<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytinoglu-savasin-etkisinin-enflasyona-henuz-yansimadi-76235</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 16:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zeytinoğlu: Savaşın etkisi enflasyona henüz yansımadı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli Sanayi Odası (KSO) Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu, mart ayı enflasyon verilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Zeytinoğlu, “Mart ayında tüketici fiyat endeksi (TÜFE) beklentilerin altında yüzde 1,94 artarken, yıllık enflasyon yüzde 30,87 olarak gerçekleşti. Önümüzdeki aylarda baz etkisiyle enflasyondaki yatay seyrin devam etmesini bekliyoruz. Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) ise aylık bazda yüzde 2,30; yıllık bazda yüzde 28,08 oranında arttı. Üretici fiyatlarında enerji maliyetlerinin yansımalarını görüyoruz” dedi.</p>
<p>Zeytinoğlu “Savaşın etkisinin enflasyona henüz yansımadığını görüyoruz. Nisan ayında bu etkiyi daha yakından hissedebiliriz. Ancak üretici maliyetlerinin altında tutulan kur artışları nedeniyle, imalatçı ve ihracatçılarımızın rekabet gücü kaybının yılın ilk çeyreğinde de devam ettiğini görüyoruz. Bunun yansımalarını Ağustos 2024’ten bu yana sanayide yaşanan işgücü kaybından hissediyoruz. Küresel risk ve jeopolitik belirsizliklerin giderek arttığı ortamda, sanayicimizi rahatlatacak adımların atılmasını oldukça önemli buluyoruz” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytinoglu-savasin-etkisinin-enflasyona-henuz-yansimadi-76235</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/5/1280x720/zeytinoglu-savasin-etkisinin-enflasyona-henuz-yansimadi-1775222692.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu, mart ayında enflasyonun beklentilerin altında seyrettiğini belirterek, gelecek dönemde baz etkisiyle yatay seyrin sürebileceğini, üretici maliyetlerinde enerji etkisinin hissedildiğini ve jeopolitik risklerin sanayi üzerindeki baskıyı artırdığını ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/jed-baskani-ali-kindap-enerji-bagimsizligimizin-anahtari-jeotermal-enerjide-76232</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 16:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ali Kındap: Enerji bağımsızlığımızın anahtarı jeotermal enerjide</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Türkiye’nin yüzde 97 oranında ithalata bağımlı olduğu doğalgazın elektrik üretimindeki payının yüzde 20 seviyesinde olduğunu hatırlatan Jeotermal Enerji Derneği (JED) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kındap, “İthal kömür ile birlikte düşünüldüğünde elektrik üretimimizin kabaca üçte biri hâlâ ithâl kaynaklara bağımlı. Son bir buçuk ayda Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler, enerji güvenliğinin ülkeler için gerçek bir beka sorunu olduğunu ortaya koyuyor. Ülkemizin yenilenebilir enerji yolculuğunda adımlarını sıklaştırması, ithal kaynaklara bağımlılığını hızla azaltılması ve nihayetinde sonlandırılması gerekiyor” dedi.</p>
<p>Jeotermal enerjinin, baz yük konumunda olan tek yenilenebilir kaynağı olduğunu vurgulayan Kındap, sektöre yatırım yapan tüm firmaların, Türkiye’ye çok daha yüksek seviyede katma değer yaratabilmek için sorumluluk almaya hazır olduğunu söyledi.</p>
<p>Jeotermalin enerji çeşitliliği ve arz güvenliği ile temiz enerji dönüşümü açısından taşıdığı rolün tüm dünya tarafından kabul edildiğini belirten Kındap, Avrupa Birliği ülkelerinde jeotermal enerjinin konut ısıtması başta olmak üzere kullanım alanlarının hızla artış gösterdiğine dikkat çekti.</p>
<p>Bu ülkelerdeki jeotermal kaynak verimliliğinin Türkiye ile kıyaslanmayacak kadar az olduğuna işaret eden Kındap, şu değerlendirmeyi yaptı: “Yapılan bilimsel araştırmalar, Avrupa Birliği’ne üye ülkeler arasında 43 bin megavat (MW) seviyesinde yeni jeotermal kapasite geliştirilebileceğini ortaya koyuyor. Uluslararası Enerji Ajansı ve enerji alanında çalışan düşünce kuruluşları, bu kapasitenin hayata geçirilmesi halinde jeotermal enerjinin, AB’de kömür ve gazdan üretilen elektriğin yaklaşık yüzde 42’sini ikame edebilecek potansiyele sahip olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Türkiye olarak biz, Avrupa’nın tümünden daha fazla jeotermal kaynak potansiyeline sahibiz. Ancak bu kaynak ayaklarımızın altında durduğu sürece ülkemizin kalkınmasına hizmet etmiyor. Ülkemizin ithal enerji kaynaklarından uzaklaşması ve temiz enerji dönüşümünde kilit rol üstlenmeye hazırlanan jeotermal, enerji güvenliği ve iklim hedeflerimiz açısından da stratejik önemde.</p>
<h2>Jeotermal kaynaklı elektrik üretimi üç kat artabilir</h2>
<p>Türkiye’nin bugün itibarıyla enerji üretimi, seracılık, konut ısıtması, termal turizm gibi alanlarda 20 bin Megavat/termal seviyesinde jeotermal kullanımı olduğunu hatırlatan Kındap, bu seviyenin keşfi yapılmış potansiyelin üçte birinden daha az olduğunu söyledi. Kındap, “Halen 1760 MWe olan jeotermal kaynaklı elektrik üretimimizi üç kat artışla 5 bin MWe’ın üzerine, jeotermal ile ısınan konut sayımızı 170 binden 1 milyona, 7 bin dönüm olan jeotermal sera alanımızı 100 bin dönüme çıkarılabiliriz” dedi.</p>
<p>Jeotermal enerjideki kurulu güç artışını sadece sayısal bir büyüme değil, çevresel etkileri gözeten sürdürülebilir enerji politikalarının bir yansıması olarak gördüklerini kaydeden Kındap, Türkiye’nin ‘2053 Net Sıfır’ vizyonuna ulaşması jeotermal enerjiden ürettiği elektrik enerjisi kurulu gücünü yaklaşık beş kat artırarak 10 bin MW/e seviyesine çıkarması gerektiğinin altını çizdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/jed-baskani-ali-kindap-enerji-bagimsizligimizin-anahtari-jeotermal-enerjide-76232</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/2/1280x720/jed-baskani-ali-kindap-enerji-bagimsizligimizin-anahtari-jeotermal-enerjide-1775221720.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta Doğu’daki gelişmelerin enerji güvenliğini bir beka sorununa dönüştürdüğünü ifade eden JED Başkanı Ali Kındap, Türkiye’nin ‘2053 Net Sıfır’ hedefine ulaşması için jeotermal kurulu gücünü 10 bin MW/e seviyesine taşıması gerektiğini vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/pelister-ilk-3-aylik-donemde-sektor-ihracatimiz-75-milyar-dolari-asti-76230</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 15:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pelister: İlk 3 aylık dönemde sektör ihracatımız 7,5 milyar doları aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İKMİB), Türkiye'nin ihracatı Mart 2026'da 21,9 milyar dolar olarak gerçekleştiğini, kimya sektörünün ise bu dönemde 3 milyar dolarla toplam ihracattan yüzde 15,2 pay aldığını bildirdi.</p>
<p>2026 yılı hedefleri doğrultusunda mart ayında da küresel pazarlardaki etkinliğini devam ettiren sektörün, 2,7 milyar dolar olan geçen yılın aynı dönemine göre ihracatını yüzde 8,7 artırdığı belirtildi.</p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan İKMİB Yönetim Kurulu Başkanı Adil Pelister, küresel ve bölgesel jeopolitik gelişmelerin yakın coğrafyadaki sıcak savaşların etkilerine rağmen mart ayında kimya sektöründe ihracatı artırmayı başardıklarını söyledi.</p>
<p>Pelister, "İlk 3 aylık dönemde sektör ihracatımız 7,5 milyar doları aştı. İçinde bulunduğumuz olumsuz koşulları göz önüne aldığımızda, bu artışı büyük bir başarı olarak görüyor, ihracatçılarımızla gurur duyuyoruz. Özellikle Körfez bölgesinde yaşanan gerilimler, enerji ve petrol fiyatlarında dalgalanmalara, lojistik hatlarda aksamalara ve tedarik zincirlerinde yeniden yapılanmalara neden olabiliyor. Bu durum, enerji ve petrokimya girdilerine bağımlı olan sektörümüz açısından maliyet baskısını artıran bir unsur olarak öne çıkıyor. Diğer yandan Avrupa başta olmak üzere yakın coğrafyalarda tedarik güvenliğinin yeniden önem kazanması hem Türk kimya sektörü için hem diğer sektörlerimiz için rekabet avantajı oluşturacak." ifadelerini kullandı. </p>
<p>Küresel ekonomide başta enflasyon olmak üzere pek çok olumsuz etkiye sebep olan savaşların en kısa zamanda bitmesini temenni ettiklerini belirten Pelister, "Bu süreçte İKMİB olarak yakın ve alternatif pazarlarda ihracatın artırılması, pazar çeşitliliğinin güçlendirilmesi ve ticaret heyetleri ile sektörel işbirliklerinin artırılmasına öncelik veriyor, ihracatçılarımıza destek oluyoruz." açıklamasında bulundu.</p>
<p>Adil Pelister, mevcut performanslarını daha ileri taşımak ve ihracatı artırmak için çalışmaya devam edeceklerini de vurguladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/pelister-ilk-3-aylik-donemde-sektor-ihracatimiz-75-milyar-dolari-asti-76230</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/adil-pelister-2.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Adil Pelister, &quot;İlk 3 aylık dönemde sektör ihracatımız 7,5 milyar doları aştı. İçinde bulunduğumuz olumsuz koşulları göz önüne aldığımızda, bu artışı büyük bir başarı olarak görüyor, ihracatçılarımızla gurur duyuyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tasarruflu-tarimsal-sulama-yatirimlarina-hibe-destegi-76228</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 15:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tasarruflu tarımsal sulama yatırımlarına hibe desteği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanlığı hazırlanan Kırsal Kalkınma Yatırım Programı Kapsamında Tasarruflu Tarımsal Sulama Sistemlerine Yönelik Yatırımların Desteklenmesi Hakkında Tebliğ, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Düzenlemeyle hibe desteği verilecek tasarruflu tarımsal sulama sistemlerine yönelik 81 ilde uygulanacak yatırım konuları belirlendi.</p>
<p>Buna göre tarla içi sistemlerde damla sulama, yağmurlama, mikro yağmurlama ve yüzey altı damla sulama, mekanik büyük sistemlerde center pivot/lineer sulama sistemleri, tamburlu sulama sistemleri, yenilenebilir enerji ve teknoloji odaklı sistemlerde güneş enerjili sulama (sulama sistemleri+panel) ile akıllı sulama/otomasyon sistemleri (sensör, kontrol, uzaktan yönetim) hibe desteği kapsamında olacak.</p>
<p>Başvuru sahibi ile il müdürlüğü arasında hibe sözleşmesinin imzalanmasından sonra alımı yapılan makine, ekipman ve malzemelerin 75 gün içinde tarlada montajı tamamlanacak.</p>
<p>Başvuru sahibinin, Bakanlık kayıt sistemlerine kayıtlı olması ve ödemenin yapıldığı tarihten itibaren 5 yıl boyunca kayıtlı olma halinin devam etmesi şartı aranacak.</p>
<p><strong>Hibeye esas proje tutarı ve destekleme oranı</strong></p>
<p>Kabul edilen başvurularda, hibe sözleşmesinde belirlenen hibeye esas proje tutarının, KDV dahil yüzde 50'si ile yüzde 70'ine kadar değişen oranlarda hibe desteği verilecek.</p>
<p>Tasarruflu tarımsal sulama sistemlerine yönelik yatırımlar kapsamında kullanılacak bütçenin en az yüzde 20'si kadın ve genç girişimciler tarafından gerçekleştirilecek yatırımlar için kullanılacak.</p>
<p>Birinci derece tarımsal amaçlı örgütler, kadınlar ve gençler tarafından gerçekleştirilen başvurular öncelikli olarak değerlendirilecek.</p>
<p>Konu bazında verilecek hibe oranları tarla içi damla sulama sistemleri ile tarla içi yağmurlama sulama sistemleri için yüzde 50, tarla içi mikro yağmurlama sulama sistemleri, center pivot/lineer sulama sistemleri, tamburlu sulama sistemleri ile güneş enerjili sulama (sulama sistemleri+panel) için yüzde 60, tarla içi yüzey altı damla sulama, akıllı sulama/otomasyon sistemleri (sensör, kontrol, uzaktan yönetim) ile tarımsal açıdan yer altı sularının yetersiz seviyede ve su kısıtı olduğunun tespit edildiği havzalarda yapılacak başvurularda tüm konular için yüzde 70 olarak belirlendi.</p>
<p>Hibeye esas proje tutarı 10 milyon lirayı geçemeyecek. Satın alma bedelinin bu miktarı aşması halinde, aşan kısım faydalanıcı tarafından ayni katkı olarak karşılanacak.</p>
<p><strong>Başvuru şekli, yeri ve zamanı</strong></p>
<p>Projeler, yetkili ziraat mühendisleri tarafından hazırlanacak. Başvurular, uygulama rehberinde belirtilen tarihler arasında ve başvuru dosyası içeriğine uygun şekilde yapılacak.</p>
<p>Program kapsamında başvuruların yapıldığı her il için tahsis edilen ödenek miktarı kadar başvuruya hibe desteği sağlanacak, değerlendirme nihai kararı söz konusu ödenek esas alınarak verilecek. İllere tahsis edilecek ödenek tutarı, uygulama rehberinde belirtilen kriterler ve tarımsal üretim planlanması dikkate alınarak başvuru sayısı ve talep edilen hibe miktarına göre bütçe imkanları çerçevesinde belirlenecek.</p>
<p>Son başvuru tarihi mesai bitimine kadar teslim edilen başvurular, 30 gün içinde il proje yürütme birimi tarafından incelenerek değerlendirilecek. Onaylanan asıl ve varsa yedek başvuru listeleri, 5 gün süresince il müdürlüğü internet sitesinde ve duyuru panolarında ilan edilecek, başvuru sahiplerine ayrıca yazılı tebligat yapılmayacak.</p>
<p>Türk lirası olarak verilecek hibe desteği ödemeleri için gerekli finansman, bütçenin ilgili harcama kaleminden tahsis edilerek karşılanacak.</p>
<p>Yapılan tüm işlemler, Bakanlık tarafından denetlenecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tasarruflu-tarimsal-sulama-yatirimlarina-hibe-destegi-76228</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/8/1280x720/gaziantep-akilli-sulama-sistemlerini-nurdagi-ve-islahiyede-hayata-gecirdi-1754568157.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tasarruflu sulama yatırımlarına yüzde 50 ile 70 arasında hibe desteği sağlanacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tcmb-analizi-banka-kredilerindeki-gevseme-yerini-ilk-ceyrekte-sikilasmaya-birakti-76222</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 14:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> TCMB analizi: Banka kredilerindeki gevşeme yerini ilk çeyrekte sıkılaşmaya bıraktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) Banka Kredileri Eğilim Anketi'nde bankaların 2026 yılının ilk çeyreğiyle ilgili değerlendirmeleri ile 2026 yılının ikinci çeyreğine ilişkin beklentilerini içeren "Banka Kredileri Eğilim Anketi" yayımlandı.</p>
<p>Aktif büyüklükleri dikkate alınarak belirlenen 16 bankanın katıldığı ankete göre, 2026 yılının ilk çeyreğinde, bankaların kullandırdıkları işletme kredilerine ilişkin genel değerlendirmeleri, uyguladıkları standartlarda sınırlı gevşemenin devam ettiği yönünde oldu.</p>
<p>Alt kırılımlar incelendiğinde ölçek bakımından KOBİ’lere verilen kredilere uygulanan standartlarda gevşemenin devam ettiği gözlendi.</p>
<p>Büyük işletmelere verilen kredilere uygulanan standartlarda sıkılaşmanın yerini sınırlı gevşemeye bıraktığı, vade bakımından kısa vadeli kredilere uygulanan standartlardaki gevşemenin azaldığı, uzun vadeli kredilere uygulanan standartlardaki gevşemenin artarak devam ettiği görüldü.</p>
<p>Para cinsi bakımından ise TL kredilere uygulanan standartlardaki gevşeme eğilimi ile Yabancı Para (YP) kredilere uygulanan standartlardaki sıkılaşma eğiliminin devam ettiği gözlendi.</p>
<p>Aynı dönemde, konut kredilerine uygulanan standartlarda belirgin bir gevşeme gözlenirken, taşıt kredilerine uygulanan standartların temelde aynı kaldığı, diğer bireysel kredilere uygulanan standartlarda ise sınırlı sıkılaşma görüldü.</p>
<p>2026 yılının ikinci çeyreğinde, bankaların kullandırdıkları işletme kredilerine ilişkin genel beklentileri, uyguladıkları standartlardaki sınırlı gevşemenin devam edeceği yönünde oldu.</p>
<p>Alt kırılımlar incelendiğinde ölçek bakımından KOBİ’lere ve büyük işletmelere verilen kredilere uygulanan standartlarda gevşemenin sınırlı şekilde devam edeceği, vade bakımından kısa ve uzun vadeli kredilere uygulanan standartlardaki gevşemenin ise sınırlı şekilde devam edeceği belirtildi.</p>
<p>Ankete göre, para cinsi bakımından TL kredilere uygulanan standartlardaki gevşemenin belirgin gerileyeceği, YP kredilere uygulanan standartlardaki sıkılaşmanın sınırlı şekilde devam edeceğinin beklendiği bildirildi.</p>
<p>Aynı dönemde, konut kredilerine uygulanan standartlardaki gevşemenin büyük oranda azalacağı, taşıt kredilerine uygulanan standartlardaki mevcut seyrin devam edeceği, diğer bireysel kredilerde ise standartlardaki sıkılaşmanın belirgin şekilde artarak devam edeceğinin beklendiği gözlendi.</p>
<p><strong>İkinci çeyrekte, işletme kredilerine olan talepteki artışın devam edeceği bekleniyor</strong></p>
<p>2026 yılının birinci çeyreğinde, işletmelere verilen kredilere olan talepteki artış güçlenerek devam etti.</p>
<p>Alt kırılımlar incelendiğinde ölçek bakımından KOBİ ve büyük işletme kredi talebi ile vade bakımından kısa vadeli kredi talebindeki artışın güçlenerek devam ettiği, uzun vadeli kredi talebindeki artışın yerini azalışa bıraktığı, para cinsi bakımından ise TL ve YP kredilere olan talepteki artışın zayıflayarak devam ettiği görüldü.</p>
<p>Aynı dönemde, konut kredi talebindeki artışın güçlenerek devam ettiği gözlenirken, taşıt kredi talebinin temelde aynı kaldığı, diğer bireysel kredi talebindeki artışın ise zayıfladığı gözlendi.</p>
<p>Stok artırımı ve işletme sermayesi işletme kredi talebini artırıcı yönde etkileyen en önemli faktör olurken, konut kredilerinde ise konut piyasasına ilişkin beklentiler talebi artıran en önemli faktör oldu.</p>
<p>2026 yılının ikinci çeyreğinde, işletme kredilerine olan talepteki artışın devam etmesi bekleniyor. Alt kırılımlar incelendiğinde ölçek bakımından KOBİ ve büyük işletme kredi talebindeki artışın sürmesi bekleniyor. Vade bakımından ise kısa vadeli kredi talebindeki artışın güçlenerek devam edeceği öngörüldü.</p>
<p>Ankete göre ayrıca, uzun vadeli kredi talebinde azalışın yerini tekrar artışa bırakacağı, para cinsi bakımından ise TL ve YP krediler için talepteki artışın güçlenerek devam edeceği bekleniyor.</p>
<p>Aynı dönemde, konut kredi talebinde artışın zayıflayarak devam edeceği, taşıt kredi talebinin sınırlı artacağı, diğer bireysel kredi talebinde güçlü bir artış görüleceği öngörüldü.</p>
<p><strong>Konut kredilerinde belirgin bir gevşeme gözlendi</strong></p>
<p>İşletmelere kullandırılan kredilere uygulanan koşul ve kurallara bakıldığında, daha riskli krediler üzerindeki kar marjında artış görüldü.</p>
<p>Konut kredilerinde kredi/teminat oranına ilişkin koşul ve kurallarda belirgin bir gevşeme gözlenen ankete göre, taşıt ve diğer bireysel kredilere uygulanan koşul ve kurallarda belirgin bir değişim görülmedi.</p>
<p>Bankaların fon sağlama imkanlarının gelişimi incelendiğinde, yurt içi ve yurt dışı fonlama koşullarında bir önceki çeyrekte görülen gevşeme yönlü değerlendirmelerin 2026 yılının birinci çeyreğinde yerini belirgin bir sıkılaşmaya bıraktığı görüldü.</p>
<p>Yurt dışı fonlama maliyeti ile diğer koşul ve kurallar, yurt dışı fonlama koşullarını sıkılaştırıcı yönde etkiledi.</p>
<p>Ankete göre, 2026 yılının ikinci çeyreğinde, yurt içi fonlama koşullarının gevşemesi, yurt dışı fonlama koşullarındaki sıkılaşmanın ise güçlenerek devam etmesi bekleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tcmb-analizi-banka-kredilerindeki-gevseme-yerini-ilk-ceyrekte-sikilasmaya-birakti-76222</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/6/6/1280x720/lira-para-tl-1750090645.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TCMB Banka Kredileri Eğilim Anketi&#039;nde, &quot;Bankaların fon sağlama imkanlarının gelişimi incelendiğinde, yurt içi ve yurt dışı fonlama koşullarında bir önceki çeyrekte görülen gevşeme yönlü değerlendirmelerin 2026 yılının birinci çeyreğinde yerini belirgin bir sıkılaşmaya bıraktığı görüldü.&quot; denildi. Analizde, 2026&#039;nın ikinci çeyreğinde, yurt içi fonlama koşullarının gevşemesi, yurt dışı fonlama koşullarındaki sıkılaşmanın ise güçlenerek devam etmesi beklendiği belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/martta-en-cok-evcil-hayvan-urunlerinin-fiyati-artti-76221</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 14:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Martta en çok evcil hayvan ürünlerinin fiyatı arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ürünlerin mart ayında oluşan fiyat değişimini açıkladı. </p>
<p>Buna göre, yüzde 25,02 ile ev hayvanları ve diğer evcil hayvanlar için ürünlerdeki fiyat artışını, yüzde 23,34 ile taze veya soğutulmuş yeşil yapraklı veya saplı sebzeler ve yüzde 14,39 ile motorin (mazot) kategorileri izledi.</p>
<p>Martta fiyatı en çok artış gösteren diğer ürünler arasında, yüzde 10,94 ile hava yolu ile yurt dışı yolcu taşımacılığı, yüzde 9,88 ile taksi ve sürücüsü ile birlikte kiralanmış taşıtlarla yolcu taşımacılığı, yüzde 7,95 ile benzin, yüzde 7,93 ile metro ve tramvay ile yolcu taşımacılığı yer aldı.</p>
<p><strong>Balıklar ucuzladı</strong></p>
<p>Geçen ay en fazla fiyat düşüşü, yüzde 9,94 ile canlı, taze, soğutulmuş veya dondurulmuş balıklarda gerçekleşti. Bunu, yüzde 7,27 ile diğer küçük ev aletleri, yüzde 5,21 ile sağlık sigortası, yüzde 3,03 ile tahıl unları, yüzde 2,80 ile bebek giysileri (0-2 yaş), yüzde 2,75 ile kadın ve kız çocuk giysileri, yüzde 2,73 ile erkek ve erkek çocuk giysileri takip etti.</p>
<p>TÜİK'in tüketici fiyatları endeksine göre, martta aylık bazda fiyatları en fazla artan ürünler ile bunların bir önceki aya göre değişim oranları şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Ev hayvanları ve diğer evcil hayvanlar için ürünler</td>
<td>25,02</td>
</tr>
<tr>
<td>Taze veya soğutulmuş yeşil yapraklı veya saplı sebzeler</td>
<td>23,34</td>
</tr>
<tr>
<td>Motorin (mazot)</td>
<td>14,39</td>
</tr>
<tr>
<td>Hava yolu ile yurt dışı yolcu taşımacılığı</td>
<td>10,94</td>
</tr>
<tr>
<td>Taksi ve sürücüsü ile birlikte kiralanmış taşıtlarla yolcu taşımacılığı</td>
<td>9,88</td>
</tr>
<tr>
<td>Benzin</td>
<td>7,95</td>
</tr>
<tr>
<td>Metro ve tramvay ile yolcu taşımacılığı</td>
<td>7,93</td>
</tr>
<tr>
<td>Deniz ve iç sularda yolcu taşımacılığı</td>
<td>7,31</td>
</tr>
<tr>
<td>Kişisel bakıma yönelik elektrikli aletler</td>
<td>7,09</td>
</tr>
<tr>
<td>Otobüs ile yolcu taşımacılığı</td>
<td>7,05</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Martta fiyatı en fazla düşen seçilmiş maddeler ile bir önceki aya göre değişim oranları ise şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Balıklar, canlı, taze, soğutulmuş veya dondurulmuş</td>
<td>-9,94</td>
</tr>
<tr>
<td>Diğer küçük ev aletleri</td>
<td>-7,27</td>
</tr>
<tr>
<td>Sağlık sigortası</td>
<td>-5,21</td>
</tr>
<tr>
<td>Tahıl unları</td>
<td>-3,03</td>
</tr>
<tr>
<td>Bebek giysileri (0-2 yaş)</td>
<td>-2,80</td>
</tr>
<tr>
<td>Kadın ve kız çocuk giysileri</td>
<td>-2,75</td>
</tr>
<tr>
<td>Erkek ve erkek çocuk giysileri</td>
<td>-2,73</td>
</tr>
<tr>
<td>İçkiler ve likörler</td>
<td>-2,64</td>
</tr>
<tr>
<td>Margarin</td>
<td>-2,63</td>
</tr>
<tr>
<td>Çikolata, kakao, kakao bazlı gıda ürünleri</td>
<td>-2,44</td>
</tr>
<tr>
<td>Mücevherat ve kol saatleri</td>
<td>-2,43</td>
</tr>
<tr>
<td>Başka yerde sınıflandırılmamış tatlılar ve diğer şekerlemeler</td>
<td>-1,92</td>
</tr>
<tr>
<td>Isıtıcılar, klimalar</td>
<td>-1,83</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/martta-en-cok-evcil-hayvan-urunlerinin-fiyati-artti-76221</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/7/1280x720/tuketici-guveni-enflasyon-market-alisveris-1766131097.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mart verilerine göre tüketici fiyatları bazında fiyatı en çok artan ürünler yüzde 25 ile ev hayvanları ve diğer evcil hayvanlar için ürünler olurken, balık yüzde 9,94 ile en çok ucuzlayan ürün oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/denizli-martta-ihracatindaki-8-siradaki-yerini-korudu-76210</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 12:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Denizli&#039;nin ihracatı martta yüzde 6,2 geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/DENİZLİ</strong></p>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi'nin (TİM) verilerine göre, Denizli'nin ihracatı mart ayında yüzde 6,2 azalışla 390 milyon dolara geriledi. Kent, gerilemeye rağmen Türkiye ihracatında 8. sıradaki yerini korudu. Denizli İhracatçılar Birliği'nce kayda alınan ihracat ise yüzde 2,2 artışla 308 milyon dolara ulaştı. Ocak-mart döneminde ise Denizli ihracatı yüzde 0,9 artışla 1 milyar 147 milyon dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Denizli İhracatçılar Birliği (DENİB) Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Memişoğlu, “Denizli, yılın ilk iki ayında yakalanan ivmeyi mart ayında bir miktar yavaşlatmış olsa da önümüzdeki dönemde ihracatımızın yeniden hedeflerimizle uyumlu bir seyir izleyeceğini temenni ediyoruz” dedi.</p>
<p>Memişoğlu, Mart ayında, Denizli’nin tekstil-konfeksiyon ihracatının yüzde 13,5 azalışla 100 milyon dolar, elektrik-elektronik ihracatı yüzde 2,7 azalışla 88 milyon dolar, demir-demir dışı metaller ihracatı yüzde 12,2 artışla 72 milyon dolar, tarım ihracatı yüzde 7,9 azalışla 29 milyon dolar, madencilik ihracatı yüzde 1,5 artışla 24 milyon dolar olduğunu aktardı.</p>
<p>Orta Doğu’daki gerilimlerin enflasyonist baskıları artırması ve talebin zayıflaması sonucu imalat sektörünün yeni siparişlerinde yavaşlamanın belirginleştiğini dile getiren Memişoğlu, “Buna bağlı olarak firmaların üretim ve satın alma faaliyetlerini azalttığı görüldü. Savaşın en önemli olumsuz etkilerinden biri olan tedarik zincirlerinde gecikme ve fiyatlardaki yükseliş de yeni siparişlerin yavaşlamasında etkin rol oynadı. Savaşın yarattığı belirsizlik, ihracatçının öngörülebilirliğini azaltıyor. En kısa zamanda küresel anlamda savaşın bittiği ve öngörülebilirliğin arttığı bir ihracat ortamı temenni ediyorum” diye konuştu.</p>
<h2>Bayramdaki eksik iş günü ve körfez savaşı ihracatımıza olumsuz yansıdı</h2>
<p>2025’te ihracatçıların birçok belirsizlikle mücadele ettiğini, 2026’ya daha öngörülebilir bir küresel ortam beklentisiyle başladıklarını ancak Orta Doğu’daki gelişmelerin beklentileri kısmen zayıflattığını dile getiren Memişoğlu, “Denizli, 83 ülkeye ihracat yapıyor. Ancak Körfez Bölgesi ve Avrupa Birliği pazarındaki talep daralması ve artan korumacı politikalar ihracatımızı olumsuz etkiliyor. Bu süreçte pazar çeşitlendirmesi kritik önem taşıyor. Denizli’nin bu noktada hem sektör hem de pazar çeşitliliği bakımından güçlü yapısı, mevcut riskleri yönetme noktasında önemli bir avantaj sağlıyor. Küresel ölçekte belirsizliklerin azaldığı, öngörülebilirliğin arttığı bir döneme en kısa sürede ulaşmayı diliyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Zirve İngiltere'nin</h2>
<p>Martta Denizli ihracatında lider konumda olan İngiltere'ye ihracatın yüzde 35 oranında artışla 70 milyon dolar olarak kaydedildiğini söyleyen Memişoğlu, “Ardından gelen Almanya’ya ihracatımız yüzde 7,5 artışla 32 milyon dolar oldu. İlimiz ihracatında üçüncü sırada yer alan İtalya'ya ihracatımız yüzde 9,7 oranında azalışla 31 milyon dolar olarak gerçekleşti” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/denizli-martta-ihracatindaki-8-siradaki-yerini-korudu-76210</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/5/1280x720/huseyin-memisoglu-1748940705.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Denizli&#039;nin ihracatı mart ayında yüzde 6,2 azalışla 390 milyon dolara geriledi. DENİB Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Memişoğlu, “Denizli, yılın ilk iki ayında yakalanan ivmeyi mart ayında bir miktar yavaşlatmış olsa da önümüzdeki dönemde ihracatımızın yeniden hedeflerimizle uyumlu bir seyir izleyeceğini temenni ediyoruz.” açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ege-ihracatci-birlikleri-mart-ayinda-1-milyar-552-milyon-dolarlik-ihracata-imza-atti-76209</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 12:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ege İhracatçı Birlikleri&#039;nden mart ayında 1,5 milyar dolarlık ihracat</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Ege İhracatçı Birlikleri, mart ayında 1 milyar 552 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirerek geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2 geride kaldı. 2026’nın ilk çeyreğinde 4 milyar 468 milyon dolarlık ihracata ulaşan EİB, yıllık bazda yüzde 2 artışla ihracatını 18,2 milyar dolardan 18,5 milyar dolara çıkardı. Türkiye genelinde mart ayı ihracatı yüzde 6,4 düşüşle 21,9 milyar dolara gerilerken, EİB’nin kaybı daha sınırlı kaldı. Aynı dönemde sanayi sektörleri 869 milyon dolar, tarım sektörleri 574 milyon dolar, madencilik ise 110 milyon dolarlık ihracat yaptı.</p>
<p><strong>“Bugünkü konjonktürü fırsata çevirme zamanı”</strong></p>
<p>2026 yılının ilk çeyreğindeki ihracat performansını değerlendiren Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, yılın ilk üç ayını negatif ihracat rakamlarıyla tamamladıklarını bu tablonun oluşmasında Körfez’de yaşanan savaşın etkili olduğunu dile getirdi. Eskinazi, “Ancak Türkiye olarak, küresel kriz ortamında sahip olduğumuz avantajları kullanarak bu olumsuz durumu pozitife çevirebiliriz. Bu noktada, bugünkü konjonktürü fırsata çevirme zamanıdır” diye konuştu.</p>
<p><strong>"Döviz dönüşüm desteği 1 yıl daha uzatılmalı"</strong></p>
<p>Türk ihracatçılarının ve sanayicilerinin üç yıldır ihracat üzerindeki kur baskısı nedeniyle zor günler geçirdiklerinin altını çizen Eskinazi “Sanayi ve ihracat sektörünün bir nebze rahatlatılması büyük önem taşıyor. Enflasyonu düşürmek amacıyla uygulanan ve sınırlı fayda sağladığını gözlemlediğimiz tedbirlerin, ihracat üzerindeki olumsuz etkilerinin hafifletilmesi ve özellikle ihracatçılarımızın teşvik edilmesi, hedeflerimize ulaşmamıza katkı sağlayacak. Ayrıca, Sanayi Bakanlığımız tarafından sağlanan 3.500 liralık istihdam desteğinin şartlarının yeniden gözden geçirilmesi ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın ihracatçılara sağladığı ve nisan ayında sona erecek olan yüzde 3’lük döviz dönüşüm desteğinin şimdiden bir yıl daha uzatılacağının ilan edilmesi gibi adımlar, ihracatçılarımıza moral verecek ve ihracatımıza olumlu katkı sunacak” dedi.</p>
<p>Mart ayında; Ege İhracatçı Birlikleri bünyesindeki 12 ihracatçı birliği arasında 9’unun ihracatı düşerken, 3 tanesi ihracatını artırmayı başarısı gösterdi.</p>
<p>Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği 210 milyon dolarlık ihracatla mart ayında liderliğini korurken, Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği yüzde 13 artışla 135 milyon dolara ulaşarak en fazla artış sağlayan birlik oldu. Ege Maden İhracatçıları Birliği 110 milyon dolarla üçüncü sıradaki yerini korurken, Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği 98,6 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdi.</p>
<p>Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği 97 milyon dolar, Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği ise 86 milyon dolarlık ihracata imza attı. İklim krizinin etkilediği Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği 81,4 milyon dolarda kalırken, Ege Mobilya Kâğıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği 71,7 milyon dolarla onu takip etti.</p>
<p>Ege Tütün İhracatçıları Birliği ihracatını yüzde 7 artırarak 61,8 milyon dolara çıkarırken, Ege Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği 30 milyon dolar, Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği 18,3 milyon dolar ve Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği 12 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdi.</p>
<p>EİB bünyesinde yer almayan sektörler incelendiğinde, kimya sektörü mart ayında ihracatını yüzde 29 artırarak 190 milyon dolara yükseltti ve pozitif ayrıştı. Otomotiv sektörü yüzde 18 artışla 93,3 milyon dolara, iklimlendirme sektörü ise yüzde 10 artışla 82 milyon dolara ulaştı.</p>
<p>Elektrik-elektronik 67,3 milyon dolar, makine sektörü 45,5 milyon dolar ihracat gerçekleştirirken, çimento cam seramik sektörü ihracatını yüzde 100 artırarak 20,6 milyon dolara çıkardı.</p>
<p>Mart ayında Ege İhracatçı Birlikleri’nden en fazla ihracat 150 milyon dolarla Almanya’ya yapılırken, ABD’ye ihracat yüzde 12 düşüşle 128 milyon dolara geriledi ancak ikinci sıradaki yerini korudu. İtalya’ya ihracat ise yüzde 9 artışla 114,6 milyon dolara yükseldi.</p>
<p>İspanya’ya ihracat yüzde 37,5 artarak 89,8 milyon dolara çıktı ve ülke dördüncü sıraya yükselirken, İngiltere 80,5 milyon dolarla beşinci sıraya geriledi. EİB mart ayında 193 ülkeye ihracat yaparken, 93 ülkede artış, 100 ülkede ise düşüş kaydedildi.</p>
<p>Körfez Bölgesi’ndeki savaşın etkisiyle EİB’nin bu ülkelere ihracatı yüzde 48 düşerek 102 milyon dolardan 53,3 milyon dolara geriledi. Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Bahreyn ve Kuveyt başta olmak üzere tüm ülkelerde ciddi kayıplar yaşandı.</p>
<p>Buna karşılık Avrupa Birliği, yüzde 10 artışla 792 milyon dolara ulaşarak EİB ihracatındaki payını yüzde 51’e çıkardı. Amerika, Afrika ve Asya-Okyanusya bölgelerine ihracatta ise çift haneli düşüşler görüldü.</p>
<p>Ege Bölgesi’nin mart ayı ihracatı 2 milyar 310 milyon dolar olurken, yılın ilk çeyreğinde yüzde 1,2’lik düşüşle 6 milyar 661 milyon dolara geriledi.</p>
<p>İl bazında İzmir yüzde 4 artışla 1,2 milyar dolara ulaşarak liderliğini sürdürürken, Uşak da artış gösteren iller arasında yer aldı. Denizli ve Manisa yaklaşık 390 milyon dolarlık ihracatla İzmir’i takip etti.</p>
<p>Balıkesir yüzde 25’lik düşüşle en sert kaybı yaşarken; Aydın ve Afyonkarahisar’da da gerileme görüldü. Muğla ihracatını yatay seyrederken, Kütahya 35 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ege-ihracatci-birlikleri-mart-ayinda-1-milyar-552-milyon-dolarlik-ihracata-imza-atti-76209</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/jak-eskinazi-1-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege İhracatçı Birlikleri, mart ayında 1,55 milyar dolarlık ihracatla sınırlı bir gerileme yaşadı. Küresel kriz ve Körfez’deki savaşın etkilerine rağmen AB pazarındaki artışla dengelenen ihracatta, sektörler ve iller bazında farklılaşan bir tablo ortaya çıktı. Türk ihracatçılarının ve sanayicilerinin üç yıldır ihracat üzerindeki kur baskısı nedeniyle zor günler geçirdiklerini belirten Koordinatör Başkanı Eskinazi, &quot;Sanayi Bakanlığımız tarafından sağlanan 3.500 liralık istihdam desteğinin şartlarının yeniden gözden geçirilmesi ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın ihracatçılara sağladığı ve nisan ayında sona erecek olan yüzde 3’lük döviz dönüşüm desteğinin şimdiden bir yıl daha uzatılacağının ilan edilmesi gibi adımlar, ihracatçılarımıza moral verecek ve ihracatımıza olumlu katkı sunacak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/pek-cok-baharat-ve-tohum-turu-ithalat-denetimi-kapsamina-alindi-76223</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pek çok baharat ve tohum türü ithalat denetimi kapsamına alındı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan "Tarım ve Orman Bakanlığının Kontrolüne Tabi Ürünlerin İthalat Denetimi Tebliği'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ", Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Tebliğ, insan sağlığı ve güvenliği ile hayvan ve bitki varlığı ve sağlığı yönünden Tarım ve Orman Bakanlığının kontrolüne tabi listeli ürünlerin ithalatına ilişkin usul ve esasları düzenliyor.</p>
<p>Buna göre, tohum, fide, fidan ve çiçek soğanları gibi çoğaltım materyalleri ile zirai karantina kontrolüne tabi ürünlere yönelik listeye, anason, Çin anasonu, rezene, kişniş, kimyon veya karaman kimyonu tohumları, ardıç meyveleri (yalnız tohumluk olanlar), zencefil, safran, zerdeçal (curcuma), kekik, defne yaprakları, köri ve diğer baharat (yalnız tohumluk olanlar) eklendi.</p>
<p>Karantina kontrolüne tabi ürünlere ilişkin listeden, "zencefil, ezilmemiş ve öğütülmemiş (taze olanlar)" çıkarıldı.</p>
<p>Bu ürünlere yönelik denetim kuralları, 1 Temmuz itibarıyla uygulamaya konulacak.</p>
<p>Öte yandan, tıbbi ve kimyasal bir etken madde olan "pregabalin" ile hayvan beslenmesi amacıyla kullanılan "kalkerleşmiş deniz algi", ilgili ithalat denetimi listelerinden hariç tutuldu.</p>
<p>Tebliğin, bu ürünlere ilişkin maddeleri ise yürürlüğe girdi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/pek-cok-baharat-ve-tohum-turu-ithalat-denetimi-kapsamina-alindi-76223</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan tebliğ ile, anason, Çin anasonu, rezene, kişniş, kimyon veya karaman kimyonu tohumları, ardıç meyveleri, zencefil, safran, zerdeçal, kekik, defne yaprakları, köri ve diğer baharatlar (yalnız tohumluk olanlar) ithalat denetimi kapsamına alındı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/azotlu-ve-kompoze-gubrelerin-gumruk-vergileri-de-sifirlandi-76208</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 11:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Azotlu ve kompoze gübrelerin gümrük vergileri de sıfırlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Üre gübresinin ardından bazı temel nitelikteki azotlu ve kompoze gübrelerin gümrük vergilerinin de sıfırlanmasına ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Ticaret Bakanlığından karara ilişkin yapılan açıklamada, gıda ve tarım sektörünün hammaddelerinde arz güvenliğinin sağlanması, spekülatif fiyat hareketlerinin önlenmesi ve üretici-tüketici refahının dengeli şekilde korunabilmesi amacıyla gerekli tedbirlerin dinamik olarak alındığı belirtildi.</p>
<p>Bölgede yaşanan mevcut küresel gerilimden kaynaklı olarak tarımsal girdilerde fiyat artışı gözlemlendiğine işaret edilen açıklamada, gübre arz güvenliğinin güçlendirilmesi ve sektörün olası maliyet artışlarına karşı korunması amacıyla Tarım ve Orman Bakanlığı ile koordineli olarak üre cinsi eşyanın gümrük vergisinin sıfırlandığı anımsatıldı.</p>
<p>Açıklamada, bölgedeki gelişmelerin takip edilerek tedarik süreçlerine yönelik etkilerinin değerlendirildiği ve fiyat hareketlerinin anlık izlendiği bildirilerek, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Yaşanabilecek olası spekülatif fiyat hareketliliklerinin önceden önlenmesi amacıyla Tarım ve Orman Bakanlığı ile koordineli olarak gübre ürün grubunda yer alan bazı temel nitelikteki azotlu ve kompoze gübrelerin de gümrük vergileri sıfırlanmıştır. Bakanlığımız, bölgede yaşanan tüm gelişmeleri anlık takip etmekte, fiyat hareketliliklerini yakından izlemekte, iç ve dış piyasalarda oluşabilen spekülatif hareketlere karşı ülkemizdeki üreticilerin ve tüketicilerin refahını dengeli şekilde koruyacak gerekli tüm tedbirleri almaya devam etmektedir."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/azotlu-ve-kompoze-gubrelerin-gumruk-vergileri-de-sifirlandi-76208</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/1/1280x720/tarifeler-gubre-sektorunu-sarsiyor-1754496095.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üre gübresinin ardından azotlu ve kompoze gübrelerin gümrük vergileri de sıfırlandı. Ticaret Bakanlığı, &quot;Bakanlığımız, bölgede yaşanan tüm gelişmeleri anlık takip etmekte, fiyat hareketliliklerini yakından izlemekte, iç ve dış piyasalarda oluşabilen spekülatif hareketlere karşı ülkemizdeki üreticilerin ve tüketicilerin refahını dengeli şekilde koruyacak gerekli tüm tedbirleri almaya devam etmektedir.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uibten-mart-ayinda-34-milyar-dolarlik-ihracat-76205</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 11:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> UİB’den mart ayında 3,4 milyar dolarlık ihracat</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>UİB’in 2026 Mart ayı ihracat rakamları açıklandı. Mart ayındaki ihracatı 3 milyar 427 milyon 599 bin dolar olan UİB’in, yılın ilk çeyreğindeki ihracatı geçtiğimiz yılın aynı ayına göre yüzde 5,20 artarak 10 milyar 334 milyon 980 bin dolar olarak gerçekleşti. Rakamları değerlendiren UİB Koordinatör Başkanı Baran Çelik, “Bölgemizde yaşanan gerginlikler ve yakın coğrafyamızdaki savaşların da etkisiyle Mart ayında yaşanan düşüşe rağmen ihracattaki başarımız sürüyor. 2026 yılı ilk çeyreğini yüzde 5 artış ile kapattık. Geçen yıl dünya genelinde yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen ihracatımızı rekorla kapatmıştık. Aynı başarıyı bu yıl da sürdürmek için çalışıyoruz” dedi.</p>
<h2>OİB'in ihracatı 2,9 milyar dolar</h2>
<p>Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği’nin (OİB) Mart ayında ihracatı 2 milyar 940 milyon 988 bin dolar olarak gerçekleşirken, yılın ilk çeyreğindeki ihracatı geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre yüzde 6’lık artışla 8 milyar 856 milyon 214 bin dolara ulaştı.</p>
<h2>UTİB'in ihracatı 101 milyon dolar oldu</h2>
<p>Uludağ Tekstil İhracatçıları Birliği’nin (UTİB), Mart ayı 101 milyon 29 bin dolar olarak gerçekleşirken, yılın ilk çeyreğindeki ihracatı ise 301 milyon 431 bin dolara ulaştı.</p>
<h2>UHKİB'den 61,7 milyon dolar ihracat</h2>
<p>Mart ayı ihracatı 61 milyon 759 bin dolar olan Uludağ Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği'nin (UHKİB), yılın ilk çeyreğindeki ihracatı ise 190 milyon 358 bin dolar seviyelerinde gerçekleşti.</p>
<h2>UMSMİB'in ihracatı 15,3 milyon dolar</h2>
<p>Mart ayında 15 milyon 375 bin dolar ihracat yapan Uludağ Meyve Sebze Mamulleri İhracatçıları Birliği’nin (UMSMİB), yılın ilk çeyreğindeki 52 milyon 276 bin dolar düzeyinde gerçekleşti.</p>
<h2>UYMSİB'den 10,1 milyon dolarlık ihracat</h2>
<p>Mart ayında geçtiğimiz 10 milyon 121 bin dolar ihracat gerçekleştiren Uludağ Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği (UYMSİB), yılın ilk çeyreğinde 37 milyon 553 bin dolarlık dış satışa imza attı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uibten-mart-ayinda-34-milyar-dolarlik-ihracat-76205</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/5/1280x720/uibten-mart-ayinda-34-milyar-dolarlik-ihracat-1775205835.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin Genel Sekreterlik bazında en fazla ihracat yapan ikinci birliği olan Uludağ İhracatçı Birlikleri’nin (UİB) 2026 yılı Mart ayı ihracatı, 3 milyar 427 milyon 599 bin dolar olarak gerçekleşti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kultur-sanat/bakan-ersoy-bin-300-halk-kutuphanesiyle-800-bin-metrekareye-ulasarak-rekor-kirdik-76233</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Ersoy: Bin 300 halk kütüphanesiyle 800 bin metrekareye ulaşarak rekor kırdık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, 23. Ankara Kitap Fuarı’nın açılışına katıldı.</p>
<p>Ersoy, burada yaptığı konuşmada, kütüphanelerin yalnızca kitap ödünç verilen alanlar olmaktan çıkarıldığını belirtti. Kütüphanelerin “yaşam boyu öğrenmenin, sosyal etkileşimin ve kültürel üretimin merkezleri” haline getirildiğini ifade eden Ersoy, bu dönüşümün yayıncılık sektörüyle güçlü bir bağ kurduğunu dile getirdi.</p>
<p>2025 yılı içerisinde 52 yeni veya yenilenmiş halk kütüphanesinin hizmete alındığını kaydeden Ersoy, ülke genelinde 1300’ün üzerinde kütüphaneyle hizmet sunulduğunu aktardı. Kütüphane kullanım alanlarının ise son 8 yılda 325 bin metrekareden 800 bin metrekareye çıkarıldığına dikkat çekti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69cfbe88bd9a1-1775222408.jpeg" alt="" width="700" height="394" />Bakan Ersoy konuşmasında Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen destek programlarına da geniş yer ayırdı. 2025 yılında merkezi ve yerel kitap alımları ile süreli ve elektronik yayın desteklerinin toplam 241 milyon TL’ye ulaştığını belirten Ersoy, “Uluslararası fuar katılım destekleri, çeviri destekleri ve eser üretimi destekleri de eklendiğinde toplam destek miktarı 318 milyon TL’yi aşmıştır.” dedi. Bu desteklerin yalnızca kültürel değil ekonomik katkı da sağladığını vurgulayan Ersoy, kamu desteklerinin sektörün sürdürülebilirliği açısından vazgeçilmez olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>"Dijital yayıncılıkta dönüşüm hızlandı"</strong></p>
<p>Konuşmasında dijitalleşme projelerine de değinen Ersoy, “e-Kitabım” ve “Kitap+” platformlarıyla okurun kitaba erişiminin kolaylaştırıldığını belirtti. Türk klasiklerinin dijital ortama aktarılmasıyla kültürel mirasın yeni nesillere ulaştırıldığını kaydeden Bakan Ersoy, bu çalışmaların çağın gerekliliklerine uygun bir dönüşüm sunduğunu söyledi. Ayrıca EDES – İlk Eser Desteği Programı kapsamında 610 eserin desteklendiğini ifade eden Ersoy, yeni yazarların sektöre kazandırılmasının öncelikli hedefler arasında yer aldığını dile getirdi.</p>
<p><strong>Türk edebiyatı dünya sahnesinde</strong></p>
<p>Uluslararası alandaki faaliyetlere de değinen Ersoy, TEDA programı kapsamında 4 bin 599 eserin 99 ülkede 66 dile çevrildiğini belirtti. 2025 yılında 10 uluslararası kitap fuarına katılım sağlandığını söyleyen Ersoy, bu süreçte yaklaşık 7 bin 600 eserin dünya okuruyla buluşturulduğunu aktardı.</p>
<p>Ersoy, 2002–2025 yılları arasında 34 ülkede düzenlenen 219 uluslararası kitap fuarına katılım sağlandığını, bu fuarların 15’inde Türkiye’nin “Onur Konuğu” olduğunu belirterek, 1.597 yazar, çizer, çevirmen ve yayıncının uluslararası hareketliliğinin desteklendiğini, 236 binin üzerinde eserin ise dünya vitrinine taşındığını ifade etti, söz konusu faaliyetlerin yayıncılık sektörüne somut ekonomik katkılar sunduğunu vurguladı.</p>
<p>Ersoy, “Türk yayıncılığını hem ulusal ölçekte güçlendirmeye hem de küresel ölçekte görünür kılmaya kararlılıkla devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Okuyan nesiller güçlü geleceğin teminatıdır”</strong></p>
<p>Konuşmasında fuarın önemine de değinen Ersoy, kitap fuarlarının kültürel etkileşim açısından önemli platformlar olduğunu vurguladı. Özellikle gençlere yönelik etkinliklerin altını çizen Bakan, “Okuyan, düşünen ve sorgulayan nesiller, güçlü bir geleceğin en sağlam teminatıdır.” sözleriyle konuşmasını sürdürdü.</p>
<p>Bakan Ersoy, fuarın “Onur Yazarı” olarak seçilen Ayla Kutlu’yu tebrik ederek, edebiyata sunduğu katkılar dolayısıyla teşekkür ettiğini belirtti. Ersoy, fuarın konuk ülkesi Kırgızistan ile TÜRKSOY Genel Sekreteri Sultan Raev’in katılımının kültürel bağları daha da güçlendireceğine inandıklarını ifade etti. 23'üncü Ankara Kitap Fuarı’nın hayırlı olmasını dileyen Ersoy, organizasyonda emeği geçen tüm paydaşlara teşekkür ederek sözlerini tamamladı</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kultur-sanat/bakan-ersoy-bin-300-halk-kutuphanesiyle-800-bin-metrekareye-ulasarak-rekor-kirdik-76233</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/3/1280x720/54-1775222369.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 23. Ankara Kitap Fuarı’nın açılışında konuşan Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, kütüphane yatırımları, yayıncılık destekleri ve dijital dönüşüm projelerine dikkat çekti. Ülke genelinde bin 300’ün üzerinde kütüphaneyle hizmet sunulduğunu vurgulayan Ersoy, kütüphane kullanım alanlarının ise son 8 yılda 325 bin metrekareden 800 bin metrekareye çıkarıldığını bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tuik-verileri-mart-enflasyonu-yuzde-194-76197</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 10:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜİK açıkladı: Mart enflasyonu yüzde 1,94</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Mart 2026'ya ait enflasyon verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), aylık yüzde 1,94, yıllık yüzde 30,87 oldu.</p>
<p>Mart ayında TÜFE bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 10,04 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 32,82 arttı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69cf6aec0b98a-1775201004.png" alt="" width="800" height="155" /></p>
<p><strong>Yİ-ÜFE aylık yüzde 2,30 arttı</strong></p>
<p>Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) mart ayında bir önceki aya göre yüzde 2,30, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 7,58, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 28,08 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 25,98 artış gösterdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69cf695390183-1775200595.png" alt="" width="800" height="139" /></p>
<p><strong>Kira artış oranı yüzde 32,82</strong></p>
<p>Mart enflasyonunun açıklanmasıyla kira artış oranı da belli oldu. Ev ve iş yerleri için uygulanacak kira artış oranı yüzde 32,82 olarak belirlendi.</p>
<p><strong>TÜFE gıda ve alkolsüz içeceklerde yıllık yüzde 32,36 arttı</strong></p>
<p>En yüksek ağırlığa sahip üç ana harcama grubunun yıllık değişimleri; gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 32,36, ulaştırmada yüzde 34,35 ve konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda yüzde 42,06 artış olarak gerçekleşti. İlgili ana harcama gruplarının yıllık değişime olan katkıları ise gıda ve alkolsüz içeceklerde 8,25, ulaştırmada 5,45 ve konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda 6,04 yüzde puan oldu.</p>
<p><strong>TÜFE gıda ve alkolsüz içeceklerde aylık yüzde 1,80 arttı</strong></p>
<p>En yüksek ağırlığa sahip üç ana harcama grubunun aylık değişimleri; gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 1,80 artış, ulaştırmada yüzde 4,52 artış ve konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda yüzde 1,91 artış olarak gerçekleşti. İlgili ana grupların aylık değişime olan katkıları ise gıda ve alkolsüz içeceklerde 0,46, ulaştırmada 0,75 ve konutta 0,22 yüzde puan oldu. </p>
<p>Endekste kapsanan 174 alt sınıftan (Amaca Göre Bireysel Tüketim Sınıflaması-COICOP 2018 5'li Düzey) 2026 yılı Mart ayı itibarıyla, 40 alt sınıfın endeksinde düşüş gerçekleşirken, 7 alt sınıfın endeksinde değişim olmadı. 127 alt sınıfın endeksinde ise artış gerçekleşti.</p>
<p><strong>Özel kapsamlı TÜFE göstergesi yıllık yüzde 30,11 arttı</strong></p>
<p>İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE'deki değişim, 2026 yılı Mart ayında bir önceki aya göre yüzde 1,45 artış, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 8,03 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 30,11 artış ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 32,50 artış olarak gerçekleşti.</p>
<p><strong>Yİ-ÜFE imalat ürünlerinde yıllık yüzde 29,43 arttı</strong></p>
<p>Sanayinin dört sektörünün yıllık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 32,28, imalatta yüzde 29,43, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 14,32 ve su temininde yüzde 38,25 artış olarak gerçekleşti.</p>
<p>Ana sanayi gruplarının yıllık değişimleri; ara mallarında yüzde 25,84, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 30,45, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 31,95, enerjide yüzde 27,78 ve sermaye mallarında yüzde 27,18 artış olarak gerçekleşti.</p>
<p><strong>Yİ-ÜFE imalat ürünlerinde aylık yüzde 3,28 arttı</strong></p>
<p>Aylık veriler baz alındığında sanayinin dört sektöründe madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 1,83, imalatta yüzde 3,28 artış olurken; elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 7,51 azalış ve su temininde yüzde 2,94 artış merdana geldi.</p>
<p>Ana sanayi gruplarının aylık değişimleri; ara mallarında yüzde 2,07, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 0,89, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 2,56, enerjide yüzde 4,65 ve sermaye mallarında yüzde 0,68 artış olarak gerçekleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tuik-verileri-mart-enflasyonu-yuzde-194-76197</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/market-alisveris-enflasyon-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mart verilerine göre enflasyon, aylık bazda yüzde 1,94, yıllık bazda yüzde 30,87 oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ugdde-yeni-donem-ithalati-yavaslatti-uretim-zinciri-baski-altinda-76188</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 09:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> ÜGD’de yeni dönem ithalatı yavaşlattı, üretim zinciri baskı altında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT / BURSA</strong><br />Ürün Güvenliği ve Denetimi (ÜGD) tebliğlerinin 2026 yılıyla birlikte devreye alındığını ve böylece ithalat süreçlerinde yeni bir dönemin başladığını belirten Kabataş Gümrük Müşavirliği A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Tufan Kabataş, özellikle makine ve ekipman ithalatında uygulanan ön izin mekanizmasının sahada ciddi darboğazlar oluşturduğunu ifade etti. Kabataş, birçok makine grubunda ithalat öncesi uygunluk zorunluluğunun devreye girmesiyle birlikte, yatırım planlarının ve üretim süreçlerinin öngörülemeyen gecikmelerle karşı karşıya kaldığını söyledi. Özellikle TAREKS üzerinden yürütülen işlemlerin daha fazla belge ve çok aşamalı değerlendirme gerektirdiğini belirten Kabataş, bu durumun ithalatı planlanabilir olmaktan uzaklaştırdığını dile getirdi.</p>
<h2><strong>“Ardiye ve demuraj maliyetleri katlanıyor”</strong></h2>
<p>Yeni düzenlemelerin yalnızca zaman kaybı yaratmadığını vurgulayan Kabataş, bedeli ödenmiş ürünlerin limanlardan çekilememesinin firmaların nakit akışını zorladığını kaydetti. Limanlarda oluşan ardiye ve demuraj giderlerinin doğrudan maliyet kalemine dönüştüğünü belirten Tufan Kabataş, ithal edilen makinelerin çoğunun üretim hattının ana ekipmanı olması nedeniyle yaşanan her gecikmenin üretime doğrudan yansıdığını söyledi. Üretim hatlarında yaşanan aksaklıkların sipariş terminlerini etkilediğini ifade eden Kabataş, bunun hem iç pazarda hem de ihracat tarafında rekabet gücünü zayıflattığını belirtti.</p>
<h2><strong>Hava kargoda da benzer tablo yaşanıyor</strong></h2>
<p>Sorunun yalnızca limanlarla sınırlı olmadığını belirten Kabataş, hava kargo ile gelen ürünlerde de benzer gecikmeler yaşandığını söyledi. Acil ihtiyaç kapsamında ithal edilen makine ve yedek parçaların denetim süreçleri nedeniyle havaalanı depolarında beklediğini kaydeden Kabataş, birkaç gün içinde teslim alınması gereken ürünlerin günlerce depoda kalmasının yüksek terminal ve depolama maliyetlerini beraberinde getirdiğini ifade etti. Özellikle üretim duruşu riski bulunan işletmeler için bu gecikmelerin etkisinin çok daha ağır hissedildiğini belirten Kabataş, kritik ekipmanların zamanında devreye alınamamasının sanayi açısından zincirleme sonuçlar doğurduğunu dile getirdi.</p>
<h2><strong>“Sorun sadece belge hatası değil, sistemin katılığı”</strong></h2>
<p>Yeni sistemin gerekçesi olarak sıkça dile getirilen yanlış evrak yükleme sorununa da değinen Kabataş, geçmiş yıllarda da benzer hataların yaşandığını ancak sistemin firmalara düzeltme imkânı tanıdığını söyledi. Bugün ise küçük bir belge eksikliğinin dahi sürecin baştan başlamasına yol açtığını ifade eden Kabataş, ön izin mekanizması nedeniyle aynı hataların haftalar süren gecikmelere dönüştüğünü kaydetti. Kabataş, “Bugün ise aynı tür hatalar, sürecin başa dönmesine neden olabiliyor. Ön izin mekanizmasının devreye girmesiyle birlikte, küçük bir belge hatası dahi haftalar süren gecikmelere yol açabiliyor. Bu da sorunun yalnızca evrak hatalarından kaynaklanmadığını, sistemin giderek daha katı ve esneklikten uzak bir yapıya dönüştüğünü gösteriyor. Elbette ürün güvenliği vazgeçilmez bir konu. Ancak güvenliği sağlarken üretimi yavaşlatan, maliyetleri artıran ve öngörülebilirliği ortadan kaldıran bir sistemin sürdürülebilir olması mümkün değil. Daha dengeli bir yaklaşım ile hem denetim etkinliği korunabilir hem de sanayicinin üzerindeki yük hafifletilebilir” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ugdde-yeni-donem-ithalati-yavaslatti-uretim-zinciri-baski-altinda-76188</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/8/1280x720/ugdde-yeni-donem-ithalati-yavaslatti-uretim-zinciri-baski-altinda-1775197757.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kabataş Gümrük Müşavirliği A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Tufan Kabataş, 2026’da yürürlüğe giren Ürün Güvenliği ve Denetimi düzenlemelerinin özellikle makine ithalatında süreçleri uzattığını belirterek, liman ve havaalanlarında oluşan beklemelerin sanayici üzerinde hem maliyet hem de üretim takvimi açısından ciddi baskı yarattığını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/izmirdeki-iki-iskeleyle-ilgili-imar-degisikliklerine-onay-76206</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İzmir&#039;deki iki iskeleyle ilgili imar değişikliklerine onay</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Özelleştirme İdaresi Başkanlığının (ÖİB) Türkiye Denizcilik İşletmeleri AŞ'ye ait İzmir'deki iki taşınmaza yönelik imar planı değişikliği kararlarına onay verildi.</p>
<p>Konuya ilişkin Cumhurbaşkanı kararları, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre özelleştirme kapsam ve programında bulunan Türkiye Denizcilik İşletmeleri AŞ'ye ait, İzmir'in Konak ilçesi Konak Mahallesi'nde yer alan Konak İskelesi'ne, "Yolcu iskelesi kullanım kararı" getirilmesine yönelik hazırlanan koruma amaçlı uygulama imar planı değişikliği uygun bulundu.</p>
<p>Aynı şekilde İzmir'in Karşıyaka ilçesi Tuna Mahallesi'nde yer alan Karşıyaka İskelesi'ne, "İskele alanı kullanım kararı" getirilmesine yönelik hazırlanan nazım ve uygulama imar plan değişiklikleri onaylandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/izmirdeki-iki-iskeleyle-ilgili-imar-degisikliklerine-onay-76206</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/7/1280x720/resmi-gazete-1746862710.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İzmir&#039;de Türkiye Denizcilik İşletmelerine ait Konak İskelesi&#039; ve Karşıyaka İskelesi&#039;yle ilgili imar planı değişikliklerine onay verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tek-kullanimlik-plastik-yasagi-maliyetleri-zorlayacak-76180</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 08:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Tek kullanımlık plastik yasağı maliyetleri zorlayacak&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Yılsonunda yürürlüğe girmesi planlanan tek kullanımlık plastik ürünleri yasağına sektör ve tüketici örgütlerinden farklı tepkiler geliyor. EKONOMİ’ye açıklamada bulunan sektör temsilcileri plastik kirliliğini azaltma ve döngüsel ekonomi hedefleriyle açıklanan düzenlemenin, kısa süreli ve doğrudan yasak biçiminde uygulanmasının, üretim süreçleri, yatırım planları ve tüketici fiyatları üzerinde ciddi etkiler yaratabileceğini vurguluyor. Tüketicilerde çevre dostu ürünlere yönelik farkındalığın arttığını vurgulayan sektör temsilcileri buna karşın fiyat faktörünün hâlâ belirleyici olduğunu, alternatif ürünlerin yüksek maliyeti nedeniyle piyasada hızlı bir dönüşümün zor göründüğünü dile getirdiler.</p>
<h2>Ciddi yatırım maliyeti çıkaracak</h2>
<p>Plastik sanayinin ambalajdan otomotive, gıdadan sağlığa çok sayıda sektör için ara malı üreten stratejik bir alan olduğuna dikkat çeken Plastik Sanayicileri Federasyonu (PLASFED) Başkanı Ömer Karadeniz, söz konusu düzenlemenin özellikle tek kullanımlık ürün üreten firmalar için üretim hatlarında dönüşüm zorunluluğu getireceğini kaydetti. Bunun yeni makine yatırımları, hammadde değişimi ve Ar-Ge süreçleri anlamına geldiğini ifade eden Karadeniz, “Bu dönüşüm sektör açısından önemli bir yatırım maliyeti doğuracaktır. Birçok işletme için bu maliyetlerin kısa vadede karşılanması oldukça zor olabilir” dedi.</p>
<p>Kağıt, bambu ve mısır nişastası gibi alternatif malzemelerle üretimin maliyet ve sürdürülebilirlik açısından dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Karadeniz, “Bu ürünler genellikle plastikten daha pahalı. Hammadde tedariki, üretim kapasitesi ve çevresel etkiler de sanıldığı kadar basit değil. Çözüm yalnızca malzeme değişimi değil; geri dönüşüm ve döngüsel ekonomi yaklaşımı güçlendirilmeli” dedi.</p>
<p>Sektör ile kamu arasında güçlü bir diyalog kurulmasının kritik önem taşıdığını söyleyen Karadeniz, “dönüşümün planlı ve kademeli yürütülmesi gerek. Yeni yatırımlar için teşvikler devreye alınmalı, Ar- Ge desteklenmeli ve geri dönüşüm altyapısı güçlendirilmeli. Sanayicinin dönüşüm yatırımlarını yapabilmesi için uygun koşullarda finansmana erişimin kolaylaştırılmalı” dedi.</p>
<h2>"Yeterli istişare yapılmalı"</h2>
<p>Türk Plastik Sanayicileri Vakfı (PAGEV) Başkanı Yavuz Eroğlu da yasak kararının Çevre Bakanlığı tarafından alınırken Sanayi ve Ticaret Bakanlıkları ile yeterli istişare yapılmadığını, sivil toplum kuruluşlarının sürece dahil edilmediğini söyledi. Eroğlu, düzenlemenin yalnızca çevresel gerekçelerle sunulduğunu, sektörel, ekonomik ve tüketici boyutlarının dikkate alınmadığını belirtti. Taslağın AB uygulamalarıyla doğrudan örtüşmediğini kaydeden Eroğlu “AB 2019’da bazı tek kullanımlık ürünleri kısıtladı, ama sahada hâlâ Türkiye menşeli ürünler serbestçe satılıyor. Türkiye ise kendi üreticilerini ve ihracatçılarını hedef alıyor” dedi. Türkiye’nin AB pazarında tek kullanımlık plastik ürün lideri olduğunu vurgulayan Eroğlu, “AB’nin 27 üyesinin 20’sinde pazar hakimi biziz. Bu düzenleme, ihracatımızı ve iç piyasa kapasitemizi olumsuz etkileyecek” dedi. Yasakla birlikte önerilen cam, seramik ve bambu alternatiflerinin de sorunlu olduğunu belirten Eroğlu, “Bambu iklimimize uygun değil, cam ve seramik pratik değil ve maliyeti artırıyor. Günlük kullanılan ürünler 6-7 kat pahalı hale gelirse tüketici ciddi zarar görecek” dedi. Tek kullanımlık plastiklerin pandemi ve toplu kullanımda hijyen sağladığını hatırlatan Eroğlu, “Şırınga gibi sağlık ürünleri yasaklanmıyor çünkü bertaraf ve geri dönüşümü sağlanıyor. Aynı mantık tek kullanımlık plastik için de geçerli; öncelik atık yönetimi ve geri dönüşüm olmalı” dedi.</p>
<h2>10 milyar dolarlık risk var</h2>
<p>Türkiye’de tek kullanımlık plastik sektörünün 4–5 milyar dolarlık üretim hacmine ve 3 milyar dolarlık ihracata sahip olduğunu belirten Eroğlu, son 30 yılda yapılan 10 milyar dolarlık makine ve ekipman yatırımlarının yasa yürürlüğe girince büyük ölçüde kullanılamaz hâle geleceğini vurgularken “35 bin doğrudan çalışan ve tedarik zinciriyle birlikte 100 bin kişi işsiz kalabilir, 400 bin aile etkilenebilir” uyarısında bulundu.</p>
<p>EGEPLASDER Yönetim Kurulu Başkanı ve PLASFED Başkan Yardımcısı Şener Gençer de, taslağın kısa uygulama takvimi, eksik teknik ve ekonomik analizler ile altyapı belirsizlikleri nedeniyle üretim, tedarik zinciri ve tüketici maliyetleri üzerinde ciddi etkiler doğurabileceğini belirtti. Ayrıca, ikame ürünlerin her zaman beklenen çevresel faydayı sağlamayabileceğini ve yaşam döngüsü analizinin önemini hatırlatan Gençer, Türkiye’de düzenlemenin geri dönüştürülebilirlik, yeniden kullanım ve üretici sorumluluğu gibi araçlarla desteklenmesi gerektiğini söyledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Kirleten plastik değil, bilinçsiz tüketim”</span></h2>
<p>Temiz ve sağlıklı bir çevrede yaşamanın evrensel bir hak olduğunu vurgulayan Tüketici Konfederasyonu Başkanı Aydın Ağaoğlu, sorunun çözümünün yasak değil, kullanıldıktan sonra plastiklerin doğaya bırakılmasının önlenmesi olduğunu söyledi. Gıdadan içeceğe, temizlik ürünlerinden kişisel bakım ürünlerine kadar çok geniş bir alanda kullanılan tek kullanımlık plastiklerin tercih edildiğini belirten Ağaoğlu, alternatif malzemelerin çevresel ve ekonomik açıdan sorunlu olduğunu dile getirerek şöyle devam etti; “Metal ve cam ambalajların üretiminde yüksek enerji tüketildiği için karbon ayak izleri plastikten daha yüksek. Ahşap ve kâğıt bazlı ürünler ise hijyen ve kullanım açısından sorunlu. Çoğu plastik kaplama ile piyasaya sunulmakta ve geri dönüşümleri neredeyse imkânsız. Atık yönetimi sisteminin işler hale getirilmesi, tüketici bilincinin artırılması ve geri dönüşümü teşvik eden mekanizmaların kurulması şart .Bu süreçte akademisyenlerin, sektör temsilcilerinin ve tüketici örgütlerinin yer aldığı etkin bir çevre komisyonu rol almalı. Aksi halde hem çevre kirliliği, hem de pahalılık artacak.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tek-kullanimlik-plastik-yasagi-maliyetleri-zorlayacak-76180</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/plastik-2.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tek kullanımlık plastik ürünleri yasağına sektör temsilcileri tepki gösterdi. Temsilcileri sorunun çözümünün yasaklar değil, etkin atık yönetimi ve bilinçli kullanım olduğunu savunarak, yasa taslağının üretim maliyetlerini ve tüketici fiyatlarını yükseltebileceği uyarısında bulundular. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hurmuzun-kapatilmasi-kuzey-rotasina-ilgiyi-artirdi-76178</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 08:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hürmüz&#039;ün kapatılması Kuzey Rotası&#039;na ilgiyi artırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE</strong></p>
<p>Avrupa’dan Asya’ya giden gemiler için rotayı yüzde 40 azaltan NSR’nin alternatif kanallara göre riskler yönünden çok avantajlı olduğu belirtiliyor. Rotadaki kargo trafiği son 10 yılda 5 kat artmış durumda. Küresel ticaretin yüzde 80’inden fazlası deniz yoluyla gerçekleştiriliyor.  Ancak yüzyıllardır kullanılan geleneksel rotalar artık ‘alarm’ veriyor. Uzmanlara göre Orta Doğu’daki bitmek bilmeyen jeopolitik gerilimler, Süveyş Kanalı çevresindeki artan güvenlik riskleri, güney deniz yolu boyunca korsanlık tehditleri, küresel devleri daha güvenli alternatiflere doğru yönlendiriyor. </p>
<p>Lojistiğin öngörülebilirliği ve güvenliği hayati öncelik olarak değerlendirilirken, Rosatom’un alt yapı işletmeciliğini yaptığı Kuzey Deniz Rotası (NSR) burada devreye giriyor. Verilere göre Deniz taşımacılığında, 5.600 kilometrelik Arktik Okyanusu’nun buzlu suları, küresel ekonominin yeni ana arteri olarak ortaya çıkıyor. Yüzde 40 zaman tasarrufu ve nükleer buzkıran gemilerinin gücüyle, ticaretin rotası artık kuzeye kırılıyor. Derlenen bilgilere göre, 2016’da 7 milyon ton olan NSR’deki kargı trafiği 2025 yılında 37 milyon tona yükseldi. Rusya’nın nükleer buzkıran filosunun desteklediği bu koridorda, kargo hacminin 2030 yılından sonra 150 milyon tona ulaşması bekleniyor. </p>
<h2>Küresel lojistik dengeleri değişti</h2>
<p>Uzmanlar,  Batı Avrasya ile Asya-Pasifik bölgesi arasındaki en kısa rota olan NSR’nin küresel lojistik dengelerini değiştirmesinin temel nedenini, sağladığı zaman tasarrufuna bağlıyor. Geleneksel Güney Rotası’nda seyahat süresi yaklaşık 35-50 gün sürerken, NSR ile bu süre yüzde 30-40 oranında kısalıyor. Uzmanların verdiği bilgiye göre, Ekim 2025’te Çin’in Ningbo limanından İngiltere’nin Felixstowe limanına seyahat eden ve ardından Rotterdam ve Hamburg limanlarına uğrayan bir geminin seyahat süresini 2 kat kısalttı. Geçen yıl gemi, seyahat süresini sadece 20 günde tamamladı. Bu sadece yakıt tasarrufu sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda küresel tedarik zincirindeki ‘bekleme’ krizine de etkili bir çözüm sunuyor değerlendirmesi yapılıyor. </p>
<p>NSR’nin, Türk ihracatçıları için Uzak Doğu pazarlarına ulaşmak adına stratejik bir yedek geçiş kapısı” işlevi gördüğüne dikkat çeken uzmanlara göre, “NSR, giderek daha istikrarsız hale gelen güney koridorlarına olan bağımlılığı azaltırken tedarik zinciri çeşitliliğini artıran bir lojistik alternatifi haline geliyor. Bu ilgi şimdiden uygulamaya da yansıyor. Yakın zamanda Murmansk limanından Türkiye’ye 2,5 milyon ton kömür sevk edildi”. Kuzey Deniz Rotası, Kara Boğazı’ndan, Bering Boğazına uzanan yaklaşık 5 bin 600 kilometre uzunluğuna sahip.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hurmuzun-kapatilmasi-kuzey-rotasina-ilgiyi-artirdi-76178</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/4/1280x720/hurmuz-tanker-1774414029.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasıyla birlikte yüzyıllardır kullanılan birçok rotanın alarm verdiğine dikkat çekiliyor. Avrupa ile Asya arasındaki en kısa deniz taşımacılığı rotası olan Kuzey Denizi Rotası (NSR) ise bu dönemde lojistik süresini yüzde 40 kısaltmasıyla en avantajlı rota olarak görülüyor.  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/isverenin-calisma-belgesi-verme-yukumlulugu-ve-yaptirimi-76174</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 08:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşverenin çalışma belgesi verme yükümlülüğü ve yaptırımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çalışma belgesi, iş ilişkisinin sona ermesiyle birlikte işçiye verilen ve işçinin çalışma süresi ile yaptığı işin niteliğini ortaya koyan önemli bir hukuki belgedir.</p>
<p>Bu yükümlülük, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 28. maddesinde düzenlenmiş olup, işveren açısından hem bir borç hem de ihlali halinde yaptırıma bağlanan bir sorumluluktur.</p>
<p><strong>Çalışma belgesinin hukuki niteliği</strong></p>
<p>İş Kanunu’na göre çalışma belgesi, işçinin işten ayrılmasıyla birlikte işveren tarafından düzenlenmesi gereken bir belgedir.</p>
<p>Bu belge, işçinin yaptığı işin türünü ve çalışma süresini içermesi gerekmektedir.</p>
<p>Çalışma belgesi, işçinin gelecekteki iş hayatında referans niteliği taşıması bakımından işçinin mesleki itibarı ve iş bulma imkanı üzerinde doğrudan etkilidir.</p>
<p>Akademik çevrede, çalışma belgesi; <strong>“alelade çalışma belgesi”</strong> ve <strong>“nitelikli çalışma belgesi (bonservis)”</strong> olarak ikiye ayrılmaktadır.</p>
<p>Alelade belge yalnızca işin türü ve süresini içerirken, nitelikli belge işçinin davranışları ve performansına ilişkin değerlendirmeleri de kapsamaktadır.</p>
<p>Ancak, İş Kanunu kapsamında işverenin nitelikli çalışma belgesi (bonservis) verme zorunluluğu bulunmamaktadır. Bu nitelikte belge verme yükümlülüğü 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 426’ncı maddesindeki <em>“İşveren, işçinin isteği üzerine her zaman, işin türünü ve süresini içeren bir hizmet belgesi vermekle yükümlüdür. <strong>İşçinin açıkça istemde bulunması hâlinde</strong>, hizmet belgesinde onun iş görmedeki becerisi ile tutum ve davranışları da belirtilir. Hizmet belgesinin zamanında verilmemesinden veya belgede doğru olmayan bilgiler bulunmasından zarar gören işçi veya işçiyi işe alan yeni işveren, eski işverenden tazminat isteyebilir</em>”. Şeklindeki düzenlemeye dayanmaktadır.</p>
<p><strong>Yükümlülüğün doğumu ve kapsamı</strong></p>
<p>Çalışma belgesi verme yükümlülüğü, iş sözleşmesinin sona ermesiyle birlikte doğmaktadır.</p>
<p>Bu bağlamda, sözleşmenin hangi nedenle sona erdiğinin önemi yoktur. İş sözleşmesi ister işçi ister işveren tarafından feshedilmiş olsun, ister belirli süreli iş sözleşmelerinde süre sonunda kendiliğinden sona ersin, işverenin bu belgeyi düzenleme yükümlülüğü bulunmaktadır.</p>
<p>Dolayısıyla, bu yükümlülük işçinin talebine bağlı olmayıp, işveren işçi talep etmese dahi çalışma belgesini vermek zorundadır.</p>
<p><strong>Çalışma belgesinde bulunması gereken unsurlar</strong></p>
<p>Çalışma belgesinin geçerli sayılabilmesi için bazı temel unsurları içermesi gerekmektedir.</p>
<p>Çalışma belgesinden bulunması gereken bilgiler aşağıda belirtilmiştir.</p>
<p>- İşçinin yaptığı işin türü</p>
<p>- Çalışma süresi</p>
<p>- İş ilişkisinin başlangıç ve bitiş tarihi</p>
<p>- Belgenin düzenlenme tarihi</p>
<p>- İşveren veya yetkili temsilcisinin imzası</p>
<p><strong>Yükümlülüğe aykırılık </strong></p>
<p><strong>ve hukuki sonuçları</strong></p>
<p>İşverenin çalışma belgesi verme yükümlülüğüne aykırı davranması halinde idari para cezası ve tazminat sorumluluğu şeklinde iki temel yaptırım gündeme gelmektedir.</p>
<p><strong>a) İdari para cezası</strong></p>
<p>İşverenin çalışma belgesi düzenleme yükümlülüğüne aykırı davranması halinde idari para cezası gündeme gelebilmektedir.</p>
<p>İş Kanunu’nun 99/c maddesi uyarınca, çalışma belgesi düzenleme yükümlülüğüne aykırı davranan işveren veya işveren vekiline her bir işçi için idari para cezası (<strong>2026 yılı için 2.531 TL</strong>) uygulanmaktadır.</p>
<p>Bu yaptırımın uygulanabilmesi için işçinin zarar görmesi şart değildir. Yani salt yükümlülüğün ihlali, idari yaptırım için yeterli sayılmaktadır.</p>
<p><strong>b) Tazminat sorumluluğu</strong></p>
<p>İş Kanunu’na göre, çalışma belgesinin zamanında verilmemesi veya gerçeğe aykırı bilgiler içermesi halinde işçi veya yeni işveren, eski işverenden tazminat talep edebilmektedir.</p>
<p>Ancak, tazminat talebi için aşağıdaki üç şartın birlikte gerçekleşmesi aranılmaktadır.</p>
<p><strong>1-</strong> Bir zararın doğmuş olması</p>
<p><strong>2-</strong> Bu zararın çalışma belgesiyle ilgili ihlalden kaynaklanması</p>
<p><strong>3-</strong> İhlal ile zarar arasında illiyet bağının bulunması</p>
<p>Örneğin, işçinin iş bulamaması veya daha düşük bir pozisyonda çalışmak zorunda kalması gibi durumlar maddi zarar kapsamında değerlendirilebilir. Ayrıca bazı durumlarda manevi zararların da tazmini gündeme gelebilir.</p>
<p>Burada önemli bir nokta, işçinin kendi kusurunun bulunması halinde tazminatın azaltılabileceği veya tamamen ortadan kalkabileceğidir.</p>
<p>Çalışma belgesi, hem işçinin mesleki geleceği açısından kritik öneme sahip bir belge olması, hem de yükümlülüğün ihlali halinde idari para cezası ve tazminat şeklinde yaptırımlar söz konusu olduğundan işverenlerin bu belgeyi doğru, eksiksiz ve zamanında düzenleme konusuna dikkat etmeleri gerekmektedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/isverenin-calisma-belgesi-verme-yukumlulugu-ve-yaptirimi-76174</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşverenin çalışma belgesi verme yükümlülüğü ve yaptırımı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuksek-faiz-ortami-zorlarken-borcsuzlar-marji-buyutuyor-76169</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yüksek faiz ortamı zorlarken, borçsuzlar marjı büyütüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yüksek faiz ortamında finansal borç/özkaynak oranını %100’ün altına çeken şirketlerden, esas faaliyet kâr büyümesini %50’nin ve FAVÖK marjını %25’in üzerine çıkaran 24 firma bulunuyor. Bu şirketler borçlarını kontrol altında tutarak marjlarını büyütüyor.</strong></p>
<p>Finansman giderlerinin şirket bilançolarını kemirdiği bir ortamda 24 şirket, satışlarını artırmanın yanı sıra hem yüksek kâr marjıyla hareket ediyor hem de bankaların esiri olmadan faaliyetlerini yürütüyor. Listeye giren Oncosem, esas faaliyet kârını %1.652 artırarak diğer şirketlere fark attı. Escort Teknoloji’nin sıfır finansal borç ve %99’u aşan FAVÖK marjı operasyonel gücünü gösteriyor. Paranın pahalı olduğu bir dönemde, borç sarmalına girmeden esas işlerinden kâr üretebilen bu firmalar, olası riskleri de minimize etmekte.</p>
<h2>Finansal borcu olmayanlar</h2>
<p>Finansal borcu olmayan Escort Teknoloji, önceki döneme göre özkaynaklarını %53 büyüterek 3,3 milyar TL’ye çıkardı. Satışlarını %245 büyüten firma, esas faaliyet kârını %253 artırırken dönem sonunda zarardan kâra geçti. Yılbaşından itibaren fiyatı artan hisse, martın ilk haftası en yüksek 6,93 TL’yi test ettikten sonra gelen kâr satışlarıyla birlikte geriledi.</p>
<p>Merit Turizm, finansal borcu olmayan bir diğer şirket. Bir önceki döneme göre özkaynağı %6 büyüttü. Geçtiğimiz yıl gelirini %65 artırırken yıl sonunda da net kârını %61 yükselterek 755 milyon TL’ye ulaştırdı. Hissede zaman zaman Net Holding’in alımları gözleniyor. Son olarak 15,47-15,55 Fiyat aralığında alım yaparken sahip olduğu hisse miktarı %70,83’e çıktı.</p>
<h2>Esas faaliyet kârını büyütenler</h2>
<p>Listenin ilk sırasında yer alan Oncosem, esas faaliyet kârını %1.652 büyütürken, finansal borcunu 86,8 milyon TL gibi oldukça makul ve kontrol edilebilir bir seviyede tutuyor. Şirket mart sonu itibariyle toplamda 178,9 milyon TL yeni iş bağlantısı açıkladı. Tutar yıllık gelirinin %25,3’ü seviyesinde bulunuyor. Hissenin fiyatı ise ocak ayının ikinci haftası test ettiği 376 TL’nin ardından geriledi.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69cf4bab83432-1775193003.png" alt="" width="999" height="551" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>KÜRESEL Mİ, YEREL Mİ?</strong></p>
<p>Küresel; çeşitlilik, döviz getirisi, alternatiflik, sınırsız pazar, yüksek likidite. Vergi karmaşası, kur riski, mesafe, işlem maliyeti, siyasi krizler. Yerel; tam hakimiyet, vergi kolaylığı, düşük masraf, hızlı bilgi, anlaşılırlık. Yoğun risk, sınırlı hacim, kur baskısı, dar seçenek, enflasyon yükü.</p>
<p><strong>Büyük ortağın satış bedeli piyasa fiyatının üzerinde gerçekleşince hisseye ilgi arttı</strong></p>
<p>Işık Plastik’te büyük ortağın hisse satmasıyla çıkan fiyat daha da sürer mi? ●Merih Demir</p>
<p>Merih, Işık Plastik’in hakim ortağı Erpet Turizm sahip olduğu 62 milyon payı 12,50 TL fiyatla 18 Mart günü Alnus Yatırım’a satarken, 31 Mart günü takas işlemi gerçekleşti. Böylece ortağın payı %60,26’dan %54’e indi. Satışın borsadaki günlük işlemlerden bağımsız olarak Toptan Alış Satış Pazarı üzerinden yapılması, tahtada oluşabilecek satış baskısının önüne geçti. Satış fiyatının anlaşma günü piyasa fiyatından yukarıda olması, hisseye yönelik ilgiyi artırdı. Talep, hisseyi yukarı taşımada etkili olurken beklentiye bağlı dalgalanmalar yaşanabilir.</p>
<p><strong>Aldığı yeni işler yıllık gelirinin dörtte birine denk geliyor. İvmesini artırabilmeli</strong></p>
<p>Forte Bilgi’nin üç ayda aldığı işlere göre bu yıl sonunda gelirde büyüme ne boyutta olur? ● Eren Kaplan</p>
<p>Eren, martta tek bir iş bağlantısı paylaşan Forte Bilgi’nin yılın ilk üç ayında açıkladığı yeni işlerin toplamı 756,5 milyon TL’yi buldu. Tutar, yıllık gelirinin %31’ine denk geliyor. Oran iyi bir başlangıca işaret ediyor. Alınan siparişlerin büyük kısmının döviz cinsinden olması, gelirlerini kur dalgalanmalarına karşı koruyacak önemli bir avantaj olarak değerlendirmeli. İş bağlantıları yıllık cironun yaklaşık üçte birini garantiliyor. Aynı ivmenin sürmesi halinde gelirlerinin artacağının işareti olarak görmeli. Geçen yıl satışları %5 artmıştı.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>OPH fonu, borsa ağırlıklı stratejisiyle son bir yılda endeksin gerisinde kaldı</strong></p>
<p>Osmanlı Portföy’ün idare ettiği Birinci Hisse Senedi Fonu (OPH), uzunca bir süre yatayda dalgalı bir seyirle hareket etti. Geçtiğimiz aralıkta fiyatındaki yükseliş şubatın ikinci yarısında yönünü aşağı çevirdi. Halihazırda 713,1 milyon TL büyüklüğe sahip olan fon, şubat ayına göre küçüldü. Portföyünün %99,38’i hisse senedinden oluşuyor. AKBNK, MGROS, BIMAS, THYAO ve CCOLA ağırlıklı pozisyon aldığı hisseler arasında yer alıyor.</p>
<p>Martta 48,3 milyon TL nakit çıkışı yaşanırken yatırımcı sayısı azalarak 2.800’e geriledi. Güç kaybeden OPH, %3,20 doluluk oranına sahip. Hisse senetlerine yatırım stratejisiyle hareket eden fon, 6 risk değerine sahip. Risk alabilen yatırımcı profiline hitap ediyor. Son bir yılda %21,66 getiride kaldı. Aynı sürede BIST 100 Endeksi’nin yükselişi %33,94 düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Tacirler Yatırım, piyasadan %48,81 bileşik faizle 400 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Tacirler Yatırım Menkul Değerler, nitelikli yatırımcılara yönelik olarak 01.04.2026 vade başlangıç tarihli finansman bonosu ihracını gerçekleştirdi. Toplam 400.000.000 TL tutarlı bononun yıllık basit faizi %42,25, bileşik faizi ise %48,81 olarak belirlendi. 111 gün vadeli bononun vadeye isabet eden faizi %12,85 düzeyinde ve itfa tarihi 21.07.2026 olarak açıklandı.</p>
<p>1 Nisan itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. Tacirler Yatırım’ın verdiği %42,25 basit faiz oranı, TLREF’in 2,26 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarında makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli likidite ihtiyacını karşılarken, piyasada TRFTCMD72612 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69cf4b885f0a9-1775192968.png" alt="" width="233" height="187" /><strong>AG Anadolu Holding’de fonlar satış ağırlıklı. Sekiz kurum ise öneride bulunuyor</strong></p>
<p>AG Anadolu Holding’de fonlar satış ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki hisseler %11,83 ile toplamda 1,77 milyon lot azalarak 13,22 milyona indi. Hisseyi portföyünde bulunduran fon sayısı 46’den 45’e düştü. GMA fonu 1,1 milyon lot ile en fazla satışı yaparken, GBH 600 bin lot ile en fazla alımı gerçekleştirdi. Hisse hakkında bugüne kadar 8 aracı kurum öneride bulunurken bir kurum model portföyüne aldı. En yüksek öneriyi Yapı Kredi Yatırım 50 TL ile verdi. En düşük öneri 37,30 TL ile HSBC Yatırım’dan geldi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69cf4b71ac671-1775192945.png" alt="" width="983" height="240" /><strong>ONCOSEM ONKOLOJİK SİSTEMLER</strong></p>
<p><strong>İstanbul’daki kemoterapi ihalesinin fiyat farkı onaylandı. Ek gelir sağlayacak</strong></p>
<p>Oncosem, %100 bağlı ortaklığı Santek Sağlık aracılığıyla İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü ile yürüttüğü kemoterapi hizmet alımı ihalesinde talep ettiği fiyat farkının onaylandığını duyurdu. 30 aylık süreyi kapsayan ve Anadolu yakasındaki sağlık tesislerine hizmet veren proje kapsamında, şirket lehine toplam 78,3 milyon TL fark ödemesi yapılacak. Şirket, enflasyonist ortamda kamu ihalelerinden doğan haklarını koruyarak ilave kaynak girişi temin etmiş oldu. Oncosem, 2025’te 709 milyon TL gelir sağlarken, yılbaşından bu yana 179 milyon TL yeni iş bağlantısı gerçekleştirdi.</p>
<p><strong>OTTO HOLDİNG</strong></p>
<p><strong>Azerbaycan devlet şirketi ile mühimmat tedarik sözleşmesini fiiliyata geçiriyor</strong></p>
<p>Otto Holding, benimsediği yerlileştirme stratejisini uluslararası savunma sektöründeki teknoloji ve mühimmat tedariki alanlarına doğru genişlettiği bilgisini paylaştı. Artan jeopolitik riskler doğrultusunda vizyonunu güncellediğini ifade eden firma, bağlı ortaklığı OTTO Girişim üzerinden Azerbaycan Savunma Bakanlığına bağlı şirket ile iş birliği ve mühimmat tedarik sözleşmesini fiiliyata geçirdiğini duyurdu. Bu çerçevede uzman kadronun oluşturulduğu ve atamaların yapıldığı belirtildi. Açıklamada sözleşmenin detayı ve parasal boyutu hakkında bilgi verilmedi.</p>
<p><strong>KATILIMEVİM</strong></p>
<p><strong>İştirak olarak kurduğu bankanın faaliyet izni çıktıktan sonra ana ortağa devrediyor</strong></p>
<p>Katılımevim, bağlı ortaklığı İktisat Katılım Bankası paylarının tamamını çatı şirket Pusula Finans Holding’e devrediyor. Belirlenen 12,4 milyar TL değer esas alınarak devir gerçekleştirilecek. Transfer ile grup içi finansal yapılanmanın daha etkin hale geleceği belirtildi. Yatırımcısı ise iştirak konumundaki bankadan önemli bir beklentiye sahipti. Banka faaliyet iznini almasının akabinde satılmış oldu. Şirket ise tekrar ana faaliyet alanına odaklanacak. Katılımevim’in ana ortaklıkta payı olmadığından bankanın performansından istifade etme koşulu bulunmuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuksek-faiz-ortami-zorlarken-borcsuzlar-marji-buyutuyor-76169</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüksek faiz ortamı zorlarken, borçsuzlar marjı büyütüyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/daralan-pazarda-voltaj-yukseliyor-76168</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Daralan pazarda voltaj yükseliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AYSEL YÜCEL</strong></p>
<p>Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği (ODMD), mart ayı otomobil ve hafif ticari araç satış rakamlarını açıkladı. Orta Doğu’daki savaşın etkisiyle iç pazarda daralma derinleşirken, elektrikli araçlara yönelik talep ise akaryakıta gelen zamlarla birlikte hızlandı. ODMD verilerine göre mart ayında otomobil ve hafif ticari araç satışları, 2025 yılı mart ayına göre yüzde 12,75 oranında daralarak 101 bin 997 adet oldu. Geçen ay otomobil satışları yüzde 13 düşüşle 79 bin 857 adet olurken, hafif ticari araç pazarı da yüzde 11,69 daralarak 22 bin 140 adette kaldı. İlk çeyrek toplamında ise otomobil ve hafif ticari araç pazarı yüzde 3,94 küçülerek 265 bin 398 adet olarak gerçekleşti. Aynı dönemde otomobil satışları yüzde 5,86 düşüşle 210 bin 688 adede inerken, hafif ticari araç pazarı yüzde 4,23 artışla 54 bin 710 adede yükseldi.</p>
<p>Pazardaki genel küçülmeye rağmen asıl dikkat çeken gelişme elektrikli araçlarda yaşandı. Geçen yılın ilk üç ayında 29 bin 573 adet olan tam elektrikli otomobil satışları, bu yılın aynı döneminde 38 bin 420 adede yükseldi. Böylece segment yıllık bazda yaklaşık yüzde 30 büyüme kaydetti. Elektrikli araçların toplam otomobil pazarı içindeki payı da yüzde 13,2’den yüzde 18,2’ye çıktı. Şubat sonunda ise elektrikli araçların toplam satışlardaki payı yüzde 17,8 seviyesindeydi.</p>
<p>Özellikle 160 kW altı elektrikli otomobillerde talep artışı belirginleşti. Sektör temsilcileri, bu yükselişte vergi avantajı, fiyat seviyesi ve değişen tüketici tercihlerinin etkili olduğuna işaret ediyor.</p>
<p>Motor tiplerine göre dağılımda benzinli araçların ağırlığı sürse de pay kaybı devam etti. Benzinli otomobil satışları ilk çeyrekte 110 bin 931 adetten 88 bin 688 adede gerileyerek yaklaşık yüzde 20 düşüş gösterdi. Dizel araçlar ise 13 bin 326 adetle toplam pazarda yalnızca yüzde 6,3 pay alabildi.*** Buna karşılık hibrit otomobiller yükselişini sürdürdü. Geçen yılın ilk çeyreğinde 63 bin 905 adet olan hibrit satışları bu yıl 69 bin 504 adede çıktı. Böylece hibrit araçlar yüzde 33’lük pay ile benzinli modellerin ardından en çok tercih edilen ikinci motor tipi oldu.</p>
<h2>ÇATIŞMALARIN İLK SOMUT ETKİSİ</h2>
<p>ODMD Başkanı Hakan Tiftik, mart ayındaki yüzde 12,75’lik daralmada Ramazan ayı ve bayram tatili nedeniyle perakende günlerinin azalması ile küresel çatışmaların ilk somut etkilerinin görülmesinin belirleyici olduğunu söyledi. Çevreci araçlara talebin arttığını söyleyen Tiftik, “Türkiye, 2025 sonu itibarıyla Avrupa’nın en büyük üçüncü elektrikli araç pazarı konumuna yükselerek tarihi bir eşiği aştı. Bu ivme 2026’nın ilk çeyreğinde de sürmüş; tam elektrikli ve hibrit araçların toplam payı yüzde 51,2’ye ulaşarak pazarın yarısını domine etti. Düşük emisyonlu araçlara olan bu ilginin artık geri dönülemez bir trend olduğunu görüyoruz” dedi. 2026’nın ikinci yarısı için senaryolarda öngörülen jeopolitik risklerin, beklenenden daha hızlı realize olduğunu gözlemlediklerini belirten Tiftik, “Savaşın uzaması ve petrol fi yatlarının yüksek kalması maliyetleri arttırabilir, tedarik zincirinin kırılma riskini ortaya çıkarabilir ve lojistik maliyetlerinin yukarı çıkmasına neden olabilir. Savaş süresinin uzaması ve petrol fi yatlarının yüksek kalması otomotiv pazarını aşağı yönlü etkileyecektir. Savaşın seyrine bağlı olarak ikinci yarıda daha dalgalı bir patika bizi beklese de belirsizliklerin yönetilebilir kaldığı baz senaryomuzda, yılı 1 milyon 350 bin adet seviyelerinde, yani geçtiğimiz yılın hemen eşiğinde tamamlamayı hedefliyoruz” açıklamasını yaptı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/daralan-pazarda-voltaj-yukseliyor-76168</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/6/1280x720/bursa-otomobilde-elektrikliyi-sevdi-1742982688.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savaşın etkisiyle iç pazarda daralma derinleşirken, elektrikli araçlara yönelik talep ise akaryakıta gelen zamlarla birlikte hızlandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunyanin-enerji-dengesi-bozuldu-76182</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya’nın enerji dengesi bozuldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Aslında “enerji dengesizliği” dediğimiz şey, iklim krizinin en sade tarifi. Dünya, aldığı kadar enerjiyi geri verebilseydi denge korunurdu. Ama insan faaliyetleri, özellikle fosil yakıt kullanımı, çelik, çimento, plastik üretimi ve tarımsal emisyonlar, atmosferde ısıyı tutan gazların yoğunluğunu tarihi seviyelere çıkardı. </strong></p>
<p>İklim krizini yıllardır sıcaklık rekorları, kuraklık, sel ve yangınlar üzerinden okuyoruz. Oysa şimdi bilim bize daha temel, daha sarsıcı bir şey söylüyor: Dünya sadece ısınmıyor; aynı zamanda aldığı enerjiyi geri veremiyor.</p>
<p>Dünya Meteoroloji Örgütü’nün ilk kez “enerji dengesizliği”ni ana göstergeler arasına alması, iklim krizinin artık yeni bir eşikte konuşulması gerektiğini gösteriyor.</p>
<p>Dünya Meteoroloji Örgütü’nün 2025 raporu, 2015-2025 döneminin kayıtlardaki en sıcak 11 yıl olduğunu, 2025’in de sanayi öncesi dönemin yaklaşık 1,43 derece üzerinde seyrettiğini ortaya koyuyor. Ama raporun asıl sarsıcı yanı, bu verilerin ötesinde kurduğu yeni anlatı. Artık sadece sıcaklığa değil, sistemin içine kilitlenen fazla enerjiye bakıyoruz. Ve bu bakış açısı, iklim krizini daha sert, daha inkâr edilemez hale getiriyor. Çünkü raporda yorum değil, fizik kuralları ön plana çıkıyor. Ne kadar enerji giriyor, ne kadarı çıkıyor? Aradaki fark büyüyorsa, geri kalan her şey zaten onun sonucu oluyor.</p>
<p><strong>Sistemin içinde biriken ısı hayatın ritmini değiştiriyor </strong></p>
<p>Bu rapor önümüze daha net bir tablo koyuyor: Dünya’nın enerji dengesi bozuldu. Güneşten gelen enerji ile uzaya geri gönderilen enerji arasındaki fark açılıyor. Aradaki bu fark büyüdükçe, sistemin içinde biriken ısı da büyüyor. Ve o ısı, yalnızca havayı değil, okyanusu, toprağı, buzu, üretimi, kentleri ve hayatın ritmini değiştiriyor.</p>
<p>Aslında “enerji dengesizliği” dediğimiz şey, iklim krizinin en sade tarifi. Dünya, aldığı kadar enerjiyi geri verebilseydi denge korunurdu. Ama insan faaliyetleri, özellikle fosil yakıt kullanımı, çelik, çimento, plastik üretimi ve tarımsal emisyonlar, atmosferde ısıyı tutan gazların yoğunluğunu tarihi seviyelere çıkardı.</p>
<p><strong>Esas yükü okyanuslar taşıyor </strong></p>
<p>Gezegen, içine aldığı ısıyı dışarı atmakta zorlanıyor. Bu yüzden de kriz sadece “daha sıcak yazlar” meselesi olmaktan çıkıyor; sistemik bir yük birikimine dönüşüyor. İnsanların doğrudan hissettiği hava sıcaklığı, bu biriken enerjinin çok küçük bir kısmı. Esas yükü okyanuslar taşıyor. WMO’ya göre son yirmi yılda okyanuslar her yıl, insanlığın yıllık enerji tüketiminin yaklaşık 18 katına denk bir ısıyı emdi. Bu yüzden denizler sadece ısınmıyor; genişliyor, akıntılar etkileniyor, buzullar daha hızlı eriyor, deniz seviyesi yükseliyor. Kısacası termometrede gördüğümüz değer, hikâyenin tamamı değil; sadece yüzeye vuran kısmı.</p>
<p><strong>Enerji bilançosu bozulan bir gezegen </strong></p>
<p>Bir başka deyişle, bugün dünyanın farklı yerlerinde yaşanan aşırı yağışlar, uzun kuraklık dönemleri, tarımsal verim kayıpları ve dayanılmaz sıcak hava dalgaları birbirinden kopuk olaylar değil. Hepsi aynı büyük bozulmanın farklı yüzleri. Bir yerde toprağın suyu tutamaması, başka bir yerde bir kentin birkaç saatlik yağmurla felç olması, başka bir yerde sigorta maliyetlerinin artması… Bunların hepsi enerji bilançosu bozulan bir gezegenin ekonomik ve sosyal faturası. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres’in “her temel iklim göstergesi kırmızı alarm veriyor” çıkışı da tam burada anlam kazanıyor. Çünkü alarm veren şey sadece hava değil; gezegenin işleyiş mantığı. Bu yeni çerçeve Türkiye için de önemli. Çünkü enerji dengesizliği bizim gündemimize bilimsel bir kavram olarak değil; kuraklık, gıda fiyatı, su stresi, orman yangını, kıyı baskısı ve üretim riski olarak giriyor. Tarımdan enerjiye, turizmden şehir planlamasına kadar pek çok alan artık iklim değişikliğini soyut bir çevre başlığı olarak değil, doğrudan ekonomik dayanıklılık meselesi olarak ele almak zorunda. Önümüzdeki dönemde asıl fark yaratacak olan da tam bu olacak: İklimi yalnızca “çevre haberi” olarak görenlerle, onu yeni ekonominin merkezine yerleştirenler arasındaki fark.</p>
<p>Belki de bundan sonra iklim krizini konuşurken en çok bu kavramı hatırlayacağız: Enerji dengesizliği. Bizim çağımızı da belki derece artışından çok, bu görünmeyen birikim tanımlayacak. Gezegenin içinde sessizce biriken, okyanuslara inen, buzulları çözen, toprağı kurutan, şehirleri zorlayan o fazla enerji… Kısacası, dünyanın yeni hikâyesi yalnızca ısınma değil, dengeyi kaybetme. En korkutucu tarafı ise, bu dengesizliğin gözümüzün önünde değil, sistemin derinliklerinde büyüyor olması.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunyanin-enerji-dengesi-bozuldu-76182</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/2/1280x720/dunya-enerji-1775195977.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya’nın enerji dengesi bozuldu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/derimod-2030-vizyonuna-odaklandi-76181</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Derimod 2030 vizyonuna odaklandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Perakende sektörünün yüksek faiz ve enflasyonla mücadele politikalarının gölgesinde şekillendiği 2025 yılı, birçok oyuncu için zorlayıcı geçerken, Derimod bu dönemi büyümeyle kapatan markalardan biri oldu. Şirket, yılı yüzde 35’lik artışla tamamlayarak cirosunu 8 milyar TL’nin üzerine taşıdı. Dolar bazında ise ilk kez 200 milyon dolar eşiği aşıldı. Son 5 yılda cirosunu iki katına çıkaran marka, adet bazında da büyümesini sürdürerek Türkiye’de AB segmenti ayakkabı ve deri giyimde liderliğini korudu. Derimod CEO’su Murat Zaim, 2025’in hem küresel hem de Türkiye özelinde öngörülen zorluklarla başladığını belirterek, gelir dağılımındaki değişim, tüketici alışkanlıklarının dönüşümü ve teknolojinin hızla ilerlemesinin sektörü derinden etkilediğini söyledi. Türkiye’de uygulanan enflasyonla mücadele politikaları ve yüksek faiz ortamının perakende için zor bir yıl yarattığını ifade eden Zaim, “2025 yönetmesi zor ve çok değişkenli bir yıldı. 2026 da benzer dinamiklerle ilerliyor” dedi. </p>
<h2>200 milyon dolar sınırı aşıldı </h2>
<p>Zorlu makroekonomik koşullara rağmen geride bıraktığımız yıl güçlü bir performans sergilediklerini vurgulayan Zaim, “Enflasyonun üzerinde, yüzde 35 civarında büyüdük ve 8 milyar TL ciroyu aştık. İlk kez 200 milyon dolar barajını geçtik. Son 5 yılda dolar bazında ciromuzu yaklaşık iki katına çıkardık” ifadelerini kullandı. Bilançonun ve nakit pozisyonunun korunmasının önemine dikkat çeken Zaim, 2025’i iyi yönetilmiş bir yıl olarak tanımladı. Şirketin yeni dönem stratejisinin merkezinde ise “Vizyon 2030” hedefleri yer alıyor. 2030 yılında 300 milyon dolar ciroya ulaşmayı hedeflediklerini belirten Zaim, 2030 vizyonu kapsamında diğer hedeflerini metrekare bazında her yıl yüzde 30 büyüme, yurtdışında mağazalaşma ve kendi markası ile yola devam etme ve bu kapsamda yaklaşık 3 milyon ayakkabı, 300 bin giysi ve aksesuarla beraber bir adet büyüme hedefi diye açıkladı. Bu süreçte en kritik kararın kendi markasına yatırım yapmak olduğunu vurgulayan Zaim, geçmişte gündeme gelen distribütörlük ve farklı marka yatırımlarından tamamen vazgeçtiklerini ifade etti.</p>
<h2>Ortalama metrekare 300’ü geçti</h2>
<p>Derimod’un konumlandırmasını “moda odaklı, ulaşılabilir fiyatlı premium” olarak tanımlayan Zaim, Türkiye’de tüketicinin fiyat–kalite dengesine her zamankinden daha fazla önem verdiğini belirtti. Zaim, satın almanın yüzde 70’ini Türkiye’den yaptıklarını, güçlü üretim ağı ve yüksek adetli alım gücü sayesinde maliyet artışlarını sınırlı ölçüde müşteriye yansıttıklarını söyledi. Mağazacılık tarafında ise büyümenin odağında sayıdan çok metrekare ve deneyim bulunuyor. Fiziksel mağazaların hala işin kalbi olduğunu belirten Zaim, online ve offline kanalların birbirini tamamladığını ifade etti. Son 10 yılda ortalama mağaza metrekarelerinin 150’den 300’e çıkarıldığını aktaran Zaim, “Mağazacılık ve online tarafı birbirinin alternatifi değil, birbirini tamamlayan kanallardır. Müşteri gündüz caddede ürünü görüp akşam online’dan alabiliyor ya da tam tersi. Bizim için mağazalar işin kalbi olmaya devam ediyor. Her sene yaklaşık 5 yeni mağaza açma planımız var ancak burada sayıya takılmıyoruz; bizim için esas olan metrekare büyüklüğüdür. Bizi ifade etmeyen küçük mağazalardan çıkıp daha büyük metrekareli alanlara dönüşüyoruz. Son 10 yılda ortalama metrekarelerimizi 150’den 300’e çıkardık; hedefimiz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>En büyük mağaza Bağdat Caddesi'nde </h2>
<p>Şirketin en önemli yatırımlarından biri ise Bağdat Caddesi’ne dönüş olacak. 2015 yılında kapatılan lokasyonda, bu yıl haziran ayında 800 metrekarelik yeni bir “flagship” mağaza açılacak. Bu mağazanın, Derimod’un son yıllardaki dönüşümünü ve teknoloji odaklı perakende anlayışını yansıtacak bir deneyim merkezi olması hedefleniyor. Teknoloji yatırımlarına da dikkat çeken Zaim, her yıl cironun yaklaşık yüzde 1’inin bu alana ayrıldığını belirterek, yapay zekayı insanın alternatifi değil, çalışanların destekçisi olarak konumlandırdıklarını söyledi. Geliştirilen dijital uygulamalar sayesinde mağaza içi operasyonların hızlandığını ve müşteri deneyiminin iyileştirildiğini ifade etti.</p>
<h2>İlk yurtdışı mağaza Azerbaycan’a</h2>
<p>Yurt dışı büyüme tarafında ise daha temkinli ve stratejik bir yaklaşım benimsediklerini vurgulayan Zaim, “Küçük Türkiye” olarak tanımladıkları pazarlara odaklandıklarını belirtti. Yurtdışında ise ilk büyük operasyonun Azerbaycan’da kurulacağını aktaran Zaim, Avrupa’da ise pazar yerlerine ek olarak kendi e-ticaret sitelerini devreye alacaklarını söyledi. Zaim, h2030 vizyonunda hali hazırda yüzde 5 olan yurt dışı cironun payını yüzde 10 seviyesine çıkarmayı hedeflediklerini dile getirdi. Tüketici tarafında süet ürünlerin yeniden öne çıktığını ve sneaker kategorisinde daha şık, günlük kullanıma uygun modellerin yükseldiğini belirten Zaim, markaların artık yalnızca ürünle değil sosyal etkiyle de değerlendirildiğini vurguladı. Bu kapsamda kurulan Derimod Vakfı ile özellikle kız çocuklarının eğitimine destek verdiklerini ifade etti. Finansal olarak güçlü nakit pozisyonunun şirketin en önemli avantajlarından biri olduğunu belirten Zaim, “1.100 kişilik ekibimizle, uzun vadeli hedeflerimize odaklanarak büyümeye devam edeceğiz. Bizim yönümüz hep ileri, hep yukarı” dedi.</p>
<h2>Avrupa’da kendi online satış sitesini açacak</h2>
<p>Derimod, online tarafa da önemli yatırımlar yapan markalardan biri. Murat Zaim, online satışın toplam satışlar içinden aldığı payın yüzde 20!nin üzerine çıktığını anlattı. Zaim, “Bunun yarısı bizim kendi web sitemizden geliyor. Yarısı da pazar yerlerinden geliyor. Ve onu da böyle hani dengeli tutmaya çalışıyoruz. Bu yine 5 yıllık yolculukta online'ın payının 25'lere kadar çıkmasını 2030'da mı planlıyoruz” dedi. Marka Avrupa’da da online satışlara devam ediyor. Bölgede pazar yerleri ile çalıştıklarını dile getiren Zaim, “Bu senenin yine projelerinden biri Avrupa'da, Almanya'da, Fransa'da, Hollanda'da Derimod'un kendi web sitesini açmak. Çünkü pazar yerleri tamam ama kendi web sitenizle müşteriye doğrudan ulaşmak da önemli. Bizim için stratejik</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/derimod-2030-vizyonuna-odaklandi-76181</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/1/1280x720/murat-zaim-1775195635.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zorlu ekonomik koşullara rağmen yüzde 35 büyüyen Derimod, cirosunu 8 milyar TL’nin üzerine taşıyarak dolar bazında ilk kez 200 milyon doları aştı. Şirket, kendi markasına odaklanan stratejisiyle 2030’da 300 milyon dolar ciro hedefliyor. Yeni dönemde büyümenin odağında ise yurt dışı açılımı ve deneyim odaklı mağazacılık yer alıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/engel-orani-yuzde-40-ve-uzeri-olan-engellilere-de-otv-istisnasi-getirildi-76167</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Engel oranı yüzde 40 ve üzeri olan engellilere de ÖTV istisnası getirildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı 1 Nisan’da Ankara Notları’nda “Maliye engelli araç ÖTV’sinde krizi fırsata mı çevirdi? ÖTV'siz araçta Maliye kazandı engelliler kaybetti” başlığıyla duyurulan konuyla ilgili eşitsizliği giderdi. TBMM’de görüşülen torba kanuna eklenen bir madde ile engel oranı yüzde 40 ve üzeri olan (yani yüzde 90-yüzde 40 arasında olanlar) ortopedik engelliler de araç alımında Özel Tüketim Vergisi ( ÖTV) istisnasından yararlanabilecekler.</p>
<p>Ankara Notları’nda 1 Nisan tarihinde, engellilik oranı yüzde 90’ın altına olup yüzde 40 ve üzeri engelli olanların ÖTV’siz araç imkanından yararlanmalarını engelleyen düzenlemenin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği ve yeni düzenleme için hükümete 9 ay süre verildiği bildirilmişti. Bu süre 26 Mart itibarıyla dolarken, herhangi bir yasal düzenleme yapılmadığı için de yüzde 90’ın altında engellilik oranına sahip olan bireylerin ÖTV’siz araç alma imkanı tamamın ortadan kalkmıştı.</p>
<p>Bu yazının yayımladığı günün gecesinde, Ekonomi Paketinin Meclis Genel Kurulu’ndaki görüşmeleri sırasında AK Parti tarafından verilen önergeyle Anayasa Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda engellilere ÖTV indirimi yeniden düzenlendi. Anayasa Mahkemesi, ÖTV Kanunu’nun engellilere ÖTV’siz araç satışını düzenleyen 7’nci maddesinde engellilik derecesine bakılmaksızın, “bizzat kullanımı için araçta hareket ettirici özel tertibat yaptırması zorunlu olanların” ÖTV’siz araç alabileceğine ilişkin hükmü iptal etti. İptale gerekçe olarak ise engellilik derecesi yüzde 90’ın altında olanların bu imkandan yararlanamamasının Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olduğu gösterildi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>"Mahfi Eğilmez ile ayışığında röportaj yaptığımız Hazine binası yıkılıyor"</strong></span></p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı binası sadece içindeki bürokratların değil, gazetecilerin de koridorlarını aşındırdığı bir mekandı. Kah ekonomik kriz, kah IMF ziyaretleriyle geçen 2000’lerin başına kadar gazetecilerin de en fazla uğradığı yerlerden biriydi. Kriz yıllarında, içeride toplantı varken, bütçe hazırlık toplantılarında, önemli günlerde saatlerce hatta bazen sabahın ilk ışıklarına kadar çalışan bürokratlar dışarı çıkarken “haber” olacak üç-beş bilgi/ cümle için beklemişliğimiz var. Hatta dönemin Hazine Müsteşarı Mahfi Eğilmez ile ayışığında röportaj bile yapmıştık.</p>
<p>Bu bina gazetecilerin sadece basın kartını kampus resepsiyonunda “basın” yazılı giriş kartıyla değiştirip tüm binada serbestçe dolaşabildikleri bir döneme de tanıklık etti. Pek bilinmez, aynı serbestlik eskiden başbakanlık binasında da vardı. Basın kartın varsa girip sizi kabul eden herkesle konuşabilirsiniz! Şimdiler için “masal” neredeyse... Derken Devlet Bakanı Kemal Derviş bu binaya serbest girişi durdurdu ama bahçesini iyileştirdi, hatta arada sırada hava güzelken bahçede çalışmaya başladı. Yüksek güvenlikli kuruluşlar (güvenlik kuvvetleri, Cumhurbaşkanlığı vb.) hariç tüm kamuda basın kartı içeri girmek için yeterliyken, Hazine’den başlayan randevunun kapıya bildirilmiş olması vs. uygulamalar yaygınlaştı, sonrasında neredeyse binaların önünden geçilemez oldu. Gücü yeten de “akreditasyon” u zorunlu kıldı.</p>
<p>İşte bu bina yıkılıyor. Kasım 2023’te personele boşaltma emri verildi. O arada ne olduğunu bilmiyoruz ama Mart 2026 sonunda fiili olarak “yıkım” başladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/engel-orani-yuzde-40-ve-uzeri-olan-engellilere-de-otv-istisnasi-getirildi-76167</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/9/1280x720/otomobil-otomotiv-arac-1767154907.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Engel oranı yüzde 40 ve üzeri olan engellilere de ÖTV istisnası getirildi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dunya-tasarruf-moduna-gecti-76166</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya tasarruf moduna geçti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69cf4736e7659-1775191862.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Küresel enerji piyasalarında yaşanan arz daralması, ülkeleri benzeri görülmemiş bir “tasarruf ekonomisine” sürüklüyor. İran savaşı sonrası petrol ve doğalgaz fiyatlarında yaşanan sert yükseliş, özellikle ithalata bağımlı ekonomilerde alarm durumuna geçilmesine yol açtı. Hürmüz Boğazı’ndaki sevkiyat aksaklıkları ve enerji altyapısındaki hasar, fiyatların uzun süre yüksek kalabileceği endişesini güçlendirirken, hükümetler hızla talebi kısmaya yönelik adımlar atıyor.</p>
<p>Ekonomistler, bu sürecin yalnızca enflasyonu artırmakla kalmayıp büyümeyi de aşağı çekeceği görüşünde. Yükselen yakıt maliyetleri tüketimi ve yatırımları baskılarken, kamu maliyesi üzerinde de ciddi yük oluşturuyor. Özellikle enerji yoğun üretime dayalı Asya ekonomileri, krizin ilk ve en sert hissedildiği bölge konumunda.</p>
<p>Talepteki zorunlu daralma; işletmelerin faaliyetlerini kısmalarına, hanehalkının harcamalarını ertelemesine ve bazı sektörlerde istihdam kayıplarına yol açıyor. IMF verileri, enerji krizlerinin orta vadede kalıcı ekonomik hasar bırakabileceğine işaret ederken, birçok ülke “sübvansiyon mu, daralma mı?” ikilemiyle karşı karşıya.</p>
<h2>Talep daralması yeni normal olabilir</h2>
<p>Küresel ölçekte ortaya çıkan tablo, enerji krizinin artık yalnızca fiyatlarla değil, doğrudan tüketim alışkanlıklarıyla yönetildiğini gösteriyor. Uzmanlara göre, talep tarafında yaşanan bu kontrollü daralma, kısa vadede ekonomik büyümeyi aşağı çekerken, uzun vadede enerji verimliliği ve alternatif kaynaklara geçişi hızlandırabilir.</p>
<p>1970’lerdeki petrol krizine benzer şekilde, mevcut şokun da tüketim kalıplarında kalıcı değişimlere yol açabileceği belirtiliyor. Yenilenebilir enerji yatırımlarının hız kazanması beklenirken, krizin süresi ve jeopolitik gelişmeler bu dönüşümün yönünü belirleyecek en kritik faktör olmaya devam ediyor.</p>
<h2>Trump’ın savaş tırmandırma tehditleri petrolü dalgalandırıyor</h2>
<p>Petrol fiyatları, iki günlük düşüşün ardından dün yine sert bir şekilde toparlanarak yüzde 5’ten fazla yükseldi. Bu yükselişin nedeni, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’la savaşı daha da tırmandırma tehdidinde bulunması ve enerji piyasalarına yeni bir belirsizlik getirmesiydi. Trump’ın ulusa sesleniş konuşmasının ardından Brent petrol varil başına 107 doların üzerinde, WTI petrol ise varil başına 106 doların üzerine çıktı. Başkan, ABD’nin önümüzdeki iki ila üç hafta içinde İran’a “son derece sert” bir darbe indireceğini ve ülkenin “her bir” enerji santralini hedef alabileceğini söyledi. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Küresel çapta enerji tasarrufu adımları</span></h2>
<p><strong>Filipinler</strong>: Ulusal enerji acil durumu ilan edildi. Uzaktan çalışma yaygınlaştırıldı, kamu ve özel sektörde yakıt tasarrufu önlemleri devreye alındı. </p>
<p><strong>Tayland</strong>: Kamu çalışanlarına evden çalışma imkânı sağlanırken, klima kullanımının azaltılması için halk uyarıldı. </p>
<p><strong>Vietnam</strong>: Bisiklet kullanımı ve araç paylaşımı teşvik edilerek yakıt talebi düşürülmeye çalışılıyor. </p>
<p><strong>Endonezya</strong>: Haftada bir gün uzaktan çalışma uygulaması başlatıldı, LPG ve yakıt tüketimi için tasarruf çağrısı yapıldı.</p>
<p><strong>Bangladeş</strong>: Kamu kurumlarında elektrik kullanımı sınırlandırıldı. Gereksiz aydınlatma ve klima yasaklandı, akaryakıt arzında kesintiye gidildi.</p>
<p><strong>Zambiya</strong>: Yakıt krizine karşı acil durum ilan edildi. Vergiler askıya alınsa da fiyat artışları sürüyor. </p>
<p><strong>Pakistan</strong>: Yakıt tasarrufu amacıyla sosyal ve ekonomik faaliyetlerde dolaylı kısıtlamalar uygulanıyor. </p>
<p><strong>Fas</strong>: İthalata bağımlılık nedeniyle sübvansiyon ve talep yönetimi politikaları öne çıkıyor. </p>
<p><strong>Singapur</strong>: Yüksek mali gücü sayesinde spot piyasadan tedarik stratejisiyle krizi yönetmeye çalışıyor. </p>
<p><strong>Avustralya</strong>: Akaryakıt vergileri düşürüldü, taşımacılık maliyetleri hafifletildi, toplu taşıma kullanımına yönlendirme yapıldı. </p>
<p><strong>İspanya</strong>: Enerjide KDV indirildi, yakıt fiyatlarına doğrudan destek sağlandı, stratejik petrol rezervleri piyasaya sunuldu. </p>
<p><strong>Almanya – Fransa – Macaristan</strong>: Akaryakıt fiyatlarına müdahale edildi, bazı ülkelerde tavan fiyat uygulamaları devreye alındı. </p>
<p><strong>İngiltere – İrlanda</strong>: Hanehalkına enerji desteği sağlanırken, tüketimi azaltmaya yönelik kamu çağrıları yapıldı. </p>
<p><strong>Hindistan</strong>: LPG arzı öncelikli sektörlere yönlendirilerek yakıt dağılımı kontrol altına alındı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dunya-tasarruf-moduna-gecti-76166</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/6/1280x720/petrol-tasarruf-1775192166.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta Doğu’daki savaşın tetiklediği petrol şoku, ülkeleri eş zamanlı önlemlere zorluyor. Vergi indirimlerinden uzaktan çalışmaya kadar genişleyen tedbirler, küresel ekonomide yavaşlama sinyali veriyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/made-in-europe-bir-virgulle-disarida-kalabiliriz-76165</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Made in Europe: Bir virgülle dışarıda kalabiliriz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Brüksel’de lobi savaşları çoktan başlamış durumda. Örneğin, Fransa’nın otomotiv yan sanayicileri derneği CLIFA, Made in Europe sadece 27 AB üye ülkesini kapsasın diye açıklama yaptı.</strong></p>
<p>Made in Europe ile ilgili şubat ayında ilk taslak ortaya çıktığında “tamam bu iş oldu” dendi. Oysa tartışma henüz bitmiş değil, aksine, daha yeni başlıyor. Henüz Türkiye’nin konumuyla ilgili verilmiş bir karar yok. Taslak Türkiye’yi dışlamıyor gibi görünse de asıl mesele bu değil. Gelin anlatayım.</p>
<p>AB’nin açıkladığı taslakta Made in Europe’a dahil edilen AB üyesi olmayan tek ülke Türkiye değil. Aslında metin öyle bir yazılmış ki kimi ararsanız dahil edilmiş. Birinci grup, AB ile serbest ticaret anlaşması olan ülkeler; böyle 40’tan fazla ülke var. İkinci olarak, Dünya Ticaret Örgütü’nün Kamu İhaleleri Anlaşması’nı onaylayan ülkeler. AB ile serbest ticaret anlaşması olmadığı halde bu anlaşmaya dahil olan ekonomiler arasında ilk aklıma gelenler Amerika Birleşik Devletleri ve Hong Kong. Oysa AB ile Gümrük Birliği anlaşması imzalayan tek ciddi ülke biziz; diğerleri Andorra ve San Marino. Taslağı okuyunca pek de özel bir muamele görmemişiz gibi görünüyor.</p>
<p><strong>İstisnalar kanunla değil, </strong><strong>bürokratik kararlarla getirilecek</strong></p>
<p>Gelelim zurnanın zırt dediği yere: Made in Europe’un kapsamı bu kadar genişlerse, tabiatın etki-tepki prensibi gereği, sonradan yapılacak müdahalelerde bu kapsamın daraltılacağını söylemek yanlış olmaz. Şimdi herkes kendi lobisini yapıp işine gelmeyen sektörleri veya ülkeleri Made in Europe dışına çıkarmak isteyecektir. Bu da teknik kriterlerle olacaktır. Mesela arabalarda kullanılan filanca cıvatalarda bir bakmışız, Türk ürünleri “Made in Europe” değil ama Hint ürünleri “Made in Europe” kapsamına alınmış! Gerekçe aramak isterseniz, bulmak çok kolay! Siber güvenlik riski var; şu ülkeye çok bağımlı hale geldik; bir diğer ülke bize karşı tedbir alıyor; mütekabiliyet esasına göre biz de tedbir alalım gibi birçok şey diyebilirsiniz. Bu istisnalar kanunla değil, bürokratik kararlarla getirilecek.</p>
<p>Bu aşamada üye ülkelerin izleyeceği siyaset de belirleyici olacak. Zira Avrupalı ülkelerin derdi de hangi içerik hesaplama düzenlemesiyle kendi sanayicilerinin daha çok kazanacağı ile ilgili. Özellikle elektrikli araçlarda yerli içeriğin nasıl hesaplanacağı müzakerelerin merkezinde yer alacak. Mesela kural şöyle mi konacak?: “Bir elektrikli aracın Made in Europe kapsamına alınması için batarya hariç parçalarının en az %70’inin AB veya ‘güvenilir ortak’ ülkelerde üretilmiş olması gerekir.”  Kural şöyle de konabilir: “Aracın batarya dahil toplam değerinin %60’ı AB veya güvenilir ortak menşeli olacak, batarya hücrelerinin en az %40’ı AB üye ülkelerinde üretilecek.” İkinci hesapta batarya hücreleri Kore’den, paketleme ve montaj Türkiye’den, gövde ve motor Fransa’dan olsa bile, toplam değer hesabı yapıldığında, bu otomobil bir anda ‘Made in Europe’ dışında kalabilir.</p>
<p>Bu aşamada Brüksel’de lobi savaşları da çoktan başlamış durumda. Örneğin, Fransa’nın otomotiv yan sanayicileri derneği CLIFA, Made in Europe sadece 27 AB üye ülkesini kapsasın diye açıklama yaptı. CLIFA diyor ki, “Paketi sulandırmak ciddiyeti bozar, beklenen fayda ortaya çıkmaz.” Fransa’nın TÜSİAD’ı MEDEF ise “Made in Europe geniş tutulsun, bizim sanayicilerimiz sadece Avrupalı yan sanayiye mahkûm olursa rekabet avantajını iyice kaybederiz” diyor. Avrupa otomotiv sanayicilerinin derneği CLEPA ise ortada duruyor. Çünkü bu kurumun içinde hem üreticiler hem de yan sanayiciler var.</p>
<p><strong>“Türkiye’den vazgeçerseniz </strong><strong>maliyetiniz artar” dedirtmek gerek</strong></p>
<p>Lobiciler tartışadursun, Renault elektrikli araç üretimini Fransa’nın kuzeyindeki Douai, Maubeuge ve Ruitz kasabalarında toplama kararı aldı. Batarya üretimi de aynı yerlere taşınıyor. Yakında başka parçaların da bu yörelerden tedarik edilmesi kararı alınırsa, biz Made in Europe ne olacak diye tartışırken atı alan Üsküdar’ı geçebilir.</p>
<p>Peki, ne yapmalıyız? <a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gumruk-birliginin-sessiz-sonu-made-in-europe-made-without-turkey-71263" target="_blank" rel="noopener">30 Ocak’ta bu köşede</a> yazdığım gibi, Brüksel’de “Türkiye mağdur!” demek işe yaramaz. “Türkiye’den vazgeçerseniz maliyetiniz artar” dedirtmek gerek. Bunu da Avrupalıların kendisine dedirtmek lazım. Yoksa bir sabah uyanıp bakarız: Mevzuatta bir virgül değişmiş, Hindistan Made in Europe’a dahil olmuş, Gümrük Birliği üyesi Türkiye dışarıda kalmış.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/made-in-europe-bir-virgulle-disarida-kalabiliriz-76165</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Made in Europe: Bir virgülle dışarıda kalabiliriz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabancinin-anlayip-yerlinin-anlamadigi-mesele-76164</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancının anlayıp, yerlinin anlamadığı mesele</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’de Merkez Bankası’nın tek muhatabı yurtiçi aktörler değil. Mevcut ve potansiyel yabancı yatırımcılar da Merkez Bankası’nın hedef kitlesi içerisinde bulunuyor. Bunun en önemli nedeni, yetersiz yurtiçi tasarruflarımız nedeniyle, sürdürülebilir büyüme yolunda yabancı tasarruflara da ihtiyaç duymamız.</strong></p>
<p>Başarılı bir merkez bankası için iletişim çok önemlidir. Bu konuda yazılmış onlarca makale, yüzlerce vaka çalışması bulmak mümkün. Türkiye’de de Merkez Bankası’nın son dönemde iletişime özel bir önem verdiğini biliyoruz. Üst düzey bir Merkez Bankası yöneticisinin son demeçleri ışığında, konuyla ilgili görüşlerimi paylaşmak istiyorum.</p>
<p>Merkez Bankası iletişimi dediğimizde biraz daha açık bir ifade kullanmakta fayda var. İletişimden kastettiğimiz tam olarak nedir?  Merkez Bankası kiminle iletişim kuracak? Bir başka ifadeyle, Merkez Bankası’nın mesajlarını iletmeyi hedeflediği kitle, kimlerden oluşuyor? Dünyadaki birçok ülkede merkez bankasının iletişimdeki hedefi, yurtiçindeki ekonomik aktörlerdir. Yani merkez bankaları, aldıkları kararlar ve yaptıkları açıklamalarla, yurtiçindeki bireylerin, bankaların, şirketlerin ve genel kamuoyunun davranışlarını şekillendirmeye çalışır. Türkiye’de ise Merkez Bankası’nın tek muhatabı yurtiçi aktörler değil. Mevcut ve potansiyel yabancı yatırımcılar da Merkez Bankası’nın hedef kitlesi içerisinde bulunuyor. Bunun en önemli nedeni, yetersiz yurtiçi tasarruflarımız nedeniyle, sürdürülebilir büyüme yolunda yabancı tasarruflara da ihtiyaç duymamız. İlaveten, yurtiçi tasarruflarımızın yarıya yakının döviz cinsinden olması da, Merkez Bankası’nın sadece kendi bastığı para olan TL üzerinden değil, yabancı para birimleri üzerinden de düşünmesi ihtiyacını doğuruyor. Dolayısıyla, Merkez Bankası yetkililerinin yurtdışındaki ekonomik aktörlerle de sıkı bir iletişim içinde olması hem kaçınılmaz hem de sağlıklı.</p>
<p>Peki, Merkez Bankası’nın uygulamakta olduğu politikalar ve söylemleri, aynı zaman diliminde hem yurtiçi hem de yurtdışı ekonomik aktörlerin beklentilerini karşılayabilir mi? Yerli ve yabancı oyuncuların Merkez Bankası’ndan beklentileri birbiriyle uyumlu olmazsa, Merkez Bankası hangi grubun beklentilerini karşılamayı önceliklendirir? İşin iletişim boyutuna gelirsek, Merkez Bankası meramını anlatmaya çalışırken, yerli oyuncular ve yabancı oyuncularla aynı iletişim stratejisini kullanabilir mi?</p>
<p><strong>Merkez Bankası yetkilisi: Kurduğumuz </strong><strong>iletişim yurtiçinde anlaşılmadı</strong></p>
<p>Şimdi sadede gelelim: Yukarıda bahsettiğim Merkez Bankası yetkilisi, 2023 Mayıs seçimlerinden sonra görevi devraldıklarında, bir ekonominin hayat damarı olan parasal aktarım mekanizmasının nasıl çökmüş durumunda olduğunu, Merkez Bankası ile ekonomik faaliyetler arasındaki linkin nasıl koptuğunu çok doğru bir şekilde bizlere anlattı. Parasal aktarım mekanizmalarının onarılması ve Merkez Bankası’nın eylem ve söylemlerinin ağırlığının artırılması için harcanan çabalar ve iletişimin bu çerçevede sürdürülmesi bence de çok doğru ve faydalı oldu. Fakat bahsi geçen yetkili, yaptıkları iletişimin yurtdışında hemen anlaşıldığını, lakin Türkiye’dekilerin bunu anlamadıklarını söyleyince beni bir düşünce aldı. Elin yabancısı nasıl olur da bizim merkez bankamızı bizden daha iyi anlar diye bayağı dertlendim. Burada oryantalist çözümlemelere falan girecek değilim tabii; o nedenle o kısmı pas geçiyorum. Bu durumda, “rasyonel bir insan olarak tanıdığımız Merkez Bankası yetkilisinin bu söyleminin arkasında ne olabilir acaba?” diye ciddi ciddi düşündüm. Sonunda vardığım sonuç, bir önceki paragrafta sorduğum soruların yanıtlarında gizli.</p>
<p>İlk önce şu tespiti yapmak lazım: Kısa vadeli bir bakış açısıyla, spekülatif kazanç peşindeki bir yabancı portföy yöneticisinin Merkez Bankası’ndan beklentisiyle, uzun vadeli bir bakış açısıyla Türkiye’de yatırım ve iş yapan bir reel sektör şirketinin Merkez Bankası’ndan beklentisi birbirlerinden, gayet doğal olarak, çok farklıdır. Basit bir örnek ile konuyu somutlaştırayım: Sıcak para yatırımcısı diye tabir ettiğimiz portföy yöneticisi, dolar cinsinden yüksek getiri elde edebilmek için hem yüksek reel faiz, hem de reel anlamda değer kazanan bir döviz kuru ister. Türkiye’de yerleşik bir reel sektör şirketi ise, enflasyonla uyumlu artan bir kur ve kabul edilebilir seviyede bir faiz ister. Merkez Bankası, bu farklı beklentileri göz önünde bulundurarak, kendisince gerekli olan politikaları uygular ve ona göre bir iletişim kurgular.</p>
<p><strong>Merkez Bankası, yerel aktörlerle </strong><strong>aynı frekansı tutturamadı</strong></p>
<p>2023 Mayıs seçimlerinden sonra işbaşına gelen Merkez Bankası yönetiminin, yukarıda bahsettiğim türden yabancı yatırımcıların beklentilerini daha fazla karşılama eğiliminde olduğunu gördük. Dolayısıyla iletişimde kullanılan dil de daha çok yabancı yatırımcıların beklentilerini karşılayacak bir kurguda ilerledi. Bu süreçte yurtiçindeki ekonomik aktörler kendilerince itirazlarını dile getirseler de, özellikle kur politikası konusunda kendilerine pek muhatap bulamadılar. Böyle bir ortamda, Merkez Bankası yabancılarla çok iyi bir iletişim kurarken, yerel aktörlere aynı frekansı bir türlü tutturamayan bir görüntü verdi.</p>
<p>Bu nedenle, “yabancılar bizi anladı ama yerliler bizi anlamadı” gibi bir söylem yerine, “acaba bu yerli oyuncuların ne derdi var da bizi bir türlü anlamak istemiyorlar?” diye sormak bence daha doğru bir yaklaşım olurdu. Konu bizim Merkez Bankası’nı anlamamamız değil de, anladığımızı beğenmememiz olmuş olamaz mı mesela?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabancinin-anlayip-yerlinin-anlamadigi-mesele-76164</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancının anlayıp, yerlinin anlamadığı mesele ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kur-artsin-mi-iki-defa-dusunmek-lazim-76163</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kur artsın mı? İki defa düşünmek lazım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kurdaki artış veya TL’nin değer kaybı hemen maliyetlere yansıdığı için kur kaynaklı talep artışını kârlılığa çevirmek çok zor. Sadece TL sabit ücret veya sözleşmeye dayalı TL alımlar sayesinde operasyonel kâr 300-500 baz puan artabilir görünüyor.</strong></p>
<p>Uzun zamandır devam eden TL’nin değer kazanma ve ihracat ve döviz kazandırıcı faaliyetlere etkisi sorununa farklı açıdan bakmak istiyorum. <strong>Biz gerçekten kurun artmasını istiyor muyuz</strong>? Veya istemeli miyiz? Bence hayır. Çünkü şirketlerin finansal tabloları farklı şeyler söylüyor.</p>
<p>TCMB 2026 Ocak verilerine göre şirketlerin açık pozisyonu 197,6 milyar dolar. 2023 verilerine göre 128 milyar dolar arttı. 2023 yılının ikinci yarısından sonra artan politika faizi ve reel faiz şirketlerin kredi kullanımında tercihlerini değiştirdi, dolar ve Euro para cinsinden yabancı para krediler kullanıldı. 2023 yılında 207 milyar dolar olan toplam yabancı para kredi kullanımı 105 milyar dolar artarak 312 milyar dolar ile pik yaptı. Buna karşılık şirketler döviz mevduatını 22 milyar dolar azalttılar. Yabancı para yükümlülükler artarken yabancı para varlıkların azalması şirketlerin açık pozisyonunu artırdı ve gittikçe işin içinden çıkılamaz hale getirdi. Şirketler 312 milyar dolar yabancı para kredi kullanırken aktiflerinde sadece 78 milyar dolar mevduat var. 53,7 milyar dolar ihracat alacağını saymıyorum çünkü 50,3 milyar dolar da ithalat borcumuz var.</p>
<p><strong>Kur yüzde 50 değerlendiğinde </strong><strong>zararımız 4,4 trilyon TL</strong></p>
<p>Bu nedenle “kurda artış artık şirketlerin yararına değil” pozisyonundayız. Tabii açık değil de artı veya nötr pozisyonda olan şirketler hariç. “Kaç tane bu pozisyonda şirket var?” derseniz bana göre yüzde 5-10’u geçmez. Bir hesap yapalım 1 Nisan 2026 güncel USD/TL kuru 44.3961. Örneğin, devalüasyon oldu ve TL yüzde 50 değer kaybetti ve USD/TL kuru 66.5942 oldu. Bilançomuza etkilerini hesaplayalım. Önce varlıklarımızı değerlendirelim toplamı 183,4 milyar dolar (mevduat, ihracat, yurt dışı yatırımlar ve türev dahil). Yeni kur ile varlıklarımızda 4 trilyon 71 milyar TL artış olur iken yükümlülüklerimiz 8 trilyon 468,6 milyar TL artacak. Kur farkı zararımız nette 4 trilyon 397,6 milyar TL olacak. Bu zarar ile şirketlerin 2026 yılını karlı bitirmeleri mümkün değil. ( 2025 yılı karlılığı tahminen 3 trilyon TL civarında). Özetle kur yüzde 50 değerlendiğinde zararımız 4,4 trilyon TL oluyor. Bu bilançomuza olan etki.</p>
<p>Peki satışlarımıza ve gelir tablomuza etkisi nasıl olacak? TL’nin değer kaybı ile yurt dışı satışlarda artış olmaya başlayacak talep artacak. Ancak TL’nin değer kaybı ÜFE’yi artırmaya başlayacak. Bizim hesaplarımıza göre toplam SMM içinde yurt dışından yapılan hammadde ithalatının toplamı 74,5 milyar dolar (Kimya, plastik, bakır, alüminyum, kauçuk, organik kimya, demir çelik gibi). Bu ithalatın TL maliyetleri artacak. Bunun yanında kur ile artan enflasyon ithalat dışındaki SMM içindeki diğer girdilerin de payını artıracağından kurdaki artışın karlılığa etkisi az olacaktır.</p>
<p>Sizlere 2021-2025 yılı arasında ÜFE ve TL’nin USD karşısında değer kaybına birkaç örnek vereyim. Yıl 2021, TL yüzde 71 değer kaybetmiş, ÜFE yüzde 80 artmış. Yıl 2022, TL yüzde 40 değer kaybetmiş ÜFE yüzde 98 artmış. Yıl 2023, TL yüzde 57 değer kaybetmiş, ÜFE yüzde 44 artmış, Yıl 2024 TL yüzde 20 değer kaybetmiş ÜFE yüzde 29 artmış ve son olarak da Yıl 2025, TL yüzde 21 değer kaybetmiş ÜFE yüzde 28 artmış. Kısaca kurdaki artış veya TL’nin değer kaybı hemen maliyetlere yansıdığı için kur kaynaklı talep artışını karlılığa çevirmek çok zor görünüyor. Sadece TL sabit ücret veya sözleşmeye dayalı TL alımlar sayesinde operasyonel kar 300-500 baz puan artabilir görünüyor. Kurdan gelen avantajlar maliyet artışı ile kendini “off-set” ediyor. Unutmayalım 2020 yılında kur farkı zararının öz kaynak kaybı sayılmaması tebliği çıkmıştı şirketlere olan olumsuz etkiyi azaltmak için. TL’nin değer kaybındaki yavaşlama yabancı para kredi kullananlara ödül oldu. 2026’nin ilk üç ayında TL, dolara karşı yüzde 3,6, Euro’ya karşı yüzde 1,13 değer kaybetti. İlk üç aylık TL, dolar ve Euro bazlı borçlanma maliyeti sırasıyla yüzde 11,5, yüzde 5,6 ve yüzde 2,6 oldu. Kısaca açık pozisyon riski alanlar kazandı.</p>
<p><strong>Kurun artmasının ihracatçıya </strong><strong>etkisi, negatif hale geldi</strong></p>
<p>Sonuç olarak enflasyon ile mücadele eden Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın para politikası nedeniyle yüksek seyreden politika ve piyasa faizi, risk alarak açık pozisyon alan ve yabancı para kredi kullanan firmalara fırsat sağladı. Açık pozisyon o kadar çok arttı ki artık kurun artmasının ihracat yapan firmalara etkisi negatif hale geldi. TL yüzde 50 değer kaybetse kur farkı zararı 4.4 trilyon TL oluyor (100 milyar dolar) ve ihracata katkısından çok zararı olacak hale geldi. Döviz fazlası olan şirketler hariç.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kur-artsin-mi-iki-defa-dusunmek-lazim-76163</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kur artsın mı? İki defa düşünmek lazım ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/372-dolarlik-kabus-80-dolarlik-teselli-76162</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> 372 dolarlık kâbus, 80 dolarlık teselli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Beyaz Saray’a yakın çevrelerden sızan bilgilere göre Trump, Hürmüz Boğazı’ndaki akışı yeniden tesis etmenin mümkün olmayabileceğini kurmaylarına ifade etmiş. Husilerin sürece dâhil olmasıyla, gemilerin Orta Doğu’dan ayrılmak için geçmek zorunda olduğu Babülmendep Boğazı ikinci tıkanıklık noktası olabilir. Bu dar su yollarının kontrolü İran ve Husilerde oldukça, ekonomik faturanın kabarması kaçınılmaz gözüküyor.</p>
<p>Trump’ın dün yaptığı açıklamalar ekonomik sancıları dindirmeyebilir. Çatışmanın bitmesi petrol fiyatında fazla bir rahatlama sağlamayabilir. Tahran yönetimi, elindeki en güçlü kaldıracın Hürmüz olduğunun farkında. Tedarik rotaları kapalıyken ve altyapıya yönelik saldırı tehdidi sürerken, petrol fiyatının yarattığı baskı artık bir ‘‘uç risk’’ sayılamaz. Nobel ödüllü ekonomist Paul Krugman bir model oluşturmuş. Brent petrol için en iyimser senaryoyu 99 dolar olarak belirlemiş. Orta seviye tahmini 152 dolar. Aşırı arz kesintisi durumunda fiyatın 372 dolara çıkabileceğini söylüyor.</p>
<p>TCMB Başkanı Karahan bu hafta ‘‘Yaptığımız analizlere göre, petrol fiyatında yüzde 10 düzeyindeki bir artış, büyüme oranında bir yıllık dönemde 0,4 ila 0,7 puan gerilemeye neden oluyor.’’ dedi. Petrol fiyatı yılbaşından beri yüzde 80 arttı. Krugman’ın en iyimser senaryosunu bile alsak, Türkiye ekonomisinde 2026’da büyüme anlamında pek bir şey kalmıyor. Diğer taraftan, olumlu bir pencereden bakmak isterseniz, Brent petrolün Aralık 2026 vadeli sözleşmesi 80 dolardan işlem görüyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/372-dolarlik-kabus-80-dolarlik-teselli-76162</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 372 dolarlık kâbus 80 dolarlık teselli ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/savas-ortaminda-nakit-yonetimi-76161</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savaş ortamında nakit yönetimi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Belirsizliğin yüksek, oynaklığın kalıcı olduğu ve risklerin yukarı yönlü olduğu bu yeni konjonktürde, likiditeyi güçlü tutmak ve esnek hareket edebilmek her zamankinden daha kritik hale geliyor.</strong></p>
<p>Amerika ve İsrail’in İran’la başlattığı savaşın üzerinden yaklaşık bir ay geçti. Bu kısa sürede finansal piyasalarda, enerji ve emtia fiyatları ile faiz ve borsa olmak üzere, son derece sert dalgalanmalara tanıklık ettik.</p>
<p>Hafta başında ABD tarafından gelen açıklamalar, Başkan Trump’ın savaşın sonlanmasını istediği ve Hürmüz Boğazı geçişine ilişkin yeni bir adım beklenmediği yönündeydi. Bu mesajlar, piyasalarda savaşın kısa sürede sona erebileceğine dair bir iyimserlik yarattı.</p>
<p>Ancak bu iyimser hava uzun sürmedi. Trump’ın çarşamba akşamı yaptığı konuşmada gerilimin önümüzdeki haftalarda daha da artacağına işaret etmesi dengeleri yeniden değiştirdi. Hatta “önümüzdeki iki üç hafta içinde onları ait oldukları taş devrine geri döndüreceğiz” ifadesi, çatışmanın sertleşebileceğine dair güçlü bir sinyal verdi. Nitekim son haftalarda ABD’nin bölgedeki askeri varlığını hızla artırması da bu söylemi destekleyen bir gelişme idi.</p>
<p><strong>Belirsizlikte artan oynaklık</strong></p>
<p>Savaşın kısa sürede sona ereceğine yönelik beklentilerin zayıflamasıyla birlikte piyasalardaki oynaklık yeniden yükseldi. Bu hafta içerisinde tahvil faizlerinden emtia fiyatlarına kadar birçok göstergede sert yükseliş ve geri çekilmeler gördük.</p>
<p>Bu tablo, önümüzdeki dönemde de finansal piyasalarda yüksek oynaklığın devam edeceğine işaret ediyor. Belirsizliğin bu denli arttığı bir ortamda, yatırımcıların ve şirketlerin nakit tutma eğiliminin hızla arttığını gözlemliyoruz.</p>
<p><strong>İş dünyası için temkinli dönem</strong></p>
<p>Savaşın seyrine ilişkin öngörülerin zayıf olduğu bu dönemde gerek bireylerin gerekse firmaların büyük ölçekli kararlar konusunda daha temkinli davranması kaçınılmaz görünüyor.</p>
<p>Zira çatışmanın iki üç hafta içinde sona ermesi ihtimali gerçekleşse bile bölgedeki gerilimin tamamen ortadan kalkacağını söylemek oldukça iyimser olur. İsrail’in Orta Doğu’daki genişlemeci politikaları, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol kararlılığı ve Körfez ülkelerinde yaşanan altyapı kayıpları, başta enerji piyasaları olmak üzere küresel ticaret ve taşımacılıkta uzun süreli etkiler yaratma potansiyeli taşıyor.</p>
<p><strong>Enflasyon ve faizde yukarı yönlü riskler</strong></p>
<p>Bu gelişmeler, yılın geri kalanında enflasyon ve faiz tarafında yukarı yönlü risklerin belirgin şekilde arttığını gösteriyor. Aynı zamanda küresel ticaret hacminde ve ekonomik aktivitede potansiyelin altında bir gerçekleşme ihtimali de güçleniyor.</p>
<p><strong>Yeni dönemin ana teması: Nakit</strong></p>
<p>Tüm bu çerçevede, önümüzdeki dönemin en belirleyici başlıklarından birinin “nakit yönetimi” olacağını söylemek yanlış olmayacaktır.</p>
<p>Belirsizliğin yüksek, oynaklığın kalıcı olduğu ve risklerin yukarı yönlü olduğu bu yeni konjonktürde, likiditeyi güçlü tutmak ve esnek hareket edebilmek her zamankinden daha kritik hale geliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/savas-ortaminda-nakit-yonetimi-76161</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savaş ortamında nakit yönetimi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kredi-piyasasinda-savas-etkisi-76160</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kredi piyasasında savaş etkisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Savaş kredi piyasasını nasıl etkiledi?  Kredi piyasasındaki davranış değişiklikleri büyümenin yanı sıra aynı zamanda enflasyon, özellikle konut fiyatları için de belirleyici olacak gibi görünüyor. Buradaki veri henüz kısıtlı bir zaman dilimini kapsıyor ama yine de bize bir öngörü sağlayabilecek durumda.</p>
<p>O halde buyurun tablodaki verilere bir göz atarak başlayalım. Tablonun en sağında gördüğünüz sütun Şubat ayında kredi türlerinin haftalık artış miktarını gösteriyor. Savaştan önceki aydaki gerçekleşmeleri gösteren bu sütunu referans olarak alarak, savaştan sonraki haftalarda bu sütundan ne kadar sapma olmuş diye bakabiliriz.</p>
<p><strong>Seçilmiş TL kredi kalemlerinde değişim (milyon TL)</strong></p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td width="114">
<p> </p>
</td>
<td width="113">
<p><strong>19 Mart</strong></p>
</td>
<td width="114">
<p><strong>13 Mart</strong></p>
</td>
<td width="113">
<p><strong>6 Mart</strong></p>
</td>
<td width="113">
<p><strong>Şubat ort.</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="114">
<p><strong> </strong></p>
</td>
<td width="113">
<p> </p>
</td>
<td width="114">
<p> </p>
</td>
<td width="113">
<p> </p>
</td>
<td width="113">
<p> </p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="114">
<p><strong>Kredi Kartları </strong></p>
</td>
<td width="113">
<p>-40.829</p>
</td>
<td width="114">
<p>3.333</p>
</td>
<td width="113">
<p>-6.279</p>
</td>
<td width="113">
<p>13.070</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="114">
<p><strong>İhtiyaç</strong></p>
</td>
<td width="113">
<p>-44.995</p>
</td>
<td width="114">
<p>34.270</p>
</td>
<td width="113">
<p>7.000</p>
</td>
<td width="113">
<p>7.019</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="114">
<p><strong>Konut</strong></p>
</td>
<td width="113">
<p>3.549</p>
</td>
<td width="114">
<p>7.769</p>
</td>
<td width="113">
<p>7.573</p>
</td>
<td width="113">
<p>6.132</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="114">
<p> </p>
</td>
<td width="113">
<p> </p>
</td>
<td width="114">
<p> </p>
</td>
<td width="113">
<p> </p>
</td>
<td width="113">
<p> </p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="114">
<p><strong>Ticari  </strong></p>
</td>
<td width="113">
<p>20.137</p>
</td>
<td width="114">
<p>107.528</p>
</td>
<td width="113">
<p>80.743</p>
</td>
<td width="113">
<p>82.923</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="114">
<p><strong> KOBİ </strong></p>
</td>
<td width="113">
<p>8.380</p>
</td>
<td width="114">
<p>48.489</p>
</td>
<td width="113">
<p>37.818</p>
</td>
<td width="113">
<p>53.798</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Bireysel kredilerde sert fren:</strong> Savaş nedeniyle yapılan en sert fren kesinlikle bireysel kredilerde. Savaştan önce her hafta ortalama 13 milyar TL artan kredi kartları bakiyesi 19 Mart haftasında 41 milyar TL azalmış. Benzer şekilde haftada 7 milyar TL artan ihtiyaç kredileri de aynı haftada 45 milyar TL azalmış. Kalabalık olmasın diye tabloya almadığımız kredili mevduat hesabı gibi diğer bireysel kredi türlerinde de benzer gelişme söz konusu.</p>
<p>Savaşın başlamasıyla beraber kredi büyümesinde yavaşlama veya doğrudan düşüş bekleniyordu elbette ama bu düşüş neden öncelikle bireysel kredilerde ortaya çıktı? Bireysel kredilerdeki gerilemede iki ayrı faktör etkili olmuş gibi görünüyor. Hem bu kredi türleri daha kısa vadeli olduğu için olumsuz etki daha hızlı ortaya çıkmış hem de (ticari kredilerden farklı olarak) kredi müşterilerinden gelen talep azalmış gibi görünüyor. Bu iki unsur bir araya gelince bireysel krediler sert bir fren yapmış.  </p>
<p><strong>Konut kredileri biraz ayrık duruyor ama: </strong>Konut kredileri bireysel kredilerdeki bu genel eğilimden biraz ayrık duruyor. Konut kredilerinde de haftalık artış oranı gerilemekle beraber, doğrudan bir düşüş söz konusu değil. Hala kredi stokunda artış var. Yine de bu veriye çok büyük anlam yüklemek doğru değil. Her şeyden önce Risk Merkezi verilerine göre yeni konut kredisi kullanan kişi sayısı çok uzun süredir aylık 15-16.000 bandında seyrediyor. Bu rakam Ocak ayında 13.000 kişiye kadar düşmüştü. Bu verilerden hareketle yapılacak bir tahmin bize savaşın başlamasından sonra en fazla 5.000 – 6.000 kişinin kredi kullanmış olabileceğini düşündürüyor. Ayrıca bu yeni kullandırılan kredilerin ortalama bakiyesi de oldukça düşük görünüyor.</p>
<p>Konut piyasasını tek bir piyasa gibi değil, gelir gruplarına göre farklılaşan ayrı piyasalar olarak görmek daha doğru. Örneğin lüks konut piyasası ile düşük gelirlilere hitap eden konut projeleri birbirinden tamamen farklı değişkenlerden etkileniyor. Bu nedenle konut kredilerindeki göreli canlılık, konut piyasasında canlılığa dönük bir gösterge olarak yorumlanamaz.    </p>
<p><strong>Ticari kredilerde yavaşlama:</strong> Ticari kredilerde ise net bir yavaşlama var. Bu yavaşlama hem kurumsal firmalar hem de KOBİ tarafında geçerli. Başvuru ve değerlendirme süreçleri bireysel kredilere göre daha uzun olan ticari kredilerin savaştan sonraki iki haftada pek etkilenmediği ama 19 Mart haftasına gelindiğinde önemli ölçüde yavaşladığı görülüyor. KOBİ kredilerinde yavaşlama eğilimi ticari kredilere oranla daha da belirgin. Savaş ve enflasyon riskiyle beraber kredi faizlerinin de yükselmeye başladığını da hatırlayalım.</p>
<p><strong>Kredi yavaşlaması güçlenecek gibi görünüyor: </strong>Önümüzdeki dönemde kredi piyasasında etkili olacak iki faktör daha var. İlk faktör son haftalarda düzenli bir şekilde azalan açık piyasa işlemleri bakiyesinin, bayramdan sonra eksiye dönmesi. Savaş riski devam ettiği sürece burada sıkılık devam edecek anlaşılan. Bu sıkılığı teyit eden diğer faktör ise Merkez Bankası’nın kredi kısıtlamalarına getirilen muafiyetleri daralttığı yönündeki haberler. Bu düzenleme de Merkez Bankası tarafından alınan diğer tedbirlerle uyumlu ve doğru bir adım olarak gözüküyor.</p>
<p>Dünyadan ithal edilecek olan maliyet kaynaklı ek enflasyon ve kredi yavaşlamasının büyümeyi sınırlandıracak olması zor bir manzara. Bu manzaradan çıkış ise ilk bakışta çelişkili görünse bile, TL’yi riskler devam ettiği sürece sıkı tutabilmeyi gerektiriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kredi-piyasasinda-savas-etkisi-76160</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kredi piyasasında savaş etkisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/savasin-birinci-ayi-sonunda-bilanco-76159</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savaşın birinci ayı sonunda bilanço</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Küresel ölçekte en korkulan olası gerçekleşmeler, büyümede yavaşlama, petrol fiyatlarının 100 dolar/varil üzerinde kalıcı olması nedeniyle hem enerji maliyetleri hem de gıda fiyatları üzerinden bir yeni enflasyon dalgası doğurması, tedarik zinciri kesintisi nedeniyle firmalara doğrudan olumsuz etkiler olarak gözüküyor.</strong></p>
<p>ABD-İsrail-İran savaşının 5. haftasını sonlandırmak üzereyiz. Kabaca bir ay bitti. <strong>Önceki İsrail-İran çatışmasına hiç de benzemeyen bir durumla karşı karşıyayız. İran hepimizi yanılttı. </strong>Önceki İsrail saldırılarına karşı zayıf görünümlü, askeri gücü sorgulanan İran’dan eser yok. İran, hem İsrail’e hem de ABD’ye önemli zayiatlar verdi ve vermeye devam ediyor. ABD ve İsrail’de İran’a kalıcı hasar bırakacak bombardımanlarda bulundu.</p>
<p><strong>Geçtiğimiz bir ayın sonunda, Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemi trafiği çökmüş durumda. </strong>Transit geçişler yüzde 95’in üzerinde azaldı, bu da enerji ve gübre akışlarını aksattı. Enerji fiyatları sert şekilde yükseldi. <strong>Fiyatlar ABD Başkanı Trump’tan gelen açıklamalarla bir yukarıda bir aşağıda. Öngörüde bulunabilmek çok zor.</strong></p>
<p><strong>En olumlu senaryoyu geride bıraktık</strong></p>
<p><strong>Diğer taraftan, çatışma bölgesi hem üretim hem de önemli bir ticaret yolu olarak küresel gübre arzının merkezinde yer alıyor. Artan enerji, gübre ve ulaşım maliyetleri, gıda üretimi, arzı ve fiyatları için riskleri artırmış durumda.</strong> İran ve Körfez ülkeleri de dahil olmak üzere Hürmüz Boğazı bölgesini etkileyen çatışmanın tırmanması, gübre piyasalarına giderek daha fazla yansıyor; enerji ve nakliyedeki aksaklıkları tarım piyasalarına, gelecekteki gıda arzına ve ticarete bağlıyor.</p>
<p>Senaryolar tablosunda öngörülen <strong>‘en olumlu senaryoyu’</strong> geride bıraktık. <strong>Bu savaşın kısa sürede sonlanması ve Hürmüz Boğazı’nın açılmasıyla petrol ve doğalgaz sevkiyatlarına başlanmasıydı. </strong>Bu senaryoya göre; petrol fiyatları kısa sürede 75-80 dolar/varil fiyatına geleceği, ekonomilerde önemli tahribatlar yaratmayacağı, toparlanmanın kısa sürede olacağı ve olası zararların yönetilebilir bir seviyede kalınacağı geniş bir kabul görmüştü.</p>
<p><strong>Şimdi pek de öyle olmayacağı anlaşılıyor. </strong>Atlantik Paktı yıkılmış gözüküyor. <strong>ABD ve İsrail’in ortak savaşı sadece onların savaşı olarak kaldı.</strong> Bu savaşta ne Avrupa ülkeleri var ne de Amerika’nın kadim dostu İngiltere.</p>
<p><strong>Merkez bankaları, piyasaların </strong><strong>olası barış iyimserliğini paylaşmıyor</strong></p>
<p><strong>Piyasalar yine de tüm bu olup bitenlere karşı son derece iyimser ve her fırsatta olası bir barış iyimserliğini satın alıyor. Fakat ne yazık ki, merkez bankaları aynı iyimserliği paylaşmıyor. </strong></p>
<p>Örneğin <strong>St. Louis Fed Başkanı Alberto G. Musalem, 1 Nisan 2026 tarihinde, Amerikan Girişim Enstitüsü’nde yaptığı konuşmada</strong>, ‘Ortadoğu çatışmasından kaynaklanan belirsizlik ve çözümlenmemiş tarife politikasının, yılın ilk yarısında tüketici ve işletme harcamalarını olumsuz etkileyebileceğine, akaryakıt, alüminyum ve gübre fiyatlarındaki artışın da aynı şekilde etkili olabileceğine, bu fiyatların özellikle bölgedeki tedarik zinciri aksamalarına karşı hassas olduğuna, St. Louis Fed analistlerinin tahminlerine göre, çatışmanın başlangıcından bu yana akaryakıt fiyatlarındaki artışın, tüketicilere çeyrek başına 125 ila 185 dolar arasında fazladan maliyet yükleyebileceğine’ dikkat çekti.</p>
<p><strong>ABD’de ortalama benzin </strong><strong>fiyatları 4 dolar/galonu geçti</strong></p>
<p>St. Louis Fed’in hesaplamalarına referans olan yakın tarihli veriler, Mart 2026’da benzin fiyatlarının sert bir şekilde yükseldiğini, normal benzinin ortalama galon fiyatının 3,48 dolara (Şubat ayındaki 2,78 dolar/galondan) ve dizelin ise 4,92 dolar/galona çıktığını gösteriyor. <strong>ABD’de, ortalama benzin fiyatları bu hafta içerisinde pek çok kişi tarafından eşik değer olarak gözüken 4 dolar/galonu geçmiş durumda.</strong></p>
<p><strong>Gelişmelerin şimdilik finansal istikrara yönelik bir tehdit oluşturmadığını söyleyebiliriz.</strong></p>
<p>Küresel ölçekte en korkulan olası gerçekleşmeler, büyümede yavaşlama, petrol fiyatlarının 100 dolar/varil üzerinde kalıcı olması nedeniyle hem enerji maliyetleri hem de gıda fiyatları üzerinden bir yeni enflasyon dalgası doğurması, tedarik zinciri kesintisi nedeniyle firmalara doğrudan olumsuz etkiler olarak gözüküyor.</p>
<p><strong>Mevcut sorunlar makro dengeleri </strong><strong>bozmak için fazlasıyla yeterli</strong></p>
<p><strong>Benzer endişeleri Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Fatih Birol da paylaşıyor.</strong></p>
<p>Birol, Norveç Varlık Fonu Başkanı Nicolai Tangen ile yaptığı bir podcast yayınında,</p>
<p>“Hürmüz Boğazı’nın kapalı olması sebebiyle petrol arzının giderek azaldığını, <strong>Ortadoğu kaynaklı enerji tedarikindeki aksamaların nisan ayında artarak Avrupa’yı ağır etkileyeceğini, nisanda yaşanacak petrol darboğazının, mart ayındakinin iki katı olacağını, buna sıvılaştırılmış doğalgazdaki (LNG) darboğazın da ekleneceğini, en büyük sorunun jet yakıtı ve dizel tarafında yaşandığını, şimdilik bunu Asya’da gördüğümüzü, ancak Nisan ya da Mayıs aylarında bu sorunun Avrupa’ya da sirayet edeceğini düşündüğünü</strong>” belirterek, çok ciddi uyarılarda bulundu.</p>
<p><strong>Savaş yarın bitse bile, mevcut sorunlar hem içeride hem de dışarıda makro dengeleri bozmak için fazlasıyla yeterli. </strong></p>
<p>Savaşın ne zaman biteceğini tahmin edebilmek ise mümkün gözükmüyor.</p>
<p><strong>Başkan Trump, geçen hafta perşembe akşamı yaptığı ulusa seslenişte, İran’ı kastederek</strong>;</p>
<p><strong>“Önümüzdeki iki üç hafta içinde onlara çok sert bir darbe indireceğiz.</strong> Onları ait oldukları Taş Devri’ne geri getireceğiz. Bu arada görüşmeler devam ediyor. Rejim değişikliği hedefimiz değildi. Hiçbir zaman rejim değişikliği demedik, ancak tüm eski liderlerin ölümü nedeniyle rejim değişikliği gerçekleşti” dedi.</p>
<p>Fakat arkasından;</p>
<p>“Amerika’nın Birinci Dünya Savaşı’na katılımı bir yıl, yedi ay ve beş gün sürdü. İkinci Dünya Savaşı üç yıl, sekiz ay ve 25 gün sürdü. Kore Savaşı üç yıl, bir ay ve iki gün sürdü. Vietnam Savaşı 19 yıl, beş ay ve 29 gün sürdü. Irak Savaşı sekiz yıl, sekiz ay ve 28 gün sürdü. Biz bu askeri operasyonda, en güçlü ülkelerden birine karşı 32 gündür çok güçlü, çok parlak bir şekilde mücadele ediyoruz” demesi, savaşın kısa sürede sonlanabileceğine dair ümitleri yine tersine çevirdi.</p>
<p><strong>Yeniden Roller-Coaster piyasaların içine düştük.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/savasin-birinci-ayi-sonunda-bilanco-76159</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/9/1280x720/savas-1775196508.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savaşın birinci ayı sonunda bilanço ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/verimli-kullanabilene-5g-76158</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Verimli kullanabilene 5G</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>5G gelmiş neyime, zam damlar yüreğime… Teknoloji hızlandı ama bizim bu hızı ekonomik faydaya çevirecek ortamımız uygun mu? Yoksa sadece yavru kedi videolarını daha hızlı mı indirebileceğiz?</strong></p>
<p>İletişimde Türkiye; <strong>alâyi valâ ile 5G’ye geçti</strong>. Gösterişli, törenli, tantanalı… Teknolojinin tüm nimetleri önümüze seriliverdi. <strong>Şimden gerû</strong>; üretimden ihracata, teknolojiden endüstriye dek “<strong>mucizeler</strong>” yaşayacakmışız. Yoksa abartıyor muyuz? <strong>Kedi videolarını daha hızlı indirmek dışında faydası ne</strong>?</p>
<p>5G'nin gerçek gücü, <strong>ultra düşük gecikme</strong> (1 milisaniye civarı), <strong>yüksek kapasite</strong> (aynı anda milyonlarca cihazı bağlama) ve <strong>güvenilir bağlantı</strong> sayesinde yeni nesil uygulamaları mümkün kılması. 1 Nisan’da resmen başladık, 2 yıl içinde <strong>81 ile</strong> yayılacak, <strong>dijital dönüşüm</strong> hızlanacak, ekonomiye katkı sunacak.</p>
<p><strong>EKRAN 5G, FATURA 7G, HIZ 3G İSE YANDIK</strong></p>
<p><strong>3G’ye geçiş önemliydi</strong>. Zira makul hızda videolar ancak iletilebiliyordu. Sonra <strong>4G geldi</strong> fakat biz ilerisine gidip; <strong>4.5G dedik</strong>. Sosyal medyanın patladığı, <strong>dijital dönüşümün tetiklendiği</strong> bu dönemde faturalar da güncellendi(<strong>!</strong>) ama dünyanın <strong>en yavaş</strong> interneti bizde dünyanın <strong>en pahalısı</strong> oluverdi.</p>
<p>Şimdi cihazından baz istasyonuna dek tüm <strong>GSM altyapısında 5G yatırımları</strong> devreye alınacak. Eğer verimli kullanıp vaat ettikleri gerçekleşecekse <strong>harika</strong> olur. Fakat endişem odur ki <strong>faturalarımız 7G</strong> mertebesinde pahalı, <strong>iletişim hızımız da 3G kabiliyetli</strong> sınırlı kalacak. Zira <strong>tecelli</strong> <strong>hep</strong> böyle oluyor.-</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / 5G’ye dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Kullanıcının talebi önemli mi?</em></strong></p>
<p><strong>Elbette</strong>… Ancak ülkenin diğer kurumlarının da <strong>5G hızına uygun</strong> olması beklenir. Eğitimin <strong>1G</strong>, Tarımın <strong>2G</strong>, Üretimin <strong>3G</strong>, Toplumun <strong>4G</strong> olduğu ülkemizde iletişimin <strong>5G </strong>olması, fazlaca fayda getirmeyecektir.</p>
<p><strong><em>Verimli kullanmanın yolları?</em></strong></p>
<p>Öncelikle 5G’ye yaptığımız, yapacağımız yatırımların “<strong>operatörlere daha fazla kazandırmak</strong>” dışında faydasına odaklanmak gerekir. <strong>Üretime</strong>, <strong>yaratıma</strong>, <strong>eğitime</strong>, <strong>sağlığa</strong>, <strong>yönetişime</strong> fayda sunması gerek.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>5G’NİN 2030’A DEK VAAT ETTİĞİ FAYDALAR ÖYLESİNE FAZLA Kİ…</strong></p>
<p><strong>1</strong>-Ekonomik büyüme, verimlilik; 100 milyar $. <strong>2</strong>-İhracata katkısı; 103 milyar $. <strong>3</strong>-Sanayi ve üretim; %30 maliyet düşüşü. <strong>4</strong>- Tarım; sensör, hassas üretim ile 50 milyar $. <strong>5</strong>- Ulaşım, akıllı şehirler; otonom araçlar, trafik, çevre. <strong>6</strong>- Sağlık; Uzaktan cerrahi. <strong>7</strong>- Eğitim; artırılmış gerçeklik. <strong>Say say bitmez gibi</strong>…</p>
<p><strong>5G LÛGATI</strong></p>
<p><strong>Geniş band</strong>: son derece yoğun verinin son derece kısa sürede son derece uzun menzile iletilme yolu</p>
<p><strong>Sıfır gecikme</strong>: Veri iletişimde hızın hayati derecede önemli olduğu, sağlık, güvenlik alanındaki önemi</p>
<p><strong>Baz istasyonu</strong>: Yüksek iletişimi sağlayacak direkler ve 5G’yi çalıştıracak ileri teknoloji ekipmanları</p>
<p><strong>Yüksek fatura</strong>: Hızlı ve yoğun trafik sağlamanın maliyetiyle kullanıcılara yüklenecek maddi külfetler</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/verimli-kullanabilene-5g-76158</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/cep-telefonu.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Verimli kullanabilene 5G ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ne-guzel-akaryakit-zamlari-artik-enflasyona-yol-acmiyor-76157</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ne güzel, akaryakıt zamları artık enflasyona yol açmıyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Neydi o eski günler, akaryakıta zam yapıldı mı, diğer tüm mal ve hizmetlerin fiyatı da adeta sıraya girerdi, itiş kakış! Herkes akaryakıt zammı ayarlı zam kuyruğunda sıralanırdı.</p>
<p>Oysa artık öyle mi, hiç değil!</p>
<p>Değil, çünkü akaryakıt zamları diğer mal ve hizmet fiyatlarının artmasına yol açmıyor, o günler geride kaldı.</p>
<p>İnanmayan oranlara baksın!</p>
<p>Geçen yılın mart ayı… TÜİK’e göre benzin fiyatı şubata kıyasla yüzde 3,1, motorin fiyatı yüzde 2 ucuzladı. EPDK ise bu oranları yine ucuzlama yönünde yüzde 2,4 ve yüzde 1,8 olarak açıkladı.</p>
<p>TÜİK’in oranları tüm Türkiye’deki ortalama fiyattaki, EPDK’nın oranları ise en yüksek işlem hacimli sekiz dağıtıcı firmanın İstanbul Avrupa yakasındaki bayilerinin uyguladığı ortalama fiyattaki değişimi gösteriyor. TÜİK ve EPDK oranları arasındaki farklılığın nedeni bu. Aslında her iki kuruluş da değişim oranı açıklamıyor ama ilan edilen fiyat üzerinden bu oranlar hesaplanabiliyor.</p>
<p>Geçen yıl mart ayında durum böyleydi; akaryakıt ucuzlamıştı. TÜFE’nin <strong>“kişisel ulaşım araçları için yakıtlar ve yağlar”</strong> alt grubundaki düşüş de yüzde 2 olarak ilan edilmişti.</p>
<p>Peki geçen yıl mart ayında akaryakıtta bu ucuzlama yaşanırken genel artış oranı ne olmuştu?</p>
<p>Hemen hatırlayalım; tüketici fiyat artışı TÜİK’e göre yüzde 2,46 olmuş, İTO’ya göre İstanbul’daki artış ise yüzde 3,12 düzeyinde oluşmuştu.</p>
<p>Hep vurguladım; akaryakıtın TÜFE’deki ağırlığı yüzde 3 dolayında ve doğrudan etki bu yüzden çok sınırlı. Akaryakıtta yüzde 10 indirim ya da aynı oranda artış olsa bile bu durum TÜFE’yi kabaca eksi 0,3 ya da artı 0,3 etkiler. Yüzde 10’luk bir harekette bile.</p>
<p>Dolayısıyla yüzde 2’lik, yüzde 3’lük artış ya da düşüşlerin TÜFE üstünde doğrudan çok büyük etkisi olmaz. Bu oranlar dolaylı olarak da fazla etki yapmaz.</p>
<h2>Ya yüksek oranlar?</h2>
<p>Yüzde 2’ler, 3’ler önemsiz! Aslında önemli de önemsiz! Bütün yılda fiyatların bu düzeyde arttığı bir ülkede bu oranlar tabii ki çok önemli ama Türkiye gibi yıllık oranın yüzde 30’ların altına bir türlü indirilemediği bir ülke için 2’nin, 3’ün lafı olmaz!</p>
<p>Geçen yıl mart ayında akaryakıt fiyatları ucuzladığı halde biraz önce belirttiğim gibi TÜFE yüzde 2,46, İTO’nun oranı ise yüzde 3,12 artmıştı.</p>
<p>Bu yılın mart ayı geride kaldı ve akaryakıta ne kadar zam geldiği de kesinleşti.</p>
<p>TÜİK’in akaryakıttaki zam hesabını bugün öğreneceğiz ama en azından EPDK’nın İstanbul Anadolu yakası için açıkladığı ortalama fiyatlar ve buna göre olan değişim oranı ortada.</p>
<p>Aynı bazda olması açısından EPDK fiyatlarına göre olan değişimi aktarayım.</p>
<p>Geçen yıl martta yüzde 2,4 ucuzlayan benzin bu yıl yüzde 8 zam gördü.</p>
<p>Geçen yıl martta yüzde 1,8 ucuzlayan motorine ise bu yıl yüzde 16,2 zam yapıldı.</p>
<h2>“Var mı bunun başka izah tarzı!”</h2>
<p>Akaryakıtın ucuzladığı geçen yılın martında yüzde 3,12 artan İTO’nun İstanbul için hesapladığı TÜFE, akaryakıtın yüklü bir zam gördüğü bu yıl daha düşük oranda yüzde 2,97 artış gösterdi.</p>
<p><strong>“Bu nasıl oldu”</strong> diye düşünmeye gerek yok!</p>
<p>Çünkü akaryakıt zamları artık enflasyona yol açmıyor!</p>
<p>TÜİK’in bugün açıklayacağı mart ayı artışına ilişkin tahminler de (benim tahminim değil) yüzde 2 ile yüzde 2,5 arasında.</p>
<p>Enflasyonun, akaryakıta çok zam yapılan bir ayda, akaryakıtın ucuzladığı bir aydakinden daha az artması, nasıl oluyor!</p>
<p><strong>“Öyle şey olur mu”</strong> demeyin, oluyor işte!</p>
<p>Bir kez daha söylüyorum; artık akaryakıt zamları enflasyona yol açmıyor.</p>
<p>Rahmetli Demirel’in ifadesiyle <strong>“Var mı bunun başka izah tarzı”</strong> demekten başka çare yok. (Var kelimesinden r’yi atıp a’yı uzatarak okuyun lütfen.)</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Dış ticarette beklenen gidişat…</span></h2>
<p>Savaş dış ticaretteki ilk etkisini gösterdi.</p>
<p>Mart ayında ihracat geçen yılın yüzde 6,4 altında kalırken, ithalat yüzde 8,4 arttı. Bunun sonucunda geçen yılın mart ayında 7,2 milyar dolar olan ticaret açığı yüzde 57’ye yakın artarak 11,3 milyar dolara çıktı.</p>
<p>İlk çeyrek itibarıyla ise ihracat geçen yılın yüzde 3,1 altında. Buna karşılık ithalat yüzde 4,7 artış kaydetti.</p>
<p><strong>Yıllık açık 98 milyar</strong></p>
<p>Bu köşede iki gün önce (1 Nisan) iki aylık dış ticaret verilerini değerlendirirken yıllık açığın basamakları birer birer çıktığını vurgulamıştım.</p>
<p>Mart ayı verileri, artık basamakların ikişer ikişer çıkıldığını ortaya koydu. Şubat sonunda 94 milyar dolar olan yıllıklandırılmış ticaret açığı mart sonunda 98,3 milyar dolara çıktı.</p>
<p>Savaşın şiddetine ve süresine bağlı olarak ticaret açığı daha da büyüyecek, bu kesin. 100 milyar dolar sınırı çok muhtemeldir ki nisanda aşılacak.</p>
<p>İhracatın mayısta düşük gerçekleşeceği de bir anlamda şimdiden kabul ediliyor. Kurban Bayramı dolayısıyla mayıs ayının neredeyse üçte biri tatille geçecek ve bu da ihracatın Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın ifadesiyle dalgalı seyretmesine yol açacak. Buradaki dalgalı ifadesini düşük diye okumak da pek yanlış olmasa gerek.</p>
<p>Dolayısıyla önümüzdeki aylarda ihracat aşağı gidecek, buna karşılık ithalat tırmanacak ve ticaret açığı ucu açık bir şekilde büyümeye devam edecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ne-guzel-akaryakit-zamlari-artik-enflasyona-yol-acmiyor-76157</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/akaryakit.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ne güzel, akaryakıt zamları artık enflasyona yol açmıyor! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-76153</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi Masası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Ekonomi Masası | 03 NİSAN" src="https://www.youtube.com/embed/c1OCeB6PQxU" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-76153</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/0/1280x720/ekonominin-gundemi-ekonomi-masasinda-1741210330.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/4-yilda-25-milyar-euro-yatirdi-yillik-ihracati-115-milyar-dolara-cikti-76156</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> 4 yılda 2.5 milyar Euro yatırdı, yıllık ihracatı 11.5 milyar dolara çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>GEÇEN </strong>hafta bir grup meslektaşımla birlikte Ford Otosan Genel Müdürü <strong>Güven Özyurt </strong>ve<strong> </strong>Koçfinans Genel Müdürü <strong>Pınar Kitapçı </strong>ile buluşmaya giderken, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanvekili ve Ford Otosan Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Ali Y. Koç</strong>’un davetiyle geçen yıl Mart ayında Craiova’daki (Romanya) tesislerine gidip döndüğümde yazdığım yazıyı gözden geçirdim. Yazının alt başlıklarından biri şöyleydi:</p>
<ul>
<li><strong>Ford Otosan’ın üretim kapasitesi 1 milyona dayandı…</strong></li>
</ul>
<p><strong>Ali Koç, </strong>Koç Holding CEO’su <strong>Levent Çakıroğlu, </strong>Otomotiv Grubu Başkanı <strong>Haydar Yenigün </strong>ve Ford Otosan Genel Müdürü <strong>Güven Özyurt</strong>’la gittiğimiz Craiova’daki fabrikadan dönerken şirketin Mart 2025 itibariyle verilerini özetlemişti:</p>
<ul>
<li><strong>2021-2026 dönemi için taahhüt ettiğimiz 2 milyar Euro’luk yatırımın yüzde 95’ini tamamladık. Yeniköy’de 405 bin, Gölcük’te 207 bin olmak üzere Kocaeli’deki üretim kapasitemiz 612 bini buldu.</strong></li>
<li><strong>2021 yılında 6.2 milyar dolar olan ihracatımız 2024 yılında 9.4 milyar dolara ulaştı. Türkiye’nin otomotiv ihracatının yüzde 25’ini oluşturdu. İstihdam 19 bini buldu.</strong></li>
<li><strong>Türkiye’nin ilk tam elektrikli ticari aracını 2022’de Gölcük’te ürettik. Kocaeli, Ford’un Avrupa’daki elektrikli ticari araç üretim üssü oldu. Batarya montaj tesisi devreye girdi.</strong></li>
<li><strong>Volkswagen’in yeni nesil 1 tonluk ticari aracının üretimini de 2024’te gerçekleştirdik.</strong></li>
<li><strong>Ford Otosan olarak üretim kapasitemiz 1 milyona çok yaklaştı. (934 bin 500 adet)</strong></li>
</ul>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69cf437c49f84-1775190908.jpg" alt="" width="700" height="467" />
<figcaption><strong>Pınar Kitapçı</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>Güven Özyurt </strong>ve <strong>Pınar Kitapçı </strong>ile geçen haftaki buluşmaya Ford Otosan Mali İşler Lideri <strong>Gül Ertuğ, </strong>Kurumsal İletişim ve Sürdürülebilirlik Lideri <strong>Burçak Türkeri </strong>ile Kurumsal Marka Lideri <strong>Gökçe Demirel </strong>eşlik etti. <strong>Özyurt, </strong>Ford Otosan’ın iki yıl sonra 100. yılını kutlayacağını kaydedip, üretim merkezlerine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Ford Otosan, Kocaeli’nde Gölcük ve Yeniköy fabrikaları, Eskişehir fabrikası (kamyon) ve Craiova’daki fabrikası ile 2 ülkede 4 ana üretim merkezine sahip.</strong></p>
<p>4 fabrikada ürettikleri modelleri sıraladı:</p>
<p>-          <strong>Yeni nesil 1 ton Transit Custom </strong>(dizel, şarj edilir hibrit ve tam elektrikli)<strong>, yeni Ford Tourneo Custom </strong>(dizel, şarj edilir hibrit ve tam elektrikli)<strong>, yeni nesil Transit Courier </strong>(dizel ve tam elektrikli)<strong>, Ford Puma</strong> (içten yanmalı ve tam elektrikli),<strong> yeni nesil VW 1 tonluk ticari araç.</strong></p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69cf43bd822ac-1775190973.jpg" alt="" width="700" height="465" />
<figcaption><strong>Gül Ertuğ</strong></figcaption>
</figure>
<p>Ford Otosan’ın Ford’un Avrupa’daki en büyük ticari araç üretim merkezi olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>2025 yılında toplam üretim 730 bin araca ulaştı. Ford’un dünyadaki toplam üretiminin yüzde 13-14’ünü Ford Otosan üstlendi. Türkiye’de ticari araç üretiminin yüzde 83’ünü, ticari araç ihracatının yüzde 87’sini ve toplam araç üretiminin yüzde 32’sini gerçekleştiriyoruz.</strong></p>
<p>Ford’un Avrupa’da sattığı ticari araçların yüzde 79’unun, binek araçların yüzde 41’inin Ford Otosan üretimi olduğunu irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Ford Otosan, 94 ülkeye araç ve parça ihraç ediyor. Craiova’daki fabrika dahil 2025 yılında toplam 15.4 milyar dolar ihracat geliri elde ettik.</strong></p>
<p>2025 yılında Türkiye’den yaptıkları ihracatın 11.6 milyar dolar olduğunu bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Son 14 yıldır otomotiv sektörünün ihracat lideriyiz. 2025 yılı sonu itibariyle 19.4 milyar dolar ciroyla Türkiye’nin ikinci büyük sanayi kuruluşuyuz.</strong></p>
<p>2 bini aşkın Ar-Ge çalışanıyla Türkiye otomotiv sektörünün en yetkin Ar-Ge merkezlerinden birine sahip olduklarına vurgu yaptı:</p>
<p>-          <strong>Ayrıca Türk otomotiv üretim şirketleri arasında en yüksek kadın istihdamına sahibiz.</strong></p>
<p>2021-2025 döneminde Türkiye’de 2.5 milyar Euro, Romanya’da da 500 milyon Euro yatırım yaptıklarına değindi:</p>
<p>-          <strong>935 bin adetlik kapasitenin yüzde 75’ini aktif kullanıyoruz. Son iki yıl içinde 190 bin 350 adet elektrikli ve hibrit araç ürettik. Ford Otosan’ın 2025 yılı itibariyle üretim miksinde elektrikli araçların payı yüzde 9.8’e yükseldi.</strong></p>
<p>Yatırım stratejilerinde Avrupa’daki emisyon regülasyonlarının belirleyici rol oynadığının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Ford’la geliştirilen üretim yaklaşımı, elektrikli, içten yanmalı ve hibrit araçların aynı üretim hattında üretilebilmesi üzerine kuruldu. Bu kararın stratejik önemi 2025’te daha net ortaya çıktı. Avrupa’da elektrikli araç penetrastonu yüzde 35-37 beklenirken</strong><strong>,</strong><strong> yüzde 17.4’te kaldı.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Böyle bir tabloda yalnızca elektrikli üretim için tasarlanmış tesislerde ciddi kapasite kullanım sorunları oluştu. Üretim bantlarımızdaki esneklik ciddi bir rekabet avantajı sağlıyor.</strong></p>
<p>Koç Grubu’nun Ford’la eşit paylara sahip ortaklıkla izlediği yatırım, üretim, ihracat stratejisi, Ford Otosan’ı Avrupa’nın en büyük ticari araç üreticisi konumuna taşıdı…</p>
<p>14 yıldır Türk otomotiv sektöründe ihracat şampiyonu olması, Ford Otosan’ın çizdiği yol haritasının başarısını ortaya koyuyor…</p>
<h2>Toplam hasılatı 830 milyar lirayı aştı, 630 bin adetlik ihracat planladı</h2>
<p><strong>FORD</strong> Otosan Genel Müdürü <strong>Güven Özyurt, </strong>şirketin 2025 yılı sonuçları üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>2025 yılı toplam hasılatımız yüzde 6.7 artışla 830.83 milyar lira olarak gerçekleşti. Net kârımız 33.99 milyar lira oldu. 2024’teki 50.87 milyar liralık kâra göre yüzde 33’lük gerilemede vergi ve kur etkileri belirleyici oldu.</strong></p>
<p>Serbest nakit akışının 2024’teki 0.5 milyar liradan 2025’te 80 milyar liraya yükseldiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Yurt içi perakende satışlarda 2025 yılı 117 bin araçla son 10 yılın rekor seviyesi oldu. Toplam ticari araç pazarında payımız yüzde 28.6 olarak gerçekleşti.</strong></p>
<p><strong>Özyurt, </strong>2026 hedeflerini de paylaştı:</p>
<ul>
<li><strong>2026 için perakende satış hedefi 90-100 bin adet olarak belirlendi.</strong></li>
<li><strong>Bu yılı toplam ihracat hedefimizi 580-630 bin adet aralığında tuttuk. Bunun 390-420 bin adedinin Türkiye’den, 190-210 bin adedinin ise Romanya’dan gerçekleşeceğini öngörüyoruz. 690-740 bin adet aralığında üretim hedefledik.</strong></li>
</ul>
<p>Temettü politikasına da değindi:</p>
<p>-          <strong>Olağanüstü ekonomik koşullar, 2001 krizi ve COVID-19 pandemi dönemi gibi istisnai dönemler hariç olmak üzere dağıtılabilir kârın en az yüzde 50’sini temettüye ayırma yaklaşımımızı koruyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘Pahalı Euro’ duasına çıkmak sonuç vermez, proaktif verimlilik öne çıktı</span></h2>
<p><strong>FORD</strong> Otosan Genel Müdürü <strong>Güven Özyurt, “güçlü TL” </strong>politikasının sürdürülmesinin maliyetler açısından dezavantaj yarattığına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>TL bazlı maliyetlerin dolar ve Euro cinsinden yükselmesi, Ford Otosan’ı kağıt üzerinde yurt dışındaki rakiplerine göre daha zayıf gösterdi. Bu nedenle verimlilik seviyelerini daha ileri seviyelere taşıyoruz.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          “Pahalı Euro duası”<strong>na çıkmak gibi yaklaşımların sonuç vermeyeceği çok açık. Rekabetçiliği geri kazanmanın tek yolu proaktif verimlilik ve teknolojik dönüşüm olarak öne çıkıyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye’de otomobil pazarında rekabet ciddi şekilde kızıştı</span></h2>
<p><strong>FORD</strong> Otosan Genel Müdürü <strong>Güven Özyurt, </strong>Türkiye otomobil pazarında son bir-iki yılda ciddi bir rekabet oluştuğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Araç arzı belirgin şekilde arttı. Kredi imkanlarının daralmasına rağmen Türkiye pazarı araç alımını güçlü biçimde sürdürdü. İthal araçların Türkiye pazarındaki göreli fiyat rekabetçiliği de arttı.</strong></p>
<p>Tüketicilerin araçları aynı zamanda yatırım aracı gördüğüne işaret etti:</p>
<p>-          “Dolar artmıyor ama araç değerini koruyor” <strong>algısı satın alma davranışını destekledi. Özellikle ticari müşteriler için araçlar işletme sermayesinin bir parçası haline geldi.</strong></p>
<p>Geçen yıl Türkiye’de toplam otomobil satışlarının 1.4 milyona çıktığını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Avrupa’da üretilip Türkiye’ye gelen araçlar enflasyondan Türkiye’de üretilen araçlar kadar etkilenmedi. İthal araçlarla yerli üretim arasındaki fark önemli ölçüde daraldı.</strong></p>
<p>Avrupa’daki yeni regülasyon yapısının farklı bir baskı yarattığına değindi:</p>
<p>-          <strong>Artık belirli sayıda içten yanmalı araç satabilmek için buna karşılık belirli sayıda elektrikli araç satma zorunluluğu oluştu.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘Made in Europe’ yerine ‘Made with Europe’ yaklaşımı benimsenmeli</span></h2>
<p><strong>FORD</strong> Otosan Genel Müdürü <strong>Güven Özyurt, </strong>Avrupa Komisyonu’nun <strong>“Made in Europe” </strong>şeklinde tanımlanan yasa taslağına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>AB ile Gümrük Birliği ve serbest ticaret anlaşması olan ülkeler </strong>“Made in Europe” <strong>kapsamı içinde tutuldu. Taslak açıklandıktan sonra 30 revizyon geçirdi.</strong></p>
<p><strong>Özyurt, </strong>bu konuda şu öneriyi gündeme getirdi:</p>
<p>-          “Made in Europe” <strong>ifadesi </strong>“Made with Europe” <strong>çerçevesine taşınmalı. Bu söylem, Türkiye’yi Avrupa değer zincirinin içinde ve güvenilir üretim üssü olarak konumlandırır.</strong></p>
<p>Ardından belirsizliklere dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Ancak, bu konuda kritik belirsizlikler sürüyor. Kamu alımları, özel şirket alımları ve menşe/orijin tanımı başlıklarında hâlâ netlik ihtiyacı bulunuyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Koçfinans, 137 milyon dolara Ford Otosan’a bağlı şirkete dönüşüyor</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69cf43e8930fb-1775191016.jpg" alt="" width="700" height="465" /></span><strong>FORD</strong> Otosan Genel Müdürü <strong>Güven Özyurt, </strong>Koç Finansman A.Ş.’nin (Koçfinans) yüzde 100 hissesini devralmak üzere 13 Mart 2026’da sözleşme imzaladıklarına değindi:</p>
<p>-          <strong>Satın alma bedeli 137 milyon dolar seviyesinde bulunuyor ve ödeme peşin, nakit yapılacak. Hisse devir yapısında Koç Holding yüzde 50, Arçelik yüzde 47, diğer Koç Topluluğu şirketleri yüzde 3 paya sahip. Rekabet Kurulu onayı sonrası işlemler tamamlanacak.</strong></p>
<p>Koçfinans Genel Müdürü <strong>Pınar Kitapçı, </strong>Koçfinans’ın bilanço büyüklüğünün 50 milyar lirayı aştığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Ford Otosan yıllardır en büyük perakende finansman iş ortağımız konumunda bulunuyor. Ayrıca en büyük müşterimiz.</strong></p>
<p><strong>Güven Özyurt, </strong>bu satın almaya Ford Otosan penceresinden baktı:</p>
<p>-          <strong>Koçfinans satın alması, entegre mobilite yaklaşımın bir parçası. Özellikle kamyon tarafında değer yaratmanın asıl yolu bütüncül hizmet sunabilmekten geçiyor. Koçfinans’ın bünyeye katılması, müşterilere daha güçlü ve entegre finansman çözümleri sunulmasını sağlayacak.</strong></p>
<p>Koçfinans Genel Müdürü <strong>Pınar Kitapçı, </strong>planlanan entegrasyon modelini anlattı:</p>
<p>-          <strong>Koçfinans’ın tüzel kişiliği ve çok markalı yapısı korunacak. Türkiye’de kendi distribütörlüğü bulunmayan markalar Koçfinans’tan hizmet almaya devam edecek. Ford müşterileri için ilerleyen dönemde </strong>“Ford Finans” <strong>deneyimi sunmayı planlıyoruz.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/4-yilda-25-milyar-euro-yatirdi-yillik-ihracati-115-milyar-dolara-cikti-76156</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/6/1280x720/guven-ozyurt-1775190866.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 4 yılda 2.5 milyar Euro yatırdı, yıllık ihracatı 11.5 milyar dolara çıktı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yerli-yatirimcidan-altina-hucum-76155</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 07:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yerli yatırımcıdan altına hücum</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Orta Doğu’yu karıştıran savaşın etkisiyle altın fiyatlarındaki düşüşü yurtiçi yerleşikler alım fırsatına çevirdi. Gram altın fiyatlarında geçen hafta altının ons fiyatına paralel yaşanan yüzde 2,5’lik gerileme yurtiçi yerleşiklerin kıymetli maden mevduatında artışa yol açtı. Merkez Bankası verilerine göre 27 Mart ile biten haftada yurtiçi yerleşiklerin parite etkisinden arındırılmış olarak kıymetli maden hesapları 2 milyar 389 milyon dolar artış gösterdi. Bu yükseliş kıymetli maden mevduatlarını parite etkisi 8 milyar dolar aşağı çektiğinde yaşandı.</p>
<p>Analistler son dönemde altın fiyatlarındaki düşüş nedeniyle hem para piyasası fonundan hem de TL mevduattan çıkışın altına yöneldiğine dikkat çekiyordu. Merkez Bankası verileri de bu alımın geçen hafta hızlandığını ortaya koydu. Haftalık para ve banka istatistiklerine göre yurtiçi yerleşiklerden gerçek kişilerin kıymetli maden mevduatı geçen hafta parite etkisinden arındırılmış olarak 1 milyar 865 milyon dolar, tüzel kişilerin kıymetli maden mevduatı da parite etkisinden arındırılmış 525 milyon dolar arttı. Yurtiçi yerleşiklerin toplam yabancı para mevduatı da çoğunluğu kıymetli maden mevduatındaki artıştan kaynaklı olarak parite etkisinden arındırılmış olarak 2 milyar 211 milyon dolar yükseliş gösterdi. Gerçek kişilerin yabancı para mevduatında parite etkisinden arındırılmış büyüme 1 milyar 832 milyon dolar olarak hesaplandı.</p>
<h2>Yabancı 3 hafta sonra hissede alıcı </h2>
<p>Savaşın etkisiyle TL varlıklardan çıkışını hızlandıran yabancı yatırımcı 3 haftanın ardından 27 Mart ile biten hafta itibariyle hisse senedinde ilk kez net alıcı olurken TL devlet tahvillerinde sert satışı devam etti. Merkez Bankası haftalık menkul kıymet verilerine göre hisse senedinde geçen hafta yabancı yatırımcının net alımı 137.1 milyon dolar oldu. Devlet tahvillerinden net çıkışı ise 1 milyar 370 milyon dolar olarak devam etti. Savaş öncesi olan 27 Şubat haftasından bu yana yabancı yatırımcının devlet tahvillerinden net çıkışı 6 milyar 103 milyon doları buldu. Hisse senedinde ise aynı dönemde net satış 1 milyar 78 milyon dolar olarak hesaplandı. Hisse ve tahvilden yabancının savaş dönemi satışı da böylece 7 milyar 181 milyon dolara ulaştı.</p>
<p>Yabancı yatırımcının satışları portföylerindeki TL cinsi menkul kıymet stoklarının da gerilemesine neden oldu. Merkez Bankası haftalık menkul kıymet istatistiklerine göre 19 Mart’ta yurt içi piyasa toplam stok değeri de 58 milyar 74,5 milyon dolar olan yabancı yatırımcının 27 Mart haftasında 55 milyar 488,2 milyon dolara indi. Hisse senedi stoku 39 milyar 567 milyon dolardan 38 milyar 627,3 milyon dolara, DİBS stoku ise 16 milyar 559,6 milyon dolardan 14 milyar 997,6 milyon dolara geriledi.</p>
<h2>Merkez Bankası rezervleri 155.3 milyar dolar </h2>
<p>Merkez Bankası rezervlerinde gerileme geçen hafta da devam etti. Merkez Bankası toplam rezervleri 27 Mart haftasında bir önceki haftaya göre 22 milyar 119 milyon dolar azalarak 155 milyar 339 milyon dolara geriledi. Merkez Bankası döviz rezervleri 6 milyar 2 milyon dolar düşüşle 55 milyar 290 milyon dolara indi. Döviz rezervleri, 19 Mart’ta 61 milyar 292 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu. Bu dönemde altın rezervleri de 16 milyar 117 milyon dolar azalışla 116 milyar 166 milyon dolardan 100 milyar 49 milyon dolara geriledi. Böylece Merkez Bankasının toplam rezervleri 27 Mart haftasında bir önceki haftaya göre 22 milyar 119 milyon dolar azalışla 177 milyar 458 milyon dolardan 155 milyar 339 milyon dolara indi. Aynı hafta TCMB’nin net uluslararası rezervleri de 22 milyar 326 milyon dolar düşüş ile 35 milyar 81 milyon dolar indi ve Mayıs 2025 başındaki seviyesine döndü. Swap hariç net rezerv ise 19 Mart haftasında 43 milyar dolar iken 27 Mart haftasında 20.2 milyar dolara indi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">KKM hesapları 1.53 milyar liraya indi</span></h2>
<p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu verilerine göre kur korumalı mevduat hesapları geçen hafta 33 milyon lira azalarak 1 milyar 533 milyon liraya geriledi. BDDK haftalık bültenine göre bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi 27 Mart itibarıyla 227 milyar 111 milyon lira azalarak 24 trilyon 318 milyar 846 milyon liradan 24 trilyon 545 milyar 956 milyon liraya indi. Bankacılık sektöründe toplam mevduat ise bankalar arası dahil geçen hafta 285 milyar 833 milyon lira azalarak 27 trilyon 928 milyar 268 milyon liraya geriledi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yerli-yatirimcidan-altina-hucum-76155</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/5/1280x720/altin-1754583795.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Altın fiyatlarındaki düşüş yerli yatırımcının alım fırsatına döndü. Merkez Bankası haftalık para ve banka istatistiklerine göre yurtiçi yerleşiklerin kıymetli maden hesapları geçen hafta parite etkisinden arındırılmış olarak 2.4 milyar dolar artış gösterdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bedava-domatesin-istanbula-girisi-20-tl-76154</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 07:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Bedava&#039; domatesin İstanbul’a girişi 20 TL!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AYSEL YÜCEL/İSTANBUL</strong></p>
<p>Ortadoğu’daki savaşla birlikte hızla artan akaryakıt maliyetleri, sofralara yansımaya başladı. Lojistik maliyetlerindeki artış mutfaktaki enflasyonu kemikleştiriyor. Başta domates, salatalık ve biber gibi temel gıda ürünlerinde Antalya- İstanbul hattındaki nakliye ve üretim maliyetleri sürdürülebilir sınırları aştı. Sektör paydaşlarına göre, lojistik giderlerdeki artış sadece nihai fiyatı yükseltmekle kalmıyor, aynı zamanda üretimin devamlılığını da tehdit ediyor.</p>
<p>Antalya Toptancı Hal Yaş Sebze ve Meyve Komisyoncular Derneği Başkanı Nevzat Akcan, sorunun sadece tarlada değil, “yol maliyetinde” olduğunu vurguladı. Akcan, İstanbul’da ucuz sebze tüketme döneminin kapandığını belirterek, “Antalya’dan domatesi bedava alsanız dahi paketleme, işçilik, gübre ve nakliye maliyetleri eklendiğinde İstanbul’a giriş rakamı 18-20 lirayı buluyor. Domates pahalı değil, üretim ve lojistik maliyeti pahalı. Çiftçinin batma ihtimali son 10 yılda hiç olmadığı kadar arttı. Eğer üreticiyi koruyamazsak, 2-3 yıl sonra paranızla dahi ürün bulamayacağız” uyarısında bulundu.</p>
<h2>Kamyoncu esnafı da zorda</h2>
<p>Lojistik tarafındaki maliyet baskısı, özellikle kısa mesafe ve parsiyel taşımacılıkta daha sert hissediliyor. İstanbul Halciler Derneği Başkanı Numan Dayan, nakliye tarafında yaşanan artışın ürün fiyatlarını doğrudan yukarı çektiğini belirtti. Dayan, “Ocak ayında nakliyeler ortalama bazda seyrediyordu, ancak bugün kamyoncu esnafı mevcut rakamlarla dahi ayakta kalamadığını söylüyor. Masraf kalemleri sadece mazotla sınırlı değil; plastik sandık ve ambalaj gibi yan kalemlerdeki artışla birlikte, Ocak ayında 10 liraya mal ettiğimiz ürünü bugün 20 liraya ancak getirebiliyoruz” dedi. Türkiye Nakliyeciler Derneği (TND) Yönetim Kurulu Başkanı Hakkı Başman, akaryakıt maliyetlerinin toplam iş hacmi içindeki payının kritik seviyeye geldiğini vurguladı. Ocak-Mart döneminde mazot fiyatlarında yaşanan yüzde 45’lik zammın navlunlara zorunlu yansımasını değerlendiren Başman, “Kamyoncu tarafı maliyeti çok daha sert hissediyor ancak kurumsal firmalar olarak enflasyonu körüklememek adına maliyetin sadece üçte birini fiyatlara yansıttık. Bu kapsamda Nisan ayı itibarıyla nakliye fiyatlarında yüzde 15’lik bir revizeye gittik” bilgisini paylaştı.</p>
<h2>Piyasada hacim daralıyor </h2>
<p>İç piyasada ise genel bir durgunluk hakim. Yuda Yurtiçi Dağıtım Genel Müdürü Kemal Dağcı, yurt içi parsiyel taşımacılıkta yüzde 20’ye yakın bir daralma yaşandığını belirtti. Dağcı, piyasadaki durumu şu sözlerle özetledi: “Küçük esnaf nakit akışını korumak için stok yapmıyor, ihtiyacı kadar mal çekiyor. Öte yandan büyük ithalatçılar döviz riskinden korunmak adına depoları doldurmuş durumda. Ancak bu doluluk bir hareketliliğin değil, belirsizlik halinin bir sonucu.”</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kriz döneminde ÖTV tamamen kaldırılmalı</span></h2>
<p>Sektörün ortak talebi, akaryakıt üzerindeki ağır vergi yükünün hafifletilmesi yönünde birleşiyor. Nakliyeciler, gıda ve ticaret zincirinin kopmaması için özellikle nakliye sektörüne yönelik kriz aşılana kadar ÖTV’nin kriz aşılana kadar tamamen kaldırılması gerektiğini savunuyor. Sektör temsilcilerine göre, akaryakıt maliyetleri sübvanse edilmediği sürece, tarlada ürün bollaşsa dahi lojistik bariyeri nedeniyle mutfaklardaki yangının sönmesi mümkün görünmüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bedava-domatesin-istanbula-girisi-20-tl-76154</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/4/1280x720/domates-tarim-lojistik-1775190111.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sert yükselen akaryakıt fiyatları, üretimin yanı sıra lojistik maliyetlerini yukarı çekiyor. Antalya Yaş Sebze ve Meyve Komisyoncular Derneği Başkanı Nevzat Akcan’a göre “meyve sebzenin kendisi değil, lojistiği pahalı” hale geldi. Akcan, “Antalya’dan domatesi bedava alsanız dahi paketleme, işçilik, nakliye eklendiğinde İstanbul’a kilogram giriş maliyeti 18-20 lirayı buluyor” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/platform-kapitalizminden-kamusal-degere-76183</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Platform kapitalizminden kamusal değere</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapay zeka gazeteciliğe de geldi. Ama mesele gazetecilik değil. Oxford Internet Institute’un AI in the News çalışması çok net bir şeyi ortaya koyuyor: Yapay zeka haber üretiminden çok daha fazlasını dönüştürüyor. İçeriğin filtrelenmesi, sıralanması, önerilmesi ve görünür kılınması artık algoritmaların kontrolünde. Bilgi ekosistemi yapısal bir yeniden tasarım sürecinden geçiyor ve bu yeniden tasarımın merkezinde güç var.</p>
<p>Platform şirketleri raporda “landlord” yani ev sahibi olarak tanımlanıyor altyapıyı, veriyi ve hesaplama kapasitesini kontrol ediyorlar. Haber kuruluşları ise bu ekosistemde giderek kiracı konumuna sürükleniyor. Zero click results gibi uygulamalar kullanıcıyı kaynağa yönlendirmeden bilgiyi özetleyerek sunuyor. Bu yalnızca bir ürün tercihi değil ekonomik değer akışının yeniden yönlendirilmesi demek.</p>
<p>Soruyu doğru sormamız gerekiyor: Yapay zeka bilgi üretimini mi demokratikleştiriyor yoksa değeri mi merkezileştiriyor? Yeni ekonomi perspektifi tam da burada devreye giriyor. Onarıcı ve dağıtıcı ekonomi değerin yalnızca üretim hızına değil, kime aktığına, nasıl paylaşıldığına ve hangi kamusal amacı güçlendirdiğine bakar.</p>
<p>Bugün yapay zeka verimlilik vaat ediyor ama rapor açıkça söylüyor: Bu verimlilik otomatik değil. Büyük dil modelleri düşünmüyor olasılık hesaplıyor. Gazetecilikte bağlam kurma, anlam üretme, kamusal önemi tartma kapasitesi hâlâ insana ait. Bu bize şunu gösteriyor: Yapay zeka emeği tamamen ikame etmiyor aslında emeği yeniden konumlandırıyor.</p>
<p>Yapay zeka altyapıları kamusal yatırım alanı görülmeli Mesele şu: Yapay zekadan doğan üretkenlik kazancı kime ait olacak? Platformlara mı yoksa kamusal bilgi altyapısına mı? Eğer bu kazanç birkaç büyük teknoloji şirketinin bilançosuna yazılıyorsa bu adil değil. Bu dijital çağın yeni bir tekel ekonomisi. Ama eğer bu kazanç yerel haber odalarının güçlenmesine, araştırmacı gazeteciliğin desteklenmesine, veri altyapısının kamusal erişimine ve yurttaşların bilgiye güvenli erişimine hizmet ediyorsa o zaman yapay zeka kamusal değeri büyütebilir. Onarıcı ekonomi yalnızca doğayı değil bilgiyi de kapsar. Bilgi ekosistemi bir müşterek yani öyle olmalı. Eğer algoritmalar kamusal alanı şekillendiriyorsa bu alanın yönetişimi de kamusal değer ilkelerine dayanmalı.</p>
<p>Dağıtıcı ekonomi perspektifi ise şu soruyu sorar: Güç ve veri yoğunlaşmasını nasıl kırarız? Raporda rekabet hukuku ve veri koruma yasalarının güçlendirilmesi gerektiği vurgulanıyor. Ben buna bir adım daha ekliyorum: Yapay zeka altyapılarının kamusal yatırım alanı olarak görülmesi gerekiyor. Nasıl ki geçmişte demiryolları, enerji ve telekom altyapıları kamusal stratejik alanlardı bugün de veri ve algoritma altyapıları öyle.</p>
<p>Bu yalnızca teknoloji politikası değil sanayi politikası. Bu yalnızca medya meselesi değil demokrasi meselesi. Piyasa tek başına kamusal alanı koruyamaz. Ama devlet de mevcut haliyle büyük bir katalizör ve inovatör olabilme kapasitesine rağmen tek başına inovasyonu taşıyamaz. Hibrit, işbirlikçi, çok paydaşlı bir mimariye ihtiyaç var. Kamu, özel sektör ve sivil toplum birlikte değer tasarlamalı ama değer ölçümü yalnızca finansal getirilerle değil toplumsal etkiyle yapılmalı.</p>
<p>Bilgi üretiminden doğan değer kim için üretilecek? Eğer cevabımız kamusal değer ise o zaman yapay zekayı yalnızca bir verimlilik aracı olarak değil demokratik altyapı olarak tasarlamak zorundayız. Çünkü geleceğin bilgi ekonomisi ya platform kapitalizminin yeni katmanı olacak ya da kamusal değeri büyüten yeni bir ekonomik tasarımın başlangıcı. Ve bu tasarım teknik değil politik bir tercihtir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/platform-kapitalizminden-kamusal-degere-76183</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Platform kapitalizminden kamusal değere ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dis-borcumuz-azaldi-ama-enflasyondan-ne-haber-76177</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dış borcumuz azaldı ama enflasyondan ne haber?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TEPAV’dan iktisatçı Coşkun Cangöz’ün bir sosyal medya platformundaki yazısı ilk bakışta yüreklere su serpen türden. Ortadoğu’daki savaşın başlangıcından bu yana rezervler 55 milyar dolar azalırken, Merkez Bankası’ndan dış borcun da düştüğüne dair açıklama gelmesi dikkat çekici bir “tesadüf” olarak öne çıkıyor. Cangöz bu durumu irdeleyince, işin arkasında 12 Mart’ta yapılan metodolojik değişiklikler olduğunu ortaya koyuyor ve özetle şunları anlatıyor:</p>
<p>“Yeni düzenlemeyle iki önemli değişiklik yapıldı. İlki, borcun kimden alındığına bakışın değişmesi. Artık tahvili kimin ihraç ettiğinden çok, kimin elinde tuttuğu esas alınıyor. Yani Hazine’nin yurt dışında ihraç ettiği tahvilleri Türkiye’deki yatırımcılar aldıysa bunlar dış borç sayılmıyor, buna karşılık, yurt içinde ihraç edilip yabancıların aldığı tahviller dış borç kapsamına giriyor. İkinci değişiklik ise değerleme yöntemiyle ilgili. Daha önce sabit anapara değeri esas alınırken, artık piyasa değeri dikkate alınıyor. Böylece borç stokunun değeri, piyasa koşullarına göre anlık olarak değişebiliyor.</p>
<p>Bu yeni yaklaşım, borç verilerini adeta “canlı yayın” haline getiriyor. Tahvil fiyatları ülke riskine göre düşerse borç da istatistiksel olarak azalıyor, yükselirse artıyor. Ancak burada kritik nokta şu: Vade sonunda Hazine’nin ödeyeceği tutar değişmiyor. Yani görülen düşüş ya da artış, gerçek yükümlülüğün azaldığı ya da arttığından daha çok “bugün ödemek istesek ne kadar öderdik?” sorusunun cevabını yansıtıyor. Bu değişiklikle Türkiye’nin dış borcu kağıt üzerinde yaklaşık 65 milyar dolar daha düşük görünüyor.”</p>
<p>Cangöz’e “Şapkadan tavşan mı çıkarttık?” diye sorduğumda ise yanıt net: Hayır. OECD ülkelerinin zaten kullandığı bir yönteme geçilmiş durumda.”</p>
<p>Ancak o zaman insanın aklına şu da gelmiyor değil: “Keşke aynı uyumu, onların yüzde 3,7 civarındaki enflasyon oranlarına yaklaşma konusunda da gösterebilseydik.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dis-borcumuz-azaldi-ama-enflasyondan-ne-haber-76177</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/tcmb-2.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dış borcumuz azaldı ama enflasyondan ne haber? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hurmuzde-kim-kazaniyor-savas-stagflasyon-ve-yatirimcinin-acmazi-76176</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hürmüz’de kim kazanıyor? Savaş, stagflasyon ve yatırımcının açmazı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/69cf585c24f52-1775196252.jpeg" alt="" width="233" height="138" /></strong><strong>DR. GÖZDE SARAK - Anadolu Yatırım Araştırma Yönetmeni</strong></p>
<p><em><strong>Rusya’nın petrol geliri yükselirken, Çin, İran’dan yuan karşılığı enerji satın alarak petro-dolar düzenini sessizce aşındırıyor. Kısa vadeli kayıp, uzun vadeli masa gücü mü? Büyük oyunlarda en akıllı hamle bazen hamle yapmamaktır.</strong></em></p>
<p>Petrol krizleri ekonomilere iki şey kazandırdı: Her seferinde derin bir yara, her seferinde kalıcı bir ders. 1973’te Arap ambargosu dünyayı hazırlıksız yakaladığında stratejik rezerv diye bir şey yoktu. O krizden Uluslararası Enerji Ajansı doğdu. 1979’da İran Devrimi geldi, çeşitlendirme zorunlu hale geldi. 1990’da Körfez Savaşı ile beraber, vadeli piyasalar olgunlaştı. 2022’de Rusya Ukrayna’ya harekat başlattı, enerji dönüşümü öne çekildi.</p>
<p>Her kriz bir reçete bıraktı. Her reçete teknikti ve her seferinde, bir sonraki kriz o reçetenin tam açığından sızdı. Şimdi Hürmüz’deyiz ve bu kriz farklı bir şey söylüyor.</p>
<p>Sahneye bakalım. 28 Şubat’ta başlayan operasyonlarla Brent petrol bir ayda Kuveyt işgalini bile geride bıraktı. Ama rakamlar hikâyenin yalnızca kabuğu.</p>
<p>Asıl soru şu; tarafların her ikisi de bu tablonun sürdürülemez olduğunu biliyor. Peki öyleyse nereye kadar?</p>
<p>Oyun teorisi buna mahkumun ikilemi der. Her iki taraf iş birliğinin akılcı olduğunu biliyor; ama birbirinin niyetine güvenemiyor. Bizler ise bireysel akılcılığın, kolektif çılgınlığa dönüşmesini tüm dünya olarak izliyoruz ve tam bu kilitlenme anında sahne dışındaki oyuncular devreye giriyor. Rusya’nın petrol geliri yükselirken, Çin, İran’dan yuan karşılığı enerji satın alarak petro-dolar düzenini sessizce aşındırıyor. Kısa vadeli kayıp, uzun vadeli masa gücü mü? Büyük oyunlarda en akıllı hamle bazen hamle yapmamaktır.</p>
<p><strong>Tarihi bir hamle</strong></p>
<p>Uluslararası Enerji Ajansı’nın 32 üye ülkesi 11 Mart’ta oybirliğiyle acil rezervlerden 400 milyon varil petrolün piyasaya sürülmesine karar verdi. Ama beklenen rahatlatıcı etki görülmedi. Neden? Çünkü sorun miktardan ziyade, coğrafyada. Fiziksel rezerv, fiziksel ablukayı geçemiyor. Çeşitlendirme de aynı sınırla karşılaşıyor, alternatif rotaların büyük çoğunluğu ya Hürmüz’den ya Babül Mendep’den geçiyor. İki boğaz aynı anda kilitlendiğinde, haritayı ne kadar çeşitlendirirseniz çeşitlendirin, darboğaz coğrafyada.</p>
<p><strong>Enerji dönüşümü de </strong><strong>doğru ama eksik bir ders</strong></p>
<p>2022’de Rusya kaynaklı gübre krizi tarımsal enflasyonu nasıl tetiklediyse, aynı mekanizma bugün farklı bir coğrafyadan sessizce devreye giriyor. Gıda enflasyonu para politikasıyla en zor müdahale edilen, en uzun yapışan kalemdir. Stagflasyonun görünmez ama en inatçı kanalı tam buradan geçiyor.</p>
<p><strong>Altın her şeyi biliyor</strong></p>
<p>Merkez bankaları bu tabloda klasik bir açmaza düştü. Faiz artırırlarsa zaten yavaşlayan büyümeyi öldürürler. İndirirlerse arz kaynaklı enflasyonu körüklerler. Çatışmaların hazirana sarkması halinde Brent’in 200 dolara ulaşma ihtimali yüzde 40 olarak hesaplanıyor. 200 dolar talep yıkımı demek; enflasyon ile durgunluğun aynı anda en sert biçimde buluştuğu senaryo. 1970’lerde bu kördüğümden çıkış yıllar ve büyük bir sosyal bedel istedi.</p>
<p>Piyasalar bunu konuşmuyor ama fiyatlıyor. Altın stagflasyon dönemlerinde eşsizdir, nitekim 1970’lerin ABD stagflasyonunun yıldızı altındı. Hem enflasyona hem durgunluğa karşı aynı anda korunma sağlayan ender varlık sınıfı. Merkez bankalarının rezervlerini dolardan çeşitlendirerek altına yönelmesi bu talebi yapısal bir zemine oturtmuş durumda.</p>
<p><strong>Piyasa paniği değil, sistem </strong><strong>değişikliğini fiyatlamaya başlıyor</strong></p>
<p>Her krizden teknik bir ders çıkardık: Stok yap, çeşitlendir, hedge et, dönüştür. Hepsini uyguladık. Hürmüz 2026 gösteriyor ki bu teknik yanıtların hepsi aynı anda yetersiz kalabiliyor.</p>
<p>Bu krizin dersi bu yüzden farklı. Enerji, gıda, gübre, para sistemi hepsi birbiriyle bağlantılı, hepsi aynı kırılganlığı taşıyor ve üstüne üstlük İran’ın yuan ile ödeme talep etmesi, merkez bankalarının dolardan altına kayması, petro-dolar düzeni ilk kez bu kadar açık biçimde sorgulanıyor. Bunu ne stokla ne çeşitlendirmeyle ne de vadeli sözleşmeyle yönetemezsiniz.</p>
<p>Bazen en iyi strateji rakibin hamlesini değil, oyunun yapısını anlamaktan geçer. Bugün küresel ekonomi yeni oyunun kurallarını henüz yazmıyor, hâlâ keşfediyor. Türkiye bu denklemin dışında değil, tam ortasında. Sahne dışı kazananlar arasında yer almak için önce sahneyi doğru okumak gerekiyor.</p>
<p>Ve şu an sahne çok kalabalık.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hurmuzde-kim-kazaniyor-savas-stagflasyon-ve-yatirimcinin-acmazi-76176</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hürmüz’de kim kazanıyor? Savaş, stagflasyon ve yatırımcının açmazı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ankarada-bir-gece-76175</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ankara’da bir gece</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ankara, İstanbul gibi sizi ilk anda büyülemez, İzmir gibi sarıp sarmalamaz. Ama bir bakarsınız ki bir anda bütün kapılarını açmış. İşte o akşam, ODTÜ kampüsünde, 6 yıl aradan sonra Türkiye İş Bankası’nın katkılarıyla yeniden perdelerini açan <strong>ODTÜ Sanat</strong> kapsamında, <strong>Kerem Görsev Quartet &amp; Fatih Erkoç</strong>’un sahne aldığı o ilk konserde, Ankara bana tam da bunu yaptı.</p>
<p>Ama bu hikâyeyi yalnızca sahnedeki iki ustayla anlatmak eksik olur. Çünkü o gece aslında bir konserden çok daha fazlasıydı: Bir kurumsal vizyonun, bir kültür politikasının ve uzun vadeli bir <em>“kültürel yatırım” </em>anlayışının somutlaşmış haliydi.</p>
<p><strong>Bir hafızanın yeniden uyanışı</strong></p>
<p>Altı yıllık sessizlik, ODTÜ’nün o devasa bozkırında sadece sanatsal bir boşluk değil, bir kuşak kopukluğu da yaratmıştı. Kampüs, sadece öğrencilerin değil, hatıraların da mekânıdır. Ve hatıralar, tekrar edilmedikçe silinir.</p>
<p>Şimdi bu festivalle birlikte, bir üniversitenin sadece bilim ve teknik değil, aynı zamanda duygu inşa eden bir mekân olduğu gerçeğiyle yeniden yüzleşiyoruz. Rektör Prof. Dr. <strong>Ahmet Yozgatlıgil</strong>’in açılışta vurguladığı <em>“70. yıl vizyonu”,</em> ODTÜ’nün köklü geleneğini bugünün diliyle yeniden kurma çabasını açıkça ortaya koyuyor. Ama burada bir parantez açmak gerekir: Bu tür büyük dönüşümler, sadece niyetle değil, güçlü desteklerle mümkün olur.</p>
<p><strong>Kültürel yatırım olarak sanat</strong></p>
<p>ODTÜ Sanat’ın yeniden hayata geçmesinde Türkiye İş Bankası’nın katkısı, yalnızca bir sponsorluk ilişkisi olarak okunmamalı. Bu, çok önemli bir anlayışın örneği: Sanatı <em>“desteklenecek bir alan”</em> değil, <em>“yatırım yapılacak bir değer”</em> olarak görmek. Türkiye İş Bankası’nın yıllardır sürdürdüğü kültür-sanat politikası -müzelerden yayıncılığa, konserlerden sergilere uzanan geniş yelpazesi- bu tür girişimlerde kendini daha da net gösteriyor. Çünkü burada desteklenen şey yalnızca bir etkinlik değil; bir ekosistem.</p>
<p>Bir üniversite kampüsünün yeniden sanatla buluşması, gençlerin bu deneyime doğrudan dahil olması ve farklı disiplinlerin aynı zemin üzerinde buluşması, kısa vadeli bir “<em>etkinlik başarısı”</em> değil; uzun vadeli bir kültürel altyapı inşasıdır. Ve belki de en kıymetlisi şu: Bu destek, görünür olmayı değil, sürdürülebilir olmayı hedefliyor.</p>
<p><strong>İki usta, tek dil: Müzik</strong></p>
<p><strong>Kerem Görsev</strong>’in piyanoya o karakteristik, zarif dokunuşuyla başlayan gece, aslında bir sahne performansından ziyade eski dostların bir araya geldiği bir salon sohbeti gibiydi. <strong>Fatih Erkoç</strong> sahneye geldiğinde ise o sohbet başka bir derinliğe büründü. Onun sesi, Türkiye’de cazın sadece belli bir kesime değil, sokağa ve halkın kalbine dokunduğu o ince eşiktir. Teknik disiplinle doğaçlama özgürlüğünün bu denli kardeşçe buluştuğu anlar, dinleyici için bir <em>“performans”</em> değil, kolektif bir <em>“hal”</em>e dönüşüyor. </p>
<p>Gecenin en zarif detaylarından biri de <strong>Fatih Erkoç</strong>’un müzisyen kimliğinin yanına <em>"tanıklık"</em> arzusunu eklemesiydi. Konser boyunca bir yandan o muazzam vokaliyle salonu büyülerken, diğer yandan elinden düşürmediği fotoğraf makinesiyle sahnedeki sanatçı arkadaşlarının fotoğraflarını çekti. O anları vizöründen ölümsüzleştirmesi, sahnede paylaşılan dostluğun ve o eşsiz gecenin hafızaya sadece notalarla değil, karelerle de kaydedilme çabası gibiydi…</p>
<p>Caz, biraz da hafıza müziğidir; geçmişi taşır ama her seferinde yeniden kurar. O gece de tam olarak bu oldu.</p>
<p><strong>Kampüsün her köşesinde sanat izleri</strong></p>
<p>Festival sadece Kemal Kurdaş Salonu’nun o ağırbaşlı atmosferine hapsolmuş değil. Fuaye alanına adım attığınızda; <strong>Ecem Dilan Köse</strong>’nin dijital dünyası, <strong>Küntay Tarık Evren</strong>’in fiziksel yerleştirmeleri ve <strong>Molektif</strong>’in <em>“Yersiz Düşler”</em>i sizi karşılıyor. Sanatın sadece izlendiği değil, içinden geçildiği, dokunulduğu ve algoritmalara dönüştüğü bir deneyim bu.</p>
<p>Kampüsün farklı noktalarında gerçekleşen atölyeler, film gösterimleri ve söyleşiler, sanatın gündelik hayatla kurduğu bağı güçlendiriyor. <strong>Urbanwalks Ankara</strong>’nın "Alle" rotası yürüyüşleri ise mekânın hafızasını adımlarla yeniden yazıyor. Burası artık sadece bir kampüs değil; yaşayan, nefes alan bir kültür alanı.</p>
<p><strong>Son iki gün</strong></p>
<p>Bu yazı yayımlandığında, festival ritmini çoktan bulmuş olacak. Ancak final maratonu, Ankara’nın o gri havasını dağıtacak cinsten:</p>
<ul>
<li><strong>3 Nisan Cuma:</strong> Ankara’nın ortasında bir Havana rüzgârı esecek; <strong>Buena Vista All Stars – Una Noche En La Habana</strong>, şehri Latin ritimleriyle ısıtacak.</li>
<li><strong>4 Nisan Cumartesi:</strong> Ve final... <strong>Dhafer Youssef</strong>’in Doğu ve Batı’yı, tasavvufi derinlikle cazın özgürlüğünü buluşturan sesiyle 70. yıl kutlamaları zirvede noktalanacak.</li>
</ul>
<p><strong>Sanatla kurulan köprü</strong></p>
<p>Etkinliğin en önemli noktalarından biri de şu: Bu festivalin biletli etkinliklerinden elde edilen her kuruş, <em>ODTÜ Öğrenci Burs Fonu’na </em>aktarılıyor. Yani dinlediğiniz her nota, alkışladığınız her performans, aslında bir gencin hayatına dokunuyor. Sanat burada sadece estetik bir deneyim değil; toplumsal bir dayanışma modeli.</p>
<p><strong>Ankara’nın sessiz gücü</strong></p>
<p>Ankara’nın kültür hayatı üzerine yıllardır konuşulur. <em>“Sessiz şehir” </em>denir, <em>“memur şehri”</em> denir… Oysa gerçek şu: Ankara, doğru anda doğru sesi bulduğunda, çok güçlü bir yankı üretir. O gece o yankıyı hissettim. Salonun içindeki sessizlikte… Bir solo bitiminde kopan alkışta… Bir parçanın sonunda oluşan o kısa, derin boşlukta… Bu şehir aslında dinlemeyi biliyor. Ve belki de bu yüzden caz, Ankara’ya bu kadar yakışıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ankarada-bir-gece-76175</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/5/1280x720/67-1775194071.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara’da bir gece ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ulke-guvenligini-ilgilendiren-konularin-aciklanmasi-tesaduflere-terk-edilmemeli-76172</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ülke güvenliğini ilgilendiren konuların açıklanması, tesadüflere terk edilmemeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET FATİH CEYLAN - Emekli Büyükelçi</strong></p>
<p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/69cf501e17b22-1775194142.webp" alt="" width="233" height="131" /></strong><strong>İstanbul Boğazı girişinde kurulması öngörülen Ukrayna Gönüllüler Koalisyonu kapsamındaki komutanlığın şimdilik özel bir yapılanma içinde olsa da ileride bir şekilde NATO’yla bağlantılı olarak faaliyet göstermesi öngörülebilir.</strong></p>
<p>NATO Çokuluslu Kolordu Karargâhı (MNC-TÜR) ve İstanbul Boğazı girişinde çok uluslu Deniz Unsur Komutanlığı’nın kuruluş hazırlıkları sürecinde resmî makamların zamanında ve yeterince kamuoyunu bilgilendirmemelerinin bugün zihin karışıklığına meydan verdiği görülmektedir. Ülke güvenliğini ilgilendiren bu tür konuların açıklanmasının tesadüflere terkedilmesi devlet ciddiyetiyle bağdaşan bir yaklaşım değildir.</p>
<p><strong>MNC-TÜR ve Deniz Unsur Komutanlığı </strong><strong>NATO’nun şekillendirdiği unsurlar</strong></p>
<p>Öte yandan, Türkiye açısından da şekillenmekte olan kritik bir konunun geçmişini bilmeden ve süreci bütünlüğü içinde resmetmeden yapılan kimi çarpık yorumlara da itibar edilmemesi gerekir.</p>
<p>Bu temel gözlemler saklı kalmak kaydıyla MNC-TÜR ve Deniz Unsur Komutanlığı’na ilişkin olarak NATO bünyesinde ne tür düzenlemelerin öngörüldüğünü sorgulamak konuyu takip edenler için doğal ve meşrudur. Bu çerçevede, İstanbul Boğazı girişinde kurulması öngörülen Ukrayna Gönüllüler Koalisyonu kapsamındaki komutanlığın şimdilik özel bir yapılanma içinde olsa da ileride bir şekilde NATO’yla bağlantılı olarak faaliyet göstermesi öngörülebilir. Çünkü söz konusu gönüllüler koalisyonunun her hâl ve kârda NATO içinde faaliyet gösteren ve kararlarını Türkiye dahil çoğu NATO üyesinin şekillendirdiği bir varlık olduğu kuşkusuzdur. Bu itibarla, söz konusu yapılanmayı NATO’nun tamamen dışındaki bir oluşum olarak görmek yanıltıcı bir sonuç doğurur.</p>
<p>Öncelikle bu birimlerin NATO bünyesinde nasıl bir komuta-kontrol düzenine tabi tutulacağının açıklığa kavuşturulması gereklidir. Operasyonel komuta (OPCOM) ile operasyonel kontrol (OPCON)  düzenlemeleri için nasıl bir yapılanmanın öngörüldüğü uygun bir çerçevede açıklanmalıdır. Bu düzenlemeye dair müzakerenin NATO içinde tamamlanmış olması gerektiği “bilinen bir sırdır”!</p>
<p>Bu karargâhların/komutanlıkların görev yönergelerinin (Terms of Reference) ana unsurlarının, iltisaklı bulundukları bölgesel savunma planlarının gizlilik derecesine halel getirmeyecek bir çerçeve içinde kamuoyuna açıklanması mevcut karmaşıklığın aşılmasında yararlı olacaktır. Keza, öngörüldüğü varsayımından hareketle her iki komutanlığın sorumluluk sahalarına (Area of Resposibility) açıklık getirilmesi de sağlanmalıdır. Her hâl ve kârda bunların sorumluluk sahalarının, NATO’nun temel bölgesel sorumluluk sahasını aşamayacağı, dolayısıyla örneğin Ortadoğu’ya uzanamayacağı açıktır. İttifakın korumaktan sorumlu olduğu alan kurucu antlaşma olan Washington Antlaşmasıyla belirlenmiştir. Uluslararası meşruiyetten yoksun bir temelde, dolayısıyla BMGK kararı olmaksızın, NATO’nun kendi sorumluluk sahası dışında operasyon yapması mümkün değildir. Trump’ın, NATO’yu İran operasyonuna müdahil etme yolundaki çağrısının Avrupalı müttefiklerde karşılık bulmamasının gerisinde yatan temel unsur esasen budur.</p>
<p>Kuşku yok ki her şey yerli yerine oturduğunda söz konusu iki komutanlık birimine dair ana hususlar uygun bir çerçevede NATO tarafından kamuoylarıyla paylaşılacaktır. Bu da NATO’nun yaygın bir uygulamasıdır. Bu açıdan bakıldığında Türk resmî çevrelerinin şimdiden gerekli bilgileri kamuoyuna aktarmak suretiyle ön alması tabiatıyla tercihe şayan olurdu.</p>
<p>Deniz Unsur Komutanlığı’na gelince; 2014 sonrasındaki gelişmeler doğrultusunda özellikle Romanya Karadeniz güvenliğinde NATO’nun daha görünür olması yönünde bir çizgi izlemeye başlamış; Türkiye ise Montrö rejimini esas alarak Karadeniz’de artan gerilimle ilgili bilgilerin İngiltere’deki Deniz Komutanlığı bünyesinde değişimine/eşgüdümüne karşı çıkmamış, ancak Karadeniz’i odak alan daimî bir askerî yapılanmaya doğal olarak itiraz etmiştir. Bunun üzerine zamanında Northwood Karargâhında bir eşgüdüm hücresi kurulmasıyla yetinilmiş, sırf Karadeniz’e özgü bir NATO yapılanmasından kaçınılmıştır.</p>
<p><strong>İnsansız hava ve deniz sistemleri </strong><strong>Montrö çerçevesine yerleştirilemez</strong></p>
<p>Son birkaç yıldır Karadeniz’de insansız hava ve deniz araçlarının savaşan taraflarca yoğun şekilde kullanılması ve bunlardan birkaçının ya Türkiye hava sahasını ihlâl ettikleri, ya da Karadeniz sahillerimize sürüklendikleri görülmektedir. İnsansız bu sistemlere karşı da gerekli önlemlerin alınması doğal olacaktır.</p>
<p>İnsansız hava ve deniz sistemlerini/platformlarını  Montrö rejimi çerçevesine yerleştirmek mümkün gözükmemektedir. Çünkü, Montrö rejimi geleneksel deniz platformlarını kapsayan bir çerçevedir. Üstelik Karadeniz’e sahildar ülkeler başta Ukrayna olmak üzere bu sistemleri geliştirmeyi veya bunları edinmeyi hedeflemektedirler. Kıyıdaş olmayan ülkeler de örneğin Romanya ve Bulgaristan’ın bu yeteneklere erişimini kolaylaştırmakta veya bu ülkelerdeki tesislerden yararlanmaktadırlar. Bu bağlamda, Ankara’nın sözkonusu insansız sistemlerin kullanımını Karadeniz güvenliğini etkilemeyecek yönde bugünkü şartlarda tek başına kontrol etmesinin pratik zorlukları ortadadır. Bunların takibinin (istihbarat-keşif-gözetleme-ISR)  eşgüdümünde Montrö rejimini sorgulatmayacak ve/veya tehlikeye sokmayacak bir çerçevenin tesis edilmesinde ön alması ise gerekli ve yerinde olacaktır. Zira, Türkiye bu süreçte ön alıcı bir rol üstlenmezse, mevcut olan veya bulunduğu varsayılan boşluğu bugünkü ortamda başkaları doldurmaya yöneleceklerdir. O takdirde Montrö rejiminin uygulanması bakımından güçlüklerle karşılaşılması olasıdır.</p>
<p>Geçmiş yıllardaki tecrübeler ve devlet geleneği ışığında Türk resmî çevrelerinin, Deniz Unsur Komutanlığı’ndan yola çıkarak hadimi (custodian) olduğu Montrö rejiminin gevşetilmesine göz yummaları beklenmemelidir. Bunun aksi bir yaklaşım izleneceğini varsayanların beklentilerinin gerçekleşmemesi galip olasılıktır.</p>
<p>Sonuç olarak ortada her iki çok uluslu komuta biriminin hayata geçirilmesi sürecinde resmî makamların gerekli ölçüde bilgi paylaşmamalarının meydan verdiği kimisi doğal ve meşru, kimisi ise hamaset illetiyle malûl yorumların dolaşıma girmesinde sözü edilen makamların büyük pay sahibi oldukları açıktır.</p>
<p>Bu tür meselelerde şeffaflıktan uzaklaşmaya veya çeşitli saiklerle bunları gölgelemeye dayalı tercihlerde bulunmanın hiç kimseye fayda sağlamayacağı anlayışını temel alan bir yaklaşım izlenmesinin daha doğru bir yöntem olacağı kuşkusuzdur.</p>
<p>* <em>Yazı apm.org.tr sitesinden alınmıştır.</em></p>
<p><strong><em>Mehmet Fatih Ceylan kimdir?</em></strong></p>
<p><em>Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde uluslararası ilişkiler öğrenimi yaptı. Üniversite mezuniyetini takiben ABD Rutgers/Princeton Üniversitelerinde lisansüstü çalışmalarda bulundu ve Master’s derecesi aldı. 1979 Kasım ayında Dışişleri Bakanlığına girdi. Diplomaside geçirdiği yaklaşık kırk yıllık kariyeri sonunda 2019 Şubat ayında kendi isteğiyle emekli oldu. Emekli olduktan sonra çeşitli düşünce kuruluşlarında ve medya organlarında dış politikayla ilgili değişik konularda çalışmaları yayımlandı. Büyükelçi düzeyinde Sudan’da (2006-2009), son olarak Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı’nda (NATO-2013-2018) Daimi Temsilci, Büyükelçi olarak görev yaptı. Sırasıyla önceki yurtdışı görev yerleri: İslamabad, Deventer (Hollanda), Brüksel (Belçika), Düsseldorf (Almanya), Brüksel (Batı Avrupa Birliği ve Avrupa Birliği nezdindeki Türk misyonlarında Daimi Temsilci Yardımcısı) ve son olarak yine Brüksel. Ankara’daki son merkez görevinde ikili siyasi ilişkilerden sorumlu Müsteşar Yardımcısı (2010-2013) olarak görev yaptı.</em></p>
<p><strong>Türkiye, caydırıcılığın idamesinde </strong><strong>kendi iradesiyle önemli rol oynadı</strong></p>
<p>Türkiye, Soğuk Savaş sonrası dönemin başlamasından bu yana yapageldiği üzere, Karadeniz’e sahildar müttefik (Bulgaristan ve Romanya) ve ortak ülkelerin (Ukrayna ve Gürcistan) donanma kapasitelerinin ve yeteneklerinin geliştirilmesine diğer müttefik ülkelerle kıyaslanmayacak ölçüde önemli katkılar yapagelmiştir. Sahada gerilimin yükseldiği anlarda, örneğin serbest dolaşan mayınların etkisiz hale getirilmesi için Türkiye-Bulgaristan-Romanya üçlü iş birliğiyle mayın karşı tedbirleri görev gücünün kurulmasına ön ayak olmuştur. Bu suretle NATO’nun güney bölgesinin korunmasında ve caydırıcılığın idamesinde kendi iradesiyle  önemli bir rol üstlenmiştir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ulke-guvenligini-ilgilendiren-konularin-aciklanmasi-tesaduflere-terk-edilmemeli-76172</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/2/1280x720/nato-1775193795.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ülke güvenliğini ilgilendiren konuların açıklanması, tesadüflere terkedilmemeli ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bombalanan-ilkokul-kuflenen-ekmek-musilaj-buyrun-size-entropi-haritasi-76171</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bombalanan ilkokul, küflenen ekmek, müsilaj; buyrun size entropi haritası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Savaş, ekonomideki kırılganlık, denizde müsilaj, plastik adalar, veri merkezlerinin enerji iştahı, dezenformasyon, çocukların gelişim kaybı, ihracat ürünlerinin geri dönmesi, çöp dağları, ruh sağlığındaki bozulma…</p>
<p>Devam etmeyeceğim, liste çok çok uzun. Sorum şu: ABD-İsrail-İran savaşının maliyetini biliyor musunuz, denizin neden müsilajla boğulduğunu, ekonominin neden işlemediğini, kadın erkek ya da çocuk kaybının bilanço kaleminde kaç dolar-euro olduğunu tahmin edebiliyor  musunuz? </p>
<p>Biliyoruz, dünya daha kırılgan. Kayıplar birbirine ekleniyor. Geri dönüş daha pahalı. Ve daha daha tehlikeli olan, çözülmenin yeni normalimiz olma tehlikesi.</p>
<p><strong>“Entropi” ne demek  </strong></p>
<p>Entropi, evrendeki her yerde, her işlemde ortaya çıkan, geri döndürülemeyen enerji ve madde kayıplarını (fireler) ifade ediyor. Ve kayıp miktarının her zaman arttığı kabul ediliyor. Fizik alanında entropi, enerjinin kullanımı sırasında ısı olarak kaybedilmesi yani enerjinin bir kısmının kullanılamaz hale gelmesi.</p>
<p>Aslında doğa kendi haline bırakıldığında canlılar yaşamak ve büyümek için çevreden değerli enerji ve besin maddelerini alıyor. Çevreye boşaltım ve solunum yoluyla atıklarını bırakıp entropinin artmasına katkıda bulunuyorlar. Doğa kaybedilen enerji ve besinleri yeniden üretiyor.</p>
<p>Bu döngü, biz doğayı rahat bırakırsak olabiliyor.</p>
<p>Entropi örneklerine günlük hayatımızdan görece masum örneklerle başlıyorum; trafikte dur-kalk sırasında boşa israf edilen yakıtın ısıya dönüşmesi kullanılabilir enerji kaybına ve aracın aşınmasına neden olur. Bunun yanında atmosferin kirlenmesine ve iklim değişikliğine katkı yapar.</p>
<p>Doğada ekmeğin küflenmesi, elmanın çürümesi geri döndürülemiyor. Çürük yumurtadan civciv çıkmıyor. Bunlar da entropi ama masum. Doğa doğuruyor. Doğayı rahat bırakmayan insan entropinin hayal gücümüzü zorlayan noktalara ulaşmasına vesile oluyor.</p>
<p>Daha önce de görüşlerine başvurduğum, her seferinde ilginç bilgilerle bana farklı bir dünyanın kapısını aralayan Prof. Dr. Talat Çiftçi’yle buluşturmak istiyorum sizleri. Çiftçi’yle, yukarıda ve aşağıda sıraladığım ve sıralayacağım büyük küçük kriz başlıkların altındaki ortak mekanizmayı entropi perspektifiyle konuştuk. Söyleşimizde dünyanın kriz yaşamadığını, çözüldüğünü anlattı; ben de nasıl ve neden diye sordum. Görünmeyen fireleri, geri alınamayan kayıpları ve biriken düzensizliği tarif eden entropiyi anlaşılır ve günlük Türkçe’ye çevirmeme vesile olan Çiftçi, eğitim hayatını Türkiye ve ABD’de geçirmiş. Akademik çalışmalarını ABD’de tamamlamış. Sonrasında bu ülkede ilaç sektöründe çalışmış üst düzey görevlere ulaşmış, bir süre sonra yurda dönmeyi tercih etmiş ilaç seköründe Türkiye’nin bir elin parmaklarını geçmeyen yerli kurumlarında üst düzey yöneticilik yapmış. Akademiye geçmiş, iki farklı üniversitede rektör yardımcısı olarak devam etmiş kariyerine. Artık kitap yazıyor. Merakını dizginlemediğinden sakin bir hayatı yok. Örneğin bana entropi kavramını bulaştırdı.</p>
<p><strong>Entropi tek bir alana ait değil</strong></p>
<p>Çiftçi, entropiyi,en temel haliyle düzensizlik ve enerji kaybı olarak tanımladı. Entropinin makineler üzerine yapılan çalışmalarda ete kemiğe büründüğünü ifade etti: “..bir sistemi çalıştırmak için verilen enerjinin büyük bir bölümü faydalı işe dönüşmüyor; bazen yüzde 60 -70’e varan kısmı çevreyi ısıtarak kayboluyor. Sistem işliyor gibi görünüyor, işlemiyor. Kaybın hesabı, burada başlıyor. Aynı mantık kimyada geri dönüşü olmayan reaksiyonlarda da ortaya çıkıyor. Asit ve baz birleştiğinde oluşan tuz kendi başına tekrar asit ve baza dönüşemiyor. Sütün bozulması ya da nehir suyunun denize karışması da aynı şekilde geri çevrilemez bir kayıp yaratıyor. Entropinin sert yanı burada: kayıp anlık değil ve çoğu zaman geri alınamaz…”</p>
<p>Çiftçi, açtığı paranteze bilgi sistemlerini de ilave etti. Tam benim konum. Gözlerim yuvalarından fırladı. Claude Shannon’ın iletişim sistemlerindeki gürültü ve kalite kaybı üzerinden tarif etti; teknik bir bozulmayı değil, kasten çarpıtılmış bilgi akışını, dezenformasyonu ve yapay zekâ ile üretilen yanıltıcı içeriklerle oluşan bilgi entropisini tarifledi. Belki bir başka zaman üzerinde daha çok durabiliriz. Düşünsenize; en masumu bilginin yanlış aktarılması. Bugün bilgi, bilerek kirletiliyor; yeni düzensizliğimiz kasti kirlenme. Kaldı ki, veri merkezlerinin enerji tüketimi Japonya’nın yıllık enerji tüketimi kadar. Devasa boyutta. Dijital dünya, enerji yutuyor, gerçekliği bozuyor, hiç… hiç masum değil.</p>
<p><strong>Savaş entropisi</strong></p>
<p><strong><em>Savaş, karşı tarafa en büyük entropiyi yaşatma çabası. Hedef askeri zafer elde etmek ve düzeni bozmak, kapasiteyi kırmak, sistemi işlemez hale getirmek. Bu yüzden savaşın maliyeti cephaneyle ya da operasyon bütçesiyle ölçülemiyor. Savaş, altyapıyı, sağlığı, eğitimi, ekonomiyi, morali ve geleceği hedef alıyor. Buna “Wisdom Warfare” deniyor, karşı tarafı yanlış karar almaya sürüklemeyi amaçlayan yaklaşım. Savaş, bilişsel ve enformasyonel bir mücadele. </em></strong></p>
<p><strong>Irak savaşının maliyeti 3 trilyon dolar</strong></p>
<p>Joseph Stiglitz ve Linda Bilmes’in Irak savaşı üzerine yaptığı çalışma kritik. Amerikan hükümeti 2003 Irak savaşının maliyetini başlangıçta 600-800 milyar dolar arasında öngörürken, Stiglitz-Bilmes hesabın yalnızca doğrudan askeri harcamaları yansıttığını gösterdi. Ölenlerin tazminatlarını, yaralananların ve sakat kalanların uzun süreli tedavi giderlerini, savaşta imha edilen araçların ve altyapının yerine konmasını, savaşın tali ama belirleyici maliyetleri topladıklarında ortaya çıkan rakam dudak uçuklatıyordu: 3 trilyon dolar.</p>
<p><strong><em>Bize anlatılan 600 milyar dolar, gerçek 3 trilyon dolar. Fark, bir muhasebe hatası değil; görünmeyen entropi hesabı. Devletler savaşı önce mühimmat üzerinden anlatıyor, toplumlar savaşı sağlık, iş gücü, altyapı, psikoloji ve nesiller boyu süren bozulma üzerinden ödüyor. Stiglitz ve  Bilmes’in yaptığı hesap bu. Savaşı bütçe kalemlerinden çıkarıp hayatın tam içine yerleştirmek.</em></strong></p>
<p><strong>Stiglitz çarpanı ve potansiyel kaybı</strong></p>
<p>Çiftçi, “Stiglitz çarpanı” diyormuş. Temel düşünce; bir silahın fiyatı, onun toplam toplumsal maliyetini temsil etmiyor; tersine, zarar çoğu zaman saldırana geri dönüyor. Bunun silahın kendi bedelinin yaklaşık beş katına kadar çıkabildiğini söyledi. Geri tepmeyi şöyle okuyun; tazminatlar, sağlık giderleri, ekonomik aksaklıklar, uzun vadeli bakım yükümlülükleri ve siyasi sonuçlar...</p>
<p>Daha çarpıcı örnek ise küresel ölçekteki izdüşüm. Dünyada yıllık askeri harcama 2,5 trilyon dolar düzeyinde. Bunun yalnızca bir bölümü bile savaşa dönüşse, bu çarpan etkisiyle dünya genelinde yaklaşık 10 trilyon dolarlık hasar üretilebiliyor. Rakam, dünya gayrisafi hasılasının yaklaşık yüzde 10’una denk geliyor.</p>
<p><strong><em>Savaş, bir bütçe kalemi değil; küresel verimliliği emen, üretim kapasitesini bozan ve gelecek zamanın imkânlarını tüketen devasa kayıp mekanizması. Savaşın en ağır sonucu, ne trilyon dolarlık bütçelerde ne de sigorta tablolarında görünüyor. “Potansiyel Kaybı” deniyor. <br />Son -umarım son olur- İran’da saldırıda yaklaşık 150 -160 küçük kız çocuğunun öldürülmesi, can kaybı mı? Geleceğin yok edilmesi olarak okunmalı. </em></strong></p>
<p><strong>İnsan hayatı 1-10 milyon dolar</strong></p>
<p>Çiftçi, İran’ın dünyaya bugüne kadar iki Nobelli kadın ve bir Fields Madalyası sahibi bilim insanı armağan ettiğini hatırlattı;  “… Kim bilebilir; öldürülen o çocuklardan biri, yarının Nobel ya da Fields madalyalı bilim insanı olabilirdi…”</p>
<p>Sigorta sistemleri bir insan hayatını 1 ila 10 milyon dolar arasında tazminatla ifade ediyor; peki bir insanın gelecekte insanlığa sunabileceği bilgi, keşif, sanat ya da toplumsal katkının değerini hangi sistem hesaplayabiliyor?... Entropinin en sert yüzü bence bu: kayıp, yalnızca bugünle sınırlı kalmıyor; olasılıkları öldürüyor. Bu yüzden savaşın bilançosu sadece ölü ve yaralı sayısıyla değil, hiç gerçekleşmeyecek hayatların ve hiç üretilmeyecek fikirlerin de hesabıyla düşünülmeli.</p>
<p><strong>Savaşta çocuk boyu kısalıyor</strong></p>
<p>Savaşın insan bedeni üzerindeki uzun vadeli etkilerini unutmayalım. Japonya örneği bunun için biçilmiş kaftan. İkinci Dünya Savaşı yıllarında büyüyen çocukların beslenme ve stres koşulları nedeniyle bir sonraki nesle göre yaklaşık 12 santimetre daha kısa boylu kaldığı gözlemlenmiş. Savaşın insan gelişimini bedensel olarak da küçülttüyor. Savaşta yoksulluk artıyor, beslenme bozuluyor, sağlık hizmeti aksıyor, eğitim kesintiye uğruyor ve bir neslin fizyolojisi değişiyor.</p>
<p>Çocuklukta yaşanan stresin, eksik beslenmenin ve sürekli güvensizlik duygusunun ileriki hayat üzerindeki etkileri burada sadece bir boy ölçüsüyle bile görünür hale geliyor. Veri, entropinin doğrudan biyolojik bir gerçeklik olduğunu göstermesi bakımından kıymetli.</p>
<p><strong>Ağaçlara gizlenen Vietnam askerleri</strong></p>
<p>Amerikan ordusunu pek çok kabusundan biri göremedikleri Vietnamlı askerlerdi. Vietnam savaşında kullanılan “Agent Orange” adlı kimyasal silah, savaşın ekolojik entropisini en yoğun haliyle gösteren acımasız bir örnekti. Bu kimyasal, ormanlık alanları görünür kılmak ve karşı tarafın hareket alanını açığa çıkarmak amacıyla Amerikan ordusu tarafından kullanılmış. Sonucu hedefin çok ötesine geçmiş stratejik bir araç; ormanlar kalıcı biçimde tahrip oldu, kimyasala maruz kalan askerlerde ağır hastalıklar görüldü, Vietnam halkı üzerinde nesiller süren etkiler bıraktı.</p>
<p>Zararın tamamı klasik muhasebe yöntemleriyle hesaplanamadı. Bir ormanın değeri nasıl hesaplanır? Toprağa, suya ve bedenlere geçen bir toksik maddenin birkaç nesil sonra ortaya çıkacak etkisi hangi kalem altında yazılır? Agent Orange “teraziye koyulamayan” bir entropi.</p>
<p><strong>Bizim müsilaj</strong></p>
<p>Marmara Denizi’nde görülen müsilaj, ekolojik entropinin Türkiye ölçeğinde çarpıcı ve görünür sembollerinden biri. Artan nüfus, doğanın kendi kendini dengeleyebildiği sınırı aşıyor. Marmara gibi çok kıymetli bir iç deniz, toplanmayan çöpler, tarlalardan akan gübreli sular ve sanayi atıklarıyla kirletiliyor. Sisteme giren maddeler faydalı ürüne dönüşmek yerine birikiyor, çürüyor, bozuyor ve sonunda müsilaj tablosu ortaya çıkıyor.</p>
<p>Konu görünürde denizin yüzeyini kaplayan yapışkan kütle. Görünmeyen ise sistemin taşıma kapasitesinin aşılmış olması. Müsilaj, denizde kalmayan bir kriz. Tarımda kullanılan pestisitler ve insektisitler gıda zincirine karışıyor. İhraç edilen bazı ürünlerin Avrupa kapılarından geri dönmesi tesadüf değil. Mikroplastiklerin insan damarlarına kadar ulaşmış olması, ekolojik entropinin insan bedenine de geçtiğini gösteriyor.</p>
<p><strong>Pasifikteki plastik ada</strong></p>
<p>Bir annenin “bana ne” deme lüksü var mı? Yok; o ada parçalanarak bebeklerin geleceğine kadar uzanan bir hattın parçası. Büyük şehirlerin çevresinde oluşan çöp dağları, belediyelerin topladığının yedi-sekiz katı kadar atığın gelişigüzel biçimde doğaya saçılması ve ayrıştırılamayan kimyasal atıkların birikmesi, birbirine bağlanan hikâyenin parçaları: sistem, içeri aldığı şeyi işleyemiyor; taşırıyor, biriktiriyor, bozuyor.</p>
<p><strong>Bilgi entropisi</strong></p>
<p>Dijital alanda ise başka türden bir aşırılık karşımıza çıkıyor. Shannon’ın iletişim sistemlerindeki gürültü tanımı, dezenformasyonla, deepfake üretimleriyle ve yapay zekâ destekli yanıltma operasyonlarıyla geniş bir alanda. Karşı tarafa sürekli yanlış ve sahte bilgi pompalanarak karar alma sistemleri bozuluyor.</p>
<p>Dijital sistemlerin maliyeti küçümsenemeyecek düzeyde. Veri merkezlerinin enerji tüketimi, Japonya’nın toplam yıllık tüketimi kadar. Dijital dünya gerçeği bozuyor, gezegeni ısıtıyor. Teknik verimsizlikten söz etmiyoruz; toplumsal güvenin, meslek hayatlarının, çocukların doğal hayattan kopuşunun ve kamu aklının bozulmasından söz ediyoruz. Bir kişinin gerçek olmayan bir görüntüyle itibarını kaybetmesi, bir çocuğun sosyal medya nedeniyle anlamlı hayattan uzaklaşması ya da bütün bir toplumun sahte içerikler arasında yön duygusunu yitirmesi, bilginin entropiye dönüştüğü alanlar.</p>
<p><strong>Entropiyle mücadele mümkün</strong></p>
<p>Çiftçi’nin aktardığına göre Alexander Fleming bilim insanı olarak mikroorganizmalarla oynarken, onları adeta birer boya gibi kullanan meraklı bir zihindi. Penisilinin keşfi de bu meraklı, yarı sanatsal uğraş sırasında mümkün oldu. Entropi yalnızca bozulma değil; sistemler arasındaki kör duvarların yıkılması anlamına da geliyor. Disiplinlerarası yaklaşım muhtemel onarım yollarını gösteriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bombalanan-ilkokul-kuflenen-ekmek-musilaj-buyrun-size-entropi-haritasi-76171</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bombalanan ilkokul, küflenen ekmek, müsilaj; buyrun size entropi haritası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/6-sirketin-borclanma-araci-ihracina-onay-76220</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 6 şirketin borçlanma aracı ihracına onay</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), haftalık bültenini yayınladı.</p>
<p>Buna göre, Adil Varlık Yönetim AŞ'nin 500 milyon liralık, Koç Finansman AŞ'nin 650 milyon liralık, Hektaş Ticaret Türk AŞ'nin 15 milyar liralık, Bien Yapı Ürünleri Sanayi Turizm ve Ticaret AŞ'nin 3 milyar liralık, Kartonsan Karton Sanayi ve Ticaret AŞ'nin 2 milyar liralık ve Ünlü Yatırım Holding AŞ'nin 1 milyar liralık borçlanma aracı ihraç başvurusuna izin verildi.</p>
<p>Kurul, Halk Varlık Kiralama AŞ'nin 3 milyar liralık, Ata Varlık Kiralama AŞ'nin 2 milyar liralık, Aktif Bank Sukuk Varlık Kiralama AŞ'nin 2 milyar liralık ve GY Varlık Kiralama AŞ'nin 275 milyon liralık kira sertifikası ve VİDMK ihracı başvurusunu onayladı.</p>
<p>Ayrıca, yeni faaliyet izinleri kapsamında Inveo Portföy Yönetimi AŞ’nin "Inveo Portföy Yönetimi AŞ Boryal Gayrimenkul Yatırım Fonu"nun kuruluşuna izin verilmesi ve katılma paylarının ihracına ilişkin ihraç belgesinin onaylanması talebi de olumlu karşılandı.</p>
<p>SPK, Garanti Emeklilik ve Hayat AŞ’nin "Garanti Emeklilik ve Hayat AŞ Temiz Enerji Hisse Senedi Emeklilik Yatırım Fonu", "Garanti Emeklilik ve Hayat AŞ Blokzincir ve Fintek Teknolojileri Değişken Emeklilik Yatırım Fonu" ve "Garanti Emeklilik ve Hayat AŞ Altın Emeklilik Yatırım Fonu"nun kuruluşlarına izin verilmesi ve söz konusu fonların paylarının Kurul kaydına alınması taleplerinin olumlu karşılandığını duyurdu.</p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu, Marka Yatırım Holding AŞ hakkında yapılan incelemeler sonucunda söz konusu şirkete 893 bin 242 lira idari para cezasının uygulanmasına karar verdi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/6-sirketin-borclanma-araci-ihracina-onay-76220</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/spk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Adil Varlık, Koç Finansman, Hektaş, Bien Yapı, Kartonsan ve Ünlü Yatırım&#039;ın borçlanma aracı ihraç başvurusuna onay verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/findik-ihracati-yuzde-165-geriledi-76196</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fındık ihracatı yüzde 16,5 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Karadeniz Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliği, 1 Eylül 2025-31 Mart 2026 döneminde yurt dışına 1 milyar 445 milyon 4 bin 870 dolar karşılığında 111 bin 710 ton fındık satıldığını bildirdi.</p>
<p>Açıklamada, geçen yılın aynı döneminde 212 bin 416 ton fındık ihracatından 1 milyar 732 milyon 557 bin 100 dolar gelir sağlandığı kaydedildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/findik-ihracati-yuzde-165-geriledi-76196</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/06/findik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fındık ihracatından 7 aylık dönemde yaklaşık 1 milyar 445 milyon dolar gelir elde edilirken, bu rakam geçen yıl 1,7 milyar dolar civarındaydı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/deprem-konutlari-ile-bedelli-askerlik-duzenlemelerini-kapsayan-kanun-teklifi-kabul-edildi-76204</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Deprem konutları ile bedelli askerlik düzenlemelerini de içeren kanun teklifi kabul edildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TBMM Genel Kurulunda, ekonomiye ilişkin düzenlemeleri de içeren Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi kabul edilerek yasalaştı.</p>
<p>Kanunla, Gelir Vergisi Kanunu'nda değişikliğe gidiliyor. Buna göre, her türlü şans ve bahis oyunlarına ilişkin verilen ilan ve reklam giderleri, gelir vergisi mükelleflerinin ticari kazancının tespitinde gider olarak kabul edilmeyecek.</p>
<p>Yükseköğretim Kanunu'ndaki düzenlemeyle, vakıf üniversiteleri bünyesinde faaliyet gösteren sağlık kuruluşları kurumlar vergisi muafiyetinin kapsamı dışında tutulacak.</p>
<p>Katma Değer Vergisi Kanunu'nda yapılan değişiklikle, Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınan vakıflarca kurulan yükseköğretim kurumlarına bağlı hastane ve benzeri sağlık kuruluşlarına sağlanan KDV istisnası kaldırılıyor.</p>
<p>Serbest Bölgeler Kanunu'ndaki değişiklikle, serbest bölgelerde üretim faaliyetinde bulunan mükelleflerin bu bölgelerde imal ettikleri ürünlerin yurt dışına, serbest bölge içine veya diğer serbest bölgelere satışından elde ettikleri kazançları gelir veya kurumlar vergisinden istisna olacak.</p>
<p>İşsizlik Sigortası Kanunu'ndaki değişikliğe göre, işsizlik sigortası primindeki yüzde 1 devlet payını yarısına kadar artırmaya veya yarısına kadar indirmeye Cumhurbaşkanı yetkili olacak.</p>
<p>Kanunla, Doğal Gaz Piyasası Kanunu'na, Boru Hatları İle Petrol Taşıma Anonim Şirketi'ne (BOTAŞ) ilişkin geçici madde ekleniyor.</p>
<p>Buna göre, BOTAŞ'ın, düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Ticaret Bakanlığına bağlı tahsil dairelerine vadesi geldiği halde ödenmemiş her türlü vergi, fon ve paylar, idari para cezaları ile bunlara bağlı gecikme zammı ve gecikme faizi borçları BOTAŞ'ın Hazine'den görevlendirme bedeli alacaklarına karşılık, merkezi yönetim bütçesinin gelir ve gider hesaplarıyla ilişkilendirilmeksizin mahsup suretiyle Ticaret Bakanlığınca terkin edilecek. Bu kapsamda mahsuba konu olacak borçlara bu hükmün yayımlandığı tarihten sonra feri alacak hesaplanmayacak.</p>
<p>BOTAŞ'ın, düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra Ticaret Bakanlığına bağlı tahsil dairelerine ödemesi gereken her türlü vergi, fon ve paylar, BOTAŞ'ın Hazine'den 31 Aralık 2026 sonuna kadar oluşan veya oluşacak görevlendirme alacaklarına karşılık, merkezi yönetim bütçesinin gelir ve gider hesaplarıyla ilişkilendirilmeksizin mahsup suretiyle Ticaret Bakanlığınca aylık olarak terkin edilecek ve terkin edilecek her türlü vergi asıllarına ilişkin feri alacak hesaplanmayacak.</p>
<p>Yapılacak mahsup işlemine konu görevlendirme bedeli hesaplamasında BOTAŞ'ın muhasebe kayıt ve belgeleri esas alınacak. Görevlendirme uygulamasının son bulmasını müteakip Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nde öngörülen teşebbüslerin uygulayacakları fiyatlar ve görev zararı uygulamasına ilişkin usule uygun yapılan inceleme sonucunda hesaplanan görevlendirme bedelinin Ticaret Bakanlığınca yapılan terkin tutarlarından az olduğunun tespit edilmesi halinde BOTAŞ tarafından yükümlülükler faizsiz yerine getirilecek ve söz konusu tutar genel bütçeye gelir kaydedilecek.</p>
<p>Hüküm kapsamında yapılacak mahsup ve terkin işlemleri, terkin kararı alınması nedeniyle mahsup edilecek tutarlar dışında kalan görevlendirme bedellerinin ödenmesine engel teşkil etmeyecek, idarenin bu bedellere ilişkin ödeme yetkisini ortadan kaldırmayacak veya zamanını sınırlandırmayacak.</p>
<p>BOTAŞ'ın Hazine'den olan görevlendirme bedeli alacağı tutarını tespit etmeye ve mahsup suretiyle yapılacak terkin işlemlerini belirlemeye Hazine ve Maliye Bakanı yetkili olacak.</p>
<p>Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'da yapılan düzenlemeyle, Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'na ekli 2, 3 ve 4 sayılı cetveller kapsamındaki kamu idareleri ve bu idarelere bağlı, ilgili ve ilişkili kamu kurum ve kuruluşları ile kurdukları birlik, müessese, şirket ve işletmeler, fonlar, döner sermayeler, Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'ye tabi olup özelleştirme kapsam ve programında bulunmayan kamu iktisadi teşebbüsleri ile bunların doğrudan veya dolaylı olarak tek başına veya birlikte ya da ayrı ayrı sermayesinin yarısından fazlasına sahip oldukları her çeşit kuruluş, müessese, birlik, işletme ve şirketlerin mülkiyetinde bulunan taşınmazlar ilgili idarelerin talebi halinde özelleştirme kapsam ve programına alınarak Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun kapsamında özelleştirilebilecek.</p>
<p>Özelleştirme gelirinin giderler düşüldükten sonra kalan kısmı ilgili idare muhasebe birimi hesabına aktarılacak ve bütçesine gelir kaydedilecek. Kaydedilen bu gelirlerin karşılığını, ilgili idare bütçesine ödenek kaydetmeye Cumhurbaşkanı yetkili olacak. Yatırım niteliğindeki ödenekler yılı yatırım programıyla ilişkilendirilebilecek.</p>
<p>Anayasa Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda Özel Tüketim Vergisi Kanunu'nda yapılan değişiklikle, engel oranı yüzde 40 ve üzeri olan ortopedik engellilerden ortopedik engelleri nedeniyle hakkında sürücü belgesi alamayacağına karar verilen engelli bireylere de Kanun kapsamında belirlenen taşıtların ilk iktisabında 10 yılda bir defaya mahsus olmak üzere ÖTV istisnası uygulanacak.</p>
<p><strong>Defterdarın görev ve sorumluluklarına ilişkin düzenleme</strong></p>
<p>Anayasa Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda Gelir İdaresi Başkanlığı ile İlgili Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun'da defterdarın görev ve sorumluluklarına ilişkin düzenleme yapılıyor. Buna göre, defterdar, bulunduğu ilde Hazine ve Maliye Bakanlığının en büyük memuru ve il ve bağlı ilçeler teşkilatının amiri sıfatını haiz olup, bulunduğu ilde Bakanlığın taşra teşkilatındaki işlemlerin mevzuat hükümlerine göre yürütülmesi, denetlenmesi, merkez ve taşradan sorulan soruların cevaplandırılması, kanuna aykırı hareketi görülenler hakkında takibatta bulunulmasından görevli ve sorumlu olacak.</p>
<p>Kanunla, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun "prime esas kazançlar" hükmüne ilişkin düzenleme yapılıyor.</p>
<p>Buna göre, ayni yardımlar, ölüm, doğum, evlenme yardımları, görev yollukları, seyyar görev, kıdem, ihbar ve kasa tazminatı, iş sonu tazminatı veya kıdem tazminatı mahiyetindeki toplu ödemeler, keşif ücreti, kurumca tutarları yıllar itibarıyla belirlenecek çocuk ve aile zamları, işverenler tarafından sigortalılar için özel sağlık sigortalarına ve bireysel emeklilik sistemine ödenen ve aylık toplamı asgari ücretin yüzde 30'unu geçmeyen özel sağlık sigortası primi ve bireysel emeklilik katkı payları tutarları, işverence iş yerinde veya müştemilatında yemek verilmeyen durumlarda, çalışılan günlere ait bir günlük yemek bedelinin 300 lirasına kadar olan kısmı, prime esas kazanca tabi tutulmayacak.</p>
<p>Bu tutar, her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak Vergi Usul Kanunu'nun ilgili fıkrasına göre belirlenen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanacak. Bu şekilde hesaplanan tutarın yüzde 5'ini aşmayan kesirler dikkate alınmayacak.</p>
<p>Kanunla, Kurumlar Vergisi Kanunu'nda yapılan değişikliğe göre, kurum kazancının tespitinde her türlü şans ve bahis oyunlarına ait ilan ve reklam giderleri, gider olarak kabul edilmeyecek.</p>
<p><strong>Bedelli askerlik ücreti yüzde 25 artıyor</strong></p>
<p>Kanunla, bedelli askerlik yapmak üzere başvuranlardan tahsil edilecek tutar yüzde 25 artırılıyor.</p>
<p>Askeralma Kanunu'nda yapılan düzenlemeyle, istekli ve askerliğe elverişli olanlardan Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyacı dikkate alınarak Milli Savunma Bakanlığınca belirlenecek sayıda yükümlü, 300.000 gösterge rakamının ödemenin yapıldığı gün geçerli olan memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak bedel tutarını silahaltına alınmadan önce Bakanlıkça belirlenecek sürede peşin ödemeleri ve bir aylık temel askerlik eğitimini tamamlamaları halinde askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılacak.</p>
<p>Bedelli askerlik uygulaması kapsamında tahsil edilen tutarlar Milli Savunma Bakanlığı merkez muhasebe birimi hesabına yatırılacak. Bu tutarın 240.000 gösterge rakamının memur aylık katsayısıyla çarpımı sonucu bulunacak kısmı genel bütçeye gelir kaydedilecek, kalan kısmı Savunma Sanayii Destekleme Fonu'na aktarılacak. Ek bedel olarak tahsil edilen tutarlar genel bütçeye gelir kaydedilecek.</p>
<p><strong>Afet konutları ve iş yerlerinin borçlanma bedellerine indirim</strong></p>
<p>Kanunla, afetin yol açtığı olağanüstü koşulların etkilerini hafifletmeye yönelik geçici ve istisnai bir mali kolaylık sağlanması amaçlanıyor.</p>
<p>Olağanüstü Hal Kapsamında Yerleşme ve Yapılaşmaya İlişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin Kabul Edilmesine Dair Kanun'a eklenen geçici maddeyle, 6 Şubat 2023'teki Kahramanmaraş merkezli depremler nedeniyle genel hayata etkili afet bölgesi olarak kabul edilen yerlerde yürütülen ulusal ve uluslararası projeler kapsamında üretilen konutlara ve iş yerlerine ilişkin borçlandırma bedellerinin, Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun ve Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun kapsamında hak sahibi olarak kabul edilenler tarafından 31 Aralık 2026'ya kadar defaten ödenmesi halinde bu bedele, en fazla bir konut için yüzde 74, en fazla bir iş yeri için yüzde 48 oranında indirim uygulanacak.</p>
<p>Bu çerçevedeki projeler kapsamında üretilen iş yerleri bakımından da Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun'daki "emanet, ihale veya evini yapana yardım yoluyla inşa edilen veya edilecek olan binaların, afet tertiplerinden faydalananların borçları, ilgililerin geçim durumları ve bölgenin özelliği dolayısıyla bina maliyetlerini artırıcı yönden unsurların tesir derecesi göz önünde bulundurularak, zorunlu hallerde Cumhurbaşkanı kararıyla maliyet ve borçlandırma bedellerinin yarısına kadar indirim yapılabilmesine" yönelik hüküm uygulanacak.</p>
<p>Kentsel Dönüşüm Kanunu kapsamındaki alanlara Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun kapsamında hak sahibi olanlara verilecek konut ve iş yerlerinin borçlandırılmaları Kentsel Dönüşüm Kanunu'nun ilgili hükümlerine göre yapılacak.</p>
<p>Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu'nun ilgili maddesi kapsamında belirlenen talep sahipleri tarafından iş yerlerine ilişkin borçlandırma bedelleri teslim tarihinden itibaren en geç 6 ay içinde defaten ödenmesi halinde iş yerleri için belirlenen indirim oranı uygulanacak. Düzenlemenin yürürlük tarihinden önce teslim edilen iş yerleri hakkında 6 aylık süre yürürlük tarihinden itibaren başlayacak.</p>
<p><strong>Bir madde çıkarıldı</strong></p>
<p>TBMM Genel Kurulunda teklifin görüşmeleri sırasında tabii inci veya kültür incileri, işlenmiş olsun olmasın elmaslar, kıymetli taşlar veya yarı kıymetli taşlar, sentetik veya terkip yoluyla elde edilen kıymetli veya yarı kıymetli taşlar, tabii veya sentetik kıymetli veya yarı kıymetli taşların toz ve pudraları ile tabii inci veya kültür incilerinden kıymetli ya da yarı kıymetli taşlardan eşyalar için ÖTV oranının yüzde 20 olmasına ilişkin madde Danışma Kurulu kararıyla, tekriri müzakere önergesiyle yeniden ele alındı. AK Parti'nin kabul edilen önergesiyle bu madde çıkarıldı.</p>
<p>Genel Kurulda düzenlemenin kabul edilerek yasalaşmasının ardından TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ, birleşimi 7 Nisan Salı günü saat 15.00'te toplanmak üzere kapattı.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/deprem-konutlari-ile-bedelli-askerlik-duzenlemelerini-kapsayan-kanun-teklifi-kabul-edildi-76204</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/2/1/1280x720/meclis-tbmm-1765871745.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TBMM Genel Kurulunda kabul edilen kanun teklifine göre, 6 Şubat depremlerinin ardından inşa edilen konutlar ve iş yerlerine ilişkin borçlandırma bedellerinin 31 Aralık 2026&#039;ya kadar defaten ödenmesi halinde bu bedele, en fazla bir konut için yüzde 74, en fazla bir iş yeri için yüzde 48 oranında indirim uygulanacak. Bedelli askerlik tutarı yüzde 25 oranında artırılacak. Kurum kazancının tespitinde her türlü şans ve bahis oyunlarına ait ilan ve reklam giderleri, gider olarak kabul edilmeyecek. Engel oranı yüzde 40 ve üzeri olan ortopedik engelliler için taşıtlarda ÖTV istisnası uygulanacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/taksici-esnafi-yeni-vergi-duzenlemeleri-sonrasi-ne-yapmali-76201</guid>
            <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Taksici esnafı yeni vergi düzenlemeleri sonrası ne yapmalı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AYDIN YILMAZ - Yeminli Mali Müşavir</strong></p>
<p>Taksici esnafımızın son birkaç ay içerisinde yapılan vergi düzenlemeleri sonrası nasıl hareket edeceğine dair bazı sorulara cevap aradığını görüyorum. Bu sebeple bu yazımda özellikle hangi taksici esnafımızın nasıl vergilendirileceği, 2026’dan itibaren taksilerde taşıma hizmeti verenlerin nasıl cihazlar kullanacağı ve hangi dönemlerden itibaren yeni düzenlemelerin geçerli olduğuna dair bir çerçeve çizeceğim.</p>
<p>Taksi işletmelerinin “gerçek usulde” veya “basit usulde” vergilendirilmesine ilişkin esaslar, Resmî Gazete’de 9 Eylül 2025 ve 10 Aralık 2025 tarihlerinde yayımlanan 10380 sayılı ve 10679 sayılı Cumhurbaşkanı Kararları ile belirlenmiştir. Bu kapsamda, taksi ile yolcu taşımacılığı hizmeti, ülkemizdeki büyükşehir belediyelerinin 30 bini geçen ilçelerinde yürütülmesi durumunda 1 Ocak 2026 tarihinden itibaren, gerçek usulde vergiye tabi tutulacaktır. Bu tarih öncesinde, taksi işletmelerinin çoğunlukla basit usulde vergilendirildiği bilinmektedir.</p>
<p>Öte yandan gerçek usulde vergilendirilen ve perakende satış yapan işletmeler için Yeni Nesil Ödeme Kaydedici Cihaz (YN-ÖKC) kullanma zorunluluğu bulunmaktadır. Yukarıda belirtilen Cumhurbaşkanı Kararnamelerine istinaden taksici esnafımızın bir kısmı, “Yeni düzenlemeler sonrası bizim de YN-ÖKC kullanmamız gerekecek” gibi bir çıkarımda bulunsa da bu durum gerçeği yansıtmamaktadır. Zira, Hazine ve Maliye Bakanlığınca 21 Nisan 1985 tarihinde 18732 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Katma Değer Vergisi Mükelleflerinin Ödeme Kaydedici Cihazları Kullanmaları Mecburiyeti Hakkında Kanunla İlgili Genel Tebliğ’in 2. Maddesinin c bendine göre, “Kara, Hava, Deniz ve Demiryolları ile yapılan yolcu ve yük taşımacılığı işi ile uğraşanlar” için ÖKC kullanım zorunluluğu bulunmadığı belirtilmektedir.  Bu hükme göre güncel durumda taksici esnafımızın YN-ÖKC kullanma zorunluluğu bulunmamaktadır.</p>
<p>Ancak geçtiğimiz haftalarda yayımlanan 591 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği sonrası taksici esnafımız taksi mali cihazlarına dair yeni bir düzenleme olduğunun da farkındadır. Bu düzenlemeye göre taksi ile yolcu taşımacılığı faaliyetinde bulunan mükellefler (ticari kazançları basit usulde tespit edilenler dâhil) 1/9/2026 tarihine kadar, ilgili Tebliğ ve yayımlanacak teknik kılavuzlarda belirlenen teknik özellikleri taşıyan ve Bakanlıkça onay verilmiş “taksi mali cihazları” satın alarak kullanmaya başlamak zorundadır. Fakat henüz Tebliğ ile ilgili teknik kılavuz yayımlanmadığı için bu cihazlara dair detaylar net bir şekilde bilinmemektedir. Bu yüzden, bugün YN-ÖKC alan mükellefler 1/9/2026 tarihi itibarıyla bu cihazları kullanamayabilirler.</p>
<p>Bütün bu bilgiler ışığında naçizane tavsiyem, taksici esnafımızın mevcut ödeme ve belgelendirme yöntemlerini kullanmaya devam etmesi ve 591 sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile ilgili detaylar netleştikten sonra (tarih ertelenmediği durumda) 1 Eylül 2026 tarihi itibarıyla belirlenecek yeni düzene geçiş yapması yönündedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/taksici-esnafi-yeni-vergi-duzenlemeleri-sonrasi-ne-yapmali-76201</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Taksici esnafı yeni vergi düzenlemeleri sonrası ne yapmalı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/enerjide-tarihi-sok-kuresel-kuruluslari-harekete-gecirdi-76170</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 23:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerjide tarihi şok küresel kuruluşları harekete geçirdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>ABD ve İsrail’in İran’a saldırılarıyla başlayan savaşta Hürmüz Boğazı’nın kapanması ve körfezde petrol- gaz üreticisi ülkelere de saldırıların oluşmasıyla doğan enerji ve emtia sorunlarına karşı küresel ekonomik kuruluşlar harekete geçti. IMF, Dünya Bankası ve Uluslararası Enerji Ajansı ortak bir grup kurarak, bu krize yanıt verilmesi kararı aldıklarını duyurdu.</p>
<p>Üç kurumdan yapılan ortak açıklamada, oluşturulan grubun sadece izleme değil aktif politika da üretecek olması dikkat çekti. Bu aktif politikalar arasında ekonomik olarak görece daha az gelişmiş ancak enerji ve emtiada dışa bağımlı ülkelere finansal yardımların koordinasyonu da dahil edildi. Oluşturulan grubun çalışma alanları; verilerin izlenmesi, değerlendirilmesi ve böylece karar alıcılar için veri seti oluşturulması ana unsur olarak dikkati çekti.</p>
<h2>Küresel risk arasına “enflasyon” konuldu</h2>
<p>Açıklamada, gelişmekte olan piyasaları ve ülkeleri öne çıkardı. Açıklamada, “Etki büyük, küresel ölçekte ve son derece asimetriktir; özellikle düşük gelirli ülkeler başta olmak üzere enerji ithalatçısı ülkeleri orantısız şekilde etkilemektedir” denildi.</p>
<p>Etkilerin petrol, doğalgaz ve gübre fiyatlarını artırma, gıda fiyatı endişelerini tetikleme, helyum, fosfat, alüminyum ve diğer emtialar dâhil olmak üzere küresel tedarik zincirlerinin etkilenmesinin yarattığı enflasyon baskısına dikkat çekildi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Grup neler yapacak? </span></h2>
<p>● Enerji piyasaları ve fiyatlarına, ticaret akımlarına, maliye ve ödemeler dengesi üzerindeki baskılara, enflasyon eğilimlerine, kilit emtialara yönelik ihracat kısıtlamalarına ve tedarik zinciri aksaklıklarına ilişkin verilerin koordineli paylaşımı yoluyla, etkilerin ülkeler ve bölgeler bazında ciddiyetini değerlendirmek. </p>
<p>● Hedefli politika tavsiyelerini, olası finansman ihtiyaçlarının değerlendirilmesini ve buna bağlı olarak finansal destek sağlanmasını (imtiyazlı finansman dâhil) ve uygun durumlarda risk azaltıcı araçların kullanılmasını içerebilecek bir yanıt mekanizmasını koordine etmek. </p>
<p>● İhtiyaç duyan ülkelere koordineli ve etkin destek sağlamak üzere diğer çok taraflı, bölgesel ve ikili ortaklar dâhil olmak üzere ilgili paydaşları harekete geçirmek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/enerjide-tarihi-sok-kuresel-kuruluslari-harekete-gecirdi-76170</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/0/1280x720/enerji-1775193361.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ IMF, Dünya Bankası ve Uluslararası Enerji Ajansı ortak bir grup kurarak, savaştan kaynaklanan enerji krizine yanıt verilmesi kararı aldıklarını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/guneydogu-anadolu-kuru-meyve-ve-mamulleri-ihracatcilari-birliginde-yeni-donem-76148</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 18:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güneydoğu Anadolu Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği’nde yeni dönem</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Güneydoğu Anadolu Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliğinin seçimli olağan genel kurul toplantısı yapıldı. Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilen genel kurula TİM Başkan Vekili ve GAİB Koordinatör Başkanı Ahmet Fikret Kileci, Güneydoğu Anadolu Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Celal Kadooğlu ve yönetim kurulu üyeleri, Gaziantep Ticaret Borsası Başkanı Mehmet Akıncı, Güneydoğu Anadolu Halı İhracatçıları Birliği Başkanı Zeynal Abidin Kaplan, davetliler ve Birlik üyesi ihracatçılar katıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ce8ad7a7315-1775143639.JPG" alt="" width="700" height="412" /></p>
<p>Tek liste halinde gidilen seçimlerde Murat Bakır başkanlığa seçilirken, Muttalip Akkılıç, Mehmet Alagöz, Özgür Atakan, Aziz Doğan, Abdulkadir Çıkmaz, Remzi Kırıcı, Yunus Özpineci, Bahattin Kılıç, Ahmet Öğüt ve Yalçın Geyik yönetim kurulu üyesi seçildi. Genel kurulda, denetim kurulu üyeliklerine Fatih Altunses, Hakkı Kılıç ve Mehmet Mete Sezer getirilirken, Mehmet Çıkmaz da TİM delegesi seçildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ce8af167d1f-1775143665.JPG" alt="" width="700" /></p>
<p><strong>BAŞKAN BAKIR’DAN ÜYELERE TEŞEKKÜR</strong></p>
<p>Güneydoğu Anadolu Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliğinin yeni başkanı Murat Bakır, seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından üyelere bir teşekkür konuşması yaptı. Başkan Bakır, “Genel kurulumuza katılarak destek veren herkese teşekkür ediyorum. Birliğimizin kuruluşundan bu yana görev alan, ihracatımızın artması için çaba gösteren tüm yöneticilerimize verdikleri emekler için teşekkür ediyorum. Bizler yönetim kurulundaki arkadaşlarımızla birlikte, önümüzdeki dönemde üyelerimizle sürekli iletişim halinde olarak, bir taraftan onların yaşadığı sorunların çözülmesi, diğer taraftan da ihracatın önündeki engellerin kaldırılması ve yeni pazarların bulunması için çalışacağız” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/guneydogu-anadolu-kuru-meyve-ve-mamulleri-ihracatcilari-birliginde-yeni-donem-76148</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/8/1280x720/guneydogu-anadolu-kuru-meyve-ve-mamulleri-ihracatcilari-birliginde-yeni-donem-1775143703.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Güneydoğu Anadolu Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği’nin tek liste halinde gerçekleştirilen olağan genel kurul toplantısında Murat Bakır, birliğin yeni başkanı seçildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-mevduati-29-trilyon-551-milyar-liraya-geriledi-76139</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 16:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılık mevduatı 355,3 milyar lira azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre bankacılık sektörünün toplam mevduatı, 27 Mart ile biten haftada yüzde 1,2 ve 355 milyar 256 milyon 864 bin lira azalışla 29 trilyon 410 milyar 344 milyon 290 bin liradan, 29 trilyon 55 milyar 87 milyon 426 bin liraya geriledi.</p>
<p>Aynı dönemde bankalardaki Türk lirası cinsi mevduat yüzde 0,5 azalarak 15 trilyon 574 milyar 470 milyon 268 bin lira, yabancı para (YP) cinsinden mevduat yüzde 2 düşüşle 10 trilyon 26 milyar 317 milyon 270 bin lira oldu.</p>
<p>Bankalarda bulunan toplam YP mevduatı geçen hafta 263 milyar 776 milyon dolar düzeyinde gerçekleşirken bu tutarın 226 milyar 667 milyon doları yurt içinde yerleşik kişilerin hesaplarında toplandı.</p>
<p>Yurt içi yerleşiklerin toplam YP mevduatında, parite etkisinden arındırılmış veriler dikkate alındığında, 27 Mart itibarıyla 2 milyar 211 milyon dolarlık artış görüldü.</p>
<p><strong>Yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri arttı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri, geçen hafta yüzde 2,6 artışla 6 trilyon 53 milyar 773 milyon 301 bin liraya çıktı.</p>
<p>Söz konusu kredilerin 740 milyar 46 milyon 894 bin lirası konut, 46 milyar 264 milyon 670 bin lirası taşıt, 2 trilyon 339 milyar 347 milyon 75 bin lirası ihtiyaç kredileri, 2 trilyon 928 milyar 114 milyon 662 bin lirası ise bireysel kredi kartlarından oluştu.</p>
<p>Bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi de 27 Mart ile biten haftada 192 milyar 208 milyon 539 bin lira artarak 23 trilyon 862 milyar 109 milyon 660 bin liraya çıktı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-mevduati-29-trilyon-551-milyar-liraya-geriledi-76139</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/1/1280x720/kkm-gecen-hafta-327-milyar-lira-azaldi-1741265838.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası verilerine göre bankacılık sektörünün toplam mevduatı, 27 Mart ile biten haftada yaklaşık 355,3 milyar lira azalarak 29 trilyon 55 milyar liraya indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabancidan-14-milyar-dolarlik-tahvil-satisi-76138</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 16:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancıdan 1,4 milyar dolarlık tahvil satışı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) "Haftalık Menkul Kıymet İstatistikleri"ni yayımladı.</p>
<p>Buna göre, yurt dışında yerleşik kişiler, 27 Mart haftasında 137,1 milyon dolarlık hisse senedi alırken 1 milyar 369,9 milyon dolarlık Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS), 78,1 milyon dolarlık Genel Yönetim Dışındaki Sektör İhraçları (ÖST) sattı.</p>
<p>Yurt dışında yerleşik kişilerin 19 Mart haftasında 39 milyar 567 milyon dolar olan hisse senedi stoku, 27 Mart haftasında 38 milyar 627,3 milyon dolara düştü.</p>
<p>Aynı dönemde yurt dışında yerleşik kişilerin DİBS stoku 16 milyar 559,6 milyon dolardan 14 milyar 997,6 milyon dolara gerilerken ÖST stoku da 1 milyar 947,9 milyon dolardan 1 milyar 863,3 milyon dolara indi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabancidan-14-milyar-dolarlik-tahvil-satisi-76138</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/8/1280x720/dolar-para-1766032604.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın geçen haftaya ait verilerine göre yurt dışında yerleşik kişiler, 137,1 milyon dolarlık hisse senedi alırken 1 milyar 369,9 milyon dolarlık DİBS, 78,1 milyon dolarlık ÖST sattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/denizli-osb-baskani-derya-baltali-donusumun-seyircisi-degil-oyun-kurucusu-olmak-istiyoruz-76134</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 15:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Derya Baltalı: Dönüşümün seyircisi değil, oyun kurucusu olmak istiyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/DENİZLİ</strong></p>
<p>Denizli Organize Sanayi Bölgesi Müdürlüğü, Denizli OSB Teknopark işbirliğinde Ege Bölgesi Teknoloji Geliştirme Bölgeleri İşbirliği Platformu Koordinasyon Kurulu Toplantısı’na ev sahipliği yaptı.</p>
<p>Önümüzdeki dönemin yapay zekânın, büyük verinin, siber güvenliğin ve finansal teknolojilerin dünyayı yeniden tanımladığı bir dönem olacağını dile getiren Denizli OSB Teknopark Yönetim Kurulu Başkanı Derya Baltalı, “Bu yarışta geride kalmanın bedeli ağır olur. Ama doğru hamlelerle öne geçmenin fırsatı da büyük. Denizli OSB Teknopark olarak, bu dönüşümün seyircisi değil, oyun kurucusu olmak istiyoruz. Denizli’nin üretim gücünü yüksek teknolojiyle buluşturacağız. Düşük katma değerli üretimden, yüksek katma değerli üretime geçişin öncüsü olacağız. Yeşil dönüşümden ve sürdürülebilirlikten asla vazgeçmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“Teknoparkımız bölgenin yenilik üssü olacak”</h2>
<p>Denizli OSB Teknopark’ın, sadece fiziksel bir yapı değil, üniversite-sanayi iş birliğinin en güçlü şekilde hayata geçirileceği bir inovasyon merkezi olacağını dile getiren Denizli OSB Teknopark Genel Müdürü Prof. Dr. Ersan Öz, “Bölgemizdeki girişimciler için güçlü bir ekosistem oluşturacak, yenilikçi fikirlerin ticarileşmesine katkı sağlayacağız. Altyapısı, Ar-Ge ve girişimcilik odaklı kurgulanan teknoparkımız, firmalara yüksek katma değerli üretim, teknoloji geliştirme ve küresel rekabet gücü kazandırmayı hedefliyor” diye konuştu.</p>
<p>Toplantıda ayrıca GEKA Sanayi Politikaları Birim Başkanı Dr. Barış Kıyak, Güney Ege Bilişim Sektörü (TR32) Mevcut Durum Raporu’nun sonuçlarını paylaşarak, Ege Bölgesi teknoloji geliştirme bölgeleri ekosisteminin sanayi ile entegrasyonuna yönelik çözüm önerilerini aktardı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/denizli-osb-baskani-derya-baltali-donusumun-seyircisi-degil-oyun-kurucusu-olmak-istiyoruz-76134</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/4/1280x720/denizli-osb-baskani-derya-baltali-donusumun-seyircisi-degil-oyun-kurucusu-olmak-istiyoruz-1775134761.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Düşük katma değerli üretimden, yüksek katma değerli üretime geçişin öncüsü olmayı hedeflediklerini söyleyen Denizli OSB Teknopark Yönetim Kurulu Başkanı Derya Baltalı, “Yeşil dönüşümden ve sürdürülebilirlikten asla vazgeçmeyeceğiz.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasinin-rezervleri-221-milyar-dolar-azaldi-76132</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 15:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez&#039;in rezervleri geçen hafta 22,1 milyar dolar azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, 27 Mart itibarıyla Merkez Bankası brüt döviz rezervleri 6 milyar 2 milyon dolar düşüşle 55 milyar 290 milyon dolara indi. Brüt döviz rezervleri, 19 Mart'ta 61 milyar 292 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu.</p>
<p>Bu dönemde altın rezervleri de 16 milyar 117 milyon dolar azalışla 116 milyar 166 milyon dolardan 100 milyar 49 milyon dolara geriledi.</p>
<p>Böylece Merkez Bankasının toplam rezervleri 27 Mart haftasında bir önceki haftaya göre 22 milyar 119 milyon dolar azalışla 177 milyar 458 milyon dolardan 155 milyar 339 milyon dolara indi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasinin-rezervleri-221-milyar-dolar-azaldi-76132</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/7/1280x720/merkez-bankasi-rezervleri-gecen-hafta-1711-milyar-dolara-yukseldi-1742473095.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın rezervleri, geçen hafta 22 milyar 119 milyon dolar azalışla 155 milyar 339 milyon dolara indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kkmde-dusus-suruyor-76131</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 15:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> KKM&#039;de düşüş sürüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK) haftalık bültenini yayınladı.</p>
<p>Buna göre, bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi 27 Mart itibarıyla 227 milyar 111 milyon lira artarak 24 trilyon 318 milyar 846 milyon liradan 24 trilyon 545 milyar 957 milyon liraya çıktı.</p>
<p>Bankacılık sektöründe toplam mevduat ise bankalar arası dahil geçen hafta 285 milyar 833 milyon lira azalarak 27 trilyon 928 milyar 268 milyon liraya geriledi.</p>
<p><strong>Tüketici kredileri 3 trilyon 132 milyar liraya yükseldi</strong></p>
<p>Tüketici kredilerinin tutarı, bu dönemde 85 milyar 251 milyon lira artarak 3 trilyon 131 milyar 927 milyon liraya çıktı. Söz konusu tutarın 740 milyar 790 milyon lirası konut, 46 milyar 368 milyon lirası taşıt ve 2 trilyon 344 milyar 769 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu.</p>
<p>Bu dönemde taksitli ticari kredilerin tutarı 25 milyar 94 milyon lira artarak 3 trilyon 775 milyar 826 milyon lira oldu.</p>
<p>Bankaların bireysel kredi kartı alacakları ise yüzde 2,2 artışla 2 trilyon 928 milyar 5 milyon lira düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p>Bireysel kredi kartı alacaklarının 1 trilyon 106 milyar 772 milyon lirasını taksitli, 1 trilyon 821 milyar 234 milyon lirasını taksitsiz borçlar oluşturdu.</p>
<p><strong>Yasal öz kaynaklar arttı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe takipteki alacaklar, 27 Mart itibarıyla önceki haftaya göre 1 milyar 870 milyon lira artışla 666 milyar 662 milyon liraya çıktı. Takipteki alacakların 501 milyar 481 milyon lirasına özel karşılık ayrıldı.</p>
<p>Aynı dönemde bankacılık sisteminin yasal öz kaynakları, 70 milyar 950 milyon lira artarak 5 trilyon 540 milyar 164 milyon liraya yükseldi.</p>
<p>Kur korumalı Türk lirası mevduat ve katılma hesapları (KKM) bakiyesi ise geçen hafta 33 milyon lira azalarak 1 milyar 534 milyon liraya düştü. Böylece KKM büyüklüğü, toplam mevduatın yüzde 0,01'ini oluşturdu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kkmde-dusus-suruyor-76131</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/02/kkmde-dusus-hizlandi-doviz-mevduati-sert-geriledi-8uz7_headline.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BDDK&#039;nin geçen haftaya ait verilerine göre KKM bakiyesi 33 milyon lira azalışla 1 milyar 534 milyon liraya geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-bolat-martta-mal-ihracatimiz-219-milyar-dolar-oldu-76130</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 15:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Bolat: Martta mal ihracatımız 21,9 milyar dolar oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Mart ayı dış ticaret verileri Ticaret Bakanı Ömer Bolat ve Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe'nin katılımıyla Van Ticaret ve Sanayi Odası'nda düzenlenen toplantıda açıklandı.</p>
<p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, burada yaptığı konuşmada, dünyanın 2020 yılı başında patlak veren Kovid-19 krizinden bu yana gerçekten taşların yerinde oturmadığı, fay hatlarının sürekli büyük sarsıntılar geçirdiği bir dönemden geçtiğini söyledi.</p>
<p>Bolat, son 5 yılın en önemli ekonomik olumsuzluk etkisi olan yüksek enflasyonun dünyanın başındaki en büyük sıkıntılardan biri olduğunu belirterek, "Ekonomiler devam etmek zorunda, insanlar yiyip içmek, hayatını idame ettirmek durumundalar, üretim şartları çalışmak durumunda. Bu atmosferde hayat devam ediyor." diye konuştu.</p>
<p>İhracatın ve ithalatın ekonomik dinamizmin en önemli unsurlarından olduğunu kaydeden Bolat, "Biz de Ticaret Bakanlığı olarak her vesileyle ihracatımızı artırmaya, ithalatımızı makul düzeylerde tutmaya gayret ediyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Bolat, sıcak savaşlar, enerji savaşları ve ticaret savaşlarının gelişmeleri olumsuz etkilemekte olduğuna işaret ederek, "Dünya Ticaret Örgütü, dünya ticaretinin patronu konumunda. Mart ayındaki 2026 raporuna göre geçen yıl yüzde 4,6 oranında artan küresel ticaret hacminin bu yıl yüzde 1,9'a gerilemesi tahmin edilmekte. OECD'nin mart raporuna göre 2025 yılında yüzde 3,3 büyüyen dünya ekonomisi bu yıl için yüzde 2,9 ancak büyüyebilecek tahmini yapılmakta." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Enerji, doğal gaz, petrol, madeni yağlar, gübre ve petrokimya ürünleri noktasında arz sorunumuz yok"</strong></p>
<p>Ticaret Bakanı Bolat, Hürmüz Boğazı'ndan dünya petrolünün yüzde 20'si ve dünya doğal gazının yüzde 20'sinin geçtiğini anımsatarak, Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasıyla başta enerji ürünleri ve petrokimya ürünleri olmak üzere ciddi olumsuz etkiler meydana getirdiğini dile getirdi.</p>
<p>Körfez ülkelerine yönelik bir ay boyunca Türkiye'nin de ihracatında yüzde 40'lık bir azalış gerçekleştiğini aktaran Bolat, "Hükümetimiz bu olumsuz etkileri bertaraf etmek üzere yoğun bir çaba içinde. Enerji, doğal gaz, petrol, madeni yağlar, gübre ve petrokimya ürünleri noktasında arz sorunumuz yok. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımızın kaynak çeşitlendirme politikaları sayesinde stoklarımız yeterli düzeyde." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Bolat, dünyanın birçok ülkesinde ister batıda, ister doğuda, kuzeyde, güneyde benzin istasyonlarında, akaryakıt istasyonlarında kuyrukların görüldüğünü ifade ederek, "Fiyatların ABD de dahil olmak üzere 2-3 kat arttığını görüyoruz." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Bu yıl ihracatta dalgalı bir seyir söz konusu"</strong></p>
<p>Bakan Ömer Bolat, mart ayında mal ihracatının 21 milyar 900 milyon dolar olduğunu belirterek, bunun geçen yılın mart ayına kıyasla yaklaşık 1,5 milyar dolarlık bir azalışa tekabül ettiğini söyledi.</p>
<p>Savaş şartları, uzun bayram tatilleri ve takvim etkisinin de ihracata olumsuz etkisinin olduğuna işaret eden Bolat, "Böyle olduğunda özellikle ihracat yönünden olumsuz etkileniyor. İşlenmiş ürünler olarak altın ihracatında da 350 milyon dolarlık bir azalma var." dedi.</p>
<p>Bolat, bu yıl ihracatta dalgalı bir seyrin söz konusu olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Ocak ayında yaklaşık 800 milyon dolar azalış oldu. Şubat ayında 300 milyon dolar artış oldu. Şimdi mart ayında 1,5 milyar dolar bir gerileme oldu. Ama nisan ayında 23 Nisan resmi tatili dışında bir tatilimiz olmayacak. Biz bu açığı nisan ayında kapatacağız ama sonra mayıs ayı gelecek. Uzun bir 9 günlük Kurban Bayramı tatili ufukta gözüküyor. Orada da ihracatta geçen yıl mayıs ayında rekor kırmıştık. Haziran ayında da onu telafi edeceğiz. Bu şekilde dalgalı seyir devam edecek."</p>
<p><strong>"Avrupa Birliği yine Türkiye'nin en güçlü dış ticaret partneri olarak öne çıktı"</strong></p>
<p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, ocak-mart ayındaki ihracatta yüzde 3,1'lik bir azalış olduğunu ifade ederek, "Bunun da toplamı yaklaşık 2 milyar dolar oldu. Nisan ayında bunu aşacağız ve tekrar yıllık bazda artıya geçmiş olacağız." dedi.</p>
<p>Mart ayı itibarıyla ihracatın ithalatı karşılamasının yüzde 73,4 olduğuna dikkati çeken Bolat, "Yüzde 70'in üstü bizim için her zaman rahatlatıcı bir orandır. Türkiye olarak dış ticaret dengemiz de yıllıklandırılmışta 98 milyar dolar civarındadır."</p>
<p>Bolat, ihracatta en çok artış gösteren ürünlerin savunma sanayi ürünleri olduğunu kaydederek, "Ocak-mart döneminde yaklaşık 500 milyon dolar arttı. İthalatımızda en çok artış gösteren ilk 3 ayda 1,7 milyar dolarla kıymetli ve yarı kıymetli taşlar oldu." diye konuştu.</p>
<p>Türkiye'nin ilk üç aydaki ihracatında birinci sırada Almanya, ikinci sırada ABD, üçüncü sırada İngiltere, dördüncü sırada İtalya ve beşinci sırada Fransa'nın olduğunu aktararak, "Avrupa Birliği yine Türkiye'nin en güçlü dış ticaret partneri olarak öne çıktı. İhracatımızda 28,3 milyar dolar ilk üç ayda gerçekleşti. Türkiye, AB ile ticarette 1,4 milyar dolar fazla kazanmış oldu." diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p><strong>"Mart’ta 938 firma ilk kez ihracat yaptı"</strong></p>
<p>TİM Başkanı Mustafa Gültepe de yaptığı konuşmada, mart ayıyla birlikte ihracatta ilk çeyrek performansının da netleştiğini belirterek, ilk üç ayda arzu ettikleri seviyenin gerisinde kaldıklarını aktardı.</p>
<p>Genel Ticaret Sistemi kayıtlarına göre, mart ayını 21,9 milyar dolarlık ihracatla tamamladıklarını ifade eden Gültepe, "Geçen yılın aynı ayına göre yüzde 6,4 eksideyiz. İhracatımız 2026’nın ilk çeyreğinde 63,3 milyar dolara, son 12 ayda ise 271,3 milyar dolara ulaştı." diye konuştu.</p>
<p>Gültepe, ilk çeyreği yüzde 3,1 ekside tamamlarken, 12 aylık çevrimde yüzde 3 artıda olunduğunu belirterek, "Mart ayında 26 sektörümüzden 18’inin ihracatı daraldı. Sektörler sıralamasında otomotiv, 3,3 milyar dolarla liderliğini sürdürdü. Otomotivi 3 milyar dolarla kimyevi maddeler, 1,6 milyar dolarla çelik, 1,5 milyar dolarla elektrik elektronik ve 1,2 milyar dolarla hazır giyim takip etti." açıklamasını yaptı.</p>
<p>Gültepe, TİM verilerine göre, geçen ay 34 ilin ihracatını artırdığını ve en çok ihracat yapan 5 ilin İstanbul, Kocaeli, Ankara, Bursa ve İzmir şeklinde sıralandığını kaydetti.</p>
<p>Martta 938 firmanın ilk kez ihracat yaptığını kaydeden Gültepe, "Bu firmalarımızın ihracatımıza katkısı yaklaşık 108 milyon dolar oldu. Parite, geçen ay ihracatımıza 682 milyon dolar katkı verdi." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Gültepe, geçen ay 125 ülke ve bölgeye ihracatın arttığına, 98 ülke ve bölgeye ihracatta ise düşüş olduğuna işaret ederek, en çok ihracat yapılan ülkelerin Almanya, ABD, İtalya, Birleşik Krallık ve Fransa şeklinde sıralandığını kaydetti.</p>
<p><strong>"Lojistik kanallarımızı esneterek, ilişkilerimizi diri tutmalıyız"</strong></p>
<p>Mart ayında Körfez ülkelerine ihracatın yüzde 37 düşüşle 1 milyar 371 milyon dolara gerilediğini ifade eden Gültepe, sadece bir ayda bölge ülkelerine ihracatta 815 milyon dolarlık kaybın olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Gültepe, geçen ay Umman dışındaki tüm bölge ülkelerine ihracatın düştüğünü belirterek, "Irak’ta yüzde 30, BAE’de yüzde 48, İran’da yüzde 41, Suudi Arabistan’da yüzde 29, Katar’da yüzde 83, Kuveyt’te yüzde 70, Bahreyn’de yüzde 81’e yakın kayıp var." dedi.</p>
<p>Savaşın en çok mücevher, hububat, otomotiv, kimya ve mobilya sektörlerini etkilediğini kaydeden Gültepe, "İhracat ailesi olarak bu zor koşullarda bölgeyle iletişimimizi daha da güçlendirmeliyiz. Lojistik kanallarımızı esneterek, ilişkilerimizi diri tutmalıyız. Bu konuda, gerek ilgili bakanlıklarımız gerekse TİM Lojistik Kurulumuz süreci takip ediyor. İhracatçılarımızın sorunlarını çözüme kavuşturabilmek için var gücümüzle çalışıyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>"Güney Afrika, Kanada ve Romanya dahil 20 ülkeye heyet gerçekleştireceğiz"</strong></p>
<p>Mustafa Gültepe, savaşla birlikte artan petrol ve ham madde fiyatlarının rekabetçilikte zaten zorlanan ihracatçının yükünü daha da ağırlaştırdığını vurgulayarak, tüm zorluklara rağmen üretime ve ihracata devam ettiklerini belirtti.</p>
<p>Bu zor koşullarda rekabetçiliği güçlendirmenin çok daha önemli hale geldiğine işaret eden Gültepe, "Dolayısıyla, yeni desteklerin hızla devreye alınması gerekiyor. Doğru adımlarla birlikte, kalıcı başarılara hep birlikte ulaşabiliriz. Biz de TİM olarak ihracatçı birliklerimizle beraber pazar çeşitlendirmesi faaliyetlerimize aralıksız devam ediyoruz." dedi.</p>
<p>Gültepe, mart ayında Rusya, İngiltere ve Gana'nın da aralarında bulunduğu 8 ülkede ticaret heyeti düzenlediklerini ifade ederek, "Nisanda da yoğun bir takvimimiz var. Güney Afrika, Kanada ve Romanya dahil 20 ülkeye heyet gerçekleştireceğiz. Her zaman söylediğimiz gibi işimiz üretim, gücümüz ihracat." diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-bolat-martta-mal-ihracatimiz-219-milyar-dolar-oldu-76130</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/0/1280x720/46-1775133942.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanı Ömer Bolat, &quot;Mart ayında mal ihracatımız 21 milyar 900 milyon dolar oldu. Bu, geçen yılın mart ayına kıyasla yaklaşık 1,5 milyar dolarlık bir azalışa tekabül etti. Ocak-mart ayındaki ihracatta yüzde 3,1&#039;lik bir azalış oldu. Bunun da toplamı yaklaşık 2 milyar dolar oldu. Nisan ayında bunu aşacağız ve tekrar yıllık bazda artıya geçmiş olacağız.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakaryada-30-bin-evin-elektrigi-geri-donusumden-uretildi-76129</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 15:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sakarya’da 30 bin evin elektriği geri dönüşümden üretildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Sakarya Büyükşehir Belediyesi, 2025 yılında yürüttüğü sıfır atık projeleriyle 28 bin ton plastik, cam ve alüminyum atıkları ekonomiye kazandırdı. 220 ton bitkisel yağ, pil ve elektronik atık çevreye karışmadan ayrıldı ve 1700 ton tıbbi atığı bertaraf edildi ve toplamda 30 bin hanenin harcadığı elektrik üretildi. Ayrıca Sakarya’nın pilot il seçildiği projeyle şehre yerleştirilen DOA (Depozitosu Olan Ambalajlar) makinaları 334 ton atığı toplayarak ülke ekonomisine kazandırdı.</p>
<p>12 ayda toplamda tam 410 bin ton atık, doğayı zehirlemeden SEKAY (Sakarya Entegre Katı Atık Yönetimi) marifetiyle bertaraf edildi. Bu atıkların arasında değerli olan atıklar plastik, cam, alüminyum bitkisel atık yağ, pil, elektronik ekonomiye kazandırıldı ve çöp gazında 30 bin hanenin elektriği üretildi.</p>
<p> </p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ce61e586aab-1775133157.jpg" alt="" width="700" height="395" />DOA makinesı</strong></p>
<p>Ayrıca Sakarya’nın pilot şehir seçildiği DBYS (Depozito Yönetim Sistemi) kapsamında Sakarya’da aktif edilen 48 adet DOA makinası ile 15 ilçede atık toplandı.</p>
<p>Proje sayesinde atıkları doğaya karışmadan, teşvik ücretleriyle ekonomiye kazandıran DOA’lar 2025 yılında 66 ton plastik, 265 ton cam ve 3 ton alüminyum olmak üzere toplam 334 ton atığı geri dönüştürmek üzere teslim etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakaryada-30-bin-evin-elektrigi-geri-donusumden-uretildi-76129</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/9/1280x720/geri-donusum-1775133639.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sakarya&#039;da 12 ayda toplamda tam 410 bin ton atığın, doğayı zehirlemeden SEKAY marifetiyle bertaraf edildiği bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/enerjisada-ust-duzey-atama-76128</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 15:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerjisa&#039;da üst düzey atama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerjisa Enerji, teknoloji ve dijitalleşme alanındaki yetkinliklerin daha da güçlendirilmesi amacıyla Devrim Yıldırım'ın Bilgi Teknolojileri ve Dijital İş Yönetimi Bölüm Başkanı olarak göreve getirildiğini duyurdu.</p>
<p>Yıldırım, görevi Mehmet Fırat'tan devraldı.</p>
<p>Açıklamaya göre, Yıldırım, şirketin sürdürülebilir büyüme ve dönüşüm hedefleri doğrultusunda dijital yetkinliklerin güçlendirilmesine, veri odaklı karar alma kültürünün yaygınlaştırılmasına ve teknoloji altyapısının geliştirilmesine liderlik edecek.</p>
<p>Yıldırım'ın aynı zamanda uçtan uca dijital çözümler ve çevik çalışma modelleriyle operasyonel verimlilik, sistem sürekliliği ve siber güvenlik alanlarında yetkinliklerin derinleştirilmesine katkı sağlayacağı vurgulandı.</p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Enerjisa Enerji Üst Yöneticisi Murat Pınar, enerji sektöründe verimlilik, sürdürülebilirlik ve müşteri deneyimini ileriye taşımanın en önemli unsurlarından birinin güçlü teknoloji altyapısı olduğunun altını çizerek, "Yıldırım'ın ulusal ve uluslararası ölçekte edindiği derin tecrübenin, şirketimizin dijital dönüşüm hedeflerine önemli bir ivme kazandıracağına inanıyorum." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Enerjisa Enerji Bilgi Teknolojileri ve Dijital İş Yönetimi Bölüm Başkanı Yıldırım ise Enerjisa Enerji'nin bir parçası olmaktan mutluluk duyduğunu belirterek, "Teknoloji ve dijitalleşmenin, enerji sektöründe sürdürülebilir büyüme ve operasyonel mükemmeliyet açısından kritik bir rol oynadığına inanıyorum. Bu kapsamda, veri odaklı karar alma, müşteri deneyimini iyileştiren dijital çözümler ve güçlü teknoloji altyapıları ile şirketimizin dönüşüm yolculuğuna katkı sağlamak için tüm ekip arkadaşlarımızla birlikte çalışacağız." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yıldırım, Yıldız Teknik Üniversitesi Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği Bölümü'nden mezun oldu, aynı üniversitede Telekomünikasyon Mühendisliği alanında yüksek lisans eğitimini tamamladı. Kariyerine Ar-Ge alanında başlayan Yıldırım, akademi, telekomünikasyon ve teknoloji sektörlerinde özellikle uluslararası alanda farklı sorumluluklar üstlenerek yazılım geliştirme, ürün yönetimi ve teknoloji stratejileri alanlarında derin bir deneyim kazandı.</p>
<p>Yaklaşık 30 yıla yaklaşan kariyeri boyunca farklı coğrafyalarda edindiği deneyimle Yıldırım, teknoloji stratejileri, dijital dönüşüm, veri odaklı iş modelleri ve büyük ölçekli organizasyonlarda dönüşüm programlarının yönetimi konularında güçlü bir uzmanlığa sahip bulunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/enerjisada-ust-duzey-atama-76128</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/enerjisa-.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerjisa Enerji&#039;de Bilgi Teknolojileri ve Dijital İş Yönetimi Bölüm Başkanlığı&#039;na Devrim Yıldırım atandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dis-ticaret-acigi-martta-yuzde-566-artti-76127</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 15:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dış ticaret açığı martta yüzde 56,6 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığının Mart 2026 dönemine ait geçici dış ticaret istatistiklerinden oluşan veri bülteni yayımlandı.</p>
<p>Genel Ticaret Sistemi (GTS) esas alınarak hazırlanan verilere göre, ihracat martta 2025'in aynı ayına kıyasla yüzde 6,4 azalışla 21 milyar 918 milyon dolar, ithalat ise yüzde 8,4 artışla 33 milyar 181 milyon dolar olarak belirlendi.</p>
<p>Aynı dönemde dış ticaret hacmi yüzde 2 artarak 55 milyar 99 milyon dolar olarak gerçekleşti. Dış ticaret açığı bu dönemde yüzde 56,6 artışla 11 milyar 263 milyon dolara çıktı.</p>
<p>İhracatın ithalatı karşılama oranı, geçen ay yıllık bazda 10,4 puan azalarak yüzde 66,1, enerji verileri hariç tutulduğunda 14,3 puan düşüşle yüzde 74,4, enerji ve altın verileri hariç tutulduğunda 14 puan azalışla yüzde 78,9 oldu.</p>
<p><strong>Ürün, ülke ve ülke gruplarına göre ihracat</strong></p>
<p>Geçen ay en çok ihracat, yüzde 2,6 azalış ve 11 milyar 551 milyon dolarla "ham madde (ara mallar)" grubunda yapıldı Bu grubu yüzde 15,3 düşüş ve 6 milyar 682 milyon dolarla "tüketim malları", yüzde 2,7 azalış ve 3 milyar 140 milyon dolarla "yatırım (sermaye) malları" takip etti.</p>
<p>Söz konusu ayda sektörlere göre ihracatın payı, imalat sanayisinde yüzde 93,7 (20 milyar 530 milyon dolar), tarım, ormancılık ve balıkçılıkta yüzde 3,7 (811 milyon dolar), madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 1,9 (420 milyon dolar) olarak gerçekleşti.</p>
<p>Martta en fazla ihracat yapılan ülke, 1 milyar 821 milyon dolarla Almanya oldu. Bu ülkenin ardından 1 milyar 381 milyon dolarla ABD ve 1 milyar 289 milyon dolarla İtalya geldi.</p>
<p>İhracatta en çok paya sahip ilk 10 ülkenin toplam ihracat içindeki payı yüzde 46 olarak hesaplandı.</p>
<p>Martta en fazla ihracat yapılan ülke grupları, 10 milyar 277 milyon dolarla Avrupa Birliği (AB), 3 milyar 255 milyon dolarla diğer Avrupa Ülkeleri, 2 milyar 523 milyon dolarla Yakın ve Orta Doğu ülkeleri olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>İthalat verileri</strong></p>
<p>Martta en çok ithalat, yüzde 11,5 artış ve 23 milyar 234 milyon dolarla "ham madde (ara mallar)" grubunda yapıldı. Bu grubu yüzde 5,3 azalış ve 4 milyar 937 milyon dolarla "tüketim malları" ve yüzde 7,9 yükseliş ve 4 milyar 849 milyon dolarla "yatırım (sermaye) malları" izledi.</p>
<p>Sektörlere göre ithalat payları, yüzde 80,1 ile imalat sanayisinde (26 milyar 569 milyon dolar), yüzde 12,9 ile madencilik ve taş ocakçılığında (4 milyar 279 milyon dolar), yüzde 4,6 ile tarım, ormancılık ve balıkçılıkta (1 milyar 513 milyon dolar) hesaplandı.</p>
<p>Martta en fazla ithalat yapılan ülkeler, 4 milyar 761 milyon dolarla Çin, 2 milyar 540 milyon dolarla Almanya ve 1 milyar 35 milyon dolarla Rusya oldu.</p>
<p>İthalatta en çok paya sahip ilk 10 ülkenin toplam ithalat içindeki payı, yüzde 52,6 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Söz konusu ayda en fazla ithalat yapılan ülke grupları, 10 milyar 384 milyon dolarla AB, 8 milyar 911 milyon dolarla Asya ülkeleri ve 5 milyar 14 milyon dolarla diğer Avrupa ülkeleri olarak sıralandı.</p>
<p><strong>Ocak-mart döneminde dış ticaret açığı yüzde 27,5 arttı</strong></p>
<p>GTS kapsamında ocak-mart döneminde geçen yılın aynı dönemine göre ihracat, yüzde 3,1 azalarak 63 milyar 279 milyon dolar, ithalat yüzde 4,7 yükselerek 91 milyar 957 milyon dolar, dış ticaret hacmi yüzde 1,4 artışla 155 milyar 236 milyon dolar olarak hesaplandı.</p>
<p>Söz konusu dönemde dış ticaret açığı yüzde 27,5 yükselişle 28 milyar 679 milyon dolar olarak kayıtlara geçti. İhracatın ithalatı karşılama oranı da yüzde 68,8 olarak belirlendi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dis-ticaret-acigi-martta-yuzde-566-artti-76127</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/7/1280x720/ihracat-dis-ticaret-1749295595.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı verilerine göre ihracat, martta geçen yıla kıyasla yüzde 6,4 azalarak 21,9 milyar dolar, ithalat ise yüzde 8,4 yükselişle 33,2 milyar dolar oldu. Bu dönemde dış ticaret açığı yüzde 56,6 artışla 11,3 milyar dolara çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ic-holding-ile-ituden-nukleer-reaktor-icin-is-birligi-76125</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 15:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> IC Holding ile İTÜ&#039;den nükleer reaktör için iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>IC Holding bünyesindeki IC Nükleer ve Endüstri (ICN) ve İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) yerli nükleer reaktör geliştirilmesine yönelik iş birliği anlaşması imzaladığı bildirildi.</p>
<p>Verilen bilgiye göre, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın "Yerli Nükleer Reaktör Geliştirilmesi Projesi" çağrısı kapsamında hayata geçirilen iş birliğiyle, İTÜ'de kurulacak nükleer teknoparkta yerli reaktör geliştirme çalışmalarına başlanacak.</p>
<p>Akkuyu Nükleer Güç Santrali'nin ana yüklenicisi olmayı sürdüren IC Grubu'nun, bu alandaki mühendislik ve uygulama deneyimini bir üst seviyeye taşıyarak İTÜ'de yerli nükleer reaktör üretimi için kurulacak teknoparkın ilk özel sektör destekçisi olduğu belirtildi.</p>
<p>Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan IC Holding Üst Yöneticisi (CEO) Can Çaka, Türkiye'nin nükleer çağında oyun kurucu bir rol üstlenmeyi hedeflediklerini belirterek, "Dünya enerji ve teknoloji alanında yeni bir kırılma noktasından geçiyor. Nükleer teknoloji, bu dönüşümün en kritik bileşenlerinden biri haline geliyor. Biz IC Holding olarak bu dönüşümün sadece bir parçası olmayı değil, yön veren oyuncularından biri olmayı hedefliyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Çaka, yalnızca projeler geliştirmek değil, Türkiye'yi nükleer teknolojilerde üretici, ihracatçı ve küresel ölçekte referans bir ülke konumuna taşımayı hedeflediklerini vurgulayarak, şöyle devam etti:</p>
<p>"Nükleer endüstrinin güçlü ve kalıcı bir parçası olmayı, kendi ülkemizde özellikle odaklanacağımız 4. nesil hızlı reaktörlerin imalatını yapmayı ve bu kabiliyeti zaman içinde küresel ölçekte de hayata geçirmeyi amaçlıyoruz. Akkuyu Nükleer Güç Santrali'nde edindiğimiz EPC deneyimiyle bu alanda önemli bir yetkinlik kazandık. Bugün geldiğimiz noktada ise hedefimiz bunun ötesine geçmek. Artık yalnızca projelerin yüklenicisi değil, tasarımından mühendisliğine, üretiminden uygulamasına kadar tüm süreci yöneten, anahtar teslim nükleer projeler geliştirebilen entegre bir yapı kuruyoruz. İTÜ ile başlattığımız iş birliği, bu vizyonun en somut adımlarından biri. Akademi ile sanayiyi bir araya getirerek Türkiye'de gerçek anlamda bir nükleer teknoloji ekosistemi oluşturuyoruz."</p>
<p>İTÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal ise "Küresel ölçekte iklim değişikliği, yeşil dönüşüm, dijitalleşme ve yapay zeka ekseninde şekillenen dönüşümle birlikte jeopolitik ve jeoekonomik dengeler yeniden tanımlanıyor. Bu çok katmanlı yapı içinde, enerji güvenliği, ülkelerin sürdürülebilir kalkınması açısından stratejik bir zorunluluk haline gelirken, enerji üretiminden dağıtımına kadar tüm sürecin bütüncül bir yaklaşımla ele alınmasını gerektiriyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ic-holding-ile-ituden-nukleer-reaktor-icin-is-birligi-76125</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/5/1280x720/67-1775137187.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ IC Nükleer ve Endüstri ile İstanbul Teknik Üniversitesi arasında yerli nükleer reaktör geliştirilmesi için iş birliği anlaşması imzalandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ozbekten-tecrube-bariyerine-karsi-kamu-destekli-istihdam-modeli-onerisi-76122</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 14:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tecrübe bariyerine karşı kamu destekli istihdam modeli önerisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Saloni Mobilya CEO’su Haluk Özbek, mevcut piyasa koşullarında firmaların artan rekabet ve maliyet baskıları nedeniyle yeni mezun istihdamına mesafeli yaklaştığını ifade ederek, “Güncel piyasa koşullarında firmalar, yoğun rekabet ve maliyet baskıları nedeniyle yeni mezun gençleri istihdam etmekten kaçınmakta; bu adayların işe alışma sürecindeki verimlilik kaybını ve eğitim maliyetlerini üstlenmek istememektedir” dedi. İşverenlerin tecrübesiz işgücünü risk olarak değerlendirdiğine dikkat çeken Özbek, bunun gençler açısından önemli bir tecrübe bariyeri yarattığını vurguladı. Özbek, “İşveren perspektifinden bakıldığında, ‘tecrübesiz işgücü’ bir risk olarak algılanmakta, bu durum ise eğitimli genç nüfusun mezuniyet sonrası profesyonel hayata geçişinde aşılması güç bir ‘tecrübe bariyeri’ ve özgüven kaybı yaratmaktadır. Bu tablo, gençlerimizin potansiyellerini köreltirken, reel sektörün uzun vadeli yetişmiş insan kaynağına erişimini de sekteye uğratmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h2><strong>Öncelik gençlerin mesleki gelişimi</strong></h2>
<p>Programın temel amacının gençlerin iş hayatına kontrollü ve destekli biçimde hazırlanması olduğunu belirten Özbek, iki yıllık modelin devlet desteğiyle uygulanmasını önerdi. Özbek, “Programın temel vizyonu, üniversite mezunu gençlerimizin kanuni düzenlemeler ve devlet desteğiyle iki yıl süreyle şirketlerde görev alarak iş hayatına dair yeterli tecrübeyi edinmeleridir” ifadelerini kullandı. Modelin, staj uygulamalarının profesyonel hayata taşınmış bir devamı olarak tasarlandığını belirten Özbek, mühendislik, mimarlık, tasarım, yazılım ve mali işler gibi uzmanlık alanlarında teorik bilginin saha deneyimiyle desteklenmesini hedeflediklerini söyledi. Programda gençlerin gelişimini merkeze alan ve emek istismarını önleyecek bir denetim mekanizmasının da kurulması öngörülüyor.</p>
<h2><strong>Kamu-özel sektör ortaklığıyla yürütülecek</strong></h2>
<p>Önerilen sistemin kamu ile özel sektör iş birliğine dayanacağını ifade eden Özbek, firmalar ile gençlerin dijital bir platform üzerinden buluşturulmasını önerdi. Buna göre süreç, T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı koordinasyonunda, İŞKUR ve KOSGEB desteğiyle yürütülecek. Özbek, sosyal güvenlik primleri ve maaş ödemelerinin önemli bölümünün devlet tarafından karşılanmasını, firmaların ise yol, yemek ve operasyonel giderleri üstlenmesini önererek, bu sayede işletmelerin ağır maliyet yükü altına girmeden genç yetenekleri tanıyabileceğini belirtti.</p>
<h2><strong>Teknik eğitim ve mentorluk süreci öne çıkıyor</strong></h2>
<p>Programın ilk yılında gençlerin şirket içinde aktif görev alarak iş süreçlerini öğrenmesi planlanıyor. Özbek, “Programın ilk yılı, ‘Öğrenerek Katkı Sağlama’ prensibiyle yönetilecektir” diyerek, katılımcıların giriş seviyesindeki işlerde görev alırken aynı zamanda teknik eğitimler ve kişisel gelişim seminerlerine katılacağını ifade etti. Model kapsamında gençlerin gelişimi firma içindeki mentörler tarafından üçer aylık periyotlarla raporlanacak. Bu raporlar merkezi sisteme yüklenerek hem kamu desteğinin etkinliği denetlenecek hem de katılımcıların yetkinlik gelişimi kayıt altına alınacak.</p>
<h2><strong>“Bu bir kalkınma hamlesi”</strong></h2>
<p>Özbek, programın yalnızca istihdam değil, aynı zamanda eğitim ile iş dünyası arasındaki bağı güçlendirecek yapısal bir adım olduğunu belirterek, “Yeni Mezun Oryantasyon ve Nitelik Kazandırma Programı, sadece bir istihdam projesi değil, aynı zamanda üniversite eğitimi ile iş dünyası arasındaki köprüyü sağlamlaştıracak bir kalkınma hamlesidir” dedi. Programın hayata geçirilmesiyle Türkiye’nin küresel rekabette ihtiyaç duyduğu nitelikli uzman kadrolara daha hızlı ulaşabileceğini ifade eden Özbek, önerinin ilgili kamu kurumlarınca değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ozbekten-tecrube-bariyerine-karsi-kamu-destekli-istihdam-modeli-onerisi-76122</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/2/1280x720/ozbekten-tecrube-bariyerine-karsi-kamu-destekli-istihdam-modeli-onerisi-1775131279.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Saloni Mobilya CEO’su Haluk Özbek, üniversite mezunu gençlerin iş gücü piyasasına geçişini kolaylaştırmak amacıyla “Yeni Mezun Oryantasyon ve Nitelik Kazandırma Programı” önerisini gündeme taşıdı. Özbek, Türkiye’nin ekonomik kalkınma hedefleri ve nitelikli işgücü ihtiyacı doğrultusunda gençlerin istihdama katılımının stratejik önem taşıdığını belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btso-baskan-yardimcisi-ismail-kus-basarinin-temelinde-ortak-akil-var-76117</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 14:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> BTSO Başkan Yardımcısı İsmail Kuş: Başarının temelinde ortak akıl var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) çatısı altındaki 70 meslek komitesini buluşturan Müşterek Meslek Komiteleri Toplantısı ile Mart Ayı Meclis Toplantısı, BTSO Ana Hizmet Binası’nda gerçekleştirildi. Toplantıya BTSO Meclis Başkanı Ali Uğur, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı İsmail Kuş, yönetim kurulu üyeleri, meclis başkanlık divanı, meclis üyeleri ve komite üyeleri katıldı. Toplantıda sektörel gelişmeler, ekonomideki mevcut durum ve komitelerin çalışmaları ele alınarak değerlendirmelerde bulunuldu.</p>
<p>Program kapsamında ayrıca Emekli Diplomat Gülru Gezer, Orta Doğu’da yaşanan savaşın siyasi ve diplomatik etkilerine ilişkin bir sunum gerçekleştirirken, Ekonomist Hakan Kara da küresel gelişmelerin ekonomi üzerindeki yansımalarını değerlendirdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ce4de8c13b0-1775128040.JPG" alt="" width="629" height="419" /></p>
<p>BTSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı İsmail Kuş, BTSO’nun 60 bini aşan üyesiyle Türkiye’nin en büyük ticaret ve sanayi odalarından biri olduğunu söyledi. İsmail Kuş, kurumun büyüklüğünün yalnızca üye sayısından kaynaklanmadığını belirterek, bu gücün Bursa’nın köklü üretim kültürü, tüccarın emeği ve girişimcilerin cesaretiyle şekillendiğini ifade etti. Bursa’nın birlikte üretmeye inanan bir şehir olduğunu vurgulayan Kuş, BTSO’nun da bu kültürün kurumsal temsilcisi olduğunu dile getirdi. BTSO çatısı altında karar alma süreçlerinde “ortak akıl” anlayışının benimsendiğini kaydeden İsmail Kuş, “TEKNOSAB, BUTEKOM, GUHEM ve Bursa Business School gibi dev projelerimizin her birinde, komitelerimizin fikri, emeği ve imzası var. Bu projeler, Bursa iş dünyasının birlikte hayal kurup birlikte başarma azminin birer eseridir” dedi.</p>
<h2>“Meslek komiteleri, karar mekanizmalarının merkezinde yer alıyor”</h2>
<p>BTSO meslek komitelerinin Odanın çalışmalarının omurgasını oluşturduğunu ifade eden İsmail Kuş, “2013 yılında başlattığımız değişimle, komitelerimizi kağıt üzerinde kalan yapılar olmaktan çıkarıp, BTSO’nun en güçlü karar mekanizması haline getirdik. Bugün komite üyelerimiz Ankara’da hangi kapıyı çalarlarsa çalsınlar, karşılarında kendilerini dikkatle dinleyen, çözüm odaklı bir muhatap buluyorlar. Bunun temel sebebi, Bursa’nın Türkiye ekonomisine yön veren, her alanda öncü bir şehir olmasıdır. En önemlisi de Bursa iş dünyasının; ortak hareket kültürüyle tek ses, tek yürek olmayı başarmış olmasıdır. Bizler, bu birliktelikten aldığımız güçle geleceği inşa ediyoruz” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ce4e3296844-1775128114.JPG" alt="" width="602" height="395" /></p>
<h2>“Proaktif bir yaklaşım sergiliyoruz”</h2>
<p>“Bizim yönetim anlayışımız; sadece sorunları konuşmak değil, o sorunların üzerine gitmek ve somut neticeler almaktır.” diyen İsmail Kuş şöyle devam etti: “Sektörlerimizin nabzını tutuyor, tıkanıklıkları yerinde görüyor ve vakit kaybetmeden her mesele için uygulanabilir bir yol haritası ortaya koyuyoruz. Bunun en çarpıcı örneğini, Orta Doğu’da bir aydır devam eden ve vicdanlarımızı yaralayan savaş sürecinde bir kez daha sergiledik.  Dualarımız ve en büyük temennimiz, bu savaşın biran evvel son bulması, bölge halkının huzura kavuşmasıdır. Ancak bu insani hassasiyetimizin yanında, bölgedeki ateşin ekonomimize, tedarik zincirlerimize ve sektörlerimize yansıyan maliyet yüklerini de görmezden gelemezdik. Hızla hareket ettik; sektör paydaşlarımızla bir araya gelerek dar boğazları ve çözüm yollarını tek tek raporladık. Bu kapsamlı dosyayı, çözüm önerilerimizle birlikte ivedilikle ekonomi yönetimimize sunduk.  Çünkü biliyoruz ki, belirsizlik dönemlerinde iş dünyasına rehberlik etmek, hem vicdani hem de kurumsal sorumluluğumuzdur.”</p>
<h2>Beklentimiz küresel ekonomik istikrarın yeniden tesis edilmesi</h2>
<p>BTSO Meclis Başkanı Ali Uğur, küresel düzeyde yaşanan gelişmelerin sanayi ve ticaret üzerindeki etkilerinin her geçen gün daha belirgin bir şekilde hissedildiğini söyledi. Uğur, “İran ile ABD ve İsrail arasında yaşanan gerilim ve çatışmalar, bölgesel bir kriz olmanın ötesine geçerek küresel ekonomi üzerinde ciddi sonuçlar doğurmaktadır. İş dünyası olarak gelişmeleri dikkatle takip etmek zorundayız. Bu kapsamda geçtiğimiz hafta Bursa Ticaret ve Sanayi Odamızda meclis üyelerimiz ve konsey başkanlarımızın katılımıyla kapsamlı ve verimli bir toplantı gerçekleştirdik. Toplantımızda ele alınan konuları detaylı bir şekilde değerlendirerek rapor haline getirdik ve başta TOBB olmak üzere ilgili kurumlarımızla paylaştık. Müşterek Meslek Komiteleri Toplantımızda da kıymetli hocalarımızın çok değerli sunumlarını dinledik. Bu sunumlar, içinde bulunduğumuz süreci daha iyi analiz etmemize ve önümüzdeki döneme dair daha sağlıklı öngörüler geliştirmemize önemli katkılar sağlamıştır. Temennimiz; yaşanan bu sürecin bir an evvel barışla sonuçlanması, bölgesel gerilimlerin sona ermesi ve küresel ekonomik istikrarın yeniden tesis edilmesidir” şeklinde konuştu. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btso-baskan-yardimcisi-ismail-kus-basarinin-temelinde-ortak-akil-var-76117</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/7/1280x720/btso-baskan-yardimcisi-ismail-kus-basarinin-temelinde-ortak-akil-var-1775128170.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BTSO’nun 60 bini aşan üyesiyle Türkiye’nin en büyük odalarından biri olduğunu belirten İsmail Kuş, kurumun büyüklüğünün yalnızca üye sayısından kaynaklanmadığını belirterek, “TEKNOSAB, BUTEKOM, GUHEM ve Bursa Business School gibi dev projelerimizin her birinde, komitelerimizin fikri, emeği ve imzası var. Bu projeler, Bursa iş dünyasının birlikte hayal kurup birlikte başarma azminin birer eseridir” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/domates-miktari-ve-fiyati-artti-76116</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 14:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antalya&#039;da domates miktarı ve fiyatı arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret Borsası tarafından hazırlanan Antalya Toptancı Halleri Mart ayı endeksi açıklandı. Endekse göre, Mart ayında domates miktar endeksi yıllık yüzde 0,10, fiyat endeksi yüzde 85,95, meyve miktar endeksi yıllık yüzde 30,26, fiyatı yüzde 25,85, sebze miktar endeksi yıllık yüzde 12,10, fiyat endeksi de yüzde 59,56 artış gösterdi.</p>
<p>Mart ayı miktar endeksi aylık olarak domates yüzde 8,98, meyve yüzde 15,82, sebze yüzde 20,25 artarken, yıllık domates yüzde 0,1, meyve yüzde 30,26 ve sebze ise yüzde 12,10 arttı.</p>
<p>Mart ayında yıllık domates ve sebze miktar endeksi ortalama civarında, meyve miktar endeksi ise ortalamanın üstünde gerçekleşirken yıllık fiyat endeksinde domates, meyve ve sebze ortalama düzeyde artış gösterdi.</p>
<p>Mart ayında domates fiyat endeksi yıllık yüzde 85,95 artarken, miktardaki artış yüzde 0,1 oldu. Mart ayında meyve fiyat endeksi yıllık bazda yüzde 25,85 artarken, bu artış miktardaki yüzde 30,26 artışa rağmen gerçekleşti.</p>
<p><strong>Miktar artışları ortalama düzeyde oldu</strong></p>
<p>Mart ayında sebze fiyat endeksi yıllık yüzde 59,56 artarken, miktarda da yüzde 12,10 artış gerçekleşti. Mart ayında, son yedi yılın verileri dikkate alındığında domates ve sebze satış miktar endeksi ortalama civarında, meyve satış miktar endeksi ortalamanın üzerinde, domates, meyve ve sebze fiyat endeksleri ise ortalama civarında tabloya yansıdı.</p>
<p><strong>Domateste miktar ve fiyat arttı</strong></p>
<p>Mart ayında domates işlem miktar endeksi yüzde 8,98, işlem fiyat endeksi de yüzde 28,85 arttı. Son yedi yılın mart ayları dikkate alındığında, işlem miktar endeksi yedinci en büyük artış, son yedi yılın mart ayları dikkate alındığında işlem fiyat endeksi beşinci en büyük artış olarak kaydedildi.</p>
<p>Mart ayında meyve işlem miktar endeksi yüzde 15,82, işlem fiyat endeksi de yüzde 5,95 artış gerçekleşti. Son yedi yılın mart ayları dikkate alındığında işlem miktar endeksi ikinci en büyük artış, son yedi yılın mart ayları dikkate alındığında işlem fiyat endeksi altıncı en büyük artış olarak kaydedildi.</p>
<p>Mart ayında sebze işlem miktar endeksi yüzde 20,25, işlem fiyat endeksi de yüzde 21,56 artış gösterdi. Son yedi yılın mart ayları dikkate alındığında, işlem miktar endeksi dördüncü en büyük artış, son yedi yılın mart ayları dikkate alındığında işlem fiyat endeksi üçüncü en büyük artış olarak kaydedildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/domates-miktari-ve-fiyati-artti-76116</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/6/1280x720/domates-miktari-ve-fiyati-artti-1775127732.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Toptancı hallerinde işlem gören, domates, meyve ve sebze miktarı ve fiyatları mart ayında artış gösterdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/lothbrog-makineden-turkiye-sanayisine-guclu-katki-76114</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 13:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akıncıoğlu: Yatırımlarımıza hız kesmeden devam ediyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>2026 yılının ilk aylarında açıklanan 2025 verilerine göre, Türkiye’nin en büyük 10 sanayi şehrinde makine satış adetlerinde yıllık ortalama yüzde 24 artış kaydedildi. Türkiye genelinde ise bu artış oranı yüzde 23 seviyesine ulaştı.</p>
<p>Lothbrog Makine'nin, Türkiye distribütörlüğünü üstlendiği GWEIKE Lazer markasıyla sanayi sektöründeki büyümesini hız kesmeden sürdürdüğü bildirildi. Bursa’da 2019 yılında kurulan şirketin gerçekleştirdiği 1500’ün üzerindeki makine teslimatıyla kendi alanında liderliğini pekiştirdiği, Türkiye genelinde üretim gücüne katkı sunmaya devam ettiği vurgulandı.</p>
<p>Verilen bilgiye göre, şirketin özellikle sanayinin daha az gelişmiş olduğu doğu illerine yönelik yatırımları da dikkat çekerken, hizmet ağı 64 şehre ulaşarak sektörde önemli bir yaygınlığa erişti.</p>
<p>Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Lothbrog Makine Yönetim Kurulu Başkanı Lütfi Akıncıoğlu, Türkiye sanayisinin dönüşüm sürecine katkı sağlamaktan duydukları memnuniyeti dile getirdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ce48fb149d1-1775126779.jpeg" alt="" width="585" height="431" /></p>
<h2>“Anadolu’nun sanayi altyapısının güçlenmesine katkı sunuyoruz”</h2>
<p>Akıncıoğlu, “GWEIKE Lazer markamızla Türkiye’de sanayicimizin verimliliğini ve rekabet gücünü artırmayı hedefliyoruz. 1500’ü aşkın makine teslimatına ulaşmış olmak bizim için önemli bir kilometre taşı. Özellikle Anadolu’nun farklı bölgelerinde sanayi altyapısının güçlenmesine katkı sunmak önceliklerimiz arasında yer alıyor” dedi.</p>
<p>Akıncıoğlu, 2025 yılında gerçekleştirilen yeni fabrika yatırımının bu hedef doğrultusunda önemli bir adım olduğunu vurgulayarak, “Büyüyen Türkiye’nin daha fazla üretmesi ve ülkenin her noktasına hizmet götürmek amacıyla yatırımlarımıza hız kesmeden devam ediyoruz. Yeni fabrikamızla birlikte hem gelişen teknolojilerin tanıtılmasını hem de hizmet kalitemizi daha ileriye taşımayı amaçlıyoruz” ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/lothbrog-makineden-turkiye-sanayisine-guclu-katki-76114</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/4/1280x720/lothbrog-makineden-turkiye-sanayisine-guclu-katki-1775126760.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;GWEIKE Lazer markamızla Türkiye’de sanayicimizin verimliliğini ve rekabet gücünü artırmayı hedefliyoruz.&quot; diyen Lothbrog Makine Yönetim Kurulu Başkanı Lütfi Akıncıoğlu, &quot;Büyüyen Türkiye’nin daha fazla üretmesi ve ülkenin her noktasına hizmet götürmek amacıyla yatırımlarımıza hız kesmeden devam ediyoruz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kuzey-makedonyanin-yatirim-avantajlari-anlatildi-76113</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 13:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kuzey Makedonya’nın yatırım avantajları anlatıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Kuzey Makedonya’nın Ankara Büyükelçisi Jovan Manasijevski ile Bursa Fahri Konsolosu Halil Bedzeti, Balıkesir ve Bandırma’da çeşitli temaslarda bulundu. </p>
<p>İlk olarak Bandırma Belediye Başkanı Dursun Mirza’yı ziyaret eden Büyükelçi Manasijevski ve Fahri Konsolos Bedzeti, iki ülke arasındaki köklü bağlara vurgu yaptı. Ziyarette konuşan Büyükelçi Jovan Manasijevski, Türkiye ile Kuzey Makedonya arasında tarihsel ve kültürel ilişkilerin güçlü bir zemine oturduğunu belirterek, “Türkiye ile Kuzey Makedonya arasındaki dostluk, ortak tarih ve kültürel bağlarla pekişmiş durumdadır. Bu güçlü temelin üzerine, özellikle yerel yönetimlerle kuracağımız yakın iş birlikleriyle ekonomik ve sosyal ilişkilerimizi daha ileri taşımayı hedefliyoruz” dedi. Bandırma Belediye Başkanı Dursun Mirza ise ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirerek, kentin ekonomik, sosyal ve kültürel yapısı hakkında bilgi paylaştı.</p>
<h2>“Türkiye ithalatta 7. sırada”</h2>
<p>Büyükelçi Manasijevski, Türkiye’nin Kuzey Makedonya için stratejik bir ortak olduğunu vurgulayarak, iki ülke arasındaki ticaret hacminin 1 milyar doları aştığını hatırlattı. Manasijevski, “Türkiye, Kuzey Makedonya’nın en çok ithalat yaptığı ülkeler arasında 7. sırada yer alıyor. Ülkemizde faaliyet gösteren 80 bin firmanın yaklaşık 4 bini Türk yatırımcılara ait. Bu tablo, ekonomik ilişkilerimizin ne kadar güçlü olduğunu açıkça ortaya koyuyor” dedi. Bandırma’daki temasların ardından Balıkesir’e geçen heyet, Balıkesir Sanayi Odası (BSO) tarafından düzenlenen ‘Kuzey Makedonya Yatırım Fırsatları Forumu’na katıldı. Forumda söz alan Büyükelçi Manasijevski, burada da Kuzey Makedonya, yatırımcı dostu politikaları, serbest ticaret anlaşmaları ve stratejik konumuyla Türk iş dünyası için önemli fırsatlar sunduğunu kaydetti. </p>
<h2>“Kuzey Makedonya ihracatta hedef ülkeler listesinde”</h2>
<p>Program kapsamında ‘Kuzey Makedonya Yatırım ve Ticaret Fırsatları’ başlıklı bir sunum gerçekleştiren Bursa Fahri Konsolosu Halil Bedzeti, Kuzey Makedonya ekonomisi ve yatırım ortamı hakkında kapsamlı bilgiler paylaştı. Bedzeti, ülkenin Balkanlar’da stratejik bir konuma sahip olduğunu belirterek, “Kuzey Makedonya, avantajlı ticari anlaşmaları, uygun maliyetli ve nitelikli iş gücü ile istikrarlı finansal yapısıyla yatırımcılar için cazip bir merkezdir. 2026 yılında Türkiye Cumhuriyeti Ticaret Bakanlığı tarafından belirlenen İhracatta Hedef Ülkeler Listesi’ne dahil edilmesi, ülkemizin Türk iş dünyası açısından stratejik önemini daha da artırmıştır” dedi. Kuzey Makedonya’ya ihracat yapan firmaların devlet teşviklerinden daha avantajlı şekilde yararlanabileceğini ifade eden Bedzeti, ülkenin iş yapma kolaylığı sıralamasında dünyada 17. sırada yer aldığını vurguladı. Bedzeti ayrıca bilgi ve iletişim teknolojileri, makine ve otomotiv bileşenleri, tarım ve gıda işleme, sağlık ve ilaç, tekstil, enerji ve turizm sektörlerinin yatırım açısından öne çıktığını belirtti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kuzey-makedonyanin-yatirim-avantajlari-anlatildi-76113</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/3/1280x720/kuzey-makedonyanin-yatirim-avantajlari-anlatildi-1775126555.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kuzey Makedonya’nın Ankara Büyükelçisi Jovan Manasijevski ile Bursa Fahri Konsolosu Halil Bedzeti, Balıkesir ve Bandırma’da gerçekleştirdikleri temaslarla iki ülke arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesine yönelik önemli mesajlar verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tarim-disi-istihdam-aciklanacak-76109</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 13:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarım dışı istihdam açıklanacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Küresel piyasalarda Orta Doğu’da yaşanan gelişmeler, yükselen petrol fiyatları ve artan stagflasyon endişeleriyle birlikte sert satış baskısı altında kalan hisse senetlerinde zayıf eğilim devam ediyor. Bu hafta olumlu haber akışı eşliğinde tepki denemelerinin etkili olduğu hisse senetlerinde ABD Başkanı Trump’ın son açıklamaları ardından savaşa yönelik belirsizliğin devam etmesi ile birlikte yeniden satış baskısının etkili olduğunu görüyoruz. Trump, dün yaptığı açıklamada, ABD'nin birkaç hafta içinde İran'ı "son derece sert" şekilde vuracağını belirterek, askeri hedeflere neredeyse ulaşıldığını ve çatışmaların sona ermek üzere olduğunu ancak savaşı sona erdirmek için bir zaman çizelgesi vermeyeceğini söyledi. Ayrıca bir anlaşma sağlanamazsa ülkenin elektrik santrallerine saldıracağını söyledi.</p>
<p>Risk iştahında kısa vadede dengelenme çabası öne çıksa da piyasada orta vadeli görünümün zayıf sinyaller ürettiğini, risklerin devam ettiğini, İran’dan gelecek açıklamalar ve enerji fiyatlarındaki seyrin riskli varlıkları şekillendirecek ana konular olmaya devam edecek. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde, haber akışına bağlı fiyat hareketleri sürebilir ve piyasalar savaşın sona ermesine yönelik somut haberler görmek isteyebilir. İran savaşından önce yayınladığımız strateji raporlarında borsalarda düzeltme beklentimizi paylaşmış, devam eden dönemde de ateşkese rağmen düşme eğiliminin devam edeceğini beklediğimizi ifade etmiştik. Piyasada belirsizlikler devam ederken henüz kalıcı bir dip görmediğimizi düşünüyoruz. Yüksek bir volatilite olayı bekliyoruz. Bu volatilite gerçekleştikten sonra kalıcı dibi önümüzdeki iki ay içinde görebileceğimiz ve bunun da alım fırsatı yaratacağı görüşündeyiz.</p>
<p>Makro tarafta ise artan petrol fiyatları eşliğinde stagflasyon sinyallerini izliyoruz. Piyasada enerji fiyatlarındaki artıştan kaynaklanan enflasyonist baskı ile merkez bankalarının sıkılaşma yanlısı tepkiler vereceği beklentisi gündemde yer almaya devam ediyor. Enerji fiyatlarındaki artışın devam etmesi halinde enflasyonun yeniden yükseleceği endişeleri eşliğinde merkez bankalarından daha sıkılaşma yanlısı adımlar gelmesi bekleniyor.  Ayrıca son açıklanan TÜFE ve çekirdek PCE verilerinde enflasyonda katılığın devam ettiğini görürken beklenenden yüksek gelen Şubat ayı ÜFE verileri enflasyondaki yukarı yönlü risklere destek oldu ve bu hafta açıklanan JOLTS istihdam verisi ve tüketici güven endeksindeki detaylar ise istihdamda soğuma sinyallerine işaret etti. Artan petrol fiyatlarının hanehalkı tüketimi üzerinde baskı yaratması bekleniyorken, ankette özellikle beklenti endeksinde dipler görülmesi ve istihdamda genel yayılan zayıflama dikkat çekiciydi. Önümüzdeki günlerde açıklanacak Mart ayı verilerinin özellikle enflasyonda yukarı yönlü riskler açısından oldukça önemli olduğunu belirtebiliriz.</p>
<p>Mart ayındaki toplantılarda, başta FED olmak üzere merkez bankalarından daha şahin mesajlar ön plandaydı ve faiz artırımı beklentilerinin öne çıktığını takip etmiştik. FED her ne kadar 2026 yılı için faiz indirimi beklentisini korusa da FED Başkanı Powell’ın basın toplantısındaki şahince açıklamaları ön plandaydı. Powell’ın faiz indirimlerine yeniden başlanabilmesi için enflasyonun düşürülmesinde ilerleme görülmesi gerektiği ve temel senaryo olmasa da faiz artırımlarının tartışıldığına dair ifadeleri önemliydi. Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Christine Lagarde’ın ise Orta Doğu'daki çatışmaların enflasyonu bir süreliğine yukarı çekmesi halinde, politikada bazı ölçülü ayarlamalar gerekebileceğine işaret ederek Euro Bölgesi’nde faizleri artırmaya kapı araladığını gördük. Piyasa, Nisan ayındaki toplantıda faiz artırımına gidilmesini yüzde 50 civarı olasılıkla fiyatlıyor ve yıl sonuna kadar da üç faiz artışı bekleniyor.</p>
<p>FED yetkililerinden gelen son açıklamalarda ise faizlerin, İran’daki savaş nedeniyle bir süre sabit kalması gerekebileceğine dair mesajlar da vardı. İran operasyonu öncesinde bu yıl için 60 baz puan civarı indirim bekleyen piyasada, son durumda faiz indirimlerinden ziyade FED’in faiz artırımına gitmesi veya uzun süre faizleri sabit bırakması olasılığı daha güçlü gözüküyor. Temkinli tavrını koruyan FED Başkanı Powell, bu haftaki açıklamalarında uzun vadeli enflasyon beklentilerinin kontrol altında göründüğünü ancak Merkez Bankası’nın, ABD ile İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın etkisini değerlendirirken bu beklentileri dikkatle izlediğini söyledi ve piyasalara bir miktar güven verdi. Powell’ın açıklamaları ile faiz artırımı beklentilerinin törpülendiğini, son haftalarda güçlü yükselişler gördüğümüz tahvil faizlerinin geri çekildiğini takip ettik ancak piyasalarda fiyatlamaların kısa vadede jeopolitik haber akışına bağlı olarak hareket ettiğini, risklerin devam ettiğini özellikle kısa vadede enflasyonda yükseliş beklentilerinin korunduğunu söyleyebiliriz. Diğer taraftan bu hafta Cuma günü ABD’de Mart ayı tarım dışı istihdam verisi açıklanacak ve soğuma sinyalleri arayan piyasalar açısından önemli olacak. Bloomberg’de yer alan ortalama beklenti 65.000 kişi artış yönünde, işsizlik oranının ise yüzde 4.4 seviyesinde gerçekleşmesi bekleniyor. Güçlü Ocak ve zayıf Şubat ayı verilerinin hava şartlarından ve grevlerden kaynaklı volatil rakamlar olduğunu, daha güçlü beklenen Mart ayı verilerinde ise grev kaynaklı geri dönüşlerin olacağı bir ay olduğunu ve istihdamda ana trendin zayıf seyrettiğini not edebiliriz. Dolayısıyla veride beklentilerden aşağı yönde güçlü sapma resesyon endişelerine destek olabilir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tarim-disi-istihdam-aciklanacak-76109</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarım dışı istihdam açıklanacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cop31-sivil-toplum-platformundan-bati-akdeniz-onerileri-76108</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 13:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> COP31 Sivil Toplum Platformu’ndan Batı Akdeniz önerileri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Aralarında iş insanları dernekleri, üniversiteler ve meslek örgütlerinden oluşan 28 temsilcinin yer aldığı COP31 Sivil Toplum Platformu, Akra Barut Oteli’nde düzenlenen toplantıda,  Antalya ve Batı Akdeniz bölgesi için hazırlanan iklim değişikliği nedeniyle yapılması gerekenlerin yer aldığı ortak bildiriyi kamuoyu ile paylaştı.</p>
<p>COP31 Sivil Toplum Platformu Temsilcisi ve Antalya Sanayici ve İş İnsanları Derneği (ANSİAD) Başkanı Ercan Özbek, açılış konuşmasında, Birleşmiş Milletler İklim Konferansı'nın (COP31 Antalya) Türkiye ve Antalya’da düzenlenmesine katkı sağlayan tüm kişi ve kurumlara teşekkür etti.</p>
<p>Bu önemli ev sahipliğinin, Antalya için ortak bir sorumluluk ve birlikte hareket etme gerekliliğini de beraberinde getirdiğine inandığını belirten Özbek, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Antalya adına ortak bir iradenin oluştuğunu kamuoyu ile paylaşmak üzere bir aradayız. Birazdan sizlerle paylaşacağımız basın bildirisi, tek bir kurumun değil, bu şehirde sorumluluk hisseden birçok yapının ortak yaklaşımını yansıtmaktadır. 2026 yılında Antalya önemli bir ev sahipliği üstlenecek. COP31, kentimiz için son derece kıymetli bir organizasyondur. Biz bu sürecin, şehrimize uzun vadeli katkılar sağlayacak şekilde değerlendirilmesini önemsiyoruz.’’</p>
<p>Hazırlanan ortak bildirinin bir niyet ifadesinin ötesinde, öncelikleri ve ihtiyaç alanlarını ortaya koyan bir çerçeve sunduğunu ifade eden Özbek, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Böylesi büyük bir organizasyonun en iyi şekilde yönetilebilmesi için ulaşım, konaklama, güvenlik ve çevresel yönetim başlıklarında erken ve bütüncül bir planlama büyük önem taşımaktadır. Antalya’nın iklimle bağlantılı bazı kırılganlıkları bulunmaktadır. Su kaynakları, tarım, kıyı alanları ve kentleşme başlıklarında dikkatli ve bilim temelli bir yaklaşım gerekmektedir. COP31’i yalnızca kısa vadeli bir hazırlık süreci olarak değil, daha uzun vadeli hedeflerin konuşulmasına vesile olacak bir fırsat olarak görüyoruz. Bu doğrultuda; ölçülebilir hedeflerin belirlendiği, sürekliliği olan bir yol haritasının oluşturulması önem taşımaktadır.’’</p>
<p>Bu süreçte sivil toplumun katkısının son derece önemli olduğunu vurgulayan Ercan Özbek, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’COP31 Sivil toplum platformu olarak; bu sürece bilgi ve deneyimimizle katkı sunmaya, sürecin aktif bir paydaşı olmaya hazır olduğumuzu ifade ediyoruz.Bu hazırlık sürecini somut çıktılar üretecek teknik bir altyapıyla destekliyoruz. Bu kapsamda tüm paydaşlarımızın katılımıyla oluşturduğumuz çalışma gruplarımız; ‘Antalya’nın İklim Riskleri ve Afetler’, ‘Su Güvenliği ve Kuraklık Yönetimi’,  ‘Turizm, Enerji, Dijital ve Yeşil Dönüşüm’, ‘Kentleşme, Doğa Koruma ve Afet Direnci’ ve ‘İklim Değişikliğinin Antalya’da Faaliyet Gösteren Sektörlere Etkileri’ başlıkları altında kapsamlı raporlar hazırlayacaklardır. COP31 başlangıcına kadar tamamlanacak olan bu raporlar, şehrimizin gelecek stratejisini oluşturacaktır. Aynı zamanda, bu sürecin katılımcı ve kapsayıcı bir yaklaşımla yürütülmesinin en önemli güçlerden biri olacağına inanıyoruz.’’</p>
<p><strong>Ortak bildiri</strong></p>
<p>ANSİAD İklim Değişikliği ve Çevre Çalışma Masası Başkanı Cem Arüv, COP31 Sivil Toplum Platformu tarafından hazırlanan ortak bildiriyi okudu.</p>
<p>Antalya’da düzenlenecek COP31 Antalya Konferansı’nın, küresel bir toplantının ötesinde, Antalya’nın ve Türkiye’nin geleceğini şekillendirecek tarihi bir fırsat olarak gördüklerini söyledi.</p>
<p>COP31’in Antalya’da düzenlenecek olmasının, kentin küresel ölçekte iklim diplomasisinin merkezlerinden biri haline getireceğine dikkat çeken Arüv, ‘’Ancak bu organizasyonun değeri, yalnızca birkaç haftalık bir etkinlik olarak değerlendirilmemelidir’’ dedi. Arüv, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’COP31; Antalya’nın iklim direncini artırma, Yeşil dönüşümünü hızlandırma, Altyapı ve şehircilik kalitesini yükseltme, Sürdürülebilir turizm ve ekonomi modeline geçişini güçlendirme için eşsiz bir fırsattır. Bu fırsatın kalıcı kazanımlara dönüşebilmesi için merkezi yönetim, yerel yönetimler, üniversiteler, meslek odaları, özel sektör ve sivil toplumun birlikte hareket etmesi değerlidir. Antalya bu sayede kalıcı ve örnek bir yönetişim modeline sahip olabilir.’’</p>
<p>COP31 Antalya Konferansında sivil toplumun sürecin aktif paydaşı olması istenen ortak bildiride şu görüşlere yer verildi:</p>
<p>‘’İklim değişikliği tüm toplumun ortak sorumluluğudur. Bu nedenle, Antalya’daki ve Batı Akdeniz Bölgesi’ndeki sivil toplum kuruluşların COP31 hazırlık sürecine aktif ve kurumsal olarak dahil edilmeli. Antalya’nın Organizasyon Kapasitesi Güçlendirilmelidir: COP31’in başarıyla yürütülebilmesi için kentte kapsamlı bir hazırlık süreci yürütülmesi gerekmektedir. Çevresel Yönetim açısından Atık yönetimi ve sıfır atık uygulamaları, Enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji kullanımı, Karbon ayak izinin ölçülmesi ve azaltılması, COP31’in kendisi de düşük karbonlu ve çevre dostu bir organizasyon olarak planlanmalıdır.’’</p>
<p><strong>"Antalya’nın ve Batı Akdeniz bölgesinin iklim riskleri görmezden gelinemez"</strong></p>
<p>COP31’in, küresel iklim gündeminin merkezinde yer alırken, Antalya’nın ve Batı Akdeniz Bölgesinin maruz kaldığı çevresel risklerin uluslararası kamuoyuna aktarılmasında kritik bir stratejik platform görevi göreceği belirtilen bildiride Batı Akdeniz Bölgesi için oluşan iklim riskleri de şöyle sıralandı:</p>
<p>‘’Su kaynaklarında azalma ve kuraklık, Hava olaylarının yarattığı riskler, Kıyı erozyonu ve deniz seviyesi yükselmesi, Tarım alanlarının ve gıda güvenliğinin risk altına girmesi, Turizm sektörünün iklim hassasiyetinin artması, Orman yangınlarında artış, Hızlı ve plansız kentleşmenin yarattığı ekolojik tahribat, Bu risklere karşı bilim temelli, uzun vadeli ve entegre bir iklim uyum planı hazırlanması artık bir tercih değil, zorunluluktur.’’</p>
<p><strong>Antalya için öncelikli dönüşüm alanları</strong></p>
<p>COP31 sürecinde Antalya için öncelikli dönüşüm alanları da belirlenerek, somut adımların atılması gereken öneriler şöyle dile getirildi:</p>
<p> ‘’Su Yönetimi: Su kayıp ve kaçaklarının azaltılması, Alternatif su kaynakları (geri kazanım, yağmur suyu, gri su), Tarımda su verimliliği, Enerji ve Karbon Azaltımı, Binalarda enerji verimliliği, Yenilenebilir enerji yatırımlarının artırılması, Yerel karbon azaltım hedeflerinin belirlenmesi,  Antalya’nın yeşil dönüşümünde Organize Sanayi Bölgesi üretim tesisleri ve KOBİ’lerin dönüşüm süreçlerine entegrasyonu. Sürdürülebilir Turizm: Düşük karbonlu turizm modeli, Yeşil sertifikasyon sistemleri, Kaynak verimliliği uygulamaları, Sürdürülebilir Ekosistem ve Sürdürülebilir Tarım: Tarım alanlarının korunması, Kıyı ve sulak alanların sürdürülebilir yönetimi, Kent içi yeşil alanların nitelik ve nicelik olarak iyileştirilmesi, Tarımsal üretimde çevre dostu girdi yönetimi ve tarımsal atıklarının sürdürülebilir yönetimi. Dirençli Kentleşme: İklim risklerine duyarlı imar planları, Isı adası etkisini azaltacak kentsel tasarım, Afet dirençli altyapı yatırımları, Mevcut yapı stokunun risk ve afetlere karşı güçlendirilmesi.’’</p>
<p><strong>"COP31 Antalya için bir vizyon projesine dönüştürülmeli"</strong></p>
<p>COP31 Konferansı ile birlikte Antalya’nın birçok vizyon projesine dönüştürülmesi gerektiği ifade edilen bildiride şu görüşlere yer verildi:</p>
<p>‘’Bu kapsamda, Antalya için uzun vadeli Net Sıfır Yol Haritası hazırlanmalı, COP31 sonrasında da devam edecek kalıcı izleme ve uygulama mekanizmaları kurulmalı. Merkezi yönetim, yerel yönetimler, üniversiteler, meslek odaları, özel sektör ve sivil toplumun yer aldığı çok paydaşlı bir iklim platformu oluşturulmalıdır.</p>
<p>COP31 Sivil Platformu olarak, COP31’in ülkemiz, Batı Akdeniz Bölgemiz ve kentimiz için önemli bir fırsat olduğunu destekliyoruz. Bu sürece bilgi, deneyim ve kurumsal kapasitemizle katkı sunmaya hazır olduğumuzu beyan ediyoruz. COP31’in kalıcı çevresel, ekonomik ve sosyal kazanımlara dönüşmesi için gerekli planlama ve yatırımların hızla hayata geçirilmesini bekliyoruz. Aynı zamanda; Antalya’nın iklim risklerine dikkat çekiyor, Bilim temelli, katılımcı ve şeffaf bir yönetim anlayışının benimsenmesini Kentimizin sürdürülebilir ve dirençli bir geleceğe hazırlanmasını talep ediyoruz.’’</p>
<p><strong>"COP31 Antalya için dönüm noktası olmalı"</strong></p>
<p>İklim değişikliğinin uzak bir gelecek senaryosu olmaktan çıkmış, temel bir kalkınma ve güvenlik meselesi haline geldiği vurgulanan bildirinin sonuç bölümünde,  ‘’Turizm, tarım, doğal ve kültürel kaynakların merkezi olan Antalya için bu tablo, hayati bir beka mücadelesini ifade etmektedir. COP31, Antalya için bir vitrin değil; bir dönüm noktası olmalıdır. Bugün atılacak stratejik adımlar; Antalya’yı güçlü turizm kimliğinin ötesine taşıyarak, iklim uyumu, yeşil ekonomi ve sürdürülebilir şehircilikte küresel ölçekte referans alınan bir dünya kentine dönüştürecektir’’ denildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cop31-sivil-toplum-platformundan-bati-akdeniz-onerileri-76108</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/8/1280x720/cop31-sivil-toplum-platformundan-bati-akdeniz-onerileri-1775125886.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ANSİAD öncülüğünde oluşturulan COP31 Sivil Toplum Platformu, kasım ayında yapılacak Birleşmiş Milletler İklim Konferansı öncesi Antalya ve Batı Akdeniz bölgesinde yapılması gereken çalışmalar ve önerileri açıkladı. COP31 Sivil Toplum Platformu Temsilcisi ve ANSİAD Başkanı Ercan Özbek, ‘’Antalya’nın iklimle bağlantılı bazı kırılganlıkları bulunmaktadır. Su kaynakları, tarım, kıyı alanları ve kentleşme başlıklarında dikkatli ve bilim temelli bir yaklaşım gerekmektedir.’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/guneydogudan-mart-ayinda-9485-milyon-dolar-ihracat-76107</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 13:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güneydoğu&#039;nun ihracatında yüzde 5,3&#039;lük düşüş</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri (GAİB), Bölgenin 2026 yılı mart ayı ihracat verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, bölgenin mart ayı ihracatı yüzde 5,3 azalışla 948,5 milyon dolar olurken, bölgenin ihracat üssü Gaziantep’in ihracatı ise mart ayında yüzde 3,8 azalışla 826,2 milyon dolar oldu. Bölgenin ilk çeyrek ihracat performansı ise geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre yüzde 4,9 azalışla 2,8 milyar dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p><strong>“8 Yılda bölge ihracatını yüzde 50 artırdık, şimdi bayrağı devrediyoruz”</strong></p>
<p>GAİB Koordinatör Başkanı Ahmet Fikret Kileci, 8 yıllık görev süresinin son mart ayı verilerini paylaşırken, bölge ihracatının zorlu sınavlara rağmen gösterdiği direncin altını çizdi. Kileci, “2018 yılında göreve geldiğimizde bölgemizin ihracatı yaklaşık 8,5 milyar dolardı. 2022’nin sonunda bu rakamlarımızı yaklaşık yüzde 50 oranında artırdık. Ancak sonrasında yaşadığımız deprem, içinde bulunduğumuz ekonomik koşullar ve komşularımızda yaşanmaya devam eden siyasi ve ekonomik istikrarsızlıklar rakamlarımızı bir üst seviyeye taşımamıza engel oldu. Ancak geldiğimiz noktada, tüm bu zorluklara rağmen her bir kapıyı çalarak ülkemizin ürünlerini yurt dışına büyük bir titizlikle gönderen tüm ihracatçılarımızı yürekten kutluyorum. Görevde bulunduğumuz 8 sene boyunca her daim ihracatçımızın yanında olmaya gayret ettik. Yüzlerce eğitim, onlarca heyet organizasyonu ve fuar katılımı, yarışmalar ve daha nice organizasyonumuzla bölgemizde hatta ülkemizde birçok alanda ilklere imza attık. Yapmak isteyip yapamadıklarımız da oldu. İhracat için bir nefer olmaya yarın da devam edeceğiz” şeklinde konuştu.</p>
<p>Bölgedeki diğer illerin mart ayı ihracat performansları şu şekilde gerçekleşti: Kahramanmaraş 96,9 milyon dolar, Mardin 68,3 milyon dolar, Şanlıurfa 24,7 milyon dolar, Malatya 22,2 milyon dolar, Diyarbakır 14,9 milyon dolar, Kilis 12,1 milyon dolar ve Adıyaman 6,0 milyon dolar.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/guneydogudan-mart-ayinda-9485-milyon-dolar-ihracat-76107</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/7/1280x720/guneydogudan-mart-ayinda-9485-milyon-dolar-ihracat-1775126027.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birliklerinin mart ihracatı yıllık yüzde 5,3 düşüşle 948,5 milyon dolara geriledi. GAİB Koordinatör Başkanı Kileci, “2018&#039;de göreve geldiğimizde bölgemizin ihracatı yaklaşık 8,5 milyar dolardı. 2022’nin sonunda bu rakamlarımızı yaklaşık yüzde 50 oranında artırdık. Ancak sonrasında yaşadığımız deprem, içinde bulunduğumuz ekonomik koşullar ve komşularımızda yaşanmaya devam eden siyasi ve ekonomik istikrarsızlıklar rakamlarımızı bir üst seviyeye taşımamıza engel oldu.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakarya-icin-stratejik-sifir-atik-hedefleri-belirlendi-76104</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 13:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sakarya için stratejik sıfır atık hedefleri belirlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Sıfır Atık Vakfı ve Sakarya Valiliği himayelerinde, Sakarya Üniversitesi, Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi, Sakarya Büyükşehir Belediyesi, Sakarya İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ile Sakarya Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü iş birliğinde gerçekleştirilen Sakarya Sıfır Atık Çalıştayı’nın çıktıları, Sonuç Konferansı ile kamuoyuna açıklandı. Ayrıca Sakarya’da yürütülecek sıfır atık çalışmaları için Sıfır Atık İl Koordinasyon Kurulu oluşturuldu.</p>
<p><strong>Çalıştaylar ile Türkiye’nin iklim yürüyüşüne katkı</strong></p>
<p>Sıfır Atık Vakfı Başkanı ve COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Samed Ağırbaş, konferansta yaptığı konuşmada, Sıfır Atık Hareketi’nin 2017’de Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi tarafından başlatıldığını hatırlatarak, belirterek, Anadolu topraklarında başlayan sıfır atık hareketinin artık sınırları aştığını ve dünyanın 193 ülkesinde karşılık bulan global bir harekete dönüştüğünü söyledi.<strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/69ce440016911-1775125504.jpeg" alt="" width="700" height="392" /></strong></p>
<p>BM Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulu’nun önemine de dikkat çeken Ağırbaş, şunları söyledi: “Kurulun aldığı kararlar BM üyesi ülkelere tavsiye olarak iletiliyor. Bu kararlar dünyanın birçok yerinde dönüşüme katkı sağlıyor. Artık bu çalışmalarla beraber evlerinde bile atığı ayrıştıran bir nesil yetişiyor. Türkiye’de atık miktarı azalıyor.”<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ce44b522f13-1775125685.jfif" alt="" width="700" height="392" /></p>
<p>Türkiye’de düzenlenecek COP31 zirvesine ilişkin bilgiler de veren Ağırbaş, şunları söyledi: “197 tarafın bir araya geleceği COP31 zirvesinde dünyanın geleceğini ve dünyadaki iklim krizlerini konuşacağız. 100 binden fazla katılım bekliyoruz. Ben COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu olarak devlet dışı aktörlerin, yani STK’ların, belediyelerin, öğrencilerin, gençlerin, kadınların mobilizasyonuyla ilgili liderliği yapacak kişiyim. Biz bu bağlamda Türkiye’nin farklı bölgelerine, dünyanın farklı coğrafyalarına gidiyoruz. Afrika’nın en büyük gecekondu mahallesine gideceğim. 1 milyondan fazla insanın yaşadığı mahallede çalıştay düzenleyeceğiz. Bugün dünyanın gelişmiş ülkelerinin çevreyi düşünmeden yaptığı çalışmalar sonucunda iklim kriziyle baş başa kaldık. Suya erişimimiz çeşitli sebeplerden azalıyor. Biz yeniden çeşmelerimizden suların içildiğini görmek istiyoruz. Kaynaklarımız kısıtlı. Bunları etkin bir şekilde korumak zorundayız.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ce441c8765f-1775125532.jfif" alt="" width="700" height="393" /></p>
<p><strong>"Sıfır atık bir dönüşüm vizyonu"</strong></p>
<p>Sakarya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hamza Al, Sıfır Atık meselesini yalnızca bir çevre politikası olarak değil, üretimden tüketime, bireysel alışkanlıklardan kurumsal süreçlere kadar uzanan bütüncül dönüşümün bir vizyonu olarak gördüklerini belirtti. Hamza Al, sıfır atık kaynak verimliliğinin, sürdürülebilir ekonomi için stratejik bir önem arz ettiğine dikkat çekerek şunları söyledi: “Sakarya Üniversitesi olarak Sıfır Atık konusunu eğitim, araştırma ve toplumsal katkı boyutlarıyla ele alınması gereken bütüncül bir yaklaşım olarak görüyoruz. Kampüs genelinde entegre atık üretim sisteminin kurumsal dönüşümü, öğrenci ve çalışanların davranışını dönüştüren farkındalık çalışmaları ve sıfır atık ve sürdürülebilirlik alanında akademik ve uygulama alanlarında çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Tüm kampüslerimizde standartlaştırılmış Sıfır Atık Yönetim Sistemi kurulmuştur. Depolama alanımız yenilenmiş, eğitim ve farkındalık çalışmalarımız yaygınlaştırılmıştır.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ce442cb358e-1775125548.jfif" alt="" width="700" height="396" /></p>
<p><strong>"Sıfır atık, bilimsel ve teknolojik bir dönüşüm modelidir"</strong></p>
<p>Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Sarıbıyık ise konuşmasında Türkiye’nin Sıfır Atık Hareketi ile dünyaya örnek bir model ortaya koyduğunu belirterek şunları söyledi: “Anadolu’nun kadim kültüründe yer alan ekmeğe, emeğe, çevreye verilen kıymetin öneminin yeniden hatırlanmaya başladığı süreçlerden geçiyoruz. Sıfır Atık daha az ham madde ile daha fazla üretimi hedefleyen bilimsel ve teknolojik bir dönüşüm modelidir. Yani akıl rehberliğinde yürütülen bir verimlilik sürecidir. Bu anlayış bizim kültürümüzde de vardır. Anadolu insanı bilir ki nimet çöpe atılmaz, nehirlerde bile su israf edilmez”.</p>
<p><strong> <img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ce4443ad15f-1775125571.jfif" alt="" width="700" height="392" /></strong></p>
<p><strong>Depozito iade sistemi</strong></p>
<p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürü Fatih Turan, Sıfır Atık Hareketi’nin küresel bir noktaya geldiğini söyledi. Fatih Turan, yerelden ulusala temasıyla bu çalışmaların yürütüldüğünü ama aslında ulusaldan küresele geçtiğini belirterek şu bilgileri verdi: “Emine Erdoğan Hanımefendi himayelerinde 2017’de başladı bu hareket. 2017’de geri kazanım oranı yüzde 13’lerdeydi. 2025 yılı sonu itibarıyla bu oran yüzde 37.53’e çıktı. 90 milyon tonu aşkın atıklardan geri kazanım elde ettik. Sakarya’ya 48 tane depozito iade makinası konuşlandırıldı. Depozito İade Sistemi kapsamında 7 milyon adetin üzerinde içecek ambalajı toplandı. Bu yılın sonunda 81 ilimizde makinalar yaygınlaştırılacak.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ce44559240d-1775125589.jfif" alt="" width="700" height="392" /></p>
<p><strong>"16 ilçede toplanan atıklar ekonomiye kazandırıyoruz"</strong></p>
<p>Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar ise konuşmasında şunları dile getirdi: “Ortaya konulan anlayış sadece bir çevre ve atık meselesi değil, bu bir vizyon ve gelecek meselesi. Sadece çok üretenlerin değil, iradesi olan, fikri olan, umutları ve hayalleri olan insanların sesi tüm dünyada duyulmaya başlandı. Yaşanan zihniyet değişikliğinde Anadolu’nun ve Anadolu insanının üzerindeki baskıları, yılgınlığı kıran Sayın Cumhurbaşkanımız ve yol arkadaşlarının olduğunu bir kez daha ifade ederek kendilerine şükranlarımı sunuyorum. Gelişen ülkemizin hayatına, insanımıza dokunmak adına çalışmaları bir bir hayata geçiriyoruz. Atıkları geri dönüştürmeye gayret ediyoruz. 16 ilçeden toplanan atıkları ekonomiye kazandırıyoruz.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ce4467c59da-1775125607.jfif" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p><strong>Sakarya birinci sınıf tarım arazisi</strong></p>
<p>Sakarya Valisi Rahmi Doğan ise, Sakarya’nın yaklaşık 4800 kilometrekarelik bir alana sahip dünyanın en güzel şehirlerinden biri olduğunu belirterek şunları söyledi: “Nehirleri, yaylası, sahilleri, birinci sınıf tarım arazisiyle Türkiye’nin göz bebeği şehirlerinden bir tanesi. Valilik olarak çevrenin korunmasına yönelik çalışmalar yapıyoruz. Sapanca, dünyanın çok nadir göllerinden bir tanesi. Atıkarla göl adeta can çekişir hale geldi. Göl etrafına ilişkin projelerimiz devam ediyor. Sakarya birinci sınıf tarım arazisi. Bizim bu toprakları korumamız lazım. Su çalıştayı yaptık. Sakarya aynı zamanda Karadeniz’e kıyısı olan bir şehir. Kıyı kenar çizgisindeki yapıları yıkarak buraları açıyoruz. Bunları korumak zorundayız. Mudurnu Çayı’nın kirliliğini bütün Sakarya biliyordu. Gayretler neticesinde Mudurnu Çayı tertemiz oldu.”</p>
<p> </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ce449391b38-1775125651.jfif" alt="" width="700" height="377" /></p>
<p><strong>"Sakarya’yı eşsiz kılan değerler ile şehri tehdit eden baskılar"</strong></p>
<p>Çalıştay sonucunda; yüksek turizm potansiyeli, zengin coğrafi ve kültürel yapı, tarihi ve kültürel miras, mavi ve yeşilin eşsiz tonları, verimli tarım arazileri ile sanayi ve ticaretteki gücü Sakarya’nın değerleri olarak öne çıkarken, şehri tehdit eden baskılar ise şöyle sıralandı:</p>
<ul>
<li>Plansız yapılaşma</li>
<li>Atık yönetimi altyapısı</li>
<li>Sanayi tesisleri</li>
<li>Hızlı nüfus artışı, göç ve deprem</li>
<li>Artan su ve enerj tüketimi</li>
<li>Ulaşım yoğunluğu</li>
<li>İklim değişikliğine bağlı riskler</li>
<li>Su kaynakları üzerindeki baskı</li>
</ul>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ce44eb4d054-1775125739.jfif" alt="" width="700" height="392" /></p>
<p>Çalıştayda 14 tematik masada ele alınan çalışmalar sonucunda kentteki kurumlar arası koordinasyon eksikliğinin çevre yönetiminde bütüncül yaklaşımı engellediği vurgulanırken, geri dönüşüm ve atık ayrıştırma sistemlerinin yaygın olmaması, bertaraf odaklı yaklaşımın hakim olmaması gibi eksiklikler raporlandı.</p>
<p>Bireylerin tüketim alışkanlıklarının sürdürülebilirliğe uygun olmaması, sanayi, tarım ve hizmet sektörlerinde oluşan atık miktarının çevresel baskıyı artırması, yeşil dönüşüm yatırımları için finansmana erişim zorluğu da ketteki diğer olumsuzluklar olarak öne çıktı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ce4505295b1-1775125765.jfif" alt="" width="700" height="392" /></p>
<p><strong>Sakarya için sıfır atık stratejik hedefleri belirlendi </strong></p>
<p>Konferansta israfın azaltılmasının sıfır atık sisteminin temel ön koşulu olduğu vurgulanırken; Sakarya için belirlenen stratejik hedefler ise şöyle sıralandı:</p>
<ul>
<li>Kamu kurumlarında sıfır atık uygulamaları eğitimi ve ofis çöp kutularının kaldırılmasının sağlanması (alternatif olarak ofis tipi ikili ayrıştırma sistemi)</li>
<li>Parklarda ve kamusal alanlarda akıllı çöp konteynerleri ve ayrıştırma sistemlerinin kurulması</li>
<li>Valilik kampüsünde ve kamu binalarında, enerji dönüşümünü sağlayacak projelerin uygulanması (güneş enerjisinin kullanımı, enerji verimliliği)</li>
<li>Sakarya’da, sanayiden kaynaklı atık olarak oluşan motor yağlarının toplanması, geçici depolanması ve bertarafa gönderilmesi konusunda gerekli çalışmaların yapılması</li>
<li>Sapanca havzasında su kaynaklarının, kullanımı aşamasında azami hassasiyet gösterilmesi</li>
<li>Yayla ve benzeri alanlarda yapılacak olan organizasyonlarda, Sıfır Atık kapsamında atık yönetiminin ilgili belediyeler tarafından sağlanması</li>
<li>İl genelinde tarımsal faaliyetlerin yoğun olduğu alanlarda Bitki Koruma Ürünlerine ait (Zirai mücadele ilaçları vb.) ambalajlar için toplama alanlarının oluşturulması ve imhasının sağlanması</li>
<li>Sapanca Gölü ve Sakarya nehirlerinde tarama yapılarak zeminde ve yüzeyde bulunan ağların vb. atıl av araçlarının toplanması</li>
<li>Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi’nin, sıfır atık felsefesine uygun, alternatif enerji kaynaklarından maksimum yararlanılan, akıllı bina sistemleriyle çağdaş uygulamaları yakalayan, kendi kendine yeten eko kampüs şeklinde inşa edilmesi</li>
<li>Sakarya Üniversitesi sınırları içerisinde, öğrencilerin kendi termoslarını kullanmaya teşvik edildiği, tek kullanımlık plastiklerin tamamen kaldırıldığı doğa dostu kantin alanının oluşturulması</li>
<li>Sakarya Üniversitesi sınırları içerisinde öğrenciler arası dayanışmayı artırmak ve israfı önlemek amacıyla kampüsün yoğun noktalarında kitap ve elektronik eşya takas/paylaşım noktaları, yeniden kullanım köşeleri, yeniden kullanım paylaşım istasyonları, kampüs dayanışma duraklarının kurulması</li>
<li>Sakarya Üniversitesi sınırları içerisinde öğrenci kulüplerinin düzenlediği tüm etkinliklerde, çevresel ayak izini en aza indirgemek için sıfır atık standardı ve yeşil sertifikasyon sisteminin hayata geçirilmesi</li>
<li>Sakarya Üniversitesi sınırları içerisinde ileri teknolojilerin yer aldığı, atıktan enerji ve ileri dönüşüm odaklı disiplinler arası bir Ar-Ge laboratuvarının kurulması</li>
<li>Sakarya Büyükşehir Belediyesince okul öncesinden başlayarak eğitim kurumlarında ve toplumun tüm kesimlerimde, atık azaltımı ve kaynağında ayrı toplanması için, eğitim ve farkındalık çalışmasının yapılması</li>
<li>Sakarya Büyükşehir Belediyesince toplu tüketim alanlarında oluşan gıda atıklarında israfı azaltmak için hayvan barınaklarında mama üretim çalışması yapılması</li>
<li>Sakarya Büyükşehir Belediyesince Sapanca gölü, Karadeniz ve tatlı su kaynaklarının kirlenmesini engellemek için atık tutucu bariyer, araç ve ekipman kullanılması</li>
<li>Sakarya Büyükşehir Belediyesince atık sürdürülebilir yaşam laboratuvarı ile tüm ana okulları ve ilkokullarda yerinde yaşayarak test-deneyim alanı, hava kalitesi izleme sistemi gibi çevre odaklı bileşenlerin yer alacağı park alanlarının oluşturulması</li>
<li>Sakarya Büyükşehir Belediyesince bitkisel atık yağların toplanması konusundaki çalışmanın 16 ilçeye yayılmasının sağlanması<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ce452865fd1-1775125800.jpeg" alt="" width="700" height="392" /></li>
<li> </li>
</ul> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakarya-icin-stratejik-sifir-atik-hedefleri-belirlendi-76104</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/4/1280x720/sakarya-icin-stratejik-sifir-atik-hedefleri-belirlendi-1775125834.jfif" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sıfır Atık Vakfı tarafından “Yerelden Ulusala İsraf ve Atık” temasıyla hayata geçirilen “COP31 Sürecinde Türkiye Sıfır Atık, Çevre ve İklim Değişikliği Çalıştayları’nın Sakarya ayağı, düzenlenen Sakarya Çalıştayı Sonuç Konferansı ile tamamlandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/16-gaptarim-fuari-torenle-acildi-76095</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 11:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> 16. Gaptarım Fuarı törenle açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Sanayi Odası (GSO) ve Akort Fuarcılık iş birliğinde, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, Tarım ve Orman İl Müdürlüğü, Gaziantep Ticaret Odası (GTO), Gaziantep Ticaret Borsası (GTB), Gaziantep Ziraat Odası, Gaziantep Ziraat Mühendisleri Odası ve Tabit’in destekleri ile organize edilen, 16. Tarım, Tarım Teknolojileri ve Hayvancılık Fuarı’nın (GAPTARIM), Ortadoğu Fuar Merkezi’nde (OFM) ziyaretçilere açıldı. Fuar ile bölgenin tarım, tarım teknolojileri ve hayvancılık alanındaki potansiyelinin artırılması, sektör paydaşlarının bir araya getirilmesi, yeni iş birliklerinin geliştirilmesi, ulusal ve uluslararası ticaret hacminin daha üst noktalara taşınması hedefleniyor.</p>
<p><strong>“Fuarlar bölgesel kalkınma için önemli”</strong></p>
<p><strong> </strong>Fuarın açılışında konuşan Gaziantep Valisi Kemal Çeber, fuarın bölgesel kalkınma açısından önemine değinerek, “GAPTARIM Fuarı, sadece Gaziantep için değil, tüm bölge için önemli bir platformdur. Üreticilerimizin yenilikçi uygulamalarla tanışması, tarımsal üretimde kaliteyi artıracaktır. Aynı zamanda bu tür organizasyonlar, bilgi ve deneyim paylaşımını güçlendirerek sektörün daha sürdürülebilir ve rekabetçi bir yapıya kavuşmasına katkı sağlamaktadır. Fuarın, üreticiler ile teknoloji sağlayıcılarını bir araya getirerek yeni iş birliklerine zemin hazırlayacağına inanıyoruz” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ce2ff11b380-1775120369.jpeg" alt="" width="799" height="533" /></p>
<p><strong>“Bu süreçten en az hasarla çıkmak için mücadele ediyoruz”</strong></p>
<p><strong> </strong>Gaziantep Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi, konuşmasında son yıllarda yaşanan küresel gelişmelerin tarım ve gıda sektörünün önemini bir kez daha ortaya koyduğunu belirtti. Pandemi, savaşlar ve afetlerin dünya genelinde ekonomik ve sosyal dengeleri derinden etkilediğine dikkat çeken Ünverdi, özellikle ABD-İsrail-İran hattında yaşanan gelişmelerin bölgesel ve küresel ölçekte önemli sonuçlar doğurduğunu ifade etti. “Etrafı ateş çemberine dönen ülkemiz, bu süreçten en az zararla çıkmak için her cephede mücadelesini sürdürmektedir” diyen Ünverdi, “Bir kere daha görülmüştür ki, gıda ve enerji konusu bugün tüm ülkeler için en hayati iki unsurdur. Gücün ön plana çıktığı bir dünyada, gıda ve enerji konusunda kendi kendine yeten ülke olmak ayakta kalmanın birinci önceliği haline gelmiştir. Gaziantep, tarım sanayi ve tarıma dayalı üretimde ülkemizde en önemli merkezlerden birisidir’’ şeklinde konuştu.</p>
<p>Sektörün gelişmesi ve sürdürülebilirliği için sürekli yenilenmenin şart olduğunu dile getiren Ünverdi, “Savaşın etkilerine ve tüm ekonomik zorluklara rağmen fuarımızı gerçekleştiriyoruz. Çoğu şehirde fuarların iptal edildiği bir dönemde sektörümüzü güçlendirmek ve direnç katmak için kararlılıkla fuarlarımızı sürdürüyoruz. Bu doğrultuda, gıda ve tarım sektörünün nabzı bugün burada atıyor. Sektörümüzdeki yeni teknolojiler ve firmalarımızın geliştirdiği tüm üretimleri burada sergileniyor. Fuarımızın, kurulacak güçlü bağlarla sektörümüze çok büyük katkılarının olacağına yürekten inanıyorum. Emeği olan herkese teşekkür ediyor, GAPTARIM fuarımızın hayırlı olmasını diliyorum’’ ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Fuarlar, verimliliğin artmasına önemli katkı sağlıyor”</strong></p>
<p> Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Halil Uğur, tarımın bölge ekonomisi açısından stratejik önemine dikkat çekerek, ‘’Gaziantep bugün birçok sektörde lider olma yolunda ilerliyorsa bunun en önemli sebeplerinden biri de GAPTARIM gibi fuarları hayata geçiren kurumlarımızdır. Gaziantep sadece sanayisiyle değil, güçlü tarımsal üretim potansiyeliyle de öne çıkan bir şehirdir. Bu tür fuarlar, üreticilerimizin yeni teknolojilerle buluşmasına ve verimliliğin artmasına önemli katkı sağlıyor. Büyükşehir Belediyesi olarak her zaman çiftçilerimizin yanında olmaya devam edeceğiz. Tarımda sürdürülebilirliği sağlamak ve kırsal kalkınmayı güçlendirmek için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Fuarın hayırlı olmasını diliyor, Gaziantep Sanayi Odası ve Akort Fuarcılık başta olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ce3001c0eb3-1775120385.jpeg" alt="" width="799" height="533" /></p>
<p><strong>“Tarımda verimlilik artık teknolojiyle mümkün” </strong></p>
<p>Gaziantep İl Tarım ve Orman Müdürü İbrahim Sağlam da konuşmasında teknolojik dönüşüme dikkat çekerek, ‘’Tarımda verimlilik artık teknolojiyle mümkün. Firmalarımızın yoğun ilgi gösterdikleri bu fuar, üreticilerimizin modern sulama sistemleri, akıllı tarım uygulamaları ve yeni nesil ekipmanlarla tanışmasına fırsat sunuyor. Amacımız, çiftçilerimizin gelirini artırmak ve sürdürülebilir üretimi yaygınlaştırmaktır. İl Müdürlüğü olarak eğitim ve destek programlarımızla üreticilerimizin yanında olmayı sürdüreceğiz” dedi.</p>
<p>Akort Fuarcılık Yönetim Kurulu Üyesi Orhan Akkaya ise, ‘’16. GAPTARIM Fuarı’nı gerçekleştirmekten büyük gurur ve mutluluk duymaktayız. Türkiye’de sektöründe ilk üç içerisinde yer alan yaklaşık 200 markanın ve binlerce ürünün tanıtılacağı fuarımızın hayırlı ve bereketli geçmesini gönülden dileriz. Her koşulda ülkemiz adına en iyisini yapmak için “işimiz gücümüz fuarcılık” mottosu ile var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz. Bu anlamda bu fuarda emeği geçen tüm değerli kurumlara ve kişilere teşekkür ederiz’’ diye konuştu.</p>
<p>Açılış konuşmaları ve kurdele kesiminin ardından kent protokolü fuar alanını gezerek katılımcılardan yapmış oldukları çalışmalar hakkında bilgi aldı. Ayrıca fuar kapsamında, Akort Fuarcılık’ın 30. kuruluş yılı pasta kesimiyle kutlandı.</p>
<p>Fuar, 1-4 Nisan 2026 tarihleri arasında ziyaretçilere açık olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/16-gaptarim-fuari-torenle-acildi-76095</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/5/1280x720/16-gaptarim-fuari-torenle-acildi-1775120406.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 16. Tarım, Tarım Teknolojileri ve Hayvancılık Fuarı’nın açılış töreni, Gaziantep protokolünün katılımıyla gerçekleştirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ito-martta-fiyati-en-cok-artan-urun-patlican-76094</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 11:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> İTO: Martta fiyatı en çok artan ürün patlıcan</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Ticaret Odası (İTO), mart ayında İstanbul'da perakende fiyatı en fazla artan ve azalan ürünleri açıkladı.</p>
<p>Martta bir önceki aya göre indekste yer alan 336 ana üründen 212'sinin fiyatında artış izlenirken 38 ürünün fiyatı azaldı.</p>
<p>Geçen ay fiyatı en fazla artan ürün yüzde 55,94 ile patlıcan oldu. Bunu yüzde 45,46 ile kıvırcık salata, yüzde 45,21 ile uçak bileti, yüzde 40,15 ile dolmalık biber ve yüzde 34,19 ile sivri biber takip etti.</p>
<p>Fiyatı en çok artan diğer ürünler ise yüzde 32,99 ile çarliston biber, yüzde 23,99 ile dizel, yüzde 21,94 ile ilaçlar, yüzde 21,02 ile şehirlerarası otobüs bileti, yüzde 19,29 ile taze fasulye ve yüzde 17,06 ile evcil hayvan gıda harcamaları oldu.</p>
<p>Diğer kırtasiye malzemeleri yüzde 13,85, kalem ücreti yüzde 13,78, ıspanak yüzde 12,64, karnabahar yüzde 12,45 ve domates yüzde 8,66 yükseldi.</p>
<p>Martta bir önceki aya göre fiyatı en çok azalan ürün ise yüzde 26,50 ile gıda ve alkolsüz içecekler harcamaları grubunda yer alan salatalık oldu. Onu, yüzde 16,25 ile kabak, yüzde 11,58 ile altın mücevherat, yüzde 8,91 ile çilek, yüzde 7,08 ile limon ve yüzde 6,28 ile yeşil soğan takip etti.</p>
<p>Fiyatı en çok azalan diğer ürünler ise yüzde 4,73 ile halı, yüzde 4,22 ile balık, yüzde 3,10 ile araç kiralama ücreti, yüzde 2,98 ile portakal, yüzde 1,70 ile araç yedek parça ve ekipmanları, yüzde 1,67 ile defter ve yüzde 1,20 ile kombi oldu. Bunları yüzde 0,84 ile maydanoz, yüzde 0,27 ile kesme şeker ve yüzde 0,16 ile hazır kahve izledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ito-martta-fiyati-en-cok-artan-urun-patlican-76094</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/4/1280x720/patlican-1775119260.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İTO&#039;nun mart verilerine göre fiyatı en çok artan ürün yüzde 55,94 ile patlıcan oldu. En fazla fiyat azalışı ise yüzde 26,50 ile salatalıkta görüldü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/lisanssiz-elektrik-uretiminde-yeni-donem-basladi-76093</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 11:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Lisanssız elektrik üretiminde yeni dönem başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun (EPDK), "Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretim Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliği", Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, lisanssız elektrik üretiminde mahsuplaşma sistemi değiştirilerek saatlik baz esas alındı. Buna göre, önceki uygulamada üretim ve tüketim daha geniş zaman dilimlerinde (aylık) dengelenebilirken yeni düzenlemeyle üretim ve tüketim her saat için ayrı ayrı hesaplanacak.</p>
<p>EPDK tarafından yapılan düzenlemeyle lisanssız elektrik üretiminde ihtiyaç fazlası enerjiye ilişkin sınırlar da yeniden belirlendi.</p>
<p>2019 itibarıyla bağlantı anlaşması alan lisanssız üretim tesisleri için yıllık üretim sınırı getirildi. Buna göre, bir tesisin şebekeye verebileceği toplam enerji miktarı, ilişkili tüketim tesisinin yıllık tüketiminin en fazla iki katı ile sınırlandırıldı.</p>
<p>Bu sınırın üzerindeki üretim için herhangi bir ödeme yapılmayacak, söz konusu enerji Yenilenebilir Enerji Kaynaklarını Destekleme Mekanizması (YEKDEM) kapsamında bedelsiz katkı olarak değerlendirilecek. Bu uygulama mesken aboneleri için geçerli olmayıp, sanayi, ticari işletmeler ve tarımsal sulama gibi tüketim tesislerini kapsıyor.</p>
<p>Yeni yönetmelikle lisanssız üretim tesislerine entegre depolama ünitelerinin kurulmasına imkan tanındı. Buna göre üretim tesisiyle birlikte, tesisin elektriksel kurulu gücüne kadar depolama ünitesi kurulabilecek.</p>
<p>Ancak depolama tesislerinden şebekeye verilen enerjiye ilişkin önemli bir kısıtlama getirildi. Buna göre depolama ünitesinden verilen ve mahsuplaşma sonrası ihtiyaç fazlası olarak sisteme aktarılan enerji için herhangi bir ödeme yapılmayacak, bu enerji YEKDEM kapsamında bedelsiz katkı olarak değerlendirilecek.</p>
<p>Depodan verilen miktarın ayrı olarak tespit edilememesi halinde ise ihtiyaç fazlası enerjinin tamamı için ödeme yapılmaması esas olacak.</p>
<p><strong>Kaçak ve usulsüz kurulumlara ağır yaptırım</strong></p>
<p>Yönetmeliğe göre, lisanssız üretim tesisiyle ilişkilendirilen tüketim tesislerinde kaçak elektrik kullanımının tespit edilmesi halinde, ilgili aya ve takip eden 6 fatura dönemine ilişkin üretilen enerjinin belirli bir kısmı için üreticiye ödeme yapılmayacak.</p>
<p>Bu kapsamda söz konusu enerji, görevli tedarik şirketi tarafından üretilmiş kabul edilerek YEKDEM kapsamında bedelsiz katkı olarak değerlendirilecek.</p>
<p>Düzenlemeye göre, ödeme yapılmayacak enerji miktarı kaçak kullanım tespit edilen tüketim tesisinin sözleşme gücünün, üretim tesisiyle ilişkilendirilmiş tüm tüketim tesislerinin toplam sözleşme gücüne oranı dikkate alınarak belirlenecek. Bu yaptırım, kaçak kullanımın tespit edildiği dönemden itibaren toplam 6 fatura dönemi boyunca uygulanacak.</p>
<p>Öte yandan, bağlantı anlaşmasına çağrı mektubu veya bağlantı anlaşması bulunmadan kurulan üretim tesisleri, herhangi bir bildirime gerek kalmaksızın ilgili şebeke işletmecisi tarafından şebekeden ayrılacak.</p>
<p>Bu kapsamda, üretim tesisine ait tüm ekipmanların tespitin yapıldığı tarihten itibaren 60 gün içerisinde demonte edilerek tesisin bulunduğu parselin dışına çıkarılması zorunlu olacak. Bu fiili gerçekleştiren gerçek veya tüzel kişiler, 3 yıl süreyle bu Yönetmelik kapsamında başvuru yapamayacak.</p>
<p>Ayrıca, bağlantı anlaşmasına çağrı mektubu tebliğ edilmiş veya bağlantı anlaşması imzalanmış olmasına rağmen kabul işlemleri yapılmadan işletmeye alınan tesisler de şebekeden ayrılacak.</p>
<p>Bu kapsamda kurulan tesisler için ilgili şebeke işletmecisi tarafından yönetmelikte belirtilen hesaplama yöntemi doğrultusunda bedel tahakkuk ettirilecek ve aykırılığın devam etmesi halinde, yapılan incelemeler sonucunda belirlenen tutar her 60 günde bir iki katı olarak uygulanacak.</p>
<p><strong>Endüstri bölgeleri de kapsama dahil edildi</strong></p>
<p>Yönetmelikte yapılan değişiklikle, endüstri bölgeleri de lisanssız elektrik üretimi kapsamına alındı. Buna göre "ilgili şebeke işletmecisi" tanımı, TEİAŞ ve dağıtım şirketlerinin yanı sıra OSB dağıtım lisansı veya endüstri bölgeleri dağıtım lisansı sahibi tüzel kişileri de kapsayacak şekilde güncellendi.</p>
<p>Ayrıca çeşitli maddelerde yapılan düzenlemelerle, daha önce yalnızca organize sanayi bölgelerine (OSB) yönelik olan hükümler genişletilerek endüstri bölgelerini de kapsayacak şekilde yeniden düzenlendi. Bu kapsamda, lisanssız üretim faaliyetlerine ilişkin başvuru, bağlantı ve işletme süreçlerinde endüstri bölgeleri de ilgili mevzuat çerçevesinde yer alacak.</p>
<p>Öte yandan, Yönetmelikle, lisanssız elektrik üretim tesislerinde kullanılacak ana ekipmanlara ilişkin yaş sınırı getirildi. Buna göre üretim tesisi ve depolama ünitelerinde kullanılan türbin, jeneratör, panel, invertör, motor ve batarya gibi ana ekipmanların son 5 yıl içerisinde üretilmiş olması zorunlu olacak.</p>
<p>Düzenlemede, söz konusu 5 yıl şartının bazı tesisler için uygulanmayacağı da belirtildi. Buna göre, yönetmelikte belirtilen istisnai kapsamda yer alan belirli üretim tesisleri için ekipman yaşı şartı aranmayacak.</p>
<p>Yönetmeliğin büyük bölümü yayımı tarihinde yürürlüğe girerken, mahsuplaşma ve veri yönetimine ilişkin bazı hükümler 1 Mayıs tarihinde uygulanmaya başlayacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/lisanssiz-elektrik-uretiminde-yeni-donem-basladi-76093</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/4/1280x720/is-yerlerinde-psikolojik-tacizin-onlenmesi-ile-ilgili-genelge-resmi-gazetede-1741267840.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK tarafından lisanssız elektrik üretiminde yapılan düzenlemeyle aylık uygulama yerine saatlik mahsuplaşma esas alındı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/otomotiv-pazari-ilk-ceyrekte-yuzde-394-geriledi-76092</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 11:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otomobil ve hafif ticari araç pazarı ilk çeyrekte yüzde 3,94 geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği (ODMD), ocak-mart dönemi otomobil ve hafif ticari araç verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, otomobil satışları ocak-mart döneminde yıllık bazda yüzde 5,86 azalarak 210 bin 688'e, hafif ticari araç satışları da yüzde 4,23 düşüşle 54 bin 710'a geriledi.</p>
<p>Pazarın yüzde 85'ini vergi oranları düşük olan A, B ve C segmentlerindeki araçlar oluşturdu. C segmenti otomobiller 114 bin 588 adetlik satışla yüzde 54,4, B segmenti otomobiller ise 64 bin 155 ile yüzde 30,5 pay aldı.</p>
<p>Gövde tiplerine göre değerlendirildiğinde, en çok tercih edilen otomobiller yüzde 62,8 pay ve 132 bin 380 satışla SUV modeller oldu. Onu yüzde 20,5 pay ve 43 bin 209 satışla sedan, yüzde 16,4 pay ve 34 bin 537 satışla hatchback (H/B) otomobiller takip etti.</p>
<p>Böylece, otomobil ve hafif ticari araç satışları yüzde 3,94 daralarak 265 bin 398 oldu.</p>
<p><strong>Elektrikli otomobil satışları arttı</strong></p>
<p>Benzinli otomobiller 88 bin 688 adetle pazardan yüzde 42,1 pay alırken, hibrit otomobiller 69 bin 504 adetle yüzde 33, elektrikli otomobiller 38 bin 420 ile yüzde 18,2, dizel otomobiller 13 bin 326 ile yüzde 6,3, otogazlı otomobiller ise 750 ile yüzde 0,4 pay aldı.</p>
<p>Elektrikli otomobillerde 160 kilovat altındakilerin satışları yüzde 45,9 artarak yüzde 16,4 paya, 160 kilovat üstündekiler ise yüzde 34,4 azalarak yüzde 1,8 paya sahip oldu. 1400 cc altındaki otomobil satışları yüzde 28,5 azalarak pazardan yüzde 27,2 pay alırken, 1400-1600 cc aralığındakiler ise yüzde 9,4 azalarak yüzde 21 paya ulaştı. 1600-2000 cc aralığındaki otomobil satışları yüzde 1,2 azalarak yüzde 0,5 pay, 2000 cc üstü otomobil satışları da yüzde 29 düşüşle yüzde 0,2 pay aldı.</p>
<p>Otomatik şanzımanlı otomobiller 204 bin 931 adetle satışların yüzde 97,3'ünü, manuel şanzımanlı otomobiller ise 5 bin 757 ile yüzde 2,7'sini oluşturdu.</p>
<p>Hafif ticari pazarında van gövde tipi araçlar yüzde 75,9 pay ve 41 bin 498 satışla ilk sırada yer alırken, kamyonetler yüzde 9 pay ve 4 bin 915 ile ikinci sırada konumlandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/otomotiv-pazari-ilk-ceyrekte-yuzde-394-geriledi-76092</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/2/1280x720/trump-imzaladi-abdde-uretilmeyen-tum-otomobillere-yuzde-25-gumruk-vergisi-1743066835.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ODMD&#039;nin ilk çeyrek verilerine göre otomobil ve hafif ticari araç satışları, geçen yıla kıyasla yüzde 3,94 azalışla 265 bin 398&#039;e indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thy-db-tarimsal-enerjiye-yatirim-yapacak-76090</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 11:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> THY, DB Tarımsal Enerji&#039;ye yatırım yapacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Hava Yolları (THY), sürdürülebilir tedarik altyapısının oluşturulması ve Türkiye'de havacılık ekosisteminin geliştirilmesi amaçlarıyla DB Tarımsal Enerji ve Ticaret Anonim Şirketine yatırım yapma kararını açıkladı.</p>
<p>Kamuyu Aydınlatma Platformu'nda (KAP) yapılan açıklamada, "Yönetim Kurulumuzun, Ortaklığımızın sürdürülebilirlik hedefleri ile ulusal ve uluslararası düzeydeki regülasyonlar çerçevesinde artan Sürdürülebilir Havacılık Yakıtı (SHY/SAF) ihtiyacının güvence altına alınması, sürdürülebilir tedarik altyapısının oluşturulması ve Türkiye'de havacılık ekosisteminin geliştirilmesi amaçlarıyla ülkemizin en büyük biyodizel üreticisi olan İzmir merkezli DB Tarımsal Enerji ve Ticaret Anonim Şirketi'ne ("DB Tarımsal" veya "Hedef Şirket") yatırım yapılmasına karar vermiştir." ifadeleri yer aldı.</p>
<p>Bu çerçevede, Hedef Şirkete bağlayıcı bir teklifin iletildiği ve teklifin 1 Nisan 2026'da kabul edildiği belirtilen açıklamada, işlem dokümantasyonunun hazırlanması ve kapanış sürecine ilişkin resmi prosedürlerin başlatılması aşamasına geçildiği duyuruldu.</p>
<p>Açıklamada, işlem kapsamında, çoğunlukla tahsisli sermaye artırımı ve kısmi hisse devri yollarıyla toplamda yaklaşık 42 milyon dolar yatırım yapılarak Ortaklığın Hedef Şirkette yüzde 40 oranında pay sahibi olmasının hedeflendiği belirtildi.</p>
<p>İşleme konu edilecek nihai yatırım bedelinin, kapanış tarihi itibarıyla hazırlanacak finansal tablolardaki net borç uyarlamaları neticesinde kesinlik kazanacağına dikkati çekilen açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Sermaye artışı sonucunda Hedef Şirketin elde edeceği kaynaklar, sürdürülebilir havacılık yakıtı üretimi için gerekli yatırımların gerçekleştirilmesinde kullanılacaktır. Hedef Şirketin sürdürülebilir havacılık yakıtı üretimi tesisinin, 2029 yılı itibarıyla faaliyete geçmesi ve yıllık 100 bin ton sürdürülebilir havacılık yakıtı üretim kapasitesine sahip olması öngörülmektedir. Söz konusu tesis yatırımının, Ortaklığımızın sermaye katkısına ek olarak Hedef Şirketin banka finansmanı ile de fonlanması planlanmaktadır. İlgili düzenleyici otoritelerden alınacak yasal izin ve onaylara tabi olan sürecin, 2026 yılı içerisinde tamamlanması öngörülmektedir.</p>
<p>Söz konusu yatırım ve stratejik iş birliğinin Ortaklığımıza sağlayacağı temel ticari avantajlardan biri olan tedarik güvenliğinin tesis edilmesinin yanı sıra üretilecek sürdürülebilir havacılık yakıtına ilişkin Ortaklığımız maliyet optimizasyonunu destekleyecek şekilde uzun vadeli bir ön alım (off-take) anlaşması da imzalanması planlanmaktadır. Bu kapsamda, ilgili sözleşmenin şartlarını belirlemek üzere Hedef Şirket ile müzakerelerin yürütülmesine karar verilmiştir."</p>
<p>Açıklamada, Yönetim Kurulunun 27 Mart 2026 tarihli kararı uyarınca sürecin bulunduğu aşama, içerdiği belirsizlik ve yatırımcıların yatırım kararını etkileme ihtimali göz önüne alınarak Ortaklığın meşru çıkarlarının korunması ve sürecin olumsuz yönde etkilenmemesi amacıyla Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) II-15.1 sayılı Özel Durumlar Tebliği'nin 6'ncı maddesi uyarınca söz konusu bağlayıcı teklifin kamuya açıklanmasının ertelendiği bildirildi.</p>
<p>Ayrıca, Yönetim Kurulunun, ilgili erteleme kararının yatırımcıların yanıltılması riskini oluşturmadığı değerlendirmesiyle birlikte erteleme süresince ilgili bilgilerin gizliliğinin korunması için Ortaklığın nezdinde gerekli tedbirlerin alındığı da belirtildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thy-db-tarimsal-enerjiye-yatirim-yapacak-76090</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/thy.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ THY, DB Tarımsal Enerji ve Ticaret Anonim Şirketine 42 milyon dolarlık yatırım yapma kararı aldığını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/unlu-co-tupras-pay-satisi-isleminde-global-koordinator-oldu-76088</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 11:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> ÜNLÜ &amp; Co, Tüpraş pay satışı işleminde global koordinatör oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ÜNLÜ &amp; Co'nun iştiraki ÜNLÜ Menkul Değerler, Koç Holding'in gerçekleştirdiği Tüpraş pay satışı işleminde küresel finans kurumlarıyla müşterek global koordinatör ve talep toplayıcı olarak görev aldı.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, ÜNLÜ &amp; Co, kuruluşunun 30'uncu yılında sermaye piyasalarındaki konumunu uluslararası ölçekte bir işlemle gösterdi.</p>
<p>Koç Holding tarafından gerçekleştirilen Tüpraş pay satışı işlemi tamamlanırken, ÜNLÜ Menkul Değerler, uluslararası ve yurt içi kurumsal yatırımcılara yönelik satış sürecinde önemli rol üstlendi. İşlemde Citigroup ve Merrill Lynch gibi küresel finans kurumlarıyla müşterek global koordinatör ve talep toplayıcı olarak görev yapan şirketin yürüttüğü süreçte, yatırımcılardan gelen ilgi doğrultusunda işlem yaklaşık 210 milyon dolar büyüklüğe ulaştı.</p>
<p>Yüksek yatırımcı ilgisiyle tamamlanan işlem, yakın dönemde bölgedeki gelişmekte olan piyasalarda gerçekleştirilen blok satış işlemi olma niteliği taşıyor.</p>
<p><strong>"Üstlendiğimiz rol 30 yıllık birikimimizin sonucu"</strong></p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan ÜNLÜ &amp; Co Yönetici Direktörü Tunç Yıldırım, mevcut piyasa koşullarının ve küresel belirsizliklerin sürdüğü bir dönemde, bu ölçekte bir işlemin güçlü yatırımcı talebiyle gerçekleşmesinin, Türkiye sermaye piyasalarına duyulan güvenin önemli bir göstergesi olduğunu belirtti.</p>
<p>Uzmanlıkları, güçlü ilişki yönetimleri ve yüksek icra kabiliyetleriyle süreci başarıyla yönettiklerini aktaran Yıldırım, şunları kaydetti:</p>
<p>"Citigroup ve Merrill Lynch gibi küresel finans kurumlarıyla üstlendiğimiz müşterek global koordinatör ve talep toplayıcı rollerin, ÜNLÜ &amp; Co'nun öncü yaklaşımını ve 30 yıllık tecrübesini uluslararası boyutta bir kez daha tescillediğini düşünüyorum. ÜNLÜ &amp; Co olarak ekiplerimizle önümüzdeki dönemde fark yaratan benzer işlemlerle Türkiye sermaye piyasalarının gelişimine katkı sağlamayı sürdüreceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/unlu-co-tupras-pay-satisi-isleminde-global-koordinator-oldu-76088</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/8/1280x720/tunc-yildirim-1775117594.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şirketin Tüpraş pay satışı işleminde küresel finans kurumlarıyla müşterek global koordinatör ve talep toplayıcı olarak görev alması hakkında açıklama yapan ÜNLÜ &amp; Co Yönetici Direktörü Tunç Yıldırım, &quot;Ekiplerimizle önümüzdeki dönemde fark yaratan benzer işlemlerle Türkiye sermaye piyasalarının gelişimine katkı sağlamayı sürdüreceğiz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gurcistan-orta-koridorun-kilit-ulkelerinden-biri-76085</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 10:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Gürcistan, Orta Koridor’un kilit ülkelerinden biri&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir iş insanı olarak, hem mevcut yönetim sorumluluklarımı yerine getirirken hem de sosyal sorumluluk adına yaptığım çeşitli faaliyetlerde sürekli olarak farklı insanlarla tanışıyorum. Her insan farklı bir öykü demek benim için; bu sebeple yeni tanışmalara değer veririm; elbette iş dünyası dışından tanıştıklarım ve bende iz bırakanlar da oluyor. Yabancı bir devletin, ülkemizdeki en önemli şehir olan İstanbul’un Başkonsolosluğu görevini yürüten Sayın Aleksandre Jishkariani, gerek samimiyeti gerek donanımıyla ben de iz bırakan kişilerden. Kendisi Gürcistan’ın Dışişleri Bakanlığı’nda 23 seneyi aşkın deneyime sahip çok değerli bir diplomat.</p>
<p>Gürcü ulusunun tarihi MÖ 12. yüzyıla kadar uzanan köklü bir geçmişe, 337 yılındaki Hristiyanlığın kabulüyle şekillenen bir kültüre ve 11 ile 13. yüzyıllarda altın çağını yaşamış, Kafkasya'da güçlü bir krallık yapısına dayanır. Ben özellikle Gürcü tarihindeki Didgori Savaşının ve sonraki dönemde Kraliçe Tamar'ın çok değerli bir sembol olduğunu düşünüyorum. Malum Türk tarihinde, Gürcü Kraliçe Tamar'dan 1500 sene evvel yaşamış bir kadın lider vardır; Tomris. Aralarında çok uzun yıllar olsa da, her iki kadın liderin ortak yönleri olduğunu, kendi toplumlarına ve özellikle erkeklere çok önemli mesajlar verdiklerini düşünüyorum. Günümüzde dahi birçok devletin ve şirketin yönetiminde yeteri sayıda kadın yer almıyorken ve kapsayıcılık ilkesi ne yazık ki halen hakkıyla uygulanamıyorken, neredeyse 9 asır önce Gürcü bir kadın lider olan Tamar, ülkesini kendi zamanındaki birçok devletin başlarındaki krallardan çok daha iyi yönetmiştir. İran, Osmanlı ve Rus İmparatorlukları arasında geçen asırlar sonrası, 9 Nisan 1991'de Sovyetler Birliği'nden ayrılarak yeniden bağımsızlığına kavuşan Gürcistan'ın Kafkasya bölgesindeki istikrarın en önemli parçası olduğuna inanıyorum. Gerek Türk devletleri olan Türkiye ve Azerbaycan ile gerekse de diğer komşumuz Ermenistan ile geliştirilecek ekonomik ilişkiler ile bölgesel olarak, dört komşu ülkenin tamamı için uluslararası arenada çok daha güçlü bir konuma ulaşılabileceğini düşünüyorum.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ce1f4dbac3d-1775116109.jpeg" alt="" width="361" height="482" /></p>
<p>Daha önce farklı platformlarda bir araya gelme fırsatını yakaladığımız Sayın Aleksandre Jishkariani'yi ziyaret ederek oldukça verimli bir sohbet gerçekleştirdik. Sohbetimizde anlattıklarını aynen aktarıyorum.</p>
<p>Gürcistan’ın lojistik önemi, günümüz jeopolitik ortamında önemli ölçüde artmıştır. Tarihsel olarak ülke, Avrupa ile Asya arasında bir kavşak görevi görmüştür; ancak son yıllarda küresel tedarik zincirlerindeki değişimler ve bölgesel jeopolitik gelişmeler, Gürcistan’ın stratejik rolünü daha da güçlendirmiştir. 2024 yılında Gürcistan ile Türkiye arasındaki ikili ticaret hacmi, bir önceki yıla göre %16,2 artışla 3,233 milyar ABD dolarına ulaşmıştır. 2025 yılının ilk on ayında ise ticaret hacmi şimdiden 2,536 milyar ABD doları seviyesine gelmiştir. Türkiye, Gürcistan’ın en büyük ticaret ortağı olmaya devam etmekte olup bu durum iki ülke arasındaki ekonomik iş birliğinin stratejik önemini ortaya koymaktadır.</p>
<p>Gürcistan, Doğu Asya ve Orta Asya’yı Güney Kafkasya ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlayan Orta Koridorun (Trans-Hazar Uluslararası Taşımacılık Rotası) kilit ülkelerinden biridir. Günümüzde bu koridor, Avrupa ile Asya arasındaki ticaret akışları için en verimli ve güvenli alternatif rotalardan biri olarak giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Bu bağlamda, Bakü–Tiflis–Kars demiryolu hattı gibi altyapı projeleri kritik bir rol oynamış ve Hazar bölgesi ile Türkiye ve Avrupa pazarları arasında doğrudan demiryolu bağlantısı sağlamıştır.</p>
<p>Gürcistan hükümeti ayrıca ulaştırma altyapısına yönelik büyük ölçekli yatırımlar gerçekleştirmektedir. Bunlar arasında Doğu–Batı otoyolunun geliştirilmesi, demiryolu sisteminin modernizasyonu, Karadeniz limanlarının genişletilmesi ve Anaklia derin deniz limanı projesi yer almaktadır. Toplamda ulaştırma altyapısına yapılan yatırımlar yaklaşık 7 milyar ABD doları seviyesindedir. Gürcistan’ın Karadeniz limanları ve modern ulaşım ağı birlikte, denizyolu, demiryolu ve karayolu taşımacılığını bir araya getiren bir bütünleşmiş çoklu model lojistik platform oluşturmaktadır. Bu nedenle Gürcistan, Türk şirketleri için yalnızca komşu bir pazar değil; aynı zamanda Orta Asya, Güney Kafkasya, Karadeniz bölgesi ve Avrupa pazarlarına erişim sağlayan bölgesel bir lojistik merkezdir. Küresel tedarik zincirlerinin jeopolitik belirsizlikler nedeniyle artan baskı altında olduğu bir dönemde; istikrar, açıklık ve öngörülebilirlik temel rekabet avantajları haline gelmiştir ve Gürcistan, uluslararası ortaklarına tam da bu koşulları sunmaktadır.</p>
<p>Gürcistan, bölgede en liberal ve şeffaf yatırım ortamlarından birini sunmaktadır. Ülkenin ekonomik politikası, iş geliştirmeyi destekleme ve yabancı yatırımı çekme üzerine güçlü şekilde odaklanmıştır. Gürcistan’ın vergi sistemi, bölgedeki en rekabetçi sistemlerden biridir. Şirketler, yalnızca dağıtılan kâr üzerinden uygulanan %15 kurumlar vergisinden faydalanırken, yeniden yatırıma yönlendirilen kârlar vergilendirilmez. “Estonya modeli” olarak adlandırılan bu sistem, şirketlerin operasyonlarını büyütmek ve üretim kapasitelerini geliştirmek için daha fazla kaynağı yeniden yatırmasına imkân tanır. Bir diğer önemli avantaj ise tamamen dijital ve sadeleştirilmiş vergi idaresi sistemidir; bu sistem bürokratik süreçleri önemli ölçüde azaltmaktadır. Yatırımcılar ayrıca Tiflis, Kutaisi ve Poti’de bulunan Serbest Sanayi Bölgelerinden (FIZ) yararlanabilmektedir. Bu bölgelerde faaliyet gösteren şirketler şu teşviklerden faydalanır:</p>
<ul>
<li>İhracata yönelik üretimde %0 kurumlar vergisi</li>
<li>KDV ve gümrük vergisi muafiyeti</li>
<li>Sadeleştirilmiş idari süreçler</li>
</ul>
<p>Uluslararası pazarlara erişim de eşit derecede önemlidir. Gürcistan’ın Avrupa Birliği, Türkiye, Çin, EFTA ülkeleri, BDT ülkeleri, Birleşik Krallık ve diğer birçok ortakla serbest ticaret anlaşmaları bulunmaktadır. Bu anlaşmalar, 2,3 milyardan fazla tüketiciye gümrüksüz erişim sağlamaktadır. Sonuç olarak Gürcistan’da üretim veya paketleme operasyonu kurmak, Türk şirketlerine yalnızca iç pazara hizmet etme değil, aynı zamanda Avrupa ve Orta Asya’ya gümrük avantajlı ihracat yapma imkânı da sunar. Yatırım eğilimleri de Türk iş dünyasının Gürcistan’a olan güçlü ilgisini teyit etmektedir. 2024 yılında Türkiye kaynaklı doğrudan yabancı yatırım yaklaşık 110 milyon ABD doları seviyesine ulaşırken, 2025’in ilk iki çeyreğinde bu rakam 81,44 milyon ABD doları olmuştur. 1 Ocak 2025 itibarıyla Gürcistan’da faaliyet gösteren Türk sermayeli aktif şirket sayısı 2.747’ye ulaşmış olup, bu durum iki ülkenin iş dünyaları arasındaki yüksek güven düzeyini ve uzun vadeli ortaklığı göstermektedir.</p>
<p>Gürcistan ekonomisi çeşitlendirilmiş bir yapıya sahiptir ve güçlü, sürdürülebilir bir büyüme performansı sergilemektedir. Ekonomik büyümenin başlıca itici güçleri; hizmetler, enerji, ulaştırma ve lojistik, imalat, tarım ve turizmdir. Son yıllarda Gürcistan ekonomisi güçlü bir büyüme trendi yakalamıştır. 2024 yılında ortalama büyüme oranı yaklaşık %9,4 seviyesinde gerçekleşirken, 2025’te ekonomi yaklaşık %7,5 büyümüştür. Bu oranlar, bölgedeki en yüksek büyüme oranları arasında yer almaktadır. Özellikle bazı sektörler öne çıkmaktadır: İmalat sanayi, özellikle elektronik, otomotiv ve havacılık sektörlerine yönelik bileşen üretiminde öncelikli alanlardan biridir. İlaç ve biyoteknoloji sektörleri de hem jenerik hem yenilikçi ilaçlara olan talebin artmasıyla hızlı gelişim göstermektedir.</p>
<p>Lojistik ve ulaştırma altyapısı bir diğer kritik alandır. Gürcistan’ın bölgesel transit merkezi rolü, modern lojistik merkezleri ve depolama tesislerinin geliştirilmesi için önemli fırsatlar sunmaktadır. Yenilenebilir enerji de önemli bir potansiyele sahiptir. Gürcistan, hidroelektrik, rüzgâr ve güneş enerjisi kaynakları açısından zengin olup yeni enerji projeleri için cazip fırsatlar sunmaktadır.</p>
<p>Son olarak, bilgi ve iletişim teknolojileri (ICT) ve dijital hizmetler; elverişli vergi politikaları ve nitelikli iş gücü sayesinde hızla büyümektedir. Majorel, Concentrix, EPAM, Viber, Godel Technologies ve Girteka gibi uluslararası şirketler hâlihazırda Gürcistan’da faaliyet göstermektedir.</p>
<p>Türk premium ve yenilikçi markalar içinde öne çıkan alanlar:</p>
<ul>
<li>Akıllı inşaat teknolojileri</li>
<li>Mobilya ve iç mekân tasarımı</li>
<li>İlaç ve medikal ürünler</li>
<li>Yenilenebilir enerji teknolojileri</li>
<li>Modern kentsel altyapı çözümleri</li>
</ul>
<p>Doğrudan ihracat, yeni bir pazarı test etmek için etkili bir yöntem olabilir. Ancak Gürcistan’ı yalnızca bir pazar değil, aynı zamanda bölgesel bir operasyon merkezi olarak gören şirketler, genellikle yerel ortaklıklar ve ortak girişimlerden daha fazla fayda sağlamaktadır. Yerel ortaklıklar, şirketlerin pazar dinamiklerini daha iyi anlamasına, yerel hizmetler geliştirmesine ve bölgesel tedarik zincirlerine entegre olmasına imkân tanır. Bu yaklaşımın iyi bir örneği, Gürcistan’da 5,6 milyar ABD dolarını aşan projeler gerçekleştiren Türk inşaat şirketleridir. Bu durum, uzun vadeli yerel varlığın genellikle daha sürdürülebilir başarı getirdiğini açıkça göstermektedir.</p>
<p>Gürcistan’da başarılı olan Türk şirketleri genellikle şu temel özellikleri paylaşmaktadır: Uzun vadeli stratejik bakış açısı, yerel pazara uyum sağlama becerisi ve yerel ortaklarla etkin iş birliği. Bir diğer önemli unsur ise yerel iş gücünün entegrasyonu ve yüksek kalite standartlarına ile şeffaf iş yapma anlayışına olan bağlılıktır. Sadece satışa değil, yerel üretim ve hizmetlere de yatırım yapan şirketler daha sürdürülebilir sonuçlar elde etmektedir. Gürcü tüketiciler açısından Türk ürünleri uzun süredir erişilebilirlik, güvenilirlik ve fiyat/performans dengesi ile ilişkilendirilmektedir. Son yıllarda ise özellikle mobilya, tekstil, inşaat malzemeleri ve beyaz eşya gibi sektörlerde Türk premium markalarına olan ilgi artmaktadır.</p>
<p>Güney Kafkasya ve Karadeniz bölgesi, ekonomik ve kültürel iş birliği açısından hâlâ önemli ve büyük ölçüde kullanılmamış bir potansiyele sahiptir. Ekonomik açıdan öne çıkan alanlar şunlardır:</p>
<ul>
<li>Enerji taşımacılığı ve yenilenebilir enerji projeleri</li>
<li>Orta Koridor’un geliştirilmesi</li>
<li>Bölgesel lojistik merkezlerinin oluşturulması</li>
<li>Dijital ve telekomünikasyon altyapısının genişletilmesi</li>
</ul>
<p>İkili ekonomik ilişkilerin güçlendirilmesi açısından önemli bir adım, 30–31 Temmuz 2025 tarihlerinde Tiflis’te düzenlenen Türkiye–Gürcistan Ekonomik İş Birliği Hükümetler arası Komisyonu’nun 6. toplantısı olmuştur. Bu toplantıda taraflar, önümüzdeki yıllarda ikili ticaret hacmini 5 milyar ABD dolarına çıkarma hedefini bir kez daha teyit etmiştir. İş dünyaları arasındaki doğrudan etkileşim de büyük önem taşımaktadır. 2025 yılında Gürcü ve Türk şirketlerin katılımıyla iki üst düzey iş forumu düzenlenmiş ve özel sektör bağları daha da güçlenmiştir. Ekonomik iş birliğinin ötesinde, kültürel ve halklar arası bağlar da kritik rol oynamaktadır. Turizmin büyümesi ile eğitim ve kültürel değişim programları, toplumlarımız arasındaki karşılıklı anlayışı derinleştirmeye devam etmektedir.</p>
<p>Gürcistan ile Türkiye arasındaki güçlü siyasi ortaklık, coğrafi yakınlık ve ekonomik tamamlayıcılığın, önümüzdeki yıllarda iki ülke arasındaki iş birliğini daha da ileri taşıyacağına inanıyorum.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gurcistan-orta-koridorun-kilit-ulkelerinden-biri-76085</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “Gürcistan, Orta Koridor’un kilit ülkelerinden biri” ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/denizlide-e-ihracat-icin-guc-birligi-yapildi-76084</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 10:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Denizli’de e-ihracat için güç birliği yapıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/DENİZLİ</strong></p>
<p>Denizli İhracatçılar Birliği (DENİB), firmaların dijital ticaret kapasitesini artırmak, e-ihracat süreçlerine hâkim nitelikli insan kaynağı yetiştirmek ve Denizli’nin küresel pazarlara dijital erişimini güçlendirmek amacıyla önemli bir iş birliğini hayata geçiriyor. Bu kapsamda, İhracat Akademisi çatısı altında yapılandırılan E-İhracat Akademisi’nin Protokol İmza Töreni, Ticaret Bakanlığı öncülüğünde; DENİB, Pamukkale Üniversitesi ve İhracat Akademisi Eğitim Hizmetleri A.Ş. iş birliğiyle Ankara’da gerçekleştirildi.</p>
<p>Yeni nesil girişimcilerin küresel pazarlara daha etkin şekilde açılmasına zemin hazırlayacak bu adımın, Denizli’nin ihracatta katma değer odaklı büyümesine önemli bir ivme kazandıracağını belirten DENİB Başkanı Hüseyin Memişoğlu, dünyada dijital ticaretin ulaştığı büyüklüğün atılan bu adımın ne kadar stratejik ve zamanlı olduğunu açık biçimde ortaya koyduğunu ifade ederek, bugün dünya genelinde 2,77 milyar kişinin online alışveriş yaptığını, küresel e-ticaret hacminin ise 6,8 trilyon dolara ulaştığını söyledi</p>
<p>Denizli’nin sahip olduğu üretim altyapısı, ihracat kültürü ve girişimci gücüyle öne çıkan şehirlerden biri olduğuna işaret eden Memişoğlu, genel ihracatta Türkiye’nin 9’uncu sırasında yer alan Denizli’nin, e-ihracata uygun sektörlerde de güçlü bir üretim yetkinliğine sahip olduğunu belirtti.</p>
<p>Ticaret Bakan Yardımcısı Volkan Ağar, İhracat Akademisi’nin; e-ihracat, dijital pazarlama, veri yönetimi, DYS süreçleri ve Turquality gibi katma değer odaklı programlar çerçevesinde ihracatçılara yeni bir vizyon kazandıracağını belirterek, akademinin yalnızca bugünün değil, geleceğin ihracatçı profilini yetiştirmeyi hedeflediğini dile getirdi. Ağar, ilerleyen süreçte yurt dışındaki üniversitelerle kurulacak akademik ve sektörel iş birlikleriyle İhracat Akademisi’nin uluslararası bir yapıya kavuşmasının hedeflendiğini söyledi.</p>
<p>Pamukkale Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mahmud Güngör ise, dijital ticaretin günümüzde küresel rekabetin en belirleyici unsurlarından biri haline geldiğine dikkat çekerek, firmaların artık yalnızca üretim kabiliyetleriyle değil, dijital platformlardaki etkinlikleri, görünürlükleri ve erişim kapasiteleriyle de fark oluşturmak durumunda olduğunu belirtti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/denizlide-e-ihracat-icin-guc-birligi-yapildi-76084</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/4/1280x720/denizlide-e-ihracat-icin-guc-birligi-yapildi-1775116027.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ DENİB, Denizli’nin e-ihracat potansiyelini artırmak ve nitelikli insan kaynağı yetiştirmek amacıyla E-İhracat Akademisi’ni hayata geçirdi. Ticaret Bakanlığı ve Pamukkale Üniversitesi iş birliğiyle imzalanan protokol, Denizli’nin küresel dijital pazarlardaki gücünü pekiştirmeyi hedefliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-gida-sektoru-asya-pazarina-acildi-76190</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 09:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa gıda sektörü Asya pazarına açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret Borsası (Bursa TB), üyelerinin uluslararası pazarlarda rekabet gücünü artırmak amacıyla yürüttüğü Gıda Sektöründe Uluslararası Rekabetçiliğin Geliştirilmesinin Desteklenmesi (UR-GE) Projesi ile rotasını bu kez Japonya’ya çevirdi.</p>
<p>Başkent Tokyo’da düzenlenen ve 3238 katılımcının 4026 stant ile yer aldığı dev organizasyonda, 10 üye firma temsilcisinin yer aldığı Gıda UR-GE heyeti, kentin gastronomik zenginliklerini küresel alıcılarla buluşturdu. Bursa’dan fuara katılan heyet, zeytin, zeytinyağı, turşu ve dondurulmuş gıda ürünlerini Japonya başta olmak üzere dünyanın farklı ülkelerinden gelen profesyonel alıcılara tanıttı. Asya’nın en büyük gıda ve içecek fuarlarından biri olan FOODEX Japan, sektördeki yeniliklerin sergilendiği ve küresel iş birliklerinin geliştirildiği önemli bir platform olma özelliği taşıyor. Toplamda 73.842 kişinin ziyaret ettiği fuarda Bursa standı, yabancı ziyaretçilerden yoğun ilgi gördü.</p>
<h2><strong>“Küresel ligde ölçek büyütmeye devam ediyoruz”</strong></h2>
<p>Fuara ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bursa Ticaret Borsası Meclis Başkanı ve Gıda UR-GE Proje Üyesi Mustafa Aksu, organizasyonun son derece verimli geçtiğini vurguladı. Aksu, “Gıda UR-GE projemizle küresel ligde ölçek büyütmeye devam ediyoruz. Daha önce Dubai, Bükreş ve Sofya’da attığımız somut adımları, şimdi Uzak Doğu’nun en prestijli fuarı ile taçlandırdık. Asya pazarı, gıda sektörümüz için stratejik bir hedef ve bu fuar hedefimize giden yolda büyük bir kilometre taşı oldu” ifadelerini kullandı. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-gida-sektoru-asya-pazarina-acildi-76190</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/0/1280x720/bursa-gida-sektoru-asya-pazarina-acildi-1775198104.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Ticaret Borsası, Ticaret Bakanlığı desteğiyle yürüttüğü Gıda UR-GE Projesi kapsamında, Uzak Doğu’nun en büyük gıda organizasyonu olan FOODEX JAPAN 2026- 51. Uluslararası Gıda ve İçecek Fuarı’na katılarak Bursa’nın yerel lezzetlerini dünya vitrinine taşıdı. 10 firma ile fuarda boy gösteren Bursa TB heyeti, Asya pazarında yeni ihracat kapılarını araladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yatirim-neden-kocaeliye-yapilmali-76077</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 09:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yatırım neden Kocaeli’ye yapılmalı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’de “yatırım nereye yapılmalı?” sorusu artık yalnızca maliyet avantajı üzerinden değil; erişim, ekosistem, altyapı ve sürdürülebilirlik gibi çok boyutlu kriterlerle yanıtlanıyor. Bu çerçevede Kocaeli’nin giderek daha güçlü bir şekilde öne çıkması tesadüf değil. Sanayinin kalbi sayılabilecek bu şehir, yalnızca üretim yapan bir merkez olmanın ötesinde; tedarik zincirlerinin kesiştiği, lojistik avantajların birleştiği ve organize sanayi yapılarının birbirini beslediği stratejik bir koridor niteliği taşıyor.</p>
<p>Özellikle Gebze ve Dilovası hattında konumlanan organize sanayi bölgeleri; Makine İhtisas ve İMES gibi kümelenmelerle yatırımcıya altyapı ve ekosistem sunuyor.Kocaeli yüksek erişilebilirliğe sahip bir üretim üssüne dönüştürüyor. Tam da bu güçlü altyapının üzerine inşa edilen vizyonun nasıl şekillendiğini ise, yıllardır katıldığım Kocaeli Sanayi Odası meclis toplantılarında görme fırsatı buldum.</p>
<p>KSO Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu, Mart ayı meclis toplantısındaki konuşmasında dijital dönüşüm, yapay zeka ve Ar-Ge odaklı üretim yaklaşımı, teknoloji ve laboratuvar altyapılarının daha erişilebilir hale getirilmesi, savunma sanayine yönelik test imkanlarının artırılması ve inovasyon kapasitesinin güçlendirilmesi gibi sanayinin geleceğine dair temel başlıklar dikkatimi çekti.</p>
<p>Ancak toplantıda benim ilgimi en çok çeken konu su temini ve sürdürülebilirliği oldu. Zeytinoğlu, yakın gelecekte sanayi bölgelerimizde su sıkıntısı yaşanabileceğini açıkça dile getirdi ve bu konuda adım atılmasını vurguladı. Kocaeli Sanayi Odası, sanayicilere kesintisiz su sağlamak için her türlü seçeneği masaya yatırıyor. Atıksu geri kazanımı, gri su kullanımı ve deniz suyunun tuzdan arındırılması gibi yöntemler öne çıkıyor. Tüm bu çözümler, suyun artık sadece bir kaynak değil, üretimin sürekliliğini garanti altına alan stratejik bir unsur haline geldiğini ve yatırım kararlarında belirleyici bir rol oynadığını açıkça ortaya koyuyor.Bu çözümler, gelecekteki su krizlerine karşı bir tür sigorta görevi görüyor. Bu noktada, söz konusu çözümlerin geliştirilmesi ve uygulanması için Zeytinoğlu, TÜBİTAK MAM ile olası işbirliklerinin çok önemli olduğunu söyledi.</p>
<p>Kocaeli Sanayi Odası’nın vizyoner yaklaşımı ve uzun vadeli planlama kabiliyeti, bölgenin rekabet gücünü sürekli artıran en önemli unsurlardan biri olarak öne çıkıyor. Özellikle Dr. Ayhan Zeytinoğlu’nun ortaya koyduğu stratejik bakış açısı, sanayiciyi yalnızca bugüne değil geleceğe de hazırlayan, sürdürülebilir büyümeyi merkezine alan güçlü bir yönetişim örneği sunuyor.</p>
<p>Kısacası, Türkiye’de “yatırım nereye yapılmalı?” sorusunun yanıtı nasıl giderek daha güçlü biçimde Kocaeli’yi işaret ediyorsa, bu şehrin de bu cazibenin merkezi olma konumunu korumak için durmadan kendini yenilediğini görmek gerekiyor. Kocaeli, yalnızca mevcut avantajlarıyla değil, her alanda altyapısını sürekli geliştirme iradesiyle öne çıkıyor. Çünkü artık mesele sadece üretmek değil, sürdürülebilir, kesintisiz ve rekabetçi üretimi mümkün kılacak zemini bugünden hazırlamak. Bu nedenle Kocaeli, yatırımcı için bugün olduğu kadar yarın da güçlü bir adres olmaya devam edecek gibi görünüyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yatirim-neden-kocaeliye-yapilmali-76077</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yatırım neden Kocaeli’ye yapılmalı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gebkim-osbden-sanayide-su-yonetimine-mavi-damla-modeli-76075</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 09:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> GEBKİM OSB’den sanayide su yönetimine &#039;Mavi Damla&#039; modeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SABİHA TOPRAK/KOCAELİ</strong></p>
<p>Türkiye’nin ilk Kimya İhtisas Organize Sanayi Bölgesi olan GEBKİM OSB, sanayide giderek stratejik bir kaynak haline gelen suyun etkin yönetimi için önemli bir adım attı. Kuraklık riski, artan mevzuatlar ve sürdürülebilir üretim hedefleri doğrultusunda geliştirilen “Mavi Damla Su Verimliliği Projesi” ile suyun ölçüldüğü, izlendiği ve sistematik biçimde yönetildiği yeni bir model hayata geçirildi.</p>
<p>Su kaynaklarının giderek daha kritik hale geldiği günümüzde, Doğu Marmara Kalkınma Ajansı’nın (MARKA) 2025 Yılı Teknik Destek Programı kapsamında yürütülen proje ile GEBKİM OSB ve katılımcı firmalarda su tüketimi, TS EN ISO 46001 standardı çerçevesinde ele alınmaya başlandı. Bu sayede su yönetimi, anlık müdahalelerden çıkarak veri temelli, ölçülebilir ve sürdürülebilir bir yapıya dönüştü.</p>
<h2>“İki pilot tesiste detaylı teknik analizler gerçekleştirdik”</h2>
<p>GEBKİM OSB Yönetim Kurulu Başkanı V. İbrahim Aracı, “Su, sanayimizin geleceği açısından en kritik başlıklardan biri. Bu alanda attığımız her adımın ölçülebilir, izlenebilir ve verimli olmasını önemsiyoruz. Mavi Damla Projesi ile birlikte GEBKİM’de suyun her aşamasını veriyle takip eden bir sistem kurduk. Amacımız, kaynaklarını koruyan, üretimini sürdürülebilir temelde büyüten ve geleceğini bugünden planlayan bir sanayi anlayışını daha da ileri taşımak.” ifadeleri kullandı.</p>
<p>Aracı, “Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yürürlüğe alınan Su Verimliliği Yönetmeliği doğrultusunda geliştirilen proje kapsamında, Su Verimliliği Yönetim Sistemi ile uyumlu bir yapı kurduk. ‘GEBKİM OSB’de ölçülen su, yönetilen gelecek’ yaklaşımıyla ilerlediğimiz bu süreçte, 44 firma arasından seçilen iki pilot tesiste detaylı teknik analizler gerçekleştirdik” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Aracı, “Bu çalışmalar sonucunda elde ettiğimiz veriler doğrultusunda, OSB geneline yaygınlaştırılabilecek bir uygulama modeli geliştirdik. Su kullanım noktalarını proses bazında tanımladık, kayıp ve kaçaklara yönelik analizler yaparak iyileştirme alanlarını belirledik. Mevcut En İyi Teknikler (MET) yaklaşımıyla yürüttüğümüz değerlendirmeler sayesinde geri kazanım ve yeniden kullanım potansiyellerini net bir şekilde ortaya koyduk. Bu bütüncül yaklaşım ile su yönetiminde operasyonel disiplini güçlendirirken, sürdürülebilir üretimi destekleyen standart bir yapı oluşturduk” dedi.</p>
<h2>“Kapsamlı bir eğitim programları gerçekleştirdik”</h2>
<p>Projenin, teknik altyapının yanı sıra insan kaynağını da odağına aldığını vurgulayan Aracı, “GEBKİM Mavi Damla Projesi Semineri kapsamında 78 katılımcıya su verimliliği farkındalık eğitimi verdik. TS ISO 46001 standardı çerçevesinde ise 52 katılımcının yer aldığı iki günlük kapsamlı bir eğitim programı gerçekleştirdik. Hazırladığımız anket ve veri toplama çalışmalarıyla mevcut su kullanımı ve farkındalık düzeyini analiz ettik. Elde ettiğimiz veriler doğrultusunda oluşturduğumuz ihtiyaç analizi raporu ile gelişim alanlarını somut şekilde ortaya koyduk. Proje çıktılarının yaygınlaştırılması amacıyla komşu organize sanayi bölgeleriyle gerçekleştirdiğimiz koordinasyon toplantıları da bölgesel iş birliği açısından önemli bir zemin oluşturdu” diye konuştu.</p>
<h2>“Geliştirdiğimiz modelin sürdürülebilir üretim anlayışına katkı sağlamasını hedefliyoruz”</h2>
<p>GEBKİM OSB, MARKA Teknik Destek Programı kapsamında 2025 yılı içerisinde ikinci kez destek almaya hak kazandığını vurgulayan Aracı, “GEBKİM OSB, farklı alanlarda geliştirdiği projelerle entegre bir kalkınma modeli ortaya koymaya devam ediyor. Daha önce hayata geçirdiğimiz GEB-LINK Projesi ile GEBKİM Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi mezunlarını firmalarla buluşturan dijital bir istihdam köprüsü kurduk ve pilot aşamada 237 mezunu sisteme dahil ettik. Mavi Damla Projesi ile doğal kaynak yönetimi alanında da önemli bir adım attık. İnsan kaynağı ile çevresel sürdürülebilirliği birlikte ele alan bu bütüncül yaklaşımı daha da güçlendirirken, geliştirdiğimiz modelin sanayide sürdürülebilir üretim anlayışının yaygınlaşmasına katkı sağlamasını hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gebkim-osbden-sanayide-su-yonetimine-mavi-damla-modeli-76075</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/5/1280x720/gebkim-osbden-sanayide-su-yonetimine-mavi-damla-modeli-1775111229.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin ilk kimya ihtisas OSB’si GEBKİM, “Mavi Damla Su Verimliliği Projesi” ile suyun ölçüldüğü, analiz edildiği ve sürdürülebilir şekilde yönetildiği veri temelli bir sistemi devreye aldı. TS EN ISO 46001 standardı kapsamında geliştirilen model, pilot uygulamalardan elde edilen verilerle OSB geneline yaygınlaştırılmaya hazırlanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/metallerde-zit-tablo-derinlesiyor-76058</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Metallerde ‘zıt tablo’ derinleşiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69cdfa7c9e81d-1775106684.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Orta Doğu’da tırmanan jeopolitik gerilim, baz metallerde sert bir ayrışmayı beraberinde getirdi. Savaşın arz zincirlerini bozmasıyla alüminyum fiyatları yükselişe geçerken, küresel büyüme endişeleri ve artan stoklar bakır üzerinde baskı kurdu. Böylece iki kritik metalin fiyat dinamikleri belirgin şekilde farklı yönlere evrildi.</p>
<p>Alüminyum cephesinde tablo güçlü. Londra Metal Borsası’nda fiyatlar ton başına 3.500 doların üzerine çıkarak aylık bazda yüzde 12’den fazla artış gösterdi. Bu yükseliş, 2018’den bu yana görülen en sert aylık performans olarak kayda geçti. Basra Körfezi’nde yoğunlaşan üretimin savaş nedeniyle sekteye uğraması ve Hürmüz Boğazı’ndaki riskler, küresel arzı daraltarak fiyatları yukarı taşıyan ana unsur oldu. Bölgedeki büyük üretim tesislerine yönelik saldırılar da piyasadaki belirsizliği artırarak yükselişi destekledi.</p>
<h2>Nisan-haziran döneminde ayrışma sürer </h2>
<p>Bakır tarafında ise zıt bir hikâye öne çıkıyor. ABD vadeli işlemlerinde fiyatlar son bir ayda yüzde 6,5 gerileyerek pound başına 5,6 dolara düştü. LME’de ise ton fiyatı 13.500 dolar seviyelerinden 12.250 dolara kadar geriledi. Ocak ayına göre kayıp yüzde 16’ya ulaşırken, artan küresel stoklar ve zayıflayan talep beklentileri düşüşü hızlandırdı. Ekonomik görünümdeki bozulma, özellikle sanayi talebine duyarlı olan bakır için negatif bir fiyatlama yaratıyor.</p>
<p>Reuters tarafından yapılan teknik analizler, ikinci çeyrekte bu ayrışmanın devam edebileceğine işaret ediyor. Arz şoklarına daha duyarlı olan alüminyumun yükselişini sürdürmesi beklenirken, bakırın talep tarafındaki zayıflık nedeniyle baskı altında kalmaya devam edebileceği değerlendiriliyor. Böylece jeopolitik riskler, baz metallerde yön belirleyici ana faktörlerden biri haline geliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Alüminyum: 3.700 doların üzerine çıkma potansiyeli var</span></h2>
<p>Alüminyum piyasasında teknik görünüm yukarı yönlü hareketin devam edebileceğine işaret ediyor. 3.513 dolar/ ton seviyesi önemli bir direnç olarak izlenirken, bu seviyenin aşılması durumunda fiyatların 3.705 dolar/ tona kadar yükselmesi bekleniyor. Daha güçlü bir senaryoda 3.875 – 4.041 dolar/ton bandı hedeflenebilir. Olası geri çekilmelerde ise 3.317 – 3.330 dolar/ton aralığı destek görevi görüyor. Bu seviyenin altına inilmesi halinde fiyatların 3.074 – 3.176 dolar/ ton bandına doğru gerileme riski bulunuyor. Genel görünüm, ikinci çeyrekte yukarı yönlü potansiyelin korunduğuna işaret ediyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bakır: 11.000 doların altı test edilebilir</span></h2>
<p>Bakır fiyatlarında teknik görünüm zayıf sinyaller üretmeye devam ediyor. Piyasada 12.524 dolar/ton seviyesi kritik destek olarak öne çıkarken, bu seviyenin kırılması halinde fiyatların 10.935 - 11.878 dolar/ton bandına doğru geri çekilmesi bekleniyor. Yukarı yönlü hareketlerde ise 13.402 dolar/ton seviyesi önemli bir direnç konumunda. Bu seviyenin aşılması durumunda 14.345 - 14.926 dolar/ton aralığı gündeme gelebilir. Ancak mevcut teknik göstergeler, ikinci çeyrekte aşağı yönlü eğilimin daha baskın olabileceğine işaret ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/metallerde-zit-tablo-derinlesiyor-76058</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/1/8/1280x720/aluminyum-1758118087.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta Doğu’daki savaş arzı daraltarak alüminyumu yukarı taşırken, zayıflayan talep bakır fiyatlarını aşağı çekiyor. Teknik analizler, bu ayrışmanın yılın ikinci çeyreğinde derinleşebileceğine işaret ediyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kar-marjlari-baski-altindayken-parayi-hizla-cevirenler-kazaniyor-76057</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kâr marjları baskı altındayken, parayı hızla çevirenler kazanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada net kâr marjı pozitif olup özvarlık kârlılığını %10 ve aktif devir hızını 0,8'in üzerinde tutan 33 şirket yer alıyor. Bu şirketlerden varlıklarını yılda 19 kez döndürenler olduğu gibi özkaynak kârlılığını %232'lere kadar çıkaranlar da bulunuyor.</strong></p>
<p>Enflasyon ve maliyet kıskacı altında kâr marjları baskılansa da kimi firmalar eldeki varlıklarını daha hızlı çevirerek bu kaybı telafi ediyor. Gedik Yatırım ve İş Yatırım, varlıklarını yılda 15-19 kez döndürerek %22-%32 bandında özkaynak kârlılığı üretiyor. Hem hızlı hem kârlı tarafında ise ATP Yazılım ve Mackolik duruyor. Bu şirketler yüksek kâr marjlarını 1’in üzerindeki devir hızıyla birleştirerek özkaynak kârlılığını %50-63 bandına çıkarmakta. Birim başı kazanç küçük olabilir. Ancak eldeki para yıl içinde o kadar çok ve o kadar hızlı çevrilince, günün sonunda ortaya çıkan kütlesel kâr verimliliği artırmakta.</p>
<h2>Parayı hızlı döndürenler</h2>
<p>Gedik Yatırım, 19,40 aktif devir hızıyla listeye giren şirketler arasında en hızlı parayı çeviren konumunda bulunuyor. Geçtiğimiz yıl gelirini %344 büyüten firma yıl sonunda kârını %214 artırarak 1,5 milyar TL’ye çıkardı. Fiyatı ise Haziran 2025’te test ettiği 10,18 TL’nin ardından sürekli düşen bir eğilim sergiliyor.</p>
<p>Aktif devir hızı 15,66 ile yıl içinde parayı en fazla döndüren ikinci şirket konumundaki İş Yatırım, 2025 yılında gelirini %28 büyüttü. Dönem sonunda net kârını %3 artırarak 7,4 milyar TL’ye çıkaran firma, düzenli kâr payı ödeyen bir yapıya sahip. Dağıtılabilir kârın %64’ünü yatırımcısı ile paylaşan İş Yatırım, hisse başına 3,17 TL temettü ödedi.</p>
<h2>Net kâr marjı yüksekler</h2>
<p>Listeye girmeyi başaran şirketlerden ATP Yazılım, %36,28 ile en yüksek net kâr marjına sahip. Geçtiğimiz yıl hem satışlarını hem de yıl sonu kârını güçlü şekilde büyüttü. Şirket yöneticisi bu yıl ciroda %20 ve FAVÖK’te %24’lük bir artış öngörüyor. Hissenin fiyatı geçtiğimiz yıl ağustos ayından bu yana yatayda dalgalı bir seyir izledi.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69cdf9ae35fb2-1775106478.png" alt="" width="999" height="550" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP’E SOR</span></h2>
<p><strong>KUR ENDEKSİ Mİ, ALIM GÜCÜ MÜ?</strong></p>
<p><strong>Kur endeksi</strong>; döviz koruma, psikolojik sınır, avantaj, küresel kıyas, net gösterge. İç enflasyon, sınırlı refah, iç baskı, politik risk, yanıltıcı güven.</p>
<p><strong>Alım gücü</strong>; artan refah, yükselen standart, reel büyüme, güvence, rahatlık. Zor ölçüm, gecikmeli veri, dışsal risk, takip zorluğu, kıyas hatası.</p>
<p><strong>Fiyatı özellikle şubattan itibaren hareketlendi. Hissedeki çıkış mali yapıyla uyumsuz</strong></p>
<p>İhlas Haber Ajansı’nın yılbaşından bu yana yüksek çıkmasının sebebi nedir? ● Murat Çakır</p>
<p>Murat, 2026’nın başından bu yana %102 yükseliş kaydeden İhlas Haber Ajansı’nın performansı mali yapısı ile uyumsuz bir görüntü sergiliyor. Geçtiğimiz yıl geliri %7 büyümüş olsa da brüt kâr, esas faaliyet kârı ve net dönem kârı negatif tarafta yer alıyor. Zayıf bilançoya rağmen fiyatın sürekli yükselmesi PD/DD oranını 39,92 gibi oldukça şişkin bir seviyeye çıkmasına yol açıyor. Zarardaki bir şirketin özkaynaklarının 40 katından fiyatlanması temel analiz kurallarının dışına çıkıldığını işaret ediyor. Bu tabloya rağmen SKZ fonunun alımları dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>Hem içeride hem de dışarıda girişimleri bulunuyor. Gelire dönüşmesi zaman gerektiriyor</strong></p>
<p>Dof Robotik’in yatırım açıklamaları gelirde büyümenin olacağı anlamına gelir mi? ● Hüseyin Ünser</p>
<p>Hüseyin, Dof Robotik Avanos’ta arsa alarak Kapadokya’da bir eğlence tesisi kurma planı ve Çin ile Avustralya’da şirket kurması büyüme hedefinin yansıması olarak değerlendirilebilir. Yatırımların ciroya dönüşmesi ise zamana ihtiyaç duyuyor. Kapadokya projesinin 2027 yılının başında devreye alınması planlanıyor. Bu itibarla arsa alımı bilançoda duran varlıkları artırsa da, kurulacak tesisten elde edilecek gelirlerin yakın bir vadede finansallara yansıması beklenmemeli. Yurt dışı girişim daha hızlı gelir potansiyeli taşısa da ticari başarıya bağlı.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>IJC fonu, son aylarda yatay bir seyir izlese de yıllıkta %74 getiriye ulaştı</strong></p>
<p>İş Portföy’ün yönetimindeki Yarı İletken Teknolojileri Değişken Fon (IJC), Kasım 2025’ten bu yana yatayda dalgalı bir seyir izliyor. Şubata göre küçülen fon, şimdilerde 1,39 milyar TL büyüklüğe sahip. Portföyünün %61,04’ü yabancı hisse senedi ve %36,35’i yerli hisse senedinden oluşuyor. İki ay üst üste para girişi yaşandıktan sonra mart ayında 103,4 milyon TL nakit çıkışı gözlendi. Martta talep azalması yaşadı ve yatırımcı sayısı azalarak 19.265’e gerilerken yüzde 18,54 doluluk ve %1,32 pazar payına sahip olan IJC, yarı iletkenlere yatırım stratejisiyle yatırımcısına kazanç sağlamayı hedefliyor. Geride kalan bir yılda %73,65 getiri elde ederken aynı sürede teknoloji fonların ortalama getirisi %43,03 seviyesinde kaldı. Son aylardaki yatay seyrine rağmen yıllıkta iyi bir performans yakalamayı başardı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Meksa Yatırım, piyasadan TLREF + %4,5 faizle 100 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Meksa Yatırım Menkul Değerler, nitelikli yatırımcılara yönelik 31.03.2026 vade başlangıç tarihli finansman bonosu ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 100.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%4,5 düzeyinde bulunuyor. 91 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 30.06.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz değişen TLREF’e göre belirlenecek. 31 Mart itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. Meksa Yatırım’ın verdiği %4,5 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFMKSA62622 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69cdfa23a9fc4-1775106595.png" alt="" width="233" height="183" /></strong><strong>Kocaer Çelik bir yıldır yükselemiyor. Öneren dört kurum ise çıkmasını bekliyor</strong></p>
<p>Kocaer Çelik’te fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki hisse %16,21 ile toplamda 4,3 milyon lot artırarak 30,8 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 25’ten 27’ye yükseldi. Hissede ORC fonu 4,75 milyon lot ile en fazla alımı yaparken, TZD 1,25 milyon lot ile en fazla satışı gerçekleştirdi. Kocaer hakkında bugüne kadar 4 aracı kurum öneride bulunurken sadece biri model portföyüne aldı. En yüksek öneriyi Phillip Capital 23,38 TL ile verdi. En düşük öneri 15 TL ile Gedik Yatırım’dan geldi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69cdfa1123c50-1775106577.png" alt="" width="978" height="234" /></strong><strong>VİŞNE MADENCİLİK</strong></p>
<p><strong>Adana’da orman iznini aldı. Maden işletme faaliyeti beş yıl süreyle güvence altında</strong></p>
<p>Vişne Madencilik, Adana orman bölgesi sınırları içinde yürüteceği faaliyetler kapsamında, gerekli olan maden işletme ve altyapı tesis iznini Tarım ve Orman Bakanlığından aldı. Yaklaşık 81 bin metrekarelik alanı kapsayan onay; şantiye, açık işletme, ulaşım yolu ve verimli toprak depolama gibi operasyonel sahaların tamamını içeriyor. Yasal tahsis süreci, 2031 yılının haziran ayına kadar beş yılı aşkın bir süre boyunca geçerliliğini koruyacak. Madencilik sektöründe operasyonel süreklilik, sahadaki rezervin büyüklüğü kadar alınan izinlerin güvencesine de bağlı bulunuyor.</p>
<p><strong>FORTE BİLGİ İLETİŞİM</strong></p>
<p><strong>Savunma sanayisinde yeni işler alıyor. ASFAT’tan 1,4 milyon dolarlık sipariş aldı</strong></p>
<p>Forte, Askeri Fabrika ve Tersane kurumundan yapay zeka model eğitimi sistemi için malzeme alımı işi kapsamında yeni sipariş aldı. Yaklaşık 1,49 milyon dolarlık anlaşma, şirketin savunma sanayisi projelerindeki teknolojik tedarik rolünü destekliyor. Kamu iştiraki olan önemli bir kurumla imzaladığı döviz bazlı sözleşmeyle operasyonel gelirlerini büyütüyor. Tutar şirketin yıllık gelirinin %2,71’ine denk geliyor. Yılbaşından bu yana açıkladığı yeni işlerin toplam tutarı yıllık gelirinin %31’i seviyesinde. Savunma sanayisinde yapay zeka entegrasyonu önemli bir unsur.</p>
<p><strong>ASTOR ENERJİ</strong></p>
<p><strong>ABD’li firmalarla sözleşmeyi imzaladı. Aldığı siparişler yıllık geliri düzeyinde</strong></p>
<p>Astor Enerji, geçtiğimiz aralıkta ticari rekabeti korumak amacıyla gizlilik kararı aldığı ABD merkezli görüşmelerin başarıyla sonuçlandığını duyurdu. Üretim ve denetim inceleme süreçlerinin ardından, ilgili firmayla ve ek olarak üç farklı ABD’li şirketle birinci faz tedarik kapsamında gerekli sözleşmeleri imzaladı. Toplam bedeli 768,86 milyon doları bulan anlaşmalar, 60 ile 300 MVA arasındaki transformatörlerin üretimini kapsıyor. Teslimatların bu yıl başlayıp 2028’in üçüncü çeyreğinde tamamlanması planlanıyor. Siparişler yıllık gelirin %96,4’üne denk geliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kar-marjlari-baski-altindayken-parayi-hizla-cevirenler-kazaniyor-76057</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kâr marjları baskı altındayken, parayı hızla çevirenler kazanıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tefasta-islem-gormeyen-yatirim-fonlari-kar-paylarinda-degisiklik-76056</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> TEFAS’ta işlem görmeyen yatırım fonları kâr paylarında değişiklik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>6 Şubat ve 24 Temmuz 2025 tarihli EKONOMİ gazetelerinde yayınlanan yazılarımızda açıklandığı üzere; Gelir Vergisi Kanunu’nun 75. maddesinin 2’nci fıkrasının 1 no.lu bendindeki parantez içi hüküm uyarınca <strong>“</strong>Sermaye Piyasası Kanunu’na göre kurulan <strong>yatırım fonları katılma belgelerine ödenen kâr payları” </strong>menkul sermaye iradıdır.</p>
<p>Yatırım fonları kâr payları esas itibariyle yatırım fonu katılma belgelerinin yatırımcı tarafından fona iadesi ile elde edilen ve itfa bedeli ile alış bedeli arasında doğan olumlu farktır. Ancak, yatırım fonları katılma belgeleri fona iade edilmeden doğrudan fon tarafından kâr payı-temettü dağıtılması da söz konusu olmaktadır.</p>
<p>Öte yandan, Gelir İdaresinin yayımladığı ‘<strong><em>G.V.K. Geçici 67 nci Madde Uygulaması İle İlgili Olarak Gerçek Kişilere Yönelik Vergi Rehberi</em></strong><em>’</em>nde fon katılma paylarından elde edilen gelirler;</p>
<p>- Katılma paylarının fona iadesinden doğan gelirler (menkul sermaye iradı),</p>
<p>- Katılma paylarının üçüncü kişilere satışından doğan gelirler (değer artışı kazancı) ve</p>
<p>- Katılma paylarının elde tutulduğu dönemde elde edilen dönemsel gelirler- dağıtılan kâr payları (menkul sermaye iradı) olarak gruplandırılmaktadır.</p>
<p>Gelir İdaresi Başkanlığınca verilmiş özelgede katılma paylarının fona iade edilmemesi durumunda katılımcıların elde etmiş olduğu <strong>kâr payları</strong>, <strong>“elde tutulduğu dönemde elde edilen dönemsel getiri”</strong> olarak değerlendirilmiş ve anlan kâr paylarının Gelir Vergisi Kanunun geçici 67’nci maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında <strong>tevkifata tabi tutulması gerektiği </strong>belirtilmiştir.</p>
<p>Dolayısıyla, gerçek kişilerce sahip olunan ve Sermaye Piyasası Mevzuatına göre sermaye piyasası aracı olarak nitelendirilen yatırım fonları katılma belgelerinden elde edilen gelirlerin (<strong>katılma belgelerinin fona iadesinden doğan</strong> ya da <strong>fonun kâr payı dağıtımından</strong> elde edilen), Gelir Vergisi Kanunun geçici 67’nci maddesinin birinci fıkrası çerçevesinde <strong>tevkifat yoluyla vergilendirilmesi gerekmektedir. </strong></p>
<p>Öte yandan,<strong> üzerinden vergi tevkifatı yapılmış olan </strong><em>( ya da tevkifat oranı %0 da olsa tevkifat yapılmış sayılan)</em> fon katılma belgelerinden <strong>gerçek kişilerce</strong> elde edilen gelirler için tevkifat nihai vergileme olacak ve <strong>tam mükellef gerçek kişilerce </strong>bu gelirler için<strong> yıllık beyanname verilmeyecek </strong>ve/veya<strong> başka gelirler için yıllık beyanname veriliyorsa </strong>bu gelirler<strong> yıllık beyannameye dahil edilmeyecektir. </strong>Keza,<strong> dar mükellef gerçek kişiler de </strong>bu gelirleri için<strong> münferid beyanname vermeyeceklerdir.</strong></p>
<p>Daha önce Bakanlar Kurulu kararları, sonrasında ise Cumhurbaşkanı kararları ile fon türüne göre tevkifat oranları farklı olarak belirlenebilmektedir. Nitekim, son olarak <strong>9 Temmuz 2025</strong> tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan <strong>10041</strong> sayılı <strong>Cumhurbaşkanı Kararı</strong> ile Gelir Vergisi Kanunu’nun geçici 67’nci maddesinde yer alan tevkifat oranlarında değişiklik yapılmıştı. 27 Mart 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan <strong>11107 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı</strong> ile <strong>Türkiye Elektronik Fon Alım Satım Platformu’nda</strong> (<strong>TEFAS) işlem görmeyen hisse yoğun fonlardan elde edilen</strong> gelirler için <strong>stopaj oranı artırılmıştır</strong>.</p>
<p>Anılan değişiklikler de dikkate alındığında fonlardan elde edilen gelirlerin <strong>tevkifata (stopaja) tabi olma</strong> ve <strong>beyan</strong> durumu aşağıda olduğu gibi özetlenebilir:</p>
<p>- Portföylerinin % 51’i aşan miktarda Türkiye’de borsada işlem gören hisse senetlerinden oluşan yatırım fonlarının <strong>bir yıldan fazla süreyle elde tutulan</strong> katılma belgelerinden elde edilen gelirler <strong>stopaja tabi değildir. <em>(Ancak </em></strong><em>19 Aralık 2025 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren <strong>7566 sayılı kanun</strong><strong>la</strong> yapılan düzenleme uyarınca, </em><em>sürekli olarak portföyünün en az %51’i Borsa İstanbul’da işlem gören hisse senetlerinden oluşan fonlardan; </em></p>
<p><strong>1-</strong><em> Katılma payları sadece nitelikli yatırımcılara satılabilen, </em></p>
<p><strong>2-</strong><em> TEFAS’ta işlem görmeyen</em></p>
<p><strong>3-</strong><em> Fon portföyüne alınacak varlık ve işlemlere ilişkin herhangi bir oransal sınırlamaya tabi olmayanlar için <strong>bir yıllık elde tutma süresine bağlı tevkifat istisnası</strong> <strong>19 Aralık 2025 tarihinden itibaren kaldırılmıştır. </strong>Dolayısıyla, anılan tarihten itibaren, bu fonların katılma belgelerinden elde edilen gelirler üzerinden de vergi tevkifatı yapılabilir hale gelmiştir.)</em></p>
<p>- Devamlı olarak fon toplam değerinin en az % 80 i menkul kıymet yatırım ortaklıklarının hisse senetleri dışında kalan ve BİST’te işlem gören hisse senetlerinden oluşan <strong>hisse senedi ağırlıklı fonlar</strong>ın katılma belgelerinden sağlanan gelirler <strong>%0 oranında stopaja tabidir</strong>. Stopaj nihai vergidir ve <strong>gerçek kişilerce</strong> <strong>yıllık beyana tabi değildir</strong>. <em>(<strong>Ancak, </strong>yukarıda açıklanan yasa değişikliği sonrasında </em></p>
<p><strong>1-</strong> <em>katılma payları sadece nitelikli yatırımcılara satılabilen, </em></p>
<p><strong>2-</strong><em> TEFAS’ta işlem görmeyen ve </em></p>
<p><strong>3-</strong><em> Fon portföyüne alınacak varlık ve işlemlere ilişkin herhangi bir oransal sınırlamaya tabi olmayanlar için tevkifat yapılabilir hale gelmişti ve tevkifat oranı  % <strong>“0”</strong> olarak uygulanmaktaydı. <strong>Fakat,</strong> 27 Mart 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan <strong>11107 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı</strong> ile yukarıdaki bentlerde değişiklik yapılarak <strong>TEFAS’ta işlem görmeyen</strong> <strong>hisse senedi yoğun serbest fonların</strong> katılma payları için <strong>%0 oranlı tevkifat uygulamasına son verilmiştir</strong>. Dolayısıyla, <strong>27 Mart 2026 tarihinden itibaren iktisap edilen</strong>, TEFAS’ta işlem görmeyen hisse senedi yoğun serbest fonların katılma paylarından elde edilen kazançlar üzerinden <strong>%17,5</strong> oranında <strong>tevkifat yapılacaktır.</strong></em></p>
<p>- İki yıldan fazla süreyle elde tutulan girişim sermayesi yatırım fonu ve gayrimenkul yatırım fonu katılma paylarından elde edilen gelirlerde <strong>stopaj oranı %0’dır</strong>. Gerçek kişi mükelleflerce bu gelirler için de <strong>beyanname verilmeyecektir</strong>.</p>
<p>- Yukarıdakiler <strong>dışındaki</strong> yatırım fonları katılma belgelerinden sağlanan kazançlar;</p>
<ul>
<li>23.12.2020-30.04.2024 tarihleri arasında <strong>iktisap edilen </strong>katılma belgeleri için</li>
</ul>
<p><strong>  %0</strong>,</p>
<ul>
<li>01.05.2024-31.10.2024 tarihleri arasında <strong>iktisap edilen </strong>katılma belgeleri için</li>
</ul>
<p><strong>  %7,5</strong>,</p>
<ul>
<li>01.11.2024-01.02.2025 tarihleri arasında <strong>iktisap edilen</strong> katılma belgeleri için</li>
</ul>
<p><strong>  % 10</strong>,</p>
<ul>
<li>01.02.2025- 08.07.2025 tarihleri arasında <strong>iktisap edilen</strong> katılma belgeleri için</li>
</ul>
<p><strong>  % 15</strong>,</p>
<ul>
<li><strong> 09.07.2025 </strong>tarihinden itibaren <strong>iktisap edilen</strong> katılma belgeleri için <strong>% 17,5</strong> oranında<strong> stopaja tabidir. Stopaj nihai vergidir </strong>ve <strong>gerçek kişi mükelleflerce bu gelirler için beyanname verilmez.</strong></li>
</ul>
<p>Ancak, <strong>ticarî faaliyet kapsamında elde edilen</strong> yukarıda sayılan gelirler <strong>ticari kazanç hükümleri çerçevesinde kazancın tespitinde dikkate alınır </strong>ve tevkif suretiyle ödenmiş olan vergiler, Gelir Vergisi Kanunu’nun 94’üncü maddesi kapsamında tevkif edilen vergilerin tâbi olduğu hükümler çerçevesinde, tevkifata tâbi kazançların beyan edildiği beyannamelerde hesaplanan vergiden mahsup edilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tefasta-islem-gormeyen-yatirim-fonlari-kar-paylarinda-degisiklik-76056</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TEFAS’ta işlem görmeyen yatırım fonları kâr paylarında değişiklik ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/perakendenin-ezberini-bozan-model-communite-76071</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Perakendenin ezberini bozan model: COMMUNITÉ</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Boyner Grup, klasik çok markalı mağazacılığı ters yüz eden bir modelle sahnede. Cem Boyner’in sözleriyle: “Bugüne kadar yaptığımızın tersini yapmak üzere yola çıktık.” COMMUNITÉ, alışverişi bir işlem olmaktan çıkarıp, kültür, keşif ve topluluk üzerinden yeniden tanımlıyor.</strong></p>
<p>Perakende uzun zamandır aynı soruya sıkışmış durumda: Daha fazla ürün mü, daha fazla deneyim mi? Rafları büyütmek mi, yoksa hikâyeyi derinleştirmek mi? Boyner Grup’un İstinyePark’ta açtığı yeni nesil konsept alanı COMMUNITÉ, bu soruya net bir yanıt veriyor: “Artık mesele daha fazla satmak değil, yeni bir anlam üretmek.”</p>
<p>Bin 800 metrekarelik alanda konumlanan COMMUNITÉ, ilk bakışta bir mağaza gibi görünse de, aslında bir “karşılaşma alanı”. Kategorilerin dağıldığı, hikâyelerin merkezde olduğu, tüketimin değil keşfin önceliklendirildiği bir yapı. Ve bu yaklaşımın en net ifadesi, Cem Boyner’in şu sözlerinde saklı: “Bugüne kadar yaptığımızın tersini yapmak üzere yola çıktık. COMMUNITÉ, pay almak yerine yeni pazar yaratmayı hedefleyen bir oluşum.” Bu cümle, yalnızca bir lansman söylemi değil; Türkiye’de perakendenin dönüşümüne dair güçlü bir iddia.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69ce04afcf889-1775109295.jpg" alt="" width="700" height="483" />
<figcaption><strong>Polat Uyal            Sebla Refiğ           Devidas Cem Boyner</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>Kategoriler değil, hikâyeler konuşuyor</strong></p>
<p>COMMUNITÉ’nin en radikal kırılma noktası, klasik mağazacılığın temel mantığını terk etmesi. Artık “kadın giyim”, “kozmetik” ya da “aksesuar” gibi kategoriler yok. Onların yerine kürasyon, sürpriz ve yan yana gelmesi beklenmeyen ürünler var. Bir sneaker’ın yanında bir sanat kitabı, bir parfümün yanında analog bir kamera görmek mümkün. Bu, sadece estetik bir tercih değil; tüketim alışkanlıklarını dönüştürmeye yönelik bilinçli bir kurgu.</p>
<p>Cem Boyner bu yaklaşımı şöyle tanımlıyor: “Mevcut müşteri datasına hapsolmadan, küratörlerin tamamen özgür ve yenilikçi seçimler yapabildiği bir model benimsedik.” Yani algoritmaların değil, sezginin ve kültürel birikimin belirlediği bir seçim mekanizması…</p>
<p><strong>400 marka, %70’i ilk kez</strong></p>
<p>COMMUNITÉ’nin en çarpıcı iddialarından biri de marka seçkisi. Toplamda 400’den fazla marka bu ekosisteme dahil oluyor. Daha da önemlisi, bu markaların yaklaşık yüzde 70’i Türkiye’de ilk kez bir araya geliyor. Bu, sadece ürün çeşitliliği değil; aynı zamanda yeni bir yaratıcı ekonomi alanı anlamına geliyor.</p>
<p>Cem Boyner bu noktada uzun süredir çözülemeyen bir soruna işaret ediyor: “Yeni gelişen markaların, yükselen tasarımcıların ortaya çıkıp kendilerine ait bir yer bulmaları çok uzun zamandır konuşuluyor, yapılamıyordu. COMMUNITÉ bunu mümkün kılıyor.” Bu ifade, projenin yalnızca ticari değil, aynı zamanda yapısal bir boşluğu doldurma iddiası taşıdığını gösteriyor.</p>
<p><strong>Türkiye’den dünyaya uzanan bir model</strong></p>
<p>COMMUNITÉ’nin vizyonu yalnızca İstanbul ile sınırlı değil. İkinci adres Galataport İstanbul, üçüncü lokasyon ise 2027’nin ilk çeyreğinde Bağdat Caddesi olacak. Ancak asıl dikkat çekici olan, modelin global hedefleri. Cem Boyner bunu açıkça dile getiriyor: “Türkiye bizim her şeyimiz ama şimdiden bir gözümüz Milano, Londra, Atina, Madrid gibi şehirlerde.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ce04ecceb1e-1775109356.jpg" alt="" width="700" height="521" />Burada kritik olan, tek tip bir mağaza zinciri kurmak değil. Her şehirde, o şehrin kendi “komünitesini” oluşturmak. “Her şehrin, her lokasyonun kendi komünitesini kurmak istiyoruz; kendi restoranıyla, kafesiyle, yaşam alanıyla.” Bu yaklaşım, perakendeyi bir “format” olmaktan çıkarıp, yerel kültürle şekillenen bir deneyim platformuna dönüştürüyor.</p>
<p><strong>Perakendenin yeni sorusu</strong></p>
<p>COMMUNITÉ’nin ortaya koyduğu model, aslında çok daha büyük bir soruyu gündeme getiriyor: Artık mesele raflarda ne olduğu mu, yoksa insanların orada nasıl hissettiği mi? Cem Boyner’in şu cümlesi bu soruya güçlü bir yanıt veriyor: “COMMUNITÉ, pay almak yerine yeni pazar yaratmayı hedefleyen bir oluşum.” Bu, rekabetin alanını değiştiren bir yaklaşım. Mevcut pastadan pay kapmak yerine, yeni bir pasta yaratmak…</p>
<p><strong><span style="color: #e03e2d;">Ürün ekonomisinden hikaye ekonomisine</span></strong></p>
<p>COMMUNITÉ CEO’su Polat Uyal’ın şu sorusu aslında tüm projenin çıkış noktası: “İnsanların sadece alışveriş yapmadığı, gerçekten vakit geçirmek istediği bir yer yaratabilir miyiz?” Bu sorunun cevabı, mekânın her detayında hissediliyor. Çünkü burada amaç ürün satmak değil, bir duygu üretmek. Uyal’ın ifadesiyle: “Biz ürün seçmedik; hikâyeleri bir araya getirdik.” Bu cümle, perakendenin yön değiştirdiği noktayı tarif ediyor: Ürün ekonomisinden hikâye ekonomisine geçiş.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Yaşayan bir ekosistem</strong></span></p>
<p>COMMUNITÉ, statik bir mağaza değil. Sürekli değişen, dönüşen, güncellenen bir yapı. Online ve offline varlığıyla yaşayan bir ekosistem. Üründen Sorumlu GMY Sebla Refiğ Devidas’ın ifadesiyle: “Amacımız ürün satmaktan çok bir kültür inşa etmek.”</p>
<p>Bu kültür; moda, sanat, tasarım, gastronomi ve dijital deneyimin kesişiminde şekilleniyor. Mekânın içinde yer alan gastronomi alanları, müzik, etkinlikler ve sosyal etkileşim, alışverişi bir “zaman geçirme pratiğine” dönüştürüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/perakendenin-ezberini-bozan-model-communite-76071</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/1/1280x720/communite-1775109371.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Perakendenin ezberini bozan model: COMMUNITÉ ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/5g-ve-mallarin-kanli-nehri-76067</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 5G ve malların Kanlı Nehri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu yazı 1 Nisan’da yazılıyor. Bu, Türkiye’de ilk 5G sinyalinin verilmesi nedeniyle tarihe geçen bir gün ve tarihe not düşmek için iyi bir fırsat yaratıyor. Yazıyı yazmaya başlamadan önce bir süre Gemini ile konunun farklı bir boyutunu ele aldım ve çok ilgi çekici bir deneyim oldu. Cep telefonları bizi dinliyor mu sorusundan daha fazla korkmanız gereken soru, yapay zekâ bizim düşüncelerimizi okuyabiliyor mu şeklinde olmalı. İlk sorunun ardından Gemini bana ne düşündüğümü sormaya başladı ve sonunda ulaştığımız noktada, şu soruları sordu:</p>
<ul>
<li>Sizce bugün hayata geçirilen <strong>Yüksek Hızlı Tren (YHT)</strong> projeleri, Cumhuriyet’in o ilk yıllarındaki "demir ağ" vizyonuna bir geri dönüş sayılabilir mi, yoksa tamamen farklı bir ekonomik mantık mı taşıyor?</li>
<li>Sizce bu "hız odaklı" yaklaşım, Anadolu’nun iç kısımlarındaki sanayileşmeyi canlandırmak için yeterli mi, yoksa sadece büyük şehirleri birbirine daha mı bağımlı hale getiriyor?</li>
<li>Sizce bir şehrin kalkınması için oraya hızlı bir trenin gelmesi mi daha önemlidir, yoksa oradaki ürünleri dünyaya ucuzca taşıyacak bir yük treni hattının olması mı?</li>
</ul>
<p>Yazıyı yazmaya başlamadan önce, Türkiye Cumhuriyeti’nin demiryolu hamlesiyle nasıl bir kalkınma modeli kurduğunu anlatıp günümüzde 5G ile neler yapabileceğimizi ortaya koymaktı. Konuyu Red River filmine bağlama niyetindeydim. Gemini bu sorulalrla beni o noktaya sürükledi. Daha önce de bu filmden şu şekilde bahsetmiştim. </p>
<p>“Başrolünde John Wayne’in oynadığı 1948 yapımı Red River (Kanlı Nehir) filmini izlemenizi öneririm. Wayne’in canlandırdığı Thomas Dunson karakteri, hayali olan sığır yetiştiriciliği için Meksika sınırındaki bir araziye yerleşir. Önce güç kullanarak kendisini bölgeye kabul ettiren Dunson, yıllarca uğraşarak çok iyi sığırlar yetiştirir ancak nüfus yoğunluğu çok düşük olan ya da daha güzel bir ifadeyle kuş uçmaz kervan geçmez coğrafyada et için oluşan fiyat bir senttir. Rakamları şimdi çok iyi hatırlamıyorum ama kesimlik hayvanlardan oluşan bir sürüyü insanların daha yoğun yaşadığı ve nüfus artışı nedeniyle ete erişimin sorun olduğu bir kasabaya götürdüklerinde fiyatın 20-25 sente çıkacağının hesaplandığını sanıyorum. Sürünün nakli sırasında yüzde 10 kadar bir zayiat olacağı da hesaplanıyor. Birçok alt motif olmakla birlikte sonunda sürünün o kasabaya değil, demiryolunun ulaştığı başka bir noktaya götürülmesi ile daha büyük bir pazarın dinamikleri yakalanıyor ve 50 sente yakın bir fiyata ulaşılıyor. Bu filmdeki hikâye kadar, bu tür filmlere erişimimizi sağlayan TRT 2’nin platform olarak yarattığı değere de dikkat çekmek gerekiyor.”</p>
<p>Enformasyon ve tedarik zinciri ağları, birlikte çalıştıklarında kalkınma için önemli bir dinamik sağlayabiliyorlar. Ortadoğu’daki gelişmeler nedeniyle Türkiye, bölgede artık güvenli görünmeyen merkezlerin rolünü üstlenme niyetini taşırken bu konuyu daha ciddi ele almamız gerekiyor. Biz en azından benim kısa ömrüm boyunca sürekli köprü olmaktan bahsettik. Köprü üzerinde durulmayan, onun kullanılması ile bir yerden bir yere gidilen şeydir. Ben Truva müzesine gidene kadar, bunun alternatifi olarak bir uygarlık merkezi kurulabileceğini çok hayal edemiyordum. Oysaki, yapılan anlaşmalardan ticarete ve yabancıların Çanakkale bölgesinde fırtına varken ayrılamadıkları şehre maddi-manevi bir şeyler katmasına kadar birçok modelle şehir merkez rolünü oynuyordu. Şehrin surlarında, daha önce yaşanan depremler nedeniyle surların sarsıntıda daha esnek olmasının sağlayacak özel mimari unsurlar kullanılmıştı. Merkez olmak böyle bir şeydi; Agamemnon gelsin yerleşsin de şehrimiz uygarlıklar arasında köprü olsun gibi bir motifle merkez olunmuyordu.</p>
<p>Truva müzesinde ilgimi çeken bir diğer nokta, o kadar tarihi eserin cazibesinden sıyrıldığımda, hem Fatih Sultan Mehmet’in hem de Gazi Mustafa Kemal’in Homeros’un İlyada destanını inceleyerek konuya dahil olması oldu. Galiba Fatih Sultan Mehmet, kitabın kenarına notlar alarak ciddi bir okuma yapmıştı. Gazi Mustafa Kemal’in kopyasında da benzer görüntüler olabilir. İnsan her zaman her şeyi hatırlayamıyor. Ancak sonuçta bu ülkenin tarihine yön vermiş liderlerden en az birinin bunu yaptığını biliyoruz.</p>
<p>Bu uzun girizgâhtan sonra asıl konuma yani kalkınma modeline geleyim. Bunu Gemini ile röportaj şeklinde yazmak istiyorum. Benim yaşadığım deneyimle ilgili hislerime uygun olan format bu.</p>
<p><strong>Kerem Özdemir: İktisat alanında uzman bir tarihçi olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından demiryolları ile nasıl kalkındığını anlatır mısın?  </strong></p>
<p><strong>Gemini:</strong> Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında demiryolları, sadece bir ulaşım projesi değil; milli egemenliğin, ekonomik bağımsızlığın ve toplumsal modernleşmenin temel taşıydı. Osmanlı’dan devralınan "imtiyazlı" ve kopuk hat yapısını, genç Cumhuriyet bir "demir ağ" ile örme stratejisine dönüştürdü.</p>
<p>İşte bu kalkınma hamlesinin temel sütunları:</p>
<ol>
<li>Millileştirme ve Bağımsızlık Hamlesi</li>
</ol>
<p>Osmanlı döneminde demiryolları büyük oranda yabancı sermayeli şirketlerin tekelindeydi ve hatlar, ham maddenin limanlara taşınarak Avrupa’ya aktarılmasına hizmet ediyordu.</p>
<ul>
<li>İmtiyazların Satın Alınması: Cumhuriyet yönetimi, "İstiklal ancak iktisadi istiklal ile mümkündür" diyerek yabancıların elindeki hatları devletleştirdi.</li>
<li>Merkezi Kontrol: 1924 yılında kurulan ve bugünkü TCDD’nin temeli olan yapı sayesinde, demiryolları bir kar aracı değil, kamu hizmeti ve milli güvenlik meselesi olarak görüldü.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li>"Ankara Merkezli" Ağ Stratejisi</li>
</ol>
<p>Osmanlı'da yollar genellikle İstanbul’a veya liman kentlerine bağlanırken, Cumhuriyet bu yapıyı iç bölgelere yöneltti.</p>
<ul>
<li>Anadolu'nun Kilidi: Ankara, demiryolu ağının merkezi yapıldı. Bu, başkentin Anadolu ile bağını güçlendirerek siyasi otoritenin her yere ulaşmasını sağladı.</li>
<li>Doğu-Batı Bağlantısı: Özellikle Doğu Anadolu’nun batıya bağlanması, bölgenin ekonomik hayata entegre edilmesi ve asayişin sağlanması açısından hayati önem taşıdı.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li>Sanayileşme ve Üretimin Lokomotifi</li>
</ol>
<p>Cumhuriyet'in demiryolu politikası, planlı sanayi hamleleriyle (Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı) paralel yürüdü:</p>
<ul>
<li>Ağır Sanayi: Karabük Demir Çelik Fabrikası gibi dev tesislerin yeri seçilirken demiryolu güzergahı belirleyici oldu. Kömürün ve cevherin fabrikaya, mamul maddenin ise tüm ülkeye dağıtımı demir raylarla mümkün kılındı.</li>
<li>Tarım ve Ticaret: Anadolu'nun tahılı (özellikle Orta Anadolu) demiryolu sayesinde büyük şehirlere ulaştırılarak "kıtlık" riskinin önüne geçildi ve köylünün malı değer kazandı.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li>Toplumsal ve Kültürel Dönüşüm</li>
</ol>
<p>Demiryolları sadece yük değil, medeniyet taşıdı:</p>
<ul>
<li>Kültürel Etkileşim: Tren istasyonları, gittikleri kasabaların sosyal merkezleri haline geldi. İstasyon binalarının mimarisi, modern hayatın ve devletin prestijinin bir simgesiydi.</li>
<li>Okuma Yazma Seferberliği: Trenler, öğretmenleri, kitapları ve yeni fikirleri en ücra köylere taşıyan en güvenilir araçlardı.</li>
</ul>
<p>Özetle;</p>
<p>Cumhuriyet'in ilk çeyreğinde demiryolları; pazar ekonomisinin oluşmasını sağlamış, iç isyanları bastırmada lojistik üstünlük vermiş ve en önemlisi, parçalanmış bir imparatorluk bakiyesinden yekpare bir ulus-devlet ve milli ekonomi yaratılmasının en güçlü enstrümanı olmuştur.</p>
<p>Türkiye'nin bu erken dönem demiryolu politikasının 1950'den sonra neden karayolu ağırlıklı bir modele evrildiği konusunu da merak eder misiniz?</p>
<p><strong>Kerem Özdemir: Ediyorum.</strong></p>
<p>Bu geçiş, Türkiye’nin ekonomi tarihinde en çok tartışılan "makas değişimlerinden" biridir. 1950’li yıllarda demiryolu ağırlıklı kalkınma modelinin yerini karayolu odaklı bir stratejiye bırakmasının arkasında hem küresel konjonktür hem de yerel siyasi tercihler yatar.</p>
<p>İşte bu değişimin temel nedenleri:</p>
<ol>
<li>Marshall Planı ve ABD Etkisi</li>
</ol>
<p>İkinci Dünya Savaşı sonrası şekillenen Truman Doktrini ve Marshall Planı, Türkiye'nin kalkınma yönünü ciddi şekilde etkiledi.</p>
<ul>
<li>Amerikan Yardımı: ABD, sağladığı ekonomik yardımların (makine, teçhizat ve hibe) büyük oranda karayolu yapımında ve otomotiv sektöründe kullanılmasını şart koştu veya bu yönde teşvik etti.</li>
<li>Hilts Raporu: 1948 yılında Amerikalı uzman H.E. Hilts tarafından hazırlanan rapor, Türkiye'nin demiryolu yerine hızla karayollarına yatırım yapması gerektiğini savunuyordu. Bu rapor, sonraki yılların ulaştırma politikasının anayasası kabul edildi.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li>Demokrat Parti Dönemi ve "Hız" İhtiyacı</li>
</ol>
<p>1950'de iktidara gelen Demokrat Parti (DP), demiryolunu "statükonun ve devletçiliğin" sembolü, karayolunu ise "özgürlüğün ve dinamizmin" yolu olarak gördü.</p>
<ul>
<li>Kapıdan Kapıya Ulaşım: Tren hatları sadece belirli istasyonlara giderken, karayolu köylere ve üretim noktalarına doğrudan erişim vaat ediyordu. Bu durum, DP'nin geniş halk kitlelerinden aldığı desteği pekiştirdi.</li>
<li>Siyasi Popülarite: Bir demiryolu hattı inşa etmek yıllar alırken, karayolu yapmak çok daha hızlı ve görünür bir icraattı.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li>Otomotiv ve Petrol Lobisi</li>
</ol>
<p>Küresel ekonominin petrole ve içten yanmalı motorlara dayalı bir büyüme modeline geçmesi Türkiye’yi de etkiledi.</p>
<ul>
<li>Lastik Tekerlekli Araçlar: Traktör, kamyon ve otobüs ithalatının artması, bu araçların yürüyeceği yolların yapılmasını zorunlu kıldı.</li>
<li>Petrol Bağımlılığı: Demiryolu (o dönemde kömürle çalışan buharlı lokomotifler) yerli kaynaklara dayanırken, karayolu hamlesi Türkiye'yi petrol ve yedek parça ithalatına daha bağımlı hale getirdi.</li>
</ul>
<p>Özetle;</p>
<p>Türkiye, 1950'lerde "demiryolu ile bütünleşen sanayi toplumu" olma hedefinden, "karayolu ile hareketlenen ticari toplum" modeline geçti. Bu tercih, köyleri şehre bağlayarak iç ticareti canlandırsa da; demiryollarının yarım asır boyunca ihmal edilmesine, trafik güvenliği sorunlarına ve yüksek enerji maliyetlerine yol açtı.</p>
<p>Sizce bugün hayata geçirilen Yüksek Hızlı Tren (YHT) projeleri, Cumhuriyet’in o ilk yıllarındaki "demir ağ" vizyonuna bir geri dönüş sayılabilir mi, yoksa tamamen farklı bir ekonomik mantık mı taşıyor?</p>
<p><strong>Kerem Özdemir: Bence farklı bir mantığı var. Sen ne düşünüyorsun?</strong></p>
<p><strong>Gemini: </strong>Kesinlikle haklısınız; günümüzdeki projeler ile 1920’lerin hamlesi arasında hem teknik hem de ekonomik felsefe açısından derin farklar bulunuyor. Bir tarihçi gözüyle baktığımızda, bu farkları şu üç temel başlıkta özetleyebiliriz:</p>
<ol>
<li>Milli Bütünleşmeden "Hız ve Verimlilik" Odaklılığa</li>
</ol>
<p>Erken Cumhuriyet döneminde demiryolu, "ulusal pazar" oluşturmak için inşa ediliyordu. Yani amaç, Sivas’ın tahılını İstanbul’a, Zonguldak’ın kömürünü Karabük’e ulaştırmaktı. Rayların gittiği yer "vatan" oluyordu.</p>
<ul>
<li>Bugün: Yüksek Hızlı Tren (YHT) projeleri, ekonomik olarak birbirine çok yakın olan metropolleri (İstanbul, Ankara, Eskişehir, Konya) bağlayarak zaman tasarrufu ve hizmet sektörü hareketliliği sağlamayı amaçlıyor. Yani artık öncelik "vatanın her yerini örmek" değil, ekonomik getirisi yüksek olan koridorları "hızlandırmak".</li>
</ul>
<ol start="2">
<li>Yük Taşımacılığından Yolcu Taşımacılığına</li>
</ol>
<p>1930’ların demiryolu politikası yük odaklıydı; kalkınmanın lokomotifi sanayiydi. Fabrikalar tren hatlarının üzerine kurulurdu.</p>
<ul>
<li>Bugün: Türkiye’deki YHT ağı neredeyse tamamen yolcu odaklı. Yük taşımacılığının toplam taşımacılık içindeki payı hâlâ Cumhuriyet’in ilk yıllarının çok gerisinde. Bu durum, bugünkü projelerin sanayileşmeden ziyade, turizm ve günlük iş gücü mobilitesine hizmet ettiğini gösteriyor.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li>Kaynak Yönetimi ve Finansman Modeli</li>
</ol>
<p>Cumhuriyet’in ilk yıllarında demiryolları, kısıtlı bütçeye rağmen "milli tasarruf" ve büyük fedakarlıklarla, borçlanmadan yapılmaya çalışılıyordu. Her kilometre ray, bağımsızlığın bir kanıtıydı.</p>
<ul>
<li>Bugün: Modern projeler genellikle büyük dış krediler, uluslararası ihaleler ve teknoloji transferiyle (Çin, İspanya, Almanya gibi ülkelerin teknolojisiyle) hayata geçiriliyor. Bu da projeyi bir "milli sanayi" üretiminden ziyade, küresel finans ve teknoloji ağına eklemlenme aracı kılıyor.</li>
</ul>
<p>Aslında bugün yapılanlar, 1950'lerdeki karayolu hatasının bir itirafı ve düzeltme çabası gibi görünse de, o eski "bütünleşik kalkınma" (fabrika + tren + işçi mahallesi) modelinden çok uzak, daha çok küresel standartlarda bir ulaşım konforu vaat ediyor.</p>
<p>Sizce bu "hız odaklı" yaklaşım, Anadolu’nun iç kısımlarındaki sanayileşmeyi canlandırmak için yeterli mi, yoksa sadece büyük şehirleri birbirine daha mı bağımlı hale getiriyor?</p>
<p><strong>Kerem Özdemir: Senin görüşün ne?</strong></p>
<p><strong>Gemini: </strong>İktisat tarihçisi perspektifiyle bakıldığında, bu "hız odaklı" modelin çift tarafı keskin bir bıçak olduğunu söyleyebilirim. Benim görüşüm, bu modelin Anadolu sanayisini canlandırmaktan ziyade, "ekonomik çekim merkezlerini" daha da devleştirdiği yönünde.</p>
<p>Bunun nedenlerini şöyle gerekçelendirebiliriz:</p>
<ol>
<li>"Emme Basma Tulumba" Etkisi</li>
</ol>
<p>İktisat coğrafyasında bir kural vardır: İki farklı ekonomik büyüklükteki bölgeyi çok hızlı ve kolay bir ulaşımla bağlarsanız, büyük olan küçüğü yutar.</p>
<ul>
<li>Sonuç: Eskişehir veya Bilecik gibi iller, Ankara ve İstanbul’a hızla bağlandığında insanlar bu küçük şehirlerde alışveriş yapmak veya hizmet almak yerine günübirlik büyük metropollere gidiyor. Bu durum, Anadolu’daki yerel sermayenin büyük şehirlere akmasına neden oluyor.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li>Sanayi İçin "Hız" Değil, "Kapasite" Gerekli</li>
</ol>
<p>Bir sanayici için genel müdürün Ankara’ya 2 saatte gitmesi bir konfordur; ancak asıl kalkınma, tonlarca ürünün limana en ucuz yolla inmesiyle olur.</p>
<ul>
<li>Eksik Parça: Mevcut YHT hatları yolcu taşıdığı için sanayi bölgelerinin lojistik maliyetlerini düşürmüyor. Anadolu sanayisinin canlanması için hızlı trenden ziyade, "Hızlı Yük Treni" ve fabrikaların içine kadar giren iltisak hatlarına ihtiyaç var. Cumhuriyet’in ilk yıllarında yapılan tam olarak buydu.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li>"Beyaz Yakalı" Hareketliliği vs. Bölgesel İstihdam</li>
</ol>
<p>YHT, daha çok eğitimli ve yüksek gelirli kesimin (beyaz yakalılar, akademisyenler, bürokratlar) mobilitesini artırıyor.</p>
<ul>
<li>Risk: Bu durum, Anadolu şehirlerinde kalıcı bir entelektüel ve ekonomik sınıf birikmesini engelliyor. İnsanlar "Anadolu'da çalışıp İstanbul'da yaşamaya" başlıyor. Oysa 1930'ların demiryolu felsefesi, demiryolunun ulaştığı yerde bir hayat kurmayı, orayı yerinden kalkındırmayı hedeflerdi.</li>
</ul>
<p>Benim Değerlendirmem</p>
<p>Modern projeler, Türkiye’yi "modern bir hizmet ekonomisi" vitrinine taşıyor ve bu, turizm ile prestij açısından harika bir kazanım. Ancak gerçek bir iktisadi kalkınma hamlesi için; demiryolunun sadece insanların değil, üretimin (yükün) ana damarı olması gerekir.</p>
<p>Şu anki tabloyu bir cümlede özetlemem gerekirse: Cumhuriyet demiryolları Anadolu’yu inşa etmek için döşenmişti; günümüz hızlı trenleri ise Anadolu’yu büyük metropollere bağlamak için döşeniyor. İkisi de teknik olarak "demiryolu" olsa da, ekonomik hedefleri taban tabana zıt.</p>
<p>Sizce bir şehrin kalkınması için oraya hızlı bir trenin gelmesi mi daha önemlidir, yoksa oradaki ürünleri dünyaya ucuzca taşıyacak bir yük treni hattının olması mı?</p>
<p><strong>Kerem Özdemir: Bir yük treni hattı daha iyi olur.</strong></p>
<p><strong>Gemini: </strong>Kesinlikle haklısınız. İktisat tarihi ve kalkınma ekonomisi açısından baktığımızda, yük taşımacılığı "üretim", yolcu taşımacılığı ise "tüketim" ve "hizmet" demektir. Bir ülkenin sanayileşme evresinde yük trenleri, karayoluna göre kıyaslanamaz avantajlar sunar.</p>
<p>Neden bir yük treni hattının (lojistik odaklı demiryolunun) gerçek kalkınma için daha kritik olduğunu birkaç maddede özetleyelim:</p>
<ol>
<li>Lojistik Maliyetlerde Devasa Tasarruf</li>
</ol>
<p>Sanayide rekabetçilik, sadece kaliteli mal üretmek değil, o malı ucuza ulaştırmaktır.</p>
<ul>
<li>Enerji Verimliliği: Bir yük treni, aynı miktar yükü taşıyan kamyonlara göre yaklaşık %75-80 daha az karbon salınımı yapar ve çok daha az enerji harcar.</li>
<li>Birim Maliyet: Ton başına taşıma maliyeti demiryolunda, karayoluna oranla çok daha düşüktür. Bu da Anadolu'nun içindeki bir fabrikanın, liman kentindeki bir fabrika ile rekabet edebilmesini sağlar.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li>"Liman-Ard bölge" Bağlantısı</li>
</ol>
<p>Dünya ticaretinin %80'inden fazlası deniz yoluyla yapılır. Bir ülkenin iç kısımlarını kalkındırmak istiyorsanız, limanları demiryolu ile içeriye bağlamanız gerekir.</p>
<ul>
<li>Cumhuriyet’in ilk yıllarında yapılan buydu: Mersin, Samsun ve İzmir limanları doğrudan Anadolu’nun kalbine bağlanmıştı. Bugün lojistik köyler ve "iltisak hatları" (fabrikadan ana hatta bağlanan özel raylar) bu yüzden hayati önemdedir.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li>Sanayi Yatırımının Coğrafi Dağılımı</li>
</ol>
<p>Eğer nakliye ucuzsa, yatırımcı fabrikasını İstanbul’un kalabalığına değil, arazinin ve iş gücünün daha uygun olduğu Kayseri’ye, Konya’ya veya Sivas’a kurar.</p>
<ul>
<li>Yolcu Treni: Sadece insan taşır; fabrikaya bir katkısı olmaz.</li>
<li>Yük Treni: Sanayiyi İstanbul-Kocaeli hattından çıkarıp Anadolu’ya yaymanın tek gerçek yoludur.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li>Karayolu Üzerindeki Baskının Azalması</li>
</ol>
<p>Türkiye, yük taşımacılığının yaklaşık %85-90'ını karayoluyla yapıyor. Bu durum; yolların çabuk bozulmasına, yüksek bakım maliyetlerine, trafik kazalarına ve akaryakıt ithalatı nedeniyle dış ticaret açığının artmasına neden oluyor. Demiryolu yük taşımacılığı, bu yükü yollardan çekerek ekonomiyi rahatlatır.</p>
<p>Sonuç Olarak;</p>
<p>Hızlı tren (YHT) bir "modernlik vitrini" ve sosyal bir kolaylıktır; ancak yük treni hattı bir "ekonomik zorunluluktur".</p>
<p>1920'lerin Türkiye'si, fakir olmasına rağmen bu zorunluluğu görmüş ve tüm kaynaklarını yük taşıyabilecek, sanayiyi besleyecek hatlara ayırmıştı. Bugün ise teknolojiye sahibiz ancak önceliğimiz daha çok "hız ve konfor" üzerine kurulu.</p>
<p>5G’yi nasıl inşa edeceğimizi ve nasıl kullanacağımızı belirlerken bunlara dikkat etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Kurum sözcüm Gemini gibi görünse de, buradaki görüşlerin tamamı benim daha önce yazdığım yazılar, okuduklarım ve aldığım notlara dayanıyor. İşi Red River’a yan yük taşımacılığına bağladığı noktada kesmeyi uygun gördüm. Buradaki ilgi çekici nokta, Amerikan İç Savaşı’nın ardından hayata sıfırdan başlayan Wayne’in yeni hikâyede tali bir rolünün olmasıdır. Yeni insanlar yeni hikâyeyi yazarken John Wayne’in kararları ve tavırları yanlış ve çoğunlukla bir çuval inciri “mahveden” unsurlara dönüşür. Bunda kendi yoksullukları ve yoksunlukları içinde gelişen karakterinin etkisi belirleyicidir. Sonuçta o da yeni çözüme dahil olmayı ve yeni rolünü kabul eder çünkü dünya –demiryolu sayesinde- değişmiştir. Böyle de olsa John Wayne her zaman John Wayne’dir ama dünya artık başka bir dünyadır. Hepinizin tıngır mıngır giden koltuklarda uyuya kalıp varacağınız noktaya diri ve mutlu ulaştığınız yolculuklar dilerim. 5G sayesinde vardığınız noktada ihtiyaç duyduğunuz tüm güncel bilgilere erişebilirsiniz ama nereye ulaştığınız sizinle ilgilidir. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/5g-ve-mallarin-kanli-nehri-76067</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 5G ve malların Kanlı Nehri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/susuzluga-karsi-mucadele-faturasi-asgari-65-milyar-dolar-olacak-76063</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Susuzluğa karşı mücadele faturası asgari 65 milyar dolar olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>LEVENT AKBAY</strong></p>
<p>Küresel ısınma ve iklim değişikliği nedeniyle yüzyıl sonuna kadar ivme kazanarak artacağı öngörülen susuzluğa karşı mücadelenin maliyeti asgari 65 milyar dolar olarak hesaplandı. Araştırmalara göre, Türkiye iklim değişikliği nedeniyle yüzyıl sonuna kadar 6 derece ısınacak. Su potansiyeli yüzde 26,4 düşüşle 82,4 milyar metreküpe gerileyecek. 25 su havzasının 15’inde su açığı ortaya çıkacak ve kuraklık ile çölleşme başlayacak.</p>
<p>İçme ve kullanma suyu ihtiyacının karşılanmasından tarım ve sanayiye tüm alanları etkileyecek bu sürece karşı direnç sağlamak için alınacak önlemlerin omurgasını beş ayrı program oluşturdu. Çok çeşitli alanlarda yatırımlar gerektiren bu önlemlere işlerlik kazandırabilmek için harcanması gereken 65 milyar dolar olarak hesaplandı. Bu programlar dışında özellikle özel sektörün endüstriyel su kullanımı için yapacağı yatırımlar da düşünüldüğünde fatura daha da kabaracak. Ulusal Su Programı’na göre çok çeşitli kamu kuruluşlarının devreye girmesiyle oluşturulan ‘susuzluğa karşı mücadele’nin başarılabilmesi için beşli programın ayrıntıları şöyle:</p>
<p><strong>12 HAVZADA SU KAYNAKLARININ KORUNMASINA 13,6 MİLYAR DOLAR </strong></p>
<p>Su kaynaklarını korumak ve kullanma stratejilerini belirlemek için Nehir Havza Yönetim Planları hazırlandı. Türkiye’deki 25 su havzasından 12 havza için Nehir Havza Yönetim Planı tamamlandı, 7 havzada çalışmalar devam ediyor. 12 havzada belirlenen toplamda 1215 yer üstü su kütlesi ve 470 yer altı su kütlesi analiz edildi ve su kaynaklarının hem miktar hem kalite açısından korunmasını hedefleyen 35 bin 723 tedbir belirlendi. 2025 yılı ocak ayı fiyatları ile bu tedbirlerin yatırım maliyeti bu tarihteki döviz kurlarına göre 485 milyar TL karşılığı 13,6 milyar dolar olarak hesaplandı. Yıllık işletme maliyeti ise 24 milyar TL karşılığı 680 milyon dolar oldu. Su kaynaklarının iyi su durumuna erişilmesi için gerek Nehir Havza Yönetim Planları tedbirlerinde gerek, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı planlamalarında halihazırda işletmede olan tesislere ilave olarak, ülkede arıtma tesisi olmayan ya da yetersiz olan yerleşimler için 898 adet atıksu arıtma tesisinin kurulması gerektiği belirlendi. Bunların maliyeti 49 milyar TL (1,4 milyar dolar) olarak hesaplandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69cdff01b5983-1775107841.png" alt="" width="700" height="259" /><strong>SEKTÖREL SU TAHSİS PLANLARINA İLİŞKİN MALİYET </strong></p>
<p>Havza ölçekli sektörel su tahsis planları kapsamında su kayıplarının önlenmesi, su tüketimi düşük bitki türlerinin ekilmesi, verimli sulama zaman planlamasının yapılması, su dağıtımının genel sulama planlamalarına göre programlanması, suyu verimli kullanan teknolojilerin uygulanması gibi önlemler alınacak. Bu tür yönlendirmeler sayesinde su kaynaklarının sürdürülebilir bir şekilde kullanılması sağlanacak. Tamamlanan 11 havzadaki SSTP’lerin uygulanması ile 298 milyar TL (8,4 milyar dolar) ekonomik katma değer elde edilebileceği öngörüldü. </p>
<p><strong>TAŞKIN YÖNETİMİ İÇİN 31 MİLYAR DOLAR </strong></p>
<p>Taşkın Yönetim Planlarına (TYP) ilişkin maliyet: Taşkınlardan kaynaklı tahribatın en aza indirilmesi ve olumsuz etkilerin azaltılması amacıyla havza ölçekli Taşkın Yönetim Planları hazırlandı. 24 havzada hazırlanan bu planlar kapsamında riskin önlenebilmesi için alınması gereken tedbirler belirlendi. Tedbirlerin uygulama maliyeti, bu tedbirlerin uygulanması ile önlenecek ekonomik zararın yaklaşık yüzde 30’una karşılık geldi. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü uzun vadeli programında yer alan taşkın kontrol işlerinin yaklaşık maliyeti 400 milyar TL, (11,3 milyar dolar) tüm bu tedbirlerin uygulanması için kamulaştırma maliyeti ise 700 milyar TL (19,7 milyar dolar) olarak hesaplandı.</p>
<p><strong>KURAKLIK YÖNETİMİNE 12,1 MİLYAR DOLAR </strong></p>
<p>Kuraklık Yönetim Planlarına (KYP) İlişkin Maliyet: Kuraklıklara karşı hazırlıklı olunması ve olumsuz etkilerinin asgari düzeye indirilmesi maksadıyla 25 nehir havzası için hazırlanan Kuraklık Yönetim Planlarında belirlenen tedbirlerin uygulanması ile yaklaşık 12 milyar metreküp su kazanımı hedeflendi. Kuraklık Yönetim Planları ile belirlenen sulama ve içme-kullanma suyu tedbirlerine ait yatırım miktarı yaklaşık 430 milyar TL (12,1 milyar dolar) olarak hesaplandı. </p>
<p><strong>ARITILMIŞ ATIK SULARIN YENİDEN KULLANIMI İÇİN 4,5 MİLYAR DOLAR </strong></p>
<p>Türkiye’de oldukça yüksek potansiyeli bulunan evsel, endüstriyel ve tarımsal atık sular yeterli kalitede arıtma sağlandıktan sonra tarımsal sulama, peyzaj ve rekreasyon, endüstriyel kullanım, yeraltı suyu besleme gibi pek çok alanda değerlendirilecek. Kullanılmış Suların Yeniden Kullanım Alternatiflerinin Belirlenmesi Projesi ile havza bazında yapılan çalışmalarda 601 atık su arıtma tesisinden 529 tanesinde oluşan atık suların çeşitli alanlarda yeniden kullanım alternatiflerinin değerlendirilmesi sonucunda tesislerde yapılması gereken revizyonlar için yatırım maliyeti yaklaşık 161 milyar TL (4,5 milyar dolar) olarak belirlendi.</p>
<p><strong>ARITILMIŞ ATIK SULARIN YENİDEN KULLANIMI </strong></p>
<p>Su Kirliği Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikle büyükşehir belediyelerinin 2026, il belediyelerinin ise 2027 yılından itibaren kentsel atık su arıtma tesislerinde arıtılan toplam atık suyun en az yüzde 10’unun tarımsal sulamada, rekreasyonel, endüstriyel, çevresel ve diğer alanlarda yeniden kullanımını zorunlu hale getirildi. 2028’e kadar arıtılmış atık suların yeniden kullanım oranının yüzde 11’e, Ulusal Katkı Beyanı’nda ise 2030’a kadar yüzde 15’e çıkarılması hedeflendi.</p>
<p><strong>50 YENİ TESİS YAPILACAK </strong></p>
<p>2025 itibarıyla Türkiye’de yılda 5,41 milyar metreküp ilave içme suyu ve 322.659 metreküp/gün atık su arıtma kapasitesine ulaşıldı. 2025’te 52 yeni baraj ve gölet inşa edilerek 512 milyon metreküp suyun depolanması hedeflendi. Diğer yandan yeraltı sularını beslemek ve buharlaşmayı önlemek için yeraltı depoları ve suni besleme tesisleri inşası sürerken, mevcut durumda 145 tesisin 2028 yılına kadar 195’e çıkarılması hedeflendi. </p>
<p><strong>DEPOLAMA 183,4 MİLYAR METREKÜP </strong></p>
<p>Türkiye genelinde depolama hacmi coğrafi ve iklim şartları nedeniyle mevcut yağış ve buna bağlı olarak akış şartlarının yetersiz olduğu mevsim, yıl ve kurak periyodlarda, başta sulama suyu ihtiyaçlarında olmak üzere, içme-kullanma, endüstri ve hidroelektrik amaçlı enerji üretiminin karşılanmasında kullanılıyor. Bu doğrultuda mevcut durumda su depolama kapasitesine sahip birçok baraj, gölet, yeraltı depolama ve besleme tesisi işletmeye alınarak su kaynakları geliştirilmiş olup, depolama kapasitesi 183,4 milyar metreküptür.</p>
<p><strong>SU VERİMLİLİĞİ SEFERBERLİĞİ VİZYONU </strong></p>
<p>Mevcut su kaynakları üzerindeki su çekimi ve kirlilik baskılarının hafifletilmesi gayesi ile suyun bütün sektörlerde verimli kullanılması, kayıpların ve israfın azaltılması, arıtılmış atık su, tarımdan dönen su, yağmur suyu, gri su gibi geleneksel olmayan su kaynaklarını kullanılması, su verimliliği sağlayan teknik ve teknolojilerin yaygınlaştırılması, su ayak izi konusunda toplumsal farkındalık oluşturulması, kentlerde iklime uyum ve ekolojik temelli çözümlerle sünger şehir modelinin uygulanması öncelikle stratejiler olarak belirlendi.</p>
<p>NACE kodu bazında 152 sektör için ‘yol haritası’ özelliğinde su verimliği rehberleri hazırlandı. Özellikle OSB’ler başta olmak üzere yoğun su kullanımı olan tesislerin atık su arıtma tesisleri ve geri kazanım üniteleri ile elde edecekleri alternatif kaynağı yeniden üretimde kullanmaları, su kaynakları üzerindeki çekim baskısının yanı sıra kirlilik yükünü de azaltacak. Sanayi sektöründe yüzde 30’a varan oranlarda su kazanımı sağlanması hedefleniyor. Sektörel tedbirlerin yanı sıra atık suların geri kazanılması ve yeniden kullanılması, ölçüm, izleme, otomasyon sistemlerinin geliştirilmesi, su kaynaklarını döngüsel kullanımını destekleyecek simbiyoz örneklerinin yaygınlaştırması temel eylemler olarak belirlendi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/susuzluga-karsi-mucadele-faturasi-asgari-65-milyar-dolar-olacak-76063</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/1/1280x720/kuraklik-su-1762895086.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye iklim değişikliği nedeniyle yüzyıl sonuna kadar 6 derece ısınacak. Su potansiyeli yüzde 26,4 düşüşle 82,4 milyar metreküpe gerileyecek. 25 su havzasının 15’inde su açığı ortaya çıkacak ve kuraklık ile çölleşme başlayacak. İçme ve kullanma suyundan tarım ve sanayiye tüm alanları etkileyecek bu sürece karşı direnç için beşli önlem seti oluşturuldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dijitallesen-dunyada-isletmelerde-yonetim-76055</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dijitalleşen dünyada işletmelerde yönetim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dijitalleşme, küresel rekabetin dinamiklerini kökten değiştiren en önemli unsurlardan biri haline gelmiştir.</p>
<p>İşletmeler açısından yalnızca teknolojik bir yenilenme değil, aynı zamanda yönetim anlayışının da yeniden yapılandırılması anlamına gelmektedir.</p>
<p>Açık kaynaklardan yararlandığım bu yazımda dijitalleşmenin işletme yönetimi üzerindeki etkileri, stratejik dönüşüm süreçleri, karşılaşılan zorluklar ve geleceğe yönelik yönetim yaklaşımları ele alınmaktadır.</p>
<ol>
<li><strong> Giriş </strong></li>
</ol>
<p><strong>21.</strong>yüzyılda bilgi ve iletişim teknolojilerindeki hızlı gelişmeler, işletmelerin faaliyet biçimlerini radikal biçimde dönüştürmüştür.</p>
<p>Geleneksel yönetim anlayışı; yerini daha esnek, veri odaklı ve müşteri merkezli yönetim modellerine bırakmaktadır.</p>
<p>Bu bağlamda dijitalleşme, işletmeler için bir tercih değil zorunluluk haline gelmiştir.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Dijitalleşme ve işletme yönetimi ilişkisi</strong></li>
</ol>
<p>Dijitalleşme; büyük veri, yapay zekâ, bulut bilişim ve nesnelerin interneti gibi teknolojiler aracılığıyla işletmelerin karar alma süreçlerini yeniden şekillendirmektedir.</p>
<p>Yönetim fonksiyonları (planlama, örgütleme, yöneltme ve kontrol) bu dönüşümden doğrudan etkilenmektedir.</p>
<p><em>Planlama</em>: Veri analitiği sayesinde daha isabetli stratejik kararlar alınmaktadır.</p>
<p><em>Örgütleme:</em> Hiyerarşik yapılar yerini daha yatay ve çevik organizasyonlara bırakmaktadır.</p>
<p><em>Yöneltme:</em> Liderlik anlayışı dijital yetkinlikleri kapsayacak şekilde evrilmektedir.</p>
<p><em>Kontrol:</em> Gerçek zamanlı izleme sistemleri ile performans yönetimi güçlenmektedir.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Dijital dönüşümün yönetim üzerindeki etkileri</strong></li>
</ol>
<p><strong>3.1. Karar alma süreçlerinde veri odaklılık</strong></p>
<p>Dijitalleşme ile birlikte yöneticiler sezgisel kararlar yerine veri temelli karar mekanizmalarına yönelmektedir.</p>
<p>Büyük veri analitiği, riskleri azaltmakta ve fırsatları daha görünür hale getirmektedir.</p>
<p><strong>3.2. Liderlik ve insan kaynakları yönetimi</strong></p>
<p>Dijital çağda liderler; teknolojiye hâkim, değişimi yönetebilen ve çalışanları dijital dönüşüme adapte edebilen kişiler olmalıdır.</p>
<p>Aynı zamanda uzaktan çalışma modelleri, insan kaynakları yönetiminde yeni yaklaşımlar gerektirmektedir.</p>
<p><strong>3.3. Müşteri odaklılık ve deneyim yönetimi</strong></p>
<p>Dijital platformlar sayesinde müşteri beklentileri hızla değişmektedir. İşletmeler, müşteri deneyimini merkezine alan stratejiler geliştirmek zorundadır.</p>
<p><strong>3.4. Operasyonel verimlilik</strong></p>
<p>Otomasyon ve yapay zekâ uygulamaları, maliyetleri düşürmekte ve süreçleri hızlandırmaktadır.</p>
<p>Bu durum yönetim açısından kaynakların daha etkin kullanımını sağlamaktadır.</p>
<ol start="4">
<li><strong> Dijitalleşme sürecinde karşılaşılan zorluklar</strong></li>
</ol>
<p><em>Değişime direnç:</em> Çalışanların ve yöneticilerin dönüşüme uyum sağlamakta zorlanması</p>
<p><em>Siber güvenlik</em> r<em>iskleri</em>: Artan veri kullanımı ile birlikte güvenlik tehditlerinin büyümesi</p>
<p><em>Yetenek açığı:</em> Dijital becerilere sahip iş gücünün yetersizliği</p>
<p><em>Yüksek yatırım maliyetleri:</em> Teknolojik altyapı yatırımlarının maliyetli olması</p>
<ol start="5">
<li><strong> Etkili dijital yönetim stratejileri</strong></li>
</ol>
<p><em>Dijital vizyon oluşturma:</em> Üst yönetimin dönüşümü sahiplenmesi</p>
<p><em>Kurumsal kültürün dönüşümü:</em> Yenilikçi ve öğrenen organizasyon yapısı oluşturulması</p>
<p><em>Teknoloji entegrasyonu: </em>İş süreçlerine uygun teknolojilerin seçilmesi Veri Yönetimi ve <em>Analitik</em>: Verinin stratejik bir varlık olarak kullanılması</p>
<p><em>Sürekli eğitim:</em> Çalışanların dijital yetkinliklerinin artırılması</p>
<ol start="6">
<li><strong> Gelecekte işletme yönetimi</strong></li>
</ol>
<p>Gelecekte işletme yönetimi daha da dijitalleşecek ve şu eğilimler ön plana çıkacaktır:</p>
<p>- Yapay zekâ destekli karar sistemleri</p>
<p>- Otonom iş süreçleri</p>
<p>- Platform ekonomisine dayalı iş modelleri</p>
<p>- Daha esnek ve proje bazlı organizasyon yapıları</p>
<ol start="7">
<li><strong> Sonuç</strong></li>
</ol>
<p>Dijitalleşme, işletmelerde yönetim anlayışını köklü bir şekilde dönüştürmektedir.</p>
<p>Bu dönüşüm yalnızca teknoloji yatırımları ile değil; aynı zamanda liderlik, organizasyon kültürü ve insan kaynakları politikaları ile bütüncül bir şekilde ele alınmalıdır.</p>
<p>Dijital dönüşümü başarıyla yöneten işletmeler, rekabet avantajı elde ederken; bu sürece uyum sağlayamayan işletmeler ise geride kalma riski ile karşı karşıya kalmaktadır.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dijitallesen-dunyada-isletmelerde-yonetim-76055</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/kobi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dijitalleşen dünyada işletmelerde yönetim ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/program-neden-basarili-olamiyor-76053</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Program neden başarılı olamıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ben başarısızlığı 2021-2023 arasındaki irrasyonel politikalar nedeniyle orta sınıfların aşırı düşen alım güçlerinin dezenflasyonist politika ile telafi edilememiş ve hatta (programın yapısı gereği) daha da gerilemiş olmasına bağlıyorum.</strong></p>
<p>Yaklaşık 8 ay önce “Dünyanın en yavaş dezenflasyon programı mı?” başlıklı bir yazı kaleme almıştım. Yeni ekonomi yönetiminin işbaşına geldiği Mayıs 2023’te enflasyon %56 civarındaydı. (Ben TÜİK’in o dönemki rakamlarını dikkate almıyorum. Onun yerine İTO’nun 1995 yılı bazlı Ücretliler Geçinme Endeksi değerini kullandım.) Başlatılan dezenflasyon programının iki temel ayağı reel faiz politikasına geri dönmek ve döviz kurlarındaki artışları enflasyonun altında tutmaktı. Ancak programın hemen başlangıcında döviz kurlarında yüksek oranlı bir artış yaşanmış olması, haliyle enflasyon değerlerinin düşmesini de geciktirdi. Yaklaşık 50 günlük bir sürede sepet kurdaki artış %37 civarında oldu. Kurdan enflasyona geçişkenliğin yüksek olması sebebiyle de o yıl haziran-eylül arasında fiyatlar %30’un üzerinde arttı, ve sene sonuna kadar 12 aylık enflasyon %65’i buldu.</p>
<p>O zamanlar önemli bir eleştiri noktası MB’nin faizlerinin fazlasıyla utangaç bir şekilde artırılmış olmasıydı. Öyle ki, 2023 sonunda resmi enflasyon %65’te, İTO enflasyonu ise %56’dayken, MB politika faizi hâlâ %42,5’teydi. Bu “edilgen” politikada o dönemde yaklaşan yerel seçimlerin etkisinin olmadığını söylemek zor. Nitekim, 2024 1. çeyrek büyüme hızı da %5,3 ile dezenflasyonist bir politika ile uyumsuz derecede yüksek bir seviyede gerçekleşmişti.</p>
<p><strong>Mart 2024-Şubat 2026 döneminde </strong><strong>enflasyon artışı yüzde 83</strong></p>
<p>Tüm bu gelişmeleri ve aynı zamanda Kahranamaraş-Hatay depremlerinin bütçeye getirdiği yükler gibi hafifletici sebepleri de dikkate alır, MB’nin yeni bir başkan ile 22 Mart 2024’te politika faizini %50’ye çıkarma kararını bir milat kabul edersek, dezenflasyonist programı Mart 2024-Şubat 2026 arasındaki dönem itibarıyle değerlendirebiliriz. Ancak böyle baktığımızda bile programın başarılı olduğunu söylemek oldukça zor. Mart 2024-Şubat 2026 döneminde sepet kur artışı %47, enflasyon artışı ise %83 olmuş. Bu dönemde reel faizlerin yeterince yüksek olduğunu ve bütçe açığının da 2025’te GSYH’nin %2,9’unun altında oldukça makul bir seviyede gerçekleştiğini dikkate aldığımızda, dezenflasyonist programın çok net bir şekilde başarısız olduğu gözüküyor.</p>
<p>Ben bu başarısızlığı 2021-2023 arasındaki irrasyonel politikalar nedeniyle orta sınıfların aşırı düşen alım güçlerinin dezenflasyonist politika ile telafi edilememiş ve hatta (programın yapısı gereği) daha da gerilemiş olmasına bağlıyorum. Alım gücünün düşmesine sebep olan en önemli harcama gruplarından biri de gıda fiyatları. Gıda fiyatları aynı zamanda hanehalkı beklentilerini şekillendiren en önemli unsur. Belki son 2 senedir gıda fiyatları TÜFE’nin çok üzerinde hareket etmedi, ama önceden reel değeri çok artmış olduğu için tüketim sepetindeki ağırlığı da arttı. MB ya bu olguyu önemsemedi, ya da bu konuda yapılması gerekenler konusunda Hükümete söz geçiremedi. Böyle olsa bile, “bağımsız” bir MB’nın en azından kamuoyunu “yapılamayanlar ve yapılması gerekenler” konusunda bilgilendirmesi gerekirdi.  </p>
<p>Bugün geldiğimiz noktada ABD-İran savaşı nedeniyle global enerji fiyatları ve bunlara bağlı emtia fiyatlarında çok yüksek artışlar yaşıyoruz. Bunlar da özellikle gübre ve ulaştırma fiyatları yoluyla gene gıda fiyatlarına tesir edecektir. Ve görünen o ki, savaş bir ay içerisinde bitse bile, bu fiyat artışlarının geriye çekilmesi çok uzun bir zaman alacak. Bu da enflasyonun istenilen patikada seyretmesini mutlaka önleyecektir.</p>
<p><strong>MB’nin, kuru enflasyonun altında </strong><strong>tutmaktan başka seçeneği kalmadı </strong></p>
<p>Bu arz şoku karşısında belki gelişmiş ülke merkez bankalarının faizleri artırmak yönünde bir miktar hareket alanı varsa da, bizim Merkez Bankası’nın böyle bir seçeneği olduğunu düşünmüyorum. Bir defa, bizde beklentiler kanalıyla enflasyon üzerinde etki yaratmak zor ve seçim takvimi yaklaştıkça bu daha da zorlaşacaktır. İkincisi, bir senedir devam eden yüksek reel faizler nedeniyle hem KOBİ’ler, hem de bireyseller oldukça sıkışmış durumda. Üçüncüsü zaten genelde Dünya ekonomisinin ve özelde de bizim ihracat partnerlerimizin büyüme oranları yavaşlıyor. Turizmde ise çok ciddi bir ulaştırma fiyat artışı olgusu ve savaş bölgesinde kalma riski var. Tüm bunlar zaten bizim ekonomimizi menfi şekilde etkileyecektir. Bunların üstüne de daha daraltıcı tedbirler almaya ne imkan, ne de gerek var.</p>
<p>MB’nin kuru enflasyonun altında tutmaya devam etmek dışında bir politika seçeneği kalmamış vaziyette. Yerli tasarruf sahibi çok yüklü miktarda döviz satın alıp, bunları yurtdışına çıkarmadığı sürece henüz bir rezerv risk olduğunu düşünmüyorum. (Sıcak paracı yabancılar ilk günden çıktılar, reel kesim ve finans sektörünün döviz borçları ise belki maliyetleri biraz artsa da, şu an için büyük ölçüde “çevrilebilir” durumda.)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/program-neden-basarili-olamiyor-76053</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Program neden başarılı olamıyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hurmuz-kapanirken-akdeniz-oyunu-basliyor-76052</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hürmüz kapanırken, Akdeniz oyunu başlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABD enerji güvenliğinde sorumluluğun daha fazla bölgesel aktörlere bırakılmasının önünü açıyor İran savaşıyla. Washington tüm dünyaya şu mesajı veriyor: “Ya güzergâhı siyasi ve askeri olarak güvence altına alacaksınız ya da alternatif tedarik zincirlerinin maliyetine katlanacaksınız.”</strong></p>
<p>ABD ve İsrail’in İran’a saldırılarının görünen gerekçesi “rejim değişikliği” idi. Ancak bir aylık savaş ortamının sonunda, perde gerisindeki asıl neden ortaya çıkmaya başladı: Körfez petrolünün Hürmüz ve Bab-el Mendeb boğaz geçişleri yerine, ABD’nin Ortadoğu’daki “güvenilir müttefiklerinin” kontrolünde, büyük ölçüde kara geçişiyle Akdeniz’e taşınması...</p>
<p>ABD Trump’ın son dönemde sıklıkla dillendirdiği, özellikle Avrupa’yı işaret ettiği, “müttefikler kendi deniz yollarını daha fazla üstlenmeli” mesajlarını tam da bu açıdan okumak gerek.</p>
<p>ABD enerji güvenliğinde sorumluluğun daha fazla bölgesel aktörlere bırakılmasının önünü açıyor İran savaşıyla. Washington tüm dünyaya şu mesajı veriyor: “Ya güzergâhı siyasi ve askeri olarak güvence altına alacaksınız ya da alternatif tedarik zincirlerinin maliyetine katlanacaksınız.”</p>
<p>İran savaşının bir aylık bilançosuna bakınca ortaya çıkan şu:</p>
<p>Daha önce Körfez petrolünün özgürce küresel pazara iletildiği Hürmüz Boğazı artık büyük ölçüde kapalı. Durumu, İran’ın Meclis Başkanı Galibaf’ın şu cümlesi özetler nitelikte: “Hava kuvvetlerimizi, donanmamızı ve füze güçlerimizi yok ettiğini iddia eden düşman taraf -ABD’yi kastediyor- şimdi operasyonel hedefini Hürmüz Boğazı’nı açmak olarak belirlemiş durumda; halbuki bu boğaz savaş başlamadan önce zaten açıktı...”</p>
<p>İran yönetimi şimdilerde ABD-İsrail saldırılarının yarattığı enkazı yeniden inşa için Hürmüz Boğazı’ndan geçişleri paralı hale getirmeyi planlıyor. İran parlamentosunda Hürmüz geçişlerinin paralı olması için getirilen yasa teklifi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu’ndan geçti. Sürecin tamamlanması için aynı yasanın Meclis Genel Kurulu’ndan da geçmesi, Koruyucular Konseyi tarafından onaylanması ve Cumhurbaşkanınca imzalanması da gerekiyor. Ancak Meclis komisyon onayı, Tahran’daki siyasi iradenin “boğaz geçişleri paralı olsun” kararını aldığının somut işareti gibi.</p>
<p><strong>ABD’den çekilme sinyalleri</strong></p>
<p>ABD Başkanı Trump’ın son açıklamaları ve sosyal medya paylaşımlarında İran savaşının iki ila üç hafta içinde biteceğini söylemesi ve ABD’nin “İran’dan çok yakında ayrılacağını” vurgulaması da önemli. Trump ayrıca Beyaz Saray’da önceki gün yaptığı konuşmada Fransa örneğinden yola çıkarak, nihai planı da açığa vuruyor aslında;</p>
<p>“Fransa ya da başka bir ülke petrol ya da doğalgaz almak isterse, Hürmüz Boğazı’ndan geçip oraya doğru gidecekler ve kendi başlarının çaresine bakabilecekler. Bizim bununla bir ilgimiz yok...”</p>
<p>Trump’ın sosyal medya paylaşımında İngiltere’ye yönelik mesajı da aynı söylemi içeriyor:</p>
<p>“Hürmüz Boğazı nedeniyle jet yakıtı bulamayan tüm ülkelere -örneğin İran’ın tasfiyesine katılmayı reddeden Birleşik Krallık gibi- bir önerim var: Birincisi, ABD’den satın alın; bizde fazlasıyla var. İkincisi ise, biraz gecikmiş cesaret gösterip boğaza gidin ve alın...”</p>
<p><strong>Asıl plan: Körfez petrolünün </strong><strong>kontrolü İsrail’e...</strong></p>
<p>Körfez enerji güvenliği konusundaki ABD-İsrail merkezli asıl planın işaretini de zaten İsrail Başbakanı Netanyahu verdi bile. Netenyahu’nun ilk kez 2023 yılında BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada ortaya attığı, yaklaşık iki hafta önce düzenlediği basın toplantısında da yeniden ısıtıp tedavüle soktuğu proje, Körfez enerji kaynaklarının Suudi Arabistan üzerinden Akdeniz’e ulaştırılmasını amaçlayan bir boru hattı projesi.</p>
<p>Öneri ilk dillendirildiğinde  “teknik bir enerji altyapısı” projesi gibi duruyordu. Ancak İran savaşıyla birlikte ABD/İsrail’in asıl hedefinin Körfez-Akdeniz ekseninde yeni bir siyasi ve ekonomik karşılıklı bağımlılık zemini oluşturması, Arap ülkelerinin kendi doğal kaynaklarını küresel piyasaya sunmak için İsrail’e “muhtaç” hale getirilmesi olduğu ortaya çıkmaya başladı. Belli ki İsrail, kendisini Doğu Akdeniz çıkışlı yeni enerji mimarisinin önemli bir terminal noktası olarak konumlandırmak istiyor.</p>
<p><strong>Alternatif plan: Türkiye-Suriye </strong><strong>üzerinden enerji koridoru</strong></p>
<p>İran savaşıyla iyice belirginleşen, İsrail’i Ortadoğu’nun “ekonomik ve siyasi patronu” yapma hedefinin tek alternatifi olarak ise Türkiye görünüyor. Körfez petrol ve doğalgazının Suriye-Türkiye üzerinden Akdeniz’e, oradan da Avrupa’ya ulaştırılması da masada. Nitekim, İsrail ile -şimdilik- böylesine girift bir ekonomik iş birliği kurmak istemeyen Suudi Arabistan gibi bölge ülkelerinin kara üzerinden petrol/doğalgaz geçişi için Türkiye alternatifine yönelmeleri söz konusu olabilir.</p>
<p><strong>Kıbrıs da çözülürse </strong><strong>plan tamamlanır</strong></p>
<p>Hürmüz Boğazı ve Bab-el Mendeb devre dışı bırakılıp, enerji kaynaklarının Akdeniz üzerinden pazarlandığı bir ortamda Kıbrıs’ta herhangi bir gerginlik ya da istikrarsızlık istenmeyeceği de aşikar. Dolayısıyla Kıbrıs meselesinde -öyle ya da böyle- bir çözümün de orta vadede gündeme gelme ihtimali çok büyük. Burada Ankara’nın üzerine gelecek yoğun çözüm baskısına karşı, hem Türkiye’nin hem de adadaki Türk nüfusun çıkarlarını en iyi şekilde koruyabilecek bir planı öne çıkarması elzem. Aksi halde Türkiye’nin Kıbrıs üzerindeki etkisinin yerini İsrail’in kontrolünün alacağı aşikar.</p>
<p><strong>İsrail aşırı dincilere teslim</strong></p>
<p>Ortadoğu’daki tehlikeli gelişmelerden biri de İsrail yönetiminin giderek aşırı dincilere teslim olması. İsrail Meclisi’nde 30 Mart gecesi peş peşe kabul edilen bütçe ve idam yasasını, yalnızca iki ayrı oylama olarak değil, koalisyon içindeki güç dengesinin nasıl değiştiğini gösteren önemli bir siyasi dönüm noktası olarak da okumak mümkün.</p>
<p>Sürecin en dikkat çekici boyutu, Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in temsil ettiği aşırı dinci ve sert siyasi çizginin meclis aritmetiğinde kazandığı belirleyici ağırlık; Ben-Gvir, bütçenin geçmesi için gerekli oyu sağlamak için, Netanyahu’nun aslında soğuk durduğu idam yasasının da kabul edilmesini şart koştu. Bütçenin Meclis’ten geçmemesi halinde başında olduğu hükümetin düşme tehlikesiyle karşı karşıya kalacağını gören Başbakan Netanyahu da bu siyasi şantaja boyun eğdi.</p>
<p>İsrail parlamentosunun kabul ettiği idam yasası, “ırkçı saiklerle veya bir topluluğa düşmanlık nedeniyle bir İsraillinin ölümüne yol açan” kişilere idam cezası verilmesini öngörüyor. Düzenlemenin özellikle Filistinlileri hedef aldığı ise açık.</p>
<p>Hem bütçenin, hem de idam yasasının aynı gün, aynı sayıda destekle, 62 oyla Meclis’te geçmesi, Netanyahu’nun yalnızca hükümeti yöneten aktör değil, aynı zamanda koalisyon içindeki farklı eğilimleri dengelemeye çalışan bir lider olarak hareket ettiğini de ortaya koydu.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde asıl izlenecek başlık, bu güç kaymasının İsrail sağının orta vadeli liderlik yapısını nasıl etkileyeceği olacak. Son oylama, daha sert çizgideki isimlerin artık yalnızca gündemi etkilemekle kalmadığını, geleceğin siyasi rekabetinde daha görünür hale geldiğini de gösteriyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Sırada İsrail-Türkiye </strong><strong>barışması mı var?</strong></span></p>
<p>ABD’nin nihai hedefinin Ortadoğu’daki “kaosu” sağlama bağlayıp, Çin’in enerji kaynaklarını olabildiğince kesmek olduğu açık. Bu çerçevede petrol ve doğalgaz için kurulacak güvenli yollarda “tam istikrar” sağlanması Washington’un işine gelir. Bu da, orta ve uzun vadede bölgedeki iki “güvenilir ABD müttefikinin”, yani İsrail ile Türkiye’nin önce barışıp, sonra işbirliğine girmeleri ile olacaktır. Dolayısıyla İran savaşında herhangi bir ateşkes sonrasında ABD’deki Trump yönetiminin Ankara-Tel Aviv barışmasına odaklanması büyük ihtimal. İsrail’de sonbaharda yapılması beklenen genel seçimler sonrasında bu yönde hamlelerin artması adeta kaçınılmaz görünüyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hurmuz-kapanirken-akdeniz-oyunu-basliyor-76052</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/2/1280x720/akdeniz-savas-ulkeler-harita-1775105650.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hürmüz kapanırken, Akdeniz oyunu başlıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kur-enflasyon-ve-guven-ucgeninde-zor-denge-76051</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kur, enflasyon ve güven üçgeninde zor denge</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İran savaşının olumsuz etkisini hissetmeyen yok; ancak en büyük baskıyı bizim gibi dışa bağımlı ve enerji ithalatçısı ülkeler yaşıyor. Bu baskının en görünür olduğu alanlardan biri de döviz kuru ve onun üzerinden şekillenen enflasyon dinamikleri. Türkiye’de ihracatçılar uzun bir süredir Türk lirasının reel olarak güçlü kalmasından şikayet ediyor ama mevcut şartlar altında Merkez Bankası’nın kura daha fazla esneklik tanımak için fazla bir manevra alanı yok.</p>
<p>Enerji fiyatlarındaki artış doğrudan cari açığı büyütürken, artan jeopolitik riskler sermaye akımlarını zayıflatıyor. Bu durum döviz arzını sınırlarken talebi artırıyor ve kur üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturuyor. Yani ortada tek bir şok yok, aynı anda iki şok birden yaşanıyor. Önceki gün CNBC-e’de Berfu Güven’e konuşan Finisterre Capital kıdemli makro ekonomisti Pasquale Diana, bu tabloyu özetlerken, “Bu bir fiyat şoku; enflasyonu ve cari açığı etkiliyor. Aynı zamanda bir güven şoku; risk iştahını ve sermaye akımlarını zayıflatıyor," diyordu.</p>
<p>Normal şartlarda dalgalı kur rejiminde bu tür şoklar karşısında kurun değer kaybı yoluyla uyum sağlanır. Ancak Türkiye’deki enflasyon dinamikleri bu tür bir otomatik dengeleyici mekanizmanın çalışmasını ciddi biçimde kısıtlıyor. Oysa bu mekanizma kullanılabilseydi Türkiye’den çıkmak isteyen sıcak paracı için çıkış daha maliyetli hale gelebilir ve belki kısmen caydırıcı olabilirdi.</p>
<p><strong>Esneklik neden sınırlı?</strong></p>
<p>Türkiye ekonomisinde kur geçişkenliği diğer birçok ekonomiye göre son derece yüksek. Yani döviz kurundaki artış kısa sürede üretici fiyatlarına ve oradan da tüketici enflasyonuna yansıyor. Bu nedenle Türk lirasında hızlı bir değer kaybına izin vermek, halihazırda zor ilerleyen dezenflasyon sürecini tersine çevirebilir. Ekonomist İris Cibre, hafta başında sosyal medyadaki bir paylaşımında bu durumu çarpıcı biçimde ifade ederken aynı uyarıyı yapıyordu: “Kurun serbest bırakılması aynı anda tahmin edilemeyecek seviyede atak anlamı taşır… bu da maliyetleri hızla yukarı iter.”</p>
<p>Benzer uyarıyı hafta boyunca diğer birçok ekonomistten de duyduk. Nitekim son dönemde enflasyondaki görece yavaşlamanın en önemli nedenlerinden biri kurun kontrollü seyri oldu. Bu gerçek para politikasının hareket alanını ciddi biçimde daraltıyor.</p>
<p><strong>Kurla gelen rahatlama kısa soluklu olur</strong></p>
<p>İhracatçıların dile getirdiği “rekabetçi kur” talebi teorik olarak anlaşılabilir. Kur artınca ihracatçı kısa vadede rahatlar. Ancak geçmiş deneyimler de gösteriyor ki; kurla sağlanan her türlü iyileşme kısa solukludur.</p>
<p>Pratikte kur artışının sağladığı avantaj son derece kısa ömürlüdür. Kur artışıyla TL değer kaybıyla elde edilen rekabet avantajı kalıcı değildir. Çünkü Türkiye’de asıl sorun kur değil enflasyonun yüksekliğidir. Kur artınca başta ithal girdiler olmak üzere maliyetler hızla artar. Onun için her zaman rekabetin kurla değil, makroekonomik istikrar, yapısal dönüşüm ve ithal girdi bağımlılığının azaltılması ile sağlanması gerektiğini savunduk.</p>
<p>Kur yükseldiğinde ihracatçı ilk aşamada fiyat avantajı elde eder; fakat aynı anda ithal girdiler, enerji maliyetleri ve finansman giderleri de hızla artar. </p>
<p><strong>Türkiye ekonomisinin asıl ihtiyacı</strong></p>
<p>Merkez Bankası’nın son dönemde izlediği politika da bu çerçevede okunmalıdır. Rezerv satışlarıyla kurdaki oynaklığın sınırlanması, aslında enflasyon beklentilerini çıpalama çabasının da bir parçasıdır. Bu yaklaşım, “liranın bir şok emici gibi hareket etmesini sınırlama” tercihi olarak da tanımlanıyor. Swap işlemleri gibi araçlar ise hem likidite yönetimini kolaylaştırmak hem de faizler üzerindeki baskıyı sınırlamak amacıyla devreye alındı.</p>
<p>Bu adımlar eleştirilebilir; ancak mevcut koşullar altında alternatiflerin de oldukça sınırlı olduğu açıktır. Fatih Özatay hocanın dediği gibi “Merkez Bankası bu ortamda başka ne yapacaktı?”</p>
<p>Burada asıl kritik nokta, para politikasının tek başına yeterli olmadığıdır. Ekonomistlerin her fırsatta vurguladığı gibi daha güçlü bir kurumsal çerçeve, güven veren bir ekonomik program ve yapısal reformlar devrede olsaydı, kur üzerindeki baskı daha düşük olabilir ve Merkez Bankası da daha esnek davranabilirdi. Bu yüzden Fatih hoca da “Asıl eleştirilmesi gereken, programın eksiklikleri ve ekonomi dışındaki alanlarda adım atılmaması” diyor. Güven eksikliği, döviz talebini artırarak kur üzerindeki baskıyı büyüten temel faktörlerden biri olmaya devam ediyor.</p>
<p><strong>Enflasyon gölgesinde kur yönetimi</strong></p>
<p>Öte yandan rezerv kullanımının Merkez Bankası’na sonsuz bir alan sunmadığının da farkındayız. Savaşın uzaması ve çıkışların devam etmesi halinde bu politikanın sürdürülebilirliği daha fazla sorgulanacaktır.</p>
<p>Geçen hafta CNBC-e’ye konuşan David Lubin, “Rezervler sınırlı bir kaynak... Sadece döviz satarak kuru tutmaya çalışmak sürdürülebilir değil” diyordu. Ancak bu durum bile kısa vadede kurun serbest bırakılmasını otomatik olarak rasyonel kılmaz. Çünkü ani ve sert bir kur hareketi, yalnızca enflasyonu değil, finansal istikrarı da tehdit edebilir. Yüksek döviz açık pozisyonu taşıyan şirketler açısından bu tür bir şok, iflas risklerini artırarak reel sektörde zincirleme etkiler yaratabilir.</p>
<p>Kısacası mevcut tabloda Merkez Bankası’nın kurda geniş bir hareket alanı bulunmuyor. Enflasyonla mücadele önceliği, kur politikasında kontrollü bir yaklaşımı zorunlu kılıyor. İhracatçıların talepleri anlaşılır olsa da bugünün koşullarında hızlı bir değer kaybı çözüm değil, yeni sorunların tetikleyicisi olabilir. </p>
<p>Kalıcı çözüm ise kurdan değil; güven, yapısal reformlar ve dengeli bir makroekonomik çerçeveden geçiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kur-enflasyon-ve-guven-ucgeninde-zor-denge-76051</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kur, enflasyon ve güven üçgeninde zor denge ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapisal-reform-niyet-ve-oncelik-76050</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapısal reform: Niyet ve öncelik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yargı sisteminin daha hızlı çalışmasının nasıl sağlanabileceği tam bir uzmanlık işi; bir iktisatçının ahkâm kesmesi mümkün değil. Ama daha adil olması için HSYK’nın bağımsız olması gerektiğini bilmek için uzmanlık gerekmiyor. Bunun nasıl yapılacağı için de ahkâm kesmek mümkün.</strong></p>
<p>‘Yapısal reform’ kavramının giderek içinin boşaldığı düşünülüyor. Temel nedeni, bir sorunu görenlerin o sorunu çözmek üzere doyurucu bir öneride bulunmamaları. Oysa öneride bulunmamalarının çoğu zaman haklı nedenleri var. Bu durumda, ‘öneride bulunmama’ değil de ‘öneride bulunamamak’ demek gerekiyor. Sorunu görüyor, o sorunun ekonomi açısından bağlayıcı bir kısıt olduğunu saptıyor ama o konuda uzman değilseniz ne olacak? Sorunu dile getirip ama doğal olarak çözüm de öneremeyince ‘boş’ bir yapısal reform önerisinde bulunmuş gibi algılanacaksınız.</p>
<p><strong>Uzman, farklı seçenekler oluşturabilir</strong></p>
<p>Bazı sorunlar ayan beyan ortada, o sorunları çözmek için o alanda uzmanlık gerekiyor. Başka ülkelerde de ona benzer bir sorun yaşanmış mı? Nasıl çözmüşler? Ya da çözmeye yeltenip neden çözememişler? Uzman, bunları bilir ya da en azından bunların hangi kaynaklarda tartışıldığından haberdardır. Farklı seçenekler oluşturabilir, kafasındaki seçenekleri o konuda uzman kişilerle tartışma olanağı vardır. Ayrıca o konuda uygulamada çalışan kişilerden de arkadaşları vardır. Ya da onları tanıyanları bilir. Onlarla da konuyu ele alma şansını bulur. Önerilen çözümlerin çalışıp çalışmayacağını değerlendirebilecek bilgisi, deneyimi ve yeteneği vardır.</p>
<p>Uzmanın tek başına çalışmadığını, etrafında aynı ya da benzer alanlarda çalışan başka uzmanların da olduğunu düşünün. Çoğu bakanlıkta hala duruyorlarsa araştırma, planlama ve koordinasyon (APK) bölümleri vardı. Ne kadar faaldiler ya da hala varlarsa şimdi ne kadar faaller bilmiyorum. Ama şunu biliyorum: Merkez Bankası ve Hazine ve Maliye Bakanlığında araştırma bölümleri var. Bu iki kurumun araştırma bölümleri çok önemli. Çoğu ülkede o bölümlerde çalışanlar önemli çalışmalar yaparlar. Merkez Bankası araştırma bölümünde uzman olarak çalıştım, sonraları orayı yönettim. Hazine’nin araştırma bölümünde de yıllar önce bir proje çerçevesinde bulundum, ayrıca uzmanlara ders verdim. Çok kaliteli bölümler. Böyle bir bölümde çalışıyorsanız ‘atış serbesttir’. Saptanan sorunlar ya da konular özgürce tartışılır ardından derin araştırmaya girişilir. Böylece üst yönetime derinliği olan raporlar sunma şansınız olur.</p>
<p>Bazen uzman olmasanız da sorunu saptamak, zaten reform için en büyük adımın atılmış olmasıdır. Mesela yargı sistemini ele alın. Çok daha hızlı ve adil çalışması gerekiyor; bu son yıllarda yaşadıklarımız çerçevesinde apaçık ortada bir gerçek. Daha hızlı çalışmasının nasıl sağlanabileceği tam bir uzmanlık işi; bir iktisatçının ahkâm kesmesi mümkün değil. Ama daha adil olması için HSYK’nın bağımsız olması gerektiğini bilmek için uzmanlık gerekmiyor. Bunun nasıl yapılacağı için de ahkâm kesmek mümkün.</p>
<p><strong>Bazı sorunlar o kadar aşikâr ki </strong><strong>görmemek mümkün değil</strong></p>
<p>Ya da İhale Yasasını ele alın. Bunun bütçeye yük getirdiği ortada. Elbette daha önemli yükler de var: Toplumsal çürümeye ‘katkısı’ var mesela. İhale sisteminin düzgün çalışmasını sağlama önerisinde bulunmanın da ‘içi boş’ önerme sınıfına girmeyeceği ortada. Sonuçta ihale sistemleri üzerine çalışan iktisatçılar, hukukçular ve birkaç bakanlık ve sivil toplum kurumundan görüş almak mümkün. Ya da doktora eğitiminde ve dolayısıyla profesör ve doçentlerde kalite sorununu düşünün. Her önüne gelen üniversitenin lisansüstü eğitim vermesinin önüne geçilmesi zor bir iş mi? Yurtiçinde alanına göre farklı üniversitelere bırakılır bu iş. Daha önemlisi, kamu bursuyla yurtdışına bol sayıda doktora öğrencisi gönderilir. Bunun tasarımı da zor olmasa gerek.</p>
<p>Sonuçta önemli olan önce sorunları görmek, sonra da çözme niyeti ve bu niyeti hayata geçirecek biçimde o soruna öncelik vermek. Bazı sorunlar o kadar aşikâr ki görmemek mümkün değil. Dolayısıyla ‘niyet’ ve ‘öncelik’ çok daha önemli.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapisal-reform-niyet-ve-oncelik-76050</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapısal reform: Niyet ve öncelik ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kurumlarin-cilgin-plancilara-ihtiyaci-var-76049</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kurumların çılgın plancılara ihtiyacı var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Planların gerçek işlevini yerine getirmesi, ilkeli tutkuları olan, hayallerini sağlam zemine oturtmak isteyen ve sıradan olmayan  “<em>çılgın plancıların</em>” varlığına ve varlıklarını korumalarına bağlıdır.</strong></p>
<p>Geçen hafta bu köşede kurum planlaması özeninin yönetim kalitesini nasıl artırdığına değinildi. Bu yazıda kurumsal planlama yapmanın başka etkileriyle ilgili gözlemlerimizi paylaşacağız.</p>
<p>İç ve dış çevre analizleri kurum planlaması sürecinin ritüelidir; sürece yaşam katılan her çaba ritüelle yüzleşir; plan ritüelini küçümseme hemen her yerde popülist ve pragmatistlerin meşrebidir.  İyi niyetle başlamış kurum planlarının büyük çoğunluğunu, rutinin yapı, işlev ve kültürünü kavramamış olanlar devre dışı bırakmıştır. Kendimize sormalıyız: Genlerin bencilliği, parçacıkların davranışındaki rutin olmasaydı<em>, “varlık</em>”  olur muydu; rutinden sapma olan mutasyonlar olmasaydı “<em>evrim</em>” yaşanır mıydı?  Soruya verilen yanıt, plan çalışmalarında rutinin bıktırıcı tekrar değil, var olmanın gereği olduğunu bize anlatmış olmalı.</p>
<p><strong>Bilgiye erişmenin bir yolu vardır</strong></p>
<p>Şişecam Uzun Dönemli Planlama ekibine katıldığımda, plan çalışmalarının beşincisi bitmiş, altıncısı yapılıyordu. Kurumun önemli üretim merkezlerinden biri de Mersin’deki soda üretim tesisleriydi. Soda üretiminde planı izlemem istendiğinde, devraldığım dosyada iki belge vardı: Ansiklopediden kopya edilmiş  “<em>soda aşh</em>” maddesi ve yabancı bir gazetenin haber kupürü: Soda<em> pazarı kızışıyor</em>!</p>
<p>Soda konusunda küresel ölçekte araştırma yapan bir kuruluşun olup olmadığını açık kaynaklardan taradım. Roskil adındaki araştırma kuruluşuna ulaşıp, oldukça yüklü bir parayla düzenli aralıklarla sunulan raporlarından en son yayınlanmış olanını aldık.</p>
<p>Şişecam’da Çalışmaya başladığım dönemde, ABD’de trona cevherinden doğal soda üretimi yaygındı; dünyanın diğer yerlerinde Solvay yöntemiyle yapay soda üretiliyordu.</p>
<p>Doğal soda üretimine ABD Wyoming’de 6 kuruluş hakimdi. ABD’de son yapay soda tesisi Sayracuse’deydi ve yeni kapanmıştı. Roskil raporu, bize cam üretiminin temel girdilerinden bir olan soda konusunda küresel ölçekte izleme fırsatı yarattı. Diğer açık kaynakları da sistemli izlemeye başladık, kömür üretimi ve ticaretinde uzmanlaşan <em>Journal of Comerce</em> gazetesini, Japonya’da <em>Nikkei Weekly</em> dergisin tarayarak sektörde küresel ölçekte işleyişi yakından izler hale geldik.</p>
<p>Wyoming’de üretilen doğal sodanın Union Railway ile taşınıyordu. Wyoming yerel gazetelerinden FMC firmasının pilot tesisinde “<em>çözelti madenciliğinde</em>” uğradığı başarısızlığı bile öğrenebiliyorduk.</p>
<p>Cam şekillendirme kalıplarının üretimi için kurulan Makine Kalıp Fabrikası gündeme geldiğinde, makinelerin teknik ömürleri, kullanılabilir ömürleri ve rekabet edebilir ömrü sorgulanıyordu.</p>
<p>Piyasada yeteri kadar arz yaratıldığı alanlarda, kurumun dikey ve yatay entegrasyonunda ölçeklendirme koşullarının sorgulanması “<em>alışkanlık konforunun</em>”  yarattığı engelleri kırıyordu.</p>
<p>Cam elyaf üretiminde “<em>rekabet edebilir</em> <em>ölçek</em>” üzerine yaptığımız tartışmalar, dünyanın en gelişmiş ülkelerinde yapılan tartışmalardan geride değildi. IFC’de çalışan dünyanın değişik ülke kökenli uzmanlarıyla fizibiliteleri sorgulama çok özel ve etkili bir öğrenme alanıydı.</p>
<p><strong>Varsayım sorgulama</strong></p>
<p>Şişecam 1935’ten bu yana, ülke koşullarına göre önemli atılımlar yapmıştı. Paşabahçe’deki fabrikadan Topkapı’da cam ambalaj üretim tesislerine, Mersin’de Anadolu Cam, Soda ve Deri kimyasalları tesislerine, Çayırova’da Sovyet teknolojisiyle düz cam üretimine, Lüleburgaz’da ilk float hattına ve cam ev eşyası üretiminde teknik lisans anlaşmalarıyla sorgulama merakı olanlar için bulunmaz anlama ve anlamlandırma ortamıydı.</p>
<p>Ayrıca cam üretiminin yapısal özellikleri nedeniyle -başka bir yazı konusudur- ihracat yapma zorunluluğu 1980’lerden çok önce Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkeleri başta olmak üzere ihracatta da hamleler yapılmasının laboratuvarı olan bir kurumda sorgulama merakı olanlar için yeterince olanak vardı.</p>
<p>Türkiye, dünyadaki gelişmelerin etkisiyle dışa açılma politikaları benimsendiğinde; “<em>ithal ikameci</em>” korumaların azaltılması ve rekabetin esas oluşturduğu bir yeni düzene geçiş aşamasıydı. <strong>Şişecam el yordamıyla dışa açılmayı kurumsal planlama disiplininin süzgecinden geçiren kurumlarımızdan biriydi; dışa ve dünyaya dönük uyumunu hızla gerçekleştiriyordu.</strong></p>
<p>Şişecam 1970’li yılların ortalarında uzun dönemli planlama birimini oluşturarak, olası gelişmeler hakkında “<em>erken uyarı</em>” yapan mekanizmalar oluşturma amacına odaklıydı. Plan çalışmaları, yönetim anlayışını da sorguluyor; dışa ve dünyaya açık gelişmenin gerek ve yeter şartlarını araştırıyordu. Sistemli biçimde plan modelleri varsayımları sorgulanıyor,  geribildirimlerle sapmaların ince ayarları yapılıyor, birikim yeteneğini koruyarak uzun dönemli geleceğin güven altına alınmasının yolu ortak akılla ışıklandırılıyordu.</p>
<p><strong>Sorulabilir: Şişecam Uzun Vadeli Plan çalışmalarının en güçlü yanı neydi?</strong></p>
<p>Sorunun yanıtı çok net: Kurumun zihni model varsayımlarının sürekli sorgulanması, değişen koşullara hızlı uyum yollarının ve yöntemlerinin plan rutininde kesintisiz arama kararlılığı.</p>
<p>Bugün bilim ve teknolojinin yarattığı hızlı ve asimetrik gelişmede uyum sağlama için önerilen proje-odaklı yönetim, ölçeklendirme, geribildirim ve yüzleşme özgüveni, öngörme-önlem alma disiplini, veri-odaklı karar üretme özeni Şişecam’ın kurumsal planlamasının kapsama alanındaydı.</p>
<p><strong>Kurumsal planlamayı çürütenler</strong></p>
<p>Kurumsal plan ne denli değerli katkılar yaparsa yapsın, kolaycı, ucuzcu, kendiyle fazla meşgul olanların açık ve örtük saldırısıyla yüzleşir. Planı oluşturan, olgunlaştıran ve çoğaltanlar olacağı gibi, planı çürütme için elinden geleni ardına koymayanlar da olacaktır: <strong>İnsanın olduğu yerde, hiçbir şeye şaşmamak gerekir!</strong></p>
<p>Kurum planlarını çürüten en önemli etken, planının nasıl bir araç olduğunu zihninde netleştirmemiş üst yöneticilerdir. Plan aracı, üst yönetimden net destek görmezse, yapısı gereği onu yok etmeyi kafasına koyan kifayetsiz muhterislerin saldırılarıyla yüzleşebilir.</p>
<p>Planların gerçek işlevini yerine getirmesi, ilkeli tutkuları olan, hayallerini sağlam zemine oturtmak isteyen, sıradan olmayan  “<em>çılgın plancılara</em>” her zaman ihtiyaç duyar. Yerleşik varsayımları sorgulayan, akıllarını bir inanca, ideolojiye, imama, babaya, dedeye, hoca efendiye, bir bilene, ezberlere, fetişleştirilmiş kuramlara, modellere ve metotlara tutsak etmeyen plancılar kurumların en büyük zenginliğidir.</p>
<p>Sıra dışı çılgın planlamacılar kırılgan da olabilir: “<em>Yetmezliğin itişi, ihtirasın çekişiyle” </em>kurum yönetiminde dukalıklar kuranlar ve “<em>şark kurnazları</em>”  ile planlamacılar arasında ilkeli tutku ile ilkesiz sığlığın çatışması gelişmekte olan topluluklarda potansiyel çatışma alanıdır. Ekonomide “<em>kötü paranın iyi parayı piyasadan kovması</em>” gibi, gerçek plancılar da şark kurnazları tarafından saf dışı edilebilir. Tam da bu noktada genel eğilimle ayrıntı dinamiklerini iyi izleyen üst yönetimin iradesi devreye girer. Kurum planlamasının önemi de, değeri de, anlamı da bir yazıyla anlatılamayacak kadar renkli, çeşitli ve zengindir. Bugün küresel tedarik zincirinde dayanıklı üretim altyapısını oluşturmamız için kurum planlaması yapmak, insanlık tarihinde hiç görülmediği kadar önemli hale gelmiştir. Sorunları nasıl çözeceğimize kafa yoranlar, kurum planlaması aracını kullanarak değişme ne denli hızlı olursa olsun doğru alternatif tepki stratejilerini kurgulayabilir ve uygulayabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kurumlarin-cilgin-plancilara-ihtiyaci-var-76049</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kurumların çılgın plancılara ihtiyacı var ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gunes-topla-benim-icin-76048</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güneş topla benim için…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Üretime her yıl 3 GW güneş enerjisi eklenmesi halinde doğal gazdan 10 yılda 3,4 milyar $ tasarruf edilebilecek, yılda 39,4 milyon ton karbondioksit gazı salımının önüne geçilebilecek.</strong></p>
<p><strong>Güneş yağar</strong>, <strong>Türk bakar</strong> olmamak gerek. <strong>Kendi güneşini sağamayanlardan</strong> olmamak gerek. Enerji sana akarken senin onu kullanamaman… <strong>Ülkü Tamer</strong>’in dizeleriyle şairane anlatayım dedim; <strong>Seher yeli çık dağlara</strong> / Güneş topla benim için /<strong>Haber ilet dört diyara</strong> /Güneş topla benim için…</p>
<p><strong>Umutların arasından</strong> / Kirpiklerin karasından / <strong>Döşte bıçak yarasından</strong> / Güneş topla benim için. <strong>Yazdan kıştan ilkbahardan</strong> / Mahpuslardan dört duvardan /<strong>Doludizgin sevdalardan</strong> /Güneş topla benim için. <strong>Seher yeli yâr gözünden</strong> / Havadaki kuş izinden / <strong>Geceleyin gökyüzünden</strong> /Güneş topla benim için.</p>
<p><strong>GÜNEŞ BONKÖRÜ COĞRAFYADA KARANLIKTA KALMAK</strong></p>
<p>Daha nasıl anlatılır ki… <strong>Güneşin bonkör davrandığı coğrafyadayız</strong>. Yapmamız gereken, bize sunulan enerjiyi, <strong>akıllıca sağmak</strong> ve <strong>verimli kullanmak</strong>. Aksi halde <strong>kendi güneşimizi bize sağacak</strong> ve <strong>satacakların insafına</strong> kalacağız. Bunun için <strong>namuslu girişimcilere</strong> ve <strong>dürüst bürokrata</strong> ihtiyaç var.</p>
<p><strong>Her yıl 3GW güneş enerjisi</strong>… Bu hedefle yola çıkmış bir derneğimiz var: <strong>Solar3GW</strong>. 2020’de kurulmuş ve amacı; güneş enerjisi sektörünü bir araya getirmek, <strong>iklim değişikliği</strong> ve güneş enerjisi alanında <strong>farkındalığı</strong> artırmak… Uğraşıları; <strong>her yıl düzenli olarak 3 gigavat enerjiyi şebekeye katmak</strong>…</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Güneşe dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Neden yararlanamıyoruz?</em></strong></p>
<p><strong>Farkındalığımız düşük</strong>. <strong>Yasal düzenlemeler</strong>, <strong>maliyetler</strong>, insanların cesaretini kırıyor. Misal <strong>lisans almak</strong> için dahi <strong>bürokratik oligarşi</strong> devreye giriyor, enerji bürokrasisindeki rüşvet çarkı kırılamıyor.</p>
<p><strong><em>Tarıma faydası nedir?</em></strong></p>
<p>Enerjide dışa bağımlık ve kuraklıkla mücadelede t<strong>arım-güneş enerji santrallerine</strong> (<strong>TarımGES</strong>) ihtiyacı var. Tarım arazilerinin <strong>binde 1’ine</strong> dahi TarımGES kurulsa, toplamda <strong>11 GW güç </strong>elde edeceğiz.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>ÇATILAR DURURKEN TARLALAR NEDEN?</strong></p>
<p><strong>Güneş tarlaları</strong> yaygınlaşıyor. Ama bunlar, <strong>tarım tarlalarının</strong> <strong>yerini</strong> almamalı. Dağ taş, bayır, nehir üstü, su kaynakları yüzeyine uygulanmalı. Her ne kadar bu bilinç yeşerse de <strong>tarlaya ne ekeceğine dikkat </strong>etmen gerek. Güneş ekersen <strong>enerji</strong> biçersin <strong>de gıda bitecek tarlaya</strong> da güneş paneli koyma.</p>
<p><strong>GÜNEŞ ENERJİSİ LÛGATI</strong></p>
<p><strong>Panel</strong>: Güneş enerjisini elektrik enerjisine dönüştüren fotovoltaik teknolojilerin bilinen aracı</p>
<p><strong>Çatılar</strong>: Güneş panellerinin bina, fabrika tepelerine konulması pratiği. Çok işe yarıyorlar</p>
<p><strong>Enerji bürokrasisi</strong>: Güneş sektörünün yatırım iştahından yararlanmak isteyen vampir bürokratlar</p>
<p><strong>TarımGES</strong>: Su kullanım verimliliği ve üretime katkı sunan, tarım arazisini koruyan sistemler bütünü</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gunes-topla-benim-icin-76048</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/9/1280x720/enerji-ges-gunes-ruzgar-1764155342.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Güneş topla benim için… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstil-ve-hazir-giyim-yila-12-bin-kisilik-istihdam-kaybiyla-basladi-76047</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tekstil ve hazır giyim yıla 12 bin kişilik istihdam kaybıyla başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Emek yoğun sektörlerin başında gelen tekstil ve hazır giyim sektörü 2026 yılına da şirket kapanmaları ve istihdam kayıplarıyla başladı. Son bir yıllık veriler, hem firma sayısında hem de çalışan sayısında dikkat çekici bir gerilemeye işaret ederken, sektörün üretim ve ihracat gücündeki zayıflamanın yapısal bir eğilime dönüştüğü görülüyor.</p>
<p>Sosyal Sigortalar Kurumu (SGK) ocak ayı verilerine göre tekstil sektöründe 2024 Aralık’ta 19 bin 461 olan şirket sayısı, 2025 Aralık’ta 18 bin 600’e geriledi. 2026 Ocak itibarıyla ise bu sayı 18 bin 408’e düştü. 2025 yılında sektörde 861 şirket faaliyetine son verirken bu yılın ocak ayında ise 192 şirket kapandı. Yine sektörde çalışan sayısı da geçen yılın tamamında 38 bin 11 kişi azalarak 384 bin 711’den 346 bin 700’e düştü. Bu yıl ocakta ise 4 bin 688 kişi birden azalarak 342 bin 12’ye geriledi. Böylece tekstil tarafında 2025’in başından bu yıl ocak ayına kadar geçen sürede 1.000’in üzerinde şirket kapanırken, 40 bine yakın istihdam kaybı yaşandı.</p>
<h2>Hazır giyimde daralma daha sert </h2>
<p>Hazır giyim tarafında ise daralma daha sert hissedildi. 2024 Aralık’ta 39 bin 640 olan şirket sayısı, 2025 sonunda 35 bin 514’e, 2026 Ocak’ta ise 34 bin 871’e geriledi. verilere göre 2025’in tamamında 4 bin 126 şirket kapanırken bu yıl ocakta ise 643 şirket kapandı. 2025’in tamamında çalışan sayısı da 75 bin 480 kişilik azalışla 574 bin 684’ten 499 bin 204’e geriledi. Bu yıl ocak ayında ise hazır giyim ve konfeksiyon sektöründe 7 bin 217 kişi sektörden çıktı ve toplam istihdam 491 bin 987’ye düştü. Böylece hazır giyim sektöründe 2025’in başından ocak 2026 tarihine kadar yaklaşık 5 bine yakın şirket faaliyet dışı kalırken, istihdam kaybı 80 bin kişiyi aştı. </p>
<h2>Destekleyici politikalara ihtiyaç var </h2>
<p>Toplam tabloya bakıldığında iki sektörde birlikte 2024 Aralık–2026 Ocak döneminde yaklaşık 5 bin 800 şirketin kapandığı, 120 bine yakın istihdamın kaybedildiği görülüyor. Bu yıl ocak ayında ise iki sektörde 835 şirket kapanırken çalışan sayısı da11 bin 905 kişi azaldı. Bu gerileme, özellikle artan maliyetler, zayıflayan dış talep ve fiyat rekabetinin kaybedilmesiyle ilişkilendiriliyor. Sektör temsilcileri, yüksek enflasyon, kur politikası ve finansmana erişimde yaşanan zorlukların üretim üzerindeki baskıyı artırdığını vurgularken, özellikle ihracat pazarlarında fiyat tutturmanın giderek zorlaştığına dikkat çekiyor. Bu koşullar altında kapasite kullanımının gerilediği, bazı firmaların üretimi azaltırken bazılarının ise tamamen faaliyetlerini sonlandırmak zorunda kaldığı ve hatta Mısır gibi ülkelere yatırımı kaydırdığı ifade ediliyor. 2026’nın ilk verileri, tekstil ve hazır giyimde daralmanın devam ettiğine işaret ederken, sektörün yeniden toparlanabilmesi için maliyetleri dengeleyici ve rekabet gücünü artırıcı politikalara ihtiyaç duyulduğu dile getiriliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstil-ve-hazir-giyim-yila-12-bin-kisilik-istihdam-kaybiyla-basladi-76047</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/3/1280x720/tekstil-giyim-konfeksiyon-1767592630.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tekstil ve hazır giyimde sektörü ocak ayında toplam 835 şirket kapanırken, istihdam 11 bin 905 kişi azaldı. Tekstilde 192 firma kapanıp 4 bin 688 kişi işini kaybederken, hazır giyimde 643 şirket faaliyetini durdurdu, 7 bin 217 kişi sektörden çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kisa-vadeli-dis-borcu-cevirmek-ya-da-cevirememek-iste-butun-mesele-bu-76046</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kısa vadeli dış borcu çevirmek ya da çevirememek, işte bütün mesele bu!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Shakespeare’den alıntıyla başlayalım… Hamlet’teki o zihinlere kazınan sözle… <strong>“Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu.”</strong> Çok derin anlamlar içeren bu felsefi sözü çok yalın ve aslında çok basit bir günümüz gerçeğine uyarlasak ve Türkiye’nin yıllardır süregelen şu kısa vadeli dış borcunu çevirip çeviremeyeceği konusundaki tartışmalara değinsek…</p>
<p>Hani hep herhangi bir veriye nasıl baktığınıza bağlı olarak hem iyi ya da fena değil, hem de durum çok fena demek mümkün ya, kısa vadeli dış borçta da bu durum geçerli.</p>
<p>Merkez Bankası her ay orijinal vadesine bakılmaksızın vadesine bir yıl ve daha az bir süre kalan dış borç stokunu açıklıyor. İşte son açıklanan veri bu ayın ocak ayına ait…</p>
<p>Ocak ayı itibarıyla Türkiye’nin bir yıl içinde ödemesi gereken toplam dış borç 239 milyar dolar.</p>
<p>Bu tutara bakıp<strong> “Eyvah”</strong> diyenler var. Bakalım bu şekilde yaklaşanlar ne söylüyor, onlara kulak verelim:</p>
<p><strong>“Ocak ayında 239 milyar dolar olan bir yıl içinde ödenmesi gereken dış borç şimdiye kadarki en yüksek düzeye işaret ediyor. Cumhuriyet tarihi boyunca böyle bir tutar görülmemişti. Türkiye bir yıl içinde bu kadar parayı nereden bulacak, bu borcu nasıl ödeyecek? İşte krizin kapıya dayandığının en tipik, en somut işaretlerinden biri. Bu borcu ödemek için döviz talep edecek olan borçlular dövizin fırlayıp gitmesine yol açacak. Aylardır, yıllardır dile getirilen döviz krizi kapıya dayandı, bundan kaçış yok. Döviz, kapanın elinde kalacak. Çok söyledik ama dinletemedik. Kur şoku geliyor dedik ama ciddiye alan olmadı. Artık yapacak bir şey kalmadı, durum çok fena, çok!”</strong></p>
<p>Diğer tarafta<strong> “Abartıyorsunuz”</strong> diyenler söz sırasının kendilerine gelmesini bekliyordu. Bakalım onlar ne diyor:</p>
<p><strong>“Bir yıl içinde ödenmesi gereken dış borç tutarında ocak ayında ulaşılan 239 milyar dolar evet şimdiye kadarki en yüksek düzey, doğru. Ama iyi de geçmişte bu ödeme çok düşüktü de birden bire mi buralara çıkıldı, hayır. Hem Türkiye şimdiye kadar kısa vadeli dış borcunu çevirmekte bir sorun yaşamadı ki. Birkaç örnek verelim; bir yıl içinde ödenmesi gereken dış borç daha önce en yüksek düzeye 2024’ün haziranında çıkmıştı. O ayki tutar yaklaşık 237 milyar dolardı. Yani demek ki 2024 haziranından sonraki bir yılda bu 237 milyar doların ödemesi yapılmış. Bir borç ödeyememe sıkıntısı oldu mu, duydunuz mu? Son bir yıla bakalım; geçen yılın ocak ayında bir yılda ödenmesi gereken tutar 224 milyardı, aradan bir yıl geçti demek ki bu 224 milyar da ödendi. Dolayısıyla bu yılın ocak ayındaki 239 milyarı ödenemeyecek bir tutar olarak görüp bundan kur şoku yaşanacağı sonucu çıkarmak doğru olmaz.”</strong></p>
<h2>Ortalama 187 milyar dolar</h2>
<p>Birbiriyle taban tabana zıt iki görüş...</p>
<p>Peki bu görüşlerin hangisi doğru ya da daha doğru.</p>
<p>İlk görüş çok karamsar bakış açısıyla doğru gibi görülebilir ama pek değil.</p>
<p>İkinci görüş çok daha makul bir yaklaşıma dayanıyor.</p>
<p>Bir kere <strong>orijinal vadesine bakılmaksızın vadesine bir yıl ve daha kısa kalan dış borcun</strong> döndürülemediği bir dönem hiç olmadı.</p>
<p>Ayrıca bu tutar ocak ayında bu düzeye bir anda çıkmış değil.</p>
<p>Son bir yılda ödenmesi gereken borcun 2014 yılı başından bu yana olan seyri tüm ayların ortalamasındaki tutarın 187 milyar dolar olduğunu gösteriyor.</p>
<h2>Borcun bir kısmı kağıt üzerinde</h2>
<p>Bir de şöyle bir yanlışa düşmemek gerekiyor…</p>
<p>Örneğin önümüzdeki bir yılda bu 239 milyar doların tümünün mutlaka ödeneceği yanlışına.</p>
<p>Bu tutarın bir kısmı yükümlülük ve <strong>“ödenecek”</strong> tutarı değil, gerektiğinde “ödenmesi gereken” tutarı gösteriyor.</p>
<p><strong>“Mutlaka ödenecek”</strong> ve gerektiğinde<strong> “ödenmesi gereken”</strong>, çok farklı kavramlar.</p>
<p>Bu konuya ilişkin başka bir örnek vereyim. Şubat ayında bankalarda bir aya kadar vadeli 3,9 trilyon lira mevduat vardı. Bu mevduatın vadesi martta doldu, peki bankalar bu tutarın tümünü ödedi mi, hayır tabii ki. 3,9 trilyonun çok büyük bölümü yeniden bankaya yatırıldı. Ama şubat ayı için 3,9 trilyon lira bankaların yükümlülüğüydü, bir ay içinde ödenmesi gereken borçtu.</p>
<h2>239 milyarın detayı…</h2>
<p>Ocak ayındaki 239 milyar dolarlık borcun 25 milyarı Merkez Bankası’na ait. Bu tutarın tümü de mevduattan oluşuyor.</p>
<p>Bankalara ait 114 milyar dolarlık borcun 46 milyarı kredilerden kaynaklanıyor. Kalan 68 milyar dolar ise döviz ve TL cinsi mevduat. Yukarıda verdiğim örnekte olduğu gibi bu mevduatın belki tümü, belki çok büyük bir kısmı yine bankalarda kalacaktır.</p>
<p>Hükümete ait borç yaklaşık 12 milyar dolar. Diğer sektörlerin yükümlülüğü olan tutar da 87 milyar dolar düzeyinde.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69cdf3b468ccd-1775104948.png" alt="" width="233" height="282" /> <img src="/storage/uploads/0/0/0/69cdf3bea45a9-1775104958.png" alt="" width="297" height="222" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kisa-vadeli-dis-borcu-cevirmek-ya-da-cevirememek-iste-butun-mesele-bu-76046</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/8/1280x720/dolar-para-1766032604.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kısa vadeli dış borcu çevirmek ya da çevirememek, işte bütün mesele bu! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/45-yilda-bolgesel-oyuncu-oldu-2-milyar-dolarlik-kaynak-girisine-imza-atti-76045</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> 4.5 yılda bölgesel oyuncu oldu, 2 milyar dolarlık kaynak girişine imza attı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçenlerde bir yazı öncesi arşivimi tararken, 2021 yılı Aralık ayında <strong>Doğan Yatırım Bankası</strong> ile ilgili yazım karşıma çıktı. Bankanın faaliyete başlamasının üzerinden 4.5 yıl geçmişti.</p>
<p>Bankanın imza attığı, aracılık ettiği, içinde yer aldığı bazı işlemlerle ilgili zaman zaman bültenler gelde de, 4.5 yıllık öyküsünü dinlemek istedim.</p>
<p><strong>Doğan Holding</strong> bünyesindeki bankanın Genel Müdürü <strong>Hulusi Horozoğlu</strong>’na mesaj yazdım, buluştuk.</p>
<p>Hulusi Horozoğlu, bankanın 2021 yılı Ağustos ayında faaliyete geçtiğini anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Bankamızı kurarken stratejik doküman hazırlamıştım. 5, 7, 10 yıllık hedefleri yazmıştım.</strong></p>
<p>2021 yılı Aralık ayındaki sohbetimize işaret etti:</p>
<p>-          <strong>O sohbet sonrası yazınızın başlığında </strong>“Bölgesel oyun odaklı yol alacağız” <strong>sözüme yer vermiştiniz. Başlıktaki sözümüzü tuttuk. Geçen 4.5 yılda </strong>“bölgesel oyun” <strong>odaklı yol aldık. Hatta </strong>“bölgesel yatırım bankası olduk” <strong>da diyebilirim.</strong></p>
<p>4.5 yılda yaptıkları işlemlerle uzandıkları bölgelere dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Ortadoğu, Kuzey Afrika, Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) ve Türki Cumhuriyetlerin içinde yer aldığı 25-30 ülkeyi kapsayan işlemlerde yer aldık.</strong></p>
<p>2021 yılı Ağustos ayında 4 katmanlı bir modelle yola çıktıklarını irdeleyip sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>En merkezde </strong>“Kurumsal” <strong>ve </strong>“Ticari bankacılık” <strong>yer alıyor.</strong></li>
<li><strong>İkinci katmanda </strong>“yatırım bankacılığı” <strong>ve </strong>“yapılandırılmış finansman” <strong>bulunuyor.</strong></li>
<li><strong>Üçüncü katmanda </strong>“Hazine” <strong>ve </strong>“finansal kurumlar” <strong>var.</strong></li>
<li><strong>Dördüncü katmanda ise </strong>“nakit yönetimi, dış ticaret finansmanı ve dijital çözümler” <strong>yer alıyor.</strong></li>
</ul>
<p>Tatneft’in Aytemiz’i satın alma işlemi üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Bankamız 1.5 yaşında iken Tatneft’in Aytemiz’i satın alma işlemine danışmanlık yaptık. 1.5 yaşında iken 336 milyon dolarlık bir şirket alım-satımı işleminde görev almak önemli bir olaydı.</strong></p>
<p>Tatneft-Aytemiz işleminin Nisan 2023’te tamamlandığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>2023’ün en büyük şirket alım-satımı oldu. Ayrıca, yine o yıl için ülkemize giren en büyük uluslararası sermayesi şeklinde kayıtlara geçti. Tatneft’in de en büyük yatırımları arasında ilk sıraya yerleşti. Kısacası Tatneft işlemi bizim açımızdan ses getiren bir iş oldu.</strong></p>
<p>KFC’nin Türkiye’deki temsilciliğini yürüten önceki şirketin iflas ettiğine dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>HD İskender ve Pidem gibi markaların sahibi olan HD Holding’in KFC’nin Türkiye temsilciliğini devralmasında da işlemleri biz gerçekleştirdik. Eylül 2025’te işlem tamamlandı. HD Holding yeni KFC restoranları da açmaya başladı.</strong></p>
<p>Afet Yeniden İmar Fonu’nu içinde yer aldıkları borçlanma işlemlerine örnek gösterdi:</p>
<p>-          <strong>Abu Dhabi Commercial Bank öncülüğü, Doğan Yatırım Bankası desteğiyle Afet Yeniden İmar Fonu için ilk borçlanma işlemi geçen Ekim ayında gerçekleşti. Deprem bölgesinin yeniden ayağa kaldırılması için kurulan fona 485 milyon Euro’yu uygun koşullarda sağlamış olduk.</strong></p>
<p>Eti Gıda’nın Kanadalı <strong>“Trubar”</strong>ı satın alması konusundaki rollerini de paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Eti Gıda’nın Kanadalı Trubar’ı satın alma işleminin finansal danışmanlığını biz yaptık. 167 milyon dolarlık bu işlem de geçen yıl Kasım ayında tamamlandı.</strong></p>
<p><strong>Hulusi Horozoğlu</strong>’na danışmanlığını yaptıkları, içinde yer aldıkları, imza attıkları alım-satım, borçlanma gibi işlemlerle 4.5 yılda Türkiye’ye girişine vesile oldukları kaynakların toplamını sordum, şöyle özetledi:</p>
<ul>
<li><strong>Sadece Tatneft-Aytemiz satın alım işlemi tek başına 336 milyon dolardı. Ülkemize doğrudan uluslararası sermaye girişi şeklinde gerçekleşti.</strong></li>
<li><strong>Kapatmış olduğumuz diğer alım-satım işlemleri arasında kamuoyuna açıklanmamış olanlar da var.</strong></li>
<li><strong>Bununla beraber Afet Yeniden İmar Fonu’nun ilk uluslararası finansman işlemi olan 485 milyon Euro tutarındaki sendikasyon işleminde yer aldık.</strong></li>
<li><strong>Körfez bölgesindeki yatırımcılardan Türkiye Varlık Fonu’nun 100 milyon dolarlık ilk uluslararası İslami finansman işleminde biz vardık.</strong></li>
<li><strong>Sharjah Islamic Bank’tan, Proparco, EFSE ve SACE’nin de içinde olduğu çok sayıda uluslararası kalkınma kurumları ve finans kuruluşlarından, çeşitli finansal kurumlara ve kurumsal şirketlere 2 milyar dolar civarında kaynak girişi sağladık.</strong></li>
</ul>
<p>Genel Müdür <strong>Hulusi Horozoğlu</strong>’nun anlattıklarına göre, Doğan Yatırım Bankası 4.5 yılda <strong>“bölgesel oyuncu”</strong>luk kulvarına girmiş bulunuyor…</p>
<p>Ülkemizde ekonomik sıkıntılar yaşanırken, yakınlarımızda savaşlar sürerken 2 milyar dolarlık kaynak girişine imza atması, Doğan Yatırım Bankası’nın <strong>“bölgesel oyuncu” </strong>yanını perçinliyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">20 milyar liralık özel sektör tahvili ihracında rol oynadık</span></h2>
<p><strong>DOĞAN </strong>Yatırım Bankası Genel Müdürü <strong>Hulusi Horozoğlu, </strong>özel sektör bono ve tahvillerinin de önemli finansman aracı olduğuna işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Son iki yılda 78 ayrı özel sektör tahvilinin çıkışına aracılık ettik. Bu bono ve tahvillerle söz konusu özel sektör kuruluşları toplam 20 milyar liralık kaynak sağlamış oldu.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Özel sektör tahvil-bono piyasasına bu</strong><strong>güne</strong><strong> kadar hiç girmemiş, yani hiç tahvil-bono çıkarmamış şirketlerin girmesini sağladık. Biz daha çok bu tür şirketlerin işlemlerinde yer almaya özen gösteriyoruz.</strong></p>
<p>Özel sektör tahvilleriyle en çok hangi yatırımcıların ilgilendiğini sordum, yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Bu tahvil ve bonoları daha çok nitelikli, kurumsal yatırımcılar alıyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kira sertifikası ihracı işlemleri için şirket kurduk</span></h2>
<p><strong>DOĞAN </strong>Yatırım Bankası Genel Müdürü <strong>Hulusi Horozoğlu, </strong>banka bünyesinde yeni kurdukları bir şirkete dikkat çekti:</p>
<ul>
<li><strong>Doğan Varlık Kiralama A.Ş.</strong></li>
</ul>
<p>Bu şirketle yaptıkları işlemleri anlattı:</p>
<p>-          <strong>Doğan Varlık Kiralama üzerinden kira sertifikası ihracına da başladık. İlk aşamada 3 farklı kurumdan bu konuda yetki aldık ve kolları sıvadık.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">200 milyon lira ile kuruldu, özkaynağı 2 milyar liraya ulaştı</span></h2>
<p><strong>D</strong><strong>OĞAN </strong>Yatırım Bankası Genel Müdürü <strong>Hulusi Horozoğlu, </strong>bankayı o dönemdeki (Ağustos 2021) kurallar çerçevesinde 200 milyon liralık sermaye ile kurup faaliyete geçirdiklerini anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Özkaynaklarımız bugün 2 milyar liraya ulaşmış bulunuyor…</strong></p>
<p>Bankanın bilançosunun 9.5 milyar lira düzeyinde olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bunun 6.5 milyar lirası kredilerden oluşuyor. 2-2.5 milyar lirası da menkul kıymetler…</strong></p>
<p>Büyüme tempolarına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Bilançomuz 2.3 kat, kredilerimiz de 2.5 kat büyüdü… Yani, hızlı büyüyoruz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bu yıl 10’u aşkın işlem için yetki aldık</span></h2>
<p><strong>DOĞAN </strong>Yatırım Bankası Genel Müdürü <strong>Hulusi Horozoğlu, </strong>iş ve işlem yapmak için hedefledikleri bölgeyi şöyle genişletti:</p>
<p>-          <strong>Adriyatik’ten Çin sınırına kadar…</strong></p>
<p>2026 yılına da işlemler açısından iyi başladıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>10’u aşkın işlem için yetki almış bulunuyoruz. Bunların bir bölümü yerel, bir bölümü bölgesel.</strong></p>
<p>Bölgesel işlem konusunda şu örneği paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) ülkelerinden bir şirket, Avrupa’da yatırım yapma planını bizimle paylaştı. Avrupa’da şirket almak istiyor. Yani, alıcı da satıcı da Türkiye dışında. Bu bizim, </strong>“bölgesel oyuncu” <strong>hedefimizle örtüşüyor.</strong></p>
<p>Faaliyetleri konusunda şu çerçeveyi çizdi:</p>
<ul>
<li><strong>Yurt dışından ülkemize yatırım ve yatırımcı getirmek.</strong></li>
<li><strong>Türk şirketlerinin yurt dışındaki yatırımlarına danışmanlık, aracılık yapmak.</strong></li>
<li><strong>Türk şirketlerinin üçüncü ülkelerde işbirliklerine rehberlik yapmak.</strong></li>
</ul>
<p>Her türlü risk yönetiminde görev alabileceklerini anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Bankamızı ilk kurduğumuz günlerde, </strong>“Risk yönetiminde güvenilir danışman olacağız, terzi işi çözüm odaklı davranacağız” <strong>demiştik. Bu konuda da iddiamızı koruyoruz.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/45-yilda-bolgesel-oyuncu-oldu-2-milyar-dolarlik-kaynak-girisine-imza-atti-76045</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/5/1280x720/hulusi-horozoglu-1775104752.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 4.5 yılda bölgesel oyuncu oldu, 2 milyar dolarlık kaynak girişine imza attı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasi-tahvil-hedefine-erken-ulasti-76044</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası tahvil hedefine erken ulaştı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı savaştan büyük yara alan TL devlet tahvillerine Merkez Bankası mart ayı boyunca destek oldu. 96 ihaleyle tahvil alımı yapan TCMB’nin tahvil alımlarının yoğunluklu vadesi 2029 olurken, tahvillerin ortalama vadesi 3.38 yıl olarak gerçekleşti. Merkez Bankası tahvil alımları işlem gününe göre hesaplandığında alım miktarı 143.1 milyar lirayı bulurken bu yıl için hedeflenen alım hacminin yüzde 56’sı mart ayında tamamlanmış oldu. İlk çeyrekteki toplam alımlar 225.8 milyar liraya ulaştı ve yıllık planda açıklanan 255.4 milyar liralık alım sınırına dayandı. </p>
<h2>İlk çeyrekte 225.8 milyar liralık alım</h2>
<p>Merkez Bankası verilerine göre mart ayında 7 adet TLREF cinsi tahvilden, 29 ihale ile ve 12 adet sabit faizli tahvilden ise 67 ihale ile alım gerçekleşti. Alınan tahvillerin ortalama vadesi 3.38 yıl olarak belirlenirken, TLREF cinsi tahvillerde ortalama vade 3.02 yıl, sabit faizli tahvillerde ise 3.58 yıl olarak hesaplandı. TCMB, 2029 vadede en çok tahvil alımı yaptı. Merkez Bankası verilerine göre ocak ayında 41.76 milyar lira, şubat ayında ise 40.96 milyar lira alımlarıyla birlikte yılın ilk çeyreğindeki alım ise 225.8 milyar liraya ulaştı.</p>
<p>Merkez Bankası 2026 Para Politikası metninde 2025 sonunda toplam APİ portföyü nominal 262.3 milyar TL seviyesinde bulunduğu yer aldı. Metinde 2026 yılında APİ portföyünün nominal 67.7 milyar TL’lik kısmının itfa olacağı belirtilirken itfa olacak tutara ilave olarak operasyonel esnekliğin artırılması amacıyla APİ portföyünün doğrudan alımlarla desteklenmesi hedeflendiği kaydedildi. 2026 yılında TCMB APİ portföy büyüklüğü, ilave alım seçeneği saklı kalmak kaydıyla nominal 450 milyar TL olarak belirlendiği vurgulanan metinde böylece itfalar hariç tutulduğunda 255.4 milyar liralık alım yapılması anlamına geliyor. Yarısından fazlası martta TL tahvil faizlerine destek için yapılan alımlarla birlikte yılsonu planının 88,4’ü ilk çeyrekte alınmış oldu.</p>
<h2>Mart ayında tahvil faizleri yükseldi </h2>
<p>Merkez Bankası’nın yoğun desteğine rağmen mart ayında gösterge tahvil faizleri yabancının yoğun satışı kaynaklı yükseldi. 2 yıl vadeli gösterge tahvil faizi 27 Şubat son işlemlerde yüzde 36,53 iken 31 Mart’ta yüzde 42,05’e çıktı. 5 yıl vadeli gösterge tahvil faizi 27 Şubat’ta yüzde 33,37 seviyesindeyken 31 Mart’ta son işlemler yüzde 38,91’den geçti. 10 yıl vadeli gösterge tahvil faizi de 27 Şubat’taki yüzde 30,58 seviyesinden 31 Mart’ta yüzde 33,52’ye geldi. En çok 2 yıl vadeli gösterge tahvil faizinde yükseliş yaşandı. ABD Başkanı Trump’ın savaşın sona ereceğine yönelik açıklamaları ise tahvil faizlerinde gevşeme getirdi. Dün gün için işlemlerde 2 yıl vadeli gösterge tahvil faizi yüzde 40,99’dan, 5 yıl vadeli gösterge tahvil faizi yüzde 38,03’ten, 10 yıl vadeli gösterge tahvil faizi de yüzde 32,66’dan işlem gördü.</p>
<h2>Nisanda 9 borçlanma işlemi var </h2>
<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı ise nisan-haziren dönemine ilişkin borçlanma stratejisini açıkladı. Buna göre Bakanlık, nisan ayı içerisinde 6 ihale ve 3 doğrudan satış olmak üzere toplam dokuz borçlanma işlemi gerçekleştirmeyi planlıyor. Hazine, ayın ilk ihale dönemine 6 Nisan’da 11 ay vadeli Hazine bonosunu ilk ihracı ve 5 yıl vadeli TÜFE’ye endeksli devlet tahvilinin yeniden ihracı ile başlayacak. Borçlanma programı, 7 Nisan’da düzenlenecek 4 yıl vadeli TLREF’e endeksli devlet tahvili ihalesiyle devam edecek. Ayın ikinci haftasında doğrudan satış yöntemine ağırlık verilecek. 13 Nisan’da 2 yıl vadeli kira sertifikasının doğrudan satışı, 14 Nisan’da ise 1 yıl vadeli ABD doları cinsi devlet tahvili, 2 yıl vadeli altın tahvili ve 2 yıl vadeli altına dayalı kira sertifikasının doğrudan satışları gerçekleştirilecektir. Nisan ayının son ihale dönemi 21 Nisan 2026 olacak. Bu tarihte 2 yıl vadeli sabit kuponlu devlet tahvili yeniden ihraç edilecek, 5 yıl vadeli sabit kuponlu devlet tahvilinin ise ilk ihracı gerçekleştirilecek. Hazine, nisanda ayında planlanan 505.4 milyar TL’lik iç borç servisine karşılık, toplam 480.1 milyar TL’lik iç borçlanma yapmayı programladı.</p>
<p>Ayrıca Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın açıkladığı borçlanma programına göre nisan-haziran döneminde 1 trilyon 395 milyar TL iç borç servisine karşılık 1 trilyon 369 milyar TL borçlanma planlanırken, mayısta ise 335.3 milyar TL’lik servise karşılık 362,1 milyar TL borçlanma öngörülüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasi-tahvil-hedefine-erken-ulasti-76044</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/merkez-bankasi-tcmb-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası TL tahvillere destek için mart ayında işlem gününe göre yapılan hesaplamayla 143.1 milyar liralık alım yaptı. 96 ihale ile alım yapan TCMB’nin 2026 Para Politikası metninde 255.4 milyar liralık alım planı yer almıştı. İlk çeyrekte büyük çoğunluğu martta olmak üzere 225.8 milyar liralık alım gerçekleştirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kurumlar-vergisi-cok-bilinmeyenli-denkleme-donustu-76043</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 07:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Kurumlar Vergisi çok bilinmeyenli denkleme dönüştü&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Yeni Ekonomi Danışmanlık A.Ş Kurucu Ortağı Nazmi Karyağdı, Türkiye’deki kurumlar verisini uluslararası sistemlerle karşılaştırmalı şekilde EKONOMİ için analiz etti. Kurumlar Vergisi’nin her yıl en az 2 kez değiştirildiğini, adeta herkesin dilediğini ektiği tarlaya döndüğünü belirten Nazmi Karyağdı, karışık sistem yüzünden 500 büyük sanayi kuruluşundan birinin ödediği verginin yüzde 0.5’e kadar inerken, bir KOBİ’nin yüzde 25 vergi ödeyebildiğini bildirdi.</p>
<p>Yüzde 25 ve yüzde 30 olmak üzere iki oran bulunmasına rağmen, fiiliyatta istisnalarla birlikte 7 farklı kurumlar vergisi bulunduğuna işaret eden Karyağdı, bugün bir şirket için 10 muhasebecinin 10 farklı vergi hesaplayabileceğinin altını çizdi. Nazmi Karyağdı’nın EKONOMİ için yaptığı Kurumlar Vergisi analizi:</p>
<p>Türkiye ekonomisi ve kamu maliyesi, tüzel kişi kazançlarının vergilendirilmesini amaçlayan kurumlar vergisi ile ilk kez 1 Ocak 1950’de yürürlüğe giren 3.6.1949 tarih ve 5422 sayılı Kanunla tanıştı. 55 yıl yürürlükte kalan 5422 sayılı Kanun, 1 Ocak 2006 kazançlarından başlamak üzere yürürlüğe giren 13.6.2006 tarih ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununa yerine bıraktı. Bu anlamda kurumlar vergisi, ikinci versiyonu (Kurumlar v.2) ile birlikte 76 yıldır ekonomi dünyamızda yer alıyor. Kurumlar v.2 ise, 2026 itibariyle 20 yılı geride bırakmış durumda. Bu analizimizde 20 yıllık uygulamanın artılarını, eksilerini ve atılabilecek yeni adımları, 360 derecelik bir açıyla değerlendirmeye çalışacağız.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69cdef32e9b0f-1775103794.png" alt="" width="900" height="730" /><strong>“KURUMLAR V.2” HANGİ AMAÇLARI HEDEFLEDİ?</strong></p>
<p>Kanun tasarısının genel gerekçesinde yeni KVK’nın, içinde bulunulan yeni dönemin gerçeklerine ve ülkemizin uzun dönemli stratejik hedeflerinin gereklerine sırt çevirmeyen; tüm bu hususları sağlam iktisadi, mali ve hukuki perspektifler içinde harmanlayıp uyumlulaştıran ve aynı zamanda, Büyümeyi destekleyen, Mükelleflerin gönüllü uyumunu gözeten, Vergi güvenliğini güçlendiren, Geniş tabanlı, Düşük oranlı, Yaşanabilir bir vergi ortamı sağlayan yenilikçi bir anlayışla hazırlandığı ifade edilmişti.</p>
<p>Yeni hazırlanan Kurumlar Vergisi Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ve Vergi Usul Kanunu yazım çalışmaları ile birlikte başlatılmış ve bir strateji çerçevesinde yürütülen reformların ayrılmaz parçası olarak kamuoyuna sunulmuştu. Ancak aradan geçen 20 yıllık sürede bu stratejinin ne Gelir Vergisi Kanunu ve ne de Vergi Usul Kanunu ayakları hayata geçirebildi.</p>
<p><strong>KURUMLAR V.2 NELER GETİRMİŞTİ?</strong></p>
<p>Vergi oranı %30’da %20’ye indirildi. Böylece yıl içinde tahsil edilen geçici vergi oranı da %20’ye indirilmiş oldu. Kurumlar vergisi oranında yapılan indirim sonucu, kurumlardan kâr payı elde eden ortakların nihai vergi yükü %65’ten %34’e indi. Madde sayısı azaltılarak Kanun, geçici ve uygulanmayan hükümlerden arındırılarak 83 maddeden 39 maddeye indirildi.</p>
<p>Küreselleşme nedeniyle önemi artan yabancı sermaye konusunun hukuki altyapılarının güçlendirilmesine yönelik olarak dar mükellef, transfer fiyatlandırması, kontrol edilen yabancı şirket ve vergi limanları (cennetleri) konularında yeni düzenlemelere kanunda yer verildi. Dil sadeleştirildi, Kanunun bütününde ifade birliği sağlanmaya çalışıldı. Yurt dışı inşaat onarım işlerinin yapılabilmesi için ilgili ülke mevzuatı gereğince zorunlu olarak kurulan iştiraklerin kazançları istisna kapsamına alındı.</p>
<p>Birden fazla takvim yılına yaygın inşaat ve onarım işleri ile uğraşan kurumlara bu işleri ile ilgili olarak yapılan hak ediş ödemeleri üzerinden %5 yerine %3 tevkifat yapılması uygulaması getirildi. Devralınan veya bölünen kurum zararlarının indirilebilmesine ilişkin değişiklik yapıldı. Zararlı vergi rekabeti yaratan ülkelerle yapılan işlemlerin vergilendirilmesi sağlandı. Bu çerçevede Bakanlar Kurulunca ilan edilen ve “Vergi Cenneti” olarak bilinen ülkelere ve bölgelere nakden ve hesaben tahakkuk ettirilen her türlü ödemeler üzerinden %30 oranında stopaj yapılması kuralı getirildi. Pratik hayatta sayıları azalsa da 20 yılın sonunda hâlâ vergi cenneti ülkeler ilan edilmemiş durumdadır.</p>
<p><strong>GERİDE KALAN 20 YILIN MUHASEBESİ</strong></p>
<p>Madde sayısı arttı: KVK’da her yıl 2,4 kez değişiklik yapıldı. 20 yılda kurumlar vergisi herkesin dilediğini ektiği bir tarlaya döndü, diyebiliriz. Şöyle ki; Kanun ilk yayımlandığında 1 geçici ve 1 yürürlük maddesi ile toplam 39 madde olarak yürürlüğe girmişken, Mart 2026 itibariyle 18’i geçici madde olmak üzere toplam 56 maddeye ulaşılmış durumdadır. Yeni kanunlarla yasa metninde 47, Kanun Hükmünde Kararname ile 1 kez değişiklik yapıldı. Bu da yılda ortalama 2,4 kez kurumlar vergisinde değişiklik yapıldığı anlamına gelmektedir.</p>
<p>Yeni yasanın en iyi taraflarından biri uygulamayı yönlendirmek için tek bir Genel Tebliğ çıkarılması ve yeni yapılacak değişikliklerin ve eklemelerinde ilk metin üzerinde yapılmaya başlanması olmuştur. Bu amaçla 3 Nisan 2007 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği, vergi uygulamasında yeni bir çığır açmıştır. Geride kalan 20 yılda Genel Tebliğde değişiklik yapan 24 yeni Genel Tebliğ yayınlanmıştır. Değişiklikler sonucunda orijinal hali 203 sayfa olan Genel Tebliğ, 20 yılda %37 oranında genişleyerek 278 sayfaya ulaşmıştır.</p>
<p><strong>TÜM KURUMLAR 2006 HESAP DÖNEMİYLE E-BEYANNAMEYE GEÇTİLER</strong></p>
<p>2006 yılı kurum kazançlarından başlamak üzere tüm kurumlar vergisi mükellefleri beyannamelerini elektronik ortamda gönderebilme imkânına kavuştu. Bu yenilik mükellefler açısından büyük bir kolaylık sağladı. Ancak yıllar itibariyle elektronik beyanname gittikçe büyüyen, pek çok verinin elle doldurulması gereken devasa bir yapıya dönüştü. Örneğin elektronik olarak verilen 2024 yılı kurumlar vergisi beyannamesindeki satır sayısı 144’e ulaşmış durumdadır.</p>
<p><strong>MESLEK MENSUPLARININ İŞ YÜKÜ OLAĞANÜSTÜ ARTTI</strong></p>
<p>Muhasebe kayıtlarının tutulması, kurum kazancının tespiti, ardından kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde kanunen kabul edilmeyen giderlerin belirlenmesi, indirimlerin ve istisnaların hesaplanması prosedürü gerek iş yükü ve gerekse zaman yönünden sürekli artış göstermiştir. Kolaylaştırma ve sadeleştirme amacıyla yola çıkan kurumlar vergisi 20 yılın sonunda katma değer vergisinde yaşanan karmaşaya benzer bir duruma geldi. Şirketlerin vergi ve muhasebe departmanlarının, serbest muhasebeci ve mali müşavirlik ve yeminli mali müşavirlik bürolarının iş yükü olağanüstü düzeyde artmıştır.</p>
<p>Esas itibariyle içinde bulunduğumuz dijitalleşme çağında artan tanımlama, ayrıştırma, hesaplama ve bildirim prosesindeki artan iş yükünü rasyonel bir şekilde izah etmek gerçekten mümkün olamamaktadır. Artan iş yükü işletme dışı mali müşavirlik birimlerinde ücretlerin yeniden belirlenmesine yol açmamış iş artarken alınan ücret 1990 yılların iş hacmine göre belirlenen asgari ücret tarifesinin beklenen enflasyon oranı civarında artırılması şeklinde gerçekleşmiştir. Bir anlamda yaşanan bu süreç meslek mensuplarınca, Anayasamızın 18. maddesinde açıkça yasaklanan angaryanın muhasebe ve vergi süreçlerinde uygulandığı şeklinde eleştirilere neden olmuştur.</p>
<p><strong>“1 ŞİRKET İÇİN 10 MALİ MÜŞAVİR 10 FARKLI VERGİ HESAPLAR”</strong></p>
<p>ABD’de yayınlanan MONEY Magazine dergisince 1990’larda sayıları 30 ila 50 arasındaki muhasebeci grubuna her yıl farazi bir ailenin finansal kayıtlarını göndererek “Bu ailenin ne kadar vergi ödemesi gerektiğini” sorulmuştu. Sonuçta; 2 muhasebecinin dahi aynı rakama ulaşamadığı görülmüş ve en düşük hesaplama ile en yüksek hesaplama arasındaki fark %83 çıktığı tespit edilmişti.</p>
<p>Bugün bizde benzer bir çalışmayı “Türkiye’de kurumlar vergisi beyanı” için yapacak olsak on mali müşavirin on farklı vergi matrahına ulaştığını göreceğimize inanıyorum. Bu durum hem belirsizliğe işaret ettiği gibi hem de vergi incelemesi anlamında şirketlerin ciddi bir riskin üzerinde olduğu sonucunu ortaya koymaktadır. Kısaca yeni Kanun, sadeleştirme ve basitleştirme amacına rağmen kurumlar vergisi oldukça karmaşık, emek yoğun bir hale bürünmüştür. Hem zihinsel hem de fiziki emek isteyen karmaşık çalışmalar doğal olarak vergi hesaplamalarını da birbirinden farklı hale getirdi. Her bir faaliyet türünün, her bir yatırımın kazancını ayrı ayrı tespit edebilmek gibi gerçek tutarı fiiliyatta bulmanın neredeyse imkansız olduğu bir yapı, geçici vergi ve kurumlar vergisi dönemlerinde vergi mükelleflerinin ve onların mali müşavirlerinin önüne çok bilinmeyenli bir denklem gibi çıkmaktadır.</p>
<p><strong>“YEDİ ORANLI” KURUMLAR VERGİSİ</strong></p>
<p>Yasanın ilk halinde kurumlar vergisi oranı tüm kurumlar için %20 olarak belirlendiğinde Türkiye, iç ve dış yatırımcılar dünya genelinde oldukça rekabetçi bir pozisyona ulaşmıştı. Nitekim o dönemde artan yurt içi yatırımlarda ve doğrudan sermaye girişindeki rekorlarda oran indiriminin önemli bir etkisi oldu. Yatırım indirimi kaldırılarak “bazı mükelleflere değil herkese düşük oran” ilkesi belirlenerek vergi adaleti açısından yapıcı bir yol tercih edildi. Vergi oranlarının nötr hale gelmesini sağlayan “herkese düşük oran” ilkesi vergi barışını sağlayan, kayıt dışılığı azaltan, vergide “sürümden kazanmaya” neden olan bir durumdu.</p>
<p>Ancak bu olumlu adım zamanla terk edilerek neredeyse her yıl için ayrı bir kurumlar vergisi oranı uygulamasına geçildi. Bu durum girişimciler açısından gelecek noktasında belirsizlik katsayısının artması anlamına gelmekteydi. Bugün itibariyle banka ve diğer finansal kuruluşlar için %30 diğer şirketler için %25 şeklinde iki temel kurumlar vergisi oranı var gibi gözükse de beş farklı kurumlar vergisi oranı daha söz konusudur.</p>
<p>Bu bağlamda; </p>
<p>1. Birleşen ve birleşilen küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin (KOBİ) üretim faaliyetinden elde ettiği kazançlara, <br />2. Payları halka arz edilen kurumların kurum kazançlarına, <br />3. İhracat yapan kurumların ihracattan elde ettikleri kazançlarına, <br />4. Üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların üretim faaliyetinden elde ettikleri kazançlarına, <br />5. Yatırım teşvik belgesi kapsamındaki yatırımlarından elde ettikleri kazançlarına/diğer kazançlarına, indirimli kurumlar vergisi oranları uygulanmaktadır.</p>
<p><strong>“VERGİ ADALETİ AÇISINDAN BÜYÜK HAKSIZLIKLARA YOL AÇIYOR”</strong></p>
<p>Farklı oran uygulaması bir teşvik uygulaması fonksiyonu görse de “çok kazanan şirketlerden az, az kazanan şirketlerden daha yüksek” oranlarda kurumlar vergisi alınıyor olması vergi adaleti açısından çok büyük haksızlıklara yol açmaktadır. Özellikle de bu indirimli orandan yararlanan şirketlerin tedarikçisi durumunda olan şirketler açısından da adil olmayan bir duruma neden olmaktadır. Örneğin 500 büyük firma arasında yer alan ve milyarlarca kârı olan bir şirket %0,5 oranında kurumlar vergisi öderken 2 ortaklı sıradan bir Anadolu şirketi birkaç milyon TL tutarındaki kazancından %25 oranında vergi öder duruma gelmiştir.<br /> <br /><strong>KURUMLAR VERGİSİ MÜKELLEFLERİ ORANLAR</strong></p>
<p>1- Aşağıda sayılan kurumlar dışında kalan kurumlar vergisi mükellefleri için %25</p>
<p>2- Bankalar, 6361 sayılı Kanun kapsamındaki şirketler, elektronik ödeme ve para kuruluşları, yetkili döviz müesseseleri, varlık yönetim şirketleri, sermaye piyasası kurumları ile sigorta ve reasürans şirketleri, emeklilik şirketleri ve 3996 sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanuna göre yap-işlet-devret modeli çerçevesinde gerçekleştirilen projeler ile 6428 sayılı Sağlık Bakanlığınca Kamu Özel İş Birliği Modeli ile Tesis Yaptırılması, Yenilenmesi ve Hizmet Alınması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun hükümlerine göre kamu özel iş birliği modeli çerçevesinde yürütülen projelerde sözleşmenin tarafı olarak faaliyette bulunan şirketler için %30</p>
<p>3- Payları Borsa İstanbul Pay Piyasasında ilk defa işlem görmek üzere en az %20 oranında halka arz edilen kurumlar için %23</p>
<p>4- İhracat yapan kurumlar ve aracılı ihracat sözleşmesine dayanarak imalatçı veya tedarikçi kurumların, dış ticaret sermaye şirketleri veya sektörel dış ticaret şirketleri üzerinden gerçekleştirdikleri ihracat faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlar için %20</p>
<p>5- Sanayi sicil belgesine haiz ve fiilen üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumlar için %24</p>
<p>6- Payları Borsa İstanbul Pay Piyasasında ilk defa işlem görmek üzere en az %20 oranında halka arz edilen ve ihracat yapan kurumlar için %18</p>
<p>7- Payları Borsa İstanbul Pay Piyasasında ilk defa işlem görmek üzere en az %20 oranında halka arz edilen ve sanayi sicil belgesine haiz ve fiilen üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumlar için %22</p>
<p><strong>İNDİRİM VE İSTİSNALAR KURUMLAR VERGİSİ MATRAHINI AŞINDIRDI</strong></p>
<p>Artan muafiyetler, indirimler, istisnalar ve indirimli kurumlar vergisi uygulamaları kurumlar vergisi matrahını aşınmasına yol açtı. Basitçe, fiilen katlanılan vergi yükü olarak ifade edebileceğimiz “efektif ortalama vergi oranı” düştüğü gibi şirket özelinde incelendiğinde “efektif marjinal vergi oranı” neredeyse sıfıra yakın vergi oranlarına rastlanır oldu. Efektif marjinal vergi oranı OECD ortalaması %15,5 iken Türkiye’de bu oran %9,56’dır. Türkiye’nin 500 büyük şirketinde 2023 yılında efektif kurumlar vergisi oranı %9,1 olarak gerçekleşmiştir. Ülkemiz bu oranla OECD üyeleri arasında Lihtenştayn, Malta, Polonya, Portekiz ve Kıbrıs Rum Kesimi ile birlikte en düşük efektif marjinal kurumlar vergisi oranına sahip ülkeler arasında yer almaktadır. Esas itibariyle bu durum vergi yükü/vergi adaleti açısından adil olmayan bir şirketler vergilemesi düzenini ortaya koymaktadır. Küçük ve orta ölçeklilerin daha az kazanmasına karşın diğer ölçekteki şirketlere göre daha fazla vergi yüküne katlandıkları anlamına gelmektedir.</p>
<p><strong>ASGARİ DÜZEYDE BİR KURUMLAR VERGİSİ ÖDEME ZORUNLULUĞU GETİRİLDİ</strong></p>
<p>Yukarıda belirttiğimiz vergi adaleti açısından oldukça sorunlu olan çok kazananın çok az hatta hiç vergi vermemesi gibi bir durumu ortadan kaldırmak için 2025 yılından itibaren Yurtiçi Asgari Kurumlar Vergisi düzenlemesi getirildi. Buna göre indirim ve istisnalar düşülmeden önceki kurum kazancının %10’undan az olamayacak şekilde bu şirketlerin en az %10 oranında bir vergi ödemeleri sağlanmış oldu. 1980 yılından beri kurumlar vergisi oranlarında görülen düşüş son yıllarda yaşanan durakladı. Son 45 yılda, kurumlar vergisi oranları küresel ölçekte sürekli olarak düşüş göstermiştir. 1980 yılında, ağırlıksız ortalama dünya çapındaki vergi oranı yüzde 40,18 idi. Bugün, ortalama oran yüzde 23,58’dir (yüzde 41,3’lük bir düşüş) ve küresel asgari vergi hesaba katıldığında yüzde 23,96’dır. Vergi oranları düşmesine karşın kurumlar vergisi gelirlerinde ve GSYH’ye oranında düşüş olmamış aksine mutedil bir artış gözlenmiştir.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69cdef2697f18-1775103782.png" alt="" width="405" height="449" /><strong><span style="color: #e03e2d;">Ne yapılmalı?</span></strong></p>
<p>- Teknik zorunluluk nedeniyle yer alması gerekenler dışında tüm indirim ve istisnalar kaldırılarak kurumlar vergisi oranı %15’e indirilmelidir. Buna paralele olarak yerel asgari kurumlar vergisi düzenlemesi kaldırılmalıdır. Küresel asgari kurumlar vergisi oranı %15 olduğu için yeni belirlenecek oran uluslararası vergilendirme açısından da sorun doğurmayacaktır. </p>
<p>- Yeni Kurumlar Vergisi Kanununun genel gerekçesinde yer alan büyümeyi destekleme, mükelleflerin gönüllü uyumunu gözetme, vergi güvenliğini güçlendirme, geniş tabanlı, düşük oranlı, yaşanabilir bir vergi ortamını sağlama amaçlarını sağlamak için kurumlar vergisinde yeniden sadeleştirme ve basitleştirme çalışması başlatılmalıdır. </p>
<p>- Beyanname hazırlama için gereken süre azaltılmalı ve matrahın belirlenmesinde yoruma açık konular mükellef ile kamunun haklarını denge içinde gözeterek giderilmelidir. </p>
<p>- Beyannamelerin doğru ve zamanında verilmesinde oldukça önemli bir fonksiyon icra eden SMMM ve YMM’lerin asgari ücret tarifeleri hem ekonomide yaşanan fi yat artışları hem de artan iş yükü nedeniyle hayatın gerçekleri dikkate alınarak ve iş tanımları yeniden yapılarak belirlenmelidir </p>
<p>- Aynı şekilde kurumlar vergisi matrahını hesaplamaya geçilirken finansman giderlerini ayıklayarak bunun %10’luk kısmını tespit etmek, taşıt aracı giderlerinin %30’unu ayrıştırıp bunları kanunen kabul edilmeyen giderlere aktarmak gibi hem zaman alıcı hem de farazi gider kısıtlama yöntemleri kaldırılmalıdır.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kurumlar-vergisi-cok-bilinmeyenli-denkleme-donustu-76043</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/4/1280x720/kdv-vergi-1767328296.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yürürlükteki Kurumlar Vergisi Kanunu’nun son 20 yılda yapılan değişikliklerle “çok bilinmeyenli bir denklem”e dönüştüğü değerlendirmesinde bulunan vergi uzmanı Nazmi Karyağdı, mevcut uygulamanın vergi matrahını aşındıran ve vergide adaleti zedeleyen karmaşık bir yapıya büründüğüne dikkat çekti. Karyağdı analizinde, KOBİ’lerin büyük şirketlere göre daha yüksek oranda kurumlar vergisi ödeyebildiğine, bir mali müşavirin bir şirket için 10 farklı tutarda vergi hesaplayabileceğine işaret ediyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mutlu-oyun-76073</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mutlu oyun</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstatistikler spora başlayan çocukların %70'inin 13 yaşına gelmeden sporu bıraktığını söylüyor. Fenerbahçe Basketbol Takımının baş antrenörü Sarunas Jasikavicius, Socrates dergisinde Caner Eler’le yaptığı röportajında bu istatistiğe sebep olan önemli bir konuya değiniyordu: “Uzun, yoğun, taktik bilgiyle dolu antrenmanlar çocuğun spordan keyif almasını engelliyor. Oyun eğlencesini kaybediyor. Çocuklar antrenmana çıkmaktan, basketbola gelmekten, maç oynamaktan mutlu olmaları gerekir.“</p>
<p>Kısa süreliğine de olsa, Jasikavicius’un bu açıklamaları kendi içimizde yıllardır tartıştığımız alt yapı sorunlarını başka bir boyuta çıkardı. Röportaja yapılan yorumlardan anladığım kadarıyla, büyük bir çoğunluk Sarunas’la aynı fikirde fakat herkes konuya kendi tarafından bakıyor. Bir tarafta işini kaybetme korkusuyla çalışan antrenörler, bir yanda çocuğu için çırpınan veliler, bir yanda da hakemler, menajerler, kulüpler ve federasyon…</p>
<p>Peki herkesin kendi derdini anlatmaya çalıştığı bu sistemde çocuklar ne durumda? Neden bırakıyorlar sporu? Sadece okula devam edebilmek için mi? Bir zihniyet değişimine mi ihtiyaç var, yoksa daha fazla antrenman sahasına mı? Tarafların bir araya gelip ortak çözümler bulunmasına mı ihtiyaç var, yoksa alt yapı için maddi kaynak yaratılmasına mı?</p>
<p>Belki de başa dönüp kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Biz çocukları spora neden yönlendiriyoruz? Daha iyi bir sporcu olmaları için mi, yoksa daha mutlu, daha dayanıklı ve daha özgüvenli bireyler olmaları için mi? Eğer ikinci seçenek bizim için daha anlamlıysa, o zaman oyunun doğasına, keyfin merkeze alındığı bir alana geri dönmemiz gerekiyor. Jasikevicius’un işaret ettiği nokta da tam olarak bu: Çocuk spora geldiğinde mutlu olmalı.*** Bu tespitler sadece sporun içinden gelen insanların yaptığı çıkarımlar değil. American Academy of Pediatrics ve National Alliance for Youth Sports gibi kurumların raporları da çocukların spora devam etmesinde keyif almanın, kazanma ya da performanstan daha belirleyici olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Çocukların sporu bırakması bir kader değil</strong></p>
<p>Bir çocuk sporda kalır mı, bırakır mı…? Çoğu zaman bunun cevabı çok basit üç duyguda saklı: Çocuk kendini gelişiyor hissediyor mu? Takımın gerçekten bir parçası olduğunu biliyor mu? Ve en önemlisi, bunu kendi istediği için mi yapıyor? Eğer bu üçü varsa, çocuk zaten sahaya koşarak geliyor. Ama bunlardan biri eksikse, antrenman bir süre sonra keyifli bir oyun olmaktan çıkar ve yapılması gereken bir görev haline gelir. O noktadan sonra da ne kadar iyi program yaparsanız yapın, çocuğu sahada tutmak zorlaşır.</p>
<p>Ne yazık ki sahada çoğu zaman bu yukarda yazdıklarımızın tam tersini görüyoruz. Bilgi yükleme yarışına dönüşen antrenmanlar, her hataya bağıran antrenörler, tribünlerden sahaya müdahale eden veliler ve daha da önemlisi, sevildiğini performansına bağlayan, “iyi oynarsam değerliyim” denklemine sıkışan çocuklar. Özgür bir oyun alanından daha çok, kazananın her zaman haklı olduğu bir arenaya dönüşen spor müsabakaları…</p>
<p>Aslında sistem sporcu yetiştiriyor fakat sporu ne kadar geniş bir kitleye yayabiliyoruz? Bugün birçok yetenekli çocuk, fiziksel yetersizlikten değil, duygusal yorgunluktan sporu bırakıyor. Bu kayıp; kulüp için kayıp, çocuk için kayıp, ülke için kayıp. Türkiye şartlarının zor olduğunu inkâr etmek mümkün değil fakat çocukların sporu bırakması da bir kader değil. Belki de çocukları sporda tutmanın sırrı daha fazla öğretmekte değil, bazen biraz geri çekilip onların oyunu yeniden keşfetmesine ve sevmelerine izin vermektedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mutlu-oyun-76073</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mutlu oyun ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/tgc-turkiye-gazetecilik-basari-odulleri-sahiplerini-buldu-76069</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TGC Türkiye Gazetecilik Başarı Ödülleri sahiplerini buldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin 67 yıldır düzenlediği Türkiye Gazetecilik Başarı Ödülleri sahiplerini buldu. TGC Burhan Felek Konferans Salonu’nda yapılan törende konuşan TGC Başkanı Vahap Munyar “Türkiye Gazeteciler Cemiyeti 1946 yılından bu yana bağımsız, bağlantısız gazetecilik anlayışıyla görev yapmaktadır. Her siyasi görüşten gazetecinin mesleğini özgürce icra edebilmesi, basın ve düşünceyi ifade özgürlüğü önündeki engellerin kaldırılması için kararlılıkla çalışıyoruz. Bu ödüller yalnızca mesleki başarıyı değil, aynı zamanda kamu yararını gözeten, insan haklarına saygılı ve toplumsal sorumluluk bilinciyle yapılan gazeteciliğin değerini de simgelemektedir. Seçici Kurullarımıza ve ödül alan tüm meslektaşlarımıza teşekkür ediyor, kendilerini içtenlikle kutluyorum. Basın özgürlüğünün olmadığı yerde demokrasinin gelişmesi mümkün değildir. Bu bilinçle bizler; gazeteciliğin özgür kaldığı, çoğulculuğun güçlendiği, haberin serbest dolaşımının güvence altına alındığı bir toplum için çalışmaya devam edeceğiz. Üyelerimiz Merdan Yanardağ, İbrahim Arı, Bilal Özcan’ın ve Alican Uludağ’ın da içinde olduğu tüm tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması için mücadelemizi sürdüreceğiz. Gazetecilik suç değildir, meslektaşlarımızın sadece haber yaptıkları için tutuklanması ve ağır cezalar istenmesi Anayasa’ya aykırıdır” açıklamasını yaptı.</p>
<p>Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri Sibel Güneş ise törende ödüllere başvuruların her yıl arttığına dikkat çekerek şunları söyledi: “Tüm zorluklara rağmen meslektaşlarımız büyük emek verdikleri haberlerle ödüllerini ve övgü plaketlerini aldılar. Halkı olumsuz etkileyen, kamu yararını zedeleyen sorunlarla ilgili olarak iktidarı ve yöneticileri eleştirmek, uyarmak, bu varlık nedeninin olmazsa olmazıdır. Basın ve düşünceyi ifade özgürlüğü sadece lehte olan, haberler, fikirler için değil, aynı zamanda muhalif olan, çarpıcı gelen, rahatsız eden haberler ve fikirler için de uygulanır. Cezaevindeki meslektaşlarımızın özgür kalmasını talep ediyoruz. Törenimizden cezaevindeki 15 tutuklu meslektaşımıza selamlarımızı gönderiyoruz.”</p>
<p><strong>NEZİH DEMİRKENT ÖZEL ÖDÜLÜNÜ OĞUZ DEMİR ALDI</strong></p>
<p>50 gazeteciye ödül ve övgü plaketi sunulan törende ekonomi basınının duayen ismi, TGC eski başkanı Nezih Demirkent adına verilen ödülü; objektif ve ilkeli yayıncılığa gösterdiği özen, ekonomi alanında uzmanlaşmış gazetecilerin yetişmesine sağladığı katkı ve toplumda ekonomi okuryazarlığının gelişmesine yönelik çalışmaları nedeniyle Para Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Oğuz Demir aldı. Oğuz Demir ödülünü TGC Başkanı Vahap Munyar’dan aldı. Ekonomi Haber Ödülü ise “2 milyarlık ölüm pazarı” başlıklı haberiyle Betül Alakent’e verildi. Mine Şenocaklı da “Emeklilerin evi artık ucuz otel odaları!” başlıklı araştırma haberiyle ödüle değer görüldü. İsmail Şahin “Türkiye’nin su ayak izi” başlıklı çevre haberleriyle ödül aldı. Niyazi Dalyancı Barış Gazeteciliği Ödülü ise T24 Yazarı Cansu Çamlıbel’e verildi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/tgc-turkiye-gazetecilik-basari-odulleri-sahiplerini-buldu-76069</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/9/1280x720/8-1775109158.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Gazetecilik Başarı Ödülleri töreninde konuşan TGC Başkanı Vahap Munyar, &quot;Bu ödüller yalnızca mesleki başarıyı değil, aynı zamanda kamu yararını gözeten, insan haklarına saygılı ve toplumsal sorumluluk bilinciyle yapılan gazeteciliğin değerini de simgelemektedir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kale-grubu-sehrin-panolari-projesiyle-kentlerin-kaybolan-hafizasini-belgeliyor-76066</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kale Grubu Şehrin Panoları projesiyle kentlerin kaybolan hafızasını belgeliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kale Grubu uzun bir süredir “İyi Bak Dünyana” yaklaşımı çerçevesinde sanata ve eğitime önemli katkılarda bulunuyor. Bu doğrultuda hayata geçirdiği Kale Tasarım ve Sanat Merkezi (KTSM) sanatçılarla buluşma, sergiler ve etkinlikler düzenleme imkanı sunuyor.</p>
<p>Kale Grubu’nun Karaköy Perşembe Pazarı’ndaki tarihi genel merkez binasında kurulan KTSM, “İyi Bak Dünyana” yaklaşımıyla sanatı mahalleye, sokağa ve gündelik yaşama taşıyor. Seramik sanatının mirasını yaşatıyor, genç sanatçıları destekliyor; erişilebilir, katılımcı ve kapsayıcı üretim alanları açıyor.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ce014dab977-1775108429.jpg" alt="" width="265" height="354" />Kale Tasarım ve Sanat Merkezi (KTSM) sanatı, tasarımı, mimariyi ve seramiği odağına alan multidisipliner bir platform olarak, kültürel mirasa sahip çıkan sürdürülebilirliği benimseyen ve toplumsal etki yaratmayı önceliklendiren bir vizyonun eseri. Son dönemde tadilat çalışması yüzünden kapalı olan merkez,  çalışmalarına kentin sokaklarına ve caddelerine taşıyarak ve sanatçılarla işbirliği yaparak devam ediyor. Bu bağlamda, kamusal alanda sanatın görünürlüğünü artırmayı ve kültürel mirası geleceğe taşımak hedefi çerçevesinde Şehrin Panoları ile çok değerli bir projeye destek veriyor. </p>
<p><strong>Kültürel mirası belgelemek, korumak ve görünür kılmak </strong></p>
<p>Şehrin Panoları, Türkiye’de mimarlık ve sanat iş birliğiyle üretilen kültürel mirası belgelemek, korumak ve görünür kılmak amacıyla 2019 yılında Nurtaç Buluç ve Mustafa Ergül tarafından kurulan bağımsız bir araştırma ve dijital arşiv projesi. Proje,  dijital arşiv platformu (www.sehrinpanolari.com) başta olmak üzere, kamusal alanda sanat yürüyüşleri, farklı kurum ve platformlarda gerçekleştirilen söyleşiler, seramik sanatçılarıyla yapılan sözlü tarih görüşmeleri, sanatçı arşiv araştırmaları, mimarlık–sanat odaklı yayınlar ve seramik pano atölyeleri aracılığıyla üretimlerini sürdürüyor. Mimarlık ve sanatın kesişiminde ortaya çıkan bu özgün üretimleri kayıt altına alıyor.</p>
<p>Geçtiğimiz hafta, Kale Grubu Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO Zeynep Bodur Okyay, Kale Grubu'nun Merkez binasında projenin paydaşlarıyla birlikte bir toplantıya ev sahipliği yaptı. Zeynep Bodur Okyay, pano sanatçısı Tülin Ayta, mimarlar ve basın temsilcilerinin olduğu buluşmada "İyi Bak Dünyana” yaklaşımıyla geçici olanı değil, geçmişle bağ kuran, geleceğe uzanan ve döngüsel olanı seçtiklerini ifade etti. Karaköy’deki ilk genel merkez binalarını dönüştürerek hayata geçirdikleri Kale Tasarım ve Sanat Merkezi’ni  yalnızca bir sanat mekânı olarak değil; döngüselliği sahiplenen, disiplinler arası üretimin teşvik edildiği ve etki odaklı toplumsal yatırımların filizlendiği bir platform olarak kurguladıklarını belirtti. </p>
<p><em>“Sadece mekânsal değil, daha kapsayıcı düşünsel bir sürece evrilterek çok daha fazla noktada insanlara dokunarak ilerliyoruz.” diyen </em>Zeynep Bodur Okyay, sanatı gündelik hayatın bir parçası haline getirmek, kamusal alanda daha görünür ve erişilebilir kılmayı hedeflediklerini, mahalle atölyelerinden kamusal sanat projelerine kadar uzanan bu yaklaşımda seramiğin çok güçlü bir ortak dil olduğunun altını çizdi.  </p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ce015e0aa34-1775108446.jpg" alt="" width="257" height="337" /> <strong>Seramik sanatının mirasına sahip çıkarken, gelecek nesillere de ilham olmak</strong></p>
<p>Şehrin Panoları projesinin amacı, binalarda bulunan çoğu zaman fark etmeden yanından geçtiğimiz seramik ve mozaik panoları görünür kılmak. Bu bakış açısıyla hayata geçirilen <strong>“Sanat ve Mimarlık – Sözlü Tarih Projesi”</strong>, Cumhuriyet Dönemi Türk seramik sanatının gelişim sürecini, bu sürece doğrudan tanıklık etmiş sanatçı ve mimarların anlatılarıyla kayıt altına almayı hedefliyor.</p>
<p>Zeynep Bodur Okyay’ın ifadesiyle “seramik bu toprakların hem hafızasını hem de üretim kültürünü taşıdığı için  KTSM bu kolektif sanat hafızasını es geçmemeyi, onları görünür kılmayı ve geleceğe taşımayı” misyon edinmiş durumda </p>
<p>Proje kapsamında gerçekleştirilen görüşmeler aracılığıyla; sanatın mimarlıkla kurduğu ilişki, kamusal alandaki üretimler ve Türkiye'de seramik sanatının dönüşümü, doğrudan sanatçıların tanıklıkları üzerinden belgeleniyor.</p>
<p>Projenin ilk ayağı 2025 yılında İzmir’de tamamlandı. Bingül Başarır, Mustafa Tunçalp ve Mehmet Tüzüm Kızılcan ile gerçekleştirilen görüşmelerin ardından çalışmalar İstanbul’da devam ediyor.</p>
<p>Farklı kuşaklardan toplam 14 sanatçı ve mimarla yürütülen sözlü tarih kayıtlarının önümüzdeki dönemde dijital ortamda erişime açılması planlanıyor.</p>
<p>Proje, 2026 yılında da yeni sanatçı ve mimarların katılımıyla genişleyerek devam edecek. İlgi Adalan, Tülin Ayta ve Beril Anılanmert ile gerçekleştirilen görüşmelerin yanı sıra, farklı kuşaklardan yeni isimlerle yapılacak çalışmalarla sözlü tarih arşivinin kapsamı daha da zenginleşecek.</p>
<p><strong>Sanat bugünü, geçmişi, geleceği birlikte taşıyor</strong></p>
<p>Kale Grubu Kurumsal İletişim ve Etki Yatırımları Direktörü Simge Abay projeyi şu cümlelerle anlatıyor:  <em>“KTSM’de, sanatın yalnızca bugünün değil geçmişin ve geleceğin de taşıyıcısı olduğuna inanıyoruz. Şehrin Panoları ile kurduğumuz iş birliği, şehirlerin belleğinde yer eden ama çoğu zaman fark edilmeyen değerleri görünür kılma isteğimizden doğdu. Sözlü tarih projesiyle bu mirası yalnızca belgelemekle kalmıyor, onu yaşayan tanıklıklar üzerinden derinleştirerek gelecek kuşaklara aktarmayı hedefliyoruz.”</em></p>
<p>Şehrin Panoları Kurucu Ortağı Nurtaç Buluç  ise, s<em>eramik panoların bir dönemin mimarlık ve sanat anlayışını yansıtan çok katmanlı üretimler olduğunu, ancak bu eserlerin arkasındaki hikâyeleinr çoğu zaman görünür olmadığını belirterek, sözlü tarih projesiyle, üretimlere hayat veren sanatçıların deneyimlerini, düşüncelerini ve hafızalarını kayıt altına alarak, bu mirası daha bütünlüklü bir şekilde geleceğe taşımayı amaçladıklarını ifade ediyor.</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kale-grubu-sehrin-panolari-projesiyle-kentlerin-kaybolan-hafizasini-belgeliyor-76066</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kale Grubu Şehrin Panoları projesiyle kentlerin kaybolan hafızasını belgeliyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-ve-sisli-bir-gundem-76065</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni ve sisli bir gündem</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET FATİH CEYLAN - </strong><strong>Emekli Büyükelçi</strong></p>
<p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/69ce0039a2cd3-1775108153.webp" alt="" width="233" height="131" /></strong><strong>Her şeyden önce şunun bilinmesinde yarar var: NATO’nun, yeni döneme uyarlanmış Stratejik Konsept’lerini ilân ettikten sonra komuta-kontrol-kuvvet yapılarında değişikliğe gitmesi geleneksel bir uygulamadır.</strong></p>
<p>Adana’da konuşlu 6. Kolordu bünyesinde NATO Çokuluslu Kolordu Karargâhı’nın (MNC-TÜR) kuruluş aşamasında olduğu, Karargâhın çekirdek kadrosuna Türk subayların atandığı ve bunun hemen sonrasında Ukrayna Gönüllüler Koalisyonu kapsamında Beykoz’da Deniz Unsur Komutanlığı’nın faaliyete geçirilmesinin planlandığı yolundaki haberlerin yayılması üzerine kamuoyumuzda canlı bir tartışmanın başladığı görülmekte.</p>
<p>Birçok meselede olduğu üzere herhangi bir gelişmenin arka planını irdelemek zahmetine katlanmayan veya kendi meşreplerinin rahatlığı içinde pervasız yorumlar yapmak itiyadını mesken edinmiş kimi çevrelerin, bir yandan kendi önyargılarını tatmin etmek, diğer yandan toplumu kendi zihin kalıplarına göre şekillendirmek yolunda yine yoğun bir uğraş içine girdikleri gözlenmekte. Bu ortamın oluşmasında başta MSB olmak üzere resmî kurumların gerekli hallerde kamuoyunu yeterince ve zamanlıca bilgilendirmekten kaçınmalarının oynadığı rolü de elbette hafife almamak gerekiyor. Resmî çevrelerin bu tür meseleleri sis perdesi altında tutmaktan ne umdukları, bundan ne yarar sağladıkları ise sorgulanması gereken bir yaklaşım teşkil etmekte.</p>
<p><strong>Arka planda ne olmuştu?</strong></p>
<p>Bu noktada her şeyden önce şunun bilinmesinde yarar var: NATO’nun, yeni döneme uyarlanmış Stratejik Konsept’lerini ilân ettikten sonra komuta-kontrol-kuvvet yapılarında değişikliğe gitmesi geleneksel bir uygulamadır. Bu çerçevede NATO komuta-kontrol-kuvvet yapıları, Soğuk Savaş sonrası dönemde sırasıyla 1991, 1999, 2010 ve 2022 Stratejik Konsept’lerinin açıklanmasından sonra uyarlanmışlardır. Bu olgusal gerçeklik, zamanında TSK bünyesinde görev almış, bugün emekli bulunan ve kimi kesimi son dönemlerde sanki bu gerçeklikle zamanında yaşamamış gibi yorumlar yapan kurmay subaylar tarafından esasen çok iyi bilinmektedir.</p>
<p>Soğuk Savaş sonrasında NATO kendisini yeni güvenlik ortamına uyarlarken hayata geçirdiği ilk girişimlerden biri 1994 NATO Brüksel Zirvesi’nde açıklanan Birleşik ve Müşterek Görev Kuvveti (BMGK/CJTF) konseptiydi. Buna göre, yeni dönemde icra edilecek operasyonlar için hem birleşik (hava, kara, deniz gibi birden çok kuvvete dayalı) hem müşterek (çok uluslu) bir çerçeve uygulamaya geçirildi.</p>
<p>Bir sonraki aşama 2002 NATO Prag Zirvesi’nde NATO Mukabele Kuvveti’nin (NRF) tesis edilmesi kararıydı. NRF, BMGK konsepti temelinde yüksek hazırlık seviyesindeki 40.000 personeli bulunan bir kuvvet olarak öngörüldü.</p>
<p>NATO, 2002 Prag Zirvesi kararlarına bağlı olarak Yüksek Hazırlık Seviyesindeki Kuvvet Karargâhları’nı (High Readiness Forces-HRF) hayata geçirmiş; bunlardan birinin de İstanbul’da bulunan 3. Kolordu bünyesinde çok uluslu bir şekilde kurulması (NRDC-T) kararlaştırılmıştır. NRDC-T’ye ilişkin kararın alınması tabiatıyla Türkiye’nin isteği ve onayıyla olmuştur.</p>
<p>Rusya’nın 2014’te Kırım’ı işgâl ve ilhak etmesi üzerine NATO ilk planda Rusya’dan algılanan tehditi karşılamak üzere üye ülkeler için önce güvence (assurance), bilahare caydırıcılık (deterrence) önlem paketleri açıklamış; sonrasında özellikle kendisini Rus tehdidine yakın hisseden Türkiye dahil üye ülkeler için Kademeli Mukabele Planları’nı (Graduated Response Plans-GRP) hayata geçirmiştir.</p>
<p>NATO 2014 sonrasında komuta-kontrol-kuvvet yapılarında da uyarlamaya gitmiştir. Bu çerçevede, başlangıçta 40.000 personeli bulunan NRF’in mevcudiyetinin 300.000 personele çıkarılması ve NRF bünyesinde Çok Yüksek Hazırlıklı Müşterek Görev Kuvveti (VJTF) tesis edilmesi kararlaştırılmıştır. Türkiye, VJTF yapılanması içinde de kendi iradesiyle yer almış ve 2021 yılı başında bu kuvvetin komutasını Polonya’dan devralıp, 2021 yılı sonunda komutayı Fransa’ya devretmiştir. Türkiye’nin komuta ettiği VJTF NATO tatbikatlarına da katılmıştır.</p>
<p><strong>Haziran 2022’de NATO’nun yeni </strong><strong>‘Stratejik Konsept’i açıklandı</strong></p>
<p>Yine 2014 sonrasında NATO komuta-kontrol-kuvvet yapılarındaki uyarlamaya bağlı olarak İzmir’deki NATO Kara Komutanlığı’nın yanı sıra İngiltere’de (Northwood) Deniz Komutanlığı (MARCOM) ve Ramstein/Almanya’da Hava Komutanlığı kurulmuştur. Ayrıca, Brunssum/Hollanda ve Napoli/İtalya’da da Müşterek Komutanlıklar hayata geçirilmiştir.</p>
<p>Haziran 2022’de NATO’nun yeni Stratejik Konsept’i açıklandıktan sonra Temmuz 2023’te Vilnius/Litvanya’da yapılan NATO Zirvesi’nde, iki ana tehdit (Rusya ve terörizm) karşısında üçlü bir yapıya dayanan savunma planları kabul edilmiştir: Bunlar, stratejik seviyede genel savunma planı, alan odaklı (domain specific-kara, hava, deniz, siber uzay) savunma planları ve bölgesel savunma planlarıdır.</p>
<p>Vilnius Zirve Bildirisi’nin 34. maddesinde, diğer hususların yanı sıra, yer alan şu ifadeler, Türkiye’de daha yeni gündeme gelen MNC-TÜR ve Deniz Unsur Komutanlığı’nın altında yatan gerekçelere ışık tutmaktadır:</p>
<p>“…Madrid Zirvesi’nde aldığımız kararları teyit ederek, NATO’nun Doğu Kanadı’nda mevcutlara ek olarak güçlü, uygun yerlerde konuşlandırılacak ve savaşa hazır kuvvetler oluşturma kararımızı yeniden vurguladık. Bu kuvvetler, mevcut muharebe gruplarından (battlegroups) gerektiğinde ve gerektiği yerde tugay büyüklüğünde birliklere genişletilecek olup, güvenilir ve hızlıca ulaşılabilir takviye kuvvetleri, önceden konuşlandırılmış teçhizat ve geliştirilmiş komuta ve kontrol yapısıyla desteklenecektir…”</p>
<p>Vilnius Zirvesi öncesinde Türkiye’deki karar vericiler ve kanaat önderi olarak geçinen çevreler, kamuoyunu İsveç’in NATO’ya üye olması sürecine kilitlemekle yetindikleri için o Zirvede NATO’nun savunma planlaması ile  komuta-kontrol-kuvvet yapısındaki uyarlamaları es geçmeyi tercih etmişler ve resmî çevrelerin de göz yummasıyla, çoğu halde olduğu üzere, derin hamasetin engin ufuklarında tur atmayı yeğlemişlerdir.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Vilnius Zirvesi kararları üç </strong><strong>yıl öncesine dayanıyor</strong></span></p>
<p>Dikkat edilmesi gereken nokta Vilnius Zirvesi kararlarının bugün İran’a karşı devam eden savaştan üç yıl öncesine dayanmasıdır. Dolayısıyla, konuyu “İran kriziyle” irtibatlı kılmanın dayanağı yoktur. Yanlış verilmiş tepkiler olsa olsa gelişmeleri zamanlıca ve yeterince takip etmeyenlerin vardıkları hatalı ve yanıltıcı bir sonuçtur. Buna mukabil NATO konusundaki deneyim ve bilgi birikimi sağlam olanları bu gözlemden tenzih etmek gerekir. Benzer şekilde üç yıl önce bu kararlar alınırken, Karadeniz’de bugünkü denli insansız deniz araçlarının neden olduğu bir durum da bulunmamaktaydı. Komplo teorilerinin toplumun yumuşak karnını oluşturduğunu fırsat bilen kimi askerî ve sivil kökenli şahısların, kamuoyunu  kendi kişisel eğilimleri ve köhnemeye yüz tutmuş zihinsel kalıpları doğrultusunda şekillendirmeye gayret ettikleri gözlenmektedir.</p>
<p>* <em>Yazı apm.org.tr sitesinden alınmıştır.</em></p>
<p><strong><em>Mehmet Fatih Ceylan kimdir?</em></strong></p>
<p>Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde uluslararası ilişkiler öğrenimi yaptı. Üniversite mezuniyetini takiben ABD Rutgers/Princeton Üniversitelerinde lisansüstü çalışmalarda bulundu ve Master’s derecesi aldı. 1979 Kasım ayında Dışişleri Bakanlığına girdi. Diplomaside geçirdiği yaklaşık kırk yıllık kariyeri sonunda 2019 Şubat ayında kendi isteğiyle emekli oldu. Emekli olduktan sonra çeşitli düşünce kuruluşlarında ve medya organlarında dış politikayla ilgili değişik konularda çalışmaları yayımlandı. Büyükelçi düzeyinde Sudan’da (2006-2009), son olarak Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı’nda (NATO-2013-2018) Daimi Temsilci, Büyükelçi olarak görev yaptı. Sırasıyla önceki yurtdışı görev yerleri: İslamabad, Deventer (Hollanda), Brüksel (Belçika), Düsseldorf (Almanya), Brüksel (Batı Avrupa Birliği ve Avrupa Birliği nezdindeki Türk misyonlarında Daimi Temsilci Yardımcısı) ve son olarak yine Brüksel. Ankara’daki son merkez görevinde ikili siyasi ilişkilerden sorumlu Müsteşar Yardımcısı (2010-2013) olarak görev yaptı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-ve-sisli-bir-gundem-76065</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/5/1280x720/nato-1775108247.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni ve sisli bir gündem ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-liman-yesil-gemi-76061</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeşil liman, yeşil gemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yeşil liman yönetmeliği nihayet değişikliklerle uygulamaya girdi. Hatırlarsınız ‘kıyı elektriği’ olmayan limanlar ‘yeşil’ olma özelliğini kaybetmiş, daha önce verilen ‘sertifikalar’ iptal edilmişti. 2023’te yapılan yönetmelik değişikliği ile ‘yeşil liman’ olabilmek için gelen gemilere kıyıdan elektrik verecek tesislere sahip olmak şart koşulmuş, yeşil liman olma özelliğini yitiren 20 kadar limana bir yıl süre verilmiş, başvuranların da çeşitli teşviklerden yararlanacağı duyurulmuştu. Sürenin tamamlanmasına karşın hiçbir liman başvuruda bulunmayınca yıllar da boşa geçmiş oldu.</p>
<p>Şimdi bir kez daha deneyeceğiz. Ancak bu kez süreç teşvikle değil, ceza baskısı altında yürüyecek.</p>
<p>Sertifikası olmayan kıyı tesislerine, yanaşan her bir gemiye saat başına 5.000 TL idari para cezası uygulanacak. Bir gemi için bir seferde uygulanacak idari para cezası tutarı 15.259 TL’den az, 605.279 TL’den fazla olamayacak.</p>
<p>Bir takvim yılında 100 ve daha fazla kruvaziyer gemi yanaşan kıyı tesisleri 31 Aralık 2028 tarihi itibarıyla, 100.000 TEU ve daha fazla konteyner elleçlenen kıyı tesisleri 31 Aralık 2030 tarihi itibarıyla Yeşil Liman Sertifikasına sahip olmak zorunda olacaklar.</p>
<p>Kıyı tesisinin yeşil liman şartlarına uyum sağlayamama sebeplerinin, kıyı tesisi işletmesinden kaynaklanmadığının belgelendirilmesi halinde İdare kıyı tesisine bir istisna belgesi düzenlenecek. İstisna belgesi en fazla bir yıllık düzenlenecek ve bu sebeplerin devam ettiğinin belgelendirilmesi halinde en fazla bir yıllık olacak şekilde bir defalığına yenilenecek.</p>
<p>Kıyı tesisinin toplam alanının yüzde 25’inden fazla genişletecek kıyı tesisleri ile aynı yönetmelik kapsamına girecek yeni inşa edilen kıyı tesisleri Yeşil Liman Sertifikası almak zorunda olacaklar.</p>
<p>Kıyı tesislerinin gemilere hizmet vermek üzere elektrik bağlantısı standardının (‘millileştirilen standart’ olarak tarif edilen) TS IEC/IEEE 80005’in ilgili bölümlerine uygun olması gerekecek.</p>
<p>Yönetmelik uygulamaya girdiğine, cezalar da ‘aba altından gösterildiğine’ göre sorun çözümlenmiş oldu mu? Aslında AB’nin konuya nasıl baktığını hatırlamakta fayda var. Çünkü bu iş için fazlasıyla detaylı yönetmelikler hazırlamışlar. Sadece gemiler değil, karada ve havadakiler dâhil diğer araçların da doğayı kirletmesini önlemeye çalışıyorlar. Bunun nasıl yapılacağına yıllardır çalışıyorlar. Dolayısıyla işin içinde sadece gemiler yok.</p>
<p>Limana gelip yanaşan gemilere sahilden elektrik vermek bu işin bir parçası. Aynı zamanda gemilerin ve diğer araçların kullanacağı yakıtları da düzenliyorlar. Yani limana giren bir gemi sahilden elektrik almayabilir. Bunun için çevreyi kirletmeyen bir yakıt kullanması gerekiyor . İşte hidrojen başta olmak üzere bu yakıtların üretimini de planlıyorlar</p>
<p>Devam edelim. AB’nin denizler ve iç sulardaki limanlarının yeşil olması konusunda kıyı elektrik tesislerinin kurulmasında çok ileride olduğunu biliyoruz. Neredeyse yüzde 70’e varan ölçüde elektrik tesislerini kurmuşlar.</p>
<p>En büyük sorunlarının enerji kapasitesi olduğunu, limanlarda kurulacak elektrik tesislerinin hedef sürelere yetişmesi için kurulu kapasitenin yetersiz olduğunu söylüyorlar. Yani orada bile bu işler ‘ha’ deyince olmuyor.</p>
<p>Devamla onlar limanlarda yeşili aşmışlar ve gemilerde yeşil şartlarını sağlamaya çalışıyorlar. Bu yüzden bugün itibarıyla limanları değil gemileri cezalandırmaya hazırlanıyorlar. Bunu da fazlasıyla teknik olan mevzuatlarında yazıp çiziyorlar.</p>
<p>Biz limanlardan kaynaklanmayacak istisnalarla ertelenebilecek süreçlerde, ‘millileştirilen’ standart ve mevzuatla bu işi yapabilir miyiz? İnşallah yaparız!</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-liman-yesil-gemi-76061</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeşil liman, yeşil gemi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bal-uretimi-gidada-gelecek-stratejisi-icin-kritik-76060</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bal üretimi gıdada gelecek stratejisi için kritik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım konusunda pek çok makale yazdım, pek çok yerde anlattım. Fırsat buldukça da yapılması gerekenlerle ilgili görüşlerimi paylaşıyorum. Çünkü teknoloji ile birlikte dünyanın gelecek için en kritik sektörü tarım-gıda diyebilirim. Teknoloji rekabet liginde ayakta kalmanız, değer üretebilmeniz için kritik. Tarım-gıda ise aç kalmamak, sürdürülebilir bir hayat kaynağı oluşturmanız için önemli. Tarım ve gıdadaki dönüşümler de teknolojiye biraz bağlı. Yani bu konular iç içe geçmiş halkalar gibiler. Tabii zeytinciliği özel olarak önemsiyorum. Sonrasında gelen birkaç konudan biri arıcılık ve bal üretimi. Yıllar önce bu konudaki fikrim netleşmişti. Bal öyle yol kenarından alınacak bir ürün değil. Doğallığının da işlenmesi önemli! Bunları hep yazdık ama yine konuşmakta yazmakta fayda var. İklim değişimi artık dünyada yönetilmeyen plansız kontrolsüz üretime fırsat vermiyor. Bu bal üretimi için de kritik görünüyor.</p>
<p><strong>Bal hasadı başlıyor! </strong></p>
<p>Bilmiyorum biliyor musunuz, bugünlerde nisan başında bal hasadı başlayacak. Yüzlerce aile bir ‘bal göçü’ başlatacak. Bir belgesel konusu bu hasat göçleri… Ama ben bunları anlatmayayım çünkü balcılığa gönül vermiş, önemli birkaç şirketten biri olan Anavarza Bal Genel Müdürü Can Sezen ile sohbetimizde aktardı ve çok güzel yeni projeleri ‘Yaşasın Arılar Departmanı’ hakkında da bilgi verdi. Onlar gibi 1-2 şirket daha var. Sektörde onlar da olmasalar düzgün bal yiyeceğimiz yok.</p>
<p><strong>Kozan tesisleri, üretim rakamları </strong></p>
<p>Anavarza Bal, Türkiye'nin bal sektöründe stratejik bir konuma sahip olan ve 1979 yılından beri faaliyet gösteren bir aile şirketi. Şirketi Can Sezen şöyle anlatıyor: “Şirketimizin tesisleri, Türkiye'nin ilçe bazında en fazla bal üreten bölgesi olan Adana Kozan’da yaklaşık 15.000 metrekarelik bir alanda yer alıyor. Yıllık kapasitesi 8.500 ton olmasına rağmen, şu an için yılda yaklaşık 3.000 ton dolum ve paketleme yapıyoruz. Organize perakende verilerine göre Anavarza Bal, Türkiye'de bal sektöründe ikinci sırada yer alıyor”.</p>
<p><strong>Türkiye’nin üretim profili </strong></p>
<p>Can Sezen Türkiye’nin bal üretim profilini şöyle çiziyor: “Türkiye, bal üretimi ve kovan sayısı bakımından dünya genelinde Çin ve Hindistan ile ilk üç sırada yer alıyor. 2025 yılı verilerine göre yaklaşık 5 bin ton bal üretimi gerçekleşiyor ve bu sektörden geçimini sağlayan 100 bin arıcı ailesi bulunuyor. Ancak bu potansiyele rağmen kovan başı verimlilikte ciddi bir sorun yaşanıyor. Dünya ortalaması kovan başı 21 kilogram seviyelerindeyken, Türkiye’de bu rakam 17,5 kilogramdan 12,5 kilograma kadar gerilemiştir”. Can Sezen bu verim kaybının temel sebebini ise şöyle anlatıyor: “Türkiye'de uygulanan gezici arıcılık yöntemi "baba usulü" ve organizasyonsuz bir şekilde yürütülüyor. Arıcılar, çiçek nektarı takibinde bilimsel veriler yerine "amcaoğlu" tavsiyeleriyle hareket ediyor. Bu da bazı bölgelerde kapasite üstü yığılmalara, bazı bölgelerde ise kaynakların boşa gitmesine neden oluyor”.  Can Sezen, “Çin gibi ülkelerdeki arıcılar; arı sütü, propolis, polen ve arı zehri gibi katma değerli ürünleri de üreterek toplam gelirlerini artırıyor. Türkiye’de ise arıcıların bu ürünlere yönlendirilmesi hem dünya fiyatlarıyla rekabet hem de üreticinin zenginleşmesi için şart” diyor.</p>
<p><strong>Sahteciler, yöntem değiştiriyor!</strong></p>
<p>Anavarza Bal Genel Müdürü Can Sezen, sektörün en büyük yaralarından birinin, tüketicinin "doğal bal" algısının suistimal edilmesi olduğunu söylüyor. Yol kenarlarında, cami önlerinde satılan ve kontrolsüzce pazarlanan ballar büyük riskler barındırıyor”. Sezen, “Doğallık, tek başına bir gıda güvenliği kriteri değildir” diyor.  Şöyle anlatıyor: “Bir balın doğal olması, onun antibiyotik, ağır metal veya pestisit kalıntısı içermediği anlamına gelmez. Arının hangi bahçeden ne aldığı, asfalt kenarından kurşun toplayıp toplamadığı ancak laboratuvar ortamında tespit edilebilir”.</p>
<p>Türkiye'de paketleme yapan 500'e yakın firma bulunmasına rağmen, dünya standartlarında akredite laboratuvar altyapısına sahip firma sayısı oldukça az. Can Sezen konunun dinamik bir şekilde geliştiğini şöyle aktarıyor: “Hile yöntemleri o kadar gelişmiştir ki, "beta-fruktofuranonaz" gibi enzimlerle üretilen sahte balların tespiti için sürekli yeni analiz yöntemleri geliştirilmesi ve tebliğlerin güncellenmesi gerekiyor. Bakanlığın yayınladığı taklit-tağşiş listelerinde bal ve zeytinyağının başı çekmesi, denetimlerin ve laboratuvar analizlerinin hayatiyetini kanıtlıyor”.</p>
<p><strong>Gelecek Vizyonu: Yaşasın Arılar</strong></p>
<p>Sektörün geleceği için sadece üretim değil, farkındalık da kritik bir role sahip. Can Sezen, “Arıların dölleme fonksiyonu olmazsa, bugün soframıza gelen sebze ve meyvelerin dörtte üçü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olur. Bu bağlamda, arıcıların eğitimini destekleyen, iklim krizini takip eden ve sektörün tüm paydaşlarını bir araya getiren ‘Yaşasın Arılar Departmanı’ı devreye aldık. Bu sivil oluşumların kurulması stratejik bir adımdır” diyor. Arıyı ekosistemin kilit taşı olarak gören Anavarza Bal, bu kaybı yavaşlatmak ve doğanın döngüsünü korumaya yardımcı olmak adına stratejik ve kurumsal bir yapı kurmuş. “Yaşasın Arılar Departmanı” arılarla ilgili küresel koruma protokollerini Türkiye’ye entegre etmek için çok yönlü çalışmalar yürütecek. Departman aynı zamanda, saha uygulamaları, tedarik zinciri eğitimleri, akademik iş birlikleri ve etki ölçümleme süreçleriyle arıcılık ekosistemi için; kalıcı, etkisi ölçülebilir ve raporlanan bir yapı kurmayı hedefliyor.</p>
<p><strong>Sonuç olarak arılar geleceğimiz </strong></p>
<p>Türkiye, 500'den fazla endemik bitki çeşidiyle dünya bal pazarında lider olabilecek bir biyolojik çeşitliliğe sahip. Ancak bu zenginliği ekonomik bir güce dönüştürmek için; vahşi sulamadan vazgeçilmesi, lojistik planlamanın dijitalleşmesi ve üreticinin teknolojiyle buluşturulması gerekiyor. Tarım, artık sadece bir çiftçilik faaliyeti değil, bir ülkenin en stratejik güvenlik meselesi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bal-uretimi-gidada-gelecek-stratejisi-icin-kritik-76060</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bal üretimi gıdada gelecek stratejisi için kritik ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-76042</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsa şeytanın bacağını kırabilecek mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Borsa Şeytanın Bacağını Kırabilecek Mi? BIST100 Yeniden 13 Bin Puanın Eşiğinde! | Ekonomi Masası" src="https://www.youtube.com/embed/T73HFGHx6Rk" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-76042</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/3/1280x720/ekonominin-gundemi-ekonomi-masasinda-1741123613.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/silahtaroglu-surdurulebilir-sanayi-icin-su-yonetimi-sart-76070</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Silahtaroğlu: Sürdürülebilir sanayi için su yönetimi şart</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ADEM ADIGÜZEL/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli’de faaliyet gösteren Makine İhtisas Organize Sanayi Bölgesi, Türkiye’nin makine sektörüne altyapı, üretim ve teknoloji desteği sağlayan öncü sanayi merkezlerinden biri olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Makine İhtisas OSB Yönetim Kurulu Başkanı Sedat Silahtaroğlu, Ekonomi gazetesi Kocaeli Bölge Temsilcisi Sabiha Toprak’ın sorularını yanıtlayarak sanayide suyun kritik bir hammadde olduğunu belirtti. Silahtaroğlu, atık suyun toplanması, arıtılması ve geri kazanımının üretim süreçlerinde stratejik öneme sahip olduğunu vurguladı. Suyun yalnızca çevresel değil; aynı zamanda ekonomik, endüstriyel ve stratejik bir başlık olduğuna dikkat çeken Silahtaroğlu, “Artık suyu konuşmak değil, yönetmek zorundayız” dedi.</p>
<h2>“Suyun gerçek değeri anlaşılmadan tasarruf bilinci gelişemez”</h2>
<p>Silahtaroğlu, Türkiye’de suyun uzun yıllardır düşük maliyetli ve sınırsız bir kaynak gibi algılandığını belirterek, bu yaklaşımın sürdürülemez olduğunu vurguladı. “Temiz suyun arıtılması, taşınması ve dağıtımı ciddi bir maliyet gerektiriyor. Benzer şekilde atık suyun toplanması, arıtılması ve yeniden kullanıma kazandırılması da önemli yatırımlar içeriyor. Mevcut fiyatlandırma politikaları ise bu gerçek maliyeti tam olarak yansıtmıyor. Sonuç olarak, hem su israfı artıyor hem de geri kazanım ve yeniden kullanım yatırımları yeterince teşvik edilmiyor. Suyun gerçek değeri anlaşılmadan tasarruf bilinci gelişemez” dedi.</p>
<h2>“Yeraltı suları kontrolsüz tüketiliyor”</h2>
<p>Türkiye’de özellikle tarım ve sanayide yeraltı sularının yoğun şekilde kullanıldığına dikkat çeken Silahtaroğlu, “Yeraltı suları, yağış rejimine bağlı olarak çok yavaş yenilenen kaynaklardır. Ancak biz bu kaynakları adeta sınırsızmış gibi tüketiyoruz. Kaçak kuyular, denetimsiz çekimler ve plansız kullanım, su seviyelerinde düşüşlere yol açıyor. Bu durum sadece su krizine değil, aynı zamanda tarımsal verim kaybına, ormanlarımızın yok olmasına ve toprak yapısında bozulmaya da neden oluyor. Yeraltı suları kullanımında, izin ve dijital izleme sistemleri devreye alınmalı” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“Su yönetiminde uzun vadeli planlamalar esas alınmalı”</h2>
<p>Yerel yönetimler ile merkezi idare arasında daha koordineli bir yapı kurulması gerektiğini, su politikalarının şeffaf, ölçülebilir ve hesap verebilir olması gerektiğini vurgulayan Silahtaroğlu, “Bugün alınan bir kararın etkisi 10-20 yıl sonrasını belirliyor. Bu nedenle bilimsel veriler, mühendislik hesapları ve uzun vadeli planlamalar esas alınmalı” dedi.</p>
<h2>“Otoyol kenarları su toplama hatlarına dönüşebilir”</h2>
<p>Yağmur suyunun büyük ölçüde boşa aktığını, mevcut altyapının bu kaynağı değerlendirecek şekilde kurgulanmadığını ifade eden Silahtaroğlu, “Her yıl milyonlarca metreküp yağmur suyu hiçbir şekilde toplanmadan denizlere ulaşıyor. Oysa otoyol kenarlarına yapılacak göletler, drenaj kanalları ve depolama alanlarıyla bu suyu bir kaynak haline getirebiliriz. Bu sistemler özellikle kurak dönemlerde tarım ve sanayi için alternatif su kaynağı oluşturur, aynı zamanda şehirlerde su baskınlarının önüne geçer” diye konuştu.</p>
<h2>“Atık ve alternatif sular sanayinin stratejik kaynağı olabilir”</h2>
<p>Türkiye’de sanayide suyun kritik bir hammadde olduğunu vurgulayan Silahtaroğlu, özellikle üretim süreçlerinde su verimliliğinin artırılmasının hem maliyet hem de sürdürülebilirlik açısından hayati olduğunu söyledi. “Sanayide kullanılan suyun büyük kısmı eski sistemlerle israf ediliyor. Oysa atık suların, özellikle gri suyun, ön arıtma ve ileri arıtma yöntemleriyle yeniden kazanılması mümkün. Tuzlu suyun arıtılması gibi projeler de yaygınlaştıkça, sanayi tesisleri bağımsız ve güvenli su kaynaklarına sahip olabilir” dedi.</p>
<p>Bu yöntemlerle hem temiz su kaynaklarının korunacağını hem de üretim maliyetlerinin düşeceğini belirten, Silahtaroğlu, “Gri su geri kazanım sistemleri, tuzlu su arıtma tesisleri ve atık su projeleri artırıldığında, atık suları çok düşük yatırım maliyetleri ile tarım alanlarında kullanabiliriz, sanayi kuraklık risklerine karşı daha dirençli hale gelir ve sürdürülebilir üretim mümkün olur” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/silahtaroglu-surdurulebilir-sanayi-icin-su-yonetimi-sart-76070</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/0/1280x720/silahtaroglu-1775109988.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Suyun sadece çevresel değil stratejik bir kaynak olduğunu vurgulayan Makine İhtisas Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Sedat Silahtaroğlu, atık suyun geri kazanımı, gri su ve tuzlu su arıtma projeleriyle sanayide tasarruf ve sürdürülebilirliğin artırılabileceğini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sac-ektirmeye-gelen-adami-reklam-yuzu-yapmislar-76054</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Saç ektirmeye gelen adamı reklam yüzü yapmışlar (!)</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hayat böyledir işte. Saç ektirmeye gelirsiniz ve bir anda kendinizi Türkiye’nin en büyük GSM operatörünün 5G kampanyasının reklam yüzü olarak bulursunuz. Kime niyet kime kısmet demişler atalarımız.</p>
<p>Önceki gece televizyonlarda gösterime giren Turkcell reklamını izleyip dünya basketbolunun unutulmaz ismi Shaquille O’Neal'i ya da bilinen adıyla Shaq’ı gördüyseniz bunun bir şaka olduğunu anlamışsınızdır. Reklamı kısaca anlatayım: Reklam filminde oynamak için geldiğinin gizli kalmasını isteyen Shaq havalimanında “Neden geldin?” diyen gazetecileri atlatmak için “Saç ektirmeye geldim" der ama ardında kendisini bir saç ekim kliniğinin bekleme salonunda bulur.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69cdf79d0e7d0-1775105949.jpg" alt="" width="700" height="349" />
<figcaption>Gazetecileri atlatmak için attığı beyaz yalan Shaq'ı, saç ekim kliniğinin bekleme salonuna götürür.</figcaption>
</figure>
<p>Reklam filminin daha sonraki karelerinde Shaq’ı, Türk doktorlarının becerikli elleri sayesinde kavuştuğu lepiska saçlarıyla ülkenin dörtbir yanında Turkcell’in 5G’sinin tanıtımını yapar ve genel müdür Dr. Ali Taha Koç’un “bu konuda benden bile daha iyi” dediği halayı çeker. Evlere misafir olur. Reklamda Shaq'in devasa fiziksel gücüne atıfta bulunularak, "Shaq diye açın" (hız vurgusu) gibi ifadelerle Turkcell’in 5G'sinin hızı ve gücü de vurgulanıyor. Rafineri Ajans tarafından yaratılan reklamda ana slogan ise “Turkcell Gücünde Shaq diye 5G”.</p>
<p>Turkcell yönetim ekibine göre reklam yüzü olarak Shaq’ı seçmelerinin nedeni “Hem bizim, hem de Shaq’ın bir efsane olması”. “Türkiye’nin en eski ve en iyi GSM operatörüyüz, Shaq da NBA’nin en iyisiydi ve hala da unutulmadı” diyen Turkcell yöneticisi “Kaç para ödediniz Shaq’a?” sorumuza ise şu yanıtı verdi:</p>
<p>“Kampanya için en uygun isim olacağına karar verdikten sonra hemen temasa geçtik. Bizi çok olumlu karşıladı ve kısa sürede uygun bir rakama anlaştık. Türkiye’yi biliyor ve Basketbol Federasyon Başkanı Hidayet Türkoğlu ile de NBA’de oynarken rakip olduğu için ülkemizi de tanıyor.</p>
<p>Kimseyi kırmayan çok iyi bir insan. Türkiye’de hiç kimsenin imza ve fotoğraf çektirme talebini geri çevirmedi. Reklamdaki performansına da diyecek yok.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sac-ektirmeye-gelen-adami-reklam-yuzu-yapmislar-76054</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Saç ektirmeye gelen adamı reklam yüzü yapmışlar (!) ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eyup-sozdinler-su-yonetimi-artik-stratejik-bir-zorunluluk-haline-geldi-76083</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eyüp Sözdinler: Su yönetimi artık stratejik bir zorunluluk haline geldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çerkezköy OSB Yönetim Kurulu Başkanı Eyüp Sözdinler, su yönetiminin sanayi açısından stratejik bir zorunluluk haline geldiğini vurguladı.</p>
<p>“ÇOSB olarak suyu yalnızca tüketilen bir kaynak değil; yönettiğimiz, koruduğumuz ve yeniden kazandığımız bir değer olarak ele alıyoruz.” şeklinde konuşan Eyüp Sözdinler, “1976 yılında kurulan Çerkezköy Organize Sanayi Bölgesi olarak bugün 300’e yakın sanayicimizle ülkemizin üretim gücüne katkı sunarken, aynı zamanda çevreye, insana ve topluma karşı sorumluluk bilinci taşıyan bir kurum olmanın gereğini yerine getirmeye büyük önem veriyoruz. Yarım asra yaklaşan kurumsal deneyimimiz bize açıkça göstermektedir ki; sürdürülebilirlik yalnızca çevreci bir yaklaşım değil, ekonomik direnç, toplumsal duyarlılık ve teknolojik gelişimin birlikte yönetildiği bütüncül bir anlayıştır.” değerlendirmesini yaptı.</p>
<p>Eyüp Sözdinler üretimde su odaklı çevre politikalarına ilişkin olarak şunları söyledi:</p>
<p><strong>Atık su geri kazanamı</strong></p>
<p>Sanayide sürdürülebilir su yönetiminin en güçlü araçlarından biri, atık suyun geri kazanılarak yeniden kullanılmasıdır. Bu doğrultuda geliştirdiğimiz Atık Su Geri Kazanımı Projesi, bölgemizin su yönetiminde dönüşüm sağlayacak en önemli yatırımlardan biridir.</p>
<p>Mevcut durumda 80 bin metreküp/gün kapasiteli atık su arıtma tesisimize entegre olarak planlanan proje kapsamında, ilk etapta 30 bin metreküp/gün kapasiteli geri kazanım tesisi kurulacak. Bu tesis sayesinde günlük yaklaşık 20 bin metreküp su geri kazanılarak sanayide proses suyu olarak kullanılacak</p>
<p>Bu proje ile; Yer altı ve yer üstü su kaynakları üzerindeki baskıyı azaltmayı, sanayicilerimize alternatif bir su kaynağı sunmayı, su maliyetlerini düşürerek rekabet gücünü artırmayı, atık oluşumunu azaltarak çevresel etkileri minimize etmeyi hedefliyoruz.</p>
<p>Özellikle tekstil sektörünün yoğun olduğu bölgemizde su tüketiminin yüksek olması, bu tür projeleri bir tercih olmaktan çıkarıp zorunluluk haline getirmiştir. Bu nedenle projemizi iki etapta toplam 60 bin metreküp /gün kapasiteye ulaşacak şekilde planlayarak, gelecekte ÇOSB’de oluşan atık suyun büyük bölümünü yeniden ekonomiye kazandırmayı amaçlıyoruz.</p>
<p>Bu konu ile ilgili olarak ayrıca Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımızın başlattığı “Organize Sanayi Bölgelerinde (OSB) Arıtılmış Atıksuların Yeniden Kullanım Potansiyelinin Araştırılması Projesi OSB-SUYAP” projesinde de yer alarak, hem tecrübelerimizi paylaşıyoruz, hem de fayda sağlamaya çalışıyoruz.</p>
<p><strong>ÇOSB’de Sürdürülebilirlik: Entegre Bir Dönüşüm Yaklaşımı</strong></p>
<p>ÇOSB olarak sürdürülebilirliği yalnızca çevresel bir konu olarak değil; ekonomik, sosyal ve yönetişim boyutlarıyla bütüncül bir dönüşüm alanı olarak ele alıyoruz.</p>
<p>Bu kapsamda 2019 yılında yayımladığımız ilk sürdürülebilirlik raporumuzun ardından, güncel gelişmeleri ve dönüşüm süreçlerimizi kapsayan, Türkiye’de OSB’ler arasında bir ilk olma niteliği taşıyan GRI uyumlu sürdürülebilirlik raporumuzu hazırlayarak 2025 yılı başında kamuoyuyla paylaştık.</p>
<p><strong>Su Tüketimi Düşük Sanayi Politikası ve Katılımcı Uygulamaları</strong></p>
<p>Yaklaşık 20 yıldır, bölgemizde su tüketimi yüksek sanayilere izin verilmemesi yönünde planlı bir yaklaşım benimsenmektedir. Bu stratejik tercih sayesinde, su kaynakları üzerindeki baskının azaltılması hedeflenmektedir. Bununla birlikte katılımcı firmalarımız da üretim süreçlerinde su tüketimini azaltacak teknolojik ve operasyonel önlemler almış ve bu şekilde, yıllar itibariyle firma ve üretim miktarlarının artmasına rağmen, Bölgemizdeki su tüketiminin düşmesi sağlanabilmiştir.  Geldiğimiz noktada, Süreç optimizasyonları, kapalı devre sistemler ve verimli ekipman kullanımı gibi uygulamalar sayesinde bölgemizde su verimliliği kültürü her geçen gün daha da güçlenmektedir.</p>
<p><strong>Yeşil OSB ve Çevresel Yönetim</strong></p>
<p>2024 yılında, Türkiye’nin ilklerindenbiri, Trakya’nın ise ilk OSB’si olarak kazandığımız Yeşil OSB unvanı, ÇOSB olarak sürdürülebilirlik alanındaki kararlı çalışmalarımızın önemli bir çıktısıdır. Bu kapsamda firmalarımızın çevre performanslarını izliyor, denetliyor ve sürekli iyileştirmeyi teşvik ediyoruz.</p>
<p>Atık Su Arıtma Tesisimiz, yeşil alan uygulamalarımız ve sürdürülebilir altyapı yatırımlarımız ile yalnızca üretimi değil, yaşam kalitesini de önceliklendiriyoruz.</p>
<p><strong>Bölgesel Çevre Yatırımları ve Ergene Havzası</strong></p>
<p>Tekirdağ Ergene Derin Deniz Deşarj Projesi gibi bölgesel yatırımlarda aktif rol alarak, Ergene Havzası’nın korunmasına katkı sağlıyoruz.</p>
<p><strong>Su Verimliliği ve Kayıp Azaltımı</strong></p>
<p>ÇOSB’de su kayıplarının %1 seviyelerine kadar düşürülmüş olması, bu alandaki güçlü altyapı ve yönetim yaklaşımımızın bir göstergesidir. ÇOSB olarak kurumsal SCADA sistemleri ve izleme altyapılarımız sayesinde suyun etkin yönetimini sağlıyoruz.</p>
<p><strong>Eğitim, Farkındalık ve İnsan Kaynağı</strong></p>
<p>ÇOSB Akademi çatısı altında su verimliliği ve sürdürülebilirlik başta olmak üzere birçok alanda eğitimler düzenleyerek farkındalık oluşturuyoruz. Aynı zamanda Mesleki ve Teknik Anadolu Lisemiz ile nitelikli insan kaynağı yetiştiriyoruz.</p>
<p><strong>Yönetim Sistemleri ve Kurumsal Mükemmellik</strong></p>
<p>Bölge Müdürlüğü bünyesinde kurduğumuz ISO 50001 Enerji Yönetim, ISO 27001 Bilgi Yönetim, ISO 14001 Çevre Yönetim ve ISO 45001 İş Güvenliği Yönetim Sistemleri, verdiğimiz hizmetlerin daha mükemmel olması yönünde yaklaşımımızın birer göstergesidir.</p>
<p>Ayrıca 2026 yılında ISO 46001 Su Verimliliği Yönetim Sistemi ve ISO 22301 İş Sürekliliği Yönetim Sistemi belgelerini de alarak sürdürülebilirlik ve kurumsal dayanıklılık alanındaki çalışmalarımızı daha ileri bir seviyeye taşımanın gayreti içerisindeyiz.</p>
<p><strong>Sorumlu Sanayi, Sürdürülebilir Gelecek</strong></p>
<p>Bugün geldiğimiz noktada sürdürülebilirlik bir tercih değil, zorunluluktur. Su ise bu dönüşümün merkezinde yer almaktadır.</p>
<p>ÇOSB olarak hedefimiz; suyu koruyan, verimli kullanan, geri kazanan, çevreyle uyumlu üretim yapan<br />bir sanayi ekosistemi oluşturmaktır.</p>
<p>2030 vizyonumuz doğrultusunda; yeşil üretimi destekleyen, dijital teknolojileri özümsemiş, çalışan refahını ve çevresel dengeyi önceliklendiren bir OSB olma yolunda kararlılıkla ilerliyoruz.</p>
<p>Sanayileşmenin sorumlulukla, üretimin değerle ve kalkınmanın insanla bütünleştiği bir gelecek için çalışmaya devam edeceğiz.</p>
<p>Çünkü biz suyun önümüzdeki dönemlerde daha çok önem kazanacağına inanıyoruz. Bu kapsamda kurumsal projelerimizi ve çalışmalarımızı sürdürüyoruz.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eyup-sozdinler-su-yonetimi-artik-stratejik-bir-zorunluluk-haline-geldi-76083</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/3/1280x720/eyup-sozdinler-1775115343.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çerkezköy OSB Yönetim Kurulu Başkanı Eyüp Sözdinler, Türkiye’nin su stresi yaşayan ülkeler arasında yer alması ve önümüzdeki yıllarda su kaynaklarında azalma beklenmesi nedeniyle su yönetiminin sanayi açısından stratejik bir zorunluluk haline geldiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ardic-suyu-uretimde-dongusel-bir-deger-olarak-aliyoruz-76081</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ardıç: Suyu üretimde döngüsel bir değer olarak alıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ankara Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Seyit Ardıç suyun yeniden kullanımı konusunda hedefler koyduklarını, atık suyun yüzde 44, mevcut alanda ise yüzde 15 oranında geri kazanım sağlanmasına yönelik çalışmaları sürdürdüklerini ifade ederek, “Bu yaklaşım, suyu yalnızca tüketilen bir kaynak değil, döngüsel bir değer olarak ele aldığımızın somut göstergesidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Suyu veriye dayalı olarak yönetmek için çalıştıklarını anlatan Seyit Ardıç üretimde su politikaları yönetimine ilişkin değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p><strong>Su ve sürdürülebilirlik</strong></p>
<p>Bölgemizde su ve sürdürülebilirlik, tüm faaliyetlerimizin merkezinde yer alıyor. Bu kapsamda oluşturduğumuz Entegre Yönetim Sistemi ile yasal gerekliliklerin ötesine geçen, bütüncül bir yaklaşım benimsiyoruz.</p>
<p>Kalite, çevre, iş sağlığı ve güvenliği, müşteri memnuniyeti, Enerji ve Su Verimliliği Yönetim Sistemleri prensiplerini ve gerekliliklerini dikkate alıyoruz. Temel hedefimiz, hizmetlerimizi yerine getirirken, hem çevreye zarar vermeden hem de paydaş memnuniyetini en üst düzeyde sağlayarak sürdürülebilir bir üretim ekosistemi oluşturmaktır.</p>
<p><strong>Yeşil OSB olan ASO 2 ve 3 OSB’de su ile entegresyon</strong></p>
<p>ASO 2. ve 3. Organize Sanayi Bölgemiz; Türkiye’nin İlk Yeşil OSB’si olarak tüm çalışmalarını, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları ile uyumlu bir şekilde yürütüyor.</p>
<p>Su, atıksu, enerji ve atık yönetimi politikalarımız birbirinden bağımsız değil; tamamı entegre bir sistemin parçası olarak ele alınıyor. Tüm uygulamalarımızı kalite, çevre ve enerji yönetimini kapsayan Entegre Yönetim sistemi çerçevesinde hayatı geçiriyoruz. Böylece kaynak kullanımında verimlilik sağlarken, çevresel etkilerimizi de minimum seviyeye indiriyoruz.</p>
<p><strong>Su verimliliğinde adımlar…</strong></p>
<p>Bölgemizde TS EN ISO 9001 Kalite Yönetim Sistemi, TS EN ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi, TS EN ISO 45001 İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemi, TS EN ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi ve TS ISO 10002 Müşteri Memnuniyet Yönetim Sistemi uygulanmaktadır ve TSE tarafından belgelendirilmiştir.</p>
<p>Bunlara ilave olarak TS ISO 46001 Su Verimliliği Yönetim Sistemi’ni de kurarak işletmeye başladık.</p>
<p><strong>Sürdürülebilirlik hedefleri</strong></p>
<p>Sürdürülebilirliği, ölçülebilir hedefler ve sürekli iyileştirme anlayışıyla yönetiyoruz. Her yıl belirlediğimiz performans hedefleri doğrultusunda tüm süreçlerimizi izliyor ve geliştiriyoruz.</p>
<p>Bu kapsamda; su kaynaklarının verimli kullanımı, kesintisiz ve güvenli su teminini ve dağıtımını, kullanımın düzenli ölçülmesi ve performansın sürekli izlenmesi temel önceliklerimiz arasında yer alıyor.</p>
<p>2026 yılına kadar su ihtiyacımızı ağırlıklı olarak kuyulardan karşılayıp ters ozmoz sistemi ile arıtarak dağıtıyorduk. Bu yıl itibariyle şebeke suyu ve kuyu suyunu birlikte kullanarak daha dengeli ve sürdürülebilir bir yapı oluşturduk.</p>
<p>Ayrıca atık suyun yeniden kullanımı konusunda somut hedeflerimiz var. İlave alanda temin edilen atık suyun yüzde 44, mevcut alanda ise yüzde 15 oranında geri kazanım sağlanmasına yönelik teknik çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu yaklaşım, suyu yalnızca tüketilen bir kaynak değil, döngüsel bir değer olarak ele aldığımızın somut göstergesidir.</p>
<p><strong>En büyük su kaybı hangi süreçte ve bunu azaltmak için ne yapıyorsunuz?</strong></p>
<p>Bölgemizde en yüksek su kaybı, kuyu suyunun arıtıldığı ters ozmoz sisteminde oluşmaktadır. Ancak arıtmanın merkezi bir tesiste yapılması sayesinde, katılımcı bazında oluşacak kayıpları önemli ölçüde azaltıyoruz. Bununla birlikte, arıtma sürecinden çıkan atık suyun geri kazanımı için 2026 planlarımızı oluşturduk ve gerekli ödenekleri ayırdık. Amacımız kaybı minimize eden değil, kaybı yeniden değere dönüştüren bir sistem kurmaktır.</p>
<p><strong>Atık su arıtma kapasitesi…</strong></p>
<p>2018 yılında devreye aldığımız atık su arıtma tesisimiz, günlük 4900 metreküp kapasiteyle hizmet vermektedir. Tesiste fiziksel, kimyasal verileri biyolojik arıtma ile çamur susuzlaştırma üniteleri bulunmaktadır. Halihazırda kapasite artırımı çalışmalarımız devam ediyor. Bu yıl sonunda kapasitemizi 7.900 m3/gün seviyesine çıkaracağız.</p>
<p><strong>Atık suyun geri kazanımı</strong></p>
<p>Atık suyun geri kazanımı, sürdürülebilirlik stratejimizin en kritik başlıklarından biridir. Faaliyette olan Bölge alanımızda arıtılmış atıksu geri kazanım tesisine ilişkin projelendirme çalışmamız devam ediyor.</p>
<p>İlave alanımızda ise bu süreci daha ileri taşıdık. Evsel ve endüstriyel atık sular için ayrı altyapılar kurduk ve arıtılmış suyun yeniden kullanımı için “mor su” hattını oluşturduk.</p>
<p>Bu sistem sayesinde; arıtılan evsel atık suyu sulamada, endüstriyel atık suyu ise proses suyu olarak yeniden kullanmayı hedefliyoruz. Böylece toplam suyun yüzde 44’ünü geri kazanmayı planlıyoruz.</p>
<p><strong>Suyu veriye dayalı yönetiyoruz</strong></p>
<p>Su verimliliğini yalnızca altyapı yatırımlarıyla değil, farkındalık ve bilgi ile de güçlendirmek gerektiğine inanıyoruz. Bu kapsamda Su Verimliliği Yönetmeliği doğrultusunda Tarım ve Orman Bakanlığı ile birlikte sanayicilerimize yönelik bilgilendirme toplantıları düzenledik. 2026 yılı Mart ayında da sanayicilerimizin Su Verimliliği Yönetmeliği konusunda belge zorunlulukları ve bu kapsamda yapılacak başvurular hakkında bir seminer gerçekleştirdik.</p>
<p>Ayrıca SCADA tabanlı su izleme sistemleriyle doğru, güvenilir ve hızlı veri iletimi ve takibi sağlıyor, firmalarımıza rehberlik ediyoruz. Hedefimiz; suyu sadece yöneten değil, veriye dayalı şekilde yöneten bir sanayi ekosistemi oluşturmak ve bu alanda Türkiye’nin ilk Yeşil OSB’si olarak ülkemize örnek olmaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ardic-suyu-uretimde-dongusel-bir-deger-olarak-aliyoruz-76081</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/1/1280x720/ardic-1775115116.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İlave alanda temin edilen atık suyun yüzde 44, mevcut alanda ise yüzde 15 oranında geri kazanım sağlanmasına yönelik çalışmaları sürdürdüklerini belirten Ankara Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Seyit Ardıç, &quot;Bu yaklaşım, suyu yalnızca tüketilen bir kaynak değil, döngüsel bir değer olarak ele aldığımızın somut göstergesidir. Suyu veriye dayalı olarak yönetmek için çalışıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/-76072</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Türbosan, enerji ve su verimliliğiyle sanayide sürdürülebilirliği şekillendiriyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE ESİN ADIGÜZEL/KOCAELİ</strong></p>
<p>Pompa üretiminde sektörün öncü markalarından Türbosan, Kocaeli Dilovası’ndaki tesislerinde yenilikçi çözümler geliştirmeye devam ettiği belirtildi.</p>
<p>Türbosan Genel Koordinatörü Ufuk Kalmanoğlu, üretim süreçlerinde enerji kadar suyun da kritik bir hammadde olduğunu vurgulayarak, “Bugün attığımız adımlar yalnızca bugünü değil, yarını da şekillendiriyor. Yenilenebilir enerji kullanımını artırıyoruz, aynı zamanda atık su ve soğutma sularını verimli kullanarak hem doğayı koruyor hem de üretimde önemli bir maliyet avantajı sağlıyoruz” dedi</p>
<p>Kalmanoğlu, sanayi tesislerinde düşük performanslı pompaları tespit edip yerine daha verimli çözümler sunduklarını belirterek, “Soğutma suyu, transfer ve atık su sistemlerinde geliştirdiğimiz ürünlerle hem işletme maliyetlerini düşürüyoruz hem de enerji ve su tüketimini azaltıyoruz. Atık ve gri suyu geri kazanmak, üretimde kritik bir kaynak yönetimi sağlıyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kalmanoğlu, “Avrupa Yeşil Mutabakatı gibi küresel çerçeveler, Türkiye için rehber olabilir. Biz, yerli üretim ile enerji ve su verimliliğini bir arada yürütmenin sürdürülebilir sanayi için anahtar olduğunu düşünüyoruz. Üretim süreçlerimizde yenilenebilir enerji kullanıyor, su tasarrufu sağlıyor ve ileri mühendislik çözümleri uyguluyoruz. Böylece karbon ayak izimizi azaltırken, uzun ömürlü ve yüksek verimli pompalarımızla sanayide hem ekonomik hem de çevresel kazanımlar elde ediyoruz” dedi.  </p>
<p>Üretim süreçlerinde yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımına ağırlık verdiklerini ve karbon ayak izini azaltmayı hedeflediklerini söyleyen Kalmanoğlu, “Enerji ve su verimliliği bizim için bitmeyen bir çalışma alanı. Üretimde ve tüketimde attığımız adımlar, sadece bugünü değil, yarının sanayi anlayışını da şekillendiriyor” diye konuştu.</p>
<h2>“Yatırımlar ve projeler artarsa temiz su kaynaklarını korumayı başarırız”</h2>
<p>Kalmanoğlu, “Yüksek verimliliğe sahip pompalar, işletme maliyetlerini düşürüyor. Ürün tasarımında enerji ve su tüketimi, dayanıklılık ve uzun ömür öncelikli kriterlerimiz arasında yer alıyor. Sadece standart ürün değil, özel prosesler için de çözümler sunuyoruz” dedi.</p>
<p>Sanayide suyun stratejik bir kaynak olduğunu vurgulayan Kalmanoğlu, “Atık suyu toplayıp arıtmak, gri suyu geri kazanmak, tesislerimizi kuraklık risklerine karşı daha dirençli hale getiriyor. Bu yöntemlere yatırımlar ve projeler artarsa hem üretimde sürdürülebilirliği hem de temiz su kaynaklarını korumayı başarırız” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/-76072</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/2/1280x720/turbosan-enerji-ve-su-verimliligiyle-sanayide-surdurulebilirligi-sekillendiriyor-1775109927.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türbosan Genel Koordinatörü Ufuk Kalmanoğlu, atık su ve soğutma suyu sistemlerinde geliştirdikleri verimli çözümlerle hem çevresel hem ekonomik kazanımlar sağladıklarını vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/foreverbest-organizasyon-uctan-uca-cozumlerle-guven-ve-kaliteyi-one-cikariyor-76064</guid>
            <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Organizasyonları markaya değer katan stratejik bir deneyim olarak ele alıyoruz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Kurumsal organizasyonlar, markaların kurumsal kültürünü, profesyonel duruşunu ve paydaşlarıyla kurduğu ilişkiyi doğrudan yansıtan en kritik temas noktaları arasında yer alıyor. Artan rekabet ortamında firmalar, organizasyon süreçlerinde yalnızca yaratıcı çözümler değil, aynı zamanda güvenilir, planlı ve kusursuz operasyon yönetimi talep ediyor. ForeverBest Organizasyon'un da bu ihtiyaca odaklanarak kurumsal firmalara stratejik bakış açısıyla tasarlanmış organizasyon hizmetleri sunduğu belirtildi.</p>
<p>Her projeyi planlama aşamasından uygulamaya kadar yüksek kalite standartlarıyla yönetirken, organizasyonları markanın hedefleri doğrultusunda yapılandırdıklarını ifade eden Foreverbest Organizasyon Kurucusu Anıl Uz, organizasyon süreçlerini tek seferlik etkinlikler olarak değil, markaya uzun vadeli değer kazandıran deneyimler olarak konumlandırdıklarını söyledi.</p>
<p><strong>“Organizasyonu etkinlikten öte, stratejik bir deneyim olarak görüyoruz”</strong></p>
<p>Kurumsal organizasyonların markalar açısından stratejik bir rol üstlendiğini belirterek, organizasyon anlayışlarını anlatan Uz, “Kurumsal organizasyonlar, markaların paydaşlarıyla birebir temas ettiği ve algının doğrudan şekillendiği alanlardır. Biz organizasyonları yalnızca bir etkinlik olarak değil, markaya değer katan stratejik bir deneyim olarak ele alıyoruz.</p>
<p>Her projede markanın hedeflerini, beklentilerini ve kurum kültürünü doğru analiz etmeye büyük önem veriyoruz. Planlama sürecinden uygulamaya kadar tüm detayları profesyonelce yönetiyor, süreci uçtan uca sahipleniyoruz. Bu yaklaşım, firmalar için güvenilir ve sürdürülebilir bir organizasyon modeli oluşturuyor” diye konuştu.</p>
<p>Şirket piknikleri, kurumsal etkinlikler, çocuk şenlikleri, oyun alanları kurulumu, şirket içi motivasyon organizasyonları ile ses, ışık ve sahne sistemlerini kapsayan geniş bir hizmet alanında faaliyet gösterdiklerinin altını çizen Uz, tüm süreçlerde güvenlik, estetik ve operasyonel mükemmeliyeti öncelik olarak benimsediklerini dile getirdi. Anıl Uz, operasyonel yapılarının kurumsal firmaların beklentilerine göre şekillendiğini vurgulayarak şunları söyledi: “Güçlü operasyon altyapımız ve alanında uzman teknik kadromuzla kurumsal firmalara uçtan uca hizmet sunuyoruz. Her organizasyonda kalite standartlarını ve güvenliği öncelik olarak ele alıyoruz. Firmalarımızın operasyonel yükünü hafifleten, riskleri yöneten ve tüm süreci koordine eden bir yapı ile çalışıyoruz. Bu sayede firmalar yalnızca etkinliğe değil, kendi işlerine ve hedeflerine odaklanabiliyor. Organizasyon sürecinde sorunsuz bir deneyim sunmak bizim temel önceliğimiz.”</p>
<p><strong>“Hedefimiz uzun vadeli iş ortaklığı kurmak”</strong></p>
<p>Kurumsal firmalarla tek seferlik projeler yerine uzun vadeli iş birlikleri kurmayı hedeflediklerini vurgulayan Anıl Uz, organizasyon süreçlerinde yalnızca hizmet sağlayıcı değil, güvenilir bir çözüm ortağı olarak konumlandıklarına ifade etti. Bu yaklaşımın sürdürülebilirlik açısından önemine dikkat çeken Anıl Uz, “Bizim için liderlik, her projede aynı kalite standardını sürdürebilmekle başlar. Kurumsal firmalarla uzun vadeli iş birlikleri kurmayı önemsiyoruz. Organizasyon süreçlerinde yalnızca hizmet sunan bir firma değil, güvenilir bir çözüm ortağı olarak çalışıyoruz. Planlama, disiplin ve detaylara verilen önem, iş yapış biçimimizin temelini oluşturuyor. Amacımız, markaların her zaman güvenebileceği bir iş ortağı olmaktır” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/foreverbest-organizasyon-uctan-uca-cozumlerle-guven-ve-kaliteyi-one-cikariyor-76064</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/4/1280x720/anil-uz-1775109676.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Foreverbest Organizasyon Kurucusu Anıl Uz, “Kurumsal organizasyonlar, markaların paydaşlarıyla birebir temas ettiği ve algının doğrudan şekillendiği alanlardır. Biz organizasyonları yalnızca bir etkinlik olarak değil, markaya değer katan stratejik bir deneyim olarak ele alıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeynal-abidin-kaplan-gahib-secimlerinde-guven-tazeledi-76037</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Apr 2026 22:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zeynal Abidin Kaplan, GAHİB seçimlerinde güven tazeledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Güneydoğu Anadolu Halı İhracatçıları Birliğinin (GAHİB) seçimli olağan genel kurul toplantısı yapıldı.</p>
<p>Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri Toplantı Salonu’nda gerçekleşen genel kurulda divan başkanlığını Hüseyin Ulutaş yaparken, Davut Dündar ve Cengiz Durmaz divan üyesi olarak görev aldı. TİM Başkan Vekili ve Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Fikret Kileci'nin de katıldığı genel kurula halı ihracatçıları büyük ilgi gösterdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69cd7453535f0-1775072339.JPG" alt="" width="700" height="449" /></p>
<p>TİM Halı Sektör Kurulu Başkanı Salahattin Kaplan genel kurulun başlangıcında yaptığı konuşmada, sektörün Gaziantep ve ülke ekonomisi açısından önemine dikkat çekti. Başkan Kaplan, "16 yılda sektörümüz ve Birliğimiz çok önemli bir noktaya geldi. Önemli başarılara imza attık. Bugün bazı sorunlarımız olabilir ama biz bu krizden de güçlenerek çıkacağız. Yeter ki maliyet hesaplarını iyi yapalım, rekabet gücümüzü kaybetmeyelim" dedi. Selahattin Kaplan ayrıca, yeni dönemde Halı Sektör Kurulu Başkanlığı görevinin sona erdiğini belirterek, bu süre içerisinde çalışmalara destek olan, katkı sunan tüm üyelere teşekkür etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69cd7465bddb1-1775072357.JPG" alt="" width="700" height="539" /></p>
<p><strong>"2025’te 144 ülkeye halı ihracatı yapıldı"</strong></p>
<p>Güneydoğu Anadolu Halı İhracatçıları Birliği Başkanı Zeynal Abidin Kaplan, genel kurulda yaptığı konuşmada, sektörün genel durumu ve önümüzdeki dönem yapılacak çalışmalarla ilgili bilgi verdi. Başkan Zeynal Abidin Kaplan, “Ülkemiz halı ihracatı 2025 yılında 2024 yılına göre %1 azalarak 2 Milyar 838 Milyon 515 Bin ABD doları olarak gerçekleşmiş iken Birliğimiz halı ihracatı 2025 yılında 2024 yılına göre %1 artarak 1 milyar 961 milyon 498 Bin ABD doları olarak gerçekleşmiştir. Güneydoğu Anadolu Halı İhracatçıları Birliği’nin 2025 yılı Türkiye geneli halı sektörü ihracatı içerisindeki payı % 69,1 olmuştur. 2025 yılında Birliğimiz toplam halı ihracatının % 83,9’unu makine halıları, %14,3’ü Tufte Halılar, kalan kısmını ise el halıları ve kilimler oluşturmaktadır. 2025 yılında Mal grupları bazında 2024 yılına kıyasla makine halısı ihracatımız %1,9 azalmış, tufte halı ihracatımız %13,2 oranında artmıştır. Ülkeler bazında 2025 yılı Halı ihracatımız incelendiğinde 144 ülkeye halı ihracatı gerçekleştirilmiştir. Birleşik Devletler %5,5’lik azalışla ve 535 milyon 281 Bin ABD doları ihracat değeri ile %27,3 paya sahip ve ilk sırada yer almaktadır. İkinci sırada %16,7’lik artış ve 233 milyon 415 Bin ABD doları ihracat değeri ile %11,9 paya sahip Irak, üçüncü sırada ise %11,3’lük artış ve 228 milyon 942 Bin ABD doları ihracat değeri ile %11,7 paya sahip Suudi Arabistan bulunmaktadır” dedi.</p>
<p><strong>"Gaziantep dünya halı ticaretinin kalbidir"</strong></p>
<p> Halı sektörünün Gaziantep ekonomisinin can damarı olduğunu vurgulayan Güneydoğu Anadolu Halı İhracatçıları Birliği Başkanı Kaplan, şöyle devam etti: “Halı, üretim, istihdam ve ihracatı ile önemli bir sektör. Ülke ekonomisine büyük katkı sağlayan bir sektör. Gaziantep ve bölgemiz ise, dünya halı ticaretinin kalbi konumunda. Ancak bugün sektörümüz dünya genelindeki savaşlar, global piyasalarda yaşanan krizler nedeniyle sıkıntılı bir sürece girdi. Hammadde fiyatları büyük ölçüde artarken, bizler bu artışı fiyatlar yansıtamadık. Kesinlikle karamsar değiliz. Geleceğin daha güzel olacağına inanıyoruz. Ancak bizler bu zorlu günleri kolay atlatabilmek için birlik ve beraberlik halinde hareket etmek zorundayız. Ortak kararlarla güç birliği yapmak ve rekabet avantajı elde etmek zorundayız. Biz birlik ve beraberliğimizi korudukça, birlikte hareket ettikçe tüm zorlukları daha kolay aşarız. Hepinize katılımınızdan dolayı teşekkür ediyor, genel kurulumuzun sektörümüze, şehrimize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69cd747743e08-1775072375.JPG" alt="" width="700" height="403" /></p>
<p>Konuşmaların ardından seçimlere geçildi. Tek liste halinde gidilen seçimlerde Güneydoğu Anadolu Halı İhracatçıları Birliği Başkanı Zeynal Abidin Kaplan yeniden oybirliği ile başkan seçildi. Zeynal Abidin Kaplan başkanlığındaki Birlik Yönetim Kurulu şu isimlerden oluştu: Adem Beğendi, Bekir Şahan, İskender Kaplan, İsmail Karalar, Mehmet Koca, Şıh Mehmet Öztürk, Tayfun Ulutaş, Halit Uzanır, Mustafa Kaplan ve Memet Özbağ.</p>
<p>Genel Kurulda, Mustafa Bozatlı, Suat Bozkurt ve Mehmet Uğur, Denetim Kurulu üyesi seçilirken, Hüseyin Güzel, Murat Ercan, Kutan Bayram ve Hakan Emre Mercan TİM Delegesi olarak görev aldı.</p>
<p><strong>Başkan Kaplan’dan üyelere teşekkür</strong></p>
<p>Genel kurulun ardından delegelere teşekkür konuşması yapan Başkan Zeynal Abidin Kaplan, şunları söyledi: “Şahsıma ve yönetim kurulumuza gösterdiğiniz bu teveccüh, sadece bir seçim sonucu değil; aslında geçtiğimiz dönemde omuz omuza verdiğimiz mücadelenin, döktüğümüz alın terinin ve ortak hedeflerimizin bir tasdikidir. Tek liste ile seçime gidiyor olmamız, halı sektörünün tek yürek olduğunun, birliğimizin ve beraberliğimizin en somut göstergesidir. Bu güvene layık olmak için dün olduğu gibi bugün de tüm gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz. Zorlu küresel şartlara rağmen, sizin azminiz ve ihracat kabiliyetiniz sayesinde Türk halısını dünyanın dört bir yanındaki evlere sermeye devam ediyoruz. Önümüzdeki dönemde de; dijitalleşmeden sürdürülebilir üretime, yeni pazar arayışlarından tasarım odaklı büyümeye kadar her alanda sektörümüzün önünü açacak projelere odaklanacağız. Bizim için asıl olan koltuklar değil, hizmettir. Sektörümüzün her bir ferdinin derdi bizim derdimiz, başarısı bizim gururumuzdur. Bu yeni dönemin hepimiz için hayırlara vesile olmasını diliyor; destekleriniz için tekrar teşekkür ediyorum. Yolumuz açık, ihracatımız bol olsun.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeynal-abidin-kaplan-gahib-secimlerinde-guven-tazeledi-76037</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/7/1280x720/zeynal-abidin-kaplan-gahib-secimlerinde-guven-tazeledi-1775072399.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Güneydoğu Anadolu Halı İhracatçıları Birliğinin seçimli olağan genel kurulunda Zeynal Abidin Kaplan güven tazeleyerek yeniden başkan seçildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gto-uyelerini-ozbekistan-pazarina-tasiyor-76036</guid>
            <pubDate>Wed, 01 Apr 2026 22:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> GTO, üyelerini Özbekistan pazarına taşıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Ticaret Odası (GTO), üyelerinin ihracat potansiyelini artırmak ve yeni pazarlara erişimini güçlendirmek amacıyla uluslararası iş bağlantılarını geliştirmeye devam ediyor. Bu kapsamda düzenlenen ve 100’ün üzerinde Gaziantepli firmanın katıldığı “Özbekistan Gıda, Temizlik ve Hijyen Ürünleri Sektörleri Nitelikli Alım Heyeti ve Firmalar Arası İkili Görüşmeler (B2B) Organizasyonu” başarıyla tamamlandı.</p>
<p>Özbekistan’ın en büyük modern market zinciri olan Korzinka’nın satın alma yetkilileri, Gaziantep’e gelerek gıda, temizlik ve hijyen ürünleri sektörlerinde faaliyet gösteren GTO üyesi firmalarla birebir iş görüşmeleri gerçekleştirdi. Organizasyonda firmalar, ürünlerini doğrudan satın alma yetkililerine tanıtma ve ihracat iş birlikleri geliştirme fırsatı buldu. Yaklaşık 40 milyon nüfuslu Özbekistan pazarında modern perakendenin en güçlü aktörlerinden biri olan Korzinka’nın, geniş ürün gamında Türk tedarikçilerle iş birliği arayışı, Gaziantep firmaları açısından önemli bir ticari fırsat sundu. GTO’da iki gün süren etkinliğe makarna, un, süt ürünleri, çikolata, şekerleme, çay, kahve, bitkisel yağ ve hijyen ürünleri gibi alanlarda faaliyet gösteren GTO üyeleri yoğun ilgi gösterdi.</p>
<p>Organizasyona ilişkin yaptığı değerlendirmede, Gaziantep’in üretim gücünü alternatif pazarlara taşımayı ve kent ihracatına katkı sağlamayı hedeflediklerini belirten GTO Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Yıldırım, şunları söyledi: “Gaziantep, üretim kapasitesi, ihracat tecrübesi ve girişimci ruhuyla Türkiye ekonomisinin lokomotif şehirlerinden biridir. Üyelerimizin yeni pazarlara açılması, sürdürülebilir ihracat bağlantıları kurması ve küresel rekabet gücünü artırması için çalışmalarımızı aralıksız sürdürüyoruz. Özbekistan gibi büyüyen ve yüksek potansiyel taşıyan pazarlarda kurduğumuz bu temaslar üyelerimize önemli ticari kazanımlar sağlayacak. Organizasyonda onlarca üyemiz görüşme ve ürünlerini tanıtma fırsatı buldu. Birçoğunun da yakın zamanda Özbekistan’a ihracata başlayacağına inanıyorum.”</p>
<p><strong>“Uluslararası ticaret odaklı etkinlikleriz devam edecek”</strong></p>
<p>GTO olarak yalnızca yerel değil bölgesel ve küresel ölçekte de üyelerinin her zaman yanında olduklarını vurgulayan Yıldırım, benzer nitelikli alım heyeti ve B2B organizasyonlarının önümüzdeki dönemde de devam edeceğini belirterek, “Gaziantep Ticaret Odası olarak üyelerimizin dış ticaret ağını genişletmek ve şehrin ihracat vizyonuna katkı sunmak amacıyla uluslararası ticaret odaklı etkinlikleri sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.</p>
<p>Korzinka Özel Marka Sorumlusu Tokhir Shokiraliev ise gerçekleştirilen organizasyondan fazlasıyla memnun olduklarını, önemli firmalarla görüşmeler yaptıklarını ve Gaziantep’te üretilen ürünlerin yakın zamanda Korzinka raflarında yer alacağını söyleyerek, Gaziantep Ticaret Odası’na iş birliğinden dolayı teşekkür etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gto-uyelerini-ozbekistan-pazarina-tasiyor-76036</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/6/1280x720/gto-uyelerini-ozbekistan-pazarina-tasiyor-1775071378.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Ticaret Odası, üyelerini Özbekistan’ın en büyük modern market zinciri Korzinka ile buluşturdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
