<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btunun-projeleri-tubitak-destegiyle-gucleniyor-85545</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 09:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> BTÜ’nün projeleri TÜBİTAK desteğiyle güçleniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR / BURSA</strong><br />Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ), “TÜBİTAK 1001 Programı” kapsamında desteklenen proje sayısının yanı sıra akademik personel başına düşen proje oranıyla da dikkat çekti. Dört projenin desteklenmeye değer bulunmasıyla BTÜ, akademik personel başına düşen proje oranı bakımından üniversiteler arasında üst sıralarda yer aldı. Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü’nden Prof. Dr. Gökçen Yıldız, Makine Mühendisliği Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Enes Muhammet Can, Endüstri Mühendisliği Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Hilal Yılmaz ve Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bölümü’nden Doç. Dr. Nazlı Akçamlı Kaya’nın yürütücüsü olduğu projeler TÜBİTAK 1001 kapsamında destek almaya hak kazandı. </p>
<h2><strong>“BTÜ’nün araştırma gücünü daha ileri taşıyacağız”</strong></h2>
<p>BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, TÜBİTAK 1001 kapsamında elde edilen başarının üniversitenin araştırma odaklı yapısının önemli bir göstergesi olduğunu belirterek, “BTÜ olarak araştırma gücümüzü daha ileriye taşımak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bilimsel çıktılarımızı yalnızca akademik başarı olarak değil, ülkemizin ihtiyaçlarına cevap veren ve toplumsal ve ekonomik faydaya dönüşen değerler olarak görüyoruz. Akademisyenlerimizi desteklemeye ve üniversitemizin araştırma kapasitesini daha ileriye taşımaya devam edeceğiz” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btunun-projeleri-tubitak-destegiyle-gucleniyor-85545</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/5/1280x720/btunun-projeleri-tubitak-destegiyle-gucleniyor-1786948200.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “Araştırma odaklı üniversite” vizyonuyla çalışmalarını sürdüren Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ), TÜBİTAK Araştırma Destek Programları Başkanlığı (ARDEB) tarafından yürütülen “1001-Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Projelerini Destekleme Programı” kapsamında 4 projesiyle destek almaya hak kazandı. BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, TÜBİTAK desteğiyle elde edilen başarıların üniversitenin araştırma odaklı yapısının önemli bir göstergesi olduğunu söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/17-agustos-acisinin-27nci-yilindayiz-85542</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 09:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> 17 Ağustos acısının 27’nci yılındayız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>17 Ağustos 1999 depreminin üzerinden tam 27 yıl geçti, yani çeyrek asrı çoktan geride bıraktık. Dile kolay... Bir nesil büyüdü, şehirler değişti, teknolojiler gelişti. Ama 17 Ağustos 1999 gecesini yaşayanların hafızasında saat hala 03.02’yi gösteriyor. O gece yalnızca yer sallanmadı; hayatlar, aileler, umutlar da yerle bir oldu. Kocaeli’nin, Gölcük’ün, Sakarya’nın, Yalova’nın ve Marmara’nın hafızasına kazınan o büyük acı, üzerinden geçen bunca zamana rağmen ilk günkü kadar canlı.</p>
<p>Türkiye deprem gerçeğiyle yaşamayı öğrenmek zorunda olan bir ülke. Bunu artık söylemek bile gereksiz gibi geliyor. Çünkü yaşadığımız her büyük deprem, bize aynı gerçeği yeniden ve ne yazık ki ağır bedeller ödeyerek hatırlatıyor.</p>
<p>99 Depremi bir dönüm noktasıydı, o güne kadar deprem daha çok “olursa ne yaparız” diye konuşulan bir konuydu. 17 Ağustos’tan sonra ise “bir daha aynı acıları yaşamamak için ne yapmalıyız” sorusu gündeme geldi. Deprem yönetmelikleri değişti, yapı denetimi hayatımıza girdi, mühendislik anlayışı farklılaştı, afet yönetimi yeniden şekillendi. Üniversiteler daha fazla araştırmaya yöneldi, bilim insanları daha güvenli yapılar için çalışmaya başladı.</p>
<p>Elbette bunlar önemli adımlardı, ama sonra Van’ı yaşadık. Elazığ’ı yaşadık. İzmir’i yaşadık. En son da Kahramanmaraş merkezli depremlerle hepimizin yüreği bir kez daha yandı. Demek ki yapılacak daha çok işimiz, alınacak daha çok yolumuz varmış.</p>
<p>Bugün artık depremi yalnızca yaşayan değil, onu anlamaya, etkilerini azaltmaya çalışan bir ülkeyiz. Sismik izolatörler sayesinde hastaneler deprem sırasında ayakta kalabiliyor. Akıllı sensörler binaların taşıyıcı sistemlerini sürekli izliyor. Yapay zeka, uydu görüntüleri ve büyük veri analizleriyle olası hasarlar saniyeler içinde tahmin edilebiliyor. Dronlar enkaz alanlarını kısa sürede haritalıyor, arama kurtarma robotları insanların ulaşamadığı noktalara girebiliyor. Erken uyarı sistemleri ise birkaç saniye de olsa kazandırdığı zamanla trenleri durdurabiliyor, doğalgazı kesebiliyor, kritik tesisleri güvenli moda alabiliyor.</p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin sıkça dile getirdiği “Dirençli Kent Kocaeli” vizyonunu da bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Çünkü dirençli kent demek, yalnızca sağlam binalar yapmak demek değil. Bir deprem olduğunda yolların kullanılabilir kalması, altyapının çalışmaya devam etmesi, haberleşmenin kopmaması, itfaiye ve sağlık ekiplerinin en kısa sürede müdahale edebilmesi, vatandaşın güvenle toplanabileceği alanların hazır olması ve şehrin hayatına en kısa sürede yeniden dönebilmesi demek.</p>
<p>Bütün bunlar gösteriyor ki teknoloji artık depremle mücadelede en güçlü yardımcılarımızdan biri. Şu aşikardır ki; teknoloji tek başına mucize yaratmaz. En gelişmiş sistemler bile kötü yapılmış bir binanın yerine geçemez. Sağlam yapı, doğru denetim, bilimsel şehir planlaması ve toplumsal bilinç olmadığı sürece hiçbir teknolojik yatırım tek başına yeterli olmayacaktır.</p>
<p>17 Ağustos’u gelecek yıllarda yalnızca yasın değil, sorumluluğun da günü olarak hatırlayabilelim. Çünkü depremi durduramayız ama sonuçlarını değiştirebiliriz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/17-agustos-acisinin-27nci-yilindayiz-85542</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 17 Ağustos acısının 27’nci yılındayız ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/avrupa-orta-dogu-seferi-yuzde-41-azaldi-85540</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 08:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa-Orta Doğu seferi yüzde 41 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a82a38dce7d7-1786946445.png" alt="" width="999" height="142" /></strong>Türkiye lojistik pazarının büyüklüğü 40 milyar dolara yaklaşmış durumda. 2030 öngörülerinde ise liman ve demiryolu sektörlerinin öncülüğünde yatırımlarda 2,5 kattan fazla büyümeyle 110 milyar dolarlık pazar büyüklüğüne ulaşılması bekleniyor. Başta İstanbul olmak üzere lojistik merkezlerinin tam kapasiteye ulaşması ve yeni yatırımlarda rezerv alanlarının sınırlı olması veya konut gibi farklı projelerde değerlendirilmesi mevcut yatırımlarda dikey yönlü stratejileri öne çıkardı. Sektör temsilcileri ve firmalar limanlar özelinde yeni dönem stratejilerinde vinç ve otomasyon yatırımlarının öne çıktığını kaydetti. Karayolu tarafındaki yatırımlar ele alındığında ise ağırlık, Euro 6 ve daha düşük emisyonlu araçlar, frigorifik ve özel yük taşımacılığı ekipmanları, dijital filo ve sürücü yönetimi, araç takip ve yakıt optimizasyon sistemleri, depo, konsolidasyon ve lojistik merkezleri, intermodal ve Ro-Ro bağlantıları, gümrük ve belge süreçlerinin dijitalleştirilmesi ve alternatif yakıt ve enerji verimliliği çözümleri başlıklarına odaklanmış durumda. </p>
<h2>Orta Doğu ve Orta Asya koridorlarında daralma</h2>
<p>Havayolu tarafına bakıldığında ise 2025’te seyahat talebinde %8’lik, kargo taşımacılığında ise %3’ün üzerinde büyüme gerçekleşmişti. 2026 Haziran ayında ise hava kargoda yıllık büyüme %8,5 civarında seyretti. Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği’nin 2026 ilk yarı verilerine göre Avrupa-Orta Doğu arasındaki seferler %41, Orta Doğu Asya seferleri ise %4,1 azaldı. En yüksek büyüme ise Asya-Kuzey Amerika bölgesinden %14,7 ile geldi. Buradaki büyüme üst üste 5’inci ayına taşındı. Özellikle Avrupa-Orta Doğu ve Orta Doğu-Asya koridorlarında devam eden jeopolitik gerilimler nedeniyle taşımalarda önemli daralma yaşandı. Sektör temsilcileri bu hattaki normalleşmenin 1 yıl dolayında süreceğini ifade ediyor. Genel risklere rağmen genel tabloya bakıldığında yıl sonunda kargo hacmi miktarında %2,4’lük büyüme bekleniyor.</p>
<p>Türkiye’de demir yollarında 2016 ve sonrasında başlayan 91 projenin hizmete alınması için bu yıl bütçeden 261 milyar 580 milyon lira ödenek tahsisi yapıldı. Ağırlığın yolcu taşımacılığına ayrıldığı 2026 Yılı Yatırım Programı’nda sektör temsilcileri yük taşımacılığına da daha fazla pay ayrılmasını istiyor. Sınırda Karbon düzenlemesi ve yüksek kapasitelere erişim konusunda mevcut yatırımların sektör için büyük önem kazandığının altı çiziliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Küresel talepteki daralma ihracat yüklerini vurdu</span></h2>
<p>Türkiye, 2025 yılında limanlarında elleçlenen 553,3 milyon ton yük ve yaklaşık 14 milyon TEU konteyner hacmiyle küresel deniz ticaretinde güçlü bir konuma ulaştı. Lloyd’s List’in 2024 yılı elleçleme verilerine dayanan 2025 sıralamasında Türkiye’deki limanlar arasında; Ambarlı, Kocaeli, Aliağa, Tekirdağ ve Mersin dünyanın en fazla konteyner elleçleyen ilk 100 limanı arasında yer aldı. Yıllara göre dalgalanmalar yaşamakla birlikte sektörün uzun vadeli büyüme eğiliminin arkasında kapasite artışları, modern ekipman, dijitalleşme ve ulaşım bağlantılarına yönelik yatırımlar bulunuyor. Doğu Akdeniz’in artan lojistik ve stratejik önemi de özellikle Mersin-İskenderun hattındaki limanlarda yeni kapasite ve altyapı yatırımlarını destekliyor. Sanayi Alanları Master Planı kapsamında Marmara’daki sanayi yoğunluğunun Anadolu’ya daha dengeli yayılması ve Samsun-Mersin aksında yeni sanayi alanları oluşturulması hedeflenirken, bu gelişmenin orta ve uzun vadede koridor üzerindeki limanlara yönelik yük ve yatırım talebini artırması bekleniyor. Yük elleçlemelerine bakıldığında ise sektör 2026’nın ilk altı ayında pozitif bir görünüm ortaya koymasına rağmen yurt dışına giden yüklerde gerileme yaşandı. Limanların ilk yarı performansını değerlendiren Türkiye Liman İşletmecileri Derneği (TÜRKLİM) Başkanı Hamdi Erçelik, “Toplam yük elleçlememiz geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1,5 arttı. Yurt dışına giden yüklerde yaklaşık yüzde 7 gerileme yaşanırken, yurt dışından gelen yüklerde yüzde 1,8, transit yüklerde yüzde 3,9 ve kabotaj yüklerinde yüzde 16’nın üzerinde artış kaydedildi” bilgisini verdi.</p>
<h2>Yolcu taşımacılığına kolay, yük taşımacılığına zor </h2>
<p>Demiryolu yatırımlarında yük taşımacılığı odaklı önemli hamlelerin yapıldığını ifade eden Erçelik, özellikle transit yük taşımalarında stratejik projelerin devam ettiğini söyledi. Türkiye’nin lojistik altyapısındaki dönüşüme işaret eden Erçelik, ‘Azerbaycan, Gürcistan ve Kars’tan gelen Bakü-Tiflis-Kars hattının Marmaray/YSS Köprüsü ve Kapıkule bağlantılarıyla Avrupa’ya kesintisiz entegrasyonu hususundaki transit projeler sürüyor. Demiryolu taşımacılığını mevcut altyapı üzerinde çok daha aktif kullanmalı ve bunun ekonomik katma değerini doğru analiz etmeliyiz’ dedi. Uluslararası finansman ve yeşil dönüşüm fonlarının sürdürülebilir lojistiğe yöneldiğini vurgulayan Erçelik, yük taşımacılığında iltisak hatları ve koridor yatırımlarının önceliklendirilmesi gerektiğini belirtti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/avrupa-orta-dogu-seferi-yuzde-41-azaldi-85540</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/0/1280x720/lojistik-1786946586.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta Doğu&#039;da yaşanan savaşın etkileri kendisini bölgeye yapılan taşımalarda da gösterdi. Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği’nin 2026 ilk yarı verilerine göre kargoda Avrupa-Orta Doğu arasındaki seferler yüzde 41, Orta Doğu-Asya seferleri ise yüzde 4,1 azaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/susuz-yazin-ekonomiye-faturasi-agir-85535</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 08:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa&#039;da &#039;susuz yaz’ın ekonomiye faturası ağır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a82a065be200-1786945637.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Avrupa'nın bu yaz yaşadığı kuraklık meteorolojik bir olay olmaktan çıkıp; ekonomik bir krize dönüşüyor. Kıtanın en önemli ticaret damarlarından Ren ve Tuna'da sular çekilirken gemilerin taşıyabileceği yük azalıyor, enerji santralleri soğutma suyu bulmakta zorlanıyor, hidroelektrik üretimi düşüyor. Tarlalarda verim kaybı 2 milyar euroya yaklaşıyor. Sıcak hava çalışanların üretkenliğini de aşağı çekiyor. Avrupa ekonomisi aynı anda ulaştırma, enerji, tarım ve emek cephesinden darbe alıyor.</p>
<h2>5 büyük nehir kurudu</h2>
<p>Kıtanın beş büyük nehrinde son 34 yılın en düşük temmuz debileri görüldü. Copernicus verilerine göre Thames'in izlenen kesimlerinin yaklaşık yüzde 95'inde, Ren'in yüzde 85'inde ve Tuna'nın yüzde 65'inde 1992'den bu yana temmuz ayları için en düşük debiler ölçüldü. Rhone'un yaklaşık yüzde 30'unda, Po'nun ise yüzde 40'ında aynı rekor düşük seviyeler görüldü.</p>
<p>Avrupa'nın su kaynaklarının kuruması ekonomik altyapıyı vurdu. Zira, kıtanın büyük nehirleri yalnızca su taşımıyor; kömürden petrole, çelikten kimyasala, tahıldan sanayi hammaddelerine kadar milyonlarca ton yükü ekonominin içine taşıyor.</p>
<h2>Almanya’dan 0.3 puan silecek</h2>
<p>ING'nin hesaplamalarına göre Ren'deki benzer bir su krizi sırasında 2018'de yaşanan taşımacılık aksamaları Almanya'nın ekonomik büyümesini iki çeyrekte yaklaşık 0,3 puan aşağı çekti. Bu yılki tablonun da benzer bir baskı yaratmasından endişe ediliyor.</p>
<h2>Tuna’da su bitti, nükleer santraller durdu</h2>
<p>Kuraklığın enerji piyasasındaki etkisi ise Tuna havzasında daha çarpıcı biçimde ortaya çıkıyor. Romanya'nın Cernavoda santralindeki iki reaktör de Tuna'nın düşük su seviyesi nedeniyle devre dışı kaldı. Toplam kapasite yaklaşık 1.400 MW. Macaristan’da Paks Nükleer Santrali'nin üretimi yaklaşık 2.000 MW'dan 240 MW'a kadar geriledi. Sorun yalnızca nükleer enerjiyle sınırlı değil. Düşük su seviyeleri hidroelektrik santrallerinin üretimini de aşağı çekiyor. Sırbistan'ın en büyük hidroelektrik santrali kapasitesinin yaklaşık yüzde 20'siyle çalışıyor.</p>
<p>Bu arada, rekor sıcaklıklar klima ve soğutma talebini artırıyor. Sonuç olarak Avrupa'da su azalırken elektrik talebi yükseliyor; enerji arz güvenliği üzerindeki baskı büyüyor.</p>
<h2>Kuraklığın ekonomiye faturası çok ağır</h2>
<p>Bu tablo ağır bir ekonomik kayba neden oluyor. Yapılan araştırmalar ve tahminler şöyle:</p>
<p>■ 180 milyar euro Triodos Bank'a göre 2026'da aşırı sıcak ve kuraklığın AB GSYH'sinde yaratabileceği kayıp. Triodos Bank'ın analizine göre 25-30 derecenin üzerindeki sıcaklıklarda çalışanların üretkenliği ölçülebilir biçimde düşüyor. Etki özellikle fiziksel güç gerektiren, açık havada yapılan ve iklimlendirme bulunmayan işlerde yoğunlaşıyor. Sıcak günlerde işe devamsızlığın artması da ekonomik kaybı büyütüyor. </p>
<p>■ %1.0; Triodos Bank, 2026 yazındaki aşırı hava koşullarının AB GSYH'sini yaklaşık yüzde 1 azaltabileceğini, bunun da yaklaşık 180 milyar avroya denk geldiğini hesaplıyor. </p>
<p>■ %0,6: İşgücü verimliliğindeki düşüşten kaynaklanabilecek GSYH kaybı. </p>
<p>■ %3-7: Kuraklık ve aşırı sıcak nedeniyle AB tarımsal üretiminde beklenen düşüş. </p>
<p>■ 2 milyar euro: Kuraklığın bir diğer cephesi tarım. Avrupa'nın farklı bölgelerinde tahıl ve yem bitkilerinde verim kayıpları şimdiden belirginleşirken, ECIU Avrupa'nın tahıl sektöründe kayıpların yaklaşık 2 milyar avroya ulaştığını hesaplıyor. </p>
<p>■ 0,3 puan: 2018'de Ren'deki taşımacılık krizinin Almanya'nın ekonomik büyümesine tahmini etkisi.</p>
<p>■ 4,4 milyar sterlin: İngiltere'de mayıs- temmuz dönemindeki sıcak hava dalgalarının yaratabileceği ekonomik kayıp. Tarımda 2026 hasadının ülke tarihinin en kötü sezonlarından biri olması bekleniyor. Buğday, ilkbahar arpası ve yulaf üretimindeki kaybın 2,5 milyon tona, çiftçilerin gelir kaybının ise yaklaşık 390 milyon sterline ulaşabileceği öngörülüyor.</p>
<p>*%1.4: Fransa'nın en fazla etkilenen ülkelerden biri olması bekleniyor. Aşırı sıcakların ülke GSYH'sini yaklaşık yüzde 1,4 azaltabileceği ve ekonominin yıllık bazda yüzde 0,6 daralabileceği tahmin ediliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sıcak hava dalgası doğalgaz fiyatını alevlendirdi</span></h2>
<p>Avrupa doğalgaz fiyatları, arz krizi ve sıcak hava dalgasının yarattığı taleple yükseliyor. Hollanda'nın gösterge niteliğindeki en yakın vadeli işlem sözleşmeleri son 1 ayda yüzde 12.7 artarak 61,80'e kadar yükseldi. Yıllık yükseliş yüzde 97 civarında. Eşdeğer İngiliz toptan sözleşmeleri de paralel olarak yükselerek birimi başına 151,5 peniye yaklaştı; enerji piyasaları jeopolitik risk primini büyük ölçüde yeniden fiyatlandırdı. Avrupa'nın orta ve güney kesimlerinde yaşanan yoğun yaz sıcak dalgaları, enerji üretimini daha da kötüleştirdi; bu durum, klimalara olan talebi zirveye çıkardı ve enerji üreticilerini doğal gazı depolamaya yönlendirmek yerine yakmaya zorladı.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Avrupa’nın kuraklık haritası</span></h2>
<p>İklim değişikliğinden kaynaklanan sıcak hava dalgalarının olağanüstü koşullarda yaşandığı Batı Avrupa'da bu yazın kayıtlardaki "en sıcak yaz" olacağı öngörülüyor.</p>
<p>■ <strong>Fransa</strong>: Ülkenin yaklaşık yüzde 85'i kuraklıktan etkileniyor; 67 bölgede kriz seviyesinde su kısıtlaması uygulanıyor. Fransa'da rekor seviyedeki sıcaklar nedeniyle 50 vilayette turuncu alarma geçildi.</p>
<p><strong>■ Belçika</strong>: Patates veriminde kayıp yaklaşık yüzde 30; yağış olmazsa yüzde 50'ye çıkabilir. Belçika’da şu an kayıtlara geçen en büyük orman yangını devam ediyor Orman yangınından etkilenen alan 2 bin 700 hektarı aşarken yangınla mücadele havadan ve karadan sürüyor.</p>
<p>■ <strong>İngiltere</strong>: Sıcak hava dalgalarının ekonomik faturası 4,4 milyar sterlin; tahıl üretiminde 2,5 milyon tonluk kayıp riski var.</p>
<p>■ <strong>Romanya</strong>: Cernavoda'nın iki nükleer reaktörü de Tuna'daki düşük su seviyesi nedeniyle devreden çıktı.</p>
<p>■ <strong>İtalya</strong>: Po'daki su sıkıntısı sulamayı tehdit ediyor; tarım üretiminde ve nehir taşımacılığında risk büyüyor.</p>
<p>■ <strong>Almanya</strong>: Ren'deki düşük su seviyesi kimya, çelik, kömür ve petrol ürünlerinin taşınmasını tehdit ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/susuz-yazin-ekonomiye-faturasi-agir-85535</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/5/1280x720/tuna-nehri-1786947396.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa&#039;nın nehirleri alarm veriyor. Ren, Tuna, Thames, Rhone ve Po&#039;da temmuz debileri 34 yılın en düşük seviyelerine inerken, kuraklık tarımdan enerjiye, taşımacılıktan sanayiye kadar ekonominin bütün damarlarını tıkıyor. Aşırı sıcak ve kuraklığın 2026&#039;da AB ekonomisine 180 milyar euro fatura çıkarması bekleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/56-fon-portfoyunde-yer-acti-iki-haftada-yuzde-133-prim-yapti-85533</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 08:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> 56 fon portföyünde yer açtı, iki haftada yüzde 133 prim yaptı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsa geçtiğimiz haftayı %2,85 yükselişle tamamladı. Ancak endeksi oluşturan hisselerden 44’ü yükselirken 56’sının fiyatı geriledi. Peki BIST 100’ü oluşturan hisselerin çoğunluğunun düşmesine rağmen endeksi yukarı taşıyanların arka cephesinde güçlü bir hikaye var mı?</strong></p>
<p>Borsadaki haftalık kapanışlar, endeks yükselişiyle hisse performansları arasında kopukluk olduğunu söylüyor. BIST 100 Endeksi haftayı yükselişle kapatırken çoğunluğu oluşturan 56 hissenin düşmesi dikkat çekiyor. Yeni işlem görmeye başlayan Kardemir Çelik ve ana ortak değişimi ile yeni bir hikayeye adım atan Carrefoursa %60’ı geçen yükselişleriyle en fazla ilgi görenler oldu. Fiyatların hızla hareketlendiği bir süreçte coşkuya kapılmak kolaydır. Ancak karar verirken artan fiyata olduğu kadar, firmaların ileriye dönük mali performanslarına da bakmak gerektiği unutulmamalı.</p>
<h2>Tavan serisi ilgi uyandırdı</h2>
<p>Temmuzun son günü borsada işlem görmeye başlayan Kardemir Çelik, geçen sürede bir kez taban olurken 10 kez tavadan kapanış yaptı. Hisse, iki haftada 35 TL olan halka arz fiyatının %133 üzerine çıktı. Haftalık getirisi %60,75 oranına ulaşırken 56 fonun portföyünde yer alıyor. En büyük pay 1,3 milyon lot ile Tera Portföy’ün THF fonunda bulunuyor. Carrefoursa, 30 Temmuz günü ivme kazanırken son yedi işlem gününü tavandan kapattı. Haftalık getirisi %60,69 seviyesinde bulunuyor. Ana ortak Yeni Mağazacılık yakın zamanda şirkete farklı zamanlarda toplamı 15,9 milyar TL’yi bulan sermaye avansı enjekte etti. Bu durum ileride bir bedelli sermaye artırımını işaret ederken bunun tahsisli olması da mümkün.</p>
<h2>Zarar düşündürüyor</h2>
<p>Gıpta Ofis, haftalıkta %19,59 yükselişle 80,90 TL seviyesine çıksa da nisandaki zirvesi 92,92 TL’nin gerisinde duruyor. Altı aylık dönemde satışlarındaki %14’lük düşüş kârlılığını olumsuz etkiliyor. Esas faaliyet kârını %76 gerileten şirket dönem sonunda 107,3 milyon TL zarar yazdı. Mali yapıdaki zayıf seyir hissenin yıllıkta %41,56 gerilemesinde etkili olmuş görünüyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a829d2b6bd8c-1786944811.png" alt="" width="999" height="530" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>BİRİKİM Mİ, TEK SEFERLİK Mİ?</strong></p>
<p><strong>Birikim</strong>; maliyet dengelemesi, psikolojik rahatlık, disiplin, düşüşten faydalanma. Getiri tırpanı, fırsat maliyeti, uzun bekleme, takip sorunu.</p>
<p><strong>Tek seferlik</strong>; maksimum getiri, bileşik güç, işlem pratikliği, enflasyon kalkanı, konfor. Zamanlama riski, stres, fırsat kaçırma, yüksek giriş bariyeri.</p>
<p><strong>Altı aylık bilançosunda zarardan kâra dönmesi hissede hareketlenmeye sebep oldu</strong></p>
<p>DYO Boya’nın son işlem günündeki hareketlenmesinin sebebi nedir? ● Mustafa Topcu</p>
<p>Mustafa, Dyo Boya’nın açıkladığı altı aylık mali verilerin sonrası hissede hareketliliğin yaşandığı gözlendi. Firma her ne kadar gelirini %14 azaltmış olsa da hem esas faaliyetlerinden hem de dönem sonunda zarardan kâra döndü. Giderlerini kontrol altına alması esas faaliyetlerden kâr yazmasında etkili olurken, net parasal kazanç kalemindeki 1,05 milyar TL, dönem sonunda kâr açıklamasının ana kaynağı konumunda bulunuyor. PD/DD oranı 0,46 seviyesinde olan hisseye yönelik beklenti fiyatı %4,57 yükseltirken, devamı için gelirin büyümesi önemli olacak.</p>
<p><strong>Sakarya’daki fabrikasının yanındaki arsayı satın alarak ilerde ilave tesis yapacak</strong></p>
<p>Sanifoam yandaki arsayı almakla kapasitesini ne kadar büyütmüş olacak? ● Caner Arslan</p>
<p>Caner; Sanifoam’ın Sakarya’da 2. OSB Müdürlüğü tarafından onaylanan arsa alımı ve planlanan inşaat yatırımı, büyüme hedefinin önemli bir adımı olarak değerlendirilmeli. Firma, yaklaşık 5.193 metrekarelik ek arsayla toplam alanı 28.896 metrekareye çıkarıyor. Hedefi halihazırda bulunan tesise 7 bin metrekarelik ilave kapalı alan inşa edebilmek. Ancak plan ayrıntılandırılmış şekliyle yatırımcılarla paylaşılmadı. Yapılacak ilave tesis netlik kazandığında kapasitesini ne kadar artıracağına dair ek bir rakamsal bilgi paylaşımı gelmesi beklenmeli.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>PIR altın fonu güvenli liman arayan yatırımcıya son bir yılda %61 kazandırdı</strong></p>
<p>Piramit Portföy’ün idaresindeki Altın Fonu (PIR), martta en yüksek 1,89 TL’yi gördükten sonra geriledi. Son iki haftada fiyatta bir artış gözlense de test ettiği zirvesinin gerisinde duruyor. Büyüklüğü marttan bu yana gerileyen bir ivme sergilerken ağustosta artan ilgiyle birlikte hacmi 115,7 milyon TL’ye yükseldi ve temmuzdaki büyüklüğün üzerine çıktı. Nakit çıkışı ise azalmakla birlikte devam ediyor. Ağustosta 4,6 milyon TL para çıkışı söz konusu. Nisandan bu yana düşüş eğilim sergileyen yatırımcısı şimdilerde 923’e indi. PIR, altına dayalı sermaye piyasası araçlarına yatırım yaparak getiri arıyor. Portföyünün %69,93’ü kıymetli madenler ve %20,59’u BYF katılma paylarından oluşuyor. Son bir yılda %61,28 kazanç sağlarken aynı sürede %29,43 prim yapan BIST 100 Endeksinin üzerinde yükseliş kaydetti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Pınar Et ve Un, piyasadan %55,31 bileşik faizle 60 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Pınar Et ve Un, 13.08.2026 tarihinde finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 60.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %47,75, bileşik faizi %55,31 olarak belirlendi. 133 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 25.12.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %17,39 düzeyinde. 14 Ağustos itibarıyla TLREF %39,79 seviyesinde bulunuyor. Buna göre firmanın verdiği %47,75 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 7,96 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından uygun bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFPTUNA2628 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a829cf75f12d-1786944759.png" alt="" width="981" height="236" /><strong>TEKFEN İNŞAAT</strong></p>
<p><strong>İçinde yer aldığı iş ortaklığı, Pursaklar Esenboğa Raylı Sistem ihalesini kazandı</strong></p>
<p>Tekfen Holding’in %99,99 bağlı ortaklığı Tekfen İnşaat’ın Fernas İnşaat ile kurduğu iş ortaklığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından düzenlenen Pursaklar-Esenboğa Raylı Sistem Hattı ihalesini kazandı. KDV hariç 54,4 milyar TL tutarındaki teklif ihale komisyonunca onaylandı ve sözleşmeye davet yazısı şirkete ulaştı. Geçen yıl 59,3 milyar TL gelir elde eden Tekfen Holding’in söz konusu ihaleyle konsolide bilançosunu güçlendirmesi mümkün olabilecek. Firma, yılın ilk çeyreğinde gelirini %17 düşürüp 14,7 milyar TL’ye indirirken, dönem sonunda 535 milyon TL zarar yazdı.</p>
<p><strong>İMAŞ MAKİNE</strong></p>
<p><strong>Afrika ve BDT’deki müşterilerle un ve yel değirmeni kurulumu için anlaşmaya vardı</strong></p>
<p>İmaş Makina, Afrika ve eski Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT)’deki müşterileriyle toplam 4,94 milyon dolara un ve yem değirmeni kurulumu için anlaşmaya varırken, avans ödemeleri hesabına geçti. Anlaşma bedeli yıllık gelirinin %8,94’üne denk geliyor. Yılbaşından bu yana açıkladığı yeni işlerin toplamı ise yıllık gelirinin %25’i düzeyinde bulunuyor. Şirket, değirmen makineleri alanındaki ihracat operasyonlarını gelişmekte olan pazarlarda yeni siparişlerle destekliyor. Yılın ilk çeyreğinde satışları %72 artarak 792,5 milyon TL’ye çıkarken dönem sonunda zarar yazdı.</p>
<p><strong>ÇELİK HALAT</strong></p>
<p><strong>Üretim faaliyetinde değişikliğe giderek üç vardiyadan iki vardiyaya geçiş yaptı</strong></p>
<p>Çelik Halat, mevcut ekonomik ve sektörel koşulları işaret ederek üretim faaliyetini 3 vardiya yerine 2 vardiya düzeninde sürdürmeye karar verdi. Yapılan değişiklikle personel sayısı işten çıkışlar sonrası 331 çalışandan 294’e geriledi. Vardiya düşüşü nedeniyle şirketin 45 bin ton olan yıllık efektif üretim kapasitesi 40 bin ton seviyesinde gerçekleşmesi bekleniyor. Daralan pazar koşullarında operasyonel kapasitesini piyasa gerçeklerine uygun hale getirmek amacıyla firmanın faaliyet organizasyonunda revizyona gittiği anlaşılırken, yılın ilk çeyreğinde zarar yazdı.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Barem’in son bir aydır %84’ü aşan kontrolsüz düşüşü sürerken daha destek bulamadı</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a829cd6045ca-1786944726.png" alt="" width="300" height="238" />Barem Ambalaj’da fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %3,03 ile toplamda 379,2 bin lot azalarak 12,13 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 5’ten 4’e geriledi. VPS fonu 309,2 bin lot ile en fazla satışı yaparken, THF fonu 178,8 bin lot ile en çok alımı gerçekleştiren oldu. Barem Ambalaj’ın konkordato talebine mahkemenin temmuzda üç ay süreyle geçici mühlet vermesi ve Borsa Yönetiminin hisseyi Yakın İzleme Pazarı’na alması fiyatın taban serisiyle düşüşünde etkili oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/56-fon-portfoyunde-yer-acti-iki-haftada-yuzde-133-prim-yapti-85533</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 56 fon portföyünde yer açtı, iki haftada yüzde 133 prim yaptı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstil-ve-hazir-giyimde-asil-darbe-kobilerde-85531</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 08:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tekstil ve hazır giyimde asıl darbe KOBİ’lerde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Tekstil ve hazır giyimde süren daralma, istihdamın yanı sıra işletme yapısını da zayıflatıyor. İTHİB’in SGK verilerinden hazırladığı rapora göre Mayıs 2025-Mayıs 2026’da imalat sanayindeki işletme sayısı yüzde 0,4 artışla 323 bin 229’a çıkarken iki sektörde yüzde 5,5 azalarak 53 bin 333’e indi. Bir yılda 3 bin 109 işletme eksildi. Sayı tekstilde yüzde 3,3 düşüşle 18 bin 459’a, hazır giyimde yüzde 6,7 düşüşle 34 bin 874’e geriledi.</p>
<h2>KOBİ’lerde imalatla makas açıldı</h2>
<p>İşletme ölçekleri, sektörlerin imalattan negatif ayrıştığını gösterdi. İmalatta 1-249 çalışanlı bütün gruplarda işletme sayısı artarken tekstil ve hazır giyimde aynı grupların tamamında düşüş yaşandı. 4-6 çalışanlı işletmeler imalatta yüzde 6,9 artarken iki sektörde yüzde 8,2 azaldı. İmalatta yüzde 4,9 büyüyen 50-99 çalışan grubu iki sektörde yüzde 6,5; 100-249 çalışan grubu ise yüzde 2,7’lik artışa karşılık yüzde 9,4 küçüldü. Kaybın ana kaynağını KOBİ ölçeğindeki firmalar oluşturdu.</p>
<h2>Büyük ölçekte de daralma sürdü </h2>
<p>Kayıp büyük işletmelere de yayıldı. İki sektörde 100-249 çalışanlı işletme sayısı bin 528’den bin 385’e, 250-499 çalışanlı işletme sayısı 324’ten 304’e, 500-749 çalışanlı işletme sayısı 55’ten 52’ye indi. Bin ve üzeri çalışanı bulunan işletmeler 21’den 18’e gerileyerek yüzde 14,3 azaldı. Hazır giyimde 750- 999 çalışanlı işletme sayısı 8’den 2’ye, bin ve üzeri çalışanlı işletmeler 8’den 6’ya düştü.</p>
<h2>6 işletmeden biri tekstil ve giyimde </h2>
<p>Kayıplara rağmen tekstil ve hazır giyim, imalatta ağırlığını koruyor. Mayıs 2026’da 323 bin 229 imalat işletmesinin 53 bin 333’ü bu iki sektördeydi. Ancak sektörlerin payı bir yılda yüzde 17,54’ten yüzde 16,50’ye düştü. Aynı dönemde imalat istihdamı yüzde 2,8 azalarak 3 milyon 991 bin 380’e, iki sektörün istihdamı yüzde 8,3 düşüşle 837 bin 623’e geriledi. Tekstil ve hazır giyimin imalat istihdamındaki payı yüzde 22,25’ten yüzde 20,99’a indi. Sektörlerin istihdamı imalat genelinden yaklaşık üç kat hızlı daraldı.</p>
<h2>Zirveden 408 bin kişi eksildi </h2>
<p>İki sektörde çalışan sayısı Ağustos 2022’deki zirvenin 408 bin kişi altında kaldı; yaklaşık dört yılda istihdamın kabaca üçte biri kaybedildi. Mayıs 2026’da hazır giyim istihdamı 493 bin 998’e gerileyerek zirvenin 250 bin kişi altında kaldı ve sektör son bir yılda imalatta en fazla istihdam kaybeden alan oldu. Tekstil istihdamı ise bir yılda 367 bin 147’den 343 bin 625’e indi. Kayıp 23 bin 522 kişi ve yüzde 6,4 olurken çalışan sayısı Aralık 2021 zirvesinin 170 bin kişi altında gerçekleşti.</p>
<h2>Kadın istihdamında da 40 bin kişilik kayıp </h2>
<p>İki sektörde kadın çalışan sayısı bir yılda 416 bin 685’ten 376 bin 58’e düştü. Böylece 40 bin 627 kadın istihdam dışına çıkarken kayıp %9,8 oldu. Hazır giyimde kadın istihdamı yüzde 10,6 azalarak 268 bin 56’ya, tekstilde ise %7,5 düşüşle 108 bin 2’ye indi. Buna karşın tekstil ve hazır giyim, imalat sanayisindeki kadın istihdamının %32,51’ini sağlamayı sürdürüyor; imalatta çalışan yaklaşık her üç kadından biri hâlâ bu sektörlerde yer alıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İmalattaki kaybın üçte ikisi iki sektörden</span></h2>
<p>Son bir yıllık veriler, tekstil ve hazır giyimdeki daralmanın Türkiye imalatındaki istihdam kaybında ne kadar belirleyici hale geldiğini de gösteriyor. Mayıs 2025-Mayıs 2026 döneminde toplam sigortalı istihdam yaklaşık 156 bin kişi artarak 17 milyona yaklaşmasına rağmen, imalat sanayinde çalışan sayısı 114 bin 139 kişi azaldı. </p>
<p>Buna karşılık tekstil ve hazır giyimdeki kayıp 75 bin 868 kişi oldu. Bu veriler üzerinden yapılan hesaplamaya göre, imalat sanayindeki net istihdam kaybının yaklaşık yüzde 66,5’i, başka bir ifadeyle üçte ikisi tekstil ve hazır giyimden kaynaklandı. Tekstilde 23 bin 522, hazır giyimde ise 52 bin 346 kişilik yıllık istihdam kaybı gerçekleşti.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstil-ve-hazir-giyimde-asil-darbe-kobilerde-85531</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/9/1280x720/iplik-tekstil-1771913599.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İTHİB’in mayıs raporuna göre imalat sanayindeki işletme sayısı yıllık bazda yüzde 0,4 artarak 323 bin 229’a çıkarken iki sektörde yüzde 5,5 azalışla 53 bin 333’e geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/rusyada-turk-markalarinda-cikis-dalgasi-10-marka-havlu-atti-85530</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rusya’da Türk markalarında çıkış dalgası: 10 marka havlu attı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Batılı markaların Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle 2022 sonrasında bıraktığı boşluğu doldurmak için Rusya’ya yönelen Türk perakendecilerin bir bölümünde hesap tutmadı. Savaşın başladığı dönemde ülkede 32 Türk markası 655 mağazayla faaliyet gösterirken bu sayı düşüşe geçti. Rusya basınına göre 2026’da Madame Coco, Chakra, NetWork, OXXO, Beymen Club, Karaca Home ve Les Benjamins pazardan çıktı ya da tüm mağazalarını kapatma kararı aldı. Mudo’nun çıkışı 2025’te tamamlanırken Ipekyol ve Twist, bir yıllık Rusya macerasının ardından 2023’te mağazalarını kapattı. Böylece son dört yılda fiziksel perakendeden çekilen veya çekilme kararı alan Türk markalarının sayısı en az 10’a ulaştı.</p>
<p>Rusya merkezli NF Group’un 2026’nın ilk yarısına ilişkin araştırmasında mağaza sayısını azaltan, fiziksel perakendeden çıkan veya ciddi finansal sorun yaşayan 39 marka belirlendi; bunların yüzde 15’ini Türk markaları oluşturdu. Listede Karaca Home, Les Benjamins, OXXO, Beymen Club, NetWork ve Madame Coco yer aldı. Artan işletme giderleri ve vergi yükü, zayıflayan tüketici talebi, AVM trafiğindeki düşüş, yüksek kira ve finansman maliyetleri, düşük marka bilinirliği ve pazaryerlerinin yükselişi geri çekilmeyi hızlandırdı. Focus Technologies verilerine göre 2026’nın ilk yarısında Rusya’da AVM trafiği yüzde 2, giyim ve ayakkabı mağazalarının ziyaretçi sayısı yüzde 5 geriledi.</p>
<h2>Madame Coco 29 mağazasını kapatıyor </h2>
<p>Şubat 2023’te Rusya pazarına girerek kısa sürede 29 mağazaya ulaşan Madame Coco, tüm mağazalarını kapatma kararı aldı. Kapanışların 2026 sonbaharına kadar tamamlanması bekleniyor. Markanın maliyetleri azaltmak amacıyla bazı AVM yönetimleriyle yürüttüğü kira indirimi görüşmelerinin büyük bölümünden sonuç çıkmadı. Madame Coco, 2025 başında 20 yeni mağaza açmayı planlarken yaklaşık bir buçuk yıl içinde çıkış noktasına geldi. Kararda düşen trafik ve talep nedeniyle kira ve kredi yükünün karşılanamaması etkili oldu.</p>
<h2>Chakra da son mağazalarını kapatıyor </h2>
<p>Chakra, Moskova’daki Aviapark ve Afimall alışveriş merkezlerindeki iki mağazasını kapattı. Kalan noktaların da sonbahara kadar kapanmasıyla şirketin Rusya’daki fiziksel faaliyeti sona erecek. Uzmanlara göre orta segment Türk ev ve yaşam markalarının yüksek kiralı büyük AVM’lere ve güçlü ziyaretçi trafiğine dayanan iş modeli, trafik gerilediğinde sürdürülebilirliğini kaybediyor.</p>
<h2>NetWork, Beymen Club ve OXXO için zarar kararı </h2>
<p>Fiba Retail Group, Rusya operasyonlarını Marka Rus şirketi üzerinden yürütüyor ve daha önce ülkede GAP ile Marks &amp; Spencer’ı işletiyordu. Bu markaların Şubat 2022’den sonra Rusya faaliyetlerini durdurmasının ardından boşalan mağazalara NetWork, Mudo, OXXO ve Beymen Club taşındı. Dört yıl sonra Mudo tamamen çıkarken NetWork, OXXO ve Beymen Club’ın kalan tüm mağazalarının 2026’da kapatılmasına karar verildi.</p>
<p>Kommersant’ın Marka Rus’un 2025 mali tablolarına dayandırdığı habere göre şirket o yıl 10 mağazayı kapattı ve geriye 20 mağaza kaldı. Raporda 2026’da zarar eden NetWork, Beymen Club ve OXXO mağazalarının tamamının kapatılacağı belirtildi. Marka Rus’un geliri 2025’te yüzde 26 artarak 2,36 milyar rubleye yükselmesine karşın net zararı yüzde 22 büyüyerek 716,3 milyon rubleye ulaştı. Satış artışı mağaza operasyonlarındaki zararı durdurmaya yetmedi.</p>
<h2>Karaca ve Les Benjamins de çıkışta </h2>
<p>Rus danışmanlık şirketi Nikoliers, 2026’nın ilk çeyreğinde Rusya pazarından çıkan uluslararası markalar arasında Karaca Home ve Les Benjamins’i de gösterdi. Böylece iki marka, 2022 sonrası oluşan perakende ortamında Rusya’da kalıcı olamayan Türk oyuncular arasına katıldı. Uzmanlar, giyim sektöründe pazaryerleri ve düşük fiyatlı Çin menşeli ürünlerle rekabetin giderek ağırlaştığına dikkat çekti.</p>
<h2>Ipekyol ve Twist bir yıl dayanabildi </h2>
<p>Çıkış dalgasının ilk işaretleri 2023’te görüldü. Ipekyol ve Twist, Batılı markaların ayrılmasının ardından 2022 sonbaharında Moskova’daki Afimall City’de mağaza açtı. Ancak iki markanın tek olan mağazaları, yaklaşık bir yıllık faaliyetin ardından Kasım 2023’te kapandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">2022 öncesi giren markalar büyümeye devam ediyor</span></h2>
<p>Gelinen noktada Rusya’daki Türk marka tablosu ikiye ayrılmış durumda. LC Waikiki, Koton ve Colin’s gibi uzun süredir pazarda bulunan, bilinirliği ve müşteri kitlesi daha yüksek Türk markaları faaliyetlerine devam ederken, özellikle 2022 sonrasında oluşan fırsatı değerlendirmek için Rusya’da büyüyen veya pazara yeni giren bir grup marka geri çekiliyor. Rusya’da 2026’nın ilk yarısında mağaza ağını küçülten, fiziksel mağazacılıktan çıkan veya finansal sorun yaşayan markaların yüzde 67’sini giyim ve ayakkabı şirketleri oluşturdu. Moskova AVM’lerinde boşluk oranı da 2025’in ilk yarısındaki yüzde 5,5 seviyesinden bir yıl sonra yüzde 6,4’e çıktı. Şirket, bu oranın 2026 sonunda yüzde 8’e kadar yükselebileceğini tahmin ediyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/rusyada-turk-markalarinda-cikis-dalgasi-10-marka-havlu-atti-85530</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/alisveris.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Batılı markaların 2022 sonrasında savaş nedeni ile bıraktığı boşluğu doldurmak için Rusya’ya yönelen Türk perakendecilerin bir bölümünde hesap tutmadı. Madame Coco, Chakra, NetWork, OXXO, Beymen Club, Karaca Home ve Les Benjamins pazardan çıkma kararı alırken Mudo, Ipekyol ve Twist’in çıkışı tamamlandı. Rusya’dan çekilme kararı alan marka sayısı en az 10’a ulaştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kazak-sermayesi-turkiyede-yeni-bir-oyun-kuruyor-85539</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kazak sermayesi Türkiye’de yeni bir oyun kuruyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’ye bir süre önce Turkish Bank’ın yüzde 99,32’sini satın alarak adım atan Kazakistanlı Freedom Holding, Sermaye Piyasası Kurulu’ndan (SPK) 2025’te kuruluş, geçen hafta da faaliyet iznini aldığı Freedom Yatırım Menkul Değerler ile sermaye piyasalarına giriyor. Freedom Yatırım Menkul Değerler, kararla birlikte Türkiye’de 34 yıl aradan sonra faaliyet izni alan ilk yabancı sermayeli geniş yetkili aracı kurum oldu. Sermaye piyasasında “mıntıka temizliği” yapılırsa bunu yenileri de izleyebilir. Kazak sermayesinin Türkiye ilgisi pek eski değil. 2025 Ocak sonunda ülkenin teknoloji ve finans devi Kaspi.kz parayı bastırıp Hepsiburada operasyonunu tamamladı. Ardından Hollandalı bankacılık devi Rabobank’ın Türkiye’deki deyim yerindeyse “uyuklayan” bankası Rabobank A.Ş.’yi satın alarak bankacılığa adım attı.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a82a2873b89a-1786946183.png" alt="" width="493" height="323" />
<figcaption><strong>Freedom Holding’in CEO’su da olan Turlov, finans ve teknoloji alanında büyüyen milyarder bir girişimci ve öyle anlaşılıyor ki Türkiye’de de iddialı.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Hikâyenin son halkalarından biri de adını artık sıkça duyabileceğimiz Timur Turlov. Rusya’da yatırım bankacılığına başlayan Turlov, 2008 krizinin ardından Kazakistan’a yönelerek kurduğu Freedom Finance’i büyütmüş. Bugün Freedom Holding’in CEO’su da olan Turlov, finans ve teknoloji alanında büyüyen milyarder bir girişimci ve öyle anlaşılıyor ki Türkiye’de de iddialı.</p>
<p>Kazakistan kökenli bu farklı iki grubun Türkiye’ye son 1.5 yılda getirdikleri yatırımlar, benimsedikleri iş modellerinin benzerliğiyle de dikkat çekiyor. Ülkelerinde başarı kazandığını düşündükleri finans ve teknoloji ekosistemlerini Türkiye’ye taşımaya çalışıyorlar.</p>
<p>Hepsiburada ile Rabobank yan yana geldiğinde Kaspi örneği böyle. Bir tarafta alışveriş, diğer tarafta bankacılık var. Ödeme ve finansal hizmetler de eklendiğinde ortaya klasik bir banka ya da e-ticaret şirketinden farklı bir yapı çıkıyor.</p>
<p>Freedom’ın Turkish Bank hamlesinde de benzer bir mantık görülüyor. Turlov’un modeli de yalnızca aracı kurum olarak faaliyet göstermekten ibaret değil. Bankacılık, yatırım ve dijital hizmetleri aynı çatı altında toplamayı çalışıyor.</p>
<p>Kazak şirketlerinin getirdikleri iş modeli benzer ve basit: Önce müşteriyi platforma çek, sonra ona mümkün olduğunca çok hizmet sat. Türkiye’nin 85 milyonluk nüfusu, gelişmiş bankacılık sistemi ve hızlı büyüyen e-ticaret pazarı düşünüldüğünde, Kazakların iştahının neden kabardığını anlamak kolay. Ancak Türkiye, geçmişte HSBC ve Citibank gibi küresel devlerin bile bireysel bankacılıkta tutunamadığı, nice yıldızın elendiği zorlu bir pazar. “Borumu öttürürüm” diyenlerin bunu da düşünmesi şart!</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kazak-sermayesi-turkiyede-yeni-bir-oyun-kuruyor-85539</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kazak sermayesi Türkiye’de yeni bir oyun kuruyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/avrupa-ciktigina-pisman-oldu-ayni-hataya-dusmeyin-tekstilde-donusumu-destekleyin-85537</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Avrupa çıktığına pişman oldu, aynı hataya düşmeyin, tekstilde dönüşümü destekleyin&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BARIŞ SEDEF</strong></p>
<p>Çorlu Ticaret ve Sanayi Odası ile Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odası iş birliğinde düzenlenen Tekstil Zirvesi Çalıştayı’nda, tekstil sektöründe yaşanan gelişmeler, iş dünyası ve sektör temsilcilerinin saptamaları ve değerlendirmeleriyle birlikte, sahadan örneklerle masaya yatırıldı. Çalıştayda sektörün mevcut durumunun yanı sıra, karşılaşılan sorunlara ilişkin çözüm önerileri de kapsamlı şekilde ele alındı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a82a1cb97a53-1786945995.png" alt="" width="888" height="245" />Türkiye'de, üretimin, ihracatın ve istihdamın lokomotif sektörü olan tekstilde sektör temsilcileri üretimdeki daralmayla dikkat çekti. İstihdamın son bir kaç yıl içerisinde hızla azaldığını kaydeden tekstil sektörünün önde gelen temsilcileri, mevcut koşulların devam etmesi halinde sektörde yüzde 30’luk daralmanın kaçınılmaz olduğunu belirtti. Zirvenin açılış konuşmasında, Çorlu TSO Başkanı İzzet Volkan, tekstil sektöründeki sanayicilerin yaşadığı sıkıntıları yakından takip ettiklerine vurgu yaparak, “Tekstil sektörü üretim ve ihracat açısından Türkiye ekonomisi ve Trakya açısından stratejik bir öneme sahip. Şehrimiz ekonomisinin büyük bir bölümü tekstile dayalı. Bu sektörde yaşanan olumsuzluklar bütün kentte hissediliyor. Tekstil üretimindeki güçlü altyapılarımız var. Bunu güçlendirmemiz gerekiyor” dedi.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a82a1e5d1bcd-1786946021.jpg" alt="" width="700" height="466" />
<figcaption><strong>Çorlu TSO Başkanı İzzet Volkan: Tekstil ülkemiz ve Trakya için stratejik önemde. İhmal edilmemeli, güçlendirilmeli</strong></figcaption>
</figure>
<p>Çalıştay kapsamında düzenlenen panelde ise şu görüşlere yer verildi:</p>
<p><strong>Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Çetin: İstihdamın dinamosu, desteklenmeli</strong></p>
<p>Tekstil sektörünün teşviklerle daha fazla desteklenmesi gerektiğine işaret ederek, “Tekstil sektörü ülkemizin hem istihdam hem de ihracat tarafında en önemli dinamoları arasında yer alıyor. Paraların kazanıldığı dönemde nitelikli tekstil ürünleri üretilemediği için sektörümüz ekonomik zorlukların olduğu dönemde maalesef her geçen gün mum gibi eridi. Tekstile can veren tekstil kimyasalları sektörümüz de bu süreçten olumsuz etkilenmeye devam ediyor. Bu kadar büyük bir istihdam sağlayan tekstil sektörünün, Türkiye'nin geleceği, sağlıklı işleyen bir toplumsal ve sosyal yapı da göz önüne alınarak, bırakın bu sektörden el çekmeyi, tekstil sektörümüzün yeni nesil teşviklerle daha fazla desteklenmesi gerekiyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>TİM 4. Dönem Başkanı İsmail Gülle: Maliyet ve kurda ciddi sorunlarla karşılaştık</strong></p>
<p>1980’li yıllarda Türkiye’nin toplam ihracatının üçte birini tekstil sektörü oluşturuyordu. 2000 sonrasında da hızla büyüdük. Bir döneme kadar toplam ihracatın yüzde 33’ünü tekstil ve hazır giyim sektörü gerçekleştirdi. Bu dönemde istihdamın da önemli bir kısmını gerçekleştiriyorduk ve en az yatırımla en fazla istihdamı bu dönemlerde tekstil sektörüyle sağlayabiliyorduk. İç ve dış piyasayla birlikte bir dönem 60-65 milyar dolarlık bir pazar haline gelmiştik. Mevcut duruma bakıldığında ise enflasyonist ortam sektörde ciddi bir kan kaybına neden oldu. Dünya ticareti de bu dönemde olumsuz yönde etkilendi ve bir takım avantajlarımızı bu dönemde yitirdik. Şartların iyi olduğu dönemde sektör olarak büyüdük. Ancak değer üretemedik ve sıradanlaştık, yaptığımız ürünün içine değer koyamadık. Bizi farklılaştıracak bir unsuru ürünün içine koyamadık. Genel olarak maalesef bunlar yaşandı. Ama tabii, bu süreci doğru okuyanlar da oldu ve onlar bir adım öne geçti.</p>
<p>Hazır giyim ihracatımızdaki gelişmeleri de değerlendiren önceki dönem TİM başkanlarından İsmail Gülle, "Tekstil ve hammadde ihracatımızda çok büyük bir gerileme yok. Fakat, hazır giyim, çok da uzun olmayan bir süre içerisinde, 26 milyar dolardan 13 milyar dolara geriledi. Bunun en önemli nedeni ise hazır giyim ihracatı yapan iş insanlarının farklı ülkelere göçmesi" diye konuştu.</p>
<p>Maliyet yönetimi ve kur konusunda ciddi sorunlarla karşı karşıya olunduğunun altını çizen Gülle, "Kur ve maliyet dengesinde tekstil başta olmak üzere birçok sektör zor durumda. Verimlilik çalışmalarıyla kur ve maliyet dengesini belli bir dönem bir noktaya getirdik. Ancak bu durum yönetilebilir olmaktan çıktı. Her ne kadar kur konusunda bazı destekler verilse de bunlara ulaşmak oldukça zor. Üretim ve ihracatımızı kaybedersek çok şeyi kaybedeceğimizin herkes farkında. Adımların da bu yönde atılması gerekiyor."</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a82a16df0f3b-1786945901.png" alt="" width="800" height="277" /><strong>TTTSD Derneği YK Başkanı ve İTHİB Yönetim Kurulu Üyesi Vehbi Canbolat: Sanayi bizim petrolümüz, üretim öncelikli olmalı</strong></p>
<p>"Ülkemizde tekstil sektörünün 75-80 milyar dolarlık bir ekonomik gücü var. Meyve sebzeden sonra kendi ihtiyaçlarını gören en büyük sektörün tekstil olduğunu ifade edebiliriz. Ürünlerimizin yabancı ürün bile olsa yüzde 90’lık kısmı yerli ürünlerden oluşuyor. Sektörümüz gayrisafi milli hasılanın yüzde 5’ini oluşturuyor. Avrupa’ya baktığımızda bugün sanayinin birçok alanından çıktılar. Yanlış yaptıklarının onlarda farkındalar. Bizler ise bu dönemde sanayileşmeyi tam başaramadan sanayisizleşmeye doğru ilerliyoruz. Bugün 280 milyon dolarlık ihracatımız var. Üretimden çıkmamalıyız, sanayi bizim petrolümüz. Her alanda üretimi güçlendirmeliyiz."</p>
<p>Tekstil alanında ülkemizin konumunu değerlendiren Türkiye Tekstil Terbiye Sanayicileri Derneği (TTTSD) Başkanı Vehbi Canbolat şunları söyledi:</p>
<p>"Türkiye, Çin ve Hindistan’dan sonra bu alanda uçtan uca üretim yapabilen 3 ülkeden birisi. Bugünkü ihracatımıza baktığımızda örme kumaş ve doğal elyaf bu alanda önemli bir role sahip. Türkiye’nin tekstilde oluşturduğu çok önemli bir güç var bunu kaybetmemeliyiz. Sadece tekstilde değil genel olarak sanayimizde fiyat tutturamama konusunda ciddi problemlerimiz var. Son 3 yılda krizler olurdu, bunları bir şekilde atlatırdık. Şimdi ise ekonomideki yapısal sorunlarla karşı karşıyayız. Maliyetlere dönüp baktığımızda yüzde 400’lük artış söz konusu. Aynı dönemde dövizde ise TL karşısında sadece yüzde 150’lik artış var. Görünen o ki, bu dönemde tekstil sektörü yüzde 30 daralma tehlikesiyle karşı karşıya. Temel konumuz tekstilin yanı sıra sanayideki maliyetleri tutturamamadan kaynaklı. Gelecek için sanayimizle ilgili neyi yapmanın yanı sıra “neyi yapmamalıyızı” da planlamamız gerekiyor. Üretim maliyetleri konusunda sektörümüzün desteklenmeye ihtiyacı var. Geçen ay ödediğimiz maaşın yüzde 62’si sigorta ve amortismana gitti. Tükettiğimiz elektriğin önemli bir kısmı dağıtım maliyetine gidiyor. Bizim bu alanlarda desteklere ihtiyacımız var."</p>
<p>İhracatın döviz dönüşüm kuru ile desteklendiğini, zaman zaman yüzde 3 olan bu miktarın daha da artırılmasını isteyenlerin olduğunu kaydeden Canbolat, "Bu talep sınırlı kalıyor. Sadece ihracatın değil, bütün üretimin desteklenmesi gerekir. İthalatı azaltan ve ihracatı destekleyen sanayiciler desteklerden yararlanamıyor" dedi.</p>
<p><strong>TETSİAD Yönetim Kurulu Başkanı ve İTHİB YK Üyesi Murat Şahinler: Alternatif pazarlara açılmamız lazım</strong></p>
<p>Ülkemiz ev tekstili alanında önemli pozisyona sahip. Sektörümüzün ihracat fazlası 1,7 milyar dolar civarında. Bu alanda istihdamımız ise 230 bin civarında. Sektördeki ihracat ağırlığı ise Avrupa’ya odaklanmış durumda. ABD'de daha fazla etkin olmamız lazım. Keza Afrika'da çok çalışmalıyız. Genç TETSİAD'ı kurduk. Gençlerimiz tek tek Afrika'da ülkelere odaklanıyor. Buralarda çoğu yüzde 1'in altında olan pazar paylarımızı yükselteceğiz. Afrika'da Çin'in payı yüzde 90'ın üzerinde. Adeta bölgeyi onlara bırakmışız. Böyle bir lüksümüz yok. Avrupa ve Hindistan arasında imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması 1 Ocak 2027'de yürürlüğe girecek. Yüzde 20'ye yakın pazar payımız olan Avrupa'da rekabet sektörümüzü açık biçimde zorlayacak. Alternatif pazarları artırmamız gerekiyor.</p>
<p>Özellikle teknik tekstilde Avrupa’nın önemli bir güç olduğunu kaydeden Murat Şahinler, çalıştayda şunları paylaştı:</p>
<p>"Avrupa'da yaklaşık 105 milyar dolarlık tekstil üretimi var. Sadece airbag kumaşında üretim 3,8 milyar dolar civarında. Japonya’da ise bu rakam 16 milyar dolar. Teknik tekstilin ağırlıkta olduğu bu tip alanlara girmemiz gerekiyor."</p>
<p><strong>Çorlu Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Başkanı Erdim Noyan: Sanayicilere üretim ve kur desteği verilmeli</strong></p>
<p>Çorlu, Ergene, Çerkezköy üçgeni ülkemizde tekstilin başkenti konumunda. Sektörümüz zor günlerden geçiyor. Üretim maliyetlerindeki artışların yanı sıra yaşadığımız krizin derinleşmesine neden olan bir diğer etmen ise EYT sonrası işveren için ciddi bir yük olan kıdem tazminatları oldu. Uygulanan kur politikasının devam etmesi halinde, önümüzdeki günler hem sanayicimiz hem de tekstil sektörü için daha da zor geçecek. Son birkaç yıl içerisinde, işçilik ve personel maliyetlerimiz, üretim maliyetlerimizin yüzde 25’inden yüzde 55’lere çıktı. İşletmeler bu dengesizliği yönetmekte büyük güçlük çekiyor. Böyle bir ortamda hem üretim hem de ihracat tarafında daha da zorlanacağımızı tahmin etmek güç değil. Bir bütün olarak tekstil sektörümüzün zayıflaması Türkiye'nin hayrına olmayacaktır. Tekstilde üretimin desteklenmesi bir tercihin ötesinde bir zorunluluk olarak karşımıza çıkıyor."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/avrupa-ciktigina-pisman-oldu-ayni-hataya-dusmeyin-tekstilde-donusumu-destekleyin-85537</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/7/1280x720/tekstil-1758467608.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tekstil sektörünün yaşadığı sorunlar ve çözüm yolları, endüstrinin en büyük üretim merkezlerinden Tekirdağ Çorlu&#039;da gerçekleşen Tekstil Çalıştayı Zirvesi&#039;nde masaya yatırıldı. Sektörün önde gelen temsilcileri, Avrupa&#039;nın tekstilden çıktığı için pişman olduğunu, ABD&#039;nin bu sektöre yeniden döndüğünü dile getirerek, &quot;Dünyada tekstil sektöründe uçtan uca üretim yapabilen 3 ülkeden biriyiz. Bunu kaybetmemeli, aksine güçlendirmeliyiz&quot; çağrısı yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vdk-incelemeye-hazirlik-dosyasi-ve-pismanlik-hakki-85528</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> VDK incelemeye hazırlık dosyası ve pişmanlık hakkı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Vergi incelemelerinde yeni bir dönem başlıyor, amacı ise bilgi ve belgeleri önceden toplamak, kayıtları gözden geçirmek ve riskleri erken aşamada gidermek. Ancak, VUK’un 371’inci maddesi ile Danıştay kararları ışığında, “idarenin olaydan haberdar olması” ile “kendiliğinden bildirim” şartının birbirine karıştırılmaması, uygulamanın kanuni sınırlar içinde yeniden değerlendirilmesi gerekiyor.</strong></p>
<p>Vergi Denetim Kurulu’nun (VDK) ağustos başında duyurduğu İncelemeye Hazırlık Dosyası, kısa adıyla VDK-İHD, vergi incelemelerinde yeni bir dönem başlatıyor. Amaç, bilgi ve belgeleri önceden toplamak, kayıtları gözden geçirmek ve riskleri erken aşamada gidermek.</p>
<p>İHD iki ayrı model üzerinden işliyor. İnceleme Öncesi Model’de henüz vergi inceleme görevi oluşturulmadan mükelleften bilgi, belge ve açıklamalar isteniyor. Yapılan açıklama ve düzeltmeler yeterli görülürse dosya incelemeye dönüşmeden kapanabiliyor. İnceleme Sırasındaki Model’de ise vergi inceleme görevi zaten oluşturulmuş durumda. Bu ayrım pişmanlık bakımından önemli; çünkü iki model aynı hukuki aşamada değil.</p>
<p>Ancak rehberin 26’ncı sorusuna verilen cevap bu ayrımı yapmıyor. Cevapta, “İncelemeye Hazırlık Dosyası’nın konusuna ilişkin olarak yani inceleme konusuna ilişkin olarak pişmanlıkla hükümlerinden yararlanılması mümkün değildir” deniliyor. Devamında düzeltme beyannamesi verilmesinin önünde engel bulunmadığı belirtiliyor.</p>
<p>Bu cevap, ilgili vergi türünde incelemenin hukuken başladığı İnceleme Sırasındaki Model bakımından doğru olabilir. Ancak aynı sonucun İnceleme Öncesi Model için de peşinen kabul edilmesi tartışmalı.</p>
<p><strong>Kanun neyi şart koşuyor?</strong></p>
<p>Vergi Usul Kanunu’nun 371’inci maddesindeki pişmanlık düzenlemesinin özü basit: Mükellef vergi kaybına yol açan hatasını belirli şartlarla kendiliğinden bildirirse vergi ziyaı cezası kesilmiyor.</p>
<p>Kanun, bildirimin ilgili vergi türünde vergi incelemesine başlanmadan veya konu takdir komisyonuna gönderilmeden önce yapılmasını arıyor. Nitekim 2021 yılında yapılan değişiklikle de “herhangi bir vergi incelemesi” yerine özellikle haber verilen olayın ilgili olduğu vergi türü esas alındı. Vergi incelemesinin başlangıcı da VUK’un 140’ıncı maddesinde ayrıca düzenlenmiş; incelemenin konusu ve incelemeye başlanıldığı mükellefe yazıyla bildiriliyor.</p>
<p>Buna karşılık Kanunda, “vergi idaresinin olaydan haberdar olması” ya da eski ifadeyle olayın “idarenin ıttılaına girmesi” başlı başına ve açık bir pişmanlık engeli olarak sayılmış değil.</p>
<p><strong>Yargı “kendiliğindenlik” unsurunu da arıyor</strong></p>
<p>Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun 11 Mart 2020 tarihli E.2019/1545, K.2020/283 sayılı kararı burada önemli.</p>
<p>Kurul, pişmanlığın temel şartlarından birinin kanuna aykırı davranışın kendiliğinden bildirilmesi olduğunu vurguluyor. “Kendiliğinden” olmayı da mükellefin dıştan gelen bir korku, baskı veya tehdit olmaksızın kendi iradesiyle hareket etmesi olarak açıklıyor. Kararın konusu, idarenin müeyyideli yazısından sonra pişmanlıkla ve ihtirazi kayıtla verilen düzeltme beyannameleriydi. Kurul, pişmanlığın koşula bağlanamayacağı sonucuna ulaştı.</p>
<p>Bu karar idare açısından önemli. Çünkü mükellefin bir uyarı veya baskı sonrasında harekete geçmesi halinde “kendiliğindenlik” tartışması doğabilir.</p>
<p>Ancak buradan, idarenin olayı öğrenmesinin tek başına ve her durumda pişmanlığı otomatik olarak sona erdirdiği sonucu çıkmıyor. Kararın esas tartışması “ıttıla” değil, pişmanlığın kendiliğinden ve koşulsuz olması.</p>
<p>Nitekim Danıştay 7. Dairesi’nin 7 Mart 2022 tarihli E.2019/2221, K.2022/846 sayılı kararı sınırın dikkatli çizilmesi gerektiğini gösteriyor. Daire, vergi incelemesi başlamış olsa bile inceleme tamamlandıktan sonra incelemede tespit edilen hususlar dışında kalan konular yönünden pişmanlıktan yararlanılmasına kanunen engel bulunmadığını kabul ediyor.</p>
<p>Yani yargı bir taraftan “kendiliğindenlik” arıyor, diğer taraftan incelemenin varlığını bile bütün vergi ve işlemler bakımından sınırsız bir pişmanlık engeli saymıyor. İncelemenin konusu ve kapsamı önem taşıyor.</p>
<p><strong>GİB’de de aynı tartışma var</strong></p>
<p>Bu konu VDK-İHD ile başlamadı. Gelir İdaresi Başkanlığı’nın bazı KDV uygulamalarında yıllardır benzer bir yaklaşım görülüyor.</p>
<p>Sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanıldığı yönünde olumsuz tespit bulunan mükelleflere gönderilen “Olumsuzluğun Giderilmesine Davet” yazılarında, mükelleften işlemin gerçekliğini ispat etmesi veya KDV beyannamesini düzeltmesi isteniyor.</p>
<p>Bu yazıların eklerinde, 2015/1 KDV Uygulama İç Genelgesine dayanılarak yapılan tespitlerin “vergi dairesi ıttıla’sına girdiği” gerekçesiyle düzeltme beyannamelerinin pişmanlık hükümlerine göre verilemeyeceği belirtiliyor. Gelir İdaresi’nin Pişmanlıkla Beyan Rehberi’nde de olumsuzluğun giderilmesi daveti üzerine yapılan bu tür düzeltmelerde pişmanlıktan yararlanılamayacağı açıklanıyor.</p>
<p>Sorun şu: “Kendiliğindenlik” şartı ile “idarenin ıttıla’sına girme” aynı şey mi?</p>
<p>Bence aynı şey olarak kabul edilmemeli. Kendiliğindenlik somut olayın şartlarına göre değerlendirilecek bir unsur. “Ittıla” ise idarenin olayı öğrenmesiyle pişmanlık hakkını otomatik sona erdiren ayrı bir eşik gibi kullanılıyor. Böyle bir eşik getirilecekse açık hukuki dayanağı bulunmalı.</p>
<p><strong>26’ncı cevap iki model için aynı olamaz</strong></p>
<p>Bu nedenle VDK-İHD Rehberi’nin 26’ncı sorusuna verilen cevabın iki model bakımından ayrıştırılması gerekiyor.</p>
<p>İnceleme Sırasındaki Model’de ilgili vergi türünde inceleme hukuken başlamışsa VUK 371’deki engel zaten gündeme gelir.</p>
<p>İnceleme Öncesi Model ise farklı. VDK’nın kendi açıklamasına göre henüz inceleme görevi oluşturulmamış, incelemeye başlanmamış ve dosyanın incelemeye dönüşmeden kapanması mümkün.</p>
<p>Elbette mükellef hazırlık yazısını aldıktan sonra hatasını düzeltmek isterse, yargı kararlarındaki “kendiliğindenlik” ölçüsü ayrıca tartışılabilir. Fakat bu değerlendirme ile “İHD konusu hakkında hiçbir şekilde pişmanlıktan yararlanılamaz” şeklindeki genel kural aynı şey değil.</p>
<p><strong>Ya uygulama değişmeli ya kanun</strong></p>
<p>Kanaatimce iki yoldan biri seçilmeli.</p>
<p>Mevcut VUK 371 uygulanacaksa, İnceleme Öncesi Model’de ilgili vergi türünde henüz incelemeye başlanmamış mükellefin pişmanlık talebi, kanundaki şartlar ve Danıştay’ın ortaya koyduğu “kendiliğindenlik” ölçüsü çerçevesinde somut olay bazında değerlendirilmelidir. Rehberle kategorik bir yasak getirilmemelidir.</p>
<p>Eğer GİB ve VDK, olayın idarenin bilgisine girmesini pişmanlığı sona erdiren kesin bir aşama olarak görmek istiyorsa, bunun yeri iç genelge veya rehber değil kanundur. VUK 371 yeniden düzenlenir; hangi tespit veya bildirimin pişmanlık hakkını sona erdireceği açıkça yazılır.</p>
<p>Bugün kanun “incelemeye başlanması” ve “kendiliğinden bildirim” üzerinden bir sistem kuruyor. İdari uygulamada ise “ıttıla” kavramı ayrı bir sınır gibi kullanılıyor.</p>
<p>Bu fark giderilmeli. Aksi halde VDK-İHD, daha inceleme başlamadan yeni bir vergi uyuşmazlığı alanı yaratabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vdk-incelemeye-hazirlik-dosyasi-ve-pismanlik-hakki-85528</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ VDK incelemeye hazırlık dosyası ve pişmanlık hakkı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/arvento-yapay-zeka-cagi-analitigine-hazir-85526</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Arvento, yapay zekâ çağı analitiğine hazır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Arvento, kısa pantolonlu halini bildiğim şirketlerden. Araç takibi ve filo yönetimi şirketi olarak kurulan Arvento’nun bugün analitik alanında yaptığı işler şirketlerin yönetim katına veri sağlamaya kadar uzanmış. Gelinen noktada Arvento’yu, şirketlerin en önemli girdisi olan verinin ve bunun üzerinden yapılan analitiğin tedarikçisi olarak yapay zekâ çağındaki rolüne hazır görüyorum.</p>
<p>Arvento Genel Müdür Yardımcısı Cem Devrim, “Biz, şirketlerin bütün kor ihtiyaçlarında operasyon olarak kullandıkları ana sistemlerden biri haline gelebiliyoruz. Birçok şirketten yönetim kurulunda Arvento datalarını kullandıklarını şahsen de duydum; Arvento'yu sistem olarak kullanıyoruz ve buradan hareketle raporlamamızı yapıyoruz şeklinde geri dönüşler alıyoruz.” diyor.</p>
<p>Bu, bugün gelinen nokta ile ilgili çarpıcı bir ifade. 2005’te araç takip sistemi olarak başlayan işin bugün nasıl bir analitik işine dönüştüğünü ve Arvento’yu şirketlerin en önemli girdisi ya da eski ekonomideki terim ile hammaddesi konusunda bir tedarikçi haline getirdiğini gösteriyor. </p>
<p>Analitik tarafını sadece bir teknoloji işi olarak da görmemek gerekiyor; bu işin bir de önemli ekonomik boyutu var. Yapılan sürücü analizinin bir arabanın kötü kullanıldığını göstermesi bazında bu çok önemli bir maddi büyüklük oluşturmayabiliyor ancak bir güzergâhta çalışan 500 araç söz konusuysa, kötü kullanımın hem operasyonel maliyetler hem de bakım maliyetler i açısından getirdiği yük kayda değer hale geliyor. Ani hızlanma, ani yavaşlama, savrulma gibi araçla ilgili verilerin yanı sıra sürücünün gergin ya da uykulu olması gibi veriler de takip edilebiliyor. “500 metre ileride trafik ışığı varken önce gazı kökleyip sonrasında da son anda frene basan sürücüleri de tespit edebiliyoruz” diyen Devrim, bu gibi şeyleri ölçebildikleri gibi video ile de tespit edebildiklerini söyledi. Video analitiği uzun süreden beri hayatımızın içinde olmasına karşın hâlâ çok etkileyici ancak buradaki verinin, analitiğin bir sonraki adımı olan yapay zekâ analitiği ile şirketlerin para kaybettiği noktaları ortaya koyan bir araca dönüşmesi asıl vurucu noktayı oluşturuyor. Devrim, işlerinin raporlamadan yatırım dönüşü (return on investment-ROI) dahil olmak üzere bir yönetim destek aracına dönüşmesini “kara koyun” benzetmesi ile anlatıyor: “Ham datanın daha analitik olarak kullanılması ve raporların daha akılcı yapay zekâ kullanılarak oluşturulması, kodlanmış bir fonksiyonla ‘bana mesafe raporu ver’ işi yapmaktan “benim bu haftaki kara koyunlarımı çıkar tarzı bir şekle dönüşüyor. Bu sayede şu anda bu çözümlerin ROI’lerini çok hızlı belirleyip yatırım dönüşünü çok hızlı bir şekilde alabiliyorsun. Üstelik belli bir adedin üstünde bir filo büyüklüğü olduğunda, çok kaba şeyler dışında o filodaki hareketleri sadece manuel hareketlerle takip etmek imkânsızlaşıyor. Bu yeni nesil sistemlerle ve çözümlerle incelikleri bu şekilde yakalamak mümkün oluyor.” şeklinde konuşuyor.</p>
<p>Bugün maliyet yönetimi ve tasarruf en önemli konulardan biri haline gelmiş durumda. Araçların en önemli iki maliyet kalemini yakıt ve lastik oluşturması bu iki tarafı öncelikli hale getiriyor. Arvento’nun lastik konusundaki raporlaması, şirketin tarihçesinin son dönemindeki önemli yeniliklerinden biri. Bunun Arvento’nun çoğunluk hissesinin 2022’de Brisa tarafından satın alması ile de ilgisi var. Lastik işine geçmeden önce, şirketin yolculuğuna bir değinmekte yarar var. Malumunuz, bugünlerde “The Odyssey” oldukça popüler.</p>
<p><strong>Araç takibinden veri analitiğine uzanan yolculuk</strong></p>
<p>Geleneksel iş tanımı ile araç takip ve filo yönetim sistemleri alanında faaliyet gösteren teknoloji şirketi Arvento'nun tarihi, 2005’te Ankara’da kurulması ile başlıyor. Tamamen yerli sermaye ve güçlü Ar-Ge yatırımlarıyla Ankara’da kurulan Arvento, faaliyetine 2005 sonunda 12 müşteri ve 240 araçlık başlangıç kapasitesiyle adım atıyor. Yazılım ve donanımlarını kendi bünyesinde geliştirme stratejisini benimseyen şirket, kısa süre içerisinde Türkiye genelinde yapılanarak araç takip ve mobil çözümler alanında pazar liderliğini ele geçiriyor.</p>
<p>Türkiye’deki büyüme adımlarının ardından globalleşme defterini açan ve uluslararası pazarda büyümeye yönelik adımlar atan Arvento, Ortadoğu, Kuzey Afrika ve farklı bölgelerdeki anlaşmalarla yurtdışında büyüyor. Zaman içinde 3 kıtada, yirminin üzerinde ülkede faaliyet gösteren küresel bir oyuncu haline gelen şirket bugün 160 bin müşteri ve 1,6 milyon araca ulaşmış durumda.</p>
<p>İlk yıllarında eşyanın interneti (IoT) cazip bir alanken, aralarında sermaye bağlantısı olmamasına karşın Turkcell ile yakın çalışması, karşılıklı büyümeye hizmet eden bir durum yaratıyor. Arvento'nun Turkcell ile uzun soluklu ve güçlü iş ortaklığının en önemli boyutlarından biri, makineler arası iletişim (M2M) alanında ortaya çıkıyor. Arvento, araç takip sistemlerinin anlık konum, veri aktarımı ve raporlama için ihtiyaç duyduğu GSM/M2M altyapısı konusunda Arvento, araç içi cihazlarındaki veri iletişimi için yıllardır Turkcell altyapısını ve M2M SIM kart çözümlerini aktif olarak kullanıyor.</p>
<p>Gemini, yaptığımız analizde iki noktaya daha dikkat çekiyor: Bunlardan ilki, Turkcell İş Ortakları Programı ve yapay zekâ bunu “Arvento, Turkcell İş Ortakları Programı kapsamında en üst düzey unvan olan ‘Gold Partner’ statüsünü uzun yıllar boyunca üst üste taşımış ve bu alanda önemli başarılara imza atmıştır.” şeklinde ifade ediyor. İkincisi ise ortak kampanyalar ve Gemini bunu da “İki şirket geçmişte ve günümüzde kurumsal müşterilere yönelik ortak IoT ve araç takip kampanyaları (örneğin Turkcell Kurumsal üzerinden sunulan paketler ve cihaz finansman modelleri) yürütmüştür.” şeklinde açıklıyor.</p>
<p>Gemini, tarihçeye ışık tutması açısında şu notu da düşüyor: “Doğrudan bir sermaye bağı veya sahiplik anlamında Turkcell bünyesinde yer almamış; ancak teknolojik entegrasyon ve pazarlama/kurumsal çözüm ortaklığı anlamında güçlü bir bağ kurmuştur. Arvento'nun çoğunluk hisseleri daha sonra Sabancı Holding ve Bridgestone ortak girişimi olan Brisa tarafından satın alınmıştır.</p>
<p>Başlangıç döneminde bu stratejinin sonuçlarına baktığımızda, Arvento’nun Deloitte Teknoloji Fast50 Türkiye listelerinde yer alarak en hızlı büyüyen teknoloji şirketleri arasına girdiğini, 2014’te uluslararası araştırma kuruluşu ABI Research tarafından yayımlanan raporda, alanında dünyanın en büyük beşinci araç takip şirketi olarak gösterildiğini ve Avrupa İş Ödülleri'nde kendi kategorisinde ‘Avrupa'nın En Başarılı Şirketi’ seçildiğini görüyoruz.  </p>
<p>Gemini, bugünkü durum içinse, şu değerlendirmeyi yapıyor: “Kurulduğu günden bu yana kazancının önemli bir kısmını Ar-Ge'ye ayıran Arvento; yapay zekâ, IoT (Nesnelerin İnterneti) ve büyük veri analitiği tabanlı çözümleriyle Türkiye genelinde hizmet vermektedir. Arvento, sektördeki lider konumunu ve global operasyonlarını sürdürmektedir.”</p>
<p>Değerlendirmesinde güncel bilgi yerine şirketin müşteri sayısının 135 bini aştığı döneme takılan Gemini’ın ifadelerini biraz tıraşladım.</p>
<p>Şirketin tarihçesinde önemli bir aşama da, çoğunluk hissesinin Brisa tarafından satın alınması ile 2022’de Sabancı Grubu bünyesine katılması. 2022 başında, Sabancı Holding ve Bridgestone'un ortak girişimi olan Brisa, Arvento Mobil Sistemleri'nin yüzde 88,89’luk çoğunluk hissesini satın alma sürecini tamamlıyor. Bu satın almayı anlamak için arkasındaki stratejik hedefe de bakmak gerekiyor. Gemini bu stratejik hedefi ve ortaya çıkan yapıyı şöyle tanımlıyor:</p>
<p>Stratejik Hedef: Bu birleşme ile Brisa, yalnızca bir lastik üreticisi olmanın ötesine geçerek bir "mobilite çözümleri" şirketine dönüşmeyi hedeflemiştir. Brisa, Arvento'nun filo telematiği ve veri analitiği konusundaki uzmanlığını kendi lastik teknolojileri ve servis ağıyla entegre etmeyi amaçlamıştır.</p>
<p>Yapı: Arvento, Sabancı Holding ve Bridgestone ortaklığındaki Brisa bünyesinde faaliyetlerine devam ederek, filo yönetimi ve mobilite çözümleri alanındaki çalışmalarını bu çatı altında sürdürmektedir.</p>
<p>Devrim’in lastik takibi ile ilgili anlattıklarına geçmeden önce bu notları düşmeyi yararlı buluyorum. Arvento’nun kuruluş yıllarında ülkenin lider mobil operatörü Turkcell ile işbirliği yapması, gelişmekte olan IoT alanındaki başarısı için önemli bir zemin sağlıyor. Son dönemde lastik alanında uzman bir şirket tarafından satın alınması ise, sadece araçların en önemli iki maliyet kaleminden biri ile ilgili uzmanlığı kucaklaması değil, günümüzde teknoloji işlerindeki en önemli başarı faktörü olan derinleşmeyi yakalamasına da yardımcı oluyor.</p>
<p><strong>Lastik uzmanlığı ve operasyonel derinleşme</strong></p>
<p>Devrim, “Brisa bir lastik üreticisi ve doğal olarak filolar için çok önemli olan lastik konuları biraz daha ön plana çıktı. Filolar için iki tane maliyet kalemini lastik ve yakıt oluşturuyor. Lastiği uzun ömürlü kullanmak, yakıtı da efektif kullanmak maliyete doğrudan etki eden faktörler. Milyon kilometre yapan biliyorsunuz araçlar var TIR filolarında ve yakıtı ile lastiğini optimal kullanıyorsa tabii ciddi şekilde maliyetlerini düşürebiliyor veya optimize edebiliyor. Brisa birleşmesinin ardından biz lastik basınç ölçümü ve raporlanması gibi işlere girdik. Şu anda öyle bir çözümümüz var. Hem siboptan takılabilen hem de belt (kemer) tipi dediğimiz, lastiği sökerek janta takılabilen iki tane sensör önerebiliyoruz. Bunlarla lastik performansı hem şoför tarafından hem de Arvento Connect uygulaması üzerinden merkezden izlenebiliyor.” diyor.</p>
<p>Bu izleme için Avrupa’da araçların içine ekran (display) konulurken Türkiye’de maliyet nedeniyle bunun benimsenmemesi cep telefonlarını ekran olarak kullanmayı getiriyor. Bu noktaya dikkat çeken Devrim, “Cep telefonu ekran (display) olarak kullanmak, bize esneklik sağlıyor. Şoförün izlemesi gereken sıcaklık gibi bilgileri merkeze gönderip buradan yönetmenin önüne geçiyor. Örneğin sıcaklık düştüğünde, filo yöneticisini devreye sokmaya gerek olmadan şoför gerekeni yapabiliyor.” diyor.</p>
<p>Arvento Connect odaklı bir arama yaptığınızda Gemini’dan, Arvento’nun çözüm portföyünde  denizcilik ve tekne takip çözümleri de bulunduğunu öğrenebiliyorsunuz: “Arvento'nun deniz araçları için sunduğu özel takip sistemleri seyir güvenliği ve rota takibi odaklı çözümleri içeriyor.”</p>
<p>Bu yaygınlaştırma ile benim bahsetmek istediğim operasyonel derinleşme birbirinden biraz farklı. Bu derinleşmenin iyi örneklerinden biri soğuk zincir yönetimi: “Kablolu veya kablosuz Bluetooth sensörler takılabiliyor. Bunların içinde sıcaklık sensörleri ve hareket sensörleri (gyro) var. Bu cihazlarımız, internet bağlantısı olmayan depolarda havadan depo sıcaklığını ölçmek için de kullanılıyor. Bu cihazlarda kendi üzerinde log tutma özelliği de var ve araçlarda kullanıldığında sıcaklığı yolculuk boyunca loglayabiliyorsun. Bu da teslimatın güvencesini (proof of delivery) oluşturuyor.” diyor Devrim. Benim aklıma hemen, son dönemde sıcaklar nedeniyle sorun yaşadığım yumurta geliyor. Devrim tavuk etinin aynı derecede dikkatle izlenmesi gerektiğini söylüyor. Ancak biraz sohbet edince, asıl klasik ürünün dondurma olduğu aklımıza geliyor. Dondurma eriyip tekrar donduğunda şekli bozulmasa bile tadı bozuluyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/arvento-yapay-zeka-cagi-analitigine-hazir-85526</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Arvento, yapay zekâ çağı analitiğine hazır ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dongusel-ekonomi-turkiyenin-yeni-sanayilesme-hikayesi-olabilir-85524</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Döngüsel ekonomi Türkiye’nin yeni sanayileşme hikâyesi olabilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Döngüsel ekonomi artık bir tercih değil. Türk sanayisi için mesele, daha sürdürülebilir üretim yapıp yapmamakla sınırlı değil. Asıl mesele, geleceğin rekabet koşullarında daha az kaynakla daha fazla değer üretebilen bir sanayi ekonomisine dönüşüp dönüşemeyeceğimiz.</strong></p>
<p>Türk ekonomisi zor bir dönemden geçiyor. Yüksek enflasyon, finansman maliyetleri, enerji ve hammadde fiyatlarındaki oynaklık, düşük verimlilik ve küresel rekabet baskısı sanayinin hareket alanını daraltıyor. Bu koşullarda sanayinin önündeki temel soru; yalnızca daha fazla nasıl üreteceği değil, daha az kaynak, enerji ve hammaddeyle nasıl daha fazla değer yaratacağıdır. Çevre politikalarının bir alt başlığı gibi görülse de, döngüsel ekonomi, tam da bu soruya yanıt veren bir üretim ve iş modeli olarak öne çıkıyor. Çevresel kazanımların yanında verimliliği ve rekabet gücünü de artıran bir çıkış stratejisi sunuyor.</p>
<p><strong>Döngüsel ekonomi neden önemli?</strong></p>
<p>Geleneksel ekonomik model, “al-üret-kullan-at” prensibine dayanıyor. Döngüsel ekonomi ise ürünlerin, malzemelerin ve kaynakların değerini mümkün olduğunca uzun süre korumayı, atık oluşumunu azaltmayı ve kaynakları yeniden kullanmayı hedefliyor. Bu dönüşümün gerekliliği artık yalnızca çevre politikalarıyla açıklanamayacak kadar belirgin. Birleşmiş Milletler Çevre Programı Uluslararası Kaynak Paneli'ne göre doğal kaynak çıkarımı son 50 yılda üç katına çıktı. Mevcut eğilim sürerse kaynak çıkarımının 2060'a kadar 2020 seviyesine göre yüzde 60 artması bekleniyor.<sup>(1)</sup></p>
<p>Türkiye açısından sorun daha da kritik. Ülkenin enerji ve hammadde ithalatına yüksek bağımlılığı, kaynak verimliliğini doğrudan ekonomik bir mesele hâline getiriyor. Dünya Bankası, Türkiye’nin iklim ve enerji dönüşümünü hızlandırmasının 2040’a kadar yaklaşık 146 milyar dolarlık ekonomik kazanım sağlayabileceğini hesaplıyor.<strong><sup>(2)</sup> </strong>Döngüsel ekonomi de bu dönüşümün önemli araçlarından biri.</p>
<p><strong>UDESEP önemli bir başlangıç</strong></p>
<p>Türkiye’nin bu alandaki en önemli politika adımlarından biri, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hazırlanan 2025-2028 Ulusal Döngüsel Ekonomi Stratejisi ve Eylem Planı (UDESEP). UDESEP; elektronik ve bilgi-iletişim teknolojileri, batarya ve araçlar, ambalaj, plastik, tekstil, inşaat ve binalar ile gıda ve biyokütle olmak üzere yedi sektörü önceliklendiriyor. Bu tercih tesadüfi değil. Bu sektörler hem yüksek miktarda kaynak tüketiyor, hem de döngüsel dönüşüm için önemli ekonomik fırsatlar barındırıyor.</p>
<p>Türkiye’nin 2018 yılı için hesaplanan döngüsellik oranının yüzde 4,5 seviyesinde olması,<strong><sup>(3)</sup></strong> önümüzdeki potansiyeli gösteriyor. Ancak kritik olan yalnızca geri dönüşüm oranlarını artırmak değil. Asıl mesele, üretim süreçlerini kaynakları daha uzun süre ekonomide tutacak şekilde yeniden tasarlamak.</p>
<p><strong>Türk sanayisi için yeni bir çıkış planı</strong></p>
<p>Türk sanayisinin temel sorunu yalnızca daha fazla üretmek değil. Bunu daha yüksek katma değerle, daha düşük kaynak ve enerji maliyetiyle yapabilmek. OECD'nin 2025 Türkiye Ekonomik Araştırması, nüfusun yaşlanmasıyla birlikte ek işgücü yoluyla sağlanacak büyüme potansiyelinin daraldığını, sürdürülebilir büyümenin giderek daha fazla verimlilik artışına bağlı olacağını vurguluyor.<strong><sup>(4)</sup></strong> Döngüsel ekonomi tam da bu noktada bir sürdürülebilirlik politikası olmaktan çıkıp sanayi politikası hâline geliyor. Daha az hammadde kullanımı, atığın üretim girdisine dönüştürülmesi, ürünlerin tamir edilebilir ve yeniden kullanılabilir şekilde tasarlanması, sanayi işletmeleri arasında yan ürün ve atık değişimi maliyetlerini azaltırken yeni iş modelleri ve pazarlar yaratabilir.</p>
<p><strong>Döngüsel ekonomiye adaptasyon bir tercih olmamalı</strong></p>
<p>Döngüsel ekonomi artık bir tercih değil. Türk sanayisi için mesele, daha sürdürülebilir üretim yapıp yapmamakla sınırlı değil. Asıl mesele, geleceğin rekabet koşullarında daha az kaynakla daha fazla değer üretebilen bir sanayi ekonomisine dönüşüp dönüşemeyeceğimiz. Türkiye’nin yeni sanayi hikâyesi belki de daha fazla üretmekten değil, ürettiğimiz değeri daha uzun süre ekonomide tutabilmekten geçmeli.</p>
<p>---</p>
<p>https://www.unep.org/resources/Global-Resource-Outlook-2024</p>
<p>2 World Bank. (2022). Türkiye country climate and development report. World Bank.</p>
<p>3 https://www.eea.europa.eu/en/europe-environment-2025/countries/turkiye/circular-material-use-rate</p>
<p>4 OECD. (2025). OECD economic surveys: Türkiye 2025. OECD Publishing.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dongusel-ekonomi-turkiyenin-yeni-sanayilesme-hikayesi-olabilir-85524</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Döngüsel ekonomi Türkiye’nin yeni sanayileşme hikâyesi olabilir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/atilimlar-ve-gerilimler-85523</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Atılımlar ve gerilimler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Otomotiv sanayisinde yeni yatırımlar umut verirken, Avrupa’daki zayıf talep, AB’nin yeni sanayi politikaları, yüksek maliyetler ve finansmana erişim sorunları sektörün önündeki yapısal riskleri koruyor. 2027’de toparlanmanın gücü, yalnızca üretim hatlarına değil Brüksel’deki müzakerelere de bağlı olacak. OSD’nin verileri sektörün artık sadece bir üretim stratejisiyle değil, aynı zamanda güçlü bir sanayi diplomasisiyle yol alması gerektiğini ortaya koyuyor.</strong></p>
<p>Yılın ilk 7 ayına ilişkin Otomotiv Sanayii Derneği (OSD) verileri, ilk bakışta üretim ve ihracatta ciddi bir daralma resmi çiziyor. Otomobil üretimi yüzde 19, adet bazında toplam ihracat yüzde 14 gerilemiş durumda. Ancak OSD Başkanı Cengiz Eroldu, bu tabloyu pasif bir kriz yansıması olarak değil, aksine bilinçli ve planlı bir geçiş döneminin parçası olarak açıklıyor. Yaşanan üretim kaybının önemli bir kısmı, bayram ve idari tatillerden kaynaklanan beş-altı günlük çalışma kaybı ile yeni model ve kapasite yatırımları için hat hazırlıklarından oluşuyor. Yani sektör, uzun vadeli rekabet gücü için kısa vadede hacim fedakârlığı gösteriyor. Bu stratejik tercihin en somut göstergesi ise, üretim hacmi düşerken dolar bazında ihracatın 23,9 milyar dolar ile tarihi zirveye ulaşması… Sektör artık kaç adet ürettiğinden çok, ne değerde ürettiğiyle ölçülüyor.</p>
<p><strong>Yeni model yatırımları otomobil hattında yoğunlaşıyor</strong></p>
<p>İç pazarda da benzer bir yapısal kırılma yaşanıyor. Toplam pazar yüzde 11 daralırken, yerli otomobil satışları yüzde 4 artmış ve yerli üretim araçların pazar payı yüzde 29’dan yüzde 34’e yükselmiş. Hafif ticari araçta ise yerli satış artışı yüzde 13’ü buluyor. Başkan Eroldu’nun ifadesiyle, bu “yatırımların ilk sonuçlarını görmeye başladığımızı” gösteriyor. Dolayısıyla 2026’nın ilk yarısı, ithalatın baskılandığı, yerli üretimin korunduğu bilinçli bir pazar yönetiminin de ürünü olarak okunabilir. Segment bazında ise ticari araç üretimindeki yüzde 9’luk artışa karşılık otomobildeki yüzde 19’luk düşüş, yeni model yatırımlarının ağırlıklı olarak otomobil hattında yoğunlaştığını, ticari araçların ise mevcut kapasiteyle yoluna devam ettiğini gösteriyor.</p>
<p>Yılın son çeyreği ve 2027 perspektifinde ise sektörün en belirleyici sınavı, yeni modellerin devreye girmesinden çok, Avrupa pazarındaki talep ve rekabet koşulları ile AB Sanayi Hızlandırma Yasası “IAA”ya ilişkin müzakerelerin seyri olacak. Başkan Eroldu, yeni yatırımların olumlu etkisinin son çeyrekte ve asıl olarak 2027’de hissedileceğini belirtirken, bu iyimserliğin iki ciddi sınırlayıcısı olduğunu da hatırlatıyor; Avrupa’daki talep zayıflığı ve iç pazardaki daralmanın üretime yansıması. Yılsonu beklentisi de, 2025 seviyesinin bir miktar altında, fakat yine de pozitif üretim ve ihracat performansı… Bu, 2026’nın bir “dip-yapılanma” yılı olarak konumlandırıldığını ve asıl toparlanmanın 2027’ye ertelendiğini gösteriyor. OSD’nin 2027 gündeminde ise “IAA”, Türkiye’nin ihracatının yüzde 70’ini oluşturan AB pazarına erişim koşullarını yeniden tanımlayacak en kritik başlık. Başkan Cengiz Eroldu’nun vurgusu, Türkiye’nin Gümrük Birliği ortağı ve Avrupa otomotiv değer zincirinin ayrılmaz parçası olarak tanımlanması gerektiği yönünde. Makro maliyet baskıları, finansmana erişim ve öngörülemezdik ise rekabet gücünün ikinci ayağı olarak masada kalmaya devam ediyor.</p>
<p>İşte tam bu noktada Hyundai Motor Türkiye’nin İzmit fabrikasında Ioniq 3’ün seri üretimine başlaması, OSD’nin anlattığı dönüşümün en elle tutulur dış onayı olarak karşımıza çıktı. Son iki yılda fabrikanın yaklaşık yüzde 50’sinin modernize edildiği ve binden fazla çalışanın yeni roller üstlendiği bu yatırım, OSD’nin “yeni model hat geçişleri” nedeniyle yaşanan üretim kaybı tezini doğruluyor. Hyundai’nin Türkiye’yi Güney Kore dışındaki en uzun süreli yurtdışı tesisi olan İzmit’te, tam elektrikli ilk aracını üretmek üzere seçmesi, sektörün planlı dönüşümünün uluslararası sermaye nezdinde karşılık bulduğunun açık bir göstergesi. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fatih Kacır’ın “yeni nesil mobilite vizyonumuzun küresel otomotiv üreticileri nezdinde karşılık bulduğunun ispatı” sözü de bu tezi destekliyor. Ayrıca, Hyundai Motor Europe CEO’su Xavier Martinet’in “Türkiye’ye güvenimiz Ioniq 3’ün ötesine uzanıyor” açıklaması, bu yatırımın tek seferlik olmadığını, Türkiye’nin Avrupa’nın mobilite dönüşümündeki rolüne duyulan stratejik güveni yansıtıyor. Eğer Türkiye otomotivi, Avrupa sınırlarında kalırsa, Ioniq 3’ün yanına başka “yerli” elektrikliler de gelecektir… Ki, zaten İzmit’te yenilenecek i20 ile Bayon da, sırada bekliyor…</p>
<p>Peki bu yatırım, OSD’nin ifade ettiği sektörel gerilimleri ne ölçüde hafifletebilir? Ioniq 3, ilk aşamada yıllık 30 bin adetlik elektrikli araç kapasitesiyle, OSD’nin katma değerli ihracat ve yerli üretim payı hedeflerine doğrudan katkı sağlayacak. Fabrikanın mevcut ihracat oranının yüzde 80 olduğu düşünülürse, bu modelin Avrupa’ya yönelik yüksek birim fiyatlı ihracatı, dolar bazındaki ihracat artış trendini daha da güçlendirecektir. Aynı zamanda iç pazarda yerli elektrikli arzını artırarak, OSD’nin olumlu gördüğü yerlilik oranındaki sıçramayı hızlandıracaktır. Dolayısıyla Ioniq 3, sektörün üretim, kapasite ve ürün portföyü düzeyindeki stresini önemli ölçüde azaltan, hatta OSD başkanının “yatırımların ilk sonuçları” tanımlamasını daha da güçlendiren bir adım.</p>
<p><strong>Yatırım güçlü, yapısal gerilimler sürüyor</strong></p>
<p>Ancak bu noktada ayrımı net yapmak gerek: Ionıq 3 gibi tek bir yatırım, sektörün makro düzeydeki yapısal gerilimlerini çözmeye yetmez. OSD’nin 2027 gündeminde ilk sıraya koyduğu AB Sanayi Hızlandırma Yasası IAA ve Türkiye’nin bu yasa karşısındaki konumu, Hyundai’nin İzmit’teki yatırımıyla aşılabilecek bir risk değil. Türkiye’nin ihracatının yüzde 70’ini oluşturan AB pazarına erişim koşulları, müzakere masasında belirlenecek. Ioniq 3, Türkiye’nin cazibesini ve sanayi altyapısını göstererek bu müzakerelerde bir koz sunabilir, ancak diplomasinin yerini tutamaz. Aynı şekilde kur-enflasyon makası, finansmana erişim zorluğu, maliyet baskıları ve Çin kaynaklı küresel rekabet, tüm sektör oyuncularını etkileyen makroekonomik ve jeopolitik faktörler olarak varlığını koruyacaktır. Ioniq 3, bu baskıları hafifletebilir ama ortadan kaldıramaz.</p>
<p>Dolayısıyla Türkiye otomotiv sanayi için mevcut durum, birbirini tamamlayan iki gerçeklikten oluşuyor. Bir yanda Ioniq 3 ile somutlaşan, özel sektör yatırımlarıyla desteklenen başarılı bir dönüşüm var. Diğer yanda ise AB’nin sanayi politikası, makroekonomik istikrar ve küresel rekabet koşulları gibi sektörün doğrudan kontrolü dışındaki faktörlerin belirlediği bir gerilim alanı... OSD’nin kendi verileri ve açıklamaları, sektörün artık sadece bir üretim stratejisiyle değil, aynı zamanda güçlü bir sanayi diplomasisiyle yol alması gerektiğini ortaya koyuyor. Ioniq 3 bu diplomasinin en parlak örneklerinden biri; ancak Brüksel’deki müzakere masasında alınacak sonuçlar ve makroekonomik koridor, Türkiye otomotiv sanayinin 2027 ve sonrasındaki gerçek performansını belirleyecek anahtar olmaya devam ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/atilimlar-ve-gerilimler-85523</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Atılımlar ve gerilimler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/acik-stratejik-otonomi-avrupanin-yeni-jeoekonomik-arayisi-85522</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Açık stratejik otonomi: Avrupa’nın yeni jeoekonomik arayışı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Küresel ekonomi artık yalnızca maliyet avantajı üzerinden şekillenmiyor. Güvenlik, teknoloji, enerji ve stratejik bağımsızlık kavramları ticaret politikalarının merkezine yerleşiyor. Avrupa’nın “açık stratejik otonomi” arayışı da tam olarak bu dönüşümün ürünü, önümüzdeki yıllarda bu yaklaşımın başarısı, yalnızca Avrupa’nın değil, küresel ekonomik düzenin geleceğini de belirleyecek.</strong></p>
<p>Küresel ekonomi artık yalnızca büyüme, ihracat ve yatırımla açıklanabilecek bir düzlemde ilerlemiyor. Ticaret politikaları giderek daha fazla güvenlik, teknoloji, enerji ve jeopolitik rekabetle iç içe geçiyor. Çin, ABD ve Avrupa Birliği’nin son yıllarda benimsediği ekonomik stratejiler bu dönüşümün en net göstergesi.</p>
<p>Bugün üç büyük ekonomik blok aynı küresel sistem içinde hareket ediyor olsa da her biri farklı araçlarla güç üretmeye çalışıyor. Çin üretim ölçeği ve bütünleşmiş sanayi kapasitesiyle öne çıkarken, ABD yatırım teşvikleri ve korumacılığı merkeze alıyor. Avrupa Birliği ise daha çok regülasyonlar, standartlar ve piyasa kuralları üzerinden nüfuz üretmeye çalışıyor. Bu farklılaşma yalnızca ticaret politikalarını değil, önümüzdeki dönemin küresel güç dengesini de şekillendiriyor.</p>
<p>Çin’in yükselişinin temelinde ölçek ekonomisi bulunuyor. Pekin yönetimi uzun yıllardır üretim kapasitesini devlet destekli finansman, ihracat teşvikleri ve stratejik sektör yatırımlarıyla büyüttü. Özellikle kritik mineraller ve nadir toprak elementlerinde oluşturduğu dikey entegrasyon dikkat çekici boyutta. Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre Çin bugün nadir toprak elementlerinin rafinasyonunda yüzde 90’ın üzerinde paya sahip. Elektrikli araçlardan savunma sanayine kadar birçok sektör için kritik önemdeki mıknatısların üretiminde de küresel hâkimiyet kurmuş durumda.</p>
<p>Bu tablo Çin’e yalnızca ekonomik değil, jeopolitik bir avantaj da sağlıyor. Çünkü günümüz dünyasında enerji dönüşümü, dijitalleşme ve savunma teknolojileri büyük ölçüde bu hammaddelere bağımlı. Pekin’in Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında geliştirdiği altyapı ve finansman ağı da bu stratejinin küresel ayağını oluşturuyor. Çin böylece yalnızca mal ihraç etmiyor; limanlardan lojistik ağlara kadar ticaretin fiziksel altyapısını da şekillendiriyor.</p>
<p>ABD ise farklı bir yol izliyor. Washington son dönemde ticaret politikasını klasik serbest piyasa anlayışının ötesine taşıdı. Özellikle yarı iletkenler, temiz enerji teknolojileri ve ileri üretim alanlarında büyük kamu teşvikleri devreye sokuldu. CHIPS Act ve Inflation Reduction Act gibi düzenlemeler, stratejik sektörleri yeniden ABD içinde konumlandırmayı hedefliyor.</p>
<p>Ancak ABD’nin yaklaşımı yalnızca iç yatırım politikasıyla sınırlı değil. Washington aynı zamanda “friend-shoring” olarak tanımlanan müttefiklerle tedarik zinciri kurma stratejisini benimsiyor. Çin’e bağımlılığı azaltmak amacıyla üretim ağlarının dost ve güvenilir ülkeler arasında yeniden dağıtılması hedefleniyor. Buna paralel olarak tarifeler ve ticaret kısıtlamaları da yeniden güçlü bir politika aracına dönüşmüş durumda.</p>
<p>Avrupa Birliği ise bu iki modelden farklı bir çizgide ilerliyor. Brüksel’in temel gücü üretim kapasitesinden çok, büyük iç pazarı ve regülasyon oluşturma yeteneği. Karbon düzenleme mekanizması (CBAM), yabancı sübvansiyon düzenlemeleri, dijital kurallar ve sürdürülebilirlik standartları bu yaklaşımın somut örnekleri.</p>
<p>AB’nin son yıllarda sıkça kullandığı “açık stratejik otonomi” kavramı tam da bu noktada önem kazanıyor. Bu yaklaşımın temel amacı Avrupa’nın tamamen içe kapanması değil; kritik alanlarda dış bağımlılıkları azaltırken ekonomik açıklığı korumak.</p>
<p>Aslında bu politika bir zorunluluktan doğdu. Avrupa bugün birçok stratejik hammaddede ciddi dış bağımlılığa sahip. Örneğin magnezyum tedarikinin büyük kısmı Çin’den geliyor. Elektrikli araçlar ve yenilenebilir enerji teknolojileri için gerekli olan nadir toprak elementlerinde de Avrupa’nın kapasitesi oldukça sınırlı. Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında enerji alanında yaşanan kırılganlık ise Brüksel’e ekonomik bağımlılıkların aynı zamanda jeopolitik risk anlamına geldiğini gösterdi.</p>
<p>Bu nedenle Avrupa Birliği artık yalnızca regülasyon üreten bir yapı olmak istemiyor. Kritik Hammaddeler Yasası, Net-Zero Industry Act ve Avrupa çip yatırımları gibi girişimler, AB’nin sanayi politikalarına daha aktif biçimde yöneldiğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Yine de Avrupa’nın önünde ciddi zorluklar bulunuyor. Çin’in devasa üretim kapasitesiyle veya ABD’nin agresif yatırım teşvikleriyle aynı hızda rekabet etmek kolay değil. Yüksek enerji maliyetleri, yavaş büyüme, yaşlanan nüfus ve dağınık sanayi yapısı AB’nin hareket alanını sınırlandırıyor.</p>
<p>Buna rağmen “açık stratejik otonomi”nin önümüzdeki dönemde küresel ticaret düzeni üzerinde önemli etkiler yaratması bekleniyor. Dünya ekonomisi tamamen kopmuş bloklara ayrılmasa da ticaret giderek daha fazla güvenlik ve stratejik bağımlılık perspektifiyle şekillenecek. Özellikle yarı iletkenler, bataryalar, savunma teknolojileri ve kritik mineraller gibi alanlarda devlet müdahaleleri artacak.</p>
<p>Bu yeni dönemde Avrupa’nın rolü belirleyici olabilir. Eğer AB regülasyon gücünü sanayi kapasitesiyle destekleyebilirse, küresel sistemde üçüncü bir model oluşturabilir: ne Çin tarzı devlet kapitalizmi ne de ABD tarzı sert korumacılık. Ancak bunu başaramazsa Avrupa, kuralları koyan fakat üretim zincirlerinde dışa bağımlı kalan bir ekonomik aktöre dönüşme riskiyle karşı karşıya kalacak.</p>
<p>Küresel ekonomi artık yalnızca maliyet avantajı üzerinden şekillenmiyor. Güvenlik, teknoloji, enerji ve stratejik bağımsızlık kavramları ticaret politikalarının merkezine yerleşiyor. Avrupa’nın “açık stratejik otonomi” arayışı da tam olarak bu dönüşümün ürünü, önümüzdeki yıllarda bu yaklaşımın başarısı, yalnızca Avrupa’nın değil, küresel ekonomik düzenin geleceğini de belirleyecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/acik-stratejik-otonomi-avrupanin-yeni-jeoekonomik-arayisi-85522</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Açık stratejik otonomi: Avrupa’nın yeni jeoekonomik arayışı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abd-cekilirken-ankara-sahaya-iniyor-bolgesel-guc-bolgesel-yuk-mu-85521</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> ABD çekilirken Ankara sahaya iniyor; bölgesel güç bölgesel yük mü?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABD’nin Orta Doğu ve Körfez’de askeri varlığını azaltması, Türkiye için yeni bir jeopolitik alan açıyor. Ankara, Libya’dan Kızıldeniz’e uzanan hatta daha fazla sorumluluk üstlenirken, Washington’un bıraktığı boşluğu ne ölçüde doldurabileceği tartışılıyor.</strong></p>
<p>Türkiye Orta Doğu'dan sonra Kuzey Afrika'da da hareketlendi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Trablus, Bingazi ve Kahire’yi kapsayan yoğun diplomasi trafiği, Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan arasında imzalanan Mekke Savunma Anlaşması'na Mısır'ın da dahil olma ihtimali, Kızıldeniz’de kurulacak deniz güvenliği koalisyonuna katkı açıklaması birbiri ardına geldi. Belli ki Türkiye artık yalnızca bölgesel krizleri yöneten veya tehditleri sınırlarının dışında tutmaya çalışan bir aktör olmaktan çıkıp şekillenmeye başlayan yeni Orta Doğu düzeninde "oyun kurucu" rolünü üstlenmeye çalışıyor.</p>
<p><strong>Mekke Anlaşması: Yeni yönelimin kilometre taşı</strong></p>
<p>Mekke Savunma Anlaşması Türkiye'nin Orta Doğu ve Kuzey Afrika'daki dış politika dönüşümünün en önemli kilit taşlarından birini oluşturuyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan anlaşma, ortak savunma mekanizmaları, düzenli askeri tatbikatlar, savunma sanayii iş birlikleri ve siyasi koordinasyon yapıları öngörüyor. Her ne kadar taraflar anlaşmanın herhangi bir ülkeye karşı olmadığını vurgulasa da, verilen mesajların ayrıntılarına bakıldığında Orta Doğu'da bir "cephe" kurulduğu ortada.</p>
<p><strong>Libya’da tarihi politika değişimi</strong></p>
<p>Türkiye’nin yeni stratejisinin en dikkat çekici ayaklarından biri Libya’da görülüyor.</p>
<p>Ankara uzun yıllardır Trablus merkezli hükümetin en güçlü destekçilerinden biri olarak hareket etti. Son iki yıldır yaşanan gelişmeler ise, Türkiye’nin Libya politikasında önemli bir dönüşüme işaret ediyor. Dışişleri Bakanı Fidan’ın Bingazi’de Halife Hafter ile gerçekleştirdiği görüşmenin sadece sembolik değil, stratejik bir anlamı da var;</p>
<p>Türkiye artık yalnızca Batı Libya’daki dengelerle ilgilenen bir aktör olmak istemiyor. Bunun yerine ülkenin doğusu ve batısıyla aynı anda temas kurabilen, her iki taraf üzerinde de etkisi bulunan bir güç konumuna yükselmeye çalışıyor.</p>
<p>Bu yaklaşımın arkasında enerji güvenliği, deniz yetki alanları, düzensiz göç rotaları ve Doğu Akdeniz’deki güç dengeleri gibi birçok faktör bulunuyor.</p>
<p><strong>Mısır yakınlaşmasının önemi</strong></p>
<p>Ankara’nın bölgesel denkleminde Mısır’ın yeri çok kritik... Birkaç yıl öncesine kadar Libya ve Doğu Akdeniz nedeniyle sert rekabet içinde olan Türkiye ve Mısır bugün çok farklı bir noktaya gelmiş durumda. Karşılıklı ziyaretler, ekonomik işbirliği girişimleri ve Libya konusunda yürütülen temaslar ilişkilerde yeni bir dönemin kapısını aralıyor.</p>
<p>Bu nedenle birçok gözlemci, Mekke Savunma Anlaşması’nın geleceğinin Kahire’nin tutumuna bağlı olduğunu düşünüyor. Fidan’ın Libya'dan sonra Kahire'yi ziyaret etmesi, burada Suudi ve Mısırlı mevkidaşı ile aynı masada poz vermesi önemliydi. Ankara'nın Mısır’ı Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki her türlü gelişmede “doğal ortak” olarak tanımlaması da Türkiye'nin uzun vadeli hedefini ortaya koyar nitelikte. </p>
<p>Belli Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan ekseninin zamanla daha geniş bir bölgesel yapıya dönüşmesini hedefliyor.</p>
<p>Ancak Kahire’nin önünde önemli kısıtlar bulunuyor. Mısır ekonomisinin Batı finansmanı ve Körfez sermayesine bağımlılığı, İsrail ile sürdürülen güvenlik dengesi ve Süveyş Kanalı’nın stratejik önemi, ülkenin keskin jeopolitik tercihler yapmasını zorlaştırıyor.</p>
<p>Bu nedenle kısa vadede Kahire'nin Mekke Anlaşması’na dahil olmasından ziyade daha esnek bir ortaklık modelinin öne çıkması bekleniyor.</p>
<p><strong>Kızıldeniz ve Arap Körfezi’nde artan Türk varlığı</strong></p>
<p>Türkiye’nin son dönemde ilgisini açıkladığı en önemli girişimlerden biri de Suudi Arabistan öncülüğünde oluşturulan Kızıldeniz deniz güvenliği koalisyonu oldu.</p>
<p>Bab ül Mendep Boğazı, Kızıldeniz ve Aden Körfezi küresel ticaret açısından kritik öneme sahip. İran savaşı sonrası dönemde bu hatların güvenliği daha da önemli hale geldi. Türkiye’nin bu girişime dahil olması, Ankara’nın güvenlik perspektifinin artık yalnızca yakın çevresiyle sınırlı olmadığını gösteriyor. Suudi Arabistan’a askeri ekipman ve savaş uçakları gönderildiğine ilişkin haberler ve savunma iş birliğinin derinleşmesi yönündeki açıklamalar da bu eğilimi destekliyor. Bir başka ifadeyle Türkiye, Körfez güvenliğinde daha görünür ve daha aktif bir rol üstlenmeye hazırlanıyor.</p>
<p><strong>Doğu Akdeniz ve yeni rekabet dönemi</strong></p>
<p>Her "gruplaşmanın" mutlaka "karşıtının" olacağını da hesaplamak gerekiyor.</p>
<p>Nitekim Dışişleri Hakan Fidan'ın geçen hafta Mısır ziyaretinde "karşı ittifaklardan" bahsetmesi oldukça anlamlıydı.</p>
<p>"Bölgede başka ittifaklar bizlere karşı oluyor mu? Oluyor. Yani biz, Mekke İttifakı'nı imzalamadan önce biliyorsunuz İsrail, Kıbrıs Rum kesimi ve Yunanistan bir araya gelip, Akdeniz'de bir güvenlik ittifakı kurdular" diyen Fidan, aslında bir anlamda Mekke anlaşmasının da bu "karşı ittifakı" dengeleme amacını taşıdığı mesajını verdi.</p>
<p>Fidan'ın Mısır'da doğrudan İsrail'i hedef alması, Gazze barış antlaşmasına uymayacağını söyleyen bu ülkeye karşı sadece "Türkiye Dışişleri Bakanı" olarak değil, bir "ittifakın temsilcisi" gibi konuşması da önemliydi. Fidan, "Filistin tarafının taahhütlerini tutmasına rağmen İsrail'in bundan sonra adım atmaması, biz diğer arabulucuları ortaklaşa bir radikal adım atmaya itebilir bu süreçle alakalı. Bu konuda Amerika'nın İsrail'e yönelik gerekli baskıyı tabii ki uygulamasını bekliyoruz. Yoksa Türkiye, Katar ve Mısır olarak bu konuda atmamız gereken tabii ki radikal adımlar olacak" dedi.</p>
<p><strong>Farklı krizleri aynı anda yönetebilmek…</strong></p>
<p>Türkiye'nin kurduğu ortaklıklar ile "nüfuz alanını genişletmeye çalıştığı" ortada.</p>
<p>Ancak bölgesel güç olmanın gerçek sınavının nüfuz kazanmak değil, artan riskleri yönetebilmek olduğu da unutulmamalı.</p>
<p>Türkiye bugün aynı anda Libya’daki dengeleri gözetmek, Gazze krizinde aktif diplomasi yürütmek, Kızıldeniz’de güvenlik sorumlulukları üstlenmek, Körfez ortaklarıyla koordinasyonu sürdürmek ve Doğu Akdeniz’deki rekabeti yönetmek zorunda.</p>
<p>ABD çekilirken, Türkiye'nin onun yerini doldurma hevesinin, ülkeyi daha karmaşık rekabetlerin ve daha geniş sorumluluk alanlarının içine çekme ihtimali büyük.</p>
<p>Bu nedenle önümüzdeki dönemde temel soru Mekke Savunma Anlaşması’nın ne kadar büyüyeceği değil;</p>
<p>Türkiye’nin Libya’dan Gazze’ye, Kızıldeniz’den Doğu Akdeniz’e kadar uzanan geniş jeopolitik satranç tahtasında açtığı bu yeni cepheleri aynı anda ne kadar sürdürülebilir biçimde yönetebileceği olacak gibi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Oyun kuruculuk yeni riskler de getiriyor</strong></span></p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump'ın da her fırsatta övgüsünü alan Türkiye'nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da "oyun kurucu" olma hevesinin, ülkeyi yeni risk alanlarıyla karşı karşıya getirdiği de açık. Mekke anlaşması Ankara’ya yeni diplomatik fırsatlar sunarken aynı zamanda İran ile ilişkiler açısından da alarm veriyor. ABD/İsrail savaşında İran'ın hedeflerinden olan Suudi Arabistan'a gönderilecek her Türk savaş uçağı, her Mehmetçik, doğrudan hedef olma riski taşıyor. İran'ın doğal hedefi haline gelmemek için, başta Suudi Arabistan olmak üzere, Arap Körfezi'ndeki tüm üslerini teker teker boşaltıp, askerlerini çeken ABD'nin yerini Türkiye'nin alması, Washington'un taşıyamadığı riskleri Ankara'nın üstlenmesi anlamına gelebilir.</p>
<p>Sadece bu kadar da değil; İran savaşı boyunca Türkiye -kimin attığı bir türlü belirlenemeyen ve havada etkisiz hale getirilen birkaç saldırı füzesi hariç- hiç hedef olmadı. Ancak yeni "oyun kurucu" yaklaşımın Tahran yönetimi tarafından "düşmanca" algılanması riski, Türkiye topraklarının da hedef haline gelmesi ihtimalini doğurabilir. Ortadoğu'da denge her bozulduğunda yaşanan savaşlar ve kayıplar hala hafızalarda.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abd-cekilirken-ankara-sahaya-iniyor-bolgesel-guc-bolgesel-yuk-mu-85521</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/1/1280x720/67677-1786941952.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD çekilirken Ankara sahaya iniyor; bölgesel güç bölgesel yük mü? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turk-sanayisinin-isi-bugun-artik-daha-zor-85520</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türk sanayisinin işi bugün artık daha zor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dün ile kıyaslandığında bugün değişenin farkına çabucak varmak artık daha meşakatli, daha zor. Türk sanayisinin yalnızca yeni teknolojilere çabuk uyum sağlamak için yatırım yapma derdi yok dolayısıyla, hangi alana odaklanması gerektiğini belirlemek için gereken inovasyon erken uyarı sistemini tasarlamak artık daha zor.</strong></p>
<p>Türkiye’nin yirminci yüzyılın ikinci yarısında attığı adımlar, meyvelerini yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğinde verdi. Türkiye, İsrail ile birlikte içinde bulunduğumuz bölgenin iki sanayi ülkesinden biri oldu. Bugün bölgesinde Türkiye’nin diğer ülkelerden temel farkı budur: Türkiye sanayi malları ihracatçısıdır. Suudi Arabistan ya da Pakistan ile kıyaslayın bakalım.</p>
<p><strong>Türkiye ürün ve pazar çeşitliliğinde Çin ve Hindistan ile kıyaslanabilir konumda</strong></p>
<p>İhracat performansımız açısından bakarsanız, ürün ve pazar çeşitliliğinde Türkiye artık Çin ve Hindistan’la kıyaslanabilir bir ülke konumundadır. Yandaki iki tablo 1995 ve 2024’te ürün ve pazar çeşitliliği açısından nereden nereye geldiğimizi gösteriyor.</p>
<p> </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8290ba4fa1e-1786941626.jpg" alt="" width="800" height="390" />Nedir? 1995’te dünyanın ana tedarikçileri Batı Avrupa ülkeleri ve ABD’ydi. 2024 itibariyle Batı’nın yerini Çin, Hindistan ve Türkiye aldı.</p>
<p>Burada yeşille işaretlenen ülkelerin Orta Doğu ülkeleri olduğunu dikkate alırsanız, Türkiye’nin son otuz yılda aldığı mesafeyi daha iyi görebilmek mümkün. Türkiye bugün 1800 civarın ürünü, yüzden fazla ülkeye satabiliyor. Önemli.</p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a8290e10bf65-1786941665.jpg" alt="" width="800" height="390" /></strong><strong>Türk sanayisinin derdi nedir?</strong></p>
<p>Ama geçen haftadan devam edersem, önemli olan, Türkiye’nin bu performansını sürdürebilmek için bugünden tedbir almaya başlamasıdır. O nedenle geçen hafta “Peki, bugünlerde Türk sanayisinin derdi nedir?” diye sormuş ve “Türk sanayisinin bugün temel meselesi teknolojik yenilenmedir” diye cevaplamıştım.</p>
<p>Dönüşüm sürecinde şansımız bugün fazla görünmüyordu çünkü yeni teknolojilere ve elektrifikasyona dayalı bir dönüşüm sermaye yoğun bir süreç manasına geliyordu. Türkiye’nin “kötü” şöhreti, daha doğrusu mevcut iktidarın bağımsız yargı ve hukukun üstünlüğü konusundaki “kötü” performansı yerli ve yabancı yatırımcıların yatırım ufkunu kısaltıyordu. Türkiye için portföy yatırımından iyisi yoktu.</p>
<p>Peki, diyelim bir mucize oldu ve o problemi aştık, Türk sanayisinin derdi bitiyor mu? Hayır. Yeni teknolojilere ve elektrifikasyona dayalı dönüşüm bugün dünden daha zor aslında.</p>
<p>Dün sanayileşme esas itibariyle elektrifikasyon demekti, elektrik enerjisini memleketin her tarafına götürür, enterkonekte bir enerji şebekesi oluşturursanız, sanayileşmenin temelini atıyordunuz. Nedir? Sanayi politikası çerçevesini tasarlamak dün bugüne kıyasla daha kolaydı. </p>
<p><strong>Bu çağın sanayi politikasının temel derdi veri işleme kapasitesidir</strong></p>
<p>Bugün sanayileşme ve sanayinin dönüşümü veri işleme kapasitesine dayalı olacak. Veri işleme kapasitesinin yazılım ayağında yapay zekâ teknolojileri, donanım ayağında ise kuantum teknolojileri var. Daha fazla veriyi, en hızlı bir biçimde işleyebilmenin önemli olduğu bir çağın kapısındayız.</p>
<p>İnovasyon ve yeni teknolojilerle ürünün ve talebin nasıl değiştiğini yakından izlemek gerekiyor bundan böyle. Geçenlerde tekstil pazarı ile ilgili olarak, bir grup sanayiciye “Bakın sizin ürettiğiniz ürünlerde AB’nin tekstil talebi artmıyor olabilir ama mesela bez spor ayakkabılarında AB’nin tekstil ürünleri talebi artıyor” deyince, katılımcılardan biri “ama biz o ürünü üretmiyoruz” demişti. Bakın gri balonlar sıçrayabileceğimiz yeni alanlardı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a829111d3b49-1786941713.jpg" alt="" width="800" height="386" />Dediğim tam da o işte, hâlbuki. Türk sanayisinin artık değişen ürün talebine daha hızlı intibak edebilmesi gereken bir sürecin içindeyiz. Bunun için de inovasyonlarla, yeni teknolojilerle değişeni çok daha çabuk takip edebilmemiz gereken bir çağın başı bu.</p>
<p>Bu noktada, Türk sanayisinin işi düne göre daha zor. Çabuk intibak için değişeni daha oluşum halindeyken, bir nevi, rüşeym halindeyken tespit edip intibak etmeye çalışmak gerekiyor. Ancak inovasyon coğrafyasındaki değişiklik işi katmerli zor hale getiriyor. Meghram Gül’ün “The New Geography of Innovation” kitabı aslında zihin açıcı.</p>
<p>Dün inovasyon ve yeni teknolojiler deyince, Amerika’da Silikon Vadisi’ni takip etmek yeterliydi. Şimdi yeni teknoloji şirketleri Çin’den, Singapur’dan, İsviçre’den, Güney Kore’den her yerden pıtrak gibi çıkıyorlar.</p>
<p>Dün ile kıyaslandığında bugün değişenin farkına çabucak varmak artık daha meşakkatli, daha zor. Türk sanayisinin yalnızca yeni teknolojilere çabuk uyum sağlamak için yatırım yapma derdi yok dolayısıyla, hangi alana odaklanması gerektiğini belirlemek için gereken inovasyon erken uyarı sistemini tasarlamak artık daha zor.</p>
<p>Dünya giderek karmaşıklaşırken, ürün ve pazar çeşitliliğini korumak ve hangi alanlara odaklanılması gerektiğine karar vermekte zorlaşıyor.</p>
<p>Türkiye’nin bu tür kararlar için şirketlerin önünü açacak, yeni teknolojiler ve inovasyon gündemi konusunda malumat sahibi bir sanayi politikası mekanizmasına ihtiyacı var doğrusu. Tekil şirketlerimiz bunu yapamaz.</p>
<p>Mesela yakında Avrupa sanayisi ile intibak açısından, ürün bazında “Made in Europe” müzakerelerine başlamamız gerekecek. Sektör sektör şirketlerimiz hangi konuları müzakere etmemiz gerektiği konusunda hazırlıklı mı? Geçtim hazırlığı, malumat sahibi mi? Hayır.</p>
<p>Bugünkü haliyle, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ya da Ticaret Bakanlığı böyle bir rolü üstlenebilir mi?  Hazırlılar mı, şirketlerin önünü açmak için? Bildiğim hayır.</p>
<p>Bizim bu “Devlet Planlama Teşkilatı” meselesini yeniden düşünmeye başlamamız lazım.</p>
<p>Soru ortada: Bu çağın DPT’si nasıl olmalı? Benim bir fikrim var doğrusu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turk-sanayisinin-isi-bugun-artik-daha-zor-85520</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/0/1280x720/774-1786941788.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk sanayisinin işi bugün artık daha zor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zayif-veri-guclu-piyasa-iliskisi-bozuluyor-85519</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zayıf veri güçlü piyasa ilişkisi bozuluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bu hafta küresel piyasalar Çarşamba günü Fed tutanaklarını, Cuma günü ABD, Asya ve Avrupa öncü PMI göstergelerini izleyecek. Hürmüz boğazında gelişmeler Türkiye için temel belirleyici olmaya devam edecek.</strong></p>
<p>Beklentilerden zayıf gelen perakende satış verisi sonrası ABD hisseleri sınırlı satış ile haftayı bitirdi. Değerleme endişesi ile satıcılı seyreden Broadcom, İntel, güçlü sonuçlara rağmen satış yiyen Applied Materials yarı iletkenleri ve endeksleri baskıladı. Muhteşem yedi içinde Meta negatif, Tesla pozitif ayrıştı. Altın madenleri, enerji, kimya, otomotiv değer kazanan az sayıda sektör arasında yer aldı. Havacılık hisseleri geleneği bozmayarak negatif ayrıştı.</p>
<p>Zayıf veri güçlü piyasa ikilisinin bu kez çalışmamasında Ortadoğu’da barış ve Hürmüz’ün açılması ihtimalinin azalması etkili oldu. Başkan Trump’ın “savaşı kazanınca Hürmüz’ü ABD toprağı yapacağız” açıklaması üzerine Brent petrol 89 dolara yaklaşırken, Aralık ayında faiz artış ihtimali %90’ı geçiyor. Tahvil getirilerinde küresel yükseliş dikkat çekiyor.</p>
<p>Uzun süre kapalı kalacak Hürmüz senaryosuna karşı Çin Rusya'dan petrol ve doğalgaz, Türkmenistan'dan doğalgaz boru hatlarıyla kısmen korunuyor. Bunun yanı sıra Bering Boğazı ve Arktik hattı üzerinden Kuzey Avrupa’ya ulaşmak için yeni bir ticaret yolu deniyor. Ümit Burnuna göre yolu 20 gün kısaltan ve %10-15 daha az yakıt harcayan bu hat sadece bahar ve yaz aylarında kullanılabilecek.</p>
<p>Borsa İstanbul küresel risk iştahındaki dalgalanmaya rağmen haftayı pozitif alanda bitirdi. MSCI Türkiye Ağustos ayında %5 dolar bazlı getiri ile Güney Afrika’nın ardından ikinci en çok kazandıran gelişmekte olan ülke endeksi. Savaşa duyarlı rafineri, savunma ve seçici yenilenebilir enerji hisseleri endeksteki yükselişte bayrak taşıyıcı konumda. Bankalar pozitif sürpriz yapan enflasyon verisi ile yükselişe katıldı.</p>
<p>Bu hafta küresel piyasalar Çarşamba günü Fed tutanaklarını, Cuma günü ABD, Asya ve Avrupa öncü PMI göstergelerini izleyecek. Hürmüz boğazında gelişmeler Türkiye için temel belirleyici olmaya devam edecek.</p>
<p>Petrol fiyatlarında ve rafineri marjlarında artış dezenflasyon programı için en büyük tehdit olmaya devam ediyor. Ankara dışsal şoka önce eşel mobil sistemi ardında motorin ÖTV oranında indirim ile cevap verdi. Ama uzun sürecek ve sert bir şok karşısında yapılabilecek fazla bir şey yok.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zayif-veri-guclu-piyasa-iliskisi-bozuluyor-85519</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zayıf veri güçlü piyasa ilişkisi bozuluyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/israf-ihtiyactan-tasan-harcama-85518</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> İsraf, ihtiyaçtan taşan harcama…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İster kişi olsun ister bir işletme; kaynak-harcama dengesini kurabildiği sürece hayatını idame eder. Bu dengeyi bozan, aşırıya kaçmış istekler, ihtiyaçtan taşan harcamalardır ve bu da yıkım getirir.</strong></p>
<p><strong>1-SORUN: İsraf</strong>; sahip olduğumuz bir şeyi yok etmek, <strong>zayi etmek</strong>... Faydaya dönüştürmeden harcamak… <strong>Gerektiğinden fazla kullanmak</strong>… Kullanmadığını çöpe atmak… <strong>Sarf</strong> kökünden gelir. Harcama anlamındaki sarf, <strong>abartılırsa </strong>israfa dönüşür. Tıpkı <strong>dozu aşan ilacın zehre dönüşmesi</strong> gibi…</p>
<p><strong>2-ETKİSİ</strong>: Gereksiz ve ölçüsüz harcadığında, <strong>kusur</strong> işlemiş olursun. <strong>Kaynağı ziyan etmiş</strong>, üretileni; ayarında kullanmamışsındır. <strong>Ekmeği</strong> abartarak alırsın, artanı çöpe atarsın, israftır. <strong>Enerjiyi</strong> üretirsin, kullanmadığını harcarsın, israftır. <strong>Suyu</strong> boşuna akıtırsın, israftır. <strong>Ömür israfı</strong> da en tehlikelisi…</p>
<p><strong>HADDİNİ AŞAN ZIDDINA DÖNER</strong></p>
<p><strong>3-ÇÖZÜM: İsrafın karşıtı, tasarruftur</strong>. Harcamaz, biriktirirsin. Zamanı geldiğinde, <strong>miktarında harcamak</strong> üzere tasarruf edersin. <strong>İsraftan artandır sende kalacak olan</strong>… İsrafın bedeli, üretimin faydaya dönüşememesi… <strong>Zaman israfı</strong> en sinsi olandır. Her madde, israf edilse de yeniden üretilebilir.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Zaman, verimli kullanılmazsa <strong>geri alınmaz</strong>. Tıpkı atılan ok gibi, zaman ya yaşanır ya da ıskalanır. Tasarruf; çoğaltan, israf; azaltandır. <strong>Tasarruf eden zenginleşir, israf eden fakirleşir</strong>. İsrafı alışkanlığa taşıyana <strong>müsrif</strong> denir. Müsrif tüccar, <strong>ticaretin kazancını</strong> tasarruf edememiş demektir.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / İsrafa dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Hayır yapmak israf mıdır?</em></strong></p>
<p>Eskiler israf, sefahatin (<strong>konfor</strong>) sefahat ise <strong>sefaletin</strong> kapısıdır derler. İsrafı kutsayan hiçbir inanç sistemi yoktur. Zira <strong>israf etmede hayır</strong>, hayırda ise israf bulunmaz. <strong>Aşırı sevgi de ilişki israfıdır</strong>.</p>
<p><strong><em>Kendi hazinesinin dilencisi?</em></strong></p>
<p>Canın ne istiyorsa, ye, iç ama israf etme… <strong>Gençliğini </strong>israf eden,<strong> yaşlılığında </strong>sağlık dilencisi olur. Servetini israf eden <strong>kendi hazinesinin dilencisi</strong> olur. <strong>Gerekmeyeni</strong> satın alma; yoksa <strong>gerekeni</strong> satarsın.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>İSRAFTAN YOLA ÇIKAN İFLASA VARIR</strong></p>
<p>Ülkeleri iflasa götüren yol, <strong>israf taşlarıyla</strong> döşenmiştir. Bu israf, insan kaynağını kullanmamaktan, kaynaklarını <strong>değerlendirememekten</strong> doğar. <strong>İsrafın ilacı tasarruftur</strong>. Ancak tasarrufta da ifrata (<strong>aşırıya</strong>) kaçmamalı insan… <strong>Varyemez</strong> olur çıkar, <strong>cimriye</strong> <strong>dönüşürsün</strong> ki bu büyük insani kusurdur.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>İSRAF LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>İsraf</strong>: Sahip olunan imkânları, malı, parayı, malı veya enerjiyi; ihtiyaçtan fazla, yersiz ölçüsüz kullanma</p>
<p><strong>Müsrif</strong>: Para, mal, zaman, sağlık ve imkânları boş yere harcayan, savurtan, tutumsuz, sorumsuz kimse</p>
<p><strong>İsraf ölçüsü</strong>: Rızkın hayırlısı, ihtiyaca yetendir. İhtiyacı abartırsan kendine konfor tuzağı kurarsın</p>
<p><strong>Cimrilik</strong>: Haddini aşan tasarruf, cimriliğe dönüşür. <strong>Biriktir ama gerektiğinde sarf et</strong>, yani harca…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/israf-ihtiyactan-tasan-harcama-85518</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İsraf, ihtiyaçtan taşan harcama… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-85515</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu hafta piyasada yönü ne belirleyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Bu Hafta Piyasada Yönü Ne Belirleyecek? | Ekonomi Masası | 17 Ağustos" src="https://www.youtube.com/embed/wos7y4LjPe0" width="700" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-85515</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/4/1280x720/berfin-cipa-1782361803.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/motorindeki-inis-cikis-fiyatlama-davranisini-daha-da-bozacak-85517</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Motorindeki iniş çıkış fiyatlama davranışını daha da bozacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Akaryakıt fiyatlarında daha önce böylesi hiç görülmedi. Görülmedi, çünkü ne vergi bir anda sıfırlandı, ne aynı gün sıfırlanan vergiyi telafi edecek ölçüde zam geldi.</p>
<p>Aslında motorindeki ÖTV’yi ve bağlı olarak KDV’yi sıfırlama kararı o yüklü zam gözetilerek alındı.</p>
<p>Ama acaba bu operasyon, yarım gün bile uygulamada kalmayan o indirim hiç yürürlüğe girmeden yapılsa çok daha iyi olmaz mıydı?</p>
<p>13 Ağustos Perşembe günü baş döndüren bir indirim- zam trafiği yaşandı. Konuyla ilgilenen hemen herkes çarşambayı perşembeye bağlayan gece yarısını ve 13 Ağustos tarihli Resmi Gazete’nin yayımlanmasını bekledi. Çünkü motorinde ertelenen zammı ortadan kaldırmak için bir ÖTV düzenlemesi gelebilirdi. Nitekim 13 Ağustos’un ilk dakikalarında Resmi Gazete yayımlandı ve motorinden alınan ÖTV ağustos ayı için sıfırlandı. ÖTV eylülden itibaren 3’er lira artarak aralıkta 12 liraya ulaşacak, yeni yılla birlikte ise yasada belirtilen 13,90 lira düzeyinde uygulanmaya başlanacaktı.</p>
<p>Motorinde 12 Ağustos’ta 7,75 lira olan ÖTV sıfırlanınca, ÖTV’nin yüzde 20’si düzeyinde uygulanmakta olan 1,55 lira KDV de dayanaksız kaldı ve doğal olarak sıfırlandı ve böylece motorin bir anda 9,30 lira ucuzladı.</p>
<p>Ne var ki pompaya ancak öğleye doğru yansıyan bu indirimin ömrü çok kısa oldu. ÖTV’yi sıfırlamayı zorunlu hale getiren ve ertelenen zam hemen o gece yarısından geçerli olmak üzere uygulamaya konuldu ve motorine bu sefer 8,89 lira zam geldi. Benzine de 1,52 lira zam yapıldı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İndirim 41 kuruş ama algı başka ve büyük</span></h2>
<p>13 Ağustos Perşembe gününün özeti böyle. Sonuçta motorinde aynı gün içinde net olarak 41 kuruş indirim yapıldı. Hepsi hepsi bu. Ama bu öyle bir yapıldı, öyle bir dalgalanma yaratıldı ki çok büyük bir operasyon söz konusuymuş gibi bir algı oluştu ve vatandaşın bu indirim ve zammı okuması başka oldu.</p>
<p>Bir kere ÖTV’nin sıfırlanmasını eleştirenler bile çıktı:</p>
<p><strong>“Maliye ÖTV’yi sıfırladı ama bu vergiyi başka vergilerden çıkaracak!”</strong></p>
<p>İyi de akaryakıttaki vergi yükünün ağırlığından yakınılmıyor muydu? Dolayısıyla bu eleştirilerin ciddiye alınır yanı yoktu.</p>
<p>Ama vatandaştaki algıyı fena halde bozan ve fiyatlama davranışlarını etkileyen asıl sorun şu:</p>
<p><strong>“Bu ne, çocuk oyuncağı mı; motorin fiyatını sabah ucuzlat, akşam zam yap, böyle uygulama mı olur?”</strong></p>
<p>Sokaktaki her vatandaşın indirimin ÖTV’nin sıfırlanmasından, zammın uluslararası piyasalardaki hareketten kaynaklandığını bilmesi beklenemez. İşte bu yüzden önce indirim, sonra zam sonucunu doğuracak bu işlemde zamanlama hatası yapıldığı gün gibi ortada.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Zamanlama nasıl olabilirdi?</span></h2>
<p>Zamla vergi indirimi çakıştırılabilir; yani zam çarşambayı perşembeye bağlayan gece yarısına denk getirilebilir ya da vergi indirimi zammın yapıldığı cuma günü uygulamaya konulabilir ve sonuçta toplamda 41 kuruşluk indirimle yola devam edilebilirdi.</p>
<p>Vatandaşın da haklı olarak <strong>“Bu nasıl uygulama”</strong> diye yakınmasına fırsat verilmezdi.</p>
<p>Sorun vatandaşın yalnızca yakınması da değil ki… Şimdi şöyle bir algı oluştu:</p>
<p><strong>“Bu nasıl bir yönetimdir ki tüm ülkeyi etkileyen motorin fiyatında aynı gün içinde hem indirim yapıyor, hem zam. Demek ki bundan sonra herkes fiyatını böyle adeta kafasına göre belirleyecek. Ben niye öyle yapmayayım ki!”</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bir kere olsun anlatmayı deneseniz!</span></h2>
<p>Şimdi ekonomi yönetimi bu tür eleştiriler karşısında mutlaka şöyle düşünüyordur: </p>
<p><strong>“İyi de akaryakıt fiyatlarını biz belirlemiyoruz ki. Yurt içindeki fiyat, uluslararası piyasaya göre kendiliğinden oluşuyor. İşte biz de çok zam geleceğini görüp vergiyi düşürdük, daha ne yapalım.”</strong></p>
<p>Ne yapılması gerektiği belli de buna niyetlenen yok. Sorun da bu zaten. Bir kere olsun anlatmayı deneseniz; bu akaryakıt fiyatları nasıl oluşuyor, bir kere olsun anlatmayı deneseniz!</p>
<p>Ama bu yapılmıyor, çünkü biliniyor ki söylenenler tümüyle doğru olsa bile böyle bir bilgilendirmeye inanan çok az olacak.</p>
<p>Çünkü biliniyor ki toplum gözünde inandırıcılık yerlerde!</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Hepsi bir arada!</span></h2>
<p>İndirim ve zammı aynı zamana denk getireme ve sonuçta 41 kuruş indirim olmasına rağmen bunu 9,30 lira indirimi ve 8,89 zam şeklinde yapmak suretiyle kafaları karıştır!</p>
<p><strong>“Akaryakıt fiyatlarını doğrudan kimse belirlemez, bu fiyatlar otomatik oluşur, biz ancak vergiyi aşağı çekerek zammın düşük olmasını sağlayabiliriz, yaptığımız da bu”</strong> diye çıkıp anlatma cesaretini bulama ya da buna gerek duyma!</p>
<p>Sonra da vatandaşın <strong>“Bu nasıl uygulama, aynı gün içinde hem indirim, hem zam; ellerine yüzlerine bulaştırdılar”</strong> şeklindeki yakınmasını ve daha kötüsü <strong>“Enflasyonla mücadelede de havlu atıldı, baksanıza zaten Merkez Bankası da tahminini yükseltti, artık ok yaydan çıktı, ne yapayım ben de başımın çaresine bakar fiyatımı ona göre belirlerim”</strong> yaklaşımını kırabilecek hiçbir adım adım atma, atama; ama sonra da <strong>“Enflasyonla mücadeleye…”</strong> söylemine devam et!</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/motorindeki-inis-cikis-fiyatlama-davranisini-daha-da-bozacak-85517</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/yakit-benzin-mazot-motorin-utts.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Motorindeki iniş çıkış fiyatlama davranışını daha da bozacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupa-lideriyiz-ama-20-milyon-ton-ihracat-23-milyon-ton-celik-ithalati-var-bizi-biraz-koruyun-85516</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa lideriyiz ama 20 milyon ton ihracat, 23 milyon ton çelik ithalatı var, bizi biraz koruyun</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ÇELİK </strong>İhracatçıları Birliği (ÇİB) ve Dünya Çelik Birliği Başkanı <strong>Uğur Dalbeler </strong>ve İMMİB Genel Sekreteri Dr. <strong>Armağan Vurdu </strong>ile 25-27 Ekim 2026’da İstanbul’da düzenleyecekleri <strong>“Steel Networking Summit 2026” </strong>üzerine sohbet için buluştuğumuzda ÇİB Ekonomisti Dr. <strong>Samet Damar </strong>sunumu açtı:</p>
<ul>
<li><strong>Türkiye dünyanın 7’nci, Avrupa’nın en büyük çelik üreticisi…</strong></li>
</ul>
<p><strong>Uğur Dalbeler, </strong>İstanbul Maden ve Metaller İhracatçıları Birliği (İMMİB) Genel Sekreter Yardımcısı <strong>Coşkun Kırlıoğlu</strong>’nun da eşlik ettiği sohbette sunumun başında araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Sektörümüz geçen yıl 38.1 milyon ton çelik üretti. Avrupa’nın en büyük çelik üreticisiyiz. Buna rağmen dış ticaret fazlası veren sektör iken dış ticaret açığı verir olduk. Geçen yıl yaklaşık 20 milyon ton çelik ihraç ettik, ithalat 23 milyon tona ulaştı.</strong></p>
<p><strong>Samet Damar</strong>’dan bu yılın verilerini aktarmasını istedi:</p>
<p>-          <strong>Bu yılın ilk yarısında da tablo benzer şekilde. Bu yılın ilk 6 ayında çelik ithalatı 9.8 milyon ton. 7 aylık ihracat ise 11.3 milyon ton.</strong></p>
<p><strong>Uğur Dalbeler, </strong>dünyadaki genel verilere işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Birçok ülkede çelik ithalatının toplam tüketim içindeki payı yüzde 10-15, bilemediniz yüzde 20 civarında. Türkiye’de ise bu oran yüzde 50’lere yaklaşıyor.</strong></p>
<p>Sektörün itirazının ithal çeliğin pazarın yarısını ele geçirmiş bulunmasına olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Asıl itirazımız, Türkiye’de üretim yapan sanayicinin dünyanın birçok ülkesinden gelen ürünlerle aynı rekabet şartlarına sahip olmadan mücadele etmek zorunda kalınmasına.</strong></p>
<p>Sektörün temsilcileri olarak durumu hükümete, ilgili kurumlara anlatıp, şu mesajı verdiklerini aktardı:</p>
<p>-          <strong>Bizi biraz koruyun, haksızlık ortadan kalksın…</strong></p>
<p>Bu taleplerine aldıkları yanıtın şöyle olduğunu bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Tamam, yapalım ama siz de fiyatlarınızı artırmayın.</strong></p>
<p>Sektörün buna yanıtının şöyle olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Fiyat artırmazsak batma noktasına geliriz. Ya fiyat artıracağız ya batacağız.</strong></p>
<p>Türkiye’den çeliğin Avrupa Birliği ülkelerine kotalar nedeniyle 800-850 dolara girdiğini irdeledi:</p>
<p>-          <strong>ABD’de de yüzde 50 gümrük vergisi nedeniyle ton başına fiyat 1200 doları buluyor. Çin ise Türkiye’ye hâlâ 550 dolar civarında teklif verebiliyor. Oysa ülkemizde çelik üretiminin maliyeti 650 dolar dolayında. Bu durumda içeride Çin’le nasıl rekabet edilebilir?</strong></p>
<p>Bir dönem Türkiye’de yeterli çelik kapasitesi olmadığı için ithalata ihtiyaç duyulduğunu anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Sonra yatırımlarla ülkemizde çelik üretim kapasitesi arttı. Çelik fabrikası kurmanın, kapasite artırmanın maliyeti hiç de az değildir. Bugün, </strong>“Türkiye’de üretilen çelik pahalı, dışarıdan ucuzunu alalım” <strong>yaklaşımı yeniden gündeme geldi.</strong></p>
<p>Bu noktada şu atasözüne atıf yaptı:</p>
<p>-          <strong>Taşıma suyla değirmen dönmez…</strong></p>
<p>Çeliğin stratejik ürün olduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Dünyada çelikte kapasite fazlası var ama hiçbir ülke, </strong>“Nasıl olsa dünyada kapasite fazlası var” <strong>deyip kendi çeliğinden vazgeçmiyor. Çünkü, çelik stratejik. Pandemi, Rusya-Ukrayna savaşı ve sonrasında yaşanan tedarik sorunları bunu bütün dünyaya gösterdi.</strong></p>
<p>Ülkelerin artık yalnızca ucuz ürün değil, güvenilir tedarik kaynağı da aradığı üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Çin, Japonya ve Kore, Türkiye’ye çelik satıyor. Peki Türkiye neden aynı ölçüde satamıyor? Bakın Japonya, ülkede üretilen çeliğin daha yüksek fiyata satılmasını sağlıyor. İç pazardaki kârlılık ihracatta rekabet gücü sağlıyor.</strong></p>
<p>Türkiye’de ise iç pazarın ithalata fazlasıyla açık olmasının yerli üreticinin hareket alanını daralttığını anlattı:</p>
<p>-          <strong>Çelik üretimi çok yüksek sermaye gerektiriyor. Üstelik 1600 derece sıcaklıktaki sıvı metalin işlendiği tesislerden söz ediyoruz. Bu makinelerin, üretim hatlarının, tesislerin sürekli yenilenmesi gerekiyor.</strong></p>
<p>Rakip ülkelerdeki üreticilerin her yıl yeni teknolojileri tesislerine adapte edip verimliliklerini artırdığına, maliyetlerini düşürdüklerine dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de ise sektör para kazanamadığında yenileme yatırımlarını yapmakta zorlanıyor. Tesisler yaşlanıyor. Bu da verimliliği düşürüyor, maliyeti artırıyor, rekabet gücünü azaltıyor. Sektörümüzün önündeki en büyük tehlikelerden birisi</strong><strong> </strong><strong>de bu.</strong></p>
<p>Bütün bu tabloya rağmen Türkiye’nin önemli avantajları olduğu mesajını verdi:</p>
<p>-          <strong>Avrupa’nın en büyük, dünyanın 7’nci büyük çelik üreticisiyiz. Güçlü bir üretim altyapımız var. Pandemi ve savaşlarla birlikte güvenilir tedarik merkezinin önemi daha da arttı. Türkiye bu denklemde önemli bir alternatif olabilir.</strong></p>
<p>Bunun için üretim gücünün korunması gerektiği uyarısı yaptı:</p>
<p>-          <strong>Çelik sektörünü sadece kendi başına değerlendirmek büyük hata olur. Çelikte üretim gücü kaybedilirse, çeliği kullanan sanayinin dışa bağımlılığı artar. Yani, mesele Türkiye’nin </strong>“sanayi ülkesi” <strong>olarak kalıp kalmayacağı. Çünkü, </strong>“Çelik güçlü değilse sanayi güçlü olamaz.”</p>
<p>Avrupa’nın en büyük üretim gücüne sahip olan bir sektörü, iç pazarın yarısını ithal ürünün işgal etmesine izin vererek zorlamanın anlamı var mı?</p>
<p>Sektörden yükselen, <strong>“Bizi biraz koruyun” </strong>sesine kulak vermek gerekmez mi?</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İşçilik maliyetin yüzde 20’sini buldu, rakiplerimiz Çin, Vietnam, Pakistan, Hindistan bunu bilelim</span></h2>
<p><strong>ÇELİK </strong>İhracatçıları Birliği (ÇİB) Başkanı <strong>Uğur Dalbeler, </strong>son 5 yılda sektörün işçilik maliyetinin dolar bazında 3 kat arttığını savundu:</p>
<p>-          <strong>Geçmişte toplam maliyetin içinde dolar bazında yüzde 5’in altında olan işçiliğin payı yüzde 15-20 seviyelerine çıktı. Türkiye’nin Avrupa ve ABD’ye göre işçilikte hâlâ ucuz olduğu söylenebilir.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Ama bizim rakibimiz Hindistan, Mısır, Pakistan, Vietnam, Endonezya ve Çin. Türkiye çelik sektöründe de işçilik avantajını giderek kaybediyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">AB’nin uyguladığı ‘tarifeli kota’nın aynısını istiyoruz</span></h2>
<p><strong>ÇELİK </strong>İhracatçıları Birliği (ÇİB) Başkanı <strong>Uğur Dalbeler, </strong>ABD Başkanı <strong>Donald Trump</strong>’ın 2018 yılındaki ilk Başkanlık günlerine uzandı:</p>
<p>-          <strong>Trump’ın 2018 yılında çelik ithalatına yüzde 25 gümrük vergisi koyması üzerine Avrupa Birliği (AB) de 2019 yılında geçmiş 3 yılın ortalamasını baz alarak kota uygulaması başlattı. Kota dışı ithalata ise yüzde 25 gümrük vergisi uygulamasını devreye aldı.</strong></p>
<p>AB’de 2026 yılına kadar geçen sürede kota ve gümrük vergisi uygulamasından yeterince fayda sağlanamadığı görüşünün hakim olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>AB, 1 Temmuz 2026 itibariyle kota miktarını yüzde 50 azalttı, kota dışı çelik ithalatına da yüzde 50 gümrük vergisi uygulamaya başladı.</strong></p>
<p>AB’nin 1 Ocak 2026’dan itibaren <strong>“Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması” (SKDM) </strong>ile emisyon bazında vergilendirmeye de geçtiğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>AB, ülke bazında kota belirlerken STA (serbest ticaret anlaşması) imzaladığı ülkelere ayrıca bir havuz kotası belirledi.</strong></p>
<p>Bunun ne anlama geldiğini şöyle açtı:</p>
<p>-          <strong>Kendi kotasını dolduran ülkeler </strong>“havuz”<strong>dan </strong>“ilk gelen alır” <strong>prensibi ile yararlanacak.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye, </strong>“Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu” (AKÇT) <strong>ve Gümrük Birliği ayrıcalığından dolayı müzakereler ile belirlenen kotasını artırmış olsa da 2025 ihracatı ile kıyaslanınca kota yaklaşık yüzde 60 düştü.</strong></p>
<p>Mısır ve Fas gibi STA yapılan ülkelerin de Türkiye’ye karşı koruma önlemi aldığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Dünyada pazar daraldıkça Çin, Rusya, Kore, Japonya da agresif bir şekilde Türkiye pazarına yöneliyor. Bu nedenle bizde de AB’nin uyguladığı </strong>“tarifeli kota” <strong>uygulamasının aynısını talep ediyoruz.</strong></p>
<h2><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a828daae3362-1786940842.jpg" alt="" width="700" height="572" /></strong><span style="color: #e03e2d;">İstanbul’u dünya çelik ticaretinin buluşma noktası yapacağız</span></h2>
<p><strong>ÇELİK </strong>İhracatçıları Birliği (ÇİB) Başkanı <strong>Uğur Dalbeler, </strong>Birlik Ekonomisti Dr. <strong>Samet Damar</strong>’ın bilgisayar ekranına yansıttığı, 25-27 Ekim 2026’da İstanbul’da düzenleyecekleri <strong>“Steel Networking Summit 2026”</strong>ya döndü:</p>
<p>-          <strong>80’den fazla ülkeden sektör temsilcileri İstanbul’da buluşacak. 400’ü aşkın katılımcının buluşacağı organizasyonda sektörün sorunları ve geleceğinin konuşulmasının yanı sıra </strong>“networking” <strong>ve </strong>“B2B” <strong>görüşmeleri gerçekleşecek.</strong></p>
<p>Buluşmayla eş zamanlı <strong>“alım heyetleri”</strong>yle ticari bağlantıların da kurulacağını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Organizasyon, İstanbul’un küresel çelik ticaretindeki rolünü güçlendirecek. İstanbul’u yalnızca bölgesel değil, küresel çelik ticaretinin de önemli buluşma merkezlerinden biri haline getirmeyi hedefliyoruz.</strong></p>
<p>Bu noktada Türkiye’nin çelikte dünyadaki yerini ortaya koyan noktaları sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Dünyanın 5’inci büyük çelik ihracatçısıyız.</strong></li>
<li><strong>Dünyanın 4’üncü büyük çelik ithalatçısıyız.</strong></li>
<li><strong>İnşaat çeliği ihracatında dünya lideriyiz.</strong></li>
<li><strong>200’den fazla ülkeye çelik ihracatı yapıyoruz.</strong></li>
<li><strong>Dünyanın en büyük hurda ithalatçısıyız.</strong></li>
<li><strong>Yüzde 70 hurda bazlı üretimle sürdürülebilir üretimde öncüyüz.</strong></li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupa-lideriyiz-ama-20-milyon-ton-ihracat-23-milyon-ton-celik-ithalati-var-bizi-biraz-koruyun-85516</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/5/1280x720/ugur-dalbeler-1764089309.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa lideriyiz ama 20 milyon ton ihracat, 23 milyon ton çelik ithalatı var, bizi biraz koruyun ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/silah-ve-muhimmat-ticareti-hizlandi-85514</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Silah ve mühimmat ticareti hızlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Savunma sanayiinde, sivil alanı da kapsayan alanda silah ve mühimmat ihracatı hızlı yükselişini sürdürüyor. TÜİK verilerine göre 2026 ilk yarısında silah ve mühimmat ihracatı yüzde 60,54 oranında artarken, aynı döneminde ithalat yüzde 115,59 yükseldi. TÜİK verileri içinde bazı kalemler gizlendiği için ithalat yükselişine hangi ürünün ana neden olduğu belirlenemedi. Diğer yandan, tarife bazında, genel ve özel ticaret sistemi karşılaştırılarak yapılan gözlemde, ağırlıklı değişimin verileri gizli tabanca-harp silahları ile bunların mühimmatlarında olduğu gözlendi.</p>
<p>Türkiye’nin son dönemde savunma sanayiinde ihracatının hızlandığı silah ve mühimmat grubunda (93. Fasıl) yılın ilk altı ayında, ithalat ihracattan daha hızlı arttı ancak bu gruptaki ihracat fazlası ve ihracatın yıllık bazda önceki yılın rekorunu kıracağı gözlendi. TÜİK verilerinde, yılın ilk altı ayında av tüfekleri ve havalı tabanca-tüfek gibi sportif amaçlı olanlar dışındaki tabanca ve tüfeklerin ihracatında yüzde 10 düşüş gerçekleşti. İthalatta ise düşüş yüzde 93 oranında ciddi bir düşüş gerçekleşti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a828c1fafa9c-1786940447.png" alt="" width="398" height="324" />Diğer bir güçlü artış, toplam içinde ağırlığı sınırlı olsa da bomba ve güdümlü- güdümsüz mermiler grubunda oldu. Bu kalemde ihracat yüzde 32 artarak, sadece altı ayda 95.1 milyon dolarlık ihracatla 100 milyon dolara ulaşıldı. Bu kalemde 2025’in tamamında 143.6 milyon dolar, 2024’te ise 144.9 milyon dolarlık ihracat gerçekleşmişti.</p>
<h2>Silah taşınmasına izin verilen ülkelere tabanca ihracatı yapılıyordu </h2>
<p>Savunma sanayiinde son dönemde bomba, tabanca ve tüfek, roket ve füzelerde ihracatta ivme görülmüştü. Ayrıca, özellikle güvenlik kuvvetleri dışında, halkın silah taşımasına izin verilen ülkelere yoğun biçimde tabanca ihracatı yapılıyordu. Bunlar arasında ABD ve Pakistan gibi pazarlara satışlarda uzun süredir Türk markaları yer edindi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/silah-ve-muhimmat-ticareti-hizlandi-85514</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/4/1280x720/silah-1786940435.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK verilerine göre 2026&#039;nın ilk yarısında silah ve mühimmat ihracatı geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 60,5 artarak 2 milyar 488 milyon dolara yükseldi. İthalat ise aynı dönemde yüzde 115, 6 artışla 701 milyon doları aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/programda-secici-revizyon-hazirligi-85513</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Programda seçici revizyon hazırlığı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Enflasyonla mücadele programı kapsamında sürdürülen sıkı para politikasında, finansal istikrarı korurken reel sektörün üretim ve ihracat çarklarını rahatlatacak yön ayarlamaları gündeme geldi. EKONOMİ gazetesinin Hazine ve Maliye Bakanlığı’na yakın reel sektör ve bankacılık kaynaklarından edindiği bilgiye göre ekonomi yönetimi önümüzdeki dönemde para politikası aktarım mekanizmasını ve piyasa likiditesini doğrudan etkileyen üç temel alanda esneklik sağlamaya hazırlanıyor. Kulislerde öne çıkan ilk ve en sıcak başlık, piyasanın fonlama maliyetini ve likidite dengesini doğrudan etkileyen fonlama yapısındaki değişim. Mevcut yapıda yüzde 37 seviyesinde bulunan politika faizi ile yüzde 40 seviyesinde seyreden gecelik fonlama faizleri arasındaki makasın kapatılması hedefleniyor. Kaynaklar, gecelik faizlerin önümüzdeki haftalarda politika faizi olan yüzde 37 seviyesine hizalanarak, kademeli bir kalibrasyon yapılacağını belirtiyor. Nitekim Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan da yılın 3. Enflasyon Raporu toplantısında yaptığı sunumda, fonlama koşullarında esneklik sinyali vermiş, “Temel fonlama aracımız olan bir hafta vadeli repoya dönüş gündemimizde, bunu değerlendirebiliriz” ifadelerini kullanmıştı.</p>
<h2>Finansmana erişimde 2 kritik adım </h2>
<p>Masada duran ve reel sektörü çok yakından ilgilendiren bir diğer başlık ise kredi büyüme sınırlarında beklenen esneklik… Bilindiği gibi, TL ticari krediler tarafında KOBİ kredileri için aylık büyüme sınırı yüzde 2 - 2,5 bandına kadar çekilmiş, bankalara bu limitlerin aşılması durumunda zorunlu karşılık yükümlülükleri getirilmişti. Süreç içerisinde yatırım, ihracat, tarım veya KOSGEB kaynaklı krediler büyüme sınırından istisna tutulsa da, bankaların genel risk iştahının kapanması ve sermaye kısıtları nedeniyle bu muafiyetler piyasanın nakit akışındaki tıkanıklığı çözmekte yetersiz kalmıştı. Benzer şekilde, sıkılaştırma döneminde TL kredi imkanlarının daralması ve maliyetlerin yükselmesi üzerine, özellikle ihracatçı ve sanayici firmalar borçlanma ihtiyaçlarını daha ulaşılabilir olan yabancı para (YP) kredilere kaydırmıştı. Döviz kredilerindeki bu hızlı tırmanışı durdurmak isteyen Merkez Bankası, yabancı kredilerdeki büyüme sınırını kademeli olarak aylık yüzde 0,5 seviyesine kadar çekerek oldukça sert bir fren uygulamıştı. Bakanlık koridorlarında konuşulan yeni adımlarla birlikte, hem döviz kredilerindeki aylık yüzde 0,5’lik katı sınırın esnetilmesi hem de KOBİ’lerin genel TL işletme kredilerine erişimini zorlaştıran büyüme kısıtlarında yumuşamaya gidilmesi bekleniyor. Böylece imalatçı ve ihracatçı şirketlerin sermaye ihtiyacını karşılayabilmesi için alan açılması hedefleniyor.</p>
<h2>Kur-enflasyon korelasyonu sağlanacak </h2>
<p>Kulislerden sızan bir diğer bilgi ise döviz kuru politikasına ilişkin... Sıkılaşma sürecinin en başından bu yana Türk Lirası’nın reel olarak değer kazanması ana çıpa olarak kullanılırken, yeni dönemde döviz kurunun enflasyon oranına daha paralel bir seyir izleyeceği ifade ediliyor. İhracatçıların uzun zamandır dile getirdiği “Kur enflasyonun altında kalıyor, dış pazarlarda rekabet gücümüzü kaybediyoruz” eleştirilerini dikkate alan ekonomi yönetiminin, kurda spekülatif veya ani sıçramalara izin vermeden, enflasyon patikasına paralel kontrollü bir artışa imkan tanıyacağı iddia ediliyor. Bu hamleyle bir yandan dezenflasyon süreci korunurken, diğer yandan sanayicinin dış pazarlardaki marj kaybının önüne geçilmesi planlanıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/programda-secici-revizyon-hazirligi-85513</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/3/1280x720/lira-para-1786940105.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomi yönetimi, uygulanan sıkı para politikasının reel sektör üzerindeki baskısını yumuşatacak üç kritik alanda esneme adımlarına hazırlanıyor. Reel sektör ve bankacılık kaynaklarından edinilen bilgilere göre gecelik fonlama faizinin politika faizine hizalanması, döviz ve KOBİ kredilerindeki büyüme sınırlarının esnetilmesi ile döviz kurunun enflasyon paralelinde bir patikaya oturtulması masada. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ak-partinin-anayasa-hedefleri-arasinda-sistemde-revizyon-da-var-85529</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> AK Parti’nin Anayasa hedefleri arasında, ‘sistemde’ revizyon da var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>AK Parti, 25’inci yılında Türkiye’nin Gelecek Vizyonu belgesinde yeni anayasa ile ilgili hedeflerini açıkladı.</p>
<p>AK Parti’nin yeni anayasa hedefleri arasında sistemde değişiklik vurgusu yer aldı.</p>
<p>Türkiye’nin Gelecek Vizyonu belgesinde, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde değişiklik mesajı verilerek, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle, işleyen bir anayasal demokrasinin inşası için hükümet istikrarı ile denge ve denetleme mekanizmalarını bağdaştıracak bir yapı kurulmuştu. Bu perspektifle sekiz yıllık uygulamanın getirdiği tecrübe dikkate alınarak yeni anayasada ihtiyaç duyulan revizeler yapılacaktır” denildi.</p>
<p>“Kurumsallaşmış demokrasi için kuşatıcı anayasa” AK Parti’nin hazırlıklarını sürdürdüğü, ‘yeni sevil bir anayasa’ hedeflerini Vizyon Belgesi’nde açıkladı. “Kurumsallaşmış demokrasi için kuşatıcı anayasa’ başlığı adı altında hedefler şöyle sıralandı: </p>
<p>■ Hedefimiz; insanı merkeze alan, toplumu kucaklayan, sivil iradeye dayanan, özgürlük alanlarını genişleten ve Türkiye’nin geleceğine yön veren bir anayasadır. <br />■ Etkin bir icra organı ile yasama ve denetim kapasitesi güçlendirilmiş yeni anayasanın özünü oluşturmasını hedefliyoruz. <br />■ Hedefimiz; insanı merkeze alan, toplumu kucaklayan, sivil iradeye dayanan, özgürlük alanlarını genişleten ve Türkiye’nin geleceğine yön veren bir anayasadır.</p>
<p>Anayasal tasavvurumuzun vazgeçilmez unsuru, bağımsız yargının teminatı altında temel hak ve özgürlüklerin etkin şekilde korunmasıdır. Bu doğrultuda, denge ve denetleme mekanizmalarıyla tahkim edilmiş kuvvetler ayrılığı, milletin idareden beklentilerine yanıt verebilecek etkin bir icra organı ile yasama ve denetim kapasitesi güçlendirilmiş meclis, yeni anayasanın özünü oluşturmasını hedefliyoruz.</p>
<h2>“Geniş mutabakat vurgusu” </h2>
<p>Türkiye’nin, mümkün olan en geniş mutabakatla ve demokratik yöntemlerle, toplumun bütün kesimlerinin sahipleneceği yeni anayasa için tarihi bir fırsata sahip olduğu vurgulandı. Belgede, anayasa ile birlikte, Siyasi Partiler Yasası, seçim mevzuatı ve TBMM İçtüzüğünü de değişiklik yapılacağı sinyali verilerek,“ Vatandaşlarımızın huzur ve refahını önceleyen, geleceğe güvenle bakmalarını sağlayan bir anayasal hukuk düzeni 86 milyona verdiğimiz bir sözdür. Siyasi partiler yasası, seçim mevzuatı ve TBMM İçtüzüğünü de anayasanın tamamlayıcı çerçevesi olarak görüyoruz. Bu kapsamda bu üç alanda da siyasi özgürlükleri, demokratik rekabeti ve katılımı, yasama kapasitesini ve parlamenter denetimi güçlendiren bir perspektifin hakim olmasını hedefliyoruz” ifadelerine yer verildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ak-partinin-anayasa-hedefleri-arasinda-sistemde-revizyon-da-var-85529</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/9/1280x720/ak-parti-erdogan-1786943163.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti’nin Anayasa hedefleri arasında, ‘sistemde’ revizyon da var ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ic-dinamikler-uluslararasi-modeller-ve-gelecek-projeksiyonu-85527</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İç dinamikler, uluslararası modeller ve gelecek projeksiyonu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p style="text-align: center;"><strong>KÜRESEL DENKLEMDE “TERÖRSÜZ TÜRKİYE” SÜRECİ</strong></p>
<p><strong>ÖMER KAYIR - </strong><strong>Başbakanlık Eski Müsteşar Yardımcısı</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti, yarım asra yaklaşan ve ağır sosyo-ekonomik, askeri ve insani maliyetlere yol açan terör sorununu meşru ve yasal bir zemine taşımak amacıyla tarihi bir virajdan geçmektedir. TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilerek yasalaşan “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” (Çerçeve Yasa), konunun illegal odaklardan arındırılarak milli iradenin tecelligahında çözülmesi iradesini beyan etmektedir <strong><em>(Ruti G. Teitel, Transitional Justice, Oxford University Press)</em></strong>. Ancak bu süreç, sadece Ankara'nın iç hukuk kurallarıyla sınırlı olmayan; Washington'dan Tel Aviv'e, Tahran'dan Şam ve Bağdat'a kadar uzanan çok aktörlü bir jeopolitik satranç tahtası üzerinde yürütülmektedir. Kalıcı bir başarı; iç tahkimatın doğru kurgulanmasına, askeri-teknolojik caydırıcılığın korunmasına, dünyadaki benzer çatışma çözümü modellerinden ders çıkarılmasına ve geleceğe yönelik gerçekçi risk analizlerinin yapılmasına bağlıdır.</p>
<p><strong>İç siyaset, anayasal aritmetik ve Cumhurbaşkanlığı adaylığı mimarisi</strong></p>
<p>Sürecin başarısı, Türkiye'nin iç sahada karşılaşılabilecek iyimser ve riskli senaryoları akıl ve sağduyu çerçevesinde nasıl yöneteceğine; aynı zamanda bu sürecin Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın yeniden adaylığı ve seçilme hedefine yönelik sunduğu anayasal ve siyasi imkânlara doğrudan bağlıdır:</p>
<p><strong>a) Anayasal aritmetik ve erken seçim (360 Eşiği)</strong></p>
<p> Anayasa'nın 116. maddesi uyarınca, Cumhurbaşkanı’nın yeniden aday olabilmesi için TBMM'nin beşte üç çoğunlukla (360 milletvekili) erken seçim kararı alması gerekmektedir <strong><em>(Ergun Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayınları)</em></strong>. Cumhur İttifakı'nın mevcut sandalye sayısı tek başına bu eşiği yakalamaya yetmemektedir. Çerçeve yasa ile başlatılan bu süreç, DEM Parti'nin (ve olası geçişlerle parlamenter muhalefetin bir kısmının) erken seçim oylamasında "evet" demesini veya en azından çekimser kalarak nisabı kolaylaştırmasını sağlayan en güçlü siyasi zemin işlevi görür. Süreç aynı zamanda sivil anayasa veya adaylık kısıtlarını yeniden düzenleyecek bir anayasal paket için de parlamenter bloktaki kırılmaları konsolide etme potansiyeline sahiptir.</p>
<p><strong>b) Muhalefet blokunun parçalanması ve seçmen sosyolojisi</strong></p>
<p>“Terörsüz Türkiye” söylemi muhalefet üzerinde asimetrik bir baskı oluşturmaktadır. CHP ve YENİ Parti gibi aktörlerin sürece tam destek vermesi kendi ulusalcı/milliyetçi tabanında kırılma yaratma riski taşırken; süreçteki gelişmelere sert muhalefet etmesi Kürt seçmenin desteğini ve DEM Parti ile kurduğu diyalog zeminini yitirmesine yol açabilir. Diğer yandan, terör parantezinin yasal zeminle kapanması, AK Parti'nin Doğu ve Güneydoğu'da kaybettiği muhafazakar Kürt seçmeni yeniden konsolide etmesini sağlayarak seçmen davranışını yönlendirme fırsatı sunar.</p>
<p><strong>c) İyimser senaryo (Kalkınma ve refah odaklı bütçe)</strong></p>
<p>Güvenlik odaklı iklimin sona ermesi, bölgeye yönelik onlarca yıldır baskılanan kamu ve özel sektör yatırımlarının önünü açacaktır <strong><em>(Dünya Bankası, World Development Report 2011)</em></strong>. Savunma ve güvenlik harcamalarında yaşanacak kademeli azalış; bütçede eğitim, sağlık, yapay zekâ ve üretim altyapısına aktarılarak toplumsal refahı doğrudan yukarı taşıyacaktır.</p>
<p><strong>d) Riskli senaryo (Toplumsal güven bunalımı ve milliyetçi taban riski)</strong></p>
<p>Şehit aileleri, gaziler ve milli hassasiyeti yüksek kitlelerin hukuki düzenlemeler konusundaki hassasiyetleri gözetilmezse, içeride derin bir siyasi kutuplaşma oluşabilir. İnfaz düzenlemelerinde "taviz veriliyor" algısının doğması, Cumhur İttifakı'nın milliyetçi seçmen tabanında oy kayıplarını tetikleyebilir. Sıkı denetim mekanizmaları kurulmazsa süreç örgüt adına bir zaman kazanma stratejisine evrilebilir; buradaki en kritik güvence ise Türkiye'nin SİHA ve ağ merkezli istihbarat kapasitesidir <strong><em>(Seth G. Jones, International Security).</em></strong></p>
<p><strong>Küresel çözüm modellerinin başarı ve başarısızlık kriterleri</strong></p>
<p>Dünya tarihindeki en belirgin iki silahsızlanma ve entegrasyon deneyimi olan Kuzey İrlanda ve Kolombiya modelleri, Türkiye'nin önündeki risk ve fırsatları anlamak açısından yapısal birer rehber niteliğindedir:</p>
<table>
<thead>
<tr>
<td>
<p><strong>Model</strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>Başarı kriteri</strong></p>
</td>
<td>
<p><strong>Başarısızlık / Risk kriteri</strong></p>
</td>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td>
<p><strong>Kuzey İrlanda</strong></p>
<p><br /><br /></p>
<p><em>(IRA - Hayırlı Cuma)</em></p>
</td>
<td>
<p>Siyasi kanat (Sinn Féin) sürece dahil edilerek siyaset tek alternatif yapıldı. Silah bırakma bağımsız komisyonca denetlendi <strong><em>(Brendan O'Leary, A Treatise on Northern Ireland).</em></strong></p>
</td>
<td>
<p>Ana gövde silah bıraksa da radikal unsurlar koparak Real IRA ve Continuity IRA gibi terör hücrelerini kurdu <strong><em>(John Horgan, The Psychology of Terrorism)</em></strong>.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Kolombiya</strong></p>
<p><br /><br /></p>
<p><em>(FARC Barış Anlaşması)</em></p>
</td>
<td>
<p>FARC partileşti, parlamentoda kota aldı. Geçiş Dönemi Adaleti ile itirafçılara alternatif kamu cezaları uygulandı <strong><em>(BM Güvenlik Konseyi Raporu, S/2017/801)</em></strong>.</p>
</td>
<td>
<p>Devlet kırsalda güvenliği sağlayamadı. Vaat edilen toprak reformu gecikince militanların %15-20'si kartellere katıldı <strong><em>(International Crisis Group Report No. 91).</em></strong></p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Küresel aktörlerin jeopolitik ajandaları, koridor savaşları ve sabotaj riskleri</strong></p>
<p>İç sahada atılan yasal adımların başarısı, küresel ve bölgesel aktörlerin derinleşen rekabet alanlarını dengeleyebilmekten geçer:</p>
<p><strong>i) ABD'nin çifte stratejisi: CENTCOM doktrini ve küresel koridor savaşları (IMEC vs. Kalkınma Yolu)</strong></p>
<p>Washington, CENTCOM üzerinden YPG/SDG unsurlarını terörle mücadelede "yerel müttefik" olarak tutma eğilimindedir (ABD Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komitesi Tutanakları). Türkiye bu yapının tamamen lağvedilmesini şart koşarken, ABD yapının Suriye'de özerk bir siyasi aktör olarak kalması için diplomatik baskı uygular. Ayrıca ABD'nin Çin'i çevreleme hedefli Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru'na (IMEC) karşı Türkiye, Irak ile Kalkınma Yolu Projesi'ni öne çıkarmaktadır. Suriye ve Irak hattındaki istikrarsızlık veya otonom yapılar, Türkiye'nin merkezinde yer aldığı bu ticaret koridorlarını kısıtlama aracı olarak da işlev görmektedir.</p>
<p><strong>ii) 2003 Parantezinin Kapanması: İran'ın sınırlandırılması ve bölgesel dengeler</strong></p>
<p>2003 ABD müdahalesi sonrası oluşan Şii nüfuz alanı ve İran'ın "Direniş Ekseni" <strong><em>(Vali Nasr, The Shia Revival)</em></strong>, günümüzde ABD ve İsrail hamleleriyle geriletilmektedir. İran'ın Suriye ve Irak sahasındaki varlığının zayıflaması Türkiye'nin güney hattındaki baskıyı hafifletse de, doğan güç boşluğunun İsrail tarafından doldurulması riskini ve Tahran'ın süreci sabote etme girişimlerini beraberinde getirmektedir.</p>
<p><strong>iii) İsrail'in "Çevreleme Doktrini" ve stratejik sabotaj riski:</strong> İsrail, "Terörsüz Türkiye" hamlesini kendi bölgesel hegemonyasına yönelik bir tehdit olarak okumaktadır <strong><em>(Efraim Inbar, Middle East Review of International Affairs)</em></strong>. İçerideki kırılgan hatlarını kapatmış ve askeri-ekonomik enerjisini serbest bırakmış bir Türkiye, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu'da İsrail'in hareket alanını kısıtlayacaktır. İsrail, silah bırakmayı reddeden radikal fraksiyonlara örtülü lojistik desteği stratejik bir seçenek olarak tutabilir.</p>
<p><strong>Dış dinamikler ile reel başarı ihtimalinin değerlendirilmesi</strong></p>
<p>İç aktörlerin (devlet, örgüt, toplum, Kürt seçmen, iç siyasi dengeler) niyet ve stratejileri süreç içinde değişebileceği gibi; asıl belirleyici ve kırılgan katman <strong>dış denklemin dinamizmi ve kontrol edilemezliğidir.</strong> Sürece tamamen realist, soğukkanlı ve jeopolitik veriler ışığında bakıldığında, "başarı" kavramını tek bir çıktıyla ölçmek imkânsızdır. Bu nedenle başarı ihtimalini 3 farklı katmanda değerlendirmek gerekir:</p>
<p><strong>a) Dış / Jeopolitik değişkenlerin değerlendirmesi</strong></p>
<p>Ankara ne kadar kararlı olursa olsun veya iç siyasete dair anayasal/siyasi uzlaşılar sağlanırsa sağlansın, dışarıdaki şu üç ana eksen sürecin kaderini doğrudan etkiler:</p>
<p><strong>- ABD - CENTCOM Paradoksu (Suriye sahası):</strong> ABD için YPG/SDG, sadece bir terörle mücadele aparatı değil; İran'ı çevreleme, Rusya'yı dengeleme ve Doğu Akdeniz-Basra hattındaki ticaret/enerji koridorlarında (IMEC vb.) veto yetkisi kullanma aracıdır. Türkiye sınır içindeki PKK varlığını tasfiye etse bile, Washington'ın YPG'ye "Suriye anayasal aktörü / özerk yapı" statüsü kazandırma baskısı devam edecektir. Türkiye Suriye'deki yapıyı lağvetmeden süreci tam nihayete ermiş kabul edemez; ABD ise bu yapıyı feda etmez.</p>
<p><strong>- İsrail'in çevreleme ve sabotaj doktrini: </strong>İsrail, Türkiye'nin iç sorunlarını çözüp askeri-ekonomik enerjisini tamamen dış politikaya (Doğu Akdeniz, Levant, Basra) kaydırmasını stratejik bir tehdit olarak okur. Bu doğrultuda İsrail, Türkiye'nin güney sınırında doğrudan veya örtülü istihbarat servisleri aracılığıyla silah bırakmayı reddeden radikal fraksiyonları (Kuzey İrlanda'daki <em>Real IRA</em> misali) besleme imkânına sahiptir.</p>
<p><strong>- İran'ın "güç boşluğu" tepkisi: </strong>2003 sonrası oluşan Bağdat-Şam hattındaki İran nüfuzu geriledikçe, Ankara Irak ile Kalkınma Yolu Projesi'ni hayata geçirmeye çalışmaktadır. Tahran, Türkiye'nin Irak ve Suriye sahasında tamamen rahatlamasını ve kendi sınırlarına nüfuz etmesini istemez. Silahlı yapıların tamamen lağvedilmesi yerine "kontrollü gerilim" seviyesinde kalmasını örtülü operasyonlarla destekleyebilir.</p>
<p><strong>b) Gerçekçi başarı ihtimali oranları</strong></p>
<p>Başarı tanımını katmanlarına ayırdığımızda ortaya çıkan realist tablo şudur:</p>
<p><strong>- Yurt içi silahsızlanma ve sınır içi terörün sıfırlanması (%80-%85 / çok yüksek):</strong> Türkiye'nin SİHA, İHA, ağ merkezli istihbarat ve sınır güvenliği altyapısı örgütün Türkiye sınırları içinde hareket etme, eleman devşirme ve alan hakimiyeti kurma kapasitesini niteliksel olarak bitirmiştir. Çerçeve yasa ve hukuki adımlarla birleştiğinde yurt içindeki eylemsizlik ve tasfiye büyük oranda başarıya ulaşır.</p>
<p>- <strong>Örgüt içi bölünme ve radikal kopuşların önlenmesi (%35-%40 / Düşük):</strong> Dünya örnekleri (Kuzey İrlanda / Kolombiya) gösteriyor ki, ana gövde masaya otursa dahi militan yapının %15-20'si silah bırakmaz. Kandil, Avrupa ve Suriye kanatları arasındaki çıkar çatışmaları nedeniyle radikal unsurlar koparak münferit terör ve sabotaj eylemlerine (<em>Real IRA</em> modeli) devam edecektir. Süreç, terörü tamamen bitirmekten ziyade "nokta operasyonel istihbarat" safhasına evrilecektir.</p>
<p><strong>- Suriye-Irak hattında topyekûn çözüm ve bölgesel entegrasyon (%25 - %30 / Çok Düşük):</strong> Küresel aktörlerin (ABD, İsrail, Fransa vb.) Suriye'nin kuzeydoğusunda bir Kürt otonomisi/prototipleri üzerindeki stratejik yatırımları, Türkiye'nin "tek bir silahlı/otonom yapı kalmayacak" şartıyla çelişmektedir. Bu durum, Türkiye ile ABD/Batı bloğu arasında zamana yayılan bir "gri alanda diplomatik bilek güreşi" yaratacaktır.</p>
<p><strong>Realist gelecek projeksiyonu: Konu hangi yönde ilerleyecek?</strong></p>
<p>Geleceğe yönelik nesnel bir projeksiyonla bakıldığında, sürecin geleceği beş ana kulvarda şekillenecektir:</p>
<p><strong>1- Suriye sahasında diplomatik sıkışma ve “Gri alan”:</strong> PKK'nın Türkiye sınırları içerisindeki varlığı minimize edilecek, ancak YPG/SDG, ABD koruması altında varlığını sürdürmeye çalışacaktır. Bu durum Ankara-Washington hattında uzun vadeli bir diplomasi alanı yaratacaktır.</p>
<p><strong>2- Örgüt içi radikal kopuşlar ve “parçalı terör” evresi:</strong> Kuzey İrlanda örneğinde olduğu gibi, tüm militanların tek talimatla teslim olması imkânsızdır. Tasfiye kararına uymayan Avrupa veya Suriye merkezli radikal hücreler önümüzdeki 3-5 yılda münferit sabotajlar deneyebilir. Güvenlik bürokrasisi topyekûn mücadeleden "nokta operasyonel istihbarat" konseptine kayacaktır.</p>
<p><strong>3- İç siyasette "adaylık denklemi ve anayasa" kırılmaları:</strong> Yasada öngörülen denetim süreleri ve yerel yönetim tasarrufları (kayyum uygulamaları vb.) seçim dönemlerinde iç siyasi tartışmaların merkezinde kalacak; ancak 360 sandalye eşiğinin aşılması halinde erken seçim ve yeniden adaylık süreci hız kazanacaktır.</p>
<p><strong>4- Sosyo-ekonomik entegrasyon ve "Kolombiya riski":</strong> Dağdan inen tabana ekonomik alternatif sunulmazsa, bu kitle kaçakçılık ve suç örgütlerine kayabilir. Doğu ve Güneydoğu'da turizm ve sanayi hamlesiyle bu riskin bertaraf edilmesi hedeflenmektedir.</p>
<p><strong>6- Kürt milliyetçiliği ekseninde istismar ve "Maksimalist Geçiş" riski:</strong> Sürecin karşı karşıya olduğu en hayati iç risk; etno-milliyetçi aktörlerin Çerçeve Yasa'yı nihai bir entegrasyon değil, pan-Kürdist "Birleşik Kürdistan" idealine giden yolda stratejik bir "nefeslenme ve meşrulaşma" evresi olarak araçsallaştırmasıdır. Silahlı gücün sivil/siyasi alana evrilerek uluslararası diplomatik meşruiyet kazanması, uzun vadede Suriye ve Irak'taki otonom yapılarla birleşen konfedere bir baskı odağı yaratabilir. Bu maksimalist hedeflerin üniter devlet yapısını ve anayasal sınırları zorlaması halinde, süreç toplumsal bir uzlaşıdan ziyade şiddetli bir milli reaksiyon ve iç kutuplaşmayla sonuçlanma riski taşır.</p>
<p><strong>Sonuç; </strong></p>
<p>Türkiye'nin önündeki bu tarihi dönemeç, salt bir güvenlik operasyonu veya basit bir af yasası değildir. Küresel modeller ve jeopolitik gerçekler birleştirildiğinde en gerçekçi tahmin; Türkiye'nin yurt içinde terör tehdidini asgariye indirdiği, sosyo-ekonomik olarak bölgeyi kalkındırdığı, ancak Suriye ve Irak sınır hattında "tetikte bekleyen kontrollü istikrar" modeline geçeceğidir.</p>
<p>Sürecin %100 başarıyla (topyekûn bölgesel barış, sıfır silah, tam silahsızlanma) sonuçlanma ihtimali jeopolitik gerçekler nedeniyle düşük (%30-35) seviyelerindedir. Ancak sürecin "Türkiye'nin iç güvenliğini tahkim ettiği, terörü yurt içinden tamamen kazıdığı, kalkınma bütçesini serbest bıraktığı, ancak güney sınırlarında tetikte bekleyen kontrollü istikrar ve istihbarat savaşları modeline geçtiği" noktaların başarıya ulaşma ihtimali %80-85 civarındadır.</p>
<p>Süreç, askeri bir çatışma olmaktan kademeli olarak çıkıp uluslararası istihbarat, ticaret koridorları (Kalkınma Yolu vs. IMEC) ve diplomasi savaşları zeminine kayacaktır. Türkiye, iç bünyesindeki bu kırk yıllık prangayı şeffaf, kararlı ve teknolojik caydırıcılığını koruyan bir devlet aklıyla yönetebildiği takdirde, 21. yüzyıl jeopolitiğinde küresel ölçekte bir oyun kurucu haline gelecektir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ic-dinamikler-uluslararasi-modeller-ve-gelecek-projeksiyonu-85527</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İç dinamikler, uluslararası modeller ve gelecek projeksiyonu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/italya-ile-turkiye-arasinda-gecmisi-bugune-baglayan-kopru-banca-unione-85525</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İtalya ile Türkiye arasında geçmişi bugüne bağlayan köprü: Banca Unione</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Beyoğlu’nda eski adı Voyvoda Caddesi olan Bankalar Caddesi, son yıllarda hızla yenileniyor. Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemi ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında Türkiye’nin ana finans ve ekonomi merkezi olan caddede, çoğu 19. yüzyılda inşa edilen görkemli taş binalar canlanıyor. Kafeler, restoranlar ve yeni mağazalar, kamondo merdivenleri gibi eşsiz eserlerle dolu bölge Karaköy, Galata, Tünel ve Odabaşı arasında harika bir yürüyüş rotası sunuyor.</p>
<p>Bankalar Caddesi uzun yıllar aydınlatma malzemeleri satan bir merkez halinde kaderine terk edilmişti. Osmanlı Bankası’nın merkez binasının restorasyonu sonrasında 2011 yılından beri sanat, kültür ve eğitim merkezi olarak hizmet veren Salt Galata, Bankalar Caddesi’ndeki ilk önemli yatırımlardan biriydi. Salt, konferanslar ve sergilerle cadde için bir cazibe merkezi oluşturdu. Zamanla, Minerva Han, Voyvoda Han, eski Sümerbank Genel Müdürlüğü binasında yer alan The Bank Hotel, Bereket Han gibi ikonik binalar yenilendi. En son olarak Tütün Han adıyla bilinen L’Union Han da restorasyon çalışmaları tamamlanarak hizmete açıldı.</p>
<p>L’Union Han, IHG Hotels &amp; Resorts’un Vignette Collection markasının İstanbul’daki ilk yatırımı olarak otel ve restoran olarak hizmet verecek. Dönüşümün arkasında ise konaklama ve gayrimenkul alanındaki girişimleriyle tanınan Tevfik Nazlı bulunuyor. Geçtiğimiz hafta, otelin restoranı Banca Unione’de Kiraz Communications’ın organize ettiği özel bir buluşmada biraraya geldik. Otelin işletmesini üstlenen Tevfik Nazlı, L’Union Han Pazarlama ve Marka Deneyimi Müdürü Burçak Ersever, Menü danışmanı Şef Tolga Atalay ve Mutfak Şefi Müjdat Gürsoy’dan restorasyonun öyküsünü dinledik.</p>
<p><strong>Paris’te bulunan bir çanta ve İstanbul’da yeniden doğan bir han</strong></p>
<p>L’Union Han Osmanlı İmparatorluğu döneminde Paris merkezli Fransız sigorta şirketi L'Union de Paris için inşa edilmiş. 1905’te başlayan inşaat 1911’de tamamlanmış. 1. Ulusal Mimarlık akımının izlerini taşıyan bina, aynı zamanda Art Nouveau ve Art Deco etkilerini aynı çatı altında bir araya getiriyor. Dış cephede, eski Türk evlerini andıran geniş taş saçaklar, geometrik taş oymalar, çini süslemeler bulunurken, içeride yüksek tavanlı geniş salonlar ve büyük odalar yer alıyor.</p>
<p>Binanın içinde elinde bir valiz bulunan bir kadın heykeli yer alıyor. Bu heykel bir filme konu olabilecek bir öyküyü simgeliyor.</p>
<p>Heykel, öykünün kahramanı L’Union Han’ın mimarı olan Edoardo De Nari’nin kızından esinlenilerek tasarlanmış. Ünlü Levanten mimar Giulio Mongeri ile birlikte çalışmış olan De Nari’nin eserleri hakkında uzun süre çok fazla ayrıntı bilinmezken, yurt dışındaki bir antikacıda bulunan bir çanta pek çok gerçeği su yüzüne çıkarıyor.</p>
<p>Nari 1874-1954 yılları arasında hem Osmanlı İmparatorluğunun son yıllarına hem de Cumhuriyet’in ilk yıllarına İstanbul’da tanıklık eden İtalyan bir mimar. 25 yıl boyunca pek çok önemli binayı o tasarlamış.</p>
<p>Nari’inin ünlü İtalyan mimar Giulio Mongeri ile birlikte tasarlayarak inşa ettiği Beyoğlu’ndaki St. Antuan Kilisesi ve apartmanları, Saray Sineması, Sakıp Sabancı Müzesi’nin ana binası olan Atlı Köşk gibi efsanevi yapıların yanı sıra, Bebek, Emirgan, Yeşilköy’deki yalılar, Nişantaşı ve Elmadağ’daki binalara hep o hayat vermiş. Ancak, bu bilgi uzun dönem geri planda kaldığı için, eserleri başka mimarlara atfedilmiş ta ki Paris’te bir çanta bulununcaya kadar.</p>
<p>Çanta De Nari’nin sağır ve dilsiz olan balerin kızı Lydia’nınmış. Yıllarca babasının eserlerinin eskizlerini, fotoğrafları bir çantada saklayan Lydia’nın çantası bir antikacıda bulununca De Nari de bir anlamda yeniden doğmuş. Bugün otelde yer alan Serap Kurtuluş imzalı Rebel heykeli, Lydia’yı, taşıdığı bavulu ve yapının hafızasını temsil ediyor.</p>
<p><strong>Bir bavulla başlayan keşif</strong></p>
<p>De Nari’nin bavulundaki yüzlerce çizim, mektup ve fotoğraf, Mimar Kıymet Aşık Yarkın ve Ka Line Mimarlık’ın L’Union Han’ın aslına yakın bir biçimde restorasyonun yapılmasını da mümkün kılmış. Binanın merdivenlerindeki ahşap ve pirinç detaylar, cephedeki turkuaz çiniler korunmuş ve eskizlerdeki ayrıntılar iç mekanda yeniden yorumlanarak tekstil ve yüzey detaylarına yansıtılmış. Dış cephedeki turkuaz çiniler ve sivri kubbeler yenilenmiş</p>
<p>Ortak alanlarda sergilenen belgeler yapının geçirdiği dönemlere işaret ederken, Bengisu Yazıcı’nın üçüncü kattan itibaren uzanan enstalasyonu, Bankalar Caddesi’nin ticaret ve dolaşım fikrini mekânın içinde sürdürüyor.</p>
<p><strong>Banca Unione geçmişi bugünle buluşturuyor</strong></p>
<p>Otelin içinde yer alan Banca Unione isimli restoran İtalyan mimarın mirasını Türk ve İtalyan mutfaklarında birleştiren bir sentez anlayışıyla tasarlanmış.  Banca Unione’nin iç mimarı Erhan Sağır, aydınlık ve ferah bir mekân oluşturmuş. Karaköy rıhtımına çok yakın olan binanın önündeki masalar, Marmara rüzgârı esintisi eşliğinde kahvaltı yapmak, gün içinde dinlenmek için ideal bir bistro kafe ortamı sunuyor. Yüksek tavanları ve yalın mimarisiyle dikkat çeken restoran, kahvaltının yanı sıra öğlen ve akşam menüleriyle hizmet veriyor.</p>
<p>Solid Consulting Group vizyonu ve Yeme İçme Genel Konsept ve Kurgu Danışmanı Şef Tolga Atalay’ın imzasını taşıyan menü, isimlerinden de anlaşılacağı gibi-Karaköy Balık Çorbası, Çiğ Köfteli Gnocchi, Asma Yaprak Ekşilemeli Risotto, Biber Dolmalı Ravioli, Güllü Panna Cotta, Tahinli Profiterol- Türkiye İtalya arasında köprüler kuran tabaklar yaratmış.</p>
<p>L’Union Han ve Banca Unione, Bankalar Caddesi’ne taze bir soluk katmış. İtalyan Mimar Edoardo De Nari’nin İtalya ve Türkiye’yi birleştiren mimarisi yeniden hayat bulmuş. İstanbul’u, Marmara’yı ve uzaklardaki Ege’yi birlikte yaşamak isteyenler için ideal bir sığınak sunuyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/italya-ile-turkiye-arasinda-gecmisi-bugune-baglayan-kopru-banca-unione-85525</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/5/1280x720/556-1786942289.JPEG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İtalya ile Türkiye arasında geçmişi bugüne bağlayan köprü: Banca Unione ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/taylan-erten-hayatini-kaybetti-85544</guid>
            <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Taylan Erten hayatını kaybetti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonomi Muhabirleri Derneği’nin (EMD) kurucusu ve eski başkanlarından, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Ankara Temsilcisi Taylan Erten, 84 yaşında hayatını kaybetti.</p>
<p>Gazeteci Taylan Erten, 1942 yılında Konya’da doğdu. İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde eğitimini tamamlayan Erten, 1968 yılında Yenigün Gazetesi'nde çalışmaya başladı. Ardından Politika, Aydınlık, Yeni Asır ve Sabah gazetelerinde görev yaptı. Taylan Erten, aralarında Ankara Belediyesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü de olmak üzere yerel yönetimlerde ve Ziraat Bankası iştiraki Yurttaş AŞ'de basın danışmanlığı görevlerinde de bulundu. Ekonomi ve finans dergilerinde analiz ve makaleleri yayımlanan Erten, aktif gazetecilik yaşamında son olarak Dünya gazetesinin Ankara Temsilciliği ile Bölge Koordinatörlüğü görevini yürüttü ve gazetede köşe yazıları kaleme aldı. Kuruluşunda aktif görev aldığı EMD’nin ilk genel kurulunda başkan yardımcısı ve izleyen iki dönemde de başkan olarak görev yaptı. Ulusal Politika Araştırmaları Vakfı üyesi de olan Erten, evli ve üç çocuk babasıydı. Taylan Erten’in cenazesi, Salı günü (yarın) Karşıyaka Mezarlık Camii’nde kılınacak ikindi namazının ardından Karşıyaka Mezarlığı’nda son yolculuğuna uğurlanacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/taylan-erten-hayatini-kaybetti-85544</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/4/1280x720/taylan-erten-1786947322.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk ekonomi basınının duayen isimlerinden Taylan Erten hayatını kaybetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ege-su-urunleri-ve-hayvansal-mamuller-ihracatcilari-birligi-ihracatta-2-milyar-dolari-asti-85507</guid>
            <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 09:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ege&#039;nin su ürünleri ihracatı 2 milyar doları aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <h2><span style="font-size: 16px;">EKONOMİ/İZMİR</span></h2>
<p>Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği, son 1 yıllık dönemde ihracatını 2 milyar doların üzerine taşıdı. Türkiye’nin su ürünleri ve hayvansal mamuller ihracatının yüzde 50’sini tek başına gerçekleştirdi.</p>
<p>Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Başkanı Ufuk Atakan Demir, son 1 yıllık dönemde ihracatlarını yüzde 13,5’luk artışla 1 milyar 763 milyon dolardan 2 milyar 1 milyon dolara yükselttiklerini, yüzde 13,5’luk artış hızıyla da 12 ihracatçı birliği arasında ihracatının en çok artıran birlik olduklarını vurguladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a815b56143de-1786862422.jpg" alt="" width="700" height="467" /></p>
<p>İhracat rekoruna en büyük katkıyı 1 milyar 596 milyon dolarla dolarla su ürünleri sektörünün verdiğini paylaşan Demir, “Su ürünleri sektörümüz toplam ihracatımızın yüzde 80’ini gerçekleştirdi. Levrek 682 milyon dolarla ihracatımıza en büyük katkısı sağlamayı sürdürdü. Çipura 524 milyon dolar, Türk somonu 253 milyon dolar dövizi ülkemize kazandırdı. Yumurta sektörümüz 169,5 milyon dolar, kanatlı sektörümüz 137,5 milyon dolar, süt ürünleri sektörümüz 39,5 milyon dolar ve bal sektörümüz 15,5 milyon dolar ihracat gerçekleştirdi” ifadelerini kullandı.</p>
<p>14 Ağustos 2025 -13 Ağustos 2026 aralığında ihracat yaptıkları ülke sayısının 118’den 122’ye yükseldiğini aktaran Demir şöyle devam etti: “İtalya 255 milyon dolarlık ihracatla birinci ülke oldu. Geçen yıl birinci olan Rusya bu yıl 241 milyon dolarlık ihracatla ikinci sıraya yerleşti. Üçüncü sırada ise 236 milyon dolarla Yunanistan yer aldı. Bu ülkeleri Hollanda, İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri, Irak, Polonya, Birleşik Arap Emirlikleri ve Almanya izledi” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ege-su-urunleri-ve-hayvansal-mamuller-ihracatcilari-birligi-ihracatta-2-milyar-dolari-asti-85507</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/7/1280x720/ege-su-urunleri-ve-hayvansal-mamuller-ihracatcilari-birligi-ihracatta-2-milyar-dolari-asti-1786862459.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege İhracatçı Birlikleri bünyesinde 5 yıldır gıda ihracatında lider olan Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği, EİB bünyesinde 2 milyar dolar ihracat rakamına ulaşan ilk gıda ihracatçı birliği oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ihracatta-degerde-rekor-kiran-baib-miktar-dususune-care-ariyor-85505</guid>
            <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 22:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracatta değerde rekor kıran BAİB, miktar düşüşüne çare arıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Batı Akdeniz İhracatçı Birliği (BAİB) Başkanı Mehmet Ali Can, 1 Ocak -15 Ağustos tarihleri arasında 1 milyar 864 milyon 407 bin 611 dolara ulaştığını belirterek, Haziran ve Temmuz aylarında değer bazında ihracatta iki ay üst üste tüm zamanların rekorunu kırdıklarını söyledi.</p>
<p>Değer bazında ihracat artışı olmasına rağmen kilogram miktar bazında önemli düşüşler yaşandığına dikkat çeken Can, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Bu başarılı değer tablosuna rağmen, 1 Ocak- 31 Temmuz 2026 tarihleri arasında ihracatımız kilogram miktar bazında yüzde 5,89 geriledi. Yaş meyve sebze sektöründe kilogram miktar ise yüzde 15,44 azaldı. BAİB olarak 2021’de 795 bin ton olan ihracatımız yüzde 23 kayıpla 610 bin tona gerildi.’’</p>
<p><strong>3 milyar dolar hedefi</strong></p>
<p>BAİB olarak aylık 250 milyon dolarlık ihracat hedefini korumaları halinde yılsonu 3 milyar dolar ihracat rakamını yakalamak istediklerini vurgulayan Can, ‘’ En fazla ihracat yapan altıncı sektörümüz olan Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri Sektörü kilogram miktar bazında yüzde 33,87 oranında geriledi. Yine en fazla ihracat yapan onuncu sektörümüz Çimento Cam Seramik ve Toprak Ürünleri Sektörü kilogram miktar bazında yüzde 21,21 oranında geriledi’’ dedi.</p>
<p><strong>Yeni pazar arayışları</strong></p>
<p>İhracattaki miktar düşüşlerin nedeni arasında yüksek maliyet geldiğini ifade eden Can, yeni pazarlar için bu yılsonuna kadar, Macaristan ve Çekya, İngiltere, Çin ve Özbekistan’a çeşitli sektörlerde ticari heyetler düzenleyeceklerini ve uluslararası fuarlara katılacaklarını bildirdi.</p>
<p>İhracatta miktar azalışın nedenlerini anlatan Can, yüksek girdi maliyetleri nedeniyle uluslararası pazarda fiyat tutturma sorunu yaşandığına dikkat çekti.</p>
<p>Can, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’ABD/İsrail-İran Savaşı dünya ekonomisini zorladı. Başta enerji, petrokimya ürünleri ve gübre gibi temel endüstriyel ham maddelerde büyük fiyat artışları gerçekleşti. Savaştan önce litre fiyatı ortalama 58,20-60,30 TL olan motorin bugün 81 TL bandındadır. Paketleme, depolama, enerji, taşıma, lojistik ve işçilik maliyetlerindeki artışlar üretici satış fiyatı ile nihai tüketici fiyatı arasında fark oluşturmaktadır. Fiyat tutturamadığımız için birçok sektörde tedarikçi konumundan tamamlayıcı konuma geliyoruz. Mevcut pazarlar rakip ülkelere kaptırıyoruz. Özellikle Yaş sebze meyve ihracatında AB pazarına giriş kapısı olan Bulgaristan'da yaşanan analiz ve fiziksel kontrol zorlukları Uzun beklemeler yüksek analiz maliyetleri firmalarımızı zorlamaktadır. Dönem dönem iç piyasa fiyatlarının ihracat fiyatları düzeyinde olması nedeniyle ürünün iç pazara yönelmesi ve bazı firmaların iç pazar-ihracat satış oranlarını değiştirmesi. Artan küresel korumacılık: ABD'nin geçen hafta açıkladığı tarifeler gümrük duvarlarının yükseldiğini gösteriyor. Ukrayna, 12 Temmuz 2025'ten bu yana domates ve salatalık ihracatımıza anti-damping vergisi uygulamaktadır.’’</p>
<p><strong>"İhracatçı firma azalıyor"</strong></p>
<p>Türkiye’nin üç yıldır yüksek maliyet sorunuyla mücadele ettiğini, birçok sektörün rekabetçiliğinin zayıfladığına dikkat çeken Can, ‘’İhracat cazibesini kaybediyor, ilk kez ihracat yapan firma sayısı azalıyor, ihracat tabana yayılamıyor. Bu kadar zor şartlarda ihracatımız artıran emeği geçen tüm ihracatçılarımıza, üreticilerimize ve sahada gece gündüz çalışan firmalarımıza tekrar teşekkür ediyorum’’ dedi.</p>
<p><strong>Antalya’da 27 şirket konkordato ilan etti</strong></p>
<p>Antalya Toptancı Hali’nde bazı büyük firmaların konkordato ilan ettiğini ve iflasla karşı karşıya kalındığını anlatan Mehmet Ali Can, toptancı halinde yaşanacak iflasların domino etkisi yaratacağını ve tarım paydaşlarını çok olumsuz etkileyeceğini bildirdi. Can, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Antalya'da 2024 yılında 25 şirket, 2025 yılında 40 şirket geçici mühlet alırken, 2026 yılında (1 Ocak-7 Ağustos) 27 şirket geçici mühlet almıştır. Konkordato başvurularının profilinde önemli bir değişim var. Artık sadece KOBİ'ler değil; yüksek cirolu şirketler, borsada işlem gören şirketler ve halka arz hazırlığında bulunan şirketler de konkordato sürecine hızlıca giriyor. Bu durum domino etkisi yaratarak tedarikçileri, taşeronları, finans kuruluşlarını ve birlikte iş yapılan binlerce işletmeyi etkiliyor. Başlıca nedenler; yüksek faiz ortamı ve finansmana erişim zorluğu, artan işçilik ve enerji maliyetleri, ihracat pazarlarında durgunluk ile yüksek kira ve işletme giderleridir.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ihracatta-degerde-rekor-kiran-baib-miktar-dususune-care-ariyor-85505</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/5/1280x720/ihracatta-degerde-rekor-kiran-baib-miktar-dususune-care-ariyor-1786824024.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Haziran ve temmuz ayında ihracatta değer artışında rekor üstüne rekor kıran Batı Akdeniz bölgesi, kilogram miktar düşüşüne çare arıyor.  Bölgeden yedi aylık ihracatta geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5,8 miktar düşüşü gerçekleşirken, 2021’de 795 bin ton olan ihracatımız yüzde 23 kayıpla 610 bin tona gerildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-serbest-bolgesi-rekorlar-kiriyor-85504</guid>
            <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 22:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Antalya Serbest Bölgesi temmuzda yüzde 102 büyüdü&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Türkiye’nin ilk serbest bölgelerinden olan ve "Yat ihtisas Bölgesi" konumunda bulunan Antalya Serbest Bölge Kurucu ve İşleticisinin (ASBAŞ), küresel krize rağmen hem ticaret hacminde hem de ihracat artışıyla dikkat çektiği bildirildi.</p>
<p>ASBAŞ Genel Müdürü Zeki Gürses, Antalya Serbest Bölgesi’nden temmuz ayında güçlü büyüme ve 169 milyon dolarlık ticaret hacmi gerçekleştiğine dikkat çekti. Gürses, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Temmuz ayında yaklaşık 169 milyon dolarlık ticaret hacmi gerçekleştiren Antalya Serbest Bölgesi, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 102 büyüdü. Bölgenin Ocak-Temmuz dönemi ihracatı ise yüzde 40,2 artışla 447 milyon dolara ulaştı. Antalya Serbest Bölgesi, 2026 yılının Temmuz ayında gerçekleştirdiği güçlü ticaret performansıyla büyümesini hızlandırdı. Ay boyunca yaklaşık 169 milyon dolarlık ticaret hacmine ulaşan Antalya Serbest Bölgesi, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 102 oranında artış kaydetti.’’</p>
<p><strong>"İhracat performansı artıyor"</strong></p>
<p>Antalya Serbest Bölgesinin ihracat performansındaki yükselişin dikkat çekici seviyeye ulaştığını ifade eden Gürses, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Ticaret Bakanlığı tarafından açıklanan verilere göre, Antalya Serbest Bölgesi’nin ihracatı, temmuz ayında yüzde 227,2 oranında artarak 115,1 milyon dolara yükseldi. Böylece bölgenin Ocak-Temmuz 2026 dönemindeki toplam ihracatı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 40,2 artışla 447 milyon dolara ulaştı. Antalya Serbest Bölgesi, Türkiye genelindeki büyümeye güçlü katkı sağladı.’’</p>
<p><strong>"İhracatta tüm zamanların rekoru kırıldı"</strong></p>
<p>Ticaret Bakanlığı’nın 11 Ağustos 2026 tarihinde açıkladığı verilere göre,  Bakanlığa bağlı 19 serbest bölgenin toplam ihracatı, 2026 yılının Ocak-Temmuz döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 6,9 artarak 7,7 milyar dolarla tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştığını anımsatan Zeki Gürses, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>‘’Temmuz ayında ise serbest bölgelerin toplam ihracatı yüzde 11,3 artışla 1,152 milyar dolara yükselerek 1 milyar dolar seviyesinin üzerindeki seyrini sürdürdü. Bu güçlü performans içerisinde Antalya Serbest Bölgesi de öne çıkan bölgeler arasında yer aldı. Bakanlık verilerinde Antalya Serbest Bölgesi, Ocak-Temmuz döneminde ihracatını yüzde 40,2 artıran serbest bölgelerden biri olarak gösterildi. Ayrıca başta Batı Anadolu, Trabzon ve Antalya Serbest Bölgeleri olmak üzere toplam 6 serbest bölgede ihracat artışı yüzde 10’un üzerinde gerçekleşti.’’</p>
<p>Türkiye genelindeki serbest bölgelerin ihracat odaklı yapısının da güçlenmeye devam ettiği 2026 yılı yedi aylık döneminde, serbest bölgelerden gerçekleştirilen toplam satışlar içerisinde ihracatın payı yüzde 76,8’e yükselerek tüm zamanların en yüksek Ocak-Temmuz seviyesine ulaştığını anımsatan Gürses, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Serbest bölgelerin ihracat portföyünde teknolojik ürünlerin ağırlığı da artmaya devam etti. Ocak-Temmuz döneminde orta-ileri teknoloji sınıfındaki ürünlerin payı yüzde 50,4, yüksek teknoloji ürünlerinin payı ise yüzde 7 olarak gerçekleşirken, iki grubun toplam ihracattaki payı yüzde 57,4’e ulaştı. Bu gelişme, serbest bölgelerin Türkiye’nin katma değerli ve teknoloji yoğun ihracat hedeflerine katkısının güçlendiğine işaret etti.</p>
<p><strong>"Antalya Serbest Bölgesi üretim ve ihracat merkezi oluyor"</strong></p>
<p>Antalya Serbest Bölgesi’nin 2026 yılındaki performansının, bölgenin yalnızca ticaret hacmi açısından değil, ihracat kapasitesi bakımından da istikrarlı bir büyüme ortaya koyduğunu gösterdiğini vurgulayan Gürses, sözlerini şöyle noktaladı:</p>
<p>‘’Temmuz ayında yaklaşık 169 milyon dolara ulaşan ticaret hacmi ve aynı ayda 115,1 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirilmesi, Antalya Serbest Bölgesi’nin dış ticaret odaklı yapısını bir kez daha ortaya koydu. ASBAŞ’ın bölgenin işletici kuruluşu olarak sürdürdüğü altyapı çalışmalarıyla birlikte Antalya Serbest Bölgesi; üretim, ihracat ve uluslararası ticareti ile Antalya ekonomisinin önemli merkezlerinden biri olmayı sürdürüyor.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-serbest-bolgesi-rekorlar-kiriyor-85504</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/4/1280x720/antalya-serbest-bolgesi-rekorlar-kiriyor-1786823845.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ASBAŞ Genel Müdürü Zeki Gürses, Antalya Serbest Bölgesinin temmuz ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 102 büyüdüğünü, ihracatının da yüzde 40,2 arttığını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/haftanin-en-cok-kazandirani-borsa-85497</guid>
            <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 11:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Haftanın en çok kazandıranı borsa</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsa İstanbul'da BIST 100 endeksi, haftayı yüzde 2,85 artışla 14.172,26 puandan tamamladı.</p>
<p>Endeks, hafta içinde en düşük 13.562,45 puanı, en yüksek 14.249,99 puanı gördü.</p>
<p>Borsa İstanbul'da aynı dönemde teknoloji endeksi yüzde 10,14 artışla 54.196,56 puana, sanayi endeksi yüzde 2,09 yükselişle 19.414,49 puana, mali endeks yüzde 1,99 kazançla 19.228,55 puana çıkarken, hizmetler endeksi yüzde 1,31 azalışla 12.410,09 puana geriledi.</p>
<p>Borsa İstanbul'da bu hafta en çok yükselen hisseler arasında yüzde 26,20 ile Katılımevim Tasarruf Finansman ilk sırada yer aldı.</p>
<p>Katılımevim Tasarruf Finansman'ı yüzde 18,44 ile Odine Teknoloji ve yüzde 15,91 ile Borusan Boru izledi.</p>
<p>Söz konusu hisseler arasında en çok değer kaybedenler ise yüzde 18,91 ile Balsu Gıda, yüzde 15,20 ile Migros ve yüzde 12,32 ile CW Enerji oldu.</p>
<p>Borsa İstanbul'da hisseleri işlem gören en değerli şirketler, 1 trilyon 767 milyar lirayla ASELSAN, 697 milyar 18 milyon 307 bin 575 lirayla Tüpraş ve 550 milyar 200 milyon lirayla Garanti BBVA oldu.</p>
<p><strong>Altın ve döviz yükseldi</strong></p>
<p>24 ayar külçe altının gram fiyatı, geçen hafta sonuna göre yüzde 1,40 artışla 6 bin 757 liraya, cumhuriyet altınının satış fiyatı da yüzde 1,27 yükselişle 44 bin 87 liraya çıktı.</p>
<p>Çeyrek altının satış fiyatı da önceki haftaki kapanışının yüzde 1,22 üzerinde 11 bin 69 liraya yükseldi.</p>
<p>Doların satış fiyatı, yüzde 0,37 artarak 47,8810 liraya, avronun satış fiyatı da yüzde 0,57 yükselişle 55,4880 liraya çıktı.</p>
<p>Geçen hafta 64,3940 lira olan İngiliz sterlininin satış fiyatı, bu hafta yüzde 0,86 artışla 64,9480 liraya yükseldi.</p>
<p>İsviçre frangı ise yüzde 0,03 değer kazanarak 59,0840 liradan alıcı buldu.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/haftanin-en-cok-kazandirani-borsa-85497</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/borsa-istanbul-bist-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa İstanbul, haftayı yüzde 2,85 artışla tamamladı. 24 ayar külçe altının gramı yüzde 1,40, cumhuriyet altınının satış fiyatı yüzde 1,27, çeyrek altın yüzde 1,22 oranında arttı. Dolar yüzde 0,37, euro da haftayı yüzde 0,57 yükselişle kapattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bayraktar-17-milyon-hanenin-dogal-gaz-ihtiyacini-2028de-karadenizden-karsilayacagiz-85496</guid>
            <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 11:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bayraktar: 17 milyon hanenin doğal gaz ihtiyacını 2028&#039;de Karadeniz&#039;den karşılayacağız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, AK Parti 25. Kuruluş Yıl Dönümü Programı'na katıldı.</p>
<p>Bayraktar, program öncesi televizyon kanallarına değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Bayraktar, yaptığı değerlendirmede, Türkiye'nin geçen 25 yılda enerji ve madencilik alanında attığı adımlara ve sonrası için ortaya koyduğu hedeflere ilişkin şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye, çeyrek asırda Cumhurbaşkanımızın liderliğinde neredeyse bir asırlık iş yaptı. Rakamlar bize bunu söylüyor, Türkiye elektrikte kurulu gücünü 4 kat artırmış, 32 bin megavattan 126 bin megavata gelmiş durumda. Elektrikte 24 yılda yaklaşık 95 bin megavat yeni kurulu gücü hayata geçirdik. Bu, İtalya büyüklüğünde bir kurulu güce tekabül ediyor ve Fransa ile Almanya'dan sonra Avrupa'nın üçüncü büyük kurulu güce, tüketimine ve üretimine sahip elektrikte ülkesi konumuna geldik. Türkiye'de petrol üretimimiz 3 katına, doğal gaz üretimimiz 9 katına, maden ihracatımız 10 katına çıkmış durumda."</p>
<p>Alparslan Bayraktar, önlerinde yeni bir hedefin, ufkun ve vizyonun olduğunu belirterek "O da Türkiye Yüzyılı vizyonu. Yeni yüzyıla Türkiye'yi hazırlıyoruz. Türkiye'yi ekonominin bütün alanlarında, ulaştırmadan tarıma, sanayiye, binalarımıza kadar kökten değiştirecek adımlar atacağız. Temel bir hedefimiz var: Türkiye Yüzyılı'nda Türkiye'yi enerjide bağımsız kılmak. Bu, bizim adeta Kızılelma'mız." diye konuştu.</p>
<p>Türkiye'de doğal gaz altyapısının gelişimine değinen Bayraktar, 2002'de 5 ilde olan doğal gazın bugün 81 ile ulaştığını, bu yıl içinde de Türkiye'deki bininci yerleşim yerine doğal gazı vereceklerini söyledi.</p>
<p>Bayraktar, Karadeniz'deki yerli doğal gaz üretimini de bu yıl iki katına çıkaracaklarını, 2028'de ise 4 katına çıkaracaklarını anlatarak "17 milyon hanenin doğal gaz ihtiyacını 2028'de kendi gazımızla Karadeniz'den karşılayacağız." ifadesini kullandı.</p>
<p>Terörsüz Türkiye hedefiyle ilgili düzenlemenin Meclis'ten geçtiğini de hatırlatan Bakan Bayraktar, şu değerlendirmeyi yaptı:</p>
<p>"Gabar, Terörsüz Türkiye'nin adeta küçük bir kesiti, küçük bir fragmanını gördüğümüz bir proje. Milyonlarca yıldır toprak altında olan petrol, bölgenin terörden temizlenmesiyle beraber çok büyük bir ekonomik aktiviteye, istihdama, kalkınmaya ve ülkemizin enerji ithalatının düşmesine çok önemli bir katkı sağlıyor. Bugün günde 83 bin varil üretimi geçmiş durumdayız. Her gün Gabar'dan yeni rekor geliyor. Bugün o dağlarda 3 bin 500'ün üzerinde insan çalışıyor. Çoğunluğu o bölgenin çocukları, gençleri... İnanıyorum ki terörsüz bölgeyle ve Terörsüz Türkiye'yle beraber ülkemizin önündeki çok büyük ekonomik potansiyel açılmış olacak ve inşallah 86 milyon ve tüm bölgemiz bundan istifade edecek."</p>
<p><strong>Suudi Arabistan ile 3 bin megavatlık bir anlaşma daha</strong></p>
<p>Alparslan Bayraktar, Suudi Arabistan'ın Türkiye'de yapacağı yenilenebilir enerji yatırımlarıyla ilgili 2 bin megavatlık projeye ilişkin anlaşmanın daha önce imzalandığını anımsatarak "Antalya'daki Birleşmiş Milletler İklim Konferansı marjında bir 3 bin megavatlık anlaşma ile bunu 5 bin megavata çıkaracağız." dedi.</p>
<p>Hürmüz krizindeki belirsizliğin devam ettiğine de vurgu yapan Bakan Bayraktar, "Bu kriz, aslında bütün bölge ve dünya için önemli bir fırsatı da barındırıyor. Türkiye'nin yıllardır söylediği enerji yollarında çeşitliliğe gitme, bunlarda değişiklik yapmayla alakalı projelere belki bu dönemde hayatiyet kazandırma şansımız olabilir." diye konuştu.</p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Bayraktar, Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi'nin Türkiye ziyaretinde Irak petrolünün önemli kısmının Türkiye ve Ceyhan üzerinden dünya piyasalarına ulaştırılmasının ele alındığını belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Aslında çok uzun zamandır konuştuğumuz bir proje, ama artık herkes için bu bir zaruret haline gelmiş durumda. Önümüzdeki süreçte Katar gazının belki Suudi Arabistan, Ürdün, Suriye üzerinden Türkiye'ye ve Türkiye üzerinden Avrupa'ya veya Irak üzerinden yine Kalkınma Yolu'nun devamında Türkiye'ye gelmesi, Kuveyt petrolünün Türkiye'ye gelmesi, bütün bunlar şu anda daha net bir şekilde masada. Ben inanıyorum ki bu kriz böyle fırsatlara kapı aralayabilir. Hem Türkiye için hem de bütün bölge için, dünya piyasaları için de daha dengeli ve önümüzde oluşacak krizlere karşı daha hazır bir hale gelmiş oluruz."</p>
<p>Diyarbakır'da ankonvansiyonel üretim yöntemiyle petrol aradıklarını anlatan Bakan Bayraktar, "Eğer başarılı olursak Gabar'dan daha büyük bir üretim gelebilir burada. Geleneksel olmayan yöntemle üretimde başarılı olursak Diyarbakır'da yüzlerce kuyu açacağız. Dolayısıyla burada bu konuda teknik anlamda iyi olan şirketlerle ortaklık kurduk. Yaklaşık 600 kilometrekarelik alanda bu çalışmayı dört sahada yürütüyoruz, ama bölgedeki potansiyel 7 bin 200 kilometrekarelik alan. Belki Gabar'ı 2-3'e katlayabilecek potansiyeli var." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türkiye'nin Pakistan'da hem kara hem de deniz sahalarında petrol ve doğal gaz aradığı bilgisini de paylaşan Bakan Bayraktar, "Eylül ya da ekim ayında Oruç Reis Sismik Araştırma Gemimiz Pakistan'a gidiyor. Ben önümüzdeki birkaç hafta içerisinde Pakistan'da maden projeleriyle ortaklık için oraya gideceğim." dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bayraktar-17-milyon-hanenin-dogal-gaz-ihtiyacini-2028de-karadenizden-karsilayacagiz-85496</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/9/6/1280x720/554-1786781392.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Karadeniz&#039;deki yerli doğal gaz üretimini de bu yıl iki katına, 2028&#039;de ise 4 katına çıkaracaklarını açıklayan Bakan Bayraktar, &quot;17 milyon hanenin doğal gaz ihtiyacını 2028&#039;de kendi gazımızla Karadeniz&#039;den karşılayacağız.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/evde-bakim-yardimi-hesaplara-yatirildi-85495</guid>
            <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 11:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Evde Bakım Yardımı hesaplara yatırıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, bakanlık tarafından sunulan en önemli aile odaklı bakım hizmet modellerinden biri olan Evde Bakım Yardımı'nın 2006'da engelli bireylerin öncelikle aile yanında desteklenmeleri düşüncesiyle başlatıldığını bildirdi.</p>
<p>Bu yardım ile engellilerin yaşadığı ortamdan ayrılmadan, ailesi veya yakınlarıyla birlikte yaşayarak aile birliğinin korunmasına ve güçlenmesine destek olduklarını belirten Göktaş, "Bu çerçevede 2026 yılı içinde bugüne kadar toplam 48,6 milyar liralık destek sağladık." bilgisini paylaştı.</p>
<p>Göktaş, evlerinde bakılan tam bağımlı vatandaşlar ve ailelerine ekonomik destek sağlamak amacıyla yapılan Evde Bakım Yardımı aylık ödemelerinin temmuz ayı memur maaş katsayısına göre yapılan artışla birlikte 13 bin 878 liradan 15 bin 775 liraya çıkarıldığını ve her ayın 15'inde hak sahiplerinin hesaplarına yatırıldığını hatırlatarak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Yeni düzenlemeyle Evde Bakım Yardımı ödemelerini bu ay hak sahiplerinin hesaplarına artışlı şekilde yatırmaya başladık. Bu kapsamda toplam 7,5 milyar lira ödeme yapıyoruz. Ödemelerin tüm engelli vatandaşlarımıza hayırlı olmasını dilerim."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/evde-bakim-yardimi-hesaplara-yatirildi-85495</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/1280x720/para-lira-tl-1766551550.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, &quot;Evde Bakım Yardımı ödemelerini bu ay hak sahiplerinin hesaplarına artışlı şekilde yatırmaya başladık. Bu kapsamda toplam 7,5 milyar lira ödeme yapıyoruz.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/arac-kiralamada-yetki-belgesi-zorunlu-oldu-85494</guid>
            <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 10:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Araç kiralamada yeni dönem: Yetki belgesi zorunlu oldu, yıpranma bedeli alınamayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığının hazırladığı "Motorlu Kara Taşıtlarının Kiralanması Hakkında Yönetmelik", Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, otomotiv sektöründe adil, rekabetçi ve istikrarlı piyasa yapısının tesis edilmesi ve tüketici memnuniyetinin artırılması amacıyla çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğü belirtilerek, yönetmelikle motorlu kara taşıtı kiralama faaliyetlerinin kurumsal yapıya kavuşturulduğu, işletmeler ile kiralamaya konu taşıtlara ilişkin önemli standart ve kuralların getirildiği bildirildi.</p>
<p>Yönetmeliğin, tüketiciler tarafından gerçekleştirilen kiralamaları düzenlediği kaydedilen açıklamada, tüketici dışındaki kiracılara yönelik kısa ve uzun süreli kiralamalar ile kamp taşıtı kiralamalarının kapsam dışında tutulduğu ifade edildi.</p>
<p>Açıklamada, ticari faaliyet kapsamında motorlu kara taşıtı kiralayan işletmelerin yetki belgesi almasının zorunlu hale getirildiği belirtildi.</p>
<p>Yetki belgesi için işletmelerin meslek odasına kayıtlı olmaları, vergi mükellefiyetinin bulunması, iş yerinin ikamet veya yönetmelikte belirtilenler dışındaki mesleki ya da ticari faaliyetler amacıyla kullanılmaması gerektiğine işaret edilen açıklamada, "İşletme sorumlularının en az ilköğretim mezunu olması, belirli suçlardan hüküm giymemiş bulunması ve Mesleki Yeterlilik Kurumu onaylı 'Seviye 4' mesleki yeterlilik belgesine sahip olması şartı getiriliyor." ifadesi kullanıldı.</p>
<p>Açıklamada, motorlu kara taşıtı kiralama faaliyetleri ile kiralamaya konu taşıtların takip ve kontrolü amacıyla 1 Ocak 2027'ye kadar Motorlu Kara Taşıtı Kiralama Bilgi Sistemi'nin kurulacağı, yetki belgesi başvuruları ve belgeye ilişkin diğer işlemlerin bu sistem üzerinden gerçekleştirileceği kaydedildi.</p>
<p><strong>6 yaşından büyük araçlar kiraya verilemeyecek</strong></p>
<p>Tüketici güvenliğinin ve hizmet kalitesinin artırılması amacıyla kiralamaya konu taşıtların niteliklerinin de belirlendiğine işaret edilen açıklamada, "Buna göre klasik taşıtlar hariç olmak üzere 6 yaşından büyük araçlar kiraya verilemeyecek. 180 bin kilometrenin üzerinde olan taşıtlar ile 300 bin kilometrenin üzerinde olan elektrikli araçlar kiralanamayacak. Periyodik bakımı zamanında yaptırılmayan veya ağır hasar kaydı bulunan taşıtların kiraya verilmesi yasaklanacak." bilgisine yer verildi.</p>
<p>Açıklamada, büyükşehir belediyesi olan illerin nüfusu 30 bini geçen ilçelerinde faaliyet gösteren işletmelerin en az 5'i işletme adına tescilli olmak üzere en az 10 taşıta sahip olması gerektiği bildirildi.</p>
<p>Nüfusu 30 bini geçmeyen ilçeler ile büyükşehir belediyesi olmayan illerde faaliyet gösteren işletmelerin ise en az 2'sinin işletme adına tescilli olmak üzere en az 5 araca sahip olması gerektiği belirtilen açıklamada, ayrıca bu ilçelerde faaliyet gösteren işletmelerin filolarında birinin Türkiye'de üretilmesi koşuluyla en az 2 hibrit veya yalnızca elektrik motorlu taşıt bulundurmasının zorunlu olduğu ifade edildi.</p>
<p>Açıklamada, düzenlemeyle çevre dostu ulaşımın teşvik edilmesinin ve yerli üretimin desteklenmesinin hedeflendiği vurgulandı.</p>
<p><strong>Yönetmelikle depozito tutarına sınır getiriliyor</strong></p>
<p>Yönetmelikle tüketicilerin kiralama süreçlerinde karşılaşabileceği mağduriyetlerin önlenmesine yönelik düzenlemelerin de yapıldığının altı çizilen açıklamada şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Depozito tutarına sınır getiriliyor. Buna göre alınabilecek depozito 1 ila 6 günlük kiralamalarda en fazla 3 günlük kira bedeli, 7 ila 29 günlük veya haftalık kiralamalarda ise en fazla 7 günlük kira bedeli​​​​​​​ ile sınırlandırılıyor. Taşıtın tüketici tarafından iade edilmesini takip eden 7 gün içerisinde depozitonun iade edilmesi zorunlu hale getiriliyor. Ön ödemeli rezervasyonlarda ise taşıtın teslimine 24 saatten az süre kalması kaydıyla tüketiciye rezervasyon tarihinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve kesinti yapılmaksızın rezervasyonda değişiklik yapma veya rezervasyonu iptal etme hakkı tanınıyor."</p>
<p>Açıklamada, olağan kullanımdan kaynaklanan aşınma ve yıpranmalar için tüketiciden herhangi bir bedel talep edilemeyeceği, bu gerekçelerle depozitodan kesinti yapılamayacağı bildirildi.</p>
<p>İşletmeler tarafından mevsim şartları ile trafik ve kiracı güvenliğinin gerekli kıldığı hallerde kış lastiği sağlanmasının zorunlu olacağı belirtilen açıklamada, sigorta güvencelerinin kiralama bedeline dahil edileceği, kiracının sigortadan yararlanma hakkının ek bir ücret veya şarta bağlanmasının yasaklanacağı kaydedildi.</p>
<p>Açıklamada, işletme ve kiracının anlaşmaya vardığı durumlar hariç olmak üzere, sigorta tahkim kararı veya ilam niteliğinde başka bir karar bulunmaksızın değer kaybı nedeniyle kiracıdan herhangi bir bedelin talep edilemeyeceğinin altı çizildi.</p>
<p><strong>Tüketiciler, internet ortamındaki işlemlerde de korunacak</strong></p>
<p>Kiralama işletmelerine hasar ve arıza durumlarında kiracıların her an ulaşabilmesini sağlayacak sürekli ve erişilebilir iletişim altyapısı oluşturma yükümlülüğünün getirildiği belirtilen açıklamada, aracı ve ilan platformlarının da düzenleme kapsamına alındığı ifade edildi.</p>
<p>Açıklamada, söz konusu platformların haksız ticari uygulamalarda bulunmalarının yasaklandığı bildirilerek, "Kiralama ilanı veren işletmelerin yetki belgesine sahip olup olmadıklarını kontrol etmeleri zorunlu hale getiriliyor. Yetki belgesi bulunmayan işletmelerin bu platformlara üye olması ve ilan vermesi engellenerek tüketicilerin internet ortamındaki kiralama işlemlerinden de korunması sağlanıyor." bilgisi verildi.</p>
<p>Sektörün yeni düzenlemeye uyum sağlayabilmesi ve gerekli sistem altyapısının oluşturulabilmesi amacıyla yönetmeliğin 1 Ocak 2027'de yürürlüğe gireceğine işaret edilen açıklamada, mevcut işletmelere yetki belgesi almaları için 1 Temmuz 2027'ye, asgari taşıt sayısı ve taşıt niteliklerine ilişkin şartları sağlamaları için ise 1 Ocak 2028'e kadar süre tanındığı belirtildi.</p>
<p><strong>Düzenlemeyle tüketici haklarının güçlendirilmesi hedefleniyor</strong></p>
<p>Açıklamada, aracı ve ilan platformları için de uyum sürecinin öngörüldüğü, bu platformlar ile kiralama işletmeleri arasında yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önce imzalanmış sözleşmelerin 1 Temmuz 2027'ye kadar düzenlemeye uygun hale getirilmesi gerektiği ifade edildi.</p>
<p>Yönetmelikle kiralama süreçlerinde şeffaflık ve hesap verebilirliğin artırılmasının amaçlandığı vurgulanan açıklamada, şunlar bildirildi:</p>
<p>"Sözleşme koşullarının netleştirilmesi, tüketici haklarının güçlendirilmesi ve kiralanan taşıtların teknik yeterlilik standartlarının yükseltilmesi hedefleniyor. Düzenleme, aynı zamanda kayıt dışı faaliyetlerin ve haksız rekabetin önüne geçerek sektörde adil ve sürdürülebilir bir rekabet ortamının tesis edilmesine katkı sağlayacak. Bakanlık olarak sektörün sürdürülebilir büyümesine katkı sağlarken vatandaşlarımızın haklarını en üst seviyede korumaya ve piyasanın sağlıklı işleyişini temin etmeye yönelik çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/arac-kiralamada-yetki-belgesi-zorunlu-oldu-85494</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/9/1280x720/arac-kiralamada-buyume-finansmana-takildi-1742225219.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan ve 1 Ocak&#039;ta yürürlüğe girecek yönetmeliğe göre, araç kiralama şirketlerine yetki belgesi zorunluluğu getirildi. Kiralama işlemlerinde tüketiciden olağan kullanımdan kaynaklanan aşınma ve yıpranmalar için herhangi bir bedel talep edilemeyecek ve bu gerekçeyle depozitodan kesinti yapılamayacak. Klasik taşıtlar hariç olmak üzere 6 yaşından büyük araçlar kiraya verilemeyecek, 180 bin kilometrenin üzerindeki taşıtlar ile 300 bin kilometrenin üzerinde olan elektrikli araçlar kiralanamayacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
