<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/otomotiv/otomotivin-gelecegi-icin-basvuru-sureci-basladi-80712</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 09:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otomotivin Geleceği için başvuru süreci başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Fikrini projeye, projesini küresel pazarda yarışan bir şirkete dönüştürmek isteyen girişimci, tasarımcı ve akademisyenler için elektronik ortamda kayıtlar başladı. Son başvuru tarihi 3 Ağustos 2026 Pazartesi. Verilen bilgiye göre, dereceye giren projeleri milyonlarca liralık nakdi ödüllerin yanı sıra; Patent Tescili, İTÜ Çekirdek Kuluçka Programı ile Big Bang Startup Challenge sahnesine uzanan destek paketi bekliyor.</p>
<p>Teknolojinin hızla dönüştürdüğü mobilite dünyasında, Türkiye’yi küresel ligde öncü bir konuma taşımayı hedefleyen Otomotivin Geleceği Tasarım Yarışması (OGTY), 15. yılında yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) tarafından Ticaret Bakanlığı desteği ve Türkiye İhracatçılar Meclisi koordinatörlüğünde düzenlenen, Türkiye’nin en prestijli mobilite inovasyon platformu OGTY, bu yıl “Endüstriyel Mobilite” temasıyla kapılarını açtı. Bugüne kadar binlerce projeye ev sahipliği yapan, desteklediği 70 girişim ile 281 milyon doların üzerinde bir ekosistem değerlemesi yaratan OGTY, bu yılın rotasını “Endüstriyel Mobilite” olarak belirledi. Sektörün geleceğine yön verecek fikirlerin yarışacağı dev organizasyon için başvuru süreci resmen başladı. Başvuruların 3 Ağustos tarihine kadar kabul edileceği OGTY’nin ödül töreni ise 21 Ekim tarihinde yapılacak. Yalnızca bir yarışma değil, fikirlerin geliştirmelerine imkan sağlayarak bütünsel bir inovasyon mekanizması olan OGTY, bu yıl da otomotiv endüstrisindeki komponentlerden otonom yazılımlara, yapay zeka tabanlı veri analitiğinden bütünsel mobilite çözümlerine kadar geniş bir yelpazedeki yaratıcı projeleri arıyor.</p>
<h2><strong>“Sadece ödül değil, küresel pazara açılan bir kapı”</strong></h2>
<p>OİB Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yazıcı, teknolojinin artık sadece araç tasarımı, sistemleri ve özelliklerini değil, tüm üretim ve tedarik ekosistemini yeniden şekillendirdiğini vurgulayarak Otomotivin Geleceği Tasarım Yarışmasının sektör için önemli bir rol üstlendiğini söyledi. Yazıcı “OGTY bünyesinde ödül alan projeler sadece nakdi destekle sınırlı kalmıyor; yıllardır başarıyla sürdürülen İTÜ ARI Teknokent iş birliği ile İTÜ Çekirdek Kuluçka Merkezi’ne kabul edilerek mentorluk, ofis desteği ve yatırımcı buluşmaları gibi hayati imkanlara kavuşuyor. Bugüne kadar OGTY sahnesinden geçen 530’dan fazla otomotiv girişiminin toplamda 54 milyon doları aşan yatırım alması, bu platformun Türk otomotiv sektörünün teknoloji tabanlı ihracat kapasitesini ne denli büyüttüğünü gözler önüne seriyor” dedi. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/otomotiv/otomotivin-gelecegi-icin-basvuru-sureci-basladi-80712</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/2/1280x720/otomotivin-gelecegi-icin-basvuru-sureci-basladi-1780988120.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği tarafından Ticaret Bakanlığı desteği ve TİM koordinatörlüğünde düzenlenen mobilite inovasyon platformu OGTY, bu yıl “Endüstriyel Mobilite” temasıyla kapılarını açtı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kaplumbaga-hizinda-dezenflasyon-80698</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 08:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kaplumbağa hızında dezenflasyon</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p class="MsoNormal"><strong>Veriler, yapılan revizyona rağmen TCMB’nin yüzde 24’lük hedefiyle uyumlu görünmüyor; yüzde 26’lık tahminle ise ancak sınırlı ölçüde örtüşüyor. Özellikle çekirdek enflasyonun seyri, dezenflasyon sürecinin arzu edilen hızda ilerlemediğine işaret ediyor.</strong></p>
<p class="MsoNormal">Bundan üç yıl önce 2024-26 yıllarını kapsayan Orta Vadeli Programı açıklarken 2026 sonu için yüzde 8,5 enflasyon hedefi koymuştuk. Aradan neredeyse üç yıl geçti ama hedefe ulaşmak bir yana, yanına bile yaklaşamadık. Yaklaşamayınca da hedefimizi kademeli olarak yüzde 24'e yükselttik.  Üstelik bu yeni hedefi tutturabileceğimizden de emin değiliz.</p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">Mayıs ayı verileri enflasyonda sert bir bozulmaya işaret etmese de fiyat artışlarının beklenenden daha dirençli seyrettiğini ortaya koydu. Dezenflasyon süreci devam ediyor; ancak beklenenden çok daha yavaş ilerliyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">Mayıs ayında tüketici fiyatları (TÜFE) yüzde 1,71, üretici fiyatları (ÜFE) ise yüzde 2,75 arttı. Enflasyonun ana eğilimine ilişkin daha sağlıklı bir gösterge olarak kabul edilen çekirdek enflasyon ise yüzde 2,92 olarak açıklandı. Öte yandan, son Enflasyon Raporu’nda TCMB yıl sonu enflasyon hedefi yüzde 16'dan yüzde 24'e yükseltilmiş, enflasyon tahmini ise yüzde 26 olarak belirlenmişti.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">Bu çerçevede mayıs ayı gerçekleşmelerini söz konusu hedef ve tahminlerle karşılaştırmakta fayda var.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">Veriler, yapılan revizyona rağmen TCMB’nin yüzde 24’lük hedefiyle uyumlu görünmüyor; yüzde 26’lık tahminle ise ancak sınırlı ölçüde örtüşüyor. Özellikle çekirdek enflasyonun seyri, dezenflasyon sürecinin arzu edilen hızda ilerlemediğine işaret ediyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">Nedenlerine bakalım:</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">- TCMB’nin yıl sonu tahmini olan yüzde 26’ya ulaşılabilmesi için yılın geri kalanında aylık enflasyonun ortalama yüzde 1,1–1,3 bandına gerilemesi gerekiyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">- Yüzde 24’lük hedef için ise aylık artışların yaklaşık yüzde 1 veya daha düşük seviyelerde gerçekleşmesi şart.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">- Bu açıdan bakıldığında, mayıs ayındaki yüzde 1,71’lik TÜFE artışı hem hedef hem de tahmin için gerekli patikanın üzerinde kalıyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 12.0pt 0cm 12.0pt 0cm;"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">- Yüzde 2,92’lik çekirdek enflasyon ise daha da dikkat çekici. Çünkü çekirdek göstergeler enerji ve gıda gibi oynak kalemlerin etkisinden arındırıldığı için enflasyonun temel eğilimini daha sağlıklı yansıtır. Bu nedenle enflasyonun gelecekteki seyri açısından da önemli bir gösterge niteliği taşır.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">- Üstelik yalnızca mayıs verileri değil, nisan verileri de yıllık enflasyondaki yükseliş eğiliminin ve temel göstergelerdeki katılığın sürdüğünü ortaya koymuştu. Yüzde 3’e yaklaşan çekirdek enflasyon, fiyatlama davranışlarındaki katılığın devam ettiğini düşündürüyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">- Yüzde 2,75’lik ÜFE artışı da maliyet baskılarının sürdüğüne işaret ediyor. Üretici fiyatlarındaki yükselişin bir bölümü önümüzdeki aylarda tüketici fiyatlarına yansıyabilir.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">Kısacası, mayıs verileri tek başına daha bir ay önce revize edilen hedeflerden belirgin bir sapmaya işaret etmiyor. Ancak yüzde 24’lük yıl sonu hedefinin daha şimdiden zorlayıcı hale geldiği mesajını veriyor. Bu hedefe ulaşılabilmesi için önümüzdeki aylarda enflasyondaki yavaşlamanın belirginleşmesi gerekiyor. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">Yüzde 26’lık tahmin ise hala ulaşılabilir görünmekle birlikte, bunun için de önümüzdeki dönemde daha güçlü bir dezenflasyon sürecine ihtiyaç var. Özellikle yüzde 2,92’lik çekirdek enflasyon, fiyat artışlarının temel eğiliminin TCMB’nin öngördüğü patikanın üzerinde kalabileceğine dair önemli bir uyarı niteliği taşıyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">Bu nedenle ekonomistlerin son dönemde diler getirdiği “dezenflasyon yavaşlıyor” yönündeki değerlendirmeleri, mayıs verilerinin ayrıntılarına bakıldığında oldukça anlaşılır görünüyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">Önümüzdeki dönemde özellikle gıda fiyatları, kur hareketleri ve üretici enflasyonunun seyri, enflasyon görünümünün belirlenmesinde kritik rol oynayacak. Son aylarda görülen yağışlar tarımsal üretime olumlu yansıyabilir ve bunun gıda enflasyonu üzerindeki olumlu etkisi haziran ayında daha belirgin şekilde görülebilir.  Gıda fiyatlarında yaşanabilecek bir yavaşlama, enflasyon görünümüne geçici de olsa destek sağlayabilir.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">Ancak diğer taraftan bozulan beklentiler, oynak enerji maliyetleri ve turizm sezonunun başlamasının iç fiyatlar üzerinde yaratacağı baskı gibi olumsuz faktörleri de göz ardı etmemek gerekiyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-fareast-font-family: 'Cambria Math'; color: black;">Kısacası işimiz zor. Üç yıl önce ortaya koyduğumuz yüzde 8,5'lik iddiamızdan çoktan vazgeçtik. Onun yerine ise geçen yılı yüzde 30,89 ile kapatan enflasyonun bir yılda topu topu 5-6 puan gerileyerek yüzde 25-26'lara inmesi fikrine razı olduk.</span></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kaplumbaga-hizinda-dezenflasyon-80698</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kaplumbağa hızında dezenflasyon ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/varlik-barisinin-vergi-incelemelerine-etkisi-80697</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 08:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Varlık barışının vergi incelemelerine etkisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>7582 sayılı Kanun ile yeniden gündeme gelen varlık barışı düzenlemesi, yurt dışında bulunan veya Türkiye’de bulunmakla birlikte kayıtlara alınmamış bazı varlıkların banka ve aracı kurumlar üzerinden bildirilmesine imkân sağlamaktadır. Düzenleme kapsamına para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları girmektedir.</p>
<p><strong>Koruma otomatik değil, bağlantıya bağlı</strong></p>
<p>Varlık barışının en çok merak edilen tarafı ise, yapılan bildirimin ileride yapılabilecek vergi incelemelerine ve tarhiyatlara etkisidir. Bu konuda iki uç yaklaşımın da doğru olmadığını düşünüyorum. Varlık barışı ne her türlü matrah farkını otomatik olarak ortadan kaldıran genel bir af niteliğindedir ne de yalnızca çok dar bir alanda sonuç doğuracak kadar etkisiz bir düzenlemedir.</p>
<p>Kanaatimce burada temel ölçü şudur: Bildirilen varlık ile incelemede bulunan matrah farkı arasında gerçek, makul ve açıklanabilir bir bağ kurulabiliyor mu?</p>
<p>Bu bağ kurulabiliyorsa, bildirilen tutarla sınırlı olarak vergi tarhiyatı yapılmaması mümkündür. Ancak bu bağ kurulamıyorsa, mükellefin varlık barışı kapsamında bildirim yapmış olması tek başına her türlü vergi riskini ortadan kaldırmaz.</p>
<p>Tebliğ taslağında yer alan DEF Ltd. Şti. örneği bu ayrımı oldukça net göstermektedir. Örnekte şirket, yurt dışında sahip olduğu varlıklar için 50 milyon TL bildirimde bulunmuştur. Daha sonra yapılan incelemede 75 milyon TL matrah farkı tespit edilmiştir. Mükellef bu farkın 50 milyon TL’sinin bildirilen varlıklardan kaynaklandığını ileri sürmüş; ancak vergi inceleme elemanı bu iddiayı tamamen kabul etmemiştir. İnceleme elemanı, matrah farkının yalnızca 40 milyon TL’lik kısmının bildirilen varlıklarla ilişkili olduğunu, kalan kısmın ise hatalı amortisman, gider, indirim ve istisna hesaplamalarından kaynaklandığını ortaya koymuştur.</p>
<p>Bu konuda önceki varlık barışı uygulamalarına ilişkin idari görüşler de yol gösterici niteliktedir. Antalya Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 06.04.2010 tarihli ve B.07.1.GİB.4.07.16.01-GVK.2010.38-2 sayılı özelgesinde, 5811 sayılı Kanun kapsamında beyanda bulunulan tutarın, inceleme sonucunda bulunacak matrah farkından mahsup edilmesinin mümkün olduğu belirtilmiştir. Özelgede ayrıca, tarhiyat öncesi uzlaşma talep edilmesi halinde, mahsup imkânından yararlanmak için gerekli şartların sağlanıp sağlanmadığının vergi inceleme elemanınca tespit edilmesi gerektiği; mahsup sonrasında ilave bir matrah farkı kalması halinde ise bu kalan tutar için tarhiyat öncesi uzlaşma hakkından yararlanılabileceği ifade edilmiştir.</p>
<p>Bu özelge, varlık barışı mahsubunun kendiliğinden ve otomatik işleyen bir mekanizma olmadığını; bildirilen varlık ile incelemede bulunan fark arasındaki ilişkinin inceleme elemanı tarafından değerlendirilmesi gerektiğini göstermesi bakımından önemlidir. Dolayısıyla yeni düzenleme bakımından da asıl mesele, bildirilen tutarın varlığı değil, bu tutarın incelemede bulunan kayıt dışı hasılat veya onun göstergeleriyle ilişkilendirilebilmesidir.</p>
<p>Bu durumda yalnızca 40 milyon TL’lik kısım için tarhiyat yapılmayacak, kalan 35 milyon TL bakımından ise tarhiyat yapılabilecektir. Bu örnek bize şunu söylüyor: Varlık barışı bildirimi, bildirilen tutarın otomatik olarak her matrah farkından düşülmesi anlamına gelmez. Koruma, bildirilen varlıkla bağlantısı kurulabilen matrah farkı ile sınırlıdır.</p>
<p>Bu nedenle varlık barışını matrah artırımı gibi düşünmemek gerekir. Matrah artırımı, belli yıllar ve vergi türleri için genel bir koruma sağlayan ayrı bir kurumdur. Varlık barışında ise korumanın merkezinde, bildirilen varlığın kendisi ve bu varlığın kaynağı vardır.</p>
<p><strong>Kayıt dışı hasılatta </strong><strong>güçlü savunma imkânı</strong></p>
<p>Benim değerlendirmeme göre yeni düzenlemede asıl koruma alanı, kayıt dışı hasılat ve kayıt dışı hasılatın göstergeleriyle sınırlı düşünülmelidir. Yani geçmişte kayıtlara alınmamış satış veya hizmet gelirlerinden doğan para, varlık barışı kapsamında bildirilmişse ve sonradan yapılan incelemede bulunan fark da bu kayıt dışı hasılattan kaynaklanıyorsa, varlık barışı güçlü bir koruma sağlayabilir.</p>
<p>Kayıt dışı hasılat her zaman açıkça “faturasız satış” şeklinde karşımıza çıkmaz. Bazen kayıtlara alınmamış banka veya POS tahsilatları, bazen kaydi stok noksanlıkları, bazen fiktif kasa, bazen de 331 Ortaklara Borçlar hesabı altında izlenen tutarlar kayıt dışı hasılatın göstergesi olabilir.</p>
<p>Örneğin defter kayıtlarında görünen stok fiilen işletmede yoksa, inceleme elemanı bu malların belgesiz satıldığı sonucuna varabilir. Bu durumda tarhiyatın dayanağı stokun kendisi değil, o stoktan doğduğu kabul edilen kayıt dışı satış bedelidir. Bu satış bedelinin varlık barışı kapsamında bildirilen para ile bağlantısı kurulabiliyorsa, koruma savunulabilir.</p>
<p>Benzer şekilde 331 Ortaklara Borçlar hesabı yüksek görünüyorsa, bunun arkasında her zaman gerçek bir ortak borcu olmayabilir. Bazı durumlarda kayıt dışı satışlardan elde edilen para ortak üzerinde toplanmış, daha sonra şirkete “ortaktan borç” gibi sokulmuş olabilir. Böyle bir durumda, ortak üzerinde görünen varlığın gerçekte şirkete ait olduğu ve kayıt dışı hasılattan kaynaklandığı ortaya konulabiliyorsa, varlık barışı bildirimi anlamlı bir savunma aracı haline gelebilir.</p>
<p>Buna karşılık hatalı amortisman ayrılması, yanlış gider yazılması, indirim ve istisnaların hatalı uygulanması, değerleme yanlışlıkları, transfer fiyatlandırması düzeltmeleri, KDV oran veya tevkifat hataları gibi teknik vergi hatalarını varlık barışıyla kapatmak mümkün görülmemelidir. Çünkü bu tür farklarda sorun, çoğu zaman kayıt dışı bir varlığın varlığı değil, vergi matrahının yanlış hesaplanmasıdır.</p>
<p>Düzenlemenin önemli bir yönü de gelir veya kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunmayan kişilerin de varlık barışından yararlanabilmesidir. Bu nedenle varlık barışı sadece şirketleri veya vergi levhası bulunan mükellefleri ilgilendiren bir düzenleme değildir. Vergi mükellefiyeti bulunmayan gerçek kişiler de sahip oldukları para, altın, döviz, menkul kıymet veya diğer sermaye piyasası araçlarını şartları dahilinde bildirebilirler.</p>
<p>Bu kişiler bakımından deftere kayıt, özel fon hesabı açma veya iki yıl işletmeden çekmeme gibi mükelleflere özgü yükümlülükler bulunmamaktadır. Ancak bildirilen varlığın banka veya aracı kurum hesabına yatırılması, yurt dışındaki varlıklarda süresinde Türkiye’ye getirilmesi ve verginin süresinde ödenmesi gibi temel şartlar yine yerine getirilmelidir.</p>
<p>Bu gruptaki kişiler bakımından uygulama daha sade görünse de, bildirilen varlığın ileride gündeme gelebilecek bir vergisel riskle bağlantısının açıklanabilir olması önemini korur. Özellikle geçmişte mükellefiyet tesis ettirmeksizin gelir elde edildiği iddia edilebilecek durumlarda, bildirilen tutarın kaynağına ve dönemine ilişkin kısa bir izah dosyasının hazırlanması ileride oluşabilecek tereddütleri azaltacaktır.</p>
<p>Son olarak zamanlama konusuna da dikkat etmek gerekir. Gönüllü uyum yazısı, izaha davet yazısı veya bilgi isteme yazısı tek başına vergi incelemesine başlanıldığı anlamına gelmez. Bu nedenle, henüz vergi incelemesine başlanmamış veya takdir komisyonuna sevk yapılmamışsa varlık barışı bildirimi mümkündür. Ancak vergi incelemesine başlanıldıktan veya takdire sevkten sonra yapılan bildirim, o inceleme bakımından beklenen korumayı sağlamaz.</p>
<p>Sonuç olarak varlık barışı, doğru kullanıldığında önemli bir vergisel koruma aracıdır. Ancak bu koruma, bildirilen tutarın her türlü matrah farkından otomatik olarak düşülmesine değil, bildirilen varlık ile kayıt dışı hasılat veya onun göstergeleri arasında kurulacak ekonomik bağa dayanır.</p>
<p>Bu nedenle varlık barışında güvenli sonuç, sadece bildirim yapmaktan değil; bildirilen varlığın kaynağını, dönemini ve olası inceleme konularıyla bağlantısını doğru ortaya koymaktan geçmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/varlik-barisinin-vergi-incelemelerine-etkisi-80697</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Varlık barışının vergi incelemelerine etkisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kurum-gibi-kurum-olmak-80696</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 08:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kurum gibi kurum olmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Köyde sohbet ediyorduk. Birisi sordu: “Hocam, yazılarınızı okuyorum. Hep kurum, kurum diyorsunuz. Nedir bu kurum dediğiniz soyut şey? Nedir kurum gibi bir kurumun özellikleri? Nedir kurumun bizim yaşamımızdaki yeri? Eğer kurumlar sizin dediğiniz gibi, kurum gibi çalışmazsa bize yansıması, günlük yaşamımıza etkisi ne olur?” Ben de olur deyip onlara açıklamaya çalıştım.</p>
<p>Bu haftaki yazım,   köylülerle yaptığım bu söyleşiden esinlendi. Ama biraz burada biraz daha kapsamlı anlatacağım.</p>
<p><strong>Kurumlar nelerdir?</strong></p>
<p>Kurumlar, süreklilik gösteren, kuralları ve rolleri olan, toplumsal veya yönetsel bir amacı gerçekleştirmek için oluşturulmuş yapılardır. </p>
<p>Kurumları üç sınıfta inceleyebiliriz: Kamu kurumları, özel kurumlar ve toplumsal kurumlar. Kamu kurumları, demokrasilerin vazgeçilmez yapı taşlarıdır. Bu tartışmamızın ana konusu, kamu kurumlarıdır. Yazımda kurum deyince kamu kurumları demek istiyorum.</p>
<p>Kamu kurumları üç boyutta incelenebilir: Yasama, yürütme ve yargı</p>
<p>Yasama kurumları: Türkiye Büyük Millet Meclisi.</p>
<p>Yürütme kurumları: Cumhurbaşkanlığı ve bağlı ofisleri; bakanlıklar; Merkez Bankası ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu: Kamu İktisadi Kuruluşları; Yüksek Öğretim Kurulu.</p>
<p>Yargı kurumları: Mahkemeler, Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu.</p>
<p>Diğer önemli devlet kurumları: Üniversiteler; Belediyeler, Büyükşehir Belediyeleri ve İl Özel İdareleri; Muhtarlıklar, Güvenlik kurumları(Polis, jandarma, Sahil Güvenlik)</p>
<p><strong>Kurumlar kurum gibi çalışmazsa</strong></p>
<p>Yukarda sözü edilen soruların önce sonuncusundan başlayayım. Bir ülkede kurumlar kurum gibi çalışmazsa ne olur? Eğer kurumlar kurum gibi çalışmazsa bu,  günlük yaşamımızda hissedilir. Tarım ve hayvancılık ile uğraşan kişilerle konuştuğum için örnekleri oradan vereceğim.</p>
<p>Örneğin anayasamızın bir maddesinde şöyle bir ibare vardır: “Devlet, bitkisel ve hayvansal ürünlerin değerlendirilmesi ve gerçek değerlerinin üreticinin eline geçmesi için gereken tedbirleri alır.” Öte yandan, 5488 sayılı Tarım Kanunu’nun 21. maddesi de tarımsal desteklerin finansmanını düzenler. Devlet bütçesinde, Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’nın (GSYH) en az %1'inin tarımsal desteğe ayrılmasını öngörür. Ama kurumlar zayıfsa, gerektiği gibi işlemezse bu her zaman gerçekleşmez. Bu, gerektiği gibi denetlenmez, yürütmeye hesap sorulmaz. Örneğin bir tarım bakanı çıkar “Paramız var ki, ithal ediyoruz” der. Sonunda kazanan bizim çiftçi olmaz. Kazanan,  ithalatı yaptığımız ülke çiftçisi ve sütlü keçinin oğlağı ithalatçı olur.</p>
<p>Söz anayasadan açılmışken, bu anayasayı ve dolayısıyla yurttaşların hakkını koruyan bir de üst mahkememiz vardır. Ama bir bakarsınız, bu kurumun verdiği kararların bazıları uygulanır, bazıları da uygulanmaz.</p>
<p>Köylünün okuyan çocukları vardır. Bağa bahçeye babasına yardıma</p>
<p>gitmeyip gece gündüz çalışırlar; sınavlara hazırlanırlar. Sınavlara girerler. Eğer kurumlar, kurum gibi kurum değilse yapılan sınavın sonuçlarından şüphe edersiniz. Oğlunuz ya da kızınız sınavda yüksek puan da alsa, bakarsınız mülâkatta elenir. Neye dayanarak elediklerini de söylemezler. Ya da parasını vererek çocuğunuzu okuttuğunuz üniversite bir gecede hiç bir gerekçe gösterilmeden, kebapçı dükkanı kapatılır gibi kapatılır. Üç gün sonra da açılır. Sanki elektrikler kesildi ve geldi gibi olur. Sıkça yaşanan bu anormallikler kanıksanır. Ve yükseköğretimden sorumlu kurum, bunun duyurusunu sanki başka bir ülkede olmuş bir olay gibi yapar; bu ciddiyetsizliğin utancını taşımaz.</p>
<p><strong>İyi kurumun özellikleri </strong></p>
<p>Yukarda saydığımız olumsuzlukların olmaması için iyi çalışan. Kurum gibi kurumlara ihtiyaç vardır.  Peki, nedir kurum gibi kurumların özellikleri?</p>
<p><strong>Süreklilik ve istikrar</strong></p>
<p>Kurumun sürekliliği vardır. Kurumun üyeleri gelir geçer, ama kurum ayakta kalır. Kurumda değişim yavaştır. Değişim yapılırsa bu belli bir mantık çerçevesinde ve belli bir yapı içinde yapılır.</p>
<p><strong>Kurallar ve normlar</strong></p>
<p>Kurumun davranışı, yasa ve yönetmelik gibi yazılı resmi kurallar kadar gelenek gibi gayri resmi kurallara da bağlıdır. Davranışlarda keyfilik yoktur. Kurumun kararları ve tepkileri bu kurallar çerçevesindedir. Süprizlerle karşılaşılmaz.</p>
<p><strong>Roller</strong></p>
<p>Kurumu çalıştıran üyelerin ve kurumdan hizmet alan bireylerin hakları ve görevleri açık ve net olarak tanımlanmıştır. Kurumun cinsine göre hizmet veren ve alan bireyler şöyle olabilir: öğretmen-öğrenci, yargıç-davalı, yönetici-çalışan. Kurumun üyeleri,  rollerinin gereğini çekinmeden adil olarak yerine getirirler.</p>
<p><strong>Göreceli otonomi</strong></p>
<p>Kurumun davranışı, herhangi bir kişi veya kurumdan bağımsız olarak belirlenir. Kurum kimseye, hiç bir makama göbekten bağlı değildir, bağımsızdır. Daha yüksek bir makamdan emir almaz.</p>
<p><strong>Kurumların rolleri</strong></p>
<p>Hukuk devletinin gereklerinin yerine getirilmesini sağlama</p>
<p>Yasaların uygulanmasını sağlarlar. Mahkemeler, kolluk kuvvetleri ve diğer düzenleyici kurumlar yasaların, hükümet yetkilileri dahil, herkese eşit olarak uygulanmasını sağlar. Bir ülkede tarafsız kurumlar yoksa, yasaların hiç bir anlamı yoktur.</p>
<p><strong>Kuvvetler ayrımı</strong></p>
<p>Yasama, yargı ve yürütme üçlüsü birbirinin gücünü kontrol altında tutar. Bu ayırım, tek bir gücün otorite olma tehlikesini ortadan kaldırır. Tam demokrasi için bu en hayati niteliktir. Eğer bu ortadan kalkarsa kurumlar kurum olma özelliklerini yitirir.</p>
<p><strong>Hakları ve özgürlükleri koruma</strong></p>
<p>Bağımsız insan hakları komisyonları, anayasa mahkemeleri, ombudsmanlar o ülkede azınlıkta kalanların haklarını, özgür ifadeyi, toplanma haklarını zorba çoğunluğuna karşı korur.</p>
<p><strong>Hesap verebilirliği sağlar</strong></p>
<p>Seçim kurulları seçimlerin serbest ve hakça yapılmasını sağlar; Denetleme kurumları devlet harcamalarını izler ve yolsuzlukla mücadele eden kurumlar da yolsuzlukların peşine düşer.</p>
<p><strong>Temsil ve katılımı kolaylaştırırlar</strong></p>
<p>Parlamentolar, belediye meclisleri ve siyasi partiler halkın tercihlerini politikaya çevirir. Halka hizmet eder. Sivil toplum örgütleri ve medya halkın sesini yükseltir.</p>
<p><strong>İstikrar ve süreklilik</strong></p>
<p>Profesyonel çalışan bürokrasi, merkez bankaları ve seçim takvimleri öngörülebilirliği sağlar. Bu istikrar, yatırım, güven ve uzun dönemli planlamayı teşvik eder. Kurumlar bir ülkedeki demokratik düzenin çapalarıdır. Demokrasinin yol sapmasını önler.</p>
<p>Demokratik normların yaygınlaşmasını sağlamak</p>
<p>Eğitim kurumları, devletin medya kuruluşları ve yerel yönetimler, halkı hakları ve sorumlulukları konusunda eğitir. Hoşgörü, müzakere ve kurallara uyulan bir kültür ortamı yaratırlar.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Kurumlar, demokrasinin soyut kavramlarını günlük yaşamımıza döndüren işlevsel işletme sistemleridir. Eğer kurumlar zedelenirse, kurum gibi çalışmazlarsa demokratik rejim işlemez; demokrasi tabelası altında başka bir rejim olur.</p>
<p>Kurumları ayakta tutan, kurumun varlık nedenine uygun çalışmasını sağlayan onun yöneticileridir, yetkilileridir. Başta yöneticiler olmak üzere tüm yetkililerin, taşıdıkları sorumluluğun farkında olan, omurgası güçlü, meslek onuru olan kişiler olması gerekir.</p>
<p>Bu dönemde yalnız paramız değer kaybetmedi; kurumlar da aşındı.</p>
<p>Ancak kötümser olmaya, Çetin Altan’ın çok kullandığı deyimiyle enseyi karatmaya gerek yoktur. Eğer kurumlar kurum gibi işlerse, bugün yaşadığımız tüm olumsuzlukların üstesinden gelebiliriz. Ancak bunun için de kurumların yetkililerinin vicdanlarını dinlemesi, taşıdıkları sorumluluğun bilincinde ve onurlu davranması gerekir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kurum-gibi-kurum-olmak-80696</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kurum gibi kurum olmak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupa-ve-eski-sol-dalganin-tamamen-cekilisi-80695</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa ve eski sol dalganın tamamen çekilişi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Öncelikle Avrupa’yı -ancak elbette dünyanın başka bölgelerini de- etkilemiş olan “işçi sınıfı sosyalizmi” dalgası aşağı yukarı 100 senede tarihten çekildikten sonra her şey değişti. Türkiye’deki sol, değişimi çok (en) zor kabullenen aydınların ve geçmişten kalan kadroların çok ses çıkardığı –ama etkili olamadığı- bir ülke olarak, 20 yıl kadar durumu idare etmeye çalıştı. Avrupa’da neo-faşistlerin üçüncü defa yükselişi –bu sefer hayli kalabalıklar- "işçi sınıfı sosyalizmi" dalgasının tarihten silinmesiyle bağlantılıdır; ancak çekilişin birinci türevi değildir. Başka önemli faktörler de var.</p>
<p>"İşçi sınıfı sosyalizmi" şöyle bir şeydi. Tarihsel ve siyasal-teolojik olarak en çok erdemlerden adalet erdemiyle ilişkili olan kadim “sol damar” tanım gereği evrenseldi. Bu, bazen umutla beklenen bir prens tarafından bazen de yeniden kurulacak bir imparatorluk –ve onun meclisi- tarafından hayata geçirilebilecek Pax Roman’a oluyordu. Ancak işçi sınıfı sosyalizmi 19. Yüzyıl boyunca bu “sol damarı” tamamen dünyevileştirmiş ve üstelik somut bir kitleye misyon atfetmişti. Ayrıca bu kitle (işçi sınıfı, proletarya) bazı bölgelerde nüfusa oranla artıyordu. Sol siyasette çeşitli yol ayrımları ortaya çıktı. Sonuçta Avrupa -en reformcu sürümünde bile- işçi partileri, mahalleleri, sendikaları, kadrolarıyla en azından muhalefette etkin bir işçi sınıfı ocağı olarak 1970’lere kadar geldi. Sonra durum hızla değişmeye başladı.</p>
<p>Gerçekte 1939 İskandinavya ülkeleri seçimleri trendin tepe noktası olmuştu; ancak savaş, direniş, Naziler, SSCB, Çin, Küba, Vietnam derken olay sallan yuvarlan 1975’e kadar geldi.</p>
<p>1980’lerin ortasına doğru Marchais arkaik ve bazen komik bir figüre dönüşürken “sola kaymanın” faydalı olacağını sananların hayallerinin tersine -örneğin 1984’te Fransız televizyonunda devrimden bahsedecek bir hatip de herhalde kadrolar ve öncü işçiler tarafından dahi alay konusu yapılırdı- yapacak pek bir şey kalmamıştı. 1972’nin ortak programı 1977’de dağıldıktan 5-6 sene sonra durum tamamen değişmişti. Misal, bir dönemin güçlü Fransız KP’si yavaş yavaş yüzde 10’a doğru düşen bir eğri çiziyordu. İtalyan KP'si son barutunu Berlinguer ölürken tüketti.</p>
<p>Önemli bir neden teknolojik değişimdir. Bir diğer sebep Sovyet blokunun muazzam başarısızlığının ifşa olmasıydı. Temel olgu, eski işçi sınıfının hem maddi temel olarak üretimden gelen gücünü hem de ideolojik açıdan topluma hitabet yeteneğini kaybetmeye başlamasıydı. Tıpkı ABD’de 1975 civarı grevlerin anlamsız olduğu görüşünün kabul edilmesi gibi... ABD’nin 1970’lerin ikinci yarısında geçirdiği dönüşüm geriden gelen dönem filmlerinden izlenemez. Sinema 1979’da bile hala “sol” filmler yapıyordu ama endüstriyel ilişkiler Reagan’dan çok önce değişmişti.</p>
<p>Teknolojik değişime bir bakalım. Avrupa’da, pek çok ülkede kendi koşullarına göre kipi değişmekle birlikte, refah devleti meselesi gerçekti. Elbette İskandinavya baş örnek. Bu tür dengeler sadece ekonomi politik dengeleri olmayıp aynı zamanda demografik ve teknolojik dengelerdir. Durağan durumdaki küçük, bir şekilde göreceli refaha ulaşmış, sınıfsal çelişkileri yumuşatmış toplumlarda artmayan nüfusla adil bölüşüm meselesine odaklanabilirsiniz. İşsizlik sigortasını genişletmek bir süre için optimal olabilir çünkü teknolojik değişim “işe özel nitelikler” piyasa dengesinin üzerinde ücret ödemek –hem verimliliği denetleme maliyeti yüksek olduğu için hem de hızlı teknolojik değişim dışarıda bekleyenleri işe alıp aynı verimliliği elde etmeyi imkânsız hale getirdiği için- etkindir. Yanında “içeridekiler dışarıdakiler” ve “imparatorluk kurmak” –sendikal imparatorluklar ve sendika ağalıkları- gibi ürünler de gelir. Sendikaların istihdam üzerinde pazarlık etmeyip sadece hali hazırda işi olanların ücretlerini pazarlık etmeleri ve işsizleri sigorta fonuna devretmeleri bir sonuçtur. Bunlara fabrikaların hızla sökülerek bölge, hatta ülke veya kıta değiştirmeleri ve iş sürecinin niteliğini değişmesi eklenmelidir.</p>
<p>Bir kez daha parçalanmış, kompartmanlaşmış işçi sınıflarının “işçi sınıfı sosyalizmi” fikrinin son kalıntısını dahi taşımaları mümkün değildi. Batı Avrupa’da “işçi sınıfı sosyalizmi” dalgası neden söndü? İşçiler sınıf olarak yönetemeyeceklerini, sınıf olarak bu yeteneğe sahip olmadıklarını, üretimden gelen güçlerinin sadece bireysel refahı artırmak için ücret ve hak pazarlığına yarayacağını, üstelik alternatif diye sunulan ülkelerin hem demokrasi hem de ekonomi açısından beklendiği gibi çıkmadığını düşünmeye başladıkları an sönmeye yüz tuttu. 1978 sonrası sanayilerin taşınması eski işçi sınıfı kalelerini birer birer düşürdü.</p>
<p>Bu arada SSCB çözüldü ve Çin başka yola gitti –iyi ki de gitti yoksa mahvolacaktı. Yorgan gitti kavga bitti ama elbette kapitalizmin elitleri ellerinin rahatladığını düşünerek önce gerçekçi –baba Bush- sonra mitik –oğul Bush ve neo-con atılımı- sonra sinik –Obama- sonra patetik –Trump- bir emperyalist canlanmaya kalkıştılar. Bu tam böyle olmayabilir; kafiyeli olsun diye yazdım.</p>
<p>Avrupa’da sola ne kaldı? Kültürel işler, göçmenler, fakirlik falan kaldı. Refahın hala devam ettiği ilk yıllarda 1990’ların başında belki bu "yüce gönüllü" tavır sorun yaratmıyordu. Elbette göçmen alımları tam olarak iyi niyete dayalı değildi. Yaşlanan nüfus genç işçi düşük ücret vs. önemlidir. Ama zamanla sayılar arttı. Refah devletinden kalan çalışma ilişkileri değişti. Görünür hale gelen kültürel uyumsuzluk neo-faşizmlere alan açtı ve seçimlerde üç defa hızla yükseltti -ki neo-faşizm de en az sosyalizm kadar kadim bir ideolojiye dayalı. “İşçi sınıfı sosyalizmi” hiçbir ideolojik tortu bırakmadığı, esasen eski işçi sınıfı maddi olarak ortadan kalktığı, 20 senedir kent yoksulları, prekarya vs. ile yatıp kalktığımız için “sol” ideolojik, kültürel veya programatik bir ağırlık taşımıyor. Sadece Mélenchon var; o da 74 yaşında ve oy sayısı yeterli değil.</p>
<p>Bu nedenle Avrupa’nın her yerinde “sol”, en azından bir süreliğine, ancak “sağa” benzerse tutunabilir hale geldi. “Profesör yüzlü sosyalizmin” –ki her entelektüel için az ya da çok ve kendisine siyasi görev atfetmesinden bağımsız olarak bu böyledir. En dişe dokunur olanı yurttaşlık geliri idi. İşte…</p>
<p>Böyle olunca ne oldu? Avrupa Birliği iyiden iyiye stratejik karar alamaz hale geldi ve Avrupa her açıdan hızla zayıfladı. 1990’da İtalyan ekonomisi Çin’in 8 katıydı. Şimdi?</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupa-ve-eski-sol-dalganin-tamamen-cekilisi-80695</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa ve eski sol dalganın tamamen çekilişi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretimde-donusum-ve-girisimcilik-ekosistemi-turkiye-sanayii-icin-kritik-donem-80693</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üretimde dönüşüm ve girişimcilik ekosistemi: Türkiye sanayii için kritik dönem</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Özellikle otomotiv, ana metal ve kimya gibi sektörlerde faaliyet gösteren büyük şirketler; yapay zekâ, ileri malzemeler, enerji teknolojileri, karbon azaltımı ve döngüsel ekonomi alanlarında çalışan girişimlerle güçlü iş birlikleri geliştirebilir.</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası'nın (İSO) açıkladığı İSO 500 Büyük Sanayi Kuruluşu Araştırması'nın 2024 sonuçları, Türkiye sanayiinin içinde bulunduğu dönemi oldukça çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. Üretimden net satışlar üst üste üçüncü yılda da reel olarak gerilerken, faaliyet kârlılığı son on yıl ortalamasının yarısına kadar düştü. Finansman giderleri ise birçok şirket için faaliyet kârının önemli bölümünü eriten bir unsur haline geldi. Ancak bu verilerin ötesinde dikkatle incelenmesi gereken başka bir gösterge daha bulunuyor: Teknoloji yoğunluğu.</p>
<p>İSO 500 şirketlerinin 2024 yılında yarattığı katma değerin yüzde 34,6'sı düşük teknoloji yoğunluklu sektörlerden geldi. Üstelik bu oran bir önceki yıla göre 5,9 puan artmış durumda. Buna karşılık orta-yüksek ve yüksek teknoloji yoğunluklu sektörlerin payı yüzde 37,4 seviyesinden yüzde 34,1'e geriledi. Bu tablo yalnızca bir yıllık ekonomik dalgalanmanın sonucu olarak değerlendirilmemeli. Aksine, Türkiye'nin uzun süredir karşı karşıya olduğu yapısal dönüşüm ihtiyacının daha görünür hale geldiğini gösteriyor.</p>
<p>Türkiye son yirmi yılda üretim kapasitesini artırmayı ve ihracatını büyütmeyi başardı. Güçlü bir sanayi altyapısı oluşturdu, birçok sektörde bölgesel üretim merkezi haline geldi. Ancak küresel ekonomide rekabet avantajı artık yalnızca ölçek büyüklüğüyle belirlenmiyor. Katma değerli üretim, teknoloji geliştirme kapasitesi, veri kullanımı, fikri mülkiyet üretimi ve inovasyon ekosistemleri ülkelerin rekabet gücünü belirleyen temel unsurlar haline geliyor. Bu nedenle daha fazla üretmek kadar, daha yüksek değer üretmek de önem kazanıyor.</p>
<p>Bu noktada Ar-Ge yatırımları kritik bir gösterge olarak karşımıza çıkıyor. İSO verilerine göre Ar-Ge yapan şirket sayısının 2018 yılından bu yana yaklaşık 265 seviyesinde kalması dikkat çekici. Ar-Ge harcamalarının satışlara oranı 2024 yılında tarihi zirvesine ulaşmış olsa da yüzde 0,70 seviyesi halen gelişmiş ekonomilerin oldukça gerisinde bulunuyor. Bu durum, birçok şirketin dönüşüm ihtiyacının farkında olduğunu ancak bunu yeterince güçlü ve sistematik yatırımlara dönüştüremediğini gösteriyor.</p>
<p><strong>Verimlilik artışı artık tercih değil </strong><strong>zorunluluk haline geliyor</strong></p>
<p>Önümüzdeki dönemde sanayi şirketlerinin dijital dönüşümü bir teknoloji projesi olarak değil, doğrudan rekabet stratejisinin parçası olarak görmesi gerekiyor. Yapay zekâ destekli üretim sistemleri, endüstriyel nesnelerin interneti, dijital ikiz uygulamaları, ileri veri analitiği ve otomasyon çözümleri; verimlilik, kalite, maliyet ve enerji yönetimi alanlarında önemli avantajlar sunuyor. Özellikle küresel rekabetin yoğunlaştığı ve marjların daraldığı bir dönemde verimlilik artışı artık tercih değil zorunluluk haline geliyor.</p>
<p>Sanayinin dönüşümünde en kritik alanlardan biri de girişimcilik ekosistemiyle kurulacak ilişkiler olacaktır. Son yıllarda Türkiye'de girişim sermayesi yatırımları ve kurumsal girişim sermayesi fonları önemli ölçüde gelişti. Bugün yaklaşık 100 kurumsal girişim sermayesi fonu aktif olarak faaliyet gösteriyor ve startup yatırımlarının önemli bir kısmında kurumsal yatırımcılar yer alıyor. Ancak asıl ihtiyaç, bu yatırım faaliyetlerinin sanayinin dönüşümüne doğrudan katkı sağlayacak şekilde yapılandırılmasıdır.</p>
<p>Açık inovasyon yaklaşımı burada önemli bir araç olarak öne çıkıyor. Büyük şirketler yalnızca kendi AR-GE ekiplerinin geliştirdiği çözümlere odaklanmak yerine, üniversitelerden, araştırma merkezlerinden ve startup'lardan gelen yenilikçi teknolojileri de süreçlerine dahil edebiliyor. Bu yaklaşım şirketlerin inovasyon hızını artırırken, girişimlerin de ürünlerini gerçek pazar ihtiyaçlarıyla test etmelerine olanak sağlıyor.</p>
<p>Özellikle otomotiv, ana metal ve kimya gibi sektörlerde faaliyet gösteren büyük şirketler; yapay zekâ, ileri malzemeler, enerji teknolojileri, karbon azaltımı ve döngüsel ekonomi alanlarında çalışan girişimlerle güçlü iş birlikleri geliştirebilir. Hızlandırma programları, pilot projeler, teknoloji test süreçleri ve doğrudan startup yatırımları bu iş birliklerinin en etkili araçları arasında yer alıyor.</p>
<p><strong>Başarı, strateji belgelerinden çok </strong><strong>uygulama kapasitesine bağlı olacak</strong></p>
<p>Yeşil dönüşüm ise artık çevresel bir tercih değil, ekonomik bir zorunluluk haline gelmiş durumda. Avrupa Birliği'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması başta olmak üzere yeni düzenlemeler, ihracatçı şirketlerin karbon ayak izlerini azaltmalarını zorunlu kılıyor. İSO 500 şirketlerinin yaklaşık 96,6 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdiği düşünüldüğünde, bu dönüşümün önemi daha da net ortaya çıkıyor. Enerji verimliliği, yenilenebilir enerji yatırımları ve sürdürülebilir üretim uygulamaları hem maliyet avantajı sağlıyor hem de ihracat pazarlarında rekabet gücünü koruyor.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı tarafından açıklanan 2030 Sanayi ve Teknoloji Stratejisi'nin yüksek teknoloji, dijital ekonomi ve yeşil dönüşüm eksenlerinde şekillenmesi sektörün ihtiyaçlarıyla önemli ölçüde örtüşüyor. Ancak başarı, strateji belgelerinden çok uygulama kapasitesine bağlı olacak. Ar-Ge teşviklerinden açık inovasyon desteklerine, kurumsal girişim sermayesi düzenlemelerinden nitelikli iş gücü yatırımlarına kadar birçok alanda koordineli bir yaklaşım gerekiyor.</p>
<p>İSO 500 verileri çok açık bir mesaj veriyor: Reel satışlardaki gerileme ve düşük teknoloji yoğunluklu sektörlerin payındaki artış, mevcut üretim modelinin sınırlarına yaklaşıldığını gösteriyor. Türkiye sanayiinin geleceği daha fazla üretmekle birlikte, daha akıllı, daha teknolojik ve daha sürdürülebilir üretmekten geçiyor. Dijital dönüşüm, yeşil dönüşüm ve girişimcilik ekosistemiyle kurulacak güçlü iş birlikleri bu yolculuğun temelini oluşturacak. Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu şey ise bu dönüşümü hızlandıracak cesur ve kararlı adımları bugünden atabilmek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretimde-donusum-ve-girisimcilik-ekosistemi-turkiye-sanayii-icin-kritik-donem-80693</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üretimde dönüşüm ve girişimcilik ekosistemi: Türkiye sanayii için kritik dönem ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bilisim-538-milyara-ulasti-bilgi-teknolojileri-farki-acti-80692</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bilişim 53,8 milyara ulaştı, bilgi teknolojileri farkı açtı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YEMER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türkiye bilişim sektörü 2025 yılında güçlü büyümesini sürdürdü. TÜBİSAD tarafından Deloitte Türkiye iş birliğiyle hazırlanan Bilgi ve İletişim Teknolojileri Sektörü 2025 Pazar Verileri Raporu’na göre sektörün toplam büyüklüğü TL bazında 2,1 trilyon, dılar bazında ise 53,8 milyarlık hacme erişti. TÜBİSAD Bilgi ve İletişim Teknolojileri Sektörü 2025 Pazar Verileri Raporu lansmanı gerçekleştirildi. Lansmanda tapor ile ilgili verileri paylaşan Deloitte Türkiye Teknolojileri ve Dönüşüm Hizmetleri Lideri Hakan Göl, küresel bilgi ve iletişim teknolojileri sektörünün 2025 itibarıyla 5,5 trilyon doları aşan bir büyüklüğe ulaştığını söyledi. Sektörün geçen yıla göre yaklaşık yüzde 10,5 büyüdüğünü belirten Göl, büyümenin ana kaynağını bilgi teknolojilerinin oluşturduğunu ifade etti. Bilgi teknolojilerinde büyüme yüzde 13,3 seviyesinde gerçekleşirken, iletişim teknolojileri pazarının ise yaklaşık 1,8 trilyon dolar seviyesinde yatay seyrettiğini kaydetti. Küresel sektör büyüklüğünün gelecek yıl 6,3 trilyon dolara, 2030 yılında ise 8,7 trilyon dolara ulaşmasının beklendiğini aktaran Göl, bu büyümenin temel itici gücünü yine bilgi teknolojilerinin oluşturacağını vurguladı. Sektörde büyümeyi destekleyen unsurlar arasında yapay zeka altyapı yatırımları, işletme belleği çözümleri, kurumların üretken yapay zeka yatırımları ve operasyonel verimlilik sağlayan otomasyon teknolojilerinin bulunduğunu belirten Göl, büyümenin önündeki riskler arasında ise yatırımların sürdürülebilirliği, gelir yaratma kapasitesi, teknopolitik ve jeopolitik gelişmeler ile kur dalgalanmalarının yer aldığını ifade etti.</p>
<h2>Türkiye pazarı yüzde 47 büyüdü </h2>
<p>Türkiye verilerini de paylaşan Göl, geçen yıl 37,6 milyar dolar olarak hesaplanan bilgi ve iletişim teknolojileri pazarının 2025 yılında 53,8 milyar dolara yükseldiğini açıkladı. Böylece sektör dolar bazında yüzde 47 büyüme kaydetti. Yeni dahil edilen şirketler hariç tutulduğunda ise büyüme oranının yüzde 33 seviyesinde gerçekleştiğini belirtti. TL bazında sektör büyüklüğünün yüzde 77 nominal büyümeyle 2,1 trilyon TL’ye ulaştığını ifade eden Göl, son 5 yılda sektörün nominal bazda yıllık ortalama yüzde 68 büyüdüğünü, dolar bazında ise yıllık bileşik büyümenin yüzde 16 olduğunu kaydetti. Enflasyondan arındırılmış reel büyümenin ise son beş yılda yüzde 11- 12 bandında gerçekleştiğini dile getirdi.</p>
<h2>İletişim teknolojilerini geçti </h2>
<p>Sektörün alt kırılımlarına ilişkin bilgi veren Göl, pazarın yaklaşık yüzde 59’unun bilgi teknolojilerinden, yaklaşık 900 milyar TL’sinin ise iletişim teknolojilerinden oluştuğunu söyledi. Bilgi teknolojilerinin ilk kez 2022-2023 döneminde iletişim teknolojilerini geçtiğini hatırlatan Göl, bu eğilimin devam ettiğini ve iki alan arasındaki farkın açıldığını ifade etti.</p>
<h2>Yazılım liderliğini güçlendirdi </h2>
<p>Bilgi teknolojileri tarafında en büyük payın yazılımda olduğunu belirten Göl, yazılım pazarının 761 milyar TL’ye ulaşırken yıllık yüzde 124 büyüme kaydettiğini açıkladı. Donanımın 293 milyar TL’lik hacimle yüzde 27 büyüdüğünü, hizmet segmentinin ise 207-208 milyar TL seviyesine ulaşarak yüzde 183 büyüme gösterdiğini ifade etti. İletişim teknolojilerinde elektronik haberleşmenin 620 milyar TL büyüklüğe ve yüzde 112 büyüme oranına ulaştığını kaydeden Göl, iletişim donanımının ise 247 milyar TL hacimle yüzde 9 büyüdüğünü söyledi.</p>
<h2>Teknokentler büyümenin merkezinde </h2>
<p>Teknoloji geliştirme bölgelerinin sektör büyümesindeki önemine dikkat çeken Göl, teknokent sayısının yüzde 9, şirket sayısının yüzde 12, çalışan sayısının ise yüzde 10 arttığını belirtti. Teknokentlerin toplam cirosunun bir yılda iki katına çıkarak 371 milyardan 738 milyar TL’ye yükseldiğini söyleyen Göl, ihracatın da 98 milyardan 172 milyar TL’ye ulaştığını ifade etti. Şirket başına ciroda yüzde 77, çalışan başına ciroda yüzde 80 ve teknokent başına ihracatta yüzde 60 büyüme gerçekleştiğini belirten Göl, teknokentlerin toplam sektör cirosundaki payının yüzde 34,7’ye yükseldiğini kaydetti. Sektör ihracatının geçen yıl yüzde 76 artarak 196 milyar TL’ye ulaştığını belirten Göl, bunun 178 milyarının yazılım ihracatından geldiğini söyledi. İstihdam tarafında ise sektörün 2025 yılında 289 bin kişiye ulaştığını belirten Göl, bunun geçen yıla göre yüzde 17’lik artış anlamına geldiğini söyledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">TOMBALAK: SORUNUMUZ ÖLÇEK EKSİKLİĞİ</span></h2>
<p>TÜBİSAD Başkanı Mehmet Ali Tombalak, Türkiye bilişim sektörünün son 12 yılda önemli bir dönüşüm geçirdiğini ancak küresel pazardaki payının halen yüzde 1’in altında kaldığını söyledi. İlk sektör raporunun yayımlandığı 2013 yılında pazar büyüklüğünün 32 milyar dolar olduğunu hatırlatan Tombalak, “Bugün geldiğimiz noktada sektörün yapısı tamamen değişti. İletişim teknolojileri ağırlıklı bir pazardan, bilgi teknolojileriyle büyüyen bir sektöre dönüştük. Donanım pazarı da 2 milyar dolardan 20 milyar dolara çıktı” dedi. Türkiye’nin teknoloji, insan kaynağı ve yetkinlik açısından önemli avantajlara sahip olduğunu vurgulayan Tombalak, asıl sorunun ölçek eksikliği olduğunu belirterek, “Ekonomide dünyanın önde gelen ülkeleri arasındayız ancak teknoloji pazarından aldığımız pay yüzde 1’in altında. Daha fazla marka şirket çıkarmak ve ölçekli yapılar oluşturmak zorundayız” diye konuştu. Tombalak, “ABD, Çin ve Polonya ölçek avantajını kullanıyor. Polonya tek başına 14,5 milyar dolar teknoloji ihracatı gerçekleştiriyor. Yeni dünya birlikte büyüyebilen, sermaye yaratabilen ve ekosistem kurabilenlerin dünyasıdır. Bugün teknoloji pazarı büyüklüğünde dünyada 20’nci sıradayız. Bölgenin potansiyelini kullanabilirsek dünyanın ilk 10 teknoloji pazarı arasına girebiliriz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bilisim-538-milyara-ulasti-bilgi-teknolojileri-farki-acti-80692</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/3/1280x720/dolar-dollar-1770612910.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜBİSAD’ın 2025 Pazar Verileri Raporu’na göre Türkiye bilişim sektörü geçen yıl dolar bazında yüzde 47 büyüyerek 53,8 milyar dolara ulaştı. Bilgi teknolojileri, toplam pazarın yüzde 59’unu oluşturarak iletişim teknolojileriyle arasındaki farkı açarken, yazılım tarafındaki güçlü büyüme sektörün dönüşümünü hızlandırdı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/15-haziran-sonrasi-msci-endekslerinde-hangi-hisseler-riskte-80691</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> 15 Haziran sonrası MSCI endekslerinde hangi hisseler riskte?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Borsa İstanbul’da işlem gören şirketlerin fiili dolaşım oranı hesaplama yönteminde değişiklik yaptı. Bu adım ilk bakışta teknik bir düzenleme gibi görünse de, özellikle MSCI (Morgan Stanley Capital International) Türkiye ve MSCI Türkiye Small Cap endeksleri açısından önemli sonuçlar doğurabilir.</p>
<p>15 Haziran’da yürürlüğe girecek değişiklikle birlikte, hakim ortakların veya kontrol gücüne sahip yatırımcıların fonlar üzerinden dolaylı olarak tuttukları paylar da fiili dolaşım hesabından çıkarılacak. Bu nedenle bazı şirketlerde serbest dolaşım oranlarının aşağı yönlü güncellenmesi bekleniyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a279d949daa7-1780981140.png" alt="" width="439" height="180" />
<figcaption><strong>SPK'nın, fiili dolaşım oranı hesaplama yönteminde yaptığı değişiklikten MSCI Türkiye Small Cap Endeksi daha fazla etkilenebilir.</strong></figcaption>
</figure>
<p>MSCI tarafında kritik nokta, endeks hesaplamalarında toplam piyasa değerinden çok serbest dolaşıma göre düzeltilmiş piyasa değerinin esas alınması. Bu nedenle fiili dolaşım oranındaki düşüş bazı hisselerin endeks ağırlığını azaltabileceği gibi, eşik seviyelere yakın şirketler için endeksten çıkarılma riskini de artırabilir. Son dönemde MSCI’ın Endonezya’da (MSCI Indonesia) yaptığı fiili dolaşım revizyonları da bunu gösterdi.</p>
<p>Özellikle MSCI Türkiye Small Cap Endeksi bu değişiklikten daha fazla etkilenebilir. Small Cap tarafında yer alan birçok şirket için birkaç puanlık fiili dolaşım değişimi bile minimum serbest dolaşım piyasa değeri kriterleri açısından belirleyici olabiliyor. Bu nedenle sınırda bulunan hisseler yakından izlenmeli.</p>
<p>Diğer taraftan son dönemde piyasa değerini artıran ve serbest dolaşım yapısında belirgin bozulma olmayan şirketler için ise fırsat penceresi de açılabilir. Bir hisse için endekse giriş artan, çıkış ise azalan yabancı yatırımcı ilgisi anlamına geliyor.</p>
<p>MSCI’ın bir sonraki gözden geçirme döneminde yalnızca piyasa değeri değil, yeni düzenleme sonrası oluşacak güncel serbest dolaşım verileri de belirleyici olacak.</p>
<p>Bu nedenle yatırımcıların MSCI Türkiye ve MSCI Türkiye Small Cap endekslerine aday hisseleri yakından takip etmesinde fayda var. Yeni hesaplamayla birlikte bazı şirketlerin endeks ağırlıkları azalırken, bazı şirketlerin endekse girme ihtimali güçlenebilir.</p>
<p>Özellikle serbest dolaşım oranı düşük, ortaklık yapısı yoğun ve MSCI kriterlerine yakın seviyelerde bulunan hisseler için önümüzdeki dönem her zamankinden daha kritik görünüyor. Sonuç olarak SPK’nın yeni düzenlemesi, MSCI endekslerinde taşları yerinden oynatabilecek potansiyele sahip.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/15-haziran-sonrasi-msci-endekslerinde-hangi-hisseler-riskte-80691</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 15 Haziran sonrası MSCI endekslerinde hangi hisseler riskte? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ecb-sigorta-faizine-hazirlaniyor-80690</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> ECB, &#039;sigorta faizi&#039;ne hazırlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a279c02ef239-1780980738.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanan gerilim, yükselen petrol fiyatları ve yeniden hız kazanan tüketici fiyatları, Avrupa’daki politika yapıcıları faiz silahına yöneltiyor. Perşembe günü yapılacak toplantıda Avrupa Merkez Bankası'nın (ECB) 'sigorta' amaçlı bir faiz artırımına hazırlandığı belirtiliyor. Bankanın, politika faizini 25 baz puan artışla mevcut yüzde 2.15 seviyesinden yüzde 2,40'a çıkarması bekleniyor. Piyasalar bu ihtimali yüzde 95 oranında fiyatlıyor. Mayıs ayında Euro Bölgesi enflasyonu yüzde 3,2'ye yükselerek Eylül 2023'ten bu yana en yüksek seviyesine çıktı. Daha da önemlisi, enerji ve gıda gibi oynak kalemlerin dışarıda bırakıldığı çekirdek enflasyon yüzde 2,5'e yükselirken hizmet enflasyonu yüzde 3,5 seviyesine ulaştı. Bu tablo, fiyat baskılarının enerji sektörünün dışına taşmaya başladığına işaret ediyor.</p>
<h2>Savaş uzarsa enflasyon sarmalı büyür </h2>
<p>ECB açısından en büyük risk, enerji fiyatlarındaki yükselişin ekonominin geneline yayılması. Şimdilik fiyat baskıları büyük ölçüde petrol ve doğal gaz kaynaklı görünse de üretici maliyetleri yükseliyor, şirketlerin satış fiyatı beklentileri güçleniyor ve tüketicilerin enflasyon algısı bozuluyor. Savaşın uzaması halinde ulaşım, gıda ve sanayi maliyetleri üzerinden yeni bir fiyat sarmalının oluşması ihtimali giderek artıyor.</p>
<p>Aynı zamanda ekonomik büyümede belirgin bir yavaşlama sinyali de bulunuyor. Mayıs ayı PMI verileri üretimde ivme kaybına, yeni siparişlerde zayıflamaya ve şirketlerin işe alımlarda daha temkinli davranmaya başladığına işaret etti. Bu nedenle Euro Bölgesi ekonomisi klasik bir stagflasyon riskiyle karşı karşıya bulunuyor; yani yavaş büyüme ile yüksek enflasyon aynı anda görülüyor.</p>
<h2>Büyümeye baskı yapma endişesi de var </h2>
<p>Ekonomistler, ECB'nin tam da bu nedenle Perşembe günkü toplantıda son derece dikkatli bir dil kullanmasını bekliyor. Banka bir yandan enflasyonla mücadelede kararlılık mesajı vermek isterken diğer yandan ekonomiyi gereğinden fazla baskılayacak agresif bir sıkılaşma sinyali vermekten kaçınacak.</p>
<h2>Piyasalar şahin mesaj bekliyor </h2>
<p>Financial Times'a konuşan ekonomistler, son enflasyon rakamlarının çeyrek puanlık faiz artışını fazlasıyla haklı çıkardığını belirtiyor. Özellikle çekirdek enflasyondaki yükseliş ve hizmet sektöründeki fiyat baskıları, ECB'nin bekle-gör politikasını sürdürmesini zorlaştırıyor.</p>
<p>Bu nedenle yatırımcılar yalnızca faiz kararını değil, Başkan Christine Lagarde'ın basın toplantısında kullanacağı ifadeleri de yakından izleyecek. Lagarde'ın enerji kaynaklı fiyat baskılarının geçici olup olmadığına ilişkin değerlendirmeleri, eurodan tahvillere kadar tüm Avrupa varlıklarının yönünü belirleyebilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Euro için yeni hikâye</span></h2>
<p>ING'ye göre ECB'nin şahin kalması euroyu destekleyebilir. Özellikle Hürmüz Boğazı'ndaki gerilimin azalması ve enerji fiyatlarının dengelenmesi halinde EUR/USD paritesinin yaz aylarında yeniden 1,18 seviyesine yönelmesi mümkün görülüyor. ECB'nin faiz artırımı, euro için kısa vadeli bir destek zemini oluşturabilir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ecb-sigorta-faizine-hazirlaniyor-80690</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/0/1280x720/ecb-1780980955.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta Doğu&#039;daki savaşın enerji fiyatlarını yukarı taşıması ve Euro Bölgesi&#039;nde enflasyonun yeniden yüzde 3&#039;ün üzerine çıkması Avrupa Merkez Bankası&#039;nı köşeye sıkıştırdı. Piyasalar Perşembe günü 25 baz puanlık faiz artışını yüzde 95 olasılıkla fiyatlıyor. ECB&#039;nin bundan sonraki yol haritası da merak ediliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-25-hissede-satis-yaparken-5-hissede-neden-alim-tarafindaydi-80689</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı 25 hissede satış yaparken, 5 hissede neden alım tarafındaydı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçtiğimiz hafta yabancılar BIST 30’daki 25 hissede satış yaparken beşinde paylarını artırdı. Sasa ve Akbank’taki satışlar dikkat çekiyor. Satıcılı piyasada sınırlı da olsa 5 hissede alım yapılması, yabancının satış dalgasını iskontolu bir alışverişe dönüştürdüğünü işaret ediyor.</p>
<p>Piyasada satışların ağırlık bulduğu zamanlarda karamsarlık üst seviyelere çıkar. 26 Mayıs ile 5 Haziran arasındaki takas verileri yabancının BIST 30 Endeksinde ağırlıklı olarak satış yaptığını ve sadece 5 hissede alım yaptığını söylüyor. Önceki hafta 7 puanı aşan Sasa’daki satışları geçen hafta azalsa da sürdü. Akbank’ta ise artarak devam etti. Türk Altın, Petkim ve Kardemir’de ise sınırlı da olsa paylarını artırmaları fırsatların değerlendirildiğini gösteriyor. Sadece işlemlerin genel yönüne bakıp ezberden işlem yapmak, sonrasında büyük oyuncuların pozisyon aldığı o hisselerin arkasından bakmaya yol açabilir.</p>
<h2>Yabancının sattığı hisseler</h2>
<p>Sasa’da yabancı satışı sürüyor. Önceki hafta 7,35 puanlık güçlü satışın ardından geçtiğimiz hafta da 2,38’lik işlemle paylarını %14,42’ye indirdiler. Hissenin fiyatı 3,5 yılı aşkın süredir düşüyor. Arada gözlenen yukarı ataklar, sonrasında yerini satışlara bırakıyor. Şirket ilk çeyrekte gelirini %36 büyütürken dönem sonu kârını %7 düşürdü.</p>
<p>Önceki hafta Akbank’ta 1,15 puanlık satış yapan yabancı fonlar, geçtiğimiz hafta hızlarını artırdılar ve 2,84 puanlık satışta bulundular. Hissede yabancı payı %49,83 seviyesine geriledi. Geçtiğimiz şubatta en yüksek 90,60 TL’yi test eden fiyat, sonrasında arada yukarı sert ataklar olsa da düşüşten kurtulamadı. İlk çeyrekte gelir ve kârındaki artış öne çıkıyor.</p>
<h2>En fazla aldıkları hisse</h2>
<p>Yabancılar geçtiğimiz hafta en fazla 0,68 puanla Türk Altın hissesinden alarak paylarını %30,15’e çıkardılar. Önceki dönemlerde satış tarafında duran yabancı fonların alıma dönmesi önemli. Hissenin fiyatı ise nisandan bu yana tabanda yatay ancak dalgalı bir seyir izliyor. Şirket yılın ilk çeyreğinde gelirini %61 büyütürken dönem sonu kârı %143 arttı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a279b8322d20-1780980611.png" alt="" width="900" height="479" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP’E SOR</span></h2>
<p><strong>LİKİT Mİ, LİKİT OLMAYAN MI?</strong></p>
<p><strong>Likit</strong>; acil erişim, şeffaf fiyatlama, esneklik, hızlı elden çıkarma, krizden kaçış. Düşük getiri ve beklenti, hızlı tüketim, enflasyon riski.</p>
<p><strong>Likit olmayan</strong>; ek getiri, zorunlu disiplin, zihin konforu, enflasyon kalkanı, birikim. Nakit sorunu, belirsizlik, elden çıkarma zorluğu, masraf yükü.</p>
<p><strong>Kira geliri elde etmek amacıyla Kartal’da üç taşınmaz satın aldı. Alımlar %33 iskontolu</strong></p>
<p>Avrupakent GYO’nun Kartal’da aldığı dükkanlardan ne kadar kira geliri bekliyor? ● Kenan Turan</p>
<p>Kenan, Avrupakent GYO Kartal’da üç ticari nitelikte ünite aldığını belirtirken değerleme raporuna göre 133,8 milyon TL olan taşınmazları yaklaşık %33 iskontoyla 90 milyon TL’ye satın aldı. Kira geliri elde edilmesi amacıyla alındığı belirtilen taşınmazlardan ne kadar gelir sağlayabileceğine dair bir bilgi paylaşımı olmamakla birlikte daha satın alma aşamasında avantajlı bir yatırım yapıldığı anlaşılıyor. Geçtiğimiz yıl gelir ve kârını düşüren firma, açıkladığı üç aylık mali tablolarında ise gelirini %22 artırırken dönem sonu net kârı %46 geriledi.</p>
<p><strong>Hakim ortağı değişen firma daha verimli olabilmek adına yatırım holdingine dönüşüyor</strong></p>
<p>Burçelik Vana’nın holdingleşmeye gitmesi firmaya ne gibi bir avantaj sağlayacak? ● Metin Doğan</p>
<p>Metin, Ana ortağı değişen Burçelik Vana, aynı zamanda GMS Yatırım Holding ile birleşerek yatırım holdingi statüsüne geçiyor. Yapısal dönüşümün temel amacı, şirkette daha etkin bir yönetim modeli kurarak operasyonel verimliliği artırabilmek. Açıklamaya göre süreç; uzun vadeli stratejik hedefler doğrultusunda maliyetleri optimize etmeyi ve sürdürülebilir büyümeyi desteklemeyi amaçlıyor. Bu çerçevede ilk olarak maliyetleri kısma adına çalışan sayısını azaltma yoluna gitti. 27 olan personeli sayısını 19’a düşürürken daha esnek bir yapıya yöneliyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>GNS fonu borsadaki enerji hisselerine odaklanarak yıllık %60 kazandırdı</strong></p>
<p>Garanti Portföy’ün yönetimindeki Enerji Şirketleri Hisse Senedi (TL) Fonu (GNS), Şubat 2025’ten bu yana işlem görüyor. Fiyatı ara ara yukarı ataklar yaparken sonrasında uzun süren yatay hareketiyle dikkat çekmekte. Geçtiğimiz ay en yüksek 1,66 TL seviyesine yaklaştı ve şimdilerde ise gerisinde duruyor. Büyüklüğü ocaktan bu yana yükselen fonun hacmi 82,6 milyon TL seviyesinde bulunuyor. Enstrümanın yatırımcı sayısı kademeli olarak artıyor; ocakta 1.140 olan sayı şimdilerde 1.577 kişiye geldi. GNS’nin temel stratejisi, borsadaki elektrik endeksi kapsamındaki şirketlere yatırım yapmak üzerine kurulu. Portföyünün %94,49’u hisse senedi ve %5,11’i Takasbank para piyasası araçlarında değerleniyor. ENJSA, AKSEN, ENERY, CWENE ve ODAS en fazla bulundurduğu hisseler. Son bir yılda %59,85 yükseliş kaydetti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Lider Faktoring, piyasadan TLREF + %4 faizle 150 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Lider Faktoring, nitelikli yatırımcılara yönelik 05.06.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 150.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%4 olarak belirlendi. 182 gün vadeli bono, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 2 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 04.12.2026 olarak açıklandı. 5 Haziran itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,99 seviyesinde bulunuyor. Lider Faktoring’in verdiği %4 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFLDFKA2614 kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞIRET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a279bb85199a-1780980664.png" alt="" width="978" height="237" /></strong><strong>TÜRK İLAÇ</strong></p>
<p>Haciz baskısı yaşamadan borçlarını yapılandırmak için 3 aylık geçici mühlet aldı<br />Türk İlaç, krediye ulaşmada yaşadığı zorluklar, yüksek finansman maliyetleri ve nakit akışındaki bozulmalar nedeniyle Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’ne yaptığı başvuru sonucunda 3 aylık geçici konkordato mühleti aldı. Geciken kredi ödemeleri ve karşılıksız çekler nedeniyle üretim bütünlüğünün zarar görmemesi ve kamu hizmetinin aksamaması amacıyla bu yola başvurduğunu belirtti. Şirket süreç içerisinde bankalar ve alacaklılarla borç yapılandırma görüşmelerine geçerek bir program oluşturacak. Konkordato mali sıkıntıya giren firmaları haciz riskine karşı korumakta.</p>
<p><strong>GSD HOLDİNG</strong></p>
<p><strong>Bağlı iştiraki üzerinden filoyu büyütüyor. Japonya’da kuru yük gemisi inşa edecek</strong></p>
<p>GSD Holding, Malta merkezli bağlı ortaklığı GSD 4 Limited’in, 64.200 DWT taşıma kapasiteli bir ultramax kuru yük gemisinin satın alımı için sözleşme imzaladı. Japonya’da inşa edilecek olan geminin 2029 yılında teslim alınacağı, ayrıca ek bir alım için de niyet mektubu imzalandığını belirtti. Şirket, denizcilik filosunun yaş ortalamasını gençleştirirken taşıma kapasitesini büyütme yoluna gidiyor. Denizcilik sektöründe kapasiteyi artırmak ve modern filolara sahip olmak uluslararası rekabetin ön koşuludur. İnşa edilen yeni ve yüksek tonajlı gemiler geliri destekleyecek.</p>
<p><strong>BORUSAN BORU</strong></p>
<p><strong>Bağlı ortaklığı vasıtasıyla ABD pazarında 742 milyon dolarlık siparişe imza attı</strong></p>
<p>Borusan Boru, ABD’de faaliyet gösteren %100 bağlı ortaklığı Borusan Berg Pipe üzerinden yaklaşık 742 milyon dolar tutarında yeni bir sipariş aldı. Büyük çaplı hat borularından oluşan hacimli siparişin ağırlıklı bölümünün 2027 yılında, kalan kısmının ise 2028 yılı ilk çeyreğinde üretilecek. Tutar 2025 yılındaki gelirinin %47,74’üne denk geliyor. Firma, en büyük bağlantılarından birine imza atarken kapasite doluluk oranını şimdiden güvence altına almış oldu. Bir şirketin üretim takvimini iki yıl sonrasına kadar büyük rakamlarla doldurması finansal bir başarı olarak görülmeli.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Albaraka Türk nisandan bu yana satış baskısı altında. Fonların payı ise yükseldi</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a279b491b8cd-1780980553.png" alt="" width="290" height="236" /></strong>Albaraka Türk’te fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %19,12 ile toplamda 14,90 milyon lot artarak 92,79 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 66’dan 64’e indi. KPC fonu 7 milyon lotla en fazla alımı yaparken, YHK ve YHB birer milyon lotla en çok satışı gerçekleştiren fonlar oldu. Hisse için bugüne kadar 10 aracı kurum öneride bulunurken sadece bir kurum model portföyüne aldı. En yüksek öneriyi Oyak Yatırım 13,85 TL ile verdi. En düşük öneri 10,50 TL ile Ak Yatırım’dan geldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-25-hissede-satis-yaparken-5-hissede-neden-alim-tarafindaydi-80689</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı 25 hissede satış yaparken, 5 hissede neden alım tarafındaydı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstilde-78-milyar-dolarlik-donusum-80688</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tekstilde 78 milyar dolarlık dönüşüm!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Türk tekstil ve hazır giyim sektörü son yıllarda yüksek maliyetler, daralan talep ve finansman baskısı nedeniyle zorlu bir dönemden geçerken, sektörün geleceğine ilişkin yeni yol haritası Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) tarafından açıklandı. “Yeşil Mutabakat Stratejisi” raporuna göre yüzde 60’a yakın pay ile sektörün en büyük pazarı olan Avrupa Birliği’nin devreye aldığı yeni düzenlemeler, sektörde oyunun kurallarını yeniden yazıyor. Rapor, sürdürülebilirliği artık bir çevre politikası değil, ihracat yapabilmenin temel şartı olarak tanımlıyor.</p>
<p>Rapora göre Türk tekstil ve hazır giyim sektörü son 15 yılda toplam 78,17 milyar dolarlık yatırım gerçekleştirdi. Bu yatırımın 22,1 milyar doları makine ve teçhizata, 23 milyar doları bina yatırımlarına yönlendirildi. TGSD, bu rakamların Türkiye’nin üretim altyapısının Avrupa’nın en güçlü tedarik merkezlerinden biri olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Ancak raporda dikkat çekilen en önemli nokta, sektörün artık kapasite artırmak için değil, mevcut varlığını koruyabilmek için dönüşmek zorunda olduğu... 2024 yılında sektörün net kar marjının yüzde 0,85’e kadar gerilediği, faaliyet karlılığının ise yüzde 5,99 seviyesinde kaldığı belirtiliyor. Aynı dönemde net karda yaklaşık yüzde 73'lük erime yaşandığına dikkat çekiliyor.</p>
<h2>AB’den yeni kurallar geliyor </h2>
<p>Raporda Avrupa Birliği’nin yürürlüğe koyduğu düzenlemelerin sektörü doğrudan etkileyeceği belirtiliyor. Bunların arasında Ekotasarım Regülasyonu (ESPR), Dijital Ürün Pasaportu (DPP) ve Kurumsal Sürdürülebilirlik Özen Yükümlülüğü Direktifi (CSDDD) gibi birçok düzenleme yer alıyor. Yeni dönemde Avrupa’ya satılan her ürün için yalnızca fiyat ve kalite yeterli olmayacak. Ürünün hangi hammaddeden üretildiği, karbon ayak izi, kullanılan kimyasallar, geri dönüştürülebilirlik oranı ve tedarik zinciri verileri de dijital ortamda paylaşılmak zorunda olacak. Raporda, Avrupa’nın artık “ürün değil veri ithal ettiği” vurgulanıyor. TGSD’ye göre Türk üreticiler arasında yaygın olan “AB düzenlemeleri bizi kapsamıyor” yaklaşımı büyük risk taşıyor. Rapor, Avrupa’daki markaların yasal sorumluluklarını sözleşmeler yoluyla tüm tedarik zincirine aktardığını ve Türkiye’deki üreticilerin de fiilen bu yükümlülüklerin parçası haline geldiğini belirtiyor. Bu nedenle yalnızca Avrupa’daki markalar değil, onların tedarikçisi konumundaki Türk üreticiler de insan hakları, çevresel uyum, karbon verileri ve sosyal uygunluk konularında denetlenebilir hale gelmek zorunda kalacak.</p>
<p>Rapor ABD pazarını da mercek altına alıyor. ABD’de son dönemde artan zorla çalıştırma denetimleri ve “greenwashing” davaları nedeniyle şeffaflık ve izlenebilirlik taleplerinin hızla yükseldiği belirtiliyor. Bu nedenle Avrupa ve ABD pazarlarının ortak noktası olarak “kanıtlanabilir veri” olarak öne çıkıyor.</p>
<h2>Tekstil atığından 1 milyar dolar! </h2>
<p>Türkiye’de yıllık yaklaşık 708 bin ton tekstil atığı oluştuğu belirtilirken, bu atığın elyafa dönüştürülmesiyle yaklaşık 1 milyar dolarlık ekonomik değer yaratıldığı hesaplanıyor. Ancak mevcut mevzuat nedeniyle tüketici sonrası tekstil atıklarının geri dönüşümünde önemli engeller bulunduğu, bu nedenle Avrupa ile rekabette yapısal dezavantaj oluştuğu ifade ediliyor. TGSD’nin yol haritasına göre sektörün dönüşümü üç aşamada gerçekleşecek. İlk aşamada 2026-2027 döneminde karbon ölçümü, Dijital Ürün Pasaportu ve tedarik zinciri uyumu çalışmalarına odaklanılacak. İkinci aşamada 2028-2030 yılları arasında döngüsel ekonomi entegrasyonu hızlandırılacak. Nihai hedef ise 2030 sonrasında Türkiye’nin Avrupa’nın en güvenilir, en şeffaf ve en sürdürülebilir tekstil ve hazır giyim tedarik merkezi haline gelmesi. Raporda özetle, sürdürülebilirliğin artık bir tercih değil “varlık sebebi” olduğu belirtilirken, ilk uyumu sağlayan ülkelerin ve şirketlerin yeni dönemin kazananları olacağı vurgulanıyor. Raporda “Amacımız sadece daha fazla üretmek değil; Türkiye'yi Avrupa'nın en güvenilir, en şeffaf ve en sürdürülebilir tedarik üssü haline getirmektir. 'Made in Türkiye' etiketi, artık sadece bir menşei belirtesi değil; kalitenin, hızın, şeffaf verinin ve doğaya saygının değişmez garantisidir” ifadelerine yer veriliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">TEKSTİL VE HAZIR GİYİM SEKTÖRÜ</span></h2>
<p>▶ Son 15 yılda yapılan toplam yatırım: 78,17 milyar dolar<br />▶ Makine teçhizat yatırımı: 42,2 milyar dolar<br />▶ Bina yatırımı: 23,8 milyar dolar<br />▶ 2024 yılı net kar marjı: 0,85<br />▶ Faaliyet karlılığı: yüzde 5,99<br />▶ Net karda yüzde 73 erime</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstilde-78-milyar-dolarlik-donusum-80688</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/7/1280x720/tekstil-1758467608.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TGSD&#039;nin “Yeşil Mutabakat Stratejisi” raporuna göre, tekstil ve hazır giyim sektörü son 15 yılda toplam 78,17 milyar dolarlık yatırım gerçekleştirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/emlak-vergilerindeki-fahis-artislar-80686</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Emlak vergilerindeki fahiş artışlar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Emlak vergisindeki yüksek artış, vergi ödemeye giden pek çok kişi için sürpriz olmuştur. Üstelik birçok mükellef, sınırın aşılması nedeniyle önümüzdeki yıl değerli konutlar vergisi ödemek durumunda kalmıştır. Bu da vergiden yakınanların bir kısmı için ilave bir sürpriz olmuştur.</strong></p>
<p>Hatırlanacağı üzere geçen yıl, emlak vergisi matrahının belirlenmesine esas arsa ve arazi değerlerinin takdirlerine ilişkin komisyon kararları üzerine yoğun itirazlar yükselmiş, takdir komisyonlarının afaki değerler belirlediği savunulmuş ve bu iddialarla binlerce dava açılmıştı.</p>
<p>Bunun üzerine kanun koyucu konuya el atarak, Emlak Vergisi Kanunu'nun, geçmişte bu konuda yaşanmış tartışmaları çözmek üzere 7061 sayılı Kanun'la eklenmiş geçici 23. maddesini, 7566 sayılı Kanun'la değiştirerek konuya bir çözüm getirmeye çalışmıştır.</p>
<p>Ancak 7061 sayılı Kanun'la 2018 genel beyan dönemi için getirilen önceki çözüm ile 7566 sayılı Kanun'la içinde bulunduğumuz dönem için getirilen çözüm, adaletsizliklere yol açacak derecede farklı şekilde oluşturulmuştur.</p>
<p>Önceki 7061 sayılı Kanun, uygulanmakta olan arsa ve arazi metrekare birim değerlerinin gelecek dönemler için en fazla yüzde 50 artırımlı olarak uygulanabileceğini öngörmüştü. Ancak 7566 sayılı Kanun'la getirilen düzenleme, arsa ve arazi metrekare birim değerleri ile hiç ilgilenmeksizin 2026 yılında alınacak emlak vergisinin tutarına yönelmiş ve 2026 yılının emlak vergisi tutarının, 2025 yılında alınan vergi tutarının iki kat fazlasını aşamayacağını hükme bağlamıştır.</p>
<p><strong>Artış sınırı mı, üç kat vergi mi?</strong></p>
<p>Görüldüğü gibi burada bir kelime oyunu yapılmış, “üç kat” denilmek yerine “iki kat fazlası” denilerek artış oranı dikkatlerden kaçırılmaya çalışılmıştır. Nihayetinde iki kat fazlası ve bir kat da kendisi olmak üzere toplam üç kat etmektedir. Nitekim belediyeler de böyle anlamış ve ortaya çok fahiş vergiler çıkmıştır. Çünkü hiç kimsenin taşınmazının değeri bir yılda yüzde 300 artmamıştır.</p>
<p>Bu arada vergi yargısı da arsa ve arazi metrekare birim değerlerine karşı açılan davaları, gelen iş yükü artışını, sokaklarda ve arazilerde bilirkişi incelemesi ile keşif yapılmasının getireceği yoğunluğu dikkate alarak, 7566 sayılı Kanun'la artışa zaten sınır çizildiği gerekçesiyle reddetmiş; istinaf mahkemeleri de bu kararları onamıştır.</p>
<p>Yargı, konuyu incelemeksizin kapatmıştır. Oysa açılan davalar emlak vergisi tutarlarına karşı değil, arsa ve arazi metrekare birim değerlerine karşıydı. Kanun ise bu değerleri değil, vergi artışını düzenliyordu. Vergi yargısı burada görevini yapıp belirlenen arsa ve arazi metrekare birim değerlerinin hukuksal denetimini gerçekleştirseydi, belki de artışlar daha düşük seviyelerde kalacaktı.</p>
<p><strong>Vergi adaleti ve çözüm önerisi</strong></p>
<p>Emlak vergisi, yüksek oranlı bir tür servet vergisidir. Ancak bunun yalnızca yüklü servet sahiplerini, çok sayıda taşınmazı olanları veya çok yüksek kira geliri elde edenleri vergilendirdiği düşünülmemelidir. Zar zor ev sahibi olmuş, kredi kullanarak veya borçlanarak taksitle başını sokacak bir eve sahip olmuş ya da ev alacak gücü olmayıp babadan kalma bir eve sığınmış emekli ailelerin taşınmazları da bu kapsamda yer almaktadır.</p>
<p>Geçen seneye göre bu derece yüksek artış, vergi ödemeye giden pek çok kişi için sürpriz olmuştur. Üstelik birçok mükellef, sınırın aşılması nedeniyle önümüzdeki yıl değerli konutlar vergisi ödemek durumunda kalmıştır. Bu da vergiden yakınanların bir kısmı için ilave bir sürpriz olmuştur.</p>
<p>Vergiden şikâyet edenlerin ve bu konuda bana ulaşan yakınmaların sayısı azımsanmayacak düzeydedir.</p>
<p>Bu şikâyetler gelecek yıl geometrik dizi şeklinde artacaktır. Çünkü 7566 sayılı Kanun öncesinde emlak vergisi, izleyen yıllarda yeniden değerleme oranının yarısı kadar artarken, artık her yıl yeniden değerleme oranı kadar artacaktır.</p>
<p>Bu durumu kabaca bir örnekle açıklamak gerekirse; 2025 yılında 20 bin lira emlak vergisi ödeyen emekli bir mükellef, 2026 yılında 60 bin lira vergi ödemek durumunda kalmıştır. Taşınmazdan elde ettiği bir servet geliri gerçekleşmemiş, gelirlerinde de bu ölçüde bir artış olmamış olsa bile bu vergiyi ödemek zorundadır. Gelecek yıl yeniden değerleme oranının yüzde 35 olacağı varsayımıyla ödeyeceği vergi ise 81 bin lira olacaktır.</p>
<p>Bu konudaki mükellef tepkilerini dindirmek, ağır vergi yükünü hafifletmek ve vergi adaletini sağlamak için benim önerim; 7566 sayılı Kanun'la düzenlenen geçici 23. maddedeki “iki kat fazlasını” ibaresinde yer alan “iki” rakamının “bir” olarak değiştirilmesidir.</p>
<p>Bu değişiklikle birlikte belediyelerin mağdur olmaması için, emlak vergisinin birinci taksidinde alınan fazla tutarın nakden iade edilmeyip sonraki taksitlere mahsup edilmek suretiyle iade edileceğinin de yapılacak kanun değişikliğinde öngörülmesi mümkündür.</p>
<p>Benden söylemesi. Takdir ise Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Yüce Meclis’te.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/emlak-vergilerindeki-fahis-artislar-80686</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Emlak vergilerindeki fahiş artışlar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/risk-fiyatlama-dengesi-80685</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Risk-fiyatlama dengesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dönem dönem değişiklik göstermekle birlikte, şu anda içerisinden geçtiğimiz konjonktür ‘iyi veri-kötü piyasa’ ortamını destekliyor. Jeopolitik risklerin hız kesmekle birlikte devam etmesi ve kalıcı barışın sorgulanması, en fazla hasar oluşan enerji maliyetleri kanalı üzerinden enflasyon ve para politikaları açısından risk teşkil ediyor.</strong></p>
<p>Yurt dışı varlıkların tek başlık gölgesinde fiyatlama dominasyonuna maruz kalma durumu aynı şekilde devam ediyor. Jeopolitik riskler, ülke bazlı yansımaları, para politikalarına olası etkileri ve ABD’de teknoloji sınıfının fiyatlama seyri ana gündem başlıklarımız olarak pozisyonlarını koruyorlar.</p>
<p>ABD’de yakından izlenen istihdam piyasası verilerinde beklentilerin üzerinde gerçekleşme olması ve geriye dönük revizyonların da pozitif yönlü gerçekleşmesi, zaten gerilemekte nazlanan ve Fed’e dair gelecek dönem risk ve belirsizlikleri altında ezilen tahvil faizlerinde yeniden yükselişi tetikledi. Bununla birlikte finansalları takiben oluşan iyimserliğin aksine, yine gelinen değerleme ve çarpanların yarattığı baskı ve iyileşen makro koşullara rağmen yüksek borçlanma maliyetlerine yönelik endişelerin tetiklenmesi, teknoloji sınıfındaki satış baskısında ‘gerekçe’ olarak konumlanıyor. S&amp;P 500’ün 9 haftalık rallisine ara verdiği geçtiğimiz hafta işlemlerinde cuma gününe ait kapanış Nasdaq 100 için Nisan 2025’ten bu yana en kötüye işaret ediyor.</p>
<p>Dönem dönem değişiklik göstermekle birlikte, şu anda içerisinden geçtiğimiz konjonktür ‘iyi veri-kötü piyasa’ ortamını destekliyor. Jeopolitik risklerin hız kesmekle birlikte devam etmesi ve kalıcı barışın sorgulanması, en fazla hasar oluşan enerji maliyetleri kanalı üzerinden enflasyon ve para politikaları açısından risk teşkil ediyor. Bu nedenle hafta sonunun arifesinde ABD varlıkları ve hafta başlangıcında Asya piyasalarında sert satışlar takip edildi. Öte yandan teknoloji sınıfındaki fiyatlama liderliğinin kısa vadede değişimi için pek bir yeni rakip belirebilmiş değil. O nedenle bu cephedeki dalgalanma ve fiyatlama yönü bir süre daha ana belirleyici olarak konumlanmaya devam edecek. Son olarak, gelinen noktada bölgesel çatışmanın yansımalarının ‘bölgesel’ kalamadığı da yadsınamayacak bir gerçek. Yeni haftada trader pozisyonlanmaları ve beklentiler Avrupa’da politika faizinin +25bp ile güncelleneceği yönünde şekilleniyor. Ana risk unsuru konumundaki enerji ve temelinde petrol fiyatları, barış görüşmelerinin etkisiyle $100 aşağısına gelse de henüz $80-90 aralığına çekilmekte başarılı olamadı. Hafta sonu takip edilen yeniden karşılıklı saldırılar ile birlikte bu cephede hareketlenme olması teknoloji sınıfı hisselerinin seyri ile birlikte yakından izlenmeli.</p>
<p>Mayıs enflasyon verisine ait gerçekleşmeler TL cinsinden varlıklarda cuma kapanış işlemlerinde kısmen etkili oldu. Beklenti üzerinde geldi şeklinde yorumlanmakla birlikte genel olarak enflasyonda aylık verinin ciddi sürpriz yaratmadığını söylemek mümkün. Gıdadaki aşağı yönlü etkiye kıyasla mevsimdeki geçiş, giyim ve ulaştırma kanallarından yukarı yönlü baskı yarattı. Böylece yıllık enflasyon hafif şekilde nisanın üzerine geldi. Yeni haftada izlenecek olan en önemli yerel başlık olan PPK toplantısında TCMB’nin mevcut politika uygulamasını devam ettirmek istemesi sürpriz olmaz. Burada ana gerekçe olarak yaz aylarındaki olası daha düşük enflasyon beklentileri etkili olabilir. Ancak, enerji fiyatlarının seyrindeki belirsizlik ve beklenti kanalının yıl sonu için %30 civarına evrilmesi, beklenen politika faizi indirimlerini ya son çeyreğe öteler ya da mevcut seviyenin korunmasına neden olabilir. Son olarak, SPK’nın duyurduğu son düzenleme değişikliği, Türk hisselerinin global endekslerdeki temsil ve karşılaştırılabilirliğine yönelik artan endişe ve eleştirileri büyük oranda azaltır. 15 Haziran’dan sonra MKK hesaplamalarının devreye girmesiyle birlikte, BIST endeks değişikliklerine yönelik beklenti ve sorgulamalarda da farklılaşmalar olacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/risk-fiyatlama-dengesi-80685</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Risk-fiyatlama dengesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/amerikanin-kita-savunmasindan-cekilmesi-icin-zaman-uygun-degil-80684</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Amerika’nın kıta savunmasından çekilmesi için zaman uygun değil</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Amerika Birleşik Devletleri’ne Avrupa’nın kendisini savunma hedefinin uzun vadeli bir plan olduğu, bu planın uygulanması sırasında ise Amerika’nın Avrupa savunmasına katkıda bulunmaya devam edeceği net biçimde açıklanabilir.</strong></p>
<p>Dünya siyasi sisteminin köklü değişime uğradığının sık sık dile getirildiği bir dönemde Amerika Birleşik Devletleri’nin Avrupa savunmasına katkısını azaltacağını ifade etmesinin pek de şaşırtıcı olmaması gerekir. Amerikan yönetiminin ileri sürdüğü görüşlere göre Avrupalılar, kendi savunmalarının gereklerini yerine getirmekte çok isteksiz davranmışlar ve savunma maliyetlerinin Amerika tarafından karşılanmasını beklemişlerdir. Uzun süreden beri Amerikalılar NATO’nun Avrupalı üyelerine savunma harcamalarını artırmaları gerektiğini söylemekte ama bir türlü olumlu sonuç elde edememektedirler.</p>
<p>Böyle bir bekleyişin haklı olup olmadığı konusunda farklı düşünceler vardır. Bir grup düşünür, Amerika’nın Avrupa’yı, kendisini korumak için savunduğunu ileri sürmekte, Amerika’nın masraf etmesini de tabii karşılamaktadır. Diğer bazıları ise Amerika’nın özellikle Kıta’nın konvansiyonel savunmasında daha geniş bir rol almasını gerekli görmekte, askeri masrafların artırılmasını onaylamaktadır.  Bu görüşün bir uzantısı olarak Amerika’nın NATO’dan ayrılacağı sözü bile arada sırada dolaşıma sokulmuştur. Anlaşıldığına göre, şimdilik Amerika’nın NATO’dan çıkması söz konusu olmasa bile Amerika, NATO’nun varlığını onun desteğine muhtaç olmadan sürdürmesine, yani Avrupa desteğine bağlı kılınmasına taraf gözükmektedir.</p>
<p>Sovyetler Birliği’nin nükleer füzeleri Amerika Kıtası’na gönderme kabiliyetini elde etmesinden sonra, Amerikalıların kendi büyük şehirlerini nükleer saldırıya açmak pahasına, Avrupa’yı savunmaya ne derecede hazır oldukları daima cevabı aranan bir soru olmuştur. Avrupa Kıtası’nda yürütülen mücadelenin olumlu seyretmemesi durumunda Amerikalıların nükleer hedef olmayı kabullenerek hasmın toprak edinmesini durdurmayı kabul edip etmeyecekleri sorusunun cevabını bilen yoktu. En önemli husus da galiba bu idi. Kimse Amerika’nın ne yapacağını bilmiyor ve kestiremiyordu. Belki de kendilerine hasmın yönelteceği füzeleri etkisizleştireceklerini düşünerek, nükleer stoklarını devreye sokarlar, nükleer bir çatışmaya girmekten kaçınmazlardı. Nükleer caydırıcılığın ruhunda da zaten bu bilinmezlik yatıyordu. Nükleer silahlara sahip olanlar bir ihtimal bu silahları kullanabilirlerdi.  Özellikle karşı darbe (yani bir nükleer saldırıya uğrasa bile, hasma yüklenmeyi kabul edemeyeceği oranda zarar verebilecek bir karşılık vermek) kabiliyetini koruması, Amerika’yı Sovyetler açısından güvenilir olmaktan uzaklaştırıyordu. O zaman da Amerika’nın nükleer bir saldırıyla cevap verebileceği işleri yapmaktan uzak duruyorlar, yani cayıyorlardı. </p>
<p>Amerika Birleşik Devletleri’nin Avrupa’yı savunması konusundaki tereddütleri süregelmekle birlikte, bu ülkenin her zaman Avrupa savunmasına koşma ihtimali mevcut olduğundan, caydırma sistemi işlemeye devam ediyordu. Sovyetler Birliği, Amerikalıların Avrupa’yı savunmak konusunda ne oranda samimi olduklarını sınamak konusunda fazla ısrarcı değildi. Ne de olsa, böyle bir sınama kendisinin de nükleer hedef olabileceği ön kabulünü gerektiriyordu. Böyle bir maceraya atılmanın gereği yoktu.</p>
<p><strong>Trump döneminde </strong><strong>Transatlantik ayrışma</strong></p>
<p>Şu sıralarda Batı Avrupa liderlerinin zihnini kurcalayan soru, Amerika Birleşik Devletleri’nin Avrupa kıtasını savunma taahhüdünün devam edip etmediğidir. Amerikan yönetimi (bunu Trump diye de okuyabilirsiniz) müteaddit defalar Avrupa savunmasından Avrupalıların sorumlu olduğunu ısrarla beyan etmiştir. Sorunun kesin cevabı bilinmese de, çoğu Avrupalı lider Bay Trump’ın Avrupa savunmasına pek ilgi duymadığını düşünmektedir. Bir kısmı Amerika’nın daha ziyade Çin ile mücadeleye öncelik vereceğini ileri sürerken, diğerleri bu ülkenin geleneksel infirat (izolasyon) politikasına dönmek istediğini söylemektedir.  Farklı tezleri de olsa, böyle düşünmekte pek de haksız sayılmazlar. Bay Trump Vladimir Putin’e dostça yaklaşmakta, Avrupalı liderlerden farklı olarak, onun büyük bir lider olduğunu düşünmekte, diktatörlüğü üzerinde fazla durmamaktadır. Demokratik değerler üzerine inşa edilen Avrupa Birliği’nin üyeleri ise Bay Trump’ın Putin hayranlığını hoş karşılamamaktadırlar. Belki hatırlatılmasına gerek bile yok, Bay Trump Ukrayna’ya yapılan Amerikan askeri yardımını azaltmak yoluna gitmiş, böylece ifadesini Batı’ya karşı yayılmakta bulan Rus yayılmacılığına karşı direnen bu ülkeyi yalnız bırakmıştır. Bay Trump, Ukrayna’ya Putin’in isteklerini göz önünde bulundurarak bir anlaşmaya varmasını tavsiye etmektedir. Ukrayna ise toprak kaybı anlamını taşıyan bu yaklaşıma karşı direnmektedir.</p>
<p>Avrupa’nın nükleer alanda çok sınırlı kabiliyetleri olduğunu ifade etmeye belki gerek dahi yoktur. Fransa kendisinin ürettiği bazı silahlara sahip olmakla birlikte, bunları taşıyacak sistemler konusunda zayıf olduğu düşünülmektedir. Her halükarda, General Pierre Gallois’nın (Fransa’nın nükleer siyasetini belirleyenlerden teorisyen Fransız general) zamanından başlayarak, Fransa caydırıcılığı Moskova’nın yıkımını hedeflemek yoluyla kurmak istemiştir. Bunun karşılığında Sovyetlerin de Paris’i bombalamayacakları, böylece caydırıcı bir denklik kurulabileceğini düşünmüşlerdir. Silahların taşınması ise. uçaklarla yapılacaktır. Sadece Fransa için öngörülmüş bu türden bir caydırıcılığın bütün Kıta’nın savunması için yetersiz kalacağını söylemek için herhalde uzman olmaya gerek yoktur. İngiltere’nin nükleer programının ise Birleşik Devletler ile bir oranda bütünleşmiş olduğunu, bu nedenle güvenilir bulunmadığını da burada belirtmek gerekiyor. Tabii, hemen hatırlanması gereken husus, İngiltere ve Fransa’nın nükleer kabiliyetlerinin aynı sakınca ile malul oldukları, Kıta savunmasını sağlamakta yetersiz olacak kadar ufak kaldıklarıdır.</p>
<p><strong>Avrupa yeni silah sistemlerini </strong><strong>geliştirecek zamana sahip değil </strong></p>
<p>Avrupa’nın aslında Amerikalılara teşekkür borcu olduğunu söyleyenler de var.  Kıtanın savunması için Avrupalıların kendi silahlarını geliştirmeleri gerektiğini Amerikalılar hatırlatmışlardır. Ancak, şurası da açıktır ki, Avrupa yeni silah sistemlerini geliştirecek zamana sahip değildir çünkü Rusya Batı Avrupa yönünde ilerlemek ve toprak edinmek isteğini şimdiden açığa vurmuştur. Kısa bir süre önce nükleer başlık da taşıyabilen Oreshnik füzelerini Ukrayna’ya yönelttikleri saldırıda kullanmışlardır. Bunun yanında bir Romen hedefine de füze saldırısı düzenlemişlerdir. Herhalde burada denemek istedikleri, Amerika’nın Avrupa’yı savunma kararlılığının zayıfladığı bir dönemde, NATO’nun bir üyesine yönelik saldırı karşısında onu ne derecede savunmaya hazır olduğunu test etmektir. Bu sınama, özellikle kendilerini Rus yayılmacılığının bir sonraki hedefi olarak görme temayülündeki Baltık ülkelerinde büyük endişe yaratmıştır. Mizahın da eksik olmadığı Londra’da yayınlanan Economist dergisi, Litvanyalıların İkinci Dünya Savaşından sonra ilk defa Alman askerlerini ülkelerinde gördüklerini ve Almanların bu defa ülkelerini Ruslara karşı savunacaklarını düşündükleri için memnuniyetle karşıladıklarını dile getirmiştir.</p>
<p>ABD’nin kıta savunmasından ayrılması konusunda ne anlama geliyor? En azından söylenebilecek söz çekilmenin zamansız dile getirildiğidir. Bir şekilde Avrupa’nın kendi savunmasını tasarlayacak zamana sahip olacağı, bu dönemde Rusların herhangi bir saldırıda bulunmayacağı öngörüsünün doğru olmadığı kısa sürede anlaşılan bir Amerikan rüyasından ibaret kalmıştır. Yine de çok geç kalındığını söylenemez. Amerika Birleşik Devletleri’ne Avrupa’nın kendisini savunma hedefinin uzun vadeli bir plan olduğu, bu planın uygulanması sırasında ise Amerika’nın Avrupa savunmasına katkıda bulunmaya devam edeceği net biçimde açıklanabilir. Şurası kesindir ki, bu yapılmazsa, Avrupa’nın kendisini savunamayacağı düşünülecek ve diğer devletler planlarını ona göre yapacaklardır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/amerikanin-kita-savunmasindan-cekilmesi-icin-zaman-uygun-degil-80684</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/4/1280x720/r56-1780982310.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Amerika’nın kıta savunmasından çekilmesi için zaman uygun değil ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kocun-ikinci-yuzyilina-saglik-damga-vuracak-80699</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Koç’un ikinci yüzyılına sağlık damga vuracak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MUSTAFA KEMAL ÇOLAK</strong></p>
<p>Koç Holding’in ikinci yüzyılına damga vuracak sektörlerin başında sağlık geliyor. Uzun süredir İstanbul Amerikan Hastanesi ve Koç Üniversitesi Hastanesi ile bu alandaki yolculuğuna devam eden Koç Holding, son dönemde satın almalarla ilerlediği sağlık alanında en önemli yatırımlarından birini geçtiğimiz hafta İzmir Amerikan Hastanesi’ni açarak gerçekleştirdi. İleri teknolojiye dayalı toplam 150 milyon dolar yatırım ile kurulan İzmir Amerikan Hastanesi’nin ardından Antalya’da 2024’te satın alınan 7 hastaneli Anatolia Hospital Group ve 2023’te bünyeye katılan tıbbi cihaz üreticisi Bıçakçılar şirketi üzerinden yatırımlar hızla devreye alınacak. Sağlık sektöründe yurt dışına da açılacak olan Koç Holding, İngiltere ve Romanya’da tıp merkezi ve hastane kuracak. Koç’un 2023’teki Bıçakçılar satın alma sürecinden itibaren 5 yıl içerisindeki sağlık yatırımlarının tutarının 750 milyon dolara ulaşacak.</p>
<p>Kuruluşunun 100'üncü yılını kutlayan Koç Holding’in geçen ay oluşturduğu Sağlık Grubu Başkanlığı, sağlık sektöründeki planlarının çatı yapısını oluşturdu. Topluluğun 6'ncı grup başkanlığı olan Sağlık Grubu’nun kuruluşu, Kamuyu Aydınlatma Platformu’na yapılan bildirim ile açıklandı. Sağlık sektöründeki faaliyetlerin daha bütüncül yönetilmesi amacıyla yönetim kurulu kararıyla oluşturulan “Sağlık Grubu Başkanlığı” 4 Mayıs’ta faaliyete başladı.</p>
<p>Sağlık Grubu’nun başkanlığına Vehbi Koç Vakfı Sağlık Kuruluşları CEO’su Dr. Erhan Bulutcu getirildi. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu Dr. Erhan Bulutcu, anesteziyoloji ve reanimasyon dalındaki uzmanlık eğitimini 1993 yılında aynı okulda tamamladıktan sonra 1994-96 arasında aynı fakültede öğretim görevlisi olarak çalıştı ve Dr. Ömür Erçelen’le birlikte ağrı ünitesini kurdu.</p>
<p>1997 sonunda Amerikan Hastanesi’nde çalışmaya başlayan, 2009 yılında hastanenin genel müdür yardımcılığına getirilen Bulutcu, Dr. Evren Keleş’le birlikte Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Koç Üniversitesi Hastanesi’nin kurulmasında öncü rol üstlendi.</p>
<p>Sağlık Grup Başkanlığı, yurt içinde ve İngiltere ile Romanya’da ileri teknolojiye dayalı, yenilikçi sistemlerle hizmet verecek sağlık kuruluşlarına yönelik yüksek oranlı yatırımları yönetecek.</p>
<p>Koç Sağlık Grubu üzerinden yürütülecek yüksek oranlı yatırımlarla birlikte mevcutta 750-800 milyon dolar bandında olan gelirlerin 5 yılda 2 katına, 10 yılda 4 katına çıkarılması hedefleniyor.</p>
<p>Geçtiğimiz Cuma günü İzmir’de açılışı gerçekleştirilen İzmir Amerikan Hastanesi’nin açılışı vesilesiyle Koç Holding Sağlık Grubu Başkanı Erhan Bulutcu açıklamalarda bulundu. Bulutcu, bir taraftan yeni yatırım planlarını anlatırken, sağlık ve tıp konusundaki yenilikleri, değişen anlayışları, geleceğin sağlık hizmetleri ve teknolojileri üzerinden yaşanacak dönüşümü de değerlendirdi.</p>
<p>Türkiye’de de, dünyada da sosyal sigorta kurumlarının yükünün ağırlaştığından, İngiltere gibi pek çok ülkede yüksek sağlık sorunları yaşandığından, milyonlarca insanın ameliyat sırası beklediğinden söz eden Erhan Bulutcu, insan kaynağı sorununu üst düzeyde yaşayan mevcut sağlık sistemine ilişkin tespitlerini şu şekilde özetledi:</p>
<p>“Ülkeler gayri safi milli hasılalarında sağlığa Amerika’da yüzde 15, Avrupa’da yüzde 10, Türkiye’de 5-6 civarında para harcıyorlar. Ve sağlıkta istedikleri verimi alamıyorlar. Mevcut sağlık sistemi, talebi birden fazla nedenden ötürü karşılayamıyor. O yüzden sistem değişmek zorunda. Nedir bu değişiklik? Büyük bir devrim geliyor. Artık “Ne kadar iş yaparsan al sana onun ücreti” sistemi kalkacak, kalkmak zorunda. Çünkü bunları artık ülkeler çeviremiyor. Ve bu kadar zorluk, insan kaynağı azlığı varken aslında yıkıcı bir devrim, gelen. Yapay zeka son 3 yıldır kartopu gibi büyüyor. İleride artık bu kadar insan kaynağı eksikliğinde tanı, tahminleme yapay zeka üzerinden yapılacak. 2-3 yıl içerisinde doktorun önüne gelecek MR sonucundan hangi tanıya gideceğinizi tahminlemesi olasılıklarla çıkacak. Tabii ki doktorsuz hayatta hiçbir şey olmaz. 1945’lerde, 1950’lerde Dünya Sağlık Örgütü’nün söylediği önleyici tıp, koruyucu tıp devreye girmek zorunda. Böylece hastalıklardan önceden haberdar olmak gerekiyor. Doktora kolaylaştırıcı sistemler artıyor, daha da artacak. Data en büyük konu başlığı. Bu data ile birlikte hatta şu bile olacak: Diyelim ki normal görüntüden pankreasınıza bakılıyor. Bir radyoloğun MR'ından on binlerce data karşılaştırılıp 10 yıl sonra aynı hastanın pankreas kanseri olma olasılığı söylenebilecek. Doktor hep olacak, data üzerinden uzun vadeli saptamalar yapılabilecek. Genomik testler artıyor. Artık Alzheimer olma olasılığı dahi ortaya konabilecek. Bunlar 2-3 yıl içinde olabilecek gelişmeler.</p>
<p>Koç Sağlık Grubu olarak geriatriye (65 yaş üstü için sağlık hizmetleri) yatırım yapacaklarını kaydeden Bulutcu, “Biliyorsunuz 65 yaş üzeri 10 yıl sonra Türkiye’de de Avrupa’yı yakalayacak. Her 5 kişiden birisi yaşlı olacak. Dünyada iki tane büyük sorun var. Birincisi işitme kaybından parkinsona ve alzheimer’a ya da demansa kadar giden nörolojik tablolar. İkincisi de kas iskeletle ilgili bel ağrısı gibi sorunlar. Üçüncüsü de kalp damar. Obezite biliyorsunuz yeni tip ilaçlarla biraz daha büyüyecek diye tahmin ediyorum. O yüzden geriatriye yatırım yapacağız" dedi. </p>
<h2>İngiltere ve Romanya </h2>
<p>İngiltere’de araştırma safhasındayız. İngiltere’de bu işler çok uzun sürdüğü için önden belki bir tıp merkezi de açıp telemedicine’a girip sonra hastaneye girebiliriz. Şimdilik o safhadayız. Ama bir yıl sonra bir tane tıp merkezimiz en azından olur diye düşünüyorum. Niye Romanya?. Romanya’nın iki tane avantajı var. Romanya yaklaşık 1.000 ufaklı, 16.000 Türk şirketinin olduğu bir pazar. Neredeyse Bodrum’dan daha yakın. Zaten kalkan uçaklara bakıyorum, her gün gidip geliyor. Aynı zamanda Koç Grubu’nun da orada önemli yatırımları var biliyorsunuz. Otomobilden beyaz eşyaya, savunmaya kadar. O yüzden biz de orayı bir fırsat görüyoruz.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İstanbul Amerikan Hastanesi taşınıyor</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a27a62f25de8-1780983343.png" alt="" width="700" height="335" /></span>Koç Sağlık Grubu, İstanbul’un simge hastanelerinden Nişantaşı’nda bulunan Amerikan Hastanesi’ni taşıma kararı aldı. 1919 yılında Çarşıkapı’da kurulan, 1931 yılında Nişantaşı’ndaki yerine taşınan İstanbul Amerikan Hastanesi, Gayrettepe’de inşa edilecek yeni yerine taşınacak. Gelecek yıl başlayacak inşaat iki yıl içinde tamamlanacak. Mevcut haliyle 50 bin metrekarede kapalı alan üzerine kurulu olan hastane, yeni yerinde 70 bin metrekare kapalı alanda hizmet verecek. Sağlık Grubu Başkanı Erhan Bulutcu, “İstanbul Amerikan Hastanesi çok uzun yıllardır mevcut yerinde Türkiye’nin en iyi hastanesi olarak hizmet yürütüyor. Bulunduğu binanın planladığımız yatırımlara yönelik mevcut haliyle istediğimiz şekilde hizmet veremeyeceğini düşündüğümüz için sıfırdan yeni bir bina inşa edeceğiz. Gayrettepe’de Aygaz genel merkezinin bulunduğu arsa genişletilerek, toplam 70 bin metrekare kapalı alanda, yeni binamızda hizmet verecek” dedi. Yeni hastane binası 150-200 milyon dolar yatırımla devreye sokulacak. Bulutcu, boşaltılacak binanın ve arazisinin nasıl kullanılacağına ilişkin bir karar alınmadığını söyledi.</p>
<p>Geçen yıl Eylül ayında Gayrettepe’de Aygaz ve Tofaş’ın genel merkezlerinin bulunduğu arazinin hisselerinin tamamı Koç Ailesi ve mirasçılarına ait olan Temel Ticaret Koç Holding'e devredilmiş, söz konusu girişim KAP’a açıklanmıştı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İZMİR AMERİKAN HASTANESİ, DÜNYA DEVİ ALLIANCE İLE BİRLİKTE PİLOT PROJE YÜRÜTÜYOR</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a27a641b2992-1780983361.jpg" alt="" width="700" height="691" /></span>Özel sigortacılığın çok değişik bir boyuta gideceğini dile getiren Erhan Bulutçu, “Service for free dediğimiz, ameliyat olduğunuzda “Bunun bedeli budur” diye bakılan sigortacılık tarihe karışacak. Yani A hastanesi de B hastanesi de 100 tane kalp ameliyatı yapmış. Sonuçtan hareket edilecek. Özel sigorta şirketi aynı ameliyata datasına bakarak birine 100 lira verecek, öbürüne 5 lira verecek. “Senin komplikasyonun çok” diyecek. Hastaya da diyecek ki “Sen o hastaneye gidersen oranın komplikasyonu fazla, sen daha fazla hasar payı ödeyeceksin.” Yani değer bazlı bir sigorta sistemine geçiş olacak. Bunlar hızlı şekilde değil fazlı şekilde devreye girecek” dedi. Koç Holding, geçmişten çok yakından tanıdığı Alliance Grubu ile birlikte İzmir Amerikan Hastanesi’nde Türkiye’de ilk olacak bir proje çalışması içerisinde. Erhan Bulutcu’nun ayrıntılarını şimdilik kaydıyla- vermemeyi tercih ettiği çalışma, bir süre pilot proje olarak yürütülecek. Çalışma uygulama imkanı bulursa, kapsam alanı genişletilecek. Konunun Alliance tarafından yakından takip edildiğini göstermesi açısından Global Yönetim Kurulu Başkanı Oliver Bate’in İzmir Amerikan Hastanesi açılışında Türkiye ekibi ile birlikte törende hazır bulunması önemli sayıldı. Bate (yukarıdaki fotoğrafta sağda), yeni açılan hastaneyi de ziyaret ederek, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Koç'tan bilgi aldı.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">“Geleceğin hastaneleri daha küçük ölçekli, ileri teknoloji olacak”</span></h2>
<p>İzmir Amerikan, 192 yataklı bir hastane olacak. 100 yatak da büyütme kapasitesi var. Kanser hastalığına çok büyük yatırım yaptıklarını dile getiren Erhan Bulutcu, “İzmir'de robotik cerrahi çok önemli olacak. İzmir’e hatta Türkiye’ye ilk kez, firma ismi vermek istemiyorum, en gelişmiş robotu, ortopedi robotlarını, omurga robotlarını getiriyoruz. Biz hastanemizi katma değeri yüksek, nitelikli hizmet veren robotik cerrahi merkezi olarak konumlandırıyoruz” dedi. Geleceğin hastanelerinin yatak kapasitesi daha az, küçük ölçekli olacağını, dijital tıbbın gelişeceğini düşündüklerini kaydeden Bulutcu, “İzmir’in başka bir ilçesinde belki bir outpatient, bizim Medi American gibi bir klinik yatırımı da yapabileceklerini kaydeden Bulutcu, “Orada daha basit şeyleri halledeceksiniz. Ana hastaları, daha çok kanser ve komplike cerrahiyi, İzmir Amerikan Hastenesi’nde toplamayı düşünüyoruz” dedi.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Üç kentte büyüme</span></h2>
<p>Koç Sağlık Grubu, hastane yatırımları için Türkiye’deki büyüme planlarını üç şehir üzerinden yapıyor. Global sağlıktan da pay alabilecek en yüksek potansiyele sahip kent olarak İstanbul, İzmir ve üçüncüsü de Antalya. Erhan Bulutcu, “Biliyorsunuz Antalya'ya yılda 17 milyon yabancı turist geliyor. Bizim orada yaklaşık 850 tane 4 yıldızlı, 5 yıldızlı otel içerisinde 350 tane otelde revirimiz var. Koç Healthcare markamız çatısı altında Antalya’da turistin sağlığını, sağlık turizmine çevirmek istiyoruz” dedi.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">100 sağlık şikayetinin 20’si uzaktan muayene edilecek</span></h2>
<p>1-Uzaktan muayene sistemi devreye girecek. Evde sağlık, geleceğin en önemli konularından biri olacak. Telemedicine ile uzaktan muayene devreye girecek. Sağlık şikayetlerinin, yüzde 20'lik bir bölümü uzaktan, dijital reçete gönderilerek önlenebilecek. <br />2-Geri kalanı küçük semt hastanelerinde halledilebilecek. Yani triyajdan (önceliklere göre sıralama) bahsediyorum. Komplike, hallolmayan vakalar için büyük hastaneler gerekecek. <br />3-Her yerde aynı hizmet verilmeyecek. Hizmetin basamaklanması geleceğin kurtuluşu olacak. Biz sadece hastaneciliğe soyunmuyoruz. Bir ekosistem kurmaya çalışıyor. Bu ekosistemin içerisinde geleceğin tedavileri ve sistemleri var.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kocun-ikinci-yuzyilina-saglik-damga-vuracak-80699</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/9/1280x720/erhan-bulutcu-1780983330.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Koç Holding, geçen ay kurduğu Sağlık Grup Başkanlığı çatısı altında yatırım hamlesi başlatıyor. Tıp merkezi, hastane dışında biyoteknolojiden tıbbi ürünlere geniş alanda birden fazla yatırım devreye alınacak. Son satın almalarla birlikte toplam yatırım tutarı 5 yılda 750 milyon dolara ulaşacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/faiz-cok-yuksek-ama-80683</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Faiz çok yüksek ama…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Merkez Bankası’nın Perşembe günü faiz indirmesi mümkün mü? Elbette değil. Zira şu anda enflasyon yüzde 32,6 düzeyinde. Sadece şimdi mi? Ne gezer; son on bir aydır yüzde 30,9 ila yüzde 33,5 arasında çok dar bir alanda kaskatı kesilmiş durumda. Yok şu şok, yok bu şok. Ama sonuçta dikensiz gül bahçesi yok. Şoklar hayatın bir parçası.</strong></p>
<p>Perşembe günü Para Politikası Kurulu toplanacak ve politika faizine ilişkin kararını açıklayacak. Şu anda faiz koridorunun üst sınırı yüzde 40, politika faizi olarak bilinen ama son aylarda ‘sözde politika faizi’ konumuna düşen repo faizi yüzde 37 ve koridorun alt sınırı ise yüzde 35,5 düzeyinde. Yüzde 37 sözde politika faizi, çünkü hem Merkez Bankası’nın ortalama fonlama maliyeti yüzde 40 hem de bankaların kendi aralarında yaptıkları gecelik borç alıp verme işlemi sonucunda ortaya çıkan faiz yüzde 40 düzeyinde. Dolayısıyla ‘gerçek politika faizi’ yüzde 40.</p>
<p>Bu faizlerin yüksek olduğu açık. Elbette çok daha önemlisi mevduat ve kredi faizleri. Zaten politika faizinin şu ya da bu düzeyde belirlenmesinin arkasındaki temel amaç, önce bankaların kendi aralarında yaptıkları işlemlerde ortaya çıkan faizi, sonra da mevduat ve kredi faizlerini etkilemek. Ayrıca açıklanan politika faizi döviz kurunu anında etkiliyor. Bu yollarla enflasyonun ana belirleyicileri kur, girdi maliyetleri ve talep unsurları etkilenmeye çalışılıyor. Kredi faizlerinde 25 Mayıs verilerine göre durum şöyle: Ortalama tüketici kredisi faizi yüzde 62,5, ticari kredi faizi ise yüzde 53,2 düzeyinde. Mevduatın en yoğun olduğu vadelerde  (1 ve 3 aya kadar) ortalama faiz düzeyleri ise,sırasıyla yüzde 46,6 ve 48,5. Bunların da yüksek oldukları açık. Özellikle de kredi faizleri çok yüksek.</p>
<p><strong>Son iki yıldır yapabileceğini </strong><strong>yapıyor para politikası</strong></p>
<p>Peki Merkez Bankası’nın Perşembe günü faiz indirmesi mümkün mü? Elbette değil. Zira şu anda enflasyon yüzde 32,6 düzeyinde. Sadece şimdi mi? Ne gezer; son 11 aydır yüzde 30,9 ila yüzde 33,5 arasında çok dar bir alanda kaskatı kesilmiş durumda. Yok şu şok, yok bu şok. Ama sonuçta dikensiz gül bahçesi yok. Şoklar hayatın bir parçası. Bu kadar yüksek faiz oranlarına rağmen enflasyon düşmüyorsa, açık ki, uygulanmakta olan programda bir sorun var.</p>
<p>Para politikasında bir sorun var mı? Yaklaşık son iki yıldır yapabileceğini yapıyor para politikası; daha ne yapacak? Maliye politikasında bir sorun var mı? Borç düşük düzeyde. Deprem harcamalarına rağmen bütçe açığı patlamadı, aksine kontrol altına alındı. Buradaki sorun asgari ücretin ve çoğu emekli maaşının açlık sınırının altında olduğu bir ülkede üst gelir gruplarından alınan vergilerin artırılmaması ve vaktiyle otoyol, köprü, havaalanı yatırımları için verilen gelir garantilerinin gözden geçirilmemesi.</p>
<p><strong>Liraya kalıcı güven sağlayamıyorsanız d</strong><strong>emek ki temel sorunlar var</strong></p>
<p>Demek ki temel eksiklikler maliye ve para politikasının dışında. O eksikliklerin giderilmemesi maliye ve para politikasının etkinliğini son derece kısıtlıyor. Bu eksikliklerin neler olduğu malum; bu köşeyi izleyenleri bıktıracak düzeyde yazıp duruyorum. Şu pencereden bakmak lazım: Liraya olan güveni kalıcı olarak sağlayamıyorsanız, dövize yönelişi ancak bu kadar yüksek faiz ve döviz müdahaleleri ile engelleyebiliyorsanız, demek ki temel sorunlar var. Bu sorunlar şu soruların yanıtları ile ilgililer: Eylül 2021’de enflasyonu bir yılda yaklaşık 70 puan sıçratan para politikasına dönülebilir mi? Dönülmeyeceğinin garantisi var mı? Yargı sisteminin böyle çalıştığı bir ülke bırakın gelir düzeyini sıçratmayı, ekonomik istikrarı sağlayabilir mi?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/faiz-cok-yuksek-ama-80683</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/tcmb-merkez-bankasi452117h.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Faiz çok yüksek ama… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zombi-sirketi-degil-ureteni-destekle-80682</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zombi şirketi değil, üreteni destekle</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Üretmeyene değil, üretene; veri taklitçisine değil, gerçek çözümler sunana destek vermeli. Üretkenliğini kanıtlayan zekâlar yükselmeli, zombiler batırılmalı. Yararlı fikirler yüceltilmeli.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Yapay zekâ çağında hâlâ “<strong>teşvik</strong>” denince akla ilk gelen, <strong>kimin ne kadar para alacağı</strong> oluyor. Oysa mesele artık sadece fon değil, <strong>fonun veriyle ilişkisidir</strong>. Teşvikler, <strong>zekâyla desteklenmeyen yapılar içinde </strong>boşa akıyor. Sonuç: “<strong>zekâsız destek</strong>” kavramıyla bütçe eriyor.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Bu, <strong>algoritması olmayan fikre yazılım bütçesi vermek</strong> gibidir. Kod yazmayan sistemin güncellenmesini beklemek gibi…  Kaynağı olan ama <strong>zekâsı olmayan girişimler</strong> çoğaldıkça, sistem değil sadece kayıt defteri şişiyor. Bugünün yeni kâbusu: <strong>Veriyi taklit eden yapılar yapay zombi şirketler</strong>.</p>
<p><strong>YZ ÇAĞINDA VERİ ÜZERİNDEN SOYGUN</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Bunlar sistemde <strong>var gibi görünürler</strong> ama üretmezler. Destek alırlar ama <strong>dönüşüm sağlamazlar</strong>. Teşvik programlarına başvururlar, <strong>YZ yazılımları talep ederler</strong>, ama sonunda sadece “<strong>fatura</strong>” üretirler. Çünkü asıl dertleri, süreci <strong>akıllandırmak</strong> değil, veri yoluyla sistemi oyalamaktır.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Bu tür şirketler <strong>zekâyı</strong> değil, <strong>şekli</strong> kopyalar. Ama <strong>içerik boş</strong> kalır. Ve <strong>sistem bu boşluğu fark etmeden fon aktarmaya devam</strong> eder. Teşvikler, tıpkı <strong>tohumlar</strong> gibidir. Ancak doğru toprağa düşerse ürün verir. Zekâsız girişimlere verilen teşvik; “<strong>kodsuz tohum</strong>” ekmek gibidir. Ne yeşerir ne de iz bırakır.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>2 SORU 2 CEVAP / YZ ile teşvike dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Teşvikleri kim, nasıl denetlesin?</em></strong></p>
<p>Denetim, artık <strong>bakanlık yazışmalarıyla</strong> değil, <strong>sistem içi veri takibiyle</strong> yapılmalıdır. Her teşvik bir <strong>API</strong>’ye bağlanmalı, süreç <strong>gerçek zamanlı</strong> izlenmelidir. Teşvik sadece verilmesin; <strong>veriyle</strong> denetlensin.</p>
<p><strong><em>Zombi şirketlerden nasıl arınırız?</em></strong></p>
<p>“<strong>Zombi temizliği</strong>” bir ahlak meselesidir. Bu, sadece <strong>hukukla</strong> değil, <strong>sistem zekâsıyla</strong> mümkündür. <strong>YZ destekli teşvik analizleri</strong>, üretmeyeni itebilir. Her teşvik, “<strong>üretim-veri-etki üçgeni</strong>” ile ölçülmeli</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>ZOMBİYİ BESLEME, ZEKÂYI BOĞMA</strong></p>
<p>Bugün hâlâ <strong>teşvik alan </strong>ama üretmeyen, <strong>kendini yenilemeyen</strong> yapılar, sadece kamu bütçesini değil, <strong>kolektif umudu</strong> da tüketiyor. Bu sistemden çıkış; “<strong>zombilere değil, zekâya kaynak</strong>” vermekle mümkün. Zombi bir sistemin yaşaması, <strong>üretken bir</strong> <strong>girişimin boğulması</strong> anlamına gelir.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>ZOMBİ ŞİRKET LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Zombi: </strong>Haiti kültüründe, hayattan beslenen ama değer üretmeyen ölü sistemleri anlatır</p>
<p><strong>Zombi şirket</strong>: Teşvik kovalayan ama değer üretmeyen, kamu bütçesi asalağı yandaş oluşumlar</p>
<p><strong>Akılsız teşvik</strong>: Topluma, ekonomiye, kalkınmaya faydası olmayan projelerin desteklenmesi</p>
<p><strong>YZ destekli teşvik</strong>: Yapay zekâ marifetiyle teşviklerin etki analizi sonucu dağıtılması ve takibi</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zombi-sirketi-degil-ureteni-destekle-80682</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/6/1280x720/sirket-ofis-1753218589.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zombi şirketi değil, üreteni destekle ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-80680</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> İran ve İsrail&#039;in saldırıları durdurmasının piyasaya etkisi nasıl olacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="İran ve İsrail Saldırıları Durdurdu! Piyasaya Etkisi Ne Olacak? | Ekonomi Masası | 09 Haziran" src="https://www.youtube.com/embed/sgTb5eGBqn0" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-80680</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/8/1280x720/guldag-berfin-cipa-1770786551.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tl-hangi-hesaba-ve-kime-gore-degerli-80681</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> TL hangi hesaba ve kime göre değerli?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hep söylerim; dünyada Türkiye gibi kendi ulusal parasının değer yitirmesi gerektiğini söyleyen, söylemekten öte bunu uman, dört gözle bekleyen başka bir ülke herhalde yoktur. Çıkın sokağa ve mikrofon uzatın, vatandaşın TL’nin çok değerlendiği konusunda nasıl görüş birliği içinde olduğunu görürsünüz.</p>
<p>Peki TL gerçekten çok mu değerli? Bu soruya peşin peşin<strong> “Evet”</strong> diyenlere şunu sormalı:</p>
<p><strong>“TL hangi hesaplamaya ve kime göre değerli ve ne kadar değerli?”</strong></p>
<p>Nasıl yapacağız bu hesabı, nasıl belirleyeceğiz TL’nin ne kadar değerli olduğunu?</p>
<p>Bir kere belli bir tarihi başlangıç alacağız, bu kaçınılmaz. Madem dezenflasyon programı üçüncü yılını doldurdu, bugün için bu programın başlangıcını esas alalım. Şu durumda baz yılı 2023’ün mayıs ayı olsun.</p>
<p>2023’ün haziran ayından bu yılın mayıs ayına kadar geçen üç yılda enflasyon, TÜFE ve Yİ-ÜFE bazında ne kadar artmış, bu dönemde bir dolar ve bir eurodan oluşan sepet kurdaki artış ne olmuş? Bu en basit hesaplama. Bu hesaplamada dolar ve euro enflasyonu yok.</p>
<p>O zaman bir başka hesaplamaya bakmak gerekiyor; Merkez Bankası’nın reel efektif döviz kuru endeksine. Bu konudaki en bilimsel ve sağlıklı veri de bu zaten. Merkez Bankası Türkiye’nin dış ticaretinde önemli paya sahip ülkelerin döviz kurları ve bu ülkelerdeki enflasyonu dikkate alarak bilimsel bir hesaplama yapıyor. Merkez Bankası bu endeksi 2025 yılının ortalamasını 100 kabul ederek hesaplıyor, ben bu seriyi 2023’ün mayısını 100 varsayarak yeniden düzenledim. Ama veri esas itibarıyla tabii ki Merkez Bankası’na ait.</p>
<h2>Hangi hesaba göre?</h2>
<p>İlk soru bu; reel kur hangi hesaba göre yapılacak? En yaygın kullanılan enflasyon hesabı kuşku yok ki tüketici fiyat endeksiyle bulunan oran, yani TÜFE oranı.</p>
<p>Diğeri ise yurt içi üretici fiyat endeksiyle bulunan oran, yani Yİ-ÜFE oranı.</p>
<p>Mayıs 2023’teki reel kur endeksi 100 kabul edildiğinde TÜFE’yle oluşan seri bu yılın mayıs ayında 122’ye çıktı. Yani TL son üç yılda yüzde 22 değerlendi. Bu oranı çok basite indirgeyerek bugünlerde 45-46 dolayında olan doların yüzde 22 kadar artmasının makul olduğu söylenebilir.</p>
<p>Ama tek hesap yöntemi bu değil… Bir de Yİ-ÜFE’ye göre yapılan hesaplama var. Merkez Bankası’nın bu hesaplamasına göre 2023’ün mayıs ayında 100 olan reel efektif döviz kuru endeksi bu mayısta yalnızca 101’e çıktı. Yani reel kur üç yıl öncesiyle hemen hemen aynı düzeyde ve dolayısıyla TL’de reel anlamda bir değerlenme yok.</p>
<h2>Hangisini esas almalı?</h2>
<p>Önce şunu söyleyeyim; tabii ki bu iki oran da doğru. Ama kullanım yerine göre birini tercih etmek gerekiyor.</p>
<p>Döviz kurunun düşük kaldığından en çok yakınan iş aleminin, özellikle de üretim yapan sanayicinin enflasyonu üretici fiyatları endeksine göre bulunan oran. Dolayısıyla onlar açısından Yİ-ÜFE’ye göre olan reel kur endeksine bakmak gerekiyor ki orada da bir değerlenme yok.</p>
<p>Ama buna karşılık turizm sektörünü üretici fiyatlardan çok tüketici fiyatları ilgilendiriyor. Bu yüzden de bu kesim açısından TL’de reel bir değerlenme olduğu yönündeki yakınma daha anlamlı.</p>
<h2>Vatandaş için de TÜFE</h2>
<p>Vatandaşın dövizde artış beklemesi, hatta ummasının altında yatan en büyük etken hiç kuşku yok ki çok yüklü miktarda döviz tasarrufuna sahip olması.</p>
<p>Yine aynı şekilde değeri dövize bağlı olarak artan altın varlığı.</p>
<p>Dolayısıyla vatandaşın yaşadığı enflasyon TÜFE ile bulunan oran olduğuna göre onlar açısından da TÜFE bazlı hesaplamayla bulunan yüzde 22’lik reel değerlenme önemli.</p>
<h2>En basit hesap ne söylüyor?</h2>
<p>Merkez Bankası’nın yaptığı reel kur hesaplaması çok teknik ve karşı ülkelerin enflasyonlarını da dikkate alan karmaşık bir işlem. Verileri daha basite indirgemek de mümkün…</p>
<p>2023’ün mayıs ayındaki TÜFE ve Yİ-ÜFE’yi, ayrıca sepet kuru 100 kabul ederek tüm ayları kapsayan bir seri oluşturursak üç yıl önce 100 olan TÜFE bu mayısta 315’e, Yİ-ÜFE 250’ye, sepet kur ise 235’e çıktı.</p>
<p>Mayısta 315 olan TÜFE ile 235 olan sepet kur arasında yüzde 34’lük, 250 olan Yİ-ÜFE ile sepet kur arasında ise yüzde 6’lık bir fark var.</p>
<p>Diğer ülkelerin enflasyonu hiç hesaba katılmazsa TL’deki değerliliği yok etmek için TÜFE bazlı hesaplamaya göre sepet kuron yüzde 34 artması gerekiyor. Ama bu çok basit bir hesaplama ve reel kur değişiminin hangi düzeyde olması gerektiğini bulmak için karşı ülkelerin enflasyonunu da dikkate almak gerekiyor. Ben bu oranları yalnızca fikir vermesi için aktardım.</p>
<h2>Ya enflasyon iyi ölçülmüyorsa…</h2>
<p>Bu hesaplamaların tümü Türkiye’deki enflasyon ölçümünün doğru olduğu varsayımına dayanıyor. Yapılacak bir şey yok; eldeki malzeme bu!</p>
<p>Hadi TÜFE’nin bu üç yılda yüzde 215 değil de daha yüksek arttığını dile getirip öyle hesap yapalım; Yİ-ÜFE ne olacak, onu nasıl hesaplayacağız.</p>
<p>Kaldı ki Yİ-ÜFE’yi de bir şekilde hesaplayabilsek bile Merkez Bankası TÜİK’in resmi verilerini kullandığı için reel efektif döviz kurunu hesaplamak mümkün değil. <strong>“Bize ne reel kur endeksinden”</strong> de diyemeyiz ki, her türlü hesap ona göre yapılıyor, politikalar ona göre oluşturuluyor.</p>
<h2>“Ama Türkiye Avrupa’dan pahalı”</h2>
<p>Bu görüşü son zamanlarda o kadar çok sık duyuyoruz ki…</p>
<p><strong>“Türkiye Avrupa’da neredeyse en pahalı ülke haline geldi.”</strong></p>
<p>Çok doğru. Ama bu Türk parasının değerli olmasından kaynaklanmıyor ki.</p>
<p>Türkiye’nin pahalı olması çok başka bir konu ve zaten sorun burada yatıyor. Yoksa Türkiye’yi<strong> “döviz bazında”</strong> bir anda Avrupa’nın en ucuz ülkelerinden biri yapmak çok kolay. O da başka bir yazıya…</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2796a5242d1-1780979365.png" alt="" width="666" height="308" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tl-hangi-hesaba-ve-kime-gore-degerli-80681</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/doviz.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TL hangi hesaba ve kime göre değerli? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/baskildeki-cimento-fabrikasi-enerjisinin-tamamini-gunesten-saglayacak-80679</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Baskil’deki çimento fabrikası enerjisinin tamamını ‘güneş’ten sağlayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DOĞUM </strong>yeri Baskil’de (Elazığ) 10 yıl önce Seza Çimento’yu kuran Prof. <strong>Yasemin Açık, </strong>başkanı olduğu <strong>“Sağlığı Geliştirme ve Sigara ile Mücadele Derneği”</strong> adına davet etti:</p>
<p>-          <strong>Derneğimizin öncülüğünde Elazığ’da </strong>“Tütünsüz ve Nikotinsiz Gelecek için 30 Yıl: Kanıt, Politika ve Eylem” <strong>temasıyla bir </strong>“Ulusal Tütün Konrtolü Kongresi” <strong>düzenliyoruz. </strong>“Tütün Ekonomisi” <strong>başlıklı oturuma moderatör olarak bekliyoruz.</strong></p>
<p>Prof. <strong>Mehmet Enes Gökler, </strong>Prof. <strong>Murat Şentürk, </strong>Prof. <strong>Murat Çokgezen </strong>ve Doç. <strong>Ahmet Kar</strong>’ın konuşmacı olarak katıldığı panel sonrasında Prof. <strong>Yasemin Açık</strong>’la Baskil’e yaptığı yatırımlar, enerji üretimine dönük adımlarını konuştuk.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2794e600cd6-1780978918.jpg" alt="" width="500" height="573" />Seza Çimento Yönetim Kurulu Başkanı Prof. <strong>Yasemin Açık, </strong>Baskil’e 260 milyon dolarlık yatırımla kurduğu çimento fabrikasının 10’uncu yılını doldurduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Seza Çimento, 832 bin metrekaresi açık, 55 bin metrekaresi kapalı olmak üzere 887 bin metrekarelik alanda faaliyet gösteriyor. 500 kişiye doğrudan istihdam sağlıyoruz. Aileler ve diğer paydaşlarla birlikte 10 bin kişinin hayatına dokunuyoruz.</strong></p>
<p>Günde 5 bin 500 ton klinker ve 7 bin 500 ton çimento üretimi gerçekleştirdiklerini, yıllık kapasitenin 2.3 milyon ton olduğunu bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Seza Çimento’yu </strong>“endüstri 4.0”<strong>a odaklanarak kurduk. Dolayısıyla ilk günden beri makinelerin birbiriyle haberleştiği, uzaktan izlenebilen ve kumanda edilebilen bir sisteme sahibiz.</strong></p>
<p><strong>“Endüstri 4.0” </strong>iddiasını sürdürdü:</p>
<p>-          <strong>Prosesin kontrolü, kararlılığı ve optimizasyonunu sağlamak için kullandığımız </strong>“SCADA” <strong>ve </strong>“Exper” <strong>sistemlerimiz sayesinde tüm sistemi kumanda odasındaki operatörler aracılığıyla yarı otomatik olarak yönetebiliyoruz.</strong></p>
<p>Teknolojiyle ilgili iddiasını daha ileri taşıdı:</p>
<p>-          <strong>Kalite kontrol birimimizde kurduğumuz </strong>“RoboLab” <strong>ve diğer sistemlerle de üretim prosesinin farklı noktalarından insan eli değmeden otomatik olarak numune alıyor, ardından bu numuneleri yine insan eli değmeden analiz ediyoruz.</strong></p>
<p>Reçetelere uygun, standart sapması düşük, sürdürülebilir, kontrol edilebilir ve güvenilir üretim için de hammadde sistemini çevrim içi kontrol ettiklerini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>2025 yılı itibariyle çimento üretim sürecinde </strong>“yapay zeka”<strong> da kullanmaya başladık. Kalite parametreleri tahmin edilebilir hale geliyor. Böylece mevcut çimento üretimini optimize etmek için hedef değerler hesaplanıp süreçte geri beslenebiliyor.</strong></p>
<p>Bu sayede enerji maliyetlerini düşürebildiklerinin altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Alternatif yakıt oranlarını maksimize etme ve karbon emisyonu düşük çimento üretme yeteneğimizi de artırıyoruz. Ayrıca </strong>“yapay zeka” <strong>destekli video analitik çözümleriyle iş sağlığı, tesis ve operasyon güvenliği sağlamak için de çalışmalar yürütüyoruz.</strong></p>
<p>Araya girip Prof. <strong>Yasemin Açık</strong>’a sordum:</p>
<p>-          <strong>Baskil’e yatırım yapmış olmaktan memnun musunuz?</strong></p>
<p>Şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Fabrikamız üretime 2016’da başladı. İlk yıllarda sektörde durum pek iyi değildi. Biz de doğal olarak zorlandık. Sonra toparladık. Çimento sektörü çok dalgalı bir seyir izliyor. Biz de yönetmeye çalışıyoruz.</strong></p>
<p>Yatırım bedelini çıkarıp çıkaramadıklarını merak ettim, hesapladı:</p>
<p>-          <strong>Artık yatırdığımızı geri aldık.</strong><strong> </strong><strong>9-10 yıl sürmüş oldu.</strong></p>
<p>Malatya’nın Kale ilçesinden bakılınca görünen güneş panellerine işaret ettim:</p>
<p>-          <strong>O güneş panelleri sizin mi?</strong></p>
<p>Prof. <strong>Açık </strong>anlattı:</p>
<p>-          <strong>Odağımızdaki diğer bir konu yenilenebilir enerji yatırımları oldu. Fabrikamızın yanına 17.6 MW AC/21 MW AC kapasiteli güneş enerjisi santrali kurduk. Fabrikada elektrik ihtiyacımızın yüzde 30’unu güneş enerjisinden karşılıyoruz.</strong></p>
<p>Güneş enerjisi santralı yatırımlarının sürdüğünü aktardı:</p>
<p>-          <strong>Şimdi o yatırıma ek olarak 58.4 MW AC kapasiteli bir santral daha kurmayı planlıyoruz. Yeni santral tamamlandığında farikamızın elektrik ihtiyacının tamamını güneşten karşılayacağız.</strong></p>
<p>Bu noktada şu saptamayı yaptı:</p>
<p>-          <strong>Çevreye duyarlı bir çimento fabrikası kurmak hiç kuşkusuz oldukça büyük bir yatırım gerektiriyor. Ancak, bu yatırımlar uzun vadede </strong><strong>h</strong><strong>em ciddi verimlilik hem de çevresel ve dolayısıyla sosyal bir fayda sağlıyor. Söz konusu yatırımları bu yaklaşımla değerlendiriyoruz.</strong></p>
<p>Prof. <strong>Yasemin Açık, </strong>10 yıl önce doğum yeri Baskil’e Doğu Anadolu Bölgesi’nin önde gelen yatırımlarından birini yapmış bulunuyor.</p>
<p>O tesislerin enerji ihtiyacını <strong>“yenilenebilir” </strong>yoldan karşılayacak yatırımlarla Baskil’de büyümeyi sürdürüyor…</p>
<h2>22 ülkeye ihracat yapıyor</h2>
<p><strong>SEZA </strong>Çimento Yönetim Kurulu Başkanı Prof. <strong>Yasemin Açık, </strong>ihracat konusundaki stratejilerini paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Avrupa ve Güney Amerika başta olmak üzere 22 ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz. Hedefimiz, yurt içi ve yurt dışı pazar dengesini gözeterek mevcut pazarlarda daha da derinleşmek, yüksek potansiyel gördüğümüz coğrafyalarda varlığımızı güçlendirmek.</strong></p>
<p><strong>“Yeşil dönüşüm”</strong>ü ihracat hedeflerinin ayrılmaz bir parçası gördüklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Fabrikamızdaki yenilenebilir enerji üretim kapasitesini artırarak emisyonlarımızı azaltmayı, enerji verimliliği yatırımlarımızla üretim gücümüzü desteklemeyi, bu sayede ihracat pazarlarında daha rekabetçi bir konuma ulaşmayı hedefliyoruz.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>2030’a kadar tamamen dijital, düşük karbonlu ve rekabet gücü yüksek bir üretim modeline geçmeyi planlıyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">KAAF’a destek verdi manevra için özel lokomotif aldı</span></h2>
<p><strong>SEZA </strong>Çimento Yönetim Kurulu Başkanı Prof. <strong>Yasemin Açık, </strong>şirketin filosuna 16 adet elektrikli iş makinesi dahil ettiklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Ayrıca </strong>“KAAF Demiryolu Araçları A.Ş.” <strong>tarafından geliştirilen Türkiye’nin ilk yerli ve milli bataryalı manevra lokomotifi için henüz tasarım aşamasındayken sipariş vererek bu dönüşüm vizyonunu demiryoluna taşıdık.</strong></p>
<p>Demiryolu konusunda şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Biz sanayiciler için bu lokomotif, yüksek teknoloji üretimini, dışa bağımlılığı azaltan yerli çözümleri ve daha düşük karbonlu lojistik anlayışını temsil ediyor. Demiryolunu Seza Çimento’nun kuruluşundan itibaren stratejik bir öncelik olarak gördük.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Fabrikamızın temellerini atarken en yakın istasyondan tesisimizin içine kadar toplam 5 demiryolu hattını kendi kaynaklarımızla hayata geçirdik. Bu yatırım sayesinde ürünlerimizi Türkiye’nin dört bir yanına ve limanlara ulaştırıyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Baskil’deki fabrikaya Ar-Ge merkezi kuruyor</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a27950e84740-1780978958.jpg" alt="" width="700" height="555" /></span><strong>SEZA </strong>Çimento Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Prof. Yasemin Açık, </strong>Elazığ Fırat Üniversitesi’nin Ar-Ge merkezinde bir proje koordinasyon merkez ofislerinin olduğunu bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Şimdi bu merkeze ek olarak fabrika içerisinde Seza Çimento Ar-Ge Merkezi kuruyoruz. Fırat Üniversitesi işbirliğiyle hazırlıkları devam eden merkezimizi bu yıl açmayı hedefliyoruz.</strong></p>
<p>Sonra <strong>“yeşil dönüşüm”</strong>e değindi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye ve AB ülkeleri için belirlenmiş yasal sınırın çok altında toz emisyon değerleriyle üretim yapıyoruz. </strong>“Yeşil çimento” <strong>üretimimizi artırıyor ve bu çimentodaki klinker oranımızı düşürmeye yönelik geliştirmeler üzerinde çalışıyoruz.</strong></p>
<p>Şu bilgiyle noktayı koydu:</p>
<p>-          <strong>Baca gazını klinker soğutma, tesisi ısıtma gibi alanlarda enerji olarak geri dönüşümde kullanıyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">150 MW RES ve GES yatırımı yapıyor</span></h2>
<p><strong>SEZA </strong>Çimento Yönetim Kurulu Başkanı Prof. <strong>Yasemin Açık, </strong>Baskil’deki fabrikanın ihtiyacının dışında da yenilenebilir enerji yatırımları için kolları sıvadıklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>150 MW’lık RES (rüzgar) ve GES (güneş) yatırımı yapacağız.</strong></p>
<p>Bu yatırımların adresini sordum, sıraladı:</p>
<p>-          <strong>Eskişehir, Elazığ ve Kırklareli, bu yatırımları yapacağımız illerimiz arasında yer alıyor.</strong></p>
<p>Sonra şu noktaya vurgu yaptı:</p>
<p>-          <strong>Bu RES ve GES yatırımları için depolama yatırımları da yapacağız.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Diyarbakır Valisi’ne ‘Cumhuriyet Ekonomi Kronojisi’ kitabı</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2794fd01dfc-1780978941.jpg" alt="" width="700" height="528" /></span><strong>BETEK </strong>Boya’nın markası Filli Boya ile <strong>“Gündem Sohbetleri” </strong>için gittiğimiz Diyarbakır’da temsilcimiz <strong>Mahir Solmaz, </strong>Yazıişleri Müdürümüz <strong>Handan Sema Ceylan </strong>ile birlikte Vali <strong>Murat Zorluoğlu</strong>’yla sohbet şansı yakaladık.</p>
<p>EKONOMİ Gazetesi ekibi olarak bizi kabul eden Vali <strong>Zorluoğlu</strong>’na Cumhuriyetimizin 100. Yılı için hazırladığımız, <strong>Faruk Türkoğlu </strong>ve <strong>Mustafa Kemal Çolak</strong>’ın kaleme aldığı <strong>“1923-2023 Cumhuriyet Ekonomi Kronolojisi”</strong>ni takdim ettik.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/baskildeki-cimento-fabrikasi-enerjisinin-tamamini-gunesten-saglayacak-80679</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/2/1280x720/yasemin-acik-1770789678.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Baskil’deki çimento fabrikası enerjisinin tamamını ‘güneş’ten sağlayacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/spk-fiili-dolasim-oranina-dokundu-80678</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> SPK, fiili dolaşım oranına dokundu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) son bülteninde borsada işlem gören şirketlerin fiili dolaşımdaki pay oranı hesabına yönelik yeni bir düzenlemeye imza attı. Piyasa uzmanları Kasım 2025’ten bu yana beklenen düzenlemenin 15 Haziran’da devreye girmesiyle birlikte özellikle patronların kendi kontrol ettikleri serbest ve özel fonlar üzerinden tuttukları hisselerin fiili dolaşım hesabına dahil edilmeyeceğini belirtti. Serbest fonların yoğun yatırım yaptığı bazı hisseler dikkat çekerken bu hisseler yüksek ağırlıkları nedeniyle de endekslerin yukarı aşağı sert hareketlerinde etkili oluyor. 15 Haziran’da yürürlüğe girecek uygulamaya kadar Kamuyu Aydınlatma Platformu’nda özel emirler görülebileceği ve sonunda bazı hisselerin fiili dolaşım oranlarının gerileyerek endeks ağırlıklarının değişebileceği vurgulanıyor.</p>
<h2>Pazar kriterleri yeniden şekillenecek </h2>
<p>Gedik Yatırım Kıdemli Araştırma Analisti Burak Pırlanta, 15 Haziran itibarıyla fonlar üzerinden dolaylı tutulan ortaklık payları fiili dolaşımdan düşüleceğini endeks ağırlıkları ve pazar kriterleri yeniden şekilleneceğini belirtti. SPK’nın Borsa İstanbul’un şeff afl ık, adil fiyat oluşumu ve likidite yapısını yakından etkileyecek teknik bir düzenlemeye gittiğini söyleyen Pırlanta, “Geçmiş dönemde bazı şirket sahiplerinin fiili dolaşım oranının yüksek olması için başvurduğu bir yöntem olan ‘özel veya serbest fonlar üzerinden pay tutma’ durumu, 15 Haziran itibarıyla yeni bir esasa bağlanıyor. Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) tarafından günlük olarak hesaplanmaya başlanacak yeni sistemle birlikte, borsa endeks ağırlıklarında önemli değişimler meydana gelebilecekken, bu süreçte şirketlerden gelen ilgili KAP açıklamalarında da artış gözlenebilir” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2793241c2db-1780978468.png" alt="" width="322" height="245" />Pırlanta, mevcut uygulamada bazı şirket sahipleri ve hakim ortakların, ellerindeki hisse senetlerini doğrudan kendi hesaplarında tutmak yerine, kurdukları veya kontrol ettikleri özel ya da serbest fonların içerisine dahil ettiğini hatırlatarak teknik tanımlar gereği, bu fonların içindeki payların dışarıdan bakıldığında piyasada serbestçe dolaşıyormuş gibi kabul edildiğini söyledi. Bu durumun şirketin fiili dolaşım oranının (FDO) ve buna bağlı olarak endeks ağırlıklarının olduğundan daha yüksek hesaplanmasına yol açtığını dile getiren Pırlanta, ancak bu paylar doğrudan piyasada işlem görmediği için serbest piyasa likiditesini tam olarak yansıtmadığına da işaret etti.</p>
<h2>Gerçek fiili dolaşım oranı görülecek </h2>
<p>Pırlanta, SPK’nın yayımladığı son kararla bu gri alanı netleştirerek ortadan kaldırdığını vurgulayarak bu karar doğrultusunda MKK’nın, 15 Haziran tarihinden itibaren kurumsal eşleşmelere bakarak ilgili ortakların kontrolündeki fonlarda bulunan hisseleri tespit edecek ve bunları fiili dolaşım paylarından düşeceğini söyledi. Böylece piyasadaki gerçek dolaşım ve likidite oranları daha şeffaf bir biçimde takip edilebileceğine dikkat çeken Pırlanta düzenlemenin yaratacağı matematiksel değişimi de şöyle örneklendirdi:</p>
<p>“Diyelim ki şirket sermayesi 100 milyon lot. Doğrudan ortaklık portföyündeki pay (Kilitli) 60 milyon lot yani yüzde 60 olsun, hakim ortağın özel/serbest fonundaki payı da 20 milyon lot yani yüzde 20 olarak düşünelim. Gerçek piyasadaki pay (halka açık kısım) aslında 20 milyon lot yani yüzde 20. Ama eski sistemde fonun içindeki 20 milyon lot da dolaşımda sayıldığı için şirketin fiili dolaşım oranı yüzde 40 olarak görünüyordu. 15 Haziran itibariyle yeni sistemin devreye girmesiyle birlikte, piyasada herhangi bir hisse satışı gerçekleşmeksizin, fiili dolaşım oranı bir gecede yüzde 20’ye gerileyecektir. Çünkü fonun içindeki ortak payları artık dolaşım dışı kabul edilecektir.”</p>
<h2>Oranı düşen şirketin endeks ağırlığı azalacak </h2>
<p>Bu şeffaflık odaklı düzenlemenin, orta ve uzun vadede Borsa İstanbul’un kurumsal kalitesini artırırken, kısa vadede fon rotasyonlarını ve fiyatlama dengelerini etkileyebileceğine işaret eden Pırlanta şöyle konuştu: “Bugüne kadar piyasada yüksek likiditeye sahip olduğu düşünülen bazı şirketlerin, aslında ortaklık fonları üzerinden daha toplu bir yapıda olduğu çıplak gözle görülebilecektir. Tahtaların gerçek derinlik oranlarının netleşmesi, rasyonel analiz yapan kurumsal yatırımcılar için daha sağlıklı bir veri seti sunacaktır. Oranı sert düşen şirketlerin endeks ağırlıkları (BIST 30, BIST 100 vb.) azalacaktır. Bu durum, ilgili endeksleri baz alan pasif endeks fonlarının (ETF'ler ve kurumsal pasif portföyler) zorunlu portföy dengelemeleri yapmasına yol açacaktır. Bu doğrultuda endeks ağırlığı gerileyen paylarda teknik satışlar görülebilir. Pasif fonların bu zorunlu portföy ayarlamaları sonucunda boşa çıkan likidite, gerçek anlamda yüksek likiditeye ve kurumsal şeffaflığa sahip, çarpanları açısından makul seviyelerde kalmış şirketlere kayabilir. Sermaye yapısı temiz olan şirketlerin bu süreçte pozitif ayrışması olasıdır.”</p>
<h2>Fonlara bir düzenleme daha bekleniyor </h2>
<p>Hisse senedi piyasası yatırımcılarının en çok merak ettiği ise hangi şirket hisseleri ile serbest ve özel yatırım fonlarının bu yeni düzenlemeden etkileneceği. Bazı özel ve serbest fonlar tek bir hissedeki yüksek ağırlıkları ve miktarlarıyla dikkat çekiyor. Piyasa uzmanları 15 Haziran’a kadar Kamuyu Aydınlatma Platformu’nda bu düzenlemeden kaçınabilmek için çok fazla özel durum açıklamasıyla karşı karşıya kalınabileceğine işaret ederken SPK’nın yine Kasım 2025’te gündeme gelen ve bu yılın ilk aylarında aracı kurumların görüşlerine açılan diğer fonlara yönelik düzenlemeyi ne zaman gündeme alacağının takip edileceğini vurguladı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">GERÇEKÇİ BİR FİYATLAMA ZEMİNİNİ DESTEKLEYEBİLİR</span></h2>
<p>Gedik Yatırım Kıdemli Araştırma Analisti Burak Pırlanta’ya göre düzenlemenin en çok dikkat edilmesi gereken teknik boyutu ise Borsa İstanbul’un pazar kategorizasyon kriterleri olacak. Resmi mevzuata göre, bir şirketin Yıldız Pazar veya Ana Pazar'da işlem görmeye devam edebilmesinin temel şartlarından birinin, fiili dolaşım oranının (FDO) yüzde 10'un üzerinde bulunması olduğunu hatırlatan Pırlanta, teknik düzenleme hayata geçirildiğinde, fonlardaki payların düşülmesiyle birlikte FDO'su yüzde 10'un altına gerileyecek şirketler için pazar değişiklik riski gündeme gelebileceğini söyledi. Sürecin daha kritik boyutu ise, gerçek dolaşım oranının yüzde 5'in altına inmesi durumunda, bu sığ tahtaların doğrudan Piyasa Öncesi İşlem Platformu (PÖİP) kapsamına alınma riskinin doğacağı olduğunu kaydeden Pırlanta, “Böyle bir senaryo, kurumsal portföy yönetim şirketlerinin ve yatırım fonlarının ilgili hisselere olan yatırım kriterlerini doğrudan etkileyebilir. 15 Haziran 2026 tarihi Borsa İstanbul'un şeffaflık standartları açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Yatırımcıların ve analistlerin önümüzdeki dönem değerlendirmelerinde şirketlerin sadece görünürdeki FDO'larına değil, bu oranların arkasında yatan fon sahiplik yapılarına ve kurumsal detaylara dikkat etmesi önem arz etmektedir. Yeni sistem, borsada daha rasyonel ve gerçekçi bir fiyatlama zeminini destekleyecektir” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/spk-fiili-dolasim-oranina-dokundu-80678</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/4/1280x720/spk-1766126143.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa İstanbul’daki şirketlerin fiili dolaşım oranı hem endekslerdeki ağırlıklarını hem de yer alacakları pazarı belirleyen en önemli gösterge. SPK bazı şirket patronlarının özel veya serbest fonlarda tuttukları hisselerinin artık fiili dolaşım oranında yer almamasını sağlayacak düzenlemenin fitilini ateşledi, ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/finansmana-destek-kapasitesi-artirildi-80677</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Finansmana destek kapasitesi artırıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Aralarında Kredi Garanti Fonu (KGF), İhracatı Geliştirme A.Ş (İGE), Katılım Finans Kurumları’nın yer aldığı Hazine destekli kefalet kurumları aracılığıyla reel sektöre ayrılan kaynak tutarı yılbaşından bu yana 125 milyar lira artırılarak 321.5 milyar liraya yükseltildi. Bugüne kadar kullanılan kredi miktarı toplamda 137.2 milyar lirayı bulurken, reel sektörün kullanımına açık bulunan miktar ise 185 milyar lira düzeyinde. Kredi limitlerinde ve destek programı sayısındaki artışa ilişkin herhangi bir duyuru yapılmadı.</p>
<h2>Teminat güçlüğü çeken firmalara kefil oluyor </h2>
<p>Bir dönemler sadece KGF’nin yer aldığı ardından İGE A.Ş ve Katılım Finans Kuruluşlarının eklendiği Hazine Destekli Kefalet Kuruluşları, teminat güçlüğü çeken firmalara kefil olarak finansman sıkıntılarını gidermelerini sağlıyorlar. Bunlar kendi öz kaynaklarını kullanabildikleri gibi, Hazine desteğiyle de kefalet verebiliyorlar. İGE A.Ş; TİM, Eximbank, İhracatçı Birlikleri ve bankaların ortaklığıyla kefalet desteği veren bir şirket. Bu kuruluşlar aracılığıyla kullanılan kredilerde faiz genellikle bankalar tarafından belirleniyor. Bazı programlarda ise TLREF’e endeksli faiz uygulanıyor. Kefalet kuruluşları vadeye göre yüzde 1-2 arasında kefalet komisyonu alıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2791bcb3913-1780978108.png" alt="" width="665" height="520" /></p>
<h2>Destek programı sayısı 17'den 20’ye çıkarıldı </h2>
<p>Hazine Destekli Kefalet Programı kapsamında yürürlükteki destek unsuru sayısı yılbaşında 17 iken, 15 Mayıs itibarıyla 20’ye çıkarıldı. 31 Aralık itibarıyla 196.8 milyar lira tutarındaki kredi limitinden 117.5 milyar lirası kullanılmıştı. Aradan geçen yaklaşım 5 aylık zaman diliminde bazı programlar yürürlükten kaldırılırken, yeni programlar da eklendi. Yeni programlar yanı sıra mevcut programların da limitleri artırıldı ve toplam kredi limiti 321.5 milyar liraya çıktı. 15 Mayıs itibarıyla bunun 137,2 milyar liralık kısmı kullanıldı. Bir başka ifade ile hâlen kullanılmayı bekleyen 185 milyar liralık kaynak bulunuyor.</p>
<h2>İGE’den 30 milyar liralık ‘ihracatta atılım’ desteği </h2>
<p>Yeni desteklerden en dikkat çekici olan İGE’nin ihracatta atılım desteği oldu. 30 milyar liralık limitin belirlendiği bu paketten henüz kullanım yapılmadı. Buna karşılık İGE’nin ‘destek’ programında 29.6 milyar liralık limitin 26.9 milyar lirası, ‘yeni’ başlıklı programında 24 milyar liralık limitin 19.3 milyar lirası, ‘exim’ başlıklı programın 21.1 milyar liralık limitinin 17.2 milyar liralık kısmı kullanıldı. Katılım Finans Kuruluşlarının işletme kredilerinde 29.4 milyar liralık limitin 10.8 milyar lirası kullanılırken, KGF’nin 29.4 milyar liralık yatırım işletme desteğinde 22.3 milyar liralık kullanım yapıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/finansmana-destek-kapasitesi-artirildi-80677</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/9/1280x720/lira-tl-1771992966.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KGF, İGE A.Ş ve Katılım Finans Kurumları’nın yer aldığı Hazine destekli kefalet kurumları aracılığıyla reel sektöre ayrılan kaynak tutarı 321.5 milyara çıktı. Bugüne kadar kullanılan kredi miktarı toplamda 137.2 milyar lirayı bulurken, reel sektörün kullanımına açık bulunan miktar ise 185 milyar lira düzeyinde. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/is-kitaplari-yazari-duayen-ust-yonetici-cem-kozlu-ilk-romani-ile-okurunun-karsisina-cikti-80673</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> İş kitapları yazarı, duayen üst yönetici Cem Kozlu, ilk romanı ile okurunun karşısına çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p style="text-align: right;"><strong><em>Pazarlama, liderlik, kurumsal kültür, kalkınma modelleri, havacılık ve yönetim üzerine kaleme aldığı eserlerle uzun yıllardır iş dünyasının başvuru kaynakları arasında yer alan Cem Kozlu, ilk romanı Sandima Tableti ile bu kez kurmaca alanına adım atıyor. Arkeoloji, tarih, kimlik politikaları ve medya dünyasını gerilim kurgusu içinde buluşturan roman, yazarın yıllardır ilgi duyduğu alanların edebî bir sentezi olarak dikkat çekiyor.</em></strong></p>
<p><strong>iş kitapları yazarı, duayen üst yönetici cem kozlu: iş dünyasından romana uzanan bir yolculuk</strong></p>
<p>Türkiye’de iş kitapları kategorisinde, <strong>Cem Kozlu</strong>’nun özel bir yeri vardır. Pazarlama alanının kült eserlerine imza atan Kozlu, bildiklerini, öğrendiklerini, deneyimlediklerini ustalıkla kaleme aldı. Gençlere, yöneticilere, girişimcilere, iş liderlerine, patronlara; ilk baskısının üzerinden geçen 44 yıla rağmen hâlâ okurunu bulan kitaplarıyla seslendi. Kurumları, kurumsallaşmayı öncelikledi. Şirketlere ilham verdi, dünyada öne çıkan sistemleri inceledi, bürokrata, devleti yönetenlere esin oldu. En son roman formunda bir kitap ile okurlarının karşısına çıktı. <em>Sandima Tableti</em> üzerinde başlayan ilk görüşmemizin ardından hazırladığımız sorulara verdiği içten yanıtlarla Cem Kozlu, KİTAP vasıtasıyla bu kez okuruna yazar Cem Kozlu’yu anlattı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a272d4fd6d8d-1780952399.png" alt="" width="700" height="695" />Giriş bölümünü kısa tutacağımız bir kapak haberimizle karşınızdayız. KİTAP’ın elinizde tuttuğunuz sayısında kapak sayfalarımızın konuğu, iş yaşamı 55 yıla ulaşan profesyonel yönetici <strong>Cem Kozlu</strong>. 1970 yılında yurt dışında başladığı iş yaşamını 1975 yılından itibaren Türkiye’de sürdüren, çok sayıda global şirketin tepe yönetim kademelerinde görev alan Cem Kozlu, <em>Uluslararası Pazarlama – İlkeler ve Uygulamalar</em> adını verdiği ilk kitabını 1982 yılında çıkardı. Hâlen yeni baskıları yapılan kitabı, o tarihlerden itibaren iş gündeminde öne çıkmaya başlayan, sonraki yıllarda da hâkimiyetini ilan eden satış ve pazarlama alanının en gözde eserleri arasında yer almayı sürdürüyor. Ardından gelen yıllarda çok sayıda kitaba imza atan Cem Kozlu, geçtiğimiz ay <strong><em>Remzi Kitabevi</em></strong>'nden yayınlanan ilk romanı <em>Sandima Tableti</em> ile okurunun karşısına çıktı.</p>
<p>Cem Kozlu’nun yazarlık serüvenini iki bölümde irdeledik. İlk bölüm, yazar Cem Kozlu’yu ve 44 yıla ulaşan yazarlık sürecini anlatıyor. İkinci bölümü son çıkan kitabı, ilk romanı <em>Sandima Tableti</em> üzerine <strong>Faruk Şüyün</strong> ile birlikte hazırladığımız sorulara verdiği yanıtlar oluşturuyor. Kapsamlı sorularımıza verdiği içten yanıtların okuruna çok şey kazandıracağını düşünüyoruz. Sizleri Cem Kozlu’nun sorularımız ışığında hazırladığı, uzun yazarlık sürecine ilişkin son derece sahici ve akıcı görüşleriyle baş başa bırakıyoruz.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">yazarlık üzerine</span></h2>
<p><strong>İş kitapları yazarlığından makalelere uzanan, inceleme yazılarından romana kadar farklı alanlarda üretken bir yazarsınız. Bu yönünüzü neye borçlusunuz?</strong></p>
<p>Sanıyorum merakıma borçluyum. <em>Kaşifler ve Yaratıcılar</em> gibi kitapların yazarı ve Amerikan Kongresi Kütüphanesi’nin eski Başkanı <strong>Daniel Boorstin</strong> bir söyleşide şöyle demişti:</p>
<p><em>“Ne düşündüğümü keşfetmek için yazıyorum.”</em></p>
<p><em>Harvard Business Review</em> dergisinin 1973’ten günümüze dek en çok kopyalanmış makalelerinden birinin adı da şudur:</p>
<p><em>“Açık ve net yazmak, açık ve net düşünmek demektir...”</em></p>
<p><em><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a272d6416f20-1780952420.png" alt="" width="700" height="501" /></em></p>
<p>Ben de merak ettiğim konuları irdelemek, sapla samanı, yani veriyle fikri ayırt edebilmek, bildiklerimi sistematize edip bilmediklerimi öğrenmeye çalışmak ve sonuçta düşüncelerimi netleştirip toparlamak için araştırıyor ve yazıyorum. Tabii süreçten de çok zevk aldığım için.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Ekol okullarda geçen ortaöğrenim ve üniversite eğitim dönemlerinizin ardından, akademik yönünüzü güçlendiren süreçleriniz hep olmuş. Ülkemizin güçlü millî kuruluşlarından, Türkiye’de konumlanan küresel şirketlere, yurt dışında global devlere uzanan,  yüksek deneyim ortaya koyan profesyonel iş yaşamınız var. Bu tempo içinde sizi yazarlığa, hem de en üretken hâliyle,  motive eden ne oldu?</strong></span></p>
<p>Lisede okul gazetesinde muhabirdim. Üniversitede edebî yazarlık dersleri aldım, seminerlerine katıldım. Üç yıl üst üste okul dergisinin kısa hikâye yarışmasında ilk üçe girdim. Üniversiteyi bursla okudum. Bitirdikten sonra yazar olarak hayatımı kazanamayacağımı biliyordum. Ama bir hobi olarak ve zanaat olarak boş zamanlarımda yazmayı sürdürdüm. Delikanlılık dönemimde şiirlerin sarhoşluğuna kapıldım. Onu saymazsak son kitabıma kadar hep kurgu dışı kitaplar yazdım. Bir dönem de Türkçe <em>Fortune</em> dergisinde ve <em>Yeni Yüzyıl</em> gazetesinde köşe yazarlığı yaptım.</p>
<p>Hepsinin tadı ayrıydı.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>İlkokulda, ortaokulda, çocuk yaşlarda edebiyata eğilenler için hep bir aile ferdi veya öğretmen hikâyesi olmuştur. Sizin yaşamınızda ilginizi ve yatkınlığınızı borçlu olduğunuz insan veya insanlar oldu mu?</strong></span></p>
<p>Çok şanslıydım; üç rol modelim bulunuyordu. Babamın lisede edindiği çok iyi Fransızcası vardı. Ama bunu yeterli bulmadığı için İngilizce öğrenmeye karar vermişti. Vakti oldukça yemek masasının üzerine İngilizce-Türkçe sözlüğü koyar, yanına <em>Bütün Dünya</em> dergisini, onun İngilizce muadili <em>Reader’s Digest’</em>i ve Fransızca uyarlaması olan <em>Selection</em>’ı açar, aynı makaleyi okuyup deşifre etmeye çalışırdı.</p>
<p>Çok azimliydi. Sonuçta İngilizcesi mükemmel iş mektupları ve resmî mektuplar yazacak düzeye geldi.</p>
<p>Yorgun olmadığı akşamlar bana da kitaplardan bölümler okurdu. <em>Kon-Tiki, Monte Kristo Kontu,</em> <strong>Jules Verne</strong>’in kitapları, <em>Doğan Kardeş, Ceylan</em> ve <em>Armağan</em> dergileri hatırladıklarım. Annem de tarih kitapları ve biyografilere meraklıydı. Babaannem ise <em>Cumhuriyet</em> gazetesini baştan sona okur, <strong>Burhan Felek</strong>’in köşe yazılarını ve <strong>Rauf Orbay</strong> gibi ünlü şahısların hatıratını kesip saklardı. Lise hocamız <strong>Münir Aysu</strong> da bize kompozisyonda mükemmeliyetçiliği aşıladı. İlk kitaplarımın da gönüllü editörlüğünü üstlendi.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Yazma anınızdan, sürecinizden, alışkanlıklarınızdan, temponuzdan bahseder misiniz? Nasıl bir disiplin içerisinde yazarsınız?</strong></span></p>
<p>Yanımda daima kâğıt kalem taşır, aklıma gelenleri not ederim. Yazmak için verimli zamanım sabahlarıdır. İş tempom el verdikçe erken kalkıp yazmaya çalışırım. Tatil zamanları günde 5-6 saat yazabilirim. Araya uzun süre girse bile bıraktığım yerden devam etmekte zorluk çekmiyorum. Vakit buldukça da gün içinde bir saat kadar yürüyüş yapmaya çalışır, eğer o dönemde bir yazma projem varsa onun hakkında düşünürüm. Eşim çok hoşgörülüdür; ailenin ritmini zaman zaman olumsuz etkileyebilen programıma hep destek vermiştir.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>İyi bir yazar olma hâli, iyi bir okur olmaya da doğal olarak ihtiyaç duyar. Okuma disiplininizden bahseder misiniz?</strong></span></p>
<p>Tatiller dışında genellikle akşamları okurum. Üniversiteden sonra aldığım hızlı ve metotlu okuma kursundan hayat boyu yararlandım. Aynı konuda birkaç kitabı peş peşe okumaya çalışırım. Karşıt fikirleri dengeleme imkânı doğuyor. Ayrıca tekrarları atlayıp hız kazanma imkânına kavuşuyorsunuz. Okurken not alırım; hele yazmakta olduğum bir kitaba hazırlık amacıyla okuyorsam.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Başucu kitaplarınızı veya İzzet Garih’in KİTAP dergimize kazandırdığı tarifle, </strong><strong><em>“kahraman kitaplarınızı”</em></strong><strong> bize sunmanızı istesek, listede neler olurdu?</strong></span></p>
<p>Yıllar önce yeğenim <strong>Ali</strong> bana bu suali sorunca yaptığım liste çok uzadı ve nihayetinde Liderin Kitaplığı yapıtına dönüştü. Bir bölüm başlığından örnekler vereyim.</p>
<p><strong>Azim ve Anlam:</strong> <em>Olmak İstediğin İnsan</em> – <strong>Clayton M. Christensen</strong> / <em>İvan Denisoviç’in Bir Günü</em> – <strong>Aleksandr Soljenitsin</strong> / <em>İnsanın Anlam Arayışı</em> – <strong>Viktor Frankl</strong> / <em>Yunus Emre – Hayatı ve Bütün Şiirleri</em> – <strong>Abdülkadir Gölpınarlı</strong> / <em>Denemeler</em> – <strong>Montaigne</strong></p>
<p>Diğer bölüm başlıkları arasında <strong>Karar, İcraat, İnsan</strong> ve <strong>Zaman</strong> gibi konular var.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Yazmaya yönelik önümüzdeki süreçte ne gibi planlarınız var? Veya düşleriniz? Gündeminize neleri, hangi konuları almak istersiniz?</strong></span></p>
<p><em>Sandima</em><em> Tableti</em>’nin kahramanları <strong>Ali Asya </strong>(<em>“Boksör”</em>) ve Elâ ile çok yakınlaştık. Birlikte olmaktan zevk alıyorum. Onlarla tekrar bazı konuların peşinde yollara koyulabilirim. Örneğin, belki kimsenin çözemediği bir uçak kazasını birlikte aydınlatabiliriz. Ne dersiniz?</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Edebiyat dışında, sanatın hangi dallarına öncelikli, yakın ilgi duymaktasınız?</strong></span></p>
<p>Yazarken de okurken de klasik müzik dinlemekten ve zaman buldukça konserlere gitmekten zevk alıyorum.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Sivil toplum kuruluşları ve üniversitelerin yönetimlerini de çok yakından takip etmektesiniz. İş yaşamınızda ve sivil toplum gönüllüsü kimliğinizde, edebiyatın ve sanatın yerini nasıl tarif edersiniz?</strong></span></p>
<p>Edebiyat ve sanat hakikatin, iyiliğin, güzelliğin, özgürlüğün, eşitliğin ve adaletin peşinden koşmalı; ama bunu yaparken okuyucusunu, izleyicisini sıkmamalı, günlük dünyasından azat edip farklı hayallere, ufuklara, dünyalara taşımalıdır kanaatimce.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>İlk kitabınız ne zaman yayımlandı, yazarlık sürecinizi ve eserlerinizi yayın tarihleri, sonraki baskı sayıları itibarıyla bize özetler misiniz?</strong></span></p>
<p>Yurt dışında üniversiteyi bitirdikten ve beş yıl çalıştıktan sonra 1976 yılında Türkiye’ye dönüp Komili Pazarlama şirketinin genel müdürü oldum. <strong>Turgut Özal</strong> öncesi ithal ikamesine dayalı bir ekonomi stratejisinin izlendiği, iç piyasada tavan fiyatlarının, ihracatta ise çeşitli sınırlama ve engellerin uygulandığı bir dönemdi. 1973 petrol krizi ülkemizi çok olumsuz etkilemişti.</p>
<p>Şirket olarak ihracata öncelik verme kararını aldık. 1975 yılında Türkiye’nin ihracatı 1,4 milyar, ithalatı ise 4,9 milyar dolar olmuştu. Son çalıştığım şirket olan Procter &amp; Gamble’ın 1975 satışları ise 11,5 milyar dolardı.</p>
<p>Firmanın ihracat bölümünde çalışmış, o zamanlar daha hâlâ çok fakir olan Körfez ülkeleri, Yemen, daha sonra Fiji, Yeni Kaledonya, Tahiti gibi Pasifik adaları, Hong Kong, Singapur ve son olarak da Kıbrıs’a ihracattan sorumlu olmuş ve bu bölgeleri ziyaret etmiştim. İhracat konusunu ve bu alanda Türkiye’nin geri kalmışlığını kafama taktım. Cenevre’de BM Ticaret ve Kalkınma Örgütü’nün kütüphanesinde bir hafta çalışıp notlar aldım, belgeler edindim. Döndüğümde Boğaziçi Üniversitesi’ne gidip:</p>
<p><em>“Uluslararası Pazarlama ve İhracat İdaresi diye bir ders vermek istiyorum,”</em> dedim.</p>
<p>Niye sadece pazarlama değil, ihracat idaresi? Çünkü ihracat süreçleri çok karmaşık ve zordu; birçok sınırlama, lisans ve izin gerektiği gibi ödeme sistemleri de karmaşıktı.</p>
<p>Üniversite hemen kabul etti ve başladım. Çok hevesli ve ilgili öğrencilerim vardı. Bir süre sonra benden notlarımı ve anlattıklarımı bir kitap olarak derlememi önerdiler ve bunun sonucu 1982 yılında <em>Uluslararası Pazarlama – İlkeler ve Uygulamalar</em> doğdu.</p>
<p>İlk göz ağrımın iki özelliği vardır. Birincisi, bir uzun satar oldu; 16 kez güncellendi, 40 yaşını devirdi ve hâlâ raflarda. İkincisi, dijital dünyadaki baş döndürücü gelişmeleri kapsayabilmesi ve yaşamını benden sonra da sürdürebilmesi için son güncellemeleri Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nün hocalarından, üniversitedeki Analitik ve İçgörü Araştırma Merkezi’nin kurucu direktörü <strong>Dr. Hüseyin Karaca</strong> ile birlikte yaptık. Hoca şimdi Boston Üniversitesi’nde ama eseri yaşatacağını umuyorum.</p>
<p>İlk kitabımın yayımlandığı yıl, benden kısa bir süre önce Stanford Üniversitesi’nden mezun olmuş iki yazar, başarılı büyük şirketlerin ortak noktalarını araştırıp <em>Mükemmeli Arayış</em> adlı bir kitap yazdılar. Etkilendim.</p>
<p><em>“Ben de bunu Türkiye’de araştırayım,”</em> dedim ve <strong>Vehbi Koç, Sakıp Sabancı, Sezai Türkeş, Fevzi Akkaya, Şarık Tara, Feyyaz Berker</strong> gibi iş insanlarıyla söyleşiler yaptım, şirketlerini inceledim. <em>Kurumsal Kültür</em> doğdu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a272d9eb4f97-1780952478.png" alt="" width="700" height="561" /></p>
<p>1985’te Amerika’da Denison Üniversitesi’nde hocalık yaptım.</p>
<p><em>“Doktora yap, bize geri gel,”</em> dediler.</p>
<p>Boğaziçi Üniversitesi’nde doktoraya başladım. Tezim, <em>Sogo Şoşa: Dışa Açılmada Bir Japon Dersi</em> adlı kitaba dönüştü.</p>
<p>O yıllar Japonya’nın peşinden giden Tayvan, Singapur, Hong Kong gibi Asya kaplanlarının büyük hamleler yaptıkları dönemdi. Japonya Vakfı’nın desteğiyle Japonya’ya gittim ve onların kalkınma reçetesini araştırdım, gözlem ve önerilerimi <em>Türkiye Mucizesi İçin Vizyon Arayışları... ve Asya Modelleri</em> başlığıyla yayımladım.</p>
<p>O sıralarda TBMM’de görevliydim. Araştırmalarımdan elde ettiğim siyasi partilerin örgütlenme ve çalışmalarıyla ilgili önerilerimi de mensubu olduğum Anavatan Partisi ile paylaştım. Araştırma partide hiç ses getirmedi ama kitap 7-8 baskı yaptı.</p>
<p>Asya tipi kalkınma modelinden yararlanma fırsatını kaçırmakta olduğumuzu hissedince, benzer konuları ele alıp Türkiye için yeni öneriler içeren <em>Öfkeden Çözüme</em>’yi kaleme aldım. 2003’te yayımlandı.</p>
<p>Ülkemizin yönetimi ile ilgili konularda fayda sağlayacağımdan ümidi kesmiş olmalıyım ki, Türk Hava Yolları’nda arkadaşlarımızla birlikte doksanlı yıllarda gerçekleştirdiğimiz dönüşümü yazmaya karar verdim. 2007’de yayımlanan <em>Bulutların Üstüne Tırmanırken</em>, 17 baskı yaptı ve sivil havacılık yüksekokullarında kullanılmaya devam ediyor.</p>
<p>O kitapta değinilen liderlik konusuna gençler tarafından çok ilgi gösterildiğini onlarla yaptığım çeşitli seminer ve söyleşilerde gördüm. Bu sıralarda CNN Türk’te <em>Başarının İzinde</em> adlı bir programım yayımlandı.</p>
<p>Yazıp çizdiklerimle makro düzeyde fayda sağlayamadığımı gördüğüm için zamanımı daha çok gençlerin donanımına katkı sağlayacak alanlarda kullanmak güdüsüyle <em>Liderin Takım Çantası</em> kitabını hazırladım. Gerçek hayattan esinlendiği, kısa ve pratik kullanıma odaklandığı için geniş kabul gördü ve kendi kulvarında çok satan oldu. 23 basım yaptı ve raflardaki yerini koruyor. Ayrıca CNN Türk’te bir programa dönüştü.</p>
<p>1991-1995 yıllarında TBMM’deyken TBMM-AB Komitesi üyesiydim. Bir kere bile toplanamadık. Çünkü Avrupalılar Türkiye’yi aralarına almak konusunda istekli değildiler. 2004 yılında bir torba kararla apar topar sekiz eski Sovyetler Birliği ülkesinin AB’ye alındığında Viyana’da Coca-Cola’nın grup başkanı olarak görev yapıyordum. Avusturya’nın başbakanı ve dışişleri bakanıyla iyi ilişkilerim vardı. Türkiye’ye olan antipatilerini saklayamıyorlardı.</p>
<p>Konu kafama takıldı ve sonuçta 2011’de <em>Avrupa’ya Hayır Diyebilen Türkiye</em> kitabı ortaya çıktı. Hiç ses getirmedi.</p>
<p>Ben de ülkeye fayda sağlayacağını düşündüğüm konulardan başka alanlara kaymaya başladım. İlk olarak Cumhuriyet’in ilk röntgen profesörü dedem <strong>Salâhattin Erk</strong>’in belgelerini derleyip 1921-23 yıllarında radyoloji ihtisası için gittiği Avrupa’daki hayatını yazdım. 44. Ulusal Radyoloji Kongresi’nde meslektaşları tarafından ağırlanıp onlara yaptığım sunum hayatımın güzel anılarındandır.</p>
<p>Sonra da sıra <em>Sandima Tableti</em>’ne geldi. Gençlik yıllarından beri süregelen arkeoloji merakım ile kafama takılan bir tezi birleştirdim, araştırdım, gezdim ve bu sefer tamamen bir zanaatkâr yaklaşımıyla zevk almak ve elimden gelenin en iyisini yapabilmek için kâğıtla kalemi buluşturdum. Amaç; hecelerle, kelimelerle, cümlelerle, paragraflarla dans edip kafamda bir dünya kurmaktı. Kitabın kahramanları ile dost oldum, onlarla birlikte olmaktan çok zevk aldım. Umarım okurlar da bu zevki paylaşır.</p>
<h2><strong>cem kozlu ile </strong><strong><em>sandima tableti</em></strong><strong> üzerine: tarihin gölgesinde bir roman</strong></h2>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>İş dünyası, liderlik, kurumsal kültür ve ekonomi üzerine kaleme aldığınız kurgu dışı rehber eserlerden sonra, bu kez okuyucuyu ters köşe yapan siyasi bir gerilim ve ilk romanla karşımıza çıktınız. Sizi “Sandima Tableti”ni yazmaya iten ilk kıvılcım neydi? Kurmaca bir evren inşa etmek, bunca yıllık entelektüel ve idari birikiminizin ardından yazarlık serüveninizde nasıl bir boşluğu doldurdu?</strong></span></p>
<p>Tarİhe ve arkeolojiye merakım var. Yıllar boyunca birçok ören yerini ziyaret ettim. Yavaş yavaş farkına vardım ki ağırlıklı olarak kazılan ve ziyaret edilen yerler Grek ve Roma dönemlerine ait ve genellikle Batı ve Güneybatı Ege kıyılarında. Batılı tarihçilerin çoğu, uygarlıklarının kökenini bu bölgede, yani eski İyonya ve komşularında MÖ 6. ve 5. yüzyıllarda yaşamış, bölgeye şimdiki Yunanistan’dan göç etmiş Greklere bağlıyorlar.</p>
<p>Hâlbuki Batı ve Güneybatı Anadolu’da Luviler çok önceden beri yerleşik ve doğudaki komşuları Hititlerle karşılıklı etkileşim içinde. Hititlerin güneyinde ise çok önceden yazıyı ve matematiği keşfetmiş, imparatorluklar kurup büyük altyapı projeleri gerçekleştirmiş, sosyal organizasyonlar geliştirmiş Sümerler, Asurlular, Akadlar, Babilliler; onların da güneyinde binlerce yıl daha önceye giden Mısırlılar var. Bütün bunları göz ardı edip günümüzün hâkim uygarlığını Greklere dayandırmanın nedenleri arasında 19. yüzyıldan günümüze Türk-Yunan ilişkilerinin olduğuna inanıyorum. Bu bir tez ama bilim insanlarınca tartışılması gerektiğini düşünüyorum. Tezin popülerleştirilmiş şekli olan Sandima Tableti’nin bu tartışmaya katkısı olmasını umuyorum.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Roman, 25 yıl boyunca emek verdiği Yurdumuz gazetesinden âdeta bir saman kâğıdı formuyla nezaketsizce kovulan Ali Asya ile açılıyor. Ali Asya’nın vicdanı ile iktidar-sermaye kıskacı arasında verdiği bu mücadeleyi ve romanda çizdiğiniz “Patronissimo” tipini düşündüğümüzde; bu karakter günümüz medyasının ve kurumsal dünyasının evrensel bir prototipi mi?</strong></span></p>
<p>Kİtaptakİ olayların da karakterlerin de çeşitli esin kaynakları var. Medyayı ele alırsak, bundan 15-20 yıl önce yüz binler basan gazeteler günümüzde kendilerinin gölgesine dönüşmüş durumda. Dünyada da durum farklı değil; Washington Post da muhabirlerini çıkarıyor, The Guardian da. La Stampa da küçülüyor, Bild de.</p>
<p>Özellikle araştırmacı gazeteciliğin hareket sahası sürekli daralmakta. Teknoloji bize hayal bile edemeyeceğimiz boyutlarda bilgi ve veri sunarken bunların güvenilirliği konusu giderek tartışmalı hâle geliyor. Bu bağlamda Boksör’e evrensel bir prototip diyebilirsiniz.</p>
<p>Romanda Ali Asya’nın en zor anlarında pusulası, eğilip bükülmeyen Cumhuriyet Savcısı babası Abdullah Bey ve onun bıraktığı kararmış Sheaffer dolma kalem ile Ece Ajandası oluyor. Ali’nin hayat felsefesi bu mirasla dikleşirken, karşı kutuptaki Hermes’in (Kâmil) hikâyesinde de bir babasızlık, köksüzlük görüyoruz. Kitaptaki bu güçlü baba figürleri üzerinden, aslında bir dönemin Cumhuriyet ahlakına ve adalet duygusuna duyulan özlemi mi tartışıyoruz?</p>
<p>Büyükannemİn babası defterdar. Yemen’de görev yaparken eşi, büyükannemi karnında 40 günlük bir gemi yolculuğu ile İstanbul’a getiriyor. Büyükannem çocukken at sırtında Musul’a babasının görev yerine gidiyorlar. Daha sonra da Filistin’e. Son tayin edildiği Selanik’te babaannem eşi Abdullah Bey’le tanışıp evleniyor. Abdullah Bey orada savcı yardımcısı. İstanbul’a geldiklerinde Bahriye Nezareti’ne hukuk müşaviri olarak giriyor.</p>
<p>Kurtuluş Savaşı sırasında yakın arkadaşları <strong>Rauf Orbay</strong> ve sonradan Cumhuriyet’in ilk Donanma Komutanı olacak <strong>Hamdi Denizmen</strong> ile birlikte <strong>Mustafa Kemal</strong>’in safında yer alıyorlar.</p>
<p>Babam bankadaki görevine müfettiş muavini olarak başlıyor, sırasıyla müfettiş ve teftiş kurulu başkanı oluyor.</p>
<p>Ben çocukken kapının yanında hazır duran ufak meşin bir çantası olduğunu hatırlarım. Gece yarısı bir hırsızlık veya yolsuzluk olayı ile ilgili telefon gelir, çantayı aldığı gibi otobüs veya trenle Anadolu’nun bir köşesine, bucağına giderdi.</p>
<p>Dediğiniz gibi, Cumhuriyet’in bir ahlak ve adalet duygusu vardı. İki adım ileri, bir adım geri gitsek bile toplum olarak bu alanlarda geliştiğimizi hissediyordum.</p>
<p>Şimdi gazetelerin üçüncü sayfalarındaki soygun, cinayet, dolandırıcılık ve benzer haberleri okudukça şüphelerim uyanıyor. Pusulada kuzeyle güneyin yeri saparsa yolunuzu kaybedersiniz. Toplumda da doğru ve yanlış arasındaki sınır esneyip kırılmaya başlarsa temellerimiz sarsılır.</p>
<p>Klasik casusluk ya da gerilim romanlarında genellikle nükleer şifreler, askerî sırlar ya da mikroçipler çalınır; ancak siz hedef tahtasına “Anadolu’nun uygarlığın beşiği olduğu” tezini kanıtlayacak olan Sandima Tableti’ni koyuyorsunuz. Geleceğin küresel ve jeopolitik savaşlarının artık askerî güçten ziyade “kültürel hafıza” ve “tarihsel anlatı” üzerinden yürüyeceğini mi öngörüyorsunuz?</p>
<p>Evet, hem toplumların içinde hem de uluslararası düzeyde kimlik politikaları güçlenmekte. Bunu Amerika’da, Hindistan’da, Avrupa Birliği ülkelerinde görüyoruz. Siyasiler bazen içeride güç kazanmak için, bazen de dış güçlere karşı halkın dayanışmasını güçlendirmek amacıyla somut konulardan çok aidiyet bağlarını ön plana çıkarıyorlar.</p>
<p>Yunanistan da kuruluşundan beri komşusu Osmanlı İmparatorluğu ve sonra Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı Batı’da ittifak arayışları içinde olmuş. İttifakın soyut tutkalı olarak da aynı kökten geldiklerini, aynı tarihi paylaştıklarını vurgulamışlar. Jeopolitik açıdan bunu anlıyorum. Ama hasmını zayıflatmak için tarihî gerçekleri saptırarak onu kendi uygarlıklarının dışında, “öteki”, tarih terimiyle “barbar” olarak göstermeye çalışmak bilimin sınırlarını aşan hasmane bir davranış.</p>
<p>Bunun dünyada birçok örneği var.</p>
<p>Hindistan’da Hindular Müslümanlara, “Biz sizden önce buradaydık,” diyebilmek için 1528 civarında inşa edilmiş Babri Camii’ni yerle bir ettiler. Temelleri üstüne yükselen Hindu tapınağının 2024’teki açılışını bizzat Başbakan <strong>Modi</strong> yaptı.</p>
<p>Tarih ve arkeoloji çok açık seçik biçimde ayrımcı ve aşırı siyasi emeller için kullanılabilmekte.</p>
<p>Sandima Tableti’nde bahsi geçen Profesör <strong>Glock</strong>’un hikâyesi de gerçektir. Siyonist odaklı Filistin arkeolojisine farklı bir görüş getiren Amerikalı profesörü evinin önünde vurdular. O ülkedeki bazı önemli kazıların başındaki arkeologların askerî geçmişi olduğu ve bazı kazıların güvenlik ve devlet politikası ile iç içe, askerî kontrol altındaki bölgelerde yürütüldüğü de bilinen bir gerçek.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Fiziksel olarak “kum saati” gövdeli, Boksör lakaplı Ali Asya ile atletik, ince uzun ama operasyonel bir kurşun yarası yüzünden hafif aksayan Hermes (Kâmil) aslında birbirlerinin “gölge” karakterleri gibi. İkisi de yalnız profesyoneller, ikisinin de hafızası ve dil yeteneği çok güçlü. Bu iki zıt ama ikiz karakteri yaratırken güç, maskülenlik ve kırılganlık kavramlarını nasıl dengelediniz?</strong></span></p>
<p>İKİ erkek kahraman Boksör ve Hermes silahlarını değil, kafalarını çalıştırıyorlar. Boksör bir gazetecinin disiplinli ve düz mantığına sahip. Hermes ise atası sayılan <strong>Odiseus</strong> gibi hile ve desiseye kafa yoruyor. Meslekleri icabı ilki gerçekleri aydınlatmaya odaklanmışken, ikincisinin başarısının yolu gerçekleri kamufle etmekten geçiyor.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Elâ karakteri üzerinden, Batı dünyasının bilim, felsefe ve demokrasiyi sadece Antik Grek coğrafyasına (Miletos, İyonya) indirgeyerek inşa ettiği o “ezber” illüzyonu çok sert eleştiriyorsunuz. Luviler özbeöz Anadolulu bir halk olarak bu ezberi nasıl bozuyor? Sizce Türkiye, kendi topraklarındaki bu köklü geçmişin ve tapunun ne kadar farkında? Ayrıca, Troya’yı kazan Manfred Korfmann ve Göbeklitepe’yi dünyaya tanıtan Klaus Schmidt gibi isimlerin uğradığı akademik saldırılara ve erken ölümlerine vefa dolu bir sayfa açıyorsunuz. Hatta Elâ’nın hocası Selahattin Tonuk da Luvi-Hitit çalışmalarını savunduğu için statüko tarafından erken emekliliğe zorlanıyor. Bilim dünyasındaki bu “statüko bağnazlığı”nı nasıl yorumluyorsunuz?</strong></span></p>
<p>Kİtapta savunduğum tezi bilimsel çalışmalarıyla ve Uygarlık Anadolu’da Doğdu adlı dev eseri ile kanıtlayan <strong>Prof. Fahri Işık</strong>’la ancak kitap basıldıktan sonra tanışabildim. Ondan duyduğum şu cümle bütün emeklerime değdi:</p>
<p><span style="color: #000000;">“Sen beni yazmışsın. Bu nasıl bir öngörü. Doğrular giderek anlaşılacak.”</span></p>
<p>Statüko bağnazlığı sanırım bilimin ve sanatın hemen her dalında bolca mevcut. Kitapta bazı örneklere değindim. Statükoyu sarsan tezlerin yeni bulgu ve bilgiler çerçevesinde tartışılması çok önemli. Tarihin anlatımını temelinden sarsan yeni arkeolojik bulguların çok önemli bir kaynağı Göbeklitepe ve Karahantepeler. <strong>Prof. Necmi Karul</strong> ve değerli ekibinin Urfa yakınlarındaki bu bölgede hızla yürüttükleri kazılardaki bulgular bütüncül biçimde akademik makale ve eserlere yansıdıkça uygarlık tarihinin kökleri Batı Anadolu’dan Doğu’ya, MÖ 5-6. yüzyıllardan MÖ 9-10. binyıllara kayacak. Bu bağlamda statükoyu sarsıcı ve ezber bozucu iki eserden bahsetmek isterim:</p>
<p><strong>Prof. James C. Scott</strong>’un Tahıla Karşı (Koç Üniversitesi Yayınları) ve <strong>Prof. David Graeber</strong>’in Her Şeyin Şafağı: İnsanlığın Yeni Tarihi (Epsilon Yayınevi) adlı kitapları genel kabul görmüş bazı temel tarih ve arkeoloji tezlerini sorgulamakta.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Romanın kaderini değiştiren, şifreleri çözen ve Ali Asya’yı harekete geçiren iki güçlü kadın var: Restoratör Elâ ve tekerlekli sandalyede bir dijital deha olan Sara. Elâ’nın romandaki o çarpıcı tespitiyle; Türkiye’de kadınlar mesleklerinde yükü taşımalarına rağmen yönetim kademelerinde neden görünmez kılınıyor? Okuyucuya bu kadın dayanışması üzerinden nasıl bir alt metin sundunuz?</strong></span></p>
<p>Romanda en az erkek karakterler kadar güçlü iki kadın var: Elâ ve Sara. Üstelik çok daha büyük bedel ödemişler; görevleri ve neticede vatanları uğruna hedef olup yaralanmış kişiler. Ama pes etmiyorlar. Başarılarında cesaretleri kadar rol oynayan etken, analiz yetenekleri ile içgüdülerini birlikte çalıştırabilmeleri. Analitik zekâ ile duygusal zekâyı birleştirebilmekte kadınların çoğu kez erkeklerden daha başarılı olduğunu meslek hayatımda da gözlemledim.</p>
<p>Roman, tıpkı bir Hollywood filmi ya da dijital platform dizisi ritminde ve görselliğinde ilerliyor. Özellikle Knidos Antik Kenti’ndeki Kral Sarnıcı’nda geçen, suyun yükseldiği, bilyelerin ve replika tabletin parçalandığı klostrofobik final sahnesi müthiş bir görsel vizyona sahip. Yazarken zihninizde bir film şeridi dönüyor muhtemelen. Peki ileride Ali Asya’yı ekranda görme ihtimalimiz var mı?</p>
<p>İlgİnç bir konuya değindiniz. Değerli senarist ve yazar <strong>Selin Tunç Berkan</strong>, metni ilk okuduğunda sinematik yönlerinin güçlü olduğunu ve bir diziye dönüşebileceğini söylemiş, önemli önerilerde bulunmuştu. Ama o çok başka ve bilmediğim bir kulvar. Önce romanı bitirmek istedim. Bakalım, başka yönlere evrilir mi? Okurlardan gelen geri bildirimler belirleyici olacak. Şimdilik mutlu ve iyimserim.</p>
<p>Kitabın can damarı şu cümle: “Bir ülkenin kaderi, hafızasını nasıl koruduğuyla ilgilidir.” Atatürk’ün 1930’larda bizzat kurduğu Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Sümerbank ve Etibank ile yapmaya çalıştığı o büyük vizyonu bugün nereye koyuyoruz? Sizce günümüz Türkiye’sinin en büyük hafıza kaybı ya da bilerek unutuşu nedir?</p>
<p>ETİKETLERİN insanları böldüğünü, en alt paydaya indirgediğini, renkleri siyah beyaza dönüştürdüğünü düşünürüm. Kullanmak istemem. Ama ısrar ederseniz muhafazakârlığı kabullenirim.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>Nasıl bir muhafazakârlık?</strong></span></p>
<p>İyinin, güzelin, doğalın, işlevsel olanın muhafaza edildiği; muhafazakârlığın sadece kültürel unsurlarla tanımlanmayıp evrimsel biçimde gelişmeyi de kapsadığı bir muhafazakârlık.</p>
<p>Çocukken Fenerbahçe’den Kadıköy’e yalnız yürüdüğümü, Acıbadem’e bisikletle gittiğimi hatırlıyorum. Bugün çocuğunuzu buralara yalnız bırakabilir misiniz? Yolda hiç tanıdığa, başı sıkışsa yardımcı olacak bir mahalleliye rastlar mı?</p>
<p>Evler, bahçeler ve bostanlar yerlerini gökdelenlere bıraktı. Bunun mahalle hayatı ve komşuluk üzerindeki etkilerini hissedebiliyoruz. Kimyasalların boyadığı nehirlerimizi, suları çekilen göllerimizi, madenlerin kelleştirdiği tepelerimizi hepimiz görebiliyoruz. Bilmediğimiz bir şeyi söylemiyorum.</p>
<p>“Görünen köy kılavuz istemez,” demiş atalarımız.</p>
<p>Vatanımızın üstündeki ve altındaki tüm zenginliklere sahip çıkmak, muhafaza edip iyileştirmek ve geliştirmek, değerini anlamak ve dünyaya anlatmak görevlerimiz arasında değil mi? Boksör ve arkadaşlarına sorsanız hep bir ağızdan:</p>
<p>“Evet!” diye haykıracaklardır. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/is-kitaplari-yazari-duayen-ust-yonetici-cem-kozlu-ilk-romani-ile-okurunun-karsisina-cikti-80673</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/3/1280x720/cem-kozlu-1780952591.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pazarlama, liderlik, kurumsal kültür, kalkınma modelleri, havacılık ve yönetim üzerine kaleme aldığı eserlerle uzun yıllardır iş dünyasının başvuru kaynakları arasında yer alan Cem Kozlu, ilk romanı Sandima Tableti ile bu kez kurmaca alanına adım atıyor. Arkeoloji, tarih, kimlik politikaları ve medya dünyasını gerilim kurgusu içinde buluşturan roman, yazarın yıllardır ilgi duyduğu alanların edebî bir sentezi olarak dikkat çekiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-dunya-duzeni-arayislarina-yenilgiden-sonra-kitabi-isik-tutuyor-80674</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> yeni dünya düzeni arayışlarına yenilgiden sonra kitabı ışık tutuyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Akademisyenler, araştırmacılar ve sorgulama merakı peşinde koşarken akıl disiplinini kullanmak isteyenlerin öğreneceği temel bilgi şudur: Tutarlı bir kuramsal çerçeve olmaksızın yola çıkılırsa çok sayıda kavram uçuşur; ama tutarlı bir bilgi üretilemez, faydalı bilginin kaldıraç etkisi değerlendirilemez.</strong></p>
<p><em>“Keşke”</em> deme ihtiyacı olmamak çok güzel şey; ama <strong>Ayşe Zarakol</strong>’un <em>Yenilgiden Sonra / Doğu Batı ile Yaşamayı Nasıl Öğrendi</em> kitabını okuyunca, “Keşke <em>Batı’dan Önce</em> <em>kitabından önce okusaydım</em>” dedim. <strong><em>Koç Üniversitesi Yayınları</em></strong> arasında ilk baskısı Ağustos 2012’de yayımlanan, çevirisini <strong>Barış Cezar</strong>’ın yaptığı kitabı bir tanıtım yazısında tam ve doğru yansıtmak çok zor. Bir yönünü anlatsanız, gerçekten önemli başka bir yönü eksik kalıyor.</p>
<p><em>Yenilgiden Sonra</em> kitabını okurken gözden ırak tutulmaması gereken bazı etkenler zihinlerde diri tutulmalı: <strong>Ayşe Zarakol</strong> bir siyaset bilimci. Lisans derecesini ABD’de Middlebury College’de yapıyor. Doktora derecesini Wisconsin Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nde tamamlıyor. Şimdi Cambridge Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde profesör.</p>
<p>Kitabın merkez düşüncesini oluşturan <em>“leke kuramı”</em> odağından baktığımızda, leke çileleri yaşamış ve yaşamakta olan bir toplumdan geliyor; o nedenle kendi anlatımıyla <em>“lekeliler”</em>;</p>
<p>- Yazılı olmayan kurallarla belirlenen roller ve beklentilerle başa çıkma,</p>
<p>- Beklentilere uymayanlara lekeli dendiğine göre yaygın kabullere karşı durma,</p>
<p>- Kendini normal olarak tanımlayanların hor görmeleriyle yüzleşme,</p>
<p>- Durumun farkında olup içten içe ondan utanç duyma,</p>
<p>- Eksik görülmelerini içselleştirmenin yarattığı sorunları göğüsleme,</p>
<p>- Kendini savunma pozisyonlarının ve hiyerarşinin pekiştirildiği saptamaları aşabilme</p>
<p>      gibi sorunlarla yüzleşir. Bütün bunları aşarak <em>“uluslararası eleklerin üstünde kalabilme”</em> çok önemli.</p>
<p>Ayşe Zarakol, çok özetle değinilen zorlukları aşarak kendini küresel ölçekte kanıtlamış bir bilim insanımız. İşaret etmek istediğim bir başka etken, yazarın bakış açısının çerçevesini çizen <em>“yerleşikler-dışardakiler”</em>  kuramı.</p>
<p>Birkaç büyük göç yaşamış bir ailenin çocuğu olarak, yerleşik olma ya da yerli olma hissine sahip olmanın ne demek olduğuna ilişkin kişisel deneyimlerim var. Zarakol’un <em> </em> söylemesinde en küçük bir abartı görmüyorum. Bu gerçekliği yaşayarak öğrenenlerdenim.</p>
<p>Kuramsal çerçeveyi, kendi doğup büyüdüğüm köyden bir ilçenin dününü ve bugününü anlattığım kitaba kadar bir alanda doğrulayan olay ve olgularla yüzleştim.</p>
<p>Lekelilik, yerleşik ve dışardakiler bakış açısının toplumsal ilişkilerde mutlak olduğunu bilerek adımlarımızı atabilmek bizlere çok şey kazandırabilir.</p>
<p>Kitap, Nobel Edebiyat Ödülü alan <strong>Orhan Pamuk</strong>’un <em>“ihanetle”</em> suçlanmasından yola çıkıyor; Nobel Ödülü töreninde yaptığı bir konuşmayla sonlandırılıyor.</p>
<p>Kitapta akademisyenler, araştırmacılar, sorgulama merakı peşinde koşarken akıl disiplinini kullanmak isteyenlerin öğreneceği temel bilgi şu: Tutarlı bir kuramsal çerçeve olmaksızın yola çıkılırsa çok sayıda kavram uçuşur; ama tutarlı bir analiz için gerekli faydalı bilgi üretilemez. O nedenle kitabın kuramsal çerçeveyi oluşturan bölümündeki; leke, gerçek toplumsal kimlikler arasındaki uyuşmazlık, itibar zedelenmesi, leke ile ayrımcılık farkı, milliyetçi gurur ile dikbaşlılık, lekelerin gündelik yaşamdaki ikilemleri, lekenin kötüye giden her şeyin nedenine dönüşmesi gibi anlatımlar günlük yaşamımızda yüzleştiğimiz anlatımları kavramamız için çok önemli bilgiler sunuyor.</p>
<p>Uluslararası ilişkilerde kendini normal, diğerlerini farklı görmenin etkileri önemli. Normları koyanların zorunlu izleyicisi olmamak için toplumun kendi dinamiklerini kavramak da hayati konulardan biri.</p>
<p>Bu açılardan bakıldığında Zarakol, tarihsel dinamikleri, toplumsal süreçleri, kuralcı paradigmaları nasıl değerlendireceğimize ilişkin elimize bir dizi zihinsel araç veriyor; <em>“yapısal analizlerin mümkün olanı, tarihsel analizlerin gerçek olanı açıkladığını”</em> kanıtlarıyla ortaya koyuyor.</p>
<p>Zarakol’un kitabında öylesine yoğun kavramlar üretiliyor ki, başta söylediğimiz gibi bir tanıtım yazısının sınırları içinde anlatmak çok büyük bir deha gerektirir; bizim de öyle bir iddiamız yok. Örneğin uluslararası sistemde <em>“içerdekiler ve dışardakiler”</em> anlatılırken öğreneceğimiz kavramlara şöyle bir bakalım:</p>
<p>Modern benlik arayışı o kavramlardan biri. Devletin toplumsallaşmasının hangi etkenlere bağlı olduğu, daha önceki kuramsal yapılar ve meşrulaştırıcı etkenler, toplumsallaşma, dış müdahale, zorlama ve ikna etme süreçleri gibi bugün kitle haberleşme araçlarında her akşam izlediğimiz konuları açıklamaya çalışan dilin de esasını oluşturuyor.</p>
<p>Daha ileri giden devletler, daha geride kalanların öykünmesinin olası etkileri, devletin iktidar üzerindeki tekel oluşturması, tartışmaların ekonomik alana kayması, geleneksel yollardan sapma, kalkınma ve aydınlanma gibi konulara nasıl yaklaşmamız gerektiği de sorgulanıyor kitapta.</p>
<p>Şanlı geçmişin kurbanı olan toplumların başına gelenler, aydınlanma ve devrimlerin etkileri, eşitsizlik ve hiyerarşi ilişkileri de Zarakol’un analizlerinin öğretici yönleri.</p>
<p>Bugün bütün dünyanın gündeminde olan konular yer alıyor <em>Yenilgiden Sonra</em>’da.</p>
<p>Kitabı alıcı bir ruhla okuyanlar; büyük güç ölçütünün ne olduğunu, yarı-medeni anlatımının ne kastettiğini, küresel düzeydeki toplumsal hiyerarşiyi, efendi-köle rollerinin kabullenilmesini, pozitif özgürlüğü, grup dinamiklerini, yerleşik ve dışardakiler anlatımında kullanılan gizleyici kavramları, gelişmişlik ve azgelişmişlik anlatımının etkilerini de değişik yönleriyle kavrayabilir.Kitap, içerdeki güç ile dışardaki gücü yönetmede kullanılan dilin kavramlarına yüklenen değerlerin somut sonuçlara yansımalarıyla ilgili. Türkiye, Rusya ve Japonya örneklerinden yola çıkarak bir dizi olayı tanımlıyor.</p>
<p><em>Yenilgiden Sonra </em>kitabı, Türkiye, Rusya ve Japonya deneyimlerinde benzeşen ve ayrışan yönleri de bir meta analizinin sınırlarını zorlayarak önümüze koyuyor. Batılı olmayan devletlerin <em>“süs bitkisi”</em> gibi görülmesi yanında; tümünü yansıtmak mümkün değil ama Ayşe Zarakol karanlığımızı aydınlatıyor:</p>
<p><em>-“Normal olma”</em> kavramının bakış açılarına göre ne anlama geldiğini,</p>
<p>- Medeni ve barbar ayrımının neden ileri sürüldüğünü,</p>
<p>- Modern ile geleneksel arasındaki farklılığı,</p>
<p>- Gelişmiş ve azgelişmiş anlatımının etkilerini,</p>
<p>- Liberal ve liberal olmayan anlatımıyla ne anlatılmak istendiğini,</p>
<p>- Demokratik ve otoriter anlatımın derinliklerini ve daha onlarca güncel analizi bize cömertçe sunuyor.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a272ee6cf63a-1780952806.png" alt="" width="233" height="302" />Kitabı okuyup bitirdiğimde düşündüklerimi not ettim:</p>
<p>Tarihi aykırı olanların yazdığını biliyorum. Ayşe Zarakol, her ne kadar Batı okullarında okusa da kendisi lekeli ve dışarıda bırakılmak istenen bir toplumdan gelme. Akademik dünyanın yerleşik doğrularını ve önyargılarını aşacak bir kitap yazmak için her genellemesini gerekçelendirerek belgeleyen bir bilim özeni olan insan. Boşluk bırakmama özeni O’nun çok güçlü yanlarından biri. Siyasetçilerimiz, bürokratlarımız, uluslararası ilişkiler analizleri yapanlarımız Zarakol’un iki kitabını okuyunca düşünce ve davranışlarını yönlendiren birçok değeri gözden geçirmek zorunda kalabilir.</p>
<p>Bilim, kör inancın değil, dengeli kuşkunun aracıdır. Bilimin dengeli kuşkusunu önemseyen herkes Zarakol’un kitabında kendini dönüştürecek bir kanal bulabilir. O nedenle bu kitap bir kez ciddi okumakla da kalmayacak, zaman zaman başvurulacak bir kaynak. Türkiye, Japonya ve Rusya’da olup bitenleri kavramamız için de açılmış bir yol. Bize düşen, bu yola girecek olanları çoğaltmak; kalkınmada sermaye kadar önemli olan faydalı bilginin toplumsallaşmasını, alan yaygınlığını ve bilgi derinliğini çoğaltmaktır. </p>
<p><em>Yenilgiden</em></p>
<p><em>Sonra / </em><em>Doğu Batı</em></p>
<p><em>ile Yaşamayı</em></p>
<p><em>Nasıl Öğrendi  </em></p>
<p><em>Ayşe Zarakol</em></p>
<p><em>Türkçesi:</em></p>
<p><em>Barış Cezar</em></p>
<p><em>Yayına Hazırlayan:</em></p>
<p><em>Çiçek Öztek</em></p>
<p>Koç Üniversitesi</p>
<p>Yayınları</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-dunya-duzeni-arayislarina-yenilgiden-sonra-kitabi-isik-tutuyor-80674</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/6/1280x720/kitap-okuma-kadin-1761115170.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ yeni dünya düzeni arayışlarına yenilgiden sonra kitabı ışık tutuyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/19-yuzyili-kavrarsak-bugunu-de-anlayabilir-miyiz-80675</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> 19. yüzyılı kavrarsak, bugünü de anlayabilir miyiz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Geçmişi gerçekten anlamak, bugünü daha berrak görmemizi sağlar mı? Katja Hoyer’in Kan ve Demir kitabı, Almanya İmparatorluğu’nun doğuşunu anlatırken yalnızca bir dönemi değil, Avrupa’nın bugünkü siyasi ve ekonomik düzeninin arka planını da yeniden düşünmeye davet ediyor.</strong></p>
<p>Taşınmak insan hayatındaki yedi büyük travmadan biriymiş. Listede sevdiğin insanların kaybı ve boşanma gibi çok ciddi sıkıntılar var... Bizim gibi göçer ataları olan toplumlarda taşınma travması var mı bilmiyorum. En azından aramızdaki memur çocuklarında vardır!</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a273032e2e37-1780953138.png" alt="" width="378" height="390" />
<figcaption><strong>Katja Hoyer</strong></figcaption>
</figure>
<p>Tam böyle bir stresin içinde gazetedeki arşivimi karıştırıyorum, eleyeceklerimi elemeye, azalmaya ve bu sayede daha konforlu olmaya çalışıyorum. Bizim işle uğraşanların sadeleşmesi çok da mümkün değil aslında… Kağıtlar, notlar, kesilmiş kupürler, saklanmış gazeteler, fotoğraflar, doldurulmuş defterler, ajandalar… Tüm bu kağıt yığınının arasından okurum diye sakladığım kitaplara ulaşıyorum. Bir harita çıkışı almışım. Üzerinde Almanya yazıyor ama bugünkü Almanya değil. Prusya var, Saksonya var, Bavyera var… Hepsi ayrı ayrı yönetiliyor. Parçalı, dağınık, birbirine mesafeli…</p>
<p>Bugünden bakınca güçlü bir sanayi devi, disiplinli bir ekonomi ve Avrupa’nın lokomotifi olarak gördüğümüz Almanya’nın aslında ne kadar <em>“yeni”</em> bir hikâye olduğunu hatırlamak tuhaf bir duygu.</p>
<p>Arasından haritayı bulduğum kitabın kırmızı kapağına takılıyorum.</p>
<p><strong>Katja Hoyer</strong>’in yazdığı <em>“Kan ve Demir/Alman İmparatorluğu’nun Yükselişi ve Çöküşü (1871-1918)”</em>… Kitap <strong><em>VakıfBank Kültür Yayınları</em></strong>’ndan çıkmış. Elimdeki Nisan 2024 tarihli ilk baskısı. Çevirmeni de <strong>Sinan Çakır</strong>…</p>
<p>Katja Hoyer, 1985’te dönemin Doğu Almanya’sında (Demokratik Alman Cumhuriyeti/DDR) doğmuş bir isim. O doğduktan kısa bir süre sonra duvar yıkılmış. Ama yine de Alman tarihçi diyemiyorum. Çünkü kendisi de Twitter ya da şimdiki ismiyle X platformunda profiline kendini <em>“İngiltere'nin en sevdiği Alman tarihçi’ (Sunday Times). Londra King's College'da Ziyaretçi Araştırma Görevlisi. FRHistS (Kraliyet Tarih Topluluğu üyesi) Kitapları: Weimar. Duvarın Ötesinde. Kan ve Demir”</em> şeklinde yansıtmış. Kitabın kapağını çevirip giriş sayfasını okuduğumda, Sinan Çakır’ın şahane çevirisinin de katkısıyla <em>“bu akşam başlamalıyım”</em> deyip çantama attım:</p>
<p><em>“17 Ocak 1871’in parlak, soğuk kış sabanında Prusya Kralı I. Wilhelm bir kriz anı yaşadı. Sonunda bu yaşlı adam kontrolünü kaybetti ve ağlamaya başladı: ‘Yarın hayatımın en mutsuz günü olacak! Prusya monarşisinin cenazesine tanık olacağız ve Kont Bismarck, bu sizin hatanız!’ 73 yaşındaki kral, bir gün tüm Almanları birleştirmek için ortaya çıkacak mistik Kayser rolünü üstlenmek için pek muhtemel bir aday değildi. Ancak şu anda ondan beklenen tam olarak buydu. Ertesi gün 18 Ocak 1871’de öğlen saatlerinde birkaç yüz Prusyalı subay, soyluların üyeleri ve Fransa-Prusya Savaşı’nda savaşan tüm Alman alaylarının temsilcileri Versay Sarayı’nın Aynalar Salonu’nda toplandı.”</em></p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Doğduğu salona gömülmek…</strong></span></p>
<p>Bu giriş satırlarını okuyunca aklımda şimşekler çaktı. Tarih kendi sembolizmini yaratıyor ve kimse yapılan hiçbir şeyi unutmuyordu. Fransızları yenip onların saraylarında Alman İmparatorluğu’nun doğumunu ilan ediyorsun. Sonra 1918’de 1. Dünya Savaşı’nı kaybetmenin hemen ardından sana aynı salonda 1919’da şartları çok ağır bir anlaşma imzalatıyorlar. Yani Alman İmparatorluğu kurulduktan 48 yıl sonra, doğduğu salonda son nefesini veriyor. Bir kez daha kaybeden tarafta olmamız sonucu bize dayatılan Sevr’i tanımayan atalarımla gurur duyuyorum…</p>
<p>Gelelim Hoyer’in kitabına. Batı’nın Almanya’nın <em>“Hitler’e giden yolun başlangıcı” </em>olarak gördüğü Bismarck dönemine Hoyer başka bir pencereden bakıyor. Daha karmaşık, daha insani ve evet, biraz da daha tartışmalı bir yerden yapıyor. Belki Hitler’e giden yolun taşlarını bir topluma çok ağır şartlarda onur zedeleyici bir barışı dayatma da döşemiş olabilir! Ki bu bambaşka bir tartışmanın konusu.</p>
<p><strong><span style="color: #3598db;">Demir mi, anlatı mı daha güçlü?</span></strong></p>
<p>Kitabın adı bile bizi otomatik olarak <strong>Otto von Bismarck</strong>’ın meşhur <em>“kan ve demir”</em> söylemine götürüyor. Yani savaşla kurulan bir birlik…</p>
<p>Ama Hoyer’in iddiası şu:</p>
<p>Almanya sadece savaşla kurulmadı. Aynı zamanda:</p>
<p>sosyal devletin temelleri atıldı,</p>
<p>sanayi devrimi hız kazandı,</p>
<p>modern bürokrasi şekillendi.</p>
<p>Bugün Almanya’yı <em>“ekonomik mucize”</em> olarak konuşuyorsak, o hikâyenin kökleri de bu dönemde.</p>
<p>Bu bakış açısı özellikle Anglo-Sakson dünyada ilgi gördü. Çünkü uzun yıllar boyunca hâkim olan anlatı farklıydı: Almanya’nın tarihi, neredeyse kaçınılmaz şekilde Nazizme çıkan bir yoldu.</p>
<p>Hoyer bu çizgiyi kırıyor.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a273096da34b-1780953238.png" alt="" width="233" height="303" />Ama her kırılma gibi bu da sessiz olmadı. Kitap yayınlanmasının hemen ardından Almanya’dan büyük eleştiriler aldı. Eleştirilerin özeti aslında oldukça net:</p>
<p>Alman İmparatorluğu’nun otoriter yapısı yeterince sert eleştirilmiyor, militarizm ve elitlerin gücü geri plana itiliyor, Bismarck gereğinden fazla <em>“modernleştirici”</em> bir figür olarak sunuluyor.</p>
<p>Yani mesele şu soruda düğümleniyor:</p>
<p>Almanya sıradan bir Avrupa devleti miydi, yoksa sorunlu bir modernleşme örneği mi?</p>
<p>Bu tartışmanın akademide bir adı bile var: Sonderweg (özel yol).</p>
<p>Hoyer bu <em>“özel yol”</em> tezine mesafeli duruyor. Ona göre tarih doğrusal değil. Yani 1871’den 1933’e giden tek bir kaçınılmaz çizgi yok.</p>
<p>Bu yaklaşım bazılarına göre ferahlatıcı.</p>
<p>Bazılarına göre ise tehlikeli derecede iyimser.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>Bir asır önceye dönüp bakmak</strong></span></p>
<p><em>Kan ve Demir</em> aslında iki farklı şekilde okunabilir:</p>
<p>Birincisi, iyi yazılmış, akıcı popüler bir Alman tarihi olarak. İkincisi, Avrupa’nın bugününü anlamaya çalışan bir zihin egzersizi olarak.</p>
<p>Çünkü mesele sadece Almanya değil.</p>
<p>Bugün Avrupa yeniden, güvenlik, savunma, sanayi politikası gibi başlıkları konuşuyor.</p>
<p>Ve bu başlıkların hepsi bizi bir şekilde 19. yüzyıla geri götürüyor.</p>
<p>Coğrafyamızdaki gelişmeleri de düşününce belki filmi bir asır geriye sarıp, 19. yüzyıldaki gelişmeleri dönüp dönüp tekrar okumalıyız.  g</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/19-yuzyili-kavrarsak-bugunu-de-anlayabilir-miyiz-80675</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/7/4/1280x720/kitap-1773046371.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 19. yüzyılı kavrarsak, bugünü de anlayabilir miyiz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iklim-muzakerelerinin-uc-testi-fosilden-cikis-finansman-ve-ozgur-katilim-80704</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İklim müzakerelerinin üç testi: Fosilden çıkış, finansman ve özgür katılım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bonn iklim toplantıları, COP31 öncesinde devletlerin ne kadar hazırlıklı, ne kadar kararlı ve ne kadar adalet odaklı olduğunu gösterecek. Antalya’da inandırıcı bir sonuç alınacaksa, Bonn’da üç konuda net ilerleme gerekiyor: Fosil yakıtlardan adil ve finanse edilmiş çıkış, iklim finansmanının ihtiyaçla uyumlu biçimde artırılması ve sivil alanın korunması.</strong></p>
<p>Haziran İklim Toplantıları, Almanya’nın Bonn kentinde başladı. 18 Haziran’a kadar sürecek görüşmeler, 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek COP31’in siyasi ağırlığını, önceliklerini ve müzakere zeminini şekillendirecek kritik bir eşik olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>Devletlerin emisyon azaltım hedeflerinden iklim finansmanına, fosil yakıtlardan çıkıştan kayıp ve zarar mekanizmalarına, adil geçişten sivil toplumun müzakerelere katılımına kadar birçok başlık Bonn’da yeniden masaya yatırılacak. Bonn’da konuşulan her başlık, Antalya’ya taşınacak gündemin de ipuçlarını verecek. Uluslararası Af Örgütü ise bu sürecin merkezine güçlü bir çağrı yerleştiriyor: “İklim eylemi insan haklarından ayrı düşünülemez.”</p>
<p>Örgüte göre Bonn toplantıları devletlerin iklim taahhütlerini insan hakları odaklı, somut ve uygulanabilir bir gündeme dönüştürmek açısından önemli. Örgüt aynı zamanda Türkiye ve Avustralya’ya, COP31 sürecinde tüm katılımcıların kendilerini özgürce ifade edebilmelerini, gereksiz kısıtlamalar ve misilleme kaygısı olmadan barışçıl protestolara katılabilmelerini sağlama çağrısı yapıyor. Bu çağrı, Antalya’da yapılacak COP31’in yalnızca iklim politikaları açısından değil, sivil alanın korunması ve katılımcı müzakere kültürü açısından da bir sınav olacağını gösteriyor.</p>
<p><strong>Antalya’da inandırıcı sonuç için Bonn’da eylem iradesi gerekiyor</strong></p>
<p>Uluslararası Af Örgütü İklim Politikaları Danışmanı Ann Harrison’ın sözleri, Bonn toplantılarının önemini açık biçimde ortaya koyuyor: “Devletler artık yalnızca iyi niyet beyanlarıyla yetinemez. İnsanlığı iklim krizinin etkilerinden korumak, etkilenen toplulukların zararlarını telafi etmek ve iklim politikalarını adalet temelinde kurmak yasal ve ahlaki bir sorumluluk.”</p>
<p>Harrison’a göre insan haklarını göz ardı eden iklim tedbirleri hem adaletsiz hem de daha az etkili. Bu değerlendirme, iklim politikalarının yalnızca karbon hesapları, enerji dönüşümü ya da finansman paketleriyle sınırlı olmadığını hatırlatıyor. Çünkü iklim krizi, en ağır etkilerini çoğu zaman krize en az katkıda bulunan toplumlar, düşük gelirli gruplar, yerli halklar, kadınlar, çocuklar, göçmenler ve kırılgan topluluklar üzerinde gösteriyor.</p>
<p>Bu nedenle Antalya’da “inandırıcı sonuçlar” alınması isteniyorsa, Bonn’da sözden eyleme geçme iradesinin gösterilmesi gerekiyor. COP31’in başarısı, yalnızca sonuç metinlerinde kullanılacak ifadelerin gücüne değil, bu ifadelerin finansman, uygulama, hesap verebilirlik ve katılım mekanizmalarıyla desteklenip desteklenmediğine bağlı olacak.</p>
<p><strong>“Para var, nasıl dağıtılacağı siyasi tercih meselesi”</strong></p>
<p>Bonn görüşmelerinin en kritik başlıklarından biri iklim finansmanı olacak. Uluslararası Af Örgütü, bazı ülkelerin son BM Genel Kurulu kararından iklim finansmanına yapılan atıfların çıkarılması yönündeki ısrarını hatırlatıyor. Ancak Ann Harrison’ın da altını çizdiği gibi, bu durum finansman sağlama yükümlülüğünün ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.</p>
<p>İklim finansmanı bugün küresel iklim diplomasisinin en tartışmalı ve en belirleyici alanlarından biri. Çünkü gelişmekte olan ve düşük gelirli ülkeler, hem emisyonlarını azaltmak hem de iklim değişikliğinin kaçınılmaz etkilerine uyum sağlamak için büyük kaynaklara ihtiyaç duyuyor. UNFCCC verilerine göre düşük gelirli ülkelerin azaltım ve uyum tedbirleri için 2030 yılına kadar 5-6 trilyon dolarlık kaynağa ihtiyacı olduğu tahmin ediliyor. Buna karşılık COP29’da kararlaştırılan 2035 yılına kadar yıllık 300 milyar dolarlık finansman hedefi, ihtiyacın oldukça gerisinde kalıyor.</p>
<p>Finansman, adil geçişin, kayıp ve zararların tazmininin, uyum yatırımlarının ve kırılgan toplulukların korunmasının temel koşulu. Kaynak sağlanmadığı sürece iklim hedefleri kâğıt üzerinde kalıyor; dönüşümün maliyeti ise çoğu zaman bu maliyeti taşıma kapasitesi en düşük olan toplumların üzerine yıkılıyor. Uluslararası Af Örgütü’nün “para var, nasıl dağıtılacağı siyasi tercih meselesi” vurgusu bu nedenle önemli. En büyük çevre kirleticilerinin yol açtıkları zararın bedelini ödemesi, artık iklim adaleti tartışmasının merkezinde yer alıyor.</p>
<p><strong>Fosil yakıtlardan adil çıkış COP31’in ana sınavlarından biri olacak</strong></p>
<p>Bonn’dan Antalya’ya taşınacak bir diğer temel başlık fosil yakıtlardan çıkış. Uluslararası Af Örgütü, devletleri fosil yakıtlardan “tam, hızlı, adil ve finanse edilen” bir biçimde uzaklaşmaya çağırıyor. Buradaki kritik kelime “adil.” Çünkü fosil yakıtlardan çıkış, yalnızca enerji sistemlerinin dönüşmesi anlamına gelmiyor; aynı zamanda istihdam, bölgesel kalkınma, sosyal koruma, enerji erişimi ve gelir adaleti gibi alanları da doğrudan etkiliyor.</p>
<p>Nisan sonunda Kolombiya’nın Santa Marta kentinde düzenlenen konferansta kaydedilen ilerlemenin, Bonn’da daha somut bir zemine taşınması bekleniyor. Fosil yakıt teşviklerinin sona erdirilmesi, düşük gelirli grupların korunması ve kimseyi geride bırakmayan bir geçişin inşa edilmesi bu sürecin temel unsurları arasında. COP30’da kararlaştırılan Adil Geçiş Mekanizması’nın etkili ve finanse edilmiş bir yapıya kavuşması da büyük önem taşıyor. Mekanizmanın yalnızca ekonomik dönüşümü değil; insan haklarını, sivil toplumun katılımını, etkilenen toplulukların söz hakkını ve yerli halkların özgür, önceden ve bilgilendirilmiş onayını merkeze alması gerekiyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>COP31’in meşruiyeti sivil alanla da ölçülecek</strong></span></p>
<p>Bonn toplantılarının bir diğer önemli testi, görüşmelerin iklim değişikliğinden en fazla etkilenenlere ne kadar açık ve erişilebilir olacağı. Uluslararası Af Örgütü’nün uygulanabilir tavsiyeleri, etkilenen toplulukların, yerli halkların, çevresel insan hakları savunucularının ve ötekileştirilen grupların iklim müzakerelerine anlamlı biçimde katılabilmesi gerektiğini vurguluyor.</p>
<p>Bu vurgu, COP31’e ev sahipliği yapacak Türkiye açısından da özel bir önem taşıyor. Antalya’da yapılacak zirvenin başarısı, yalnızca devletler arası müzakerelerin sonucu ile değil, aynı zamanda sivil toplumun, gençlerin, bilim insanlarının, çevre savunucularının ve etkilenen toplulukların ne ölçüde görünür olabildiğiyle de değerlendirilecek.</p>
<p>Bu nedenle Uluslararası Af Örgütü’nün Türkiye ve Avustralya’ya yaptığı çağrı, COP31’in ev sahipliği sorumluluğunu daha geniş bir çerçeveye oturtuyor: Katılımcıların kendilerini özgürce ifade edebildiği, misilleme kaygısı taşımadığı, sivil toplumun yalnızca izleyici değil, sürecin gerçek bir parçası olduğu bir COP zemini oluşturmak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iklim-muzakerelerinin-uc-testi-fosilden-cikis-finansman-ve-ozgur-katilim-80704</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/4/1280x720/cop31-1780984319.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İklim müzakerelerinin üç testi: Fosilden çıkış, finansman ve özgür katılım ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kupanin-otesi-80703</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kupanın ötesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>2026 FIFA Dünya Kupası, 11 Haziran 2026’da Meksika ile Güney Afrika arasında oynanacak açılış maçıyla başlıyor. Uruguay’a gemiyle seyahat haftalar sürdüğü için Avrupa’dan sadece 4 ülkenin katılabildiği, 13 takımla oynanan ilk turnuvadan bu yana çok şey değişti. 48 takımlı yeni formatta Türkiye’nin de sahneye çıkması, grup maçlarının oynanacağı 11-19 Haziran dönemini adeta bir futbol festivaline dönüştürecektir.</p>
<p>Bahis şirketleri ve tahmin modelleri Türkiye’yi Dünya Kupası’nın favorileri arasında görmüyor. Güncel bahis oranlarının çoğunda Türkiye’nin şampiyonluk ihtimali %1- 1,5 civarında. Ancak 48 takımlı yeni formatta ay-yıldızlı ekip, kupayı kazanması beklenen ülkelerden çok, turnuvanın hikâyesini değiştirebilecek sürpriz takımlar arasında değerlendiriliyor. Aslında 48 takımlı formatın getirdiği en önemli değişiklik de bu. Tarihte hiç olmadığı kadar fazla sayıda orta seviye takım, iyi bir kura ve birkaç başarılı maçla çeyrek finale kadar ilerleme şansı bulacak. Türkiye’nin gerçekçi hedefi şampiyonluktan çok, 2002’deki gibi turnuvanın sürpriz hikâyelerinden biri olabilmek gibi görünüyor.</p>
<p>Futbolla ilgilenen herkesin unutamadığı bir Dünya Kupası vardır. Benim jenerasyonum, Pele, Beckenbauer ve Cryuff ’a yetişemediği için Maradona’lı turnuvaları, özellikle 1986 Dünya Kupasını unutamazlar. 40 sene evvel, İngiltere’ye attığı iki golü nerede seyrettiğim, neler hissettiğim, nasıl sevindiğim hala gözlerimin önünde.</p>
<p><strong>Sporun küresel ekonomisi </strong></p>
<p>Çocuk aklımla seyrettiğim ilk Dünya Kupası maçı 1978 Arjantin – Hollanda finaliydi. Takımlar sahaya çıktığı zaman bütün stadın, tribünlerden atılan beyaz konfetilerle kaplandığını, Kempes’in gol kralı olduğunu hayal meyal de olsa hatırlıyorum. Arjantin’deki aşırı sağcı cunta yönetiminin Dünya Kupasını bir siyasi propaganda aracı olarak kullanıp kamuoyunda aklanmaya çalışmasını, cuntanın işkence merkezinin hemen stadın yanında olduğunu, Hollanda Milli Takımının cuntayı protesto etmek için ödül seremonisine çıkmadığını çok sonradan öğrendim.</p>
<p>Dünya Kupası asla sadece bir dünya kupası değildir; futbolun en büyük organizasyonunun hikâyesi sadece sahada yazılmıyor. Politik gerilimler, siyasetin ayak oyunları, sponsor rekabetleri, bahis firmaları, milyarlarca dolarlık yayın hakları, sporun küresel ekonomisi bu turnuvanın ayrılmaz bir parçası olarak saha dışında yerlerini alıyorlar. Arjantin 1978 finalinin arkasındaki cunta etkisi de sporun siyasi propaganda amacıyla kullanımının en bilinen örneklerinden biri sayılabilir.</p>
<p><strong>Hollanda'da forma krizi </strong></p>
<p>Futbolun amatör bir oyundan küresel bir endüstriye dönüşümünü anlatan en sembolik hikayelerin arasında, Hollanda Futbol Federasyonunun 1974 dünya Kupası evveli yaşadığı forma krizi yer alır. Federasyonun anlaşmasına göre, dönemin Hollanda Milli Takımı oyuncuları resmi forma sponsoru Adidas’ın meşhur üç çizgili formasını giymek zorundaydı. Ancak Cruyff , kişisel sponsoru Puma’yla olan sözleşmesi gereği rakip markanın logosunu öne çıkaramıyordu. Cryuff ’un itirazı sonrası Hollanda Federasyonu geri adım attı ve ona özel olarak üretilen formadan bir çizgi çıkarıldı: Bütün takım üç çizgili Adidas formasıyla oynarken, Cruyff iki çizgili formayla mücadele etti. Türkiye’de pek örneğini göremesek de “Forma federasyonun olabilir ama onu taşıyan beden benim” diyebilen bir dünya yıldızının pazarlık gücü federasyonların üstüne olabiliyor…</p>
<p><strong>Dünya Kupası’nın büyüsü </strong></p>
<p>Yakın dönemde ise tartışmaların odağında Katar vardı. 2022 Dünya Kupası, modern futbol tarihinin belki de en sıra dışı organizasyonu oldu. İlk kez kış aylarında oynanan turnuvanın öncesinde, insan hakları, çalışma şartları ve ifade özgürlüğü konuları futbol kadar konuşuldu. Birçok kişi için Dünya Kupası sadece bir spor organizasyonu değil, küresel değerlerin tartışıldığı bir platforma dönüştü. FİFA’nın çok eleştirilen bu seçimi, Dünya Kupası’nın yalnızca sportif bir organizasyon değil, milyarlarca dolarlık bir pazarın ürünü olduğunu bir kez daha göstermiş oldu.</p>
<p>İlginç olan şu ki, tüm tartışmalara rağmen Dünya Kupası’nın büyüsü kaybolmuyor. İnsanlar aynı anda hem Maradona’nın elle attığı golü eleştirip, hem de oynanan oyuna hayran olabiliyorlar. Bir yanda politik tartışmalar sürerken, diğer yanda çocuklar yeni kahramanlar buluyorlar. Bir gol milyonlarca insanı aynı anda sevince boğabiliyor. Belki de Dünya Kupası’nın dünyanın en büyük spor etkinliği olarak kabul edilmesinin sebebi; yalnızca futbolun değil, siyasetin, ekonominin, kültürün, medyanın ve insan hikâyelerinin kesiştiği dev bir sahne olmasıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kupanin-otesi-80703</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kupanın ötesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kamu-ve-ozel-sektor-kuresel-enerji-pazarlarindaki-yarista-one-cikti-80701</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kamu ve özel sektör, küresel enerji pazarlarındaki yarışta öne çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a27a80fea19d-1780983823.png" alt="" width="999" height="143" />Türkiye enerji sektöründe en kapsamlı dönüşüm süreci yaşanıyor. Artan elektrik talebini karşılamak için üretim ve altyapı yatırımları hızlandırılıp, çeşitlendirilirken, diğer taraftan enerji şirketlerinin yurtdışında daha etkin rol almasını hedefleyen yeni bir büyüme stratejisi de devreye sokuluyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın ortaya koyduğu vizyon, Türk şirketlerini dünya piyasaları için cesaretlendirirken, iç pazarın yanı sıra uluslararası enerji projelerinde yatırımcı, işletmeci ve teknoloji sağlayıcı konumuna taşımayı amaçlıyor.</p>
<p>Türkiye'nin enerji alanındaki büyüklüğü de bu açılımın temel dayanaklarından biri. Türkiye elektrik enerjisi tüketimi 2025 yılında bir önceki yıla göre yüzde 2,1 artışla 360,9 TWh seviyesine ulaşırken, elektrik üretimi de yüzde 2,4 yükselerek 362,9 TWh olarak gerçekleşmiş durumda. Ulusal Enerji Planı projeksiyonlarına göre elektrik tüketiminin 2030 yılında 455,3 TWh'ye, 2035 yılında ise 510,5 TWh seviyesine çıkması bekleniyor. Artan talep, enerji yatırımlarının önümüzdeki yıllarda da hız kesmeden devam edeceğine işaret ediyor.</p>
<p><strong>Bayraktar: Hedef 1 milyon varil üretim </strong></p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar'ın son dönemde yaptığı açıklamalar, Türkiye'nin enerji alanındaki küresel açılımının boyutlarını da ortaya koyuyor. Bayraktar, Türkiye'nin özellikle petrol ve doğal gaz alanında 2026 sonrasında yeni bir büyüme stratejisi uyguladığını belirterek, yurt dışı faaliyetlerin bu stratejinin merkezinde yer aldığını vurguluyor. Türkiye'nin petrol ve doğal gaz üretiminde önemli bir sıçrama hedeflediğini ifade eden Bayraktar, 2028 yılında günlük 500 bin varile ulaşması öngörülen üretim seviyesinin, uzun vadede 1 milyon varile çıkarılmasının amaçlandığını açıklamıştı. Bu hedef doğrultusunda hem yurtiçindeki arama ve üretim faaliyetleri hem de yurtdışı projeler eş zamanlı olarak ilerletiliyor.</p>
<p><strong>Enerji diplomasisi yatırımları hızlandırdı</strong></p>
<p>Türkiye'nin enerji diplomasisinde öne çıkan ülkelerden biri de Libya. Bayraktar, Libya'da açılması planlanan yeni lisanslama turuna güçlü bir hazırlık yaptıklarını belirterek yeni sahalarda projeler geliştirmeyi hedeflediklerini açıkladı. Türkiye Petrolleri'nin ülkedeki faaliyetleri sürüyor, mevcut projelerde faaliyet gösteren uluslararası şirketlerle ortaklık görüşmeleri de devam ediyor.</p>
<p>Afrika kıtasındaki bir diğer önemli adres ise Somali. Türkiye'nin yeni nesil derin deniz sondaj filosunun önemli unsurlarından biri olan Çağrı Bey sondaj gemisinin Somali açıklarında görev yapması planlanıyor. Bu adım, Türkiye'nin denizaşırı hidrokarbon aramalarındaki etkinliğini artırma stratejisinin önemli parçalarından biri olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>Enerji diplomasisinin yeni rotalarından biri de Pakistan. Türkiye'nin sismik araştırma filosunda yer alan Oruç Reis ve Barbaros Hayreddin Paşa gemilerinin Pakistan açıklarında yeni araştırma faaliyetlerinde görev alması gündemde bulunuyor. Bu girişimlerin Türkiye'nin uluslararası enerji arama faaliyetlerinde daha geniş bir coğrafyada yer alma hedefini desteklediği belirtiliyor. Suriye ile</p>
<p><strong>Suriye ile enerji iş birliği büyüyor</strong></p>
<p>Türkiye'nin enerji alanındaki bölgesel iş birliklerinde Suriye de öne çıkmaya başladı. Bayraktar'ın verdiği bilgilere göre, Türkiye'den Suriye'ye yapılan elektrik ihracatında yeni bir büyüme dönemi yaşanacak. Özellikle Halep hattının devreye alınmasıyla birlikte mevcut ihracata yaklaşık 500 megavatlık ek kapasite sağlanması hedefleniyor. Elektrik ihracatının yanı sıra doğal gaz akışının da sürdüğü belirtilirken, iki ülke arasındaki enerji iş birliğinin farklı alanlara yayılması bekleniyor.</p>
<p><strong>Güçlü altyapı küresel açılımı destekliyor </strong></p>
<p>Türkiye'nin yurtdışındaki enerji yatırımlarında daha görünür hale gelmesinin arkasında güçlü iç pazar deneyimi bulunuyor. Mart 2026 itibarıyla Türkiye'nin toplam kurulu gücü 125 bin 78 MW seviyesine ulaşmış durumda. Kurulu gücün yüzde 25,9'unu hidroelektrik, yüzde 21,2'sini güneş, yüzde 19,8'ini doğal gaz, yüzde 17,6'sını kömür ve yüzde 12'sini rüzgâr santralleri oluşturuyor. Enerji üretim portföyündeki çeşitlilik, Türkiye'nin enerji dönüşümünde önemli bir aşamaya geldiğini gösteriyor. 2025 yılında elektrik üretiminin yüzde 33,6'sı kömürden, yüzde 23'ü doğal gazdan, yüzde 15,8'i hidroelektrik kaynaklardan, yüzde 10,9'u rüzgârdan ve yüzde 10,5'i güneş enerjisinden elde edildi. Yenilenebilir kaynakların toplam üretimdeki payının yükselmesi, Türk şirketlerinin bu alandaki mühendislik ve yatırım deneyimini de güçlendiriyor. Bugün Türkiye genelinde lisanssız santraller dahil 42 binin üzerinde elektrik üretim tesisi faaliyet gösteriyor. Bunların yaklaşık 40 binini güneş enerjisi santralleri oluşturuyor. Bu yaygın üretim ağı ve gelişmiş ekipman sanayisi, Türk şirketlerine uluslararası pazarlarda önemli bir rekabet avantajı sağlıyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Avrupa'nın enerji dönüşümü yeni fırsatlar yaratıyor</strong></span></p>
<p>Küresel ölçekte yaşanan enerji dönüşümü, Türk enerji şirketleri için yeni fırsat alanları da oluşturuyor. Özellikle Avrupa'da yaşlanan elektrik şebekelerinin yenilenmesi, trafo merkezi yatırımları ve yenilenebilir enerji entegrasyonu için milyarlarca dolarlık yatırım ihtiyacı bulunuyor. Türkiye'nin transformatör, şalt ekipmanları, enerji otomasyon sistemleri ve elektrik altyapı teknolojilerindeki üretim kapasitesi, Avrupa başta olmak üzere birçok pazarda yeni ihracat kapıları açıyor. Türk şirketleri artık yalnızca enerji santrali kuran yükleniciler değil, aynı zamanda teknoloji geliştiren ve uzun vadeli yatırım yapan aktörler olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Artan elektrik talebi, enerji güvenliği kaygıları ve yeşil dönüşüm hedefleri doğrultusunda şekillenen yeni dönemde Türkiye'nin enerji sektöründeki küresel varlığının daha da güçlenmesi bekleniyor. Kamu diplomasisi, uluslararası finansman kaynakları ve özel sektörün yatırım iştahının birleşmesiyle Türk enerji şirketleri, önümüzdeki yıllarda dünya enerji piyasalarında çok daha görünür bir rol üstlenmeye hazırlanıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kamu-ve-ozel-sektor-kuresel-enerji-pazarlarindaki-yarista-one-cikti-80701</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/1/1280x720/54-1780983851.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye, elektrik üretiminde 360 TWh eşiğini aşarken, enerji sektöründe yeni büyüme eksenini yurtdışı yatırımlara çevirdi. Enerji Bakanlığı üzerinden petrol ve doğal gazda global pazarlarda, Libya&#039;dan Somali&#039;ye, Pakistan&#039;dan Suriye&#039;ye uzanan yeni açılımlar devreye alınırken, özel sektör enerji şirketleri de küresel ölçekte yatırımcı ve teknoloji sağlayıcı kimliğiyle öne çıkıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/olcek-ekonomisinden-katma-deger-odagina-cin-2026-80694</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ölçek ekonomisinden katma değer odağına: Çin 2026</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>OKAN KONYALIOĞLU - Askon Demir Çelik &amp; Mechanics &amp; Design Center Grup Şirketleri Yönetim Kurulu Başkanı</strong></p>
<p><strong>Askon Demir Çelik &amp; Mechanics &amp; Design Center Grup Şirketleri Yönetim Kurulu Başkanı Okan Konyalıoğlu, 11 Nisan-3 Mayıs 2026 tarihleri arasında düzeledikleri Çin ziyaretindeki izlenimlerini ve değerlendirmelerini EKONOMİ gazetesi için kaleme aldı. Konyalıoğlu, Çin’in ölçek ekonomisinden hız, kalite ve katma değer dönüşümüne doğru başlattığı yolculuğa yönelik tespitlerini bu yazı dizisinde aktarıyor.</strong></p>
<p>Bu yıl yine 4 kişilik bir heyetle, 11 Nisan-3 Mayıs 2026 tarihleri arasında Çin programımızı tamamladık. Bu ziyaretimizin başında 4 günlük bir takvimle Güney Kore’yi de programa dahil ettik ve oradaki iş bağlantılarımızla da görüşme imkanımız oldu. Ardından 20 günlük Çin seyahatimizi tamamladık. 2023 ve 2024 yıllarında olduğu gibi, bu yıl da bu adreslerde biriktirdiklerimizi şehrimiz, bölgemiz ve ülkemiz için değer yaratma niyetimle, bu yazıyı hazırlamak ve sizlerle paylaşmak istedim.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a27a2e99e9fa-1780982505.png" alt="" width="900" height="475" />Türkiye’nin ne Çin’in nüfusuna, ne iç pazar büyüklüğüne, ne devlet ölçekli finansman kapasitesine, ne de üretim hacmine ve teknolojisine sahip olmadığını biliyoruz. Bu nedenle ana amacım “Çin gibi olmanın” ipuçlarını vermek değil, Çin’in nasıl düşündüğünü anlamak ve Türkiye’nin kendi avantaj alanlarını bu yeni küresel oyuna göre yeniden şekillendirmesine katkı sunabilmek. Dolayısıyla, bu yazının yalnızca bir şirket seyahat notu olarak okunmamasını; Çin’in ölçek ekonomisinden hız, kalite ve katma değer dönüşümüne doğru başlattığı yolculuğunun dışarıdan rahatlıkla görünmeyen yüzünü bir nebze anlatarak Türkiye’de sanayi politikası, mesleki eğitim, yatırım teşviki, ihracat destekleri, lojistik koridorlar, dijitalleşme ve teknoloji transferi başlıklarında fayda yaratmasını temenni ediyorum.</p>
<p>Geçen yılki ziyaretimiz ABD’nin gümrük tarifelerinde yaptığı düzenlemelerini duyurduğu dönemde olmuş ve ziyaretimizde gördüklerimizi bu gelişmelerle birlikte okumaya çalışmıştık.  Bu yıl da saha ziyaretimizi ABD-İsrail ve İran Savaşı ile farklı bir jeopolitik ortamda gerçekleştirdik. Bu nedenle, tespit ve değerlendirmelerimi; ABD-Çin ticaret gerilimi, İran Savaşı, Hürmüz Boğazı riski, enerji arz güvenliği, Bir Kuşak ve Bir Yol İnisiyatifi Orta Koridoru, İran Savaşı devam ederken Xi Jinping’in Trump’ı ağırlaması, bu ziyaretin hemen arkasından gerçekleşen Putin’in Çin ziyareti ve Çin’in bu ardışık diplomasi trafiğinde merkezî rolünü güçlendirme çabası içinde anlatmaya çalışacağım.</p>
<p>2025 yılı ziyaretimiz sonrası hazırladığımız raporumuzda “Çin’de Ölçek, Hız, Kalite Yeniden Tanımlanmış” demiştik. Bu yıl bu muhteşem 3’lüde yer alan ölçek’te büyüme odağından vazgeçildiğine ve mevcut ölçeğin katma değere dönüşüm sürecine şahit olduk.</p>
<p>Bu bağlamda Çin Devleti, 1978 yılından itibaren adım adım şekillendirdiği ekonomik reform politikalarında iç talebi karşılama ve dışa açılma hedeflerini yeni bir boyuta taşımış gibi. Yakın zamana kadar devlet destek ve teşvikleriyle büyütülen ölçeğin (kapasite), hız ve kaliteye rağmen geleceğin uluslararası rekabetinde yeterli olmayacağını gören Çin,  15’inci Beş Yıllık Planın (2026-2030) uygulama sürecine alınması ile birlikte, şirketlerin daha fazla ölçek büyütmeden, mevcut kapasitelerini yüksek katma değere dönüştürmelerini istiyor.</p>
<p>2024 yılında sizlerle yine bu sayfalarda paylaştığımız raporumuzda, 1970’li yılların sonunda kişi başına düşen yıllık milli gelir 100-200 USD iken bugün 13.500 USD’yi aşan ve dünyanın süpermarketi unvanı alan Yiwu’nun hikâyesini paylaşmıştım. 2025 yılındaki raporumuzda “Made in China” planı kapsamında küçük bir balıkçı köyünden teknoloji ve ticaret merkezine dönüşen Shenzhen’in hikâyesine değinmiştik. Bu 2 şehri de, Çin’in 50 yıla yaklaşan reform ve dışa açılma tecrübesinin sembolü olarak tanıtmıştık. Bu yıl ise şunu gördük: Çin, bu yıl yeni başlayan Beş Yıllık Planı’na yeni bir katman eklemiş. Bu planla birlikte şirketlere “Kapasiteni katma değerli yapıya dönüştür” diyen Çin, bu yeni katmanı sadece ürüne değil, tedarik zincirinden iş modeline, dış ticaretten finansmana her alana entegre etmeye çalışıyor.</p>
<p>Önceki yıllarda Çin ana karasındaki şehirlerarası seyahatlerimizin çoğunu iç hat uçak ve hızlı trenlerle yapmıştık. Bu yıl da bu ulaşım vasıtalarını sıklıkla kullandık. Ancak, bu yıl ilave olarak şehirler/eyaletler arası kiralık araçlarla hayatı da daha yakından tanıma fırsatımız da oldu. Mesafeler uzadıysa da biz hayatın daha da içine girme imkânı elde ettiğimizden, önceki 2 yılda göremediklerimizi veya fark edemediklerimizi de bu sayede deneyimleme imkânı elde etmiş olduk. Mesafe demişken; makine üreticileri ile şu diyaloğu sıklıkla yaşadık:</p>
<p>- Fabrikanızı ve üretim tesislerinizi görebilir miyiz?</p>
<p>- Elbette. Yarın sabah/hafta sonu, gelecek Salı vb programınız uygunsa sizleri ağırlayalım.</p>
<p>- Harika olur. Yakın mı peki, nasıl gideriz?</p>
<p>- Yakın, oldukça yakın. Hızlı trende aktarma ile 3 saati bulmaz…</p>
<p>3 saati ortalama hızı 300-350 km/saat olan yüksek hızlı trenle düşününce yakın/uzak mesafe anlayışı da Çin’de biraz farklı. Biz bu ziyaretleri çok önemsiyoruz ve bu nedenle mesafelere çok takılmadık. Bu ziyaretler bize hem tedarikçimizi hem markalarını hem de ürünlerini tanıma fırsatı veriyor, hem de fabrika ana giriş kapısından üretim hattındaki yapıya, kullanılan teknolojilerden çalışanın iş yerindeki hareketlerine kadar kendi iş modellerimiz ve hatta zaman zaman rakip analizi için değerlendirebileceğimiz çok kıymetli benchmark tecrübesi de aktarıyor bizlere.</p>
<p>Hız demişken Çin’de e-ticaretin hayatın içine ne kadar girdiğine dair 2 örnekle bu kısmı bitirmek istiyorum. İkisi de hayatın normal rutininde Çin’de hızı tanımlayan güzel örnekler. Birincisi; restoranda yemek yerken yemeğimizi bitirme aşamasında sevdiğimiz bir kahve dükkânından sıcak kahve siparişi verdik. Kahve sıcak olarak ve biz yemeğimizi tam bitirdiğimizde 4 dakika içerisinde masamıza geldi. Bir diğeri de akşam yemek sonrası saat 21.27’de Türkiye’den sipariş edilen bir kozmetik ürünü e-ticaretten sipariş verme hikâyemiz oldu. Öncelikle, dönüş öncesi akşamı olduğu için yetişmez dedik. Sonra havalimanında teslim alma opsiyonu olduğunu gördük. En son, hızlı teslimat opsiyonu ile ve ücret farkı da vermeden aynı akşam otele sipariş verebileceğimizi keşfettik. Siparişimizi 21.27’de verdik, sistem 21.55’de ürünün otel resepsiyonunda olacağı bilgisini verdi. Saat 21.35’de biz daha yemekten otel yoluna yürürken telefonumuz çaldı ve ürünlerin otele teslim edildiği bilgisini verdiler. Gerçekten de, Çin artık ucuz üretmiyor; ölçeği teknolojiyle, kaliteyle ve HIZ’la katma değere dönüştürüyor.</p>
<p>Bu hızlı tempo içerisinde, toplamda 25.000 km’lik seyahatimizde 2 ülkede (Güney Kore ve Çin), 9 farklı eyalette, 11 şehirde, 13 firma/fabrika ziyareti ve 40’dan fazla firmayla ikili temas sağlamış olduk.</p>
<p><strong>Çin sanayi haritası: Çin’in </strong><strong>yeni rekabet formülü</strong></p>
<p>Çin’in sanayi stratejisini ve yol haritasını doğru analiz edebilmek için sırasıyla China 2035 vizyonunu, Made in China 2025 hedeflerini, 14 ve 15’inci Beş Yıllık Planlarını detaylı incelemek gerekiyor. Özellikle STK’ların ve Odaların, yasama ve yürütme organlarının detaylı incelemesinin faydalı olacağını değerlendirdiğim bu belgelere özetle değinmek istiyorum.</p>
<p>Çin 2035 Uzun Vadeli Hedefleri; modern sanayi sistemi, inovasyon kabiliyeti, dijital ekonomi, yeşil dönüşüm ve sosyal refah başlıklarını uzun vadeli bir kalkınma çerçevesine bağlamakta ve bu metin, 2035’e kadar Çin’in sosyalist modernleşmeyi büyük ölçüde gerçekleştirme hedefiyle uyumlu bir yol haritası sunmaktadır.</p>
<p>2015 yılında yayımlanan “Made in China 2025” programı, Çin’in imalat sanayisinde 10 ana sektörü öne çıkaran ve güçlü bir sanayi odağı yaratma haritasıydı. Çin resmi belgelerinde Çin’i “küresel yüksek teknoloji güç merkezi” haline getirmesi için öncelik verilen bu 10 sektör aşağıda gösterilmiştir:</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a27a04165bc5-1780981825.png" alt="" width="360" height="255" />14’üncü Plan, Made in China 2025 programını yüksek kaliteli kalkınma ve 2035 hedefleriyle bağladı. 15’inci Plan (2026-2030) ise bir önceki plandan daha keskin biçimde katma değer yaratabilen güçlü üreticiler oluşturmaya, bunları çoğaltmaya odaklanmış durumda. Bu kapsamda Çin, 15’inci Beş Yıllık Plan döneminde “yükselen sanayiler” ve “gelecek sanayileri” daha belirgin şekilde ayrıştırmış. Yüksek kaliteli kalkınmaya, teknoloji öz yeterliliğe (teknolojik bağımsızlık) erişmeye, yapay zekâya, yeşil dönüşüme, enerji güvenliğine ve yeni malzemelere odaklanan Çin’de 15’inci Plan’ın ilk yılı olan 2026’da entegre devreler, havacılık-uzay, biyomedikal ve düşük irtifa ekonomisi gibi yükselen sektörler desteklenecek; kuantum teknolojisi, biyomedikal üretim, hidrojen ve füzyon enerjisi, beyin-bilgisayar ara yüzleri, bedenlenmiş zekâ ve 6G gibi gelecek sanayileri için de hazırlık yapılacaktır.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Pekin, temiz hava konusunda </strong><strong>ülkenin rol modeli olmuş</strong></span></p>
<p>Pekin’e doğru yol alırken aklımda hep hava kirliliği vardı ve maske takmalı mı diye düşündük. Ancak, Çin 2035 hedefleri kapsamında 2013-2017 yılları arasında çok sert tedbirler alınmış. Pekin 2010’ların başında hava kirliliğinde dünyanın en kirli şehirlerinden birisiyken, hava kirliliği DSO limitlerinin 10-40 kat üzerinde seyrederken, tüm şehir 2021 yılına gelindiğinde başka bir hal almış. 2021 yılında ilk kez hava kalitesi standartlarını karşılayan Pekin, artık iyi hava gün sayısında ülkede rekor kırmaya başlamış. Pekin 2013'ten bu yana hava kirliliğini yaklaşık %60'tan fazla azaltarak, temiz hava konusunda ciddi bir rol model de olmuş tüm ülkeye.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/olcek-ekonomisinden-katma-deger-odagina-cin-2026-80694</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ölçek ekonomisinden katma değer odağına: Çin 2026 ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/chpde-kriz-buyuyor-bir-kursude-iki-konusma-nasil-yapilacak-80687</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> CHP’de kriz büyüyor; bir kürsüde iki konuşma nasıl yapılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>CHP’de Meclis’te bugün yapılacak grup toplantısı krize dönüştü. Mahkeme kararı ile Genel Başkanlığa geri dönen Kemal Kılıçdaroğlu’nun geçtiğimiz hafta grup toplantısı yapacağını açıklamasının ardından, dün Kılıçdaroğlu’na yakın isimlerden Faik Öztrak’da bir kez daha grup toplantısının Kılıçdaroğlu tarafından yapılacağını duyurdu. Dün aynı saatlerde MYK’sını toplayarak parti kurmaylarıyla bir değerlendirme yapan Özgür Özel, toplantı sonrası saat 13.00’da yaptığı basın toplantısında “Yarın benim konuşacağım grup toplantısı yapılacak, partililerimizi yarın ki grup toplantısına, Partisine omuz vermeye davet ediyorum” diyerek grup toplantısı yapma konusundaki kararlığını duyurdu. Özel, Ferdi Zeyrek’in ölüm yıldönümü nedeniyle geçtiğimiz hafta grup yapmayacağını ve Manisa’da olacağını ve grup toplantısını 16 Haziran’da yapabileceğini söylediğini hatırlatarak, “Ardından ayın 9’unda Kemal Bey’in grup yapmaya geleceği söylendi. Sayı yok, yetki yok, meşruiyet yok, sokaktaki tepkinin bini bir para. Meclis’te Ferdi Zeyrek’in ölüm yıldönümüne gitmem fırsat bilinerek, bir grup toplantısına gelme niyetini üzülerek takip ediyorum” dedi. Grup toplantısı için grup başkanvekillerinin gerekli başvuruyu yaptıklarını belirten Özel, “Yarın (bugün) Grup Başkanvekillerimizin açacağı ve benim konuşacağım grup toplantısı yapılacak. Ferdi Zeyrek’i kürsüde anacağım. Partililerimizi yarınki grup toplantısına hem Ferdi Zeyrek’i anmaya hem partisine omuz vermeye davet ediyorum. Buradan bir alternatif grup toplantısı, başka bir yerde yaparlar, başka zamanda yaparlar, onun için 46 milletvekiline ihtiyaçları var. O değerlendirmeleri kendilerine bırakıyorum. Ama sağduyulu davranmaya, partimizin sokağına bile yakışmamış o kişileri, hani ‘arınma’ diyorlar ya öncelikle onlardan arınmaya, Cumhuriyet Halk Partilileri ise asla karşı karşıya getirmemeye davet ediyorum kendilerini” dedi.</p>
<p>Kılıçdaroğlu: “CHP Genel Başkanı olarak konuşacağım” Kemal Kılıçdaroğlu TBMM Başkanlığına başvurarak, CHP Grup Toplantısının 13:30’da TBMM CHP Grup Toplantı Salonunda yapılacağını belirterek, Genel Başkan olarak sunuş konuşması yapacağını bildirdi. Kılıçdaroğlu, yazının ekinde grup toplantısını izleyecek misafirlerinin isimlerini de yazarak, bunların salona alınması için gereğinin yapılmasını istedi.</p>
<p><strong>Öztrak’tan Özel’e suçlama </strong></p>
<p>Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak dün TBMM’de düzenlediği basın toplantısında görevden alınan ekibe yönelik suçlamalarda bulundu. Öztrak, “Partiyi kötü yönettiler. İktidarla uyum içinde oldular, kritik yasa teklifleri engellenmedi, paralel Genel Merkez oluşturdular, Genel Başkanlık koltuğunda oturan bir kişinin, belediye başkanlarından elden para aldığı iddiası partimizi kamuoyunda ciddi şekilde sorgulatıyor” sözleriyle sert eleştirilerde bulundu.</p>
<p>Öte yandan Kemal Kılıçdaroğlu TBMM CHP Grubuna da başvurarak bugün yapılacak grup toplantısında konuşma istediği ancak CHP Grup Yönetiminin ise bunu teamüllere aykırı olduğu gerekçesiyle reddettiği konuşuldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/chpde-kriz-buyuyor-bir-kursude-iki-konusma-nasil-yapilacak-80687</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/7/1280x720/chp-kongresinde-kilicdaroglu-ile-ozel-listesi-yarisacak-1743604735.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CHP’de kriz büyüyor; bir kürsüde iki konuşma nasıl yapılacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/otomotivden-baleye-destege-uzanan-deger-odakli-yolculuk-80676</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> otomotivden baleye desteğe uzanan değer odaklı yolculuk</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Koluman Holding’i Türkiye’nin sessiz devlerinden biri olarak tanımlayabiliriz. İşiyle ön plandalar; otomotivin hemen her alanında varlar. Altmış yıla yakın süredir temsilcisi oldukları Mercedes-Benz Türk ve Mercedes-Benz Otomotiv’in hissedarı olarak yollarına devam ediyorlar. Koluman Grubu’nu son yıllarda baleye verdikleri desteklerle de tanıyoruz artık.</strong></p>
<p>Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü ile iş birliği içindeler. İstanbul Uluslararası Bale Yarışması sponsoru Koluman Holding Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Kaan Saltık, “Bir ülkenin çağdaş medeniyetler seviyesindeki yeri sadece sanayisiyle, üretimiyle, ticaretiyle değil; aynı zamanda sanatıyla, sporuyla ve kültür seviyesiyle olacağına tüm kalbimizle inanıyoruz” diyor.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2731a9c3010-1780953513.png" alt="" width="194" height="355" />Türkiye’de kamuoyunun en iyi bildiği enişte–kayınbirader ortaklığı ile kurulan şirket Enka’dır. Gelecek yıl 70’inci yaşını kutlayacak olan Enka’nın temelleri 1957 yılında <strong>Sadi Gülçelik</strong> ile kayınbiraderi <strong>Şarık Tara</strong> tarafından atıldı. İTÜ mezunu iki genç mühendisin ideallerini sermaye yaparak kurdukları Enka adı, <em>“enişte”</em> ve <em>“kayınbirader”</em> kelimelerinin ilk iki harflerinin birleştirilmesinden yaratıldı.</p>
<p>Her iki isim de Türkiye için çok büyük değerdi. Şirketlerini uyum içerisinde büyüttüler. Gençliğinde sporcu kimliğiyle öne çıkan, Türk Millî Basketbol Takımı’nın kaptanı olarak 1952’deki Helsinki Olimpiyatları’nda sporcu kafilemizin bayrağını taşıyan Sadi Gülçelik, ne yazık ki Suudi Arabistan’da bir uçak kazasında 1980 yılında yaşama veda etti.</p>
<p>Hem ailesi hem de en yakın dostu ve ortağı Şarık Tara, anısına Taksim’deki Gezi Parkı’nı düzenlemek, soyadından da alınan ilhamla güllerle donatarak bir saygı parkına çevirmek istedilerse de dönemin koşullarından da kaynaklı olsa gerek, başarılı olamadılar.</p>
<p>Her iki aile de Sadi Gülçelik'in ismini yaşatmak için düşündükleri projelerine yönelik aradıkları araziyi Sarıyer sınırlarındaki İstinye’de buldular. Enka’nın bugünkü tesislerinin bulunduğu araziyi satın aldılar.</p>
<p>Kurdukları vakıf kanalıyla Sadi Gülçelik’in sporcu kimliğine ithafen önce Enka Sadi Gülçelik Spor Tesisleri devreye alındı, sonra eğitim kurumları geldi. Günümüzde de hem sportif faaliyetlerin düzenlenip eğitimlerin verildiği Sadi Gülçelik Spor Sitesi’nde, Enka Okulları’nın yanı sıra Türkiye’nin en gözde sanatsal etkinlikleri gerçekleştiriliyor. Enka Sanat, yaz ve kış dönemi etkinliklerinin yanı sıra burslarıyla da binlerce sanatseverin ve gencin yolunu aydınlatıyor.</p>
<p>Enka’nın iş, sanat, eğitim ve sporda değer yaratma yolculuğunun hep aydınlık yollarda ilerlemesini diliyor, sizleri bir başka enişte–kayınbirader ortaklığıyla kurulan şirkete götürmek istiyorum.</p>
<p>Mersin merkezli Koluman Holding, kamuoyunda ne kadar öne çıktıysa, kurucularla birlikte sanırım yazılı olmayan bir kural olarak kabul gören şekliyle, şirketin temsilcileri de kendilerini geri planda tuttular. Koluman daha çok ekonomiye katkıları, faaliyete geçirdiği tesisleri, Ar-Ge ve inovasyonla geliştirdiği yenilikleri ile tanındı, takip edildi.</p>
<p>Bugün otomotiv, üretim, teknoloji ve savunma sanayiinde Türkiye’nin en güçlü gruplarından biri olarak faaliyetlerini sürdüren Koluman, Enka’dan hemen sekiz yıl sonra yine bir enişte–kayınbirader ortaklığıyla kuruldu. Geçen yıl 60’ıncı yıllarını kutlayan Koluman’ın temel harcı, 1965 yılında <strong>Türkay Saltık</strong> ve kayınbiraderi <strong>Mustafa Koluman</strong> tarafından atıldı.</p>
<p>Mümessillik ve ithalata dayalı işlerin omurgasını, Alman devi Mercedes-Benz’in Türkiye’deki en büyük bayi yapılanmalarından biri kimliği oluşturdu. Alman dev ile yıllara dayalı yürütülen örnek iş ilişkileri, 1984’te Mercedes-Benz Türk A.Ş.’nin Aksaray Kamyon Fabrikası’nın kuruluşuna öncülük etti. Koluman Holding bugün Mercedes-Benz Türk ve Mercedes-Benz Otomotiv’in hissedarı olarak yoluna devam ederken, Türkiye’de ve yurt dışında 20 lokasyonda varlık gösteren bir yapıyla faaliyetlerini sürdürüyor.</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2731bd16dd0-1780953533.png" alt="" width="230" height="382" />Koluman Holding Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Kaan Saltık, grubun web sitesinde, <em>“Bugünümüz, 60 yıllık emeğin, dayanışmanın ve adanmışlığın ürünüdür. Çalışanlarımızın tutkusu, iş ortaklarımızın güveni, müşterilerimizin sadakati ve hissedarlarımızın inancı sayesinde Koluman Holding’i Türkiye’nin önde gelen gruplarından biri hâline getirdik. Bu başarı yalnızca ekonomik tablolarla değil, paydaşlarımızla kurduğumuz güven ilişkileri ve topluma kattığımız değerle ölçülmektedir”</em> diyor.</p>
<p>Saltık’ın başarı tanımında, topluma katılan değerin de bir ölçüt olduğu gerçeği var. Koluman, topluma kattığı değerler arasına sanatı, sanatın da en köklü dallarından biri olan baleyi aldı. Grup, <strong>Tan Sağtürk</strong>’ün genel müdürlüğü döneminde kurulan iyi diyaloglar neticesinde İstanbul Uluslararası Bale Yarışması’nın ana sponsorluğunu üstlendi.</p>
<p>Koluman Holding’in destekçisi olduğu 2024 yılındaki yarışmada bir Türk genci, balenin ekol ülkelerinden gelen yarışmacıları geride bırakarak birinci oldu. <strong>Bartucan Şimşir</strong>’in iki yıllık eğitim destekçiliğini de Koluman Grubu’nun üstlendiğini belirtelim.</p>
<p>Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen, Koluman Holding sponsorluğunda geçtiğimiz haftalarda gerçekleştirilen 7.  İstanbul Uluslararası Bale Yarışması, yine dünyanın dört bir yanından genç dansçıları ve bale dünyasının önde gelen isimlerini bir araya getirdi. Yine hafızalarda yer eden bir organizasyon oldu.</p>
<p>Koluman Holding Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Kaan Saltık yaptığı açıklamada, <em>“Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Cumhuriyet’in ilk yıllarında çok zor şartlar altında bile sanata verdiği önem ve Türk balesinin temellerinin atılmasında gösterdiği o vizyon, en büyük ilham kaynağımız. Bir ülkenin çağdaş medeniyetler seviyesindeki yeri sadece sanayisiyle, üretimiyle, ticaretiyle değil; aynı zamanda sanatıyla, sporuyla ve kültür seviyesiyle olacağına tüm kalbimizle inanıyoruz. Bu süreç Koluman için sadece bir sponsorluk projesi olmadı. Bu süreç yönetimimizden fabrikadaki çalışanımıza kadar tüm ekibimizin baleyle tanıştığı, her sene daha da büyüyen ortak bir yolculuğa dönüştü”</em>  ifadelerini dile getirdi. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/otomotivden-baleye-destege-uzanan-deger-odakli-yolculuk-80676</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/6/1280x720/57-1780953587.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ otomotivden baleye desteğe uzanan değer odaklı yolculuk ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/gokcelik-yapay-zeka-ve-robotik-uygulamalarla-buyumesini-surduruyor-80710</guid>
            <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gökçelik, yapay zeka ve robotik uygulamalarla büyümesini sürdürüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Türkiye’nin en büyük iş dünyası organizasyonlarından ve uluslararası perakende sektörünün en önemli etkinliklerinden biri olan Perakende Günleri 2026, Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleşti. Bu yıl 25’incisi düzenlenen organizasyon, “Hızla Değişen Perakende Sektöründe Öncü Olmak” temasıyla sektör profesyonellerini, yatırımcıları ve teknoloji liderlerini bir araya getirdi. 50. kuruluş yıldönümünü kutlayan Gökçelik de etkinlikte yer alarak sektör temsilcileriyle buluştu. Gazeteci ve televizyon programcısı Aslı Şafak’ın moderatörlüğünde gerçekleşen oturumda konuşan Gökçelik Yönetim Kurulu Başkanı Yalçın Aras, şirketin 1976 yılında Bursa’da başlayan yolculuğundan bugüne uzanan gelişim sürecini anlattı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a27b747e8af3-1780987719.jpeg" alt="" width="626" height="417" /></p>
<h2><strong>“Raf üretiminin ötesine geçtik”</strong></h2>
<p>Perakende sektörünün değişen ihtiyaçlarına uyum sağlayabilmek için teknoloji yatırımlarını sürekli artırdıklarını belirten Yalçın Aras, dijitalleşmeyi yalnızca üretim süreçlerinde değil, ürün geliştirme çalışmalarında da merkeze aldıklarını söyledi. Gökçelik’in bugün klasik raf üretiminin ötesine geçen çözümler sunduğunu ifade eden Aras, “Elektronik etiket sistemleri, kasiyersiz kasa uygulamaları, mobil rack çözümleri ve yazılım destekli yeni nesil ürünlerimizle müşterilerimize daha verimli ve sürdürülebilir çözümler sunuyoruz. Artık sadece raf üreten bir şirket değil, perakende sektörünün dönüşümüne katkı sağlayan teknoloji odaklı bir çözüm ortağıyız” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6a27b7077ea2d-1780987655.jpeg" alt="" width="614" height="409" /></p>
<p> </p>
<h2><strong>Teknoloji yatırımları sürecek</strong></h2>
<p>Teknolojik dönüşümün hızla devam ettiğine dikkat çeken Aras, yapay zeka ve robotik sistemlerin üretim süreçlerinde giderek daha fazla yer aldığını belirterek şunları söyledi: “50 yıllık bilgi birikimimizi yeni nesil teknolojilerle birleştiriyoruz. Hem ürün geliştirme hem de üretim süreçlerimizde yapay zeka ve robotik uygulamalara yönelik yatırımlarımıza devam ediyoruz. Verimliliği artıran, enerji tasarrufu sağlayan ve müşterilerimizin operasyonel süreçlerini kolaylaştıran çözümler geliştirmeyi sürdüreceğiz.”</p>
<p>Perakende Günleri 2026 kapsamında kurduğu stantta ziyaretçilerini ağırlayan Gökçelik, 50. kuruluş yılını sektör temsilcileriyle birlikte kutladı. Şirketin yarım asırlık başarı yolculuğunun simgesi olarak düzenlenen kutlama töreninde, perakende sektörünün duayen isimlerinden SOYSAL Eğitim ve Danışmanlık Kurucusu Suat Soysal ile Gökçelik CEO’su Zafer Barış Yazan ve Yönetim Kurulu Üyesi H. Burak Aras tarafından 50. yıl pastası kesildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/gokcelik-yapay-zeka-ve-robotik-uygulamalarla-buyumesini-surduruyor-80710</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/0/1280x720/gokcelik-yapay-zeka-ve-robotik-uygulamalarla-buyumesini-surduruyor-1780987692.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gökçelik, 50. kuruluş yılını kutladığı 2026 yılında sektörün en önemli buluşmalarından biri olan Perakende Günleri’nde yerini aldı. Gökçelik Yönetim Kurulu Başkanı Yalçın Aras, Gökçelik’in bugün klasik raf üretiminin ötesine geçen çözümler sunduğunu söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantep-sanayisinin-duayeni-mehmet-ali-topcuoglu-hayatini-kaybetti-80668</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 17:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gaziantep sanayisinin duayeni Mehmet Ali Topçuoğlu hayatını kaybetti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>1937 yılında Kilis'te dünyaya gelen Topçuoğlu, ticaret hayatına genç yaşlarda adım attı. 1960'lı yıllarda kardeşleri merhum Naci ve Vedat Topçuoğlu ile Gaziantep'e yerleşen Topçuoğlu, otomotiv, ambalaj ve sanayi alanlarında gerçekleştirdiği yatırımlarla bölge ekonomisine önemli katkılar sundu. Kurucuları arasında yer aldığı Gülsan Çuval, Türkiye'nin ambalaj sektöründeki öncü kuruluşlarından biri olurken, polipropilen ipliğin halı üretiminde kullanılmasına yönelik yatırımlar da Gaziantep'in dünya halıcılık sektöründeki konumunun güçlenmesine katkı sağladı.</p>
<p>Eğitim ve sosyal sorumluluk alanındaki çalışmalarıyla da tanınan Mehmet Ali Topçuoğlu, Gaziantep'te Türkiye'nin ilk Otomotiv Meslek Lisesi'nin yapımına öncülük etti. Topçuoğlu ailesi ayrıca Gaziantep ve Kilis'te eğitim, sağlık ve sosyal yaşam alanlarında çok sayıda hayır projesine imza attı. Mehmet Ali Topçuoğlu'nun cenazesi, 9 Haziran Salı günü Şireci Camii'nde kılınacak öğle namazının ardından Gaziantep Asri Mezarlığı'nda defnedilecek.</p>
<p>Ekonomi dünyasında ve Gaziantep sanayisinde derin izler bırakan Mehmet Ali Topçuoğlu'nun vefatı iş dünyasında üzüntüyle karşılandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantep-sanayisinin-duayeni-mehmet-ali-topcuoglu-hayatini-kaybetti-80668</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/8/1280x720/gaziantep-sanayisinin-duayeni-mehmet-ali-topcuoglu-hayatini-kaybetti-1780928976.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep sanayisinin gelişiminde önemli rol oynayan, GÜLSAN Holding ve Topçuoğlu Otomotiv&#039;in kurucularından hayırsever iş insanı 89 yaşındaki Mehmet Ali Topçuoğlu, tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tobb-cimento-meclisi-baskanligina-adil-sani-konukoglu-secildi-80667</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 17:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> TOBB Çimento Meclisi Başkanlığı’na Adil Sani Konukoğlu seçildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) T. Çimento ve Çimento Ürünleri Meclisi Toplantısı’nda gerçekleştirilen seçim sonucunda SANKO Holding ve TÜRKÇİMENTO Yönetim Kurulu Başkanı Adil Sani Konukoğlu, TOBB Çimento ve Çimento Ürünleri Meclisi’nin Başkanı oldu. Seçimin ardından değerlendirmelerde bulunan Konukoğlu, “TOBB Çimento ve Çimento Ürünleri Meclis Başkanlığı görevini üstlenmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum. Sektörümüz, yeşil dönüşümden dijitalleşmeye, sürdürülebilirlikten uluslararası rekabete kadar birçok başlıkta önemli bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Meclisimiz çatısı altında tüm paydaşlarımızla birlikte hareket ederek sektörümüzün rekabet gücünü artıracak, sürdürülebilir büyümesini destekleyecek ve ülkemizin kalkınma hedeflerine katkı sunacak çalışmaları kararlılıkla sürdüreceğiz” dedi.</p>
<p>Toplantıda sektörün mevcut durumu ve geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Konukoğlu, küresel ölçekte yaşanan ekonomik dalgalanmalar, enerji maliyetleri, iklim politikaları ve ticaret düzenlemelerinin üretim modellerini yeniden şekillendirdiğini belirterek, Türk çimento sektörünün bu dönüşüm sürecine güçlü yatırımlarla hazırlandığını ifade etti. TÜRKÇİMENTO verilerine göre 2025 yılında sektörün toplam çimento üretiminin 97,8 milyon tona ulaştığını belirten Konukoğlu, iç satışların 82,2 milyon ton, ihracatın ise 15,6 milyon ton olarak gerçekleştiğini söyledi. Üretilen çimentonun yaklaşık yüzde 16’sının dış pazarlara ihraç edildiğini vurgulayan Konukoğlu, sektörün üretim kapasitesi, ihracat gücü ve iç pazar dinamizmi açısından güçlü performansını sürdürdüğünü kaydetti.</p>
<p><strong>“Üçüz dönüşüm sektörümüzün yol haritasını oluşturuyor”</strong></p>
<p>Çimento sektörünün tarihinin en kapsamlı dönüşüm süreçlerinden birini yaşadığını ifade eden Konukoğlu, sektörün odağında yeşil dönüşüm, dijital dönüşüm ve insan odaklı dönüşüm olmak üzere üç temel başlığın yer aldığını belirtti. Bu süreci “üçüz dönüşüm” olarak tanımlayan Konukoğlu, dijitalleşme, veri odaklı yönetim anlayışı, yapay zeka uygulamaları ve ileri üretim teknolojilerinin enerji verimliliğinden karbon emisyonlarının azaltılmasına kadar birçok alanda dönüşümün temel unsurları haline geldiğini söyledi. Türk çimento sektörünün sürdürülebilirlik yatırımlarını kararlılıkla sürdürdüğünü belirten Konukoğlu, bugün 17 fabrikada, 27 hatta kurulu atık ısı geri kazanım tesisleri sayesinde toplam 164,5 megawatt enerji üretimi gerçekleştirildiğini ifade etti. Bu yatırımlar sayesinde yaklaşık 2,6 milyon kişinin günlük elektrik tüketimine denk bir enerji üretim kapasitesine ulaşıldığını belirten Konukoğlu, sektörün elektrik tüketiminin yaklaşık yüzde 10’unun da atık ısı geri kazanımı, güneş ve rüzgar gibi sürdürülebilir kaynaklardan karşılandığını kaydetti.</p>
<p><strong>Yeşil Çimento hedefleri öne çıkıyor</strong></p>
<p>Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda alternatif yakıt kullanım oranlarının artırılması, klinker oranının düşürülmesi ve düşük karbonlu yeni nesil üretim teknolojilerinin yaygınlaştırılmasının büyük önem taşıdığını vurgulayan Konukoğlu, yeşil çimento kullanımının sektörün dönüşümünde kritik rol oynadığını söyledi. Kamu projelerinde yeşil çimento kullanımının teşvik edilmesine yönelik çalışmalar yürüttüklerini ifade eden Konukoğlu, önümüzdeki 10 yıllık dönemde yaklaşık 11 milyon ton karbon emisyonu azaltımının hedeflendiğini belirtti.</p>
<p><strong>Uluslararası iş birlikleri güçleniyor</strong></p>
<p>Konuşmasında Çin Çimento Birliği ile geliştirilen stratejik iş birliğine de değinen Konukoğlu, Türkiye’nin güçlü üretim altyapısı ile Çin’in dijitalleşme, otomasyon ve yapay zeka alanlarındaki deneyiminin birleşmesinin sektör açısından önemli fırsatlar sunduğunu ifade etti. Konukoğlu, önümüzdeki dönemde teknoloji paylaşımı, pilot projeler, ortak eğitim programları ve uzman değişimleri gibi alanlarda iş birliklerinin geliştirilmesini hedeflediklerini belirterek, bu çalışmaların Emisyon Ticaret Sistemi ve sınırda karbon düzenlemeleri gibi küresel mekanizmalara uyum sürecine de katkı sağlayacağını sözlerine ekledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tobb-cimento-meclisi-baskanligina-adil-sani-konukoglu-secildi-80667</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/7/1280x720/tobb-cimento-meclisi-baskanligina-adil-sani-konukoglu-secildi-1780928723.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SANKO Holding ve TÜRKÇİMENTO Yönetim Kurulu Başkanı Adil Sani Konukoğlu, TOBB Çimento ve Çimento Ürünleri Meclis Başkanlığı görevine seçildi. Konukoğlu, sektörün yeşil dönüşüm, dijitalleşme ve sürdürülebilir büyüme hedefleri doğrultusunda ortak akıl ve iş birliğiyle çalışmalarını sürdüreceklerini vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ifmdeki-tek-durak-ofis-modeli-ulke-geneline-yayginlastirilacak-80665</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 16:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> İFM’deki ‘Tek Durak Ofis’ modeli ülke geneline yaygınlaştırılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz Başkanlığında toplanan Ekonomi Koordinasyon Kurulu’nun (EKK) 2026 yılı beşinci toplantısında yürürlükteki ekonomi programı görüşüldü.</p>
<p>İş gücü piyasasındaki gelişmeler değerlendirildiği toplantıda; ihtiyaç duyulan alanlarda yabancı işgücü istihdamı ve çalışma izin süreçlerinin etkinleştirilmesine yönelik politikalar ele alındı. İstanbul Finans Merkezi’ndeki Tek Durak Ofis modelinin ülke geneline yaygınlaştırılması hedeflendi.</p>
<p>Yapılan açıklamada uygulanan programla makroekonomik temellerin güçlendiği belirtilirken, ekonominin daha dayanıklı, rekabetçi ve küresel koşullardaki değişime hızlı uyum sağlayabilen bir yapıya kavuştuğu bildirildi.</p>
<p>Ekonominin yaşanan çoklu şoklara karşın 23 çeyrektir kesintisiz büyümesini sürdürdüğüne değinilen açıklamada, “Bütçe dengesi program hedefiyle uyumlu bir seyir izlerken ülkemiz risk primi CDS savaş öncesi seviyelere yaklaşmıştır. Jeopolitik gelişmelerin etkisiyle artan enerji fiyatları enflasyon ve cari denge üzerinde baskı oluşturmaktadır. Bu etkilerin ekonomimize yansımalarını sınırlamak amacıyla, ilgili kurumlarımızın iş birliğiyle gerekli tedbirler zamanında ve etkin bir şekilde uygulanmaktadır” denildi.</p>
<p>Esnek ve çeşitlendirilmiş politikalar sayesinde Türkiye’nin küresel risklerin arttığı ortamda ekonominin ortaya çıkan fırsatları değerlendirmek için avantajlı bir konumda olduğuna dikkat çekilen açıklamada, yatırımcılara daha hızlı ve etkin hizmet sunulması amacıyla İstanbul Finans Merkezi’nde uygulamaya alınan “Tek Durak Ofis” modelinin kademeli olarak ülke geneline yaygınlaştırılması hedeflendiği kaydedildi.</p>
<p>EKK toplantısında görüşülen temel hususlar şunlardır:</p>
<p>OVP (2026-28) yapısal reform eylemlerinin mevcut durumu değerlendirilmiş; çalışmaların hızlandırılmasına yönelik ilave adımlar istişare edildi.<br />İşgücü piyasasındaki gelişmeler değerlendirilmiş; ihtiyaç duyulan alanlarda yabancı işgücü istihdamı ve çalışma izin süreçlerinin etkinleştirilmesine yönelik politikalar ele alındı.</p>
<p> “Tek Durak Ofis” uygulamasında gelinen aşama değerlendirilmiş; yatırımcıların izin, ruhsat ve diğer idari süreçlere tek noktadan erişimini sağlayacak mekanizmaların etkin şekilde devreye alınmasına yönelik atılacak adımlar belirlendi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ifmdeki-tek-durak-ofis-modeli-ulke-geneline-yayginlastirilacak-80665</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/5/1280x720/0087-1780926673.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomi Koordinasyon Kurulu’nun 5’inci toplantısının ardından yapılan açıklamada, İFM’deki ‘Tek Durak Ofis’ modelinin ülke geneline yaygınlaştırılacağı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yorgancilar-program-kagit-ustunde-tamam-ama-ekonomi-tek-ayagi-kirik-masa-gibi-80659</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 14:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yorgancılar: Program kağıt üstünde tamam ama ekonomi tek ayağı kırık masa gibi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AHMET USMAN/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) 2025 yılı üretimden satışlar kriterine göre üyeleri arasındaki en büyük kuruluşların listesini açıkladı. Listenin zirvesinde bu yıl da Star Rafinerisi Aliağa Şubesi ilk sırada yer alırken, onu Tüpraş İzmir Rafinerisi ve Petkim takip etti. Listenin ilk 10 basamağındaki diğer firmalar da İzmir Demir Çelik, Philip Morris, JTI, Abalıoğlu Yağ, Abalıoğlu Lezita, Kardemir Çelik ve Kocaer Çelik oldu.</p>
<p>Ankete göre, Ege’nin en büyük 100 sanayi şirketinden 66’sı kar bildirdi. Bu rakam geçen yıl 64 idi. Ar-Ge çalışması yapan firma sayısı da 55’ten 56’ya yükseldi. Listeye giren yabancı sermayeli şirket sayısı 25’ten 22’ye gerilerken, ihracat yapan firma sayısı da 92’den 90’a düştü. Üretimden satışlar ve net satışlarda; bir önceki yıla göre cari bazda %24’lük artış, reelde %1 azalış gerçekleşirken, bu oran 2024 yılındaki artışın da 8 puan gerisinde kaldı. 2023 yılından bu yana da reel ve dolar bazında gerileme kaydedildi. Borçlar cari, reel ve dolar bazlı artarken, özkaynaklar geriledi. 100 büyük firmanın çalışan ücretleri yüzde 57.7, kira giderleri yüzde 63.4, faiz giderleri yüzde 26.1 artarak, dolar kuru artışının çok üstünde gerçekleşti.</p>
<p>EBSO yönetim kurulu üyeleri ile birlikte yaptığı basın toplantısında anket sonuçlarını değerlendiren Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar, son 3 yıldır sanayicilerin karlılıklarının düştüğü ve finansal yüklerinin arttığına dikkat çekerek, bu dönemde takip edilen program kağıt üstünde tam olsa dahi, istikrar, öngörülebilirlik ve güven eksikliğinin ekonomiyi tek ayağı kırık bir masa haline getirdiğini ifade etti.</p>
<p>Bir ayağı kırık masada yemek yemenin zor olduğuna dikkat çeken Yorgancılar, “Bizim bir tek isteğimiz var, öngörülebilirlik. Son 3 yıldır maliyetlerin kur ve enflasyonun çok üstünde artması, değerli TL, iç ve dış talepteki zayıflama, dezenflasyon politikaları, 100 büyük firmanın reel ve dolar bazında satışlarını geriletirken, net kârlarını ciddi oranda azalttı. Yüksek faiz ve düşük kur ekseninde enflasyonla mücadele süreci uzadıkça sanayinin kırılganlığı artarak devam etti. Cari olarak üretimden satışlar artarken, zarar da arttı. Yani, üretici ihracatçılarımızın müşteri kaybetmemek için zararına satışa razı oldukları teyit edildi. Reel olarak ise satışlar %1 azalırken, zarar %7 yükseldi. Kârlılık oranları %1 ile pozitif sınırında kaldı, istihdam %6,7 geriledi” diye konuştu.</p>
<h2>“Finansman giderlerinin faaliyet karına oranı yüzde 73’e çıktı”</h2>
<p>Uygulanan sıkı para politikası ile 100 büyük firmanın finansman giderleri %37 oranında artarken, faaliyet kârlarının %18 azaldığını vurgulayan Yorgancılar, “Sonuçta da, finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı son 3 yılın en yüksek seviyesi olan %73,3’e çıktı. Yani, yatırımlar için kullanılması gereken faaliyet karı, finansman giderleri için tahsis edildi. Merkez Bankası verilerine göre 2025 yılında ortalama ticari kredi faiz oranlarının %57,6 olması da gösteriyor ki; diğer tüm koşullar eşit olsa bile yabancı rakiplerle rekabet edebilmek mümkün değil” dedi.</p>
<h2>“TL kredisi bulamayan, döviz kredisine koştu, risk büyüdü”</h2>
<p>Her sektörde nakit akış sorunu yoğun şekilde yaşanırken, firmaların döviz riskini yönetmede, özellikle son 2 yıldır başarısız bir performans gösterdiklerine dikkat çeken Yorgancılar, “Bu gelişmede ulusal ve küresel düzeyde yaşanan ekonominin dışındaki gelişmelerin de etkili olduğu söylenebilir. Mevcut ve yakın dönemde; kredi faizlerinde gerileme ve finansal koşullarda normalleşme olasılığı düşük. Bu ortamda bankaların da iş ortağına dönüşmesi lazım. Aksi halde, kârlı bankacılık zarar eden reel sektör fotoğrafı derinleşecek. Bankalarda çok para var ama sınırlamalar nedeniyle bunu halka ve sanayicilere kredi olarak veremiyorlar. Aksi halde Merkez Bankası tarafından ceza uygulanıyor. Şu an kredi faiz oranları yüzde 55-56 civarında. Bu düzeylerde sanayicilerin TL kredisi kullanmaları söz konusu değil. Bu durumda iş dünyası döviz kredilerine yöneliyor. 2025 sonunda özel sektörün döviz borcu 298 milyar dolara yükseldi. Bu da başka bir riski ortaya koyuyor. Şu an yüzde 30 devalüasyon olsa bu borç 390 milyar dolara çıkar. 2001 krizinde bunu yaşadık. Kur artışı zamanında yapılırsa herkes hesabını kitabını ona göre yapar” görüşlerini ifade etti.</p>
<p>2026 ilk çeyrek büyüme verilerinin de sanayi ve ihracatta daralma eğilimini teyit ettiğini hatırlatan Ender Yorgancılar, “Devam eden bu durum, firmalarımızın iyileştiremediği finansal koşulları kadar, makro ekonomik iklimin reel sektör aleyhine olmasıyla doğrudan ilgili. Stagflasyon riski masada iken, ivedilikle, reel sektörün rekabet gücünü destekleyen, dünyadaki dönüşüme uyumlu, yerli üretimi teşvik eden yeni bir stratejik programa, sanayi ve ihracat referanslı büyüme modeline geçilmesi kaçınılmaz” dedi.</p>
<p> </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a26aba8f3468-1780919208.jpg" alt="" width="800" height="450" /></p>
<h2> </h2>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a26abbc9d629-1780919228.jpg" alt="" width="800" height="450" /></h2>
<h2> </h2>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a26abd9cb35c-1780919257.jpg" alt="" width="800" height="450" /></h2>
<h2> </h2>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a26abee13a06-1780919278.jpg" alt="" width="800" height="450" /></h2>
<h2>ÜRETİMDEN SATIŞLARA GÖRE İLK 10 EBSO ÜYESİ (milyon TL)</h2>
<p>1 - STAR RAFİNERİ A.Ş.-ALİAĞA ŞB. XX</p>
<p>2 - TÜPRAŞ-İZMİR RAFİNERİ MÜD. (Kons.) 220.371</p>
<p>3 - PETKİM A.Ş. XX</p>
<p>4 - İZMİR DEMİR ÇELİK 50.853</p>
<p>5 - PHILIP MORRIS 46.711</p>
<p>6 - JTI TÜTÜN ÜRÜNLERİ 34.795</p>
<p>7 - ABALIOĞLU YAĞ SANAYİ XX</p>
<p>8 - ABALIOĞLU LEZİTA 23.275</p>
<p>9 - KARDEMİR ÇELİK SANAYİ (Kons.) 21.221</p>
<p>10 - KOCAER ÇELİK 20.397</p>
<p>11 -Adının açıklanması istenmedi</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yorgancilar-program-kagit-ustunde-tamam-ama-ekonomi-tek-ayagi-kirik-masa-gibi-80659</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/9/1280x720/yorgancilar-program-kagit-ustunde-tamam-ama-ekonomi-tek-ayagi-kirik-masa-gibi-1780919327.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Bölgesi Sanayi Odası tarafından üyelerine yapılan ankete göre 2025 yılı üretimden satışlar kriterine göre büyük sanayi kuruluşları sırasıyla Star Rafinerisi, Tüpraş İzmir Rafinerisi ve Petkim oldu. En büyük 100 sanayi kuruluşunun performansını değerlendiren EBSO Başkanı Ender Yorgancılar, son 3 yıldır uygulanan program kağıt üstünde tam olsa dahi, ekonomide istikrar, öngörülebilirlik ve güvenin eksikliğinin, tek ayağı kırık bir masa durumu yarattığını dile getirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/mikrofiber-suni-deride-antidamping-sorusturmasi-80634</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 08:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mikrofiber suni deride antidamping soruşturması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Ayakkabı sektöründe önemli bir girdi olarak kullanılan mikrofiber suni derilere yönelik antidamping önlemleri yeniden gündeme geldi. Ticaret Bakanlığı tarafından 24 Mayıs 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 2026/20 sayılı Tebliğ ile Çin menşeli mikrofiber suni deri ithalatına uygulanan antidamping önlemlerinin devam edip etmeyeceğinin belirlenmesi amacıyla nihai gözden geçirme soruşturması başlatıldı.</p>
<p>Gelişmenin ardından Türkiye Ayakkabı Sanayicileri Derneği (TASD), üyelerine yönelik bir duyuru yayımlayarak soruşturmaya aktif katılım çağrısında bulundu. Dernek, söz konusu ham maddenin Türkiye’de üretiminin bulunmadığını belirterek, antidamping uygulamalarının ayakkabı üreticilerinin maliyetlerini artırdığına dikkat çekti. Ayakkabı sektöründe yaygın olarak kullanılan mikrofiber suni deri, polyester ve poliüretan bazlı çok ince liflerden üretilen yüksek performanslı bir malzeme olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Doğal deriye yakın görünüm ve dayanıklılık sunan ürün; spor ayakkabı, outdoor ayakkabı ve güvenlik ayakkabılarında yoğun şekilde kullanılıyor. Sektör temsilcilerine göre mikrofiber suni deri, hafifliği, esnekliği, aşınma direnci ve standart kalite sunması nedeniyle özellikle ihracata yönelik üretimde önemli bir hammadde konumunda bulunuyor. Son yıllarda vegan ve sürdürülebilir ürünlere yönelik talebin artması da kullanım alanını genişletiyor. TASD tarafından yapılan açıklamada, mikrofiber suni derilere ilişkin ilave gümrük vergisinin yıl başında sıfırlandığı hatırlatılarak, şimdi de antidamping vergilerinden muafiyet sağlanması amacıyla Ticaret Bakanlığı nezdinde çalışmalar yürütüldüğü ve ilgili başvuruların yapıldığı ifade edildi.</p>
<h2>Dilekçe hazırlayın çağrısı </h2>
<p>Dernek, mikrofiber suni deriyi üretimlerinde kullanan firmalardan, bu ürünleri Türkiye’de üretimi olmadığı için ithal etmek zorunda kaldıklarını ve mevcut antidamping önlemlerinin maliyetleri artırarak rekabet güçlerini olumsuz etkilediğini anlatan dilekçeler hazırlamalarını istedi. Hazırlanacak görüşlerin Ticaret Bakanlığı İthalat Genel Müdürlüğü’ne iletilmesinin soruşturma sürecinde sektörün güçlü şekilde temsil edilmesi açısından önem taşıdığı belirtildi.</p>
<h2>Soruşturma sonucu bekleniyor </h2>
<p>Ayakkabı sektörü temsilcileri, özellikle spor ayakkabı ve teknik ürün gruplarında yaygın olarak kullanılan mikrofiber suni derilerin yerli alternatifinin bulunmadığını, bu nedenle ithalata getirilen ek yüklerin doğrudan üretim maliyetlerine yansıdığını savunuyor. Sektör, son dönemde artan işçilik ve finansman maliyetlerine ek olarak hammadde tarafında oluşabilecek yeni maliyet baskılarının ihracat ve iç pazardaki rekabet gücünü daha da zayıflatabileceği görüşünü dile getiriyor. Başlatılan soruşturmanın sonucunda, mevcut antidamping önlemlerinin devam edip etmeyeceği ya da uygulamada değişikliğe gidilip gidilmeyeceği önümüzdeki dönemde netlik kazanacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/mikrofiber-suni-deride-antidamping-sorusturmasi-80634</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/ayakkabi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çin’den ithal edilen mikrofiber suni derilere yönelik antidamping önleminin uzatılması için nihai gözden geçirme soruşturması başlatıldı. Türkiye Ayakkabı Sanayicileri Derneği, bu ham maddeleri kullanan firmalara soruşturmaya katılım çağrısı yaparken, söz konusu ürünlerin Türkiye’de üretilmediğini ve ek vergilerin maliyetleri artırarak rekabet gücünü zayıflattığını savundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/bekleyen-degil-donusen-kazanacak-80627</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 08:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bekleyen değil, dönüşen kazanacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Sınai Kalkınma Bankası’nın (TSKB) EKONOMİ Gazetesi işbirliğiyle bu yıl üçüncüsünü düzenlediği Kalkınma Günü, “Hızlı Dönüşen Dünyada Kalkınma Rotasını Belirlemek” başlığıyla İstanbul’da gerçekleştirildi. Kuruluşlarının 76’ncı yılını kutlayan TSKB'nin Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Ozan Uyar, sürdürülebilir kalkınma finansmanı hedefini 10 milyar dolardan 15 milyar dolara çıkardıklarını açıkladı. Konferansta küresel ekonomideki belirsizlikler, yapay zekânın dönüştürücü etkisi, yeşil rekabet, bilim ve girişimciliğin kalkınmadaki rolü ele alındı.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a265292b723f-1780896402.png" alt="" width="207" height="308" />Etkinliğin açılışında konuşan TSKB Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Ozan Uyar, son yıllarda küresel ekonomiyi şekillendiren temel unsurun belirsizlik olduğunu, bu belirsizliğin merkezinde ise büyük ekonomiler arasındaki hegemonya mücadelesinin yer aldığını söyledi. Mücadelenin temelini yapay zekâ, teknoloji, ileri mühendislik ve üretimin oluşturduğunu belirten Uyar, bu yılki Kalkınma Günü'nün temasını da bu dönüşüm doğrultusunda belirlediklerini kaydetti.</p>
<p><strong>“Sürdürülebilir kalkınma bağlantılı finansman hedefi 15 milyar dolara çıktı”</strong></p>
<p>Jeopolitik gerilimler, ticaret savaşları, teknolojik dönüşüm ve iklim krizinin küresel ölçekte yeni bir dönemi şekillendirdiğini belirten Uyar, yapay zekâ ve ileri teknolojilerin üretimden finansmana kadar tüm alanlarda dönüşüm yarattığını ifade etti.</p>
<p>TSKB’nin 2030 yılına kadar belirlenen sürdürülebilir kalkınma bağlantılı finansman hedefini 10 milyar dolardan 15 milyar dolara çıkardıklarını açıklayan Uyar, ayrıca 2024-2030 dönemi için belirlenen iklim finansmanı hedefinin 5 milyar dolara yükseltildiğini, buna ek olarak 3 milyar dolarlık sosyal finansman hedefi oluşturulduğunu söyledi. Kredi portföyünün yüzde 93'ünün sürdürülebilir kalkınma bağlantılı kredilerden oluştuğunu belirten Uyar, Türkiye'nin yenilenebilir enerji kurulu gücünün yaklaşık yüzde 14'ünde TSKB’nin katkısı bulunduğunu kaydetti.</p>
<p>Türkiye’nin kalkınma yolculuğunda yeni dönemin odağında teknoloji, iklim ve sosyal dönüşümün yer aldığını ifade eden Uyar, bankanın bu alanlardaki yatırımları desteklemeyi sürdüreceğini belirtti. Ozan Uyar, “Geride bıraktığımız 76 yılda ulusal ve uluslararası iş ortaklıklarımız ve uzun soluklu projelerimizle giderek güçlendirdiğimiz köklü TSKB mirasını, bugün ülkemizin sürdürülebilir ve kapsayıcı stratejik kalkınma hedefleriyle birleştirerek TSKB etkisini büyütmeye devam ediyoruz. Türkiye’nin üretim gücüne, üçüz dönüşümüne ve kapsayıcı kalkınma hedeflerinin hayata geçirilmesine kesintisiz desteğimizi büyütürken yenilenebilir enerji, döngüsel ekonomi, kadın ve genç istihdamı, sosyal yatırımlar, danışmanlık ve yenilikçi finansman modelleriyle sürdürülebilir kalkınmanın lokomotifi olmayı sürdürüyoruz” dedi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Ünüvar: Bekleyin demiyorum koşun diyorum</strong></span></p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a26521e329d0-1780896286.png" alt="" width="261" height="414" />“Dünya ve Türkiye Ekonomisine Bakış: Piyasa ve Kalkınma Perspektifi” başlıklı bir sunum yapan TSKB Başekonomisti ve Direktörü Burcu Ünüvar, dünya ekonomisinde büyüme beklentilerinin uzun süredir aşağı yönlü revize edildiğine dikkat çekti. Uluslararası kuruluşların büyüme tahminlerine işaret eden Ünüvar, IMF ve Dünya Bankası’nın yaklaşık son on yıldır yayımladığı raporlarda orta vadeli büyüme beklentilerini sürekli aşağı çektiğini söyledi. Buna rağmen dünyada sermaye eksikliği bulunmadığını belirten Ünüvar, tarihte görülmemiş büyüklükte bir sermaye birikimi olmasına rağmen bu kaynağın üretken yatırımlardan çok finansal piyasalara yöneldiğini ifade etti.</p>
<p>Bunun küresel ölçekte potansiyel büyüme kaybına yol açtığını belirten Ünüvar, Türkiye’nin Avrupa pazarında yaklaşık 45 üründe Çin karşısında pazar kaybettiğini ancak çevresel ürünlerde Türkiye'nin pazar kazandığını bu alanın Türkiye için fırsat olduğunu anlattı. Bir dönem küresel büyümenin temel motorları olarak görülen ülkelerin artık aynı performansı gösteremediğine dikkat çeken Ünüvar, büyümenin kalitesinin de sorgulanması gerektiğini belirtti.</p>
<p>Ünüvar, küresel ekonomide son yıllarda hızla yükselen korumacılık, ticaret savaşları ve jeopolitik gerilimlerin yalnızca ekonomik büyümeyi değil, toplumların ortak sorunlara çözüm üretme kapasitesini de zayıflattığı söyledi. Bugün birçok gelişmiş ekonomide kamu kaynaklarının stratejik sektörlere yönlendirildiğini belirten Ünüvar, bunun yalnızca ekonomik değil aynı zamanda jeopolitik bir tercih haline geldiğini ve bu yaklaşımın küresel ticaret sistemini daha parçalı bir yapıya sürüklediğini ifade eden Ünüvar, bunun uzun vadeli sonuçlarının dikkatle izlenmesi gerektiğini belirtti. Ünüvar, “Kutuplaşmanın azaldığı bir dünyaya değil, giderek normalleştiği bir dünyaya doğru gidiyoruz. Ancak bunu normal kabul etmemeliyiz” mesajı verdi.</p>
<p><strong>Türkiye'de 21 milyondan fazla kadın iş gücünün dışında</strong></p>
<p>Türkiye’nin kalkınma tartışmalarında da yalnızca büyüme rakamlarına odaklanmaması gerektiğini söyleyen Ünüvar, verimlilik artışı, insan sermayesi, eğitim ve kurumsal kapasitenin önümüzdeki dönemin en kritik başlıkları olacağını vurguladı. Kadınların iş gücüne katılımının önemine de değinen Ünüvar, Türkiye’den 21 milyondan fazla kadının iş gücü dışında bulunduğunu belirtti. İş dünyasına da seslenen Başekonomist Ünüvar konuşmasını, “Bekleyin demiyorum, bu dönem geçsin demiyorum, koşun diyorum” sözleriyle tamamladı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>OXFORD ÜNİVERSİTESİ KÜRESELLEŞME VE KALKINMA PROFESÖRÜ GOLDIN: Ulusal ölçekte dayanıklılık, uluslararası ölçekte iş birliği</strong></span></p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2651dbe1f4f-1780896219.png" alt="" width="233" height="317" />“Küresel Değişim: Kalkınma ve Bankacılık Üzerine Etkileri” başlıklı bir konuşma gerçekleştiren Oxford Üniversitesi Küreselleşme ve Kalkınma Profesörü Ian Goldin, jeopolitik gerilimler ve küresel belirsizliklere rağmen özellikle gelişmekte olan ülkeler için önemli fırsatlar bulunduğunu söyledi. Türkiye’nin genç nüfusu, üretim kapasitesi ve stratejik konumuyla bu dönüşümden fayda sağlayabilecek ülkeler arasında yer aldığını belirten Goldin, uzun vadeli yatırımların önemine dikkat çekti. Kalkınmanın; finansal kaynakların yanı sıra, insan sermayesi, eğitim ve teknoloji gibi unsurlarla da desteklenmesi gerektiğini ifade eden Goldin, belirsizlik dönemlerinde uzun vadeli finansman sağlayan kurumların rolünün daha da önem kazandığını söyledi. Goldin, küresel ekonominin geleceğine ilişkin değerlendirmelerinde, dünyanın giderek daha karmaşık ve birbirine bağlı bir yapıya dönüştüğünü vurgulayarak, 21. yüzyılın en büyük sınavının ortak riskleri birlikte yönetebilmek olduğunu söyledi.</p>
<p>Goldin’e göre iklim değişikliği, pandemiler, göç hareketleri, ekonomik kırılganlıklar ve jeopolitik gerilimler artık tek bir ülkenin sınırları içinde çözülebilecek sorunlar olmaktan çıktı. Dünyanın karşı karşıya olduğu risklerin ortaklaştığını belirten Goldin, ülkelerin yalnızca kendi içlerine kapanarak güvenlik sağlayamayacağını ifade etti.</p>
<p><strong>“Hepimiz birbirimize bağlıyız”</strong></p>
<p>Konuşmasında küresel ekonomilerin derin bir şekilde iç içe geçtiğine dikkat çeken Goldin, “Hepimiz birbirimize bağlıyız” yaklaşımının günümüz dünyasını anlamak için temel bir gerçek olduğunu söyledi. Goldin; iklim değişikliği, finansal krizler ve göç gibi sorunların ulusal sınırları aşan nitelikte olduğunu vurguladı. Goldin’in dikkat çektiği başlıklardan biri de iklim değişikliğinin yalnızca çevresel bir sorun olarak değerlendirilmemesi gerektiği oldu. İklim krizinin aynı zamanda ekonomik dönüşümün merkezinde yer aldığını belirten Goldin, temiz enerjiye geçiş, enerji verimliliği yatırımları ve düşük karbonlu teknolojilerin yeni büyüme alanları yarattığını ifade etti. Bu nedenle iklim politikalarının yalnızca maliyetler üzerinden değil, yaratacağı ekonomik fırsatlar üzerinden de değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>Demografik dönüşümün de dünyanın geleceğini şekillendiren temel eğilimlerden biri olduğunu belirten Goldin, küresel yaşlanmanın ekonomik ve sosyal sonuçlarının daha fazla tartışılması gerektiğini söyledi. Karar alma süreçlerinde gelecek nesillerin çıkarlarının yeterince temsil edilmediğini ifade eden Goldin, kısa vadeli siyasi ve ekonomik hesaplar yerine uzun vadeli düşünmenin önemine dikkat çekti. Özellikle genç kuşakların karar mekanizmalarında daha etkin rol üstlenmesinin sürdürülebilir politikalar açısından kritik olduğunu belirtti.</p>
<p><strong>“Daha yüksek duvarlar daha fazla güvenlik getirmiyor”</strong></p>
<p>Son dönemde yükselen korumacılık eğilimlerine de değinen Goldin, ülkelerin ekonomik ve siyasi olarak içe kapanmasının sanıldığı kadar güvenlik sağlamadığını söyledi. Duvarlar yükseltmenin ve sınırları kapatmanın riskleri ortadan kaldırmadığını ifade eden Goldin, aksine güvensizliği ve kırılganlığı artırabileceği uyarısında bulundu. Küresel tehditlerin coğrafi sınır tanımadığını belirten Goldin, ortak sorunların ancak ortak çözümlerle yönetilebileceğini vurguladı.</p>
<p>Goldin’e göre önümüzdeki dönemde ülkeler için en önemli hedeflerden biri ulusal dayanıklılığı artırırken uluslararası iş birliğini güçlendirmek olacak. “Ulusal ölçekte dayanıklılık, uluslararası ölçekte iş birliği” yaklaşımını savunan Goldin, iklim değişikliğinden salgınlara, ekonomik şoklardan göçe kadar uzanan ortak risklerin yönetilebilmesi için ülkeler arasında daha güçlü koordinasyon gerektiğini belirtti.</p>
<p><strong>TSKB sordu, şirketler yanıtladı: En büyük riskimiz iklim krizi</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2651995773e-1780896153.png" alt="" width="800" height="323" />“Yeşil Rekabet Döneminde Kalkınma Bankacılığı ve Reel Sektör” oturumunun moderatörlüğünü yapan TSKB Genel Müdür Yardımcısı Hasan Hepkaya, TSKB tarafından gerçekleştirilen anketin sonuçlarını paylaştı. Ankete göre şirketler önümüzdeki beş yılda en önemli risk faktörü olarak iklim risklerini gösterirken, katılımcıların yüzde 90’ı son üç yılda risk azaltıcı yatırım yaptığını, yüzde 94’ü ise önümüzdeki üç yıl içinde yeni yatırımlar planladığını belirtti.</p>
<p>Panelin açılışını yapan Hepkaya, enerji ve kaynak verimliliği yatırımlarının önümüzdeki dönemin öncelikli başlıkları arasında yer alacağını belirtti. Anket sonuçlarını değerlendiren Limak Yatırım Proje Finansman Direktörü Ebru Nur Yıldız, “İklim değişikliğinin en görünür sonuçlarını fiziksel risklerde görüyoruz. Ancak benim için su riski en az bunlar kadar önemli. Şirketler olarak yatırım yaptığımız ve yapmayı planladığımız tüm bölgelerde iklim risklerini değerlendiriyoruz. Bu alandaki en büyük sorun veri eksikliği. Veri olmadan riskleri öngörmek ve gerekli önlemleri almak mümkün değil” yorumlarını yaptı.</p>
<p>Özaltın Holding CFO’su Selin Refik ise, “Turizm sektöründe doğayı iş modelinizden ayrı düşünemezsiniz. Bu nedenle fiziksel iklim riskleri, enerji maliyetleri ve enerji arz güvenliği bizim için doğrudan operasyonel risk anlamına geliyor. Yeşil dönüşüm süreci şirketimizde istihdam kaybı yaratmadı; tam tersine yeni uzmanlık alanları ve yeni ekipler oluşturdu. Finansman tarafında verilen taahhütler de dönüşümü hızlandırıyor” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“Teknoloji kopyalanabilir asıl değer sahada yaratılır”</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a26517196b00-1780896113.png" alt="" width="800" height="344" /></strong>EKONOMİ Gazetesi Koordinatörü ve Sürdürülebilirlik Editörü Didem Eryar Ünlü moderatörlüğünde gerçekleşen “Yapay Zekâ Çağında Girişimcilik: Yeni Nesil İş Modelleri” oturumu, yapay zekânın girişimcilikte yalnızca hız ve verimlilik sağlayan bir araç olmadığını; doğru problemle buluştuğunda yeni nesil iş modellerinin temel taşı haline geldiğini gösterdi. Werover Kurucu CEO’su Balca Yılmaz “Enerji sektöründe çalışırken rüzgâr türbinlerinin kanatlarındaki hasarların ciddi maliyet yarattığını gördük. Biz de bu hasarların ne zaman başladığını, nasıl ilerlediğini ve ne zaman müdahale edilmesi gerektiğini önceden öngörebilen sistemler geliştirdik. Teknoloji kopyalanabilir ancak asıl değer veri, saha deneyimi ve bilgi birikiminde yatıyor” yorumlarını yaptı.</p>
<p>Binclusive Kurucu CEO’su Atakan Nalbant ise, “Türkiye’de yaklaşık 9 milyon kişi herhangi bir engelle yaşıyor. Buna rağmen dijital uygulamaların yüzde 96’sı erişilebilir ve kapsayıcı değil. Biz kurumların dijital dünyasını herkes için erişilebilir hale getirmeye çalışıyoruz. Kapsayıcılık bir sosyal sorumluluk projesi değil, iş yapış biçiminin bir parçası olmalı. Önemli olan kaç kişiye ulaştığımız değil, kaç kişinin dışarıda kalmasını engellediğimiz” dedi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>MIT MEDIA LAB ARAŞTIRMACISI DOÇ. DR. CANAN DAĞDEVİREN: Ruj gibi çantada taşınabilecek teknoloji!</strong></span></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a26512168d97-1780896033.png" alt="" width="800" height="335" /></p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a265139f3a32-1780896057.png" alt="" width="233" height="302" />“Kadınlar Candır, Canandır” başlıklı oturumda konuşan MIT Media Lab araştırmacısı Doç. Dr. Canan Dağdeviren, bilimin insan hayatına dokunduğu noktada gerçek anlamını bulduğunu vurgulayan çarpıcı bir hikâye paylaştı. Dağdeviren, meme kanseri nedeniyle kaybettiği teyzesinden ilham alarak geliştirdiği giyilebilir ultrason cihazının çıkış noktasını anlattı. Dağdeviren’e göre yapay zekâ destekli sistemler, gelecekte yalnızca görüntüleme süreçlerini kolaylaştırmakla kalmayacak; kişiye özel risk analizleri, erken uyarı mekanizmaları ve düzenli takip sistemleriyle kadın sağlığında önleyici yaklaşımı güçlendirecek.</p>
<p><strong>Bir kadın tasarladı kadınlara armağan etti</strong></p>
<p>Geliştirdikleri ultrason tabanlı, giyilebilir ve sütyen içine entegre edilebilen cihazın, kadınların düzenli veri toplayabilmesini sağlayacağını belirten Dağdeviren, bu verilerin telefon ya da bilgisayar aracılığıyla aktarılacağını ve yapay zekâ destekli analizlerle doktorlara, radyologlara ve ultrasonografi uzmanlarına rapor sunulacağını söyledi. Bu modelin çok taraflı bir fayda yarattığını vurgulayan Dağdeviren, “Bu model kazan-kazan-kazan. Doktorların performans göstergeleri artarken daha fazla hastaya ulaşmaları mümkün olacak. Hastanelerdeki yoğunluk ve insan trafiği azalacak. Sigorta şirketleri daha düşük maliyetlerle karşılaşacak. Hastalar ise işlerinden kopmadan sağlık takibini sürdürebilecek. Aynı zamanda kamu maliyesi de bu süreçten kazançlı çıkacak” dedi.</p>
<p>Teknolojinin en önemli katkısının erken ve doğru teşhis olduğunu belirten Dağdeviren, “Önümüzdeki yıllarda bu teknolojinin bir ruj ya da fondöten gibi çantamızda taşınabilecek hale geleceğini öngörüyorum” dedi. Bu yaklaşımın, bir kadın tarafından tasarlanmış ve yine kadınlara armağan edilmiş bir sağlık hizmeti olduğunu dile getirdi.</p>
<p><strong>Kadın sağlığı bireysel bir mesele değil ülkeler için kalkınma meselesi</strong></p>
<p>Dünyada meme kanserini önlemeye yönelik 265 farklı ilaç bulunduğunu ancak bunların kişiselleştirilmesinde hâlâ sınırlılıklar olduğunu söyleyen Dağdeviren, geliştirdikleri cihaz sayesinde tedavi sürecinde tümörlerin nasıl değiştiğinin takip edilebileceğini ifade etti. Yapay zekâ entegrasyonu ile henüz hasta olmayan bireylerin dahi uzun vadeli risk analizlerinin yapılmasının hedeflendiğini kaydetti. Mevcut ultrason cihazlarının maliyetinin yaklaşık 2 bin dolar seviyesinde olduğunu hatırlatan Dağdeviren, geliştirdikleri çözümün çok daha düşük maliyetlerle üretilebildiğini, neredeyse kahve fiyatına mal edilebileceğini söyledi. Dağdeviren, kadın sağlığının yalnızca bireysel bir sağlık meselesi olarak değil, kalkınma meselesi olarak ele alınması gerektiğine dikkat çekti.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Kahraman: Bekleyen değil uygulayan şirketler kazanacak</strong></span></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2650db060dd-1780895963.png" alt="" width="800" height="314" /></strong>EKONOMİ Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Handan Sema Ceylan’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Yapay Zekâ Çağında Sanayide Verimlilik: İyi Uygulamalar” oturumunda konuşan Beko Ar-Ge Kıdemli Direktörü Soner Kahraman, yapay zekânın ürün geliştirmeden üretime, kalite kontrolden bakım süreçlerine kadar birçok alanda kullanıldığını anlattı. Kahraman, yapay zekâ destekli sistemlerle bulaşık makinelerinde enerji ve su tüketimini optimize ettiklerini, görüntü işleme teknolojileri sayesinde kalite kontrolde önemli iyileşmeler sağladıklarını söyledi. Üretim hatlarında kullanılan bakım uygulamalarının da arızaları önceden tespit ederek verimliliği artırdığını belirten Kahraman, “Beklemek değil, harekete geçmek gerek. Bu aynı zamanda kültürel bir dönüşüm” diye konuştu.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Yapay zekâ sanatı da dönüştürüyor</strong></span></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2650ac8f223-1780895916.png" alt="" width="426" height="397" /></strong></p>
<p>Zirvede sanayi, bilim ve girişimciliğin yanı sıra yapay zekânın sanata etkisi de ele alındı. Sanatçı ve bilgisayar bilimci Memo Akten, “Yapay Zekâ Vand Sanat: Yaratıcılığın Yeni Sınırları” başlıklı sunumunda teknolojinin yaratıcılık ve insan deneyimiyle kurduğu ilişkiyi anlattı. Akten, “Sanat belirsizlik içinde yol bulmanın araçlarından biri. İnsanlar teknoloji üzerindeki etkisini kaybetmemeli” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/bekleyen-degil-donusen-kazanacak-80627</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/7/1280x720/67-1780896523.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TSKB’nin EKONOMİ Gazetesi iş birliğiyle düzenlediği 3. Kalkınma Günü, küresel belirsizliklerin, yapay zekânın, yeşil rekabetin ve sosyal dönüşümün kalkınma gündemini nasıl yeniden şekillendirdiğini ortaya koydu. TSKB Genel Müdürü Ozan Uyar sürdürülebilir kalkınma bağlantılı finansman hedefini 15 milyar dolara çıkardıklarını söyledi. Zirvenin ana mesajı; “Yeni dönemde bekleyen değil; teknolojiye, iklime, insana ve veriye yatırım yapanlar kazanacak” oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekonomik-buyume-icin-kadin-liderligi-sart-80637</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Ekonomik büyüme için kadın liderliği şart&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FERZAN ÇAKIR</strong></p>
<p>Dünyanın dört bir yanından kadın liderleri, CEO’ları, yatırımcıları ve kamu yöneticilerini İstanbul’da buluşturan 2026 Küresel Kadın Zirvesi, bu yıl “Kadınlar: Cesur Bir Geleceğe Köprüler Kurmak” temasıyla gerçekleştirildi.</p>
<p>Zirve öncesinde açıklanan 2026 Küresel Kadın Direktörler Raporu ise kadın CEO’ların şirketlerde yarattığı dönüşümü rakamlarla ortaya koydu. Küresel Kadın Zirvesi Başkanı Irene Natividad, “Kadınların karar alma mekanizmalarında daha fazla yer aldığı kurumlar ve ekonomiler, geleceğin fırsatlarını değerlendirme konusunda çok daha güçlü bir konumda bulunuyor. Bu nedenle kadın liderliğine yapılan yatırım, aslında ekonomik geleceğe yapılan yatırımdır” diyor. Natividad ile hem zirvenin çıktıları hem de raporun dikkat çeken bulguları üzerine konuştuk.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a265b6b7ea91-1780898667.jpg" alt="" width="700" height="458" /><strong>Kadınların ekonomik güçlenmesi için kamu-özel sektör iş birliği şart</strong></p>
<p>“Bu yıl zirvede verdiğimiz temel mesaj, kadın liderliğinin ekonomik büyümenin ayrılmaz bir parçası olduğuydu. Üç gün boyunca 45 ülkeden gelen kadın liderler, bakanlar, CEO’lar ve girişimcilerle bir araya geldik. “Kadınlar: Cesur Bir Geleceğe Köprüler Kurmak” teması altında geleceğin ekonomisini şekillendirecek konuları ele aldık. Özellikle iş birliği, kapsayıcılık ve cesur liderlik kavramlarının bugün her zamankinden daha önemli olduğunu gördük. Bu toplantı Küresel Kadın Zirvesi’nin 36 yıldır sürdürdüğü yaklaşımın en somut örneklerinden biri. Kadınların ve kız çocuklarının ekonomik ilerlemesini hızlandırmak için yalnızca özel sektörün ya da yalnızca kamu kurumlarının çalışması yeterli değil. Kamu ve özel sektör arasında güçlü iş birliklerine ihtiyaç var. Türkiye, Doğu ile Batı arasında stratejik bir köprü görevi görüyor. Bu nedenle İstanbul, küresel ölçekte iş dünyasını bir araya getirmek için son derece güçlü bir merkez. Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek’in katılımıyla gerçekleştirilen ‘Türkiye ile İş Yapmak’ oturumu da bu açıdan önemliydi. Türkiye’nin iş dünyasındaki kadın liderlik potansiyelinin uluslararası platformda daha görünür hale gelmesinden memnuniyet duyuyoruz.</p>
<p><strong>“Kadın CEO Etkisi” </strong></p>
<p>“2026 Küresel Kadın Direktörler Raporu’na göre, kadın CEO’lar şirketlerde güçlü bir dönüşüm etkisi yaratıyor. Araştırmada incelenen 3 bin 222 büyük ölçekli halka açık şirketin yalnızca yüzde 6,7’sinde kadın CEO bulunmasına rağmen, bu şirketlerin yönetim kurullarında ve üst yönetimlerinde kadın temsili çok daha yüksek seviyelerde gerçekleşiyor. Bu nedenle raporun temel mesajı şu oldu: Kadın CEO’lar yalnızca bir pozisyonu doldurmuyor; kurumların liderlik yapısını dönüştürüyor. Kadın CEO Etkisi, kadın liderlerin organizasyonlarda yarattığı çarpan etkisini ifade ediyor. Örneğin kadın CEO’ların görev yaptığı şirketlerde kadın yönetim kurulu üyelerinin oranı yüzde 38,3 seviyesine ulaşıyor. Küresel ortalama ise yüzde 28,9. Benzer şekilde üst yönetimdeki kadın oranı da kadın CEO’ların görev yaptığı şirketlerde yüzde 36,8 iken, küresel ortalama yüzde 21 seviyesinde kalıyor. Raporun en dikkat çekici bulgulardan biri, erkek CEO’nun ardından göreve gelen kadın CEO’ların yarattığı dönüşüm oldu. Araştırma gösteriyor ki kadın CEO göreve geldikten sonra yönetim kurullarındaki kadın oranı ortalama yüzde 34,5’ten yüzde 56,1’e kadar çıkabiliyor. Bu, liderlik değişiminin kurum kültürü ve yönetim anlayışı üzerinde ne kadar güçlü bir etkiye sahip olduğunu ortaya koyuyor. Rapor ayrıca, kadın liderlerin yalnızca mevcut başarıya değil, geleceğin liderlerini yetiştirmeye de yatırım yaptığını gösteriyor.”</p>
<p><strong>Kadın CEO’lar hisse performansını da yükseltiyor </strong></p>
<p>“Raporda yer verdiğimiz güncel araştırmalar, cinsiyet çeşitliliğine sahip yönetim kurulları ve liderlik ekipleri bulunan şirketlerin piyasa dalgalanmalarının yoğun olduğu dönemlerde daha yüksek kârlılık açıklama olasılığının yüzde 21 daha yüksek olduğunu gösteriyor. Ayrıca birçok pazarda kadın CEO’lar tarafından yönetilen şirketlerin hisse performanslarının da genel endekslerin üzerinde gerçekleştiğini görüyoruz. Bu nedenle kadın liderliği artık yalnızca eşitlik perspektifinden değil, iş sonuçları açısından da değerlendirmek gerekiyor. Raporumuzda dört temel öneri sunuyoruz. Birincisi, yüksek potansiyele sahip kadın çalışanların operasyon ve kâr-zarar sorumluluğu içeren görevlere daha fazla atanması gerekiyor. İkincisi, cinsiyet dengesi kariyerin ilk yönetim basamaklarından itibaren kurulmalı. Üçüncüsü, mentorluk ve sponsorluk programları kurumsal yapının bir parçası haline getirilmeli. Son olarak da yönetim kurulları, kadın liderliğinin finansal performans üzerindeki etkisini ortaya koyan araştırmaları daha fazla dikkate almalı.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>"Eğitim, ekonomik büyüme ve kalkınmanın en temel itici gücü"</strong></span></p>
<p>IC Holding, 4-6 Haziran tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen ve dünya genelinde “Kadınlar için Davos” olarak anılan Küresel Kadın Zirvesi’ne sponsor olarak destek verdi. Hilton Istanbul Bomonti Hotel &amp; Conference Center’da gerçekleştirilen zirve, 60’tan fazla ülkeden kadın liderleri, girişimcileri, yatırımcıları, üst düzey yöneticileri ve kamu temsilcilerini bir araya getirdi. Zirvede, İbrahim Çeçen Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Günseli Çeçen de konuşmacı olarak yer aldı. Eğitim olmadan fırsat eşitliğinden, kadınların ekonomik özgürlüğünden, sürdürülebilir bir girişimcilik ekosisteminden ve nihayetinde toplumsal kalkınmadan söz etmenin mümkün olmadığını belirten İbrahim Çeçen Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Günseli Çeçen, “Ne yazık ki bu fırsatlar bugün hâlâ herkes için eşit koşullarda erişilebilir değil. İbrahim Çeçen Vakfı olarak en büyük önceliklerimizden biri, dezavantajlı bölgelerde yaşayan kız çocukları ve kadınlar için fırsat eşitliğini destekleyen kalıcı çalışmalar hayata geçirmektir. Eğitim, ekonomik büyüme ve kalkınmanın en temel itici gücüdür. Eğitimli toplumların temeli eğitimli kadınlarla başlar; kadınları eğitmek, sadece bir bireyin hayatını değiştirmekle kalmaz, tüm bir nesli ve toplumu yeniden inşa eder” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekonomik-buyume-icin-kadin-liderligi-sart-80637</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/7/1280x720/6-1780898638.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul’da gerçekleştirilen 2026 Küresel Kadın Zirvesi’nin ardından konuşan Irene Natividad, kadın liderliğinin “temsil” başlığının ötesine geçtiğini vurguladı. Zirve öncesinde açıklanan 2026 Küresel Kadın Direktörler Raporu’na göre kadın CEO’ların yönettiği şirketlerde yönetim kurullarındaki kadın oranı küresel ortalamanın üzerine çıkarken, üst yönetimdeki kadın temsili de belirgin biçimde artıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/net-sifirin-laboratuvari-sanayi-80636</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Net sıfırın laboratuvarı, sanayi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünya Çevre Günü kapsamında TÜSİAD’da düzenlenen “Sanayinin Net Sıfır Dönüşümünde Teknoloji” toplantısı, iklim hedeflerinin genel taahhütlerin ötesine geçip üretim hattına, enerji verimliliğine, hidrojen teknolojilerine, yapay zekâya, karbon izlemeye ve değer zinciri yönetimine taşınması gerektiğini ortaya koydu. Bu dönüşüm, Türkiye sanayisi açısından bir yön tayini anlamı taşıyor.</p>
<p>Etkinliğin açılış konuşmasını yapan TÜSİAD Çevre ve Net Sıfır Politikaları Çalışma Grubu Başkanı Fatih Özkadı, önümüzdeki dönemin temel sınavını net sıfır hedeflerinin ivmelendirilmesi ve bu hedeflerin yatırımlara, teknolojilere ve değer zinciri uygulamalarına dönüştürülmesi olarak tarif ediyor. Özkadı’ya göre net sıfır hedefinin sahada karşılık bulması, büyük ölçüde sanayinin karbonsuzlaşma kapasitesinin güçlendirilmesine bağlı, çünkü sanayi sektörü yalnızca emisyon azaltımının değil; üretimin, ihracatın, istihdamın ve teknolojik gelişmenin de merkezinde yer alıyor.</p>
<p>Bu nedenle mesele artık “net sıfır hedefi var mı?” sorusundan çok “bu hedef üretim hattında nasıl uygulanacak?” sorusuna evriliyor. Enerji verimliliği, elektrifikasyon, yenilenebilir enerji kullanımı, karbon yakalama, yeşil hidrojen, dijital izleme sistemleri ve yapay zekâ destekli optimizasyon çözümleri bu yeni dönemin ana başlıkları olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Toplantının ana tema konuşmasını çevrim içi olarak gerçekleştiren Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İklim Değişikliği Başkan Yardımcısı Dr. Tuğba Dinçbaş’ın değerlendirmesi de, COP31’e doğru ilerlerken Türkiye’nin iklim gündeminde uygulama kapasitesinin, sektörlerle kurulacak iş birliğinin ve sanayi dönüşümünün giderek daha belirleyici hale geleceğini gösteriyor.</p>
<p><strong>SKDM, sanayinin günlük kararlarını etkileyen somut bir gerçeklik</strong></p>
<p>Toplantının en kritik bölümlerinden biri de, “AB SKDM Sektörlerinde Net Sıfır Teknoloji Uygulama Deneyimleri” başlıklı panel oldu.</p>
<p>TÜSİAD Sanayi-Sektörel Politikalar, Çevre ve İklim Değişikliği Stratejik Danışmanı Dr. Nurşen Numanoğlu’nun moderatörlüğündeki oturumda Assan Alüminyum Strateji ve Pazarlama Direktörü Yavuz Arkun, Akçansa Sürdürülebilirlik Müdürü Erhan Çalışkan, OYAK Maden Metalürji Grubu Ar-Ge Direktörü Dr. Oğuz Gündüz ve Borçelik Yönetim Sistemleri ve Sürdürülebilirlik Direktörü Serkan Ürkmez’i dinledik.</p>
<p>Panelden çıkan ana izlenim şu: AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) uzak bir risk değil, sanayinin günlük kararlarını etkileyen somut bir gerçeklik. Özellikle alüminyum, çimento, demir-çelik ve metalürji gibi sektörlerde karbon yoğunluğunu azaltmak, Avrupa pazarındaki rekabet gücünü korumanın da ön koşulu haline geliyor. Bu sektörlerde enerji kullanımı, yakıt dönüşümü, proses verimliliği, hammadde seçimi ve karbon verisinin izlenebilirliği ön plana çıkıyor.</p>
<p><strong>Hidrojen, özellikle karbonsuzlaşması zor sektörler için kritik bir çözüm alanı</strong></p>
<p>Etkinlikte Koç Üniversitesi Hidrojen Teknolojileri Merkezi Direktörü Prof. Dr. Can Erkey’in “Sanayinin Net Sıfır Dönüşümünde Hidrojen Teknolojilerinin Rolü” başlıklı konuşması da dönüşümün teknoloji boyutunu güçlendiren önemli bir çerçeve sundu. Hidrojen, özellikle karbonsuzlaşması zor sektörler için kritik bir çözüm alanı olarak değerlendiriliyor. Ancak burada da asıl belirleyici unsur, teknolojinin laboratuvardan çıkıp sanayi ölçeğinde uygulanabilir ve ekonomik hale gelmesi.</p>
<p><strong>Sadece yatırım işi değil</strong></p>
<p>Programın son bölümünde ise net sıfır teknoloji çözümleri sahadan örneklerle tartışıldı. RePG Enerji Kurucusu ve Genel Müdürü Hasan Ayartürk, FlexyWatt Kurucu Ortağı Ali Kılıç, A Artı Mühendislik Kurucu Ortağı Umut Oğur, Skysens Genel Müdürü Burak Polat ve Apollo Müşteri Başarı Ekibi Yöneticisi Deniz Serdar Suna, sanayinin net sıfır dönüşümüne yönelik farklı teknoloji çözümlerini paylaştı.</p>
<p>Bu oturumda enerji verimliliği, atık ısıdan enerji üretimi, dijital ölçümleme, karbon ayak izi takibi, üretim süreçlerinde yapay zekâ kullanımı ve gerçek zamanlı veri yönetimi konuları ön plana çıktı. Çünkü net sıfır dönüşümü yalnızca büyük yatırımlarla değil, aynı zamanda verinin doğru okunması, süreçlerin izlenmesi ve küçük verimlilik kazanımlarının ölçeklenmesiyle mümkün olacak.</p>
<p>Toplantının bütününe bakıldığında güçlü bir mesajdan bahsedebiliriz: Sanayinin net sıfır dönüşümü; üretim tesisinde, enerji yönetiminde, tedarik zincirinde, ihracat stratejisinde ve finansman kararlarında karşılığı olan yeni bir rekabet alanı. Çevreyi korumak ile sanayiyi dönüştürmek iki ayrı gündem değil. Türkiye’nin yeşil dönüşümde başarılı olup olmayacağını, bu iki gündemi ne kadar hızlı ve ne kadar akıllı biçimde birleştirebildiği belirleyecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/net-sifirin-laboratuvari-sanayi-80636</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Net sıfırın laboratuvarı, sanayi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ic-pazarda-klima-satislari-3-milyona-ulasti-80635</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İç pazarda klima satışları 3 milyona ulaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye iklimlendirme sektörü, son yıllarda hem iç pazardaki güçlü büyüme hem de ihracattaki performansıyla sanayinin en dikkat çekici alanlarından biri haline geldi. Artan sıcaklıklar, enerji verimliliği odaklı dönüşüm, kentsel dönüşüm projeleri ve yükselen yaşam standartları klima talebini artırırken, sektör üretim kapasitesi ve teknolojik yatırımlarıyla Avrupa’nın önemli üretim merkezlerinden biri konumuna yükseldi.</p>
<p>İklimlendirme Soğutma Klima İmalatçıları Derneği'nin (İSKİD) İklimlendirme Zirvesi 2026 kapsamında açıkladığı verilere göre, Türkiye'de split klima pazarı büyümesini sürdürüyor. 2024 yılında yaklaşık 2,5 milyon adet seviyesinde gerçekleşen yurt içi split klima satışları, 2025 yılında 3 milyon adede ulaştı. Böylece yurtiçi klima pazarı bir yılda yaklaşık yüzde 20 büyüme kaydetti. Bu büyümede klimanın klimanın artık yalnızca sıcak bölgelerde kullanılan bir konfor ürünü olmaktan çıkması ve Türkiye’nin büyük bölümünde temel ihtiyaç haline gelmesi etkili oldu. Özellikle yaz aylarında artan sıcaklıklar, uzun süren sıcak hava dalgaları ve değişen tüketici alışkanlıkları satışları destekliyor.</p>
<p><strong>Türkiye Avrupa’nın en büyük split klima üreticisi</strong></p>
<p>İSKİD verilerine göre, Türkiye bugün Avrupa'nın en büyük split klima üreticisi konumunda. Son yıllarda yerli ve yabancı üreticilerin gerçekleştirdiği yatırımlar, üretim kapasitesindeki artış ve gelişmiş tedarik altyapısı sayesinde Türkiye yalnızca iç pazarı değil, Avrupa, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve çevre ülkeleri de besleyen önemli bir üretim merkezi haline geldi.</p>
<p>Türkiye beyaz eşya ve dayanıklı tüketim ürünlerinde elde ettiği üretim gücünü iklimlendirme sektörüne de taşımış durumda. Özellikle inverter teknolojili klimalar, yüksek enerji sınıfına sahip ürünler ve akıllı kontrol sistemleri içeren cihazlar, üretimin önemli bölümünü oluşturuyor. Avrupa’da enerji verimliliği odaklı dönüşümün hızlanması da Türk üreticiler için yeni ihracat fırsatlar yaratıyor.</p>
<p><strong>Küresel ısınma talebi artırıyor </strong></p>
<p>Klima sektöründeki büyümenin en önemli nedenlerinden biri ise küresel iklim değişikliği. Son yıllarda Türkiye'de sıcaklık rekorları yaşanması ve yaz mevsiminin daha uzun sürmesi klima kullanımını yaygınlaştırıyor. Özellikle Marmara, Ege, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde klima satışları hızla yükseliyor. Geçmişte lüks tüketim ürünü olarak görülen klima, günümüzde hem konutlarda hem de iş yerlerinde standart ekipmanlardan biri haline gelmiş durumda. Bu eğilimin önümüzdeki yıllarda da devam etmesi bekleniyor.</p>
<p><strong>Kentsel dönüşüm, satışları destekliyor </strong></p>
<p>Türkiye genelinde hız kazanan kentsel dönüşüm projeleri de sektörün büyümesinde önemli rol oynuyor. Özellikle İstanbul başta olmak üzere deprem riski taşıyan bölgelerde yenilenen konut stoku, iklimlendirme sektörüne yeni talep yaratıyor. Yeni yapılan konutlarda klima altyapısının standart hale gelmesi, yüksek enerji verimliliğine sahip inverter teknolojili cihazların kullanımını artırıyor. Ayrıca merkezi sistemler, multi split çözümler ve akıllı bina uygulamalarına yönelik talep de yükseliş gösteriyor. Önümüzdeki yıllarda milyonlarca konutun dönüşüm sürecine girecek olması, iklimlendirme sektörüne uzun vadeli büyüme fırsatı sunuyor.</p>
<p><strong>Enerji verimli ürünlere yönelim hızlandı </strong></p>
<p>Enerji maliyetlerindeki yükseliş ve çevresel kaygılar tüketici tercihlerini de değiştiriyor. Günümüzde klima satın alırken enerji verimliliği, tüketicilerin en fazla önem verdiği kriterlerden biri haline gelmiş durumda. Bu nedenle üreticiler yatırımlarını yüksek enerji sınıfına sahip ürünler, inverter teknolojileri, akıllı kontrol sistemleri ve çevre dostu soğutucu akışkanlar üzerine yoğunlaştırıyor. Avrupa Yeşil Mutabakatı ve karbon emisyonlarını azaltma hedefleri doğrultusunda üreticiler, enerji verimliliği yüksek ürün geliştirme çalışmalarına daha fazla kaynak ayırıyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>En çok satış AB ülkelerine</strong></span></p>
<p>İç pazardaki büyümenin yanı sıra ihracat da sektörün en güçlü alanlarından biri olmayı sürdürüyor. Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerine göre, iklimlendirme sektörünün ihracatı 2025'te yaklaşık 7,4 milyar dolarla tüm zamanların yıllık rekorunu kırdı. Sektör, Türkiye’nin toplam ihracatı içinde yüzde 3,2’ün üzerinde pay alırken, Avrupa Birliği ülkeleri en büyük pazar olmayı sürdürüyor. Geçen yıl iklimlendirmede en fazla ihracat 772,8 milyon dolarla Almanya’ya yapılırken, bu ülkeyi 545 milyon dolarla Birleşik Krallık, 368,1 milyon dolarla İtalya, 319,1 milyon dolarla Fransa, 297 milyon dolarla Rusya Federasyonu ve 277,7 milyon dolarla Romanya takip etti. Değer bazında ihracat artışında 104,1 milyon dolarla Almanya zirvede yer aldı. Onu 59,4 milyon dolarla Birleşik Krallık, 48,2 milyon dolarla Fransa, 42,6 milyon dolarla İtalya izledi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Yatırımların odağında yeşil dönüşüm var</strong></span></p>
<p>Sektördeki yeni yatırımların önemli bölümü enerji verimliliği, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik ekseninde şekilleniyor. Üreticiler hem Avrupa Birliği’nin çevre düzenlemelerine uyum sağlamak hem de küresel rekabette avantaj elde etmek amacıyla üretim tesislerini yeniliyor. Yeni nesil kompresör teknolojileri, akıllı enerji yönetimi sistemleri, düşük karbonlu üretim süreçleri ve çevreci soğutucu gazlar sektörün yatırım gündeminde ilk sıralarda yer alıyor. Küresel iklim krizinin etkilerinin artması, kentleşme sürecinin devam etmesi ve enerji verimliliği odaklı dönüşümün hız kazanmasıyla birlikte Türkiye klima sektörünün önümüzdeki yıllarda da büyümesini sürdürmesi bekleniyor. Avrupa’nın en büyük split klima üreticisi konumundaki Türkiye, güçlü üretim altyapısı ve ihracat kapasitesiyle küresel iklimlendirme pazarındaki ağırlığını artırmayı hedefliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ic-pazarda-klima-satislari-3-milyona-ulasti-80635</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/5/1280x720/klima-1780898184.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel ısınma, enerji verimli ürünlere yönelik talep ve kentsel dönüşüm projeleri Türkiye klima sektörünü büyütmeye devam ediyor. İSKİD verilerine göre 2025 yılında yurt içi split klima satışları 3 milyon adede ulaşırken, sektörün ihracatı 7,4 milyar dolarla rekor kırdı. Avrupa’nın en büyük split klima üreticisi konumundaki Türkiye’de şirketler, enerji verimliliği yüksek ürünler ve yeni nesil iklimlendirme teknolojileri için yatırımlarını hızlandırıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/petrolde-stoklar-tukeniyor-orta-doguda-depolar-tasti-80633</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petrolde stoklar tükeniyor, Orta Doğu’da depolar taştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BARIŞ SEDEF</strong></p>
<p>Artan petrol fiyatları ekonomileri baskılamaya devam ederken, Hürmüz krizinin devam etmesi bir yandan uluslararası stokları tüketirken bir yandan da Orta Doğu’daki petrolün büyük bir kısmının uluslararası piyasalara açılmasını engelliyor. Özellikle Kuveyt, Irak, Bahreyn ve Katar gibi ülkelerde depolar dolduğu için petrol üretimi durdu. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri alternatif güzergahlar üzerinden ürettikleri petrolün bir kısmını piyasaya sürerken İran ise farklı yöntemler izliyor. Savaşın ilk günlerinde 20-21 milyon varil olan petrol arz kesintisi 10-12 milyon varile düştü. Kalan bu kısımda en büyük pasta Kuveyt, Irak, Bahreyn ve Katar’a ait.</p>
<h2>Alternatif enerji kaynaklarına yönelim hızlandı </h2>
<p>Enerji Uzmanı Altuğ Karataş EKONOMİ’ye yaptığı değerlendirmede, Hürmüz krizini enerji piyasalarının 11 Eylül’ü olarak nitelerken, dünyanın ilk aylarda büyük bir arz şoku yaşadığını sonrasında ise birçok ülkenin yaşanan bu duruma karşı alternatif arayışına girdiğini söyledi. Karataş, yapılan hesaplamalarda stokların bir müddet daha yetebileceğini ifade ederek, “Rusya’ya karşı uygulanan petrol ambargosunun kaldırılması, bazı ülkelerin alternatif enerji kaynaklarına yönelmesi gibi etkenler petrolde arz şokunun bir miktar daha azalmasına neden oldu” diye konuştu. Hali hazırda Uluslararası Enerji Ajansı tarafından piyasaya 400 milyon varil petrol sürüldüğünü dile getiren Karataş, Orta Doğu’da depolarda bekleyen petrolün piyasa sürülmesiyle enerji fiyatlarında dengelenme yaşanacağını söyledi. Petrolde Orta Doğu’da meydana gelen arz açığının ABD ve Rusya’ya yaradığına vurgu yapan Karataş, “ABD bu dönemde petrol ve LNG ihracatını artırdı. Rusya’ya karşı uygulanan petrol ambargosu kaldırıldı. Baktığımızda savaşın en büyük kazanını bu iki ülke. Irak, Kuveyt, Bahreyn ve Katar ürettiği petrolü uluslararası piyasalara süremedi ve bu durumu bölgedeki depoların dolmasına neden oldu. Üretilen petrol saklanamadığı için rafinerilerde üretim durdu. Baktığımız savaşın ekonomik olarak kaybedenleri arasında bu 4 ülkenin olduğunu söyleyebiliriz” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Petrol fiyatlarında 50 dolar senaryosu</span></h2>
<p>Stratejist Aydın Eroğlu petrol fiyatlarındaki tarihi yükselişin ekonomiler üzerinde baskı oluşturmaya devam ettiğinin altını çizerek, “Petrol fiyatlarında yüksek fiyatlamaları bir süre daha göreceğiz. Orta Doğu’daki ülkeler rafinerilerdeki petrolün önemli bir kısmını Hürmüz üzerinden uluslararası piyasalara sürüyordu. Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla birlikte buradaki üretimler depolarda stoklanmaya başlandı. Bazı ülkelerde depolardaki doluluk nedeniyle üretimler durdu. Hürmüz Boğazı’nda geçişlerin normalleşmesi ve rafinerilerin üretimde normal seyre dönemsiyle en iyimser senaryoda petrolde 50 dolar seviyesini görebiliriz” dönmesiyle bulundu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Avrupa’da jet yakıtı krizi devam edecek”</span></h2>
<p>Petrolün %10 ila 15’lik kısmının jet yakıtı üretiminde kullanıldığına vurgu yapan Altuğ Karataş, “Özellikle Avrupa’nın petrol rafinerilerini kapatması jet yakıtında ciddi bir krizin yaşanmasını sağladı. Bunun sübvanse edilmesi için katıda bazı ülkelere uçuşlar iptal edildi. İkame rotalar oluşturuldu. Önümüzdeki dönemde Avrupa’da jet yakıtı krizinin devam edeceğini öngörüyorum. Çünkü Avrupa jet yakıtı konusunda Orta Doğu bölgesinde %100 bağımlı konumda. Burada da stoklar tükenme noktasına gelmiş durumda” açıklamasını yaptı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/petrolde-stoklar-tukeniyor-orta-doguda-depolar-tasti-80633</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/2/1280x720/petrol-1765945955.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savaşın ilk günlerinde 20-21 milyon varil olan petrol arz kesintisi 10-12 milyon varile düştü. Kalan bu kısımda en büyük pasta Kuveyt, Irak, Bahreyn ve Katar’a ait. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/haftalik-61-cikis-goz-kamastirdi-yatirimcisi-zarari-gormezden-geldi-80624</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Haftalık %61 çıkış göz kamaştırdı, yatırımcısı zararı görmezden geldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsanın yatay kaldığı geçen hafta 21 hisse %20 getiri barajını aşarken, paranın kısa vadeli arayışına önemli bir ışık tuttu. Yüzde 61’e varan yükselişler yatırımcıları heyecanlandırırken fiyatlamaların ne ölçüde mali tablolarla desteklendiğinin sorgulanması asıl önemli olan ayrıntı. </strong></p>
<p>Yatırımcılar, ekranda astronomik yükselişler gördüğünde o şirketin bir anda yüksek kârlar üretmeye başladığına inanma eğilimindedir. Oysa bilançolara bakıldığında %61 yükselen Empa Elektronik veya %46 çıkan Ensari Sınai gibi tahtalardaki sert yukarı hareketlerin her zaman şirketin kasasına giren nakitle örtüşmediğini kabul etmek gerekiyor. Şüphesiz piyasadaki sektörel geçişler ve kısa vadeli rüzgarlar yatırımcıya cazip fırsatlar sunabilmekte. Ancak yaşanan gösterişli çıkışların sıcak paranın yarattığı bir rüzgar mı yoksa operasyonel bir başarıdan mı kaynaklandığını anlamak asıl ustalık olduğu atlanmamalı.</p>
<h2>Haftanın en fazla yükseleni</h2>
<p>Şubatta halka açılan Empa Elektronik ilk altı işlem gününü tavanla kapattıktan sonra nisan ayında söz konusu çıkışı sindirmekle geçirdi. Mayıstan itibaren tekrar ivmeyi artırırken geçtiğimiz hafta beş gün boyunca tavan yaptı ve yaklaşık üç ayda %206 yükseldi. İlk çeyrekte gelirini %28 artıran Empa, dönem sonunda 4,9 milyon TL zarar yazdı.</p>
<p>Uzun süre yatay hareket eden Ensari Sınai Yatırımlar, Temmuz 2025’ten itibaren hareketlenirken dalga boyunu artırdı. Mart ayında en yüksek 38,92 TL’yi test eden hisse, mayısta 9,80 TL’ye kadar indi. Geçtiğimiz hafta ise %45,99 oranında yükseldi ve dört tavan yaptı. Yılın ilk çeyreğinde gelirini %32 düşüren firmanın dönem sonu zararı 45,1 milyon TL düzeyinde.</p>
<h2>Yıllıkta en fazla kazandıran</h2>
<p>Listeye giren hisselerden Hedef Holding son bir yılda %1.856 yükseliş ile en güçlü performansı sergileyen oldu. Hissenin fiyatı Eylül 2025’ten bu yana oldukça hareketli. Özellikle şubattan itibaren gerçekleştirdiği yüksek ivmeli çıkış ile dikkat çekiyor. Dönem sonunda 246,4 milyon TL zarar açıklarken çarpanları aşırı yüksek seviyede duruyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a264d332d361-1780895027.png" alt="" width="900" height="477" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP’E SOR</span></h2>
<p><strong>KISA TRADE Mİ? UZUN BEKLEYİŞ Mİ?</strong></p>
<p><strong>Kısa trade</strong>; nakit akışı, esneklik, fırsat avcılığı, krizden kaçış, hareket özgürlüğü. İşlem masrafı, hatalı zamanlama, ralli kaybı, stres sarmalı.</p>
<p><strong>Uzun bekleyiş</strong>; bileşik büyüme, zihin konforu, maliyet avantajı, büyük resim. Bağlanan sermaye, zaman kaybı, kriz sarsıntısı, sabır zorluğu fırsat kaybı.</p>
<p><strong>Ana ortak işlem görmeyen yaklaşık %3 payını kurumsala satarak nakit ihtiyacını giderdi</strong></p>
<p>Sur Tatil Evleri’nde ortak satışının sebebi hakkında bilgi alabilir miyim? ● Derya Güven</p>
<p>Derya, Sur Tatil Evleri’nin büyük ortağı Sur Yapı geçtiğimiz ay 4,8 milyon adet borsada işlem görmeyen payı hisse başına 71 TL’den Tera Yatırım’a sattı. Devirle birlikte hisse senetleri işlem gören tipe dönüştürülürken Sur Yapı’nın devir sonrası payı %73,13’ten %70,27’ye geriledi. Büyük ortak satışın sebebine dair herhangi bir açıklamada bulunmadı. Satış amacı belirtilse de devir sonrasında payların işleme açılması Tera Yatırım’ın ticari beklentisini gösterirken, hisseyi satan ana ortağın da bu devirle likidite ihtiyacını giderdiği anlaşılıyor.</p>
<p><strong>Henüz ilk yarı tamamlanmadan yıllık gelirinin %47’sini aşan bağlantı gerçekleştirdi</strong></p>
<p>ARD Bilişim’in aldığı işlere baktığınızda performansını nasıl görüyorsunuz? ● Bora Kıran</p>
<p>Bora, ARD Bilişim, ilk çeyrekte satışlarını %157, net kârını da %142 artırırken yıla iyi başladı. Şirketten gelen yeni açıklamalar olumlu seyrin süreceğine dair beklentiyi artırıyor. Henüz yılın yarısı tamamlanmadığı halde yıllık gelirin neredeyse yarısına denk gelen 2,19 milyar TL’lik yeni iş bağlantısı paylaşımları beklentiyi artıyor. Oracle ortaklığıyla kamudaki elini güçlendirirken, Endonezya Deniz Kuvvetleri ve Kazakistan gibi yurt dışı hamleleri döviz gelirini güçlendiriyor. İlk çeyrekteki %72 FAVÖK büyümesi ve sipariş trafiği olumlu.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>TRO altın fonu yıllık %56 getiriyle kategorisinin ortalamasının üzerinde</strong></p>
<p>Trive Portföy’ün idare ettiği Altın Fonu (TRO), geçtiğimiz ocak ayında en yüksek 2,86 TL’ye kadar yükseldikten sonra altın fiyatlarındaki gevşemeyle birlikte geriledi. Marttan bu yana fiyatı yatay bir seyir izliyor ve ocaktaki zirvesinin gerisinde duruyor. Son üç ayda fonun büyüklüğü stabil kalırken haziranın ilk haftasında 33,4 milyon TL hacme sahip bulunuyor. Marttan bu yana para çıkışı yaşanan fonda haziranda 212 bin TL ile sınırlı da olsa nakit çıkışı sürdü. Yatırımcısı 438 olan fon, altın ağırlıklı yatırım yapmak isteyenlere hitap ediyor. Portföyünün %78,86’sı kıymetli madenler, %6,63’ü borsa yatırım fonu ve %4,47’si finansman bonosundan oluşuyor. Yıllık %56,30 getiri sağlayan TRO, aynı sürede altın fonların ortalaması %51,89’un üzerinde yer alıyor.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Tacirler Yatırım, %50,69 bileşik faizle 1,25 milyar lira borçlandı</strong></p>
<p>Tacirler Yatırım, nitelikli yatırımcılara 05.06.2026 vade başlangıçlı finansman bonosu ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 1.250.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %43,25, bileşik faizi ise %50,69 olarak belirlendi. 94 gün vadeli bononun vadeye isabet eden faizi %11,14 düzeyinde. Bononun vade başlangıç tarihi 05.06.2026, itfa tarihi 07.09.2026 olarak açıklandı. 5 Haziran itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. Tacirler Yatırım’ın verdiği %43,25 basit faiz oranı, TLREF’in 3,26 puan üzerinde yer alıyor. İhraç, şirketin kısa vadeli likidite ihtiyacını karşılayacak. Bono, piyasada TRFTCMD92610 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a264db838203-1780895160.png" alt="" width="269" height="217" /></strong><strong>Brisa her seferinde 100 TL’nin üzerine çıktığında satışla karşılaşıp geriliyor</strong></p>
<p>Brisa’da fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %1,13 ile toplamda 34,06 bin lot azalarak 2,99 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 16’dan 14’e geriledi. GKV, 28,3 bin lotla en fazla satışı yaparken, TIL 8 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Brisa için bugüne kadar sadece 2 aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan olmadı. En yüksek öneriyi Deniz Yatırım 109,90 TL ile verdi. En düşük öneri 100 TL ile Gedik Yatırım’dan geldi. Hissenin fiyatı ise 98,30 TL seviyesinde.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a264d48a52df-1780895048.png" alt="" width="980" height="240" /><strong>SABANCI HOLDİNG</strong></p>
<p><strong>ABD’deki güneş enerjisi projeleri için 533 milyon dolarlık finansmanı tamamladı</strong></p>
<p>Sabancı Holding, dolaylı bağlı iştiraki Sabancı Renewables Inc.’nin Teksas’ta yürüttüğü 286 MW kapasiteli Lucky 7 ve Pepper Güneş Enerjisi projelerinin finansman süreçlerini tamamladı. Kurulan yapı çerçevesinde, dört büyük uluslararası bankadan 382 milyon dolar proje finansmanı kredisi ile 151 micron dolar tutarında vergi avantajlı özsermaye yatırımı sağladı. Tesislerin 2027’nin üçüncü çeyreğinde devreye girmesiyle holdingin ABD’deki toplam yenilenebilir enerji kapasitesi 790 MW’a ulaşacak. Sağlanan karma finansman, yatırımların geri dönüş süresini hızlandıracak.</p>
<p><strong>FORTE BİLGİ İLETİŞİM</strong></p>
<p><strong>İki kamu kurumuyla sözleşme imzaladı. Biri altyapıya diğeri ürün ve hizmete yönelik</strong></p>
<p>Forte Bilgi İletişim, MEB tarafından PIKTES projesi kapsamında düzenlenen ihaleyi kazanarak 6,79 milyon euro tutarlı sözleşmeyi imzaladı. Şirket yaptığı bir diğer açıklamada ise Havelsan ile 622 bin dolar tutarında ürün ve hizmet için anlaşmaya vardığını belirtti. Bilişim şirketleri için kamu kurumlarıyla altyapı ve hizmet sözleşmeleri imzalamak, sürdürülebilir nakit akışının temelini oluşturmakta. Özel sektördeki dar bütçeli projelere göre hacimli kamu projelerini üstlenmek şirketin bilinirliğini ve pazardaki gücünü destekleyen bir gelişme olarak değerlendirilmeli.</p>
<p><strong>ECOGREEN ENERJİ HOLDİNG</strong></p>
<p><strong>İki iştiraki tek çatı altına aldı. Bu yolla işleri daha kolay yürütmeyi hedefliyor</strong></p>
<p>Ecogreen Enerji, operasyonel faaliyetlerin kolaylaştırılması ve santral yönetimlerinin daha etkin yürütülmesi amacıyla yeniden yapılanmaya gitti. Bu kapsamda %100 bağlı ortaklığı Megaron Enerji’yi tüm aktif ve pasifleriyle bir bütün halinde diğer iştiraki Ecogreen Elektrik’e katarak birleştirdi. Birleşme işlemleri tamamlanırken her iki firmanın da tam bağlı olması nedeniyle konsolide finansal tablolar üzerinde herhangi bir etkisi söz konusu olmayacak. Aynı çatı altındaki benzer şirketlerin birleştirilmesi yönetsel kolaylık sağlayan bir süreç olarak görülebilir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/haftalik-61-cikis-goz-kamastirdi-yatirimcisi-zarari-gormezden-geldi-80624</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Haftalık %61 çıkış göz kamaştırdı, yatırımcısı zararı görmezden geldi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/guvenlik-amacli-yapilan-hibe-yardimlarina-yeni-duzenleme-80623</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güvenlik amaçlı yapılan hibe yardımlarına yeni düzenleme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye adına yabancı ülke ve kuruluşlara yapılacak savunma ve güvenlik amaçlı hibe ve yardım faaliyetleri kapsamında, Merkez Bankasında döviz cinsinden açılan hesapları yönetmeye ilgisine göre Milli Savunma Bakanı veya İçişleri Bakanının yetkili kılınması amaçlanıyor. TSK’de görevlerini tamamlayan uzman, erbaş ve erlerin kamu kurumlarında istihdam edilmeleri sağlanacak.</p>
<p>AK Parti’nin, TBMM Başkanlığı’na sunduğu Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilgili düzenlemeleri de içeren yasa teklifi Uzman Erbaş Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasını öngörüyor. 17 maddelik yasa teklifinde, döviz cinsinden açılan hesapları Milli Savunma Bakanlığı ya da İçişleri Bakanlığı’nın yönetmesinin önünü açacak düzenleme yapılıyor.</p>
<p>Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'da değişiklik yapılıyor. Bu kapsamda; Türkiye adına yabancı ülke ve kuruluşlara yapılacak savunma ve güvenlik amaçlı hibe ve yardım faaliyetleri kapsamında dost ve müttefik ülkelerle ilişkilerin başlatılması, sürdürülmesi, geliştirilmesi ve müteakip dönemlere yön verilebilmesi maksadıyla Milli Savunma ve İçişleri bakanlıklarının bütçelerine konulan ödeneğin daha etkin, ekonomik ve verimli kullanımının sağlanması için Merkez Bankasında döviz cinsinden açılan hesapları yönetmeye ilgisine göre Milli Savunma Bakanı veya İçişleri Bakanının yetkili kılınması amaçlanıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/guvenlik-amacli-yapilan-hibe-yardimlarina-yeni-duzenleme-80623</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/msb.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti tarafından hazırlanan 17 maddelik yasa teklifinde, döviz cinsinden açılan hesapları Milli Savunma Bakanlığı ya da İçişleri Bakanlığı’nın yönetmesinin önünü açacak düzenleme yapılıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/chpde-iki-kritik-tarih-iki-kritik-toplanti-80622</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> CHP’de iki kritik tarih, iki kritik toplantı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>CHP’de mahkeme kararıyla Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlık koltuğuna oturmasının ardından ortaya çıkan ayrışma sonrası eski yönetim ile yeni yönetim arasında yaşanan mücadele sürerken, bu hafta gerilimin daha da artacağı iki kritik toplantı gerçekleşecek. 9 Haziran’da Meclis Grup toplantısı, 11 Haziran’da Parti Meclisi( PM) toplantısı yapılacak. Genel Başkan Kılıçdaroğlu, 9 Haziran’da Meclis grup toplantısı yapacağını duyurdu. Gündeminde ise son dönemde yaşanan önemli gelişmelerin yer alacağını belirten Parti Sözcüsü Müslim Sarı, “Hiçbir şey gizli kalmayacak” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Aynı saatlerde neler olacak? </h2>
<p>Geçtiğimiz hafta grup toplantısını gerçekleştiren ve Ferdi Zeyrek’in ölüm yıldönümü nedeniyle Manisa’da olabileceği mesajını veren Özel’in, Kılıçdaroğlu’nun grup toplantısı yapacağının açıklamasının ardından karşı hamle olarak Ankara’da kalacağı ve grup toplantısı yapabileceği belirtiliyor. Özel’in aynı saatlerde Meclis bahçesinde ya da başka bir platformda grup toplantısı yapabileceği CHP kulislerinde konuşuluyor. Hafta sonunu bazı beldelerde yapılan ara seçimler nedeniyle sahada geçiren Özgür Özel’in bugün kurmaylarıyla bir araya gelerek karar vermesi bekleniyor. CHP TBMM Grubu İç Yönetmeliği’ne göre, grup genel kurulunu toplantıya grup başkanı, grup yönetim kurulu ve grup üyelerinin en az beşte birinin çağırma yetkisi bulunuyor. Toplantı gün, saat ve gündemi, en az bir gün önceden duyuruluyor. Grup Yönetim Kurulunda Özel’in ağırlığı bulunurken, üç grup başkanvekili de Özgür Özel ile birlikte hareket ediyor.</p>
<p>Genel Merkezin ‘abi’ formülü 9 Haziran’da Kılıçdaroğlu’nun da geri adım atmayacağı ve grup konuşmasını gerçekleştireceği kesinleşirken, grup toplantılarında genel başkanlar grup başkanvekilleri tarafından kürsüye davet ediliyor. Üç grup başkanvekilinin de grup toplantısına katılmaması durumunda CHP Genel Merkezi ‘abi’ ya da ‘en yaşlı üye’ formülünü işletmeyi planlıyor. Bu formülle belirlenecek bir milletvekili Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nu kürsüye davet ederek, grup toplantısının yapılmasını sağlayacak. Kulislerde Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, İstanbul Milletvekili İlhan Kesici’nin isimleri geçiyor.</p>
<h2>11 Haziran’da PM toplanıyor </h2>
<p>Bu hafta Kılıçdaroğlu ile Özel arasında tansiyonu yükseltecek ikinci kritik toplantıyı 11 Haziran’da yapılacak olan Parti Meclisi( PM) oluşturuyor. Mutlak butlan sonrası ilk kez toplanacak Parti Meclisinde, Özgür Özel’in yanında olan isimlerin olağanüstü kurultayı gündeme getirmesi, mutlak butlan nedeniyle sert eleştirilerin ve tartışmaların yaşanması kaçınılmaz görünüyor. İstifa, ölüm ve tutukluk nedeniyle 56 üyesi bulunan PM’de dengelerin nasıl oluşacağı da önem taşıyor.</p>
<h2><strong>KURTULMUŞ: KILIÇDAROĞLU İSTERSE TOPLANTI YAPABİLİR</strong></h2>
<p>TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “CHP'nin Genel Başkanı ya da herhangi bir partinin genel başkanı da kendi partisinin grup toplantısında konuşma yapabilir, bunu önleyecek hiçbir madde yok” dedi. Geçmişte de benzer bir durumun yaşandığını hatırlatan Kurtulmuş. “ Sayın Murat Karayalçın, SHP Genel Başkanı ama milletvekili değil. Sayın Karayalçın’a rağmen Aydın Güven Gürkan Meclis Grup Başkanı olarak seçiliyor. Bu konuyla ilgili nasıl hareket edileceğine ilişkin o zamanki TBMM Başkanı Cindoruk da biz 'Meclis Başkanlığı olarak bir partinin iç işlerinde taraf değiliz' diye çok açık bir şekilde konumunu belli ediyor ve orada hem grup başkanlığından gelen yazıyı kabul ediyor hem de o zamanki Genel Başkan Karayalçın Meclis grubunda konuşma yapıyor" diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">BAHÇELİ: RAHMİ KOÇ'A SORUŞTURMA YANLIŞTIR</span></h2>
<p>MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Sayın Rahmi Koç’un, samimi bir sohbet ortamında yaptığı bir latife üzerinden kendisine yönelik soruşturma başlatılması yanlıştır" dedi. Bahçeli, açıklamasında "Koç Topluluğu 100 yıldır ülkemizin kalkınma hamlesinde önemli sorumluluklar üstlenmiştir. İstihdama katkı sağlayan güzide yatırımlarının yanı sıra, Türkiye’nin milli hedeflerini sahiplenerek Cumhuriyet'imizin yüksek bir seviyeye erişmesi hedefinde de her zaman sorumlu bir anlayışla hareket etmiştir. Tam da 100'üncü kuruluş yıl dönümünü başarılı ve görkemli bir şekilde kutladığı dönemde, yine aynı topluluğa ait olan İzmir’deki bir hastane açılışında Sayın Rahmi Koç’un, samimi bir sohbet ortamında yaptığı bir latife üzerinden kendisine yönelik soruşturma başlatılması yanlıştır. 95 yıllık ömründe, Türkiye’ye hizmet etme arzusu taşıyan değerli bir iş insanının kabul edilemez tabirlerle hedef alınmasını doğru bulmuyoruz" ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/chpde-iki-kritik-tarih-iki-kritik-toplanti-80622</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/7/1280x720/chp-kongresinde-kilicdaroglu-ile-ozel-listesi-yarisacak-1743604735.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CHP’de iki kritik tarih, iki kritik toplantı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tgsdden-abd-pazarinda-yuksek-katma-deger-sinyali-80621</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> TGSD’den ABD pazarında yüksek katma değer sinyali</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Dünyanın en büyük hazır giyim ithalatçısı olan ABD’de dengeler değişiyor. Çin’in yıllardır hakim olduğu pazarda uygulanan tarifeler ve tedarik zincirindeki dönüşüm yeni fırsat alanları yaratırken, Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) tarafından hazırlanan “ABD Hazır Giyim İthalat Analizi” raporu, Türk hazır giyim sektörünün bu değişimden nasıl faydalanabileceğine ilişkin önemli ipuçları sunuyor. Rapora göre Türkiye’nin ABD pazarında hacim yarışına girmesi yerine yüksek katma değerli ürünlerde konumlanması gerekiyor.</p>
<p>Raporda ABD’nin hazır giyim ithalatının son 10 yılda 93 milyar dolar seviyesinden 104 milyar dolara yükseldiği belirtilirken, aynı dönemde ithalat miktarının 7,5-8 milyon ton bandında sıkıştığına dikkat çekildi. Bu durum, pazarın fiziksel olarak büyümediğini ancak ürün fiyatları ve maliyet artışları nedeniyle değer bazında genişlediğini gösteriyor. TGSD analizine göre ABD’nin 104 milyar dolarlık hazır giyim ithalatına ulaşmasının temel nedeni tüketimdeki sıçrama değil, kilogram başına ithalat değerinin yükselmesi oldu. Ortalama ithalat birim fiyatı 12,70 dolar seviyesine çıktı.</p>
<h2>Çin’in payı Asya’ya dağıldı</h2>
<p>ABD’nin Çin’e uyguladığı tarifeler sonrasında pazarın en büyük dönüşümü tedarikçi ülkelerde yaşandı. Geçmişte yüzde 30’un üzerinde paya sahip olan Çin’in ABD hazır giyim ithalatındaki payı yüzde 18 seviyesine kadar geriledi. Ancak Çin’in kaybettiği hacim doğrudan Türkiye’ye değil, ağırlıklı olarak Vietnam ve Bangladeş’e yöneldi. Vietnam’ın ABD pazarındaki payı yüzde 16’ya ulaşırken Bangladeş’in payı yüzde 8’e çıktı. Raporda Çin’in ise pay kaybına rağmen düşük fiyat stratejisiyle pazarda kalmaya çalıştığı ve kilogram başına 7,64 dolar seviyesindeki agresif fiyatlamayla rekabetini sürdürdüğü vurgulandı.</p>
<h2>Türkiye fiyat değil kalite tarafında</h2>
<p>TGSD’nin analizinde Türkiye’nin ABD pazarındaki konumunun rakiplerinden farklılaştığına dikkat çekildi. Türkiye’nin ABD hazır giyim ithalatından aldığı pay yaklaşık yüzde 1 seviyesinde bulunurken kilogram başına ihracat değeri 22,62 dolar olarak hesaplandı. Bu rakam dünya ortalamasının yaklaşık iki katına, Çin’in ise üç katına karşılık geliyor. Rapora göre Türkiye’nin ABD’ye hazır giyim ithalatı son 10 yıllık dönemde 760 milyon dolar seviyesinden yüzde 59,7 artışla 1 milyar 126 milyon dolar seviyesine çıktı. Tonaj olarak bakıldığında ise yine 2016’da 48 bin tondan 54 bin ton seviyesine çıktı. Türkiye’nin mevcut maliyet yapısı, işçilik giderleri ve enerji maliyetleri dikkate alındığında Çin veya Bangladeş ile düşük fiyatlı ürünlerde rekabet etmesi mümkün görünmüyor. Bu nedenle Türkiye’nin stratejik olarak orta ve üst segment ürünlere yönelmesi gerektiği ifade edildi.</p>
<h2>Rakip Bangladeş değil İtalya</h2>
<p>Çalışmanın en dikkat çekici tespitlerinden biri de Türkiye’nin rekabet ettiği ülke grubuna ilişkin oldu. TGSD, Türkiye’nin artık düşük maliyetli üretici ülkelerle aynı kulvarda değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek ülkenin premium ve yüksek kaliteli ürün segmentine yaklaşması gerektiğini savundu. Raporda Türkiye’nin bulunduğu alanın, kilogram başına 168 doların üzerindeki ihracat değeriyle premium segmentte yer alan İtalya ile düşük maliyetli Asya üreticileri arasında bir köprü oluşturduğu vurgulandı. Türkiye’nin özellikle kalite, esnek üretim ve hızlı teslimat avantajlarını öne çıkararak bu alanda büyüme sağlayabileceği kaydedildi.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a264949dc45b-1780894025.png" alt="" width="662" height="413" />
<figcaption><strong>Not: Veriler ABD'nin 2016-2025 dönemindeki hazır giyim (Fasıl 61+62+63) ithalatının ülkelere göre minimum, maksimum, ortalama değerleri ve toplam ithalattan aldığı payı göstermektedir. Türkiye'nin ortalama payı %1 seviyesinde kalırken, Mısır'ın ortalama ithalatı Türkiye'nin biraz altında olmasına rağmen 2025 yılında Türkiye'yi geçmiş görünmektedir.</strong></figcaption>
</figure>
<h2>İki kategoriden uzak durun!</h2>
<p>TGSD raporunda bazı ürün gruplarında rekabet etmenin ekonomik açıdan anlamlı olmadığı değerlendirmesi de yer aldı. Buna göre hazır eşya ve ev tekstili ile çorap kategorileri Türkiye açısından kârlılığı düşük alanlar arasında gösterildi. Hazır eşya ve ev tekstilinde kilogram başına değer 5,55 dolar, çorapta ise 9 dolar seviyesinde bulunurken, bu alanlarda Çin, Pakistan ve Bangladeş’in yoğun fiyat rekabeti yarattığı belirtildi. Raporda Türkiye’nin yüksek maliyet yapısıyla bu alanlarda fiyat savaşına girmesinin sürdürülebilir olmadığı ifade edildi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Fırsat alanlarının başında erkek ve kadın dış giyim ile örme triko ürünleri geliyor</span></h2>
<p>Raporun öne çıkardığı fırsat alanlarının başında dokuma kadın dış giyim, dokuma erkek dış giyim ve örme triko ürünleri geliyor. Çin’in pay kaybettiği ve orta-üst segment alıcıların alternatif tedarikçi aradığı bu kategorilerde Türkiye’nin üretim esnekliği, tasarım kabiliyeti ve kalite avantajıyla öne çıkabileceği belirtiliyor.</p>
<p>Özellikle örme trikoda Türkiye’nin kilogram başına 41,29 dolarlık ihracat değeriyle “erişilebilir lüks” segmentinde güçlü bir konuma sahip olduğu ifade edilirken, ABD’deki orta ve üst gelir grubuna hitap eden markalar için önemli bir tedarikçi alternatifi olabileceği vurgulandı. Raporda ABD’li orta-üst segment markalar Banana Republic, Ralph Lauren klasmanında yer alan markaların Çin’den tedariği kestiği ancak kaliteyi düşürmek istemediği belirtilerek, Türkiye’nin Uzak Doğu ile İtalya arasında rekabette kusursuz bir kaliteli alternatif köprü olabileceği belirtildi. Bu süreçte Bangladeş’ten pay almanın aşırı hacim ve düşük fiyat nedeni ile zaman kaybı olacağı vurgulanırken birinci hedefin Çin’in üst segmenti olması gerektiği, “Çin’in elinde kalan yüzde 18’lik payın içindeki orta-yüksek fiyatlı katma değerli siparişler hedeflenmelidir” denildi. İkinci hedef olarak ise Endonezya olarak işaret edilerek, “Endonezya’nın kg başına 32,95 dolarlık değer ile yüksek fiyatlı kadın giyim segmentindeki yüzde 6,5 payı doğrudan Türkiye’nin kalitesine muadil bir pazar alanıdır. Radara alınmalıdır” ifadelerine yer verildi.</p>
<p><strong>Hedef tonaj değil değer artışı</strong></p>
<p>TGSD raporu, Türk hazır giyim sektörü için ABD pazarındaki başarı ölçütünün tonaj veya adet artışı değil, ihracat değerindeki yükseliş olması gerektiği sonucuna varıyor. Raporda sektörün düşük fiyatlı ürünlerde hacim yarışına girmek yerine Çin’in kaybettiği yüksek katma değerli siparişleri hedeflemesi ve ABD pazarında “değer odaklı tedarikçi” kimliğini güçlendirmesi gerektiği ifade ediliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tgsdden-abd-pazarinda-yuksek-katma-deger-sinyali-80621</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/tekstil-hazir-giyim.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği’nin hazırladığı ABD Hazır Giyim İthalat Analizi, ABD pazarında büyümenin hacimden çok değerden geldiğini ortaya koydu. Rapora göre Türkiye’nin ABD pazarındaki başarısı düşük fiyatlı ürünlerde rekabet etmekten değil, Çin’in kaybettiği yüksek katma değerli siparişlere odaklanmaktan geçiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aksigortanin-deger-odakli-is-modeli-80620</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aksigorta’nın değer odaklı iş modeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Aksigorta CIO’su Kaan Konak, operasyonel verimlilik yerine değer yaratmaya öncelik veren bir iş  modelini uyguladıklarını söylüyor. Süreç tasarımının arkasına yazılım geliştirmeyi yerleştiren iş modelinde, çevik işletme ve DevOPs/AIOPs süreçlerini koyuyor.</p>
<p>Bu yaklaşım, fayda yaratacak çözümleri geliştirmeyi hızlandırırken fayda yaratmayacağı ortaya çıkan geliştirme süreçlerinden vazgeçmeyi de kolaylaştırıyor ve hızlandırıyor. Bu yapay zekâ dünyasındaki en önemli sorunlardan biri olan false positive (yanlışlıkla doğru kabul etme) konusuna iş süreci ve yazılım geliştirme alanında üretilen bir çözümü oluşturuyor. Bunun değerinin anlaşılır olduğunu düşünüyorum. Bu yaklaşım zaman zaman ödüllerle de takdir ediliyor.</p>
<p>Aksigorta, yapay zekâ destekli dava tahminleme Projesi ile Qorus Innovation in Insurance Awards 2025'te operasyonel verimlilik kategorisinde gümüş ödül kazanıyor. Proje, hasar dosyalarının dava riskini önceden analiz ederek daha hızlı ve doğru karar alınmasını sağlıyor; iş gücü kullanımını optimize ederken operasyonel maliyetlerin etkin yönetimine katkı sunuyor.</p>
<p>Aksigorta Mobil üzerinden sunulan mobil hasar ihbarı, video ekspertiz, yapay zekâ destekli insansız hasar süreci, kişiye özel hasar danışmanı ve ertesi iş günü ödeme uygulamalarıyla hasar yönetimi daha hızlı, şeffaf ve izlenebilir hale getiriliyor.</p>
<p>Şirket, hasar sorgulama ve indirim taleplerini de yapay zekâ desteğiyle insan müdahalesi olmadan karşılayabiliyor. Bunun yarattığı fayda da dijital olanaklar sayesinde ölçülüyor. Sonuçlar şöyle:</p>
<ul>
<li>Önümüzdeki üç yıl içinde işlem sayısını yüzde 50 artırarak daha verimli bir operasyonel yapı oluşturmayı hedefliyor.</li>
<li>Yalnızca suiistimal tespitiyle geçen yıl 140 milyon lira tasarruf sağladı; toplamda 240 milyon TL'lik koruma oluşturdu.</li>
<li>Müşteri segmentasyonu sayesinde risk analizinde yüzde 10-15 ek kârlılık sağlıyor.</li>
<li>Hasar tahminleri ve suiistimal tespitinde sektör ortalamasının üzerinde performans gösteriyor.</li>
</ul>
<p>Buna karşın Aksigorta’nın ana odağı operasyonel verimlik değil, daha yüksek değer ve kâr yaratan çözümler geliştirmek. Konak, “Biz operasyonel verimlilikten çok daha kârlı iş yapmaya odaklanıyoruz. Hasarda suiistimali nasıl önleriz, diye bakıyoruz. Underwriting’de daha pahalıya nasıl satacağımıza değil, doğru müşteriye doğru fiyatı nasıl vereceğimize odaklanıyoruz. Aynı arabayı kullanıyor olsalar da iki kişiye verilen fiyatın aynı olmaması lazım. Sürüş dinamikleri, sürücünün yavaşlayıp yavaşlanması, ani hızlanması burada dikkate alınmalı. Sigorta sektöründe herkes hasar yapıyor gözüyle aynı havuza baktığında bütün toplum sosyal sorumluluk gibi hep beraber bu hasarı ödüyor.” diyor.</p>
<p>Bu yaklaşım müşteri kitlelerine özelleştirmenin (mass customization) yapay zekâ ile üst düzeyde kişiselleştirmeye dönüştüğü bir dünyada iş modeli tarafında yapılması gereken ve herkes bunu yapmadığında fark yaratabilecek bir iş modeli inovasyonuna işaret ediyor.</p>
<p>Aksigorta’da bunun temelinde, sanayi 4.0’daki dijital ikiz kullanımının sigorta sektörüne uygulanması durumunda ne sonuç alınacağı sorusunun akla gelmesi ve bu konuda çalışılmaya başlaması yatıyor.</p>
<p>Konak, “Dijital ikiz uygulamasını ilk olarak fabrikada gördüm. Bir makinenin ikizini yapıyor ve arıza yapıp yapmayacağını ilk olarak orada test ediyorlardı. Biz de benzerini sigortacılıkta yapabilir miyiz dedik ve 2019’da Gartner’dan globalde ödül aldığımız çalışmayı başlattık. Bu dijital ikizle bütün log’ları, kullanıcının bizim görmediğimiz bütün hareketlerini analiz ettik. Kurup açtığımız sistemde saniyede 35 bin işlem aynı anda gerçekleşiyordu. Terabaytlarca veriyi sistemin üzerine topladık ve sürecin nasıl aktığını inceledik. Ciddi bir efor harcadık ve bütün bunların dijital ikizini çıkardık. Ne oluyor? Acenteler bizim görmediğimiz neleri yaşıyor? Bu soruların yanıtlarını bulduktan sonra zaten bunun uygulaması gelişti. Veri bilimci arkadaşlar burada önemli katkı sağladı. Biz de sonrasında rahat ettik.” diyor.</p>
<p>Bu süreç bugün dijital dönüşüm ve yapay zekâ boyutları ile sürüyor. Aksigorta’nın dijital dönüşüm yaklaşımı, “Aksigorta, dijital dönüşüm stratejisinin merkezine müşteri beklentilerini karşılayan yeni nesil iş modellerini yerleştiriyor. Şirket, müşterilerine ve dağıtım kanallarına 7/24 hizmet sunan, üretken yapay zekâ destekleriyle süreçlerini dijitalleştirirken operasyonel verimliliğini artırıyor. Bu kapsamda geliştirilen ADA (Aksigorta Dijital Asistan), acentelerden gelen soruları üretken yapay zekâ ile yanıtlıyor. Teklif süreçleri, indirim yetki talepleri, ürün bilgileri ve süreç takibi gibi birçok alanda acentelerin operasyonel yükünü azaltarak hizmet kalitesini artırıyor. Aksigorta ayrıca yapay zekâ destekli Agency Insights ile acentelere en doğru zamanda en doğru aksiyon önerilerini sunarken, Code Assistant projesiyle yazılım geliştirme süreçlerinde hız ve verimlilik sağlıyor.” şeklinde ifade ediliyor.</p>
<p><strong>Entegre sistem yaklaşımı ile hızlı ilerleniyor</strong></p>
<p>Aksigorta, veri ve siber güvenlikten yapay zekâ uygulamalarına kadar her bileşenin dengeli bir biçimde entegre edildiği bir platform üzerinde ilerliyor.</p>
<p>Şirketin veri ve siber güvenlik alanında attığı adımlar, “Aksigorta, bilgi güvenliği alanındaki çalışmalarını ISO/IEC 27001 Bilgi Güvenliği Yönetim Sistemi sertifikası ile uluslararası standartlarda belgelendirdi. Şirket, üretken yapay zekâ, RPA, process mining ve low-code teknolojilerini süreçlerine entegre ederek güvenli, verimli ve sürdürülebilir dijital dönüşümünü sürdürüyor.” şeklinde özetleniyor. </p>
<p>Aksigorta’nın sigortacılıkta yapay zekâ dönemine ilişkin değerlendirmesi ise, “Sigorta sektörü, yapay zekâ teknolojilerinin etkisiyle Sigorta 4.0 olarak tanımlanan yeni bir döneme giriyor.” ifadesiyle açıklanıyor. Yapay zekâ etkisi ise,</p>
<ul>
<li>Hasar yönetiminde otomatik işleme, görüntü analizi ve sanal ekspertiz uygulamalarını mümkün kılıyor,</li>
</ul>
<ul>
<li>Sahtekârlık tespitinde anormal davranış kalıplarını analiz ederek proaktif koruma sağlıyor,</li>
<li>Felaket modelleme ve öngörücü analitik ile risk yönetimini güçlendiriyor,</li>
<li>7/24 hizmet veren dijital asistanlar ve kişiselleştirilmiş ürünlerle müşteri deneyimini geliştiriyor,</li>
<li>Risk değerlendirme ve fiyatlandırma süreçlerinde daha yüksek doğruluk ve hız sağlıyor.</li>
</ul>
<p>başlıkları altında özetleniyor.</p>
<p>Bunların üzerinden fayda analizi yapan ve geleceğe bakan şirket, gelecek vizyonu “Yapay zekâ, önümüzdeki dönemde yalnızca destekleyici bir teknoloji değil, sigorta şirketlerinin iş yapış biçimlerini dönüştüren stratejik bir ortak olacak. Şirket, Türkiye'de ve global ölçekte sektöre yön veren yapay zekâ ve dijital dönüşüm projeleri geliştirmeyi sürdürmeyi hedefliyor.” şeklinde ifade ediliyor.</p>
<p><strong>Gemini ile birlikte gelecek analizi yaptık</strong></p>
<p>Konuyu Aksigorta ile sınırlı tutmayarak her zaman olduğu gibi sevgili yazı işleri müdürüm Gemini ile masaya yatırdık. Özellikle yapay zekâ boyutu ile ilgilensek de sigortacılık ve Aksigorta’nın faaliyet gösterdiği elementer sigorta alanlarına biraz daha derinlemesine bakmaya çalıştık.</p>
<p>Konak’ın ofisindeki beyaz tahtadaki kurguda ilk sırada yer alan süreç tasarımının sigortacılık sektöründe yaratacağı etkiyi Google AI Modu şu şekilde özetledi:</p>
<p>Sigortacılık sektöründe süreç tasarımı; <strong>yapay zekâ, otomasyon</strong> ve <strong>müşteri deneyimi</strong> odaklı dönüşmektedir. Manuel ve kâğıt tabanlı geleneksel adımlar, artık uçtan uca dijital platformlara taşınarak teklif, poliçeleştirme ve hasar süreçlerinde işlem sürelerini dakikalara indiren, çok daha hızlı ve yalın bir yapıya evrilmektedir.</p>
<p>Sektördeki bu dönüşüm, başlıca şu alanlarda şekillenmektedir:</p>
<ul>
<li><strong>İş Süreçleri Otomasyonu (BPM):</strong> Karmaşık ve çok adımlı poliçe başvuruları standartlaştırılarak otomasyona bağlanır. Bu sayede operasyonel yükler ve hata oranları en aza indirgenir.</li>
<li><strong>Yapay Zekâ ve Veri Analitiği:</strong> Hasar yönetimi ve risk değerlendirmesi gibi alanlarda büyük veri (Big Data) kullanımı yaygınlaşmıştır. Hasar ihbarlarında görüntü işleme teknolojileri ile anında hasar tespiti yapılabilir.</li>
<li><strong>Kusursuz Müşteri Deneyimi:</strong> Müşteriler; mobil uygulamalar ve web panelleri üzerinden 7/24 kesintisiz hizmet bekler. Süreçler "müşteri merkezli" olarak yeniden tasarlanır.</li>
<li><strong>Ekosistem Entegrasyonu ve API'ler:</strong> Sigorta bağımsız bir ürün olmaktan çıkıp, e-ticaret siteleri veya araç kiralama gibi platformların içinde "gömülü" (embedded) olarak sunulmaya başlanmıştır.</li>
<li><strong>Kişiselleştirilmiş Dinamik Fiyatlandırma:</strong> Eşyanın İnterneti (IoT) ve telematik cihazlardan gelen veriler sayesinde, müşterilerin kullanım alışkanlıklarına göre dinamik ve kişiye özel prim üretimi süreçleri tasarlanır.</li>
</ul>
<p>Aynı analizi elementer branşı için yapmasını istediğim Google AI Modu’ndan şu sonucu aldım:</p>
<p><strong>Elementer sigortada (oto, konut, yangın, nakliyat vb. hayat dışı branşlar) süreç tasarımı</strong>, yüksek işlem hacmini yönetmek, hasar maliyetlerini düşürmek ve rekabetçi fiyat sunabilmek için tamamen <strong>veri odaklı ve anlık (real-time)</strong> bir yapıya evrilmektedir.</p>
<p>Hayat veya sağlık sigortalarındaki uzun vadeli ve insan odaklı risk analizlerinin aksine, elementer sigortada süreç tasarımı <strong>hız, otomasyon ve nesnel veri</strong> üzerine kurulur.</p>
<p>Sektördeki en kritik üç aşamada süreç tasarımının nasıl dönüştüğü aşağıda ayrıntılandırılmıştır:</p>
<ol>
<li><strong> Teklif ve Poliçeleştirme Süreçleri (Underwriting)</strong></li>
</ol>
<p>Geleneksel süreçlerde günler süren risk analizi ve fiyatlama adımları, yeni nesil süreç tasarımlarıyla <strong>saniyelere indirilmektedir</strong>.</p>
<ul>
<li><strong>STP (Straight-Through Processing):</strong> Standart risk grubundaki konut veya oto sigortası başvuruları, insan müdahalesi olmadan sistem tarafından otomatik olarak onaylanır ve poliçeleştirilir.</li>
<li><strong>Kamu ve Dış Veri Entegrasyonları:</strong> Müşteriye onlarca soru sormak yerine, Tramer, MERNİS, UAVT (Adres Kodu) veya tapu/plaka sorguları arka planda API'ler ile anlık yapılır. Süreç, müşteriye minimum soru soracak şekilde tasarlanır.</li>
<li><strong>Gömülü Sigortacılık (Embedded Insurance):</strong> Süreç tasarımı sigorta şirketinin kendi kanallarından taşarak, bir e-ticaret sitesinden elektronik ürün alırken ya da bir platformdan araç kiralarken tek tıkla poliçe satın almayı sağlayacak şekilde API'lerle diğer sektörlere entegre edilir.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> Hasar Yönetimi Süreçleri (Claims Management)</strong></li>
</ol>
<p>Süreç tasarımının finansal açıdan en çok fark yarattığı ve müşteri memnuniyetini en doğrudan etkilediği alandır.</p>
<ul>
<li><strong>Anlık ve Görsel Hasar Tespiti:</strong> Trafik kazası veya konut hasarında, müşterinin mobil uygulama üzerinden yüklediği fotoğraflar Yapay Zekâ (görüntü işleme) tarafından analiz edilir. Hasarın boyutu, değişmesi gereken parçalar ve yaklaşık maliyet dakikalar içinde tespit edilir.</li>
<li><strong>Otomatik Hasar Onayı ve Ödeme:</strong> Küçük montanlı veya net hasarlar (örn: cam kırılması, mini onarımlar), sistemin önceden belirlenmiş kurallarına takılmıyorsa eksper atanmadan otomatik olarak onaylanır ve ödeme süreci başlatılır.</li>
<li><strong>Suistimal (Fraud) Analizi:</strong> Süreç tasarımına entegre edilen makine öğrenmesi modelleri, geçmiş verileri tarayarak şüpheli hasar ihbarlarını anında kırmızı bayrakla (red flag) işaretler ve inceleme ekiplerine yönlendirir.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> Dinamik Risk Yönetimi ve IoT (Internet of Things)</strong></li>
</ol>
<p>Elementer sigortada risk, poliçe kesildiği an donup kalan bir olgu olmaktan çıkmıştır. Süreçler <strong>sürekli izleme</strong> üzerine tasarlanmaktadır.</p>
<ul>
<li><strong>Kullandığın Kadar Öde (Pay-How-You-Drive / Pay-As-You-Drive):</strong> Araçlara takılan telematik cihazlar veya mobil uygulamalar üzerinden sürücü davranışları (hız, ani fren vb.) izlenir. Süreç tasarımı, iyi sürücülere dinamik olarak prim indirimi sunacak şekilde kurgulanır.</li>
<li><strong>Akıllı Ev ve Endüstriyel Sensörler:</strong> Konut veya iş yeri sigortalarında su sızıntısı, yangın veya gaz kaçağı sensörleri sigorta sistemine bağlanır. Hasar oluştuktan sonra ödeme yapmak yerine, hasarı önleyici süreç tasarımları (anlık uyarı ve otomatik vana kapatma vb.) devreye alınır.</li>
</ul>
<p>Bunların ardından nihai bölümü hazırlaması için Gemini’a “Elementer sigortada yapay zekânın sağlayabileceği avantajlafı sıralar mısın?” sorusunu yönelttim. Yanlışlıkla “avantajlafı” yazdığımı ihbar etmek için bu tashihi yapmadan size aktarıyorum. Aldığım yanıt konuyu biraz daha ayrıntlık gözler önüne sermeme olanak tanıdı.</p>
<p>Elementer sigortacılık (hayat dışı sigortalar), yapay zekâ (AI) teknolojilerinin verimliliği, hızı ve doğruluğu artırmasıyla büyük bir dönüşüm geçirmektedir. Yapay zekânın bu sektörde sağladığı temel avantajlar şu ana başlıklar altında toplanabilir:</p>
<ol>
<li><strong> Risk Analizi ve Dinamik Fiyatlandırma</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Daha Hassas Risk Değerlendirmesi:</strong> Geleneksel yöntemler genellikle geçmişe dönük sınırlı verilere dayanırken; AI, sosyal medya, coğrafi bilgiler, uydu görüntüleri ve hatta gerçek zamanlı IoT (Eşyanın İnterneti) verilerini entegre ederek çok daha dinamik risk profilleri oluşturabilir.</li>
<li><strong>Kişiselleştirilmiş Teklifler:</strong> Müşterilerin yaşam tarzı, sürüş alışkanlıkları (araç sigortalarında) veya mülk durumu gibi veriler analiz edilerek, her bireye özel ve adil prim oranları belirlenebilir.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> Hasar Yönetimi ve Operasyonel Hız</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Otomatik Hasar Tespiti:</strong> Görüntü işleme teknolojileri sayesinde, hasarlı bir aracın veya mülkün fotoğrafları üzerinden onarım maliyetleri anında tahmin edilebilir. Bu, eksper bekleme sürelerini ciddi oranda azaltır.</li>
<li><strong>Süreç Otomasyonu:</strong> Hasar dosyalarının oluşturulması, incelenmesi ve onaylanması gibi manuel süreçler AI ile dakikalar içinde sonuçlandırılabilir.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> Suistimal (Fraud) Tespiti</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Anomali Tespiti:</strong> Sigorta sektörünün en büyük maliyet kalemlerinden biri olan suistimalleri (dolandırıcılık girişimleri), makine öğrenimi algoritmaları ile tespit etmek mümkündür. AI, anormal davranış modellerini ve şüpheli talep kalıplarını gerçek zamanlı olarak yakalayarak şirketlerin maddi kayıplarını minimize eder.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li><strong> Müşteri Deneyimi ve Hizmet Kalitesi</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>7/24 Destek:</strong> Yapay zekâ tabanlı sohbet botları (chatbot) ve sanal asistanlar, poliçe sorgulama, hasar ihbarı veya ödeme değişikliği gibi konularda müşterilere kesintisiz hizmet sunar.</li>
<li><strong>Çapraz Satış ve Elde Tutma:</strong> Müşteri davranışlarını analiz eden AI, müşterinin ihtiyacı olabilecek diğer sigorta ürünlerini (çapraz satış) veya poliçe iptal riskini öngörerek müşteri bağlılığını artırıcı stratejiler geliştirebilir.</li>
</ul>
<ol start="5">
<li><strong> Operasyonel Verimlilik ve Maliyet Tasarrufu</strong></li>
</ol>
<ul>
<li><strong>Veri Girişinin Azaltılması:</strong> RPA (Robotik Süreç Otomasyonu) ve AI birleşimi, manuel veri girişini ortadan kaldırarak insan hatalarını minimize eder ve operasyonel yükü hafifletir.</li>
<li><strong>Tahminleme:</strong> Gelecekteki hasar frekanslarını ve şiddetini öngören modeller, şirketlerin karşılık ayırma ve sermaye yönetimi stratejilerini daha verimli hale getirir.</li>
</ul>
<p><strong>Özetle</strong></p>
<p>Yapay zekâ, sigortacılıkta "hasar olduktan sonra müdahale etme" anlayışından, veriye dayalı <strong>"hasarı önceden tahmin etme ve riski azaltma"</strong> anlayışına geçişi mümkün kılar. Bu da hem sigorta şirketleri için daha kârlı bir operasyon hem de müşteriler için daha hızlı ve uygun maliyetli bir hizmet anlamına gelmektedir.</p>
<p>Gemini’ın çıkardığı işlerden duyduğum memnuniyeti, su ve enerji maliyeti yaratmamak için uygulamada belirtmiyorum ama buraya yazayım. Yapay zekâ için bazı yerlerde kullandığı YZ kısaltmalarını AI olarak değiştirdim.</p>
<p>Son olarak hariçten bir gazel atayım. Kadıköy Anadolu Lisesi’nden mezun olmamızın üzerinden 40 yıl geçmiş; okulumuza gittik; eski ve yeni öğrencilerle ve öğretmenlerle bir araya geldik. Öğrenciyken dersini almadığım Mehmet Alkan’ın nostaljik dersine girip kendisinin öğrencisi olmuş sıra arkadaşım Murat Deniz ile birlikte insan hikâyeleri dinledik. Şu anda Maltepe Üniversitesi’nde görevli olan Alkan’ın profil sayfasında tek sözcük olarak yer alan “eğitimci” ifadesi çok şey anlatıyor. Alkan kısa süren derste hem anlattıkları hem de tavırları ile bunun hakkını verdi. Bu dersin ardından hayatım boyunca bir şeyler öğrendiğim değerli insanlar ve öğretmenler üzerine düşünüp yapay zekâyı ve insan zekâsını eğitme konusunda bir muhasebe yaptım. İnsan tarafı öğrenme konusunda çok da başarılı değil. Boşuna dememişler, hafıza-i beşer nisyan ile malûldür, diye. Yani unutma arızasına sahip bir belleğimiz var.</p>
<p>Bunu düşündükten sonra aklıma Türkçe test kitapları yazan öğretmenim Niyazi Demir ve bu kadar iyi bir Türkçe öğretmeninden ders almamıza karşın 40 yıl önce üniversite sınavına hazırlanmak için gittiğim Üsküdar MEF dershanesindeki Türkçe hocam geldi. Onun adını hatırlayamamak da benim belleğimin arızası. Üniversiteden atılan 1402’liklerden olan bu öğretmenimiz bize “varsıl” sözcüğünün anlamını sorduğunda bilememiştik. Kendisi de bunun üzerine “yoksul” sözcüğünün anlamına bilirken “varsıl” sözcüğünü bilememenin bir düşünme –ya da düşünememe- problemi olduğunu bize üslubuyla anlatmıştı. Ben bugün o üslubun dışına çıkıp bu salaklığı analiz etmek istiyorum.</p>
<p>Internet of Things’in (IoT) Türkçe karşılığı konusunda çok düşünür ve tartışırken yazılarından çok şey öğrendiğim Ege Cansen’in bir yazısında Fact of Things ifadesi ile karşılaştım. Hoca bunun Türkçesini “eşyanın tabiatı” olarak vermişti. Biz de ilk olarak “şeylerin interneti” ifadesini kullansak da sonrasında bu kulağa garip geldiği için “nesnelerin interneti” ifadesini kullanmaya başlamıştık. Ben Cansen’in o yazısından sonra eşyanın interneti ifadesini kullanmaya başladım ama piyasada rağbet görmedi. İnsanlar öğrenme konusunda bu kadar yetersizken yapay zekâyı eğitme konusunu bu kadar tartışmaları müthiş enayice. İleride geldiğimiz noktayı değerlendirecek olanların, yapay zekâdaki sorunun, insanın öğrenme konusunda beceriksiz olması olduğunun altını çizmesi için bu satırları not düşüyorum. Bu nedenle iyi öğretmenlerin birkaçına atıfta bulunarak –hepsine olamasa da- doğrusunu yapan istisnai insanları hatırlatmak istedim. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aksigortanin-deger-odakli-is-modeli-80620</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aksigorta’nın değer odaklı iş modeli ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zeytinlik-tapusu-olan-araziye-ev-yapilir-mi-4-kritik-soru-4-yanit-80619</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zeytinlik tapusu olan araziye ev yapılır mı? 4 kritik soru – 4 yanıt  </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HALİL İBRAHİM DİNDİ - </strong><strong>İnvesttime Arsa Ofisi Kurucusu</strong></p>
<p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a26474aa4dfd-1780893514.jpeg" alt="" width="127" height="181" /></strong>Ege ve Akdeniz bölgelerinde doğayla iç içe bir yaşam hayal edenlerin ilk baktığı yerler genellikle zeytin ağaçlarıyla dolu yeşil arazilerdir. Doğal güzelliğiyle cezbeden bu arazilere ciddi yatırımlar yapmadan önce herkesin aklına doğal olarak “zeytinliğe ev yapılır mı” sorusu gelmektedir. Türkiye'de zeytinlikler, standart tarla veya bağ vasfındaki arazilerden çok daha farklı, katı ve özel bir kanunla devlet koruması altına alınmıştır. Zeytin ağaçları, asırlık geçmişleriyle, devlet tarafından en üst düzeyde korunan ve dokunulmazlığı olan tarımsal miraslarımızdandır. Bölgedeki fırsatçılara inanarak kaçak inşaata yönelmeden önce, zeytinliğe ev yapılır mı sorusunu ilgili belediyelerin ve tarım müdürlüklerinin güncel resmi verileriyle harfiyen analiz etmelisiniz. Yasal istisnaları kullanarak ruhsatlı ve ağaçlara zarar vermeyen bir bakıcı evi projelendirmek veya tekerlekli karavan alternatiflerine yönelmek, zeytinlik arazinizi korurken, doğada yaşam kurmanın tek formülüdür. Yasal prosedürlere tam uyum göstererek ve toprağın asıl sahibi olan zeytin ağaçlarını koruyarak, gayrimenkul yatırımınızı kusursuz ve hukuka %100 uygun bir projeye dönüştürebilirsiniz.</p>
<p><strong>Zeytinlik araziye, yapı yapmanın şartları nelerdir? </strong></p>
<p><strong>Soru-1: Özel kanun kapsamında zeytinliğe ev yapılır mı?</strong></p>
<p>Yanıt-1: Ülkemizde zeytin ağaçları, “3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun” ile çok sıkı bir şekilde korunmaktadır. Bu özel kanun maddelerine göre, doğrudan lüks bir konut veya villa inşa etmek amacıyla zeytinliğe ev yapılır mı diye araştırdığınızda, yasaların standart betonarme projelere kesinlikle izin vermediğini görürsünüz. İlgili kanun gereği zeytinlik sahaları daraltılamaz ve bu alanlarda zeytinyağı fabrikaları veya zaruri tarımsal işletmeler dışında herhangi bir yapılaşmaya gidilemez. Devletin gıda güvenliği politikaları gereği, sıradan bir arsa mantığıyla yaklaşıldığında zeytinliğe ev yapılır mı sorusunun yanıtı kanunen tamamen olumsuzdur.</p>
<p><strong>Soru-2:Tarımsal amaçlı istisnalarla zeytinliğe ev yapılır mı?</strong></p>
<p>Yanıt-2: Standart bir konut inşa etmek yasak olsa da, zeytinliğin bakımını sağlamak ve tarımsal aletleri korumak amacıyla “tarımsal amaçlı yapı” (bakıcı evi veya depo) inşa etmenin belirli istisnaları mevcuttur. Peki, bu yasal istisnaları kullanarak zeytinliğe ev yapılır mı ve gerekli mimari şartlar nelerdir? İlk ve en esnetilemez kural, satın aldığınız zeytinliğin toplam yüzölçümünün en az 5.000 metrekare olması zorunluluğudur. Ayrıca, arazinizin resmi devlet haritalarında yer alan kadastral bir yola en az 25 metre cephesi bulunması kanuni bir şarttır. Eğer, zeytinliğiniz 5.000 metrekarenin altındaysa veya resmi bir yola cephesi yoksa, yasal olarak hiçbir koşulda inşaat ruhsatı alamazsınız.</p>
<p><strong>Soru-3: Zeytinliğe ev yapımında yasal sınırlar ve inşaat izinleri nelerdir? </strong></p>
<p>Yanıt-3: Araziniz gerekli büyüklük ve yol şartını sağlıyorsa, yapacağınız “bakıcı evi” statüsündeki yapının sınırları bakanlık tarafından net olarak çizilmiştir. Tarımsal faaliyetleri desteklemek amacıyla zeytinliğe ev yapılır mı sorusunun mimari ölçüsü, inşaatın arazinin toplam yüzölçümünün en fazla %5’ni kaplaması ve maksimum 250 metrekareyi hiçbir şekilde aşmamasıdır. İşin en hassas noktası ise, bu inşaat alanını belirlerken tek bir zeytin ağacının bile kesilmesinin yasak olmasıdır ve yapıyı ağaçların olmadığı boş bir düzlüğe konumlandırmanız gerekir. Tarım İl Müdürlüğü'nden “tarım dışı kullanım izni” veya uygunluk görüşü almadan atacağınız her adım, binalarınızın mühürlenmesi ve yıkım kararıyla sonuçlanacaktır.</p>
<p><strong>Soru-4: Tiny house alternatifiyle zeytinliğe ev yapılır mı?</strong></p>
<p>Yanıt-4: Betonarme ve sabit temelli yapıların yasak olduğu veya çok zor izne tabi olduğu durumlarda, doğasever yatırımcıların aklına tekerlekli mobil sistemler gelmektedir. Karayolları ruhsatlı, plakalı ve “çekme karavan” statüsündeki tiny house modelleriyle zeytinliğe ev yapılır mı sorusu günümüzde sektörün en popüler konularından biridir. Tekerlekli ve şebekeden bağımsız (off-grid) bir mobil ev, yasal olarak bir bina (inşaat) sayılmadığı için, ağaçlara ve toprağa fiziksel zarar vermemek kaydıyla zeytinliğinize kolayca park edilebilir. Temel kazmadan, beton dökmeden ve altyapı kazısı yapmadan yerleştirilen bu karavan statüsündeki araçlar, zeytinliğe ev yapılır mı kısıtlamalarına takılmadan zeytin ağaçlarının gölgesinde yaşamanın en akılcı ve yasal yoludur.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zeytinlik-tapusu-olan-araziye-ev-yapilir-mi-4-kritik-soru-4-yanit-80619</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zeytinlik tapusu olan araziye ev yapılır mı? 4 kritik soru – 4 yanıt   ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-muhasebesi-duzeltmesi-mi-yeniden-degerleme-mi-80618</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyon muhasebesi (düzeltmesi) mi, yeniden değerleme mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Prof. Dr. GÜRBÜZ GÖKÇEN - </strong><strong>Yeminli Mali Müşavir - TRASTA Yönetici Ortağı</strong></p>
<p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a26467e98a4f-1780893310.jpg" alt="" width="153" height="179" /></strong>En basit yaklaşımla, genel fiyat düzeyinin sürekli olarak artması ve satın alma gücünün azalması olarak tanımlanabilen enflasyonun, özellikle son elli yılda ülke ekonomisini etkisi altına alması nedeniyle, toplumun her kesimi gibi işletmeleri de olumsuz etkilemektedir. Enflasyon seviyesi, belirli dönemlerde azalış gösterse de özellikle son yıllarda tekrar artış eğilimine girmiştir. İşletmelerin finansal göstergeleri olan finansal tablolar, enflasyon dönemlerinde gerçeği gösteremez duruma gelirler. Farklı tarihlerde, farklı satın alma gücüne sahip paralar ile elde edilen varlıkların bilançolarda bir arada yer alması, bilançodan bilgi edinecek ve kararlar alacak olan işletme ilgililerinin, finansal bilgi kullanıcılarının yanılmasına, yanlış kararlar almasına neden olmaktadır. Enflasyon dönemlerinde, paranın zaman içindeki değişen satın alma gücünü dikkate almadan hazırlanan gelir tabloları, gerçekte olmayan karları içerebilir. Bunun sonucunda, işletmelerin özvarlıklarından vergi ödemesi, kar dağıtımı yapması söz konusu olabilir. Enflasyonun bu tür etkilerini azaltabilmek amacıyla, ülkemizde çeşitli muhasebe ve vergi düzenlemeleri yapılmıştır. Bu düzenlemeler, bazen sektörler itibarıyla (bankalar için), bazen işletmelerin hukuki yapıları itibarıyla (SPK’ya tabi halka açık şirketler için), bazen de tüm işletmeleri kapsayan kısmi düzenlemeler (maddi duran varlıkları yeniden değerleme, azalan bakiyeler yöntemi ile amortisman, yenileme fonu, alacak ve borç senetlerinde reeskont, finansman fonu, gayrimenkul ve iştirak satışlarından doğan karın sermayeye ilavesinde vergi istisnası, maliyet bedeli artırımı, son giren ilk çıkar stok değerleme yöntemi, araştırma ve geliştirme fonu, gider artış fonu, yatırım indiriminde endeksleme gibi) şeklinde ortaya çıkmıştır. Ayrıca, Uluslararası Muhasebe Standartları Kurulu (International Accounting Standards / IASB) tarafından yayınlanan IAS 29 - Hiperenflasyonlu Ekonomilerde Finansal Raporlama Standardı, Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK) tarafından TMS 29 - Yüksek Enflasyonlu Ekonomilerde Finansal Raporlama Standardı olarak yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Bunun yanı sıra ülkemizdeki büyük ve orta boy işletmeler için KGK tarafından yayınlanan Büyük ve Orta Boy İşletmeler için Finansal Raporlama Standardı’nın 25. bölümünde Yüksek Enflasyonlu Ekonomilerde Finansal Raporlama esasları düzenlenerek yürürlüğe girmiştir. Ancak, bu düzenlemeler ülkemizdeki işletmelerin tamamını kapsamadığından, enflasyonun işletmeler üzerindeki etkilerini ortadan kaldırabilmek amacıyla Maliye Bakanlığı tarafından da düzenlemeler yapılmıştır.</p>
<p>Maliye Bakanlığı’nın, 5024 Sayılı Vergi Usul Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ve Kurumlar Vergisi Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile getirmiş olduğu enflasyon düzeltmesi uygulamaları 01.01.2004 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir. Bu düzenleme kapsamında, ilk olarak 31.12.2003 tarihli bilançolar enflasyon düzeltmesine tabi tutulmuştur. 2004 yılını izleyen dönemlerde, kanunda yer alan enflasyon düzeltmesi koşulları oluşmadığından enflasyon düzeltmesi yapılmamıştır.</p>
<p>5024 Sayılı Kanun’la değişen 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu mükerrer 298. maddesinde yer alan enflasyon düzeltmesi kapsamında, 2021 yılı sonunda Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan enflasyon oranları ile enflasyon muhasebesi uygulama koşulları yeniden oluşmuştur. Ancak, 29.01.2022 tarih ve 31734 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 7352 Sayılı Vergi Usul Kanunu İle Kurumlar Vergisi Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile yapılan düzenlemeyle enflasyon muhasebesi uygulaması 2023 yılı sonuna ertelenmiştir.</p>
<p>Bu düzenleme uyarınca; geçici vergi dönemleri de dahil olmak üzere 2021 ve 2022 yılları hesap dönemleri (kendilerine özel hesap dönemi tayin edilenlerde 2022 ve 2023 yılında biten hesap dönemleri itibarıyla) ile 2023 yılı hesap dönemi geçici vergi dönemlerinde mükerrer 298. madde kapsamındaki enflasyon düzeltmesine ilişkin koşulların oluşup oluşmadığına bakılmaksızın finansal tablolar enflasyon düzeltmesine tabi tutulmayacaktır.1 Bu düzenleme ile 31.12.2023 tarihli  ve 31.12.2024 tarihli finansal tablolara enflasyon düzeltmesi uygulaması yapılmıştır. 25.12.2025 tarihli ve 33118 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7571 sayılı kanun ile şartların oluşup oluşmadığına bakılmaksızın, 2025 hesap dönemi ile bu döneme ilişkin geçici vergi dönemleri dâhil olmak üzere 2026 ve 2027 hesap dönemlerinde enflasyon düzeltmesi uygulanmaması hükme bağlanmıştır.</p>
<p>Enflasyon düzeltmesinde kısmi düzeltme yöntemi olarak getirilen yeniden değerleme, hem IAS 16 (TMS 16) Maddi Duran Varlıklar, IAS 38 (TMS 38) Maddi Olmayan Duran Varlıklar Standartlarında hem de ülkemizde Vergi Usul Kanunu’nda yer almaktadır. VUK’da enflasyon düzeltmesi yapılmadığı dönemlerde yeniden değerleme yapılabilmektedir. TMS’de ise enflasyon düzeltmesi yapılsa dahi yeniden değerleme modeli uygulanabilmektedir.</p>
<p>Bununla birlikte, VUK Mükerrer 298/ç maddesi uyarınca; tam mükellefiyete tabi ve bilanço esasına göre defter tutan gelir veya kurumlar vergisi mükellefleri (kollektif, adî komandit ve adî şirketler dâhil), kanunda yer alan enflasyon düzeltmesi yapma şartlarının gerçekleşmediği hesap dönemlerinin sonu itibarıyla, bilançolarına dâhil bulunan amortismana tabi iktisadi kıymetlerini (bu niteliklerini korudukları müddetçe sat-kirala-geri al işlemine veya kira sertifikası ihracına konu edilenler hariç) ve bunlar üzerinden ayrılmış olup bilançolarının pasifinde gösterilen amortismanları yeniden değerleyebileceklerdir.</p>
<p><strong>Enflasyon muhasebesi (düzeltmesi) modelleri</strong></p>
<p>Tarihi maliyet ile ifade edilen finansal tabloların, enflasyon dönemlerinde işletme ilgililerinin muhasebeden beklentilerini karşılayamadığı ve muhasebenin fonksiyonel amaçlarını yerine getirmede yetersiz kaldığı görülmektedir. Geleneksel muhasebenin en olumsuz yanı, enflasyon dönemlerinde eşdeğer olmayan, farklı tarihlerdeki satın alma gücünü ifade eden para birimlerini ölçü birimi olarak kullanmasıdır.2 Enflasyonun finansal tablolar üzerindeki olumsuz etkilerini gidermek ve söz konusu finansal tabloların gerçek durumu göstermesine olanak vermek üzere çeşitli modeller geliştirilmiştir. Bu modellere yön veren esaslar, değerleme ilkeleri ile sermayenin korunması kavramları etrafında toplanmıştır.3 Bu modellerin başlıcaları;</p>
<p>- Fiyatlar Genel Seviyesi Muhasebesi,</p>
<p>- İkame Maliyeti Muhasebesi (Cari Maliyet Muhasebesi) ve</p>
<p>- Genel Fiyat-İkame Maliyeti Muhasebesi’dir.</p>
<p><strong>Fiyat değişmelerini içeren muhasebe </strong><strong>modellerinin karşılaştırılması</strong></p>
<p>Fiyatlar genel seviyesi modelinde tarihi maliyetler değerlemeye esas alındığı halde, ölçü birimi olarak paranın nominal değeri yerine, paranın satın alma gücü benimsenmekte, cari maliyet muhasebesinde ise ölçü birimi olarak paranın nominal değeri kullanılmaya devam edilmekte, fakat değerlemede cari maliyetler ele alınmaktadır. Fiyatlar Genel Seviyesi Muhasebesi, tarihi maliyetler muhasebesinin özellikle ölçü birimi olarak eşdeğer olmayan para birimi kullanılmasına yönelik yetersizliğini gidermek üzere geliştirilmiş bir yöntemdir. Bu yöntemin en fazla tartışılan tarafı, fiyatlar genel seviyesindeki değişimlerin hangi endeksle ifade edileceğidir. İkame Maliyeti Muhasebesi modelinin paranın değerinin ölçülmesi sorununa getirdiği çözüm yetersiz kalmaktadır. Cari maliyetler, cari gelirler (hasılat) ile karşılaştırılmakta, ancak paranın satın alma gücündeki değişmelerin, üretilen finansal bilgilere yansıtılması yetersiz kalmaktadır. İkame Maliyeti (Cari Maliyet) Muhasebesi’nde elde bulundurma kazançları finansal tablolardaki özel fiyat seviyesindeki değişmelerin etkilerini temsil etmelerine rağmen dönem içinde gerçekleşen paranın satın alma gücündeki değişmeleri göstermemektedir.</p>
<p><sup>1</sup>Gökçen, G.; Vergi Usul Kanunu Kapsamında Enflasyon Muhasebesi Uygulamaları, 2. Baskı, Beta Yayınevi, İstanbul, 2024, s.2.</p>
<p>2 Yüksel, A.:  Enflasyon Muhasebesi, Literatür Yayınları, No. 23, Aralık 1997, İstanbul, s. 235.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-muhasebesi-duzeltmesi-mi-yeniden-degerleme-mi-80618</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyon muhasebesi (düzeltmesi) mi, yeniden değerleme mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/spk-ilk-adimi-atti-sira-iceriden-mi-ogrendin-sorusunda-80630</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> SPK ilk adımı attı, sıra &#039;İçeriden mi öğrendin?&#039; sorusunda (!)</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçen hafta yayımlanan “SPK, ‘Uyanık’ Genel Müdür’e ‘Niye Sattın’ Diye Soracak mı?” başlıklı yazımda, hafta başında konkordato ilan eden Türk İlaç ve Serum Sanayi AŞ’de genel müdürün karardan yaklaşık bir ay önce elindeki tüm hisseleri sattığını aktarmıştım.</p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) bu kez elini çabuk tuttu ve şirketin genel müdürü Yunus Emre Battal hakkında ilk adımı attı. Kurul bültenindeki açıklamada, şirketin pay piyasasında gerçekleştirilen işlemlerde Sermaye Piyasası Kanunu’nun 104 veya 106’ncı maddelerindeki fiillerin işlendiğine dair makul şüphe bulunduğu belirtilerek, yatırımcıların hak ve menfaatlerinin korunması amacıyla Battal hakkında altı ay süreyle geçici işlem yasağı uygulanmasına karar verildiği duyuruldu.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a26540deb88d-1780896781.jpg" alt="" width="388" height="330" />
<figcaption><strong>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) bu kez elini çabuk tuttu ve şirketin genel müdürü Yunus Emre Battal hakkında ilk adımı attı.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Karara dayanak gösterilen 104 ve 106’ncı maddeler farklı ihlalleri düzenliyor. 104’üncü maddeye göre, makul bir ekonomik veya finansal gerekçeyle açıklanamayan, piyasanın güven, açıklık ve istikrar içinde işlemesini bozabilecek eylemler “piyasa bozucu eylem” sayılıyor ve idari para cezası uygulanıyor. SPK’nın kararı da öncelikle bu kapsamda bir inceleme yürütüldüğünü gösteriyor. 106’ncı madde ise piyasanın daha çok “içeriden öğrenenlerin ticareti” olarak bildiği bilgi suistimalini düzenliyor. Kamuya açıklanmamış, hisse fiyatını veya yatırımcı kararlarını etkileyebilecek nitelikteki bilgilere dayanarak işlem yapmak ve bundan menfaat sağlamak, sermaye piyasalarının en ağır ihlalleri arasında yer alıyor.</p>
<p>Buradaki kritik nokta şu: Genel müdür, şirketin yöneticisi olarak içsel bilgiye erişebilen kişiler arasında bulunuyor. Dolayısıyla şirketin mali durumunu doğrudan etkileyecek bir gelişmeden habersiz olduğunu ileri sürmek mümkün değil. Konkordato başvurusu gibi şirketin geleceğini ve hisse fiyatını etkileyebilecek bir süreçten kısa süre önce elindeki tüm hisseleri satmış olması da işlemi sıradan bir yatırım kararı olmaktan çıkarıyor. Bu nedenle SPK’nın yalnızca geçici işlem yasağıyla yetinmemesi gerekiyor. İnceleme sonucunda ciddi bir idari para cezası uygulanmalı, içeriden öğrenenlerin ticareti şüphesi yönünden de savcılığa suç duyurusunda bulunulmalı. Ancak o zaman yeni yönetimin piyasaya eski yönetimden farklı bir mesaj verdiğini söylemek mümkün olabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/spk-ilk-adimi-atti-sira-iceriden-mi-ogrendin-sorusunda-80630</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK ilk adımı attı, sıra &#039;İçeriden mi öğrendin?&#039; sorusunda (!) ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/guven-indirilemez-80617</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güven indirilemez</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>En kritik distribütörlük kararları, toplantı odalarında değil, fuar koridorlarında, kahve molalarında ya da OSS Lounge gibi temas noktalarında, karşılıklı hareket ve sabır gerektiren diyaloglarla şekilleniyor.</strong></p>
<p>Messe Frankfurt İcra Kurulu Üyesi Detlef Braun, Automechanika İstanbul’un 25’inci yıl galasında, dijital çağın en büyük ironilerinden birini endüstriyel gerçeklikle yüzleştirdi. “Dijital dünya işlemlerde mükemmel, ancak derin güven inşa etmekte berbat” diyen Braun, otomotiv satış sonrası sektörünün çeyrek asırlık B2B bağlantılarından neden vazgeçemediğinin de özünü ortaya koydu.</p>
<p>19-22 Mayıs’ta Tüyap’ta 41 ülkeden yaklaşık 1.400 katılımcıyı 40 bin metrekareyi aşan alanda buluşturan, yüzde 55 gibi Türkiye fuarcılık tarihindeki en yüksek uluslararası katılımcı oranına ulaşan organizasyon, tam da bu tezi sayılarla doğruladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a2645a26924f-1780893090.jpg" alt="" width="700" height="466" /><strong>Güven yavaş inşa ediliyor</strong></p>
<p>OSS, OİB ve TAYSAD’ın stratejik ortaklığında, 10 milyar dolarlık iş hacmi hedefiyle kapanan fuar, online B2B platformlarının, yapay zeka destekli eşleştirme algoritmalarının ve sanal showroom’ların yükselişine rağmen, fiziksel ağların yarattığı ticari ivmenin ikame edilemediğini gösterdi. Zira güven, Braun’un altını çizdiği gibi, yavaş inşa ediliyor; indirilemiyor, otomatikleştirilemiyor ve ekran başında kurulamıyor. En kritik distribütörlük kararları, toplantı odalarında değil, fuar koridorlarında, kahve molalarında ya da OSS Lounge gibi temas noktalarında, karşılıklı hareket ve sabır gerektiren diyaloglarla şekilleniyor.</p>
<p>Automechanika İstanbul’un küresel endüstriyel bağlanırlık altyapısına dönüştüğü, fuarın deneyim ekonomisiyle harmanlanan içeriğinde net okunuyor. ZF Aftermarket’in ileri seviye servis konsepti ZF[pro]Tech’in Türkiye lansmanını burada yapması, platformun stratejik ağırlığını tescil ederken; Innovation4Mobility by Bakırcı alanında elektrikli araç teknolojilerinin uygulamalı sergilenmesi, Detailing Arena’daki canlı PPF ve cam filmi atölyeleri, 3D Teknomarket’in eklemeli imalat bölgesi ve Hattat Holding’in yüzde yüz yerli elektrikli araçları, fuarın PowerPoint gerçekliğinden kopup sahaya inen yapısını ortaya koydu. Automechanika Academy oturumlarında ZF, Valeo, Mahle, Schaeffler yöneticilerinin mobilite ve sürdürülebilir dönüşümü tartıştığı konferanslar, sektörel bilginin anlık ve derinlikli transferini sağladı. Salon 10’daki 25. Yıl Tüneli ise, çeyrek asırlık sürekliliğin fotoğraflardaki somut hafızasıydı.</p>
<p>Braun’un “Gerçek iş birliği tek yönlü değildir; önce vermeyi, sonra almayı gerektirir” vurgusu, fuarın rakamsal başarısının ardındaki kültürel kodu açıklıyor. Polonya’dan ABD’ye, Çin’den Fas’a, Güney Kore’den Pakistan’a uzanan uluslararası pavilyonlar ve 100’den fazla ülkeye ihracat yapan Başbuğ Grubu gibi fuarla yaşıt başarı hikayeleri, burada kurulan ortaklıkların nesiller ve kıtalar arası büyüme yaratacak dayanıklılığa ulaştığını kanıtlıyor. OSS Derneği’nin 150’ye yakın üyesiyle yarattığı sektörel dayanışma, eleman.net iş birliğindeki Kariyer Alanı ve üniversite kulüplerinin projeleriyle beslenen Premium Event Area, fuarın ticaret kadar istihdam ve kuşaklar arası bilgi aktarımında da güven altyapısı görevi gördüğünü ortaya koydu.</p>
<p><strong>Automechanika İstanbul, artık </strong><strong>bir takvim alışkanlığı değil</strong></p>
<p>İstanbul, Braun’un ifadesiyle, “küreselleşme yönetim terimine dönüşmeden çok önce ticareti, değişimi ve bağlantıyı anlamış bir şehir” olarak, bu küresel ağın jeostratejik merkezi olmayı sürdürüyor. Dijital platformlar işlem maliyetlerini düşürüp hızı artırsa da, bir distribütörle göz göze pazarlık yapmanın, parçayı yerinde test etmenin, eğitimi canlı deneyimlemenin yarattığı duygusal ve fiziksel sermaye, 10 milyar dolarlık iş hacmini somutlaştıran asıl katalizör olmaya devam ediyor.</p>
<p>Automechanika İstanbul, artık bir takvim alışkanlığı değil; endüstrinin nefes alıp nabzını tuttuğu, güven ağlarının tazelendiği, dijitalin tamamlayamadığı boşluğu dolduran vazgeçilmez bir B2B ritüeli.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/guven-indirilemez-80617</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/7/1280x720/detlef-braun-1780893056.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Güven indirilemez ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tarihin-sonu-kimi-mutlu-etti-80615</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 07:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarihin sonu kimi mutlu etti?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bitmeyen finansal krizler, kurgusal gerekçelerle yapılan paylaşım savaşları ve sonunda gerçek demokrasiyi rafa kaldıran küresel eğilimler sonucunda muzaffer kapitalizmin insanlığı çok da mutlu etmediği kanaati yaygınlaşıyor.  Üstelik anti-kapitalist söylemler bizzat ABD’de güç kazanıyor.</strong></p>
<p>Yıl 1989. Francis Fukuyama, Berlin Duvarı'nın yıkılışı ve Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte insanlığın ideolojik evriminin nihai noktasına ulaştığını savunan bir yazı yayımladı.<strong><sup>1</sup></strong> Yazara göre liberal demokrasi; monarşi, faşizm veya komünizm gibi alternatiflerine karşı kesin bir zafer kazanmıştı. Terminolojisindeki "Tarihin Sonu" büyük ideolojik çatışmaların bittiğini, “savaşı” kapitalizmin kazandığını söylüyordu. "Son İnsan" ise, bu düzen içinde artık büyük davalar uğruna savaşmayan, sadece refah ve konforuna odaklanan yeni insan tipine işaret ediyordu.<strong><sup>2</sup></strong></p>
<p><strong>Kapitalizmin büyük dinamizmi </strong></p>
<p>Veriler, özellikle Çin ve Hindistan kaynaklı büyümenin etkisiyle küresel yoksulluğun ciddi biçimde azaldığını ve dünya ekonomisinin hızla büyüdüğünü gösteriyor.<strong><sup>3</sup></strong> Teknolojiye erişim arttı, yaşam standartları belirgin şekilde yükseldi. Kapitalizmin dinamizmi; bilimsel ilerlemeyi, sağlık hizmetlerini ve eğitim altyapısını da ileri taşıdı.</p>
<p><strong>Peki madalyonun öbür yüzü?</strong></p>
<p>Pastanın büyüdüğüne şüphe yok. Ama olması gerektiği kadar eşit dağıtılmadığı da açık. Elbette becerin ve yeteneğin kadar pay almalısın. Peki ama fırsat eşitliğinin olmadığı, güçlünün hukukunun egemen olduğu bir yapıda her şey olması gerektiği gibi mi yürüyor? Oxfam raporları, en zengin %1’lik kesimin son yıllarda yaratılan servetin neredeyse yarısını kontrol ettiğini gösteriyor.<strong><sup>4</sup></strong> En fenası ise; kapitalizmin doğanın içinden geçmiş olması. Hala da geçiyor.</p>
<p><strong>ABD’deki manzara: Bakmayın </strong><strong>uzaktaki davulun sesine</strong></p>
<p>Bitmeyen finansal krizler, kurgusal gerekçelerle yapılan paylaşım savaşları ve sonunda gerçek demokrasiyi rafa kaldıran küresel eğilimler sonucunda muzaffer kapitalizmin insanlığı çok da mutlu etmediği kanaati yaygınlaşıyor.</p>
<p>Üstelik anti-kapitalist söylemler bizzat ABD’de güç kazanıyor. Nasıl kazanmasın? Tüm zenginliğine rağmen ABD’deki düzen, özünde “kovboy” tarzı bir kapitalizmden ibaret. Bir dönem yaşama fırsatı da bulduğum bu ülkenin görünmeyen yüzünde; uçurum seviyesine varan gelir/servet eşitsizliği, güvencesiz bir emek piyasası, dar gelirliyi canından edebilecek sağlık sistemi, insanların açık-örtük biçimde ayrıştırılması ve zayıf sosyal haklar öne çıkıyor. Buna, dönemsel emperyal müdahalelerin yarattığı maliyetler de eklendiğinde, geniş kesimlerin giderek yoksullaştığı bir yapının varlığını siyasi körler hariç herhalde herkes kavramıştır. Bakmayın davulun uzaktan gelen sesine, tokmağın garibin kafasına kafasına vurulduğu bir düzen bu.</p>
<p><strong>Küresel tükenmişlik hissi</strong></p>
<p>Asıl soru şu: Liberal demokrasi ve kapitalizm ideolojik üstünlüğü ele geçirdikten sonra insanlığa ne kazandırdı? Daha az kriz, daha az belirsizlik mi? Yoksa sadece farklı biçimlerde yeniden üretilen eşitsizlikler mi? Sermaye-emek dengesinde emek lehine kalıcı bir iyileşmeyi dünyanın her yerinde görmek zor. Geniş kitleler için tablo, artan bir tükenmişlik hissine işaret ediyor. İstanbul, Mumbai, Jakarta, Londra ya da Paris’in çeperlerinde benzer hikâyelerin tekrarlanması tesadüf değil.</p>
<p><strong>Enseyi karartmayalım</strong></p>
<p>“Tarihin sonu” iddiası bugün çatışmaların bittiğini değil, aslında biçim değiştirdiğini ifade ediyor. “Son insan” ise belli bir refah içinde ama anlam arayışını yitirmiş bir figüre dönüştü. Bugün mesele, sistemi kutsamak ya da toptan reddetmek değil; insanı bu defa merkeze alan, eşitsizliği sınırlayan ve doğayla uyumlu bir denge kurabilmek. Aksi halde sadece daha sofistike krizlerin başlangıcına tanıklık edeceğiz.</p>
<p>[1] https://www.democraziapura.it/wp-content/uploads/2015/01/1992-Fukuyama.pdf</p>
<p>2 Fukuyama, F. (1989). The end of history?. <em>The national interest</em>, (16), 3-18.</p>
<p>3 https://www.worldbank.org/en/publication/wdr2025</p>
<p>4 https://www.oxfam.org/en/research/takers-not-makers-unjust-poverty-and-unearned-wealth-colonialism</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tarihin-sonu-kimi-mutlu-etti-80615</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarihin sonu kimi mutlu etti? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunyanin-merkezi-neresi-orta-dogu-uzak-dogu-ve-kuresel-gucun-zihinsel-haritalari-80614</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 07:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünyanın merkezi neresi? Orta Doğu, Uzak Doğu ve küresel gücün zihinsel haritaları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Merkez kendisini yön olarak tanımlamaz; yönleri tanımlayan merkez olur. Bu nedenle New York’a veya Londra’ya hiçbir zaman “Uzak Batı” denmedi. Çünkü Batı, uluslararası sistemin referans noktası hâline geldi. Geri kalan dünya ise bu merkeze göre konumlandırıldı.</strong></p>
<p>Gündelik hayatımızda kullandığımız son derece doğal görünen “Orta Doğu”, “Yakın Doğu” ve “Uzak Doğu” kavramları aslında yalnızca coğrafi tanımlar değil. Bu kavramlar, modern dünya sisteminin nasıl kurulduğunu, küresel gücün hangi merkezden tanımlandığını ve uluslararası siyasetin hangi zihinsel haritalar üzerinden şekillendiğini gösteren güçlü politik ifadeler. Başka bir deyişle mesele yalnızca yön meselesi değil; dünyanın kim tarafından adlandırıldığı meselesi.</p>
<p>“Yakın Doğu”, “Orta Doğu” ve “Uzak Doğu” terminolojisinin kökeni büyük ölçüde 19. yüzyıl Britanya İmparatorluğu’nun jeopolitik tahayyülüne dayanır. Londra merkez kabul edildiğinde Osmanlı coğrafyası “Yakın Doğu” (Near East), İran ve Arap coğrafyası “Orta Doğu” (Middle East), Çin ve Japonya ise “Uzak Doğu” (Far East) olarak tanımlanıyordu. Buradaki “doğu”, dünyanın doğusu değil; Avrupa’nın doğusuydu. Dolayısıyla bu kavramların referans noktası evrensel değil, açık biçimde Avrupa merkezliydi.</p>
<p>Aslında bugün “Orta Doğu” dediğimiz bölge dünyanın ortası değildi; Avrupa ile Britanya İmparatorluğu’nun en değerli kolonisi olan Hindistan arasındaki “orta bölge”ydi. Bu manada, kavramın kendisi bile imparatorluk lojistiğinin ürünü diyebiliriz.</p>
<p><strong>İmparatorlukların ticaret haritası</strong></p>
<p>Bu terminolojinin ortaya çıkışı yalnızca kültürel bir üstünlük hissinin sonucu değildi; aynı zamanda küresel ticaret yolları ve askerî stratejilerin zorunlu bir sonucuydu.</p>
<p>19. yüzyılda Britanya İmparatorluğu dünya ekonomisinin merkezindeydi. Sanayi Devrimi’ni gerçekleştiren Britanya için Hindistan yalnızca bir sömürge değil; küresel ekonomik sistemin kalbiydi. Süveyş Kanalı’nın 1869’da açılmasıyla birlikte Akdeniz-Kızıldeniz-Hint Okyanusu hattı dünya ticaretinin en kritik arterlerinden biri hâline geldi.</p>
<p>Bugün bile dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 12’si Süveyş Kanalı üzerinden gerçekleşiyor. Küresel konteyner taşımacılığının yaklaşık üçte biri bu hattı kullanıyor. Avrupa’nın enerji ithalatının önemli kısmı da hâlen bu güzergâhtan geçiyor. Dolayısıyla Osmanlı coğrafyası ve Arap yarımadası, Britanya açısından yalnızca “doğuda bir bölge” değil; imparatorluğun ekonomik güvenliği için kritik ara koridorlardı.</p>
<p>“Orta Doğu” kavramının yükselişi de tam olarak bu stratejik bakışın sonucuydu. Yani kavram, coğrafyadan çok küresel ticaretin ve imparatorluk güvenliğinin diliydi.</p>
<p><strong>Coğrafya Değil, Güç İlişkisi</strong></p>
<p>Uluslararası ilişkilerde kullanılan kavramlar çoğu zaman yalnızca fiziksel alanları tanımlamaz; aynı zamanda o bölgelerin dünya sistemi içindeki işlevini de ima eder.</p>
<p>Örneğin “Orta Doğu” denildiğinde çoğu insanın zihninde petrol ve doğal gaz, enerji koridorları, mezhep çatışmaları, güvenlik krizleri, büyük güç rekabeti canlanır.</p>
<p>“Uzak Doğu” ise uzun yıllar boyunca Batı dünyasının zihninde egzotik ticaret merkezleri, ucuz iş gücü, ihracat ekonomileri, yükselen Asya sanayisi ile özdeşleşti.</p>
<p>Yani bu kavramlar yalnızca yön tarif etmez; aynı zamanda bölgelerin küresel sistem içindeki rollerine dair zihinsel kategoriler üretir. Bu nedenle söz konusu terminoloji aynı zamanda bir “epistemik güç” örneğidir. Dünyayı adlandırma gücü, onu tanımlama ve kademelendirme gücüdür.</p>
<p><strong>Neden “Yakın Batı” yok?</strong></p>
<p>Belki de en dikkat çekici soru şudur:</p>
<p>Neden “Yakın Batı”, “Orta Batı” veya “Uzak Batı” gibi kavramlar kullanılmıyor?</p>
<p>Çünkü modern dünya sistemi büyük ölçüde Atlantik merkezli kuruldu. Avrupa ve daha sonra ABD, küresel ekonominin, finansın, deniz ticaretinin ve uluslararası hukukun merkezine yerleştiği için “Batı” kendisini yönlerden biri değil, sistemin merkezi olarak konumlandırdı.</p>
<p>Merkez kendisini yön olarak tanımlamaz; yönleri tanımlayan merkez olur.</p>
<p>Bu nedenle New York’a veya Londra’ya hiçbir zaman “Uzak Batı” denmedi. Çünkü Batı, uluslararası sistemin referans noktası hâline geldi. Geri kalan dünya ise bu merkeze göre konumlandırıldı.</p>
<p>Aslında bu durum küresel ekonomi politiğin tarihsel gelişimiyle doğrudan bağlantılı. 19. yüzyılda dünya ticaretinin büyük kısmı Avrupa merkezliydi. Londra küresel finansın merkeziydi. Sterlin uluslararası rezerv paraydı. Deniz yolları Britanya donanması tarafından korunuyordu.</p>
<p>20. yüzyılda bu merkez Washington-New York eksenine kaydı. Dolar küresel ticaretin temel rezerv parası hâline geldi. Bugün dünya döviz rezervlerinin yaklaşık yüzde 58’i hâlen dolar cinsinden tutuluyor. SWIFT sisteminden IMF’ye kadar küresel finans mimarisi büyük ölçüde Atlantik merkezli yapılar tarafından şekillendiriliyor.</p>
<p>Dolayısıyla “doğu” ve “batı” yalnızca coğrafi yönler değil; küresel güç ilişkilerinin de dili.</p>
<p><strong>Merkez değişirse harita da değişir</strong></p>
<p>Oysa merkez değiştiğinde yönler de değişir.</p>
<p>Pekin merkezli bir dünya tahayyülünde Avrupa rahatlıkla “uzak batı” olarak görülebilir. Nitekim Çin tarihinde buna benzer yaklaşımlar vardır. Antik Çin kaynaklarında Orta Asya ve Avrupa için “Batı Bölgeleri” anlamına gelen ifadeler kullanılmıştır. Çin’in kendisini “Zhongguo” yani “Orta Krallık” olarak adlandırması bile dünyanın merkezine kendisini yerleştiren bir zihinsel haritadır.</p>
<p>Benzer şekilde Osmanlı merkezli bir dünya tasavvurunda: Balkanlar “yakın batı”, İran “yakın doğu”, Hindistan “uzak doğu”, Fas ise “uzak batı” olarak tanımlanabilirdi.</p>
<p>Eğer küresel sistem Endonezya merkezli gelişseydi, Japonya “kuzeydoğu”, Türkiye “uzak batı”, Amerika ise “aşırı doğu” gibi kavramlarla anılabilirdi.</p>
<p>Çünkü yönlerin fiziksel gerçekliği sabit olsa da hangi yönün merkeze göre tarif edildiği bütünüyle siyasidir.</p>
<p><strong>Küresel ekonominin merkezi değişiyor mu?</strong></p>
<p>Bugün asıl ilginç olan nokta, küresel ekonomik ağırlığın giderek Atlantik’ten Pasifik’e kaymasına rağmen zihinsel haritaların hâlâ büyük ölçüde Batı merkezli kalması.</p>
<p>Dünya Bankası ve IMF verilerine göre küresel büyümenin yaklaşık yüzde 60’ı artık Asya’dan geliyor. Çin dünyanın en büyük üretim ekonomisi hâline gelmiş durumda. Dünya ticaretinin merkezlerinden biri giderek Hint-Pasifik eksenine kayıyor.</p>
<p>Bugün: dünyanın en büyük limanlarının çoğu Asya’da, küresel konteyner taşımacılığının merkezi Çin çevresinde, yarı iletken üretiminin kalbi Tayvan ve Güney Kore’de, batarya üretiminin büyük kısmı Çin’de, enerji ticaretinin önemli koridorları Hint-Pasifik’te bulunuyor.</p>
<p>Buna rağmen uluslararası medya, diplomasi dili ve akademik terminoloji hâlen büyük ölçüde Avrupa-Amerika ekseninin kavramlarını kullanmayı sürdürüyor.</p>
<p>Bu nedenle New York’a “uzak batı” denmemesi yalnızca dil alışkanlığı değil; Batı’nın hâlâ “merkez”, geri kalan dünyanın ise “yön” olarak kodlanmasının sonucu.</p>
<p><strong>Dijital çağda mesafelerin anlamsızlaşması</strong></p>
<p>Üstelik modern ulaşım ve dijitalleşme bu kavramların fiziksel anlamını giderek daha fazla aşındırıyor.</p>
<p>İstanbul’dan Pekin’e uçuş süresi ile New York’a uçuş süresi arasında dramatik fark yok. Veri akışlarının gerçekleşme süresi ise milisaniyelerle ölçülüyor. Dijital ekonomi çağında fiziksel mesafeler küçülürken, zihinsel mesafeler yaşamaya devam ediyor.</p>
<p>Bu nedenle “Orta Doğu”, “Yakın Doğu” ve “Uzak Doğu” gibi kavramları yalnızca coğrafi terimler olarak değil; belirli bir tarihsel dönemin güç ilişkilerini yansıtan politik kavramlar olarak okumak gerekiyor. Çünkü onlar dünyanın nasıl olduğunu değil, kim tarafından nasıl görüldüğünü anlatıyor.</p>
<p>Belki de artık sorulması gereken asıl soru şu:</p>
<p>Dünya gerçekten doğu ve batıdan mı oluşuyor, yoksa biz hâlâ eski imparatorlukların çizdiği zihinsel haritalarda mı yaşamaya devam ediyoruz?</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunyanin-merkezi-neresi-orta-dogu-uzak-dogu-ve-kuresel-gucun-zihinsel-haritalari-80614</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/4/1280x720/54-1780897312.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünyanın merkezi neresi? Ortadoğu, Uzak Doğu ve küresel gücün zihinsel haritaları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyeden-cik-spacexe-gir-80613</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 07:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’den çık SpaceX’e gir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’de dolar bazında iyi getiri sağlayan bazı yabancı kurumların son günlerde pozisyonlarını kapatması bir kâr realizasyonu olarak değerlendirilebilir. Öte yandan Elon Musk’ın şirketi SpaceX’in cuma günkü halka arzı da küresel ölçekte nakit ihtiyacı doğurarak finansal varlıklarda satış baskısı yaratıyor.</p>
<p>SpaceX, mevcut finansal gerçeklere göre oldukça yüksek bir fiyatlamayla geliyor. Şirketin geçen yılki cirosunun neredeyse yüz katı bir değerlemeyle borsaya adım atması, klasik finans matematiğiyle açıklanabilecek bir durum değil. Şirkete en başta ortak olanlar bugüne kadar müthiş kazançlar elde ettiler. Bu yatırımcılar, halka arz sonrasında doğal olarak kâr elde etmek isteyebilirler. Normalde uygulanan hisse satmama zorunluluğu, bu ilk etap yatırımcılar için esnek tutulmuş. Dolayısıyla ilk günlerdeki coşkunun ardından hissede satışlar da yaşanabilir.</p>
<p>Madalyonun diğer yüzündeyse gerçekleşmesi çok uzun sürecek ama dünyayı değiştirebilecek bir altyapı projesi var. Trilyonlarca dolar akıtılan veri merkezleri enerji kıtlığı ve yüksek soğutma maliyetleriyle boğuşurken, SpaceX bu dar boğazı uzayda kesintisiz güneş enerjisiyle çözmeyi vadediyor. Roket teknolojisinde mutlak liderliğe dayanan ve dışa bağımlılığı olmayan bu yapı başarıya ulaşırsa, insanlık tarihinin en büyük teknolojik devrimi gerçekleşebilir. İşte bu ihtimal, bugün çok pahalı gözüken bu şirketi gelecekte muazzam derecede cazip bir yatırım fırsatına dönüştürebilir. Musk’ın sicili ortada. Ona karşı bahis oynamak akıl kârı değil. Uzun vadede kazanan yine o olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyeden-cik-spacexe-gir-80613</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’den çık SpaceX’e gir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-varliklarinda-firsat-penceresi-80612</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 07:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye varlıklarında fırsat penceresi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsa İstanbul saat farkı nedeniyle küresel satış dalgasını az hasarla atlattı. Beklentilerden yüksek gelen Mayıs enflasyonu sonrası bankalar ve gayrimenkul yatırım ortaklıklarında sert satışa rağmen endeks %1 civarında kayıpla Cuma gününü bitirdi. Rafineri ve savunma hisselerindeki alışlar endeksin tutunmasını sağladı. </strong></p>
<p>Beklentilerden yüksek ABD tarım dışı istihdam verisi sonrası hisse senedi ve tahvil piyasalarında sert satış ve dolarda güçlenme ile haftaya başlıyoruz.  Emek piyasasının güçlü olduğunu gösteren veri, Fed’in faiz artırmak zorunda kalacağı beklentisini güçlendirerek,  ABD 2 yıllık tahvil getirisinin 10 baz puan artış ile %4,15’e yükselmesine sebep oldu. ABD’nin arka bahçesi Brezilya ve Meksika, satış dalgasından payına düşeni aldı. </p>
<p>Normal şartlar altında, hisse senedi piyasası pozitif istihdam sürprizini sever, güçlü veriye güçlü tepki verir. Ama bu kez tarih kendini tekrarlamıyor. Enerji şokuna rağmen istihdam piyasasının güçlü kalmasının Fed’i faiz artırmaya zorlayacağına inanan piyasalarda veri sonrası sert bir satış dalgası görüyoruz. Yüksek montanlı halka arzlar ve pahalı değerlemeler dalga boyunu artmasına neden oluyor. Teknoloji ağırlıklı Nasdaq %5’e yakın aşağıda.   </p>
<p>Son dönemin yıldızı yarı iletkenler %10’a yakın düşüş ile satış dalgasında başı çekiyor. Muhteşem yedi hisseleri Nvidia ve Tesla %6’nın üzerinde kayıpla satış dalgasına katılıyor. Altın madenleri, demir-çelik, otomotiv satış dalgasında en çok dayak yiyen sektörler. Gıda, gayrimenkul, enerji dağıtım, sağlık pozitif ayrışan az sayıda sektörler arasında yer alıyor.</p>
<p>Borsa İstanbul saat farkı nedeniyle küresel satış dalgasını az hasarla atlattı. Beklentilerden yüksek gelen Mayıs enflasyonu sonrası bankalar ve gayrimenkul yatırım ortaklıklarında sert satışa rağmen endeks %1 civarında kayıpla Cuma gününü bitirdi. Rafineri ve savunma hisselerindeki alışlar endeksin tutunmasını sağladı. </p>
<p>Türkiye varlıklarında satış baskısı muhtemelen bu hafta da devam edecek. Güçlü dolar, yükselen tahvil getirileri, gelişmekte olan piyasalardan çıkış Türkiye risk priminin ve getirilerin artmasına neden olacak, Türkiye tahvillerinde ve Borsa İstanbul’da baskıyı artıracak. </p>
<p><strong>Hizmet enflasyonunda </strong><strong>kademeli iniş görülüyor</strong></p>
<p>Enflasyon verisi sonrası tahminlerimizde bir değişiklik yapmadık. 2026 enflasyon tahminimizi %29 olarak koruyoruz. Mayıs ayı enflasyonunda yukarı yönlü sapma ağırlıklı olarak giyim ve ayakkabı ağırlıklı. Bu kalemleri dışlayan temel mal enflasyonunda çok rahatsız edici bir hareket yok. Hizmet enflasyonu yüksek seyretse de, kademeli bir iniş görülüyor. </p>
<p><strong>Sene sonunda politika </strong><strong>faizi beklentimiz %34</strong></p>
<p>Merkez Bankası’nın enerji şokunun ikinci etkilerini görmek için Haziran toplantısını pas geçmesini, bekliyoruz. Enerji fiyatlarında gerileme ve destekleyici gıda enflasyonu ile Haziran enflasyonunun %1 civarı gelerek enflasyon programını desteklemesini bekliyoruz. </p>
<p>Merkez Bankası önümüzdeki aylarda enflasyon gerçekleşmeleri ve beklentilerdeki iyileşmeye Temmuz, Ağustos aylarında fonlama faizini politika faizine çekerek cevap verecek. Eylül toplantısından itibaren faiz indirim döngüsünü 100 baz puanlık adımla başlatacak. Sene sonunda politika faizinin %34 seviyesine inmesini bekliyoruz.  </p>
<p>Küresel ve dahili şoklarla Türkiye tahvil getirilerinde yükseliş, banka hisselerinde satış bir fırsat penceresi yarattı. Ortadoğu’da barış, petrol fiyatlarında gerileme, desenflasyon programının başarısı bu fırsat penceresinin kapanmasını sağlayacak temel dinamikler. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-varliklarinda-firsat-penceresi-80612</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye varlıklarında fırsat penceresi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayinin-hali-pur-melali-80611</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 07:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayinin hali pür melali</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sorunumuz sektörün önceki yıla göre daralması değil; son 4-5 yılda büyümüyor olması. Sanayi son 4-5 yıldır yerinde sayıyor olsa da, hizmetler tarafında canlı bir büyüme var. Bu nedenle, imalat sanayinin ekonomideki payı geriliyor. Geçen hafta açıklanan ilk çeyrek verilerine göre yüzde 14,9’a inmiş durumda.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz gün açıklanan büyüme verilerine, sanayi sektörleri üzerinde, üç farklı gösterge ile bakalım.</p>
<p>İlk çeyrekte sanayimiz reel olarak binde 8 daraldı.  Bunun yüzde 90’dan fazlasını oluşturan imalat sanayi ise yüzde 1,4 küçüldü. Ekonomik iklim ve öncü göstergeler dikkate alındığında, sürpriz bir sonuç değil.</p>
<p><strong>Bu yıl imalat sanayinde yaratılan </strong><strong>değer son 3 yılın altında</strong></p>
<p>Sorunumuz sektörün önceki yıla göre daralması değil; son 4-5 yılda büyümüyor olması. TÜİK verileri ile hazırlanan alttaki grafik, imalat sanayi zincirlenmiş hacim endeksinin 2022’den bugüne ilk çeyrekler itibarı ile aldığı değerleri gösteriyor ve diyor ki; 2026’da imalat sanayinde yaratılan değer, 2023, 2024 ve 2025’in altında, 2022’nin ise sadece yüzde 2 üzerinde.</p>
<p>Sanayi son 4-5 yıldır yerinde sayıyor olsa da, hizmetler tarafında canlı bir büyüme var. Bu nedenle, imalat sanayinin ekonomideki payı geriliyor. Geçen hafta açıklanan ilk çeyrek verilerine göre yüzde 14,9’a inmiş durumda.</p>
<p><strong>Sanayide rekabet gücümüz </strong><strong>erozyona uğruyor</strong></p>
<p>Bu, şimdiye kadar görülen en düşük pay olması açısından kritik. Ayrıca, muadilimiz olan ya da kendimize rakip gördüğümüz ülkeler ile kıyaslandığında zayıf bir düzey. <strong>Alttaki tablo</strong> 2024 yılında bazı ülke ekonomilerinde imalat sanayinin payını gösteriyor. O dönemde Türkiye için oran yüzde 16,8’di. Dediğim gibi bu yılın ilk 3 ayında yüzde 14,9’a indi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a264dfb57fc3-1780895227.png" alt="" width="655" height="640" /></p>
<p>Sanayide rekabet gücümüz erozyona uğruyor. Hem iç piyasada, hem de ihracatta rakip ülkelere karşı pazar kaybediyoruz. Elbette, önümüzdeki dönemde bu süreci geride bırakıp, yeniden sanayiye dayalı güçlü bir büyüme evresine geçeceğiz. Ancak, aldığımız yaralar hemen silinmeyecek.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayinin-hali-pur-melali-80611</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/1/1280x720/sanayi-fabrika-1772706619.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayinin hali pür melali ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ulkelerin-kirilma-noktasi-siyaset-servet-ve-aile-imparatorluklari-80610</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 07:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ülkelerin kırılma noktası; siyaset, servet ve &#039;aile imparatorlukları&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kushner’in hem yabancı devlet fonlarından milyarlarca dolar alıp hem de Başkan Trump’ın görevlendirmesiyle, o ülkelerle ilgili diplomatik süreçlerde etkili olması büyük tartışma konusu.  Bugünlerde sadece Kushner değil, Trump ailesinin tümünün attığı mali adımlar, yatırımlar, borsadaki hareketleri mercek altında.</strong></p>
<p>Arnavutluk son bir haftadır ayakta; başkent Tiran başta olmak üzere birçok kentte binlerce kişi sokaklarda.</p>
<p>Arnavutluk’ta göstericilerin öfkelerinin merkezinde ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’in Arnavutluk kıyılarında hayata geçirmek istediği milyarlarca dolarlık turizm projesi bulunuyor. Proje, Arnavutluk’ta kıyı kesimindeki kamusal alanları kapsıyor. Göstericiler, siyasal nüfuz kullanılarak kendi doğal miraslarının uluslararası sermayeye açılmasını protesto ediyorlar.</p>
<p>Protestolara konu olan iddialar çok ciddi: Başbakan Edi Rama hükümetinin Arnavutluk’ta koruma altındaki kıyı bölgeleriyle ilgili mevzuatı değiştirdiği, çevresel koruma statülerinin yatırım projelerine göre yeniden düzenlendiği ve bazı hassas ekosistemlerin tehdit altında olduğu öne sürülüyor. Muhalefet ise bunun yalnızca bir yatırım hikâyesi değil, siyasi güç ile ekonomik çıkarın iç içe geçtiği yeni bir düzenin sembolü olduğunu savunuyor.</p>
<p>Aslında Arnavutluk’ta yaşananlar, son yıllarda Batı demokrasilerinde giderek daha görünür hale gelen daha büyük bir tartışmanın parçası.</p>
<p><strong>Trump ailesi eleştirilerin odağında</strong></p>
<p>Arnavutluk’ta protestolara neden olan Trump’ın damadı Kushner’in “tatil köyü” projesi sadece buzdağının görünen ucu gibi.</p>
<p>ABD Kongresi’ndeki Demokrat vekil ve senatörler, Kushner hakkında resmi bir soruşturma başlatmanın eşiğinde. Üstelik bu soruşturmanın konusu Arnavutluk da değil, Ortadoğu.</p>
<p>Jared Kushner’in yatırım şirketi Affinity Partners’ın milyarlarca dolarlık sermayesinin önemli bölümünün Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkelerinden geldiği biliniyor. Aynı dönemde Kushner’in Ortadoğu dosyalarında etkili bir aktör olmaya devam etmesi ise Washington’da, özellikle Kongre’deki Demokrat kesimde ciddi soru işaretleri yaratıyor. Kushner’in hem yabancı devlet fonlarından milyarlarca dolar alıp hem de Başkan Trump’ın görevlendirmesiyle, o ülkelerle ilgili diplomatik süreçlerde etkili olması büyük tartışma konusu.</p>
<p>Bugünlerde sadece Kushner değil, Trump ailesinin tümünün attığı mali adımlar, yatırımlar, borsadaki hareketleri mercek altında.</p>
<p>Donald Trump Jr.’ın savunma sektöründeki yatırımları ve Pentagon ile iş yapan şirketlerle bağlantıları, Eric Trump’ın teknoloji ve savunma alanındaki girişimleri, Trump ailesinin kripto para ve gayrimenkul yatırımları da Amerikan medyasının ve Washington’daki muhalif çevrelerin sürekli gündemde tuttukları soru işaretleriyle irdeleniyor.</p>
<p><strong>Bir önceki dönem de Biden’ın </strong><strong>oğlu mercek altındaydı</strong></p>
<p>İlginç olan ise güç istismarı iddialarının bugün Trump ailesine yöneltiliyor olmasına rağmen, benzer suçlamaların birkaç yıl önce Biden ailesine yöneltilmiş olması.</p>
<p>Joe Biden’ın başkanlığı döneminde oğlu Hunter Biden neredeyse tek başına bir siyasi gündem maddesine dönüşmüştü. Ukraynalı enerji şirketi Burisma’daki görevi, Çin bağlantıları, yurtdışı iş ilişkileri ve dizüstü bilgisayarı hakkındaki iddialar yıllarca Amerikan siyasetinin merkezinde yer aldı. Cumhuriyetçiler, Hunter Biden’ın iş ilişkilerinin babasının siyasi konumundan faydalanıp faydalanmadığını sorguladı. Demokratlar ise herhangi bir suçun kanıtlanamadığını savundu. Ancak tartışma hiç bitmedi.</p>
<p>Bugün ise ilginç bir tablo ortaya çıkmış durumda, çünkü bu kez Hunter Biden yaptığı sosyal medya paylaşımları ile Trump ailesini hedef almaya başladı.</p>
<p>Paylaşımlarında kendi Ukrayna bağlantılarının, sanat eserlerinin, mali ilişkilerinin ve kişisel hayatının yıllarca medya tarafından didik didik edildiğini hatırlatan Hunter Biden, buna karşılık Jared Kushner’in Körfez sermayesinden milyarlarca dolar toplamasının, Arnavutluk’taki tartışmalı projelerinin ve Trump ailesinin uluslararası ticari faaliyetlerinin aynı ölçüde sorgulanmadığını savunuyor.</p>
<p><strong>Tüm dünyada aynı </strong><strong>sorun; güç yozlaşması</strong></p>
<p>Aslında burada mesele Trump ya da Biden değil; Hatta ABD de değil. Sorun çok daha büyük. İster demokrasi olsun, ister güçlü tek adam rejimi, günümüzde pek çok ülkede giderek güçlenen bir eğilim var.</p>
<p>Siyasi iktidar ile ekonomik güç arasındaki mesafe daralıyor. Aile üyeleri, danışmanlar, yakın çevreler ve siyasi ağlar devlet gücüne erişim sayesinde büyük ekonomik avantajlar elde edebiliyor. Sonrasında bu ekonomik güç yeniden siyasi nüfuzu besliyor ve bir tür kapalı döngü oluşuyor.</p>
<p>İtalya’da ilk Berlusconi’nin Başbakanlığı dönemine görünür olan bu trend, Rusya’da Putin çevresinde oluşan ekonomik yapılardan, Çin’de Devlet Başkanı Şi’nin ordunun tepe yönetimini değiştirme hamlelerine kadar birçok örnekte hep aynı modeli gösteriyor: Güç servet yaratıyor, servet gücü koruyor.</p>
<p>Nitekim bugün Macaristan’da da Orban sonrası döneme ilişkin tartışmaların merkezinde yalnızca siyasi iktidarın el değiştirmesi üzerinde durulmuyor.  Asıl tartışma, Orban’ın Başbakan olduğu son onbeş yılda devlet ihalelerinden medya sektörüne, enerji yatırımlarından bankacılık sistemine kadar uzanan geniş bir ekonomik ağın nasıl şekillendiği ve olası bir iktidar değişiminde bu yapının nasıl dönüştürüleceği üzerine yoğunlaşıyor. Muhalefet çevreleri, siyasi iktidarın çevresinde oluşan ekonomik seçkinlerin ülkenin karar alma mekanizmaları üzerinde kalıcı bir etki yarattığını savunurken, Orban yanlıları ise bunun güçlü bir ulusal sermaye sınıfının ortaya çıkması anlamına geldiğini öne sürüyor.</p>
<p>Ancak hangi görüş benimsenirse benimsensin, Macaristan örneği de siyasal güç ile ekonomik çıkar arasındaki ilişkinin günümüz demokrasilerindeki en önemli tartışma başlıklarından biri haline geldiğini gösteriyor.</p>
<p><strong>Siyaset yatırım aracı mı oldu?</strong></p>
<p>Bugün Arnavutluk’taki protestoların küresel yankı uyandırmasının nedeni de bu; çünkü Arnavutlar çıktıkları sokak protestolarında yalnızca bir kıyı şeridini ya da bir doğal yaşam alanını savunmuyorlar. Aslında savunmaya çalıştıkları şey, siyasetin tamamen bir yatırım aracına dönüşmediği bir düzen.</p>
<p>Demokratik sistemlerin önündeki en büyük sınav da tam burada başlıyor. Sandıkların kurulması artık tek başına yeterli değil. Asıl mesele, seçilmişlerin çevresinde oluşan aile ve çıkar ağlarının ne kadar denetlenebildikleri.</p>
<p>Demokrasiler bazen darbelerle yıkılmaz. Yavaş yavaş, sessizce ve “hukuka uygun görünen” işlemlerle aşınır ve çoğu zaman bu aşınma, siyasi güç ile ekonomik çıkar arasındaki sınır ortadan kalktığında başlar.</p>
<p>Bu süreçte Trump’ın damadı Kushner gibi isimlerin diplomatik temaslarda oynadığı rol ise çıkar çatışması tartışmalarını daha da görünür hale getiriyor.</p>
<p>Tiran sokaklarında dile getirilen öfke, Washington’da Kongre koridorlarında sorulan sorularla aynı noktada birleşiyor: Devlet yönetimi ile özel servet birikimi arasındaki çizgi nerede başlıyor, nerede bitiyor?</p>
<p>Trump ailesine yönelik eleştiriler haklı ya da haksız olabilir. Soruşturmaların sonucunu zaman gösterecek. Ancak bugün görünen gerçek şu:</p>
<p>Arnavutluk kıyılarından Washington’a, Körfez sermayesinden Ortadoğu diplomasisine uzanan geniş bir ağ içerisinde artık yalnızca yatırım projeleri değil, demokrasilerin şeffaflığı ve siyasi sistemlerin dayanıklılığı da tartışılıyor.</p>
<p>Ve bu tartışma, önümüzdeki dönemde, özellikle de kasım ayında ABD Kongresi için yapılacak ara seçimlerden sonra Trump yönetiminin karşı karşıya kalacağı en büyük siyasi sınavlardan biri olmaya aday görünüyor.</p>
<p>Sadece ABD’nin değil, tüm dünyanın, elbette Türkiye’nin de demokrasi ile güç zehirlenmesi arasındaki bağı tartışmasının zamanı geldi de geçiyor aslında...</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Türkiye’de durum ne?</strong></span></p>
<p>Türkiye de tartışmalardan azade değil elbette. Ana muhalefetteki CHP’nin belediye başkanları “yolsuzluk” gerekçesiyle birer- ikişer görevden alınırken, iktidar cephesine mensup siyasetçiler hakkındaki yolsuzluk ya da görevi kötüye kullanma iddialarına ilişkin haberlerin mahkeme kararlarıyla silinip, yok edilmesine giderek daha fazla tanık oluyoruz. Son örnek Schengen vizesine ilişkin dosya haberler. Türkiye’de muhalefetin yolsuzluğuna ilişkin iddiaları gündeme taşıyan gazeteciler teşvik edilirken, iktidara yakın kişi ve kurumlar hakkındaki iddiaları araştıran gazeteciler, sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. Son olarak Alican Uludağ ve İsmail Arı’nın yaşadıkları tam olarak da bunun örnekleri.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ulkelerin-kirilma-noktasi-siyaset-servet-ve-aile-imparatorluklari-80610</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/0/1280x720/76-1780892393.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ülkelerin kırılma noktası; siyaset, servet ve &#039;aile imparatorlukları&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gelecegin-altin-gencleri-yetisiyor-80609</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 07:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Geleceğin altın gençleri yetişiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ahmet Ahlatcı; Çorum’u kuyumculuk ihracat merkezi yapma hedefi için altın gençler yetiştiriyor. Kolay mı? Elbette değil. Ama mümkün. Hedefi; 4 yılda 1000 kuyumcu genci üretime katmak.</strong></p>
<p><strong>Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi</strong> için <strong>Çorum</strong>’dayız. <strong>ORKASİFED</strong> (Orta Karadeniz Sanayi ve İş Dünyası Federasyonu) etkinliğinde <strong>Ahlatcı Holding</strong> Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Ahmet Ahlatcı</strong> ileyiz. Kendisi altın rafinerisiyle Türkiye gündeminde ve <strong>Çorum’a değer katacak</strong> bir uğraş içinde; <strong>geleceğin altın gençleri</strong>…</p>
<p>“<em>Her yıl 250 genci, seçerek alıyorum ve altın işleme sanatını öğretiyorum. Hedefim 4 yılda 1000 altın genç yetiştirmek</em>…” Peki, bunu neden yapıyor? “<em>Çorum’u kuyumculuğun ihraç merkezi yapacağım</em>.” İddialı bir hedef… Başladı bile.  <strong>Ahlatcı Kuyumculuk Meslek Lisesi</strong>, iş garantisiyle gençleri halen eğitiyor.</p>
<p><strong>EN AZ 3 BİN DOLAR ÜCRETLE HAYATA ATILMAK</strong></p>
<p><strong>Türkiye’de bir ilk</strong> diyeceğimiz proje bu… “H<em>er birine ayda 10 bin lira cep harçlığı koyuyoruz</em>” diyor Ahmet Bey ve şunları söylüyor: “<strong>Geçen yıl 700 müracaattan 200 çocuk aldık</strong>. Şartımız; LGS’den 200 puan üstü almak ve <strong>Çorum’da ikamet etmek</strong>. Haftada 1 gün fizik, kimya, tarih, coğrafya ama 4 gün kuyumculuk dersi.”</p>
<p><strong>Dar gelirlilerin çocukları tercih sebebi</strong>… Mezun olduklarında <strong>en az 3 bin dolarla</strong> işe başlayacaklar. Şanslılar; zira onları, <strong>600 usta</strong> yetiştiriyor. Erkek çocukların <strong>bedelli askerliği</strong>, kız çocukların <strong>çeyizi</strong> de cabası… İstanbul’dan <strong>Süryani</strong> ve <strong>Ermeni</strong> ustalar nezaretinde, <strong>geleceğin altın çocukları eğitimi</strong>…</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Altın gençlere dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Kaç yaşında başlanıyor?</em></strong></p>
<p><strong>15 yaşına girince</strong> başladıkları eğitim sürecinde, <strong>kuyumculuk sanatının tüm incelikleri</strong>, 4 yıl boyunca yoğun bir şekilde ve yetkin ustalar tarafından öğretiliyor. Halen <strong>180 erkek</strong> ve <strong>70 kız öğrenci</strong> eğitimde.</p>
<p><strong><em>İş garantisi?</em></strong></p>
<p>Meslek liseleri, <strong>ara eleman yetiştirmede</strong> büyük üstünlüğe sahip. Ahlatcı’nın kuyumculuk okulu, mezuniyette iş garantisinin yanı sıra <strong>130 bin lirayı dahi aşan ücretlerle</strong> çalışma imkânına erişebilecek.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>AHMET AHLATCI: “8 BİN TON ALTIN EVDE”</strong></p>
<p>Yastıkaltında <strong>5 bin ton altın</strong> olduğu söylenir durur. Ahmet Ahlatcı, “<strong>Ben 8 bin ton altın olduğunu tahmin ediyorum”</strong> diyor ve ekliyor: “Bunun maddi karşılığı <strong>1,5 trilyon dolardır</strong> ve Türkiye’nin 1 yıllık gelirine eşdeğerdir. <strong>540 milyar $</strong>’lık dış borç ödemesi bir yana yılda <strong>54 milyar $ faiz</strong> bırakabilir bize.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>YASTIKALTI LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>İddihar</strong>: Bir şeyin ihtiyaç zamanı için saklanması. Altının piyasadan çekilip atıl hale getirilmesi</p>
<p><strong>Yastıkaltı</strong>: Altın iddiharı… Kadının bileziği, kasadaki külçe, reşat, beşibiyerde ve kolye saklamak</p>
<p><strong>Kuyumcu</strong>: Altın, gümüş, pırlantayı işleyip takı, mücevher ve ziynet eşyası yapan sanatkâr</p>
<p><strong>Altın rezervi</strong>: Şu anda pek çok ülkenin merkez bankası, altın satın alıyor ve biriktiriyor</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gelecegin-altin-gencleri-yetisiyor-80609</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/9/1280x720/ahmet-ahlatci-1780899374.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Geleceğin altın gençleri yetişiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/otomasyon-sayesinde-120-bin-ton-urunu-9-bin-yerine-3-bin-100-kisi-ile-uretiyoruz-80608</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 07:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Otomasyon sayesinde 120 bin ton ürünü 9 bin yerine 3 bin 100 kişi ile üretiyoruz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2017 YILI </strong>Mayıs’ında dönemin Şölen Çikolata CEO’su <strong>Elif Çoban</strong>’ın davetiyle Gaziantep’teki tesislerini geziyoruz. <strong>Elif Çoban, </strong>tesislerinin ulaştığı büyüklüğe işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Bulunduğumuz OSB’de tek çatıda 120 bin metrekarelik kapalı alana ulaştık.</strong></p>
<p><strong>Elif Çoban, </strong>fabrika turunda kendisine eşlik eden Şölen Çikolata Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı <strong>Ali Çoban</strong>’a döndü:</p>
<p>-          <strong>Kardeşim Ali, burada yatırıma başladığımız günlerde dünyada önde gelen birçok fabrikayı gezdi.</strong></p>
<p><strong>Elif </strong>ve <strong>Ali Çoban, </strong>heyecanla robotlara dikkati çekti:</p>
<p>-          <strong>Bu fabrika, </strong>“endüstri 4.0” <strong>vizyonunun gerekliliklerini tam olarak karşılıyor.</strong></p>
<p><strong>Elif Çoban, </strong>bu iddiasını ürün örneği ile perçinlemeye çalıştı:</p>
<p>-          <strong>Bu ürünü yurt dışında elle üretim yapan bir markada görmüştüm. Hayvan figürlü bu üründe 4 farklı içerikli çikolata var. Elle üretilen örneği kardeşlerime gösterdim. Bu makine bizim önerilerimizle dizayn edildi. Elle 4’e mal edilen ürün, robotik sistemle 1’e mal oluyor.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a26418439257-1780892036.jpeg" alt="" width="600" height="800" /></strong>Mini çikolatalı gofretin paketlendiği banda vurgu yaptı:</p>
<p>-          <strong>Buradaki robotların kolları uzay araçlarında da kullanılan fiber teknolojisiyle yapıldı. Çok hassas dokunuşla mini gofretleri zedelemeden pakete hızla yerleştiriyor.</strong></p>
<p><strong>Ali Çoban, </strong>Biscolata’nın üretim bandını anlattı:</p>
<p>-          <strong>Bu ürünü pazarlama ekibimizin önerisi üzerine gündeme almıştık. Japonya’da makinesini bulduk, 10 milyon dolardı. Gaziantep’teki makine üreticileri ile bu bandı 600 bin dolara mal ettik. Patentini de Şölen olarak aldık. TÜBİTAK da bu projemize yüzde 70 destek verdi.</strong></p>
<p>O tesis gezisi sonrası 15 Mayıs 2017 tarihli yazıma şu başlığı atmıştım:</p>
<ul>
<li><strong>Çikolatada </strong>“robot”<strong>a geçti, kilo başı ihracatı 3.75 dolara çıktı.</strong></li>
</ul>
<p>Geçen hafta Şölen Çikolata CEO’su <strong>Erdoğan Çoban</strong>’ın davetiyle 2-3 meslektaşımla birlikte Gaziantep’e gittim. O gün Şölen Çikolata’nın 100 milyon dolarlık yeni yatırımının açılışı Sanayi ve Teknoloji Bakanı <strong>Mehmet Fatih Kacır, </strong>Gaziantep Valisi <strong>Kemal Çeber </strong>ve Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı <strong>Fatma Şahin</strong>’in katıldığı törenle gerçekleşmişti. Törene Şölen Çikolata Yönetim Kurulu Başkanı <strong>İsmail Çoban </strong>ile CEO <strong>Erdoğan Çoban </strong>ev sahipliği yapmıştı.</p>
<p><strong>Erdoğan Çoban, </strong>Şölen’in öyküsünün 36 yılı bulduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>36 yılda yaptığımız yatırımların toplamı 1 milyar 250 milyon dolara ulaşıyor…</strong></p>
<p>Gaziantep’teki tesislerinin toplam büyüklüğünün 175 bin metrekareye ulaştığını vurguladı:</p>
<p>-          “Chatgpt” <strong>ve </strong>“Gemini”<strong>a sordum, Google’de tarama yaptım: </strong>“Dünyadaki en büyük çikolata tesisleri hangileri?”</p>
<p>Bu sorunun yanıtını bizimle paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Birinci sırada Ferrero’nun Alba’daki (İtalya) tesisleri yer alıyor. İkinci sırada Hershey’s Pennsylvania (ABD) fabrikası bulunuyor. Üçüncü sırada ise Şölen’in Gaziantep’teki tesisleri var.</strong></p>
<p>Çikolata üretimini endüstriyel sanayiye dönüştürdüklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bizim yabancı ünlü rakiplerimizin karşısında en büyük artımız teknolojimizin yeni olması. Rakiplerimizin çoğunun teknolojisi bizim tesislerin gerisinde kaldı.</strong></p>
<p>Dünyadaki önde gelen market zincirlerine <strong>“private label” </strong>(market markası) üretimi yaptıklarının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Sadece ABD’li Walmart’a ihracatımız önümüzdeki yıl 100 milyon doları bulacak. Walmart’a yaptığımız üretimin yanı sıra kendi markalarımız da raflarına girecek. Çünkü, en büyük stratejimiz kendi markalarımızla büyümek.</strong></p>
<p>Kendisinin CEO’luk görevini devraldığında Şölen Çikolata’nın cirosunun 330 milyon dolar olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>2025 yılını 650 milyon dolar ciro ile tamamlamıştık. Bu yıl 750 milyon doları buluruz. 2030 yılında 1.2 milyar doları yakalamayı hedefliyoruz.</strong></p>
<p>Birçok sektörün ihracatta fiyat tutturma sıkıntısı yaşadığını anımsattım, Şölen’in rekabet gücünü şöyle anlattı:</p>
<p>-          <strong>Halen 3 bin 100 personelle yılda 120 bin tonluk üretim yapıyoruz. Yeni tesisle birlikte istihdamımız 500 kişi arttı. Eğer bugünkü otomasyon, yani ileri teknoloji altyapımız olmasa, bu üretimi 9 bin kişilik bir kadroyla yapabilecektik.</strong></p>
<p><strong>“Yapay zeka”</strong>yı daha çok kullanma yolunda adımlar attıklarının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Özellikle tekrar eden işleri </strong>“yapay zeka”<strong>ya yaptıracağız. </strong>“Yapay zeka” <strong>devreye girdikçe personeli başka işlere kaydıracağız. Örneğin satış ve pazarlamaya daha fazla personelle yükleneceğiz.</strong></p>
<p>Şölen Çikolata, ileri teknoloji altyapısıyla toplam üretim maliyetleri içinde personelin payının yüzde 10’u geçmemesini sağlıyor. Böylece rekabet gücünü koruyor, hatta artırarak perçinliyor…</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a264199a4666-1780892057.jpg" alt="" width="700" height="467" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kilo başına ihracatı 5.5 doları buluyor</span></h2>
<p><strong>ŞÖLEN </strong>Çikolata Yönetim Kurulu Üyesi ve CEO’su <strong>Erdoğan Çoban, </strong>2017 yılındaki kilo başına ihracat gelirlerinin 3.75 dolar olduğunu anımsattım, mevcut düzeyi paylaştı:</p>
<p>-          <strong>O dönemde bizim kilo başında ihracat gelirimiz 3.75 dolarken sektörün ortalaması 2.5 dolardı. Bugün sektör 3.7 dolara, biz de 5.5 dolara çıkmış bulunuyoruz.</strong></p>
<p>Gıda ürünleri ihracat liginde lider olduklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>360 milyon dolarlık ihracatımızla 2025’te de ödülümüzü aldık.</strong></p>
<p>İhracatlarının lokomotifi konumundaki Ozmo’ya işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Ozmo’nun ihracatı 200 milyon dolar düzeyinde. Azerbaycan’da kategorinin adı oldu. Irak’ta açık ara pazar lideriyiz.</strong></p>
<p>İhracatta ülkeler arasında Belçika pazarının önde olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Çikolatada önde gelen ülkelerden biri olan Belçika’ya ihracatımız 70 milyon dolar düzeyinde. İngiltere’ye 20 milyon dolarlık ihracat yapıyoruz. En zor pazarlardan biri ABD. İğne ile kuyu kazar gibi çalışıyoruz ama orada da büyüyoruz.</strong></p>
<p>Şu veriyi ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Ülkemizden Belçika’ya yapılan çikolata ihracatının yüzde 62’sini biz gerçekleştiriyoruz. Kakao ülkesi Kolombiya’ya da ülkemizden yönelen çikolata ihracatının yüzde 65’ini biz yapıyoruz.</strong></p>
<p>120’yi aşkın ülkeye ihracat yaptıklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Yeni gireceğimiz pazarlar arasında Meksika var. Orada da büyük bir market zinciriyle anlaşmak üzereyiz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Hayallerimiz arasında yurt dışında iyi bir marka almak da var</span></h2>
<p><strong>ŞÖLEN </strong>Çikolata CEO’su <strong>Erdoğan Çoban, </strong>Türkiye’ye, ülkedeki üretim gücüne inandıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Hedefimiz kendi sektörümüzde dünyada ilk 10’a girmek.</strong></p>
<p><strong>Erdoğan Çoban</strong>’a yurt dışında marka satın almayı düşünüp düşünmediklerini sorduk, heyecanlandı:</p>
<p>-          <strong>Hayallerimiz arasında yurt dışında marka satın almak da var. Tabi alacağımız markanın dünyada daha da öne çıkmamızı tetikleyici etki yaratmasını hedefliyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Günde 15 bin çocuk 15 dakika ‘Ozmo’ oynuyor</span></h2>
<p><strong>ŞÖLEN </strong>Çikolata CEO’su <strong>Erdoğan Çoban, </strong>çocuklarda ve annelerde marka sadakati sağlamak üzere Ozmo adıyla bilgisayar oyunu geliştirdiklerini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Ozmo oyunu 2 milyon kez indirildi. Bu veri markaya olan ilgiyi de gösteriyor.</strong></p>
<p>Şu verinin altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Günde 15 bin çocuk, Ozmo oyunu ile 15 dakika zaman geçiriyor.</strong></p>
<p>Bilgisayar, mobil oyun geliştirenlerin Ozmo ile ilgilendiğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Ozmo’yu ayrı bilgisayar oyunu olarak konumlandırmayı teklif edenler oldu. Bizim öyle bir niyetimiz yok. Çünkü, bizim amacımız o oyunla Ozmo markamıza yatırım yapmak.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Şölen’e ‘yapay zeka genel müdürü’ aldı, üç ayrı ‘dijital ikiz’ini oluşturdu</span></h2>
<p><strong>ŞÖLEN </strong>Çikolata CEO’su <strong>Erdoğan Çoban, </strong>şirketi yönetirken kişisel olarak da <strong>“yapay zeka”</strong>yı en iyi şekilde kullanmaya çalıştığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Örneğin, kişisel olarak üç ayrı </strong>“dijital ikiz” <strong>oluşturdum. Bunlardan biri maillerimi okuyor, sınıflıyor, cevapları hazırlıyor. Cevapları benim onayımla muhataplarına gönderiyor. Benim kişisel iş yükümü hafifleten işlemlerden biri oldu.</strong></p>
<p><strong>“Dijital ikiz” </strong>konusunda siber güvenliği nasıl sağladığını sorduk, anlattı:</p>
<p>-          <strong>Şölen Çikolata’da </strong>“yapay zeka genel müdürü” <strong>olarak tanımlayabileceğimiz bir yönetici istihdam ediyoruz. Bu arkadaşımız </strong>“yapay zeka” <strong>uzmanı bir Amerikalı. Onun yönettiği birim </strong>“yapay zeka”<strong>yı en güvenli şekilde kullanmamızı sağlayan önlemleri alıyor.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/otomasyon-sayesinde-120-bin-ton-urunu-9-bin-yerine-3-bin-100-kisi-ile-uretiyoruz-80608</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/8/1280x720/erdogan-coban-1780892014.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Otomasyon sayesinde 120 bin ton ürünü 9 bin yerine 3 bin 100 kişi ile üretiyoruz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yapay-zeka-rallisinde-ilk-buyuk-catlak-80607</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 07:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zeka rallisinde ilk büyük çatlak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a263f89d8e28-1780891529.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Wall Street’te bu yıl yaşanan yapay zeka coşkusu cuma günü sert bir fren yaptı. Teknoloji ağırlıklı Nasdaq endeksi yüzde 4,2 gerileyerek son 14 ayın en kötü gününü yaşarken, yarı iletken hisselerinde görülen çift haneli kayıplar küresel piyasalarda risk iştahını zayıflattı. Yeni işlem haftasına girilirken yatırımcılar ‘Bu düşüş sadece bir kar realizasyonu mu, yoksa yapay zeka rallisinde sona mı gelindi?’ sorusunu soruyor.</p>
<h2>Yüksek faiz piyasaları korkuttu</h2>
<p>Satışların fitilini ABD’de açıklanan güçlü istihdam verileri ateşledi. Beklentilerin üzerinde gelen tarım dışı istihdam rakamları, ekonominin halen sıcak olduğunu gösterirken, yatırımcıların faiz indirimi beklentilerini tersine çevirdi. Piyasalar artık ABD Merkez Bankası’nın (Fed) faizleri uzun süre yüksek tutabileceğini, hatta yeniden artırabileceğini fiyatlamaya başladı.</p>
<p>Faiz beklentilerindeki değişim özellikle yüksek değerlemelere ulaşan teknoloji şirketlerini vurdu. Çünkü yapay zeka yardımıyla astronomik seviyelere çıkan hisseler, düşük faiz ortamına en duyarlı varlıklar arasında yer alıyor.</p>
<h2>Çip üreticileri satışların merkezinde</h2>
<p>Düşüşün en sert hissedildiği alan yarı iletken sektörü oldu. Philadelphia Yarı İletken Endeksi bir günde yüzde 10’dan fazla gerileyerek pandemi döneminden bu yana en kötü performansını sergiledi. Nvidia yüzde 6, Broadcom yüzde 8, Intel ve Sandisk ise yüzde 11’in üzerinde değer kaybetti. Son aylarda yapay zeka veri merkezlerine yönelik yatırımların lokomotifi olan çip üreticilerindeki sert satış, rallinin ne kadar dar bir yatırım temasına dayandığını da ortaya koydu.</p>
<h2>Fed korkusu yapay zekâ heyecanını bastırdı</h2>
<p>İki yıllık ABD tahvil getirisi yüzde 4,17'ye yükselerek son 15 ayın zirvesine çıktı. Tahvil getirilerindeki yükseliş, gelecekte elde edilmesi beklenen karlara dayanan teknoloji hisselerinin değerlemelerini doğrudan baskılıyor. Bu nedenle güçlü ekonomik veriler Fed’in faizi yüksek tutacağı anlamına geldiğinden borsalar için kötü haber olarak algılandı.</p>
<h2>Balon mu, sağlıklı düzeltme mi?</h2>
<p>Yahoo Finance’a konuşan bazı stratejistler, yarı iletken sektöründeki geri çekilmeyi “kâr realizasyonu” olarak tanımlarken, yılın ilerleyen dönemlerinde teknoloji hisselerinin yeniden öncülük edebileceğini düşünüyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">PİYASANIN BU HAFTA İZLEYECEĞİ 4 KRİTİK BAŞLIK</span></h2>
<p>- Fed beklentileri: Yeni ekonomik veriler faiz artırımı ihtimalini güçlendirir mi?<br />- SpaceX halka arzı: Tarihin en büyük halka arzlarından biri teknoloji hisselerine yeni kaynak çekebilir.<br />- Yapay zeka yatırımları: Şirketlerin harcama planlarında yavaşlama sinyali gelip gelmeyeceği izlenecek.<br />- Tahvil piyasası: ABD tahvil faizlerindeki yükseliş sürerse teknoloji hisseleri üzerindeki baskı artabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ASIL RİSK REEL EKONOMİ</span></h2>
<p>ING ekonomistlerine göre asıl soru borsadaki düşüş değil, bunun yatırım harcamalarına yansıyıp yansımayacağı. Son dönemde ABD büyümesinin önemli kısmı yapay zeka bağlantılı yatırımlardan geldi. Eğer teknoloji şirketleri harcamalarını kısmaya başlarsa yalnızca çip üreticileri değil, veri merkezlerinden enerji sektörüne kadar geniş bir ekosistem etkilenebilir. ING’ye göre bugün koşullar 2000 yılındaki dot-com çöküşünden farklı olsa da, yapay zeka yatırımlarındaki olası bir yavaşlama ABD ekonomisinin en önemli büyüme motorlarından birini zayıflatabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">OPENAI, CHATGPT’Yİ SÜPER UYGULAMAYA DÖNÜŞTÜRÜYOR</span></h2>
<p>Yaklaşık 850 milyar dolarlık değerlemeye ulaşan OpenAI, planlanan halka arz öncesinde ChatGPT tarihinin en kapsamlı dönüşümünü başlatıyor. Şirket, ChatGPT'yi yalnızca soru-cevap veren bir sohbet robotu olmaktan çıkarıp kodlama araçları, yapay zekâ ajanları ve üçüncü taraf uygulamaların birleştiği bir "süper uygulama”ya dönüştürmeyi hedefliyor. Yeni yapılanmada Codex kodlama platformuna daha fazla kaynak aktarılacak. Şirket yöneticileri, yapay zekânın geleceğinin sohbetten çok kullanıcı adına görev yerine getiren ajan sistemlerinde olduğuna inanıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yapay-zeka-rallisinde-ilk-buyuk-catlak-80607</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/7/1280x720/new-york-borsasi-kuresel-1780891657.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nasdaq’taki sert satış dalgası teknoloji hisselerinde balon tartışmalarını yeniden alevlendirirken, piyasalar yeni haftaya Fed faizleri, SpaceX halka arzı ve yapay zekâ yatırımlarının sürdürülebilirliğini sorgulayarak giriyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/son-uc-yildaki-enflasyon-tam-yuzde-215-80606</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 06:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Son üç yıldaki enflasyon tam yüzde 215</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Üç yıl önce… Haziran 2023’te ekonomik kadrolar bir kez daha değişti ve dezenflasyon programı uygulamaya konuldu. Ne demişti bu kadronun başına geçen Maliye Bakanı Mehmet Şimşek:</p>
<p><strong>“Türkiye’nin rasyonel bir zemine dönme dışında bir seçeneği kalmamıştır.”</strong></p>
<p>Şimşek bu sözleri selefi Nureddin Nebati’nin adeta gözlerine bakarak söyledi;</p>
<p><strong>“Her şey senin yüzünden böyle oldu”</strong> dercesine. İşte bu görev devir tesliminin üstünden üç yıl geçti ve dezenflasyon programı üçüncü yılını doldurdu.</p>
<p>Mehmet Şimşek görevi devraldığında yıllık enflasyon yüzde 40 düzeyindeydi, şimdi ise yüzde 33. Üç yılda kaydedilen düşüş bu kadar, kendi içinde oranlarsak yüzde 17,5’lik bir iyileşme var.</p>
<p>Peki ya bu üç yılın toplamında yaşanan enflasyon ne kadar? Öyle ya, Amerikalı düşünür Ralph Waldo Emerson’a atfedilen o meşhur sözdeki gibi<strong> “Mutluluk varılacak bir yer ya da bir hedef değil, yolculuğun ta kendisidir</strong>”.</p>
<p>Dolayısıyla enflasyon düşecek, sıkın dişinizi denilen sürede yaşanan enflasyon ne olacak? Üç yıl, beş yıl sonra enflasyon düşecek ve rahata erişilecek, o da olursa, peki bu sürede çekilen sıkıntılar?</p>
<h2>Üç yıllık enflasyon yüzde 215</h2>
<p>İşte TÜİK verileri ve son üç yılda yaşanan enflasyon; tam yüzde 215. Gerçek artışın çok daha yüksek olduğu dile getirilecektir, biliyorum. Varsayın ki bu oran tümüyle gerçeği yansıtıyor; yine de çok yüksek. Şimşek’in üç yıllık görev süresinin ilk yılında, yani Haziran 2023-Mayıs 2024 dönemindeki enflasyon yüzde 75,45 oldu. İkinci on iki aylık dönemin enflasyonu yüzde 35,41’e indi.</p>
<p>Bu yılın mayısı itibarıyla son on iki aydaki enflasyon ise pek değişmedi ve yüzde 32,61’de kaldı. Üç yılın birikimli toplamı da yüzde 215.</p>
<p>Türk halkına<strong> “mutluluk”</strong> diye vaat edilen oran ine ine 40’tan 33’e indi ama bu dönemde başlangıçta 100 olan genel fiyat düzeyi 315’e çıktı.</p>
<p>Bu ortalama artış… Bazı detaylar var ki yüzde 215’lik ortalama artışı çok geride bıraktı.</p>
<h2>Okuma, barınma, yeme!</h2>
<p>TÜFE’de üç yılda kaydedilen yüzde 215 artışın ortalamaya işaret ettiğini bir kez daha vurgulayıp sektörlerdeki durumu aktarayım.</p>
<p>TÜFE’nin ana sektörleri içinde bu üç yılda en çok zam gören yüzde 428 ile eğitim. İkinci sırada yüzde 371 ile konut grubuna ilişkin harcamalar, üçüncü sırada ise yüzde 248 ile lokanta ve konaklama grubu harcamaları geliyor.</p>
<p>Bu oranlar, kapsamında çok sayıda alt kalemin bulunduğu ana sektörlerde kaydedilen artışlar. Peki ya daha detaylı bir şekilde harcama kalemleri bazında bakıldığında durum ne?</p>
<h2>Yükseköğretim ücreti fena!</h2>
<p>Ana gruplardaki artışta eğitimin ilk sırada yer aldığını belirttim. Bu ana sektör kapsamında yer alan yükseköğretim ücretinde üç yılda tam yüzde 683 artış kaydedildi. Yükseköğretim bu oranla en çok zam gören mal ve hizmet sıralamasında ilk sırada yer aldı.</p>
<p>Zam oranında ikinci sırada köprü, otoyol gibi hizmetleri kapsayan geçiş ücretleri geliyor. Bu hizmetlerde kaydedilen toplam zam oranı yüzde 556.</p>
<p>Gerçek kira, zam oranında üçüncü sırada bulunmakla birlikte TÜFE’de çok önemli bir yere sahip. TÜFE’de yüzde 6,76 ağırlığı bulunan kirada üç yıldaki artış oranı yüzde 524 oldu. Kiranın ağırlığının aslında bu düzeyin çok daha üstünde olması gerektiği görüşümü bir kez daha belirteyim.</p>
<h2>Aylık ortalama artış…</h2>
<p>Maliye Bakanı Mehmet Şimşek görevi devraldığında <strong>“rasyonel zemin”</strong> vurgusu yaparken tarih belirtmemekle birlikte çok muhtemeldir ki Eylül 2021’deki faiz indirimiyle başlatılan süreci ve o tarihten Mayıs 2023 sonuna kadar yaşananları kastediyordu.</p>
<p>Peki bu iki dönemi, yani Ekim 2021-Mayıs 2023 dönemi ile Haziran 2023-Mayıs 2026 dönemini kıyaslarsak ne görüyoruz?</p>
<p>Kıyaslamayı tek bir gösterge üstünden, enflasyon açısından yapacağım. Ekim 2021’den Mayıs 2023’e kadarki yirmi aylık dönemdeki aylık ortalama fiyat artışı neydi, son üç yıldaki aylık ortalama fiyat artışı ne oldu?</p>
<p>Önceki yirmi ayın aylık ortalama fiyat artışı yüzde 4,2.</p>
<p>Son üç yılın aylık ortalama fiyat artışı ise yüzde 3,2.</p>
<p>Son üç yılın ortalamasının yüzde 3,2 olması ilk yıldaki yüksek orandan kaynaklandı, bu doğru. Peki son bir yıla bakalım; aylık ortalama artış yüzde 2,38. Buna düşük ya da makul bir oran denilebilir mi?</p>
<p>Ne dersiniz, bu dezenflasyon programı galiba(!) hadi başarısız demeyelim de, pek başarılı olmadı. Diyorsanız ki<strong> “Bu programın başarılı olmasını bekleyen var mıydı ki”</strong>, doğru söze ne denir, siz de haklısınız.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a263e6ba926d-1780891243.png" alt="" width="801" height="327" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/son-uc-yildaki-enflasyon-tam-yuzde-215-80606</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/market-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Son üç yıldaki enflasyon tam yüzde 215 ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/6-aylik-alacak-satisi-2-ayda-yapildi-80605</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 06:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> 6 aylık alacak satışı 2 ayda yapıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Yüksek enflasyon, sıkı para politikası ve düşen alım gücü son iki yılda bankacılık sektöründe takipteki alacak bakiyesini artırdı. Regülatörlerin devreye aldığı yeniden yapılandırmaya rağmen bu yılın ilk 5 ayında bankacılık sektörünün varlık yönetim şirketlerine takipteki alacak satışı 42.7 milyar liraya yaklaştı. Özellikle şubat sonu başlayan savaş ile üzerine gelen iç siyasi gündemin etkisiyle finansal sıkılaşmanın daha uzun süreceğine yönelik artan beklentiler bankaların nisan ayı ile birlikte takipteki alacak satışını daha da hızlandırdı. Ve 1 Nisan -5 Haziran arasında satış 25.7 milyar liraya ulaşarak tarihi en yüksek seviyesine ulaştı.</p>
<h2>Beklentiler tersine dönünce… </h2>
<p>Bankacılık sektörü 2026 yılına dezenflasyon sürecinin hızlanması ve finansal koşullarda gevşeme beklentisiyle başladı. Ancak yılın ilk iki ayında yüksek gelen enflasyon üzerine şubat sonu başlayan savaş ve iç siyasi gerilimlerin tırmanmasıyla birlikte beklentiler tersine döndü. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TÇMB) yılın ilk Para Politikası Kurulu toplantısında politika faizini yüzde 37'ye indirdi ama takip eden iki PPK'da faiz oranları sabit bırakıldı. Piyasa yüzde 40 üst banttan fonlanmaya başladı ve faiz artırmadan gerçekleştirilen 3 puana yakın sıkılık bu haftaki PPK'ya kadar devam ediyor. Ayırdıkları yüksek karşılıklar nedeniyle karları baskılanan bankacılık sektörü bu yılın ilk çeyreğinde Finansal Kurumlar Birliği (FKB) verilerine göre 17 milyar 51,8 milyon lira takipteki alacak bakiyesi satışı gerçekleştirdi. Geçen yıl ilk çeyrekte 13.1 milyar lira satış yapılmıştı. Savaşın etkilerinin ve finansal sıkılığın daha uzun süre devam edeceğine yönelik beklentiler bankacılık sektörünün nisan ayıyla birlikte takipteki alacak satışında gaza basmasına neden oldu. EKONOMİ’nin Kamuyu Aydınlatma Platformu’na yapılan açıklamalardan derlediği bilgiye göre 1 Nisan-5 Haziran arasında bankaların takipteki alacak satışı 25.6 milyar lirayı aştı ve bu çeyreklik dönemlerde yapılan satışları oldukça geçerek en yüksek seviyeye ulaştı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a263d748a90f-1780890996.png" alt="" width="800" height="435" /></p>
<h2>5 ayda rekor satış gerçekleşti </h2>
<p>FKB verileri bankacılık sektörünün geçen yılın ilk yarısında 25.6 milyar liralık takipteki alacak satışı yaptığını gösteriyor. FKB’nin ilk çeyrek verileri ve EKONOMİ’nin yaptığı hesaplar ise bu yıl henüz haziran ayının başında takipteki alacak satışının 42.7 milyar liraya ulaştığını ortaya koyuyor. Bu geçen yılın ilk yarısına göre bu yıl haziran başına kadar takipteki alacak satışının yüzde 66,8 arttığını gösterirken 1 Nisan-5 Haziran arasındaki satışlar da geçen yılın ilk 6 ayında yapılan satışlara ulaştı. KAP açıklamalarının ayrıntılarına bakıldığında bankaların tek seferde milyar liraları bulan takipteki alacak satışlarında bireysel kredi ile kredi kartı alacakları ön plana çıksa da ticari, KOBİ ve tarım kredilerindeki takipteki alacak satışları geçmiş yıllardan daha yüksek seviyelere çıkmış durumda.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a263d8909052-1780891017.png" alt="" width="248" height="430" /></p>
<h2>Yılbaşına göre bakiyede artış </h2>
<p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) haftalık bankacılık sektörü verileri toplam takipteki alacak bakiyesinin 723.8 milyar liraya yükseldiğini, TL cinsinden takipteki alacak bakiyesinin de 713.5 milyar lira olduğunu ortaya koyuyor. Bu yılbaşına göre bankacılık sektöründe TL cinsi takipteki alacak bakiyesindeki yükseliş yüzde 25'i bulurken, geçen yılın aynı haftasına göre de yüzde 78,3'lük artış gerçekleşti. Bu yılbaşına göre bireysel ihtiyaç kredilerinde takipteki alacak bakiyesi yüzde 21,3, geçen yılın aynı haftasına göre ise yüzde 63 olarak hesaplandı. Bireysel kredi kartlarında takipteki alacak bakiyesinde geçen yılın aynı haftasına göre artış yüzde 78,3, bu yılbaşına göre ise yüzde 27 oldu. En dikkat çekici takipteki alacak bakiyesi artışı varlık yönetim şirketlerindeki satışlarda da görüldüğü gibi taksitli ticari ve KOBİ kredilerinde oldu. BDDK haftalık verilerine göre taksitli ticari kredilerde bu yılbaşına göre takipteki alacak bakiyesi yüzde 34, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 113,6 arttı. KOBİ kredilerinde de bu yıl başına göre yüzde 31,2, geçen yılın aynı haftasına göre de yüzde 112,7 yükseliş yaşandı takipteki alacak bakiyesinde.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a263d9768213-1780891031.png" alt="" width="592" height="170" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Takipteki alacak oranı en hızlı artan KOBİ ve taksitli ticari kredileri oldu</span></h2>
<p>TL kredilerde Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) haftalık verilerinden yapılan hesaplamalara göre takipteki alacak oranı en hızlı artan taksitli ticari ve KOBİ kredileri oldu. Verilere göre geçen yıl mayıs sonunda toplam TL kredilerde takipteki alacak oranı yüzde 3,45 idi, bu oran geçen yılsonunda yüzde 3,99’a çıktı, bu yıl mayıs sonunda ise yüzde 4,33’e yükseldi. İhtiyaç kredilerinde geçen yıl mayısta yüzde 5 olan takipteki alacak oranı bu yıl mayıs sonunda yüzde 5,65’e çıktı. Bireysel kredi kartlarında ise geçen yıl mayısta yüzde 4,01, geçen yılsonunda yüzde 4,56 olan takipteki alacak oranı bu yıl mayıs sonunda yüzde 4,92’ye dayandı. TL cinsi taksitli ticari kredilerde geçen yıl mayısta yüzde 3,12 olan takipteki alacak oranı yılsonunda yüzde 3,81’e, bu yıl mayıs sonunda ise yüzde 4,31’e kadar yükseldi. TL cinsi KOBİ kredilerinde de yüzde 3,04 olan takipteki alacak oranı yılsonunda yüzde 3,86’ya, bu yıl mayıs sonunda ise yüzde 4,37’ye çıktı. TL cinsi taksitli ticari ile KOBİ kredilerinde bu yıl takipteki alacak oranı ve bakiyesi bireysel kredilere göre çok daha hızlı büyüme gösteriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/6-aylik-alacak-satisi-2-ayda-yapildi-80605</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/1/1280x720/lira-para-1776054271.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bankacılık sektöründe takipteki alacak bakiyesi satışı, savaş etkilerinin ve sıkı para politikasının daha uzun süreceğine yönelik beklentilerle hızlandı. Bu yılın yaklaşık ilk 5 ayında geçen yılın ilk yarısının yüzde 66,8 daha fazlası takipteki alacak satan bankacılık sektörü 1 Nisan-5 Haziran arasında ise geçen yılın 6 ayındaki alacak satışı rakamına ulaştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-80616</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi Masası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Ekonomi Masası | 08 HAZİRAN" src="https://www.youtube.com/embed/ToVz-DJmaZY" width="1013" height="570" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-80616</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/0/1280x720/talip-aktas-berfin-1774245175.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/egd-18-ekonomi-basini-basari-odulleri-sahiplerini-buldu-80631</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> EGD 18. Ekonomi Basını Başarı Ödülleri sahiplerini buldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonomi Gazetecileri Derneği (EGD) tarafından bu yıl 18’incisi düzenlenen Ekonomi Basını Başarı Ödülleri, İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) gerçekleştirilen törenle sahiplerini buldu. Türk Telekom’un ana sponsorluğunda, Tera Yatırım’ın platin, Trendyol, Ülker, arsaVev ve Özak Global Holding’in gold, Garanti Altın Rafineri’nin altın, Eksim Holding ve D’S Damat’ın bronz sponsorluğunda düzenlenen törende ödüller sahiplerine takdim edildi.</p>
<p>Bu yıl yaklaşık 150 eserin başvurduğu yarışmada ödül sahipleri, ekonomi gazetecileri, akademisyenler ve iletişim alanında uzman isimlerden oluşan 44 kişilik jüri tarafından belirlendi. Ödül töreninde ekonomi gazeteciliğine katkı sunan isimler onurlandırılırken, yıl boyunca öne çıkan haber, araştırma, röportaj ve programlar da ödüllendirildi.</p>
<p>Törende EGD Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Arslan, İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, İTO Başkanı Şekib Avdagiç ve TİM Başkanı Mustafa Gültepe birer konuşma yaptı. 18. EGD Ekonomi Basını Başarı Ödülleri kapsamında 16 kategoride ödül verildi.</p>
<p><strong>“Ekonomi büyüyor, anlatan kadrolar küçülüyor” </strong></p>
<p>EGD Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Arslan, ekonomi haberciliğinin önemli bir dönüşüm sürecinden geçtiğini belirterek, “Şirketler büyüyor, finansal piyasalar daha karmaşık hale geliyor, anlatılması gereken ekonomi büyüyor ama bunu anlatan kadrolar küçülüyor. Ekonomi gazeteciliğinin güçlenmesi sadece gazetecilerin değil, iş dünyasının da meselesidir. Çünkü sağlıklı kararlar ancak sağlıklı bilgiyle alınabilir. Biz ekonomi haberciliğini sadece piyasaların değil, hayatın haberi olarak görüyoruz” dedi.</p>
<p>Dijital yayıncılığın yükselişine dikkat çeken Arslan, gelecek yıldan itibaren dijital ekonomi yayıncılığına yönelik yeni ödül kategorileri oluşturmayı planladıklarını belirterek, EGD’nin gelecek yıl 20’nci kuruluş yılını kutlayacağını ve ekonomi basınındaki dayanışmayı güçlendirmeyi sürdüreceğini kaydetti.</p>
<p>Etkinlikte, İstanbul Sanayi Odası Başkanı Erdal Bahçıvan, İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekib Avdagiç, Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mustafa Gültepe de birer konuşma yaptı.</p>
<p>16 kategoride ödüller sahiplerini bulurken, ekonomi basınına uzun yıllar boyunca yaptıkları katkılar, yetiştirdikleri gazeteciler ve mesleğe sundukları değerli hizmetler nedeniyle Vahap Munyar, Hakan Güldağ ve Meliha Okur’a Onur Ödülü takdim edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/egd-18-ekonomi-basini-basari-odulleri-sahiplerini-buldu-80631</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/1/1280x720/76-1780897201.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomi Gazetecileri Derneği tarafından 18’incisi düzenlenen Ekonomi Basını Başarı Ödülleri, düzenlenen törenle sahiplerine verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakaryada-robot-olimpiyatlari-etkinliginin-ikincisi-yapilacak-80653</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sakarya’da robot olimpiyatları etkinliğinin ikincisi yapılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Gençlerin yüksek teknoloji imalatına yönelmesine teşvik edilmesi amacıyla,</p>
<p>13-14 Haziran 2026 tarihlerinde robot olimpiyatları etkinliği düzenlenecek. Birincisi geçen yıl düzenlenen ROBOTEK Robot Olimpiyatları etkinliğinin ikincisi Sakarya Makina İmalatçıları Birliği (SAMİB) ve Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi (SUBÜ) işbirliğinde gerçekleştirilecek.</p>
<p>Geleceğin mühendislerini ve girişimcilerini desteklemek adına önemli bir fırsat olan ROBOTEK Robot Olimpiyatları etkinliği aynı zamanda genç yeteneklerin projelerini yakından görme fırsatı sunacak ve sektörlerin geleceğine katkı sağlayacak.</p>
<p>Yarışmacılar, mühendislik ve strateji yeteneklerini konuşturacakları toplam 8 farklı kategoride mücadele edecekler:</p>
<ul>
<li>Çizgi İzleyen Robot</li>
<li>İnsansız Hava Araçları (İHA)</li>
<li>Mini Sumo Robot</li>
<li>Labirent Çözen</li>
<li>Savaşan Robot</li>
<li>Robo Futbol</li>
<li>Tasarla ve Geliştir</li>
<li>Serbest Kategori</li>
</ul>
<p>Etkinlik kapsamında düzenlenen sanayi iş birliği sergileri sayesinde öğrenciler, şirket stantlarını ziyaret ederek birebir görüşme yapma, staj ve iş imkanları hakkında bilgi alma fırsatı bulacaklar. Katılımcılar, profesyonel ağlarını genişletirken sanayideki güncel iş süreçlerini ve yenilikleri yakından tanıma şansı yakalayacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakaryada-robot-olimpiyatlari-etkinliginin-ikincisi-yapilacak-80653</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/3/1280x720/sakaryada-robot-olimpiyatlari-etkinliginin-ikincisi-yapilacak-1780910691.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Birincisi geçen yıl düzenlenen ROBOTEK Robot Olimpiyatları etkinliğinin ikincisi Sakarya Makina İmalatçıları Birliği (SAMİB) ve Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi (SUBÜ) işbirliğinde gerçekleştirilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gayrimenkulde-hizli-alici-donemi-kapaniyor-80648</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gayrimenkulde hızlı alıcı dönemi kapanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <h2><span style="font-size: 16px;">EKONOMİ/İZMİR</span></h2>
<p>Önceki yıllarda gayrimenkul sektöründe daha hızlı karar veren alıcıların yerini, şimdi araştıran, karşılaştıran ve zaman ayıran bir profile bıraktığını söyleyen Startkey Pars Gayrimenkul Broker Manager Ece Çaylak, gayrimenkulde artık sadece mülk değil, bir yaşam biçimi ve güven satın alındığını vurguladı.</p>
<p>Gayrimenkulde en net değişimin, insanların artık sadece ev değil yaşam kalitesi satın alması olduğunu söyleyen Çaylak, “Deprem güvenliği, lokasyon, ulaşım ve sosyal alanlar çok daha belirleyici hale geldi. Bu da piyasayı daha bilinçli ve sağlıklı bir noktaya taşıdı. Biz de Startkey Pars markası altında hizmet veren bir şube olarak, bu işi sadece alım-satım olarak görmüyoruz. İnsanların hayatındaki önemli bir karara eşlik ediyoruz. Danışanlarımız bize geldiğinde sadece portföy sunmuyoruz; doğru yatırım, doğru zaman ve doğru fiyat konusunda rehberlik ediyoruz. Kısa vadeli satıştan çok, uzun vadeli güven ilişkisi kurmayı önceliklendiriyoruz. Bizi ayrıştıran da tam olarak bu yaklaşım” dedi.</p>
<p>2026 itibarıyla Türkiye genelinde faiz oranları ve finansmana erişim koşullarındaki değişimin, konut piyasasını doğrudan etkilediğini belirten Çaylak, “Krediye erişimin zorlaşması, özellikle ilk evini alacak kesimi yavaşlattı. Ama piyasa durmadı, sadece şekil değiştirdi. Şu an daha çok nakit alıcılar ve alternatif çözümler devrede. Aynı zamanda fiyatlama çok daha kritik hale geldi; doğru fiyatlı gayrimenkul hala alıcı buluyor, diğerleri bekliyor” diye konuştu.</p>
<p>Kira piyasasının şu an en hassas alanlardan biri olduğunun altını çizen Çaylak, “Hem kiracılar bütçe olarak zorlanıyor hem de ev sahipleri enflasyona karşı kendini korumaya çalışıyor. Bu dengeyi sürdürülebilir kılmanın yolu, gerçekçi fiyatlama ve sağlıklı iletişimden geçiyor. Tek tarafın kazandığı bir sistem uzun vadede mutlaka sorun yaratıyor” görüşlerini dile getirdi.</p>
<p>Çaylak, dijitalleşme ve veri analitiğinin, gayrimenkul sektöründe karar alma süreçlerini dönüştürdüğünü belirterek, sektörün sadece deneyimle değil, veriyle yönetildiğini, fiyat belirlerken, yatırım analizi yaparken veriye dayalı hareket etmenin büyük fark yarattığını dile getirdi.</p>
<h2>“İzmir, uzun vadede güçlü bir piyasa olmaya devam edecek”</h2>
<p>Son bir yılda İzmir’de gayrimenkul taleplerinin tamamen bitmese de ciddi anlamda daha seçici hale geldiğini aktaran Çaylak, “İzmir’de yatırım hala güçlü bir seçenek ama doğru strateji çok önemli. Gelişmekte olan bölgeler daha yüksek prim potansiyeli sunarken, merkezi ve oturmuş bölgeler daha güvenli bir getiri sağlıyor. Yatırımcılara her zaman şunu söylüyorum, ‘hedefinizi netleştirin’. ‘Hızlı kazanç mı, uzun vadeli güven mi?’ buna göre doğru lokasyon ve doğru gayrimenkul seçilmeli. İzmir uzun vadede her zaman güçlü bir piyasa olmaya devam edecek. Önümüzdeki dönemde daha dengeli ve seçici bir yapı göreceğimizi düşünüyorum. Yatırımcılar için sabır en önemli faktör. Doğru lokasyon ve doğru fiyatla alınan bir gayrimenkul orta vadede kazandırır. Oturum amaçlı alımlarda ise doğru evi bulduğunuz anı değerlendirmek önemli, çünkü mükemmel zaman, çoğu zaman yoktur” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gayrimenkulde-hizli-alici-donemi-kapaniyor-80648</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/8/1280x720/gayrimenkulde-hizli-alici-donemi-kapaniyor-1780906055.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gayrimenkulde hızlı karar veren yatırımcı döneminin sona erdiğini ifade eden Ece Çaylak, piyasanın daha bilinçli ve sağlıklı bir noktaya evrildiğine işaret etti. İzmir’in uzun vadede güçlü bir liman olmaya devam edeceğini kaydeden Çaylak, veriye dayalı strateji ve sabırlı yatırımın kazandıracağı bir sürecin başladığını belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/otomotiv/otomotivde-rekabetin-anahtari-teknoloji-ceviklik-ve-guclu-tedarik-zinciri-olacak-80640</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otomotivde rekabetin anahtarı teknoloji, çeviklik ve güçlü tedarik zinciri olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Otomotiv sektörünün önde gelen yöneticileri, Stratejik Satınalma Derneği'nin Bursa Yaza Merhaba Etkinliği kapsamında düzenlenen otomotiv panelinde bir araya geldi. Panelde ORAU Yönetim Kurulu Başkanı Ayşegül Orhan, TOFAŞ Satınalma Direktörü Ferruh Arar ve ZF Sachs Genel Müdürü/TAYSAD Yönetim Kurulu Üyesi Tülay Hacıoğlu Şengül konuşmacı olarak yer aldı. Oturumun moderatörlüğünü ise Stratejik Satınalma Derneği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ahmet Demir yaptı. Panelde yapılan değerlendirmelerde otomotiv sektörünün son yıllarda elektrifikasyon, tedarik zinciri krizleri, jeopolitik gelişmeler ve Çin kaynaklı rekabet nedeniyle tarihinin en kapsamlı dönüşüm süreçlerinden birinden geçtiği vurgulandı. ORAU Yönetim Kurulu Başkanı Ayşegül Orhan, pandemi sonrası hızlanan elektrifikasyon süreci, çip krizi ve küresel tedarik zinciri sorunlarının sektörün iş yapış biçimlerini değiştirdiğini belirterek, Türkiye’nin en önemli avantajının yarım asrı aşkın sürede oluşan güçlü otomotiv ekosistemi ve yetişmiş insan kaynağı olduğunu söyledi. Türkiye’nin düşük maliyet avantajını büyük ölçüde kaybettiğini ifade eden Orhan, rekabet gücünün korunması için teknoloji geliştirme kapasitesinin artırılması gerektiğini vurguladı. TOFAŞ Satınalma Direktörü Ferruh Arar ise satın alma fonksiyonunun artık yalnızca maliyet odaklı değil, stratejik bir yapıya dönüştüğünü belirtti. Son yıllarda pandemi, çip krizi, lojistik sorunlar, savaşlar ve siber güvenlik tehditleriyle karşı karşıya kalan sektör için risk yönetiminin kritik hale geldiğini kaydeden Arar, güçlü bir tedarik sanayisinin korunmasının Türkiye otomotivinin geleceği açısından hayati önem taşıdığını söyledi. Arar ayrıca yapay zekânın satın alma süreçlerinden üretime kadar birçok alanda verimlilik sağladığını ifade etti.</p>
<h2><strong>Tedarik sanayi korunmalı</strong></h2>
<p>ZF Sachs Genel Müdürü ve TAYSAD Yönetim Kurulu Üyesi Tülay Hacıoğlu Şengül ise otomotivin artık yalnızca bir üretim sektörü değil, aynı zamanda bir teknoloji endüstrisi olduğunu belirtti. Elektrikli araçlar, bağlantılı sistemler, otonom sürüş teknolojileri ve yapay zekânın sektörü yeniden şekillendirdiğini ifade eden Şengül, Çin’in yalnızca maliyet avantajıyla değil, teknoloji ve ölçek gücüyle de küresel rekabetin merkezine yerleştiğini söyledi. Konuşmacılar, Türkiye’nin güçlü tedarik zinciri yapısı, sanayi kültürü, çevikliği ve krizlere uyum kabiliyetiyle önemli avantajlara sahip olduğuna dikkat çekerek, önümüzdeki dönemde değişime en hızlı uyum sağlayan, teknolojiye yatırım yapan ve nitelikli insan kaynağını koruyan şirketlerin öne çıkacağı görüşünde birleşti. Panelde ayrıca küresel ticarette artan korumacılık eğilimleri, ekonomik savaşlar, yerelleşme politikaları ve Çin ile geliştirilebilecek iş birliklerinin sektörün geleceğinde belirleyici rol oynayacağı vurgulandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/otomotiv/otomotivde-rekabetin-anahtari-teknoloji-ceviklik-ve-guclu-tedarik-zinciri-olacak-80640</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/0/1280x720/otomotivde-rekabetin-anahtari-teknoloji-ceviklik-ve-guclu-tedarik-zinciri-olacak-1780900617.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Stratejik Satınalma Derneği’nin (SDD) Bursa’da düzenlediği otomotiv panelinde sektörün önde gelen yöneticileri, elektrifikasyondan Çin rekabetine, yapay zekâdan tedarik zincirlerine kadar otomotiv sanayisinin geleceğini masaya yatırdı. Ortak mesaj ise Türkiye’nin güçlü üretim ekosistemini koruması ve teknoloji odaklı dönüşümünü hızlandırması gerektiği oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/aziz-yildirim-yeniden-fenerbahce-baskani-80639</guid>
            <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aziz Yıldırım yeniden Fenerbahçe Başkanı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Fenerbahçe Kulübünün olağanüstü seçimli genel kurulunda 27 bin 172 geçerli oyun 17 bin 245'ini alan Aziz Yıldırım, başkan seçildi.</p>
<p>Chobani Stadı ile bitişik parselde bulunan eski Kenan Evren Lisesi arsasında gerçekleştirilen oy verme işleminin ardından başkan adayları ve kongre üyeleri, seçim sonuçlarını Chobani Stadı'nda bekledi.</p>
<p>Saat 10.00'da oy verme işleminin başladığı kongrede 27 bin 387 üye oy kullandı. Kullanılan oyların 27 bin 172'si geçerli sayıldı.</p>
<p>Fenerbahçe Kulübü Yüksek Divan Kurulu Başkanı Şekip Mosturoğlu, yaptığı açıklamada Aziz Yıldırım'ın 17 bin 245 oyla başkan seçildiğini, diğer aday Hakan Safi'nin ise 9 bin 927 oy aldığını duyurdu. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/aziz-yildirim-yeniden-fenerbahce-baskani-80639</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/9/1280x720/aziz-yildirim-1780899037.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aziz Yıldırım, Fenerbahçe Kulübünün olağanüstü seçimli genel kurulunda başkanlığına seçildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/-80643</guid>
            <pubDate>Sun, 07 Jun 2026 23:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> The Key Art Gallery, ABD şubesiyle Anadolu sanatçılarını küresel pazara taşımayı hedefliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Temel Akbaş/Eskişehir<br /><br />Eskişehir’in tek özel sanat galerisi olarak Baksan Sanayi Sitesi'nde faaliyet gösteren The Key Art Gallery, geliştirdiği üç boyutlu gelir modeli, kurumsal danışmanlık hizmetleri ve uluslararası değişim programları ile sanat ekonomisinde yeni bir dönem başlatıyor. 1960’larda inşa edilen eski bir sanayi alanını sanatla dönüştürerek yola çıkan galeri, Anadolu’daki yetenekleri küresel ölçekte görünür kılmak amacıyla Amerika Birleşik Devletleri’nde şubeleşme çalışmalarına odaklanıyor.</p>
<h3>Baksan'dan dünyaya sanat köprüsü</h3>
<p>Galeriyi aktif olarak işletirken sanatçılardan hiçbir ücret talep etmediklerini belirten The Key Art Gallery Kurucusu Merve Küpeli, mekanın doğuşunu ve vizyonunu şu sözlerle aktardı:</p>
<p>"Bu galeriyi kurma fikrinin nasıl ortaya çıktığına gelirsek; aslında biz bu alanı tuttuğumuzda atölye tam anlamıyla perişan bir haldeydi. Zaten 1960’larda yapılmış, Baksan Sanayi Sitesi o dönem oldukça bakımsız bir yerdi. Biz bunu yaklaşık 15 sene önce büyüklerimizle de dile getirmiştik; burayı 'Baksan Sanat Sitesi’ne' dönüştürelim, bölge yavaş yavaş evrilsin ve sanatçılar burada çalışsın istemiştik. Çünkü dünyada bunun çok fazla örneği var; Yunanistan’da, Çin’de ve New York’ta eski sanayi alanları sanatla beraber dönüştürülmüş durumda. Fakat o zamanlar yaşımız çok küçük olduğu için çok kaale alınmadık, fikir geçiştirildi gitti. Eskişehir’de hiç galeri yoktu, 'Bu neden profesyonel bir işe dönüşmesin?' dedik. Oturup stratejisini ve fizibilitesini yaptığımızda, mantıklı düşünen hiçbir insanın bu işe girmeyeceğini gördük. Çünkü koyduğunuz yatırım maliyetinin size geri dönüşü çok uzun bir zaman alıyor. Yine de 'Olsun' dedim, çünkü buranın işletme maliyeti çok daha uygundu; işler konsinye usulü geliyor, sergiyi açıyorsunuz, temel maliyetiniz ise sadece elektrik ve kira oluyor. Tüm bunları değerlendirdikten sonra bu işi yapabileceğimize karar verdik." dedi.</p>
<p>İlk sergilerini açtıktan sonra Türkiye'de sanat üzerine bir iş modeli kurmanın zorluklarıyla karşılaştıklarını kaydeden Küpeli, kültürün tam oturmadığı bir ortamda sıfırdan bir şeyler öğretmeye çalıştıklarını açıkladı. Küpeli, galerinin ismi olan "The Key" (Anahtar) ifadesinin kendilerine her kapıyı açacak güçlü bir platform oluşturma hedefinden geldiğinin altını çizdi.</p>
<h3>Sanat iş gücü performansını artırıyor</h3>
<p>Şirketlerin finansal ve kurumsal sadakat süreçlerine sanat enstrümanı ile dokunduklarını ifade eden Küpeli, kurumsal iş birliklerinin rasyonel sonuçlarına değinerek şöyle konuştu:</p>
<p>"Galeriyi şu an üç ana hat üzerinde çalıştırıyoruz ve burayı üç ayrı gelir merkezi olarak planlıyorum: Birincisi; Galeriyi aktif olarak işletiyoruz. Sanatçılar burada sergilerini açıyor, bu eserlerin satışları yapılıyor ve böylece sanatçının görünürlüğünü artırıyoruz. İkincisi; Şirketlere sanat yatırımları konusunda danışmanlık veriyoruz. Çalışan sadakatini ve performansını artırmak için elimizde çok güçlü bir enstrüman var: Sanat. Sanat şirket içinde doğru kullanıldığında çalışan performansını %32 artırdığı üniversite araştırmalarıyla kanıtlanmış durumda. Üçüncüsü; Yurt dışındaki galerilerle ortak projeler yürütüyoruz ve arada bir köprü oluşturuyoruz. Şimdi Amerika’ya gidiyorum, orada bir şube açıyorum; o süreç ayrı. Ancak onun dışında, örneğin New York’taki bazı sergi alanları ile buradaki sanatçılarımız arasında bağlantı kurarak orada sergiler açıyoruz. Bu, profesyonel bir iş birliği olarak para karşılığı yapılan bir çalışma oluyor." diye konuştu.</p>
<p>Bugüne kadar toplamda 14 sergi gerçekleştirdikleri ve 3 uluslararası fuara katıldıkları bilgisini veren Küpeli, Bodrum'da Bilgili Holding ile boş bir villayı sergi alanına dönüştürerek kurumsal vizyon kapsamında satış odaklı bir iş birliğine imza attıklarını belirtti. Küpeli, sanata maruz bırakılan mavi veya beyaz yakalı çalışanların estetik simetriyle eğitilmesi sonucunda fabrikalardaki hata paylarının düşerek kurumsal performansın arttığını vurguladı.</p>
<h3>Anadolu potansiyeli küresel pazarda</h3>
<p>En büyük amaçlarından birinin Anadolu’daki yetenekli sanatçıları öne çıkarmak ve onları Avrupa ile Amerika’da görünür kılmak olduğunu ifade eden Küpeli, uluslararası kültürel değişim programları hakkındaki stratejilerini şu şekilde paylaştı:</p>
<p>"Galerimizin en büyük amaçlarından biri, Anadolu’daki çok kıymetli ve yetenekli sanatçılarımızı öne çıkarmak. Biz bu acıyla yoğrulduğumuz için buradaki potansiyeli çok iyi biliyoruz. Bizim sanatçılarımızın Avrupa’da görünür olması gerekiyor. Avrupa’da bu bilince sahip bir izleyici kitlesi bulmak daha kolay. Sanatçı kendini orada daha rahat gösterebiliyor ve daha geniş kitlelere ulaşabiliyor. Bu yüzden Avrupa’da, Amerika’da ulaşabildiğim her yere Türk sanatçıları götürüyor, sergiler açıyorum. Satış olup olmaması ilk etapta önemli değil, önemli olan orada bir görünürlük ve algı yaratmak. Aynı şekilde, geçen sene Münih’teki sergimizden sonra oradaki Alman sanatçılar da gelip burada sergi açtılar. Alman sanatçılarımızı Eskişehir’de 15 gün misafir ettik; gerçek Anadolu’yu ve Eskişehir’i gördüklerinde fikirleri tamamen değişti. Bu tarz kültürel değişim programları yapıyoruz." dedi.</p>
<p>Türkiye'deki altyapı ihtiyaçlarına da değinen Küpeli, dünyada "Artist-in-Residence" olarak bilinen sanatçı rezidanslarının kalıcı örneklerinin bulunmadığına dikkat çekerek Eskişehir Seyitgazi’deki Santral Park alanının bu iş için çok uygun bir alan olduğunu belirtti.</p>
<h3>“Türkiye’nin sanat ekonomisinden aldığı pay artmalı”</h3>
<p>Kurum olarak 1, 5 ve 10 yıllık yazılı stratejik hedefleri doğrultusunda hareket ettiklerini vurgulayan Küpeli, gelecek dönem pazar büyüme stratejilerini şu sözlerle özetledi:</p>
<p>"Beş yıl önce koyduğum hedeflere ulaşmama iki yıl var ve şimdiden hedeflerime çok yaklaştım. Amerika’da bir şube açmak kesinlikle şarttı ve bunu bu beş yıl içerisinde tamamlamayı hedefliyorum. 10 yıllık vizyonumuzda ise Türkiye’de sanat kavramını hem şirketlere hem de bireylere daha fazla anlatabilmek var. Bunun yolu galeriyi fiziki olarak şubeleştirmek değil, fikirleri şubeleştirmekten geçiyor. Sanat tarihi veya sanat ekonomisi eğitimi almış öğrencileri yetiştirip sektörde yeni bir pazar oluşturmak istiyorum. Yani bu hizmeti sadece ben vermeyeyim; bu sektörü büyütecek, bu hizmeti sunacak başka insanlar da yetişsin adına bir akademi kurmak hedefindeyim. Türkiye’de sanat ekonomisinin genel ekonomiden aldığı pay %0.1 bile değil. Oysa bu oran Avrupa’da %5, Amerika’da ise %6-7 seviyelerinde. Buradaki sanat gelişimi tamamen yapısal ve politik bir konudur. Çünkü Avrupa ve Amerika’ya baktığımızda yasal bir düzenleme var: Eğer bir bina yapıyorsanız yasa gereği bunun belirli bir yüzdesini sanata harcamak zorundasınız. Biz bunu kendi inşaatçılarımıza söylediğimizde ilk başta zor karşılanabilir ama bir kez sistem oturduğunda sanatçının nasıl besleneceğini, üretimin nasıl artacağını hayal bile edemezsiniz." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/-80643</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/3/1280x720/the-key-art-gallery-abd-subesiyle-anadolu-sanatcilarini-kuresel-pazara-tasimayi-hedefliyor-1780901914.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ The Key Art Gallery, beş yıl içinde ABD şubesini açarak uluslararası pazarda Türk sanatçılar için güçlü bir platform oluşturmayı ve uzun vadede kuracağı akademi yapısıyla Türkiye&#039;de yüzde 0,1&#039;in altında olan sanat ekonomisi payını yukarı taşımayı hedefliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kultur-sanat/eskisehirde-niyazi-capa-kultur-merkezi-acildi-80645</guid>
            <pubDate>Sun, 07 Jun 2026 23:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eskişehir&#039;de Niyazi Çapa Kültür Merkezi açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TEMEL AKBAŞ/ESKİŞEHİR<br /><br />Türkiye'nin birçok ilinden Yörük-Türkmen il beyleri, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, davetliler ve vatandaşların katıldığı açılış töreninde yoğun ilgi gösterildi.</p>
<p>Açılışta aile adına konuşan Necdet Çapa, merhum Niyazi Çapa'nın hayatını Türk tarihinin, Yörük-Türkmen kültürünün ve ecdat sevgisinin gelecek nesillere aktarılmasına adadığını söyledi.</p>
<p>Çapa, “Rahmetli Beylerbeyimiz, şanlı tarihimizin genç nesillere aktarılmasına büyük önem verirdi. Atalarına söven değil, atalarını seven bir nesil yetişmesi için ömrünü adadı”dedi.</p>
<p>Niyazi Çapa'nın Türkiye'nin dört bir yanında Yörük-Türkmen kültürünü anlatmak için çalışmalar yürüttüğünü belirten Çapa, ailesi ve yol arkadaşları olarak kendisinden kalan mirası yaşatmaya devam ettiklerini ifade etti.</p>
<p><strong>Gençlere ve Türk dünyasına ulaşması hedefleniyor</strong></p>
<p>Kültür merkezinin düzenleme çalışmalarının torunu Alperen Çapa tarafından yürütüldüğünü aktaran Necdet Çapa, merkezin gençlerin ilgisini çekecek şekilde tasarlandığını kaydetti.</p>
<p>Çapa, “Sadece fiziksel ziyaretçilere değil, sanal geziler aracılığıyla dünyanın dört bir yanındaki Türk topluluklarına ve Türk gençliğine ulaşmayı hedefliyoruz”diye konuştu.</p>
<p><strong>Kültür merkezinde tarihi eserler ve nostaljik bölümler yer alıyor</strong></p>
<p>Yaklaşık 276 yıllık tarihi konağın kültür merkezine dönüştürüldüğünü anlatan Çapa, konağın bahçesinin sanatçıların eserlerini ücretsiz sergileyebileceği ve derneklerin sanatsal faaliyetlerini gerçekleştirebileceği bir sanat ve gösteri alanı olarak düzenlendiğini söyledi.</p>
<p>Merkezin birinci katında Türkiye'de benzeri bulunmayan tarihi ortez ve protezlerin sergilendiğini belirten Çapa, aynı bölümde grubun sağlık sektöründeki 50 yıllık üretim serüveninin de ziyaretçilere sunulduğunu ifade etti.</p>
<p>İkinci katta 1800'lü ve 1900'lü yıllara ait tarihi eserler, silahlar, el yazması kitaplar, Osmanlı dönemi gazete ve kimlik belgeleri ile Cumhuriyet dönemine ait çeşitli objelerin yer aldığını kaydeden Çapa, nostaljik eczane bölümünde ise yaklaşık bir asır önceki sağlık sistemi ve eczacılık uygulamalarının tanıtıldığını dile getirdi.</p>
<p><strong>Niyazi Çapa'nın hayatı belgelerle anlatılıyor</strong></p>
<p>Konağın üçüncü katında merhum Niyazi Çapa'nın Eskişehir'e, insanlara ve Türk kültürüne yönelik çalışmalarını yansıtan fotoğraf, gazete kupürü ve belgelerin sergilendiğini belirten Çapa, Osmanlı Evi bölümünde ise geçmiş dönem Türk yaşam kültürüne ait eşyalar ile yöresel kıyafetlerin ziyaretçilerin beğenisine sunulduğunu söyledi.</p>
<p>Necdet Çapa, kültür merkezinin Eskişehir'e, sağlık camiasına, Yörük-Türkmen topluluklarına ve dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan Türk toplumlarına hayırlı olması temennisinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kultur-sanat/eskisehirde-niyazi-capa-kultur-merkezi-acildi-80645</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/5/1280x720/eskisehirde-niyazi-capa-kultur-merkezi-acildi-1780903098.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eskişehir merkezli Çapa Grubu tarafından, kuruluşunun 50. yılı dolayısıyla grup kurucusu merhum Niyazi Çapa&#039;nın anısını yaşatmak amacıyla yaptırılan Beylerbeyi Konağı Niyazi Çapa Kültür Merkezi düzenlenen törenle açıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkiyeyi-dunyanin-yukselen-yaban-mersini-tedarikcisi-konumuna-getiriyoruz-80599</guid>
            <pubDate>Sun, 07 Jun 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Türkiye’yi dünyanın yükselen yaban mersini tedarikçisi konumuna getiriyoruz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DUYGU GÖKSU/EDİRNE</strong></p>
<p>DCT Trading, bağlı ortaklığı Bluefarm Tarım Teknolojileri ve Üretim A.Ş.’nin ilk yatırımı olan Yaban Mersini Üretim Çiftliği’ni tanıttı. Türkiye İş Bankası’nın iştiraki olan Maxis Girişim Sermayesi Portföy Yönetimi AŞ Karma Strateji Fonu ortaklığıyla Edirne İpsala’da kurulacak olan çiftliğin tanıtımı yapıldı. Yapılan açıklamaya göre, 4,5 milyon euro yatırımla, yaklaşık 265 dönümlük alan üzerinde kurulması planlanan Bluefarm Tarım Yaban Mersini Üretim Çiftliği, Türkiye’de modern tarım girişimlerinin ölçek kazanması, ihracata entegre olması ve uluslararası rekabet gücünün artırılması açısından önemli bir stratejik hamle niteliği taşıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://img.ekonomim.com/rcman/Cw850h1134q95gc/storage/files/images/2026/06/07/levent-sadik-ahmet-da2k.jpg" alt="Levent Sadık Ahmet: “Türkiye’yi dünyanın yükselen yaban mersini tedarikçisi konumuna getiriyoruz” - Resim : 1" width="700" height="934" data-lightbox="true" /></p>
<p>Bluefarm Tarım’ı, yalnızca bir üretici olarak değil, tarımda dönüşüm lideri olarak konumlandırdıklarını söyleyen Levent Sadık Ahmet, “Şirketin ilk yatırımını da bu vizyon doğrultusunda planladık. Bluefarm Tarım ile iddialı bir sayfa açıyoruz. Yatırımımız tamamlandığında Türkiye’yi başta Avrupa olmak üzere dünyanın yükselen yaban mersini tedarikçisi konumuna getirirken tarımda ileri teknoloji kullanımında bölgesel bir merkez konumuna yükseltmeyi hedefliyoruz” dedi.</p>
<p>Yüksek katma değerli ve dış talebi güçlü bir ürün olan yaban mersini ile İpsala’nın tarım ekonomisine yepyeni bir yön bir yön kazandıracağını da vurgulayan Levent Sadık Ahmet, “Kendi üretimimizi gerçekleştirirken bölgede yaban mersini üretmek isteyen çiftçilere bitki ve malzeme tedariki, eğitim ve teknik danışmanlık, sulama-fertilizasyon protokolleri ile lojistik ve satış desteği gibi uçtan uca çözümler sunmayı, onların da büyüyen pazara dahil etmeyi planlıyoruz. Böylece bölgede sürdürülebilir, ölçeklenebilir ve ihracat odaklı bir tarım ekosistemi oluşturmayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>İpsala’da Avrupa pazarında talebi yüksek olan premium kalite yaban mersini üretimine odaklanacaklarını dile getiren Levent Sadık Ahmet, Bluefarm Tarım’ın ürün paketleme ve lojistik süreçleri ise ilk aşamada yine Yunanistan’daki bir diğer bağlı ortaklığı YAKA IKE tarafından yürütülecek. Böylece üretimden paketlemeye, ihracattan raflara uzanan entegre bir değer zinciri oluşturacağız” dedi.</p>
<h2>“Potansiyel taşıyan güçlü bir adım”</h2>
<p>Maxis Genel Müdürü Özgür Temel ise Bluefarm Tarım’ın Maxis Karma Strateji Fonu’nun ilk yatırımı olduğunu belirterek “Bu yatırım şirketimizin tarıma, üretime ve ihracat potansiyeli yüksek alanlara bakışını güçlü biçimde yansıtıyor” dedi. Maxis Girişim Sermayesi’nin 19 fon altında yaklaşık 600 milyon dolar tutarında varlık yönettiğini kaydeden Temel, “Yönettiğimiz sermayeyi yalnızca büyümenin finansmanı olarak değil, doğru iş modellerinin kurumsallaşması ve ölçek kazanması için stratejik bir araç olarak konumlandırmayı hedefliyoruz. Bu perspektifle Bluefarm Tarım yatırımını; tarımda teknoloji kullanımı, entegre değer zinciri ve sürdürülebilir üretim yaklaşımı sayesinde hem ülkemiz hem de yatırım dünyası açısından güçlü potansiyel taşıyan bir adım olarak görüyoruz” diye konuştu.</p>
<h2>150 bin fidan dikilecek</h2>
<p>Türkiye’nin ve Avrupa’nın en gelişmiş ve modern yaban mersini üretim çiftliği olarak hayata geçirilmesi planlanan yatırımın, arazi alımlarının ardından yaklaşık 265 dönümlük alan üzerinde fazlar halinde kurulması planlandı. Proje kapsamında yaklaşık 150 bin yaban mersini ağacı dikilmesi hedefleniyor. Tamamen otomasyon tabanlı bir üretim altyapısıyla faaliyet gösterecek çiftliğin; modern tarım teknolojileri, uluslararası tedarik zinciri yönetimi ve stratejik finansman ortaklıklarını entegre eden örnek bir model oluşturması amaçlanıyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkiyeyi-dunyanin-yukselen-yaban-mersini-tedarikcisi-konumuna-getiriyoruz-80599</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/9/1280x720/turkiyeyi-dunyanin-yukselen-yaban-mersini-tedarikcisi-konumuna-getiriyoruz-1780829849.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ DCT Trading, bağlı ortaklığı Bluefarm Tarım Teknolojileri ve Üretim A.Ş.’nin ilk yatırımı olan Yaban Mersini Üretim Çiftliği’ni tanıttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/limon-ihracati-miktar-bazinda-duserken-doviz-getirisi-artti-80600</guid>
            <pubDate>Sun, 07 Jun 2026 13:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Limon ihracatı miktar bazında düşerken, döviz getirisi arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Limon ihracatında 5. sırada yer alan Türkiye, 2024 yılında 578 bin ton limon ihraç etti. 2025 yılında limon ihracatı miktar bazında yüzde 38’lik azalışla 361 bin tona geriledi. Türkiye’nin limon ihracatı iklim krizinin etkileriyle miktar bazında düşerken, ihracat geliri yüzde 13’lük artışla 357 milyon dolardan 402,5 milyon dolara tırmandı.</p>
<p>Limon ihracatı miktar bazında yüzde 38 düşerken, döviz getirisinin yüzde 13 artmasını değerlendiren Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Cengiz Balık, bu artışın altında limon ihraç fiyatının dolar bazında yüzde 80 artışının yattığını, Türk limonunun daha katma değerli ihraç edildiğini dile getirdi.</p>
<p>Türkiye’nin 2025 yılında gerçekleştirdiği 3 milyar 703 milyon dolarlık yaş meyve sebze ihracatının yüzde 11’nin limon ihracatından olduğunu vurgulayan Balık, “Türkiye’de üretilen 58 milyon ton yaş meyve sebzenin ortalama yüzde 7’sini ihraç edilirken, limon üretimimizin yüzde 33’ü ihraç ediliyor. Limon ihracatımızdaki artış 2026 yılının ocak – nisan döneminde de sürdü. Limon ihracatımız yüzde 18’lik artışla 165 milyon dolardan 195 milyon dolara çıktı. 2026 yılı sonunda limon ihracatında 500 milyon doları aşmayı hedefliyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p>Türkiye’nin limon ihracatının 2002 yılında 230 bin ton seviyesindeyken, 2024 yılında 577 bin tona kadar yükseldiğini paylaşan Balık, “Limon ihracatımız 22 yılda 2,5 kat arttı. 2026 yılı rekoltesiyle ilgili konuşmak için erken olmakla birlikte 2025 yılından daha yüksek bir rekolte bekliyoruz. Limon ihracatındaki artışımızın ilerleyen yıllarda artarak orta vadede 1 milyar doları görecektir” dedi.</p>
<h2>Limon ihracatında Irak, Rusya ve Romanya zirvede yer aldı</h2>
<p>Limon ihracatında öne çıkan ülkeler hakkında da bilgi veren Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Cengiz Balık, “2025 yılında en çok limon ihraç ettiğimiz ülkeler 161,5 milyon dolarla Irak, 81 milyon dolarla Rusya Federasyonu, 23,7 milyon dolarla Romanya oldu. 2026 yılının ocak – nisan döneminde de sıralama değişmedi. Irak 64,5 milyon dolarla ilk sıradaki yerini korurken, Rusya’ya limon ihracatı yüzde 62’lik artışla 30,6 milyon dolardan 50 milyon dolara yükseldi ve ikinci sıradaki yerini sağlamlaştırdı. Üçüncü sırada 14,5 milyon dolarlık ihracatla Romanya yer aldı” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/limon-ihracati-miktar-bazinda-duserken-doviz-getirisi-artti-80600</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/0/1280x720/limon-ihracati-miktar-bazinda-duserken-doviz-getirisi-artti-1780830010.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin limon ihracatı iklim krizinin etkileriyle miktar bazında düşerken, ihracat geliri yüzde 13’lük artışla 357 milyon dolardan 402,5 milyon dolara tırmandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gifed-c-summit-2026da-belirsizlik-caginda-guclu-liderlik-vurgusu-80598</guid>
            <pubDate>Sun, 07 Jun 2026 13:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> GİFED C-Summit 2026’da belirsizlik çağında güçlü liderlik vurgusu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>C-Summit 2026, İzmir İş Kadınları Derneği’nin (İZİKAD) ev sahipliğinde, Girişimci İş Kadınları Federasyonu’nun (GİFED) öncülüğünde İzmir’de yapıldı. GİFED Başkanı Oya Eroğlu, yeni dünyanın liderlik kodlarını yeniden okumak üzere bir araya geldiklerini söyledi. İçinde bulunduğumuz çağın yalnızca değişim çağı değil, aynı zamanda belirsizlik çağı olduğunun altını çizen Eroğlu, “Jeopolitik kırılmalar, iklim krizi, yapay zeka ve dijital dönüşümün yarattığı yeni dengeler, ekonomik dalgalanmalar, tedarik zincirlerinden iş gücü dönüşümüne kadar uzanan küresel kırılmalar… Bütün bunlar bize şunu gösteriyor: Mesele geleceği tahmin etmek değil, belirsizlik içinde yön tayin edebilmektir” dedi.</p>
<p>İçinden geçtiğimiz dönemde liderliğin yalnızca yönetmek olmadığını, karmaşıklık içinde sakin kalabilmek, kriz anlarında güven yaratabilmek, değişimi korkuyla değil vizyonla karşılayabilmek olduğunun altını çizen Eroğlu, “Ve inanıyorum ki kadın liderliği, tam da bu çağın ihtiyaç duyduğu dönüşüm kapasitesini içinde taşımaktadır. Çünkü kadın liderliği; yalnızca sonuç odaklı değil, aynı zamanda insan odaklıdır. Yalnızca rekabet değil, iş birliği üretir. Yalnızca bugünü değil, gelecek nesilleri de düşünür” dedi.</p>
<h2>Özden Erten: Dayanıklılık önceden tasarlanması gereken stratejik bir yetkinliktir</h2>
<p>İZİKAD Başkanı Özden Erten ise bugün, yalnızca bir zirve için bir araya gelmediklerini, aynı zamanda iş dünyasının, kamunun, sivil toplumun, akademinin ve girişimcilik ekosisteminin ortak aklıyla; içinde bulundukları dönemi anlamak, riskleri doğru okumak ve geleceğe daha güçlü hazırlanmak için bir arada olduklarını söyledi.</p>
<p>C-SUMMIT’ in, GİFED’in Anadolu’dan yükselen güçlü kadın girişimciliği hareketinin çok kıymetli bir yansıması olduğunu vurgulayan İZİKAD Başkanı Erten, “Artık liderlik yalnızca bugünü yönetmek değil. Liderlik; belirsizlik içinde yön gösterebilmek, hızlı ama sağduyulu karar alabilmek, veriye dayanmak, riskleri önceden okuyabilmek, kaynakları doğru önceliklerle yönetebilmek ve en önemlisi güven inşa edebilmek. C-SUMMIT 2026’nın teması bizler için son derece anlamlıdır: Belirsizlik Çağında Güçlü Liderlik. Bu tema yalnızca şirketler için değil; şehirler, kurumlar, sivil toplum kuruluşları, girişimciler ve bireyler için de yol göstericidir. Çünkü artık dayanıklılık, kriz anında gösterilen bir refleks değil; önceden tasarlanması gereken stratejik bir yetkinliktir” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gifed-c-summit-2026da-belirsizlik-caginda-guclu-liderlik-vurgusu-80598</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/8/1280x720/gifed-c-summit-2026da-belirsizlik-caginda-guclu-liderlik-vurgusu-1780829691.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Girişimci İş Kadınları Federasyonu’nun öncülüğünde ve İzmir İş Kadınları Derneği’nin ev sahipliğinde organize edilen C-Summit 2026 İzmir&#039;de gerçekleşti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
