<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kayseri-kadin-girisimciliginde-merkez-olabilir-83305</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 10:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kayseri, kadın girişimciliğinde merkez olabilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yıllardır yaptığım haberleri yeniden gözden geçirdiğimde, iş dünyası toplantılarında aslında birçok sorunun değişmeden varlığını sürdürdüğünü görüyordum. Kur, finansmana erişim, üretim maliyetindeki artışlar, mesleki eğitim konuları yıllardır duymaya alıştığımız sorunlar olarak karşımıza çıkıyordu. Hatta itiraf etmek gerekirse, bazen o kadar birbirini tekrarlayan açıklamalar geliyordu ki neredeyse açıklama yapan kişileri dinlemeden haberi yazmak mümkün diye düşünüyordum. Son iki yıldır ise bu açıklamalara tahsilat problemleri eklenmeye başladı. Ancak her şeye rağmen reel sektör ayakta kalmayı başarıyordu. Özellikle iş dünyasının hamisi olarak gördüğümüz kişiler her şeye rağmen çalışmaya ve üretmeye devam edilmesi gerektiğine yönelik motive edici bir yaklaşımla iş dünyasını ayakta tutuyordu. Haziran ayından bu yana ise organize sanayi bölgelerinde yaptığım ziyaretlerde sıkıntıların artık yüksek sesle ve şiddetli şekilde ifade edilmeye başladığını görüyorum.</p>
<p>Önce “31 Haziran son, önümü göremezsem paydos” furyasıyla hareket eden bir kitle oldu. Şimdi ise işletmesi için “bugün dünden kötü, yarın da bugünden kötü olacak, önümü göremezsem 30 Ağustos son” diyen bir kitle var. İş insanlarıyla ekonomi yönetimi arasında tavşan dağa küsmüş, dağın haberi yok misali bir durum var. Kayseri OSB’deki güçlü firmalardan birinin sahibi geçtiğimiz gün “Organize dinamitli bomba, hergün yeni biri batar oldu, işi yapıyoruz para almaya gelince kimse telefona çıkmıyor, çok büyük kriz var öncekilere benzemiyor, insanlar sekizinci ayın otuzunu kendine çizmiş” dedi. Dinamitli bomba tavşanın elinde ama görünen o ki dağda patlayacak…</p>
<p>Tekstil işi yapan bir okurumuza yaşadığı sorunların çözümüne ilişkin görüşlerini soruyorum. Pamuk ihracatının önüne geçilmesi gerektiğini söylüyor ilk etapta. “Pamuk üreticisinin de zarar görmeyeceği şekilde pamuk ihracatı engellenmeli. Pamuk üreticisine teşvik verilmeli. 10 sene önce devletin verdiği kilo başı teşvikle ne yapılıyordu şimdi ne yapılıyor kısmını irdelemeleri gerekir. Amerika’dan gelen pamuk, Türkiye’de üretilen pamuktan daha ucuza gelmemeli. Tabi bunun sebebi de ihracata çok fazla pamuk göndermemiz.”  Sonuna da ekleme yaptı: “Mobilya ve metal sektörünün durumu da en az tekstil kadar kötü.”</p>
<p>Mobilya ve metal sektörü demişken, sektörde faaliyet gösteren birkaç firmayı ziyaretimde gördüm ki, işçi problemi yaşanıyor. Hindistan ve Pakistan’dan işçi getiriyorlar. Ancak hepsi de aynı şeyi söylüyor: “Derdimiz ucuz işçilik değil, çalışacak adam bulamıyoruz. Gençler sanayiye hiç yaklaşmak istemiyor.”</p>
<p>Olumsuzluklara rağmen umut veren gelişmeler de yaşanıyor. Geçtiğimiz hafta Halkbank’ın “Üreten Kadınlar Buluşmaları” Kayseri’de gerçekleşti. Halkbank Genel Müdürü Recep Süleyman Özdil’in de katıldığı etkinlikte kadın girişimcilerle bir aradaydık. Gözlerindeki kararlılık ve umut, kadınların yalnızca ekonomik kalkınmanın değil, aynı zamanda iş dünyasında güçlü bir dayanıklılık kültürünün de en önemli taşıyıcılarından biri olduğunu bir kez daha gösterdi. Kayseri, kadın girişimcisi ile de adından çokça söz ettirecek. Ekosisteminin uygunluğunun yanı sıra cesareti ve yeteneği yüksek kadınlarının varlığının yanı sıra finans destekleriyle yollarını aydınlatan kurumların eşliğinde, Kayseri bu konuda da örnek şehir olacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kayseri-kadin-girisimciliginde-merkez-olabilir-83305</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yıllardır yaptığım haberleri yeniden gözden geçirdiğimde, iş dünyası toplantılarında aslında birçok sorunun değişmeden varlığını sürdürdüğünü görüyordum. Kur, finansmana erişim, üretim maliyetindeki artışlar, mesleki eğitim konuları yıllardır duymaya alıştığımız sorunlar olarak karşımıza çıkıyordu. Hatta itiraf etmek gerekirse, bazen o kadar birbirini tekrarlayan açıklamalar geliyordu ki neredeyse açıklama yapan kişileri dinlemeden haberi yazmak mümkün diye düşünüyordum. Son iki yıldır ise bu açıklamalara tahsilat problemleri eklenmeye başladı. Ancak her şeye rağmen reel sektör ayakta kalmayı başarıyordu. Özellikle iş dünyasının hamisi olarak gördüğümüz kişiler her şeye rağmen çalışmaya ve üretmeye devam edilmesi gerektiğine yönelik motive edici bir yaklaşımla iş dünyasını ayakta tutuyordu. Haziran ayından bu yana ise organize sanayi bölgelerinde yaptığım ziyaretlerde sıkıntıların artık yüksek sesle ve şiddetli şekilde ifade edilmeye başladığını görüyorum. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/emlak-satislarinda-sosyal-medyaya-getirilen-yasak-portal-fiyatlarini-firlatti-83288</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 08:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Emlak satışlarında sosyal medyaya getirilen yasak portal fiyatlarını fırlattı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Elektronik İlan Doğrulama Sistemi (EİDS) kapsamında, sosyal medya platformlarında taşınmaz ilanlarına ait fotoğraf, video, fiyat ve açıklama gibi tanıtıcı içeriklerin paylaşılmasının yasaklanması sektörün tepkisine yol açtı.</p>
<p>İstanbul Ticaret Odası (İTO) Meclisi’nde konuşan 21 No'lu Gayrimenkul Hizmetleri Meslek Komitesi Üyesi Mustafa Hakan Özelmacıklı, kayıt dışı ilanların önlenmesi amacıyla hayata geçirilen kararın temel amacını desteklediklerini ancak uygulamanın yetki belgeli emlak işletmelerini de olumsuz etkileyeceğini söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a587006b0805-1784180742.jpg" alt="" width="639" height="406" />13 Haziran'da Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan bilgilendirmeye göre sosyal medya platformlarında yalnızca ilan linki paylaşılabileceğini, fotoğraf, video, metrekare ve taşınmaza ilişkin bilgilerin paylaşılmasının ise yasaklandığını hatırlatan Özelmacıklı, bu durumun sektörde ciddi tedirginlik yarattığını ifade etti. Bugünün dijital dünyasında bir konutun yalnızca bağlantı linkiyle pazarlanmasının mümkün olmadığını belirten Özelmacıklı, “Fotoğraf, video, sanal tur ve yapay zekâ destekli içerikler olmadan gayrimenkul pazarlaması yapılamaz. Kayıt dışılıkla mücadele edilirken mevzuata uygun faaliyet gösteren yetki belgeli emlak işletmelerinin dijital pazarlama imkanları ortadan kaldırılmamalı” dedi.</p>
<h2>İlan portalı maliyeti 12,5 kat arttı </h2>
<p>Özelmacıklı, sosyal medya paylaşımlarının sınırlandırılmasıyla emlak ofislerinin ilan portallarına daha bağımlı hale geleceğini belirterek platform ücretlerindeki hızlı artışa dikkat çekti. Özelmacıklı’nın verdiği bilgiye göre 2022 yılında 200 ilanlık paket için 10 bin 133 TL ödeyen emlak işletmeleri, kullanıcı sınırı olmaksızın hizmet alabiliyordu. Aynı paketin 2026 yılında 125 bin TL'ye yükseldiğini ve 20 kullanıcı sınırı getirildiğini belirten Özelmacıklı, dört yılda ilan paketlerinin TL bazında 12,5 kat, döviz bazında ise 4,5 kat arttığına dikkat çekti. Sosyal medyanın kullanım alanının daraltılmasıyla sektörün büyük ilan platformlarına daha bağımlı hale geldiğini ifade eden Özelmacıklı, bu durumun maliyetleri artırdığını, rekabeti zayıflattığını ve emlak işletmelerinin sürdürülebilirliğini tehdit ettiğini belirtti. İlan platformlarının fiyat artışlarının belirli kurallar çerçevesinde denetlenmesi gerektiğini dile getirdi.</p>
<h2>Satış geriledi, tapu harcı geliri arttı </h2>
<p>Gayrimenkul piyasasındaki son verilere de değinen Özelmacıklı, yılın ilk altı ayında satışların geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 13 gerilemesine rağmen tapu harcı gelirlerinin yüzde 75 arttığını söyledi. İstanbul'un Türkiye genelindeki gayrimenkul satışlarından aldığı payın yaklaşık yüzde 14 olmasına karşın tapu harcı gelirlerinin yaklaşık yüzde 30'unu tek başına karşıladığına dikkat çeken Özelmacıklı, özellikle yüksek taşınmaz değerleri nedeniyle vergi yükünün İstanbul’da çok daha fazla hissedildiğini ifade etti. Özelmacıklı, kayıt dışılıkla mücadeleden vazgeçilmemesi gerektiğini ancak bunu yaparken yetki belgeli emlak işletmelerinin de korunmasının önem taşıdığını söyledi.</p>
<h2>QR kod sistemi oluşturulmalı </h2>
<p>Yetki belgeli emlak işletmelerinin paylaşımlarında kullanılmak üzere Ticaret Bakanlığı ve Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından doğrulanacak QR kod sistemi oluşturulmasını öneren Özelmacıklı, ayrıca Taşınmaz Ticareti Bilgi Sistemi üzerinden emlak işletmelerinin sosyal medya hesaplarının doğrulanabileceği bir altyapının kurulmasının sektörde güveni artıracağını ifade etti. Konuşmasını, "Kayıt dışılıkla mücadele edilmeli, tüketici korunmalı. Ancak dijital pazarlama kanalları kapatılmamalı, ilan platformları denetlenmeli ve değerleme sistemleri piyasa gerçekleriyle uyumlu hale getirilmeli" çağrısıyla tamamladı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Algoritma 9 milyonluk evi 23 milyon hesapladı</span></h2>
<p>Gelir İdaresi Başkanlığı'nın Mekânsal Veri Analiz Sistemi'ne (MEVA) ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Özelmacıklı, mevcut algoritmaların piyasa gerçeklerinden uzak sonuçlar üretebildiğini savundu. Komitelerine iletilen bir örneği paylaşan Özelmacıklı, Beylikdüzü'nde 12 milyon TL'den ilana çıkan, 9 milyon TL bedelle satılan ve resmi değerleme raporunda 8,1 milyon TL olarak belirlenen bir taşınmazın sistem tarafından 23 milyon TL değerinde kabul edildiğini söyledi. Bu nedenle taraflara düzeltme yazısı gönderildiğini belirten Özelmacıklı, internet ilanlarının gerçek satış fiyatını yansıtmadığını ve algoritmaların yanlış sonuçlar üretebildiğini ifade etti. Banka ekspertiz raporları ile tapu kayıtlarının dikkate alınmamasının sektörde ciddi tedirginlik oluşturduğunu dile getiren Özelmacıklı, güvenli ödeme sistemiyle birlikte bu tartışmaların daha da artacağını kaydetti.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/emlak-satislarinda-sosyal-medyaya-getirilen-yasak-portal-fiyatlarini-firlatti-83288</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/2/1280x720/emlak-e-tabela-gayrimenkul-konut-emlakci-1755087614.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yetki belgeli emlak işletmelerinin dijital pazarlama imkanlarının kısıtlanması tepki çekti. Uygulamayı eleştiren sektör temsilcileri, işletmelerin ilan portallarına bağımlı hale geldiğini belirterek ilan ücretlerinin son 4 yılda 12,5 kat arttığını dile getirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/haziranda-sadece-yeme-icme-ve-kuyum-sektoru-canliligini-korudu-83283</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Haziranda sadece yeme-içme ve kuyum sektörü canlılığını korudu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Haziran ayında kartlı harcamalarda mayıstaki güçlü ivmenin ardından normalleşme görüldü. Merkez Bankası kartlı işlemler verilerine göre elektronik, giyim, yemek ve kuyumculuk kategorilerinin tamamında harcamalar bir önceki aya göre gerilerken, yıllık bazda en güçlü performans altın fiyatlarında yaşanan gelişmelerinde etkisi ile kuyumculukta gerçekleşti. Verilere göre, elektronik eşyada kartlı harcamalar mayıstaki 109,5 milyar TL'den haziranda 92,2 milyar TL'ye gerileyerek aylık yüzde 15,9 düştü. Geçen yılın aynı ayına göre ise yüzde 24,1 artış kaydedildi. Ancak yıllık enflasyonun yüzde 32,11 seviyesinde olması nedeniyle elektronik harcamaları reel olarak yaklaşık yüzde 6 küçüldü.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5867bca4e36-1784178620.png" alt="" width="642" height="670" /></p>
<h2>En zayıf performans giyimde </h2>
<p>Giyim ve aksesuar kategorisinde de Kurban Bayramı olan mayıs ayında 208,1 milyar TL ile görülen zirvenin ardından haziranda 154,6 milyar TL'ye inilerek aylık yüzde 25,7 düşüş yaşandı. Geçen yılın aynı ayına göre nominal artış yüzde 16,6 ile sınırlı kalırken, enflasyondan arındırıldığında yaklaşık yüzde 11,8'lik reel daralma gerçekleşti. Böylece incelenen kategoriler arasında satın alma gücü açısından en zayıf performans giyimde görüldü.</p>
<h2>Yemek harcaması reelde de büyüdü </h2>
<p>Yemek harcamaları mayıstaki 196,6 milyar TL seviyesinden haziranda 160,3 milyar TL'ye gerileyerek aylık yüzde 18,5 düştü. Buna karşın geçen yılın aynı ayına göre yüzde 44,2 artış kaydeden sektör, enflasyondan arındırıldığında yaklaşık yüzde 9,1 reel büyüme elde etti. Böylece yemek, kuyumculuğun ardından reel büyümesini koruyan ikinci kategori oldu.</p>
<p>En güçlü performans ise kuyumculukta görüldü. Harcamalar mayıs ayındaki 73,9 milyar TL'den haziranda 66,5 milyar TL'ye gerileyerek aylık yüzde 10 azalsa da geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 71,2 arttı. Bu artış enflasyondan arındırıldığında yaklaşık yüzde 29,6'lık reel büyümeye karşılık geldi. Altın fiyatlarındaki yükseliş ve yatırım amaçlı alımların bu performansı desteklediği değerlendiriliyor.</p>
<p>Haziran verileri, mayıs ayında kampanyalar, bayram alışverişi, sezon alışverişi ve düğün döneminin etkisiyle zirve yapan kartlı harcamaların tüm kategorilerde bir miktar normalleştiğini gösterdi. Buna rağmen yıllık bazda tüketici harcamalarının yönü farklılaştı. Reel bazda en güçlü büyüme kuyumculukta yaşanırken, yemek harcamaları da enflasyonun üzerinde arttı. Elektronik ve giyim ise nominal artışlarına rağmen satın alma gücü açısından geçen yılın gerisinde kaldı.</p>
<h2>İşlem adedi elektronikte ve giyimde geriledi </h2>
<p>Harcama tutarlarının yanında işlem adetleri de perakende kategorilerindeki ayrışmayı ortaya koydu. Haziran ayında mayısa göre tüm kategorilerde işlem sayısı düşerken, geçen yılın aynı ayına kıyasla yalnızca kuyumculuk ve yemek kategorilerinde artış görüldü. Elektronik ile giyim ve aksesuarda ise işlem adetleri yıllık bazda geriledi. Elektronik kategorisinde işlem sayısı mayıs ayındaki 24,6 milyondan haziranda 20,6 milyona inerek aylık yüzde 16,3 azaldı. Geçen yılın haziran ayında 22,5 milyon olan işlem adedi de yıllık bazda yüzde 8,4 geriledi. Buna karşılık elektronik harcamalarının aynı dönemde nominal olarak yüzde 24,1 artması, kategoride daha az sayıda ancak daha yüksek tutarlı alışveriş yapıldığını gösterdi.</p>
<h2>Giyim alışveriş adetinde büyük düşüş </h2>
<p>Giyim ve aksesuar kategorisinde işlem adedi mayıstaki 96,3 milyondan haziranda 70,9 milyona geriledi. Böylece aylık düşüş yüzde 26,4 ile incelenen kategoriler arasındaki en sert gerileme oldu. İşlem sayısı geçen yılın aynı ayına göre de yüzde 8,1 azaldı. Harcama tutarındaki yıllık artışın yüzde 16,6 ile sınırlı kalması ve reel olarak daralması, giyim talebindeki zayıflamanın işlem adetlerine de yansıdığını ortaya koydu.</p>
<p>Kuyumculukta işlem adedi mayıs ayındaki 2,56 milyondan haziranda 2,14 milyona düşerek aylık yüzde 16,4 geriledi. Buna karşın geçen yılın haziran ayındaki 2,10 milyon işleme göre yüzde 1,9 artış kaydedildi. Kuyumculuk harcamalarının aynı dönemde yüzde 71,2 yükselmesi, sektördeki büyümenin işlem sayısından çok işlem başına harcama tutarındaki artıştan kaynaklandığına işaret etti.</p>
<h2>En güçlü yıllık adet artışı yemekte </h2>
<p>En güçlü yıllık işlem artışı ise yemek kategorisinde görüldü. Mayıs ayında 337,6 milyon olan işlem adedi haziranda 275,3 milyona gerileyerek aylık yüzde 18,4 azaldı. Buna rağmen işlem sayısı geçen yılın aynı ayındaki 231,2 milyon seviyesine göre yüzde 19,1 arttı. Yemek harcamalarının yıllık yüzde 44,2 yükselmesiyle birlikte değerlendirildiğinde, kategoride hem alışveriş sıklığının hem de işlem başına harcamanın arttığı görüldü.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/haziranda-sadece-yeme-icme-ve-kuyum-sektoru-canliligini-korudu-83283</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/kredi-karti.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Haziran ayında elektronik, giyim, yemek ve kuyumculuk kategorilerinde kartlı harcamalar mayısa göre gerilerken, yıllık bazda en güçlü performans kuyumculukta gerçekleşti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/deprem-bolgesinde-2-nolu-kdvde-giderilmesi-gereken-bir-magduriyet-83282</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Deprem bölgesinde 2 No.lu KDV’de giderilmesi gereken bir mağduriyet</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>RAMAZAN KÖK - Y</strong><strong>eminli Mali Müşavir</strong></p>
<p>6 Şubat 2023 depremlerinin ardından Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından deprem bölgesindeki mükelleflerin mali yükünü hafifletmek amacıyla önemli düzenlemeler hayata geçirilmiş, mücbir sebep kapsamında vergi ödevleri ertelenmiş ve kamu alacaklarının faizsiz şekilde taksitlendirilmesine imkân sağlanmıştır. Bu uygulamalar, bölgedeki ekonomik hayatın yeniden canlandırılması açısından son derece değerli katkılar sunmuştur.</p>
<p>Bununla birlikte uygulama sürecinde, mevzuattan kaynaklanan teknik bir uyumsuzluğun bazı mükellefler açısından beklenmeyen sonuçlar doğurduğu görülmektedir.</p>
<p>Mücbir sebep kapsamında taksitlendirilen 2 No.lu KDV tutarlarının ödeme gerçekleştikçe indirim konusu yapılabileceği kabul edilmektedir. Bu yaklaşım, mücbir sebep uygulamasının amacıyla uyumlu ve mükellef haklarını gözeten önemli bir değerlendirmedir.</p>
<p>Ancak aynı görüşte, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 29/3’üncü maddesinde yer alan süre sınırlaması nedeniyle, takip eden takvim yılını aşan ödemelerin indirim konusu yapılamayacağı ifade edilmektedir.</p>
<p>Deprem bölgesindeki mükellefler açısından ortaya çıkan sorun tam da bu noktada başlamaktadır. Çünkü ödeme planının sonraki yıllara taşınması mükelleflerin kendi tercihinden değil, deprem sonrası oluşturulan resmi ödeme takviminden kaynaklanmaktadır. Mükellefler, Bakanlıkça belirlenen ödeme planına eksiksiz uymalarına rağmen, kendi iradeleri dışında oluşan bu süre uyumsuzluğu nedeniyle KDV indirim haklarını kullanamamaktadır.</p>
<p>Dolayısıyla burada tartışılan husus Gelir İdaresi Başkanlığı’nın görüşü değil; deprem nedeniyle oluşturulan ödeme sistemi ile KDV Kanunu’nun 29/3 üncü maddesindeki süre düzenlemesinin birlikte uygulanmasından kaynaklanan teknik bir uygulama sorunudur.</p>
<p>Deprem bölgesindeki işletmelerin yeniden üretime, istihdama ve yatırıma katkı sağlamaya çalıştığı bu dönemde, tamamen olağanüstü koşullardan doğan bu uygulama farklılığının giderilmesi, mücbir sebep düzenlemelerinin amacına da uygun olacaktır.</p>
<p>Bu kapsamda yalnızca deprem bölgesindeki mücbir sebep kapsamındaki mükelleflere özgü olarak, 2 No.lu KDV ödemelerinin ödeme yapıldığı dönemde indirim konusu yapılabilmesine imkân sağlayacak bir kanuni düzenleme yapılması veya Gelir İdaresi Başkanlığınca uygulamaya yön verecek açıklayıcı bir düzenleme yayımlanması, hem uygulama birliğini sağlayacak hem de ortaya çıkan mağduriyetleri giderecektir.</p>
<p>Deprem sonrası yürürlüğe konulan destekleyici düzenlemelerin temel amacı, bölgedeki ekonomik hayatın güçlenmesine katkı sağlamaktır. Aynı anlayış doğrultusunda, uygulamada ortaya çıkan bu teknik uyumsuzluğun da çözüme kavuşturulmasının hem mükellefler hem de vergi idaresi açısından faydalı olacağı değerlendirilmektedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/deprem-bolgesinde-2-nolu-kdvde-giderilmesi-gereken-bir-magduriyet-83282</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Deprem bölgesinde 2 No.lu KDV’de giderilmesi gereken bir mağduriyet ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/para-kazanmak-icin-aldigi-hisseyi-kim-daha-ilk-gunden-zararina-satar-83286</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Para kazanmak için aldığı hisseyi kim daha ilk günden zararına satar?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) temmuz başından bu yana 7 şirkete halka arz izni verdi. Bunlardan 5'inin hisseleri Borsa'da işlem görmeye başladı, biri bugün birkaç saat sonra diğeri ise Cuma günü sahneye çıkacak.</p>
<p>Geçen haftaki yazılarımdan birinde, küçük yatırımcıyı bazı halka arzlar konusunda dikkatli olmaları gerektiği yönünde uyarmıştım. Talep miktarının ve yatırımcı sayısının önceki halka arzlara göre belirgin biçimde düşük kalması da dikkat çekiciydi. İlk gün sonunda arz fiyatının altında gerçekleşen kapanışlar ise ne yazık ki bu öngörümü doğruladı. Bunun üzerine aklıma şu soru takıldı: Para kazanmak için aldığı hisseyi kim daha ilk günden zararına satar?</p>
<p>Bu soruya en dikkat çekici yanıtı X'te yaptığı paylaşımla "Solakoğlu" adlı yatırımcı vermiş. Aynen aktarıyorum:</p>
<p>“Halka arz işleme başladıktan sonra kim arz fiyatının altına satar? Cevap basit: Halka arz fiyatının altına satın almış olanlar.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a586c4f3495c-1784179791.jpg" alt="" width="700" height="394" />
<figcaption><strong>Geçen haftaki yazılarımdan birinde, küçük yatırımcıyı bazı halka arzlar konusunda dikkatli olmaları gerektiği yönünde uyarmıştım. </strong></figcaption>
</figure>
<p>Neden halka arz fiyatının altına birilerine pay satılır? Cevap çok ancak en basiti şu: Halka arza yeterli talep gelmemiştir, arzın tamamlanması istenir ve alıcı aranmaya başlanır.</p>
<p>Alıcı bulunur, iskonto ister. Pazarlık başlar ve belli bir noktada anlaşılır. Örneğin arz fiyatının %40 altına mal verilir. Tahtadan ödenir, arkadan iskonto geri alınır.</p>
<p>Satın alan kişi 3 tabana kadar mal satsa bile tahtada yine kâr eder. Peki malı kim alır? ‘Buradan alayım, belki bir hareket yapar’ diyerek trade etmeye çalışanlar. Böylece halka arz asıl burada tamamlanır.</p>
<p>Bu etik midir? Bence değildir. Madem o seviyede iskonto verilebiliyordu, o halde değerlemede o fiyata inilseydi. Neden inilmiyor? Çünkü inilse de kimse almayacak, mal belli.</p>
<p>Yukarıda yazılanlar hayal ürünüdür, karaladığım zırvalardan ibarettir. Ülkemizde böyle bir şey asla olmamıştır. Herhangi bir şirketi ya da kurumu itham etmedim.”</p>
<p>Elbette buna katılmayanlar da var. Onlara göre piyasa etkin şekilde denetleniyor ve böyle bir ihtimal söz konusu olamaz. İlk gün görülen satışlar ise halka arza kâr amacıyla katılan küçük yatırımcıların, fiyat düşünce daha fazla zarar etmemek için satışa yönelmesinden kaynaklanıyor.</p>
<p>Merak ettim, siz hangi görüşü savunanlardansınız?</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/para-kazanmak-icin-aldigi-hisseyi-kim-daha-ilk-gunden-zararina-satar-83286</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Para kazanmak için aldığı hisseyi kim daha ilk günden zararına satar? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cinin-buyume-motoru-tekliyor-83285</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çin&#039;in büyüme motoru tekliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a5869b57c6a9-1784179125.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Küresel ekonominin en önemli büyüme merkezlerinden biri olan Çin, ikinci çeyrekte yüzde 4,3 büyüyerek resmi hedefin altında kaldı. COVID-19 dönemindeki olağanüstü yıllar hariç tutulduğunda bu oran, 1990’lardan bu yana kaydedilen en düşük büyüme performansı olarak dikkat çekti. İlk çeyrekteki yüzde 5’lik büyümenin ardından gelen bu sert yavaşlama, ekonomide ivme kaybının hızlandığını ortaya koydu.</p>
<p>Büyümedeki zayıflamanın en önemli nedeni ise iç talepteki belirgin gerileme oldu. Haziran ayında perakende satışlar yalnızca yüzde 1 artarken, yılın ilk yarısında sabit varlık yatırımları yüzde 5,7 geriledi. Uzun süredir devam eden emlak krizi tüketici güvenini baskılamaya devam ederken, şirketlerin yatırım iştahındaki düşüş de ekonomik görünümü zayıflattı.</p>
<h2>İhracat tek başına yetmedi </h2>
<p>Haziran ayında ihracat yıllık bazda yüzde 27 artarak güçlü görünse de, ithalattaki hızlı yükseliş dış ticaretin büyümeye katkısını sınırladı. Uzmanlara göre Çin ekonomisi giderek dış talebe daha bağımlı hale geliyor ancak bu destek, iç piyasadaki yavaşlamayı telafi etmekte yetersiz kalıyor. Sanayi üretiminin yüzde 5,3 artması üretim tarafındaki dayanıklılığı gösterse de, ekonomistler aylık verilerin genel tabloyu kararttığı görüşünde birleşiyor. Özellikle yatırımlardaki daralma ve zayıf tüketim, önümüzdeki çeyreklerde yeni teşvik paketlerini yeniden gündeme taşıyabilir.</p>
<p><span style="color: #34495e;"><strong>ALARM VEREN GÖSTERGELER</strong></span></p>
<p><span style="background-color: #e67e23;">%4.3 - İkinci çeyrek büyümesi</span><br /><span style="background-color: #e67e23;">%4.5 - 2026 büyüme hedefi</span><br /><span style="background-color: #e67e23;">%1 - Haziran ayında perakende satış artışı</span><br /><span style="background-color: #e67e23;">%-5.7 - Yılın ilk yarasında sabit varlık yatırımları</span><br /><span style="background-color: #e67e23;">%5.3 - Sanayi üretimi</span><br /><span style="background-color: #e67e23;">%4.7 - İlk yarı GSYİH büyümesi</span></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">AYDA 1 MİLYON SEVİYESİ İLK KEZ AŞILDI</span></h2>
<p>İç pazardaki yavaşlama üreticileri dış pazarlara yöneltirken, Çin'in aylık otomobil ihracatı ilk kez 1 milyon adedi aştı. Artan sevkiyatlar küresel rekabeti kızıştırırken, Avrupa ve ABD’de korumacılık tedbirleri yeniden gündeme geliyor.</p>
<p>Çin otomotiv sektöründe ihracat odaklı büyüme yeni bir eşiği geride bıraktı. Haziran ayında ülkenin otomobil ihracatı yıllık yüzde 71,2 artışla 1,06 milyon adede ulaşarak ilk kez aylık bazda 1 milyon sınırını geçti. Böylece Çin, yıl sonunda 10 milyonun üzerinde otomobil ihracatına ulaşma hedefi doğrultusunda önemli bir adım attı. Geçen yıl 7,1 milyon adet olan ihracatın bu yıl iki katına yaklaşması bekleniyor.</p>
<p><strong>İç pazar zayıflıyor </strong></p>
<p>İhracattaki güçlü artışın arkasında ise iç pazardaki zayıflama bulunuyor. Elektrikli araç teşviklerinin azaltılması ve benzinli otomobillere yönelik talebin gerilemesi, üreticileri daha agresif şekilde dış pazarlara yöneltti. Düşük maliyetli üretim, gelişmiş yazılım altyapısı ve rekabetçi fiyatlar sayesinde Çinli markalar Avrupa, Güney Amerika, Orta Doğu ve Asya pazarlarında hızla pay kazanıyor.</p>
<p><strong>BYD’nin satışları %95 arttı </strong></p>
<p>Haziran ayında BYD’nin yurt dışı satışları yüzde 95 artışla 175 bin adede yükselirken, Geely ilk kez aylık 100 bin ihracat sınırını aşarak 102 bin 874 araç sattı. Devlet destekli Chery ise 191 bin adedin üzerinde ihracat gerçekleştirerek üst üste dördüncü ay rekor kırdı. Otomobil ihracatındaki sıçrama, Çin’in genel dış ticaret performansına da yansıdı. Haziran ayında ülkenin toplam ihracatı yüzde 27, ithalatı ise yüzde 36 arttı. Aynı dönemde lityum pil ihracatı yüzde 37,6, rüzgar türbini ihracatı ise yüzde 35,6 yükseldi. Buna karşın nadir toprak elementleri ihracatı sıkı ihracat kontrolleri nedeniyle gerilemeye devam etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cinin-buyume-motoru-tekliyor-83285</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/cin-ihracat-dis-ticaret.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çin ekonomisi ikinci çeyrekte son otuz yılın en zayıf büyüme performanslarından birini sergiledi. Zayıflayan iç talep, gerileyen yatırımlar ve emlak krizinin sürmesi, dünyanın ikinci büyük ekonomisinde alarm zillerini çalarken, ihracatın tek başına büyümeyi taşıyamadığı görülüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aktif-buyumesi-yuzde-570in-uzerinde-karda-20-milyari-ilk-ceyrekte-gecti-83284</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aktif büyümesi yüzde 570’in üzerinde, kârda 20 milyarı ilk çeyrekte geçti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada varlıklarını hızla nakde çevirebilen ve aktif büyümesiyle kârlılığı %10 barajını aşan 33 şirket dikkat çeken çekiyor. Tera Yatırım %570 varlık genişlemesiyle listenin ilk sırasında yer alsa da, aktif büyümenin kazancı her zaman garanti altına almadığı göz ardı edilmemeli.</strong></p>
<p>Şirketlerin bilançolarında artan varlıklar görüldüğünde kimi yatırımcı kasanın nakitle dolduğu düşüncesine kapılabilir. Kimi yatırımcı aktif büyümesini, zenginleşme sinyali olarak okur. Oysa vitrindeki malların çokluğuna bakıp şirketin borçsuz olduğunu düşünmek hatadır. Tera Yatırım veya Astor Enerji gibi şirketlerin yer aldığı tabloda işler kağıt üzerinde iyi görünebilir. Bununla birlikte, eğer sahip olunan o büyük aktifl er tahsil edilemeyen alacaklardan oluşuyorsa ortada dönen sağlıklı bir çarktan bahsetmek de mümkün olamayacaktır. Aktiflerin büyümesi, bilançonun enflasyonla şiştiği bir ortamda tuzağa dönüşebilir.</p>
<h2>Aktifler büyürken kârları arttı</h2>
<p>Tera Yatırım %570,34 seviyesindeki hayli yüksek aktif büyümesi ve 3,66 düzeyindeki devir hızıyla listenin ilk sırasında yer alıyor. Yılın ilk çeyreğinde gelirlerini %149 büyüten firma, dönem sonunda net kârını %75 büyüterek 20,2 milyar TL’ye çıkardı. Şirket, aktif portföy yönetimi ile öne çıkarken gerçekleştirdiği yatırımlarla dikkat çekiyor. Bilişim ve yazılım sektöründe faaliyet yürüten ATP Yazılım %242 aktif büyüme ile öne çıkan bir diğer firma. Gelirini %104 büyüten şirket dönem sonu kârını 421,1 milyon TL’ye çıkarırken artış oranı %216’yı buldu. Firmanın yöneticilerinin basına yansıyan açıklamalarından Afrika pazarına yönelik ilgilerinin olduğu anlaşılıyor.</p>
<h2>Gelir artarken kâra döndü</h2>
<p>İletişim sektöründe yer alan Forte Bilgi İletişim üç aylık faaliyet döneminde satış gelirini %208 artırırken %418,82 oranında aktif büyüme gerçekleştirdi. Satışlardaki büyüme esas faaliyet kârını artırırken dönem sonunda 9,6 milyon TL kâr elde etti. Oluşan kâr düşük kalsa da önceki yıl aynı dönemde zarar ettiği nazara alındığında gelişim söz konusu.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a58691e3d901-1784178974.png" alt="" width="999" height="549" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>SINIRLI YATIRIM MI, ÖZGÜR YATIRIM MI?</strong></p>
<p><strong>Sınırlı yatırım</strong>; kontrol, tematik uyum, kolaylık, disiplin, düşük dalgalanma. Fırsat maliyeti, manevra zorluğu, getiri tırpanı, zorunlu ağırlık.</p>
<p><strong>Özgür yatırım</strong>; mutlak getiri, kriz kalkanı, fırsat, hız, alfa yaratımı. Yönetici riski, ağır kayıp, yüksek masraf, şeffaflık eksiği, stres yükü.</p>
<p><strong>Kurduğu dolum hattı ve aldığı makine yeni bir segmente girmesine olanak verecek</strong></p>
<p>Meysu’nun yeni tesis satışlara anlamlı bir katkısı olabilecek m? ● Selim Aslan</p>
<p>Selim, Meysu mayıs ayında yaptığı açıklamada Kayseri, İncesu OSB’de bulunan fabrikasında teneke dolum hattı ve cam şişe dolum makinesi yatırımını tamamlayarak içecek üretimine başladığını bildirdi. Şirket, bu yatırımla daha önce yapamadığı cam şişede gazlı içecek üretimine başlama imkanı elde etmiş oldu. Bu itibarla yeni bir segmente giriş yaptığını söylemek yanlış olmaz. Ayrıca devreye aldığı teneke dolum hattıyla mevcut üretim kapasitesi de büyümüş oldu. Hem yeni bir pazar alanına geçilmesi hem de kapasitenin artması, şirketin ciro hacmini ve rekabet gücünü artıracak.</p>
<p><strong>Sermaye artırım yoluyla Kobe’nin %80’ine sahip olurken hakim ortak konumuna geldi</strong></p>
<p>Rimteks, Kobe Poliüretan’ı satın almasındaki ana beklentisi nedir? ● Mehmet Yalçın</p>
<p>Mehmet, Kimteks, sermaye artırımı yoluyla 77,1 milyon TL ödeyerek Kobe Poliüretan’ın %80 ana hissedar konumuna geldi. Firma, gerçekleştirdiği satın alımın faaliyetlerine etkisinin olumlu yönde olacağı bilgisini paylaştı. Satın alınan firma; poliüretan, MDI prepolimer ve doymuş poliester reçine alanında üretim yapıyor. Kimteks’in buradaki temel beklentisi, kendi iş koluyla doğrudan örtüşen bu adımla mevcut üretim kapasitesini artırmak, ürün yelpazesini genişletmek ve pazar payını büyüterek sektördeki rekabet gücünü artırmak. Şirket, ilk çeyrekte gelirini %7 düşürdü.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>GZG sağlık fonu genetik ve sağlığa yatırım yaparak son bir yılda %53 getiri sağladı</strong></p>
<p>Garanti Portföy’ün idare ettiği Sağlık ve Genetik Teknolojileri Değişken Fon (GZG), nisanda gerçekleştirdiği hareketlenme hazirandan itibaren artan ivmeyle devam etti. İki ayı geçkin süredir çıkış ivmesiyle dikkat çekiyor. Şubattan bu yana hacimdeki daralma ise temmuzda terse döndü. Hacmi 394,97 milyon TL’ye çıkarken önceki aya göre büyüdü. Temmuzda 47,1 milyon TL nakit girişi yaşandı. Düşen yatırımcı sayısı geçen aydan bu yana artmaya başladı. Haziranda sayı 1.882’ye çıkarken şimdilerde 3.116 kişiye ulaşmış durumda. Stratejisi, sağlık ve genetik alanında faaliyet yürüten şirketlerin paylarında yoğunlaşmak üzerine kurulu. Portföyünün %61,94’ünü yabancı hissede ve %18,46’sını para piyasasında değerlendiriyor. Yıllık %53,38 getiri sağlayan portföy, %36,04 yükselen endeksin üzerinde duruyor.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Lider Faktoring, TLREF + %4,25 faizle 150 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>yatırımcılara yönelik 13.07.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 150.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%4,25 olarak belirlendi. 182 gün vadeli bono, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 2 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 11.01.2027 olarak açıklandı. 13 Temmuz itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,99 seviyesinde bulunuyor. Verdiği %4,25 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFLDFK12711 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5868f0ae1ed-1784178928.png" alt="" width="956" height="243" /></strong><strong>YÜNSA</strong></p>
<p><strong>Kapasite ve modernizasyon için yaklaşık 6,5 milyon euroluk yatırım kararı aldı</strong></p>
<p>Yünsa, iplik hazırlama hattı, temizleyici gruplar, dokuma tezgahları ve ramöz yatırımlarından oluşan makine parkuru alacak. Yaklaşık 6,5 milyon euro (347,5 milyon TL) bütçeli yatırımın kapasite artırımı, enerji verimliliği ve birim maliyetlerde azalış sağlaması bekleniyor. 2027 yılına kadar tamamlanacak bu hamleyle üretim altyapısını modernize edecek. Tekstil sanayisinde makine parkurunun modernizasyonu, teknik fireleri azaltıp kaliteyi artırarak kâr marjını doğrudan iyileştirir. 6,5 milyon euroluk yatırımla üretim sürecini yenilemek yerinde bir yaklaşımdır.</p>
<p><strong>KARTONSAN</strong></p>
<p><strong>Ana ortaklar sahip oldukları payları sattı. Devir sonrası yönetim el değiştirecek</strong></p>
<p>Kartonsan’ın sermayesinin %77,21’ini temsil eden Pak Holding, Asil Holding ve Pak Gıda’ya ait payların, Hasan Peker ve Aydın Veli Serin’e toplam 72 milyon dolara satılması yönünde bir sözleşme imzalandı. Halka açık şirketlerde hakim ortakların paylarını satarak yönetimin kontrolünü devretmesi, şirketin stratejik vizyonunda köklü değişiklikleri beraberinde getirir. Payların blok olarak devredilmesi yeni yatırımcıların yaklaşımını devreye alma sürecini daha hızlı gündeme getirecektir. Yeni alıcıların çağrı zorunluluğu pay devirlerinin ardından gündeme gelecek.</p>
<p><strong>ODİNE SOLUTİONS</strong></p>
<p><strong>Huawei ile stratejik iş ortaklığı kurdu. Girişimle pazar genişlemesine gidecek</strong></p>
<p>Odine Solutions, Orta Doğu pazarına yönelik bulut tabanlı telekomünikasyon, dijital dönüşüm ve sistem entegrasyonu çözümlerini pazarlamak üzere Huawei Cloud ile iş ortaklığı sözleşmesi imzaladı. Şirketin telekom mühendisliği uzmanlığı ile Huawei›nin bulut ekosisteminin birleştirilmesi hedeflenmekte. Girişimle Odine, bölgesel pazarlara erişimini stratejik bir teknoloji deviyle birlikte hareket ederek genişletme olanağı bulacak. Bilişim teknolojileri sektöründe küresel teknoloji üreticileriyle iş ortaklıkları kurmak, pazar genişlemesini hızlandıran adımdır.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Biotrend yatayda dalgalı hareket ediyor. 16 TL’nin üzerinde tutunma çabası var</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5868c4ef823-1784178884.png" alt="" width="301" height="242" />Biotrend Enerji’de fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %1,29 ile toplamda 277,3 bin lot artarak 21,7 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 20’ten 17’ye geriledi. MTH fonu 585,8 bin lot ile en fazla alımı yaparken, RIK 500 bin lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Biotrend hakkında bugüne kadar 2 aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan olmadı. En yüksek öneriyi Deniz Yatırım 22 TL ile verdi. En düşük öneri 20,10 TL ile Halk Yatırım’dan geldi. Ortalama 21,05 TL’de.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aktif-buyumesi-yuzde-570in-uzerinde-karda-20-milyari-ilk-ceyrekte-gecti-83284</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aktif büyümesi yüzde 570’in üzerinde, kârda 20 milyarı ilk çeyrekte geçti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-uretim-sanayinin-gelecegini-insa-eden-donusum-83280</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeşil üretim: Sanayinin geleceğini inşa eden dönüşüm</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanayi, ülkelerin ekonomik büyümesinin ve toplumsal refahının en önemli dinamiklerinden biridir. Ancak sanayileşme sürecinin beraberinde getirdiği çevresel sorunlar, doğal kaynakların hızla tükenmesi, enerji maliyetlerindeki artış ve küresel iklim değişikliği gibi gelişmeler, üretim anlayışının yeniden şekillenmesini zorunlu hale getirmiştir.</p>
<p>Geçen haftaki  “Yeşil Fabrika Sanayinin Geleceğini İnşa Eden Dönüşüm..” başlıklı yazımda  yeşil fabrikanın özelliklerini yazmıştım.</p>
<p>Açık kaynaklardan yararlandığım bugünkü  yazımda ise “Sanayinin Geleceğini İnşa Eden Dönüşümü” başlıklı  yazımda  yeşil üretimi  sizlerin bilgisine sunacağım.</p>
<p>Günümüzde artık yalnızca daha fazla üretmek yeterli görülmemekte; çevreye duyarlı, enerji verimli, düşük karbon salımlı ve sürdürülebilir üretim gerçekleştirmek, sanayinin temel hedeflerinden biri haline gelmektedir.</p>
<p>İşte bu noktada “yeşil fabrika” ve “yeşil üretim” kavramları, yalnızca çevre politikalarının değil, aynı zamanda rekabet gücünün, ihracat başarısının ve kurumsal sürdürülebilirliğin de temel yapı taşları olarak öne çıkmaktadır.</p>
<p><strong>Sanayide yeni dönem: Yeşil dönüşüm</strong></p>
<p>Dünya ekonomisi önemli bir dönüşüm sürecinden geçmektedir.</p>
<p>Dijitalleşme, yapay zekâ, otomasyon ve akıllı üretim sistemleri kadar çevresel sürdürülebilirlik de yeni sanayi devriminin temel bileşenlerinden biri olmuştur.</p>
<p>Artık yatırımcılar yalnızca finansal performansa değil; işletmelerin çevresel etkilerine, karbon ayak izlerine, enerji tüketimlerine ve sosyal sorumluluk anlayışlarına da büyük önem vermektedir.</p>
<p>Bu nedenle yeşil üretim artık bir tercih değil, zorunluluktur.</p>
<p>Özellikle ihracat yapan işletmeler için Avrupa başta olmak üzere birçok pazarda çevresel standartlara uyum, rekabet edebilmenin ön koşulu haline gelmiştir.</p>
<p><strong>Yeşil fabrika nedir?</strong></p>
<p>Yeşil fabrika; doğal kaynakları verimli kullanan, enerji tüketimini azaltan, yenilenebilir enerji kaynaklarından yararlanan, atık oluşumunu minimum seviyeye indiren ve çevresel etkileri sürekli kontrol altında tutan üretim tesisidir.</p>
<p>Yeşil fabrikanın temel özellikleri şunlardır:Enerji verimliliği, Su tasarrufu,Atıkların geri kazanılması , Karbon emisyonunun azaltılması ,Yenilenebilir enerji kullanımı,Çevre dostu üretim teknolojileri, Akıllı otomasyon sistemleri ,Dijital enerji yönetimi Çalışan sağlığı ve güvenliği ,Sürdürülebilir tedarik zinciri yönetimi Bu yaklaşım sayesinde hem çevre korunmakta hem de işletmeler önemli maliyet avantajları elde etmektedir.</p>
<p><strong>Yeşil üretim neden gereklidir?</strong></p>
<p>Küresel ölçekte enerji fiyatlarının yükselmesi, su kaynaklarının azalması ve çevresel düzenlemelerin sıkılaşması, işletmeleri yeni çözümler üretmeye yöneltmektedir.</p>
<p>Geleneksel üretim anlayışı; yüksek enerji tüketimi, fazla hammadde kullanımı, yüksek karbon salımı, yoğun atık oluşumu, gibi önemli sorunları beraberinde getirmektedir.</p>
<p>Yeşil üretim ise aynı kaliteyi daha az enerji ve daha az kaynak kullanarak üretmeyi amaçlamaktadır.</p>
<p>Böylece işletmeler; maliyetlerini düşürmekte, uluslararası pazarlarda avantaj elde etmekte, marka değerlerini yükseltmekte, yatırımcı güvenini artırmaktadır.</p>
<p><strong>Enerji verimliliği en büyük kazançtır</strong></p>
<p>Bir fabrikanın toplam maliyetleri içerisinde enerji önemli bir pay oluşturmaktadır.</p>
<p>Motorlar, kompresörler, kazanlar, fırınlar, iklimlendirme sistemleri ve aydınlatma üniteleri doğru yönetildiğinde enerji tüketiminde yüzde 20–40 arasında tasarruf sağlanabilmektedir.</p>
<p>Akıllı enerji izleme sistemleri sayesinde; hangi makinenin ne kadar enerji harcadığı,</p>
<p>hangi vardiyada tüketimin arttığı, hangi ekipmanın verimsiz çalıştığı,anlık olarak takip edilebilmektedir.</p>
<p>Bu sayede yalnızca enerji değil üretim verimliliği de önemli ölçüde artmaktadır.</p>
<p><strong>Yenilenebilir enerji sanayinin gücünü artırıyor</strong></p>
<p>Sanayi tesislerinin çatılarına kurulan güneş enerji santralleri son yıllarda büyük ilgi görmektedir.</p>
<p>Elektrik maliyetlerinin önemli kısmı bu sistemlerle karşılanabilmektedir.</p>
<p>Ayrıca; rüzgâr enerjisi, biyogaz,atık ısı geri kazanımı ,kojenerasyon sistemleri,yeşil fabrikanın vazgeçilmez unsurları arasında yer almaktadır.</p>
<p>Enerji bağımsızlığı sağlayan işletmeler küresel rekabette önemli avantaj elde etmektedir.</p>
<p><strong>Atık, artık bir kaynak olarak görülüyor</strong></p>
<p>Modern üretim anlayışında atık, bertaraf edilmesi gereken bir yük değil, yeniden ekonomiye kazandırılması gereken değerli bir kaynaktır.</p>
<p>Metal talaşları, plastikler, ambalaj malzemeleri, proses suları ve üretim yan ürünleri uygun yöntemlerle geri kazanılabilmektedir.</p>
<p>Döngüsel ekonomi yaklaşımı sayesinde; daha az hammadde kullanılmakta,</p>
<p>daha az enerji harcanmakta, daha düşük maliyetle üretim yapılmaktadır.</p>
<p><strong>Dijital teknolojiler yeşil </strong></p>
<p><strong>dönüşümün lokomotifidir</strong></p>
<p>Yapay zekâ destekli üretim planlaması, büyük veri analizi, nesnelerin interneti (IoT), dijital ikiz uygulamaları ve robotik otomasyon sistemleri, kaynak kullanımını optimize ederek israfı azaltmaktadır.</p>
<p>Makine arızaları önceden tahmin edilmekte, bakım süreçleri planlanmakta ve plansız duruşlar en aza indirilmektedir.</p>
<p>Bu teknolojiler hem üretim kalitesini artırmakta hem de enerji tüketimini düşürmektedir.</p>
<p><strong>KOBİ'ler için büyük bir fırsat</strong></p>
<p>Türkiye ekonomisinin bel kemiğini oluşturan KOBİ'ler, yeşil dönüşüm sürecinin en önemli aktörleri arasında yer almaktadır.</p>
<p>İlk bakışta yüksek yatırım maliyetleri nedeniyle çekimser davranılabilse de enerji verimliliği projeleri, geri dönüşüm uygulamaları ve dijital üretim sistemleri orta vadede kendini amorti etmektedir.</p>
<p>Özellikle ihracat yapan işletmeler açısından yeşil üretime geçiş, yeni pazarlara erişimin anahtarı olacaktır.</p>
<p><strong>Çalışan kültürü değişmeden </strong><strong>dönüşüm başarılı olamaz</strong></p>
<p>Yeşil fabrika yalnızca teknoloji yatırımı değildir.</p>
<p>Asıl dönüşüm insan kaynağında başlamaktadır.</p>
<p>Çalışanların; enerji tasarrufu, atık ayrıştırma, su kullanımı, çevre bilinci,</p>
<p>Sürdürülebilir üretim konularında bilinçlendirilmesi büyük önem taşımaktadır.</p>
<p>Yeşil kültürü benimseyen işletmelerde verimlilik doğal olarak yükselmektedir.</p>
<p><strong>Türkiye için büyük </strong><strong>bir potansiyel</strong></p>
<p>Türkiye güçlü sanayi altyapısı, genç nüfusu, gelişen teknoloji yatırımları ve girişimcilik kültürü sayesinde yeşil dönüşüm sürecinde önemli avantajlara sahiptir.</p>
<p>Özellikle organize sanayi bölgelerinde kurulacak ortak enerji yönetim sistemleri, güneş enerjisi projeleri, atık geri dönüşüm tesisleri ve dijital üretim altyapıları sanayimizin rekabet gücünü önemli ölçüde artıracaktır.</p>
<p>Bu dönüşüm yalnızca çevreyi korumayacak; ihracatı, istihdamı ve ekonomik büyümeyi de destekleyecektir.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Yeşil fabrika ve yeşil üretim, geleceğin sanayi vizyonunun temelini oluşturmaktadır.</p>
<p>Çevreyi koruyan, kaynakları verimli kullanan ve teknolojiyle desteklenen üretim anlayışı, işletmelere yalnızca maliyet avantajı değil; aynı zamanda uluslararası pazarlarda güvenilirlik, sürdürülebilirlik ve güçlü bir marka değeri kazandırmaktadır.</p>
<p>Bugün atılacak her yeşil dönüşüm adımı, yarının daha temiz çevresi, daha güçlü ekonomisi ve daha rekabetçi sanayisi için yapılmış stratejik bir yatırımdır.</p>
<p>Sanayinin geleceği, daha fazla üretmekten çok daha akıllı, daha verimli ve daha sürdürülebilir üretmekten geçmektedir.</p>
<p>Yeşil fabrika, yalnızca bugünün değil, gelecek nesillerin de refahını güvence altına alan bir üretim modelidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-uretim-sanayinin-gelecegini-insa-eden-donusum-83280</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/6/1280x720/osb-1775451875.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeşil üretim: Sanayinin geleceğini inşa eden dönüşüm ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yurt-disindan-turkiyeye-yerlesenlere-20-yil-vergi-istisnasi-83278</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yurt dışından Türkiye&#039;ye yerleşenlere 20 yıl vergi istisnası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>EKONOMİ gazetesinin 21 Mayıs 2026 tarihli sayısında yayınlanan “<strong>Komisyon Görüşmeleri Sonrası Yeni Kanun Teklifinin Getirecekleri” </strong>başlıklı yazımızda; daha sonra 7582 sayılı Yasa olarak kabul edilen Kanun Teklifinde yer alan bazı düzenlemelere ilişkin açıklamalarda bulunulmuştu. Anılan yasa ile <strong>Gelir Vergisi Kanunu</strong>’nun <strong>23’üncü</strong> maddesinin <strong>birinci </strong>fıkrasına eklenen <strong>(20)</strong> numaralı bendi ile; ülkemize döviz getirilmesini teşvik etmek amacıyla, son üç takvim yılında Türkiye'de yerleşmiş sayılmama ve vergi mükellefiyeti bulunmama şartlarını sağlayan gerçek kişilerce, Türkiye dışında elde edilen kazanç ve iratların <strong>yirmi yıl boyunca</strong> gelir vergisinden müstesna tutulması öngörülmüştü. Bu düzenlemenin <strong>1/1/2026 tarihinden itibaren Türkiye'ye yerleşmiş sayılanlara</strong> uygulanması söz konusu idi.</p>
<p>4 Temmuz 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan <strong>333 Seri Nol.u Gelir Vergisi Genel Tebliği</strong>’nde konuya ilişkin usul ve esaslar açıklanmıştır. Anılan tebliğ düzenlemeleri de dikkate alındığında, uygulamanın <strong>usul</strong> ve <strong>esasları</strong> şöyle özetlenebilir:</p>
<ul>
<li>Türkiye’de yerleşmiş sayılmasından <strong>önceki son üç takvim yılında</strong> Türkiye’de ikametgahı ve vergi mükellefiyeti bulunmayan <strong>gerçek kişiler</strong> istisnadan yararlanabilecektir.</li>
<li>İstisnadan sadece gerçek kişiler yararlanabilecek olup, <strong>kurumlar vergisi mükellefleri bu istisnadan yararlanamayacaktır</strong></li>
<li>İstisnadan yararlanabilmek için, yukarıda belirtilen kişilerin <strong>başvuru tarihi itibarıyla</strong> <strong>Türkiye’de yerleşmiş sayılmaları</strong> şarttır.</li>
<li>İstisnadan <strong>1/1/2026 tarihinden itibaren Türkiye’de yerleşmiş sayılan</strong> gerçek kişiler faydalanabilecektir.</li>
<li>İstisnadan faydalanmak isteyen mükelleflerin, <strong>yerleşmiş sayıldığı takvim yılının sonuna kadar</strong> (takvim yılının son iki ayında yerleşmiş sayılanların ise takip eden takvim yılının ikinci ayının sonuna kadar) tarha yetkili vergi dairesine başvurarak, istisna kapsamındaki kazanç ve iratlarına ilişkin olarak <strong>“Yurt Dışından Elde Edilen Kazanç ve İratlar İçin İstisna Belgesi”</strong>ni (İstisna Belgesi) <strong>almaları</strong> <strong>Ancak,</strong> mükellefin Türkiye’de yerleşmiş sayıldığı takvim yılının sonuna kadar (takvim yılının son iki ayında yerleşmiş sayılanların ise takip eden takvim yılının ikinci ayının sonuna kadar) başvuruda bulunmamış olmaları halinde kendilerine istisna belgesi verilemeyecektir.</li>
</ul>
<p><strong>Örneğin;</strong> 12/7/2026 tarihinde Türkiye’de yerleşmiş sayılan mükellef (A), 1/12/2026 tarihinde istisna belgesi almak için bağlı bulunduğu vergi dairesine başvurduğunda, vergi dairesince yapılan kontrolde mükellef (A)’ nın 2023, 2024, 2025 takvim yıllarında Türkiye’de mükellefiyetinin ve ikametgahının bulunmadığı anlaşıldığında, adı geçen mükellefe başvurusuna istinaden istisna belgesi verilecektir.</p>
<ul>
<li>İstisnadan faydalanan gerçek kişilerin <strong>istisna kapsamına girmeden önce</strong>, Türkiye’de elde ettiği <strong>gayrimenkul sermaye iradı, menkul sermaye iradı</strong> veya <strong>değer artışı kazancı</strong> nedeniyle mükellefiyetinin bulunması bu istisnadan yararlanmasına engel teşkil etmeyecektir.</li>
<li>İstisna şartlarını haiz mükellefler tarafından, <strong>istisna kapsamındaki kazanç </strong>ve<strong> iratları için yıllık gelir vergisi beyannamesi verilmeyecek,</strong> diğer gelirleri nedeniyle beyanname verilmesi halinde de, <strong>bu kazançlar beyannameye dahil edilmeyecektir.</strong></li>
<li>Yalnızca <strong>yurt dışından elde edilen kazanç </strong>ve<strong> iratlar anılan madde kapsamında istisna edilmekte</strong> olup, <strong>Türkiye’de elde edilen kazanç ve iratlar istisna kapsamında değerlendirilmeyecektir.</strong> İstisnadan faydalanan mükelleflerin Türkiye’de elde ettiği kazanç ve iratları için vergisel yükümlülükleri devam edecektir.</li>
<li>İstisna kazanç ve iratlara ilişkin <strong>gider </strong>ve<strong> maliyetler</strong>, vergiye tabi kazanç ve iratların tespitinde dikkate alınmayacaktır.</li>
<li>Bu istisna kapsamındaki kazanç ve iratlar nedeniyle <strong>yabancı memleketlerde ödenen vergiler</strong> Türkiye’de tarh edilen gelir vergisinden mahsup edilemeyecektir.</li>
<li>İstisna 20 yıl boyunca geçerli olup, istisnadan yararlanılan ilk yıldan itibaren(<strong>ilk yıl dahil) 20 yıl boyunca yararlanılabilecektir.</strong></li>
<li>Türkiye’de yerleşmiş sayılanların gerek Türkiye’de gerekse Yurt dışında elde ettikleri kazanç ve iratlarının Türkiye’de vergilenmesi temel prensip olduğu için,<strong> istisnaya ilişkin şartları taşımamasına rağmen istisnadan faydalandığı tespit edilen</strong> mükelleflerin söz konusu kazançlarına ilişkin olarak eksik tahakkuk etmiş olan vergi, tarha yetkili vergi dairesi tarafından vergi ziyaı cezası kesilmek suretiyle gecikme faiziyle birlikte tahsil olunacaktır.</li>
<li><strong>Keza</strong>, anılan temel prensip gereği, <strong>Türkiye’de yerleşmiş sayılmayanlar</strong> ile bu Tebliğ kapsamında istisna belgesi aldığı halde <strong>sonradan Türkiye mukimi olmaktan çıkanların</strong> durumu bu genel hükme istinaden değerlendirilecek olup, bu kişilerin Türkiye dışında elde ettiği kazançları üzerinden Türkiye’de vergilendirilmesi söz konusu olmayacaktır.</li>
</ul>
<p><strong>İstisnadan Yararlananlara Veraset ve İntikal Vergisinde İndirimi</strong></p>
<p>7582 sayılı Kanun ile <strong>Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu</strong>nun 16’ncı maddesine ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere eklenen fıkra hükmüyle; ülkemize yabancı kaynak girişini teşvik etmek amacıyla, Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 20/D maddesiyle Türkiye dışında elde edilen kazanç ve iratları gelir vergisinden müstesna tutulanlardan, b<strong>ahse konu istisnadan yararlanılan süre içerisinde</strong> veraset ve intikal vergisine tabi <strong>veraset yoluyla mal intikallerinde verginin %1 oranında alınması</strong><strong> öngörülmüştür. </strong></p>
<p><strong>Dolayısıyla</strong>, anılan kapsamda istisnadan yararlanacak kişiler, istisnadan yaralandıkları yıllar içinde (azami 20 yıl boyunca) kendilerine <strong>veraset yoluyla</strong> mal intikallerinde (intikaller hariç), veraset ve intikal vergisi %1 oranında uygulanacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yurt-disindan-turkiyeye-yerlesenlere-20-yil-vergi-istisnasi-83278</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yurt dışından Türkiye&#039;ye yerleşenlere 20 yıl vergi istisnası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/nukleer-enerjiye-20-yillik-destek-83277</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nükleer enerjiye 20 yıllık destek!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>En düşük emekli aylığını 23 bin 552 liraya çıkaran, turizm ve imalat sanayine istihdam desteği getiren torba yasa teklifi Meclis Plan Bütçe Komisyonunda kabul edildi. Torba teklifin görüşmeleri sırasında AK Parti tarafından verilen önergelerle nükleer enerji santrali yatırımlarını desteklemek amacıyla kurumlar vergisi, katma değer vergisi ve damga vergisi destekleri getirildi. 31 Aralık 2045 yılına kadar nükleer enerji santrallerinde inşaat işleri nedeniyle yüklenilen KDV’de iade imkanı sağlandı. Makine ve teçhizat teslimleri de KDV’den istisna tutulacak. Kurumlar Vergisindeki örtülü sermaye sınırı tespiti ise yüzde 50 yerine yüzde 25 olarak uygulanacak. 2045 yılına kadar olan desteklerde süre 5 yıl daha uzatılabilecek. Yasa teklifine eklenen diğer bir maddeyle binek otomobillerde çekiş sistemine göre de vergilendirme yetkisi alındı.</p>
<h2>Hedef 20 bin MW nükleer güç </h2>
<p>Komisyona bilgi veren Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Zafer Demircan, Türkiye’nin enerji arz güvenliğinin sağlanması açısından 2050 yılına kadar 20 bin megavatlık nükleer güce ulaşılmasının hedeflendiğini ve düzenlemelerin bu kapsamda getirildiğini belirtti. Bu hedef çerçevesinde yurt dışından hem teknoloji hem finans hem de yatırımcı getirilmesi gerektiğini kaydeden Demircan, Bakanlık olarak değişik ülkelerle sürekli müzakere hâlinde olduklarını, nükleer teknoloji üretebilen ülkelerin yatırımlarının Türkiye'ye taşınması için çaba gösterdiklerini anlattı. Demircan, bunun dışında, "SMR" olarak adlandırılan yeni model küçük ve orta ölçekli nükleer reaktörlerle ilgili teknoloji firmalarıyla da görüştüklerini söyledi.</p>
<h2>Ne vergiden ne gelirden vazgeçiliyor</h2>
<p>Komisyonda muhalefet partilerinin verilecek vergi desteklerinin maliyetinin, Akkuyu Nükleer santralini kapsayıp kapsamadığı noktasında soru ve eleştirilerini de yanıtlayan Demircan, “Bugün konuştuğumuz maddelerin hiçbiri bugün var olan projelere ilişkin değil, bugün var olan vergiden de vazgeçmiyoruz, bugün var olan herhangi bir gelirden de vazgeçmiyoruz. Bu maddelerin önemli bir kısmı bundan sonra Türkiye'de 2045 yılına kadar yapılacak olan nükleer yatırımlara şu anda var olan teşvik sisteminin sabitlenmesi anlamında düzenlediğimiz hususlar. Hâlihazırda KDV Kanunu'na göre 2023 yılına kadar zaten bu KDV iadesi vardı, 2023 yılında bitti ve teşvik belgesi olan sadece nükleer değil, tüm yatırımlar bu KDV iadesinden faydalanıyordu. Biz 2023'teki hususu tekrar kanunla 2045'e doğru taşıyoruz. Bu, Akkuyu üzerinde yapılmış bir şey değil, bu, bundan sonraki nükleer tüm santrallerle alakalı yapılan bir şey. Zaten Akkuyu'nun 2023'e kadar var olan teşvik belgesi kapsamında bu hakkı vardı Akkuyu’da KDV iadesi 2023'ün on ikinci ayının 31'inde bitti, uzatılmadığı için KDV istisnası o günden bugüne alınamıyor” dedi.</p>
<h2>Stratejik yatırım teşvik belgesi </h2>
<p>Makine, ekipman ve teçhizatta KDV istisnasının da yeni bir düzenleme olmadığını bugün itibarıyla stratejik yatırım teşvik belgesi olan herkese uygulandığını kaydeden Demircan, şöyle devam etti: “Biz diyoruz ki; bugünden sonra gelen nükleer santral yatırımcılarına 2045'e kadar kanun garantisiyle bunu uygulayacağız. Kanun metninde "bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren" ifadesi çok açık ve seçik göstermekte. Diğer bir düzenleme öngörülebilirliği artırmak anlamında damga vergisi. Bu tür yatırımlarda, on yıl süren inşaat, on yıl süren hafriyat, binlerce taşeron, alt taşeron ilişkisi var. Gelecek insanın bu kapsamda ödeyeceği, damga vergisi veya harç anlamında ödeyeceği hususlardan ari kılınması düzenleniyor. Var olan bir şeyden vazgeçmiyoruz, bu, bundan sonra gelecek olanlara uygulanacak” diye konuştu.</p>
<h2>Finansman gelişi kolaylaştırılacak </h2>
<p>Demircan, kurumlar vergisindeki örtülü sermaye sınırı tespitinin yüzde 50 yerine yüzde 25 uygulanması konusunda ise Türkiye'ye gelmesi muhtemel finansın gelişini kolaylaştırmayı amaçladıklarını söyledi. Demircan, hükümetler arası anlaşmalarla gerçekleştirilen nükleer yatırımlarda finansmanın çoğunlukla yabancı devlet şirketleri ve kamu bankaları tarafından sağlandığını belirterek, mevcut mali mevzuat nedeniyle bunun örtülü sermaye kapsamında değerlendirildiğini söyledi. İYİ Parti Samsun Milletvekili Erhan Usta'nın “Örtülü sermaye Ruslar için değil mi?” sorusu üzerine Demircan, “Ruslar, bu çıktığında bundan faydalanacak" yanıtını verdi.</p>
<p>Muhalefet milletvekillerinin düzenlemelerin Akkuyu’ya etkisi konusundaki soruları üzerine Demircan, “Bu maddeler bundan sonra nükleer yatırımların önünü görmesi, netleşmesi anlamında getirdiğimiz maddeler. Mevcuttaki projelerin, damga vergisi ya da örtülü sermaye gibi kısmi bir etkisi olabilir mi? Mümkündür, olabilir. Ama KDV iadesi hususu ve istisnası tümüyle 2045 yılına kadar Türkiye'ye gelecek olan yeni yatırımcıyla alakalı, bu Akkuyu üzerinde bir düzenleme değil” değerlendirmesi yaptı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Nükleer enerji santrallerine hangi destekler sağlanacak?</span></h2>
<p>■ Nükleer enerji santrallerinden elektrik enerjisi üretimi faaliyetinde bulunmak için ön lisans veya lisans alan tüzel kişilerin taraf olduğu nükleer enerji santrali yatırımlarına ilişkin düzenlenen kağıtlar damga vergisinden istisna tutulacak. </p>
<p>■ 31 Aralık 2045 tarihine kadar nükleer enerji santrallerinden elektrik enerjisi üretimi faaliyetinde bulunmak için ön lisans veya lisans alan mükelleflerin yatırım teşvik belgeleri kapsamında nükleer enerji santralleri yatırımlarına ilişkin inşaat işleri nedeniyle yüklenilen ve takvim yılının altı aylık dönemleri itibarıyla indirim yoluyla telafi edilemeyen katma değer vergisi, altı aylık dönemleri izleyen bir yıl içerisinde talep edilmesi halinde mükellefe iade edilecek. </p>
<p>■ 31 Aralık 2045 tarihine kadar nükleer enerji santrallerinden elektrik enerjisi üretimi faaliyetinde bulunmak için önlisans veya lisans alan mükellefl erin yatırım teşvik belgeleri kapsamında nükleer enerji santralleri yatırımlarına ilişkin yapılacak makine ve teçhizat teslimleri katma değer vergisinden müstesna olacak. Bu kapsamda yapılan teslimler nedeniyle yüklenilen vergiler, vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan vergiden indirilecek. Cumhurbaşkanına KDV teşviklerinin uygulanma süresini 31 Aralık 2050 tarihine kadar uzatma yetkisi verilirken, uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirleme yetkisi Hazine ve Maliye Bakanlığında olacak. </p>
<p>■ Nükleer enerji santrallerinden elektrik enerjisi üretimi amacıyla ön lisans veya lisans alan kurumların yatırım kapsamında gerçekleştirdikleri borçlanmalarda, Kurumlar Vergisi Kanunu'nun örtülü sermayeye ilişkin yüzde 50 oranı, 31 Aralık 2045 tarihine kadar yüzde 25 olarak uygulanacak. Cumhurbaşkanı bu süreyi 2050 yılına kadar uzatabilecek.</p>
<p><strong>Binek otomobillerde çekiş sistemine göre vergilendirme </strong></p>
<p>Yasa teklifine eklenen diğer bir maddeyle binek otomobillerde çekiş sistemine göre de vergilendirme yetkisi alındı. Önergeyle Özel Tüketim Vergisi Kanunun 12’nci maddesinin (2) numaralı fıkrasının (c) bendine ‘motor silindir hacmi’ ibaresinden sonra gelmek üzere ‘çekiş sistemi’ ibaresi eklendi. Maddede yer alan oran farklılaştırma yetkisine taşıtların çekiş sistemi de eklendi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/nukleer-enerjiye-20-yillik-destek-83277</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/1/1280x720/akkuyu-ngs-1765090080.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Meclis Plan Bütçe Komisyonunda kabul edilen torba teklifle nükleer enerji santrali yatırımlarını desteklemek amacıyla 2045 yılına kadar kurumlar vergisi, katma değer vergisi ve damga vergisi destekleri sağlandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/damga-vergisi-83276</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Damga vergisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Damga vergisi, sözleşme ve hukuki işlemler üzerinden doğan; ticari maliyetleri artırdığı, yazılı sözleşmeler yerine sözlü anlaşmaları teşvik ettiği ve kayıt dışılığı büyüttüğü gerekçeleriyle eleştirilen köklü bir vergi olarak günümüz ekonomik yaşamında hâlen önemini ve tartışmalı niteliğini koruyor.</strong></p>
<p>Hepimiz hayatımızda pek çok sözleşme yapıyoruz, pek çok hukuki işlem gerçekleştiriyoruz. Bu sözleşme veya işlemleri imzamızla da tescilliyoruz. Bunları pek çoğu da bilmeden veya bilerek damga vergisi adı verilen bir verginin doğumuna yol açıyor. Damga vergisi kanunda sayılan belgelerin tanzim ve imzası bu vergi için vergiyi doğuran olayı oluşturuyor. Burada belge, “yazılıp imzalamak veya imza yerine geçen bir işaret konmak suretiyle düzenlenen ve herhangi bir hususu ispat veya belli etmek için ibraz edilebilecek olan belgeler ile elektronik imza kullanılmak suretiyle manyetik ortamda ve elektronik veri şeklinde oluşturulan belgeleri” ifade etmekte.</p>
<p>Damga vergisi vergi tarihi açısından önem taşıdığı gibi, Amerika Bağımsızlık Mücadelesinde de önemli bir yeri olan bir vergidir. 1215 yılında Magna Charta ile temsilsiz vergi olmaz ilkesini benimseyen Birleşik Krallık, Amerika Kolonilerine, getirdiği damga vergisini ve Çay Vergisini kabul etmeyen, “temsil edilmediğimiz vergiyi kabul etmeyiz” diyen kolonicilere karşı Boston’a iki alay asker çıkartarak ve savaşla karşı çıkmıştır.  </p>
<p><strong>Ticari hayatın tartışmalı vergisi</strong></p>
<p>Ülkemizde de 1858 tarihli bir Nizamname uygulanmaya başlayan ve daha sonra çeşitli yasal değişiklikler ve ödenme şekillerinde farklılaşmalarla bu güne kadar gelen Damga vergisi günümüzde de özellikle ticari yaşantının önüne çok yüksek tutarlara ulaşan maliyet artırıcı bir etken olarak çıkması, ticari ilişkilerin yazılı yerine sözlü anlaşmalarla yürümesine sebebiyet vermekle kayıt dışı ekonomiyi büyütmesi gibi argümanlarla eleştiri konusu yapılan bir vergidir.</p>
<p>Bu vergiden söz etmek istememin sebebi, bu alanda yayınlanmış çok değerli bir çalışmayı tanıtmak. Köşemde bildiğiniz gibi, bana gönderilen kitapları tahlil ederek zaman zaman tanıtma amacıyla duyuruyorum. Ancak güncel konuların ağırlığı ile bu tür tanıtım yazılarıma epeydir ara vermiştim.</p>
<p><strong>Damga Vergisi Kanunu’na </strong><strong>kapsamlı şerh</strong></p>
<p>Bu gün tanıtmak istediğim kitap vergi hukukuna çalışmaları ile katkısı inkâr edilemeyecek boyutlarda olan değerli meslektaşım Prof. Dr. Ahmet Kırman tarafından kaleme alınmış olan “Damga Vergisi Kanunu Şerhi” adlı kitabın 3. baskısı.</p>
<p>Damga Vergisi alanı, Veraset Vergisi, BSMV gibi Şerh konusunda önemli boşlukların bulunduğu bir alandı. Nitekim bu vergi ile ilgili Yazarın önceki Şerhi 29 yıl (1997) önce yayınlanmıştı. Kitap geçen baskıdan bu yana, mevzuat değişiklikleri, özelgelerdeki ve yargı kararlarındaki gelişmeler de dikkate alınarak adeta yeniden yazılmış gibi. (Bu aralıkta bildiğim kadarı ile Yılmaz Özbalcı’nın eski kitabı yenilerek yayınlanmış, Ekrem Işık’ın (2015) ve Nuri Değer’in (2024) bu vergiyi konu alan birer kitabı yayınlamıştı.) Bu nedenle Kırman’ın yeni Şerhi bu alanda güncel ve kapsamlı bir çalışma olarak büyük bir boşluğu doldurmuştur.</p>
<p>Kitap bir şerh olarak hazırlanmış. Dolayısıyla Kanunun madde madde tahlili, hem öğretideki açıklamaların hem de konuya ilişkin özelge ve yargı kararlarının ışığında yapılmış. Özelgelerin içerisinde yayınlanmamış olanlara ve yargı kararları içerisinde de ilk derece mahkemesi kararlarına da yer verilmiş. Titiz bir çalışmanın ürünü.</p>
<p><strong>Uygulamacılar için </strong><strong>temel başvuru eseri</strong></p>
<p>Kitapta, uygulamacılar için asıl önem taşıyan vergiye tâbi kağıtlar ile vergiden istisna veya muaf kağıtları düzenleyen (I) ve (II) sayılı Tablo, geniş açıklamalarla izah edilmiş. Böylece bir kağıdın vergiye tâbi olup olmadığını belirlemek, aktarılan özelge ve yargı kararları ışığında çok kolay hale getirildiği gibi, ayrıntılı “içindekiler sayfaları” ile de aranan bilgiye ulaşmak da kolaylaştırılmış.</p>
<p>Kitap bu özellikleri ve 890 sayfalık hacmi ile hemen hemen bütün hukukçu ve mali müşavirlerin kütüphanesinde bulunması gereken bir temel eser niteliğine büründürülmüş. Uygulamacılar açısından büyük bir boşluğu dolduracak bu değerli çalışmayı edinmek isteyenler Yayıncı Kuruluş olan Yetkin Yayınevi’ne (0312.341 00 06) müracaat edebilirler.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/damga-vergisi-83276</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Damga vergisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/olcemediginiz-seyi-yonetemezsiniz-83275</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ölçemediğiniz şeyi yönetemezsiniz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>“Ölçemediğin şeyi geliştiremezsin.”  Orjinali “If you can’t measure it, you can’t improve it,” olan bu söz çoğu zaman yönetim bilimci Peter Drucker’a atfedilir. Her ne kadar bu ifadeyi onun birebir söyleyip söylemediği tartışmalı olsa da ister kamu olsun, ister özel sektör olsun aynı kural geçerlidir. Ölçemediğiniz şeyi sağlıklı bir şekilde yönetemezsiniz.</p>
<p>Bu ilke ekonomi için de geçerlidir. Hele ki konu ödemeler dengesi olunca oldukça önemlidir.</p>
<p>Her ay açıklanan ödemeler dengesi verileri, Türkiye ekonomisinin dış dünyayla kurduğu ilişkinin bilançosudur. Ne kadar ihracat yaptığımızı, ne kadar ithalat gerçekleştirdiğimizi, turizm gelirlerini, yatırımları, kredileri ve sermaye hareketlerini bu tabloda görürüz. Teoride muhasebe kusursuzdur, adı üzerinde denge üzerine kuruludur. Cari işlemler hesabı ile sermaye ve finans hesapları birbirini dengelemelidir.</p>
<p><strong>Sorun net hata ve noksan </strong><strong>kaleminin büyüklüğüdür</strong></p>
<p>Ancak uygulamada bu denklik çoğu zaman sağlanamaz. Aradaki fark ise “net hata ve noksan” kalemine yazılır. Bu kalem, ölçülemeyen, zamanlaması farklı kaydedilen ya da kaynağı tam belirlenemeyen döviz giriş ve çıkışlarının muhasebe karşılığıdır.</p>
<p>Aslında sorun ödemeler dengemizde net hata ve noksanın varlığı değildir. Dünyanın hemen her ülkesinde bu kalem bulunur. Sorun, bu kalemin büyüklüğüdür.</p>
<p>Son açıklanan 2026 Mayıs ayı ödemeler dengesi verileri de bunu bir kez daha gösterdi. Net hata ve noksan kalemi yalnızca yüksek olmakla kalmadı; cari açığa ve net dış ticaret açığına oranı da dikkat çekici seviyelere ulaştı. Bu durum maalesef artık istatistiksel olarak göz ardı edilebilecek küçük bir sapma olmaktan çıktı.</p>
<p>Elbette uluslararası işlemlerin tamamını aynı anda ve eksiksiz ölçmek kolay değildir. Bavul ticareti, turizm harcamalarının tahmini, yurt dışından getirilen nakit dövizler, kayıt zamanlamasındaki farklılıklar ve raporlama eksiklikleri bütün ülkelerde belirli ölçüde istatistiksel fark yaratır.</p>
<p>Ancak gelişmiş ekonomilere bakıldığında bu farkın genellikle oldukça sınırlı kaldığı görülüyor. Çoğu ülkede net hata ve noksanın cari işlemler büyüklüklerine oranı birkaç puan seviyesinde seyrediyor.  Yüzde 5’in üzerine çıkan örnekler ise istisna niteliğinde. Türkiye’de ise zaman zaman bu sınırların çok ötesine geçen sapmalarla karşılaşıyoruz.</p>
<p>Bu durumun iki önemli sonucu var.</p>
<p><strong>Belirsizlik arttıkça risk algısı da yükselir</strong></p>
<p>Birincisi, ekonomiyi analiz etmeyi zorlaştırıyor. Cari açığın hangi kaynaklarla finanse edildiğini tam olarak göremediğinizde dış finansmanın kalitesini de doğru değerlendiremezsiniz. Doğrudan yatırım mı geliyor, uzun vadeli kredi mi kullanılıyor, portföy yatırımı mı artıyor, yoksa kaynağı tam belirlenemeyen döviz hareketleri mi devreye giriyor? Bu soruların net cevabı bulanıklaşıyor.</p>
<p>İkincisi ise güven meselesidir. Ekonomik verilerin güvenilirliği, para politikasından yatırım kararlarına kadar pek çok alanda belirleyicidir. Yerli ve yabancı yatırımcılar yalnızca rakamların büyüklüğüne değil, o rakamların ne kadar sağlıklı ölçüldüğüne de bakar. Belirsizlik arttıkça risk algısı da yükselir.</p>
<p>Bu nedenle mesele yalnızca istatistik üretmek değildir. Sadece ödemeler dengesinde değil diğer tüm alanlarda sağlıklı istatistik üretmek, ekonomik yönetimin ayrılmaz bir parçasıdır.</p>
<p>Geçen hafta net hata ve noksan meselesini CNBC-e'de “4'te Ekonomi” programında Ali Ağaoğlu ile konuştuk. Türkiye son yıllarda veri üretiminde önemli ilerlemeler kaydetti. Ama Ali'nin de dikkat çektiği gibi dijitalleşme arttı, idari kayıtların kapsamı genişledi, kurumlar arasındaki veri paylaşımı gelişti. Buna rağmen ödemeler dengemizde dünya standartlarının çok üzerinde hata ve noksan vermemiz düşündürücüdür. Net hata ve noksan kaleminin büyüklüğü hala kat edilmesi gereken mesafe olduğunu gösteriyor.</p>
<p><strong>Ekonomide güven doğru </strong><strong>veri üretmekle de sağlanır</strong></p>
<p>Gümrük verileri ile finansal kayıtların daha etkin eşleştirilmesi, turizm gelir ve giderlerinin ölçüm yöntemlerinin güçlendirilmesi, sınır ötesi nakit hareketlerinin daha sağlıklı izlenmesi ve kurumlar arasındaki veri entegrasyonunun derinleştirilmesi gerekiyor. Teknoloji bugün bunu geçmişe göre çok daha mümkün kılıyor.</p>
<p>Ekonomide güven yalnızca doğru politika üretmekle sağlanmaz, doğru veri üretmekle de sağlanır. Çünkü doğru teşhis olmadan doğru tedavi yapılamaz.</p>
<p>Kısacası, net hata ve noksan sıfır olmayacaktır, dünyanın hiçbir ülkesinde de değildir. Ama hedef, bu kalemi ekonominin kaderini etkileyen bir büyüklük olmaktan çıkarmaktır. Ölçüm hatasının normal kabul edildiği bir ekonomi ile ölçüm kalitesini sürekli geliştiren bir ekonomi arasında önemli bir fark vardır.</p>
<p>Tekrar başlığa dönersek; ekonomiyi yönetmenin ilk şartı, onu doğru ölçmektir. Çünkü ölçemediğimiz şeyi ne sağlıklı analiz edebiliriz ne de kalıcı biçimde iyileştirebiliriz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/olcemediginiz-seyi-yonetemezsiniz-83275</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ölçemediğiniz şeyi yönetemezsiniz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/daha-nato-imzalari-kurumadan-hurmuze-vergi-turkiyesiz-avrupa-fuze-savunmasi-83274</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Daha NATO imzaları kurumadan; Hürmüz’e vergi, Türkiyesiz Avrupa füze savunması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NATO Zirvesi’nin önemli sonuçlarından biri Avrupa savunmasının hızlandırılmasıydı. Fransa’nın öncülüğünde İngiltere, Almanya, İtalya, İspanya, Hollanda, Norveç, İsveç, Danimarka ve Ukrayna ortak bir Avrupa füze savunma mimarisi kurulması konusunda uzlaştılar. AB içinde yer almayan İngiltere ve Norveç katılırken, zirvenin ev sahibi Türkiye bu uzlaşıda yer almadı.</strong></p>
<p>NATO zirvesinin üzerinden bir hafta bile geçmeden, Ankara’da atılan imzaların hükmü kalmamış görünüyor.</p>
<p>Ankara Zirvesi’nin ortak bildirisi iki temel mesaj veriyordu;</p>
<p>Birincisi, Hürmüz Boğazı’nda uluslararası seyrüsefer serbestisinin korunması, ikincisi ise Avrupa’nın savunma kapasitesini güçlendirmesi ve NATO içinde daha fazla sorumluluk üstlenmesiydi.</p>
<p>Ancak birkaç gün içerisinde yaşanan gelişmeler, bildirinin siyasi ilkeleri ile sahadaki uygulamanın birbirinden tamamen farklı yönlere savrulduğunu gösterdi.</p>
<h2>Hürmüz Boğazı için “Deli Dumrul” vergileri</h2>
<p>Ankara’daki NATO zirvesinde “Hürmüz’den geçişler serbest ve ücretsiz olsun” diyen bildiriye imza koyan Trump, sadece günler sonra ABD’nin Hürmüz’den geçecek bütün yüklerden yüzde 20 “koruma vergisi” alacağını açıkladı. Sonradan bu yüzde 20’lik “Deli Dumrul vergisini”, Körfez ülkelerinin ABD’yle daha fazla ticaret ve yatırım anlaşmaları yapması şeklinde değiştirse de, NATO’da bildiriye attığı imzanın “hükmü olmadığını” tüm dünyaya gösterdi. Trump’ın -sürekli değişen- kararlarıyla, Hürmüz Boğazı’ndan geçiş konusunda Washington’un yaklaşımı ile Tahran’ın uygulamaları arasında dikkat çekici bir benzerlik oluşmaya başladığını söylemek mümkün</p>
<p>İran aylar önce Hürmüz’den geçecek gemiler için izin sistemi oluşturmuş, rotaların önceden bildirilmesini, yük ve mürettebat bilgilerinin paylaşılmasını istemişti. “Kurallara uymayan” gemilerin güvenli geçiş garantisinin bulunmadığını ilan etmişti. ABD ise İran bağlantılı limanlara giden gemilere yönelik abluka ilan edip, Hürmüz’ün güvenliğini kendi askeri operasyonlarıyla sağladığını belirtip, bunun karşılığını ekonomik ya da siyasi biçimde talep etmeye başladı.</p>
<h2>Ablukanın hedefi sadece Hürmüz değil</h2>
<p>ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın son operasyonları yalnızca Hürmüz Boğazı’yla sınırlı da değil. Amerikan saldırılarının Bushehr, Bandar Abbas, Jask, Çabahar, Konarak ve Ebu Musa gibi İran’ın güney kıyısındaki kritik noktaların hedef alınması askeri açıdan daha geniş bir stratejiye işaret ediyor.</p>
<p>Özellikle Jask ve Çabahar dikkat çekici; Jask, İran’ın petrolünü Hürmüz’e uğramadan dünya pazarına ulaştırmak amacıyla inşa ettiği boru hattının denize açıldığı terminal, Çabahar ise İran’ın Hint Okyanusu’na doğrudan erişim sağlayan tek derin su limanı. Bu iki noktanın hedef alınması, Washington’un yalnızca Hürmüz’ü açık tutmaya çalışmadığını, İran’ın Hürmüz dışındaki alternatif çıkışlarını da baskı altına aldığını gösteriyor.</p>
<h2>NATO füze savunma sistemi Türkiye olmadan kuruluyor</h2>
<p>Ankara’daki NATO zirvesinin sonuçlarının sadece günler sonra aşındığının bir başka kanıtı ise Avrupa’dan geldi.</p>
<p>Zirvenin önemli sonuçlarından biri de Avrupa savunmasının hızlandırılmasıydı. Ancak bu alandaki gelişmeler NATO şapkası altında ilerlemiyor. Fransa’nın öncülüğünde İngiltere, Almanya, İtalya, İspanya, Hollanda, Norveç, İsveç, Danimarka ve Ukrayna ortak bir Avrupa füze savunma mimarisi kurulması konusunda uzlaştılar. AB içinde yer almayan İngiltere ve Norveç katılırken, NATO zirvesine ev sahipliği yapan Türkiye ise bu uzlaşıda yer almadı.</p>
<p>Avrupa füze savunma sistemi uzlaşısında amaç uzun vadede Avrupa’nın kendi balistik füze savunma komutanlığını oluşturmak olarak belirlendi. Buna göre, Avrupa’daki mevcut Patriot ve SAMP-T sistemlerini ortak ağ altında birleştirecek, yeni radar altyapıları kurulacak, FREYJA gibi Avrupa merkezli önleyici füze projeleri geliştirilecek. Ukrayna’nın Rusya ile olan savaşta kazandığı teknolojik deneyim de bu yapıya aktarılacak.</p>
<p>Ortaya çıkan tablo NATO’nun tamamen ortadan kalktığını göstermese de, İttifak’ın yanında ikinci bir Avrupa güvenlik katmanının oluşmaya başladığının işaretlerini veriyor.  Bu yeni yapının NATO ile istihbarat paylaşmaya ve ABD sistemlerini kullanmaya devam edeceği kesin. Ancak siyasi kararların giderek daha fazla Avrupa başkentlerinde alınacağı görünür duruma geldi. Bu süreç devam ederse birkaç yıl sonra Avrupa’nın ortak füze savunması, ortak komuta merkezi ve ortak savunma sanayii bugünkünden çok daha bağımsız hale gelebilir.</p>
<p>Kısacası Avrupa ilk kez kendi savunma sanayiini, ortak komuta yapısını ve ortak hava savunma ağını aynı proje içinde birleştirme çalışmalarına başladı; Ancak Türkiye’yi buna dahil etmedi.</p>
<h2>Türkiye neden yok?</h2>
<p>NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yapan Türkiye’nin, birkaç gün sonra Fransa’daki füze savunma ortaklaşmasının dışında kalmasının olası nedenlerini tahmin etmek zor değil;</p>
<p>- Birincisi, Avrupa’nın tehdit tanımı ile Türkiye’nin tehdit algısı aynı değil. Avrupa için temel tehdit Rusya. Türkiye ise Karadeniz, Orta Doğu, Suriye, Doğu Akdeniz ve Kafkasya arasında çok daha karmaşık bir güvenlik dengesi yönetiyor.</p>
<p>- İkinci olası neden savunma sanayisinin siyasi boyutu;  Avrupa artık yalnızca güvenliği değil, savunma üretimini de kendi içinde toplamaya çalışıyor. Bu nedenle ortak projelerin giderek daha fazla “Avrupa içi tedarik” mantığıyla şekillenmesi bekleniyor. AB içinde yer alan Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan’ın Avrupa savunma konsepti içinde Türkiye’ye veto uygulayan tavırları ise, Ankara’nın giderek daha fazla dışarıda bırakılmasını sağlıyor.</p>
<p>- Üçüncü olası neden ise siyasi güven sorunu; Türkiye’nin AB üyelik sürecinin fiilen donmuş olması savunma alanındaki yakınlaşmayı da doğrudan etkiliyor. Türkiye NATO üyesi olsa bile Avrupa’nın inşa ettiği yeni savunma mimarisinin doğal parçası olarak görülmüyor. Türkiye’deki mevcut yönetimin “öngörülebilirliği” de en büyük meselelerden biri olarak öne çıkıyor. Ankara’nın izlediği dış politikada sürekli yön değiştirmesi, “aslam yapmam / kesinlikle görüşmem / benim için bitti” retoriği ile yapılan çıkışların ardından tam tersi politikalar izlemesi, uzun vadede Ankara’yı güvenilir bir ortak olmaktan çıkarmış görünüyor.</p>
<h2>Türkiye’ye AB’den de kötü haber var</h2>
<p>Üstelik Avrupalılar geçen hafta Türkiye’yi sadece savunma alanında dışlamakla kalmayıp, Avrupa Birliği adaylık sürecinin de fiilen işlemediğini gösterdiler. Avrupa Komisyonu yaklaşık yirmi yıl aradan sonra Ukrayna, Moldova, Arnavutluk ve Karadağ ile aynı gün “katılım konferansları” düzenledi. Bu dört aday üye üyelik başlıklarından kimi açılır, kiminin müzakereleri bitirilip kapanırken Türkiye için benzer bir sürecin gündeme dahi gelmemesi Ankara-Brüksel hattındaki siyasi mesafenin artık diplomatik nezaketin ötesine geçtiğini de somut olarak ortaya koydu.</p>
<h2>Kıbrıs’a dikkat!</h2>
<p>Yine Avrupa içinde Türkiye’yi çok yakından ilgilendiren bir gelişme ise Avrupa Birliği’nin yıllar sonra Kıbrıs sorunu konusunda bir “özel temsilci” ataması oldu. AB Komisyon Başkan Yardımcısı Raffaele Fitto’nun resmen “ Kıbrıs Özel Temsilcisi” olarak görevlendirilmesi, Brüksel’in BM öncülüğündeki çözüm sürecinde daha etkin rol almak istediğini gösteriyor.</p>
<p>Rum tarafı bu atamayı önemli bir diplomatik kazanım olarak değerlendirirken, Türkiye ise AB’nin 2004’te Rum yönetimini üye yaparak tarafsızlığını kaybettiği görüşünü sürdürüyor.  KKTC ise Fitto’yu özel temsilci olarak muhattap almayacağını ilan etti bile.</p>
<p>Ancak tüm bunlar Kıbrıs meselesinin de yeniden ısındığını gösteren işaretler. AB bir yandan Türkiye’yi dışlarken, diğer yandan Kıbrıs’ı, elbette Rum tarafının politikaları doğrultusunda “hale yola sokmak istediğini” gösteriyor.</p>
<p>Bu gelişmeye İsrail’in Kıbrıslı Rumlar’la “ittifak” içine girmesi, Fransa’nın Rum tarafıyla savunma anlaşması imzalaması, ABD’nin ise Rumlar’a askeri kısıtlamaları bir bir kaldırması da eklenince, Kıbrıs meselesinin Ankara açısından “alarm” vermeye başladığı açık. Dikkatli olma, baskılara karşı dik durma zamanı...</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">NATO’YA ev sahipliği Türk dış politikasına yararlı oldu mu?</span></h2>
<p>Ankara’daki NATO Zirvesi’ne yapılan ev sahipliği görkemliydi. Ancak ilk işaretler, zirvenin Türkiye’nin dış politika hedeflerine beklenen katkıyı sağlamadığını gösteriyor.</p>
<p>- Türkiye, Trump’tan F-35 savaş uçakları ve CAATSA yaptırımları konusunda kesin sözler bekledi, ancak alamadı.</p>
<p>- Ankara Zirvesi Avrupa’yı savunma alanında yakınlaştırdı; buna karşın ortak Avrupa savunmasına yönelik ilk büyük adımlarda Türkiye yer almadı.</p>
<p>- Trump’ın Ankara’yı İran’a yönelik “vur emri” için sahne olarak kullanması, Türkiye-İran ilişkilerini olumsuz etkiledi. İran Sözcüsü İsmail Bekai, Hakan Fidan’ın İran ile İsrail’i aynı güvenlik denkleminde değerlendiren açıklamalarına tepki gösterdi. Ankara’dan değerlendirmelerini “bölgedeki gerçeklerle uyumlu hale getirmesini” isteyen Bekai, İsrail’in yalnızca İran’ı değil Türkiye dahil tüm bölgeyi tehdit ettiğini savundu ve “Bölgedeki tek vekil güç İsrail’dir” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/daha-nato-imzalari-kurumadan-hurmuze-vergi-turkiyesiz-avrupa-fuze-savunmasi-83274</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/9/8/1280x720/nato-1783656469.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Daha NATO imzaları kurumadan; Hürmüz’e vergi, Türkiyesiz Avrupa füze savunması ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/devlet-batmaz-vatandas-batar-83273</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Devlet batmaz, vatandaş batar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir ülke yüksek borçla uzun süre yaşayabilir; eğer faiz düşükse, büyüme güçlü ise ve piyasa o ülkeye güveniyorsa. Ama faiz yükselir, büyüme zayıflar ve güven aşınırsa aynı borç bir anda çok daha ağır hale gelir. Faiz giderleri arttıkça bütçede eğitim, sağlık, altyapı, savunma, teknoloji, araştırma-geliştirme ve sosyal desteklere ayrılacak alan daralır.</strong></p>
<p>Şubat 2025’te Tomorrow's Affairs dergisine “How Do Countries Fall into a Debt Spiral?” başlıklı bir yazı yazmış ve basit bir uyarıda bulunmuştum: Kamu borcu kâğıt üzerinde teknik bir mesele gibi görünür ama kontrolden çıkınca hızla ekonomik, siyasi ve toplumsal bir soruna dönüşür.</p>
<p>Anlaşıldı ki bu meseleyi yeniden anlatmak gerekiyor.</p>
<p>Borç sarmalı genellikle panikle başlamaz. Önce rahatlıkla başlar. Devletler borçlanır, çünkü borçlanmak kolaydır. Özellikle faizlerin düşük olduğu dönemlerde borç neredeyse bedava kaynak gibi görülür. Sonra harcamalar artar, çünkü harcamak tabiatı gereği caziptir. Yatırımlar hızlandırılır, sosyal transferler genişletilir, kamuda maaşlar artırılır, hatta sektörler desteklenir. Bunların bir kısmı gerekli olabilir. Ancak bütçe disiplini kaybolursa, borç artık kalkınmanın aracı değil, geleceğin ipoteği haline gelir.</p>
<p><strong>Faizi ödemek için yeniden </strong><strong>borçlanma finansman değil, tuzak</strong></p>
<p>Bir süre sonra büyüme harcamaları finanse etmeye yetmez. Vergi gelirleri artan yükü taşıyamaz. Bütçe açıkları kalıcı hale gelir. Devlet yeniden borçlanır. Ardından eski borcun faizini ödemek için yeni borç alınmaya başlanır. İşte o noktada borç artık normal bir finansman aracı olmaktan çıkar, kendi kendini büyüten bir tuzağa dönüşür.</p>
<p>Borç sarmalı tam olarak budur: Faiz yükselir, borç servisi ağırlaşır, bütçe sıkışır, piyasa daha yüksek faiz ister, devlet daha pahalı borçlanır ve döngü giderek sertleşir.</p>
<p>Bugün Avrupa’da gördüğümüz tablo özellikle bizim gibi ülkeler tarafından ciddiye alınmalı. Fransa, Belçika ve İtalya yoksul ülkeler değil. Kurumları güçlü, finans piyasaları derin, sanayi birikimleri yüksek, Avrupa Birliği ve Avrupa Merkez Bankası şemsiyesi altında olan gelişmiş ekonomiler. Buna rağmen kamu borcunun faiz yükü bu ülkelerde giderek daha ağır hale geliyor.</p>
<p>Bu noktada meseleyi doğru koymak lazım. Fransa, Belçika ve İtalya bugün Yunanistan’ın 2010’daki kriz noktasında değil. Ama “biz gelişmiş ülkeyiz, bize bir şey olmaz” rahatlığı da tehlikeli. Çünkü borç krizi sadece fakir ülkelerin başına gelmez. Borç krizi, gelirinden fazla harcamayı alışkanlık haline getiren, büyümesi zayıflayan, reformları erteleyen ve piyasaya güven vermekte zorlanan her ülkenin kapısını çalabilir.</p>
<p><strong>Asıl mesele, borcun </strong><strong>taşınma maliyetidir</strong></p>
<p>Mesele sadece borcun büyüklüğü de değildir. Asıl mesele, borcun taşınma maliyetidir. Bir ülke yüksek borçla uzun süre yaşayabilir; eğer faiz düşükse, büyüme güçlü ise ve piyasa o ülkeye güveniyorsa. Ama faiz yükselir, büyüme zayıflar ve güven aşınırsa aynı borç bir anda çok daha ağır hale gelir. Faiz giderleri arttıkça bütçede eğitim, sağlık, altyapı, savunma, teknoloji, araştırma-geliştirme ve sosyal desteklere ayrılacak alan daralır. Devletin geleceğe harcaması gereken para, geçmiş borçların faizine gider. Bu da ekonominin manevra kabiliyetini azaltır. Bir ülke sadece bugünkü borcunu değil, yarın yapamayacağı yatırımların maliyetini de ödemeye başlar.</p>
<p>Yakın geçmişte bunu açık şekilde gördük. Yunanistan krizi sadece bir tahvil krizi değildi. Maaşlar düştü, emekli aylıkları kesildi, vergiler arttı, işsizlik yükseldi, gençler ülkeyi terk etti. Devlet ayakta kaldı ama vatandaşın hayat standardı sert şekilde geriledi. Yunanistan bugün toparlanıyor, bütçe performansı iyileşiyor, büyüme rakamları daha olumlu görünüyor. Fakat bu toparlanmanın arkasında uzun yıllar süren kemer sıkma, ciddi gelir kaybı ve toplumsal yorgunluk var.</p>
<p>Portekiz daha sessiz ama öğretici bir örnek oldu. Kriz döneminde dış destek aldı, bütçeyi disipline etmeye çalıştı, bankacılık sistemindeki sorunları azalttı, rekabet gücünü artırmak için zor kararlar aldı. Bugün Portekiz, borç yükünü azaltmaya çalışan ve mali disiplini daha fazla önemseyen ülkeler arasında görülüyor. Ama bunun da bedeli oldu. Uzun süre düşük ücretler, gençlerin başka ülkelere göçü, kamu hizmetlerinde baskı, konut maliyetlerinde artış ve orta sınıf üzerinde yorgunluk yaşandı.</p>
<p><strong>Ortak ders: Bataktan çıkmak </strong><strong>mümkün ama kolay ve acısız değil</strong></p>
<p>İspanya’nın hikayesi biraz farklıydı. İspanya’da kriz önce kamu borcundan çok bankacılık ve emlak balonu üzerinden geldi. Konut piyasası şişmişti, bankaların bilançoları zayıflamıştı, özel sektör borcu yüksekti. Kriz patlayınca işsizlik hızla arttı, özellikle genç işsizliği büyük bir sosyal sorun haline geldi. İspanya daha sonra bankacılık sistemini destekledi, işgücü piyasasında reformlara gitti, turizm ve ihracat yeniden güç kazandı. Bugün İspanya Avrupa içinde daha iyi büyüyen ekonomilerden biri olarak görülüyor. Ama genç işsizliği, geçici istihdam, konut sorunu ve bölgesel eşitsizlikler hâlâ tamamen çözülmüş değil.</p>
<p>Bu üç ülkenin ortak dersi şu: Borç batağından çıkmak mümkündür ama kolay ve acısız değildir. Önce güven yeniden kurulmalı. Bütçe disipline edilmeli. Bankacılık sistemi sağlıklı hale getirilmeli. Vergi tahsilatı güçlendirilmeli. Büyümeyi taşıyacak sektörler desteklenmeli. Ama bütün bunlar yapılırken toplumun önemli bir kısmı maalesef ağır bedeller öder. Burada en temel kuralı tekrar hatırlamak lazım: Devlet batmaz, vatandaş batar.</p>
<p><strong>Borç krizinin faturası </strong><strong>vatandaşın sofrasına gelir</strong></p>
<p>Devlet vergi artırır, harcama kısar, borcu yeniden yapılandırır, vade uzatır, varlık satar, uluslararası destek bulur. Gerekirse oyunun kurallarını değiştirir. Ama vatandaşın böyle imkânları yoktur. Vatandaşın maaşı bellidir, faturası gerçektir, kirası beklemez, market fiyatı pazarlık kabul etmez. Borç krizinin faturası sonunda vatandaşın sofrasına gelir. Alım gücü düşer, emekli maaşı erir, vergiler artar, kamu hizmetleri zayıflar, işsizlik yükselir, gençler başka ülkelerde gelecek arar. Borç krizinin gerçek yüzü budur. Bu nedenle kamu borcuna sadece “devletin borcu” diye bakmak yanlıştır.</p>
<p><strong>Devletin borcu sonunda toplumun yüküdür. Bugün alınan borç, doğru kullanılırsa yol, okul, teknoloji, enerji, üretim ve verimlilik olarak geri döner. Yanlış kullanılırsa yarının vergisi, yarının enflasyonu, yarının işsizliği ve yarının fırsat kaybı olur.</strong></p>
<p><strong>Borçla yatırım yapılabilir. Borçla üretim kapasitesi artırılabilir. Borçla ihracat gücü desteklenebilir. Borçla eğitim ve teknoloji altyapısı kurulabilir. Bunlar doğru borçlanmadır. Ama borçla verimsizlik finanse edilirse sonunda borç ülkenin ayağına pranga olur. Bu yüzden ülkeler borç meselesini sadece muhasebe hesabı gibi görmemeli. Borç aynı zamanda büyüme meselesidir. Bir ülke güçlü, verimli ve sürdürülebilir şekilde büyüyorsa borcunu taşıyabilir. Ama büyüme zayıfsa, faiz yüksekse, siyaset kararsızsa ve güven azalıyorsa borç hızla ağırlaşır.</strong></p>
<p>Piyasalar bazen uzun süre sabırlı görünür. Bir ülkenin açıklarını, yüksek borcunu, siyasi tartışmalarını bir süre tolere eder. Ama güven kaybı başladığında tablo hızlı değişir. Dün makul görünen faiz bugün yetmez. Yatırımcı daha yüksek getiri ister. Devlet daha pahalı borçlanır. Pahalı borçlandıkça faiz yükü artar. Faiz yükü arttıkça bütçe bozulur. Bütçe bozuldukça güven daha da azalır. Sarmal böyle çalışır. Çözüm de bellidir ama uygulaması zordur.</p>
<p>Önce mali disiplin kriz çıkmadan sağlanmalı. Piyasa zoruyla yapılan reform her zaman daha pahalıdır. Bir ülkenin feformu kendi takvimiyle yapması, vatandaşı daha az sarsar. Reformu piyasa dayatırsa, seçenekler azalır, maliyet artar, sosyal tepki büyür.</p>
<p>İkinci olarak harcama kalitesi artırılmalı. Önce şunu bilmek lazım: Her harcama kötü değildir, her tasarruf da iyi değildir. Eğitimden, teknolojiden, altyapıdan, verimlilik yatırımlarından kısmak geleceği zayıflatır. Ama verimsiz teşvikler, gereksiz kamu harcamaları, siyasi amaçlı kaynak dağıtımı ve düşük verimli projeler bütçeyi yorar. Devletin yani milletin parası sınırlıdır; yanlış yere harcanan her kaynak, doğru yerlere harcanmasını önler.</p>
<p>Üçüncü olarak vergi sistemi daha adil ve büyüme dostu hale getirilmeli. Sürekli dolaylı vergilere yüklenmek vatandaşı yorar. Gelir dağılımını bozar. Düşük ve orta gelirli kesimin alım gücünü azaltır. Üretimi, yatırımı, istihdamı ve girişimciliği cezalandıran vergi sistemi ise büyümeyi boğar. Sağlıklı vergi sistemi hem adil olmalı hem de üretme isteğini kırmamalı. Kimbilir bunu kaç kere yazdık, söyledik ?</p>
<p>Dördüncü olarak verimlilik artırılmalı. Avrupa’nın bugün karşı karşıya olduğu temel sorunlardan biri bu. Nüfus yaşlanıyor, savunma harcamaları artıyor, enerji dönüşümü pahalılaşıyor, sağlık ve emeklilik sistemleri bütçeyi zorluyor. Eğer verimlilik artmazsa bu yük sadece daha fazla vergiyle ya da daha fazla borçla taşınamaz. Dijitalleşme, yapay zekâ, sanayi dönüşümü, enerji verimliliği, eğitim reformu ve işgücü niteliği artık lüks değil, mali zorunluluk.</p>
<p>Beşinci olarak kurumlara güven korunmalı. Borç yönetiminde rakamlar kadar güven de önemlidir. Bağımsız istatistik, öngörülebilir ve güvenilir para politkası, şeffaf bütçe, hesap verebilirlik, güçlü hukuk sistemi ve tutarlı ekonomi politikası borçlanma maliyetini düşürür. Aynı borç oranı, güven veren ülkede yönetilebilir iken, güven vermeyen ülkede kriz sebebi olabilir.</p>
<p>Son noktayı da aklı başında şekilde koymak gerekir. Bir seviyeden sonra borç sadece borçlunun riski olmaktan çıkar. Alacaklı da risk altına girer. Çünkü borç ödenemeyecek kadar büyürse, mesele sadece borcu alanın değil, borcu verenin de problemi olur. Akıllı alacaklı, borçluyu boğmak istemez; onun yeniden büyüyebilmesini ister.</p>
<p>Ülkeler bir kez borçlandığı için borç sarmalına girmez. Güvenilir bir büyüme hikâyesi olmadan, disiplin kurmadan ve zamanında reform yapmadan borçlandığı için girer.</p>
<p>Ve fatura geldiğinde, maliye bakanları değil, vatandaş öder.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Asıl olan krizden çıkmak </strong><strong>değil, kalıcı refah modelidir</strong></span></p>
<p>Gelişmiş ülkeler için asıl tehlike rehavettir. “Biz zengin ülkeyiz, bizim paramız güçlü, kurumlarımız var, merkez bankamız arkamızda” düşüncesi bir yere kadar doğrudur. Ama bu düşünce reformları ertelemek için kullanılırsa tehlikelidir. Fransa sosyal devletini sürdürülebilir hale getirmek zorunda. İtalya büyüme ve verimlilik sorununu çözmeden yüksek borcu rahat taşıyamaz. Belçika ise siyasi karar alma kapasitesini güçlendirmeli. Unutmadan söyleyeyim: Almanya eski sanayi modelinin artık tek başına yeterli olmadığını görmeli.</p>
<p>İspanya, Portekiz ve Yunanistan ise toparlanmanın rehavetine kapılmamalı. Evet, geçmişteki kriz dönemine göre daha iyi durumdalar. Evet, borç yükünü daha iyi yönetmeye çalışıyorlar. Evet, turizm, ihracat, Avrupa fonları ve reformlar destek sağladı. Ama yaşlanan nüfus, düşük verimlilik, gençlerin göçü, konut sorunu ve ücretlerin alım gücü gibi başlıklar hâlâ devam ediyor. Krizden çıkmak başka, güçlü ve kalıcı bir refah modeli kurmak başka şeydir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/devlet-batmaz-vatandas-batar-83273</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/3/1280x720/batik-1784176700.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Devlet batmaz, vatandaş batar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ne-olacak-bu-avrupanin-hali-83272</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ne olacak bu Avrupa’nın hali?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Araştırma ve geliştirmeye bir dolu para harcamış bir şirketin bu faaliyetlerini başarılı bir ürüne dönüştürmesinin garantisi yok. İşler yolunda gider de o faaliyetler bir ürüne dönüşürse, şirketin o kadar masrafı karşılayabilmesi ve araştırma-geliştirme faaliyetlerinden vazgeçmemesi için bir süre ürünün nemasını şirket içinde tutabilmesi gerekiyor.</strong></p>
<p>Project Syndicate’te geçenlerde iki Nobel ödüllü iktisatçının söyleşisi yayımlandı. S. Jonhson soruyor, P. Aghion yanıtlıyor. Söyleşinin önemli bir kısmı genelde Avrupa’nın, özelde de Fransa’nın (Aghion Fransız ve Fransa’da çalışıyor) neden ekonomilerindeki dinamizmi yitirdiği hakkında. İşin ilginci, Fransa’da ve Avrupa’nın diğer önde gelen ülkelerinde temel bilimlerin gelişmiş olması. Sorun, bu bilimsel gelişmenin teknoloji geliştirmeye ve ürüne (yeterince) dönüşmemesi.</p>
<p>Öncelikle uzun dönemli kalıcı büyümenin yenilikçilikle (inovasyon dememek için yenilikçilik kullanıyorum –teknolojik gelişme ve bu gelişmenin ürüne yansıması) sağlanabileceği temel saptamasından yola çıkıyorlar. Ama yenilikçilik sürecinin bir ikilemle karşı karşıya olduğunun altını çiziyorlar. Araştırma ve geliştirmeye bir dolu para harcamış bir şirketin bu faaliyetlerini başarılı bir ürüne dönüştürmesinin garantisi yok. İşler yolunda gider de o faaliyetler bir ürüne dönüşürse, şirketin o kadar masrafı karşılayabilmesi ve araştırma-geliştirme faaliyetlerinden vazgeçmemesi için bir süre ürünün nemasını şirket içinde tutabilmesi gerekiyor. Başka şirketler o ürünü kolayca taklit edebilirlerse, araştırma ve geliştirme faaliyetleri açısından yıkıcı bir sonuç ortaya çıkar; ürünü geliştiren şirket bu durumda neden o kadar masrafa katlansın? Ama öte yandan, ürünü geliştiren şirketin yasalarla desteklenmiş bu nemalanma süreci başka yenilikçi şirketlerin oluşmasını engellememeli. Soru açık: Bu iki uç durum arasında denge nasıl sağlanacak?</p>
<p><strong>“ABD ve Çin iki durum </strong><strong>arasında denge yarattı”</strong></p>
<p>Aghion, Avrupa’nın teknoloji geliştirmede geri kalmasının temel nedenlerinden biri olarak Avrupa Birliği’nin katı kurallarına işaret ediyor. Kuralların çok fazla rekabeti sağlamaya odaklandığını, bu nedenle de yenilikçi şirketleri destekleyecek sanayi politikalarına büyük engel teşkil ettiğini vurguluyor. Oysa ABD’nin ve Çin’in bu ikisi arasında bir denge yarattıklarına dikkat çekiyor. Bu çerçevede Draghi Raporu’na gönderme yapıyor. Avrupa rekabet politikasının mutlaka yenilikçiliği destekleyecek biçimde değiştirilmesi gerektiğini söylüyor. ABD için verdiği örnek kurumlardan biri Türkiye açısından da önemli. ABD Savunma Bakanlığı’na bağlı yeni teknolojiler üretmekten sorumlu DARPA’ya dikkat çekiyor. Bu çerçevede, iyi planlanmış bir sanayi politikasına ihtiyaç olduğuna, bunun da rekabet politikasını çöpe atmak anlamına gelmediğine işaret ediyor.</p>
<p><strong>İyi yetişmiş öğretmen ve </strong><strong>az öğrencili sınıf gereksinimi</strong></p>
<p>Katı kurallara ilişkin bir başka örnek, şu meşhur “üye ülkelerin bütçe açıklarının GSYH’lerinin yüzde 3’ünü aşmaması” ilkesi. Aghion, peki diyor, bütçeden yapılan harcamanın nereye gittiği önemli değil mi? Ya, önemli bir kısmı büyümeyi artıracak yatırımlara ayrılmışsa? Söyleşide, eğitim üzerinde de durmuşlar. Yapay zekâ kullanmadan öğrencilerin mesela matematik problemleri çözme becerisini elde etmeleri ve ödevlerin okulda yapılması gerektiğini söylüyor. Elbette iyi yetişmiş öğretmen ve az öğrencili sınıf gereksinimine dikkat çekiyor.</p>
<p>Meraklısı söyleşiye şu internet adresinden ulaşabilir: https://www-project-syndicate-org.ezproxy.etu.edu.tr/onpoint/europe-economic-malaise-rooted-in-lack-of-dynamism-by-philippe-aghion-and-simon-johnson-2026-06.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ne-olacak-bu-avrupanin-hali-83272</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ne olacak bu Avrupa’nın hali? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kobileri-sorgulama-gundeminin-onceliklerini-degistirmeliyiz-83271</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> KOBİ’leri sorgulama gündeminin önceliklerini değiştirmeliyiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ülkemiz ekonomisini daha sağlıklı yerlere taşımak istiyorsak, sayısal verileri ve makroiktisadi oluşumları gözlemeden, izlemeden ve değerlendirmeden kaynaklarımızı etkin yönetemeyiz. Süreçlerin belli alanlarına aşırı abanırken; dipteki dalgaları gözden kaçırırsak özlediğimiz yerlere varamayız. Makro düzlemlerdeki analizler kadar  “<em>mikro düzeyde analizlere</em>” de odaklanmalıyız.</strong></p>
<p>Yeri gelince dayanak noktası olarak sıklıkla kullandığım değerlendirmelerden biri de, Şerif Mardin’in<em>  “<strong>Mikro düzeyde analiz üzerine odaklanmamaktan yetersizlik, hem belli başlı toplumsal süreçlerin karmaşıklığına duyarsız davranmaya yol açar, daha da önemlisi, hem de tabandaki dinamiklere dayandırılan açıklamaların daha uygun düşeceği yerlerde komplo teorilerine başvurma alışkanlığı geliştirir</strong></em>” genellemesidir.</p>
<p>Mardin’in saptamasının derinliğine ve öğreticiliğine, Özge Öner’in “<strong><em>makroiktisadi fetiş</em></strong>” analizlerini ekleyince, yazacaklarımızın merkez düşüncesi netleşti: Kökeni tarım, imalat, hizmet ya da başka bir alan da olsa KOBİ’lerle ilgili sorgulamalarımızın bakış açılarını enine boyuna sorgulamamız gerekiyor.</p>
<p><strong>Neredeyiz?</strong></p>
<p>Değerli köşe yazısı komşumuz Şefik Ergönül’ün “ <em>KOBİ’lerin ihracatta performans artırmaları için yeni bir yol haritası ve programı gerekiyor</em>” başlıklı yazısında erişebildiği son verileri paylaştı:</p>
<p>- Toplam sayıları 4 milyona yaklaşan işletmelerin yüzde 99,7’si KOBİ’lerden oluşuyor;</p>
<p>- Ülkemizdeki toplam istihdamın yüzde 68,5’ini KOBİ’ler yaratıyor.</p>
<p>- Çalışan sayısı 10 kişiye kadar olan, toplam ciroları 10 milyon TL’ye ulaşan çok küçük ölçekli işyerleri 3,3 milyonu buluyor; toplum işletmelerin yüzde 90,6’sını oluşturuyor.</p>
<p>- Çok küçük ölçekli işletmelerin toplam mal ihracatındaki parasal payları yüzde 18,6.</p>
<p>- Çok küçük ölçekli işletmelerin yüzde 56,2’si  “<em>düşük teknoloji</em>” kullanıyor.</p>
<p>- Çalışan sayısı 50’ye kadar olan işletmelerin toplam işletme içindeki payı yüzde 7,8;  ihracatın parasal değerindeki payı yüzde 17,5.</p>
<p>- Çalışan sayısı 50’ye kadar olan işletmelerin yüzde 17’si ihracat yapıyor.</p>
<p>- Çalışan sayıları 250’ye kadar olan işletmelerin toplam işletmeler içindeki payı yüzde 1,3’tür. Mal ihracatındaki payları ise yüzde 5,7. Toplam ihracatın parasal değerinin yüzde 19,2’i bu işletmelerin yaratıyor.</p>
<p>- Çalışan sayısı 250’nin üzerinde olan işletmeler, toplam işletmelerin yüzde 1,3’ünü oluşturuyor. Bu işletmelerin mal ihracatındaki payları yüzde 5,7; parasal payları yüzde 19,2’yi buluyor. Bu firmaların ihracattaki payı yüzde 1,6 iken, parasal payları yüzde 44 düzeyinde.</p>
<p>- KOBİ’lerde ihraç edilen ürünlerin yüzde 54,8’i “<em>düşük teknoloji</em>” içerikli.</p>
<p><strong>Varoluş nedenleri değişiyor</strong></p>
<p>Ülkemiz ekonomisini daha sağlıklı yerlere taşımak istiyorsak, sayısal verileri ve makroiktisadi oluşumları gözlemeden, izlemeden ve değerlendirmeden kaynaklarımızı etkin yönetemeyiz. Süreçlerin belli alanlarına aşırı abanırken; dipteki dalgaları gözden kaçırırsak özlediğimiz yerlere varamayız. Makro düzlemlerdeki analizler kadar  “<em>mikro düzeyde analizlere</em>” de odaklanmalıyız.</p>
<p>Bugün nerede durduğumuzu, hangi yolda ilerlemeye çalıştığımızı sorgulamadan, KOBİ’lerin yapısal ve ekonomik özelliklerindeki “<em>varoluş nedenlerindeki değişimleri</em>” anlamadan ve kavramadan sağlıklı gelecek kurabilme olasılığı çok düşük olacaktır.</p>
<p>KOBİ odağından baktığımızda önce, “<em>nüfus hareketlerindeki eğilimlerin</em>” olası etkilerini sorgulamalıyız: Ülkenin yaşadığı büyük “<em>iç göç</em>”, çok az ülkede gözlediğimiz hızda, kırsal nüfusu kentsel alanlara taşıdı. Kırsal kesimde çalışabilir nüfus hızla azaldı; köy ölçekli yerleşim yerlerinde ortalama yaş 60’ın üzerine çıktı.  Geleneksel geçimlik aile işletmeleri hızla azaldı. Toprakların durumuna göre ekilebilir-dikilebilir alanların daralması süreci devam ediyor. Kırsal kesimde  “<em>mevsimlik işgücü</em>”  bulma her geçen gün biriz daha zorlaşıyor; bulunan işgücü de geleneksel aktarma yoluyla gereken bilgiyle donanmış, eğitimle hazırlanmış olmadığı için verimliliği düşük oluyor. Toprağın işlenmesinden ürünün bakımına ve hasat işlemlerine kadar uçtan uca üretim sürecinde aile odaklı işgücü yetersizliği kadar, mevsimlik işgücüne erişebilmenin güçlüğü nedeniyle kırsal kesimdeki küçük işletmelerin nicelikleri kadar niteliklerinde de  “<em>gerileme süreci”</em> hızlanıyor.</p>
<p>Kırsal kesimdeki göçün yarattığı çok değişik sorunların ayrıntılarına ilgi duyanlar, Bursa’nın Orhangazi ilçesi bağlamında yaptığımız saha gözlemlerini paylaştığımız “<strong>Bursa Orhangazi/ Dün, Bugün ve Yarın”  </strong>kitabına başvurabilir<strong>.</strong></p>
<p><strong>Kaliteli yönetim özeni gerekiyor</strong></p>
<p>Tarım ve hayvancılık sektöründeki KOBİ’lerin “<strong>geçiş süreçlerinin sindirilmesindeki</strong> <strong>olumlu</strong> <strong>etkileri”</strong> konusunda  “<em>net bilgi</em>” üretemezsek; alınacak kararla kaynak verimini artıracak “<em>etkin koordinasyonu” </em>yapamayız. Daha da önemlisi gelişmenin yönünü bilsek bile  “<strong>odaklanarak” </strong> kaynakları gerektiği gibi değerlendiremeyiz.</p>
<p>KOBİ’lerin ülkemizdeki toplam işletme içindeki payları, istihdam katkıları, ihracattaki konumları, ileri-teknolojideki durumlarını epey zamandır çok konuşuyor ve yazıyoruz. Bu yazıda kısaca değindiğimiz kırsal kesim küçük işletmelerinde etkili sonuçlar yaratmak istiyorsak peş peşe atmamız gereken adımlar var.</p>
<p>Öncelikle geçmişle ilgili nesnel değerlendirmeler yaparak <strong>“<em>kümülatif inovasyonu</em></strong>” ilerletmeliyiz. Değişen koşullarda hangi yenilikçi adımları atacağımız, elimizin altındaki en değerli varlığımız olan topraklarımızı işlemede yaratmak istediğimiz sonuç konusunda uzlaşmalıyız. Ne yapmak istediğimizin  <em>“net ölçülerini</em>” belirleyerek yola çıkmazsak, aynı şeyleri durmadan tekrar eden; emek, zaman ve para israf eden kısır döngüden kurtulamayız.</p>
<p>Bilgiye dayalı fikirle yapılarını oluşturduğumuz, ilke ve kurallarla güvenilirliğini artırdığımız kurumların temel görevi olan “ <strong><em>özendirme/teşvikler</em></strong>” konusunda tutarlı ve işlerliği olan sistem oluşturamayız.</p>
<p>Gelişimin temel dinamiklerinden bir diğeri “ <strong><em>serbest ve adil piyasada rekabet ve rekabette şans eşitliğinin</em></strong>” yaratılması, korunması ve geliştirilmesidir. Yeni koşulların yarattığı ortam ve iklimde rekabet stratejilerini ve alternatif tepki biçimlerini alabildiğine tartışmalıyız.</p>
<p>Öngörüleriniz ne denli doğru olursa olsun, kurum mimarlarını ne denli iyi tasarlarsanız tasarlayın, yapıların içine yaşam katacak olan insan kaynağının <em>“ <strong>mekanik bilgi/ teknik beceri</strong></em>” düzeyi yetersizse sonuç alamayız. Gelişmenin mekanik bilgi düzeyi bağlamını da ihmal etmemeliyiz.</p>
<p>Son tahlilde,  “<strong>ölçülerimiz</strong>” olmalı<strong>  , “özendirme “ </strong>sistemleri kurmalı<strong>, “ölçeklendirmeyi” </strong>ihmal etmemeli<strong>,  Ödüllendirme ve cezalandırma”  </strong>disiplinine uymayı<strong> ve “ödeşmeyi ”</strong> bir bütün olarak kullanarak kaliteli yönetim özeni göstermeliyiz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kobileri-sorgulama-gundeminin-onceliklerini-degistirmeliyiz-83271</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/2/1280x720/kobi-sirket-dijital-1774504940.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KOBİ’leri sorgulama gündeminin önceliklerini değiştirmeliyiz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/beklentiyi-yoneten-sistemi-yonetir-83270</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Beklentiyi yöneten sistemi yönetir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekânın veri toplama ve anlamlandırma becerisini kullanan bir yönetici, yeni nesil beklenti yönetimiyle kurumuna avantaj sağlar. Bunu beceremezse kurduğu sistem güvensizlik üretecektir.</strong></p>
<p>Yapay zekâ çağında güven; <strong>sözle değil</strong>, kodla inşa edilir. <strong>Beklenti yönetimi</strong> artık bir duygusal yetenek değil, <strong>algoritmik stratejidir</strong>. Sevgiline <strong>3 vaat et </strong>ama <strong>4 ver</strong>; efsanesin. Ama <strong>10 vaat edip 8’ini</strong> yerine getirirsen (<em>ki 4’ün iki katı olsa da</em>) kötüsün. <strong>Neden</strong>? Çünkü mesele <strong>gerçekle değil, beklentiyle</strong> ilgilidir.</p>
<p>Ekonomide de aynı durumu yaşıyoruz. Enflasyonun kendisi kadar, <strong>onun algısı</strong> da piyasayı belirler. <strong>Fiyatların artacağı beklentisi</strong>, faize dövize gerek kalmadan da <strong>zam getirir</strong>. Yapay zekâ çağında bu durum daha da keskinleşti: <strong>Beklentiyi yöneten</strong>, <strong>sistemi yönetir</strong>. Beklenti bir algıdır, algı kodlanabilir.</p>
<p><strong>ALGIYI OLGUYA DÖNÜŞTÜREN KAZANIYOR</strong></p>
<p>Yapay zekâ sistemleri; <strong>insan beklentilerini</strong> analiz eder, <strong>tahminler</strong> üretir, <strong>karar modelleri</strong> kurar. Artık bir yöneticinin en büyük gücü; sadece vizyonu değil, <strong>veriye dayalı beklenti inşasıdır</strong>. Beklenti yönetimi <strong>3 aşamalı </strong>yeni bir algoritmaya dönüştü: <strong>1- Algı oluştur</strong>: Veriyle, içerikle, söylemle… <strong>2-Tutarlılık inşa et</strong>: Her temas noktasında aynı mesaj… <strong>3-</strong> <strong>Algıyı olguya dönüştür</strong>: Kod, eylemle buluştuğunda gerçek başlar. <strong>Bu döngüyü kurabilen,</strong> sadece siyasetçi, yönetici ya da CEO değil; sistem mimarıdır. <strong>Sistem mimarı</strong> ise geleceği inşa edebilendir zira <strong>sistemin algoritması</strong>, onun tekelindedir.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>2 SORU 2 CEVAP / Verili algıya dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Yapay zekâ beklenti yönetimini nasıl dönüştürüyor?</em></strong></p>
<p>YZ, <strong>duyguya değil, veriye</strong> bakar. İnsanların geçmiş tercihlerini, davranış <strong>paternlerini analiz</strong> ederek ne beklediklerini tahmin eder. Yani <strong>beklentiyi önceden sezerek</strong> yönlendirme imkânı sunar.</p>
<p><strong><em>Algı yönetiminde yapay zekânın riski nedir?</em></strong></p>
<p>Veri yanıltıcıysa beklenti de çarpık olur. YZ sistemleri, <strong>yanlış eğitilirse manipülatif olabilir</strong>. Bu da halkı değil, yalnızca "<strong>hedef kitleyi</strong>" yönlendirmeye odaklanan etik dışı bir yapıya dönüşebilir.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>ALGI KODLA, VAAT EYLEMLE PEKİŞİR</strong></p>
<p><strong>Merkez bankalarının</strong> açıklamaları artık Twitter (<em>şimdiki X platformu</em>) algoritmasında değil, <strong>LLM</strong>’lerde (<em>büyük dil modellerinde</em>) analiz ediliyor. Piyasa, sözünüze değil, <strong>veri tutarlılığına</strong> bakıyor. Yapay zekâ, söylem ile eylem arasındaki boşluğu hızla ifşa ediyor. Güven artık bir his değil; sistem çıktısıdır.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>YZ LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Sözel Yönlendirme</strong>: Veriye değil, söyleme dayalı manipülasyon tekniği<br /><strong>Kodlanmış güven</strong>: Tutarlılık, şeffaflık ve veriyle inşa edilen sistemsel güven<br /><strong>Algı-olgu döngüsü</strong>: Söylemin veriye, verinin davranışa dönüşme süreci<br /><strong>Veriyle ikna</strong>: özle değil; grafikle, modelle, sonuçla karar etkileme yöntemi</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/beklentiyi-yoneten-sistemi-yonetir-83270</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/06/yonetici.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Beklentiyi yöneten sistemi yönetir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-83213</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> ABD-İran tansiyonu tırmandı, petrol yükseldi!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Ekonomi Masası | 16 Temmuz" src="https://www.youtube.com/embed/x9UT-NnAYj4" width="700" height="535" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-83213</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/7/1280x720/munyar-cipa-1774503815.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/altin-ithalati-gerilerken-nhnnin-artmasi-ne-anlama-geliyor-83269</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Altın ithalatı gerilerken NHN’nin artması ne anlama geliyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Merkez Bankası’nın önceki gün açıkladığı ödemeler dengesinin ilk beş aylık istatistiklerinde dikkati en çok iki kalemdeki gerçekleşme çekti.</p>
<p>Net hata noksan mayıs sonu itibarıyla yıllık bazda 30 milyar dolar ve bu tutar mart sonundaki 33 milyardan sonraki en yüksek düzeye işaret ediyor. Net hata noksan ilk beş ayda ulaştığı 18,5 milyar dolarla da önceki yılların aynı dönemlerinin çok çok üstünde bulunuyor.</p>
<p>Şimdi o klasik hale gelen şekilde <strong>“Demek ki Türkiye’den valizler dolusu para kaçırılıyor”</strong> diye yaklaşmak tabii ki doğru değil. Tutarın böylesine büyük olması, rekor düzeye çıkması büyük ölçüde eksik ölçümden kaynaklanıyordur. Bu eksik ve hatalı ölçüm, bir süre sonra belli oranda giderilecek ve net hata ve noksan küçülecektir. Normali de budur zaten. Ama yine de beş ayda oluşan 18,5 milyar dolarlık net hata noksan dikkat çekicidir ve başka verilerle ilişkilendirildiğinde değişik yorumlara da yol açmaktadır.</p>
<p>İşte o başka veri dediğim de girişte vurguladığım dikkat çeken ikinci kalemdir. O kalem, altın ithalatında gözlenen gerilemedir. Ortada çok büyük bir düşüş yok, yok ama net hata noksanın büyümesi ile altın ithalatının azalması ilişkilendirildiğinde akla bir dizi soru gelmektedir.</p>
<p>Hatırlanacaktır; Türkiye altın ithalatına 2023 yılının ağustos ayında kota getirdi ve sonrasında da bu konuda ek bir dizi düzenlemeye gidildi. O kota uygulaması hâlâ yürürlükte. Yani acaba altını kota sınırlaması yüzünden normal yollardan getiremeyenler başka yöntemlere başvurmakta ve kaçak altın ithalatına mı yönelmektedir?</p>
<p>Net hata noksan, negatif olduğu takdirde, ölçüm ve gecikme hataları bir yana çok genel anlamda ülkeden kayıt dışı döviz çıkması anlamına geldiğine, altın ithalatı da görünürde azaldığına göre işte bu iki veri ilişkilendirilmektedir.</p>
<h2>Bu makasın izahı ne?</h2>
<p>Yazımda iki grafik var. İlk grafikte altın ithalatına kota getirilen 2023’ten bu yana olan yılların ilk beş ayındaki net altın ithalatını, cari açığı ve net hata ve noksanı görüyorsunuz.</p>
<p>İlk beş aylık dönemler itibarıyla bu üç gösterge; yani net altın ithalatı, cari açık ve NHN üç yıl boyunca paralel seyrediyor.</p>
<p>2026’ya geliyoruz ve o denge birden bozuluyor. Cari açık artıyor, net hata ve noksan da aynı paralelde artış gösteriyor ama net altın ithalatı yönünü aşağı çevirmiş, azalıyor.</p>
<p>Yani ne dış ticaret açığının artması altın yüzünden, ne cari açığın artması.</p>
<p>Özellikle iki değerin; net hata ve noksan ile altın ithalatının ters yönde seyretmesi akla bir sürü soru getiriyor.</p>
<p>Acaba kota yüzünden kaçak altın girişi hızlandı da net hata noksanın büyümesine bu mu yol açtı? Bu kuşku var; ama elde tabii ki bu kuşkuyu kesin olarak doğrulayacak veri bulunmuyor.</p>
<h2>NHN başka nedenlerle de büyür</h2>
<p>Ancak şu da göz önünde bulundurulmalı.</p>
<p>Net hata noksandaki negatif yönlü her büyüme illa yurt dışına döviz çıkarılması ve karşılığında kaçak yollardan bir takım malların Türkiye’ye sokulması anlamına gelmez.</p>
<p>Bir vatandaş bankadaki dövizini çekip yastık altına koydu mu, o bile net hata noksanı negatif olarak büyütür.</p>
<h2>Altın ithalatının açığa oranı</h2>
<p>Türkiye bu yılın ilk beş ayında 7,7 milyar dolarlık altın ithal etti. Geçen yılın ilk beş ayındaki tutar 9,7 milyar dolardı.</p>
<p>Beş aylık dönemde geçen yıl 1,6 milyar dolar olan altın ihracatı da bu yıl 1,4 milyar dolara geriledi.</p>
<p>Böylece net ithalat 8 milyar dolarda 6,3 milyar dolara indi.</p>
<p>İlk beş aydaki net 6,3 milyar dolarlık altın ithalatı, aynı dönemdeki 30,7 milyar dolarlık cari açığın yüzde 21’ine denk düşüyor. Oysa bu oran önceki üç yılda çok yüksekti.</p>
<p>Net altın ithalatının cari açığa oranı 2023 ve 2024 yıllarında yüzde 37 düzeyinde bulunuyordu. Söz konusu oran geçen yıl ise yüzde 34’e inmişti.</p>
<p>Kaçak yollardan altın ithal ediliyor mudur, ediliyorsa bunun miktarı ne kadardır bilme şansına sahip değiliz. Ama dış ticaret kayıtlarına girmeyip kaçak yollardan getirilen her gram altın önce ithalatın, bağlı olarak dış ticaret açığının, sonuçta cari açığın düşük görünmesine hizmet eder.</p>
<p>Dolayısıyla bu yılki cari açığı değerlendirirken altın ithalatında kaydedilen bu gerilemeyi de dikkate almakta yarar var.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a585e31f1b9f-1784176177.png" alt="" width="700" height="278" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/altin-ithalati-gerilerken-nhnnin-artmasi-ne-anlama-geliyor-83269</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/altin.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Altın ithalatı gerilerken NHN’nin artması ne anlama geliyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dalamanin-gelecegine-220-milyon-euro-yatirdi-turist-basina-2-bin-euro-hedefledi-83268</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dalaman’ın geleceğine 220 milyon Euro yatırdı, turist başına 2 bin Euro hedefledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DANIŞMANLARI Önder Barlas </strong>ve <strong>Esra Dalgıç</strong>, Göçay-Onur Turizm İşletmecilik A.Ş. Yönetim Kurulu adına davet gönderdi:</p>
<ul>
<li><strong>Hilton Dalaman Sarıgerme Resort &amp; Golf bünyesinde hayata geçirilen </strong>“The Dalaman Golf Club” <strong>yatırımının Türkiye golf turizmine katkısı ve Dalaman’ın uluslararası yeni golf destinasyonu olarak konumlandırılması vizyonumuzu paylaşmak istiyoruz.</strong></li>
<li><strong>Türkiye’nin Güneybatısında hayata geçirilen ilk şampiyona standartlarındaki golf sahası olan </strong>“The Dalaman Golf Club”, <strong>yalnızca bölge için değil, Türkiye’nin golf turizmi açısından da yeni bir dönemin başlangıcını temsil ediyor.</strong></li>
</ul>
<p>Buluşmaya giderken arşiv taraması yaptım, <strong>Nurten Erk Tosuner</strong>’in Göçay Grubu Başkanı <strong>Mustafa Göçen</strong>’le yaptığı, Hürriyet Gazetesi ekonomi sayfalarında yayınladığımız röportajı okudum. Göçay Grubu, 2005 yılında 49 yıllığına kiraladığı Sait Halim Paşa Yalısı’nı hizmete açmıştı.</p>
<p><strong>Mustafa Göçen, </strong>söz konusu röportajda turizm yatırımlarıyla ilgili şu mesajları vermişti:</p>
<ul>
<li><strong>Halen 2 bin 500 yatak kapasitemiz var. KKTC ve Bodrum’da yeni yatırımlara hazırlanıyoruz. 2008’de yatak kapasitemizi 5 bine çıkarmayı hedefliyoruz. </strong></li>
<li><strong>Sarıgerme’deki golf ve otel projemizde yüzde 50 yabancı ortağımız olacak. 35 milyon Euro’ya mal olacak tesisi 2008 sezonunda açmayı planlıyoruz.</strong></li>
</ul>
<p>Sonra 6 Temmuz 2009’da yine Hürriyet’te yayınlanan <strong>Mustafa Sarıipek-Ercan Kaylı </strong>imzalı otel açılış haberine denk geldim:</p>
<ul>
<li><strong>Türkiye’de Hilton’un ilk resort oteli 100 milyon Euro yatırımla Dalaman’da (Muğla) açıldı…</strong></li>
</ul>
<p>Yatırımı gerçekleştiren Göçay Turizm’in Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Mehmet Göçen, </strong>açılışta planlarını şöyle paylaşmıştı:</p>
<ul>
<li><strong>Dalaman’da yeni golf sahaları ve yeni otel yatırımlarının önü açıldı. Bölge desteklenirse önemli turizm destinasyonlarından biri olur.</strong></li>
<li><strong>2010 yılında Bodrum ve Dalaman’ın yanı sıra Ukrayna’da da butik otel planımız var.</strong></li>
<li><strong>Dalaman’ın Sarıgerme Plajı’nda 1553 dönüm alanda inşa ettiğimiz otelimizin 650 metre uzunluğunda özel kum plajı bulunuyor.</strong></li>
<li><strong>410 odalı otelimizin bir parçası da 18 delikli golf sahası ile kongre merkezi olacak. Onları da 2010 yılında devreye almayı planlıyoruz.</strong></li>
</ul>
<p>Hilton Dalaman Sarıgerme Resort &amp; Golf projesi kapsamında hayata geçirilen <strong>“The Dalaman Golf Club”</strong> yatırımının detaylarının paylaşıldığı toplantıda ev sahipliğini Göçay-Onur Turizm İşletmecilik A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Mustafa Göçen </strong>yaptı. <strong>Mustafa Göçen</strong>’e Yönetim Kurulu Üyeleri <strong>Aslı Çetinceviz, Mehmet Göçen, </strong>Genel Müdür <strong>Ümit Yaşar Atalay </strong>ve <strong>“The Dalaman Golf Club” </strong>Direktörü <strong>Mitat Batır </strong>eşlik etti.</p>
<p><strong>Mustafa Göçen, “The Dalaman Golf Club”</strong>ın 30 Ağustos 2026’da açılacağını belirtip, yaptıkları yatırımı şöyle tanımladı:</p>
<p>-          <strong>Bu yatırım, Dalaman’ın uluslararası ölçekte dört mevsim tercih edilen bir destinasyon olmasına katkı sağlayacak uzun vadeli vizyonumuzun önemli bir parçasıdır.</strong></p>
<p><strong>Mustafa Göçen, </strong>otele 17 yılda 200 milyon Euro yatırım yaptıklarını, <strong>“The Dalaman Golf Club”</strong>a da ayrıca 20 milyon Euro harcadıklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Amacımız yalnızca tesisimize değer katmak değil. Dalaman’ın uluslararası marka değerini artıracak sürdürülebilir bir turizm ekosistemine katkı sağlamaktır.</strong></p>
<p>Türkiye’nin turizmde sahip olduğu potansiyelin yeni yatırımlarla daha da güçleneceğine inandıklarını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’nin sahip olduğu doğal, kültürel ve turistik zenginlikleri daha yüksek katma değer üreten turizm ürünleriyle desteklenmesi gerektiğine inanıyoruz. Golf turizmi bu dönüşümün en önemli alanlarından biridir.</strong></p>
<p>Antalya’nın Belek bölgesine uzandı:</p>
<p>-          <strong>Belek bugün ülkemizin en önemli golf destinasyonlarından biri. Biz de Dalaman’ın sahip olduğu doğal avantajlarla Türkiye’nin golf turizmine güçlü bir alternatif kazandıracağına inanıyoruz. Golf turizmi konaklama süresini uzatıyor, sezonu da genişletiyor.</strong></p>
<p><strong>“The Dalaman Golf Club” </strong>Direktörü <strong>Mitat Batır, </strong>sorular üzerine golf turistlerinin kişi başına harcamasından örnekler verdi:</p>
<ul>
<li><strong>İspanya’da golf turisti kişi başına 3 bin Euro harcama yapıyor.</strong></li>
<li><strong>Portekiz’de golf turisti harcaması 2000-2500 Euro arasında değişiyor.</strong></li>
<li><strong>Ülkemize gelen golf turistleri de kişi başına 1500-2000 Euro bırakıyor.</strong></li>
</ul>
<p>Türkiye’nin turist başına ortalama geliri halen 1000 dolar dolayında seyrediyor.</p>
<p>Golf gibi turistlerin kalış süresini uzatan, turizm mevsimini tüm yıla yaymanın kapısını açan yatırımlar arttıkça turist başına gelir çıtasının yükseleceği anlaşılıyor…</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a585c927718e-1784175762.jpg" alt="" width="700" height="483" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">15 yıl önce Dalaman’a İlk kongre merkezini de biz yapıp, sezonu uzattık</span></h2>
<p><strong>GÖÇAY-</strong>Onur Turizm İşletmecilik A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Aslı Çetinceviz, </strong>17 yıl önce Sarıgerme’ye ilk gittiklerinde eşsiz coğrafyanın potansiyeline inandıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>İlk günlerden itibaren bölgeye değer katacak yatırımların sözünü verdik. Oteli devreye aldıktan iki yıl sonra, yani bugünden 15 yıl önce bölgenin ilk kongre merkezini açarak önemli ulusal ve uluslararası organizasyonlara ev sahipliği yaptık.</strong></p>
<p>Kongre merkeziyle bölgenin yalnızca yaz aylarında değil, yıl boyunca ziyaretçi çekebileceğini gösterdiklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bu vizyonla bölgemizde sezonu ilk açan ve en son kapatan resort oteli olduk. Golf sahası ve kulüple de yatırım konusundaki bir sözümüzü daha yerine getirmiş olduk.</strong></p>
<p>Potansiyelin tamamının henüz kullanılamadığının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Dalaman Havalimanı bugün 5-6 milyon yolcu ağırlarken Antalya’nın yolcu sayısı 40 milyona yaklaşıyor. 20 dolayında ülkeden direk uçuş olan bölgemiz, çok daha geniş uluslararası erişim potansiyeline sahip.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>İnanıyorum ki bizim yaptığımız golf yatırımı, bölgemize yenilerinin eklenmesine yol açacak. Nitelikli konaklama yatırımlarının ve farklı turizm projelerinin önünü açabilecek.</strong></p>
<p>Göçay-Onut Turizm İşletmecilik A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Mehmet Göçen, </strong>Dalaman’daki yolculuklarının 2009’da başladığını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Bu yolculuğu hiçbir zaman kısa vadeli düşünmedik. Bölgenin ve Türkiye turizminin geleceğine inandık, kazandığımız her değeri yatırıma yönlendirdik.</strong></p>
<p>Golf yatırımının da turizm sektörüne değer katan hamleler arasında yer aldığını irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Yeni golf sahamızın dünyanın farklı ülkelerinden gelecek golf tutkunlarını Dalaman’a çekerek bölgemizin uluslararası rekabet gücünü artıracağına inanıyoruz.</strong></p>
<p>Hilton Dalaman Sarıgerme Resort &amp; Golf Genel Müdürü <strong>Ümit Yaşar Atalay, </strong>golf sahasını stratejik bir yatırım olarak gördüklerini aktarıp ekledi:</p>
<p>-          <strong>Golf sahamızın devreye girmesiyle golf kültürünün geliştiği pazarlara odaklandık. Başta İngiltere, Almanya, Batı Avrupa ülkeleri, İskandinav ülkeleri ve Bağımsız Devletler Topluluğu olmak üzere golf turizminin güçlü olduğu pazarlarda büyümeyi hedefliyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">100 milyon golf turisti 30 milyar dolar harcıyor</span></h2>
<p><strong>GÖÇAY</strong>-Onur Turizm İşletmecilik A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Mustafa Göçen, </strong>Amerika’da 16 bin, Avrupa ülkelerinde de 6 bini aşkın golf sahası olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Dünyada 36 bin golf sahası, 100 milyondan fazla da golf oyuncusu var. Golf turizmi yıllık geliri 30 milyar doları aşıyor.</strong></p>
<p><strong>Mustafa Göçen, </strong>bu noktada sözü The Dalaman Golf Club Direktörü <strong>Mitat Batır</strong>’a bıraktı. <strong>Batır, </strong>golf turizmi gelirinde İspanya’yı örnek gösterdi:</p>
<p>-          <strong>İspanya, golf turizmini 1960’lı yıllarda başlattı. Şu anda ülkede 400 dolayında golf sahası var. Yılda 1.4 milyon golf turisti ağırlıyor. Yıllık golf turizmi geliri 10 milyar dolar dolayında seyrediyor.</strong></p>
<p>Portekiz’e de işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Portekiz de golf turizmi destinasyonu açısından iddialı bir ülke. 100 dolayında golf sahası var ve yıllık golf turizmi geliri 6 milyar dolar dolayında seyrediyor.</strong></p>
<p><strong>Mitat Batır, </strong>ülkemize döndü, Belek’e işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Ülkemizde golf turizmi Belek’te başladı. Şu anda Belek’te 15 golf sahası var. Yılda 120 bin civarında turist ağırlıyorlar.</strong></p>
<p>Türkiye’nin golf turizmi gelirine de dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Yıllık golf turizmi gelirimiz 250 milyon dolar dolayında seyrediyor. Ülkemizin bu alanda potansiyeli çok büyük.</strong></p>
<p><strong>Batır, </strong>The Dalaman Golf Club’la ilgili de şu bilgileri verdi:</p>
<ul>
<li><strong>Golf sahamız doğal kum zemin üzerine sürdürülebilirlik ilkeleri doğrultusunda inşa edildi.</strong></li>
<li><strong>6 bin 152 metre uzunluğunda ve </strong>“par 72 standartları”<strong>na göre tasarlanan sahamızda 15 doğal su engeli, yani göl, 55 kum engeli var.</strong></li>
<li><strong>Sahamız farklı kot yapısı ve stratejik yerleşimiyle hem profesyonel hem de amatör golfçülere teknik açıdan zengin, keyifli ve unutulmaz oyun deneyimi sunacak.</strong></li>
</ul>
<p><strong> </strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dalamanin-gelecegine-220-milyon-euro-yatirdi-turist-basina-2-bin-euro-hedefledi-83268</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/8/1280x720/786-1784175786.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dalaman’ın geleceğine 220 milyon Euro yatırdı, turist başına 2 bin Euro hedefledi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/varlik-barisi-yatay-esitlike-aykiri-83267</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Varlık Barışı &#039;yatay eşitlik&#039;e aykırı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği (TÜRMOB) değerlendirmesinde, “Matrah artırımı ve varlık barışı, vergisini zamanında ödeyen dürüst mükellefler için cezalandırıcı mahiyete dönüştü.” denildi. </p>
<p>Değerlendirmede şunlar kaydedildi: </p>
<p>"Ülkemizde Varlık Barışı uygulamalarının sekizincisini 7582 sayılı yasa ile yeniden gündemimize girdi. 7582 sayılı yasa ile 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’na 04.06.2026 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere Geçici 19 uncu madde eklenerek yeni Varlık Barışı uygulaması başlamıştır.</p>
<p>Kanuni düzenlemenin ilk cümlesinde düzenlemenin amacının “Vergiye gönüllü uyumu artırmak” olduğu belirtilse de kısmi (gizli) vergi affı niteliği bulunan ve sürekli olarak gündemimize ortalama 2-3 yılda bir gelen Varlık Barışı uygulamalarının, giderek mükelleflerin vergisel ödevlerini zamanında ve tam olarak yerine getirmesini engelleyen bir uygulama haline dönüştüğünü belirtmeliyiz.</p>
<p>Matrah artırımı ve varlık barışı uygulamaları, vergisel ödevlerini zamanında yerine getiren dürüst mükellefler için cezalandırıcı mahiyette dönüşürken, meslek camiası olarak da mükelleflere yasal ve idari düzenlemelere zamanında uyum yönündeki telkinlerimizi boşa çıkarmaktadır.</p>
<p>Yeni varlık barışı uygulaması ile geçmişteki varlık barışı uygulamalarında olduğu gibi gerçek ve tüzel kişiler, gelir veya kurumlar vergisi mükellefleri ile vergi mükellefiyeti bulunmayanların; yurtdışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarını banka ve aracı kurumlara bildirerek bu varlıkları milli ekonomiye kazandırmaları istenmektedir. Ayrıca yurtiçinde bulunan ve kanuni defter kayıtlarında yer almayan, vergi mükelleflerine ait aynı türden varlıkların kanuni defter kayıtlarına alınarak işletmelerine dahil edilmeleri, vergi mükellefi olmayanlarda ise bu varlıkların banka ve aracı kurumlara bildirilmelerine imkân sağlanmaktadır. Varlık barışı uygulamasına ilişkin Genel Tebliğ, 4 Temmuz 2026 günü yayınlanarak yürürlüğe girdi. Genel Tebliğ düzenlemelerine baktığımızda camia olarak dikkatimizi çeken ve esasen kanuni düzenlemede açıkça belirtilmeyen bazı hususların, genel tebliğde ilave koşul ve şartların satır aralarında yerini bulduğunu görüyoruz.</p>
<p>Örneğin; Genel Tebliğin “Türkiye’de bulunan varlıkların bildirilmesi başlıklı 6’ncı maddesinin (2) numaralı fıkrasında; gelir ve kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunmayanlar ile mükellefiyeti bulunan ancak defter tutma zorunluluğu bulunmayan ve mükellefiyeti bulunmakla birlikte mükellefiyetiyle ilişkilendirilmeksizin madde hükmünden yararlanmak isteyen gelir vergisi mükelleflerinin, Türkiye’de bulunan ancak hali hazırda banka ve aracı kurumlarda bulunmayan varlıkları için varlık barışı bildiriminde bulunulabileceği yönünde açıklamalar yapılmıştır. Buna göre, yurt içinde defter tutmayan, vergi mükellefi olan ya da olmayanlar, sadece yastık altındaki varlıklar için bu yasadan yararlanabilecektir.</p>
<p>Oysa yurt dışından transfer edilecek ve bildirime konu edilecek para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının, gerek vergi mükelleflerince defter kaydına alınacaklar olsun, gerekse vergi mükellefi olmayanlar getirmiş olsun, bu varlıkların banka ve aracı kurumlarda hali hazırda bulunmama şartı yoktur, zaten böyle bir durum işin doğasına da aykırı olurdu. Aynı şeklide yurt içinde anılan varlıklar için bildirimde bulunacak defter tutma mükellefiyeti olan mükellefler için de böyle bir şart bulunmamaktadır. Esasen yasada da bu yönde bir ayrım yapılmamıştır.</p>
<p>Kanuni düzenlemede açıkça yer verilmeyen bu ilave şartın Tebliğle getirilmesi, önemli ihtilaflara sebep olabileceği gibi uygulamadan yararlanma isteğinde bulunan pek çok mükellefin başvuru yapamamasına da sebep olacaktır. Bu durum vergilemede adaletin alt kırılımı olan “aynı durumda olan mükelleflere aynı düzenlemelerin uygulanması- yatay eşitlik- ilkesi”ne de aykırılık teşkil etmektedir.</p>
<p>Genel Tebliğ ile getirilen bu ilave koşul pek çok yönü itibariyle belirsizlikleri de barındırmaktadır. Tebliğde “hali hazırda” kavramını kullanılmış olup bu kavram ile hangi zamanın kastedildiği de belirsizdir. Bildirimden önce banka veya aracı kurumdaki varlığını hesaptan çeken ve daha sonra bir başka banka veya aracı kuruma varlık barışı bildirimi yapılması halinde “bildirim tarihi itibariyle” banka veya aracı kurumda varlık bulunmadığından varlık barışı bildirimi kabul edilecek midir?</p>
<p>Varlık barışı uygulamasının yürütülmesi sürecinde, mükellefler arasında vergisel yönden önemli farklar yaratacak, kanuni düzenlemelerde açıkça yer verilmeyen ve bazı mükellefler aleyhine, bazı mükelleflerin ise lehine sonuçlar doğuracağı baştan belli olan bu tür düzenlemelerin genel tebliğ metinlerinde olmaması ya da bu farklılıkları tamamen bertaraf edecek açıklamalara yer verilmesinin gerekli ve önemli olduğunu düşünüyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/varlik-barisi-yatay-esitlike-aykiri-83267</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/7/1280x720/varlik-1784175541.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜRMOB, yürürlüğe giren yeni “Varlık Barışı” uygulamasında yasal düzenlemeyle öngörülmeyen ilave şartların genel tebliğle getirilmesinin yeni ihtilaflara yol açabileceği uyarısında bulundu. Bu durumun ayrıca çok sayıda mükellefin başvuru yapmamasına neden olabileceği ve ayrıca aynı durumdaki mükelleflere uygulanmayacak olmasının da “yatay eşitlik” ilkesine aykırılık taşıdığı savunuldu. TÜRMOB değerlendirmesinde, 2-3 yılda bir getirilen varlık barışının, mükelleflerin vergisini zamanında ödemesini engelleyen bir uygulamaya dönüştüğü de ifade edildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dolasim-200luk-banknota-kaldi-83266</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dolaşım 200’lük banknota kaldı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Türkiye’de yüksek enflasyon gerileyen alım gücü piyasanın büyük kupürlü banknotların eline geçmesine neden oldu. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası verileri 200 TL’nin hâkimiyetinin daha da arttığını ortaya koyuyor. 200 TL’ler tedavüldeki banknot tutarının yüzde 90’ına dayanmışken 200 TL ile alınabilenler ise gerilemeye devam ediyor. Ocak 2009'daki 200 TL ile alınabilen mal hizmetler bugün 5.143 TL'ye, yani tek bir 200 TL ile alınabilenler artık neredeyse 26 tane 200 TL ile alınabiliyor. 2009'daki 200 TL'nin bugünkü alım gücü 7,78 TL'ye düştü.</p>
<h2>Tek başına tedavüldekileri karşılıyor </h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a58590d605c5-1784174861.png" alt="" width="398" height="405" />2021 sonrası uygulanan ekonomik politikalarla değer kaybeden TL, yüksek enflasyon gerileyen alım gücüyle en büyük banknot 200 TL’nin tedavüldeki payının artmasına da neden oldu. 2023 Haziran ile birlikte değişen ekonomi yönetimi sıkı para politikası ve değerli TL ile yüksek enflasyon ile mücadele programını devreye alsalar da 200 TL’nin hükümdarlığı hızla gelişti. TCMB verileri mayıstaki bayramda artan tedavüldeki banknot tutarının haziranda 928.4 milyar liraya geldiğini gösteriyor. Toplam emisyon tutarının 823.6 milyar lirasını ise 200 TL'lik banknotlar oluşturuyor. Bu toplam banknot tutarının yüzde 88,72'sinin 200 TL'lik banknotlardan oluştuğunu gösteriyor. Mayısta bayram nedeniyle olan yükseliş göz ardı edildiğinde bu oran tarihi en yüksek seviyeye işaret ediyor.</p>
<h2>200 TL’nin payı 3.42 puan arttı </h2>
<p>TCMB verilerine göre geçen yıl hazirana göre 200 TL'lik banknotların toplam banknot tutarı içindeki oranı 3.42 puan arttı diğer tüm kupürlerin payı azaldı. 100 TL'lik banknotların payı haziranda yüzde 8,16'ya gerilerken geçen yıl haziranda bu oran yüzde 11,17 idi. Yani tam 3 puan birden düştü. 50 TL ise artık sadece yüzde 1,4'lük bir paya sahip toplam banknot tutarı içinde. Geçen yıl haziranda yüzde 1,79 seviyesindeydi. 20, 10 ve 5 TL'lik kupürlerin oranında ise çok büyük bir değişim yaşanmadı. Bu yıl haziranda 20 TL'lik banknotların toplam banknot tutarı içindeki payı yüzde 0,73 idi geçen yıl da yüzde 0,7 seviyesindeydi. 10 TL'lik kupürlerin oranı da yüzde 0,69 seviyesinde geçen yıl haziranda yüzde 0,72 civarındaydı. 5 TL'lik kupürlerin oranı da yüzde 0,31 bu yıl haziranda, geçen yıl haziranda da yüzde 0,33 idi.</p>
<h2>Küçük kupürlüler piyasadan siliniyor </h2>
<p>200 ve 100 TL kupürlü banknotların toplam banknot tutarı içindeki payı bu yıl haziran itibariyle yüzde 96,88’e yükseldi. 200 TL’lik banknotların 100 TL’den aldığı payla birlikte bu oran son bir yılda çok değişmemiş oldu. Geçen yıl haziranda da 100 ve 200 TL’lik banknotların toplam banknot tutarı içindeki payı yüzde 96,47 seviyesindeydi. Bir yılda 0.5 puanlık bir yükseliş gerçekleşmiş oldu. Küçük kupürlü banknotların piyasadan hızla silinmesi devam etti. Geçen yıl haziranda 50 TL ve altı kupürlü banknotların toplam tutar içindeki payı yüzde 3,53 iken bu yıl haziranda oran yüzde 3,13'e geriledi. Bu düşüş 100 ve 200 TL'lik kupürlerdeki güçlenmeye aktarılmış oldu.</p>
<h2>2009’daki alım gücü 7.78 liraya indi </h2>
<p>2009 Ocak ayında dolaşıma sürülen 200 TL’lik banknot o dönem diğer kupürlü banknotların yüksek payının da etkisiyle toplam banknot tutarının sadece yüzde 5,5'ine denk geliyordu. Diğer banknotların tedavülden kalktığı 2020 Ocak ayıyla birlikte toplam banknot tutarının yüzde 32'sine yakını 200 TL'lik kupürlerden oluştu. İki yıl içinde 200 TL'lik banknotların gücü hızla arttı ve 2021 Ocak ayına gelindiğinde toplam banknot tutarı içindeki payı yüzde 40,55'e çıktı. O dönemde uygulanan para ve ekonomi politikalarının bu dönüşümde etkisi büyük oldu. 2024 Ocak ayına gelindiğinde 200 TL'lik banknotların toplam tutar içindeki payı yüzde 70,2'ye kadar yükseldi ve hiç hız kaybetmeden yükseliş devam etti. Bu yıl haziranda da yüzde 90'a yaklaştı. Hesaplamalar 2009 Ocak’ta ilk tedavüle sürüldüğünde 200 TL ile alınabilen mal ve hizmetlerin bu yıl haziranda ancak 5.143 lira ile alınabildiğini ortaya koyuyor. Bu 26 tane 200 TL ile 2009 Ocak ayında 1 tane 200 TL ile alınabilenlere ulaşılabildiğini gösteriyor. 2009'daki 200 TL'nin bugünkü alım gücü 7.78 TL'ye düştü.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">TCMB’nin daha büyük bir kupür planı yok</span></h2>
<p>TCMB; 200 TL’lik banknotların gücünün artmasına karşılık yeni daha büyük kupürlü bir banknot çıkarmayı planlamıyor. TCMB Başkanı Fatih Karahan sık sık bu durumun nakit kullanımının azalmasına kayıt içine geçişte önemli bir rol oynadığını dile getiriyor. Geçen yıl kasım ayında Başkan Karahan, “Kayıt dışı ekonominin kayıt içine geçişi için önemli bir unsur oluşturduğundan biz mevcut durumdan memnunuz. Nakit kullanımına yönelik bir taraftan teknik ihtiyaca bakıyoruz ama bir taraftan da şu anki mevcut durumun sebep olduğu kayıt dışılıktan kayıt içiliğe geçişten de aslında mutluluk duyuyoruz” demişti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dolasim-200luk-banknota-kaldi-83266</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/9/1280x720/para-lira-tl-1765458549.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2021 sonrası uygulanan para ve mali politikalar yüksek enflasyonla birlikte alım gücünü de geriletti. Bu durum en büyük kupürlü banknotların toplam banknot tutarındaki payının hızla artmasına neden olurken 2026 Haziran itibariyle 200 TL’nin toplam içindeki payı yüzde 90&#039;a yaklaştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sapanca-golunu-daha-etkin-korumak-icin-bilim-kurulu-olusturuldu-83299</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sapanca Gölü’nü daha etkin korumak için bilim kurulu oluşturuldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Sakarya Üniversitesi’nde Sapanca Gölü’nü daha etkin korumak için yeni bir bilim kurulu oluşturuldu.</p>
<p>Bu kapsamda Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar ile Sakarya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hamza Al arasında ‘Sapanca Gölü Havzası ve Sakarya Su Kaynaklarının Sürdürülebilir Yönetimine Yönelik Bilimsel ve Teknik İş Birliği’ protokolü imzalandı. Afet Koordinasyon Merkezi’nde (AKOM) yapılan iş birliği protokolüne SASKİ Genel Müdürü Seyit Sakallıoğlu, SASKİ yönetim kadrosu ve SAÜ bilim kurulunda görev alan akademisyenler katıldı. Bundan sonra gölün geleceği artık akademisyenlerden oluşan bilim kurulunun rehberliğinde şekillenecek. Sakarya Su ve Kanalizasyon İdaresi (SASKİ) ile Sakarya Üniversitesi Su Yönetimi ve Teknolojileri Araştırma ve Uygulama Merkezi (SUTAM) arasında sürekli işleyen bilimsel bir çalışma modeli oluşturulacak. Böylece Sapanca Gölü'nün su kalitesi, ekolojik yapısı ve havza genelindeki değişimler akademik destekle sürekli takip edilerek doğal kaynağın gelecek nesillere aktarılması için önemli bir adım atılacak.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a587bf2df38b-1784183794.jpg" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p><strong>Su kaynakları</strong><strong> bilimsel yöntemlerle izlenecek</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a587c13cf2d8-1784183827.png" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p>Protokol kapsamında Sakarya’daki tüm yüzeysel ve yer altı su kaynakları bilimsel yöntemlerle izlenecek, araştırılacak ve sürdürülebilir yönetim anlayışıyla korunacak. Ayrıca iklim değişikliğinin etkileri bilimsel yöntemlerle analiz edilecek, ortak araştırmalar ve laboratuvar çalışmaları yürütülecek.</p>
<p>Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar, protokol ile ilgili olarak yaptığı açıklamada akademisyenlerin katkılarıyla sürdürülebilirliği esas alan, doğayı koruyan ve çevreye duyarlı şehir anlayışını daha da güçlendireceklerini söyledi.</p>
<p>Alemdar, su kaynaklarını günübirlik çözümlerle değil, uzun vadeli bilimsel politikalarla korumak zorunda olduklarını, üniversite ile kurdukları bu güçlü iş birliği sayesinde Sapanca Gölü’nü ve Sakarya’nın tüm su kaynaklarını gelecek nesillere sağlıklı şekilde ulaştıracak çalışmaları kararlılıkla sürdüreceklerini söyledi.</p>
<p>Sakarya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hamza Al ise, yerel yönetimlerle kurdukları güçlü iş birliğinin, bilimsel çalışmaları daha da ileriye taşıdığını, Sakarya Üniversitesi olarak topluma katkı sağlayan projeler üretmeye ve ortak çalışmalar geliştirmeye devam edeceklerini söyledi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sapanca-golunu-daha-etkin-korumak-icin-bilim-kurulu-olusturuldu-83299</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/9/1280x720/sapanca-golunu-daha-etkin-korumak-icin-bilim-kurulu-olusturuldu-1784183902.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sakarya Su ve Kanalizasyon İdaresi (SASKİ) ile Sakarya Üniversitesi Su Yönetimi ve Teknolojileri Araştırma ve Uygulama Merkezi (SUTAM) arasında sürekli işleyen bilimsel bir çalışma modeli oluşturulacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/veri-olmadan-yapay-zeka-da-yok-83295</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Veri olmadan yapay zekâ da yok</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapay zekâ dünyasında bugüne kadar en fazla modeller, uygulamalar ve kullanıcıya doğrudan ulaşan çözümler konuşuldu. Ancak şirketlerin yapay zekâdan gerçek anlamda değer üretmesini belirleyen asıl unsur, çoğu zaman görünmeyen bir katmanda bulunuyor: Veri altyapısı.</p>
<p>Doğru, güvenilir ve güncel veriye sahip olmayan bir şirketin, en gelişmiş yapay zekâ sisteminden bile sağlıklı sonuç alması kolay değil. Yerli veri platformu Hardal’ın aldığı 1 milyon 550 bin dolarlık yatırım, yatırımcıların giderek daha fazla bu altyapı katmanına yöneldiğini gösteriyor.</p>
<p>Simya VC liderliğinde gerçekleşen yatırım turuna, Türkiye Kalkınma Fonu ve ODTÜ Teknokent ortaklığıyla kurulan Invest101, Maxis Ventures ile Shark and Partners katıldı. Hardal, yatırımla küresel pazarlardaki büyümesini hızlandırmayı, ekibini genişletmeyi ve yapay zekâ altyapısını güçlendirmeyi hedefliyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a587607e4cf3-1784182279.png" alt="" width="478" height="360" />Hardal Kurucu Ortağı ve CEO’su Barış Gürbüzler’e göre şirketlerin veri yönetimi ihtiyacı köklü biçimde değişti. Geçmişte markalar, kullanıcı verilerini toplarken bugüne kıyasla çok daha geniş hareket alanına sahipti. Ancak tarayıcı kısıtlamaları, iOS gizlilik güncellemeleri, KVKK, GDPR kullanıcıların artan mahremiyet beklentileri bu dönemi sona erdirdi. Gürbüzler, “Geçmişte şirketler pazarlama verilerini toplarken daha rahat davranabiliyordu. Bugün hem kullanıcılar bu konuda çok daha hassas hem de KVKK ve GDPR gibi yasal zorunluluklar var. Eskiden göz ardı edilen veri sahipliği artık çok önemli hale geldi” diyor.</p>
<p>Hardal, şirketlerin internet siteleri, iOS ve Android uygulamaları, CRM sistemleri ve pazarlama araçlarından gelen verileri tek bir altyapıda topluyor. Farklı kaynaklardan gelen dağınık verileri standartlaştırıyor, güvenli biçimde yönetiyor ve analitik ya da reklam sistemlerine aktarılabilir hale getiriyor. Gürbüzler, Hardal’ın çözümünü yalnızca bir ölçümleme aracı olarak tanımlamıyor. Platformun asıl hedefinin, şirketlerin kendi verileri üzerinde yeniden kontrol sağlamasına yardımcı olmak olduğunu belirtiyor: “Hardal, kurallara uygun şekilde markaların kendi verilerini maksimum doğrulukta toplayıp yönetmelerini sağlıyor. Bu sayede şirketler daha doğru pazarlama stratejileri geliştirebiliyor.”</p>
<p><strong>Eksik veri yanlış karar demek</strong></p>
<p>Yapay zekâ çağında verinin önemi yalnızca pazarlama performansını ölçmekle sınırlı değil. Şirketlerin kullandığı yapay zekâ modellerinin, otomatik karar sistemlerinin ve kişiselleştirme araçlarının kalitesi de doğrudan beslendikleri veriye bağlı.</p>
<p>Gürbüzler, “Verisi olmayanın yapay zekâdan faydalanması çok zor. Eksik veriyle beslenen model size yanlış kararlar aldırıyor. Reklam bütçenizi yanlış yere harcıyorsunuz, yanlış kitleye konuşuyorsunuz, yanlış ürünü öne çıkarıyorsunuz” diyor.</p>
<p>Hardal’ın odaklandığı yeni alanlardan biri de yapay zekâ ajanlarının yarattığı dijital trafik. Yapay zekâ tabanlı arama sistemleri ve dijital asistanlar yaygınlaştıkça, şirketlerin internet siteleri artık yalnızca insanlar tarafından ziyaret edilmiyor.</p>
<p>Gürbüzler, birçok şirketin sitesini hangi yapay zekâ ajanlarının ziyaret ettiğini henüz bilmediğine dikkat çekiyor. Gürbüzler, “Bu veri, markaların yapay zekâ kanallarına yaptıkları içerik ve pazarlama yatırımlarının etkisini ölçebilmeleri açısından giderek daha önemli hale geliyor” diye ekliyor.</p>
<p><strong>Küresel ölçekte geçerli bir problemi çözüyor</strong></p>
<p>Simya VC Yönetici Ortağı Selma Bahçıvanoğlu ise Hardal yatırımında kendilerini ikna eden en önemli unsurun, girişimin hızla büyüyen ve küresel ölçekte geçerli bir problemi çözmesi olduğunu söylüyor. Şirketlerin kullanıcı davranışını anlamaya, pazarlama performansını ölçmeye ve müşteri verisini daha verimli kullanmaya çalıştığını belirten Bahçıvanoğlu, bunu gerçekleştirmenin giderek zorlaştığına dikkat çekiyor: “Cookie kısıtları, tarayıcı engellemeleri, iOS gizlilik güncellemeleri ve regülasyonlar nedeniyle şirketlerin dijital veriyi doğru biçimde toplaması artık çok daha zor.”</p>
<p>Bahçıvanoğlu’na göre Hardal’ın farkı, yalnızca daha iyi pazarlama ölçümü sunması değil. Platform aynı zamanda veri sahipliği, regülasyon uyumu ve yapay zekâ sistemleri için güvenilir bir veri zemini oluşturuyor.</p>
<p><strong>Değer, uygulamadan önce altyapıda oluşuyor</strong></p>
<p>Bugün pek çok girişim kendisini doğrudan yapay zekâ başlığı altında konumlandırıyor. Bahçıvanoğlu ise yatırımcıların yalnızca son kullanıcıya görünen uygulamalara değil, bu uygulamaların çalışmasını sağlayan altyapıya da bakması gerektiği görüşünde. “Bir şirketin doğru, güvenilir, güncel ve kendisine ait verisi yoksa yapay zekâdan alacağı verim sınırlı kalıyor” diyen Bahçıvanoğlu, geleceğin önemli teknoloji şirketlerinin bir bölümünün uygulama katmanında değil, veri altyapısında ortaya çıkacağını düşünüyor. Regülasyonların sıkılaşması, üçüncü taraf veriye erişimin zorlaşması ve markaların müşteri verisini daha kontrollü yönetme ihtiyacı, birinci taraf veri altyapılarını da önemli bir yatırım alanına dönüştürüyor.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>■ PAZARLAMA VERİ DÜNYASI DEĞİŞİYOR</strong></span></p>
<p>Hardal’ın öncelikli hedefi, Türkiye’de elde ettiği deneyimi uluslararası pazarlara taşımak. Şirketin çözmeye çalıştığı veri kaybı, ölçümleme, gizlilik ve veri sahipliği sorunları ise yalnızca Türkiye’ye özgü değil.</p>
<p>Bahçıvanoğlu’na göre Hardal’ın global pazardaki en güçlü avantajı burada yatıyor. Girişim, farklı ülkelerde şirketlerin yaşadığı ortak bir soruna, teknik olarak güçlü ancak müşterinin kolay anlayabileceği bir çözüm sunuyor. Ürünün sunduğu faydanın doğrudan gelir ve performans sonuçlarına bağlanabilmesi de önemli bir avantaj. Daha doğru veri, daha sağlıklı ölçüm, daha iyi kampanya optimizasyonu ve daha verimli müşteri yönetimi, yatırımın şirkete sağladığı değerin somut biçimde ölçülebilmesini sağlıyor.</p>
<p>Gürbüzler, yatırım sonrasında en önemli önceliklerinin global büyüme olduğunu belirtiyor: “Türkiye pazarında çok değerli öğrenimler elde ettik. Bunları yurt dışında da uygulamayı planlıyoruz. Pazarlama veri dünyası değişiyor. Amacımız bu değişime öncülük ederek pazarlamacılar için eksik veriden korkulmayan bir dünya yaratmak.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/veri-olmadan-yapay-zeka-da-yok-83295</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Veri olmadan yapay zekâ da yok ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kagit-sektorunde-verimlilik-haritasi-83293</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kâğıt sektöründe verimlilik haritası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Sanayisinin Enerji Verimliliği Raporu’nun 3. versiyonundaki sektörel analizlere bu hafta kâğıt sektörüyle devam edelim. Kâğıt sanayisi, ambalajdan matbaacılığa, hijyen ürünlerinden endüstriyel kullanımlara kadar çok geniş bir alana girdi sağlayan temel sektörlerden biri. Selüloz hazırlama, hamurlaştırma, rafine etme, eleme, kurutma, fırınlama, haddeleme ve kesim gibi süreçler hem elektrik hem ısı enerjisi açısından yoğun tüketim yaratıyor.</p>
<p>Rapor kapsamında 13 farklı kâğıt işletmesinde enerji etüt çalışmaları gerçekleştirdik. Bu işletmelerin 8’i 5.000 Ton Eş Değer Petrol (TEP) üzeri, 2’si 1.000 ila 5.000 TEP arası, 3’ü ise 1.000 TEP altı tüketime sahip. Aşağıdaki veriler, enerji verimliliğine odaklanan işletmelerdeki çalışmalarımızın sonuçlarını yansıtıyor. Sektördeki farklı işletmelerde tasarruf potansiyelinin daha yüksek seviyelere çıkabileceği de göz önünde bulundurulmalı.</p>
<p><strong>Tüketim profili</strong></p>
<p>Analiz edilen işletmelerde toplam enerji tüketiminin %85’i elektrikten, %15’i ise ısı enerjisinden -fosil yakıt ağırlıklı- kaynaklanıyor. Toplam enerji verimliliği potansiyeli %26,6 seviyesinde. Bunun %18,9’u elektrik tüketiminden, %7,7’si ısı enerjisi tarafındaki iyileştirmelerden geliyor. Bu da kâğıt sektöründe elektrikli sistemlerin verimlilik yol haritasında merkezi bir rol oynadığını gösteriyor.</p>
<p>Pompa sistemleri, fanlar, motorlar, vakum sistemleri, aydınlatma, yardımcı işletmeler ve üretim hattındaki elektrikli ekipmanlar bu nedenle ayrıntılı biçimde ele alınmalı. Kurutma, fırınlama ve diğer ısıl süreçler de toplam potansiyel içinde önemli bir iyileştirme alanı.</p>
<p><strong>İlk üç odak alanı </strong></p>
<p>Sonuçlara göre sağlanabilecek toplam 100 birim tasarruf potansiyelinin %61’i ısı ve üretim süreçleri, %14’ü ile pompa sistemleri, %9’u aydınlatma sistemlerinden geliyor. Bu üç başlıkla ulaşılan toplam %84’lük potansiyel, sektör için önemli bir önceliklendirme sunuyor. İlk bakılması gereken alan, üretim sürecinin enerjiyle nasıl beslendiği ve ısı akışlarının nasıl yönetildiği olmalı. Kurutma ve fırınlama gibi ısıl ihtiyaçlar, atık ısı geri kazanımı açısından dikkatle incelenmeli. Ardından pompa sistemleri ve aydınlatma gibi daha görünür elektrik tüketim noktaları detaylandırılmalı.</p>
<p>Kâğıt üretiminde sürekli çalışan sistemlerin payı yüksek olduğu için küçük verim kayıpları yıl sonunda büyük enerji tüketimlerine dönüşebilir. Gereğinden yüksek debiyle çalışan pompalar, yanlış seçilmiş motorlar, düşük verimli armatürler, yetersiz otomasyon veya bakımı aksayan ekipmanlar toplam maliyeti sessizce büyütür.</p>
<p><strong>Yatırımın geri dönüşü </strong></p>
<p>Kâğıt sektörü etütlerinde 1 TEP enerji tüketimi azaltımı için gereken ortalama yatırım 1.168 dolar. Projelerin ortalama geri ödeme süresi ise 1,92 yıl seviyesinde. Bu süre, ele aldığımız birçok sektöre kıyasla oldukça güçlü bir yatırım gerekçesi sunuyor. Emisyon azaltımı açısından bakıldığında 1 ton karbondioksit eş değeri emisyon azaltımı için gereken ortalama yatırım tutarı 683 dolar. Elektrik tüketiminin toplam enerji içindeki yüksek payı, karbon azaltımı açısından elektrik tüketiminin kaynağını ve verimini birlikte düşünmeyi gerekli kılıyor. Bu nedenle enerji verimliliği ile yenilenebilir elektrik tedariki birbirini tamamlayan iki başlık olarak değerlendirilmeli. Raporun etki düzeyi analizinde de enerji yönetimi faaliyetleri yüksek etki düzeyiyle öne çıkıyor. Bu bulgu önemli. Çünkü kâğıt sektöründe yalnızca ekipman değişimiyle ilerlemek yeterli olmayabilir. Ölçüm, izleme, doğru ayar değerleri, bakım disiplini, üretim planlaması ve performans takibi tasarrufun kalıcı hale gelmesini sağlar.</p>
<p><strong>Sahadan notlar</strong></p>
<p>Kâğıt işletmelerindeki başlıca fırsat alanlarından biri pompa sistemleri. Debi ihtiyacının doğru belirlenmemesi, vana kısma yöntemiyle kontrol, sabit hızlı çalışma, hatalı pompa seçimi ve hidrolik dengesizlikler önemli kayıplar yaratabilir. Değişken hızlı sürücüler, doğru pompa seçimi, hat kayıplarının azaltılması ve işletme noktalarının düzenli izlenmesi bu alanda güçlü sonuçlar verebilir.</p>
<p>Isı ve üretim süreçlerinde ise kurutma, fırınlama, sıcak hava, baca gazı, kondens ve atık ısı noktaları birlikte incelenmeli. Atık ısıdan ısı veya elektrik üretimi sistemleri de yüksek etki düzeyiyle öne çıkıyor. Doğru sıcaklık seviyesindeki atık ısının başka bir süreçte değerlendirilmesi, yakıt tüketimini ve toplam enerji maliyetini azaltabilir.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>Sektör geri dönüşümlü üretim kapasitesiyle de döngüsel ekonomi açısından stratejik önem taşıyor. Ancak bu avantajın gerçek etkisi, üretim süreçlerinin ne kadar verimli yönetildiği ve karbon yönetimi ile desteklendiği ile doğrudan bağlantılı. Özetle bugünün verimlilik yatırımları, sektörün hem rekabet gücünü hem çevresel performansını belirleyen ana unsurlardan biri.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kagit-sektorunde-verimlilik-haritasi-83293</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kâğıt sektöründe verimlilik haritası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergide-dijital-donusumun-anahtari-ortak-akil-ve-is-birligi-83292</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vergide dijital dönüşümün anahtarı: Ortak akıl ve iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dijital uygulamaların başarısı; gerçek durumun hesaba katılmasına, sahadan gelen deneyimlerin dikkate alınmasına, meslek mensuplarının iş yükünü azaltan çözümlerin hayata geçirilmesine ve ortak akılla hareket edilmesine bağlıdır.</strong></p>
<p>Muhasebe ve vergi sistemlerinde dijitalleşme artık bir tercih değil, zorunluluktur. Ülkemiz, son yıllarda e-Fatura, e-Defter, e-Beyanname ve Dijital Vergi Dairesi gibi uygulamalarla, bazı alt yapı sorunlarına rağmen önemli bir dönüşümü gerçekleştirmiş bulunuyor. Bu dönüşümün en güçlü aktörlerinden biri de hiç kuşkusuz mali müşavirlik camiasıdır. Yaklaşık 140 bin mali müşavir; kamu yararına önemli katkılar vererek, devlet ile mükellef arasında güven köprüsü kurarak dijital vergi sistemlerinin sahadaki en önemli uygulayıcıları arasında yer almaktadır.</p>
<p>Dijitalleşme sürecinin son halkalarından biri olan, 24 Aralık 2025 tarihinde yayımlanan Tebliğ ile hayata geçirilen ve 1 Temmuz 2026 itibarıyla zorunlu hale gelen elektronik Karşıt İnceleme (e-Karşıt) uygulamasıdır. Bu uygulama, dijital dönüşüm kapsamında atılmış önemli bir adım olmakla birlikte sahada ciddi sorunlar yaratmış; yeminli mali müşavirler ile serbest muhasebeci mali müşavirler arasındaki çalışma uyumu ilk kez bu kadar bozulmuş bulunuyor.</p>
<p>Dijitalleşmenin başarısı yalnızca teknolojik altyapıyla değil, sistemin sahada adil, uygulanabilir ve sürdürülebilir bir şekilde işlemesiyle mümkündür. Oysa söz konusu uygulamanın sahada önemli güçlükler oluşturduğu görülmektedir.</p>
<p>Denetim sürecinin asli bileşenlerinden birisi olan tutanak oluşturma işleminin Serbest Muhasebesi ve Mali Müşavirler tarafından gerçekleştirilmesi, 3568 Sayılı Kanun’da öngörülen görev, yetki ve sorumluluk dağılımı ile bağdaşmamaktadır. </p>
<p>Denetim yetkisinin kanunen Yeminli Mali Müşavirlere ait olduğu bir ortamda, sürecin fiilen Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler tarafından yürütülmesi sonucunu doğuran Elektronik Karşıt İnceleme Sistemi, bu hali ile “yetkinin kanuniliği” ilkesine ve aykırıdır. Zira uygulama, denetim görevini, mevzuatta açıkça öngörülmeyen bir şekilde Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler üzerine yüklemektedir.</p>
<p>27 Seri No’lu Serbest Muhasebeci, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu Genel Tebliği kapsamında karşıt inceleme, esas itibarıyla yeminli mali müşavirlerin (YMM’lerin) yürüttüğü bir doğrulama faaliyetidir, muhatabı ise görünürde mükellefl erdir. Ancak Elektronik Karşıt İnceleme Uygulamasına göre; kayıtların kontrolü, istenen ayrıntılı verilerin sisteme manuel girişleri, karşıt inceleme tutanaklarının düzenlenmesi, sistem üzerinden cevaplanması, süre takibi ve cezai risklerin yönetimi fiili olarak SMMM’lerin omuzlarına yüklenmiş bulunmaktadır. Üstelik SMMM’ler, bu süreci; bildirimler, beyanname dönemleri ve diğer yasal yükümlülüklerin yoğunluğu içinde yürütmektedirler.</p>
<p>Öncelikle durumu daha doğru analiz etmek ve uygun çözümler üretebilmek için 1 Temmuz itibarıyla uyulma zorunluluğu öngören, Elektronik Ortamda Karşıt İnceleme Tebliği’nin yürürlük tarihinin birkaç ay sonraya ötelenmesinde büyük yarar görmekteyiz.</p>
<p>Mali müşavirler kamu yararı için üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmekten hiçbir zaman kaçınmamıştır. Ancak yeni düzenlemeler, mevcut iş yükü ve operasyonel kapasiteler dikkate alınarak planlanmalıdır.</p>
<p>Sahadan gelen bu talepler doğrultusunda TÜRMOB olarak kapsamlı bir değerlendirme çalışması yürüttük; uygulamada karşılaşılan sorunları ve çözüm önerilerimizi ayrıntılı bir rapor halinde Gelir İdaresi Başkanlığımıza ilettik ve yeni önerilerimizi yetkililerle iletmeye, istişarelerde bulunmaya devam ediyoruz. Amacımız sağlıklı işleyen bir dijital uygulama kolaylığı ve etkinliği içinde; kamunun ihtiyacını karşılayacak, YMM’lerin ve SMMM’lerin uyum sağlayacakları adil bir uygulamanın hayata geçirilmesidir.</p>
<p>Esas olarak YMM’lerin ihtiyaç duydukları söz konusu doğrulamaları GİB sistemleri üzerinden yapabilmelerine imkân sağlanması gerektiği kanaatindeyiz. SMMM’lerin ise fiilen karşılığını alamadıkları ve kapasitelerinin üstünde bir angarya ile karşı karşıya bırakılmalarını doğru bulmuyoruz. Ayrıca, idarenin sistemlerinde bulunan bilgilerin mükelleflerden yeniden talep edilmemesi gerektiğini, cevap sürelerinin yetersiz olduğunu, cezai yaptırımların ölçüsüz ve adil olmadığını düşünüyoruz.</p>
<p>Aslında bütün talepler tek bir ortak noktada birleşmektedir: Dijitalleşme süreci zorlaştırmamalı aksine iş ve işleyişi kolaylaştırmalıdır. Teknolojinin amacı yeni bürokrasi üretmek değil, mevcut bürokrasiyi azaltmaktır.</p>
<p>TÜRMOB olarak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da dijital dönüşümün yanında olmaya devam edeceğiz. Ancak dijital dönüşümün kalıcı başarısı, gerçek durumun hesaba katılması, sahadan gelen deneyim ve önerilerin dikkate alınmasına bağlıdır. Bizim önceliğimiz, hem meslek mensuplarımızın çalışma koşullarını iyileştirmek hem de vergi sisteminin etkinliğini ve gönüllü uyumu güçlendirmektir. Çünkü güçlü bir vergi sistemi; güçlü bir mali idare, güçlü bir teknoloji altyapısı ve güçlü bir mali müşavirlik mesleğinin birlikte çalışmasıyla mümkündür.</p>
<p>İnanıyoruz ki ortak akıl ve iş birliğiyle e-Karşıt uygulaması daha rasyonel bir işleyişe kavuşacaktır. Dijital dönüşümün başarısı yalnızca yazılımlarla değil, o sistemi kullanan insanların bilgi ve deneyiminden yararlanmakla mümkündür. Çünkü dijitalleşmenin gerçek ölçüsü, hayatı kolaylaştırabildiği ölçüde anlam kazanır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergide-dijital-donusumun-anahtari-ortak-akil-ve-is-birligi-83292</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vergide dijital dönüşümün anahtarı: Ortak akıl ve iş birliği ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-destekli-anayasa-mahkemesi-83291</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ destekli Anayasa Mahkemesi…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Altı ayrı kamu kuruluşunun ihtiyaçlarının yapay zekâ desteği ile karşılanması için proje başvuruları alındı. Bu kuruluşlar arasında ilk sırayı Anayasa Mahkemesi aldı. Anayasa Mahkemesi’ni, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı, Gelir İdaresi Başkanlığı, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu izledi. </strong></p>
<p>2026-2030 dönemini kapsayan Yapay Zekâ Strateji ve Eylem Planı açıklanmış olmasına karşın yazılı bir doküman olarak henüz ortaya çıkmış değil. 5 milyon vatandaşa eğitim, 100 bin yapay zekâ profesyoneli yetiştirilmesi, sağlık, tarım ve savunma başta olmak üzere en az 2 bin kamu veri setinin kullanıma açılması, veri merkezi kurulu gücünün 2030 yılına kadar en az 1 GW seviyesine çıkarılması, kamu yatırım programlarından yapay zekâ projelerine en az yüzde 2 pay ayrılması zikredilen yapılacaklar listesinde.</p>
<p>KOBİ’lere yapay zekâ kuponları sağlanması, yerli yapay zekâ girişimleri için Ulusal Yapay Zekâ Araştırma ve Büyüme Fonlarının kurulması, fonlar ile yapay zekâ girişimlerinin geliştirilmesi, enerjisi ve altyapısı hazır kampüslerin yatırımcılara sunulması, yapay zekâ büyüme bölgelerinin oluşturulması da yol haritasının unsurları arasında.</p>
<p>Görüldüğü kadarıyla yapay zekâ artık konuşulmaktan ziyade kamuda ve özel sektörde eylemlerin aracı ve unsuru haline gelecek ve hatta giderek gündelik yaşama dokunacak. Yapay zekânın kamu kesiminde kullanımı, ‘gelişme’ bakımından, herhalde düşünüldüğünün ötesinde fonksiyon görecek.</p>
<p>İsterseniz bu alandaki önemli bir gelişmeyi de paylaşalım. TÜBİTAK aylardır Kamu Yapay Zekâ Ekosistemi Çağrısı kapsamında kamu kurum ve kuruluşlarının ihtiyaçlarını karşılamak üzere bir dizi ihale hazırlıkları yaptı.</p>
<p>Bu kapsamda altı ayrı kamu kuruluşunun ihtiyaçlarının yapay zekâ desteği ile karşılanması için proje başvuruları alındı. Bu kuruluşlar arasında ilk sırayı Anayasa Mahkemesi aldı. Anayasa Mahkemesi’ni, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı, Gelir İdaresi Başkanlığı, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu izledi.</p>
<p>Kuşkusuz her kurumun kendine göre ihtiyaç ve beklentileri var. Örneğin Anayasa Mahkemesi yapay zekâ ile ne yapmak istiyor? Yüksek Mahkeme, bireysel başvuru sisteminin reorganizasyon ve işleyişini düzenlerken yapay zekâdan yararlanmak istiyor.</p>
<p>Neden mi? Anayasa Mahkemesi’ne bir yasal zorunluluk haline geldiği 23 Eylül 2012 tarihinden 20 Mayıs 2026 tarihine kadar 737.860 bireysel başvuru yapılmış, bu başvurulardan 102.915’i henüz sonuçlanmamış. Her yıl ortalama 80.000 yeni başvuru sisteme dâhil oluyor.</p>
<p>Çok sayfalı bireysel başvuru formu ve eklerinin, dilekçelerin, ilişkili dava dosyası içeriklerinin manuel olarak incelenmesi ve özetlenmesi önemli ölçüde zaman ve iş gücü gerektiriyor. Mevcut koşullarda ancak yıl içinde yapılan başvuru sayısı kadar bireysel başvuru sonuçlandırılabiliyor ve henüz sonuçlanmamış başvuru sayısında etkin bir azalma sağlanamıyor. Sonuçlanan bireysel başvurular içinde yer alan 295.000 adet başvuru zaten çeşitli nedenlerle ‘baştan’ kabul edilmemiş olduğunu unutmayalım.</p>
<p>Bu arada bireysel başvuru formlarının ortalama olarak 10-16 sayfa arasında, özellikle yargısal değerlendirilmeye konu olan bölümlerin (olay ve olgular, hak ihlaline ilişkin açıklamalar, sonuç talepleri) 4-8 sayfa aralığında, online sistemde yapılan başvurularda ise yargısal değerlendirmeye konu olan bölümlerdeki verilerin ise ortalama 1.100-1.500 kelime aralığında olduklarını da dile getiriyor.</p>
<p>Mahkeme gizlilik içeren ve kilitli durumda bulunanlar, derdest/açık durumda bulunanlar, henüz karar verilmemiş olanlar ve bölümler aşamasında bulunanlar hariç olmak üzere komisyonlar aşamasında sonuçlanmış (kapalı durumda olan) bireysel başvuru dosyaları ile ilgili verilere de proje süresince erişimi sağlamayı hedefliyor.</p>
<p>Bu nedenlerle Anayasa Mahkemesi; bireysel başvuruların incelemesindeki yargısal verimliliğini artırmak üzere yapay zekâ tabanlı “Karar Destek Sistemi” geliştirmek istiyor. Geliştirilen proje çerçevesinde, mahkemeye sunulan belgelerin yapay zekâ tarafından işlenebilir şekilde, işlenebilir metin formatına dönüştürülmesi, içeriklerin anlamsal olarak analizinin yapılması ve bireysel başvuruların kabul edilebilirlik incelemesine ilişkin karar taslaklarının yapay zekâ desteğiyle hazırlanması gibi zor bir görevi yapay zekâdan bekliyor. Sistemin genel olarak bir karar verici değil, süreci kolaylaştıran ve hızlandıran yapay zekâ destekli bir karar destek sistemi rolünü üstlenmesi isteniyor.</p>
<p>Özetle Anayasa Mahkemesi, TÜBİTAK’ın aracılığı ile ihaleye çıkarak yapay zekâ aracılığı ile bireysel başvuru sistemi sürecini yeniden düzenlemek, hız kazanmak, hizmet kalitesini artırmak istiyor.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi çok önemli bir hak olan ‘bireysel başvuru’ hakkının kullanımına 14 yıldır yetişemediğini söylüyor. 285 bin başvurunun aslında ‘bilgisizlik’ nedeniyle hazırlanamayarak baştan elendiğini, ancak bu dosyaların bile incelenmek zorunda kalındığına anlatmaya çalışıyor.</p>
<p>Bu zaman ve emek kaybı, yapay zekâ ile giderilirse elde edilen zaman ile bireysel başvuru yapacak vatandaş bile bilinçlendirilebilir. Bireysel başvuru hakkının kullanımındaki patlama bir başka tartışma konusu olsun ancak ‘zamanı artacak’ Anayasa Mahkemesi’nin hız ve kalite kazanması ölçülebilir ve görülebilir özellikleri nedeniyle diğer kamu kuruluşları için mutlaka örnek olacaktır. Anayasa Mahkemesi gibi diğer dört kamu kuruluşu da daha efektif çalışacaktır.</p>
<p>Bu nedenle, bu süreç kamunun hantallığının giderilmesi, verimliliğinin artırılması ve etkin yönetişim için en büyük fırsat olarak yakından takip edilmelidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-destekli-anayasa-mahkemesi-83291</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ destekli Anayasa Mahkemesi… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiyenin-hedefi-uluslararasi-ogrenci-liginde-ilk-3e-girmek-83287</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye&#039;nin hedefi uluslararası öğrenci liginde ilk 3’e girmek!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu’nun (DEİK) 153 iş konseyi arasında küresel vizyonu ve makroekonomik çarpan etkisiyle en stratejik yapılardan biri olan Eğitim Ekonomisi İş Konseyi, 15’inci yılında vites büyütüyor. Konseyin yeni başkanı Dr. İsrafil Kuralay ile bir araya gelerek, Türkiye’nin küresel eğitim pastasından aldığı payı, hedef pazarları, vakıf üniversitelerinin yeni dönem stratejilerini ve sektörün önündeki yapısal engelleri konuştuk. Dünyada 200 ila 400 milyar dolarlık devasa bir hacme ulaşan eğitim ekonomisinde Türkiye’nin artık bir ‘lig oyuncusu’ olduğunu vurgulayan Kuralay, içerideki karamsar algının aksine, dışarıdan bakıldığında Türkiye’nin çok güçlü bir eğitim cazibe merkezi haline geldiğini ifade etti. Batı dünyasında tırmanan vize engelleri ve yabancı düşmanlığı gibi yaklaşımların Türkiye için doğal bir çekim alanı yarattığını kaydeden Kuralay, dezenformasyon süreçlerine karşı küresel ölçekte güçlü bir lobi faaliyeti yürüteceklerinin mesajını verdi.</p>
<h2>"Büyük bir potansiyele sahibiz"</h2>
<p>Türkiye’nin, son 25 yılda uluslararası öğrenci bazında çok büyük bir potansiyele ulaştığına dikkat çeken Kuralay, “2000’li yılların başında yalnızca 10-18 bin bandında olan yabancı öğrenci sayımız bugün 380 bine ulaşmış durumda. Bu, neredeyse 20 katı aşan devasa bir yükselme grafiğidir. Bu başarı sayesinde dünyada uluslararası öğrenci sayısında ilk 10 ülke arasına girmeyi başardık” dedi.</p>
<p>Bu büyümenin, DEİK Eğitim Ekonomisi İş Konseyi’nin de sorumluluk alanını genişlettiğini söyleyen Kuralay, “Yeni dönemde dünya genelinde çok daha hedefli, odaklı çalışmalar yürüteceğiz. Eğitim dünyası, Türkiye için son derece olumlu, talebin yüksek olduğu ve öğrencilerin tabiri caizse kendiliğinden gelmek istediği bir pazar” diye konuştu.</p>
<h2>1 milyon barajını aşan tek ülke ABD </h2>
<p>Eğitimin tamamen ticari bir meta gibi konumlandırılmasının yaratabileceği yanlış anlaşılmalara da değinen Kuralay, ekonomik gerçekliğin altını ise şöyle çizdi: "Eğitimi sadece ticarete endekslemek yanlış anlaşılabilir ancak bu hayatın ve ekonominin bir gereğidir. Öğrenci ülkemize gelecek, kaydını yaptıracak, harcamasını yapacak. Biz DEİK olarak bu dönemde hedef ülkelere yönelik nokta atışı çalışmaları artıracağız. Ülkemize hem sayısal olarak daha fazla hem de nitelik açısından çok daha donanımlı öğrencilerin gelmesini amaçlıyoruz. Türkiye’nin resmi olarak koyduğu 500 bin ve ardından 1 milyon uluslararası öğrenci hedefi var. Dünyada bugün 1 milyon barajını aşan tek ülke ABD. İngiltere, Kanada, Avustralya, Almanya ve Fransa gibi devlerle yarışıyoruz. 1 milyon hedefine ulaştığımızda küresel ligde ilk 3 arasına girmiş olacağız.”</p>
<h2>Yıllık doğrudan katkı 3 milyar dolar </h2>
<p>Küresel ölçekte yüz milyarlarca doları bulan eğitim sektörünün Türkiye ekonomisindeki cari karşılığını ve etki analizlerini değerlendiren Kuralay, rakamların çarpan etkisine ilişkin olarak da, “Şu an mevcut 380 bin öğrencinin Türkiye ekonomisine yıllık doğrudan katkısı 3 milyar dolar civarında. Ancak bu veri çok iyi analiz edilmeli. Bir öğrencinin ülkeye katma değeri, sadece üniversiteye ödediği eğitim ücretiyle ölçülemez. Bunun konaklaması, yemesi, içmesi, sosyal harcamaları var. Bir öğrenci lisans için geldiğinde 4 yıl, yüksek lisans ve doktorayı da eklediğinizde en az 7 ila 11 yıl boyunca sizin ülkenizde yaşayan, tüketen ve harcayan bir ekonomik aktöre dönüşüyor. Dolayısıyla bu, hizmet ihracatı kalemleri içerisinde çarpan etkisi en yüksek alanlardan biri" değerlendirmesinde bulundu. “Eğitim, ekonomiye kurban edilemeyecek kadar kıymetli bir alan” diyen Kuralay, “Temel hedefimiz her zaman en iyi, en kaliteli eğitimi vermek olmalı. Çünkü bizim yatırım malzememiz insan. Bu öğrencilere yabancı gözüyle bakılmasını doğru bulmuyorum. Bizim lügatimizde 'yabancı öğrenci' yok, 'misafir' veya 'uluslararası' öğrenci var. Onları ötekileştirmeden, bu toprakların kuşatıcı kültürüyle kucaklamalıyız" ifadelerini kullandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">YENİ KAYITLAR YAVAŞLASA DA EĞİTİMDE CARİ AÇIK YOK</span></h2>
<p>Yükseköğretim Kurulu (YÖK) verilerine göre, Türkiye'den yurt dışına giden öğrenci hareketliliği 2004 yılındaki 33 bin seviyesinden 2023 yılında 67 bine yükselerek iki katına çıksa da, ülkeye gelen net öğrenci hacmi bu rakamın oldukça üzerinde seyrediyor. DEİK Eğitim Ekonomisi İş Konseyi de tam olarak bu kritik noktada devreye girerek eğitim kalitesini yükseltmeyi ve nitelikli öğrenci çekimini artırarak cari dengedeki artı pozisyonu korumayı hedefliyor. İsrafil Kuralay, bu dengeyi sürdürülebilir kılmak için hem gidiş hem de geliş trafiğine önyargısız bakılması gerektiğini belirterek, "Yurt dışından gelişi de ön yargılı olmayan, buna tamamen reel olarak, ekonomik olarak bakmak gerekiyor. Cari dengeyi sağlamak anlamında daha fazla getirmemiz gerekiyor. milyon öğrenciyi bu ülke taşıyabilir, altyapımız var" diye konuştu. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">EN ÇOK ÖĞRENCİ ÖZBEKİSTAN'DAN</span></h2>
<p>Türkiye’nin eğitim pazarında en güçlü olduğu hinterlanda ve coğrafi dağılıma ilişkin de bilgiler veren Kuralay, şöyle devam etti: "Şu an en çok öğrenci çektiğimiz ilk 20 ülke, doğrudan kendi kültürel ve coğrafi hinterlandımızda yer alıyor. Bir numarada Türkmenistan var. Ardından Suriye, Özbekistan, İran, Afganistan ve Kuzey Afrika’dan Fas geliyor. Aslında tam anlamıyla bölgemizin cazibe merkezi ve kampüsü konumundayız. Bu ülkelerden gelen çocuklar kültürel ve inançsal olarak yabancılık çekmiyorlar. Özellikle Türk dünyasında muazzam bir potansiyel ve genç nüfus var. En büyük avantajımız şu ki, Türk devletlerindeki 30 yaş altı gençliğin hemen hemen yüzde 80’i Türkiye Türkçesini biliyor. Gittiğinizde hiçbir zorluk yaşamıyorsunuz. Türkiye’ye yönelik çok büyük bir sevgi ve gelme arzusu var. Üniversite rektörleriyle görüştüğümüzde akademik işbirliklerine son derece açık olduklarını görüyoruz. Erasmus’un yanı sıra Türk Devletler Teşkilatı’na bağlı 'Orhun Değişim Programı' da bu entegrasyonu çok hızlandırdı."</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Misafir öğrenciler, ülkelerinde Türkiye elçisi gibi oluyor</span></h2>
<p>Sosyal medyada körüklenen göçmen karşıtı söylemlerin ve dış kaynaklı algı operasyonlarının sektöre verdiği zarara değinen Kuralay, sektörde küresel rekabette algı savaşları yaşandığına, bunu kırmak için de “Bu dezenformasyonu önlemek için dünyada Türk eğitiminin lobisinin tabiri caizse daha iyi yapılması lazım. Bu konuda da DEİK’e düşüyor, eğitim iş konseyine düşüyor” dedi. Eğitim ekonomisinin sadece okul süreciyle sınırlı kalmadığını, uzun vadeli bir dış ticaret ve lobi stratejisi olduğunu belirten Kuralay, şu açıklamalarda bulundu: “Eski dünyada üniversiteler azken yurt dışına gitmek bir modaydı ancak bugün Türkiye çeşitlenen programlarıyla bu beklentiyi içeride rahatlıkla karşılıyor. Bizim asıl gücümüz, burada eğitim alan misafir öğrencilerimizin ülkelerine döndüklerinde üstlendikleri roldür. Biz bir elçi gönderiyoruz; ticarette iş yapan, şirket kuran çok sayıda Türkiye mezunu var. Döndüğünde ilk baktığı yer Türkiye oluyor, Türkiye ile alışveriş yapmak istiyor. Şu an 120 milyar dolarlık hizmet ihracatı pazarımızda eğitim; lojistiği, sağlığı, turizmi besleyen ana damardır. Bu dönemde DEİK olarak eğitim ekonomisinin cari durumunu net olarak ortaya koyacak kapsamlı bir etki araştırması başlatıyoruz. Bu veri setiyle yol haritamızı daha da netleştireceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiyenin-hedefi-uluslararasi-ogrenci-liginde-ilk-3e-girmek-83287</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/7/1280x720/israfil-kuralay-1784180451.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ DEİK Eğitim Ekonomisi İş Konseyi Başkanı İsrafil Kuralay, Türkiye’nin son 25 yılda küresel eğitim liginde ilk 10’a yükseldiğini belirterek, şu anda 380 bin olan uluslararası öğrenci sayısının kısa vadede 500 bine, ardından 1 milyona çıkarılmasının hedeflendiğini söyledi. Kuralay’a göre, güçlü bir eğitim cazibe merkezi haline gelen Türkiye’nin ilk 3’e girme noktasında potansiyeli yüksek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-kupasini-kim-kazanacak-83281</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya Kupası’nı kim kazanacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Başlıkta en dikkat çekici ifadenin “Dünya Kupası” değil, kazanmak olduğunu düşünüyorum. Futbol bazılarının hayatında önemli bir yer tutmasa da kazanmak hepimizin hayatında en azından bir süredir temel motifi oluşturuyor. En azından kazanma duygusu diyeyim çünkü bilançoya baktığımızda genellikle kazanmanın karşılığı pozisyonunu koruyabilme oluyor ya da bazen bu bile olmuyor.</p>
<p>Dünya Kupası konusunda geçerli olan durum farklı tabii: Maçlar oynanıyor ve sonunda takımlardan biri kupayı kaldıracak. Bir sonraki yazımı yazarken finalin adı netleşmiş olarak bir analiz yapmam mümkün olabilecekti. Ancak yazı çıktığında final maçı zaten oynanmış olacağından böyle bir analizin anlamı olmayacaktı. Bu hesabı yaparak analizi bugünden, Fransa’nın benim doğum günüm ve Bastille Günü olan 14 Temmuz’da İspanya’ya yenilerek elenmesinin ardından yapmak istiyorum. Google’a girip “Fransa 14 Temmuz” diye arama yaptığınızda karşınıza -bu yazı yazılırken- 2-0’lık maç sonucu ilk arama sonucu olarak çıkıyor.</p>
<p>Aşağıya inip “14 Temmuz’da Fransa’da ne oldu sorusuna tıkladığınızda “Bastille Günü (Fransızca: La fête nationale: ulusal bayram), her yılın 14 Temmuz günü kutlanan, Fransa'nın ulusal bayramıdır. 14 Temmuz 1789'da Bastille Baskını ve 14 Temmuz 1790'da Fête de la Fédération'da Fransız halkının birliğini anıyor.” yanıtı ile karşılaşıyorsunuz ama bu arada 2-0’lık Fransız yenilgisi aklınıza çok daha kalıcı olarak yerleşmiş oluyor.</p>
<p>Eskiden futbol daha basit bir oyundu. Biz İngiltere’ye 8-0 yenilirdik. İngilizler Almanlara yenilirdi. Gary Lineker, “Futbol 22 kişi ile oynanan ve sonunda Almanların kazandığı bir oyundur.” sözünü edip tarihe geçerdi ve biz bu sözü asla unutmamak üzere aklımıza kazırdık. Sonra işler karıştı.</p>
<p>Futbolun veriye dayalı bir oyun olduğu bir çağa girdik. Bunun yurtdışındaki çarpıcı örneği, SAP’nin sponsoru olduğu Hoffenheim’ı veri analizi yardımıyla lig atlata atlata Bundesliga’ya kadar taşıması oldu.</p>
<p>Almanya bu analitiği milli takım düzeyinde de kullandı. Google AI Modu buradaki durumu, “2014 Dünya Kupası 'nın ilk yarı final maçında Brezilya'yı hezimete uğratan Almanya, rakibini 7-1 yenerek finale yükselen ilk ekip oldu. Neymar'sız maça başlayan Brezilya ilk dakikalarda daha etkin gözüktü. Ancak bu savruk üstünlük sonuç getirmezken, dakikalar 11'i gösterirken Almanya golü buldu.” şeklinde hatırlatıyor. Konuyu bilmekle birlikte, ayrıntılar için yapay zekâdan yardım almayı tercih ediyorum. SAP Türkiye Genel Müdürü ( o zaman yanılmıyorsam operasyondan sorumlu genel müdür yardımcısıydı) Uğur Candan ile o dönem sohbet ederken SAP sisteminin maçı kazanmak için hızlı pas yapmak gerektiğini gösterdiğini ve Almanya’nın bu şekilde maçı kazandığını söylemişti. Tekno ritim sambacıların dansını bozmuştu.</p>
<p>Bizim başarımız ise, biraz daha farklıydı ve bunu Berlin’deki bir Almanya-Türkiye milli maçında gördüm. Bu dünya kupasındaki durumumuzu anlamak açısından faydalı olacaktır. Almanlar Berlin’deki maçta kale arkasında süper bir hazırlık yapmıştı. Alman milli takımı sahaya çıktığında ya da başka bir anda, herkes ellerindeki panoları kaldırarak kale arkasında boydan boya “Heimspiel” yazısını oluşturdu. Bizim anlayacağımız haliyle kendi sahamızda oynuyoruz anlamında bir ifadeydi. Onların şovunun ardından bizim takım sahaya çıkınca stadın dörtte üçlük bölümünde Türk bayrakları açıldı; Almanlar dona kaldı. Süper şov oldu.</p>
<p>Bunu bir gün önce Türk şoförlerden öğrenmiştik. Gençler o dönemde yoğun olarak takside çalışıyordu ve sağlam bir networkleri vardı. Alman hükümeti karaborsayı engellemek için mi maçta taşkınlıklara engel olmak için mi hatırlamıyorum, kontrollü bilet satışı sistemi kurmuştu. Bu şoför arkadaşlar da Türklerin kimlikleri ile bilet almış ve Berlin dışından gelecek olanlar da dahil olmak üzere stada gireceklerin biletsiz kalmamasını sağlamıştı. Şov süperdi ama maçta yenildik. Almanlar yenildiği için yenik sayılmadık, Almanlar bizi yendiği için yenilmiş olduk. O maçta Alman milli takımının saha üzerindeki terse koşu, omurga gibi dizilip sağa sola koşarak bizim çocukları şaşırtma gibi daha geleneksel taktikleri etkili olmuştu. Muhtemelen bizi analiz ederek nasıl yeneceklerine iyi çalışmışlardı. Futbol ayrı şeydi, kazanmak ayrı. Benim futbola son dönemde bu kadar odaklanmam yapay zekâ, iş modeli ve analitik ile bağlantısı nedeniyle. Buraya kadar anlattıklarımdan bunu anlamış olduğunuz umuyorum. Şimdi biraz da tarih boyutuna eğilip, Ersun Yanal’ı anlatayım.</p>
<p><strong>Ersun Yanal ve USB bellek ile kişiselleştirme çağı</strong></p>
<p>Ersun Yanal’ın teknik direktörlük ile bilişimi nasıl birleştirdiğini, Türkiye Bilişim Derneği’nin (TBD) bir etkinliğinde konuşmacı olması sayesinde öğrendim. Beni yakalayan nokta, sahada futbolcuların sakatlanma oranını azaltması ile ilgiliydi. Bizim Galatasaraylı futbolcuların sakatlıktan kırıldığı dönemdi. Sırtında yağlanma olan bir futbolcu için özel antrenman kurguladığını söylediğini de hatırlıyorum. Bu ileri teknoloji uygulaması, Yanal’a ancak 2013-2014 sezonunda Fenerbahçe’nin başındayken şampiyonluk tattırıyor. Fenerbahçe başkanlığına geri dönen Aziz Yıldırım’ın kulübün başında olduğu bu dönemde yaşanan şampiyonluğa kadar uzanan süreçte Yanal’ın bilişimi nasıl kullandığını yapay zekâya özetlettim:</p>
<p>Ersun Yanal'ın "USB ile antrenman" veya "veri yükleme" yöntemi, futbolculara taktiksel detayların ve analizlerin dijital ortamda aktarılması sürecidir. Yanal, antrenman sahasında saha içi GPS verilerini doğrudan oyuncu takibine dönüştürmüş, böylece oyuncuların antrenman sırasındaki eforunu USB bellekler ve tabletler üzerinden değerlendirip anında geri bildirim vermiştir.</p>
<p>Bu yöntemle Yanal'ın öne çıkan bazı uygulamaları şunlardı:</p>
<ul>
<li>Performans Verisi Takibi: Antrenmanlarda oyuncuların kat ettiği mesafe ve fiziksel kapasite USB belleklerle teknik ekibin tabletine aktarıldı.</li>
<li>Görsel Antrenman ve Taktik: Duran toplar, kornerler, taç atışları ve serbest vuruşlar gibi özel çalışmalarda oyunculara taktiksel ezberler, antrenman sonrası dijital olarak izletilerek pekiştirildi.</li>
</ul>
<p>Ersun Yanal, teknoloji destekli bu antrenman ve dijital analiz yöntemlerini Türkiye'de geniş çaplı ve popüler olarak ilk kez Gençlerbirliği (2002-2004) döneminde başlatmış, ardından A Millî Futbol Takımı ve özellikle şampiyonluk yaşadığı Fenerbahçe (2013-2014 ve 2018-2020) dönemlerinde zirveye taşımıştır.</p>
<p>Sürecin takımlara göre gelişimi şu şekildedir:</p>
<ul>
<li>Gençlerbirliği Dönemi (Başlangıç): Yanal, 2000'li yılların başında bilgisayar destekli analizi ve futbolcuların performans verilerini (koşu mesafeleri, nabız vb.) disket/CD ve ilk dijital depolama araçlarıyla takip ederek Türkiye'de bu akımın öncüsü olmuştur.</li>
<li>Fenerbahçe Dönemi (Zirve): Teknolojik antrenman modelini asıl popüler kılan ve kamuoyunda geniş yankı bulan dönem Fenerbahçe yıllarıdır. Yanal bu dönemde; GPS takip cihazları, dronelar ve tepe kameraları kullanarak oyuncuların tüm idman verilerini anlık olarak analiz ekiplerinin tabletlerine ve USB/flash bellek ünitelerine aktarmıştır. Oyunculara özel olarak hazırlanan rakip analizleri ve duran top varyasyonları da bu dijital depolama araçları üzerinden kendilerine teslim edilmiştir.</li>
</ul>
<p>İfade şaşırtmasın: Fenerbahçe’de 2013-2014’te şampiyonluk yaşayan Yanal, 2018-2020 döneminde sadece teknik direktör olarak Fenerbahçe’de görev alıyor. Şampiyonluk yok. Yanal, teknolojiyi kullanmadaki başarı ile şampiyon olmanın farklı şeyler olduğunu anlamamızı sağlayan bir örnek olduğu için bu yazıda yer alıyor. Şimdi buradan Dünya Kupası’nı kimin kazanacağı soru su ile ilgili analize geçeyim. Yine odağımız iş yönetimi ve sonuç almak olacak. Önce Fransa’yı eleyen İspanya’nın bu maçı nasıl kazandığı ile başlayalım.</p>
<p><strong>İspanya, Fransa’yı nasıl eledi?</strong></p>
<p>Bu soruyu yönelttiğim sevgili dostum Gemini bana şu yanıtı verdi (Üstelik analizini Dünya Kupası ile sınırlı tutmadı):</p>
<p>İspanya'nın Fransa'ya karşı elde ettiği galibiyetlerde (özellikle 2024 Avrupa Futbol Şampiyonası'ndaki 2-1'lik yarı final zaferi ve 2026 Dünya Kupası yarı finalindeki 2-0'lık galibiyet temel alınarak) öne çıkan stratejik avantajlar şu şekilde özetlenebilir:</p>
<ol>
<li>Zihinsel Dayanıklılık ve Hızlı Reaksiyon (Geri Dönüş Kültürü)</li>
</ol>
<p>2024 EURO yarı finalinde İspanya, maçın başında 9. dakikada Kolo Muani'nin golüyle geriye düşmesine rağmen oyun disiplininden kopmadı.</p>
<ul>
<li>Panik Yapmama: İspanya, erken gelen gole rağmen kendi pas oyunundan vazgeçmedi. 21. ve 25. dakikalar arasında gelen üst üste iki gol (Lamine Yamal ve Dani Olmo), Fransa'nın gardını düşürdü ve İspanya'nın zihinsel olarak maça ne kadar hazır olduğunu gösterdi.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li>Kanat Oyuncularıyla Bireysel Fark Yaratma (Yamal Faktörü)</li>
</ol>
<p>Lamine Yamal, hem genç yaşına rağmen sergilediği olgunlukla hem de Fransa savunmasının dengesini bozan yetenekleriyle en önemli avantajlardan biri oldu.</p>
<ul>
<li>İzole Etme: İspanya, özellikle Yamal ve Nico Williams gibi oyuncuları kanatlarda birebir pozisyonlarda bırakarak, Fransa savunmasının (Özellikle Digne veya Koundé gibi beklerin) zaaflarını kullandı. Fransa savunmasının Yamal'ı durdurmakta zorlanması, İspanya'nın hücum çeşitliliğini artırdı.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li>Orta Saha Hakimiyeti ve Oyun Kurulumu</li>
</ol>
<p>İspanya, orta sahada "pas trafiği" üzerinden oyunun kontrolünü sürekli elinde tuttu.</p>
<ul>
<li>Statik Rakibe Karşı Akışkanlık: Fransa'nın orta sahası (Tchouaméni, Rabiot, Kanté gibi isimler) zaman zaman İspanya'nın sürekli hareket halindeki, pozisyon değiştiren orta saha kurgusuna (Rodri, Fabián Ruiz, Olmo gibi) ayak uydurmakta yavaş kaldı.</li>
<li>Baskı Kırma: İspanya, rakibin ön alan baskısını pasla çok çabuk aşarak Fransa'nın savunma hattını dengesiz yakaladı.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li>Savunma Disiplini ve "Ofsayt Tuzağı"</li>
</ol>
<p>Fransa'nın Mbappé, Dembélé ve Barcola gibi çok hızlı hücumcularına karşı İspanya'nın en büyük silahı savunma hattının kusursuz organizasyonuydu.</p>
<ul>
<li>Yüksek Hat: İspanya, savunma çizgisini oldukça önde kurarak Fransa'nın arkaya atılan toplarla yaratmak istediği "hız" avantajını ofsayt taktikleriyle etkisiz hale getirdi.</li>
<li>Alan Savunması: Topun olduğu bölgeye anında 3-4 oyuncuyla kümelenerek Fransa'nın bireysel yetenekli oyuncularına hareket alanı bırakmadılar.</li>
</ul>
<ol start="5">
<li>Taktiksel Esneklik (2026 Dünya Kupası Örneği)</li>
</ol>
<p>2026 Dünya Kupası'ndaki maçta İspanya, oyun planını daha da geliştirerek Fransa'nın "geçiş oyununu" tamamen kilitledi.</p>
<ul>
<li>Beklerin Etkisi: Pedro Porro'nun hücuma çıkışları ve golü, Fransa savunmasının beklemediği bir tehditti.</li>
<li>Alan Savunması ve Baskı: İspanya, maçın büyük bölümünde Fransa'nın pas yollarını tıkayarak rakibin "tek boyutlu" (sadece hızlı hücuma dayalı) oynamasına zorladı ve bu statik yapı, İspanya'nın rahat savunma yapmasını sağladı.</li>
</ul>
<p>Özetle İspanya; sabırlı pas oyunuyla rakibi yorarken, kanat yıldızlarının yaratıcılığı ve savunmadaki disiplinli yerleşimleri (ofsayt taktikleri ve alan paylaşımı) ile Fransa'nın fiziksel ve hız tabanlı oyununu pasifize etmeyi başardı.</p>
<p><strong>İspanya, Belçika’yı nasıl yendi?</strong></p>
<p>Fransa-İspanya Dünya Kupası maçı yeni oynandığı için 2024’te kopya çeken Gemini’a daha anlaşılır olması için İspanya’nın Belçika’yı nasıl yendiğini de sordum. Benzeri bir analizi daha önce Belçika’nın ABD’yi nasıl yendiği konusunda yapmıştım. Gemini şunları söyledi:</p>
<p>İspanya’nın Belçika gibi fiziksel gücü yüksek ve geçiş oyununu (kontratak) hedefleyen takımlara karşı sergilediği üstünlük, temelde kaosu yönetme yeteneği ve rakibin oyun planını geçersiz kılma becerisine dayanır.</p>
<p>Belçika karşısında İspanya'yı zafere taşıyan temel stratejik unsurlar şunlardır:</p>
<p><strong>1. Belçika'nın "Geçiş Oyununu" Kilitlemek</strong></p>
<p>Belçika, De Bruyne gibi oyuncularla topu kazandığı anda dikine paslarla hızlı hücum etmeyi sever. İspanya bunu şu şekilde engeller:</p>
<ul>
<li>Top Kaybı Anında Baskı (Counter-pressing): İspanya topu kaybettiği anda, o bölgedeki 3-4 oyuncusuyla topa sahip olan oyuncuyu anında sıkıştırır. Bu, Belçika'nın o meşhur "hızlı hücum" pasını atacak zamanı bulmasını engeller.</li>
<li>Fiziksel Mesafeyi Korumak: Belçika’nın hızlı oyuncularının (Doku, Openda vb.) koşu yapabileceği boş alanları, savunma hattını öne çıkararak tamamen yok ederler.</li>
</ul>
<p><strong>2. Belçika Orta Sahasını "Statik" Hale Getirmek</strong></p>
<p>Belçika'nın orta sahası, fiziksel olarak güçlüdür ancak İspanya’nın sürekli pozisyon değiştiren (rotasyonlu) oyununa karşı ağır kalır.</p>
<ul>
<li>Pozisyon Değiştirme: İspanya oyuncuları sürekli yer değiştirir. Bir orta saha oyuncusu kanada açılırken, kanat oyuncusu içeri girer. Bu durum, Belçika'nın savunma oyuncularının "Kimi marke edeceğim?" sorusuna yanıt bulamamasına ve savunma dengesinin bozulmasına neden olur.</li>
<li>Pas Üçgenleri: Belçika orta sahası topu kapmak için hamle yaptığında, İspanya oyuncuları aradaki boşlukları kullanarak tek pasla oyunu yönlendirir. Bu, Belçika'yı fiziksel olarak sürekli boşa koşturarak yorar.</li>
</ul>
<p><strong>3. Savunma Hattında "Bireysel Hataları Sıfırlama"</strong></p>
<p>Belçika gibi bireysel yeteneği yüksek oyuncuları olan takımlara karşı İspanya, "birebir savunma" yerine "alan savunması" tercih eder.</p>
<ul>
<li>Kademeli Savunma: İspanya savunması, Belçika'nın yıldızlarına asla tek başına bırakmaz. Bir oyuncu topu sürmeye başladığında diğeri pas kanalını kapatır, üçüncüsü ise arkadaki boşluğu kovar.</li>
<li>Oyun Kurucu Kaleci: İspanya kalecisi, Belçika'nın yaptığı ön alan baskısını pasla kıran ilk isimdir. Belçika baskı kurmaya çalıştığında kaleciyle oyunu kurup baskıyı tamamen etkisiz hale getirerek rakibin moralini bozar.</li>
</ul>
<p><strong>4. Maçın Kontrolünü Elde Tutma</strong></p>
<p>Belçika maçı bir "düello"ya (fiziksel mücadele) dönüştürmek isterken, İspanya maçı bir "satranç" maçına çevirir.</p>
<ul>
<li>Tempo Yönetimi: İspanya topu ayağında tutarak maçın hızını düşürür. Belçika ritim bulmakta zorlanır çünkü topla oynayamadıkları her dakika, İspanya'nın istediği tempoda geçen bir dakikadır.</li>
<li>Sabır: İspanya, Belçika savunmasının yorulmasını ve bir anlık dikkatsizlik yaşamasını bekler. O an geldiğinde ise kanat oyuncularıyla (Yamal veya Williams gibi) genişliği kullanarak savunma arkasına sızarlar.</li>
</ul>
<p>Özetle: Belçika gibi takımlar, İspanya karşısında "topu görememekten" kaynaklı bir zihinsel yorgunluk yaşarlar. İspanya, fiziksel güce karşı aklı ve topu kullanarak, rakibin en güçlü silahı olan "hızlı hücumu" hiç başlamadan bitirmeyi başarır.</p>
<p><strong>Genellemeye gitme zamanı</strong></p>
<p>Bu noktada İspanya’nın maçlarını nasıl kazandığı şeklindeki genellemeli soruya geçmek istedim. Gemini bunu da yanıtladı:</p>
<p>İspanya'nın güncel futbol başarısının temelinde, bireysel yıldızlardan ziyade kolektif yapıya ve pas dolaşımına dayalı, rakiplerini oyunun bir parçası olmaktan çıkaran bütüncül bir felsefe yatmaktadır. Bu yaklaşım, sadece bir taktiksel plan değil, uzun yıllara yayılan bir futbol kimliğinin ve disiplinin ürünüdür.</p>
<p>İspanya'nın maçları kazanma yöntemini şu başlıklarla özetleyebiliriz:</p>
<p><strong>1. "Topla Oynama" ile Kontrol ve Savunma</strong></p>
<p>İspanya için topa sahip olmak sadece bir hücum aracı değil, aynı zamanda en etkili savunma biçimidir.</p>
<ul>
<li>Topa Sahip Olma: Topun kontrolü İspanya'dayken rakibin gol atma şansı kalmıyor. "Top bizdeyse rakip bize zarar veremez" anlayışıyla maçın temposunu tamamen onlar belirliyor.</li>
<li>Alan Daraltma: Topu kaybettiklerinde tüm takım birbirine çok yakın (yaklaşık 35 metre blok mesafesi) kalarak pas kanallarını kapatıyor. Bu durum, topu kaybettikten sonra ortalama 11-12 saniye içinde geri kazanmalarını sağlıyor.</li>
</ul>
<p><strong>2. Kolektif Yapı ve Taktiksel Disiplin</strong></p>
<p>Teknik direktör Luis de la Fuente, yetenekli oyuncuları "kahraman"laştırmak yerine onları sistemin bir parçası haline getirerek başarının sürekliliğini sağlıyor.</p>
<ul>
<li>Bireysellikten Uzaklaşma: Lamine Yamal veya Nico Williams gibi genç yıldızlar dahi, bireysel şov yerine takımın pas trafiğinin bir parçası olmayı sindirmiş durumda.</li>
<li>Pozisyonel Oyun: Sahaya yayılan üçgenler (triangles) kurarak oyuncular sürekli pas açıları oluşturuyor. Bu, rakibin markaj yapmasını zorlaştırıyor ve oyunun merkezini sürekli değiştirerek rakip savunmanın dengesini bozuyor.</li>
</ul>
<p><strong>3. Savunma Felsefesi: "En İyi Savunma Hücumdur"</strong></p>
<p>İspanya'nın savunma başarısı, kalecilerinin veya stoperlerinin fiziksel özelliklerinden ziyade takımın topun etrafında kurduğu organizasyona dayanıyor:</p>
<ul>
<li>Yüksek Savunma Hattı: Stoperleri ve kalecileri (örneğin Unai Simón), hücumun bir parçası gibi davranarak oyun kuruyor ve topun rakip yarı sahada kalmasını sağlıyor.</li>
<li>Ofsayt Tuzağı: Rakibi genellikle kendi yarı sahalarına yaklaştırmadıkları için, top arkaya atıldığında uyguladıkları ofsayt taktikleri rakipleri oyun dışı bırakıyor.</li>
</ul>
<p><strong>4. Teknik Kalite ve Sabır</strong></p>
<p>İspanya, rakibini yavaş yavaş "tüketen" bir oyun sergiliyor.</p>
<ul>
<li>Sabırlı Oyun: Hızlı hücumlarla (kontratak) risk almak yerine, topu sürekli çevirerek (rondo) rakibin sinirlerini yıpratıyor ve fiziksel olarak yorulmalarını bekliyorlar. Rakip fiziksel ve zihinsel olarak kırıldığı an, doğru pas kanallarını bularak golü atıyorlar.</li>
</ul>
<p>Özetle İspanya, rakiplerini "koşturarak yoran" ve topla oynatmayarak "oyun dışı bırakan" bir "akordeon" etkisi yaratıyor; sahayı genişletip daraltarak rakiplerinin direncini bir süre sonra kırıyor.</p>
<p>Fransa-İspanya maçını anlatan spiker, İspanyolların son paragraftaki taktiği uygulamaları gerektiğini söyledikleri demeci aktarmıştı. Yani göstere göstere uygulanan bir taktik var ve kazandırıyor.</p>
<p><strong>Final maçı ne olur?</strong></p>
<p>Geçmiş bu şekilde değerlendirdikten sonra bir de ileri bakıp final maçını değerlendirmek istedim. Bu yazı yazılırken Arjantin-İngiltere maçı henüz oynanmadığından iki farklı eşleşme için analiz yaptık. Gemini, olası bir Arjantin-İspanya eşleşmesi için şunları söyledi:</p>
<p>İspanya ve Arjantin arasındaki potansiyel bir final karşılaşması, modern futbolun iki farklı ve baskın ekolünün çarpışması anlamına gelecektir. İspanya'nın "pozisyon oyunu" (tiki-taka evrimi) ve Arjantin'in "Lionel Messi liderliğindeki pragmatik ve etkili hücum gücü", bu maçı taktiksel bir satranç oyununa dönüştürecektir.</p>
<p><strong>1. Taktiksel Çatışma: Topa Sahip Olma vs. Hızlı Geçiş</strong></p>
<ul>
<li>İspanya'nın Kontrol Stratejisi: İspanya, maçın temposunu pas trafiğiyle belirlemeyi ve topa sahip olma oranını yüksek tutarak rakibini fiziksel/zihinsel olarak yormayı hedefler. Arjantin'in savunma bloklarını genişleterek aralara sızmak, onların temel oyun planıdır.</li>
<li>Arjantin'in Geçiş Gücü: Lionel Scaloni yönetimindeki Arjantin ise topu rakibe bırakıp savunma güvenliğini ön planda tutan, ardından Rodrigo de Paul, Enzo Fernández ve Mac Allister gibi isimlerle topu kazandığı anda Lionel Messi ile Julián Álvarez veya Lautaro Martínez'i buluşturmayı hedefleyen "öldürücü" bir geçiş oyununa sahiptir.</li>
</ul>
<p><strong>2. Öne Çıkacak Kritik Oyuncu Eşleşmeleri</strong></p>
<ul>
<li>Messi'nin Yaratıcılığı ve İspanyol Orta Sahası: Messi, İspanya'nın pres hattı ile savunma hattı arasındaki "boşluğu" (half-space) kullanmakta ustadır. Rodri gibi bir "çapa" oyuncusunun Messi'yi nasıl izole edeceği, maçın kaderini belirleyebilir.</li>
<li>Kanat Hareketliliği: İspanya'nın genç yıldızları (Lamine Yamal veya Nico Williams gibi), Arjantin'in bekleri (Molina ve Tagliafico) üzerinde sürekli bir tehdit oluşturacaktır. Ancak Arjantin'in de bu açık alanları fırsata çevirebilecek hızlı oyunculara sahip olması, İspanya'nın savunma hattını önde kurmasını riskli hale getirir.</li>
</ul>
<p><strong>3. Zihinsel Faktör ve Deneyim</strong></p>
<ul>
<li>Şampiyonluk Kültürü: Arjantin, özellikle büyük turnuvaların eleme aşamalarında gösterdiği "kazanma alışkanlığı" ve fiziksel mücadeleyi kabul eden sert yapısıyla tanınır. İsviçre veya Mısır gibi maçlarda olduğu gibi, zor durumlarda bile maçı bir şekilde çevirebilecek bir "kulüp takımı disiplinine" sahiptirler.</li>
<li>Akışkanlık vs. Sertlik: İspanya, oyunun estetiğini ve akışkanlığını temsil ederken; Arjantin oyunun fiziksel sınırlarını zorlayan, rakibini hataya zorlayan ve anlık dehalarla (Messi faktörü) sonucu belirleyen bir karakter sergiliyor.</li>
</ul>
<p><strong>Maçın Dinamiğine Dair Öngörü</strong></p>
<p>Bu karşılaşma gerçekleştiğinde iki senaryo ön plana çıkar:</p>
<ol>
<li>İspanya'nın Üstünlüğü: Eğer İspanya orta sahası pas trafiğini hatasız sürdürür ve Arjantin'i kendi yarı sahasına hapsederse, Arjantin'in geçiş hücumu şansları azalacaktır.</li>
<li>Arjantin'in Üstünlüğü: Arjantin, İspanya'nın savunma arkasına atacağı tek bir uzun topla (özellikle Messi'nin savunma arkası pasları) oyunun tüm dengesini bir anda değiştirebilir.</li>
</ol>
<p>Özetle, İspanya "sistemi" savunurken, Arjantin "bireysel dehanın sistemle olan mükemmel uyumunu" kullanacaktır. Lusail gibi ikonik bir stadyumda, iki ülkenin futbol kimlikleri arasındaki bu kontrast, finalin en belirleyici özelliği olacaktır.</p>
<p>İngiltere-İspanya analizimiz ise şu şekilde:</p>
<p>İngiltere ile İspanya arasındaki bir eşleşme, futbol dünyasındaki iki farklı "büyük gücün" metodolojik olarak birbirini sınadığı bir maç olur. İspanya'nın "organize ve sistematik" yaklaşımı ile İngiltere'nin "fiziksel, geçiş odaklı ve bireysel yeteneğe dayalı" yapısı, sahadaki dengenin belirleyicisi olur.</p>
<p>İşte bu eşleşmede öne çıkacak temel denge unsurları:</p>
<p><strong>1. Topla Oynama (İspanya) vs. Fiziksel Direnç (İngiltere)</strong></p>
<ul>
<li>İspanya'nın Hakimiyeti: İspanya, maçın kontrolünü pas akışıyla ele almayı sever. İngiltere ise topun İspanya'da kalmasını bir sorun olarak görmeyebilir; bunun yerine, düşük blokla (low block) savunma yapıp, İspanya'nın oyun kurarken hata yapmasını bekleyerek rakibini "fiziksel bir fiziksel yıpranmaya" zorlar.</li>
<li>İngiltere'nin Fiziksel Avantajı: İngiltere kadrosu, ikili mücadelelerde ve duran toplarda İspanya'dan daha üstün bir fiziksel profile sahip. İspanya pas yaparken, İngiliz oyuncuların sert müdahaleleri İspanyol oyuncuların oyun ritmini bozma potansiyeli taşır.</li>
</ul>
<p><strong>2. Taktiksel "Half-Space" Savaşı</strong></p>
<ul>
<li>İspanya'nın Stratejisi: İspanya, rakiplerinin stoperi ile beki arasındaki boşluğa (half-space) oyuncu kaçırarak savunmayı dağıtmayı sever.</li>
<li>İngiltere'nin Cevabı: İngiltere, Declan Rice gibi bir "çapa" oyuncusuyla bu boşlukları kapatmaya çalışacaktır. Dengenin kırılma anı, İspanyol orta sahasının bu hat aralarında yarattığı üçgenlerin, İngiliz savunma disiplinini delip delmeyeceğidir.</li>
</ul>
<p><strong>3. Kanatların Rolü (Sürat vs. Teknik)</strong></p>
<ul>
<li>İngiltere, kanatlarda Bukayo Saka veya Phil Foden gibi hem oyun kurabilen hem de adam eksilten oyuncularla İspanya'nın yüksek savunma hattını zorlamak isteyecektir.</li>
<li>İspanya ise Nico Williams ve Lamine Yamal ile kanatları sürekli geniş tutarak, İngiliz beklerini (Walker veya Shaw gibi) savunma kurgusundan koparıp savunma arkasına sızmaya çalışır.</li>
<li>Denge: Kimin kanat oyuncuları, rakip beki savunmaya daha çok hapsederse, o takım oyunun genişliğini belirleyecektir.</li>
</ul>
<p><strong>4. Duran Top Faktörü</strong></p>
<ul>
<li>İngiltere için duran toplar (korner, serbest vuruş) en büyük hücum opsiyonlarından biridir. İspanya ise genellikle kısa boylu ve teknik oyunculardan kuruludur. Bu eşleşmede İngiltere'nin duran top organizasyonları, İspanya'nın tüm oyun hakimiyetini tek bir hamlede etkisiz kılacak en büyük risk faktörüdür.</li>
</ul>
<p><strong>5. Zihinsel Denge: Sabır vs. Kaos</strong></p>
<ul>
<li>İspanya sabırlı oyunla "golü bulana kadar pas yapma" felsefesini korur.</li>
<li>İngiltere ise "maçı bir kaos ortamına sokarak" (tempo artışları, sert ikili mücadeleler, ani kontra ataklar) İspanya'nın ritmini bozmayı hedefler.</li>
</ul>
<p>Özetle:</p>
<p>Bu eşleşmede denge, İspanya'nın "oyunu kontrol etme" isteği ile İngiltere'nin "oyunu bozma ve atletizmle cezalandırma" kapasitesi arasındaki gerilimde oluşur. Eğer İspanya pas trafiğini kusursuz işletip İngiltere'yi fiziksel olarak "topun peşinde koşturursa" İspanya üstün gelir. Ancak İngiltere, maçı sıkıştırıp oyunun akışını bozar ve duran topları iyi değerlendirirse, İspanya'nın teknik üstünlüğünü bertaraf edebilir.</p>
<p><strong>Gemini’ın bana yem attığı sorusu</strong></p>
<p>Bu sohbetimiz sürerken yukarıdaki değerlendirmenin sonunda Gemini, “İki takımın da birbirine karşı "ters" gelen özellikleri var; sizce bu eşleşmede İspanya'nın teknik kalitesi mi, yoksa İngiltere'nin fiziksel gücü mü daha baskın gelir?” sorusunu yöneltti. Ben de “İspanya bana daha şanslı görünüyor ama Bellingham ve Kane fark yaratabilecek oyuncular.” yanıtını verdim.</p>
<p>Gemini’ın bu yorum üzerine yaptığı analizle konuyu kapatayım.</p>
<p>Kesinlikle haklısınız, analiziniz İngiltere'nin elindeki en büyük kozları tam 12'den vuruyor. İspanya'nın kolektif gücü ne kadar baskın olursa olsun, futbol bazen "sistemi tek başına bozabilen" bireysel dehaların eline bakar ve Jude Bellingham ile Harry Kane tam olarak bu kategoriye giriyor.</p>
<p>Bu iki oyuncunun İspanya gibi organize takımlara karşı nasıl bir tehdit oluşturduğuna biraz daha yakından bakalım:</p>
<p><strong>1. Jude Bellingham: "Sistemi İçeriden Bozan" Oyuncu</strong></p>
<p>Bellingham, sadece bir orta saha oyuncusu değil, bir "chaos factor" (kaos unsuru).</p>
<ul>
<li>Boşluk Bulma Yeteneği: İspanya defans hattını çok önde kuran bir takım. Bellingham ise oyunun sıkıştığı anlarda defansın önündeki boşluklara sızma (late run) konusunda dünyanın en iyilerinden biri. İspanyol stoperleri topa bakarken, Bellingham'ın ceza sahası koşularını takip etmekte çok zorlanacaklardır.</li>
<li>Fiziksel Dominasyon: Rodri veya Fabián Ruiz gibi teknik orta sahalar karşısında Bellingham, fiziksel teması seven ve bu temastan güçlenen bir profil. İspanya pas yaparken Bellingham'ın yapacağı ani bir top çalma, İspanya'nın tüm savunma dengesini altüst edebilir.</li>
</ul>
<p><strong>2. Harry Kane: "Oyun Kurucu" Bir 9 Numara</strong></p>
<p>Kane, modern futboldaki "klasik forvet" tanımını değiştirmiş bir oyuncu.</p>
<ul>
<li>Derine Gelen Forvet: İspanyol stoperleri (Le Normand veya Laporte) genellikle markaj yapacakları bir hedef ararlar. Kane, sürekli orta sahaya gelip pas trafiğine katılarak stoperleri kendi bölgelerinden çıkaracaktır. Bu durum, Kane'in boşalttığı alana diğer İngiliz oyuncuların (Saka, Foden gibi) koşu yapması için devasa koridorlar açar.</li>
<li>Oyun Zekası: Kane sadece gol atmıyor, aynı zamanda mükemmel paslar veriyor. İspanya'nın baskılı oyununa karşı, Kane'in tek pasla savunma arkasına atacağı bir top, İspanya'nın tüm "topa sahip olma" oyununu tek bir hücumla cezalandırabilir.</li>
</ul>
<p><strong>Denge Nerede Kurulur?</strong></p>
<p>İspanya bu maçı kazanmak istiyorsa, "topu kaybedince yapacağı reaksiyonu" kusursuzlaştırmak zorunda. Çünkü:</p>
<ul>
<li>İspanya topu kaybettiği anda Bellingham veya Kane ile buluşursa, İngiltere'nin hücum hattı İspanya'nın yerleşimini en hızlı cezalandıracak yeteneğe sahip.</li>
<li>İngiltere ise savunmada Kane'in yarattığı alanı koruyabilirse ve Bellingham'ın enerjisiyle orta sahada İspanya'yı yorabilirse, maçın sonlarına doğru İspanya'nın fiziksel düşüşünü bir "galibiyet fırsatına" çevirebilir.</li>
</ul>
<p>Özetle, İspanya "yapıyı" savunurken, İngiltere "anlık bireysel patlamalara" güveniyor. İspanya'nın teknik disiplini mi yoksa Bellingham ve Kane'in "maç kazandıran" klası mı galip gelir? Bu soru, modern futbolun en büyük ikilemlerinden biri.</p>
<p>Gemini, “Sizce İspanya'nın bu ikiliyi durdurmak için Rodri'nin ötesinde alması gereken ekstra bir önlem var mı?” diye daha derine inmek istedi ama her şeyin bir sınırı var.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-kupasini-kim-kazanacak-83281</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya Kupası’nı kim kazanacak? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkcimento-22-yildir-duzenledigi-mimarlik-yaz-okullariyla-bilim-ve-yaraticiligi-birlestiriyor-83279</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜRKÇİMENTO 22 yıldır düzenlediği mimarlık yaz okullarıyla bilim ve yaratıcılığı birleştiriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye çimento sektörünün çatı kuruluşu TÜRKÇİMENTO ülke kalkınmasına katkı sağlamak amacıyla bir yanda sektörel projeler düzenliyor. Aynı zamanda uzun soluklu  sosyal sorumluluk çalışmalarına da imza atıyor. Kuruluşun etkinlikleri arasında yer alan Betonart Mimarlık Yaz Okulu ise tam 22 yıldır devam ederek pek çok sektör için bir örnek teşkil ediyor. </p>
<p>2002 yılından bu yana farklı kentlerde, mimarlık öğrencilerine yönelik olarak düzenlenen Betonart  Mimarlık Yaz Okulu’na  bu yıl Elazığ Fırat Üniversitesi Mimarlık Fakültesi ev sahipliği yaptı. </p>
<p>30 Haziran-9 Temmuz tarihleri arasında Türkiye’nin dört bir yanından gelen 16 mimarlık bölümü öğrencisi bir ekip oluşturdu. Öğrenciler, yoğun bir program çerçevesinde beton malzemeyle çalıştılar. Teorik eğitimin yanı sıra  atölye çalışmaları, saha uygulamalarıyla bilgi ve becerilerini artırma imkanı bulan genç mimar adayları, eğitimin sonunda Mimarlık Fakültesinin önündeki alanda kalıcı bir eser yaratarak  okula armağan ettiler. </p>
<p>Yaz Okulu Mezuniyet törenini izlemek için küçük bir basın grubu olarak gittiğimiz Elazığ’da akademisyenler ve öğrencilerle sohbet etme imkanı bulduk. Betonart projesi hakkında bilgi aldık. </p>
<p>Etkinlikte; Seza Çimento Genel Müdürü Ahmet Tursun, Çimentaş Genel Müdürü Gürol Özer ve TÜRKÇİMENTO CEO‘su Volkan Bozay ve Polisan Yapıkim Satış Yöneticisi Kuddusi Özbek ve Fırat Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dekanı Betül Bektaş Ekici ilham veren konuşmalar yaptılar. Genç mimarların malzemeyle ilişkisini tasarım ve yaratıcılıkla birleştiren projeye verdikleri destekten duydukları mutluluğu ifade ettiler. </p>
<p>Sunumlar ve sertifika takdimlerinden sonra Fırat Üniversitesi’nin yemyeşil bir orman içindeki harika kampüsünde öğrencilerin yarattığı eserin açılışı yapıldı.. Sonra hep birlikte  Mimarlık Fakültesi’nin önünde yer alan eserin çevresinde toplandık.  Piknik yaptık. Sohbet ettik. Öğrenciler yarattıkları eserle gurur duyduklarını ve yaşadıkları deneyimin unutulmaz olduğunu ifade ettiler. İki haftadan kısa bir sürede, muazzam bir aşama kaydeden gençlerin neşesi bizleri de mutlu etti. Fırat Üniversitesi’nin kampüsünden geleceğe umutla dolmuş olarak ayrıldık </p>
<p><strong>Güvenli bir yapı için malzeme, tasarım, mühendislik, ve uygulama doğru olmalı</strong></p>
<p>TÜRKÇİMENTO CEO‘su Volkan Bozay, basın buluşmasında betonun doğru kullanımının önemine dikkat çekti. Aynı şekilde, mezuniyet töreninde yaptığı konuşmada da betonun insan hayatını koruyan  ve şehirlerin geleceğini şekillendiren tarihin en önemli yapı malzemelerinden birisi olduğunu vurguladı. Ve ekledi ancak…. “<em>güvenli yapılar yalnızca malzemeyle değil, doğru tasarım, doğru mühendislik, doğru uygulama ve güçlü bir bilinçle mümkün olur.</em>”</p>
<p>Bozay, betonun dünyada sudan sonra en çok kullanılan ürün olduğunu, dolayısıyla insanlığın gelişiminde, şehirlerin modernizasyonunda, iklim değişikliğine uyum konusunda ve güvenli yapılarda beton ve dolayısıyla çimentonun vazgeçilmez stratejik bir ürün olduğunu ifade etti. Hedeflerini şu cümleyle özetledi:</p>
<p><em>“Geleceğin mimarlığında sürdürülebilirlik, düşük karbonlu üretim, kaynak verimliliği ve yeni nesil malzeme çözümleri çok daha önemli hale geliyor biz de sektör olarak bu dönüşüm üzerinde çalışıyoruz</em>.”</p>
<p>Gençlerin malzemeyi anlamadan, geçmiş deneyimlerden ders çıkarmadan ve geleceğin ihtiyaçlarını gözetmeden sağlıklı yapılar tasarlamasının  mümkün olmayacağını belirten Volkan Bozay, Betonart’ın misyonunu kısaca şöyle özetledi: </p>
<p><em>“Bugün burada genç mimarlarımızla birlikte geleceğin şehirlerini konuşuyoruz. Onların betonla kurduğu bu bilinçli ilişki, daha güvenli, daha dayanıklı ve daha sürdürülebilir şehirlerin inşasında çok önemli bir rol oynayacak.”</em></p>
<p><strong>Marmara Depremi sonrasında doğan bir proje </strong></p>
<p>Betonart projesi, 1999’da yaşanan Marmara Depremi’nin ardından, betonun doğru anlaşılması, doğru kullanılması ve mimarlık eğitimiyle güçlü bir bağ kurması amacıyla ortaya çıktı. Zaman içinde genç mimarların beton malzemesini bilimsel, yaratıcı ve sorumlu bir bakış açısıyla ele aldığı önemli bir eğitim platformuna dönüştü.</p>
<p>İlk eğitim 2002 yılında TÜRKÇİMENTO’nun  o dönemki adı olan TÇMB Mimarlık Yaz Okulu altında başladı.  2004 yılında Betonart dergisinin yayın hayatına başlamasıyla Betonart Mimarlık Yaz Okulu adını aldı.  Farklı kentlerde düzenlenen programlara bugüne kadar  550’nin üzerinde mimarlık bölümü öğrencisi katıldı. </p>
<p>Bu yılki yaz okulunun küratörlüğünü Yüksek Mimar Can Tamirci üstlendi. Akademik danışmanlığını Doç. Dr. Tuba Nur Olğun ve Doç. Dr. Merve Açıkgenç Ulaş yürüttü. “Standart Sapma” temasıyla düzenlenen programda ayrıca Yüksek Mimar Melike Kavalalı, Yüksek Mimar Kadir Uyanık ve Dr. Mimar/İnşaat Mühendisi Doğan Türkkan moderatör olarak yer aldı.</p>
<p><strong>Alışılmış kalıpların dışına çıkma: Standard Sapma</strong></p>
<p>Betonart Mimarlık Yaz Okulu, her yıl mimarlığın güncel meselelerini farklı bir bakış açısıyla ele alan bir platform olmayı hedefliyor.</p>
<p>Küratör Yüksek Mimar Can Tamirci, konuşmamızda  “Standart Sapma” temasını seçerken  mimarlıkta alışılmış kalıpların dışına çıkmayı, yerle, iklimle, malzemeyle ve kullanıcıyla kurulan özgün ilişkileri tartışmayı amaçladıklarını söyledi.  </p>
<p>Mimarlığın gelişimi çoğu zaman farklı düşünme, sorgulama ve yeni çözümler üretme süreçlerinden besleniyor diyen Tamirci, “Standart Sapma” kavramının mimarlık açısından ne ifade ettiği sorusuna ise şu cevabı verdi: </p>
<p>"<em>Matematikte standart sapma, değerlerin ortalamadan ne kadar uzaklaştığını ifade eden bir kavram. Mimarlıkta ise bu kavramı, tek tip çözümler yerine bağlama özgü, yerel ve yenilikçi yaklaşımların önemini vurgulayan bir çerçeve olarak ele alıyoruz. Çünkü her yerin, her iklimin, her topluluğun ve her malzemenin kendine özgü bir hikâyesi var</em>.”</p>
<p><strong>Betonart’ı başarılı kılan 5 öge</strong></p>
<p>Betonart başarılı bir sosyal sorumluluk projesi olarak benzeri arasından öne çıkan bir çalışma. </p>
<ol>
<li>Öncelikle, 22 yıldır değişmeyen bir hedef doğrultusunda ilerliyor. Genç mimarların farklı disiplinlerle bir araya geldiği, özgün fikirlerin üretildiği ve mimarlık tartışmalarına katkı sağlayan sürdürülebilir bir platform oluşturarak ilerliyor.</li>
<li>Üst yönetim bizzat projeye sahip çıkıyor.</li>
<li>Bilgi düzeyi yüksek TÜRKÇİMENTO ekibi projenin her aşamasında özveriyle çalışıyor.</li>
<li>Farklı bölgelerde uygulama yapılarak, projenin kapsamı ve kapsayıcılığı artırılıyor..</li>
<li>Yaz Okulu paylaşım ve üretim ortamı sunarak, akademik kadronun desteğiyle öğrencilerin takım çalışması yetkinliğinin gelişmesine katkıda bulunuyor.</li>
</ol>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkcimento-22-yildir-duzenledigi-mimarlik-yaz-okullariyla-bilim-ve-yaraticiligi-birlestiriyor-83279</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/9/1280x720/6-1784177678.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜRKÇİMENTO 22 yıldır düzenlediği mimarlık yaz okullarıyla bilim ve yaratıcılığı birleştiriyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/reel-ekonomi/abden-eskisehirin-nadir-elementlerine-gorucu-sinyali-83290</guid>
            <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> AB&#039;den Eskişehir&#039;in &#039;nadir elementleri&#039;ne &#039;görücü&#039; sinyali</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>LEVENT AKBAY</strong></p>
<p>AB, Eskişehir’in ‘nadir elementleri’ne ‘görücü’ olduğuna ilişkin sinyal gönderdi. Sinyal, 17 Haziran’da Avrupa Parlamentosu’nun kabul ettiği özellikle siyasi vurgularıyla tartışma yaratan Türkiye Raporu’nun satır aralarından çıktı.</p>
<p>Ekonomi başlığı altında son derece sınırlı içerik taşıyan Türkiye Raporu’nda Eskişehir Beylikova’daki nadir toprak elementlerinin önemine işaret edilmesine karşın bunların çıkarılması ve işletilmesinin yatırım, teknik ve finansman açısından zor olacağı vurgulanarak adeta örtülü ‘iş birliği’ çağrısı yaptı.</p>
<p>Raporun ‘Eskişehir nadir toprak elementleri’ne ilişkin maddesi doğrudan Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor tarafından kaleme alındı. 2019’dan beri Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye raportörü olarak görev yapan ve İnsan Hakları Alt Komisyonu ile Dış İlişkiler Komitesi üyelikleri bulunan Nacho Sánchez Amor’un görevi ağırlıklı olarak siyasi. Ancak Türkiye Raporu’na ‘nadir toprak elementleri’ montajını bu kimliğiyle yapması konunun önemi bakımından ayrıca dikkat çekici.</p>
<p>İlk taslakta yer almayan bu madde, Türkiye Raporu’na ‘sonradan’ eklendi. Üstelik maddenin yazılış şekli, diğer ‘değişiklik önerileri’nde olduğu gibi AP üyelerinin ayrı ayrı katkısına ihtiyaç duyulmadan, bir anlamda üzerinde bütünüyle uzlaşılarak gerçekleştirildi. 2018’den sonra ilişkilerin her anlamda buzdolabında olmasına rağmen ağırlıklı olarak siyasi bir metin içinde ‘nadir toprak elementi’ konulu ‘ürkek yakınlaşma arayışı’ bir çifte standart olarak yorumlanmasına karşın AB’nin kritik ve stratejik hammadde teminine ilişkin politikaları ile uyumlu.</p>
<p><strong>Kritik Hammaddeler Kurulu oluşturuldu</strong></p>
<p>2024’te Kritik hammaddelere ilişkin politika belirlemek amacıyla Avrupa Kritik Hammadde Kurulu oluşturuldu. Kurul, stratejik projelerin seçilmesinde ve uygulanmasında, izin prosedürleri ve döngüsellik girişimleri konusunda bilgi alışverişinde bulunulmasına ve hammaddelerle ilgili uluslararası iş birliğinin ve stratejik ortaklıkların kolaylaştırılmasına katkıda bulunmakla görevlendirildi.</p>
<p><strong>12 ülke ile stratejik iş birliği var</strong></p>
<p>Kurul üçüncü ülkeler ile stratejik ve kritik hammadde tedariğine yönelik mevcut stratejik ortaklıklar oluşturacak, böylelikle AB’nin hammadde değer zincirlerini kaynak zengini üçüncü ülkeler ile daha da bütünleştirecek. AB’nin halihazırda Arjantin, Kanada, Şili, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Grönland, Kazakistan, Namibya, Norveç, Ruanda, Ukrayna, Özbekistan ve Zambiya ile stratejik iş birlikleri bulunuyor.</p>
<p><strong>Onaylanan Türkiye Raporu’nda ekonomi…</strong></p>
<p>Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilen Türkiye Raporu ilk taslağa yapılan eklemelerle iki ayrı bölüm halinde 90 ayrı maddeden oluşuyor. İlk bölüm A’dan Z’ye harflerle başlıklandırılan 25 ayrı değerlendirmeyi içeriyor. Bunlardan sadece üçünde ekonomiye yer verilmiş. Türkiye ve AB’nin karşılıklı birinci ve beşinci büyük ticaret ortağı oldukları, AB’nin doğrudan yatırımın birinci kaynağı olduğu, son iki yılda yapısal zorluklar, yüksek enflasyon ve döviz istikrarsızlığının durdurulduğu, son olarak da Türkiye’nin Antalya COP31’de karbondioksit azaltma hedeflerini azaltmada taahhüt göstereceği bu bölümde yer alıyor.</p>
<p>İkinci bölümde 65 tespit, değerlendirme ve öneri var. Bunların ekonomiyle ilgili olanları 13 başlıkta yer alıyor.</p>
<p>Bu bölümde Avrupa Parlamentosu;</p>
<p>▶ 28. maddede enflasyon düşürülürken büyümeyi koruma kararlılığını memnuniyetle karşılamış. Sıkı para ve ihtiyatlı mali politika nedeniyle emeklilerin korunmasını istemiş, </p>
<p>▶ 29. maddede yatırımcı güveni ve ekonomik kalkınma için hukukun üstünlüğü ve hukuki güvenliğe vurgu yapmış, TMSF’nin büyümesini eleştirmiş. </p>
<p>▶ 30. maddede “Nadir toprak elementlerini tek başına çıkaramaz ve işleyemezsiniz” anlamına gelecek değerlendirmeler yapmış. </p>
<p>▶ 31. maddede yolsuzlukla mücadele, GRECO tavsiyelerine uyum isteğine yer vermiş.</p>
<p>▶ 32. maddede kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadeleyi daha da güçlendirmek için AB müktesebatına uyum çağrısı yapmış. </p>
<p>▶ 33. maddede kayıt dışı istihdam, cinsiyetler arası ücret farkı ve gelir eşitsizliği gibi işgücü piyasasına ilişkin kritik sorunların ele alınmadığına dikkat çekmiş, </p>
<p>▶ 34. maddede Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadele alanında çok zayıf bir performans sergilemesinden kaynaklanan üzüntülerini ifade etmiş, </p>
<p>▶ 45. maddede Rusya’dan petrol ürünleri ve doğalgaz ithalatı nedeniyle duyulan endişeler, 46. Maddede İran’dan benzer ürünleri ithalden kaynaklanan endişeler dile getirilmiş </p>
<p>▶ 51. maddede ticaret, ekonomi, göç ve güvenlik, iklim, bilim, araştırma, teknoloji ve inovasyon konularındaki yüksek düzeyli diyalogların devamı istenmiş, </p>
<p>▶ 52. maddede enerji, ulaşım, dijital ve halklar arası temas alanlarında bağlantının derinleştirilmesini, AB-Türkiye arasındaki kilit altyapı projelerinin tamamlanmasını, Avrupa ve Asya arasındaki Orta Koridor dâhil bağlantı yollarının geliştirilmesi, Türkiye, Bulgaristan, Romanya arasında bir Karadeniz otoyolunun inşa yatırımına dikkat çekmiş, </p>
<p>▶ 54. maddede gümrük birliğinin güncellenmesi için, Parlamento onayı gerekmesi nedeniyle yerine getirilmesi gereken ekonomi dışı ön koşullar sıralanmış, </p>
<p>▶ 55.maddede ‘Avrupa’da üretildi’ yaklaşımı gibi yeni girişimlerin AB tedarik kurallarının yeniden düzenlenmesini gerektireceğine, eskimiş Gümrük Birliği’nin yerine geçebileceğine dikkat çekilmiş.</p>
<p><strong>AB KRİTİK HAMMADDELER TÜZÜĞÜ’NÜ 23 MAYIS 2024’TEN İTİBAREN YÜRÜRLÜĞE ALDI </strong></p>
<p>Kritik hammaddelere yönelik tedarik güvenliğinin ve sürdürülebilirliğinin sağlanması AB tarafından bir ‘öncelik’ olarak belirlendi ve bu alan 2024’te çıkarılan bir ‘tüzük’le düzenlendi.</p>
<p>Tüzüğe göre 2030 yılı için belirlenen hedefler ışığında kritik hammaddelere yönelik tedarik zincirinin kuvvetlenmesi, stratejik ortaklık ve anlaşmalarla çeşitlendirilmesi ve sürdürülebilirlik ve döngüselliğin esas alınması amacıyla;</p>
<p>1-Birliğin stratejik hammadde tüketimin en az yüzde 10’unun rezervler elverdiği ölçüde Birlik içindeki madencilik faaliyetlerinden karşılanması,. Yüzde 40’ının Birlik içinde işlenmesi, yüzde 25’inin Birlik içindeki geri dönüşüm faaliyetlerinden elde edilmesi,</p>
<p>2-Stratejik hammadde kaynaklarının çeşitlendirilmesi amacıyla Birliğin her hammadde için yıllık tüketiminin yüzde 65’ten fazlasını tek bir ülkeye bağımlı olmaması hedeflendi.</p>
<p><strong>STRATEJİK HAMMADDELER LİSTESİ OLUŞTURULDU </strong></p>
<p>Yenilenebilir enerji, dijital, havacılık ve savunma teknolojileri gibi stratejik sektörlerde kullanılan stratejik hammaddeler listesi mevzuatın I sayılı ekinde yayımlandı. Listede batarya üretimine yönelik lityum, manganez, doğal grafit, nikelin yanı sıra, nadir toprak elementleri, bakır, alüminyum ve bor gibi hammaddelerden oluşan 17 hammadde yer aldı.</p>
<p>Ayrıca, stratejik hammaddelere ek olarak belirlenecek eşik değerlere göre tedarik riski bulunan kimi girdiler ise kritik hammadde olarak belirlendi. Kritik hammadde listesi ise mevzuatın II sayılı ekinde yayımlandı. Listede de bor dâhil 34 hammadde yer aldı.</p>
<p><strong>STRATEJİK PROJELER İÇİN ÖZEL FİNANSMAN </strong></p>
<p>AB politikaları gereği stratejik projelerin, izin süreçleri ile özel veya kamu finansmanına erişimi kolaylaştırılacak. Bu projelerin AB üyesi olmayan ülkelerde hayata geçirilmesi için Küresel Geçit (Global Gateway) aracından yararlanılacak. Bu program, 2021-2027 döneminde toplam 300 milyar euroya kadar kamu ve özel sektör yatırımını harekete geçirmeyi amaçladı. Bu finansman; hibeler, özel yatırımları teşvik eden garantiler ve Avrupa finans kuruluşlarının sağladığı kredilerle oluşturulan harmanlanmış bir modelle yürütülüyor, Avrupa Komisyonu, AB üye devletleri ve Avrupa Yatırım Bankası gibi kurumların tek bir çatı altında birleştiği “Avrupa Takımı” (Team Europe) yaklaşımıyla hayata geçiriliyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor tarafından kaleme alınan Eskişehir NTE maddesi…</strong></span></p>
<p>Madde 30. Türk Hükümeti’nin Eskişehir ilinde nadir toprak elementlerinden oluşan büyük rezervlere ilişkin yakın zamanda yaptığı önemli keşfi, Türkiye’yi stratejik bir küresel pazarda önemli bir aktör konumuna getirebileceğini kabul eder; bu keşfin, küresel nadir toprak element tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesine ve dayanıklılığına katkıda bulunma potansiyelinin yanı sıra, ileri düzeyde maden çıkarma ve işleme teknolojilerine erişim ile yüksek çevre koruma standartları ve sürdürülebilir kaynak yönetimi sağlanması gerekliliği de dâhil olmak üzere, beraberinde getirdiği büyük zorlukları vurgular;</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/reel-ekonomi/abden-eskisehirin-nadir-elementlerine-gorucu-sinyali-83290</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/0/1280x720/56-1784181220.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sinyal, 17 Haziran’da Avrupa Parlamentosu’nun kabul ettiği özellikle siyasi vurgularıyla tartışma yaratan Türkiye Raporu’nun satır aralarından çıktı. Ekonomi başlığında son derece sınırlı içerik taşıyan Türkiye Raporu’nda Eskişehir Beylikova’daki nadir toprak elementlerinin önemine işaret edilmesine karşın bunların çıkarılması ve işletilmesinin yatırım, teknoloji ve finansman açısından zor olacağı vurgulanarak adeta örtülü ‘iş birliği’ çağrısı yapıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/limaka-great-place-to-work-sertifikasi-83260</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Limak&#039;a Great Place to Work Sertifikası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Limak'ın, çalışan geri bildirimleriyle belirlenen Great Place to Work Sertifikası'nı almaya hak kazandığı bildirildi. </p>
<p>Şirket açıklamasına göre, Great Place to Work Trust Index araştırmasının sonuçları, Limak çalışanlarının şirketi güçlü bir güven kültürüne sahip, adil ve kapsayıcı bir iş yeri olarak değerlendirdiğini gösteriyor.</p>
<p>Açıklamada, "Türkiye'den Afrika'ya, Orta Doğu'dan Avrupa'ya uzanan geniş bir coğrafyada faaliyet gösteren Limak, farklı ülkelerde görev yapan çalışanlarını ortak değerler ve iş yapma anlayışı etrafında buluşturuyor. Farklı disiplinlerden ve kültürlerden çalışanların bir araya geldiği bu yapı, bilgi paylaşımını, iş birliğini ve ortak başarı anlayışını destekleyen çalışma kültürünün temelini oluşturuyor. Şirket 50. yılını yalnızca bir kilometre taşı değil, gelecek dönem hedeflerini şekillendiren bir dönüm noktası olarak değerlendiriyor. Limak bu doğrultuda teknolojik dönüşüm ve sürdürülebilir büyümenin yanı sıra, bu dönüşümü mümkün kılacak insan kaynağına yatırım yapmayı sürdürüyor." denildi. </p>
<p>Limak Yatırım İnsan Kaynakları Direktörü Arzu Uğur, Great Place to Work Sertifikası'nın çalışanların doğrudan geri bildirimleriyle alınmasının ayrı bir anlam taşıdığını belirtti.</p>
<p>Uğur, insan kaynakları ekipleri için en değerli verinin çalışanların sesi olduğunu vurgulayarak, "Dolayısıyla geri bildirimleri yalnızca birer sayı olarak değil, kurum kültürünü ve çalışma deneyimini geliştiren önemli birer rehber olarak görüyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Karar süreçlerini bu doğrultuda şekillendirdiklerini, farklı görüş ve beklentileri iş yapış biçimlerinin doğal bir parçası olarak ele aldıklarını vurgulayan Uğur, "Elde ettiğimiz bu sonuç da güvene dayalı ve güçlü bir çalışma kültürü oluşturma hedefimizin önemli bir yansıması." değerlendirmelerinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/limaka-great-place-to-work-sertifikasi-83260</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/0/1280x720/00-1784122197.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şirketin hak kazandığı Great Place to Work Sertifikası hakkında açıklama yapan Limak Yatırım İnsan Kaynakları Direktörü Arzu Uğur, &quot;Elde ettiğimiz bu sonuç da güvene dayalı ve güçlü bir çalışma kültürü oluşturma hedefimizin önemli bir yansıması.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hisarciklioglu-ulkemizin-uretim-yatirim-istihdam-ve-ihracat-kapasitesini-korumaliyiz-83259</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 13:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hisarcıklıoğlu: Ülkemizin üretim, yatırım, istihdam ve ihracat kapasitesini korumalıyız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ve Yönetim Kurulu üyeleri, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan ile TOBB İkiz Kuleler'de bir araya geldi.</p>
<p>TOBB'dan yapılan açıklamada değerlendirmesine yer verilen Hisarcıklıoğlu, kamu bankalarının genel müdürleriyle yaptıkları toplantı sonrası Karahan ile bir araya geldiklerini belirtti.</p>
<p>Finansmana erişimin iş dünyasının en önemli gündemi konumunda bulunduğunu ifade eden Hisarcıklıoğlu, "Finansman, reel sektörün oksijenidir. Kamu bankalarımızın genel müdürleriyle yaptığımız toplantı sonrası TCMB Başkanı Fatih Karahan ile bir araya geldik. Karşılıklı görüş alışverişinde bulunduk. Finansmana erişim başta olmak üzere ticari kredilerdeki büyüme sınırlarının etkilerini, reel sektörün sıkıntılarını ve önerilerini ilettik. Firmalarımız Türkiye'nin milli servetidir. Ülkemizin üretim, yatırım, istihdam ve ihracat kapasitesini korumalıyız." dedi. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hisarciklioglu-ulkemizin-uretim-yatirim-istihdam-ve-ihracat-kapasitesini-korumaliyiz-83259</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/0/1280x720/hisarciklioglu-1758549685.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası Başkanı Karahan ile görüşme sonrası açıklama yapan TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, &quot;Finansmana erişim başta olmak üzere ticari kredilerdeki büyüme sınırlarının etkilerini, reel sektörün sıkıntılarını ve önerilerini ilettik. Firmalarımız Türkiye&#039;nin milli servetidir. Ülkemizin üretim, yatırım, istihdam ve ihracat kapasitesini korumalıyız.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kalkan-enerji-altyapisini-korumak-ortak-sorumlulugumuz-83251</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 12:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kalkan: Enerji altyapısını korumak ortak sorumluluğumuz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>AKEDAŞ Elektrik Dağıtım AŞ Genel Müdürü Muharrem Kalkan, deprem sonrası yeniden inşa sürecinde hız kazanan altyapı ve üstyapı çalışmalarının şehirlerin geleceği açısından büyük önem taşıdığını belirterek, kazı çalışmaları sırasında yeraltı elektrik şebekelerine zarar verilmemesi için kurumlar arası teknik koordinasyonun eksiksiz sağlanması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Kahramanmaraş ve Adıyaman'da 6 Şubat depremlerinin ardından yürütülen yeniden yapılanma çalışmalarına katkı sunan tüm kamu kurumlarına, belediyelere, altyapı kuruluşlarına ve yüklenici firmalara teşekkür eden Kalkan, bazı kazı çalışmalarında gerekli güzergâh tespit işlemleri yapılmadan gerçekleştirilen müdahalelerin yeraltı elektrik hatlarında hasara neden olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>"Kazı öncesinde güzergâh tespiti yapılmalı"</strong></p>
<p>Yeraltı elektrik kablolarının zarar görmesinin planlanmamış elektrik kesintilerine yol açtığını belirten Kalkan, basit bir koordinasyon süreciyle bu sorunların önlenebileceğini vurguladı.</p>
<p>"Kazı öncesinde şirketimize yapılacak güzergâh tespit başvurusunun ardından ekiplerimiz kısa sürede sahaya ulaşarak yeraltındaki elektrik kablolarının konumunu belirliyor. Böylece çalışmalar güvenli şekilde yürütülüyor, çalışanların güvenliği sağlanıyor ve elektrik kesintilerinin önüne geçiliyor." diyen Kalkan, sürecin hem çalışanlar hem de vatandaşlar açısından büyük önem taşıdığını dile getirdi.</p>
<p><strong>"Yeraltındaki kablolar şehirlerin görünmeyen yaşam damarlarıdır"</strong></p>
<p>Elektrik dağıtım şirketlerinin yalnızca enerji ulaştırmakla değil, enerji arzının sürekliliğini sağlamakla da yükümlü olduğuna dikkat çeken Kalkan, 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu kapsamında kaliteli ve kesintisiz enerji sunmanın yasal sorumlulukları olduğunu hatırlattı.</p>
<p>Yeraltı elektrik şebekelerinin kritik bir kamu altyapısı olduğunu belirten Kalkan, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>"Yeraltındaki elektrik kabloları görünmüyor olabilir; ancak şehirlerimizin görünmeyen yaşam damarlarıdır. Bu hatlara verilen her zarar yalnızca elektrik şebekesini değil, binlerce haneyi, iş yerini, sağlık kuruluşunu, okulu ve kamu hizmetini doğrudan etkiliyor. Ayrıca kamu kaynaklarıyla oluşturulan enerji altyapısının yeniden onarılması ilave zaman ve maliyet gerektiriyor."</p>
<p><strong>"Ortak hedefimiz kesintisiz enerji"</strong></p>
<p>AKEDAŞ'ın tüm kurum ve kuruluşlarla iş birliği içerisinde çalışmaya hazır olduğunu ifade eden Muharrem Kalkan, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:</p>
<p>"Amacımız herhangi bir kurumu eleştirmek değil, ortak sorumluluk bilinciyle hareket etmektir. Hepimiz aynı şehirlerde yaşıyor, aynı tüketicilere hizmet ediyoruz. Kazı çalışmaları öncesinde gerekli teknik koordinasyonun sağlanması, enerji altyapısının korunması ve ilgili süreçlerin eksiksiz uygulanması, tüketicilerimize kesintisiz ve kaliteli enerji sunabilmemiz açısından büyük önem taşımaktadır. Küçük bir koordinasyon, binlerce tüketicimizin elektrik kesintisi yaşamasını önleyebilir."</p>
<p>AKEDAŞ yetkilileri, yeniden inşa sürecinin sağlıklı ilerleyebilmesi ve enerji arzında aksamaların yaşanmaması için kazı çalışması gerçekleştirecek tüm kurum ve yüklenici firmaların, çalışmalara başlamadan önce güzergâh tespit başvurusunda bulunmalarının kritik önem taşıdığına dikkat çekti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kalkan-enerji-altyapisini-korumak-ortak-sorumlulugumuz-83251</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/1/1280x720/kalkan-enerji-altyapisini-korumak-ortak-sorumlulugumuz-1784106979.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kazı çalışmaları sırasında yeraltı elektrik şebekelerine zarar verilmemesi için kurumlar arası teknik koordinasyonun eksiksiz sağlanması gerektiğini söyleyen AKEDAŞ Genel Müdürü Muharrem Kalkan, &quot;Yeraltındaki elektrik kabloları görünmüyor olabilir; ancak şehirlerimizin görünmeyen yaşam damarlarıdır. Bu hatlara verilen her zarar yalnızca elektrik şebekesini değil, binlerce haneyi, iş yerini, sağlık kuruluşunu, okulu ve kamu hizmetini doğrudan etkiliyor. Ayrıca kamu kaynaklarıyla oluşturulan enerji altyapısının yeniden onarılması ilave zaman ve maliyet gerektiriyor.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kredi-hacmindeki-artis-kadar-maliyet-ve-vade-kosullari-da-onemli-83250</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 12:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Kredi hacmindeki artış kadar maliyet ve vade koşulları da önemli&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>İmalat sanayine yönelik yeni finansman paketi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklandı. Yatırım Taahhütlü Avans Kredi Programı'nın bütçesi 750 milyar TL'ye yükseltilirken, imalat sanayine yönelik ayrıca 250 milyar TL tutarında yeni uygun koşullu kredi paketi devreye alındı. Böylece iki program kapsamında imalat sanayine toplam 1 trilyon TL tutarında finansman desteği sağlanacak. Program kapsamında kullandırılacak krediler; 6 ay anapara ödemesiz, 36 aya kadar vadeli olacak ve finansman maliyetinin 12 puanlık kısmı kamu tarafından karşılanacak.</p>
<p>Ege iş dünyası temsilcileri Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklanan Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi programının genişletilmesi ve imalat sanayisine yönelik yeni finansman imkânları sağlanmasının üretim, yatırım, istihdam ve ihracatın sürdürülebilirliğine önemli katkı sağlayacağını belirttiler.</p>
<p><strong>Gökhan Maraş: Erişilebilir koşullarla uygulanmasını bekliyoruz</strong></p>
<p>Aydın Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Maraş, sanayicilerin finansmana erişimde ve yüksek finansman maliyetleri karşısında önemli zorluklar yaşadığı bir dönemde açıklanan desteklerin üretim, yatırım, istihdam ve ihracatın sürdürülebilirliği açısından son derece kıymetli ve umut verici bir adım olduğuna dikkat çekerek, “Paketin, reel sektörün finansman yükünü hafifleterek sanayicimize nefes aldıracağına ve ertelenen yatırımların yeniden gündeme alınmasına katkı sağlayacağına inanıyorum. Özellikle yüksek katma değerli, teknoloji yoğun, dijital ve yeşil dönüşümü destekleyen yatırımlara uygun koşullu ve uzun vadeli finansman sağlanması, ülkemizin rekabet gücünün artırılması bakımından büyük önem taşıyor. Açıklanan kaynakların üretime, ihracata ve istihdama doğrudan katkı</p>
<p>sağlayacak yatırımlara etkin ve hızlı bir şekilde yönlendirilmesi, destek paketinden beklenen faydayı daha da artıracaktır. Finansmana erişimi kolaylaştıran bu tür uygulamaların, Anadolu’daki sanayi işletmelerinin ve özellikle KOBİ’lerin ihtiyaçlarını da gözeten erişilebilir koşullarla uygulanmasını bekliyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Osman Uğurlu: İhracatçının rekabet gücünü artıracak bir destek</strong></p>
<p>Üretimin, ihracatın ve istihdamın sürdürülebilirliği açısından finansmana erişim en kritik başlıklardan biri olmaya devam ettiğini belirten Denizli İhracatçılar Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Osman Uğurlu, şunları söyledi: “İmalat sanayine yönelik açıklanan toplam 1 trilyon liralık uygun koşullu finansman programını memnuniyetle karşılıyor, bu adımı sanayimizin ve ihracatımızın rekabet gücünü artıracak önemli bir destek olarak değerlendiriyoruz. İhracatçı firmalarımız küresel pazarlarda yüksek maliyetler ve yoğun rekabet koşulları altında faaliyetlerini sürdürmeye çalışıyor. Bu süreçte uygun maliyetli ve erişilebilir finansman imkânlarının artırılması, firmalarımızın hem yatırımlarını hızlandırmasına hem de üretim ve ihracat kapasitesini korumasına önemli katkı sağlayacaktır. Özellikle emek yoğun sektörlerin güçlü olduğu Denizli açısından işletme sermayesine yönelik finansman imkânlarının genişletilmesi son derece kıymetli.”</p>
<p><strong>Sibel Zorlu: Sanayicimiz için erişilebilir finansman kritik önemde</strong></p>
<p>Ege Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ESİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Sibel Zorlu, iş dünyasının küresel ekonomide belirsizliklerin arttığı, finansmana erişim koşullarının zorlaştığı bir dönemden geçtiğini hatırlatarak, “Ortalama ticari kredi faizlerinin %43,5 bandına ulaştığı mevcut tabloda, finansmana erişim her zamankinden daha zor hale gelmiş bulunuyor. Güncel sanayi göstergeleri incelendiğinde ise; 2026 yılı Haziran ayı itibarıyla %74,5 seviyesinde olan kapasite kullanım oranı ve 27 aydır 50 eşik değerinin altında (47,1) seyreden PMI verileri, sanayi üretiminde belirgin bir yavaşlama ve daralma sinyalini teyit ediyor. Üretici Fiyat Endeksi’nin (ÜFE) %28,09 seviyesinde katılaşmasıyla birleşen bu tablo, sanayicinin finansmana erişim zorlukları ve yüksek işletme maliyetleri kıskacında faaliyetlerini sürdürdüğünü açıkça gösteriyor. Böyle bir konjonktürde reel sektörün finansmana erişiminin güçlendirilmesi, yalnızca mevcut üretim kapasitesinin korunması açısından değil, yeni yatırımların hayata geçirilebilmesi bakımından da kritik önem taşıyor. Ancak finansman hacmindeki artışın tek başına yeterli olmayacağı da unutulmamalı. Asıl belirleyici olan, bu kaynağın yatırım kararlarını destekleyecek maliyet ve vade koşullarıyla üreticiye ulaşması. Sanayicinin yatırım iştahını canlı tutacak bir finansman yapısı oluşturulabildiği ölçüde açıklanan paketin ekonomiye sağlayacağı katkı da artacaktır. Bugün küresel rekabette fark yaratan unsur artık yalnızca üretim kapasitesi değildir. Teknolojiye yatırım yapabilen, verimliliğini artırabilen ve dönüşümünü finanse edebilen ülkeler ve şirketler öne çıkıyor. Bu nedenle açıklanan finansman imkanlarının yüksek katma değerli üretimi güçlendiren, teknoloji yatırımlarını hızlandıran, dijital ve yeşil dönüşümü destekleyen bir anlayışla kullandırılmasını son derece değerli buluyoruz. Bu alanlara yönlendirilecek finansman, şirketlerimizin küresel değer zincirlerindeki rekabet gücünü artırırken, Türkiye'nin sürdürülebilir büyüme hedeflerine de önemli katkı sağlayacaktır. Açıklanan destek paketinin uygulama sürecinde erişilebilir, maliyet baskısını hafifleten ve yatırımcıyı teşvik edecek bir yapıyla hayata geçirilmesini bekliyoruz. Sağlanacak kaynağın üretim yapan, yatırım planlayan ve dönüşüm odaklı projeler geliştiren işletmelere etkin şekilde ulaşması, paketin ekonomik etkisini daha da güçlendirecektir” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kredi-hacmindeki-artis-kadar-maliyet-ve-vade-kosullari-da-onemli-83250</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/0/1280x720/0099-1784141720.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mevcut konjonktürde finansmana erişimin güçlenmesinin kritik önem taşıdığına dikkat çeken Ege iş dünyası temsilcileri, ancak finansman hacmindeki artışın tek başına yeterli olmayacağını, bu kaynağın yatırım kararlarını destekleyecek maliyet ve vade koşullarıyla üreticiye ulaşması gerektiğini anlattılar. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kiraz-ihracatcisinin-cin-umudu-artti-83241</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 10:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kiraz ihracatçısının Çin umudu arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AHMET USMAN/İZMİR</strong></p>
<p>Pazar çeşitlendirme çalışmaları kapsamında geçen yıldan bu yana İngiltere, Norveç, Kanada ve ABD’ye yönelik çeşitli organizasyonlar gerçekleştiren Egeli yaş meyve ihracatçıları bu vizyonun bir sonraki aşaması olarak Uzak Doğu pazarını görüyor. İhracatçıların, bu kapsamda öne çıkan ürünlerden biri olan kirazda Çin’e ihracat kapılarının yeniden açılması için umutları arttı.</p>
<p>Yıllık yaklaşık 700 bin ton dolayındaki üretimiyle dünyanın en büyük kiraz üreticisi olan Türkiye, yıllar itibari ile bunun yaklaşık yüzde 10’luk kısmını yurt dışına satıyor. 2024’te 67 bin ton olan kiraz ihracatı, geçen yıl yaşanan don felaketi nedeniyle 6 bin tona kadar geriledi. Dünyanın en büyük kiraz ithalatçısı olan Çin ise pandemiden bu yana, yani yaklaşık 5 yıldır Türkiye’den kiraz almıyor. Fakat geçen ay Çin Gümrükler Genel İdaresi'nden gelen teknik uzmanlar, sektörün ihracatın yeniden başlayacağı yönündeki beklentilerini güçlendirdi. Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Balık, heyetin hazırlayacağı rapor sonrası Çin idaresinin yeniden Türkiye’den kiraz ithalatına izin vermesini beklediklerini belirtti.</p>
<p>Bu yıl birlik olarak narenciyeden incire, üzümden salça ve turşuya kadar yüzü aşkın ürünü dünya pazarlarına ulaştırdıklarını anlatan Balık, “2026’ya güçlü bir başlangıç yaptık. Geçen yıl ilk 6 ayda 559 milyon dolar olan ihracatımız, bu yıl 572 milyon dolara yükseldi. En fazla ihraç ettiğimiz ürünler kiraz, domates, mandalina ve şeftali oldu. Özellikle kirazda ulaştığımız kalite ve pazar çeşitliliği, Türk kirazını dünya sofralarının aranan ürünü haline getirdi” diye konuştu.</p>
<h2>“Çin pazarı kiraz için yeni bir ufuk açar”</h2>
<p>Uzak Doğu pazarlarında kalıcı bir varlık oluşturmanın, sektörün uzun vadeli büyüme stratejisinin ayrılmaz bir parçası olduğunu dile getiren Cengiz Balık, “Bu kapsamda kirazda önemli gelişmeler oluyor. Türkiye'den bu ülkeye kiraz ihracatının yeniden başlatılması için Çin Halk Cumhuriyeti Gümrükler Genel İdaresi'nden teknik uzmanlardan oluşan bir heyet, 22-28 Haziran tarihleri arasında ülkemizi ziyaret ederek kiraz bahçelerinde, paketleme tesislerinde ve soğuk işlem ile fumigasyon uygulama merkezlerinde incelemelerde bulundu. Heyete, kirazımızın bahçeden sofraya uzanan izlenebilirlik süreci ve gıda güvenliği uygulamalarımız yerinde aktarıldı. Heyetin hazırlayacağı rapor doğrultusunda Çin makamlarının ülkemizden kiraz ithalatına yeniden izin vermesini bekliyoruz. Yılda yaklaşık 600 bin ton kiraz ithal eden ve dünyanın en büyük kiraz ithalatçısı konumundaki Çin pazarının açılması sürecinin olumlu sonuçlanmasının, Türk kirazına yepyeni bir ufuk açacağına inanıyoruz” diye konuştu.</p>
<h2>“Pazar çeşitlendirmede sıra Uzak Doğu’ya geldi”</h2>
<p>Pazar çeşitlendirme stratejisi kapsamında fuar ve ticaret heyeti organizasyonlarına ağırlık verdiklerini, 2025 yılı ve 2026 yılının ilk çeyreğinde fuar ve heyet katılımlarının kesintisiz devam ettiğini söyleyen Balık, “Birlik olarak yürüttüğümüz UR-GE projesi kapsamında İngiltere, Norveç ve Kanada'ya ticaret heyetleri düzenledik. Turkish Tastes Turquality projemiz kapsamında ise ürünlerimizin ABD’ye prestijli ortamlarda tanıtılması için yoğun bir çalışma yürüttük. Pazar çeşitlendirme vizyonumuzun bir sonraki adımı ise Uzak Doğu olacak. Bu kapsamda, 20-29 Kasım 2026 tarihleri arasında Japonya ve Güney Kore'ye yönelik sektörel bir ticaret heyeti düzenleyeceğiz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kiraz-ihracatcisinin-cin-umudu-artti-83241</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/1/1280x720/kiraz-ihracatcisinin-cin-umudu-artti-1784100534.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kiraz ihracatçıları dünyanın en büyük ithalatçısı olan Çin pazarının tekrar Türk ürünlerine açılması konusunda umutlu. İhracatçılar, geçen ay Türkiye’de incelemelerde bulunan Çinli teknik heyet tarafından hazırlanan raporun Çin yönetimi tarafından incelenmesinin ardından bu ülkeye ihracatın tekrar açılmasını bekliyorlar. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zeytinin-ardinda-kalan-gelecegin-malzemesine-donusuyor-83235</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 08:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zeytinin ardında kalan, geleceğin malzemesine dönüşüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’nin güçlü olduğu iki alan, tarım ve tekstil, yeni bir sanayi hikâyesinde buluşuyor. Nazar Tekstil’in Oleatex’e yaptığı stratejik yatırım; zeytin endüstrisinin yan ürünlerini moda, otomotiv, mobilya ve farklı sektörler için biyobazlı malzemelere dönüştüren Oleatex’in ölçeklenmesini hedefliyor. Nazar Tekstil Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Nazlı Ceylan Balduk Kurtul, “Bu yatırımı klasik bir finansal yatırım değil, üretim gücü ile malzeme mühendisliğinin buluştuğu stratejik bir yol arkadaşlığı olarak görüyoruz” diyor. </strong></p>
<p>Bir zeytinin hikâyesi çoğu zaman yağ çıkarıldıktan sonra sona eriyor. Geriye kalan pirina, çekirdek ve organik yan ürünler ise üretim sürecinin yükü olarak görülüyor. “Bir üretim sürecinin geride bıraktıkları, başka bir sektörün hammaddesine dönüşebilir mi?” sorusuna, döngüsel ekonomi modeli cevap veriyor: Atığı sistemin dışına itmek yerine, onu yeni bir üretim sürecinin girdisine dönüştürmek.</p>
<p>Nazar Tekstil’in biyobazlı ileri malzeme teknolojileri geliştiren Oleatex’e yaptığı yatırım, bu modelin önemli bir örneği. Oleatex, zeytin işleme sürecinde ortaya çıkan yan ürünleri malzeme bilimi ve mühendislikle yeniden değerlendirerek moda, tekstil, otomotiv, mobilya, ambalaj ve tasarım sektörlerinde kullanılabilecek yüksek katma değerli malzemelere dönüştürüyor. Bu ortaklığın ilham veren tarafı, köklü bir sanayi kuruluşunun üretim tecrübesi ile genç bir malzeme şirketinin inovasyon kabiliyetinin aynı büyüme hikâyesinde buluşması.</p>
<p>Nazar Tekstil Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Nazlı Ceylan Balduk Kurtul, “Biz bu yatırımı klasik bir finansal yatırım olarak görmüyoruz. Bizim için bu, üretim gücü ile malzeme mühendisliği odaklı inovasyonun buluştuğu stratejik bir yol arkadaşlığı” diyor.</p>
<p>Nazar Tekstil, tekstil üretimi yapan ve küresel markalar için çalışan bir sanayi şirketi. Balduk Kurtul, sürdürülebilirliğin şirket açısından bir iletişim başlığı değil, üretim anlayışının temel unsurlarından biri olduğunu vurguluyor. Şirket, yenilenebilir enerji yatırımları sayesinde tükettiği elektriğin yaklaşık iki katını üretebilecek kapasiteye ulaşmış durumda. Ar-Ge, kaynak verimliliği ve sürdürülebilir üretim şirketin uzun vadeli büyüme yaklaşımının merkezinde yer alıyor. “Oleatex yatırımı da bizim için bu vizyonun malzeme tarafındaki doğal devamı” diyen Nazlı Ceylan Balduk ile yeni yatırımlarını konuştuk:</p>
<p><strong>Klasik bir yatırım değil, stratejik bir yol arkadaşlığı</strong></p>
<p>“Biz bu yatırımı klasik bir finansal yatırım olarak görmüyoruz. Bizim için bu, üretim gücü ile malzeme mühendisliği odaklı inovasyonun buluştuğu stratejik bir yol arkadaşlığı. Nazar Tekstil olarak üç kuşaktır tekstil üreten bir sanayi şirketiyiz. Dünya markalarına üretim gerçekleştiriyoruz, yıllardır Ar-Ge’ye yatırım yapıyoruz ve bugün tükettiğimiz elektriğin yaklaşık iki katını yenilenebilir enerji yatırımlarımız sayesinde üretebiliyoruz. Dolayısıyla sürdürülebilirlik bizim için sonradan gündemimize giren bir konu değil; iş yapış biçimimizin temelini oluşturuyor. Tekstil sanayisinin içinden geliyoruz. Bu nedenle bir malzemenin sadece nasıl göründüğüne değil; nasıl üretildiğine, nasıl ölçeklenebileceğine ve uzun vadede sürdürülebilir olup olmadığına da bakıyoruz. Oleatex genç bir girişim, ancak bizi etkileyen yalnızca geliştirdiği ürün değildi. Zeytin endüstrisinin çevresel yük oluşturabilen yan ürünlerini yüksek katma değerli biyobazlı malzemeye dönüştürmesi, GANNI ve Castelli Milano gibi uluslararası markalar için ticari üretim yapıyor olması, dünyanın önde gelen otomotiv üreticilerinden biriyle yürüttüğü projeler ve Amazon Devices Climate Tech Accelerator programına seçilmiş olması, bunun yalnızca iyi bir fikir değil, küresel ölçekte karşılık bulan güçlü bir inovasyon olduğunu gösterdi.”</p>
<p><strong>Doğaya yük olabilecek bir kaynağı yeniden ekonomiye kazandırıyor</strong></p>
<p>“Bu modelin en değerli tarafı, aynı anda hem çevresel hem de ekonomik değer üretebilmesi. Zeytin işleme sürecinde ortaya çıkan pirina, çekirdek ve diğer organik yan ürünler doğru değerlendirilmediğinde çevresel yük oluşturabiliyor. Oleatex ise bu biyolojik yan ürünleri malzeme mühendisliğiyle yüksek katma değerli biyobazlı bir malzemeye dönüştürerek tamamen yeni bir değer zinciri oluşturuyor. Yani doğaya yük olabilecek bir kaynağı yeniden ekonomiye kazandırıyor. Türkiye’nin burada çok önemli bir avantaj var. Dünyanın önde gelen zeytin üreticilerinden biriyiz. Aynı zamanda güçlü bir tekstil üretim altyapımız ve sanayi kültürümüz var. Tarım, sanayi ve Ar-Ge aynı ekosistemde buluştuğunda yalnızca tekstil üreten değil, kendi malzemesini geliştiren ve yüksek katma değer ihraç eden bir ülke olabiliriz. Bence bu yatırımın en heyecan verici tarafı da bu vizyon.”</p>
<p><strong>Yeni nesil malzemelerde en önemli eşik laboratuvar değil, sanayi</strong></p>
<p>“Yeni nesil malzemelerde en önemli eşik laboratuvar değil, sanayidir. İyi bir fikir geliştirmek kıymetlidir ama onu her gün aynı kaliteyle, aynı standartta ve rekabetçi maliyetlerle üretebilmek çok daha zordur. Oleatex bugün ürününü ticarileştirmiş, uluslararası markalarla ürün geliştirme süreçleri yürüten ve ölçeklenme aşamasına geçmiş bir girişim. Ortaklığımızın zamanlamasını da bu nedenle çok doğru buluyoruz. Nazar Tekstil olarak yıllardır dünya markalarının kalite standartlarına göre üretim yapan bir şirketiz. Üretim planlaması, kalite yönetimi, süreç verimliliği ve sanayileşme konusundaki bilgi birikimimizi bu yolculuğa aktarmayı hedefliyoruz.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Geleceğin malzeme ekosistemi</strong></span></p>
<p>“Bugün biyobazlı malzeme geliştiren birçok değerli girişim var. Oleatex’i farklılaştıran ise yalnızca kullandığı hammadde değil. Öncelikle çevresel yük oluşturabilen zeytin endüstrisi yan ürünlerini yüksek katma değerli bir malzemeye dönüştürüyor. İkinci önemli fark ise kullanım alanlarının çeşitliliği. Bugün geliştirilen malzeme; çanta, ayakkabı, cüzdan, kartlık, kemer, ajanda ve saat kayışı gibi aksesuarlardan mobilya döşemelerine ve otomotiv iç trim uygulamalarına kadar geniş bir kullanım alanına sahip. Bence burada geliştirilen şey yalnızca alternatif bir deri değil; farklı sektörlerin ihtiyaçlarına cevap verebilecek, ölçeklenebilir yeni nesil bir malzeme platformu. Biz de Oleatex yatırımını yalnızca bugünün ürünüyle değil, gelecekte oluşturabileceği malzeme ekosistemiyle değerlendiriyoruz.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ÖNEMLİ RAKAMLAR</strong></span></p>
<p>- 9 milyon ton: Yıllık ortalama ortaya çıkan zeytin pirinası miktarı.<br />- Yüzde 75: Yağ üretimi için işlenen zeytinin pirinaya dönüşen bölümü. 1.000 kilogram zeytinden 750 kilogram pirina ortaya çıkıyor.<br />- Yüzde 90’a kadar: Oleatex’in mevcut formülündeki biyobazlı içerik oranı.<br />- Yüzde 95-100: Yeni nesil ürünlerde ulaşılması hedeflenen biyobazlı içerik oranı.<br />- 6 kat: Geleneksel deriye kıyasla daha düşük olduğu belirtilen karbon ayak izi.</p>
<p>(Kaynak: www.oleatex.com)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zeytinin-ardinda-kalan-gelecegin-malzemesine-donusuyor-83235</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/Nazar-Tekstil-Yonetim-Kurulu-Baskan-Yardimcisi-Nazli-Ceylan-Balduk-Kurtul.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zeytinin ardında kalan, geleceğin malzemesine dönüşüyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hazir-giyim-ve-tekstilde-rekabet-gucu-alarmi-83233</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 08:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazır giyim ve tekstilde &#039;rekabet gücü&#039; alarmı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Sektörel Dernekler Federasyonu (SEDEFED) tarafından sektörlerin sorunlarını ve çözüm önerilerini uzmanlarla birlikte değerlendirmek amacıyla düzenlenen Sektörel Dönüşüm Toplantıları'nın ilki, tekstil ve hazır giyim sektörüne odaklandı. Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği’nin (TGSD) katkılarıyla, “Küresel Rekabet Gücünü Güçlendirmek ve Yeni Dönüşüm Dinamikleri” temasıyla gerçekleştirilen toplantıda tekstil ve hazır giyim sektörünün mevcut durumu, küresel rekabet koşulları, dönüşüm sürecinin kritik başlıkları ve sektörün geleceğine yön verecek stratejik yaklaşımlar masaya yatırıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a571e8f4596d-1784094351.png" alt="" width="800" height="634" />Toplantının açılışında konuşan TÜSİAD Başkanı Ozan Diren, tekstil, hazır giyim ve deri sektörlerinde yaşanan sıkışmanın yalnızca bu sektörlere özgü bir sorun olmadığını, Türkiye'nin üretim modelinin rekabet gücünü yeniden inşa etme ihtiyacının somut bir göstergesi olduğunu söyledi. Küresel ekonomide ticaret kuralları, tedarik zincirleri, teknoloji ve sürdürülebilirlik alanlarında köklü bir dönüşüm yaşandığına dikkat çeken Diren, Türkiye'nin güçlü sanayi altyapısı, üretim birikimi, stratejik konumu ve esnek üretim kabiliyetiyle önemli avantajlara sahip olduğunu ancak bu potansiyelin kalıcı rekabet üstünlüğüne dönüşebilmesi için maliyet ve finansman baskılarının azaltılması gerektiğini vurguladı.</p>
<h2>İstikrar rekabetin temel koşuludur </h2>
<p>Makroekonomik istikrarın rekabet gücünün temel koşulu olduğunu belirten Diren, enflasyonla mücadelenin yapısal reformlarla desteklenmemesi halinde parasal sıkılığın sanayi üzerindeki baskısının süreceğini, bunun da yatırım iştahını, işletme sermayesini ve dönüşüm kapasitesini olumsuz etkileyeceğini ifade etti. Diren, sanayi üretimindeki büyümenin sınırlı kaldığını, ihracatta miktar bazında zayıflama sinyalleri görüldüğünü ve yüksek teknolojili ürünlerin ihracattaki payının halen istenen seviyeye ulaşamadığını dile getirdi.</p>
<h2>Maliyet bazlı rekabet tarihi dipte </h2>
<p>TÜSİAD'ın hazırladığı Maliyet Bazlı Rekabet Gücü Endeksi'nin sektörel sonuçlarına da değinen Diren, 2026’nın ilk çeyreği itibarıyla Türkiye'nin maliyet bazlı rekabet gücünün tarihsel olarak düşük seviyelere yakın seyrettiğini söyledi. Tekstil, hazır giyim ve deri sektöründe Türkiye'de maliyetlerin yüzde 2,1 arttığını, rakip ülkelerde ise bu artışın yüzde 0,3'te kaldığını belirten Diren, özellikle işgücü ve ara malı maliyetlerindeki yükselişin sektörün rekabet gücünü zayıflattığını ifade etti. Diren, çözümün para politikasından taviz vermek değil, üretim, ihracat ve dönüşüm yatırımlarını destekleyecek hedefli, seçici ve şeffaf finansman mekanizmaları oluşturmak olduğunu söyledi. Hukuk güvenliği, öngörülebilirlik ve güçlü yatırım ortamının da sanayinin dönüşümünü destekleyecek temel unsurlar arasında yer aldığını ifade eden Diren, sürdürülebilir refahın ancak rekabetçi sanayi, güçlü üretim altyapısı ve nitelikli insan kaynağıyla mümkün olacağını vurguladı. Diren, “Ekonomik programın başarısı elbette enflasyonun kalıcı biçimde düşmesiyle ölçülebilir. Ama bunun yanında sanayinin nabzı kaçta atıyor, üreticinin yatırım iştahı ne durumda, gençlerimiz geleceğin üretiminde kendilerine nasıl bir yer görüyor, ihracatçımız küresel pazarda hangi katma değerle rekabet ediyor; bu soruların cevapları da en az makro göstergeler kadar önemli. Çünkü sürdürülebilir refah; güçlü bir üretim tabanı, nitelikli insan kaynağı ve rekabetçi sanayi kapasitesi üzerinde yükselecek” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Rekabetçi kumaşta 3 iplik kuralı </h2>
<p>Sektörel Dernekler Federasyonu (SEDEFED) Yönetim Kurulu Başkanı Emine Erdem de ekonominin en sağlam omurgası olarak tanımladığı tekstil ve hazır giyim sektörlerinde küresel rekabette fark yaratmak için geleneksel üretimin ötesine geçilmesi gerektiğini vurguladı. İki sektördeki iş birliğini kumaş dokuma tezgahına benzeten Erdem, dönüşümün üç temel sacayağı üzerinde yükselmesi gerektiğini belirterek, “Sektörümüzde kumaş tek bir iplikle dokunmaz, önce çözgü gerilir, ardından mekik işler ve desen ortaya çıkar. Bugün Türk sanayisinin ihtiyacı olan şey de tam olarak bu. Uyum, iş birliği ve ortak emek. Geleceğin rekabetçi kumaşını ise üç güçlü iplikle dokuyacağız, dijital dönüşüm, yeşil dönüşüm ve toplumsal dönüşüm” diye konuştu.</p>
<h2>Çözüm ucuz işçilikte değil </h2>
<p>TGSD Müşterek Başkanı Ümit Özüren, tekstil ve hazır giyim sektörünün artık “ucuz işçilik” ve geleneksel emek yoğun yapıyla anılamayacağını söyleyerek, dijitalleşme, tasarım ve sürdürülebilirlik odaklı bilgi ve teknoloji yoğun bir dönüşüm hamlesi başlattıklarını kaydetti.</p>
<p>Sektörün maliyet baskıları nedeniyle yaşadığı zorluklara dikkat çeken Özüren, “Son 4 yılda 400 bine yakın istihdam kaybettik. Bu kayıp sadece kağıt üzerindeki bir rakam değil, aynı zamanda büyük bir bilgi birikimi ve insan hayatı. Bu yüzden çözümü ucuz işçilikte değil, katma değeri yüksek, tasarım, bilgi ve teknoloji temelli bir üretim modelinde arıyoruz” dedi.</p>
<h2>Rekabete 5-0 yenik başlıyoruz </h2>
<p>TGSD Yönetim Kurulu Üyesi ve Gizia Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Kutlu, Türk moda markalarının küresel rekabete 5-0 yenik başladığını söyledi. Hem yüksek finansman maliyetleri hem de enflasyon nedeniyle sektörün dezavantajlı olduğunu belirten Kutlu, buna rağmen markaların kendi hatalarını da görmesi gerektiğini vurguladı. Türk üreticilerinin dünyanın en kaliteli ürünlerini üretebildiğini ancak bunları pazarlamakta yetersiz kaldığını ifade eden Kutlu, Türkiye'de markalaşmanın yanlış anlaşıldığını belirtti. Kutlu, çok sayıda mağaza açmanın marka olmak anlamına gelmediğini belirterek, aynı markaların yüzlerce AVM'de yer almasının şirketlere hem maliyet hem de verimsizlik yüklediğini söyledi. Avrupa'daki benzer işletmelere göre Türkiye'de hem mağazalarda hem de restoranlarda gereğinden fazla personel istihdam edildiğini söyleyen Kutlu, sektörün büyüme stratejisini mağaza sayısı yerine doğru konumlanma, verimlilik ve sürdürülebilir kârlılık üzerine kurması gerektiğini dile getirdi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"16 kişilik şirketlerle küresel rekabet mümkün değil"</span></h2>
<p>TGSD Başkanı Toygar Narbay, Türk tekstil ve hazır giyim sektörünün küresel rekabette ayakta kalabilmesi için şirketlerin ölçek büyütmesi ve iş birliği kültürünü geliştirmesi gerektiğini söyledi. Dünyada rakip şirketlerin dahi maliyet avantajı sağlamak için birlikte hareket ettiğini hatırlatan Narbay, “Yabancıların 'coopetition' dediği, yani rekabet içinde iş birliği anlayışını benimsememiz gerekiyor. BMW ile Mercedes'in ortak parça satın alması bunun en somut örneklerinden biri” dedi. Sektörde ortalama firma büyüklüğünün yalnızca 16 çalışan olduğuna dikkat çeken Narbay, bu yapıyla yapay zeka, robotik, tasarım ve markalaşma yatırımlarının yapılmasının mümkün olmadığını belirtti. “250'nin üzerinde çalışanı bulunan firmalar toplam işletmelerin binde 6’sını oluşturuyor ancak üretimin yüzde 40’ını gerçekleştiriyor. Büyük ölçekli firmalarda kişi başına üretim, küçük işletmelerin 2,6 katına ulaşıyor. Verimlilik ölçekten geliyor. Bunun için şirketlerin güç birliği yapması, konsolidasyonun önündeki engellerin kaldırılması gerekiyor” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hazir-giyim-ve-tekstilde-rekabet-gucu-alarmi-83233</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/6/1280x720/ozan-diren-1773722104.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tekstil ve hazır giyim sektörünün ele alındığı Sektörel Dönüşüm Toplantısı&#039;nda artan maliyetler, finansmana erişim sorunları ve zayıflayan rekabet gücü öne çıktı. TÜSİAD Başkanı Ozan Diren, maliyet bazlı rekabet gücünün tarihi düşük seviyelere gerilediğini belirtirken, TGSD, 400 bin istihdam kaybına dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/egemenlik-kayitsiz-sartsiz-milletindir-83232</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 08:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İş dünyası temsilcileri, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü dolayısıyla yayımladıkları mesajlarda "milli irade" ve Cumhuriyet'e bağlılık vurgusu yaptı.</p>
<p><strong>TOBB YÖNETİM KURULU BAŞKANI RİFAT HİSARCIKLIOĞLU:</strong></p>
<p><strong>“Çok çalışmaya ve üretmeye devam edeceğiz”</strong></p>
<p>“15 Temmuz 2016 gecesi, demokrasimize, istiklālimize ve milletimizin iradesine hain bir darbe girişiminde bulunulmuştur. O karanlık gecede Türk milleti; kadınıyla, erkeğiyle, genciyle ve yaşlısıyla sokaklara dökülerek canı pahasına cumhuriyetine ve geleceğine sahip çıkmıştır. Türk iş dünyasının çatı kuruluşu olarak, o gece ilk andan itibaren hiç tereddüt etmeden devletimizin ve milletimizin yanında saf tuttuk. ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ diyerek demokrasiden yana olan net tavrımızı ortaya koyduk. Bugün de yine bizlere düşen en büyük görev; şehitlerimizin emanetine sahip çıkmak, demokrasimizi daha da güçlendirmektir. Ülkemizi muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarmak için çok çalışmaya ve üretmeye devam edeceğiz. Bu anlamlı gün vesilesiyle, şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnet ve şükranla anıyoruz”.</p>
<p><strong>ANKARA TİCARET ODASI YÖNETİM KURULU BAŞKANI GÜRSEL BARAN:</strong></p>
<p><strong>“Asla unutmayacağız, unutturmayacağız”</strong></p>
<p>“15 Temmuz 2016’da Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) gerçekleştirdiği hain darbe girişiminin üzerinden tam 10 yıl geçti. 15 Temmuz’da hedef alınan sadece demokrasimiz değil; ülkemizin huzuru, istikrarı, ekonomisi, üretim gücü ve kalkınma iradesiydi. Türkiye’nin büyümesini, güçlenmesini ve geleceğe güvenle yürümesini istemeyen odaklar, milletimizin sarsılmaz iradesi karşısında başarısızlığa uğradı. O gece, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısıyla meydanlara çıkan milletimiz; tanklar ve silahlar karşısında, inancı, cesareti ve vatan sevgisiyle durmuş, millet iradesinin üzerinde hiçbir güç tanımayacağını bütün dünyaya göstermiş, demokrasi destanı yazmıştır. 15 Temmuz’u asla unutmayacağız, unutturmayacağız. O gün ortaya konulan birlik, beraberlik ve kararlılık ruhunu, üretimden ticarete, yatırımdan istihdama kadar iş dünyası olarak her alanda yaşatmaya, ülkemizin kalkınması ve ekonomik bağımsızlığını güçlendirmek için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz. Bu vesileyle, vatanımız, bayrağımız ve demokrasimiz uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi minnet ve şükranla anıyor; milletimizin birlik ve beraberliğinin ilelebet daim olmasını diliyorum.”</p>
<p><strong>ANKARA SANAYİ ODASI YÖNETİM KURULU BAŞKANI SEYİT ARDIÇ:</strong></p>
<p><strong>“Milli iradeye bağlılığımızı aynı kararlılıkla sürdüreceğiz”</strong></p>
<p>15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü’nün 10. yıl dönümünde, demokrasimize, milli irademize ve bağımsızlığımıza kasteden hain darbe girişimini bir kez daha lanetliyorum.15 Temmuz 2016 gecesi aziz milletimiz, demokrasisine, bağımsızlığına ve geleceğine sahip çıkarak, milli iradenin üzerinde hiçbir gücün olamayacağını tüm dünyaya göstermiştir. O gece ortaya konulan cesaret, birlik ve dayanışma ruhu, milletimizin tarih boyunca sergilediği kararlılığın en güçlü örneklerinden biri olarak hafızalara kazınmıştır. Türkiye Cumhuriyeti, köklü devlet geleneği ve sarsılmaz milli birliğiyle, nereden ve kimden gelirse gelsin hiçbir tehdide boyun eğmeyecek kudrete sahiptir. Hiçbir odak ve girişim, milletimizin iradesini teslim alamayacaktır. Milletimiz, 15 Temmuz gecesi ortaya koyduğu destansı duruşla demokrasisine, bağımsızlığına ve milli iradesine sahip çıkma kararlılığını tüm dünyaya ilan etmiştir. O gece ortaya konulan milli birlik ruhu, demokrasiye sahip çıkma kararlılığıyla tüm milletler için ilham ve cesaret kaynağı olmuştur. Ankara Sanayi Odası olarak, dün olduğu gibi bugün ve yarın da demokrasiye ve milli iradeye olan sarsılmaz bağlılığımızı aynı inanç ve kararlılıkla sürdüreceğiz. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu Türkiye Yüzyılı vizyonu doğrultusunda, üretim, istihdam ve ihracatla ülkemizi daha güçlü yarınlara taşımaya devam edeceğiz. Bu duygu ve düşüncelerle, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü’nün 10. yıl dönümünde, demokrasimiz ve vatanımız uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyor; kahraman gazilerimize şükranlarımı sunuyorum.</p>
<p><strong>İZMİR TİCARET ODASI YÖNETİM KURULU BAŞKANI MAHMUT ÖZGENER:</strong></p>
<p><strong>“Milli irade etrafında kenetlenmeye devam edeceğiz”</strong></p>
<p>Milletimizin demokrasiye, milli iradeye ve ortak değerlerine sahip çıkma kararlılığının simgesi olan 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü’nün 10’uncu yılında, aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor, kahraman gazilerimize şükranlarımı sunuyorum. 15 Temmuz, milletimizin birlik ve beraberlik içinde hareket ettiğinde aşamayacağı hiçbir engelin olmadığını tüm dünyaya gösterdiği tarihi bir dönüm noktasıdır. Demokrasiye olan bağlılığın, ortak değerler etrafında kenetlenmenin ve milli iradeye sahip çıkma kararlılığının en güçlü şekilde ortaya konulduğu bu anlamlı gün; geleceğe dair sorumluluklarımızı da bizlere bir kez daha hatırlatmaktadır. Ülkemizin daha güçlü yarınlara ulaşmasının yolu; demokrasimizi, birlik ve beraberliğimizi koruyarak üretmeye, yatırım yapmaya, katma değer oluşturmaya ve ortak hedefl er doğrultusunda birlikte çalışmaya devam etmekten geçmektedir</p>
<p><strong>İZMİR TİCARET BORSASI YÖNETİM KURULU BAŞKANI IŞINSU KESTELLİ:</strong></p>
<p><strong>“15 Temmuz, milletimizin birlik ruhunun en güçlü göstergesi”</strong></p>
<p>15 Temmuz 2016 tarihinde milletimiz; demokrasiye, bağımsızlığına ve millî iradesine sahip çıkma kararlılığını tarihe güçlü bir şekilde kaydetti. O gece ortaya konan ortak duruş, birlik ve beraberliğin ülkemizin en büyük gücü olduğunu bir kez daha gösterdi. Tarımdan sanayiye, ticaretten ihracata kadar tüm ekonomik faaliyetlerin gelişebilmesi; ancak istikrarın, hukukun ve ortak aklın hâkim olduğu bir ortamda mümkün. Ülkemizin geleceğine duyduğumuz güvenle, üretmeye, katma değer oluşturmaya ve tarım sektörümüzü daha güçlü yarınlara taşımaya devam edeceğiz. Çünkü biliyoruz ki güçlü ekonomi; güçlü demokrasi, toplumsal dayanışma ve ortak sorumluluk bilinciyle desteklendiğinde kalıcı başarıya ulaşır. 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü vesilesiyle, vatanımız uğruna canlarını feda eden şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor, gazilerimize şükranlarımı sunuyorum. Milletçe birlik ve beraberliğimizi koruduğumuz, üretimin, emeğin ve dayanışmanın değerini büyüttüğümüz aydınlık yarınlar diliyorum.</p>
<p><strong>TÜRMOB GENEL BAŞKANI İRFAN HÜSEYIN YILDIZ:</strong></p>
<p><strong>"15 Temmuz, milli iradenin gücünü tüm dünyaya bir kez daha göstermiştir"</strong></p>
<p>TÜRMOB Genel Başkanı İrfan Hüseyin Yıldız, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü dolayısıyla bir mesaj yayımladı:</p>
<p>“Demokrasiye ve Cumhuriyetimizin temel değerlerine sahip çıkan milletimiz, 15 Temmuz 2016 gecesi gerçekleştirilen hain darbe girişimine karşı büyük bir irade ve kararlılık göstermiştir. O gece ortaya konulan birlik, beraberlik ve dayanışma ruhu; milli iradenin gücünü tüm dünyaya bir kez daha göstermiştir. Demokratik değerlerimize, hukuk düzenimize ve millet egemenliğine olan bağlılığımızla; hiçbir gücün milli iradenin üzerinde olamayacağını vurguluyoruz. Bu vesileyle 15 Temmuz gecesi hayatını kaybeden şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnet ve saygıyla anıyor; hain darbe girişimini bir kez daha kınıyoruz</p>
<p><strong>TÜRKİYE İHRACATÇILAR MECLİSİ (TİM) BAŞKANI MUSTAFA GÜLTEPE:</strong></p>
<p><strong>160 bine yaklaşan ihracatçımızla birlikte 15 Temmuz 2016'dan bu yana rotamızı hiç değiştirmedik</strong></p>
<p>10 yıl önce, 15 Temmuz 2016’da karşı karşıya kaldığımız hain darbe girişimi, sadece demokratik kurumlarımızı değil, ülkemizin ekonomik istikrarını ve küresel pazarlardaki güvenilirliğini de hedef almıştır.</p>
<p>Ancak milletimizin gösterdiği güçlü irade, Türkiye’nin her türlü sarsıntıya karşı ne kadar dayanıklı bir altyapıya sahip olduğunu tüm dünyaya kanıtlamıştır.</p>
<p>15 Temmuz gecesinin hemen ardından, 16 Temmuz sabahı fabrikalarının şalterini kaldıran, sevkiyatlarını durdurmayan ve uluslararası iş ortaklarına "Türkiye’de üretim ve ticaret kesintisiz devam ediyor" mesajını veren Türk ihracatçısı, o kritik dönemeçte çok önemli bir sınav vermiştir.</p>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi olarak, 160 bine yaklaşan ihracatçımızla o günden bu yana rotamızı hiç değiştirmedik.</p>
<p>15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günümüzü kutlarken; vatanı, bayrağı ve değerleri uğruna canını siper eden 15 Temmuz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor, kahraman gazilerimize şükranlarımı sunuyorum.</p>
<p><strong>DIŞ EKONOMİK İLİŞKİLER KURULU (DEİK) BAŞKANI NAİL OLPAK:</strong></p>
<p><strong>Türk iş dünyası 10 yılda ekonomik bağımsızlığın milli egemenliğin ayrılmaz parçası olduğunu gösterdi</strong></p>
<p>15 Temmuz 2016 tarihinde ülkemizin demokrasisine, milli iradesine ve anayasal düzenine yönelik gerçekleştirilen hain darbe girişiminin üzerinden on yıl geçti. Aradan geçen on yılda Türk iş dünyası; üretime, ihracata, istihdama ve yatırıma kesintisiz şekilde devam ederek ülkemizin kalkınma hedeflerine katkı sundu, ekonomik bağımsızlığın milli egemenliğin ayrılmaz bir parçası olduğunu bir kez daha gösterdi. Bu dönemde kişi başına gelirimiz yaklaşık 10.900 dolardan yaklaşık 18.000 dolar seviyesine çıktı. İhracatımızın küresel ticaretten aldığı pay yüzde 1,07’ye yükseldi. Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından kamuoyuna açıklanan; üretim, ihracat, yüksek katma değerli hizmetler ve uluslararası yatırım çekme kapasitemizi güçlendirmeyi hedefleyen, vergi teşvikleri, yatırım kolaylıkları ve finansal düzenlemeler içeren kapsamlı ekonomik reform paketi, bu avantajlarımızı daha etkin şekilde değerlendirmemize önemli katkılar sağlayacaktır. Öte yandan, firmalarımızın geleneksel olarak rekabet ettiği fiyat, kalite ve hız unsurlarına son dönemde ‘’Güven Rekabeti’’ faktörü de eklendi. Türkiye; güçlü üretim altyapısı, stratejik konumu, genç ve nitelikli iş gücü ile uluslararası yatırımcılar açısından güvenilir bir ortak ve istikrarlı bir yatırım merkezi olarak öne çıkıyor. Bu durum, ülkemize küresel rekabette önemli bir avantaj sağlıyor. 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü’nün 10’uncu yıl dönümünde, demokrasimize ve milli iradeye sahip çıkan aziz milletimizi saygıyla selamlıyor; ülkemizin hedefleri doğrultusunda daha güçlü, daha müreffeh ve daha dirençli bir Türkiye için üretmeye, yatırım yapmaya ve çalışmaya devam edeceğimizi bir kez daha vurguluyoruz.</p>
<p><strong>EGE İHRACATÇI BİRLİKLERİ KOORDİNATÖR BAŞKANI MUHAMMET ÖZTÜRK:</strong></p>
<p><strong>Milli irade ile güçlenen Türkiye, ihracatla büyüyor</strong></p>
<p>15 Temmuz 2016 birlik, beraberlik ve dayanışmanın tarihe altın harflerle yazıldığı unutulmaz bir dönüm noktasıdır. Bugün geriye dönüp baktığımızda görüyoruz ki güçlü bir devletin ve güçlü bir demokrasinin en önemli dayanaklarından biri, güçlü bir ekonomidir. Üreten, yatırım yapan, istihdam oluşturan ve ihracatla dünya pazarlarında rekabet eden bir Türkiye, ekonomik bağımsızlığını da sağlam temeller üzerine inşa etmektedir. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında hedefimiz; yüksek katma değerli üretimle, inovasyon odaklı sanayiyle ve güçlü ihracat altyapısıyla Türkiye'nin küresel ticaretteki konumunu daha da ileri taşımaktır.</p>
<p>Bu hedefe ulaşmanın yolu ise birlikten, ortak akıldan, demokrasiye olan bağlılıktan ve üretimden geçmektedir. Milletimizin 15 Temmuz gecesi ortaya koyduğu kararlılık ve dayanışma ruhu, ekonomik alandaki başarılarımızın da en önemli ilham kaynaklarından biridir. 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü vesilesiyle, vatanımızın bağımsızlığı, demokrasimiz ve milletimizin huzuru uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyor; kahraman gazilerimize şükranlarımı sunuyorum. Birlik ve beraberliğimizi koruduğumuz, üretmeye ve ihracatla ülkemize değer katmaya devam ettiğimiz sürece Türkiye'nin her alanda daha güçlü yarınlara ulaşacağına yürekten inanıyorum.</p>
<p><strong>KAYSERİ SANAYİ ODASI (KAYSO) YÖNETİM KURULU BAŞKANI MEHMET BÜYÜKSİMİTCİ:</strong></p>
<p><strong>Ortaya konulan milli birlik ruhu, ülkemizin en büyük gücü olmaya devam etmektedir</strong></p>
<p>15 Temmuz 2016 gecesi aziz milletimiz, devletine, bayrağına ve demokrasisine sahip çıkarak hain darbe girişimini bertaraf etmiş, birlik ve beraberlik içinde tüm dünyaya örnek olacak tarihi bir destan yazmıştır. O gece ortaya konulan milli birlik ruhu, ülkemizin en büyük gücü olmaya devam etmektedir. Türkiye Yüzyılı hedeflerine ulaşmanın yolu, yüksek katma değerli üretimden, teknoloji odaklı yatırımlardan ve küresel rekabet gücümüzü artırmaktan geçmektedir. Kayseri Sanayi Odası olarak sanayimizin dönüşümünü desteklemeye, üyelerimizin rekabet gücünü artırmaya ve ülkemizin kalkınmasına katkı sunmaya devam edeceğiz. Başta 15 Temmuz şehitlerimiz olmak üzere vatanımızın bölünmez bütünlüğü için canlarını feda eden tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor, kahraman gazilerimize şükranlarımı sunuyorum. Rabbim milletimize bir daha böyle acılar yaşatmasın; birlik ve beraberliğimizi daim eylesin."</p>
<p><strong>KAYSERİ TİCARET ODASI (KTO) YÖNETİM KURULU BAŞKANI ÖMER GÜLSOY:</strong></p>
<p><strong>Vatanımızın bölünmez bütünlüğü için can veren tüm şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyorum</strong></p>
<p>FETÖ/PDY ihanet şebekesi ve onların küresel iş birlikçileri tarafından milli irademize, demokrasimize ve devletimizin bekasına yönelik gerçekleştirilen alçak kalkışmanın üzerinden tam 10 yıl geçti. 15 Temmuz; kendi vatandaşına silah doğrultacak kadar gözü dönmüş hainlere karşı, yüce Türk milletinin çıplak elleriyle, sarsılmaz imanıyla ve vatan sevgisiyle kazandığı şanlı bir zaferdir. O karanlık gecede Kayseri, yüz binlerce vatan sevdalısıyla Cumhuriyet Meydanı’na akın etmiş, günlerce süren 'Demokrasi Nöbetleri' ile iradesine siper olmuştur. Bu vesileyle, vatanımızın bölünmez bütünlüğü için can veren tüm şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyorum. Kayseri Ticaret Odası ve iş dünyası temsilcileri olarak, o gece meydanlarda tuttuğumuz demokrasi nöbetini bugün fabrikalarımızda, ticarethanelerimizde, AR-GE merkezlerimizde üretim nöbeti olarak sürdürüyoruz. Ekonomimizi büyüterek, istihdamı artırarak ve ihracat rekorları kırarak demokrasimizi de taçlandırıyoruz. 15 Temmuz’un 10. yılında bir kez daha haykırıyoruz: Devletimizin emrinde, milletimizin hizmetinde, demokrasimizin ve ekonomimizin yılmaz bekçileriyiz.</p>
<p><strong>KAYSERİ ESNAF VE SANATKÂRLAR ODALARI BİRLİĞİ (KESOB) BAŞKANI ŞEYHİ ODAKIR:</strong></p>
<p><strong>Milletimizin bayrak sevgisi, memleket tutkusu üstün gelmiştir</strong></p>
<p>15 Temmuz 2016 gecesi FETÖ terör örgütü mensuplarınca ve dış bağlantılarının destekleriyle yapılmaya çalışılan darbe girişimi, milletimizin vakur duruşuyla ve ferasetiyle, Cumhurbaşkanımızın kararlı duruşuyla, milletin ordusu, polisi güvenlik güçleriyle bir arada omuz omuza durmasıyla akamete uğratıldı. Milli iradeye karşı düzenlenmiş olan bu hayasızca saldırıda milletimiz, sokaklara meydanlara çıkmış göğsünü siper etmiş, canı kanı uğruna itiraz etmişti. Ülkemizin, milletimizin bayrak sevgisi, memleket tutkusu, kırmızı çizgisi olan vatanının haince kuşatılmaya çalışılmasına üstün gelmiştir. Girişimin 10’uncu yıldönümünde hayatını vatanı uğrunda gözünü kırpmadan veren şehitlerimiz yad ediyoruz, gazilerimizi anıyoruz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/egemenlik-kayitsiz-sartsiz-milletindir-83232</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/bayrak-turkiye-ekonomi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İş dünyası temsilcileri &quot;Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir&quot; ilkesiyle Türkiye&#039;nin ekonomik istikrarını koruma yolunda adımlar atmaya devam edeceklerini açıkladı. Ekonomik bağımsızlığın milli egemenliğin ayrılmaz parçası olduğunu vurgulayan Türk iş dünyası &quot;çok çalışacağız ve çok üreteceğiz&quot; mesajlarını yineledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/topluluk-tipi-orgutler-ve-iktidar-83229</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 08:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Topluluk tipi örgütler ve iktidar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Aradan geçen 10 yıllık zamanın sağladığı dingin düşünme fırsatlarını değerlendirmeliyiz. Ülkemizin tarihinin derinliklerinde “topluluk örgütlenme” gelenekleri vardır. Gelenekler değişmez değildir; zamanın yarattığı ihtiyaca göre ya güveni ve huzuru pekiştirir ya da asalak hale gelirler.</strong></p>
<p>Gelişmişlikle geri kalmışlığı ölçmenin yöntemlerinden biri “aşırı ve noksan değerlendirme yapmama” ahlaki sabitini kullanma derecemizdir.</p>
<p>Yaşamın temel gerçekliklerinden biri de “Cemaat/topluluk örgütlenmeleridir”. Biz insanlar kişisel yararlara şiddetli bir eğilim gösteririz; ama bunun gerektirdiği çalışma iradesi, anlama merakı ve anlamlandırma haysiyeti konusunda disiplinli olanlarımız azınlıktadır. Aklımızı ve enerjimizi bir hoca efendiye, kutba, babaya, dedeye, bir bilene, imama, lidere emanet etmekte de sakınca görmeyebiliriz. Bireysel ya da grup halinde “konfor alanı” yaratarak sorgulama merakını diri tutma, akıl yürüterek çoklu düşünme ve bilinmezlerle yüzleşme cesareti için gerekli enerjiyi göstermeyebiliriz.</p>
<p>Topluluk örgütlenmelerinin temelinde konfor alanına sığınma, bir yere ait olmanın güvenini hissetme, kısa yoldan bir yarara ulaşma, bir inanç ya da düşünceyi yaşama taşıma gibi eğilimlerden biri baskın olabilir.</p>
<p>Yaşam sürecinde 10 yıl önemli bir zamandır; geçmişte olup bitenleri olayların sıcaklığından uzak dingin düşünme için gerekli zemini yaratabilir. Yine de sosyal olaylarda kesin yargılar verirken dikkatli olmalıyız. Popülist söylemde anlatılan bir söyleme göre, Çin’in eski başbakanlarından Çu Enlay’a sormuşlar: “Fransız Devrimi’nin etkisi ne oldu?”. Verdiği yanıt ilginçtir; aynı zamanda çok önemli bir sosyoloji ilkesini anımsatır: “Bunu söylemek için çok erken!”</p>
<p>Adalet, merhamet ve vicdana uygun düşecek değerlendirmeler yapmak için zamana ihtiyacımız olabilir; ama geçmişten ders alarak daha sağlıklı gelecek inşa etmek için sürekli durum değerlendirmesi yapmak gerekir.</p>
<p>Yanılabilme özgürlüğünü kullanalım</p>
<p>Zihinsel üretkenliğin önünü kesmemek için “yanılabilme özgürlüğünü” ilkeli biçimde kullanarak, 10 yıl önce yaşanan olayın değerlendirmesini yapmalıyız ki, hata kültürünün özünü oluşturan temel kurala uymuş olalım: Hata yapmadan gelişemeyiz, ama aynı hatayı tekrarlayarak da bir yere varamayız.</p>
<p>Topluluk örgütlenmelerinde öncelikle analiz etmemiz gereken husus, “alan hakimiyeti” olgusudur. Bir topluluk örgütlenmesinde, doğruluğuna inandığımız düşüncelerin geçerliliği ve geleceği inşa etmedeki etkisine iman etmenin ve inanmanın, vazgeçilmez bir ideale adanmanın etkisi büyüktür. Bir de düşünerek, sorgulayarak, fayda va maliyetini hesaplayarak katılım vardır. İnanç ise bir seçim yaparak katılmaktır; için sorgulama vardır.</p>
<p>Yaşananları önyargı tuzaklarına yakalanmadan sorgularsak “öğrenilmiş gerçeklik alanını” genişletir; “öğretilmiş gerçekliklerin” tuzaklarından uzak durabiliriz.</p>
<p>Topluluk örgütlenmelerinde, amaç ve hedefi düşünce-odaklı meşrulaştırır ve çoğaltırsak “ulaştığımız alanı doldurur”; ayaklarımızı sağlam yere basabiliriz. Düşünce-odaklı topluluk örgütlenmelerinde, özü, sözü ve davranışları birbirini bütünleme olasılığı iman-odaklı ve inanç-odaklı katılıma göre iç tutarlık olasılığı daha yüksektir. Ayrıca, düşünce-odaklı topluluk örgütlenmelerinde stratejilerin, taktiklerin ve uygulamaların bütünlüğü de alanı hakkıyla doldurmak için diğer örgütlenme biçimlerine göre daha uygun düşer.</p>
<p>Topluluk örgütlenmesinin “alanı doldurma” aşamasında yakalandıkları tuzaklar dikkatle analiz etmeliyiz: Örgüte destek veren açık ve örtük yapılar hakkında bilgimiz yeterli değilse, örgütlenmenin kime ne yarar sağladığı, kimlere ve nelere karşı durduğu konusunda da bilgiye dayalı katılım aranmalıdır. Aranmalıdır, çünkü sosyal yaşamın temel gerçeklerinden biri, “Akıllı egemenler, ateşteki kestaneleri eliyle çekmez!” gerçekliği her zaman geçerlidir.</p>
<p>Canlılığın temeli olan hücre yapısında bile “yalıtım sınırları” iyi belirlenmezse varlığı korumak mümkün olmuyor. Topluluk örgütlenmelerinde de “alanı koruma çeperleri” gerektiği gibi yalıtılmadığından, iç bünyede aşırı değerlendirme yapanların hareket alanı genişlerse “arka plan hedefleri” ağırlık kazanabilir. Özellikle çoklu düşünceye açık durarak, etken denetim dediğimiz kişi-odaklı “iç denetim mekanizmaları” işlemiyorsa topluk örgütlenmelerinde iktidar heveslerinin artması her zaman mümkündür.</p>
<p>Güç yaratma ve kullanmanın ilkesi çok nettir: Gücün sınırlarını bileceksiniz, gücü kullanma zamanını iyi hesaplayacaksınız, asıl önemlisi gücü kullandıktan sonra size nasıl döneceğini iyice ölçüp biçeceksiniz.</p>
<p>Bugün 15 Temmuz olaylarını değerlendirirken cemaat örgütlenmesinin yazıda özetlenen ve akla gelebilecek başka sosyolojik ilkeler bağlamını iyi düşünmek; topluma bunları açık ve net anlatmak, gelişmeyi aksatan bu gibi tuzaklara düşme eğilimini güçlendirecek tutum ve davranışlardan sakınmak için ortamı olgunlaştırmak gerekiyor.</p>
<p>Denk güçler mücadelesi</p>
<p>Bugünden geriye bakarak değerlendirme yapmanın amacı, gelecek için dersler çıkarma olmalı. Sosyolojide “denk güçlerin mücadelesi ilkesi” unutulmamalı. Bir topluluk örgütlenmesinin, bir siyasi parti örgütlenmesiyle mücadeleye girdiği zaman, denk olmayan güçlerle yarışı olur; kaybedecek taraf bellidir. Buradan çıkarılması gereken ders, topluluk örgütlenmelerinin yönetimleri “siyasi iktidara aday” olmak istiyorlarsa; siyasi parti kurmalı; topluluk örgütlenmelerinin tanımlanmış amaçlarının dışına çıkmalarına izin verilmemeli.</p>
<p>Bir başka husus, “topluluk örgütlenmelerinin gözetim ve denetimi” konusudur. Siyasi irade topluluk örgütlenmeleri insan eliyle etken denetim kadar; sistem-odaklı edilgen denetimden geçirmeli; sonuçlar kamuoyuna açık, anlaşılır ve sistemli biçimde paylaşılmalı. Gözetim ve denetim eksikliği topluluk örgütlerini kendilerine hakim olan kişilerin öznel değerlendirmelerine bırakılmamalı, tanımlanmış alan çeperlerini aşma eğiliminin “tamiri imkansız hata” yapmasına fırsat verilmemeli.</p>
<p>Teknik ve ahlaki üstünlük</p>
<p>Topluluk örgütlenmesinde “alan belirleme” kadar “alan doldurma” üzerinde de durulmalı.</p>
<p>Alan belirleme ırk, inanç ve düşünce odaklı olabilir. Alan doldurma ise taraflara sağlanan yarar ve kolaylıklarla ilgilidir.</p>
<p>Ortadoğu coğrafyasında topluluk örgütlenmesi biçiminde başlayan, sonra siyasi hareketlere dönüşen yapılarda başlangıçta alanda yaşayanların maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılamanın etkilerini uzmanların derin analizlerinden öğreniyoruz. Eğer topluluk örgütlenmeleri, kendi alanlarında ve tanımlanmış hedeflerinde teknik destek ve iç tutarlılıkla ahlaki üstünlük yaratırlarsa yaygınlaşabiliyor.</p>
<p>Teknik olarak erişilebilen kaynakların adil dağılması ve ahlâkı olarak da hakkaniyete özen gösterildiği düşüncesinin yaygınlaşması topluluk örgütlenmelerine üstünlük sağlama gücü yaratır.</p>
<p>Aradan geçen 10 yıllık zamanın sağladığı dingin düşünme fırsatlarını değerlendirmeliyiz. Ülkemizin tarihinin derinliklerinde “topluluk örgütlenme” gelenekleri vardır. Gelenekler değişmez değildir; zamanın yarattığı ihtiyaca göre ya güveni ve huzuru pekiştirir ya da asalak hale gelirler.</p>
<p>Geldiğimiz aşamada geçmişte olup bitenleri serinkanlı biçimde değerlendirerek, gelecekle ilgili bir ortak kuram, netleşmiş amaç, tanımlanmış hedef, kurgulanmış strateji, planlanmış taktik ve tam zamanında uygulama özeni gösterilmeli.</p>
<p><strong>NEREDE YANLIŞ YAPTIK? </strong></p>
<p>Başta söylediğimiz gibi yanılabilme özgürlüğünü kullanmalıyız. Yaşamın en tehlikeli silahının “kendisinin yanılmaz olduğunu” düşünen insanlar olduğu unutmamalıyız. On yıllık zaman sonrasında kendimize sormalıyız: Nerede yanlış yaptık? </p>
<p>▶ Birincisi, topluluk örgütlenmeleriyle ilgili ilke, kural, kuram, yasa, model ve metotlar konusunda nerede, ne kadar sorgulama yaptık? Bugün neredeyiz? <br />▶ İkincisi, sorgulamaları kısa dönemli çıkarları mı, uzun dönemli geleceği düşünerek mi yaptık? <br />▶ Üçüncüsü, topluluk örgütlenmeleriyle ilgili bakış açımız net mi, yoksa başka amaçlarla gerçek niyetlerimizin üzerine kutsal şallar mı örtüyoruz? <br />▶ Dördüncüsü, topluluk örgütlenmelerinin yapay-zeka temelli toplumsal örgütlenmede fırsat ve tehlikelerinin neler olabileceğini sorgulama ve bilgiye dayalı fikir üretmenin neresindeyiz? <br />▶ Beşincisi, her işin bir çirkin bir de güzel yüzü vardır: Çirkin yüzü gelişmeleri zamanında öngörmeyerek kurunun yanında yaşı da yakmaktır. Güzel yüzü, eğilimleri öngörerek, en az insan kaynağı ve maddi kaynak harcamaktır. Şimdi kendimize sormalıyız, bu sınavının neresinde duruyoruz?</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/topluluk-tipi-orgutler-ve-iktidar-83229</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/2/9/1280x720/54-1784093249.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Topluluk tipi örgütler ve iktidar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/iki-gunde-bist100den-200-puan-sildi-83226</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> İki günde BİST100’den 200 puan sildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Borsa İstanbul BİST100 endeksini halka arzından bu yana yukarı yönlü destekleyen Destek Finans Faktoring son iki gündür negatif etki yapıyor. Geçen yıl şubattaki halka arzından bu yana yüzde 6095 yükselen hisse yeni haftanın iki işlem gününde de taban oldu. İki gündü BİS100 endeksinden 200 puanı tek başına Destek Finans Faktoring sildi. Şubat 2025’te borsa macerası başlayan Destek Finans Faktoring halka arzından bu yana Tera Portföy’ün Birinci Serbest Fonu’nda (TLY) yer alıyor. Aynı dönemde halka arz olan Vişne Madencilik de Destek Faktoring ile birlikte TLY fonunda yer alırken Tera Portföy’ün geçen yıl ağustosta Vişne Madencilik hisselerini boşaltmıştı. Şimdi son günlerde Kamuyu Aydınlatma Platformu’na Tera Portföy’ün Destek Finans ile ilgili bildirimleri düşüyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5714d415513-1784091860.png" alt="" width="331" height="260" /></p>
<h2>Şirket sermayesi içindeki pay oranı</h2>
<p>Haziran başında Tera Portföy KAP bildiriminde Destek Faktoring'e ilişkin işlemlerini açıkladı, ancak bu işleme ilişkin düzeltme 9 Temmuz'da geldi. Açıklamada "Tera Portföy'ün kurucusu ve yöneticisi olduğu Tera Portföy Üçüncü Hisse Senedi Serbest (TL) Fon, Tera Portföy Birinci Serbest Fon, Tera Portföy Algoritmik Stratejiler Serbest Fonu ve Tera Portföy İkinci Gayrimenkul Yatırım Fonu portföyündeki Destek Finans Faktoring paylarında 04.06.2026 itibariyle 9,000.000 nominal pay alımı ve 53,811.000 nominal pay satımı gerçekleştirilmiş olup, yapılan işlemler sonucunda şirket sermayesi içindeki toplam pay oranı yüzde 5,012076'dan yüzde 4,998632'ye düşmüştür" denildi.</p>
<p>11 Haziran'da yine KAP açıklamasında Tera Yatırım'ın Destek Finans'ın sermayesinin yüzde 0,83'üne karşılık gelen paylarını borsada toptan alış satış işlemleri prosedürü kapsamında yatırımcılara satışının planlandığı duyuruldu, 12 Haziran işlem tarihi olarak verildi.</p>
<h2>Pay satış işlemi iptal edildi </h2>
<p>KAP'a 12 Haziran'da gelen duyuruda "Tera Yatırım'ın sahip olduğu şirket sermayesinin yüzde 0,83'üne karşılık gelen toplam 2.752.377 TL nominal değerli payların, 1 TL nominal değerli pay için 2.585 TL fiyatla Tera Yatırım Bankası'na satışı toptan alış satış işlemleri kapsamında 15/06/2026 tarihinde gerçekleştirilecektir" denildi. 15 Haziran'da ise işlemden alıcı taraf olan Tera Yatırım Bankası’nın muhtemel kredi risk limit aşımına izin vermemek amacıyla vazgeçildiği ve işlemin iptal edildiği duyuruldu. Destek Finans’ın KAP bildirimlerine göre 24 Haziran'da Tera Yatırım, şirkette yaptığı satışla payını yüzde 5,10'dan yüzde 4,90'a düşürdü.</p>
<p>9 Temmuz’da gelen bir diğer KAP bildirimiyle Tera Portföy’ün Tera Portföy Üçüncü Hisse Senedi Serbest (TL) Fon, Tera Portföy Birinci Serbest Fon, Tera Portföy Algoritmik Stratejiler Serbest Fonu ve Tera Portföy İkinci Gayrimenkul Yatırım Fonu portföylerindeki Destek Finans paylarında 07.07.2026 tarihi itibariyle 128,584.000 nominal pay alımı ve 2,060,413.000 nominal pay satımı gerçekleştirdiği açıklandı ve işlemler sonucunda şirket sermayesi içindeki toplam pay oranı yüzde 5,262300'dan yüzde 4,682751'e düştü.</p>
<h2>Yeni haftaya negatif başladı </h2>
<p>Tüm bu bildirimler ve işlemler sonrasında Türkiye’nin en büyük 4 bankasından daha yüksek bir piyasa değerine ulaşmış olan Destek Finans hisseleri yeni haftaya negatif başladı. Pazartesi günü taban görerek BİST100 endeksinden yaklaşık 100 puan silen Destek Faktoring dün yine taban olarak 92.18 puan daha götürdü. BİST100 endeksinde yüzde 6,55 ile ağırlığı en yüksek üçüncü şirket olan Destek Faktoring’in yukarı veya aşağı yönlü hareketleri BİST100 endeksinde de çok hissediliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/iki-gunde-bist100den-200-puan-sildi-83226</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/borsa-istanbul-bist-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şubat 2025’teki halka arzından bu yana hisse fiyatında yükseliş yüzde 6000’i aşan ve BİST100 endeksinde ağırlığı en yüksek üçüncü şirket haline gelen Destek Faktoring’te iki gün yaşanan taban seviye BİST100’ü negatif etkiledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/enerji-piyasasinda-kirmizi-alarm-83225</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerji piyasasında kırmızı alarm</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a5711b686412-1784091062.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>ABD ile İran arasında sağlanan geçici ateşkesin fiilen etkisini yitirmesi ve Hürmüz Boğazı çevresinde yeniden yoğunlaşan askeri hareketlilik, enerji piyasalarını yeniden alarma geçirdi. Uluslararası gösterge Brent petrol, iki günlük sert yükselişin ardından varil başına 86,72 dolara kadar çıkarken haftalık artış yüzde 16'yı buldu. ABD ham petrolü de yüzde 14 yükselişle 80 doların üzerine yerleşti.</p>
<p>Piyasalardaki en büyük endişe, dünyanın deniz yoluyla taşınan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nda sevkiyatların yeniden aksayabileceği ihtimali. Uzmanlara göre mevcut stok seviyeleri, mart ayında yaşanan ilk krize kıyasla çok daha düşük olduğu için olası uzun süreli bir kesinti fiyatlar üzerinde daha sert etki yaratabilir.</p>
<p>Petrol fiyatlarındaki yükseliş yalnızca enerji piyasasını değil, küresel finans piyasalarını da baskılıyor. Artan enerji maliyetlerinin enflasyonu yeniden yukarı çekebileceği beklentisiyle Avrupa ve ABD borsalarında satışlar hızlanırken, tahvil faizleri de yükselişe geçti. Analistler, petrolün 90 doların üzerine çıkması halinde merkez bankalarının faiz indirimlerini daha da ötelemesinin gündeme gelebileceğini değerlendiriyor.</p>
<h2>OPEC talep tahminini üçüncü kez düşürdü</h2>
<p>OPEC, küresel petrol talebine ilişkin 2026 beklentisini üst üste üçüncü kez aşağı yönlü revize etti. Kartel, bu yıl dünya petrol talebinin günlük 780 bin varil artacağını öngörürken, önceki tahmin 970 bin varil seviyesindeydi. Buna karşın OPEC, jeopolitik tansiyonun düşmesi ve enerji ticaretinin normalleşmesi halinde 2027 görünümünün daha güçlü olacağını belirterek gelecek yıl için talep artışı beklentisini 1,94 milyon varile yükseltti. Raporda, Hürmüz Boğazı'ndaki aksaklıkların üretim artışlarını sınırladığı, ancak Körfez ülkelerinde üretimin yeniden toparlanmaya başladığına dikkat çekildi.</p>
<h2>Hürmüz'ü bypass edecek lojistik hamle</h2>
<p>Birleşik Arap Emirlikleri, Hürmüz Boğazı'na bağımlılığı azaltacak stratejik bir liman yatırımı başlatıyor. Ülkenin doğu kıyısında inşa edilecek yeni liman sayesinde konteynerler Hürmüz'den geçmeden doğrudan BAE'ye ulaşacak, yükler ise kara yolu ve demiryolu bağlantılarıyla Dubai, Abu Dabi ve komşu ülkelere taşınacak. Yaklaşık 18 ayda tamamlanması planlanan yatırımın, Körfez'in en önemli ticaret merkezlerinden biri olan BAE'nin tedarik zincirini güçlendirmesi ve bölgesel lojistik riskleri azaltması hedefleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/enerji-piyasasinda-kirmizi-alarm-83225</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/5/1280x720/petrol-hurmuz-bogazi-1768283690.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hürmüz Boğazı&#039;ndaki gerilimin artmasıyla birlikte piyasalarda sevkiyatların yeniden aksama ihtimali endişe yaratıyor. Uzmanlara göre mevcut stok seviyeleri, marttaki ilk krize kıyasla çok daha düşük olduğu için olası uzun süreli bir kesinti enerji fiyatları üzerinde daha sert etki yaratabilir. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dijital-dislanma-krizi-ve-cozum-yollari-83223</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dijital dışlanma krizi ve çözüm yolları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Son yıllarda kamu ve özel sektör fark etmeksizin tüm hizmetlerin dijital kanallara taşınması, teoride hayatı kolaylaştırmayı amaçlayan büyük bir devrim olarak sunulmaktadır. Ancak pratik uygulama aşamasına gelindiğinde, özellikle kritik öneme sahip sağlık (MHRS gibi), bankacılık ve e-devlet sistemlerinde yapılan bazı güncellemeler, şaşırtıcı bir tezat doğurmaktadır: "Güvenliği artırma" vaadiyle yapılan hamleler, sistemleri belirli bir yaşın üzerindeki veya bilişim okuryazarlığı zayıf olan milyonlarca vatandaş için tamamen kullanılamaz hale getirmektedir. Yazılım geliştirme süreçlerinde sıkça düşülen "güvenlik fetişizmi" tuzağı, kullanıcı deneyimini (UX) feda ederek koca bir X ve Y kuşağını, en çok da dijital dünyaya sonradan adapte olmaya çalışan yaşlı nüfusu sistemin dışına itmektedir.</p>
<ol>
<li><strong> Güvenlik ve kullanılabilirlik dengesinde yaşanan yanılgı</strong></li>
</ol>
<p>Siber güvenlik mimarisinde, güvenlik önlemleri artırıldıkça kullanıcı deneyiminin zorlaşacağı genel kabul gören bir kuraldır. Ancak profesyonel bir yazılım yönetiminin görevi, bu iki kutup arasındaki dengeyi optimum noktada buluşturmaktır.</p>
<p>Özellikle kamu projelerinde sıklıkla görülen eğilim, "sorumluluk almama" güdüsüyle hareket edilmesidir. "Sistem hacklenmesin, veri sızıntısı olmasın da kullanıcı ne kadar zorlanırsa zorlansın" mantığı, siber güvenliği kurtarırken sosyal faydayı yok etmektedir. İki aşamalı doğrulamalar (2FA), karmaşık login (giriş) adımları ve sürekli yenilenen Tek Kullanımlık Şifre (OTP) senaryoları, bir yazılım uzmanının bile zaman zaman entegrasyon veya süre aşımı sorunları yaşamasına neden olurken; 70 yaşındaki bir insanın bu ekranlar arasında kaybolması kaçınılmazdır.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Geliştirici ekiplerin "yankı odası" sendromu</strong></li>
</ol>
<p>Uygulamaları geliştiren, test eden ve onaylayan kadrolar genellikle genç, dijital yerli, yüksek teknolojili cihazlara sahip mühendislerden ve yöneticilerden oluşmaktadır. Bu ekiplerin en büyük metodolojik hatası, Kullanıcı Kabul Testleri (UAT) süreçlerinde kendi standartlarını baz almalarıdır.</p>
<p>Teknolojik okuryazarlığı zayıf bir bireyin; SMS ile gelen OTP şifresini kopyalamak için uygulamadan çıkıp mesajlar kutusuna girmesi, o şifreyi aklında tutup geri MHRS uygulamasına dönmesi ve bu esnada oturumun zaman aşımına uğramaması gibi bir akış, geliştirici için "basit bir edge case (uç durum)" gibi görünebilir. Oysa gerçek dünyada bu durum, yaşlı bir kullanıcının sistemi tamamen terk etmesi ve dijital olarak yardıma muhtaç hale gelmesiyle sonuçlanır.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Kapsayıcı tasarım neden bir zorunluluktur?</strong></li>
</ol>
<p>Sağlık gibi hayati alanlarda hizmet veren platformlar, ticari bir mobil oyun veya lüks bir tüketim uygulaması değildir. Dolayısıyla hedef kitle "yalnızca akıllı telefonu iyi kullananlar" olarak seçilemez.</p>
<p>Türkiye gibi yaşlanan bir nüfus yapısına sahip ülkelerde, X kuşağının bir kısmı ve cumhuriyet kuşağı, bu hizmetlerin ana talepkârlarıdır. Randevusunu kendisi alabilen bir yaşlının, güvenlik güncellemesi adı altında getirilen aşırı karmaşık adımlar yüzünden 3 aydır hiçbir işini tek başına halledemez hale gelmesi, yazılım dünyasının topluma karşı yazdığı teknik bir borçtur.</p>
<p><strong>Yol gösterici çözüm önerileri: Güvenlikten ödün vermeden kapsayıcılık nasıl sağlanır?</strong></p>
<p>Yazılım yöneticileri ve mimarları için daha adil, güvenli ve erişilebilir bir sistem inşa etmenin yolları şunlardır:</p>
<ol>
<li><strong> Risk tabanlı doğrulama:</strong></li>
</ol>
<p>Kullanıcı her sisteme girmek istediğinde (örneğin sadece bir randevu saatine bakacakken bile) en ağır güvenlik bariyerlerini (fahiş OTP'ler, captcha'lar) karşısına çıkarmak doğru bir mimari değildir.</p>
<ul>
<li><strong>Çözüm:</strong> Sistem, kullanıcının kayıtlı cihazını tanımalı ve sadece kritik bilgi değişikliklerinde (telefon numarası değiştirme, şifre sıfırlama, kişisel veri indirme vb.) ağır doğrulama adımları istemelidir. Basit bir randevu görüntüleme işlemi için kullanıcı her seferinde login işkencesine maruz bırakılmamalıdır.</li>
</ul>
<ol>
<li><strong> Erişilebilirlik ve "kolay mod" entegrasyonu:</strong></li>
</ol>
<p>Nasıl ki işletim sistemlerinde görme engelliler veya yaşlılar için erişilebilirlik modları varsa, kitlesel kamu uygulamalarında da bu olmalıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Çözüm:</strong> Sistem açılışında ya da profil ayarlarında tek bir tıkla geçilebilen "Kolay Mod" tasarlanmalıdır. Bu modda; butonlar daha büyük olmalı, OTP şifreleri geldiğinde uygulama (izin dahilinde) SMS'i otomatik okuyup alana kendi yazmalı, karmaşık terimler yerine duru bir dil kullanılmalıdır.</li>
</ul>
<ol>
<li><strong> Biyometrik doğrulamanın yaygınlaştırılması ve kolaylaştırılması:</strong></li>
</ol>
<p>Yaşlı bireyler için harf, rakam ve sembollerden oluşan şifreleri hatırlamak ya da gelen SMS kodlarını girmek yerine, yüz tanıma (FaceID) veya parmak izi okuma (TouchID) çok daha doğal ve zahmetsiz bir güvenlik katmanıdır. Bu tür güvenlik güncellemeleri, insanları şifre girmeye zorlamak yerine biyometrik çözümleri tercih edenler için geçerli bir kapı olacaktır.</p>
<ol>
<li><strong> Saha ve laboratuvar testlerinde çeşitlilik:</strong></li>
</ol>
<p>Hiçbir güncelleme, dijital okuryazarlığı düşük 65 yaş üstü en az 100 kişiye canlı olarak test ettirilmeden yayına alınmamalıdır. Mühendislerin ideal laboratuvar ortamında "çalışıyor" dediği kod, sahada yaşlı bir teyzenin/amcanın elinde "çaresizliğe" dönüşüyorsa, o kod henüz bitmemiştir.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Teknoloji, insan hayatını kolaylaştırdığı, süreçleri demokratikleştirdiği ve bireyleri özgürleştirdiği ölçüde başarılıdır. Bir güncellemeyle güvenliği artırdığını iddia eden ancak toplumun hatırı sayılır bir kesimini başkalarının yardımına muhtaç bırakan sistemler, teknik olarak başarılı ancak sosyolojik olarak başarısızdır. Dijital dünyayı yönetenlerin, fildişi kulelerinden inerek gerçek dünyanın kullanıcı dinamikleriyle yüzleşmesi ve "kapsayıcı teknolojiler" üretmesi bir lütuf değil, toplumsal bir zorunluluktur.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dijital-dislanma-krizi-ve-cozum-yollari-83223</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dijital dışlanma krizi ve çözüm yolları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/herkes-kestirme-yolun-pesinde-83222</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Herkes kestirme yolun peşinde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kilo vermek son yılların en çok konuşulan konularından biri. Eskiden diyet listeleri ve spor programları gündemdeydi. Bugün ise milyonlarca insan çözümü kolaya kaçarak yeni nesil zayıflama ilaçlarında arıyor.</p>
<p>Meksika'da düzenlenen Uluslararası Obezite Kongresi'nde açıklanan bir araştırma da bunun en somut göstergesi. Google verilerine göre yeni nesil zayıflama ilaçlarına yönelik internet aramaları son 10 yılda tam 25 kat arttı. Buna karşılık diyet, sağlıklı beslenme ve egzersiz gibi geleneksel kilo verme yöntemlerine yönelik ilgi aynı dönemde neredeyse yerinde saydı.</p>
<p>Bu tablo yalnızca ilaçlara yönelik ilgiyi göstermiyor. Aynı zamanda insanların giderek daha fazla kolay olana yöneldiğini de ortaya koyuyor. Çünkü beslenme alışkanlıklarını değiştirmek, düzenli spor yapmak ve bunu yıllarca sürdürmek sabır ve disiplin gerektiriyor. Haftada bir yapılan enjeksiyon ise çok daha cazip geliyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5710142b1d6-1784090644.jpg" alt="" width="600" height="332" /><strong>TÜİK'e göre 15 yaş üstü nüfusun yüzde 21,8'i obez </strong></p>
<p>Türkiye açısından tablo daha da çarpıcı. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre Avrupa'da obezitenin en yaygın görüldüğü ülke Türkiye. TÜİK'in son araştırmasına göre de 15 yaş ve üzerindeki nüfusun yüzde 21,8'i obez. Buna karşın toplumun yüzde 86,6'sı düzenli fiziksel aktivite yapmıyor. Böyle bir tabloda son dönemde Türkiye'de de zayıflama iğnelerine ilginin hızla artmasına şaşırmamak gerek.</p>
<p>Bu gelişmenin ekonomik boyutu da en az sağlık kadar önemli. Yeni nesil zayıf ama ilaçları, Eli Lilly ile Novo Nordisk'in piyasa değerlerini 1 trilyon doların üzerine çıkardı. Obezite ilaçları artık yüz milyarlarca dolarlık bir pazar olarak görülüyor. Bu nedenle Pfizer, Amgen, Roche, AstraZeneca başta olmak üzere çok sayıda ilaç şirketi de bu yarışa girmiş durumda. Kim daha etkili, daha güvenli ve daha az yan etkiye sahip ilacı geliştirecek sorusu, önümüzdeki yıllarda sektörünün en büyük rekabet alanlarından birini oluşturacak. Bu yarış kızıştıkça, piyasaya çıkacak her yeni ilaç ve elde edilecek her yeni başarı da zayıflama ilaçlarına yönelik internet aramalarını ve kamuoyunun ilgisini daha da artıracak.</p>
<p>Bilim elbette insan hayatını kolaylaştırmalı. Ancak hiçbir ilaç, dengeli beslenmenin ve düzenli hareketin yerini tutamaz. Kestirme yollar cazip olabilir ama sağlıklı yaşamın sihirli formülü hâlâ bulunabilmiş değil.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/herkes-kestirme-yolun-pesinde-83222</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Herkes kestirme yolun peşinde ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abd-iran-savasinin-doviz-kurlarina-etkisi-83221</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> ABD-İran savaşının döviz kurlarına etkisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünyanın herhangi bir yerinde çıkan büyük bir savaş, sadece o bölgedeki ülkeleri değil, tüm dünyayı etkiliyor. Özellikle petrol üreticisi ülkelerin içinde bulunduğu Orta Doğu'da yaşanan her kriz, küresel ekonominin dengelerini sarsıyor. ABD ile İran arasında yaşanabilecek ya da yaşanan bir savaş da bunların en önemli örneklerinden biridir. Böyle bir çatışmanın etkisi yalnızca askeri alanda kalmaz; petrol fiyatlarından altına, borsalardan döviz kurlarına kadar hemen her alanda hissedilir.</p>
<p>Peki, ABD-İran savaşı döviz kurlarını neden etkiliyor?</p>
<p>Çünkü dünya ekonomisi güven üzerine kuruludur. İnsanlar ve yatırımcılar belirsizlikten hoşlanmaz. Savaş ise belirsizliğin en büyüğüdür. Savaş başladığında yatırımcılar riskli gördükleri ülkelerden paralarını çekmeye başlar. Bunun yerine daha güvenli gördükleri para birimlerine yönelirler. İşte bu noktada Amerikan doları, İsviçre frangı ve Japon yeni gibi para birimleri değer kazanmaya başlar.</p>
<p>ABD ile İran arasında yaşanacak büyük çaplı bir çatışmada ilk yükselen genellikle dolar olur. Çünkü dünya ticaretinin önemli bir bölümü dolar üzerinden yapılmaktadır. Yatırımcılar güvenli liman olarak doları tercih ettikçe doların değeri yükselir. Dolar yükseldiğinde ise gelişmekte olan ülkelerin para birimleri değer kaybedebilir.</p>
<p>Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler bu süreçten daha fazla etkilenmektedir. Çünkü Türkiye petrol ve doğalgaz ihtiyacının büyük bölümünü dışarıdan karşılıyor. Savaş nedeniyle petrol fiyatları yükseldiğinde Türkiye'nin enerji faturası da kabarıyor. Daha fazla döviz ödenmesi gerektiği için dövize olan talep artıyor. Talep arttıkça da döviz kurlarında yukarı yönlü baskı oluşuyor.</p>
<p>Savaşın en önemli etkilerinden biri de petrol fiyatlarıdır. İran, dünyanın önemli petrol üreticilerinden biridir. Ayrıca dünyanın petrol taşımacılığı açısından en kritik noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı da İran'ın kontrol ettiği bölgede bulunuyor. Bu boğazdan her gün milyonlarca varil petrol geçiyor. Savaş nedeniyle bu güzergâhta aksama yaşanması halinde petrol arzı azalıyor, fiyatlar ise hızla yükseliyor.</p>
<p>Petrol fiyatlarının yükselmesi ise zincirleme bir etki oluşturuyor. Akaryakıt zamlanıyor, nakliye maliyetleri artıyor, üretim giderleri yükseliyor. Fabrikalar daha pahalı üretim yapıyor. Market raflarındaki ürünlerin fiyatları da bundan etkileniyor. Sonuçta enflasyon yükseliyor.</p>
<p>Enflasyon yükselince merkez bankaları faiz politikalarını yeniden gözden geçirmek zorunda kalabiliyor. Faiz kararları değişince döviz piyasaları da hareketleniyor. Böylece savaşın ilk günlerinde başlayan dalgalanma uzun süre devam edebiliyor.</p>
<p>Döviz piyasalarında psikoloji de en az ekonomik veriler kadar önemlidir. İnsanlar geleceğe ilişkin kaygı duyduklarında döviz almaya yöneliyor. "Param değer kaybetmesin" düşüncesiyle döviz talebi artıyor. Bu durum bazen ekonomik gerçeklerden daha güçlü bir etki oluşturabiliyor. Yani sadece savaşın kendisi değil, savaş beklentisi bile döviz kurlarında yükselişe neden olabiliyor.</p>
<p>Türkiye açısından bakıldığında dolar kurundaki artış birçok alana yansıyor. İthal edilen elektronik ürünlerden otomobile, ilaçtan sanayi hammaddelerine kadar pek çok ürün döviz üzerinden satın alındığı için fiyatlar yükseliyor. Bu da vatandaşın cebine doğrudan yansıyor.</p>
<p>İhracat yapan şirketler ise ilk bakışta döviz yükseldiği için avantajlı gibi görünse de durum her zaman böyle olmuyor. Çünkü birçok ihracatçı üretimde ithal hammadde kullanıyor. Döviz yükseldikçe maliyetleri de artıyor. Dolayısıyla kur artışının olumlu etkisi önemli ölçüde azalabiliyor.</p>
<p>Turizm sektörü açısından ise farklı bir tablo ortaya çıkabiliyor. Döviz yükseldiğinde yabancı turistler açısından Türkiye daha uygun fiyatlı hale gelebiliyor. Bu durum turizm gelirlerini artırabilir. Ancak savaşın bölgeye yayılması halinde turist sayısında azalma da yaşanabilir. Dolayısıyla olumlu ve olumsuz etkiler aynı anda görülebilir.</p>
<p>Merkez bankalarının bu süreçte en önemli görevi piyasalarda paniğin büyümesini önlemektir. Gerektiğinde döviz rezervleri kullanılabilir, faiz politikaları yeniden düzenlenebilir ve piyasalara güven veren açıklamalar yapılabilir. Güven ortamı sağlandığında dövizdeki aşırı hareketlerin önüne geçmek daha kolay olur.</p>
<p>Vatandaşların da böyle dönemlerde panikle hareket etmemesi büyük önem taşır. Geçmişte yaşanan birçok uluslararası kriz göstermiştir ki, ani kararlarla yapılan döviz alımları çoğu zaman zarar ettirebilmektedir. Ekonomik gelişmeler dikkatle takip edilmeli, kısa süreli dalgalanmalar nedeniyle acele karar verilmemelidir.</p>
<p>Sonuç olarak ABD-İran savaşı yalnızca iki ülkenin meselesi değildir. Bu tür büyük jeopolitik krizler küresel finans sistemini, enerji piyasalarını ve döviz kurlarını doğrudan etkiler. Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkelerde ise etkiler daha belirgin hissedilir. Petrol fiyatlarının yükselmesi, enflasyon baskısının artması, yatırımcıların güvenli liman arayışı ve küresel belirsizlikler döviz kurlarında yukarı yönlü hareketlere neden olabilir. Böyle dönemlerde ekonomik istikrarı koruyabilmek için güçlü para politikaları, sağlam mali disiplin ve piyasalara güven veren uygulamalar büyük önem taşımaktadır. Unutulmamalıdır ki ekonomik krizlerin en güçlü ilacı, güven ve öngörülebilirliktir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abd-iran-savasinin-doviz-kurlarina-etkisi-83221</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD-İran savaşının döviz kurlarına etkisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretimde-kurumlar-vergisi-yuzde-125e-iniyor-83220</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üretimde kurumlar vergisi yüzde 12,5’e iniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Şirketin sanayi sicil belgesine sahip olması tek başına yeterli değil. Kurumun fiilen üretim yapması ve kazancın da bu üretim faaliyetinden elde edilmesi gerekiyor. Üretimin yanında ticaret, hizmet, kira veya başka faaliyetler de bulunuyorsa, şirketin bütün kazancına %12,5 oranı uygulanmayacak. Yalnızca üretim faaliyetine isabet eden kazanç indirimli orandan yararlanacak.</strong></p>
<p>7582 sayılı Kanunla üretim kazançlarının vergilendirilmesinde gerçekten önemli bir değişiklik yapıldı. Hâlen genel kurumlar vergisi oranı %25. Sanayi sicil belgesine sahip olan ve fiilen üretim yapan kurumların üretimden elde ettikleri kazançlar için ise oran 2026 yılında %24 olarak uygulanıyor.</p>
<p>Yeni düzenlemeyle birlikte 2027 yılından itibaren bu oran %12,5’e inecek. Başka bir ifadeyle, imalatçı kurumların münhasıran üretim faaliyetinden elde ettikleri kazançlar üzerindeki kurumlar vergisi yükü yarı yarıya azalacak.</p>
<p>11 Temmuz 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 26 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği de uygulamanın ayrıntılarını ve tereddüt oluşturabilecek bazı konuları örneklerle açıkladı.</p>
<p>Burada hemen belirtelim: Şirketin sanayi sicil belgesine sahip olması tek başına yeterli değil. Kurumun fiilen üretim yapması ve kazancın da bu üretim faaliyetinden elde edilmesi gerekiyor. Üretimin yanında ticaret, hizmet, kira veya başka faaliyetler de bulunuyorsa, şirketin bütün kazancına %12,5 oranı uygulanmayacak. Yalnızca üretim faaliyetine isabet eden kazanç indirimli orandan yararlanacak.</p>
<p>Düzenleme, 2027 yılı ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlara uygulanacak. Özel hesap dönemine tabi kurumlarda ise 2027 takvim yılında başlayan özel hesap dönemi ve sonraki dönemler esas alınacak. Dolayısıyla 2026 yılında mevcut 1 puanlık indirim uygulanmaya devam edecek.</p>
<p><strong>Zirai üretim de kapsama alındı</strong></p>
<p>Yeni düzenlemenin dikkat çeken yönlerinden biri de zirai üretim yapan kurumların kapsama alınmasıdır. Zirai üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların münhasıran bu faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlar da %12,5 oranında vergilendirilecek.</p>
<p>Ancak bunun için çiftçi kayıt belgesi, gıda işletmesi kayıt belgesi veya işletme onay belgesi gibi Tarım ve Orman Bakanlığından alınmış belgelerden birine sahip olunması ve fiilen üretim yapılması gerekiyor.</p>
<p>Dolayısıyla yalnızca tarımsal ürün alıp satan bir şirket bu imkândan yararlanamayacak. Belgenin yanında fiili üretim şartı da aranacak.</p>
<p><strong>İhracat indirimi ayrıca uygulanmayacak</strong></p>
<p>Kendi ürettiği ürünleri ihraç eden kurumlar açısından ihracata tanınan 5 puanlık indirimin ayrıca uygulanıp uygulanmayacağı da önemliydi.</p>
<p>Kanun bu konuda açık bir tercih yapmış durumda. Üretim kazancı nedeniyle %12,5 oranından yararlanılan kazanca ayrıca ihracat indirimi uygulanmayacak. Yani kurum, kendi ürettiği ürünü ihraç etmiş olsa da oran %12,5’in altına inmeyecek.</p>
<p>Buna karşılık kurumun dışarıdan satın aldığı malları ihraç etmesi halinde, bu kazanç üretim kazancı sayılmayacağından 5 puanlık ihracat indirimi uygulanabilecek.</p>
<p>Bu nedenle aynı kurum bünyesinde kendi üretilen mallardan elde edilen kazanç %12,5, dışarıdan alınarak ihraç edilen mallardan elde edilen kazanç %20, diğer kazançlar ise genel olarak %25 oranında vergilendirilebilecek.</p>
<p><strong>Fason üretimde sınır nerede?</strong></p>
<p>Tebliğ, üretimin bazı aşamalarının fason olarak yaptırılmasını indirimden yararlanmaya engel saymıyor. Ancak fason üretimin, sanayi sicil belgesinde veya faaliyet ruhsatında yer alan üretim konusu içinde bulunması gerekiyor.</p>
<p>Ayrıca işletmenin kendi imalatının fason imalattan fazla olması, işin organizasyonunun ve riskinin mükellef tarafından üstlenilmesi, hammadde ve yardımcı maddelerin de mükellefçe temin edilmesi aranıyor.</p>
<p>Başka bir ifadeyle şirket üretim adı altında sadece sipariş veren ve ürünü tamamen başka firmalara yaptıran bir yapıda ise indirimden yararlanması mümkün olmayacak. İdare burada şekilden çok ekonomik gerçekliğe bakacak.</p>
<p><strong>İmalatçıların asgari vergi </strong><strong>karşısında da korunması gerekir</strong></p>
<p>Üretim kazancına uygulanacak oranın %12,5’e indirilmesi imalatçılar açısından kuşkusuz önemli bir avantajdır. Ancak konu yatırım teşvik belgeleriyle birlikte değerlendirildiğinde yurt içi asgari kurumlar vergisi nedeniyle bazı sorunların devam ettiği görülüyor.</p>
<p>2 Ağustos 2024’ten önce alınan teşvik belgelerinde, bu tarih itibarıyla belgede kayıtlı bulunan yatırım tutarı nedeniyle Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 32/A maddesi kapsamında alınmayan vergi, hesaplanan asgari kurumlar vergisinden indirilebiliyor.</p>
<p>Buna karşılık 2 Ağustos 2024’ten sonra alınan yeni teşvik belgeleri ile eski belgelere bu tarihten sonra eklenen yatırım tutarları aynı korumadan yararlanamıyor.</p>
<p>Üretime tanınan 12,5 puanlık avantajın kendisi asgari vergi hesabında dikkate alındığı için, yeni teşvik belgelerinde verginin hiçbir şekilde %10’un altına inmeyeceğini söylemek doğru olmaz. Ancak asgari vergi matrahının normal kurumlar vergisi matrahından yüksek olduğu veya üretim dışı kazançların bulunduğu durumlarda yatırım teşvikinin sağladığı ilave avantajın bir bölümü kullanılamayabilir.</p>
<p>Kanaatimce, bir taraftan imalat kazançlarına %12,5 oranı tanınırken diğer taraftan yeni üretim yatırımlarının sağladığı indirimli kurumlar vergisi hakkının asgari vergiyle sınırlandırılması doğru değildir.</p>
<p>En azından imalat yatırımları bakımından, 32/A maddesi uyarınca alınmayan verginin belge tarihine bakılmaksızın yurt içi asgari kurumlar vergisinden indirilebilmesine imkân sağlanmalıdır. Yeni yatırım yapacak imalatçıların eski teşvik belgesi sahiplerine göre daha olumsuz bir konuma düşürülmemesi gerekir.</p>
<p><strong>Kayıt sistemi şimdiden hazırlanmalı</strong></p>
<p>Yeni uygulamanın sağlıklı yürütülebilmesi için üretim kazancı ile üretim dışı kazançların, ortak giderlerin, kendi üretilen mallarla dışarıdan satın alınan malların ayrı ayrı izlenmesi gerekiyor.</p>
<p>Bu nedenle imalatçı şirketlerin 2027 yılını beklemeden maliyet muhasebesi sistemlerini gözden geçirmelerinde yarar var. Aksi halde kanunun tanıdığı önemli bir avantaj, kazancın doğru ayrıştırılamaması veya yeterince ispatlanamaması nedeniyle tam olarak kullanılamayabilir.</p>
<p>Sonuç olarak üretim kazançlarında kurumlar vergisi oranının %12,5’e indirilmesi son derece olumlu bir adımdır. Ancak bu düzenlemenin yeni üretim yatırımlarını da güçlü biçimde teşvik edebilmesi için imalatçıların yurt içi asgari kurumlar vergisi karşısında ayrıca korunması gerekir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretimde-kurumlar-vergisi-yuzde-125e-iniyor-83220</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üretimde kurumlar vergisi yüzde 12,5’e iniyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pismanlikla-beyanin-ihlali-ve-ihlal-sonrasi-vergiye-uyumluluk-hali-83219</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pişmanlıkla beyanın ihlali ve ihlal sonrası vergiye uyumluluk hali</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5717d078ad3-1784092624.png" alt="" width="400" height="88" /><strong>Pişmanlıkla verilen beyannamenin şartlarının ihlali beyanı kanuni süresinden sonra verilmiş saydırarak ceza doğuruyor. Ancak ilk beyan da süresinde yapılmışsa, bu ihlal vergiye uyumlu mükellef indirimini olumsuz etkilememeli ve hak kaybı yaratmamalı.</strong></p>
<p>Vergi hukukunda, vergiye uyumlu mükellefleri ödüllendirmek ve vergiye gönüllü uyumu teşvik etmek amacıyla 2017 yılında, belli yükümlükleri zamanında yerine getiren mükellefler için %5 oranında vergi indirimi imkânı sağlamıştır.</p>
<p>GVK mükerrer md.121’de düzenlenen %5’lik vergiye uyumlu mükellef indiriminden yararlanmak için gerekli ilk şart, mükelleflerin beyannamelerini süresinde vermesi ve vergilerini süresinde ödemesidir. Öte yandan, anılan maddede “<em>kanuni süresinde verilen bir beyannameye ilişkin olarak kanuni süresinden sonra düzeltme amacıyla veya pişmanlıkla verilen beyannameler bu şartın ihlâli sayılmaz.”</em> şeklinde bir istisna hükmü de düzenlenmiştir.</p>
<p>Vergi mevzuatımızda, “kanuni süresinden sonra kendiliğinden beyan” ile “pişmanlıkla beyan” kurumlarının tanımları ve tabi oldukları hükümlerin detayı Vergi Daireleri İşlem Yönergesinin 59. maddesinde açıklanmıştır:</p>
<p><strong><em>1- Kanuni süresinden sonra verilen beyannamelere;</em></strong></p>
<p><em>Beyannamenin vergi incelemesine başlanılmasından veya takdir komisyonuna sevk işlemi yapılmasından önce verilmesi halinde bu beyannameler takdire sevk edilmeyeceğinden birinci derece iki kat usulsüzlük cezası ile vergi ziyaı cezasının yüzde 50’si kıyaslanarak miktar itibariyle en ağırı kesilir.</em></p>
<p><strong><em>2- Kanuni süresinden sonra ek olarak verilen düzeltme beyannamelerine;</em></strong></p>
<p><em>Usulsüzlük cezası kesilmez. Beyan dışı bırakılan matrah kısmı veya vergi farkı için vergi ziyaı cezasının yüzde 50’si kesilir. Beyannamenin pişmanlık talebiyle verilip pişmanlık hükümlerinin ihlal edilmesi halinde de aynı işlem yapılır.</em></p>
<p><strong><em>3- Pişmanlık ve ıslah hükümlerine göre verilen beyannamelere;</em></strong></p>
<p><strong><em>a)</em></strong><em> Pişmanlık istemi kabul edilen beyannamelere birinci derece bir kat usulsüzlük cezası kesilir.</em></p>
<p><strong><em>b)</em></strong><em> <strong><u>Pişmanlık istemi kabul edilmeyen beyannameler kanuni süresinden sonra verilen beyanname kabul edilerek bu maddenin birinci bendinde yazılı cezalar kesilir.</u></strong></em></p>
<p>Vergi Usul Kanunu'nun 371. maddesi kapsamında da pişmanlık ve ıslah müessesesi düzenlenmiştir. Anılan hüküm kapsamında pişmanlık hükümlerinden yararlanmak isteyen mükelleflerin kanunda öngörülen şartlara eksiksiz uyması gerekmektedir. Bu şartlardan herhangi birinin ihlal edilmesi durumunda pişmanlık hükümleri geçerliliğini yitirir ve mükellef açısından cezai yaptırım gündeme gelir. Bu durumda bu mükelleflerin verdiği beyannameler kanuni süresinden sonra verilen beyanname olarak kabul edilir. Yani, pişmanlık şartlarının ihlali halinde, (i) pişmanlık zammı terkin edilir, bunun yerine gecikme faizi tahakkuk ettirilir ve (ii) kanuni süresinden sonra verilen beyanname olarak kabul edilen beyanname için ziyaa uğratılan verginin %50’si oranında vergi ziyaı cezası kesilir. </p>
<p>Pişmanlık hükümlerinin ihlali nedeniyle kanuni süresinden sonra verilen beyanname statüsüne dönüşen düzeltme beyannamesi üzerine kesilen vergi ziyaı cezası, GVK mükerrer 121. maddedeki istisna hükmü kapsamında mükellefin vergiye uyumlu mükellef haklarını zedeleyen bir sonuç doğuracak mı, bu noktada tekrar GVK mükerrer 121. maddedeki istisna hükmüne bakmak gerekir: “<em>Kanuni süresinde verilen bir beyannameye ilişkin olarak kanuni süresinden sonra düzeltme amacıyla veya pişmanlıkla verilen beyannameler bu şartın ihlâli sayılmaz.”</em></p>
<p>Dolayısıyla, pişmanlık ihlali nedeniyle kanuni süresinden sonra beyana dönen düzeltme beyannamesi, kanuni süresinde verilmiş bir beyannameye aitse bu durumda pişmanlık ihlali nedeniyle kesilen cezanın da vergiye uyumlu mükellef statüsünün değerlendirilmesinde olumsuz bir unsur olarak dikkate alınmaması gerekir.</p>
<p>Öte yandan, pişmanlık ihlali nedeniyle kanuni süresinden sonra beyana dönen düzeltme beyannamesi, kanuni süresinde verilmemiş, ilk kez beyan edilen bir beyannameye aitse bu durumda yasa hükmünün lafzı gereği pişmanlık ihlali nedeniyle kesilen ceza vergiye uyumlu mükellef statüsünün değerlendirilmesinde olumsuz bir etki yaratacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pismanlikla-beyanin-ihlali-ve-ihlal-sonrasi-vergiye-uyumluluk-hali-83219</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pişmanlıkla beyanın ihlali ve ihlal sonrası vergiye uyumluluk hali ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekanin-fiyatlanamayan-riski-83218</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekânın fiyatlanamayan riski</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapay zekâ hakkında herkes konuşuyor. Teknoloji şirketleri geleceği satıyor. Danışmanlar dönüşümü. Düzenleyiciler kuralları.</p>
<p>Oysa, yapay zekâ ve iklim krizi gibi büyük dönüşümleri anlamak için teknoloji şirketleri, danışmanlar ya da siyasetçiler kadar, onlara poliçe yazmak zorunda olan sigortacılara da bakmak lazım. Çünkü gelecek<em> (ve riskler) </em>hakkında en pahalı tahminleri onlar yapar. Ve bazen en önemli haber, bir poliçenin küçük puntolarında saklıdır.</p>
<p>Son aylarda ABD'de tam da böyle bir gelişme yaşandı. <em>AIG, Great American ve W.R. Berkley</em> gibi büyük sigorta şirketleri, üretken yapay zekâ kullanan işletmelerde doğabilecek bazı yükümlülükleri genel sorumluluk poliçelerinin kapsamı dışında bırakabilmek için düzenleyicilere başvurdu. Başvuruların önemli bölümü onaylandı. Aynı dönemde sektörün standart poliçe dilini hazırlayan <em>Insurance Services Office (ISO)</em> da sigortacıların kullanabileceği üretken yapay zekâ istisna maddelerini yayımladı.</p>
<p>İşin dikkat çekici tarafı, bu istisnaların kapsamı. <em>W.R. Berkley'nin</em> önerdiği metin, yapay zekânın <em>"herhangi bir fiili veya iddia edilen kullanımından"</em> kaynaklanan talepleri dışarıda bırakabilecek kadar geniş. <em>AIG </em>ise bu istisnaları bugün uygulamayı planlamadığını söylese de ihtiyaç duyulduğunda kullanılabilecek hukuki zemini hazırlamış durumda. Başka bir ifadeyle, acil çıkış için yangın kapısı çoktan inşa edildi.</p>
<p><strong>Senkronize risk!</strong></p>
<p>Bu gelişme bize önemli bir şey söylüyor. Sorun yapay zekânın hata yapması değil. İnsanlar da hata yapar. Yazılımlar da. Sigorta sektörü bunları zaten yıllardır fiyatlıyor. Asıl sorun, yapay zekâ kaynaklı risklerin aynı anda binlerce kuruma yayılabilmesi. Yani <strong><em>riski senkronize ederek, ölçeklemesi. </em></strong>Onlarca bölgeyi aynı anda vuran bir tsunami gibi.</p>
<p>Bugün, kurumsal dünyanın önemli bir bölümü, birkaç temel model üzerine inşa ediliyor. Aynı modeli kullanan binlerce şirket düşünün. O modelde ortaya çıkacak tek bir sistemik hata, aynı anda binlerce kurumun hukuk departmanını, müşteri ilişkilerini, operasyonlarını ve bilançolarını etkileyebilir.</p>
<p>İşte sigortacılığın matematiği burada değişiyor. Tekil riskler hesaplanabilir. Ama bu tür senkronize riskleri fiyatlamak çok zor.</p>
<p><em>Air Canada,</em> müşteri hizmetleri chatbotunun uydurduğu bir indirim sözünü yerine getirmek zorunda kaldı. <em>Google'ın </em>yapay zekâ özetlerinin bir güneş enerjisi şirketi hakkında gerçeğe aykırı iddialar üretmesi ise yüz milyonlarca dolarlık bir davaya konu oldu. Bunlar tek başına yönetilebilir olaylar. Sigortacıların korkusu bunların tek tek yaşanması değil, aynı yazılım katmanından kaynaklanan benzer hataların aynı anda binlerce kurumun bilançosuna yansıması.</p>
<p><strong>İklimde de aynı dinamik!</strong></p>
<p>Bu tablo aslında yabancı değil<strong><em>. İklim krizinde de aynı dinamiği gördük</em></strong>. Kaliforniya'da artan vahşi yangınlar, Florida'da ise kasırga riskleri nedeniyle birçok sigorta kuruluşu bazı bölgelerde yeni poliçe yazmayı durdurdu ya da kapsamlarını daralttı. Sorun tek bir evin tahribatı değildi. Aynı felaketin on binlerce poliçeyi aynı anda tetikleyebilmesiydi. Riskin korelasyonu arttığında, matematiği de değişiyor.</p>
<p>Yapay zekâ da durumu benzer bir noktaya taşıyor. Birkaç küresel modele bağımlı hale gelen ekonomide, risk de giderek merkezileşiyor. Aynı altyapıya yaslanan milyonlarca karar, aynı zafiyetleri paylaşmaya başlıyor.</p>
<p>Sigorta şirketlerinin bunu kapsam dışına çıkarması, riski elbette ortadan kaldırmıyor. Sadece sahibine iade ediyor. Bir sorun yaşandığında, yük teknolojiyi geliştiren şirketten çok, onu süreçlerine entegre eden kurumun bilançosuna, yöneticilerine ve yönetim kuruluna kalacak. <strong><em>Risk transfer zinciri koptuğunda, en ağır yük zincirin son halkasına binecek.</em></strong></p>
<p>İşin ilginç yanı, sigorta sektörünün bu süreçte farkında olmadan en hızlı düzenleyiciye dönüşmesi. <em>Avrupa Birliği'nin</em> Yapay Zekâ Yasası yıllar süren müzakereler sonunda kademeli olarak yürürlüğe giriyor. Sigorta poliçeleri ise bir sonraki yenileme döneminde değişebiliyor. Yasaların yıllar aldığı yerde, piyasa bazen birkaç sayfalık poliçe ekiyle kararını verebiliyor.</p>
<p>Tabii işin bir başka yüzü daha var. Her boşluk, yeni bir pazar demek. Bazı sigorta şirketleri, yapay zekâya özgü ilk teminat ürünlerini sunmaya başladı bile. Riskler ölçülebilir hale geldikçe, bu ürünler de olgunlaşacak. Ancak iklim riskinde de gördüğümüz gibi, yeni risklerin sağlıklı biçimde fiyatlanması yıllar alıyor. En büyük maliyet de genellikle bu geçiş döneminde ortaya çıkıyor.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Konuya büyük iştahla giren kurumsal dünya, yüksek verimlilik ve getiri hikayesini hemen satın alarak, olası riskleri perdelemiş durumda. Sigorta sektörüyse o perdelenen riskleri henüz <em>güvenle fiyatlayamadığını</em> söylüyor. Getiri beklentisi ile gözleri kamaştıran yapay zekâ geleceğinin en önemli sinyali, hiper gelişkin teknolojilerde değil, yazılamayan bir poliçede gizli olabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekanin-fiyatlanamayan-riski-83218</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekânın fiyatlanamayan riski ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/net-dogrudan-yabanci-yatirimlar-neredeyse-tamamen-durdu-83217</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Net doğrudan yabancı yatırımlar neredeyse tamamen durdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Merkez Bankası’nın blog sayfası olan Merkez’in Güncesi’nde, 2018 yılının haziran ayında yayınlanan bir yazıda, doğrudan yabancı yatırım kararlarını etkileyen unsurlar değerlendirilmişti. Merkez Bankası ekonomistleri Kurmaş Akdoğan ve Hülya Saygılı tarafından kaleme alınan yazı, Dünya Bankası’nın bir araştırmasına atıfla başlıyor. Buna göre yatırımcılar sırasıyla, siyasi istikrar, kamu politikalarının uygulanmasında şeffaflık ve öngörülebilirlik ve elverişli yatırım ortamı arayışındalar. Bundan kasıt, yabancı yatırımcılar için sağlanacak yatırım koruma garantisi, işe başlama kolaylığı ve yatırım teşvikleri gibi ilave faktörler. Üretimde etkinlik arayışı arttıkça, ucuz ve nitelikli iş gücü, fiziksel altyapı, makroekonomik istikrar, kur istikrarı, düşük vergi oranları, düşük girdi maliyetleri gibi bileşenlerin de önemi artıyor. İşletme dostu politikalar ile firma kuruluşunu daha etkin kılan uygulamalara sahip olan ve yerli tedarikçilerle güçlü bağlantılar kurulabilen ülkeler, yabancı yatırımcılar nezdinde öncelikli.</p>
<p><strong>Verilere bakınca sanki ligden </strong><strong>çekilmişiz gibi görünüyor</strong></p>
<p>Yazının yayınlandığı tarihte, Türkiye hâlâ uluslararası doğrudan yabancı yatırım yarışında adı anılan ülkelerden bir tanesiydi. Her ne kadar 2004-2013 dönemindeki şaşaalı günler geride kalmış olsa da, uluslararası şirketler yeni yatırım arayışlarında, ülkemizi göz ardı etmiyorlardı. Bugün ne yazık ki bambaşka bir durumla karşı karşıyayız. Doğrudan yabancı yatırım liginde küme düştük demek bile yeterli olmayabilir; verilere bakınca sanki ligden çekilmişiz gibi görünüyor. Bunun nedenleri çok iyi anlamak ve sonrasında da yabancı yatırımcıları Türkiye’den uzak tutan çekincelerini gidermek gerekiyor. Ama öncesinde, gelin son 20 yılda doğrudan yabancı yatırımlarda nereden nereye geldiğimize bakalım.</p>
<p>Merkez Bankası verilerine göre, 2005’te Türkiye’ye gelen 10 milyar dolarlık doğrudan yabancı yatırım tutarı, o zamana kadarki en yüksek tutara işaret ediyordu. 1990-2004 arasındaki 15 yılda Türkiye’ye gelen yabancı yatırım toplamının 17,6 milyar dolar olduğunu düşününce, 2005’te gelen 10 milyar dolar gerçekten muazzam bir miktar. O dönemde uygulanmakta olan IMF programı, AB ile tam üyelik müzakerelerinin başlamış olması ve yurtdışındaki olumlu konjonktür, 2006’dan itibaren doğrudan yabancı yatırım akımlarının daha da hızlanmasına neden oldu. 2006’da 20,2 milyar dolara ulaşan girişler, 2007’de tüm zamanların rekoru olan 22 milyar dolara ulaştı. 2008’de de devam eden güçlü girişler, sonraki iki yılda küresel finansal krizin etkisiyle yıllık 9 milyar dolar seviyelerine gerilese de, 2011-2015 arasındaki beş yılda yıllık ortalama 15,2 milyar dolara ulaşarak sağlıklı bir görünüm arz etti. 2016’dan itibaren yeniden gerilemeye başlayan yatırım girişleri, Covid salgının etkisiyle 2020’de yıllık 7,5 milyar dolara kadar geriledi. Son beş yılda kısmen toparlanan yatırımlar, 2025’te 13 milyar dolara kadar yükseldi (gayrimenkul yatırımlarını hariç tutunca 10,7 milyar dolar). Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı yatırımları dünya geneliyle karşılaştırınca, son 20 yılda ciddi bir zemin kaybettiğimizi görüyoruz. 2006 ve 2007’de rekor girişlerin olduğu dönemde Türkiye, dünyadaki tüm doğrudan yabancı yatırım akımlarının %1,3’ünü çekerken, 2025’te bu oran %0,8’e kadar geriledi.</p>
<p>Bu dönemde sadece ülkeye giren yabancı yatırımlar azalmadı. Özellikle 2020’den itibaren, Türkiye’de yerleşik şirketlerin yurtdışındaki doğrudan yatırımlarında çok ciddi bir artış yaşandı. 2006 ile 2020 arasındaki 15 yıllık dönemde, yıllık ortalama 3,1 milyar dolar olan Türklerin yurtdışı doğrudan yatırımları, 2021-2025 arasındaki beş yıllık dönemde yıllık ortalama 6,8 milyar dolara ulaştı. Sadece 2025 yılına baktığımızda, yurtiçi yerleşik şirketlerin yurtdışındaki doğrudan yatırımlarının 9,8 milyar dolar ile, tüm zamanların rekorunu kırdığını görüyoruz.</p>
<p>Bu iki veriyi netleştirdiğimizde, doğrudan yabancı yatırım kanalıyla ülkemize net ne kadar giriş olduğunu hesaplayabiliriz. Bu şekilde bakınca, özellikle son beş yılda çok ciddi bir şekilde bozulan bir tablo ile karşılaşıyoruz. Yazıyı çok fazla sayıya boğmaya gerek yok: 2025’te net yabancı sermaye girişleri 3,2 milyar dolar ile, 2004’ten beri kaydedilen en düşük seviyeye gerilemiş durumda. Ne yazık ki kötü haber burada bitmiyor. Merkez Bankası’nın pazartesi günü yayınladığı son verilere göre, 2026 Mayıs sonu itibariyle son 12 aylık net doğrudan yabancı yatırım tutarı 1,8 milyar dolara kadar inmiş durumda. İşin en üzücü yanı ise, 2026’nın ilk beş aylık döneminde, Türkiye’den 220 milyon dolarlık net doğrudan yabancı yatırım çıkışı olmuş. Bu dönemde hem girişler azalmış, hem de çıkışlar artmış.</p>
<p><strong>Yabancı yatırımcıların arayışları </strong><strong>Türkiye’de karşılık bulmuyor</strong></p>
<p>Verilere nereden balarsak bakalım, Türkiye’nin 1,6 trilyon doları aşan küresel doğrudan yabancı yatırım hacminden yeterli payı alamadığını görüyoruz. Ekonomiyi yakından takip edenler açısından aslında bu çok da şaşırtıcı değil. Lakin yine de, bir zamanlar doğrudan yabancı yatırımcıların ilgi odağı olan Türkiye’nin neden gözden düşmüş olabileceğini, yazının başında bahsettiğim Merkez Bankası çalışmasını da hatırlayarak, tartışmamız gerekiyor. Uluslararası yatırımcılar sırasıyla, siyasi istikrar, kamu politikalarının uygulanmasında şeffaflık ve öngörülebilirlik ve elverişli yatırım ortamı arayışındalar. Anlaşılıyor ki, yabancı yatırımcıların bu arayışları Türkiye’de karşılık bulmuyor. Hatta daha da ötesi, artık Türk yatırımcılar da hem bu faktörler, hem de ekonomik faktörler nedeniyle Türkiye yerine başka ülkelerde yatırım yapmayı tercih ediyor.</p>
<p>Dünyada tüm dengelerin bozulduğu, rekabetin ve korumacılığın arttığı, tedarik zincirlerinin çeşitli nedenlerle kesintiye uğradığı çok zor bir dönemdeyiz. Böyle bir ortamda, hem kapasite hem de verimlilik artışına yönelik yatırımların artarak devam etmesi çok önemli. Bu nedenle, ekonomiyle ilgili tartışmalarımızın en önemli odak noktası, hem yerli hem de yabancı yatırımcılar açısından ülkemizin yeniden cazip bir adres olması için ne yapmamız gerektiği olmalı. Hazır elimizde Merkez Bankası’nın yukarıda bahsettiğim çalışması varken, çareyi çok uzaklarda aramamıza gerek yok gibi görünüyor. Yeter ki isteyelim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/net-dogrudan-yabanci-yatirimlar-neredeyse-tamamen-durdu-83217</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Net doğrudan yabancı yatırımlar neredeyse tamamen durdu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-bicak-sirtindaki-ikiz-acik-gercegi-83216</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’nin bıçak sırtındaki &#039;ikiz açık&#039; gerçeği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İktisat teorisinde yeri olan ve ülkemizin de kronik sorunu niteliğini uzun yıllardır koruyan “<em>ikiz açık” </em>konusu.</p>
<p>Bu yazımda ilk kez yapay zekâ (AI) tanımını kullanıyorum. İkiz açık, bir ülke ekonomisinde aynı dönemde hem <strong>bütçe açığı</strong> (kamu harcamalarının gelirleri aşması) hem de <strong>cari açık</strong> (döviz girişinin döviz çıkışından az olması) durumlarının birlikte görülmesidir.</p>
<p>Bu iki kavram birbirini tetikleyen mekanizmalara sahiptir:</p>
<p><strong>- Bütçe açığı (mali açık):</strong> Devletin yaptığı harcamaların, topladığı vergilerden ve diğer gelirlerden fazla olmasıdır.</p>
<p><strong>- Cari açık:</strong> Bir ülkenin dış dünyayla yaptığı mal ve hizmet alışverişi sonucunda kasasından çıkan döviz miktarının, ülkeye giren döviz miktarından fazla olmasıdır.</p>
<p>İktisat teorisinde bu iki açığın aynı anda var olmasına <strong>İkiz Açık Hipotezi</strong> adı verilir. <strong>Geleneksel Keynesyen</strong> yaklaşıma göre, devletin bütçe açığını kapatmak için borçlanmaya gitmesi yurt içi faizleri yükseltir. Yüksek faiz ülkeye sıcak para girişini hızlandırır, bu da yerli paranın değerlenmesini sağlayarak ithalatı ucuzlatır ve ihracatı zorlaştırır; böylece cari açık meydana gelir.</p>
<p>Türkiye’nin, birkaç yılı hariç, neredeyse Cumhuriyet tarihi boyunca her zaman bütçe açığı sorunu olmuştur. 1980 yılı dışı açılma politikaları sonrası ve özellikle 2000’li yıllara girişle ve dış dünya ile entegre oluşla birlikte de cari açık sorunu sürekli gündemini korumuştur.</p>
<p>Süleyman Demirel Üniversitesi’nden Gökhan Özdamar, 2015 yılında kaleme aldığı “<em>İkiz Açıklar Hipotezi: Teorik Yaklaşımlar ve Türkiye Üzerine Ampirik Literatür İncelemesi” </em>başlıklı bilimsel makalesinde, Türkiye üzerine yapılan 70 adet ampirik çalışmayı ve sonuçlarını sıralamış. Çalışmaların ağırlığını 1980’li yıllar oluşturmuş. Çalışmaların yarısından fazlasında geleneksel ikiz açıklar hipotezinin Türkiye açısından geçerli olduğu ortaya konulmuş. 12 çalışmada değişkenler arasında geri besleme (iki yönlü nedensellik) olduğu, 6 çalışmada üçüz açıklar hipotezinin geçerli olduğu yönünde sonuçlar elde edilmiş.</p>
<p>Gelelim günümüze…</p>
<p>Günümüzde ve özellikle ekonomi yönetiminin gündeminde cari açık sorunu öne çıkıyor. Açık söylemek gerekirse bütçe açığı çok da fazla önem taşımıyor. Önemli olan yabancı kaynak girişini yüksek reel faizlerle sağlamak ve böylece cari dengeyi zoraki de olsa korumaya çalışmak oluyor.</p>
<p>2026 yılı itibariyle cari dengede de denge kaybolmuş durumda. Özellikle İran ile ABD savaşı ve buna bağlı enerji darboğazı, altın ve temel mal fiyatları ile kurlardaki gelişmeler evdeki hesapların çarşıya uymadığının çok açık ifadesi.</p>
<p>Dilerseniz cari açık ile ilgili olarak Merkez Bankasının iki gün önce yayımladığı 2026 yılı Mayıs ayı ödemeler dengesi istatistiklerine bir göz atalım.</p>
<p>- Mayıs 2026 ayı ödemeler dengesi açığı 1 milyar 450 milyon $</p>
<p>- Mayıs 2025 ayı ödemeler dengesi açığı 1 milyar 105 milyon $</p>
<p>- Ocak-Mayıs 2026 dönemi ödemeler dengesi açığı 30 milyar 679 milyon $</p>
<p>- Ocak-Mayıs 2025 dönemi ödemeler dengesi açığı 23 milyar 728 milyon $</p>
<p>- Mayıs 2026 dönemi 12 aylık ödemeler dengesi açığı 37 milyar 287 milyon $</p>
<p>- Mayıs 2025 dönemi 12 aylık ödemeler dengesi açığı 36 milyar 933 milyon $</p>
<p>Rakamlar şunu söylüyor: Ödemeler dengesi açığı Mayıs ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 31, son beş ayda yüzde 29, son bir yılda da yüzde 9 artmış.</p>
<p>Peki mayıs ayındaki rakamları hangi alt kalemler etkilemiş, ona bakalım.</p>
<p>- Mayıs ayında geçen yılın aynı dönemine göre toplam mal ihracatı 24,2 milyar dolardan 21,9 milyar dolara gerilemiş; ki bu oldukça önemli bir olumsuz sinyal.</p>
<p>- Aynı şekilde bu dönemde, özellikle gözetim ve yüksek ticaret politikası önlemleriyle ve daha da önemlisi sanayi girdisi anlamında toplam ithalat da 29 milyar dolardan 26,2 milyar dolara düşmüş.</p>
<p>- Bu dönem hizmet ticareti de geçen yılı aynı ayına göre 5,5 milyar dolardan 5,2 milyar dolara çekilmiş. Bunda da özellikle turizm gelirlerindeki azalış önemli bir başka olumsuz sinyal.</p>
<p>Şimdi de geçmişten geleceğe cari açık ile ilgili rakamlara bir göz atalım. 2026-2028 Orta Vadeli Programa göre:</p>
<p>- 2024 yılı cari açığı 10,2 milyar $</p>
<p>- 2025 yılı cari açığı 22,6 milyar $</p>
<p>- 2026 yılı cari açık hedefi 22,3 milyar $</p>
<p>- 2027 yılı cari açık hedefi 20,5 milyar $</p>
<p>- 2028 yılı cari açık hedefi 18,5 milyar $</p>
<p>TCMB tarafından izlenen piyasa katılımcıları Haziran 2026 ayı anketine göre;</p>
<p>- 2026 yılı sonu cari açık tahmini 49,2 milyar $ (Mayıs ayında 47,8 milyar $ idi)</p>
<p>- 2027 yılı sonu cari açık tahmini 42,5 milyar $</p>
<p>Bu rakamlar bize neyi söylüyor?</p>
<p>Palyatif, geçici, kısa vadeli sermaye girişine ve yüksek faiz politikasına dayalı ödemeler dengesi modeli kalıcı ve sağlıklı değil. Sağlam bir mal ihracatı, ciddi bir hizmet ihracatı, gerçekçi kur politikası, verimlilik ve diğer yapısal düzenlemeler gerekli...</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-bicak-sirtindaki-ikiz-acik-gercegi-83216</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin bıçak sırtındaki &#039;ikiz açık&#039; gerçeği ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/natoyu-nasil-bilirdiniz-83215</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> NATO’yu nasıl bilirdiniz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ne yazık ki NATO’yu “iyi bilirdik” diyemeyeceğiz. Aslında NATO, ABD imiş. Bu ülke kendini geri çekince zaafları ortaya çıktı. Hakkımızı helal eder miyiz? Ben etmem. O halde tarihe gömelim gitsin.</strong></p>
<p>Belki de <strong>Ankara, son NATO zirvesinin yapıldığı yer</strong> olarak tarihe kazınacak. Zira artık <strong>işlevini</strong> yitirmiş, <strong>gelecek</strong> vaat etmeyen ve <strong>çözdüğünden fazla sorun üreten</strong> bir yapıya dönüşmüştü. Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü <strong>NATO</strong>’da ne <strong>Kuzey,</strong> ne <strong>antlaşma,</strong> ne <strong>Atlantik</strong> ne de işe yarar bir <strong>örgüt</strong> kalmış değil.</p>
<p><strong>NATO 1.0</strong>; dünya savaşı sonrası 2’ye bölünmüş dünyada <strong>Sovyetler Birliği</strong>’ne karşı görev yaptı. <strong>SSCB</strong> çökünce <strong>NATO 2.0</strong> devreye girdi, <strong>avara kasnağa</strong> dönüştü, narkotik, çocuk pornosuyla mücadele gibi işlere girişti. Sonra <strong>Çin</strong>’in yükselişiyle <strong>NATO 3.0</strong>’a ulaşıldı ancak ABD; <strong>“benim işime yaramıyor</strong>” dedi.</p>
<p><strong>MORGDAKİ NATO’YA SERUM BAĞLAMAK</strong></p>
<p>Türkiye açısından NATO, <strong>hâlâ önemseniyor</strong> olsa da bize <strong>ne gibi fayda sağladığını</strong> sorgular olduk. <strong>Trump</strong> desteğini azaltınca, <strong>NATO içindeki ağırlığımızın arttığı</strong> bir gerçek… Neticede <strong>NATO’nun ikinci büyük gücü </strong>olan ordumuza, <strong>Avrupa’nın ihtiyacı var</strong> zira Trump, AB’ye “<strong>kendinizi koruyun</strong>” diyor.</p>
<p><strong>Ankara zirvesi</strong> biter bitmez, <strong>2027 NATO</strong> zirvesinin yapılıp yapılmayacağı dahi tartışılmaya başlandı. Bana göre bu zirve olsa bile <strong>bırak Trump’ı</strong>, pek çok <strong>Avrupa lideri katılır mı</strong> bilinmez. Zira NATO’ya verilecek GSMH’lerin %5 desteği, <strong>morgdaki hastaya serum bağlamak</strong> gibi fuzuli hale geldi bile.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / NATO’nun geleceğine dair…</strong></span></p>
<p><strong>Eksikliği hissedilir mi?</strong></p>
<p><strong>Sanmıyorum</strong>. Varlığından ne fayda görüldü ki yokluğu hissedilsin. Üyelerinin <strong>%5 GSMH desteği</strong> ile <strong>Çin’e</strong> veya <strong>Rusya’ya </strong>karşı caydırıcılık sağlayabileceği meçhul. Hele ki <strong>ABD artık gözden çıkarmışsa</strong>...</p>
<p><strong>Yerine ne konulur?</strong></p>
<p>Bunu henüz bilmiyoruz ama <strong>arayışı başladı</strong>. AB için Türkiye, kıta güvenliği açısından büyük önem kazandı ancak <strong>AB</strong>’nin hala bizi <strong>vize</strong> ile <strong>yeşil mutabakat</strong> ile <strong>mülteci bekçiliğiyle</strong> oyaladığı da bir gerçek.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>DİPLOMASİ TARİHİNDE ŞAHESER MESAJ; LİDERLERE SİLAH HEDİYEMİZ...</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı’nın <strong>NATO liderlerine silah hediyesi</strong>, bana göre <strong>çok başarılı</strong> diplomasi mesajıydı: “<strong>NATO sizi koruyamıyor, bari siz kendinizi koruyun. Canınız sıkılırsa Rus ruleti oynarsınız</strong>.” Hele ki içlerinden birinin bürokrasi yüzünden ülkesine götürememesi, <strong>NATO’nun bürokratik çöküşüydü</strong>...</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NATO LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>NATO</strong>: North Atlantic Treaty Organization, ABD ve Avrupa’dan 32 ülkenin güvenlik şemsiyesi</p>
<p><strong>OTAN</strong>: İki resmi dilli örgütün Fransızcası: Organisation du Traité de l'Atlantique Nord</p>
<p><strong>Brüksel</strong>: NATO’ya ev sahipliği yapan Belçika’nın başkenti, şimdi bürokrasi enkazlarıyla dolu</p>
<p><strong>NATO üyesi Türkiye</strong>: Örgüt içindeki ikinci büyük güç... Gelecekte NATO’nun yerini alabilir</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/natoyu-nasil-bilirdiniz-83215</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/6/1280x720/nato-1783319726.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ NATO’yu nasıl bilirdiniz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/konutta-balon-var-mi-varsa-ne-kadar-ve-o-balon-patlar-mi-83214</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Konutta balon var mı varsa ne kadar ve o balon patlar mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hep tartışılan konulardan biridir. Türkiye’deki konut fiyatlarında balon var mı, yok mu; varsa ne kadar? Belki bunlardan daha önemli olan da o kaygı: <strong>“Bu balon bir gün fena halde patlayacak.”</strong></p>
<p>Konut fiyatlarının son yıllarda çok arttığı bir gerçek de bunun bir balona, yani enflasyonun çok üstünde bir artışa konu olup olmadığını anlamanın yolu resmi verilere dayalı bir analiz yapmaktan geçiyor. Tabii ki bu analiz, <strong>“Balon patlar mı, patlamaz mı”</strong> sorusuna da iyi kötü bir yanıt vermeli.</p>
<p>Bu resmi veriler için başvurulacak kaynaklar belli…</p>
<p>Konut fiyatlarına ilişkin verinin adresi Merkez Bankası.</p>
<p>Konut fiyatlarını kıyaslayacağımız enflasyon verisinin adresi de TÜİK. </p>
<p><strong>“Konut fiyatlarını Merkez Bankası ne bilsin”</strong> diyen çıkabilir. Ama aynı baza getirilmiş ve yıllar öncesine kadar uzanan bir başka veri seti olmadığına göre, hatta bu konuda hiç veri olmadığına göre Merkez Bankası’na başvurmaktan başka çare yok.</p>
<p>Enflasyon konusu da aynı.<strong> “Ama TÜİK’in verisi”</strong> diyeceklere yine aynı yanıtı vereceğim: <strong>“Eldeki bu!”</strong></p>
<p>Benzeri tüm kıyaslamalar için olduğu gibi konut fiyatları için de belli bir tarihi başlangıç almak gerekir. Gidebildiğim kadar geri giderek bir seri oluşturmak istedim ve Merkez Bankası’nın 2012 yılının ocak ayından bu yana hesaplamakta olduğu aylık konut fiyat endeksini kullandım.</p>
<p>Merkez Bankası hem genel bir konut fiyat endeksi hesaplıyor, hem de yeni ve yeni olmayan konutlar için hesaplama yapıyor ama bu endeksler arasında hele uzun dönemli değerlendirmelerde hemen hemen hiç fark olmadığı için genel endeksi kullanmayı yeterli gördüm.</p>
<h2>1’e 2 artış </h2>
<p>2012 yılından bu yılın mayıs ayı sonuna kadar olan dönem… (Konut fiyat endeksinde son veri mayıs ayına ait olduğu için seriyi mayısta sonlandırmak gerekti.) Bu dönemde konut fiyatları ne kadar artmış, buna karşılık enflasyondaki artış ne olmuş?</p>
<p>Denge kabaca 1’e 2 düzeyinde oluşmuş.</p>
<p>2012 başından bu yana geçen 14 yılı aşkın sürede TÜFE’deki artış oranı yüzde 1928, yani kabaca 19 kat.</p>
<p>Peki bu dönemde konut fiyatları ne kadar artmış, tam yüzde 4105, yani kabaca 41 kat.</p>
<p>Hadi TÜFE’deki 19 kat artışı 20 sayalım, konut fiyatındaki artışı da 40 kat; sonuçta enflasyon 1 artarken konut fiyatlarında 2 artış yaşanmış. 1’e 2!</p>
<h2>Ama makas daralma eğiliminde </h2>
<p>Konut fiyatlarıyla enflasyon arasında 1’e 2 gibi bir denge (ya da dengesizlik) var ama bu fark bir ara çok daha fazlaydı.</p>
<p>Bu yılın mayısı itibarıyla konut fiyatları ile enflasyon arasında yüzde 107’lik bir fark bulunuyor. Bu fark Haziran 2023’te yüzde 165’e kadar çıkmıştı. O tarihten bu yana makas üçte bir daraldı ve yüzde 107’ye indi.</p>
<h2>Balon, varsa bile patlamaz </h2>
<p>Konut fiyatlarının son 14 yılı aşkın sürede enflasyona göre daha fazla arttığı ortada. Bu bir balon mudur, değil midir, tartışılır. Ancak gidişata bakınca ekonomideki o klasik balon patlamasının konutta hiçbir şekilde gerçekleşmeyeceği de ortada. Bunun birkaç nedeni var.</p>
<p>Birincisi konut fiyatları ile enflasyon arasındaki makasın zaman içinde daraldığı gözleniyor. Yani konut fiyatlarında öyle birden çok dramatik bir düşüş görülmesi gibi bir durum söz konusu değil. Nominal olarak yavaşlama bile yok; artış hızı yavaşlıyor, bu dönemde enflasyon daha hızlı artıyor ve aradaki fark daralıyor.</p>
<p>Bunun en tipik örneği de Haziran 2023’ten bu yana olan dönem.</p>
<p>Bu gerçek, bundan sonraki eğilimin de benzer şekilde olacağının bir işareti sayılır.</p>
<p>Kaldı ki konut öyle finansal bir enstrüman değil ki herkes bir anda terk etmeye başlasın ve fiyatlar nominal olarak bile çok büyük bir hızla gerilesin.</p>
<p>Konut talebi bitmiyor ki böyle bir durum yaşansın. Tam tersine konuta talep var ve bu durum piyasayı canlı tutuyor.</p>
<p>Tamam alım gücünün çok büyük ölçüde düşmesiyle herhangi bir birikimi olmayanların konut alabilmesi neredeyse olanaksız hale geldi ama piyasa yine de iyi kötü dönüyor ve canlı. Bu yüzden de konutta öyle sanıldığı gibi bir balon patlaması hiçbir zaman söz konusu olmaz.</p>
<p>Son dönemde ne yaşandığını bir kez daha altını çize çize vurgulamak gerek. Konut fiyatlarındaki artış Haziran 2023’ten sonra nasıl enflasyonun altında kalmışsa, bu eğilim bundan sonraki dönemde de devam edebilir. Muhtemelen de bir süre edecek. Haziran 2023’ten Mayıs 2026’ya kadar olan dönemde konut fiyatları yüzde 137 artarken, enflasyon oranı yüzde 203 oldu.</p>
<p>Yani varsa bile balon patlamıyor, yavaş yavaş hava kaçırıyor.</p>
<p>Bundan sonra yaşanacak olan da budur. Yani en fazla budur.</p>
<p>Fiyatlar yeniden enflasyondan daha fazla artar mı, bu bir süre için pek beklenmiyor ama o da olabilir.</p>
<p>Bu olmasa konut fiyatları artmasa bile öyle birden çöküş olmaz; balonun havası olsa olsa en fazla yavaşça iner, son üç yılda olduğu gibi.</p>
<p>Dolayısıyla kimse <strong>“Konut fiyatları çok şişti, bu balon bir gün patlayacak”</strong> gibi bir beklenti içine girmemeli. O balon zaten üç yıldır hava kaçırıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a570d3f20f8b-1784089919.png" alt="" width="843" height="389" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/konutta-balon-var-mi-varsa-ne-kadar-ve-o-balon-patlar-mi-83214</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/4/1280x720/konut-hane-kira-1784095473.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Konutta balon var mı varsa ne kadar ve o balon patlar mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/feto-sirketlerinin-satisindan-15-milyar-dolar-geldi-kalan-608-sirketin-aktifleri-222-milyar-lirayi-asti-83212</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> FETÖ şirketlerinin satışından 1.5 milyar dolar geldi, kalan 608 şirketin aktifleri 222 milyar lirayı aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>15 TEMMUZ</strong> 2016’daki hain darbe girişimi sonrası ilan edilen <strong>“15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü”</strong>nün 10’uncu yılında da daha önceki yıllarda olduğu gibi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) Başkanı <strong>Fatin Rüştü Karakaş</strong>’tan kayyımlık görevi aldıkları şirketlerin son durumuyla ilgili bilgi istedim.</p>
<p><strong>Fatin Rüştü Karakaş</strong>’a bilgi notu için şu soruları yönelttim:</p>
<p>▶<strong>Ge</strong><strong>çen 10 y</strong><strong>ıl i</strong><strong>çinde FET</strong><strong>Ö ba</strong><strong>ğlant</strong><strong>ıl</strong><strong>ı ka</strong><strong>ç </strong><strong>şirkete kayy</strong><strong>ım olarak atand</strong><strong>ın</strong><strong>ız?</strong></p>
<p><strong>▶ Aralar</strong><strong>ından ka</strong><strong>çı tasfiye yoluna girdi?</strong></p>
<p><strong>▶ Ka</strong><strong>çı ve hangileri mahkeme karar</strong><strong>ıyla eski sahiplerine iade edildi?</strong></p>
<p><strong>▶ Ka</strong><strong>çı ve hangileri TMSF ihalesiyle yeni sahiplerini buldu? Ne kadar sat</strong><strong>ış geliri elde edildi?</strong></p>
<p><strong>▶ TMSF</strong><strong>’de ka</strong><strong>ç </strong><strong>şirket kald</strong><strong>ı? </strong><strong>Önde gelenlerin isimleri nedir?</strong></p>
<p><strong>▶ Halen TMSF kayy</strong><strong>ıml</strong><strong>ığında olan </strong><strong>şirketlerin toplam aktif b</strong><strong>üy</strong><strong>ükl</strong><strong>ükler, cirolar</strong><strong>ı, yaratt</strong><strong>ıklar</strong><strong>ı istihdam ne d</strong><strong>üzeydedir.</strong></p>
<p><strong>Karakaş</strong>, hemen şu yanıtı verdi:</p>
<p>- <strong>TMSF Başkan Yardımcımız Enis Güçlü Şirin size bilgileri gönderecek.</strong></p>
<p>TMSF Başkan Yardımcısı <strong>Enis Güçlü Şirin</strong>, yanıtlara ve bilgi notuna şöyle girdi:</p>
<p>- <strong>15 Temmuz hain darbe girişimi sonrasında FETÖ/PDY’ye yönelik olarak yürütülen soruşturmalar kapsamında 1497 şirketin/mal varlığı değerinin kayyımlık görevi Fon’a verilmişti.</strong></p>
<p>Bu kapsamda halihazırda Fon’un, 42 ildeki toplam 608 şirkette kayyım olarak görev yaptığını belirtti:</p>
<p>- <strong>Ayrıca Fon, 65 şirkete pay kayyımı, 92 gerçek kişinin de mal varlıklarına kayyım olarak atanmıştı.</strong></p>
<p>Söz konusu şirketlerin son durumlarıyla ilgili bilgilere geçti:</p>
<p>- <strong>TMSF’nin kayyım olarak görevlendirildiği şirketlerden 667 şirketin/ mal varlığı değerinin kayyımlık kararı ilgili yargı mercilerince kaldırılmıştır.</strong></p>
<p>Tasfiye edilenlerle ilgili verileri paylaştı:</p>
<p>- <strong>Fonun kayyım olarak görevlendirildiği 125 şirketin tasfiye ve sicilden terkine ilişkin hazırlık işlemleri ile ilan ve bilançonun hazırlanması işlemlerinin başlatılmasına karar verilmiş, 40 şirketin tasfiye işlemleri tamamlanarak ticaret sicilinden terkin edilmiştir.</strong></p>
<p>TMSF’nin kayyımlığının sürdüğü şirketlerle ilgili verileri şöyle sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Kurumumuzun kayyım olarak görevlendirildiği 608 şirketin devir tarihi itibariyle aktif büyüklükleri 50.7 milyar lira iken 31 Aralık 2025 itibariyle yüzde 338 büyüyerek 222.5 milyar liraya ulaştı.</strong></li>
<li><strong> Söz konusu şirketlerin öz kaynak toplamı yüzde 395 büyüyerek 22 milyar liradan 110 milyar liraya çıktı.</strong></li>
<li><strong> 608 şirketin toplam cirosu da 2025 yılı sonu itibariyle 143 milyar lirayı buldu.</strong></li>
<li><strong> TMSF yönetimi altındaki bu şirketlerde 19 bin 194 kişi istihdam ediliyor.</strong></li>
</ul>
<p>Hisse satışı yapılan şirketlere değindi:</p>
<p>- <strong>TMSF kayyımlık sürecinde 15 şirkette hisse satışları gerçekleşti. Bunlardan toplam 787 milyon 063 bin lira ve 15 milyon dolar satış hasılatı elde edildi.</strong></p>
<p>TMSF’nin kayyım olarak atandığı şirketlerden ticari ve iktisadi bütünlük (TİB) ihalelerine işaret etti:</p>
<p>- <strong>İhalelerde 45 adet TİB, 16 milyar 587 milyon 180 bin lira ve 3.5 milyon dolar muhammen bedelle satışa sunuldu. İhale neticesinde 18 milyar 397 milyon 747 bin 423 lira (KDV dahil 21 milyar 582 milyon 052 bin 670 lira) ve 7 milyon dolar satış hasılatına ulaşıldı.</strong></p>
<p>Mahkemelerce “müsadere” (devlet hazinesine geçiş) kararı verilen şirketlere dikkat çekti:</p>
<p>- <strong>Ayrıca, 218 şirket ve 6 ortaklık payı hakkında ilgili mahkemelerce müsadere kararı verilmiş ve kesinleşmiştir. Bunların müsadere kararı öncesi terkin edilen ve birleşerek ticaret sicilinden silinenler dışında 200 şirketin yüzde 100 payları Hazine adına tescil edilmiştir.</strong></p>
<p>Koza-İpek Grubu’na ayrıca vurgu yaptı:</p>
<p>- <strong>200 şirket ve 6 ortaklık payından; - Koza-İpek Grubu’na dahil 12 şirket Türkiye Varlık Fonu’na devredilmiş- 13’ü ihale yoluyla satılarak alıcılarına devredilmiş, 1 şirketin satış süreci devam etmektedir.</strong></p>
<p>Bunların dışında 174 şirketin ve 5 ortaklık payının satış ve tasfiye sürecinin devam ettiğinin altını çizdi:</p>
<p>- <strong>Müsadere işlemleri devam eden şirketlerin 31 Mart 2026 itibariyle toplam aktif büyüklüğü 147.7 milyar lira, öz kaynak toplamı 62 milyar lira, ciro toplamı da 19.8 milyar liradır. Bu şirketlerde 6 bin 204 kişi istihdam edilmektedir.</strong></p>
<p>6758 sayılı kanunu irdeledi:</p>
<p>- <strong>Müsaderesine karar verilen şirketlerin, ortaklık paylarının ve varlıkların satış veya tasfiyesi, 6758 sayılı Kanunun ilgili hükümleri çerçevesinde, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın onayı ile TMSF tarafından yerine getirilmektedir.</strong></p>
<p>Bu şirketlerin satış veya tasfiyesinden elde edilen gelirlerin Hazine’ye irat kaydedildiğine vurgu yaptı:</p>
<p>- <strong>15 Temmuz 2026 tarihi itibariyle toplam 49 milyar 068 milyon 055 bin 702 lira Hazine ve Maliye Bakanlığı’na aktarılmıştır.</strong></p>
<p>Haklarında müsadere kararı kesinleşen şirketlerin satış/tasfiye süreçlerine büyük bir titizlikle devam edildiğini aktardı:</p>
<p>- <strong>Kurumumuzun internet sitesi, ulusal çapta yayın yapan gazeteler ve Resmi Gazete’de ilan edilerek satışa çıkarılan şirketlere gerek yurt içinden gerekse yurt dışından ilgi gösteren çok sayıda yatırımcı bulunmaktadır.</strong></p>
<p>TMSF Başkan Yardımcısı <strong>Güçlü Şirin</strong>’in verdiği bilgilerden, satışı gerçekleşen şirketlerden elde edilen gelirleri güncel kurlardan hesapladım.</p>
<p>1 milyar 66 milyon doları müsadere edilen şirketlerin satışından doğrudan Hazine’ye aktarılan olmak üzere 1 milyar 575 milyon doları bulduğu ortaya çıktı…</p>
<p><strong>“15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü”</strong>nün 10’un yılında, FETÖ/ PDY soruşturması kapsamında TMSF’nin kayyım olarak atandığı şirketlerle ilgili son durum böyle…</p>
<p><strong> “15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü”</strong> kutlu olsun…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ataşehir’de 3 yılda neler yaptık</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a570a8164d46-1784089217.png" alt="" width="450" height="571" /></span>BAFRA (Samsun) Kaymakamlığı döneminden tanıdığım Ataşehir Kaymakamı <strong>Bekir Dınkırcı,</strong> ilçeye veda mesajını bana da gönderdi. İstanbul Vali Yardımcılığı’na atanan <strong>Bekir Dınkırcı,</strong> Ataşehir’e veda mesajına şöyle girdi:</p>
<p><strong>- 19 Eylül 2023 tarihinde başladığım Ataşehir Kaymakamlığı görevimi, İstanbul Vali Yardımcılığı görevine atanmış olmam nedeniyle tamamlayarak ilçemizden ayrılıyorum.</strong></p>
<p><strong>Bekir Dınkırcı</strong>, Ataşehir Kaymakamlığı dönemindeki çalışmalarını şöyle özetledi:</p>
<ul>
<li>
<p><strong>Görev yaptığımız süre boyunca insanı merkeze alan, çözüm odaklı ve yönetişim anlayışını esas alan bir hizmet anlayışıyla hareket etmeye gayret ettik.</strong></p>
</li>
<li>
<p><strong>Kamu kurumlarımız, yerel yönetimlerimiz, sivil toplum kuruluşlarımız ve vatandaşlarımızla işbirliği içerisinde ilçemizin gelişimine katkı sağlayacak çalışmalar yürüttük.</strong></p>
</li>
<li>
<p><strong>Şehit ve gazi yakınlarımız, engelli vatandaşlarımız, devlet korumasındaki çocuklarımız ve büyüklerimize yönelik sosyal sorumluluk projelerini hayata geçirirken, eğitimden spora, kültürden sanata, çevreden afet bilincine kadar birçok alanda proje bazlı çalışmalar yaptık.</strong></p>
</li>
<li>
<p><strong>Okul öncesi eğitimin yaygınlaştırılması, öğretmen-öğrenci-veli koordinasyonunun güçlendirilmesi, rehberlik hizmetlerinin etkinleştirilmesi, mesleki eğitimin desteklenmesi ve spor bilincinin geliştirilmesine yönelik önemli çalışmalar yürüttük.</strong></p>
</li>
<li>
<p><strong>Her öğrencimizin sahip olduğu yeteneklerin keşfedilerek spor, müzik, resim ve sanatın farklı alanlarında en az bir hobi edinmesini teşvik etmeye özen gösterdik.</strong></p>
</li>
<li>
<p><strong>İstanbul Valiliğimiz tarafından yürütülen, </strong>“Spor Şehri İstanbul”, “Ben Okuyorum İstanbul Okuyor” <strong>ve</strong> “Enstrümansız Okul Kalmasın” <strong>projelerini ilçemizde titizlikle uygulayarak çocuklarımızın ve gençlerimizin gelişimine katkı sağlamaya çalıştık.</strong></p>
</li>
<li>
<p><strong>“Koruyucu Aile Projesi”, afet bilincinin artırılması, asayiş hizmetleri ve sosyal destek çalışmaları başta olmak üzere birçok alanda projeler hayata geçirildi ve bu çalışmaların önemli bir kısmı bugün de devam etmektedir.</strong></p>
</li>
<li>
<p><strong>Çevre bilincinin geliştirilmesine özel önem vererek geri dönüşüm faaliyetleri, atık kağıtların ekonomiye kazandırılması, su kaynaklarının etkin ve verimli kullanılması ve çevre dostu yaşam alışkanlıklarının yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmaları destekledik.</strong></p>
</li>
<li>
<p><strong>Kamu hizmetlerinin daha etkin ve verimli sunulabilmesi amacıyla kurumlarımız arasındaki koordinasyonu güçlendirmeye, kurumsal aidiyet duygusunu geliştirmeye ve tüm süreçlerin bilimsel, analitik ve bütüncül yaklaşımla değerlendirilmesine gayret gösterdik</strong></p>
</li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/feto-sirketlerinin-satisindan-15-milyar-dolar-geldi-kalan-608-sirketin-aktifleri-222-milyar-lirayi-asti-83212</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/2/1280x720/fatin-rustu-karakas-1784089237.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ FETÖ şirketlerinin satışından 1.5 milyar dolar geldi, kalan 608 şirketin aktifleri 222 milyar lirayı aştı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yeni-tesvikler-ve-vergi-indirimleri-gundemde-83211</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni teşvikler ve vergi indirimleri gündemde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Hükümet, Orta Vadeli Program (OVP) 2026- 2028 yıllarını kapsayan yapısal reform eylemleriyle ilgili çalışmaların hızlandırılması amacıyla ilave adımlara yönelik çalışmalara başladı. Ağustos ayında tamamlanması planlanan ilave adımlar arasında yeni teşvik programlarının öne çıktığı belirtildi. Sanayi ve reel sektöre sağlanacak yeni teşvik programlarının yanı sıra vergi indirimleri de gündemde. Yeni imkan ve kaynaklarla finansman maliyetlerini düşürücü önlemler ile birlikte finansmana ulaşmayı kolaylaştırmak için öncelikle güçlü bir finansal sağlayıcı sistem geliştirilecek. Tek Durak Ofis uygulamasının tüm yurda yayılması sağlanacak. Dış yatırımların artırılması amacıyla Tahkim Yasası’nın kapsamı genişleyecek. İlave adımlarla ilgili detayları Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz açıklayacak.</p>
<h2>Yatırım yapana uzman desteği sağlanacak </h2>
<p>Yerli ve yabancı girişimciler ile yatırımcıların izin, ruhsat, lisans ve vize gibi çok sayıda bürokratik işlemini tek bir merkezden, zaman kaybetmeden sonuçlandırmasını sağlayan, 'Tek Durak Ofis' uygulamasının da hem hukuki hem de idari mekanizmaları devreye sokmak amacıyla atılacak adımlarla ilgili çalışmalarda da sona gelindi. Yatırımcılara, hem zaman tasarrufu hem de karmaşık teknik sorunlarını çözmek amacıyla alanında uzman desteği sağlanacak. Tek Ofis uygulamasının, Türkiye geneline yayılması amacıyla alt yapı çalışmaları hızlandırılacak.</p>
<h2>Tahkim mekanizması güçlendirilecek </h2>
<p>Yeni adımlar arasında, yatırım yapan ve istihdam oluşturarak devlete ve bölgelerine katkı sunan firmalara hukuki alt yapı sunulacak. Uzun süren ve iş dünyasının doğrudan muhatap olduğu ticari davalar ve iş davaları için sistemdeki sorunları çözmek amacıyla hem yasal hem de idari adımlar atılacak. Atılacak adımlarla hukuk güvenliğinin sağlanması, hukuk güvenliğiyle birlikte de yatırımcıların bölgede yatırım yapması, istihdam sağlaması kolaylaştırılacak. Uzun süren ticaret ve iş davaları için adımlar atılacak. Yerli ve yabancı sermayeyi güvence altına almak amacıyla tahkim mekanizmaları güçlendirilecek. Bu kapsamda, dış yatırımların önündeki engellerin kaldırılması, dış yatırımların artırılması amacıyla Tahkim Yasası’nda değişikliğe gidilerek kapsamı genişletilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yeni-tesvikler-ve-vergi-indirimleri-gundemde-83211</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/07/lira-para-vergi-hesap.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hükümet, mevcut OVP kapsamında öngörülen yapısal reformların hazırlıklarını hızlandırdı. Ağustos ayında tamamlanması planlanan ilave adımlar arasında yeni teşvik programlarının öne çıktığı belirtildi. Doğrudan dış yatırımları teşvik için tahkim yasasının kapsamının genişletilmesi, reel sektöre yönelik yeni teşvik programlarının yanı sıra finansmana erişimi kolaylaştırıcı tedbirlerin de gündemde olduğu öğrenildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/feyhan-yasar-muzemizle-sanatseveri-yarim-asirlik-sosyolojik-yolculuga-cikariyoruz-83199</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> feyhan yaşar: müzemizle, sanatseveri yarım asırlık sosyolojik yolculuğa çıkarıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><span style="color: #e03e2d;"><strong>yaşar holding yönetim kurulu başkanı feyhan yaşar: biz müzeciliği karmaşa ve süratin ortasında insanlık için yeni ve korunaklı bir evren inşa etme işi olarak tanımlıyoruz</strong></span></p>
<p><strong>"İlk müzemizi 1985 yılında açmıştık. 1985'ten bugüne, dünyadaki her şey gibi müzecilik de çok büyük, yapısal bir dönüşüm geçirdi. Bizim için yeni binaya geçiş, sadece bir adres değişikliği ya da müzenin sergileme metrekaresini artırma hamlesi değildir. Biz, çağdaş müzeciliğin tüm gereksinimlerine ve modern işletme modellerine uygun, yaşayan ve dinamik yeni bir müze kurmayı amaçladık. Selçuk Yaşar, sanata her zaman toplumsal bir boyuttan, toplumsal fayda penceresinden baktı. Babamızın doğum günü olan 17 Ocak'ta kapılarını açan Yaşar Müzesi de onun vasiyet niteliğindeki bu vizyonunu tam da burada yaşatacak."</strong></p>
<p>Türkiye'nin ilk özel resim müzesi olarak 1985 yılında açılan S. Yaşar Resim Müzesi ve Sanat Galerisi,1967 yılından bu yana düzenlenen DYO Resim Yarışması'nın ödüllü eserlerine ve birbirinden değerli sanatçıların eserlerinin yer aldığı sergilere ev sahipliği yaptı. Müze, bu yılın başında, genişleyen koleksiyonuyla yeni yerinde ve Yaşar Müzesi ismiyle, Yaşar Topluluğu'nun kurucusu Selçuk Yaşar'ın doğum günü olan 17 Ocak'ta sanatseverlerle buluştu. 1800’lerin sonuna kadar kentin en canlı bölgesi olan, zamanla bu özelliğini kaybeden ‘Liman Ardı’, yeni müze binası ile âdeta yangın sonrası filizlenen ağaç misali köklerinden yeniden doğdu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a563e45e235b-1784036933.png" alt="" width="700" height="435" />Müzenin açılmasının ardından yaşanan bölgesel gelişmeler Koç Holding Onursal Başkanı Rahmi Koç’un KİTAP’ın geçmiş sayılarından birindeki (4 Mayıs 2023) söyleşisinde ifade ettiği, “Müzeler, bölgesine de katkı sunuyor” sözlerini de bir kez daha doğruladı. Bu sayımızı ayırdığımız Yaşar Müzesi için Yaşar Holding Yönetim Kurulu Başkanı Feyhan Yaşar, “Bizim için bu yeni binaya geçiş, sadece bir adres değişikliği ya da müzenin sergileme metrekaresini artırma hamlesi değildir. Biz, çağdaş müzeciliğin tüm gereksinimlerine ve modern işletme modellerine uygun, yaşayan ve dinamik yeni bir müze kurmayı amaçladık” diyor. </p>
<p>KİTAP dergimizin bu ayki konuğu Yaşar Holding Yönetim Kurulu Başkanı Feyhan Yaşar, Türkiye’nin sanat ve kültür yolculuğunun öncü kuruluşları arasında yer alan Topluluk üzerinden yürüttükleri müzecilik faaliyetlerine ilişkin, "Müzecilikle olan uğraşımız, yarım yüzyılı deviren, kurumsal anlamda 40 yılı aşkın bir geçmişe sahip zamansız bir yolculuktur" diyor. Feyhan Yaşar, 1967 yılında DYO tarafından başlatılan ve alanında ilk özel sektör girişimi olan DYO Resim Yarışması'nın ödüllü eserlerinin yer aldığı koleksiyonun 1985 yılında Yaşar Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından açılan S. Yaşar Resim Müzesi ve Sanat Galerisi'nde ilk kez sanatseverlerle buluştuğunu hatırlatıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a563ed3c73a9-1784037075.png" alt="" width="700" height="438" />Bu yılın başında müze, 1800'lerin sonuna kadar İzmir'in kalbi olan, daha sonraki dönemde ise gözden düşen Liman Ardı Bölgesi'ndeki 131 yıllık tarihî binasına taşındı.</p>
<p>Feyhan Yaşar, "Bizim için yeni binaya geçiş, sadece bir adres değişikliği ya da müzenin sergileme metrekaresini artırma hamlesi değildir. Biz, çağdaş müzeciliğin tüm gereksinimlerine ve modern işletme modellerine uygun, yaşayan ve dinamik yeni bir müze kurmayı amaçladık" derken, müzecilik anlayışlarını şu sözlerle özetliyor: "Biz müzeciliği, bugünkü karmaşanın ve süratin tam ortasında insanlık için yeni ve korunaklı bir evren inşa etme işi olarak tanımlıyoruz."</p>
<p>Feyhan Yaşar, KİTAP Yayın Yönetmeni Faruk Şüyün ile birlikte hazırladığımız soruları yanıtlıyor.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Müze binası, 1895 yılına tarihlenen eski bir un fabrikası. Bu endüstriyel mirasın korunarak modern bir müzeye dönüştürülmesi sürecinde, yapının özgün mimarisini korumak ile çağdaş müzecilik ihtiyaçlarını karşılamak arasındaki dengeyi nasıl sağladınız?</strong></span></p>
<p>TARİHÎ bir yapıyı, hele ki 1895 yılına tarihlenen eski bir un fabrikası gibi güçlü bir endüstriyel mirası modern bir müzeye dönüştürmek, sadece bir mimari restorasyon projesi değildir. Bu süreç, özü itibarıyla kendi içinde çok katmanlı diyaloglar barındırır. Bir yanda yapının kendisine "biricik bir eser" olarak yaklaşmak, onun tarihsel yaşanmışlığını, dokusunu ve ruhunu eksiksiz biçimde geleceğe taşımak istersiniz; diğer yanda ise çağdaş bir müzenin talep ettiği teknolojik altyapıyı, koruma koşullarını ve işlevsel esnekliği bu tarihsel gövdeye kazandırmak zorundasınızdır.</p>
<p>Üstelik söz konusu bir müze olduğunda, işimiz sadece bir binanın içine eserler yerleştirmekten çok daha öteye geçer. Biz bu projede, binanın kendisini de "müzeleştirme" ve bizzat sergilenen en büyük eser olarak sunma gayesiyle yola çıktık. Duvarların harcında, kolonların gövdesinde saklı olan endüstriyel hafızayı ve bunun çağdaş sanat eserleriyle kurduğu sessiz, bilge ortaklığı da sergiliyoruz. Yaşar Müzesi binası, geçmişin üretim gücü ile bugünün sanatsal yaratıcılığının birbiriyle çatışmadığı; aksine birbirini besleyerek var olduğu zamansız bir mekâna dönüştü.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Alsancak Liman Bölgesi'nde yer alan bu bina, geçmişte Yaşar Topluluğu şirketleri ve Yaşar Üniversitesi tarafından da kullanılmış. Binanın bu kurumsal geçmişinin, müzenin bugünkü kimliğine ve endüstriyel dönüşüm ruhuna etkileri nelerdir?</strong></span></p>
<p>MÜZE binamızın konumlandığı Alsancak Liman Bölgesi ya da daha doğru bir ifadeyle "Liman Ardı Bölgesi", 19. yüzyıl İzmir'i için sadece coğrafi bir lokasyon değil; âdeta kentin kalbi, can damarı ve devasa bir endüstri mahallesidir. Burası, Anadolu'nun üretken toprağında yetişen; pamuktan üzüme, incirden tütüne kadar her türlü zenginliğin Batı'ya açılan kapısı, dünya ile buluştuğu noktaydı. Bizim binamız da 1895'ten itibaren bu üretim çarkının en önemli parçalarından biri olmuş, burada üretilen un yine bu liman vasıtasıyla dünyaya ulaşmıştır. Ancak limanlar sadece ürünlerin değil, fikirlerin, akımların ve kültürlerin de karşılaştığı yerlerdir. Dolayısıyla burası, İzmir'in dünyaya açılan en entelektüel, en kozmopolit penceresidir.</p>
<p>İşte böylesine özel, İzmir'in kalbi diyebileceğimiz bir bölgede binanın Yaşar Topluluğu ile kesişen hikâyesi de ayrı bir vizyon barındırır. Bu yapı, Liman Ardı Bölgesi'ne yapılan en erken yatırımlardan, Topluluğumuzun bu bölgedeki ilk kararlı girişimlerinden biridir. Uzun yıllar boyunca Topluluk bünyesinde gazete tesisi olarak bilgi üretmiş, ardından Yaşar Üniversitesi olarak gençlerin geleceğini şekillendirmiş; yani her döneminde insana ve topluma dokunmuştur.</p>
<p>Bir yapının geçmişine bu denli uzun süre tanıklık ettiğinizde, onun kurumsal hafızasını bizzat şekillendirme ve o yapı ile ilgili yeni, büyük hayaller kurma vizyonuna da sahip oluyorsunuz. Bu binanın bir gün bir müzeye dönüşmesi bizim için ani bir karar değil, zamana yayılmış çok köklü bir hayalin olgunlaşma hikâyesidir. Yapının kurumsal geçmişi, müzenin bugünkü kimliğinin en güçlü referansıdır.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>SELÇUK YAŞAR'IN SANAT SEVGİSİ VE ÖNCÜ ROLÜ </strong></span></p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Türkiye'de dünya çapında bir müzecilik anlayışının vücut bulmasına vesile olan sürecin Selçuk Yaşar ile nasıl başladığını bize anlatır mısınız?</strong></span></p>
<p>DÜNYADAKİ pek çok müze hikâyesinin başlangıcına baktığınızda, genellikle kişisel bir tutkuyla biriktirilen koleksiyonların zamanla mekânlaşması sürecini görürsünüz. Ancak bizim hikâyemizde çok daha farklı; dönemi için son derece vizyoner ve yenilikçi bir başlangıç noktası var.</p>
<p>Selçuk Yaşar, 1967 yılında DYO Resim Yarışması'nı başlattığında zihninde öncelikli olarak bir müze kurmak ya da şahsi bir koleksiyon oluşturmak fikri yoktu. İşin asıl inovasyon içeren tarafı tam da burada saklıdır. Türkiye'de resim sanatını canıgönülden desteklemek ve henüz yolun başındaki genç sanatçılara bir alan açabilmek gayesiyle yola çıkıldı. Yarışma, ödülleri ve sağladığı imkânlarla genç ressamların hayat serüvenlerine ve üretim heyecanlarına çok erken tarihlerde, en ihtiyaç duydukları anda ortak oldu. Yıllar içinde yarışmalar vasıtasıyla organik biçimde gelişen, büyüyen ve Türkiye'de resim tarihinin yaşayan bir hafızasına dönüşen bu dinamik koleksiyon, bir süre sonra kendi kabına sığmaz oldu.</p>
<p>Sanatçıyı desteklemek amacıyla başlayan bu saf ve samimi yolculuk, ülkemizde kurumsal müzeciliğin de öncüsü oldu ve 1985 yılında Alsancak'ta açılan Türkiye'nin ilk özel resim müzesine giden tarihî süreci başlattı. Bugün ulaştığımız noktada, Selçuk Bey'in 1967'de attığı o yenilikçi tohum, sanata duyulan şartsız sevgiyle büyüyen devasa bir çınara dönüştü.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Selçuk Yaşar ile başlayan yolculuğun, Yaşar Ailesi'nde yeni kuşakların da ısrarlı duruşuyla nasıl sahiplenildiğini aktarır mısınız?</strong></span></p>
<p>BİZİM sanatla ve müzecilikle olan uğraşımız, yarım yüzyılı deviren, kurumsal anlamda 40 yılı aşkın bir geçmişe sahip böylesine zamansız bir yolculuktur. Hikâye bu kadar uzun soluklu, derin ve köklü olunca, sanata duyulan o saf tutku da âdeta ailenin mirası olarak nesilden nesile aktarılıyor. Bugün bu mirası sürdürmek, bizim için dışarıdan bir motivasyon kaynağı gerektirmeyen; sorumluluk duygusunun da ötesine geçmiş, tamamen içselleştirilmiş bir yaşam biçimidir.</p>
<p>Babamız Selçuk Yaşar'ın yanında bu vizyonun filizlenişine eşlik etmek ne kadar büyük bir onursa, ondan sonra bu meşaleyi aynı kararlılıkla taşımak da bizim için o kadar doğal ve içgüdüsel bir duruştur.</p>
<p>Evet, 40 yılı aşkın süredir müzeciliğin içerisindeyiz. Fakat samimiyetle söylemeliyim ki Yaşar Müzesi'nin kapılarını açmamızla birlikte o ilk günkü heyecanımız katlanarak büyüdü. Biz bugün, geçmişin o devasa birikimini arkamıza alarak bu yeni ve büyük hayali geleceğe taşıma, onu her gün yeniden yaşatma uğraşı içerisindeyiz.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5643d22eae0-1784038354.png" alt="" width="700" height="467" /><span style="color: #3598db;"><strong>Bu müzenin, Selçuk Yaşar'ın bir hayali olduğunu ve onun doğum günü olan 17 Ocak'ta kapılarını açtığını belirtiyorsunuz. Bu vasiyet niteliğindeki hayalin hayata geçiş hikâyesini ve müzenin Selçuk Bey'in vizyonunu nasıl yaşatacağını bizimle paylaşır mısınız?</strong></span></p>
<p>YAŞAR Müzesi'nin hayata geçiş hikâyesi, temelde kurumsal ihtiyaçlarımızın ve dünyadaki yeni müzecilik dinamiklerinin belirleyici olduğu çok doğal bir olgunlaşma sürecidir. Az önce de değindiğim gibi, 1967 yılından bu yana aralıksız devam eden DYO Resim Yarışmaları sayesinde koleksiyonumuz her geçen gün büyüdü; organik ve nitelikli bir koleksiyona sahip olduk. Alsancak'taki eski müzemizin fiziksel sınırları nedeniyle bu devasa hafızanın tamamını halkımızla buluşturabilmemiz artık mümkün olmuyordu. Dolayısıyla bu koleksiyonun derinliğini ve zenginliğini toplumla paylaşma arzusu, bizi bu yeni mekâna taşıyan en önemli etkenlerden biri oldu.</p>
<p>Tabii madalyonun bir de müzecilik felsefesi boyutu var. Biz ilk müzemizi 1985 yılında açmıştık. 1985'ten bugüne, dünyadaki her şey gibi müzecilik de çok büyük, yapısal bir dönüşüm geçirdi. Bizim için bu yeni binaya geçiş, sadece bir adres değişikliği ya da müzenin sergileme metrekaresini artırma hamlesi değildir. Biz, çağdaş müzeciliğin tüm gereksinimlerine ve modern işletme modellerine uygun, yaşayan ve dinamik yeni bir müze kurmayı amaçladık.</p>
<p>Selçuk Yaşar, sanata her zaman toplumsal bir boyuttan, toplumsal fayda penceresinden baktı. Babamızın doğum günü olan 17 Ocak'ta kapılarını açan Yaşar Müzesi de onun vasiyet niteliğindeki bu vizyonunu tam da burada yaşatacak.</p>
<p>Yaşar Müzesi, sadece duvarlarında eserlerin sergilendiği korunaklı bir bina değil; içinde bulunduğu sokağa, mahalleye, İzmir'e, Anadolu'ya ve nihayetinde tüm topluma aktif değer üreten, toplumsal inşada ve kültürel gelişimde rol alan bir yapı olarak yaşamaya devam edecek. Onun hayali, bu müzenin toplumla kurduğu her <br />bağda yeniden hayat bulacak.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>DYO Resim Yarışması'nın ödüllü eserleri müzenin kalbini oluşturuyor. Yarım asrı aşan bu retrospektif seçki, Türk resim sanatının gelişim evrelerini düşündüğümüzde ziyaretçiye nasıl bir tarihsel anlatı sunuyor?</strong></span></p>
<p>DÜNYA genelinde de örneğine son derece az rastlanan, 60 yıla yakın süredir kesintisiz devam eden bir resim yarışmasından söz ediyoruz. Bir sanatsal geleneği yarım asırdan fazla bir süre boyunca taviz vermeden sürdürebildiğinizde, elinizdeki koleksiyon sadece yan yana gelmiş güzel eserlerden ibaret kalmaz; yaşayan, nefes alan ve her dönemi belgeleyen devasa bir "görsel hafıza"ya dönüşür.</p>
<p>Müzenin kalbini oluşturan bu retrospektif seçki de ziyaretçisine tam anlamıyla bu eşsiz hafızayı sunuyor.</p>
<p>Ziyaretçimiz bu koleksiyonun içinde yürürken birkaç önemli katmanı aynı anda gözlemleme şansı buluyor.</p>
<p>İlki ve en belirgini; Türkiye'de resim sanatının ve ressamların hikâyesinin nasıl filizlendiğini, yıllar içinde nasıl bir kabuk değişimi yaşadığını ve hangi yeni akımlarla yoluna devam ettiğini adım adım görebilmesidir.</p>
<p>İkincisi ise yarışmaya henüz yolun başında genç birer yetenek olarak katılan sanatçıların zaman içindeki kişisel olgunlaşma serüvenlerine ortak olmasıdır. Bir sanatçının ilk çizgilerinden başlayıp yıllar içinde imzasını nasıl devleştirdiğini bu koleksiyonda izlemek müthiş bir sanatsal ayrıcalıktır.</p>
<p>Ancak bu retrospektifin bizi en çok heyecanlandıran ve bütün bu sanatsal anlatıyı taçlandıran bir başka boyutu daha var. Bu sergiyi gezen bir kişi, aslında Türkiye'nin yarım asırlık sosyolojik tarihini okur. Örneğin Türkiye'de köyden kente göçün yoğunlaştığı dönemlerde, bu toplumsal hareketliliğin, sıkışmışlığın ya da umudun resimlerdeki figürlere, renklere ve temalara nasıl yansıdığını çıplak gözle görebilirsiniz.</p>
<p>Bir yanda sanayileşmenin getirdiği yeni yaşam biçimleri, diğer yanda gelişen, değişen ve dönüşen Türkiye'nin bütün kırılma noktaları DYO retrospektifinde estetik birer belge olarak karşımıza çıkar. Dolayısıyla bu müze, ziyaretçisine sadece Türk resim sanatının gelişim evrelerini değil; tuvaller üzerinden okunabilen çok güçlü, çok katmanlı bir Türkiye panoramasını ve toplumsal hafıza yolculuğunu da sunuyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>KOLEKSİYONLARIN DİSİPLİNLERARASI BULUŞMASI </strong></span></p>
<p>Resimler, Prof. Dr. Münir Ekonomi'nin bağışladığı arkeolojik eserler ve Ege Bölgesi'ne ait geleneksel kilimler müzede bir arada sergileniyor. Çağdaş resim sanatı ile arkeoloji ve dokuma kültürünü aynı çatı altında buluşturan bu çok katmanlı yapıyı kurgularken nasıl bir küratöryel yaklaşım benimsediniz?</p>
<p>BİZİM koleksiyonlarımız arasında birbirini besleyen organik bağlar var. Örneğin ziyaretçilerimiz sergi salonumuzdaki çağdaş bir resmin tam merkezinde dokusuyla yer alan bir halı motifini görebilir, ardından üst katlara çıktığında kilim koleksiyonumuzdaki asırlık desenlerin izini sürerek o motifin köklerine doğru zihinsel bir yolculuğa çıkabilir.</p>
<p>Ya da daha somut bir bağ kurmak gerekirse; 1967 yılında düzenlenen ilk DYO Resim Yarışması'nı kazanan Metin Eloğlu'nun meşhur "Horoz Dövüşü" eseriyle karşılaştıktan sonra, Prof. Dr. Münir Ekonomi'nin bağışladığı eserlerle zenginleşen arkeoloji koleksiyonumuza geçip binlerce yıl öncesinden günümüze ulaşmış bir çocuğun pişmiş topraktan horoz oyuncağıyla göz göze gelebilir. Binlerce yıllık bir oyuncak ile yarım asırlık bir çağdaş tuval aynı sembolün etrafında yan yana durur. Çünkü ikisi de hayatın içinden süzülüp gelmiştir.</p>
<p>Biz müzede öyle bir evren kurmak istedik ki, bu gizli geçişleri, bu zamansız diyalogları izleyicinin kendisi keşfetsin. Ziyaretçiyi pasif bir alıcı olmaktan çıkarıp, müzenin katları arasında ipuçlarını takip eden bir kâşife dönüştürmek, bu yapıyı kurgularken en büyük arzumuz ve rehberimiz oldu.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>KİLİM KOLEKSİYONU; ZAMANSIZ, MODERN VE ÇOK KATMANLI SOYUT SANAT EVRENİ </strong></span></p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Bir kat kilim koleksiyonuna ayrılmış... Koleksiyon hakkında bilgi verir misiniz?</strong></span></p>
<p>HALI ve kilim, Anadolu kültürünün ayrılmaz bir parçası olduğu kadar, özellikle 19. yüzyıl İzmir'inde kentin en önemli ticari girdilerinden biriydi. Bu anlamda İzmir, üretilen bu eşsiz düz dokumaların dünyaya açıldığı tarihî bir kapı niteliğindeydi.</p>
<p>Müzemizde bir katı tamamen bu mirasa ayırırken, kilimlerin halılardan ayrılan o çok özel doğasını vurgulamak istedik. Tarih boyunca deniz aşırı ülkelere satılan, ticari bir kaygıyla sipariş üzerine üretilen halıların aksine; kilimler çok uzun süre ticari yönlendirmelerin dışında kalmış, tamamen dokuyan kişinin günlük ihtiyacı ve kendi duygu dünyası için hayat bulmuştur. Bu yönüyle her bir kilim; Anadolu'ya göç eden Türkmen boylarının, oymak ve obaların kendi kültürlerini, boy damgalarını, sevinçlerini ve hüzünlerini ilmek ilmek aktardığı saf birer toplumsal hafıza kaydıdır.</p>
<p>Bugün kilimler, barındırdıkları renk ve desen kompozisyonlarıyla, çağdaş sanat anlayışıyla da muazzam bir estetik uyum yakalamış durumdadır. Ziyaretçilerimizi bu katta ağırlarken onlara sadece geleneksel bir el sanatını değil; geometrik formların ardında saklı bulunan o zamansız, modern ve çok katmanlı soyut sanat evrenini sunuyoruz.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a56444a0da39-1784038474.png" alt="" width="700" height="303" /><span style="color: #e03e2d;"><strong>YENİLİKÇİ MÜZECİLİK VE TOPLUMSAL KATILIM </strong></span></p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Haziran 2026 itibarıyla başlattığınız "Göz Hizası" rehberli turlarıyla ziyaretçiyi pasif bir izleyici olmaktan çıkarıp diyalog kuran aktif bir katılımcıya dönüştürmeyi hedefliyorsunuz. Bu felsefi ve interaktif yaklaşım, Türkiye'deki geleneksel ve mesafeli müzecilik anlayışını dönüştürmek adına nasıl bir misyon taşıyor?</strong></span></p>
<p>GÜNÜMÜZDE insanların vakit geçirebileceği, dijital mecralardan alışveriş merkezlerine kadar sayısız alternatif var. Artık müzeler, ziyaretçilerin ilgisini çekebilmek için çok daha iletişim odaklı, çok daha açık ve davetkâr olmak zorunda. Dahası, modern dünyada müzelerin toplumsal iyileşme, bütünleşme ve vizyoner gelişmedeki rolleri hiç olmadığı kadar öne çıktı.</p>
<p>Haziran ayı itibarıyla hayata geçirdiğimiz "Göz Hizası" projemiz, tam da bu kültürel iktidar duvarlarını yıkmak ve o mesafeli müzecilik anlayışını dönüştürmek adına üstlendiğimiz felsefi bir misyondur. Biz bu projeyle ziyaretçilerimizi her çarşamba günü müzemize davet ediyor ve uzmanlarımız eşliğinde ücretsiz rehberli turlar düzenliyoruz.</p>
<p>Buradaki amacımız, eserin sadece künyesini okutmak değil; eserlerin arkasındaki insan hikâyelerini, saklı kalmış dünyaları paylaşarak ziyaretçiye bambaşka, hiyerarşiden uzak bir deneyim yaşatmak.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>İZMİR'DE BIR İLK </strong></span></p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>"Take Over Day"... Kasım ayında gerçekleştirdiğiniz "Müzeyi Ele Geçirme Günü" etkinliğinde müze yönetimini bir günlüğüne 8-10 yaş arasındaki çocuklara emanet ettiniz. İzmir'de bir ilk olan bu deneyimden çocukların getirdiği yenilikçi fikirler, müzenin profesyonel kadrosuna ve gelecek vizyonuna neler kattı?</strong></span></p>
<p>YAŞAR Müzesi olarak kapılarımızı açtıktan sonra hayata geçirdiğimiz ilk ve en gurur verici projelerimizden biri, çocukların müzemizi âdeta "ele geçirdiği" "Take Over Day" (Müzeyi Ele Geçirme Günü) etkinliğiydi.</p>
<p>İngiltere'de bu işin küresel öncüsü olan Kids in Museums organizasyonuyla çok kıymetli bir iş birliği yürüterek, bu uluslararası uygulamayı İzmir'de ilk kez gerçekleştiren kurum olduk.</p>
<p>Toplumda çocukların müzeleri sıkıcı bulduğuna dair yaygın bir yargı vardır. Biz bu ezberi tamamen bozmak istedik.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>YAŞAYAN BİR YAŞAM ALANI </strong></span></p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Toplam 6.000 metrekare kapalı alana sahip olan müze; kütüphanesi, konferans salonu, panelleri ve atölyeleriyle sadece bir sergi alanı değil, yaşayan bir kültür merkezi olarak tasarlanmış. Bugüne kadar ağırladığı ziyaretçi sayısını öğrenebilir miyiz? Yaşar Müzesi'nin, İzmir'in ve Ege Bölgesi'nin kültürel ekosistemini uzun vadede nasıl şekillendirmesini öngörüyorsunuz?</strong></span></p>
<p>YAŞAR Müzesi olarak kapılarımızı açalı henüz çok kısa bir zaman geçmesine rağmen, karşılaştığımız yoğun ilgi bizleri hem çok sevindiriyor hem de geleceğe dair umutlarımızı büyütüyor. Çok kısa bir sürede ziyaretçi sayımız 10 bine yaklaştı. İzmirlilerin ve kentimizi ziyaret eden sanatseverlerin müzemizi bu denli hızlı sahiplenmesi, buranın ne kadar doğru bir ihtiyaçtan doğduğunun en somut kanıtıdır.</p>
<p>Bu sayısal başarının arkasında ise fiziki büyüklüğün ötesinde bir felsefe yatıyor. Evet, müzeler artık sadece sanat eserlerinin korunduğu ve sergilendiği statik mekânlar değildir; olmamalıdır da. Modern dünyada müzeler, âdeta toplumsal bir araya gelme, konuşma, buluşma ve en önemlisi "rastlaşma" alanları hâline geldi. Farklı hayatların, farklı kuşakların ve farklı düşüncelerin sanatın şemsiyesi altında birbiriyle rastlaştığı bu mekânların çok büyük bir toplumsal iyileştirme gücü olduğuna inanıyorum.</p>
<p>Çocuklarla yaptığımız yenilikçi projelerden, yetişkinler için kurguladığımız hiyerarşisiz diyalog zeminlerine kadar müzede kurduğumuz her temasta bu ana misyonu masanın üzerinde tutuyoruz. Yaşar Müzesi'nin, Alsancak Liman Ardı Bölgesi'nden başlayarak İzmir'in ve Ege'nin kültürel ve toplumsal dönüşümünde sessiz, derinden ama çok köklü ve sarsılmaz bir rol üstleneceğini öngörüyoruz. Biz geleceğe doğru yol alırken, sanatın birleştirici gücüyle toplumun geleceğini de daha aydınlık bir çizgiyle şekillendirmeye devam edeceğiz.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Türkiye’nin köklü şirket topluluklarından biri olarak, sanat ve müzecilik alanlarında gelecek dönemlere ilişkin düşünceleriniz, oluşturdu iseniz planlarınız hakkında bilgi almak isteriz.</strong></span></p>
<p>BUGÜN hem bir sanayi topluluğu hem de bir kültür kurumu olarak geleceğe bakarken, sadece pazar dinamiklerini değil, insanlığın ve dünyanın içinden geçtiği o devasa kırılma dönemini okumak zorundayız. Küresel ölçekte âdeta devasa bir dalganın üzerinde, sörf tahtasında dengede kalmaya çalışan bir insanlık var. Kuşkusuz bu başdöndürücü değişim ve dönüşüm dalgası, sanatı da müzeciliği de derinden etkiliyor, dönüştürüyor.</p>
<p>İşte tam bu noktada, Yaşar Topluluğu olarak bizim sanat ve kültür alanında geleceğe dair en büyük vizyonumuz ve iddiamız şudur: Biz müzeciliği, sadece bu hızlı dünyaya ayak uydurma çabası olarak görmüyoruz; aksine biz müzeciliği, bu karmaşanın ve süratin tam ortasında insanlık için "yeni ve korunaklı bir evren" inşa etme işi olarak tanımlıyoruz.</p>
<p>Yeni dönemdeki sanat ve müzecilik stratejimizin iki temel sütunu olacak:</p>
<p>Birincisi, dünyadaki bu teknolojik ve sosyolojik dönüşümü en uç noktada, en yakından takip etmek ve çağın araçlarını felsefemize dahil etmek. İkincisi ve en hayati olanı ise, tüm bu küresel rüzgarlara karşı dururken kendi coğrafyamıza, Anadolu’nun ve Ege’nin o binlerce yıllık derin köklerine sarsılmaz bir biçimde tutunmak.</p>
<p>Çünkü inanıyoruz ki, geleceğin rüzgârlarına karşı savrulmamanın tek yolu, köklerinizin ne kadar derine indiğiyle ilgilidir. Biz bu topraklardan besleneceğiz, küresel dünyayı bu topraklardan okuyacağız ve inşa ettiğimiz bu yeni evrenle toplumumuza rehberlik etmeye devam edeceğiz.</p>
<p>Yaşar Topluluğu'nun gelecek planı; dijitalleşen dünyaya uyum sağlarken, sanatın o iyileştirici, düşündürücü ve zamansız insan evrenini her gün daha da büyüterek geleceğe miras bırakmaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/feyhan-yasar-muzemizle-sanatseveri-yarim-asirlik-sosyolojik-yolculuga-cikariyoruz-83199</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/9/1280x720/feyhan-yasar-1784036860.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ yaşar holding yönetim kurulu başkanı feyhan yaşar: biz müzeciliği karmaşa ve süratin ortasında insanlık için yeni ve korunaklı bir evren inşa etme işi olarak tanımlıyoruz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ytak-limiti-artti-kullanim-hizlandi-83210</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> YTAK limiti arttı, kullanım hızlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye’nin stratejik ve döviz getirici alanlarda uygulamaya aldığı Yatırım Taahhütlü Avans Kredisinde (YTAK) limit 750 milyar TL’ye yükseltildi. Açıklama, 13 Temmuz günü yapılan Kabine toplantısının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından yapıldı.</p>
<p>Merkez Bankası kaynaklarından özel sektörün kamu strateji belgelerindeki alanlara yapacağı yatırımların finanse edildiği program 2020’de başladı. İlk tasarımda sadece üretim yatırımları hedeflenirken, daha sonra büyük turizm yatırımları ile deprem bölgesindeki yatırımlar da kapsama alındı. YTAK, ilk başladığında her bir yıl için 100 milyar TL olmak üzere 300 milyar TL ayrılmıştı. Daha sonra Haziran 2025’te toplam tutar 500 milyar TL’ye yükseltildi. Bu kararla toplam limit 750 milyar TL’ye çıkarıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a57070c2874a-1784088332.png" alt="" width="414" height="264" />Merkez Bankası verilerine göre, bu alanda kullandırılan fiili tutar Temmuz 2026 itibariyle 139 milyar 959 milyon TL’ye ulaştı. Bu tutar, tahsis edilen kredileri göstermiyor. Kredi tahsislerinin tutarına ya da sektörüne yönelik bir veri ya da rapor yayınlanmıyor. YTAK kredileri, 2020’de kredi tahsisi konusunda genel bankacılık kurallarıyla başlatılmıştı. 2023 sonunda ise Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı birlikte çalışarak, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yayınlanan 281 sanayi ürünü için yatırım planları ve yatırım şekline göre bir puanlama sistemiyle kurallı hale getirildi.</p>
<p>Uygun maliyeti nedeniyle yatırım finansmanında en uygun durumdaki kredilerden biri olan YTAK’ta, asgari 1 milyar TL’lik projelere en fazla 5 milyar TL kredi sağlanıyor. Kredi faizleri, Merkez Bankası’nın politika faizine göre bir endekslemeyle belirleniyor ancak başvuran şirketin kredibilitesi, yatırıma yaptığı özkaynak, dış kredi bulması ve en önemli kriter olarak, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yayınlanmış ürün listesi ve teknolojik alan listesine uyumunu gözeten ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’ndan başvuran projenin değerlendirilmesiyle verilen Teknoloji/ Strateji Puanı ile düşüyor. Şu anda, mevcut faiz oranları yüzde 15 ile yüzde 30 arasında değişiyor. En yüksek puanla en yüksek uyumu gerçekleştiren bir proje yüzde 15 oranıyla yatırım kredisi bulabiliyor.</p>
<h2>Kullanım yeniden hızlandı </h2>
<p>YTAK programına yönelik tahis, kullanım, yatırım gerçekleşme düzeyi vb. unsurların bulunduğu bir raporlama yapılmadı. Bu yönde düzenli bir rapor kararı da bulunmuyor. Diğer yandan, Merkez Bankası hesaplarında, firmaların yatırım yaptıkça tahsis içinden çektikleri tutarların toplamı görülebiliyor. Bu hesap tam kullanımları göstermese de, tahsis edilen kredileri kullanan yatırımcıların, yatırım yapma hızları açısından bir işaret niteliği taşıyor. Buna göre, 2024 yılı başında yeni sistemle yatırımlara başlanması öncesi kabul edilen kredilerin hızlı şekilde kullanıldığı görülüyor. 2020’de 781.6 milyon TL ile yıl kapatılırken, 2023 sonunda 86.2 milyar TL’ye ulaşıldı. Bu dönemde, dönemin Merkez Bankası Başkanı, tahsislerin de 100 milyar TL’yi aştığını duyurmuştu.</p>
<p>2024 ve 2025 yılları görece daha az kullanım yapılırken, 2025’te Ekonomi Koordinasyon Kurulu’nda YTAK kapsamındaki yatırımlara yönelik hızlandırma yönünde bir karar alındı. Son aylarda kredi kullanımının yeniden hızlandığı gözlendi. 2025 sonunda 104.7 milyar TL olan kullanımlar, Temmuz ayı başı itibariyle 139 milyar 959.7 milyon TL’ye ulaştı.</p>
<p>YTAK kredi programında, ana değerlendirme konusu olan Teknoloji/Strateji Puanına konu ürünler GTİP bazında Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yayınlandı. Bu listede 284 ürün bulunuyor. Yine teknoloji alanı olarak belirlenen AR-GE ağırlıklı yatırım alanları da Bakanlık tarafından yayınlandı. Burada da 261 teknoloji alanı-ürünü tanım olarak veriliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ytak-limiti-artti-kullanim-hizlandi-83210</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/7/1280x720/lira-tl-para-1776172277.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Stratejik nitelikteki sektörler ve döviz getirici üretim faaliyetlerini desteklemek amacıyla uygulamaya konulan Yatırım Taahhütlü Avans Kredisinde (YTAK) limit 500 milyardan 750 milyara yükseltildi. Bu kapsamdaki kredilerde de bu yılın başından itibaren hızlanma dikkat çekti. Merkez Bankası verilerine göre 2020-2025 arası dönemde 104,7 milyar lira olarak gerçekleşen kullanım, ocak-haziran döneminde 35,2 milyar artarak 140 milyar liraya yükseldi. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yayımlanan listede program kapsamında yatırıma konu 284 ürün ile 261 adet Ar-Ge ağırlıklı teknoloji alanı-ürünü bulunuyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kusurlarin-dogal-tarihi-kitabi-kendimizle-basa-cikmayi-ogretiyor-83202</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> kusurların doğal tarihi kitabı kendimizle başa çıkmayı öğretiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İtalyan evrimsel biyolog ve bilim felsefecisi Telmo Pievani, Kusurların Doğal Tarihi adlı kitabında evrimi, insan doğasını ve kusurların yaşamın ayrılmaz bir parçası olduğunu bilimsel olduğu kadar felsefi bir bakışla ele alıyor. Okuru, kusursuzluk arayışını sorgulamaya ve insanın doğadaki yerini yeniden düşünmeye davet eden eser, zihin açıcı bir okuma deneyimi sunuyor.</strong></p>
<p>TELMO PIEVANI, biyoloji felsefesi üzerine çalışan bir akademisyen. Önde gelen bir evrimsel biyolog. Alanında uluslararası ölçekte öne çıkan isimlerden biri. Size tanıtacağım kitabı Koç Üniversitesi Yayınları arasında çıktı. Bülent O. Doğan, Kusurların Doğal Tarihi / Büyük Patlama'dan DNA'ya kitabını dilimize kazandırdı. Birinci baskısı Aralık 2025'te Türkiye'deki okurla buluştu.</p>
<p>Bir canlı olarak insan doğasında "abartma" eğilimi var. Eğer Pievani'nin kitabını hakkını vererek okursak, "yeni bir yola girdiğimizde eski seçeneklerin işe yaramaz hâle geldiğini" derinliğine kavrayabiliriz. Bir başka gerçekliğin daha farkına varırız: İnsan doğasının "hatalı ve çılgınca şeylere inanma eğiliminin" güçlü olduğunu, evren ve evrimin "her şeyi ve her şeyin karşıtını içinde barındırdığını" kavrarız. Günlük yaşamda hayıflandığımız birçok olay ya da olgunun doğallığını anlayarak gereksiz düşünce ve davranışlardan arınabiliriz.</p>
<p>Yaşamın derinliklerini gözlemeyi zihinlerimizin hedefine koymuşsak, Pievani, olaylar olduktan sonra fikir yürütmenin boşluklarını anımsatarak kendimize gelmemiz için uyarır.</p>
<p>Seçeneklerin çokluğu nedeniyle olası senaryoları küçümseme eğilimimizi bir şamar gibi yüzümüze indirir. Kusurları kusursuzluk gibi gösterme boşluğuna nasıl düştüğümüzü anlarız. Gerçekliği tersyüz etme eğilimimizin farkına vardıkça aklımız utanç duygularımızı harekete geçirir. Anomalilerin zorunlu ve eksiksiz görünmesinin sakıncalarını içselleştirmemiş olmamızın zihnimizde yarattığı gölgelerin karanlığında yüreklerimiz daralır. Hele zihnimizin bazı olayları ihmal etme tuzaklarına nasıl düştüğünü kavrarsak, "tasarım" gibi kaderci anlayışlara açılan kapıların bizi nereye götüreceğini sorgularız. Seçenek yokmuş gibi düşünmenin, alın yazısına teslim olmanın, ağların baştan örüldüğü gibi bir inanç konforuna sığınmanın, animizm ve teoloji eğiliminin olası etkilerini sorgularız.</p>
<p>Doğada kendini kopyalama ya da kendini yeniden üretmenin olağanüstü işlevinin değişik yönlerini öğrendiğimizde, verimsiz zamanlarımızın yükünü yüreklerimizde hissederiz. Yaşam sürecinde sapmaların ve kombinasyonların gördüğü geliştirici işlevler kavrandığında, yaşamın değişik alanlarında gereksiz stresle kendimize işkence etmenin beyhudeliğini de anlarız. Ve tavla oyununu geliştiren vezirin zarlarla ilgili söylediği gibi, "Şansı unutma!" diye uyarılırız. Pievani, "Doğadaki seçilim, şanstan beslenen filtredir." Ve "hareketli denge" olayını kavramamızın güç olacağını da belirtir.</p>
<p>Pievani derin bilgisiyle bizleri uyarır: "Henüz anlayamadığımız pek çok şeyin ve üretken bir cehaletin ağırlığını taşıyoruz ki bu, sürekli yeni araştırma sorunlarının ortaya çıkmasına neden olan" şeydir. Nitekim başlangıçta her şeyin genlere bağlanması bir teknik rahatlamadır; ama zaman içinde erişilen bilgiler, "insan genetik materyalinin neredeyse üçte birinin dış kaynaklı olduğunun tahmin edildiğini" gösteren bir aşamaya gelir. Ve yazar bize evrimin dört kategorisinden söz eder: Evrimsel kategori, genetik bencillik, faydasız yapılar ve potansiyel çeşitlilik.</p>
<p>Pievani, evrimin "hurda ustalığından" söz eder. Sonra Jacob'un 1977'de yaptığı bir konuşmaya gönderme yaparak şöyle der: "Çoğunlukla, iyi tanımlanmış bir uzun vadeli tasarım olmadan, hurda ustası yeni bir nesne üretmek için elindeki materyalle beklenmedik işler yapar. Eski bir bisiklet tekerinden rulet, kırık bir sandalyeden radyo dolabı yapar. Benzer şekilde evrim de bir bacaktan kanat yapar ya da ceninin bir parçasından kulağın bir parçasını üretir. Doğal olarak bu işlem uzun zaman alır. Evrim, çağlar boyunca eserini yavaş yavaş değiştiren, hiç durmadan onu rötuşlayan, şurasını kesip burasını uzatan ve onu yeni kullanım alanına tedricen uyarlamak için fırsatları değerlendiren bir hurda ustası gibi davranır."</p>
<p>Telmo Pievani insanoğlunun büyüme sürecinde onu kuşatan çevresel, kültürel ve eğitsel bağlamın; propaganda ve toplumsal klişelerin; ayrımcılığı ve çeşitlilik korkusunu teşvik etmenin koruyucu bir "biz" sığınması oluşturduğunu ve "öteki"ni tehlikeli görme eğilimini nasıl güçlendirdiğini de anlatır.</p>
<p>Biz, teknolojiyi insanın çıplak gücüyle yapamadığını, aklını kullanarak geliştirdiği araç-gereç ve yöntemlerle başardığını düşünüyoruz. Pievani ise evrimsel "hurda ustalığı" yoluyla biriktirdiğimiz biyolojik sınırlılıkları telafi etmek için bulduğumuz yolun teknolojik araçlar ve buluşlar olduğunu söyler. Bunlar tasarlanmış ve belirli bir amaca yöneliktir; kusursuzluk potansiyeli taşırlar. Yapay zekâ, moleküler makineler, organoidler, sanal gerçeklik gözlükleri, biyo-yazıcılar, insan-makine etkileşimi, sentetik bakteriler, genetiği </p>
<p>değiştirilmiş organizmalar, robotlar, dronlar ve ağ üzerinde birbiriyle konuşan, çoğu zaman da istenmeyen öğütler veren cihazlar yaşamın yeni gerçeklikleri.</p>
<p>Kusurların Doğal Tarihi kitabında teknolojilerin de optimal tasarım ürünleri olmadıkları; uzlaşmalar, kusurlar ve işlevsel devşirmeler barındıran süreçler oldukları belirtilir. Sonra da "altıncı kitlesel yok oluş" konusunda uyarı yapılır. Kamikaze terörizmi, dinci gericilik, gülünç hâle gelmiş tüketim çılgınlığı, cehalet başta olmak üzere her alanda konformizm, ekonomik tercihlerde irrasyonel eğilimler, siyasi miyopluk, popülist beceriksizlik, jeopolitik kanunsuzluk, yağmacı fiyatlandırma, kurumlara olan güvensizlik ve yozlaşma eğilimi konusunda aşırı uçlarda gezinmenin sakıncaları anımsatılır.</p>
<p>Evrenin sınırlarına bakabilme olanakları, kozmik kusurların anlaşılması gündemi de kitabın işlediği konular arasında yer alır. Geleceği bilinçsizce inşa eden kusurlu varlıklar olmamız da yazarın analiz ettiği hususlardandır.</p>
<p>Hesaplama gücü, bellek, kesinlik, tekrar ve hız gerektiren alanlarda üstün gelecek olanlarla onların kusurdan mahrum oldukları yönlerin kıymetini bilmenin önemi üzerinde de durulur kitabın derinliklerinde.</p>
<p>Kusur birikiminden yoksun olanların şiir yazamayacaklarını ve sanat üretemeyeceklerini belirtir yazar. Nefsimize tam olarak hâkim olmanın zorlukları, kendimizi kandırmaya eğilimimizin güçlü olması, yanlış ve eksiği başkasına yükleme kolaycılığı, olay gerçekleştikten sonra yol gösterme sapkınlığı, bahane üretme ustalığı, klişelere tutkunluğumuz, eşitsizlik ve adaletsizlikleri haklı çıkarma yönümüz, her şeyin hemen olmasını istememiz, açgözlülüğümüz ve aptallıklarımız üzerinde de durur Pievani kitabında.</p>
<p>Doğru zamanda üreme, belirli bir besin kaynağını kapma, avcının hamlelerini öngörme ve zamanında hamle yapma, çevredeki ipuçlarını okumayı öğrenme, zararlı pragmatizmden kaçınma konusunda da öğreneceğimiz çok şey var.</p>
<p>Anekdotlar, yetersiz vaka ve örneklerle genelleme yapmanın sakıncaları anlatılır kitabın akışında.</p>
<p>Pievani, "İnanç makineleriyiz ve inançlardan bol miktarda imal ediyoruz" demektedir. Ardından ekler: "İnançlar, cehalet ya da katı doktrinler güven meselesi değildir; bilgi toplasak da zihnimiz ilk baştaki inancını doğrulama yolunda hareket eder." İnanca dayalı rahatlama ve konfora dikkat etmeliyiz!</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5646ee40c2e-1784039150.png" alt="" width="288" height="373" />Telmo Pievani, "Tanrılar bile bazen meraklarına yenilir" diyor… Meraklarımıza yenilmeden ve yararlı şeyler üretmek için yazarın kusurun altı ilkesini zihnimize yerleştirelim:</p>
<p><strong>1. Olumsallık yasası:</strong> Mutasyonlar, genetik sürüklenme, kitlesel yok oluş ve büyük ölçekli ekolojik değişmeler evrimin kurallarını değiştirir. Değişmeleri her zaman öngöremeyiz; o zaman da "şans etkisi" geçerlilik kazanır. Belli bir aşamada büyük bir avantaj oluşturan doğal seçilim oluşumları, sonradan tehlikeli bir kusura dönüşebilir. Evrenin tarihi şans ve istikrarsızlıklardan etkilenir. Her şey kırılgandır; çünkü kusurlu, gereksiz ve eksiktir. Kozmik ve biyolojik evrimin kendi belirlediği buluşma noktaları ve kritik dönüm noktaları olan hayatlarımız var. Kritik anların gücünün bilincinde olmalıyız.</p>
<p><strong>2. Uzlaşma yasası</strong>: Doğadaki seçilim, genellikle farklı çıkarlar ve birbirine zıt seçilim baskıları arasında uzlaşma sağlama ihtiyacından kaynaklanır. </p>
<p><strong>3. Kısıtlılıklar yasası:</strong> Doğal seçilim, varlıkları kusursuzlaştıran, sapmaları düzelterek optimize eden bir oluşum değildir. Bunu yapmaz; çünkü değişken bağlamlarda işler, tarihsel, fiziksel ve yapısal gelişim kısıtları tarafından koşullandırılır. </p>
<p><strong>4. Yeniden kullanım yasası</strong>: Var olan yapıların yeniden kullanılması, optimal olmayan ve geri dönüştürülmüş kusurlu yapıların doğada sıklıkla görülmesi anlamına gelir. </p>
<p><strong>5. Soğan yasası</strong>: Tolere edilebilen aşırılık değişimin kaynağıdır; evren mümkün olanın dönüşümünü içerir. </p>
<p><strong>6. Kızıl Kraliçe Yasası</strong>: Çevremiz bizden daha hızlı gittiğinde, evrimsel açıdan geride kaldığımızı, biraz uyumsuz ve kusurlu olduğumuzu görürüz.</p>
<p>En iyisi kitabı özenle okumak… Anlatanın eksiklerini de görürüz.</p>
<p><strong>KUSURLARIN DOĞAL TARIHI BÜYÜK PATLAMA’DAN DNA’YA</strong></p>
<p>Telmo Pievani<br />Türkçesi: Bülent O. Doğan<br />Orijinal İsim: Imperfection: A Natural History<br />Yayına Hazırlayan: Enis Köksaldı<br />Koç Üniversitesi Yayınları </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kusurlarin-dogal-tarihi-kitabi-kendimizle-basa-cikmayi-ogretiyor-83202</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/0/1280x720/kitap-1767961968.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ kusurların doğal tarihi kitabı kendimizle başa çıkmayı öğretiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-rozet-bir-yaris-bir-biyografi-83203</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> bir rozet, bir yarış, bir biyografi…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bazen bir kitap, tam okunacağı zamanı kendi seçiyor. 100. Gazi Koşusu'nun coşkusuyla başlayan gün, elimdeki Churchill biyografisi sayesinde beni Veliefendi'den İngiltere'ye, atların tarihinden dünya savaşlarına uzanan beklenmedik bir yolculuğa götürdü.</strong></p>
<p>Heyecanla yakama rozeti takıyorum. Altın renginin üstünde siyahla "100. Gazi Koşusu" yazıyor. İlk defa Veliefendi Hipodromu'na geliyorum. Bu kentin böyle bir geleneği varken, bunca zaman nasıl olmuş da bu büyüleyici mekâna gelmemişim. Gelenek derken; hepimiz Sultanahmet Meydanı'ndaki Yılanlı Sütun'u biliriz. İşte tam da orası, MS 203'te İmparator Septimius Severus tarafından inşa edilmiş bir atmeydanı, yani hipodrom. En görkemli zamanlarında 100 bin kişilik kapasiteye ulaşmış. Fenerbahçe'nin stadyumunun 50 bin kişilik olduğunu düşünürsek büyüklüğünü gözünüzde canlandırabilirsiniz. Ben de 100'üncü yılın coşkusuyla WeReserve'nin davetlisi olarak geldiğim hipodromda, tribünleri dolduran 67 bin kişi kadar heyecanlıyım.</p>
<p>Mustafa Kemal Atatürk'ün Ankara Ulus'ta, Samsun'da, Konya'da ve Sarayburnu'ndaki atlı heykelleri hem Kurtuluş Savaşı'mızın görkemini hem de cephelerde en az insanlar kadar kahramanlıklar sergileyen atlara bir saygı duruşu niteliğinde. Özellikle I. Dünya Savaşı'nın yaşandığı ülkelerde, cephedeki kahramanlıkları nedeniyle atlar için de çok sayıda anıt görebilirsiniz. Peki, hâlâ bindiğimiz otomobillerin performansını "beygir gücü" olarak tanımlarken nasıl oldu da bu modern hayat, en eski dostlarımız atlardan bizi bu kadar kopardı?</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a56499ca56b4-1784039836.png" alt="" width="333" height="432" />Sanırım Twitter'da (X) okumuştum: "İstanbul'da at sahibi olmak için ya çok zengin olmalısınız ya da çok fakir olmalısınız… Ortası yok." Tam bu deli soruları düşünürken 100. Gazi Koşusu başlıyor. Efsanevi jokey Halis Karataş, atı Bay Nalçakan ile gruptan arayı açıyor ve yarışın kazananı oluyor. Etrafımdaki tezahüratlar beni bir anda sanki Peaky Blinders dizisinin setine ışınlıyor. Sanki yakın zamanda gördüğüm Unilever'in Liverpool'daki ilk üretim merkezi Sunlight Village'deyiz; zira dizinin bazı bölümleri de burada, bozulmadan korunan köyde çekilmiş.</p>
<p>İşte tam da o geziye giderken, geçen ay bıraktığım yerden 19'uncu ve 20'nci yüzyılı anlamak için okumaya devam ediyorum. Madem İngiltere'ye gideceğim, İletişim Yayınları'nın ilk baskısını bu yıl yaptığı, Sebastian Haffner'in, Tanıl Bora çevirisiyle Türkçeye kazandırdığı Churchill kitabını alıyorum. Haffner (aslında bu takma adın ardındaki gerçek adı Raimund Pretzel), iyi bir hikâye anlatıcısı olarak iki dünya savaşını ve hatta Beatles'ı görmüş bu siyaset kurdunun hayatını hızlıca özetliyor bize.</p>
<p><strong>SUBAYLAR SAVAŞ MUHABIRI OLABILIYORDU… </strong></p>
<p>HAFFNER, Churchill'in annesindeki Kızılderili kanından, o dönem playboy olarak nitelendirilebilecek çılgın babası Lord Randolph Churchill'den başlayarak bu biyografiyi bir roman gibi anlatıyor. "Madenciler ve gündelikçiler, hatta yarın öbürgün fabrika işçileri, niye muhafazakârlara oy versinlerdi ki? Bunu mümkün gören tek kişi, deli Lord Randolph Churchill'di"diyerek Winston Churchill'in babasının siyasi görüşüne de değinmiş oluyor.</p>
<p>Winston Churchill'in babasını kaybetmesi, ardından annesinin desteğiyle nerede olay varsa orada görev alan bir subaya dönüşmesine giden süreci okuyoruz. O dönemde subayların gazetecilik yapması yasak değil. Bu sayede genç Churchill, savaş meydanlarından bildiren bir muhabire dönüşüyor. Hatta esir kampından kaçışıyla tam bir kahraman hâline geliyor.</p>
<p>Sonrası malum; siyaset, II. Dünya Savaşı ve savaş bitiminde gerçekleştirilen Yalta Konferansı'ndaki Franklin D. Roosevelt, Josef Stalin ve Churchill'i gösteren o efsane fotoğraf karesi… Ağzındaki purosuyla özdeşleşmiş fotoğraflarıyla İngiliz siyasetinin bu gözü kara adamı, 1953 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü de kazanıyor. Pek çok zaferini ve yenilgisini okumak için Haffner'in satırları arasında kaybolabilirsiniz. 91 yaşında hayatını kaybeden Churchill, bugün huzurlu bir köy mezarlığında yatıyor. </p>
<p><span style="color: #34495e;"><strong>yaşasın hayatın zorluklarına yazarak direnen insanlar!</strong></span></p>
<p>BURGAZADA'YA her gidişimde meydandaki Sait Faik heykelini selamlarım. Ve içimden hep bir sözünü geçiririm:</p>
<p>"Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da bir hırstan başka ne idi? Fakat... Yazmasam deli olacaktım."</p>
<p>Yazmak iyileştiren bir eylem. Bu ay elime ulaşan iki kitabın sayfalarını çevirirken aklımda hep bu fikir vardı.</p>
<p>İlki, Sezin Mızraklı Avalin'in Destek Yayınları'ndan çıkan Biz O Kirpikleri Boşa Dökmedik! adlı kitabı. Bu sadece meme kanseriyle mücadelenin kitabı değil… Okura kendi hayatının farkındalığı için de bir şifa sunuyor. Sezin Mızraklı Avalin, Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü mezunu; MIT'de eğitim almış, pek çok teknoloji devinde çalışmış bir satış ve pazarlama lideri… Şimdi tüm bu tecrübelerini kendi hayatına da uygulayıp, "En karanlık anlar, en güçlü dönüşlerin başlangıcıdır." diye tarif etmesi boşuna değil!</p>
<p>Elime geçen ikinci kitap ise Evren Keskin'in kaleme aldığı KaPı/daSın. Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık'tan bu yıl çıkmış… Evren Keskin bir oyun yazarı. Ama kitabı bizi sayfalardan dijital hayata taşıyan karekodlarla dolu. Sadece anlattığı hikâyenin kapılarından değil, onun yaşamının kapılarından da geçiyoruz. Karekodlar sayesinde kendi sesinden şiirler dinleyebiliyor, onun seçtiği müziklere eşlik edebiliyor ve görsel bir şölen yaşıyoruz.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a564a16b88e9-1784039958.png" alt="" width="244" height="316" /> <img src="/storage/uploads/0/0/0/6a564a260849b-1784039974.png" alt="" width="233" height="302" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-rozet-bir-yaris-bir-biyografi-83203</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/1/1280x720/kitap-kitaplar-1747122420.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ bir rozet, bir yarış, bir biyografi… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/15-temmuz-demokrasinin-ekonomik-bedeli-ve-milletin-iradesi-83230</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 15 Temmuz: Demokrasinin ekonomik bedeli ve milletin iradesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bugün 15 Temmuz hain darbe girişiminin onuncu yıl dönümü. 15 Temmuz 2016 gecesi, Türkiye yalnızca bir darbe girişimini değil; aynı zamanda devletin kurumlarını, demokrasisini, hukuk düzenini ve ekonomik istikrarını hedef alan çok yönlü bir saldırıyı bertaraf etti.</p>
<p>O karanlık gece cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın kararlı duruşu ve aziz milletimizin ortaya koyduğu kararlı duruş, sadece siyasi tarihimizin değil, ekonomik tarihimizin de en önemli dönüm noktalarından biri olarak hafızalara kazındı.</p>
<p>Darbeler, yalnızca seçilmiş hükümetleri hedef almaz. Aynı zamanda piyasaları, yatırım ortamını, üretimi, istihdamı ve toplumsal güveni de sarsar.</p>
<p>Ekonomide güven, en az sermaye kadar kıymetlidir. Hukukun üstünlüğüne, demokratik kurumlara ve öngörülebilirliğe duyulan güven zedelendiğinde bunun bedelini bütün toplum öder.</p>
<p>15 Temmuz gecesi hedef alınan sadece Türkiye Büyük Millet Meclisi değildi. Milletin vergileriyle kurulan kamu kurumları, stratejik altyapılar ve ülkenin geleceği de hedef alınmıştı. Böyle bir kalkışmanın başarıya ulaşması hâlinde Türkiye'nin ekonomik açıdan nasıl ağır sonuçlarla karşı karşıya kalacağını tahmin etmek güç değildir.</p>
<p>Sermaye çıkışları hızlanacak, yatırımlar duracak, üretim zincirleri zarar görecek, işsizlik artacak ve ülke uzun yıllar sürecek bir belirsizlik dönemine sürüklenecekti.</p>
<p>Ancak Cumhurbaşkanımızın liderliğinde devletine bağlı polis ve askerlerle, kamu görevlileri ve aziz milletimiz milletimiz, bu senaryoya izin vermedi.</p>
<p>Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın çağrısıyla milyonlarca vatandaşın meydanlara inmesi, sadece demokrasiye sahip çıkmak anlamına gelmedi; aynı zamanda Türkiye'nin ekonomik bağımsızlığına ve geleceğine de sahip çıkılması anlamına geldi. Çünkü güçlü ekonomi, güçlü demokrasiyle; güçlü demokrasi ise millet iradesine duyulan saygıyla ayakta kalabilir.</p>
<p>Aradan geçen on yılda Türkiye birçok küresel ve bölgesel sınamayla karşılaştı. Salgın, savaşlar, enerji krizi ve yüksek enflasyon gibi zorluklar ekonomileri derinden etkiledi. Buna rağmen Türkiye, üretim kapasitesini koruyarak, ihracatını artırarak, savunma sanayinden ulaştırmaya, enerjiden altyapıya kadar birçok alanda yatırımlarını sürdürmeye devam etti. Bu tablo, krizler karşısında kurumsal dayanıklılığın ve demokratik meşruiyetin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha göstermektedir.</p>
<p>15 Temmuz'dan çıkarılması gereken en önemli derslerden biri de ekonomik bağımsızlığın yalnızca mali göstergelerle ölçülemeyeceğidir. Güçlü kurumlar, hukukun üstünlüğü, nitelikli insan kaynağı ve toplumsal birliktelik; ekonomik kalkınmanın vazgeçilmez unsurlarıdır. Demokrasi ile kalkınma birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır.</p>
<p>Bugün Türkiye Yüzyılı hedefleri doğrultusunda yürütülen her yatırım, gerçekleştirilen her reform ve hayata geçirilen her üretim hamlesi; aynı zamanda 15 Temmuz gecesi ortaya konulan milli iradenin geleceğe taşınması anlamını da taşımaktadır. Çünkü bağımsız karar alabilen, kendi önceliklerini belirleyebilen ve millet iradesini esas alan bir ülke, ekonomik alanda da daha güçlü bir konuma ulaşabilir. </p>
<p>15 Temmuz'u yalnızca geçmişte yaşanmış bir kalkışmanın yıl dönümü olarak değerlendirmek eksik olur. O gece verilen mücadele, demokrasinin, milli egemenliğin ve ekonomik bağımsızlığın birbirinden ayrılmaz olduğunu gösteren tarihi bir ders niteliğindedir.</p>
<p>Şehitlerimizi rahmet ve minnetle, gazilerimizi şükranla anarken; demokrasiyi, hukuku ve milli iradeyi korumanın sadece siyaset kurumunun değil, ekonomiden iş dünyasına, akademiden sivil topluma kadar hepimizin ortak sorumluluğu olduğunu bir kez daha hatırlıyoruz.</p>
<p>Çünkü güçlü ekonomi ancak güçlü demokrasi üzerinde yükselebilir; güçlü demokrasi ise milletin iradesine sahip çıktığı sürece varlığını sürdürebilir.</p>
<p>15 Temmuz hain darbe girişiminin 10. yıl dönümünde FETÖ terör örgütünü lanetliyor, 15 temmuz şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyorum.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/15-temmuz-demokrasinin-ekonomik-bedeli-ve-milletin-iradesi-83230</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 15 Temmuz: Demokrasinin ekonomik bedeli ve milletin iradesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/milli-gelirimizi-yuzde-85-buyuttuk-savunmada-tarih-yazdik-yuzde-528-83227</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Milli gelirimizi yüzde 85 büyüttük savunmada tarih yazdık: Yüzde 528</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Terör örgütü FETÖ ve dış destekçilerinin 15 Temmuz 2016’da düzenlediği hain darbe girişiminin üzerinden 10 yıl geçti. Milletimiz, darbeyi önledikten sonra seçimlerini yaptı, siyasi istikrarını korudu ve ekonomisini güçlendirmek için de çok çalıştı. 2016’dan bugünlere toplam milli gelir dolar bazında yüzde 85, ihracat yüzde 92, savunma sanayi ihracatı ise yüzde 528 yükseldi.</strong></p>
<p>15 Temmuz 2016 hem karanlık hem de aydınlık bir gün olarak tarihe geçti. Dış destekçilerinden emir ve cesaret alan hain terör örgütü FETÖ üyeleri, Türk milletinin egemenliğini gasp etmek, ülkeyi yıllarca sürebilecek bir kaosa sürüklemek için uçaklar, helikopterler ve tanklarla millete saldırdı. Böyle bir darbe girişimine 21’inci Yüzyılda maruz kalmak o günü karanlık gün yaptı. Ancak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısıyla hainlere karşı canını hiçe sayarak direnişe geçen ve meydanlara toplanan halk, darbecileri durdurdu. Cumhuriyetimizin kurucusu büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM), bilerek ve özellikle yazdırdığı, fiilen de kurumsallaşması için çaba harcadığı, ‘Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir’ sözü bizzat millet tarafından canla kanla savunuldu. Darbe girişiminden sonra çok sayıda yüksek oranda katılımlı yerel ve genel seçimler yapıldı. Demokrasimiz büyük bir tehlikeyi atlattıktan sonra çalışmaya devam etti ve millet, her seçimde iradesini sandıklara yansıttı. 2016’dan beri darbe girişimi, ülkemizdeki depremler, bölgemizdeki savaşlar, Türkiye’yi siyasi istikrardan koparamadı. Müttefiklerimizin açık ve örtülü ambargolarına maruz kaldık ama bütün zorluklara rağmen ekonomimiz hızlı büyümeye devam etti. Yıllık bazda karşılaştırma yapabilmek için 2016 ve 2025 yılı verilerini (9 yıllık) baz aldığımızda enflasyon oranları hariç önemli makro verilerin tamamına yakınında yüksek performanslı ve rekorlu iyileşmeler sağlandı. Ekonomimiz, yüksek ihtimalle 2026’yı da büyüyerek tamamlayacak ve 2025 rakamları daha da iyileşecek.</p>
<p><strong>NATO, ABD ve AB ile yeni dönem mi? </strong></p>
<p>Türkiye, uzun yıllardan beri dünyanın en önemli, en güçlü askeri savunma ittifakı konumundaki Kuzey Atlantik Savunma Paktı’nın (NATO), ABD’den sonraki en güçlü üyesi konumunda. Üyeliğin yüklediği tüm görevleri ve sorumlulukları harfiyen yerine getiren Türkiye ne yazık ki demokrasi tarihinde ABD ve NATO kaynaklı yanlış müdahalelerle karşılaştı. 15 Temmuz 2016’daki hain darbe girişiminde de NATO’nun bazı birimlerinin müdahil olduklarına dair güçlü kanıtlar bulunduğu belirtiliyor. ABD ve bazı AB ülkeleri, darbe girişimi ve sonrasında hain terör örgütü FETÖ mensuplarını açıkça korudular ve ardından tamamına sığınma hakkı verdiler. Aradan geçen 10 yılda Türkiye’nin her açıdan güçlenmesi, savunma sanayiindeki başarısı, Suriye’de istikrarı sağlaması, bölgedeki savaşlarda ve krizlerde barışı önceleyen dış politika başarısı; ABD, NATO ve AB nezdinde politika değişimlerine neden olabilir. 7-8 Temmuz 2026’da Ankara’da düzenlenen 36’ncı NATO Zirvesi’nin bu anlamda, 1949’daki kuruluşundan beri NATO’nun en önemli zirvelerden biri olduğu söyleniyor. Çünkü Rusya Ukrayna Savaşı devam ediyor ve Avrupa Birliği’nin (AB) güvenlik kaygıları en üst seviyelerde. ABD Başkanı Donald Trump da Avrupa’nın savunması konusunda ABD’nin istekli olmadığını defalarca beyan etti. İsrail-ABD birlikte, İran’a karşı savaş başlattı ve ateşkes sürecine rağmen çatışmalar devam ediyor. Avrupa’nın savunma dışında ‘enerji tedarik riski’ de çok yüksek. ABD-Çin ilişkilerindeki riskler ve bu başlığın Avrupa’ya etkileri kaygı veriyor. Böyle bir ortamda, Türkiye haklı olarak hem ABD’nin hem de AB’nin Türkiye politikalarını yenilemesini istiyor. Türkiye’nin savunma sanayiinde geldiği seviye, Türk Silahlı Kuvvetlerinin muazzam gücü, ABD ve AB için hayati önem taşıyor. Türk devlet aklı zaman zaman Türkiye aleyhine kararlar alabilen ambargolar uygulayan sorunlu ve sorumsuz müttefikleriyle ‘kazan-kazan’ ilişkisi tesis etmek için yeni stratejiler geliştiriyor. Türkiye ayrıca, Avrupa için ‘enerji arz güvenliğinin en önemli deniz ve kara geçiş ülkesi’ konumunu da sürekli güçlendiriyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NATO'NUN TARİHİ TOPLANTISI ANKARA'DA GERÇEKLEŞTİ</strong></span></p>
<p>NATO tarihinin belki de en kritik toplantısı Ankara'da gerçekleşti. Türkiye'nin başarılı ev sahipliğinin yanı sıra NATO'daki yeni statüsünün net olarak ortaya konduğu toplantı, dünyada geniş yankı buldu. Toplantıda, ABD, Türkiye’ye karşı uyguladığı CAATSA yaptırımlarını kısa sürede kaldırmak, NATO ortak taarruz uçağı F-35’lerin Türkiye’ye satışının önünü açmak ve üretim ortaklığına dönüşünü sağlamak için adımlar atacağının işaretlerini verdi. Türkiye, AB’den de özellikle Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi Yönetiminin kıskacında haksız kararlar almaktan ve bunları uygulama çabalarından vaz geçmesini, AB tam üyelik sürecini canlandırmasını, Gümrük Birliğini revize etmeyi, yakın zamanda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına vize uygulamasını kaldırmasını bekliyor. Ayrıca AB ortak kaynaklarından oluşturulan ‘yeni savunma sanayi destekleme fonundan’ Türkiye’nin yararlanmasını, ‘Made in EU’ düzenlemesinin Türkiye’deki üretimleri de kapsamasını talep ediyor. Öncelikle bu konularda adımların atılıp atılmayacağı Türkiye’nin NATO görevlerine ve AB savunmasına yaklaşımını netleştirecektir.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NÜFUS ARTTI, MİLLİ GELİR YİNE DE YÜKSELDİ</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a571924a757d-1784092964.png" alt="" width="700" height="1050" /></strong></span>Adrese dayalı nüfus sayımı sonuçlarına göre 2016’da 79,8 milyon olan nüfusumuz, 2025 sonunda 86,1 milyonu aştı. 2016’da 863 milyar dolar olan toplam milli gelirimiz ise 2025 sonunda 1 trilyon 596 milyar dolara yükseldi. Böylece kişi başına düşen milli gelirimiz de 2016’da 10 bin 883 dolarken, 2025’te 18 bin 40 dolar oldu. Nüfusumuz yüzde 7,9 çoğalsa da toplam milli gelir yüzde 85, kişi başına milli gelir ise yüzde 66 arttı. 2016- 2025 kıyaslamasında ihracatımız yüzde 92, yıllık turist sayımız yüzde 153 ve yıllık turizm gelirimiz yüzde 195 yükseldi. Darbe girişimi, 2016 yılında turizmimizi çok ağır etkilemişti ve turist sayısı ile turizm gelirleri 2015 yılına göre yaklaşık yüzde 30 gerilemişti.</p>
<p>Cari açığımız da 2016’da 32,6 milyar dolardan 2025 sonunda 25,2 milyar dolara geriledi. En çarpıcı olumlu değişim ise yüzde 55-60 arasında olan savunma sanayi yerlilik oranımızın yüzde 82’ye yükselmesi ve bu sektördeki ihracatımızın 1,6 milyar dolardan 10,05 milyar dolara çıkmasıydı. Buradaki artış oranı yüzde 528 oldu. Savunma sanayimizin toplam cirosu ise 20 milyar doları aştı. Türkiye’nin bu alanda çalışan üretim yapan şirketlerinin sayısı 3 bin 500’e ulaştı. Bunlardan bazıları dünyanın en büyük 100 savunma sanayi şirketi sıralamasında listeleniyor. Sektördeki toplam istihdam ise büyük çoğunluğu genç mühendislerimizden oluşan 100 bin kişinin üzerine çıktı. Dünya genelinde en önemli medya kuruluşları Türkiye’nin savunma sanayiinde elde ettiği başarıyı defalarca haberleştirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/milli-gelirimizi-yuzde-85-buyuttuk-savunmada-tarih-yazdik-yuzde-528-83227</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Milli gelirimizi yüzde 85 büyüttük savunmada tarih yazdık: Yüzde 528 ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bahceliden-trumpa-elestiri-83224</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bahçeli’den Trump’a eleştiri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, AB’ye net mesajlar verdiği Meclis Grup toplantısında, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinin karşılıklı saygı, egemen eşitlik ve hakkaniyet temelinde ilerlemesi gerektiğini belirterek, “Türkiye ne bir yükümlülükten kaçmaktadır ne de bir ayrıcalık talep etmektedir .Türkiye yalnızca kendisine karşı dürüst olunmasını, çifte standartların son bulmasını, yalnızca ortaklık hukukunun gereğinin yerine getirilmesini istemektedir. Ancak bunlardan daha önemli olan husus, Avrupa’nın Türkiye’yi artık geçici ihtiyaçların hatırlandığı, kriz zamanlarında kapısı çalınan, işler normale döndüğünde ise yeniden ötelenen bir ülke gibi görme alışkanlığından vazgeçmesidir. Türkiye’nin yeri Avrupa’nın bekleme salonu değildir” dedi.</p>
<p>Bahçeli, Meclis Grup toplantısında Ankara’da gerçekleşen NATO zirvesi, Trump’un İran’a dönük açıklamaları ile 15 Temmuz’a ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bahçeli, NATO’nun yeni bir devrin şafağında olduğunu belirten Bahçeli, Ankara’da toplanan NATO Zirvesi’ni alelade bir diplomasi faaliyeti gibi okumanın eksik, sığ ve sakat bir değerlendirme olacağını söyledi.</p>
<p>Bahçeli, Ankara Zirvesi devam ederken, Trump’un İran’a ilişkin olarak mutabakat sürecinin kendisi için bittiğini ifade etmesini de eleştirerek, “Devletler arası münasebetler, bir gün geçerli sayılıp ertesi gün keyfe keder gerekçelerle hükümsüz ilan edilen şahsi tasarruflarla değil; ahde vefa ilkesiyle yürütülür. ABD Başkanı’nın “mutabakat benim için bitti” açıklaması bu nedenle sorunludur. Mutabakat bir şahsın değil, devletlerin taahhüdüdür" dedi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Özgür Özel: “Yüzde 90'ın altında oy alırsam siyaseti bırakıyorum”</strong></span></p>
<p>Özgür Özel, Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “parti de kal” çağrısına “Sayın Kılıçdaroğlu, çağrı yapıyorsun ya, çağrı yapıyorum. İkimiz yarışalım 2 milyon üyeyle. Yüzde 90'ın altında oy alırsam siyaseti bırakıyorum” sözleri ile yanıt verdi. Özel, TBMM’de grup toplantısında Kılıçdaroğlu’nun “Kimsenin Türkiye'nin bugünkü koşullarında partiden ayrılma lüksü yoktur. Partiyi bölen Erdoğan'a hizmet eder. Özgür Özel'in partiden ayrılmasına gerek yok" açıklamalarını değerlendirdi. Özel şöyle dedi: “Kimse yeni parti kurmanın meraklısı değil de sokakta iktidar yürüyüşümüzü kesip partiyi baraj altına çekip umudunu tükettiğin emekli soruyor yeni partiyi. Yeni partiyi nasırlı elleriyle kiraz toplayan teyzem soruyor. Ondan sonra diyor ki ‘Anlamadım niye yeni parti’ diyorsun. Hem seçilmeden geleceksin, AK Parti yargısıyla atanacaksın, kendini altı yıl öncesinden bugüne olmayan mazbatanla ışınlatacaksın, eline verilen delege, ki 500 tanesi o seçimde oyu bana değil sana vermiş. İnsan bundan bir şey anlar ya.”</p>
<p><strong>Kaybeden CHP’yi salsın </strong></p>
<p>Özel, Kılıçdaroğlu’na çağrıda bulunarak, “Buradan açıkça söylüyorum, açık açık. İster 1 milyon 950 bin üyemizle, istifa edenleri geri çağıralım ve 2 milyon üyemizle, ister son bıraktığın 1 milyon 200 bin üyemizle ikimiz tüm üyelerle Genel Başkanlık yarışına girelim, kaybeden CHP’yi salsın. Kaybeden siyaseti bıraksın. Sayın Kılıçdaroğlu çağrı yapıyorsun ya, çağrı yapıyorum. İkimiz yarışalım 2 milyon üye ile. Yüzde 90’ın altında oy alırsam siyaseti bırakıyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bahceliden-trumpa-elestiri-83224</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/9/0/1280x720/bahceli-1763461732.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bahçeli’den Trump’a eleştiri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fazil-sayin-ev-sahipliginde-uc-ayri-konser-83204</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> fazıl say’ın ev sahipliğinde üç ayrı konser</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ENKA Açıkhava Tiyatrosu’nda 28'inci konserini veren Fazıl Say, üç farklı sanatçıyla aynı sahneyi paylaşırken yalnızca piyanosuyla değil, zarif sunumları ve ev sahipliği duygusuyla da geceye damga vurdu. Flüt sanatçısı Aslıhan And Say, saksafon virtüözü Asya Fateyeva ve mezo-soprano Seda Kırankaya, birbirini tamamlayan üç ayrı konserle unutulmayacak bir müzik akşamına imza attılar.</strong></p>
<p>ENKA Açıkhava Tiyatrosu, 6 Temmuz akşamı yine bir Fazıl Say konserine ev sahipliği yaptı. Üç değerli sanatçı ile paylaştı sahnesini. Her biri üç mini konser olan sanatçıların performanslarına, piyanosu ve yüreklendiren takdim konuşmalarıyla eşlik etti. Bizler konuk, kendisi ENKA Açıkhava Tiyatrosu’nda her zaman hissettirdiği şekliyle ev sahibi gibiydi.</p>
<p>Piyanist ve besteci Fazıl Say için ENKA’da sahne almak ne kadar yüksek anlamlar taşıyorsa, dinleyicisi için de ENKA konserlerinde Fazıl Say’ı dinlemek o kadar özel, bana göre. ENKA Açıkhava’da 28 yıldır kesintisiz konser veriyor Fazıl Say. Son yıllardaki performansını kaçırmadan takip etmiş bir hayranı olarak sahnede üstün yeteneklerini sergileyen sanatçı olduğu kadar, hem de bir ev sahibi sanki. Konuklarıysa; bizler, yani karşısındaki dinleyicileri ve yanı sıra zaman zaman sahneyi paylaştığı sanatçılar aynı zamanda.</p>
<p>Üç yıl önce ENKA Açıkhava’da Genco Erkal ile birlikte sergiledikleri, gökteki yıldızların yere indiği hissini veren o muhteşem performansı izleyenler arasında unutacak olan var mıdır acaba? Elinde mikrofonu ve olanca gücüyle; o gece ne kadar farkındaydık bilmiyorum, izleyicisine son kez seslenen bir dev sanatçıya, hemen arkasında, saygı duruşunu hepimizden önce sergiliyordu Fazıl Say.</p>
<p>10 Temmuz 2023 gecesindeki performansıyla ENKA Açıkhava seyircisine veda eden Genco Erkal, bir yıl sonra yine bir temmuz günü aramızdan ebediyen ayrılacak, son sahnesini izleyenler olarak hüzünle sıvanmış karmakarışık duygular içerisinde kala kalacaktık.</p>
<p>Yine bir ENKA Açıkhava gecesindeydik geçen hafta. Fazıl Say sahnede yine ev sahibi, bizler konukları olarak karşısındaydık. Sahnede de yanında üç konuğu vardı. Her birini sıraları geldikçe zarif sözlerle sahneye davet etti. Piyanosu ile Aslıhan And Say’a, Türkiye’de ilk kez sahne alan Kırımlı saksafon sanatçısı Asya Fateyeva’ya ve Seda Kırankaya’nın şarkılarına en dost hâliyle eşlik etti.</p>
<p>Üç konserin ilkinde Fazıl Say’ın kendisine ithaf ettiği eseri Bosphorus Romance’ı seslendirdi eşi Aslıhan And Say. Türkiye’de ilk kez çalınıyordu eser. Fazıl Say, “Almanya ve İsviçre’de çalındı, Türkiye’de ilk kez bu gece dinliyorsunuz” diyordu. Piyanodan ve Aslıhan And Say’ın flütünden, Bosphorus Romance’a ait çok sesli, çok kültürlü melodiler yayıldı, Boğaziçi sırtlarındaki ENKA Açıkhava’nın büyülü ortamına.</p>
<p>Gecenin bir başka ilkini de Kırımlı sanatçı Asya Fateyeva üzerinden yaşadı dinleyici. Türkiye’de ilk kez çalıyordu Fateyeva. Say’ın 2013’te Japon saksafon sanatçısı Nobuya Sugawa için bestelediği, içinde Anadolu motiflerine, Bektaşi müziğine ve cazdan esintilere yer verdiği Saksafon Süiti’ni seslendirdi. Fazıl Say’ın, Fateyeva için saksafonun dünya çapında yükselen değerlerinden olduğuna ilişkin sözlerine, konserin ardından hemen herkes katılacaktı. Aldığı güçlü alkışlara verdiği mahcubiyetle karışık tebessümünü, topraklarımıza daha sık geleceğinin işaretlerinden saydım kendi adıma. Şiire, şiir bestelemeye ayrı bir düşkünlüğü olduğu bilinir Fazıl Say’ın. Çılgın Nar Ağacı albümünde bu sevdasını doya doya yansıtır. Murathan Mungan’dan Ahmet Telli’ye, Ahmet Arif’ten Metin Altıok’a, Ahmet Erhan’dan Nâzım Hikmet’e uzanır bestelediği şiirler.</p>
<p>Gecenin son konseri, mezo-soprano vokalist Seda Kırankaya’nın Fazıl Say’ın işte bu albümünde yer alan şarkıları seslendirmesiyle gerçekleşti. Seda Kırankaya’dan yansıyan duygusal derinlik, son eser İnsan İnsanda zirveye çıkarak nihayetlendi. Sözlerini 16. yüzyıl ozanı Muhyiddin Abdal’dan alan eserde, Kırankaya’ya âdeta gönül sesleriyle eşlik etti seyircisi.</p>
<p>Toplam 80 dakika süren konser dizisi bitmiş, Fazıl Say’ın ev sahipliğinde yine usta işi bir davetin sonuna gelmiştik. Her üç sanatçı da biz seyirciler de bu konukluktan çok mutlu olmuştuk. Seneye yine aynı duyguları yaşamak için buluşma sözü veren benzerlerimizle yan yana yürüyerek ayrıldık ENKA Açıkhava’dan.</p>
<p><span style="color: #34495e;"><strong>tansu yeğen, metot yolculuğuna çıkarıyor</strong></span></p>
<p><span style="color: #34495e;"><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a564be213715-1784040418.png" alt="" width="209" height="271" /></strong></span>İŞ yaşamının içinde olanlar için Tansu Yeğen ismi çok şey ifade eder. Parlak kariyerinin yanı sıra sosyal yönü güçlü, sivil toplum kuruluşlarıyla yakın, çevresine açık kişiliği ile de öne çıkmış bir profesyonel yöneticidir. Çalıştığı şirketlerindeki lider kavramının içini dolduran iyi yöneticiliğinin dışında, iş alanlarında gelişimin önünü açan sektör olan teknolojinin, ‘kendi söküğünü dikme’sinde, usta terziler arasındadır. Elimde, CEO Plus tarafından ilk baskısı 2021 yılında yapılmış kitabı duruyor Tansu Bey’in. 40 Metotla Kariyerini ve Kişiliğini Parlat kitabı, adından da anlaşılacağı gibi ‘metot’ temasını işliyor. Yalnızca iş yaşamında değil, onu da kapsayacak şekilde yaşamın içinde metot sahibi olmanın kavramsal şifreleri üzerinde duruyor. Bunu yaparken, sade, basit üslubu deniyor ve başarıyor. Etkin iletişimden, büyümeye, kriz yönetiminden, beyin fırtınasına, değişimden, dijital dönüşüme 40 başlık konu ediliyor kitapta. “Geçmişime ve bugünüme baktığımda görüyorum ki bu hayatta metotsuz ve yöntemsiz olmak, denizde pusulasız seyretmekle aynı şey. Bu kitapta amacım bazı şeyleri biraz daha stratejik ve farklı yapmanızı sağlayarak sizi güçlendirmek” diyor, Tansu Yeğen. Anılar, örnekler, soru yanıtlar eşliğinde, samimiyeti ve sakin üslubuyla amacına ulaşan 40 Metotla Kariyerini ve Kişiliğini Parlat, tavsiye listemde yer aldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fazil-sayin-ev-sahipliginde-uc-ayri-konser-83204</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/4/1280x720/5-1784040390.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ fazıl say’ın ev sahipliğinde üç ayrı konser ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomik-bagimsizligin-yolu-insan-kaynagina-yatirimdan-geciyor-83240</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomik bağımsızlığın yolu insan kaynağına yatırımdan geçiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Gebze denildiğinde akla ilk gelen hep aynıdır; fabrikalar, organize sanayi bölgeleri, ihracat rakamları, üretim bantları... Oysa yıllardır bu bölgeyi takip eden biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, bir sanayi kentini güçlü yapan sadece bacaların tütmesi, üretimin devam etmesi değildir. O üretimi sürdürecek insanı yetiştirebilmek, işletmeleri birbirine bağlayabilmek ve geleceği bugünden planlayabilmektir, bana göre önemli olan. Çünkü sanayileşme yalnızca ekonomik bir meseleden ibaret sayılmamalı. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün "Her fabrika bir kaledir" sözü de tam olarak bunu anlatır. O kalelerin ayakta kalması ise nitelikli insan kaynağı, ortak akıl ve doğru vizyonla mümkündür.</p>
<p><strong>GTO, KLASİK ODA ANLAYIŞININ ÖTESİNE GEÇTİ</strong></p>
<p>Tam da bu noktada Gebze Ticaret Odası’nın ve Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aslantaş ile yönetiminin son dönemde ortaya koyduğu yaklaşımın klasik oda anlayışının ötesine geçtiğini ifade etmek isterim. Bugün birçok kurum ticaretten bahsediyor. Ancak ticareti ayakta tutacak en önemli unsur olan nitelikli insan kaynağına yatırım yapan kurum sayısı oldukça sınırlı. GTO mesleki eğitimi merkeze koyarak farklı bir yol izliyor.</p>
<p>GTO’nun destek verdiği 42 Kocaeli projesi geleceğin yazılımcılarının yetişmesine katkı sağlarken, Mesleki Eğitim Tanıtım ve Bilim Fuarı da meslek liselerinin itibarını güçlendirmeyi hedefledi. Üstelik bu çalışmalar sözde kalmadı. Başarılı öğrenci projelerine sağlanan 2 milyon liralık hibe desteği de karşılığını verdi. Bugün Gebze’deki mesleki ve teknik Anadolu liselerinde doluluk oranlarının yüzde 100’e yaklaşması, nitelikli ara eleman yetiştirme konusunda doğru bir istikamette ilerlendiğini gösteriyor.</p>
<p>Ancak güçlü bir sanayi ekosistemi yalnızca nitelikli insan kaynağıyla kurulmaz. İşletmelerin dijital dönüşüme uyum sağlaması da aynı derecede önemlidir. Bu noktada GTO'nun hayata geçirdiği Dijital Olgunluk Değerlendirmesi Projesi öne çıkıyor. Proje kapsamında işletmelerin dijital olgunluk seviyeleri analiz edilirken, Endüstri 4.0’a uyum, verimlilik ve küresel rekabet gücünü artırmaya yönelik bir yol haritası da oluşturuldu. Ancak GTO’nun dikkatimi çeken bir başka yönü daha var. O da üyelerini sadece dinleyen değil, onları birbirleriyle buluşturan bir yapı kurmaya çalışması.</p>
<p><strong>15 TEMMUZ'DA MİLLET OLARAK DEMOKRASİMİZE SAHİP ÇIKTIK</strong></p>
<p>Tedarikçi Günleri organizasyonları bunun en güzel örneği. Büyük sanayi kuruluşlarının satın alma ekipleriyle bölgedeki üreticileri aynı masa etrafında buluşturmak, yerli tedarik zincirini güçlendirmek ve ticaretin bölge içinde büyümesini sağlamak, sahadan kopmayan bir yönetim anlayışını da ortaya çıkarıyor.</p>
<p>Elbette yapılacak daha çok iş var. Şu bir aşikârdır ki bugün ortaya konulan tabloya baktığımda GTO'nun yalnızca belge veren ya da resmi işlemleri yürüten bir kurum olmanın ötesine geçerek üyelerine yön veren, üretimi ve yatırımı destekleyen bir anlayış geliştirdiğini görüyorum. Aslında bu yaklaşım, ekonomik bağımsızlığa verilen önemin de bir göstergesi. 15 Temmuz'da millet olarak demokrasimize ve ülkemize birlik içinde sahip çıktıysak, bugün de ekonomik bağımsızlığımızı korumanın yolu üretime, ihracata ve sanayimize ve en çok da insan kaynağımıza aynı kararlılıkla sahip çıkmaktan geçiyor. Gebze Ticaret Odası'nın ortaya koyduğu duruş da bu anlayışın ekonomik alandaki yansıması niteliğini taşıyor.</p>
<p>15 Temmuz'da millet olarak demokrasimize ve ülkemize birlik içinde sahip çıktıysak, bugün de ekonomik bağımsızlığımızı korumanın yolu üretime, ihracata ve sanayimize ve en çok da insan kaynağımıza aynı kararlılıkla sahip çıkmaktan geçiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomik-bagimsizligin-yolu-insan-kaynagina-yatirimdan-geciyor-83240</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomik bağımsızlığın yolu insan kaynağına yatırımdan geçiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-bolat-ukrayna-ile-ticaretin-yuzde-90i-serbestlesecek-83243</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Bolat: Ukrayna ile ticaretin yüzde 90&#039;ı serbestleşecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Ukrayna Parlamentosunun Türkiye-Ukrayna Serbest Ticaret Anlaşması'nı onaylaması hakkında açıklama yaptı. </p>
<p>Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, tarihi bir eşik daha aşılarak, Türkiye'de onay süreci 2024'te tamamlanan anlaşmanın, bugün Ukrayna Parlamentosu tarafından da onaylandığını ifade eden Bolat, anlaşmanın yürürlüğe girmesi için önemli bir aşamanın geride bırakıldığını bildirdi.</p>
<p>Bolat, Türkiye ile Ukrayna arasındaki ekonomik ve ticari işbirliğinde yeni bir dönemin kapılarının aralandığına işaret ederek, şunları kaydetti:</p>
<p>"2024 yılında 6,2 milyar dolar ve 2025 yılında 6,6 milyar dolar olan toplam ticaret hacmimiz yılın ilk 6 ayında yüzde 10 artarak, yaklaşık 3,2 milyar ABD dolarına ulaşmıştır. Anlaşmayla iki ülke arasındaki ticaretin yaklaşık yüzde 90'ı karşılıklı olarak serbestleşecek, ihracatçılarımızın Ukrayna pazarındaki rekabet gücü güçlenecektir. Ayrıca, hizmet ticaretinde sağlanacak kolaylıklarla lojistik faaliyetlerimiz güçlenecek, müteahhitlik hizmetlerimizle karşılıklı yatırımlarımız daha şeffaf ve güvenli bir hukuki çerçeve altında desteklenecektir. Böylece, ülkelerimiz arasındaki ticaret hacminin Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Sayın Volodimir Zelenskiy tarafından ortak olarak belirlenen 10 milyar ABD doları hedefine ulaşmasına bir adım daha yaklaşacağız. Türkiye Cumhuriyeti Ticaret Bakanlığı olarak, Ukrayna ile ekonomik ilişkilerimizi daha da derinleştirecek bu önemli gelişmenin ihracatçılarımıza, iş dünyamıza ve her iki ülkeye hayırlı olmasını diliyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-bolat-ukrayna-ile-ticaretin-yuzde-90i-serbestlesecek-83243</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/3/1280x720/bakan-bolat-1766914820.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ukrayna Parlamentosunun Türkiye-Ukrayna Serbest Ticaret Anlaşması&#039;nı onaylamasını değerlendiren Bakan Bolat, &quot;Anlaşmayla iki ülke arasındaki ticaretin yaklaşık yüzde 90&#039;ı karşılıklı olarak serbestleşecek, ihracatçılarımızın Ukrayna pazarındaki rekabet gücü güçlenecektir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/teklif-komisyondan-gecti-en-dusuk-emekli-ayligi-23-bin-552-liraya-cikiyor-83236</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Teklif komisyondan geçti: En düşük emekli aylığı 23 bin 552 liraya çıkıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>TBMM Plan Bütçe Komisyonu en düşük emekli aylığını yüzde 17.76 oranında artışla 20 bin liradan 23 bin 552 liraya çıkaran, yaklaşık 5.1 milyon emekliyi ilgilendiren maddeyi görüşerek kabul etti. En düşük emekli aylığına ilişkin yapılan etki analizi raporuna göre, Türkiye'de halen yaklaşık 17 milyon kişiye emekli aylığı veya gelir ödemesi yapılıyor. 2026 yılı Haziran ayı itibarıyla yaklaşık 4.9 milyon kişinin aylığı mevcut en düşük emekli aylığı olan 20 bin liranın altında kalıyor.  Yeni düzenlemenin yürürlüğe girmesiyle birlikte yaklaşık 5.1 milyon emeklinin artıştan yararlanması bekleniyor.</p>
<p>En düşük emekli aylığının temmuz ayından itibaren 23 bin 552 liraya çıkmasıyla 2026 yılının ikinci altı aylık döneminde merkezi bütçeye yaklaşık 79 milyar lira ek maliyet oluşturacak.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/teklif-komisyondan-gecti-en-dusuk-emekli-ayligi-23-bin-552-liraya-cikiyor-83236</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/9/1280x720/lira-tl-1771992966.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ En düşük emekli aylığını yüzde 23 bin 552 liraya çıkaran düzenleme Meclis Plan Bütçe Komisyonunda kabul edildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baskan-buluntu-15-temmuz-milletimizin-iradesine-sahip-ciktigi-destansi-bir-direnistir-83246</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mustafa Buluntu: 15 Temmuz, milletimizin iradesine sahip çıktığı destansı bir direniştir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası (KMTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Buluntu, 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü dolayısıyla açıklama yaptı.</p>
<p>Buluntu, Türk milletinin vatanına, bayrağına ve millî iradesine sahip çıkarak tüm dünyaya örnek bir demokrasi mücadelesi verdiğini belirtti.</p>
<p>Buluntu, Türkiye’nin millî iradesini, demokrasisini ve bağımsızlığını hedef alan 15 Temmuz hain darbe girişiminin, aziz milletimizin cesareti, kararlılığı ve destansı mücadelesiyle bertaraf edildiğini ifade etti. 15 Temmuz gecesi Türk milletinin tarihî bir direniş ortaya koyduğunu vurgulayan Buluntu, şunları kaydetti: “Milletimizin iradesine, demokrasimize ve ülkemizin bağımsızlığına kasteden 15 Temmuz hain darbe girişiminin üzerinden 10 yıl geçti. O karanlık gecede aziz milletimiz; vatanına, bayrağına ve geleceğine sahip çıkarak tarihî bir direniş sergilemiş, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde meydanları doldurarak iradesini hiçbir güce teslim etmeyeceğini tüm dünyaya göstermiştir. 15 Temmuz, yalnızca bir darbe girişiminin bertaraf edildiği gece değil; milletimizin birlik ve beraberlik ruhuyla yeniden kenetlendiği, demokrasiye olan sarsılmaz bağlılığını ortaya koyduğu destansı bir direniştir.”</p>
<p><strong>“Güçlü Türkiye için çalışmaya devam edeceğiz”</strong></p>
<p>Kahramanmaraş iş dünyasının ülkenin kalkınması ve geleceği için sorumluluk almaya devam edeceğini belirten Başkan Buluntu, şunları kaydetti: “Kahramanmaraş iş dünyası olarak bizler de aynı inanç ve kararlılıkla ülkemizin üretimine, istihdamına ve kalkınmasına katkı sunmaya; güçlü ve tam bağımsız Türkiye hedefi doğrultusunda çalışmaya devam edeceğiz. Bu anlamlı günün 10. yıl dönümünde, vatanımız uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor, kahraman gazilerimize şükranlarımı sunuyorum. 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü’müz kutlu olsun.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baskan-buluntu-15-temmuz-milletimizin-iradesine-sahip-ciktigi-destansi-bir-direnistir-83246</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/6/1280x720/baskan-buluntu-15-temmuz-milletimizin-iradesine-sahip-ciktigi-destansi-bir-direnistir-1784105960.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Buluntu, 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü’nün 10. yıl dönümü dolayısıyla yayımladığı mesajda, Türk milletinin vatanına, bayrağına ve millî iradesine sahip çıkarak tüm dünyaya örnek bir demokrasi mücadelesi verdiğini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/oecd-raporu-turkiye-reel-ucret-artisinda-2-sirada-83242</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> OECD raporu: Türkiye, reel ücret artışında 2. sırada</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütünün (OECD) "İstihdam Görünümü 2026" başlıklı raporu paylaşıldı.</p>
<p>Rapora göre, Türkiye, bu yılın ilk çeyreğinde reel ücretlerde ortalama yüzde 7,1 artış kaydederek OECD ülkeleri arasında ikinci sırada yer aldı. Aynı dönemde OECD ortalaması yüzde 2,2'de kaldı.</p>
<p>2021'in ilk çeyreğinden bu yılın ilk çeyreğine kadar geçen 5 yıllık sürede Türkiye'de kümülatif reel ücret artışı ortalama yüzde 78,6 olarak gerçekleşti. Bu dönemde OECD ortalaması ise yüzde 4,9'da kaldı. Böylece Türkiye, OECD'de en yüksek kümülatif reel ücret artışı kaydeden ülke oldu. Türkiye'nin beş yıllık reel ücret artışı, OECD ortalamasının yaklaşık 16 katı seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p><strong>Piyasalar genel olarak dayanıklılığını koruyor</strong></p>
<p>Rapora göre, OECD ülkelerinde iş gücü piyasalarında zayıflama sinyalleri görülmeye başlasa da piyasalar genel olarak dayanıklılığını koruyor. Bununla birlikte, bölgeler arasındaki farklılıklar istihdam ve gelir fırsatlarını önemli ölçüde etkilemeye devam ediyor.</p>
<p>OECD, son dönemde reel ücretlerde toparlanma görülmesine rağmen birçok ülkede ücretlerin halen 2022'deki yüksek enflasyonun yol açtığı kayıpları tam olarak telafi edemediğine dikkat çekti. İş gücü piyasasındaki katılıgın azalması, verimlilik artışındaki yavaşlama ve jeopolitik belirsizlikler ücret artış hızını sınırlayan temel unsurlar arasında yer aldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/oecd-raporu-turkiye-reel-ucret-artisinda-2-sirada-83242</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/oecd.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OECD&#039;nin raporuna göre, Türkiye, yılın ilk çeyreğinde reel ücretlerde ortalama yüzde 7,1 artışla OECD ülkeleri arasında ikinci sırada yer aldı. Rapora göre, Türkiye&#039;nin beş yıllık reel ücret artışı da, OECD ortalamasının yaklaşık 16 katı oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekk-dezenflasyon-surecinin-yilin-kalaninda-devam-etmesini-ongoruyoruz-83237</guid>
            <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> EKK: Dezenflasyon sürecinin yılın kalanında devam etmesini öngörüyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonomi Koordinasyon Kurulu (EKK) Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın başkanlığında toplandı.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ndeki toplantıya, Adalet Bakanı Akın Gürlek, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekci, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı İbrahim Şenel, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı Burak Dağlıoğlu ve bazı bakan yardımcıları katıldı.</p>
<p>Toplantının ardından yapılan yazılı açıklamada, küresel ekonominin jeopolitik gelişmeler, yeşil ve dijital dönüşüm ile ticaret ve tedarik zincirlerinin yeniden yapılanmasının etkisiyle kapsamlı değişim sürecinden geçtiği belirtildi.</p>
<p>Bu sürecin üretim, yatırım, ticaret ve iş gücü politikalarını şekillendirirken ülkeler için yeni risklerin yanı sıra önemli fırsatları da beraberinde getirdiğine dikkat çekilen açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Kararlılıkla uyguladığımız politikalar sayesinde güçlenen makroekonomik temellerimiz, ekonomimizin şoklara karşı dayanıklılığını ve değişen küresel koşullara uyum kapasitesini artırmaktadır. Ülkemiz 23 çeyrektir kesintisiz büyümesini sürdürürken işsizlik oranı tek haneli seviyelerini korumaktadır. Bölgemizdeki jeopolitik gerilimlerin etkisiyle cari açığın sınırlı artmasına rağmen kazanımlarımız sayesinde sürdürülebilir seviyelerde kalmasını bekliyoruz. Dezenflasyon sürecinin destekleyici koşulların katkısıyla yılın kalanında devam etmesini öngörüyoruz.</p>
<p>Yapısal dönüşümü esas alan politikalarımızla ihracat odaklı büyümeyi ve reel sektörün rekabet gücünü destekliyoruz. Bu kapsamda Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi programının kapsamını genişleterek bütçesini 750 milyar Türk lirasına yükseltiyor, imalat sektöründe faaliyet gösteren sanayicilerimizin işletme sermayesini güçlendirecek uygun koşullu 250 milyar Türk lirası tutarındaki yeni bir kredi paketini hayata geçiriyoruz. Beşeri sermayenin niteliğini artıracak, iş gücü piyasasının ihtiyaç duyduğu beceri ve yetkinlikleri geliştirecek politikaları hayata geçiriyoruz. Önümüzdeki dönemde başta gençler, kadınlar ve iş gücüne katılımda güçlük yaşayan kesimler olmak üzere potansiyel iş gücünü istihdama kazandırmaya yönelik çalışmalarımızı sürdüreceğiz."</p>
<p><strong>"Güçlü yatırım, üretim ve ticaret merkezi"</strong></p>
<p>Açıklamada, iş ve yatırım süreçlerini kolaylaştıran reformlar, hukuki öngörülebilirliği güçlendiren düzenlemeler sayesinde yatırım ortamının daha da iyileştirmenin amaçlandığı belirtilerek, bu kapsamda, TBMM Genel Kurulunun gündeminde olan 12. Yargı Paketi ile yargı süreçlerinin etkinliğinin artırılmasının hedeflendiği bildirildi.</p>
<p>EKK toplantısında görüşülen temel hususlara ilişkin açıklamada, "İş gücü piyasasındaki son dönem gelişmeler değerlendirilmiş, iş gücü piyasasının ihtiyaçlarına yönelik hayata geçirilmesi planlanan politikalar Kurul üyeleriyle istişare edilmiştir. 12. Yargı Paketi kapsamındaki ekonomiye ve yatırım ortamına etkisi bulunan düzenlemeler değerlendirilmiş, iş ve yatırım ortamının güçlendirilmesine yönelik atılması gereken ilave adımlar ele alınmıştır." bilgisi paylaşıldı.</p>
<p>Açıklamada, "Ülkemiz jeostratejik konumu, geniş iç ve bölgesel pazarı, güçlü üretim ve lojistik altyapısı, genç ve nitelikli iş gücü sayesinde yatırımcılar için önemli fırsatlar sunmaktadır. Yüksek katma değerli yatırımları destekleyen, beşeri sermayenin niteliğini artıran ve ikiz dönüşümü hızlandıran yapısal reformlarımızla ülkemizi küresel ölçekte güçlü bir yatırım, üretim ve ticaret merkezi yapmayı hedefliyoruz." ifadelerine yer verildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekk-dezenflasyon-surecinin-yilin-kalaninda-devam-etmesini-ongoruyoruz-83237</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/7/1280x720/ekk-1784095188.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EKK toplantısının ardından yapılan açıklamada, &quot;Kararlılıkla uyguladığımız politikalar sayesinde güçlenen makroekonomik temellerimiz, ekonomimizin şoklara karşı dayanıklılığını ve değişen küresel koşullara uyum kapasitesini artırmaktadır. Ülkemiz 23 çeyrektir kesintisiz büyümesini sürdürürken işsizlik oranı tek haneli seviyelerini korumaktadır. Bölgemizdeki jeopolitik gerilimlerin etkisiyle cari açığın sınırlı artmasına rağmen kazanımlarımız sayesinde sürdürülebilir seviyelerde kalmasını bekliyoruz. Dezenflasyon sürecinin destekleyici koşulların katkısıyla yılın kalanında devam etmesini öngörüyoruz.&quot; denildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baskan-toptas-15-temmuz-iradesine-sahip-cikan-milletimizin-zaferidir-83248</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 23:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hanifi Toptaş; 15 Temmuz, iradesine sahip çıkan milletimizin zaferidir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü ve hain darbe girişiminin 10’uncu yıl dönümü dolayısıyla mesaj yayımlayan Onikişubat Belediye Başkanı Hanifi Toptaş, FETÖ terör örgütünün gerçekleştirdiği hain darbe girişiminin onuncu yıl dönümünde, milletin yazdığı büyük destan yazdığını belirtti. </p>
<p>15 Temmuz’un yalnızca bir darbe teşebbüsünün püskürtüldüğü bir gece olmadığını vurgulayan Başkan Toptaş, “O gece milletimiz; istiklaline, istikbaline ve cumhuriyetine kasteden karanlık odaklara karşı cesaretiyle, inancıyla ve sarsılmaz iradesiyle dünyaya örnek olacak bir duruş sergilemiştir” dedi.</p>
<p><strong>“O gece millet, sözün bittiği yerde destan yazdı”</strong></p>
<p>Toptaş, 15 Temmuz’un, tarihin akışını değiştiren, nesilden nesle anlatılacak büyük bir millet mücadelesi olduğunu anlatarak, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>“15 Temmuz 2016 gecesi, Türkiye Cumhuriyeti tarihine altın harflerle kazınan bir direnişin ve birlikteliğin adıdır. Devletimizin kalbine saplanmak istenen hançer, milletimizin iman dolu göğsüne çarparak paramparça olmuştur. Kahraman Türk milleti, o gece sözün bittiği yerde konuşmuş, hainlere karşı suskun değil; sarsılmaz bir çığlık olmuştur.”</p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde, milletin tek yürek olarak darbeye karşı durduğunu belirten Toptaş, “Sayın Cumhurbaşkanımızın tarihe geçen o çağrısıyla, milyonlar meydanlara indi. Demokrasiye, geleceğine ve bağımsızlığına sahip çıkan bir millet, o gece sadece darbeyi püskürtmedi; aynı zamanda Türkiye’nin önüne konan tüm tuzakları da yerle bir etti” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Onikişubat olarak 15 Temmuz ruhunu hep canlı tutuyoruz”</strong></p>
<p>Başkan Toptaş, 15 Temmuz’un üzerinden geçen 10 yıla rağmen, o gece verilen mücadelenin hafızalarda hâlâ taptaze olduğunu belirterek, Onikişubat Belediyesi olarak bu ruhu her yıl yaşattıklarını vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>“15 Temmuz’un bize bıraktığı en büyük miras; birliğin, beraberliğin ve inancın nelere kadir olduğudur. Onikişubat Belediyesi olarak bu kutsal mirasa sahip çıkmak, gelecek nesillerimize doğru aktarmak ve milletimizin demokrasi nöbetini yaşatmak adına yıl boyunca çeşitli anma programları, gençlik projeleri ve bilinçlendirme faaliyetleri gerçekleştiriyoruz. Çünkü biliyoruz ki, 15 Temmuz bir geceden ibaret değildir. O gece yazılan ruh, bu milletin geleceğidir.”</p>
<p><strong>“İhanet ne kadar karanlıksa, millet o kadar aydınlıktır”</strong></p>
<p>Başkan Toptaş, açıklamasının devamında 15 Temmuz’un bir yüzünde ihanet, diğer yüzünde ise kahramanlık olduğunu belirterek, “FETÖ’nün bu millete reva gördüğü ihanet; sadece darbe değil, aynı zamanda bir iç işgal teşebbüsüdür. Ama hainler bir şeyi unuttu: Bu millet esareti kabul etmez. Bu topraklar, şehit kanlarıyla sulanmıştır ve bu milletin mayasında hürriyet vardır. İhanet ne kadar karanlıksa, milletimiz o kadar aydınlıktır” dedi.</p>
<p>Hanifi Toptaş, mesajının sonunda tüm şehitleri rahmetle yâd ederek, gazilere minnet duygularını iletti. Toptaş, “Aziz milletimizin 15 Temmuz gecesi gösterdiği o asil direnişi asla unutmayacağız, unutturmayacağız. O gece şehadet şerbetini içen kahramanlarımızın emanetini namusumuz bilip koruyacağız. Gazilerimizin onurlu mücadelesini, çocuklarımıza ve torunlarımıza gururla aktaracağız. 15 Temmuz şehitlerimizi rahmetle anıyor, kahraman gazilerimize şükranlarımı sunuyorum. 15 Temmuz’un yıl dönümünde, tüm Onikişubatlı hemşehrilerimi bu destanı anmak ve yaşatmak için düzenlenecek programlara katılmaya davet ediyorum” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/baskan-toptas-15-temmuz-iradesine-sahip-cikan-milletimizin-zaferidir-83248</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/8/1280x720/baskan-toptas-15-temmuz-iradesine-sahip-cikan-milletimizin-zaferidir-1784106140.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Onikişubat Belediye Başkanı Hanifi Toptaş, 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü dolayısıyla yayımladığı mesajda, FETÖ tarafından gerçekleştirilen hain darbe girişiminin 10’uncu yılında, milletin kararlılığı ve vatan sevgisinin bir kez daha hafızalarda canlı tutulması gerektiğini vurguladı. Başkan Toptaş, “15 Temmuz, bu aziz milletin; tanklara, kurşunlara, uçaklara karşı sadece bedenini değil, yüreğini siper ettiği ve bağımsızlığına sahip çıktığı gecedir. O gece yazılan destan, sadece bir direniş değil, aynı zamanda bir diriliştir” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hisarciklioglu-kobiler-kredi-kisitlari-disinda-tutulsun-83205</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 17:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hisarcıklıoğlu: KOBİ’ler kredi kısıtları dışında tutulsun</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) tarafından düzenlenen ve iş dünyası ile kamu banka üst yöneticilerinin bir araya geldiği “Reel Sektör &amp; Finans Sektörü Diyalog Güçlendirme Toplantısı” Ankara’da yapıldı.</p>
<p>Toplantının açılışında konuşan TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Nefes Kredilerinin kurumsallaştırılarak sürekli hale getirilmesini, KOBİ’lerin kredi genişleme sınırından çıkarılmasını önerdi. Halkbank Genel Müdürü Süleyman Özdil de ABD’deki davanın bitmesine yakın hazırlıklara başladıklarını ve yurt dışından 4 milyar TL’nin üzerinde bir kredi için harekete geçtiklerini söyledi. Toplantıya Ziraat Bankası Genel Müdürü Alpaslan Çakar, Vakıfbank Genel Müdürü Osman Arslan, Türkiye Halk Bankası Genel Müdürü Recep Süleyman Özdil ve iş insanları katıldı. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a564fe7f3089-1784041447.jpg" alt="" width="700" height="439" />TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, kamu bankalarının kredi konusunda esnek davrandığını ancak finansman sorununun devam ettiğini belirtti. Bu durumu risk olarak niteleyen Hisarcıklıoğlu, “Üretim kapasitesini koruyamazsanız, hiçbir şeyi koruyamazsınız. Rakiplerimiz üreticisine ucuz, bol finansman sağlarken bizim üreticimizin eli kolu bağlı kalırsa bu yarışta geri düşeriz” dedi. </p>
<p>KOBİ’lerin Anadolu ekonomisinin ana unsuru niteliğine işaret eden Rifat Hisarcıklıoğlu, “Büyüklerin (büyük firmaların) işini hallediyor bankalar ama küçüklere maalesef kimse selam vermiyor. Haberiniz olsun. Ticari kredilerdeki büyüme sınırlarının gevşetilmesini KOBİ krediler için kaldırılmasını talep ediyoruz” dedi. <br />Ziraat Bankası Genel Müdürü ve Bankalar Birliği Başkanı Alparslan Çakar da açılıştaki konuşmasında, küresel risklere işaret ederek, “Şunu net olarak söyleyeyim; gerek bankacılık sektörü gerekse kamu bankaları olarak bizim için kârlılık temel parametre değildir. Biz işletmelerimizi sadece bir banka yönetiyor veya tamamen kâr maksimizasyonu hedefiyle asla yönetmiyoruz. Bizim için ülkenin bilançosu çok daha değerlidir.” dedi. </p>
<p>Vakıfbank Genel Müdürü Osman Arslan da devam eden programın öngörülebilirlik ve sürdürülebilir büyüme olduğunu hatırlatarak, “Finansmana erişim en önemli konu, maliyetler de yüksek. Cumhurbaşkanımızın dün müjdesini verdiği 1 trilyon liralık yeni imalat sanayi yatırım paketi önemli bir fırsat. Bunun yanı sıra 250 milyar liralık imalat sanayimize destek için açılan bir paket daha var. Kamu bankaları olarak bunları en uygun şartlarda kullandırmak, finansmana erişimin sorun olmasını ortadan kaldırmak istiyoruz” dedi. </p>
<p><strong>Halkbank Genel Müdürü: 4 milyar TL’den fazla dış finansman</strong></p>
<p>Halkbank Genel Müdürü Süleyman Özdil konuşmasında, bankacılık sektörünün reel sektörün büyümesini sağlayacak güçte olduğunu belirterek, bankasının KOBİ kredilerinin toplam ticari krediler içindeki payının yüzde 55’in üstünde olduğunu söyledi. ABD’de görülen Halkbank davasının dış finansman sağlamakta zorluklar yarattığını, davanın sonuçlanmasıyla bu imkanın açıldığını belirten Süleyman Özdil, “Bankamızın üzerinde hukuki sürecin getirdiği bir yük vardı. O yükten kurtulmuş olmamız dolayısıyla bundan sonra yurt dışı kaynak imkanlarımız da artacak. O kaynakları da inşallah siz değerli iş insanlarımızın hizmetine sunacağız. Bununla ilgili 4-5 milyar dolarlık bir kaynak temini konusunda çalışmalarımız var. Bütün gücümüzü, bütün imkanlarımızı sizler için seferber edeceğimizi söz veriyorum” diye konuştu. </p>
<p><strong>TOBB’dan öneri: Nefes kredisi kurumsallaşsın</strong></p>
<p>TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Merkez Bankası’nın politika faizini indirmesi için uygun zemin olduğunu belirterek, “Merkez Bankamızdan bu yönde adımlar bekliyoruz. Politika faizi inerken, bankaların da elini taşın altına koyması lazım” dedi. </p>
<p>Hisarcıklıoğlu, Nefes Kredisinin finansman sorununu çözüm için sürekli bir araç haline getirmesini önererek şunları kaydetti: “Nitekim birlikte neler başarabildiğimizin en güzel örneği ortada: Nefes Kredisi. Son 20 yılda Kredi Garanti Fonu'muzla ve bankalarımızla el ele verdik; ve 12 nefes kredisi programını başarıyla tamamladık. Son bir yılda yeniden başlattığımız Nefes Kredisi ile 73 bin firmamıza 100 milyar liranın üzerinde kredi kullandırdık. Ama talep, bunun en az on katı. </p>
<p>Bu tablo bize iki şey söylüyor: Birincisi, sahada finansman ihtiyacı, görünenden çok daha büyük. İkincisi, birlikte çalışınca hızlı ve etkili çözüm üretebiliyoruz. ..Daha iyisini yapabiliriz. Nefes'i yılda bir-iki kez başvurulan bir can suyu olmaktan çıkarıp, düzenli işleyen, kurumsal bir KOBİ finansman kanalına dönüştürebiliriz. Limitleri büyütebilir, vadeleri uzatabilir, daha çok firmamıza, daha uygun koşullarla ulaştırabiliriz. Niyet var, tecrübe var, altyapı var; gerisi el birliği.” </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hisarciklioglu-kobiler-kredi-kisitlari-disinda-tutulsun-83205</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/5/1280x720/4636-1784041431.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İş dünyası ile kamu banka üst yöneticilerinin bir araya geldiği “Reel Sektör &amp; Finans Sektörü Diyalog Güçlendirme Toplantısı”nda konuşan TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Nefes Kredilerinin kurumsallaştırılarak sürekli hale getirilmesini, KOBİ’lerin kredi genişleme sınırından çıkarılmasını önerdi. Halkbank Genel Müdürü Süleyman Özdil de ABD’deki davanın bitmesine yakın hazırlıklara başladıklarını ve yurt dışından 4 milyar TL’nin üzerinde bir kredi için harekete geçtiklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizm-bakani-ersoy-tarih-sayfalarindaki-bosluklari-dolduruyoruz-83197</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 16:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Ersoy: Tarih sayfalarındaki boşlukları dolduruyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>ABD'den iadesi sağlanan Zeugma kökenli 13'üncü mozaik paneli, ait olduğu yere yerleştirildi. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, bu kapsamda Gaziantep’te düzenlenen törende kültür varlığı kaçakçılığıyla mücadelede yürütülen çalışmalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bakan Ersoy, son 23 yılda 13 bin 454 kültür varlığının Türkiye'ye kazandırıldığını, bunların 9 bin 139'unun son 8 yılda iade edildiğini açıkladı.</p>
<p>Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, tarihî eserin ait olduğu yere yerleştirilmesi programında yaptığı konuşmada, kültür varlıklarının korunması ve ait olduğu topraklara kazandırılmasına yönelik yürütülen çalışmaların bilimsel araştırma, hukuki süreçler ve uluslararası iş birliğiyle sürdürüldüğünü söyledi. Ersoy, törende tarih sayfalarındaki boşlukları doldurduklarını vurguladı. 13'üncü panelin ait olduğu yere yerleştirilmesi töreninde, Gaziantep Valisi Kemal Çeber, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, AK Parti Gaziantep İl Başkanı Fatih Muhaddis Fedaioğlu, Milliyetçi Hareket Partisi Gaziantep İl Başkanı Mehmet Sait Kılıç, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Birol İnceciköz ile Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü Kaçakçılıkla Mücadelede Dairesi Başkanı Zeynep Boz da yer aldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5636956a2fd-1784034965.jpeg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p>Gaziantep'in medeniyetler tarihindeki önemine dikkati çeken Bakan Ersoy, halk arasında "Çingene Kızı" olarak bilinen mozaiğin koparılan parçalarından 13'üncüsünün yeniden ait olduğu topraklara kazandırılmasının kültürel mirasın korunmasına yönelik çalışmalar açısından önemli bir örnek olduğunu ifade etti. Ersoy, Zeugma'nın Doğu ile Batı'yı buluşturan önemli bir Roma kenti olduğunu, kamuoyunda "Çingene Kızı" olarak tanınan figürün ise bugün yalnızca Gaziantep'in değil, Türkiye'nin dünyaya açılan en önemli kültürel simgelerinden biri haline geldiğini belirtti. 1960'lı yıllarda gerçekleştirilen kaçak kazılar sonucunda aynı kompozisyona ait çok sayıda panelin yasa dışı yollarla yurt dışına çıkarıldığını hatırlatan Ersoy, 2018 yılında ABD'deki Bovling Griin Eyalet Üniversitesinde bulunan aynı taban mozaiğine ait 12 panelin Türkiye'ye getirildiğini ve Zeugma Mozaik Müzesi'nde yeniden ziyaretçilerle buluşturulduğunu anımsattı. Bu iadenin ardından Gaziantep Büyükşehir Belediyesinin katkılarıyla Gaziantepli ustalar tarafından Fırat taşlarından hazırlanan replikaların Gaziantep Restorasyon ve Konservasyon Bölge Laboratuvarında tamamlanarak 2022 yılında Bovling Griin Eyalet Üniversitesine teslim edildiğini aktaran Ersoy, bunun kültürel miras üzerinden kurulan iş birliğinin anlamlı bir örneği olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>“Eseri Zeugma Mozaik Müzesi’ne kazandırmanın mutluluğunu yaşıyoruz”</strong></p>
<p>Bakan Ersoy konuşmasında, 13'üncü panelin Türkiye'ye dönüş sürecini de ayrıntılarıyla anlatarak şunları kaydetti: "Bugün aynı kompozisyona ait, milattan sonra 2'nci ve 3'üncü yüzyıllara tarihli 13'üncü paneli Zeugma Mozaik Müzemize kazandırmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Panelin bu büyük kompozisyona ait olabileceği, Grenoble Alp Üniversitesinden Dr. Camila Felag'ın araştırmaları ve Zeugma Kazı Başkanı Prof. Dr. Kutalmış Görkay'ın bilimsel değerlendirmeleriyle ortaya konulmuştur. Yapılan araştırmalarda panelin satışa konu edildiğini belirledik. Uluslararası müzayede takip çalışmaları sırasında panelin yeniden satışa sunulduğunu tespit ettik. Bunun üzerine iade girişimimizi gecikmeksizin yeniledik. Amerika Birleşik Devletleri İç Güvenlik Soruşturmaları Birimi tarafından yürütülen sürecin başarıyla tamamlanmasıyla da eserin ülkemize iadesini sağladık." Ersoy, bu sürecin kültür varlığı kaçakçılığıyla mücadelenin bilimsel araştırmalar, hukuki mekanizmalar ve uluslararası iş birliğiyle eş güdüm içinde yürütülmesinin önemini bir kez daha ortaya koyduğunu söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5636a37f34a-1784034979.jpeg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p><strong>ABD ile iş birliği vurgusu</strong></p>
<p>Kültür varlıklarının korunması alanında ABD ile yürütülen iş birliğinin son yıllarda çok sayıda eserin ana vatanına dönmesini sağladığını belirten Ersoy, 2021 yılında imzalanan Kültür Varlıklarına İlişkin Mutabakat Zaptı'nın bu mücadelede önemli bir araç olduğunu ifade etti. Mutabakatın bu yıl yeni bir beş yıllık dönem için uzatıldığını açıklayan Ersoy, bunun iki ülke arasındaki karşılıklı güvene dayalı iş birliğinin güçlenerek devam ettiğinin somut göstergesi olduğunu dile getirdi. Bakan Ersoy, New York Manhattan Bölge Savcılığı ile ABD İç Güvenlik Soruşturmaları Birimiyle 2021 yılından bu yana yürütülen ortak çalışmalar sayesinde Boubon Antik Kenti kökenli çok sayıda eserin Türkiye'ye kazandırıldığını belirterek Lucius Verus, Septimius Severus ve 65 yıllık mücadelenin ardından iadesi sağlanan Marcus Aurelius heykelinin de bu çalışmalar kapsamında ana vatanına döndüğünü kaydetti. Soruşturmaların ve Anadolu kökenli eserlerin izinin sürülmesine yönelik çalışmaların halen sürdüğünü ifade eden Ersoy, önümüzdeki dönemde yeni iadelerin gerçekleşeceğine inandıklarını söyledi.</p>
<p><strong>Satornİle Steli’ni hatırlattı</strong></p>
<p>Bakan Ersoy, kültür varlıklarının dönüş sürecinin yalnızca ABD ile sınırlı olmadığını belirterek Zeugma Antik Kenti'nden kaçırılan ve kamuoyunda "Satornila Steli" olarak bilinen mezar stelinin de İtalya makamları ve Dışişleri Bakanlığı ile yürütülen çalışmalar sonucunda 2023 yılında Türkiye'ye kazandırıldığını hatırlattı. Satornila Steli'nin yaklaşık 1800 yıl öncesinden günümüze ulaşan önemli bir bilimsel kaynak olduğunu belirten Ersoy, bu eserin de bugün iadesi sağlanan mozaik paneller gibi ait olduğu topraklara döndüğünü vurguladı.</p>
<p><strong>“Sadece mozaiği değil hafızayı da tamamlıyoruz”</strong></p>
<p>Bakan Ersoy, iadesi sağlanan panelin yalnızca tek bir eserin dönüşü anlamına gelmediğini belirterek şu ifadeleri kullandı: "Her kültür varlığının kendine özgü bir hikâyesi, ait olduğu bir bağlam ve tamamladığı bir bütün vardır. Bugün iadesini sağladığımız mozaik panel de yalnızca tek bir eserin dönüşü değil, büyük bir kompozisyonun eksik kalan bir parçasının yeniden yerine kavuşmasıdır. Dünyanın en büyük mozaik müzelerinden biri olan Gaziantep Zeugma Mozaik Müzemizin koleksiyonuna katılan bu panel, Zeugma mozaiklerinin bilimsel açıdan daha bütüncül biçimde incelenmesine imkân sağlayan ve kompozisyonun kendi bağlamı içinde yeniden değerlendirilmesine katkı sunan önemli bir kazanımdır. Eksik parçalar yerine döndükçe yalnızca bir mozaiği tamamlamıyor; zedelenen bir hafızayı onarıyor, tarih sayfalarındaki boşlukları dolduruyor ve bir kültürel değeri ait olduğu değerler bütünüyle bir araya getiriyoruz."</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5636b79f64d-1784034999.jpeg" alt="" width="700" height="395" /></p>
<p><strong>13 bin 454 eser Türkiye'ye kazandırıldı</strong></p>
<p>Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak kültür varlığı kaçakçılığıyla mücadeleyi büyük bir kararlılıkla sürdürdüklerini vurgulayan Ersoy, ilgili kurumlar, kolluk kuvvetleri, adli makamlar, bilim insanları ve uluslararası paydaşlarla güçlü bir iş birliği yürüttüklerini söyledi. Türkiye'nin bugün kültür varlığı kaçakçılığıyla mücadelede dünyada örnek gösterilen ülkeler arasında yer aldığını belirten Ersoy, 2002 yılından bu yana 13 bin 454 kültür varlığının ülkeye kazandırıldığını, bunların 9 bin 139'unun son sekiz yılda gerçekleştirildiğini açıkladı. Ersoy, sözlerini şöyle tamamladı: "Bizim bu mücadeledeki asli hedefimiz; kültür varlığı kaçakçılığına karşı önleyici ve bütüncül bir mücadele anlayışını hem toplumsal bilinç ve farkındalık hem kurumsal iş birliği ve uygulama noktasında ülkemize kazandırmak; bunu kalıcı ve sürdürülebilir kılmaktır. Bu topraklardan yasa dışı yollarla çıkarılmış her kültür varlığı ait olduğu topraklara dönene kadar aynı azim, aynı inanç ve aynı kararlılıkla çalışmayı sürdüreceğiz."</p>
<p>Bakan Ersoy, Gaziantep programı kapsamında Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçirilen Dijital Sanat Müzesi’nin açılışı ile Kongre ve Fuar Merkezi’nin temel atma törenine de katıldı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizm-bakani-ersoy-tarih-sayfalarindaki-bosluklari-dolduruyoruz-83197</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/7/1280x720/turizm-bakani-ersoy-tarih-sayfalarindaki-bosluklari-dolduruyoruz-1784035042.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD&#039;den iade edilen Zeugma kökenli 13&#039;üncü mozaik paneli, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy&#039;un katıldığı programda ait olduğu yere yerleştirildi. Bakan Ersoy, son 23 yılda 13 bin 454 kültür varlığının Türkiye&#039;ye kazandırıldığını, bunların 9 bin 139&#039;unun son 8 yılda iade edildiğini açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/cinayet-isleyen-cocuklar-muhebbet-cezasi-ile-yargilanacak-83183</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 14:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cinayet işleyen çocuklar müebbet cezası ile yargılanacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>AK Parti’nin, aylardır üzerinde çalıştığı ve kamuoyunda suça sürüklenen çocukların ceza yaşını ve suçlara alt ve üst sınırı getiren yasa teklifi Meclis’e sunuldu.</p>
<p>Teklif ile cinayet ve ağır suç işleyen 15-18 yaş arası çocuklar müebbet cezası ile yargılanacaklar. Suçun oranını belirleme yetkisi ise hakime verilecek.</p>
<p>AK Parti, “Çocuk Koruma Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair” kanun teklifini Meclis Başkanlığı’na sundu. Yürütme ve yürürlük maddesi ile birlikte 18 maddeden oluşan teklif, 7 farklı kanunda değişiklik öngörüyor.</p>
<p> Türk Ceza Kanununun 31 inci maddesinde değişikliğe gidiliyor. Bu kapsamda;  kasta dayalı kusurun ağırlığı, güdülen amaç ve saik, suçun işleniş şekli ve daha önceden kasıtlı bir suçtan dolayı hapis cezasına mahkûm edilmiş olma hususları göz önünde bulundurularak kasten öldürme ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçlarını işleyen 15-18 yaş grubu çocuklar bakımından hakimin takdirine bağlı olarak herhangi bir ceza indirimi uygulanmamasına yönelik düzenleme öngörülüyor.</p>
<p><strong>12-15 yaş arası suç işleyenlere ceza indirimi yetkisi hakime verilecek</strong></p>
<p>Kasten öldürme ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçlarını işleyen 12-15 yaş grubu çocuklar bakımından da belirli şartların varlığı halinde hakime takdir yetkisi verilerek daha az ceza indirimi uygulanabilmesine imkan tanıyan yasa teklifi ile;  Türk Ceza Kanununda tekerrür hükümlerinin uygulanma yaş sınırı 18'den 15'e düşürülerek, özellikle suç örgütleri tarafından 15-18 yaş grubundaki çocukların suçta kullanılmasının önlenmesi ve caydırıcılığın sağlanması amaçlanıyor.</p>
<p>Teklifle çocuğun gelişimindeki temel rolü dikkate alınarak Türk Ceza Kanununda yer alan “Aile Hukukundan Kaynaklanan Yükümlülüğün İhlali” suçuna ilişkin cezaların alt ve üst sınırları artırılmaktadır.</p>
<p><strong>Ebeveyn cezaları da artıyor</strong></p>
<p>Ayrıca, aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali nedeniyle çocuğun kasten öldürme ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunu işlemesi halinde bu madde gereğince ebeveynlere verilecek cezanın yarısından iki katına kadar artırılması suretiyle ailenin çocuk üzerindeki sorumluluğunun güçlendirilmesi hedefleniyor.</p>
<p>Teklif ile çocuk hükümlülerin hapis cezalarının doğrudan çocuk eğitimevlerinde infazına başlanması yerine infaza çocuk kapalı ceza infaz kurumlarında başlanmasına ve iyi halli olduğunun tespit edilmesi halinde eğitimevlerine ayrılmasına imkân veren düzenleme yapılıyor.</p>
<p><strong>Koşullu salıverilme süreleri değişiyor</strong></p>
<p>Teklif ile; Türk Ceza Kanununda düzenlenen kasten öldürme suçları, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu ve suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu bakımından koşullu salıverilme süresinin hesaplanmasında çocuğun 15 yaşını dolduruncaya kadar infaz kurumunda geçirdiği 1 günün, 2 gün olarak kabul edilmesi uygulamasından vazgeçilerek, 1 günün, 1 gün olarak dikkate alınması sağlanıyor.</p>
<p><strong>Ateşli silahları muhafaza etmeyenlere 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası</strong></p>
<p> Teklif ile; ateşli silahını dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı şekilde muhafaza etmesi suretiyle bu silahın çocuk tarafından ele geçirilmesine neden olan kişi hakkında 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası yaptırımı öngörülüyor.</p>
<p>Teklifle, kanun kapsamı dışında kalan kesici, delici ve bereleyici aletlerin çocuklara satılması, çocuklar tarafından satın alınması ve taşınması yasaklanarak bu fiillere idari yaptırımlar öngörülüyor.  Böylelikle, çocukların tehlikeli silah ve aletlere kolaylıkla ulaşmasının önüne geçilerek çocukların korunması, şiddet olaylarının azaltılması ve toplum güvenliğinin korunması amaçlanıyor.</p>
<p><strong>“Adli süreçteki çocuk” olarak değişti</strong></p>
<p>Çocuk hakları yaklaşımı doğrultusunda mevzuatta yer alan “suça sürüklenen çocuk” ibaresi yerine “adli süreçteki çocuk” ifadesi benimsenerek, hakkında kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmayan çocuklar bakımından masumiyet karinesini ve çocuk odaklı yaklaşımı daha güçlü şekilde yansıtan bir terminoloji kullanıldı.</p>
<p> Teklif ile; ceza sorumluluğu bulunmayan çocuklar bakımından barınma, eğitim, sağlık, danışmanlık ve bakım şeklindeki koruyucu ve destekleyici tedbirlerinin yanında;</p>
<p>-Sosyal ve toplumsal hizmetler tedbiri,</p>
<p>-Dijital risklerden korunma tedbiri,</p>
<p>-Kitap ve kütüphane tedbiri,</p>
<p>-Çevreye saygı ve çevre temizliği tedbiri,</p>
<p>-Tütün, nikotin, alkol, kumar, uyuşturucu ve uyarıca maddeyle davranışsal bağımlılık tedbiri, şeklinde yeni yönlendirme tedbirleri getiriliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/cinayet-isleyen-cocuklar-muhebbet-cezasi-ile-yargilanacak-83183</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/hukuk-adalet-dava-mahkeme.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti tarafından Meclis’e sunulan yasa teklifiyle, cinayet ve ağır suç işleyen 15-18 yaş arası çocuklar müebbet cezası ile yargılanacak. Suçun oranını belirleme yetkisi ise hakime verilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursanin-koklu-kultur-sanat-festivali-basliyor-83177</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 13:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa’nın köklü kültür sanat festivali başlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa'nın yarım asrı aşan kültür ve sanat geleneğini sürdüren 64. Uluslararası Bursa Festivali, bu yıl 21 Temmuz-10 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştirilecek.</p>
<p>Festivalin programı, Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba ile Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı (BKSTV) Başkanı Zekeriya Birkan'ın katıldığı basın toplantısıyla kamuoyuna tanıtıldı. Festival kapsamında Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu'nun yanı sıra Gölyazı ve İznik Roma Antik Tiyatrosu da çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapacak.</p>
<h2>“Bu yıl çocuklar da unutulmadı”</h2>
<p>Toplantıda konuşan Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba, festival boyunca Bursalıların kültür ve sanat dolu yaz akşamları yaşayacağını söyledi. Programda hem dünyaca tanınan sanatçıların hem de Bursa'nın yetiştirdiği önemli isimlerin yer aldığını belirten Biba, açılış konserinde dünyaca ünlü tenor Murat Karahan'ın sahne alacağını ifade etti. Festivalin bu yıl dikkat çeken yeniliklerinden birinin çocuklara yönelik etkinlikler olduğunu söyleyen Biba, ilk kez çocuklara özel programların da festival takvimine eklendiğini belirtti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a560d1f6bc32-1784024351.jpg" alt="" width="711" height="599" /></p>
<h2>“Festival İznik Roma Antik Tiyatrosu ve Gölyazı’da”</h2>
<p>Konser ve etkinliklerin Bursa Kültürpark Açık Hava Tiyatrosu’nun yanı sıra İznik Roma Antik Tiyatrosu ve Gölyazı’da gerçekleştirileceğini aktaran Biba, bu yıl festivale önemli bir yeniliği getirdiklerinin de altını çizdi. “Böylece festivalimiz, yediden yetmiş yediye herkesin kendinden bir parça bulabileceği gerçek bir kültür-sanat şölenine dönüşecek” diyen Biba, kültür ve sanatın herkes için ulaşılabilir olması gerektiğine inandıklarını ifadelerinde yer verdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a560d4341817-1784024387.jpg" alt="" width="687" height="470" /></p>
<h2>“Her sanatsever kendinden parça bulabilecek”</h2>
<p>Bursa Kültür Sanat Turizm Vakfı Başkanı Zekeriya Birkan, köklü bir mirası sürdürmeye çalıştıklarının altını çizerek, vakıf olarak festivale hazırlanırken büyük bir emek, titiz bir planlama ve yoğun bir çalışma süreci yürüttüklerini açıkladı. Bursa’nın kültür ve sanata değer veren, nitelikli etkinlikleri sahiplenen ve bu alandaki beklentileri her geçen yıl artan bir şehir olduğunu vurgulayan Birkan, bu bilinçle programı her sanatseverin kendinden bir parça bulabileceği, farklı sanat dallarını bir araya getiren zengin bir içerikle hazırladıklarını belirtti. </p>
<h2>“Bursa ile bağlarımızı hiç koparmadık”</h2>
<p>Festivalin ana sponsoru Uludağ İçecek adına konuşan Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Kızıl, uluslararası alanda üretim ve dağıtım yapan bir firma olmalarına rağmen Bursa ile bağlarını hiçbir zaman koparmadıklarını belirterek, her yıl destek verdikleri Uluslararası Bursa Festivali’ne katkı sunmayı sürdürmekten mutluluk duyduklarını ifade etti. 64. Uluslararası Bursa Festivali 21 Temmuz’da Murat Karahan &amp; Bursa Orkestrası konseri ile start alırken sırasıyla Bagyan Oktyabr, Derya Bedavacı, Elif Sanchez &amp; Dilek Türkan, Poizi, Selçuk Balcı &amp; Koliva, Emre Altuğ, Fatih Erkoç, Fettah Can, Cimri (Moliere) Tiyatro Topluluğu, Efsane Dinozorlar, Aslı Hünel, Mustafa Keser ve Özcan Deniz konseri ile son bulacak. </p>
<h2>64. ULUSLARARASI BURSA FESTİVALİ PROGRAMI</h2>
<p>21 Temmuz – Murat Karahan &amp; Bursa Orkestrası – Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu<br />23 Temmuz – Bagyan Oktyabr – Gölyazı<br />24 Temmuz – Derya Bedavacı – Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu<br />25 Temmuz – Elif Sanchez &amp; Dilek Türkan – İznik Roma Antik Tiyatrosu<br />28 Temmuz – Poizi – Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu<br />30 Temmuz – Selçuk Balcı &amp; Koliva – Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu<br />1 Ağustos – Emre Altuğ – Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu<br />2 Ağustos – Fatih Erkoç – Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu<br />3 Ağustos – Fettah Can – Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu<br />4 Ağustos – Cimri (Moliere) – Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu<br />5 Ağustos – Efsane Dinozorlar (Çocuk Etkinliği) – Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu<br />6 Ağustos – Aslı Hünel – Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu<br />7 Ağustos – Mustafa Keser – Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu<br />10 Ağustos – Özcan Deniz (Kapanış Konseri) – Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursanin-koklu-kultur-sanat-festivali-basliyor-83177</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/7/1280x720/bursanin-koklu-kultur-sanat-festivali-basliyor-1784024323.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa’nın en köklü kültür ve sanat organizasyonlarından 64. Uluslararası Bursa Festivali için geri sayım başladı. 21 Temmuz-10 Ağustos tarihleri arasında düzenlenecek festivalde konserlerden tiyatroya, çocuk etkinliklerinden özel gösterilere kadar birçok program yer alıyor. Festival kapsamında bu yıl ilk defa Gölyazı ve İznik Roma Antik Tiyatrosu da çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iller-arasi-goc-orani-2025te-yuzde-287-83186</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İller arası göç oranı 2025&#039;te yüzde 2,87</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2025 yılına ait "İç Göç İstatistikleri" bültenini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, ülkede 2008 yılında yüzde 3,18 olan iller arası göç eden nüfus oranı, yıllar içinde inişli ve çıkışlı bir seyir izleyerek 2025'te yüzde 2,87 oldu. Bu çerçevede, Türkiye'de geçen yıl 2 milyon 475 bin 19 kişi, iller arasında göç etti. Bu nüfusun yüzde 47,5'ini erkekler, yüzde 52,5'ini ise kadınlar oluşturdu.</p>
<p>Türkiye'de iller arası göç eden nüfusun dağılımına bakıldığında, İstanbul'un 329 bin 912 kişiyle en çok göç alan il olduğu görüldü. İstanbul'u, 176 bin 833 kişiyle Ankara, 106 bin 83 kişiyle İzmir takip etti. En az göç alan iller ise 4 bin 914 kişiyle Ardahan, 5 bin 64 kişiyle Bayburt, 6 bin 78 kişiyle Tunceli oldu.</p>
<p>İstanbul 371 bin 258 kişiyle en çok göç veren il olurken, bu ili 145 bin 661 kişiyle Ankara, 98 bin 728 kişiyle İzmir izledi. En az göç veren iller ise 5 bin 916 kişiyle Ardahan, 6 bin 388 kişiyle Bayburt, 7 bin 558 kişiyle Tunceli olarak belirlendi.</p>
<p><strong>Geçen yıl en fazla göç hareketliliği 20-24 yaş grubunda</strong></p>
<p>Geçen yıl en fazla göç hareketliliği, 480 bin 185 kişiyle 20-24 yaş grubunda gerçekleşti. Söz konusu yaş grubunda göç edenlerin yüzde 41,5'ini erkekler, yüzde 58,5'ini ise kadınlar oluşturdu.</p>
<p>Türkiye'de, 2025 yılında iller arası göç eden 2 milyon 475 bin 19 kişiden, 564 bin 114'ü hanedeki fertlerden birine bağımlı göç etti. Diğer göç etme nedenleri incelendiğinde, 510 bin 226 kişinin daha iyi konut ve yaşam koşulları, 406 bin 144 kişinin ise eğitim nedeniyle göç ettiği görüldü.</p>
<p>Cinsiyete göre en önemli göç etme nedeni erkeklerde 253 bin 93 kişiyle daha iyi konut ve yaşam koşulları olurken, kadınlarda 334 bin 900 kişi ile hanedeki fertlerden birine bağımlı göç oldu. Erkeklerde, hanedeki fertlerden birine bağımlı göç ve tayin/iş değişikliği, kadınlarda ise eğitim ve daha iyi konut ve yaşam koşulları diğer önemli göç nedenleri arasında yer aldı.</p>
<p>En fazla göç hareketliliğinin yaşandığı 20-24 yaş grubunun göç etme nedenleri incelendiğinde, bu hareketliliğin en önemli sebebinin eğitim olduğu belirlendi. Söz konusu yaş grubunda göç edenlerin 179 bin 612'sinin eğitim, 75 bin 591'inin işe başlamak/iş bulmak, 42 bin 391'inin ise daha iyi konut ve yaşam koşulları nedeniyle göç ettiği tespit edildi.</p>
<p>Öte yandan, 6 Şubat 2023'te yaşanan deprem sonrasında başka bir ile göç eden kişilerden, deprem öncesindeki ikamet ettikleri illere geri dönen kişiler "aile yanına/memlekete geri dönme" başlığı altında değerlendirildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iller-arasi-goc-orani-2025te-yuzde-287-83186</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/istiklal-beyoglu-istanbul-kalabalik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in 2025 verilerine göre geçen yıl 2 milyon 475 bin 19 kişi iller arasında göç etti. Bu dönemde göç oranının nüfusa oranı yüzde 2,87 oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/abdi-ibrahim-otsukada-zeynep-alptekin-basa-donemi-83190</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Abdi İbrahim Otsuka&#039;da Zeynep Alptekin Basa dönemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Abdi İbrahim Otsuka Genel Müdürlüğüne Zeynep Alptekin Basa'nın getirildiği bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, 2009'da Abdi İbrahim'e katılan Basa, kariyerini, 2014'ten bu yana Abdi İbrahim Otsuka'da sürdürdü.</p>
<p>Atamayla Basa, ürün yönetimi, pazarlama ve satış alanlarında üstlendiği liderlik rolleriyle 17 yıllık deneyimini genel müdürlük görevine taşıyor.</p>
<p>İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Kimya Mühendisliği Bölümü'nden mezun olan Basa, Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Bölümü'nde yüksek lisans eğitimini tamamladı.</p>
<p>Profesyonel kariyerine 2005'te Draeger'de başlayan Basa, 2009'da Kıdemli Ürün Müdürü olarak Abdi İbrahim'e katıldı.</p>
<p>Ardından 2014'te Abdi İbrahim Otsuka bünyesine geçen Basa, Kıdemli Ürün Müdürü, Merkezi Sinir Sistemi (CNS) ve Kardiyovasküler Sistem (CVS) Pazarlama Müdürü ile CNS Grup Müdürü rollerini üstlendi, son 4,5 yılda ise Pazarlama ve Satış Direktörü olarak görev yaptı.</p>
<p>Yeni görevinde Basa'nın, şirketin stratejik önceliklerine yön vererek, sürdürülebilir büyüme vizyonunu ve hasta odaklı yaklaşımını ileriye taşımak için liderlik edeceği belirtildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/abdi-ibrahim-otsukada-zeynep-alptekin-basa-donemi-83190</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/0/1280x720/zeynep-alptekin-basa-1784031040.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Abdi İbrahim Otsuka Genel Müdürlüğüne Zeynep Alptekin Basa atandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/toplanan-sut-miktari-yillik-yuzde-23-artti-83187</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Toplanan süt miktarı yıllık yüzde 2,3 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), mayıs ayına ait süt ve süt ürünleri üretimi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre ticari süt işletmelerince toplanan inek sütü miktarı, mayısta yıllık bazda yüzde 2,3 artarak 1 milyon 22 bin 587 tona çıktı. Nisanda 999 bin 267 ton süt toplanmıştı.</p>
<p>Ocak-mayıs döneminde ise 2025'in aynı dönemine kıyasla toplanan inek sütü miktarı yüzde 0,5 artarak 4 milyon 858 bin 29 ton oldu.</p>
<p>Ticari süt işletmelerince yapılan inek peyniri üretimi yıllık yüzde 2,4, ayran ve kefir üretimi yüzde 2, içme sütü üretimi yüzde 19,7 artarken yoğurt üretimi yüzde 1,2, tereyağı ve sadeyağ üretimi yüzde 12 azaldı. Mayısta 157 bin 453 ton içme sütü üretildi.</p>
<p>Ocak-mayıs döneminde ise geçen yılın aynı dönemine göre inek peyniri üretimi yüzde 2,8, ayran ve kefir üretimi yüzde 8,9, yoğurt üretimi yüzde 8,4, içme sütü üretimi yüzde 9,2 artarken tereyağı ve sadeyağ üretimi yüzde 5 düştü.</p>
<p>Ticari süt işletmeleri tarafından yapılan yoğurt üretimi de Mayıs 2025'e kıyasla yüzde 1,2 azalarak 120 bin 224 tona gerilerken ocak-mayıs döneminde yıllık bazda yüzde 8,4 artışla 591 bin 52 ton olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>İnek peyniri üretimi, mayısta yıllık bazda yüzde 2,4 artarak 72 bin 146 ton, ocak-mayıs döneminde yüzde 2,8 yükselişle 357 bin 882 ton oldu.</p>
<p>Mayısta ayran ve kefir üretimi yüzde 2 yükselerek 95 bin 439 tona çıkarken tereyağı ve sadeyağ üretimi yüzde 12 gerileyerek 9 bin 671 tona düştü. Ocak-mayıs döneminde ayran ve kefir üretimi yüzde 8,9 artarak 433 bin 952 tonu bulurken tereyağı ve sadeyağ üretimi ise yüzde 5 azalışla 46 bin 995 tona geriledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/toplanan-sut-miktari-yillik-yuzde-23-artti-83187</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/1/1280x720/sut-1762418915.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mayıs verilerine göre, ülke genelinde toplanan inek sütü miktarı yıllık bazda yüzde 2,3 artarak 1 milyon 22 bin tonu aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tavuk-eti-uretimi-yillik-yuzde-163-geriledi-83184</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tavuk eti üretimi yıllık yüzde 16,3 geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), mayıs ayına ait kümes hayvancılığı üretimi istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, mayısta 202 bin 336 ton tavuk eti üretildi. Üretim, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 16,3, bir önceki aya göre yüzde 14,4 azaldı.</p>
<p>Tavuk yumurtası üretimi, mayısta aylık bazda yüzde 0,7, yıllık bazda yüzde 21,6 yükseldi. Bu dönemde 1 milyar 857 milyon 150 bin tavuk yumurtası üretildi.</p>
<p>Mayısta kesilen tavuk sayısı, yıllık yüzde 16,8 azalışla 108 milyon 65 bin olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Ocak-mayıs döneminde de geçen yılın aynı dönemine kıyasla tavuk yumurtası üretimi yüzde 18,1 artarken, kesilen tavuk sayısı ise yüzde 1,1, tavuk eti üretimi yüzde 2,2 azaldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tavuk-eti-uretimi-yillik-yuzde-163-geriledi-83184</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/3/1280x720/yumurta-tavuk-1750779570.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mayıs verilerine göre, ülke genelinde tavuk eti üretimi yıllık bazda yüzde 16,3 azalışla 202,3 bin tona geriledi. Tavuk yumurtası üretimi ise yüzde 21,6 yükselerek 1 milyar 857 milyonu aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiyenin-354-milyon-dolarlik-balik-yemi-ihracatinin-yuzde-86sini-egeli-ihracatcilar-yapti-83172</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 11:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Balık yemi ihracatının yüzde 86’sı Ege&#039;den</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliğinin, balık yemi ihracatında 30,5 milyon dolarlık tutarla Türkiye ihracatının yüzde 86’sını gerçekleştirdiği bildirildi. </p>
<p>Yüksek üretim kapasitesi, kaliteli ham madde kullanımı ve uluslararası standartlara uygun üretim anlayışı sayesinde Türk balık yeminin, dünya pazarlarında giderek daha fazla tercih edildiğini vurgulayan Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı ve Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Muhammet Öztürk, Türkiye'nin su ürünleri yetiştiriciliğinde kaydettiği gelişime paralel olarak balık yemi üretimi ve ihracatında da istikrarlı büyümesini sürdürdüğünü dile getirdi.</p>
<p>Balık yemi sektörünün yıllık 626,5 bin ton su ürünleri yetiştiricilik ve 2,4 milyar dolarlık ihracat hacmine ulaşan Türk su ürünleri sektörüne stratejik katkı sağladığı değerlendirmesinde bulunan Öztürk, “Su ürünleri sektöründeki büyüme balık yemi sanayisini doğrudan destekliyor. Sürdürülebilir ve çevre dostu üretim anlayışı uluslararası alıcılardan olumlu karşılık görüyor. Yem sanayicilerimizin yüksek kalite standartlarında ürettiği yemler hem ülkemizdeki yetiştiricilik faaliyetlerini destekliyor hem de uluslararası pazarlarda güçlü bir talep görüyor. İhracattaki artış, sektörümüzün teknolojiye, Ar-Ge'ye ve sürdürülebilir üretime yaptığı yatırımların somut bir sonucudur. Sektörümüz üretim ve ihracattaki seviyesini koruduğu takdirde 2027 yılında 100 milyon doları aşabiliriz ve dünya genelinde ihracatta ilk 10 ülke arasına girebiliriz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Balık yemi ihracatında Rusya, Tunus ve Özbekistan zirvede</h2>
<p>Balık yemi ihracatındaki artışın sektörün uluslararası rekabet gücünü ortaya koyduğunun altını çizen Öztürk sözlerini şöyle tamamladı; “Başta Akdeniz havzası, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Avrupa ülkeleri olmak üzere birçok pazarda artan talep, ihracattaki yükselişi destekleyen temel unsurlar arasında yer aldı. 2026 yılında Rusya Federasyonu 21,2 milyon dolarlık taleple ilk sırada yer aldı. Tunus’a 3,5 milyon dolarlık, Özbekistan’a 2,4 milyon dolarlık, Arnavutluk’a 1,3 milyon dolarlık ve Kırgızistan’a 1,2 milyon dolarlık balık yemi ihraç ettik. Balık yemi ihraç ettiğim ülke sayısı 41 oldu.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiyenin-354-milyon-dolarlik-balik-yemi-ihracatinin-yuzde-86sini-egeli-ihracatcilar-yapti-83172</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/2/1280x720/turkiyenin-354-milyon-dolarlik-balik-yemi-ihracatinin-yuzde-86sini-egeli-ihracatcilar-yapti-1784019211.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği, Türkiye&#039;nin 35,4 milyon dolarlık balık yemi ihracatının yüzde 86&#039;sını tek başına gerçekleştirirken, sektörün teknoloji, Ar-Ge ve sürdürülebilir üretim yatırımlarıyla 2027 yılında 100 milyon dolarlık ihracat hedefi ve dünyada ilk 10 ihracatçı ülke arasına girme hedefi öne çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/harley-davidson-izmirde-yeni-tesise-hazirlaniyor-83171</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 11:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Harley-Davidson İzmir&#039;de yeni tesise hazırlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR</strong></p>
<p>Harley-Davidson, Türkiye'deki büyüme stratejisi kapsamında İzmir'deki yatırımlarını genişletiyor. Mevcut bayisini Kemalpaşa'ya taşıyarak 6 bin metrekarelik yeni bir tesis kurmaya hazırlanan şirket, hem hizmet kapasitesini artırmayı hem de müşterilerine uluslararası standartlarda bir deneyim sunmayı hedefliyor.</p>
<p>2025 yılının, pandemi sonrası rekor satışların görüldüğü 2024'e kıyasla sektör açısından daha zorlu geçtiğini belirten Harley-Davidson İzmir Genel Müdürü Hasan İçli, "Türkiye'de motosiklet satışları 2024'te yaklaşık 1,5 milyon adede ulaşırken, 2025'te bu rakam 1 milyon seviyelerine geriledi. Harley-Davidson tarafında da benzer oranda bir düşüş yaşandı. Ancak premium segmentte faaliyet gösterdiğimiz için ekonomik dalgalanmalardan diğer markalar kadar etkilenmiyoruz. Bu müşteri kitlesinin talebi devam ediyor" dedi.</p>
<p>İzmir'deki yatırımlarını büyütmeye hazırlandıklarını belirten İçli, yaklaşık 9 yıldır faaliyet gösterdikleri mevcut bayiyi İzmir-İstanbul Otoyolu üzerindeki Kemalpaşa Kuyucak mevkisine taşıyacaklarını söyledi. Şirkete ait 6 bin metrekarelik arazi üzerine Avrupa ve ABD'deki örneklerine benzer müstakil bir tesis inşa edeceklerini ifade eden İçli, "Yeni tesisimizle müşterilerimize daha kapsamlı bir deneyim sunmayı hedefliyoruz. Talebe bağlı olarak önümüzdeki yıl Alsancak başta olmak üzere şehir merkezinde hediyelik eşya, giyim ve aksesuar ürünlerine yönelik bir corner mağaza açmayı da planlıyoruz" dedi.</p>
<p>2026'nın ilk yarısında ise hobi amaçlı motosiklet pazarında yeniden toparlanma sinyalleri görüldüğünü kaydeden İçli, "Yıl sonuna ilişkin çok güçlü bir büyüme beklentimiz yok ancak olumsuz bir tablo da öngörmüyoruz. Mevcut seviyemizi koruyacağımızı düşünüyoruz" ifadelerini kullandı.</p>
<p>Ekonomik belirsizliklerin özellikle üst gelir grubundaki tüketiciler üzerinde de etkili olduğuna dikkat çeken İçli, "Savaşlar, yüksek faiz ortamı ve geleceğe yönelik belirsizlikler nedeniyle en büyük sorun artık maddi imkânlardan çok kaygı. Biz çok niş bir kitleye hitap ediyoruz. Türkiye'de iyi bir yılda bile Harley-Davidson satışları 600-700 adet seviyesinde gerçekleşiyor. Bu nedenle pazarımızın dinamikleri diğer motosiklet markalarından farklı ilerliyor" diye konuştu. </p>
<p>Motosiklet sektörünün en önemli sorununun yüksek vergi yükü olduğunu dile getiren İçli, "Hem motosikletlerde hem de güvenlik ekipmanlarında uygulanan yüksek vergiler sektörün gelişimini olumsuz etkiliyor. Bunun yanında trafik mevzuatının motosiklet kullanıcılarını da kapsayacak şekilde güncellenmesi gerekiyor" dedi.</p>
<p>Özellikle ABD menşeli ürünlerde uygulanan vergilerin fiyatları ciddi şekilde artırdığını belirten İçli, "Amerika'dan ithal edilen ürünlerde yüzde 40 gümrük vergisi, yüzde 37 ÖTV ve yüzde 20 KDV uygulanıyor. Bu nedenle Türkiye'deki satış fiyatları, Amerika ve Avrupa'daki fiyatların yaklaşık iki katına ulaşıyor" ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/harley-davidson-izmirde-yeni-tesise-hazirlaniyor-83171</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/1/1280x720/6-1784023195.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pandemi sonrası daralma yaşayan motosiklet pazarında 2026&#039;yla birlikte dengelenme sinyalleri görülürken, Harley-Davidson İzmir Genel Müdürü Hasan İçli, Kemalpaşa&#039;da 6 bin metrekarelik yeni tesis yatırımı için hazırlıklara başladıklarını açıkladı. İçli, sektörün en büyük sorununun ise yüksek vergi yükü olduğunu söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/uretim-kapasitemizi-rekabet-gucumuzu-ve-istihdami-destekleyen-politikalarimizi-surdurecegiz-83188</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 11:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Üretim kapasitemizi, rekabet gücümüzü ve istihdamı destekleyen politikalarımızı sürdüreceğiz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan destek programıyla ilgili değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, reel sektörün finansmana erişimini güçlendirmeye yönelik paketle "Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi"nin büyüklüğünü 750 milyar liraya çıkarırken imalat sanayisine 250 milyar lira yeni kredi desteği sağlayacaklarına dikkati çeken Şimşek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Böylece devam eden programlarla birlikte yatırım ve işletme sermayesi için toplam 1 trilyon lira uygun koşullu finansman imkanı sunuyoruz. Üretim kapasitemizi, rekabet gücümüzü ve istihdamı destekleyen politikalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/uretim-kapasitemizi-rekabet-gucumuzu-ve-istihdami-destekleyen-politikalarimizi-surdurecegiz-83188</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/1/1280x720/mehmet-simsek-1770707941.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklanan destek programı hakkında açıklama yapan Bakan Şimşek, &quot;Yatırım ve işletme sermayesi için toplam 1 trilyon lira uygun koşullu finansman imkanı sunuyoruz. Üretim kapasitemizi, rekabet gücümüzü ve istihdamı destekleyen politikalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yenikoy-kemerkoy-enerjide-ust-yonetim-guclendi-83168</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 11:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeniköy Kemerköy Enerji&#039;de üst düzey atama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/MUĞLA</strong></p>
<p>Yeniköy Kemerköy Enerji'de iki önemli üst düzey atama gerçekleştirildi.</p>
<p>Şirket bünyesinde uzun yıllardır farklı görevlerde bulunan Ahmet Eyidoğan Genel Müdürlük görevine başlarken, enerji sektöründe yaklaşık 30 yıllık deneyime sahip Süleyman Can da Mali İşler Genel Müdür Yardımcısı olarak atandı.</p>
<p>Yeniköy Kemerköy Enerji'de İşletmeler ve Yatırımlar Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapan Ahmet Eyidoğan, 15 Haziran itibarıyla Genel Müdür olarak atandı.</p>
<p>Uludağ Üniversitesi’nde elektronik mühendisliği eğitiminin ardından enerji sektöründe farklı görevler üstlenen Eyidoğan; Eren Holding, Zorlu Holding, Çebi Enerji ve Enerjisa'da santral işletmeciliği alanında yöneticilik yaptı. 2015 yılında katıldığı Yeniköy Kemerköy Enerji'de İşletmeler Direktör Yardımcılığı, İşletmeler Direktörlüğü ve Genel Müdür Yardımcılığı görevlerinin ardından şirketin Genel Müdürü olarak göreve başladı.</p>
<p><strong>Mali İşler Genel Müdür Yardımcılığı görevine Süleyman Can atandı</strong></p>
<p>Yeniköy Kemerköy Enerji'nin Mali İşler Genel Müdür Yardımcılığı görevine ise enerji sektöründe uzun yıllara dayanan deneyime sahip Süleyman Can getirildi. Kariyerine 1997 yılında Trakya Elektrik Dağıtım A.Ş.'de başlayan Can, muhasebe, finans ve mali yönetim alanlarında farklı   görevler üstlendi. Son olarak Trakya Elektrik Dağıtım A.Ş.’de (TREDAŞ) Mali ve İdari İşler Direktörü olarak görev yapan Can, 16 Temmuz itibarıyla Yeniköy Kemerköy Enerji'deki yeni görevine başlayacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yenikoy-kemerkoy-enerjide-ust-yonetim-guclendi-83168</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/8/1280x720/yenikoy-kemerkoy-enerjide-ust-yonetim-guclendi-1784018347.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeniköy Kemerköy Enerji&#039;de İşletmeler ve Yatırımlar Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Eyidoğan Genel Müdürlük görevine, Süleyman Can ise Mali İşler Genel Müdür Yardımcılığı görevine atandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
