<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-86711</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Canlı - Ekonomi Masası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Dikkatler Ağustos Enflasyonunda! Borsaya Etkisi Ne Olacak?  | Ekonomi Masası | 03 Eylül" src="https://www.youtube.com/embed/IS6EiF62AF4" width="750" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-86711</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/5/1280x720/munyar-1787203670.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ticaret-zorlandi-konkordato-basvurusu-artti-alacak-sigortasi-policesi-6-milyar-euroyu-buldu-86712</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 07:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ticaret zorlandı, konkordato başvurusu arttı, alacak sigortası poliçesi 6 milyar euroyu buldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ALLIANZ </strong>Trade Türkiye CEO’su <strong>Ömer Gürcan Köseoğlu </strong>ve Pazarlama Müdürü <strong>Bedia Dernek</strong>’le görüşmeye giderken şirketle ilgili bilgi istedim:</p>
<p>-          “Allianz Trade”, <strong>Allianz Sigorta’dan farklı ne yapıyor?</strong></p>
<p>Kısa bilgi notunda <strong>“Allianz Trade”</strong>in faaliyet alanı şöyle özetlendi:</p>
<ul>
<li>“Allianz Trade”, <strong>ticari kredi sigortası alanında küresel lider. Kefalet, alacak tahsilatı, dolandırıcılık sigortası, yapılandırılmış ticari kredi ve siyasi risk alanlarında uzmandır.</strong></li>
</ul>
<p>Bilgi notundaki şu veri dikkatimi çekti:</p>
<ul>
<li>“Allianz Trade”<strong>in tescilli istihbarat ağı, 289 milyon şirketin verilerine anında erişime dayanıyor.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Ömer Gürcan Köseoğlu, </strong>daha önce bankacılık sektöründe görev yaptığını, 10 yıldır sektörde olduğunu belirtip, <strong>“Allianz Trade”</strong>in faaliyet alanını şöyle açtı:</p>
<p>-          <strong>Şirketlere ticaret yapma ve ödeme alma konusunda güven verir. Kötü bir borç durumunda şirketleri tazmin eder. Ancak, daha da önemlisi, baştan kötü borçtan kaçınılmasına yardımcı olur.</strong></p>
<p><strong>“Allianz Trade”</strong>in Allianz Grubu’na bağlı olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Allianz Grubu, Türkiye’de de faaliyetleri olan </strong>“Euler Hermes”<strong>i satın almıştı. Adını da </strong>“Allianz Trade”<strong>e dönüştürmüştü. </strong>“Euler Hermes” <strong>dönemini de dikkate alırsak Türkiye’de 15 yılı aşkın süredir faaliyetimiz var.</strong></p>
<p><strong>“Allianz Trade”</strong>in ana işinin <strong>“alacak sigortası” </strong>olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>50’den fazla ülkede faaliyeti var</strong><strong>,</strong><strong> bağlı olduğumuz şirketin. Vadeli satışlarda alınan ürünün bedelinin ödenmeme riskini sigortalıyoruz.</strong></p>
<p><strong>“Allianz Trade”</strong>in dünyada verdiği güvencenin 1.4 trilyon dolara ulaştığına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’deki poliçelerimizin toplam büyüklüğü 6 milyar Euro. Yani, 6 milyar Euro’luk güvence vermiş durumdayız.</strong></p>
<p>Türkiye’deki poliçe adedini merak ettim, paylaştı:</p>
<p>-          <strong>500-600 civarında şirketin alacaklarını güvence altına almış bulunuyoruz. </strong> </p>
<p>Daha çok büyük ölçekli firmaları alacaklarını güvence altına aldıklarını aktardı:</p>
<p>-          <strong>Poliçe düzenlediğimiz 500-600 şirketin mal sattığı, iş yaptığı 30 bin alıcı var. Biz 30 bin alıcıdaki alacaklarını güvence altına almış bulunuyoruz. Bir sorun çıktığında alacaklarını ödüyoruz. Sonra o alacakların takibin</strong><strong>i</strong><strong> biz yürütüyoruz.</strong></p>
<p>Risk yönetimi yaptıklarını, tüm tarafları önceden incelediklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Ticaretin zorlanması bizim barometremiz gibi. Ticarette zorluklar, sıkıntılar başlayınca, konkordato başvuruları arttıkça bizim işimizde de artış yaşanıyor.</strong></p>
<p><strong>“Alacak sigortası” </strong>ile verdikleri güvenceye bir başka pencereden baktı:</p>
<p>-          <strong>Biz aslında teminatsız kredi kullandırmış oluyoruz.</strong></p>
<p>Konkordatoya giren şirketlerden alacağı olan sigortalıları için uygulamayı şöyle anlattı:</p>
<p>-          <strong>Konkordatoya giren şirketlerden alacağı tahsil etmek epey zorlaşır. Zaten konkordato bir anlamda borçlu şirkete zaman kazandırır. Sigortalımızın alacağı olan bir şirket konkordatoya girdiğinde biz alacağı öderiz. Konkordato sürecinde biz alacaklı hale geliriz.</strong></p>
<p>Daha küçük ölçekli şirketlerin alacaklarını sigortalama konusunda planları olup olmadığını sordum, yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Orta vadede büyüklerin bir altı grupta, yani orta büyüklükte olan şirketlerle de çalışmayı gündemimize alacağız.</strong></p>
<p>Şu noktayı irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Bir şirket bize alacak sigortası, ihracat sigortası, kefalet sigortası için başvurduğunda son 3 yılına bakarız. Ayrıca borçlu tarafın da son 3 yılını değerlendiririz. Yani, son bir yıla bakıp güvence altına almayız.</strong></p>
<p>Yaptıkları sigortanın bedeliyle ilgili örnek rakamlar sordu, yıllık primi şöyle örnekledi:</p>
<p>-          <strong>Yıllık 15 bin dolarlık poliçe de var, 100-150 bin dolarlık poliçe de düzenlenebiliyor. Sigortaya başvuran şirketin kapsama aldırmak istedikleri risklerinin büyüklüğüne göre ödenecek prim değişir.</strong></p>
<p>Ekonomide sıkıntılı günlerin başlamasından beri konkordatoya başvuran, bu sürece giren şirketlerin sayısı artıyor. Konkordatoya giren şirketlerden alacakları olanlar arasında tahsilatı yapamaz hale gelenlerin de sıkıntıya girme riskiyle karşı karşıya kaldıkları sıkça görülüyor.</p>
<p>İşte bu nedenle alacak sigortası, ihracat sigortası, kefalet sigortası gibi güvencelerin önemi artıyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bugüne kadar 108 milyon euro hasar ödemesi yaptık</span></h2>
<p><strong>ALLIANZ </strong>Trade Türkiye CEO’su <strong>Ömer Gürcan Köseoğlu</strong>’na alacağını, ihracatını sigortalayan şirketlere ödemeleriyle ilgili verileri sordum, şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Yılda 7-8 milyon Euro civarında tazminat ödüyoruz. Diğer bir deyimle hasar ödemesi yapıyoruz.</strong></p>
<p>Bugüne kadar ödedikleri tazminatın ulaştığı düzeyi merak ettim, paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Bugüne kadar ödediğimiz hasar 108 milyon Euro’yu buldu.</strong></p>
<p>Üstlendikleri alacakların tahsiliyle ilgili oranları sordum, aktardı:</p>
<p>-          <strong>Yurt içinde tahsilat oranımız yüzde 30’lar düzeyinde.</strong></p>
<p>Bu noktada hasar rasyosuyla ilgili şu bilgiyi verdi:</p>
<p>-          <strong>Hasar rasyolarımız yüzde 40’lar civarında. Bu oran normal sayılır. Yüzde 40-60 arası orta düzeydedir. Yüzde 60’ı aşarsa sıkıntı çıkar.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İşimizin yüzde 40’ını ihracat alacaları sigortası oluşturuyor</span></h2>
<p><strong>ALLIANZ </strong>Trade Türkiye CEO’su <strong>Ömer Gürcan Köseoğlu, </strong>ihracat sigortası poliçeleriyle Türkiye’nin ihracatını desteklediklerini belirtti:</p>
<p>-          <strong>İşimizin yüzde 40’ı ihracat sigortalarından oluşuyor. İhracatçıya kefalet sigortası da yapıyoruz. Bu alanda ilk lisans alan biz olduk.</strong></p>
<p><strong>“Allianz Trade”</strong>in tescilli istihbarat ağının dünyada 289 milyon şirketin verilerine anında ulaşma kabiliyeti olduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Örneğin Türkiye’deki ihracatçı şirketin satış yapmayı düşündüğü Peru’daki bir şirketin mali yapısını anında görebiliyoruz.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>İhracatçıya yurt dışında kefalet sigortası da yapıyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Politik risk sigortası da var</span></h2>
<p><strong>ALLIANZ </strong>Trade Türkiye CEO’su <strong>Ömer Gürcan Köseoğlu</strong>’na bana gönderilen kısa bilgi notundaki <strong>“politik risk” </strong>sigortasını sordum:</p>
<p>-          “Politik risk sigortası” <strong>nasıl yapılıyor, neleri kapsıyor?</strong></p>
<p>Şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Diyelim ki bir ülkede darbe oldu. Politik risk sigortası onu kapsar.</strong></p>
<p>Örneği genişletti:</p>
<p>-          <strong>Ülkeler Merkez Bankalarının döviz transferi uygulamalarıyla ilgili değişiklikler yaptığında ihracatçıyı zarara uğratacak yansımaları da söz konusu olabiliyor. Bu zararı tazminde rol alabiliyoruz.</strong></p>
<p><strong>“Politik risk”</strong>i önceden nasıl ölçtüklerini merak ettim, anlattı:</p>
<p>-          <strong>Uluslararası reyting kuruluşlarının ülkelere verdikleri notlardan yararlanıyoruz. Ayrıca globalde grubumuzun çok iyi bir araştırma ekibi var. Onların ortaya koyduğu araştırmalar da bizim için yol gösterici oluyor.</strong></p>
<p>Bu noktada söz konusu araştırma ekibinin ABD-İran Savaşı’yla ilgili öngörülerini sordum, paylaştı:</p>
<p>-          <strong>ABD ve İsrail’in İran’la yaşadıkları gerilimin sıcak savaşa döneceğini öngöremediler. Dünyada da pek öngören olmadı. Ayrıca süresi konusunda da net bir yorum yapamadılar.</strong></p>
<p><strong>Başlangıçta, ‘riski kendimiz yönetiriz’ diyen sıkışınca geliyor</strong></p>
<p><strong>ALLIANZ </strong>Trade Türkiye CEO’su <strong>Ömer Gürcan Köseoğlu, </strong>Türkiye’de 15 yıllık geçmişi olmasına rağmen <strong>“alacak sigortası”</strong>nda yolun başlarında olunduğunu belirtti:</p>
<p>-          “Alacak sigortası” <strong>ülkemizde emekleme safhasındaydı. Yeni yeni yürümeye başladı. Son 2-3 yıldır sorulmaya başlandı.</strong></p>
<p>Firmalarla görüşmelerde en dikkat çekici konunun ne olduğunu sordum, şöyle yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Firmalara sunum yaparken, </strong>“Riskinizi de biz yöneteceğiz” <strong>dediğimizde çoğundan, </strong>“Kendi riskimi kendim yönetirim” <strong>yanıtı alıyoruz. Ancak, böyle diyenlerden bazılarının sıkıntı sinyali alınca kapımızı çaldığını görüyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">17 firma ile Foodist’teyiz</span></h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a98f7ceb4a39-1788409806.png" alt="" width="697" height="382" /><strong>TÜYAP </strong>Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. ve ALZ Grup işbirliğiyle Türkiye Gıda Platformu’nun (TGP) <strong>“Foodist İstanbul Uluslararası Gıda ve İçecek Ürünleri Fuarı”</strong>nın açılışı sonrası Akhisar Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Alper Alhat, </strong>Başkan Yardımcısı <strong>Şerif Şerifoğlu, </strong>Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Muhiddin Örnek</strong> ve Meclis Başkanı <strong>Bahattin Alkın</strong>’la buluştuk.</p>
<p><strong>Alper Alhat, </strong>561 yerli, 76 yabancı katılımcının yer aldığı Foodist’e bir anlamda çıkarma yaptıklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Akhisar Ticaret Borsası olarak 17 firma ile Foodist’te yerimizi aldık. Akhisar Ticaret Borsası yönetimi olarak fuarların firmalarımıza katkısını çok iyi biliyoruz. O nedenle fuarlara katılıma çok önem veriyoruz.</strong></p>
<p><strong>Alper Alhat, </strong>fuarın açılışı sonrası Ticaret Bakanı Prof. <strong>Ömer Bolat </strong>ve Tarım ve Orman Bakanı <strong>İbrahim Yumaklı </strong>ile stant turu sırasında kısa görüşme fırsatı bulduklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>ABD’nin yüzde 12.5’lik ek gümrük vergisi uygulamasıyla birlikte zeytin ve zeytinyağı ihracatında fiyat tutturma şansımızın kalmadığını anlattık. Geçmişte uygulanan Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu (DFİF) formülünün yeniden devreye girmesi talebimizi de ilettik.</strong></p>
<p><strong>Alhat, </strong>geçmişte uygulanan DFİF desteği rakamlarını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Zeytinyağında 650 dolar, zeytinde de 260 dolar ton başına destek söz konusu olmuştu. Şimdi de yine DFİF gibi bir desteğe sektörümüzün ihtiyacı var.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ticaret-zorlandi-konkordato-basvurusu-artti-alacak-sigortasi-policesi-6-milyar-euroyu-buldu-86712</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/2/1280x720/omer-gurcan-koseoglu-1788409979.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret zorlandı, konkordato başvurusu arttı, alacak sigortası poliçesi 6 milyar euroyu buldu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayide-kan-kaybi-durdurulamiyor-86710</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 07:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayide kan kaybı durdurulamıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Türkiye ekonomisinde hizmet sektörünün ağırlığı giderek artarken, sanayideki erozyon derinleşiyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) kısa süre önce açıkladığı Gayrisafi Yurt İçi Hasıla ile Yıllık Sanayi ve Hizmet İstatistikleri de ekonomideki bu yapısal dönüşümü tüm çıplaklığı ile gözler önüne seriyor. Üretim koşullarındaki bozulma ve maliyet baskıları nedeniyle reel sektörün milli gelirden aldığı pay son 5 yılda kesintisiz daralırken, ekonomi giderek hizmet ağırlıklı bir yapıya bürünüyor. TÜİK’in yıllık GSYH verilerine göre, toplam sanayi sektörünün milli gelir içindeki cari payı 2021 yılında yüzde 25,84 seviyesinde bulunurken, sıkılaşan finansman koşulları ve küresel talepteki yavaşlamanın etkisiyle 2025 yılı sonunda yüzde 18,47’ye kadar çekildi. Böylece sanayinin milli gelirdeki ağırlığı son 5 yılda yaklaşık 7,4 puan kaybetmiş oldu. Doğrudan imalat ve katma değerli üretimi simgeleyen imalat sanayiindeki kan kaybı da dikkat çekici boyutlara ulaşarak, aynı dönemde yüzde 22,12’den yüzde 15,58’e geriledi.</p>
<h2>Hizmetlerde periyodik artış </h2>
<p>Sanayide yaşanan bu erimeye karşılık ticaret, ulaştırma, konaklama, finans, gayrimenkul, bilgi-iletişim ve kamu hizmetlerini kapsayan toplam hizmetler sektörünün milli gelirdeki ağırlığı katlanarak arttı. 2021 yılında GSYH’nin yüzde 53,20’sini oluşturan hizmetler sektörünün toplam payı, 2025 yılında yüzde 59,11’e tırmandı. TÜİK’in en son açıkladığı çeyreklik GSYH verileri ise sanayideki çözülmenin ve hizmetlerdeki genişlemenin 2026 yılında da ivme kaybetmeden sürdüğünü ortaya koydu. 2026 yılı ikinci çeyrek verilerine göre, toplam hizmetler sektörünün GSYH içindeki payı yüzde 60,94’e yükselerek ilk kez yüzde 60 eşiğini aşarken; toplam sanayinin payı yüzde 18,62’ye, imalat sanayinin payı ise yüzde 15,78’e kadar geriledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a98f5001cee2-1788409088.png" alt="" width="632" height="353" /></p>
<h2>Sanayinin ciro payı 30’un altında </h2>
<p>GSYH’de ortaya çıkan sanayideki erime ve hizmetlerdeki büyüme tablosunu, Yıllık Sanayi ve Hizmet İstatistikleri de teyit ediyor. Buna göre, 2021 yılında toplam ciro içerisindeki payı yüzde 35,9 seviyesinde bulunan sanayi sektörü, 2022 yılında yüzde 37,1 ile tepe noktasını görmüştü. Ancak bu tarihten itibaren başlayan düşüş trendi kesintisiz devam etti. Sanayinin ciro payı 2023 yılında yüzde 33’e, 2024 yılında yüzde 30,2’ye ve son olarak 2025 yılı verilerinde yüzde 28,5’e gerileyerek yüzde 30’luk kritik sınırın altına indi. Böylece sanayinin cirodaki ağırlığı son 5 yılda ise 7,4 puan; son 3 yılda ise 8,6 puan erimiş oldu. Sanayideki bu gerilemeye karşılık ticaret ve hizmet sektörleri ciro paylarını pekiştirdi. Ticaret sektörünün 2015 yılında yüzde 41,7 olan ciro payı, 2021’de yüzde 44,7’ye, 2025 yılında ise yüzde 46,8’e yükselerek ekonominin en büyük ciro üreten alanı konumunu sürdürdü. Hizmet sektörü ise 2021’deki yüzde 14,1’lik ciro payını 2025’te yüzde 17,8’e çıkararak payını artırmayı başardı.</p>
<h2>Her iki girişimden biri hizmette </h2>
<p>Türkiye’deki yeni iş kurma ve girişimcilik tercihleri de üretimden hizmet alanına kayışı teyit ediyor. Toplam girişim sayısı içinde hizmet sektörünün payı 2015 yılında yüzde 41,7 seviyesindeyken, 2021’de yüzde 43,1’e, 2025 yılında ise yüzde 48,4’e fırladı. Bu tablo, Türkiye’deki her iki işletmeden birinin artık hizmet sektöründe yer aldığını gösteriyor. Buna karşın sanayi sektörünün toplam girişimler içindeki payı gerileme eğilimini sürdürüyor. 2015 yılında yüzde 12,8 olan sanayi girişim payı, 2021 ve 2022 yıllarında da yüzde 12,8 seviyesinde kaldıktan sonra 2024’te yüzde 12,6’ya, 2025’te ise yüzde 12,4’e geriledi. Ticaret sektörünün girişim payı ise 2015’teki yüzde 38,8 seviyesinden 2025’te yüzde 31,6’ya düşerken, çözülen payın büyük oranda hizmet alanına kaydığı görüldü.</p>
<h2>İstihdamın yeni kalesi hizmetler oldu </h2>
<p>İstihdam tarafındaki göstergeler de sanayi sektörünün istihdam yaratma gücünün zayıfladığını ortaya koyuyor. Sanayinin toplam istihdam içindeki payı 2021 yılında yüzde 28,9 ile en yüksek seviyesini kaydettikten sonra kademeli olarak geriledi. 2022’de yüzde 28,7, 2023’te yüzde 28,3, 2024’te yüzde 27,2 olan sanayi istihdam payı, 2025’te yüzde 26,1 seviyesine çekildi. Sanayide yaşanan bu gerilemeye karşılık istihdam yükünü sırtlayan ana sektör hizmetler oldu. Hizmet sektörünün toplam istihdamdaki payı 2015’teki yüzde 36,8 seviyesinden 2021’de yüzde 37,4’e, 2025’te ise yüzde 41,2’ye tırmandı. Ticaret sektörünün istihdam payı ise 2021’deki yüzde 24,0 seviyesinden 2025’te yüzde 22,1’e geriledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayide-kan-kaybi-durdurulamiyor-86710</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/imalat-sanayii.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye ekonomisinde sanayinin milli gelir, ciro ve istihdamdaki ağırlığı özellikle son 5 yıldan bu yana kesintisiz düşüş eğilimi gösteriyor. TÜİK verilerine göre, sanayinin GSYH’deki payı 2021’deki yüzde 25,8 seviyesinden 2025’te yüzde 18,5’e geriledi. İmalat sanayinin payı da yüzde 22,1’den yüzde 15,6’ya indi. Sanayinin toplam cirodaki payı yüzde 35,9’dan 28,5’e, istihdamdaki payı da 3 puana yakın daralmayla yüzde 26,1’e geriledi. Hizmetler sektöründe büyüme trendi ise devam ediyor. Hizmetlerin GSYH içindeki payı son 5 yılda yüzde 53,2’den yüzde 59,1’e yükseldi; 2026’nın ikinci çeyreğinde ise ilk kez yüzde 60 bandının üzerine çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fonlara-cekiduzen-taban-dalgasi-yaratti-86709</guid>
            <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fonlara çekidüzen taban dalgası yarattı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu’nun temelinde serbest fonlar olan yatırım fonlarına ilişkin rehberde yaptığı kapsamlı değişiklikler sonrası Borsa İstanbul’da bazı hisselerde yaşanan sert hareketler dikkat çekti. Bazı yatırım fonlarında yüklü taşınan yaklaşık 17 hissede rehberin açıklanmasından sonra yaşanan üç işlem gününde de taban seviye görüldü. Hedef Holding, Peker GYO, Aksu Enerji, Koç Metalurji, Hatsan üç gündür kesintisiz taban görürken 20'nin üzerinde şirket en az iki taban ile bu üç işlem gününü geride bıraktı. Dün küresel piyasalarda yaşanan dalgalı seyrin etkili olduğu Borsa İstanbul’da BİST100 endeksinde gün için kayıp yüzde 2’yi geçti, açığa satış işlemlerinde yukarı adım kuralı uygulanmaya başladı.</p>
<h2>Tam uyum için son tarih 31 Aralık </h2>
<p>SPK’nın 28 Ağustos tarihli kararına göre bir serbest fonun portföyünde ayrı ayrı yüzde 5’in üzerinde ağırlığa sahip hisselerin toplamı yüzde 20’yi geçemeyecek. BIST 30 hisseleri bu sınırlamanın dışında tutuluyor. Limit üzerindeki mevcut pozisyonlar şimdilik yeni üst sınır kabul edilecek ve artırılamayacak. Limit aşımın en az üçte birinin 31 Ekim’e, üçte ikisinin 30 Kasım’a kadar giderilmesi gerekiyor. Tam uyum için fonlara verilen son tarih 31 Aralık. Yatırım fonları bu kurallara uyum için şimdiden kolları sıvamış görünüyor öyle ki bazı fon portföylerinde yüklü yer aldığı bilinen hisselerin bu karar sonrası hareketleri ve fonların hisselerden çıkış açıklamaları bunu ortaya koyuyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a98f274d56bd-1788408436.png" alt="" width="659" height="481" /></p>
<h2>İlk iki işlem günü daha sert geçti </h2>
<p>Düzenlemenin duyurulmasının ardından haftanın ilk işlem gününde 30 şirket, ikinci işlem gününde de 30 şirket daha taban seviyeyi gördü. Üçüncü işlem günü sabah seansı itibariyle taban serisini üçüncü güne taşıyan şirket hissesi sayısı 17 oldu. Ancak düzenleme sonrası en az iki taban gören şirket sayısı 20’nin üzerindeyken en az bir kere taban olan şirket sayısı ise 84’ü buldu. Bu şirketlerden üç gün üst üste taban yapanlar yüzde 27,03 düşüşle Hedef Holding, yüzde 27,03 düşüşle Peker GYO, yüzde 27,02 kayıpla Aksu Enerji, yüzde 26,8 düşüşle Koç Metalurji, yüzde 24,8 kayıpla Hatsan oldu. Kamuyu Aydınlatma Platformu’na portföy yönetim şirketleri tarafından yapılan açıklamalarda bazı fonların bazı hisselerde ağırlık azalttığı görülüyor.</p>
<h2>KAP’a açıklamalar başladı </h2>
<p>Kamuyu Aydınlatma Platformu’na dün yapılan Pusula Portföy Üçüncü Hisse Senedi Serbest Fonu Katılımevim'de sahip olduğu payı yüzde 25,18'den yüzde 24,68'e indirdi, Tera Portföy Hisse Fonu Manas Enerji'de payını yüzde 10,12'den yüzde 9,06'ya düşürdü, Pusula Porftöy Para Piyasası Fonu Pasifik Eurasia'daki payını yüzde 17,82'den yüzde 3,74'e indirdi. Bu tarz açıklamaların KAP’a gelmeye devam etmesi bekleniyor.</p>
<h2>Rehber sonrası getiri kaybı </h2>
<p>Rehberin açıklanması sonrası yatırım fonlarının getirisinde yaşanan değişim de dikkat çekici oldu. TEFAS’ta işlem gören yatırım fonları arasında rehber sonrası işgünlerinde en yüksek getiri kaybı yüzde 34 ile Bulls Portföy İkinci Serbest Fonu’nda oldu, onu yüzde 17,83 kayıpla Pusula Portföy Birinci Değişken Fonu izledi. Pusula Portföy Mutlak Getiri Hedefli Hisse Senedi Serbest Fonu da 28 Ağustos sonrası yüzde 17,21 getiri kaybı yaşattı, yüzde 16,13 ile One Portföy Dördüncü Serbest Fonu da yatırımcısını üzdü. Bu dönemde yatırımcısına getirisi yüzde 10'u geçen ise Philip Portföy Birinci Serbest Fonu oldu, bu fon ağırlıklı olarak yabancı hisse senetlerine yatırım yapıyor. Onu yüzde 5,59 getiri ile Atlas Portföy Serbest Fonu izledi.</p>
<h2>Fonlardan 10.7 milyar lira çıktı </h2>
<p>SPK’nın yeni fon rehberini açıklamasının ardından yatırım fonlarından toplam net para çıkışı ise 10 milyar 669 milyon 226,2 bin lira oldu. Bu kısa sürede en yüksek nakit çıkışı 28.1 milyar lira ile Tera Portföy Birinci Serbest Fonu'nda olurken onu 14.27 milyar lira ile Yapı Kredi Portföy İkinci Para Piyasası Serbest Fonu izledi. Garanti Portföy Para Piyasası Fonu'ndan da 13 milyar lira, Deniz Portföy Para Piyasası Fonu'ndan da 11.1 milyar lira çıktı. Aynı dönemde en yüklü nakit girişi Tera Portföy Hisse Senedi Fonu THF'ye 21.7 milyar lira ile, İş Portföy Üçüncü Serbest Fonu'na 10 milyar lira ile yaşandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Fonun yüzde 30’dan fazlasına sahip olanlar açıklandı</span></h2>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu’nun yeni düzenlemesiyle TEFAS’ta işlem gören fonlarda yüzde 30’un üzerinde pay sahibi olanlara ilişkin yatırımcı kimlikleri ve fondaki oranlarının açıklanması gerekiyor. Bu ilk açıklama Kamuyu Aydınlatma Platformu’na dün yapıldı. Bu alanda en dikkat çekenlerin başında Barclays Bank'in İş Portföy Üçüncü Serbest TL Fonu'nda yüzde 83,96 pay sahibi olması geliyor. Tasarruf finansmanı şirketlerinden Emin Evim Garanti Portföy Para Piyasası Katılım Serbest Fonu'nda yüzde 40,84 oranında yer alırken, Katılımevim Pusula Portföy İkinci Katılım Hisse Senedi Serbest Fonu'nun yüzde 50,86'sına sahip. TT Mobil İletişim Hizmetleri ise İş Portföy İkinci Para Piyasası Fonu'ndaki yüzde 35,08 payını yüzde 0'a çekti. Türkiye Diyanet Vakfı da Aktif Portföy Para Piyasası Katılım Fonu'nda yüzde 59,65 oranında pay sahibi. Bu açıklamaların hepsi TEFAS’a açık fonlar üzerinden yapılıyor, TEFAS’ta işleme kapalı olan fonlarda kimin ne kadar pay sahibi olduğu ise açıklanmıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fonlara-cekiduzen-taban-dalgasi-yaratti-86709</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/piyasa-hisse.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yatırım fonlarına yönelik SPK’nın yaptığı köklü değişiklikler hem Borsa İstanbul’da hem de yatırım fonları getiri ile tercihlerinde etkili oldu. 28 Ağustos’ta alınan karar sonrasında bazı şirket hisseleri üç gündür üst üste taban fiyatı görürken bu dönemde 84 hisse en az bir kez taban oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yeni-ovp-6-eylulde-aciklanacak-86700</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 15:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni OVP 6 Eylül&#039;de açıklanacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program (OVP) hazırlıkları kapsamında, iş dünyasının çatı kuruluşları, sivil toplum kuruluşları ve sanayicilerle bir araya geldiklerini bildirdi.</p>
<p>Yılmaz, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şunları kaydetti: "2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program hazırlıkları kapsamında, iş dünyamızın çatı kuruluşları, sivil toplum kuruluşlarımız ve sanayicilerimizle Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde bir araya geldik.</p>
<p>İstişare toplantımızda; ekonomimizin gelecek üç yıllık yol haritasını, temel makroekonomik hedeflerini, politika çerçevesini ve yapısal reform gündemini ortaya koyacak OVP’ye ilişkin iş dünyamızın beklenti, görüş ve önerilerini dinledik. </p>
<p>Strateji ve Bütçe Başkanlığımız ile Hazine ve Maliye Bakanlığımızın koordinasyonunda, ilgili tüm bakanlık ve kurumlarımızın katkılarıyla yürütülen hazırlıklarımızda son aşamaya gelmiş bulunuyoruz. Katılımcı ve istişareye dayalı bir anlayışla hazırladığımız 2027-2029 dönemi Orta Vadeli Programımızın detaylarını 6 Eylül Pazar günü kamuoyuyla paylaşmayı planlıyoruz. Programın uygulama sürecini ise belirlenen takvim çerçevesinde yakından takip edeceğiz."</p>
<blockquote class="twitter-tweet">
<p dir="ltr" lang="tr">2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program (OVP) hazırlıkları kapsamında, iş dünyamızın çatı kuruluşları, sivil toplum kuruluşlarımız ve sanayicilerimizle Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde bir araya geldik.<br /><br />İstişare toplantımızda; ekonomimizin gelecek üç yıllık yol haritasını,… <a href="https://t.co/2xcxLrf5mZ">pic.twitter.com/2xcxLrf5mZ</a></p>
— Cevdet Yılmaz (@_cevdetyilmaz) <a href="https://x.com/_cevdetyilmaz/status/2095107708223438869?ref_src=twsrc%5Etfw">September 2, 2026</a></blockquote>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yeni-ovp-6-eylulde-aciklanacak-86700</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/0/1280x720/568-1788353504.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 2027-2029 dönemi Orta Vadeli Program&#039;ın ayrıntılarını 6 Eylül&#039;de kamuoyuyla paylaşacaklarını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bakirci-gyo-borsa-istanbulda-islem-gormeye-basladi-86694</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 13:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakırcı GYO, Borsa İstanbul&#039;da işlem görmeye başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bakırcı Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı (GYO) AŞ, Borsa İstanbul'da düzenlenen gong töreniyle "BKRGY" koduyla işlem görmeye başladı.</p>
<p>Bakırcı GYO'nun gong töreni, Borsa İstanbul AŞ Genel Müdürü Korkmaz Ergun, Bakırcı Grup Yönetim Kurulu Başkanı Bayram Sağlam, Bakırcı GYO Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Sağlam, Bakırcı GYO Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Genel Müdürü Fatih Sağlam, Bakırcı GYO Yönetim Kurulu Üyesi Arzu Yılmaz ve İntegral Yatırım Genel Müdürü Kıvanç Memişoğlu'nun katılımıyla gerçekleştirildi.</p>
<p>İntegral Yatırım Menkul Değerler AŞ liderliğinde gerçekleştirilen halka arzın talep toplama işlemleri 24-26 Ağustos'ta tamamlandı. Halka arz kapsamında 167 milyon lira nominal değerli pay, 12,93 lira sabit fiyatla satışa sunulurken, halka arzın toplam büyüklüğü 2 milyar 159 milyon 310 bin lira olarak gerçekleşti. Halka arzda toplam 502 bin 90 yatırımcıya pay dağıtıldı.</p>
<p>Dağıtım kapsamında 501 bin 344 yurt içi bireysel yatırımcıya 110 milyon 813 bin 470 lot, 724 yüksek başvurulu yatırımcıya 38 milyon 777 bin 600 lot ve 22 yurt içi kurumsal yatırımcıya 17 milyon 408 bin 930 lot pay verildi. Böylece dağıtılan payların yüzde 66,36'sı yurt içi bireysel, yüzde 23,22'si yüksek başvurulu ve yüzde 10,42'si yurt içi kurumsal yatırımcılara tahsis edildi.</p>
<p>Tamamı sermaye artırımı yoluyla gerçekleştirilen halka arzın ardından şirketin halka açıklık oranı yüzde 25 oldu. Şirket payları, Borsa İstanbul Yıldız Pazar'da işlem görmeye başladı.</p>
<p>Borsa İstanbul AŞ Genel Müdürü Korkmaz Ergun, törende yaptığı konuşmada, Bakırcı GYO'nun inşaat sektöründeki uzun yıllara dayanan tecrübesiyle sermaye piyasalarına önemli bir adım attığını söyledi.</p>
<p>Şirketin sonraki dönemde ticaret ve lojistik merkezleriyle büyümesini sürdüreceğini belirten Ergun, "Şirketimiz, halka arzdan elde ettiği gelirle yatırımlarını gerçekleştirecek ve hedeflerini daha da ileriye taşıyacak. Bu önemli halka arzda emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Bakırcı Gayrimenkul Yatırım Ortaklığına borsamız ailesine hoş geldiniz diyor, halka arzın sermaye piyasalarımıza hayırlı olmasını diliyorum." dedi.</p>
<p><strong>"Bu gong 45 yıllık emeğin ve güvenin simgesi"</strong></p>
<p>Bakırcı GYO Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Sağlam da 1981'de Bakırcı Yapı ile başlayan yolculuklarında çok özel ve anlamlı bir noktaya ulaştıklarını, 45 yılda emek vererek, çalışarak ve kendilerini sürekli geliştirerek şirketi bugünlere taşıdıklarını dile getirdi.</p>
<p>Ailelerine zaman içinde yeni üyelerin katıldığına değinen Sağlam, birlikte çalışıp güçlenerek ve sahip oldukları tecrübeyi yeni nesillere aktararak, Bakırcı'yı geleceğe taşımak istediklerini ifade etti.</p>
<p>Sağlam, "Yıllar boyunca emek vererek büyüttüğümüz şirketimizin bugün Bakırcı GYO olarak sermaye piyasalarında yeni bir döneme adım atmasına tanıklık etmekten büyük mutluluk duyuyorum. Bu gong, sadece bir halka arzın değil, 45 yıllık emeğin, güvenin ve gelecek kuşaklara uzanan bir yolculuğun da simgesi oldu. Bugün geldiğimiz noktayı, geçmişte attığımız adımların ve bize güvenen tüm paydaşlarımızın ortak eseri olarak görüyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>"Halka arz yeni bir başlangıç"</strong></p>
<p>Bakırcı GYO Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Genel Müdürü Fatih Sağlam da halka arz sürecinin başarıyla tamamlanmasının ardından şirket açısından yeni bir dönemin başladığını ifade etti.</p>
<p>Yatırımcılardan gelen güçlü talebin, şirkete duyulan güvenin önemli göstergelerinden biri olduğunu belirten Sağlam, halka arzla şirketin büyüme hikayesine yaklaşık 502 bin yeni ortağın katıldığını aktardı.</p>
<p>Sağlam, Bakırcı Grubu olarak 1981'den bu yana gayrimenkul sektörünün birçok dönemine tanıklık ettiklerini dile getirerek, şöyle devam etti:</p>
<p>"Geride bıraktığımız 45 yılda 2 milyon metrekarenin üzerinde inşaat alanında 85'ten fazla projeyi hayata geçirdik ve 5 binin üzerinde bağımsız bölümün teslimini başarıyla gerçekleştirdik. Gayrimenkul geliştirme ve proje üretimi alanındaki 45 yıllık bilgi birikimimizi ve deneyimimizi, 2025'te gayrimenkul yatırım ortaklığına dönüşümümüzle daha kurumsal ve sürdürülebilir bir yapıya taşıdık. Bugün turizmden ticarete, lojistikten konuta kadar çeşitlendirilmiş portföyümüz, güçlü bilanço yapımız ve şeffaf yönetim anlayışımızla yatırımcılarımız için uzun vadeli değer yaratma hedefiyle büyümemizi kararlılıkla sürdürüyoruz."</p>
<p>Geçmişten gelen tecrübeyi sermaye piyasalarının sağladığı imkanlarla birleştireceklerini aktaran Sağlam, şunları kaydetti:</p>
<p>"Yenilikçi, kaliteli ve getiri potansiyeli yüksek projeleri hayata geçirmeye devam edeceğiz. Bu yolculuğun yeni bir sayfasını birlikte açıyoruz. Halka arzımızla şirketimizin büyüme hikayesine yatırımcılarımızı da ortak ediyoruz. Bu sorumlulukla, yatırımcılarımızın şirketimize duyduğu güvene layık olmak için aynı disiplin, şeffaflık ve kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz. Çünkü bizim için halka arz, bir varış noktası değil, yeni bir başlangıç."</p>
<p><strong>"Halka arz sermaye piyasalarının derinleşmesine katkı sağlayacak"</strong></p>
<p>İntegral Yatırım Genel Müdürü Kıvanç Memişoğlu, Bakırcı GYO'nun halka arz sürecinin başarıyla tamamlanmasından ve şirketin attığı bu önemli adıma tanıklık etmekten mutluluk duyduklarını söyledi.</p>
<p>Halka arzın şirketin büyüme hedeflerine ve yeni yatırımlarına güç katacağına işaret eden Memişoğlu, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Aynı zamanda, sermaye piyasalarımızın gelişimine ve derinleşmesine katkı sağlacağını umuyoruz. Bu süreçte emeği geçen Bakırcı GYO yönetimine, tüm paydaşlarımıza ve halka arza gösterdikleri ilgi ve güven için tüm yatırımcılarımıza teşekkür ediyoruz. Bakırcı GYO'ya Borsa İstanbul'daki yeni yolculuğunda başarılar diliyorum. Halk arzın şirketimiz, yatırımcılarımız ve sermaye piyasalarımız için hayırlı olmasını temenni ediyorum."</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bakirci-gyo-borsa-istanbulda-islem-gormeye-basladi-86694</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/4/1280x720/7786-1788346057.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa İstanbul&#039;da düzenlenen gong töreninde konuşan Bakırcı Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Sağlam, &quot;Bu gong, sadece bir halka arzın değil, 45 yıllık emeğin, güvenin ve gelecek kuşaklara uzanan bir yolculuğun da simgesi oldu. Bugün geldiğimiz noktayı, geçmişte attığımız adımların ve bize güvenen tüm paydaşlarımızın ortak eseri olarak görüyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/enerjisa-enerjiye-ebrdden-207-milyon-dolarlik-finansman-86692</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 13:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerjisa Enerji&#039;ye EBRD&#039;den 207 milyon dolarlık finansman</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerjisa Enerji'nin Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası'yla (EBRD) uzun yıllara dayanan iş birliğini yeni bir finansman anlaşmasıyla güçlendirdiği duyuruldu.</p>
<p>Açıklamaya göre, 207 milyon dolar karşılığı Türk lirası tutarında ve 7 yıl vadeli olarak sağlanan kredi, Enerjisa Enerji'nin üç elektrik dağıtım bölgesi Başkent, AYEDAŞ ve Toroslar'da elektrik dağıtım şebekesinin geliştirilmesi ve modernizasyonuna yönelik yatırımlarda kullanılacak.</p>
<p>Yeni finansman, Avrupa Birliği'nin Avrupa Sürdürülebilir Kalkınma Fonu Plus (EFSD+) Hi Bar Garanti Programı'ndan yararlanacak. EFSD+ kapsamında sağlanan garanti, Türkiye'de elektrik dağıtım sektöründe EBRD aracılığıyla gerçekleştirilen bir krediye verilen ilk EFSD+ desteği olacak.</p>
<p>Enerjisa Enerji Üst Yöneticisi (CEO) Oğuzhan Özsürekci, geleceğin enerji sisteminin temelinde güçlü bir dağıtım altyapısı olduğunu belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Elektrifikasyonun hızlanması, yenilenebilir enerji kaynaklarının artan payı ve değişen tüketim alışkanlıklarıyla şebekeler artık yalnızca enerjiyi taşıyan bir altyapı olmanın ötesine geçerek, enerji dönüşümünün kilit itici güçlerinden biri haline geliyor. Türkiye'nin lider elektrik dağıtım şirketi olarak 'Herkes için daha iyi bir gelecek' vizyonumuz doğrultusunda şebekelerimizi geleceğin ihtiyaçlarına hazırlıyor, daha güçlü, verimli ve dayanıklı bir enerji altyapısı için yatırımlarımızı sürdürüyoruz. EBRD ile gerçekleştirdiğimiz yeni finansman anlaşmasını bu uzun vadeli yatırım yaklaşımımızın önemli bir parçası olarak görüyoruz. Uluslararası finans kuruluşlarının Enerjisa Enerji'ye ve yatırım programımıza duyduğu güven, Türkiye'nin enerji altyapısına yönelik yatırımlarımızı daha güçlü bir şekilde sürdürmemize imkan sağlıyor. EBRD ile uzun yıllara dayanan iş birliğimizi büyütürken, ülkemizin enerji dönüşümüne katkı sağlayacak ve kullanıcılarımız için değer yaratacak yatırımları hayata geçirmeye devam edeceğiz."</p>
<p>Enerjisa Enerji Mali İşler Direktörü (CFO) Philipp Ulbrich de söz konusu finansmanın uzun vadeli ve çeşitlendirilmiş finansman stratejilerini yansıttığını vurgulayarak, şöyle devam etti:</p>
<p>"Etkin borç yönetimimiz sayesinde kaldıraç seviyemizi sağlam ve sürdürülebilir bir düzeyde tutarken, güçlü bilanço yapımızı ve finansal esnekliğimizi korumaya devam ediyoruz. Şeffaf, öngörülebilir ve disiplinli finansal yönetim anlayışımız sayesinde uluslararası finans kuruluşları nezdindeki güçlü kredibilitemizi pekiştiriyor, bu ölçekte uzun vadeli finansman kaynaklarına rekabetçi fiyat seviyelerinde erişimimizi sürdürüyoruz. EBRD ile uzun yıllara dayanan iş birliğimizi daha da ileri taşımaktan memnuniyet duyuyoruz. Bu finansmanın Avrupa Birliği'nin EFSD+ garantisiyle desteklenmesi bizim için ayrıca kıymetli. EBRD ve Avrupa Birliği gibi güçlü uluslararası paydaşların destekleriyle, finansal istikrarımızı korurken Türkiye’nin enerji dönüşümüne katkı sağlayan uzun vadeli yatırımlarımıza kararlılıkla devam ediyoruz."</p>
<p>EBRD Avrasya Enerji Direktörü Şule Kılıç ise Türkiye'nin enerji dönüşümünü sürdürürken elektrik şebekelerinin güçlendirilmesinin giderek daha büyük önem kazandığının altını çizerek, "Enerjisa Enerji ile uzun yıllara dayanan ortaklığımız kapsamında, şebeke kapasitesini modernize edecek ve genişletecek, milyonlarca tüketici için hizmet kalitesini artıracak ve enerji dönüşümünün faydalarının ülke genelinde yaygın şekilde hissedilmesine katkıda bulunacak yatırımları destekliyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/enerjisa-enerjiye-ebrdden-207-milyon-dolarlik-finansman-86692</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/2/1280x720/865-1788345863.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerjisa Enerji&#039;nin elektrik dağıtım yatırımları için EBRD&#039;den 207 milyon dolarlık finansman sağladığı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aluminyum-lityum-uretimine-30-milyon-dolarlik-yatirim-86691</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 13:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Alüminyum lityum üretimine 30 milyon dolarlık yatırım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye'de madenden son ürüne kadar entegre alüminyum üretimi gerçekleştiren Eti Alüminyum'un, savunma sanayisine yönelik haddehane yatırımını sürdürürken, havacılık ve uzay sektörlerinde kullanılan ileri alaşımlara yönelik üretim kapasitesini de geliştirmeyi hedeflediği belirtildi.</p>
<p>Bu kapsamda şirket, alüminyum lityum alaşımının Türkiye'de üretimi için yatırım kararı aldı. Dünyada ABD, Rusya, Çin ve Fransa'da üretildiği belirtilen alaşım için kurulacak 30 milyon dolarlık yeni döküm hattında üretimin 2028'de başlaması öngörülüyor.</p>
<p>Eti Alüminyum Genel Müdür Yardımcısı Yaşar Bayraktar, gelişen teknolojiyle birlikte alüminyumun kullanım alanlarının genişlediğini belirtti.</p>
<p>Savunma sanayisi, havacılık ve uzay gibi yüksek katma değerli sektörlerde alüminyum ve ileri alaşımların kritik öneme sahip olduğunu aktaran Bayraktar, alüminyum lityumun düşük yoğunluğu ve yüksek performansı sayesinde özellikle havacılık ve uzay teknolojilerinde öne çıkan stratejik malzemelerden biri olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>"Türkiye de bu ülkeler arasına katılacak"</strong></p>
<p>Alüminyum lityum alaşımının alüminyuma göre yüzde 15'e kadar daha hafif olduğunu belirten Bayraktar, ürünün düşük yoğunluğun yanı sıra yüksek sürünme ve korozyon direnci, sertlik, mukavemet ve yorulma direncine sahip olduğunu bildirdi.</p>
<p>Alaşımın uçak gövdeleri, kanat kirişleri ve roket bileşenleri gibi kritik yapısal parçaların üretiminde kullanıldığına işaret eden Bayraktar, şunları kaydetti:</p>
<p>"Alüminyum lityum üretimimizi, Türkiye'nin uzay ve havacılık alanındaki hedeflerini kendi sanayi altyapısı ve yerli üretim kabiliyetiyle destekleyecek önemli bir adım olarak değerlendiriyoruz. Entegre üretim yapımızı, yüksek teknoloji ve ileri malzeme üretimiyle bir üst seviyeye taşıyoruz. Alüminyum lityum şu anda sadece ABD, Rusya, Çin ve Fransa'da üretiliyor. Biz üretime başladığımızda Türkiye de bu ülkeler arasına katılacak."</p>
<p><strong>Haddehanenin gelecek yılın ikinci çeyreğinde devreye alınması planlanıyor</strong></p>
<p>Bayraktar, şirketin 400 milyon dolarlık yatırımla hayata geçirdiği haddehane projesinde de üretime yaklaşıldığını belirterek, tesisin gelecek yılın ikinci çeyreğinde faaliyete geçmesinin planlandığını bildirdi.</p>
<p>Sıcak ve soğuk hadde ürünlerinin üretileceği haddehaneyle tesisi besleyecek yeni dökümhanenin, yassı alüminyum ürünlerinde 600 milyon dolarlık ithalatın önüne geçmesinin hedeflendiğini ifade eden Bayraktar, haddehanenin üretime başlamasıyla Türkiye'nin savunma sanayisine daha yüksek katma değerli ürünler sunulacağını kaydetti.</p>
<p><strong>Güneş enerjisinde 321 megavatlık kurulu güç hedefi</strong></p>
<p>Eti Alüminyum'un üretim yatırımlarının yanı sıra enerji ihtiyacının yenilenebilir kaynaklardan karşılanmasına yönelik çalışmalarını da sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Şirket, Seydişehir'deki 189 megavatlık güneş enerjisi kurulu gücüne ek olarak Gaziantep'te 90 megavat kurulu güce sahip güneş enerjisi santralini devreye aldı.</p>
<p>Sivas'ta planlanan 42 megavatlık yeni GES yatırımıyla birlikte şirketin güneş enerjisindeki toplam kurulu gücünün 321 megavata ulaşması hedefleniyor.</p>
<p>Oymapınar Hidroelektrik Santrali ile başlayan yenilenebilir enerji dönüşümünü güneş enerjisi yatırımlarıyla genişleten şirket, sanayi faaliyetlerinde kullanılan elektriğin tamamının temiz enerji kaynaklarından karşılanmasını amaçlıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aluminyum-lityum-uretimine-30-milyon-dolarlik-yatirim-86691</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/1/1280x720/eti-aluminyum-1788345608.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eti Alüminyum&#039;un havacılık ve uzay sanayisinde kullanılan alüminyum lityum alaşımının yerli üretimi için 30 milyon dolarlık yatırımla yeni döküm hattı kuracağı bildirildi. Üretimin 2028&#039;de başlaması planlanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/istanbulda-agustosta-en-cok-dershanelerin-fiyati-artti-86690</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 13:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstanbul&#039;da ağustosta en çok dershanelerin fiyatı arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Ticaret Odası (İTO), ağustosta kentte perakende fiyatı en fazla artan ve azalan ürünleri açıkladı.</p>
<p>Buna göre, ağustosta bir önceki aya kıyasla indekste yer alan 336 ana üründen 175'inin fiyatı artarken, 60'ının fiyatı azaldı.</p>
<p>Geçen ay fiyatı en çok artan ürün yüzde 51,39 ile sınav hazırlık kurum ücretleri olurken, bu ürünü yüzde 13,33 ile altın mücevherat, yüzde 11,01 ile salatalık, yüzde 10,68 ile akaryakıt (benzin), yüzde 9,39 ile badana ve boya malzemeleri, yüzde 8,77 ile sigara, yüzde 8,61 ile çilek, yüzde 8,15 ile LPG, yüzde 7,25 ile çay, yüzde 7,14 ile kola izledi.</p>
<p>Fiyat artışı maden suyunda yüzde 5,84, özel TV yayın hizmetlerinde yüzde 5,65, tuvalet sabununda yüzde 5,55, hazır kahvede yüzde 5,25, domateste yüzde 4,92, kuru soğanda yüzde 4,74 oldu.</p>
<p><strong>En çok şeftali ve üzümün fiyatı düştü</strong></p>
<p>Ağustosta bir önceki aya göre fiyatı en çok azalan ürünler arasında başı yüzde 26,54 ile şeftali çekti. Şeftaliyi yüzde 22,98 ile üzüm, yüzde 17,79 ile limon, yüzde 14,93 ile erik, yüzde 14,87 ile kavun, yüzde 14,41 ile sivri biber, yüzde 14,16 ile dolmalık biber, yüzde 13,69 ile karpuz, yüzde 12,27 ile çarliston biber izledi.</p>
<p>Fiyat düşüşü patlıcanda yüzde 11,53, armutta yüzde 10,97, kabakta yüzde 8,01, taze fasulyede yüzde 7,92, havuçta yüzde 7,70, sarımsakta yüzde 4,94, akaryakıtta (dizel/mazot) yüzde 4,30 olarak gerçekleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/istanbulda-agustosta-en-cok-dershanelerin-fiyati-artti-86690</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/2/1280x720/yks-sinav-1756104796.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İTO&#039;nun ağustos verilerine göre, İstanbul&#039;da fiyatı en çok artan ürün yüzde 51,39 ile sınav hazırlık kurum ücreti olurken, en fazla düşüş yüzde 26,54 ile şeftalide görüldü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/luxera-gyodan-nbg-zeytinburnu-ile-10-milyar-liralik-anlasma-86688</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 11:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Luxera GYO&#039;dan NBG Zeytinburnu ile 10 milyar liralık anlaşma</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Luxera Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı'nın (Luxera GYO), İstanbul'un Zeytinburnu ilçesinde hayata geçireceği yeni proje için ilk adımı attığı bildirildi.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, NBG Zeytinburnu İnşaat Yatırım AŞ ile Zeytinburnu Sümer Mahallesi'nde yer alan taşınmaza ilişkin "Düzenleme Şeklinde İnşaat Yapım ve Hasılat Paylaşımlı İnşaat Sözleşmesi" imzaladı.</p>
<p>Luxera GYO tarafından Kamuyu Aydınlatma Platformuna (KAP) bildirilen sözleşmeye konu arsanın ekspertiz değeri yaklaşık 3,9 milyar lira olarak belirlendi.</p>
<p>Yaklaşık 10 milyar lira yatırımla hayata geçirilecek projede sosyal donatı alanları, geniş peyzaj düzenlemeleri, çocuk oyun alanlarıyla spor ve dinlenme alanlarının yer aldığı yaşam konsepti sunulacağı belirtildi.</p>
<p><strong>"İz bırakacağına inandığımız özel bir projeyi hayata geçiriyoruz"</strong></p>
<p>Luxera GYO Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Taş, şirketin İstanbul'un yüksek gelişim potansiyeline sahip bölgelerinde nitelikli projeler geliştirme stratejisini kararlılıkla sürdürdüğünü belirtti.</p>
<p>Taş, Veliefendi'nin, merkezi konumu, ulaşım olanakları ve dönüşüm dinamikleriyle bu vizyonun en güçlü karşılık bulduğu lokasyonlardan biri olduğunu aktararak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Veliefendi'de güçlü bir iz bırakacağına inandığımız özel bir projeyi hayata geçiriyoruz. İmzaların ardından hemen çalışmaya başladık. Konut ve ticari alanları bir araya getiren, bölgenin ihtiyaçlarına cevap veren nitelikli bir yaşam konsepti geliştireceğiz. NBG Zeytinburnu İnşaat Yatırım AŞ ile gerçekleştirdiğimiz bu işbirliğinin, taraflar için olduğu kadar bölgeye de önemli değer katacağına inanıyoruz."</p>
<p>NBG Zeytinburnu İnşaat Yatırım AŞ sahibi Nezih Barut da İstanbul'un en değerli ve gelişim potansiyeli yüksek bölgelerinden birinde bulunan taşınmazlarının geleceğini güçlü bir projeyle şekillendirecek önemli bir adım attıklarını vurguladı.</p>
<p>Hasılat paylaşımı modeliyle hayata geçirilecek proje sayesinde hem taşınmazlarının değerini en verimli şekilde ortaya çıkarmayı hem de bölgeye nitelikli bir yaşam alanı kazandırmayı hedeflediklerini aktaran Barut, "Luxera GYO'nun proje geliştirme alanındaki deneyimi ve kalite anlayışının bu yatırıma önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz. Ortak vizyonla yürüteceğimiz bu sürecin tüm paydaşlar için sürdürülebilir değer üretirken Zeytinburnu'na da uzun yıllar değer katacak örnek bir projeyle sonuçlanacağına güvenimiz tam." değerlendirmelerinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/luxera-gyodan-nbg-zeytinburnu-ile-10-milyar-liralik-anlasma-86688</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/8/1280x720/luxera-1788344938.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 10 milyar liralık proje hakkında açıklama yapan Luxera GYO Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Taş, &quot;NBG Zeytinburnu İnşaat Yatırım AŞ ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliğinin, taraflar için olduğu kadar bölgeye de önemli değer katacağına inanıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakanlik-yuksek-indirim-algisi-olusturulmasina-musaade-edilmeyecek-86681</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 10:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakanlık: Yüksek indirim algısı oluşturulmasına müsaade edilmeyecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, tüketicilerin ekonomik menfaatlerinin korunması amacıyla indirimli satış reklamlarına yönelik denetimlerini sürdürürken 1 Ağustos'ta yürürlüğe giren yeni düzenlemeyle indirim öncesi fiyatların belirlenmesine ilişkin önemli kuralları hayata geçirdi.</p>
<p>Bakanlıktan yapılan açıklamada, Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği'nde yapılan ve 1 Ağustos 2026 itibarıyla yürürlüğe giren yeni düzenlemeyle özellikle indirimli satış reklamlarında kullanılan fiyat bilgilerinin gerçeği yansıtması ve tüketicinin satın alma kararını doğru bilgiye dayanarak verebilmesinin amaçlandığı bildirildi.</p>
<p>Bu doğrultuda tüketicinin satın alma kararını etkileyen indirim reklamlarının gerçek, açık, anlaşılır ve doğrulanabilir olmasının zorunlu olduğuna dikkati çekilen açıklamada, "İndirim adı altında tüketiciyi yanıltan, gerçekte olduğundan daha yüksek bir indirim yapıldığı algısı oluşturan veya kampanya şartlarını tüketiciden gizleyen uygulamalara karşı denetimler, geleneksel mecraların yanı sıra dijital platformlarda da kararlılıkla sürdürülmektedir. Bu düzenleme ve sonrasında Bakanlık tarafından başlatılan inceleme süreciyle tüketicilerin indirim adı altında yanıltılmasının önüne geçilmesi hedeflenmektedir." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p><strong>Şartlı satış kampanyaları da denetim kapsamında</strong></p>
<p>Açıklamada, yeni düzenlemenin en önemli başlıklarından birinin, "indirimli satışın başlangıç tarihinden önceki son 10 gün içinde uygulanan en düşük fiyatın, indirimden önceki fiyat olarak esas alınması" düzenlemesinin olduğu bildirildi.</p>
<p>Böylece, "kısa süre içinde fiyatı yükselterek, ardından yüksek oranlı indirim (suni zam üstüne indirim) yapıldığı" izlenimi oluşturan uygulamaların önüne geçilmesinin amaçlandığı vurgulanan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:</p>
<p>"Tüketicinin karşısına gerçekte uygulanmamış veya gerçeği yansıtmayan bir fiyatın 'eski fiyat' olarak çıkarılması suretiyle yüksek indirim algısı oluşturulmasına müsaade edilmeyecek. Meyve ve sebze gibi çabuk bozulabilen ürünler ve hizmetlerde ise indirimli fiyattan bir önceki fiyat esas alınarak reklam yapılabilecek. Yeni düzenlemeyle, yalnızca doğrudan 'yüzde 50 indirim' gibi ifadeler kullanılan kampanyalar değil, tüketiciye indirim veya başka bir fayda sağlanmasını belirli bir şarta bağlayan 'şartlı satış reklamları' da indirimli satış reklamlarına ilişkin hükümlere tabi olacak."</p>
<p>Açıklamada, bu kapsamda, tüketicinin kampanyanın gerçek niteliğini açıkça anlayabilmesini engelleyen veya olduğundan daha avantajlı bir teklif bulunduğu izlenimi oluşturan uygulamaların da mercek altına alınacağı belirtildi.</p>
<p>Bakanlık bünyesinde faaliyet gösteren Reklam Kurulu tarafından yapılan denetimler sonucu, gerçekte uygulanmayan yüksek indirim oranlarının kullanılması, indirim kapsamındaki ürünlerin açıkça belirtilmemesi, indirimli satışın başlangıç ve bitiş tarihlerinin gösterilmemesi, stok bilgilerinin tüketiciye doğru sunulmaması ve indirim öncesi fiyatın gerçeği yansıtmaması gibi uygulamaların mevzuata aykırı bulunarak sorumluları hakkında idari yaptırım uygulandığı aktarılan açıklamada, "Reklam Kurulu, aldatıcı reklamlar hakkında durdurma cezasıyla birlikte aykırılığın haksızlık içeriğini de dikkate alarak reklamın gerçekleştiği mecraya göre yasada alt ve üst sınırları belirlenen ve 108 bin 370 lira ile 39 milyon 916 bin 524 lira arasında değişen tutarda idari para cezası uygulayabilmektedir." değerlendirmesinde bulunuldu.</p>
<p>Açıklamada, 1 Ağustos itibarıyla yürürlüğe giren yönetmelik değişikliğinin yalnızca indirimli satış reklamlarıyla sınırlı kalmadığı bildirildi.</p>
<p>Söz konusu düzenlemeyle hedefli reklamcılık, yapay zekayla oluşturulan reklamlar, sosyal medya etkileyicilerinin ticari tanıtımları, çevresel beyanlar ve tüketici değerlendirmeleri gibi reklamcılık ve pazarlama uygulamalarına ilişkin yeni kurallar getirildiğine dikkati çekilen açıklamada şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Bakanlık olarak temel önceliğimiz, tüketicilerimizin doğru ve eksiksiz bilgiye ulaşmasını sağlamak, ekonomik menfaatlerini korumak ve piyasada adil rekabet şartlarını güçlendirmektir. Bu çerçevede, tüketicilerimizin hak ve menfaatlerinin korunması amacıyla indirimli satış reklamları başta olmak üzere tüm ticari reklam ve uygulamalara yönelik denetimlerimiz kararlılıkla sürdürülecektir."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakanlik-yuksek-indirim-algisi-olusturulmasina-musaade-edilmeyecek-86681</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/6/1280x720/promosyonlu-ve-indirimli-urune-kosan-kosana-1741362314.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı 1 Ağustos&#039;ta yürürlüğe giren düzenleme hakkında, &quot;Tüketicinin karşısına gerçekte uygulanmamış veya gerçeği yansıtmayan bir fiyatın &#039;eski fiyat&#039; olarak çıkarılmasıyla yüksek indirim algısı oluşturulmasına müsaade edilmeyecek. Yeni düzenlemeyle yalnızca doğrudan &#039;yüzde 50 indirim&#039; gibi ifadeler kullanılan kampanyalar değil, tüketiciye indirim veya başka bir fayda sağlanmasını belirli bir şarta bağlayan &quot;şartlı satış reklamları&quot; da indirimli satış reklamlarına ilişkin hükümlere tabi olacak.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pigounun-ayak-sesleri-emisyon-ticaret-sistemi-kuruluyor-86680</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 10:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pigou’nun ayak sesleri: Emisyon Ticaret Sistemi kuruluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İklim değişikliği uzun yıllardır çevrecilerin, bilim insanlarının, devletlerin ve uluslararası kuruluşların gündeminde yer alıyor. Ancak bugün mesele çevre politikalarının ötesine geçmiş durumda ve iklim değişikliği yeni bir regülasyon aracı olarak kullanılıyor. Karbon emisyonları, yatırım kararlarından ihracat stratejilerine, şirket değerlemelerinden uluslararası rekabet gücüne kadar ekonominin merkezinde yer alıyor. Bu durum ise yatırımcıları ve dünya ticaretini yeniden şekillendiriyor.</p>
<p>Geçtiğimiz hafta yayımlanan Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi Yönetmeliği ise Türkiye'nin karbon piyasası yolculuğunda yeni bir dönemin başlangıcını ifade ediyor. Bu gelişmeyi anlamak için önce bizi bu noktaya getiren önemli ekonomik teoriye değinmek istiyorum.</p>
<p><strong>Pigou'nun bir asır önce verdiği mesaj</strong></p>
<p>İngiliz iktisatçı Arthur Cecil Pigou, yaklaşık bir asır önce piyasaların her zaman toplumsal faydayı maksimuma ulaştıramayacağını ortaya koymuştu. Pigou'ya göre bir ekonomik faaliyet üçüncü kişilere maliyet yüklüyorsa, piyasa fiyatları gerçeği tam olarak yansıtmamaktadır.</p>
<p>Bir fabrikanın üretim yaparken atmosfere sera gazı salması buna klasik bir örnektir. Fabrika üretim maliyetini hesaplar; ancak iklim değişikliğinin, hava kirliliğinin veya sağlık üzerindeki etkilerinin maliyeti piyasa fiyatına yansımaz. Ekonomide buna "negatif dışsallık" adı veriliyor.</p>
<p>Pigou'nun çözümü, dışsallığın maliyetini üreticiye yansıtılmalısı gerektiğini savunuyor. Başka bir ifadeyle, kirletenin ortaya çıkardığı toplumsal maliyetin bedelini ödemesi gerekiyor.</p>
<p>Günümüzde, karbon vergileri bu yaklaşımın en bilinen uygulamasıdır. Ancak, yıllar içerisinde ekonomistler aynı amaca ulaşan farklı araçlar da geliştirdiler. Bunların en önemlisi emisyon ticaret sistemleridir.</p>
<p>Bugün Avrupa Birliği'nin ETS sistemi de özü itibarıyla Pigou'nun ortaya koyduğu temel prensibin piyasa mekanizması üzerinden uygulanmasından başka bir şey değildir.</p>
<p><strong>Türkiye ETS Yönetmeliği ile neyi değiştiriyor?</strong></p>
<p>27 Ağustos 2026 tarihinde yayımlanan Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi Yönetmeliği ile karbonun ilk kez sistematik biçimde fiyatlandırılacağı bir yapının hukuki çerçevesi oluşturuldu. Yönetmelik, sera gazı emisyonlarının izlenmesi, raporlanması ve doğrulanmasının yanı sıra Türkiye’de ETS'nin işleyiş esaslarını da belirliyor.</p>
<p>Düzenleme kapsamında yıllık emisyonu 50 bin ton CO₂ eşdeğerinin üzerinde olan Kategori B ve Kategori C tesisleri ETS kapsamına alınıyor. Çimento, demir-çelik, enerji, rafineri, cam, seramik ve çeşitli sanayi faaliyetleri bu sistemin temel aktörleri arasında yer alıyor.</p>
<p>Yönetmelikle birlikte, ETS kapsamındaki işletmeler için sera gazı emisyon izni alma yükümlülüğü getiriliyor. Ayrıca emisyonların izlenmesi, raporlanması ve bağımsız doğrulama süreçleri de detaylı şekilde düzenleniyor. İzinlerin beş yıl süreyle geçerli olması öngörülüyor.</p>
<p>Sistemin ekonomik mantığı oldukça açık: Devlet toplam emisyon miktarına bir sınır koyacak, bu sınır kapsamında tahsisatlar dağıtılacak ve işletmeler bu tahsisatlar üzerinde ticaret yapabilecek. Daha düşük maliyetle emisyon azaltabilen işletmeler avantaj sağlarken, yüksek emisyonlu üretim yapan işletmeler ilave maliyetlerle karşılaşacak.</p>
<p>Aslında, fiyatı devlet değil piyasa belirleyecek. Karbon, tıpkı enerji veya döviz gibi ekonomik değeri olan yeni bir üretim faktörüne dönüşecek.</p>
<p>Bu durum, özellikle Avrupa Birliği'ne ihracat yapan şirketler açısından kritik önem taşıyor. Çünkü Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'nın (CBAM) kademeli olarak devreye girmesiyle birlikte karbon maliyetlerini yönetebilen firmalar rekabet avantajı kazanırken, dönüşümü geciktiren işletmeler ilave maliyet baskısıyla karşılaşacak.</p>
<p><strong>Bundan sonra ne yapılmalı?</strong></p>
<p>Türkiye'nin ETS kurması önemli bir eşik olmakla birlikte asıl başarı uygulama aşamasında ortaya çıkacak. İlk olarak, işletmelerin bu süreci yalnızca bir çevre mevzuatı konusu olarak görmemesi gerekiyor. Karbon yönetimi çevre mevzuatı konusu olmaktan çıkarak  finans, vergi, yatırım ve ihracat meselesi haline geliyor. Bu nedenle, yönetim kurullarının gündeminde yer almayan karbon riski, yakın gelecekte bilançolarda hissedilecektir.</p>
<p>İkinci olarak, karbon piyasasından elde edilecek kaynakların yeşil dönüşüm yatırımlarına yönlendirilmesi büyük önem taşıyor. Enerji verimliliği, yenilenebilir enerji, düşük karbonlu üretim teknolojileri ve Ar-Ge yatırımları desteklenmedikçe karbon fiyatlamasının ekonomik dönüşüm kapasitesi sınırlı kalabilir.</p>
<p>Üçüncü olarak ise ETS ile vergi politikaları arasında uyum sağlanması gerekiyor. Türkiye bugün doğrudan bir karbon vergisi uygulamıyor. Ancak, ETS'nin yaratacağı karbon fiyatının maliye politikalarıyla uyum içinde tasarlanması hem yatırımcı öngörülebilirliği hem de uluslararası rekabet açısından kritik önem taşıyor.</p>
<p>Son olarak, hedef yalnızca Avrupa Birliği'nin taleplerine uyum sağlamak değil, Türkiye'nin düşük karbonlu üretim ekonomisine geçişini hızlandırmak olmalı.</p>
<p>Pigou'nun yüz yıl önce ortaya koyduğu fikir bugün hâlâ geçerliliğini koruyor: Topluma yüklenen maliyetlerin bir bedeli olmalı. Türkiye'nin yeni ETS sistemi de bu anlayışın modern bir yansımasını oluşturuyor. Böylece asıl mesele karbonun fiyatlandırılması değil, bu fiyatlandırmanın ekonomik dönüşümü ne ölçüde hızlandırabileceği olacaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pigounun-ayak-sesleri-emisyon-ticaret-sistemi-kuruluyor-86680</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pigou’nun ayak sesleri: Emisyon Ticaret Sistemi kuruluyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tcmb-raporu-deprem-illerinde-kira-enflasyonu-2025ten-itibaren-yavaslamaya-basladi-86678</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 10:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> TCMB raporu: Deprem illerinde kira enflasyonu 2025&#039;ten itibaren yavaşlamaya başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) Yapısal Ekonomik Araştırmalar Genel Müdürlüğünde araştırmacılar Ali Arda Dalseçkin, Süreyya Güder Köşgeroğlu ve Muhammed Hamza Kayrıcı tarafından hazırlanan "Deprem Bölgesi Konut Arzı ve Bölgesel Kira Enflasyonu Gelişmeleri" başlıklı analiz bankanın blog sayfası Merkezin Güncesi'nde yayımlandı.</p>
<p>Analizde, 6 Şubat 2023 depremleri sonrasında konut arzında ve bölgesel kiralarda yaşanan gelişmeler birlikte incelendi.</p>
<p>Dezenflasyon sürecinde en fazla katılık gözlenen kalemlerden birinin kira olduğu belirtilen analizde, bu görünümde 6 Şubat 2023 depremleri sonrasında konut stokunda yaşanan kayıp ve bölgeden diğer illere gerçekleşen göçlerin önemli rol oynadığı ifade edildi.</p>
<p>Analizde, sonraki süreçte ise kamu öncülüğündeki yeniden imar faaliyetleriyle deprem bölgesindeki konut arzının hızla arttığına değinilerek, konut arzındaki bu toparlanmanın bölgesel kira enflasyonuna yansımalarının​​​​​​​, deprem sonrasında konut arzında ve bölgesel kiralarda yaşanan gelişmelerle birlikte incelenerek cevap arandığı bildirildi.</p>
<p>6 Şubat sonrasında deprem bölgesinde konut stokunun önemli oranda azaldığına işaret edilen analizde, bu gerilemenin sonucunda bölgede konut kiralarının hızlı bir şekilde yükseldiği kaydedildi.</p>
<p>Analizde, depremin kira piyasasındaki etkisinin sadece deprem bölgesi ile sınırlı kalmadığına vurgu yapılarak, "Deprem sonrasında yaşanan göç hareketleri, göç alan illerde kiralık konut talebini ve kiraları artırdı. Akgündüz ve Kayrıcı (2026) tarafından yapılan çalışma depremin bu dolaylı etkisinin iller arasında farklılaştığını gösteriyor. Çalışmaya göre deprem bölgesiyle coğrafi olarak yakın olan ve/veya geçmişte güçlü göç ilişkileri bulunan illerde kiralar daha fazla arttı." denildi.</p>
<p>Depremin konut arzında yol açtığı kaybı gidermek amacıyla bölgede kamu öncülüğünde kapsamlı bir yeniden imar süreci başladığının hatırlatıldığı analizde, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) tarafından inşaatı tamamlanan deprem konutlarının sayısının 2025 yılı başında 201 bin seviyesine, yıl sonunda ise yaklaşık 434 bine ulaştığı bilgisi verildi.</p>
<p>Analizde, TOKİ’nin deprem öncesi üç yılda ürettiği konut sayısı (yaklaşık 213 bin) dikkate alındığında bu rakamın konut arzında önemli bir artışa işaret ettiği bildirilerek, konut arzındaki toparlanmanın yapı kullanım izinlerinde de açık biçimde görüldüğü aktarıldı.</p>
<p>Deprem bölgesinin, Türkiye genelindeki yapı kullanım izinlerinden aldığı payın deprem öncesinde ortalama yüzde 12 civarındayken 2025 yılında yüzde 20’nin üzerine çıktığı kaydedilen analizde, şu değerlendirmelere yer verildi:</p>
<p>"Konut arzında bu ölçekte bir artışın ardından akla gelen temel soru, söz konusu gelişmenin kira dinamiklerine ne ölçüde yansıdığı. Bu soruya cevap verebilmek için Akgündüz ve Kayrıcı’nın (2026) çalışmasından yola çıkarak illeri üç grupta inceliyoruz. Deprem bölgesindeki iller, deprem nedeniyle kiraların belirgin biçimde etkilendiği iller ve diğer iller. Çevrim içi kiralık ilan fiyatlarını kullanarak yapılan karşılaştırma dikkat çekici bir görünüm ortaya koyuyor. Deprem illerinde kira enflasyonu, 2023 ve 2024 yıllarında diğer iki grubun belirgin biçimde üzerinde seyrederken konut teslimlerinin hızlandığı 2025 yılında yavaşlamaya başlıyor. Başka bir ifadeyle, deprem sonrasında konut arzındaki kayıpla birlikte hızlanan kira artışlarının, arzın yeniden güçlenmesiyle birlikte göreli olarak ivme kaybettiğini gözlemliyoruz."</p>
<p>Analizde, dikkat çekici bir diğer bulgu olarak, bu ayrışmanın deprem bölgesiyle sınırlı kalmaması gösterildi.</p>
<p>Depremden dolaylı etkilenen illerde kira enflasyonunun, 2024 ve 2025 yıllarında diğer illere yakın seyrederken 2026 yılında belirgin biçimde daha düşük gerçekleştiği bildirilen analizde, "Bu görünüm, deprem bölgesindeki konut arzının toparlanmasının, geri göç kanalıyla daha önce göç alan illerdeki kiralık konut talebini de kademeli olarak azaltıyor olabileceğine işaret ediyor. Konutların teslimi ile hanehalklarının geri dönüş kararlarının çeşitli ailevi tercihler ve kısıtlar nedeniyle eş zamanlı gerçekleşmemesi, bu etkinin gecikmeli olarak ortaya çıkmasını açıklayabilir." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>Analizde, söz konusu etkinin gelecek dönemdeki olası seyrine ilişkin şu değerlendirmeler yapıldı:</p>
<p>"Bu noktada inşaat faaliyetlerinin bölgesel dağılımı önemli bir gösterge sunuyor. Deprem konutu projelerinin büyük ölçüde tamamlanmasıyla birlikte inşaat sektörü istihdamı deprem bölgesinde gerilerken deprem bölgesi dışındaki illerde hızlı bir artış gösteriyor. İnşaat kapasitesinin bölge dışına yönelmeye başlaması, konut arzındaki artışın önümüzdeki dönemde daha geniş bir coğrafyaya yayılabileceğine işaret ediyor. Geri göç sürecinin zamana yayılması da dikkate alındığında deprem sonrasında başlayan yeniden imar sürecinin kira dinamikleri üzerindeki etkilerinin deprem konutlarının teslimiyle sınırlı kalmayabileceği değerlendiriliyor. Bu çerçevede, deprem bölgesindeki konut arzı artışının gerek deprem bölgesinde gerekse dolaylı etkilenen illerde kira artışlarını baskılamaya devam etmesi muhtemel görünüyor."</p>
<p>Analizde, özetle deprem sonrası konut stokunda gerçekleşen gerilemenin deprem bölgesindeki illerde ve göç hareketleri aracılığıyla da bazı diğer illerde kira enflasyonunu olumsuz etkilediği ifade edildi.</p>
<p>Kamu öncülüğündeki yeniden imar faaliyetleriyle konut arzının hızla artmasıyla birlikte ise deprem illerinde kira enflasyonunun belirgin biçimde yavaşladığını, bu ayrışmanın 2026 yılında depremden dolaylı etkilenen illerde de görünür hale geldiğinin gözlemlendiği aktarılan analizde, "İnşaat sektörü kapasitesinin deprem bölgesinden deprem bölgesi dışındaki illere yönelmeye başlaması da konut arzındaki artışın daha geniş bir alana yayılabileceğine işaret ediyor. Bu görünüm, konut arzındaki iyileşmenin önümüzdeki dönemde kira enflasyonundaki yavaşlamayı destekleyebilecek unsurlardan biri olacağına işaret ediyor." değerlendirmesine yer verildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tcmb-raporu-deprem-illerinde-kira-enflasyonu-2025ten-itibaren-yavaslamaya-basladi-86678</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/antakya-guzelburc-deprem-konutlari.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TCMB analizinde, &quot;Deprem illerinde kira enflasyonu, 2023 ve 2024 yıllarında diğer iki grubun belirgin biçimde üzerinde seyrederken konut teslimlerinin hızlandığı 2025 yılında yavaşlamaya başlıyor.&quot; denildi. Analizde, &quot;İnşaat sektörü kapasitesinin deprem bölgesinden deprem bölgesi dışındaki illere yönelmeye başlaması da konut arzındaki artışın daha geniş bir alana yayılabileceğine işaret ediyor.&quot; ifadeleri kullanıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/teias-ihalesini-astor-enerji-kazandi-86682</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Astor Enerji&#039;den TEİAŞ ile 351,1 milyon liralık sözleşme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Astor Enerji, Türkiye Elektrik İletim AŞ (TEİAŞ) tarafından gerçekleştirilen "11 Adet Mobil Hibrit Modül ve Yedek Malzemeleri Temini" için sözleşme imzalandığını açıkladı.</p>
<p>Açıklamaya göre, Astor Enerji ihalede en avantajlı teklifi sunarak birinci oldu.</p>
<p>Astor Enerji, TEİAŞ tarafından hazırlanan uygulama projesini hayata geçirecek. Şirketin, TEİAŞ tarafından hazırlanan uygulama projesini hayata geçirerek, Türkiye'de ilk kez uygulanacak mobil hibrit modül çözümünü elektrik iletim altyapısının kullanımına sunacağı bildirildi.</p>
<p>KAP açıklamasına göre, 351,1 milyon lira tutarındaki sözleşme bedelinin şirketin kamuya açıklanan son gelir tablosundaki brüt satış hasılatına oranı yüzde 3,78 seviyesinde bulunuyor.</p>
<p>Astor Enerji tarafından hayata geçirilen Mobil Hibrit Modül'ün, iletim sistemi bağlantılarında ortaya çıkan ihtiyaçlara hızlı ve pratik çözüm sunacağı vurgulandı. Taşınabilir yapıya sahip modülün, özellikle mevcut trafo merkezlerinde ilave fider ihtiyaçlarının karşılanmasında ve geçici trafo merkezlerinde hat ve transformatör fiderlerinin oluşturulmasında kullanılması öngörülüyor.</p>
<p>Açıklamaya göre yüksek güç iletimi sağlayabilen modül, transformatör, hat ve reaktör bağlantılarına uygun yapısının yanı sıra taşınabilirliği ve pratik kurulum imkanıyla da dikkati çekiyor. İnşaat süreci gerektirmeyen skid yapısı sayesinde mevcut altyapının ihtiyaçlara göre hızlı şekilde desteklenmesi hedefleniyor.</p>
<p>Çözümün, özellikle elektrik iletim sisteminde kapasite artışı veya acil bağlantı ihtiyacının ortaya çıktığı durumlarda hızlı ve esnek kullanım imkanı sağlaması bekleniyor.</p>
<p><strong>"Hızlı, pratik ve taşınabilir bir alternatif sunuyoruz"</strong></p>
<p>Astor Enerji Genel Müdür Yardımcısı Alişan Taştan, enerji iletim altyapısında artan ihtiyaçlara hızlı ve yenilikçi çözümler geliştirmenin önemine dikkati çekerek, "Astor Enerji olarak enerji sektörünün değişen ihtiyaçlarını yakından takip ediyor, mühendislik ve üretim kabiliyetlerimizi bu ihtiyaçlara yönelik yenilikçi çözümler geliştirmek üzere sürekli ileri taşıyoruz." ifadesini kullandı.</p>
<p>Taştan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Enerji iletim sistemi ihtiyaçlarının Astor bünyesinde geliştirilmesine ve üretilmesine özel bir önem göstermekteyiz. TEİAŞ tarafından hazırlanan uygulama projesini hayata geçirdiğimiz Mobil Hibrit Modül de bu yaklaşımımızın önemli örneklerinden biridir. Türkiye'de ilk kez TEİAŞ tarafından uygulanan ve üretimi Astor tarafından gerçekleştirilecek bu çözümle, iletim sistemi bağlantılarında hızlı, pratik ve taşınabilir bir alternatif sunuyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/teias-ihalesini-astor-enerji-kazandi-86682</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/astor-enerji.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TEİAŞ ile &quot;Mobil Hibrit Modül&quot; için imzalanan 351,1 milyon liralık sözleşme hakkında açıklama yapan Astor Enerji Genel Müdür Yardımcısı Alişan Taştan, &quot;Türkiye&#039;de ilk kez TEİAŞ tarafından uygulanan ve üretimi Astor tarafından gerçekleştirilecek bu çözümle, iletim sistemi bağlantılarında hızlı, pratik ve taşınabilir bir alternatif sunuyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/tahvil-piyasasi-uyariyor-faiz-artisi-kapida-86664</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 08:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tahvil piyasası uyarıyor: Faiz artışı kapıda</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a97b6387e07c-1788327480.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Yatırımcıların bir süredir geride bıraktığını düşündüğü faiz artışı senaryosu, tahvil piyasasında yeniden sahneye çıktı. Küresel devlet tahvillerinde getiriler aynı anda yükselirken, piyasanın verdiği mesaj giderek netleşiyor: Petrol yüksek kalır, enflasyon beklentileri güçlenir ve merkez bankaları beklenenden daha şahin bir çizgiye yönelirse faiz indirimi hikâyesi yerini yeni bir sıkılaşma dönemine bırakabilir. ABD-İran geriliminin yeniden tırmanmasıyla Brent petrolün 90 doların üzerine çıkması, bu senaryonun en önemli tetikleyicilerinden biri oldu. Brent son olarak yüzde 2’ye yakın artışla 92 dolara yöneldi</p>
<h2>Küresel tahvil piyasasında satış dalgası</h2>
<p>Enerji maliyetlerindeki artışın enflasyonu yeniden yukarı çekebileceği endişesi, tahvil yatırımcılarını satışa yönlendirdi.</p>
<p>Sonuç ise küresel ölçekte dikkat çekici oldu. ABD’nin 10 yıllık Hazine tahvili getirisi yüzde 4,79’a çıkarak Ocak 2025’ten bu yana en yüksek seviyeyi gördü. Almanya’nın 10 yıllık tahvil getirisi yüzde 3,339’a yükselerek 2011’den bu yana görülmeyen seviyeye çıktı. İngiltere’de 10 yıllık getiri yüzde 5,234’e ulaşarak 2008’den bu yana zirveyi gördü. Japonya’da ise 10 yıllık tahvil getirisi yüzde 3’ü aşarak yaklaşık 30 yılın en yüksek seviyelerine tırmandı.</p>
<p>Commerzbank’ın faiz ve kredi araştırmaları başkanı Christoph Rieger, tahvil piyasasındaki satış dalgasının derinleştiğine dikkat çekti.</p>
<h2>Fed’den faiz artışı beklentisi %67.5 </h2>
<p>Tahvil piyasasındaki hareketin merkezinde yalnızca petrol yok. Fed Başkanı Kevin Warsh’ın Jackson Hole’daki enflasyon vurgusu da yatırımcıların faiz beklentilerini değiştirdi. Warsh’ın konuşmasının ardından piyasalar, Fed’in eylülde 25 baz puanlık faiz artışı yapma ihtimalini yüzde 67,5 olarak fiyatlamaya başladı. Oysa bu olasılık konuşma öncesinde yaklaşık üçte bir düzeyindeydi. Böylece piyasa açısından kritik denklem değişti: Daha yüksek petrol fiyatlarının körüklediği daha yüksek enflasyon riski, daha uzun süre yüksek faiz ve daha yüksek tahvil getirileri olarak şekilleniyor. KBC Bank analistleri de küresel tahvil getirilerindeki yükselişi yüksek enerji fiyatları, daha sıkı para politikası beklentileri ve artan mali risk primleriyle açıklıyor. ABD’nin borçlanma maliyeti de yükseliyor.</p>
<p>Tahvil getirilerindeki yükseliş Washington açısından da önemli bir probleme işaret ediyor. ABD Hazinesi uzun vadeli tahvillerdeki borçlanma maliyetlerini düşürmek amacıyla geri alımları artıracağını açıklarken, 30 yıllık tahvil getirisinin 19 yılın zirvesine çıkması bu stratejiyi zorlaştırıyor. Çünkü tahvil fiyatı düştükçe getiri yükseliyor ve devletin yeni borçlanma maliyeti artıyor. ABD gibi yüksek borç stokuna sahip bir ekonomi için bu durum yalnızca piyasa değil, bütçe dengeleri açısından da kritik.</p>
<h2>Eylül verileri yönü belirleyecek</h2>
<p>Şimdi gözler ABD'den gelecek istihdam ve enflasyon verilerinde. Güçlü istihdam ve yüksek enflasyon, Fed’in faiz artırımı ihtimalini daha da güçlendirebilir. Tersi bir tablo ise son tahvil satışlarının aşırı fiyatlama olduğu görüşünü destekleyebilir.</p>
<p>Ancak mevcut hareketin kapsamı, piyasanın yalnızca tek bir Fed kararını değil, küresel faiz rejiminin yeniden şekillenme ihtimalini fiyatladığını gösteriyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Faizde yeni dalganın 3 tetikleyicisi</span></h2>
<p><strong>1- PETROL ŞOKU </strong></p>
<p>Hürmüz çevresindeki gerilimin enerji akışlarına ilişkin endişeleri artırması Brent’i 90 doların üzerine taşıdı. Petrol fi yatlarının yüksek kalması, merkez bankalarının enflasyonla mücadelede daha temkinli davranmasına neden olabilir. </p>
<p><strong>2- MERKEZ BANKALARI </strong></p>
<p>Fed’in yanı sıra Japonya ve Euro Bölgesi merkez bankalarının da önümüzdeki dönemde faiz artırabileceğine ilişkin beklentiler güçleniyor. Böylece küresel faiz indirim döngüsünün yerini daha sıkı bir para politikası görünümüne bırakması riski ortaya çıkıyor. </p>
<p><strong>3- ENFLASYON ve BORÇ </strong></p>
<p>Yüksek kamu borcu, yükselen enerji fi yatları ve inatçı enflasyon aynı anda tahvil piyasasına baskı yapıyor. Tahvil getirilerindeki yükseliş sürdükçe devletlerin borçlanma maliyetleri de artıyor. Bu nedenle tahvil piyasasındaki satış dalgası, merkez bankalarının kararlarından çok daha geniş bir küresel finansman hikâyesine dönüşebilir.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a97b71e81b37-1788327710.png" alt="" width="348" height="439" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/tahvil-piyasasi-uyariyor-faiz-artisi-kapida-86664</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/gosterge-tahvil-faizleri.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Petrolün 90 doların üzerine tırmanması, enflasyon endişelerinin yeniden güçlenmesi ve merkez bankalarının daha sıkı para politikasına dönebileceği beklentisi küresel tahvil piyasasını sarsıyor. ABD’den Japonya’ya, Almanya’dan İngiltere’ye tahvil getirileri yılların zirvesine çıkarken, piyasalar faiz artışı ihtimalini yeniden fiyatlamaya başladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/12-gunde-bir-stogu-nakde-cevirdi-ulastigi-kar-442-milyari-buldu-86663</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 08:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> 12 günde bir stoğu nakde çevirdi, ulaştığı kâr 4,42 milyarı buldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsadaki sanayi şirketlerinin stok devir hızı 32 seviyesine kadar çıkarken tahsilatlar 9 güne kadar iniyor. Veriler dönen çarklarının hızını gösteriyor. Peki ürünlerini depolarda bekletmeden nakde çeviren bu firmalar, satış hızlarını bilançolarına kâr olarak yansıtabiliyor mu?</strong></p>
<p>Borsada işlem gören sanayi sektöründeki 24 şirketin varlık kullanımları dikkat çekiyor. Piyasa değerleriyle Koç grubundaki dört şirket ilk sırayı alırken, 763 milyar TL’yi aşan büyüklükle Tüpraş ilk sırada duruyor. Onu çok gerilerden Ford Otosan ve Tofaş Oto takip ediyor. Stok devir hızları baz alındığındaysa Dofer Yapı ve Aygaz öne çıkan diğer şirketler. Ürünlerin hızla satılması firmaların pazar gücünü işaret ediyor. Ancak, sadece yüksek stok devir hızına bakıp tercihte bulunmak yanıltıcı olacaktır. Hızlı satışların aynı zamanda kâra dönüştüğünü de bilançolardan takip etmek gerekiyor.</p>
<h2>Hızlı satışın kârı nerede?</h2>
<p>Dofer Yapı, 32,66 stok devir hızıyla ilk sırada yer alıyor. Şirket, stoklarını yaklaşık 11 günde bir yenilemeyi başarıyor. Hızlı satış performansı, gelirini %26 büyütmesine rağmen altı aylık dönem sonunda 42,2 milyon TL zarar yazdı. Düşürmesine rağmen 68,9 milyon TL finansman gideri, oluşan zararda etkili faktör. Şirketin Karabük’te kuracağı GES ise maliyetlerini düşürmede etkili olacak. Aygaz, 30,57 devir hızıyla stoklarını ortalama 12 günde bir nakde çevirerek ikinci sırada bulunuyor. Operasyonel hızını bilançosuna yansıtmayı başaran firma, yılın ilk yarısında kârını %243 artışla 4,42 milyar TL’ye çıkardı. Aygaz pazar payındaki artışa paralel olarak yıl sonu otogaz beklentisini %23,5 ile 24,5 bandına yükseltti.</p>
<h2>Tahsilat hızı yüksek</h2>
<p>Mayıs ayında borsada işlem görmeye başlayan Ekinciler Demir Çelik, 9 günlük alacak tahsil süresiyle sektörün en hızlı tahsil kabiliyetine sahip firması konumunda. Alt aylık dönemde satışlarını %28 artırarak gelirini 11,79 milyar TL’ye ulaştıran şirket, dönem sonunda ise kârını %2 düşürdü. Hissenin fiyatı ilk işlem günündeki seviyelerde bulunuyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a97b5c1d1db8-1788327361.png" alt="" width="999" height="530" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>STOK MALİYETİ Mİ, SATILANIN MALİYETİ Mİ?</strong></p>
<p><strong>Stok maliyeti;</strong> varlık birikimi, fiyat avantajı, güvence, müşteri memnuniyeti. Likidite tuzağı, depolama gideri, finansman yükü, fırsat maliyeti.</p>
<p><strong>Satılan malın maliyeti;</strong> kârlılık, verimlilik, fiyatlama, gerçekçi gelir. Dar vizyon, hesaplama zorluğu, dalgalanma, gizleme, maliyet şişmesi.</p>
<p><strong>İştiraki Mardin’deki santrali satın alırken elektrik üretiminde yoğunlaşmak istiyor</strong></p>
<p>1000 Yatırımlar Holding elektrik işlerini neden kendisi üstlenmiyor? ● Hüseyin Sepetçi</p>
<p>Hüseyin; 1000 Yatırımlar Holding, %76,67 iştiraki Meta Mobilite’nin uzun vadeli planları kapsamında elektrik üretim ve depolama alanında yoğunlaşma hedefinin bulunduğunu yatırımcısıyla paylaştı. Bu çerçevede iştirak, kurulu gücü 10 MWe / 14,8826 MWp olan Depolamalı GES lisansına sahip Balpınar Enerji’yi 23,75 milyon TL’ye aldı. Mardin’de bulunan santral yılın son çeyreğinde işletmeye alınacak. Meta Mobilite, haziranda da grup şirketi Altay Enerji bünyesindeki 14,9 MW kapasiteli GES yatırımını devralırken, enerji üretimini kendisinde topluyor.</p>
<p><strong>Yatırım teşviği aldığı tesisin ilk fazının aralıkta devreye girmesi planlanıyor</strong></p>
<p>Konfrut’un Tarsus’taki meyve işleme tesisi ne zaman faaliyete geçecek? ● Yunus Tepe</p>
<p>Yunus, Konfrut Tarım %50 iştiraki Konfrut Çukurova Tarım aracılığıyla Tarsus’ta narenciye işleme ve soğuk hava depolama tesisini hayata geçirmek istiyor. Bu amaçla Bakanlığa yaptığı 12 milyon euroluk yatırım teşvik başvurusu onaylandı. Şirkete ait arazi üzerinde gerçekleştirilecek yatırımın 5 milyon euro tutarındaki ilk fazı kapsamında; 6.000 metrekare kapalı alana sahip tesisin aralıkta faaliyete geçmesi planlanıyor. İlk faz yatırımla birlikte tesis, narenciye ürün grubu esas olmak üzere toplam 72.000 ton meyve işleme kapasitesine kavuşacak.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>HAT fonu arbitraj fırsatlarından yararlanarak bir yılda %25 getiri sağladı</strong></p>
<p>Hedef Portföy’ün idare ettiği Atlas İstatistiksel Arbitraj Hisse Senedi Serbest Fon (HAT), iki yıldır işlem görüyor. Zayıf bir ivmesi olmakla birlikte yukarı yönlü istikrarlı hareketi ile öne çıkıyor. Fonun hacmi martta 11,8 milyon TL iken kademeli bir şekilde küçüldü. Ağustosta büyüklüğü 3,37 milyon TL seviyesine inerken hacimdeki daralma sürdü. Geride kalan beş ayda farklı tutarlar olsa da fondan düzenli nakit çıkışı yaşandı. Ağustosta çıkan nakit miktarı 1,13 milyon TL seviyesinde. Aynı sürede yatırımcı sayısı da azalmaya devam etti. Şimdilerde sayı 81 kişiye geriledi. Stratejisi, fon varlıklarını ortaya çıkan arbitraj fırsatlarında değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyünün %90,08’i hisse senedi ve %9,92’si vadeli işlemler nakit teminatlarından oluşuyor. Son bir yılda %24,87 getiri elde etti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Tera Finans Faktoring, piyasadan TLREF + %4,5 faizle 100 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Tera Finans Faktoring, nitelikli yatırımcılara yönelik 31.08.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 100.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+% 4,5 olarak belirlendi. 361 gün vadeli bono, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 4 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 27.08.2027 olarak açıklandı. 31 Ağustos itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %36,74 seviyesinde bulunuyor. Tera’nın verdiği %4,5 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılarken, piyasada TRFAREN82714 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a97b597ad422-1788327319.png" alt="" width="985" height="246" /></strong><strong>ARMADA GIDA</strong></p>
<p><strong>Mersin ve Kazakistan’daki yatırımları için 110 milyon dolarlık kredi temin etti</strong></p>
<p>Armada Gıda, Mersin’de gerçekleştirmeyi planladığı katma değerli ürün işleme tesisi yatırımı ile Kazakistan’da yapmayı düşündüğü bakliyat işleme tesisi yatırımının finansmanını için uluslararası fonlardan gerekli kaynağı temin etti. Şirket, FMO liderliğinde ve PROPARCO katılımıyla toplam 110 milyon dolar tutarında uzun vadeli sendikasyon kredisi sözleşmesini imzaladığını duyurdu. Sağlanan kaynak, Armada Gıda’nın sürdürülebilir büyüme hedefini doğrudan destekleyecek nitelikte. Yeni tesislerin devreye girmesiyle üretim kapasitesi ve pazar payında artış beklenmeli.</p>
<p><strong>CW ENERJİ</strong></p>
<p><strong>Hakim ortağın son ödemesiyle birlikte verdiği sermaye avansı 2,41 milyar TL oldu</strong></p>
<p>CW Enerji’nin hakim ortağı, üç ayrı havale ile toplam 314 milyon TL sermaye avansı gönderdi. Ortağın son gönderisiyle birlikte ödemiş olduğu toplam nakit sermaye avansı 2,56 milyar TL’ye ulaştı. Gerçekleştirilen nakit girişi, şirketin özkaynak yapısını desteklerken finansal yükümlülükler karşısında likiditesini güçlendiriyor. İlerleyen süreçte yapılacak olası bir bedelli sermaye artırımında veya tahsisli sermaye artırımı yolu ile bu avansların mahsup edilerek bilançoya yansıtılması beklenmeli. CW Enerji, altı aylıkta dönemde gelirini %19 ve net kârını %90 büyüttü.</p>
<p><strong>VBT YAZILIM</strong></p>
<p><strong>Bankadan 109,2 milyon liralık yazılım işi aldı. Tutar gelirinin %3,8’i düzeyinde</strong></p>
<p>VBT Yazılım, Türkiye’de yerleşik bir banka ile hizmet ve danışmanlık sözleşmesi imzaladı. Anlaşma kapsamında 2026 yılı sonuna kadar kullanılmak üzere KDV hariç 109,2 milyon TL tutarında yeni bir sipariş aldı. Tutar yıllık gelirinin %3,82’si düzeyinde. Şirketin yıl içinde aldığı toplam yeni iş tutarı yıllık gelirinin %38,5’i seviyesinde bulunuyor. Bankacılık sektörü gibi teknoloji yatırımlarının yoğun olduğu bir alanda sağlanan iş ilişkisi, firmanın pazar konumunu destekliyor. Alınan işin kısa sürede tamamlanacak olması, yıl sonu ciro ve kârlılığına doğrudan yansıyacak.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Best Brands Enerji şubatta borsaya gelirken iki aydır dalgalı harekette bulunuyor</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a97b57b75584-1788327291.png" alt="" width="289" height="241" /></strong>Best Brands Enerji hissesinde iki fondan alım ağırlıklı işlemler gözleniyor. Portföylerdeki miktar toplamda 184,5 bin lot artarak 188,7 bine çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 2’den 3’e yükseldi. MHF 184 bin lot ile en fazla alımı yaparken, aynı süreç diliminde satan olmadı. Best Enerji hakkında öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Hisseye MT Portföy’ün ilgisi dikkat çekiyor. Kurumun yönettiği MHF fonu ilk kez pozisyon açarken, BIY fonu 485 lot alım gerçekleştirdi. NSK ise 1.777 lot ile sabit kaldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/12-gunde-bir-stogu-nakde-cevirdi-ulastigi-kar-442-milyari-buldu-86663</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 12 günde bir stoğu nakde çevirdi, ulaştığı kâr 4,42 milyarı buldu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ilac-fiyatlamada-kokten-bir-degisiklik-yapilmadi-86660</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 08:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;İlaç fiyatlamada kökten bir değişiklik yapılmadı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Ağırlığını uluslararası firmaların oluşturduğu Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AİFD) Genel Sekreteri Ümit Dereli, kamuoyuna ilaç fiyatlarının iki haftada bir değişeceği şekilde yansıyan Beşeri Tıbbi Ürünlerin Fiyatlandırılması Hakkında Tebliğ’in köklü bir değişiklik getirmediğini söyledi. EKONOMİ’nin sorularını yazılı olarak yanıtlayan Dereli, güncel kur ayarlamasındaki usul değişikliğinin ise sadece kan ürünleri için söz konusu olduğunu, ilaç fiyatlamasındaki usulün aynen korunduğunu vurguladı. Uluslararası firmalar açısından fiyat tartışmasına konu olan ilaçların arzı, sektöre etkisi gibi unsurların ise 2027 yılı sonuna doğru, daha fazla veri oluştuğunda ancak değerlendirilebileceğini belirtti.</p>
<h2>Kamuoyuna yansıyan bilgi yanlış </h2>
<p>Aynı adlı önceki tebliği yürürlükten kaldıran Beşeri Tıbbi Ürünlerin Fiyatlandırılması Hakkında Tebliğ 29 Ağustos günlü Resmi Gazetede yayınlanmıştı. Bu tebliğde, daha önceki metinde bulunmayan “güncel Avro değeri”; Merkez Bankasınca iki haftada bir açıklanacak Avro satış kuru tanımıyla eklendi. Yeni tebliğde, teknik ifadelerle yer alan güncel Avro kurunun otomatik olarak uygulanması usulü sadece kan ürünleri için geçerli olmasına karşılık, tüm ilaçlara uygulanacakmış gibi algılandı ve bu yönde haberler yapıldı.</p>
<p>Ümit Dereli bu konuya ilişkin soruya yanıtında, ilaç fiyatlamasında kullanılan mevcut usulün (referans ülkelerden derlenen fiyatların, hali hazırdaki Avro kurundan daha düşük bir kurla derlenerek Türkiye satış fiyatı belirlenmesi) uygulamasında bir değişiklik olmadığının altını çizdi. Bu usulde kullanılan Avro kuru mevzuatta “dönemsel Avro kuru” olarak yer alıyor.</p>
<p>Detay sayılabilecek ve toplam içinde ağırlığı çok düşük olan kan ürünlerinin fiyatlamasında kullanılan “güncel Avro kurunun” ise farklı olduğunu belirten Dereli, “Belirli ürünlere yönelik iki haftada bir güncel kurla fiyatlandırma mekanizmasına yönelik önceki uygulamaya göre değişiklik ise; bu uygulamanın tüm kan ürünleri bakımından Komisyon değerlendirmesine bağlı bir imkân olmaktan çıkarılarak, yalnız belirlenmiş ürünler için doğrudan uygulanacak bir sisteme dönüştürülmüş olmasıdır. Bir kez daha belirtmek isterim ki, bu mekanizma, yeni değildir ve değişiklikler de düzenlemede sınırlı olarak belirlenen bazı kritik ürünler için geçerlidir.” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h2>Sürdürülebilir etkisi takip edilecek </h2>
<p>Yeni tebliğin ilaca erişimi artırmak yönünde amaç taşıdığı da vurgulanmıştı. Bu konudaki soruya Ümit Dereli, “Yeni sistemin yenilikçi ilaçların Türkiye’ye girişi üzerine olası etkilerini değerlendirmek için henüz erken. 2026 yılının son çeyreği ve hatta 2027 yılı sistemin geniş kapsamlı olarak ilk kez uygulanmaya başlayacağı bir geçiş dönemi olacak. Uygulamanın, yeni tedavilerin Türkiye’de tıbbın ve hastaların kullanımına sunulması ve mevcut ilaçların pazardaki sürdürülebilirliği üzerindeki etkilerini yakından takip edeceğiz” yanıtını verdi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Uluslararası firmaların değer bazlı bir fiyatlama sistemi talebi sürüyor</span></h2>
<p>AİFD Genel Sekreteri Ümit Dereli değerlendirmesinde, ana taleplerinin veriye dayalı bir fiyatlama sistemi taleplerine işaret etti. Uluslararası firmalar, geniş tanımlı olarak sağlanan faydaya bağlı ilaç fiyatları ödemesinin yapılması yönünde uzun süredir talepte bulunuyor. Karşı görüşte ise bu modelin ilaç fiyatlarını artıracağı, pahalı ilaçların tüketiminin artacağı yönünde görüşler bulunuyor. Değer bazlı yaklaşımı savunanlar ise toplamda ortaya çıkacak mali fayda ile sağlık faydasının bu artıştan daha fazla olacağını öne sürüyor. Dereli “AIFD olarak, daha şeffaf, öngörülebilir ve veri/bilgi/kanıt temelli bir fiyatlandırma altyapısının oluşturulması hedefini önemsiyoruz. Sistemin ilk kez kapsamlı olarak uygulanacağı 2026 yılının son çeyreği ve hatta ancak 2027 yılının sonunda, bu düzenlemelerin hastaların yenilikçi tedavilere erişimi ve mevcut ürünlerin pazardaki sürdürülebilirliği üzerindeki etkilerine yönelik doğru bir değerlendirme yapmak mümkün olabilecektir” ifadesine yer verdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ilac-fiyatlamada-kokten-bir-degisiklik-yapilmadi-86660</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/02/eczane.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği Genel Sekreteri Ümit Dereli, güncel kur ayarlamasındaki usul değişikliğinin sadece kan ürünleri için söz konusu olduğunu, ilaç fiyatlamasındaki usulün değişmediğini. söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-yol-grubu-iki-hafta-icinde-iki-kez-gitti-geldi-86659</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni Yol Grubu iki hafta içinde iki kez gitti geldi!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>DEVA-Gelecek ve Saadet Parti'nin birleşmesi ile Meclis'te grup sayısına ulaşan Yeni Yol neredeyse her hafta gruptan düşme riskiyle karşı karşıya kalıyor.</p>
<p>Üç milletvekili ile temsil edilen Ahmet Davutoğlu'nun Gelecek Partisi kapandı. İzmir Milletvekili Mustafa Bilici istifa ederek 14 Ağustos'ta AK Partiye katıldı ve aynı gün Yeni Yol Grubu 19'a düştü. 19'a düşmesiyle TBMM'de grup kurma hakkını kaybedecek olan Yeni Yol Grubu'nun imdadına CHP yetişti.</p>
<p>CHP Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap, partisinden istifa ederek grup kurma hakkını kaybetmemesi için Yeni Yol Grubu'na katıldı. İki hafta önce yeniden grup olma sayısını yakalayan Yeni Yol Grubu dün akşam saatlerinde yeniden düştü. CHP'den sonra bu kez Yeni Yol Grubu'nun imdadına YRP yetişti.</p>
<p>Bu kez kapanan Gelecek Partili Bursa Milletvekili Cemalettin Kani Torun'un Yeni Yol'dan ayrılmasının ardından TBMM'deki grup dengesi değişti. Torun'un bağımsız milletvekilleri arasına geçmesiyle Yeni Yol Grubu'nun milletvekili sayısı 19'a düştü. Yeni Yol Grubu'nun 20 milletvekili sınırının altına düşmesinin ardından Yeniden Refah Partisi devreye girdi.</p>
<p>Cemalettin Kani Torun'un istifasıyla 19 milletvekiline düşen Yeni Yol Grubu, Yeniden Refahlı Ali Yüksel'in katılımıyla yeniden 20 sandalyeye ulaştı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-yol-grubu-iki-hafta-icinde-iki-kez-gitti-geldi-86659</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/9/1280x720/yeni-yol-grubu-1788325622.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni Yol Grubu iki hafta içinde iki kez gitti geldi! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iklim-yarisinin-yeni-cephesi-kalici-depolama-86666</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İklim yarışının yeni cephesi: Kalıcı depolama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dünyada her yıl yaklaşık 2,2 milyar ton CO2 atmosferden uzaklaştırılıyor. Bu rakam küresel brüt CO2 emisyonlarının yaklaşık yüzde 5’ine denk geliyor. Karbonu atmosferden çekmek kadar, onu ne kadar süre atmosferin dışında tutabildiğimiz de önem kazanıyor. 2026 State of Carbon Dioxide Removal Raporu, Paris hedefleri için karbon gideriminin önümüzdeki yıllarda bugünkünden çok daha büyük bir ölçeğe ulaşması gerektiğini ortaya koyarken kritik bir uyarı yapıyor: Karbon giderimi emisyon azaltımının alternatifi değil.</strong></p>
<p>Bir ton karbondioksiti bugün atmosferden çektiğinizi düşünün. Sonra ne oluyor? Bu karbon, bir ormanda, toprakta, biyokömürde, jeolojik bir formasyonda, bir üründe ya da okyanusta depolanabiliyor. Hepsi atmosferdeki karbonu azaltabiliyor. Fakat aralarında kritik bir fark var: O karbonun yeniden atmosfere dönmeden ne kadar süre saklanabileceği.</p>
<p>On yıl mı? Yüz yıl mı? Binlerce yıl mı? İklim mücadelesinde karbon gideriminin yeni sorusu burada başlıyor.</p>
<p>2026 State of Carbon Dioxide Removal raporu, karbon dioksit giderimini (CDR) atmosferdeki CO2’nin insan faaliyetleriyle yakalanarak jeolojik, karasal veya okyanus rezervuarlarında ya da ürünlerde kalıcı biçimde depolanması olarak tanımlıyor. Yani işin ilk yarısı karbonu yakalamak; ikinci yarısı ise onu atmosferin dışında tutabilmek. Bugün dünyada yılda yaklaşık 2,2 milyar ton CO2 atmosferden uzaklaştırılıyor. Bu, küresel brüt CO2 misyonlarının yaklaşık yüzde 5’ine karşılık geliyor. Fakat bu rakamın arkasında önemli bir dengesizlik var. Mevcut karbon gideriminin yüzde 99,9›u ağırlıklı olarak ormanlar ve topraklar gibi geleneksel, kara temelli yöntemlerden geliyor. Biyokömür, geliştirilmiş kaya ayrışması, doğrudan havadan karbon yakalama ve depolama (DACCS) ve karbon yakalama ve depolamayla biyoenerji (BECCS) gibi yeni nesil yöntemlerin payı ise son derece küçük.</p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>Bugünkü 2,2 milyar tonluk seviyeden 8,75 milyar tona</strong></span></p>
<p>Ama iyi haber, yeni nesil karbon dioksit gideriminin yılda yaklaşık yüzde 40 büyüyor olması. Rapor bu büyüme hızının güneş enerjisi gibi başarılı teknolojilerin erken dönem büyüme hızlarıyla karşılaştırılabileceğini söylüyor.</p>
<p>Kötü haber ise ölçeğin ihtiyaç duyulan seviyenin çok uzağında olması. Aradaki mesafeyi görmek için bugünkü 2 milyon ton rakamını gelecekte ihtiyaç duyulan ölçekle karşılaştırmak yeterli.</p>
<p>Raporda incelenen Paris Anlaşması’yla uyumlu senaryolarda yeni nesil karbon gideriminin 2050’de yılda 3,5 milyar tonun üzerine çıkması gerekiyor. Daha geniş anlamda toplam karbon giderimi ihtiyacı ise çok daha yüksek. En iddialı 1,5 derece senaryolarında 2050’de yaklaşık 8,75 milyar ton CO2’nin yıllık olarak atmosferden uzaklaştırılması gerekiyor. Burada sorun kapasite kurmanın ötesine geçiyor. Bu kapasitenin güvenilir, ölçülebilir ve çevresel açıdan sürdürülebilir olması gerekiyor.</p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>Karbon giderimi açığı büyüyor</strong></span></p>
<p>Raporun en çarpıcı bulgularından biri karbon giderimi açığı. Karbon giderimi açığı, küresel ısınmayı 1.5 derece veya 2 derece sınırında tutmak için Paris Anlaşması hedefl erine ulaşılması gereken karbon dioksit giderme (CDR) miktarı ile mevcut politikalar ve projeler sayesinde atmosferden gerçekten çekilen miktar arasındaki farkı ifade ediyor.</p>
<p>Ülkelerin mevcut taahhütleri 2030›da yılda yaklaşık 2,5 milyar tonluk karbon giderimine işaret ediyor. Oysa en iddialı Paris uyumlu senaryolarda medyan ihtiyaç yaklaşık 2,9 milyar ton. İşin endişe verici tarafı ile bugün nispeten yönetilebilir görünen farkın hızla büyüyor olması.</p>
<p>Rapora göre karbon giderimi açığı 2030’da yaklaşık 300 milyon ton, 2035’te 1,2 milyar ton, 2050’de ise 5,2 milyar ton CO2’ye ulaşıyor. Üstelik raporun ikinci edisyonundan bu yana küresel emisyonların artmaya devam etmesi, karbon giderimine duyulan ihtiyacı ve dolayısıyla açığı daha da büyütmüş durumda.</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">2030’un kritik eşiği: 100 milyon ton</span></strong></p>
<p>Rapor, önümüzdeki dört yılın kritik olduğunu ortaya koyuyor. CDR2030 girişimi, 2030 yılı için yeni nesil karbon gideriminde 100 milyon ton/yıl kapasiteyi önemli bir eşik olarak tanımlıyor. Fakat şirketlerin hedefleri ile sahadaki projeler arasında ciddi bir fark var.</p>
<p>Rapora göre, CDR şirketlerinin 2030 için açıkladıkları kapasite hedefleri toplam 42 milyon ton/yıla ulaşırken, mevcut proje hattı yalnızca 8,4 milyon ton/yıl seviyesinde. Bu farkın kısa sürede kapanması da kolay görünmüyor. Çünkü milyarlarca tonluk bir karbon giderimi sektörü birkaç yıl içinde sıfırdan yaratılamıyor. Altyapının kurulması, teknolojilerin geliştirilmesi, maliyetlerin düşürülmesi, ölçüm ve doğrulama sistemlerinin oluşturulması, pazarların oluşması ve yatırımcıların uzun vadeli talebe güvenmesi gerekiyor. Rapor bu nedenle 2026-2030 dönemini kritik dönem olarak tanımlıyor.</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">Karbon giderimi, emisyon azaltımının alternatifi değil</span></strong></p>
<p>Raporun da ortaya koyduğu gibi, karbon giderimi daha fazla emisyon hakkı vermiyor. Yani karbon giderimi, emisyon azaltımının yerine geçmiyor. Raporda incelenen Paris Anlaşması’yla uyumlu maliyet etkin senaryolarda net sıfıra ulaşmak için gereken çabanın en az yüzde 80’i doğrudan emisyon azaltımından geliyor. Karbon giderimi geri kalan bölümde devreye giriyor.</p>
<p>Öte yandan, emisyon azaltımlarının geciktirilmesi gelecekte ihtiyaç duyacağımız karbon giderimi miktarını daha da artırıyor. Rapor, emisyon azaltımlarının on yıl gecikmesinin sıcaklık artışının zirvesini yükselteceğini ve kümülatif CDR ihtiyacını önemli ölçüde büyüteceğini söylüyor.</p>
<p>Bu da bizi önemli bir sonuca götürüyor: Atmosferden karbon çekebilecek teknolojiler geliştirmek, bugün atmosfere karbon salmaya devam etmek için bir mazeret değil. Tam tersine. Emisyonları ne kadar geç azaltırsak, gelecekte atmosferden o kadar fazla karbon çekmek zorunda kalacağız. Ve bunu daha pahalı, daha zor ve ekosistemler açısından daha riskli koşullarda yapmak zorunda kalabiliriz. Dünyanın şu soruya cevap bulması önemli: Karbonun ne kadarını, ne kadar uzun süre, hangi maliyetle ve doğaya ne kadar yük bindirmeden atmosferin dışında tutabiliriz?</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 18pt;">Yeni nesil karbon giderimi alımlarının yüzde 82’sini Microsoft gerçekleştiriyor</span></strong></span></p>
<p>- Önümüzdeki dönemin en büyük tartışmalarından biri de maliyet, Çünkü karbon gideriminde tek bir teknoloji ve tek bir fiyat yok. Rapora göre farklı CDR yöntemlerinin tahmini maliyetleri ton başına 10 doların altından bin doların üzerine kadar uzanıyor. Pek çok yöntemde üst maliyet tahminleri ton başına 200 doların üzerinde; yani mevcut karbon fiyatlarının çok üzerinde. Dolayısıyla ölçek büyüdükçe teknoloji kadar ekonomi de belirleyici olacak. Rapor karbon giderimi sektöründe dikkat çekici bir başka kırılganlığa daha işaret ediyor: O da, yoğunlaşma. Yeni nesil karbon giderimi alımlarının yüzde 82’sini Microsoft gerçekleştiriyor. Yeni nesil CDR için açıklanan kamu pilot finansmanının yüzde 85’i ise ABD, İsveç ve Danimarka’da yoğunlaşıyor. CDR şirketlerine yapılan yatırımların yüzde 72’si yalnızca dört şirkete gidiyor. Bu tablo, henüz gelişiminin başındaki sektörün birkaç ülke, şirket ve teknolojiye fazlasıyla bağımlı olduğunu gösteriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iklim-yarisinin-yeni-cephesi-kalici-depolama-86666</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İklim yarışının yeni cephesi: Kalıcı depolama ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergilerimiz-nereye-gidiyor-86658</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vergilerimiz nereye gidiyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Vergiler yalnızca devlet kasasına giren bir para değildir. Eğitimden sağlığa, güvenlikten ulaştırmaya kadar günlük hayatımızda kullandığımız pek çok hizmetin temel finansman kaynağıdır. Vergi-hizmet ilişkisinin görünür hâle gelmesi de güveni artırır.</strong></p>
<p>Vatandaşların en çok sorduğu sorulardan biri şudur: “Ödediğimiz vergiler nereye gidiyor?” Bu sorunun açık ve anlaşılır şekilde cevaplanması, devlet ile vatandaş arasındaki güven ilişkisinin güçlenmesi açısından büyük önem taşır. Çünkü insanlar sadece vergi vermek istemez; verdikleri verginin hangi hizmetlere dönüştüğünü de görmek ister.</p>
<p>Bu nedenle son yıllarda birçok ülkede “vergilerle hangi hizmetlerin finanse edildiğini” açık ve somut biçimde gösteren çerçeveler geliştirilmektedir. Amaç, vatandaşın ödediği verginin eğitimden sağlığa, güvenlikten ulaşıma kadar hangi alanlarda kullanıldığını daha net görebilmesidir.</p>
<p><strong>Vergi sadece devletin geliri değildir</strong></p>
<p>Vergi, devletin vatandaşlara sunduğu hizmetlerin temel finansman kaynağıdır. Hastaneler, okullar, yollar, köprüler, adliyeler, güvenlik hizmetleri, belediye yatırımları ve sosyal yardımlar büyük ölçüde vergi gelirleri sayesinde karşılanır.</p>
<p>Örneğin bir vatandaş marketten alışveriş yaptığında KDV öder. Aracına yakıt aldığında ÖTV öder. Maaşından gelir vergisi kesilir. Şirketler kurumlar vergisi öder. Toplanan bu gelirler kamu bütçesinde bir araya getirilerek çeşitli hizmetlere aktarılır.</p>
<p>Ancak vatandaş çoğu zaman ödediği vergi ile aldığı hizmet arasındaki bağlantıyı doğrudan göremez. İşte bu noktada şeffaf bütçe uygulamaları devreye girer.</p>
<p><strong>Her 100 liralık vergi nereye gidiyor?</strong></p>
<p>Birçok ülkede bütçeler vatandaşın anlayabileceği şekilde sadeleştirilmektedir. Böylece örneğin her 100 liralık verginin hangi alanlara harcandığı gösterilmektedir.</p>
<p>Farz edelim ki devlet bütçesinde her 100 liralık verginin:</p>
<p>- 25 lirası eğitime,</p>
<p>- 20 lirası sağlığa,</p>
<p>- 15 lirası emekli maaşlarına ve sosyal güvenliğe,</p>
<p>- 12 lirası güvenlik hizmetlerine,</p>
<p>- 10 lirası ulaştırma yatırımlarına,</p>
<p>- 8 lirası sosyal yardımlara,</p>
<p>- 5 lirası tarım desteklerine,</p>
<p>- 5 lirası diğer kamu hizmetlerine ayrılıyor olsun.</p>
<p>Bu tür tablolar vatandaşın bütçeyi anlamasını kolaylaştırır. İnsanlar ödedikleri vergilerin hangi hizmetlere dönüştüğünü daha somut biçimde görür.</p>
<p><strong>Eğitim hizmetleri vergilerle ayakta duruyor</strong></p>
<p>Bir ülkedeki devlet okullarının büyük bölümü vergi gelirleriyle finanse edilir.</p>
<p>Öğretmen maaşları, okul binalarının yapımı, ders materyalleri, laboratuvarlar, kütüphaneler ve öğrenci destek programları kamu bütçesinden karşılanır.</p>
<p>Bir çocuğun ücretsiz eğitim alabilmesi için binlerce öğretmenin görev yapması, okulların bakımının yapılması ve eğitim altyapısının sürekli geliştirilmesi gerekir. Bu harcamaların temel kaynağı vergilerdir.</p>
<p>Bu nedenle bir okulun kapısından içeri giren her öğrenci aslında vergi gelirleriyle oluşturulmuş bir hizmetten yararlanmaktadır.</p>
<p><strong>Sağlık sisteminin temeli de vergilerdir</strong></p>
<p>Devlet hastaneleri, aile sağlığı merkezleri, acil servisler ve birçok koruyucu sağlık hizmeti vergi gelirleriyle desteklenmektedir.</p>
<p>Bir vatandaşın ameliyat olması, ambulans hizmeti alması veya sağlık taramalarından yararlanması için ciddi miktarda kamu harcaması yapılmaktadır.</p>
<p>Salgın hastalıklarla mücadele, aşı programları ve sağlık altyapısının güçlendirilmesi de yine vergi kaynaklarıyla finanse edilmektedir.</p>
<p><strong>Güvenlik hizmetleri de vergilerle karşılanıyor</strong></p>
<p>Polis teşkilatı, jandarma, sahil güvenlik ve afet müdahale ekipleri kamu bütçesinden kaynak kullanır.</p>
<p>Vatandaşların güvenliğinin sağlanması, suçla mücadele edilmesi ve kamu düzeninin korunması için araçlar, ekipmanlar, teknolojik sistemler ve personel giderleri finanse edilmektedir.</p>
<p>Güvenlik hizmetleri günlük yaşamın görünmeyen ama en önemli unsurlarından biridir.</p>
<p><strong>Yollar, köprüler ve altyapı yatırımları</strong></p>
<p>Bir şehirdeki yolların yenilenmesi, köprülerin yapılması, su ve kanalizasyon sistemlerinin geliştirilmesi büyük maliyetler gerektirir.</p>
<p>Vergi gelirleri sayesinde:</p>
<p>- Karayolları yapılır,</p>
<p>- Demiryolları geliştirilir,</p>
<p>- Havalimanları desteklenir,</p>
<p>- İçme suyu altyapıları güçlendirilir,</p>
<p>- Afetlere karşı dayanıklı projeler hayata geçirilir.</p>
<p>Vatandaş her gün kullandığı birçok altyapı hizmetinden farkında olmadan yararlanmaktadır.</p>
<p><strong>Sosyal devletin finansmanı</strong></p>
<p>Dar gelirli ailelere verilen yardımlar, engelli destekleri, yaşlı bakım hizmetleri ve çeşitli sosyal programlar da bütçeden karşılanır.</p>
<p>Özellikle ekonomik zorluk dönemlerinde sosyal yardım harcamaları toplumun en kırılgan kesimlerinin korunmasında önemli rol oynar.</p>
<p>Bu nedenle vergiler sadece bugünün hizmetlerini değil, aynı zamanda toplumsal dayanışmayı da finanse etmektedir.</p>
<p><strong>Şeffaflık güveni artırıyor</strong></p>
<p>Uzmanlara göre vatandaşın vergiye bakışını olumlu yönde etkileyen en önemli unsurlardan biri şeffaflıktır.</p>
<p>Bir kişinin ödediği verginin hangi hizmetlere dönüştüğünü görebilmesi, kamu yönetimine duyulan güveni artırmaktadır. Bunun için:</p>
<p>- Vatandaş dostu bütçe raporları,</p>
<p>- Kolay anlaşılır harcama tabloları,</p>
<p>- İnternet üzerinden erişilebilen bütçe panelleri,</p>
<p>- Karşılaştırmalı performans göstergeleri,</p>
<p>- Düzenli kamu bilgilendirmeleri giderek daha fazla önem kazanmaktadır.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Vergiler yalnızca devlet kasasına giren bir para değildir. Eğitimden sağlığa, güvenlikten ulaştırmaya kadar günlük hayatımızda kullandığımız birçok hizmetin temel finansman kaynağıdır. Vatandaşların ödediği vergilerin hangi alanlara harcandığını açık, anlaşılır ve somut biçimde görebilmesi ise hem hesap verebilirliği hem de kamuya duyulan güveni güçlendirir. Vergi-hizmet ilişkisinin görünür hâle gelmesi, daha bilinçli bir toplum ve daha güçlü bir kamu yönetimi için önemli bir adımdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergilerimiz-nereye-gidiyor-86658</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vergilerimiz nereye gidiyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hukuk-karaya-oturursa-86657</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 07:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hukuk karaya oturursa</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye, deniz ticaretindeki ekonomik gücünü hukuk alanına da taşıyarak İstanbul’u uluslararası sözleşme, tahkim ve uyuşmazlık çözümünde tercih edilen bir merkez hâline getirmeli; yüksek katma değerli hukuki hizmetlerden daha fazla pay almalı.</strong></p>
<p>Küresel ticaretin şah damarı denizlerde.</p>
<p>UNCTAD verilerine göre dünya mal ticaretinin hacim itibarıyla yaklaşık %80’i deniz yoluyla gerçekleştiriliyor.</p>
<p>Deniz ticaretinde asıl mücadele yalnızca gemiler, limanlar ve navlunlar arasında yaşanmıyor. Ekonomik sonuçları çok daha ağır bir başka rekabet var. Hukuk rekabeti.</p>
<p>Karadeniz’den Akdeniz’e, Türk Boğazları’ndan Süveyş’e, Orta Koridor’dan Avrupa’ya uzanan eşiklerin, koridorların ve düğümlerin kesiştiği yerde Türkiye var. Yeni Deniz İpek Yolu olarak ifade edilen Asya–Avrupa deniz ve kara bağlantılarının yeniden şekillendiği bir dönemde Türkiye, tarihin kendisine sunduğu olağanüstü bir coğrafi avantajın mirası üzerinde oturuyor.</p>
<p>Türkiye gemi inşa ediyor, gemi işletiyor, liman yatırımları yapıyor, lojistik ağlarını büyütüyor. Ama Türkiye’nin deniz ticaretindeki ekonomik ağırlığı ile bu ticaretin uluslararası sözleşme, tahkim, finansman ve uyuşmazlık çözümü alanındaki hukuki ağırlığı aynı ölçüde değil. Türkiye deniz ticaretinin önemli bir aktörü; ancak bu ticaretin uluslararası hukuki altyapısında aynı ölçüde ağırlık sahibi değil.</p>
<p><strong>Hukuk, ticaretin ekonomik altyapısıdır</strong></p>
<p>Bir gemi İstanbul’da inşa edilirken sözleşmenin İngiliz hukukuna tabi tutulması ve uyuşmazlıkların Londra’da çözülmesi, bu sözleşmelerden doğabilecek yüksek katma değerli hukuk, tahkim ve uyuşmazlık çözüm hizmetlerine ilişkin ekonomik faaliyetin bir bölümünün Türkiye dışında gerçekleşmesi sonucunu doğurabilir.</p>
<p>Hukuk yalnızca uyuşmazlık çıktığında ihtiyaç duyulan bir araç değildir. Hukuk, ticaretin ekonomik altyapısıdır. Bunu son dönemde denizcilik uyuşmazlıklarını çözen Singapur Yüksek Mahkemesi, İngiliz mahkemeleri ve Yargıtay kararlarında görüyoruz.</p>
<p>İşte Yeni Deniz İpek Yolu’nun Türkiye açısından asıl fırsatı burada. Türkiye’nin daha fazla gemi yapması elbette önemli. Daha büyük limanlara, daha güçlü filolara ve daha gelişmiş lojistik altyapıya da ihtiyacımız var.</p>
<p>En çok da Türkiye, gemilerin geçtiği bir ülke olmanın ötesine geçerek deniz ticaretinin hukukunun üretildiği bir merkez hâline gelmelidir. Deniz ticareti sözleşmelerinden doğan yüksek katma değerli hizmet gelirlerini Türkiye kazanmalıdır.</p>
<p>Türkiye’nin Yeni Deniz İpek Yolu’ndaki hedefi yalnızca daha fazla gemi yapmak, liman kapasitesini artırmak veya transit yükü büyütmek olmamalıdır. Deniz ticaretinin hukukunu da Türkiye’ye çekmeliyiz. İstanbul, Deniz Ticaret Hukuku ve Tahkim Merkezi ekosistemi oluşturmalı ve Yeni Deniz İpek Yolu’ndaki hukuk limanı hâline gelmelidir.</p>
<p>İstanbul’un limanları, tersaneleri, armatörleri, deniz sigortacılığı, P&amp;I çevresi, hukukçuları, akademisyenleri ve tahkim kapasitesi zaten mevcut. Eksik olan, bunları uluslararası bir hukuk markası altında birleştirecek stratejik iradedir. Bu irade, mevcut yargı ve tahkim altyapısının deniz ticareti alanında daha güçlü bir ihtisaslaşma modeliyle desteklenmesi demektir.</p>
<p>Bu iradenin tezahür etmesi deniz ticareti ihtisas mahkemeleri, uluslararası ihtisas deniz tahkimi, gemi finansmanı, deniz sigortaları ve P&amp;I uyuşmazlıkları, gemi inşa ve bakım-onarım sözleşmeleri, charterparty uyuşmazlıkları, müşterek avarya, denizcilik arabuluculuğu ve uzman bilirkişilik kurumlarının aynı merkezde buluşması demektir.</p>
<p>Türkiye deniz ticaretinde fiziksel altyapı kurdu; şimdi hukuki altyapıyı kurmak zorundadır.</p>
<p>Yeni Deniz İpek Yolu’nun üzerinde Türkiye yalnızca gemilerin uğradığı bir liman değil, ticaretin kurallarının belirlendiği bir hukuk limanı olabilir.</p>
<p>Çünkü artık limanlar yalnızca konteynerleri değil, hukuku da çekmek için yarışıyor. Yüksek katma değerli hukuki ve uyuşmazlık çözüm hizmetlerinden doğabilecek gelirin bir bölümü Türkiye dışında oluşuyor. Deniz ticaretinde ekonomik güç ile hukuki hizmet gücü arasında Türkiye aleyhine asimetri, rekabetçi bir hukuk ekosistemiyle bertaraf edilebilir.</p>
<p>İstanbul’un yeni denizcilik hedefi şu cümlede özetlenebilir: Yeni Deniz İpek Yolu’nda Türkiye’nin hedefi yalnızca “geçiş ülkesi” olmamalı; Türkiye, ticaretin geçtiği değil, ticaretin kurallarının belirlendiği ülke olmayı hedeflemelidir. Bu hedef, Türk hukukunu zorla kabullendirmek değil, Türk hukukunu ve İstanbul’u uluslararası ticaret aktörlerinin gönüllü olarak tercih edeceği kadar öngörülebilir, uzmanlaşmış ve rekabetçi hâle getirmektir.</p>
<p>Türkiye’nin sahip olduğu denizcilik kapasitesi ile bu kapasitenin arkasında üretilen yüksek katma değerli hukuki hizmetlerin uluslararası piyasalardaki ağırlığının aynı seviyede olmaması sorun olarak değerlendirilmeli ve çözülmelidir. Türkiye, uluslararası deniz ticareti aktörlerinin Türk hukukunu ve İstanbul’daki uyuşmazlık çözüm mekanizmalarını tercih edebileceği rekabetçi bir hukuk altyapısı oluşturmalıdır.</p>
<p>Türkiye’nin deniz ticaretindeki ekonomik kapasitesi ile bu kapasitenin ürettiği uluslararası hukuk, tahkim, sigorta ve uyuşmazlık çözüm hizmetlerinin küresel piyasalardaki ağırlığı arasında bir asimetri bulunmaktadır. Buradaki mesele, Türk hukukunun uluslararası ticaret aktörlerine zorla kabul ettirilmesi değildir. Mesele, Türk hukukunun, İstanbul’un ve Türk uyuşmazlık çözüm mekanizmalarının, uluslararası aktörlerin öngörülebilirlik, uzmanlık, hız ve güven kriterleri bakımından gönüllü olarak tercih edebileceği rekabetçi bir hukuk ekosistemi oluşturabilmesidir.</p>
<p><strong>Hukuk da bir ihracat kalemidir</strong></p>
<p>Türkiye bugün gemi, hizmet, mühendislik ve lojistik ihraç ediyor. Bir sonraki aşama, deniz ticareti hukukunu ve uyuşmazlık çözüm hizmetlerini de ihraç etmek olmalıdır.</p>
<p>Hukuki hizmetler de sınır ötesi ticarete konu olan, yüksek katma değer üreten hizmetlerdir. Bu nedenle deniz ticareti hukukunun ve uyuşmazlık çözüm hizmetlerinin uluslararası piyasalara sunulması, yalnızca hukuki değil, aynı zamanda bir hizmet ihracatı meselesidir. Hukuk da bir ihracat kalemidir.</p>
<p>Doğu Akdeniz Deniz Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi ile deniz ticareti ve lojistik alanında uluslararası tahkim merkezi kurulmasına yönelik çalışmaların gündemde olduğunu biliyoruz.</p>
<p>İstanbul gemilerin yalnızca geçtiği değil, sözleşmelerin imzalandığı, uyuşmazlıkların çözüldüğü ve hukukun üretildiği bir deniz ticareti merkezi olmalıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hukuk-karaya-oturursa-86657</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hukuk karaya oturursa ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyede-sogutma-kaynakli-elektrik-talebinin-gelecegi-86656</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’de soğutma kaynaklı elektrik talebinin geleceği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Küresel iklim değişikliği, ortalama sıcaklık artışları ve sıklaşan sıcak hava dalgaları, günlük yaşam alışkanlıklarını ve hane halkı enerji tüketim kalıplarını doğrudan etkiliyor. Yaz aylarında konfor ihtiyacının ötesinde hayati bir gereksinim haline gelen soğutma, konutlardaki elektrik tüketiminde giderek daha büyük bir pay kaplıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın verileri ve gelecek projeksiyonları, Türkiye’de konutlardaki klima sahipliğinin ve buna bağlı soğutma talebinin önümüzdeki on yılda çarpıcı bir ivme yakalayacağını net bir şekilde ortaya koyuyor.</p>
<p>Bakanlık uzmanlarının verilerine göre, 2025 yılı itibarıyla Türkiye’deki hanelerde yaklaşık 11 milyon klima bulunuyor. İklim krizinin tetiklediği aşırı sıcaklar nedeniyle bu sayının 2035 yılına kadar yüzde 100 oranında artarak 22 milyon adede ulaşması bekleniyor. Bu artış paralelinde, 2025 yılında hanelerde ısıtma ve soğutma amacıyla kullanılan 5 bin ila 6 bin Gigavatsaatlik elektrik tüketiminin, 2035 yılında 12 bin Gigavatsaatin üzerine çıkacağı öngörülüyor.</p>
<p><strong>Soğutma Odaklı Kullanım ve Şebeke Üzerindeki Yük</strong></p>
<p>Türkiye'de kış aylarında doğalgaz veya merkezi ısıtma sistemleri tercih edilirken, yaz aylarında serinleme ihtiyacını karşılamak adına geniş bir kitle sadece soğutma işlevine odaklanıyor. Sadece soğutma amacıyla kullanılan geleneksel on-off sistemler ile değişken frekanslı kompresöre sahip inverter teknolojili cihazlar arasındaki teknik farklar ise bu noktada hem tüketici faturasını hem de ulusal elektrik altyapısını doğrudan ilgilendiriyor.</p>
<p>Geleneksel on-off klimalar, istenen oda sıcaklığına ulaşana kadar yüzde 100 kapasiteyle çalışıp hedeflenen dereceye gelindiğinde kompresörü tamamen kapatır. Oda sıcaklığı yükseldiğinde ise kompresör tekrar tam güçle devreye girer. Bu sürekli dur-kalk hareketi, cihazın her açılışında yüksek bir kalkış akımı çekmesine neden olur. Çekilen bu yüksek anlık akım, özellikle yaz aylarında günün en sıcak saatlerinde eş zamanlı kullanım arttığında elektrik şebekesinde ciddi bir pik yük oluşturarak voltaj dalgalanmalarına ve iletim hatlarında baskıya yol açar.</p>
<p>Inverter teknolojisinde ise kompresör durmak yerine dönüş hızını kademesiz olarak ayarlar. Oda sıcaklığı sabitlendiğinde kompresör en düşük frekansta çalışmayı sürdürerek sıcaklık dalgalanmasını minimumda tutar. Yumuşak kalkış özelliği sayesinde şebekeden ani akım çekmez ve sezonsal verimlilik oranı anlamına gelen SEER değerlerinde belirgin bir üstünlük sağlar. Geleneksel cihazlarda sezonsal verimlilik değeri daha düşük seviyelerde kalırken, gelişmiş inverter sistemlerde bu değer iki katına kadar çıkabilmektedir. Bu teknik fark, günlük uzun süreli kullanımlarda inverter cihazların yüzde 30 ila yüzde 50 arasında daha az elektrik tüketmesini sağlar.</p>
<p><strong>Maliyet Analizi</strong></p>
<p>Tüketicilerin satın alma aşamasındaki en büyük ikilemi, cihazların ilk yatırım maliyetleri ile işletme maliyetleri arasındaki dengede ortaya çıkmaktadır. Sezonluk kullanım alışkanlıkları göz önüne alındığında, sadece soğutma işlevi gören geleneksel bir cihazın ilk satın alım bedeli inverter modellere kıyasla belirgin şekilde daha uygundur. Ancak orta ve uzun vadeli toplam sahip olma maliyeti incelendiğinde tablo değişmektedir.</p>
<p>12 bin BTU kapasitesindeki standart bir konut kliması üzerinden ve yaz boyunca günde ortalama 8 saatlik kullanım senaryosunda, inverter teknolojili bir klima yıllık elektrik tüketiminde geleneksel on-off bir klimaya göre yaklaşık yarı yarıya tasarruf sağlar. Satın alım aşamasındaki fiyat farkı, yalnızca yaz aylarında yapılan bu tasarruf sayesinde ortalama 5 ila 6 sezonluk kullanımın ardından tamamen kendini amorti etmektedir. Cihazın kalan kullanım ömrü boyunca sağlanan tüm elektrik tasarrufu ise doğrudan hane bütçesine net katkı olarak yansır. Sıcak iklim bölgelerinde günlük kullanım süresi uzadıkça bu amortisman süresi daha da kısalmaktadır.</p>
<p><strong>Verimlilik İçin Bireysel Adımlar: 24 Derece Kuralı</strong></p>
<p>Büyüyen soğutma filosunun ulusal ölçekte yarattığı enerji talebini yönetmek ve bireysel faturaları kontrol altında tutmak için yüksek teknolojili cihaz seçimi kadar doğru kullanım alışkanlıkları da kritik önem taşır. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı uzmanları, yaz aylarında klimaların iç ortam sıcaklığının en düşük 24 dereceye ayarlanmasını önermektedir.</p>
<p>Sıcaklık ayarında yapılan her 2 derecelik artış, enerji faturasında yüzde 15'e varan bir tasarruf imkânı sunar. Bunun yanı sıra, soğutma sezonu öncesinde düzenli filtre bakımlarının yapılması hava akışını optimize ederek cihazların verimini artırmakta ve gereksiz enerji tüketiminin önüne geçmektedir. Türkiye’nin artan soğutma ihtiyacının sürdürülebilir bir çerçevede karşılanması, hem yüksek verimli cihaz standartlarının yaygınlaşması hem de doğru tüketici davranışlarının benimsenmesiyle mümkün olacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyede-sogutma-kaynakli-elektrik-talebinin-gelecegi-86656</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’de soğutma kaynaklı elektrik talebinin geleceği ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/amerika-cokuyor-mu-86655</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Amerika çöküyor mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Avrupa, gerek sosyolojik gerekse inovasyon açısından Amerika'nın ve hatta Uzak Doğu'nun ne kadar gerisinde olduğunun farkında dahi değil. ABD her zamanki gibi dinamik. Bu anlamda tek gerçek rakibi Asya üçlüsü: Çin, Japonya ve Güney Kore.</strong></p>
<p>Bu yaz oldukça hareketli ve mükâfatlı geçti. Mayıs sonunda bir konferans vesilesiyle Güney Kore’yi ziyaret etme şansım oldu. Seul, gerek kültürü gerekse insanların alçak gönüllülüğü ve üniversitelerinin olgunluğu ile beni mest etti. En iyi makale ödülü ziyaretimi taçlandırdı.</p>
<p>Haziran sonunda ise İspanya’nın Granada şehrine seyahat ettim. Hem sahadan inovasyon yöneticilerine hem de bizim gibi akademisyenlere ev sahipliği yapan ISPIM konferansında başka bir çalışmam yine en iyi makale ödülüne layık görüldü. İspanya’nın Endülüs bölgesi (Granada, Malaga, Sevilla, Kordoba) gerçekten görülesi. Konferansta, Türkiye’nin ikinci elektrikli otomobilinin tasarımını üstlenen dünyaca ünlü tasarımcı Frank Stephenson ile uzun uzun sohbet etme şansımız oldu. Ferrari, MINI Cooper ve Beetle gibi efsane tasarımlara imza atan Stephenson’ın çocukluğu Türkiye’de geçmiş, son derece mütevazı birisi.</p>
<p>İki hafta önce ise dünyanın en büyük yönetim bilimleri konferansı olan Academy of Management (AOM) için Philadelphia’ya uçtum. 17 bin akademisyenin katıldığı, beş gün süren konferansın ardından bir kuzey şehrini (New York), bir de güney şehrini (Atlanta) ziyaret ettim.</p>
<p><strong>ABD her zamanki gibi dinamik</strong></p>
<p>Avrupa’da yaşayan ve uzun yıllar ABD’de bulunmuş biri olarak itiraf etmeliyim ki Avrupa, gerek sosyolojik gerekse inovasyon açısından Amerika’nın ve hatta Uzak Doğu’nun ne kadar gerisinde olduğunun farkında dahi değil. Bu yazıda Amerika seyahatimden notlarımı paylaşmak istiyorum:</p>
<p>- ABD her zamanki gibi dinamik. Bu anlamda tek gerçek rakibi Asya üçlüsü: Çin, Japonya ve Güney Kore. Ancak son ikisi kültürel anlamda oldukça “Americanized”. Dolayısıyla gerçek bir tehdit söz konusu değil.</p>
<p>- Yapay zekâ her yerde. Hem konferans oturumlarını hem de ekonominin neredeyse tüm alanlarını domine etmiş durumda. Borsaları dalgalandıran temel kaldıraç. Yeni girişimlerin hepsi YZ modelleri geliştiriyor. TV’de CNBC spikerlerinin dahi YZ tartışmalarına bu kadar vakıf olması oldukça şaşırtıcı.</p>
<p>- Malum, Amerika’da her aksiyon iş odaklı (business oriented). Kapitalist bir ülkede bu olağan. Ancak insanların sisteme bu kadar kusursuz mental entegrasyonu bence sorunlu.</p>
<p>- New York, tartışmasız Amerika’nın en renkli ve asi şehri. Şehrin her köşesinde bir devinim. Kültürel olarak son derece çeşitli. İstediğiniz müziği, müzeyi, mekânı ve mutfağı bulabilirsiniz. Diğer taraftan tam anlamıyla tezatların sentezi. Dahilerle deliler birlikte. Bu kadar yaratıcı ve kriminal tipi bir arada tutmak ve yaşatmak da bir meziyet.</p>
<p><strong>Atlanta’nın dönüşümü </strong><strong>dikkat çekiyor</strong></p>
<p>- Atlanta, 10-15 yıl öncesine göre çok daha modern bir metropole dönüşmüş. Master için gittiğim yıllarda (2004) yeterince global bir şehir olmamasından şikâyet ederdik. Tablo şimdi oldukça farklı. Dünyanın en yoğun havalimanına sahip olması, ekonomi için büyük bir itici güç ve ciddi bir çekim yaratıyor. Delta Hava Yollarının merkez üssü Atlanta. Bunun dışında Coca-Cola, CNN ve UPS gibi dev markalar bu şehirde doğdu. Tüm bunların üzerine teknoloji şirketleri taşınmış, startup ekosistemi büyümüş. Sosyoloji biraz değişmiş olsa da Atlanta hâlâ Güney’in incisi. Umarım San Francisco gibi ruhunu kaybetmez.</p>
<p>Ezcümle, Amerikan ekonomisinin çöktüğüne dair ciddi bir gösterge yok. Ekonomistler için malum bir mevzuyu sahada yerinde görmek iyi oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/amerika-cokuyor-mu-86655</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Amerika çöküyor mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sirketler-icin-iklimde-makas-daraliyor-86654</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şirketler için iklimde makas daralıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kuraklık hammadde fiyatını değiştirebilir. Aşırı yağış üretimi durdurabilir. Sıcaklık enerji talebini artırabilir. Hava koşulları lojistiği bozabilir. Bunların tamamı satışa, maliyete, marja ve nakit akışına dokunabilir. İklim krizi ile etkisi artan doğa olayları, artık uzun vadeli bir senaryo olmaktan çıkıp, kısa vadeli bir işletme değişkenine dönüşüyor.</strong></p>
<p>İklim riskinin kurumsal radara girmesi yeni bir hikâye değil. Riskler uzun zamandır biliniyordu ama bilanço etkisi yeterince ikna edici değildi.</p>
<p>Şimdi durum değişiyor. Ama değişen, sanıldığı gibi sadece riskin büyümesi değil.</p>
<p><strong>El Nino’nun ekonomik etkisi</strong></p>
<p>El Nino. Bir fırtına, kasırga ya da tek başına bir sıcak hava dalgası değil. Pasifik Okyanusu ile atmosfer arasında oluşan doğal iklim döngüsünün sıcak fazı. Atmosferik dolaşımı ve yağış düzenlerini etkiliyor. Bunun sonucu Pasifik'in çok uzağındaki bölgelerde bile sıcaklık, yağış, kuraklık ve fırtına düzenleri değişebiliyor. Ortalama iki ila yedi yılda bir ortaya çıkıyor, etkisi dokuz ila on iki ay sürüyor.</p>
<p>Uzmanlar, haziran başında El Nino'nun geliştiğini duyurduğunda, çok güçlü bir olay ihtimalini yüzde 63 veriyordu. Ağustos ortasında bu ihtimal yüzde 90'ın üzerine çıktı. Meteorologlar için kritik. Ama bu kez şirketler de dikkat kesiliyor.</p>
<p>Reuters'ın analizine göre 478 şirket, 1.443 kurumsal dokümanda El Nino'dan söz etti. Yatırımcı toplantılarında 316 atıf yapıldı. Gıda ve bankacılık başta olmak üzere şirketler El Nino'nun operasyonlarına olası etkisini konuşuyor.</p>
<p>El Nino yeni bir tehdit değil. Mesele, küresel hava düzenini böylesi güçlü etkileyen bu fenomenin, iklim kriziyle bugün çok daha sıcak ve fiziksel riskleri zaten yükselmiş bir gezegenin üzerinde gerçekleşecek olması.</p>
<p><strong>2050'den önümüzdeki çeyreğe</strong></p>
<p>Kurumsal dünyanın iklim riskiyle ilişkisini uzun süre zaman makası belirledi. İklim bilimi 2030'u, 2040'ı, 2050'yi konuştu. Şirketler ise bütçeyi gelecek yıla, yatırımı birkaç yıla, performansı çeyreğe göre ölçtü. Bu mesafe, iklim riskini stratejik ama ertelenebilir bir konu haline getirdi, şirketlerin günlük karar mekanizmasına giremedi.</p>
<p>Şimdi zaman makası kapanıyor. Çünkü, örneğin El Nino bu mesafeyi tanımıyor. Kuraklık hammadde fiyatını değiştirebilir. Aşırı yağış üretimi durdurabilir. Sıcaklık enerji talebini artırabilir. Hava koşulları lojistiği bozabilir. Bunların tamamı satışa, maliyete, marja ve nakit akışına dokunabilir.</p>
<p>İklim krizi ile etkisi artan doğa olayları, artık uzun vadeli bir senaryo olmaktan çıkıp, kısa vadeli bir işletme değişkenine dönüşüyor.</p>
<p><strong>İklim riski günlük sürtünmeye dönüştü</strong></p>
<p>Burada sadece büyük felaketlere bakmak da yanıltıcı. Çünkü şirketlerin karşı karşıya olduğu maliyet çoğu zaman tek bir büyük olaydan oluşmuyor. Bir dağıtım merkezi birkaç gün kapanıyor. Bir fabrika sıcak nedeniyle kapasitesini düşürüyor. Bir başka yerde su kullanımı kısıtlanıyor. Tek tek bakıldığında bunların hiçbiri şirketi batıracak büyüklükte değil. Ama hepsi aynı yıl içinde tekrarlandığında ortaya başka bir hikâye çıkıyor.</p>
<p>Avrupa'daki sıcak ve kuraklığın faturası bunun canlı örneği. Geçtiğimiz günlerde bu sayfalarda Evrim Küçük yazmıştı. Kuraklık, AB GSYİH’sinde bu yıl 180 milyar euro kayıp yaratacak. Bu, Avrupa Komisyonu'nun yıl için öngördüğü yüzde 1,1'lik büyümeyi fiilen ortadan kaldırıyor.</p>
<p>Munich Re'nin analizine göre MSCI World Endeksi'ndeki 1.320 büyük şirketin yaklaşık on dörtte biri, doğal afetlerden kaynaklı anlamlı bir kârlılık tehdidiyle karşı karşıya. Bugün. 2030’da ya da 2050'de değil.</p>
<p><strong>İklim riskinin yeni yüzü belki de tam olarak bu. Felaket olmaktan çıkıp günlük sürtünmeye dönüşmesi.</strong></p>
<p><strong>Risk ve fırsat</strong></p>
<p>Bir başka durum daha var. İklim olayları bütün şirketleri aynı şekilde etkilemiyor. Aşırı sıcaklık bir şirketin satışını düşürürken başka bir şirketin satışını artırabiliyor. İklim değişikliği artık yalnızca bir risk değil, aynı zamanda bir <strong>ekonomik yeniden dağılım</strong> yaratıyor.</p>
<p>Dolayısıyla geleceğin şirketleri için mesele sadece <em>“iklim krizinden korunmak”</em> olmayacak. <strong>İklimin hangi ekonomik değişimleri yaratacağını önceden görmek de rekabet avantajı yaratacak.</strong></p>
<p>Şirketlerin iklim risklerini yıllardır değerlendirmesi boşuna değildi. TCFD'den ISSB'ye uzanan çerçeveler, fiziksel ve geçiş risklerinin finansal sonuçlarını görünür kılmak için zaten önemli bir altyapı oluşturdu.</p>
<p>Bu nedenle bugün yaşanan değişimi <em>“şirketler sonunda iklim riskini ciddiye almaya başladı”</em> diye okumak eksik kalır. Şirketler bunu zaten uzun zamandır biliyordu. Fakat bilgi ile karar arasında mesafe vardı. İklim riskinin vadesi uzaktı. Şimdi çok daha yakın.</p>
<p>El Nino hep kısa vadeli bir değişkendi. Bilim insanları, küresel ısınmanın doğal bir fenomen olan El Nino'nun etkisini artırması nedeniyle, vereceği hasarın tahmin edilmesinin zorlaştığını söylüyor. Taban çizgisi yükseldi. Tarihsel ortalamalar referans olmaktan çıktı.</p>
<p>Özetle, iklim krizinin şirketler açısından en önemli kırılma noktası, riskin büyümesi değil, <strong>vadesinin kısalması.</strong> Üstüne, <strong>etkisinin giderek daha güç tahmin edilebilmesi. </strong></p>
<p>Uzak gelecek için alınması gereken bir önlem ertelenebilir. Ama, gelecek çeyreğin bilançosunu etkileyecek riski kimse göz ardı edemez.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sirketler-icin-iklimde-makas-daraliyor-86654</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şirketler için iklimde makas daralıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-yargi-karari-ve-uc-netlesmeyen-konu-86653</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir yargı kararı ve üç netleşmeyen konu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Önemli bulduğum güncel yargı kararlarını, zaman zaman bu köşede paylaşıyorum. Bugün Danıştay Üçüncü Dairesinin 20 Kasım 2025 tarihli ve E:2023/9967 K:2025/4769 sayılı kararını paylaşıp konular itibarıyla kısa değerlendirmeler yapacağım.</p>
<p><strong>İştirak satışından doğan zarar</strong></p>
<p>Son yıllarda yapılan birden fazla düzenleme sonrasında taşınmaz satış kazancı istisnası eski önemini kaybetti. İştirak satış kazancı istisnasında istisna kazanç oranı düşürüldü ama hâlâ önemini koruyor.</p>
<p>Taşınmaz veya iştirak hissesi satışının zararla sonuçlanması hâlinde, zararın istisnaya isabet eden kısmının kurum kazancının tespitinde dikkate alınıp alınmayacağı, uzun uygulama süresine rağmen hâlâ tartışmalı.</p>
<p>Gelir İdaresi Başkanlığının görüşü belli ve değişen bir şey yok. İştirak satışından doğan zararın istisna oranı dikkate alınarak hesaplanan kısmının diğer faaliyetlerden elde edilen kazançtan indirilemeyeceği, indirim konusu yapılabilecek zarar tutarının kalan zarar tutarıyla sınırlı olduğu yönünde.</p>
<p>Yargı kararları aynı yönde değil. Konuyla ilgili onlarca yargı kararı var. Son yıllarda verilen kararlara baktığımda, Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu kararları ile Dördüncü ve Dokuzuncu Daire kararlarının Gelir İdaresi görüşüyle paralel olduğunu, Üçüncü Daire kararlarının ise satış zararının tamamının kurum kazancının tespitinde dikkate alınabileceği yönünde olduğunu söyleyebilirim.</p>
<p>Bugünün konusu olan Danıştay Üçüncü Dairesinin 20 Kasım 2025 tarihli kararı da, Üçüncü Dairenin diğer kararlarında olduğu gibi, satış zararının tamamının matrahın tespitinde dikkate alınabileceği şeklinde.</p>
<p>Danıştay Üçüncü Dairesinin bu kararında özetle:</p>
<p>- Zarar kavramının gider kavramından farklı olduğu, davacı şirketin iki yıldan fazla aktifinde bulunan iştirak hissesi satışının işletme faaliyeti niteliğini taşımadığı da dikkate alındığında, söz konusu satıştan kaynaklanan zararın ne istisna edilmiş bir kazanca ilişkin gider ne de istisna kapsamındaki faaliyetten doğan zarar olarak kabul edilebileceği,</p>
<p>- İştirak hissesi satışından doğan zararın indirim olarak kabul edilmemesi hâlinde, kurumların söz konusu teşvik mekanizmasından yararlanmasının engelleneceği ve mükelleflere ek vergi yükü getirilerek düzenlemenin ruhuna aykırı durum yaratılacağı,</p>
<p>- Bu çerçevede, iki yıldan fazla süreyle davacının aktifinde bulunan iştirak hissesi satışından doğan zararın %75’inin kurum kazancından indirilebilmesinin mümkün olduğu belirtilerek Bölge İdare Mahkemesinin aksi yöndeki kararı bozulmuş.</p>
<p>Ben de kişisel olarak bu Danıştay kararına katılıyorum. Hem madde lafzının hem de gerekçesinin bunu gerektirdiğini düşünüyorum.</p>
<p>Ancak yine de tekrar hatırlatayım. Konuyla ilgili çok sayıda yargı kararı var ve Danıştay Üçüncü Dairesi kararları dışında bütün kararlar, istisna kazanca ilişkin zararın (iştirak hissesi satış kazancının mevcut durumda yüzde 50’si istisna olduğundan, zararın yüzde ellisinin) kurum kazancının tespitinde dikkate alınamayacağı yönünde.</p>
<p><strong>Özel iletişim vergisinin gider yazılması</strong></p>
<p>Gider Vergileri Kanunu’nun 39. maddesinde özel iletişim vergisinin, gelir ve kurumlar vergisi uygulamasında gider kaydedilemeyeceği hükmü yer alıyor.</p>
<p>Düzenleme açık gibi gözüküyor olabilir. Ancak 25 yılı aşkın süredir özel iletişim vergisi mükellefi olmayan kurumlar tarafından ödenen verginin gider yazılıp yazılamayacağı tartışmalı.</p>
<p>Gelir İdaresi önce, özel iletişim vergisinin mükellefi olmayan kurumların yüklendiği verginin gider olarak dikkate alınması gerektiği yönünde özelgeler de verdi (örneğin 02.08.2005 tarih ve 037965 sayılı özelge), ancak daha sonra yayımladığı sirkülerle, verginin mükellefi olsun veya olmasın, düzenlenen faturalarda yer alan verginin gider olarak dikkate alınamayacağı açıklaması yaptı (5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’yla ilgili 14.10.2005 tarih ve 19 sayılı sirküler). İdare bu görüşünü hâlen sürdürüyor.</p>
<p>Konuyla ilgili yargı kararları çoğalıyor ama henüz istikrar kazandığını söylemek zor. Bu yazının konusu olan Danıştay Üçüncü Dairesinin 20 Kasım 2025 tarihli kararında, özel iletişim vergisinin, bu verginin mükellefi olunup olunmadığına bakılmaksızın gelir ve kurumlar vergisi uygulamasında gider olarak dikkate alınmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle aksi yöndeki Bölge İdare Mahkemesi kararı bozulmuş.</p>
<p>Kararda, özel iletişim vergisinin mükelleflerinin 6802 sayılı Kanun’da sayılan işletmeciler olarak belirtilmiş ise de bu işletmecilerin sadece vergiyi tahsil ederek vergi dairesine yatırmakla yükümlü tutularak vergi yükünün hizmetten yararlananlar üzerinde kalmasının amaçlandığı ve özel iletişim vergisinin gider olarak kaydedilemeyeceği kuralıyla ilgili olarak herhangi bir istisna da öngörülmediği belirtiliyor.</p>
<p>Özetlenen karar yanında aynı yönde daha eski tarihli kararlar da var. (Danıştay Üçüncü Dairesinin 12.06.2025 tarihli E:2024/1156, K:2025/2782 ve E:2024/2901, K:2025/2783 sayılı kararları; Danıştay Dördüncü Dairesinin 14.10.2008 tarihli E:2007/5979, K:2008/3576; 24.05.2013 tarihli E:2010/8102, K:2013/3710 ve 19.10.2010 tarihli E:2008/9547, K:2010/5065 sayılı kararları; Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 27.03.2013 tarihli E:2011/553, K:2013/112 sayılı kararı.)</p>
<p>Öte yandan, Danıştay Üçüncü Dairesine ait farklı yönde iki karar var. Söz konusu kararlarda, Gider Vergileri Kanunu’nun 39. maddesinin muhataplarının telekomünikasyon altyapısı kurup işleten veya telekomünikasyon hizmeti sunan işletmeciler olduğu, bu nedenle özel iletişim vergisi mükellefleri tarafından verilen telekomünikasyon hizmeti nedeniyle diğer kurumlara düzenlenen faturalarda yer alan hizmet bedeli üzerinden hesaplanan özel iletişim vergisinin kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak dikkate alınması gerektiği gerekçeleriyle yapılan tarhiyatları kaldıran Vergi Mahkemesi kararlarının onandığı görülüyor. (Danıştay Üçüncü Dairesinin 22.10.2020 tarihli E:2019/7253, K:2020/4086 ve E:2020/211, K:2020/4088 sayılı kararları.)</p>
<p>Muhtemelen başka kararlar da vardır ama benim tespit edebildiğim yargı kararları bunlar. Danıştay Dokuzuncu Dairesine ait görebildiğim bir karar da yok.</p>
<p>Görüldüğü gibi mevcut durum, özellikle daha yeni tarihli kararlar dikkate alındığında, özel iletişim vergisinin mükellefi olsun veya olmasın, ödenen verginin gider kabul edilmediği yönünde.</p>
<p>Benim düşüncem, özel iletişim vergisi mükellefi olmayan kurumlar tarafından aldıkları hizmetler nedeniyle adlarına düzenlenen faturada gösterilen verginin kurum kazancının tespitinde dikkate alınması gerektiği yönünde. Bu kurumlar verginin mükellefi olmadığı gibi katlandıkları bir vergi gideri de yok. Telekomünikasyon hizmeti alıyorlar ve vergi tutarı da bu hizmet maliyetinin bir parçası diye düşünüyorum.</p>
<p>Kurum kazancının belli bir yüzdesiyle sınırlı olan bağışlarda hesaplamaya esas olacak kurum kazancı, 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği’ne göre, [Ticari Bilanço Kârı – (İştirak Kazançları + Geçmiş Yıl Zararları)] formülüyle hesaplanıyor.</p>
<p>Formülde kanunen kabul edilmeyen giderlere yer verilmemiş. Gelir İdaresinin, indirilecek bağış ve yardımların bazının belirlenmesinde esas alınan kurum kazancının tespitinde kanunen kabul edilmeyen giderlerin kurum kazancına eklenmeyeceği görüşünde olduğu anlaşılıyor.</p>
<p>Yargı kararları Gelir İdaresi görüşüyle paralel değil. Makaleye konu Danıştay kararı da aynı yönde. Kararda, davalı İdare tarafından temyiz istemine konu edilen Bölge İdare Mahkemesi kararının konuya ilişkin kısmı aynı gerekçelerle uygun bulunarak onanmış, ancak kararda gerekçelere yer verilmemiş.</p>
<p>Konuyla ilgili daha önce verilmiş aynı yönde başka Danıştay kararları da var (Danıştay Dördüncü Dairesinin 04.02.2021 tarihli ve E:2016/14325, K:2021/753 sayılı kararı; Danıştay Üçüncü Dairesinin 12.06.2025 tarihli E:2024/1156, K:2025/2782 ve E:2024/2901, K:2025/2783 sayılı kararları). Söz konusu kararlarda özetle, mali bilanço kârına göre üzerinden kurumlar vergisi hesaplanan kurum kazancı içinde kanunen kabul edilmeyen giderlerin de yer aldığı, Kurumlar Vergisi Kanunu’nda yapılacak bağışın kurum kazancından indirilmesinin öngörülmesi karşısında yapılan bağış ve yardımın tespitinde üzerinden kurumlar vergisi hesaplanan kurum kazancının esas alınması gerektiği gerekçesi yer alıyordu. Bugünkü makaleye konu Danıştay kararının gerekçesinin de aynı olduğunu tahmin ediyorum.</p>
<p>Danıştay kararına ben de katılıyorum. Genel Tebliğ’de yapılan tanımın Kanun’a uygun olmadığını düşünüyorum.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-yargi-karari-ve-uc-netlesmeyen-konu-86653</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir yargı kararı ve üç netleşmeyen konu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/karbon-piyasasi-icin-ilk-adim-atildi-sirada-ne-var-86652</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karbon piyasası için ilk adım atıldı, sırada ne var?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçtiğimiz hafta yayımlanan Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi Yönetmeliği, karbon piyasası açısından önemli bir eşiği ifade ediyor. Bu düzenleme ile Türkiye, emisyonların izlenmesi, raporlanması, doğrulanması ve tahsisatların yönetilmesi için temel çerçeveyi oluşturmuş oldu.</p>
<p>Ancak bu adımı doğru okumak gerekiyor. Yönetmelik çok önemli bir başlangıç olmakla birlikte aktif, güvenilir ve yatırım kararlarını etkileyen bir karbon piyasası yalnızca yönetmelik metniyle oluşmaz. Asıl belirleyici olan, bu piyasanın hangi kurallarla işleyeceği, karbon fiyatının nasıl oluşacağı, tahsisatların nasıl dağıtılacağı ve sistemin sanayideki dönüşümü nasıl destekleyeceğidir.</p>
<p>Bugün dünyada emisyon ticaret sistemleri (ETS) artık istisnai uygulamalar değil. Uluslararası Karbon Eylem Ortaklığı’nın (ICAP) 2026 değerlendirmesine göre 41 emisyon ticaret sistemi yürürlükte ve bu sistemler küresel sera gazı emisyonlarının %26’sını kapsıyor. Dünya Bankası verileri de karbon fiyatlandırma araçlarının 2025 yılında kamu bütçeleri için 107 milyar doların üzerinde gelir yarattığını gösteriyor. Bu tablo, karbon piyasalarının iklim politikasının yanında sanayi, finansman ve rekabet politikası haline geldiğini de ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Yönetmelik zemini kuruyor </strong></p>
<p>Türkiye yönetmeliği ile üst sınır, tahsisat, ücretsiz tahsisat, birincil ve ikincil piyasa, işlem kayıt sistemi, denkleştirme, piyasa istikrar mekanizması, sera gazı emisyon izni ve pilot uygulama dönemi artık mevzuat çerçevesinde karşılığı olan kavramlar haline geldi.</p>
<p>Bu önemli. Çünkü karbon piyasasının çalışabilmesi için önce ölçülebilir ve doğrulanabilir veri gerekir. İşletmelerin emisyonlarını izlemesi, raporlaması ve doğrulatması sistemin ilk şartıdır. Verisi güçlü olmayan bir piyasada ne adil tahsisat yapılabilir ne güvenilir fiyat oluşabilir ne de yatırımcı uzun vadeli karar alabilir.</p>
<p>Yönetmelikte pilot uygulama döneminin öngörülmesi de doğru bir tercih. Çünkü ETS gibi karmaşık bir piyasa mekanizması bir anda kusursuz çalışmaz. Pilot dönem hem kamu kurumlarının hem sanayinin hem de piyasa işletmecisinin öğrenme süreci olarak görülmeli.</p>
<p><strong>Asıl sınav tasarımda </strong></p>
<p>Şimdi başlıkta soruya gelelim… Bundan sonraki aşamada en kritik konu tasarım kalitesi olacak. Üst sınırın hangi yöntemle ve ne kadar sıkı belirleneceği, ücretsiz tahsisatların hangi kıyas değerlerine göre dağıtılacağı, piyasa istikrar mekanizmasının nasıl işleyeceği ve denkleştirme kullanımının hangi koşullara bağlanacağı sistemin gerçek etkisini ortaya koyacak. Karbon fiyatı çok düşük kalırsa yatırım kararlarını değiştirmez. Çok oynak olursa sanayici uzun vadeli fizibilite kuramaz. Ücretsiz tahsisatlar verimliliği ödüllendiren bir mantıkla tasarlanmazsa sistem güçlü işletmeleri teşvik etmek yerine mevcut yapıyı koruyan bir mekanizmaya dönüşebilir.</p>
<p>Bu nedenle ETS yalnızca emisyonu fiyatlayan bir piyasa olarak görülmemeli. Aynı zamanda sanayide enerji verimliliği, atık ısı geri kazanımı, elektrifikasyon, yakıt dönüşümü, yenilenebilir enerji ve proses iyileştirme yatırımlarını hızlandıracak bir sinyal üretmeli.</p>
<p><strong>AB deneyimi ne söylüyor? </strong></p>
<p>Avrupa Birliği Emisyon Ticaret Sistemi bu açıdan önemli bir örnek. Sistem 2005’ten bu yana gelişerek bugünkü yapısına ulaştı. Avrupa Komisyonu’na göre elektrik ve sanayi tesislerinin ETS kapsamındaki emisyonları 2005’e kıyasla yaklaşık %50 azaldı. Aynı zamanda ihale gelirleri; temiz teknoloji, enerji dönüşümü ve yenilikçilik fonları için önemli bir kaynak oluşturdu.</p>
<p>Buradan çıkarılacak ders açık. ETS’nin başarısı yalnızca karbon fiyatının varlığına bağlı değil. Piyasanın öngörülebilir olması, gelirlerin dönüşüme geri dönmesi, sektörlerin rekabet gücünün gözetilmesi ve yatırım sinyalinin net verilmesi gerekir.</p>
<p><strong>Sanayi için fırsat nerede? </strong></p>
<p>Türkiye açısından en büyük fırsat, ETS’yi sanayinin dönüşüm yatırımlarıyla bağlamakta. Karbon fiyatı oluştuğunda enerji verimliliği projelerinin, atık ısı geri kazanımının ve düşük karbonlu üretim yatırımlarının ekonomik değeri artar. Daha az enerji tüketen ve daha düşük emisyon yoğunluğuyla üretim yapan işletme yalnızca çevresel açıdan değil, finansal açıdan da avantaj sağlar. KOBİ etkisi de göz ardı edilmemeli. ETS ilk aşamada büyük tesisleri kapsıyor gibi görünse bile etkisi zamanla tedarik zincirine yayılır. Çünkü büyük şirketler kendi karbon maliyetlerini yönetirken tedarikçilerinden daha fazla veri, daha düşük enerji yoğunluğu ve daha ölçülebilir dönüşüm adımları talep edecektir.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>Türkiye ETS Yönetmeliği karbon piyasası için gerekli zemini oluşturuyor. Ancak bu zemin tek başına yeterli olmayacak. Şimdi sıra, piyasayı güvenilir, öngörülebilir ve yatırım kararlarını yönlendirecek şekilde tasarlamakta. ETS doğru kurgulandığında verimliliği ödüllendiren, düşük karbonlu yatırımları hızlandıran, finansmanı harekete geçiren ve rekabet gücünü koruyarak dönüşümü destekleyen bir araç olabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/karbon-piyasasi-icin-ilk-adim-atildi-sirada-ne-var-86652</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Karbon piyasası için ilk adım atıldı, sırada ne var? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsada-da-yapilacak-cok-is-var-86651</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsada da yapılacak çok iş var!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsa İstanbul’da endekslere giriş kriterlerine yönelik yeni bir hazırlık var. Şirketlerin fiili dolaşım oranı ve gerçek likiditesinin daha fazla dikkate alınması gündemde. Çünkü bir ülke borsasının büyüklüğü, tek başına piyasanın kalitesini anlatmıyor. Asıl mesele, yatırımcının önüne ne kadar erişilebilir bir piyasa koyabildiğiniz.</p>
<p>Türkiye bu sorunun farkında. SPK, haziranda fiili dolaşım oranının hesaplanmasında değişikliğe gitti. Düzenleme sonrası 138 şirketin fiili dolaşım oranı düştü ve üçüncü çeyrek endeks seçimleri yeni oranlar üzerinden yapılacak.</p>
<p>Önemli bir adım ama yetersiz. Gelişmekte olan piyasalarla karşılaştırınca eksiklerimiz açıkça görülüyor. Hindistan’da 50 büyük ve likit şirketin bulunduğu Nifty 50 endeksinde yatırım yapılabilirlik ve likidite daha sıkı kurallara bağlı. MSCI’ın kum torbasına çevirdiği Endonezya’nın temel endekslerinde yüzde 10 minimum free-float şartı var. Brezilya’nın ana endeksi Ibovespa’ya girişte işlem günlerinin en az yüzde 95’inde işlem görmesi ve belirli bir hacme ulaşması gerekiyor. Endeks ağırlığında da free-float piyasa değeri esas alınıyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a97a9eda57e1-1788324333.png" alt="" width="558" height="337" />
<figcaption><strong>Türkiye’de ise düşük fiili dolaşım oranına sahip büyük şirketlerin endekste yer almasını sınırlayan net bir taban bulunmuyor. </strong></figcaption>
</figure>
<p>Türkiye’de ise düşük fiili dolaşım oranına sahip büyük şirketlerin endekste yer almasını sınırlayan net bir taban bulunmuyor.</p>
<p>Bunu BIST 100’de görüyoruz. Sermayesinin küçük bölümü dolaşımda olan şirketler, piyasa değeri ve işlem hacimleriyle endekste kalabiliyor. O zaman şu soruyu sormak gerekiyor: Gerçekten yüz şirketlik geniş ve derin bir yatırım evrenimiz mi var, yoksa büyük şirketlerin piyasada dolaşan küçük bölümleri üzerinden oluşan bir endeks mi izliyoruz?</p>
<p>Burada bir adım daha atılabilir. Asgari fiili dolaşım oranının altında kalan şirketlere, belirlenen sürede halka açık paylarını artırarak bu seviyeye ulaşma şartı getirilebilir. Böylece şirketler daha geniş bir yatırımcı kitlesine açılmaya zorlanır.</p>
<p>Mesele yalnızca halka açıklık değil. Düşük dolaşım oranı, birkaç büyük yatırımcının işlemlerinin fiyat üzerindeki etkisini artırıyor. Fonların bu hisselerde yoğunlaşması da görünen likidite ile gerçek piyasa derinliği arasındaki farkı büyütebiliyor.</p>
<p>Türkiye’nin güçlü bir borsaya ihtiyacı var. Bunun yolu daha geniş halka açıklık, gerçek likidite, şeffaf ortaklık yapısı ve güçlü piyasa gözetiminden geçiyor. İlk adımları nihayet attık ve devamı da gelmeli.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsada-da-yapilacak-cok-is-var-86651</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsada da yapılacak çok iş var! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gercekten-buyuyor-muyuz-kuculuyor-muyuz-86650</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gerçekten büyüyor muyuz, küçülüyor muyuz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>1950-2025 arası 75 yılda Türkiye ortalama yüzde 5’ler civarında büyümüş. Planlı dönemin başlangıcında bu oranlar çok daha yüksek olmuş. Aynı şekilde sanayi sektörü de 1950-1970 döneminde yıllık ortalama yüzde 9 büyümüş.</strong></p>
<p>Hazine’ye teşekkürler: Geçen hafta “Yeni Orta Vadeli Program yine baştan savma mı olacak?...” başlıklı yazımızda yer alan tablonun ilk sütunu “2025 Gerçekleşme” olması gerekirken yanlışlıkla “2026 Tahmin” olarak yer almış. Aynı şekilde ikinci sütunu da “2026 Tahmin” yerine “2026 Açıklama” olarak belirtilmiş. Ayrıca 2026 GSYH’si cari fiyatlarla 1,7 trilyon dolar olması gerekirken 1,6 trilyon dolar olarak ifade edilmiş.</p>
<p>Geçmişte uzun yıllar en üst düzeyde görev yaptığım Hazine’nin, bariz bir hata olmayan basit baskı hatasıyla ilgili bu uyarısı ve titizliği için teşekkürlerimi iletiyorum. Bürokrasinin duyarlılığı ve titizliği bu olsa gerek…</p>
<p>Önceki gün TÜİK tarafından 2026 yılı ikinci çeyreğine ilişkin büyüme rakamları yayımlandı.</p>
<p>Rakamlar şöyle:</p>
<p>- GSYH, yılın ikinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 2,3 artmış. Yani yüzde 2,3 büyümüşüz. Bu oran ilk çeyrekte yüzde 2,6 idi.</p>
<p>- Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi ise bir önceki döneme, yani 2026 yılı ilk çeyreğine göre yüzde 1,1 artmış. Bu oran bir önceki çeyrekte yüzde 0,3 olarak gerçekleşmiş.</p>
<p>- Dolayısıyla hem bir önceki döneme hem de bir önceki yılın aynı dönemine göre büyüme yüksek olmuş. Açıkçası beklenenden daha iyi bir gelişme!...</p>
<p>- Rakamsal olarak da 2026 yılının ikinci çeyreğinde cari fiyatlarla GSYH 19,9 trilyon lira olarak gerçekleşmiş.</p>
<p>- Üç yılın geride kaldığı dezenflasyon programı açısından bakıldığında, büyümenin doğal olarak zayıf kaldığı anlaşılıyor.</p>
<p>Sektörel olarak durum nasıl, bir de ona bakalım.</p>
<p>- Tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörü yüzde 13,3 artmış. Özellikle bol yağış mevsimi ve mevsimsel koşullar tarımda beklenenin üzerinde üretim ve büyüme sağlamış. Ama bu tablo lojistik ve diğer piyasa koşulları nedeniyle gıda enflasyonuna çok yansımamış.</p>
<p>- Bilgi ve iletişim faaliyetleri yüzde 8,6 büyümüş.</p>
<p>- Kamu yönetimi, eğitim, sağlık ve sosyal hizmet faaliyetleri yüzde 4,0 artmış.</p>
<p>- Sanayi sektörü sadece yüzde 2,4 büyümüş.</p>
<p>- Diğer faaliyetler de yüzde 2,0 civarında gelişme göstermiş.</p>
<p>- Ancak bu dönemde inşaat sektörü yüzde 1,9 daralmış.</p>
<p>Gelelim harcama yöntemine göre GSYH gelişmelerine…</p>
<p>- Yerleşik hanehalkının nihai tüketim harcamaları bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 3,5 artış sergilemiş. İzlenen ağır dezenflasyon programına rağmen hanehalkı tüketimini kısmamış, kısamamış.</p>
<p>- Devletin nihai tüketim harcamaları yüzde 1,8 azalmış. Aylık bütçe sonuçları da bunu gösteriyor. Hazine, bütçe açığını kısmen yılın sonuna öteleyebilmek adına yıl içinde bütçeyi frenliyor. Dolayısıyla kamunun harcamaları oransal olarak düşüyor.</p>
<p>- Mal ve hizmet ihracatı bu dönemde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3,4 düşmüş. Bu oran birinci çeyrekte de yüzde 12,7 oranında daralmıştı.</p>
<p>- Öte yandan mal ve hizmet ithalatı yüzde 6,4 daralmış.</p>
<p>- Bu arada GSYH’den çalışanların ve işletme sahibinin aldığı payın çok sınırlı değiştiği görülüyor.</p>
<p>Şimdi sorgulanması gereken sorular şunlar:</p>
<p>- Bu büyüme oranları yeterli mi?</p>
<p>- Bu oranlarla ülkemiz gerçekten zengin ve refah içindeki ülkeler arasında yer alabilir mi?</p>
<p>- Oranlardaki düşüklüğün yanı sıra sektörlerdeki oynaklıklar veya dengesizlikler sağlıklı mı?</p>
<p>- Kendine yeterli bir tarım ülkesinden ithalat yapan bir ülkeye dönüşmek gelecek için tehlike mi?</p>
<p>- Özellikle sanayisizleşme olgusu gerçekten boy gösteriyor mu?</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığının yayımladığı çeşitli istatistikler içinde büyümeyle ilgili olanlar çok çarpıcı. 1950-2025 döneminde Türkiye ortalama yüzde 5’ler civarında büyümüş. Planlı dönemin başlangıcında bu oranlar çok daha yüksek olmuş.</p>
<p>Aynı şekilde sanayi sektörü de 1950-1970 döneminde yıllık ortalama yüzde 9 büyümüş. 1990’lara kadar bu tempo devam etmiş. Ancak 1990’lar sonrası düşüşe geçmiş. Neredeyse sanayisizleşme sürecine girilmiş.</p>
<p>Büyümenin rakamsal yönü kadar niteliği de önemli. Büyüme; daha çok üretim, daha fazla istihdam ve daha yüksek ihracat anlamına gelmeli. Katma değerli ürün üretimi öne geçmeli.</p>
<p>Ne yazık ki Türkiye’nin iki üretim sektörü tarım ve sanayi uzun yıllardan beri can çekişiyor.</p>
<p>Örneğin, tarım sektörünün 2026 yılı ikinci çeyreğinde GSYH içindeki payı yüzde 4,2 olmuş. O da bereketli ve bol yağışlı üretim sayesinde olmuş. Bu pay bir önceki çeyrekte yüzde 2,6’da kalmış. Sanayi sektörünün GSYH içindeki payı da 2026 yılının ikinci çeyreğinde yüzde 18,6 olmuş. Bu iki üretici sektörün önüne uzun yıllardan beri ticaret ve hizmetler sektörü geçmiş.</p>
<p>Üretim yoksa istihdam yoktur, ihracat yoktur, yatırım yoktur ve dolayısıyla büyüme yoktur.</p>
<p>Dünyanın yeniden şekillendiği günümüzde hiç vakit kaybetmeden üreten sektörlere yönelmek zorundayız.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gercekten-buyuyor-muyuz-kuculuyor-muyuz-86650</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gerçekten büyüyor muyuz, küçülüyor muyuz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/reel-sektorun-rekabet-sorunu-verilere-yansimaya-devam-ediyor-86649</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Reel sektörün rekabet sorunu verilere yansımaya devam ediyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bu hafta başında gelen veriler aslında sanayideki durumu ve reel sektörün sıkıntılarını hafifletmek için belki çok daha fazla adımın gerekli olduğunu bize gösteriyor. Önümüzdeki süreçte büyüme muhtemelen hızlanacak ama ana dinamik reel taraf yerine tüketimden gelmeye devam edecek görünüyor.</strong></p>
<p>Son günlerde ekonomi yönetiminin reel sektörün desteklenmesine yönelik hamlelerinin arttığını izliyoruz. Merkez Bankamızın biraz da sürpriz bir şekilde erkene alarak yaptığı fiili faiz indirimi ile sanayiye yönelik reeskont kredileri ya da ihracatçının kur prim desteğinin artırılması gibi önlemler hep buna işaret ediyor. Bu hafta başında gelen veriler de aslında sanayideki durumu ve reel sektörün sıkıntılarını hafifletmek için belki çok daha fazla adımın gerekli olduğunu bize gösteriyor.</p>
<p>Pazartesi günü yayımlanan büyüme rakamları, yılın ikinci çeyreğinde %2,3’lük bir artış gerçekleştiğini gösterdi. Rakam piyasa beklentisinin altında kalmakla birlikte, bizim İstanbul Bilgi Üniversitesi Finansal Uygulama ve Araştırma Merkezi (CEFIS) bünyesinde yaptığımız şimdi-tahmin modeli %2,4’lük bir büyümeye işaret ediyordu. Geçmişte olduğu gibi tahminimize oldukça yakın gelen bu büyümenin önümüzdeki dönemde hızlanacağına dair işaretleri de şimdi-tahmin modelimizden alıyoruz. Görünen o ki yılın ikinci yarısında, büyümenin hızlanacağı ve %3’ün üzerinde bir büyüme oranı görme olasılığımızın arttığı bir döneme giriyoruz.</p>
<p><strong>Tarımdaki büyüme yaz aylarında meyve-sebze fiyatlarındaki düşüşü açıklıyor</strong></p>
<p>İkinci çeyrek verilerinin detayına baktığımızda, daralma gösteren tek sektörün %1,9 ile inşaat olduğunu, en güçlü artışın ise %13,3 ile tarımda gerçekleştiğini izliyoruz. Tarımdaki artış, yaz aylarına girerken ve yaz aylarında özellikle meyve-sebze fiyatlarında görülen düşüşü ve bunun enflasyon rakamlarına olumlu yansımasını bir kez daha teyit eden bir veri. Bununla birlikte, bu olumlu etkinin yavaş yavaş geride kaldığını ve bundan sonrası için tarımdaki tablonun yanı sıra dışarıdan gelen gıda enflasyonu baskısının düzeyini de yakından izlemek gerektiğini düşünüyoruz.</p>
<p>En yavaş büyüme gösteren sektörlerden bir diğeri ise ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmetleri kategorisi oldu. Bu alanda büyüme %0,5 seviyesinde gerçekleşmiş görünüyor. Turizm sezonunun açıldığı ve bayram tatilinin de devrede olduğu bir dönemde ortaya çıkan bu tablo, rekabet gücündeki zayıflığı turizmde de gördüğümüzü bir kere daha ortaya koyuyor. Çok muhtemelen yılın üçüncü çeyreğinde de bu tablo devam edecektir.</p>
<p><strong>Sanayi ve ihracatta savaşın etkisi gözleniyor</strong></p>
<p>Sanayi sektörü ise yılın ikinci çeyreğinde %2,4’lük bir büyüme gösteriyor. İlk çeyrekteki %0,8’lik daralmayla birlikte değerlendirdiğimizde, yılın ilk yarısında sanayide %1’in biraz üzerinde bir büyüme olduğunu görüyoruz. Bu rakam, geçtiğimiz yıllara benzer şekilde sanayideki sorunların devam ettiğine işaret ediyor. İkinci çeyrekte sanayinin görece hızlı diyebileceğimiz %2,4’lük büyümesinin arkasında ise özellikle savaşın yarattığı ortamda bazı ihraç ürünlerimize yönelik Avrupa’dan ve yakın bölgelerden gelen talep artışının etkisini gözlemliyoruz. Son aylara ilişkin veriler bu eğilimin pek devam etmediğine, Hürmüz Boğazı’nın görece açılması ve tedarik sorunlarının daha dengeli bir noktaya gelmesiyle ihracattaki bu ivmenin de azaldığına işaret ediyor.</p>
<p>Geçtiğimiz yıl %3,7 büyüyen ekonomimizin rakamlarıyla karşılaştırdığımızda, bu veriler ilk altı ayda %2,5’e yakın bir büyümenin önemli bir yavaşlama anlamına geldiğini de gösteriyor. Bu yavaşlamaya rağmen en büyük katkının yine iç talepten geldiğini izliyoruz. Geçtiğimiz yıla ve bu yılın ilk çeyreğine göre azalsa bile %3,5’lik büyümeyle yurt içi tüketim, talep tarafında en büyük katkıyı vermeye devam ediyor.</p>
<p>Deprem bölgesindeki faaliyetlerin katkısını da içeren yatırım harcamaları ise düşüş göstererek çok sınırlı bir artıda kalmış görünüyor. Biraz önce ihracata ilişkin yaptığımız yorumu destekleyen bir başka gelişme de geçtiğimiz yılın ortalarından bu yana büyümeye sert biçimde negatif katkıda bulunan ihracatın, bu yılın ikinci çeyreğinde de negatif etkide bulunmaya devam etmesine rağmen bu negatif etkinin azalması oldu. Bir önceki dönemde %12,7 gerileyen ihracatın ikinci çeyrekte %3,4’lük bir gerileme gösterdiğini, dolayısıyla ihracat talebinin sanayideki gelişmeyle uyumlu bir tablo ortaya koyduğunu izliyoruz.</p>
<p>İthalattaki düşüş de hızlanmış ve %6,4’e ulaşmış görünüyor. Bu durumda gerek iç talepte büyüme olmasına rağmen görülen zayıflamanın gerekse sanayi üretiminde stoklarla çalışan firmaların üretimden ziyade stok eritmeye yönelik satışlarının etkili olduğunu düşünüyoruz. Yılın ikinci yarısında petrol ve enerji ithalatında ortaya çıkan kısmi gerilemenin de bu ithalat düşüşüne katkı sağladığını görüyoruz.</p>
<p><strong>İstihdam verilerinde bozulma</strong></p>
<p>Nisan-haziran dönemini kapsayan bu verilerden sonra gelen temmuz-ağustos verileri, üçüncü çeyreğe ilişkin tablonun seyri hakkında da bize oldukça iyi fikir veriyor. Yine pazartesi günü açıklanan temmuz ayı işgücü istatistikleri, işsizlik oranının 0,5 puanlık artışla %8,1’e ulaştığını gösteriyor. Bu veri ana trendde çok büyük bir değişim ifade etmemesine rağmen, yaz aylarında işsizliğin en fazla azalmasını beklediğimiz bir dönemde, turizm ve inşaat başta olmak üzere sektörlerden beklediğimiz istihdam artışının pek gerçekleşmediğini görüyoruz. Zaten büyüme rakamları da inşaat ve turizm açısından olumsuz bir tablo ortaya koyuyor.</p>
<p>Haziran ayına göre işgücüne katılımın düştüğünü, istihdamda 388 bin kişilik bir kayıp, işsizlikte ise yaklaşık 150 bin kişilik bir artış olduğunu görüyoruz. İşgücüne dâhil olmayanların sayısı artmasaydı, işsizlik oranındaki yükseliş daha fazla olacaktı. Maalesef olumsuz bir tablo genç nüfustaki işsizlik oranında da izleniyor. 15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı bir önceki aya göre %13’ten %14,5 seviyesine çıkmış görünüyor.</p>
<p>Uzun süredir Türkiye’deki istihdam verilerinde gözlemlediğimiz sıkıntının daha iyi bir fotoğrafını veren atıl işgücü verileri ise bir önceki aya göre oldukça sert bir yükselişle %28,8’den %30,6’ya çıkıyor. Bu tablo son dönemlerin en yüksek seviyelerinden biri olarak karşımızda duruyor.</p>
<p><strong>PMI verileri “reel sektör çok zorlanıyor” diyor</strong></p>
<p>Dün yayımlanan Satın Alma Yöneticileri Endeksi (PMI) verileri de sanayi ve reel sektördeki sıkıntının devam ettiğini bize gösteriyor. Endeks, 29 aydır 50 seviyesinin altında kalırken aynı seyrini devam ettirdiğini gözlemliyoruz. Genel anlamda üretimde, istihdamda ve alınan siparişlerde azalma olmakla birlikte, temmuz ayına göre düşüşün bir miktar hız kestiği görülüyor.</p>
<p>Normal koşullarda ağustos ayı sanayinin büyük oranda tatile girdiği bir dönem olduğu için endeksin daralma bölgesinde kalması çok şaşırtıcı değil. Bununla birlikte endeksin temmuz ayına göre bir miktar yükselmesi, bize sonbahar aylarında mevsimsel faktörlerle artabilecek talebe yönelik bir beklentiyi de yansıtıyor. Buna karşın firmaların çoğunun bu talep artışı konusunda oldukça ihtiyatlı olduğunu ve talebi ağırlıklı olarak stoklardan karşıladığını görüyoruz.</p>
<p>Sonuç olarak, ikinci çeyrek büyüme verilerinin ardından sanayide hafif biçimde ortaya çıkan pozitifliğin üçüncü çeyrekte muhtemelen kaybolduğunu, rekabet gücü sorununun turizmde de karşımıza çıktığını ve mevsimsel faktörlere rağmen istihdam tarafında dahi olumsuz sinyallerin belirginleştiğini gözlemliyoruz. Bu çerçevede, sanayiye ve genel olarak reel sektöre yönelik adımların çok daha kapsamlı bir politika çerçevesinde ele alınması gerektiğini rakamlar net bir şekilde ortaya koyuyor. Önümüzdeki süreçte büyüme muhtemelen hızlanacak ama ana dinamik reel taraf yerine tüketimden gelmeye devam edecek görünüyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Gıda enflasyonu için olumsuz sinyaller var</strong></span></p>
<p>Satın Alma Yöneticileri Endeksi’nde takip edilen on sektörün dokuzunda üretim endekslerinin 50’nin altında gerçekleşmesi, ağustos ayı verilerinin sanayideki sıkıntının oldukça genel bir tablo olduğunu bir kez daha ortaya koyduğunu gösteriyor. Verilerde dikkat çeken bir başka önemli nokta ise önümüzdeki dönemde enflasyonun seyrine ilişkin sinyal verebilecek girdi fiyatları. Birçok sektörde girdi fiyatlarında keskin artışlar bildiriliyor. Özellikle gıda sektöründeki artışın güçlü olması, yılın ikinci ve kısmen üçüncü çeyreğinde gıdanın enflasyona yaptığı olumlu katkının önümüzdeki süreçte azalabileceğini gösteriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/reel-sektorun-rekabet-sorunu-verilere-yansimaya-devam-ediyor-86649</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/9/1280x720/463-1788324086.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Reel sektörün rekabet sorunu verilere yansımaya devam ediyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/buyume-var-denge-tartismali-86648</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Büyüme var, denge tartışmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye ekonomisi 2026 yılının ikinci çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,3, bir önceki çeyreğe göre ise yüzde 1,1 büyüdü. Bu nedenle açıklanan rakamı ne bir kriz göstergesi ne de güçlü bir performans olarak okumak doğru olur. Ortada büyüyen, fakat belirgin biçimde yavaşlayan bir ekonomi var.</strong></p>
<p>Türkiye ekonomisi 2026 yılının ikinci çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,3, bir önceki çeyreğe göre ise yüzde 1,1 büyüdü. Ekonomi teknik olarak daralmadı ve kesintisiz büyüme dönemi 24 çeyreğe ulaştı. Ancak yıllık büyüme piyasanın yüzde 2,8 civarındaki beklentisinin altında kaldı. Bu nedenle açıklanan rakamı ne bir kriz göstergesi ne de güçlü bir performans olarak okumak doğru olur. Ortada büyüyen, fakat belirgin biçimde yavaşlayan bir ekonomi var.</p>
<p>Yüzde 2,3’lük büyümenin tarihsel olarak nerede durduğu da önemli. Bu oran, Türkiye’nin 2008-2009 küresel krizi ve pandemi dışında gördüğü mutlak anlamda en düşük büyüme değil. Ekonomi 2016’nın üçüncü çeyreğinde daralmış, 2018’in son çeyreği ile 2019’un ilk iki çeyreğinde küçülmüş, 2019’un üçüncü çeyreğinde ise yalnızca yüzde 1 civarında büyümüştü. Buna karşılık yüzde 2,3’ün son on beş yılın en zayıf pozitif büyüme oranlarından biri olduğunu söylemek mümkün. Üstelik güncellenen seriye göre 2024’ün ikinci çeyreğinde büyüme yüzde 2,5, 2025’in ilk çeyreğinde ise yüzde 2,6 olmuştu.</p>
<p>2023 depremiyle karşılaştırma ise biraz farklı ele alınmalı. Depremin yaşandığı 2023’ün ilk çeyreğinde Türkiye ekonomisi yıllık yüzde 4 büyümüştü. Bunun nedeni depremin ekonomik kayıp yaratmaması değil; etkinin bölgesel kalması, kamu harcamaları, diğer sektörlerdeki faaliyet ve yıllık karşılaştırma yöntemiydi. Dolayısıyla bugünkü yüzde 2,3’lük oran, deprem çeyreğindeki ulusal büyümenin bile altında. Bu da yavaşlamanın ciddiye alınması gerektiğini gösteriyor.</p>
<p><strong>“Dengeli” kelimesi </strong><strong>tartışmalı hâle geliyor</strong></p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, özel tüketimin yüzde 3,5, yatırımların yüzde 0,6 arttığını ve net dış talebin de büyümeye olumlu katkı verdiğini belirterek ikinci çeyrekte “dengeli bir büyüme” gerçekleştiğini söyledi. Millî gelir muhasebesi bakımından bu cümlede doğruluk payı var. Hem iç talep hem de net ihracat büyümeye pozitif katkı verdi. Net ihracatın toplam büyümeye katkısı yaklaşık 0,6 puan oldu.</p>
<p>Ancak rakamların nasıl oluştuğuna bakınca “dengeli” kelimesi tartışmalı hâle geliyor. Çünkü dış ticaret büyümeye ihracat arttığı için değil, ithalat ihracattan daha hızlı gerilediği için olumlu katkı verdi. Bu, muhasebe açısından pozitif net ihracat katkısı demek. Ekonomik açıdan ise güçlü dış talep ve rekabetçi ihracat performansından çok, içerideki talebin ve ithalat ihtiyacının zayıfladığına işaret ediyor.</p>
<p>Başka bir ifadeyle Türkiye daha fazla mal ve hizmet satarak değil, daha az ithalat yaparak dış ticaretten büyüme katkısı aldı. Dolayısıyla ihracatın da küçüldüğü bir çeyreği güçlü ve sağlıklı bir dış dengeleme olarak sunmak kolay değil. Gerçek anlamda dengeli bir büyümede ihracat artar, yatırım güçlenir, üretim kapasitesi genişler ve ithalatın gerilemesi yalnızca talep daralmasından kaynaklanmaz. Eğer “denge” diye bahsedilen, can simidine sarılıp suyun üzerinde kalmak ya da ipin üzerinde yürümeye devam etmeyi başarmak ise belki daha anlamlı olur.</p>
<p><strong>Sektörel dağılım daha </strong><strong>açık bir uyarı veriyor</strong></p>
<p>İç talebin yapısı da çok güçlü görünmüyor. Hanehalkı tüketimi yıllık yüzde 3,5 artarak büyümeye yaklaşık 2,3 puanla en büyük katkıyı verdi. Buna karşılık yatırımların artışı yalnızca yüzde 0,6, büyümeye katkısı ise yaklaşık 0,2 puan oldu. Üstelik mevsim etkilerinden arındırılmış verilere göre hanehalkı tüketimi bir önceki çeyreğe kıyasla yüzde 1,3 daraldı. Bu tablo, büyümenin yıllık karşılaştırmada hâlâ tüketimden beslendiğini, fakat tüketimin de çeyreklik olarak güç kaybettiğini gösteriyor.</p>
<p>Sektörel dağılım daha açık bir uyarı veriyor. En hızlı büyüyen sektör yüzde 13,3 ile tarım olmuş. Bilgi ve iletişim yüzde 8,6 büyümüş. Kamu yönetimi, eğitim, sağlık ve sosyal hizmetler yüzde 4, sanayi yüzde 2,4 artmış. Buna karşılık ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmetleri yalnızca yüzde 0,5 büyümüş; inşaat ise yüzde 1,9 küçülmüş.</p>
<p>Tarımın güçlü büyümesi elbette olumlu, özellikle gıda arzı ve kırsal gelir açısından önemli. Ancak tarım üretimi hava koşullarından, önceki yılın düşük veya yüksek bazından ve ürün takviminden çok etkilenir. Bu nedenle yüzde 13,3’lük artışı ekonominin tamamına yayılmış kalıcı bir verimlilik sıçraması gibi görmek doğru olmaz. Nitekim tarımın toplam büyümeye katkısı yaklaşık 0,5 puan düzeyinde kaldı.</p>
<p>Bilgi ve iletişim sektöründeki yüzde 8,6’lık artış tablonun en güçlü ve yapısal açıdan en değerli tarafı. Dijital hizmetler, yazılım, veri ve iletişim yatırımlarındaki büyüme gelecekte verimliliği destekleyebilir. Ancak bu sektörün toplam ekonomi içindeki ağırlığı, geniş hizmetler ve sanayi kadar büyük değil. Tek başına ekonominin genel yavaşlamasını telafi etmesi mümkün görünmüyor.</p>
<p>Sanayinin yüzde 2,4 büyümesi, ilk çeyrekteki daralmanın ardından olumlu bir dönüş. Fakat burada da ayrıntı önemli. İkinci çeyrekte sanayi sektöründeki istihdam endeksi yıllık yüzde 2,2 azaldı. Haziran ayında sanayi üretimi de yıllık yüzde 1,4 geriledi. Dolayısıyla katma değerdeki artış henüz sanayi genelinde güçlü üretim ve istihdam canlanmasına dönüşmüş değil.</p>
<p>Ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmetlerindeki yüzde 0,5’lik artışa bakalım şimdi. Bu alanlar hem geniş istihdam yaratır hem de tüketici talebi, turizm ve günlük ekonomik hareketlilik hakkında önemli bilgi verir. Neredeyse sıfıra yaklaşan büyüme, ekonomideki yavaşlamanın yalnızca birkaç sanayi koluyla sınırlı olmadığını gösteriyor. Turizm gelirlerinin ikinci çeyrekte yıllık yüzde 2,6, ziyaretçi sayısının yüzde 5,1 azalması da bu zayıflığı destekliyor.</p>
<p>İnşaatın yüzde 1,9 daralması da yüksek faizlerin ve finansmana erişim güçlüğünün etkisini gösteren bir başka işaret. Buna karşılık kamu yönetimi, eğitim, sağlık ve sosyal hizmetlerin yüzde 4; ürün üzerindeki vergiler eksi sübvansiyonların yüzde 3,3 büyümesi, manşet büyümenin bir bölümünün kamu ağırlıklı faaliyetlerden ve vergi tahsilatından geldiğini ortaya koyuyor. Bu kalemlerin katkısı değerlidir ancak özel sektör yatırımı ve üretken kapasite artışıyla aynı nitelikte değildir.</p>
<p>Bütün rakamlar birlikte değerlendirildiğinde Bakan Şimşek’in “dengeli büyüdük” ifadesi tartışmalı kalıyor. İç talep ve net dış talep aynı anda pozitif katkı verdiği için bir muhasebe dengesi var. Ancak yatırımlar çok zayıf, ihracat küçülüyor, ithalat daha sert daraldığı için net ihracat pozitif çıkıyor, geniş hizmetler neredeyse yerinde sayıyor ve inşaat küçülüyor.</p>
<p>Bu nedenle bana göre açıklanan tabloya “dengeli büyüme” yerine “yavaşlayan ve kaynakları daralan büyüme” demek daha doğru. Ekonomi daralmıyor, hatta çeyreklik yüzde 1,1’lik artış kısa vadeli hareketin tamamen durmadığını gösteriyor. Sanayinin yeniden büyümesi ve bilgi-iletişim sektörünün güçlü seyri de olumlu. Fakat yatırımın yüzde 0,6’da kalması, ihracatın gerilemesi ve tüketimin çeyreklik olarak daralması, önümüzdeki dönem için ciddi soru işaretleri bırakıyor.</p>
<p>Yüzde 2,3’lük sonuç bir kriz işareti değil, ama Türkiye’nin tarihsel büyüme kapasitesinin belirgin biçimde altında. Özellikle bu sonuç çok yüksek faizler, kredi sınırlamaları ve zayıflayan iç talep pahasına ortaya çıkmışsa, ekonomi politikasının karşı karşıya olduğu maliyet daha görünür hâle geliyor.</p>
<p><strong>Büyümenin hızı kadar </strong><strong>bileşimi de zayıflıyor</strong></p>
<p>Gerçek anlamda dengeli büyüme için yalnızca tüketimin ve tarımın değil, özel yatırımların, ihracatın, sanayi istihdamının ve geniş hizmet sektörlerinin de birlikte güçlenmesi gerekir. İthalatın ihracattan daha hızlı düşmesiyle oluşan pozitif net dış talep kısa vadede rahatlatıcı olabilir. Fakat bu yapı birkaç çeyrek daha devam ederse adına dengelenme değil, talep ve üretim kaybı demek gerekebilir.</p>
<p>Açıklanan büyüme rakamlarının verdiği asıl mesaj da bu: Türkiye ekonomisi hâlâ büyüyor, fakat büyümenin hızı kadar bileşimi de zayıflıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/buyume-var-denge-tartismali-86648</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/imalat-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Büyüme var, denge tartışmalı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/her-endeksin-bir-eylulu-vardir-86647</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Her endeksin bir eylülü vardır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Küçük bir metodolojik öneri bu…  Madem hedef bu kadar nazik, madem her eylül endekse bir sonbahar hüznü bırakıyor, o halde işin pratik çözümü de pratik olsun, izahı yoksa mizahı olsun.</strong></p>
<p>“<strong>Her ömrün bir eylülü vardır</strong>” derler. <strong>Yazın bereketi</strong> geçer, <strong>ışık</strong> kısalır, <strong>yaprak</strong> döner; hayatın da bir mevsimi <strong>usulca</strong> kapanır. Fiyat endeksinin de <strong>kendi eylülü</strong> vardır. Takvim yaprağı dokuzuncu aya geldiğinde, yazın “<strong>düşüyor</strong>” sanılan enflasyon birden hatırlar ki henüz <strong>sonbahar</strong> başlamamıştır.</p>
<p><strong>Okul kapıları</strong> açılır, <strong>kira sözleşmeleri</strong> yenilenir<strong>, giyim etiketleri</strong> değişir, <strong>gıda tezgâhı</strong> yeniden konuşur. Endeks, ömrünün o <strong>hüzünlü ama ısrarlı mevsimine</strong> girer. Bu bir şiir değil. Son on yılın resmi <strong>TÜFE</strong> verisi, eylülün endeksin “<strong>kırılma ayı</strong>” olduğunu gösterir. Son 10 eylülün <strong>aylık TÜFE’lerine</strong> bakalım:</p>
<p><strong>EYLÜL GELMİŞ NEYİME, ZAM DAMLAR YÜREĞİME</strong></p>
<p>2021; <strong>%1,25</strong>, 2022; <strong>%3,08</strong>, 2023; <strong>%4,75</strong>, 2024; <strong>%2,97</strong>, 2025; <strong>%3,23</strong>. Son beş yılın ortalaması ise %3’ün üzerinde. Yani “<strong>mevsimsellik</strong>” bahanesi, 2016’daki o masum <strong>% 0,18’lik eylülü</strong> çoktan geride bırakmıştır. Eğitim ve gıda kaynaklı % 3,23… Eylül, <strong>artık istisna değil</strong>, düzenli yüksek fatura kalemi…</p>
<p>Bunun nedeni gizemli değildir. Eylülde <strong>eğitim grubu</strong> neredeyse her yıl endekse “<strong>okula dönüş zammı</strong>” yazar. 2025 Eylülünde <strong>eğitim fiyatları aylık %17,90</strong> artmış, tek başına enflasyona yaklaşık <strong>yarım puan katkı</strong> yapmıştı. Aynı ay <strong>gıda %4,62</strong> yükselmişti. Konut ve kira cabası… Kısaca <strong>eylül endeks belalısıdır</strong>.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Eylül ayına dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Son enflasyon raporu ne diyor?</em></strong></p>
<p>Merkez Bankası’nın son Enflasyon Raporu’ndaki yılsonu tahmini <strong>%28</strong>, ara hedef ise <strong>%24</strong>. Piyasa katılımcılarının beklentisi ise <strong>%29,4</strong> civarında. <strong>Tahminin tutmayacağına dair bahse girebilirim.</strong></p>
<p><strong><em>Enflasyon neden düşmeyecek?</em></strong></p>
<p><strong>Çünkü onu besleyen var</strong>. Çünkü bizdeki; <strong>endemik bir enflasyon</strong>… Ben buna <strong>KAMUFLASYON</strong> diyorum. Zira yönetilen yönlendirilen fiyat dedikleri aslında enflasyonun ürettiği <strong>ahlaksızlık</strong> ve <strong>çürümenin</strong> adı...</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>TÜİK, YILSONU HEDEFİNİN TUTMASI İÇİN ENDEKSTEN EYLÜLÜ ÇIKARSIN</strong></p>
<p>Sonbahar inkâr edilmez. “<strong>Her ömrün bir eylülü vardır</strong>” sözü, yaşlanmayı değil; <strong>mevsimin</strong> <strong>kaçınılmazlığını</strong> hatırlatır. Enflasyonun da bir eylülü vardır. Bazen <strong>%0,18’lik ürkek bir esinti</strong>, bazen <strong>%6,30’luk bir fırtına</strong> olur. Hedef tutacaksa <strong>eylülü silerek </strong>değil, <strong>zamları durdurabilmekle</strong> olabilecek.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>EYLÜL LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Endeks oyunları</strong>: TÜİK’in sepetindeki ürünleri, ağırlıklarını ve fiyatlarını değiştirebilme yeteneği</p>
<p><strong>Enflasyon hedefi</strong>: Hükümetin sanki eylül yaşanmayacakmış gibi yılsonu enflasyon tahmin saplantısı</p>
<p><strong>Eylül sendromu:</strong> Yaz bitip hazan mevsiminin gelmesiyle birlikte iğneden ipliğe zam yağmuru mevsimi</p>
<p><strong>Parmenides körlüğü</strong>: Geleceği tahmin ederken kırılımları göremeyerek, eylülleri hesaba katmamak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/her-endeksin-bir-eylulu-vardir-86647</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/market-alisveris-enflasyon-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Her endeksin bir eylülü vardır ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/akaryakit-fiyatlari-enflasyon-hesabinda-nasil-dikkate-aliniyor-86646</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 07:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akaryakıt fiyatları enflasyon hesabında nasıl dikkate alınıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TÜİK’in enflasyon hesaplamasına olan güvensizlik apayrı bir konu. Ama bir de bu hesaplamanın nasıl yapıldığının tam olarak bilinmemesinden kaynaklanan yanlış yorumlar var. Akaryakıt, bu konuda en dikkat çeken örnek. Akaryakıttaki zam ve indirimlerin TÜFE’ye yansımasının nasıl olduğu iyi bilinmediği için çoğu kez yanlış yorumlara rastlanıyor. Hele hele akaryakıt fiyatları savaş yüzünden çok dalgalanınca bu tür yorumlar daha da arttı.</p>
<p>Bir kere TÜFE hesaplamasında şöyle bir temel ilke var:</p>
<p><strong>“Bütün mal ve hizmetler için ayın belli bir günündeki fiyatlar değil, ayın ortalamasındaki fiyatlar karşılaştırılır.”</strong></p>
<p>Dolayısıyla herhangi bir ayın belli bir günündeki, örneğin sanıldığı gibi son günündeki fiyatla bir sonraki ayın son günündeki fiyat kıyaslanmaz.</p>
<p>TÜFE’de belli kalemler için her gün, bazıları için haftada bir, bazıları için iki haftada bir fiyat derlenir. Sonra bu fiyatların aylık ortalaması bulunur ve bu ortalama bir önceki ayın ortalamasıyla kıyaslanır. Kira ise ayda bir kez derlenir.</p>
<h2>Akaryakıt ve enflasyon</h2>
<p>Petrol ürünleri grubunda motorine dünden geçerli olmak üzere 3,60 lira zam geldi. Bu zammın geleceği zaten günler öncesinden belliydi; çünkü motorinden eylül ayında 3 lira ÖTV alınmaya başlanacaktı, ÖTV’den de yüzde 20 oranında, yani 60 kuruş KDV alınacağı için toplamda 3,60 lira zam yapılacaktı.</p>
<p>Motorindeki ÖTV kaynaklı zam takvimi yeni bir düzenlemeye gidilmediği takdirde zaten yıl sonuna kadar belli. Motorine her ay ÖTV + KDV olarak 3,60 lira zam gelecek.</p>
<p>Motorine 1 Eylül’de 3,60 lira zam yapılacağı kamuoyuna yansıyınca ağırlıkla şöyle yorumlar yapıldı:</p>
<p><strong>“Bu zammın ağustos enflasyonuna etkilemesini istemiyorlar, o yüzden zam 1 Eylül’e bırakıldı.”</strong></p>
<p>Biraz önce de değindiğim gibi bir kere enflasyon yalnızca iki tarihteki fiyatlar esas alınarak, bu fiyatlar karşılaştırılarak hesaplanmaz. Akaryakıtta her gün fiyat derlenir ve hatta tüketim miktarıyla da ağırlıklandırılmak suretiyle aylık ortalama fiyat bulunur. Sonra bu ortalama fiyat önceki ayın yine ortalama fiyatıyla kıyaslanır. Dolayısıyla akaryakıta ayın son günlerinde zam yapılması ya da indirime gidilmesi o ayın ortalama fiyatını ancak uygulanan gün sayısı kadar etkiler.</p>
<p><strong>“Ay ortalaması fiyatı”</strong> kavramı yalnızca akaryakıt için değil, tüm kalemler için geçerlidir.</p>
<p>Düşünüldüğü gibi olsaydı ortaya şöyle bir tuhaflık çıkardı:</p>
<p>Diyelim benzinin litresi temmuz ayı boyunca 50 liraydı. Fiyat ağustos ayının ilk 30 gününde de değişmedi ve 50 lirada kaldı. Ama fiyat ağustosun son gününde bir anda 40 liraya düştü.</p>
<p>Şimdi sanıyor musunuz ki temmuz sonunda 50 lira olan fiyat ağustos sonunda 40 liraya düştü diye enflasyon hesaplanırken benzin yüzde 20 ucuzlamış gibi hesaba katılacak!</p>
<p>Tabii ki hayır… Benzinin temmuz ayı ortalaması ne kadar, 50 lira. Ağustos ortalaması ne kadar, 30 gün 50 lira, 1 gün 40 lira, yani ortalama 49,68 lira.</p>
<p> Temmuzdaki 50 liralık ortalamadan ağustostaki 49,68 liralık ortalamaya düşüşün oranı da yalnızca yüzde 0,64.</p>
<h2>Motorin ve ağustos tipik bir örnek </h2>
<p>Motorinde geçen ay çok dalgalı bir fiyat oluştu. ÖTV sıfırlandı ve bir günlüğüne çok hızlı bir fiyat düşüşü oldu, aynı gün yeniden bu kez neredeyse indirim kadar yüklü zam geldi.</p>
<p>Bu fiyat dalgalanması ay sonu-ay sonu kıyaslaması ile ortalama-ortalama kıyaslamasının nasıl farklı oluşabileceğini gösterdi.</p>
<p>EPDK verilerine göre ağustos ayında motorin ay sonu kıyaslamasına göre değil zam görmek yüzde 4,3 ucuzladı. Bu durum, biraz önce verdiğim örnekteki gibi fiyatın 50 lira düzeyinde seyredip seyredip son gün 40 liraya düşmesine benzer bir durumu andırıyor.</p>
<p>Oysa motorin fiyatları ay ortalaması bazında ağustosta gerilemek bir yana yüzde 11,7 arttı.</p>
<h2>Eylülün seyri </h2>
<p>Akaryakıtta dün geçerli olan fiyatlar ay boyunca hiç değişmezse bu fiyatlar ay ortalaması olacak.</p>
<p>Bu durumda eylülde benzinin ay ortalamasındaki fiyatı ağustos ortalamasına göre yüzde 5,2, motorinin fiyatı ise yüzde 1,6 artacak.</p>
<h2>Son günlerin enflasyona etkisi yok</h2>
<p>Ayın son günlerindeki fiyat iniş ve çıkışları, ortalama alındığı için toplamı çok fazla etkilemiyor. Ancak ayın son birkaç günündeki fiyat hareketinin o ayın enflasyonunu hiç etkilememesi sonucunu doğuran teknik bir detay daha var.</p>
<p>TÜİK akaryakıt fiyatlarını günlük olarak izliyor ve enflasyon hesabında bu şekilde dikkate alıyor ama bazı aylar var ki hesaplamanın yetişmesi için fiyat girme işlemi ay bitmeden birkaç gün önce kesiliyor. Bu durumda kalan günlerin fiyatı bir sonraki ay dikkate alınıyor.</p>
<p>Örneğin ağustos ayı için fiyat toplama 29 Ağustos’ta kesilmişse, artık gün niteliğindeki 30 ve 31 Ağustos’ta oluşan fiyatlar eylül ortalamasına dahil ediliyor.</p>
<p>Zaten ortalama alındığı için fiyatlar çok hızlı hareket etmiş bile olsa bu birkaç günün sonraki aya sarkması toplam oran üzerinde neredeyse hiç etki etmiyor.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a97a77d0ee3b-1788323709.png" alt="" width="412" height="961" /> <img src="/storage/uploads/0/0/0/6a97a78770834-1788323719.png" alt="" width="413" height="502" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/akaryakit-fiyatlari-enflasyon-hesabinda-nasil-dikkate-aliniyor-86646</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/6/1280x720/benzin-akaryakit-1788328523.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akaryakıt fiyatları enflasyon hesabında nasıl dikkate alınıyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-devreye-girdi-glass-visionla-1-2-gunluk-is-1-dakikaya-kadar-indi-86644</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zeka devreye girdi, ‘Glass Vision’la 1-2 günlük iş 1 dakikaya kadar indi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>27 </strong>yıl çalıştığı HP’de 3D Yazıcılar Dünya Başkan Yardımcısı iken kızının İngiltere’de üniversiteye başlaması, eşinin de işleri nedeniyle İspanya’dan Türkiye’ye dönmeye karar veren <strong>Filiz Akdede, </strong>TÜSİAD Bilgi Teknolojileri Masası Başkanı iken tanıştığı Gürok Grubu Yönetim Kurulu Başkan Vekili <strong>Esin Güral Argat</strong>’la karşılaştı, planını paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Artık sosyal sorumluluk projeleri üzerinde çalışmayı planlıyorum. Ayrıca Arçelik’te bağımsız yönetim kurulu üyeliğim var.</strong></p>
<p>Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığı görevini de yürüten <strong>Esin Güral Argat, Filiz Akdede</strong>’ye anında teklifini yaptı:</p>
<p>-          <strong>Filiz Hanım, çalışma temponuzu düşürmek için gençsiniz. Gelin birlikte çalışalım.</strong></p>
<p><strong>Esin Güral Argat, Filiz Akdede</strong>’ye sofra camı üretiminde dünya 5’incisi olan LAV’ın Genel Müdürlük görevini önerdi. <strong>Akdede </strong>tereddüt etti:</p>
<p>-          <strong>Cam sektörünü hiç bilmiyorum…</strong></p>
<p><strong>Esin Güral Argat, Akdede</strong>’nin<strong> </strong>tereddüdünü gideren yaklaşım ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>HP gibi dünya devi bir grupta Başkan Yardımcılığı görevinde bulundunuz. Yönetim deneyiminizle LAV’a önemli katkılarını</strong><strong>z</strong><strong> olur.</strong></p>
<p>Urla’ya yerleşme planları yapan <strong>Filiz Akdede, </strong>Ocak 2026’dan LAV Genel Müdürlüğü görevine başlayınca önce şirketi tanımak için kolları sıvadı:</p>
<ul>
<li><strong>LAV, Kütahya’daki 300 bin metrekarelik üretim tesislerinde günde yaklaşık 2 milyon adet ürün üretiyor. Türkiye’deki pazar payı yüzde 30. Dünyanın 5 büyük sofra camı üreticisi arasında yer alıyor.</strong></li>
<li><strong>Yelpazesinde 3 bin 500 farklı ürün bulunuyor. Bu geniş portföy, farklı tüketici ihtiyaçlarına ve kullanım alışkanlıklarına cevap verme kapasitesini destekliyor.</strong></li>
<li><strong>LAV ürünleri 140’tan fazla ülkede tüketicilerle buluşuyor. Yurt dışında 165 binden fazla satış noktasına ulaşıyor.</strong></li>
<li><strong>Küresel ölçekte 300’den fazla iş ortağıyla çalışılıyor. LAV’ın satışlarının yarısına yakın bölümü ihracat pazarlarında gerçekleşiyor.</strong></li>
</ul>
<p>Şirketin ve markanın ihracatı ve global pazarlardaki durumu ile ilgili ayrıntılara baktı:</p>
<ul>
<li><strong>Avrupa ve ABD, önümüzdeki dönemde marka gücünün daha da artırılmasının hedeflendiği stratejik pazarların başında geliyor.</strong></li>
<li><strong>İspanya, Fransa ve İtalya, LAV’ın Avrupa’daki en güçlü pazarları arasında yer alıyor. İspanya’da pazar payı yüzde 12 dolayında bulunuyor.</strong></li>
<li><strong>ABD’de 50 eyalette faaliyet gösteriyor. California, Texas, Florida, New York ve Illinois, öne çıkan eyaletlerin başında yer alıyor.</strong></li>
<li><strong>LAV ürünleri ABD’de </strong>“Costco”, “HomeGoods” <strong>ve </strong>“Burlington” <strong>gibi ulusal zincirlerde tüketiciye ulaşıyor. ABD ve Kanada’nın toplam satışlar içindeki payı yüzde 5’i aşıyor.</strong></li>
<li><strong>New York Madison Avenue’deki showroom ve New Jersey’deki depo, LAV’ın ABD’deki iş ortaklarına daha yakın olmasını ve operasyonel gücünü artırmasını destekliyor.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Filiz Akdede </strong>ile geçen hafta buluştuk, LAV’ın verimlilik, Ar-Ge, yapay zeka çalışmaları ve gelecek vizyonunu konuştuk.</p>
<p>Yapay zekanın LAV’da artık aktif iş aracı olarak kullanıldığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Üretim verilerinin analizinden kalite kontrolüne, talep tahmininden maliyet optimizasyonuna kadar pek çok süreçte veri odaklı sistemlerden yararlanılıyor.</strong></p>
<p><strong>“Glass Vision” </strong>sistemine değindi:</p>
<p>-          <strong>LAV tarafından geliştirilen </strong>“Glass Vision” <strong>sistemi, dekorlu ürünlerin maliyet hesaplama süresini 1-2 günü bulan manuel süreçten 1 dakikaya indirdi. Doğruluk seviyesi yüzde 99’u buldu.</strong></p>
<p>Ardından 8 ülkede devrede olan bir uygulamayı anlattı:</p>
<p>-          “PriceScope” <strong>projesiyle 8 ülkede, 19 binden fazla ürünün fiyat ve promosyon hareketleri yapay zeka ile anlık olarak takip ediliyor.</strong></p>
<p>E-ticarette müşteri yorumlarının analizinde ve görsel üretim süreçlerinde de yapay zekadan yararlanıldığını aktardı:</p>
<p>-          <strong>Bugüne kadar yaklaşık 1400 görsel, yapay zeka destekli yöntemlerle üretildi. Mayıs 2026’da devreye alınan </strong>“Dot Assist” <strong>uygulaması, e-ticarette müşterilerin sorularını 7/24 yanıtlıyor.</strong></p>
<p><strong>Filiz Akdede </strong>gibi teknoloji dünyasında zirveye çıkmış bir yöneticinin transferi, LAV’da yapay zekadan yararlanılan alanların hızla genişlemesini sağlayacak gibi görünüyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Teknolojik bağımsızlık değişen pazar koşullarına daha kolay uyumu sağlıyor</span></h2>
<p><strong>LAV </strong>Genel Müdürü <strong>Filiz Akdede, </strong>şirketi ve markayı rakiplerinden ayıran taraflarına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Kendi üretim teknolojilerini ve makinelerini 2001 yılında hayata geçirdiği </strong>“LAV Teknopark/ Gürok Teknopark” <strong>bünyesinde öz kaynaklarıyla geliştirebilme yetkinliğine sahip. LAV, kendi üretim teknolojisini geliştiren dünyadaki sayılı markalar arasında yer alıyor.</strong></p>
<p><strong>“Teknolojik bağımsızlığın” </strong>etkisini şöyle özetledi:</p>
<p>-          <strong>Üretim süreçlerinde daha hızlı, esnek ve verimli hareket edilmesini, dışa bağımlılık baskısından uzak maliyet avantajı yaratmasını ve değişen pazar koşullarına daha kolay adapte olunmasını sağlıyor.</strong></p>
<p>LAV’ın güçlü tasarım yetkinliğini yüksek üretim kapasitesiyle bir araya getirdiğinin altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Farklı ülkelerdeki tüketicilerin ihtiyaçlarını anlamak amacıyla etnoğrafik araştırmalardan ve kullanım-tutum çalışmalarından yararlanılıyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ton başına su tüketimi 2.5 metreküpe indi, enerji tasarrufu yüzde 10’u buldu</span></h2>
<p><strong>LAV </strong>Genel Müdürü <strong>Filiz Akdede, </strong>fabrikada <strong>“Sıfır Atık Belgesi” </strong>çalıştıklarını belirtip, sürdürülebilirlik üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Ton başına su tüketimi 2.5 metreküp düzeyine indirilirken, endüstriyel atık suyun yüzde 100’ü geri kazanılıyor. Her yıl 142 olimpik havuzu dolduracak miktarda su tasarrufu sağlanıyor.</strong></p>
<p>Son 5 yılda gerçekleştirilen Ar-Ge ve proses optimizasyonlarıyla enerji tüketiminde yüzde 10 tasarruf sağlandığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>2024 yılında başlatılan </strong>“çatı GES” <strong>yatırımıyla enerji ihtiyacının önemli bir bölümü yenilenebilir kaynaklardan karşılanacak.</strong></p>
<p>Camın yüzde 100 geri dönüşüm özelliğine değindi:</p>
<p>-          <strong>Üretim sürecinde oluşan cam kırıklarının yüzde 100’ü yeniden üretim sistemine dahil ediliyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Maliyetler sıkıştırıyor, verimlilik ve teknoloji daha da önem kazanıyor</span></h2>
<p><strong>LAV </strong>Genel Müdürü <strong>Filiz Akdede, </strong>üretim sırasında 1300-1650 derece sıcaklıklara ihtiyaç duyulduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Cam üretimi doğası gereği enerji yoğun bir sektör. Enerji, hammadde ve lojistik maliyetlerindeki dalgalanmalar sektörün operasyonel planlamasını doğrudan etkiliyor.</strong></p>
<p>Küresel ticaretteki belirsizlikler ve jeopolitik gelişmelerin de tedarik zincirleri üzerinde ek baskı yaratabildiğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bu ortamda şirketlerin yalnızca maliyet yönetimine değil; verimlilik, teknoloji, dijitalleşme ve esnek üretim kabiliyetlerine de odaklanması önem taşıyor. LAV, kendi üretim teknolojilerini geliştirme yetkinliği ile değişken koşullarda çevik hareket edebiliyor.</strong></p>
<p>LAV’ın önümüzdeki dönemde adetsel bazda yüzde 10’un üzerinde büyüme hedefinin olduğunu bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Büyüme stratejimizin merkezinde verimlilik, teknoloji ve küresel pazarlarda derinleşme yer alıyor. LAV, HORECA (yeme-içme, konaklama, ağırlama sektörü) kapsamında Türkiye, İtalya, İspanya ve ABD’de yeni showroom yatırımları planlanıyor.</strong></p>
<p>Dijitalleşme, üretim teknolojileri ve sürdürülebilirlik alanlarındaki yatırımların önümüzdeki dönemde de devam etmesinin planlandığını aktardı:</p>
<p>-          <strong>Yapay zeka destekli üretim sistemlerinin fırınlara ve üretim hatlarına daha fazla entegre edilmesi hedefleniyor. Showroom, marka, teknoloji, Ar-Ge ve sürdürülebilirlik yatırımlarının toplamının 15 milyon Euro’yu bulacağı hesaplanıyor.</strong></p>
<p>LAV’ın gelecek vizyonu konusunda da şu mesajı verdi:</p>
<p>-          <strong>LAV’ın gelecek vizyonunun temelinde teknoloji, insan kaynağı, sürdürülebilirlik ve tasarım gücünü bir araya getirerek küresel ölçekte yenilikçi ve lider bir cam markası olma hedefi bulunuyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Beyaz yakada kadın çalışan oranı yüzde 55</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a97a482f1802-1788322946.png" alt="" width="800" height="254" /></span><strong>LAV </strong>Genel Müdürü <strong>Filiz Akdede, </strong>şirketin kadın istihdamına yaklaşımını şöyle ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Kadın istihdamı, LAV’ın şirket kültürü ve sürdürülebilir büyüme yaklaşımının en önemli unsurlarından biri olarak değerlendiriliyor.</strong></p>
<p>Şirketin <strong>“UN WEPs (Kadınların Güçlenmesi Prensipleri) </strong>imzacısı olarak kadınların iş hayatındaki varlığını güçlendirmeye yönelik çalışmaları yürüttüğünü vurguladı:</p>
<p>-          <strong>LAV’ın beyaz yaka kadrosunda kadın çalışan oranı yüzde 55, üst yönetimde ise yüzde 46 seviyesinde bulunuyor.</strong></p>
<p>Şirketin insan kaynağı politikasını da şöyle özetledi:</p>
<p>-          <strong>LAV’ın insan kaynağı yaklaşımında kapsayıcı liderlik, ortak akıl ve çalışanların geleceğin ihtiyaçlarına yönelik yetkinliklerle desteklenmesi öne çıkıyor.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-devreye-girdi-glass-visionla-1-2-gunluk-is-1-dakikaya-kadar-indi-86644</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/4/1280x720/filiz-akdede-1788323113.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zeka devreye girdi, ‘Glass Vision’la 1-2 günlük  iş 1 dakikaya kadar indi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fonlar-8-ayda-210-milyar-tl-cekti-86643</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 07:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fonlar 8 ayda 210 milyar TL çekti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Yatırım fonları son yılların en gözde yatırım araçlarından oldu. Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) verilerine göre yatırım fonlarının piyasa değeri 11.09 trilyon liraya yükseldi, 5.96 milyon yatırımcı da fonları tercih etti. Yılın ilk 8 ayında yatırım fonlarına TEFAS verilerinden yapılan hesaplamaya göre net para girişi 210.15 milyar lirayı buldu. Bu miktarın 154.4 milyar lirasını ise para piyasası fonlarına yaşanan net girişten kaynaklandı.</p>
<h2>Bir yılda yüzde 58 yükseliş </h2>
<p>MKK verileri yatırım fonlarında hızlı yükselişi ortaya koyuyor. Verilere göre bu yıl ağustos sonu itibariyle yatırım fonlarının piyasa değeri 11.09 trilyon liraya geldi. Geçen yılın aynı ayına göre yatırım fonlarının piyasa değeri yüzde 58 artarken yatırımcı sayısı da aynı dönemde 300 bin kişiden fazla yükseldi. Geçen yıl ağustosta 5.61 milyon fon yatırımcısı bulunurken bu yıl ağustosta rakam 5.96 milyona çıktı. Toplam fon sayısı da 2.889 olarak belirlendi. Yatırım fonlarında en büyük ağırlık menkul kıymet yatırım fonu oldu. MKK verilerine göre menkul kıymet yatırım fonlarının piyasa değeri 9.95 trilyon lira, yatırımcı sayısı da 5.90 milyon olarak belirlendi. 2.056 adet de menkul kıymet yatırım fonu bulunuyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a97a3b8a0425-1788322744.png" alt="" width="320" height="264" /></p>
<h2>Para piyasası fonları gözde </h2>
<p>Menkul kıymet yatırım fonlarında TEFAS verilerine göre bu yılın ilk 8 ayında yaşanan net para girişi 210.15 milyar liraya ulaştı. Fon çeşitleri arasında para piyasası şemsiye fonları, serbest şemsiye fonları, kıymetli maden şemsiye fonları ve hisse senedi şemsiye fonları bu 8 ayda net para girişi yaşarken, katılım şemsiye fonu, karma şemsiye fonu, fon sepeti şemsiye fonu, borçlanma araçları şemsiye fonu ve değişken şemsiye fonlarından net çıkışlar gözlendi. Verilere göre en yüklü net para girişi 154.42 milyar lira ile para piyasası şemsiye fonlarında gerçekleşti. Savaş nedeniyle zorunlu araya giren dezenflasyon süreci ile yüksek kalan faizler para piyasası fonlarına ilginin devam etmesini sağladı. Bunun yanı sıra son aylarda bu alana yabancı yatırımcı ilgisi de yoğun yaşandı. Şimdi SPK’nın temelinde serbest fonlar olan yeni rehberinin etkisiyle de para piyasası fonlarına yönelimin sürmesi bekleniyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) piyasa uzmanlarının beklentileri ışığında yılın son iki toplantısında politika faizinde indirim gerçekleştirebilecek olsa bile para piyasası fonlarının cazibesini koruyacağı ileri sürülüyor.</p>
<h2>Serbest fonlarda yükseliş </h2>
<p>Fon çeşitleri arasında ikinci en yüksek net girişi 39.8 milyar lira ile hisse senedi şemsiye fonları yaşadı. Borsa İstanbul’da dalgalı seyrin hakim olmasına rağmen hisse senedi şemsiye fonları yılın ilk 8 ayında yatırım çekmeyi başardı. Yabancı yatırımcıların da yılın ilk 8 ayında hisse senedi piyasalarında net 1.7 milyar doları bulan girişi de bulunuyor. Hisse senedi şemsiye fonlarına yakın olarak serbest şemsiye fonları da bu yılın ilk 8 ayında net 38 milyar lirayı aşan para girişi yaşadı. Yeni SPK rehberi özellikle serbest şemsiye fonlarını hedef aldığı için bu alandaki değişiklikler ve uyum çabaları yakından takip edilecek. Son olarak kıymetli maden şemsiye fonları altın fiyatlarındaki yüksek dalgalı seyre rağmen yatırımcıdan net para girişi sağlayabildi. Verilere göre yılın ilk 8 ayında kıymetli maden şemsiye fonlarına 4.88 milyar liralık giriş yaşandı.</p>
<h2>Katılım fonlarında net çıkış </h2>
<p>Katılım şemsiye fonları 8 ayda net 10.43 milyar liralık çıkışla öne çıkarken yüksek faizlerin etkili olduğu borçlanma araçları şemsiye fonlarından da 7.99 milyar liralık kayıp yaşandı. Değişken şemsiye fonlarında 6.86 milyar liralık, fon sepeti şemsiye fonlarında 1.5 milyar liralık, karma şemsiye fonlarında ise 202.8 milyon liralık düşüş var.</p>
<p>TEFAS verilerine göre yılın başından bu yana para piyasası şemsiye fonlarının ortalama getirisi yüzde 29,09, hisse senedi şemsiye fonlarının yüzde 28,44, değişken şemsiye fonlarının yüzde 27,92, serbest şemsiye fonlarının yüzde 26,22, karma şemsiye fonlarının yüzde 26,21, katılım şemsiye fonlarının yüzde 25,4, fon sepeti şemsiye fonlarının yüzde 23,06, borçlanma araçları şemsiye fonlarının yüzde 23,06, kıymetli maden şemsiye fonlarının ise yüzde 10,78 oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fonlar-8-ayda-210-milyar-tl-cekti-86643</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/1/1280x720/lira-para-1776054271.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Menkul kıymet yatırım fonları piyasa değeri 10 trilyon liraya dayanmışken yılın ilk 8 ayında en yüklü net giriş para piyasası şemsiye fonlarında yaşandı. 154.4 milyar liralık net girişle para piyasası fonları yatırım fonlarındaki net para girişinin yüzde 73,5’ini tek başına karşıladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/otvde-savas-faturasi-94-milyar-tlyi-asti-86642</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 07:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> ÖTV’de savaş faturası 94 milyar TL’yi aştı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>ABD ile İran arasında başlayan savaşın petrol fiyatlarını artırmasıyla birlikte iç piyasada akaryakıt fiyatları yaşanan artışı önlemek amacıyla vergide otomatik artışı öngören eşel mobil sisteminden dönemsel olarak vaz geçilmişti. Bu durum akaryakıt ürünleri ÖTV tahsilatlarına da yansıdı. Geçen yıl Ocak-Temmuz döneminde 273 milyar liralık ÖTV tahsilatı yapılırken, bu yıl aynı dönemde tahsil yüzde 34.4 azalarak 179 milyar liraya geriledi.</p>
<p>Enflasyon ve zamlara rağmen geçen yılın çok altında Bu kaleme aylık 50 milyar liralık tahsilatla başlanırken, tahsilat miktarı Nisan’da 6.8, Mayıs’ta 4.4, Mayıs’ta 7.4 milyar liraya kadar geriledi. 2018 ve 2022 yıllarında yaşanan küresel gelişmelerle birlikte akaryakıt maliyetlerindeki artışın bir kısmının ÖTV’ den karşılanmasını öngören eşel mobil sistemi, bu yıl yeniden devreye alınınca, Maliye’nin ÖTV gelirleri kalemi de olumsuz etkilendi.</p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın genel bütçe gerçekleşmeleri verilerine göre, geçen yıldan bu yana akaryakıt fiyatı neredeyse iki katına çıkmasına rağmen, eşel mobil sisteminin de etkisiyle bu kalemdeki vergi gelirleri çok düştü. Geçen yıl Ocak ayında 45 lira civarında olan mazot aynı yen Temmuz ayında 50-55 lira aralığına yükselmişti. Bu yıl ise 80 liranın üzerine çıkmış durumda. Ancak fiyat artışına rağmen tahsil edilen ÖTV tutarı özellikle yılın ikinci çeyreğinden itibaren çok geriledi.</p>
<p>Akaryakıt ÖTV geliri, Ocak ve Şubat aylarında yüzde 26-33 artış ile enflasyona yakın bir performansa ulaşan gelirlerdeki artış oranı Mart’ta yüzde 11.5’e geriledi ve 32 milyar 512 milyon liradan, 36 milyar 272 milyon liraya çıktı. Bu tarihten itibaren eşel mobil sisteminin de etkisiyle Nisan ayında yüzde 81.1 azalan ÖTV geliri 6 milyar 859 milyon liraya düştü. Mayıs ayında da azalış yüzde 89.3 oldu ve gelir 4 milyar 432 milyon lira ile yılın en düşük seviyesini gördü. Haziran’da yüzde 82.6 azalarak 7 milyar 528 milyon liraya gerileyen ÖTV geliri, Temmuz’da ise yüzde 35.4’lük azalışla 30 milyar 658 milyon liraya düştü.</p>
<h2>Vazgeçiş sonrası ilk zam pompa fiyatına yansıdı</h2>
<p>Akaryakıtta eşel mobil sistemi 31 Temmuz tarihine kadar artışın yaklaşık yüzde 50’sinin fiyatlara yansımasına yol açmıştı. 1 Ağustos’tan başlamak üzere Eylül sonuna kadar destek oranı yüzde 25’e düşürüldü. Motorin için çıkarılan özel düzenlemeyle Eylül ayından itibaren, yılbaşına kadar her ay otomatik 3 liralık bir ÖTV artışı başlatıldı. Nitekim bunun ilk uygulaması dünden itibaren geçerli olmak üzere pompa fiyatlarına yansıdı. ÖTV’den alınan KDV ile birlikte mazotta pompa fiyatı 3.6 lira artırıldı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/otvde-savas-faturasi-94-milyar-tlyi-asti-86642</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/akaryakit.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD-İran savaşının petrol fiyatlarını yükseltmesi üzerine akaryakıtta fiyat artışlarını sınırlamak için devreye alınan eşel mobil sistemi, ÖTV gelirlerinde yüzde 34’ü aşan oranda azalışa yol açtı. Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerine göre, geçen yıl ocak-temmuz döneminde 273 milyar TL seviyesinde gerçekleşen akaryakıt kaynaklı ÖTV tahsilatı, bu yıl 179 milyar TL’ye geriledi. Böylece bütçenin bu kalemdeki 7 aylık kaybı 94 milyar TL’yi aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/eski-merkez-bankasi-baskanina-komsulari-neden-toplu-ihtar-cekti-86672</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eski Merkez Bankası başkanına komşuları neden toplu ihtar çekti?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Çağdaş Turgut Reis Tatil Evleri Sitesi Yönetimi, eski Merkez Bankası Başkanı Gaye Erkan’a noterden ‘ihtar’ çekti. İhtarda sitede villa sahibi Erkan’ın, ortak yaşamı diğer maliklere çekilmez hale getirdiği, buna son vermemesi halinde ‘mülkün devri davası’ açılacağı belirtiliyor. </strong></p>
<p>Bodrum’daki Çağdaş Turgut Reis Tatil Evleri Sitesi sakinleri, Merkez Bankası eski Başkanı, komşuları Hafize Gaye Erkan'dan toplu olarak şikayetçi oldu.</p>
<p>9 Haziran 2023’ten 3 Şubat 2024’e kadar Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) başkanlığı yapan Hafize Gaye Erkan’dan şikayetçi olan komşuları, site yönetiminden ‘malikler’ olarak önlem talep etti. Site yönetimi de tüm uyarılara rağmen devam eden eylemleri gerekçesiyle Erkan'a 28 Ağustos 2026’da noterden ihtarname gönderdi. İhtarnamede, 1 No’lu villanın maliki konumundaki Gaye Erkan’a “Ortak yaşamın diğer kat malikleri açısından çekilmez hale gelmesine neden olan eylemlerinizin devam etmesi ve gerekli yükümlülüklere riayet edilmemesi halinde 634 Sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun 25’inci Maddesi kapsamında bağımsız bölümünüzün mülkiyetinin devri için dava açılması da dahil olmak üzere müvekkil site yönetimin sahip olduğu tüm yasal hak ve başvuru yollarına başvurulacağına bu kapsamda doğacak yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin tarafınıza yükletilmesinin talep edileceğini ihtaren bildiririz…” deniliyor.</p>
<p>Çağdaş Turgut Reis Tatil Evleri Sitesi’nin sakinleri ve site yönetimi, Hafize Gaye Erkan’ın ‘ortak yaşamı çekilmez yapan eylemlerini’ ihtarnamede şöyle sıraladı:</p>
<p>“634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu ve Yönetim Planı uyarınca ortak yaşam kurallarını, komşuluk hukukunu ve site düzenini ihlal eden hukuka aykırı fiiller ile ortak alanlara yapılan müdahaleler sebebiyle yasal yollara başvurulacağının ihtarıdır.</p>
<p>Bodrum’da yer alan 72 villa ve 74 odalı otel kompleksinde 1 no’lu villada ikamet etmektesiniz. Tarafınız ve aileniz tarafından uzun süredir sergilenen hukuka aykırı, keyfi ve komşuluk ilişkilerini zedeleyen eylemler neticesinde hem site sakinleri hem de otel işletmesi tarafından müvekkil site yönetimine çok sayıda yazılı ve sözlü şikâyette bulunulmuştur. Site huzurunu, çalışma barışını ve ortak alan düzenini bozan filleriniz aşağıda yer almaktadır:</p>
<p>Tüm kat maliklerinin ve misafirlerin ortak kullanımında bulunan servis araçlarını (buggy) gün içerisinde defalarca ve uzun süreli olarak şahsi tahsisiniz gibi kullanarak diğer sakinlerin bu hizmetten yararlanmasını filen engellediğiniz,</p>
<p>Sahil şeridindeki ortak yürüyüş yolunda bulunan ağaçlara ‘özel mülktür girilmez’ yazılı tabelalar asarak ortak alanı işgal ettiğiniz, yoldan geçen komşuları, çocukları ve çalışanları ‘evi gözetileme’ iddiasıyla taciz ve tehdit ettiğiniz, Ortak sahil alanına yönetimden ve kat maliklerinden izin almaksızın büyük bir platform kurarak günlerce süren organizasyonlar düzenlediğiniz, diğer bağımsız bölüm maliklerinin ortak alandan yararlanma hakkını gasp ettiğiniz,</p>
<p>Villanıza taktırdığınız geniş açılı kamera sistemiyle yalnızca kendi kullanım alanınızı değil; komşu villaların bahçelerini, özel yaşam alanlarını ve ortak geçiş yollarını 24 saat kayıt altına alarak kat maliklerinin mahremiyet haklarını ağır biçimde ihlal ettiğiniz,</p>
<p>Tesis otoparkında ailenize ait araçlar için diğer kat maliklerinin kullanımını etkileyebilecek şekilde belirli yerlerin tahsis edilmesi konusunda ısrar ettiğiniz, ortak otopark kullanım düzenine müdahale ettiğiniz ve bazı araçların yerlerinden kaldırılması yönünde müdahalelerde bulunduğunuz,</p>
<p>İskele ve sahil gibi ortak alanlarda otel misafirleriyle sürekli tartışmaya girdiğiniz, misafirlere fiziki müdahalede bulunduğunuz ayrıca evcil hayvan kurallarına uygun hareket eden sakinleri ve misafirleri haksız yere ortak alandan uzaklaştırmaya çalıştığınız,</p>
<p>Otel mutfak çalışanlarına menü dışı özel yemek hazırlatma konusunda sürekli baskı kurduğunuz, taleplerin gecikmesi halinde çalışanlara hakaret ettiğiniz, çalışanları ses kayıtları üzerinden tehdit ettiğiniz, Kış dönemlerinde site yönetiminden izin almaksızın bahçıvan ve temizlik personelini şahsi işleriniz için tahsis ettiğiniz, temizlik personelini haftanın altı günü yalnızca kendi villanızda çalıştırdığınız ve site personelinin çalışma düzenini kendi özel talepleriniz doğrultusunda şekillendirmeye çalıştığınız,</p>
<p>Kendinize özel hizmet veya ayrıcalık tanınmadığı durumlarda personel üzerinde baskı kurduğunuz, personelin işten çıkarılması veya görevden aldırılması yönünde tehdit ve müdahalelerde bulunduğunuz, çalışanların görev ve çalışma düzenlerine doğrudan müdahale etmeye çalıştığınız,</p>
<p>Tarafınızla aynı görüşte olmayan veya taleplerinize karşı çıkan site sakinlerini resmi kurumlara şikâyet etmekle tehdit ettiğiniz, bu kişiler üzerinde baskı oluşturmaya çalıştığınız, site yönetimi aleyhine imza toplamaya çalıştığınız, diğer kat maliklerini taraf olmaya zorladığınız ve kendinizle aynı görüşte olmayan kişilere karşı baskı oluşturduğunuz…”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/eski-merkez-bankasi-baskanina-komsulari-neden-toplu-ihtar-cekti-86672</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/hafize-gaye-erkan.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eski Merkez Bankası başkanına komşuları neden toplu ihtar çekti? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/diyarbakirdaki-4-osbde-doluluk-yuzde-60i-gecti-86662</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Diyarbakır’daki 4 OSB’de doluluk yüzde 60’ı geçti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>Milletvekillerinin soru önergesine yanıt veren Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Diyarbakır ve bölge illerinde sanayi yatırımlarının büyümesi, üretim kapasitesi ve çeşitliliğinin artırılması, istihdamın genişletilmesi ve finansmana erişimin kolaylaştırılması konularında yoğun bir çalışma yapıldığını belirtti. Kacır, Diyarbakır’daki 4 OSB’de yer alan bin 45 sanayi parselinin 633'ünün yatırımcılara tahsis edilerek OSB'lerin genel doluluk oranının yüzde 60'ı aştığını belirtti. Bakan Kacır, bu OSB'lerde son bir yılda üretime geçen 282 parselle birlikte üretime geçilen toplam sanayi parsel sayısının 419'a, istihdam sayısının ise 7 binden yaklaşık 29 bin kişiye çıktığını kaydetti.</p>
<h2>214 parselde çalışmalar sürüyor </h2>
<p>Bakan Kacır’ın verdiği bilgiye göre, halen 214 parselde de yatırım, proje ve inşaat çalışmaları sürüyor, mevcut yatırımların tamamlanarak tüm parsellerin üretime geçmesiyle birlikte istihdamın yaklaşık 50 bin kişiye ulaşması öngörülüyor. 2026 Yılı Kamu Yatırım Programında yer alan Diyarbakır OSB’de 258 hektar altyapı projesi ve arıtma tesisi, Diyarbakır Karacadağ OSB atıksu arıtma tesisi, Diyarbakır Tekstil İhtisas ve Karma OSB’de 131 hektar altyapı projeleri devam ediyor. Bu projeler için 80 milyon lira ödenek ayrıldı. Bakan Kacır, buna ilaveten, Programda inşaatı devam eden 551 işyeri kapasitesine sahip Diyarbakır Yeni Ergani Sanayi Sitesi (SS) Projesi için toplam 180 milyon lira ödenek tahsis edildiğini, proje kapsamında bugüne kadar yapılan harcamanın 2026 yılı fiyatlarıyla yaklaşık 68 milyon lira olduğu bilgisini verdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/diyarbakirdaki-4-osbde-doluluk-yuzde-60i-gecti-86662</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/9/1280x720/tbmm-meclis-1781760262.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Diyarbakır’daki 4 OSB’de yer alan bin 45 sanayi parselinin 633&#039;ü yatırımcılara tahsis edildi, OSB&#039;lerin genel doluluk oranı yüzde 60&#039;ı aştı. 2021-2026 Haziran döneminde bin 540 yatırımcı için bin 858 teşvik belgesi düzenlendi, yatırımların 814&#039;ünün tamamlama vizesi yapıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracatcilara-25-yilda-44-milyar-dolar-doviz-donusum-destegi-verildi-86661</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;İhracatçılara 2,5 yılda 4,4 milyar dolar döviz dönüşüm desteği verdik&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BARIŞ SEDEF</strong></p>
<p>Tüyap Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. ve ALZ Grup iş birliğiyle, Türkiye Gıda Platformu’nun (TGP) desteğiyle ilki gerçekleştirilen Foodist İstanbul Uluslararası Gıda ve İçecek Ürünleri Fuarı geniş bir ziyaretçi ve katılımcı yelpazesiyle kapılarını açtı. 10 holde gerçekleştirilen fuarda doluluğun %100 seviyesinde olması gelecek dönemde Foodist Fuarı’nın marka olma yolunda ilerlemesine ışık tutan önemli bir gösterge. 561 yerli ve 76 yabancı katılımcının yerini aldığı fuarda, önemli iş birliklerinin gerçekleştirilmesi bekleniyor.</p>
<p>Fuarın açılışına katılan Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Türkiye’nin hemen hemen her sektörde ilk 10 içinde yer aldığına vurgu yaparak, “Ticaret Bakanlığı olarak fuarlara ve ihracatçılarımıza yoğun destekler veriyoruz. Gıda ve tarımda bize teknik engeller çıkaran ülkelerle ticaret diplomasisi yaparak pazarları açmaya gayret ediyoruz. Bazı ürünlerde Kanada, Filipinler ve Endonezya gibi pazarlarda önemli kazanımlar elde ettik. 3 yıl öncesine kadar Körfez ülkelerinin hiçbirine kanatlı ürünler satamıyorduk, sınırlamaların hepsi ticaret diplomasisiyle ortadan kaldırıldı” dedi. Eximbank’ın ihracatçılara bu yıl 60 milyar dolar reeskont desteği vereceğini kaydeden Bolat, ihracatçılara 2,5 yılda 4,4 milyar dolar döviz dönüşüm prim desteği sağladıklarını söyledi.</p>
<h2>Daha çok tüketen bir dünya olacak </h2>
<p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, bu fuarların Türkiye için önemli olduğuna vurgu yaparak, “Bu fuarda önemli işbirliklerinin ortaya çıkacağını öngörüyoruz” şeklinde konuştu. Yumaklı, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün 2050 projeksiyonlarında dünyanın üretilenden daha çok gıdaya ihtiyaç duyacağına vurgu yaparak, tarımda oluşturulan katma değerin %1,75’inin Türkiye’den geldiğini kaydetti. Yumaklı, “Türkiye tarımsal hasılada 12’den 7’nci, sıraya yükselmiş durumda 83,2 milyar dolar tarihimizin en yüksek seviyesi. 2026 sonunda bunun üzerine çıkacağını öngörüyoruz” şeklinde konuştu. Türkiye’nin 185 ülkeye 2 bin 226 çeşit tarım ve gıda ürünü ihraç ettiğini kaydeden Yumaklı, ekonomiye 32,6 milyar dolarlık katkı sağlandığını bildirdi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">B2B görüşmeleri yeni kapılar açacak</span></h2>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe, gıda alanında yapılan ihracat ve elde edilen başarıların markalaşmaya taçlandırılması gerektiğine dikkat çekerek, Foodist İstanbul Uluslararası Gıda ve İçecek Ürünleri Fuarı’nın bu hususta önemli bir yere sahip olduğuna vurgu yaptı. TÜYAP Genel Müdürü İlhan Ersözlü, fuarın geniş bir katılımcıyla ziyaretçilerle buluştuğuna dikkat çekerken sektör profesyonellerine yönelik B2B görüşmelerin fuarın önemli bölümlerinden biri olacağını belirtti. ALZ Grup Yönetim Kurulu Başkanı Cihat Alagöz, fuarların ihracata katkısı açısından önemli olduğuna dikkat çekerek, Foodist fuarında önemli işbirliklerine kapı aralanmasına katkı sunmayı hedeflediklerini söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracatcilara-25-yilda-44-milyar-dolar-doviz-donusum-destegi-verildi-86661</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/1/1280x720/323-1788326431.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Foodist İstanbul Uluslararası Gıda ve İçecek Ürünleri Fuarı&#039;nda konuşan Bakan Bolat, ihracatçılara 2,5 yılda 4,4 milyar dolar döviz dönüşüm prim desteği sağladıklarını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantepin-tescilli-lezzetleri-foodist-istanbulda-dunya-vitrinine-cikti-86696</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gaziantep&#039;in lezzetleri, Foodist İstanbul’da dünya vitrinine çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Foodist İstanbul Uluslararası Gıda ve İçecek Ürünleri Fuarı Türkiye’den ve dünyanın farklı ülkelerinden gıda üreticilerini, ihracatçıları, profesyonel satın almacıları ve sektör temsilcilerini aynı çatı altında bir araya getirdi.</p>
<p>Gaziantep Ticaret Borsası (GTB) ve Gaziantep Ticaret Odası (GTO) iş birliğinde açılan “Gaziantep Standı”, kentin yöresel lezzetleri ve coğrafi işaretli ürünlerini yerli ve yabancı sektör profesyonelleriyle buluşturdu. </p>
<p>Tüyap Fuarcılık Grubu ve ALZ Grup iş birliğiyle, Türkiye Gıda Platformu’nun desteğiyle düzenlenen ve dünyanın en büyük üç gıda fuarından biri olma hedefiyle yola çıkan organizasyonda, 60 ülkeden 2 binin üzerinde satın alma profesyoneli ve karar verici sektör temsilcileriyle buluşurken, gerçekleştirilen ikili iş görüşmeleriyle yeni ticari bağlantıların kurulmasına zemin hazırlandı. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı ile Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat’ın da katıldığı fuarda, Türkiye’nin tarımsal üretim gücü, gıda sanayisinin geleceği, ihracat potansiyeli ve küresel pazarlardaki yeni fırsatlar farklı oturum ve etkinliklerde ele alındı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a98043123249-1788347441.JPG" alt="" width="700" height="467" /></p>
<p><strong>Gaziantep standına yoğun ilgi</strong></p>
<p>Foodist İstanbul’da GTB ve GTO iş birliğinde açılan Gaziantep Standı, kentin köklü gastronomi mirasını ve coğrafi işaretli ürünlerini uluslararası ziyaretçilerle buluşturdu. Fuar boyunca standı ziyaret eden yerli ve yabancı misafirlere Gaziantep’in yöresel ürünleri, üretim kültürü ve coğrafi işaretli değerleri hakkında bilgiler verildi. Gerçekleştirilen ikram ve tadımlarla kentin özgün lezzetleri ziyaretçilerin beğenisine sunuldu. GTB Meclis Başkanı Ahmet Tiryakioğlu,GTB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı ve GTB meclis üyeleri de Gaziantep Standı’nda sektör temsilcileri ve ziyaretçilerle bir araya geldi. GTB heyeti ayrıca fuarda yer alan Gaziantepli firmaların stantlarını ziyaret ederek firma temsilcileriyle görüşmeler gerçekleştirdi, ürünleri ve ihracata yönelik çalışmaları hakkında bilgi aldı.</p>
<p><strong>“Foodist, Türk gıda sektörünün dünyaya açılan yeni vitrinlerinden biri oldu”</strong></p>
<p>GTB Meclis Başkanı Ahmet Tiryakioğlu, Foodist İstanbul’un Türkiye’nin gıda üretim gücünü uluslararası alıcılarla buluşturan önemli bir ticaret platformu olarak yola çıktığını söyledi. Dünyanın en büyük üç gıda fuarından biri olma hedefiyle düzenlenen Foodist İstanbul’un, Türkiye’nin gıda sektöründeki üretim çeşitliliğini ve ihracat kapasitesini küresel ölçekte daha görünür hale getirme açısından önemli bir misyon üstlendiğini ifade eden Tiryakioğlu, şöyle konuştu: “Türkiye, tarımsal üretimden gıda sanayisine uzanan geniş üretim altyapısı, ürün çeşitliliği ve ihracat tecrübesiyle dünya gıda ticaretinde önemli bir potansiyele sahip. Foodist İstanbul da bu potansiyeli dünyanın farklı coğrafyalarından gelen profesyonel alıcılarla doğrudan buluşturan güçlü bir platform oluşturdu. 60 ülkeden 2 binin üzerinde satın alma profesyoneli ve karar vericinin sektörümüzle bir araya gelmesi, fuarın daha ilk yılında ortaya koyduğu uluslararası vizyon açısından son derece kıymetli.”</p>
<p>Gaziantep’in Türkiye’nin önde gelen üretim ve ihracat merkezlerinden biri olduğuna işaret eden Tiryakioğlu, kentin Foodist İstanbul’daki güçlü temsilinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Foodist İstanbul’un gelecek yıllarda uluslararası gıda ticaretinin önemli buluşma noktalarından biri haline gelmesini temenni eden Tiryakioğlu, “Üreticiyi, ihracatçıyı ve uluslararası alıcıyı aynı zeminde buluşturan bu tür organizasyonları son derece değerli buluyoruz. Foodist İstanbul’un ülkemizin üretim gücünü yeni pazarlara taşıyan ve kalıcı ticari iş birliklerinin kurulmasına katkı sağlayan uluslararası bir marka haline geleceğine inanıyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a98044125641-1788347457.JPG" alt="" width="700" height="498" /></p>
<p><strong>“Coğrafi işaretler, bu toprakların hafızasını ve emeğini koruyor”</strong></p>
<p>GTB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı ise Gaziantep Standı’nda gerçekleştirilen tanıtımların, kentin yöresel ürünlerinin ve gastronomi mirasının ulusal ve uluslararası bilinirliğine katkı sağladığını söyledi. Gaziantep’in sahip olduğu mutfak kültürünün yalnızca zengin bir lezzet çeşitliliğinden ibaret olmadığını ifade eden Akıncı, bu kültürün yüzyıllar içerisinde oluşmuş üretim bilgisi, ustalık ve geleneklerin ortak mirası olduğunu belirtti. Akıncı, “Gaziantep mutfağında her ürünün arkasında bir emek, bir üretim geleneği ve kuşaktan kuşağa aktarılan büyük bir birikim var. Coğrafi işaretler de bu değerlerin özgünlüğünü koruyan ve gelecek nesillere doğru şekilde aktarılmasını sağlayan en önemli araçlardan biri. Foodist İstanbul’da gerçekleştirdiğimiz tanıtım ve tadımlarla ziyaretçilerimize yalnızca yöresel lezzetlerimizi sunmadık; aynı zamanda bu ürünlerin arkasındaki Gaziantep kültürünü ve üretim geleneğini de anlatma fırsatı bulduk” dedi.</p>
<p>Gaziantep Ticaret Borsasının coğrafi işaretler konusunda uzun yıllardır kapsamlı çalışmalar yürüttüğünü anımsatan Akıncı, şöyle devam etti: “Gaziantep Ticaret Borsası olarak bugüne kadar 24 ürünümüzün coğrafi işaret tescilini gerçekleştirerek bu değerlerin koruma altına alınmasına katkı sağladık. Bununla da yetinmeyerek Antep Lahmacunu ve Antep Fıstık Ezmesini Avrupa Birliği nezdinde tescilleyerek ürünlerimize uluslararası koruma kazandırdık. Biz coğrafi işaretleri sadece bir tescil belgesi olarak görmüyoruz. Coğrafi işaret; üreticinin emeğini koruyan, geleneksel üretim bilgisinin devamlılığını sağlayan, ürünün katma değerini yükselten ve yerel ekonomiye güç kazandıran stratejik bir değerdir.”</p>
<p>Gaziantep’in yöresel ürünlerinin doğru tanıtım ve markalaşma çalışmalarıyla çok daha büyük bir ekonomik değere dönüşebileceğini vurgulayan Akıncı, “Temel hedefimiz, bu toprakların bize miras bıraktığı değerleri korurken aynı zamanda üreticimize daha fazla kazandırmak ve ürünlerimizi dünya pazarlarında daha güçlü bir konuma taşımak. Foodist İstanbul gibi uluslararası organizasyonlar da yöresel ürünlerimizin yeni tüketicilerle ve profesyonel alıcılarla buluşması açısından önemli fırsatlar sunuyor. Gaziantep’in gastronomi mirasını ve coğrafi işaretli değerlerini korumaya, tanıtmaya ve ekonomik değere dönüştürmeye yönelik çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantepin-tescilli-lezzetleri-foodist-istanbulda-dunya-vitrinine-cikti-86696</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/6/1280x720/gaziantepin-tescilli-lezzetleri-foodist-istanbulda-dunya-vitrinine-cikti-1788347476.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep’in köklü gastronomi kültürü ve coğrafi işaretli ürünleri, gıda sektörünün uluslararası buluşma noktalarından Foodist İstanbul Uluslararası Gıda ve İçecek Ürünleri Fuarı’nda dünya vitrinine taşındı. GTB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı, “Gaziantep mutfağında her ürünün arkasında bir emek, bir üretim geleneği ve kuşaktan kuşağa aktarılan büyük bir birikim var. Coğrafi işaretler de bu değerlerin özgünlüğünü koruyan ve gelecek nesillere doğru şekilde aktarılmasını sağlayan en önemli araçlardan biri. Foodist İstanbul’da gerçekleştirdiğimiz tanıtım ve tadımlarla ziyaretçilerimize yalnızca yöresel lezzetlerimizi sunmadık; aynı zamanda bu ürünlerin arkasındaki Gaziantep kültürünü ve üretim geleneğini de anlatma fırsatı bulduk.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/domates-miktari-azaldi-fiyati-artti-86683</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ağustosta domates miktarı azaldı, fiyatı arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret Borsası tarafından hazırlanan Antalya Toptancı Halleri Ağustos ayı miktar ve fiyat endeksi açıklandı. Antalya Toptancı Hallerinde işlem gören domates miktar endeksi ağustos ayında yıllık yüzde 7,88 azaldı, fiyat endeksi yüzde 75,56 arttı. Aynı dönemde meyve miktar endeksi yıllık yüzde 3,97 arttı, fiyat endeksi yüzde 4,51 azaldı. Sebze miktar endeksi ise yıllık yüzde 9,93, fiyat endeksi yüzde 61,66 arttı.</p>
<p>Ağustos ayı miktar endeksi aylık bazda domateste yüzde 56,70, meyvede yüzde 23,42 ve sebzede yüzde 34,78 azalırken, yıllık bazda ise meyvede yüzde 3,97 ve sebzede yüzde 9,93 arttı, domateste yüzde 7,88 azaldı.</p>
<p><strong>Domates fiyatları yıllık bazda arttı</strong></p>
<p>Ağustos ayında yıllık miktar endeksleri, domates ortalama civarında, meyve ve sebze miktar endeksleri ise ortalama üstü artış gösterdi. Yıllık fiyat endeksleri, domates ve sebzede ortalama üstü artış, meyvede ise ortalama civarında değişim gösterdi.</p>
<p>Ağustos ayında domates fiyat endeksi yıllık yüzde 75,56 arttı. Aynı dönemde domatesin yıllık işlem miktarı yüzde 7,88 azaldı. Bu durum fiyat artışında etkili oldu.</p>
<p>Ağustos’ta meyve fiyat endeksi yıllık yüzde 4,51 azaldı, yıllık işlem miktarı yüzde 3,97 arttı. Miktarda artış, fiyat düşüşünde ise etkili oldu.</p>
<p>Ağustos ayında sebze fiyat endeksi yıllık yüzde 61,66 artış gerçekleşti. Fiyat artışı, sebze miktarında yüzde 9,93 artışa rağmen yaşandı.</p>
<p><strong>7 yılın ortalamaları</strong></p>
<p>Ağustos ayında, son yedi yılın verilerine göre, domates satış miktarı ortalamanın altında, meyve ve sebze satış miktarı ise ortalama civarında değişim gösterdi. Domates, meyve ve sebze fiyat seviyesi ise ortalama civarında değişim gösterdi.</p>
<p><strong>Domates miktarında rekor düşüş oldu</strong></p>
<p>Ağustos ayında domates işlem miktar endeksi yüzde 56,70 düşerek rekor bir azalış gösterdi. İşlem fiyat endeksi yüzde ise yüzde 4,10 artış gösterdi. Son yedi yılın Ağustos ayları dikkate alındığında, işlem fiyat endeksi dördüncü en büyük artış olarak tabloya yansıdı.</p>
<p>Ağustos ayında meyve işlem miktar endeksi yüzde 23,42 azaldı, işlem fiyat endeksi ise yüzde 16,07 arttı. Son yedi yılın Ağustos aylarına göre, işlem miktar endeksi beşinci en büyük azalış, son yedi yılın Ağustos ayları dikkate alındığında işlem fiyat endeksi altıncı en büyük artış olarak kaydedildi.</p>
<p>Ağustos ayında sebze işlem miktar endeksi yüzde 34,78 azaldı, işlem fiyat endeksi de yüzde 1,44 düştü. Son yedi yılın Ağustos ayına göre, işlem miktar endeksi üçüncü en büyük azalış, son yedi yılın Ağustos ayları dikkate alındığında, işlem fiyat endeksi ise dördüncü en büyük düşüş olarak kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/domates-miktari-azaldi-fiyati-artti-86683</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/3/1280x720/domates-miktari-azaldi-fiyati-artti-1788337981.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ağustos ayında Antalya Toptancı Hallerinde domates miktarı yıllık yüzde 7,88 azalırken fiyat endeksi ise yüzde 75,56 artış gösterdi. Meyve miktarı artarken fiyatlar azaldı. Sebze miktar ve fiyat endeksi ise artış gösterdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uluslararasi-5-bursa-gastronomi-festivali-fetheden-lezzetlerle-geliyor-86679</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uluslararası 5. Bursa Gastronomi Festivali &#039;Fetheden Lezzetler&#039;le geliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından 5'incisi düzenlenecek Uluslararası Bursa Gastronomi Festivali, Bursa’nın fethinin 700’üncü yılına özel “Fetheden Lezzetler” temasıyla tanıtıldı. Festival, 18-20 Eylül tarihlerinde gerçekleştirilecek.</p>
<p>18-19-20 Eylül tarihlerinde gerçekleştirilecek festivalin detayları, Merinos Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen tanıtım toplantısıyla kamuoyuyla paylaşıldı.</p>
<p>Toplantıya AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, AK Parti Bursa Milletvekili Emine Yavuz Gözgeç ve Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz katıldı. Bursa Büyükşehir Başkan Vekili Şahin Biba, Festival temasının “Fetheden Lezzetler” olarak belirlendiğini ifade ederek, “Bizim anlayışımıza göre fetih yalnızca sınırları aşmak değil; gönülleri kazanmak, damakları fethetmek, asırlık reçeteleri geleceğe taşımak ve Bursa’mızın eşsiz kültürünü, damak tadını dünya sofralarıyla buluşturmaktır” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a97d1aa56005-1788334506.jpg" alt="" width="534" height="356" /></p>
<h2><strong>“Farklı kültürleri aynı sofrada buluşturacağız”</strong></h2>
<p>Bursa’nın 8 bin 500 yıllık geçmişiyle tarihi ve kültürel zenginliğinin yanı sıra güçlü bir mutfak kültürüne sahip olduğunu dile getiren Biba, Osmanlı’nın ilk başkenti olmasının getirdiği saray mutfağı mirasının yanı sıra ilçelerden ve köylerden gelen yerel üretim kültürünün de Bursa mutfağında önemli bir yere sahip olduğunu vurguladı. Biba, “Bursa mutfağını değerli kılan unsurlardan biri de farklı kültürlerin bu topraklarda buluşarak ortak bir sofra kültürü oluşturmasıdır. Orta Asya ve Anadolu’dan, Balkanlar ve Kafkaslar’dan gelen mutfak geleneklerinin Bursa’da harmanlandığını görüyoruz” dedi. </p>
<h2><strong>“Tarladan sofraya asırlık lezzetler”</strong></h2>
<p>Biba, “Orta Asya ve Anadolu'dan, Balkanlar ve Kafkaslardan gelen mutfak geleneklerinin Bursa'da harmanlandığını görüyoruz. Bu asırlık zenginliğimiz, bugün Bursa’nın dört bir yanında yaşamaya devam ediyor. Bursa döner kebabı, İnegöl köftesi, pideli köfte, tahinli pide, cantık, kestane şekeri, cevizli lokum, Mustafakemalpaşa peynir tatlısı, süt helvası, Keles sorgun peyniri, Gedelek turşusu, Gemlik zeytini. Coğrafi tescilli ürünlerimizin her biri farklı bir hikâyeden izler taşıyor. Bursa'nın yerel mutfak zenginliği, bugün çok daha geniş bir ürün ve yemek çeşitliliğiyle karşımıza çıkıyor. Geniş coğrafyaları ve farklı kültürleri aynı sofrada buluşturan 7 asırlık devasa bir lezzet mirasını Merinos Parkımızda dünya sahnesine çıkarıyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a97d1c40ff50-1788334532.jpg" alt="" width="631" height="420" /></p>
<h2><strong>“Üç gün boyunca lezzet, kültür ve eğlence”</strong></h2>
<p>Ana sahnede toplam 20 mutfak şovu ve söyleşinin yanı sıra üç konser düzenlenecek. Şef Arda Türkmen “Fetheden Tarifler”, Şef Danilo Zanna “Coğrafi İşaretli Ürünlerle Füzyon” başlıklarıyla sahnede yer alacak. Şef Murat Bozok, Özgür Üstün, Doğa Çitçi, Umut Karakuş, Aydın Demir ve Hüseyin Bölük de gastronomi tutkunlarıyla buluşacak. Program kapsamında Vedat Ozan ile koku hafızası ve Bursa döner kebabının duyusal incelemesi; Taylan Kümeli ile sağlıklı beslenme söyleşisi gerçekleştirilecek. Pelin Çift moderatörlüğünde yapılacak esnaf lokantaları panelinin yanı sıra Eser Yenenler ve İbrahim Büyükak ile Bursa sokak lezzetleri üzerine bir söyleşi düzenlenecek. Akşam programlarında ise Irmak Arıcı, Turgay Başyayla, Menteşeli Cengiz, Şef Aysel Gürel &amp; Gastro Müzik Korosu ve Bursa Büyükşehir Belediyesi Orkestrası sahne alacak.</p>
<h2><strong>“Kültür aktarımında önemli bir araç”</strong></h2>
<p>Bursa Kültür ve Turizm Tanıtma Birliği Başkanı ve Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, günümüzde turistlerin yalnızca tarihi mekanları görmekle yetinmediğini vurgulayarak gastronominin şehirlerin kültürünü ve hikayesinin ziyaretçilere aktarmada önemli bir araç haline geldiğini söyledi. Yılmaz, “Asıl mesele bu ürünlerin yalnızca tanınması değil; üretildiği coğrafyayla, üreticisiyle, hikayesiyle ve Bursa’nın kültürel mirasıyla birlikte bir turizm değerine dönüştürülmesidir” dedi.</p>
<h2><strong>“10 ülkeden 12 kardeş şehir katılacak”</strong></h2>
<p>18-19-20 Eylül’de düzenlenecek festivalde 10 ülkeden 12 kardeş şehrin Bursa’da bir araya geleceğini belirten Yılmaz, 2035 Bursa Gastronomi Vizyon Belgesi ve Bursa Turizm Master Planı ile kentin gelecekteki turizm rotasının da şekillendirileceğini açıkladı. Bursa’nın fethinin 700’üncü yılının kutlandığını hatırlatan Yılmaz, “Gerek yurt içinden gerekse yurt dışından şehrimize gelecek misafirlerimiz ve kent halkımız, bu yılki festivalle birlikte Bursa mutfağını tarihten günümüze tanıma fırsatı elde edecek” şeklinde konuştu.  </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uluslararasi-5-bursa-gastronomi-festivali-fetheden-lezzetlerle-geliyor-86679</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/9/1280x720/uluslararasi-5-bursa-gastronomi-festivali-fetheden-lezzetlerle-geliyor-1788334559.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından kentin zengin mutfak kültürünü uluslararası alana taşımak amacıyla 18-19-20 Eylül tarihlerinde düzenlenecek Uluslararası 5. Bursa Gastronomi Festivali, Merinos Parkı’nda gerçekleştirilecek. “Fetheden Lezzetler” temasıyla düzenlenecek festivalin tanıtım toplantısında, “Bursa&#039;nın mutfağı, yalnızca geçmişten bize kalan bir miras değil; geleceğe taşıyacağımız büyük bir değerdir” ifadelerini kullanan Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba, herkesi 3 gün sürecek gastronomi şölenine davet etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/aslantas-gtoyu-yeni-donemde-ar-ge-ile-guclendirecegiz-86669</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aslantaş: GTO’yu yeni dönemde AR-GE ile güçlendireceğiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE ESİN ADIGÜZEL/KOCAELİ</strong></p>
<p>Gebze Ticaret Odası’nda (GTO) kasım ayında gerçekleştirilecek seçimler öncesinde hareketlilik başladı.</p>
<p>GTO Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aslantaş, seçim çalışmalarının yürütüleceği Seçim Yönetim Merkezi’nin açılışını gerçekleştirdi. Açılışa sanayici ve iş dünyasından çok sayıda isim ile davetliler katıldı.</p>
<p>Göreve geldikleri günden bu yana üyelerin ihtiyaçlarına odaklandıklarını belirten Aslantaş, “Bizler sizler için varız. Ülkemizin istihdamına, üretimine, ticaretine, ihracatına ve vergisine katkı sağlayan, sosyal sorumluluk projelerinde de öncü olan kıymetli üyelerimize minnet borcumuz var. Sizlerden aidat alıyoruz ve bunun karşılığında sizlere borçlanıyoruz. Bu borcu da en iyi şekilde hizmet ederek ödemekle mükellefiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Üyelerle doğrudan temasın önemine değinen Aslantaş, göreve geldikleri günden bu yana yaklaşık 10 bin üyeye birebir ulaştıklarını belirterek, “Göreve geldiğimiz günden bugüne üyelerimizi mümkün olduğunca iş yerlerinde ziyaret ettik, odamızda da ağırladık. Yaklaşık 10 bin üyemizle birebir temas kurma fırsatı bulduk. Gönlümüz 28 bin üyemizin tamamıyla doğrudan iletişim kurabilmekten yana. Önümüzdeki dönemde de üyelerimizin yanında olmaya, onların talep ve beklentilerini dinlemeye devam edeceğiz” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/09/02/bugun-gebze-ticaret-odasi-icin-yen-59fa.jpg" alt="" width="700" height="467" /></p>
<h2>“Öğrencilerimize 3 milyon lira doğrudan destek sağladık”</h2>
<p>Mesleki eğitimin iş dünyasının ihtiyaçları doğrultusunda güçlendirilmesine önem verdiklerini belirten Aslantaş, bu alanda hayata geçirdikleri çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Gebze Teknik ve Anadolu Meslek Lisesi bünyesinde mesleki eğitim ve atölye binası kazandırdıklarını ifade eden Aslantaş, “Kurucu Başkanımız İbrahim Başaran’ın ismini vererek bir anlamda vefa borcumuzu da yerine getirmek istedik. Okulları tek tek ziyaret ederek öğrencilerimize meslek sahibi olmanın önemini ve bunun sürdürülebilirliğini anlattık. Meslek liselerinde ‘projem var’ diyerek bize gelen öğrencilerimize 3 milyon lira doğrudan destek sağladık” dedi.</p>
<p>Aslantaş, çalışmaların yalnızca okullarla sınırlı kalmadığını belirterek, “Gebze Center’da düzenlediğimiz programlarla meslek liselerinde eğitim gören öğrencilerimizin çalışmalarını velilerimizle ve kamuoyuyla buluşturduk. Bu etkinliklerde yaklaşık 100 bin kişiye ulaşma fırsatı yakaladık. Bunun yanında Gebze Teknik Üniversitesi ve Kocaeli Üniversitesi bünyesindeki birer meslek yüksekokulumuzun da hamiliğini üstlendik. Firmalarımızla öğrencilerimizi bir araya getirerek üniversite-sanayi iş birliğinin güçlenmesine katkı sunduk” şeklinde konuştu.</p>
<h2>“AR-GE biriminden faydalanmak isteyen üyelerimizi bir araya getireceğiz”</h2>
<p>GTO’nun yeni dönemde inovasyon ve AR-GE çalışmalarına daha fazla odaklanacağını belirten Aslantaş, “AR-GE olmadan olmaz. Kazandığı paranın bir bölümünü kendisini geliştirmek için harcamayan hiçbir firma ayakta kalamaz. Firmalar kendilerini geliştirmedikleri, versiyon değiştirmedikleri sürece ayakta durmaları mümkün değil. Firmalarımızın AR-GE çalışmalarından ve oda bünyesinde oluşturacağımız AR-GE biriminden faydalanmak isteyen üyelerimizi bir araya getireceğiz” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/aslantas-gtoyu-yeni-donemde-ar-ge-ile-guclendirecegiz-86669</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/9/1280x720/aslantas-gtoyu-yeni-donemde-ar-ge-ile-guclendirecegiz-1788329618.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gebze Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aslantaş, kasım ayında yapılacak seçimler öncesinde Seçim Yönetim Merkezi’ni açtı. Aslantaş, yeni dönemde üyelerle daha güçlü iletişim, mesleki eğitim, inovasyon ve AR-GE çalışmalarına odaklanacaklarını belirterek, “Güçlü oda, güçlü Gebze, güçlü ülke” mesajı verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-86645</guid>
            <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasa neyi fiyatlıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="BIST100’de Kayıplar Devam Ederken Piyasa Neyi Fiyatlıyor? | Ekonomi Masası | 02 Eylül" src="https://www.youtube.com/embed/dkZlyQwHNNQ" width="750" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-86645</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/7/1280x720/guldag-berfin-1787719214.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/istanbulun-agustos-enflasyonu-yuzde-166-86629</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 14:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstanbul&#039;un ağustos enflasyonu yüzde 1,66</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Ticaret Odası (İTO), İTO 2023=100 bazlı İstanbul Tüketici Fiyat İndeksi ile Toptan Eşya Fiyatları İndeksi'nin ağustos ayı verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, kentte ağustosta bir önceki aya kıyasla perakende fiyat hareketlerinin göstergesi olan İTO İstanbul Tüketici Fiyat İndeksi yüzde 1,66, toptan fiyat hareketlerini yansıtan Toptan Eşya Fiyatları İndeksi ise yüzde 2,5 arttı. Geçen yılın aynı ayına göre değişim oranı perakende fiyatlarda yüzde 34,96 olarak gerçekleşirken, toptan fiyatlarda yüzde 25,07 oldu.</p>
<p>İstanbul Tüketici Fiyat İndeksi'ndeki artış oranı ağustosta bir önceki aya göre en yüksek yüzde 17,28 ile "eğitim" harcamaları grubunda görüldü. Onu yüzde 8,22 ile "alkollü içecekler ve tütün", yüzde 2,32 ile "konut", yüzde 1,43 ile "ulaştırma", yüzde 1,41 ile "ev eşyası", yüzde 1,35 ile "çeşitli mal ve hizmetler", yüzde 1,11 ile "eğlence ve kültür", yüzde 0,86 ile "haberleşme", yüzde 0,72 ile "lokanta ve oteller", yüzde 0,20 ile "gıda ve alkolsüz içecekler" harcamaları grubu izledi.</p>
<p>"Sağlık" harcama grubunda değişim olmazken, "giyim ve ayakkabı" yüzde 0,08 azaldı.</p>
<p>İstanbul Tüketici Fiyat İndeksi'nin ağustos ayındaki değişiminde, "eğitim", "alkollü içecekler ve tütün", "konut" ve "ulaştırma" harcama gruplarında yer alan bazı ürün ve hizmetlerdeki dönemsel ve kamu kaynaklı fiyat değişimleri etkili oldu.</p>
<p>"Gıda ve alkolsüz içecekler" harcama grubunda ise mevsimsel etkilere bağlı fiyat değişimleri ile "giyim ve ayakkabı" harcamaları grubunda gözlenen aşağı yönlü fiyat değişimleri etki etti.</p>
<p><strong>Toptanda en yüksek fiyat artışı işlenmemiş maddelerde</strong></p>
<p>Ağustosta bir önceki aya göre toptan eşya fiyatlarının en çok arttığı grup yüzde 7,29 ile "işlenmemiş maddeler" olurken, onu yüzde 2,75 ile "yakacak ve enerji maddeleri", yüzde 1,99 ile "inşaat malzemeleri", yüzde 1,64 ile "gıda maddeleri", yüzde 1,47 ile "madenler", yüzde 0,38 ile "kimyevi maddeler" izledi.</p>
<p>"Mensucat" grubunda herhangi bir değişim gözlenmedi.</p>
<p>Yıllık artış ise madenlerde yüzde 37,68, gıda maddelerinde yüzde 27,71, inşaat malzemelerinde yüzde 24,77, yakacak ve enerji maddelerinde yüzde 23,52, işlenmemiş maddelerde yüzde 14,44, mensucatta yüzde 13,47, kimyevi maddelerde yüzde 9,71 oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/istanbulun-agustos-enflasyonu-yuzde-166-86629</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/enflasyon-market-alisveris44556.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İTO&#039;nun ağustos verilerine göre, İstanbul&#039;da aylık bazda perakende fiyatlar yüzde 1,66, toptan fiyatlar da yüzde 2,5 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/lisanssiz-elektrik-uretimine-133-megavatlik-kapasite-tahsisi-86626</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 13:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Lisanssız elektrik üretimi için 13,3 megavatlık kapasite tahsisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>1-31 Temmuz döneminde yapılan başvuruların Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun (EPDK) ilgili kararına göre değerlendirildiği bildirildi.</p>
<p>Türkiye Elektrik İletim AŞ (TEİAŞ) tarafından yapılan bilgilendirmeye göre, değerlendirme sonucunda 6 başvuru için toplam 13,3 megavatlık kapasite tahsis edildi. Başvuruların tamamı, üretim ve tüketimin aynı yerde olduğu projelere ilişkin oldu.</p>
<p>Buna göre, 1'inci bölgede toplam 8,1 megavat, 9'uncu bölgede ise toplam 5,2 megavat kapasite tahsisi yapıldı.</p>
<p>Kapasite tahsis hakkı kazanan başvurulara, Enerji İşleri Genel Müdürlüğünün görüşü doğrultusunda sistem bağlantı görüşü verilecek.</p>
<p>TEİAŞ'ın 31 Ağustos itibarıyla yayımladığı haritaya göre, iletim gerilim seviyesinden şebekeye bağlanacak rüzgar enerjisi santrali ve güneş enerjisi santrali yatırımları için bölgesel kalan kapasite toplam 38,7 megavat seviyesinde bulunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/lisanssiz-elektrik-uretimine-133-megavatlik-kapasite-tahsisi-86626</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/1/1280x720/gunes-ruzgar-ges-res-1755788835.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TEİAŞ, lisanssız elektrik üretimi için yapılan başvurular kapsamında 13,3 megavatlık kapasite tahsis etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/intetra-teknoloji-borsa-istanbulda-islem-gormeye-basladi-86621</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 13:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> İntetra Teknoloji Borsa İstanbul&#039;da işlem görmeye başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İntetra Teknoloji ve Bilişim Hizmetleri AŞ, Borsa İstanbul'da düzenlenen gong töreniyle "INTET" koduyla işlem görmeye başladı.</p>
<p>İntetra Teknoloji'nin gong töreni, Borsa İstanbul AŞ Genel Müdürü Korkmaz Ergun, İntetra Teknoloji Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ömerbeyoğlu, Yönetim Kurulu Başkan Vekili İhsan Serdar Tiyek, Üst Yöneticisi (CEO) ve Yönetim Kurulu Üyesi Muhammed Alyürük, Yönetim Kurulu Üyesi Bengi Aran Ömerbeyoğlu, Yönetim Kurulu Üyesi Recep Bahar, Mali İşler Genel Müdür Yardımcısı Bekir Kurtuluş ve Bulls Yatırım Genel Müdür Yardımcısı Berkay Aytekin'in katılımıyla yapıldı.</p>
<p>Bulls Yatırım liderliğinde gerçekleştirilen halka arzın talep toplama işlemleri 26-27 Ağustos'ta tamamlandı. Halka arz kapsamında 40 milyon lira nominal değerli pay 53,60 lira sabit fiyatla satışa sunulurken, halka arzın toplam büyüklüğü 2 milyar 144 milyon lira olarak gerçekleşti. Halka arzda, toplam 653 bin 433 yatırımcıya pay dağıtıldı.</p>
<p>Dağıtım kapsamında 651 bin 837 yurt içi bireysel yatırımcıya 39 milyon 905 bin 887 lot, 38 yurt içi kurumsal yatırımcıya 2 bin 777 lot ve 1558 yurt dışı bireysel yatırımcıya 91 bin 336 lot pay verildi. Böylece dağıtılan payların yüzde 99,76'sı yurt içi bireysel, yüzde 0,01'i yurt içi kurumsal ve yüzde 0,23'ü yurt dışı bireysel yatırımcılara tahsis edildi.</p>
<p><strong>"Ülkemizin teknoloji ihracatına değerli katkılar sunuyor"</strong></p>
<p>Borsa İstanbul AŞ Genel Müdürü Korkmaz Ergun, törende yaptığı konuşmada, İntetra Teknoloji'nin Türkiye'nin ulaşım altyapısının dijital dönüşümünde önemli bir rol üstlendiğini söyledi.</p>
<p>Şirketin yerli sistemlerin geliştirilmesine de katkı sağladığını belirten Ergun, şunları ifade etti:</p>
<p>"İntetra Teknoloji, ayrıca uluslararası projeleriyle de ülkemizin teknoloji ihracatına değerli katkılar sunuyor. Bugün ise borsamızda işlem görmeye başlayarak, halka arzdan elde ettiği gelirle bu yatırımlarını ve projelerini sürdürmeye devam edecekler. Bu nedenle, bu önemli halka arzda emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum. İntetra Teknoloji'ye borsamız ailesine hoş geldiniz diyor, bu halka arzın sermaye piyasalarına hayırlı olmasını diliyorum."</p>
<p><strong>"Daha güvenli, hızlı, konforlu ve sürdürülebilir bir ulaşım geleceğine katkı sağlamak istiyoruz"</strong></p>
<p>İntetra Teknoloji CEO'su ve Yönetim Kurulu Üyesi Muhammed Alyürük de halka arzla şirketin sürdürülebilir büyüme yolculuğunda önemli bir eşiği geride bıraktığını söyledi.</p>
<p>Halka arzın sermaye yapısını güçlendirdiğini belirten Alyürük, "Şirketimizin geleceğine ve büyüme potansiyeline duyulan güven için tüm yatırımcılara da ayrıca teşekkür ediyoruz. Bundan sonraki süreçte geleceğin teknoloji ekosistemini şekillendirirken öncü şirketlerden birisi olmak ve tüm paydaşlarımız için uzun vadeli kalıcı değer üretmek için çalışmaya devam edeceğiz." dedi.</p>
<p>Alyürük, İntetra Teknoloji'nin 21 yıldır Türkiye'nin ulaşım altyapısının dönüşümüne katkı sağlayan projelerde yer aldığını ifade ederek, Türkiye'de geliştirdikleri teknoloji ve mühendislik birikimini uluslararası pazarlara taşıma hedefiyle ilerlediklerini dile getirdi.</p>
<p>Hedeflerinin Türkiye'de geliştirilen mobilite teknolojilerini dünyanın farklı coğrafyalarında hayata geçirmek olduğunu belirten Alyürük, şunları ifade etti:</p>
<p>"İntetra'yı uluslararası ölçekte rekabet eden güçlü bir mobilite teknoloji şirketi haline getirmek istiyoruz. Bunun için önümüzdeki dönemde teknoloji ve AR-GE yatırımlarımızı güçlendirecek, yazılım ve ürün geliştirme kapasitemizi artıracak ve uluslararası büyümemizi hızlandıracağız. Bugün akıllı otoyollardan elektronik ücret toplamaya, tünel yönetiminden demir yollarına ve araç yol haberleşmesine kadar geniş bir teknoloji alanında çalışıyoruz. Projelerimizi, yalnızca bugünün ihtiyaçlarına cevap veren sistemler olarak görmüyoruz. Geleceğin yolları, yalnızca araçların üzerinde hareket ettiği fiziksel altyapılar olmayacak. Yol, araç, trafik ışıkları, tünel, ödeme sistemleri ve kontrol merkezleri birbirleriyle gerçek zamanda iletişim kuran, yaşayan bir dijital ekosisteme dönüşecek. Bizim vizyonumuz da tam olarak bu. Birbirinden bağımsız sistemler kurmak değil, ulaşımın tüm birleşenlerini birbirine bağlayan, daha akıllı, güvenli ve sürdürülebilir bir mobilite ekosistemi oluşturabilmek. Hedefimiz, teknoloji ve yazılım gücümüzle daha güvenli, hızlı, konforlu ve sürdürülebilir bir ulaşım geleceğine katkı sağlamak."</p>
<p><strong>"Halka arzı stratejik sıçrama noktalarından biri olarak görüyoruz"</strong></p>
<p>İntetra Teknoloji Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ömerbeyoğlu da şirketin 21 yıl önce Türkiye'den dünyaya teknoloji ihraç eden bir mühendislik gücü olma hedefiyle yola çıktığını söyledi.</p>
<p>Aradan geçen sürede akıllı ulaşım sistemlerinden elektronik ücret toplamaya, trafik yönetiminden entegre mobilite çözümlerine kadar ulaşımın geleceğini şekillendiren teknolojiler geliştirdiklerini belirten Ömerbeyoğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye'de kazandığımız derin mühendislik birikimini sınırların ötesine, dünyanın farklı coğrafyalarına taşıdık. Bugün İntetra yalnızca Türkiye'de proje yapan bir şirket değil, kendi teknolojisini üreten, küresel ölçekte projelerde rekabet eden ve dünyanın farklı coğrafyalarında iz bırakan uluslararası bir teknoloji firması. Ama bizim için asıl gurur kaynağı, finansal büyüklük veya projelerimiz değil. İntetra'nın gerçek değeri, uzun yıllarda ilmik ilmik işlediğimiz mühendislik kültürü üretimine inancımız ve en önemlisi insan kaynağı. Çünkü biliyoruz ki geleceği vizyon sahibi, tutkulu ve üreten insanlar şekillendirir. Bugün İntetra'nın sayfasına, yeni bir sayfa açmıyoruz. Halka arzı bir bitiş veya varış çizgisi olarak görmüyoruz, İntetra'nın küresel bir teknoloji firmasına dönüşme yolculuğunda en stratejik sıçrama noktalarından biri olarak görüyoruz."</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/intetra-teknoloji-borsa-istanbulda-islem-gormeye-basladi-86621</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/1/1280x720/436-1788257777.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa İstanbul&#039;daki gong töreninde konuşan İntetra Teknoloji CEO&#039;su Muhammed Alyürük, &quot;Geleceğin teknoloji ekosistemini şekillendirirken öncü şirketlerden birisi olmak ve tüm paydaşlarımız için uzun vadeli kalıcı değer üretmek için çalışmaya devam edeceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ozan-diren-tartismamiz-gereken-programi-terk-etmek-degil-eksik-ayagini-tamamlamak-86620</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 12:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ozan Diren: Tartışmamız gereken programı terk etmek değil, eksik ayağını tamamlamak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AHMET USMAN/EKONOMİ</strong></p>
<p>Üç yıldır uygulanan ekonomi programının ağır iç ve dış şoklara karşı gerekli bir çerçeve sağladığını ama sanayi üzerindeki baskıyı artırdığını dile getiren Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Ozan Diren, buna rağmen tartışılması gerekenin programı terk etmek değil, eksik ayağını tamamlamak olduğunu ifade etti.</p>
<p>Ege Bölgesi Sanayi Odası’nın (EBSO) ağustos ayı meclis toplantısına konuk olan Diren, Türkiye ekonomisinin son üç yıldır makroekonomik dengelenme ve istikrar arayışında olduğunu belirterek, “Bunun ilk ve vazgeçilmez koşulu enflasyonla mücadele. Bu tartışmayı program başarılı mı, başarısız mı olduğu ikilemine sıkıştırmak doğru değil. Program, ağır iç ve dış şoklara karşı gerekli bir çerçeve sağladı. Bunu teslim etmeliyiz. Para politikası ve maliye politikası bu çerçevenin temel unsurları ama tek başlarına yeterli değil. Tartışmamız gereken programı terk etmek değil, eksik ayağını tamamlamak” diye konuştu.</p>
<p>Programda maliye politikasının para politikasına gecikmeli eşlik ettiğini söyleyen Diren, “Gıda, konut ve eğitim gibi yüksek enflasyon alanlarında yapısal ve arz yönlü reformları programa yeterince dahil edemedik. İç siyasi gelişmeler ve jeopolitik şoklar da hedefe ulaşma süresini uzattı. Parasal sıkılık beklenenden uzun sürdü. Sanayi üzerindeki baskı arttı. Geçmişte reformlarla desteklenen bir programla enflasyonu tek haneye düşürdük. Şimdi de başarmamamız için bir neden yok. Bunun koşulu, temel ayağı, yani reformları eksik bırakmamak. Merkez Bankası’nın yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 16’dan yüzde 28’e çıkarması yapısal ve arz yönlü politikaları hızlandırmamız gerektiğini açıkça gösteriyor” görüşünü savundu.</p>
<p>Enflasyonla mücadeleden vazgeçilemeyeceğini belirten Ozan Diren, “Fakat yalnızca talebi baskılayan araçlarla ilerlemek, sanayi üzerindeki baskıyı uzatır. Kısa vadede talep koşullarını dengelerken, orta vadede arz kapasitesini, üretkenliği ve verimliliği artırmalıyız. Kur, faiz ve finansman maliyeti önemli ama bunların hiçbiri tek başına sorunların kapsamlı bir teşhisi değil. Kısa vadeli çözüm, yarının problemi olmamalı. Makro dengelenmenin sanayi üzerindeki etkisini rakamlar açık biçimde gösteriyor. Haziran itibarıyla sanayinin 12 aylık ortalama büyüme hızı yüzde 1,8'e geriledi. Uzun vadede yaklaşık yüzde 5 çevresinde dalgalanan bu oran, 2023 sonrasında yüzde 2'nin altına indi. Bu, sanayinin daha düşük bir büyüme patikasına yerleştiğini gösteriyor” dedi.</p>
<h2>“Dezenflasyon hedefinden vazgeçilmesini istemiyoruz”</h2>
<p>Sanayinin kısa vadede nefes alanına, orta vadede ise kamu ve özel sektörün aynı hedefler etrafında hizalanmasına ihtiyacı olduğunu vurgulayan Diren, “Burada önerdiğimiz şey genel ve kontrolsüz bir parasal gevşeme değil. Dezenflasyon hedefinden vazgeçilmesini de istemiyoruz. İhtiyacımız olan çerçeve hedefli, seçici ve şeffaf olmalı. Süresi belli olmalı, performans koşuluna bağlanmalı ve etkisi ölçülmeli. Kısa vadede reel sektörün likidite ve işletme sermayesi ihtiyacı ele alınmalı. İhracat siparişleri finanse edilmeli, kayıtlı istihdam korunmalı, üretimin ani biçimde durması önlenmeli. Aynı zamanda verimlilik yatırımları desteklenmeli; otomasyon ve dijitalleşme hızlandırılmalı. Enerji verimliliği ve yeşil dönüşüm finanse edilmeli, teknoloji ve stratejik kapasite yatırımları büyütülmeli, ihracatta katma değeri artıran projelere öncelik verilmeli” diye konuştu.</p>
<h2>“Asıl tehlike sanayinin küçülmesi”</h2>
<p>EBSO Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar da üretim ülke ekonomisinin lokomotif olduğunun unutulmaması gerektiğini belirterek, “Sanayide, tarımda yaşanan daralmalar fiyatlar üzerinde baskı yaratmaya, dolayısıyla enflasyonun düşürülmesinin önünde engel olmaya devam ediyor. Sanayinin gayri safi yurt içi hasıladaki payı % 18.3'ye, imalat sanayinin payı 15.4, ihracatın payı yüzde 16,3’e düştü. Asıl tehlike çanı burada çalıyor. Sanayinin tıkandığı bir düzende ilerleme söz konusu olmaz. Sanayicimiz içeride hiç olmadığı kadar baskı altındayken, bir de küreselde de jeopolitik risklerden değişen ticaret kurallarına, gümrük vergilerinden Avrupa Birliği'nin adeta zorbalık derecesine varan made in Europe’ya, sınırda karbon düzenleme mekanizmasından yeni gümrük uygulamalarına kadar risk oluşturan birçok başlıkla mücadele ediyor” görüşünü dile getirdi.</p>
<p>EBSO seçimlerine siyaset müdahalesi iddiası Meclis Üyesi Nedim Anbar, bazı siyasetçilerin önümüzdeki ay gerçekleştirilecek EBSO seçimlerini dizayn etmeye çalıştığını dile getirdi. 17 yıldır sürdürdüğü EBSO meclis üyeliği görevini noktalayacağını belirten Anbar, “Bazı siyasetçiler sağı solu arayıp bazı isimlerin gruplara alınmaması için müdahalelerde bulunuyorlar. Bu durum oda seçimlerini kirletiyor. İş dünyası ekonomiye dair iki kelime ettiğinde TÜSİAD başkanı bile göz altına alınabiliyor. Birileri ‘sen kimsin, kendine güveniyorsan gel siyasete gir’ diye azarlamaya çalışıyor. EBSO seçimlerine müdahil olmak istiyorsanız gelin bir fabrika açın, EBSO’ya üye olun, istediğiniz gibi mücadele edin. 17 yıldır bu kurumun seçimlerinin siyasete hiç alet olduğunu görmemiştim, çok üzüldüm” dedi.</p>
<p>Seçimlerde EBSO başkanlığına aday olduğunu açıklayan EBSO Başkan Vekili Hakan Ürün, siyasetçilerin tüm sanayicilere eşit mesafede olması gerektiğini belirterek, “Oda başkanları hükümete, iktidara, siyasetçilere belli bir mesafede olmak zorunda. Siyasetçilere karşı olma durumumuz olamaz. Sonuçta pek çok sorunumuzu onlarla çözüyoruz. Bir uyum içinde çalışmamız gerekiyor. Görüş farklılıkları olabilir. Bugüne kadar farklı fikirler sorunsuz şekilde bu çatı altında bir araya geldi. Tüm siyasetçilerden bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da EBSO mensuplarına eşit mesafede kalmalarını rica ediyorum” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ozan-diren-tartismamiz-gereken-programi-terk-etmek-degil-eksik-ayagini-tamamlamak-86620</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/0/1280x720/56-1788328172.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Bölgesi Sanayi Odası’nın ağustos ayı meclis toplantısına konuk olan TÜSİAD Başkanı Ozan Diren, beklenenden uzun süren parasal sıkılığın sanayi üzerindeki baskıyı artırdığını belirterek, “Geçmişte reformlarla desteklenen bir programla enflasyonu tek haneye düşürdük. Şimdi de başarmamamız için bir neden yok. Bunun koşulu, temel ayağı, yani reformları eksik bırakmamak” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kadooglu-dunya-gida-ticaretinin-kalbinin-turkiyede-atmasini-saglayacagiz-86619</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 12:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kadooğlu: Dünya gıda ticaretinin kalbinin Türkiye&#039;de atmasını sağlayacağız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Türkiye gıda sektörünün üreticilerini, ihracatçılarını ve uluslararası alıcılarını bir araya getiren Foodist İstanbul Fuarı, Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı ile Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mustafa Gültepe'nin katılımıyla düzenlenen törenle kapılarını açtı.</p>
<p>Fuarın açılışında konuşan TİM Yönetim Kurulu Üyesi Celal Kadooğlu, Türkiye'nin gıda sektöründe sahip olduğu üretim gücünü küresel ticarette daha etkin bir konuma taşımayı hedeflediklerini söyledi. Türkiye'nin güçlü üretim altyapısı, geniş ürün çeşitliliği, yüksek kalite standartları ve dünyanın dört bir yanına ulaşan ihracat ağıyla küresel gıda ticaretinin önemli aktörlerinden biri olduğunu vurgulayan Kadooğlu, yeni dönemde hedefin bu gücü uluslararası ticaretin merkezinde konumlandırmak olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>“İstanbul küresel ticaretin buluşma noktası olacak”</strong></p>
<p>Türkiye'nin üretim kabiliyetini daha rekabetçi bir ihracat gücüne dönüştürmek için küresel ticaretin önemli buluşma merkezlerinden biri haline gelmesi gerektiğini belirten Kadooğlu, İstanbul'un bu hedef açısından sahip olduğu avantajlara dikkat çekti. Kadooğlu, “Gıda alanında güçlü üretim altyapımız, ürün çeşitliliğimiz, yüksek kalite standartlarımız, girişimci özel sektörümüz ve dünyanın dört bir yanına ulaşan ihracat ağımızla küresel gıda ticaretinin önemli ülkelerinden biriyiz. Üretimdeki gücümüzü ihracata daha rekabetçi şekilde taşıyabilmek için küresel ticaretin buluşma noktalarından biri olmak zorundayız” dedi. Dünyanın farklı bölgelerinden alıcıları Türkiye'ye çekmeyi ve uluslararası gıda ticaretini İstanbul merkezli güçlü bir organizasyon ağıyla buluşturmayı amaçladıklarını dile getiren Kadooğlu, İstanbul'un coğrafi ve ticari avantajlarının bu vizyon için önemli fırsatlar sunduğunu kaydetti. “İstanbul, eşsiz konumu, güçlü ulaşım bağlantıları, köklü ticaret kültürü ve uluslararası marka değeriyle bu hedef için son derece doğru bir adres” diyen Kadooğlu, fuarlar ve uluslararası ticaret organizasyonlarının Türkiye'nin ekonomik diplomasi gücüne de önemli katkı sağlayacağını vurguladı.</p>
<p><strong>Türk ürünleri daha güçlü markalarla dünyaya taşınacak</strong></p>
<p>Küresel ticaretin yalnızca ürün satmakla sınırlı olmadığını, alıcıların, yatırımcıların ve sektör temsilcilerinin aynı merkezlerde buluşmasının ülkelerin ticari gücünü artırdığını ifade eden Kadooğlu, Türkiye'nin gıda sektöründe yeni bir ticaret merkezi oluşturma vizyonuyla hareket ettiğini söyledi. Kadooğlu, “Dünya gıda ticaretinin kalbinin Türkiye'de atmasını sağlayacak bu çalışmalar, Türk ürünlerini dünyaya daha güçlü markalarla taşıyacaktır” değerlendirmesinde bulundu. Türkiye'nin önümüzdeki dönemde üretim kapasitesinin yanı sıra markalaşma, teknoloji, sürdürülebilirlik ve lojistik alanlarında da önemli bir dönüşüm gerçekleştirmesi gerektiğine işaret eden Kadooğlu, küresel rekabetin giderek daha sert hale geldiği yeni döneme dikkat çekti.</p>
<p><strong>“Gelecek 10 yıl daha zorlu geçecek”</strong></p>
<p>Jeopolitik risklerin, iklim değişikliğinin ve küresel ekonomik belirsizliklerin önümüzdeki yıllarda ticaretin yönünü belirlemeye devam edeceğini belirten Kadooğlu, özel sektörün bu yeni döneme güçlü yatırımlarla hazırlanması gerektiğini söyledi. “Gelecek on yılda jeopolitik risklerin devam edeceği ve rekabetin artacağı bir döneme giriyoruz” diyen Kadooğlu, bu süreçte entegre tesislerin, akıllı yatırımların ve teknolojik dönüşümün büyük önem taşıyacağını vurguladı. Gıda arz güvenliğinin artık yalnızca tarımsal üretim meselesi değil, ülkelerin ekonomik ve stratejik güvenliği açısından da kritik bir başlık haline geldiğini belirten Kadooğlu, iklim değişikliği ve küresel riskler karşısında hammadde tedarikinin sürdürülebilir hale getirilmesinin öncelikli hedeflerden biri olduğunu kaydetti.</p>
<p><strong>“Lojistik yatırımlar Türkiye'nin gücünü artıracak”</strong></p>
<p>Türkiye'nin küresel ticaretteki en önemli avantajlarından birinin stratejik konumu ve lojistik kabiliyeti olduğunu dile getiren Kadooğlu, transit ticaretteki kapasitenin geliştirilmesinin ihracatçıların rekabet gücüne doğrudan katkı sağlayacağını söyledi. Türkiye'nin alternatif limanlara erişim imkânı ve güçlü kara yolu altyapısıyla bugüne kadar güvenilir bir tedarikçi olduğunu birçok kez kanıtladığını ifade eden Kadooğlu, yeni lojistik yatırımların bu avantajı daha da ileri taşıyacağını belirtti. Hassa-Dörtyol Tüneli ile Körfez'den Avrupa'nın içlerine uzanması planlanan Kalkınma Yolu gibi stratejik projelerin Türkiye'nin güvenli ve hızlı teslimat kapasitesini önemli ölçüde artıracağını kaydeden Kadooğlu, bu yatırımların özellikle dış ticarette yeni fırsatların kapısını aralayacağını söyledi.</p>
<p><strong>“Sadece tedarikçi değil, yönlendirici aktör olacağız”</strong></p>
<p>Türkiye'nin sahip olduğu üretim kapasitesi, lojistik avantajlar ve stratejik konumun ortak bir vizyon çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini belirten Kadooğlu, hedeflerinin küresel gıda ticaretinde daha iddialı bir rol üstlenmek olduğunu vurguladı. Kadooğlu, “Önümüzdeki dönemde güçlü üretim kapasitemizi, lojistik avantajlarımızı ve stratejik konumumuzu ortak akılla birleştireceğiz. Türkiye'yi küresel gıda ticaretinin sadece tedarikçisi değil, yönlendirici aktörü yapmaya kararlıyız” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kadooglu-dunya-gida-ticaretinin-kalbinin-turkiyede-atmasini-saglayacagiz-86619</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/9/1280x720/kadooglu-dunya-gida-ticaretinin-kalbinin-turkiyede-atmasini-saglayacagiz-1788254955.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TİM Yönetim Kurulu Üyesi Celal Kadooğlu, Türkiye&#039;nin güçlü üretim kapasitesi, stratejik coğrafi konumu ve gelişen lojistik altyapısıyla küresel gıda ticaretinde yalnızca önemli bir tedarikçi değil, yön veren bir merkez haline gelmeyi hedeflediğini söyledi. Kadooğlu, “Dünyanın farklı noktalarından alıcıları Türkiye&#039;ye getirecek, küresel gıda ticaretini İstanbul&#039;da buluşturacak güçlü bir çekim merkezi oluşturacağız” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/garanti-bbva-filo-kiralaya-donusuyor-86625</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Garanti BBVA Filo, &#039;Kirala&#039;ya dönüşüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Garanti BBVA Filo'nun, yaklaşık 20 yıllık araç kiralama deneyimini geniş bir hizmet modeline taşıyarak Garanti BBVA Kirala markasına dönüştürüleceği duyuruldu. </p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, araç kiralama faaliyetlerini sürdüren şirket, yeni dönemde akıllı telefon kiralama hizmetini ve ikinci el araç satışını da hizmet alanına ekleyecek.</p>
<p>Araç dışındaki ilk yeni kategorisi olan cep telefonu kiralama hizmetini bireysel Garanti BBVA müşterilerine 12 veya 24 aylık kiralama seçenekleriyle yalnızca Garanti BBVA Mobil üzerinden sunan şirketin, finansman, risk, operasyon ve servis yönetimindeki deneyimini farklı ürün kategorilerine taşıyacğı belirtildi.</p>
<p>Garanti BBVA Kirala, araç kiralamada geliştirdiği finansman, risk yönetimi, operasyon, servis, bakım, iade ve ikinci el değer yönetimi yetkinliklerini yeni ürün ve hizmet alanlarına taşımayı hedefliyor.</p>
<p>Araç kiralama yeni yapının ana faaliyetlerinden biri olmayı sürdürürken, akıllı telefon kiralama ve filodan çıkan araçların doğrudan ikinci el müşterileriyle buluşturulması dönüşümün ilk adımları arasında yer alıyor.</p>
<p>Garanti BBVA Kirala'nın yeni hizmet modeli, ürünlerin kullanım ömrünün daha verimli yönetilmesini de kapsarken, kiralama süresi tamamlanan ürünlerin geri alınarak kontrol edilmesi ve uygun koşullarda yeniden kullanıma kazandırılması, yeniden kullanıma uygun olmayanların ise geri dönüşüm süreçlerine yönlendirilmesi planlanıyor.</p>
<p>Kiralama modelinin, ürünlerin ekonomik ömrünün uzatılmasına ve kaynakların daha verimli kullanılmasına katkı sağlayan döngüsel bir yapıyla desteklenmesi hedefleniyor.</p>
<p><strong>"Operasyonel birikimi yeni ürün kategorilerine taşıyoruz"</strong></p>
<p>Garanti BBVA Genel Müdürü Mahmut Akten, Garanti BBVA Kirala'nın değişen müşteri beklentileri doğrultusunda şekillenen yeni bir iş modeli olduğunu belirtti.</p>
<p>Teknolojinin gelişme hızının müşterilerin ihtiyaçlarını ve ürünleri kullanma biçimlerini de dönüştürdüğünü vurgulayan Akten, "Bugün bireyler ve işletmeler ihtiyaç duydukları ürünlere kolay, esnek ve güvenilir biçimde ulaşabilecekleri yeni modeller arıyor. Garanti BBVA olarak müşterilerimizin sesini bir rehber olarak görüyor, hizmetlerimizi onların gözünden yeniden tasarlamaya odaklanıyoruz. Radikal Müşteri Perspektifi adını verdiğimiz bu yaklaşım, Garanti BBVA Kirala'nın dönüşümünün de temelini oluşturuyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Akten, bu yeni modelin önemli bir boyutunun da kaynakların daha verimli kullanılması olduğunu aktararak, sürdürülebilirliği yalnızca finansman perspektifiyle değil, iş modellerinin dönüşümü, kaynak verimliliği ve döngüsel ekonomiyi destekleyen yeni çözümler açısından da ele aldıklarının altını çizdi.</p>
<p>Kiralama, yeniden kullanım ve ürünlerin ikinci yaşamının yönetilmesi gibi modellerin döngüsel ekonomiye katkısını önemsediklerine işaret eden Akten, "Garanti BBVA Kirala ile müşterilerimizin değişen ihtiyaçlarına yeni çözümler sunarken, ürünlerin yaşam döngüsünü daha verimli yöneten ve sürdürülebilir değer yaratan bir yapı oluşturmayı hedefliyoruz." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p>Garanti BBVA Kirala Genel Müdürü Burak Ali Göçer de Garanti BBVA Filo'da yaklaşık 20 yıldır yüksek değerli varlıkların finansmanını, riskini ve operasyonunu yönettiklerini aktardı.</p>
<p>Göçer, seçimden teslimata, bakım ve servisten iade ve ikinci el değer yönetimine kadar tüm süreçleri uçtan uca yürüttüklerini belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Garanti BBVA Kirala ile bu operasyonel birikimi yeni ürün kategorilerine taşıyoruz. Bugün bunun üç somut karşılığı var. Araç kiralama deneyimimizi dijitalleştiriyoruz, kiralama süresi tamamlanan araçlarımızı doğrudan ikinci el müşterileriyle buluşturuyoruz ve akıllı telefon kiralama hizmetini de yalnızca Garanti BBVA Mobil üzerinden müşterilerimize sunuyoruz. Bizim için yeni dönemin odağı, farklı ürün kategorilerinde güvenilir ve kolay bir kiralama deneyimi sunarken ürünün kullanım sürecini ve sonraki yaşamını da yönetebilmek. Garanti BBVA Kirala'yı bu yetkinlik üzerine büyütmeyi hedefliyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/garanti-bbva-filo-kiralaya-donusuyor-86625</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/4/1280x720/akten-1770277032.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Garanti BBVA Filo&#039;nun hizmet alanını genişleterek &quot;Garanti BBVA Kirala&quot;ya dönüştürüleceği bildirildi. Genel Müdür Mahmut Akten, &quot;Müşterilerimizin değişen ihtiyaçlarına yeni çözümler sunarken, ürünlerin yaşam döngüsünü daha verimli yöneten ve sürdürülebilir değer yaratan bir yapı oluşturmayı hedefliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/basvurular-basladi-500-lisans-ogrencisine-aylik-13-bin-750-lira-burs-86615</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Başvurular başladı: 500 lisans öğrencisine aylık 13 bin 750 lira burs</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının ilgili kuruluşu Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu (TENMAK) tarafından lisans öğrencilerine yönelik hazırlanan Yurt İçi Lisans Başarı Bursu Programı için başvurular başladı.</p>
<p>Bakanlık açıklamasına göre, 2025 veya 2026 Yükseköğretim Kurumları Sınavı'nda (YKS) ilk 100 bine giren ve program kapsamında belirlenen 41 farklı lisans programına yerleşen öğrenciler burs programına başvurabilecek.</p>
<p>Program kapsamında toplam 500 lisans öğrencisine aylık 13 bin 750 lira burs sağlanacak.</p>
<p>Başvurular, "https://burs.tenmak.gov.tr/" internet adresi üzerinden alınmaya başlandı.</p>
<p>Başvuru süreci, 15 Eylül Salı günü saat 17.00'de sona erecek.</p>
<p>Başvuru şartlarını taşıyan öğrenciler, kendi bölümleri içinde ilgili yılın YKS yerleştirme başarı sıralamaları doğrultusunda sıralanacak.</p>
<p>Her bir bölüm için ayrılan kontenjan dahilinde en yüksek başarı sırasına sahip öğrenciler burs kapsamında değerlendirilecek.</p>
<p>Birinci sınıfını tamamlayarak ikinci sınıfa geçen adayların genel ağırlıklı not ortalamasının en az 2,50/4,00 veya 65/100 olması şartı aranacak.</p>
<p><strong>Bursiyerlere mentör desteği sağlanacak</strong></p>
<p>Burs programına kabul edilen öğrencilere eğitim gördükleri alanlar ve kariyer hedefleri dikkate alınarak TENMAK bünyesinde görev yapan uzmanlar ile alanında deneyimli çalışanlar arasından mentörler atanacak.</p>
<p>TENMAK Araştırma Burs Programları, başarı ve araştırma olmak üzere iki temel başlıktan oluşuyor. Programlarla üniversitenin ilk yılından itibaren yetkin, üretken ve uluslararası standartlarda araştırma yapabilen gençlerin desteklenmesi hedefleniyor.</p>
<p><strong>"Enerjide tam bağımsız Türkiye yolunda gençlerimizin her daim yanındayız"</strong></p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şunları kaydetti:</p>
<p>"Geleceğimizin enerjisi gençlerimiz için TENMAK Lisans Başarı Bursu başvurularımız başladı. Enerji, nükleer, maden, bor, nadir toprak elementleri ve ileri malzeme gibi 41 alanda ülkemizin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağını yetiştirmek amacıyla YKS'de ilk 100 bine giren 500 lisans öğrencimize aylık 13 bin 750 lira burs imkanı ve mentörlük desteği sağlayacağız. Enerjide tam bağımsız Türkiye yolunda gençlerimizin her daim yanındayız. Ülkemizin aydınlık yarınlarını inşa edecek tüm gençlerimizi bu imkândan yararlanmaya davet ediyorum."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/basvurular-basladi-500-lisans-ogrencisine-aylik-13-bin-750-lira-burs-86615</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/enerji-ve-tabii-kaynaklar-bakanligi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, &quot;Enerji, nükleer, maden, bor, nadir toprak elementleri ve ileri malzeme gibi 41 alanda ülkemizin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağını yetiştirmek amacıyla YKS&#039;de ilk 100 bine giren 500 lisans öğrencimize aylık 13 bin 750 lira burs imkanı ve mentörlük desteği sağlayacağız.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-imalat-pmi-481e-cikti-86610</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 10:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> İSO İmalat PMI 48,1&#039;e çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) Türkiye İmalat Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) anketinin ağustos ayı sonuçları açıklandı.</p>
<p>Eşik değer olan 50'nin üzerinde ölçülen rakamların sektörde iyileşmeye işaret ettiği anket sonuçlarına göre, manşet PMI ağustosta 50 eşik değerinin altında yer almaya devam etse de temmuz ayındaki 47,7 düzeyinden 48,1'e yükseldi. PMI böylece son üç ayın en yüksek seviyesinde gerçekleşti ve faaliyet koşullarında bir önceki aya göre ılımlı bir yavaşlamaya işaret etti.</p>
<p>Orta Doğu'daki savaş bölgede belirsizliğe neden olurken ağustos ayında da talebin zayıf seyretmesine yol açtı ve imalat sektörünün performansını baskılamaya devam etti. Bunun sonucunda hem toplam yeni siparişler hem de yeni ihracat siparişleri yavaşladı. Öte yandan, her iki göstergedeki düşüş temmuz ayına kıyasla daha sınırlı gerçekleşti.</p>
<p>Bu gelişmeler karşısında imalatçılar üretim seviyelerini üst üste üçüncü ay azalttı. Ağustostaki yavaşlama, bir önceki aya oldukça yakın ve ılımlı seyretti. İş yüklerindeki zayıflık, imalatçıları istihdam ve satın alma faaliyetlerini azaltmaya yöneltti. Her ikisinde de düşüş belirgin düzeyde ve temmuz ayına göre daha yüksek oranlarda kaydedildi. Firmalar, siparişlerini mümkün olduğunca mevcut stoklarını kullanarak karşılamayı tercih ettiklerini bildirdi. Buna bağlı olarak hem girdi stokları hem de nihai ürün stokları düşüş eğilimini korudu.</p>
<p>Yükselen yakıt ve petrol maliyetlerinin yanı sıra ham madde fiyatlarındaki artışlara bağlı olarak, girdi maliyetleri enflasyonu son üç ayın en yüksek düzeyine çıktı. Buna bağlı olarak firmalar satış fiyatlarını artırdı. Girdi fiyatlarında olduğu gibi nihai ürün fiyatlarında da enflasyon ivme kazanmasına rağmen ocak-haziran ortalamasına göre yavaş seyretti. Son olarak, Orta Doğu'daki savaşın yol açtığı aksamalar nedeniyle tedarikçilerin teslimat sürelerinin uzadığı görüldü.</p>
<p><strong>İmalat sektörünün genelinde talep yönlü sorunlar yaşandı</strong></p>
<p>İSO Türkiye Sektörel PMI ağustos raporu, yeni ihracat siparişlerindeki bazı iyileşme belirtilerine rağmen, Türk imalat sektörünün genelinde talep yönlü sorunlar yaşandığını gösterdi. Buna bağlı olarak, üretimde büyüme sınırlı ölçekte kaldı ve istihdam artıran sektör sayısı temmuz ayına göre azaldı. Girdi maliyetleri enflasyonu yüksek seyretmeye devam etti ancak bazı sektörler yeni sipariş alma çabaları doğrultusunda satış fiyatı artışlarını sınırlı tuttu.</p>
<p>Ağustosta son beş ayda ilk kez, tüm sektörlerde yeni siparişler yavaşladı. En sert daralma kimyasal, plastik ve kauçuk sektöründe, en ılımlı düşüş ise giyim ve deri ürünlerinde kaydedildi. Toplam yeni siparişlerdeki gerileme, takip edilen 10 sektörün yarısında yeni ihracat siparişlerinin artmasına rağmen gerçekleşti.</p>
<p>Talep koşullarındaki zayıflık, sektörlerin çoğunluğunun ağustos ayında üretimini azaltmasına yol açtı. Bunun tek istisnası metalik olmayan mineral ürünler sektöründeki güçlü üretim artışı oldu. Üst üste ikinci ay kaydedilen bu artış, Mayıs 2022'den bu yana en yüksek hızda gerçekleşti. Yeni siparişlerde olduğu gibi, üretimde de en belirgin yavaşlama kimyasal, plastik ve kauçuk sektöründe gözlendi.</p>
<p>Yeni siparişler ve üretimdeki zayıf seyir, imalatçıların ağustos ayında istihdam kararlarında da temkinli davranmalarına neden oldu. İstihdam artışı kaydedilen sektör sayısı temmuzda beş iken ağustos ayında ikiye geriledi. Kara ve deniz taşıtı üreticileri üst üste dördüncü ay istihdamını artırırken, ana metal sanayi sektöründeki sınırlı artış sekiz aylık daralma eğilimini sona erdirdi.</p>
<p><strong>Giyim ve deri ürünleri firmalarının satış fiyatlarındaki artış sınırlı gerçekleşti</strong></p>
<p>Satın alma faaliyetlerinin tüm sektörlerde yavaşlaması, tedarik zincirleri üzerindeki baskının bir miktar hafiflemesini sağladı. Böylece anket kapsamında izlenen 10 sektörün yarısında teslimat süreleri kısaldı. Bununla birlikte, elektrikli ve elektronik ürünler sektöründe tedarikçilerin teslimat süreleri belirgin şekilde uzamaya devam etti.</p>
<p>Ağustos ayında en yüksek maliyet enflasyonu elektrikli ve elektronik ürünler sektöründe kaydedildi. Bu sektörde girdi fiyatlarındaki artış son beş ayın en yüksek hızında gerçekleşti. İzlenen sektörlerin büyük bölümünde girdi maliyetleri enflasyonu ivme kazanırken, bunun başlıca istisnası, geçen kasım ayından bu yana en ılımlı artışın gerçekleştiği ağaç ve kağıt ürünleri sektörü oldu. Girdi maliyetlerindeki yükselişe bağlı olarak satış fiyatları da tüm sektörlerde arttı. Bununla birlikte, giyim ve deri ürünleri firmalarının satış fiyatlarındaki artış çok sınırlı gerçekleşti.</p>
<p>Açıklamada endekse ilişkin değerlendirmesine yer verilen S&amp;P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Andrew Harker, şunları kaydetti:</p>
<p>"Orta Doğu'daki savaşın gölgesi Türk imalat sektörünün üzerine düşmeye devam etti. Savaş yalnızca talebi zayıflatmakla kalmadı, iş kararları üzerinde de ilave bir belirsizlik yarattı. Öte yandan, yeni siparişlerdeki düşüşün ağustos ayında ivme kaybederek son üç ayın en ılımlı düzeyinde gerçekleşmesi, firmaların bu etkiyi sınırlayabildiklerini gösterdi. Bu durum, sektörün önümüzdeki aylarda ivme kazanabileceğine ilişkin bir miktar umut verse de halen pek çok şey Orta Doğu'daki gelişmelerin hangi yönde seyredeceğine bağlı."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-imalat-pmi-481e-cikti-86610</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/sanayi-pmi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Temmuzda 47,7 olan İSO Türkiye İmalat Satınalma Yöneticileri Endeksi geçen ay 48,1&#039;e yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/fiyati-en-cok-artan-urun-yumurta-en-buyuk-dusus-sivri-biberde-86609</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 10:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fiyatı en çok artan ürün yumurta, en büyük düşüş sivri biberde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, ağustos ayı üretici ve market fiyatları ile girdi maliyetlerindeki değişim hakkında açıklama yaptı.</p>
<p>Yazılı açıklamasında ağustosta üreticiyle market arasındaki fiyat farkının en fazla yüzde 748,4 ile limonda görüldüğünü belirten Bayraktar, limondaki fiyat farkını yüzde 380,3 ile havucun, yüzde 377,9 ile elmanın, yüzde 240,9 ile kabağın ve yüzde 239,4 ile yeşil soğanın takip ettiğini bildirdi.</p>
<p>Bayraktar, limonun 8,5 kat, elma ve havucun 4,8 kat, kabak ve yeşil soğanın da 3,4 kat fazlaya satıldığını aktararak, "Üreticide 10 lira olan limon markette 84 lira 84 kuruşa, 10 lira 66 kuruş olan havuç markette 51 lira 20 kuruşa, 18 lira 75 kuruş olan elma 89 lira 60 kuruşa, 16 lira 2 kuruş olan kabak 54 lira 61 kuruşa ve 17 lira 33 kuruş olan yeşil soğan 58 lira 83 kuruşa satıldı." ifadesini kullandı.</p>
<p>Ağustosta markette ve üreticide fiyatı en fazla artan ürünün yumurta, fiyatı en fazla düşen ürünün ise markette sivri biber, üreticide limon olduğunu belirten Bayraktar, açıklamasını şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Ağustos ayında markette 37 ürünün 19'unda fiyat artışı, 18'inde fiyat düşüşü görüldü. Ağustosta markette fiyatı en fazla artan ürün yüzde 37,8 ile yumurta oldu. Yumurtadaki fiyat artışını yüzde 19 ile yeşil fasulye, yüzde 11,1 ile yeşil soğan, yüzde 10 ile marul ve yüzde 8,9 ile kuru incir takip etti. Markette fiyatı en fazla azalan ürün ise yüzde 34,2 ile sivribiber oldu. Sivribiberdeki fiyat düşüşünü yüzde 28,9 ile kuru soğan, yüzde 24,2 ile kuru üzüm, yüzde 22 ile şeftali ve yüzde 21,2 ile kırmızı mercimek izledi.”</p>
<p>Bayraktar, ağustosta üreticide 29 ürünün 9'unda fiyat artışı, 13 üründe fiyat düşüşü görüldüğünü 7 üründe ise fiyat değişimi olmadığını bildirdi.</p>
<p>Üreticide en çok fiyat düşüşünün yüzde 75 ile limonda görüldüğünü ifade eden Bayraktar, limondaki fiyat düşüşünü yüzde 54,5 ile kuru soğanın, yüzde 24,2 ile patatesin, yüzde 23 ile yeşil soğanın ve yüzde 20 ile şeftalinin izlediğini aktardı.</p>
<p>Bayraktar, üreticide en çok fiyat artışının yüzde 39,9 ile yumurtada görüldüğünü, yumurtadaki fiyat artışını yüzde 11,1 ile marulun, yüzde 11 ile maydanozun, yüzde 7,3 ile kuzu etinin ve yüzde 7,2 ile kırmızı mercimeğin izlediğini vurguladı.</p>
<p><strong>Üretici fiyat değişimlerinin nedenleri</strong></p>
<p>Geçen yıl depolanan limonların arzı devam ederken, bu yıl erkenci çeşitlerin de piyasaya arzı nedeniyle limon fiyatlarında düşüş yaşandığının altını çizen Bayraktar, kuru soğanda Orta Anadolu'da hasadın başlaması ve ithalatın devam etmesi nedeniyle fiyatlarda gerileme yaşandığını kaydetti.</p>
<p>Bayraktar, ağustosta patates fiyatlarında yaşanan gerilemenin, başta Afyonkarahisar, Denizli, Amasya, Çorum, Kayseri, Nevşehir ve Niğde olmak üzere önemli üretim bölgelerinde yazlık patates hasadının aynı dönemde yoğunlaşmasından kaynaklandığının değerlendirildiğini bildirdi.</p>
<p>Fiyatların önceki dönemde yüksek seyretmesi nedeniyle üreticilerin söküme yönelmesi ve orta erkenci patateslerin de piyasaya çıkmaya başlamasının arzı artırarak fiyatlar üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturduğuna dikkati çeken Bayraktar, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Yeşil soğanda hasat döneminin yoğunlaşmasından dolayı ürünün arzında yaşanan artış, fiyatların düşmesine sebep oldu. Şeftalide üretimin yoğun olduğu ağustosta arzda görülen artışla birlikte üretici fiyatı düştü. Yumurta fiyatlarındaki yükseliş, yem, enerji, nakliye gibi üretim maliyetlerindeki artışın yanı sıra sektördeki planlama eksikliğinden kaynaklanan arz-talep dengesizliğine dayanıyor."</p>
<p><strong>Girdi fiyatlarındaki değişimler</strong></p>
<p>Bayraktar, girdi fiyatlarındaki değişimlere ilişkin de bilgi vererek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Ziraat odalarımız aracılığıyla girdi piyasalarından aldığımız fiyat verilerine göre, ağustosta temmuza göre DAP gübresi yüzde 4,5, 20.20.0 kompoze gübresi yüzde 4,4, ÜRE gübresi yüzde 0,6 artış gösterdi. Buna karşın amonyum nitrat gübresi yüzde 5,6, amonyum sülfat gübresinde yüzde 0,6 düşüş görüldü. Geçen yılın ağustos ayına göre son bir yılda amonyum nitrat gübresi yüzde 61,2, amonyum sülfat gübresi yüzde 55,2, 20.20.0 kompoze gübresi yüzde 32,7, DAP gübresi yüzde 25,3 ve ÜRE gübresi yüzde 3,4 arttı. Ağustosta temmuz ayına göre besi yemi fiyatları yüzde 0,7, süt yemi fiyatları yüzde 0,6 arttı. Son bir yılda ise besi yemi yüzde 34,5, süt yemi yüzde 31,8 arttı. Elektrik fiyatları yıllık olarak yüzde 25,1, tarım ilacı fiyatları yüzde 27,8 arttı. Ağustosta mazot fiyatı aylık olarak yüzde 7 artarken, yıllık yüzde 57,9 arttı."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/fiyati-en-cok-artan-urun-yumurta-en-buyuk-dusus-sivri-biberde-86609</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/yumurta-.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ağustosta markette 37 ürünün 19&#039;unda fiyat artışı, 18&#039;inde ise fiyat düşüşü görüldüğünü açıklayan TZOB Genel Başkanı Bayraktar, fiyatı en fazla artan ürünün yüzde 37,8 ile yumurta olduğunu bildirdi. Bayraktar, &quot;Markette fiyatı en fazla azalan ürün yüzde 34,2 ile sivri biber oldu. Sivri biberdeki fiyat düşüşünü yüzde 28,9 ile kuru soğan, yüzde 24,2 ile kuru üzüm, yüzde 22 ile şeftali ve yüzde 21,2 ile kırmızı mercimek izledi.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-saatte-250-kilometre-hiza-ulasarak-testlerimize-basariyla-devam-ediyoruz-86607</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 10:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uraloğlu: &#039;Milli Elektrikli Hızlı Tren&#039;imiz saatte 250 kilometre hıza ulaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Türkiye Raylı Sistem Araçları Sanayii AŞ (TÜRASAŞ) tarafından üretilen Milli Elektrikli Hızlı Tren'in test süreçleriyle ilgili bilgi verdi.</p>
<p>Daha önce saatte 240 kilometre hıza çıktıklarını ve son testlerde hız rekorunu geliştirdiklerini belirten Uraloğlu, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Saatte 225 kilometre işletme hızına sahip hızlı tren setimizin dinamik seyir emniyeti testlerine Gebze-Eskişehir güzergahında başladık. Testlerimizi Eskişehir-Polatlı arasında başarıyla sürdürüyoruz. Bu kapsamda Milli Elektrikli Hızlı Tren'imiz saatte 250 kilometre hıza ulaştı. Milli Elektrikli Hızlı Tren'in test çalışmaları belirlenen program doğrultusunda farklı hız ve işletme koşullarında sürdürülüyor. Trenimizin güvenli, konforlu ve yüksek performanslı bir şekilde işletmeye alınabilmesi için test ve doğrulama çalışmalarımızı titizlikle yürütüyoruz. Dinamik seyir emniyeti testlerimizde Gebze-Eskişehir etabının ardından Eskişehir-Polatlı hattında da önemli bir aşamayı geride bıraktık. Saatte 250 kilometre hıza ulaşarak testlerimize başarıyla devam ediyoruz."</p>
<p><strong>"Trenimizi yüksek konfor ve inovasyonla tasarladık"</strong></p>
<p>Uraloğlu, 577 yolcu kapasiteli, alüminyum gövdeli 8 araçtan oluşan bu setleri, otomatik tren durdurma sistemi, elektromekanik yolcu giriş kapıları, tam otomatik iklimlendirme, yangın ihbar, işitsel ve görsel yolcu bilgilendirme ve kamera sistemleriyle donattıklarının altını çizdi.</p>
<p>En önemli ve kritik sistemlerden "Tren Kontrol ve Yönetim Sistemi" ile "Cer Sistemi"ni, ASELSAN ile tamamen yerli ve milli olarak tasarlayıp ürettiklerine dikkati çeken Uraloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"Trenle seyahat edecek yolcularımızın rahatlıkla kullanabilmeleri için yiyecek ve içecek ihtiyaçlarını kolaylıkla karşılayabilecekleri otomatlar ve mutfak bölümleri yerleştirdik. Ayrıca bu araçlarımızda engelli vatandaşlarımız için iki yolcu bölmesi ve tekerlekli sandalyeleriyle platformdan araca ve araçtan platforma indirilip bindirilmesini sağlayan asansörlere de yer verdik. Trenlerimizi, yüksek konfor ve inovasyonla mevcut ve gelecekte var olacak ihtiyaçları karşılamak üzere tasarladık."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-saatte-250-kilometre-hiza-ulasarak-testlerimize-basariyla-devam-ediyoruz-86607</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/7/1280x720/milli-hizli-tren-turasas-1788247486.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakan Uraloğlu, &quot;Saatte 225 kilometre işletme hızına sahip hızlı tren setimizin dinamik seyir emniyeti testlerine Gebze-Eskişehir güzergahında başladık. Testlerimizi Eskişehir-Polatlı arasında başarıyla sürdürüyoruz. Bu kapsamda Milli Elektrikli Hızlı Tren&#039;imiz saatte 250 kilometre hıza ulaştı. Milli Elektrikli Hızlı Tren&#039;in test çalışmaları belirlenen program doğrultusunda farklı hız ve işletme koşullarında sürdürülüyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/gazeteci-sukran-soner-hayatini-kaybetti-86622</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gazeteci Şükran Soner hayatını kaybetti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Emek dünyasına yönelik haberleri ve işçi sendikaları ve diğer sivil toplum örgütlerinde de faaliyetlerde bulunan gazeteci Şükran Soner hayatını kaybetti.</p>
<p>Soner’in uzun yıllardır çalıştığı ve yazarı olduğu Cumhuriyet gazetesi internet sitesi, Soner’in tedavisini sürdürdüğü hastanede 1 Eylül sabahı hayatını kaybettiğini duyurdu. Şükran Soner Cumhuriyet gazetesinin yayıncısı Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu üyeliğini de yürütüyordu. Geçmişte Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Başkanlığı görevinde de bulunmuştu. </p>
<p>1946 yılında Eski Yugoslavya döneminde, Kosova’nın Priştine şehrinde doğdu. 1956 yılında ailesiyle birlikte Türkiye’ye göç etti. 1966’da Cumhuriyet gazetesinde muhabir olarak çalışmaya başlayan ve işçi, eğitim haberlerini takip eden Soner, gazetecilik hayatının büyük bölümünü Cumhuriyet’te geçirdi. Vefat edene kadar da yazılarını sürdürdü. </p>
<p>Soner, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Türkiye Gazeteciler Sendikası üyeliği yanı sıra, 1970’li yıllarda iki dönem TGS Genel Eğitim Sekreterliği yaptı. 1999 genel kurulunda tekrar yönetime girdi ve TGS Genel Başkan Vekilliği ve 2001 genel kurulunda TGS Genel Başkanlığını üstlendi. Soner, İnsan Hakları Derneği, Ada Dostları Derneği, Ekonomik Toplumsal Tarih Vakfında da görevler üstlendi. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/gazeteci-sukran-soner-hayatini-kaybetti-86622</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/2/1280x720/sukran-soner-1788258026.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eski Türkiye Gazeteciler Sendikası Başkanı Şükran Soner hayatını kaybetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/borsalarda-kotu-sohretli-eylul-basladi-86589</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 08:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsalarda ‘kötü şöhretli’ eylül başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a966158ed525-1788240216.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Yaz aylarında teknoloji ve yapay zekâ hisselerinin desteğiyle rekor seviyelere yaklaşan borsalar, yatırımcıların tatilden dönmesiyle birlikte yılın en kritik aylarından birine giriyor. Tarihsel olarak hisse senetleri için durgun bir ay olduğundan piyasalarda ‘Eylül Etkisi’ riskinden bahsediliyor. Eylül, tarihsel olarak S&amp;P 500 için en zayıf ay. Uzun dönemli verilerde endeksin Eylül ayındaki ortalama yüzde 1 gerilediği görülüyor. Dünya genelinde lojistik sıkıntılar, merkez bankası kararları ve belirsiz petrol arzı bu yıl da piyasalar için zorlu bir eylül anlamına gelebilir.</p>
<h2>Tarihsel zayıflık bu kez risklerle buluşuyor </h2>
<p>Küresel piyasalarda yeni hafta, Basra Körfezi'ndeki gerginliğin yeniden tırmanmasıyla birlikte petrol fiyatlarının yükselmesi ve borsaların zayıf performansıyla başladı. Son yıllarda Eylül performansı da yatırımcıları temkinli olmaya itiyor. 2020-24 döneminde Eylül kayıplarının yaklaşık yüzde 3,9, yüzde 4,8, yüzde 9,3 ve yüzde 4,9 olması, ayın kötü şöhretini güçlendiriyor.</p>
<p>Ancak tarih tek başına satış nedeni değil. Asıl risk, bu yıl Eylül takvimine denk gelen makroekonomik ve jeopolitik gelişmelerin yoğunluğu.</p>
<h2>Faiz artışı gelirse hisse senetlerini baskılayabilir </h2>
<p>ABD ekonomisinde enflasyon hâlâ Fed'in yüzde 2 hedefinin üzerinde seyrediyor. Jackson Hole sonrasında faiz indirimi beklentileri yerini daha karmaşık bir politika görünümüne bırakırken, piyasa şimdi 16 Eylül'deki Fed toplantısına odaklanıyor. Güncel fiyatlamalar Eylül'de 25 baz puanlık artış ihtimalini yüzde 60'ın üzerine taşımış durumda. Bu tablo hisse senetleri açısından önemli. Çünkü yüksek faiz, özellikle yüksek çarpanlarla işlem gören teknoloji ve yapay zekâ hisselerinin değerlemelerini baskılayabiliyor. Öte yandan petrolün 90 doların üzerine çıkması, Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilim ve enerji arzına ilişkin belirsizlik enflasyon beklentilerini yeniden yukarı çekiyor.</p>
<p>Ancak uzmanlar Eylül etkisinin bir kural olmadığını ve yumuşamaya başladığını hatırlatıyor. Uzun vadede yüzde 1 kayıp veren S&amp;P 500 endeksinin son 25 yıldaki kaybı eylül S&amp;P 500'ün ortalama Eylül getirisi yaklaşık eksi yüzde 0,4'e gerilemiş durumda.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Eylülde piyasaların gündemi yoğun</span></h2>
<p><strong>● FED</strong>: 16 Eylül toplantısı ayın en önemli gündem maddesi. Piyasalar faiz kararından çok, Fed'in 2026'nın geri kalanına ilişkin vereceği mesajı fiyatlayacak. </p>
<p><strong>● İSTİHDAM</strong>: Ağustos tarım dışı istihdam verisi, Fed'in enflasyonla mücadele ile işgücü piyasası arasındaki tercihini belirlemesinde kritik olacak. Zayıf istihdam faiz artışı beklentisini törpüleyebilir; güçlü veri ise tam tersine tahvil getirilerini yukarı çekebilir.</p>
<p>● <strong>PETROL</strong>: Hürmüz'deki gelişmeler petrolü yeniden yukarı taşırsa enerji maliyetleri üzerinden enflasyon baskısı artabilir. Bu senaryo, şahin faiz politikalarını destekleyebilir. . </p>
<p>● <strong>YAPAY ZEKÂ</strong>: Wall Street'in yılın ana rallisini taşıyan AI hikâyesi Eylül'de yeniden sınanacak. Özellikle yüksek değerlemeler ve dev teknoloji şirketlerinin sermaye harcamalarının sürdürülebilirliği sorgulanıyor. Reuters, olası 1 trilyon dolarlık Anthropic halka arzının AI sektöründeki değerlemeler açısından yeni bir test olabileceğine dikkat çekiyor. </p>
<p>● <strong>ARA SEÇİMLER</strong>: Kasım ayındaki ABD ara seçimlerine yaklaşılması da Eylül'den itibaren politik belirsizliği artırabilir. Yatırımcıların seçim öncesindeki yaklaşık 50 günlük dönemde daha temkinli davranmaya başladığına ilişkin analizler bulunuyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Eylül ayının kötü şöhretinin nedenleri</span></h2>
<p>● <strong>YAZDAN DÖNÜŞ</strong>: Tatilden dönen fon yöneticileri portföylerini yeniden dengeliyor. Bu da özellikle yüksek değerleme gören hisselerde satış baskısı yaratabiliyor. </p>
<p>● <strong>KÂR REALİZASYONU</strong>: Yılın ilk sekiz ayında güçlü performans gösteren hisselerde yatırımcıların kârlarını realize etmesi Eylül satışlarını hızlandırabiliyor. </p>
<p>● <strong>FON DÖNEM SONU</strong>: Bazı yatırım fonlarının mali yıl sonu işlemleri, zarar eden pozisyonların kapatılmasını ve vergi amaçlı satışları artırabiliyor. </p>
<p>● <strong>PSİKOLOJİ</strong>: Eylül'ün “kötü ay” olarak ünlenmesi yatırımcıların önceden pozisyon azaltmasına ve tarihsel etkinin kendi kendini güçlendirmesine yol açabiliyor.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Ralli devam edebilir mi?</span></h2>
<p>Eylül'ün kötü şöhretine rağmen Wall Street yılın geri kalanı için tamamen pes etmiş değil. Ağustos sonunda S&amp;P 500 yılbaşından bu yana yaklaşık yüzde 12,9, Nasdaq yüzde 14,2, Dow Jones ise yüzde 11,5 yükselmiş durumda. Russell 2000'deki artış ise yüzde 21,5 ile daha güçlü.</p>
<p>İkinci çeyrek bilanço sezonu da destekleyici. Ancak yüksek değerlemeler ve tahvil faizlerindeki yükseliş, bu güçlü performansın devamını zorlaştırabilir.</p>
<p>JPMorgan'ın teknik stratejisti Jason Hunter, özellikle Ağustos-Ekim döneminin ve ara seçim yıllarının daha zayıf bir dönem olabileceği konusunda uyarıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/borsalarda-kotu-sohretli-eylul-basladi-86589</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/finans-piyasalar-borsa.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Wall Street yaz tatilinden güçlü bir ralliyle dönüyor ancak yatırımcıları rahat değil. Zira tarihsel olarak S&amp;P 500 ve Dow Jones’un en zayıf ayı olan eylülde mevsimsel satış baskısı bekleniyor ve bunun dünya piyasalarına yayılabileceği belirtiliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/meyve-sularinda-tatlandirici-kullanilamayacak-86587</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Meyve sularında tatlandırıcı kullanılamayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı’nın görüşe açtığı tebliğ taslağı ile konsantre, püre, toz halinde sunulanlar dahil meyve sularında tatlandırıcı kullanımı yasaklanıyor. Taslakta, sadece meyve nektarı üretiminde ilave şekersiz olanlarda ve düşük enerjili olarak üretilenlerde tatlandırıcı kullanılabilecek. Taslakta daha önce de yer alan AB’ye uyum çerçevesinde doğal şekeri işlemle azaltılmış meyve sularının da üretilebilmesine imkan sağlanacak. İş dünyasının görüşüne açılan taslakta, tüm diğer özellikleri korunarak, sadece meyve suyunun doğasında bulunan şekerin en az yüzde 30’unun azaltılmasıyla oluşan meyve suları tanım olarak giriyor. Tebliğ taslağının maddelerinde ağırlıklı olarak AB mevzuatına uyum ve mevzuat atıf düzeltmesi gerekçesi belirtildi.</p>
<p>Tebliğ taslağında tatlandırıcı ve katkı maddelerinin kullanımına yönelik uygulama iyileştirici düzenleme önerileri dikkat çekti. Tatlandırıcılara ilişkin olarak önceki Tebliğde sadece Türk Gıda Kodeksine atıf yapılırken, taslak tebliğin 6. maddesinde “Bu Tebliğ kapsamında 4 üncü maddede tanımlanan konsantreden üretilen meyve suyu, meyve suyu, meyve suyu konsantresi, meyve suyu tozu, su ile ekstrakte edilen meyve suyu, doğasından gelen şekeri azaltılmış meyve suyu, doğasından gelen şekeri azaltılmış konsantreden üretilen meyve suyu ve doğasından gelen şekeri azaltılmış meyve suyu konsantresi üretiminde tatlandırıcıların kullanılmasına izin verilmez” düzenlemesiyle, tatlandırıcı kullanımı yasaklandı.</p>
<p>Katkı maddeleri kullanımı nektar üretimiyle sınırlandı. Nektara ilişkin olarak da ilave şekersiz olarak üretilen meyve nektarlarında şeker yerine tamamen tatlandırıcı kullanılabilmesi düzenlemesi taslağa konuldu. Düşük enerji olarak tanımlanan meyve nektarlarında ise şeker yerine kısmen tatlandırıcı konulabilecek. Tebliğ taslağında, etiketlemeye ilişkin düzenlemeler de ayrıntılı olarak tanımlandı. Sektörün görüşlerini 25 Eylül tarihine kadar Tarım ve Orman Bakanlığı’na iletebilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/meyve-sularinda-tatlandirici-kullanilamayacak-86587</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/7/1280x720/meyve-sebze-mamulleri-ihracatinin-yuzde-43u-ege-bolgesinden-yapildi-1776845621.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından görüşe açılan tebliğ taslağına göre, konsantre, püre, toz halinde sunulanlar dahil meyve sularında tatlandırıcı kullanımı yasaklanacak. Düzenlemeyle doğal şekeri işlemle azaltılmış meyve sularının da üretilebilmesine imkan sağlanacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/pamukta-ithalat-bagimliligi-bu-sezon-daha-da-artacak-86586</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pamukta ithalat bağımlılığı bu sezon daha da artacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Türk tekstil sektöründe yüksek üretim maliyetleri ve sipariş kayıpları tartışılırken, sektörün en önemli hammaddelerinden pamukta ithalata bağımlılığın yeni sezonda artacağına ilişkin sinyaller geldi. ABD Tarım Bakanlığı’nın (USDA) 12 Ağustos’ta yayımladığı son dünya pamuk arz-talep tahminlerine göre Türkiye’nin 2026/27 sezonunda pamuk üretiminin geçen sezona göre gerilemesine karşın tekstil sanayisinin pamuk tüketiminin aynı seviyede kalması bekleniyor. USDA verilerine göre Türkiye’de 2025/26 sezonunda 3,05 milyon balya olan pamuk üretiminin 2026/27’de 2,7 milyon balyaya gerilemesi öngörülüyor. Böylece üretimdeki yıllık kayıp yüzde 11,5’i bulacak. Buna karşılık tekstil fabrikalarının pamuk kullanımının geçen sezondaki gibi 6,8 milyon balya seviyesinde gerçekleşmesi bekleniyor. Bu rakamlar, yeni sezonda Türkiye'nin kendi pamuk üretiminin tekstil sanayisinin ihtiyacının yalnızca yaklaşık yüzde 40'ını karşılayabileceğine işaret ediyor. Başka bir ifadeyle, tüketim ile yerli üretim arasında yaklaşık 4,1 milyon balyalık fark bulunuyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a965d9847d17-1788239256.png" alt="" width="653" height="195" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a965da369f30-1788239267.png" alt="" width="311" height="177" /></p>
<h2>İthalat 4,8 milyon balyaya çıkacak</h2>
<p>Üretimdeki gerilemenin ithalat ihtiyacını artırması bekleniyor. Türkiye'nin 2025/26 sezonunda 4,6 milyon balya seviyesinde olan pamuk ithalatının yeni sezonda 4,8 milyon balyaya, yani yaklaşık yüzde 4,3 artması öngörülüyor. USDA'nın mayıs ayındaki ilk 2026/27 tahmininde de Türkiye'nin ithalatının 300 bin balya artarak 4,8 milyon balyaya ulaşacağı belirtilmişti. Bir balyanın yaklaşık 218 kilogram olduğu dikkate alındığında USDA tahminleri, Türkiye'de yeni sezonda yaklaşık 588 bin ton üretime karşılık 1,48 milyon tonluk pamuk tüketimine işaret ediyor. İthalat tahmini ise yaklaşık 1,05 milyon tona karşılık geliyor. Pamuk ihracatında ise ters yönlü hareket bekleniyor. USDA'nın tablolarına göre Türkiye'nin 2025/26 sezonunda 1,05 milyon balya olan ihracatının 2026/27'de 600 bin balyaya gerilemesi öngörülüyor. Böylece ihracatta yaklaşık yüzde 43'lük düşüş söz konusu olacak. Dönem sonu stoklarının ise 1,08 milyon balyadan 1,18 milyon balyaya yükselmesi bekleniyor.</p>
<h2>Türkiye'nin üretim tahmini yukarı çekildi </h2>
<p>Ağustos raporunun Türkiye açısından dikkat çeken bir diğer noktası ise üretim beklentisinin bir önceki aya göre yukarı revize edilmesi oldu. USDA temmuz raporunda Türkiye'nin 2026/27 pamuk üretimini 2,65 milyon balya olarak tahmin ederken, ağustosta rakamı 50 bin balya artırarak 2,7 milyon balyaya çıkardı. İthalat beklentisi 4,8 milyon balya, tüketim 6,8 milyon balya ve ihracat 600 bin balyada değiştirilmedi.</p>
<p>USDA, küresel üretim tahminini de temmuza göre 370 bin balya artırarak 117,6 milyon balyaya çıkardı. Bu revizyonda Brezilya, Yunanistan ve Türkiye'deki daha yüksek üretim beklentileri, ABD'deki aşağı yönlü revizyonu fazlasıyla telafi etti.</p>
<h2>Dünya stokları 15 yılın dibine iniyor </h2>
<p>Türk tekstilcisi açısından asıl risk ise küresel pamuk dengesinde ortaya çıkıyor. USDA'nın ağustos tahminine göre 2026/27 sezonunda dünya pamuk üretimi 117,6 milyon balya, tüketimi ise 122,9 milyon balya olacak. Böylece küresel tüketim üretimin yaklaşık 5,3 milyon balya üzerine çıkacak. Dünya dönem sonu pamuk stoklarının bir önceki sezona göre yüzde 7 azalarak 69,7 milyon balyaya gerilemesi bekleniyor. Bu rakam 2011/12 sezonundan bu yana en düşük stok seviyesine işaret ediyor. USDA, azalan stokların etkisiyle küresel pamuk fiyatlarında 2026/27 döneminde ılımlı bir yükseliş bekliyor. Bu tablo Türkiye açısından iki yönlü baskı oluşturabilir. Yerli üretimin gerilemesi Türkiye'nin daha fazla ithal pamuk kullanmasını gerektirirken, aynı dönemde dünya stoklarının azalması ve fiyatların yükselme ihtimali tekstil üreticisinin hammadde maliyetini artırabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Pamukta ithalat miktarı yeniden yükselişte</span></h2>
<p>Türkiye’nin pamuk dış ticaretinde ithalata bağımlılık yüksek seyrini sürdürüyor. 2025’te pamuk ithalatı yüzde 28,7 artarak 1 milyon tonu aşarken, ithalat faturası 1,71 milyar dolara çıktı. 2026’nın ilk yarısında ise ithalat miktarı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2 artışla 632 bin tona yükseldi. Buna karşın ithalat değeri yüzde 2 azalarak 1,05 milyar dolara geriledi. Aynı dönemde pamuk ihracatı miktar bazında yüzde 20,5, değer bazında ise yüzde 19,7 düşüş gösterdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/pamukta-ithalat-bagimliligi-bu-sezon-daha-da-artacak-86586</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/7/1280x720/pamuk-cotton-1787549695.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD Tarım Bakanlığı USDA, Türkiye’nin 2026/27 sezonunda pamuk üretiminin yüzde 11,5 düşüşle 2,7 milyon balyaya gerilemesini beklerken, tekstil sanayisinin pamuk tüketiminin 6,8 milyon balyada kalacağını öngördü. Üretim tüketimin yaklaşık yüzde 40’ını karşılayabilecek. Açığın etkisiyle pamuk ithalatının yüzde 4,3 artarak 4,8 milyon balyaya çıkması bekleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uc-basari-ve-bir-basarisiz-odullendirme-86585</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üç başarı ve bir başarısız ödüllendirme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir anı</strong></p>
<p>Pertevniyal Lisesi’nde son sınıfta idim. Tarih öğretmenimiz “Son dersten sonra Müdür Bey’in odasına gel, konuşacaklarımız var” dedi. Suratında kızgın bir ifade yoktu. Demek güzel şeyler konuşacaktık. Müdürün odasında üç arkadaş daha vardı; Tarih öğretmenimiz ile birlikte bir masaya oturmuşlardı. Müdür Bey, “Hadi sen de otur, başlayalım” dedi. TRT’de yayınlanan “Liseler Arası Bilgi Yarışması”na lise olarak katılacaktık. Bizler öğretmenlerin adayları olarak yarışma ekibine seçilmiştik. Tarih öğretmenimiz Şeküre Köksal, ekibin danışmanı olacaktı. Müdür Ahmet Dinç, “Lisemizi en iyi biçimde temsil edeceğinizden şüphem yok. Başarılar dilerim, zihniniz açık olsun” dedi ve bizi uğurladı.</p>
<p>Dört arkadaş hazırlanacağımız konuları paylaştık. Bana tarih, fizik, psikoloji düştü. Yarışmada bir de aktüalite sorusu vardı. O konu hepimizindi. Büyük bir sorumluluğun altına girmiştik. Lisemizi temsil edecektik. Yarışmalar radyoda yayınlanacaktı. “Kim Milyoner Olmak İster?” yarışmasındaki gibi seyirciye sorma ya da telefon joker hakkı gibi seçeneklerimiz de yoktu. İyi hazırlanmalıydık.</p>
<p>Yıl sonunda üniversiteye giriş sınavları da vardı. Lise son sınıf dersleri de yabana atılacak cinsten değildi. Gece 22.00’ye kadar son sınıf derslerini, ondan sonra da uykum gelinceye kadar yarışma derslerini çalışırdım. Yarışmada, örneğin tarih sorusu geldiğinde, kitaptaki yeri gözümün önüne gelir, oradan okurdum cevabı. Diğer arkadaşlarımın da aynı ciddiyetle çalıştıklarından eminim. Yarışmalar TRT İstanbul Radyosu Mesut Cemil Stüdyosu’nda yapılırdı. Soruları okuyan ve yarışmayı yöneten Kaya Saçlıoğlu isimli spikerdi.</p>
<p>İlk karşılaşmamız Kadıköy Maarif Koleji ileydi; son karşılaşmamız da Kabataş Erkek Lisesi ileydi. Sonunda İstanbul liseleri arasında Pertevniyal Lisesi olarak birinci olduk. Bu yarışma Ankara, İstanbul ve İzmir liseleri arasında yapılıyordu. Ankara’ya gittik. Ankara liseleri birincisi Yıldırım Bayazıt Lisesi, İzmir’in ise Hava Lisesi idi. Ankara Yıldırım Bayazıt Lisesi kura ile tur atladı. Biz Hava Lisesi ile karşılaştık, finale kaldık. Sonunda Yıldırım Bayazıt Lisesi birinci oldu.</p>
<p>Bu yarışmalara katılmak ve derece almak benim için büyük bir gurur kaynağı olmuştu. Yarışma için gece geç saatlerde uykumdan çalarak çalışırken kendimi kupayı alırken hayal ederdim. Ayrıca bu bilgilerin üniversite giriş sınavlarında da işime yarayacağını biliyordum. Bu gayretlerimin ödülü elde ettiğimiz başarı idi. Bu benim içsel ödülümdü. Peki bu yarışma bize başka ne ödül kazandırdı? Her yarışma sonrası okul müdürümüz Ahmet Dinç bizi beş yıldızlı bir otele çaya götürürdü. “Siz hayata atılınca böyle yerlerde gezeceksiniz. İleride böyle yerlere gittiğinizde yabancılık çekmeyin diye sizi buralara getiriyorum” demişti. Her yarışma sonu merak ederdik, acaba bu kez nereye gideceğiz diye. TRT bizi Ankara’ya uçakla götürmüştü. İlk kez uçağa bu şekilde bindim. Yarışma ekibine birer kol saati ve birer dolma kalem hediye etmişlerdi. Ekibimizin danışmanı Tarih öğretmeni Şeküre Köksal da bize Lord Kinross’un “Atatürk: Bir Milletin Yeniden Doğuşu” kitabını hediye etmişti. Bu ödüllerin manevi değeri vardı ama asıl ödül kendimle olan yarışım ve elde ettiğim başarı idi.</p>
<p><strong>Bir haber</strong></p>
<p>Hoca da yaşlandıkça anılarına döner oldu diye düşünenleriniz olabilir. Ama bu bilgi yarışması olayını gazetelerde gördüğüm bir haber (https://www.hurriyet.com.tr/egitim/yks-birincisi-3-ogrenciye-togg-hediye-edildi-43285324) üstüne hatırladım. Haberde “YKS birincisi 3 öğrenciye TOGG hediye edildi” deniyordu. Habere göre, “YKS’de 500 tam puan alarak Türkiye birincisi olan Kabataş Erkek Liseli 3 öğrenci, Türkiye’nin yerli ve milli otomobili Togg ile ödüllendirilmiş.” Bunun için Asırlık Okullar Vakfı’nın (ASOV) düzenlediği bir tören yapılmış. Törene İstanbul Valisi, Merkez Bankası Başkanı, Kabataş Lisesi Müdürü, öğrenciler ve velileri ile vakfın yetkilileri katılmış. Törende güzel konuşmalar yapılmış. Bu konuşmalardan ilginç bulduğum aşağıdaki alıntıları yaptım.</p>
<p>Törende konuşma yapan İstanbul Valisi şöyle demiş: “Başarı kıymetli ama bu başarının vicdanla, merhametle taçlanması daha kıymetli. Vicdanla ve merhametle taçlanmayan bir başarı, Allah muhafaza, sizleri zalimliğe kadar götürür. Sizi siz yapan, sizi diğerlerinden farklı kılacak olan o merhamet duygusunu ve vicdan duygusunu muhafaza etmenizdir.”</p>
<p>Törende konuşan Merkez Bankası Başkanı ise şöyle konuşmuş: “‘Bilmiyorum’ demekten çekinmeyin. Soru sorun. Yeni şeyler öğrenmek kadar bildiğinizi düşündüğünüz şeyleri de sorgulamayı lütfen ihmal etmeyin. Sizden farklı düşünen insanları dinleyin.”</p>
<p><strong>Bir vakıf</strong></p>
<p>Nedir bu “asırlık okullar” diye merak edersiniz diye düşündüm. Önce onu açıklayayım. Asırlık okullar şunlar: Cağaloğlu Anadolu Lisesi, Çapa Fen Lisesi, Galatasaray Lisesi, İstanbul Erkek Lisesi, Kabataş Erkek Lisesi, Pertevniyal Lisesi ve Vefa Lisesi. Asırlık Okullar Vakfı ise bu okulların mezun ve mensuplarını bir çatı altında toplamaktadır. Vakıf 2025 yılında kurulmuş. Devlet bürokrasisi ile yakın ilişkisi olan bir vakıf; örneğin Vakıf Başkanı aynı zamanda Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nda daire başkanı.</p>
<p>Vakfın web’deki tanıtım sayfasında şunlara yer verilmiş: “Ne Yapıyoruz? Türk eğitim tarihinin ulu çınarlarından doğan bilgi, birikim ve dayanışma kültürünü toplumsal faydaya dönüştürmek, fırsat eşitliği ilkesinden ödün vermeden, başarılı gençlere çağın gerektirdiği donanımları sunarak kendi alanlarına liderlik etmesi için bilgi ve birikimlerini artırmaya yönelik çalışmalar yapıyoruz.”</p>
<p><strong>Bir yorum</strong></p>
<p>Başarının ödüllendirilmesi güzel bir şeydir. Yukarıda anlattım, bizim bilgi yarışmamızdaki başarımızı da ödüllendirmişlerdi. Ama verilen otomobilleri görünce nereden nereye gelmişiz dedim kendi kendime. Haberi sosyal medyada okuyunca, hele işin içinde de “yerli ve milli” Togg olunca bu olumsuz bir propaganda diye düşündüm. Hayır, haber doğru idi.</p>
<p>Böyle bir ödülü tanınmak isteyen bir özel okul veya dershane yapsa yadırgamazdım ama bir vakıf, hem de asırlık okulların bir vakfı yapınca insan sorgulamadan edemiyor. Çünkü bu asırlık okulların böyle bir tanıtıma hiç ihtiyaçları yok. Hele de özel okul ücretleri gökyüzünde dolaşırken. Ama “Biz okulların değil, Togg’un reklamını yaptık” derlerse ona diyeceğim yok. Amaç, Togg stokunu indirmeye katkı ise ona da diyeceğim olmaz.</p>
<p>Verilen bu ödül yukarıda aktardığım vakıf söylemleriyle de bağdaşmıyor. Burada “Bilgi ve birikimlerini artırmaya yönelik çalışmalar yapıyoruz” ifadesi var. Otomobil tamamen tüketime dönük bir araçtır; bu çocukların bireysel gelişimine katkıyla uzaktan ya da yakından ilgisi yoktur. Bu para ile gençlerin gelişimine dönük daha şık, örneğin yurt dışı bursu gibi, daha bilinçli ve uzun dönemde faydalı olacak olanaklar sağlanabilirdi.</p>
<p>Yine aktardığım söylemde “fırsat eşitliği”ne gönderme var. Bu öğrencilere bu kadar yüklü bir ödül, fırsat eşitliği ilkesine hepten aykırıdır. Vakfın gelirlerinin sonsuz olduğunu sanmıyorum. Bu kadar yüklü paranın üç kişiye harcanması, diğer ihtiyaç sahiplerinin fırsatlarını kısıtlar. Bu para daha geniş bir kitleye imkân tanımak için kullanılabilirdi. Kaynaklar rasyonel kullanılmalıdır. Bu kadar yüklü ödülün üç kişiye tahsisi bir vakıf için rasyonel değildir.</p>
<p>Ben Liseler Arası Bilgi Yarışması’na hazırlanırken bana verilecek ödülleri düşünerek hazırlanmamıştım. Beni çalışmaya, öğrenmeye iten merakım ve o başarı duygusu olmuştu. Bu nitelikli gençleri de bu kadar yüksek maddi değeri olan bir ödülün çok fazla teşvik edeceğini düşünmüyorum. Onların geleceğine dönük bir ödülün onları daha mutlu edeceği görüşündeyim.</p>
<p>Bana 59 yıl önce verilen dolma kalem ve saat hâlâ duruyor; ve de kullanılır durumda. Acaba bu Togg’ları çocuklar ne kadar kullanabilecek? Vergilerini ve sigortalarını ödeyebilecekler mi?</p>
<p>Ödül törenindeki konuşmalar hakkında da bir şeyler söyleme gereği duydum. Yıllar önce İTÜ’ye bir konuşma yapmam için rahmetli Prof. Dr. Orhan Kural tarafından davet edilmiştim. Orhan Hoca ile konuşurken bana şu soruyu sormuştu: “Hocam şimdi ‘Mühendislik Etiği’ diye bir dersimiz bile var. Sizin zamanınızda var mıydı?” Ben de “Bizim zamanımızda dersi yoktu, kendisi vardı” demiştim. Vali’nin “merhamet ve vicdan” vurgusunu okuyunca bu konuşmayı hatırladım. Böyle bir konuşmayı emrindeki emniyet güçlerine de yapsa çok hayırlı olur görüşündeyim. Öte yandan Merkez Bankası Başkanı’nın “Sizden farklı düşünen insanları dinleyin” sözü de manidar. Acaba “enflasyon, faizin sonucudur” diyenlere mi bir gönderme yapıyor diye merak ettim.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Gençlerin başarısı kutlanmaya değer. Onlara yaşamları boyunca başarı diliyorum. Asırlık Okullar Vakfı da hayırlı bir vakıf; üstün başarılı bu üç genci ödüllendirmeleri de güzel. Ancak ödüllendirmede ölçü kaçmış. Vakıf yöneticileri vakıf paralarını harcarken rasyonel olmalıdır. Amacı gençleri geliştirmek olan bir vakıf, parasını eğitime harcamalıdır, hovardaca davranmaktan, şatafattan kaçınmalıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uc-basari-ve-bir-basarisiz-odullendirme-86585</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üç başarı ve bir başarısız ödüllendirme ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/surdurulebilir-ekonomi/yesil-bretton-woods-duzenine-ihtiyac-var-86595</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Yeşil Bretton Woods&#039; düzenine ihtiyaç var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FERZAN ÇAKIR</strong></p>
<p>COP31’e az bir zaman kala iklim finansmanı, iklim gündeminin en tartışmalı başlıklarından biri olmayı sürdürüyor. 2024’te düzenlenen COP29’da, gelişmiş ülkelerin öncülüğünde gelişmekte olan ülkelere sağlanacak iklim finansmanının 2035’e kadar yıllık en az 300 milyar dolara ulaşması kararlaştırılmıştı. Kamu ve özel tüm kaynakları kapsayan daha geniş hedef ise yıllık 1,3 trilyon dolar olarak belirlenmişti.</p>
<p>Ancak Oxfam’ın Temmuz 2026’da yayımladığı analiz önemli bir soruna dikkat çekiyor. 2024 yılında gelişmekte olan ülkelere yaklaşık 137 milyar dolarlık iklim finansmanı sağlandı. Bunun 106 milyar doları kamu kaynaklarından geldi. Kamu finansmanının 69 milyar doları, yani yüzde 65’i ise kredi olarak verildi. Bu tablo ise başka bir soruna işaret ediyor: İklim krizindeki payı daha düşük gelişmekte olan ülkeler, bu kez yeşil dönüşümü finanse etmek için borçlanıyor. Bu durum da yeni bir iklim adaletsizliğine yol açıyor. İklim finansmanındaki bu açmazı, mevcut sistemin sorunlarını ve COP31’e giderken atılması gereken adımları Kadir Has Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. A. Erinç Yeldan ile değerlendirdik.</p>
<h2>Yeşil dönüşüm ve finans piyasalarının zaman uyumsuzluğu</h2>
<p>İklim finansmanındaki sorunun yalnızca kredilerin yarattığı borç yüküyle sınırlı olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Erinç Yeldan, yeşil dönüşümün giderek finans piyasalarının kısa vadeli mantığına çekilmesine dikkat çekiyor: “Küresel finans dünyası doğası gereği çok kısa bir zaman içinde çalışıyor. Hatta ‘tıklama kapitalizmi’ dediğimiz, milisaniyelik süreler içerisinde işleyen bir yapıdan söz ediyoruz. Yeşil dönüşüm nedeniyle ortaya çıkan büyük meblağlar da finans dünyasının kısa vadeli, spekülatif anlayış zincirine çekilmeye başladı. Sürdürülebilir büyüme, yenilenebilir enerjinin finansmanı, mitigasyon giderek alınır satılır finansal ürünler haline dönüştürüldü.”</p>
<p>Bu işleyişin somut örneklerinden biri olarak karbon piyasalarını gösteren Yeldan, Avrupa ETS’nin sonuçlarını vurguluyor: “Avrupa Emisyon Ticaret Sistemi’nde toplam emisyonlarda bir daralma var fakat bu neredeyse tamamen elektrik ve enerji sektöründen geliyor. Havayolu şirketlerinin emisyonları artarken sanayi ise 2013 düzeyine yakın seyrediyor. Yani sistem çok yavaş çalışıyor; istisnalar, denkleştirmeler, ertelemeler ve verifikasyon problemleri var. Karbonsuzlaşma uzun vadeli bir dönüşüm gerektiriyor. Finans piyasası ise ‘Ben nereden, ne kadar, hangi piyasada, hangi üründen kazanç elde ederim?’ mantığıyla çalışıyor ve uzun vadeli hedef gözden kaçıyor. Buna iktisat literatüründe ‘zaman uyumsuzluğu’ diyoruz.”</p>
<h2>Krediye en çok ihtiyaç duyan dışarıda kalıyor </h2>
<p>Kredi ağırlıklı iklim finansmanının da mevcut eşitsizliklere yeni bir katman eklediğini belirten Prof. Dr. Yeldan, krediye en fazla ihtiyaç duyan ülkelerin ve işletmelerin finansmana erişimde daha fazla zorlanabildiğine işaret ediyor: “Gelişmekte olan piyasaların, küçük ve orta boy işletmelerin, en çok krediye ihtiyacı olan şirketlerin finansmana erişimde giderek dışarıda kalması söz konusu. Finans piyasasının kâr, çıkar ve uluslararası normlara dayalı kıstaslarına tabi tutulması, zaten çok sağlam olmayan kredi tahsis mekanizmasına bir de eşitsizlik boyutu ekledi. O bakımdan sürdürülebilir finansmanın mutlaka uluslararası denetime tabi ve kamu kaynakları üzerinden yürütülmesi gerektiğini düşünüyorum. Aksi halde yetersiz finansallaşmanın karbon adaletsizliğini kalıcı hale getireceğini düşünüyorum.”</p>
<h2>Hibe de tek başına yeterli değil </h2>
<p>Gelişmekte olan ülkelere sağlanan iklim finansmanında kredi yerine hibe ve borç yaratmayan kaynakların artırılması yönünde çağrılar yapılırken Prof. Dr. Yeldan, bu noktada da önemli bir riske dikkat çekiyor: “Karşılıksız hibeler kulağa çok hoş geliyor fakat tehlikeli bir yönü var. Temiz dönüşüm için yalnızca kaynak değil, yenilenebilir enerji altyapısı, teknoloji ve nitelikli iş gücü de gerekiyor. Aksi halde bu kaynak yeşil badanaya dönüşebilir; mevcut üretim ve tüketim kalıpları devam eder. Gelişmiş ülkeler de ‘Biz elimizden geleni yaptık’ diyerek vicdan temizliği yapabilir.”</p>
<h2>Eşitsizliğin yeşil hali “karbon kolonyalizmi” </h2>
<p>Prof. Dr. Yeldan karbon denkleştirmeleri konusunu ise şöyle ifade ediyor: “Hindistan’da, Amazonlar’da yeni orman tahsisleri üzerinden karbon salımı denkleştiriliyor. Çevresel fayda yaratıldığı söylenirken, aynı tüketim alışkanlıkları, teknolojiler, fiyatlama davranışları ve fosil yakıta dayalı karbon salımı devam ediyor. COVID döneminde aşı sömürgeciliğini gördük; bugün benzer bir eşitsizlik karbon alanında karşımıza çıkıyor. Birçok siyaset bilimci bunu ‘karbon kolonyalizmi’ olarak adlandırıyor.”</p>
<h2>Türkiye ETS’sinde gevşek kota riski </h2>
<p>Türkiye’de ise tartışma Emisyon Ticaret Sistemi’nde (ETS) iklim hedefini hesaplama biçiminden başlıyor. Türkiye, emisyonlarını bugünkü seviyeden mutlak olarak azaltmayı değil, gelecekte ulaşacağı varsayılan daha yüksek bir seviyeden düşürmeyi hedefliyor. Buna “artıştan azaltım” deniliyor. Türkiye’nin güncellenmiş ilk Ulusal Katkı Beyanı’nda (NDC), herhangi bir önlem alınmadığı senaryoda 2030 emisyonlarının 1 milyar 175 milyon tona ulaşacağı varsayılıyor. Yüzde 41’lik azaltım hedefi de bu yüksek referans üzerinden hesaplanıyor. Yeldan’ın itirazı tam da burada başlıyor: “Çok abartılı bir projeksiyon yapıldı. Sonra da o projeksiyondan artıştan azaltım hedefi kondu. Yani mutlak azaltım hedefi hiç koyulmadı.”</p>
<p>Bu hesaplama ETS açısından da önem taşıyor. Çünkü ETS’de kota sıkılaştıkça şirketlere tanınan emisyon hakkı azalıyor. Bu da karbon fiyatı üzerinde yukarı yönlü baskı yaratarak şirketleri emisyonlarını azaltmaya ve daha temiz teknolojilere yönelmeye teşvik ediyor. Referans emisyonun yüksek tutulması ve buna paralel gevşek bir kota belirlenmesi ise şirketlerin dönüşüm üzerindeki baskısını azaltabiliyor. Yeldan, Türkiye açısından asıl riski de burada görüyor: “Emisyon Ticaret Sistemi’nin çalışabilmesi için karbon kotasının gerçekçi, biraz da sert bir boyutta olması ve zaman içinde azaltılıp Türkiye özelinde 2053’te net sıfırlanması gerekiyor. Türkiye’nin yerli Emisyon Ticaret Sistemi’ndeki en büyük tehlike, AB'nin 2005-2012 arasında yaşadığı gerçek dışı, çok aşırı gevşek karbon kotası uygulamasının tekrarlanması. Böyle bir durumda caydırıcı bir karbon fiyatı oluşmayacak, karbonsuzlaşma da gecikecek.”</p>
<h2>Sihirli bir reçete yok </h2>
<p>Prof. Dr. Yeldan’a göre çözüm, üretim ve tüketim biçimlerini değiştirecek dönüşümün sağlanması ve bunun için gerekli finansmanın yaratılmasından geçiyor: “Herkes mutlu olsun, herkes kâr etsin, tüketim alışkanlıklarımız değişmesin ama çevre de temizlensin... Çekmecede böyle sihirli bir reçete yok. Servet vergisi, karbon vergisi ve tüketim vergisiyle hem karbonsuzlaştırmanın hem hibelerin finansmanı sağlanabilir, hem de tüketim kalıplarını dizginleyecek adımlar atılabilir. Üst gelir grupları ve çok büyük şirketler çok daha yüksek oranlarda vergilendirilebilir. Bunun uluslararası düzeyde yapılması gerekir çünkü söz konusu şirketler dünya şirketi. Uluslararası düzeyde vergilendirmeyi sağlayacak yeni bir Bretton Woods sistemi kurgulanması çok önemli bir adım olacaktır. Bahsettiğim Bretton Woods’u geri getirmek değil; küresel eşitsizlikleri ve hiper tüketim alışkanlıklarını azaltacak, teknolojileri değiştirecek, yoksul uluslara kaynak sağlayacak yeşil bir Bretton Woods, bir Robin Hood Bretton Woods’u... Bu da benim ütopyam olsun.”</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">BRETTON WOODS NEDİR?</span></h2>
<p>Bretton Woods sistemi, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından küresel ekonomiye istikrar kazandırmak amacıyla 1944’te kurulan uluslararası para ve finans düzeniydi. Bu sistem kapsamında Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası’nın temelleri atıldı. Kavram bugün hâlâ kapsamlı uluslararası iş birliklerini tanımlamak için kullanılıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/surdurulebilir-ekonomi/yesil-bretton-woods-duzenine-ihtiyac-var-86595</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/5/1280x720/erinc-yeldan-1788242179.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ COP31 yaklaşırken iklim finansmanındaki açık kadar, paranın nasıl sağlandığı da tartışılıyor. Gelişmekte olan ülkelere aktarılan kamu finansmanının yüzde 65’inin kredi olması, yeşil dönüşümün yeni bir borç ve eşitsizlik döngüsü yaratabileceği endişesini büyütüyor. Prof. Dr. Erinç Yeldan’a göre sorun kaynak yetersizliği değil; uzun vadeli iklim hedeflerinin kısa vadeli finans mantığına teslim edilmesi. Yeldan, çözüm için karbon ve servet vergilerinden uluslararası kamu finansmanına uzanan yeni bir “yeşil Bretton Woods” düzenine ihtiyaç olduğunu söylüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-ekonomi-teknoloji-ve-sanayinin-ardindan-dunyanin-ucuncu-buyuk-sektoru-86593</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeşil ekonomi, teknoloji ve sanayinin ardından dünyanın üçüncü büyük sektörü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yeşil dönüşümün geleceği yalnızca ne kadar büyüdüğüyle değil, bu büyümenin nasıl finanse edildiğiyle de şekilleniyor. Ferzan Çakır’ın Prof. Dr. Erinç Yeldan ile gerçekleştirdiği röportaj, iklim finansmanının görünmeyen tarafını; kredi ağırlıklı sistemin gelişmekte olan ülkeler üzerinde yarattığı borç yükünü ve karbon adaleti tartışmasını mercek altına alıyor.</p>
<p>London Stock Exchange Group’un (LSEG) yayımladığı Investing in the Green Economy 2026: Resilience and Reacceleration (Yeşil Ekonomiye Yatırım 2026: Dayanıklılık ve Yeniden Hızlanma) raporu ise, aynı dönüşümün sermaye piyasalarındaki diğer yüzünü ortaya koyuyor. Rapora göre finansman açığı büyürken, finanse edilmesi gereken yeşil ekonomi de hızla büyüyor.</p>
<p>Veriler, küresel yeşil ekonominin piyasa değerinin ilk kez 10 trilyon dolar sınırını geçtiğini ortaya koyuyor. Bu büyüklük tek başına bir sektör olarak kabul edilseydi, yeşil ekonomi bugün teknoloji ve sanayinin ardından dünyanın üçüncü büyük sektörü olacaktı. Üstelik bu büyüme oldukça geniş bir alana yayılıyor.</p>
<p>LSEG’nin yeşil ekonomi tanımı yenilenebilir enerjiden temiz suya, enerji verimliliğinden geri dönüşüme, temiz ulaşımdan çevresel hizmetlere kadar çevresel fayda sağlayan ürün ve hizmetleri kapsıyor. Rapora göre 2025 yılında yeşil gelirler yüzde 5,3 arttı. İzlenen 133 yeşil ürün ve hizmet kategorisinin 99’unda gelir artışı kaydedildi.</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">Yeşil ekonomiyi büyüten nedenler değişiyor</span></strong></p>
<p>Fakat raporun en önemli mesajı sadece 10 trilyon dolarlık büyüklük değil. Yeşil ekonomiyi büyüten gerekçelerin değişiyor olması. Yıllardır yeşil dönüşümü ağırlıklı olarak karbonsuzlaşma, net sıfır hedefleri ve iklim politikaları üzerinden konuştuk. Bugün bunların yanına çok daha güçlü ekonomik ve stratejik gerekçeler ekleniyor: Enerji güvenliği, elektrifikasyon, rekabetçilik ve tedarik zincirlerinin dayanıklılığı.</p>
<p>Özellikle artan elektrik talebi bu dönüşümde belirleyici hale geliyor. Yapay zekâ, veri merkezleri, ulaşım ve sanayinin elektrifikasyonu küresel enerji sisteminin önüne dev bir talep koyuyor.</p>
<p>Bu nedenle yatırımcı temiz enerjiyi “gezegen için doğru yatırım”ın çok daha ötesinde, enerji arzını güvence altına almak, maliyetleri yönetmek ve geleceğin ekonomik altyapısında yer almak açısından stratejik bir yatırım olarak görüyor.</p>
<p>LSEG raporu da, mevcut enerji şoklarının yeşil dönüşümü yavaşlatmak yerine bazı alanlarda hızlandırabileceğine dikkat çekiyor. Çünkü enerji arzındaki kırılganlıklar, ölçeklenebilir yerli ve yenilenebilir enerji teknolojilerinin enerji güvenliği açısından taşıdığı değeri daha görünür hale getiriyor.</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">Yeşil tahvilde 605 milyar dolarlık rekor</span></strong></p>
<p>Rapora göre, finans piyasalarında da benzer bir hareketlilik var. Küresel yeşil tahvil ihracı 2025 yılında yüzde 5,7 artarak 605 milyar dolarla tarihi zirveye ulaştı. Dolaşımdaki toplam yeşil tahvil hacmi ise 2026’nın ilk çeyreği sonunda 3,3 trilyon dolara çıktı. Şirketler ihraçlarda ağırlığını korurken en güçlü büyüme Asya-Pasifik bölgesinde gerçekleşti.</p>
<p>Bu rakamlar yeşil yatırımlara yönelik sermaye talebinin ortadan kalkmadığını gösteriyor. İşte bu noktada da, Prof. Erinç Yeldan’ın finansman tartışmasına geri dönüyoruz. Bir tarafta 10 trilyon doları aşan ve yatırımcı açısından giderek daha cazip hale gelen bir yeşil ekonomi var. Diğer tarafta gelişmekte olan ülkelerin dönüşümü gerçekleştirebilmek için hâlâ yüksek maliyetli finansmana ve borca bağımlı olduğu bir sistem.</p>
<p>Dolayısıyla önümüzdeki dönemde en az yeşil büyüme kadar, büyümenin kim tarafından finanse edildiği, sermayeye kimin hangi maliyetle erişebildiği ve yaratılan ekonomik değerin nasıl paylaşıldığı da önemli olacak. 10 trilyon dolarlık yeşil ekonomi büyürken, bu dönüşüm gerçekten herkes için bir fırsata dönüşebilecek mi?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-ekonomi-teknoloji-ve-sanayinin-ardindan-dunyanin-ucuncu-buyuk-sektoru-86593</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeşil ekonomi, teknoloji ve sanayinin ardından dünyanın üçüncü büyük sektörü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fonlara-sinir-yeter-mi-borsada-gercek-denetim-nasil-olmali-86590</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fonlara sınır yeter mi: Borsada &#039;gerçek&#039; denetim nasıl olmalı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Fonlarla ilgili beklenen düzenleme geldi, borsada endeks kurallarıyla ilgili olanın ise eli kulağında. Borsayla ilgilenenler doğal olarak düzenlemenin maddelerine, fonların hangi hissede ne kadar pozisyon taşıyabileceğine bakıyor. Ancak durup “Bu noktaya nasıl geldik?” sorusunu yanıtlanmamız gerekiyor.</p>
<p>Son iki yılda bazı hisselerde olmadık işler oldu. Tüm seans yerlerde sürünen hisse kapanıştan bir dakika önce tavan oluyordu. Bir serbest fon, zarar açıklamış şirketin hissesini alıyor ve ardından tavan serisi başlıyordu. Kimse de “Ne oluyor?” diye sormuyordu.</p>
<p>“Bu işin sonu felaket, tedbir almak şart” demek için MSCI’nın “organize işlemler” açıklaması beklendi ve ardından mıntıka temizliği hızlandı.</p>
<p>Gelişmeleri SPK’nın eski başkanlarından biriyle konuştum. “Denetimi bir kurallarla, iki birbirini denetleyen sistemlerle, üç yerinde denetimle yapabilirsin” dedi. Kurallar var ve yenileri de geliyor. Ancak ikinci yöntemde biraz zayıfız gibi görünüyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a9664843101c-1788241028.png" alt="" width="439" height="182" />
<figcaption><strong>Son iki yılda bazı hisselerde olmadık işler oldu. Tüm seans yerlerde sürünen hisse kapanıştan bir dakika önce tavan oluyordu. </strong></figcaption>
</figure>
<p>Bir hisse birkaç saniye içinde olağan dışı hareket ediyorsa sistemin ertesi gün değil, mümkünse o anda alarm vermesi şart. “Kimler işlem yaptı?”, “Hangi hesaplar devreye girdi?”, “Hangi aracı kurumlar devrede?” sorularının yanıtı araştırılmalı. Teknolojinin bu denli geliştiği bir dönemde bunlar zor değil. Tek başlarına normal görünen işlemler, süreç içinde birlikte değerlendirildiğinde ortaya bambaşka bir tablo çıkabilir.</p>
<p>Bir de yaptırım meselesi var.</p>
<p>Aylar süren incelemeler sonunda verilen idari para cezaları, elde edilen kazanç veya yaratılan piyasa etkisi yanında küçük kalıyorsa bunun adı caydırıcılık olmaz. Manipülatörün hesabı “Yakalanırsam ne kadar öderim?” değil “Bunu yaparsam gerçekten yakalanır mıyım?” olmalı.</p>
<p>Meselenin özü burada. </p>
<p>Bir de yabancı (!) yatırımcılar var. Özellikle sığ tahtalarda işlem yapanların gerçekten yabancı olup olmadıkları sorgulanmalı. Piyasadaki tabirle: Aralarında “bıyıklı yabancılar” da var mı?</p>
<p>Çünkü yatırımcının kim olduğunu bilmiyorsak, piyasayı gerçekten izliyor muyuz? KYC’nin yani bankacılık ve finans sektöründeki “Müşterini Tanı”nın amacı müşteriyi tanımak. Şüpheli işlemlerde gerçek yatırımcıyı ve ilişkilerini tespit etmek şart.</p>
<p>SPK bunu istemeli. “Yabancı aracı kurumlar isimleri vermez” denebilir. Peki vermezse? Geçmişte bir SPK Başkanının yaptığı gibi, Türkiye piyasasında işlem yapmalarını engellersin, olur biter.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fonlara-sinir-yeter-mi-borsada-gercek-denetim-nasil-olmali-86590</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Son iki yılda bazı hisselerde olmadık işler oldu. Tüm seans yerlerde sürünen hisse kapanıştan bir dakika önce tavan oluyordu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kasaya-428-milyon-dolar-girdi-yabanci-369-puan-pay-topladi-86588</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kasaya 428 milyon dolar girdi, yabancı 3,69 puan pay topladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST 30 geçtiğimiz haftayı %0,38 yükselişle geride bırakırken, yabancılar 18 hissede paylarını azaltıp 12 hissede alım yaptı. En fazla alım Sabancı Holding hissesinde gözlendi. Endeks genelinde lokomotif hisselerde yoğunlaşan yer değişimler piyasanın yönelimini işaret ediyor.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz hafta BIST 30 Endeksinde hisse bazlı hareketler öne çıkarken, yabancıların alım eğilimi banka ve kamu ağırlıklı hisselerde yoğunlaştı. Sabancı Holding, Yapı Kredi Bankası ve BİM hisselerinde paylarını artırdılar. Ereğli Demir Çelik’te beş günlük düzenli alımları dikkat çekti. Turkcell ve Sasa’da ise payları geriledi. İşlemler yabancının kısa vadeli hareket ettiğini söylüyor. Yatırımcıların, fonların kısa vadeli alım satım hamlelerine bakıp kendi uzun vadeli pozisyonlarını bozmak yerine, bilançolardaki temel kârlılık oranlarına odaklanarak hareket etmeleri daha sağlıklı olacaktır.</p>
<h2>Kredi maliyetini düşürdü</h2>
<p>Yabancılar geçtiğimiz hafta en fazla satışı 2,91 puanla Turkcell’de gerçekleştirirken payları %11,73’e geriledi. Yılın ilk yarısında gelirini %6 artıran firma, dönem sonunda kârını %3 büyüttü. Turkcell, haziranda Çin menşeli kredisinin ikinci dilimini 700 milyon Çin yuanı olarak güncellerken, faizini %4,30 seviyesine çekti. Bu yolla maliyetini azalttı. Sasa’da yabancı 1,79 puanlık satışla payını %34,29’a düşürdü. Tahsisli sermaye artırım kararı alan firma, 7,18 milyar TL nakit sağlayacak. Paylar hakim ortak Erdemoğlu Holding’e satılacak. Altı aylıkta 491,9 milyon TL kâr açıklayan Sasa’nın devreye alınan yatırımlarının etkisi kendisini gösteriyor. Hissedeki fon sayısı ise 69’dan 73’e çıktı.</p>
<h2>Payını nakde çevirdi</h2>
<p>Geçtiğimiz hafta yabancı fonlar en fazla alımı Sabancı Holding hissesinde gerçekleştirdi. Paylarını 3,69 puan artırarak %35,21’e çıkardılar. Holding, portföyündeki iki önemli firmadaki payını satarken sadeleşmeye gitti. Akçansa’daki %39,72 payın satışından 428 milyon dolar nakit girişi sağladı. Carrefoursa’nın satışından ise zarar yükünden kurtuldu.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a96608cb4b48-1788240012.png" alt="" width="999" height="526" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>ALTIN SPOT MU, DÜZENLİ ALIM MI?</strong></p>
<p>Altın spot; getiri gücü, enflasyon kalkanı, düşük maliyet yükü, fiyatı kilitleme. Zamanlama hatası, baskı, nakit sıkışıklığı, manevra eksikliği. Düzenli alım; ortalama maliyet, kolaylık, düşüş fırsatı, disiplin, sakinlik. Yavaş büyüme, nakit erimesi, artan maliyet, takip yükü, sabır zorluğu.</p>
<p><strong>Körfez Bölgesi’ndeki raylı sistemlerle ilgili işlerde birlikte hareket etmek istiyor</strong></p>
<p>Mia Teknoloji’nin Katarlı firma ile giriştiği iş birliğinden beklenti nedir? ● Turgay Bozkan</p>
<p>Turgay, Mia Teknoloji’nin Katar merkezli Al Jaber Engineering ile imzaladığı iş birliği sözleşmesinde yakın dönemde hayata geçirilecek somut bir projeden ya da varılan kesin bir anlaşmadan bahsedilmiyor. Sözleşme kapsamında; Körfez Bölgesi’nde gerçekleştirilmesi planlanan demiryolu ve raylı sistemler, metro, altyapı ve inşaat projelerine yönelik tedarik, altyapı hizmetleri ve teknoloji çözümlerinin taraflarca birlikte sunulması amaçlanıyor. Firma haziranda da Kuveytli bir firma ile imzaladığı mutabakat zaptını yatırımcısıyla paylaşmıştı.</p>
<p><strong>Almaya karar verdiği makineyle üretim hızı artarken, süre kısalıp maliyeti azalacak</strong></p>
<p>Duran Doğan’ın alacağı ofset makina kendisini kaç yılda amorti edecek? ● Arif Kurt</p>
<p>Arif; Duran Doğan Basım, mevcut makine parkurundaki bir ofset baskı makinesinin yerine geçmek üzere Almanya menşeli firmadan yeni ofset baskı makinesi almaya karar verdi. 4,1 milyon euroya alacağı baskı makinesinin kapasiteyi ne kadar artıracağına veya kendini kaç yılda amorti edeceğine dair net bir veri paylaşmadı. Ancak mevcut parkurun yenilenmesiyle üretim hızının artacağını, maliyetlerin düşeceğini ve teslim sürelerinin kısalacağını belirtiyor. Tutarın 615 bin eurosu peşin ödenirken, kalanı 5 yıl vadeli finansal kiralamayla finanse edilmekte.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>TPL fonu eurobond araçlarına yatırımla getirisi son bir yılda %21’de kaldı</strong></p>
<p>TEB Portföy’ün yönetimindeki Eurobond (Döviz) Borçlanma Araçları Fonu (TPL), düzenli ancak sınırlı bir yükseliş ivmesi sergiliyor. Performansı dövizin yönelimiyle paralellik gösteriyor. Fonun hacmi marttan bu yana daraldı. Ağustosta ise önceki aya göre bir miktar artarak 500,8 milyon TL’ye çıktı. Bununla birlikte nisandan bu yana gözlenen para çıkışı azalsa da devam ediyor. Ağustosta fondan 7,3 milyon TL nakit çıkışı yaşandı. Yatırımcı sayısında belirgin değişim olmazken şimdilerde sayı 1.517 kişi. Stratejisi döviz cinsinden ihraç edilen borçlanma araçlarına yatırım yapmak üzerine kurulu. Portföyündeki kamu dış borçlanma araçları %50,26 ve özel sektör dış borçlanma araçları %40,33 paya sahip. Yıllıkta %21,45 getiri sağlayan portföy, aynı sürede %28,90 yükselen BIST 100 Endeksinin gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Nurol Varlık Kiralama, %41,62 bileşik getiriyle 525 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Nurol Varlık Kiralama, 27.08.2026 günü kira sertifikası ihraç etti. Toplam tutarı 525.000.000 TL olan kira sertifikasının, yıllık basit getirisi %38, bileşik getirisi ise %41,62 düzeyinde. Tek kupon ödemeli kira sertifikası 182 gün vadeli ve ödeme tarihi 26.02.2027 olarak belirlendi. Kupona isabet eden getiri oranı %18,95 olacak. 28 Ağustos tarihli TLREFK %36,66 seviyesinde bulunuyor. Nurol Yatırım Bankası’nın fon kullanıcısı olduğu kira sertifikası yıllık %38 basit getirisi, TLREFK’nın 1,34 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin önerdiği getiri, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcıları için uygun bir seçenek olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra kira sertifikası piyasada TRDNVKA22748 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a96605f0f241-1788239967.png" alt="" width="972" height="238" /><strong>TÜRK ALTIN İŞLETMELERİ</strong></p>
<p><strong>Ağrı’daki altın madeninde ilk dökümü yaparak üretime geçti. Kapasitesi büyüyor</strong></p>
<p>Türk Altın İşletmeleri, Ağrı Diyadin’de bulunan Mollakara Altın Madeni’nde ilk altın dökümünü gerçekleştirerek üretime geçti. Toplam 471 bin ons görünür ve muhtemel rezerve sahip tesiste, 2026 sonuna kadar 32 bin ons altın üretilmesi hedefleniyor. Projenin operasyonel aşamaya geçmesi, şirketin üretim kapasitesinde ve finansal sonuçlarında kalıcı bir büyümeye imkan sağlayacak. Firma yılın ilk yarısında gelirini %48 büyüterek 14,08 milyar TL’ye çıkarırken, dönem sonunda %28’lik artışla 2,8 milyar TL kâr elde etti. Hissenin fiyatı marttan bu yana yatayda dalgalı seyrediyor.</p>
<p><strong>DURUKAN ŞEKERLEME</strong></p>
<p><strong>Olumlu ilerlediği belirtilen iş birliğiyle alakalı satış tutarlarını paylaştı</strong></p>
<p>Durukan Şekerleme geçtiğimiz nisanda yaptığı açıklamada; bağlı iştiraki A2Z’nin, İngiltere merkezli bir firmanın ticari faaliyetlerini ve bu faaliyetlere ilişkin nakit akışını devralmaya yönelik iş birliği görüşmelerin olumlu ilerlediğini duyurmuştu. Yeni açıklamada buna atıf yaparak söz konusu ticari faaliyetlerin A2Z bünyesinde yürütülmesine yönelik süreçte toplam 1,36 milyon sterlin tutarında satış gerçekleştirildiğini duyurdu. Ayrıca aynı ticari faaliyet kapsamında 721,16 bin sterlinlik sipariş aldığını belirtti. Görüşmenin anlaşmaya döndüğü anlaşılıyor.</p>
<p><strong>SKYALP FİNANSAL TEKNOLOJİLER</strong></p>
<p><strong>Takasbank’tan 1,88 milyon dolarlık iş aldı. Tutar yıllık gelirinin %34’ü düzeyinde</strong></p>
<p>Skyalp Finansal Teknolojiler, TAKASBANK ile önemli bir hizmet sözleşmesine imza attı. Merkezi veri depolama ürününün kurulum, bakım ve destek hizmetlerini kapsayan işin bedeli KDV hariç 1,88 milyon dolar olarak belirlendi. Tutar şirketin yıllık gelirinin %34,28’i seviyesinde. Firmanın sermaye piyasalarının önemli finansal kurumlarından biriyle döviz bazlı yaptığı anlaşma, iş hacmi ve prestiji açısından önemli bir referans olarak değerlendirilmeli. Şirket ağustos ayı içinde Borsa İstanbul ile de benzer hizmetle alakalı 1,75 milyon dolar tutarlı sözleşme imzalamıştı.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Deniz GMYO bir aydır tabanda yatay hareket ediyor. Üç fon ise payını sıfırladı</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9660436d583-1788239939.png" alt="" width="303" height="239" />Deniz GMYO’da fonlar satış ağırlıklı işlem yaparak, paylarını sıfırlama yoluna gittiler. Hisseyi portföyünde bulunduran fonlardan DTL 500 bin lot ile en fazla satışı yaparken DNH fonunun satış miktarı 55,7 bin lot seviyesinde gerçekleşti. Hisse için öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. En fazla paya sahip olan iki fon Deniz Portföy’ün yönettiği DTL ve DNH fonları idi. Bu iki fonun paylarını sıfırlamalarının yanı sıra Global Menkul Değerler Portföy’ün GNH fonu da 6,5 bin lot satış ile hisseden çıktı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kasaya-428-milyon-dolar-girdi-yabanci-369-puan-pay-topladi-86588</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kasaya 428 milyon dolar girdi, yabancı 3,69 puan pay topladı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iki-marksizm-86582</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> İki Marksizm</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Aslında ikiden fazladır; yani çeşitli Marksizmler vardı. Marksizm terimini siyasi akım anlamında değil teorik bir çerçeve veya sosyal bilimlerde bir araştırma programı anlamında kullanıyorum. Marksizm değil Marksizmler denebilir ancak bakışı sınırlandırırsak 20. Yüzyılın ikinci yarısının en önemli iki Marksist felsefecisi olarak Louis Althusser ve Gerald Allan Cohen’i görmek mümkündür. Bu böyle ama aslında iki düşünürün ne kültürel ne yöntemsel ne felsefi ne siyasi bir yakınlığı bulunuyor. Althusser 1918’de Cezayir’de doğmuş, Paris eğitimli (Ecole Normale Supérieure), 30 yaşına kadar Katolik olan bir Marksist iken 1941 Montréal-Kanada’da Yahudi, proleter ve Marksist bir ailede doğan Cohen McGill ve Oxford mezunu. Arada hem 23 yaş fark var hem de Cezayir + Paris ve Montréal gençliğin geçtiği mekânlar olarak çok farklı yerler. Mekân ve zaman farkının bambaşka insanlar ve tarzlar yaratması beklenirdi ve öyle de olmuştur. Her ikisinin de asıl eserlerini 10-12 yıllık bir zaman diliminde verdikleri söylenebilir. Althusser için bu 1958-1970 arası 12 yıl ise –40-52 yaş arası- Cohen için 1978-1990 arasıdır –37-49 yaş arası. Cohen daha sonra da yazmıştır; keza Althusser de. Ancak her ikisinin de sonraki yazıları ilk çıkışı sağlayan parlak dönem eserlerinin gölgesinde kalan yazılardır. Yine de Cohen’in 2009 yılında basılan ve ilk hali 2001 yılına dayanan <em>Why Not Socialism?</em> kitapçığının ve Althusser’in 1980 civarı son katkılarının mukayesesi –tıpkı karşılaştırılamaz görünen <em>Pour Marx</em> (1965) ve <em>Karl Marx’s Theory of History: A Defence</em> için yapılabileceği gibi- denenebilir. Cohen’in Einstein’ın <em>Why Socialism?</em> (Neden Sosyalizm?) isimli 1949 tarihli denemesine gönderme yapan kitapçığını (Neden Sosyalizm Değil? ve Althusser’in 1980 civarı Freud, Lacan ve Marx temalı yazılarını okumak bize açık bir fikir veriyor: G.A. Cohen (2009), <em>Why Not Socialism? </em>Princeton University Press. Louis Althusser (1993), <em>Ecrits sur la psychanalyse</em>, STOCK/IMEC; özellikle 1980 civarı yazılar –örneğin Sur Marx et Freud, Althusser (1993: 222-245).</p>
<p>Bilindiği gibi Althusser kendisine büyük ün kazandıran <em>Pour Marx</em> ve bir ölçüde <em>Lire le Capital</em> I ve II’ye katkılarında öne sürdüğü görüşleri kademeli olarak terk etmiştir. Açık özeleştirisi olan <em>Elements d’Autocritique </em>1974 yılında basılmıştır. Trajedi öncesinde (1980), 1977’den itibaren, Marksizm’i yorumlama serüveninin başlangıç noktasına döndüğü iddia edilebilir. Marx’ın a-Hegelci bir yorumunu yaparken Gaston Bachelard ve Thomas Kuhn temaları olan epistemolojik engel, sorunsal (problematik, model veya paradigma), Georges Canguilhem temaları olan gerçeğin üretilmiş olması ve bilim insanlarının üretimlerinin toplumsal yapılar/sosyal kurgular oluşu –Burada Pierre Macherey’nin <em>Pour une théorie de la production littéraire</em> isimli kitabı akla geliyor: Macherey (1966), ideolojinin illüzyon olmayıp maddi bir pratik oluşu gibi temalara başvuruşu ilgi çekicidir. “Öznesiz ve ereksiz bir süreç” Marksizm’den teleolojiyi tamamen kovma denemesidir ve 13. Yüzyılda zaman kavramının değişmesiyle karşılaştırılabilir; sonsuz bir süreklilik (sempiternity) kavramı Hristiyan için zamanın anlamını değiştirmişti. Burada “sempiternity” sadece limitte sonsuzluk, örneğin plim (probability limit) olmayıp sürekli bir limit halidir veya zamandan bağımsız sürekli bir sonsuzluk durumudur. Sonsuzluğa doğru uzanmaz. Örneğin Tanrı, zaten her (zamandan bağımsız) “anda” sonsuzdur. Althusser’in özeleştirisinde tarihselciliği –ve teleolojiyi- eleştirebilmek için yapısalcılığa fazla saptığını dile getirmesi kanımızca yerindedir: Eléments d’auto-critique, 1974). Marx’ın tarih felsefesinin Hegel’den kökünden farklı olduğunu savunmasının, yer yer şık tezlerle bezeli olmakla birlikte, açık kanıtlar karşısında inandırıcı olamaması da doğaldır. Bunu kolayca görmek için <em>Pour Marx</em>’ı Gerald Allan Cohen’in klasiğiyle birlikte okumayı önermek mümkün: Cohen (1978), <em>Karl Marx’s Theory of History: A Defence</em>, Princeton University Press. Tam da Marksizm rasyonalist ve kapalı bir diyalektik ve açıkça Hegelci bir tarih felsefesi önerdiği için, objektivist bir rasyonalizmden uzaklaşılmaya –dolayısıyla Hegelci ögenin Marksizm’den sökülüp atılmasına- kalkışıldığı, buna zorunlu kalındığı anda da aslında Marksizm’in bir siyasi proje olarak ve bir “büyük anlatı” olarak etkisizleştiğini kabul etmiş olmuyor muyuz? Oysa Hegel ve Marx ayrıştırılamaz. Althussercilik bir siyasi hat çıkaramadıysa bunun nedeni galiba açık: Althusser’in teorik müdahalesini gerektiren koşullar zaten Marksizm’in bir siyasi hat ve bütünlüğü olan bir “grand theory” olarak iyice tıkandığı koşullardı.</p>
<p><em>Pour Marx</em> (Althusser, 1965) bir <em>imkânsızlık teoremi</em> şeklinde okunabilir. ‘Marksizm’i yeniden kurmak’ veya ‘eski Marksizm’in neden Marksizm olmadığını’ göstermeye çalışmak şeklindeki tezler manzumesine <em>imkânsızlık teoremleri</em> adı verilebilir. Her kuşakta yeni imkânsızlık teoremlerinin –farklı entelektüel çerçevelere eklemlenerek- ortaya çıkması bir belirti olarak görülmelidir.</p>
<p>Althusser çok genel kavramlara gönderme yaparak adeta iri taneli bir söylem tuttururken Cohen sosyalizm kavramına içerik kazandırmaya çalışırken zamanında ortaya atmış olduğu tezlerinin derli toplu bir panoramasını kullanıyordu. <em>Why Not Socialism?</em> “Neden sosyalizm olmasın?” –yani olabilir- ile modern ve kalabalık (geniş) bir toplumda neden istenilir olduğu (bir dereceye kadar) kabul edilse ve refah rekabeti ikinci plana atacak şekilde (bir dereceye kadar) bolluk yaratmış olsa bile yapılabilir olmadığı için gerçekleşmeyebilir –yani olmayabilir- temaları arasında gidip geliyor. Dolayısıyla kitabın ismi iki şekilde de okunabilir. <em>Çünkü istenilir olmak yapılabilir olmak anlamına gelmez.</em> Cohen ölümüne yakın artık sosyalizmi hayata geçirecek bir sosyal teknolojimizin (henüz) olmadığını düşünüyordu. Althusser de son yıllarında FKP’nin (Fransız Komünist Partisi) tutunamadığını ve SSCB’nin başaramadığını düşünüyordu. Aynı zamanda Marksizm’in teorik krizde olduğuna da –hayli gecikmiş bir şekilde- ikna olmuştu. Althusser’in yazdıkları için <em>somut bir siyasal hayat ve kurumlar</em> perspektifine oturmuş teori adını kullanabiliriz. Buna karşın Cohen <em>soyut analitik siyaset felsefesinin</em> Marksist temaları içeren biçimde filizlenebileceğini göstermiştir diyebiliriz. L’Avenir dure longtemps’da bize “Fransa için, hatta sadece Paris için yazdığını fakat anlaşılmaz biçimde Latin Amerika’da vb. popüler olduğunu söyleyen” Althusser aslında hep neyin (Marksizm) ol(a)mayacağını –imkânsızlık teoremleri- yazarak asıl konunun etrafında dolaşırken Cohen –bazı üslupla ilgili <em>détour</em>s hariç- Marksizm’in ne olduğunu ve ne olabileceğini doğrudan tartışmıştı. Ancak Althusser’in teorik katkısını sadece bağlama dayanarak açıklamak haksızlık yapmak olacaktır. FKP’nin çeperlerinde dolaşan Paris entelektüelleri için yazmış olabilir ama tıpkı Carl Schmitt’in yazdıklarını Weimar bağlamında yazmış olmasına dayanarak Schmitt’i 1920’lere ve 1930’lara hapsetmenin –veya sadece Nazilerle ilişkisini merkeze yerleştirmenin- doğru olmadığı gibi Althusser için de bu kadar sınırlayıcı olmak metodolojik bir hata olabilir.</p>
<p>Aradaki fark elbette önemli ölçüde Kıta ve Analitik felsefelerin yapılma tarzlarından kaynaklanıyor. Yine de Türkiye’de Althusser’den çok Cohen’in okunmuş olmasını tercih etmek, özellikle bugünden bakınca, doğal görünüyor. Özellikle Boğaziçi ve ODTÜ’de okumuş sosyal bilim öğrencilerinin ilgisini çekmiş olması beklenen Cohen sanırım ölümünden neredeyse yirmi sene sonra bile ya hiç okunmamış veya çok az okunmuş bir Marksist felsefeci olarak ülkedeki sol siyasal kültürün anlaşılması zor, bulmaca gibi bir tarafı olduğunun kanıtı gibi duruyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iki-marksizm-86582</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İki Marksizm ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracat-takim-isidir-86581</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracat takım işidir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sohbetimize olumsuz bir ifade ile başlamak istemesem de yıllar içerisinde önüme çıkan gerçekleri yadsımak, güneşi balçıkla sıvamaya çalışmaya benzer.</p>
<p>Bir işletmede, ihracatın takım işi olduğunu kabul etmeden başarılı olmak, ancak bir iki başarılı kamikaze çalışan sayesinde ya da ürününüzün az bulunur olması ile mümkündür.</p>
<p>İhracatı sadece yurtdışında müşteri bulmaya bağlayanlara zaten söyleyecek sözüm yok…</p>
<p>İhraç ürününün girdilerini <strong>tedarik</strong> eden satınalmacıdan, <strong>finansal dengeyi</strong> sağlayan kişiye, <strong>üretimi yapandan</strong> ürünü <strong>sevk</strong> edip <strong>gümrükleyene ve</strong> bu ekibe iş getirmek için pazar araştırması yaparak <strong>müşteri bulan</strong> ihracat sorumlusuna kadar, işletmenin ihracat yapabilmesi için <strong>iş yapan epey insan vardır.</strong></p>
<p>Öte yanda da <strong>işletme dışında</strong> iş birliği yaptığımız bankacı, gümrükçü, lojistikçi gibi <strong>hizmet verenleri</strong> de unutmayalım.</p>
<p>Durum böyleyse şu çok bilinen deyişi yinelemenin zamanı geldi sanırım;</p>
<p><strong>“Bir zincir, en zayıf halkası kadar güçlüdür.”</strong></p>
<p>Buna da “ <strong>Uçtan Uca İhracat Değer Zinciri </strong>“ diye ad versek uygun olur muydu?</p>
<p>Bir ürünün ihraç edilebilmesi için <strong>önce üretilmesi</strong> gerektiği kuşkusuzdur.</p>
<p>Öyle amma onu <strong>üretmek için</strong> gereken <strong>girdilerin temini</strong> daha önce yapılmalıdır.</p>
<p>Bunların<strong> planlanması</strong>, planların onaylanması, <strong>uygulanması</strong>, uygulamaların <strong>izlenmesi</strong>, <strong>aksaklıkların</strong> belirlenmesi, sıkıntıların bir daha yaşanmaması için planların <strong>düzeltilmesi</strong> gibi işleri birilerinin yapması gereklidir.</p>
<p>Hedef <strong>pazar araştırması</strong>, pazar <strong>segmentasyonu</strong>, ürün pazar <strong>eşleştirmesi</strong>, maliyetlendirme ve <strong>fiyatlandırma</strong>, pazarlık etme, <strong>teklif hazırlama</strong> v.b. benzeri işler de bir tarafta yapılmayı bekliyor olacak.</p>
<p>İşte “Uçtan Uca İhracat Değer Zinciri” dediğimiz konunun önemi burada ortaya çıkıyor.</p>
<p>Kuşkusuz herkes kendi işini yapacak amma <strong>yapılan işlerin bir şeylerden etkilendiğini ve başka bir şeyleri etkilediğini</strong> akılda tutmak gerekir.</p>
<p>Özellikle işletme içerisinde yapılan işlerin planlama, onay, koordinasyon, izleme gibi süreçlerinin sağlıklı olması gerek şarttır.</p>
<p>Burada bana hiç kimse bunu KOBİ’lerin yapamayacağını söylemesin.</p>
<p>İrili ufaklı her işletmede bunlar yapılabilir yeter ki “ <strong>Takım bilinci</strong> “ olsun.</p>
<p>Her <strong>ihraç ürünü</strong> <strong>depoda</strong> hazır <strong>beklemiyor</strong>.</p>
<p>Hatta stok <strong>maliyetini azaltmak</strong> adına birçok işletme, <strong>sipariş üzerine üretim</strong> yapmayı yeğler.</p>
<p><strong>Eğer bir işletmede ihracat ile ilgili olarak, kimin hangi işi yapacağı, kime bilgi verileceği, kimden onay alınacağı, hangi konuda kime danışılacağı bilinmiyor ise ihracat işleri, yoğun trafik yaşanan amma trafik ışıkları olmayan bir kavşakta yaşanacak kaosa dönecektir.</strong></p>
<p>Üretim planları düşünülmeden teklif verilirse teslimat,</p>
<p>Finansman durumunu görmeden vade önerilirse ödemeler dengesi,</p>
<p>Mevzuat uyumu bilinmeden bağlantı yapılırsa hem teslimat hem tahsilat,</p>
<p>Hava durumu bilinmeden mallar limana giderse yükleme,</p>
<p>Akreditif koşulları detaylı olarak incelenmeden vesaik yapılırsa tahsilat,</p>
<p>Sıkıntı yaratacaktır…</p>
<p>İşte bunlar ve benzeri nedenlerden dolayı, <strong>ihracat tek başına birsinin üstlenebileceği bir iş değil amma bir takım işidir.</strong></p>
<p>Bu <strong>takımın kaptanı</strong> da işletmenin <strong>tepe yöneticisidir</strong>.</p>
<p><strong>İhracatı detayı ile bilmesi gerekmez, iyi bir organizatör olması yeterli olacaktır.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracat-takim-isidir-86581</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/7/1280x720/dis-ticaret-ithalat-ihracat-1777528021.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir işletmede, ihracatın takım işi olduğunu kabul etmeden başarılı olmak, ancak bir iki başarılı kamikaze çalışan sayesinde ya da ürününüzün az bulunur olması ile mümkündür. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yurt-ici-gundem-farkli-86580</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yurt içi gündem farklı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Küresel enflasyonist risklerdeki artış, politika yapıcıları farklı kanallar üzerinden ihtiyatlı tutmaya devam ediyor. Burada daha önce de tartışmaya açtığımız üzere, farklı kanallar olarak para ve maliye politikalarındaki farklılaşma öne çıkıyor.</p>
<p>Geçtiğimiz hafta içerisinde yakından izlediğimiz ve mesajların arasından anlamları çıkarmaya çalıştığımız Jackson Hole Sempozyumu da bu düşünceyi teyit ediyor. Para politikası tarafındaki karar alıcılar, yakın vade riskleri daha fazla önemserken, çıkış yolunu geçmişin aksine faiz kanalını çalıştırmadan yönetmeye çalışıyor. Maliye tarafı ise, başta enerji fiyatları olmak üzere, diğer emtia girdileri kaynaklı vatandaşlara gelen ek baskılara farklı sübvansiyonlar ile nefes aldırma çabasında. Bir nevi terazi. Bir tarafı diğer tarafın dengeleme süreci.</p>
<p>Fed Başkanı Warsh, sürpriz olmadığı şekilde para politikasına dair yönlendirmede bulunmadı. Ancak, trend enflasyonun gidişatı, %2’lik hedef ve ekonominin durumuna yönelik birtakım değerlendirmeler yaptı. Gün sonunda (bize göre saat açısından Cuma akşamı) ABD tahvil faizleri yükseldi, Amerikan doları değerlendi, emtia tarafı satış gördü ve Fed’in bir sonraki faiz hamlesine yönelik beklentiler %60 civarında Eylül-Ekim toplantıları için artırım tarafına yöneldi. Arada, hafta sonu, ABD İran’ı, İran da bölgeyi vurdu. Petrol fiyatları yükseldi. 2 ay sonra ABD’de ara seçimler gerçekleşecek ve Cumhuriyetçiler açısından sorunlu başlıklarda değişim henüz yok.</p>
<p>Görüldüğü üzere globaldeki gündem çok büyük oranda aynı. Tüm bu gelişmeleri takip ederken, uzun süredir, Kasım 2025’ten bu yana, merakla beklenen SPK düzenlemeleri PYŞ’ler açısından Cuma gecesi yayımlandı. Önemli değişiklikler söz konusu. Belirli şirket paylarındaki yoğunlaşma riskine yönelik getirilen yeni tedbirler, serbest fonları ve yöneticilerini zorlayacak. Ayrıca, geçiş süreci içerisinde piyasa dinamikleri de yeni dönem ve dengeye uyum sağlamaya çalışacak ve portföy yöneticilerinin pozisyon değişimleri belirli miktarda çift yönlü volatilite yaratacak. Rehbere göre, Ekim, Kasım ve Aralık ayları sonuna dek belirli bir takvim dahilinde geçişler sağlanmak zorunda. Bunların yanında lisanslı personel, yönetilebilecek fon sayısı, PYŞ çatısı altındaki pozisyonlanmalara yönelik limitler gibi ek başlıklar da dikkat çekici. En kritik olanı da fiili dolaşım pay oranına göre getirilen yeni düzenlemeler. Bu da yeni düzende serbest fonların bir şirketin fiili dolaşımdaki hisselerinden alabileceği büyüklüğü doğrudan şirketin halka açıklık oranına entegre ettiği gerçeğini doğuruyor. Büyük pozisyonlara getirilen %20 sınırı, serbest fon yönetim tarzı ve mantığına önemli bir sınır çekiyor.</p>
<p>Kabul edelim ki bu düzenlemeler bazı ihtiyaçlardan dolayı gecikmeli de olsa devreye girdi. O ihtiyaçların ne kadar önemli olduğu ve gecikilmesi ile getirilen yeni regülasyonların sertliği büyük oranda etki-tepki mekanizması. Bu esnada serbest fon mantığının hasar gördüğüne yönelik değerlendirmeler haksız değil. Kuvvetle ihtimal bugün konuştuğumuz maddelerin bazılarına yol üzerinde, uyum sağlama aşamasını takiben, revizyonlar gelecektir. Burada tüm paydaşların birlikte konuşup tartışması önemli.</p>
<p>Bir diğer husus da geniş yetkili PYŞ kavramına getirilen 500 milyon lira sermaye gereksinimi. Burada aralık 250-500 milyon olarak belirlenmiş. Faaliyet yetkisine göre bu rakam değişecek. Yüksek sermaye ihtiyacı zaman içerisinde sektörde konsolidasyonları mecbur kılacak gibi görünüyor. Hatırlayacak olursak, yakın zaman içerisinde Yapı Kredi Portföy’ün Azimut Grubu tarafından satın alınmasını konuşmuştuk. Bana göre bu adım, hem Türk yatırım sektörü hem de PYŞ’ler açısından bir kırılım noktasıydı. Rehber ile birlikte kırılımın genişlediği, farklı açılardan ilerlediği yeni bir süreç bizleri bekliyor. Yapı olarak hem küçük hem de büyük gruplarda konsolidasyonlar gerçekleşecek. Son olarak, lisanslı ve deneyimli personel ihtiyacı da şiddetlenecek gibi görünüyor. Rehberin yayımlanmasını takiben BIST endekslerine giriş-çıkış kriterlerinin de gözden geçirilmesi ve daha farklı açılardan bakılması zaruretinin de bir kez daha belirdiğini not düşmekte fayda var.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yurt-ici-gundem-farkli-86580</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yurt içi gündem farklı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/startuplara-para-degil-musteri-lazim-86579</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Startup’lara para değil, müşteri lazım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kamu alımlarındaki katı yeterlilik kriterleri, uzun ödeme vadeleri, pilot uygulamaların sınırlı kalması, veri erişimi sorunları ve düzenleyici belirsizlikler, startup’ların gerçek müşteriye ulaşmasını zorlaştırıyor.</strong></p>
<p>Türkiye’de girişimcilik politikalarının uzun süredir belirgin bir refleksi var: daha fazla girişim kurulsun, daha fazla Ar-Ge yapılsın, daha fazla hibe verilsin, daha fazla yatırım fonu oluşsun. Ancak İstanbul Kalkınma Ajansı’nın (İSTKA) hazırladığı “Startup Dostu Talep Yönlü İnovasyon Politikaları” raporu, tartışmayı daha kritik bir yere taşıyor: Peki bu girişimlerin müşterisi kim olacak?</p>
<p>Raporun en güçlü iddiası şu: Türkiye’nin startup ekosisteminde arz yönlü desteklerin tek başına yeterli olmadığını açık biçimde söylüyor. Ar-Ge teşvikleri, hibe programları ve girişim sermayesi mekanizmaları teknoloji üretimini destekliyor; ancak girişimlerin ölçeklenmesinin önündeki en büyük engellerden biri hâlen talep tarafında. Bu noktada başlıktaki iddiamı şu şekilde revize edebilirim: Startuplar için yatırıma erişim kadar ilk müşteriye ya da müşterilere erişim de kritik öneme sahip. Kamu alımlarındaki katı yeterlilik kriterleri, uzun ödeme vadeleri, pilot uygulamaların sınırlı kalması, veri erişimi sorunları ve düzenleyici belirsizlikler, startup’ların gerçek müşteriye ulaşmasını zorlaştırıyor.</p>
<p>Bu tespit önemli çünkü Türkiye’de kamu alımlarının GSYİH içindeki payı yaklaşık yüzde 10-11 düzeyinde. Yani kamu, aslında devasa bir satın alma gücüne sahip. Buna karşılık raporda Türkiye’nin inovatif kamu alımı oranı yüzde 1,2 seviyesinde gösteriliyor. İsveç’te bu oran yüzde 6,8, Güney Kore’de yüzde 6,1, Hollanda’da yüzde 5,4, Singapur’da yüzde 5,2. Türkiye’de sorun kamu harcamasının büyüklüğü değil; bu harcamanın inovasyonu ne kadar yönlendirdiği.</p>
<p>Rapor bu açığı kapatmak için 42 politika önerisi getiriyor ve bu önerileri dört ana eksende topluyor: kamu ihale sistemi, düzenleyici tedbirler ve standartlar, mali teşvikler ve finansman, ekosistem entegrasyonu ve kapasite geliştirme.</p>
<p>En dikkat çekici önerilerden biri, startup’ların Kamu İhale Kanunu açısından ayrı bir kategori olarak tanımlanması. Bugün iş bitirme belgesi, yüksek teminat, mali yeterlilik ve geçmiş referans gibi şartlar, henüz ölçeklenme aşamasındaki teknoloji girişimlerini sistemin dışına itebiliyor. Raporda startup’lar için ayrı bir yeterlilik havuzu, daha düşük teminat oranları, iş bitirme yerine teknik doğrulama ve pilot referansının kabul edilmesi öneriliyor.</p>
<p><strong>Hızlı alım koridoru</strong></p>
<p>Bir diğer güçlü öneri “hızlı alım koridoru”. Belirli bir bütçe eşiğinin altındaki yenilikçi ürün ve hizmetler için daha hızlı ve sade bir satın alma mekanizması öneriliyor. Bunun yanında PoC destek fonu, hızlandırılmış PoC onayı, Living Lab altyapıları ve kamu-startup eşleştirme platformu gibi araçlarla kamu kurumlarının yenilikçi çözümleri önce küçük ölçekte denemesi, ardından başarılı olanları satın almaya dönüştürmesi hedefleniyor.</p>
<p>Bence raporun en kritik önerilerinden biri de ödeme süresinin startup’lar için azami 30 günle sınırlandırılması. Erken aşama bir girişim için nakit akışı finansal bir detay değil, hayatta kalma meselesidir. Kamu ile çalışıp aylarca ödeme bekleyen bir startup için en iyi PoC bile kötü bir ticari deneyime dönüşebilir.</p>
<p>Rapor ayrıca daha ileri iki model öneriyor: PCP, yani ticarileşme öncesi kamu satın alımı ile inovasyon ortaklığı. Burada kamu, piyasada hazır bir ürün aramak yerine çözülmesi gereken problemi tanımlıyor; startup’lar Ar-Ge ve prototip geliştirme sürecine giriyor; başarılı çözüm satın almaya dönüşebiliyor. ABD’de SBIR, Güney Kore’de alım garantileri ve Singapur’daki GovTech yaklaşımı bunun farklı örneklerini yıllardır uyguluyor.</p>
<p><strong>43. politika önerisi ‘kamu </strong><strong>startup tedarik hedefi’ olmalı</strong></p>
<p>Bununla birlikte, raporda eksik gördüğüm bir politika var. Kamu kurumlarına startup’lardan ne kadar satın alma yapmaları gerektiğine ilişkin ölçülebilir bir hedef konulmuyor. Bence 43. politika önerisi “Kamu Startup Tedarik Hedefi” olmalı. Belirli kamu kurumlarının teknoloji ve inovasyon kapsamındaki uygun satın alma bütçelerinin örneğin ilk yıl yüzde 1’ini, ardından yüzde 2-3’ünü startup’lardan gerçekleştirmesi hedeflenebilir. Kurum bazında bu oranlar açıklanmalı ve yıllık olarak izlenmeli.</p>
<p>Çünkü rapordaki mevcut öneriler ağırlıklı olarak “startup’tan satın almayı mümkün ve kolay hâle getiriyor”. Bir sonraki adım ise “gerçekten satın alma hacmi yaratmak” olmalı. PoC (Proof of Concept – Konsept Doğrulama, Pilot Çalışma) sayısından daha önemli bir performans göstergesi, PoC’lerin ne kadarının gerçek satın alma sözleşmesine dönüştüğüdür.</p>
<p>Türkiye’nin startup politikasında yeni bir döneme ihtiyacı varsa, bu dönem daha fazla hibe vermekten çok daha fazla müşteri üretme dönemi olmalı. Kamu bu dönüşümde yalnızca düzenleyici veya destekleyici değil, ilk müşteri, referans müşteri ve pazar oluşturucu olarak konumlanabilir. İSTKA’nın raporu bu açıdan önemli bir başlangıç yapıyor. Bundan sonra önemli noktalardan biri ise şu: Bu önerilerin ne kadarı mevzuata, bütçeye ve gerçek satın alma davranışına dönüşecek? Bunu da hep birlikte takip edeceğiz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/startuplara-para-degil-musteri-lazim-86579</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Startup’lara para değil, müşteri lazım ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iktisadi-boykotlarin-istenen-sonuclari-vermemesi-istisnai-degildir-86578</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> İktisadi boykotların istenen sonuçları vermemesi istisnai değildir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İktisadi boykotların etkisi, uygulamanın kapsamı kadar hedef ülkenin stokları, yerli ikame ürünleri ve boykota katılmayan ülkelerle kurduğu ticari ilişkiler nedeniyle de sınırlanabiliyor. Tarihî tecrübeler, yaptırımların devletlerin davranışını değiştirmekte her zaman yeterli olmadığını gösteriyor.</strong></p>
<p>Başkan Trump İran’ı askerî bakımdan ezmek yerine iktisadi bakımdan sıkıştırmanın daha uygun olacağına karar vermiş bulunuyor. Anlaşıldığına göre, bu yöntem İran’ın Amerikan isteklerini yerine getirmesi bakımından şimdilik daha uygun görülmeye başlandı. Bu değişikliğin ciddi bir siyaset değişikliğini simgelediğini teslim etmemiz gerekli. Yakın bir döneme kadar Trump İranlılara “ülkenizi bombalayacağım, böylesini hiç görmemiştiniz,” ya da “ülkenizi bombalarla dümdüz edeceğim, şaşırıp kalacaksınız çünkü beklediğinizin çok ötesinde bir yıkıma uğrayacaksınız” diye tehdit ediyordu. Ne oldu da şimdi Amerikan yönetimi fikir değiştirdi, iktisadi araçlara yönelmeye karar verdi? Hemen hatırlayalım, çoğu gözlemci Birleşik Devletler’in savaşı kaybettiğine zaten karar vermişti. Amerika’nın engelleme gayretlerine rağmen, İran Hürmüz Boğazı üzerinde egemenlik kurmuş ve buranın serbest geçişe açık bir bölge olmasını engellemeyi başarmıştı. Buna karşılık, bazı gözlemciler, İran rejiminin esas korkusunun zaten savaş olmadığını, kitlelerin yaşadıkları olumsuz iktisadi koşullar karşısında onları savaşa sürükleyen rejime karşı ayaklanmaları olduğunu ileri sürüyordu.</p>
<p>Trump’ın İran’a nasıl yaklaşılması gerektiği konusundaki karar değişikliğinin altında yatan mantık sağlam bulunabilir ancak iktisadi boykotların devletlerin davranışını etkilemekte sınırlı kaldığını da tarihî tecrübeler göstermiş bulunuyor. Boykot Birleşmiş Milletler, bir ülkeler grubu (mesela AB) ya da bir ülke (mesela ABD) tarafından uygulanabilir. Ne kadar geniş bir ülke grubu tarafından desteklenirse, etkili olma olasılığı o kadar yüksektir. En bilinen boykot, apartheid rejimi esnasında Güney Afrika’ya uygulanmıştır. Birçok ülkenin benimseyerek katıldığı bir girişim olmasına rağmen, beyazların egemen olduğu hükümeti yeterince etkilemediğini çoğu gözlemci bildirmiştir. En olumlu koşullarda yapılıyor olmasına rağmen neden başarılı olmamıştır? İsterseniz soruyu cevaplamayayım, okumaya devam edin.</p>
<p><strong>Boykotların etkisini sınırlayan unsurlar</strong></p>
<p>Acaba hangi gelişmeler iktisadi boykotların etkisini kırıyor veya zayıflatıyor? Belki çok sayıda değişkenden söz etmek mümkün ama biz burada sadece daha önemli olduğunu düşündüğümüz bazılarından söz edeceğiz. İlkin belirtmek gerekiyor ki, hiçbir zaman iktisadi boykotun uygulandığı toplum üzerindeki etkisi bütünsel ya da eksiksiz değildir. Boykotun hedefi olan ülkede bir miktar geçmişten kalan stok bulunabileceği gibi, vatandaşlar bir ürünü satın alma veya edinme kararlarını bir süre ertelemeye rıza gösterebilirler.</p>
<p>Bu mantıkla kolayca ilgisi kurulabilecek diğer bir tavır, ithal edilemeyen malların yerini alacak yerli ürünlere yönelmektir. Bu türden “ikame edici” ürünlere yönelmek tercih edilmese bile, ikame ürünlerin de ihtiyaçlara bir oranda cevap verebildikleri unutulmamalıdır. İkame edici ürünlerin en son örneklerini belki Ukrayna’da bulmak mümkündür. Bu ülke bir kısmını başka ülkelerden aldığı teknolojilerle İHA’lar imal etmektedir. Bunlar belki kalite bakımından ABD veya AB’den ithal edilebilecek ürünler kadar etkin değildir ama Rusya’ya büyük zarar verdikleri de bilinmektedir. Bir karşılaştırma yapmak gerekirse, belki İran’ın varlıklı kesimleri artık yabancılar tarafından imal edilen araçlar alamayacaklardır ama ülkede imal edilen araçlardan edinmeleri sanıyorum şimdilik mümkündür.</p>
<p>Üçüncü olarak, bir ülkeye uygulanmak istenen iktisadi boykota başka bazı ülkeler katılmayı reddedebilir. Benim hemen düşüneceğim örnekler arasında Çin bulunuyor. Çin Birleşik Devletler’e “Benim kiminle ticaret yapacağıma veya şu ya da bu iktisadi ilişkiyi kuracağıma başka ülkeler karar veremez” diyebilir. Şayet Çin böyle bir yol izleyecek olursa, Trump oldukça müşkül bir durumda kalacaktır çünkü kendi ülkesinin Çin ile olan ticaretini yüksek gümrük vergileri ihdas ederek asgariye indirmeye çalışmış, fakat bu silahın iki yönlü işlediğini kısa sürede öğrenmiştir. Bazı Amerikan firmalarının da Çin’e ihracat yaptığı, ayrıca Amerika’nın bazı ürünleri Çin’den ithal etmek mecburiyetinde olduğu, dolayısıyla uygulanan siyasette bazı ayarlamalar yapmak gerektiği kısa sürede anlaşılmıştır. Benzer bir durum karşısında Birleşik Devletler’in farklı davranması için bir sebep bulunmamaktadır.</p>
<p><strong>Ticaret farklı kanallardan sürüyor</strong></p>
<p>Dördüncü olarak, ülkeler ticaretlerini Amerika’nın her zaman denetleyemeyeceği muhtelif kanallardan yürütmektedirler. Bir kere, bir ülkede imal edilip diğer bir ülkeye gönderilen mallar nihai şeklini alırken o kadar çok el değiştirebilirler ki, kimin neyi imal ettiğini, ne kadar katma değer eklediğini ve kime sattığını izlemek kolay olmayabilir. Bu karışıklık içinde bazı malların da sonunda İran’a gideceği karşısında fazla şaşırmamak gerekir. Bunun yanında, özellikle boykota hedef teşkil eden ülkelerin komşularında sadece boykota uğrayan komşu ile ticaret yapan, başka ticari faaliyetleri gözükmediği için de denetimden kaçan firmaların kurulması söz konusu olmaktadır. Boykot uygulamalarının çok kapsamlı olması dahi bu firmaları fazla etkilememekte, bir kısmı yakalanıp kapanırken, yerini başkaları alabilmektedir. Tabii, bütün bunların ötesinde hükümetlerin yalan söylemesi, bir yandan boykotu ihlal ederken diğer yandan boykotu istisnasız uyguladıklarını ileri sürmeleri de mümkündür.</p>
<p>Buraya başka bir durumu daha eklememiz de gerekiyor. Boykotun hedef aldığı ülkelerle, özellikle çoğu komşu olan başka ülkeler arasında hemen durdurulamayacak nitelikte ticari ilişkiler olabilir. Bunlar için istisnalar tanımak, en azından boykotu uygulamak için zaman vermek gerekmektedir. Daha boykotun başından itibaren uygulamada istisnalara yer vermek mecburiyeti boykot kavramını aşındırmakta ve onu amacından saptırmaktadır. Örneğin, Türkiye Doğu vilayetlerinde ısınma ve yemek pişirmek için İran gazı kullanıyor. Bunun ithalatının durdurulması veya yerini Azeri gazına bırakması vakit gerektirecektir. Amerika’nın da ülkemize hiç olmazsa süreli bir istisna tanıması gerekecektir.</p>
<p>Beşinci olarak, ülkeler arası ticaretten büyük kârlar sağlayan bazı özel aktörlerin de iktisadi yasaklar uygulanan ülkelerle ticari ilişkiler geliştirmesi mümkündür. Ne de olsa yasak ticaretin yarattığı gelir de o oranda yüksek olacaktır. Hükümetler bu şekilde ticarete girişen aktörleri yakalamaya gayret gösterebilirler ancak bu tür ticaret yapanların bürokrasilerde uzantıları olması ve bunun ötesinde de gayet iyi örgütlenmiş olmaları genelde hükümetlerin işini güçleştirmektedir. Sanıyorum hatırlanması önemli olan bir husus da, hiçbir hükümetin iki ülke arasında yapılan ticareti tamamen engelleme kabiliyetini haiz olmamasıdır. Her zaman bir kısım mal sınırı aşabilmektedir.</p>
<p>Son olarak, iktisadi yaptırımlara hedef teşkil eden ülkenin de bu uygulamalara karşı alabileceği ve uygulamaları ‘pahalılaştıran’ tedbirler bulunduğunu da bilmek lazımdır. Bir örnek verecek olursak, İran, Birleşik Devletler’in boykotunun uygulanması halinde Körfez’den bir damla petrolün bile dünya piyasalarına ulaşamayacağını ileri sürmüştür.</p>
<p>Özetlemek gerekirse, iktisadi boykot uygulamalarının ciddi sınırları bulunmakta, bu sınırların varlığı uygulamaların etkili olma şansını zayıflatmaktadır. Dolayısıyla, iktisadi boykot uygulamaya karar verirken, bunun etkisini sınırlayan faktörlerin olduğunu da peşinen bilmek, belki de kabullenmek gerekecektir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iktisadi-boykotlarin-istenen-sonuclari-vermemesi-istisnai-degildir-86578</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/8/1280x720/757-1788240760.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İktisadi boykotların istenen sonuçları vermemesi istisnai değildir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuksek-teknolojideki-hizli-buyume-hormonlu-mu-hormonsuz-mu-86577</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yüksek teknolojideki hızlı büyüme hormonlu mu hormonsuz mu? </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Son dönemin popüler konularından birisi sanayide teknolojik dönüşüm. Türkiye İstatistik Kurumu’nun yıllık sanayi ve hizmet istatistiklerine dayanarak sanayinin teknolojik yapısında yüksek teknolojinin payı konusuna odaklanarak  10 yılda meydana gelen değişime ve bunun verimliliğe ne kadar yansıdığına baktığımızda manzara şöyle:</p>
<p>- 2015-2025 arasındaki 10 yılda imalat sanayiinde faaliyet gösteren girişim sayısı yüzde 42,90 artmış. Bu yıllık ortalama yüzde 3,63’lük bir artış hızını ifade ediyor.</p>
<p>- Son 10 yılda sayısı en hızlı artan grup yüksek teknoloji ile çalışan girişimler olmuş. Yüksek teknoloji ile üretim yapan girişim sayısı 10 yılda yüzde 260,50 artmış. Yıllık ortalama artış hızı yüzde 13,68’i buluyor. İkinci sırada yüzde 87,94’lük artışla orta-yüksek teknolojili girişimler geliyor. Orta-düşük teknolojide yüzde 47,45, düşük teknolojide yüzde 31,95 girişim artışı var.</p>
<p>- Buna rağmen imalat sanayiinin teknolojik örüntüsünde anlamlı bir değişiklik olduğu söylenemez. Çünkü hâlâ girişimlerin yüzde 86,60’ını düşük ve orta-düşük teknolojili girişimler oluşturuyor. Yüksek teknolojinin payı bu sıçramaya rağmen sadece yüzde 0,85 ve orta-yüksek teknolojinin payı ise yüzde 12,56 ile sınırlı.</p>
<p><strong>İstihdamın yüzde 76,55’i düşük ve </strong><strong>orta-düşük teknolojili girişimlerde</strong></p>
<p>- Çalışan sayısı artışında da girişim sayısı artışına paralel bir görünüm var. İmalat sanayii toplamında çalışan sayısı, 10 yılda yüzde 33,05 artarken yüksek teknolojide istihdam yüzde 89,53, orta-yüksek teknolojide yüzde 48,02, orta-düşük teknolojide yüzde 40,07 ve düşük teknolojide yüzde 21,89 artış var.</p>
<p>- Yine düşük teknolojinin istihdamdaki payı 4,38 puan düşmüş olmasına rağmen istihdamın yüzde 76,55 ile ezici ağırlığı düşük ve orta-düşük teknolojili girişimlerde.</p>
<p>- Girişim başına ortalama çalışan sayısı tüm teknoloji gruplarında 10 yıl öncesine göre ciddi ölçüde düşmüş. Düşüş oranları teknoloji düzeyi yüksek gruplarda daha yüksek. Girişim başına ortalama çalışan sayısı yüksek teknolojide yüzde 47,43, orta-yüksek teknolojide yüzde 21,24, orta-düşük teknolojide yüzde 5,01 ve düşük teknolojide yüzde 7,63 azalmış.</p>
<p>- Ciro, üretim değeri ve katma değerdeki artış açısından da teknoloji düzeyi yükseldikçe artan bir artış söz konusu. Gayrisafi yurt içi hasıla hesaplarında kullanılan imalat sanayii deflatörü ile reel değişimi hesapladığımızda yüksek teknoloji, cirosunu 10 yılda reel olarak yüzde 93,37 artırarak neredeyse ikiye katlarken, düşük teknolojinin cirosundaki reel artış yüzde 45,01’de kaldı. Yüksek teknolojinin üretim değeri reel olarak yüzde 88,67 artarken düşük teknolojinin üretimi yüzde 41,31 ile yüksek teknolojinin yarısı kadar bir hızla arttı. Yüksek teknolojide katma değer yüzde 157,17 gibi bir düzeye ulaşırken düşük teknolojideki 10 yıllık katma değer artışı yüzde 76,46 ile bunun yarısı kadar oldu.</p>
<p>- Buraya kadar bütün göstergeler imalat sanayiinde yavaş da olsa yüksek ve orta-yüksek teknoloji yönünde bir dönüşüm olduğunu ve yüksek ve orta-yüksek teknolojideki üretim, ciro ve katma değer artışının daha hızlı olduğunu gösteriyor. Bunlar bu hâliyle verimlilik artışının işaretleri sayılabilir.</p>
<p><strong>Yüksek teknoloji girişimleri 10 yıl </strong><strong>öncesine göre daha verimsiz görünüyor</strong></p>
<p>- Ama olaya girişim başına ve çalışan başına üretim, ciro ve katma değer artışı penceresinden bakınca manzara tam tersine dönüyor. Bu kez yüksek teknoloji girişimleri sadece en geriye düşmekle kalmıyor, 10 yıl öncesine göre ortalamada daha verimsiz hâle gelmiş gözüküyorlar.</p>
<p>- Girişim başına katma değer yüksek teknolojide 10 yıl öncesinin reel olarak yüzde 28,66 altına düşmüş. Buna karşın düşük teknolojili girişimlerin ortalama katma değer üretimi 10 yıl öncesine göre reel olarak yüzde 33,73 artmış. Orta-düşük teknolojide girişim başına reel katma değer artışı yüzde 26,59, orta-yüksek teknolojide ise yüzde 15,70 düzeyinde.</p>
<p>- Girişim başına üretim değeri ve ciroda yüksek ve orta-yüksek teknoloji 10 yıl öncesinin gerisinde, düşük ve orta-düşük teknoloji üzerinde. Yüksek teknolojide reel olarak ciro yüzde 46,36, üretimde yüzde 47,66 düşüş var. Orta-yüksek teknolojide girişim başına ciro reel olarak 10 yıl öncesinin yüzde 7,95, üretim değeri yüzde 6,91 altında. Buna karşın düşük teknolojinin cirosu reel olarak yüzde 9,89, üretimi yüzde 7,09 artmış durumda. Orta-yüksek teknolojide reel ciro artışı yüzde 9,52, üretim artışı yüzde 9,01.</p>
<p>- Çalışan başına verimlilik artışı göstergelerinde de bu kadar keskin olmasa da aynı örüntü geçerli. Yüksek teknolojide çalışan başına ortalama üretimin az da olsa 10 yıl öncesinin altına inmiş olması şaşırtıcı bir sonuç. Oysa aynı dönemde düşük teknolojide çalışan başına üretim reel olarak yüzde 15,93 artmış.</p>
<p>Bunlar yüksek teknoloji alanında yaşanan girişim artışının verimlilik artışına yansıyıp yansımadığını ciddi ölçüde sorgulatacak veriler. Yüksek teknolojide girişim başına ortalama üretim, ciro ve katma değerin 10 yıl öncesinin radikal ölçüde altına düşmüş olması, bu alanda teşviklerle yaratılan “büyümenin” ne ölçüde hormonlu olup olmadığı sorusunu akla getiriyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9659928e2a7-1788238226.png" alt="" width="625" height="393" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuksek-teknolojideki-hizli-buyume-hormonlu-mu-hormonsuz-mu-86577</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüksek teknolojideki hızlı büyüme hormonlu mu hormonsuz mu?  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonominin-harflerle-imtihani-86576</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonominin harflerle imtihanı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’de K-şekli, yüksek enflasyon, ithal girdi bağımlılığı ve bozuk gelir dağılımıyla belirginleşiyor. Kur ve varlık fiyatlarındaki artış, bazı kesimlerin servetini büyütürken, ücret ve maaşla geçinenlerin satın alma gücü ise giderek daha azalıyor.</strong></p>
<p>ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, “K-shaped economy” lafını duymaktan bıkmış. CNBC’ye yaptığı açıklamada, “Kesin olarak söyleyebilirim ki K-şeklindeki ekonomi sona erdi” demiş. Ona göre ABD ekonomisi artık K değil, C şeklinde.</p>
<p>Bessent’in bıktığı K meselesi aslında bizi de bir süre hayli meşgul etmişti. Hatta mart ayında “K-tipi bir ekonomimiz var. Peki bu ne anlama geliyor?” başlıklı bir yazı yazmıştım. Şimdi ABD’de tartışma yeniden alevlenip işin içine bir de C ve E harfleri girince, bizim K’nın yanına C ve E harflerini de koymak gerekiyor.</p>
<p>Önce şu K meselesini hatırlayalım.</p>
<p><strong>K’nın üst kolu, alt kolu</strong></p>
<p>K-şeklindeki ekonomi, ekonomide herkesin aynı yönde ilerlemediğini anlatıyor. Kriz veya dalgalanma sonrasında toplumun bazı kesimleri yukarı doğru çıkarken bazıları aşağı doğru gidiyor. K’nın üst kolu kazananları, alt kolu ise kaybedenleri temsil ediyor.</p>
<p>Kavram özellikle COVID-19 sonrasında yaygınlaştı. Pandemi sırasında teknoloji, finans ve bazı yüksek becerili meslekler hızla toparlanırken, hizmet, turizm ve düşük gelirli çalışanlar büyük kayıplar yaşadı. Yani ekonomi toparlanıyordu ama herkes aynı ekonomiyi yaşamıyordu.</p>
<p>ABD’de de son yıllarda benzer bir tablo ortaya çıktı. Yüksek gelirli kesimler servetlerini ve harcamalarını korurken, düşük gelirli tüketiciler hayat pahalılığıyla daha fazla mücadele etti. Hisse senedi ve konut gibi varlıklardaki değer artışından yararlanabilenlerle maaşından başka geliri olmayanların ekonomiyi aynı gözle görmesi zaten mümkün değildi.</p>
<p>Türkiye’de de K’nın izlerini fazlasıyla gördük. Türkiye gibi yüksek enflasyon ortamında olan, ithal girdi bağımlısı olan ve gelir dağılımı bozuk olan ekonomilerde K-şekli maalesef belirginleşiyor. Yüksek enflasyon, kur hareketleri ve varlık fiyatlarındaki artış bazı kesimlerin servetini büyütürken, ücret ve maaşla geçinenlerin satın alma gücünü aşındırdı. Döviz, altın veya gayrimenkul sahibi olanlar enflasyona karşı bir ölçüde korunabildi. Fiyatlarını artırma gücü olan şirketler de maliyet şoklarını tüketiciye aktarabildi.</p>
<p>K’nın aşağı kolunda ise düşük ve sabit gelirliler vardı. Gelirlerinin büyük bölümünü gıda, kira ve ulaşım gibi zorunlu harcamalara ayıranlar enflasyonu daha sert hissetti. Ekonomi büyürken bile kendilerini daha yoksul hissetmelerinin nedeni buydu.</p>
<p><strong>Peki C nedir?</strong></p>
<p>Bessent’in “K bitti” derken kullandığı C, aslında daha iyimser bir tablo sunuyor.</p>
<p>C şeklindeki ekonomide farklı gelir grupları arasındaki makas kapanmaya başlıyor. Özellikle düşük ve orta gelirli tüketiciler yeniden güç kazanıyor. Yani K’nın aşağı doğru giden kolu yukarı dönüyor ve gruplar birbirine yaklaşıyor.</p>
<p>Bessent bunun işaretlerini ücret artışlarında ve Trump yönetiminin vergi politikalarında görüyor. Bahşiş ve fazla mesai gelirlerine getirilen vergi avantajlarının düşük gelirli kesimlere nefes aldıracağını düşünüyor.</p>
<p>CNBC’nin haberinde C’ye dönüşü teyit eden sektör temsilcilerinden alıntılar da var. Mesela Hilton CEO’su otel sektöründe C şeklinde bir ekonomi gördüğünü söylüyor. Ona göre orta ve üst-orta gelir grubunun harcamaları yeniden hızlanmış durumda. Başka bir ifadeyle orta sınıf “oyuna yeniden giriyor.”</p>
<p>Eğer bu tür yorumlar doğruysa K’nın alt kolu yukarı kıvrılıyor demektir. Ama herkes aynı fikirde değil.</p>
<p><strong>K gerçekten bitti mi?</strong></p>
<p>Eski JPMorgan başekonomisti Anthony Chan, ABD’nin İran savaşı nedeniyle yükselen enerji fiyatlarını hatırlatıyor. Enerji harcamalarının düşük gelirli hanelerin bütçesinde daha büyük yer tuttuğunu söylüyor. Benzin ve enerji fiyatları yükseldiğinde, düşük gelirlilere verilen vergi avantajlarının önemli bir bölümü hayat pahalılığı tarafından geri alınabilir.</p>
<p>Hem Türkiye’de hem Amerika’da hem de birçok ülkede tüketici güvenindeki zayıflık da K’nın henüz ölmediğini düşündürüyor. Üstelik şirketlerin verdiği mesajlar da çelişkili. Birçok sektör temsilcisi tüketici davranışlarında gelir grupları arasındaki ayrışmanın hâlâ sürdüğünü söylüyor.</p>
<p>Kısacası birileri C’yi görüyor, birileri hâlâ K’da ısrar ediyor.</p>
<p><strong>Bir de E çıktı!</strong></p>
<p>Ekonomistlerin alfabe merakı burada bitmiyor. K’dan ve C’den sonra bir de E var.</p>
<p>E şeklindeki ekonomi, aslında K ile C arasında bir yerde duruyor. Üç farklı gelir grubu düşünün: üst, orta ve alt. Bunların birbirinden uzaklaşması da söz konusu değil, birbirine yaklaşması da. Her biri kendi kulvarında ilerliyor.</p>
<p>Üst gelir grubu güçlü. Alt gelir grubu zorlanıyor. Orta sınıf ise tamamen çökmüyor ama eski refahına da ulaşamıyor. Herkes kendi hayatını bir şekilde sürdürüyor. Bu nedenle E, özellikle orta sınıfın durumunu anlatmak açısından K’dan daha açıklayıcı olabilir. Her grup yaşamaya devam etmenin bir yolunu bulmuş durumda. Çok parlak bir sonuç değil belki ama istikrarlı görünen bir sonuç.</p>
<p><strong>Peki Türkiye hangi harf?</strong></p>
<p>Bizim asıl meselemiz Türkiye’nin hangi harfi yaşadığıdır.</p>
<p>Mart ayında “K-tipi bir ekonomimiz var” derken Türkiye’deki gelir ve servet ayrışmasına dikkat çekmiştim. Bugün de K’nın tamamen ortadan kalktığını söylemek kolay değil. Hatta Türkiye’de K’nın ABD’den daha sert yaşandığı dönemler oldu. Çünkü yüksek enflasyon, servet dağılımındaki bozukluk ve varlık fiyatlarındaki hızlı artış, gelirden çok servete sahip olmanın önemini artırdı.</p>
<p>Ama Türkiye için yalnızca K demek de artık yeterli olmayabilir. Ekonominin bazı kesimleri hâlâ K’nın üst kolunda. Büyük varlık sahibi olanlar, yüksek gelir elde edenler, fiyatlama gücü bulunan şirketler ve küresel gelir elde eden bazı sektörler farklı bir refah dünyasında yaşıyor.</p>
<p>Alt gelir grubu ise K’nın aşağı kolunda. Orta sınıfın önemli bölümü ise bu iki uç arasında sıkışmış durumda. İşte bu nedenle Türkiye’nin fotoğrafında K ile E’nin karışımı bir ekonomi görmek mümkün. Bir başka ifadeyle mesele aslında harf değil. Harf, ekonominin kimin için nasıl çalıştığını anlatan bir kısaltma.</p>
<p>Çünkü millî gelir yüzde 4 büyürken siz büyümeyi hissetmeyebilirsiniz. Borsa yükselirken portföyünüz olmayabilir. Konut fiyatları artarken eviniz olmayabilir. Ücretiniz yüzde 30 artarken market fiyatları yüzde 40 artmış olabilir. Ekonomi büyür. Ama herkes zenginleşmez.</p>
<p>Belki de Bessent’in K’dan bıkmasının asıl nedeni budur. Ekonomiyi bir harfle tanımlamak kolaydır ama o harfin içine milyonlarca insanın farklı hayatını sığdırmak o kadar kolay değildir. Bugün ABD’de K mı, C mi, E mi tartışması yapılıyor. Türkiye’de ise belki daha önemli bir sorumuz var. Ekonomi hangi harfe benziyor değil, hangi kesim için hangi harfe benziyor?</p>
<p>Çünkü aynı ülkenin içinde aynı anda K’yı yaşayan da olabilir, C’yi yaşayan da, E’yi yaşayan da.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonominin-harflerle-imtihani-86576</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/6/1280x720/565-1788238075.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin harflerle imtihanı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ankarada-yeni-bir-sey-yok-86575</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ankara’da yeni bir şey yok</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Evet, başlık Erich Maria Remarque’in “Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok” romanından mülhem…</p>
<p>Günlerdir, haftalardır Ankara’nın ezeli ve ebedi tartışmaları yine gündemin ön sıralarını işgal ediyor…</p>
<p>Tartışmanın iki düzlemi var. Biri iktidar partisi içindeki gelişmeler, diğeri CHP-Yeni Parti ayrılığından sonraki tablo…</p>
<p>Bu tartışmalara biraz üstten bakıp “aslında ne oldu” sorusuna yanıt aramak yerine, olup biten olayları tekil gelişmeler gibi değerlendirip bunların detaylarına yoğunlaşmak genel bir tavır. Ama böyle yapınca o detaylar, tartışmaların kaynağını anlamaktan ziyade kafaların daha da karışmasına yol açıyor. Bu da ortaya kaotik bir tablo ve giderek siyasetten de, başta siyasi partiler olmak üzere siyasi kurumlardan da hızla soğuyan bir seçmen kitlesi yaratıyor. Nitekim yapılan kamuoyu araştırmalarında (yapan şirket fark etmeksizin) neredeyse yüzde 40’lara yaklaşan umutsuz bir seçmen kitlesi görüyoruz. Kuşkusuz seçimler yaklaştıkça bu oran azalacaktır. Ancak seçime katılma oranı düşük olursa ve katılanların da ciddi bir bölümünün geçersiz oy kullandığını görürsek şaşırmamak lazım.</p>
<p>Durum Remarque’ın romanının kahramanı Paul Bäumer’in ruh hali gibi. O da yaşama bağlılığını, yaşama sevincini öylesine yitirmiştir ki bu yaşam dolu genç, önünde uzanan upuzun bir ömre bakıp “Varsın aylar, yıllar geçsin. Nasılsa bana getirecekleri bir şeyleri kalmadı” diyebilmektedir sonunda.</p>
<p>Tabii bu tablo şu an için geçerli, o gün geldiğinde tekrar tabloya bakmak gerekecek…</p>
<p>Neyse biz dönelim Ankara’ya…</p>
<p>İktidar cephesinde olan şu:</p>
<p>AK Parti çevresi “Erdoğan sonrasında ne olacak” sorusu etrafında dönüp duruyor…</p>
<p>Yok, yanlış anlamayın; bu soruyu soran Erdoğan’ın kendisi ya da yakın çevresi, misal ailesi değil. Zaten yakın zamanda da (AK Parti’nin 25. kuruluş yıl dönümünde) “Tayyip Erdoğan olarak siyasette 50 yılı geride bıraktım. Allah ömür ve sağlık verirse daha nice yıllar Türkiye’ye hizmet mücadelesi içinde olacağım” demişti. Kendisi açısından yol haritası gayet net. Kafası net olmayanlar: parti yöneticilerinden milletvekillerine, eski yeni bir sürü siyasetçi. Hatta bazıları partiyi “AKP’lilerden temizleyip, AK Partilileri öne çıkarmak” gerektiğini öne sürüyor. Bu durum, bir dönem partinin içinde etkin bir şekilde yer alıp sonra çeşitli nedenlerle çemberin dışında kalan siyasi figürlerin kendilerine yeni roller biçme arayışından da kaynaklanıyor. O yüzden kimi parlamenter sisteme geri dönüşü (ki bu konuyu ayrıca yazacağım), kimi partinin kurucu değerlerine geri dönmesini, kimi mevcut yapıyı rehabilite etmeyi öneriyor. Kimi uluslararası ittifaklar peşinde, kimisi de elde ettikleri servetlerine güvenerek kanaat önderliğine soyunmakta… Hâl böyle olunca mevcut yönetimin yapacağı tek hamle (doğal olarak) parti içini konsolide etmeye çalışmak oluyor. Düne kadar iktidar ilişkilerini kullanarak var olanların şimdi parti içinde parti gibi davranmalarına müsamaha edilmeme kararı alınınca, herkesi hayrete düşüren adli/mali operasyonlar kaçınılmaz oluyor. Sanırım bu operasyonlar, partideki mutlak güç ve yapı tekrar tartışılamaz hâle getirilinceye kadar sürer.</p>
<p>Gelelim muhalefet kanadına… Orada da bir başka altüst oluş malumunuz. Görünen, CHP’den ayrılan kişiliğin ahalinin bütün teveccühüne rağmen partileşemediği gerçeği. Bunun en somut örneğini Çerçeve Yasa konusundaki ikircikli tavırda gördük. İdeolojik netlik, bir dahaki seçimde makamı korumak derdiyle yer değiştirince böyle bir tablo da kaçınılmaz oluyor. Atandığı/seçildiği ilçe başkanlığını “İYİ Parti”nin bir organı zanneden siyasetçi ile ne kadar olacaksa o kadar oluyor.</p>
<p>Bu arada hem Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin bürokratlarına hem de Yeni Parti’nin kimi milletvekillerine yönelik soruşturmalar, tutuklamalar ve benzeri uygulamalar gündeme geldiğinde durum biraz daha belirsizliğe yuvarlanır. Sonunda CHP kurultayını baz alarak yeniden bir araya gelmenin hesapları yapılırsa da kimse şaşırmamalı.</p>
<p>Tabii muhalefet cephesi deyince sadece CHP-Yeni Parti eksenini düşünmemek lazım. Bir de diğer muhalefet partileri var. Oradaki hava ise daha çok iki ana aksın açmazlarını değerlendirerek bir üçüncü cephe/ittifak yaratılıp yaratılamayacağı üzerine yoğunlaşıyor. Çerçeve Yasa ile ortaya çıkan milliyetçi tepkilerden başlayıp genel memnuniyetsizliği oya kanalize etmeye çalışan bu cephenin nereye doğru evrileceği ise bilinen bir ismin adı altında (misal Mansur Yavaş) yan yana gelip gelemeyeceklerine bağlı…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ankarada-yeni-bir-sey-yok-86575</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara’da yeni bir şey yok ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yillik-ve-ceyreklik-buyume-farkli-seyler-mi-soyluyorlar-86574</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yıllık ve çeyreklik büyüme farklı şeyler mi söylüyorlar?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir çeyrek öncesine kıyasla büyüme düşüş eğilimindeyken, bu çeyrekte oldukça yüksek bir oranda büyüme var. Evet, yanlış okumadınız; “büyüme beklenenden düşük gerçekleşti” yorumlarının tersine bir duruma işaret ediyor bu değerler.</strong></p>
<p>İkinci çeyreğin GSYH’si ile alt bileşenlerinin değerlerini dün öğrendik. Önemli gördüğüm gelişmeleri değerlendirmek istiyorum. Önce bir çeyrek öncesine kıyasla büyüme oranlarına bakacağım. İlk grafikte 2025’in ikinci çeyreğinden bu yana çeyreklik GSYH büyüme oranları var. Bir çeyrek öncesine kıyasla büyüme düşüş eğilimindeyken, bu çeyrekte oldukça yüksek bir oranda büyüme var. Evet, yanlış okumadınız; “büyüme beklenenden düşük gerçekleşti” yorumlarının tersine bir duruma işaret ediyor bu değerler. Zira açıklanan yüzde 1,1 oranındaki çeyreklik büyüme yıllıklandırıldığında -ki ABD gibi ülkelerde genellikle böyle değerlendiriliyor- yüzde 4,5 oluyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9659c339fa6-1788238275.png" alt="" width="642" height="203" /><strong>Büyüme açısından durum </strong><strong>‘kötü’ görünüyor</strong></p>
<p>Büyümeye, bizde alışılageldik biçimde “bir yıl öncesinin aynı çeyreğine kıyasla ne olmuş” diye bakılınca tersi bir durum ortaya çıkıyor. İkinci grafik, yıllık büyüme oranının aynı dönemde baş aşağı gittiğini gösteriyor. Dolayısıyla, bu yılın ikinci çeyreğindeki yıllık büyüme öncekilerden daha düşük: Yüzde 2,3. Üstelik bu değer son 60 yıllık ortalama büyüme oranımızın yarısına denk geliyor. Sadece yıllık büyüme oranına göre değerlendirme yapılacak olursa, büyüme açısından durum ‘kötü’ görünüyor. Dahası, aynı dönemde enflasyonun da yüzde 32’den ancak ‘milim’ saptığı ya da farklı bir ifadeyle o düzeyde çakılı kaldığı dikkate alındığında, uygulanmakta olan (çok eksik) programın başarısız olduğu gün gibi ortaya çıkıyor.</p>
<p>Peki, çeyrek dönemlik büyüme oranlarına göre son çeyrekte oldukça yüksek bir oranda büyümemizi bu tabloda nereye oturtacağız? Onu nasıl yorumlayacağız? Alt bileşenlerine inilince bu soruları yanıtlamak mümkün oluyor. GSYH’nin en büyük alt kalemi olan özel tüketim harcamaları ikinci çeyrekte (bir çeyrek öncesine göre) yüzde 1,3 oranında azalmış (bir önceki çeyrekte de azalmıştı). Payı tüketim kadar olmasa da dalga boyutu tüketimden çok daha şiddetli olduğu için neredeyse tüketim kadar büyümeyi etkileyen yatırım harcamaları ise ne artmış ne azalmış. Devletin tüketim harcamalarında da düşüş var.</p>
<p><strong>Programın olumlu yönde </strong><strong>değişeceğinin işareti yok </strong></p>
<p>Peki, bu değirmenin suyu nereden gelmiş? Farklı bir ifadeyle, yüzde 1,1 çeyreklik, yüzde 4,5 yıllıklandırılmış büyüme nasıl olmuş da olmuş? Olmuş çünkü geriye kalan net ihracat (ihracat eksi ithalat) kalemi çarpıcı biçimde yükselmiş: İhracattaki artış yüzde 6,2, ithalattaki azalma ise yüzde 1,8 düzeyinde. İç talep düşerken, dışarıya (bir çeyrek öncesine kıyasla) daha fazla mal satmış, dışarıdan ise daha az mal satın almışız. Oysa ihracat önceki iki çeyrekte önemli ölçüde düşmüştü. Liranın reel değeri ve buna bağlı olarak tekstil, giyim ve deri sektörlerindeki ihracat düşüşü dikkate alındığında, ihracattaki bir çeyreklik artışın sürüp sürmeyeceği haklı bir soru oluyor.</p>
<p>Bundan sonrası? Mevcut (çok eksik) program altında daha fazlasını beklememek gerekiyor. Peki, program değişir mi? Olumlu yönde değişeceği yönünde bir işaret yok. Zira değişikliğin olumlu olması için mevcut programın eksikliklerinin giderilmesi gerekiyor. En büyük eksiklikler neler? Hızlı ve adil çalışan bir yargı sistemi, düzgün bir ihale yasası, kendilerine duyulan güvenin yerle bir olduğu kurumların yeni bir yapıya kavuşturulmaları ve düzgün bir sanayi politikası. Ufukta böyle bir program var mı? Yok. Aksine seçim yaklaşıyor. Ekonomi programının seçim nedeniyle değişmesi beklenir ama seçim ekonomisi yönünde. O da ekonomik istikrar açısından iyi olmaz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yillik-ve-ceyreklik-buyume-farkli-seyler-mi-soyluyorlar-86574</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yıllık ve çeyreklik büyüme farklı şeyler mi söylüyorlar? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fert-basima-dusen-18-bin-dolarim-nerede-86573</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fert başıma düşen 18 bin dolarım nerede?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bütün mutluluklar birbirine benzer… Oysa her mutsuzluğun kendine has öyküsü vardır. Şu anda mutsuzluğumuz, büyümenin hayrını görememek, gelir dağılımının daha da kötüleşmesi…</strong></p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu <strong>TÜİK</strong>, bu yılın ikinci çeyrek büyüme rakamlarını açıkladı. Çeyrek bazda <strong>%1,1</strong> ve yıllık bazda <strong>%2,3</strong> büyümüşüz. Fert başına milli gelir ise <strong>18 bin 103 $</strong> olmuş. Ülke milli gelirimiz ise <strong>1 trilyon 700 milyar $</strong> düzeyinde gerçekleşmiş. Yıllık büyüme, <strong>piyasa beklentisinin altında</strong> kalıvermiş.</p>
<p>Benim merak ettiğim; <strong>fert başına gelirin 18 bin doları aştığı</strong> söylemindeki rakam. Daha kesin rakam verirsek; <strong>18 bin 103 $</strong>. Tabii ki bu rakamlar, kibar söylemiyle “<strong>bastırılmış</strong>” kur ile hesaplandı. Şayet <strong>enflasyon kıyısında yüzdürülmüş $ üzerinden</strong> hesaplandığında yıllık milli gelir <strong>1 trilyon 150 milyar $.</strong></p>
<p><strong>KENDİMİ NEDEN ZENGİN HİSSEDEMİYORUM?</strong></p>
<p>Gelelim <strong>fert başıMa</strong> <strong>düşen</strong> 18 bin 103 dolara… <strong>Hormonlu kur yerine daha gerçekçi kurdan</strong> hesaplar isek <strong>13 bin 611 $</strong> oluyor. Ben şimdi meraktayım; üst gelir grubu ülkeler arasına girdiğimizi haykıran ekonomi yönetimi; <strong>fert başıma düşen 18,103 dolarım nerede</strong> ve <strong>neden ben bunu hissedemiyorum</strong>?</p>
<p>Türkiye, son 24 çeyrektir art arda<strong> büyüyor</strong> <strong>ama kime </strong>büyüyor? <strong>Gelir dağılımını bozarak büyüyor</strong>. İçimizde yaşayan <strong>17 milyon</strong> civarında olduğunu tahmin ettiğim bir <strong>Belçika nüfusu kadar kesim </strong>büyüyor. <strong>Üst gelir grubuna mensup kesim</strong> büyüyor, fakir fukara ise giderek <strong>daha da fakirleşerek</strong>…</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Gelir dağılımına dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Enflasyonun etkisi mi?</em></strong></p>
<p><strong>Elbette</strong> ama tamamını enflasyon olgusu ile açıklayamayız. <strong>Emeğin milli gelirden aldığı payı</strong> sürekli küçülten politikalar, <strong>zengini daha zengin </strong>yapan tercihler ve <strong>dar gelirliyi ihmal eden</strong> yaklaşımlar…</p>
<p><strong><em>Gelir dağılım düzelir mi?</em></strong></p>
<p>Şu anda değil fakat <strong>seçim sandığı ufukta görüldüğünde</strong>, dezavantajlı kesimlere <strong>kaynak aktarılacağı</strong> kesin. <strong>Asgari ücret</strong>, emekli aylıkları, <strong>katsayı</strong>, taban fiyat, <strong>KOBİ kredileri</strong> üzerinden bir düzelme gelir.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>GELİR DAĞILIMI BOZULDUĞUNDA BAŞIMIZA GELENLERE BAKIN</strong></p>
<p><strong>1</strong>-Toplumsal barış tehlikeye girer. <strong>2</strong>-Tok, açın halinden anlamaz olur. <strong>3</strong>-İhtişam da sefalet de abartılır. <strong>4</strong>- Sistem, fakirden alır zengine verir. <strong>5</strong>-“Aç bırak itaat etsin, cahil bırak biat etsin” siyaseti güdülür. Nitekim kapitalizm; <strong>fakirleri doyuramadığımız</strong> için değil, <strong>zenginleri doyuramadığımız</strong> için çatırdıyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>AÇLIK LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Yoksulluk</strong>: Günde 3 bin kalori, 3 litre su ve 3 GB bilgiye erişemeyenlerin aktüel tanımı bu.</p>
<p><strong>Yoksunluk</strong>: Temel ihtiyaçlarını karşılayacak imkânlara erişimde zorlanma halinin ifadesi</p>
<p><strong>Açlık</strong>: Beslenme imkânı bulamayan. Karnını doyuramayan, hayatta kalmakta zorlanan</p>
<p><strong>Açlık siyaseti</strong>: Kitleleri, seçmenini sürekli kendi yardımına muhtaç bırakma ahlaksızlığı</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fert-basima-dusen-18-bin-dolarim-nerede-86573</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/5/1280x720/satis-sozlesmelerine-duzenlemesi-odemeler-dovizle-yapilabilecek-1741247122.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fert başıma düşen 18 bin dolarım nerede? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
