkıp tüketicide keyif, güven ve aidiyet duygusu yaratan ürünlere dönüşüyor.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Duyuları ve duyguları anlamak</strong></li>
</ol>
<p>Unilever’in büyüme yaklaşımını <strong>“</strong>Kitlelerde Arzu Yaratan Markalar stratejisi” çerçevesinde çalışmak olarak özetleniyor.  Bu yaklaşım Unilever’in insanların yalnızca işlevsel olarak ihtiyaç duyduğu değil, aynı zamanda yaşam alanlarında görmeyi arzuladığı markalar tasarlamaya yönlendiriyor. Ev bakım ürünleri sıradan birer temizleyici olmaktan çıkıp tüketicide keyif, güven ve aidiyet duygusu yaratan ürünlere dönüşüyor. Ürünlerin sadece işlevsel olmakla kalmayıp, ambalajıyla, kokusuyla, dokusuyla tüketici nezdinde arzu nesnesine dönüşmesi hedefleniyor.  </p>
<ol start="4">
<li><strong> Teknolojiye yatırım: Bilim, teknoloji, yapay zeka ve robotlarla geleceğin kodlarını yazmak</strong></li>
</ol>
<p>Port Sunlight Ar-Ge Üssü, şirketin uluslararası rekabetçiliğini korumak, sürdürülebilirlik, ürün inovasyonu ve malzeme bilimi alanındaki gelişmelerde ön saflarda tutmak amacıyla son yıllarda hayata geçirdiği Malzeme İnovasyon Fabrikası (MIF), Ürün İnovasyon Laboratuvarı (PIL) ve İleri Üretim Merkezi (AMC) gibi bir dizi yatırımı temsil ediyor.</p>
<p>Port Sunlight Ar-Ge Üssü’nde, uzmanlar “Ürün İnovasyon Laboratuvarı” ve erken aşama ürün testlerine olanak tanıyan "Tüketici Merkezi”sin sağladığı olanaklar sayesinde verimli ve süratli bir biçimde ürün geliştirebiliyorlar.  </p>
<p>2018 yılında 24 milyon GBP yatırımla kurulan İleri Üretim Merkezi ise bu formüllerin endüstriyel ölçekteki üretim dinamiklerini test etme imkanı sunuyor. </p>
<ol start="5">
<li><strong> Yapay zekayla Ar-GE’de, üretimde ve pazarlamada verimliliği artırmak</strong></li>
</ol>
<p>Unilever tüm süreçlerine yapay zekayı ve teknolojiyi dahil ediyor. Ancak, üretim ve pazarlama döngüsünün tüm aşamalarında bilim insanlarının yorumları ve araştırmalardan elde edilen içgörüler doğrultusunda ilerliyor. Yapay zeka üretimde, AR-GE’de ve pazarlama süreçlerinde verimlilik, sürat ve kalite artışı sağlıyor. </p>
<ul>
<li><strong>Üretimde verimlilik ve kalite artışı </strong></li>
</ul>
<p>Unilever fabrikalarında kullanılan yapay zekâ destekli dijital ikiz teknolojileri; enerji tüketimini azaltıyor, hammadde kullanımını optimize ediyor ve küresel üretim ağı genelinde ürünlerin kalitesini artırıyor.  Örneğin: Konya Ev Bakım fabrikasında enerji verimliliği için yapay zeka kullanılıyor. 2025 yılında MEXT iş birliği ile yapılan Digital Tower projesi toz deterjan üretiminde yapay zeka kullanarak hem üretim verimliliğini artırmayı hem de sürdürülebilirliği destekliyor.</p>
<ul>
<li><strong>Ar-Ge çalışmalarının hızlandırılması</strong></li>
</ul>
<p>Yapay zeka sayesinde elde edilen bilimsel içgörüler yenilikçi ürünlerin ortaya çıkışında önemli rol oynuyorlar.  Ev Bakımında yapay zeka ile geliştirilmiş enzimler kullanılıyor. . Global AR-Ge ekiplerinin yapay zekâ destekli akıllı protein tasarımı sayesinde enzim geliştirme süreçleri 5 kat hızlandırılabiliyor.  Bu bilimsel buluş sayesinde Unilever ürünleriyle daha iyi bir temizleme performansı elde edilebiliyor. Kullanılan tedarik zinciri programıyla  su ve enerji kullanımından tasarruf ediliyor</p>
<ul>
<li><strong>Pazarlama süreçlerinin yeniden tasarlanması </strong></li>
</ul>
<p>Yapay zekâ, pazarlama yaşam döngüsünü yeniden şekillendiriyor; tüketicilerin yaratıcı mesajlara verdiği tepkileri hızla analiz ederek içgörüler üretiyor ve performans optimizasyonu sağlanıyor.  Sosyal medyada trend olan konseptleri yapay zeka hızlıca markalarımıza uyarlıyoruz.</p>
<ol start="6">
<li><strong> İş birlikleri  ve çok paydaşlı sistemler kurmak</strong></li>
</ol>
<p>Unilever ekosistemlere büyük önem veren bir kuruluş. Örneğin, Liverpool Üniversitesi’nin İngiliz finansman kuruluşları ve Unilever iş birlikleriyle gerçekleştirdiği Malzeme İnovasyon Fabrikası 24 terabaytın üzerinde veri noktası üretiyor. Malzeme kimyası alanında dünyadaki en yüksek robot yoğunluğuna sahip Ar-Ge üssü olan ve 81 milyon GBP değerindeki bu tesis sayesinde geniş kapsamlı mükemmel testler, simülasyonlar yapılabiliyor. Formüller geliştirilebiliyor. Sanal ikizler yaratılıyor. Bu durum bilim insanlarının operasyonel ve tekrarlayan işlerle vakit kaybetmesini engelliyor. Onların veri modelleme, simülasyon ve tüketici deneyimine odaklanan stratejik buluşlara yoğunlaşmasını sağlıyor. </p>
<p><strong>5 yılda 400’ün üstünde patent başvurusu</strong></p>
<p>Malzeme İnovasyon Fabrikası 11bin metrekarelik bir alanda 250’den fazla araştırmacıya ev sahipliği yapıyor. Akademisyenler, araştırmacılar ve start-up’lar özel üretim robotlarla birlikte açık erişimli araştırmalar üzerinde çalışmalar yapabildiği tesiste  2020’den bu yana 400’ün üzerinde patent başvurusu yapıldı. Bilim insanı başına fikri mülkiyet üretkenliği 2-3 kat artırıldı. 24 TB’ın üzerinde veri üretildi.</p>
<ol start="7">
<li><strong> Genç duruşa sahip olmak </strong></li>
</ol>
<p>Sassy formülünün son ögesi olan <strong>Y</strong>oung Spirited (Genç Ruhlu) olma hedefi, Unilever’in daima ileriye dönük bir biçimde çalışmasını sağlıyor.  Markalarının yaştan bağımsız olarak, kültürün içinde yaşayan, modern bir bakış açısıyla gündemle uyumlu dinamik bir duruşa sahip olmasında etkin bir rol oynuyor. </p>
<ol start="8">
<li><strong> Tüketiciyi marka ekosisteminin aktif bir parçası olarak konumlamak</strong></li>
</ol>
<p>Güven konusunun son derece kritik olduğu günümüzde  artık markanın kendi hakkında konuşması ve reklam ajansları tarafından hazırlanan televizyon ve gazete reklamları hazırlaması yeterli etki yaratmıyor.  Sosyal medyada toplulukların, uzmanların ve içerik üreticilerinin ve en önemlisi tüketicilerin markalar hakkında paylaştıkları büyük önem arz ediyor.  SASSY’nin üçüncü ögesi olan <strong>S</strong>aid &amp; Shared by Others (Başkaları Tarafından Konuşulan) boyutu, pazarlama ekiplerini sürekli olarak dışarıdaki duygu, düşünce, yorum ve eleştirileri takip etmelerini gerekli kılıyor.  Toplulukların, uzmanların ve içerik üreticilerinin markalar hakkında ne dediğini anlamak için pek çok araştırma yapılıyor.</p>
<p><strong>Social First: Sosyal medyaya öncelik </strong></p>
<p>Pazarlama tarafında Unilever Ev Bakım kategorisi,  tüketiciyi yalnızca hedef kitle olarak değil, marka ekosisteminin aktif bir parçası olarak konumlandırıyor.  “Social-first” yaklaşımı, topluluklardan beslenen kampanyalar, dijital ve fiziksel kanalların senkronize kullanımı ve kültürle bağ kuran yaratıcı iletişim modelleri bu stratejinin merkezinde yer alıyor.   Bu yaklaşım çerçevesinde yeni nesil yapay zeka araçları araştırma, yaratıcı süreç  ve medya planlamada hız, verimlilik ve etkinlik artışı sağlanıyor. </p>
<ol start="9">
<li><strong> Tüketici içgörülerine  yönelik ürün geliştirmek</strong></li>
</ol>
<p>Unilever tüm pazarlarda olduğu gibi Türkiye’de de, tüketicilerin beklenti ve talepleri doğrultusunda ürün geliştiriyor. Bu strateji de doğal olarak büyüme getiriyor. </p>
<p>Port Sunlight ziyaretimizde Türkiye’de kısa sürede büyük başarı elde eden iki ürünün geri planı hakkında ayrıntılı bilgi aldık. Tüketici beklentilerine yanıt veren bir biçimde tasarlanarak sorunlara hızlı ve ekolojik çözüm sunan bu ürünleri kısaca özetleyelim: </p>
<p>Cif’in yeni nesil temizlik çözümü Infinite Clean patentli teknolojisi ve doğal probiyotikler içeren özel formülü sayesinde sert yüzeylerde temizlik sonrası oluşabilecek tozlanmayı 3 güne kadar geciktirerek uzun süreli temizlik vadediyor. Yeniden doldurulabilir yedek şişe sistemi, standart spreylere kıyasla plastik kullanımını %50 oranında azaltıyor. Tüketicilere normal spreye göre fiyat avantajı sağlıyor. OMO’nun Express Fresh ürünü ise ise patentli Fast Clean teknolojisi sayesinde makine çalışır çalışmaz aktifleşen bir formüle sahip. Bu içerik kısa programlarda etkili temizlik sağlıyor. </p>
<p>Ali Fuat Orhonoğlu’nun verdiği bilgiye göre, dünyada olduğu gibi Türkiye’de  de tüketiciler çamaşır makinelerinde kısa yıkama programını tercih ediyorlar.  "Hızlı Temizlik" (Fast Cleaning) trendi sonucunda bu segmentteki küresel pazar 2 Milyar Euro’luk bir büyüklüğe ulaşmış durumda.  </p>
<p>Orhonoğlu’nun verdiği bilgiye göre,  Türkiye’de tüketicilerin %78’i haftada en az 1 kere kısa programı tercih ettiğini ifade ediyor. Yıkamalarının çoğunluğunda kısa program kullanan tüketicilerin oranı ise %48’i buluyor. Bu trend Omo Express Fresh satışlarına da yansımış durumda. Türkiye dünyada 1 numaralı Express Fresh ülkesi olmuş ve ürünü deneyen tüketicilerde %36 oranında tekrar geri alım hızı yakalanmış. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/unilever-turkiyeye-inovasyon-uretim-ve-pazarlamada-basari-getiren-sassy-formulu-81837</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Unilever Türkiye’ye inovasyon, üretim ve pazarlamada başarı getiren “SASSY”formülü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/endeksten-hafizayi-olusturan-sirketler-ciksin-demedik-81826</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Endeksten hafızayı oluşturan şirketler çıksın&#039; demedik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsa İstanbul'un son endeks revizyonu sonrası başlayan tartışmaların uzun süreceği açık. Aslında mesele endekslere hangi şirketin girdiği ya da çıktığı değil. Tartışılan, endekslerin neyi temsil ettiği.</p>
<p>Çıkartılanlar arasında Arçelik gibi dünyaya ihracat yapan, onlarca yıllık geçmişi olan, sektörünün simgesi hâline gelmiş şirketler ya da Doğuş Otomotiv gibi temettü şampiyonları var. Diğer tarafta ise son dönemde işlem hacmi ve piyasa değeri hızla yükseldiği için endekse girme hakkı kazanan şirketlerden bazıları... Kurallar uygulandığında ortaya çıkan tablo bu olabilir. Ama insan yine de şunu sormadan edemiyor: Endeksler yalnızca bir matematik hesaptan mı ibaret?</p>
<p>Borsa’nın kullandığı yöntem belli. Şirketler, fiili dolaşımdaki piyasa değeri ve işlem hacmine göre sıralanıyor. Üstelik küçük dalgalanmaların sürekli değişikliğe yol açmaması için "tampon bölge" uygulaması da var. Kâğıt üzerinde bakıldığında sistem objektif görünüyor.</p>
<p>Sorun tam da burada başlıyor. Çünkü son yıllarda bazı hisselerde fiyatların ve işlem hacimlerinin anlamsız (!) şekilde olağanüstü yükseldiğine çok tanık olduk. Bu hareketlerin tümünün şirketlerin gerçek performansından kaynaklanmadığı açık. Manipülatif işlemler, yoğun küçük yatırımcı ilgisi veya sınırlı fiili dolaşımdan kaynaklanan fiyat sıçramaları da aynı sonucu doğurabiliyor. Böyle olunca, endekse girişte kullanılan iki temel kriter zaman zaman gerçeği yansıtmayabiliyor.</p>
<p>Üstelik Borsa’nın burada eli kolu tamamen bağlı da değil. Kural seti, istisnai durumlarda değerlendirme imkânı tanıyor. Yani sadece formülün ürettiği sonuca mahkûm değil. Gerektiğinde endeksin güvenilirliğini ve temsil niteliğini koruyacak kararlar alma yetkisine de sahip.</p>
<p>Çünkü bir endeks sadece en çok işlem gören hisselerin listesi değil aynı zamanda o borsanın vitrini, hatta hafızasıdır. Yabancı yatırımcı da, yerli yatırımcı da önce vitrine bakar. Vitrindeki şirketlerin ekonomik ağırlığı ile endeksin temsil gücü arasında makul denge kurulması gerekir.</p>
<p>Elbette hiçbir şirketin endekste kalma hakkı tapulu değil. Kriterleri tutturamayan çıkar, tutturan girer. Buna kimsenin itirazı olamaz. Ama kısa vadeli fiyat ve hacim hareketlerinin, yıllar içinde oluşturulmuş kurumsal değerin önüne geçmesine de seyirci kalınmamalı.</p>
<p>Endeks değişsin dedik... Ama borsanın hafızasını oluşturan şirketler, sadece birkaç dönemlik rakamlara yenik düşsün demedik.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/endeksten-hafizayi-olusturan-sirketler-ciksin-demedik-81826</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Endeksten hafızayı oluşturan şirketler çıksın&#039; demedik ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nato-toplantisi-yuzunden-ohal-donemine-gectiler-ankarayi-felc-edecekler-81844</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;NATO toplantısı yüzünden OHAL dönemine geçtiler, Ankara’yı felç edecekler&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, geçtiğimiz hafta AK Parti Grubu tarafından Meclis’e sunulan 12. Yargı Paketi’ni eleştirdi. AK Parti’ye, ‘sahte pusula’ uyarası yaptı. Emir, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleşecek NATO zirvesini değerlendiren Murat Emir, alınan olağanüstü güvenlik önlemlerini eleştirdi.</p>
<p>Emir, “Bu 36 zirveden önce bir tanesi İstanbul'da olmak üzere 35 kere NATO toplantısı yapıldı. Londra'da yapıldı, New York'ta yapıldı, Paris'te yapıldı, Cenevre'de yapıldı, Milano'da yapıldı... Ama hiçbiri Ankara'daki gibi olmadı. Bir OHAL dönemine geçtiler, bir sıkıyönetim ilan ettiler. Yolları kapatıyorlar, idari izinle vatandaşlarımızın trafiğini felç edecekler. Hayatı boğdular, hayatı Ankara'da felç edecekler…Niye? Çünkü gelen liderler Türkiye'nin ne kadar anti-demokratik bir ülke olduğunu görmesinler, fark etmesinler diye” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>"Yargı Paketi’nin içi bomboş"</strong></p>
<p>AK Parti Grubu tarafından Meclis’e sunulan 12. Yargı Paketi’ne ilişkin Emir şunları dedi: “Bir yargı paketi getirdiler, içi bomboş; içinde bizim eleştirmeye değer bulacağımız, kıymetlendireceğimiz herhangi bir hüküm yok. Günlük idareyi maslahat anlamında değerlendirilecek hükümler var. Öyle paket maket demeyin buna. Üstelik de şöyle bir iddia ile çıkıyorlar: ‘Yargının etkili ve verimli çalışması’ diye. 59 maddelik. Bunda IBAN mağdurlarıyla ilgili düzenleme olacağını söylediler. Nerede? Yok. Çocuk hükümlülerle ilgili düzenlemeler olacaktı. Yok. Sosyal medya hesaplarında adres doğrulama olacaktı. Yok. Televizyon dizilerinde şiddetin özendirilmesinin önüne geçecek hükümler olacaktı. Nerede? Onlar da yok. Aynı şekilde yoksulluk nafakası olacaktı. Yok. Yok..”</p>
<p><strong>76 sahte pusula uyarısı </strong></p>
<p>Murat Emir, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın grup toplantısında CHP’ye yönelik eleştirilerine, Meclis’te geçen hafta 76 AK Partili milletvekilinin imzasının yer aldığı sahte pusula örneği ile yanıt verdi.</p>
<p>Murat Emir, “AKP'nin, Cumhurbaşkanı'nın 76 milletvekili 4 gün önce burada olmadıkları halde sahte pusula vermişlerdir. Eğer meclisin saygınlığı tartışılacak ise, Cumhurbaşkanının önce dönüp grup toplantısındaki o sahteciliği yapan 76 milletvekiline ve onlar adına pusula düzenleyenlere iki çift sözü olması gerekir. Bunu söylemekten bile imtina etmiştir, hiç olmamıştır” diye konuştu.</p>
<p>CHP’li Emir, CHP Genel Merkezi’nin kurultayla ilgili takvim açıklamasının anımsatılması üzerine de şunları dedi:</p>
<p>“Açıkça anlaşılmaktadır ki şu ana kadar eğer son anda bir aklıselim, son anda bir demokratik anlayış ve son anda Cumhuriyet Halk Partisi'ne ve ona umut bağlayan milyonlara kastetmeme sağduyusu gelişmezse, bir erken derhal olağanüstü kurultay yapılması arzu edilmiyor ve bu süreçte bir taraftan sarayın arzu ettiği gibi partide bir çekişme görüntüsü verecekler, bir yıpratma sürecine girecekler ve sarayın atadıkları, diğer taraftan Cumhuriyet Halk Partisi'nin öz evlatlarını, öz kadrolarını dağıtma görevi görecek. Bunun üzerinden yıllara yayılacak ve hatta ‘seçim zamanında kurultay mı olur?’ noktasına kadar getirecekleri ve oradaki o süreci dilediklerince sürdürebilecekleri bir çaba içerisinde olduklarını görüyoruz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nato-toplantisi-yuzunden-ohal-donemine-gectiler-ankarayi-felc-edecekler-81844</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/4/4/1280x720/murat-emir-1782366027.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;NATO toplantısı yüzünden OHAL dönemine geçtiler, Ankara’yı felç edecekler&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/alan-greenspanin-ardindan-81841</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Alan Greenspan’in ardından</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Greenspan’in adıyla özdeşleşen akıl dışı coşku kavramı, yatırımcıların aşırı iyimserliğinin varlık fiyatlarını ekonomik temellerinden koparabileceğine işaret ediyordu. 1996 yılında yaptığı bu uyarı, aradan geçen 30 yıla rağmen hâlâ geçerliliğini koruyor.</strong></p>
<p>22 Haziran 2026'da 100 yaşında hayatını kaybeden Alan Greenspan, modern merkez bankacılığının en etkili ve aynı zamanda en tartışmalı isimlerinden biri olarak tarihe geçti. 1987-2006 yılları arasında ABD Merkez Bankası'nın (Federal Reserve; FED) başkanlığını yürüten Greenspan, Reagan tarafından göreve getirildi. Ardından baba Bush, Bill Clinton ve oğul Bush dönemlerinde yeniden atanarak dört farklı başkan döneminde yaklaşık 18,5 yıl boyunca görevini sürdürdü.<sup>1</sup></p>
<p><strong>Piyasa psikolojisinin yönetimi</strong></p>
<p>Greenspan’in görev süresi boyunca en dikkat çeken özelliklerinden biri; finansal piyasalara güven vermesiydi. Enflasyon beklentilerinin yönetilmesi, piyasa psikolojisinin dikkate alınması ve FED’in bağımsızlığının korunması konularında sergilediği yaklaşım merkez bankacılarını önemli ölçüde etkiledi. Ancak Greenspan’in Wall Street’i (ve özellikle finans sermayesini) mutlu eden kuralsızlaşmayı (deregülasyon), öz düzenlemeyi ve düşük faizi önceleyen politikaları haklı olarak ciddi biçimde eleştirildi (bkz. Eichengreen, 2026).<strong><sup>2</sup></strong></p>
<p><strong>“Maestro”nun merkez bankacılığı</strong></p>
<p>1987’de ABD Merkez Bankası başkanlığı görevini üstlendiğinde, olası finansal krizlere yeterince hazırlıklı olunmadığını gördü. Farklı acil durum senaryoları için kapsamlı kriz planları hazırlattı. Kısa süre sonra, 19 Ekim 1987’de borsaların tek bir günde %22,6 düştüğü “Kara Pazartesi” yaşandı ve hazırlanan bu planlar yol gösterici oldu. Greenspan borsa çöküşünde piyasaya likidite sağlanacağını ilan ederek paniğin kontrol altına alınmasını sağladı.<strong><sup>3</sup></strong> Daha sonra Asya Finansal Krizi (1997), Rusya Ekonomik Krizi (1998) ve 11 Eylül (2001) saldırıları sonrasında da benzer şekilde finansal sistemin işleyişini önceleyen adımlar attı.<strong><sup>4</sup></strong></p>
<p><strong>Piyasa köktenciliğinin sonu</strong>: <strong>İnternet </strong><strong>balonu, konut balonu ve sosyal yıkım </strong></p>
<p>Greenspan’in mirası yalnızca başarı hikâyelerinden oluşmuyor. 1990’lardaki ivme kazanan ve zaman içinde “piyasa köktenciliğine (fundamentalizmine)” dönüşen kuralsızlaşma-hafif düzenleme atağının sonu önce internet balonu (2001-2003), sonra da küresel finansal kriz (2007-2010) ile sonuçlandı. Wall Street’in düzenlemeye karşı alerjisi büyük bir sosyo-ekonomik yıkım yarattı. Özeleştiri yapan Greenspan ise ABD Kongresi’nde  piyasada oluşan risklerin etkin şekilde yönetilemediğini ifade ediyordu.<strong><sup>5</sup></strong></p>
<p>Özellikle 2001’de internet balonunun patlaması ve sonrasındaki ekonomik durgunluk döneminde uygulanan düşük faiz politikaları uzun süre tartışıldı. Federal fonlama faizinin uzun süre düşük tutulmasının kredi genişlemesini hızlandırdığı, konut finansmanını olağanüstü ölçüde kolaylaştırdığı ve ABD’de konut balonunun şişmesine zemin hazırladığı yönündeki eleştiriler bugün de güçlü biçimde dile getiriliyor.</p>
<p><strong>Az bilinen yönü: Cazcı Greenspan</strong></p>
<p>Maestro’nun hayatındaki ilginç ayrıntılar ekonomi dünyasının dışına uzanıyordu. Gençliğinde caz müziğiyle profesyonel olarak ilgilendi. Saksafon ve klarnet çaldı, hatta caz efsanesi Stan Getz ile aynı orkestrada sahne aldı. Ünlü müzik yapımcısı Quincy Jones'un anlattığına göre, diğer grup üyeleri aralarda dinlenirken Greenspan grubun defterlerini tutuyor, arkadaşlarının vergi beyannamelerini dolduruyordu.<strong><sup>6</sup></strong></p>
<p><strong>“Akıl dışı coşku”nun panzehiri: </strong><strong>Finansal okuryazarlık</strong></p>
<p>Greenspan geride çok sayıda iyi-kötü ders bıraktı. Bunların ikisini gündeme getirelim. Onun adıyla özdeşleşen <strong>akıl dışı coşku</strong> kavramı, yatırımcıların aşırı iyimserliğinin varlık fiyatlarını ekonomik temellerinden koparabileceğine işaret ediyordu. 1996 yılında yaptığı bu uyarı, aradan geçen 30 yıla rağmen hâlâ geçerliliğini koruyor (bkz. yapay zeka balonunu tartışıyoruz). Bugünün gözlüğü ile bakınca bu tür aşırılıkların önüne geçilmesinin en etkili yollarından birinin finansal okuryazarlığın güçlendirilmesi olduğunu düşünüyoruz. Greenspan ise 2003 yılında ABD’deki John Philip Sousa Ortaokulu’nda öğrencilere bizzat temel finans dersi vererek bu konuya verdiği önemi göstermişti.<strong><sup>7</sup></strong></p>
<p><strong>Geriye kalan</strong></p>
<p>Belki de onun mirasından çıkarılacak en değerli sonuç şudur: Sağlıklı piyasalar yalnızca doğru para politikalarıyla değil, riskleri anlayabilen, sorgulayabilen ve akıl dışı coşkuya kapılmayan bilinçli yatırımcılarla mümkün olabilir.</p>
<p> </p>
<p>[1]https://www.cnbc.com/2026/06/22/alan-greenspan-former-chairman-of-the-fed-dies-at-age-100.html ; https://www.theguardian.com/business/2026/jun/22/alan-greenspan-dies-aged-100</p>
<p>2https://www.project-syndicate.org/commentary/alan-greenspan-fed-chair-mixed-legacy-by-barry-eichengreen-2026-06</p>
<p>3https://www.brookings.edu/articles/remembering-alan-greenspan/</p>
<p>4https://www.reuters.com/world/us/alan-greenspan-economist-longtime-head-federal-reserve-dies-100-nbc-news-reports-2026-06-22/</p>
<p>5https://www.govinfo.gov/content/pkg/CHRG-110hhrg55764/html/CHRG-110hhrg55764.htm</p>
<p>6https://time.com/article/2026/06/23/remembering-alan-greenspan-the-fed-chair-bookkeeper-and-bandleader/?utm_source=twitter&amp;utm_medium=social&amp;utm_campaign=editorial&amp;utm_content=230626</p>
<p>7https://www.federalreserve.gov/boarddocs/press/other/2003/20030519/default.htm; https://www.washingtonpost.com/archive/business/2003/06/06/helping-kids-understand-money/ae050cc9-e9a1-4d42-b16b-074dca5fcd0c/</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/alan-greenspanin-ardindan-81841</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Alan Greenspan’in ardından ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ccn-girisimcilikte-firsat-esitligini-anadoluya-yaydi-81854</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;CCN, girişimcilikte fırsat eşitliğini Anadolu’ya yaydı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Türkiye’de girişimcilik ekosistemi ve inovasyon yatırımları hızla büyürken, bu sürecin büyük şehirlerin sınırlarını aşarak Anadolu’ya yayılması için elini taşın altına koyan sivil toplum örgütleri ve özel sektör kuruluşlarının sayısı artıyor. Bu noktada CCN Group da, IC İbrahim Çeçen Vakfı iş birliğinde ikincisini gerçekleştirdiği "MeShift Girişimcilik Programı" ile eğitimde fırsat eşitliği sağlamak amacıyla harekete geçti. EKONOMİ’ye konuşan CCN Group Yönetim Kurulu Üyesi Berfin Çeçen Şenol, 7 bölgeden 110 üniversite ve yaklaşık 350 gencin katıldığı programın çıktılarını, hedeflerini ve Türkiye’nin makroekonomik tablosunda genç girişimcilerin karşılaştığı bariyerleri değerlendirdi.</p>
<p>Girişimcilik programlarının ve desteklerinin büyük çoğunluğunun İstanbul ve Ankara gibi metropollerde yoğunlaştığını, buradaki üniversite öğrencilerinin imkanlara daha kolay eriştiğini belirten Çeçen Şenol, teknoloji girişimciliği dünyasının çok başka bir yere evrildiğini, bu alandaki programları incelerken, Anadolu’daki öğrencilerin bu nosyona erişmekte zorlandığını fark ettiklerini söyledi. Aile vakfı olan IC İbrahim Çeçen Vakfı ile birlikte Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi’ni kuruluşundan bu yana desteklediklerini; sadece burs değil, kişisel gelişim programları da yürüttüklerini hatırlatan Çeçen Şenol, “Girişimcilik projesi fikri de tam olarak bu döngüden doğdu. Belli başlı şehirlerdeki olanakları, imkanı kısıtlı olan öğrencilere de ulaştırmak istedik. Odağımızı eğitimde fırsat eşitliği olarak belirledik” diye konuştu.</p>
<p><strong>Final sahnesinde İstanbul yok </strong></p>
<p>Bu yıl ikincisi düzenlenen programın rakamsal verilerini paylaşan Şenol, ilginin katlanarak arttığına dikkat çekti. İlk yıl 139 iş fikri ve 273 katılımcıyla başlayan sürecin, bu yıl 110 üniversiteden 350 gence ulaştığını belirten Şenol, şu bilgileri aktardı: “8 haftalık yoğun bir eğitim sürecinin ardından finale kalan 10 grubumuz oldu. Dikkat çekici olan şu ki, final sahnesinde İstanbul’dan hiç kimse yoktu. Ağrı, Çanakkale, İzmir ve Mersin gibi şehirlerden gelen öğrencilerimiz finale kalmayı başardı. Geçen yıl Ordu’dan katılan öğrencilerimiz birinci olmuştu. Bu tablo, projenin tam olarak amacına ulaştığını, Anadolu’daki cevherlerin doğru enstrümanlarla buluştuğunda nasıl öne çıkabildiğini net bir şekilde gösteriyor.” Gençlerin ağırlıklı olarak sağlık, turizm, yaşlı bakımı, sağlıklı beslenme ve uzay bilimleri gibi alanlarda yenilikçi çözümler ürettiğini dile getiren Şenol, Anadolu’dan gelen projelerin en büyük gücünün ise ‘ihtiyaç analizini doğru yapmak’ olduğunu vurguladı. “Girişimcilik ihtiyaçtan doğar” diyen Çeçen Şenol, “Anadolu’daki öğrenciler kendi çevrelerindeki eksiklikleri ve sorunları çok daha net tahlil edebiliyorlar. İlk defa bir iş planı yapan, ilk defa sunum teknikleri eğitimi alan bu gençlerin 8 haftada çıkardığı fikirler ve bakış açıları hepimize büyük bir umut oldu” dedi. Projenin ticari bir hibe programı gibi olmadığının altını çizen Şenol, erken aşamadaki bu fikirlerin hemen ticari bir başarıya dönüşmesinin gerçekçi olmadığını kaydetti. Şenol, CCN Group olarak verdikleri sürdürülebilir desteği de şu şekilde aktardı: “Birincil hedefimiz hemen bir unicorn çıkarmak ya da ayakları yere basan büyük şirketler kurdurmak değil. Gençlere girişimcilik ruhunu aşılamak istiyoruz" diye konuştu.</p>
<p><strong>Katılımcıların yüzde 60’ı kız öğrenci </strong></p>
<p>Türkiye’deki kadın girişimci oranlarının istenilen seviyede olmamasını toplumsal rollere ve iş hayatının getirdiği bariyerlere bağlayan Şenol, MeShift programında ise gurur verici bir tabloyla karşılaştıklarını belirtti. Programa herhangi bir pozitif ayrımcılık veya cinsiyet kotası koymadıklarını vurgulayan Şenol, “Buna rağmen katılım oranlarında yüzde 60 ile kadın öğrencilerimiz daha önde yer aldı" dedi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>"GENÇLERE, ‘BENİM ÜLKEMDE DE BU İŞLER YAPILIYOR’ DEDİRTMEK İSTİYORUZ"</strong></span></p>
<p>Türkiye’deki makroekonomik dalgalanmaların, yüksek enflasyonun ve sermayeye erişim zorluklarının gençlerde ciddi bir gelecek kaygısı yarattığını kabul eden Şenol, bu kaygının girişimciliğin önündeki en büyük engellerden biri olduğunu söyledi. Girişimciliğin temelde cesaret işi olduğunu belirten Şenol, sözlerini şöyle tamamladı: “Gençlerdeki hayat kaygısı üretkenliğin önüne set çekebiliyor. Bu tarz programların en büyük misyonu da gençlere o motivasyonu ve umudu yeniden aşılamak, ‘Benim ülkemde de bu işler yapılıyor’ dedirtebilmektir. Dünyadaki yeni nesil üniversite programları yapay zeka ve kodlama alanında vizyoner adımlar atıyor. Bizim de eğitim sistemimizi bu doğrultuda güncelleyerek Anadolu’daki bu potansiyeli harekete geçirmemiz, kıymetli beyin gücümüzü ülkemizde tutmamız gerekiyor. Biz gençlerin sadece fikirlerine değil, doğrudan kendilerine yatırım yapıyoruz.”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ccn-girisimcilikte-firsat-esitligini-anadoluya-yaydi-81854</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/5/4/1280x720/berfin-cecen-senol-1782368962.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CCN Group, MeShift Girişimcilik Programı ile Anadolu’daki üniversite öğrencilerine odaklandı. CCN Group Yönetim Kurulu Üyesi Berfin Çeçen Şenol, “Ağrı, Çanakkale, İzmir ve Mersin gibi şehirlerden gelen öğrencilerimiz finale kalmayı başardı. Geçen yıl Ordu’dan katılan öğrencilerimiz birinci olmuştu. Amacımız sadece ticari başarı ya da unicorn çıkarmak değil; genç zihinleri Türkiye’de tutmak, onlara vizyon katmak ve girişimcilik nosyonunu Anadolu’ya yaymak” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/s-arabistan-ile-enerji-anlasmasina-meclisten-onay-81845</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> S. Arabistan ile enerji anlaşmasına Meclis&#039;ten onay</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye ile Suudi Arabistan arasında imzalanan toplam 5000 MW kurulu güce sahip güneş ve rüzgar enerji santralleri kurulmasına ilişkin anlaşma TBMM’de onaylandı. Anlaşmaya göre, ilk aşamada, Sivas ve Karaman'da her biri 1000 MW olmak üzere toplam 2000 MW kurulu güce sahip güneş enerjisi santrali kurulacak. İnşa edilecek santrallerden üretilecek elektrik enerjisi, 30 yıl süreyle EÜAŞ tarafından satın alınacak. Türkiye ile Suudi Arabistan Arasında Yenilenebilir Enerji Santrali Projelerine İlişkin Hükümetlerarası Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifinin Meclis süreci tamamlandı. İki ülke arasındaki anlaşma 3 Şubat 2026 tarihinde Riyad’da imzalanmıştı. Anlaşma ile Türkiye’de toplam 5000 MW kurulu güce ulaşacak güneş ve rüzgâr enerjisi projeleri Suudi Arabistan şirketleri tarafından geliştirilecek.</p>
<h2>Tamamı dış finansman olacak </h2>
<p>Meclisten onaylanan anlaşmanın gerekçesinde yapılan değerlendirmeye göre, tamamı dış finansman yoluyla gerçekleştirilecek söz konusu projelerin doğrudan yabancı yatırım niteliği taşıdığı ve uluslararası finans kuruluşları tarafından da destekleneceği kaydedildi. İnşa edilecek santrallerden üretilecek elektrik enerjisi, 30 yıl süreyle Elektrik Üretim Anonim Şirketi (EÜAŞ) tarafından satın alınacak, santraller için tahsis edilen alanların mülkiyeti EÜAŞ’da kalacak ve 30 yıllık sürenin sonunda EÜAŞ’ın santralleri bila bedel devralma hakkı olacak. Anlaşma, yenilenebilir enerji kapasitesinin artırılması, enerji arz güvenliğinin güçlendirilmesi, dışa bağımlılığın azaltılması bakımından önem taşıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/s-arabistan-ile-enerji-anlasmasina-meclisten-onay-81845</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/5/1280x720/meclis-tbmm-1766725086.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TBMM&#039;de onaylanan anlaşmaya göre, ilk aşamada, Sivas ve Karaman&#039;da her biri 1000 MW olmak üzere toplam 2000 MW kurulu güce sahip güneş enerjisi santrali kurulacak. İnşa edilecek santrallerden üretilecek elektrik enerjisi, 30 yıl süreyle EÜAŞ tarafından satın alınacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bahcivan-sanayici-icin-cok-ozel-bir-kredi-paketine-ivedilikle-ihtiyac-var-81830</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bahçıvan: Sanayici için çok özel bir kredi paketine ivedilikle ihtiyaç var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclisinin haziran ayı olağan toplantısı “Sanayiye Sahip Çıkmak, Türkiye’ye Sahip Çıkmaktır Anlayışı Eşliğinde Sanayimizin Finansman Sorununu ve Çözümü Kamu Bankalarımızla Birlikte Değerlendirmek” ana gündemi ile Odakule Fazıl Zobu Meclis Salonu’nda gerçekleştirildi. İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan’ın açılış konuşmasının ardından düzenlenen panelde; BloombergHT Genel Yayın Yönetmeni Açıl Sezen’in moderatörlüğünde Ziraat Bankası Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Alpaslan Çakar, Halkbank Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Recep Süleyman Özdil, Vakıfbank Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Murahhas Üyesi Osman Arslan ve Türk Eximbank Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Ali Güney gündeme yönelik değerlendirmelerini paylaştı.</p>
<h2>Yeni bir üretim vizyonu </h2>
<p>Açılış konuşmasında bir sivil toplum kuruluşu olarak görevlerinin yalnızca verileri açıklamak değil; bu verileri çözüme, politikaya ve ülkemizin geleceğini güçlendirecek yeni bir üretim vizyonuna dönüştürmek olduğunun altını çizen İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan “Bu çerçevede üretim hayatımızın ihtiyaçlarını kamuoyuyla ve karar alıcılarla paylaşmaya, sanayicimizin sesini duyurmaya, çözüm önerileri geliştirmeye ve nitelikli üretimi destekleyen politikalara katkı sunmaya kararlılıkla devam edeceğiz. Tam bu noktada sanayimiz adına önemli bir çağrıda bulunmak istiyorum. Sanayicilerimiz için çok özel bir kredi paketine ivedilikle ihtiyaç duyuyoruz. Bu konuda gerekli adımların vakit kaybedilmeksizin atılmasını tüm sanayicilerimiz adına talep ediyoruz” dedi.</p>
<p>Türk Eximbank tarafından sağlanan reeskont kredilerinde günlük limitlerin düşük kalması ve firma başına kullanımın 60 milyon TL ile sınırlı olmasının; ihtiyaç duyulan kredilere erişimi 5-6 aya kadar geciktirdiğini bildiren Bahçıvan "Bu da sanayicileri çok daha yüksek maliyetli, banka ve banka dışı farklı kredi kaynaklarına yöneltmektedir. Günlük limitlerin yükseltilmesi ihracatçılarımıza çok önemli destek sağlayacaktır” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h2>"Sanayicinin oksijeni finansmandır"</h2>
<p>Sahadan yükselen haklı seslerin, İSO’nun düzenli açıkladığı öncü göstergelerin ve İSO 500 verilerinin şu gerçeği net bir şekilde gösterdiğini belirten Bahçıvan şunları söyledi:</p>
<p>“Sanayicinin oksijeni finansmandır. Ve geldiğimiz noktada sanayicimizin ciddi ölçüde oksijensiz kaldığını görüyoruz. Üretmeye devam eden, istihdam yaratan, ihracat yapan ve ülkesine katma değer kazandıran sanayi kuruluşlarımız; yüksek finansman maliyetleri, krediye erişimde yaşanan güçlükler ve artan mali yükler karşısında adeta nefes almakta zorlanmaktadır. Bugün sektörümüzün ihtiyacı yalnızca iyi niyetli temenniler değildir. Sanayinin yeniden nefes almasını sağlayacak somut, etkili ve sonuç odaklı adımlara ihtiyaç duyuluyor. Çünkü oksijensiz kalan bir insan nasıl yaşamını sürdüremezse, finansmana erişemeyen bir sanayinin de yatırım yapması, üretimini geliştirmesi, teknolojiye yönelmesi ve küresel rekabette güç kazanması imkansız."</p>
<h2>Sağlıklı ve dengeli kalkınma </h2>
<p>Türkiye’nin sürdürülebilir büyümesi, kalıcı refahı, nitelikli istihdamı ve küresel rekabet gücünün ancak güçlü bir sanayi yapısıyla mümkün olduğunu kaydeden Bahçıvan "Üretimin zayıfladığı, yatırımların ertelendiği, teknolojik dönüşümün yavaşladığı ekonomide sağlıklı ve dengeli bir kalkınmadan söz edemeyiz. Üretimden uzaklaşan değil; üretimi teknolojiyle, verimlilikle, ihracatla, yeşil ve dijital dönüşümle güçlendiren bir kalkınma anlayışını stratejik önceliğimiz olarak görmek zorundayız. Ülkemiz sanayisinin geleceği konusunda duyarsız kalınırsa, özellikle geleneksel sektörlerimiz desteklenmek yerine kaderine terk edilirse bu Türkiye için çok ciddi sorunlar üretir. İşte bu sebeple biz İstanbul Sanayi Odası olarak ‘Sanayiye Sahip Çıkmak, Türkiye’ye Sahip Çıkmaktır’ diyoruz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bahcivan-sanayici-icin-cok-ozel-bir-kredi-paketine-ivedilikle-ihtiyac-var-81830</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/4/1280x720/bahcivan-1780459626.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, “Ülkemiz sanayisi için önemli bir çağrıda bulunmak istiyorum. Sanayicilerimiz için çok özel bir kredi paketine ivedilikle ihtiyaç duyuyoruz. Bu konuda gerekli adımların vakit kaybetmeden atılmasını tüm sanayicilerimiz adına talep ediyoruz.”  dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/super-bilgisayarlar-reel-sektore-de-acilacak-81849</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Süper bilgisayarlar reel sektöre de açılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapay Zekânın 2026-2030 yıllarını içeren ikinci 5 yıllık yol haritası açıklandı, aşama aşama uygulamaya girecek. Bu netlikte yer almasa da yol haritasının ruhunda, yapay zekânın özellikle KOBİ’lerin üretim süreçlerinde kullanılması öncelik taşıyor. Bu amaçla TÜBİTAK’ın ‘süper bilgisayar’ sistemi, başta KOBİ’ler olmak üzere reel sektöre açılarak yapay zekâ kullanımına ivme kazandıracak projelerde iş birliği yapılması sağlanacak. İkinci 5 yıllık dönemde HIT 30 Projesi kapsamında yürütülen çağrılarla yatırımlar sürdürülerek altyapının geliştirilmesi planlanırken, yapay zekânın artık fiilen sanayide ve üretimde kullanılması temel hedef olarak belirlenirken ‘kuvveden fiile’ geçiş bu şekilde sağlanmış olacak.</p>
<p>Bu süreçte TRUBA içinde faaliyet gösteren ARF süper bilgisayarı ile TÜBİTAK-ODTÜ iş birliği ile ODTÜ CoZone’da oluşturulan BSC Yapay Zekâ Fabrikası altyapısı kamu kuruluşları ile üniversitelerin dışında sanayinin yararlanabileceği yapay zekâ altyapıları arasında yer alarak önemli bir fonksiyon görecek. Kapasite artırımı ya da ‘özel ek ünite’ kurulması sağlanacak.</p>
<p>Yapay Zeka ikinci 5 yıllık uygulama döneminde sektörlerin kavranması önem taşıyan hedeflerden birisi olacak. Bu çerçevede ileri hedef olarak ‘agentic yapay zeka’ temelleri oluşturulmaya çalışılarak sanayinin gelişmesi daha da hızlandırılacak. Bu sistem karmaşık görevleri sürekli insan gözetimine ihtiyaç duymadan, kendi kendine planlayabilen, araçları kullanabilen ve hedefe ulaşmak için bağımsız olarak aksiyon alabilen gelişmiş bir yapay zekâ sistemi olarak tanımlanıyor.</p>
<p><strong>Yeni eylem planında satır başları </strong></p>
<p>Eski yol haritasında 6 stratejik öncelik, 24 amaç 119 tedbir, 122 eylem, 451 uygulama yer alıyordu. Yeni yol haritasında ise farklı olarak, etik çerçeve ve regülasyonlara ilişkin satır başları da yapay zekâ modelinin uygulanması için zorunlu düzenlemeler arasında yer alıyor. Veri altyapısının geliştirilmesine ilişkin yatırımlar ve insan kaynağının hazırlanması her iki yol haritasının ortak paydaları arasında. Uluslararası rekabete hazırlık ve iş birliklerinin geliştirilmesi de yeni yol haritası kapsamında. Girişimcilik, sanayinin dönüşümü her iki yol haritasında yer alırken, ikinci 5 yıllık süreçte kamu alımları da devreye sokulacak bir politika aracı olarak plan unsurları arasında olacak.</p>
<p>2030’a kadar 10 milyar dolarlık yatırım gerekli Türkiye’nin inşa etmesi gereken hesaplama altyapısı da muazzam seviyede. Bugün Türkiye yaklaşık 250 megavat seviyesinde veri merkezi altyapısına sahip. 2030’a gelindiğinde bu kapasitenin 1 gigavat seviyesine çıkması öngörülüyor. Bu çerçevede yaklaşık 10 milyar dolarlık bir yatırımın önümüzdeki 4-5 yıl içerisinde yapılması gerekiyor. Bu amaçla teşvik sisteminde değişiklikler öngörülüyor. Türkiye’nin teknoloji, AR-GE ekosisteminin, akademisinin yapay zekâ altyapılarına erişebilmesi gerekiyor. Halihazırda MareNostrum5 ve Euro- HPC girişimi üzerinden altyapılara erişim yeni yeni başladı. Yapay zekâ teknolojilerinin ürün ya da çözümlere dönüştürülmesine katkı sağlamayı ve Türkiye Yapay Zekâ Ekosistemini harekete geçirmeyi amaçlayan Yapay Zekâ Ekosistem Çağrısı, 2022 yılından bu yana her yıl düzenli olarak açılıyor. Yapay Zeka Ekosistem çağrılarında son 3 yılda 41 proje 215.5 milyon TL ile desteklendi. TÜBİTAK Bu program kapsamında beş öncelikli alandaki yatırımları destekliyor. Bu öncelikli alanlar; Akıllı Üretim Sistemleri, Akıllı Tarım, Gıda ve Hayvancılık, Finans Teknolojileri, İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlik, Akıllı Eğitim Teknolojileri olarak sıralanıyor.</p>
<p>AB normlarında Türk Yapay Zekâ Kanunu hazırlanması. Türk Yapay Zeka Kurum Başkanlığı, Yapay Zekâ Etik Kurulu, Türkiye Veri Kurumu, Üst Düzey Yapay Zekâ İstişare Platformu, Finansal YZ Etki İzleme Birimi, Yapay Zekâ Süper Bilgisayar Merkezler gibi yapılar kurulmasını öneren raporda bir dizi teşvik önerisi de yer alıyor:</p>
<p>Kamu-özel ortaklığıyla, birbirini yedekleyerek kesintisiz hizmet verecek büyük ölçekli yerel veri merkezlerinin kurulması. Veri Merkezi Organize Sanayi Bölgesi oluşturulması. Bunun için yer tahsisi, enerji ve internet altyapısı gibi ortak gereksinimlerin bütüncül bir planlama çerçevesinde hayata geçirilmesi.</p>
<p>KOBİ’ler, girişimciler ve teknoloji geliştirme kapasitesi yüksek grupların YZ araçlarına erişimini kolaylaştırıcı yatırım, hibe, teşvik ve düşük faizli kredi programları ile vergi indirim ve/veya muafiyetlerinin hayata geçirilmesi.</p>
<p>Orta ve büyük ölçekli YZ girişimlerinin büyümesini sağlayacak risk sermayesi fonları, melek yatırımcı ağları ve teknoloji yatırım bankası gibi yeni finansman mekanizmalarının oluşturulması, kamu özel sektör ortaklıklarının ve rekabet öncesi iş birliğinin teşvik edilmesi, yerli girişimlerin küresel pazara açılması için destek mekanizmalarının geliştirilmesi.</p>
<p>Kamu kurumlarında ve kritik sektörlerde kullanılmak üzere açık ve güvenilir, Türkçe kaynaklı büyük dil modelleri geliştirilmesi gibi yüksek etkili projeler için özel teşvik çağrıları yapılması.</p>
<p><strong>Türkiye’ye özgü bir model oluşturmak istiyoruz </strong></p>
<p>TBMM Yapay Zekâ Komisyonu Başkanı Fatih Dönmez, komisyonun 900 sayfalık raporunu tamamladığını; 120 uzmanla görüşerek görüş topladıktan sonra yol haritasında yer verilmesi için 10 başlık altında 100 öneri getirdiklerini açıklamıştı. Bu şekliyle TBMM’nin ‘yapay zekâ’ konusunda inisiyatif alması da farklı ve önemli. Dünyada ABD gibi fazlasıyla liberal, AB gibi sert kuralcı, Çin gibi devletçi ve merkeziyetçi sistemlerin olduğuna dikkat çeken Fatih Dönmez: “Bizim toplumumuza, sanayimize uygun, Türkiye’ye özgü bir yapay zekâ modeli oluşturmak istiyoruz.” değerlendirmesi ile ‘esnek bir model’ peşinde olduklarını anlatmıştı.</p>
<p><strong>Hızla gelişecek bir alan </strong></p>
<p>Türkiye’de 1000 kadar firmanın yapay zekâ konusunda çalıştığını anlatan Fatih Dönmez hazırlıkları ile ilgili olarak: “Yürütme tarafı var. Yasama organı olarak bizim çalışmamız gereken konular var. Sanayi tarafında yapılması gerekenler var. Aynı şekilde üniversiteler, kullanıcılar... Yapay zekâ hızla gelişerek ofis programları gibi herkesin kullanımına açılacak. Sanayide, üniversitelerde ”Bu işin acaba neresinde olabiliriz?” diye soruyorlar. Kesinlikle hangi meslekle ilgileniyorsanız ilgilenin, muhakkak yapay zekânın o alana dokunuşlarını, o alanla kesiştiği noktaları öğrenmekte fayda var düşüncesindeyiz.” şeklinde konuşan Fatih Dönmez’e göre TBMM Komisyonu’nun görevini sürdürmesi gerekli. Çünkü bu teknolojinin kurulması, koordinasyonu, geliştirilmesi çok yönlü çabalar gerektiriyor. Dönmez’in yapay zekâ sürecine ilişkin değerlendirmelerinden bazıları şöyle:</p>
<p><strong>Kişilerin mahremiyeti korunmalı </strong></p>
<p>“Bu teknoloji çok standart bir teknoloji değil. Belli kuralları koymak gerekir. Ama çok sıkı, katı kurallar teknolojinin daha bu ilk gelişme evrelerinde, teknolojinin gelişmesine engel olabilir. O açıdan esnek, belli riskleri önceden öngörmüş, tedbir alan bir kurallar setinin olmasından yanayız. Tabii bu verilerin kişilere başkalarına açılması konusu da biliyorsunuz tartışmalı anlardan birisi. Ama bu verileri anonimleştirip yani kişisel veri biliyorsunuz kanunlarımız da yasaklıyor, paylaşamıyoruz. Bu çerçevede TBMM’nin çıkaracağı mevzuatla kırmızı çizgileri baştan belirlemesi ve kişilerin mahremiyetinin korunmasına yönelik etik kriterleri oluşturması gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/super-bilgisayarlar-reel-sektore-de-acilacak-81849</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Süper bilgisayarlar reel sektöre de açılacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gebkim-modeli-egitim-ile-sanayiyi-ayni-hedefte-bulusturuyor-81847</guid>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GEBKİM Modeli, eğitim ile sanayiyi aynı hedefte buluşturuyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Türkiye’nin ilk kimya ihtisas OSB’si olarak alanında güçlü kimya üreticilerine ev sahipliği yapan GEBKİM OSB ve GEBKİM Vakfı tarafından hayata geçirilen GEBKİM Modeli tanıtıldı.</p>
<p>Sanayi, eğitim ve vakıf iş birliğinin güçlü bir örneği olarak öne çıkan model kapsamında, GEBKİM Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nin hayata geçirdiği dönüşüm süreci, öğrencileri doğrudan sahaya hazırlayan uygulamalarıyla dikkat çekiyor. İstihdam odaklı projeler ve eğitim-sanayi entegrasyonuna dayalı yaklaşım sayesinde öğrenciler, son sınıfta haftanın üç gününü organize sanayi bölgesindeki firmalarda uzun dönem staj yaparak, mezun olmadan önce üretim süreçlerinden laboratuvar uygulamalarına, iş sağlığı ve güvenliği kültüründen çalışma disiplinine kadar sanayinin ihtiyaç duyduğu bilgi ve deneyimi sahada kazanacak. GEBKİM tarafından geliştirilen GEB-LINK platformu ile mezunlar ve sanayi kuruluşları aynı dijital ağda bir araya getirilirken, insan kaynakları süreçlerinin daha hızlı, verimli ve etkin şekilde yönetilmesi amaçlanıyor.</p>
<h2>“Üretime katkı sunan gençlerimizi görmek bize gurur veriyor”</h2>
<p> Sanayi bölgesinin içerisinde başlayan eğitim yolculuğunun bugün Türkiye'ye örnek gösterilen bir modele dönüştüğünü söyleyen GEBKİM OSB Yönetim Kurulu Başkanı Vefa İbrahim Aracı, “Burası taşlık, dağlık bir yerdi. Fabrikaları kurduk, altyapılarımızı oluşturduk. Ama bence burada yaptığımız en değerli iş eğitime verdiğimiz katkı oldu. İyi ki bu okulu yapmışız. Bu okuldan mezun olup bugün organize sanayi bölgemizde çalışan, üretime katkı sunan gençlerimizi görmek bize gurur veriyor . GEBKİM Modeli sürdürülebilir şekilde büyümeye devam edecek” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kocaeli İl Milli Eğitim Müdürü Emrullah Aydın, Meslek liselerine yönelik önyargıların kırılması gerek. İnsanları zorlayarak değil, ilgi ve yeteneklerine göre mesleklerle buluşturmalıyız. Türkiye'de mesleki eğitim oranı yüzde 36 seviyesinde, bu oran Kocaeli'de yüzde 47'ye, Dilovası'nda ise yüzde 67'ye ulaştı. Mesleki eğitimde bir öncülük olacaksa bunun liderliğini Kocaeli yapmalıdır" diye konuştu.</p>
<h2> “Sanayi artık daha nitelikli iş gücüne ihtiyaç duyuyor”</h2>
<p>GEBKİM Modeli'nin Türkiye genelinde yaygınlaştırılması gereken bir örnek olduğunu vurgulayan Kocaeli Vali Yardımcısı Ertuğrul Şevket Aksoy, "İstihdam demek iş demek, aş demek, gelir demek, mutluluk demektir. Bir toplumun istihdam düzeyi arttıkça huzuru ve refahı da artar. Kocaeli'de bugün iş arayan 63 bin kişi bulunurken, sanayimizin 33 bin kişilik personel ihtiyacı var. Bu tablo bize eğitim ile istihdam arasındaki bağın ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Sanayi artık daha nitelikli iş gücüne ihtiyaç duyuyor. Kaliteli ve verimli üretim yapamazsanız küresel rekabette geri kalırsınız. Bunun yolu da eğitim ile sanayiyi aynı hedefte buluşturmaktan geçiyor" şeklinde konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gebkim-modeli-egitim-ile-sanayiyi-ayni-hedefte-bulusturuyor-81847</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/4/7/1280x720/gebkim-modeli-egitim-ile-sanayiyi-ayni-hedefte-bulusturuyor-1782367281.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ GEBKİM OSB ve GEBKİM Vakfı tarafından hayata geçirilen GEBKİM Modeli tanıtıldı. Mesleki eğitimi üretimle buluşturan model kapsamında öğrenciler, organize sanayi bölgesindeki firmalarda uzun dönem staj yaparak iş hayatına hazırlanırken, yetkililer modelin nitelikli iş gücü ihtiyacına çözüm sunduğunu ve Türkiye’ye örnek olduğunu vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ucak-parcalarindan-25-yila-ozel-kart-81843</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 23:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uçak parçalarından 25. yıla özel kart</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Garanti BBVA ve Türk Hava Yolları, Miles&amp;Smiles Garanti BBVA Diamond Limited Edition kredi kartını tanıttı. Türk Hava Yolları filosunda aktif olarak görev yapan Airbus A321neo (TCLTL) uçağından alınan gerçek bir parçadan üretilen kart, havacılık ve ödeme sistemleri dünyasını buluşturuyor. Garanti BBVA’nın kuruluş yılı olan 1946 ile Türk Hava Yolları’nın kuruluş yılı olan 1933’ün toplamından ilham alınarak yalnızca 3.879 adet üretilen Miles&amp; Smiles Garanti BBVA Diamond Limited Edition özel tasarımıyla müşterilere sunuluyor. Kart, gökyüzünde binlerce saat uçuş gerçekleştiren bir uçağın parçasını taşıyor.</p>
<p>Garanti BBVA Genel Müdürü Mahmut Akten, değerlendirmesinde şu açıklamalarda bulundu: “25 yıl önce başlayan Miles&amp;Smiles hikâyesi, seyahat ve ödeme deneyimini bir araya getiren yenilikçi bir fikirle başladı. Bugün ise bu fikrin ne kadar güçlü bir ekosisteme dönüştüğünü görüyoruz. Garanti BBVA Miles&amp;Smiles ailesi bugün 675 bin müşteriye ulaştı. Kart portföyümüz 1 milyon 300 bin adedin üzerine çıktı ve son beş yılda yaklaşık yüzde 80 büyüdü. Sadece geçtiğimiz yıl yaklaşık 475 milyar TL işlem hacmine ulaştık. Bugüne kadar müşterilerimize 178 milyarın üzerinde Mil kazandırdık. Bu rakamlar bizim için yalnızca büyüklüğü değil, müşterilerimizin hayatlarında nasıl bir yer edindiğimizi de gösteriyor. Bu kartın bizim için en anlamlı tarafı ise geçmiş ile geleceği bir araya getirmesi. Gökyüzünde binlerce saat uçmuş, binlerce yolcunun hikâyesine eşlik etmiş bir uçağın parçası, şimdi yeni hikâyelerin parçası olmaya devam edecek” dedi.</p>
<h2>Miles&amp;Smiles’ta köklü değişiklik </h2>
<p>Türk Hava Yolları Genel Müdürü Ahmet Olmuştur ise, “Garanti BBVA ile 25 yıldır sürdürdüğümüz iş birliği, milyonlarca misafirimizin seyahat deneyimine değer katan güçlü bir ekosisteme dönüştü. Miles&amp;Smiles Garanti BBVA Diamond Limited Edition kredi kartı, bu köklü ortaklığın yenilikçi yaklaşımını yansıtan anlamlı bir çalışma olmasının yanı sıra, filomuzun bir parçasını yeni hikâyelerin parçası haline getiriyor. Önümüzdeki dönemde de misafirlerimize ayrıcalıklı deneyimler sunmak için iş birliğimizi güçlendirmeyi sürdüreceğiz” dedi. Olmuştur,- Miles&amp;Smiles ile ilgili köklü bir değişiklik yapacaklarını da ifade etti.</p>
<p>Kartın üretiminde kullanılan ve Türk Hava Yolları filosunda aktif olarak görev yapmaya devam eden Airbus A321neo (TC-LTL), bugüne kadar 11.142 saatin üzerinde uçuş gerçekleştirdi ve 3.685 kez kalkış-iniş yaptı. Farklı coğrafyalar arasında binlerce yolculuğa eşlik eden uçak, Miles&amp;Smiles Garanti BBVA Diamond Limited Edition kredi kartına dönüşerek hikâyesini şimdi yeni yolculuklarda yaşamaya devam edecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ucak-parcalarindan-25-yila-ozel-kart-81843</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/4/3/1280x720/346-1782365733.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Garanti BBVA ve Türk Hava Yolları, 25 yıllık iş birlikleri kapsamında, aktif hizmet veren bir Airbus A321neo uçağının bakım sırasında değiştirilen parçasından üretilen sınırlı sayıda bir kredi kartı tanıttı. Kart, Türkiye’de uçak parçası kullanılarak üretilen ilk kredi kartı olma özelliği taşıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/arcelik-dunyanin-en-surdurulebilir-sirketleri-listesinde-81808</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 16:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Arçelik &#039;Dünyanın En Sürdürülebilir Şirketleri&#039; listesinde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Arçelik'in, sürdürülebilirlik alanındaki performansı nedeniyle listelerde üst sıralarda yer almaya devam ettiği bildirildi.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre, TIME dergisinin Statista iş birliğinde üçüncüsünü yayımladığı "Dünyanın En Sürdürülebilir Şirketleri" listesinde bu yıl 89'uncu olarak sıralanan Arçelik, endekste sektörünün lideri konumunda bulunurken, Türkiye'den listeye giren şirketler arasında da yerini korudu.</p>
<p>Söz konusu liste, 43 ülkeden 5 bin 800'ü aşkın şirketin karbon emisyonu, sürdürülebilirlik hedef ve girişimlerine bağlılık, iş güvenliği, çalışan devir hızı, cinsiyet ücret farkı, yönetim kurulunda kadın oranı ve uluslararası raporlama standartlarına uyum gibi sürdürülebilirlik yönetimi ve şeffaflığına ilişkin 20'den fazla temel performans göstergesine göre 4 aşamalı bir süreçle değerlendirilmesiyle oluşturuldu.</p>
<p>Endeks, şirketleri Karbon Saydamlık Projesi (CDP) puanları, Bilim Temelli Hedefler Girişimi (SBTi) onaylı yakın ve uzun vadeli hedefleri, Dow Jones Sürdürülebilirlik Endeksi, Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi (UN Global Compact), S&amp;P Global Sürdürülebilirlik Yıllığı, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) Race to Zero ve MSCI ESG sıralamaları ile Küresel Raporlama Girişimi (GRI), Sürdürülebilirlik Muhasebesi Standartları Kurulu (SASB), İklimle İlgili Finansal Açıklamalar Görev Gücü (TCFD) ve Avrupa Sürdürülebilirlik Raporlaması Standartları (ESRS) raporlama standartlarına uyum gibi göstergeleri de göz önüne alarak değerlendirdi. Listede, sürdürülebilir bir gelecek için çalışmalarıyla öne çıkan 750 şirket sıralandı.</p>
<p>Arçelik, 2025 S&amp;P Global Kurumsal Sürdürülebilirlik Değerlendirmesinde 100 üzerinden 86 puan alarak yedinci kez üst üste DHP Dayanıklı Ev Aletleri Sektöründe en yüksek skoru elde eden şirket oldu.</p>
<p>Corporate Knights'ın yayımladığı "Global 100 - Dünyanın En Sürdürülebilir Şirketleri" listesine art arda altıncı kez girme başarısını gösteren Arçelik'in, dünya genelinde 45'inci, sektöründe ve Türkiye'de birinci sırada yer aldığı belirtildi. Ayrıca, Corporate Knights'ın hazırladığı "Clean200" listesine dördüncü kez giren şirket, "2026 Europe 50" listesinde de yer buldu. Arçelik, Real Leaders'ın "2025 Top Impact Companies" listesinde de birinci sırada konumlandı.</p>
<p>Şirket, 2026'da CDP tarafından hem iklim değişikliği hem de su güvenliği alanlarında art arda ikinci kez "A" notu aldı. Londra Borsası Grubu (LSEG) çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) performansı ile BIST Sürdürülebilirlik ve BIST Sürdürülebilirlik 25 endekslerinde yer alan şirket, çevre, çalışan-insan hakları ve sürdürülebilir tedarik alanlarında göstermiş olduğu performansla 2025 EcoVadis Sürdürülebilirlik Değerlendirmesinde 82 puan alarak, değerlendirilen şirketler arasında yüzde 3'lük dilime girdi ve Altın EcoVadis madalyası ile ödüllendirildi.</p>
<p><strong>"Sürdürülebilirlik küresel rekabet gücümüzün ayrılmaz parçası"</strong></p>
<p>Arçelik CEO'su Can Dinçer, sürdürülebilirliği, raporlama gerekliliklerinin ötesinde, şirketin uzun vadeli değer yaratma yaklaşımının temel unsurlarından biri olarak ele aldıklarını ve küresel rekabet güçlerinin ayrılmaz parçası olarak konumlandırdıklarını belirtti.</p>
<p>Değişen koşulların şirketlerin önceliklerini yeniden şekillendirirken, sürdürülebilirliği tüm değer zincirlerini merkezinde tutmaya devam ettiklerini aktaran Dinçer, şunları kaydetti:</p>
<p>"Ürün geliştirmeden üretime, tedarik zincirinden satış sonrası hizmetlere kadar her alanda kaynakları daha verimli kullanan, teknolojiden güç alan, çevik bir yapı inşa ediyoruz. SBTi tarafından onaylı yakın vadeli hedeflerimiz ve net sıfır yol haritamız doğrultusunda, bu yaklaşımımızı ölçülebilir hedefler ve somut uygulamalarla destekliyoruz. Attığımız adımların TIME ve Statista gibi saygın kurumlar tarafından bir kez daha takdir edilmesi, bizim için büyük bir gurur. 'Dünyanın En Sürdürülebilir Şirketleri' listesinde üst üste üçüncü kez yer almak, sektörümüzdeki liderliğimizi ve Türkiye'den listeye giren şirketler arasındaki birinciliğimizi korumak, sürdürülebilirliği iş modelimizin merkezinde konumlayan uzun vadeli yaklaşımımızın uluslararası ölçekte güçlü bir karşılık bulduğunu teyit ediyor."</p>
<p>Dinçer, söz konusu başarının arkasında dünyanın dört bir yanında aynı vizyonla çalışan ekiplerinin emeği ve kararlılığının olduğunu, 2050 net sıfır emisyon hedeflerine doğru ilerlerken kaynakları daha verimli kullanan, teknolojiden güç alan ve insanı merkeze alan dönüşümü, tüm değer zincirlerinde yaygınlaştırmaya devam edeceklerini ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/arcelik-dunyanin-en-surdurulebilir-sirketleri-listesinde-81808</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/can-dincer.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Arçelik CEO&#039;su Can Dinçer, &quot;Attığımız adımların TIME ve Statista gibi saygın kurumlar tarafından bir kez daha takdir edilmesi, bizim için büyük bir gurur. &#039;Dünyanın En Sürdürülebilir Şirketleri&#039; listesinde üst üste üçüncü kez yer almak, sektörümüzdeki liderliğimizi ve Türkiye&#039;den listeye giren şirketler arasındaki birinciliğimizi korumak, sürdürülebilirliği iş modelimizin merkezinde konumlayan uzun vadeli yaklaşımımızın uluslararası ölçekte güçlü bir karşılık bulduğunu teyit ediyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tuik-turkiyeye-goc-2025te-yuzde-252-artti-81804</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 16:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜİK: Türkiye&#039;ye göç 2025&#039;te yüzde 25,2 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılına ait "uluslararası göç istatistikleri"ni paylaştı. </p>
<p>Buna göre, Türkiye'ye göç edenlerin sayısı 2025'te bir önceki yıla göre yüzde 25,2 artarak 393 bin 829 kişi oldu. Bunların yüzde 56,6'sını erkekler, yüzde 43,4'ünü ise kadınlar oluşturdu. Türkiye'ye yurt dışından gelen nüfusun 91 bin 952'sini Türk vatandaşları, 301 bin 877'sini ise yabancı uyruklu nüfus olarak belirlendi.</p>
<p>Türkiye'den yurt dışına göç eden kişi sayısı ise geçen yıl 2024'e göre yüzde 5 azalarak, 403 bin 216 olarak kayıtlara geçti. Bu nüfusun yüzde 55,3'ünü erkekler, yüzde 44,7'sini ise kadınlardan oluştu. Türkiye'den yurt dışına giden nüfusun 155 bin 119'unu Türk vatandaşları, 248 bin 97'sini ise yabancı uyruklu olduğu görüldü.</p>
<p>Türkiye'ye 2025'te göç edenler yaş grubuna göre incelendiğinde, ilk sırada yüzde 16,3 ile 20-24 yaş grubunda olduğu görüldü. Bu yaş grubunu yüzde 13,7 ile 25-29 ve yüzde 11,5 ile 30-34 yaş grubu izledi.</p>
<p>Türkiye'den göç eden nüfusun yaş gruplarına bakıldığında, en fazla göç edenlerin yüzde 14,3 ile 25-29 yaş grubunda olduğu görüldü. Bu yaş grubunu yüzde 12,5 ile 20-24 ve yüzde 12 ile 30-34 yaş grubu takip etti.</p>
<p><strong>En fazla göç İstanbul'a</strong></p>
<p>Türkiye'ye 2025 yılında göç edenlerin illere göre dağılımı incelendiğinde, yüzde 42,2 ile en fazla göç alan ilin İstanbul olduğu görüldü. İstanbul'u yüzde 9,1 ile Antalya, yüzde 6,7 ile Ankara, yüzde 3,1 ile İzmir ve yüzde 2,9 ile Bursa takip etti.</p>
<p>Türkiye'den göç eden nüfusun illere göre dağılımına bakıldığında ise yüzde 35,4 ile İstanbul en fazla göç veren il olarak kayıtlara geçti. İstanbul'u yüzde 8,7 ile Ankara, yüzde 6,5 ile Antalya, yüzde 4,3 ile Mersin ve yüzde 3,7 ile İzmir izledi.</p>
<p><strong>En çok Türkmenistan'dan</strong></p>
<p>Ülkeye 2025'te gelen yabancı uyruklu nüfus içinde ilk sırayı, yüzde 23,4 ile Türkmenistan vatandaşları aldı. Bu ülkeyi yüzde 8,3 ile Azerbaycan, yüzde 6,9 ile Özbekistan, yüzde 6,1 ile Mısır ve yüzde 5,8 ile Afganistan vatandaşları takip etti.</p>
<p>Türkiye'den göç eden yabancı uyruklu nüfus içinde ilk sırayı yüzde 15,7 ile Irak vatandaşları aldı. Bunu yüzde 11,2 ile Afganistan, yüzde 7,6 ile Rusya Federasyonu, yüzde 6,3 ile İran ve yüzde 5,7 ile Türkmenistan vatandaşları izledi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tuik-turkiyeye-goc-2025te-yuzde-252-artti-81804</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/9/9/1280x720/nufus-kalabalik-1751662872.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in 2025 verilerine göre Türkiye&#039;ye göç edenlerin sayısı yüzde 25,2 artışla 393 bin 829 kişi oldu. Türkiye&#039;den yurt dışına göç eden kişi sayısı ise yüzde 5 azalarak 403 bin 216 olarak kayıtlara geçti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kimsayal-ara-urunde-gumruk-uyarisi-81801</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 16:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kimsayal ara üründe gümrük uyarısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Yerli sanayici, başta savunma sanayii olmak üzere bir çok alanda kullanılan, boya ve plastik matserbatch endüstrisinin can damarı olan pigment ve esanslarla ilgili tedarik sıkıntısı yaşamaya başladı. Avrupa ülkelerinin, Uzak Doğu’dan bu ürünleri serbest ticaret anlaşmalarıyla gümrüksüz çekerken, Türkiye’de uygulanan ek vergiler nedeniyle zorlanmaya başladıklarını kaydeden Mec Chemical Yönetim Kurulu Başkanı Murat Beyazlı, “Bu tür kimyasal ara ürünler, Türkiye’nin üretim ekosistemi için hayati bir stratejik öneme sahip” dedi. </p>
<p><strong>“Maliyet avantajı Avrupa’nın eline teslim ediliyor”</strong></p>
<p>Plastik masterbatch ve boya endüstrilerinde yoğun olarak kullanılan, nihai ürünün kalitesini doğrudan belirleyen boyar maddeler, endüstriyel pigmentler ve esanslı ürünlerin büyük çoğunluğunun ülkemizde üretilemediğini kaydeden Beyazlı, şu ifadeleri kullandı: “İthalata mahkum olan sektör, bir de küresel ticaret savaşlarının gölgesinde dezavantajlı konuma düşüyor. Avrupa Birliği ülkeleri, üretim maliyetlerini düşürmek için ihtiyaç duydukları bu kritik ara ürünleri Hindistan gibi Uzak Doğu ülkelerinden, Serbest Ticaret Anlaşmaları (STA) sayesinde gümrüksüz veya çok düşük vergilerle tedarik edebiliyor. Avrupa’nın Uzak Doğu ile bu entegrasyonu sağladığı bir dönemde, ülkemizde aynı ürünlerin Uzak Doğu'dan getirilmesi ek gümrük vergilerine tabi tutuluyor. Bu durum, nihai ürünü ihraç edecek olan Türk sanayicisinin maliyet avantajını doğrudan Avrupa'nın eline teslim ediyor.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kimsayal-ara-urunde-gumruk-uyarisi-81801</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/0/1/1280x720/murat-beyazli-1782306910.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye kimya sanayiinde son yıllardaki üretimi artırmaya devam ederken, stratejik ara üründe tedarik tehlikesi ortaya çıktı. Mec Chemical Yönetim Kurulu Başkanı Murat Beyazlı, ithalata bağımlı olunan pigment ve esanslarla ilgili uygulanan ek vergilerin, yerli üreticinin rekabet gücünü zora soktuğunu söyledi.  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/made-in-eu-yaklasimi-gumruk-birligi-ile-celisiyor-81798</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 15:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Made in EU’ yaklaşımı Gümrük Birliği ile çelişiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Küresel tedarik zinciri ABD-İran arasındaki anlaşma ile rahat bir nefes almış durumda. İran ile ilgili gelişmeler küresel petrol arzını etkilediği için üretim, taşıma ve girdi maliyetlerine doğrudan yansıyor ve Hürmüz Boğazı’nın işlerliğiyle bu maliyetlerin yavaş yavaş eski haline dönmesi bekleniyor. Ancak, İran’ın bu anlaşmayla küresel ticarete entegre olma ve tedarik zincirlerinde yerini alma şansını yakalama durumu asıl önemli konu olarak öne çıkıyor. Orta koridor gibi ticaret yollarının geçiş üzerinde olması, çok ciddi bir nüfusa ve üretim hacmine sahip olması gibi nedenlerle bu anlaşma, yakın coğrafyamızda yeni ekonomik gelişimin de ufkunu açabilir.</p>
<p>Ülkemizi ilgilendiren diğer bir konu ise Avrupa Birliği’nde (AB) yaşanıyor. Gümrük Birliği ile 30 yıla yaklaşan bir yatırım ve ticaret entegrasyonun içindeyiz; üretim yapımız, tedarik zincirlerimiz ve pazarlama stratejilerimiz AB regülasyonlarıyla iç içe geçmiş durumda. Bu nedenle, AB’nin açıkladığı Sanayi Hızlanma Yasası (Industrial Accelerator Act-IAA) bizi doğrudan ilgilendiriyor.</p>
<p><strong>Made in EU ne ifade ediyor?</strong></p>
<p>Avrupa son 20 yılda sanayi üretiminde ciddi bir gerileme yaşıyor. AB imalatının GSYH içindeki payı 2000’de %17,4 iken 2024’te %14,3’e düşmüş durumda. Enerji fiyatları, küresel rekabet, Asya kaynaklı arz fazlaları ve stratejik bağımlılıklar, AB’yi sanayiyi yeniden merkezileştiren bir politika setine yönlendiriyor. Bu noktada Çin ciddi bir tehdit olarak tekrar karşımıza çıkıyor. Bu bağlamda sanayiyi dönüştürme anlamındaki yasal düzenleme ile iki konuya odaklanılıyor.</p>
<p>Bu düzenlemelerden biri, düşük karbonlu ürünlerde zorunlu dönüşüm. Çelik, çimento, alüminyum gibi enerji yoğun ürünlerde AB, kamu alımlarında düşük karbonlu ürün şartı getiriyor. Aynı zamanda, net-sıfır teknoloji ürünlerinde (batarya, güneş paneli, rüzgâr türbini, ısı pompası) belirli oranlarda <strong>“Made in EU”</strong>, yani AB menşelilik zorunluluğu devreye alıyor. Bunun asıl amacının kritik alanlardaki üretimi AB sınırları içinde toplama çabası olduğu görülüyor.</p>
<p>Özellikle Gümrük Birliğinden temin edilen girdilerin Made in EU hesaplamasına dahil edilmesi oldukça önem taşıyor. Bu bağlamda, AB içerisindeki üretimin artmasının daha fazla girdi ihtiyacı doğuracağını ve dolayısıyla ihracatımızı daha da artıracağını belirtebiliriz. Özellikle otomotiv yan sanayinin bu açıdan bir avantajı elde ettiği ya da mevcut avantajı koruduğu söylenebilir. Bu durum, bu alandaki entegrasyonu daha da artırabilir.</p>
<p>Diğer konu ise yatırımlar için yeni kurallar getirilmesi. Teknoloji transferi ve yerli istihdam sağlayan yatırımlar önceliklendiriyor ve bu alanda yapılan yatırımlarda AB’de üretim yapma zorunluluğu, AB iş gücünün istihdam edilmesi gibi koşullar aranmaya başlanıyor.</p>
<p><strong>Made in Europe ülkemizi nasıl etkiliyor?</strong></p>
<p>Burada bir yanlış anlaşılmayı da düzeltmekte yarar var. Düzenleme ülkemizde üretilen ürünleri “Made in Europe” kapsamına alındığına ilişkin bir bilgi içermiyor. Örneğin, ülkemizde üretilen araçlar “Made in Türkiye” olacak ve bu yasal düzenleme kapsamında AB menşeli olarak değerlendirilmeyecek. Otomotiv gibi birçok sanayi sektöründe kamu alımları ve üretime yönelik verilecek teşvikler açısından AB’de üretilen sanayi ürünlerinde dezavantajlı olacağız. Bu nedenle, ülkemize AB şirketlerinin ya da AB pazarını düşünerek yatırım yapacak şirketlerin ülkemizde yeni yatırım yapma ihtimalleri de azalıyor.</p>
<p>Ayrıca, AB’de üretim yapma zorunluluğu ve üretimlerin bu kapsamda desteklenmesi orta ve uzun vadede ülkemize yeni yatırım çekme konusunda bir problem olarak karşımıza çıkabilir ve AB’nin üretim ve yatırım üssü olan pozisyonumuz bu düzenleme nedeniyle tehdit altında olabilir. Çin merkezli bir otomotiv şirketi örneğinde olduğu gibi yatırım kararlarındaki istenmeyen durumlar daha da artabilir.</p>
<p>Gümrük Birliğinin ileri düzey bir pazara giriş anlaşması olarak kurgulanması nedeniyle bu yaklaşım Gümrük Birliği ile tamamen çelişiyor. Sanayi ve işlenmiş tarım ürünleri açısından serbest dolaşım statüsünü kazanan her ürün her iki pazarda serbest dolaşımda olabiliyor. Her iki pazarda bu sektörlerde yatırım yapmanın bir farkı bulunmuyor. Bu nedenle, birçok AB’li şirket ülkemizde yatırım yapmıyor ve üretilen ürünleri de AB pazarında serbestçe dolaştırabiliyor.  Ancak “Made in EU” olan ürünlerin AB’de bir ayrıcalığa sahip olması nedeniyle son düzenleme  sonrasında AB’de üretilen ürün ile ülkemizde üretilen ürünler açısından ciddi bir fark oluşuyor. Bu yaklaşım da Gümrük Birliği ile oluşturulan ortak pazar kavramına zarar veriyor.</p>
<p>Türkiye’de üretilen otomobiller AB’ye gümrüksüz girebilse de bu durum, araçların AB’deki şirket aracı vergi avantajlarından ve filo teşviklerinden otomatik olarak yararlanacağı anlamına gelmeyebilir çünkü Gümrük Birliği malların ticaretini kolaylaştırırken, AB’nin sanayi politikası teşviklerine eşit erişim sağlamıyor.</p>
<p><strong>Ne yapılmalı?</strong></p>
<p>AB uzun süredir bir sanayi dönüşümü içinde; bundan sonra da olmalıdır ya da olacaktır. Yerli üretimi ve bu alandaki teşvikleri artırmaya yönelik yasal düzenlemeler yapılıyor ve maalesef Gümrük Birliğimizin olması bu yaklaşım için yeterli olmuyor. AB tarafından mevcut Gümrük Birliği yeni nesil serbest ticaret anlaşmalarının gerisinde kalıyor ve yeşil sanayi teşvikleri, kamu alımları, şirket aracı vergi avantajları, yerli içerik koşulları, batarya ve kritik teknoloji politikaları gibi alanlarda Türkiye’ye otomatik hak tanımıyor. Öncelikle, Gümrük Birliği yaklaşımının gözden geçirilmesi ve modernizasyon değil AB sanayi dönüşümüne entegrasyonun veya dönüşümünün bir parçası olarak bir kez daha ele alınması gerekiyor.</p>
<p>Ülkemizin öncelikli olarak nihai düzenlemede “güvenilir ortak” veya “eşdeğer ülke” statüsünde olduğunu AB’ye tekrar hatırlatması gerekiyor. Bunun için AB’ye Türkiye’nin otomotiv gibi birçok sektörde AB değer zincirinin entegre bir parçası olduğunu sık sık hatırlatmamız gerekiyor. Aksi durumda AB’li şirketlerin üretimlerinin artması sonucunda Türkiye’den AB’ye ihraç ettiğimiz ürünler olumsuz etkilenebilir. Ek olarak bu yaklaşım, AB pazarı için AB’li şirketler tarafından ülkemizde üretim yapan şirketlerin faaliyetlerini de olumsuz etkileyebilir.</p>
<p>Bu noktada, Ticaret Bakanlığımızın koordinasyonuyla STK’lar ile bir araya gelerek ortak bir strateji geliştirmek ve bu süreçte AB’nin de olumsuz etkilenebileceğini ortaya koymamız önemli olacaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/made-in-eu-yaklasimi-gumruk-birligi-ile-celisiyor-81798</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘Made in EU’ yaklaşımı Gümrük Birliği ile çelişiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bosch-rexroth-bursa-fabrikasi-ticari-muduru-bekir-hastemir-oldu-81792</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 15:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bosch Rexroth Bursa&#039;da üst düzey atama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Dünyanın önde gelen teknoloji ve servis sağlayıcılarından Bosch’un Bursa'da bulunan Bosch Rexroth fabrikasında üst düzey bir atama gerçekleştiği bildirildi.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, yaklaşık 30 yıldır Bosch Grubu bünyesinde çeşitli görevlerde bulunan Bekir Hastemir, 1 Mayıs 2026 itibarıyla Bosch Rexroth Bursa tesisinin Fabrika Ticari Müdürü oldu. </p>
<p>Bosch’ta kariyeri boyunca, Almanya, Türkiye, Çin, Güney Kore ve Romanya’da sorumluluklar üstlenen Bekir Hastemir, Almanya Kempten Uygulamalı Bilimler Üniversitesi İşletme Bölümü’nde Lojistik ağırlıklı eğitim aldı. Hastemir, kariyerine 1997 yılında Almanya'da SAP Lojistik Proje Lideri olarak başladı. 2004-2009 yılları arasında dünya çapındaki SAP yaygınlaştırma projelerinde yönetici olarak görev alan Hastemir, 2010-2013 yılları arasında Güney Kore'de Lojistik Direktörü olarak görev yaptı. 2013-2018 yılları arasında Türkiye'de, Bursa Güç Çözümleri fabrikasında Lojistik Direktörlüğü görevini yürüten Hastemir, ardından 2018-2023 yılları arasında Çin'de Lojistik ve İnovasyon Süreçlerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı olarak çalıştı. 2023 yılından itibaren Romanya'nın Cluj şehrinde aynı ünvanla görev yapan Hastemir, uluslararası alanda edindiği tecrübeyi Mayıs 2026 itibarıyla Bursa'ya taşıyor.  </p>
<p>Hastemir’in liderlik edeceği Bosch Rexroth fabrikası, 20 yıldır Bosch’un sanayi teknolojileri sektöründe faaliyet gösteriyor ve tesiste mobil hidrolik ürünler üretiliyor. Bekir Hastemir, son olarak Romanya’nın Cluj şehrinde Mobilite Elektronik alanında üretim yapan Bosch fabrikasında Planlama, Lojistik ve İnovasyondan Sorumlu Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı. Hastemir, Bursa’daki Bosch Rexroth fabrikasındaki yeni görevinde; lojistik, mali işler, insan kaynakları, iç iletişim, stratejik planlama ve süreç geliştirme fonksiyonlarının sorumluluğunu üstleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bosch-rexroth-bursa-fabrikasi-ticari-muduru-bekir-hastemir-oldu-81792</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/2/1280x720/bosch-rexroth-bursa-fabrikasi-ticari-muduru-bekir-hastemir-oldu-1782302862.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bekir Hastemir, Bosch Rexroth Bursa tesisinin Fabrika Ticari Müdürlüğüne atandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/arnik-kasap-esnafi-tukeniyor-vatandas-ete-hasret-kaliyor-81790</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 14:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Arnik: Kırmızı ette sorun sadece fiyat değil</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Eskişehir Lokantacılar ve Kasaplar Esnaf Odası Başkanı Murat Arnik, kırmızı et sektöründe yaşanan sorunların yalnızca fiyat artışlarıyla açıklanamayacağını söyledi. Arnik, üreticiden kasap esnafına, kasap esnafından tüketiciye kadar uzanan zincirin tamamında ciddi sıkıntılar yaşandığını ifade ederek, hayvancılığın stratejik bir sektör olarak ele alınması gerektiğini anlattı.</p>
<p>Üretim maliyetlerinin sürdürülemez seviyelere ulaştığını, vatandaşın alım gücündeki düşüşün ise sektördeki daralmayı daha da hızlandırdığını vurgulayan Arnik, kırmızı et piyasasında kalıcı istikrarın ancak üretimi güçlendirecek politikalarla sağlanabileceğini belirtti. Kırmızı et fiyatları nedeniyle hem tüketicinin hem de kasap esnafının zor durumda kaldığını kaydeden Arnik, tezgahlarda ürün bulunmasına rağmen satışların istenilen seviyelerde gerçekleşmediğini dile getirdi. Arnik, vatandaşın alım gücündeki gerilemenin sektöre doğrudan yansıdığını belirterek, şunları kaydetti: "Vatandaş artık kilogramla değil, gramla alışveriş yapıyor. Kasap tezgahında ürün var ancak vatandaşın cebindeki para her geçen gün daha da eriyor. Yüksek fiyatlardan en az vatandaş kadar kasap esnafı da rahatsızlık duyuyor. Çünkü yüksek fiyat, düşük satış anlamına geliyor. Kasap esnafı fiyatların sorumlusu değil, yaşanan tablonun mağdurudur. Sektörün tüm paydaşları aynı sorunların yükünü taşımaktadır."</p>
<p><strong>Üretim maliyetleri üreticiyi zorluyor</strong></p>
<p>Hayvancılık sektörünün temel sorunlarının başında artan üretim maliyetleri ile finansmana erişimde yaşanan güçlüklerin geldiğini belirten Arnik, yem, mazot, elektrik ve işçilik giderlerindeki yükselişin üreticinin üzerindeki baskıyı artırdığını ifade etti. Üreticilere yönelik kredi uygulamalarında da çeşitli sorunlar bulunduğunu savunan Arnik, "Üretici yem, mazot, elektrik ve işçilik maliyetleri altında eziliyor. Düşük faizli olarak tanıtılan hayvancılık kredileri uygulamada beklenen rahatlamayı sağlayamıyor. Kapasite raporu, ipotek işlemleri, ekspertiz ücretleri, sigorta giderleri, dosya masrafları ve çeşitli bankacılık kesintileri üreticinin karşısına ilave maliyet olarak çıkıyor. Kredi kullanımı daha üretim başlamadan ciddi bir finansman yüküne dönüşüyor. Üretime destek olması gereken sistem, maalesef üreticiyi başlangıç noktasında borç baskısıyla karşı karşıya bırakıyor" dedi.</p>
<p>Hayvan sevk ve pasaport işlemlerinde yaşanan bürokratik süreçlerin de üreticiyi zorladığını belirten Arnik, uygulamaların sahadaki ihtiyaçlarla daha uyumlu hale getirilmesi gerektiğini kaydetti. Arnik, üreticilerin zaman zaman satın aldıkları hayvanları sevk edebilmek için uzun süre beklemek zorunda kaldıklarını ifade ederek, üretimin önünü açacak düzenlemelerin hayata geçirilmesini istedi.</p>
<p><strong>"Kasap esnafının dayanacak gücü kalmadı"</strong></p>
<p>Kasap esnafının da artan işletme maliyetleri nedeniyle önemli bir mücadele verdiğini belirten Arnik, kira artışları, enerji giderleri, SGK primleri, personel maliyetleri, KDV ve stopaj yüklerinin işletmeler üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu söyledi. Esnafın ayakta kalabilmek için yoğun çaba harcadığını dile getiren Arnik, şu ifadeleri kullandı: "KDV yükü, stopaj, yüksek kira artışları, SGK primleri, personel giderleri, enerji maliyetleri ve diğer işletme giderleri esnafımızı nefessiz bırakmıştır. Bugün birçok işletme kar etmek için değil, faaliyetini sürdürebilmek için mücadele veriyor. Üretici zor durumda, vatandaşın alım gücü düşmüş durumda, esnafın ise dayanacak gücü giderek azalıyor. Sorunun kaynağı kasap tezgahları değil, üretim maliyetleri ve sistemin işleyişinde yaşanan aksaklıklardır."</p>
<p><strong>"Hayvancılık milli meseledir"</strong></p>
<p>Kırmızı et sektöründeki sorunların çözümü için üreticiyi, esnafı ve tüketiciyi birlikte koruyan politikaların uygulanması gerektiğini dile getiren Murat Arnik, yem ve mazot desteklerinin artırılması, kredi maliyetlerinin azaltılması, üretici desteklerinin zamanında ödenmesi, sevk işlemlerindeki bürokrasinin azaltılması ve küçük ölçekli işletmelere yönelik özel destek paketlerinin hazırlanması çağrısında bulundu. Et ve Süt Kurumunun piyasadaki düzenleyici rolünün güçlendirilmesi gerektiğini de ifade eden Arnik, açıklamasını şöyle tamamladı: "Hayvancılık milli bir meseledir ve sahipsiz bırakılamaz. Üretici kazanacak ki hayvancılık yaşayacak. Hayvancılık yaşayacak ki kasap ayakta kalacak. Kasap ayakta kalacak ki vatandaş uygun fiyatla ete ulaşabilecek. Bugün üreticiyi kaybedersek yarın eti de kaybederiz. Artık günü kurtaran değil, üretimi koruyan, üreticiyi, esnafı ve vatandaşı birlikte destekleyen güçlü ve kalıcı adımların atılması gerekiyor."</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/arnik-kasap-esnafi-tukeniyor-vatandas-ete-hasret-kaliyor-81790</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/0/1280x720/arnik-1782300313.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eskişehir Lokantacılar ve Kasaplar Esnaf Odası Başkanı Murat Arnik, kırmızı etteki sorunun sadece fiyat olmadığını belirterek, üreticiden kasaba, kasaptan tüketiciye kadar uzanan zincirin tamamında ciddi sıkıntılar yaşandığını vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sanko-tekstilde-ceoluk-gorevine-hasan-hakan-sahin-atandi-81785</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 12:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanko Tekstil’in yeni CEO’su Şahin oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>SANKO Holding’in tekstil sektöründeki öncü şirketi SANKO Tekstil'in üst düzey bir atamayla liderlik kadrosunu güçlendirdiği bildirildi.</p>
<p>1 Haziran 2026 tarihi itibarıyla Hasan Hakan Şahin şirketin CEO'su olarak atandı.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre uluslararası pazarlarda farklı sektörlerde üst düzey liderlik deneyimine sahip olan Şahin, lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nde tamamladıktan sonra Michigan Üniversitesi’nde MBA derecesini aldı. Profesyonel kariyerine Procter &amp; Gamble bünyesinde başlayan H. Hakan Şahin, Avrupa’da altı farklı ülkede üretim, tedarik zinciri, küresel kategori planlaması ve satış gibi kritik fonksiyonlarda 15 yıl boyunca üst düzey sorumluluklar üstlendi. Ardından Eczacıbaşı Yapı Grubu’nda Avrupa’da satın alınan şirketlerin gruba entegrasyonu ile Hindistan pazarına giriş süreçlerine liderlik etti. Daha sonra McKinsey &amp; Company’de yönetim danışmanı olarak görev alan Şahin, farklı coğrafya ve sektörlerde stratejik dönüşüm ve büyüme projelerini yönetti. 2013-2021 yılları arasında Nobel İlaç’ta Yönetim Kurulu Üyeliği ve CEO’luk görevini yürüten Şahin, son olarak Biofarma İlaç’ın CEO’luğunu üstleniyordu.</p>
<p>Açıklamada Şahin'in, SANKO Tekstil’in köklü üretim gücünü ve yenilikçi yapısını küresel pazarlarda daha da ileriye taşıyacak yeni döneme liderlik edeceği vurgulandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sanko-tekstilde-ceoluk-gorevine-hasan-hakan-sahin-atandi-81785</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/8/5/1280x720/sanko-tekstilde-ceoluk-gorevine-hasan-hakan-sahin-atandi-1782294635.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanko Tekstil’de CEO’luk görevine Hasan Hakan Şahin atandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/haziranda-hizmet-insaat-ve-perakende-ticarette-guven-artti-81803</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Haziranda hizmet, inşaat ve perakende ticarette güven arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Haziran 2026'ya ait hizmet, perakende ticaret ve inşaat güven endekslerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, mevsim etkilerinden arındırılmış güven endeksi haziranda aylık bazda hizmet sektöründe yüzde 1,4 artarak 110,5, perakende ticaret sektöründe yüzde 0,3 yükselerek 112,8 ve inşaat sektöründe yüzde 1,1 artışla 83 değerini aldı.</p>
<p>Hizmet sektöründe haziranda geçen aya kıyasla, son üç aylık dönemde iş durumu yüzde 1,1, son üç aylık dönemde hizmetlere olan talep yüzde 2,7 ve gelecek üç aylık dönemde hizmetlere olan talep beklentisi yüzde 0,3 artış gösterdi.</p>
<p>Perakende ticaret sektöründe son üç aylık dönemde iş hacmi-satışlar yüzde 0,4 ve mevcut mal stok seviyesi yüzde 2,7 yükselirken gelecek üç aylık dönemde iş hacmi-satışlar beklentisi yüzde 1,6 geriledi.</p>
<p>İnşaat sektöründe alınan kayıtlı siparişlerin mevcut düzeyi yüzde 0,2 azaldı, gelecek üç aylık dönemde toplam çalışan sayısı beklentisi yüzde 4 arttı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/haziranda-hizmet-insaat-ve-perakende-ticarette-guven-artti-81803</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/8/1280x720/ekonomi-endeks-hesap-1760684409.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in haziran verilerine göre güven endeksi, aylık bazda hizmet sektöründe yüzde 1,4, inşaat sektöründe yüzde 1,1 ve perakende ticaret sektöründe yüzde 0,3 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/arac-uygunluk-belgeleri-elektronik-ortamda-duzenlenebilecek-81781</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 11:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Araç uygunluk belgeleri elektronik ortamda düzenlenebilecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından hazırladınan "Motorlu Araçlar ve Römorkları ile Bunların Aksam, Sistem ve Ayrı Teknik Ünitelerinin Tip Onayı ve Piyasa Gözetimi ve Denetimi Hakkında Yönetmelik'te Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik", Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Değişiklikle, elektronik ortamdaki uygunluk belgesi uygulamasına ilişkin esaslar düzenlendi.</p>
<p>Buna göre, imalatçılar, belirtilen elektronik ortamdaki uygunluk belgesini Araç Sicil ve Tescil Sistemi aracılığıyla Türkiye Noterler Birliğine sunacak. İmalatçılar ile Araç Sicil ve Tescil Sistemi arasındaki veri alışverişi, ilgili kanun çerçevesinde güvence altına alınacak.</p>
<p>Elektronik ortamdaki uygunluk belgesine ilişkin veri unsurlarının temel biçimi ve yapısı, Genişletilebilir İşaretleme Dili (XML) şema yapısı ve ilkelerine göre oluşturulacak.</p>
<p>İmalatçılar tarafından uygunluk belgesi bilgileri elektronik ortamda veri olarak iletilirken güvenli bir yerel web bağlantısı ve Türkiye Noterler Birliği tarafından belirlenen standartlaştırılmış araç bilgisi formatı kullanılacak.</p>
<p>Ayrıca, 7 Temmuz'dan itibaren yazılım güncellemesi bakımından tam araçlar halinde imal edilen M ve N kategorisi araçların yönetmeliğin yazılım güncellemesi şartlarını sağlamaması halinde, bu araçların tescili, piyasaya arzı veya hizmete girmesi, O kategorisi araçların ise imali yasaklanacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/arac-uygunluk-belgeleri-elektronik-ortamda-duzenlenebilecek-81781</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/1/1280x720/otomotiv-otomobil-arac-1767341158.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan yönetmelik değişikliğiyle, motorlu araçlar ve römorkları ile bunlar için tasarlanan aksam, sistem ve ayrı teknik ünitelerin tip onayıyla ilgili uygunluk belgesi elektronik ortamda düzenlenebilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yusuf-ozturk-izmirin-onundeki-en-buyuk-engel-ulasim-81780</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 11:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yusuf Öztürk: İzmir&#039;in önündeki en büyük engel ulaşım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR</strong></p>
<p>Deniz Ticaret Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Öztürk, İzmir'in turizmden kruvaziyere, limanlardan uluslararası ulaşım ağlarına kadar birçok başlıkta önemli bir potansiyele sahip olduğunu söyledi. </p>
<p>Kentin büyümesinin önündeki en büyük engellerden birinin ulaşım yetersizliği olduğunu vurgulayan Öztürk, İzmir'e doğrudan uluslararası uçuşların artırılması gerektiğini belirtti.</p>
<p>Öztürk, kruvaziyer turizminde ise kentte oluşan ortak vizyon sayesinde yeniden yükseliş dönemine girildiğini ifade etti.</p>
<p>İzmir'in turizmdeki en büyük sorunlarından birinin ulaşım olduğunu vurgulayan Öztürk, doğrudan uçuş eksikliğinin kentin büyümesini engellediğini söyledi. Öztürk, “İzmir'den Romanya'ya gitmek için önce İstanbul'a gitmek zorunda kalıyorsunuz. İki saatlik yolu 12 saatte gidiyoruz. Yolcu yok deniliyor ama önce yolcu yaratmanız gerekiyor. Dünyanın en modern havalimanlarından birine sahibiz ancak İzmir'den yeterli uluslararası uçuş bulunmuyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p>İzmir'in kruvaziyer turizminde yeniden yükselişe geçtiğini dile getiren Öztürk, yıllardır sürdürdükleri çalışmaların sonuç verdiğini söyleyerek, “Kruvaziyer konusunda elimizden gelen her şeyi yaptık. İşin sadece ticari değil turizm tarafı da vardı. Uzun süre bu konuda yalnız hissediyorduk ancak artık kentte güçlü bir iş birliği oluştu. Bu birliktelik sayesinde çok daha iyi sonuçlar alacağız” diye konuştu.</p>
<p>Sektöre ilişkin verileri de paylaşan Öztürk, 2026'nın ilk beş ayında kruvaziyer yolcu sayısının geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 10 artarak 257 bine ulaştığını açıkladı. Kuşadası'nın 129, İstanbul'un 66 ve İzmir'in 26 kruvaziyer gemisi ağırladığını belirten Öztürk, konteyner taşımacılığında da olumlu bir seyir izlendiğini söyledi.</p>
<h2>"Alsancak ve Aliağa rakip değil"</h2>
<p>Alsancak Limanı'nın işletme sürecinde yeni bir döneme girildiğini hatırlatan Öztürk, operasyonel verimlilik, altyapı yatırımları ve sürdürülebilir yönetim modelinin ön plana çıktığını söyleyerek, “Alsancak Limanı'nın en büyük avantajı İzmir'in üretim merkezlerine yakınlığı. Bu avantaj gelecekte rekabet gücünü daha da artıracaktır. Aliağa ile Alsancak Limanı'nı birbirine rakip olarak görmek doğru değil. Aliağa farklı bir ölçek ve yük yapısına sahip. Alsancak ise hinterlandına yakınlığıyla öne çıkıyor. Sorulması gereken soru bu iki yapının nasıl birlikte güçlendirileceği” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yusuf-ozturk-izmirin-onundeki-en-buyuk-engel-ulasim-81780</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/8/0/1280x720/yusuf-ozturk-1782291751.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Deniz Ticaret Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Öztürk, İzmir&#039;in turizm ve kruvaziyer alanında güçlü bir potansiyele sahip olduğunu ancak doğrudan uluslararası uçuş eksikliğinin kentin büyümesini sınırlandırdığını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yeni-duzenleme-kuyumcular-sentetik-taslari-ayri-bolumde-satacak-81779</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 11:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni düzenleme: Sentetik taşlar ayrı bölümde satılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığının hazırladığı "Kuyum Ticareti Hakkında Yönetmelik'te Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik", Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Yürürlüğe giren düzenlemeye göre, kuyum işletmeleri, laboratuvar ortamında üretilen veya insan müdahalesiyle oluşturulan kıymetli taş ürünlerini "sentetik", "laboratuvar üretimi", "yapay üretim" veya Bakanlıkça uygun görülen benzer ibarelerden en az birine etiket, ürün sertifikası, fatura, internet sayfası, reklam ve tanıtım materyallerinde tüketicinin kolaylıkla görebileceği şekilde açıkça yer vermeden satışa sunamayacak.</p>
<p>Bu ürünler ile doğal kıymetli taşlar, tüketiciyi yanıltmayacak şekilde vitrinlerde ve satış alanlarında ayrı bölümlerde, internet ortamında ayrı kategorilerde satılacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yeni-duzenleme-kuyumcular-sentetik-taslari-ayri-bolumde-satacak-81779</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/kuyumculuk-V3ez_cover.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni düzenlemeyle, tüketicinin yanıltılmasını önlemek amacıyla laboratuvar ortamında üretilen veya insan müdahalesiyle oluşturulan kıymetli taşlar, vitrinlerde ve internet satışlarında doğal taşlardan ayrı bölümlerde sergilenecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkonfed-ile-ttgvden-surdurulebilir-uretim-icin-is-birligi-81805</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 11:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜRKONFED ile TTGV&#039;den sürdürülebilir üretim için iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) ile Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı (TTGV), Türk sanayi firmalarının iklimle uyumlu, düşük karbonlu ve rekabetçi üretim süreçlerine geçişlerini desteklemek amacıyla iş birliği protokolü imzaladı.</p>
<p>Protokol imza töreni, vakıf ve konfederasyon yetkililerinin katılımıyla, TTGV Ankara Ofisi'nde gerçekleştirildi.</p>
<p>Protokol kapsamında sanayi firmalarının emisyon kaynaklarının analiz edilmesi ve firmalara özel emisyon azaltım yol haritası hazırlanması hedefleniyor.</p>
<p>Çalışmalarda SME Climate Hub karbon hesaplama aracı ile TTGV tarafından geliştirilen "Eko-Reka" analiz platformunun kullanılması ve firmaların üretim süreçleri, kaynak verimliliği, çevresel performansları ve tedarik zinciri sürdürülebilirlik düzeylerinin bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmesi öngörülüyor.</p>
<p>TTGV Yönetim Kurulu Üyesi Levent Mete Özgürbüz, törendeki konuşmasında, Türkiye'nin dinamik bir topluma sahip olduğunu ve bunun ülke sanayisine de yansıdığına işaret ederek, Türk sanayisinin sürekli bir dönüşüm içerisinde olduğunu kaydetti.</p>
<p>Sanayinin rekabetçi gücünü artırmayı amaçladıklarını belirten Özgürbüz, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"İran krizinde yaşıyoruz, maliyetlerimiz aslında global düzeyde farklılık göstermiyor. Bir malı ucuz alma şansımız yok. Herkes ne kadara alıyorsa siz de o kadara alıyorsunuz. İşçilik zaten bizim insanımızın el emeği. İnsanımızın refahı işçiliğe bağlı, işçilikten de çok kısamıyoruz. Rekabeti nasıl sağlayacağız? O zaman markalaşacağız ve en önemlisi de inovasyon. Yani işletmelerimizi dönüştüreceğiz ki dünyadaki rekabetçiliğimizi koruyabilelim."</p>
<p>Özgürbüz, ABD ve Çin dışında pek çok ülkenin rekabet problemi yaşadığının altını çizerek, ana görevlerinin, dijital ve yeşil dönüşüm sürecinde Türk firmalarının yanında durmanın yollarını aradıklarını söyledi.</p>
<p><strong>"Yeşil dönüşüm çağını yakalamamız lazım"</strong></p>
<p>TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Sönmez de kalkınma bölgelerinde 26 federasyon, 5 sektörel federasyon, 340 dernek ve 100 bini aşkın işletmeyi temsil eden bağımsız ve gönüllülük esasına dayalı bir kuruluş olduklarını dile getirdi.</p>
<p>Temel amaçlarının bölgesel kalkınmaya destek ve rekabetçiliği artırmak olduğunu belirten Sönmez, şunları kaydetti:</p>
<p>"Rekabetçiliğimizin artması için mutlaka dijital ve yeşil dönüşüm çağını yakalamamız lazım ve bunu yakalayacak potansiyeli olan bir ülkeyiz. Sanayisiyle, iş gücüyle, girişimcisiyle, yatırımcısıyla o potansiyeli yakalayabiliriz. Bunu önemsiyoruz. Kurum olarak da, başta kamu olmak üzere, yarı kamu yarı özel kurumlarla ortak yol almanın değerini çok iyi biliyoruz. Geçmiş dönemde de TTGV ile projeler yaptık. İki kurumun yarattığı değer, hem ülke açısından hem bizim açımızdan hem de bölgeler açısından takdir ediliyor."</p>
<p>Söz konusu iş birliğiyle, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) kapsamında sanayi firmalarının uluslararası rekabet güçlerinin artırılması, ihracat pazarlarına uyum kapasitelerinin geliştirilmesi ve sürdürülebilirlik dönüşümünün hızlandırılmasına katkı sağlanması hedefleniyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkonfed-ile-ttgvden-surdurulebilir-uretim-icin-is-birligi-81805</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/0/5/1280x720/346-1782308147.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜRKONFED) ile TTGV arasında, firmaların iklimle uyumlu, düşük karbonlu ve rekabetçi üretim süreçlerine geçişlerini desteklemek amacıyla iş birliği protokolü imzalandı. TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Sönmez, &quot;Rekabetçiliğimizin artması için mutlaka dijital ve yeşil dönüşüm çağını yakalamamız lazım ve bunu yakalayacak potansiyeli olan bir ülkeyiz. Sanayisiyle, iş gücüyle, girişimcisiyle, yatırımcısıyla o potansiyeli yakalayabiliriz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ardic-sanayici-alin-teriyle-kazandigini-faize-veriyor-81773</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 11:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ardıç: Sanayici alın teriyle kazandığını faize veriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç, Haziran ayı Meclis Toplantısında küresel ekonomi ve Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Yılın ilk yarısını geride bırakırken küresel ekonomide risk algısının güçlü biçimde sürdüğünü söyleyen Seyit Ardıç, enerji ve lojistik maliyetlerinin gerilimlere her zamankinden daha duyarlı hale geldiğini kaydetti.</p>
<p>Çin’in 1990’lı yıllarda imalat sanayinde yüzde 3 olan payının bugün yüzde 30’un üzerine çıktığını bildiren Ardıç, Türkiye’nin payının yüzde 0.86’dan yüzde 1.3’e yükseldiğini, ülkemizin arzu edilen sıçramayı henüz gerçekleştiremediğini kaydetti.</p>
<p>Korumacılığın giderek arttığı dönemde sanayinin yeniden devlet meselesi haline geldiğinin altını çizen Ardıç, sanayisi olmayan ülkenin savunma ve diplomasisinin de uzun süre ayakta kalamayacağının görüldüğünü anlattı.</p>
<p>Yılın ikinci yarısına Türkiye ekonomisinin dezenflasyonun belirleyici eşiğinde girdiğini söyleyen Ardıç, bunun faturasını en çok sanayinin ödediğinin sahada görüldüğünü, büyüme verilerinin de bu tespiti doğruladığını belirtti.</p>
<p><strong>“Alın teriyle kazanılan faize gidiyor”</strong></p>
<p>Sanayi üretiminin büyümeyi yüzde 0.8 aşağı çektiğini dile getiren Seyit Ardıç, “Ekonomi büyüyor; ama bu büyüme üretimden çok tüketime dayanıyor. Kalıcı büyüme, tüketimden değil üretimden gelir.” diye konuştu.</p>
<p>Sanayideki ivme kaybının ISO 500 verilerine de yansıdığını vurgulayan Ardıç, asıl kırılmanın, mali yapılar, kârlılık ve finansman yüklerinde kendisini gösterdiğini bildirdi.</p>
<p>Ardıç, “Veriler, sanayicimizin daha çok üretip daha çok sattığını ama aynı oranda kâr edemediğini gösteriyor. Bugün büyük sanayi kuruluşlarımızda faaliyet kârının neredeyse tamamı, yaklaşık yüzde 85’i finansmana gidiyor. Yani sanayici alın teriyle kazanıyor, kazandığını faize veriyor; bu durum işletme sermayesini ve rekabet gücünü doğrudan kısıtlıyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Zor günler geçecek diye bekliyoruz ama rakamlar kalıcı hale gelme  riskini gösteriyor”</strong></p>
<p>Firmaların zor günler geçecek beklentisiyle, üretim, istihdam ve yatırımdan kopmamaya çalıştığını söyleyen Seyit Ardıç, “Ancak mevcut tablo bize, beklediğimiz o rahatlama döneminin bir türlü gelmediğini; aksine maliyet, finansman ve talep baskılarının kalıcı hale gelme riski taşıdığını gösteriyor” dedi.</p>
<p>ASO üyelerinin kârlılığında da erime yaşandığını dile getiren Ardız, “Son dört yılda reel kârlılık yüzde 30’a yakın geriledi. 2025 yılını üyelerimizin üçte biri yılı zararla kapattı. Son iki yılda zarar eden üye sayımız ikiye katlandı” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Başkan Ardıç, ISO 500 listesine giren Ankara firması sayısının 50’den 53’e yükseldiğini kaydederken, bunların içinde yer alan ASO üyesi firmaları da kutladı.</p>
<p><strong>“Sanayi yavaşlarken kredi büyüme hızının aşağı çekilmesi bizi düşündürüyor”</strong></p>
<p>Türkiye’nin ihtiyacının üretim üzerinde baskının azalması, fiyat istikrarını kalıcı kılan ve büyüme kapasitesini koruyan bütüncül ekonomi politikası olduğunu söyleyen Ardıç, “Tam da sanayi yavaşlarken Merkez Bankası’nın kredi büyüme sınırlarını aşağı çekmesi bizi düşündürüyor. KOBİ kredilerinde aylık büyüme sınırının yüzde 5’ten yüzde 4,5’e, diğer ticari kredilerde yüzde 3’ten yüzde 2’ye indirilmesi, finansmana erişimin önümüzdeki dönem daha da zorlaşacağını gösteriyor” diye konuşu. Ardıç bu dönemde yeniden devreye giren TOBB nefes kredisinin çok değerli olduğunu vurguladı.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sunulan Sağlık Endüstrisi Başkanlığı raporunun çok önemli olduğunu belirten Seyit Ardıç, “Savunmada nasıl planlı bir yapı kurduysak, sağlıkta da aynı stratejik bakışı geliştirebiliriz. Güçlü bir koordinasyon ve yönlendirme yetkisine sahip bir “Sağlık Endüstrisi Başkanlığı”; tıbbi cihazdan biyoteknolojiye, ilaçtan tıbbi yazılıma, sağlık teknolojilerinden sarf malzemelerine kadar geniş bir alanda kamu alımlarını, yerli üretimi, Ar-Ge desteklerini, yatırım teşviklerini ve ihracat hedeflerini tek bir vizyonda birleştirebilir” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ardic-sanayici-alin-teriyle-kazandigini-faize-veriyor-81773</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/seyit-ardic.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara Sanayi OdasıBaşkanı Seyit Ardıç, sanayicinin yaşanan sıkıntılara rağmen üretime devam ettiğini ancak bunun karşılığını alamadığını bildirdi. “Zor ünler geçecek diye bekliyoruz ama rakamlar kalıcı hale gelme riskini gösteriyor.”  diyen Seyit Ardıç, “Sanayici alın teriyle kazandığını faize verdiğini söyledi. Ardıç zenginliğin ithal edilemeyeceğini belirterek, fabrika, laboratuvar ve atölyede inşa edileceğini aktardı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oktem-karari-istinaf-mahkemesine-tasiyoruz-81811</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Öktem: TAG kararını İstinaf Mahkemesi’ne taşıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TAG uygulamasına ilişkin davanın 7’nci duruşması, İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi’nde görüldü.</p>
<p>İstanbul Otomobilciler Esnaf Odası, Birleşik Taksi Şoförleri Derneği, İstanbul Havalimanı Turizm Taksiciler Karayolu Yolcu Taşıma Kooperatifi, Sabiha Gökçen Havaalanı Taşıma ve İşletme Kooperatifi, İstanbul Taksi Sahipleri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği, Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu, İzmir Şoförler ve Otomobilciler Esnaf Odası, Antalya Şoförler ve Otomobilciler Odası, Gaziantep Şoförler ve Otomobilciler Odası ile Kayseri Otomobilciler Kamyon, Otobüs, Kamyonet ve Şoförler Odası Başkanlığı tarafından açılan davada mahkeme heyeti, davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verdi.</p>
<p><strong>“İnanıyoruz ki haklılığımız bir kez daha tescil edilecek”</strong></p>
<p>Duruşma sonrası açıklama yapan TAG Kurucusu Oğuz Alper Öktem, kararın üst mahkemeye taşınacağını belirterek şunları söyledi, “Taksicilerin uygulamanın bugün kapatılmasına yönelik tedbir talebi reddedildi. Genel olarak davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verildi. 2024 yıllarında verilen benzer karar, İstinaf Mahkemesi tarafından hatalı bulunarak kaldırılmıştı. Bu kararı da yeniden İstinaf Mahkemesi’nin değerlendirmesine sunacağız. Hukukun üstünlüğüne ve yargı süreçlerinin sağlıklı şekilde işleyeceğine olan inancımız tam. Bu süreç boyunca bize güvenen, destek veren ve Türkiye’nin en büyük topluluğunu oluşturan TAG ailesinin tüm mensuplarına teşekkür ediyoruz. Kamuoyunu süreçle ilgili gelişmeler hakkında şeffaf şekilde bilgilendirmeyi sürdüreceğiz.” açıklaması yaptı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oktem-karari-istinaf-mahkemesine-tasiyoruz-81811</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/0/1280x720/oguz-alper-oktem-1758719567.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Martı’nın TAG uygulamasıyla ilgili davada, İstinaf&#039;ın daha önce iki kez kaldırdığı kararın ardından alt mahkeme davanın kısmen kabulüne kısmen de reddine karar verdi. Karar hakkında açıklama yapan TAG Kurucusu Oğuz Alper Öktem, &quot;Taksicilerin uygulamanın bugün kapatılmasına yönelik tedbir talebi reddedildi. Genel olarak davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verildi. 2024 yıllarında verilen benzer karar, İstinaf Mahkemesi tarafından hatalı bulunarak kaldırılmıştı. Bu kararı da yeniden İstinaf Mahkemesi’nin değerlendirmesine sunacağız.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/universite-ogrencilerine-af-geliyor-81770</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 10:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Öğrenci affı geliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>AK Parti Grubu’nun uzun süredir üzerinde çalıştığı öğrenci affı ile ilgili yasal düzenlemeye son şekli verildi. Meclis kapanmadan yasalaştırılması planlanan düzenleme ile terör, yüz kızartıcı suç ve ağır disiplin  cezası alanlar bu aftan yararlanamayacak. </p>
<p><strong>Düzenleme iki gruba ayrıldı</strong></p>
<p>2022  yılı öncesinde çeşitli nedenlerle üniversitelerden ilişiği kesilen ve öğrenci affından hiç yararlanmayanların başvurması öngörülürken, 2023 yılı sonrası ise terör ve ağır disiplin suçu almayan herkesi kapsayacak. </p>
<p><strong>Kapsam genişletiliyor </strong></p>
<p>Yükseköğretim Kanunu'na geçici madde eklenerek, 2022'deki af uygulamasının kapsamı genişletiliyor. Bu çerçevede 2022 yılında çıkarılan aftan yararlanmayanlar başvuru yapabilecekler. İkinci grup da ise 2023 sonrasında ilişiği kesilen kanunun belirlediği kurallar çerçevesinde başvuru yapılacak. Böylece yüzbinlerce öğrenciye 2026-2027 eğitim-öğretim yılında öğrenime yeniden başlama imkanı sağlanmış olacak. </p>
<p><strong>1 milyon üzerinde öğrenci var</strong></p>
<p>AK Parti’nin araştırmasına göre, üniversitelerle ilişiği kesilen yaklaşık bir milyonun üzerinde kişi var. Bunların arasında daha önce çıkan aflardan yararlanmayanların sayısı da oldukça yüksek.  </p>
<p><strong>300 bin başvuru bekleniyor</strong></p>
<p>AK Parti’nin çıkardığı etki analizine göre; en son çıkan öğrenci affından sadece 40 bin öğrenci yararlanmış. Şu anda bir milyonun üzerinde kişinin çeşitli nedenlerle yüksek öğrenim kurumlarından  ilişiğinin kesildiği belirtilirken, bu aftan ise en fazla 300 bin kişinin başvuracağı tahmin ediliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/universite-ogrencilerine-af-geliyor-81770</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/0/1280x720/universite-egitim-ogrenci-1780388545.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Meclis tatile girmeden yasalaşması planlanan öğrenci affı düzenlemesi daha önceki af fırsatlarını kaçıran binlerce kişiyi de kapsayacak. Düzenleme 2022 yılı öncesi ve 2023 yılı sonrası olarak planlandı. Yapılan araştırmaya göre halihazırda çeşitli nedenlerle üniversiteden ilişiği kesilen kişi sayısı bir milyonun üzerinde.  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kadin-muhendisler-gelecegin-insasinda-soz-sahibi-oluyor-81763</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 09:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Kadın mühendisler geleceğin şekillenmesinde kritik rol üstlenecek&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Tüm Kadın Mühendisler Derneği (TÜMKAD), 23 Haziran Dünya Kadın Mühendisler Günü’nü bu yıl beşincisini düzenlediği konferansla kutladı. </p>
<p>Bursa’da Podyum Davet’te “Mühendislik Zekâsının Yükselişi” temasıyla düzenlenen organizasyon, TÜMKAD’ın faaliyetlerini anlatan tanıtım filminin gösterimiyle başladı. Kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları ve iş dünyasından temsilcilerin katıldığı etkinlikte mühendislik, yapay zekâ ve geleceğin çalışma modelleri ele alındı. Konferansın açılış konuşmasını yapan TÜMKAD Yönetim Kurulu Başkanı Ülfet Öztürk, günümüzde yalnızca zekânın değil, mühendislik zekâsının önem kazandığını belirterek, insanlığın yapay zekâ ile birlikte kendini yeniden tanımladığı bir döneme tanıklık ettiğini söyledi. Mühendislik zekâsının sorunları çözmeye odaklanan bir düşünme biçimi olduğunu vurgulayan Öztürk, “Mühendislik zekâsı, kısıtlı kaynaklar ve belirli şartlar altında en doğru çözümü üretebilme yeteneğidir. Günümüz dünyasında iklim krizi, enerji, su kaynakları, demografik dönüşüm ve yapay zekâ gibi küresel sorunların çözümünde bu bakış açısına her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuluyor” dedi.</p>
<h2>“Kadın mühendislerin katkısı kritik önemde”</h2>
<p>Mühendislik zekâsının herhangi bir cinsiyete ait olmadığını ancak kadınların bu alandaki temsilinin artırılması gerektiğini ifade eden Öztürk, geçmişte kadınların karar alma süreçlerinde yeterince yer bulamadığını söyledi. Kadın mühendislerin görünürlüğünün artırılmasının önemine dikkat çeken Öztürk, “Geleceği nasıl şekillendireceğimizi biliyoruz. İhtiyacımız olan şey, bunu hayata geçirecek mühendislerdir. Özellikle kadın mühendislerin bilgi ve yetkinlikleriyle bu dönüşümün merkezinde yer alması gerekiyor” diye konuştu.</p>
<h2>“TÜMKAD 10 projeyi eş zamanlı yürütüyor”</h2>
<p>Dernek olarak eğitimden mentorluk programlarına, burs çalışmalarından sürdürülebilirlik projelerine kadar geniş bir yelpazede faaliyet yürüttüklerini belirten Öztürk, TÜMKAD’ın bugün 160’ı aşkın üye, 11 kurumsal üye ve ulusal ile uluslararası temsilcilik ağıyla çalışmalarını sürdürdüğünü kaydetti. “Kutup Yıldızım Mentörlük Projesi”, “Dönüşüm Bugün”, “Yeşil Okuryazarlık”, “GIF-T Ideathon”, “İlham Veren Mühendis Kadınlar Podcast” ve burs fonu projeleri başta olmak üzere 10 farklı çalışmayı aynı anda yürüttüklerini ifade eden Öztürk, kadın mühendislerin gelişimini desteklemeyi ve genç kızlara rol model olmayı amaçladıklarını söyledi.</p>
<h2>“Başkan Özdemir’den kadın mühendislere destek”</h2>
<p>TÜMKAD’ın beşinci konferansını gerçekleştirdiğini hatırlatan Öztürk, Endüstri 5.0 ve yapay zekâ çağında kadın mühendislerin dönüşümün öncü aktörleri arasında yer alacağını belirterek, “Biz geleceği beklemiyoruz, geleceği tasarlıyoruz” dedi. Etkinlikte konuşan Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir de Dünya Kadın Mühendisler Günü’nü kutlayarak, mühendis kadınların yalnızca sanayi ve teknoloji alanında değil, siyaset ve yerel yönetimlerde de daha fazla yer almasının önemine dikkat çekti. Mühendislik disiplininin çözüm odaklı yaklaşımının kamu yönetimine önemli katkılar sağlayacağını ifade eden Özdemir, TÜMKAD’ın çalışmalarını takdirle takip ettiklerini söyledi. Konferans, alanında uzman konuşmacıların yapay zekâ, dönüşüm ve geleceğin mesleklerine ilişkin sunumlarıyla devam etti. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kadin-muhendisler-gelecegin-insasinda-soz-sahibi-oluyor-81763</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/3/1280x720/kadin-muhendisler-gelecegin-insasinda-soz-sahibi-oluyor-1782284393.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tüm Kadın Mühendisler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ülfet Öztürk, kadın mühendislerin geleceğin şekillenmesinde kritik rol üstleneceğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zonguldakta-tersane-yatirimi-icin-arazi-tahsisi-81776</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zonguldak&#039;ta tersane yatırımı için arazi tahsisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Tersaneler ve Kıyı Yapıları Genel Müdürlüğünün duyurusu, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Zonguldak'ın Kilimli ilçesi sahilindeki Kilimli Balıkçı Barınağı ana mendireğinin arkasında mülkiyeti Hazineye ait 42 bin 897 metrekarelik taşınmaz, tersane yatırımı için tahsis edilecek.</p>
<p>Yatırımcı, söz konusu alan üzerinde tahsis gayesine uygun tesis kurabilecek. Yerine getirilmesi gerekli onay ve izinler Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca verilecek ön izin süresinde yatırımcı tarafından gerçekleştirilecek.</p>
<p>Kendisine ilgili esaslara göre tahsis işlemi gerçekleştirilecek yatırımcı, yerin tesliminden itibaren bir yıl içinde ruhsat alarak inşaata başlayacak. Bu süreden sonra ise termin planına uygun olarak iki yıl içinde fizibilite raporunda belirtilen yatırımlarının tamamını bitirecek.</p>
<p>İhalesi onaylanan yatırımcı lehine Hazine taşınmazları üzerinde tesis yapılması amacıyla 30 yıla kadar irtifak hakkı veya kullanma izni verilecek.</p>
<p>Tersane amaçlı yatırım yapmak isteyen gerçek ve özel hukuk tüzel kişileri, gerekli bilgi ve belgelerle başvurularını 30 gün içinde kapalı zarf usulüyle kurumun Ankara-Emek'teki adresine teslim edecek.</p>
<p>Başvurular, oluşturulan bir komisyon tarafından değerlendirilecek, uygun görülen yatırımcının tahsis işlemleri ilgili mevzuat çerçevesinde sonuçlandırılarak ilgilisine bildirilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zonguldakta-tersane-yatirimi-icin-arazi-tahsisi-81776</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yer alan duyuruya göre, Zonguldak&#039;ın Kilimli ilçesinde bulunan ve mülkiyeti Hazineye ait arazi tersane yatırımı için tahsis edilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/cinden-aluminyum-cerceve-ithalatina-damping-onlemi-devam-edecek-81775</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çin&#039;den alüminyum çerçeve ithalatında damping önlemi devam edecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Yürürlüğe giren tebliğe göre, Çin menşeli "fotovoltaik paneller için alüminyum çerçeve" ürününe yönelik Ticaret Bakanlığı İthalat Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen damping soruşturması neticelendi.</p>
<p>Soruşturma sonucu, söz konusu ürün ithalatının dampingli olduğu ve yerli üretim dalında zarara yol açtığı tespit edildi.</p>
<p>Bu nedenle ürünün ithalatında CIF bedelinin yüzde 38,26'sı ile yüzde 45,99'u oranlarında dampinge karşı kesin önlem uygulanmasına karar verildi. Söz konusu önlemler 5 yıl yürürlükte kalacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/cinden-aluminyum-cerceve-ithalatina-damping-onlemi-devam-edecek-81775</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/resmi-gazete-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çin menşeli &quot;fotovoltaik paneller için alüminyum çerçeve&quot; ithalatı için devam eden damping soruşturması tamamlanarak kesin önlem uygulanmasına karar verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atso-baskani-hacisuleyman-nefes-kredisinde-bankalar-kati-davraniyor-81755</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 08:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hacısüleyman: Nefes Kredisi&#039;nde bankalar katı davranıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Haziran Ayı Meclis toplantısı Ahmet Öztürk Başkanlığında gerçekleştirildi.</p>
<p>ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman, Nefes Kredisi kapsamında 100 milyar liralık kaynak ayrıldığını ve ilk etapta 25 milyar liralık bölüm kullanıma açıldığını anımsattı. ATSO'dan bugüne kadar faaliyet belgesi alan üye sayısının 685'e ulaştığını belirten Hacısüleyman, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Kredi üst limiti 3 milyon lira olarak belirlendi. Oda ve borsalar olarak üyelerimize kefil oluyoruz. Ancak üyelerimizden gelen geri bildirimlerde bazı bankaların kredi kullandırma süreçlerinde oldukça katı davrandıklarını görüyoruz. Bu nedenle bankalarımıza bir kez daha çağrıda bulunmak istiyorum. Nefes Kredisi gerçekten nefese ihtiyacı olan işletmeler için oluşturuldu. Bu kredilerin küçük bir destekle ayakta kalabilecek işletmelerimize ulaştırılması büyük önem taşıyor.’’</p>
<p>İhracat yapan firmalar açısından döviz kurlarındaki artışın enflasyonun gerisinde kalmasının önemli bir sorun oluşturduğuna dikkat çeken Hacısüleyman, ‘’Euro ve dolar kurundaki artış oranları ile enflasyon arasındaki fark ihracatçılarımızın rekabet gücünü etkiliyor. Merkez Bankası politika faizini sabit tuttu. Dünyada da benzer bir tablo görüyoruz. ABD Merkez Bankası faizleri değiştirmezken Avrupa Merkez Bankası da enflasyon baskıları nedeniyle farklı adımlar atmaya devam ediyor’’ dedi.</p>
<p><strong>"Üretim yapan tarım ve hizmet sektörleri de desteklerden yararlanmalı"</strong></p>
<p>Son dönemde çeşitli ekonomik düzenlemelerin de hayata geçirildiğini, vergi borçlarının yapılandırılması ve taksitlendirilmesi uygulamasının da bunlardan biri olduğunu dile getiren Yusuf Hacısüleyman, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Bu düzenleme işletmelerimiz açısından belirli ölçüde rahatlama sağlayacaktır. Bunun yanında varlık barışı uygulamasının süresi uzatıldı. Burada amaç yurt dışındaki kaynakların kontrollü ve kayıtlı şekilde ülke ekonomisine kazandırılmasıdır. Daha önce yaşadığımız gri liste tecrübelerini tekrar yaşamamak adına bu sürecin titizlikle yürütülmesini olumlu karşılıyoruz. Kurumlar vergisinde sanayi sicil belgesi bulunan işletmeler için yapılan düzenlemeleri de memnuniyetle karşılıyoruz. Ancak üretim sadece sanayi sicil belgesiyle sınırlı değildir. Tarımda, hizmet sektöründe ve diğer alanlarda üretim yapan işletmelerimizin de benzer desteklerden yararlanmasının daha adil olacağını düşünüyoruz.’’</p>
<p><strong>Turizmde gerileme</strong></p>
<p>Bölgede yaşanan savaşların ve jeopolitik gelişmelerin ekonomiyi doğrudan etkilediğine dikkat çeken ATSO Başkanı Hacısüleyman, özellikle Orta Doğu'daki gelişmelerin enerji fiyatları üzerindeki etkisini yakından takip ettiklerini söyledi:</p>
<p>Geçici ateşkeslerin sağlanmasının umut verici olsa da kalıcı barışın tesis edilmesinin en büyük temennileri olduğunu anlatan Hacısüleyman, sözlerini şöyle tamamladı.</p>
<p>‘’ Petrol fiyatlarındaki hareketlilik üretimden lojistiğe, turizmden tarıma kadar her sektörü etkiliyor. Enerji maliyetlerinin düşmesi ulaştırma maliyetlerini de aşağı çekiyor. Bu durum hem işletmelerimiz hem de turizm sektörü açısından son derece önemli. Kalıcı barış ortamının oluşmasıyla birlikte enerji fiyatlarında daha istikrarlı bir seyir bekliyoruz. Turizm sektöründe yılbaşından bu yana tek haneli bir gerilemeyle ilerliyoruz. Ancak son iki haftada rezervasyon akışlarında yeniden bir toparlanma görüyoruz. Bu gelişme umut verici. Hedefimiz yılsonunu mümkün olan en düşük kayıpla tamamlamak ve Antalya turizminin güçlü yapısını korumak.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atso-baskani-hacisuleyman-nefes-kredisinde-bankalar-kati-davraniyor-81755</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/5/1280x720/atso-baskani-hacisuleyman-nefes-kredisinde-bankalar-kati-davraniyor-1782279826.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Yusuf Hacısüleyman, döviz kurlarındaki artışın enflasyonun gerisinde kalmasının önemli bir sorun oluşturduğunu belirtirken, Nefes kredilerinde de bazı bankaların katı davrandığını bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/limit-asimi-gunu-bize-ne-soyluyor-81752</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 08:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Limit aşımı günü bize ne söylüyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk sanayisinin sektörel enerji verimliliği potansiyelini ele aldığım seriye, kritik bir gösterge dolayısıyla bu hafta ara veriyorum. Dünya Limit Aşımı Günü bu yıl 30 Temmuz olarak açıklandı. Yani insanlık, 2026 yılında dünyanın bir yıl içinde yenileyebileceği doğal kaynak ve ekolojik hizmetleri 30 Temmuz itibarıyla tüketecek. Yılın kalan kısmında doğanın o yıl yenileyemediği kaynakları kullanarak ve atmosfere biriken karbondioksiti artırarak yaşayacağız.</p>
<p>Bugünkü tüketim hızı, insanlığın yaklaşık 1,73 dünya varmış gibi yaşadığını gösteriyor. 30 Temmuz aynı zamanda, gezegen ölçeğinde gelir ve gider dengesinin bozulduğu günü de temsil ediyor. Bir şirket kendi bütçesini yılın yedinci ayında tüketip kalan ayları borçla geçiriyorsa dünya ekonomisi için de benzer bir tablo söz konusu.</p>
<p><strong>Dünyada iyileşme var mı? </strong></p>
<p>2025 yılında Dünya Limit Aşımı Günü 24 Temmuz olarak açıklanmıştı. 2026’da tarih 30 Temmuz’a geldi. Takvime bakıldığında 6 günlük bir iyileşme var. Ancak bu okuma eksik kalır. Global Footprint Network, 2026 değerlendirmesinde bu kaymanın önemli ölçüde veri ve hesaplama yöntemi güncellemelerinden kaynaklandığını belirtiyor. Yani bu yılın yöntemi geçen yıl da kullanılsaydı, 2025 tarihi 24 Temmuz değil, 1 Ağustos olacaktı. Bu nedenle görünen rahatlama gerçek bir iyileşme olarak okunmamalı.</p>
<p>Limit Aşımı Günü’nün hangi tarihe denk geldiği önemli. Ancak daha önemli olan, bu açığın her yıl birikmesi. Bir yılın doğal bütçesini erken tüketmek, sonraki yılı sıfırdan başlatmıyor. Orman kayıpları, su stresi, biyolojik çeşitlilik kaybı ve atmosferde biriken karbondioksit birikimli etki yaratıyor.</p>
<p><strong>Türkiye neden daha erken uyarı veriyor? </strong></p>
<p>Türkiye açısından tablo daha da dikkat çekici. Ülke Limit Aşımı Günü 2025’te 18 Haziran olarak açıklanmışken 2026’da 6 Haziran’a geldi. Ülke Ekolojik Açık Günümüz ise 12 Haziran. Bu ikinci gösterge, Türkiye’nin kendi biyolojik kapasitesinin kendi tüketimini hangi tarihe kadar karşılayabildiğini anlatıyor. Türkiye yılın yaklaşık ilk 163 gününü kendi biyolojik kapasitesiyle karşılayabiliyor. Geri kalan bölüm ise ithal kaynaklara, doğal varlıkların aşırı kullanımına veya atmosfere eklenen emisyonlara dayanıyor. Yurt içi biyolojik kapasitenin tüketimin yalnızca %45’ini karşılaması kaynak güvenliği açısından önemli bir uyarı.</p>
<p>Bu veri bize açık bir gerçek söylüyor: Türkiye’nin yeşil dönüşüm gündemi yalnızca AB düzenlemeleri, ihracat veya karbon piyasası nedeniyle hızlanmamalı. Kendi kaynak dengemiz de bu dönüşümü zorunlu kılıyor.</p>
<p><strong>Enerji ve karbon bağlantısı </strong></p>
<p>2024 yılında Türkiye’nin toplam sera gazı emisyonları bir önceki yıla göre artarak 584,5 milyon ton karbondioksit eş değerine ulaştı. Elektrik üretiminde yenilenebilir kapasite artmasına rağmen kömür ve doğal gazın üretimdeki ağırlığı hâlâ yüksek. 2025 yılında elektrik üretiminin yaklaşık üçte biri kömürden, yaklaşık dörtte biri doğal gazdan sağlandı.</p>
<p>Bu tablo, Limit Aşımı Günü’nün neden enerji verimliliğiyle doğrudan bağlantılı olduğunu gösteriyor. Türkiye’nin kaynak açığını azaltmasının en hızlı yollarından biri, aynı üretimi daha az enerjiyle gerçekleştirmek. Sanayide, binalarda, ulaşımda ve belediye altyapılarında enerji verimliliği kaynak açığını azaltan, dışa bağımlılığı düşüren ve karbon baskısını hafifleten stratejik bir araç olarak ele alınmalı.</p>
<p>Sanayi açısından mesaj net. Kaynaklar daha pahalı, karbon daha görünür, su daha kritik, tedarik zinciri daha hassas hale geliyor. Bu nedenle şirketler, Limit Aşımı Günü’nü bir iletişim kampanyası olarak görmekten ziyade yönetim göstergelerine bağlamalı.</p>
<p><strong>Türkiye için politika ve şirket gündemi </strong></p>
<p>Türkiye’nin 6 Haziran’da ülke limit aşımına gelmesi, kaynak verimliliği politikalarının hızlanması gerektiğini gösteriyor. Bu hızlanma kamu, sanayi, finans sektörü, yerel yönetimler ve büyük alıcıların aynı yönde hareket etmesiyle sağlanabilir.</p>
<p>Kamu tarafında enerji verimliliği destekleri, ölçme ve doğrulama altyapısı, yeşil finansman araçları ve karbon piyasası hazırlıkları birbirini tamamlamalı. Şirketler tarafında enerji yoğunluğu, karbon yoğunluğu ve kaynak verimliliği düzenli raporlanan temel performans göstergeleri arasına girmeli. Her yatırım kararında ilk yatırım bedeliyle birlikte toplam sahip olma maliyeti, enerji tüketimi, karbon etkisi ve kaynak riski değerlendirilmelidir.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>Limit Aşımı Günü bir uyarı günü olarak kalmamalı. Şirketler ve ülkeler için kaynak verimliliği takvimine dönüşmeli. Çünkü bu tarihi ileri taşımak, çevre açısından anlamlı bir hedef olmanın ötesinde daha dayanıklı, rekabetçi ve düşük riskli bir ekonomi kurmanın yoludur.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/limit-asimi-gunu-bize-ne-soyluyor-81752</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Limit aşımı günü bize ne söylüyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/butceye-746-milyon-dolarlik-yenilenebilir-etkisi-81751</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 08:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bütçeye 746 milyon dolarlık &#039;yenilenebilir etkisi&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’de yenilenebilir kaynakların elektrik üretimindeki payı 2026’nın ilk beş ayında yüzde 61’e çıkarak son 26 yılın rekorunu kırdı. Toptan elektrik fiyatlarındaki düşüş, hanelere uygulanan devlet desteğini 746 milyon dolar azalttı.</strong></p>
<p>Türkiye’de 2026’nın ilk beş ayında yaşanan tablo, yenilenebilir enerjinin yalnızca karbon emisyonlarını azaltan bir araç olmadığını; aynı zamanda kamu bütçesini, hane halkı faturalarını ve enerji güvenliğini doğrudan etkileyen stratejik bir ekonomik unsur olduğunu gösterdi.</p>
<p>Ember’in yeni analizine göre Türkiye, 2026’nın ilk beş ayında elektrik üretiminde son 26 yılın en yüksek yenilenebilir enerji payına ulaştı. Yenilenebilir kaynaklardan elektrik üretimi geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 32 artarak 87 TWh’ye çıktı. Böylece yenilenebilir kaynakların toplam elektrik üretimindeki payı yüzde 61’e ulaştı. Bu yalnızca teknik bir rekor değil; enerji ekonomisinin nasıl değiştiğini gösteren çok önemli bir eşik. Yenilenebilir kaynakların üretimdeki payı arttıkça, fosil yakıtlara dayalı pahalı üretimin sistem üzerindeki belirleyici etkisi azalıyor. 2026’nın ilk beş ayında yaşanan da bu oldu. Toptan elektrik fiyatları geçen yılın aynı dönemine göre reel dolar bazında yüzde 48 geriledi. Nisan ve Mayıs aylarında ise yenilenebilir enerjinin etkisi daha da görünür hale geldi. Nisan ayında yenilenebilir kaynakların üretimdeki payı yüzde 71’e, Mayıs ayında ise yüzde 73’e çıkarak yeni bir rekora ulaştı. Bunun sonucunda Mayıs 2026’da toptan elektrik fiyatları, Gün Öncesi Piyasası’nın kurulduğu 2011’den bu yana en düşük seviyesine indi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3b6c925322a-1782279314.png" alt="" width="662" height="411" />Bu düşüşün kamu bütçesine yansıması oldukça çarpıcı. Covid-19 sonrası artan enerji talebi ve Rusya-Ukrayna savaşının yarattığı arz güvenliği endişeleri, fosil yakıt fiyatlarını yükseltmiş ve Haziran 2021’den itibaren toptan elektrik fiyatları mesken tarifesinin üzerine çıkmıştı. Hanelerin bu artıştan doğrudan etkilenmemesi için aradaki fark devlet tarafından karşılanmaya başlamıştı. Başka bir ifadeyle, yüksek fosil yakıt maliyeti elektrik faturalarına değil, kamu bütçesine yazılmıştı.</p>
<p>2026’nın ilk beş ayında ise yenilenebilir üretimdeki rekor artış bu tabloyu tersine çevirdi. Toptan elektrik fiyatlarındaki düşüş sayesinde hanelerin elektrik faturalarına uygulanan devlet desteği geçen yılın aynı dönemine göre 746 milyon dolar azaldı. Toplam sübvansiyon harcaması yüzde 43 düşerek 1,15 milyar dolar seviyesine indi. Bu gerilemenin yüzde 77’si doğrudan toptan elektrik fiyatlarındaki düşüşten kaynaklandı.</p>
<p><strong>Enerji politikası aynı zamanda maliye ve sanayi politikası</strong></p>
<p>Özetle; yenilenebilir enerji artık yalnızca “temiz” olduğu için değil, daha ucuz ve daha öngörülebilir olduğu için de kritik. Fosil yakıtlara bağımlı bir sistemde fiyatları petrol, doğalgaz, kömür piyasaları ve jeopolitik krizler belirliyor. Yenilenebilir ağırlıklı bir sistemde ise yerli kaynakların payı artıyor, dışa bağımlılık azalıyor, fiyat dalgalanmaları sınırlanıyor. Bu da enerji politikasını aynı zamanda maliye politikası, sanayi politikası ve sosyal politika haline getiriyor.</p>
<p>Fakat bu yılki rekorun arkasında çok güçlü bir hidroelektrik etkisi var. 2026’nın ilk beş ayında hidroelektrik üretimi geçen yıla göre yüzde 60 artarak 46 TWh’ye ulaştı. Bu, yılın ilk beş ayları içinde tüm zamanların en yüksek hidroelektrik üretimi anlamına geliyor. Fakat, Ember Analisti Çağlar Çeliköz’ün de dikkat çektiği gibi, kuraklık nedeniyle hidroelektrik üretiminde yaşanabilecek bir gerileme, bu ekonomik kazanımları kolayca tersine çevirebilir.</p>
<p><strong>Rüzgar, güneş, depolama ve çatı GES</strong></p>
<p>Dolayısıyla yenilenebilir enerji başarısının yapısal bir dönüşümün başlangıcı olup olmayacağının cevabı rüzgâr ve güneş yatırımlarının hızında saklı. Türkiye’nin depolamalı rüzgâr ve güneş santrallerindeki 33 GW’lık proje stoğunu hızla hayata geçirmesi gerekiyor. En az 8 GW’lık hibrit güneş santrali potansiyeli de aynı şekilde bekletilmemeli. Bir diğer kritik başlık ise çatı GES. Türkiye’nin 120 GW’lık çatı güneşi potansiyeli, yalnızca enerji üretimi açısından değil, tüketimin yerinde karşılanması ve şebeke üzerindeki yükün azalması açısından da büyük önem taşıyor. Rapora göre, Türkiye’nin önündeki fırsat çok net: Rekor yağışların sağladığı geçici avantajı, rüzgâr, güneş, depolama ve çatı GES ile kalıcı bir yapısal kazanıma dönüştürmek. Aksi halde bugün tasarruf diye yazdığımız 746 milyon dolar, yarın yeniden sübvansiyon yükü olarak karşımıza çıkabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/butceye-746-milyon-dolarlik-yenilenebilir-etkisi-81751</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bütçeye 746 milyon dolarlık &#039;yenilenebilir etkisi&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-is-baglantilari-yuzde-142-buyudu-borcu-karsilama-gucu-75-kata-cikti-81749</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 08:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni iş bağlantıları yüzde 142 büyüdü, borcu karşılama gücü 75 kata çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsadaki 16 şirket faaliyet marjlarıyla dikkat çekiyor. Yüzde 76’ya ulaşan güçlü faaliyet kâr marjı, %1.040 gibi baş döndürücü FAVÖK büyümesi veya kısa vadeli borcunu 75 kata kadar karşılayabilen teminat gücü ilgi çekici olsa da tablonun derinliklerini incelemek önemli.</strong></p>
<p>Piyasa genellikle yukarı yönlü okları görmeyi sever; FAVÖK büyüyorsa her şeyin yolunda olduğuna inanılır. Astor Enerji ve Girişim Elektrik gibi şirketlerin yer aldığı liste, güçlü şekilde çalışan bir nakit makinesi izlenimi veriyor. Tablodaki operasyonel başarı şüphesiz takdiri hak ediyor; bununla birlikte her parlak veri kasaya giren sıcak para anlamına gelmez. Motor çalışsa da arabanın gerçekten ilerlediğini de görmek gerekir. Kimi şirketler ana işinden nakit üretirken kimisinde kâr marjları muhasebe makyajından ibaret kalır. Yatırımcıların operasyonel kârı alkışlarken aynı zamanda nakit akış tablolarını ve finansman maliyetlerini de sorgulaması gerektiğini unutmamalı.</p>
<h2>FAVÖK büyümesi güçlüler</h2>
<p>FAVÖK büyümesi %1.040 olan Kiler GMYO bu yönüyle tablodaki şirketler arasında ilk sırada yer alıyor. İlk çeyrekte gelirini %392 ve brüt kârını %312 büyüten firma, esas faaliyetlerden zarar yazdı. Bu sonuçta 574,7 milyon TL’yi bulan proje tasfiye zararının etkisi bulunuyor. Vergi gideri dönem sonunda zararın sürmesine yol açtı.</p>
<p>Sinpaş GMYO %951 ile FAVÖK büyümesi en fazla olan ikinci şirket konumunda. Firma, üç aylık faaliyet döneminde gelirini %92, esas faaliyet kârını %320 ve dönem sonu net kârını %49 büyüttü. Mali yapıdaki olumlu seyre rağmen fiyatı ocak ayında test ettiği 5,32 TL’nin arından geriledi. Hisse, üç aydır tabanda yatay hareket ediyor.</p>
<h2>Borcu karşılama gücü</h2>
<p>Astor Enerji’nin FAVÖK’ü, kısa vadeli borcunu 75 kata kadar karşılama gücüne sahip. Firma, yıl içinde özellikle de ABD’den aldığı güçlü siparişlerle dikkat çekiyor. Yılın ilk yarısı tamamlanmadan gerçekleştirdiği iş bağlantıları yıllık gelirinin %142’sine ulaştı. Siparişler gelir akışını garanti altında alırken kârlılığını destekliyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3b6b3ccd54a-1782278972.png" alt="" width="900" height="476" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>FAİZ GELİRİ Mİ, FAİZ GİDERİ Mİ?</strong></p>
<p><strong>Faiz geliri</strong>; hazır nakit, güvenlik, bileşik büyüme, tahmin edilebilirlik. Enflasyon erimesi, fırsat maliyeti, sermaye atıllığı, getiri düşüşü.</p>
<p><strong>Faiz gideri</strong>; kaldıraç gücü, sahiplik koruması, enflasyon faydası, hızlı ivmelenme. Nakit emilimi, iflas riski, yatırım freni, maliyet, temettü tırpanı.</p>
<p><strong>Bodrum’daki otelin elektrik taahhüt işleri devam ediyor. Tutar 564 milyon TL’yi aştı</strong></p>
<p>Orge Enerji’nin Bodrum’daki otel işinden aldığı toplam tutar ne kadar? ● Seza Sevinç</p>
<p>Seza; Orge Enerji, elektrik taahhüt işlerini yürüttüğü Bodrum Hillside Hotel projesindeki güncel finansal durumu yatırımcılarıyla paylaştı. Alarko GYO’nun işveren olduğu bu prestijli projede sürecin halen devam ettiği gelen açıklamalardan anlaşılıyor. Firma ilk başta kdv hariç 360 milyon TL bedelle aldığı işi, ilerleyen süreçlerde ilave taleplerle birlikte büyüttü. Gelinen aşamada sözleşme büyüklüğü kdv hariç 564,1 milyon TL seviyesine ulaştı. Projede inşaat ve kurulum çalışmaları halen devam ettiğinden, ilave işlerin gelmesi söz konusu olabilir.</p>
<p><strong>İlk çeyrekte kârı düşen firmanın ortaklık yapısında bir değişiklik söz konusu değil</strong></p>
<p>Pınar Süt’ün ortaklık yapısının değişmesi gibi bir durum olabilir mi? ● Efkan Çetin</p>
<p>Efkan, geçen ay sosyal medyada Pınar Süt’ün farklı kuruluşlarca satın alınacağına dair çeşitli söylentiler yayıldı. Ancak söz konusu iddialar gerçeği yansıtmıyor. Konuyla ilgili açıklamada bulunan firma, herhangi bir stratejik ortaklık, hisse devri veya satın alma işlemi için hiçbir kurumla görüşme halinde olmadıklarını açık bir dille ifade etti. Ayrıca şirketin bu yönde aldığı herhangi bir karar da bulunmuyor. Tüm bunlardan ayrı olarak şirket yılın ilk çeyreğinde gelirini %26 düşürürken dönem sonu net kârındaki gerileme de %69 düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>YHB hisse senedi fonu yıllık %54 performansıyla endeksin gerisinde duruyor</strong></p>
<p>Yapı Kredi Portföy’ün yönettiği BIST 100 Dışı Şirketler Hisse Senedi Fonu (YHB), yılbaşından itibaren yönünü yukarı çevirerek yükselen bir eğilim sergiledi. Mayıs ayında 2,37 TL’ye kadar çıktı ve sonrasında yatayda dalgalı bir seyir izledi. Fonun büyüklüğü son iki aydır daralıyor. Marttan bu yana para çıkışı gözleniyor. Haziran ayında ise hacmi 300,1 milyon TL’ye indi. İvme kaybı yaşanan YHB’nin temel stratejisi, BIST 100 Endeksi haricinde işlem gören hisse senetlerine yatırım yapmak üzerine kurulu. Portföyünün %92,75’ini hisse senedi ve %3,72’sini yatırım fonlarında değerlendiriyor. Özellikle BIST 100 dışı şirketlerdeki büyüme potansiyeline yönelen yatırımcılara hitap ediyor. Son bir yıllık getirisi %53,74 seviyesinde bulunuyor. Aynı sürede %60,05 yükselen BIST 100 Endeksinin gerisine düştü.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>İş Faktoring, piyasadan TLREF + %0,75 faizle 1,08 milyar TL borçlandı</strong></p>
<p>İş Faktoring, nitelikli yatırımcılara yönelik 22.06.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 1.080.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+% 0,75 düzeyinde bulunuyor. 182 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 21.12.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz değişen TLREF’e göre belirlenecek. 22 Haziran itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı %39,99 seviyesinde bulunuyor. İş Faktoring’in verdiği %0,75 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını sağlarken, piyasada TRFISFAA2622 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3b6b09ae09c-1782278921.png" alt="" width="982" height="239" /></strong><strong>CVK MADEN İŞLETMELERİ</strong></p>
<p><strong>Ortaklık görüşmelerine başladığı yatırımcıdan 6,5 milyon dolarlık avans aldı</strong></p>
<p>CVK Maden, %100 bağlı ortaklığı Orta Truva Madencilik’e ait sahalarda üretime başlamak için gereken 300 milyon doları aşan yatırım maliyetini karşılamak amacıyla stratejik bir ortakla görüşmelere başladığını duyurdu. Görüşmelerin ciddiyeti kapsamında ilgili yatırımcıdan 6,5 milyon dolar avans alındığı belirtildi. Anlaşmanın sağlanması halinde iştirakteki payların bir kısmı yatırımcıya devredilecek olsa da yönetim hakları CVK Maden’de kalacağı ifade edildi. CVK, söz konusu girişimle birlikte borçlanma yerine yatırım bütçesini finanse edecek modeli hayata geçiriyor.</p>
<p><strong>ARD GRUP BİLİŞİM</strong></p>
<p><strong>Pakistan’daki firma ile mutabakat zaptı imzaladı. Pazarda büyümeyi hedefliyor</strong></p>
<p>ARD Bilişim, Pakistan’ın önde gelen teknoloji şirketlerinden Computer Marketing ile kamu bilgi sistemleri, dijital dönüşüm, yapay zeka ve siber güvenlik alanlarında ortak projeler geliştirmek üzere mutabakat zaptı imzaladı. Söz konusu girişimle, uluslararası büyüme stratejisi doğrultusunda Pakistan pazarında uzun vadeli ticari fırsatlar yaratacak önemli bir adım atmış oldu. Bilişim teknolojileri geliştiren firmaların yazılım ve donanım tecrübelerini yeni ve gelişen pazarlara ihraç etmesi rasyonel büyüme adımı olarak değerlendirilirken gelirini destekleyecektir.</p>
<p><strong>BREAK MOLA TURİZM</strong></p>
<p><strong>Ünvan değişikliğini iptal ederken önceki hale dönmek için yeniden karar aldı</strong></p>
<p>Metro Petrol, genel kurul onayıyla “Break Mola Turizm Yatırımlar A.Ş.” olarak değiştirdiği şirket ünvanını iptal etme kararı aldı. Gerekçe olarak değişiklik sonrasında akaryakıt ve dinlenme tesislerindeki EPDK ile işyeri açma ruhsatlarının yenilenme sürecinde ciddi finansal külfetler ve zaman kayıplarıyla karşılaşmasını işaret etti. Bahsettiği nedenlerle, operasyonel aksaklıkları önlemek amacıyla acilen olağanüstü genel kurula giderken eski ünvanına dönmek için yasal süreci başlattı. Firma, ilk çeyrekte gelirini %4 düşürürken dönem sonunda 26,2 milyon TL kâr yazdı.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Galata Wind nisanda en yüksek seviyesini gördükten sonra gelen satışla geriledi</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3b6b25dd450-1782278949.png" alt="" width="298" height="238" /></strong>Galata Wind hissesinde fonlar satış yönlü işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %11,21 ile toplamda 1,11 milyon lot azalarak 8,82 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 44’den 42’ye geriledi. TYH fonu 985,5 bin lot ile en fazla satışı yaparken, ZJVfonu 290,77 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Galata Wind için bugüne kadar 11 aracı kurum öneride bulunurken 3 kurum model portföyüne aldı. En yüksek hedef öneriyiMarbaş Yatırım 53,90 TL ile verdi. En düşük öneri 32,50 TL ile GedikYatırım’dan geldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-is-baglantilari-yuzde-142-buyudu-borcu-karsilama-gucu-75-kata-cikti-81749</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni iş bağlantıları yüzde 142 büyüdü, borcu karşılama gücü 75 kata çıktı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ideal-rezerve-ulasmaya-1231-milyar-dolar-daha-var-81747</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 08:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;İdeal rezerve ulaşmaya 123.1 milyar dolar daha var!&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) rezervleri 1 yılın en düşük seviyesinden geçen hafta yeniden yükselişe geçse de Nisan 2026’ya ait seviye IMF’nin rezerv göstergesi açısından yeterli değil. Bürümcekçi Araştırma ve Danışmanlık Kurucusu Haluk Bürümcekçi’nin nisan ayına ilişkin rezervlerde IMF göstergelerine göre yaptığı analiz ideal seviyeye ulaşmak için 123.1 milyar dolar rezerv biriktirme ihtiyacı olduğunu ortaya koydu.</p>
<p>Bürümcekçi her ay IMF ARA göstergesini kısa vadeli dış borçlar ve uluslararası yatırım pozisyonu (UYP) verileri açıklandıktan sonra güncelleyerek sonuçlarına bültende yer veriyor. Analizde Bürümcekçi, IMF’nin bu hesaplamayı 2001 yılından beri Türkiye’nin kur rejimini “serbest dalgalı kur” olarak kategorize ederek sürdürdüğünü hatırlatarak 2024 yılı ortasında gerçekleşen Article IV kapsamındaki gözden geçirme sonrasında kur rejiminin 2022 yılından itibaren “diğer” kategorisine alındığını belirtti. IMF’nin bu kategorideki ülkeler için “sabit kur” ARA formülünü uyguladığını kaydeden Bürümcekçi, IMF ilgili raporlarda da kur rejiminin resmi olarak dalgalı kur olmasına rağmen fiilen sürünen (yönetilen) kur olarak icra edildiğini belirttiğini vurguladı.</p>
<h2>ARA’ya göre ideal seviye oranı yüzde 150</h2>
<p>Bürümcekçi analizinde mevcut durumda bile “sabit kur” rejiminden daha esnek bir kur rejimi uygulandığından, Türkiye için “sabit kur” formülünün tercih edilmesini doğru bulmadığını belirterek “Bize göre, yönetilen kur rejimi için her iki uç rejimin arasında bir yerlerde yer alacak şekilde yeni formül oluşturmalıdır. Bu doğrultuda, Türkiye’nin ARA oranı ile yeterli ve ideal rezerv seviyelerini her iki kur rejimi için de hesaplıyoruz. IMF’nin rezerv yeterliliği için dünya genelinde kullandığı ARA (Assessing Reserve Adequacy) isimli kapsayıcı bir göstergesi bulunuyor. Basit formüllerle iki farklı kur rejimi için hesaplanan ARA seviyesinin rezervlere oranının ideal aralığı ise yüzde 100-150 olarak belirlenmiştir. Yeterli seviye yüzde 100 olarak ve ideal seviye yüzde 150 olarak düşünülebilir” dedi.</p>
<h2><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3b6830ecfc0-1782278192.png" alt="" width="324" height="269" />Kritik eşik ilk kez 2023’te tutturuldu</h2>
<p>Analize göre içeriğindeki bazı verilerin ancak 2026 Nisan sonu değerleri (kısa vadeli dış borç ve uluslararası yatırım pozisyonu) mevcut olduğundan Türkiye için dalgalı kur rejimi formülü ile hesaplanan ARA seviyesinin rezervlere oranının TCMB toplam rezervlerinin nisan sonunda 165.4 milyar dolara yükselmesi ile yüzde 95,9 oranıyla önceki aya kıyasla yükseldi. Ancak yeterlilik eşiğinin altında kaldı. Sabit kur rejimi formülüne göre hesaplanan oran da yüzde 68,8 ile önceki aya kıyasla yükselmesine rağmen yeterlilik eşiğinin altında kalmaya devam etti.</p>
<p>Söz konusu oranlar Türkiye için 2000 yılından bu ya yana hesaplanırken, Türkiye dalgalı kur rejimi formülüne göre kritik eşiği daha önce ilk kez yüzde 100 ile 2023 yılında tutturulabildi, 2024 Eylül ayından itibaren 7 ay, 2025 Temmuz ayından itibaren 8 ay eşik değer üzerinde kaldı. Endekste en düşük değer ise yüzde 66,8 ile 2000 yılında kaydedildi. Sabit kur rejimi hesabına göre ise kritik eşik hiç geçilemezken en düşük oran yüzde 49,3 ile 2000 yılında görüldü.</p>
<p>Nisan ayında dalgalı kur rejimi formülüne göre yükümlülük ve diğer büyüklükler dikkate alınarak hesaplanan ve toplam döviz rezervlerini ARA ölçütü açısından yeterli hale getirecek seviyenin 172.5 milyar dolar, ideal seviyenin ise 258.8 milyar dolar olduğu hesaplanan analize göre TCMB’nin brüt rezervleri nisan ayı sonunda 165.4 milyar dolar ile yeterli seviyenin altında bulunuyor. Aynı seviyeler sabit kur rejimi hesabına göre ise 240.5 milyar dolar ve 360.8 milyar dolar düzeylerinde.</p>
<h2>Arındırılmış toplam rezervler 135.7 milyar dolar</h2>
<p>Bürümcekçi analizinde rezerv yeterliliği dışındaki diğer kritik konunun rezervlerin kalitesi olduğuna dikkat çekerek “Zira yabancı merkez bankaları ile yapılan swap anlaşmalarının önemli bir kısmı SDR dışı para birimlerinden oluşmaktadır. Haftalık URDL verisine göre 12 Haziran 2026 itibarı ile yabancı merkez bankaları ile yapılan swap toplamı 16.3 milyar dolar görünürken, SDR sepetinde olmayan paralardan oluşan kısım 11.8 milyar dolar düzeyinde açıklanmıştır. Son durumda, SDR sepetinde ABD Doları yüzde 41,73, Euro yüzde 30,93, Yuan yüzde 10,92, Japon yeni yüzde 8,33 ve İngiliz sterlini yüzde 8,09'luk paya sahiptir. 12 Haziran itibarı ile yabancı merkez bankaları ile yapılan swaplardan arındırılmış toplam rezervlerin 135.7 milyar dolar düzeyine gerilediği hesaplanmaktadır” dedi.</p>
<p>Bunun, TCMB’nin son rezerv (MB’lerle yapılan swaplar hariç) durumu ile 2026 Nisan sonu ARA parametreleri kullanılarak dalgalı kur rejimi formülüne göre hesaplanan yeterli seviyenin 36.8 milyar dolar altında olunduğunu, ideal seviye için ise 123.1 milyar dolar düzeyinde bir rezerv biriktirme ihtiyacı olduğunu yansıttığı vurgulanan analizde “Aynı rezerv seviyesi, sabit kur rejimi formülüne göre hesaplanan yeterli seviyeye ulaşmak için 104,8 milyar dolar, ideal seviyeye ulaşmak için ise 225.1 milyar dolar rezerv birikimine ihtiyaç olduğunu göstermektedir” denildi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Rezerv biriktirme için geniş manevra alanı var</span></h2>
<p>Bürümcekçi Araştırma ve Danışmanlık Kurucusu Haluk Bürümcekçi, hesaplaması pratik ve sıkça kullanılan kriterin, toplam döviz rezervlerinin 6 aylık ithalatı ve önümüzdeki 1 yıllık dönemde vadesi gelecek dış borçların tamamını karşılaması olduğunu hatırlatarak şu hesabı yaptı: “2026 Nisan ayı itibariyle son 6 aylık ithalat 192 milyar dolar seviyesindedir. Önümüzdeki 1 yılda vadesi dolacak dış borç tutarı ise nisan ayı itibariyle 242 milyar dolardır. Yabancı merkez bankaları swaplarından arındırılmış toplam döviz rezerv seviyesi 6 aylık ithalatın 56 milyar dolar, önümüzdeki 1 yılda vadesi gelecek dış borçların ise 106 milyar dolar altında bulunmaktadır. Bu bağlamda, yurt içinde dolarizasyonun tersine dönmesi ve yurt dışı yerleşik portföy akımlarının giriş yönünde devam etmesi durumunda TCMB’nin rezerv biriktirme için geniş bir manevra alanı olduğu söylenebilir.”</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">TCMB geçen hafta 8.9 milyar dolar alım yaptı</span></h2>
<p>QNB ekonomistlerinin hesaplamalarına göre 19 Haziran haftasında brüt döviz rezervi 5 milyar dolar artışla 157.1 milyar dolara, swap hariç net rezerv de 5.3 milyar dolar artışla 34.4 milyar dolara yükseldi. TCMB'nin geçen hafta 8.9 milyar dolar döviz alışı gerçekleştirdiği tahmin edildi.</p>
<p>Analize göre 19 Haziran haftasında bankaların TCMB’de zorunlu karşılık ve teminat depo çerçevesinde tuttukları döviz miktarının 1.7 milyar dolar azalması, brüt rezervi olumsuz etkiledi. Bunu hariç tutan net rezerv ise 6.8 milyar dolar artışla 51.8 milyar dolara çıktı.</p>
<p>Net rezerv içinde değerlendirilen yurt içi bankalarla yapılan nette 1.1 milyar dolarlık satım yönlü swap stokunun 19 Haziran haftasında nette 0.4 milyar dolar alım yönlü swap stokuna dönmesi, net rezervi 1.5 milyar dolar yukarı çekti. Analize göre altın fiyatlarının gerilemesinin ise net rezervde 0.9 milyar dolarlık azalışa yol açtı. Kamunun döviz mevduatı da incelenen hafta içerisinde yurt dışında ihraç edilmiş kira sertifikası itfasının etkisiyle 2.7 milyar dolar düştü.</p>
<p>QNB ekonomistleri “Sonuç olarak, bu saydığımız işlemler net rezervin geçen hafta 2.1 milyar dolar gerilemesine neden olmuştur. Net rezervdeki değişimi dikkate aldığımızda, bunun dışında kalan işlemlerle toplamda 8.9 milyar dolar döviz alışı gerçekleştiğini hesaplıyoruz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ideal-rezerve-ulasmaya-1231-milyar-dolar-daha-var-81747</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/merkez-bankasi-tcmb.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TCMB rezervlerini, nisan itibariyle IMF’nin rezerv göstergesine göre analiz eden Bürümcekçi Araştırma ve Danışmanlık Kurucusu Haluk Bürümcekçi, ARA formülüne göre yüzde 95,9 oranla yeterli seviyenin altında kaldığını, dalgalı kur rejimine göre ARA parametreleri ışığında ideal seviyeye ulaşmak için 123.1 milyar dolar daha rezerv biriktirme ihtiyacı bulunduğunu vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-ekonomide-rekabet-avantaji-karmasikligi-yonetebilmek-81745</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 08:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni ekonomide rekabet avantajı: Karmaşıklığı yönetebilmek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ZEYNEP ODABAŞI - Eternal Partners Stratejik Danışmanlık Yönetim Kurulu Başkanı</strong></p>
<p>Türkiye’de iş dünyası uzun yıllardır kriz yönetmeyi öğrendi. Enflasyon dönemleri, finansman daralmaları, kur şokları, jeopolitik kırılmalar ve küresel dalgalanmalar karşısında Türk şirketleri çoğu zaman refleksleriyle ayakta kaldı. Özellikle KOBİ’ler; hızları, pratik zekâları ve ticari sezgileriyle ekonominin gerçek taşıyıcı kolonları hâline geldi.</p>
<p>Ancak bugün dünya farklı bir döneme giriyor. Yeni dönemin en büyük problemi finansman kadar artan karmaşıklığı yönetebilme becerisi. Çünkü şirketler ürün, fiyat veya pazar rekabeti içinde ayrıca veri güvenliği, operasyonel hız, regülasyon baskıları, hukuki riskler, insan kaynağı dönüşümü ve karar alma süreçleriyle mücadele ediyor.</p>
<p>Türkiye’de girişimcilik ekosisteminin büyüklüğü de bu dönüşümün ne kadar kritik bir noktaya geldiğini gösteriyor. Türkiye’de aktif şirket, kooperatif ve ticari işletme sayısı milyonlarla ifade edilen dev bir ekonomik hacme ulaşmış durumda. Yalnızca 2025 yılında 113 bin 779 yeni şirket kuruldu. Aynı dönemde kapanan şirket sayısı ise 33 bin 270 olarak gerçekleşti. Son beş yılda ise Türkiye’de 607 binden fazla şirket kuruldu.</p>
<p>Bu veriler iki önemli gerçeği aynı anda ortaya koyuyor. Birincisi, Türkiye hâlâ çok güçlü bir girişimcilik enerjisine sahip. İkincisi ise şirket kurmak ile şirketi sürdürülebilir şekilde büyütmek artık tamamen farklı iki yönetim kapasitesi gerektiriyor.</p>
<p>Çünkü yeni ekonomide şirketler bir yanda pazarda rekabet ederken öte yanda karmaşıklıkla mücadele ediyor.</p>
<p>Son dönemde kamuoyuna yansıyan süreç yönetimi zafiyetleri de iş dünyasına çok önemli bir mesaj veriyor: Kontrol edilmeyen süreçler zamanla finansal riskten daha büyük maliyetler üretir. Çünkü mesele geç fark etmek, yavaş reaksiyon vermek ve dağınık yapılar içinde yön kaybetmektir.</p>
<p>İstanbul Ticaret Üniversitesi bünyesinde Prof. Dr. Murat Kasımoğlu ve ekibinin şirketlerin kurumsal dönüşümü, stratejik dayanıklılığı ve organizasyonel kapasitesi üzerine yürüttüğü çalışmalar da benzer bir gerçeğe işaret ediyor. Araştırmalar; özellikle orta ölçekli şirketlerde büyümenin çoğu zaman finansman eksikliğinden sekteye uğramadığını, süreç karmaşıklığı ve kurumsal koordinasyon eksikliğinden yavaşladığını ortaya koyuyor. Şirket büyüdükçe operasyonel yük artıyor; ancak yönetim mimarisi aynı hızda gelişemediğinde organizasyon içinde görünmeyen kırılganlıklar oluşmaya başlıyor.</p>
<p>Geçmişte şirketlerin değeri daha çok fiziksel büyüklükleriyle ölçülüyordu. Fabrika kapasitesi, satış hacmi, ciro ve bilanço büyüklüğü temel göstergelerdi. Bugün ise yatırımcıların, fonların ve küresel sermayenin baktığı parametreler değişiyor. Artık odak, şirketlerin karar alma hızları, entegrasyon düzeyleri, kriz anlarında gösterebildikleri dayanıklılık ve organizasyon yapıları büyürken kontrolü sürdürebilme yetkinlikleri üzerinde. Çünkü yeni ekonomide rekabet avantajı, finansal gücün ötesine geçerek sermaye, organizasyonel kapasite, veri yönetimi ve kurumsal refleks bileşenleriyle tanımlanıyor.</p>
<p>Türkiye’de birçok şirket hâlâ kişilere bağlı yönetim modelleriyle ilerliyor. Finans başka yerde, operasyon başka sistemde, hukuk süreçleri geleneksel yöntemlerle yönetiliyor; yönetim raporları ise çoğu zaman bireysel çabayla hazırlanıyor. Bu yapı belirli bir ölçeğe kadar çalışıyor gibi görünse de şirket büyüdükçe kırılganlık üretmeye başlıyor. Asıl risk de tam burada ortaya çıkıyor: Şirket büyüyor ama kurumsal kapasite aynı hızda büyüyemiyor.</p>
<p>Türk iş dünyasının önünde bugün tarihsel bir fırsat bulunuyor. Çünkü Türkiye’nin girişimcilik refleksi güçlü, üretim kültürü derin ve kriz yönetimi kası oldukça gelişmiş durumda. Şimdi bunun üzerine ikinci bir katman inşa edilmesi gerekiyor; veri odaklı yönetim, entegre süreç yapıları, güçlü kurumsal hafıza ve ölçeklenebilir organizasyon mimarisi. Önümüzdeki on yılda şirket değerlemelerinde, bilanço büyüklüklerinin yanı sıra; yönetim kalitesi, süreç derinliği, karar alma hızı ve organizasyonel dayanıklılık belirleyici unsurlar arasında öne çıkacak</p>
<p>Yeni dönemin kazananları, en güçlü sistemi kuran, sürdüren ve sürekli geliştirenler olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-ekonomide-rekabet-avantaji-karmasikligi-yonetebilmek-81745</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni ekonomide rekabet avantaji: Karmaşıklığı yönetebilmek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abd-ile-yapilacak-bir-anlasma-irani-kuresel-ekonomiye-nasil-yeniden-baglayabilir-81744</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> ABD ile yapılacak bir anlaşma İran’ı küresel ekonomiye nasıl yeniden bağlayabilir?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>PATRICIA COHEN - </strong><strong>The New York Times </strong><strong>Ekonomi Muhabiri</strong></p>
<p><strong>Önümüzdeki 60 gün içinde nihai bir anlaşmanın müzakere edilmesi beklenirken, İran’ın yaklaşık 90 milyonluk zor durumdaki nüfusuna ekonomik rahatlama sağlayacak bir dizi güven artırıcı önlem planlanıyor. Bunlar arasında boğazın yeniden açılması ve Nisan ayında başlayan ABD’nin İran’ın deniz yoluyla ticaretine uyguladığı ablukanın sona ermesi yer alıyor .</strong></p>
<p>İran’ın ABD ve İsrail ile 16 hafta süren savaşının bıraktığı yıkıma rağmen, ülkenin uzun vadeli potansiyel görünümü yıllardır olduğundan daha parlak.</p>
<p>On yıllardır ilk kez, İran’ın uluslararası ekonomik dışlanmışlık statüsü sona ermeye yaklaşıyor ve önde gelen bir petrol üreticisinin dünyanın geri kalanıyla yeniden bağ kurmasına olanak sağlıyor.</p>
<p>Başkan Trump ile İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan arasında varılan anlaşmadan nihai bir anlaşmaya giden yol engellerle dolu. Cuma günü İsviçre’de yapılması planlanan ABD-İran görüşmeleri ertelendi ve İsrail ile Hizbullah’ın Lübnan’da düzenlediği saldırılar gerçekleşti.</p>
<p><strong>İran, yeni bir gelir kaynağı </strong><strong>oluşturma fırsatı bulabilir</strong></p>
<p>Yine de, Bay Trump’ın imzaladığı anlaşma yürürlükte kalırsa, İran’ın petrol ihracatına ve finansal işlemlerine yönelik cezalandırıcı yaptırımlar yakında kaldırılabilir.</p>
<p>Dondurulmuş milyarlarca dolarlık İran varlığı serbest bırakılabilir. Trump ayrıca, İran ekonomisinin yeniden yapılandırılması ve geliştirilmesine yardımcı olmak için bölgedeki diğer ülkelerle birlikte 300 milyar dolarlık bir fon kurma konusunda da anlaştı.</p>
<p>Ve ilk kez, dünyanın en önemli petrol geçiş noktasında yer alan enerji süper gücü İran, yeni bir gelir kaynağı oluşturma fırsatı bulabilir. İran, her yıl Hürmüz Boğazı’ndan geçen binlerce kargo gemisinden para toplamaya başlayacağını tehdit etti. Böyle bir gelişme, savaş başlamadan önce düşünülemezdi, ancak şimdi ABD-İran anlaşmasında bunun önünü açtı.</p>
<p>Londra merkezli bir araştırma kuruluşu olan Borsa ve Pazar Vakfı’nın CEO’su Esfandyar Batmanghelidj, “Bu gerçekten dikkat çekici bir belge” dedi. Anlaşma, “ABD-İran ilişkisinin nereye varabileceğine dair iddialı hedefler belirliyor.”</p>
<p>“Tahran’da Trump’ın kararsız olduğu, müzakere edilmesi zor olduğu ve güvenilmez olduğunu gösterdiği kabul ediliyor” dedi Bay Batmanghelidj. “Ancak kendisinden önceki hiçbir ABD başkanının sahip olmadığı dönüştürücü diplomasi yürütme kapasitesine sahip.”</p>
<p>Uzun zamandır Amerika’nın baş düşmanı olarak kabul edilen İran, uluslararası terörizme verdiği destek ve nükleer silah programı nedeniyle yaptırımlar yoluyla dünyanın en ağır şekilde cezalandırılan ülkelerinden biridir. Yaptırımları ve düşmanlıkları sona erdirmeye yönelik bu kadar kapsamlı bir plan daha önce hiç gündeme gelmemişti.</p>
<p>“İşte bu da tüm bu süreci hem çok gergin hem de İranlılar için çok cazip kılıyor,” diye ekledi Bay Batmanghelidj.</p>
<p>Uluslararası Para Fonu’nda eski müdür yardımcısı olan Adnan Mazarei, savaşın aynı zamanda Washington’un Basra Körfezi’ne kıyısı olan Arap ülkelerine verdiği güvenlik garantilerine olan güveni de zedelediğine dikkat çekti.</p>
<p>Bu çerçeve, bölgesel ilişkilerin değişmesinin önünü açıyor.</p>
<p>İran’ın Birleşik Arap Emirlikleri ile olan bağları, ekonomik geleceği için özellikle önemlidir. Birleşik Arap Emirlikleri, İran ticareti, finansı ve işletmeleri için hayati bir merkez görevi görmüştür. Sayın Mazarei, “Bunun ne ölçüde yeniden canlandırılacağı belli değil” dedi.</p>
<p>Önümüzdeki 60 gün içinde nihai bir anlaşmanın müzakere edilmesi beklenirken, İran’ın yaklaşık 90 milyonluk zor durumdaki nüfusuna ekonomik rahatlama sağlayacak bir dizi güven artırıcı önlem planlanıyor.</p>
<p>Bunlar arasında boğazın yeniden açılması ve Nisan ayında başlayan ABD’nin İran’ın deniz yoluyla ticaretine uyguladığı ablukanın sona ermesi yer alıyor . Trump yönetimi, İran’ın önemli bir gelir kaynağı olan petrol ihracatına başlamasına izin vermeyi kabul etti. Bu, ülkenin artık petrolünü yaptırımlarla ilgili bir indirimle satmak zorunda kalmayacağı anlamına geliyor. Diğer ülkelerde tutulan dondurulmuş İran fonlarının bir kısmının da serbest bırakılması planlanıyor.</p>
<p>Ablukanın sona ermesi, İranlıların ithal mallar için karaborsa primi ödemek zorunda kalmayacakları anlamına da gelebilir.</p>
<p>Daha etkili ve uzun süreli ekonomik ilerlemenin sağlanıp sağlanamayacağı büyük ölçüde ülkenin gizemli liderliğine bağlıdır.</p>
<p><strong>Hükümetin ekonomiyi </strong><strong>nasıl yöneteceği çok önemli</strong></p>
<p>Maryland Üniversitesi Küresel İşletme Merkezi’nin akademik direktörü Kislaya Prasad, İran hükümetinin “fazla ileri giderek” barış sürecini raydan çıkarabileceği riskinin bulunduğunu söyledi.</p>
<p>Hükümetin ekonomiyi geleceğe yönelik olarak nasıl yöneteceği de çok önemli. Yaptırımlar felç ediciydi, ancak hükümetin kötü yönetimi, acımasız baskı ve yolsuzluk da aynı derecede etkiliydi. Bu kombinasyon enflasyonu, yüksek işsizliği ve toplumsal huzursuzluğu körükledi.</p>
<p>Uluslararası gerilimlerin azalması, İran’ın ciddi iç sorunlarının ve kısıtlamalarının ortadan kalkacağı anlamına gelmez. Savaşın İran’ın enerji, sanayi ve ulaşım altyapısına verdiği büyük hasarın yanı sıra, yıllarca süren ciddi yatırım eksikliği ve kıtlıklar da söz konusudur.</p>
<p>Uluslararası yaptırımlar İran’ı ihtiyaç duyduğu şeylerin daha fazlasını kendi içinde üretmeye zorladı. Bu da ekonominin çeşitlenmesine yol açtı ve uzun vadede buna fayda sağlayabilir.</p>
<p>Virginia Tech’te ekonomi profesörü olan ve perşembe günü Tahran’a gelen Djavad Salehi-Isfahani, “Beni gelecek konusunda umutlandıran şey, petrolden ziyade mali yaptırımların kaldırılmasıdır” dedi.</p>
<p>Petrol yaptırımlarının kaldırılması ve İran varlıklarının dondurulmasının çözülmesi hükümete para kazandırırken, finansal kısıtlamaların sona ermesinin İranlılara para kazandırabileceğini ve bunun da ekonomiyi canlandıracağını söyledi.</p>
<p>Sayın Salehi-Isfahani, hükümetin gelirlerini nasıl kullanacağını kimsenin bilmediğini, ancak İranlıların küresel piyasada alım satım yapmasına izin vermenin işletmeler ve istihdam yaratabileceğini söyledi. Ayrıca İran Riali’nin bu kadar düşük değerde olmasının, Bangladeş ve Çin gibi ülkelerle rekabet etmelerine yardımcı olacağını belirtti.</p>
<p>Sayın Salehi-Isfahani, “Burada her şey petrol ve diğer şeyleri satabilme yeteneğine sahip olmakla ilgili,” dedi.</p>
<p>***</p>
<p><em>Yazının orijinaline https://www.nytimes.com/2026/06/19/business/economy/iran-sanctions-oil.html web adresinden ulaşabilirsiniz.</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abd-ile-yapilacak-bir-anlasma-irani-kuresel-ekonomiye-nasil-yeniden-baglayabilir-81744</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/4/1280x720/hurmuz-1782277535.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD ile yapılacak bir anlaşma İran’ı küresel ekonomiye nasıl yeniden bağlayabilir? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sirketlerin-refleksleri-nakit-akisi-finansal-disiplin-ve-operasyonel-ceviklik-81743</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şirketlerin refleksleri: Nakit akışı, finansal disiplin ve operasyonel çeviklik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İnsan vücudunda yalnızca güçlü bir kalbe sahip olmak sağlıklı olmak için yeterli midir? Elbette hayır. Kalbin kan pompalaması gerekir, damarların açık olması gerekir, organların birbirleriyle uyum içerisinde çalışması gerekir. Reflekslerin zayıf olduğu, dolaşım sisteminin aksadığı bir bedende, en güçlü kaslar bile zamanla işlevlerini yitirir.</p>
<p>Şirketler de farklı değildir. Bir işletmenin çok iyi ürünleri olabilir, güçlü markalara sahip olabilir, satışları her yıl artıyor olabilir, hatta sektöründe lider konumda bulunabilir. Ancak yeterli nakit akışı yoksa finansal disiplin kaybolmuşsa ve değişen şartlara hızlı tepki verecek operasyonel çeviklikten yoksunsa, en güçlü görünen şirketler bile beklenmedik krizlerde ciddi yaralar alabilir. Tabiatta bildiğiniz üzere en güçlü canlılar değil, değişime en hızlı uyum sağlayan türler hayatta kalıyor. İş dünyasında da durum farklı değil; pandemi dönemini hatırlayın… Satışları yıllarca istikrarlı büyüyen, köklü geçmişe sahip nice şirketler zor günler yaşarken, çok daha küçük bazı işletmeler yeni koşullara hızla uyum sağlayarak ayakta kalmayı başardılar. Neden? Çünkü onların "kas gücünden" çok refleksleri kuvvetliydi. Bugün birçok yönetici büyümenin, yüksek cironun ve kârlılığın başarı için yeterli olduğunu düşünüyor. Oysa işletmelerin hayatında asıl belirleyici olan üç unsur vardır:</p>
<p><strong>Birincisi, nakit akışı…</strong></p>
<p>Bunu daha önce de ifade etmiştim; su olmadan canlılar ne kadar yaşayabilirse, nakit akışı olmadan şirketler de ancak o kadar yaşayabilir. Kârsız geçen dönemler atlatılabilir, büyüme yavaşlayabilir, bazı yatırımlar ertelenebilir. Ancak nakit akışı bozulduğunda, şirketin bütün organları alarm vermeye başlar.</p>
<p><strong>İkincisi ise finansal disiplin…</strong></p>
<p>Gelirlerden daha önemli olan, kaynakların nasıl yönetildiğidir. Bir aile düşünün; yüksek gelir elde ediyor olabilir. Ancak harcamalarını kontrol etmiyor, tasarruf etmiyor ve geleceği planlamıyorsa, gelir seviyesi ne kadar yüksek olursa olsun mali sıkıntılar kaçınılmazdır. Şirketler için de durum aynıdır. Plansız yatırımlar, gereksiz giderler, kontrolsüz stoklar, sadece ciro odaklı satış anlayışı ve borçla büyüme alışkanlığı, zamanla finansal yapıyı zayıflatır. Bazen sorun düşük satış değildir. Sorun, yüksek satışların düşük disiplinle yönetilmesidir.</p>
<p><strong>Üçüncü unsur ise operasyonel çeviklik…</strong></p>
<p>Bir dönem "yıllık olarak planlama yapmak" yeterliydi. Sonra çeyrek dönem planları konuşulmaya başlandı. Artık bazı sektörlerde haftalık, hatta günlük refleksler önem kazandı. Çünkü, Tüketici davranışları değişiyor. Teknoloji değişiyor. Rakipler değişiyor. Maliyetler değişiyor. Pazarlar değişiyor. Böyle bir dünyada, "karar alma mekanizmaları yavaş çalışan" şirketler giderek ağırlaşmaya başlıyor. Tıpkı reflekslerini kaybetmiş bir insan gibi… Bazı şirketler yeni ürün geliştirmek için aylar harcıyor, bazıları ise haftalar içerisinde pazara çıkabiliyor. Bazıları stok fazlasıyla depolarını doldururken, bazıları talebi gerçek zamanlı takip ederek daha çevik hareket edebiliyor. Bazıları sorunlarla karşılaştığında kredi aramaya başlıyor, bazıları ise önceden oluşturdukları disiplin sayesinde krizi fırsata çevirebiliyor. İşte fark tam olarak burada ortaya çıkıyor; şirketlerin geleceğini sadece bilanço büyüklükleri belirlemiyor! Kasalarının sağlığı, harcamalarındaki disiplin ve değişime verdikleri tepkinin hızı… Belki de yöneticilerin kendilerine zaman zaman şu soruları sorması gerekiyor:</p>
<ul>
<li>Satışlarımız büyüyor ama nakit üretme kabiliyetimiz de aynı hızla büyüyor mu?</li>
<li>Kârlılıktan çok ciroya mı odaklanıyoruz?</li>
<li>Giderlerimizi gerçekten yönetiyor muyuz?</li>
<li>Operasyonlarımız değişen şartlara ne kadar hızlı uyum sağlayabiliyor?</li>
<li>Şirketimiz gerçekten güçlü mü, yoksa "sadece büyük mü"?</li>
</ul>
<p>Unutmayalım; büyük olmak başka şeydir, sağlıklı olmak başka… Şirketler için sağlıklı olmak sadece para kazanmakla değil; güçlü bir nakit akışı, sağlam bir finansal disiplin ve yüksek operasyonel çeviklikle mümkündür. İş dünyasında uzun ömürlü şirketleri ayakta tutan ve ticari ömürlerini uzatan şey, büyüklüklerinden çok refleksleridir!</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sirketlerin-refleksleri-nakit-akisi-finansal-disiplin-ve-operasyonel-ceviklik-81743</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şirketlerin refleksleri: Nakit akışı, finansal disiplin ve operasyonel çeviklik ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tobb-kutahya-osb-meslek-lisesi-ilk-mezunlarini-verdi-81809</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TOBB Kütahya OSB Meslek Lisesi ilk mezunlarını verdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ / KÜTAHYA</strong></p>
<p>TOBB Kütahya OSB Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nin ilk mezunları için Kütahya Organize Sanayi Bölgesi Müdürlüğü Konferans Salonu’nda “Gelenek &amp; Tecrübe Buluşması” programı düzenlendi. Programa Kütahya Valisi Sayın Musa IŞIN, Kütahya İl Millî Eğitim Müdürü Sayın Mustafa YILMAZ, Kütahya Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Tolga ESKİOĞLU, Başkan Vekili Sayın Ali Alper OLGUN, Yönetim Kurulu Üyeleri Sayın M. Kamil OLÇAR, Sayın  Süleyman ÖLÇER,  Sayın  Ahmet TAVA ve Sayın  M. Zeyit DAMAR, Kütahya OSB Müdürü Sayın Tunahan ERGİN, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, okul yöneticileri, öğretmenler ve öğrenciler katıldı.</p>
<p>Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren TOBB Kütahya OSB Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Müdürü Ali KESGİN, okulun kısa sürede önemli başarılara imza attığını belirterek, öğrencilerin yalnızca mesleki yeterliliklerle değil, aynı zamanda millî ve manevi değerlerle yetiştirildiğini ifade etti. KESGİN, Kütahya OSB ile yürütülen güçlü iş birliği sayesinde öğrencilere ücretsiz öğle yemeği, servis, okul kıyafeti desteği ve mezuniyet sonrası iş imkânı sunulduğunu belirtti. Bu yıl mezun olan 89 öğrenciden 44’ünün Organize Sanayi Bölgesi’nde faaliyet gösteren işletmelerde çalışma hayatına başlayacağını, 45 öğrencinin ise eğitim hayatına devam etmeyi tercih ettiğini söyledi.</p>
<p>Kütahya İl Millî Eğitim Müdürü Mustafa YILMAZ ise konuşmasında öğrencilerin Türkiye’nin geleceğini şekillendirecek önemli bireyler olduğunu vurgulayarak, mesleki eğitimin ülkenin kalkınmasındaki rolüne dikkat çekti. Ahilik kültürü ile modern üretim anlayışının bir arada verilmesinin önemine değinen İl Milli Eğitim Müdürü Mustafa YILMAZ, gençlere tecrübeli insanlardan faydalanmaları ve geleneksel değerlerle bağlarını güçlü tutmaları tavsiyesinde bulundu.</p>
<p>Kütahya OSB Yönetim Kurulu Başkanı Tolga ESKİOĞLU da okulun kuruluş sürecini anlatarak, yaklaşık altı yıl önce atılan temellerin bugün ilk mezunlarla birlikte meyvelerini verdiğini ifade etti. Eğitimin ve nitelikli insan kaynağının sanayinin geleceği açısından büyük önem taşıdığını belirten Yönetim Kurulu Başkanı Tolga ESKİOĞLU, öğrencilerin başarılarının kendileri için ayrı bir gurur kaynağı olduğunu söyledi. Mezun öğrencilere seslenen Yönetim Kurulu Başkanı Tolga ESKİOĞLU, “Yaptığınız işi en iyi şekilde yapmaya gayret edin. Başarının yolu işinizi en iyi şekilde yapmaktan geçer” dedi.</p>
<p>Kütahya Valisi Musa IŞIN ise mesleki eğitimin güçlendirilmesi yönünde yürütülen çalışmalar hakkında bilgiler verdi. Meslek liselerinin öğrenci tercih oranlarında önemli bir artış yaşandığını belirten Vali Musa IŞIN, sanayinin ihtiyaç duyduğu nitelikli iş gücünün yetiştirilmesinde mesleki eğitimin kritik bir rol üstlendiğini ifade etti. Ahilik kültürünün yeniden canlandırılması yönünde atılan adımların önemine değinen Musa IŞIN, iş dünyası ile eğitim kurumları arasındaki iş birliğinin daha da güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Konuşmaların ardından Kütahya Valisi Musa IŞIN, Kütahya OSB Yönetim Kurulu Başkanı Tolga ESKİOĞLU ve Kütahya İl Millî Eğitim Müdürü Mustafa YILMAZ tarafından öğrencilerden gelen sorular cevaplandırıldı. Program kapsamında okul birincisi Mustafa YAVUZ’a birincilik plaketi İl Millî Eğitim Müdürü Mustafa YILMAZ tarafından takdim edildi. Etkinliğin en anlamlı bölümlerinden biri olan Şed Kuşanma Töreni’nde ise Ahilik geleneğinin önemli bir simgesi olan şed kuşanma merasimi gerçekleştirildi. Kütahya OSB Yönetim Kurulu Başkanı Tolga ESKİOĞLU, mezun olan bir öğrenciye cübbe giydirerek kuşağını bağladı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tobb-kutahya-osb-meslek-lisesi-ilk-mezunlarini-verdi-81809</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/0/9/1280x720/tobb-kutahya-osb-meslek-lisesi-ilk-mezunlarini-verdi-1782309155.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TOBB Kütahya OSB Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi ilk mezunlarını verdi. Bu yıl mezun olan 89 öğrencinin 44&#039;ü Kütahya OSB&#039;deki işletmelerde çalışma hayatına başlarken, 45 öğrenci eğitimine devam etme kararı aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esgiad-uyeleri-buyuk-aile-bulusmasinda-bir-araya-geldi-81789</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ESGİAD üyeleri &#039;Büyük Aile Buluşması&#039;nda bir araya geldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p class="PDq2pG_selectionAnchorContainer" data-start="594" data-end="964"><strong>EKONOMİ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p class="PDq2pG_selectionAnchorContainer" data-start="594" data-end="964">Eskişehir Genç İş İnsanları Derneği (ESGİAD) üyeleri, dernek yönetim kurulunun ev sahipliğinde düzenlenen "Büyük Aile Buluşması" etkinliğinde aileleriyle birlikte bir araya geldi.</p>
<p class="PDq2pG_selectionAnchorContainer" data-start="594" data-end="964">Dernek üyeleri arasındaki dayanışmayı artırmak ve sosyal ilişkileri güçlendirmek amacıyla düzenlenen etkinliğe katılanların, iş hayatının yoğun temposuna kısa bir mola verirken, sosyal bağlarını güçlendirme fırsatı bulduğu bildirildi.</p>
<p class="PDq2pG_selectionAnchorContainer" data-start="594" data-end="964"><strong>"Bizi başarıya taşıyan en büyük güç, samimiyet"</strong></p>
<p data-start="1724" data-end="2003">Eskişehir iş dünyasının önemli temsilcilerini bir araya getiren etkinliğin ardından değerlendirmelerde bulunan ESGİAD Yönetim Kurulu Başkanı Batuhan Eldem, derneğin yalnızca iş dünyasını temsil eden bir platform olmadığını, aynı zamanda güçlü sosyal bağlara sahip bir aile yapısı oluşturduğunu ifade etti. İş dünyasının yoğun temposu içerisinde ailelere ve dostluklara ayrılan zamanın önemine dikkati çeken Eldem, şunları kaydetti: "İş hayatının o bitmek bilmeyen temposunda bazen en kıymetli hazinemiz olan ailemize ve dostlarımıza ayırdığımız vakit kısıtlanabiliyor. Biz bugün burada sadece iş konuşan meslektaşlar olarak değil; acıyı, tatlıyı ve başarıyı paylaşan kocaman bir aile olarak toplandık. Çocuklarımızın neşesi ve dostlarımızın samimi sohbetleriyle, ESGİAD çatısı altındaki bu güçlü bağın ne kadar değerli olduğunu bir kez daha hissettik. Bizi başarıya taşıyan en büyük gücümüz de işte tam olarak bu samimiyet." Eldem, ESGİAD'ın ekonomik ve ticari faaliyetlerinin yanı sıra üyeler arasındaki sosyal dayanışmayı güçlendiren organizasyonlara da önem verdiğini belirterek, benzer etkinliklerin gelecek dönemde de devam edeceğini ifade etti.</p>
<p data-start="1724" data-end="2003"><strong>Sosyal etkinlikler devam edecek</strong></p>
<p data-start="2965" data-end="3361">ESGİAD'ın geleneksel hale gelen sosyal etkinlik takviminin önemli başlıklarından biri olmaya devam edeceği bildiren Batuhan Eldem, "Üyelerimiz ve ailelerinin yoğun ilgi gösterdiği bu buluşma, dernek içerisindeki aidiyet duygusunu güçlendirmesinin yanı sıra yeni dönem çalışmalarımıza da motivasyon sağlıyor. Bu tür organizasyonlarla iş dünyasının temsilcilerini aile ortamında buluşturmayı sürdüreceğiz. ESGİAD üyeleri arasındaki dayanışma kültürünü güçlendirmeyi ve sosyal birlikteliği artırmayı hedefliyoruz" diye konuştu. </p>
<p data-start="2965" data-end="3361"> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esgiad-uyeleri-buyuk-aile-bulusmasinda-bir-araya-geldi-81789</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/8/9/1280x720/esgiad-uyeleri-buyuk-aile-bulusmasinda-bir-araya-geldi-1782299451.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Büyük Aile Buluşması&quot; etkinliğinde konuşan ESGİAD Yönetim Kurulu Başkanı Batuhan Eldem, derneğin ekonomik ve ticari faaliyetlerinin yanı sıra üyeler arasındaki sosyal dayanışmayı güçlendiren organizasyonlara da önem verdiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ge-aerospace-is-golgeleme-programiyla-genc-kadinlarin-stem-yolculugunu-destekliyor-81788</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;GE Aerospace, İş Gölgeleme programıyla genç kadınların STEM yolculuğunu destekliyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>GE Aerospace'in, 23 Haziran Uluslararası Kadın Mühendisler Günü kapsamında hayata geçirdiği "İş Gölgeleme" (Job Shadowing) programıyla, lise çağındaki genç kızları fen, teknoloji, mühendislik ve matematik (STEM) alanlarında desteklemeye devam ettiği bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, Türkiye Teknoloji Merkezi’nde (TTC) bu yıl dördüncüsü düzenlenen program, iki günlük saha ziyaretinin ötesine geçerek, geleceğin kadın mühendislerine yönelik uzun vadeli bir mentörlük ve kariyer rehberliği ağına dönüşüyor.</p>
<p>İstanbul Darüşşafaka Lisesi’nden gelen 30 öğrencinin katılımıyla gerçekleştirilen program, havacılık ve mühendislik sektöründeki genç kadınları güçlendirmeyi ve teknik rollerdeki kadın istihdamını artırmayı amaçlıyor. Programın en ayırt edici yönününün sürdürülebilirlik olduğu belirtilen açıklamada, etkinlik sonrasında da kesintisiz devam eden mentörlük mekanizması sayesinde öğrencilerin, akademik gelişim, üniversite ve bölüm tercihleri, özgeçmiş hazırlama süreçleri ile ulusal ve uluslararası teknoloji yarışmalarına katılım gibi kritik başlıklar altında TTC’nin lider kadın mühendislerinden uzun vadeli rehberlik desteği aldığı vurgulandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3bba0f6f99b-1782299151.jpg" alt="" width="700" height="412" />Program hakkında şu ifadelere yer verildi: "Program kapsamında, matematik ve fen bilimleri alanında başarı gösteren 15-16 yaş grubundaki öğrenciler, ilgi alanları doğrultusunda mühendislerle eşleştirildi. İki aşamalı organizasyonun ilk safhasında öğrenciler kadın mühendislerin günlük operasyonlarını, teknik toplantılarını ve gerçek projeler üzerindeki çalışma yöntemlerini deneyimlediler ve merak ettikleri soruları sorma fırsatı buldular. İkinci safhada ise katılımcılara uçak motoru teknolojileri ve havacılık sektörü üzerine seminerler verilirken, insan kaynakları departmanı tarafından da kurumsal iş hayatına hazırlık sunumları gerçekleştirildi."</p>
<p><strong>"Teknik rollerdeki kadın liderler önyargıları kırıyor"</strong></p>
<p>Teknik rollerde ve yönetim kademelerinde kadın rol modellerin bulunmasının, gençlerin kariyer tercihlerini yüksek katma değerli sektörlere yönlendirmedeki önemini vurgulayan TTC Kadın Çalışan Ağı Eş Lideri ve Uzman Tasarım Mühendisi Pelin Şenol, "Gelecekte daha kapsayıcı ve çeşitli mühendislik ekipleri görmek istiyorsak, bugün daha görünür rol modellere ihtiyacımız var. Genç kızları, kadınları teknik rollerde ve liderlik pozisyonlarında görmesini istiyorum. Bu öğrenciler, kendileri gibi insanların çok çalışarak ve hayallerinin peşinden giderek teknik alanlarda, GE Aerospace gibi şirketlerde görev alabildiğini gördüğünde, kendilerini de bu rollerde hayal etmeleri kolaylaşıyor." dedi.</p>
<p>TTC Kadın Çalışan Ağı Eş Lideri ve Baş Yazılım Mühendisi Asena Aksayım ise gün boyunca gerçekleştirilen pratik uygulamaların işlevselliğine dikkat çekerek şunları kaydetti:</p>
<p>"Gün boyunca havacılık sektöründe yürütülen mühendislik çalışmalarını yakından tanıyor, bu alanda bir kariyerin nasıl görünebileceğine dair gerçek bir fikir ediniyorlar. Kadın mühendislerimizin liderliğinde gerçekleşen bu pratik deneyimler, öğrencilerin havacılık endüstrisindeki mühendislik faaliyetlerine yönelik içgörü geliştirmelerine hizmet ediyor."</p>
<p>Mekatronik alanındaki çalışma modellerinin aktarıldığı programda, bilgisayar bilimi ve makine mühendisliği gibi farklı disiplinlerin entegrasyonuna değinen TTC Kıdemli Yazılım Mühendisi Ece Uzun ise bir uzmanlık alanının birbirinden tamamen farklı iki ilgi alanını bir araya getirebileceği fikrinin öğrencilerde yeni ufuklar açtığını belirtti. Uzun, bu disiplinler arası bağı gören öğrencilerin teknik uzmanlık alanlarının kapsamı konusunda yeni perspektifler kazandığını vurguladı.</p>
<p><strong>"Genç kızlar ve çocuklar teknik branşlara yönlendiriliyor"</strong></p>
<p>GE Aerospace bünyesindeki Kadın Çalışan Ağı'nın Türkiye'deki faaliyetleri yalnızca iş gölgeleme programı ile sınırlı kalmadığı, şirketin, genç kızları ve çocukları teknik branşlara yönlendirmek amacıyla geniş bir paydaş ağıyla da iş birliği yürütmeye devam ettiği bildirildi.</p>
<p>Bu konuda şu bilgilere yer verildi: "Dört yıldır Darüşşafaka Lisesi ile iki günlük sürdürülebilirlik ve havacılık odaklı hackathon yarışmaları düzenlenirken, ortaokul düzeyindeki öğrencilere yönelik yürütülen 'Çocuklar Kodluyor' projesiyle de temel programlama eğitimleri veriliyor. Ayrıca 'Kariyere İlk Adım Gardırobu' kampanyası ile iş hayatına hazırlanan dezavantajlı genç kadınlara profesyonel kıyafet desteği sağlanırken, Habitat Derneği iş birliğiyle hayata geçirilen 'Bilim Yolunda Genç Adımlar' projesi kapsamında bugüne kadar 8.200'ü aşkın gence ulaşılarak STEM alanındaki toplumsal farkındalık tabana yayılıyor."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ge-aerospace-is-golgeleme-programiyla-genc-kadinlarin-stem-yolculugunu-destekliyor-81788</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/8/8/1280x720/574-1782299130.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ GE Aerospace tarafından lise çağındaki genç kızlar için düzenlenen &quot;İş Gölgeleme&quot; programı hakkında açıklama yapan TTC Kadın Çalışan Ağı Eş Lideri ve Baş Yazılım Mühendisi Asena Aksayım, &quot;Kadın mühendislerimizin liderliğinde gerçekleşen bu pratik deneyimler, öğrencilerin havacılık endüstrisindeki mühendislik faaliyetlerine yönelik içgörü geliştirmelerine hizmet ediyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/agider-dijital-donusumde-oncu-olmaya-kararli-81783</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> AGİDER&#039;in hedefi dijital dönüşümde öncülük etmek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Akdeniz Girişimci İş Kadınları Derneği (AGİDER) Haziran Ayı üye toplantısı The Marmara Oteli’nde gerçekleştirildi.</p>
<p>Dijital pazarlama, yapay zekâ ve rekabet gücünün tartışıldığı toplantıya konuk konuşmacı olarak ASKON Demir Çelik San. ve Tic. A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Okan Konyalıoğlu katıldı.</p>
<p>AGİDER Başkanı Gökçen Atmaca yaptığı konuşmada, mevcut dönemin yalnızca hızlı değişimlerin değil, geleceği bugünden okuyabilmenin ve yeniden konumlanmanın da zorunlu kılındığı bir dönem olduğunu söyledi. Bugün rekabetin belirleyici unsurunun, ekonomik gücün yanında, değişime uyum hızı, kriz yönetimi ve dijital güven düzeyiyle de ölçüldüğünü belirten Atmaca, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Müşteriler, yatırımcılar ve iş ortaklarıyla kurulan ilk temasın artık dijital platformlar üzerinden gerçekleştiği gerçeği, bu alanı bir iletişim kanalından öte, ekonomik değer üreten stratejik bir ekosisteme dönüştürmüştür. Ancak şunun altını özellikle çizmek isterim ki asıl mesele; dijital varlığı güvene, güveni ise sürdürülebilir satış başarısına dönüştürebilmektir. Özellikle yapay zeka destekli çözümlerin pazarlamadan operasyonel verimliliğe kadar iş süreçlerini kökten değiştirdiği bu yeni dönemde, veriyi anlamlandıran ve değişimi yöneten kurumlar öne geçecektir.’’</p>
<p>AGİDER olarak farklı sektörlerdeki üyeleriyle bu dönüşümün öncüsü olmaya kararlı olduklarını ifade eden Atmaca, ‘’Kadın girişimcilerin; yeniliğe açıklığı, öğrenme isteği ve güçlü iletişim yetenekleriyle çağın kazananları arasında yer alacağına inancım tamdır. Dijitalin sunduğu olanakları stratejik bir kaldıraç olarak kullanan şirketlerin, pazarda çok daha güçlü bir konum elde ettiği tartışılmaz bir gerçektir’’ dedi.</p>
<p>ATSO Başkan Yardımcısı Boğaçhan Göksu da, artık rekabetin yalnızca kaliteli ürün veya hizmet üretmekle sınırlı olmadığına dikkat çekti. Göksu, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Markamızı doğru anlatabilmek, hedef kitlemize ulaşabilmek ve bunu sürdürülebilir satış başarısına dönüştürebilmek de en az üretim kadar önem taşıyor. Dijital dünyanın hızla değişen dinamikleri, işletmelerimizi yeni stratejiler geliştirmeye zorlarken aynı zamanda daha geniş pazarlara ulaşma ve daha güçlü markalar oluşturma fırsatları da sunuyor. Geleceğin güçlü ekonomileri, dijitalleşmeyi doğru okuyan ve değişime hızlı uyum sağlayan işletmeler tarafından şekillendirilecektir.’’</p>
<p><strong>“Amaç tıklanma değil, güven ve satış” </strong></p>
<p>ASKON Demir Çelik San. ve Tic. A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Okan Konyalıoğlu ise “Dijital Pazarlamada Stratejik Büyüme: Markayı Satışa Dönüştürmek” başlıklı sunum yaptı. Dijital pazarlamanın yalnızca reklam vermekten ibaret olmadığını vurgulayan Konyalıoğlu, özetle şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Günümüz iş dünyasında dijital görünürlük, veri odaklı pazarlama ve doğru marka konumlandırması işletmelerin sürdürülebilir büyümesindeki rolü çok önemlidir. Dijital dönüşüm yalnızca teknolojik bir değişim değil, aynı zamanda şirketlerin rekabet gücünü doğrudan etkileyen stratejik bir gereklilik haline geldi. Dijital pazarlama, ,marka, müşteri deneyimi, teknoloji ve veriyi aynı hedef doğrultusunda yönetme sürecidir. İşletmelerin başarılı olabilmesi için ürünlerini doğru konumlandırmaları, hedef pazarlarını ve rakiplerini iyi analiz etmeleri gerekiyor. Rakipleri takip etmek önemli. Ancak taklit ederek lider olunamaz. Farklılaşma tasarım, malzeme, üretim yöntemi ya da marka hikâyesiyle mümkün olabilir. Dijital ticarette başarı yalnızca reklamla sağlanamaz. Reklam, sosyal medya, müşteri yönetimi, satış platformları, tasarım, üretim ve stok yönetiminin bir bütün olarak ele alınması gerekir.’’</p>
<p>Konuşmaların ardından AGİDER yeni üyelerine rozet takılırken, Başkan Gökçen Atmaca, konuk Okan Konyalıoğlu’na plaket verdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/agider-dijital-donusumde-oncu-olmaya-kararli-81783</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/8/3/1280x720/agider-dijital-donusumde-oncu-olmaya-kararli-1782292923.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akdeniz Girişimci İş Kadınları Derneği Başkanı Gökçen Atmaca, üyelerinin dijital dönüşümünde öncü olmaya kararlı olduklarını belirterek, ‘’Bugün rekabetin belirleyici unsuru; ekonomik gücün yanında, değişime uyum hızı, kriz yönetimi ve dijital güven düzeyiyle de ölçülmektedir’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/iki-ildeki-yeka-sahalarina-revizyon-81774</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İki ildeki YEKA sahalarına revizyon</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) düzeltme ilanı, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, 7 Haziran tarihli ve 33273 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan YEKA ilanında yer alan Diyarbakır Çınar-1 YEKA ile Diyarbakır Çınar-2 YEKA sahaları "Diyarbakır Çınar YEKA" olarak revize edildi.</p>
<p>Aynı kapsamda, Mardin Derik-1 YEKA ile Mardin Derik-2 YEKA sahaları ise "Mardin Derik YEKA" olarak değiştirildi.</p>
<p>Düzeltme ilanı kapsamında, Diyarbakır'ın Çınar ilçesinde bulunan Diyarbakır Çınar YEKA ile Mardin'in Derik ilçesinde bulunan Mardin Derik YEKA'ya ilişkin koordinat bilgileri yeniden yayımlandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/iki-ildeki-yeka-sahalarina-revizyon-81774</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Diyarbakır ve Mardin&#039;deki bazı YEKA&#039;larla ilgili düzeltme yapıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-kur-ve-enflasyon-kiskacinda-81753</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Antalya kur ve enflasyon kıskacında&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret Borsası 106. Kuruluş yılını kutlarken, Antalya ekonomisinin kur ve enflasyon kıskacı altında kalırken tarım ve turizm pazarlarını kaybetme riski ile karşı karşıya kaldığı belirtildi.</p>
<p>Antalya Ticaret Borsası (ATB) Haziran ayı meclis toplantısı, Erdoğan Ekinci başkanlığında gerçekleştirildi.</p>
<p>Toplantıda değerlendirmelerde bulunan ATB Başkanı Ali Çandır, bu yıl 106. Kuruluş yıldönümünü kutladıklarını belirterek, borsanın 23 Haziran 1920’den bugüne Antalya ve ülke ekonomisinin gelişimi için çalıştığını söyledi. Çandır, ‘’Bizler bu köklü emaneti, geçmişten aldığımız güçle geleceğe taşımanın sorumluluğuyla hareket ediyoruz’’ dedi.</p>
<p>2026 yılı ilk çeyrek büyüme rakamlarına göre, milli gelirin ilk üç ayda reel olarak yüzde 2,5 arttığını, bu büyümenin son 32 yılın ilk çeyrek ortalama büyümesinin yaklaşık yarısı kadar gerçekleştiğine dikkat çeken şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Yani büyümede ciddi bir ivme kaybı yaşamaktayız. Özellikle son iki yıldır yaşadığımız bu kaybı en son 2019 ve 2015 yıllarında yaşamıştık. Tarım sektörü ise ilk çeyrekte yüzde 4,6 büyüdü, bu büyüme tarımdaki ortalama büyümenin 2 katı oldu. Geçen yılki daralmadan sonra bu büyüme, bir ölçüde dipten çıkışın etkisiyle gerçekleşti.” </p>
<p><strong>"Hizmetler sektöründe balon büyüme"</strong></p>
<p>İmalat sanayinin ise iki yıl üst üste ilk çeyrekte küçüldüğünü anımsatan Ali Çandır, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Bir ekonominin uzun vadeli üretim gücü, tarım ve imalat sanayinin performansıyla ölçülür. İmalat sanayimiz geçen yıl ilk çeyrekte yüzde 2,3 daralmıştı. Bu yıl da yüzde 1,4 daraldı. Son 32 yılın, bir istisna hariç, hiçbir çeyreğinde iki yıl üst üste daralma olmamıştı. Ekonomimizde en büyük paya sahip hizmetler sektörü ise genel ekonominin üzerinde büyümeye devam etmektedir. Hizmetler sektörünün yüzde 70’in üzerindeki payı giderek büyümektedir. Kentimiz açısından bu durum bir ölçüde anlaşılabilir olsa da ülkemiz ekonomisi açısından sürdürülebilir değildir. Hizmetler sektörüne bu kadar yoğunlaşmak, tarım ve imalat sektörlerinin gelişimini baskı altına aldığı gibi hizmetler sektörünün kendi geleceği açısından da bir balon oluşturma riski taşımaktadır.’’</p>
<p><strong>"Tarım 10 kat küçüldü"</strong></p>
<p>Ekonominin son 23 çeyrektir kesintisiz büyümesinin sevindirici olduğunu, ancak tarımın ise bu sürede 10 kat küçüldüğünü dile getiren Çandır,  “Unutmayalım ki bu 23 çeyrekte tarım sektörümüz 10 kez küçülmüştür. Genel ekonomik eğilimden bu kadar ayrışan bir dalgalanma, sektörümüzü diğer baskıların da üzerinde zayıflatmaktadır. Bu, üretimden ticarete uzanan tüm değer zincirimizi olumsuz etkilemektedir. Tarımı yeniden cazip, güçlü ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturmalıyız” dedi.</p>
<p>Antalya ekonomisinin yılın ilk üç ayını ülke ekonomisiyle uyumlu bir yapıda geçirdiğini ifade eden Çandır, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>‘’Özellikle turizmde rekabetçi fiyat oluşturma zorluğu yaşayan sektörümüz, kur-enflasyon farklılığı nedeniyle pazar riskiyle karşı karşıyadır. Bu durum yalnızca turizm sektörünü değil, aynı zamanda tedarikçileri ve turizme bağlı tüm kesimleri de zorlamaya başlamıştır. Antalya’nın ticari hareketliliği ivme kaybetti. Bazı alanlarda ise daralma yaşandı. Antalya tüm zorluklara rağmen üretim ve ihracatını korumaktadır. Ancak bunun sürdürülebilir hale gelmesi için üretici ve iş dünyasını destekleyen politikalara ihtiyaç vardır.’’</p>
<p><strong>2026 "Su Yılı" ilan edildi</strong></p>
<p>ATB’nin 2026 yılı temasını "Su" olarak belirlediğini anımsatan Çandır, suyun yalnızca tarımın değil, turizmin, sanayinin, ticaretin ve kent yaşamının ortak meselesi olduğuna dikkat çekti. Su Zirvesi düzenleyeceklerini belirten Ali Çandır, “Antalya için ortak bir öneri seti oluşturmayı ve ilgili kurumlarla paylaşmayı hedefliyoruz. Bu çalışmanın, üreticimizin suya erişimi, tarımsal verimlilik, iklim değişikliğine uyum ve kaynakların doğru kullanımı açısından kentimize ve sektörlerimize önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-kur-ve-enflasyon-kiskacinda-81753</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/3/1280x720/antalya-kur-ve-enflasyon-kiskacinda-1782279691.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Ticaret Borsası Ali Çandır, &quot;Özellikle turizmde rekabetçi fiyat oluşturma zorluğu yaşayan sektörümüz, kur-enflasyon farklılığı nedeniyle pazar riskiyle karşı karşıyadır. Bu durum yalnızca turizm sektörünü değil, aynı zamanda tedarikçileri ve turizme bağlı tüm kesimleri de zorlamaya başlamıştır. Antalya’nın ticari hareketliliği ivme kaybetti. Bazı alanlarda ise daralma yaşandı. Antalya tüm zorluklara rağmen üretim ve ihracatını korumaktadır. Ancak bunun sürdürülebilir hale gelmesi için üretici ve iş dünyasını destekleyen politikalara ihtiyaç vardır.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kapadokyada-sessiz-alarm-81742</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kapadokya’da sessiz alarm</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçen hafta günü birliğine Kayseri’deydim. Ancak bu sefer uçakta Kapadokya’ya Kayseri üzerinden giden turistleri göremedim. Kayseri’de ulaşımımızı sağlayan şoföre sorduğumda da Kapadokya’nın işinin bu yıl hayli zor olduğunu anlattı ve sahadan bir isimle Nevşehir Rehber Odası Başkanı Özay Onur ile konuşmamı tavsiye ederek telefonunu verdi.</p>
<p>Onur’un anlattıkları, bölgede sıkıntının boyutunu ortaya koyuyor. Kapadokya’da rezervasyon iptalleri artmış, bazı pazarlarda talep neredeyse durma noktasına gelmiş. Turist sayısındaki düşüş ise yüzde 70’i bulmuş. Özellikle Körfez’deki savaş bölgenin yıllardır beslendiği aktarmalı turist trafiğini sekteye uğratmış. Trafiğin yüzde 60’ını oluşturan Uzakdoğu ve Güney Amerika’dan gelen ziyaretçilerin ucuz seyahatlerinde “aktarma noktası” olan Dubai ve Doha “güvenilmez” hale gelince Kapadokya da doğrudan etkilenmiş. Batı cephesinde önemli bir sorun yok. İsrail- Yunanistan- Fransa ittifakının Akdeniz’de sıkıntı çıkartmaması durumunda da olmayacağa benziyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a3b6419d90c3-1782277145.png" alt="" width="504" height="290" />
<figcaption><strong>Kapadokya denince akla ilk gelen balon turlarında da tablo dikkat çekici. Kişi başı 200-250 Euro’ya satılan uçuşlar 100 Euro’ya gerilemiş. </strong></figcaption>
</figure>
<p>Oysa son iki yılda bölgenin resmi ziyaretçi verileri oldukça güçlüymüş ve geçen yıl ziyaretçi sayısı 4 milyon 523 bine, konaklayanların sayısı 2 milyon 205 bin kişiye yükselmiş.</p>
<p>Ancak bugün Japon turist sayısındaki gerileme, Hindistan pazarının Pakistan- Hindistan savaşındaki tercihimiz nedeniyle yüzde 90 küçülmesi ve Güney Amerika’dan gelen ziyaretçilerin azalması moralleri bozmuş. Sorunun bugünden yarına çözümü de yok. Çünkü insanlar tatillerini aylar öncesinden planlıyor. Barış kalıcılaşsa bile normalleşme orta ve uzun vadede gerçekleşecek.</p>
<p>Balonlar da İnişte Kapadokya denince akla ilk gelen balon turlarında da tablo dikkat çekici. Kişi başı 200-250 Euro’ya satılan uçuşlar 100 Euro’ya gerilemiş. İlk bakışta turist için avantaj gibi görünse de durum talepteki zayıflığın net göstergelerinden biri.</p>
<p>Yıllardır turizmin vitrinlerinden olan Kapadokya bu yıl biraz sıkıntılı. Işıklar tümden sönmeyi ama vitrindeki ışıkların hâlâ yanmaya devam etmesi, içeride işlerin yolunda gittiği anlamına gelmiyor. Küresel siyasette “bir delinin attığı taş” nedeniyle turizmde kaybolan güven ve istikrarın geri kazanılması sanıldığından çok daha uzun zaman alıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kapadokyada-sessiz-alarm-81742</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kapadokya’da sessiz alarm ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2026-yili-mali-tatil-uygulamasi-adli-tatil-baglantisi-ve-kisa-hatirlatmalar-81741</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2026 yılı mali tatil uygulaması, adli tatil bağlantısı ve kısa hatırlatmalar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3b648d6a4c0-1782277261.png" alt="" width="555" height="121" />Mali Tatil İhdas Edilmesi Hakkında Kanun’un (“Kanun”) 1. maddesinde, her yıl temmuz ayının biri ve yirmisi (yirmisi dahil) arasında mali tatil uygulanacağı hükmü düzenlenmiştir. Söz konusu hüküm doğrultusunda 01.07.2026 (çarşamba)–20.07.2026 (pazartesi) tarihleri arası yasal olarak mali tatildir.</p>
<p>Anılan mevzuat gereğince,</p>
<p>- Mali tatile tabi bulunan ve son günü mali tatile rastlayan kanuni ve idari süreler, mali tatilin son gününü izleyen tarihten itibaren yedi gün uzamaktadır. </p>
<p>- Mali tatilin sona erdiği günü izleyen beş gün içinde biten kanuni ve idari süreler, tatilin son gününü izleyen tarihten itibaren beşinci günün mesai saati bitiminde sona ermiş sayılmaktadır.</p>
<p>Mali tatil uygulamasına ilişkin açıklamalar, Maliye Bakanlığı tarafından yayımlanan 1 Sıra no.lu Mali Tatil Uygulaması Hakkında Genel Tebliğ’de yer almaktadır. Bu doğrultuda, mali tatilde devam eden iş ve işlemler ile süresi duran, işleyen işlere ilişkin dikkat edilmesi gereken bazı hususlar hakkında bilgilendirmek istedik.</p>
<p><strong>1- Mali tatil nedeniyle süresi uzayan ve duran işlemler</strong></p>
<p>Mali tatile tabi olan ve son günü mali tatile rastlayan bazı süreler, son günleri mali tatilin son gününü izleyen tarihten itibaren yedi gün uzamış sayılmaktadır. Bu süreler;</p>
<p>- Beyana dayalı tarhiyatta, beyanname verme süresinin son günü mali tatil süresi içinde kalan vergi, resim ve harçlara ilişkin beyannamelerin verilme süreleri (istisnaları aşağıda sayılacaktır), </p>
<p>- İkmalen, re’sen veya idarece yapılan tarhiyata ilişkin olup, vadesi mali tatile rastlayan vergi, resim ve harçlar ile vergi cezaları ve gecikme faizlerinin ödeme süreleri, </p>
<p>- İkmalen, re’sen veya idarece yapılmış olan tarhiyatlara ve/veya kesilen cezalara karşı uzlaşma talep etme veya cezada indirim talebinde bulunma süreleri, </p>
<p>- Vergilendirmeye ilişkin olaylarla ilgili olarak Maliye Bakanlığınca veya vergi dairelerince devamlı bilgi verme hükümleri kapsamında istenecek bilgilerin verilmesine ilişkin Yukarıda anılan beyannameler yönünden mali tatil süresinin sonu beklenmeksizin ilgili beyannamelerin verilmesi mümkün olduğu gibi, mali tatil süresi içinde uzlaşma veya cezada indirim talebinde bulunulması da mümkündür.</p>
<p>Mali tatil nedeniyle duran (işlemeyen) süreler ise şunlardır:</p>
<p>- Muhasebe kayıt süreleri </p>
<p>- Vergi Usul Kanunu’nun 153-170. maddelerinde düzenlenen bildirme süreleri (mali tatile rastlaması halinde) </p>
<p><strong>- Vergilendirmeye ilişkin işlemler (ikmalen, re’sen veya idarece yapılan tarhiyatlar) bakımından dava açma süreleri (son günü mali tatile rastlaması halinde)</strong></p>
<p>Belirtilen bu süreler, mali tatilin bitiminden itibaren tekrar işlemeye başlayacaktır.</p>
<p>Dava açma süreleri bakımından mali tatil nedeniyle uzayan dava açma süresinin son gününün 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu uyarınca çalışmaya ara verme süresine (21.07.2026 – 31.08.2026 tarihleri arasıdır) rastlaması halinde de dava açma süresi, çalışmaya ara vermenin sona erdiği günü izleyen günden itibaren yedi gün uzayacaktır.</p>
<p><strong>2- Mali tatil süresince defter ve belgelerin ibrazı ile başlatılacak vergi incelemeleri</strong></p>
<p>Kanun’da gösterilen istisnalar saklı kalmak üzere, mali tatil süresince işyerinde incelemeye başlanılması ve inceleme amacıyla defter ve belgelerin bu süre içinde ibrazının istenmesi mümkün değildir. Mali tatil süresinden önce başlanılmış olan incelemelerin devamı mümkün olmakla birlikte, bu süre içinde ilave defter, belge ve bilgi talep edilmesi ve yetkililerin tutanak imzalamaya davet edilmesi mümkün değildir.</p>
<p><strong>3- Mali tatil süresince bilgi isteme ve tebligat işlemleri</strong></p>
<p>Mali tatil süresince, vergi ve ceza ihbarnameleri ile mahsup taleplerine yönelik olanlar hariç olmak üzere, bilgi isteme talepleri mükelleflere, vergi ve ceza sorumlularına bildirilmeyecektir. Mali tatile tabi bu bildirimler bakımından tatil süresi içinde gerçekleştirilecek tebligatlara ilişkin süre, mali tatilin son gününden itibaren işlemeye başlayacaktır. Mahsup taleplerine yönelik bilgi isteme talepleri ise mali tatil süresi içerisinde de bildirilebilecek olup, bu taleplere ilişkin tebligat işlemlerinde mali tatilden ötürü süre uzamayacaktır.</p>
<p><strong>4- Beyanname verme süresi uzamış olan vergilerde ödeme süresi</strong></p>
<p>Beyana dayanan ve beyanname verme süresi mali tatil nedeniyle uzamış olan vergilerde ödeme süresi (aynı ay içerisinde kalmak kaydıyla), uzayan beyanname verme süresinin son gününü izleyen günün mesai saati bitimine kadar uzamaktadır.</p>
<p><strong>5- Mali tatilden etkilenmeyen süreler</strong></p>
<p>Mali tatil nedeniyle uzamayan süreler aşağıda sayılmaktadır:</p>
<p>- İcra yoluyla yapılan satışlarda katma değer vergisi uygulamasına yönelik (5) no.lu katma değer vergisi beyannamesinin verilme ve ödeme süresi </p>
<p>- Noterlik Kanunu’nun 118. maddesine göre noterler tarafından tahsil edilen damga vergisi ve harç bedellerinin bu Kanun’un 119. Maddesi uyarınca ilgili vergi dairesine bildirilmesine ilişkin olarak verilecek beyannameler ile süreksiz yükümlülük şeklinde değerlendirilen ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’na göre verilen (1), (2) ve (4) no.lu beyannamelerin verilme ve ödeme süreleri</p>
<p>Kanuna göre birtakım vergi, resim ve harçlar hakkında mali tatil hükümleri uygulanmamaktadır:</p>
<p>- Özel tüketim vergisi </p>
<p>- Banka ve sigorta muameleleri vergisi </p>
<p>- Özel iletişim vergisi </p>
<p>- Şans oyunları vergisi </p>
<p>- Gümrük idareleri, il özel idareleri ve belediyeler tarafından tarh ve/veya tahsil edilen (ithalde alınan katma değer vergisi, emlak vergisi, çevre temizlik vergisi gibi) vergi, resim ve harçlar</p>
<p>- Özel kanunlarında ödeme süreleri tespit edilmemiş amme alacaklarının ödeme sürelerinin 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre tayin edilmesi (örn. ödeme emri tebligatı) ve tayin edilen sürelerin de mali tatile rastlaması halinde, bu alacaklar için belirlenen ödeme süreleri, mali tatil nedeniyle uzamamaktadır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2026-yili-mali-tatil-uygulamasi-adli-tatil-baglantisi-ve-kisa-hatirlatmalar-81741</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2026 yılı mali tatil uygulaması, adli tatil bağlantısı ve kısa hatırlatmalar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ucret-enflasyon-dengesi-81740</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ücret-enflasyon dengesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Son dönemde birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de çalışanlar enflasyon karşısında ücretlerinin eridiğini hissetmektedir. Maaş zamları ilk aylarda rahatlama sağlasa da yüksek enflasyon nedeniyle bu etki kısa sürede ortadan kalkabilmektedir.</strong></p>
<p>Bir ülkede çalışanların en çok dikkat ettiği konulardan biri ücretlerdir. Çünkü insanlar geçimlerini sağlamak, çocuklarını okutmak, kira ödemek ve günlük ihtiyaçlarını karşılamak için kazandıkları ücrete güvenir. Ancak ücretlerin yüksek olması tek başına refah anlamına gelmez. Asıl önemli olan, alınan ücretin satın alma gücüdür. İşte bu noktada ücret-enflasyon dengesi devreye girer.</p>
<p>Son yıllarda vatandaşların en sık dile getirdiği sorunlardan biri, maaşlarına zam gelmesine rağmen hayat pahalılığının daha hızlı artmasıdır. Birçok çalışan maaşının önceki yıllara göre birkaç kat yükseldiğini görse de markete, pazara veya faturalarına baktığında aynı rahatlığı hissedememektedir. Bunun temel nedeni enflasyondur.</p>
<p>Enflasyon, mal ve hizmet fiyatlarının genel olarak yükselmesi anlamına gelir. Ekmekten süte, kiradan ulaşıma kadar hemen her ürünün fiyatı arttığında insanların alım gücü düşer. Örneğin bir çalışan geçen yıl aldığı maaşla ayda dört kez market alışverişi yapabiliyorken, bu yıl maaşı artsa bile fiyatlar daha fazla yükselmişse aynı alışverişi yapmakta zorlanabilir. Bu durumda maaş nominal olarak artmış olsa da reel olarak değer kaybetmiş olur.</p>
<p><strong>Sağlıklı bir ekonomide makul </strong><strong>bir denge kurulması gerekir</strong></p>
<p>Ekonomide ücret-enflasyon dengesi, çalışanların gelir artışları ile fiyat artışlarının uyumlu olması anlamına gelir. Eğer ücretler enflasyonun altında kalırsa çalışanların yaşam standardı düşer. Eğer ücretler enflasyonun çok üzerinde artarsa bu kez işletmelerin maliyetleri yükselir ve yeni fiyat artışları ortaya çıkabilir. Bu nedenle sağlıklı bir ekonomide ücretler ile fiyatlar arasında makul bir denge kurulması gerekir.</p>
<p>Son dönemde birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de çalışanlar enflasyon karşısında ücretlerinin eridiğini hissetmektedir. Özellikle sabit gelirle çalışan işçiler, memurlar ve emekliler, ay sonunda bütçelerini denkleştirmekte zorlanmaktadır. Maaş zamları ilk aylarda rahatlama sağlasa da yüksek enflasyon nedeniyle bu etki kısa sürede ortadan kalkabilmektedir.</p>
<p>Bu durumun günlük hayattaki etkileri oldukça belirgindir. Vatandaşlar zorunlu ihtiyaçlar dışındaki harcamalarını kısmaya başlar. Tatil planları ertelenir, dayanıklı tüketim malları daha az satın alınır, sosyal aktiviteler azalır. İnsanlar geleceğe yönelik tasarruf yapmak yerine günlük harcamalarını karşılamaya odaklanır. Sonuç olarak ekonomik hareketlilik de olumsuz etkilenebilir.</p>
<p>Ücret-enflasyon ilişkisinde işverenler de önemli bir baskı altında kalmaktadır. Çalışanların geçinebilmesi için ücretlerin artırılması gerekirken, işletmeler de yükselen enerji, kira, hammadde ve finansman maliyetleriyle mücadele etmektedir. Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler için ücret artışlarını karşılamak bazen ciddi bir yük oluşturabilmektedir.</p>
<p>Ekonomistler sık sık “ücret-fiyat sarmalı” kavramından söz eder. Bu durum, ücretlerin yükselmesiyle maliyetlerin artması ve bunun yeni fiyat zamlarına yol açması şeklinde açıklanır. Fiyatlar yükseldikçe çalışanlar yeniden ücret artışı talep eder ve süreç tekrar eder. Eğer bu döngü kontrol altına alınamazsa enflasyon kalıcı hale gelebilir.</p>
<p>Ancak sadece ücret artışlarını enflasyonun nedeni olarak görmek de eksik bir değerlendirme olur. Çünkü enflasyonu etkileyen birçok faktör bulunmaktadır. Döviz kurlarındaki yükseliş, enerji fiyatları, üretim maliyetleri, küresel gelişmeler, arz sıkıntıları ve ekonomik beklentiler de fiyatlar üzerinde etkili olmaktadır. Bu nedenle enflasyonla mücadele yalnızca ücret politikalarıyla yürütülemez.</p>
<p>Uzmanlara göre kalıcı çözüm, üretimin artırılması ve verimliliğin yükseltilmesidir. Bir ülkede üretim artıyor, teknoloji gelişiyor ve çalışan başına verimlilik yükseliyorsa ücretler de daha sağlıklı şekilde artabilir. Böylece çalışanların gelirleri yükselirken fiyatlar üzerindeki baskı daha sınırlı kalabilir.</p>
<p>Ücret-enflasyon dengesinin bozulması toplumsal sonuçlar da doğurabilir. Gelir dağılımındaki adaletsizlik hissi artabilir, çalışanların motivasyonu düşebilir ve ekonomik geleceğe ilişkin kaygılar güçlenebilir. Özellikle dar gelirli kesimler, bütçelerinin büyük bölümünü gıda ve barınma gibi temel ihtiyaçlara ayırdıkları için enflasyondan daha fazla etkilenmektedir.</p>
<p><strong>Gerçek refah, cebe giren paranın </strong><strong>alabildiği ürün ve hizmetlerle ölçülür</strong></p>
<p>Vatandaş açısından bakıldığında mesele oldukça basittir: Maaş artışları market fiyatlarından daha hızlı yükselmiyorsa geçim sıkıntısı devam eder. İnsanlar maaş bordrolarındaki rakamlardan çok, o maaşla ne kadar alışveriş yapabildiklerine bakar. Çünkü gerçek refah, cebimize giren para miktarından çok o paranın satın alabildiği ürün ve hizmetlerle ölçülür.</p>
<p>Sonuç olarak ücret-enflasyon dengesi, ekonominin en hassas konularından biridir. Çalışanların yaşam standartlarının korunabilmesi için ücretlerin enflasyon karşısında erimemesi gerekir. Aynı zamanda fiyat istikrarının sağlanması da büyük önem taşır. Enflasyonun kontrol altına alındığı, üretimin arttığı ve gelirlerin satın alma gücünü koruduğu bir ekonomik ortam hem çalışanlar hem işverenler hem de ülke ekonomisi açısından daha sağlıklı bir gelecek anlamına gelir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ucret-enflasyon-dengesi-81740</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ücret-enflasyon dengesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sosyoloji-spor-ve-marka-iliskisi-81739</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sosyoloji, spor ve marka ilişkisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Gazetecisinden yöneticisine, akademisyeninden tüccarına ne zaman eğitim seviyemizi artırır, işimizde uzmanlaşır hatta ustalaşır ve en iyi şekilde o işi yapmaya çalışırsak, o zaman ülkenin tüm alanlarında bir atılım görürüz. Diğer türlü benzer hayal kırıklıkları kaderimiz olur.</strong></p>
<p>Kadim tartışma: Türkiye’den global marka çıkar mı? Nasıl?</p>
<p>Bana göre bu şartlar altında çok zor. Elbette 90 milyonluk ülke bir kaç büyük şirkete sahip olabilir ama markalaşabilmek için veri, konumlanma, yetkinlik, teknoloji ve strateji kadar ‘mental hazırlığa’ ihtiyacımız var.</p>
<p>Diğer bir ifade ile <strong>psikolojik dayanıklılık</strong>. Her şart altında stratejik plana bağlı kalmak, şartların dramatik şekilde değiştiği koşullarda stratejileri dinamik olarak yenilemek gerekir. Psikolojik dayanıklılık bir gecede kazanılan bir meziyet değil. Tecrübe ve sabır, ama en önemlisi eğitim istiyor. Genetik ve sosyolojik olarak sabrımız, eğitimimiz ve tecrübemiz maalesef kısıtlı. Dolayısıyla hemen panik yapıyor ve yolunda giden işi bile batırabiliyoruz.</p>
<p>En somut örneği: <strong>Milli Futbol Takımımız</strong>. Mental anlamda zayıf ve eğitimleri sınırlı olduğu için rasyonel ve soğukkanlı karar veremiyorlar. Futbolculardan daha fazla yanlış yapan ise toplum (yani biziz). Neticede onlar, bu kültürün çocukları. Hemen kendimizi dev aynasında görüyor, akıldan uzak, tez canlı hareket ediyor, aceleci sonuçlar istiyoruz.</p>
<p>Dikkat edin, mental olarak güçlü, rasyonel ve soğukkanlı kalabilen bir kaç futbolcumuz Türkiye’de yetişmemiş çocuklar. <u>Tüm bunların nedeni elbette Akdeniz/Ortadoğu kültürü kadar bilgi ve bilgelikten uzak hâllerimiz. Her alanda liyakatsizliğin zirve yapması. Vasatın normlaşması.</u></p>
<p>Antrenöründen, futbolcusuna hatta yorumculara bakınız, analizlerin sığlığı ekran kapattıracak düzeyde. Tahliller mesnetsiz. Haliyle teşhis ve tedavi yok. Analitik düşünce nedir bilmeyen birisi analiz yapabilir mi?</p>
<p>Bir kaç gündür Portekiz’deyim. 10 milyonluk bir ülkenin <em>Parfois, Vista Alegre, Super Bock</em> gibi global markaları var. Kişi başı gelir 35 bin dolar civarında. 2 katımızdan fazlası. <strong>Portekiz, Avrupa’nın 6. büyük ligine sahip</strong>. <em>Porto, Sporting ve Benfica</em> Avrupa kupalarında düzenli olarak çeyrek final ya da ilk 16 içindeler. Benfica ve Porto kadrolarının piyasa değeri yaklaşık 500 milyon euro. Benfica 600’ü zorluyor. Ligimizin en değerli takımı Galatasaray ise 350 milyon bandında.</p>
<p>Küçücük bir ülkenin ekonomisinin de futbol seviyesinin de bizden çok ileride olması üzücü. Tüm sorunlarımız birbiri ile ilişkili. <strong>Futbol, bu ülkenin içinde bulunduğu durumun bir prototipi. </strong><u>Vasatın yüceltildiği, ehliyetsiz insanların çok büyük koltuklarda oturduğu bir manzarada farklı sonuçlar beklemek naiflik. Gazetecisinden yöneticisine, akademisyeninden tüccarına ne zaman eğitim seviyemizi artırır, işimizde uzmanlaşır hatta ustalaşır ve en iyi şekilde o işi yapmaya çalışırsak, o zaman ülkenin tüm alanlarında bir atılım görürüz. Diğer türlü benzer hayal kırıklıkları kaderimiz olur.</u></p>
<p><strong>Sosyoloji, ekonomi, spor ve marka ilişkisi, düşündüğümüzden çok fazlası…</strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sosyoloji-spor-ve-marka-iliskisi-81739</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sosyoloji, spor ve marka ilişkisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/altin-fonlarinda-ilgi-azaliyor-mu-81738</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Altın fonlarında ilgi azalıyor mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dünya Altın Konseyi verilerine göre küresel altın ETF’lerinde mayıs ayında akımlar oldukça zayıfladı. Küresel altın ETF’lerinden yaklaşık 2 milyar dolarlık çıkış yaşanırken, sadece Avrupa bölgesi giriş kaydetti. Buna rağmen yılbaşından bu yana bakıldığında küresel altın ETF’lerine hâlâ yaklaşık 17 milyar dolarlık net giriş olduğunu görüyoruz. </strong></p>
<p>Altın, yılın ilk bölümünde yatırımcıların en çok konuştuğu varlıklardan biriydi. Jeopolitik riskler, merkez bankası alımları, doların rezerv para konumuna ilişkin tartışmalar ve enflasyon endişeleri altını güçlü şekilde desteklemişti. Ancak son dönemde tablo biraz değişti. Altındaki yükselişin hız kesmesi ve fiyatların belli bir bant içinde sıkışması, altın fonlarına olan ilgiyi de zayıflatmaya başladı.</p>
<p>Türkiye’de yatırım fonu piyasasına baktığımızda da benzer bir tablo görüyoruz. Altın ve kıymetli maden fonlarından Haziran ayı başından itibaren 5 milyar TL çıkış yaşanırken, yatırımcı sayısında da 11 bin kişilik azalma görüldü. Fon performansları tarafında ise aylık bazda %-4,5, yılbaşından bu yana %2,1 seviyesinde getiri oluştu. Yani yatırımcı açısından altın fonları artık yılın ilk dönemindeki kadar net bir kazanç ve momentum sunmuyor.</p>
<p><strong>Altına uzun vadeli ilgi </strong><strong>tamamen kaybolmadı</strong></p>
<p>Bu tablo sadece Türkiye’ye özgü değil. Dünya Altın Konseyi verilerine göre küresel altın ETF’lerinde mayıs ayında akımlar oldukça zayıfladı. Küresel altın ETF’lerinden yaklaşık 2 milyar dolarlık çıkış yaşanırken, sadece Avrupa bölgesi giriş kaydetti. Buna rağmen yılbaşından bu yana bakıldığında küresel altın ETF’lerine hâlâ yaklaşık 17 milyar dolarlık net giriş olduğunu görüyoruz. Bu da bize altına olan uzun vadeli ilginin tamamen kaybolmadığını, ancak kısa vadede yatırımcıların beklemeye geçtiğini gösteriyor.</p>
<p>Küresel tarafta altın ilgisinin zayıflamasında birkaç neden öne çıkıyor. Birincisi, altın fiyatlarının son dönemde güçlü bir yön oluşturamaması. Yılın ilk çeyreğinde altın çok güçlü bir performans gösterdi ve birçok yatırımcı bu hareketin önemli kısmını fiyatladı. Sonrasında fiyatlar yataylaşınca yeni giriş iştahı da azaldı.</p>
<p>İkinci neden, riskli varlıklara dönüş. Mayıs ayında özellikle teknoloji hisseleri yeniden öne çıktı. Yapay zekâ, çip teknolojileri ve veri merkezi yatırımları yatırımcıların ilgisini yeniden riskli varlıklara çekti. Dünya Altın Konseyi’nin raporunda da teknoloji ETF’lerine güçlü girişler olduğuna dikkat çekiliyor. Kısacası, yılın ilk bölümünde “güvenli liman” arayan yatırımcı, mayıs ayında yeniden “büyüme hikâyesi” aramaya başladı.</p>
<p>Üçüncü ve bence en önemli neden ise Fed beklentileri. ABD-İran geriliminin enerji fiyatlarını yukarı taşıması, enflasyon beklentilerini de yeniden gündeme getirdi. Petrol fiyatlarının yüksek kalması, Fed’in faiz indirim sürecini öteleme ihtimalini artırıyor. Hatta son dönemde faiz indirimi beklentilerinin zayıfladığı, bazı senaryolarda faiz artırım ihtimalinin bile yeniden konuşulmaya başladığı görülüyor. Bu ortamda faiz getirisi olmayan altının fırsat maliyeti yükseliyor..</p>
<p>Bir yanda Fed’in sıkı kalma ihtimali ve doların güçlenmesi altını baskılıyor. Diğer yanda ise merkez bankası alımları, jeopolitik belirsizlikler ve rezerv çeşitlendirme ihtiyacı altının uzun vadeli hikâyesini destekliyor.</p>
<p><strong>Merkez bankaları altın biriktirme </strong><strong>hızını ikiye katlamış durumda</strong></p>
<p>Dünya Altın Konseyi’nin merkez bankaları anketi bu açıdan oldukça önemli. Son dört yılda merkez bankalarının yıllık ortalama altın alımı 1.000 ton seviyesine çıktı. Önceki on yılda bu ortalama 500 ton civarındaydı. Yani merkez bankaları altın biriktirme hızını kabaca ikiye katlamış durumda. Ankete katılan merkez bankalarının %89’u önümüzdeki 12 ayda küresel merkez bankası altın rezervlerinin artmasını bekliyor. Kendi rezervlerini artırmayı bekleyen merkez bankalarının oranı ise %45 ile anket tarihinin en yüksek seviyesine ulaşmış durumda.</p>
<p>Bu tablo altın için uzun vadeli desteğin devam ettiğini gösteriyor. Özellikle gelişmekte olan ülke merkez bankaları açısından altın, sadece bir yatırım aracı değil, aynı zamanda jeopolitik risklere ve dolar bağımlılığına karşı stratejik bir rezerv varlığı olarak görülüyor. Ankette katılımcıların %74’ünün önümüzdeki beş yılda küresel rezervlerde dolar payının azalmasını beklemesi de bu eğilimi destekliyor.</p>
<p><strong>Tamamen çıkmak yerine ağırlığı doğru </strong><strong>ayarlamak daha sağlıklı olabilir</strong></p>
<p>Dolayısıyla altına bakarken iki farklı zaman dilimini ayırmak gerekiyor. Kısa vadede momentum zayıf. Altın fonlarından çıkışlar var. Yatırımcı sayısında azalma görülüyor. Fed’in daha sıkı kalabileceği beklentisi ve teknoloji hisselerine yönelen risk iştahı altını baskılıyor. Bu nedenle kısa vadeli yatırımcı açısından altın fonları eski cazibesini kaybetmiş görünüyor. Ancak orta ve uzun vadede hikâye bitmiş değil. Merkez bankası alımları, rezerv çeşitlendirme eğilimi, jeopolitik riskler ve küresel borçluluk altını portföylerde tutmayı hâlâ anlamlı kılıyor.</p>
<p>Bu nedenle altın fonlarından tamamen çıkmak yerine ağırlığı doğru ayarlamak daha sağlıklı olabilir. Yılın ilk dönemindeki gibi agresif altın pozisyonu taşımak yerine, portföyde daha dengeli bir altın ağırlığı bulundurmak bu dönem için daha uygun görünüyor. Benim açımdan altın fonları hâlâ portföylerde yer almalı, ancak portföyün ana taşıyıcısı olmaktan çok koruyucu bileşeni olarak düşünülmeli.</p>
<p>Yatırımcı açısından burada en kritik konu zamanlama. Altında kısa vadeli düşüşler devam edebilir. Fed mesajları, dolar endeksi ve ABD tahvil faizleri fiyatlamayı baskılamayı sürdürebilir. Ancak bu düşüşler uzun vadeli yatırımcı için tamamen olumsuz değil, kademeli alım fırsatı olarak da değerlendirilebilir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/altin-fonlarinda-ilgi-azaliyor-mu-81738</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Altın fonlarında ilgi azalıyor mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yalnizlik-as-81737</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yalnızlık A.Ş.</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Tarihsel bir paradoksun içine sıkışmış durumdayız. En kalabalık metropollerin sakinleri, emsalsiz bir bant genişliği ve kesintisiz bağlantıyla donanmış olanlar, en yüksek yalnızlık oranlarına sahip. Dijital çağın en büyük yanılgısı bu. Bağlantı, aidiyetin yerini tutar sandık. Tutmadı.</strong></p>
<p>Gece yarısı. Ekran parlıyor. <em>“Seni özledik, bir süredir yoksun” </em>diyor gelen bildirim. Onu bir insan yazmadı. Kimse de aslında sizi özlemedi.</p>
<p>O bildirim tek başına masum. Ama yanına böyle onlarcasını koyabiliriz. Belki tek tek hepsi zararsız. Ama toplandığında hepsi yalnızlıktan beslenen kocaman bir ekonomik pazar.</p>
<p>Yalnızlık üzerine çok şey yazıldı. Neredeyse hepsi aynı yerden tutuyor meseleyi. Bir his, bir eksiklik, içimizde onarılacak bir yara. Hissettiğimiz şey elbette gerçek. Ama o hissin kaynağı göğsümüzde değil, etrafımızda kurulu olan dünyada.</p>
<p>Yalnızlık başımıza gelmiyor. Üretiliyor. Arkasında da giderek büyüyen devasa bir ekonomi var. Adı da Yalnızlık A.Ş.</p>
<p><strong>Önce bağlar çözüldü</strong></p>
<p>Modernite önce bağları söktü. Aileyi, komşuyu, mahalle esnafını. İnsanın hiçbir sebep yokken bile oturup muhabbet ettiği o <em>“üçüncü mekânları” </em>hız ve verimlilik adına gereksiz kıldı.</p>
<p>Tarihsel bir paradoksun içine sıkışmış durumdayız. En kalabalık metropollerin sakinleri, emsalsiz bir bant genişliği ve kesintisiz bağlantıyla donanmış olanlar, en yüksek yalnızlık oranlarına sahip. Dijital çağın en büyük yanılgısı bu. Bağlantı, aidiyetin yerini tutar sandık. Tutmadı. Teknoloji ile altyapı olanakları dramatik şekilde arttıkça, yüzlerce yıl boyunca bizi birbirimize bağlamış olan o görünmez yapı da sessizce çözüldü.</p>
<p>Bu bir tesadüf değil. Pazarın mantığı. Atomize insan, daha verimli bir tüketicidir. İhtiyacını komşusundan değil bir uygulamadan karşılar. Yardımı bir hizmet olarak satın alır. Dağılan her bağ, aslında bir gelir kapısıdır.</p>
<p>Bir arada yaşamak için birbirine muhtaç olan insanlar dağılınca, aidiyet de kendiliğinden yeşerdiği zemini kaybetti. Geriye devasa bir boşluk kaldı. Piyasa o boşluğu sevdi. Bağın koptuğu yerde açılan aralıkta, iştahla büyümeye başladı.</p>
<p><strong>Size kim ihtiyaç duyar? </strong></p>
<p>Modern toplumların yüzeyinin altında akan, hiçbir merkez bankasının izlemediği, hiçbir gayrisafi yurtiçi hasılanın yakalamadığı, hiçbir gösterge panelinin ölçmediği bir metrik var. Tek bir tavizsiz sorudan çıkan. <em>“Yarın ortadan kaybolsanız, kimin hayatı elle tutulur biçimde sekteye uğrardı?”</em> Duygusal bir şeyden bahsetmiyorum. Piyasa kederi metalaştırmayı, başsağlığını otomatikleştirmeyi zaten çoktan öğrendi. <em>“Kim gününü baştan kurmak zorunda kalırdı? Kim gerçekten bağımlı olduğu bir kaynağı yitirirdi?”</em></p>
<p>Tarihin büyük bölümünde yanıt netti. Bir ebeveyn vazgeçilmezdi, çünkü çocuğun yaşamı ona bağlıydı. Bir çiftçi önemliydi, çünkü tüm köy beslenmek için hasada güveniyordu. En zor koşullarda bile insan, bir ihtiyaç ağının görünen, yeri doldurulamaz bir halkasıydı. Varlığı önemliydi, çünkü yokluğu hemen bir karşılık doğuruyordu.</p>
<p>Ama modern uygarlık o dikkat çekici dayanıklılığını ters bir stratejiyle elde etti. Bireysel vazgeçilmezliği köklü biçimde azaltarak. Verimlilik açısından bu bir zaferdi. Sistemler tam da hiçbir insanın yapısal olarak yeri doldurulamaz olmamasını sağlayarak sağlamlaştı. Bir öğretmen istifa ederse, yerine bir başkası geçer. Bir çalışan giderse, insan kaynakları hızla boşluğu kapatır. Bir tedarikçi batarsa, lojistik yedeğini hazırda tutar. Sistem var olmayı, herhangi bir kişinin tekilliğinden kopardığı için gelişir.</p>
<p>Ama bu zaferin bir bedeli var. <em>İnsanın kendini havada, ağırlıksız hissetmesi. </em>Bir yere basmayan, askıda kalmış bir hayat. Anlam, yeri doldurulabilir olmaktan nefret eder. İnsan en derin güvenini övülmekten ya da izlenmekten değil, varlığının bir karşılık doğurduğunu bilmekten alır. Bugün durmadan iki şeyi birbirine karıştırıyoruz: <em>Görünür olmak ve gerekli olmak.</em></p>
<p><strong>Görünür olmak mı, gerekli olmak mı?</strong></p>
<p>Görünür olmak, bir kalabalığın seni fark etmesi. Gerekli olmaksa, bir ilişki içinde sana ihtiyaç duyulması. Bir milyon takipçi seni görünür kılar, ama hiçbiri sana gerçekten muhtaç değildir. Oysa hiçbir algoritmanın görmediği yaşlı bir komşu, küçük ama gerçek bir bakım ağının vazgeçilmezi olabilir.</p>
<p>İşte aradaki uçurum. Görünür olmak, herkesin <em>gördüğü</em> taraf. Sayıya vurulur, büyütülebilir, satılabilir. Sonunda belki çok görünür ama bir o kadar da yalnız bir insan üretir. Gerekli olmak ise kimsenin görmediği taraftır. Sayıya gelmez, yereldir, büyümeye ve ölçülmeye direnir. Sorumluluk ister, fedakârlık ister. Ama ağırlık üretir, vazgeçilmezlik üretir, anlam üretir.</p>
<p><em>Anlam, ölçülmeyen yerlerde yaşar.</em> Sessizce yerine getirilen yükümlülüklerde, on yıllar boyu tutulan sözlerde. Bu yüzden piyasa onu bir yük olarak okur. Bakım, mentorluk, kuşaklar arası topluluk, koşulsuz savunma. Hepsi derinden verimsizdir. Hiçbiri anlık getiri üretmez ama optimizasyonun katlanamadığı tek kaynağı talep eder. <em>Metalaştırılmamış zaman.</em></p>
<p>Uygulamalar bize binlerce <em>bağlantı</em> vaat ediyor. Sayıyı büyüttük ama çekirdeği aç bıraktık. Bir toplum, milyonlarca insanı çok görünür ama gereksiz, çok bağlı ama hiçbir şeye değmeyen, her şeyden haberdar ama hiçbir şeyin içinde olmayan bir hâle getirdiğinde, yeni bir açlık doğurur. Bu, ilgi açlığı değildir. <em>Gerekli olma açlığıdır.</em> Yalnızlık ekonomisi işte bu açlığı buldu. Ve bugüne dek kazmayı vurduğu en zengin madeni keşfetti.</p>
<p>Tarihimizin büyük bölümünde duygusal ihtiyaçlarımız yükümlülüklerimize gömülüydü. Kişi kendini doğrulanmış hissederdi, çünkü emeği görünürdü. Değerli hissederdi, çünkü grubun hayatta kalışı onun da mevcudiyetine bağlıydı. Deneyim ve yapı tek, bölünmez bir şey olarak gelirdi. Modern toplumun belirleyici başarısı, yapıyı deneyimden cerrahi bir hassasiyetle ayırmak oldu. Ağır çerçeve özgürlük bayrağı altında tasfiye edildi, kadim iştah çıplak ve çıpasız bırakıldı. O açık yara artık ticari fırsattı. İlişkinin verdiği hisleri, ilişkinin kendisinden ayırıp ayrıca üretmek.</p>
<p><strong><em>Nasıl </em></strong><strong>değil, <em>niçin </em>diye sorabilmek.</strong></p>
<p><em>Aidiyet, sadakat, bir yere bağlılık, yakınlık…</em> Hepsi piyasaya terstir. Çocuk büyütmek, eski dostlukları sürdürmek, dara düşen bir komşunun yanında durmak gibi konular kişisel kâr hesabıyla bakıldığında felaket birer yatırımdır.</p>
<p>Bir toplum, <em>verimlilik paradigmasının</em> hayatının en kılcal anlarına kadar girmesine izin verdiğinde, daha mutlu olmaz. Daha optimize olur. <em>Verimlilik, “nasıl” sorusuna kusursuz bir yanıt olarak bakar. “Niçin” sorusuna ise büsbütün kördür</em>.</p>
<p>Kronik yalnızlığın çözümü sentetik ve hesaplı şekilde bir ilişki setini idare etmek değildir. Yokluğunun, başka birinin hayatında doldurulamaz bir boşluk bırakacağını bilmenin o sakin ve hesapsız güvenidir. Bir algoritmaya yaptırılamayan, bir abonelikle satın alınamayan, bir ekranda çoğaltılamayan eşsiz bir iz.</p>
<p><strong><em>Yalnızlık A.Ş. kitabı bunu anlatıyor. Kitabı ücretsiz olarak akillisurdurulebilirlik.com adresinden indirip, okuyabilirsiniz. </em></strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yalnizlik-as-81737</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/7/1280x720/5-1782276677.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yalnızlık AŞ ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/isci-mutsuz-isveren-mutsuz-81736</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşçi mutsuz, işveren mutsuz…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ülkemizde çalışan kesimin işverene maliyetine yönelik çok farklı çalışmalar yapılıyor. Genel toplamda veya sektörler itibariyle, hatta bölgeler ve zaman itibariyle çeşitli araştırmalar oluyor. Ancak bunlar çok da sistematik ve düzenli olarak ortaya konulmuyor. Yani çalışmalar resmi bir kimlikle ve periyodik olarak yapılmıyor ya da sergilenmiyor.</strong></p>
<p>Türkiye’de mal ve hizmet üreten gerçek iş dünyası gerçekten cenderenin içerisinde…</p>
<p>Üretim yapan, istihdam yaratan, döviz getiren, yatırım yapan iş dünyası… Her türlü sıkıntıya veya cendereye maruz kalan da o…</p>
<p>Bunu sağlıklı anlayabilmek için konuya hem hakim olmak hem de gerçekçi olmak lazım.</p>
<p>Yukarıdaki ifademizden körü körüne iş dünyasından yana tavır aldığımız ve hatta çalışana karşı olduğumuz yaftası vurulabilir. Ama işin aslı bambaşka.</p>
<p>Ülkemizde çalışan kesimin işverene maliyetine yönelik çok farklı çalışmalar yapılıyor. Genel toplamda veya sektörler itibariyle, hatta bölgeler ve zaman itibariyle çeşitli araştırmalar oluyor. Ancak bunlar çok da sistematik ve düzenli olarak ortaya konulmuyor. Yani çalışmalar resmi bir kimlikle ve periyodik olarak yapılmıyor ya da sergilenmiyor.</p>
<p>Bu çalışmaların çok açık bir şekilde ortaya konulması elbette kolay değil. <em>“İşçi düşmanı” </em>damgasını yemek an meselesi.</p>
<p>Konu bir yandan da rakamları ortaya koymak, ülke gerçeğini görmek ve anlamak meselesi.</p>
<p>Dilerseniz, sadece örnek olması adına birkaç özel çalışmayı sizinle paylaşalım. Farklı zaman dilimleri ve farklı para birimleri açısından bazı rakamları ortaya koymaya çalışalım.</p>
<p>- 2022 yılı Ocak ayından 2026 yılı Mayıs ayına kadar geçen yaklaşık 4.5 yıllık sürede enflasyon yüzde 437 artmış, buna karşın asgari ücret yüzde 560 artış sergilemiş. Bu dönemde dolar kuru ise yüzde 236 ve Euro kuru yüzde 247 yükselmiş. Bu oranlar, 2022 yılı Ocak ayının 100 alınmasıyla bugün vardığı nokta şeklinde hesaplanmış.</p>
<p>- Bir başka çalışmaya göre 2020 yılında bir çalışanın giydirilmiş maliyeti Türk Lirası cinsinden 100 lira iken 2024 yılında 1.036 lira olmuş. Yani 4 yılda personel maliyeti 10 katın üzerinde artış sergilemiş. Oysa bu sürede100 olan dolar kuru 260’a çıkmış.</p>
<p>Yukarıdaki her iki bilgiye iki açıdan bakılabilir. Birincisi, belirtilen sürelerde ücret artışının seyri. İkincisi de Türk Lirası karşısında dövizin seyri. İkili para sisteminin fiilen geçerli olduğu ülkemizde özellikle giderleri Türk Lirası ve gelirleri tamamen ya da kısmen döviz olan işletmelerin karşılaştığı maliyetler. Örneğin turizm sektörü... Gelirlerin tamamı döviz cinsi, tüm giderler ve girdileri de Türk Lirası cinsinden olduğu için TÜFE rakamlarının sektör üzerinde yarattığı kârsızlık ortada.</p>
<p>Şimdi de biraz daha fokuslanalım ve özellikle imalat sanayiinde vasıfsız bir asgari ücretlinin maliyetlerinin hesabına bakalım. Bu bilgiler ağırlıklı işverenlerin oluşturduğu bir WhatsApp grubuna ait.</p>
<p>Bir asgari ücretlinin eline geçen yıllık net ücreti, yıllık işçi ve işveren SGK payları, gelir vergisi kesintileri, 1 yıllık kıdem ve ihbar tazminatı, izin, yemek, iş elbisesi ve şehir içi taşıma ücreti olarak dikkate alan bir çalışma. 2022 yılı Ocak ayı ile 2026 yılı Ocak ayı itibariyle düzenlenen ayrıntılı bir tabloyu, ilk tabloda görüyoruz…</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3b6197024f2-1782276503.png" alt="" width="654" height="236" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3b61a19d655-1782276513.png" alt="" width="320" height="179" /></p>
<p><strong>Yukarıdaki</strong> iki tablo 2022-2026 arası dönemde bize şunu gösteriyor:</p>
<p>- Net ücret artışı 5.76 kat olmuş,</p>
<p>- Vergi, sigorta ve diğer maliyetler 4.74 kat artmış,</p>
<p>- İşverene maliyeti 5.16 kat olarak gerçekleşmiş,</p>
<p>- Çalışan da toplam ödemenin yüzde 42-47’sini net ücret olarak almış,</p>
<p>- Tabi tüm bu gelişmeler üç farklı enflasyon göstergeleri arasında gerçekleşmiş.</p>
<p>Aslında şimdi anlaşılması gerekir, işçinin de işverenin de neden mutsuz olduğu… Verimliliği de dikkate almayan bu kadar yüksek kesintiler ve maliyetler mutsuzluğun devamı anlamına geliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/isci-mutsuz-isveren-mutsuz-81736</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşçi mutsuz, işveren mutsuz… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turistler-bile-dezenflasyon-recetesine-kirmizi-kart-gosteriyor-81735</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turistler bile dezenflasyon reçetesine kırmızı kart gösteriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yabancı kart harcamalarındaki azalma, sadece ziyaretçi sayısının değil, aynı zamanda ziyaretçilerin cüzdanlarının da daha sıkı tutulduğunu ortaya koyuyor. Ziyaretçiler daha az alışveriş yapıyor, daha ucuz seçenekleri tercih ediyor veya planlı harcamalarını kısıyor.</strong></p>
<p>Emniyet Genel Müdürlüğü verilerine göre mayıs ayında Türkiye’yi ziyaret eden yabancı sayısı geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 3,58 azalarak 4 milyon 856 bin 862 kişi oldu. Yılın ilk beş ayında toplam ziyaretçi sayısı da yüzde 2,56 düşüşle 15 milyon 226 bin 624 kişiye geriledi. Mayıs ayında Antalya 1,62 milyon ziyaretçiyle ilk sırayı alırken, Ocak-Mayıs döneminde İstanbul 6,95 milyon ziyaretçiyle liderliğini korudu.</p>
<p>Ziyaretçi sayısındaki bu gerilemeyi sadece mevsimsellik veya ulaşım dalgalanmalarıyla açıklamak yetersiz. Yurtdışındaki kredi ve banka kartı harcamalarındaki düşüşle birlikte değerlendirildiğinde, turistin kişi başı harcamasının da azaldığını ve Türkiye’nin artık Avrupa ortalamasına göre “daha pahalı” algısıyla karşılaştığını gösteriyor.</p>
<p><strong>Turistler benzer deneyimi daha ucuza </strong><strong>sunan destinasyonlara yönelebiliyor</strong></p>
<p>Bu “daha pahalı” algısı birkaç faktörden besleniyor. Yüksek enflasyon ve TL’deki değer kaybı, ithal girdiler ve enerji maliyetlerini yükselterek otel, restoran ve ulaştırma fiyatlarına yansıdı. Paket turlar, transferler ve sezonluk otel fiyatları rekabetçi alternatiflerle karşılaştırıldığında maliyet avantajını kaybedebiliyor. Ayrıca girdi maliyetleri ve vergiler küçük işletmelerin artan maliyetleri müşteriye yansıtmasına neden oluyor. Sonuç olarak turistler benzer deneyimi daha ucuza sunan destinasyonlara yönelebiliyor.</p>
<p>Yabancı kart harcamalarındaki azalma, sadece ziyaretçi sayısının değil, aynı zamanda ziyaretçilerin cüzdanlarının da daha sıkı tutulduğunu ortaya koyuyor. Ziyaretçiler daha az alışveriş yapıyor, daha ucuz seçenekleri tercih ediyor veya planlı harcamalarını kısıyor; bu durum perakende, yeme-içme ve deneyim odaklı sektörlerde gelir kaybına yol açıyor.</p>
<p>Bölgeler bazında dağılım ilginç bir tablo çiziyor. Mayısta Antalya beklenen şekilde öne çıkarken, Ocak–Mayıs verilerinde İstanbul’un yüksek payı; Edirne, Muğla, Artvin gibi sınır ve kıyı noktalarının üst sıralarda yer alması kara yolu ziyaretlerinin sürdüğünü gösteriyor. Ancak harcama verileri, alışveriş ve konaklamadan elde edilen gelirde daralma olduğuna işaret ediyor.</p>
<p>Kısa ve orta vadede atılması gereken adımlar belli. Fiyat-performansı güçlendirecek esnek paketler, sezon dışı kampanyalar ve yerel deneyimlere dayalı teklifler talebi çekebilir. Dövize duyarlı fiyatlandırma stratejileri ve yerel para ile esnek indirim mekanizmaları değerlendirilmeli. Turizm sektörüne yönelik enerji ve vergi destekleri, KOBİ’lere maliyet azaltıcı tedbirler sağlanması sektörün dayanıklılığını artırır.</p>
<p>Ayrıca Türkiye’nin benzersiz kültürel mirası, gastronomisi ve doğası daha etkin pazarlanmalı; premium turist profiline yönelik kişiselleştirilmiş hizmetler geliştirilerek yüksek harcama potansiyeli yakalanmalı. Veri odaklı izleme sistemleriyle kişi başı harcama, konaklama süresi ve kanal bazlı gelir takibi güçlendirilmeli; böylece kampanyalar ve politikalar hızlıca uyarlanabilir.</p>
<p><strong>Fiyat-rekabet gücünde erozyon işaretleri görülüyor</strong></p>
<p>Mayıs verileri tek başına alarm zillerini büyük ölçüde çalmıyor; ancak ziyaretçi sayısındaki düşüş ile yabancı kart harcamalarındaki azalmayı bir araya koyduğunuzda, Türkiye turizminin fiyat-rekabet gücünde erozyon işaretleri görülüyor. Doğal ve kültürel zenginliklerimiz yerinde; sorun daha çok fiyatlandırma, maliyet yapısı ve algı yönetiminde. Hemen harekete geçilmezse, kısa vadede kaybedilen gelirler uzun vadede istihdam ve yatırım zafiyeti yaratabilir. Turizmin sürdürülebilir gelir sağlaması için turistin cüzdanını hafifletmek yerine ona değer sunmaya devam etmeliyiz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turistler-bile-dezenflasyon-recetesine-kirmizi-kart-gosteriyor-81735</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/6/1280x720/turizm-turistjpg-1755529499.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Turistler bile dezenflasyon reçetesine kırmızı kart gösteriyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aclik-artik-ekranda-gorunmeyendir-81734</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Açlık, artık ekranda görünmeyendir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YZ çağında açlık, sadece ekmeksizlik ile değil, eğitimsizlik, kodsuzluk ile tanımlanıyor. Veriyi göremiyorsan, seni de görmezler. Sistem karnını veriyle doyuruyorsa, zihnini aç bırakma.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Açlık artık yalnızca <strong>karınla</strong> ilgili bir mesele değil. <strong>Bu çağda verisiz kalan, aç kalır</strong>. Bugün dünyada açlığı artıran sadece <strong>kıtlık</strong> değil; <strong>erişimsizlik</strong>, eşitsizlik ve <strong>teknolojik dışlanma</strong>... YZ destekli dünyada yaşıyoruz ama bu <strong>destek herkese eşit sunulmuyor</strong>. Yeni kavramım: <strong>Algoritmik Açlık</strong>.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ: Veriyle beslenemeyen</strong> birey karar sistemlerinde yer alamaz. Tıpkı tabağında yemek olmayan çocuk gibi… <strong>Veriye doymak başka, sisteme dâhil olmamak başka</strong>…  YZ çağında asıl açlık, sisteme dâhil olamamakla başlar. Bazıları YZ ile geleceği kodluyor ama çoğu bu <strong>becerilerden</strong> <strong>yoksun</strong>.</p>
<p><strong>YOKSULLUĞUN YENİ ADI: TEKNOLOJİK DIŞLANMA</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Bu yüzden önerim; <strong>dijital sosyal güvenlik</strong>. Nasıl gıda, barınma, temel ihtiyaçsa, <strong>veriye erişim de artık temel ihtiyaçtır</strong>. Yeni kavram: <strong>Veri Temel Geliri</strong>... Yani her <strong>bireye dijitalleşme hakkı</strong>, YZ çağında yaşama yetkisi… Bugün krizlerden biri; <strong>algoritmaların kimin için çalıştığını sorgulamamak</strong>.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM: İstatistiklerin dışına düşen birey, gerçeklikten silinir</strong>. Bir çocuk YZ’ye ulaşamıyorsa, onun adı <strong>gelecekte geçmez</strong>. Yeni kavram: <strong>Kod Sessizliği</strong>... Yani <strong>karar mekanizmalarında sesi çıkmayan</strong>, temsil edilemeyen yığınlar... YZ bu yığınları “<strong>veri dışı</strong>” sayar, sistem onları fark etmez. <strong>Yeni eşitsizlik.</strong></p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>2 SORU 2 CEVAP / Zihinsel açlıkla başa çıkmaya dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>YZ çağında açlık ne demektir?</em></strong></p>
<p>Bu artık yalnızca <strong>fiziksel</strong> değil, <strong>bilişsel</strong>, <strong>dijital</strong> ve <strong>sosyokültürel</strong> bir yoksunluk halidir.<br />Veriye, eğitime, <strong>dijital araçlara ulaşamayan</strong> her birey, bu çağın “<strong>kronik açları</strong>”dır.</p>
<p><strong><em>Bu yeni yoksulluğu nasıl önleriz?</em></strong></p>
<p>Yeni nesil sosyal politikalarla… <strong>Dijital eğitim seferberliği</strong>, veri eşitliği, <strong>algoritma adaleti</strong>… Yeni kavramım: <strong>Zihinsel Beslenme Hakkı</strong>. Müşteri artık “<strong>velinimet</strong>” ötesinde; “<strong>verinimet</strong>” olmuştur.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>DİJİTAL ÇAĞDA AÇLIĞIN YENİ YÜZÜ; VERİSİZLİK</strong></p>
<p>Açlık eskiden <strong>sokakta</strong> görülürdü. Bugün aç olanlar, <strong>algoritmaların içinde görülmeyenlerdir</strong>. Bunlar, <strong>veri setlerinde</strong> yoktur, çünkü eğitilmemiştir. <strong>YZ eğitimi</strong>; yalnızca makineye değil, insana da yapılmalı. Sadece <strong>sayı</strong> değil, <strong>insan içeren modeller</strong> gerek. Aksi takdirde, sistem “<strong>zeki</strong>” olur ama <strong>ahlaksız</strong> büyür.</p>
<p><strong><span style="color: #e03e2d;">YZ LÜGATI</span></strong></p>
<p><strong>Algoritmik açlık: </strong>Veriye erişemeye n bireyin sistem dışı kalması</p>
<p><strong>Veri temel geliri: </strong>Her bireyin dijitalleşme hakkı ve erişim garantisi</p>
<p><strong>Kod sessizliği: </strong>Karar sistemlerinde sesi çıkmayan, temsil edilmeyen topluluklar</p>
<p><strong>Zihinsel beslenme hakkı: </strong>Anlamlı katılım için gerekli asgari kültürel ve bilişsel altyapı</p>
<p><strong>Kodlu kapsayıcılık: </strong>Algoritmaların sadece sayı değil, insan temelli kapsama becerisi</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aclik-artik-ekranda-gorunmeyendir-81734</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/1/1280x720/patron-yapay-zeka-1778219081.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Açlık, artık ekranda görünmeyendir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vatandasin-enflasyon-beklentisi-dustu-ama-kaca-dustu-onu-sorma-81733</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> “Vatandaşın enflasyon beklentisi düştü ama kaça düştü, onu sorma!”</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu köşede daha önce kaç kez verdim bu örneği bilmiyorum ama bir kez daha tekrarlamak kaçınılmaz oldu. Bu örnek aslında bir gazetecilik öğüdüdür, siyasetçilerle hiç ilgisi yoktur. Ama belli ki siyasetçilere de bir şekilde bu örneğe uygun yaklaşım sergilemeleri gerektiğini hatırlatmak gerekiyor.</p>
<p>Örnek şu… Diyelim Hakkari’ye gelen turist sayısında yüzde 50 artış var, Antalya’ya gelen turist sayısındaki artışın oranı ise yüzde 10. Hangi oran daha önemlidir; yüzde 50 mi, yüzde 10 mu?</p>
<p>Artış oranına odaklanmak isteyen için yanıt çok açıktır, tabii ki Hakkari’ye gelenlerdeki artış önemlidir.</p>
<p>Peki oran değil de sayıya, düzeye bakarsak?</p>
<p>Hakkari’ye gelenlerin sayısı örneğin 100’den 150’ye çıkmıştır, Antalya’ya gelenlerin sayısı ise 1 milyondan 1,1 milyona.</p>
<p>Bir taraftaki artış 50 kişi, diğer taraftaki 100 bin kişi.</p>
<p>Hangisinin daha önemli olduğu çok açık değil mi…</p>
<h2>Tansiyon düştü ama hâlâ ölümcül!</h2>
<p>Ya da bir hasta… Tansiyon 30’u zorluyor, durumu çok kritik, beyin kanaması başta olmak üzere bir dizi ölümcül risk kapıda…</p>
<p>Acil serviste ilk müdahaleyi yapan acemi doktor muayene kabininden çıkıyor; rahatlamış, hasta yakınlarına müjdeyi(!) veriyor:</p>
<p><strong>“Hastamızın durumu iyiye gidiyor, endişe etmeyin, tansiyonu 3 puan düşürdüm, artık 27.”</strong></p>
<p>Oysa hasta bu tansiyonla da hayati tehlikeyi atlatabilmiş değil ki; ama acemi doktor 30’dan 27’ye inmeyi sorunun geride kalması olarak görüyor ve rahat. Normal tansiyonun ne olduğunu unutmuş gibi bir hali var.</p>
<h2>Ya enflasyon hedefini unutanlar!</h2>
<p>Türkiye’nin bu yılki enflasyon hedefi son revizyonun ardından yüzde 24. Aralık 2026’da bu düzeyin gerçekleşeceği öngörülüyor. Zor ama öngörülen bu.</p>
<p>Bu oranı zihnimizin bir köşesinde tutup tahmin edilene, hadi yaygın ifadeyle söyleyeyim, beklenene bakalım.</p>
<p>Merkez Bankası her ay sektörel enflasyon beklentilerini açıklıyor. Piyasa katılımcılarına, reel sektöre ve hanehalkına bir yıl sonrasına ilişkin enflasyon tahminleri soruluyor.</p>
<p>Haziran ayına ilişkin son veri önceki gün açıklandı.</p>
<p>Piyasa katılımcılarının mayıs ayında yüzde 23,82 olan bir yıl sonrasına ilişkin enflasyon tahmini neredeyse hiç değişmemiş ve haziranda yüzde 23,81 olmuş.</p>
<p>Reel sektörün tahmininde hiç değişiklik yok, mayıstan sonra haziranda da yüzde 33,10.</p>
<p>Hanehalkının mayısta yüzde 49,51 olan tahmini ise haziranda yüzde 46,13’e inmiş.</p>
<p>İşte hanehalkının bir yıl sonrasına ilişkin enflasyon tahmininde ortaya çıkan bu 3,38 puanlık düşüş, acemi doktorun <strong>“Tansiyonu 30’dan 27’ye düşürdüm, hastayı kurtardım”</strong> diyerek muayene kabininden kasılarak çıkmasını çağrıştırırcasına büyük bir başarı gibi lanse edilmeye çalışılıyor.</p>
<p>Bu yaklaşımdaki abartıyı nasıl anlatmalı ki…</p>
<p>Bir kere <strong>“Nasıl da düştü”</strong> diye önemli gösterilmeye çalışılan düzey hâlâ yüzde 46 ve bu yılın sonundaki enflasyon hedefinin bile çok üstünde.</p>
<p><strong>“Bu yılın sonundaki enflasyon hedefinin bile”</strong> dememdeki amaç şu: Yüzde 46’lık bu oran Haziran 2027 için tahmin edilen düzey. Enflasyon bu yıl yüzde 24’e inecek ya, 2027 yılındaki enflasyon da yüzde 15 olacak ya, Haziran 2027 için tahmin edilen yüzde 46’yı bu oranları dikkate alarak değerlendirmek gerekiyor. Yani bu yılın sonu için hedeflenen yüzde 24 ile değil.</p>
<p>Hadi diyelim bu yılın enflasyonu yüzde 24 oldu, üç aşağı beş yukarı oldu. Aralık 2026’da yüzde 24 dolayında oluşan oran, 2027’de enflasyon yüzde 15’e ineceğine göre her ay yavaş yavaş gerileyecek.</p>
<p>Dolayısıyla 2027’nin ortalarındaki enflasyon, Aralık 2026’daki yüzde 24’ün altında oluşacak.</p>
<p>Bir başka ifadeyle 2026 sonu yüzde 24 olacaksa, 2027 sonunda da yüzde 15’e inilecekse, Haziran 2027’de herhalde yüzde 20 gibi bir oran olur.</p>
<p>Yani vatandaş Haziran 2027 için enflasyon tahmininin yüzde 46 olduğunu söylemiş ama o tarihteki enflasyon hedefi yüzde 20. Bunun neresi çok iyiye gidiş!</p>
<h2>“Ama vatandaş hep böyle yapıyor”</h2>
<p>Şimdi şöyle bir karşı görüş dile getirilirse şaşırmam:</p>
<p><strong>“Ama vatandaş enflasyon tahminini hep yukarıda tutuyor. Geçmiş dönemlere de bakılırsa vatandaşın tahmini gerçekleşen oranın hep üstünde kalıyor.”</strong></p>
<p>İşte <strong>“zurnanın zırt dediği yer”</strong> burası!</p>
<p>Vatandaşın tahmini neden açıklanan oranın hep üstünde seyrediyor?</p>
<p>Yoksa aslında vatandaşın dile getirdiği oran gerçekleşiyor da, acaba açıklanan mı gerçekleşen doğru oranı yansıtmıyor?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vatandasin-enflasyon-beklentisi-dustu-ama-kaca-dustu-onu-sorma-81733</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/6/1280x720/market-alisveris-perakende-1748466910.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “Vatandaşın enflasyon beklentisi düştü ama kaça düştü, onu sorma!” ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-81731</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasa neyi fiyatlıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Altın, Bitcoin ve Borsalarda Düşüş! Piyasa Neyi Fiyatlıyor?| Ekonomi Masası | 24 Haziran" src="https://www.youtube.com/embed/lrpXiD_GJxg" width="700" height="570" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-81731</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/1/1280x720/guldag-cipa-1781757268.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/surucusuz-taksi-waymo-saga-cekti-arka-koltukta-oturanlara-kemer-baglatti-81732</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sürücüsüz taksi Waymo sağa çekti, arka koltukta oturanlara kemer bağlattı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>COCA-</strong>Cola Avrasya &amp; Ortadoğu Bölgesi Kamu İlişkileri, Sürdürülebilirlik ve İletişimden Sorumlu Başkan Yardımcısı <strong>Hakan Ergen </strong>ile Coca-Cola Türkiye Kurumsal İlişkiler, Sürdürülebilirlik ve İletişim Direktörü <strong>Zeynel Çağlar</strong>’ın ev sahipliğinde Türkiye-Paraguay karşılaşmasını izlediğimiz San Francisco’da, otonom (sürücüsüz) <strong>“robotaksi”</strong> <strong>“Waymo”</strong>nun vızır vızır yolcu taşıması dikkatimiz çekti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3b5f0839625-1782275848.jpg" alt="" width="700" height="554" />Coca-Cola Company Türkiye’ye dışarıdan danışmanlık hizmeti veren Lorby’nin sahibi <strong>Mustafa Kaya, </strong>meslektaşlarım <strong>Dilek Güngör </strong>ve <strong>Ferit Parlak</strong>’la San Francisco (ABD) şehir merkezinde dolaşırken önümüzden geçen Jaguar marka <strong>“Waymo”</strong>yu işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Caddede </strong>“Waymo”<strong>nun önünden geçmeye yeltendim. Anında durdu. Ben kenara çekildikten sonra hareket etti. Çok merak ediyorum </strong>“Waymo” <strong>ile yolculuğu.</strong></p>
<p>Hep birlikte karar verdik:</p>
<p>-          <strong>Konakladığımız otele </strong>“Waymo” <strong>ile dönelim.</strong></p>
<p><strong>“Waymo” </strong>çağırmak için Amerikan kredi kartı bulunan bir arkadaşımızdan yardım istedik, beklemeye koyulduk. Aracın bize kaç dakikada geleceğini bilmemize rağmen her geçen <strong>“Waymo”</strong>ya <strong>“Bu bize mi geliyordu, yanlış yere mi saptı?” </strong>deyip durduk.</p>
<p>Sonunda bir <strong>“Waymo” </strong>beklediğimiz noktaya yakın, güzergahına uygun şekilde durdu. Aracın kapılarını açmak için <strong>“Waymo”</strong>yu çağıran arkadaşımız uygulamadan kendini tanıtarak yardım etti. <strong>Mustafa Kaya, </strong>ön koltukta oturmayı seçti:</p>
<p>-          <strong>Ben ön koltukta otururum… Belki aranızdan endişeli olan vardır…</strong></p>
<p>Üç kişi arka koltuğa geçtik. Kemerlerimizi takmaya çalıştık. Ben ortada oturduğum için kemeri takmakta zorlandım. Diğer iki arkadaşım kemerlerini takınca orta koltuğun kemer ışığı da söndü. Araç hareket etti.</p>
<p>Çok geçmeden araçları yöneten çağrı merkezinden arandık. Araçta ses yükseldi:</p>
<p>-          <strong>Bir sorun var mı?</strong></p>
<p><strong>Mustafa Kaya </strong>cevap verdi:</p>
<p>-          <strong>Bir sorun yok, kemerlerimizi taktık…</strong></p>
<p><strong>“Waymo” </strong>bir yandan yola devam ederken, diğer taraftan çağrı merkezi aracın sisteminden sorup durdu:</p>
<p>-          <strong>Bir sorun var mı?</strong></p>
<p>Arka koltukların kemer ışıkları söndüğü için <strong>Mustafa Kaya </strong>da tekrarladı:</p>
<p>-          <strong>Bir sorun yok…</strong></p>
<p>Derken <strong>“Waymo” </strong>sağa geçti ve durdu. Çağrı merkezinden arayan ses, sorunu adresledi:</p>
<p>-          <strong>Arkadaki orta koltukta kemer takılı değil.</strong></p>
<p>Bunun üzerine koltuk arasına sıkışmış kemer takılacak noktayı bulduk ve taktık. <strong>“Waymo” </strong>yeniden yola koyuldu. Ekranda yazan süreye 2-3 dakikalık kemer takma molasını ekleyip, bizi konakladığımız otele ulaştırdı.</p>
<p>Araçtan inerken hareket eder endişesiyle hızlı davranmaya çalıştık. Sonra önünde tek tek fotoğraf çektirdik. Biz fotoğrafları tamamlayıncaya kadar hareket etmedi. Biz çevresinden çekildikten sonra bir başka yolcu almak üzere sonraki adresine doğru yola koyuldu.</p>
<p>Sürücüsüz bir araçla test sürüşü dışında, gerçek anlamda trafikte, şehirde bir yerden bir yere gitmek dördümüz için de önemli deneyim oldu. Bazı arkadaşlar sordu:</p>
<p>-          <strong>Tek başınıza biner miydiniz?</strong></p>
<p>Yanıtımız şöyle oldu:</p>
<p>-          <strong>İlk deneyimi tek başımıza yaşamamak daha güven verici gibi geldi…</strong></p>
<p>Algıda seçicilikten midir, nedir, San Francisco’da kaldığımız 3 gün boyunca <strong>“Waymo”</strong>yu yollarda çok sıklıkla gördük. Bunun üzerine San Francisco’daki <strong>“Waymo” </strong>sayısını internette taradık, 800 adet olduğu yanıtını bulduk.</p>
<p>Ayrıca San Francisco’da paylaşımlı araç pazarında payının yüzde 27’ye ulaştığını öğrendik…</p>
<p>Sürücüsüz araçlarla ilgili internette bilgi taraması yaparken Boston Consalting Group’un bir araştırmasının haberlere yansıdığını gördüm:</p>
<ul>
<li><strong>Küresel </strong>“robotaksi” <strong>filosu 100 yılda 700 bin ila 3 milyon araca ulaşacak…</strong></li>
</ul>
<p>Dikkatimi çeken bir veri de şu oldu:</p>
<ul>
<li><strong>Otonom sürüşlü araçlar bugüne kadar 203 milyon 200 bin kilometre yol yaptı. Ciddi yaralanmalı kazalara</strong><strong>,</strong><strong>sürücülü araçlara oranla yüzde 90 daha az karıştı.</strong></li>
</ul>
<p>San Francisco’da edindiğimiz izlenim, otonom araçlar başta ABD olmak üzere özellikle gelişmiş ülkelerde giderek yayılacak.</p>
<p>Mesleği sadece şoförlük olanlar, zamanla başka iş kollarına yönelmek durumunda kalacak…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Son derece güvenilir, hatta bence sürücülü araçlardan daha güvenli</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3b5f1838a56-1782275864.png" alt="" width="279" height="251" /></span><strong>“WAYMO” </strong>deneyimimizden sonra San Francisco’da yaşayan Intel’in eski Başkan Yardımcısı, Global Teknoloji Lideri <strong>Ayşegül İldeniz</strong>’e danıştım:</p>
<p>-          <strong>Otonom araçlar ABD’nin başka eyaletlerinde, şehirlerinde de San Francisco’daki gibi yaygın mı? Siz bu araçları nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Ayşegül İldeniz, “Waymo”</strong>nun Eş CEO’su <strong>Dmitri Dolgov</strong>’u tanıdığını belirtti:</p>
<p>-          “Waymo” <strong>şu anda San Francisco’nun yanı sıra Los Angeles, Metro Phoenix, Austin, Atlanta, Miami, Orlando, Dallas, Houston, San Antonio’da çalışıyor.</strong></p>
<p><strong>“Waymo”</strong>nun yakaladığı başarıya rağmen hâlâ kara geçemediğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Yakında Tokyo (Japonya) ve Londra’da (İngiltere) da yollara çıkacak. Bu yıl içinde göreceğiz.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Otonom araç </strong>“Waymo”, <strong>son derece güvenilir. Hatta insanların kullandıkları araçlardan daha güvenilir.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Değeri 126 milyar dolara kadar çıktı</span></h2>
<ul>
<li><strong>GOOGLE, </strong>2009 yılında <strong>“sürücüsüz araç projesi”</strong>ni gizli olarak başlattı. Projenin mimarları arasında <strong>Sebastian Thran </strong>ve <strong>Chris Urmson </strong>vardı.</li>
<li><strong>2016 </strong>yılında Google’ın ana şirketi Alphabet tarafından bu proje bağımsız şirkete dönüştürüldü. Şirketin Eş CEO’luk görevine <strong>Dmitri Dolgov </strong>ve <strong>Tekedra N. Muwakana </strong>atandı.</li>
<li><strong>“Waymo”</strong>nun değeri bu yılın Şubat ayı başlarında aldığı 16 milyar dolarlık yatırımla 126 milyar dolara kadar çıktı.</li>
<li><strong>“Waymo”</strong>nun Jaquar I-Pace SUV ile araç anlaşması var. Kuruluşundan bugüne kadar 20 milyon yolcu taşıdı.</li>
<li><strong>Henüz </strong>şehir merkezlerinde kullanılan <strong>“Waymo”, </strong>havalimanı transferlerini de hedefine koydu. Otoyol testleri yapılıyor.</li>
<li><strong>“Waymo” </strong>Eş CEO’su <strong>Dmitri Dolgov, </strong>binek otomobiller için de <strong>“otonom” </strong>hazırlıkları yaptıklarını bir süre önce anons etti.</li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘Türkiye Burada’ Amerika ile dostluk köprüsüne katkı sunuyor</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3b5f26278f7-1782275878.jpg" alt="" width="700" height="462" /></span><strong>HAMDİ Ulukaya’</strong>nın ABD’de kurup büyüttüğü Chobani, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Los Angeles’te 18-26 Haziran 2026 tarihleri arasında hayata geçirilen <strong>“Turkish Vibe Zone"</strong>a sponsor oldu.</p>
<p>Chobani Kurucusu ve CEO’su <strong>Hamdi Ulukaya, </strong>kurulan dev ekosistemin alan sponsoru olmaktan heyecan ve mutluluk duyduklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Dünya Kupası’nda Los Angeles’ta, Türkiye’de gelen misafirlerimizi ve Milli Takım destekçilerimizi </strong>“Türkiye Burada” <strong>etkinliğinde ağırlamak bizim için büyük mutluluk.</strong></p>
<p><strong>Ulukaya, “Türkiye Burada” </strong>adı verilen alanı şöyle tanımladı:</p>
<p>-          <strong>Burası, sadece maçları birlikte izleyeceğimiz bir alan değil. Türkiye’nin sıcaklığını, eşsiz misafirperverliğini, derin kültürünü, zengin mutfağını ve benzersiz güzelliklerini dünyanın dört bir yanından gelen futbolseverlere tanıttığımız özel bir buluşma noktası.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’yi ve kültürümüzü daha yakından tanıtmak ve yıllardır Türkiye ile Amerika arasında kurduğumuz dostluk köprüsüne katkı sağlamak benim için büyük gurur.</strong></p>
<p><strong>“Turkish Vibe Zone by Chobani”</strong>yi, şirketin Kurumsal ve Stratejik İletişim Direktörü <strong>Hatime Şevin Ulukaya</strong>’ya sordum, şunları anlattı:</p>
<p>-          <strong>Oluşturulan alanda Türkiye’nin Dünya Kupası maçları ve diğer karşılaşmalar yayınlanıyor. Türkiye’den gelen sanatçılar konser veriyor, söyleşi ve çeşitli taraftar etkinlikleri düzenleniyor.</strong></p>
<p>İkramlardan örnekler verdi:</p>
<p>-          <strong>Simit, baklava, lokum, Türk kahvesi gibi kültürümüzün parçası olan lezzetler de ziyaretçilere ikram ediliyor. Biz de Chobani olarak yoğurtlarımız ve </strong>“La Colombe” <strong>kahvelerimizle etkinlikte yer alıyoruz.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/surucusuz-taksi-waymo-saga-cekti-arka-koltukta-oturanlara-kemer-baglatti-81732</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/2/1280x720/waymo-1782275821.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sürücüsüz taksi Waymo sağa çekti, arka koltukta oturanlara kemer bağlattı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/icra-dosya-sayisi-25-milyonu-asti-81730</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 07:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> İcra dosya sayısı 25 milyonu aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Haziran 2023'ten bu yana uygulanan dezenflasyon programı boyunca enflasyon yaklaşık 6 puan indi. Ancak bu dönemde mahkemelerdeki icra iflas dosyası sayısında ciddi artış yaşandı. Mahkemelerdeki dosya sayısı 21 milyon 683 binden 25 milyon 134 bine çıktı. Artış hızı 2026 yılında iyice yükseldi ve sadece bu yılbaşından bu yana artış 1 milyonu aştı.</p>
<p>Enflasyonu talep kaynaklı olarak görüp iç talebi kısmaya yönelik önlemlerle birlikte uygulanan dezenflasyon programı üçüncü yılını doldurdu. 2023 yılı Haziran ayında yüzde 38.21 seviyesinde olan yıllık enflasyon, program döneminde yüzde 75.45’e (2024 Mayıs) kadar yükselirken, bu yılın Mayıs ayı itibarıyla yüzde 32.61 olarak ölçüldü. Yani 3 yıllık program boyunca enflasyon sadece 5.6 puan geriledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3b5c675e9d6-1782275175.png" alt="" width="585" height="241" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3b5c733dd26-1782275187.png" alt="" width="280" height="181" /></p>
<p>Enflasyona etkisi çok sınırlı kalan program döneminde hem işletmeler hem de vatandaşlara ait bilgileri içeren icra iflas dosyalarında ise ciddi artış yaşandı. 2023 yılı 9 Haziran itibarıyla mahkemelerdeki icra iflas dosyası sayısı 21 milyon 683 bin seviyesindeyken, 8 Haziran 2026’da 25 milyon 134 bine çıktı. Yani programın uygulanma döneminde toplam icra iflas dosyası sayısı 3 milyon 450 bin 758 arttı.</p>
<h2>Sadece bu yıl 1 milyon 55 bin arttı, aylık artış 200 bine dayandı </h2>
<p>Mahkemelerdeki icra iflas dosyası sayısında en fazla artış bu yılın Ocak-Haziran döneminde gerçekleşti. Yılbaşında 24 milyon 79 bin olan icra iflas dosyası sayısı, Ocak sonunda 24 milyon 140 bine, 28 Şubat’ta 24 milyon 322 bine yükseldi. Dosya sayısı 31 Mart’ta 24 milyon 545 bine, 30 Nisan’da 24 milyon 755 bine, 26 Mayıs’ta 24 milyon 985 bine çıktı. İcra iflas dosyası sayısı 8 Haziran itibarıyla 25 milyon 134 bin 466 olarak açıklandı.</p>
<h2>Karşılıksız çek ve senette de artış sürüyor </h2>
<p>Öte yandan karşılıksız çek ve senet sayılarında da program döneminde önemli artışlar yaşandı. 2023 yılında 146 bin 869 olan karşılıksız çek sayısı, 2024’te 273 bin 637’ye, 2025’te 311 bin 017’ye çıktı. Bu yılın Ocak-Nisan döneminde ise 103 bin 955 çek karşılıksız çıktı.</p>
<p>Protestolu senet sayısı 2018’de 218 bin 680 seviyesindeyken, 2024’te 242 bin 86’ya, 2025’te 301 bin 447’ye çıktı. Bu yıl Ocak-Mart döneminde ise 77 bin 634 senet protesto edildi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Konkordato kararlarında sıçrama</span></h2>
<p>Ödeme güçlüğü çeken şirketlerin borçlarına geçici erteleme sonucunu doğuran konkordato kararı verilen şirketlerin sayısı, program döneminde önceki yılları adeta katladı. 2023 yılından 2026 yılı Mayıs ayına kadar konkordato geçici mühlet kararı verilen firma sayısı 5 bin 861’e ulaştı. Geçici mühlet kararı verilen firma sayısı 2023 yılında 519 iken, 2024’te bin 723’e, 2025’te 2 bin 817’ye çıktı. Bu yıl Ocak- Mayıs arasındaki 5 aylık dönemde ise 802 ile 2020-2023 yılları arasındaki her bir yılın daha üzerinde bir seviyeyi görmüş oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/icra-dosya-sayisi-25-milyonu-asti-81730</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/icra-dosyasi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2023&#039;ün Haziran ayında yüzde 38.21 seviyesinde olan yıllık enflasyon, dezenflasyon programı döneminde yüzde 75.45’e kadar yükselirken, bu yıl mayıs ayı itibarıyla yüzde 32.61&#039;e kadar geriledi. Enflasyona etkisi 6 puanla sınırlı kalan program döneminde hem işletmeler hem de vatandaşlara ait icra iflas dosyalarında ise ciddi artış yaşandı. 9 Haziran 2023 itibarıyla mahkemelerdeki icra iflas dosyası sayısı 21 milyon 683 bin seviyesindeyken, 8 Haziran 2026’da 25 milyon 134 bine çıktı. 2023&#039;ten bu yılın mayıs ayına kadar konkordato geçici mühlet kararı verilen firma sayısı ise 5 bin 861’e ulaştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kar-sorunu-sanayi-devlerini-de-vurdu-81729</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 07:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kâr sorunu sanayi devlerini de vurdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Sanayicilerin uzun zamandır dile getirdiği karsızlık sorunu, İSO 500’de de tescillendi. Sanayi devlerinin ortalama satış karlılığı yüzde 3,4 olurken, sektörler arasındaki uçurum iyice derinleşti. İSO 500’ün en karlısı, yüzde 27,2’lik satış karlılığı ile madencilik ve taş ocakçılığı olurken, bu sektörü sırasıyla tütün ürünleri ile temel eczacılık ürünleri takip etti. 7 sektör karlılıkta eksi yazdı; kar edenlerin 7’sinde ise karlılık yüzde 3,4’lük ortalamanın altında kaldı. İSO 500 BSK’da özel kuruluşların karlılığı yüzde 2,9’da kalırken, kamu kuruluşlarının karı ise yüzde 9,9 ile ortalamanın oldukça üzerinde gerçekleşti.</p>
<h2>Rasyolarında sınırlı iyileşme </h2>
<p>EKONOMİ’nin İstanbul Sanayi Odası (İSO) Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025 Araştırması’ndan derlediği veriler, enfl asyonla mücadele programı ve talepte yaşanan daralmanın sanayide yarattığı karsızlık sorununun, devlerin de elini zayıfl attığını ortaya koydu. Her ne kadar İSO 500’ün karları, 2024 yılında yaşanan sert daralmanın ardından 2025’te güçlü nominal iyileşmeler kaydetse de, karlılık rasyoları tarihsel ortalamaların altında seyretti. Buna göre, sanayi devlerinin satış karlılığı 2025’te yüzde 3,4 olurken, bu oran 10 yıllık dönemin ortalaması olan yüzde 7,1’in oldukça altında kaldı. Bu oran 2021’de yüzde 9,5; 2022’de yüzde 9,3; 2023’te ise yüzde 8,6 olarak gerçekleşmiş, ancak 2024’te yüzde 2,6’ya inerek sert düşmüştü.</p>
<p>Yanı sıra sanayi devlerinin sahip oldukları varlıkları ne ölçüde kara dönüştürebildiğini gösteren aktif karlılığı da yüzde 2,9 oldu. 2024’e göre 0,7 artan bu rasyoda da iyileşme oldukça sınırlı gerçekleşti. Firmaların özkaynaklarını ne ölçüde kara dönüştürebildiğini ortaya koyan özkaynak karlılığında da yüzde 6 oranında hesaplanan rasyo, bir önceki yıla 1,8 puan artsa da tarihsel ortalamaların altında kaldı.</p>
<h2>Altın, madenciliği liste başı yaptı </h2>
<p>Sektörel karlılık oranlarına yakından bakıldığında, İSO 500’ün satış karlılığı en yüksek sektörü yüzde 27,2 ile madencilik ve taş ocakçılığı sektörü oldu. İmalat sanayii yüksek hammadde ve ithal girdi maliyetleri altında ezilirken; madencilik sektörünü karlılıkta yukarı taşıyan ana neden altın madenciliği oldu. Madencilik sektörünü, yüzde 25 satış karlılığı ile tütün ürünleri imalatı izlerken, bu sektörde maktu verginin bir kısmının satış fiyatı üzerinden alınması da burada karlılığı yukarı çeken etkenlerin başında geliyor. Madencilik ve tütün ürünlerinden sonra listede en karlı üçüncü sektör ise yüzde 16,5 ile temel eczacılık ürünlerinin ve eczacılığa ilişkin malzemelerin imalatı yer aldı. Devler liginde satış karlılığı oranına en düşük olan sektör ise yüzde - 10,6 ile tekstil ürünlerinin imalatı oldu. Bu sektörü yüzde -9 ile diğer ulaşım araçlarının imalatı izlerken, üçüncü sırada da yüzde -5,3 ile ağaç, ağaç ürünleri ve mantar ürünlerinin imalatı (mobilya hariç) ile kayıtlı medyanın basılması ve çoğaltılması yer aldı. Bu arada İSO 500’de yer alan 25 alt sektörün 7’sinde satış karlılığı eksi yazarken, kar edenlerin 7’sinde ise satış karlılığı yüzde 3,4’lük ortalamanın altında kaldı.</p>
<p>Öte yandan aktif karlılığı en yüksek olan sektör yüzde 20,8 ile tütün ürünlerinin imalatı; en düşük olan ise yüzde -4,4 ile tekstil ürünlerinin imalatı oldu. Özkaynak karlılığında da zirve yüzde 52,3 ile açık ara tütün ürünleri imalatının olurken, listenin sonuna yüzde -20,9 özkaynak karlılığı ile kayıtlı medyanın basılması ve çoğaltılması sektörü oturdu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">En kârlısı Türk Altın İşletmeleri oldu</span></h2>
<p>Sanayi devleri arasında satış karlılığı en yüksek olan şirket yüzde 71,86 ile Türk Altın İşletmeleri olurken, ikinci sırada yüzde 53,7 ile Eti Maden geliyor. İçdaş Elektrik, yüzde 51,5 satış karlılığı ile üçüncü sırada yer alırken, Eti Alüminyum yüzde 41,2 ile dördüncü, Özer Metal de yüzde 38,9 ile beşinci sırada kendine yer buldu. Satış karlılığı en düşük olan şirketlere bakıldığında, Tamek Sagra yüzde -111,2 satış karlılığı ile listenin en fazla kar kaybı yaşayan şirketi oldu. Bu şirketi yüzde -109,17 satış karlılığı ile Zorlu Doğal Elektrik Üretimi, yüzde -73,07 ile Sasa Polyester izledi. Kalyon Güneş Teknolojileri yüzde -33,02 ile dördüncü olurken, kamunun gıda sektöründeki en büyük oyuncularından Türkşeker, yüzde -29,62 satış karlılığı rasyosuyla en düşük karlılığa sahip beşinci şirket olarak hesaplandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kamuda Eti Maden zirvede, Türkşeker ise dipte</span></h2>
<p>İSO 500’de yer alan şirketlerin 10’u kamu kuruluşları… Bu kuruluşların karlılık rasyoları, listedeki özel kuruluşlardan görece olumlu ayrışıyor. Buna göre, sanayi devleri arasındaki kamu kuruluşlarının satış karlılığı yüzde 9,9 olurken, aktif karlılıkları yüzde 5,2; özkaynak karlılıkları ise yüzde 7,6 olarak hesaplandı. Satış karlılığı en yüksek olan kamu şirketinin yüzde 53,7 ile Eti Maden İşletmeleri olduğu görülüyor. Kamunun satış karlılığının eksi yazdığı tek sektör ise gıda oldu. Et ve Süt Kurumu (ESK), Türkiye Şeker Fabrikalar (Türkşeker) ve Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nün (ÇAYKUR) ortalama satış karlılığı yüzde -0,4 olarak hesaplandı. 2025 yılında dönem karı/zararı -11,5 milyar TL olarak açıklanan Türkşeker’in satış karlılığı yüzde -29,6 olurken, ÇAYKUR’un satış karlılığı yüzde -0,84 olarak hesaplandı. Et ve Süt Kurumu ise 71,8 milyar TL’lik net satış rakamı açıklarken, dönem karı/zararını listede saklı tuttuğu için satış karlılığını hesaplanamıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kar-sorunu-sanayi-devlerini-de-vurdu-81729</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/maden-is-makinesi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyonla mücadele adımları ve talepte yaşanan daralmanın etkisiyle sanayide baş gösteren kârsızlık kıskacı, İSO 500’de de tescillendi. Sanayi devlerinin satış kârlılığı yüzde 3,4 olurken, yüzde 7,1 olan 10 yıllık ortalamanın altında kaldı. Sektörler arasındaki uçurumun derinleştiği listede 7 sektör kârlılıkta eksi yazarken; madencilik yüzde 27,2 ile zirveye yerleşti, tekstil ise yüzde -10,6 ile kârlılıkta en çok kan kaybeden oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cop32-ulkemiz-icin-kuresel-olcekte-bir-donum-noktasi-81756</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;COP32 ülkemiz için küresel ölçekte bir dönüm noktası&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>Kasım ayında İstanbul ve Antalya’da yapılacak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP31) Bilgilendirme ve İstişare Toplantısı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı Burak Demiralp’ın katılımıyla gerçekleştirildi.</p>
<p>Antalya 2016 Expo Alanı’nda düzenlenen toplantıya, Antalya Valisi Hulusi Şahin ve eşi, Antalya Mavi Akdeniz İnisiyatifi Proje Koordinatörü Ebru Şahin, AK Parti Antalya Milletvekilleri Mustafa Köse, İbrahim Ethem Taş, Atay Uslu ve Kemal Çelik, Vali Yardımcısı Salih Yüce, İl Emniyet Müdürü Sabit Akın Zaimoğlu, İl Jandarma Komutanı Tümgeneral Ahmet Kavukcu, Sahil Güvenlik Antalya Grup Komutanı Yarbay Tolga Coşkun ile kurum yetkilileri ve organizasyon temsilcileri katıldı.</p>
<p>Burak Demiralp, Türkiye’nin küresel iklim diplomasisindeki kararlılığına ve sürdürülebilirlik vizyonuna dikkat çekti. Demiralp, şunları kaydetti:</p>
<p>“Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’na ev sahipliği yapma adaylığımız, ülkemiz için küresel ölçekte bir dönüm noktasıdır. Bu büyük sorumluluğun bilinciyle, Bakanımız Sayın Murat Kurum’un liderliğinde ilk günden bu yana planlama süreçlerini titizlikle yürütüyoruz. Antalya’nın coğrafi konumu, lojistik altyapısı, uluslararası organizasyon tecrübesi ve doğal yapısıyla bu zirveye ev sahipliği yapabilecek en güçlü aday olduğunu değerlendiriyoruz.”</p>
<p>Sürecin Türkiye’nin yeşil kalkınma vizyonu açısından önemli bir fırsat olduğunu ve Antalya’da yürütülen çalışmaların uluslararası standartlarda örnek bir model oluşturacağını anlatan Demiralp, ‘’Ortak irade Türkiye’nin küresel arenadaki konumunu güçlendirecektir’’ dedi.</p>
<p>Antalya Valisi Hulusi Şahinde COP31 adaylığının Türkiye’nin uluslararası imajını güçlendireceğini vurguladı. Şahin, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Antalya olarak önemli bir sorumluluk üstleniyoruz. Turizm yapısını koruyarak süreci en iyi şekilde yönetmek için tüm kurumlarımızla koordineli çalışıyoruz. Şimdiye kadar bunu iyi taşıdık, bundan sonra da aynı hassasiyetle devam edeceğiz. Ayrıca, çevre çalışmaları kapsamında Antalya Mavi Akdeniz İnisiyatifi hayata geçirildi. Deniz ve kıyı temizliği başta olmak üzere çevresel farkındalık çalışmaları sürüyor. Hedefimiz, kasım ayında gerçekleştirilecek zirveye çevre ve iklim değişikliği konusunda güçlü bir katkı sağlamaktır.”.</p>
<p>Toplantıda, yeşil alan uygulamaları, konaklama, ulaşım, mekân yönetimi, güvenlik ve sağlık başlıklarında yürütülen çalışmalara ilişkin sunumlar gerçekleştirildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cop32-ulkemiz-icin-kuresel-olcekte-bir-donum-noktasi-81756</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/6/1280x720/cop32-ulkemiz-icin-kuresel-olcekte-bir-donum-noktasi-1782279953.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı Burak Demiralp, ‘’COP31, ülkemiz için küresel ölçekte bir dönüm noktasıdır’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iban-magdurlari-icin-yapilacak-duzenleme-12-yargi-paketine-eklenecek-81748</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> IBAN mağdurları için yapılacak düzenleme yargı paketine eklenecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>Hafta başında Meclise sunulan 12. Yargı Paketi olarak bilinen Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinde yer alması beklenen IBAN düzenlemesinin çalışmanın tamamlanmaması nedeniyle teklife girmediği öğrenildi. AK Parti, yarın Adalet Komisyonu'nda görüşülecek olan teklife komisyon ya da genel kurul aşamasında IBAN düzenlemesinin eklenmesi için çalışmalarını yürütüyor.</p>
<p>AK Parti kaynakları, banka hesaplarını kullandırarak farkında olmadan dolandırıcılık suçuna karışan ve nitelikli dolandırıcılık suçlamasıyla karşı karşıya kalanlara yönelik bir düzenleme yapılması için çalışma yaptıklarını belirtti. Türk Ceza Kanunu’nun 158. maddesine eklenecek yeni bir fıkra ile bununla ilgili bir düzenlemeye gidilmesi planlanıyor.</p>
<p>Kaynaklar bu kapsamda 3-10 yıl hapis cezası öngören “nitelikli dolandırıcılık” suçu yerine yeni bir tanımlama yapılacağı, bunun 1-3 yıl arası hapis cezası olabileceğini kaydettiler.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iban-magdurlari-icin-yapilacak-duzenleme-12-yargi-paketine-eklenecek-81748</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/9/1280x720/tbmm-meclis-1781760262.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kamuoyunda ‘IBAN  mağdurları’ olarak bilinen, farkında olmadan banka hesaplarını dolandırıcılara kullandıran ve bu nedenle ceza alanlara yönelik düzenlemenin 12. Yargı Paketine yarın teklifin görüşüleceği Adalet Komisyonu ya da Genel Kurul aşamasında önergeyle eklenmesi planlanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozelden-kilicdarogluna-partiyi-daha-fazla-bu-cenderede-tutma-cagrisi-81746</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özel’den Kılıçdaroğlu’na, ‘Partiyi daha fazla bu cenderede tutma&#039; çağrısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Mutlak butlan kararının ardından TBMM’de grup toplantılarına devam eden Özgür Özel, Kemal Kılıçdaroğlu’na seslenerek, “Kemal Bey’i bugün tarihi bir karar almaya davet ediyorum. Ülkeyi ve partiyi dana fazla bu cenderede tutmamaya davet ediyorum” dedi.</p>
<p>Özgür Özel, başta mutlak-butlan kararı ile genel başkanlık koltuğuna yeniden oturan Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere mesajlarını TBMM Grup toplantısında yaptığı konuşma ile verdi. Olağanüstü kurultay çağrılarını bir kez daha yineleyen Özel, “Geçen hafta 74 il başkanımız, 81 ilden gelen delege imzalarımızı o illerin delegeleri ile birlikte, il başkanlarımızın olmadığı 7 ilin delegeleri ile birlikte Cumhuriyet Halk Partimizin şu an butlan yönetiminde olan Genel Merkezine götürdüler. 1004 delegemizin iradelerini teslim eden ıslak imzaları götürdüler” hatırlatmasında bulunarak, Kemal Kılıçdaroğlu’nun mahkemenin tedbir kararını bahane ederek kurultay yapmak istemediğini öne sürdü.</p>
<p>“Kemal Bey’e burada tarihi bir çağrıda bulunmak istiyorum” diyen Özel, “2 milyon üyemiz adına, gençlerin umutları adına, bu ülkede yaşayan ve yaşamından memnun olmayan, iktidarı değiştirmek isteyen herkes adına, her yönüyle, hocaların görüşleriyle, delegenin imzasıyla, sokağın öfkesiyle, inancıyla, kararlılığıyla ama bu partinin bir evladı olarak Kemal Bey’i bugün bu tarihi kararı almaya, ülkeyi ve partiyi bu cenderenin içinde daha fazla tutmamaya davet ediyorum” çağrısında bulundu.</p>
<p><strong>Hükümete asgari ücret çağrısı</strong></p>
<p>Hükümete yönelik eleştirilerini de sıralayan Özel, Temmuz ayında asgari ücrete ara zam yapılması çağrısında bulunarak, “AK Parti’nin kara düzeninde kimsenin huzuru kalmadı. Emeklilik artık huzurun değil, hayatta kalma mücadelesinin adı oldu. Öyle bir noktadayız ki hani ‘kurbanlık’ deyince eskiden yedi kişi bir olup danaya falan giriyorlardı. Şimdi beş emekli bir olup yoksulluktan kurtulamıyor. Ancak altı emekliyi bir araya gelirse yoksulluk sınırının üzerine çıkabiliyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Partiden ihraçlar devam etti </strong></p>
<p>CHP Genel Merkezi’nde MYK’yı toplayan Kemal Kılıçdaroğlu’nun ihraç kararları devam etti. Antalya İl Başkanı Nail Kamacı ve Kayseri İl Başkanı Ufuk Ozan Gözbaşı ihraç edildi. Görevden alınan isimlerin yerine Antalya il başkanlığına Hasan Şahin ve Kayseri İl Başkanlığına ise Okan Marzıoğlu atandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozelden-kilicdarogluna-partiyi-daha-fazla-bu-cenderede-tutma-cagrisi-81746</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/6/1280x720/ozel-1782277914.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özel’den Kılıçdaroğlu’na, ‘Partiyi daha fazla bu cenderede tutma” çağrısı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gaziantepte-iso-500-gururu-ve-tekstilin-sessiz-cigligi-81771</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gaziantep’te İSO 500 gururu ve tekstilin sessiz çığlığı…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Sanayi Odası’nın açıkladığı Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu araştırmasında Gaziantep’ten 29 firmanın yer alması kuşkusuz önemli bir başarıdır. Üreten, ihracat yapan ve istihdam oluşturan kentin Türkiye ekonomisindeki ağırlığını bir kez daha ortaya koyan bu tablo, alkışı hak ediyor.</p>
<p>Ancak rakamların görünen yüzünün arkasında dikkatle okunması gereken başka bir gerçek var. Gaziantep sanayisinin lokomotif üretim merkezi olduğu tekstil sektörü güç kaybediyor. İSO 500 listesine giren firmaların sektör dağılımı incelendiğinde gıda, enerji, ambalaj ve kimya gibi alanların yükselişi dikkat çekerken, bir dönem listenin önemli bölümünü oluşturan tekstil firmalarının sayısındaki gerileme sessiz ama önemli bir dönüşümün işareti olarak karşımıza çıkıyor. Önceki günü manşetimize imza atan Yener Karadeniz’in haberinde de ayrıntıları ile sunulan bu eğilimin üzerinde titizlikle durulması gerekiyor.</p>
<p>On binlerce kişiye aş-iş sağlayan, düne kadar ihracatın önemli bölümünü gerçekleştiren ve yüzlerce yan sektörü besleyen bu alanın yaşadığı sıkıntılar, Bursa’dan, İzmir’e, Adana’dan, Kahramanmaraş’a, Samsun’a, Giresun’a, Denizli’ye, Malatya’ya kısaca yurdumuzun tüm coğrafyalarında kendisini gösterecektir. Doğal olarak tekstilin başkenti Gaziantep ekonomisine yansıyacaktır.</p>
<p>Son yıllarda ekonomi yönetiminin sanayiye verdiği en önemli mesajlardan biri de yüksek teknolojili ve katma değerli üretime ve sektörlere yönelme çağrısı oldu.</p>
<p><strong>Bu hedef elbette doğrudur!</strong></p>
<p>Ancak gözden kaçırılmaması gereken bir gerçek var ki oda, bir sanayi şehrinin onlarca yılda oluşturduğu üretim kültürünü bir gecede değiştiremeyeceği gerçeğidir…</p>
<p>Bugün Gaziantep’te binlerce işletme ve yüz binlerce çalışan tekstil ekosisteminin içinde yer alıyor. Böyle bir yapıya bir yandan “teknolojiye geçin” denilirken diğer yandan mevcut sektörün rekabet gücünü koruyacak desteklerin yetersiz kalması ciddi bir çelişki oluşturuyor. Üstelik son dönemde açıklanan bazı teşvik programlarında tekstilin öncelikli sektörler arasında görülmemesi üreticilerde haklı olarak rahatsızlık yaratıyor.</p>
<p>Ancak bu dönüşüm mevcut sektörleri gözden çıkararak değil, onları güçlendirerek gerçekleştirilmelidir. Çünkü Gaziantep’te kapanan/kapanacak olan her fabrika sadece üretimin durması anlamına gelmez. Aynı zamanda yüzlerce ailenin gelir kaynağının kaybolması, ihracatın azalması ve şehir ekonomisinin zayıflaması demektir. Bu nedenle tekstile yönelik özel destek mekanizmaları oluşturulmalı, finansmana erişim kolaylaştırılmalı, enerji maliyetlerini azaltacak düzenlemeler yapılmalı ve yeni ihracat pazarlarının önü açılmalıdır. Zor bir dönemden geçiyoruz ve Gaziantep geçmişte birçok ekonomik fırtınayı aşmayı başarmış bir şehir.</p>
<p><strong>Yine başaracaktır!</strong></p>
<p>Ancak bunun yolu sorunları görmezden gelmekten değil, zamanında teşhis edip çözüm üretmekten geçiyor. İSO 500’de yer alan 29 firma bütün Gazianteplilerin, hepimizin gururudur. Fakat bu başarı tablosunun arkasındaki sessiz uyarı da görmezden gelinemez, gelinmemeli. Çünkü Gaziantep’in sanayi hikâyesi yalnızca bugünü değil, gelecek nesilleri de ilgilendiriyor.</p>
<p>Katma değerli üretim hedefi uğruna tekstilde çalan alarm zillerini bugün duymazsak, yarın kaybedilen istihdamı, azalan ihracatı, zayıflayan üretim gücünü ve belki de kentte oluşabilecek kaos ortamını konuşmak zorunda kalabiliriz.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gaziantepte-iso-500-gururu-ve-tekstilin-sessiz-cigligi-81771</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/1/1280x720/paper-1782291961.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul Sanayi Odası’nın açıkladığı Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu araştırmasında Gaziantep’ten 29 firmanın yer alması kuşkusuz önemli bir başarıdır. Üreten, ihracat yapan ve istihdam oluşturan kentin Türkiye ekonomisindeki ağırlığını bir kez daha ortaya koyan bu tablo, alkışı hak ediyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btsodan-bursanin-gelecegine-dev-hamle-81765</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Burkay: Bursa&#039;nın gelecek 100 yılını inşa ediyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, kentin üretim, ticaret, teknoloji ve lojistik altyapısını yeni nesil ekonomi vizyonuyla güçlendirecek projelerini, Hilton Otel’de düzenlenen lansmanda iş dünyasıyla paylaştı.</p>
<p>Bursa iş dünyasının yoğun katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda konuşan Başkan Burkay, BTSO’nun son 13 yılda kentin geleceğine yön veren güçlü bir dönüşüm hamlesini başarıyla hayata geçirdiğini ifade etti. İbrahim Burkay, “Bursa’mızın yeni dönem ekonomi vizyonunu, birlikte kurduğumuz güçlü bir geleceğin adımlarını ve bu şehrin iş dünyasının ortak iradesini paylaşmak üzere bir aradayız. Bugün sizlerle sadece yeni hedefler değil; tamamlanmış, Bursa iş dünyasının gerçek ihtiyaçlarından doğmuş somut adımları paylaşıyorum” dedi.</p>
<h2>“16 Makro Projeden 60’tan fazla dev esere ulaştık”</h2>
<p>BTSO’nun 25 Mart 2013’te “Bursa için hayalimiz var” diyerek çıktığı yolda 16 makro projeyle başlayan vizyonun bugün 60’tan fazla projeye ulaştığını hatırlatan Başkan İbrahim Burkay, bu projelerin her birinin Bursa’nın üretim, ihracat, teknoloji, eğitim, istihdam ve ticaret altyapısını güçlendiren kalıcı eserler olduğunu dile getirdi. Başkan Burkay, “Ne mutlu ki bugün; 60 bini aşkın üyemizin inancı ve desteğiyle, her bir üyemize dokunan, bu kentin ve ülkemizin ekonomi tarihine geçen 60’tan fazla dev eseri Bursa’mıza kazandırdık. Bugün gönül rahatlığıyla ifade edebiliriz ki Bursa, son 13 yılda 50 yıllık bir altyapı hamlesini gerçekleştirmiştir” ifadelerini kullandı. Bu süreçte Türkiye’nin terör saldırılarından ekonomik dalgalanmalara, küresel krizlerden pandemiye ve asrın deprem felaketine kadar çok büyük sınamalardan geçtiğini hatırlatan Burkay, BTSO’nun her kriz döneminde üyeleriyle daha yakın temas kurarak çözüm üreten bir anlayışla hareket ettiğini söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3b81ebc4675-1782284779.jpg" alt="" width="919" height="845" /></p>
<h2>“Bursa’nın yeni ekonomi haritası şekillendi”</h2>
<p>BTSO Yönetim Kurulu Başkanı Burkay, lansmanda Bursa’nın yeni ekonomi haritasının temel başlıklarını da kamuoyuyla paylaştı. Yeni dönemde TEKNOSAB KOBİ OSB, Organize Ticaret Bölgeleri, Gıda İhtisas OSB, inşaat sektörü için lojistik depolama alanları, Data Center Girişim Sermayesi Yatırım Fonu, TEKNOSAB Teknopark, Yapay Zeka Dönüşüm Merkezi ve Fidan Han gibi projelerin Bursa’nın büyüme modelinin ana unsurları olacağını belirten Burkay, bu projelerin üretimden ticarete, teknolojiden lojistiğe kadar bütüncül bir kalkınma yaklaşımının parçaları olduğunu kaydetti. İbrahim Burkay, “KOBİ’lerimizin büyümeye ihtiyacı var. Gıda sektörümüzün ihtisaslaşmış üretim alanına ihtiyacı var. İnşaat sektörümüzün düzenli üretim ve depolama alanlarına ihtiyacı var. Ticaret erbabımızın yeni, planlı ve güçlü ticaret bölgelerine ihtiyacı var. Sanayimizin lojistik güce, teknoloji altyapısına ve yeni nesil yatırım modellerine ihtiyacı var. Biz bu ihtiyaçları ayrı ayrı değil, Bursa’mızın yeni ekonomi haritasının parçaları olarak görüyoruz” diye konuştu.</p>
<h2>“KOBİ’lere tarihi müjde”</h2>
<p>Burkay, TEKNOSAB ekosisteminin sunduğu altyapı, lojistik, teknoloji ve yatırım avantajlarının artık KOBİ’lerle buluşacağını belirterek, KOBİ’lerin üretim alanı ihtiyacına cevap verecek projede kamu yararı onaylarının tamamlandığını ve kamulaştırma sürecinin başladığını açıkladı. İbrahim Burkay, TEKNOSAB KOBİ OSB’de nihai taleplerin kısa süre içinde toplanacağını duyurarak, projenin KOBİ’ler için yeni bir dönüşüm döneminin başlangıcı olacağını ifade ederek, “KOBİ OSB ile uzun yıllardır büyük bir heyecanla beklenen önemli bir yatırımı hayata geçirdik. Kamu yararı onaylarımız çıktı. Kamulaştırma sürecimiz başladı. Temmuz ve Ağustos aylarında nihai taleplerimizi toplayacağız. TEKNOSAB ekosisteminin sunduğu avantajlarla KOBİ’lerimiz için dönüşüm resmen başladı. KOBİ’lerimiz ve Bursa’mız için hayırlı olsun” değerlendirmesinde bulundu. Projenin, Bursa’da küçük ve orta ölçekli işletmelerin daha planlı, güçlü ve rekabetçi üretim alanlarına kavuşması açısından tarihi bir adım olduğuna işaret eden Burkay, KOBİ’lerin yeni nesil sanayi altyapısı içinde büyümesinin Bursa ekonomisinin geleceği için kritik önemde olduğunu vurguladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3b82722de31-1782284914.jpg" alt="" width="682" height="520" /></p>
<h2>“Organize Ticaret Bölgesi için talep yakında toplanacak”</h2>
<p>İbrahim Burkay, ticaretin de sanayi gibi yeni nesil altyapıya, lojistik bağlantılara ve planlı gelişim bölgelerine ihtiyaç duyduğunu vurguladı. Bu kapsamda TEKNOSAB içinde Organize Ticaret Bölgesi projesinin de hazırlandığını, merkezin kurulacağı alanın belirlendiğini ve yakın zamanda taleplerin toplanacağını açıklayan Başkan Burkay, projenin Bursa ticaret erbabı için planlı, modern ve güçlü bir büyüme alanı oluşturacağını söyledi. </p>
<h2>“Gıda, inşaat ve lojistikte yeni ihtisas alanları”</h2>
<p>Başkan Burkay, 2015 yılında projelendirilen ve Bursa’nın sektörel ihtiyaçlarına yanıt verecek Gıda İhtisas OSB ile inşaat sektörü için lojistik depolama alanlarının da yine TEKNOSAB’ın genişleme alanındaki bölgede yerlerinin belirlendiğini belirtti. Gıda sektörünün ihtisaslaşmış üretim alanlarına, inşaat sektörünün ise düzenli üretim ve depolama bölgelerine ihtiyaç duyduğunu ifade eden Burkay, bu projelerin sektörlerin verimliliğini, kapasitesini ve rekabetçiliğini artıracağını kaydetti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3b82a5dba73-1782284965.JPG" alt="" width="687" height="419" /></p>
<h2>“TEKNOSAB’da yatırım tutarı 100 milyar liraya ulaşacak”</h2>
<p>BTSO’nun en önemli vizyon projelerinden TEKNOSAB’ın Bursa’nın üretim gücünü büyüten stratejik bir yatırım olduğunu belirten İbrahim Burkay, bölgenin 3 yılda yatırıma hazır hale getirildiğini hatırlattı. TEKNOSAB’da 60 milyar liralık yatırımla 27 fabrikanın üretimde olduğunu aktaran Burkay, 2027 sonunda ise üretime geçen firma sayısının 52’ye ulaşacağını bildirdi. Burkay, TEKNOSAB’da toplam yatırım tutarının 100 milyar liraya çıkacağını, 2030 yılında ise tüm parsellerde üretim hedeflendiğini kaydetti.</p>
<h2>“TEKNOSAB Lojistik Teknopark ortak yatırım modeli”</h2>
<p>Burkay, TEKNOSAB Lojistik Teknopark’ın Bursa’da ortak akıl, ortak yatırım ve ortak kazancın en somut örneklerinden biri olduğunu söyledi. Küçük esnaftan sanayiciye kadar Bursa iş dünyasının aynı yatırımda buluştuğunu belirten Burkay, projede 650’den fazla yatırımcının yer aldığını, 75 milyon dolarlık yatırım gerçekleştirildiğini, Türkiye’nin en geniş katılımlı girişim sermayesi yatırım fonlarından birinin bu modelle hayata geçtiğini ifade etti. Burkay, projenin 210 milyon dolarlık yatırım bütçesine sahip olduğunu, döviz bazında yüzde 87, Türk lirası bazında ise yüzde 126 değer artışı sağladığını bildirdi.</p>
<h2>“Data Center, Teknopark ve Yapay Zekâ Dönüşüm Merkezi”</h2>
<p>BTSO’nun yeni dönem vizyonunda dijital altyapı, veri ekonomisi, teknoloji geliştirme ve yapay zeka dönüşümü de önemli yer tutuyor. Burkay, dünya ekonomisinde üretim gücünün teknolojiyle, sanayi kabiliyetinin dijital dönüşümle, şehirlerin rekabet avantajının ise yapay zeka ve veri temelli yeni ekonomiyle belirlendiği bir döneme girildiğini söyledi. Data Center, TEKNOSAB Teknopark ve Yapay Zekâ Dönüşüm Merkezi projeleriyle Bursa’nın yeni nesil üretim ve dijital dönüşüm süreçlerine liderlik edeceğini söyleyen Burkay, “Bursa; teknolojik gelişmeleri geriden takip eden değil, yeni nesil üretim, dijital dönüşüm ve yapay zekâ odaklı ekonomi sürecine doğrudan yön veren bir şehir olma iradesine sahiptir” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3b82d576448-1782285013.JPG" alt="" width="739" height="396" /></p>
<h2>“Tarihi Çarşı ve Hanlar Bölgesine yeni vizyon”</h2>
<p>BTSO’nun Bursa’nın tarihi ticaret merkezlerine yönelik projelerine de değinen Burkay, Tarihi Çarşı ve Hanlar Bölgesi’nin kentin ticaret hafızasını ve kültürel kimliğini taşıyan en değerli merkezlerden biri olduğunu söyledi. Payitaht Çarşı projesiyle bu güçlü mirası korurken çarşı esnafını yeni dönemin ticaret anlayışına hazırlamayı hedeflediklerini belirten Burkay, eğitim ve gelişim programlarıyla esnafın kurumsal kapasitesini artırdıklarını, Dijital Dönüşüm Merkezi ile de işletmelerin dijitalleşme süreçlerine destek verdiklerini ifade etti. Burkay, mülkiyeti BTSO’ya ait İç Fidan Han ve Kubbeli Hal alanında da modern bir dönüşüm projesi hayata geçireceklerini açıkladı. Açık pazar, müze çarşı ve yaşayan han konseptiyle tarihi dokuyu ticari canlılıkla buluşturacak projeyle İç Fidan Han’a doğrudan erişim sağlanacağını vurgulayan Burkay, böylece hanların görünürlüğünün artırılacağını, bölgenin tarihi değerlerinin yeniden gün yüzüne çıkarılacağını ve çarşı üyelerinin en önemli taleplerinden biri olan erişilebilirlik ile ticari hareketlilik ihtiyacına güçlü bir çözüm sunulacağını kaydetti.</p>
<h2>“Güçlü Bursa için omuz omuza”</h2>
<p>Başkan Burkay, BTSO’nun yeni dönem vizyonunun merkezinde ortak akıl, güven, emek ve Bursa’ya inanma iradesinin bulunduğunu vurguladı. Bursa’nın gelecek yüzyılına güçlü bir ekonomi, planlı üretim alanları, yeni nesil teknoloji altyapısı ve yüksek rekabet gücüyle hazırlanmayı hedeflediklerini belirten Burkay, BTSO’nun 60 bini aşkın üyesinden aldığı güçle ortak aklın rehberliğinde çalışmaya devam edeceğini söyledi. Burkay, “Bizim amacımız, çocuklarımıza daha güçlü bir ekonomi, daha itibarlı bir şehir ve daha büyük hedefleri olan bir Bursa bırakmaktır. Bugüne kadar nasıl ilkleri birlikte başardıysak, bundan sonra da aynı kararlılıkla, aynı heyecanla ve aynı inançla çalışmaya devam edeceğiz.” diye konuştu. Bursa iş dünyasının cesaretine, hedef koyma iradesine ve başarma azmine inandıklarını ifade eden İbrahim Burkay, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu yolculukta her üyemizin emeği, katkısı ve desteği bizim için değerlidir. Bursa için çıktığımız bu yolda yine birlikte yürüyeceğiz. Üretimde, ticarette, teknolojide, ihracatta ve ortak yatırım hedeflerimizde aynı inançla hareket edeceğiz. Güçlü Bursa için omuz omuza verecek, şehrimizin ve ülkemizin kalkınma yolculuğuna hep birlikte değer katacağız. Birliğimiz daim, yolumuz açık olsun.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btsodan-bursanin-gelecegine-dev-hamle-81765</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/5/1280x720/btsodan-bursanin-gelecegine-dev-hamle-1782284730.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KOBİ’lerin uzun yıllardır beklediği KOBİ OSB projesinin TEKNOSAB’da hayata geçtiğini açıklayan Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, yine aynı bölgede kurulacak Organize Ticaret Bölgeleri, Gıda İhtisas OSB ve inşaat sektörü için lojistik depolama alanları projeleri için de gerekli yasal süreçlerin tamamlandığını duyurdu. Burkay, “Bursa&#039;nın gelecek 100 yılını inşa ediyoruz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/renault-clio-yilin-otomobili-secildi-81772</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Renault Clio, &#039;Yılın Otomobili&#039; seçildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Otomotiv Gazetecileri Derneğinin (OGD) düzenlediği "Türkiye'de Yılın Otomobili 2026 (TYO 2026)" yarışmasını Renault Clio kazandı.</p>
<p>Bu yıl 11'inci kez düzenlenen ve 67 uzman otomotiv gazetecisinin oylama yaptığı yarışmanın sonuçları İstanbul'da bir otelde gerçekleştirilen törenle açıklandı.</p>
<p>OGD'nin açıklamasına göre yarışmanın ilk etabında, Şubat 2025-Şubat 2026 döneminde Türkiye pazarında satışa sunulan 33 otomobil yer aldı. Jüri üyelerinin oylarıyla en fazla puanı alan "BMW iX3, BYD SEALION 7, Citroen C5 Aircross, Hyundai Inster, Mercedes-Benz CLA, Renault Clio ve Togg T10F" finalde yarışmaya hak kazandı.</p>
<p>Finalist modeller tasarım, yol tutuş, ergonomi, yakıt tüketimi, emisyon oranları, güvenlik, donanım seviyesi ve fiyat-değer oranı açısından test ve değerlendirme sürecinden geçirildi. Yarışmada toplamda 3 bin 360 puan alan Renault Clio "Türkiye'de Yılın Otomobili" seçildi. BMW iX3 ikinci, Togg T10F ise üçüncü oldu.</p>
<p>"Yılın Basın Lansmanı" ödülü, EV Tech Day İzmit Fabrika etkinliği ile Hyundai'ye verilirken, "Yılın Tasarımı" ödülü BMW iX3'ün oldu. "Yılın İnovatif Projesi" ödülünü Panoramic Vision teknolojisiyle kazanan BMW iX3, aynı zamanda "Yılın Premium Otomobili" kategorisinde de ödüle hak kazandı.</p>
<p>Bu yıl ilk kez yarışmaya dahil edilen "Jüri Özel Ödülü"ne Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu (TOSFED) Başkanı Eren Üçlertoprağı layık görüldü.</p>
<p><strong>"Yarışma, markalar için de bir motivasyon kaynağı haline geldi"</strong></p>
<p>OGD Yönetim Kurulu Başkanı Murat Öztürk, ödül töreninde yaptığı konuşmada, yarışmanın sektöre olan katkısından bahsederek, 11 yıldır bu ödülü sektörle buluşturduklarını ve yarışmanın her geçen yıl daha da güçlendiğini bildirdi.</p>
<p>Yarışmanın markalar için önemine işaret eden Öztürk, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Sektör için gerçekten önemli, özel ve güzel bir yarışma. Rekabet her geçen yıl daha da artıyor. Bu yıl özellikle elektrikli modeller ağırlıktaydı. Diğer yandan 'Türkiye'de Yılın Otomobili' yarışmamız, markalar için de büyük bir motivasyon kaynağı haline geldi. Pek çok markanın bu süreci yurt dışı merkezlerinden de yakından takip ettiğini biliyoruz. Bu yıl finale kalan 7 modelin her biri kendi segmentinde gerçekten zorlu birer rakipti, aralarından birini seçmek hiç kolay olmadı."</p>
<p>MAİS AŞ Genel Müdür Yardımcısı Levent Timur da Renault Clio'nun OGD üyelerinin oylarıyla ikinci kez Türkiye'de Yılın Otomobili seçilmesinden büyük gurur duyduklarını bildirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/renault-clio-yilin-otomobili-secildi-81772</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/2/1280x720/463-1782288266.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OGD tarafından düzenlenen &quot;Türkiye&#039;de Yılın Otomobili 2026&quot; yarışmasını Renault Clio kazandı. Otomotiv Gazetecileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Murat Öztürk, &quot;Sektör için gerçekten önemli, özel ve güzel bir yarışma. Rekabet her geçen yıl daha da artıyor. Bu yıl özellikle elektrikli modeller ağırlıktaydı.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kardemirden-abdli-amsted-rail-ile-is-birligi-anlasmasi-81768</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> KARDEMİR&#039;den ABD&#039;li Amsted Rail ile iş birliği anlaşması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Karabük Demir ve Çelik Fabrikaları (KARDEMİR), ABD merkezli Amsted Rail ile ana tedarik ve yeniden satış sözleşmesi imzaladığını duyurdu.</p>
<p>Açıklamada, KARDEMİR ile Amsted Rail arasında daha önce imzalanan mutabakat zaptı kapsamında yürütülen çalışmalar ve müzakerelerin tamamlandığı belirtildi.</p>
<p>Tarafların 18 Haziran itibarıyla yürürlüğe giren ana tedarik ve yeniden satış sözleşmesini imzaladığı aktarılan açıklamada, şu ifadeler kullanıldı:</p>
<p>"Şirketimizin yüksek katma değerli ürünlerde uluslararası pazarlardaki konumunu güçlendirme hedefi bakımından önemli adım niteliği taşıyan sözleşme, tarafların üretim kabiliyetlerini, teknik uzmanlıklarını ve satış-pazarlama kaynaklarını bir araya getiren, bölge bazlı satış ve dağıtım haklarını içeren küresel ticari iş birliği çerçevesi oluşturmaktadır. İmza altına alınan sözleşmeyle uluslararası pazarlardaki proje ve ticari fırsatlar, küresel ölçekte iş birliği içinde değerlendirilecektir."</p>
<p>KARDEMİR'in 1937'de Türkiye'nin planlı sanayileşme hamlesinin simge yatırımlarından biri olarak kurulduğu ve "fabrikalar kuran fabrika" olarak anıldığı vurgulanan açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"KARDEMİR, Türkiye'nin ilk entegre demir-çelik üreticisi olarak köklü sanayi birikimini yüksek katma değerli ürünlere dönüştürüyor. Ulaştırma, inşaat, madencilik ve imalat sanayisi başta olmak üzere stratejik sektörlere girdi sağlayan KARDEMİR, Türkiye'de hem demir yolu rayı hem de demir yolu tekeri üretebilen tek yerli üretici konumunda bulunuyor. Yıllık 200 bin adet üretim kapasitesine sahip 'Demiryolu Tekeri Üretim Tesisi' ve ray üretimindeki teknik birikimiyle KARDEMİR, Türkiye'nin demir yolu sanayisindeki yerli ve milli üretim kabiliyetini uluslararası pazarlara taşımaya devam ediyor. Bu işbirliği, şirketimizin yalnızca ürün ihracatını değil, mühendislik, kalite, sertifikasyon ve pazara erişim kabiliyetlerini de küresel ölçekte daha görünür hale getirecek."</p>
<p>Amsted Rail'in, demir yolu vagonlarına yönelik alt takım ve vagon ucu bileşenleri alanında dünyanın önde gelen tedarikçileri arasında yer aldığı belirtilen açıklamada,"150 yılı aşan mühendislik birikimi ve 6 kıtaya yayılan faaliyet ağıyla küresel demir yolu ekosisteminde güçlü konuma sahip olan Amsted Rail'in pazar erişimi ve dağıtım kabiliyeti, KARDEMİR'in entegre üretim altyapısı ve demir yolu ürünlerindeki teknik yetkinlikleriyle tamamlayıcı değer zinciri oluşturuyor." değerlendirmesinde bulunuldu.</p>
<p>Açıklamada, bu stratejik işbirliğiyle KARDEMİR'in demir yolu ürünlerindeki küresel pazar erişiminin güçlendirilmesi, uluslararası satış ve dağıtım ağının genişletilmesi, teknik sertifikasyon ve pazara giriş süreçlerinin desteklenmesi ve yüksek katma değerli ihracat kapasitesinin artırılmasının hedeflendiği bildirildi.</p>
<p>Karabük'te başlayan ve Türkiye sanayisinin hafızasında özel yere sahip olan bu üretim yolculuğunun, bugün raydan demir yolu tekerine uzanan stratejik ürünlerle küresel pazarlara taşındığına işaret edilen açıklamada, "KARDEMİR, katma değerli üretim, ihracat odaklı büyüme ve demir yolu sanayisinde uluslararası rekabet gücünü artırma hedefleri doğrultusunda Türkiye ekonomisine değer üretmeyi sürdürecek." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kardemirden-abdli-amsted-rail-ile-is-birligi-anlasmasi-81768</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/8/1280x720/554-1782285931.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KARDEMİR, ABD merkezli Amsted Rail ile imzalanan iş birliği anlaşması hakkında, &quot;Şirketimizin yüksek katma değerli ürünlerde uluslararası pazarlardaki konumunu güçlendirme hedefi bakımından önemli adım niteliği taşıyan sözleşme, tarafların üretim kabiliyetlerini, teknik uzmanlıklarını ve satış-pazarlama kaynaklarını bir araya getiren, bölge bazlı satış ve dağıtım haklarını içeren küresel ticari iş birliği çerçevesi oluşturmaktadır.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/iso-500-listesine-11-egeli-su-urunleri-ve-hayvansal-mamul-ihracatcisi-girdi-81767</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 04:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İSO 500&#039;e 11 Egeli su ürünleri ve hayvansal mamul ihracatçısı girdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Su ürünleri ve hayvansal mamuller sektörü, sanayi sektörlerinin devler ligini oluşturan İstanbul Sanayi Odası İlk 500 Sanayi Kuruluşu Listesi’nde 25 firmayla güçlü temsilini sürdürürken, 25 firmanın 11’ini Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği üyeleri oluşturdu.</p>
<p>Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Başkanı Ufuk Atakan Demir, 11 üyelerinin 201 milyar 114 milyon TL’lik üretimden satış hacmine ulaştıklarını, İSO 500 Listesi’nde yer alan üyelerinin elde ettiği başarıdan büyük gurur ve memnuniyet duyduklarını dile getirdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://img.ekonomim.com/rcman/Cw850h567q95gc/storage/files/images/2026/06/24/ufuk-atakan-demir-gefn.jpg" alt="İSO 500 Listesine 11 Egeli su ürünleri ve hayvansal mamul ihracatçısı girdi - Resim : 1" width="850" height="567" data-lightbox="true" /></p>
<p>Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği üyesi 11 firmanın 2024 yılında 926 milyon dolarlık ihracata imza attıkları bilgisini veren Demir, “11 firmamızın ihracatı 2025 yılında yüzde 19’luk artışla 1 milyar 102 milyon dolara yükseldi. Firmalarımız sadece iç piyasada değil, ihracatta da ülkemize büyük katkı verdiler. Sektörümüzün üretim gücünü, ihracat kapasitesini ve uluslararası rekabetçiliğini ortaya koydular. Bu başarıda emeği geçen tüm üyelerimizi gönülden tebrik ediyor, ülkemiz ekonomisine, üretimine ve ihracatına sağladıkları katkıların artarak sürmesini temenni ediyorum” dedi.</p>
<p>İSO 500 Listesi’nde Gümüşdoğa Su Ürünleri, Namet Gıda, Kılıç Deniz Ürünleri, Abalıoğlu Lezita Gıda, Gedik Tavukçuluk, Keskinoğlu Tavukçuluk, Pınar Süt, Tarım Kredi Süt Ürünleri, Pınar Entegre Et ve Un, Abalıoğlu Balık, Agromey Gıda yer aldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/iso-500-listesine-11-egeli-su-urunleri-ve-hayvansal-mamul-ihracatcisi-girdi-81767</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/7/1280x720/iso-500-listesine-11-egeli-su-urunleri-ve-hayvansal-mamul-ihracatcisi-girdi-1782285575.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Başkanı Ufuk Atakan Demir, &quot;11 firmamızın ihracatı 2025 yılında yüzde 19’luk artışla 1 milyar 102 milyon dolara yükseldi. Firmalarımız sadece iç piyasada değil, ihracatta da ülkemize büyük katkı verdiler. Sektörümüzün üretim gücünü, ihracat kapasitesini ve uluslararası rekabetçiliğini ortaya koydular.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-sanayisinin-ceyrek-asirlik-gururu-81793</guid>
            <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> NOSAB&#039;ın 25. yılı kutlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Nilüfer Organize Sanayi Bölgesi (NOSAB), kuruluşunun 25. yılını düzenlenen gala gecesiyle kutladı.</p>
<p>“Geleceğe İz Bırakanlar” temasıyla gerçekleştirilen etkinlikte, bölgenin kuruluşundan bugüne katkı sunan isimler bir araya geldi. Gece aynı zamanda DMD hastası bir çocuğa destek amacı taşıyan sosyal sorumluluk projesine dönüştü. Bursa iş dünyasının önde gelen isimlerini buluşturan NOSAB 25. Yıl Gala Gecesi, duygu dolu anlara sahne oldu. Kuruluşundan bugüne bölgenin gelişimine katkı sağlayan sanayiciler, yöneticiler ve paydaşlar aynı çatı altında buluşarak çeyrek asırlık başarı hikâyesini kutladı. Gecenin açılış konuşmasını yapan NOSAB Yönetim Kurulu Başkanı Erol Gülmez, bölgenin yalnızca üretim yapan bir sanayi alanı değil, aynı zamanda toplumsal sorumluluk üstlenen bir yapı olma hedefiyle kurulduğunu söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3bc99ad8fa6-1782303130.jpg" alt="" width="714" height="679" /></p>
<h2>“22 bin istihdam 2 milyar dolarlık ihracat”</h2>
<p>NOSAB’da 22 bini aşkın kişinin istihdam edildiğini belirten NOSAB Kurucu Başkanı Yalçın Aras, bölgenin kuruluş sürecinden bugüne kadar geçen gelişim yolculuğunu anlattı. Yaklaşık 28 yıl önce bir grup idealist sanayicinin hayaliyle başlayan sürecin bugün Türkiye’ye örnek gösterilen bir organize sanayi bölgesine dönüştüğünü belirten Aras, “Altyapısını oluşturduğumuz organize sanayi bölgemiz bugün 2 milyar doları aşkın ihracatıyla, çevreci üretimin seçkin örneklerini sunuyor. Ortak akıl, emek ve dayanışma sayesinde büyük hedeflerimizi gerçekleştirdik. Bugün 22 binden fazla çalışana istihdam sağlayan, 1 milyar doların üzerinde ihracat yapan güçlü bir üretim merkezi haline geldik” diye konuştu. Bölgenin gelişiminde görev alan tüm yönetimlere teşekkür eden Aras, NOSAB’ın başarısını bir bayrak yarışına benzeterek şunları söyledi: “Her yönetim kendisinden önce aldığı bayrağı daha ileri taşımak için çalıştı. Bu başarı birkaç kişinin değil, binlerce insanın ortak emeğinin sonucudur.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3bc9d0c8be3-1782303184.jpg" alt="" width="691" height="755" /></p>
<h2>“Geleceğe hazırlanmak zorundayız”</h2>
<p>Dünyada üretim anlayışının hızla değiştiğine dikkat çeken Aras, sanayinin geleceğinin teknoloji, sürdürülebilirlik ve verimlilik üzerine kurulduğunu vurguladı. Gelecek nesillere yalnızca fabrikalar ve altyapılar bırakmanın yeterli olmadığını ifade eden Aras, üretim kültürü, çalışma disiplini, dayanışma ruhu ve teknolojiye uyum yeteneğinin de aktarılması gerektiğini söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3bc9f495998-1782303220.jpg" alt="" width="618" height="554" /></p>
<h2>“Erdem Saker’den NOSAB hikâyesi”</h2>
<p>Gecenin onur konukları arasında yer alan Bursa Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Erdem Saker ise NOSAB’ın kuruluş sürecine ilişkin anılarını paylaştı. Görev yaptığı dönemde Bursa’nın gelecekte yeni sanayi alanlarına ihtiyaç duyacağını öngördüklerini anlatan Saker, NOSAB’ın kurulduğu bölgenin bilinçli bir planlamayla seçildiğini söyledi. Bugün Bursa’daki birçok organize sanayi bölgesinin verimli tarım arazileri üzerinde bulunduğunu belirten Saker, NOSAB’ın ise doğru planlama anlayışıyla hayata geçirilen örnek bir yatırım olduğunu ifade etti. Konuşmaların ardından NOSAB’ın kuruluşundan bugüne katkı sunan isimlere teşekkür edilirken, gece müzik ve çeşitli etkinliklerle devam etti. NOSAB’ın 25. kuruluş yılı dolayısıyla düzenlenen gala gecesinde sahne alan usta sanatçı Mustafa Keser, seslendirdiği eserlerle davetlilere unutulmaz bir gece yaşattı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-sanayisinin-ceyrek-asirlik-gururu-81793</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/3/1280x720/bursa-sanayisinin-ceyrek-asirlik-gururu-1782303060.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nilüfer Organize Sanayi Bölgesi kuruluşunun 25. yılı dolayısıyla düzenlenen gecede konuşan NOSAB Kurucu Başkanı Yalçın Aras, “28 yıl önce bir grup idealist sanayicinin hayaliyle başlayan süreç, bugün Türkiye’ye örnek gösterilen bir organize sanayi bölgesine dönüştü.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/firmalarin-net-doviz-acigi-nisanda-2056-milyar-dolar-81724</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 17:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Firmaların net döviz açığı nisanda 9,4 milyar dolar arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) finansal kesim dışındaki firmalara ilişkin verileri paylaştı. </p>
<p>Buna göre, firmaların nisanda önceki aya göre döviz varlıkları 1 milyar 508 milyon dolar azalırken yükümlülükleri 7 milyar 932 milyon dolar arttı.</p>
<p>Bu gelişmeler sonucunda söz konusu firmaların net döviz pozisyonu açığı, 9 milyar 440 milyon dolar artarak 205 milyar 608 milyon dolara yükseldi.</p>
<p>Varlık dağılımı incelendiğinde bir önceki aya göre ihracat alacakları 591 milyon dolar ve yurt dışına doğrudan sermaye yatırımları 571 milyon dolar artarken türev varlıklar 1 milyar 460 milyon dolar, yurt içi bankalardaki mevduat 1 milyar 170 milyon dolar ve menkul kıymetler 40 milyon dolar azaldı. Bunlara bağlı olarak varlıklar 1 milyar 508 milyon dolar azalış gösterdi.</p>
<p>Yükümlülük dağılımında ise bir önceki aya göre yurt dışından sağlanan nakdi krediler 3 milyar 858 milyon dolar, yurt içinden sağlanan nakdi krediler 3 milyar 338 milyon dolar, ithalat borçları 665 milyon dolar ve türev yükümlülükler ise 71 milyon dolar arttı. Bunlara bağlı olarak yükümlülüklerde de 7 milyar 932 milyon dolar artış görüldü.</p>
<p>Yükümlülüklerin vade yapısına bakıldığında Nisan 2026 döneminde bir önceki aya göre yurt içinden sağlanan kısa vadeli krediler 384 milyon dolar ve uzun vadeli krediler 2 milyar 954 milyon dolar arttı.</p>
<p>Yurt dışından sağlanan kredilerde ise kısa vadeli krediler 631 milyon dolar ve uzun vadeli krediler 3 milyar 891 milyon dolar arttı.</p>
<p>Kısa vadeli varlıklar 148 milyar 573 milyon dolar iken kısa vadeli yükümlülükler 141 milyar 264 milyon dolar olarak gerçekleşti. Kısa Vadeli Net Döviz Pozisyonu Fazlası ise 7 milyar 309 milyon dolar olarak gerçekleşerek bir önceki aya göre 3 milyar 150 milyon dolar azaldı.</p>
<p>Kısa vadeli yükümlülüklerin toplam yükümlülükler içindeki payı yüzde 36 düzeyinde gerçekleşti</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/firmalarin-net-doviz-acigi-nisanda-2056-milyar-dolar-81724</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/4/1280x720/dolar-dollar-1782226601.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın nisan verilerine göre, finansal kesim dışındaki firmaların net döviz açığı 9,4 milyar dolar artışla 205,6 milyar dolara yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oyak-cimento-2025te-cevre-ve-dusuk-karbon-odakli-projelere-349-milyar-liralik-yatirim-yapti-81722</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 16:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;OYAK Çimento 2025&#039;te çevre ve düşük karbon odaklı projelere 3,49 milyar TL yatırım yaptı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>OYAK Çimento, finansal performansıyla çevresel ve sosyal etki yönetimindeki çalışmalarına yer verdiği "2025 Entegre Raporu"nun sonuçlarını açıkladı. </p>
<p>Şirket açıklamasına göre, "Yeşil Yeni Altındır" mottosuyla şekillenen rapor, alternatif ham madde kullanımından yenilenebilir enerji yatırımlarına kadar şirketin hem Türkiye'de hem de küresel pazarlarda yarattığı katma değeri ve endüstriye yön veren sonuçlarını belgeliyor.</p>
<p>Uluslararası Entegre Raporlama Çerçevesi ve GRI Standartları ile uyumlu hazırlanan raporun, şirketin 1 Ocak ile 31 Aralık 2025 dönemini kapsayan faaliyetlerini, stratejik önceliklerini, çevresel, sosyal ve yönetişim performansını bütüncül bir yaklaşımla ele aldığı bildirildi. </p>
<p>Rapora göre, küresel ekonomik koşullar, jeopolitik gelişmeler ve enerji maliyetlerindeki dalgalanmalara rağmen operasyonel dayanıklılığını koruyan şirket, Bilim Temelli Hedefler Girişimi (SBTi) onaylı 2050 Net Sıfır hedefleri doğrultusunda enerji verimliliği, alternatif yakıt ve ham madde kullanımı, yenilenebilir enerji ve dijitalleşme alanlarındaki yatırımlarını sürdürüyor.</p>
<p>Rapora göre, çevre ve düşük karbon odaklı projelere 2025'te aktarılan toplam yatırım tutarı 3,49 milyar lira seviyesine ulaşırken, yatırımlar içinde en büyük payı yüzde 85,6 ile yenilenebilir enerji projeleri oluşturdu. Sanayi sektörü için öz tüketim amaçlı hayata geçirilen güneş enerjisi santrallerinden biri de yıl sonu itibarıyla devreye alındı.</p>
<p>Operasyonel iyileştirmelerin yanı sıra ürün portföyünü de dönüştürerek sürdürülebilir rekabet gücünü artıran şirketin, Yeşil Çimento Mevzuatı ile uyumlu düşük klinker içerikli ürün geliştirme çalışmalarına odaklandığı belirtildi. Söz konusu çalışmalar sayesinde sürdürülebilir ürünlerden elde edilen gelirin toplam gelire oranı yüzde 34,8 seviyesine yükseldi.</p>
<p><strong>"Sektörümüzdeki dönüşüme yön veriyoruz"</strong></p>
<p>OYAK Çimento Yönetim Kurulu Başkanı Suat Çalbıyık, 2025'in OYAK Çimento için dayanıklılığın ve sürdürülebilir yönetim anlayışının ön plana çıktığı bir dönem olduğunu belirtti.</p>
<p>Çalbıyık, "Temel önceliğimiz, sektörümüzdeki dönüşüme yön vermek, değer zincirimizin her aşamasında kalıcı fayda üretmek ve ülkemizin sanayi gücünü küresel ölçekte temsil etmek oldu. OYAK Çimento sürdürülebilir şehirler için çözüm geliştiren, teknolojiyle güçlenen, düşük karbonlu üretim yetkinliğini artıran ve geleceğin ihtiyaçlarına yanıt veren entegre bir sanayi şirketi olma yolunda kararlılıkla ilerliyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>OYAK Çimento Ülke Üst Yöneticisi (CEO) Murat Sela da atılan adımların bugünün performansını güçlendirirken, geleceğin üretim modelini de şekillendirdiğini aktardı.</p>
<p>Yenilenebilir enerji, dijitalleşme, enerji verimliliği ve operasyonel süreklilik alanlarında attıkları adımların, sürdürülebilir bir gelecek vizyonlarının ayrılmaz parçaları olduğunu vurgulayan Sela, 2025'te gerçekleştirdikleri çevre odaklı yatırımlarla OYAK Çimento'yu yalnızca çimento üreten bir şirket olmanın ötesine taşıma hedeflerini güçlendirdiklerini kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oyak-cimento-2025te-cevre-ve-dusuk-karbon-odakli-projelere-349-milyar-liralik-yatirim-yapti-81722</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/0/1280x720/suat-calbiyik-1776349683.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OYAK Çimento&#039;nun &quot;2025 Entegre Raporu&quot;na göre, çevre ve düşük karbon odaklı projelere aktarılan toplam yatırım tutarı 3,49 milyar liraya ulaşırken, yatırımlar içinde en büyük payı yüzde 85,6 ile yenilenebilir enerji projeleri oluşturdu. Yönetim Kurulu Başkanı Suat Çalbıyık, &quot;OYAK Çimento sürdürülebilir şehirler için çözüm geliştiren, teknolojiyle güçlenen, düşük karbonlu üretim yetkinliğini artıran ve geleceğin ihtiyaçlarına yanıt veren entegre bir sanayi şirketi olma yolunda kararlılıkla ilerliyor.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sonmez-turkiyedeki-kobilerin-verimlilik-orani-avrupanin-5te-1i-81717</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 14:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sönmez: Türkiye’deki KOBİ’lerin verimlilik oranı Avrupa&#039;nın 5&#039;te 1&#039;i</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>KOBİ’lerin sürdürülebilir iş modelleri, döngüsel ekonomi ve yeşil finansman süreçlerine katkı sağlamak amacıyla 2024 yılında Türk İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) ile Garanti BBVA tarafından hayata geçirilen İkiz Dönüşümde Yeni Ufuklar Projesi’nin bu dönemki kapanış etkinliği Ankara’da yapıldı.</p>
<p>İç Anadolu Sanayici ve İş İnsanları Dernekleri Federasyonu (İÇASİFED) ev sahipliğinde OSTİM OSB’de gerçekleştirilen etkinliğe iş dünyası ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı .</p>
<p>Programın açılışında konuşan TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Sönmez, dünya genelinde belirsizliğin norm haline geldiğine dikkat çekerek, “Şu an için barıştan yana kırılgan bir iyimserlik olsa da savaşın enerji ve ekonomideki sarsıcı etkilerine maruz kalmaya devam edeceğiz. Küresel tedarik zincirlerindeki kırılganlığa, yükselen korumacı politikalara, Çin’e olan bağımlılığı azaltmak için ortaya konulan çabalara tanık oluyoruz. Tüm bunların yanında yurt içinde enflasyonla ve artan maliyetlerle mücadele devam ediyor. Küresel rekabet ikliminde, adeta var olmak için yeni yollar arıyoruz. Ancak Türkiye’deki KOBİ’lerin verimlilik oranı, Avrupa’daki KOBİ’ler ile kıyaslandığında beşte bir seviyesinde kalıyor. Düşük verimlilik oranları ve düşük katma değerle şekil almış o bildik döngünün kırılması gerekiyor. Üretimin devamlılığı, katma değer odaklı bir ekonomi ile refahın tesisi için, dijitalleşme, yeşil dönüşüm ve nitelikli insan gücünü asli meselemiz yapmak zorundayız. Bu noktada ikiz dönüşüm, şirketlerin kaderini belirleyecek bir kaldıraç; dahası hayal ettiğimiz rekabetçi, etkin ve söz sahibi Türkiye’ye ulaşmak için aşmamız gereken kritik bir eşiktir.” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>Sibel Kaya: KOBİ’lerin yol haritaları oluşturmalarına katkı sunuyoruz</strong></p>
<p>Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı Sibel Kaya da, “İkiz Dönüşümde Yeni Ufuklar buluşmalarımızla son aylarda İzmir, Denizli ve Adana’da yüzlerce KOBİ ile bir araya geldik, bugün de Ankara’dayız. Türkiye’yi dolaştığınızda ülke ekonomisinin gerçek gücünü görüyorsunuz. Üreten, istihdam yaratan, yatırım yapan ve bulunduğu bölgeyi dönüştüren KOBİ’ler bu gücün merkezinde yer alıyor. Garanti BBVA olarak biz de KOBİ’lere yalnızca finansman sunmuyor; eğitimden dijital dönüşüme, sürdürülebilirlikten yeni pazarlara erişime kadar pek çok alanda destek oluyoruz. Biz bankacılığı yol arkadaşlığı, rehberlik ve uzun vadeli ortaklık olarak görüyoruz. Bugün işletmeler bir yandan sürdürülebilirlik diğer yandan dijitalleşme ekseninde tarihi bir dönüşümden geçiyor. Biz de TÜRKONFED iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz ‘İkiz Dönüşümde Yeni Ufuklar’ projemizle sahaya iniyor ve KOBİ’lerin kendi sektörlerine ve ihtiyaçlarına uygun dönüşümleri için yol haritaları oluşturmalarına katkı sunuyoruz. İnanıyoruz ki; dijitalleşen, sürdürülebilirliği iş modeline entegre eden, yenilikçi ve rekabetçi KOBİ’ler Türkiye ekonomisinin geleceğini şekillendirecek. Bu yolda KOBİ’lerimize verdiğimiz mesaj çok net: Gelin birlikte yapalım.”</p>
<p><strong>Süleyman Ekinci: Güçlü ekosistemimizi iş birlikleriyle daha da ileriye taşımak zorundayız</strong></p>
<p>İÇASİFED Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Ekinci ise Ankara ve İç Anadolu Bölgesi’nin üretim gücü, sanayi altyapısı ve girişimcilik potansiyeliyle Türkiye’nin kalkınmasında kritik bir role sahip olduğunu belirterek, “Savunma sanayinden makine imalatına, yazılımdan teknoloji girişimlerine kadar birçok alanda güçlü bir ekosisteme sahibiz. Şimdi bu gücü, dijital ve yeşil dönüşüm vizyonuyla daha ileriye taşımak zorundayız. Bunun yolu ise iş birliğinden geçiyor. Kamu, özel sektör, finans kuruluşları, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve yerel yönetimler aynı hedef doğrultusunda birlikte hareket etmelidir. İÇASİFED olarak bizler de bu anlayışla hareket ediyor; üyelerimizin ve bölgemizdeki işletmelerin dönüşüm süreçlerine katkı sağlayacak projeleri desteklemeye devam ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki güçlü işletmeler güçlü şehirleri, güçlü şehirler güçlü bir ekonomiyi oluşturur” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Sürdürülebilirlik ve rekabetçiliğe odaklanıldı</strong></p>
<p>Etkinlik, açılış konuşmalarının ardından oturum, panel ve çeşitli etkinliklerle devam etti.</p>
<p>İlk olarak, EY Türkiye Şirket Ortağı &amp; İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlik Hizmetleri Lideri Ece Sevin’in "Belirsizliği Avantaja Dönüştürmek" isimli sunumuyla "İkiz Dönüşüm Vizyon Oturumu" düzenlendi.</p>
<p>TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Yeşil Dönüşüm Komisyonu Başkanı Onur Ünlü’nün moderatörlüğünde düzenlenen "Enerjiden Üretime Sürdürülebilir Dönüşüm ve Finansman Olanakları" panelinde Garanti BBVA Sürdürülebilirlik Danışmanlığı Yöneticisi Emir Kozikoğlu ve ŞA-RA Grup Genel Müdürü Ünver Şahin konuşmacı olarak yer aldı. OSTİM OSB Dijital Dönüşüm Ofisi Yöneticisi Çağlar Öngüner’in tartışmacı moderatörlüğünü üstlendiği "Dijital Bankacılık Çözümleriyle Verimli ve Rekabetçi İşletmeler" paneli ise Garanti BBVA Tüzel Müşteri Çözümleri Grup Müdürü Cüneyt Tırnava ve Balans Makina Genel Müdürü Cennet Tuğba Selbi katılımıyla gerçekleşti. Programın son kısmında da Sürdürülebilirlik Atölye Çalışması düzenlendi.</p>
<p><strong>Güncel bilgiler ve iyi uygulama örnekleri sunuluyor</strong></p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, İkiz Dönüşümde Yeni Ufuklar Projesi; Anadolu’nun farklı bölgelerindeki KOBİ’lerin sürdürülebilir iş modellerine geçiş sürecini hızlandırmayı, yeşil finansman araçlarına erişimini artırmayı ve küresel piyasalardaki rekabet güçlerini artırmayı amaçlıyor. Etkinliklerde, sektör liderleri, uzmanlar ve akademisyenler, KOBİ’lerle bir araya gelerek döngüsel ekonomiden yenileyici tarıma uzanan konularda en güncel bilgileri paylaşıyor. Projenin ilk fazının sonunda, KOBİ’ler İçin Sürdürülebilir Dönüşüm Raporu adıyla kapsamlı bir analiz ve politika önerileri içeren bir çalışma yayımlanacak. Raporun, kamu ve özel sektör çevrelerinde stratejik bir savunuculuk aracı olarak kullanılacağı ve sürdürülebilir büyümeye yönelik uzun vadeli politikaların şekillendirilmesine katkı sağlayacağı belirtildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sonmez-turkiyedeki-kobilerin-verimlilik-orani-avrupanin-5te-1i-81717</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/7/1280x720/4667-1782214831.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Garanti BBVA iş birliği ile yürütülen İkiz Dönüşümde Yeni Ufuklar Projesi’nin ilk fazının kapanışında konuşan TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Sönmez, “Türkiye’deki KOBİ’lerin verimlilik oranı, Avrupa’daki KOBİ’ler ile kıyaslandığında beşte bir seviyesinde. Bu döngüyü kırmamız gerekiyor.” ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sabanci-holding-yonetim-kurulu-baskani-culhaci-ertnin-uyesi-oldu-81716</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 14:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Çulhacı ERT&#039;nin üyesi oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hayri Çulhacı'nın, Avrupa Sanayi Yuvarlak Masası (ERT) üyeliğine davet edildiği bildirildi.</p>
<p>Holding açıklamasına göre Çulhacı, Avrupa'nın önde gelen sanayi ve teknoloji şirketlerinin CEO ve yönetim kurulu başkanlarını bir araya getiren ERT'nin mevcut üyeleri arasında Türkiye'den tek temsilci oldu.</p>
<p>Sabancı Topluluğu'nun 100 yılı aşan kurumsal mirasını ve küresel ölçekteki dönüşüm vizyonunu Avrupa iş dünyasının en önemli platformlarından birine taşıyan üyeliğin, aynı zamanda Türkiye iş dünyasının Avrupa'nın rekabetçilik, sanayi, teknoloji ve sürdürülebilir büyüme gündemindeki temsili açısından da önemli bir adım niteliği taşıdığı vurgulandı.</p>
<p>ERT, enerji dönüşümü, yapay zeka, sanayi, ticaret güvenliği başta olmak üzere farklı odak alanlarında Avrupa ekonomisinin rekabetçiliğini güçlendirmek için faaliyet gösteriyor.</p>
<p>Türkiye'nin yanı sıra 17 farklı Avrupa ülkesinden temsilcinin yer aldığı ERT üyelerinin liderlik ettiği şirketler dünyada yaklaşık 6 milyon kişiye istihdam sağlarken, söz konusu şirketlerin yıllık AR-GE yatırımları 120 milyar avroya, toplam ciroları ise 3 trilyon avroya ulaşıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sabanci-holding-yonetim-kurulu-baskani-culhaci-ertnin-uyesi-oldu-81716</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/6/1280x720/hayri-culhaci-1775031188.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hayri Çulhacı, Avrupa Sanayi Yuvarlak Masası&#039;nın Türkiye&#039;den tek üyesi oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esmmmo-ile-anadolu-universitesi-arasinda-staj-is-birligi-protokolu-imzalandi-81714</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 13:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> ESMMMO ile Anadolu Üniversitesi arasında staj için iş birliği protokolü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Eskişehir Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası (ESMMMO) ile Anadolu Üniversitesi arasında, öğrencilerin mesleki gelişimlerini desteklemek, uygulamalı eğitim olanaklarını artırmak ve üniversite-sektör iş birliğini güçlendirmek amacıyla staj iş birliği protokolü imzalandı.</p>
<p>Anadolu Üniversitesi Rektörlüğü’nde gerçekleştirilen imza törenine, Eskişehir Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası (ESMMMO)  Başkanı Ersin Karakoç ve Yönetim Kurulu Üyelerimiz ile Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sezgin Açıkalın ve Maliye Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mustafa Erkan Üyümez katıldı.</p>
<p>İmzalanan protokol kapsamında, Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğrencilerinin muhasebe, finans, vergi hukuku ve vergi uygulamaları alanlarında edindikleri teorik bilgileri uygulama ortamında pekiştirmeleri ve mesleki deneyim kazanmaları amaçlanıyor. Bu doğrultuda öğrenciler, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik bürolarında ve ilgili kuruluşlarda staj yapma imkânı elde edecek.</p>
<p>Törende konuşan Eskişehir Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası Başkanı Ersin Karakoç, "Mesleğimizin geleceğini şekillendirecek gençlerin nitelikli, donanımlı ve uygulama deneyimine sahip bireyler olarak yetişmelerini son derece önemli görmekteyiz. Bu iş birliği ile öğrencilerimizin muhasebe ve mali müşavirlik mesleğine ilişkin etik ilkeler, mesleki sorumluluklar ve uygulama süreçleri hakkında doğrudan deneyim kazanmalarını hedefliyoruz. Protokol kapsamında ayrıca, Odamızın katkılarıyla öğrencilere yönelik seminer, eğitim, panel ve söyleşi gibi etkinliklerin düzenlenmesi planlanmaktadır. Böylece öğrencilerin sektör temsilcileriyle erken dönemde bir araya gelmeleri, mesleki ağlarını geliştirmeleri ve kariyer planlamalarına katkı sağlayacak uygulamalı öğrenme fırsatlarından yararlanmaları amaçlanmaktadır. Eskişehir Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası olarak, üniversitelerimizle kurulacak her türlü iş birliğini mesleğimizin geleceğine yapılan önemli bir yatırım olarak değerlendiriyor; imzalanan protokolün öğrencilerimize, mesleğimize, üniversitemize ve şehrimize hayırlı olmasını diliyoruz" diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esmmmo-ile-anadolu-universitesi-arasinda-staj-is-birligi-protokolu-imzalandi-81714</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/4/1280x720/esmmmo-ile-anadolu-universitesi-arasinda-staj-is-birligi-protokolu-imzalandi-1782211397.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eskişehir Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası ile Anadolu Üniversitesi arasında staj için iş birliği protokolü imzalandı. ESMMMO Başkanı Ersin Karakoç, &quot;Bu iş birliği ile öğrencilerimizin muhasebe ve mali müşavirlik mesleğine ilişkin etik ilkeler, mesleki sorumluluklar ve uygulama süreçleri hakkında doğrudan deneyim kazanmalarını hedefliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tureb-baskani-erden-deniz-ustu-ruzgar-enerjisinde-somut-yatirim-surecine-geciyoruz-81713</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 13:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Erden: Deniz üstü rüzgar enerjisinde somut yatırım sürecine geçiyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Türkiye'nin deniz üstü rüzgara dayalı Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) ve bağlantı kapasitelerinin tahsisiyle ilgili şartname taslağını kamuoyu görüşüne sundu.</p>
<p>Taslak, 1 gigavatlık deniz üstü rüzgar bağlantı kapasitesi ile ilgili alan kullanım hakkının 49 yıl süreyle tahsisine yönelik çerçeveyi ortaya koyarken Türkiye'nin deniz üstü rüzgar enerjisinde yeni bir döneme girdiğinin de güçlü bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB) Başkanı İbrahim Erden konu hakkında yaptığı açıklamada, Türkiye'nin uzun süredir üzerinde çalıştığı deniz üstü rüzgar enerjisinde artık planlama aşamasından yatırım aşamasına geçildiğini belirtti.</p>
<p>YEKA şartname taslağının kamuoyu görüşüne açılmasının, Türkiye'nin deniz üstü rüzgar enerjisi yolculuğunda tarihi bir eşik anlamına geldiğini vurgulayan Erden, şöyle devam etti:</p>
<p>"Uzun süredir üzerinde çalışılan bu alanda artık planlama aşamasından somut yatırım sürecine geçiyoruz. Türkiye bugün karasal rüzgar enerjisinde güçlü bir sanayi altyapısına, nitelikli insan kaynağına ve uluslararası rekabet gücüne sahiptir. Deniz üstü rüzgarda atılacak ilk adım, yalnızca yeni bir enerji yatırımı değil, kulelerden deniz yapılarına, limanlardan gemi hizmetlerine, mühendislikten bakım operasyonlarına kadar geniş bir ekonomik ekosistemin oluşmasını sağlayacak stratejik bir dönüşüm anlamına geliyor. Türkiye'nin güçlü üretim altyapısı ve mühendislik kabiliyeti sayesinde yalnızca kendi projelerini geliştiren değil, bölgesel ölçekte ekipman ve hizmet sağlayan bir merkez haline gelme potansiyeli bulunuyor. Bu süreç, uluslararası yatırımcıların ve finans kuruluşlarının Türkiye'ye olan ilgisini artırırken, ülkemizin temiz enerji teknolojilerinde bölgesel liderlik hedeflerine de önemli katkı sağlayacaktır."</p>
<p><strong>"75 gigavatlık potansiyel Türkiye'yi bölgesel bir merkeze dönüştürebilir"</strong></p>
<p>TÜREB Deniz Üstü Rüzgar Enerjisinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ufuk Yaman da deniz üstü rüzgar projelerinin yüksek yatırım gerektiren ve uzun vadeli planlama isteyen projeler olduğuna dikkati çekerek, şartnamenin finansman kuruluşları ve yatırımcılar açısından güçlü bir yapı sunmasının önemli olduğunu aktardı.</p>
<p>Bu santrallerin sadece enerji üretim yatırımları olarak değerlendirilmemesi gerektiğini, bunların aynı zamanda geniş bir sanayi ve teknoloji ekosistemini harekete geçiren stratejik kalkınma projeleri olduğuna işaret eden Yaman, "Türkiye'nin teknik deniz üstü rüzgar potansiyeli yaklaşık 75 gigavat seviyesinde bulunuyor. Şartname taslağı kapsamında planlanan ilk 1 gigavatlık kapasite tahsisi, gelecekte oluşturulacak çok daha büyük bir pazarın başlangıcı niteliğinde. Orta vadede 5 gigavat seviyesine ulaşma hedefi sektör açısından son derece önemli bir görünürlük sağlıyor. Planlanan takvimin öngörüldüğü şekilde ilerlemesi halinde ilk deniz üstü rüzgar santrallerinin 2030 civarında devreye alınmasını mümkün görüyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Yaman, rüzgar ölçümleri, deniz tabanı etütleri, çevresel değerlendirmeler, şebeke bağlantı planları ve liman altyapısının doğru şekilde hazırlanmasının yatırımcı güveni açısından kritik önemde olduğunu kaydetti.</p>
<p>Oluşturulacak yarışma modelinin uluslararası finans kuruluşlarının ve yatırımcıların beklentilerine uygun, finanse edilebilir yapıda olması gerektiğini vurgulayan Yaman, şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye bu alana sıfırdan başlamıyor. Güçlü rüzgar sanayimiz, kule ve ekipman üreticilerimiz, tersanelerimiz, çelik sanayimiz ve mühendislik kabiliyetimiz önemli avantajlar sunuyor. Dünya Bankasının senaryolarına göre 2040'a kadar 3,5 gigavatlık bir kurulumun yaklaşık 4 milyar dolarlık ekonomik katkı ve 32 bin iş yılı yaratma potansiyeli bulunurken 7 gigavat seviyesindeki bir gelişim senaryosunda bu katkı 16 milyar dolara ve 110 bin iş yılına kadar ulaşabiliyor. Bu nedenle deniz üstü rüzgarı yalnızca enerji yatırımı olarak değil, aynı zamanda sanayi, istihdam ve ihracat perspektifiyle değerlendirmek gerekiyor."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tureb-baskani-erden-deniz-ustu-ruzgar-enerjisinde-somut-yatirim-surecine-geciyoruz-81713</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/8/1280x720/ibrahim-erden-1780577409.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği Başkanı İbrahim Erden, YEKA ve bağlantı kapasitelerinin tahsisiyle ilgili şartname taslağının kamuoyu görüşüne sunulmasıyla deniz üstü rüzgar enerjisi için artık planlama aşamasından yatırım aşamasına geçildiğini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/konuta-talep-var-ama-finansman-erisimi-sinirli-81708</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 12:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Konuta talep var ama finansman erişimi sınırlı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>İnşaat Müteahhitleri Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği ile İnşaat Müteahhitleri Sanayicileri ve İş İnsanları Federasyonu Başkanı Şeref Demir, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan son konut satış istatistiklerini değerlendirdi.</p>
<p>Demir, gerek Türkiye genelinde gerekse Bursa özelinde konut satışlarında gözlenen yavaşlamanın temel nedeninin finansmana erişimde yaşanan zorluklar olduğunu söyledi.</p>
<p>İnşaat ve gayrimenkul sektörünün ekonomik büyüme, istihdam ve şehirlerin dönüşümü açısından stratejik öneme sahip olduğunu vurgulayan Demir, piyasanın yeniden ivme kazanabilmesi için özellikle ilk kez ev sahibi olacak vatandaşlara yönelik destekleyici finansman modellerinin hayata geçirilmesi gerektiğini ifade etti. Bursa piyasasındaki durumu değerlendiren İMSİAD ve İMSİFED Başkanı Şeref Demir şunları söyledi: “Bursa’mızda konut talebi canlılığını koruyor. Nüfus artışı, göç hareketleri ve yeni konut ihtiyacı devam ediyor. Ancak vatandaşlarımızın bu talebi satın alma kararına dönüştürebilmesi için uygun finansman koşullarına ihtiyaç vardır. Özellikle yüksek kredi faizleri ve krediye erişimde yaşanan sınırlamalar nedeniyle birçok vatandaşımız konut alımını ertelemek zorunda kalmaktadır. Bursa gibi deprem riski taşıyan ve önemli ölçüde eski yapı stoğuna sahip şehirlerde konut üretiminin ve dönüşüm projelerinin devam edebilmesi için finansman mekanizmalarının daha etkin çalışması büyük önem taşımaktadır.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3a52aec54c7-1782207150.JPG" alt="" width="537" height="291" /></p>
<h2>“İlk el konut satışları kentsel dönüşümün anahtarıdır”</h2>
<p>İlk el konut satışlarının artırılmasının yalnızca sektöre değil, şehirlerin geleceğine de katkı sağlayacağını belirten Demir, şöyle devam etti: “İkinci el piyasasındaki hareketlilik önemli olmakla birlikte, ülkemizin ihtiyaç duyduğu yapı stokunun yenilenmesi ancak yeni konut üretimiyle mümkündür. İlk el konut satışlarının artması; daha güvenli, daha enerji verimli ve güncel deprem yönetmeliklerine uygun yapıların yaygınlaşmasını sağlayacaktır. Özellikle Bursa gibi sanayisi, üretim gücü ve ekonomik büyüklüğüyle ülkemizin lokomotif şehirlerinden birinde, yeni konut üretiminin desteklenmesi aynı zamanda kentsel dönüşüm sürecinin hızlanmasına da katkı sunacaktır.”</p>
<h2>“İlk kez ev alacaklara ve dönüşüm projelerine özel destek sağlanmalı”</h2>
<p>TÜİK verilerinin sektörde bekleyen önemli bir talebe işaret ettiğini belirten Demir, çözüm önerilerini şu sözlerle paylaştı: “Piyasada konut sahibi olmak isteyen ciddi bir kesim bulunmaktadır. Ancak mevcut finansman koşulları bu talebin harekete geçmesini zorlaştırmaktadır. Bu nedenle özellikle ilk kez ev alacak vatandaşlarımız için uzun vadeli ve erişilebilir faiz oranlarına sahip kredi modelleri oluşturulmalıdır. Aynı şekilde kentsel dönüşüm kapsamında riskli yapılarda yaşayan vatandaşlarımızın yeni konutlara geçişini kolaylaştıracak özel finansman destekleri de hayata geçirilmelidir. Bu adımlar yalnızca konut satışlarını artırmakla kalmayacak, aynı zamanda şehirlerimizin depreme karşı daha dirençli hale gelmesine önemli katkı sağlayacaktır.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/konuta-talep-var-ama-finansman-erisimi-sinirli-81708</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/8/1280x720/konuta-talep-var-ama-finansman-erisimi-sinirli-1782207072.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK verileri hakkında açıklama yapan İnşaat Müteahhitleri Sanayicileri ve İş İnsanları Federasyonu Başkanı Şeref Demir, konut satışlarındaki yavaşlamanın temel nedeninin finansmana erişimdeki zorluklar olduğunu vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/finansal-hizmetler-guven-12-puan-azaldi-81705</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 12:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Finansal hizmetlere güven 1,2 puan azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), haziran ayına ait Finansal Hizmetler İstatistikleri ve Finansal Hizmetler Güven Endeksi'ni (FHGE) açıkladı.</p>
<p>Finansal sektörde faaliyet gösteren 150 kuruluşun yanıtlarının ağırlıklandırılıp toplulaştırılmasıyla elde edilen anket sonuçlarına göre, FHGE haziranda geçen aya göre 1,2 puan azalarak 152,9'a geriledi.</p>
<p>Endeksi oluşturan anket sorularına ait yayılma endeksleri incelendiğinde, son üç aydaki iş durumu ile hizmetlere olan talep FHGE'yi azalış yönünde, gelecek üç aydaki hizmetlere olan talep beklentisi ise FHGE'yi artış yönünde etkiledi.</p>
<p>İş durumu ve hizmetlere olan talebe ilişkin değerlendirmelere göre, son üç ayda iş durumunda iyileşme olduğu yönündeki değerlendirmeler bir önceki aya kıyasla zayıfladı.</p>
<p>Son üç ayda hizmetlere olan talepte artış olduğu yönündeki değerlendirmelerin zayıfladığı, gelecek üç ayda hizmetlere olan talepte artış olacağı yönündeki beklentilerin ise güçlendiği görüldü.</p>
<p>İstihdama ilişkin değerlendirmelere göre, son üç ayda istihdamda artış olduğunu bildirenler lehine olan seyrin bir miktar güçlendiği, gelecek üç ayda istihdamda artış olacağını bekleyenler lehine olan seyrin ise zayıfladığı gözlendi.</p>
<p>Haziranda, NACE Rev.2 sektör sınıflamasına göre "Finans ve Sigorta Faaliyetleri" sektöründe güven endeksleri alt sektörler itibarıyla değerlendirildiğinde, bir önceki aya göre "64-Finansal Hizmet Faaliyetleri (sigorta ve emeklilik fonları hariç)", "65-Sigorta, Reasürans ve Emeklilik Fonları (zorunlu sosyal güvenlik hizmetleri hariç)" ve "66-Finansal Hizmetler ile Sigorta Faaliyetleri için Yardımcı Faaliyetler" sektörlerinde sırasıyla 0,1, 11,9 ve 10,9 puan azalış olduğu gözlendi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/finansal-hizmetler-guven-12-puan-azaldi-81705</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/3/1280x720/endeks-1765786192.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haziran verilerine göre, Finansal Hizmetler Güven Endeksi, 1,2 puan azalışla 152,9&#039;a geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sigorta-bilgi-ve-gozetim-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik-81704</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 12:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi Yönetmeliği&#039;nde değişiklik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (SEDDK) "Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik"i Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, trafik kazalarında kusur değerlendirmesi yapmak üzere Türkiye Sigorta, Reasürans ve Emeklilik Şirketleri Birliği talebine istinaden Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi bünyesinde yeterli sayıda tutanak değerlendirme komisyonu kurulacak.</p>
<p>Komisyonun çalışma usul ve esasları SEDDK tarafından belirlenecek.</p>
<p>Öte yandan idari merkezi İstanbul'da olmak üzere kurulan Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi, İstanbul ve diğer şehirlerde şube açabilecek.</p>
<p>SEDDK üyesi sigorta şirketlerinin, yetkili kullanıcıların ve özellikli kuruluşların, yönetim komitesinin kararı ve SEDDK onayıyla belirlenecek usul ve esaslarda öngörülen sınırları aşacak şekilde Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi sistemlerini kullandığının tespit edilmesi halinde, üye sigorta şirketleri, yetkili kullanıcılar ve özellikli kuruluşlardan mezkur usul ve esaslarda belirlenen yöntem ve kriterlere göre aşım bedeli alınabilecek.</p>
<p><strong>Üye şirketlere veri yükümlülüğü şartları</strong></p>
<p>Yönetmelik kapsamında üye sigorta şirketleri ile özellikli kuruluşlar, Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi tarafından kendilerinden istenen tüm bilgileri, doğru ve eksiksiz olarak belirlenen şekilde ve sürelerde merkeze iletmekle yükümlü olacak.</p>
<p>SEDDK, gerek görmesi halinde verilerin şekli ve içeriğine ilişkin sınırlamalar getirebilecek.</p>
<p>SEDDK üyesi sigorta şirketleri, sigorta sözleşmelerine ilişkin üretim verilerini eş zamanlı olarak Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi'ne göndermekle yükümlü olacak.</p>
<p>Üye sigorta şirketleri, güncel muallak tazminat verilerini gün sonuna kadar, diğer hasar verilerini eş zamanlı olarak Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi'ne iletmek ve gereken hallerde güncellemek zorunda olacak.</p>
<p>Yargı mercilerinde verilen kararlar doğrultusunda hasar verilerinin değişmesi halinde veri tabanında gerekli güncellemeler üye sigorta şirketi tarafından yapılacak.</p>
<p>Yönetmelik kapsamında veri yükümlülüğü şartları 1 Ağustos 2026 tarihinde yürürlüğe girecek. Yönetmelikteki diğer maddeler ise bugün yürürlüğe girdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sigorta-bilgi-ve-gozetim-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik-81704</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan değişikliğe göre, SEDDK üyesi sigorta şirketleri, sigorta sözleşmeleriyle ilgili üretim verilerini eş zamanlı olarak Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi&#039;ne göndermekle yükümlü olacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-dunyanin-en-akilli-7-sehri-arasinda-81706</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 11:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa &#039;dünyanın en akıllı&#039; 7 şehri arasında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin dijital dönüşüm, sürdürülebilirlik ve yaşam kalitesini artırma hedefleri doğrultusunda hayata geçirdiği akıllı şehircilik projelerinin, uluslararası kurumların dikkatini çekmeye devam ettiği bildirildi.</p>
<p>Akıllı şehircilik, dijital dönüşüm ve sürdürülebilir kalkınma alanlarında çalışmalar yürüten uluslararası araştırma ve değerlendirme platformu Intelligent Community Forum (ICF), Bursa’yı 2026 yılında yeniden “Top7” toplulukları arasında gösterdi.</p>
<p>Akıllı şehir alanında uluslararası ölçekte tanınan bir kuruluş olarak kabul edilen ICF, 5 kıtada 200'den fazla şehir, metropol ve bölgeyi bir araya getiriyor. 1999 yılından bu yana her yıl bir "Yılın Akıllı Topluluğu" seçen ve geçmiş yıllarda Eindhoven, Seul, Toronto, Tallinn, Curitiba, Stockholm ve New Taipei City gibi kentleri bu unvanla onurlandıran ICF, Bursa’yı ikinci kez Top7 seviyesinde gösterdi.</p>
<h2>“Yılın Akıllı Topluluğu seçilecek”</h2>
<p>Büyükşehir Belediyesi'nden yapılan açıklamaya göre, Bursa, 2025’in ardından gelen bu değerlendirmeyle, yürüttüğü akıllı şehir çalışmalarını istikrarlı biçimde sürdürdüğünü göstermiş oldu. Türkiye’de başvurduğu ilk yılda bu seviyeye ulaşan ilk ve tek şehir olan Bursa; bu süreçte yatırımları ve nitelikli insan kaynağını şehre kazandırmayı, dijital dönüşümü güçlendirmeyi ve rekabet gücüne katkı sunmayı hedefliyor. Üst üste iki yılda da önce en akıllı 21, ardından en akıllı 7 kent arasında gösterilen Bursa’da gözler ekim ayına çevrildi. Top7’ye kalan şehirler arasında değerlendirme sürecinin son aşaması, 13-15 Ekim 2026 tarihlerinde ABD’nin Columbus (Ohio) kentinde düzenlenecek ICF Küresel Zirvesi’nde gerçekleşecek. Bursa’nın da arasında bulunduğu 7 şehir arasından seçilecek “Yılın Akıllı Topluluğu” bu zirvede açıklanacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-dunyanin-en-akilli-7-sehri-arasinda-81706</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/6/1280x720/bursa-dunyanin-en-akilli-7-sehri-arasinda-1782206760.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Intelligent Community Forum, Bursa’yı 2026 yılında yeniden “Top7” toplulukları arasında gösterdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/moda-tasarimcisi-zuhal-yorgancioglu-hayatini-kaybetti-81700</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 11:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Moda tasarımcısı Zühal Yorgancıoğlu hayatını kaybetti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>İzmirli moda tasarımcısı Zühal Yorgancıoğlu, 100 yaşında yaşamını yitirdi.</p>
<p>Yaşlılığa bağlı sağlık sorunları nedeniyle İzmir’deki evinde hayatını kaybeden Yorgancıoğlu'nun cenazesi, 25 Haziran'da Alsancak Hocazade Camisi'nde kılınacak cenaze namazının ardından Urla İskele Mezarlığı'nda toprağa verilecek.</p>
<p>"Madam Z" olarak tanınan Yorgancıoğlu, uzun yıllar boyunca Türk kültürünü ve Anadolu'nun geleneksel motiflerini tasarımlarıyla uluslararası platformlarda tanıttı. Dünyada "Madam Z" olarak tanınan sanatçı, moda tasarımcılığının yanı sıra ressam ve desen tasarımcısı kimliğiyle de tanındı. Meslek yaşamı boyunca çok sayıda ulusal ve uluslararası etkinliğe imza atan Yorgancıoğlu, Türkiye'nin kültürel tanıtımına yaptığı katkılarla öne çıktı.</p>
<p>1946 yılında resim öğretmeni Mehmet Yorgancıoğlu ile evlenen Zühal Yorgancıoğlu'nun Faruk, Haluk ve Müberra adında üç çocuğu bulunuyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/moda-tasarimcisi-zuhal-yorgancioglu-hayatini-kaybetti-81700</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/0/1280x720/moda-tasarimcisi-zuhal-yorgancioglu-hayatini-kaybetti-1782203530.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk kültürünü ve Anadolu&#039;nun geleneksel motiflerini tasarımlarıyla uluslararası platformlarda tanıtan İzmirli moda tasarımcısı Zühal Yorgancıoğlu hayatını kaybetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/maib-baskani-yilmaz-finansman-piyasalarindaki-tikanikliklar-cozulmeli-81699</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 11:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> MAİB Başkanı Yılmaz: Finansman piyasalarındaki tıkanıklıklar çözülmeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Makine İhracatçıları Birliği (MAİB), sektörün ocak-mayıs dönemine ait verilerini paylaştı.</p>
<p>Makine İhracatçıları Birliğinden (MAİB) yapılan açıklamaya göre, serbest bölgeler de dahil edildiğinde makine imalat sanayisinin konsolide ihracatı geçen yıla göre yüzde 0,7 düşüşle 11,4 milyar dolara geriledi.</p>
<p>Bu dönemde makine ihracatı miktar bazında yüzde 10,7 gerilerken kilogram başına ortalama ihracat fiyatının yüzde 11'lik artışla 8,6 dolara yükselmesi nedeniyle değer bazındaki düşüş çok sınırlı seviyede kaldı.</p>
<p>En fazla makine ihracatı yapılan ülke yüzde 8,6 artış ve 1,4 milyar dolarla Almanya olurken onu yüzde 30,3 yükseliş ve 949 milyon dolarla ABD izledi. İtalya'ya 531 milyon dolar, Birleşik Krallık'a 448 milyon dolarlık makine ihracatı yapılan bu dönemde, Irak ve Rusya en fazla düşüş yaşanan ülkeler oldu.</p>
<p><strong>"Makineciler agresif bir yaklaşımla hareket etmek zorunda"</strong></p>
<p>Makine İhracatçıları Birliği Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz, ana ihracat pazarlarından Avrupa'da yaşanan daralmaya değinerek, sanayinin dönüşümü ekseninde kurgulanan beklentilerin, kıtanın iç dinamiklerinden kaynaklanan derin ekonomik sorunları aşamadığını bildirdi.</p>
<p>Almanya'daki istihdam kaybından, Avrupa Merkez Bankası'nın faiz artırımına gitmesinden, yatırım iştahındaki gerilemeden ve Avro Bölgesi'nde makine siparişlerinin azalmasından bahseden Yılmaz, "Daha ne kadar süreceği belirsiz bu süreçte ihracatçılarımız Avrupalı müşterilerine teknoloji sınıfı ve otomasyon kabiliyeti yüksek çözümler sunmaya odaklanacak. Ana pazarımızda sanayi hacmi daralırken, makineciler kıtada oluşacak tüm tedarikçi boşluklarını hızla dolduracak agresif bir yaklaşımla hareket etmek zorundadır." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"İhracatçıda temkinli duruş sürecek"</strong></p>
<p>Sevda Kayhan Yılmaz, küresel jeopolitik gelişmelerin lojistik ve enerji maliyetleri üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu, Hürmüz Boğazı'nda yaşanan aksaklıklar ve enerji fiyatlarındaki yükselişin bazı sektörlerde maliyetleri satış fiyatlarının üzerine taşıdığını belirtti.</p>
<p>Şirketlerin artık yoğun veri akışı içinden doğru analiz yaparak üretim, yatırım ve finansman kararlarını şekillendirmesi gerektiğini vurgulayan Yılmaz, ABD ile İran arasında ortaya çıkan uzlaşma sinyallerinin olumlu olmakla birlikte etkilerinin reel sektöre zaman içinde yansıyacağını bildirdi.</p>
<p>Yılmaz, "Makine sektörü bu geçiş sürecinde tedarik zincirlerini çok daha dinamik yönetmek, işletme sermayesini ve nakit akışını koruyacak finansal tedbirleri devreye almak zorundadır. Jeopolitik yumuşamanın maliyetlere yansıyacağı güne kadar, ihracatçılar için karlılık yerine pazarda tutunma odaklı temkinli tutumun süreceğini düşünüyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>"Rekabet gücü için finansman kanallarının açılması gerekiyor"</strong></p>
<p>MAİB Başkanı Yılmaz, küresel piyasalardaki dalgalanmaların ve beklenen iyileşmelerin gecikmesinin ihracatçı üzerindeki mali yükü artırdığını belirterek, sanayinin rekabet gücünü koruyabilmesi için finansman imkanlarının geliştirilmesi, teknoloji yatırımlarının desteklenmesi ve kredi kanallarının etkin çalıştırılması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Yılmaz, "İmalat sanayimizin rekabet gücünü korumak ve firmalarımızın üzerindeki mali yükleri hafifletmek adına finansman piyasalarındaki tıkanıklıkların çözülmesi ve sınırlı kaynağın teknoloji odaklı alanlara yönlendirilmesi gerekir." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/maib-baskani-yilmaz-finansman-piyasalarindaki-tikanikliklar-cozulmeli-81699</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/0/1280x720/sevda-kayhan-yilmaz-1779685799.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ MAİB&#039;in 5 aylık verilerine göre, makine sektörünün ihracatı, miktar bazında yüzde 10,7, değer bazında ise yüzde 0,7 düşüşle 11,4 milyar dolara geriledi. Başkan Sevda Kayhan Yılmaz, &quot;İmalat sanayimizin rekabet gücünü korumak ve firmalarımızın üzerindeki mali yükleri hafifletmek adına finansman piyasalarındaki tıkanıklıkların çözülmesi ve sınırlı kaynağın teknoloji odaklı alanlara yönlendirilmesi gerekir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/baraj-doluluk-oranlari-gunluk-paylasilacak-81698</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 10:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Baraj doluluk oranları günlük paylaşılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, su kaynaklarının durumunun anlık takip edileceği sistemi bugünden itibaren kullanıma sunacaklarını bildirdi. </p>
<p>Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, su kaynaklarının şeffaf ve etkin yönetiminin yarınlara bırakacakları en büyük miras olduğunu belirten Yumaklı, "Bu doğrultuda vatandaşlarımızın, üreticilerimizin ve tüm paydaşlarımızın su kaynaklarımızın mevcut durumunu anlık takip edebileceği sistemi bugün itibarıyla kullanıma sunuyoruz. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğümüz (DSİ) Türkiye genelindeki ve 4 büyük şehrimizdeki barajların aktif doluluk oranlarını bugünden itibaren günlük paylaşacak. Şeffaflık ilkemiz doğrultusunda, veriye dayalı yönetim anlayışımızla, iklim değişikliğinin etkilerine karşı suyumuzun her damlasını korumaya ve geleceğe güvenle taşımaya kararlıyız." ifadelerini kullandı. </p>
<p>Paylaşımda yer alan bilgiye göre, barajların doluluk oranlarına ilişkin detaylar DSİ'nin "http://yagisbarajdoluluk.dsi.gov.tr" sayfasından paylaşılacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/baraj-doluluk-oranlari-gunluk-paylasilacak-81698</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/2/1280x720/cermik-kale-baraji-1764493046.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Su kaynaklarının durumunun anlık takip edileceği sistemi bugünden itibaren kullanıma sunacaklarını duyuran Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, barajların aktif doluluk oranlarını günlük paylaşmaya başlayacaklarını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tdt-dijital-ticaret-anlasmasi-turkiye-ic-onay-surecini-tamamlayan-3-ulke-oldu-81696</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 10:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> TDT dijital ticaret anlaşması: Türkiye, iç onay sürecini tamamlayan 3. ülke oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre, Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) üyeleri arasında dijital ekonomi alanındaki ortaklık anlaşmasıyla e-ticaretin, dijital hizmetlerin ve sınır ötesi veri temelli ekonomik faaliyetlerin önündeki engellerin giderilerek bu faaliyetlerin kolaylaştırılması hedefleniyor.</p>
<p>Açıklamada, "TDT'ye Üye Devletlerin Hükümetleri Arasında Dijital Ekonomi Ortaklık Anlaşması'nın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun"un Resmi Gazete'de yayımlandığı belirtildi.</p>
<p>Böylelikle Türkiye'nin, Azerbaycan ve Özbekistan'dan sonra anlaşmaya ilişkin iç onay sürecini tamamlayan üçüncü ülke olduğuna işaret edilen açıklamada, Kırgızistan ve Kazakistan'ın da iç onaylarını gerçekleştirmesinin ardından anlaşmanın yürürlüğe gireceği bildirildi.</p>
<p>Anlaşmanın detayı hakkında verilen bilgide, "Anlaşma ile TDT üyeleri arasında e-ticaretin, dijital hizmetlerin ve sınır ötesi veri temelli ekonomik faaliyetlerin önündeki engellerin giderilerek bu faaliyetlerin kolaylaştırılması ve ortak kuralların benimsenmesi, böylelikle dijital ekonomide entegre ve öngörülebilir bir işbirliği zemini oluşturulması sağlanacak." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>Aynı zamanda Türk dünyasında ticari ve teknolojik entegrasyonun güçlendirilerek işletmelerin dijital pazarlara erişimini kolaylaştıracak yenilikçi teknolojilerin kullanımının teşvik edilmesinin ve bölgesel rekabet gücünün artırılmasının sağlanacağına dikkati çekilen açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Anlaşmada, 'ödeme ve para transferlerine engel getirilmemesi, kağıtsız ticaret, elektronik işlem çerçevesinin kurulması, lojistik, elektronik faturalandırma, hızlı teslimat hizmetleri, elektronik ödemeler, milli tedarikçi veri tabanı, elektronik imza, ticari elektronik mesajlar, çevrim içi tüketicinin korunması, kişisel verilerin korunması, küçük ve orta ölçekli işletmeler alanında işbirliği, mali ve teknolojik alanlarda işbirliği, siber güvenlik işbirliği ve rekabet politikası alanında işbirliği' konularında detaylı hükümler ele alınmış bulunuyor. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın teşrifleriyle, 6 Kasım 2024'te Bişkek'te gerçekleştirilen TDT'nin 11. Zirvesi'nde imzalanan anlaşmayla Türk devletlerinin birbirlerine daha fazla yakınlaşmaları ve ortak değerleri çerçevesinde dijital ticaret kuralları konusunda küresel arayışlara örnek olarak katkı sağlamaları da mümkün kılınmıştır. Türk dünyasına hayırlı olması dileğiyle."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tdt-dijital-ticaret-anlasmasi-turkiye-ic-onay-surecini-tamamlayan-3-ulke-oldu-81696</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/ticaret-bakanligi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı açıklamasında, Türkiye&#039;nin Türk Devletleri Teşkilatı Üye Devletlerin Hükümetleri Arasında Dijital Ekonomi Ortaklık Anlaşması&#039;yla ilgili iç onay sürecini tamamlayan üçüncü ülke olduğu belirtilerek, &quot;Anlaşma ile üyeler arasında e-ticaretin, dijital hizmetlerin ve sınır ötesi veri temelli ekonomik faaliyetlerin önündeki engellerin giderilerek bu faaliyetlerin kolaylaştırılması ve ortak kuralların benimsenmesi, böylelikle dijital ekonomide entegre ve öngörülebilir bir işbirliği zemini oluşturulması sağlanacak.&quot; denildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/hayat-finansin-hedefi-kobilere-40-milyar-liralik-ek-finansman-81715</guid>
            <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hayat Finans&#039;ın hedefi KOBİ&#039;lere 40 milyar liralık ek finansman</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hayat Finans'ın Dünya KOBİ Günü dolayısıyla bu yıl KOBİ'lere 40 milyar liralık ek finansman sağlamayı hedeflediği açıklandı.</p>
<p>Banka açıklamasına göre, Hayat Finans, KOBİ'lerden mikro işletmelere, ihracatçı firmalardan e-ticaret satıcılarına kadar farklı ölçek ve profildeki işletmelerin ihtiyaçlarına entegre çözümler sunuyor.</p>
<p>Tüzel müşterilerinin ilgisiyle 2026'nın ilk dört ayında işletmelere yaklaşık 13,2 milyar lira finansman sağlayan bankanın, aynı dönemde nakdi finansman hacmini geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 300 artırırken, gayrinakdi kredilerde de yüzde 65 büyüme kaydettiği bildirildi. Hayat Finans, yıl sonuna kadar tüzel müşterilerine 40 milyar lira seviyesinde ilave finansman sağlamayı amaçlıyor.</p>
<p>Hayat Finans Tüzel Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı Alper Dayi, Türkiye'nin üretim, ticaret ve girişimcilik gücünün merkezinde KOBİ'lerin yer aldığını belirtti.</p>
<p>İşletmelerin yalnızca ekosistemin sayısal çoğunluğunu değil, istihdamın, ihracatın, yerel kalkınmanın ve toplumsal refahın da en önemli aktörleri arasında yer aldığını aktaran Dayi, "Bu nedenle KOBİ'leri desteklemek, Türkiye ekonomisinin büyüme kapasitesini desteklemek anlamına geliyor. Hayat Finans olarak, bu bilinçle geliştirdiğimiz 'KOBİ'ye Hayat' stratejisiyle ilerliyoruz. İşletmelerin nakit akışını, tahsilat süreçlerini, ödeme altyapılarını, teminat ihtiyaçlarını, dış ticaret işlemlerini ve dijitalleşme yolculuklarını bütüncül şekilde destekleyen bir finansal çözüm ortaklığı sunuyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Dayi, dijital katılım bankacılığı yaklaşımlarıyla işletmelere hızlı, şeffaf, erişilebilir ve sürdürülebilir çözümler sunduklarını, gelişmiş dijital altyapıları ve veri odaklı değerlendirme modelleri sayesinde KOBİ'lerin ihtiyaçlarına daha hızlı yanıt verebildiklerini, özellikle küçük ve mikro işletmelerin finansal sisteme daha kolay dahil olmasına katkı sağladıklarını belirterek, "Önümüzdeki dönemde de dijital bankacılığın gücü, katılım finansın üretimi önceliklendiren yaklaşımı ve ekosistem bankacılığı vizyonumuzla KOBİ'lerin yanında olmayı sürdüreceğiz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/hayat-finansin-hedefi-kobilere-40-milyar-liralik-ek-finansman-81715</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/1/5/1280x720/hayat-holding-hayat-finans-1756462972.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hayat Finans&#039;ın, bu yıl KOBİ&#039;lere 40 milyar liralık ek finansman sağlamayı hedeflediği bildirildi. Tüzel Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı Alper Dayi, &quot;İşletmelerin nakit akışını, tahsilat süreçlerini, ödeme altyapılarını, teminat ihtiyaçlarını, dış ticaret işlemlerini ve dijitalleşme yolculuklarını bütüncül şekilde destekleyen bir finansal çözüm ortaklığı sunuyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
