<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-fabrika-ve-kobiler-icin-yesil-uretime-gecisin-maliyeti-83741</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeşil fabrika ve KOBİ’ler için yeşil üretime geçişin maliyeti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yeşil fabrika kavramı, üretim süreçlerini çevre dostu hale getirerek enerji verimliliğini artıran, atık ve emisyonları azaltan, yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanan sürdürülebilir üretim modelini ifade eder.</p>
<p>Avrupa Yeşil Mutabakatı, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) gibi düzenlemeler nedeniyle KOBİ’ler için yeşil dönüşüm artık bir zorunluluk haline gelmiştir.</p>
<p>Birçok KOBİ, yeşil üretimin yüksek maliyetli olduğunu düşünse de, doğru stratejiler, devlet destekleri ve uzun vadeli tasarruflarla bu geçiş kârlı bir yatırıma dönüşebilir.</p>
<p>Açık kaynaklardan yararlandığım bu yazımda  , geçiş süreçlerini, maliyet kalemlerini ve destek fırsatlarını ele alacağız.</p>
<p><strong>Yeşil üretime geçişte </strong></p>
<p><strong>ana maliyet kalemleri</strong></p>
<p>KOBİ’ler için yeşil dönüşüm maliyetleri sektöre, ölçeğe ve mevcut altyapıya göre değişir.</p>
<p>Başlıca kalemler şunlardır:</p>
<p>Enerji Verimliliği ve Yenilenebilir Enerji Yatırımları: LED aydınlatma, yalıtım iyileştirmeleri, eski makinelerin verimli modellerle değiştirilmesi, çatı GES (Güneş Enerjisi Santrali) kurulumu.</p>
<p><strong>Örnek</strong>: Bir KOBİ’de LED geçişi ve yalıtım optimizasyonuyla enerji faturalarında %15-20 tasarruf sağlanabilir.</p>
<p>Tam bir GES yatırımı için maliyetler milyonlarca TL’ye ulaşabilir ancak desteklerle düşer.</p>
<p><strong>Süreç optimizasyonu ve döngüsel ekonomi:</strong></p>
<p>Atık geri kazanımı, su tasarrufu sistemleri, ısı geri kazanımı.</p>
<p>Maliyet: Orta ölçekli bir tesiste atık yönetim sistemi 500 bin TL’den başlayabilir; ancak atık azaltımı üretim maliyetlerini düşürür.</p>
<p>Sertifikasyon ve Denetim: OEKO-TEX, GOTS, ISO 14001 gibi yeşil sertifikalar.</p>
<p>Yıllık maliyetler birkaç bin ile on binlerce Euro arasında değişir (örneğin GOTS ilk yıl 5.500-16.500 USD).</p>
<p>Teknoloji ve Danışmanlık: Yeşil teknoloji entegrasyonu, enerji etütleri, danışmanlık hizmetleri.</p>
<p>Genel tahmin: Küçük ölçekli bir KOBİ için başlangıç yatırımı 500 bin – birkaç milyon TL arasında olabilir. Büyük ölçekli geçişlerde (tam fabrika yenileme) 10 milyon TL ve üzeri rakamlar görülebilir. Ancak birçok durumda yatırımlar 2-5 yılda kendini amorti eder.</p>
<p><strong>KOBİ’ler için düşük maliyetli adımlar</strong></p>
<p>Büyük bütçeler şart değil! Aşağıdaki adımlarla düşük maliyetle başlanabilir:</p>
<p>Enerji Verimliliği Odaklı Başlangıç: LED ampuller, kompresör bakımı, stand-by tüketim azaltımı.</p>
<p>Atık ve Kaynak Optimizasyonu: Just-in-time üretim, atık ısı geri kazanımı.</p>
<p>Dijital Araçlar: Basit sensörler ve izleme yazılımları ile tüketim takibi.</p>
<p>Hibe ve Teşvik Araştırması: Devlet desteklerini önceliklendirin.</p>
<p>Kademeli Geçiş: Pilot proje ile test edin.</p>
<p>Destek ve Finansman Fırsatları (Türkiye Odaklı)</p>
<p><strong>Türkiye’de KOBİ’ler için </strong></p>
<p><strong>kapsamlı destekler mevcut</strong></p>
<p>KOSGEB Yeşil Sanayi Destek Programı: Güneş enerjisi yatırımları için 14 milyon TL’ye kadar (%60-80 destek), temiz üretim için 4 milyon TL. Dünya Bankası iş birliğiyle yürütülüyor.</p>
<p><strong>TÜBİTAK 1832 Sanayide Yeşil Dönüşüm Çağrısı:</strong></p>
<p>Proje başına KOBİ’ler için 9,5-15 milyon TL bütçe, %80 destek oranı (hibeye dönüşüm mümkün).</p>
<p><strong>Kalkınma ajansları (SoGreen Projesi):</strong> Proje başına 2,6-7,5 milyon TL faizsiz destek. Kadın ve genç KOBİ’lere öncelik.</p>
<p>Diğer Teşvikler: Vergi indirimleri, enerji performans sözleşmeleri, yeşil krediler.</p>
<p>Bu destekler sayesinde net maliyet önemli ölçüde düşüyor ve hatta sıfıra yakın seviyeye inebiliyor.</p>
<p><strong>Faydalar ve örnekler</strong></p>
<p>Maliyet azaltımı: Enerji ve atık tasarrufuyla yıllık %10-30 tasarruf.</p>
<p>Rekabet avantajı: İhracatta CBAM uyumu, yeni pazarlar, marka değeri artışı.</p>
<p>Gerçek örnek: Bir mobilya fabrikası KOSGEB desteğiyle GES kurarak aylık 130 bin TL elektrik faturasını sıfırlamış ve fazladan gelir elde etmiştir.</p>
<p><strong>Sonuç ve Öneriler</strong></p>
<p>Yeşil üretime geçiş, KOBİ’ler için başlangıçta bir maliyet gibi görünse de, devlet destekleri, hızlı ROI (yatırım geri dönüşü) ve rekabet avantajıyla uzun vadede büyük kazanç sağlar.</p>
<p><strong>Öneriler:</strong></p>
<p>Önce enerji etüdü yaptırın.</p>
<p>KOSGEB/TÜBİTAK çağrılarını takip edin.</p>
<p>Kademeli bir yol haritası oluşturun.</p>
<p>Danışmanlık alarak süreçleri yönetin.</p>
<p>Yeşil fabrika olmak sadece çevreye değil, işletmenizin geleceğine de yatırım anlamına gelir.</p>
<p>Daha detaylı bilgi için KOSGEB, TÜBİTAK ve kalkınma ajanslarının sitelerini ziyaret edebilirsiniz.</p>
<p>Kaynaklar: KOSGEB, TÜBİTAK, Yeşil Sanayi rehberleri ve ilgili raporlar temel alınmıştır.</p>
<p>Güncel destek detayları için resmi kurumlara başvurunuz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-fabrika-ve-kobiler-icin-yesil-uretime-gecisin-maliyeti-83741</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/3/1280x720/kobi-1765863117.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeşil fabrika ve KOBİ’ler için yeşil üretime geçişin maliyeti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sev-egitim-ekosistemimize-katki-sunacak-bilgi-ve-uygulama-uretmeye-odaklaniyor-83740</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> SEV, eğitim ekosistemimize katkı sunacak bilgi ve uygulama üretmeye odaklanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sağlık ve Eğitim Vakfı  (SEV) üç şehirde bulunan dört lisesiyle ülkemizin eğitim tarihinde çok önemli konumda olan bir kurum.  Vakıf, Üsküdar Amerikan Lisesi, İzmir Amerikan Koleji, Tarsus Amerikan Koleji ve SEV Amerikan Koleji’nin yanısıra,  1997 yılından beri üç şehirde SEV İlköğretim Kurumları olarak anaokulundan liseye kadar eğitim veren okullara sahip.</p>
<p>SEV okullarında 2025-2026 eğitim ve öğretim döneminde, 5.501 öğrenci bulunuyor.   SEV ve bağlı kurumlarında 747’si öğretmen 1079 eğitim çalışanı görev yapıyor. Öğrenciler ortaokuldan sonra SEV Amerikan Koleji’ne sınavsız olarak devam edebiliyor.</p>
<p>Geçtiğimiz hafta Marjinal Porter Novelli ekibinin davetiyle İstanbul Divan Otel’de Sağlık ve Eğitim Vakfı (SEV) Genel Müdürü Didem Duru; SEV İlköğretim Okulları Grup Müdürü Çınla Sezgin ve  SEV Araştırma &amp; Etki Müdürü Dr. Emel Ünsal Uysal ve SEV Kurumsal İlişkiler ve Etkinlikler Müdürü Zeynep Semizoğlu Atlan ile  biraya geldik.  SEV’in 1800’lerin ikinci yarısında, Osmanlı döneminde kurulan Amerikan okullarıyla başlayan öyküsü, mevcut çalışmaları ve gelecek planları hakkında bilgi aldık.  </p>
<p>Başlangıçta bünyesinde Üsküdar Amerikan Lisesi, İzmir Amerikan Koleji, Tarsus Amerikan Koleji ve   Talas Amerikan Ortaokulu olan kurum,   1967 yılında Talas Amerikan Ortaokulu’nun kapanması sonrasında yeni bir yapılanmaya gitmiş.  Mezunlar diğer okulların yaşamasını sağlamak için 1968'de Sağlık ve Eğitim Vakfı’nı kurmuşlar.  1990 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla kar amacı gütmeyen vakıf statüsü kazanılmış. SEV halen gönüllü mezunlardan oluşan Mütevelli Heyeti ve Yönetim Kurulu tarafından yönetiliyor.  </p>
<p>Vakıf  ayrıca SEV Yayıncılık ile tarihi 1860'lara uzanan Redhouse İngilizce Türkçe sözlük geleneğinin mirasını Redhouse Kidz markasıyla genişleterek çocuk edebiyatına da taşıyor</p>
<p><strong>Araştırma ve Etki Departmanı</strong></p>
<p>SEV, eğitimde karar alma süreçlerini araştırma ve veriye dayalı yaklaşımlarla desteklemek amacıyla kurduğu Araştırma ve Etki Departmanı aracılığıyla Türkiye'de K–12 düzeyinde öncü bir model geliştiriyor. </p>
<p>Departman, SEV kurumlarında sürekli öğrenme ve gelişim kültürünü güçlendirecek araştırmalar yürütüyor, elde edilen bulgular doğrultusunda kanıta dayalı öneriler geliştiriyor ve bu önerilerin uygulamaya yansımasını destekliyor.</p>
<p>Bu kapsamda SEV, yalnızca kendi okullarına değil, Türkiye'deki eğitim ekosistemine katkı sunabilecek bilgi ve iyi uygulamalar üretmeye odaklanıyor. Akademik kurumlar, sivil toplum kuruluşları ve farklı paydaşlarla kurulan işbirlikleri sayesinde etki alanını genişletiyor; eğitim alanında kalıcı ve ölçülebilir değer yaratmayı hedefliyor.</p>
<p><strong>Mezunların yüzde 70’i yurt dışında eğitime devam ediyor</strong></p>
<p>SEV 20 bine varan mezunuyla Türkiye’nin en güçlü mezun ağlarından birine sahip. Dört lisesinin mezun dernekleri, mezunlar arası ve mezunların okulla bağlarını güçlendirmek için çalışmalarını sürdürüyor.</p>
<p>SEV Genel Müdürü Didem Duru,  Vakfı mezunların kendi okullarına sahip çıkma ve yaşatma vizyonuyla doğmuş bir gönüllülük hareketi olarak tanımlıyor. Duru’nun verdiği bilgiye göre  mezunların yaklaşık %70’i eğitimlerini yurt dışında, dünyanın en seçkin üniversitelerinde sürdürüyor. Öğrenciler Harvard, Yale, Oxford ve Columbia gibi Ivy League ile Russell Group üyesi lider kurumlardan her yıl milyonlarca dolar burs eşliğinde kabul alıyor. Türkiye’de kalan öğrenciler ise ise tıp ve mühendislik ağırlıklı olarak Boğaziçi, Koç, Sabancı ve İTÜ gibi en prestijli üniversiteleri tercih ediyor. </p>
<p>Didem Duru, okulların  Bilim, Sanat ve Spor Bursları, üstün yetenekli ulusal ve uluslararası başarılı öğrencilere verilen burslar, akademik başarı bursları ve maddi destek burslarına dikkat çekerek, 2025-2026 döneminde 5.501 öğrencinin 826’sı yani %15’i SEV burslarından faydalandığını ifade ediyor.   </p>
<p><strong>Yapay zeka ve gelişmiş teknoloji bir dönüşüm fırsatı sunuyor</strong></p>
<p>SEV İlköğretim Okulları Grup Müdürü Çınla Sezgin ve  SEV Araştırma &amp; Etki Müdürü Dr. Emel Ünsal Uysal,   SEV olarak yapay zekâ ve teknolojileri, eğitim için bir tehdit değil, dönüşüm ve yeniden tanımlama, yeniden öğrenme, yeniden inşa etme fırsatı olarak gördüklerini ifade ediyorlar. Bilgiye ulaşmanın kolaylığına dikkat çekerek  şu  yorumu yapıyorlar  “<em>Bilgi her yerde, her an erişilebilir durumda. Artık bilgiyi anlamlandırmak, eleştirel düşünebilmek, yaratıcı fikirler üretebilmek, etik ve empatik kapasite, sorumluluk alabilmek değerli. Yapay zekâ çağında eğitim, içerik aktarımı veya öğretimden ziyade zihinsel olgunluk ve karakterin gelişimine odaklanıyor; bilgi odağından bilgelik odağına kayıyor.”</em></p>
<p>Sezgin ve  Uysal, yapay zekanın  öğretmenin yerini almak için değil; öğretmenin etkisini daha güçlendirmek için var olduğunu ifade ediyorlar. SEV ekipleri “pedagojik yaklaşımın yerine geçmek için değil; onu daha görünür, daha ölçülebilir ve daha güçlü kılmak” vizyonu doğrultusunda  kapsamlı bir SEV Yapay Zeka Politikası oluşturmuş </p>
<p>Bu doğrultuda; EdTech Festival, Teachers2Teachers gibi geniş katılımlı paylaşım ortamları;  SEV Academy altında mikro öğrenme içerikleri; Uygulamalı atölye çalışmaları; Yapay zekâ okuryazarlığı programları ve Araştırmacı Öğretmen Programı benzeri çalışmalar yürütülüyor. </p>
<p><strong>Öncü bir model </strong></p>
<p>SEV’in eğitimde karar alma süreçlerini araştırma ve veriye dayalı yaklaşımlarla desteklemek amacıyla kurduğu Araştırma ve Etki Departmanının araştırma çalışmaları ulusal ve uluslararası akademik platformlarda da karşılık buluyor. </p>
<p>Teacher Development ve BERA Curriculum Journal gibi saygın yayınlarda makaleler yayınlanırken, ulusal ve uluslararası kongrelerde de çalışmalar paylaşılıyor.</p>
<p>SEVinAction Araştırmacı Öğretmen Programı'nın bir çıktısı olarak yayımlanmaya başlayan EAR – Eylem Araştırmaları Dergisi, öğretmen ve yöneticiler tarafından yürütülen araştırmaları görünür kılmayı ve kurum genelinde yaygınlaştırmayı amaçlıyor. Türkçe ve İngilizce yayımlanan dergi, öğretmen araştırmalarını görünür kılan ve kurumlar arası öğrenmeyi destekleyen öncü bir paylaşım platformu niteliği taşıyor. </p>
<p><strong>SEV Öğretmen Destek programı deprem bölgesinde</strong></p>
<p>Toplumsal etki, SEV'in eğitim anlayışının ayrılmaz bir parçasını oluşturuyor. Sosyal sorumluluk ve toplum hizmeti çalışmaları; öğrenciler, öğretmenler, mezunlar ve iş birlikleriyle birlikte büyüyen bir değer olarak ele alınıyor. Bu yaklaşımın önemli örneklerinden biri olan SEV Öğretmen Destek Programı, 2023 Kahramanmaraş depremlerinin ardından deprem bölgesindeki öğretmenlerin ve okul yöneticilerinin iyi oluşlarını desteklemek amacıyla hayata geçirildi. Üç yıl boyunca sürdürülen programa yaklaşık 250 eğitimci katıldı. Bu çalışmanın devamı olarak Ekim-Kasım 2026 döneminde Adana ve Hatay'da devlet okulu öğretmenlerine yönelik "Barışçıl Okul İklimi" temalı yeni bir profesyonel gelişim programının hayata geçirilmesi planlanıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sev-egitim-ekosistemimize-katki-sunacak-bilgi-ve-uygulama-uretmeye-odaklaniyor-83740</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/0/1280x720/544-1784782183.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SEV, eğitim ekosistemimize katkı sunacak bilgi ve uygulama üretmeye odaklanıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ureterek-kalkinan-bir-ekonomi-icin-turkiyenin-insan-sermayesi-stratejisi-83739</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üreterek kalkınan bir ekonomi için Türkiye&#039;nin insan sermayesi stratejisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>YKS sonuçları açıklandı. Milyonlarca genç bugün tercih yapıyor. Ancak aslında tercih yapan yalnızca gençler değil; Türkiye de geleceğini tercih ediyor.</p>
<p>Her yıl üniversite tercih döneminde aynı sorular gündeme geliyor: Hangi bölüm daha avantajlı? Hangi üniversite daha iyi? Hangi meslek daha fazla istihdam sağlayacak?</p>
<p>Bu sorular önemlidir. Ancak artık yeterli değildir.</p>
<p>Çünkü yapay zekâ, dijitalleşme, biyoteknoloji, kuantum teknolojileri, yeşil dönüşüm ve ileri üretim sistemleriyle şekillenen yeni küresel düzende asıl rekabet; ülkelerin sahip oldukları doğal kaynaklar arasında değil, nitelikli insan sermayesi arasında yaşanmaktadır.</p>
<p>Dolayısıyla üniversite tercihleri yalnızca bireysel kariyer kararları değildir. Aynı zamanda Türkiye'nin ekonomik rekabet gücünü, teknolojik bağımsızlığını ve sürdürülebilir kalkınmasını belirleyecek stratejik bir insan kaynağı planlamasının başlangıç noktasıdır.</p>
<p><strong>Yeni ekonominin temel </strong><strong>sermayesi: İnsan</strong></p>
<p>yüzyılın kalkınma modeli büyük ölçüde sermaye, enerji ve fiziksel altyapıya dayanıyordu.</p>
<p>yüzyılda ise ekonomik büyümenin temel belirleyicisi; bilgi üretebilen, teknoloji geliştirebilen ve yenilik yapabilen insan kaynağıdır.</p>
<p>Bugün dünyanın en yüksek katma değer üreten ekonomileri incelendiğinde ortak payda açıkça görülmektedir. Bu ülkeler yalnızca iyi üniversitelere değil; üniversite-kamu-sanayi iş birliğini kurumsallaştırmış, araştırmayı üretime dönüştürebilen ve yaşam boyu öğrenmeyi ekonomik bir strateji olarak benimsemiş ülkelerdir.</p>
<p>Türkiye'nin de sürdürülebilir büyüme, yüksek teknoloji üretimi ve küresel rekabet hedeflerine ulaşabilmesi için kalkınma anlayışını insan sermayesi ekseninde yeniden yapılandırması gerekmektedir.</p>
<p><strong>Üniversiteler yeni ekonominin </strong><strong>tasarım merkezleri olmalıdır</strong></p>
<p>Bugünün dünyasında üniversitelerin görevi yalnızca diploma vermek değildir.</p>
<p>Üniversiteler bilgi üreten, teknoloji geliştiren, girişimciliği destekleyen ve ekonomik dönüşüme yön veren kurumlar hâline gelmelidir.</p>
<p>Başarı; mezun sayısıyla değil, araştırma kalitesiyle, patentlerle, teknoloji transferiyle, girişimcilikle ve toplumsal etkiyle de ölçülmelidir.</p>
<p>Yapay zekâ destekli eğitim modelleri, disiplinler arası programlar, sektörle birlikte geliştirilen müfredatlar ve güçlü araştırma ekosistemleri artık bir tercih değil, zorunluluktur.</p>
<p>Yapay Zekâ Çağı Meslekleri Değil, Yetkinlikleri Değiştiriyor</p>
<p>Yapay zekâ birçok rutin işi üstlenecek.</p>
<p>Ancak merak eden...</p>
<p>Sorgulayan...</p>
<p>Üreten...</p>
<p>Etik karar verebilen...</p>
<p>Takım çalışmasına yatkın...</p>
<p>Disiplinler arası düşünebilen...</p>
<p>İnsan kaynağı her zamankinden daha değerli olacaktır.</p>
<p>Bu nedenle geleceğin eğitim sistemi yalnızca meslek kazandırmamalı; öğrenmeyi öğrenen, değişime uyum sağlayan ve yaşam boyu gelişmeyi benimseyen bireyler yetiştirmelidir.</p>
<p><strong>Türkiye'nin ihtiyacı 2053 </strong><strong>insan sermayesi stratejisidir</strong></p>
<p>Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında Türkiye'nin en önemli stratejik belgesi, uzun vadeli bir 2053 İnsan Sermayesi Stratejisi olmalıdır.</p>
<p>Bu strateji yalnızca eğitim politikalarını değil;</p>
<p>- Ekonomik kalkınmayı,</p>
<p>- Sanayi dönüşümünü,</p>
<p>- Teknoloji üretimini,</p>
<p>- Bölgesel gelişmeyi,</p>
<p>- İstihdam politikalarını,</p>
<p>- Girişimcilik ekosistemini</p>
<p>- Aynı vizyon altında bir araya getirmelidir.</p>
<p>İnsan kaynağı planlaması, yalnızca üniversite kontenjanlarını belirlemekten ibaret değildir. Hangi alanlarda ne kadar uzmana ihtiyaç duyulacağı, hangi teknolojilere yatırım yapılacağı ve geleceğin becerilerinin nasıl geliştirileceği bilimsel projeksiyonlarla planlanmalıdır.</p>
<p><strong>Ortak sorumluluk ekosistemi</strong></p>
<p>Bu dönüşüm tek bir kurumun başarabileceği bir süreç değildir.</p>
<p>Üniversiteler bilgi üretmelidir.</p>
<p>Siyaset kurumu uzun vadeli ve istikrarlı eğitim, bilim ve teknoloji politikaları oluşturmalıdır.</p>
<p>Kamu kurumları veriye dayalı insan kaynağı planlamasını benimsemelidir.</p>
<p>Özel sektör Ar-Ge yatırımlarını artırmalı, gençlere uygulamalı öğrenme ortamları sunmalı ve üniversitelerle stratejik ortaklıklar geliştirmelidir.</p>
<p>Meslek kuruluşları ve sivil toplum, sürekli eğitim ve mikro yeterlilik programlarını yaygınlaştırmalıdır.</p>
<p>Başarı artık kurumların tek tek performansıyla değil; birlikte oluşturdukları ekosistemin gücüyle ölçülecektir.</p>
<p><strong>Tercih dönemi bir fırsattır</strong></p>
<p>Bugün tercih yapan gençlere tavsiyem, yalnızca bugünün istihdam verilerine bakmamalarıdır.</p>
<p>Kendilerine şu soruyu da sormalıdırlar:</p>
<p>"Ben hangi alanda ülkem için değer üretebilirim?"</p>
<p>Üniversite seçimi bir varış noktası değil; uzun bir öğrenme yolculuğunun başlangıcıdır.</p>
<p>Diploma tek başına kariyer garantisi değildir.</p>
<p>Asıl güvence; öğrenme yeteneği, değişime uyum, yabancı dil, dijital beceriler, girişimcilik ruhu ve etik değerlere bağlılıktır.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Türkiye, tarihinin yeni bir eşiğindedir.</p>
<p>Önümüzdeki otuz yıl; ülkelerin yalnızca ekonomik büyüklükleriyle değil, bilgi üretme kapasiteleri, teknolojik yetkinlikleri ve insan sermayesinin niteliğiyle değerlendirileceği bir dönem olacaktır.</p>
<p>Bu nedenle en büyük yatırımımız yollar, binalar veya makineler kadar; hatta onlardan daha fazla, insana yapılan yatırım olmalıdır.</p>
<p>YKS tercih dönemi birkaç hafta sürecek.</p>
<p>Ancak bugün verilen kararların etkisi onlarca yıl hissedilecektir.</p>
<p>2053'e giden yol; güçlü ekonomiden önce güçlü insanla, güçlü insandan önce güçlü eğitimle, güçlü eğitimden önce ise ortak akıl ve ortak vizyonla başlar.</p>
<p>Türkiye'nin gerçek rekabet avantajı, sahip olduğu genç nüfusu; bilim üreten, teknoloji geliştiren, girişimci düşünen ve küresel ölçekte değer oluşturan bir insan sermayesine dönüştürebildiği ölçüde ortaya çıkacaktır.</p>
<p>Bugün tercih yapan gençler geleceğin mesleklerini seçecekler.</p>
<p>Bizim görevimiz ise onların yalnızca bir mesleğe değil, Türkiye'nin geleceğini inşa edecek bilgi, yetkinlik ve vizyona sahip bireyler olarak yetişmelerini sağlayacak ekosistemi kurmaktır.</p>
<p>Çünkü 2053 Türkiye'si, bugünün tercihleriyle değil; bugünden inşa edeceğimiz insan sermayesi stratejisiyle şekillenecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ureterek-kalkinan-bir-ekonomi-icin-turkiyenin-insan-sermayesi-stratejisi-83739</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üreterek kalkınan bir ekonomi için Türkiye&#039;nin insan sermayesi stratejisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergi-borclarinda-mal-bildirimi-83738</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vergi borçlarında mal bildirimi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ödeme emri tebliğ edilen kamu borçlusu, borcunu 15 gün içinde ödemezse mal bildiriminde bulunmak zorunda. Bildirim tüm serveti değil borcu karşılayacak tutarda mal, hak ve alacakları kapsıyor; haczedilebilir malı bulunmayanların bunu beyan etmesi de yükümlülüğün yerine getirilmesi kabul ediliyor.</strong></p>
<p>Vergi idaresinin veya SGK’nın borçlulara gönderdiği ödeme emri sayısında bir artış görülüyor. Ben de bu hususu dikkate alarak bu yazımda, ödeme emri gönderilenlerin ödeme yapmaması veya yargı yoluna gitmemesi halinde karşılarına çıkan bir yükümlülüğü irdelemek istiyorum. </p>
<p>Kamu borçlarını süresinde ödemeyenler hakkındaki cebri takip, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’a göre yapılmaktadır ve kamu alacaklısı kurumun borçluyu bu kanuna göre takibi, kural olarak ödeme emrinin tanzim ve tebliği ile başlar.  Ödeme emri tebliğinin borçluya yüklediği en önemli görev veya yük, hiç şüphesiz borcu 15 gün içinde ödemektir. Ancak borcun 15 gün içinde ödenmeyecek olması halinde, borçlunun mal bildiriminde bulunması gerekmektedir.</p>
<p>6183 sayılı Kanunun 59 uncu maddesine göre mal bildirimi; “kamu borçlusunun, kamu alacağını karşılayacak miktarda, gerek kendi elindeki, gerekse üçüncü şahıslar elindeki taşınır ve taşınmaz malları ile alacak ve haklarının; nev’ini, mahiyetini ve miktarını veya malı olmadığını ve yaşayış tarzına göre geçim kaynakları ile buna nazaran borcunu ne şekilde ödeyebileceğini tahsil dairesine yazılı veya sözlü olarak beyan etmesidir.” Bu beyan günümüzde elektronik ortamda da yapılabilmektedir.</p>
<p>Mal bildirimi ile kamu görevlileri ve kamusal işlerde çalışanların belli aralıklara ve/veya belli koşullarda yapmak zorunda oldukları mal beyanı (servet beyanı) ile karıştırılmaması gerekir. Mal beyanında tüm mal, hak ve alacakların beyanı zorunluluğu söz konusu iken, mal bildiriminde asıl olan borcu karşılayacak miktarda malın bildiriminde bulunmaktır. Borç miktarını aşan malvarlığının bildirilmesi zorunlu ve gerekli değildir.</p>
<p>Mal bildirimi mutlaka bir malın bildirilmesini ifade etmez. Haczedilebilir malı olmayan borçluların haczedilebilecek nitelikte malları olmadığını bildirmeleri de mal bildirimi hükmündedir.</p>
<p>Mal bildiriminde borçlu malın değerini de göstermekle birlikte, bildirilen malın borcu karşılayıp karşılayamayacağının takdiri alacaklı kamu idaresine ait bulunmaktadır. Alacaklı kamu idaresince, beyan olunan malların borcu karşılayamayacağına veya haciz ve satışının çok güç olacağına kanaat getirilmesi halinde, borçludan ek bildirimde bulunması istenebilir.</p>
<p>Borçlunun mal bildiriminde bulunmuş olması, alacaklı idare tarafından alacağın mutlaka beyan olunanlardan tahsil edileceği anlamına gelmemektedir. Alacaklı idare, mal bildirimi dışında kendisi tarafından tespit edilen malları da, mal bildirimindeki mallarla birlikte veya onlara tercihan haczedebilir.</p>
<p><strong>Bildirimin kapsamı</strong></p>
<p>Maliye Bakanlığı A/1 sayılı Tahsilat Genel Tebliğinde, 59 uncu maddede yer alan borçlunun “her türlü gelirlerini” ve “yaşayış tarzına göre geçim kaynaklarını” ve “buna nazaran borcunu ne suretle ödeyebileceğini” bildirme yükümlülüğünün, borca yetecek kadar mal bildiriminde bulunmayanları kapsadığını, borcuna yetecek kadar mal bildiriminde bulunan borçluların, bu hususları da ayrıca bildirme zorunluluklarının olmadığını açıklamıştır.</p>
<p>Ancak Kanunun 114. maddesinde, mal bildiriminde malı olmadığı yönünde bildirimde bulunanlara ayrıca son adreslerini, varsa devamlı mükellefiyetlerinin bulunduğu dairelerin listesini, nüfus suretlerini verme yükümlülüğü getirilmiştir.  </p>
<p>Kamu borçlusunun bir tüzel kişi olması halinde, mal bildiriminde bulunma yükümlülüğü kanuni temsilcisine aittir.</p>
<p><strong>Dava açanların durumu</strong></p>
<p>Kamu borçlusunun ödeme emri ile istenen alacağın tamamına karşı dava açması halinde mal bildiriminde bulunma süresi, Vergi Mahkemesinin kararına kadar uzamaktadır. Buna karşılık borcun bir kısmının dava edilmesi halinde mal bildiriminde bulunma süresi sadece dava konusu yapılan kısım için uzar.</p>
<p>Mahkeme Kararının davanın reddi yönünde olması halinde (kısmen reddi yönünde olması halinde reddedilen kısım için) borçlunun ayrıca bir bildirimi beklemeksizin ret kararının kendisine tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde ret olunan tutar kadar mal bildiriminde bulunması gerekmektedir.</p>
<p>Öte yandan davanın yürütmeyi durdurmadığı hallerde, örneğin ihtirazi kayda dayanılarak açılan davalarda, yürütmenin durdurulması kararı verilmediği müddetçe takip işlemleri süreceğinden, ödeme emri tebliği halinde, yine mal bildiriminde bulunma zorunluluğu söz konusu olacaktır. Buna karşılık ihtiyati haciz yolu ile borcu karşılayacak değerde mal haczi yapılmış olması halinde, borçlunun dava sonucunda ayrıca mal bildiriminde bulunmasına gerek bulunmamaktadır.</p>
<p>6183 sayılı Kanunda mal bildirimi konusunda pek çok fiil için hürriyeti bağlayıcı cezalar da öngörülmüştür. Hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren fiilleri ise köşemizin sınırları dolayısıyla gelecek yazıma bırakıyorum.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergi-borclarinda-mal-bildirimi-83738</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vergi borçlarında mal bildirimi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hurmuzden-kibrisa-turkiyeye-bicilen-rol-83737</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hürmüz’den Kıbrıs’a: Türkiye’ye biçilen rol</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABD açısından asıl hedef, Hürmüz’ün yeniden güvenli şekilde işlemesini sağlamak ve İran’ın nükleer programını yeni bir anlaşmayla sınırlandırmak gibi görünüyor. Askeri baskı ise bu diplomatik hedefe ulaşmak için kullanılan en önemli araçlardan biri.</strong></p>
<p>Orta Doğu’da yaşanan son gelişmeler birbirinden bağımsız görünmüyor;</p>
<p>İran’ın silah yoluyla etkisizleştirilmesi, Hürmüz ve Babü’l Mendeb boğazları üzerindeki çatışmaya varan rekabet; Suriye, Lübnan ve Kıbrıs dosyaları artık aynı jeopolitik zincirin halkaları. Hepsi de ABD’nin yüzünü doğrudan en büyük rakibi Çin’e dönmeden önce “arka bahçesini” istikrara kavuşturma çabaları gibi duruyor.</p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın Kazma Dağı’nın altında olduğu söylenen gizlenmiş nükleer tesislerini hedef alan sert açıklamaları, Körfez’deki askeri hareketlilik, Lübnan’da Hizbullah sonrası döneme ilişkin planlar ve Suriye yönetimine verilen yeni rol, Washington’un bölgede askeri işgal yerine yeni bir güvenlik mimarisi kurmaya çalıştığını gösteriyor. Bu mimarinin merkezindeki ülkelerden biri ise hiç kuşkusuz Türkiye.</p>
<h2>Yeni hedef Kazma Dağı mı?</h2>
<p>İsrail istihbaratına göre İran, uranyum zenginleştirmede kullanılan binlerce santrifüjü Natanz yakınındaki Kazma (Pickaxe) Dağı’nın altındaki tünellere taşıdı. Uluslararası basında çıkan haberler, İran’ın bu tesisi, 2020 yılında Natanz’daki sabotajın ardından çok daha korunaklı bir yedek merkez olarak inşa ettiğine ilişkin iddialar içeriyor. Haberlerde son 15 ayda bölgede yoğun kamyon trafiği, yeni tüneller, güçlendirilmiş girişler ve geniş güvenlik önlemlerinin dikkat çektiğine özel vurgu yapılıyor. Tünellerin 90 ila 140 metre derinliğe ulaştığı, sert granit tabakanın ise tesisi mevcut sığınak delici mühimmatlara karşı önemli ölçüde koruduğu belirtiliyor.</p>
<p>İsrail kaynaklı olmaları büyük ihtimal olan bu haberlere, ABD Başkanı Trump’ın “Pickaxe Dağı’nı ortadan kaldıracağız” sözler eklendiğinde, sonuç İran’a karşı askeri operasyonun yeni hedefinin ne olacağını da gösteriyor.</p>
<p><strong>Sıradaki darboğaz: Babü’l Mendeb Boğazı</strong></p>
<p>Hürmüz’deki belirsizlik devam ederken gözler bu kez Babü’l Mendeb Boğazı’na çevrildi.</p>
<p>Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik deniz ablukası ilan etmesi ve Arap koalisyonunun boğazı açık tutmak için her türlü tedbirin alınacağını açıklaması, yeni bir cephe ihtimalini gündeme taşıdı.</p>
<p>Babü’l Mendeb’in tamamen kapanması halinde küresel petrol arzında yaklaşık yüzde 7’lik kayıp yaşanabileceği hesaplanıyor. Bu nedenle önümüzdeki süreçte Kızıldeniz hattında ABD’den çok İngiltere ve Fransa’nın daha görünür olması sürpriz olmayacaktır.</p>
<h2>Kara harekâtı tartışması</h2>
<p>Bölgede dikkat çeken bir diğer gelişme ise karşılıklı askeri sevkiyatlar;</p>
<p>İran’ın Huzistan üzerinden Kuveyt sınırına yakın bölgelere askeri birlikler kaydırdığı yazılıp çizilmeye başlandı. ABD ve Körfez ülkeleri, İran’ın Kuveyt’e yönelik olası bir kara harekâtına hazırlandığını değerlendirirken, ABD’nin Irak’ın Fao Yarımadası üzerinden İran’a yönelik sınırlı bir kara operasyonu seçeneğini masada tuttuğu da konuşuluyor.</p>
<p>Ancak mevcut tablo, Washington’un geniş kapsamlı bir işgali ilk tercih olarak görmediğine de işaret ediyor. Böyle bir operasyonun askeri maliyeti, siyasi sonuçları ve uzun süreli işgal riski oldukça yüksek. ABD açısından asıl hedef, Hürmüz’ün yeniden güvenli şekilde işlemesini sağlamak ve İran’ın nükleer programını yeni bir anlaşmayla sınırlandırmak gibi görünüyor. Askeri baskı ise bu diplomatik hedefe ulaşmak için kullanılan en önemli araçlardan biri.</p>
<p>Burada Türkiye’ye biçilen rol ise “geri durması”.</p>
<p>ABD Başkanı Trump, Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan övgüyle bahsederken bir yandan da “benim istediğimi yaptı” dedi. Bu isteğin, Türkiye’nin ABD-İsrail’in İran müdahalesine Tahran yanında yer almaması olduğuna ilişkin mesajlar da verdi. “Türkiye’nin rolü” konusundaki resmi tamamlayan ise İran Dışişleri Bakanı Arakçi’nin son açıklamaları oldu; Arakçi, ABD’nin İran’a karşı “kara gücü” olarak kullanmak istediği Irak, İran ve Suriye’deki Kürt grupların, Ankara’nın “uyarıları” nedeniyle böyle bir operasyonda yer almaktan vazgeçtiklerini açıkladı.</p>
<p>Ankara’daki son NATO toplantısına “sırf ev sahipliğini Erdoğan yaptığı için” katıldığını açıklayan Trump, bir işadamı. Her adımını “kâr-zarar”/”alacak-verecek” hesabına göre yapıyor. Ankara’daki zirveye katılımının, üstelik Ankara’ya F-35 savaş uçağı ambargosunu kaldırabileceği sinyalinin Türkiye’ye bir “bedeli” olma ihtimali büyük. Bu bedelin ne olacağı ise meçhul. İran ise “bedel” olasılıklarından biri olarak göze çarpıyor.</p>
<h2>Trump’tan Suriye ve Lübnan’a “yeni görev”</h2>
<p>Trump’ın Beyaz Saray’da bu hafta Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun ile yaptığı görüşme ve Suriye Devlet Başkanı Ahmed El Şara hakkında kullandığı ifadeler de dikkat çekici; Şara’nın “Hizbullah’a karşı mücadele etmek istediğine” ilişkin cümleler kullanan Trump, belli ki İsrail’in Lübnan’da baş edemediği Hizbullah’ı Suriye’deki yeni yönetime “ihale etme” derdinde.</p>
<p>Washington’un hedefi yalnızca Hizbullah’ı zayıflatmak değil, aynı zamanda İran’ın Suriye üzerinden Lübnan’a uzanan lojistik hattını tamamen kesmek gibi duruyor. Bu nedenle yeni dönemde Hizbullah’la mücadelenin yalnızca İsrail tarafından değil, Lübnan ordusu ve yeni Suriye yönetimi üzerinden yürütülmesi hedefleniyor.</p>
<p>Bunu da Türkiye açısından başka bir “bedel” olarak görmek mümkün;</p>
<p>Bizzat Trump ve ekibi- burada en büyük rol elbette ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ta- tarafından Suriye’deki El Şara yönetiminin “hamiliği” fiilen Ankara’ya verilmiş durumda. El Şara’nın Lübnan’da Hizbullah’a karşı gireceği her türlü askeri “macera” doğrudan Türkiye’ye de etkilemeye aday.  Böyle bir senaryoda Türkiye, kendi güvenlik öncelikleri dışında şekillenen yeni bir bölgesel denklemin parçası olmaya zorlanabilir.</p>
<p>Senaryonun adını açıkca koymakta fayda var; İsrail’i koruma görevinin zımnen Şam ve Ankara’ya yıkılma ihtimali.</p>
<h2>Kıbrıs dosyası yeniden ısınıyor</h2>
<p>İş adamı Trump’ın son dönemde iyice kabaran “Türkiye sevgisinin” ardındaki bir başka “bedel” ihtimali ise Kıbrıs olabilir.</p>
<p>Orta Doğu’daki askeri hareketlilik devam ederken Doğu Akdeniz’de de dikkat çekici diplomatik gelişmeler yaşanıyor. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin bu hafta Kıbrıs’a yapacağı ziyareti sıradan bir diplomatik temas olarak değerlendirilmek mümkün değil. Uluslararası basında, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi tarafından adada çözüm sürecini yeniden başlatmayı amaçlayan kapsamlı bir plan hazırlandığı yönündeki haberler dikkat çekici. Henüz resmen doğrulanmamış olsa da bu iddialar, Kıbrıs meselesinin yeniden uluslararası gündemin üst sıralarına taşındığını gösteriyor.</p>
<p>Üstelik Kıbrıs dosyasının hareketlenmesinin zamanlaması da dikkat çekici.</p>
<p>Hürmüz’de enerji güvenliği, Babü’l Mendeb’de deniz ticareti, Lübnan ve Suriye’de yeni güvenlik düzeni konuşulurken Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ın da aynı stratejik paket içinde ele alınması ihtimali giderek güçleniyor.</p>
<p>Böyle bir süreçte Türkiye üzerindeki diplomatik baskının artması ve özellikle Kıbrıs konusunda daha esnek, daha tavizli bir çözüm modeline yönelmesi yönünde, Washington’dan da baskı gelmesi ihtimal dışı değil.</p>
<p>Enerji koridorları, Doğu Akdeniz güvenliği ve NATO’nun güney kanadı birlikte değerlendirildiğinde, Kıbrıs dosyasının yalnızca iki toplum arasındaki bir müzakere başlığı olmaktan çıkarak daha geniş bir jeopolitik pazarlığın parçasına dönüşmesi mümkün.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye için en büyük risk, dosyaların birleşmesi</span></h2>
<p>Türkiye açısından dikkat edilmesi gereken nokta, Orta Doğu’daki krizlerle tek tek uğraşmak yerine, bu krizlerin aynı pazarlık masasında birleşme ihtimali.</p>
<p>Washington’un önümüzdeki dönemde Türkiye’den aynı anda birden fazla konuda daha fazla sorumluluk üstlenmesini istemesi olasılığı göz ardı edilmemeli.</p>
<p>Bunların arasında;</p>
<p>- Suriye’de Hizbullah’ın hareket alanının sınırlandırılmasına destek verilmesi;</p>
<p>- Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta yeni diplomatik sürece katkı sağlanması;</p>
<p>- Enerji koridorlarının güvenliğinde daha fazla rol üstlenilmesi;</p>
<p>- İran’a yönelik baskı politikasında NATO müttefiki olarak daha görünür bir pozisyon alınması gibi başlıkların öne çıkma ihtimali büyük.</p>
<p>İran krizinin derinleşmesi halinde Ankara’nın siyasi, lojistik, istihbari veya güvenlik alanlarında daha fazla taraf olmaya zorlanabileceği ihtimalinin masada olduğu açık.</p>
<p>Orta Doğu’da yeni dönem, yalnızca İran’ın nükleer programının geleceğini belirlemeyecek. Aynı zamanda enerji koridorlarını, deniz ticaret yollarını, Doğu Akdeniz’in güvenlik mimarisini ve NATO’nun güney kanadını da yeniden şekillendirecek. Türkiye bu dönüşümün tam merkezinde bulunuyor.</p>
<p>Dikkatli olma zamanı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hurmuzden-kibrisa-turkiyeye-bicilen-rol-83737</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/7/1280x720/67-1784781872.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hürmüz’den Kıbrıs’a: Türkiye’ye biçilen rol ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kobi-gercegine-servet-ve-sermaye-olusumlari-odagindan-da-bakalim-83736</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> KOBİ gerçeğine &#039;servet ve sermaye oluşumları&#039; odağından da bakalım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Küresel ölçekte bilim ve teknolojideki gelişmelerin iş süreçlerini nasıl etkilediğini, işgücü profillerini nasıl değiştirdiğini, emeğin geliri olan ücretlerin ne yönde geliştiğini araştırmadan, yüzeysel bilgilerle değerlendirmeler yaparsak KOBİ’lerle ilgili etkili bir yönlendirme yapamayız.</strong></p>
<p><strong>Servet</strong>, kişilerin, ailelerin, toplulukların, toplumun ve oluşturdukları kurumların varlık toplamıdır.</p>
<p><strong>Sermaye</strong> gelir sağlamak ve üretimi sürdürmek için devreye sokulan varlıklardır.</p>
<p>Servetin üretken olma gibi zorunlu bir işlevi yoktur; oysa sermaye üretken olmak zorundadır.</p>
<p>Servet, sahip olunan değerleri anlatır; özelliklerine göre sermayeye dönüşme hızları farklılaşır.</p>
<p>Sermaye ise durduk yerde değer üretemeyeceği için bir yatırıma aktarılarak birikim yeteneğini koruma ve geliştirme hedefine katkı yapabilir.</p>
<p>Servetin değeri koşullara bağlı olarak artabilir, azalabilir, yine de servet olarak yerinde kalır. Sermaye ise geçim örgütlenmesinin iktisadi etkinliklerinde değerlendirilirse büyür.</p>
<p>Bir ülkenin <em>“fiziki sermaye stoku</em>” geçim örgütlenmesinin etkinliğini ve verimliliğini artırmaya yönelik yapılardır: Yollar, araçlar,  fabrikalar, evler, otomobiller, arsalar gibi insanların kendi çabalarıyla oluşturdukları fiziki yapılar.</p>
<p>Sermaye bir servetten türer; servet birikim yeteneğini geliştirerek uzun dönemli geleceği güven altına almak için değerlendirilirse kendini yeniden üretebildiği gibi, serveti de büyütebilir.</p>
<p>Servet edinme ve sermayeye dönüştürme koşullar geçim örgütlenmesi için ihtiyacımız olan yapıları; iç ve dış donanımlarını, bağlantı, iletişim ve etkileşim biçimlerimizi; rekabet ya da iş birliklerimizi de etkiler.</p>
<p>Bir hususu daha eklememiz gerekiyor: <em>Kurumlar büyümenin itici gücüdür</em>. Servet ve sermayenin etkin değerlendirilmesi kurumların kapsayıcılığı ve işlerliğine bağlıdır.</p>
<p><strong>Barış, özgürlük ve hukuk</strong></p>
<p>Denebilir ki, barış, özgürlük, akışkanlık ve hukuk yoksa azalan getirilerin sınırlaması nedeniyle sürekli bir ekonomik büyüme sürdürülebilir değil. Sermaye birikimi de sürdürülebilir büyümeyi tek başına sağlayamaz. Faydalı bilgi de sürekli çoğaltılmalı; barış ve güven ortamının ikliminde gelişmenin de önü açılmalı.</p>
<p>Kendi işimiz açısından düşülebilecek tuzakları da gözden ırak tutmamalıyız: Tanımlama yapmanın anlatma ve anlamayı kolaylaştırıcı bir yanı vardır; aynı ölçüde aşırı basitleştirilmiş anlatım tuzaklarının ağlarını örebiliriz de. Ayrıntı analizleri olmayan aşırı basitleştirilmiş anlatımlar üzerine kurulu ahlaki sabitler bireyleri, toplulukları ve toplumları aklı emanet etme kolaycılığına götürebilir.</p>
<p>Ülkemizdeki KOBİ işletmelerinin büyümeyi desteklemesini, arz zincirini güçlendirmesini istiyorsak, öncelikle, “ <em>değişen koşullarda servet ve sermayenin oluşum, olgunlaşma ve çoğalma dinamiklerini</em>” sorgulamalıyız. Sonra  “<em>kurumların işimizi yeniden üretmesini sağlayan dinamiklerini</em>” kavramalıyız. Kurumlar, ekonomik işleyişi düzenleyen kurallardır. Sermayenin <strong>yeni varoluş koşullarını oluşturacak ve o koşulların kararlılıkla uygulanmasını sağlayacak kurumların yeniden yapılanması da</strong> işimizi yeniden üreterek büyütebilmenin gerek şartıdır.</p>
<p><strong>İş’ten artmaz, diş’ten artar mı?</strong></p>
<p>Tarihsel süreç içinde bakarsak KOBİ kurucularının motivasyonlarını belirleyen, <strong>“<em>İş’ten artmaz, diş’ten artar</em></strong>” algısıdır. Birey ve ailesinin yarattığı hane halkı geliri kontrollü harcayarak sermaye birikiminin özünde bireysel tasarruflar vardır; gelecekte de olacaktır. Sorgulanması gereken husus, ülkedeki ekonomi yönetiminin bireyin ve ailesinin  “<em>tasarruf sınırlarını nasıl etkilediğini</em>”  mikro ölçeklerde olduğu gibi makro gelişmeler bağlamında gerekli özenle araştırarak asalak unsurları tasfiye etme, geliştirici unsurları da ödüllendirmedir.</p>
<p>Küresel ölçekte bilim ve teknolojideki gelişmelerin iş süreçlerini nasıl etkilediğini, işgücü profillerini nasıl değiştirdiğini, emeğin geliri olan ücretlerin ne yönde geliştiğini araştırmadan, yüzeysel bilgilerle değerlendirmeler yaparsak KOBİ’lerle ilgili etkili bir yönlendirme yapamayız.</p>
<p>Bireylerin ve bütün olarak ailelerin tasarruflarının barınma, iş ve eğlenceye ulaşım, çocukların eğitimi ve beslenme gibi zorunlu ihtiyaçların karşılanmasını aşan geliri ne yönde gelişiyor?  Teknik deyimle  “<em>harcanabilir gelirin tasarrufa yönlendirmenin gerek ve yeter şartları”</em>  sermaye oluşturma fırsatları yaratıyor mu?</p>
<p>Birey ve ailenin yarattığı geliri çoğaltma ve yaygınlaştırma sürecini hızlandırmadan KOBİ’lerde nicelik ve niteliğin geliştirilmesi mümkün mü? Sermaye birikiminin kaynaklarından biri olan hane halkı tasarruflarını artırma, ülkenin kurumları ve onların teşviklerinin öncelikli sorunları arasında KOBİ’ler nerede duruyor?</p>
<p>Ülkemizin bir başka deneyimi yurtdışı <strong><em>“işçi göçleri</em></strong>” sonucu döviz kazancı, servet ve sermaye oluşumu da işgücü-odaklı ve hanehalkı kaynaklı sermaye biriktirilmesidir. Yurtdışında gönderilen insan niteliği ve gelir yaratma etkileri de sorgulama alanının dışında olmamalıdır.</p>
<p>KOBİ’lerin oluşum, olgunlaşma ve çoğalma aşamalarının başlangıcında etkili olman “  <strong><em>Kola takılan altın bilezik”</em></strong> etkeni de değişen koşullarda sorgulanması gereken bir husus.</p>
<p>Herhangi bir işin gereklerinde  “<em>ustalaşma ve hüner sahibi olma</em>”  düzenli gelir yaratmanın kaynaklarından biri. Usta-kalfa-çırak ilişkisine dayalı işlerde de, endüstriyel aşamada  “<em>uzmanlık</em>” derinleşmesi düzenli gelir yaratması kadar hane halkı tasarrufunu artırma potansiyelini de güçlendiriyor mu?</p>
<p>Diğer teknolojik gelişmeler ve yapay zekânın işle insan arasındaki ilişkileri yeniden biçimlendirdiğini de dikkate almalıyız. Ustalık, uzmanlık ve derin uzmanlık ile gelir arasındaki etkileşim ve sermaye oluşumuna katkıları hakkında bilgi ve fikir netliği olmadan  KOBİ’ler etkili ve verimli yönetilemez!</p>
<p><strong>Yaratıcı yenilik sermaye oluşturur mu?</strong></p>
<p>Derinliğine kavranması gereken bir başka sorunumuz, “<strong><em>yaratıcı yenilikçilik</em></strong>” ile sermaye oluşumu arasındaki etkileşimin tanımlanması. Hangi icatları yapanlar işin kaymağını yiyerek sermaye birikimini artırabiliyor; hangileri yeni süreçlerden olumsuz yönde etkileniyor?</p>
<p>Bireysel odaklı yaratıcı yenilikler ile kurumsal ve kolektif yaratıcı yeniliklerin gelir yaratma, geliri sermayeye dönüştürme potansiyellerini nasıl etkiliyor?</p>
<p>KOBİ’leri ekonomik büyümenin araçları olarak görüyorsak; yaratıcı yenilik bağlamında yapısal ve ekonomik özelliklerinin dönüşümlerini de kavramalıyız. Gelir, gelirin sermaye ve servete dönüştürülme süreçlerinde  gelişmelerin dinamik yapısını sürekli  gözlemeliyiz.. Yönlendirme, özendirme ve ödüllendirmeyle beli alanlarda yoğunluk ve derinliği artırmamız, yaratıcı yeniliklerin yapı ve işlevlerini derinliğine bilmeye bağlı.</p>
<p>Sermaye birikiminde “<strong><em>girişimci insanın rolü</em></strong><em>”</em>  tarihsel süreçte de önemliydi, bugün de önemli. Sıradan bir işe yatırım yapma ile girişimci insanın dışa ve dünyaya dönük üretim yapması farklı özellikler.</p>
<p>Girişimci insan, eğilimlerin yarattığı fırsatları öngörür; öngördüklerini bilgiye, bilgisini anlamaya dönüştürür; anladıklarını cesaretle potansiyeli olan insanlarla birlikte anlamlandırır. Girişimci, potansiyelleri maddi ve kültürel zenginlikler üreterek büyümeye katkı yapar; insanların refahının yükselmesinin yolunu açar.</p>
<p>Geçim örgütlenmesinin toprak odaklı olması, fabrika odaklı olması,  otomasyon ve otonom uygulama odaklı olması, girişimci özelliklerini değiştirir. Değişik olgular, değişik girişimci özellikleri gerektirir. Küresel ölçekte ne üreteceğimizin, nasıl üreteceğimizin ve nasıl bölüşeceğimizin koşulları değişiyor. Geneldeki değişme, ister istemez KOBİ’ler için hayati önemi olan “<em>girişimci sermayenin</em>” değişik özelliklerle donatılması ihtiyacını artırıyor. KOBİ sorunlarını irdelerken, sermaye yaratmada ve büyütmede girişimci insanımızın gerçek ihtiyacını tanımlamazsak <strong>ölçüleri</strong> nasıl belirleriz? <strong>Özendirmeyi</strong> nasıl yaparız?  <strong>Ölçeklendirmeyi</strong> nasıl yaparız? <strong>Ödüllendirmeyi, cezalandırmayı</strong> nasıl etkili hale getiririz? Son çözümlemede kaynak tahsisi verimini artırmak için ödeşmeyi nasıl yerli yerine oturtabiliriz? Bu yazının merkez düşüncesi bağlamında sorarsak, <em>sermaye</em> oluşumunu nasıl hızlandırabiliriz?</p>
<p>KOBİ gerçekliğini değişen değer yaratma zincirinde doğru konumlandırabilmemiz için daha bir düzine ayrıntıyı sorgulamamız gerekiyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Teşviklerde başarı için sermaye </strong><strong>ekosistemi doğru okunmalı</strong></span></p>
<p>Servet oluşumundaki akışları belirleyen etkenleri netleştiremez; servetin sermayeye dönüşmesi ve paylaşılmasının dinamiklerini kavrayamazsak KOBİ’lerle ilgili etkili sonuç alabilen <strong>teşvik sistemlerini</strong> kurgulayamayız.</p>
<p>Geçim örgütlenmesi ekosisteminde KOBİ’lerin dijital dönüşüm, yeşil dönüşüm, üretkenlik artışı, verimlilik artışı, ileri teknoloji içerikli yüksek katma değerli üretim,  finansman araçlarının çeşitlenmesi ve erişilebilirlik, dayanıklı tedarik zinciri yaratma için ihtiyaçları olan sinerjik kümelenme gibi daha birkaç düzine sorunun çözümlerine uygun yol ve yöntemler geliştirme ihtiyacımız hızla artıyor.</p>
<p>KOBİ’leri besleyen  “<strong><em>servet ve sermaye oluşumlarını</em></strong>” sorgulayarak net bilgiyi dönüştürmeliyiz ki, ekosistemin diğer bileşenleriyle “<em>etkin koordinasyon</em>” yapabilelim ve “ <em>odaklanarak”</em> yaratmak istediğimiz sonuca ulaşabilelim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kobi-gercegine-servet-ve-sermaye-olusumlari-odagindan-da-bakalim-83736</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/6/1280x720/856-1784781672.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KOBİ gerçeğine &#039;servet ve sermaye oluşumları&#039; odağından da bakalım ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/check-up-sonuclari-aciklandi-sanayici-uretiyor-ama-guclenemiyor-83735</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Check-up sonuçları açıklandı; sanayici üretiyor ama güçlenemiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Teknoloji tarafında olumlu ancak yetersiz bir dönüşüm sinyali var. Yüksek teknolojili sanayilerin katma değer payı yüzde 3,3’ten yüzde 4,9’a yükselerek son 10 yılın en yüksek seviyesine çıktı. Orta-yüksek ve yüksek teknolojinin toplam payı da yüzde 32,1 ile rekor kırdı. Ancak İSO’nun da vurguladığı gibi bu yeterli değil.</strong></p>
<p>İSO 500, Türkiye’nin medarı iftihar listesidir. Ülkenin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu’nun, yani sanayinin devlerinin check-up sonuçlarını gösterir. Geçen yıla ait check-up sonuçları haziran ayında açıklanmıştı.</p>
<p>Sonuçlar ilk bakışta olumlu görünüyordu. Üretimden satışlar yüzde 28 artarak 11 trilyon liraya çıkmış, reel büyüme yüzde 2,1 olmuş, faaliyet kârı yüzde 57 yükselmişti. İhracat 104,7 milyar dolara ulaşırken, Ar-Ge yapan şirketlerin sayısı artmış ve yüksek teknoloji yoğunluklu üretimin payı yüzde 7,6’ya çıkmıştı. </p>
<p>Ama bir de bardağın boş tarafı vardı. Faaliyet kârları artmış olsa da şirketler elde ettikleri kazancın yaklaşık yüzde 85’ini finansman giderlerine ayırmak zorunda kalmış; öz kaynaklar yüzde 15,8 artarken borçlar yüzde 30,8 yükselmişti. Yani büyüme giderek daha fazla borçla finanse ediliyordu.</p>
<p>Biz yine bu köşede tabloyu yorumlarken, “Türk sanayisi üretim kapasitesini koruyor, ihracatını artırıyor ve bazı alanlarda teknolojik sıçramalar gerçekleştiriyor. Ancak yüksek faiz, finansman maliyetleri, artan borçluluk ve nitelikli iş gücü eksikliği büyümenin önündeki temel engeller olmaya devam ediyor” diye yazmıştık.</p>
<p><strong>İkinci 500’de tablo daha da zorlayıcı</strong></p>
<p>İSO’nun bir de İkinci 500 listesi var. Bu liste de Türkiye sanayisinin devler ligi kadar olmasa da kritik şirketlerine ev sahipliği yapıyor. Bu hafta ikinci 500’ün check-up sonuçları da açıklandı.</p>
<p>Ortaya çıkan tablo sanayicinin üretim gücünü koruduğunu ancak finansman baskısının giderek ağırlaştığını gösteriyor.</p>
<p><strong>Finansman yükü sanayicinin nefesini kesiyor</strong></p>
<p>Finansman maliyetleri sanayicinin en büyük sorunu haline gelmiş durumda. Finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı yüzde 86,7’ye yükseldi. Yani şirketler faaliyetlerinden elde ettikleri kârın neredeyse tamamını finansman maliyetlerine ayırmak zorunda kaldı. Bu oran, son 10 yıl ortalaması olan yüzde 47,3’ün çok üzerinde.</p>
<p>Üretimde reel büyüme de neredeyse durdu. Üretimden satışlar nominal olarak yüzde 25,7 artsa da Yİ-ÜFE ile arındırıldığında reel artış yalnızca binde 2 oldu. Böylece üç yıllık reel gerilemenin ardından ancak çok sınırlı bir toparlanma sağlanabildi.</p>
<p>İhracatta ise İSO ilk 500 ile İkinci 500 arasındaki makas açıldı. Türkiye ve İSO ilk 500 ihracatını artırırken, İkinci 500’ün ihracatı yüzde 0,3 geriledi ve sanayi ihracatındaki payı yüzde 6’ya düştü. Bu durum, orta ölçekli sanayicinin küresel rekabette zorlandığını gösteriyor.</p>
<p><strong>Borç artıyor, kârlılık toparlansa da yetmiyor</strong></p>
<p>Borçluluk hızla arttı, öz kaynak yapısı zayıfladı. Toplam borçlar yüzde 50,2 büyürken öz kaynaklar yalnızca yüzde 13,3 arttı. Borçların aktifler içindeki payı yeniden yüzde 51,8’e yükseldi ve şirketlerin finansal yapısı tekrar borç ağırlıklı hale geldi.</p>
<p>Kârlılık toparlandı ancak hala tarihsel ortalamaların belirgin şekilde altında kaldı. Faaliyet kârı, vergi öncesi kâr ve FAVÖK nominal olarak artsa da tüm temel kârlılık oranları son 10 yıllık ortalamaların gerisinde kaldı.</p>
<p>Zarar eden şirket sayısı da hala çok yüksek. Vergi öncesi zarar eden firma sayısı 155’e gerileyerek sınırlı bir iyileşme gösterse de bu rakam, 2008 küresel krizinden sonraki en yüksek ikinci seviye olmaya devam etti.</p>
<p><strong>Teknoloji ve istihdamda </strong><strong>umut var ama ivme zayıflıyor</strong></p>
<p>Teknoloji tarafında olumlu ancak yetersiz bir dönüşüm sinyali var. Yüksek teknolojili sanayilerin katma değer payı yüzde 3,3’ten yüzde 4,9’a yükselerek son 10 yılın en yüksek seviyesine çıktı. Orta-yüksek ve yüksek teknolojinin toplam payı da yüzde 32,1 ile rekor kırdı. Ancak İSO’nun da vurguladığı gibi bu yeterli değil.</p>
<p>Ar-Ge yatırımlarında ise ivme kaybı yaşandı. Ar-Ge yapan şirket sayısı 238’den 229’a düştü. Toplam Ar-Ge harcamaları artsa da üretimden satışlara oranı yüzde 0,62’den yüzde 0,57’ye gerileyerek şirketlerin dönüşüm yatırımlarında zorlandığını gösterdi.</p>
<p>İSO İkinci 500’de istihdam yüzde 2,2 azalarak 285 bin kişiye geriledi. Buna karşın ücretlerdeki artış nedeniyle çalışan başına ödenen brüt ücret yüzde 40,4 yükseldi.</p>
<p><strong>Sanayici ayakta kalıyor ama güçlenemiyor</strong></p>
<p>Özetle bu tablo bize diyor ki; Türk sanayisi üretmeye devam ediyor ancak yüksek finansman maliyetleri, zayıf dış talep ve düşük kârlılık nedeniyle büyüme, yatırım, ihracat ve dönüşüm kapasitesi ciddi şekilde baskı altında.</p>
<p>Sanayici ayakta kalıyor ama güçlenemiyor. Kazandığının büyük bölümünü finansmana harcıyor. Bu da rekabet gücünü ve geleceğe yatırım yapma kapasitesini sınırlıyor. Oysa bizim geleceğe yatırım yapan bir sanayiye ihtiyacımız var...</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/check-up-sonuclari-aciklandi-sanayici-uretiyor-ama-guclenemiyor-83735</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Check-up sonuçları açıklandı; sanayici üretiyor ama güçlenemiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/faiz-politikasini-bos-verin-42-maddeye-bakin-83734</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Faiz politikasını boş verin, 42. maddeye bakın</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Faiz düşür/artır, kur politikasını şöyle ya da böyle yap ile temel sorunları çözmek şüphesiz mümkün değil.  Ama Merkez Bankası’nın yapabileceği bir şey var: Yasasında yer alan 42. maddenin gereğini yerine getirmek ve bunları yetkililere hatırlatmak. “Petrol fiyatları arttı da ve fakat gıda fiyatları şöyle gelişti de” değil, temel sorunları belirterek...</p>
<p>Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK) bugün faiz kararını açıklayacak. Uzun bir süredir haftalık repo faizi -ki normal zamanlarda politika faizi işlevi görüyor, yüzde 37 ama ağırlıklı ortalama faizi yüzde 40 düzeyinde. Yüzde 40, faiz koridorunun üst düzeyine denk geliyor. Bankaların kendi aralarında yaptıkları borç alıp verme işleminde ortaya çıkan faiz de yüzde 40 düzeyinde. PPK’nın açıkladığı faizlerden hangisinin fiiliyatta politika faizi olduğunu anlamak için bu veriler yeterli. Fiili politika faizi yüzde 40.</p>
<p>ABD-İran savaşı tekrar başlamasaydı, petrol fiyatları sıçramayacaktı. Bu durumda, enflasyonun uzun bir süre dar bir aralıkta hapsolup kalmasına rağmen, Merkez Bankası’nın kademeli olarak fiili politika faizini repo faizine, yani yüzde 37’ye yaklaştırması bekleniyordu. Dikkat ederseniz, bunun için ne koridorun üst ve alt sınırlarını ne de repo faizini değiştirmesi gerekiyor. Bankaları fonlama ya da onlardan likidite çekme biçimini  değiştirerek yapabiliyor bunu. Neden böyle bekleniyordu? Zira savaşın patlak vermesinden önce enflasyon yüzde 32 düzeyinde seyrederken Merkez Bankası’nın fiili politika faizi repo faizine eşitti ve yüzde 37’ydi. ABD-İran anlaşması neticesinde petrol fiyatları savaş öncesindeki düzeye düşmese bile ona yaklaşmıştı. Bu durumda, kademeli olarak o düzeye dönülebilirdi.</p>
<p><strong>Para politikası dışında ne </strong><strong>yapıldığı çok daha önemli</strong></p>
<p>Çok muhtemelen, bugünkü toplantıda ne koridorun üst ve alt sınırlarında ne de politika faizinde bir değişikliğe gidilecek. Fonlama biçimi de değişmeyecek; fiili politika faizi yüzde 40 olmaya devam edecek. Peki, faiz politikası o kadar önemli mi? Bu soru sizi şaşırtabilir. Açıklayayım: Elbette Eylül 2021’deki garipliğe dönüş kuru da enflasyonu da sıçratır. Bu anlamda faiz politikası şüphesiz önemli. Düzgün bir para politikası gerekli ama Türkiye gibi bir ülkede enflasyonu düşürmek için yeterli değil. Para politikası dışında ne yapıldığı çok daha önemli. Programın başlangıcından beri bunun altını çiziyorum; ‘çok eksik program’ nitelemesi de buradan geliyor. TEPAV’ın her PPK toplantısından önce yayımladığı nottan alıntı yaparak bu eksikliklere bir kez daha dikkat çekmek istiyorum:</p>
<p><em>“Acil öncelik, adil ve hızlı çalışan bir yargı sistemi oluşturmak, hukukun üstünlüğünü sağlamak ve demokratik değerlere saygı göstermektir. Bu yapılmadıkça önemli ekonomik sorunları çözmek mümkün görülmemektedir. </em></p>
<p><em>Geniş kesimlerce benimsenecek ve “ülkede önemli değişiklikler oluyor” heyecanını uyandıracak yeni bir kalkınma stratejisine ihtiyaç vardır. Bu stratejiye dayalı yapısal tedbirlerle güçlendirilecek bir program şüphesiz enflasyonla mücadeleyi de kolaylaştıracaktır.</em></p>
<p><em>Öncelikle maliye politikasının enflasyonla mücadeleyi desteklemesi önemlidir. Bu bağlamda kapsamlı bir vergi reformu yapılması, kayıt dışılıkla etkin mücadele edilmesi, kamu harcamalarının etkinlik ve verimlilik gözetilerek yeniden yapılandırılması, koşullu gelir garantilerinin gözden geçirilmesi başta olmak üzere bütçe açığını azaltıcı önlemlerin hayata geçirilmesi zorunludur.</em></p>
<p><em>Enflasyonda atalet yaratan fiyatlama davranışları konusunda yapısal sorunların giderilmesi, rekabet ortamının iyileştirilmesi ve şirketler kesimiyle uzlaşma çabalarına girişilmesi gerekmektedir.</em></p>
<p><em>Makroekonomik istikrarı sağlayıcı politikaların yanı sıra, TCMB, TÜİK ve BDDK gibi kurumları politik baskıya karşı bağımsız kılacak yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerekmektedir. Bunun ötesinde, verimliliği artıracak, yeşil dönüşüm sürecini hızlandıracak, eğitimin niteliğini yükseltecek ve gelir eşitsizliğini azaltacak yapısal reformların da kararlılıkla sürdürülmesi önem taşımaktadır.” </em></p>
<p><strong>Münasip bir yol bulunmalı</strong></p>
<p>Faiz düşür/artır, kur politikasını şöyle ya da böyle yap ile bu temel sorunları çözmek şüphesiz mümkün değil.  Ama Merkez Bankası’nın yapabileceği bir şey var: Yasasında yer alan 42. maddenin gereğini yerine getirmek ve bunları yetkililere hatırlatmak. “Petrol fiyatları arttı da ve fakat gıda fiyatları şöyle gelişti de” değil, temel sorunları belirterek. Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullarda hiç kolay değil elbette ama bunun münasip bir yolu bulunmalı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/faiz-politikasini-bos-verin-42-maddeye-bakin-83734</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Faiz politikasını boş verin, 42. maddeye bakın ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cocugumun-altin-saydigini-gorebilecek-miyim-83733</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çocuğumun altın saydığını görebilecek miyim?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye uçmak istiyor ama gücü sınırlı. Bu gücü kanatlarına verirse uçabilecek. Ancak bu gücü prangalarına harcarsa, orta gelir tuzağında patinaj yapacak, sanayisizleşecek, fakirleşecek.</strong></p>
<p>Kadının biri hem <strong>kör</strong> hem <strong>fakir</strong> hem de <strong>kısır</strong> imiş. Her gün tanrıya dua edermiş; Allah’ım <strong>bana göz</strong> ver… Rabbim <strong>bana çocuk</strong> ver… Tanrım <strong>bana altın</strong> ver… Yaratan duymuş bu <strong>kısır</strong>, <strong>kör</strong> ve <strong>fakir</strong> kadını… Tanrı <strong>Hızır</strong>’ı görevlendirmiş; “git bu kadının <strong>3 dileğinden birini</strong>; ama<strong> sadece birini </strong>yerine getir” diye...</p>
<p><strong>Hızır, kadına gelmiş</strong>; “Biliyorum kısırsın, <strong>çocuk istersin</strong>. Körsün <strong>görmek istersin</strong>. Fakirsin <strong>altın istersin</strong>. Tanrı dualarını kabul etti ama <strong>sadece 1 dileğini</strong> yerine getirmek için beni görevlendirdi. Kör, kısır, fakir ladın, uzun uzun düşünmüş ve cevaplamış; “<strong>Çocuğumun altın saydığını görmek istiyorum</strong>” diye.</p>
<p><strong>HEM YÖNETİCİLER SEMİRSİN HEM HALK FAKİRLİK ÇEKMESİN</strong></p>
<p>Öykü burada bitiyor ama biz devamını biliyoruz: Yalnızca <strong>1 dileklik</strong> kredi, <strong>3 isteğe</strong> yetmiyordu fakat kadın <strong>kurnazca</strong> davrandığı için <strong>hiç biri yerine getirilmemiş</strong> oldu. Tıpkı elindeki <strong>imkân setini</strong> ihtiyaçlar ile buluşturmada <strong>öncelik oluşturamayan</strong> ve <strong>her şeyi aynı anda</strong> talep eden <strong>Türkiye ekonomisi</strong> gibi…</p>
<p><strong>Ekonomi kısır</strong>; zombi şirketleri, yandaşları, verimsiz kurumlarıyla… Her alanda üretkenlik ihtiyacı var. <strong>Ekonomi fakir</strong>; dış kaynak olmadan gelişemiyor, yöneteni zengin ama yurttaşları fakru zaruret içinde. <strong>Ekonomi kör</strong>; eğitimi çözemedik, dünya uzaya açılırken biz siyasetin kısır ufkuna saplandık kaldık.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Odaklanamamaya dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Tercihlerimiz mi sorunlu?</em></strong></p>
<p><strong>Değil</strong>… Gelişmiş dünya ile benzeşen <strong>ÖNEMLİ</strong> taleplerimiz var fakat bunları gerçekleştirmede <strong>ÖNCELİK</strong> yok. <strong>Hepsini aynı anda istiyoruz</strong>. Misal sanayileşme stratejisi dahi oluşturamadan <strong>sanayisizleşiyoruz</strong>.</p>
<p><strong><em>Vazgeçişlerimiz peki?</em></strong></p>
<p>Sorun da burada zaten. <strong>Her tercih bir vazgeçiştir</strong>. Tercihin doğru olsa da <strong>vazgeçişlerin</strong> de olmalı. Hem <strong>kanatlarını</strong> güçlendirmek istiyor hem de giderek ağırlaşan <strong>prangalarından</strong> vazgeçmek istemiyorsun.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>KÖR, KISIR, FAKİR EKONOMİMİZDE SİZİN TEK TERCİHİNİZ HANGİSİ OLURDU?</strong></p>
<p>Türkiye <strong>gelişiyor</strong>. Ancak <strong>çelişerek</strong>. <strong>Gelişim</strong>; uygarlık <strong>talepkâr</strong> girişimcilerimiz, <strong>vizyoner</strong> sanayicilerimiz, <strong>OSB</strong>’lerimiz… <strong>Çelişki</strong>: hem <strong>kör</strong> hem <strong>kısır</strong> hem <strong>fakir</strong> ekonomimizde bir <strong>öncelik oluşturamayışımız</strong>. Siz olsaydınız, <strong>Hızır’a ne cevap verirdiniz</strong>? Görmek mi, altın mı, çocuk mu? <strong>Tek öncelikli isteğin hangisi?</strong></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ODAKLANMA LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Tercih</strong>: Psikolojide, ekonomide, felsefede tercih, alternatifler arasından en uygununu seçmektir</p>
<p><strong>Vazgeçiş</strong>: Her tercihin doğal uzantısı… Yararsız işten, haktan, ilişkiden, işten feragat etme halidir</p>
<p><strong>Önemli</strong>: Değeri, anlamı, gerekliliği yüksek olan, özenilmesi gereken, mühim, ehemmiyetli olan</p>
<p><strong>Öncelikli</strong>: İşin veya kavramın, diğerine göre daha önemli, acil, vazgeçilmez olanını seçme hali</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cocugumun-altin-saydigini-gorebilecek-miyim-83733</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çocuğumun altın saydığını görebilecek miyim? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-83731</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Canlı - Ekonomi Masası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Ekonomi Masası | 23 Temmuz" src="https://www.youtube.com/embed/ed8q-zpnp4U" width="700" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-83731</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/4/1280x720/berfin-cipa-1782361803.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayicinin-ne-talep-sorunu-varmis-ne-mali-imkansizlik-sorunu-83732</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayicinin ne talep sorunu varmış ne mali imkansızlık sorunu!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanayici kaç zamandır ekonomik gidişattan şikayetçi. Her platformda bu dile getiriliyor. Genel olarak herkesin yakındığı konu da belli; kredi olanakları…</p>
<p>Bu konuda sorun olarak yalnızca kredi faizi dile getirilmiyor ki, krediye erişimin çok zor olduğunun da altı çiziliyor. Söylenen çok özet olarak şu:</p>
<p><strong>“Kredi yok, kredi bulunsa bile faiz çok yüksek, böylesine maliyetli parayla iş yapmak neredeyse olanaksız. Zaten yapamıyoruz.”</strong></p>
<p>Krediye erişim ve faizlerin yüksekliği hemen herkesin yakındığı bir konu.</p>
<p>Diğer sorunlar çalışma alanına göre ya da ağırlıkla iç piyasaya mı, ihracata mı çalışıldığına göre belli ölçülerde farklılık gösteriyor tabii ki.</p>
<p>İç piyasaya çalışan için talebin canlı olup olmaması önem taşıyor.</p>
<p>İhracata çalışan ise haklı olarak döviz kurunun düzeyiyle çok yakından ilgili. Elbette yurt dışı talep de büyük öneme sahip.</p>
<p>Yani sanayicinin bir dizi sorunu var ve bu durum üretime yansıyor. Son dönemdeki üretim yüksek teknolojili ürünlerde yoğunlaşıyor, orada belirgin artışlar yaşanıyor ama diğer sektörlerde adeta ayakta kalma çabası sergileniyor.</p>
<p>Reel sektörün ekonomiye olan güvenini (ya da güvensizliğini) ortaya koyan Merkez Bankası’nın reel kesim güven endeksine bakıyoruz; son veri temmuz ayına ait ve bir önceki aya göre önemli bir değişiklik yaşanmamış; yalnızca küçük bir gerileme var.</p>
<p>Sonuçta sorunlar aynı; olduğu yerde duruyor ve çözüm bekliyor.</p>
<h2>“Kredi de kredi” diye yakınanlar nerede?</h2>
<p>Merkez Bankası her ay iktisadi yönelim anketi gerçekleştiriyor ve bu anketten reel kesimin ekonomiye duyduğu güveni ölçen reel kesim güven endeksi oluşturuluyor. Söz konusu endeks de reel sektör firmalarının bir dizi soruya verdikleri yanıtlarla ortaya çıkıyor.</p>
<p>Anket her ay yapılıyor ama bir soru var ki bu üç ayda bir soruluyor:</p>
<p><strong>“Şu anda hangi faktörler üretiminizi kısıtlamaktadır?”</strong></p>
<p>Bu soruya verilen yanıtlar arasında açık ara ilk sırada bulunan ne, tahmin edemezsiniz!</p>
<p>Sanayicilerin yarıdan fazlası <strong>“Üretimimi kısıtlayan herhangi bir faktör yok”</strong> yanıtını veriyor.</p>
<p>Temmuz ayında yapılan bu yılın üçüncü anketine katılanların yüzde 56,9’u üretimi kısıtlayan herhangi bir faktör bulunmadığını söylüyor. Bu, tarihsel olarak en yüksek düzeye yakın bir oran; yaklaşık yüzde 57. Yani ortaya öyle üretimi kısıtlayan çok çok büyük etkenler yokmuş.</p>
<p>Talebin düşük olmasını üretimi kısıtlayan faktör olarak görenlerin oranı yüzde 12,7 düzeyinde.</p>
<p>Mali sorunlar üçüncü sırada ve oranı yüzde 9. Hani krediye erişilemiyordu, erişilse bile faiz çok yüksekti, bu faizle üretim yapılamazdı ve nitekim yapılamıyordu! Üretimi olumsuz etkileyen, sonuçta düşük üretime yol açan etkenlerin yalnızca yüzde 9'u mali sorun kaynaklıymış. Yakınmalara bakıldığında bu oranın çok çok yukarılarda olması gerekir, oysa dile getirilene kıyasla görece çok düşük sayılabilecek bir oran söz konusu. İlginç değil mi?</p>
<p>Acaba reel sektör kuruluşları kredi konusunda yakınmaya yakınıyor ama iş Merkez Bankası'na yanıt vermeye gelince tutum değişikliğine mi gidiliyor?</p>
<h2>Diğer etkenler</h2>
<p>Öte yandan üretimi kısıtlayan diğer etkenler olarak yüzde 8,5 ile hammadde ve ekipman yetersizliği, yüzde 8 ile de işgücü yetersizliği sayılıyor.</p>
<p>Diğer nedenlerin payı ise yüzde 4,5 düzeyinde.</p>
<h2>Yirmi yılda iki dönem… </h2>
<p>Merkez Bankası’nın 2007 yılı başından bu yana olan yaklaşık yirmi yılı kapsayan verileri üretimi kısıtlayan faktörlerde büyük dalgalanma yaşanan iki döneme işaret ediyor.</p>
<p>Bunlardan biri 2008 küresel krizi dönemindeki dalgalanma. O dönemde talebin çok büyük bir hızla düştüğü, dolayısıyla üretimi kısıtlayan faktörler arasında talep düşüklüğünün çok büyük artış gösterdiği dikkati çekiyor.</p>
<p>Benzer bir süreç de korona döneminde yaşandı. Bu iki dönemde de <strong>“Üretimi kısıtlayan bir faktör yok”</strong> diyenlerin oranı hızla düştü ve özellikle talep sorunu ön plana çıktı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a6199abba75c-1784781227.png" alt="" width="505" height="291" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayicinin-ne-talep-sorunu-varmis-ne-mali-imkansizlik-sorunu-83732</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayicinin ne talep sorunu varmış ne mali imkansızlık sorunu! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kisa-vadeli-koruma-uzun-vadede-zayiflatir-makineye-koruma-duvari-istemiyoruz-83730</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kısa vadeli koruma uzun vadede zayıflatır, ‘makine’ye koruma duvarı istemiyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EPA </strong>Grup A.Ş. Genel Koordinatörü <strong>Haluk Akın</strong>’ı 2017 yılı Ağustos’unda dönemin Ramsey Genel Müdür Yardımcısı <strong>Sadettin Üçeyler</strong>’in <strong>“EPA’nın fabrikasını görmen lazım” </strong>davetiyle tanıdım. O fabrika turu ve sohbet sonrası yazıma şu başlığı attım:</p>
<ul>
<li><strong>Makineye yakayla girdi, bakterileri ‘tünel’de bitirdi…</strong></li>
</ul>
<p>Bir süredir Konfeksiyon Otomasyon Makinecileri Derneği (KOMİD) Başkanlığı görevini yürüten <strong>Haluk Akın, </strong>bir mesaj gönderdi:</p>
<ul>
<li><strong>Son dönemde sektörümüzde faaliyet gösteren yerli üreticiler, özellikle döviz kurunun baskılanması nedeniyle oldukça zor bir süreçten geçiyor. Buna rağmen üretmeye, ihracat yapmaya ve ülkemize katkı sağlamaya devam etmeye çalışıyoruz.</strong></li>
<li><strong>Son dönemde üyelerimizden, Çin’den ithal edilen makinelere ilave gümrük vergisi uygulanması yönünde yoğun talepler geliyor. Ancak ben, bunun sektörümüz açısından doğru ve sürdürülebilir bir çözüm olmadığına inanıyorum.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Haluk Akın, </strong>bu mesajın ardından hazırladığı bir yazıyı gönderdi:</p>
<ul>
<li><strong>Kısa Vadeli Koruma, Uzun Vadeli Zayıflama…</strong></li>
</ul>
<p><strong>Akın, </strong>yazıya şu uyarıyla girdi:</p>
<p>-          <strong>İlk bakışta koruma uygulamaları yerli üreticiye kısa vadeli bir rahatlama sağlıyor gibi görünse de, ekonomi tarihi ve sanayileşme süreçleri bize bunun uzun vadede ciddi riskler taşıdığını gösteriyor.</strong></p>
<p>Ekonomik belirsizliklerin arttığı dönemlerde korumacılık politikalarının doğal olarak cazip göründüğünü belirtti:</p>
<p>-          <strong>Gümrük vergileri, ithalat kısıtlamaları veya benzeri önlemler yerli üreticiyi geçici olarak rahatlatabilir. Ancak rekabetten uzaklaştırılmış bir pazarın en büyük riski, üreticinin gelişme motivasyonunu kaybetmesidir.</strong></p>
<p><strong>“Rakibini görmeyen üretici”</strong>lerin yanılgısını şöyle özetledi:</p>
<ul>
<li><strong>Ürününü geliştirme ihtiyacı hissetmez.</strong></li>
<li><strong>Maliyetlerini düşürmek için yeterince çaba göstermez.</strong></li>
<li><strong>Ar-Ge yatırımlarını erteler.</strong></li>
<li><strong>Teknolojik dönüşümü yavaşlatır.</strong></li>
<li><strong>Zamanla dünya standartlarının gerisinde kalır.</strong></li>
</ul>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Koruma duvarları ilk etapta güven verir, ancak uzun vadede üreticiyi küresel rekabetten koparır.</strong></p>
<p>1970’li yıllara uzandı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye bu süreci daha önce yaşamış bir ülkedir. 1970’li yıllarda uygulanan ithal ikameci sanayi politikalarıyla yerli üretim yüksek gümrük duvarlarıyla korunmuş, dış rekabet büyük ölçüde sınırlandırılmıştır.</strong></p>
<p>O günlerde yaşananları şöyle irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Bu dönemde birçok sektör dış rekabet baskısını hissetmediği için;</strong></p>
<ul>
<li><strong>Kalite artışı yavaşlamış,</strong></li>
<li><strong>Verimlilik düşmüş,</strong></li>
<li><strong>Teknoloji yatırımları sınırlı kalmış,</strong></li>
<li><strong>Tüketici daha pahalı ve daha düşük kalite ürünlere mahkum olmuştur.</strong></li>
</ul>
<p>O dönemde ortaya çıkan durumu şöyle değerlendirdi:</p>
<p>-          <strong>Sonuçta Türk sanayisi uluslararası rekabetten uzaklaşmış, ekonomik verimsizlik artmış ve ülke 1970’lerin sonunda ciddi döviz kriziyle karşı karşıya kalmıştır.</strong></p>
<p>Rekabetten uzak kalan hiçbir sektörün uzun vadede güçlenemeyeceğini vurgulayıp 1980 sonrasına döndü:</p>
<p>-          <strong>1980 yılında alınan 24 Ocak kararları ile başlayan ekonomik dönüşüm ve sonrasında uygulanan dışa açılma politikaları, Türk sanayisi açısından tarihi bir kırılma noktası oldu. O günlerde birçok kesim, </strong>“İthalat serbestleşirse Türk sanayisi ayakta kalamaz” <strong>endişesi yaşadı.</strong></p>
<p>Yaşanan sürecin endişelerin tam tersini gösterdiğini savundu:</p>
<p>-          <strong>Dünya ile rekabet etmeye başlayan Türk sanayisi;</strong></p>
<ul>
<li><strong>Üretim teknolojisini yeniledi,</strong></li>
<li><strong>Kalite standartlarını yükseltti,</strong></li>
<li><strong>İhracata yöneldi,</strong></li>
<li><strong>Verimliliğini artırdı.</strong></li>
<li><strong>Dünya pazarlarında söz sahibi olmaya başladı.</strong></li>
</ul>
<p>Bugünkü durumun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Bugün tekstil, konfeksiyon ve makine sektörlerinde sahip olduğumuz uluslararası başarıların temelinde, o dönemde kazanılan rekabet kültürü bulunmaktadır.</strong></p>
<p>ABD Başkanı <strong>Donald Trump</strong>’ın gümrük duvarlarını yükseltip, üretimi ülkesine çekmeye çalıştığı bir dönemde KOMİD Başkanı <strong>Haluk Akın</strong>'ın <strong>"koruma istemiyoruz” </strong>çıkışı dikkati çekiyor…</p>
<p><strong>Akın</strong>’ın <strong>“Kısa vadeli koruma, uzun vadede zayıflatır” </strong>uyarısı üzerinde de durmak gerekiyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Aynaya bakın kusurları görün</span></h2>
<p><strong>KONFEKSİYON </strong>Otomasyon Makinecileri Derneği (KOMİD) Başkanı <strong>Haluk Akın, </strong>bir üreticinin gelişebilmesi için karşısında kendisinden daha iyi ürün üreten rakiplerin bulunması gerektiğini savundu:</p>
<p>-          <strong>Rakibiniz sizin aynanızdır. Daha kaliteli makine gördüğünüzde eksiklerinizi fark eder, daha iyisini üretmeye çalışırsınız. Ancak, aynayı kaldırırsanız kusurlarınızı da göremezsiniz.</strong></p>
<p>İthalatı tamamen engellemenin üreticinin aynasını kaldırmak anlamına geldiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Bu durum kısa süreli bir rahatlama sağlayabilir. Ancak uzun vadede gelişimin önündeki en büyük engellerden biri haline gelir.</strong></p>
<p>Benzer korumacı uygulamaların metal işleme sektöründe de görüldüğünü vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Çin ve diğer Uzak Doğu ülkelerinden gelen CNC ve metal işleme makinelerine yönelik koruma tedbirleri uygulanıyor. Bu uygulamalar kısa vadede iç pazarda belirli firmalara avantaj sağlayabilir.</strong></p>
<p>Bunun uzun vadede uluslararası pazarda rekabet gücünü artırmayacağının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Tam tersine, Çinli üreticiler dünya pazarlarında büyümeye devam ederken, koruma altında kalan firmalar teknolojik gelişim hızını kaybedebilir.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Enerjimizi Ar-Ge teşviklerinden daha etkin yararlanmaya yönlendirelim</span></h2>
<p><strong>KONFEKSİYON </strong>Otomasyon Makinecileri Derneği (KOMİD) Başkanı <strong>Haluk Akın, </strong>sektör için <strong>“gerçek ihtiyacı” </strong>şöyle sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Daha fazla Ar-Ge,</strong></li>
<li><strong>Daha fazla inovasyon,</strong></li>
<li><strong>Daha yüksek teknoloji,</strong></li>
<li><strong>Daha nitelikli insan kaynağı,</strong></li>
<li><strong>Üniversite-sanayi işbirliği,</strong></li>
<li><strong>Dijital dönüşüm,</strong></li>
<li><strong>Markalaşma,</strong></li>
<li><strong>Küresel pazarlarda daha güçlü bir varlık oluşturmaktır.</strong></li>
</ul>
<p>Devletim Ar-Ge, teknoloji geliştirme, ihracat ve yatırım alanlarında önemli destekler sunduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Enerjimizi yasakları talep etmeye değil, bu desteklerden daha etkin yararlanmaya yönlendirmeliyiz.</strong></p>
<p>Küresel rekabetten kaçılamayacağının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Biz iç pazarı korurken rakiplerimiz dünyanın dört bir yanında yeni müşteriler kazanıyor. Biz rekabetten uzaklaştıkça onlar güçleniyor. Küresel pazarlarda başarılı olmanın yolu rakiplerden kaçmak değil, rakiplerden daha iyi olmaktır.</strong></p>
<p>Türk makine sanayisinin geleceğinin korumacılıkta değil; rekabette, inovasyonda ve sürekli gelişimde olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Türk üreticisinin gerçek gücü, devlet koruma duvarlarının arkasına saklanmak değil, dünyanın en iyi üreticileriyle aynı sahada yarışabilecek kaliteyi, teknolojiyi ve markaları ortaya koyabilmesidir.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Baykar’la Leonardo Airshow’da insanlı-insansız ekip çalışması testlerini sundu</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a61973f0215e-1784780607.png" alt="" width="700" height="465" /></span><strong>TÜRK </strong>Hava Yolları’nın (THY) davetiyle gittiğimiz İngiltere’de gerçekleşen <strong>“Farnborough Havacılık Fuarı”</strong>nda (FIA) Türkiye’nin lider İHA-SİHA üreticisi Baykar’la ortak <strong>“LBA Systems”</strong>i kuran İtalyan savunma ve havacılık devi Leonardo’nun standına da uğradık.</p>
<p>Stantta Baykar Genel Müdürü <strong>Haluk Bayraktar</strong>’la karşılaştık. Yoğun görüşme trafiğinden dolayı sohbet fırsatı bulamadık. Baykar ve Leonardo, sosyal medya hesaplarından fuarla ilgili özet bilgiler yayınladı.</p>
<p>Baykar, sosyal medyada şu bilgileri paylaştı:</p>
<ul>
<li><strong>Leonardo ile birlikte yür</strong><strong>ü</strong><strong>ttüğümüz, M-346 ve Kızılelma’nın icra ettiği insanlı-insansız ekip çalışması testlerinin sonuçlarını </strong>“FIA Airshow 2026”<strong>da paylaştık.</strong></li>
<li><strong>Milli teknolojilerimizle geleceğin hava harp konseptlerini bugünden hayata geçiriyoruz.</strong></li>
</ul>
<p>Leonardo da sosyal medya hesabında şu noktaların altını çizdi:</p>
<ul>
<li><strong>FIA’da </strong>“Leonardo” <strong>ve </strong>“Baykar”, <strong>Türkiye’de yakın zamanda gerçekleştirilen </strong>“İnsanlı-İnsansız Ekip Çalışması” <strong>testlerine dair kapsamlı bir bakış sundu. Bu testler, M346 ve Kızılelma uçaklarını kapsadı.</strong></li>
<li>“LBA Systems”<strong>in iki ortağı, bu yeteneği sağlamak için gerekli algoritmaların geliştirilmesini ve doğrulama ile denemeler için sanal ve canlı ortamların kullanımını resmetti.</strong></li>
<li><strong>M-346 FA uçağının aviyonik sistemine özel bir kullanıcı arayüzü geliştirildi ve entegre edildi. Bu arayüz, </strong>“İnsan-Makine Arayüzü” (HMI) <strong>geliştirmelerini içeriyordu.</strong></li>
<li><strong>Bu, insansız varlıkların tam komuta ve kontrolünü, sürekli durumsal farkındalığı, azaltılmış pilot iş yükünü ve otonom operasyonlar üzerinde etkin denetimini sağlamaya olanak tanıdı.</strong></li>
<li><strong>Siber güvenlik açısından, veri alışverişlerinin korunması, çok ajanlı yapay zeka mimarisi üzerine kurulu ve Leonardo’nun taktik senaryolar için daha geniş tescilli </strong>“Cybersec Savunma Paketi”<strong>nin bir parçası olan, konuşlandırılabilir siber savunma platformu olan </strong>“Taktik Cybersec Platformu”<strong>na dayanıyor.</strong></li>
<li><strong>Baykar ve Leonardo, Kızılelma’nın otonom taksi ve kalkışını takiben M-346/Kızılelma formasyon geçişlerini ve işbirlikçi uçuş manevralarını, ayrıca belirlenen bir konuma ulaşma yeteneğini sergiledi.</strong></li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kisa-vadeli-koruma-uzun-vadede-zayiflatir-makineye-koruma-duvari-istemiyoruz-83730</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/0/1280x720/5454-1784780622.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kısa vadeli koruma uzun vadede zayıflatır, ‘makine’ye koruma duvarı istemiyoruz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bize-hala-neden-sanayicilik-yapiyorsun-diye-soruyorlar-83729</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Bize hala neden sanayicilik yapıyorsun diye soruyorlar&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclisi temmuz ayı olağan toplantısı “Türkiye’yi Bekleyen Tehlike: Erken Sanayisizleşme” ana gündemi ile gerçekleştirildi. Meclis toplantısında moderatörlüğünü TEPAV Ekonomik ve Yapısal Politikalar Merkezi Direktörü Dr. Burcu Aydın'ın üstlendiği panelde TİM Başkanı Mustafa Gültepe, MÜSİAD Genel Başkanı Burhan Özdemir, DEİK Türkiye- Avustralya İş Konseyi Başkanı ve Çalık Holding Yönetim Kurulu Üyesi Steven Young ve TTC Danışmanlık Kurucu Ortağı Tankut Turnaoğlu konuk olarak gündeme yönelik değerlendirmelerini paylaştı. Toplantının açılışında konuşan İSO Başkanı Erdal bahçıvan, sanayinin yalnızca ekonomik göstergeler üzerinden değil, toplumdaki algı değişimi nedeniyle de ciddi bir kırılma yaşadığını söyledi. Bugün gelinen noktada en çarpıcı göstergenin, iş dünyasında sanayicilere yöneltilen “Hala neden sanayicilik yapıyorsun?” sorusu olduğunu dile getiren Bahçıvan, bu sorunun basit bir sohbet konusu olmadığını, Türkiye’de üretime bakışın köklü biçimde değiştiğini gösteren önemli bir işaret olduğunu belirtti.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a61950d70a37-1784780045.png" alt="" width="700" height="327" />
<figcaption><strong>İSO Meclis toplantısı “Türkiye’yi Bekleyen Tehlike: Erken Sanayisizleşme” ana gündemi ile gerçekleştirildi. Toplantıya konuk olan TEPAV Ekonomik ve Yapısal Politikalar Merkezi Direktörü Dr. Burcu Aydın, TİM Başkanı Mustafa Gültepe, MÜSİAD Genel Başkanı Burhan Özdemir, DEİK Türkiye- Avustralya İş Konseyi Başkanı Steven Young ve TTC Danışmanlık Kurucu Ortağı Tankut Turnaoğlu gündeme ilişkin değerlendirmelerini paylaştı. </strong></figcaption>
</figure>
<h2>Sanayi artık riskli ve yorucu </h2>
<p>Bir dönem fabrika kurmanın, üretim yapmanın ve istihdam oluşturmanın başarı hikayesi olarak görüldüğünü hatırlatan Bahçıvan, bugün ise sanayinin yüksek riskli, yorucu ve geleceği belirsiz bir faaliyet olarak algılanmaya başladığını söyledi. Bu algı değişiminin ekonomik göstergeler kadar önemli olduğuna işaret eden Bahçıvan, üretim kültürünün zayıflamasının Türkiye’nin geleceği açısından ciddi risk oluşturduğunu ifade etti.</p>
<h2>Türkiye sanayileşmeyi tamamlayamadı </h2>
<p>Bahçıvan, Türkiye’nin gelişmiş ülkelerden farklı bir süreç yaşadığını belirterek, sanayinin ekonomideki ağırlığını kaybetmesinin doğal bir dönüşümün sonucu olmadığını söyledi. Gelişmiş ülkelerin yüksek teknolojiye dayalı sanayi sonrasına geçerken Türkiye’nin geleneksel sektörlerde güç kaybettiğini ifade eden Bahçıvan, ülkenin klasik sanayileşmesini tamamlamadan hizmet sektörü ağırlıklı bir ekonomik yapıya yöneldiğini dile getirdi. Bunun doğru bir gelişme olmadığını vurgulayan Bahçıvan, toplumların ancak üreterek ayakta kalabileceğini söyledi.</p>
<h2>Gençler sanayide gelecek görmüyor </h2>
<p>Sanayide yaşanan dönüşümün yalnızca fabrikaları değil, çalışma hayatını da etkilediğini belirten Bahçıvan, genç kuşakların üretim sektöründen giderek uzaklaştığını söyledi. Gençlerin uzun vadeli kariyerlerini sanayide kurmak istemediğini belirten Bahçıvan, daha esnek çalışma imkânı sunan ve daha hızlı gelir sağlayan alanların tercih edildiğini ifade etti. Ailelerin de çocuklarını geçmişte olduğu gibi üretimin içinde yetişmeye değil, masa başı olarak gördükleri mesleklere yönlendirdiğini kaydeden Bahçıvan, ustalık, operatörlük ve teknik kariyerlerin eski cazibesini kaybettiğini dile getirdi.</p>
<h2>Kaybolan üretim, getirmek kolay değil </h2>
<p>Bahçıvan, sanayinin yalnızca büyük fabrikalardan ibaret olmadığını, binlerce KOBİ, tedarikçi, mühendis, teknisyen ve ustadan oluşan büyük bir ekosistem olduğunu söyledi. Bu yapının zayıflaması halinde sadece fabrikaların kapanmayacağını belirten Bahçıvan, bilgi birikimi, mesleki kültür ve üretim kabiliyetinin de aşınacağını ifade etti. Teknolojinin ve makinenin satın alınabileceğini ancak üretim kültürünü benimsemiş insan kaynağının kısa sürede yeniden oluşturulamayacağını belirten Bahçıvan, bu nedenle erken sanayisizleşmenin yalnızca ekonomik değil aynı zamanda sosyolojik bir mesele olarak görülmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<h2>150’den fazla şirket zarar açıkladı </h2>
<p>Bahçıvan, sanayide yaşanan sıkışmanın şirket bilançolarına da yansıdığını söyledi. Geçen ay açıklanan İSO 500 ve bu hafta yayımlanan İSO İkinci 500 araştırmalarına dikkat çeken Bahçıvan, 2025 yılında her iki listede de 150’yi aşkın şirketin zarar açıkladığını belirtti. Faaliyet kârlılığının son on yıl ortalamasının yaklaşık üç puan altında kaldığını ifade eden Bahçıvan, sanayicilerin artan finansman yükü altında ezildiğini söyledi.</p>
<h2>Karın yüzde 90’ı finansmana gidiyor </h2>
<p>Konuşmasında finansman maliyetlerine de dikkat çeken Bahçıvan, İSO 500 şirketlerinde faaliyet karından finansmana ayrılan payın yüzde 85’e, İSO İkinci 500’de ise yüzde 87’ye ulaştığını açıkladı. Başka bir ifadeyle sanayinin en büyük kuruluşlarının ana faaliyetlerinden elde ettikleri kazancın neredeyse yüzde 90’ını finansman giderlerine ayırmak zorunda kaldığını belirten Bahçıvan, yüksek enflasyon, finansmana erişim güçlüğü, yüksek maliyetler ve Türk lirasındaki reel değerlenmenin rekabet gücünü zayıflattığını söyledi. Bu koşullar altında sanayicilerin “Bu şartlar daha ne kadar sürecek, böyle bir ortamda nasıl ayakta kalacağız?” sorusunu sormaya başladığını ifade etti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Zayıf talep ve maliyet baskısı; artık yüksek teknoloji grubundaki ihracatçıya da etkiliyor</span></h2>
<p>Erdal Bahçıvan zayıf talep, finansman sorunu ve maliyet baskısının ilk etapta emek yoğun sektörleri vurduğunu ancak artık etkinin daha yüksek teknoloji grubundaki ihracatçı sektörlere de yayılmaya başladığını söyledi. Türkiye’nin uzun yıllar içinde büyük çabalarla oluşturduğu sanayi birikiminin risk altında olduğunu belirten Bahçıvan, yapay zekâ ve yüksek teknoloji yatırımlarının hızlandığı yeni dönemde kapsamlı ve uzun vadeli bir sanayi politikasına her zamankinden daha fazla ihtiyaç bulunduğunu ifade etti. Bu nedenle mevcut ekonomi programının sanayinin üretim kapasitesini koruyacak, kırılganlıklarını azaltacak ve teknolojik dönüşümünü hızlandıracak bütüncül bir yol haritasıyla desteklenmesi gerektiğini söyleyen Bahçıvan, Türkiye’nin erken sanayisizleşme riskinden ancak yüksek katma değerli üretime geçişi hızlandırarak Yaş kurtulabileceğini dile getirdi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bize-hala-neden-sanayicilik-yapiyorsun-diye-soruyorlar-83729</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/5/1280x720/erdal-bahcivan-1773811034.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, Türkiye’nin yalnızca ekonomik değil sosyolojik bir sanayi riskiyle karşı karşıya olduğunu belirterek &quot;İş dünyasında sanayicilere artık &#039;hala neden sanayicilik yapıyorsun?&#039; sorusunun yöneltildiğini kaydetti. Bahçıvan, gençlerin de üretim yerine masa başı işleri tercih ettiğini vurgulayarak, erken sanayisizleşme tehlikesine dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayi-orta-teknoloji-tuzagindan-cikamiyor-83728</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 06:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayi orta teknoloji tuzağından çıkamıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından yayınlanan Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu (İSO 500) ve Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu (İSO İkinci 500) verilerinin konsolide edilmesiyle ortaya çıkan İSO 1000 tablosu, Türk imalat sanayinin 2021-2025 yıllarını kapsayan son 5 yıllık dönemde teknolojik dönüşüm performansını ve yapısal omurgasını net bir şekilde ortaya koydu. İSO 1000 devlerinin ürettiği toplam brüt katma değer 5 yılda 571,65 milyar TL’den 3 trilyon 873,98 milyar TL seviyesine tırmanırken; yüksek teknoloji yoğunluklu sanayilerin katma değerdeki payı yüzde 5,67’den yüzde 7,24’e yükselerek tarihi zirvesine ulaştı. Ancak bu sıçramaya rağmen sanayinin genel omurgasındaki yapısal kabuk değişimi sınırlı kaldı. 2025 yılı itibarıyla İSO 1000 katma değerinin yüzde 66,26’sı, yani yaklaşık üçte ikisi yine düşük ve orta-düşük teknolojili geleneksel sektörlerden elde edildi. Sektörel tarafta ise tekstilde 5 yılda yaşanan sert katma değer kaybı dikkat çekerken, gıda sanayinin bu süreçte zirveye yerleştiği göze çarptı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a6192cab4a34-1784779466.png" alt="" width="828" height="272" /></p>
<h2>Yüksek teknolojide yüzde 766’lik artış </h2>
<p>EKONOMİ’nin İSO 500 ve İSO İkinci 500 verilerinden oluşturduğu İSO 1000 analizi, Türk sanayisinin son 5 yılda enflasyonist baskılar, küresel talep daralması ve artan maliyet yapısı altında nasıl bir katma değer ürettiğini ortaya koyuyor. Veriler teknoloji yoğunluklarına göre analiz edildiğinde, Türkiye sanayisinin yüksek teknoloji odaklı üretim kaslarını güçlendirme yolunda önemli bir mesafe kat ettiği görülüyor. İSO 1000 genelinde yüksek teknoloji yoğunluklu sektörlerin ürettiği katma değer, 2021 yılındaki 32,39 milyar TL seviyesinden 2025 yılı sonunda 280,39 milyar TL’ye yükseldi. Bu grupta yaratılan katma değer TL bazında 5 yılda 8,6 katına çıkarken; yüksek teknolojinin toplam İSO 1000 katma değeri içindeki payı da 2021’deki yüzde 5,67 seviyesinden; 2023'ten itibaren kesintisiz artarak yüzde 7,24 ile rekor seviyeye ulaştı.</p>
<h2>Orta-yüksek kan kaybetti </h2>
<p>Türkiye ekonomisinin ihracattaki niteliksel sıçraması için ana motor kabul edilen orta-yüksek teknoloji grubunda ise son yıllarda dikkat çekici bir erime görülüyor. Otomotiv, kimya, makine ve elektrikli teçhizat gibi sanayinin amiral gemilerini barındıran orta-yüksek teknoloji grubu, 2023 yılında katma değer payını yüzde 29,91’e kadar çıkararak tarihi bir başarı yakalamıştı. Ancak küresel pazarlardaki durgunluk, ana ihracat pazarı Avrupa’daki yavaşlama ve yükselen üretim maliyetleri nedeniyle bu grup son iki yılda kan kaybetti. Orta-yüksek teknolojinin katma değer payı 2024’te yüzde 26,71’e, 2025 yılında ise yüzde 26,51’e geriledi. Böylece bu grup, son 3 yılda yaklaşık 3,4 puanlık bir katma değer kaybına uğradı.</p>
<h2>Geleneksel sektörlerde direnç sürüyor </h2>
<p>İSO 1000 tablosunun en dirençli yönü ise düşük ve orta-düşük teknolojili geleneksel sanayi kollarının üretimdeki baskınlığını koruması oldu. Düşük teknoloji yoğunluklu sektörler 2021 yılında katma değerden yüzde 35,53 pay alırken; gıda ve temel tüketim maddelerindeki yüksek fiyatlama gücünün etkisiyle 2025 yılında yüzde 34,02’lik payını korumayı başardı. Orta-düşük teknoloji grubu ise rafine petrol ve mineral ürünlerin desteğiyle 2025’te katma değerin yüzde 32,24’ünü sırtladı. Böylece, düşük ve orta-düşük teknolojili sanayilerin toplam katma değer içindeki birleşik payı 2021’deki yüzde 66,64 seviyesinden, 5 yıllık süreç sonunda 2025’te yüzde 66,26 olarak gerçekleşti. Bir başka deyişle, sanayi devlerinin ürettiği her 3 liralık katma değerin 2 lirası tıpkı 5 yıl önce olduğu gibi yine geleneksel ve düşük-orta düşük teknolojili alanlardan elde edilmeye devam etti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Katma değer şampiyonu gıda oldu</span></h2>
<p>Beş yıllık süreç sektörel kırılımlar bazında incelendiğinde ise imalat sanayi içerisinde radikal bir bayrak değişimi yaşandığı görülüyor. Enflasyonist süreçte canlı kalan iç talep, ihracat pazarlarındaki direnç ve gıda fiyatlarındaki seyir, ‘gıda ürünlerinin imalatı’nı İSO 1000’in katma değer şampiyonu yaptı. 2021 yılında 49,38 milyar TL katma değer ve yüzde 8,64 pay ile 5’inci sırada yer alan gıda sektörü; 2025 yılında 483,2 milyar TL katma değer ve yüzde 12,47 pay ile sanayinin 1 numaralı katma değer üreten kolu haline geldi. ‘Motorlu kara taşıtları’ da, 2023 yılındaki yüzde 14,49’luk rekor payının ardından 2025 yılında 479,8 milyar TL katma değer ve yüzde 12,38 pay ile kıl payı 2. sırada yer aldı. ‘Kok kömürü ve rafine petrol’ ise 468,4 milyar TL ve yüzde 12,09 pay ile 2025 yılında 3. sırada yer aldı. Bu sektör 2021 yılında aynı listede sekizinci sırada yer alırken, küresel enerji krizinin ve fiyat artışlarının etkisiyle zirve ortaklarından birine dönüştü.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ana metal sanayiinde erime durdurulamıyor</span></h2>
<p>2021 yılında katma değerden aldığı yüzde 17,36’lık payla listenin açık ara zirvesinde yer alan ‘ana metal sektörü’, 2025’te yüzde 9,84’e gerileyerek 7,52 puanlık kayıp yaşadı ve sanayi genelinde pastadaki payı en çok eriyen kol oldu. Yine 2021’de yüzde 8,70 olan katma değer payı, 2025 yılı itibarıyla yüzde 4,07 seviyesine düşen ‘kimyasallar ve kimyasal ürünler’ de, 4,63 puanlık bir gerileme ile 5 yılda en çok gerileyen ikinci sektör oldu. Türk sanayisinin lokomotif sektörü olan ‘tekstil ürünleri imalatı’ ise, 2021’deki yüzde 6,79’luk payını koruyamayarak 2025’te yüzde 3,32’ye geriledi. 3,47 puanlık bu kayıp, bu sektördeki küçülme ve rekabet baskısını net biçimde gözler önüne serdi. Beş yıllık süreçte katma değer payını en çok artıran sektör ise, küresel dalgalanmaların ve maliyet artışlarının etkisiyle ‘kok kömürü ve rafine edilmiş petrol ürünleri’ oldu. 2021 yılında sanayi katma değerinden yüzde 3,83 pay alan rafine petrol, 2025'te yüzde 12,09'a ulaştı ve 8,27 puanlık bir sıçrama kaydetti. Aynı dönemde enflasyonist sürecin ve iç talep dinamiklerinin desteğini arkasına alan ‘gıda ürünleri imalatı’ ise katma değer payını yüzde 8,64’ten yüzde 12,47’ye taşıyarak 3,83 puanlık bir artış elde etti. Sanayinin mineral bazlı yapı taşlarını barındıran ‘diğer metalik olmayan mineral ürünler’ grubu da yüzde 3,77’den yüzde 5,68’e yükselerek pastadaki payını 1,91 puan büyüten bir diğer kol oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayi-orta-teknoloji-tuzagindan-cikamiyor-83728</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/imalat-pmi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İSO 500 ve İSO İkinci 500 verilerinin konsolide edilmesiyle oluşan İSO 1000 tablosu, Türk sanayisinin son 5 yıllık teknolojik dönüşüm karnesini gözler önüne serdi. Yüksek teknolojili sanayiler katma değerden yüzde 7,24 pay alarak tarihi zirvesine çıktı; ancak yaratılan katma değerin üçte ikisi hala düşük-orta düşük teknolojilerden geliyor. Ana metal sanayi 5 yıl önceki zirveden sert düşerken, gıda sektörü katma değer şampiyonu oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolat-suriye-ile-ticarette-3-milyar-750-milyon-dolara-ulastik-83724</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 17:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bolat: Suriye ile ticarette 3 milyar 750 milyon dolara ulaştık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TOBB İkiz Kuleler'de, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Suriye Sınır Kapıları ve Gümrükler Genel İdaresi Başkanı Kuteybe Ahmed Bedevi ve TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu'nun katılımıyla "Suriye Serbest Ticaret ve Sanayi Bölgeleri ve Yatırım Ortamı" toplantısı gerçekleştirildi.</p>
<p>Bolat, burada yaptığı konuşmada, TOBB ile Gümrük ve Turizm İşletmeleri AŞ'nin Türkiye'de son 22 yılda 20 gümrük kapısının modernleştirilmesi ve genişletilmesi konusunda yap-işlet-devret modeliyle çok başarılı icraatlar gerçekleştirdiğini söyledi.</p>
<p>Suriye'de yaşanan devrimin üzerinden çok kısa süre geçmesine rağmen ülkenin yeni, güçlü, istikrarlı ve bütünleşmiş bir yönetim anlayışı noktasında önemli ilerlemeler kaydettiğini vurgulayan Bolat, hükümet olarak Suriye'nin daha fazla mesafe katetmesi için destek vermeyi sürdüreceklerini bildirdi.</p>
<p>Bolat, her iki ülke liderinin ortaya koyduğu 10 milyar dolarlık dış ticaret hedefine ulaşma noktasında da çalışmaya devam ettiklerine dikkati çekerek, şöyle konuştu:</p>
<p>"Sadece geçen yıl karşılıklı ticaretimizde yüzde 40'ın üzerinde bir artışla yaklaşık 3 milyar 750 milyon dolara ulaştık. Bu rakamları ilerletme konusunda kararlıyız. Bunun gerçekleşmesi için her iki ülkede de üretim ve yatırımlar artırılmalı. Ticaretin geçiş noktası olan kara yolu gümrük kapıları ile deniz yolu ulaşım hatlarının güçlendirilmesi, genişletilmesi, modernleştirilmesi gerekiyor."</p>
<p><strong>Nusaybin-Kamışlı Gümrük Kapısı'nın yıl sonuna kadar açılması hedefleniyor</strong></p>
<p>İki ülke gümrük kapılarında ticaretin ve yolcu geçişlerinin aralıksız devam ettiğini ifade eden Bolat, sınırın en doğusunda bulunan Nusaybin-Kamışlı Gümrük Kapısı'nı da yıl sonuna kadar ticaret, yolcu ve transit geçişlere açmak için çalışmaları hızlandırdıklarını dile getirdi.</p>
<p>Nisandan itibaren Türkiye ile Suriye arasında transit ticaretin faal olarak başlamasıyla Lübnan, Ürdün, Irak, Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman, Bahreyn gibi Körfez ülkelerine yönelik ticaretin gelişmesinin de olumlu bir gelişme olduğunu vurgulayan Bolat, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>"Körfez'deki savaşın ve Hürmüz Boğazı'nın sıklıkla kapanması karşısında dünyada enerji hatlarındaki ve çok önemli petrokimya ürünlerindeki kopukluklar, lojistik ve tedarik hatlarında yaşanan sıkıntılar, Türkiye'den ve Suriye üzerinden Ürdün, Irak ve diğer Körfez ülkelerine gerek kara yolu ulaşım koridoru gerekse petrol ve doğal gaz koridorlarının genişletilmesi, büyütülmesi ve yenilerinin yapımı konusunda büyük bir ihtiyaç olduğunu göstermiştir."</p>
<p>Bolat, Körfez ülkeleriyle transit ticareti hızlandırma konusunda iki ülke hükümetlerinin olumlu gelişmeler sağladığını söyledi. Yaklaşık 14 yıldır kapalı olan Suudi Arabistan üzerinden transit ticaret ile Suriye-Ürdün üzerinden transit ticaretin 15 Nisan'dan itibaren düzenli olarak yapıldığını hatırlatan Bolat, Türkiye ile Suriye arasında Ortak Gümrük Komitesinin ve JETCO'nun geçen yıl kurulduğunu, gelecek ay sonunda da Uluslararası Şam Fuarı'nın geniş katılımla yapılacağını dile getirdi.</p>
<p><strong>"Amacımız, Türkiye ve Suriye arasında entegre sistem kurmak"</strong></p>
<p>Suriye Sınır Kapıları ve Gümrükler Genel İdaresi Başkanı Bedevi ise Suriye'nin iyileşme ve yeniden inşa sürecine girdiğini, Türkiye'nin milyonlarca Suriyeliye sunduğu desteği unutmayacaklarını söyledi.</p>
<p>Bu ilişkiyi destek ve dayanışma aşamasından üretim, kalkınma ve yatırımda tam ortaklık aşamasına taşımayı hedeflediklerini belirten Bedevi, İdlib'de uygulamaya alınan Serbest Bölge Projesi'nin özel bir yapı olduğunu vurguladı.</p>
<p>Bedevi, "İdlib Serbest Ticaret Bölgesi" ve "Sarakib Kuru Liman ve Sanayi Bölgesi" projelerinin stratejik bir kazanım olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu proje, sanayi, ticaret ve lojistik hizmetler için entegre bir merkez olacaktır. Türk şirketlerini ve yatırımcılarını, bu stratejik noktada yer alarak Suriye'nin yeni ekonomik başarı hikayesine ortak olmaya davet ediyoruz. Yatırımcılarımıza vergi, mali ve gümrük muafiyetlerini içeren geniş bir teşvik paketi sunuyoruz. Ayrıca serbest depolama, yeniden ihracat ve sanayi faaliyetleri için tam özgürlük sağlıyoruz. Amacımız sadece ticaret hacmini artırmak değil, Türkiye ve Suriye arasında üretim ve tedarik zincirlerini kapsayan entegre bir sistem kurmak."</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolat-suriye-ile-ticarette-3-milyar-750-milyon-dolara-ulastik-83724</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/4/1280x720/54-1784730068.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Suriye Serbest Ticaret ve Sanayi Bölgeleri ve Yatırım Ortamı&quot; toplantısında konuşan Bakan Bolat, &quot;Sadece geçen yıl karşılıklı ticaretimizde yüzde 40&#039;ın üzerinde bir artışla yaklaşık 3 milyar 750 milyon dolara ulaştık. Bu rakamları ilerletme konusunda kararlıyız.&quot; dedi. Bolat, &quot;Ticaretin geçiş noktası olan kara yolu gümrükleri ve deniz yolu ulaşım hatlarının güçlendirilmesi, genişletilmesi, modernleştirilmesi gerekiyor.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/firmalarin-net-doviz-acigi-mayista-2044-milyar-dolara-indi-83723</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 16:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Firmaların net döviz açığı mayısta 204,4 milyar dolara geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class="">Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) finansal kesim dışındaki firmaların döviz varlıklarına ilişkin mayıs ayı verilerini paylaştı. </div>
<div class="card-text">
<div id="habericerikDiv3" class=" v3HaberIcerikDiv ltr">
<p>Buna göre, firmaların döviz varlıkları 3 milyar 175 milyon dolar, yükümlülükleri 1 milyar 319 milyon dolar arttı.</p>
<p>Bu gelişmeler sonucunda söz konusu firmaların net döviz pozisyonu açığı 1 milyar 857 milyon dolar azalarak 204 milyar 415 milyon dolara indi.</p>
<p>Varlık dağılımı incelendiğinde bir önceki aya göre türev varlıklar, yurt içi bankalardaki mevduat ve yurt dışına doğrudan sermaye yatırımları sırasıyla 1 milyar 568 milyon dolar, 1 milyar 19 milyon dolar ve 736 milyon dolar arttı.</p>
<p>Menkul kıymetler ve ihracat alacakları sırasıyla 128 milyon dolar ve 19 milyon dolar azaldı. Bunlara bağlı olarak varlıklar 3 milyar 175 milyon dolar artış gösterdi.</p>
<p>Yükümlülük dağılımında ise bir önceki aya göre yurt dışından sağlanan nakdi krediler, yurt içinden sağlanan nakdi krediler ve türev yükümlülükler sırasıyla 1 milyar 124 milyon dolar, 698 milyon dolar ve 145 milyon dolar artarken ithalat borçları 649 milyon dolar azaldı. Bunlara bağlı olarak yükümlülüklerde 1 milyar 319 milyon dolar artış görüldü.</p>
<p>Yükümlülüklerin vade yapısına bakıldığında Mayıs 2026 döneminde yurt içinden sağlanan kısa ve uzun vadeli krediler, Nisan 2026 dönemine göre sırasıyla 123 milyon dolar ve 576 milyon dolar arttı.</p>
<p>Yurt dışından sağlanan kredilerde ise kısa vadeli krediler 440 milyon dolar azalırken uzun vadeli krediler 916 milyon dolar artış kaydetti.</p>
<p>Kısa vadeli varlıklar 150 milyar 983 milyon dolar iken kısa vadeli yükümlülükler 141 milyar 72 milyon dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Kısa Vadeli Net Döviz Pozisyonu Fazlası ise 9 milyar 911 milyon dolar olarak gerçekleşerek bir önceki aya göre 2 milyar 693 milyon dolar arttı. Kısa vadeli yükümlülüklerin toplam yükümlülükler içindeki payı yüzde 36 düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p> </p>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/firmalarin-net-doviz-acigi-mayista-2044-milyar-dolara-indi-83723</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/8/1280x720/finansal-kesim-disi-firmalarin-net-doviz-acigi-artti-1741153851.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın mayıs verilerine göre finansal kesim dışındaki firmaların net döviz açığı, 204,4 milyon dolara geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrikli-arac-sayisi-450-bini-asti-83719</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 15:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrikli araç sayısı 450 bini aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) haziran ayına ait "Şarj Hizmeti Piyasası Aylık İstatistikleri" raporunu paylaştı.</p>
<p>Buna göre, şarj istasyonlarının toplam kurulu gücü geçen ay bir önceki aya kıyasla yüzde 3,90 artarak 3 bin 545 megavata yükseldi.</p>
<p>Haziranda şarj istasyonlarının elektrik tüketimi 72 bin 530 megavatsaat oldu. Bunun yüzde 59,42'sine denk gelen 43 bin 95 megavatsaatlik kısmı yeşil şarj istasyonlarından karşılanırken 29 bin 436 megavatsaatlik tüketim ise diğer istasyonlardan sağlandı.</p>
<p>Yeşil şarj istasyonları, kullanılan enerjinin yenilenebilir kaynaklardan üretildiğini belgeleyen Yenilenebilir Enerji Kaynak Garanti Sertifikası'na sahip istasyonlar olarak tanımlanıyor. Bu istasyonlar, elektrikli araçların karbon ayak izini azaltmada ve temiz enerji kullanımını teşvik etmede kritik rol oynuyor.</p>
<p><strong>İstanbul tüketimde ilk sırada</strong></p>
<p>Rapora göre, haziranda tüketimde ilk sırayı 20 bin 902 megavatsaatle İstanbul aldı. Bunu 9 bin 884 megavatsaatle Ankara ve 4 bin 624 megavatsaatle İzmir izledi.</p>
<p>Söz konusu dönemde toplam soket sayısı yaklaşık 45 bin 97'ye yükseldi. Soket sayısı mayısta 44 bin 175 olarak kayıtlara geçmişti.</p>
<p>Haziranda AC şarj soket sayısı 25 bin 434'e, DC şarj soket sayısı ise 19 bin 663'e ulaştı.</p>
<p>Öte yandan, mayısta 440 bin 327 olan elektrikli araç sayısı haziranda 450 bin 38'e yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrikli-arac-sayisi-450-bini-asti-83719</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/2/1280x720/elektrikli-otomobil-1769667024.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin haziran verilerine göre elektrikli araç sayısı 450 bin 38&#039;e, elektrikli araç şarj soket sayısı da 45 bin 97&#039;ye yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/uraloglu-verinin-egemenligini-kendi-topraklarimizda-tesis-ediyoruz-83714</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 14:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uraloğlu: Verinin egemenliğini kendi topraklarımızda tesis ediyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, TÜRKSAT Gölbaşı Veri Merkezi'nin temel atma törenine katıldı.</p>
<p>Burada yaptığı konuşmada, uzayın, küresel güç dengelerinin ve stratejik üstünlüklerin yeniden tanımlandığı bir arena haline geldiğine dikkati çeken Uraloğlu, uydu teknolojilerinin modern savaşların seyrini değiştiren kritik unsur olarak öne çıktığını ifade etti.</p>
<p>Uraloğlu, uyduların istihbarat toplama, gerçek zamanlı iletişim, hedef tespiti ve lojistik koordinasyon gibi alanlarda devletlere eşsiz üstünlük sağladığını belirterek, "Bu gerçeği geçen hafta 10'uncu yılını idrak ettiğimiz 15 Temmuz hain darbe girişiminde Gölbaşı Yerleşkesi'ne yapılan alçak saldırıda da görmüştük. O geceki saldırıda şehit olan kahraman çalışanlarımız Ahmet Özsoy ve Ali Karslı kardeşlerimizin fedakarlığı sayesinde yayınlar aksamamış, Sayın Cumhurbaşkanı'mızın çağrısı milletimize ulaşmış ve milli irade korunmuştur. O gece bir kez daha gördük ki TÜRKSAT sadece bir kurum değil, milletimizin bekasının, haber alma hakkının ve dijital güvencesinin kilit taşıdır." diye konuştu.</p>
<p>TÜRKSAT'ın son olarak 6A uydusuyla vizyonunu daha da ileri taşıdığını dile getiren Uraloğlu, bugün TÜRKSAT'ın, 31, 42 ve 50 derece yörüngelerindeki 6 aktif uydusuyla dünya uydu operatörleri arasında güçlü konumda yer aldığını söyledi.</p>
<p>Uraloğlu, TÜRKSAT uydularının 5,5 milyar nüfusa, yani yaklaşık 8,3 milyar olan dünya nüfusunun 3'te 2'sine hitap ettiğine dikkati çekerek şöyle dedi:</p>
<p>"Özellikle yüzde 80'in üzerinde yerlilik oranıyla ürettiğimiz Türksat 6A'yı hizmete alarak da Türkiye'yi haberleşme uydusu tasarlayıp üretebilen dünyadaki 11 ülke arasına taşıdık ve Türkiye'yi uzay yarışında öncü ülkeler arasına çıkararak yeni bir boyuta ulaştırdık. Ayrıca Türksat 6A, sadece ülkemize hizmet etmekle kalmıyor çok daha geniş bir coğrafyaya hizmet sunuyor. Pakistan, Hindistan, Nepal, Bangladeş, Myanmar, Tayland, Malezya ve Endonezya ile Sri Lanka'nın önde gelen platformu Freesat Lanka'nın 50 kanalını Türksat 6A'nın hizmet kapsamına dahil ettik. Bugün Türksat 6A üzerinden Güney Asya kapsamasındaki 10 ülkede 69 televizyon kanalına yayın hizmeti sunuyoruz. TÜRKSAT uyduları üzerinden yayın yapan toplam televizyon kanalı sayısı da 550'yi buldu."</p>
<p><strong>"Yıl bitmeden Türksat 7A projesinin sözleşmesini imzalamayı hedefliyoruz"</strong></p>
<p>Türksat 6A'nın hizmete girmesiyle sağlanan Güney Asya açılımının, şirketin küresel yayıncılık pazarındaki büyüme ivmesi doğrultusunda uluslararası işbirliklerini de güçlendirdiğini dile getiren Uraloğlu, TÜRKSAT ile Katar merkezli uydu şirketi Es'hailSat arasında "Es'hail-3/Türksat-Biruni" uydusuna yönelik stratejik ortaklık anlaşması imzaladıklarını, anlaşma kapsamında 50 derece doğu yörüngesinde görev yapacak yüksek veri kapasiteli "Ka-Bant Es'hail-3/Türksat-Biruni" uydusunun kapasitesinin ortak kullanılacağını söyledi.</p>
<p>Bakan Uraloğlu, Türksat 7A ile dünya uydu operatörleri arasındaki güçlü konumu daha da yükselteceklerini belirterek, Türksat 7A projesinin, 42 derece doğu yörüngesinde görev yapan Türksat 3A uydusunun tasarım ömrünün sona yaklaşması nedeniyle başlatıldığını dile getirdi.</p>
<p>Hazırladıkları şartnameyi gelecek günlerde Türksat 6A'yı da başarıyla tamamlayan yerli uydu üreticileriyle paylaşacaklarını ifade eden Uraloğlu, "Bu yıl bitmeden projenin sözleşmesini imzalamayı hedefliyoruz. 2029 yılı sonunda hizmete almayı planladığımız uydumuz, daha yüksek veri kapasitesi, daha güçlü kapsama alanı ve esnek kaynak yönetim kabiliyetiyle Türkiye'nin dijital gelecek vizyonunun taşıyıcısı olacaktır." diye konuştu.</p>
<p>Uraloğlu, yeni çağın en stratejik kaynağının, hatta yeni petrolünün veri olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>"Verinin egemenliğini kendi topraklarımızda tesis ediyoruz"</strong></p>
<p>Gölbaşı Veri Merkezi ile TÜRKSAT'ın bu güçlü mirası üzerine yepyeni bir eser daha kazandırdıklarını dile getiren Uraloğlu, şunları ifade etti:</p>
<p>"Uydu teknolojileriyle gökyüzünü fetheden, Türkiye'nin ulusal dijital bağımsızlığının, siber dayanıklılığının ve teknolojik egemenliğinin en güçlü kalelerinden birini inşa ediyoruz. Verinin egemenliğini kendi topraklarımızda tesis ediyoruz. Bu merkezimiz, sadece betonarme yapı değil, Türkiye'nin yeni dijital kalesidir. Veri merkezimiz, 6 sistem salonuna, 2 adet 20'şer kabinlik yüksek performans odasına ve 6 bin 300 metrekare beyaz alana sahip olacak. 200 kişi kapasiteli ofis çalışma alanı da bulunacak. Tamamlandığında 35 bin 300 metrekarelik dev alanla Türkiye'nin en büyük veri merkezlerinden biri olacak. TÜRKSAT'ın mevcut veri merkezinin fiziksel kapasitesini ilk fazda 3 kat, ikinci fazda 8 katın üzerinde artıracak. 33 megavolt amper kurulu güç kapasitesi bulunacak merkezimiz, enerji verimliliğinde LEED-Gold sertifikasına uygun, düşük karbon salımlı ve çevreye duyarlı bir tesis olarak inşa edilecek."</p>
<p>Bakan Uraloğlu, veri merkezinin uluslararası kalite standartlarına uyumlu kurulacağına işaret ederek, "İçinde sistem odalarının yanı sıra yüksek performanslı yapay zeka odaları da yer alacak. Yapay zeka uygulamaları, derin öğrenme, veri madenciliği, makine öğrenmesi gibi başlıklar altında veri analizi, veri kümelerinin işlenmesi, algoritmaların eğitimi, modelleme, tahmin, sınıflandırma, yüksek hızlı matematiksel hesaplamalar yapılması gibi hizmetler için gerekli altyapıya da sahip olacak." dedi.</p>
<p><strong>"Gölbaşı Veri Merkezi'ni 2028'in başında hizmete almayı planlıyoruz"</strong></p>
<p>Merkezin, kritik bilgileri barındıran kurumların veri ve bulut hizmeti ihtiyaçlarını da yerli yazılımlarla karşılayacağına dikkati çeken Uraloğlu, "Özellikle e-Devlet Kapısı başta olmak üzere tüm kamu dijital altyapımızın yükünü tek çatı altında en yüksek güvenlik ve verimlilikle üstlenecek. Olağanüstü durumlarda dahi kesintisiz ve güvenli hizmet sunacak." ifadesini kullandı.</p>
<p>Uraloğlu, kamu kaynaklarında maksimum verimlilik sağlanacak, tek çatı altında toplanan veri ve bulut hizmetleriyle mükerrer yatırımların ve yüksek işletme maliyetlerinin önüne geçileceğini dile getirerek, merkezin, Türkiye'nin en büyük kurum ve kuruluşlarının verilerini TÜRKSAT güvencesiyle en üst düzeyde koruyacağını ve her şartta hizmet sunmaya devam edeceğini söyledi.</p>
<p>Proje sayesinde Türkiye'nin bölgesel veri üssü haline de geleceğini belirten Uraloğlu, komşu ülkeler ve Türk Cumhuriyetleri'nin de verilerini güvenli şekilde buradaki merkezde barındırabileceğini kaydetti.</p>
<p>Uraloğlu, yapım çalışmalarını yaklaşık 1,5 yıl gibi kısa bir sürede tamamlayarak Gölbaşı Veri Merkezi'ni 2028'in başında hizmete almayı planladıklarını ifade etti.</p>
<p>Bakanlık olarak sadece yol, köprü, demir yolu ve liman inşa etmediklerini dile getiren Uraloğlu, "bilgi ve iletişim otobanları" kurduklarını, dijital kaleler de yükselttiklerini söyledi.</p>
<p>Merkezin temeli, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer İleri, MHP Genel Başkan Yardımcısı Mevlüt Karakaya ve bürokratların katılımıyla atıldı.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/uraloglu-verinin-egemenligini-kendi-topraklarimizda-tesis-ediyoruz-83714</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/4/1280x720/6556-1784720717.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜRKSAT Gölbaşı Veri Merkezi&#039;nin temel atma töreninde konuşan Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Uraloğlu, &quot;Uydu teknolojileriyle gökyüzünü fetheden, Türkiye&#039;nin ulusal dijital bağımsızlığının, siber dayanıklılığının ve teknolojik egemenliğinin en güçlü kalelerinden birini inşa ediyoruz. Verinin egemenliğini kendi topraklarımızda tesis ediyoruz. Bu merkezimiz, sadece betonarme yapı değil, Türkiye&#039;nin yeni dijital kalesidir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/reel-kesim-guveni-1012ye-indi-83712</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 14:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Reel kesim güveni 101,2&#039;ye indi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), temmuz ayına ait İktisadi Yönelim İstatistikleri ve Reel Kesim Güven Endeksi (RKGE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, İktisadi Yönelim Anketi sonuçları, imalat sanayinde faaliyet gösteren 1985 iş yerinin yanıtlarının ağırlıklandırılıp toplulaştırılmasıyla elde edildi.</p>
<p>Mevsimsellikten arındırılmış RKGE, temmuzda 0,8 puan azalarak 101,2 seviyesine geriledi.</p>
<p>Endeksi oluşturan anket sorularına ait yayılma endeksleri incelendiğinde, gelecek üç aydaki ihracat sipariş miktarı, gelecek üç aydaki toplam istihdam, mevcut mamul mal stoku ve gelecek üç aydaki üretim hacmine ilişkin değerlendirmeler endeksi artış yönünde, sabit sermaye yatırım harcaması, mevcut toplam sipariş miktarı, son üç aydaki toplam sipariş miktarı ve genel gidişata ilişkin değerlendirmeler endeksi azalış yönünde etkiledi.</p>
<p>Mevsimsellikten arındırılmamış RKGE ise temmuzda bir önceki aya göre 1,3 puan azalarak 102,2 seviyesine indi.</p>
<p>Son üç aya yönelik değerlendirmelerde, üretim hacminde ve ihracat sipariş miktarında artış bildirenler lehine olan seyrin, iç piyasa sipariş miktarında ise azalış bildirenler lehine olan seyrin bir önceki aya göre güçlendiği görüldü.</p>
<p>Mevcut toplam siparişlerin mevsim normallerinin altında olduğu yönündeki değerlendirmelerin bir önceki aya göre güçlendiği izlendi.</p>
<p>Mevcut mamul mal stokları seviyesinin mevsim normallerinin üzerinde olduğunu bildirenler lehine olan seyir ise zayıfladı.</p>
<p>Gelecek üç aya yönelik değerlendirmelerde, üretim hacmi ve ihracat sipariş miktarında artış bekleyenler lehine olan seyrin bir önceki aya göre güçlendiği, iç piyasa sipariş miktarında artış bekleyenler lehine olan seyrin ise zayıfladığı görüldü.</p>
<p>Gelecek üç aydaki istihdama ilişkin artış yönlü beklentilerin bir önceki aya göre güçlendiği, gelecek 12 aydaki sabit sermaye yatırım harcamasına ilişkin artış yönlü beklentilerin ise bir önceki aya göre zayıfladığı gözlendi.</p>
<p><strong>ÜFE beklentisi yüzde 31,3'e geriledi</strong></p>
<p>Ortalama birim maliyetlerde, son üç ayda artış olduğunu bildirenler ile gelecek üç ayda artış olacağını bekleyenler lehine olan seyir bir önceki aya göre zayıfladı. Gelecek üç aydaki satış fiyatına ilişkin artış yönlü beklentilerin de zayıfladığı gözlendi.</p>
<p>Gelecek 12 aylık dönem sonu itibarıyla yıllık ÜFE beklentisi bir önceki aya göre 0,2 puan azalarak yüzde 31,3 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Temmuz ayında, ankete katılan işyerlerinin yüzde 56,9'u üretimlerini kısıtlayan faktör bulunmadığını belirtirken, yüzde 12,7'si talep yetersizliğinin üretimlerini kısıtlayan en önemli faktör olduğunu bildirdi. Bu faktörleri sırasıyla mali imkansızlıklar, ham madde-ekipman yetersizliği, iş gücü yetersizliği ve diğer faktörler izledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/reel-kesim-guveni-1012ye-indi-83712</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/06/Imalat.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın temmuz verilerine göre mevsimsellikten arındırılmış Reel Kesim Güven Endeksi, 0,8 puan azalışla 101,2&#039;e geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yerli-turistler-seyahate-ilk-ceyrekte-1023-milyar-lira-harcadi-83693</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 10:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yerli turist seyahate ilk çeyrekte 102,3 milyar lira harcadı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2026'nın ilk çeyreğine ait "hane halkı yurt içi turizm" verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, söz konusu dönemde yurt içinde ikamet eden 11 milyon 520 bin kişi seyahate çıktı. Seyahate çıkanların bir ve daha fazla geceleme kaydıyla ülke içinde yaptıkları toplam seyahat sayısı, geçen yılın aynı çeyreğine göre yüzde 12 artarak 14 milyon 168 bine ulaştı. Bu çeyrekte seyahate çıkanlar, 73 milyon 622 bin geceleme yaptı. Ortalama geceleme sayısı 5,2 oldu.</p>
<p>Yerli turistlerin yurt içinde yaptıkları seyahat harcamalarının tutarı, söz konusu dönemde yüzde 33,9 artarak 102 milyar 312 milyon 286 bin lira olarak gerçekleşti.</p>
<p>Bu harcamaların 94 milyar 552 milyon 386 bin lirayla yüzde 92,4'ünü kişisel harcamalar, 7 milyar 759 milyon 900 bin lirayla yüzde 7,6'sını paket tur harcamaları oluşturdu. Seyahat başına yapılan ortalama harcama 7 bin 221 lira olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>İlk çeyrekte toplam seyahat harcamalarında en fazla payın yüzde 30,9 ile yeme-içme, yüzde 27,6 ile ulaştırma ve yüzde 12,4 ile giyecek ve hediyelik eşya harcamaları olduğu görüldü.</p>
<p>Harcama türlerinin geçen yılın aynı dönemine göre değişim oranları incelendiğinde ise yeme-içmede yüzde 29,1, ulaştırmada yüzde 30,1, giyecek ve hediyelik eşya harcamalarında yüzde 62,2'lik artış gerçekleşti.</p>
<p><strong>Yakınları ziyaret ilk sırada</strong></p>
<p>Ocak-mart döneminde yakınları ziyaret amacıyla yapılan seyahatler yüzde 68,1 ile ilk sırada yer aldı. Bunu, yüzde 22,3 ile "gezi, eğlence, tatil", yüzde 4,1 ile "sağlık" izledi.</p>
<p>Bu dönemde seyahate çıkanlar, 59 milyon 228 bin geceleme sayısıyla en çok "arkadaş veya akraba evinde" kaldı. Konaklama türlerine göre geceleme sayısında ikinci sırada 5 milyon 652 bin gecelemeyle "otel" yer alırken, "kendi evi" 5 milyon 461 bin geceleme sayısıyla üçüncü sırada kayıtlara geçti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yerli-turistler-seyahate-ilk-ceyrekte-1023-milyar-lira-harcadi-83693</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/havalimani-yolcu-seyahat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in ilk çeyrek verilerine göre yerli turistler 102,3 milyar lira seyahat harcaması yaptı. Bu dönemde yakınları ziyaret amacıyla yapılan seyahatler yüzde 68,1 ile ilk sırada yer aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kapasite-kullanim-orani-yuzde-739a-geriledi-83692</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 10:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kapasite kullanımı yüzde 73,9&#039;a geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), temmuz ayına ait imalat sanayi kapasite kullanım oranı verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, temmuzda imalat sanayisinde faaliyet gösteren 1985 iş yerinin İktisadi Yönelim Anketi'ne verdiği yanıtlar değerlendirilerek sonuçlar oluşturuldu. İmalat sanayisi genelinde mevsimsel etkilerden arındırılmış kapasite kullanım oranı, önceki aya göre 0,5 puan azalarak yüzde 73,8 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Mevsimsel etkilerden arındırılmamış kapasite kullanım oranı ise haziranda yüzde 74,5 seviyesindeyken, temmuzda 0,6 puan azalışla yüzde 73,9'a geriledi.</p>
<p>Türkiye'de 2025 ve 2026 yıllarında aylar itibarıyla kapasite kullanım oranları (yüzde) şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Aylar/Yıl</td>
<td> </td>
<td>2025</td>
<td>2026</td>
</tr>
<tr>
<td>Ocak</td>
<td> </td>
<td>74,6</td>
<td>74,1</td>
</tr>
<tr>
<td>Şubat</td>
<td> </td>
<td>74,5</td>
<td>73,5</td>
</tr>
<tr>
<td>Mart</td>
<td> </td>
<td>74,4</td>
<td>73,3</td>
</tr>
<tr>
<td>Nisan</td>
<td> </td>
<td>74,3</td>
<td>73,8</td>
</tr>
<tr>
<td>Mayıs</td>
<td> </td>
<td>75,0</td>
<td>74,2</td>
</tr>
<tr>
<td>Haziran</td>
<td> </td>
<td>74,6</td>
<td>74,5</td>
</tr>
<tr>
<td>Temmuz</td>
<td> </td>
<td>74,2</td>
<td>73,9</td>
</tr>
<tr>
<td>Ağustos</td>
<td> </td>
<td>73,5</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Eylül</td>
<td> </td>
<td>74,0</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Ekim</td>
<td> </td>
<td>74,2</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Kasım</td>
<td> </td>
<td>74,4</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Aralık</td>
<td> </td>
<td>74,4</td>
<td> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kapasite-kullanim-orani-yuzde-739a-geriledi-83692</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/sanayi-imalat-kapasite-kullanim.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın temmuz verilerine göre imalat sanayisi genelinde mevsimsel etkilerden arındırılmamış kapasite kullanım oranı aylık bazda 0,6 puan azalışla yüzde 73,9&#039;a indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/vize-garantisi-reklamlari-durduruldu-83683</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 09:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Vize garantisi’ reklamları durduruldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Ticaret Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Reklam Kurulu, aldatıcı ve yanıltıcı reklamlar ile haksız ticari uygulamalarına yönelik yaptığı incelemelerde 149 dosyalı görüşerek karara bağlandı. Yapılan incelemede vize garantisi, hızlı vize gibi unsurları kullanan 6 firmadan 5’inin ilanı durduruldu.</p>
<p>Dosyalardan 118’i mevzuata aykırı bulunurken, 74’ü hakkında reklam durdurma cezası, 44’üne ise durdurmayla  birlikte idari para cezası verildi. Aykırılığı tespit edilen 3 dosya hakkında erişimin engellenmesi tedbiri uygulandı.</p>
<p>2026 yılı Ocak-Temmuz döneminde yanıltıcı reklam, haksız ticari uygulamalara ilişkin 21 binin üzerinde dosya karara bağlanırken, bunlara 185 milyon liranın üzerinde para cezası verildi.</p>
<p>Kurul, vize randevu garantisi, vize garantisi, hızlı başvuru gibi taahhütleri içeren reklamlar nedeniyle incelemeye aldığı 6 firmanın reklamlarına 3 aya kadar tedbiren durdurma kararı verdi. İnceleme sürecinin sonunda ise 5 firmanın reklam ve tanıtımlarının durdurulmasına karar verildi.<br />sSosyal medyadaki “Kâbe ve Ravza kokusu” ifadeleri kullanılarak yapılan tanıtımlara yönelik yapılan incelemede de dini duygularının istismar edilerek satış ve pazarlama faaliyetinde bulunulduğu değerlendirildi. Bu reklama ilişkin 3 aya kadar durdurma kararı verildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/vize-garantisi-reklamlari-durduruldu-83683</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/04/vize-turkiye.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Reklam Kuru tarafından yapılan incelemede vize garantisi, hızlı vize gibi unsurları kullanan 5 firmanın ilanları durduruldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/serdivanin-pazar-atiklari-gubreye-donusecek-83722</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Serdivan’ın pazar atıkları gübreye dönüşecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Serdivan Belediyesi'nin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndan hibe olarak temin ettiği 5 milyon lira değerinde iki kompost makinesi sayesinde ilçe genelindeki pazar yerlerinde oluşan sebze ve meyve atıklarının modern sistemlerle işlenerek organik gübre üretileceği bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, bugüne kadar atık olarak değerlendirilen organik materyaller, proje sayesinde yeniden ekonomiye kazandırılacak. Kompost tesisinde elde edilecek organik gübreler Serdivan Belediyesi tarafından üreticilere ulaştırılacak.</p>
<p>Açıklamaya göre, proje kapsamında; organik atık miktarı azaltılacak, geri dönüşüm kültürü yaygınlaştırılacak, çevre kirliliğinin önüne geçilecek, doğal kaynakların daha verimli kullanılması sağlanacak, sürdürülebilir tarım desteklenecek.</p>
<p>Serdivan Belediyesi'nin daha önce hayata geçirdiği Güneş Enerji Sistemi (GES), yağmur suyu hasadı ve diğer çevreci projeler, kompost uygulamasıyla daha da güçleneceği belirtildi. Belediye böylece enerji verimliliği, su tasarrufu ve organik geri dönüşümü aynı çatı altında buluşturan örnek bir çevre modeli oluşturmayı hedefliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/serdivanin-pazar-atiklari-gubreye-donusecek-83722</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/2/1280x720/serdivanin-pazar-atiklari-gubreye-donusecek-1784728736.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pazar artıklarından kompost tesisinde elde edilecek organik gübreler Serdivan Belediyesi tarafından üreticilere ulaştırılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ilac-sanayisinde-verimlilik-ve-guvenilirlik-dengesi-83680</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 08:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> İlaç sanayisinde verimlilik ve güvenilirlik dengesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Sanayisinin Enerji Verimliliği Raporu’nun üçüncü versiyonundaki sektörel analizlere bu hafta ilaç sanayisi ile devam etmek istiyorum. İlaç sektörü, üretim disiplininin, ürün güvenliğinin ve kalite standartlarının en yüksek olduğu alanlardan biri. Bu nedenle enerji yönetimi burada yalnızca maliyet azaltımı başlığı altında ele alınamaz. Sıcaklık, nem, basınç, hava kalitesi, temiz oda koşulları ve proses güvenilirliği, enerji tüketimi ile doğrudan bağlantılı.</p>
<p>Rapor kapsamında 16 farklı ilaç işletmesinde enerji etüt çalışmaları gerçekleştirdik. Bu işletmelerin 2’si 5.000 Ton Eş Değer Petrol (TEP) üzeri, 14’ü ise 1.000 ila 5.000 TEP arası tüketime sahip. Bu tablo, sektörün orta ve büyük ölçekli tesislerinde enerji verimliliğinin güçlü ve uygulanabilir bir gündem olduğunu gösteriyor.</p>
<p><strong>Tüketim profili </strong></p>
<p>Analiz edilen tesislerde toplam enerji tüketiminin %51’i elektrikten, %49’u ise ısı enerjisinden -fosil yakıt ağırlıklı- kaynaklanıyor. Bu dağılım, ilaç sektöründe elektrik ve ısı tarafının birbirine çok yakın olduğunu gösteriyor. Yani sektörde enerji yönetimi tek kanattan yürütülemez. Bu nedenle de hem elektrikli sistemler hem ısı tarafı aynı anda ele alınmalıdır.</p>
<p>Sektördeki toplam enerji verimliliği potansiyeli %32,5 seviyesinde. Bunun %16,2’si elektrik tüketiminden, %16,3’ü ise ısı enerjisi tarafındaki iyileştirmelerden geliyor. Tüketimdeki denge gibi verimlilikte de denge bulunuyor. Sektörde tasarruf bir yanda soğutma, iklimlendirme, fan ve pompa diğer yanda ise buhar, sıcak su, proses ısısı ve ısı geri kazanımından sağlanabilir.</p>
<p><strong>İlk üç odak alanı </strong></p>
<p>Sonuçlara göre sağlanabilecek toplam 100 birim tasarruf potansiyelinin %44’ü ısı ve proses, %33’ü soğutma sistemleri, %13’ü ise iklimlendirme sistemlerinden geliyor. Bu üç başlık birlikte toplam potansiyelin %90’ına ulaşıyor.</p>
<p>Bu dağılım çok önemli bir mesaj veriyor. İlaç sektöründe enerji verimliliği çalışmaları yalnızca genel yardımcı tesis iyileştirmeleri olarak görülmemeli. Asıl odak, ısıtma, soğutma ve iklimlendirme sistemlerinin üretim güvenliğiyle uyumlu biçimde optimize edilmesi olmalı. Çünkü sektörde ürün kalitesi açısından vazgeçilmez olan birçok şart, aynı zamanda büyük enerji tüketicisi olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p>İklimlendirme burada özel bir başlık. Temiz oda koşulları, basınç farkları, hava değişim sayıları, nem kontrolü ve filtreleme ihtiyacı enerji kullanımını yukarı çekiyor. Ancak bu gereklilikler, sistemlerin verimli işletilemeyeceği anlamına gelmiyor. Doğru tasarım ve işletme ile önemli tasarruf fırsatları yaratılabiliyor.</p>
<p><strong>Yatırımın geri dönüşü</strong></p>
<p>İlaç sektörü etütlerinde 1 TEP enerji tüketimi azaltımı için gereken ortalama yatırım 2.772 dolar olarak hesaplanıyor. Projelerin ortalama geri ödeme süresi ise 3,41 yıl seviyesinde. Emisyon azaltımı açısından bakıldığında 1 ton karbondioksit eş değeri emisyon azaltımı için gereken ortalama yatırım tutarı 679 dolar.</p>
<p>Bu göstergeler, ilaç sektöründe enerji verimliliğinin ölçülebilir ve finansal olarak savunulabilir bir yatırım alanı olduğunu ortaya koyuyor. Üstelik bu yatırımlar yalnızca enerji maliyetini azaltmakla kalmıyor. Aynı zamanda sistem güvenilirliğini artırıyor, ekipman ömrünü uzatıyor ve işletme performansını daha öngörülebilir hale getiriyor.</p>
<p><strong>Sahadan notlar </strong></p>
<p>İlaç tesislerinde en dikkat çekici alanlardan biri soğutma ve iklimlendirme sistemleri. Sürekli sıcaklık ve nem kontrolü gereksinimi, üretim alanları ile destek alanlarının farklı koşullarda işletilmesi ve temiz oda mantığıyla çalışan sistemler toplam tüketimi önemli ölçüde artırabiliyor. Yanlış ayar değerleri, gereğinden yüksek hava debileri, sabit debili çalışma, yetersiz otomasyon ve kısmi yük davranışının iyi yönetilememesi burada önemli kayıplar yaratıyor.</p>
<p>Isı tarafında ise buhar, sıcak su ve proses ısısı öne çıkıyor. Atık ısı geri kazanımı, kondens dönüşü, doğru sıcaklık seviyelerinin belirlenmesi ve ısıl süreçlerin birlikte değerlendirilmesi önemli fırsatlar sunuyor. Özellikle ilaç sektöründe ısıtma ve soğutmanın aynı tesiste aynı anda yoğun biçimde bulunması, ısı pompası uygulamalarını güçlü bir seçenek haline getiriyor. Doğru tasarlanmış ısı pompası çözümleri bir tarafta soğutma ihtiyacını karşılarken diğer tarafta sıcak su veya düşük sıcaklıklı ısıtma ihtiyacına katkı sağlayabilir. Bu da hem fosil yakıt tüketimini düşürür hem toplam enerji maliyetini azaltır.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>İlaç sektöründe asıl değer, maliyet tasarrufunun ötesinde güvenilirlik, kalite ve sürdürülebilirlik başlıklarının aynı anda güçlenmesinde yatıyor. Doğru yönetildiğinde enerji verimliliği, ilaç sanayisinde yalnızca tüketimi azaltan bir araç değil, üretim güvenliğini ve rekabet gücünü destekleyen stratejik bir kaldıraç haline gelebilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ilac-sanayisinde-verimlilik-ve-guvenilirlik-dengesi-83680</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İlaç sanayisinde verimlilik ve güvenilirlik dengesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeniden-insa-yerel-kaynaklarla-iyilesme-insanla-basliyor-83679</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 08:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeniden inşa yerel kaynaklarla, iyileşme insanla başlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Danone Türkiye, "Yarına Bir'İz" programıyla afet sonrası desteği kısa vadeli yardımların ötesine taşıyor. Yerel topraktan üretilen kerpiç tuğlalardan çocukların iyileşme alanlarına, gençlere sunulan mentorluktan sağlık yatırımlarına uzanan çalışmalar, iş dünyasının yeni rolünü ortaya koyuyor: Bölgeye yardım eden değil, bölgeyle birlikte yeniden ayağa kalkan uzun vadeli bir çözüm ortağı olmak.</strong></p>
<p>Bir afetin ardından ilk refleks yaraları sarmaktır. Asıl zorlu süreç ise kameralar bölgeden ayrıldığında başlar. İnsanların yeniden güven duyması, çocukların oyunlarına dönebilmesi, gençlerin gelecek planları kurabilmesi ve gündelik yaşamın yeniden başlayabilmesi zaman ister.</p>
<p>Danone Türkiye’nin Gülmek İyileştirir Derneği iş birliğiyle Hatay’da yürüttüğü “Yarına Bir’İz” programı, bu uzun soluklu iyileşme sürecine odaklanıyor. 100. Yıl Köyü’nde Hatay’ın kendi toprağından üretilen kerpiç tuğlalara verilen destek, Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Hastanesi’nin çocuk ve yenidoğan bölümlerine sağlanan yaklaşık 100 tıbbi cihaz, çocuk polikliniklerinde oluşturulan oyun alanları ve depremden etkilenen gençlere sunulan mentorluk programı, aynı yaklaşımın birbirini tamamlayan parçalarını oluşturuyor. Programın amacı: Bugün bölgeyle birlikte olmak ve yarına kalıcı bir iz bırakmak. Bu nedenle çalışmalar, acil ihtiyaçların karşılanmasıyla sınırlı kalmıyor; bölgenin uzun vadeli iyileşmesini destekleyecek sürdürülebilir ve kapsayıcı çözümlere uzanıyor.</p>
<p>Danone Türkiye, Orta Asya, Kafkasya, Orta Doğu ve Afrika Genel Müdürü Cem Küçükcan’a göre şirketlerin önündeki temel soru artık yalnızca ne kadar büyüdükleri değil, bu büyümeyle nasıl bir etki yarattıkları. B Corp yaklaşımı ise bu etkinin ölçülebilir, hesap verebilir ve kalıcı hale gelmesi için önemli bir çerçeve sunuyor. Cem Küçükcan ile Danone’nin B Corp yolculuğunu, Hatay’daki “Yarına Bir’İz” çalışmalarını ve iş dünyasının afet sonrası iyileşmedeki değişen rolünü konuştuk.</p>
<p><strong>İnsan sağlığı ile gezegen sağlığı birbirinden ayrı düşünülemez</strong></p>
<p>“İş dünyasında başarı tanımı önemli ölçüde değişiyor. Artık şirketler yalnızca finansal sonuçlarıyla değil, çalışanlarına, topluma ve gezegene sağladıkları katkıyla da değerlendiriliyor. B Corp yaklaşımını bu değişimin güçlü bir göstergesi olarak görüyoruz. Çünkü bugün şirketlerin yalnızca ekonomik ekonomik değer üretmeleri değil, toplumun karşı karşıya olduğu sorunların çözümünde de aktif rol üstlenmeleri gerektiğine inanıyoruz. Danone’de uzun yıllardır ‘Tek Gezegen. Tek Sağlık’ vizyonuyla hareket ediyoruz. İnsan sağlığı ile gezegen sağlığının birbirinden ayrı düşünülemeyeceğine inanıyoruz. Faaliyetlerimizi ekonomik performans ile toplumsal faydayı birlikte gözeten bir anlayışla yürütüyoruz. B Corp sertifikasyon süreci ise bu yaklaşımımızı uluslararası ölçekte ölçmemizi, değerlendirmemizi ve sürekli geliştirmemizi sağlayan önemli bir çerçeve sundu.</p>
<p>Bugün Türkiye’de B Corp sertifikasına sahip şirketlerden biri olarak, karar alma süreçlerimizden tedarik zincirimize, çalışan deneyiminden toplumsal yatırımlarımıza kadar tüm faaliyetlerimizi daha bütüncül bir bakış açısıyla değerlendiriyoruz. Bizim için önemli olan yalnızca nasıl büyüdüğümüz değil, nasıl bir etki yaratarak büyüdüğümüz.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a6059cb2c054-1784699339.png" alt="" width="663" height="417" /><strong>Uzun vadeli ve ölçülebilir etki</strong></p>
<p>“B Corp yaklaşımının merkezinde, uzun vadeli ve ölçülebilir etki yaratmak yer alıyor. Hatay’da yürüttüğümüz ‘Yarına Bir’İz’ çalışmaları da bu anlayışın sahadaki en somut örneklerinden biri. Deprem sonrası dönemde en kritik ihtiyaçlardan birinin yalnızca acil ve hızlı destek sağlamak olmadığını gördük. Bölgenin yeniden ayağa kalkmasına katkı sunacak sürdürülebilir çözümler geliştirebilmek gerektiğine inandık. Bu nedenle Hatay’da kalıcı iyileşmeyi destekleyen projelerde yer almayı önceliklendirdik. Gülmek İyileştirir Derneği iş birliğiyle yürüttüğümüz çalışmalar kapsamında barınmadan sağlığa, gençlerin gelişiminden psikososyal iyileşmeye kadar farklı alanlarda uzun vadeli etki yaratmayı amaçladık. Bizim için önemli olan yalnızca destek sunmak değil, toplumla birlikte iyileşme sürecinin bir parçası olabilmek, uzun soluklu yol arkadaşlığı yaparak gerçek etkiyi sunabilmek...”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Yeniden inşanın temeli: Yerel kaynaklar ve dayanıklılık</strong></span></p>
<p>“Afet sonrası yeniden yapılanmanın yalnızca fiziksel yapıların inşa edilmesinden ibaret olmadığını düşünüyoruz. Aynı zamanda yerel ekonominin, bilgi birikiminin ve toplumsal dayanıklılığın yeniden güçlendirilmesi gerekiyor. 100. Yıl Köyü’nde kullanılan kerpiç tuğlalar bu açıdan çok kıymetli bir örnek oluşturuyor. Hatay’ın kendi toprağından üretilen, yeniden kullanılabilir ve düşük çevresel etkiye sahip bu malzeme, yerel kaynakların ne kadar güçlü çözümler sunabileceğini gösteriyor. Sürdürülebilirlik perspektifiyle baktığımızda, geleceğin yeniden inşa modellerinin yerel kaynakları, döngüsel tasarımı ve çevresel etkiyi birlikte ele alan yaklaşımlar üzerine kurulacağına inanıyoruz.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>İyileşme binalarla değil, insanlarla tamamlanıyor</strong></span></p>
<p>“Afetlerin etkileri yalnızca fiziksel kayıplarla sınırlı kalmıyor, bireyler ve toplumlar üzerinde uzun süre devam eden psikolojik etkiler de yaratabiliyor. Özellikle çocukların ve gençlerin yaşadıkları travmanın etkilerinin azaltılması, sosyal bağların yeniden güçlendirilmesi ve umudun yeniden inşa edilmesi büyük önem taşıyor. Bu nedenle iyileşme sürecine bütüncül bakmak gerektiğine inanıyoruz. Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Hastanesi’nin çocuk ve yenidoğan bölümlerine sağladığımız yaklaşık 100 tıbbi cihaz desteği fiziksel iyileşmeye katkı sunarken, çocuk polikliniklerinde oluşturduğumuz oyun alanları da psikososyal iyileşme sürecini desteklemeyi amaçladı. İyileşmenin yalnızca binaların yeniden yapılmasıyla değil, insanların yeniden güçlenmesiyle mümkün olduğuna inanıyoruz. Özellikle çocukların güven duygusunu yeniden inşa edebilmeleri, oyun oynayabilmeleri ve günlük yaşam rutinlerine dönebilmeleri toplumsal iyileşmenin en önemli göstergelerinden biri.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeniden-insa-yerel-kaynaklarla-iyilesme-insanla-basliyor-83679</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/9/1280x720/47-1784699370.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeniden inşa yerel kaynaklarla, iyileşme insanla başlıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yandex-turkiye-icin-ai-gelistirdi-hedef-kurumlar-83676</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 08:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yandex, Türkiye için AI geliştirdi, hedef kurumlar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye, Yandex AI'ın dünyadaki ilk test ülkesi oldu. Yandex Arama ve Yapay Zekâ Genel Müdürü Sedat Öztürk, yeni dönemde odağın yalnızca son kullanıcılar değil, kurumlar ve işletmeler olduğunu söyledi. Öztürk, ODTÜ ile geliştirdikleri Yapay Zeka Yüksek Lisans Programları'nın ikinci yılına girdiğini de belirtti.</strong></p>
<p>Rusya merkezli teknoloji şirketi Yandex, Türkiye’de arama motoru, navigasyon, taksi hizmeti Yandex Go, mail ve hava durumu servislerinin ardından yeni güncellemesi ile Yandex AI’ı devreye aldı. Böylece Türkiye Yandex AI’ın ilk test ülkesi oldu. Yandex AI’ın öncelikli hedefi ise kurumlar olarak belirlendi. Yandex Arama ve Yapay Zekâ Genel Müdürü Sedat Öztürk, Yandex Türkiye İş Geliştirme Direktörü Ali İhsan Eren ve Yandex AI Ürün Direktörü (CPO) Kirill Demochkin Yandex AI’ı tanıttı. Şirket ayrıca yalnızca tüketici ürünleriyle değil, yerel kurum ve işletmelerle hayata geçireceği yeni ortaklıklar ve iş birlikleriyle Türkiye'deki yapay zekâ ekosistemindeki rolünü güçlendirmeyi hedeflediğini açıkladı. Yandex Arama ve Yapay Zekâ Genel Müdürü Sedat Öztürk, Yandex'in yapay zekâ platformu Yandex AI'ın yeni sürümünü tanıtarak Türkiye'nin şirket açısından stratejik önem taşıdığını söyledi. Türkiye'nin Yandex AI'ın geliştirildiği ve ilk kez kapsamlı şekilde hayata geçirildiği ülke olduğunu belirten Öztürk, yeni dönemde yalnızca bireysel kullanıcı deneyimine değil, kurum ve işletmeler için geliştirilecek yapay zekâ çözümlerine de odaklandıklarını ifade etti. Yeni güncellemeyle birlikte şirketin hedeflerini büyüttüklerini vurgulayan Öztürk, yapay zekâ çözümlerinin artık yalnızca son kullanıcı deneyimiyle sınırlı kalmayacağını söyledi. İş ortaklarının da bu teknolojilerden doğrudan yararlanabileceğini belirten Öztürk, telekom operatörleri için geliştirilen yapay zekâ çözümlerinin bağımsız olarak sunulabildiğini, mevcut ekosistemlere entegre edilebildiğini ya da doğrudan Yandex AI'ın bir parçası haline getirilebildiğini ifade etti. Türkiye'nin yapay zekâ yolculuğunda yeni bir dönemin başladığını dile getiren Sedat Öztürk, "Yandex AI'ı altı aydan kısa bir sürede kullanıcıların günlük işlerinin büyük bölümünü yerine getirebildiği kapsamlı bir yapay zekâ süper uygulamasına dönüştürdük. Bundan sonraki aşamada bu birikimimizi ülkemizdeki kurum ve işletmelerle paylaşmayı hedefliyoruz. Yerel iş ortaklarımızla birlikte Türkiye'nin yapay zekâ ekosistemini ve kullanıcı deneyimini çok daha ileriye taşıyacağımıza inanıyoruz" diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a60564935169-1784698441.jpg" alt="" width="700" height="449" /></p>
<h2>ODTÜ iş birliğiyle yapay zeka yüksek lisans programı</h2>
<p>Yapay zekâ ekosisteminin yalnızca teknolojik yatırımlarla değil, insan kaynağıyla da büyüyeceğini belirten Sedat Öztürk, eğitim alanındaki çalışmaların stratejik önem taşıdığını ifade etti. Bu kapsamda ODTÜ ile birlikte Türkiye'nin ilk Yapay Zekâ Yüksek Lisans Programı'nı hayata geçirdiklerini söyleyen Öztürk, Anadolu Hackathon başta olmak üzere farklı girişimlerle de genç yeteneklerin desteklendiğini anlattı. Öztürk, eğitim yatırımlarını yalnızca üniversitelerle sınırlı bırakmadıklarını belirterek, Yandex AI içerisinde oyunlaştırılmış yeni bir öğrenme deneyimi sunduklarını ifade etti. Öztürk, kullanıcıların yapay zekâ tarafından hazırlanan eğitim içerikleriyle akademik yazımdan yabancı dile, zaman yönetiminden tükenmişliğin önlenmesine kadar pek çok alanda kendilerini geliştirebildiğini söyledi.</p>
<h2>Türkiye’den ilgi yüksek</h2>
<p>Sohbet özelliğine olan ilginin hızla arttığını kaydeden Öztürk, son bir ayda sohbet sayısının yaklaşık yüzde 40 yükseldiğini, günlük kullanıcıların yarısından fazlasının artık bu özelliği aktif olarak kullandığını dile getirdi. Yandex AI'ın kullanıma sunulmasından bu yana kullanıcıların sohbet, akış ve diğer bölümlerde geçirdiği toplam sürenin ise 540 yıla ulaştığını söyledi. Yapay zekânın günlük yaşamda çok daha geniş bir rol üstlendiğini vurgulayan Öztürk, Yandex AI'ın yemek planlamasından seyahat organizasyonuna, kişisel finans yönetiminden teknik analizlere kadar farklı alanlarda kullanıcıların karar süreçlerini desteklediğini ifade etti. Kişiselleştirilmiş beslenme planları, uçuş ve otel önerileri, bütçe tahminleri ile finans analizlerinin artık tek platform üzerinden sunulduğunu anlattı. Özellikle yemek planlamasında önemli bir dönüşüm sağlandığını belirten Öztürk, geleneksel sohbet botlarının bağlamı korumakta zorlandığını, kullanıcıların aynı bilgileri tekrar tekrar paylaşmak zorunda kaldığını söyledi. Yandex AI'ın ise artık tüm aileye ilişkin bilgileri süreç boyunca hatırlayarak kesintisiz ve kişiselleştirilmiş bir deneyim sunduğunu ifade etti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yandex Go 100 milyon dolarlık yatırımla İstanbul’da</span></h2>
<p>Yandex Go, yapay zekâ destekli araç çağırma hizmetini 16 milyonluk mega şehir İstanbul'da kullanıma açtı. İlk etapta Ekonomi ve Konfor seçenekleriyle hizmet verecek platform, Türkiye'deki mobilite operasyonlarını büyütmek için 100 milyon dolarlık yatırım yapacağını açıkladı. Yatırım; teknoloji altyapısının güçlendirilmesi, sürücü ağının genişletilmesi ve yeni hizmetlerin devreye alınması için kullanılacak. Şirketin verilerine göre, yapay zekâ destekli rota optimizasyonu İstanbul'da yapılan 129 binden fazla yolculukta seyahat sürelerini ortalama yüzde 7,07 kısalttı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“BİLGE” DE YANDEX AI’ ENTEGRE EDİLEBİLİR</span></h2>
<p>Sedat Öztürk, Yandex olarak yerel girişimlerle çalışmayı öncelediklerini kaydederek, şunları söyledi: "Türkiye'de geliştirilen yerel dil modelleri Yandex AI'a entegre edilebilir. Bu kapsamda TÜBİTAK tarafından geliştirilen Bilge projesi gibi yerel girişimlerle temas kurabileceğiz. Görüşmeler henüz başlangıç aşamasında. Yerel dil modellerinin sisteme eklenmesi, Türkçe içeriklerin daha doğru anlaşılması, yerel ifadelerin işlenmesi ve Türkiye'ye özgü kullanım senaryolarının geliştirilmesi açısından önemli."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yandex-turkiye-icin-ai-gelistirdi-hedef-kurumlar-83676</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/6/1280x720/sedat-ozturk-1784698462.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yandex, Türkiye için AI geliştirdi, hedef kurumlar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kuresel-tahil-piyasasinda-uclu-firtina-83672</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 08:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel tahıl piyasasında üçlü fırtına</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a6050361a6d1-1784696886.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Küresel tarım piyasaları son yılların en tehlikeli üçlü baskısıyla karşı karşıya. Bir yanda Hürmüz Boğazı’nda yeniden tırmanan çatışmalar nedeniyle petrol, navlun ve gübre maliyetleri yükseliyor; diğer yanda meteoroloji kurumları yıl sonuna doğru “çok güçlü” bir El Nino olasılığının arttığı uyarısını yapıyor. Öte taraftan Karadeniz’de Rusya-Ukrayna arasındaki çatışmalar arz ve lojistik sıkıntılar yaratıyor. Bu faktörlerin aynı anda devreye girmesi, tahıl fiyatlarında yalnızca geçici bir sıçrama değil, daha kalıcı bir gıda enflasyonu dalgası yaratabileceği endişesini güçlendiriyor.</p>
<h2>Küresel piyasalarda tahıl fiyatlarında yön yukarı </h2>
<p>■ Buğday fiyatları Chicago Ticaret Borsası’nda (CBOT) son bir haftada yüzde 4,8, son bir ayda ise yüzde 13 yükselerek kile başına 6,75 dolara çıktı ve iki yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Avrupa piyasalarına bakıldığında, Paris merkezli Euronext’te Eylül vadeli öğütmelik buğdayın fiyatı, ton başına 230,5 euro ile Haziran 2025’ten bu yana görülmeyen seviyelere çıktı. Kanada buğdayının fiyatı geçtiğimiz hafta ton başına 20 dolara yakın artışla 307 doları gördü. Karadeniz buğdayının fiyatı da artıyor. Geçen hafta Rus, Ukrayna, Bulgaristan ve Romanya buğdayının fiyatında yukarı yönlü sert hareketler yaşandı. </p>
<p>■ Soya fasulyesi vadeli işlemleri haftalık bazda yüzde 2,7, aylık bazda yüzde 10 prim yaparak kile başına 12,2 doların üzerine çıktı ve dokuz haftanın zirvesine yaklaştı. Diğer yandan S&amp;P Global Platts verilerine göre Soybex FOB Santos fiyatı 15 Temmuz’da ton başına 483,66 dolara ulaşarak Aralık 2023’ten bu yana görülen en yüksek spot seviyeyi kaydetti. Yıl başından bu yana fiyat artışı yaklaşık yüzde 20’ye ulaştı. </p>
<p>■ Mısır vadeli işlemleri son bir haftada yüzde 2,7, son bir ayda yüzde 9’dan fazla yükselerek kile başına yaklaşık 4,5 dolara ulaştı ve yedi haftanın en yüksek seviyesini gördü. </p>
<p>■ Soya ve mısır cephesinde ise petrol fiyatları belirleyici hale geldi. Brent’in yeniden 90 doların üzerine çıkması, biyodizel ve etanol talebi beklentilerini güçlendirdi. Böylece ABD’de mahsul koşullarının görece iyi seyretmesi bile fiyatları aşağı çekmeye yetmedi.</p>
<p>Bu arada Çin’in toplam Haziran soya ithalatı 13,55 milyon tonla rekor kırdı. Çin’in talebi de fiyatları tetikliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kuresel-tahil-piyasasinda-uclu-firtina-83672</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/2/1280x720/tahil-1784697048.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hürmüz Boğazı’ndaki çatışmaların enerji ve gübre akışını aksatmasıyla başlayan baskılar ve Karadeniz’deki çatışmaların yarattığı arz endişesi, El Nino kaynaklı kuraklık riskiyle birleşti. Buğday iki yılın zirvesine çıkarken, soya ve mısırda biyoyakıt talebi ve hava endişeleri fiyatları yukarı taşıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuzde-3361-cikisla-ilgi-toplarken-bos-bilancosuyla-manisayi-tasiyor-83671</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yüzde 3.361 çıkışla ilgi toplarken boş bilançosuyla Manisa’yı taşıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada Manisa Endeksi %110 yıllık yükselişle ilk sırada gelirken, BİST 30'daki kâr büyümede Tüpraş %2.820 artışla öne çıkıyor. Rakamlar heyecan verici olsa da sığ hisse çıkışları ve sanayi tesislerinin karşı karşıya kaldığı ağır ciro kayıpları tercihlerde hatalara davetiye çıkarabilir.</strong></p>
<p>Bir şehir endeksinin zirveye oynamasını o bölgedeki tüm sanayi firmalarının sorunsuz çalıştığı gibi yanlış bir düşünceye götürebilir. İncelememizde öne çıkan BİST Manisa Endeksi'nin yüksek çıkışı, şehrin sanayi devleri Vestel ve Vestel Beyaz Eşya'nın performansıyla uyuşmuyor. Endeksteki 10 şirketin ağırlığı bir tarafa, getiri liderliğinin arkasında sadece bir firmanın olağanüstü spekülatif hareketi öne çıkıyor. Gündoğdu Gıda, yılbaşından bu yana %752 oranında sıra dışı çıkış yaparak bölgesel yükselişin ana motoru oldu. Bir şirketin operasyonel temelini sorgulamadan sadece getiriye odaklanmak, uçurumun başında rüzgarın tadını çıkarmaya benzer.</p>
<h2>Liderliğin arkasındaki boşluk</h2>
<p>Manisa Endeksi'ni zirveye taşıyan Gündoğdu Gıda, son bir yılda %3.361 oranında astronomik bir yükseliş kaydetse de, son iki yılda zarar yazdı. Son paylaştığı üç aylık mali tablosunda da satışlarını %29 gerileterek esas faaliyetlerinden zarara döndü. Dönem sonu zararında ise değişim gözlenmiyor.</p>
<p>Bölgenin asıl üretim lokomotifi konumundaki Vestel cephesinde durum çok daha sancılı. Son iki yılda zararı büyüyen firma, 2026 ilk çeyrekte azalsa da zararı 2,8 milyar TL seviyesinde. Vestel Beyaz Eşya, satışlarındaki %52 daralmayla dönem sonunda 1,4 milyar TL zarar açıkladı. Manisa Endeksi'ni yukarı taşıyan güç sanayi üretiminden ziyade, sığ tahta dinamiği.</p>
<h2>Milyarlık kâr artışları</h2>
<p>BİST 30 tarafında ise finansal toparlanmanın izlerini görmek mümkün. Tüpraş, dönem kârını 127 milyon TL'den 3,70 milyar TL'ye çıkardı. Garanti Bankası dönem sonu kârını 33,31 milyar TL'ye taşıyarak güçlü bir artışa imza attı. Veriler, büyük ölçekli şirketlerin yüksek enflasyon ve maliyet baskısına karşı finansal güçlerini koruduğunu gösteriyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a604fd85eb09-1784696792.png" alt="" width="999" height="550" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>TEK VARLIK MI, ÇEŞİTLİLİK Mİ?</strong></p>
<p><strong>Tek varlık</strong>; yüksek getiri, odaklanma, maliyet avantajı, hakimiyet, hız. Çökme riski, sektörel daralma, yüksek stres, fırsat maliyeti, likidite sorunu.</p>
<p><strong>Çeşitlilik</strong>; risk dağıtımı, rahatlık, getiri avantajı, güvence, temettü imkanı. Getiri tırpanı, takip zorluğu, artan masraf, bölünme, yüzeysellik.</p>
<p><strong>Yılın yedi ayında cirosunun %62'si oranında sipariş aldı. Geliri destekleyecek</strong></p>
<p>Smart Enerjisi'nin yıl sonunda kârını büyütme olasılığı nedir? ● Hasan Özkan</p>
<p>Hasan, Smart Güneş Enerjisi, yılın ilk yedi ayında yaklaşık 7,17 milyar TL büyüklüğünde yeni iş anlaşmalarına imza attı. Alınan siparişler, şirketin 2025 yılındaki cirosunun %62'sine denk geliyor. Bu itibarla gerçekleştirilen iş bağlantısında olumlu bir seyirden bahsedilebilir. Bununla birlikte yılın ilk çeyreğinde satışlar ve FAVÖK %26 civarında daraldı. Esas faaliyet kârındaki daralmaya rağmen dönem sonunda zarardan 62 milyon TL kâra geçti. Alınan döviz bazlı işlerin faturaya dönüşmesiyle, yıl sonunda kârlılığını belirgin şekilde büyütebilecek.</p>
<p><strong>Japonya'da üreteceği gemi 2029 yılında gelecek. Gelire katkısı üç yılı bulacak</strong></p>
<p>GSD Holding'in Japonya'da inşa edeceği geminin geri dönüşü ne zaman? ● Mete Çelik</p>
<p>Mete, GSD Holding, dolaylı bağlı ortaklığı aracılığıyla 64.200 DWT kapasiteli bir kuru yük gemisi siparişi verdi. Japonya'da inşa edilecek geminin teslim tarihi 2029 yılı olarak belirlendi. Şirketin açıklamaları arasında geminin alım maliyeti veya sağlayacağı gelire dair ek bir bilgilendirme bulunmuyor. Bu nedenle yatırımın mali olarak kendini ne kadar sürede amorti edeceğini söylemek zor. Bununla birlikte geminin şirkete sağlayacağı nakit akışı ve geri dönüş süreci, geminin ticari seferlerine başlayacağı 2029 yılı itibarıyla fiilen başlayacak.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>AFO altın fonu güvenli liman arayışındaki yatırımcıya yıllık %35 kazandırdı</strong></p>
<p>Ak Portföy'ün idaresindeki Altın Fonu (AFO), geçtiğimiz ocak ayında en yüksek 1,56 TL'yi test ettikten sonra kademeli olarak geriledi. Son bir aydır tabanda tutunma eğilimi öne çıkarken fiyat 1,19 TL bölgesinde bulunuyor. Fonun hacmi aynı sürede küçülen ivmesinden kurtulamadı. Temmuzun üçüncü haftasında düşüş sürerken hacmi 18 milyar TL seviyesine geriledi. Marttan bu yana her ay değişen miktarlarda nakit çıkışı yaşanıyor. Temmuzda çıkan tutar 398,29 milyon TL oldu. Yatırımcı sayısı kademeli olarak gerilerken şimdilerde 82.467 kişiye indi. Yüzde 28,46 doluluk oranıyla altına dayalı sermaye piyasası araçlarına yatırım yapıyor. Portföyün %50,67'si kıymetli madenler ve %44,10'u kıymetli maden kamu kira sertifikasından oluşuyor. Yıllık getirisi %35,40 seviyesinde olurken endeksle benzer seviyede.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Escar Filo, piyasadan TLREF + %4,50 faizle 1 milyar lira borçlandı</strong></p>
<p>Escar Filo, nitelikli yatırımcılara yönelik 17.07.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 1 milyar TL olan bononun yıllık faizi TLREF + %4,50 olarak belirlendi. 364 gün vadeli bono, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 4 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 16.07.2027 olarak açıklandı. 17 Temmuz itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı %39,91 seviyesinde bulunuyor. Escar Filo'nun verdiği %4,50 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFESCR72710 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a604faa1450a-1784696746.png" alt="" width="973" height="244" /><strong>ULUSOY UN</strong></p>
<p><strong>Manisa ve İzmir'deki kendi ihtiyacı RES projelerini devreye almaya hazırlanıyor</strong></p>
<p>Ulusoy Un, üretim tesislerinin elektrik ihtiyaçlarını yenilenebilir enerjiden karşılamak üzere başlattığı projelerde mekanik montaj aşamalarını tamamladı. Şirket; Manisa'daki 4.200 kWm ve İzmir'deki 5.560 kWm gücündeki rüzgar enerjisi türbinleri için TEDAŞ kabul süreçlerini başlattı. Ek olarak, Bergama'da yapılması planlanan üçüncü türbin (4.200 kWm) için ÇED raporu alındı. Söz konusu tesisin ise önümüzdeki yılın dördüncü çeyreğinde devreye alınması hedefleniyor. Enerji maliyetini minimize etme hedefinde son aşamaya gelen firma, üç aylık dönemde gelirini %2 artırdı.</p>
<p><strong>ÖZYAŞAR TEL</strong></p>
<p><strong>Amerika'daki iştiraki ilk satışını gerçekleştirdi, yıl sonu hedefi 9 milyon dolar</strong></p>
<p>Özyaşar Tel, ABD pazarında büyüme hedefi doğrultusunda %100 bağlı ortaklık olarak kurduğu Ozyasar Wire şirketi operasyonlarına başladı. Bağlı ortaklık yaklaşık 911 bin dolar (42,8 milyon TL) tutarındaki ilk satışını gerçekleştirdi ve yıl sonuna kadar tutarın 9 milyon dolara ulaşması hedefleniyor. Şirket, uluslararası gelir tabanını çeşitlendirme ve Amerika pazarında doğrudan yer alma hedefini hayata geçirmeye çalışıyor. Sanayi şirketlerinin yoğun tüketim olan pazarlarda distribütörler yerine kendi iştirakleri üzerinden doğrudan satış yapması kâr marjını artırmakta.</p>
<p><strong>KOÇ METALURJİ</strong></p>
<p><strong>Muş'taki proje için 14,2 milyon dolarlık finansal kiralama sözleşmesi imzaladı</strong></p>
<p>Koç Metalurji, Muş'ta hayata geçireceği 22,5 MWe kurulu güce sahip güneş enerjisine dayalı elektrik üretim tesisi projesinin finansmanı için QNB Finansal Kiralama ile finansal kiralama sözleşmesi imzaladı. Anlaşmanın KDV dahil 14,28 milyon dolar tutarında olduğu belirtildi. Sözleşme ilk 18 ayı anapara ödemesiz olmak üzere toplam 72 ay vadeli olarak belirlendi. Şirket, enerji verimliliğini destekleyecek olan yatırımın fonlama altyapısını bu yolla temin etti. Enerji yoğun sektörlerde kapasite artışı veya enerji yatırımları için uzun vadeli alternatifler avantaj sağlar.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Logo Yazılım hissesinde mayısın ikinci yarısından bu yana dalgalı düşüş sürüyor</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a604f8c14c5d-1784696716.png" alt="" width="305" height="242" /></strong>Logo Yazılım'da fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %2,98 ile toplamda 253,98 bin lot artarak 8,77 milyon lota çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 81'den 82'ye yükseldi. CPU fonu 150 bin lot ile en fazla alımı yaparken, TTE 193,96 bin lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Logo Yazılım hakkında bugüne kadar 9 aracı kurum öneride bulunurken sadece iki kurum model portföyüne aldı. En yüksek hedef öneriyi Marbaş Yatırım 252,88 TL ile verdi. En düşük öneri 211,41 TL ile İş Yatırım'dan geldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuzde-3361-cikisla-ilgi-toplarken-bos-bilancosuyla-manisayi-tasiyor-83671</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüzde 3.361 çıkışla ilgi toplarken boş bilançosuyla Manisa’yı taşıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atso-baskani-hacisuleymandan-iflaz-ve-dizel-uyarisi-83670</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> ATSO Başkanı Hacısüleyman&#039;dan &#039;iflas&#039; ve &#039;dizel&#039; uyarısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Temmuz ayı meclis toplantısı Meclis Başkanı Ahmet Öztürk yönetiminde gerçekleştirildi.</p>
<p>ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman, ekonomide birçok konunun güncelliğini sürdürdüğünü söyledi.</p>
<p>IMF‘nin 2026 yılı için Türkiye’nin büyüme beklentisini yüzde 3,4’ten yüzde 2,9’a düşürdüğünü anımsatan Hacısüleyman, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’2027 yılı için büyüme beklentisinin büyük ölçüde sabit kalacağı görülüyor. Perakende satış hacmi yüzde 13,7 arttı. Ekonomimiz hâlâ tüketim üzerinden büyümeye çalışıyor. Oysa sıkı para politikasının temel amacı neydi? Enflasyonu kontrol altına almak, piyasadaki para akışını bir miktar yavaşlatmaktı. Ancak görüyoruz ki tüketim tarafında beklenen yavaşlama gerçekleşmedi. Tam tersine, perakende tüketim artmaya devam ediyor. Sanayi üretiminde ise mayıs ayında kayda değer bir değişiklik olmadı. Sayın Cumhurbaşkanımızın imzasıyla sanayicilerimiz için yaklaşık 1 trilyon TL büyüklüğünde yeni bir kredi paketi açıklandı. Bu paketi son derece önemsiyoruz. Çünkü üretime yönelik hazırlanmış önemli bir destek paketi. Yeni yatırımları teşvik ediyor, üretimin sürdürülebilirliğini ve artırılmasını hedefliyor.’’</p>
<p>Ekonomide en büyük sıkıntının kısa vadeli finansmana erişim olduğuna dikkat çeken Hacısüleyman, ‘’İşletme sermayesini güçlendirecek kaynaklara bugün her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Yeni yatırım kredileri elbette çok kıymetli. Bu uygulama üretimi destekleyecektir. Ancak işletmelerimizin bugün ayakta kalabilmesi için de acil finansman ihtiyacına çözüm üretilmesi gerekiyor. Artık bu konuda piyasayı rahatlatacak adımların atılması gerektiğine inanıyoruz’’ dedi.</p>
<p><strong>Antalya Toptancı Hali’nde iflas uyarısı</strong></p>
<p>Tarımla ilgili gelişmeleri de yakından takip ettiklerini ifade eden Yusuf Hacüleyman, Antalya Toptancı Hali ile ilgili gelen haberlerin herkesi üzdüğünü söyledi. Hacısüleyman, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’İçinde bulunduğumuz sıcak hava koşulları da dikkate alındığında, bu sürece kısa vadede çözüm üretecek adımlara ihtiyaç var. Bugün ihtiyaç duyulan şey uzun vadeli planlardan ziyade, mevcut sorunlara hızlı cevap verecek çözümlerdir. Umut ediyoruz ki işletmelerimizin büyük bölümü bu süreçten en az zararla çıkar. Ancak yaşanan sıkıntıların sektörümüzü belirli ölçüde etkileyeceğini de maalesef görüyoruz. Hepimizin orada eşi, dostu, arkadaşı, akrabası var.  Her gün ayakta kalma mücadelesi veriyorlar. Bu nedenle, kendilerine destek olacak düzenlemelerin süratle hayata geçirilmesine ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz.’’</p>
<p>Üretici Fiyat Endeksinin yüksek seyretmeye devam ettiğini, üretim maliyetlerinin hâlâ arttığını, özellikle mal ve hizmet ihracatı yapan firmalar açısından döviz kuru kaynaklı sıkıntıların devam ettiğini vurgulayan Hacısüleyman, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’İlk altı aylık dönemde enflasyon yüzde 10,78, dolardaki artış yüzde 9,83, Euro’daki artış ise yaklaşık yüzde 7 seviyesinde gerçekleşti. Yani ister mal ihracatı ister hizmet ihracatı yapan firmalarımız, enflasyon ile döviz kuru arasındaki fark nedeniyle yaklaşık yüzde 10 ila 12 arasında öz kaynaklarından ve sermayelerinden harcamak zorunda kalıyor. Yılsonunda bu farkın hangi seviyeye ulaşacağını bugün için kestirmek zor. Ancak bu eğilim devam ederse yüzde 20-22 seviyelerinde bir makas oluşabilir. Böyle bir tabloda ihracat yapan firmalarımızın iç piyasadaki maliyetlerini karşılaması çok daha zor hâle gelecektir.’’</p>
<p><strong>"Yurt dışı seyahatler artıyor"</strong></p>
<p>Petrol fiyatlarının yüksek seyretmesi ve enflasyonun hâlâ istenilen seviyeye inmemiş olması nedeniyle faizlerde çok ciddi bir indirim beklememek gerektiğini düşündüklerini anlatan ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Yıl sonunda politika faizinin yüzde 34-35 seviyelerinde olabileceği yönünde bir beklenti oluşuyor. Ağustos ayında Para Politikası Kurulu toplantısı yapılmayacak. Faizlerle ilgili değerlendirmeler yeniden eylül ayında gündeme gelecek. Mal ihracatı ve ithalatına baktığımızda da dikkat çekici bir tablo görüyoruz. Bir tarafta perakende satışlar artarken diğer tarafta yaklaşık 53 milyar dolarlık bir dış ticaret açığımız bulunuyor. Mal ihracatımız 136 milyar dolar, ithalatımız ise 189 milyar dolar seviyesinde. İthalatın bu kadar hareketli olmasının temel nedenlerinden biri de döviz kurunun mevcut seviyesi. Bunu turizmde de görüyoruz. Yurt dışı seyahatlerinde belirgin bir artış yaşanıyor. Çünkü döviz kurunun mevcut seviyesi, yurt dışı seyahatlerini daha ulaşılabilir hâle getiriyor. Böyle olunca insanlar yurt içinde tatil yapmak yerine yurt dışını da tercih edebiliyor.’’</p>
<p><strong>Dizelde ithalat uyarısı</strong></p>
<p>İran ile ABD gerilimin kısa vadede çözülecek gibi görünmediğini, bu sürecin yılsonuna kadar da gündemi meşgul edeceğini ifade eden Hacısüleyman, Rusya’nın dizel ihracatını yasaklamasının Türkiye açısından sıkıntı yaratacağını söyledi. Hacısüleyman, sözlerini şöyle tamamladı.</p>
<p>‘’Rusya-Ukrayna savaşı beş yıldır sürüyor. Savaş öncesi tarım ve turizmde Rusya en büyük pazarımız, Ukrayna ise üçüncü büyük pazarımızdı. Ukrayna'dan her yıl 1,5 milyon turist geliyordu. Bugün hem birinci hem üçüncü pazarımız olan iki ülke, beş yıldır savaşta. Rusya'nın aldığı önemli bir karar var. Dizel yakıt ihracatını durdurdu. Türkiye'nin dizel ithalatının yaklaşık yüzde 85'i Rusya'dan geliyor. Dolayısıyla dizel araç kullanan vatandaşlarımızın önümüzdeki dönemde herhangi bir sıkıntıyla karşılaşıp karşılaşmayacağını bugün kestiremiyoruz.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atso-baskani-hacisuleymandan-iflaz-ve-dizel-uyarisi-83670</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/0/1280x720/atso-baskani-hacisuleymandan-iflaz-ve-dizel-uyarisi-1784696692.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Yusuf Hacısüleyman, Türkiye’nin en büyük sebze üretici ve ihracatçısı bir firmanın ödemeleri durdurması ve iflas söylentilerinin tarım sektöründe domino etkisi gibi yıkım yaşatacağını belirtirken, Rusya’nın dizel ihracatını yasaklamasının da Türkiye’yi sıkıntıya uğratacağı uyarısında bulundu. Hacısüleyman, üç yıldır uygulanan sıkı para politikasının da başarılı olmadığını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ciftci-elektrik-kesintilerine-cozum-bekliyor-83669</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çiftçi elektrik kesintilerine çözüm bekliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Kumluca Ziraat Odası Başkanı Hidayet Kökçe, son dönemde ilçedeki tarım arazilerinde yaşanan elektrik kesintileri, enerji altyapısındaki yetersizlikler ve tarımsal elektrik aboneliği işlemlerinde karşılaşılan sorunların üreticileri mağdur ettiğini belirtti.</p>
<p>Kumluca'nın Türkiye'nin en önemli örtü altı üretim merkezlerinden biri olduğuna dikkat çeken Kökçe, tarımsal üretimin sürdürülebilirliği açısından elektrik enerjisinin vazgeçilmez olduğunu söyledi. Kökçe, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Üreticilerimiz sulama sistemlerini, tarımsal ekipmanlarını ve modern tarım uygulamalarını elektrik enerjisi ile yürütmektedir. Tarım arazilerinde yaşanan elektrik kesintileri ve voltaj düşüklükleri üretimi olumsuz etkilerken, Çiftçi Kayıt Sistemi'ne (ÇKS) kayıtlı üreticilerimizin tarımsal elektrik aboneliği işlemlerinde karşılaştıkları bürokratik engeller de çiftçilerimizi zor durumda bırakmaktadır. Devlet tarafından resmî olarak üretici olduğu kabul edilen ve ÇKS kayıtları bulunan çiftçilerin tarımsal faaliyetlerini sürdürebilmek için ihtiyaç duydukları elektrik aboneliklerini alırken mağdur edilmemesi gerekir.’’</p>
<p>ÇKS'ye kayıtlı olan ve aktif olarak üretim yapan çiftçilerin tarımsal sulama aboneliği başta olmak üzere elektrik hizmetlerinden yararlanırken çeşitli engellerle karşılaşmasının kabul edilemez olduğuna dikkat çeken Kökçe, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Üreticilerimiz zaten artan maliyetler ve zorlu üretim şartları altında mücadele etmektedir. Tarımsal üretimin devamlılığı için ÇKS kayıtlı çiftçilerimizin elektrik aboneliği işlemlerinin kolaylaştırılması, taleplerinin hızlı bir şekilde sonuçlandırılması ve üretim faaliyetlerini aksatacak uygulamalardan kaçınılması gerekmektedir.”</p>
<p>Elektrik altyapısındaki yetersizlikler nedeniyle sulama motorları ve diğer tarımsal ekipmanlarda sık sık arızalar meydana geldiğini belirten Kökçe, üreticilerin hem zaman kaybı yaşadığını hem de yüksek bakım ve onarım maliyetleriyle karşı karşıya kaldığını ifade etti.</p>
<p>Kumluca'da tarımın yalnızca bölge ekonomisinin değil, ülke ekonomisinin ve gıda arz güvenliğinin de temel unsurlarından biri olduğunu vurgulayan Hidayet Kökçe, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>‘’Tarım bölgelerindeki enerji nakil hatlarının yenilenmesi, trafo kapasitelerinin artırılması ve arızalara hızlı müdahale edilmesi kadar, üreticilerimizin elektrik aboneliği süreçlerinde yaşadığı sorunların da çözüme kavuşturulması gerekmektedir. ÇKS kayıtlı üreticilerimizin tarımsal faaliyetlerini sürdürebilmeleri için gerekli kolaylıklar sağlanmalıdır. Üreticinin önüne engel koyan değil, üretimi destekleyen bir anlayışla hareket edilmelidir. Tarımsal üretimin kesintisiz sürdürülebilmesi için hem enerji altyapısının güçlendirilmesi hem de ÇKS kayıtlı çiftçilerin elektrik aboneliği işlemlerinde yaşadığı mağduriyetlerin giderilmesini bekliyoruz. 1980 ve 1985 yıllarında yapılan tesislerin yetersiz kaldığını ve bunlarında acil yenilenmesini talep ediyoruz.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ciftci-elektrik-kesintilerine-cozum-bekliyor-83669</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/9/1280x720/ciftci-elektrik-kesintilerine-cozum-bekliyor-1784696544.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin örtü altı üretim merkezi Kumluca’da çiftçiler, elektrik kesintilerine çözüm bulunmasını istiyor. Kumluca ziraat Odası Başkanı Hidayet Kökçe, &quot;Tarımsal üretimin devamlılığı için elektrik sorununa acil çözüm getirilmeli.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/internet-erisiminin-kisitlanmasi-kontrolsuz-alana-yonlendirir-83667</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnternet erişiminin kısıtlanması &#039;kontrolsüz alan&#039;a yönlendirir!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Dijital Dönüşüm ve Siber Güvenlik Derneği (DDSGD) Başkanı Taner Çıtak, Türkiye’nin veri merkezleri sektöründe başta gençlerin istihdamı olmak üzere büyük bir potansiyele sahip olduğunu, bu potansiyelin harekete geçirilmesi için özgürlük-güvenlik dengesinin hassas biçimde sağlanması gerektiğini belirtti. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edilen internet erişiminin kısıtlanma usulü düzenlemesi hakkında Taner Çıtak tarafından hazırlanan değerlendirme notu DDSGD tarafından yayınlandı. Değerlendirmede, kısıtlayıcı yönde aşırı düzenlemelerin, hem yerli, hem de yabancı yatırımcıyı olumsuz etkileyeceği, hem de kontrol arayışlarına karşılık kontrol dışındaki alanlara yönelmeye neden olabileceği uyarısında bulunuldu.</p>
<p>Değerlendirme notunda, kamunun yanında özel sektörün de veri merkezleri, siber güvenlik başta olmak üzere dijital ekonomideki farkındalığı bulunduğu ve bu alanda izlenen milli çözümler geliştirme yanında yabancı doğrudan yatırım çekme girişimlerinin de olumlu olduğu vurgulandı. Buna karşılık, TBMM’de kabul edilen düzenlemenin bu anlayış ve yaklaşımı karşılamadığı vurgulandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a604e24ce5b4-1784696356.png" alt="" width="900" height="147" /></p>
<h2>Ekonomik boyutu gözden kaçıyor </h2>
<p>Taner Çıtak tarafından hazırlanan değerlendirme notunda, bu tür düzenlemelerde ekonomik boyutun gözden kaçabildiğini vurgulayarak, riskin küresel dijital ekonomiden izolasyona kadar varabileceğine dikkat çekildi. “Düzenlemenin en önemli ve çoğu zaman gözden kaçan boyutu ekonomiktir. Uluslararası dijital ekonomiye entegrasyon; sermaye, veri ve hizmet akışlarının kesintisizliğine ve hukuki öngörülebilirliğe dayanır” denilen notta, “Bu risklerin ortak paydası şudur: Sorun, güvenlik amacının kendisi değil; amacı gerçekleştirmek için seçilen araçların, dijital ekonominin işleyişi için vazgeçilmez olan öngörülebilirlik ve süreç güvencesi beklentileriyle henüz tam uyumlu olmamasıdır” ifadesine yer verildi.</p>
<p>Risk alanları nasıl sıralanıyor? Değerlendirmede, yerli ve yabancı yatırım kararlarından AB’nin dijital tek pazarına uyumun bozulmasına kadar risk alanları şöyle sıralandı: </p>
<p>■ Yatırım ortamı ve veri merkezi kararları: Küresel bulut sağlayıcıları ve veri merkezi yatırımcıları, lokasyon seçiminde düzenleyici öngörülebilirliği başlıca kriter olarak değerlendirmektedir. İçerik veya alan adlarının kısa süreler içinde idari kararla erişime kapatılabildiği bir çerçeve, Türkiye'nin bölgesel veri merkezi üssü olma hedefiyle gerilim oluşturabilir. </p>
<p>■ Yerli girişim ekosistemi: Alan adları ve barındırma altyapısı üzerindeki idari yükümlülükler ve yaptırım riski; yerli teknoloji girişimlerinin, e-ticaret platformlarının ve yazılım ihracatçılarının maliyetlerini artırabilir, uluslararası müşteri ve yatırımcı nezdinde rekabet gücünü zayıflatabilir. </p>
<p>■ AB dijital tek pazarıyla uyum: Avrupa Birliği, Dijital Hizmetler Yasası (DSA) ile şeffaflık ve süreç güvencelerini dijital ticaretin ön koşulu haline getirmiştir. Türkiye'nin çerçevesinin bu standartlardan uzaklaşması; veri akışları, dijital hizmet ihracatı ve olası yeterlilik/ uyum değerlendirmeleri bakımından ilave engeller doğurabilir. </p>
<p>■ Kontrol dışı mecralara kayış: Erişilebilir ve kayıtlı mecraların daralması bilgi akışını durdurmamakta; kullanıcıları VPN'lere ve denetimi çok daha güç, uçtan uca şifreli kanallara yönlendirmektedir. Bu durum, düzenlemenin kamu düzenini koruma amacını zayıflatabilecek bir yan etki üretmektedir. </p>
<p>■ İtibar ve endeks etkileri: Uluslararası dijital özgürlük ve iş yapma kolaylığı endekslerindeki olası gerilemeler, doğrudan yabancı yatırım kararlarında ve teknoloji ortaklıklarında referans olarak kullanılmakta; izolasyon etkisini kendi kendini besleyen bir döngüye dönüştürebilmektedir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Nasıl bir yol izlenmeli?</span></h2>
<p>Değerlendirme notunda, yapılması gereken iyileştirmeler ve bu alandaki politika önerilerine de yer verildi. Taner Çıtak’ın değerlendirmesinde, siber tehditlerin arttığı bir ortamda kurumsal kapasitenin güçlendirilmesinin gerekli olduğuna işaret edilirken, bu güçlendirme için seçilen araç ve usulün hassas olması gerektiğine vurgu yapıldı. Bu yaklaşımla, düzenlemenin mevcut halinin öngörülebilirliği zayıflatan, idareye geniş takdir hakkı tanıdığı, önce uygulama, sonra denetim sıralamasının ülkeyi küresel dijital ekonomiden izole etme riski barındırdığına dikkat çekildi. Güvenlik ve ekonominin birlikte gerçekleşebilmesi için yapılması gereken iyileştirmeler şöyle sıralandı: </p>
<p>■ <strong>Kavramların netleştirilmesi:</strong> “Gecikmesinde sakıncalı hal” kavramının, kanunda sayılan somut ve dar suç kategorilerine bağlanması. </p>
<p>■ <strong>Yargısal güvencenin öne alınması:</strong> Gerçek aciliyet halleri dışında hâkim kararının müdahaleden önce alınmasının esas kılınması; sonradan onay usulünün gerekçeli ve esaslı incelemeye tabi tutulması. </p>
<p>■ <strong>Görev ayrışması:</strong> Siber Güvenlik Başkanlığı'nın görev tanımının altyapı ve şebeke korumasına odaklanması; içerik ve alan adı süreçlerinde sivil ve bağımsız denetim mekanizmalarının korunması.</p>
<p>■ <strong>Şeffaflık mekanizması:</strong> DSA'daki gerekçeli bildirim uygulamasına benzer şekilde, kısıtlama kararlarının gerekçeleriyle birlikte kayıt altına alındığı ve düzenli raporlandığı bir şeffaflık çerçevesi kurulması. </p>
<p>■ <strong>Etki analizi:</strong> Düzenlemenin veri merkezi yatırımları, girişim ekosistemi ve AB dijital müktesebatıyla uyum üzerindeki etkilerine ilişkin düzenli ekonomik etki analizlerinin yapılması.</p>
<p><strong>ABD ve Avrupa örnekleri </strong></p>
<p>Bilgi notunda, yapılan düzenlemeler ekonomik etki yanında, Anayasal çerçeve açısından değerlendirildi ve ABD ile Avrupa uygulamaları incelendi. Bu kapsamda, Anayasa açısından haberleşme hürriyeti ile hakim kararı esasına rağmen yetkinin idaredeki operasyonel bir güvenlik birimine verilmesinin, istisnanın kural haline gelmesi riski doğurduğuna dikkat çekildi. Ayrıca, “gecikmesi sakıncalı hal” kavramının hukuki somut kriterlere bağlanmasının yaratacağı belirsizliğin sorun noktası olduğu, iki saatte uygulama zorunluluğu, alan adı düzeyinde müdahale imkanının amaç ile araç arasında orantısızlık yarattığı vurgulandı. Yargısal değerlendirmenin müdahaleden sonraya bırakılmasının da telafi si güç zararlar bakımından hak arama hürriyetinin etkinliğini azaltacağına dikkat çekildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/internet-erisiminin-kisitlanmasi-kontrolsuz-alana-yonlendirir-83667</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/07/bilgisayar-klavye.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dijital Dönüşüm ve Siber Güvenlik Derneği Başkanı Taner Çıtak, TBMM Plan Bütçe Komisyonu’nda kabul edilen internet erişimi yasağı düzenlemesini değerlendirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozelden-vakti-gelmis-bir-vedanin-huznuyle-chpye-veda-83666</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özel&#039;den “vakti gelmiş bir vedanın hüznüyle” CHP’ye veda</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>CHP'de Grup Başkanı Özgür Özel, mahkemenin 21 Mayıs’ta mutlak butlan kararını açıklamasının ardından parti içinde verdiği mücadeleyi dün TBMM’de yaptığı son grup toplantısıyla sonlandırdı. Butlan kararının ardından 71 gün sonra CHP’ye veda eden Özel, yeni partiyi kuracaklarını resmen açıkladı. CHP’deki son grup toplantısında konuşan Özgür Özel, 19 Mart’tan bu tarafa gelinen süreci anlattı. Haziran 2023 genel seçimler ve yerel seçimlerden sonra yaşananları aktardı.</p>
<p>Özel, “Bu kürsüye her zamankinden farklı duygularla, belki de vakti gelmiş bir vedanın hüznünü taşıyarak çıktım” sözleriyle devam ettiği konuşmasında şöyle dedi: “Buradan tarihi bir konuşma, çok sıra dışı bir konuşma değil; bugün buradan tarihe not düşen, hatırlatan, tarihe emanet edilen cümleleri bırakan samimi bir konuşma, açık açık bir konuşma yapmaya geldim. Tarihi konuşmayı yapılacak ilk seçimin akşamında hep birlikte yapmak üzere tarihe emanet ediyorum. Yıllar geçse de tarih sayfalarının her siyasi başarıyı, her hukuksuz saldırıyı, her acıyı, her sevinci yazacağını; emri hak vaki olduktan sonra bile bizler bu dünyadan görüştüğümüzde bugünlerdeki tutumlarımızın, bazı tutumların, bazı kumpasların ve bazı onurlu duruşların evlatlarımıza, torunlarımıza miras kalacağını hepimiz görüyoruz. Size söz veriyorum; her şey bittiğinde asla unutkan olmayacağız. Her şey bitecek ama hep birlikte hatırlayacağız. Bu partiyi bölemezler, partinin adı değişir, partinin logosu değişir, gün gelir devran değişir, ayrı düşenler birleşir. Ama bizi, bu birlikteliği bölemezler.” Özel konuşmasında, isim vermeden Kemal Kılıçdaroğlu’nu eleştirerek, “Hani tarih bir yerde kırılacaksa burada kırılacak. İnceldiği yerden kopacaksa burada kopacak. Kimse bana particilik oynamayacak. Ya Cumhuriyet Halk Partili gibi davranılacak ya da saraydan alınan talimatlar unutulacak” diye konuştu.</p>
<h2>“Ateşten gömleği giyiyoruz” </h2>
<p>Özel, kuracakları yeni parti ile ilgili, “Eski nesil siyaseti geride bırakıyoruz. Yeni nesil siyaseti, yeni bir rekabet ahlakını, özgür ve onurlu insanların ülkesini kurmak için yola çıkan ve bu konuda kararlılıkla yürüyen bir anlayışı hayata geçiriyoruz. Bu bir ayrılık değil, bu bir vazgeçiş değil. Bu Türkiye’de daha güçlü şekilde değişimi sürdürme ve iktidara yürüyüşün kararlı adımlarıdır. Dosta, olmayana, yanımızda olanlara, düne kadar karşımızda olanlara ilan ederiz ki; biz siyasette gömlek çıkarmıyoruz. Biz bu ülkenin yarınları için siyasette ateşten bir gömleği hep beraber giyiyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Yeni parti için toplantılar yapılacak </h2>
<p>Özel, 74 il başkanı, Parti Meclisi ve MYK toplantılarının ardından milletvekilleri ile bir araya geleceklerini duyurarak, “Yeni partimizi milletimizin seçtiği, ona yetkisini emanet ettiği milletvekillerimizle ilk adımını atarak kuruyoruz. Bugün bu kürsüye Cumhuriyet Halk Partisi’nin grup kürsüsüne veda ederken, ana muhalefet partisi grup kürsüsünü asla bırakmıyoruz. Altı Ok’a sonuna kadar bağlıyız. Aslan sosyal demokratlarla, muhafazakar demokratları, milliyetçi demokratları, Kürt demokratları, sosyalist demokratları, liberal demokratları kucaklamışsak, onlarla birlikte Türkiye İttifakı’nı kurmuşsak, Atatürk’le sorun olmayan, Misak-ı Milli sınırlarıyla sorunu olmayan, Cumhuriyet’le sorunu olmayan tüm demokratları Türkiye İttifakı’nda kucaklamaya, birlikte iktidara yürümeye davet ediyorum."</p>
<p>Özel, kürsüdeki son grup konuşmasında "Yeni yolu açıyoruz. Ne Ekrem İmamoğlu’nu geride bırakırız, ne Mansur Yavaş’ı. Ne Zeydan Karalar kalır Adana’da, ne Vahap Seçer Mersin’de…” sözleriyle CHP'ye veda etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozelden-vakti-gelmis-bir-vedanin-huznuyle-chpye-veda-83666</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/6/1280x720/ozgur-ozel-1784696031.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özel&#039;den “vakti gelmiş bir vedanın hüznüyle” sözleriyle CHP’ye veda ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracatcinin-maliyeti-yukselmeye-devam-ediyor-83665</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracatçının maliyeti yükselmeye devam ediyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) açıkladığı Haziran 2026 Yurt Dışı Üretici Fiyat Endeksi (YD-ÜFE) verileri, ihracat yapan firmaların üretim maliyetlerindeki artışın sürdüğünü ortaya koydu. Endeks, haziran ayında bir önceki aya göre yüzde 0,46, geçen yılın aynı ayına göre ise yüzde 30,33 arttı. On iki aylık ortalamalara göre artış ise yüzde 32,07 olarak gerçekleşti.</p>
<p>İlk bakışta yüzde 0,46'lık aylık artış düşük gibi görünebilir. Ancak üretim maliyetleri aylar boyunca üst üste yükseldiğinde işletmeler üzerinde önemli bir yük oluşturuyor. Özellikle ihracata çalışan sanayiciler hem içeride artan maliyetlerle hem de dünya pazarlarında yoğun rekabetle aynı anda mücadele etmek zorunda kalıyor.</p>
<p>YD-ÜFE, yurt dışına satılan ürünlerin üretici fiyatlarındaki değişimi gösteren önemli bir göstergedir. Kısacası, ihracata yönelik üretim yapan firmaların maliyetlerinin hangi yönde hareket ettiğini ortaya koyar. Bu nedenle açıklanan rakamlar sadece sanayiciyi değil, ihracatı, döviz gelirlerini, yatırımları ve dolaylı olarak ülke ekonomisini de yakından ilgilendiriyor.</p>
<p>Haziran verilerine bakıldığında yıllık maliyet artışının hâlâ yüzde 30'un üzerinde olması, üreticilerin üzerindeki maliyet baskısının tam anlamıyla sona ermediğini gösteriyor.</p>
<p>İmalat sanayinde yıllık fiyat artışı yüzde 30,08 olurken, madencilik ve taş ocakçılığı sektöründe bu oran yüzde 45,13'e ulaştı. Özellikle madencilikte yaşanan yüksek artış, doğal kaynakların çıkarılması, enerji kullanımı ve üretim süreçlerindeki maliyetlerin ciddi biçimde yükseldiğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Ana sanayi grupları incelendiğinde ise en dikkat çekici artış enerjide yaşandı. Enerji sektöründe yıllık fiyat artışı yüzde 61,56 oldu. Elektrik, doğal gaz ve akaryakıt gibi temel girdilerde yaşanan yükseliş, üretimin hemen her aşamasını etkiliyor. Çünkü enerji, neredeyse bütün fabrikaların en önemli maliyet kalemlerinden biri.</p>
<p>Dayanıksız tüketim mallarında yüzde 33,96, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 31,79 ve ara mallarında yüzde 30,85'lik yıllık artışlar da üretimin hemen her alanında maliyet baskısının sürdüğünü gösteriyor. Sermaye mallarında ise artış yüzde 20,69 ile diğer gruplara göre daha düşük seviyede kaldı.</p>
<p>Aylık verilere bakıldığında ilginç bir tablo ortaya çıkıyor. Enerji grubunda haziran ayında yüzde 13,08 oranında düşüş yaşanırken, ara mallarında yüzde 2,32, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 1,75, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 1,02 ve sermaye mallarında yüzde 0,84 artış gerçekleşti.</p>
<p>Enerji fiyatlarındaki aylık gerileme üreticiler açısından olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Ancak diğer gruplardaki artışlar, üretim maliyetlerinin genel olarak yükselmeye devam ettiğini gösteriyor. Yani enerji tarafındaki rahatlama henüz diğer maliyet kalemlerine tam olarak yansımış değil.</p>
<p>Peki bu veriler ihracatçı açısından ne ifade ediyor?</p>
<p>İhracat yapan firmalar ürünlerini dünya pazarlarında satarken sadece kaliteyle değil, fiyatla da rekabet ediyor. Eğer üretim maliyetleri rakip ülkelerden daha hızlı artarsa, Türk ürünlerinin uluslararası pazarlardaki rekabet gücü zayıflayabiliyor.</p>
<p>Örneğin Avrupa'daki bir alıcı aynı ürünü Türkiye'den, Polonya'dan, Vietnam'dan veya Çin'den satın alabiliyor. Üretim maliyetleri arttıkça ihracatçı ya satış fiyatını yükseltmek zorunda kalıyor ya da kârından fedakârlık ediyor. Her iki durumda da firmaların uzun vadeli rekabet gücü olumsuz etkilenebiliyor.</p>
<p>Son yıllarda döviz kurlarındaki hareketlilik de ihracatçıların hesaplarını zorlaştırıyor. Döviz gelirleri artsa bile üretimde kullanılan enerji, hammadde ve ithal ara mallarındaki maliyet yükselişi bu avantajın önemli bölümünü ortadan kaldırabiliyor.</p>
<p>Bir başka önemli konu ise finansman maliyetleri. Üretici sadece enerjiye ve ham maddeye daha fazla ödeme yapmıyor. Aynı zamanda kredi faizleri, işletme sermayesi ihtiyacı ve finansman giderleri de şirket bütçelerini zorluyor. Bu nedenle maliyet baskısı yalnızca üretim aşamasıyla sınırlı kalmıyor.</p>
<p>YD-ÜFE verileri yatırım kararları açısından da önem taşıyor. Maliyetlerin uzun süre yüksek seyretmesi, bazı firmaların yeni yatırım planlarını ertelemesine neden olabiliyor. Bu durum zamanla üretim kapasitesini ve istihdamı da etkileyebiliyor.</p>
<p>Öte yandan aylık artış hızının yüzde 0,46 gibi sınırlı bir seviyede kalması, maliyetlerde önceki dönemlere göre daha kontrollü bir görünüm oluşmaya başladığını düşündürüyor. Bu eğilimin önümüzdeki aylarda da devam etmesi halinde üreticilerin üzerindeki baskının kademeli olarak hafiflemesi mümkün olabilir.</p>
<p>İhracatın güçlü kalabilmesi için yalnızca döviz kuru avantajı yeterli değildir. Enerji maliyetlerinin düşürülmesi, verimliliğin artırılması, teknolojik yatırımların desteklenmesi ve üretim süreçlerinin modernleştirilmesi büyük önem taşıyor. Aynı zamanda lojistik maliyetlerinin azaltılması ve finansmana erişimin kolaylaştırılması da ihracatçının rekabet gücünü artıracaktır.</p>
<p>Sonuç olarak Haziran 2026 YD-ÜFE verileri, üretim maliyetlerinde artışın sürdüğünü ancak aylık artış hızının yavaşlamaya başladığını gösteriyor. Bu gelişme umut verici olsa da yıllık yüzde 30'un üzerindeki maliyet artışı, ihracatçı açısından hâlâ önemli bir baskı anlamına geliyor.</p>
<p>Türkiye'nin ihracatta büyümesini sürdürebilmesi için üreticinin maliyet yükünün hafifletilmesi, enerji verimliliğinin artırılması, finansman olanaklarının güçlendirilmesi ve katma değeri yüksek üretime geçişin hızlandırılması gerekiyor. Çünkü güçlü ihracatın yolu, sadece daha fazla üretmekten değil; daha düşük maliyetle, daha verimli ve daha rekabetçi üretim yapabilmekten geçiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracatcinin-maliyeti-yukselmeye-devam-ediyor-83665</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracatçının maliyeti yükselmeye devam ediyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hesaplayamayanlar-ve-hesaplanamayanlar-83664</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hesaplayamayanlar ve hesaplanamayanlar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>21’inci yüzyıl, bilginin değil onu işleme, anlamlandırma ve karara dönüştürme gücünün belirleyici olduğu bir çağdır. Algoritmalar görünmez iktidarlar kurarken, insanlığın en büyük sınavı hesaplama kapasitesini muhakemeyle dengelemek olacaktır artık.</strong></p>
<p>22’nci yüzyılın tarihçileri, 21’inci yüzyılı "algoritmaların iktidarı devraldığı yüzyıl" olarak yazacaklar.</p>
<p>Çünkü; insanlık çağının her değişimi bir odak üzerinden gerçekleşti.</p>
<p> Taş çağında fiziki güç, tarım çağında toprak sahipliği, sanayi çağında makine çeşitliliği, bilgi çağında bilgi yönetimi egemen oldu. Tarihçiler anlatılar, buluntular ve kanıtlar üzerinden bu dönemleri anlattılar.</p>
<p>Bu yüzyılı anlatan tarihçilerin en önemli farkı ise tanık oldukları çağı anlatmak olacaktır.  Yüzyılın ilk yarısında, bilgi toplama ve bilgi işleme döneminin yaşandığını, ikinci yarısında bilginin değeri ve bilgi işleme egemenliğinin oluşturduğu çağ geçişinin yaşandığın söyleyecekler. Herkesin her bilgiye en az maliyetle erişebilmesi nedeniyle artık bilgi kıt kaynak olarak değerlendirilmedi. Ama bilgi işleme yeteneği, bilgi işleme ölçütleri, değer ve karar üretme kapasitesinin oluşturduğu egemenlik nedeniyle bu çağın hesaplama çağı olduğunu söyleyecekler.</p>
<p><strong>Egemenliğin görünmeyen </strong><strong>ağlara taşındığı yazılacak</strong></p>
<p>Tarihçiler bu çağı yazarken, devrimlerin artık meydanlarda değil, görünmeyen ağlarda gerçekleştiğini anlatacaklar. Sınırlar yerinde dururken egemenlik alanlarının değiştiğini; bayraklar aynı direklerde dalgalanırken, egemenliğin ağlara taşındığını yazacaklar.</p>
<p>Siyasetçilerin seçim kazandığını; fakat gündemi algoritmaların belirlediğini görecekler. Sandıklar meşruiyet üretti ama iktidar üretmeye yetmedi.</p>
<p>Bürokratların mevzuatları hazırladığını; ama hayatın ritmini yazılım güncellemelerinin değiştirdiğini fark edecekler. Devletler artık yalnızca düzenleyen değil, hesaplama kapasitesi inşa eden kurumlara dönüşmek zorunda kaldılar.</p>
<p>Ekonomistler, büyüme rakamlarını tartışırken değerin fabrikalarda değil, verim kapasitesiyle işlemcilerde üretildiğini görecekler.</p>
<p>Bilim insanları bilginin peşinden koşarken, bilginin ekonomik güce dönüşme hızının artık keşiflerle değil erişim hızıyla belirlendiğini yazacaklar. Teknokratlar, teknolojiyi yönetmeye odaklanırken teknolojinin insan davranışını yönetmeye başladığını not düşecekler.</p>
<p><strong>Yeni çağın sermayesi: </strong><strong>Veri, teknoloji ve güven</strong></p>
<p>İş insanları sermayenin para olduğunu düşündükleri dönemin kapandığını kabul edecekler. Yeni çağın sermayesinin veri ve teknoloji, hesaplama ve erişim hızı, itibar ve güven yönetimi, enerji yeterliliği olduğunu görecekler. Bunlardan birini bile kaybedenlerin servetlerinden olacağını, tamamını kaybedenlerin geleceklerinin kalmayacağını anlatacaklar.</p>
<p>Gazetecilerin haber yazdığı, akademisyenlerin makale yayımladığı, sanatçıların eser ürettiği bir dönemde; görünmez algoritmaların hangi haberin okunacağına, hangi makalenin görüleceğine, hangi eserin hatırlanacağına karar verdiğini de yazacaklar. Böylece ifade özgürlüğünün yalnızca konuşabilmek değil, duyulabilmek meselesi hâline geldiğini de kayda geçirecekler.</p>
<p>Avukatlar, savcılar ve hâkimler için de bu çağın ayrı bir anlamı olacak. Hukukun yalnızca insanların eylemlerini değil, algoritmaların kararlarını da denetlemek zorunda kaldığı ilk dönem olarak anılacaklar. Adaletin yeni sınavı, kanunların teknolojiye yetişmesi değil; teknolojinin hukukun önüne geçmesini engelleyebilmek olduğunu söyleyecekler.</p>
<p>Öğretmenler bilgi aktarmanın yeterli olmadığını; öğrenmeyi öğrenmenin, sorgulamanın ve muhakemenin en değerli becerilere dönüştüğünü anlatacaklar. Çünkü bilgiye ulaşmanın maliyeti sıfıra yaklaşırken, doğruyu yanlıştan ayırabilmenin maliyeti hiç olmadığı kadar artmış olacak.</p>
<p>Anne ve babalar çocuklarını yalnızca iyi okullara göndermenin yeterli olmadığını görecekler. Çocuklarını ekranlardan, manipülasyondan ve dikkat ekonomisinin görünmez rekabetinden koruyabilmenin de ebeveynliğin ayrılmaz bir parçası hâline geldiğini tekrar tekrar fark ettirecekler.</p>
<p>Çalışanlar işlerinin ellerinden alıp almayacağını tartışırken, asıl değişimin mesleklerde değil insanın değer tanımında yaşandığını, "Ne iş yapıyorsun?" değil, "İnsan olarak hangi değeri üretebiliyorsun?" sorusunu yanıtlamaları gerektiğini anlatacaklar.</p>
<p>Belki de tarihçiler en çok şunu yazacaklar.</p>
<p>Bu çağın insanları, iktidarı hâlâ seçim sandıklarında, parlamentolarda ve kürsülerde ararken, iktidar çoktan veri merkezlerine taşınmıştı. Onlar devletlerin küçüldüğünü ya da büyüdüğünü tartışırken, devletlerden daha etkili kararlar alabilen sistemler sessizce kuruluyordu. En büyük yanılgıları, görünür olanı güç, görünmeyeni ise araç sanmalarıydı.</p>
<p><strong>Yüzyılın en büyük devriminin, </strong><strong>en büyük yanılgı olma ihtimali...</strong></p>
<p>İnsanlık, hesaplama gücünü artırırken muhakeme gücünü de geliştirmezse, bu yüzyılın en büyük devrimi aynı zamanda en büyük yanılgısı olarak anılacaktır. Hesaplama çağı teğet geçilmiş olacaktır.</p>
<p>22’nci yüzyılın tarihçileri belki de bu yüzyılı tek cümleyle özetleyecekler.</p>
<p>İnsanlık bilgiye sahip olmayı medeniyet sandı; oysa medeniyet, bilgiyi hesaplayabilenlerle hesaplayamayanlar arasında yeniden kuruldu. Hesaplanamayanlar ise tarihin dipnotu, hesaplayamayanlar tarihin ismini anmadıkları oldu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hesaplayamayanlar-ve-hesaplanamayanlar-83664</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hesaplayamayanlar ve hesaplanamayanlar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tahakkuk-mu-fiili-odeme-mi-tahakkuksa-tahakkuk-tarihi-ne-83663</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tahakkuk mu, fiili ödeme mi? Tahakkuksa, tahakkuk tarihi ne?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Vergi matrahının tespitinde, gider yazma zamanı öteden beri çokça tartışılan bir konu. Birçok giderin gider yazma zamanı açık değil. Tartışmalar esas olarak iki noktada yoğunlaşıyor. Bazı giderlerde ödeme yapılmasının gider yazma açısından önemli olup olmadığı ve tahakkuk tarihinde gider yazılacağı açık olan bazı giderler için tahakkukun ne zaman gerçekleştiği.</p>
<p>Bugünün konusu, bütün giderleri kapsamıyor. Konuyu, ağırlıklı olarak yasal zorunluluklar nedeniyle ödenen, birçoğunun kapanan yıla veya aya ilişkin hasılat, üretim miktarı veya kâr gibi unsurlar üzerinden hesaplanıp izleyen dönemde ödenen bazı giderlerin kurum kazancının tespitinde ne zaman dikkate alınacağıyla sınırlamaya çalışacağım.</p>
<p><strong>Yasal zorunluluklar nedeniyle yapılan bazı ödemeler</strong></p>
<p>Gelir Vergisi Kanunu’nun 40. maddesinin birinci fıkrasının (1) no.lu bendinde, gelirin elde edilmesi ve devam ettirilmesi için yapılan harcamaların gider kaydedileceği hükmü yer alıyor.</p>
<p>Bir faaliyetin yapılması için vergi kanunları dışındaki kanunlar bazı ödemelerin yapılmasını zorunlu kılmışsa, bu ödemeler, gelirin elde edilmesi ve devam ettirilmesi için zorunlu giderlerdendir ve başka bir yasal düzenlemeyle yasaklanmadığı hallerde, bu kapsamda gider kaydedilir.</p>
<p>Bu kategoriye girebilecek çok örnek var. Birkaçını saymak gerekirse, şunlar söylenebilir:</p>
<ul>
<li>Maden Kanunu gereği, bir önceki yıl faaliyetlerine ilişkin olarak verilen bilgi formları üzerinden hesaplanan ve haziran ayı sonuna kadar ödenen Devlet hakkı.</li>
<li>Petrol Kanunu gereği, üretilen petrol üzerinden hesaplanan ve üretimin yapıldığı ayı izleyen ay içinde beyan edilerek tahakkuk ettirilen ve ödenen Devlet hissesi.</li>
<li>Elektrik Piyasası Kanunu gereği net satış hasılatı üzerinden hesaplanan EPDK katılma payı,</li>
<li>Elektrik Piyasası Kanunu gereği, üretilen enerjiden yola çıkılmak suretiyle DSİ tarafından yıllık olarak hesaplanan ve izleyen yıl ödenen hidroelektrik kaynak katkı payı.</li>
<li>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu’na göre, ticari bilanço kârı üzerinden hesaplanan ve haziran ve ekim aylarında iki taksitte ödenen munzam aidat.</li>
<li>Çevre Kanunu gereği, izleyen ayda beyan edilerek tahakkuk ettirilen ve ödenen geri kazanım katılım payı.</li>
<li>Türk Standartları Enstitüsü Kuruluş Kanunu’na göre, önceki yıl bilançosuna göre safi kâr üzerinden hesaplanan ve ödenen aidat.</li>
</ul>
<p><strong>Tahakkuk tanımı</strong></p>
<p>Tahakkuk, gelir veya giderin mahiyet ve tutar itibariyle kesinleşmesi olarak tanımlanıyor. Mahiyet ve tutar itibariyle kesinleşmeyen gelirler elde edilmiş sayılmıyor, giderler ise yapılmış kabul edilmiyor. Bu tanım doğrultusunda alacak ve borcun kesin olarak hesaplanabildiği ve hukuken talep edilebilir hale geldiği tarihte tahakkuk gerçekleşmiş sayılıyor.</p>
<p>Tahakkuk esasından ne anlaşılması gerektiği konusunda bugüne kadar gördüğüm en ayrıntılı değerlendirme 22.12.2004 tarihli ve E:2004/1 K:2004/1 sayılı Danıştay İçtihadı Birleştirme Genel Kurul kararında yer alıyor. Bu kararda;</p>
<ul>
<li>Tahakkuk, gelirin ve giderin mahiyetinin ve miktarının kesinleşmesi ve kişiselleşmesiyle birlikte, hukuken istenebilir duruma gelmeyi sağlayan <u>işlemin ve olayın gerçekleşmesi</u> olarak tanımlanıyor,</li>
<li>Mahiyeti ve tutarı itibariyle kesinleşme, taraflar arasında mevcut ticari ilişkide edimlerin eksiksiz yerine getirilmesi suretiyle karşılıklı mutabakatla belirlenen <u>bedele hak kazanılması</u> ve bu bedelin belirginleşerek kesinleşmesini ifade ettiği belirtiliyor,</li>
<li>Alacak ve borcun, alacaklısının ve borçlusunun kimliğinin tespiti kişiselleşmesini, muhatap tarafından istenebileceği safhaya gelmesi de borcun veya alacağın hukuken istenebilirliğini ifade ettiği açıklanıyor,</li>
<li>Gelirin tahsil edilmiş veya giderlerin ödenmiş veya ödenmemiş olmasının tahakkuk esasına etkisi bulunmadığı, mahiyeti ve tutarı itibariyle kesinleşmiş, kişiselleşmiş bir alacak veya borç taraflar arasında varılan mutabakatla kararlaştırılmış, ancak ödeme dönemleri (vade) nedeniyle henüz ifa edilebilir safhaya gelmemiş olabileceği tespiti yapılıyor.</li>
</ul>
<p>Çok sayıda Danıştay kararında da tahakkuk tanımı var ama yukarıdaki kararla yetineyim ve bir de Mali İdare tanımı vereyim. Son zamanlarda verilen özelgelerde tahakkuk, gelir veya giderin miktar ve mahiyet itibariyle kesinleşmiş olması yani geliri veya gideri doğuran işlemin tekemmül etmesinin yanı sıra miktarının ve işlemden kaynaklanan alacağın veya borcun ödeme şartlarının da belirlenmiş olması olarak tanımlanıyor.</p>
<p><strong>Gider yazma zamanı konusunda özelge ve yargı kararları</strong></p>
<p>Bir önceki bölümde yer alan tahakkuk tanımları arasında önemli bir fark yok gibi gözüküyor. Gelir İdaresi özelgelerinde yer alan tanımdaki, “işlemden kaynaklanan alacağın veya borcun ödeme şartlarının da belirlenmiş olması” ifadesi kafa karıştırabilir ancak bu açıklama kısmının yukarıda örneklerini yazdığım giderler açısından bir önemi yok. Örneklerin çoğunda zaten ödeme şartları da ilgili kanunda belirlenmiş durumda.</p>
<p>Tanımlarda bugünün konusu açısından bir farklılık yok ama tanımların uygulaması konusunda paralellik de yok. Özelge ve kararlar aynı yönde değil. Birkaç farklı yorumu özetleyeyim.</p>
<ul>
<li>Mali İdare öteden beri Maden Kanunu gereği ödenen Devlet hakkı tutarının <u>fiilen ödendiği tarihte</u> gider yazılabileceği yönünde görüşler veriyor. (16.04.1986 tarih ve 5114 sayılı, 18.01.2007 tarih ve 3723 sayılı, 19.02.2013 tarih ve 1 sayılı, 20.02.2013 tarih ve 230 sayılı, 12.03.2015 tarih ve 283 sayılı özelgeler.) Yargı kararları aynı yönde değil. Maden Kanunu uyarınca ödenen Devlet hakkının ödendiği dönemde gider yazılmasını zorunlu kılan bir düzenleme olmadığı, Kanun'da öngörülmeyen bir zorunluluğun özelgeler ile getirilerek, Hazine paylarının tahakkuk ettiği dönemde değil ödendiği dönemde gider yazılmasının, Kanun gereği sahip olunan giderleştirme hakkının kullanmasını engellediği, bu durumun verginin yasallığı ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle yapılan cezalı tarhiyatları kaldıran kararlar var. (Danıştay Dördüncü Dairesinin 22.12.2022 tarih ve E:2020/2366 K:2022/8946 sayılı kararı, Danıştay Üçüncü Dairesinin; 08.10.2024 tarih ve E:2023/6031 K:2024/5180 ve 15.12.2025 tarih ve E:2023/8674 K:2025/5499 sayılı kararları.)</li>
<li>Danıştay Üçüncü Dairesinin, EPDK katılım payının, ilgili mevzuat çerçevesinde, satışların yapıldığı yıla ilişkin olarak elde edilen hasılat üzerinden hesaplanan gelir ve gidere ilişkin bir tutar olduğu, dönemsellik ilkesinin gereği olarak 2018 yılı hasılatı üzerinden 31.12.2018 tarihinde <u>tahakkuk eden EPDK katılım payının</u> bu yıl hesapları ile ilişkilendirilerek gider yazılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, Bölge İdare Mahkemesince verilen kararı bozan yeni tarihli bir kararı var. Kararda tahakkuk tarihinin ne zaman olduğu açıkça belirlenmiş. (Danıştay Üçüncü Dairesinin 18.11.2025 tarih ve E:2023/7110 K:2025/4631 sayılı kararı.)</li>
<li>Gelir İdaresi’nin, hidroelektrik kaynak katkı payının kuruma bildirildiği tarihte (02.04.2018 tarih ve 53937 sayılı özelge), TOBB’a ödenen levha kayıt ücretinin ödendiği dönemde (18.02.2016 tarih ve 91 sayılı özelge), geri kazanım katılım payının beyan edilerek fiilen ödendiği tarih itibarıyla (31.05.2024 tarih ve 30.07.2024 tarihli özelgeler) gider yazılabileceği yönünde görüşleri var.</li>
</ul>
<p><strong>Kişisel değerlendirmem</strong></p>
<ul>
<li>Öncelikle bir belirleme yapayım. Yukarıda örnek olarak ifade ettiğim giderlerin Gelir Vergisi Kanunu’nun 40/1. maddesi kapsamında gider olarak kabul edildiğini düşünüyorum. Özelge ve yargı kararları da konuyu bu çerçevede değerlendiriyor. Bu giderlerden en azından bazılarının vergi benzeri olduğu ve aynı maddenin 5 numaralı bendi kapsamında gider yazılacağı görüşünde olanlar olabilir.</li>
<li>Başka bir kanun gereği yapılan ödemelerin gider yazma zamanı konusunda ilgili kanunda özel düzenleme olabilir. Varsa bu düzenlemeyi dikkate almak gerekiyor. Örneğin, yukarıda örnek olarak ifade ettiğim ödemelerden, Türk Standartları Enstitüsü Kuruluş Kanunu’na göre ödenen aidat için özel hüküm var. Söz konusu Kanun’da, gelir ve kurumlar vergilerine tabi teşekküllerce <u>tediye olunan</u> aidatın, o yılın hesap döneminde masraf kaydedileceği öngörülmüş. Buradaki tediye kavramı ticaret ve muhasebe dillerinde fiili ödeme anlamına gelebilir. Benzer şekilde, 5510 sayılı Kanun’un 88. maddesinde, Kuruma <u>fiilen ödenmeyen</u> prim tutarının gider yazılamayacağına ilişkin açık düzenleme var. Bu açık düzenleme gereği, tahakkuk eden ve hesaben ödenen ancak fiilen ödenmeyen primlerin gider yazılması mümkün değil.</li>
<li>Ticari kazancın tespitiyle ilgili Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunu dışındaki kanunlarda da hüküm olabiliyor. Bu hükümlerin aslında çoğu gereksiz (çünkü Gelir Vergisi Kanunu’nun 40/1. maddesi gider yazma açısından yeterli), bir kısmında da gider tanımlanırken “ödenen” kavramı kullanılarak gider yazmanın fiilen ödemeye bağlanmış olup olmadığı tartışması yaratıyor. Bu Kanunlara örnek olarak Bankacılık Kanunu’nda yer alan kredi kuruluşlarınca Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna “ödenen” sigorta primlerinin kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak kabul edileceğine ilişkin düzenleme söylenebilir. Bu hükmün, primin gider yazılmasını fiili ödemeye bağladığını düşünmüyorum, gider yazma konusunda tereddüt olmaması amacıyla getirildiğini düşünüyorum.</li>
<li>Gelir Vergisi Kanunu’nun 40. maddesinin 2, 3 ve 8 numaralı bentlerinde de ödeme kavramı var ve bu kavramın fiili ödeme olup olmadığı halen tartışılıyor. Bu konuyla ilgili ben de birden fazla makale yazdım. Burada tekrar konuya girmeyeceğim.</li>
<li>Gelir Vergisi Kanunu’nun 40/1. maddesi kapsamındaki giderler için tahakkuk ilkesinin geçerli olduğu açık. Bu konuda tartışma olmaması gerekir. Dolayısıyla, özel bir düzenleme olmadıkça, gider yazmayı fiili ödemeye bağlayan görüşlere katılmak mümkün değil. Tahakkukun ne zaman gerçekleştiği elbette tartışılabilir. Yukarıda özetlediğim EPDK payıyla ilgili konuda olduğu gibi.</li>
<li>Bir bildirim veya beyan yapıldığı durumda, mahiyet ve tutar itibariyle kesinleşmenin bildirim veya beyan tarihinde olduğu düşüncesinde değilim. Gider tahakkukunun vergi tahakkukunda farklı olduğunu düşünüyorum. Bu çerçevede ödemenin, örneğin kapanan yılın cirosu veya kârı üzerinden hesaplandığı durumda, ciro veya kârın hesaplanabildiği yıl sonu itibariyle gider tahakkuku gerçekleşiyor. Benzer şekilde örneğin, Maden Kanunu gereği ödenen Devlet hakkı tutarının belirlenmesi için bildirim zamanını beklemeye gerek yok, üretilen maden miktarına bağlı olarak yılın son günü itibariyle Devlet hakkı tutarı hesaplanabilir, dolayısıyla giderin tahakkuk etmiştir. Özetle, yukarıda özetlediğim yargı kararlarındaki gerekçelere katılıyorum.</li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tahakkuk-mu-fiili-odeme-mi-tahakkuksa-tahakkuk-tarihi-ne-83663</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tahakkuk mu, fiili ödeme mi? Tahakkuksa, tahakkuk tarihi ne? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fitch-ratings-bu-kez-baska-zaviyeden-zokayi-yutturuyor-83661</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fitch Ratings bu kez başka zaviyeden zokayı yutturuyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kamu borcu stokunun düşüklüğü iddiası doğru değil. Mehmet Şimşek’in ekonomi yönetiminin başına geçtiği 2023 Mayıs ayı itibariyle toplam iç borç stoku 4,7 trilyon lira iken tam 3 yıl sonra 2026 Mayıs ayında 15 trilyon lira olmuş. Yani iç borç stoku 3,2 kat artmış. Üstelik baş döndürücü faizlerle ve düşen vadelerle... Yine ülkenin dış borcu 520 milyar dolara yükselmiş.</strong></p>
<p>Fitch Ratings, geçtiğimiz cumartesi günü Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmesini Washington’dan açıkladı.</p>
<p>Ajanslara ve ekonomi basınına düşen habere göre; Türkiye’nin uzun vadeli kredi notunun “BB-“  olarak teyit edildiği, not görünümünün ise “durağan” (stable) olduğu bildirildi.</p>
<p>Aslında 3 derecelendirme kuruluşunun Nisan 2026 itibariyle Türkiye değerlendirme notları birbirine yakın ve şöyle idi:</p>
<p>-“Fitch Ratings / BB- / Durağan</p>
<p>- Moody’s /Ba3 / Durağan</p>
<p>- Standarts &amp; Poors / BB- / Durağan</p>
<p>Elimizdeki en son Türkiye değerlendirmesi Fitch Ratings’e ait olduğuna göre bu kuruluşun ilk önce 10 Nisan 2026 tarihli 2026 yılı ilk değerlendirmesine bakmak yararlı olacak.</p>
<p>Derecelendirme komitesi değerlendirmede aşağıdaki temel hususları ele almış:</p>
<p>- İran'daki savaşın etkisi: Temel ve olumsuz senaryolar altında Türkiye'nin kredi profili üzerindeki etki kanalları.</p>
<p>- Döviz rezervlerinin düzeyi ve kalitesi, yakın dönemdeki düşüşün ardındaki faktörler ve daha fazla düşüş ihtimali.</p>
<p>- Lira üzerindeki dış baskıların gerçekleşmesi durumunda verilecek politika tepkisi.</p>
<p>- Enflasyon dahil olmak üzere makroekonomik eğilimler.</p>
<p>- Daha yüksek bütçe açığının temel nedenleri dahil olmak üzere mali seyir.</p>
<p>- Cari işlemler dengesi projeksiyonları, ülkenin yüksek enerji ithalatına karşı kırılganlığı ve dolarizasyon riski dahil olmak üzere ödemeler dengesi eğilimleri.</p>
<p>- Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde para ve maliye politikasına ilişkin Fitch'in beklentileri.</p>
<p>- Kredi açısından güçlü ve zayıf yönler ile derecelendirme açısından emsal karşılaştırmaları.</p>
<p>- Olası derecelendirme aksiyonları, bunları etkileyen unsurlar, hassasiyetler ve varsayımlar.</p>
<p>Yukarıdaki temel hususlar, Fitch Ratings’in Türkiye notuna ilişkin. Bu hususların önemli ve anlamlı yönlerinin olduğu açık. Sadece bazılarının önem derecesi daha yüksek, bazılarının ise daha düşük.</p>
<p>Şimdi gelelim Fitch’in geçtiğimiz hafta sonu açıkladığı Türkiye değerlendirmesine…</p>
<p>Yukarıda da belirttiğimiz üzere, Fitch Ratings;</p>
<p>- Türkiye’nin uzun vadeli kredi notunu “BB-“  olarak teyit etti, not görünümünü ise “durağan” olarak belirtti,</p>
<p>- 2026 sonu büyüme tahmini yüzde 2.8 ve 2027 sonu büyüme tahminini ise yüzde 4.4,</p>
<p>- 2026 sonu enflasyon oranını yüyzde 29,</p>
<p>- 2026 sonu brüt döviz rezervlerini de 167 milyar dolar olarak tahmin etti.</p>
<p>Bu arada kredi notunu destekleyen hususları da şöyle sıraladı:</p>
<p>- Düşük kamu borcu stoku.</p>
<p>- Büyük ve çeşitlendirilmiş ekonomi.</p>
<p>- “BB” not grubundaki ülkelerin medyan’ına kıyasla yüksek kişi başına düşen geliri.</p>
<p>- Stres dönemlerinde dış finansa erişimini sürdürme geçmişi.</p>
<p>- Dayanıklı bankacılık kesimi.</p>
<p>- Enflasyonun düşüşünü destekleyen sıkı para duruşu.</p>
<p>- Dış tamponların kayda değer şekilde güçlenmesi.</p>
<p>Her şeyden önce bu değerlendirmeler “nitel” ağırlıklı. Yani rakamlara ve somut ölçütlere değil eğilim ve kişisel değerlendirmelere dayalı. </p>
<p>Kaldı ki; her bir açıklama için de söylenecek çok şey var. Örneğin; ne yazık ki hükümet ve ekonomi çevreleri de dahil, kamu borcu stokunun düşüklüğü iddiası doğru değil. Mehmet Şimşek’in ekonomi yönetiminin başına geçtiği 2023 Mayıs ayı itibariyle toplam iç borç stoku 4,7 trilyon lira iken tam 3 yıl sonra 2026 Mayıs ayında 15 trilyon lira olmuş. Yani iç borç stoku 3,2 kat artmış. Üstelik baş döndürücü faizlerle ve düşen vadelerle... Yine ülkenin dış borcu 520 milyar dolara yükselmiş.</p>
<p>Ekonomimizin büyüklüğü veya çeşitliliği neye göre yapılıyor? Milli gelirdeki payı yüzde 16’lara düşen sanayi ve yüzde 6’lara düşen tarım kesimi ile mi büyüyoruz?</p>
<p>“Carry trade” gerçeğiyle dış finansmana kolay erişimi mi başarının gerekçesi olarak sayıyoruz? Kimi hesaplamalara göre döviz cinsinden dış kaynakta yüzde 26.45’e ulaşan faizi mi alkışlıyoruz?</p>
<p>Dış tamponların kayda değer şekilde güçlenmesinden ne anlıyoruz?</p>
<p>Sonuç olarak; Fitch, yine ve yeni bir soslama ile zokayı yutturmuş. Ekonomi yönetimimiz ve sadece finans piyasalarının bulunduğunu zanneden kendinden menkul ekonomistlerimiz de bu duruma alkış tutacak, mevcut düzen ya da saadet zinciri devam edecek</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fitch-ratings-bu-kez-baska-zaviyeden-zokayi-yutturuyor-83661</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fitch Ratings bu kez başka zaviyeden zokayı yutturuyor! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/karsinizdaki-insan-degil-83660</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karşınızdaki insan değil!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Oyuncaklardaki boğulma uyarıları, sigara paketlerindeki sağlık mesajları… Devletler bir ürüne uyarı etiketi koymaya başladığında aslında şunu kabul etmiş olurlar. Ürün kitleselleşmiş, faydalarının yanında toplumsal maliyetleri de görünür hâle gelmiştir. Yapay zekâ sohbet botları da artık o eşiği geçti.</strong></p>
<p>Avrupa Birliği, yapay zekâ sohbet botlarına <em>“karşınızdaki insan değildir” </em>demeyi zorunlu kılıyor. Regülasyonun asıl anlattığı ise teknoloji değil, yalnızlığın artık küresel bir pazar haline gelmiş olması.</p>
<p>AB’nin Yapay Zekâ Yasası, sohbet botları için yeni bir dönemin kapısını açıyor. Kullanıcıların, karşılarındaki sistemin bir yapay zekâ olduğunu açıkça bilmesi artık hukuki bir yükümlülüğe dönüşüyor. İlk bakışta teknik bir düzenleme gibi görünebilir. Oysa tarih bize bunun daha derin bir anlamı olduğunu söylüyor.</p>
<p>Oyuncaklardaki boğulma uyarıları, sigara paketlerindeki sağlık mesajları… Devletler bir ürüne uyarı etiketi koymaya başladığında aslında şunu kabul etmiş olurlar. Ürün kitleselleşmiş, faydalarının yanında toplumsal maliyetleri de görünür hâle gelmiştir. Yapay zekâ sohbet botları da artık o eşiği geçti.</p>
<p><strong>Yalnızlık artık bir pazar</strong></p>
<p>Akşam yemeği bitiyor. Aynı evin içinde yaşayan insanlar köşelerine çekiliyor. Ekranlar açılıyor. Özellikle gençler için günün en uzun sohbeti artık çoğu zaman aile bireyleriyle ya da arkadaşlarıyla değil; oyun platformlarında, mesajlaşma uygulamalarında veya bir yapay zekâ sohbet botuyla gerçekleşiyor.</p>
<p>ABD'de yapılan araştırmalar, ergenlerin önemli bir bölümünün en az bir kez yapay zekâ sohbet uygulamalarını kullandığını, düzenli kullanımın ise hızla arttığını gösteriyor. Bu uygulamalar artık yalnızca bir teknoloji girişimi değil. Abonelik modelleri, yatırımcı sunumları, kullanıcı sadakati metrikleri ve milyarlarca dolarlık değerlemeleri olan yeni bir sektör.</p>
<p><em>Yalnızlık A.Ş.</em> kitabında <em>“yalnızlığın bir duygu olmaktan çıkıp bir pazar boşluğuna dönüşmesi”</em>nden söz etmiştim. Bir ihtiyaç kitleselleştiğinde, onu karşılayacak ürün mutlaka ortaya çıkar. Bugün tanık olduğumuz şey tam olarak bu. <em>“Yapay arkadaşlık”</em> artık yeni bir ürün kategorisi.</p>
<p><strong>Tanımak başka, önemsemek başka</strong></p>
<p>Bu sistemlerin cazibesi net. Sonsuz sabırla dinliyorlar. Yargılamıyorlar. Sizi herkesten çok daha iyi tanır gibi duruyorlar. Ama sizi tanımaları, sizi önemsedikleri anlamına gelmiyor.</p>
<p>Çünkü önemsemek, kaybetme riskini içerir. Risk almayan ilişkinin fedakârlığı da olmaz. Bu nedenle yapay arkadaşlık, aidiyetin kendisini değil, sadece hissini üretir. Konforunu sunar ama sorumluluğunu üstlenmez.</p>
<p>Bilimsel çalışmalar da bu ikili tabloya işaret ediyor. Harvard Üniversitesi araştırmacılarının değerlendirmeleri, yapay zekâ destekli sohbetlerin kısa vadede yalnızlık hissini hafifletebildiğini gösteriyor. MIT Media Lab'in kontrollü deneyleriyse yoğun kullanımın daha yüksek yalnızlık ve duygusal bağımlılık göstergeleriyle ilişkili olabileceğini ortaya koyuyor. Çelişki gibi görünen bu durum aslında oldukça tanıdık. <em>Belirtiyi hafifleten ama hastalığın nedenini ortadan kaldırmayan bir ağrı kesici gibi.</em></p>
<p><strong>Asıl kırılma toplumsal</strong></p>
<p>Bu durumun toplumsal etkisi daha da kritik.</p>
<p>Topluluk dediğimiz şey, insanların birbirine ihtiyaç duymasıyla ayakta kalır. Komşudan bir fincan şeker istemek, arkadaşını havaalanından almak, bir derdini paylaşmak ya da bir iyilik karşılığında kendini borçlu hissetmek… Güven dediğimiz sosyal sermaye, bu küçük karşılıklılık ilişkilerinin toplamıdır.</p>
<p>Yapay zekâ arkadaşlığı ise tam tersini vaat ediyor. Kimseye ihtiyaç duymadan sohbet etmeyi, kimseye yük olmadan teselli bulmayı…</p>
<p>Kulağa özgürlük gibi geliyor. Oysa uzun vadede karşılıklılığı aşındırıyor. İlişkiyi sürtünme zahmetinden arındırırken, insan olmanın temel koşullarından birini de sessizce ortadan kaldırıyor. <em>Bir başkasına gerçekten ihtiyaç duymayı. </em></p>
<p><strong>Regülasyonun söylediği</strong></p>
<p>Düzenleyiciler de bu dönüşümü fark etmeye başladı. AB’nin şeffaflık yükümlülükleri gibi ABD'nin bazı eyaletlerinde de özellikle çocukları ve gençleri hedefleyen yapay zekâ sohbet uygulamalarına yönelik yaşa uygun koruma önlemleri ve kriz durumlarında yönlendirme mekanizmaları yürürlüğe giriyor.</p>
<p>Bu düzenlemeler teknolojiyi durdurmaya çalışmıyor. Çok daha önemli bir gerçeği kabul ediyor. <em>“Yapay arkadaşlık” </em>artık niş bir deneyim değil. Kitlesel olmaya başlayan bir davranış biçimi. Bu dalganın karşısında durmak da mümkün değil. </p>
<p><strong>Sonuçta</strong></p>
<p>Önümüzdeki yıllarda yaş doğrulama sistemleri yaygınlaşacak. Çocuklara yönelik koruma mekanizmaları güçlenecek. Yapay zekâ sohbet sistemleri daha sıkı denetlenecek.</p>
<p>Fakat bütün bunlar yalnızca arzı düzenleyebilir. Talebi değil.</p>
<p>Bir çocuğa ya da gence belirli aralıklarla <em>“mola ver ve unutma ben insan değilim” </em>uyarıları çıkarmak mümkün. Ama onlar çok büyük ihtimalle bunu zaten biliyor. Buna rağmen konuşmaya devam ediyorlarsa, sorun teknolojinin onları kandırması değil. Sorun, onları gerçekten dinleyen bir insan olmaması.</p>
<p>Yasalar ürünleri daha güvenli hale getirebilir. Silinen kalemi, yani birbirine karşılıklı ihtiyaç duymayı, bilançoya geri yazmak ise yasaların değil, birbirine yeniden muhtaç olmayı göze alacak insanların işi. Sonuçta, teknolojiyi yasayla düzenlemek mümkün. Ama birbirine yabancılaşmış bir toplumu değil.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/karsinizdaki-insan-degil-83660</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Karşınızdaki insan değil! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/petrol-yukseliyor-peki-hangi-emtia-fonu-83659</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petrol yükseliyor, peki hangi emtia fonu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Petrol fiyatındaki yükseliş emtia fonlarını yeniden gündeme taşıyor ama her emtia fonu petrol fonu değil. Petrol hareketine en yakın yapı AES’te. Geniş emtia fonları içinde TGE ve MDF enerji ağırlığıyla öne çıkıyor. GBZ sanayi metalleri, BFS kıymetli madenler, OVD ise dengeli dağılımıyla farklılaşıyor.</strong></p>
<p>ABD-İran hattındaki gerilim petrolü yeniden yatırımcı gündemine taşıdı. Hürmüz Boğazı çevresindeki riskler ve tanker trafiğine ilişkin endişeler fiyatlarda sert dalgalanmalara neden olurken, Goldman Sachs’ın Brent petrol için 120 dolar senaryosunu gündeme taşıması da emtia fonlarına ilgiyi artırdı.</p>
<p><strong>Fonun adına değil, </strong><strong>içine bakmak gerekiyor</strong></p>
<p>Ancak burada kritik ayrım şu: Petrol yükseldiğinde bütün emtia fonları aynı ölçüde yükselmez.</p>
<p>Çünkü emtia fonlarının içerikleri birbirinden oldukça farklı. Bazı fonlar petrol ve enerjiye, bazıları sanayi metallerine, bazıları kıymetli madenlere, bazıları ise tarım emtialarına veya kritik minerallere daha fazla ağırlık veriyor. Bu nedenle fonun adına değil, içine bakmak gerekiyor.</p>
<p><strong>Petrol hareketine en </strong><strong>yakın fonlar hangileri?</strong></p>
<p>Petrol hareketine en doğrudan yakın fonlardan biri AES-Ak Portföy Petrol Yabancı BYF Fon Sepeti Fonu. Fonun portföyü ağırlıklı olarak petrol ETF’lerinden oluştuğu için, geniş emtia fonlarına göre petrol fiyatındaki değişime daha doğrudan tepki verebiliyor. Ancak burada da spot petrol ile fon getirisi birebir aynı hareket etmeyebilir. Vadeli petrol ürünleri, sözleşme yenileme maliyetleri ve fon giderleri dönemsel fark yaratabilir.</p>
<p>Geniş emtia fonları içinde enerji ağırlığı en yüksek fonlardan biri TGE-İş Portföy Emtia Yabancı BYF Fon Sepeti Fonu. 30 Haziran 2026 tarihli portföy dağılımlarına göre fonun yaklaşık %41’i petrol/enerji, %42’si endüstriyel metal temasından geliyor. Bu yapı TGE’yi yalnızca petrol fonu değil, aynı zamanda bakır, alüminyum ve nikel gibi sanayi metalleriyle de güçlü bağ kuran bir fon haline getiriyor. Nitekim fonun yılbaşından bu yana %27,5 getiriyle listedeki en güçlü performanslardan birini üretmesi, bu geniş emtia yapısının yıl genelinde işe yaradığını gösteriyor. Ancak aylık getirinin %1 ile sınırlı kalması, yüksek enerji ağırlığının her dönemde tek başına yeterli olmadığını da hatırlatıyor. Burada özellikle altın ve gümüşün negatif etkisi olduğunu da söyleyebiliriz. </p>
<p>MDF-Fiba Portföy Model Emtia Fon Sepeti Serbest Fon tarafında da enerji belirgin. Fonun yaklaşık %39’u petrol/enerji tarafında. Ancak portföyde yaklaşık %19 tarım ve %28 kıymetli maden ağırlığı da bulunuyor. Son haftada %3,1 ve aylıkta %4,2 getiriyle listenin en güçlü fonlarından biri olması, petrol hareketinin yanında tarım tarafının da performansa katkı verdiğini gösteriyor.</p>
<p>OVD-QNB Portföy Emtia Fon Sepeti Fonu ise daha dengeli bir emtia sepeti sunuyor. Fonun yaklaşık %25’i enerji, %27’si tarım, %26’sı kıymetli maden ve %16’sı endüstriyel metal tarafında. Bu nedenle OVD petrol hareketine katılır ama saf petrol fonu gibi davranmaz. Buna rağmen son haftada %2,8, aylıkta %4,1 ve yılbaşından bu yana %22,8 getiriyle güçlü bir denge fonu görünümü veriyor. Burada performansı tek bir emtia değil, farklı emtia gruplarının birlikte çalışması destekliyor.</p>
<p><strong>Emtia fonlarında portföy </strong><strong>dağılımı fark yaratıyor</strong></p>
<p>GZE-Garanti Portföy Emtia Serbest Fon ve YGM-Yapı Kredi Portföy Emtia Serbest Fon tarafında kıymetli maden etkisi daha belirgin. GZE’de kıymetli maden ağırlığı yaklaşık %31, YGM’de ise %32 seviyesinde. Enerji ağırlıkları sırasıyla %24 ve %22 civarında. Bu nedenle bu fonlar petrol yükselişinden faydalanabilir ancak altın, gümüş, platin ve paladyum fiyatlamaları da getiride belirleyici olur. Son haftada GZE’nin %2,2, YGM’nin %2,1 getiri sağlaması; aylıkta ise GZE’nin %2,7 ile YGM’den ayrışması, aynı başlık altındaki fonların bile farklı portföy kompozisyonları nedeniyle değişik sonuçlar üretebildiğini gösteriyor.</p>
<p>Bakır ve sanayi metalleri tarafında ise GBZ – Azimut Portföy Emtia Fon Sepeti Fonu ayrışıyor. Fonun endüstriyel metal ağırlığı yaklaşık %54 seviyesinde. Bu nedenle GBZ’yi petrol fonundan çok, bakır ve sanayi metalleri teması olarak okumak daha doğru. Yapay zeka, veri merkezleri, elektrik altyapısı ve enerji dönüşümü bakır talebini desteklerse GBZ pozitif ayrışabilir. Ancak son haftada %0,9 getiri üretmesine rağmen aylıkta %-3,1’de kalması, sanayi metalleri temasının kısa vadede petrol kadar güçlü fiyatlanmadığını gösteriyor. Buna rağmen yılbaşından bu yana %18,2 getiri hâlâ dikkat çekici.</p>
<p>Kıymetli maden ağırlığı en yüksek fon BFS-Bulls Portföy Emtia Fon Sepeti Fonu. Fonun yaklaşık %48’i kıymetli madenlerden oluşurken petrol/enerji ağırlığı yalnızca %9 civarında. Bu nedenle petrol beklentisiyle BFS almak doğru bir okuma olmayabilir. Aylık %-1,6 performans da bu ayrımı net gösteriyor. Petrol konuşulurken kıymetli maden ağırlığı yüksek fonlar aynı yönde hareket etmeyebilir.</p>
<p>DFD-Deniz Portföy Emtia Serbest Fon ve ZCN-Ziraat Portföy Emtia Fon Sepeti Fonu ise daha karma yapılar sunuyor. Bu fonlarda enerji, sanayi metalleri, kıymetli madenler ve kritik emtia temaları birlikte yer alıyor. DFD’nin haftalık %1,2, aylık %0,9 ve yılbaşından bu yana %15,4 getirisi daha dengeli ama sınırlı bir performansa işaret ediyor. ZCN ise haftalık %0,7 pozitif olmasına rağmen aylıkta %-0,8’de. Buna karşılık yılbaşından bu yana %13,4 getiri hâlâ pozitif.</p>
<p><strong>Fonun hangi emtiayı ne </strong><strong>ölçüde taşıdığı incelenmeli</strong></p>
<p>Sonuç olarak petrol fiyatındaki yükseliş emtia fonlarını yeniden gündeme taşıyor ama her emtia fonu petrol fonu değil. Petrol hareketine en yakın yapı AES’te. Geniş emtia fonları içinde TGE ve MDF enerji ağırlığıyla öne çıkıyor. GBZ sanayi metalleri, BFS kıymetli madenler, OVD ise dengeli dağılımıyla farklılaşıyor.</p>
<p>Bu nedenle yatırımcıların “emtia fonu aldım” demeden önce, fonun hangi emtiayı ne ölçüde taşıdığını incelemesi gerekiyor. Aynı kategoride yer alan fonlar bile farklı emtia döngülerinde bambaşka sonuçlar üretebilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/petrol-yukseliyor-peki-hangi-emtia-fonu-83659</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Petrol yükseliyor, peki hangi emtia fonu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/halka-arzlarda-betanin-onemi-83658</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Halka arzlarda ‘beta’nın önemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Değerlemede b</strong><strong>etayı 1 almak, sermaye maliyeti eşiğini (WACC) düşük tutarak şirketlerin hedef piyasa değerlerini artırma riski taşır. Borsa açıldıktan sonra hisselerde yaşanan sert düzeltmeler, aslında piyasanın o raporda olmayan "gerçek risk primini" kendi mekanizmasıyla acımasızca fiyatlamasından ibarettir.</strong></p>
<p>Halka arz (IPO) fiyat tespit raporlarında, şirketin borsada geçmiş verisi (dolayısıyla tarihsel bir betası) olmadığı için betanın doğrudan 1 kabul edilmesi, pratik ama finansal teori ve risk yönetimi açısından eksik bir yaklaşımdır. Bunun neden doğru olmadığını şu başlıklar altında inceleyebiliriz:</p>
<p><strong>- En önemlisi sektörel riskleri yok sayar:</strong> Beta, bir hisse senedinin piyasa hareketlerine olan duyarlılığını ölçer. Teknoloji, biyoteknoloji gibi döngüsel ve riskli bir sektördeki şirketin betası ile gıda, perakende veya elektrik dağıtımı gibi defansif bir sektördeki şirketin risk profili aynı olamaz. Her ikisini de  kabul etmek, yüksek riskli şirketi olduğundan pahalı, düşük riskli şirketi ise ucuz gösterme riski taşır.</p>
<p><strong>- Finansal kaldıraç farklarını görmezden gelir:</strong> Beta sadece faaliyet riskini değil, şirketin borçluluk yapısını (finansal riskini) da yansıtır. Çok borçlu bir şirket ile borçsuz bir şirketin betasının 1 alınması, finansal risk primini tamamen göz ardı eder.</p>
<p><strong>- Ölçek ve likidite primini atlar:</strong> Halka arz edilen şirketler genellikle BIST 100'ün dev hisselerine kıyasla daha küçük ölçeklidir ve ilk etapta likidite riskine sahiptir. Betayı direkt  almak, şirketin sistematik riskinin tam olarak endeks ortalamasında olduğunu varsaymaktır ki bu genellikle gerçeği yansıtmaz.</p>
<p><strong>Doğru ve bilimsel yaklaşım ne olmalıdır? </strong></p>
<p>Uluslararası değerleme standartlarında, halka açık olmayan veya yeni halka arz edilecek şirketler için beta hesaplanırken <strong>"ham betadan arındırma" (unlevering/relevering)</strong> yöntemi kullanılır. Doğru süreç şu adımlarla ilerler:</p>
<p><strong>1-</strong> <strong>Emsal küme (peer group) belirlenir: </strong>Halka arz edilecek şirketle aynı sektörde faaliyet gösteren, benzer büyüklükteki halka açık şirketler seçilir.</p>
<p><strong>2- Kaldıraçtan</strong> <strong>arındırılmış beta (asset beta) hesaplanır</strong>: Emsal şirketlerin borç/özsermaye oranları kullanılarak finansal risklerinden arındırılmış, sadece iş kollarının riskini içeren betaları () bulunur:</p>
<p><strong>3- Hedef</strong> <strong>şirkete uyarlanır (relevering): </strong>Elde edilen sektör varlık betası ortalaması, halka arz edilecek şirketin kendi borç/özsermaye yapısına göre yeniden belirlenir. <strong>Böylece şirkete özgü gerçekçi bir Özsermaye Betası (</strong><strong>) elde edilir.</strong></p>
<p>Özetle, değerlemede betayı 1 almak, sermaye maliyeti eşiğini (WACC) düşük tutarak şirketlerin hedef piyasa değerlerini artırma riski taşır. Borsa açıldıktan sonra hisselerde yaşanan sert düzeltmeler, aslında piyasanın o raporda olmayan "gerçek risk primini" kendi mekanizmasıyla acımasızca fiyatlamasından ibarettir. Besfin olarak inanıyoruz ki<strong>;</strong> Türkiye sermaye piyasalarının küresel derinliğe ulaşması, bilançoların sadece rasyolarla değil, her bir kalemin "terletilerek" ve kurumsal finans teorisine sadık kalınarak analiz edilmesiyle mümkündür. Gerçek değer, şablonlarda değil, bilançonun anatomisinde gizlidir. Doğru bir değerleme, şirketin faaliyet gösterdiği sektörün dinamiklerini ve kendi sermaye yapısını yansıtan <strong>"sektör betalarından türetilmiş"</strong> bir katsayı kullanımını gerektirir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/halka-arzlarda-betanin-onemi-83658</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Halka arzlarda ‘beta’nın önemi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-piyasalarda-ruzgar-karsidan-geliyor-83657</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel piyasalarda rüzgar karşıdan geliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Özellikle şirket kârlılıkları ve hisse senedi piyasaları açısından ABD borsalarının diğer piyasalardan daha olumlu ayrışabileceğini düşünüyoruz. Güvenli liman arayışı nedeniyle dolar cinsi varlıklara yönelik talebin de güçlü kalması muhtemel görünüyor. Bu durum hem ABD borsaları hem de dolar endeksi açısından yılın geri kalanında daha pozitif bir görünüm ortaya çıkarabilir.</strong></p>
<p>Küresel piyasalarda birkaç önemli unsur, finansal varlıklar açısından rüzgârın tam karşıdan esmesine neden oluyor. Bunlardan ilki, savaşın yeniden başlaması ve giderek daha riskli bir görünüm kazanması. İkincisi, bu gelişmeye bağlı olarak petrol fiyatlarında yaşanan sert yükseliş. Fed’in yeni Başkanı Kevin Warsh’un savaş yeniden başlamadan önce dahi daha şahin bir duruş sergilemesi ve faiz artırımı ihtimalini gündeme getirmesiydi. Buna bağlı olarak, üçüncü unsur, savaşın yeniden başlamasıyla birlikte, daha yüksek oranlı faiz artırımlarının konuşulmaya başlaması oldu.  Dördüncü unsur, ABD dolarındaki güçlenme. Beşinci unsuru ise “başta yapay zekâ olmak üzere teknoloji şirketlerinin değerlenmesinde bir balon var mı?” sorusunun tekrar gündeme gelmesi şeklinde ifade edebiliriz.</p>
<p>Tüm bu gelişmeler, özellikle bizim de içinde bulunduğumuz gelişmekte olan ülkeler açısından hiç de olumlu bir tablo ortaya koymuyor. Küresel yatırımcıları, gelişmiş ülke piyasalarına ve özellikle devlet tahvillerine yönlendiren bir güvenli liman algısı oluşuyor.</p>
<p><strong>Küresel makro ve mikro </strong><strong>görünüm homojen değil</strong></p>
<p>Diğer taraftan, küresel ekonominin genel görünümünde beklenenden güçlü seyreden bir büyüme ile tahminlerden daha yüksek bir enflasyonun bir arada bulunduğu bir tablo ile karşı karşıyayız. Ancak küresel ölçekte homojen bir büyümeden söz etmek de pek mümkün görünmüyor. Hem ülkeler hem de sektörler arasında ciddi bir ayrışma yaşanıyor. Bu ayrışma, başta hisse senetleri olmak üzere kripto varlıklar, altın ve diğer yatırım araçlarının performanslarında da kendisini gösteriyor.</p>
<p>ABD ekonomisi tüm olumsuzluklara rağmen güçlü bir büyüme performansı sergilerken, Çin ekonomisinde ise büyümedeki yavaşlama savaşın yeniden başlamasından önce bile belirginleşmişti. Avrupa ekonomisi durgun yapısını korurken, Güney Kore ve Tayvan gibi ekonomiler birkaç büyük teknoloji şirketinin katkısıyla güçlü borsa performansları sergilese de makroekonomik açıdan genele yayılan bir olumlu görünüm ortaya koyamıyordu. Son dönemde teknoloji hisselerinde yaşanan satışlar ise bu ülkelerin finansal piyasalarında da daha olumsuz bir tablo oluşturdu.</p>
<p><strong>Büyümede ABD </strong><strong>ve Çin ayrışıyor</strong></p>
<p>ABD ekonomisinin güçlü kalmasının arkasında birçok dinamik bulunuyor. Daha önce de değindiğimiz gibi bazı çalışmalar gelir dağılımındaki bozulmaya dikkat çekerek "K tipi büyüme" kavramını öne çıkarıyor. Bu yaklaşım, yüksek gelir gruplarının güçlü talebiyle büyümenin devam ettiği, ancak düşük gelir gruplarının ekonomik zorluklar yaşadığı ve büyümeyi aşağı çektiği bir yapıyı tanımlıyor.</p>
<p>Son dönemde ise "G tipi büyüme" kavramı gündeme geldi.. Buradaki "G", İngilizce "generation" yani kuşaklar anlamında kullanılıyor. ABD’de özellikle 1946-1964 yılları arasında doğan "baby boomer" kuşağının toplam servetin yaklaşık yüzde 60’ını elinde bulundurması ve emeklilik dönemlerinde yüksek bir tüketim eğilimi göstermeleri, hatta bu harcamaları çocukları ve torunlarına da (X, Milenyum ve Z  Kuşağı) ) aktaracak şekilde sürdürmeleri, ekonomik büyümenin önemli destekleyicilerinden biri olarak görülüyor. Benzer dinamiklerin birçok gelişmiş ülke için de geçerli olduğu kanaatindeyiz.</p>
<p>Çin tarafında ise özellikle konut sektöründe yaşanan sorunlar ve konut fiyatlarındaki gerilemenin yarattığı negatif servet etkisi, iç talebi baskılayarak büyüme üzerinde ciddi bir yük oluşturuyor. Savaş yeniden başlamadan önce petrol fiyatlarında yaşanan sert düşüşün nedenlerinden biri de Çin’in petrol talebindeki belirgin zayıflamaydı.</p>
<p>Savaşın yeniden başlaması, önümüzdeki süreçte hem büyüme hem de enflasyon kaygılarını artıracaktır. ABD ekonomisinin buna rağmen görece güçlü kalma ihtimali yüksek görünüyor. Buna karşın savaşın uzaması, Avrupa ve Asya ekonomileri açısından oldukça olumsuz sonuçlar doğurabilir.</p>
<p>Bu çerçevede, özellikle şirket kârlılıkları ve hisse senedi piyasaları açısından ABD borsalarının diğer piyasalardan daha olumlu ayrışabileceğini düşünüyoruz. Güvenli liman arayışı nedeniyle dolar cinsi varlıklara yönelik talebin de güçlü kalması muhtemel görünüyor. Bu durum hem ABD borsaları hem de dolar endeksi açısından yılın geri kalanında daha pozitif bir görünüm ortaya çıkarabilir.</p>
<p>Son birkaç yılda olduğu gibi, hisse senedi piyasalarında yaşanan her düşüş yatırımcılar tarafından önemli bir alım fırsatı olarak değerlendirildi. Önümüzdeki süreçte ABD borsalarında yeniden yukarı yönlü bir hareketin görülme ihtimalini yüksek buluyoruz.</p>
<p><strong>Warsh, Powell’dan </strong><strong>bile şahin görünüyor</strong></p>
<p>Buradaki en önemli belirleyici unsur ise Fed’in alacağı kararlar olacak. Yeni Fed Başkanı Kevin Warsh, önceki Başkan Jerome Powell’dan bile daha şahin bir duruş sergiliyor. Powell, Fed’in ikili görev tanımı çerçevesinde hem fiyat istikrarını hem de tam istihdamı vurgularken, Warsh’un daha çok fiyat istikrarına odaklanan bir yaklaşım sergilediği görülüyor.</p>
<p>Fed üyelerinin de giderek daha fazla faiz artırımı yönünde görüş bildirmeleri, temmuz ayı sonunda bile bir faiz artırımı ihtimalini ciddi biçimde gündeme taşımış bulunuyor. Bundan sadece birkaç ay önce piyasalarda faiz indirimlerinin başlayacağı ve savaşın sona ereceği beklentileri hâkimken, bugün savaşın devam ettiği ve faiz artırımlarının konuşulduğu çok farklı bir tabloyla karşı karşıyayız.</p>
<p>Piyasalar uzun süre iyimser tarafta kalmaya çalıştı. Ancak özellikle jeopolitik risklerin daha kalıcı hale gelme ihtimali giderek güçleniyor. Bu aşamadan sonra Trump’ın yaklaşan seçimler nedeniyle savaşın uzamasını istemeyen bir tutum sergilemesi de kolay görünmüyor. Hatta büyümenin görece güçlü seyretmesine dayanarak, savaş sona erse bile kaybettiği siyasi desteği geri kazanamayacağını düşünen bir Trump’ın, Orta Doğu ve diğer bölgelerde daha öngörülemez ve riskli kararlar alması da ihtimal dahilinde görünüyor.</p>
<p><strong>Piyasalar terste kaldı</strong></p>
<p>Bu durum aynı zamanda Fed’in de daha temkinli ve şahin bir çizgide kalması anlamına gelecektir. Özetle hem Trump’ın politikaları hem de Fed’in duruşu, piyasalar açısından rüzgârın tam karşıdan esmesine neden oluyor. Savaş uzamasın, petrol fiyatları düşsün diye beklene Trump daha sertleşmeye başladı. Faiz indirmesi ve güvercin olması beklenen Warsh, tam tersi şahin bir tutum sergiledi. Piyasa tabiriyle güvercin beklene Trump ve Warsh şahinleşince piyasalar rüzgarı tam karşıdan almış oldu. Bu tablo netleşmeden, finansal varlıklarda genele yayılan güçlü bir iyimserlik görmek kolay olmayacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-piyasalarda-ruzgar-karsidan-geliyor-83657</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/7/1280x720/747-1784699686.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel piyasalarda rüzgar karşıdan geliyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elektrikli-otomobil-artik-zengin-ulkelerin-oyuncagi-degil-83656</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrikli otomobil artık zengin ülkelerin oyuncağı değil</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TOGG’un başarısı sadece “yerli otomobil devrimi” diye okunmamalı. Asıl mesele, TOGG’un etrafında kalıcı bir ekosistem kurulup kurulamayacağıdır. Batarya üretimi, yazılım kabiliyeti, tedarik zinciri, ihracat kapasitesi, servis ağı, ikinci el piyasası, şarj altyapısı ve tüketici güveni bu işin gerçek sınavlarıdır.</strong></p>
<p>Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) son paylaşımı, elektrikli otomobil meselesinde çok önemli bir eşiğin geçildiğini gösteriyor. Artık elektrikli araçlar sadece Norveç, Çin, Almanya ya da ABD gibi büyük ve zengin pazarların konusu değil. Kolombiya, Brezilya, Meksika, Şili, Türkiye, Hindistan, Vietnam, Tayland ve hatta Sırbistan gibi ülkeler de bu dönüşümün içine giriyor.</p>
<p>Paylaşımda en çarpıcı ülke Kolombiya olmuş. Beş yıl önce neredeyse sıfır seviyesinde olan elektrikli otomobil satış payı, 2025’e gelindiğinde yüzde 10’a ulaşıyor. Yani Kolombiya, ABD’yi yakalıyor. Brezilya yüzde 9’a, Meksika yüzde 7’ye, Şili yüzde 4’e geliyor. ABD ise yüzde 10 civarında yataylaşmış gibi görünüyor.</p>
<p>Bu tablo bize basit ama çok önemli bir şey söylüyor: Elektrikli otomobil devrimi artık sadece kişi başına geliri yüksek ülkelerin hikâyesi değil. Teknoloji ucuzladıkça, batarya maliyetleri düştükçe, Çinli ve başka Asyalı üreticiler yeni pazarlara girdikçe ve petrol fiyatları oynak kaldıkça gelişen ülkelerde de elektrikli araç talebi hızlanıyor.</p>
<h2>Elektrikli otomobil, sahip olma maliyeti açısından da anlam kazanıyor</h2>
<p>Bir dönem elektrikli otomobil için “lüks tüketim ürünü” deniyordu. Kısmen doğruydu. İlk modeller pahalıydı, şarj altyapısı zayıftı, menzil endişesi yüksekti. Ama bugün tablo değişiyor. Elektrikli otomobil artık sadece çevre duyarlılığıyla alınan bir araç değil. Birçok ülkede toplam sahip olma maliyeti açısından da daha anlamlı hale geliyor. Yakıt maliyeti düşük, bakım maliyeti daha sınırlı, şehir içi kullanımda avantajlı.</p>
<p>Bloomberg’ün değerlendirmeleri de aynı yöne işaret ediyor. Elektrikli araçta büyüme sadece Çin’den gelmiyor. Türkiye, Vietnam, Tayland, Singapur, Hindistan, Meksika, Brezilya ve Güneydoğu Asya ülkeleri artık yeni dalganın merkezinde. Hatta bazı gelişen pazarlarda elektrikli araçların yeni otomobil satışlarındaki payı ABD’nin üzerine çıkmış durumda. Bu artık istisna değil, yeni eğilim.</p>
<p>Latin Amerika örneği bu yüzden önemli. Brezilya ve Meksika gibi ülkeler uzun süre elektrikli araçta yavaş ilerledi. Sebep basitti: Araçlar pahalıydı, gelir seviyesi sınırlıydı, şarj altyapısı yeterli değildi. Ama daha ulaşılabilir modellerin pazara girmesi dengeleri değiştirdi. Çinli markalar burada elbette güçlü rol oynuyor. Ancak mesele sadece Çinli üreticiler değil. Yerel distribütörler, finansman şirketleri, şarj altyapısı yatırımları ve vergi politikaları da tüketiciyi elektrikli araca yaklaştırıyor.</p>
<h2>Elektrikli ulaşım şehir ekonomisinin tamamını değiştiren bir dönüşüm</h2>
<p>Hindistan ise başka bir örnek. Hindistan’da elektrikli otomobil pazarı kadar elektrikli iki ve üç tekerlekli araçlar da büyük önem taşıyor. Çünkü gelişen ülkelerde mobilite ihtiyacı sadece otomobille ölçülmez. Motosiklet, scooter, küçük ticari araç ve şehir içi teslimat araçları da büyük pazar oluşturur. IEA’nın verileri, Güneydoğu Asya’da elektrikli iki ve üç tekerlekli araç satışlarının hızla arttığını, Hindistan’da da bu alanda güçlü bir büyüme yaşandığını gösteriyor. Yani elektrikli ulaşım sadece otomobil değil, şehir ekonomisinin tamamını değiştiren bir dönüşüm.</p>
<p>Güneydoğu Asya’da Vietnam ve Tayland ayrıca dikkat çekiyor. Tayland uzun yıllardır otomotiv üretim üssü olarak biliniyor. Şimdi elektrikli araç üretiminde de bölgesel merkez olma hedefi var. Vietnam ise VinFast üzerinden kendi markasını küresel pazara taşımaya çalışıyor. Bu iki örnek bize şunu anlatıyor: Elektrikli araç dönüşümü sadece satış pazarı yaratmıyor, sanayi stratejisi de yaratıyor.</p>
<p>Doğu Avrupa ve Balkanlar açısından Sırbistan ilginç bir örnek. Stellantis’in Kragujevac fabrikasında elektrikli araç üretimine geçiş için modernizasyon yapıldı. Fiat Grande Panda’nın elektrikli versiyonunun üretimi, Sırbistan açısından sadece otomobil üretimi değil, Avrupa tedarik zincirine daha güçlü bağlanma hamlesi olarak görülüyor. Sırbistan’ın avantajı ucuz ve nitelikli işgücü, Avrupa’ya yakınlık ve otomotiv yan sanayisine entegrasyon potansiyeli. Dezavantajı ise ölçek, teknoloji derinliği ve batarya ekosisteminde henüz sınırlı kapasiteye sahip olması.</p>
<p>Bu noktada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Her ülke kendi elektrikli otomobil markasını çıkaramaz. Ama her ülke bu değer zincirinden pay alabilir. Kimisi batarya hücresi üretir, kimisi kablo demeti ve elektronik parça üretir, kimisi şarj altyapısı kurar, kimisi yazılım geliştirir, kimisi de montaj ve ihracat üssü olur. Elektrikli otomobilin yarattığı fırsat sadece direksiyon başında değil; bataryada, yazılımda, veride, enerjide, lojistikte ve servis ağında.</p>
<p>ABD tarafında ise ilginç bir duraksama var. Grafik ABD’nin yüzde 10 civarında bir seviyeye ulaştığını ama sonrasında daha yatay bir çizgiye geçtiğini gösteriyor. Bunun birkaç nedeni var. Teşviklerin değişmesi, tüketici tercihlerinin bölgesel farklılık göstermesi, şarj altyapısı tartışmaları, siyasi kutuplaşma ve bazı üreticilerin elektrikli araç stratejilerini yavaşlatması ABD’de büyümeyi sınırlıyor. Yani büyük pazar olmak, her zaman en hızlı dönüşen pazar olmak anlamına gelmiyor.</p>
<p>Kolombiya’nın ABD’yi yakalaması bu yüzden sembolik olarak çok önemli. Demek ki elektrikli araçta başarı sadece zenginlikle açıklanmıyor. Doğru vergi politikası, uygun fiyatlı modeller, şehir içi kullanım ihtiyacı, yakıt fiyatları ve kamu yönlendirmesi birleşince gelişen ülkeler de hızlı yol alabiliyor.</p>
<h2>TOGG’un gerçek sınavı: Kalıcı ekosistem ve küresel rekabet</h2>
<p>Türkiye açısından bu gelişmeyi çok dikkatli okumak gerekiyor. Çünkü Türkiye otomotivde sadece tüketici ülke değil, üretici ülke. Otomotiv ihracatı, yan sanayi, batarya teknolojisi, yazılım, şarj altyapısı ve enerji politikası aynı dosyanın parçaları haline geliyor.</p>
<p>Burada TOGG’un rolü ayrıca önemli. Türkiye uzun yıllar otomotivde güçlü üretici oldu ama kendi markasıyla küresel teknoloji dönüşümünün merkezine girmekte zorlandı. TOGG bu açıdan sadece bir otomobil projesi değil; batarya, yazılım, bağlantılı araç, mobilite ve yerli teknoloji iddiası taşıyan bir sanayi projesi.</p>
<p>2025’te Türkiye’de elektrikli otomobil satışları hızlı arttı. Bataryalı elektrikli otomobillerin yeni satışlardaki payı yüzde 16-17 bandına kadar çıktı. Bazı uluslararası değerlendirmelerde Türkiye’nin elektrikli araç payının daha da yukarı çıktığı, iç pazarda adaptasyonun hızlandığı görülüyor. TOGG da bu büyümede önemli pay aldı. T10X’in ardından T10F ile ürün gamının genişlemesi, markanın sadece sembolik değil, ticari olarak da ciddi oyuncu olma hedefini güçlendirdi.</p>
<p>Ancak burada duygusal davranmamak lazım. TOGG’un başarısı sadece “yerli otomobil devrimi” diye okunmamalı. Asıl mesele, TOGG’un etrafında kalıcı bir ekosistem kurulup kurulamayacağıdır. Batarya üretimi, yazılım kabiliyeti, tedarik zinciri, ihracat kapasitesi, servis ağı, ikinci el piyasası, şarj altyapısı ve tüketici güveni bu işin gerçek sınavlarıdır.</p>
<p>Elektrikli otomobilde rekabet çok sertleşiyor. Çinli üreticiler fiyatları aşağı çekiyor. Avrupa üreticileri geç kaldıkları alanlarda yeniden pozisyon almaya çalışıyor. ABD’de Tesla hâlâ güçlü ama artık yalnız değil. Güney Koreli markalar, Japon üreticiler, Hintli girişimler ve Güneydoğu Asya oyuncuları da yeni pozisyonlar alıyor. Türkiye bu yarışta sadece iç pazara güvenemez. TOGG’un kalıcı başarı hikâyesi için ihracat, maliyet disiplini, teknolojik güncelleme ve marka güveni şart.</p>
<p>Bir başka kritik konu da enerji. Elektrikli araç yaygınlaşınca petrol ithalatı azalabilir. Bu Türkiye için olumlu olur. Çünkü Türkiye net enerji ithalatçısı bir ülke. Akaryakıt tüketiminin bir kısmının elektrikle ikame edilmesi cari açık üzerinde zamanla rahatlatıcı etki yaratabilir. Ama elektrikli araçların gerçekten çevreci ve ekonomik fayda sağlaması için elektriğin nasıl üretildiği de önemli. Eğer elektrik büyük ölçüde ithal fosil yakıtla üretilirse faydanın bir kısmı sınırlanır. Bu yüzden elektrikli araç politikası, yenilenebilir enerji politikasıyla birlikte düşünülmeli.</p>
<p>Şarj altyapısı da ayrı bir başlık. Elektrikli otomobil satmak tek başına yetmez. İnsanlar evde, işte, şehirler arası yolda ve tatil bölgelerinde rahat şarj edebilmek ister. Şarj deneyimi kötü olursa elektrikli araç talebi yavaşlar. Bu nedenle şarj istasyonlarının sayısı, coğrafi dağılımı, hızlı şarj kapasitesi ve fiyatlama şeffaflığı büyük önem taşıyor.</p>
<p>Türkiye’nin avantajı şu: Otomotiv üretiminde güçlü bir altyapısı var. Yan sanayi gelişmiş. Avrupa pazarına yakın. Genç mühendislik kapasitesi var. TOGG gibi yerli marka deneyimi başladı. Şarj altyapısı hızla gelişiyor. Tüketicinin elektrikli araca ilgisi yüksek.</p>
<p>Ama riskler de var. Vergi politikası sık değişirse tüketici beklemeye geçer. Kur oynaklığı araç fiyatlarını bozar. Kredi koşulları sıkılaşırsa talep yavaşlar. Şarj altyapısı yeterince hızlı büyümezse memnuniyet düşer. Yerli üretim maliyetleri kontrol edilemezse ithal markalar karşısında rekabet zorlaşır.</p>
<p>Buradan çıkarılacak sonuç çok net: Elektrikli otomobil artık sadece çevre politikası değil, sanayi politikasıdır. Aynı zamanda enerji politikasıdır. Cari açık politikasıdır. Teknoloji politikasıdır. Şehircilik politikasıdır.</p>
<p>Bugün mesele “elektrikli otomobil satılıyor mu?” sorusunu aştı. Asıl soru şu: Elektrikli otomobilin bataryasını, yazılımını, şarj sistemini, verisini, ihracatını ve sanayi ekosistemini kim yönetecek?</p>
<p>Çünkü geleceğin otomobili sadece motoru değişmiş otomobil değil. Tekerlekli bir yazılım platformu. Enerji sistemiyle bağlantılı bir cihaz. Veriye dayalı bir mobilite aracı. Bu dönüşümü erken anlayan ülkeler sadece araç satmaz; teknoloji, marka ve ekosistem satar.</p>
<p>Son söz şu: Elektrikli otomobil artık uzak geleceğin konusu değil. Kolombiya’dan Brezilya’ya, Meksika’dan Hindistan’a, Vietnam’dan Sırbistan’a ve Türkiye’ye kadar birçok ülke bu yarışa girdi. Bundan sonra mesele kimin daha çok konuştuğu değil, kimin daha hızlı, daha ucuz, daha güvenilir ve daha akıllı ekosistem kurduğu olacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye, dalgayı doğru okursa kazanan olabilir</span></h2>
<p>Kolombiya’nın beş yılda sıfırdan yüzde 10’a gelmesi, Brezilya ve Meksika’nın hızla yükselmesi, Hindistan’da elektrikli iki ve üç tekerlekli araçların yaygınlaşması, Vietnam ve Tayland’ın üretim üssü olma çabası, Sırbistan’ın Avrupa elektrikli araç zincirine girme arayışı bize şunu gösteriyor: Bu dönüşüm beklenenden hızlı yayılıyor. “Bizim pazarımıza daha geç gelir” rahatlığı artık geçerli değil.</p>
<p>Türkiye bu dalgayı doğru okursa kazanan olabilir. Çünkü otomotiv üretiminde zaten güçlü. TOGG ile kendi markasını ortaya koydu. Avrupa’ya yakınlığı, üretim tecrübesi ve iç pazarın hızlı adaptasyonu önemli avantaj. Ama bu avantajı korumak için plansız teşvikler değil, istikrarlı strateji gerekir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elektrikli-otomobil-artik-zengin-ulkelerin-oyuncagi-degil-83656</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/6/1280x720/6675-1784697517.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektrikli otomobil artık zengin ülkelerin oyuncağı değil ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayisiz-savunma-ihracat-uretim-olur-mu-83655</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayisiz savunma, ihracat, üretim olur mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bu çetin coğrafyada, hele ki küresel rekabetin jeopolitik risklere dayandığı ortamda Türkiye, sanayi kabiliyetini korumak, geliştirmek zorunda ama hükümet sanki sanayiye düşman gibi davranıyor.</strong></p>
<p><strong>Sanayi, bir şeyden çok üretmek demektir</strong>. Türkiye, üretmek ve <strong>ürettiğini satmak</strong> zorunda olan bir ülke... <strong>Çin</strong>’den <strong>İtalya</strong>’ya dek, sanayisi ekonomi içinde <strong>%20’den fazla </strong>olan yegâne ülkeydik ama son yıllarda sanki <strong>bizi sanayiden uzak tutan ekonomi politikaları</strong> uygulanmaya konmuş gibi görünüyor.</p>
<p>Literatürde buna; “<strong>prematüre de-idustrialization</strong>” deniyor. Normal bir şey değil yaptıkları... Bugün fazlaca övündüğümüz <strong>savunma sektörü</strong> de <strong>ülkenin sanayileşme kabiliyetine</strong> dayanıyor. <strong>Bindiğin dal sanayi ama sen onu kesiyorsun</strong>? Hangi akla hizmettir, neden <strong>şakağımıza</strong> sıkar bir ekonomi yönetimi?</p>
<p><strong>SANAYİYE BU DÜŞMANLIK NİYE? ANLAYAN BERİ GELSİN…</strong></p>
<p><strong>Sanayi üretim endeksi</strong> üzerinden bakıldığında, <strong>durum</strong> <strong>daha da</strong> <strong>vahim</strong> görünüyor. Bunda <strong>30 yıl önce</strong> sanayinin ekonomideki payı, <strong>%30’lara</strong> varmışken bugün, <strong>OVP marifetiyle</strong> bu pay, %<strong>20’nin de altına</strong> indirilmiş durumda. Hayati soru şudur: <strong>Sanayi üretmezse ihracata konu malı nereden bulabileceğiz</strong>?</p>
<p>Türkiye, “<strong>ince buz tabakası üzerinde, hızla gitmek zorunda kalan kayakçı</strong>” gibidir. Her hız kestiğinde, <strong>ekonomik krizin buzlu sularına gömülüveren</strong> bir kayakçı… Altındaki buz tabakasının kalınlığı ise <strong>sanayinin ekonomideki payını</strong> gösteriyor ve %20’lere inceltilmiş haliyle <strong>hayli kırılgan</strong> hale getirildik.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Sanayisizleşmeye dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Erken sanayisizleşmenin sonucu?</em></strong></p>
<p><strong>Orta gelir tuzağı </strong>derinleşir, <strong>verimlilik artışı</strong> yavaşlar, <strong>gelir dağılımı</strong> daha da bozulur, <strong>demokrasi</strong> ve <strong>kurum kalitesinde</strong> gerileme riski artar, <strong>dış borç</strong> ve <strong>ithal bağımlılığı</strong> kronikleşir, <strong>kalıcı kopuş</strong> gelir.</p>
<p><strong><em>Yeniden sanayileşme mümkün mü?</em></strong></p>
<p>Teknik olarak <strong>evet..</strong>. Bunun için reel kuru <strong>rekabetçi</strong> düzeyde tutmak, iç ticaret hadlerini <strong>düzeltmek</strong>, aktif, <strong>seçici sanayi politikaları</strong> uygulamak şart. Aksi halde <strong>2030’larda düşük gelir düzeyine</strong> ineceğiz.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>SANAYİSİZLEŞMEK; “GAFLET VE DALALET VE HATTA HIYANETTİR”</strong></p>
<p><strong>“Sanayisizleştirme</strong>; beceriksizliğin mi yoksa <strong>taammüdün</strong> eseri midir?” diye sorguladığımda, ne yazık ki <strong>otoritenin günahlarıyla</strong> yüzleşiyoruz. “<strong>Zamanında çok kâr ettin</strong>” söylemiyle, <strong>sanayicinin feryadına kulak tıkamak,</strong> nasıl bir gafletin neticesidir? Uyarıyoruz ama <strong>gafleti</strong> aşan, <strong>hıyanete</strong> varan bir tutum.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>SANAYİ LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>İmalat sanayi</strong>: Endüstrimizin bel kemiği, ihracatımızın dayandığı üretim kabiliyetimiz</p>
<p><strong>Savunma sanayi</strong>; 3 tarafı deniz, 4 tarafı sorunla çevrili bu coğrafyada var olma savaşımız</p>
<p><strong>Sanayi teşvikleri</strong>: Hak edene ve değer üretene verilmesi gereken ama zombilere giden…</p>
<p><strong>Yapısal reform</strong>: Kamudan beklenen ama sanayicinin de yapması gereken reformlar</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayisiz-savunma-ihracat-uretim-olur-mu-83655</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayisiz savunma, ihracat, üretim olur mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tepavdan-tcmbye-enflasyon-hedefine-niye-ulasilamiyor-acikla-cagrisi-83654</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> TEPAV’dan TCMB’ye &quot;Enflasyon hedefine niye ulaşılamıyor, açıkla” çağrısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TEPAV, Merkez Bankası’na zaman zaman yapmakta olduğu çağrıyı yineledi. TEPAV’ın temmuz ayına ilişkin para politikası değerlendirme notunda Merkez Bankası Kanununun 42. maddesine bir kez daha atıfta bulunularak enflasyon hedefine ulaşılamaması ya da ulaşılamayacağının anlaşılması durumunda yapılması gereken açıklama hatırlatıldı.</p>
<p>Merkez Bankası Kanununun 42. maddesi, <strong>“Banka, belirlenen hedeflere ilan edilen sürelerde ulaşılamaması ya da ulaşılamama olasılığının ortaya çıkması halinde, nedenlerini ve alınması gereken önlemleri Hükümete yazılı olarak bildirir ve kamuoyuna açıklar”</strong> deniliyor.</p>
<h2>Örneği yok, ama… </h2>
<p>Merkez Bankası bugüne kadar enflasyon hedefinin tutmayacağını görerek yıl ortasında hükümetlere hiç mektup yazmadı. Çünkü yıl içinde dört kez yayımlanan enflasyon raporlarıyla tahminler ya da hedefler yukarı yönlü güncellendi ve Merkez Bankası kendine hep alan açtı.</p>
<p>Örneğin bu yıl yüzde 16’lık hedefle yola çıkılırken bu oranda kalınamayacağını Merkez Bankası bilmiyor muydu, tabii ki biliyordu, hatta en iyi onlar biliyordu. Sonra ne oldu; önce enflasyonda tahmin aralığı yukarı çekildi, ardından hedef 8 puan birden artırılarak yüzde 24’e çıkarıldı. Tahminde aralık uygulaması da kaldırıldı ve tek bir oran ilan edildi, o da yüzde 26.</p>
<p>Merkez Bankası bugün için de yüzde 24’lük hedefin de, yüzde 26’lık tahminin de gerçekleştirilebilir olmadığını görüyor ama yıl içinde mektup yazmak gibi bir uygulaması olmadığı için o yola yönelmiyor.</p>
<h2>TEPAV Merkez’i iteklemeye çalışıyor</h2>
<p>TEPAV, Merkez Bankası’nın hükümete yıl içinde daha önce hiç mektup yazmadığını tabii ki biliyor. Para politikası değerlendirme notunu hazırlayan Para Politikası Çalışma Grubu’nu oluşturan isimlerin çoğu zaten eski Merkez Bankacı.</p>
<p>TEPAV Merkez Bankası’na bu çağrıyı yaparak bankanın daha proaktif davranmasını sağlamaya çalışıyor.</p>
<p>Ancak bunu yapmanın Merkez Bankası açısından hiç kolay olmadığı da ortada.</p>
<p>Merkez Bankası bugün hükümete bir mektup yazmak durumunda kalsa enflasyonun öngörülenin çok üstüne çıkmasının klasik gerekçelerini sıralayacak; yani dış etkenleri, savaşı ve enerji fiyatlarındaki yükselmeyi… Ama bunun dışında hükümetten kaynaklanan bazı yanlış uygulamaların da sıralanması gerekecek.</p>
<p>Bizim Merkez Bankamız o duruma geldi mi? Dolayısıyla en iyisi yıl sonunda adettendir denilerek bir mektup yazmakla yetinilecek.</p>
<p>Ama TEPAV’ın da önerdiği gibi şimdi, iş işten tümüyle geçmeden yazılacak bir mektup sorunların önüne geçmek anlamında büyük katkı vermeye aday da ne o mektubu yazma düşüncesi var, ne de o mektup yazıldığı takdirde orada yer alacak uyarılara kulak verme isteği.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">TEPAV başka neler söylüyor?</span></h2>
<p>TEPAV Para Politikası Çalışma Grubu’nun faiz konusunda ne söylediğini tahmin etmek zor değil. Çalışma Grubu yarınki PPK toplantısında faiz oranlarının değiştirilmemesi öneriyor.</p>
<p>Temmuz ayının değerlendirme notunda dile getirilen diğer konular neler mi, buyurun…</p>
<p>■ Haziran 2026’da Türkiye’nin yıllık tüketici enflasyonu yüzde 32,1 ile G20 ülkeleri arasındaki en yüksek oranlardan biri olmuştur. (İlk sırada yüzde 33,5 ile Arjantin var, Türkiye’den sonraki ülke ise yüzde 6 ile Rusya.) Yıllık enflasyon son on iki aydır çok yüksek ve dar bir aralıkta seyretmektedir. Bu aralığın alt sınırı yüzde 30,7, üst sınırı ise yüzde 33,5 olmuştur. </p>
<p>■ Hem yurt içinde hem de başta Orta Doğu’daki savaş olmak üzere küresel düzlemde yaşanan gelişmeler, makroekonomik istikrarın sağlanmasının ve yapısal temellerin güçlendirilmesinin ne denli hayati olduğunu bir kez daha göstermiştir. </p>
<p>■ Önceki raporlarımızda da vurgulanan ve sürmekte olan riskler mevcuttur. ABD ve İsrail ile İran arasındaki savaş nedeniyle sıçrayan enerji, emtia ve uluslararası taşıma fiyatlarına ilişkin büyük bir belirsizlik bulunmaktadır. Enflasyon bekleyişleri çıpalanamamıştır. Bekleyişlerin çıpalanamaması enflasyonda atalet yaratan fiyatlama davranışlarını devam ettirmektedir. </p>
<p>■ Enflasyonla mücadelenin sürdürülebilirliği ve kalıcı olarak düşük bir enflasyon düzeyine ulaşılması giderek zorlaşmaktadır. Mevcut koşullar altında, enflasyonun 2026 yıl sonu için güncellenen hedefin de (yüzde 24) oldukça üzerinde gerçekleşmesi beklenmektedir. </p>
<p>■ Bu şartlar altında Merkez Bankası, temel sorunun uygulanmakta olan ekonomi programının önemli eksiklikler içermesi ve mevcut programın sürdürülebilirliğine dair şüphelerin giderilememesi olduğunu dikkate almalıdır.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Çözüm önerileri neler?</span></h2>
<p>Peki TEPAV sıraladığı bu sorunlara karşı ne gibi çözüm önerileri dile getiriyor, gelin şimdi de onlara bakalım… </p>
<p>■ Hem içeride hem de dışarıda belirsizliklerin yüksek seyrettiği bir dönemde, kontrolümüzdeki belirsizlikleri azaltmak çok daha fazla önem kazanmıştır. </p>
<p>■ Acil öncelik, adil ve hızlı çalışan bir yargı sistemi oluşturmak, hukukun üstünlüğünü sağlamak ve demokratik değerlere saygı göstermektir. Bu yapılmadıkça önemli ekonomik sorunları çözmek mümkün görülmemektedir. </p>
<p>■ Geniş kesimlerce benimsenecek ve <strong>“ülkede önemli değişiklikler oluyor”</strong> heyecanını uyandıracak yeni bir kalkınma stratejisine ihtiyaç vardır. Bu stratejiye dayalı yapısal tedbirlerle güçlendirilecek bir program şüphesiz enfl asyonla mücadeleyi de kolaylaştıracaktır.</p>
<p> ■ Öncelikle maliye politikasının enfl asyonla mücadeleyi desteklemesi önemlidir. Bu bağlamda kapsamlı bir vergi reformu yapılması, kayıt dışılıkla etkin mücadele edilmesi, kamu harcamalarının etkinlik ve verimlilik gözetilerek yeniden yapılandırılması, koşullu gelir garantilerinin gözden geçirilmesi başta olmak üzere bütçe açığını azaltıcı önlemlerin hayata geçirilmesi zorunludur. </p>
<p>■ Enflasyonda atalet yaratan fiyatlama davranışları konusunda yapısal sorunların giderilmesi, rekabet ortamının iyileştirilmesi ve şirketler kesimiyle uzlaşma çabalarına girişilmesi gerekmektedir. </p>
<p>■ Makroekonomik istikrarı sağlayıcı politikaların yanı sıra, TCMB, TÜİK ve BDDK gibi kurumları politik baskıya karşı bağımsız kılacak yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerekmektedir. Bunun ötesinde, verimliliği artıracak, yeşil dönüşüm sürecini hızlandıracak, eğitimin niteliğini yükseltecek ve gelir eşitsizliğini azaltacak yapısal reformların da kararlılıkla sürdürülmesi önem taşımaktadır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tepavdan-tcmbye-enflasyon-hedefine-niye-ulasilamiyor-acikla-cagrisi-83654</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TEPAV’dan TCMB’ye &quot;Enflasyon hedefine niye ulaşılamıyor, açıkla” çağrısı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-83653</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi Masası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Jeopolitik Riskler, Yüksek Faiz, Bilanço Dönemi… Piyasa İçin Hangisi Kritik? | Ekonomi Masası" src="https://www.youtube.com/embed/B1kchDK7NOU" width="700" height="535" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-83653</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/1/1280x720/guldag-cipa-1781757268.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/800-ucak-motoruyla-ilgili-gorusme-trafigini-artirdi-bakim-merkezi-icin-bastiriyor-83652</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> 800 uçak motoruyla ilgili görüşme trafiğini artırdı, ‘bakım merkezi’ için bastırıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TÜRK </strong>Hava Yolları’nın (THY) Londra’ya 55 kilometre mesafedeki <strong>“Farnborough Uluslararası Havacılık Fuarı”</strong>nda (IFA) kurduğu <strong>“chalet” </strong>(stand), Pazartesi sabah saatlerinden itibaren yoğun görüşme trafiğine sahne oldu.</p>
<p>THY Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. <strong>Murat Şeker, </strong>Genel Müdürü <strong>Ahmet Olmuştur, </strong>Genel Müdür Yardımcıları <strong>Ahmet Harun Baştürk, Levent Konukcu </strong>ile İletişim Başkanı <strong>Yahya Üstün, </strong>dünyanın havacılık devlerinin buluştuğu <strong>“Airshow”</strong>da Boeing’ten Airbus’a, uçak motoru üreticileri Pratt &amp; Whitney’den CFM’e kadar farklı şirketlerin yöneticileriyle görüştü.</p>
<p>Çoğu THY’nin kurduğu <strong>“chalet”</strong>te gerçekleşen görüşmelerde yabancı konukların Prof. <strong>Murat Şeker, Ahmet Olmuştur </strong>ve ekibine sordukları ilk soru şu oldu:</p>
<p>-          <strong>ABD, İsrail-İran Savaşı’nın ikinci fazı konusunda öngörünüz nedir?</strong></p>
<p>Prof. <strong>Şeker </strong>başkanlığındaki THY ekibi, dünyada kimsenin öngörüde bulunamadığı savaşın seyri konusunda görüş ortaya koymak yerine, THY’nin bu ortamdaki yönetim stratejisini anlatmayı yeğledi. Prof. <strong>Şeker, </strong>trafik verileriyle söze girdi:</p>
<p>-          <strong>Ortadoğu ülkeleri, toplam network kapasitemizin yüzde 6’sını oluşturuyor. Savaştan etkilenen 26 destinasyon vardı. 28 Şubat 2026’da savaş başladığında adım adım 21 tanesini kapatmıştık.</strong></p>
<p>Bütün Ortadoğu’ya bakıldığında, bunun yüzde 60 kesinti anlamına geldiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Zamanla savaşın temposu düştükçe, öngörüler arttıkça peyderpey frekans seviyeleri toparlanmış, kesinti yüzde 20’ye kadar inmişti.</strong></p>
<p><strong>Ahmet Olmuştur </strong>araya girip son durum bilgisini verdi:</p>
<p>-          <strong>Son dönemlerde çatışmalar artınca Kuveyt, Erbil, Dammam ve Bahreyn’e seferlerimizi yeniden durdurduk.</strong></p>
<p>Prof. <strong>Şeker </strong>ekledi:</p>
<p>-          <strong>Sefer durdurma, yeniden başlama konusunda hızlı hareket kabiliyetimiz var. Özellikle yeniden başlama konusunda pandemi döneminden önemli deneyimler edindik. Suriye’de Halep ve Şam, ayrıca Beyrut (Lübnan) bu dönemde seferlerimiz açısından güçlü toparlandı.</strong></p>
<p>THY’nin davetiyle küçük bir grup meslektaşımla dünyanın önde gelen havayolu şirketlerini, uçak üreticileri, motor üreticileri, savunma sanayi kuruluşları, teknoloji firmaları, sektöre finansman sağlayan kuruluşları bir araya getiren, 1600’ün üzerinde katılımla rekor kıran IFA’ya gittik.</p>
<p>IFA’da THY’nin <strong>“chalet”</strong>inde Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. <strong>Murat Şeker, </strong>Genel Müdür <strong>Ahmet Olmuştur, </strong>Genel Müdür Yardımcıları <strong>Harun Baştürk, Levent Korkut, </strong>;İletişim Başkanı <strong>Yahya Üstün</strong>’le buluştuk.</p>
<p>Prof. <strong>Şeker, </strong>fuardaki en önemli gündem maddelerinden birinin uçak motoru olduğunu bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Boeing dar gövde uçak siparişimizin netleşmemesinin en büyük sebebi hangi motorla devam edeceğimizin belli olmaması. Aynı şekilde Airbus’a 2023 yılında verdiğimiz Neo siparişinin de motor tespiti ihalesini yapmamıştık.</strong></p>
<p>Söz konusu iki motor satın alma planını birleştirip müzakere ettiklerini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>IFA’da o müzakereleri olgunlaştıracağız. Bu fuarda en önemli toplantılarımızı motor üreticileri ile yapıyoruz. Yakın dönemde ihaleye çıkmayı hedefliyoruz.</strong></p>
<p>THY’nin motor alımları konusunda sayı ve parasal büyüklüğü merak ettik, <strong>Levent Konukcu</strong>’ya sözü verdi. <strong>Konukcu, </strong>motor sayısını aktardı:</p>
<p>-          <strong>250’si Neo uçakları için olmak üzere toplam 800 motor alımı ihalesi gündeme gelecek.</strong></p>
<p>Prof. <strong>Şeker, </strong>ihalenin parasal boyutunu hesapladı:</p>
<p>-          <strong>2.5-3 milyar dolarlık bir ihaleden bahsediyoruz.</strong></p>
<p><strong>Ahmet Olmuştur, </strong>görüştükleri motor üreticilerini irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Boeing 737’ler için CFM ile görüşüyoruz. Airbus321Neo için de Pratt &amp; Whitney ve CFM olmak üzere iki alternatifimiz var.</strong></p>
<p>Prof. <strong>Şeker, </strong>şu noktanın altını özellikle çizdi:</p>
<p>-          <strong>Motor üreticileriyle görüşmelerimizde </strong>“bakım-onarım merkezleri”<strong>nin Türkiye’de olması konusu üzerinde ısrarla duruyoruz.</strong></p>
<p>Bu noktada THY Teknik ile Rolls-Royce’nin İstanbul Havalimanı’nda başladıkları 300 milyon dolarlık geniş gövde uçak motoru bakım merkezi yatırımının son durumunu sorduk, <strong>Levent Konukcu </strong>yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Airbus A350’lere yönelik Rolls-Royce işbirliğiyle inşası devam eden uçak motoru bakım merkezi yatırımı 2028 yılı Ocak ayında tamamlanacak. İlk bakım o tarihte olacak.</strong></p>
<p>Prof. <strong>Şeker, </strong>IFA’daki görüşmeleriyle ilgili şu bilgiyi de paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Airbus ve Boeing’in malum 6-9 ay arası uçak teslim ötelemeleri oldu. Bu ötelemelerin maliyetini kompanse edecek ne gibi iyileştirmeler olacağını konuşacağız.</strong></p>
<p>THY’nin IFA’da kendi <strong>“chalet”</strong>iyle yer alması, katılımcı sektör devleri arasında bayrağı dalgalandırması açısından önem taşıyor.</p>
<p>Prof. <strong>Şeker </strong>ve ekibinin uçak motoru alım görüşmelerinde masaya <strong>“bakım merkezi Türkiye’de olacak” </strong>şartını koyması, İstanbul’un bu alanda önemli <strong>“hub” </strong>haline gelmesini sağlayacak gibi görünüyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Doluluklar geçen yılın altında değil</span></h2>
<p><strong>THY </strong>Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. <strong>Murat Şeker, </strong>jeopolitik kriz ortamında kapasite artışına rağmen süreci iyi yönettiklerini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Dolulukta geçen yılın üzerindeyiz. Ortadoğu’daki 21 destinasyona uçuşları durdurduğumuz dönemde geniş gövde uçakları Uzakdoğu ve Güney Asya’ya, dar gövdelileri de Orta Asya, Avrupa ve Afrika’ya planlı olarak kaydırmıştık. 37’ye yakın frekans artışı yaptık.</strong></p>
<p>Kargoda da 60’a yakın frekans artışı gerçekleştirdiklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Trafik olarak bakıldığında Ocak-Haziran döneminde kapasitemiz (AKK) 2025’e göre yüzde 5 yukarıda. Bu, beklentimizden iyi ama bütçemizin gerisindeyiz. Taşınan kargoda ise yüzde 20 yukarıdayız. Hem yolcu hem kargoda birim gelirleri artırmayı başardık.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Petrol 10 dolar artınca uçak yakıtı faturası aylık 100 milyon dolar yükseliyor</span></h2>
<p><strong>THY </strong>Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. <strong>Murat Şeker, </strong>brent petrol fiyatlarındaki artışların bütçe hedeflerini doğrudan etkilediğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Petrolün varil fiyatı 70 dolardan 80 dolara çıktığında bizim uçak yakıtı maliyetimiz aylık 100 milyon dolar artıyor.</strong></p>
<p>2026 yılı için uçak yakıtını 6.2 milyar dolar olarak bütçelediklerini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Güncel projeksiyona göre bu yılki uçak yakıtı maliyetimiz 8.5 milyar doları bulacak gibi görünüyor. Yani, 2-2.5 milyar dolar ilave maliyet söz konusu olacak.</strong></p>
<p>Prof. <strong>Şeker, </strong>şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Uçak yakıtının yol açtığı ekstra yükün bir bölümünü başka gelir artışlarıyla kompanse etmeye çalışıyoruz. Ayrıca, harcamalarımızı kısıyoruz. En kritik olanlar dışında inşaat yatırımlarımızı öteledik.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">THY, 7 simülatör için imzayı attı</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a6046ce3fbf5-1784694478.png" alt="" width="712" height="583" /></span><strong>THY, </strong>Farnborough Havacılık Fuarı’nda <strong>“Canadian Aviation Electronics” (CAE) </strong>ile 5 adet <strong>“Tam Uçuş Simülatörü” (Full Flight Simulator), </strong>2 adet <strong>“Uçuş Eğitim Cihazı” (Flight Training Device) </strong>ve 2 ilave <strong>“Tam Uçuş Simülatörü” </strong>opsiyonunu kapsayan sözleşmeye imza attı.</p>
<p>THY Yönetim Kurulu Başkanı Prof. <strong>Murat Şeker, </strong>imzayı atarken şu mesajı verdi:</p>
<ul>
<li><strong>Filomuzu ve küresel uçuş ağımızı büyütmeye devam ederken, pilot eğitim altyapımızı daha da güçlendirmek uzun vadeli büyüme stratejimizin önemli bir parçasını oluşturuyor.</strong></li>
<li><strong>CAE ile uzun yıllara dayanan işbirliğimizi daha da güçlendirecek bu gelişmiş eğitim cihazları, farklı uçak tiplerinde görev yapacak pilotlarımızın en yüksek emniyet, standartlaşma ve operasyonel mükemmeliyet anlayışıyla yetiştirilmesine katkılar sağlayacak.</strong></li>
</ul>
<p>CAE Genel Müdürü <strong>Matthew Bromberg </strong>de 20 yılı aşkın süredir THY ile işbirliklerinin devam ettiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Airbus ve Boeing uçak tiplerine yönelik eğitim cihazı filosuyla THY’nin pilot eğitim kapasitesini artırmasına, uzun vadeli hedeflerini desteklemesine katkı sağlayacak ileri teknolojiye sahip, yüksek gerçeklik düzeyinde simülasyon çözümleri sunmayı sürdüreceğiz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Baykar, Hürjet ve Kaan da Airshow’da</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a6046dcb3b62-1784694492.png" alt="" width="484" height="485" /></span><strong>FARNBOROUGH </strong>Airshow’da dikkat çeken alanlardan biri Baykar’ın İHA-SİHA’ları ve ortak şirket kurduğu İtalyan havacılık şirketi Leonardo’nun helikopterlerinin sergilendiği bölüm oldu. Baykar, <strong>“SİHA TB3”</strong>ü<strong> “Astore Levante” </strong>ismiyle sergiledi.</p>
<p>Fuarda TUSAŞ, Aselsan, Roketsan, Havelsan, TEI, Kale Jet Engines gibi yerli savunma sanayi şirketlerimiz de yerini aldı.</p>
<p>Kaan, Anka 3, Hürjet de Türkiye’den İngiltere’deki Airshow’a uzanan prototipler arasında dikkati çekti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/800-ucak-motoruyla-ilgili-gorusme-trafigini-artirdi-bakim-merkezi-icin-bastiriyor-83652</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/5/1280x720/murat-seker-1781106545.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 800 uçak motoruyla ilgili görüşme trafiğini artırdı, ‘bakım merkezi’ için bastırıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dogu-akdenizde-rota-rekabeti-83651</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğu Akdeniz’de rota rekabeti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Doğu Akdeniz’de ABD ve İsrail’in İran’a başlattığı saldırıyla enerji anlaşmaları bir kez daha gündeme geldi. EKONOMİ Gazetesi, 2020’den bu yana kamuoyuna yansıyan anlaşma ya da mutabakat zaptları ve şirketlerin taraf olduğu sözleşmeleri açık kaynaklardan derledi. Temmuz ayında, Irak petrol ve gazını Türkiye’yi by-pass ederek Suriye üzerinden Akdeniz’e ulaştırma girişimi için Suriye-Fransa arasında imza atıldı. Ayrıca Fransız petrol devi TotalEnergies Suriye açıklarında arama hakkı elde etti. Türkiye ise KKTC ile tüm Akdeniz için ucuz çözüm olabilecek Karpaz-Dörtyol arasında bir doğalgaz boru hattı için anlaşma imzaladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a60ab84827de-1784720260.png" alt="" width="541" height="615" /></p>
<h2>Küresel enerji devleri başrolde </h2>
<p>Ham petrol ve doğalgaz üretim, ticaret ve taşıma mutabakat zaptları ya da anlaşmaları, bölgedeki tüm ülkelerin küresel enerji devleri başrolde olduğu görülüyor. Şirketlerin yoğun olarak ülke imzalarına bağlı olarak arama ruhsatları alması dikkati çekiyor. Ülke şirketlerinin dahil olduğu bu ruhsatlarda ana roller ise küresel enerji devleri. Türk şirketi TPAO’nun uluslararası anlaşmalara dayalı arama ruhsatlarında Akdeniz’de sadece Libya bulunuyor. Bu ülkede de siyasi sorunlar devam ediyor ve Hafter yönetimi bu anlaşmaya karşı çıkmayı sürdürüyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a60ab3acf530-1784720186.png" alt="" width="800" height="529" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a60ab4ade2de-1784720202.png" alt="" width="800" height="568" />Macron'un Suriye ziyareti sırrı </h2>
<p>Akdeniz’deki anlaşmalara yakın zamanda Suriye ile Fransa da eklendi. Türkiye’deki NATO zirvesine gelmeden önce Suriye’yi ziyaret eden ilk batılı ve BM Güvenlik Konseyi üyesi ülke lideri olan Macron, ülkesinin şirketi TotalEnergies’in Suriye açıklarında petrol ve gaz aramasına yönelik bir belge imzaladı.</p>
<p>Belgenin anlaşma mı yoksa mutabakat zaptı mı olduğu yönünde net bir bilgi bulunmuyor. Bölgede aynı zamanda enerji koridorları üzerinden de birbiriyle çıkar çatışması yaratan gelişmeler oluyor. En önemlilerinden biri Körfez ülkelerinin Akdeniz’e erişme yolunda oldu. Türkiye Basra-Yumurtalık hattının hem ticaret, hem enerji yolu olması için çaba harcarken, Irak’ın Suriye üzerinden Akdeniz’e ulaşacak bir boru hattı üzerinde girişimler bulunuyor. Suriye’nin önceki yönetim döneminde imzaladığı bazı anlaşmalar fiili olarak durdu.</p>
<h2>Türkiye-KKTC hattıyla küresel öneri </h2>
<p>Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de Avrupa’nın desteklediği Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan Merkezli doğalgaz- petrol boru hatları girişimine karşılık, KKTC ile imzaladığı anlaşma bir pozisyon alma niteliği taşıyor. Pahalı İsrail-GKYR-Yunanistan-AB girişimine karşılık, uygun maliyetli üstelik altyapısı büyük oranda hazır KKTC-Türkiye hattı anlaşmasıyla küresel bir “öneri” yapılmış durumda.</p>
<p>Türkiye ile KKTC arasındaki anlaşma, KKTC’ye doğalgaz eriştirmek niteliği öne çıksa da çift yönlü çalışabilecek şekilde tasarlanıyor. Bölgede bulunacak yeni kaynakların bu hat üzerinden küresel pazara ihracına imkan verecek Hatay ve Adana’nın sahillerinde hem petrol, hem de doğalgaz için altyapı bulunuyor. Buradaki altyapı, Türkiye doğalgaz boru hattı ile Avrupa’ya da hali hazırda bağlı durumda.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dogu-akdenizde-rota-rekabeti-83651</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/7/1280x720/abdulhamit-han-sondaj-gemisi-1762693421.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta Doğu’daki savaşın ardından enerji rotaları yeniden şekillenirken, Türkiye de özellikle yakın coğrafyalardaki kaynakların küresel piyasalara ulaştırılmasına yönelik alternatif rota oluşturma çalışmalarını yoğunlaştırıyor. Türkiye, Doğu Akdeniz’de pahalı İsrail-GKYR-Yunanistan-AB girişimine, uygun maliyetli ve altyapısı büyük oranda hazır KKTC-Türkiye doğalgaz hattı anlaşmasıyla yanıt veriyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kamu-yatirima-1-faize-55-harcadi-83650</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kamu yatırıma 1, faize 5,5 harcadı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>2026 yılının ilk yarısında genel bütçe açığı 974 milyar 816 milyon lira ile 1 trilyon liraya yaklaştı. Bu dönemde gelirde hedefin yüzde 47.3’ü tahsil edilirken, giderde ise hedefin yüzde 45.6’sı harcandı. Son üç yılda ödeme kabiliyeti azalırken, buna bağlı olarak bütçenin tahakkuk tahsilat performansı da geriledi. 2024 Ocak-Haziran döneminde yüzde 63.8 olan tahsilat/tahakkuk oranı, bu yılın ilk yarısında yüzde 56.8’e kadar geriledi.</p>
<h2>Performans pek parlak değil</h2>
<p>Bütçe harcamalarının en önemli kalemini ise 1 trilyon 462 milyar lira ile faiz oluştururken, aynı dönemde yatırıma ise bunun 5’te 1’ine karşılık gelen 267 milyar lira harcandı. Bütçenin gelir kaleminde ödeme alışkanlığındaki zayıflık da dikkat çekti. Ocak-Haziran döneminde 13 trilyon 382 milyar liralık tahakkuka rağmen tahsilat yüzde 56.8’de kaldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a60420ce12a3-1784693260.png" alt="" width="409" height="213" />Ekonomik programın ticari hayata etkisi açılan kapanan şirketler, icra iflas istatistiklerine yansırken, yılın ilk yarısındaki bütçe performansı da çok parlak bir grafik çizmedi. Aradan geçen 6 aylık zaman diliminde sadece Haziran ayında aylık bazda bütçe fazlası verilirken, Şubat ayındaki 71 milyar liranın dışında diğer ayların tamamında açık 200 milyar liranın üzerinde gerçekleşti.</p>
<h2>Tahsilat oranları geriliyor </h2>
<p>Geliri artırıp tasarruf yoluyla harcamaların azaltmaya çalışan ekonomi yönetimi, bu notada istediği tasarruf ve tahsilat oranlarını da yakalayamadı. Bu yılın tamamında gelir beklentisi 16 trilyon 82 milyar lira düzeyindeydi. Yılın ilk yarısında tahakkuk 13 trilyon 382 milyar lira olurken, tahsilat 7 trilyon 602 milyar lirada kaldı. Bu verilere göre tahsilat tahakkuk oranı ise yüzde 56.8 seviyesinde kaldı.</p>
<p>Bundan önceki dönemlerde bu oran yüzde 60’ın üzerinde gerçekleşti. Yürürlükteki programın başladığı 2023 yılının ilk yarısında tahsilat tahakkuk oranı yüzde 50.9 seviyesindeyken, 2024 yılının aynı döneminde yüzde 63.8’e çıktı. Geçen yılın ilk yarısında ise söz konusu oran yüzde 62.4 olarak hesaplandı.</p>
<h2>Tasarruf, yatırımlarda yapıldı </h2>
<p>Bütçede tasarruf faiz yerine yatırımda yapıldı. Yılın başında yatırımlar için 1 trilyon 32 milyar liralık ödenek ayrıldı ancak 6 aylık dönemde bunun sadece 267 milyar liralık kısmı harcandı. Üstelik köylerin ve kentlerin altyapıları için ayrılan ödenekten harcama yapılmazken, harcamanın tamamı sadece ‘diğer sermaye transferleri’ kaleminden gerçekleştirildi. Aynı dönemde faiz harcamaları ise yatırımın yaklaşık 5.5 katına karşılık gelen 1 trilyon 462 milyar lira düzeyinde oldu. Yılın tamamı için 2 trilyon 741 milyar lira olarak öngörülen faiz harcamasıyla uyumlu olan bu tutar, 6 aylık 8 trilyon 577 milyar liralık toplam tahsilatın yüzde 17.04’ünü oluşturdu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yatırım kalemleri nelerden oluşuyor?</span></h2>
<p>Genel bütçe giderlerinde 18 trilyon 801 milyar liralık başlangıç ödeneğinin 1 trilyon 32 milyar liralık kısmını sermaye transferleri oluşturuyor. Sermaye transferleri ise KÖY-DES, BEL-DES, Kalkınma Ajansları, Cazibe Merkezleri Destekleri, SOGEP ve ‘diğer’ başlıklı kalemler yer alıyor. Ancak yılın ilk yarısında yurt içi sermaye transferlerine (yatırım) aktarılan tutar 267 milyar 96 milyon lirada kalırken, köy ve kentlerin altyapılarına harcama yapılan KÖY-DES, BEL-DES gibi projelere hiç harcama yapılmadı. Aynı şekilde kalkınma ajanslarına da yatırım amaçlı herhangi bir kaynak aktarılmadı. Bu dönemde sadece detayları açıklanmayan, ‘diğer’ başlığında 267 milyar 96 milyon liralık harcama yapıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kamu-yatirima-1-faize-55-harcadi-83650</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/para-lira-tl-1768481565.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yılın ilk yarısında genel bütçe açığı 974,8 milyar lira ile 1 trilyon liraya yaklaştı. Bu dönemde gelirde hedefin yüzde 47,3’ü tahsil edilirken, giderde hedefin yüzde 45,6’sı harcandı. Bütçe harcamalarının en önemli kalemini ise 1 trilyon 462 milyar lira ile faiz oluştururken, aynı dönemde yatırıma ise bunun 5’te 1’ine karşılık gelen 267 milyar lira ayrıldı. Bütçenin gelir kaleminde ödeme alışkanlığındaki zayıflık da dikkat çekti. Ocak-Haziran döneminde 13 trilyon 382 milyar liralık tahakkuka rağmen tahsilat yüzde 56.8’de kaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gebze-ticaret-odasi-iso-ikinci-500de-41-uyesiyle-yer-aldi-83703</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gebze Ticaret Odası, İSO İkinci 500&#039;de 41 üyesiyle yer aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası'nın (İSO) açıkladığı "Türkiye'nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025" araştırmasında, Gebze Ticaret Odası (GTO) üyesi 41 firma listeye girmeyi başardı.</p>
<p>Sonuçları değerlendiren GTO Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aslantaş, elde edilen başarının Gebze sanayisinin üretim gücünü, rekabetçiliğini ve Türkiye ekonomisine sağladığı katkıyı bir kez daha ortaya koyduğunu söyledi.</p>
<p>Aslantaş, “İSO Türkiye'nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025 araştırmasında 41 üyemizin yer alması bizler için büyük bir gurur kaynağıdır. Bu başarı; üretimin, emeğin, yatırımın ve sürdürülebilir büyümenin sonucudur. Dünyada yaşanan ekonomik belirsizlikler, jeopolitik gelişmeler, yüksek üretim maliyetleri ve finansmana erişimde yaşanan zorluklara rağmen üretimini aralıksız sürdüren, yatırım iştahını koruyan ve istihdam oluşturmaya devam eden sanayi kuruluşlarımız, yalnızca ekonomik bir başarıya değil, aynı zamanda ülkemizin geleceğine yönelik güçlü bir sorumluluğa da imza atmaktadır. Türkiye ekonomisinin temel taşı olan tüm sanayicilerimizi yürekten kutluyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“Ülkemize katma değer kazandıran tüm üyelerimizin yanında olmaya devam edeceğiz”</h2>
<p>Gebze’nin organize sanayi bölgeleri, üretim kapasitesi, teknoloji odaklı yatırımları ve ihracat gücüyle Türkiye’nin en önemli sanayi merkezlerinden biri olduğunu söyleyen Aslantaş, “İSO İkinci 500 listesinde 41 üyemizin yer alması, bölgemizin üretim kabiliyetini, rekabet gücünü ve sanayideki istikrarlı yükselişini bir kez daha ortaya koymuştur. Gebze Ticaret Odası olarak sanayicilerimizin rekabet gücünü artıracak, ihracat kapasitesini geliştirecek, dijital ve yeşil dönüşüm süreçlerini destekleyecek, mesleki eğitimi güçlendirecek ve üyelerimizin uluslararası pazarlardaki etkinliğini artıracak projeleri kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz. Üreten, yatırım yapan, istihdam sağlayan ve ülkemize katma değer kazandıran tüm üyelerimizin yanında olmaya devam edeceğiz. Gebze Ticaret Odası olarak, üretim, yatırım, ihracat ve istihdamıyla ülke ekonomisine değer katan tüm üyelerimizi kutluyor; sanayimizin gelişimine katkı sağlayacak çalışmaları iş dünyamızla birlikte sürdürmeye devam ediyoruz” şeklinde konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gebze-ticaret-odasi-iso-ikinci-500de-41-uyesiyle-yer-aldi-83703</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/3/1280x720/gebze-ticaret-odasi-iso-ikinci-500de-41-uyesiyle-yer-aldi-1784712820.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul Sanayi Odası&#039;nın &quot;Türkiye&#039;nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025&quot; araştırmasında Gebze Ticaret Odası&#039;nın 41 üyesi listeye girdi. GTO Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aslantaş, başarının Gebze sanayisinin üretim gücü, rekabetçiliği ve sürdürülebilir büyüme anlayışının somut bir göstergesi olduğunu belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ozer-matli-bursa-tarim-ve-gida-sanayisindeki-gucunu-bir-kez-daha-ortaya-koydu-83694</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özer Matlı: Bursa, tarım ve gıda sanayisindeki gücünü bir kez daha ortaya koydu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret Borsası (Bursa TB) Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) her yıl açıkladığı ve Türkiye sanayisinin en kapsamlı performans göstergeleri arasında yer alan “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025” araştırmasının sonuçlarını değerlendirdi.</p>
<p>Listede yer alan 29 Bursalı firmayı tebrik eden Başkan Özer Matlı, araştırmanın Bursa’nın üretim kapasitesini, sanayideki rekabet gücünü ve ülke ekonomisine sağladığı katkıyı bir kez daha ortaya koyduğunu belirtti.</p>
<p>Araştırmada Türkiye’nin devleri arasına giren Harput Tekstil, Yörsan Süt ve Süt Ürünleri, Bolacalar Un’un Mudanya Şubesi, Fistaş Fantazi İplik ile Akbaşlar Tekstil’in, bağlı bulundukları odaların yanı sıra kotasyona konu ürünlerin alım satımı dolayısıyla aynı zamanda Bursa Ticaret Borsası üyesi olduklarını ifade eden Başkan Özer Matlı, “Ülkemizin üretimine, istihdamına ve ihracatına katkı sunarak İSO İkinci 500 listesinde yer alma başarısı gösteren Bursalı tüm firmalarımızı yürekten kutluyorum. Ayrıca Borsamız çatısı altında bulunan ve bu önemli başarıya imza atan üyelerimizi, yöneticilerini ve çalışanlarını gönülden tebrik ediyor, başarılarının artarak devam etmesini diliyorum” dedi. </p>
<h2>Bursa TB üyeleri ilk 1000 listesine damga vurdu</h2>
<p>İSO 500 ve İkinci 500 araştırmaları birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’nin en büyük ilk 1000 sanayi kuruluşu arasında Bursa’dan 60 firmanın yer aldığını kaydeden Başkan Özer Matlı, bu firmalardan 16’sının Bursa Ticaret Borsası üyesi olmasının, Bursa’nın özellikle tarım ve tarıma dayalı gıda sanayisindeki güçlü üretim altyapısını ortaya koyduğunu söyledi. Başkan Matlı, “Tarımsal üretimden sanayiye uzanan güçlü değer zinciri, Bursa’nın üretim kabiliyetini ve rekabet gücünü her geçen yıl daha da ileri taşıyor. İlk 1000 sanayi kuruluşu arasında 16 üyemizin yer alması, Bursa Ticaret Borsası üyelerinin üretim, kalite ve katma değer odaklı çalışmalarının somut bir sonucudur” diye konuştu.</p>
<h2>İkinci 500’ün zirvesinde gıda sanayisi yer alıyor</h2>
<p>İSO’nun sektör dağılımına ilişkin verilerin de dikkat çekici olduğunun altını çizen Başkan Özer Matlı, İkinci 500 sanayi kuruluşu arasında 107 firmayla gıda ürünleri sanayisinin ilk sırada yer aldığını ifade etti. Gıda sanayisinin, tarımsal üretimin katma değere dönüşmesinde kritik bir rol üstlendiğini vurgulayan Matlı, “Gıda ürünleri sanayisinin listenin zirvesinde yer alması, sektörün ülkemiz ekonomisi açısından stratejik önemini bir kez daha göstermektedir. Bursa da güçlü tarımsal üretimi, gelişmiş gıda sanayisi ve ihracat kapasitesiyle bu alandaki öncü şehirlerden biridir. Bursa Ticaret Borsası olarak üreticilerimiz ve sanayicilerimizin daha yüksek katma değer üretmelerini sağlayacak çalışmaları desteklemeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ozer-matli-bursa-tarim-ve-gida-sanayisindeki-gucunu-bir-kez-daha-ortaya-koydu-83694</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/4/1280x720/ozer-matli-bursa-tarim-ve-gida-sanayisindeki-gucunu-bir-kez-daha-ortaya-koydu-1784706509.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Ticaret Borsası üyesi 5 firma, İstanbul Sanayi Odası’nın açıkladığı “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025” araştırmasında listeye girme başarısı gösterdi. Bursa TB Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, İSO 500 ile birlikte Türkiye’nin en büyük ilk 1000 sanayi kuruluşu arasında Borsa üyesi 16 firmanın bulunmasının, Bursa’nın tarım ve gıda sanayisindeki güçlü konumunun önemli bir göstergesi olduğunu söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tekstil-ve-hazir-giyim-geriledi-otomotiv-tedarik-sahasi-one-cikti-83687</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tekstil ve hazır giyim geriledi, otomotiv tedarik sahası öne çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası'nın (İSO) açıkladığı Türkiye'nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025 araştırmasında üyesi olan 8 ilin odasında üye sayısı, 2024 yılına göre düşüş gösterdi.</p>
<p>Ege Bölgesi Sanayi Odası, Kocaeli Sanayi Odası, Gaziantep Sanayi Odası, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası, Ankara Sanayi Odası, Balıkesir Sanayi Odası, Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odası, Manisa Ticaret ve Sanayi Odası İSO İkinci 500-2025’te üyesi düşen odalar oldu. 8 oda içerisinde en fazla düşüş, 2024’te 34 olan üye sayısını son listede 23’e düşüren Bursa Ticaret ve Sanayi Odası yaşadı. Bursa’nın sanayisi güçlü ilçeleri bulunuyor. İl ve ilçe sanayi ticaret odaları toplamı olarak ele alındığında, Bursa'nın İSO İkinci 500'deki temsil gücü, isimlerini açıklamayan dört şirket dahil 2024’teki 41 firmadan 31 firmaya geriledi.</p>
<h2>"Presimsan Hidrolik de İSO İkinci 500'e ilk kez giren Bursalı firma oldu"</h2>
<p>Söz konusu gerileme, Bursa sanayisinde dikkat çekici bir dönüşüme işaret ediyor. Tekstil ve hazır giyim ağırlıklı bir gerilemenin varlığının yanı sıra, otomotiv tedarik sanayi gibi sektörlerdeki yükselen performans, Bursa sanayisinin belirgin değişimi olarak öne çıkıyor. Maysan Mando Otomotiv, Feka Otomotiv, TKG Otomotiv ve Yazaki Wiring Technologies Türkiye, 2024 yılında yer aldıkları İSO İkinci 500 listesinden 2025'te İSO 500'e yükselerek üst lige çıktı. Aynı dönemde Presimsan Hidrolik de İSO İkinci 500'e ilk kez giren Bursalı firma oldu. Elektrikli araç dönüşümüne yönelik yatırımlar ve katma değerli üretim yapan otomotiv tedarikçileri ölçek büyütürken, özellikle tekstil sektöründe yaşanan kayıplar kentin İSO İkinci 500'deki temsil gücünü zayıflattı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a606634ee5d0-1784702516.webp" alt="" width="592" height="143" /></p>
<h2>Üretimden satışlar yüzde 6,9, ihracat ise yüzde 13,4 geriledi</h2>
<p>İsimlerini açıklayan firmalar baz alındığında Bursalı şirketlerin ekonomik büyüklüklerinde de gerileme yaşandı. 2025 yılında firmaların üretimden satışları 93,1 milyar TL, net satışları 101,2 milyar TL olarak gerçekleşti. Üretimden satışlar 2024'e göre yüzde 6,9, ihracat ise yüzde 13,4 geriledi. Toplam ihracat 710,6 milyon dolardan 615,6 milyon dolara düştü. İsimlerini açıklamayan dört şirketin mali verileri paylaşılmadığı için Bursa'nın gerçek üretim, net satış ve ihracat hacminin açıklanan rakamların üzerinde olduğu belirtiliyor.</p>
<h2>Tedarik sanayisi yükselişini sürdürdü</h2>
<p>Genel tabloya rağmen otomotiv tedarik sanayisi Bursa'nın lokomotif sektörü olmayı sürdürdü. Çelikform Gestamp Otomotiv, 187'nci sıradan 86'ncı sıraya yükselerek Bursa'nın en dikkat çekici çıkışını gerçekleştirdi. Formfleks Otomotiv 234'üncülükten 138'inciliğe, Ermetal Otomotiv 268'incilikten 169'unculuğa yükselirken, B-Plas, Kırpart Otomotiv, Akwel Bursa Turkey ve Grammer Koltuk Sistemleri de sıralamada yükselen şirketler arasında yer aldı. Gıda sektöründe ise yeniden yapılandırma sürecindeki Yörsan 222'ncilikten 175'inciliğe yükselirken, Copa Isı Sistemleri yaklaşık 150 basamaklık çıkışıyla dikkat çekti.</p>
<h2>Tekstilde kan kaybı sürdü</h2>
<p>Bursa'nın geleneksel sektörlerinden tekstilde ise zayıf görünüm devam etti. Küçükçalık Tekstil, Akbaşlar Tekstil, Işıksoy Tekstil, Fistaş Fantazi İplik ve Harput Tekstil sıralamada gerileyen firmalar arasında yer aldı. Avrupa pazarındaki talep daralması, yüksek üretim maliyetleri ve küresel rekabet baskısı, tekstil sektörünün performansını olumsuz etkileyen temel unsurlar olarak öne çıktı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tekstil-ve-hazir-giyim-geriledi-otomotiv-tedarik-sahasi-one-cikti-83687</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/7/1280x720/tekstil-ve-hazir-giyim-geriledi-otomotiv-tedarik-sahasi-one-cikti-1784702546.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul Sanayi Odası Türkiye&#039;nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025 araştırmasında Bursa&#039;nın firma sayısı 41&#039;den 31&#039;e geriledi. Tekstil ve hazır giyim ağırlıklı üretimden satışlar, net satışlar ve ihracatta düşüş yaşanırken, otomotiv tedarik sanayisindeki yükseliş dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sanayinin-kirmizi-altini-bakir-enerji-donusumunu-besliyor-83678</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayinin kırmızı altını bakır enerji dönüşümünü besliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanayinin "kırmızı altını" bakır, küresel enerji dönüşümünün en kritik hammaddelerinden biri olmayı sürdürüyor. Elektrikli araçlar, batarya sistemleri, veri merkezleri, yüksek gerilim iletim hatları ve yenilenebilir enerji yatırımlarındaki hızlı büyüme, bakıra olan talebi her geçen yıl artırıyor. Bu gelişmeler emtia piyasalarında fiyatları yukarı taşıyor.</p>
<p>Bakır talebindeki yükselişin arkasındaki en önemli unsur ise elektrifikasyon. Elektrikli otomobiller, içten yanmalı araçlara kıyasla yaklaşık üç ila dört kat daha fazla bakır içeriyor. Benzer şekilde rüzgar türbinleri, güneş enerjisi santralleri, batarya depolama sistemleri ve elektrik şebekelerinin modernizasyonu da yoğun bakır tüketen yatırımlar arasında. Son dönemde yapay zeka uygulamalarının yaygınlaşmasıyla birlikte veri merkezlerine yönelik yatırımların hız kazanması da bakıra olan talebi artırıyor. Güç dağıtım sistemleri, kablolama altyapısı, trafolar ve soğutma sistemleri, yüksek miktarda bakır kullanımını beraberinde getiriyor.</p>
<p>Türkiye, küresel bakır üreticileri arasında üst sıralarda yer almasa da işlenmiş bakır ürünlerinde önemli bir sanayi altyapısına sahip. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre, Türkiye'nin görünür bakır rezervi yaklaşık 1,5 milyon ton metal seviyesinde. Artvin, Kastamonu, Elazığ, Siirt ve Rize başta olmak üzere farklı bölgelerde bakır madenciliği yapılıyor ve elde edilen cevher işlenerek katma değerli ürünlere dönüştürülüyor.</p>
<p>Türkiye'nin bakır sanayisinin en güçlü yönlerinden biri ise rafine bakır ve yarı mamul üretim kapasitesi. Eti Bakır, Samsun İzabe ve Elektroliz Tesisi'nde yılda yaklaşık 70 bin ton katot bakır üretirken, şirketin toplam rafine bakır üretim kapasitesi yıllık 100 bin ton. Bunun yanında Sarkuysan, Er-Bakır ve Mega Metal gibi üreticiler; bakır tel, filmaşin, boru ve iletken üretiminde Avrupa'nın önemli tedarikçileri arasında yer alıyor.</p>
<h2>İhracatta milyarlarca dolarlık hacim </h2>
<p>TÜİK ve uluslararası dış ticaret verilerine göre Türkiye, 2025 yılında bakır ve bakırdan mamul ürünlerde 3 milyar doların üzerinde ihracat gerçekleştirdi. Aynı dönemde bakır cevheri, rafine bakır ve yarı mamul ürün ithalatı ise sanayinin hammadde ihtiyacı ve küresel fiyatların etkisiyle yüksek seyrini korudu. İthal edilen bakırın önemli bölümü ise Türkiye'de işlenerek daha yüksek katma değerli ürünler halinde yeniden ihraç ediliyor. Türkiye'nin bakır tel, filmaşin, kablo ve elektrik ekipmanları ihracatında başta Almanya, İtalya, Fransa, İspanya, Polonya, Romanya, Birleşik Krallık ve Hollanda olmak üzere Avrupa Birliği ülkeleri öne çıkıyor. ABD ve Orta Doğu pazarlarına yönelik sevkiyatlarda da artış var. İç pazarda ise enerji altyapısı, elektrik şebekeleri ve yenilenebilir enerji yatırımlarına paralel olarak bakır talebi artıyor.</p>
<h2>Güneş panelinde bakır talebi artıyor </h2>
<p>Çinli Longi Green Energy Technology, Şaanxi eyaletindeki tesisinde gümüş yerine bakır bazlı metalizasyon kullanan yeni nesil güneş hücrelerinin seri üretimine geçti. Şirket, bu adımı “yeni nesil pil teknolojisinin büyük ölçekli uygulanmasında önemli bir kilometre taşı” olarak tanımladı.</p>
<p>Kararın arkasında, son iki yılda sert yükselen gümüş fiyatları bulunuyor. Fotovoltaik panellerde kullanılan gümüş macunu, bir güneş hücresinin toplam maliyetinin yaklaşık yüzde 30’unu oluşturuyor.</p>
<p>Gümüş fiyatlarının bir dönem ons başına 121 doların üzerine çıkması, üreticileri alternatif arayışına yöneltti. Fiyatlar şu sıralar ons başına 60 dolar banında. Ancak geçen yıla göre halen yüzde 47 ve 5 yıl öncesine oranla yüzde 117 yukarıda.</p>
<p>Bakır fiyatlarındaki küresel fiyat dalgalanmalar kısa vadede maliyet baskısı oluştursa da Türkiye açısından asıl fırsat ise katma değerli üretimde. Kablo, elektrik ekipmanları, savunma sanayii ve yüksek teknoloji ürünlerinde kullanılan işlenmiş bakırın ihracattaki payının artırılması, sektörün rekabet gücü açısından kritik. Bunun yanında bakır özelliklerini kaybetmeden defalarca geri dönüştürülebilen metaller arasında yer aldığı için geri dönüşüm yatırımları da önem kazanıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Birçok sektörün ortak ham maddesi</span></h2>
<p>Bakır, sanayinin adeta gizli kahramanı konumunda. Yalnızca kablo imalatının değil; otomotivden beyaz eşyaya, savunma sanayiinden raylı sistemlere, makine üretiminden elektrik motorları, transformatör ve yenilenebilir enerji ekipmanlarına kadar oldukça geniş bir alana dokunuyor. Günlük hayatımızın ve modern üretimin vazgeçilmez bir parçası olan bu stratejik metal, Türkiye’nin yeşil dönüşüm ve teknoloji hamlelerinde de merkezde yer alıyor. TOGG gibi yerli elektrikli araç projeleri, hız kazanan batarya yatırımları, her geçen gün yaygınlaşan güneş ile rüzgar enerjisi santralleri ve şebeke yenileme çalışmaları, önümüzdeki süreçte ülkemizin bakıra olan ihtiyacının artacağına işaret ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sanayinin-kirmizi-altini-bakir-enerji-donusumunu-besliyor-83678</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/8/1280x720/bakir-1784698943.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektrikli araçlardan veri merkezlerine, yenilenebilir enerji yatırımlarından savunma sanayiine kadar birçok sektörün temel hammaddesi olan bakıra talep büyüyor. Uluslararası piyasalarda fiyatlar yüksek seyrini korurken Türkiye, güçlü işleme kapasitesi ve ihracatıyla bakırda katma değerli üretimini artırmaya çalışıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-ekonomisi-petrol-soklarina-karsi-bagisiklik-mi-kazandi-83674</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya ekonomisi petrol şoklarına karşı bağışıklık mı kazandı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Körfez’de İsrail ve ABD’nin İran’a saldırmasıyla başlayan savaş ilk başta tüm dünya ekonomisini durdurma endişesi yaratmıştı. Ancak korkulan olmadı. Gerçi petrol fiyatları hem bölgeden hem de savaşan ülkelerin başkentlerinden gelen haberlerle inip çıksa da dünya ekonomisi duruma kısa sürede uyum gösterdi.</p>
<p>2007-2008 Küresel Finansal Krizi'ni önceden tahmin etmesiyle tanınan ve bu nedenle kendisine "Dr. Doom" (Kıyamet Doktoru) lakabı verilen Nouriel Roubini de durumu Project Syndicate’de 14 Temmuz 2026’da yayımlanan "Oil Shocks Are No Longer So Shocking" başlıklı yazısında irdeledi. Yazıyı özetleyerek aktarıyorum:</p>
<p>“Son İran krizi, küresel petrol arzında tarihin en büyük kesintilerinden birini yaratmasına rağmen ekonomik etkileri 1970'lerdeki petrol krizlerinin çok gerisinde kaldı. Çünkü dünya ekonomisi, petrolün jeopolitik bir silah olarak kullanılmasına karşı zaman içinde önemli bir direnç geliştirdi.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a60538f9679b-1784697743.jpg" alt="" width="700" height="309" />
<figcaption><strong>Son İran krizi, küresel petrol arzında tarihin en büyük kesintilerinden birini yaratmasına rağmen ekonomik etkileri 1970'lerdeki petrol krizlerinin çok gerisinde kaldı.</strong></figcaption>
</figure>
<p>1970'lerde petrol ambargoları ekonomileri stagfl asyona, çift haneli enfl asyona ve uzun süren durgunluklara sürüklemişti. Sonraki yıllardaki Körfez Savaşı, Irak'ın işgali ve son İran krizi ise piyasaları sarsmasına rağmen kalıcı bir ekonomik yıkım yaratmadı.</p>
<p>Bunun birkaç nedeni var. OPEC (Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü) üyeleri, petrolü aşırı pahalı hale getirmenin sonunda kendi gelirlerini de vurduğunu yaşayarak gördü. ABD'deki kaya petrolü üretimi başta olmak üzere yeni üretim kaynaklarının devreye girmesi OPEC'in fiyat belirleme gücünü azalttı. Enerji verimliliğinin artması, stratejik petrol rezervlerinin oluşturulması ve yenilenebilir enerji yatırımlarının hızlanması da ekonomilerin petrole bağımlılığını önemli ölçüde azalttı.</p>
<p>Merkez bankalarının enflasyonla mücadelede kazandığı deneyim de petrol şoklarının ekonomiye yayılmasını sınırlayan önemli etkenlerden biri oldu. Üstelik yapay zekâ öncülüğündeki teknolojik dönüşüm, üretkenliği ve büyümeyi destekleyerek bu baskıyı daha da hafifletiyor.</p>
<p>Ancak tehlike yine de tamamen geçmiş değil. Orta Doğu'daki gerilimin uzun süreli ve bölgeye yayılan bir savaşa dönüşmesi halinde petrol yeniden küresel ekonomiyi sarsabilir. Ancak mevcut tablo, tek bir petrol şokunun geçmişte olduğu gibi dünya ekonomisini yıllarca sürecek bir krize sürüklemesinin artık çok daha zor olduğunu gösteriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-ekonomisi-petrol-soklarina-karsi-bagisiklik-mi-kazandi-83674</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya ekonomisi petrol şoklarına karşı bağışıklık mı kazandı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tasit-yok-vergi-var-depoda-curuyen-milli-servet-ve-cebri-icra-kanunu-taslagi-83662</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Taşıt yok vergi var! Depoda çürüyen milli servet ve Cebri İcra Kanunu Taslağı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a604b799acd9-1784695673.jpeg" alt="" width="183" height="142" /></strong><strong>AYŞE ÇELİKBAŞ - </strong><strong>Serbest Muhasebeci Mali Müşavir</strong></p>
<p><strong>Yediemin depolarında çürüyen taşıtlar, uzayan icra süreçleri ve fiilen bulunmayan araçlar için tahakkuk eden vergiler ciddi hak kayıplarına yol açıyor. Cebri İcra Kanunu Taslağı’nın satış sürelerini kısaltan, resen tasfiyeyi kolaylaştıran ve haksız MTV yükünü sona erdiren bütüncül düzenlemelerle geliştirilmesi gerekiyor.</strong></p>
<p>Piyasada çarkların dönmesi, paranın ve varlıkların ekonomiye kazandırılmasıyla mümkündür. Ancak bugün binlerce araç ve diğer taşınır mal yediemin depolarında, icra dosyalarının labirentlerinde resmen çürümeye terk edilmiş durumda. Bir yanda ekonominin dışına itilen atıl varlıklar, diğer yanda ortada olmayan aracın sırtınıza binen vergisi…</p>
<p>Sahada her gün yaşanan bu kronik mağduriyetler karşısında, mevcut İcra ve İflas Kanunu'nun yerine geçmek üzere hazırlanan Cebri İcra Kanunu Taslağı bazı olumlu adımlar atsa da ne yazık ki yetersiz kalmaktadır.</p>
<p>Beklenti nettir: Uygulamaya dönük, somut ve acil düzenlemeler ile icra süreçleri hızlandırılmalı, tarafların hakları korunmalı,<strong> milli servetin depolarda çürümeye terk edilmesi</strong> <strong>engellenmelidir.</strong></p>
<p><strong>İcra emirlerinin sınırsız tekrarı </strong><strong>ve 1 yıllık satış talebi süresi </strong></p>
<p>Mevcut kanun ve taslakta “<strong>aynı icra takibi içinde bu mal tekrar haczedilemez</strong>” denilse de <strong>farklı dosyalar üzerinden</strong> <strong>icra emrinin tekrarına</strong> herhangi bir sınır getirilmemiştir. Bu boşluk, icra dairelerinde yıllarca satışa yönelik işlem yapılmadan sürüncemede kalan dosyaların birikmesine neden olmaktadır.</p>
<p>Alacaklıya somut fayda sağlamayan bu sistem, borçlunun malını kullanılmaz hale getirirken borç yükünü de ağırlaştırmaktadır. Yediemin depolarında malların korunacağı varsayımı da pratikte işlememektedir. Paslanma, bakım eksikliği, parça kaybı gibi nedenlerle mallar işlevselliğini yitirirken, borçlu ödeme gücü bulsa bile malından olmaktadır.</p>
<p>Satış talebi için belirlenen bir yıllık süre ve <strong>sürekli dosya yenileme döngüsü</strong> sistemi çıkmaza sokmaktadır. Sürelerin borçluya mali imkan sağlama düşüncesiyle uzun tutulması, uygulamada beklenen faydayı vermemektedir. Aksine bu süreler, çoğu zaman malı bağlattıktan sonra satış için harekete geçmeyen alacaklıların inisiyatifine bırakılmış bir caydırıcılık aracına dönüşmektedir. Alacaklı bir yıl içinde satış talebinde bulunmazsa dosya fiilen uyuyor ve her süre bitiminde yeni bir dosya açılarak aynı döngü tekrarlıyor. Varlıkların uzun süreler atıl halde depoda bekletilmesi ekonomiye külfettir.</p>
<p>Bu nedenle <strong>icra emrinin yinelenmesi</strong> <strong>makul bir süre ve sayı ile sınırlandırılmalı</strong>, satış talebine de <strong>kesin bir zaman sınırı</strong> getirilmelidir.</p>
<p><strong>Satış Masraflarıyla Teminatın Bağlama Aşamasında Hazır Edilmesi ve Satış Yetkisinin Sadeleştirilmesi</strong></p>
<p>Taslak gerekçede, <strong>muhafaza, kıymet takdiri ve satış talebinin</strong> <strong>birlikte yapılması</strong> ve giderlerin peşin yatırılması zorunluluğu getirilerek satışların hızlanacağı belirtilmektedir. Oysa bu hüküm zaten mevcut kanunda yer almaktadır ve bugüne kadar satışlarda belirgin bir hızlanma sağlamamıştır. Asıl ihtiyaç, satış masrafları ve teminatların <strong>bağlama ve rehin alma aşamasında</strong> <strong>peşin yatırılması</strong> zorunluluğudur.</p>
<p>Birden fazla alacaklı varsa satış için <strong>tümünün onayının zorunlu tutulması</strong> süreci kilitleyen önemli unsurlardandır. Tüm icra alacaklılarından izin alınmasına gerek olmaksızın, borçlunun veya sadece bir alacaklının talebi üzerine satış işlemi yapılabilmelidir. Aksi halde satış yıllarca yapılamamakta, icra işlemi fiilen askıya alınmaktadır. Satış sonrası <strong>taksim aşamasında</strong> bile <strong>bir alacaklının itirazı</strong> tahsilatı askıda bırakabilmektedir.</p>
<p>Gümrük uygulamalarında olduğu gibi, en kısa zaman diliminde <strong>haczi kalkmamış varlıkların</strong> da resen satışa veya tasfiyeye yönlendirilmesi icra depolarında bekleyen malların değer kaybını önleyecek genel bir kural haline getirilmelidir.</p>
<p>Kötü niyetli borçlulara karşı etkin yaptırımlar elbette gereklidir ancak bu, alacaklıların keyfi kilitlemelerini meşrulaştırmamalıdır.</p>
<p><strong>Trafikten men edilen taşıtlar</strong></p>
<p>Üzerindeki kısıtlama nedeniyle satılamaz ve devredilemez hale gelen bir taşıtın trafikten men edilmesi ne alacaklıya ne borçluya katkı sağlamaktadır. <strong>Baskı amacıyla</strong> bağlanan aracın saklama ve dosya masrafları artarken tescilden silinemediği sürece de <strong>sözde muhafaza gerekçesiyle</strong> alındığı garajdan <strong>aynı bütünlük ve mali değerle geri çıkması </strong>pek mümkün olmamaktadır. Fiilen kullanılamayan, satılamayan ve devredilemeyen taşıt, borçlu için hem faaliyetini durdurur hem de yıllar içinde çözülmez bir muamma haline gelir.</p>
<p>Bu nedenle, trafikten men edilen taşıtların <strong>yakalama kararından itibaren </strong>1-2 ay gibi<strong> en kısa zaman diliminde</strong> satış sürecinin tamamlanmasına yönelik net ve bağlayıcı bir yasal düzenleme yapılmalıdır. Süre aşımı halinde, satış işlemi icra müdürlüğü tarafından resen yürütülmeli, işlem gerçekleşmezse taşıt hurdaya ayrılmalı veya borçluya iade edilmelidir.</p>
<p><strong>“Hayalet varlıklar” </strong><strong>ve kronik MTV sorunu</strong></p>
<p>En büyük mağduriyetlerden biri, resmi kayıtlarda tescilli görünen ancak fiilen ortada olmayan ve yaşı itibarıyla hurda niteliği kazanmış taşıtların vergileridir. Özellikle resen terkin olmuş ve ticaret sicilinden de silinmiş olan şirketlerin ortakları ve mirasçılar üzerinde ağır bir yük oluşturmaktadır. Şirketi temsil edecek bir yetkili de olmayınca bu araçlar üzerinde muayene dahil hiçbir yasal işlem yapılamamaktadır. <strong>Ortaklardan birinin</strong> yazılı talebi üzerine ve hatta <strong>talebe de gerek kalmaksızın</strong> araç resen hurdaya<strong> </strong>ayrılabilmelidir.</p>
<p>Kişilerin karşısına bilgisinde ve tasarrufunda olmayan bir taşıtın birikmiş vergi borcu çıktığında ise Trafik Müdürlüğü, ‘’Eski yıllarda devir işlemleri, devralan kişice gerçekleştirildiğinden bu ve benzeri sorunu yaşayan çok kişi var ancak yapacak bir şey yok’’ yanıtını! vermekte olup bu halde ilgili kurumlara ibraz etmek üzere bir belgeye ulaşılamamaktadır.</p>
<p>Taşıtın <strong>men edildiği</strong> veya <strong>yedieminde bulundu tarihler itibariyle tescil</strong> kaydının ilgili <strong>trafik tescil kuruluşu tarafından silinmesi halinde</strong> aynı dönemler için motorlu taşıtlar vergisi mükellefiyeti de terkin edilmiş olmalıdır ancak <strong>silinme gerçekleşemediği</strong> için MTV yükümlülüğü devam etmektedir. <strong>Kurumlar arası koordinasyonsuzluk ve mevzuatın farklı yorumlanması </strong>nedeniyle <strong>bürokratik tıkanıklıkların doğurduğu belirsizlikler</strong> vatandaşların haksız mali yüklerle karşılaşmasına yol açmamalıdır.</p>
<p>Her ne kadar yakın zamanda yediemindeki <strong>haczi kalmış malların</strong> ve trafikten men edilerek alıkonulan ancak sahipleri tarafından altı ay içinde teslim alınmayan araçların satış ve tasfiyesine yönelik mevzuat düzenlemesi yapılmış olsa da <strong>haczi düşmeyen</strong> varlıklar, <strong>tescil kaydı silinemeyen araçlar</strong>, <strong>resen kapanmış şirketlere ait araçlar</strong> ve bunlardan doğan müteselsil <strong>vergi sorumlulukları</strong> bakımından <strong>boşluk devam etmektedir.</strong></p>
<p>“<strong>Taşıt yok ama vergisi var’’</strong> meselesi yalnızca tek bir kanun değişikliğiyle çözülecek kadar dar değildir. Bu tip atıl ve hayalet araçlar için vergi yükümlülüğünün terkin edilmesi yönünde bütüncül bir düzenleme gereklidir. Zira sadece<strong> kağıt üzerinde</strong> taşıt sahibi görünenlerin veya <strong>takibe konu,</strong> <strong>bağlanmış ve dahi akıbeti belirsiz</strong> <strong>atıl taşıtlar</strong> ile <strong>resen terkin edilmiş veya sicilden silinmiş şirketler</strong> üzerinden ortaya çıkan bu sorunların büyüklüğü ve yarattığı mağduriyet yadsınamaz. Araç <strong>yedieminde beklerken</strong>, borçlu <strong>MTV ödemek zorunda kalmamalıdır</strong>.</p>
<p><strong>Sonuç: Milli servet “muhafaza” </strong><strong>adı altında eritilmemelidir</strong></p>
<p>Unutulmamalıdır ki <strong>depolarda çürüyen servet</strong>, <strong>hukuki bir ayrıntı değil</strong>, <strong>ekonomik israf ve adalet yarasıdır</strong>. Bu yaralar sarılmadan ne alacaklı alacağını tahsil edebilir ne borçlu rahat eder ne de milli kaynaklar korunabilir. Bu durum sadece bireysel bir mağduriyet değil, aynı zamanda kamu alanlarını işgal eden, çevresel riski bulunan ve devletin vergi tahsilatını da imkansız kılan bir verimsizlik sarmalıdır.</p>
<p>Daha önce “<strong>Takibe Konu Varlıkların Ekonomi Dışına İtilmesi</strong>” ve “<strong>Motorlu Taşıtı Sırtında Taşıyanlar</strong>” başlıklarıyla da dile getirdiğimiz mağduriyetlerin aynen devam etmemesi için Cebri İcra Kanunu Taslağı’nın ve <strong>ilgili tüm mevzuatın</strong>, ekonominin bütününe de olumsuz yansımaları olan mevcut hak kayıplarını giderecek şekilde geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tasit-yok-vergi-var-depoda-curuyen-milli-servet-ve-cebri-icra-kanunu-taslagi-83662</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Taşıt yok vergi var! Depoda çürüyen milli servet ve Cebri İcra Kanunu Taslağı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakaryanin-2026-yili-tahmini-findik-uretimi-89-bin-ton-olarak-belirlendi-83700</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sakarya’nın 2026 yılı tahmini fındık üretimi 89 bin ton olarak belirlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Sakarya Ziraat Odaları İl Koordinasyon Kurulu, Adapazarı Ziraat Odası’nda bir araya gelerek, Sakarya’nın 2026 yılı fındık üretim tahminini, üreticilerin 2026 yılı TMO müdahale alım fiyatı beklentisini, geçici tarım işlerinin fındık toplama günlük ücreti ve fındık patoz saat ücretlerini açıkladı.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a6087a45be7b-1784711076.JPG" alt="" width="700" height="395" /></p>
<p>Sakarya Ziraat Odaları Birliği Başkanı Ali Şener Bayraktar konu ile ilgili yaptığı açıklamada rekolte tahmini komisyonunun 20 gündür devam eden saha inceleme ve hesaplama çalışmalarının tamamlandığını ve Sakarya’nın fındık üretiminin 89 bin 261 ton olarak tahmin edildiğini söyledi.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a608776b7976-1784711030.jpg" alt="" width="700" height="395" /></p>
<p>Bayraktar, bugün için yapılan çalışmaların Sakarya’nın 7 ilçesinde ve 787 bin 490 dönüm alanı kapsadığını ancak risklerin devam ettiğini ifade etti.</p>
<p>Sakarya için fındık toplama ücretleri konusunda genel bir fiyat belirlemediklerini de ifade eden Bayraktar, bu konuda şunları söyledi: “İşletmelerin büyüklüğü ve verimliliğine göre işçi çalıştırabileceklerini gördük. Karasu ve Kocaali Ziraat Odaları başkanlarının da görüşü alınarak Karasu ve Kocaali ilçelerinde günlük yevmiye fiyat 1.600 TL, diğer ilçelerde ise 1.750 TL. İşçi ve üretici anlaşarak bu fiyatın altına ya da üstüne çıkabilirler. Fındık patozun saatlik ücretini 5 bin 500 TL olarak belirledik.”</p>
<p>Bayraktar, Sakarya'da 2026 yılı fındık fiyatı ile ilgili üreticinin beklentisinin ise 300 TL. olduğunu ve TMO'nun da 2026 yılı müdahale alım fiyatının 300 TL olarak açıklamasını beklediklerini ifade etti.</p>
<p>Sakarya Ticaret Borsası Başkanı Mustafa Genç ise, yaptığı açıklamada 2025 yılında 73 bin 521 ton olarak tahmin edilen fındık rekoltesinin yüzde 20’den dazla bir artışla 2026 yılı için 89 bin 261 ton olarak belirlenmesinin memnuniyet verici olduğunu söyledi.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a60878953213-1784711049.JPG" alt="" width="700" height="396" /></p>
<p>Başkan Genç, fındık üretiminin yoğun olarak yapıldığı bölgelerde gerçekleştirilen arazi çalışmaları sonucunda, geçtiğimiz yıla göre daha yüksek bir rekoltenin beklendiğini, bu artışta geçen seneki kuraklığın aksine bu yıl yağışların artması ve kahverengi kokarca ile mücadele kapsamında yürütülen çalışmaların olumlu sonuç vermesinin etkili olduğunu değerlendirdiklerini söyledi.</p>
<p>Kahverengi kokarca ile mücadelenin kesintisiz sürdürülmesi gerektiğini vurgulayan Başkan Mustafa Genç, doğru budama, doğru gübreleme, toprak analizine dayalı bitki besleme ve uygun sulama uygulamalarının da fındıkta verim ve kaliteyi doğrudan etkilediğini belirtti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakaryanin-2026-yili-tahmini-findik-uretimi-89-bin-ton-olarak-belirlendi-83700</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/0/1280x720/sakaryanin-2026-yili-tahmini-findik-uretimi-89-bin-ton-olarak-belirlendi-1784711134.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sakarya Ziraat Odaları Birliği Başkanı Ali Şener Bayraktar yaptığı açıklamada rekolte tahmini komisyonunun 20 gündür devam eden saha inceleme ve hesaplama çalışmalarının tamamlandığını ve Sakarya’nın fındık üretiminin 89 bin 261 ton olarak tahmin edildiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/64-uluslararasi-bursa-festivaline-buyuleyici-acilis-83695</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 64. Uluslararası Bursa Festivali başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Büyükşehir Belediyesi adına Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı (BKSTV) tarafından bu yıl 64’üncüsü düzenlenen Uluslararası Bursa Festivali'nin açılışında, dünyaca ünlü Tenor Murat Karahan, BBDSO ve konuk Soprano Teona Dvali sahne aldı. Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu’ndaki konsere sanatseverler yoğun ilgi gösterdi.</p>
<p>Festival açılışına Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba’nın yanı sıra BKSTV Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Birkan, AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, Bursa milletvekilleri, ilçe belediye başkanları, siyasi parti temsilcileri ve çok sayıda sanatsever katıldı.</p>
<h2>“Herkesin hayatına neşe ve ilham katacak”</h2>
<p>Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba, festival açılışındaki konuşmasında Bursa Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu’nun tam 64 yıldır müziğe, sanata ve kültür mirasına ev sahipliği yapmaya devam ettiğini söyledi. Festivalin Bursalıları aynı şarkılarda, aynı duygularda bir araya getirdiğini belirten Başkan Vekili Biba, gençleri, çocukları ve aileleri festivalin açılışında görmekten büyük mutluluk duyduğunu ifade etti. Sanatla büyüyen, müzikle beslenen nesillerin, hoşgörünün, barışın ve köklü mirasın taşıyıcısı olacağını dile getiren Başkan Vekili Biba, “Festivalimiz boyunca gerçekleştireceğimiz her etkinlik, herkesin hayatına bir nebze olsun neşe ve ilham katmak içindir. 10 Ağustos’a kadar birbirinden değerli sanatçıları Bursa’mızda misafir edeceğiz. Aynı zamanda tiyatro oyunlarıyla da sanatseverlerle buluşacağız.” dedi.</p>
<h2>“Büyüleyici performans kulakların pasını sildi”</h2>
<p>Bursa’nın gururu olan Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrası’nın eşsiz tınılarını dinleyerek festival coşkusunun başlayacağını vurgulayan Başkan Vekili Biba, “Dünyaca ünlü tenorumuz Murat Karahan ve konuk Soprano Teona Dvali’nin büyüleyici performanslarıyla kulaklarımızın pası silinecek. Festivalimizin hayata geçmesinde emeği olan BKSTV’nin Başkanı Zekeriya Birkan ve yönetimi başta olmak üzere ana sponsorumuz Uludağ İçecek ile tüm sponsorlarımıza ve festivalimize değer katan Bursalılara gönülden teşekkür ediyorum. Uluslararası Bursa Festivali’mizin hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum.” diye konuştu.</p>
<h2>“Bursa’nın kültür sanat vizyonunun yansıması”</h2>
<p>BKSTV Başkanı Zekeriya Birkan ise açılıştaki konuşmasında, “Yarım asrı çoktan aşan geçmişiyle Bursa Festivali, kentimizin kültür ve sanat hayatının en köklü değerlerinden biridir. Kuşakları sanatın evrensel diliyle buluşturan bu büyük organizasyon, Bursa’nın kültür ve sanat vizyonunun en güçlü yansımalarından biri olmayı sürdürüyor. Her yıl dünyanın farklı coğrafyalarından sanatçıları ve binlerce sanatseveri aynı heyecan etrafında buluşturan festivalimiz, kentimizin uluslararası kimliğine de önemli katkılar sağlıyor. Her yıl bu festivalin hayata geçirilmesini mümkün kılan en büyük destekçimiz Bursa Büyükşehir Belediyemize ve Başkanımız Şahin Biba’ya şükranlarımı sunuyorum. Ayrıca bu gecenin ve 64. Uluslararası Bursa Festivali’mizin ana sponsoru Uludağ İçecek, başta olmak üzere, tüm sponsorlarımıza, iş birliği yaptığımız kurum ve kuruluşlara, sanatçılarımıza ve emeği geçen herkese Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı adına gönülden teşekkür ediyorum.” diyerek Bursalıları festival coşkusuna ortak olmaya çağırdı.</p>
<p>Zekeriya Birkan, festival ana sponsoru Uludağ İçecek Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Kızıl’a günün anısına çiçek takdim etti.</p>
<h2>“Müzikseverler unutulmaz bir gece yaşadı”</h2>
<p>Konuşmaların ardından Şef İbrahim Yazıcı yönetimindeki BBDSO sahne aldı. Türkiye’nin uluslararası arenada adından sıkça söz ettiren tenorlarından Murat Karahan’ın ve konuk soprano Teona Dvali’nin de eşlik ettiği konserde, klasik müzik tutkunları büyüleyici bir yolculuğa çıktı. Dünya klasikleri, seçkin aryalar ve romantik eserlerden oluşan özel bir repertuvarın seslendirildiği konserde, Dvali’nin zarafeti ve güçlü vokali ile Karahan’ın etkileyici sesi, müzikseverlere unutulmaz bir gece yaşattı. Güçlü sesleri ve senfonik tınılarıyla Bursa’nın kültürel atmosferine değer katan Murat Karahan, Teona Dvali, orkestra şefi İbrahim Yazıcı ve orkestra sanatçıları, konser sonunda uzun süre ayakta alkışlandı.</p>
<h2>Festival 10 Ağustos’a kadar sürecek</h2>
<p>Uluslararası Bursa Festivali, 10 Ağustos tarihine kadar birbirinden değerli sanatçı ve grupları Bursa'da ağırlayacak. Festival kapsamında 21 gün boyunca toplam 14 etkinlik düzenlenecek. Festival kapsamında Bagjan Oktyabr, Derya Bedavacı, Elif Sanchez ve Dilek Türkan, Poizi, Selçuk Balcı-Koliva, Emre Altuğ, Fatih Erkoç, Senfoni Orkestrası eşliğinde Fettah Can, Aslı Hünel, Mustafa Keser ve Özcan Deniz Bursalı sanatseverlerle buluşacak. Moliere’nin klasik eseri ‘Cimri’ de tiyatro severlerle buluşurken, çocuklara yönelik hazırlanan ‘Efsane Dinozorlar’ adlı oyun da festival kapsamında sahnelenecek. Festival, 10 Ağustos’ta Özcan Deniz konseriyle sona erecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/64-uluslararasi-bursa-festivaline-buyuleyici-acilis-83695</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/5/1280x720/64-uluslararasi-bursa-festivaline-buyuleyici-acilis-1784707143.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin en uzun soluklu kültür sanat organizasyonları arasında yer alan Uluslararası Bursa Festivali’nin 64’üncüsü, dünyaca ünlü Türk Tenor Murat Karahan’ın Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrası ve konuk soprano Teona Dvali ile sahne aldığı konseriyle başladı. Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba, Bursa Festivali’nin 64 yıldır müziğe, sanata ve kültür mirasına ev sahipliği yapmaya devam ettiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-niluferde-engelsiz-kariyer-merkezi-kuruluyor-83690</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa Nilüfer&#039;de &#039;Engelsiz Kariyer Merkezi&#039; kuruluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Nilüfer Belediyesinin, sosyal belediyecilik anlayışı kapsamında engelli bireylerin toplumsal yaşama tam katılımını sağlamak amacıyla önemli bir projeye daha imza attığı bildirildi.</p>
<p>Nilüfer Belediyesi ve Gemlik Lions Kulübü Derneği arasında yapılan iş birliği protokolüyle Bizim Ev Engelliler Sosyal Yaşam Destek Merkezi’nin bir katı tam donanımlı bir kariyer merkezine dönüştürülüyor. Protokol kapsamında, Nilüfer Belediyesi’nin Barış Mahallesi'nde bulunan Bizim Ev Engelliler Sosyal Yaşam Destek Merkezi’nin 3’üncü katında kurulacak olan “Engelsiz Kariyer Merkezi”, engelli bireylere yönelik çeşitli atölyeler aracılığıyla mesleki eğitimler verecek.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a60746005547-1784706144.JPG" alt="" width="700" height="1113" /></p>
<h2>“Ayrımcılığın ve fırsat eşitsizliklerinin azaltılması amaçlandı”</h2>
<p>İmzalanan iş birliği protokolüne göre; Nilüfer Belediyesi merkez için gerekli mimari, statik, mekanik ve elektrik projelerini hazırlayarak, inşaatın kontrolörlük hizmetlerini yürütecek ve merkezin işletilmesini sağlayacak. Gemlik Lions Kulübü Derneği ise projelere uygun olarak merkezin kaba inşaatını, mobilya ve donanım tefrişatını üstlenerek bağış yapacak. Engel durumuna dayalı ayrımcılığın ve fırsat eşitsizliklerinin azaltılmasının amaçlandığı proje kapsamında kurulacak merkezde mesleki edindirme programlarıyla, özel gereksinimli bireylerin bireysel ve toplumsal olarak güçlenmesi, iş becerileri kazanması ve istihdama katılımlarının artırılması hedefleniyor.</p>
<h2>“Engelli bireylerin iş sahibi olmalarına katkı sağlamak”</h2>
<p>Halk Evi Başkanlık Makamı’nda düzenlenen protokol törenine Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, Gemlik Lions Kulübü Derneği Başkanı Cihan Balyeci ve yönetim kurulu üyeleri katıldı. Protokol öncesinde konuşan Başkan Şadi Özdemir, önemli bir iş birliğine imza atıldığını hatırlatarak, ailelerin de ihtiyaç duyduğu bu projeye sağladıkları katkı nedeniyle dernek yöneticilerine teşekkür etti. Gemlik Lions Kulübü Derneği Başkanı Cihan Balyeci ise projeyi biran önce hayata geçirip, engelli bireylerin iş sahibi olmalarına katkı sağlamak istediklerini kaydetti. Açıklamaların ardından Başkan Şadi Özdemir ve Balyeci iş birliği protokolünü imzaladı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-niluferde-engelsiz-kariyer-merkezi-kuruluyor-83690</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/0/1280x720/bursa-niluferde-engelsiz-kariyer-merkezi-kuruluyor-1784705303.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nilüfer Belediyesi ve Gemlik Lions Kulübü Derneği, özel gereksinimli bireylere mesleki beceriler kazandırarak onları iş hayatına hazırlayacak “Engelsiz Kariyer Merkezi” projesi için imzaları attı. Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, özel gereksinimli bireylerin bireysel ve toplumsal olarak güçlenmesi, iş becerileri kazanması ve istihdama katılımlarının artırılması hedeflediklerini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/alanya-keciboynuzu-markalasacak-83668</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Alanya keçiboynuzu markalaşacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yürütülen “Anadolu’dakiler: 81 İl 81 Ürün” projesi kapsamında Alanya’nın keçiboynuzu Antalya’yı temsil edecek.</p>
<p>Alanya Ticaret ve Sanayi Odası (ALTSO) Başkanı Eray Erdem, ‘’Hedefimiz; keçiboynuzunu sadece ham ürün olarak değil, katma değeri yüksek ürünlere dönüştürerek üreticimizin gelirini artırmak, markalaşmayı sağlamak ve ulusal ve uluslararası pazarlarda çok daha güçlü bir konuma taşımaktır’’ dedi.</p>
<p>ALTSO Başkanı Eray Erdem, Alanya keçiboynuzunun coğrafi işaret alınmasına öncülük yaptıklarını anımsatarak, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın “Anadolu’dakiler: 81 İl 81 Ürün” projesinde de Antalya’yı keçiboynuzu ürününün temsil edeceğini bildirdi.</p>
<p>Keçiboynuzunun, coğrafi işaretle başlayan markalaşma yolculuğunun bu projeyle daha da güçleneceğini belirten Erdem, “Alanya Keçiboynuzu için attığımız her adımın karşılığını alıyoruz. Antalya’nın zengin tarımsal ürün çeşitliliği arasından keçiboynuzunun tercih edilmesi, özellikle Alanya’nın bu alandaki üretim gücü, kalite potansiyeli ve katma değer oluşturma kapasitesinin ulusal düzeyde önemli bir değer olarak görüldü’’ dedi.</p>
<p>Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı (BAKA) koordinasyonunda, Alanya Keçiboynuzu Üreticileri Birliği paydaşlığında yürütülecek proje kapsamında, keçiboynuzunun mevcut durumunun analiz edilmesi, sektörün ihtiyaçlarının belirlenmesi ve üretimden pazarlamaya kadar tüm süreçleri kapsayan kapsamlı bir yol haritası hazırlanacağını anlatan Erdem, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Proje kapsamında saha çalışmaları, üretici ziyaretleri, mevcut durum analizi, SWOT çalışmaları ve sektör paydaşlarının katılımıyla gerçekleştirilecek çalıştayın ardından, işleme ve paketleme tesislerinden markalaşmaya, e-ticaretten yeni ürün geliştirmeye kadar birçok başlıkta uygulanabilir projeler hayata geçirilecek. Alanya keçiboynuzunun kalitesinin, üretim potansiyelinin ve ekonomik değerinin en önemli göstergelerinden biridir. Bundan sonraki süreçte hedefimiz; keçiboynuzunu sadece ham ürün olarak değil, katma değeri yüksek ürünlere dönüştürerek üreticimizin gelirini artırmak, markalaşmayı sağlamak ve ulusal ve uluslararası pazarlarda çok daha güçlü bir konuma taşımaktır.’’</p>
<p><strong>Bölgenin geleceği</strong></p>
<p>Alanya Keçiboynuzu Üreticileri Birliği Başkanı Duran Yılmaz da, yıllardır verilen emeğin karşılığını almaya başladıklarını söyledi. Keçiboynuzunun Alanya’nın doğasında var olduğunu ve üreticinin büyük emek verdiği çok kıymetli bir ürün olduğunu anlatan Yılmaz, ‘’Bu proje sayesinde üretimin planlı şekilde geliştirilmesi, işleme kapasitesinin artırılması, yeni ürünlerin ortaya çıkması ve üreticimizin daha yüksek gelir elde etmesi mümkün olacaktır. Birlik olarak bu yol haritasının sahada başarıyla uygulanması için üzerimize düşen tüm sorumluluğu yerine getireceğiz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/alanya-keciboynuzu-markalasacak-83668</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/8/1280x720/alanya-keciboynuzu-markalasacak-1784696444.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Alanya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Eray Erdem, ‘’Hedefimiz; keçiboynuzunu sadece ham ürün olarak değil, katma değeri yüksek ürünlere dönüştürerek üreticimizin gelirini artırmak, markalaşmayı sağlamak ve ulusal ve uluslararası pazarlarda çok daha güçlü bir konuma taşımaktır’’ ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sorgulanmamis-bir-hayat-83641</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 17:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sorgulanmamış bir hayat</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>“Önemli gerçeklerin farkına ancak ‘neden?’ sorusunu bastırdığımızda varabildiğimiz sıkça görülür.”</p>
<p>Ludwig Wittgenstein, Philosophical Investigations</p>
<p>“Kendine acıma, nefret ve içerlemenin ‘muhafaza edilmiş’ bir biçimidir. Kişi böylece nefretini ‘besleyebilir’; ne kadar zor bir kaderi olduğuna ve ne denli acı çektiğine dair düşüncelerle kendini teselli ederek psikolojik dengesini koruyabilir ve bu konuda herhangi bir şey yapmaktan kaçınabilir.”</p>
<p>Rollo May, Man’s Search for Himself</p>
<p>“Bir hasta, içsel gelişiminin kaçınılmaz doğasını hissetmeye başladığında, artık anlayamadığı türden bir deliliğe çaresizce sürüklendiği korkusuyla paniğe kapılabilir. Hastama, o korkutucu fantezisinin dört yüz yıl önce nasıl tezahür ettiğini göstermek için raflarımdaki bir kitaba uzanmak zorunda kaldığım çok olmuştur. Bu durum yatıştırıcı bir etki yaratır; çünkü hasta böylece, kimsenin anlamadığı tuhaf bir dünyada yalnız olmadığını, aksine kendisinin deliliğinin patolojik bir kanıtı olarak gördüğü şeyleri sayısız kez yaşamış olan o büyük insanlık tarihi akışının bir parçası olduğunu fark eder.”</p>
<p>Carl Jung, The Philosophical Tree</p>
<p>Sokrates, “sorgulanmamış bir hayatın yaşamaya değmeyeceğini” öne sürmüştür. Erken dönem deneyimleri gelişim süreçlerinde büyük farklar yaratır; yine de pek çok insan bunların etkisini aşmayı başarır. Çevreler davranış kalıplarını belirlese de, davranışlarımızı değiştirebiliriz. Değişebilme yeteneği, tıpkı piyasalarda olduğu gibi hayatta da hayati bir beceridir.</p>
<p>Peki, bu potansiyeli nasıl açığa çıkarabiliriz? İnsanlık durumunu ve özellikle de insanın değişim sürecini incelemiş olanlardan, içine sıkışıp kaldığımız o durağan hallerden nasıl kurtulabileceğimize dair neler öğrenebiliriz? Özellikle, pek çok insanın değişim çabaları sırasında düştüğü hatalara odaklanırken, aynı zamanda bu çıkmaz yollardan kaçınmak için pratik alternatifler var mı? Sorunlarımızın üstesinden gelebilmek için kendimiz hakkında neleri bilmemiz gerekir? Sorunlarımızın kökenini anlamak için geçmişin derinliklerine inmek zorunda mıyız, yoksa neden şu anki halimizde olduğumuzu tam olarak anlamadan da ilerleyebilir miyiz?</p>
<p>Sorunlarımızın normal insanlarla dolu bir dünyada yalnız ve deli olduğumuzun birer işareti değil, aksine hepimizin paylaştığı varoluşsal durumun bir yansıması olduğunu kavrayabilirsek, "ne" sorusunu dürüstçe yanıtlamak çok daha kolaylaşır. İşte bu sorunun dürüstçe ele alınması —yani bir bakıma kendini kabullenme süreci— sorunlarımızın üstesinden gelmek adına atılacak hayati önemdeki ilk adımdır belki de.</p>
<p>Türk varlıkları açısından son dönem; merkez bankası beklentilerindeki değişimle birlikte önce düşüp sonra yükselen petrol fiyatları ve küresel piyasalara kıyasla süregelen düşük performans gibi farklı temalar arasında bir güç mücadelesine sahne oldu.</p>
<p>Daha önce de belirttiğimiz gibi, daha saf bir makro güç olan petrol fiyatlarının ılımlı ve olumlu bir yönde seyretmesini; geleneksel risklerin azalmasıyla birlikte Türk varlıklarının daha dar bantlarda hareket etmesini bekliyoruz. “Carry trade yazı”nın devam ettiği bu ortamda, TL favori Türk varlığımız olmayı sürdürüyor.</p>
<p>Türk hisse senetlerinde bir ivme sıfırlanması gözlemlesek de temel göstergeler sağlamlığını koruyor. ABD-İran geriliminin yeniden tırmanmasıyla birlikte hisse senetleri baskı altına girdi. Satış dalgası yoğunlaşsa da temel göstergeler bozulmadan kaldı. Önümüzdeki ikinci çeyrek bilançoları döneminin, piyasa algısını istikrara kavuşturmak ve döngüsel ivmeyi yeniden kazanmak açısından kritik olacağını düşünüyoruz.</p>
<p>Küresel ölçekte piyasa söylemine petrol, yapay zekâ ve merkez bankaları olmak üzere üç ana tema yön veriyor.</p>
<p>Yapay zekâ temasına ilişkin piyasa söyleminin değişmeye devam etmesi muhtemeldir ve bu durum, hisse senedi piyasaları için önemli bir volatilite kaynağı olabilir. Başlıca makro risk ise petrol fiyatlarında kalıcı bir yükselişin sürmesidir. Bu arada, hiper ölçekli (hyperscaler) şirketlerin tahvil arzı, geçici ve teknik bir zorluk olmaktan çıkıp yapısal bir kredi piyasası yüküne dönüşüyor.</p>
<p>Talep / arz oranları keskin bir şekilde düştü; bu da yatırımcıların her yeni ihraç dalgasını absorbe etmek için daha fazla tazminat talep ettiğini gösteriyor. Mevcut giriş oranlarında, yatırım dereceli piyasalar muhtemelen öngörülen arzı sindirebilir, ancak hata payı inceliyor. Risk, yapay zekâ finansmanı ihtiyaçları hızlanırken kredi girişlerinde bir yavaşlama yaşanmasıdır. Bu ortam, portföy yöneticileri için giderek daha zor hale geliyor. Endeks sakin görünüyor, ancak liderlik hızla değiştiği ve performans dağılımı genişlediği için hisse senedi seçimi çok daha zorlaşıyor.</p>
<p>VIX düşük seviyede kalmaya devam ediyor ve yatırımcıların nispeten sakin bir piyasa beklediğini gösteriyor. Ancak bu sakin yüzeyin altında, piyasa koşulları giderek daha istikrarsız hale geliyor.</p>
<p>En büyük uyarı işaretlerinden biri, hisse senetlerinin ne kadar yakın hareket ettiğini ölçen örtük korelasyondur. Yaklaşık 20 yılın en düşük seviyesine düştü. Bu, SPX istikrarlı görünse de bireysel hisse senetlerinin dramatik olarak farklı fiyat hareketleri yaşadığı anlamına gelir. Herhangi bir günde, bazı sektörler büyük ölçüde kırmızıda iken, diğerleri endeks neredeyse hiç hareket etmese bile yükselişe geçiyor.</p>
<p>Bunların hiçbiri piyasanın zirve noktasını tam olarak işaret etmiyor; ancak hata payının çok dar olduğunu gösteriyor. Portföy yöneticisi olsaydık piyasa hareketlerinin peşinden koşmak yerine; hisse senedi ağırlığımızı hedef seviyede tutar, kaliteli şirketlere odaklanır, nakit tamponunu korur ve risk yönetimine daha fazla dikkat ederdik.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sorgulanmamis-bir-hayat-83641</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sorgulanmamış bir hayat ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kartli-odemeler-yillik-yuzde-50-artti-83648</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 17:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kartlı ödemeler yıllık yüzde 50 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankalararası Kart Merkezi (BKM), haziran ayına ait verileri paylaştı.</p>
<p>Buna göre, haziran ayı itibarıyla Türkiye'de kredi kartı sayısı 150,4 milyon, banka kartı 221,6 milyon, ön ödemeli kart sayısı 99,7 milyon oldu. Geçen yılın aynı dönemine göre kredi kartı sayısında yüzde 11, banka kartlarında yüzde 3 artış yaşanırken, ön ödemeli kart sayısı yüzde 4 geriledi. Toplam kart sayısı ise yüzde 4 artarak 471,7 milyona ulaştı.</p>
<p>Kredi kartları, banka kartları ve ön ödemeli kartlarla haziranda yapılan toplam ödeme tutarı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 50 artarak 2 trilyon 867,7 milyar lira oldu. Bu ödemelerin 2 trilyon 463,7 milyar lirası kredi kartları, 396,2 milyar lirası banka kartları, 7,8 milyar lirası ise ön ödemeli kartlarla yapıldı.</p>
<p>Aynı dönemde ödeme tutarı ise kredi kartlarında yüzde 53, banka kartlarında yüzde 37 artarken, ön ödemeli kartlarda yüzde 35 geriledi.</p>
<p>Kartlarla yapılan ödeme sayısı yüzde 14 artarak 1,9 milyara yükseldi. Bunun 1 milyar 132 milyonunu kredi kartları, 776,3 milyonunu banka kartları, 34,9 milyonunu ise ön ödemeli kartlar oluşturdu.</p>
<p>Ödeme adetlerinde büyüme oranı geçen yılın aynı dönemine göre kredi kartlarında yüzde 16, banka kartlarında da yüzde 16 artarken, ön ödemeli kartlarla yapılan ödeme adetleri ise yüzde 28 düştü.</p>
<p><strong>İnternetten kartlı ödemeler 891,6 milyar liraya ulaştı</strong></p>
<p>Geçen ay internetten yapılan kartlı ödeme tutarı yıllık bazda yüzde 60 artarak 891,6 milyar liraya ulaştı. İnternetten yapılan kartlı ödemelerin toplam içindeki payı yüzde 31 oldu.</p>
<p>Aynı dönemde internetten kartlı ödeme adedi ise yüzde 17 artarak 260,7 milyona yükseldi. İnternetten yapılan kartlı ödemelerin toplam içindeki payı yüzde 14 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Kartlarla yapılan temassız ödeme sayısı yüzde 13 yükselerek 1 milyar 300,7 milyon oldu. Temassız ödeme tutarı ise aynı dönemde yüzde 45 artarak 939,3 milyar liraya yükseldi. Haziran ayında mağaza içi yapılan her 5 kartlı ödemeden 4'ü temassız gerçekleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kartli-odemeler-yillik-yuzde-50-artti-83648</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/3/1280x720/kartli-vergi-odeme-limiti-5-milyon-liraya-yukseltildi-1741261384.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BKM&#039;nin haziran verilerine göre, kredi kartları, banka kartları ve ön ödemeli kartlarla yapılan toplam ödeme tutarı geçen yıla kıyasla göre yüzde 50 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ozgur-ozel-yeni-partiyi-duyurdu-yarin-ilk-adimini-atarak-kuruyoruz-83645</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 16:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özgür Özel yeni partiyi duyurdu: Yarın kuruyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>CHP Grup Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda, bugünkü konuşmasından farklı ve önemli beklentilerin olduğunu, bu beklentilere yönelik konuşacağını bildirdi.</p>
<p>NATO Ankara Zirvesi öncesinde yapılan bazı tutuklamaları eleştiren Özel, 100'ün üzerinde tutuklu bulunduğunu ve buna yönelik itirazlarını dile getirdiklerini söyledi, "dayanışma" mesajı verdi.</p>
<p>"Bugün bu kürsüye her zamankinden farklı duygularla belki de vakti gelmiş bir vedanın hüznünü taşıyarak çıktım ve huzurunuzdayım" diyen Özel, tarihi bir kavşakta bulunduklarını ifade etti.</p>
<p>Özel, "Bugün buradan tarihi, çok sıra dışı bir konuşma değil, tarihe not düşen, hatırlatan, tarihe emanet edilen cümleleri bırakan samimi, açık açık bir konuşma yapmaya geldim. Tarihi konuşmayı, yapılacak ilk seçimin akşamında hep birlikte yapmak üzere tarihe emanet ediyorum." diye konuştu.</p>
<p>Her şey bittiğinde "asla unutkan olmayacaklarını", yaşananları hep birlikte hatırlayacaklarını belirten Özel, kimsenin, "yapanın yaptığı yanına kar kalır" diye düşünmemesi gerektiğini bildirdi. Özel, "Söz veriyorum, zalimi 'zalim', mazlumu 'mazlum', tembeli 'tembel', emek vereni 'çalışkan', sinip kaçanı 'korkak', sorumluluk alanı birer 'kahraman' olarak, dost olanı 'dost', olmayanın bugünlerdeki tutumunu unutmayarak biz de anacağız, millet de anacak. Tarih kaydediyor, tarih herkesi, bugünlerde nasıl duruyorsa öyle yazacak." sözlerini sarf etti.</p>
<p>Türkiye'de yıllardır "değişmeyen aktörleri millete dayatan" kurgulanmış bir düzenin bulunduğunu ileri süren Özel, bu konuya ilişkin yaptıkları itirazları anımsattı.</p>
<p>Özel, 14 Mayıs ve 28 Mayıs 2023'teki seçimlerin ardından bir tutum takındıklarını anlatarak, "bu noktada bir şeyler yapmalıyız" diyenlerin o gün farklı bir yola girdiğini kaydetti.</p>
<p>Tarihin doğru yerinde durmayı değerli bulduğunu dile getiren Özel, "Önemli olan samimiyettir, doğru yerde durmaktır. Önemli olan bencillik, kendin için bir şey istemek yerine, gerekirse kendini feda etmek, memleketin, partinin önünü açmaktır." dedi.</p>
<p>Tarihte ilk kez mevcut bir genel başkanı yarışmalı seçimle değiştirdiklerini ifade eden Özel, "değişmeyen aktörleri millete dayatan düzenin tekerlerine ilk çomağı orada soktuklarını" söyledi.</p>
<p>O gün aynı zamanda partilerinde ve ülkede yönetim anlayışının da değiştiği değerlendirmesinde bulunan Özel, bugüne dek hiç kimseyi ötekileştirmediklerini belirtti.</p>
<p>Özel, "Partinin adı, logosu değişir. Gün gelir devran değişir, ayrı düşenler birleşir ama bizi, bu birlikteliği bölemezler. Biz bir bütünüz, bu bütünü asla bozamazlar çünkü bu bütün 103 yıllık bir gelenekle birbirinden ayrı durmayan, düşünmeyen bir bütündür." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Bugün yol ayrımındayız"</strong></p>
<p>Özgür Özel, "Bugün yol ayrımındayız, tarihin kritik kavşağındayız" diyerek, "Kurultayı kaybedip hazmedemeyenlerle yerel seçimleri kaybedip hazmedemeyenlerin, büyük kurguyu yapıp, bir memur çocuğuna, bir parasız yatılı öğrenciye, arkasında lobilerin, çıkar gruplarının olmadığı, geçmişinde bağlantıları, geleceğe yönelik taahhütleri olmayan birine ana muhalefeti ki durmaz ki o zaman onlar ana muhalefette, yarının iktidarını ve verecek miyiz, yoksa derin devletin kirli hesabına uyacak bir işbirliği mi yapacağız?' sorusuna verilmiş cevaptır bizim yürüyüşümüz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>"Mutlak butlan" kararının üstünden 61 gün geçtiğini anımsatan Özel, bu süreçte CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'na, partiyi kurultaya götürmek için çağrılar yaptıklarını ancak bir sonuç alamadıklarını anlattı.</p>
<p>Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Buradan geçen hafta söyledim. Ne söylediğimi bilerek söyledim. Bir kez daha söylüyorum: 'Partiliyim, CHP'liyim' diyebilene söylüyorum. İster yarıştığımız kongrenin delegesiyle, ister son kongrenin delegeleri ile ister ki en doğrusu odur, 2 milyon üyemizin her birisiyle sandığı koyalım ortaya, karar versinler genel başkana. Yüzde 90'ın altında oyu güvensizlik sayarım, partinin önünü açarım. Hodri meydan. Var mısın? İşte tam bu kararlılığın olduğu noktadayız. Tam buradayız. Tarih bir yerde kırılacaksa burada kırılacak. İnceldiği yerden kopacaksa burada kopacak."</p>
<p>Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesinin CHP kurultay davasında, "mutlak butlan" nedeniyle Özgür Özel ile parti yönetiminin tedbiren görevden uzaklaştırılması ve Kemal Kılıçdaroğlu ile yönetiminin görevi devralması kararını, temyiz incelemesi için Yargıtay'a gönderdiğini hatırlatan Özel, "7 gün içerisinde gönderilecek kararın 59 gün sonra, adli tatilin başlamasından hemen önce Yargıtay'a gönderildiğini" ileri sürdü.</p>
<p>Geldikleri noktada, kendilerine destek verenlere "Ya bir yol bulacağız, ya yeni bir yol açacağız" dediklerini dile getiren Özel, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bugün mecbur bırakılmış, vakti gelmiş, hüzünlü bir vedanın hemen eşiğindeyiz. Ancak yeni bir başlangıcın sarsılmaz umudunu içimizde taşıdığımızı da milletimizle paylaşmak isterim. Bu partinin evlatları CHP'nin bu ülkenin kurucu partisi olduğunun, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün bu partinin kurucusu olduğunun, bu partinin onun iki eserinden birisi, gurur duyduğu bir eseri ve onun emaneti olduğunun farkındadır. Demokrasi mücadelesinin ağır bedellerini ödemiş bir siyasi partidir bu. Kurulduğu gündeki Milli Mücadele'nin yanında, demokrasi mücadelesinde, il başkanlarının suikastlara feda etmiş, il başkanları hapislere atılmış, işkenceler görmüş, mal varlıklarına el konmuş, darbeler görmüş, saldırılar görmüş bir partidir. Bugün geldiğimiz noktada biz bu büyük bir mirasın her satırına, her emekçisine, her neferine ezbere bildiğimiz hatırasının geçmişteki her gününe sonuna kadar sahip çıkıyoruz. Ancak artık partimiz butlanla, yargı kollarıyla, saray duvarları arasına sıkışmış bir esaretin ve bir işgalin altındadır. İşgal altında olan; Atatürk’ün mirasını korumanın sorumluluğu da artık bu salondadır, bizim omuzlarımızdadır. Biz binayı terk ettik ama çıkarken mirası, emaneti alıp da çıktık. Miras bizdedir, meşruiyet bizdedir, yetki bizdedir, görev bizdedir."</p>
<p><strong>"Ateşten gömleği hep beraber giyiyoruz"</strong></p>
<p>CHP Grup Başkanı Özel, bugünden sonra yapacakları yürüyüşün her adımında "yozlaşmış eski nesil siyaseti geride bıraktıklarını ve yeni nesil siyaseti, yeni bir rekabet ahlakını, özgür ve onurlu insanların ülkesini kurmak için yola çıktıklarını, bu konuda kararlılıkla yürüyen bir anlayışı hayata geçireceklerini" söyledi.</p>
<p>"Kontrollü muhalefet" olmayı asla kabul etmediklerini, kısır tartışmaları, bitmeyen kutuplaşmaları, insanları birbirine düşüren dili, umutsuzluğu geride bıraktıklarını ifade eden Özel, "Bu bir ayrılık, vazgeçiş değil. Bu Türkiye'de daha güçlü şekilde değişimi sürdürme ve iktidara yürüyüşün kararlı adımlarıdır. Hiçbir siyasi parti milletten büyük değildir. Hiçbir siyasi parti kurucusunun gösterdiği hedefe ulaşma azmini terk edemez. Hiçbir makam demokrasiden ileride, hiçbir yapı Cumhuriyet ideallerinden daha büyük önemde değildir. Biz dün olduğu gibi bugün de milletin emrindeyiz. Herkesin haberi olsun, buradan ilan ederiz. Dosta, olmayana, yanımızda olanlara, düne kadar karşımızda olanlara ilan ederiz ki biz siyasette gömlek çıkarmıyoruz. Biz bu ülkenin yarınları için siyasette ateşten bir gömleği hep beraber giyiyoruz." diye konuştu.</p>
<p>Özgür Özel, şöyle devam etti:</p>
<p>"Korkanlar, çekinenler, üç günlük dünyada şerefini değil de rahat koltuklarını düşünenler varsınlar geride kalsınlar. Biz demokrasiyi milletin gerçek gücü, adaleti devletin temel vasfı ve umudu bu milletin evlatlarının en büyük hakkı olarak görüyoruz. Bugün seçilmiş il başkanlarımızla, yarın seçilmiş Parti Meclisimiz, MYK'mizle, ardından milletvekillerimizle bir araya geliyoruz, yeni partimizi milletimizin seçtiği, ona yetkisini emanet ettiği milletvekillerimizle ilk adımını atarak kuruyoruz. Teknik işlemlerin ardından milletvekillerimizle birlikte yeni kuracağımız partimizle hiç şüpheniz olmasın ki açık ara farkla TBMM'nin ana muhalefet partisi oluyoruz. Bugün bu kürsüye, CHP'nin grup kürsüsüne veda ederken, ana muhalefet partisi grup kürsüsünü asla bırakmıyoruz. Ancak artık ana muhalefet partisi grup kürsüsüne veda etmenin, iktidar partisi grup kürsüsüne kavuşmanın da gününü sayıyoruz."</p>
<p>Sosyal demokrat olduklarını, "altı ok"a sonuna kadar bağlı kaldıklarını, ülkenin kurucularına, kuruluş kodlarına, ülkenin kuruluşundan beri benimsedikleri CHP'nin ideallerine sahip olduklarını söyleyen Özel, "Atatürk'le, Misakımilli sınırlarıyla, Cumhuriyet'le sorunu olmayan tüm demokratları Türkiye İttifakı'nda kucaklamaya, birlikte iktidara yürümeye davet ediyorum. Bu davetin sahibiyiz." dedi.</p>
<p><strong>"Ne Ekrem İmamoğlu'nu geride bırakırız, ne Mansur Yavaş'ı"</strong></p>
<p>Başlattıkları yürüyüşün ilk adımını atarken doğru tasarlanmış, doğru hazırlanmış, doğru takvimlenmiş, riskleri doğru analiz edilmiş şekilde büyüyeceklerini ve güçleneceklerini vurgulayan Özel, şöyle konuştu:</p>
<p>"Buradan önemle ricamdır. Bugünlerde bizim bu partiyi milletvekilleri ile kurmamızla birlikte, doğru bir takvimlendirme ve ölçeklendirme içinde iktidar yürüyüşümüze herkes güvensin. Yarın sabah kimse belediye başkanına 'Sen niye geçmedin?' Belediye üyesine 'Hala niye buradasın?' Falanca kişiye 'Daha niye orada değilsin?' demesin. Bir tane kuralımız var. Bir kere kimseyi geride bırakmayacağız, kimseden ayrı ya da uzak değiliz. Şu kadarını söyleyeyim, 'Ben yeni partide yokum. Özgür Özel ile arkadaşlarıyla birlikte değilim' diye kulağınızla duymadığınız herkes, emin olun ki bizimle birliktedir."</p>
<p>"Kimse şundan şüphe etmesin. Bu iktidar yürüyüşünde, bizler, sizler, hepimiz ne Ekrem İmamoğlu'nu geride bırakırız, ne Mansur Yavaş'ı. Ne Zeydan Karalar kalır Adana'da, ne Vahap Seçer Mersin'de" ifadesini kullanan Özel, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>"Selam olsun Edirne'den Iğdır'a, Trabzon'dan Antalya'ya. Bir daha söylüyorum. 'Ben onlarla değilim' diyen diyebilir. Tarihin önünde, milletin gönlünde ayrışabilir. Bu lafı duymadığımız herkes bizimle birliktedir, iktidar yürüyüşündedir. Sahipsiz vatanın, batması haktır. Sen, siz böyle sahip çıktıktan sonra bu vatan batmayacaktır. Bu büyük yürüyüşe, bu yeni yürüyüşe hazır mısınız? Yolları kapattılar, yeni bir yol açmaya var mısınız? Yeni yolu açıyoruz. İktidara yürümeye var mısınız? Haydi bakalım yolunuz açık olsun. Yeni yolda hep birlikte yürüyeceğiz, iktidara yürüyeceğiz. Yürüyelim arkadaşlar."​​​​​​​</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ozgur-ozel-yeni-partiyi-duyurdu-yarin-ilk-adimini-atarak-kuruyoruz-83645</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/5/1280x720/ozgur-ozel-1784646030.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CHP Meclis Grup toplantısında konuşan Özgür Özel, &quot;Bugün seçilmiş il başkanlarımızla, yarın seçilmiş Parti Meclisimiz, MYK&#039;mizle, ardından milletvekillerimizle bir araya geliyoruz, yeni partimizi milletimizin seçtiği, ona yetkisini emanet ettiği milletvekillerimizle ilk adımını atarak kuruyoruz.&quot; dedi. Özel, &quot;Teknik işlemlerin ardından milletvekillerimizle birlikte yeni kuracağımız partimizle hiç şüpheniz olmasın ki açık ara farkla TBMM&#039;nin ana muhalefet partisi oluyoruz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thy-ile-havelsandan-simulator-anlasmasi-83647</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> THY ile HAVELSAN&#039;dan simülatör anlaşması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Hava Yolları (THY) ile HAVELSAN arasında 12 uçuş simülatörü için sözleşme imzalandığı bildirildi.</p>
<p>THY İletişim Başkanlığından yapılan açıklamaya göre, anlaşma kapsamında HAVELSAN ile 8'i tam uçuş simülatörü (Full Flight Simulator-FFS) ve 4'ü uçuş eğitim cihazı (Flight Training Device-FTD) olmak üzere 12 yeni simülatörün tedariki sağlanacak.</p>
<p>Anlaşmayla, THY'nin 2026 yılının ocak ayında temeli atılan ve 2027 yılında ilk etabının faaliyete geçmesi planlanan simülatör hangarları ile 2028 yılında tamamlanacak yeni Uçuş Eğitim Merkezi'nin eğitim kapasitesinin artırılması hedefleniyor.</p>
<p>Verilen bilgiye göre, yerli ve milli imkanlarla tamamı Türkiye'de üretilecek simülatörler, THY'nin büyüyen eğitim altyapısına entegre edilecek. Böylece, ileri seviye pilot eğitim sistemlerinin yerli imkânlarla geliştirilmesi desteklenirken, yüksek teknoloji alanındaki yetkinliklerin güçlendirilmesine de önemli katkı sağlanması bekleniyor.</p>
<p>THY Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. Dr. Murat Şeker, "Yeni verilen siparişlerle birlikte 2033 yılında THY Uçuş Eğitim Merkezi üç kampüste hem THY ekiplerinin ihtiyacını karşılayan hem de başka hava yollarına hizmet veren Avrupa'nın en büyük uçuş eğitim merkezlerinden biri haline gelecek. Bu hedefimize yerli ve milli simülatör çözümleriyle değerli katkılar sağlayan HAVELSAN'a teşekkür ediyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>HAVELSAN Genel Müdürü Dr. Mehmet Akif Nacar ise "Bu sözleşme, geniş gövde uçuş simülasyonu alanına girişimizi temsil etmesi bakımından önemli bir kilometre taşıdır. Uzun soluklu iş ortağımız, ülkemizin bayrak taşıyıcı markası Türk Hava Yollarına, bize duyduğu güven için teşekkür ediyor, pilot eğitimi alanında ileri teknolojiye dayalı, yüksek kaliteli simülasyon çözümleri sunma konusundaki kararlılığımızı sürdürüyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Anlaşma kapsamında 8 tam uçuş simülatörü ile 4 uçuş eğitim cihazı teslim alacak olan THY, eğitim merkezlerinde halihazırda HAVELSAN tarafından üretilen ve EASA Seviye D standartlarına göre sertifikalandırılan 3 Airbus A320NEO/CEO, 3 Boeing 737MAX ve 1 Boeing 737NG tam uçuş simülatörünü aktif olarak kullanıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thy-ile-havelsandan-simulator-anlasmasi-83647</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/7/1280x720/46346-1784647133.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Hava Yolları ile HAVELSAN arasında 12 uçuş simülatörü için sözleşme imzalandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aksa-enerjinin-senegal-yatirimina-57-milyon-euroluk-finansman-83644</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aksa Enerji&#039;nin Senegal yatırımına 57 milyon euroluk finansman</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>8 ülkedeki 15 santral operasyonu ve 3 bin 500 megavatsaatten fazla kurulu gücüyle global bir enerji şirketi konumuna ulaşan Aksa Enerji'nin Afrika'daki yatırımlarını güçlü uluslararası finansman iş birlikleriyle desteklemeye devam ettiği bildirildi. </p>
<p>Şirket, Senegal'de yapımı devam eden 255 megavatsaat kurulu güce sahip doğal gaz kombine çevrim santrali yatırımında kullanılmak üzere Alman Helaba Bank ile 57 milyon euro tutarında kredi sözleşmesi imzaladı. İsviçre'nin resmi İhracat Kredisi Sigorta Kurumu SERV tarafından garanti edilen finansman, 10 yıl vadeli olarak yapılandırıldı.</p>
<p>Finansmanı, kurulumu ve işletmesi Aksa Enerji tarafından üstlenilen Senegal Doğal Gaz Kombine Çevrim Santrali'nde üretilecek elektrik, 25 yıl süreyle, euroya endeksli tarife ve alım garantisi kapsamında şebekeye aktarılacak.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, yüksek verimli üretim teknolojisine sahip proje, Senegal'in enerji arz güvenliğinin güçlendirilmesine, artan elektrik ihtiyacının karşılanmasına ve ithal yakıtlara bağımlılığın azaltılmasına katkı sağlayacak. Yatırımın ayrıca yerel istihdamı desteklemesi, yerel tedarik zincirini güçlendirmesi ve ülkedeki teknik kapasitenin gelişimine katkıda bulunması hedefleniyor.</p>
<p>Aksa Enerji, Afrika'da 5 santral ve 725 megavatsaat kurulu güçle faaliyet gösteriyor. Senegal'in yanı sıra Gabon ve Burkina Faso'da devreye alınması planlanan santral yatırımlarını sürdüren şirketin Afrika'daki büyüme programının, uluslararası finans kuruluşlarıyla kurduğu iş birlikleriyle desteklendiği vurgulandı. Aksa Enerjinin, Helaba Bank ve SERV iş birliğiyle sağlanan yeni kaynakla birlikte Afrika yatırımlarının finansman kaynaklarını coğrafi anlamda çeşitlendirmeyi sürdürdüğü belirtildi.</p>
<p>Aksa Enerji CEO'su ve İcra Kurulu Başkanı Naci Ağbal, söz konusu anlaşmanın Senegal yatırımlarında teknik ve ticari gücünün yanı sıra uluslararası finans kuruluşlarının projelerine duyduğu güveni de ortaya koyduğunu belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu finansman, uluslararası sermaye piyasalarına erişim kabiliyetimizi güçlendiren ve uzun vadeli büyüme stratejimizi destekleyen önemli bir adım. Senegal Doğal Gaz Kombine Çevrim Santrali'yle enerji arz güvenliğini güçlendiren ve sürdürülebilir kalkınmayı destekleyen kritik bir altyapı oluşturuyoruz. Aynı zamanda Avrupa finans ekosistemiyle Afrika'nın büyüyen enerji ihtiyacı arasında uzun vadeli ve güvene dayalı bir yatırım modeli oluşturuyoruz. Aksa Enerji olarak 'Sürdürülebilir Yüksek Büyüme' stratejimiz doğrultusunda finansman kaynaklarımızı coğrafi ve yapısal açıdan çeşitlendirirken, yatırımlarımızı güçlü bir sermaye yapısıyla desteklemeye devam ediyoruz. Senegal'deki yatırımımız da uluslararası finansmana erişim kabiliyetimizi, proje geliştirme yetkinliğimizi ve Afrika’nın enerjide çözüm ortağı olma kararlılığımızı yansıtıyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aksa-enerjinin-senegal-yatirimina-57-milyon-euroluk-finansman-83644</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/naci-agbal.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 57 milyon euroluk uluslararası finansman hakkında açıklama yapan Aksa Enerji CEO&#039;su ve İcra Kurulu Başkanı Naci Ağbal, &quot;Bu finansman, uluslararası sermaye piyasalarına erişim kabiliyetimizi güçlendiren ve uzun vadeli büyüme stratejimizi destekleyen önemli bir adım. Senegal Doğal Gaz Kombine Çevrim Santrali&#039;yle enerji arz güvenliğini güçlendiren ve sürdürülebilir kalkınmayı destekleyen kritik bir altyapı oluşturuyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkiye-sigorta-ve-hayat-emeklilikten-ilk-yarida-245-milyar-lira-net-kar-83642</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye Sigorta ve Hayat Emeklilik&#039;ten ilk yarıda 24,5 milyar lira net kâr</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik'in, yılın ilk yarısında güçlü finansal büyümesini sürdürerek piyasa beklentilerinin üzerinde rekor kârlılığa ulaştığı belirtildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, Türkiye Sigorta, yılın ilk yarısına ilişkin net kârını, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 44 artışla 13 milyar 450 milyon liraya, Türkiye Hayat Emeklilik de yüzde 52 artışla 11 milyar 8 milyon liraya yükseltti.</p>
<p>Böylece iki şirket, 1 Ocak–30 Haziran döneminde toplam net kârını yüzde 48 artırarak 24,5 milyar lirayla rekor kârlılığa imza attı.</p>
<p>Türkiye Sigorta, yılın ilk yarısında prim üretimini geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 30 artırarak 94 milyar 213 milyon liraya yükseltirken, pazar payını da yüzde 15 seviyesine taşıdı.</p>
<p>Türkiye Hayat Emeklilik ise yılın ilk 6 ayında Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) ve Otomatik Katılım Sistemi (OKS) fon büyüklüğünü yüzde 49 artışla 525 milyar liraya, katılımcı sayısını da yaklaşık 5 milyona yükseltti.</p>
<p>Şirket, aynı dönemde hayat branşında yüzde 53,4 büyümeyle 20 milyar 270 milyon lira prim üretimine ve yüzde 17,7 pazar payına ulaştı.</p>
<p><strong>Türkiye Sigorta'nın aktif büyüklüğü 193,3 milyar liraya ulaştı</strong></p>
<p>Haziran sonu itibarıyla Türkiye Sigorta'nın aktif büyüklüğü 193,3 milyar liraya, özsermaye büyüklüğü ise 61 milyar liraya ulaşırken, öz kaynak kârlılığı yüzde 48 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Türkiye Hayat Emeklilik'in de aktif büyüklüğü 598,4 milyar liraya, özsermaye büyüklüğü 39,4 milyar liraya ulaşırken, öz kaynak karlılık oranı ise yüzde 62 oldu.</p>
<p>Türkiye Sigorta'nın sermaye yeterlilik rasyosu yüzde 213, Türkiye Hayat Emeklilik'in sermaye yeterlilik rasyosu ise yüzde 377 seviyesinde kaydedildi. Bileşik rasyo oranı, Türkiye Sigorta'da yüzde 88,34, Türkiye Hayat Emeklilik'te yüzde 64,92 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Yıl içerisinde 3 milyar liralık nakit temettü dağıtımı yapmayı planlayan Türkiye Sigorta, yüzde 100 bedelsiz sermaye artırımıyla sermayesini 10 milyar liradan 20 milyar liraya yükseltti.</p>
<p>Aynı dönemde 3 milyar liralık temettü dağıtımı yapacak Türkiye Hayat Emeklilik'in de sermayesi 5 milyar liradan 10 milyar liraya çıkarıldı.</p>
<p><strong>"Dengeli fiyatlamayla sigorta erişilebilirliğine katkı sağlıyoruz"</strong></p>
<p>Türkiye Sigorta Genel Müdürü Taha Çakmak, yılın ilk yarısında elde ettikleri finansal sonuçların, güçlü bilanço yapısı, etkin gider yönetimi, mali disiplin ve müşteri odaklı büyüme stratejisinin sonucu olduğunu belirtti.</p>
<p>Çakmak, iki şirketin de yılın ilk yarısında başarılı finansal performanslarını sürdürerek tüm paydaşlarına değer üretmeye devam ettiğini vurgulayarak, "İlk çeyrekte hayat ve hayat dışı sektörlerinde Türkiye Sigorta'nın karlılıkta 1. sırada, Türkiye Hayat Emeklilik'in ise 2. sırada yer alması, Şirketlerimizin güçlü finansal performansının en önemli göstergesidir. Hayat ve hayat dışı sektörlerinde adeta birbirleriyle yarışan iki şirketimiz de yılın ikinci çeyreğinde karlılık ve prim üretimindeki lider konumlarını başarıyla sürdürmüştür." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Çakmak, başarılarının temelinde enflasyonla mücadele ve sigortanın erişilebilirliğini artırma stratejileri kapsamında uygulamaya aldıkları kampanyalar, etkin risk yönetimi, disiplinli fiyatlama politikaları, operasyonel verimlilik ve değişen ekonomik koşullara hızlı uyum sağlayan yönetim anlayışlarının bulunduğunu kaydetti.</p>
<p>Bu yaklaşımın, hem finansal başarılarını daha da güçlendirdiğini hem de uzun vadeli hedeflerine sağlam bir zemin oluşturduğunu aktaran Çakmak, "2026 yarıyılında rekoru yatırım gelirlerimiz değil, sigortacılığın kendisi yazdı. Sektör ortalamaları yüzde 110'un üzerindeyken bileşik oranımız üst üste 10. çeyrekte yüzde 100'ün altında kaldı ve yüzde 88 ile tarihimizin en iyi seviyesine geriledi." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p>Enflasyonla mücadele sürecinde şirketlerinin, finansal gücünü korurken, sigortayı ulaşılabilir kılan dengeli fiyatlama yaklaşımıyla hareket ettiğini ifade eden Çakmak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Haziran ayı sonunda TÜFE, yıllık bazda yüzde 32,1 olarak gerçekleşirken sigorta enflasyonu aynı dönem için yüzde 15,5 ile TÜFE'nin önemli ölçüde altında kaldı. Yıllık TÜFE'nin altında gerçekleşen sigorta enflasyonuna sektörümüzde lider ve piyasa belirleyici şirket olarak özellikle bireysel ürün gruplarında aldığımız aksiyonlar, indirimler ve ödeme kolaylığı sunan kampanyalarımızın da etkisiyle katkı sunduk. Yılın ilk 6 ayında sağlık sigortalarında 10,6 milyar lira, kasko branşında da yüzde 30 artışla 9,9 milyar lira prim üretimine ulaşarak rekabetçi fiyatlama ile büyümeyi dengeli bir şekilde yönetme kabiliyetimizi bir kez daha ortaya koyduk. Sigorta enflasyonunun üzerinde reel büyüyerek, bu büyümeyi teknik kara dönüştürerek, yatırım portföyümüzü çeşitlendirerek ve sigorta erişilebilirliğini artırarak 2026'nın ilk yarısında hedeflerimizi her alanda gerçekleştirdik. Enflasyonla mücadele ve herkes için sigorta vizyonumuz doğrultusunda, bazı bireysel ürün gruplarımızda fiyat artışına gitmeden büyümemizi sürdürdük."</p>
<p><strong>"Sigortayı toplumun her kesimi için erişilebilir kılmada önemli mesafe katettik"</strong></p>
<p>Çakmak, etkin fiyatlama yönetimleri sayesinde yalnızca üretimlerini büyütmekle kalmadıklarını, sektör liderliklerini daha da pekiştirdiklerini belirtti.</p>
<p>Bu yaklaşımla daha fazla vatandaşı sigorta güvencesiyle buluşturduklarının altını çizen Çakmak, "Sigortayı toplumun her kesimi için erişilebilir hale getirme hedefimiz doğrultusunda önemli bir mesafe katettik. Sektörün geneliyle karşılaştırdığımızda Türkiye Sigorta olarak ilk 6 aydaki 94 milyar liralık prim üretimiyle en yakın rakibimizle aramızda 18 milyar liralık, sektörün 3. ve 4. şirketleriyle 40 milyar liralık fark oluşması bizleri oldukça gururlandırıyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Çakmak, dijitalleşme yatırımlarının, çoklu dağıtım kanallarının ve müşteri deneyimini merkeze alan yaklaşımları sayesinde her kademeden müşterilerine daha hızlı, kolay ve etkin hizmet sunmaya devam ettiklerini vurguladı.</p>
<p><strong>"2026 yılı ilk yarısında kendi rekorlarımızı kırmaya devam ettik"</strong></p>
<p>Sürdürülebilir büyüme ve yüksek karlılık performansıyla bilançolarını güçlendirmeye devam ettiklerini belirten Çakmak, "2026 yılı ilk yarısında kendi rekorlarımızı kırmaya devam ettik. İlk yarıda iki şirketimiz yüzde 48 artışla toplamda 24,5 milyar lira rekor net karlılığa ulaştı. Prim üretim rakamlarımız ise kurumsal performansımızın en somut göstergesi oldu." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p>Çakmak, yılın ilk yarısında Türkiye Sigorta'nın BIST 50 Endeksi'ndeki tek sigorta şirketi olarak güçlü bir performans sergilediğini ve blok pay satışının güçlü talep gördüğünü ifade etti.</p>
<p>Payların hızlandırılmış talep toplama yöntemiyle uluslararası kurumsal yatırımcılara satışında arz edilen tutarın 4 katından fazla talep topladığına dikkati çeken Çakmak, "Böylece Türkiye Varlık Fonu'nun (TVF) Türkiye Sigorta’daki yüzde 5'lik payı yaklaşık 150 milyon dolar (6,75 milyar lira) karşılığında uluslararası kurumsal yatırımcılardan gelen güçlü taleple tamamlandı. Halka açıklık oranımız yüzde 23,9'a çıkarak likidite ve yabancı yatırımcı erişimimiz arttı." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Çakmak, Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik olarak sadece bugünün değil, geleceğin ihtiyaçlarını da gözeten bir anlayışla hareket ettiklerini belirtti.</p>
<p>Güçlü kurumsal yapılarını sürdürülebilir karlı büyüme hedefiyle desteklemeye devam edeceklerini vurgulayan Çakmak, gelecek dönemde de ürün çeşitliliğini artırmaya, hizmet kalitesini geliştirmeye ve ülkenin ekonomik kalkınmasına katkı sunarken, sigortacılığı daha geniş kitlelerle buluşturmaya kararlılıkla devam edeceklerini kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkiye-sigorta-ve-hayat-emeklilikten-ilk-yarida-245-milyar-lira-net-kar-83642</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/Turkiye-Sigorta-Genel-Muduru-Taha-Cakmak-.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik&#039;in yılın ilk yarısında 24,5 milyar lira net kâr elde ettiği bildirildi. Türkiye Sigorta Genel Müdürü Taha Çakmak, &quot;Şirketlerimiz, bu yılın ilk yarısında da başarılı finansal performansını sürdürerek tüm paydaşlarına değer üretmeye devam etti.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/lpg-ithalati-yillik-yuzde-077-artti-83624</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 11:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> LPG ithalatı yıllık yüzde 0,77 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) mayıs ayına ait "Sıvılaştırılmış Petrol Gazları (LPG) Piyasası Sektör Raporu"nu yayınladı.</p>
<p>Buna göre, rafinerici ve dağıtıcı lisansı sahiplerince en fazla LPG ithalatı yapılan ülkeler, sırasıyla Cezayir, Rusya, Suudi Arabistan, İtalya, ABD, Nijerya, Kazakistan, Hırvatistan ve Mısır olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>LPG ithalatı, mayısta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 0,77 artarak 283 bin 155 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>Rafinerici ve dağıtıcı lisansı sahiplerince bu dönemde gerçekleştirilen LPG ihracatı ise yüzde 15,82 azalarak 45 bin 910 ton oldu.</p>
<p>Türkiye, söz konusu dönemde Birleşik Arap Emirlikleri, Ukrayna, Bangladeş, Bulgaristan, KKTC, İngiltere, Romanya, Lübnan ve Türkiye Serbest Bölge olmak üzere 9 farklı ülke ve bölgeye LPG ihraç etti.</p>
<p><strong>Satışlarda otogaz ilk sırada</strong></p>
<p>LPG üretimi ise yüzde 19,69 artarak 101 bin 426 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>Dağıtıcı lisansı sahiplerince mayısta geçen yılın aynı ayına göre yapılan toplam LPG satışı 336 bin 830 ton olarak hesaplandı.</p>
<p>Satışlarda yüzde 85,69 pazar payıyla otogaz birinci sırada yer aldı. Bunu yüzde 11,80 ile tüplü LPG ve yüzde 2,51 ile dökme LPG satışları izledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/lpg-ithalati-yillik-yuzde-077-artti-83624</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/6/1280x720/lpg-1761647312.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin mayıs verilerine göre LPG ithalatı, yıllık bazda yüzde 0,77 artışla 283 bin tonu aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-uretimi-yillik-yuzde-49-geriledi-83622</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrik üretimi yıllık yüzde 4,9 geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) mayıs ayına ait "Elektrik Piyasası Sektör Raporu"nu paylaştı.</p>
<p>Buna göre, lisanslı elektrik üretiminin yüzde 48,89'u hidrolik, yüzde 12,48'i doğal gaz, yüzde 11,88'i linyit, yüzde 9,86'sı rüzgar, yüzde 4,54'ü ithal kömür ve yüzde 4,12'si jeotermal santrallerinden yapıldı. Bu kaynakları sırasıyla biyokütle, güneş, taş kömürü, asfaltit ve fuel-oil izledi.</p>
<p>Türkiye'nin lisanslı elektrik üretimi mayısta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 4,91 azalışla 23 milyon 939 bin 965 megavatsaat olarak gerçekleşti.</p>
<p>Faturalanan elektrik tüketim miktarı ise aynı dönemde yüzde 7,77 azalarak 20 milyon 909 bin 586 megavatsaat olarak gerçekleşti.</p>
<p>Tüketimin yüzde 42'si sanayi, yüzde 26,94'ü mesken ve yüzde 26,79'u kamu ve özel hizmetler sektörü ile diğer aboneler tarafından yapıldı. Tüketimde aydınlatmanın payı yüzde 1,87, tarımsal faaliyetlerin payı ise yüzde 2,41 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>Tüketici sayısı ve kurulu güç arttı</strong></p>
<p>Elektrikte tüketici sayısı, mayısta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2,51 artarak 52 milyon 408 bin 49'a ulaştı.</p>
<p>Bu dönemde, sanayi tüketicilerinin sayısında yüzde 0,30, mesken tüketicilerinin sayısında yüzde 2,53, aydınlatma tüketicilerinin sayısında yüzde 2,45, kamu ve özel hizmetler sektörü ve diğer tüketicilerin sayısında yüzde 2,56 ve tarımsal faaliyet tüketicileri sayısında yüzde 1,35 artış görüldü.</p>
<p>Türkiye'nin lisanslı elektrik kurulu gücü de bu dönemde yüzde 3 artarak 100 bin 647 megavat oldu.</p>
<p>Kurulu gücün yaklaşık yüzde 24,44'ünü doğal gaz, yüzde 23,71'ini barajlı hidrolik, yüzde 14,79'unu rüzgar, yüzde 10,39'unu ithal kömür ve yüzde 10,16'sını linyit santralleri, kalan bölümünü ise diğer enerji kaynaklarından elektrik üreten tesisler oluşturdu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-uretimi-yillik-yuzde-49-geriledi-83622</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/4/1280x720/adm-elektrik-1779774227.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin mayıs verilerine göre lisanslı elektrik üretimi, geçen yıla kıyasla yüzde 4,9 azalarak 23,9 milyon megavatsaat oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/6-ayda-86-milyon-lira-guvensiz-urun-cezasi-83621</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 10:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> 6 ayda 8,6 milyon lira &#039;güvensiz ürün&#039; cezası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, tüketicilerin sağlık ve güvenliğinin korunması amacıyla bakanlık tarafından yürütülen piyasa gözetimi ve denetimi faaliyetlerinin, yılın ilk yarısında etkin ve kararlı şekilde sürdürüldüğünü bildirdi.</p>
<p>Bu kapsamda, tekstil, ayakkabı, mobilya, kırtasiye, çocuk bakım ürünleri, oyuncak ve deterjan başta olmak üzere, tüketici ürünlerine yönelik denetimlerin gerçekleştirildiği aktarılan açıklamada, riskli ürünlerin tespit edildiği ve piyasaya arzının önlenmesine yönelik çalışmaların titizlikle yürütüldüğü vurgulandı.</p>
<p>Denetimlerde özellikle hassas tüketici grubu olarak değerlendirilen bebek ve çocuklara yönelik ürünlere öncelik verildiğine dikkati çekilen açıklamada, "Hazırlanan analizler doğrultusunda oluşturulan denetim planları kapsamında, risk ihtimali yüksek ürünler incelemeye alınmıştır. Ürünler, kimyasal, fiziksel ve mekanik risklerin yanı sıra, tüketicilerin doğru bilgilendirilmesini sağlamak amacıyla etiketlerde bulunması zorunlu bilgilerin mevzuata uygunluğu açısından da denetlenmiştir." ifadesi kullanıldı.</p>
<p><strong>Çocuk mobilyaları, giysileri ve oyuncakları öncelikli incelendi</strong></p>
<p>Yıllık denetim planı doğrultusunda, özellikle üretici ve ithalatçılar nezdinde gerçekleştirilen denetimlerde, yılın ilk yarısında çocuk güvenliği temalı denetim yaklaşımının benimsendiğine işaret edilen açıklamada, bu çerçevede çocuk mobilyaları, giysileri, ayakkabıları ve oyuncakları öncelikli incelendiğinin altı çizildi.</p>
<p>Dönemsel tüketim alışkanlıklarının dikkate alındığına değinilen açıklamada, "Haziranda yazlık giysiler, terlik ve sandalet gibi mevsimsel ayakkabılar, plaj havluları, su ve kum oyuncakları ile yüzme yardımcılarına yönelik denetimler yoğunlaştırılmıştır." değerlendirmesinde bulunuldu.</p>
<p>Bu yılın ilk 6 ayında gerçekleştirilen denetimlere ilişkin bilgi verilen açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Çalışmalar kapsamında, bu yılın ilk yarısında ülke genelinde 4 bin 704 firmada denetim ve mevzuata uyum konusunda bilgilendirme faaliyetleri gerçekleştirilmiştir. Mevzuata aykırı olduğu tespit edilen ürünler hakkında piyasaya arzın yasaklanması, piyasadan toplatılması ve risk duyurusunda bulunulması gibi idari tedbirler uygulandı. Söz konusu ürünleri piyasaya arz edenler hakkında, toplam 8,6 milyon lira idari para cezası kesildi. Bakanlığımız, piyasaya güvensiz ürün arz edilmesini önlemek amacıyla gerekli tüm tedbirleri almaya ve denetim faaliyetlerini 'Güvensiz Ürüne Karşı Sıfır Tolerans' ilkesi doğrultusunda, kararlılıkla sürdürmeye devam etmektedir. Bununla birlikte, tüketicilerimizin alışveriş yaparken ürün etiketlerinde yer alan bilgileri dikkatle incelemeleri ve güvensiz ürünlere ilişkin bildirimleri 'guvensizurun.ticaret.gov.tr' adresinden takip etmeleri önem arz etmektedir."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/6-ayda-86-milyon-lira-guvensiz-urun-cezasi-83621</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/5/1280x720/ticaret-bakanligi-1752063094.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı, yılın ilk yarısında yapılan denetimlerde mevzuata aykırı olduğu tespit edilen ürünleri arz edenlere 8,6 milyon lira idari para cezası uygulandığını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thy-saffa-fonuna-katildi-83623</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> THY, SAFFA Fonu&#039;na katıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Hava Yolları'nın (THY), sürdürülebilir havacılık yakıtı (SAF) gelişimini desteklemek amacıyla Burnham Sterling Asset Management'in (BSAM) yönettiği SAFFA Fund I LP (SAFFA Fonu) ünvanlı fona katılımına yönelik sözleşme imzaladığı duyuruldu.</p>
<p>THY İletişim Başkanlığı, şirketin fona katılımı sürdürülebilir havacılık yakıtlarına erişimi desteklemenin yanı sıra sektörün geleceğini şekillendiren yatırım, ham madde geliştirme ve teknoloji projelerine daha yakın konumlanmasını sağlayacağını bildirdi.</p>
<p>Verilen bilgiye göre, SAFFA Fonu'na katılım, fonun ana yatırımcısı Airbus ile sürdürülebilirlik ve sürdürülebilir havacılık yakıtlarına yönelik tedarik güvenliği alanlarındaki iş birliğini daha da ileri taşırken, sektörün dönüşümüne yönelik ortak vizyonu da güçlendirmeyi hedefliyor.</p>
<p>THY Genel Müdür Yardımcısı Levent Konukcu, havacılık sektöründeki işbirlikleri, uzun vadeli planları ve sürdürülebilir havacılık hedefleri doğrultusunda, SAFFA Fonu'na katılımlarını duyurmaktan memnuniyet duyduklarını ifade etti.</p>
<p>Konukcu, "Bu yatırım ile yalnızca sürdürülebilir havacılık yakıtı ekosisteminin gelişimine katkı sağlamayı değil, aynı zamanda sektörün geleceğini şekillendiren yenilikçi projelerin desteklenmesinde aktif rol üstlenmeyi hedefliyoruz. SAFFA Fonu aracılığıyla kurulan güçlü uluslararası işbirlikleri, sürdürülebilir havacılık yakıtlarına erişimimizi desteklerken, tedarik güvenliğimizi güçlendirmemize ve küresel havacılık sektörünün dönüşümüne katkıda bulunmamıza imkan sağlayacaktır. THY olarak sürdürülebilir büyüme vizyonumuz doğrultusunda sektörümüze değer katmaya ve küresel havacılığın geleceğinde öncü rol üstlenmeye devam edeceğiz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Burnham Sterling Asset Management LLC İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Michael Dickey Morgan ise SAFFA Fonu'nun, farklı yatırım türleri ve coğrafyalardaki Sürdürülebilir Havacılık Yakıtı (SAF) projelerine sermaye yönlendirmek amacıyla oluşturulduğunu belirterek, "THY'nin yatırımı, bu stratejinin ölçeğini büyütürken, aynı zamanda fon katılımcılarının bu varlık sınıfına duyduğu güveni de ortaya koyuyor. THY'nin SAFFA Fonu'na yaptığı taahhüt, dünyanın önde gelen hava yolu şirketlerinin bu dönüşümü uzun vadede vazgeçilmez gördüğünün güçlü bir göstergesidir. Bu ilerlemeye katkı sağlamaktan gurur duyuyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>SAFFA Fonu</strong></p>
<p>Aralık 2023'te kurulan SAFFA Fonu, sürdürülebilir havacılık yakıtlarının üretim kapasitesini artırmak ve havacılık sektörünün karbon azaltma hedeflerini desteklemek amacıyla oluşturuldu.</p>
<p>Fon, teknolojik olgunluğa ulaşmış SAF projelerine yatırım yaparken, farklı üretim teknolojileri ve coğrafi bölgelerde çeşitlendirilmiş portföy yapısıyla sürdürülebilir yakıt arzının gelişimine katkı sağlamayı hedefliyor.</p>
<p>Yönetimi BSAM tarafından üstlenilen ve Airbus'ın ana yatırımcı konumunda bulunduğu fona, önde gelen küresel havacılık ve finans kuruluşları katılım sağlıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thy-saffa-fonuna-katildi-83623</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/4/1280x720/thy-1761828657.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Hava Yolları, sürdürülebilir havacılık yakıtı gelişimini desteklemek amacıyla kurulan SAFFA Fonu&#039;na katıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/diyarbakirda-kamulastirma-karari-83620</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Diyarbakır&#039;da kamulaştırma kararı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün (MAPEG) istimlake müteallik kararı, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı'nın (TPAO) başvurusunu değerlendiren MAPEG, petrol işlemi için gerekli olan ve kamulaştırılmasında kamu yararı bulunan, rayiç haddin üzerinde bedel talep edilmesi gerekçesiyle anlaşma yoluyla satın alınması mümkün olmayan ve üzerinde acele el koyma kararı bulunan Diyarbakır sınırları içindeki çeşitli parsellerin kamulaştırılmasına karar verdi.​​​​​​​</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/diyarbakirda-kamulastirma-karari-83620</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/tpao.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü, Diyarbakır&#039;da acele el koyma kararı olan parselleri kamulaştıracak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hayvan-kesimhanelerinde-kamera-sistemi-zorunlu-oldu-83618</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hayvan kesimhanelerinde kamera sistemi zorunlu olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanlığının hazırladığı Hayvansal Gıdalar İçin Özel Hijyen Kuralları Yönetmeliği'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, canlı hayvanlar, karkaslar, yan ürünler ile personel hareketlerinin izlenmesine yönelik olarak hayvan bekleme ve kesim yeri ile muamelenin yapıldığı alanlarda, geniş açıdan görüntü alma özelliğine sahip, çözünürlüğü yüksek ve en az bir ay kayıt yapabilen görüntüleme sistemleri (kamera) kurulumu zorunlu hale getirildi. Uygulama 1 Ocak 2027'den itibaren zorunlu olacak.</p>
<p><strong>Hayvanlar bilinçli haldeyken ayaklarından asılamayacak</strong></p>
<p>Kesimhanelerde hayvana aşırı basınç uygulamayan, zemini kaygan olmayan, sessiz çalışan ve ani hareket etmeyen, hayvanlara zarar verebilecek keskin kenarları olmayan, uygun konumlandırılmış sabitleme ekipmanının bulunması da zorunlu hale getirildi. Hayvanlar bilinçli haldeyken ayaklarından asılamayacak.</p>
<p>​​​​​​​Kesimhanelerde kesilen hayvanların elektronik küpe uygulaması üzerinden dijital takibinin yapılabilmesi için (dijital sayım ve takip cihazı) gerekli altyapı oluşturulacak. Kesilen hayvanlara ilişkin izlenebilirlik kayıtlarıyla çiftliklerdeki hastalık ve veteriner ilaç takibi ile hayvan hareketlerinin kontrol altında tutulması hedefleniyor. Böylece güvenli et üretimi sağlanacak.</p>
<p>Hayvansal Gıdalar İçin Özel Hijyen Kuralları Yönetmeliği'ne eklenen hususlar 1 Ocak 2027'de yürürlüğe girecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hayvan-kesimhanelerinde-kamera-sistemi-zorunlu-oldu-83618</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/1/0/1280x720/hayvan-yemi-hayvancilik-1769933265.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan tebliğle, canlı hayvanlar, karkaslar, yan ürünler ile personel hareketlerinin izlenmesi amacıyla hayvan bekleme ve kesim yeri ile muamelenin yapıldığı alanlarda en az bir ay kayıt yapabilen görüntüleme sistemleri kurulması gerekecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/liderin-ruh-hali-sirketin-stratejisi-olmamali-83606</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 08:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Liderin ruh hâli, şirketin stratejisi olmamalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Güçlü şirketler yalnızca finansal kontrol mekanizmaları kurmaz. Liderlik için de kontrol ve denge mekanizmaları kurarlar.</strong></p>
<p>Bir organizasyonun performansını bozan birçok neden vardır. Ama bunların en yıkıcılarından biri, negatif, öngörülemez ve sürekli suçlayıcı bir liderdir.</p>
<p>Çünkü insanlar zamanla işlerini yönetmeyi bırakır, liderin ruh hâlini yönetmeye başlar.</p>
<p>Toplantıdan önce aynı soru dolaşır:</p>
<p><em>"Bugün nasıl?"</em></p>
<p>Keyfi yerinde mi?</p>
<p>Yoksa yine birileri gereksiz yere azar mı işitecek?</p>
<p>İşte o anda organizasyonun odağı müşteriden, üretimden ve sonuçlardan uzaklaşır; tek bir şeye odaklanır:</p>
<p><strong>Liderin o günkü ruh hâline.</strong></p>
<p>Liderler de insandır. Onların da aileleri ve zorlu çocuklukları vardır. Oradan taşıdıkları deneyimler, başarıları, hayal kırıklıkları, korkuları, çözülememiş öfkeleri ve hayatın yükü vardır.</p>
<p>Bütün bunlar insanidir. Ancak çalışanlar, bir liderin çocukluk travmalarını, onaylanma ihtiyacını ya da çözülememiş kişisel meselelerini taşımak için işe gelmez.</p>
<p>Şirketler terapi odası değildir. Lider olmak, her şeyden önce kendini yönetebilmektir. Ancak burada bir yanlış anlaşılmayı da önlemek gerekir: Bugün liderlik belki de hiç olmadığı kadar zor; ekonomik belirsizlikler, yapay zekâ, jeopolitik gelişmeler...</p>
<p>Bir sabah doğru görünen karar, ertesi gün tamamen yanlış hâle gelebiliyor. Böyle dönemlerde liderler bazen sert kararlar almak zorundadır. Yollar dönemeçli bir hale gelmeye başladı, hedef artık herkesin görebildiği bir yerde değil.</p>
<p>Bazen ani dönüş yapmak gerekir.</p>
<p>Bazen frene basmak...</p>
<p>Bazen gaza yüklenmek...</p>
<p>Bazen de kimsenin hoşuna gitmeyecek kararları uygulamak gerekir.</p>
<p>Özellikle her geri bildirimi kişisel algılayan ya da değişime direnç gösteren çalışanları kırmamak adına gerekli kararları ertelemek de doğru değildir. Liderin görevi kırılgan çalışanları üzmemek değil tabi ki. Liderin görevi organizasyonu geleceğe taşımaktır.</p>
<p>Ancak burada kritik bir ayrım vardır.</p>
<ul>
<li>Sert karar almak başka şeydir.</li>
<li>Sert davranmak başka şeydir.</li>
<li>Aciliyet yaratmak başka şeydir.</li>
<li>Sürekli korku yaratmak başka şeydir.</li>
</ul>
<p>Bir lider bazen eksik bilgiyle öfkelenebilir, yoğun stres altında yanlış tepki verebilir, farkında olmadan kendi ruh hâlini organizasyona da yansıtabilir. Sorun, bunun istisna olmaktan çıkıp yönetim tarzına dönüşmesidir. İşte o zaman insanlar hata yapmaktan değil, tepki görmekten korkmaya başlar. Kötü haberler saklanır, farklı fikirler dile getirilmez, yaratıcılık azalır, riskler konuşulmaz.</p>
<p>Ve organizasyon, zamanla yalnızca liderin duymak istediklerini söyleyen insanların oluşturduğu bir <strong>yankı odasına (echo chamber)</strong> dönüşür.</p>
<p>Liderlerin de kör noktaları vardır. Aslında hepimizin vardır. Deneyimlerimiz, önyargılarımız, kişisel tercihlerimiz ve geçmişimiz; farkında olmadan kararlarımızı etkiler. İyi lider olmak, kör noktalarının olmaması değildir. İyi lider olmak, o kör noktaları gösterecek insanları yanında tutabilmektir.</p>
<p>Bu nedenle güçlü şirketler yalnızca finansal kontrol mekanizmaları kurmaz. Liderlik için de kontrol ve denge mekanizmaları kurarlar.</p>
<p>Liderin kararını sorgulayabilen insanlar...</p>
<p>"Bu konuda eksik bilgi olabilir." diyebilen yöneticiler...</p>
<p>Gerçeği söylemekten korkmayan ekipler...</p>
<p>İşte bunlar kurumları güçlü yapan görünmez güvenlik sistemleridir.</p>
<p>Çünkü lideri asıl tehlikeye atan şey hata yapması değildir. <strong>Asıl tehlike, hata yaptığında bunu kimsenin söyleyememesidir.</strong> Belki de günümüz liderliğinin en önemli becerisi budur.</p>
<p>Belirsizlik içinde cesur kararlar alırken, kendi öfkesinin, kişisel yüklerinin ve kör noktalarının organizasyonu yönetmesine izin vermemek.</p>
<p>Çünkü şirketler liderlerin karakterini değil, kararlarını yaşar.</p>
<p>Ve o kararların kalitesini belirleyen şey, çoğu zaman liderin kendini ne kadar iyi yönettiğidir.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a5f053536691-1784612149.jpg" alt="" width="700" height="700" />
<figcaption><strong>Şirketler liderlerin karakterini değil, kararlarını yaşar. Ve o kararların kalitesini belirleyen şey, çoğu zaman liderin kendini ne kadar iyi yönettiğidir.</strong></figcaption>
</figure>
<h2><span style="color: #7e8c8d;">Bisiklet tehlikeli bir spor olabilir!</span></h2>
<p>Son günlerde ilginç bir haber gündemdeydi. Bir valinin bisiklet sporu yaparken bisiklet taytı giymesi ve bunu sosyal medya paylaşımlarında kullanması nedeniyle görevden alındığı yönünde tartışmalar yapıldı.</p>
<p>Bu haber bana yıllar önce liderlik koçu Kate Lye'nin anlattığı bir hikâyeyi hatırlattı.</p>
<p>Bir CEO tam anlamıyla bir bisiklet tutkunu. Gittiği her şirkette üst yönetimin önemli bir kısmının bisiklete meraklı olduğunu fark ediyor ve sonra gerçeği anlıyor.</p>
<p>Yöneticiler bisikleti sevdikleri için değil, CEO'nun güvenini kazanmanın yolunun onun hobisini paylaşmaktan geçtiğini düşündükleri için bisiklete ilgi gösteriyor ve üst yönetimin toplu bisiklet aktiviteleri yapması bir şirket geleneği oluyor.</p>
<p>Bir tarafta bisiklet yüzünden eleştirilen bir yönetici...</p>
<p>Diğer tarafta bisiklet sayesinde lidere yakınlaşmaya çalışan yöneticiler...</p>
<p>Demek ki bazı kurumlarda bisiklet gerçekten tehlikeli olabiliyor.</p>
<p><strong>Kurumları çoğu zaman kötü kararlar değil, liderlerin kişisel tercihlerinin kurumsal ilkeye dönüşmesi zayıflatır.</strong></p>
<p>Sorun bisiklet değildir.</p>
<p>Sorun; liderin hobisinin, tuttuğu takımın, mezun olduğu okulun, hemşehrilik bağının, cinsiyet tercihinin ya da kişisel sempatisinin farkında olmadan kararlarına yön vermesidir.</p>
<p>Bir kadın lider yalnızca kadın çalışanlara daha fazla güvenebilir. Ya da tersi.</p>
<p>Hemşeriler birbirini tutabilir ki bizim ülkemizde çok yaygın bir durumdur.</p>
<p>Kendi tuttuğu futbol takımını tutanlarla daha kolay bağ kurabilir.</p>
<p>Bunların hiçbiri bilinçli olmak zorunda değildir.</p>
<p>Tam tersine...</p>
<p>En tehlikeli olanlar, bilinçli yapmadığımız tercihlerimizdir.</p>
<p>Psikolojide buna <strong>blind spot</strong> yani <strong>kör nokta</strong> denir.</p>
<p>İyi lider olmak, bu kör noktaların hiç olmaması değil, hepimizin kör noktası ve eksik bilgilendirilmesi söz konusu.</p>
<p>İyi lider olmak, onların kararlarını etkileyebileceğini kabul etmek ve sizi gerektiğinde uyarabilecek, size HAYIR deme cesaretini gösteren insanları yanınızda tutabilmek.</p>
<p><strong>Çünkü güçlü liderler yalnızca şirketlerini yönetmez. Önce kendilerini yönetirler.</strong></p>
<p><strong> </strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/liderin-ruh-hali-sirketin-stratejisi-olmamali-83606</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/6/1280x720/bisiklet-1784612196.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Liderin ruh hâli, şirketin stratejisi olmamalı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-kupasinin-ekonomik-bilancosu-83603</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 08:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya Kupası’nın ekonomik bilançosu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Turnuva öncesinde FIFA’nın yayımladığı sosyoekonomik etki analizinde organizasyonun ABD, Kanada ve Meksika ekonomilerinde 100 milyarlarca dolarlık ekonomik hareketlilik yaratacağı, yüz binlerce kişiye istihdam sağlayacağı ve milyonlarca ziyaretçiyi bölgeye çekeceği öngörülüyordu. İlk veriler de bu beklentilere önemli ölçüde yaklaşıldığını gösteriyor.</strong></p>
<p>2026 Dünya Kupası sona erdi. Saat farkı ve A Milli Takım’ın turnuvaya erken veda etmesi nedeniyle Türkiye’de biz belki organizasyonun havasına tam olarak giremedik. Ancak dünyanın birçok ülkesi için yaklaşık bir ay boyunca gündemin merkezinde Dünya Kupası vardı. Kupayı İspanya kazandı ama turnuvanın asıl muhasebesi şimdi başlıyor.</p>
<p>Dünya Kupası artık yalnızca futbolun en büyük organizasyonu değil; aynı zamanda milyarlarca dolarlık küresel bir ekonomi. Bu ekonominin büyümesi için futbol kalitesi düşmesi pahasına, katılacak takım sayısı 32’den 48’e yükseltilirken, oynanan maç sayısı ise 64’ten 102’ye çıkarıldı. Dolayısıyla “Kazanan kim?” sorusunun cevabı yalnızca saha içindeki sonuçlarda aranmalı. Modern dünya kupaları artık iki farklı bilanço üretiyor. Birincisi sportif bilanço. Yani kupayı kaldıran takım, yıldızlaşan oyuncular ve teknik başarılar. İkincisi ise ekonomik bilanço; organizasyonun kimlere ne kazandırdığı, maliyetin kimlerin üzerinde kaldığı ve geriye nasıl bir miras bıraktığı.</p>
<p><strong>Kupanın iki ayrı bilançosu</strong></p>
<p>Takımların kazandığı öyle aman aman bir para değil. CNBC-e’nin dünkü bir haberine göre Dünya Şampiyonu olan İspanya 51 milyon dolar ve ikinci Arjantin 34 milyon dolar alacak. Bizim gibi ilk aşamada elenenlere ise 12,5 milyon dolar verilecek.</p>
<p>Turnuva öncesinde FIFA’nın yayımladığı sosyoekonomik etki analizinde organizasyonun ABD, Kanada ve Meksika ekonomilerinde 100 milyarlarca dolarlık ekonomik hareketlilik yaratacağı, yüz binlerce kişiye istihdam sağlayacağı ve milyonlarca ziyaretçiyi bölgeye çekeceği öngörülüyordu. İlk veriler de bu beklentilere önemli ölçüde yaklaşıldığını gösteriyor. Milyonlarca taraftarın oluşturduğu hareketlilik otellerden restoranlara, ulaşımdan perakendeye kadar pek çok sektörde canlılık yarattı. Ev sahibi şehirler uluslararası görünürlüklerini artırırken turizm gelirlerinde de dikkat çekici artışlar yaşandı.</p>
<p>Ancak Dünya Kupası ekonomisinin en önemli özelliği, yaratılan değerin eşit paylaşılmaması. Organizasyonun ekonomik modeli aslında iki ayrı gelir tablosu oluşturuyor.</p>
<p><strong>En büyük kazanan yine FIFA</strong></p>
<p>İlk tablo FIFA’nın bilançosu. Yayın hakları, küresel sponsorluk anlaşmaları, lisans gelirleri, bilet satışları ve ağırlama paketlerinden oluşan dev ticari gelirlerin büyük bölümü FIFA’nın kasasına giriyor. Futbolun ekonomisini en iyi analiz eden isimlerden biri olan Tuğrul Akşar, dün Şafak Tükle ile sohbetinde,  FIFA’nın sadece su molalarından 1 milyar dolar gelir sağladığına dikkat çekiyordu.</p>
<p>Reuters’in bir değerlendirmesine göre 2026 Dünya Kupası’nın FIFA’ya yaklaşık 13 milyar dolar gelir sağlaması bekleniyordu. Bu rakam, organizasyonu yalnızca spor dünyasının değil, küresel eğlence sektörünün de en kârlı etkinliklerinden biri haline getiriyor. Kumarhaneler için kullanılan “Masa her zaman kazanır” sözü burada da geçerli görünüyor. Dünya Kupası’nın ekonomik masasında da en büyük kazanan yine FIFA oluyor.</p>
<p><strong>Peki ya ev sahibi?</strong></p>
<p>İkinci bilanço ise ev sahibi şehirlerin ve ülkelerin mali tablosu. Burada işler çok daha karmaşık. Yerel yönetimler güvenlik, ulaşım, kamu hizmetleri, organizasyon altyapısı ve şehir içi düzenlemeler için milyarlarca dolarlık harcamalar yaparken, ekonomik kazanç daha çok özel sektöre yayılıyor. Konaklama, yiyecek-içecek, ulaşım, perakende ve eğlence sektörleri gelir artışı yaşarken, kamu kesiminin üstlendiği maliyetlerle elde ettiği doğrudan gelir arasında her zaman sağlıklı bir denge kurulamıyor.</p>
<p>Aslında bu yeni bir tartışma değil.</p>
<p>Uzun yıllardır Dünya Kupaları ve Olimpiyat Oyunları için “Kazanan FIFA veya IOC, faturayı ödeyen ev sahibi şehirler” eleştirisi yapılıyor. Brezilya’nın 2014 Dünya Kupası için inşa ettiği bazı statlar bugün düşük kapasiteyle kullanılıyor. Katar ise 2022 Dünya Kupası için yaklaşık 220 milyar dolarlık yatırım yaparak tarihin en pahalı spor organizasyonuna imza attı. Bu harcamaların ekonomik geri dönüşü hâlâ tartışılıyor.</p>
<p><strong>Paris Olimpiyatları örneği</strong></p>
<p>Benzer bir örnek olimpiyatlarda da yaşandı. İki yıl önce Paris Olimpiyatları sırasında yine bu köşede aynı örneği vermiştim.</p>
<p>2004 Atina Olimpiyatları için Yunanistan yollar, spor tesisleri ve ulaşım altyapısına milyarlarca Euro yatırım yaptı. Turnuva sırasında turizm gelirleri arttı, perakende satışları yükseldi ve ülke küresel vitrinde önemli bir görünürlük elde etti. Ancak oyunlar sonrasında birçok tesis atıl kaldı, kamu borcu büyüdü ve olimpiyat harcamalarının Yunanistan’ın mali kırılganlığını artırdığı yönünde güçlü ekonomik değerlendirmeler yapıldı.</p>
<p>Kısacası; olimpiyatların tek başına krizin nedeni olduğunu söylemek mümkün olmasa da, zaten zayıf olan kamu maliyesi üzerindeki yükü ağırlaştırdığı konusunda geniş bir görüş birliği bulunuyor.</p>
<p><strong>2026 daha mı farklıydı?</strong></p>
<p>Gördüğüm kadarıyla 2026 Dünya Kupası için ise durum biraz daha farklı.</p>
<p>ABD, Kanada ve Meksika önceki organizasyonlardan önemli dersler çıkarmış görünüyor. Katar, Brezilya ve Rusya’nın aksine yeni stadyumlar inşa edilmedi. Büyük ölçüde mevcut tesisler kullanıldı. Yatırımlar daha çok ulaşım bağlantılarının güçlendirilmesi, güvenlik sistemlerinin geliştirilmesi ve mevcut altyapının iyileştirilmesine yöneltildi. Böylece turnuva sonrasında kullanılmayan potansiyel atıl yatırımlarının önüne geçilmeye çalışıldı. Anlayacağımız, büyük spor organizasyonlarında artık gösterişli inşaatlardan çok mevcut altyapının verimli kullanılması anlayışı öne çıkıyor.</p>
<p>Buna rağmen beklentiler ile gerçekleşmelerin tam olarak örtüşmediğini görüyoruz.</p>
<p>Bağımsız analizler restoran ve eğlence sektöründe belirgin gelir artışları yaşandığını gösterirken, beklenen istihdam etkisinin sınırlı kaldığına işaret ediyor. Los Angeles, New York ve Miami gibi zaten yüksek turist çeken şehirlerde Dünya Kupası’nın yeni turist yaratmaktan çok mevcut turist profilini değiştirdiği değerlendiriliyor. Benzer eleştiriler Paris Olimpiyatları için de yapılmıştı. Başka bir ifadeyle organizasyon bazı şehirlerde ekonomik pastayı büyütmekten çok mevcut harcamaların zamanını ve yönünü değiştirmiş olabilir.</p>
<p>Elbette Dünya Kupası’nın ekonomik etkisini yalnızca kısa vadeli gelir-gider hesabıyla değerlendirmek doğru olmaz. Kent markasının güçlenmesi, uluslararası tanıtım, yatırımcı ilgisi ve spor ekonomisinin gelişmesi gibi uzun vadeli kazanımların parasal karşılığını ölçmek kolay değildir. Nitekim 1994 Dünya Kupası’nın ardından ABD’de Major League Soccer’ın kurulması ve futbol ekonomisinin büyümesi, organizasyonların uzun dönemli etkilerine verilebilecek başarılı örneklerden biridir.</p>
<p><strong>Gelir paylaşımı gözden geçirilmeli</strong></p>
<p>Ancak bütün bunlar başka bir gerçeği de ortaya koyuyor: Mega spor organizasyonlarının finansman modelinin yeniden düşünülmesi gerekiyor. FIFA ve Uluslararası Olimpiyat Komitesi, ticari gelirlerden çok daha büyük pay alırken, organizasyonun mali riskinin önemli bölümü ev sahibi ülke ve şehirlerin üzerinde kalıyor. Oysa gelir paylaşımının daha dengeli hale gelmesi, güvenlik ve altyapı yatırımlarına uluslararası kuruluşların daha fazla katkı vermesi, adaylık ve ev sahipliği süreçlerinde şeffaflığın artırılması artık kaçınılmaz görünüyor.</p>
<p>Sonuç olarak 2026 Dünya Kupası, ekonomik açıdan önceki organizasyonlara göre daha rasyonel ve daha sürdürülebilir bir model ortaya koysa da böyle organizasyonlar güçlü altyapıya ve sağlam kamu maliyesine sahip ülkeler için fırsat olabilir. Ama finansmanı zayıf ekonomiler için uzun yıllar taşınacak ağır bir yük haline de gelebilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-kupasinin-ekonomik-bilancosu-83603</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/3/1280x720/55-1784611574.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya Kupası’nın ekonomik bilançosu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/petrolde-90-dolar-borsanin-aklini-karistirdi-83602</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 08:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petrolde 90 dolar borsanın aklını karıştırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a5effdf56345-1784610783.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>ABD ve İran karşılıklı saldırılara devam ediyor. Bu gerilim kontrol altına alınmazsa, Basra Körfezi genelinde geniş çaplı saldırı ortamına geri dönülebileceği endişesi yaşanıyor. Hürmüz’de gemi trafiği neredeyse tamamen durdu. Bu ortamda Brent petrolün varil fiyatı yeniden 90 doların üzerini test ederek küresel piyasalarda risk iştahını hızla tersine çevirdi. Washington ile Tahran arasındaki çatışmanın yeniden tırmanması ve Hürmüz Boğazı’nda gemi trafiğinin neredeyse durma noktasına gelmesi, enerji piyasalarını son yılların en sert şoklarından biriyle karşı karşıya bıraktı. Temmuz ayında yaklaşık yüzde 20 yükselen Brent, Mart ayından bu yana en güçlü aylık performansını sergiledi.</p>
<h2>Asya’da sert satış dalgası </h2>
<p>Petrol fiyatlarındaki sıçrama ilk etkisini Asya borsalarında gösterdi. Hindistan’ın Sensex endeksi gün içinde 600 puandan fazla gerilerken, bankacılık hisseleri düşüşe öncülük etti. Japonya’da Nikkei yüzde 4 değer kaybederek son zirvesinin yaklaşık yüzde 12 altına indi. MSCI Asya-Pasifik endeksi de yüzde 2,7 düşüşle haftaya başladı.</p>
<p>Yatırımcılar yalnızca enerji maliyetlerinden değil, bu maliyetlerin yeniden enflasyonu yukarı çekerek merkez bankalarını daha uzun süre sıkı para politikasına zorlamasından endişe ediyor. Tahvil getirilerindeki yükseliş ve savunma amaçlı varlıklara yönelim, piyasalardaki “riskten kaçınma” havasını güçlendirdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5f00c0c22a1-1784611008.jpg" alt="" width="800" height="457" /></p>
<h2>Çip hisseleri ikinci darbeyi aldı </h2>
<p>Küresel teknoloji piyasaları zaten kırılgan bir görünüm sergiliyor. Philadelphia Yarı İletken Endeksi, son zirvesinden yüzde 20’den fazla gerileyerek teknik olarak ayı piyasasına girdi. Yapay zeka yatırımlarının sürdürülebilirliği konusundaki soru işaretleri, Çinli Moonshot’un yeni açık ağırlıklı yapay zekâ modeli Kimi K3’ü tanıtmasıyla daha da arttı.</p>
<p>Bu nedenle petrol şoku, teknoloji hisseleri üzerindeki baskıyı katladı. Nasdaq ve S&amp;P 500 vadeli işlemleri dalgalı seyrederken, yatırımcılar bu hafta açıklanacak Alphabet ve diğer büyük bulut şirketlerinin sonuçlarını bekliyor. Piyasalar, bu şirketlerin yapay zekâ altyapısına yönelik devasa sermaye harcamalarını sürdürüp sürdüremeyeceğine odaklanmış durumda.</p>
<h2>Borsalarda iki faktör etkili </h2>
<p>Kısa vadede piyasanın kaderini iki başlık belirleyecek: Ortadoğu’daki çatışmanın yayılıp yayılmayacağı ve büyük teknoloji şirketlerinin bilançolarının yapay zeka harcamalarını destekleyip desteklemeyeceği. Özellikle Asya piyasaları, hem enerji ithalat maliyetleri hem de teknoloji sektöründeki zayıflık nedeniyle çift yönlü baskı altında kalmaya devam edecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Hürmüz alarmı: Tanker trafiği çöktü</span></h2>
<p>LSEG verilerine göre Hürmüz Boğazı’ndan geçen tanker trafiği kritik seviyelere geriledi; bazı saatlerde yalnızca iki çıkış yapan tanker görüldü, giriş yapan gemi kaydedilmedi.</p>
<p>İran’ın Bab el-Mendeb hattını da baskı altına alabileceği iddiaları gündemde. Suudi Arabistan, ihracatın büyük bölümünü Kızıldeniz’deki Yanbu limanına yönlendirdi. Bu rota Asya sevkiyatlarını daha uzun ve daha maliyetli hale getiriyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">90 dolar kritik eşik</span></h2>
<p>Piyasa uzmanlarına göre 90 dolar seviyesi yalnızca psikolojik bir eşik değil. Bu seviyenin kalıcı hale gelmesi durumunda akaryakıt, lojistik ve sanayi maliyetleri üzerinden küresel enflasyona yeni bir ivme kazandırabilir. Özellikle Avrupa’nın doğalgaz depolarının geçen yılın belirgin şekilde altında olması, enerji şokunun kış aylarına taşınabileceği endişesini artırıyor. Uzmanlar, Hürmüz’deki aksamanın kısa süreli kalmaması halinde petrol piyasasının stratejik rezerv destekleri olmadan çok daha kırılgan hale geleceğini belirtiyor. ABD’nin stratejik petrol rezervlerinden yaptığı salımların ay sonunda sona erecek olması da piyasayı savunmasız bırakıyor. Ülkenin 43 günlük petrol stoku olduğu hesaplanıyor. bu da son yılların en düşük seviyesi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/petrolde-90-dolar-borsanin-aklini-karistirdi-83602</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/2/1280x720/petrol-1780291724.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Brent petrolün yeniden 90 doları görmesi küresel piyasalarda yeni bir “enflasyon ve yüksek faiz” dalgası korkusunu tetikledi. Çip hisselerindeki sert satışlarla zaten baskı altında olan borsalar, enerji maliyetlerindeki sıçramayla birlikte haftaya sarsıntılı bir başlangıç yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bist-30-endeksi-393-gerilerken-14-hissede-yabanci-alimi-surer-mi-83600</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> BIST 30 Endeksi %3,93 gerilerken 14 hissede yabancı alımı sürer mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST 30 Endeksi’nin %3,93 değer kaybettiği geçtiğimiz haftada, yabancıların 14 hissede paylarını artırması zihinlerde soru işareti bırakıyor. Ekrandaki düşen fiyatlara bakıp satışa yönelenler, arka planda işleyen toplama stratejisinin hareketlerini gözden kaçırıyor olabilir. </strong></p>
<p>Borsada fiyatlar gerilediğinde, piyasanın bozulduğunu düşünenler hemen satış planlarını gözden geçirir. BIST 30 Endeksi geçtiğimiz hafta %3,93 düşerken, fiyatların çoğunda oluşan satış havası kimi yatırımcıyı satmaya yöneltti. Fiyat düşüşü şirketin zayıflaması olarak okunurken, fonların planı farklı çalıştı. Yabancı fonlar için belli hisselerdeki fiyat düşüşü zayıflık göstergesi olmak yerine, iskonto fırsatı olarak değerlendirildi. Sadece yüzeydeki düşüşlere odaklanıp arka plandaki paranın hareketini göremeyenler, hisselerini düşük fiyatla fonlara teslim etti.</p>
<h2>Fiyatlar düşerken alınanlar</h2>
<p>Takas verileri incelendiğinde fiyat baskısı ile yabancı fonların iştahı arasındaki büyük çelişkiyi hemen görmek mümkün. Mayıstan bu yana gerileyen Gübre Fabrikaları’nda fiyat geçtiğimiz hafta %5,60 değer kaybetti. Düşüşe bakan yatırımcı moral bozukluğu yaşarken, yabancı fonlar 5 gün boyunca kesintisiz alım yaparak paylarını 1,90 puan yukarı çekip %16,81 seviyesine taşıdı. Benzer bir durum İş Bankası (C) hissesinde de gözlendi. Hisse geçtiğimiz hafta %0,73 gerilerken yabancı fonlar dört işlem gününde paylarını düşük miktarlarla artırarak toplamda %33,08’e yükseltti. Geride kalan iki yılda yatayda dalgalı bir seyir izleyen hissenin 13 TL bölgesindeki teknik desteği öne çıkıyor. Fiyat gerilediğinde destek hareketleniyor.</p>
<h2>Kardemir’e artan ilgi</h2>
<p>Kardemir (D) geçtiğimiz hafta %13,18 prim yaparken yabancıların payı 2,86 puan artarak %20,09’a yükseldi. Uzun süre yatayda dalgalı bir seyir izleyen hisse, özellikle Kasım 2025’ten itibaren artan bir ivmeyle yönünü yukarı çevirdi. Mayısın ikinci haftasından itibaren fiyatı zayıflasa da son günlerdeki artan ilgi ile tekrar yönünü yukarı çevirdiği görülüyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5eff61c2fb4-1784610657.png" alt="" width="999" height="549" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>FVÖK MÜ, FAVÖK MÜ?</strong></p>
<p><strong>FVÖK</strong>; gerçekçi maliyet, yatırım disiplini, karşılaştırma, planlama, temettü sinyali. Yanılgı, perdeleme, sektörel dezavantaj, körlük, çarpan zorluğu.</p>
<p><strong>FAVÖK</strong>; nakit üretimi, kıyas, değerleme, borç ödeme kapasitesi, büyüme. Yanıltıcı kârlılık, sermaye tüketimi, risk, körlük, yönetim istismarı.</p>
<p><strong>ABD’deki yatırımları önümüzdeki yıl üçüncü çeyrekte gelir üretmeye başlayacak</strong></p>
<p>Sabancı Holding’in ABD’deki yatırımları ne zaman gelire dönüşecek? ● Nimet Hilal</p>
<p>Nimet, Sabancı Holding’in ABD Teksas’ta yürüttüğü Lucky 7 ve Pepper güneş enerjisi projelerinin gelir üretmeye başlama tarihi belirginleşmiş görünüyor. Toplam 286 MW kurulu güce sahip olacak santraller için toplamda 533 milyon dolarlık finansman paketi sağlandı. Finansmana ilişkin çözümü tamamlanan tesisler 2027’nin üçüncü çeyreğinde devreye alınacak. Santraller üretime başladığında da holdingin ABD’deki yenilenebilir enerji portföyü 790 MW seviyesine çıkacak. Sabancı bu tarihten itibaren iştirakleri üzerinden döviz bazlı gelir sağlayacak.</p>
<p><strong>Romanya’daki firmayı satın alarak yerelde üretim taahhüdünü yerine getirecek</strong></p>
<p>Romanya’daki şirketi almakla YATIRIM FONLARI TAHVİL Otokar’ın sorunları bitti mi? ● Barış Toprak</p>
<p>Barış, Otokar’ın Romanya merkezli savunma şirketi Automecanica’nın %96,77’lik payını satın alma işlemi geçtiğimiz haziranda tamamlandı. Böylece firma Otokar’ın bağlı ortaklığına dönüştü. Toplam satın alım bedeli yaklaşık 81,7 milyon euro olurken, Otokar, kapanışa kadar toplam 56,7 milyon euro ödedi. Kalan 25 milyon euroyu teminat olarak tutarak üç yıllık taksitle ödeyecek. Alımla birlikte Romanya’daki 4x4 zırhlı araç ihalesi kapsamındaki üretim ve operasyon faaliyetleri bu tesis üzerinden yürütülürken yerelde üretim taahhüdü gerçekleşmiş oldu.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>YNK kâr payı ödeyen döviz fonu son bir yılda %17 getiriyle endeksin gerisinde</strong></p>
<p>Yapı Kredi Portföy’ün idare ettiği Nişantaşı Kar Payı Ödeyen Serbest (Döviz) Fon (YNK), sınırlı olsa da istikrarlı bir büyüme sergiliyor. Hacmi düşük miktarlarda da olsa kademeli olarak büyüyor. Temmuzda büyüklüğü 19,38 milyar TL seviyesine çıktı. Ancak nisandan bu yana aylık bazda farklı miktarlarda da olsa para girişi yaşayan fondan temmuz ayında 18,74 milyon TL nakit çıkışı yaşandı. Yatırımcı sayısında belirgin bir değişim gözlenmezken şimdilerde sayı 1.170 seviyesinde bulunuyor. YNK’nın temel stratejisi, varlıklarını döviz bazlı serbest fon araçlarında değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyünün %95,08’i özel sektör dış borçlanma araçlarından ve %3,99’u ters repodan oluşuyor. Döviz cinsi getiri arayanlara hitap eden fon, son bir yılda %17,06 getiride kaldı. Aynı sürede endeks %38,13 yükseldi.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Escar Filo Kiralama, piyasadan TLREF + %4,50 faizle 1 milyar TL borçlandı</strong></p>
<p>Escar Filo, nitelikli yatırımcılara yönelik 17.07.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 1 milyar TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%4,50 olarak belirlendi. 364 gün vadeli bono, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 4 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 16.07.2027 olarak açıklandı. 17 Temmuz itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı %39,91 seviyesinde bulunuyor. Escar Filo’nun verdiği %4,50 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFESCR72710 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU </span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5eff0930457-1784610569.png" alt="" width="973" height="241" /><strong>TÜRK ALTIN İŞLETMELERİ</strong></p>
<p><strong>Diyadin’deki maden sahasında ilk altın dökümü gerçekleşti. Yıl sonu hedefi yüksek</strong></p>
<p>Türk Altın İşletmeleri, Ağrı Diyadin’de bulunan Mollakara Altın Madeni Projesi’nde ilk üretimin başarıyla gerçekleştirildiğini ve 7.474 ons altın elde edildiğini duyurdu. Projenin 2026 yılı sonunda yaklaşık 32.000 ons altın üretimine ulaşması bekleniyor. Mollakara’nın toplam görünür ve muhtemel rezervinin 471.000 ons olduğu; güncel ons fiyatı (4.000 dolar) üzerinden hesaplandığında bu rezervin şirkete yaklaşık 1,88 milyar dolarlık bir hasılat potansiyeli sunduğu ifade edildi. Şirket, 2026’nın ilk çeyreğinde gelirini %61 artırırken kârı %143 artışla 1,6 milyar TL oldu.</p>
<p><strong>ÜÇAY MÜHENDİSLİK</strong></p>
<p><strong>Sancaktepe Şehir Hastanesi işinde iki ayrı sözleşmeyle güçlü gelir sağlayacak</strong></p>
<p>Üçay Mühendislik, İstanbul Sancaktepe Şehir Hastanesi projesinin hem mekanik hem de elektrik işlerini üstlenmek üzere iki ayrı sözleşme imzaladı. Mekanik işler için KDV hariç yaklaşık 801,8 milyon TL, elektrik işleri için ise KDV hariç yaklaşık 545,5 milyon TL tutarlı anlaşmalar yapıldı. Her iki projenin bitiş tarihi Nisan 2028 olarak belirlenirken, şirket sözleşmeler gereği yaklaşık 174,4 milyon TL teminat mektubu karşılığı avans tahsil edeceğini bildirdi. Ocak 2026’da borsada işlem görmeye başlayan firma, yıl başından bu yana yıllık gelirinin %96’sı düzeyinde iş bağladı.</p>
<p><strong>ÇİMSA</strong></p>
<p><strong>Mersin’deki yeni CAC tesisini devreye alarak küresel gücünü büyütmeyi hedefliyor</strong></p>
<p>Çimsa, sürdürülebilir yapı malzemeleri alanında katma değerli ürün kapasitesini genişletme stratejisi doğrultusunda Mersin fabrikasında kalsiyum alüminat çimentosu (CAC) üretimi için kurduğu yeni tesisin deneme ve test süreçlerini tamamlayarak devreye aldı. Bu yatırımla birlikte şirketin yıllık CAC klinkeri üretim kapasitesi 131 bin tondan 197 bin tona yükseldi. Söz konusu yatırımla Çimsa›nın global CAC pazarındaki en büyük üçüncü üretici konumunu daha da güçlenmiş oldu. Şirket, girişimiyle yüksek katma değerli çimento segmentindeki operasyonel gücünü yukarı taşıdı.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Gelecek Varlık’ta fonlar satarken hisse aralıktan bu yana düşüşünü sürdürüyor</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5eff2f3d397-1784610607.png" alt="" width="309" height="241" /></strong>Gelecek Varlık’ta fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %3,52 ile toplamda 95,29 bin lot azalarak 2,61 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 19’dan 20’ye çıktı. NPH fonu 50 bin lot ile en fazla satışı yaparken, DGF fonu 10 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Gelecek Varlık için bugüne kadar 4 aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan olmadı. Yüksek öneriyi Pusula Yatırım 125,60 TL ile verdi. Yıl içinde en düşük öneri 107 TL ile Yatırım Finansman’dan geldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bist-30-endeksi-393-gerilerken-14-hissede-yabanci-alimi-surer-mi-83600</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BIST 30 Endeksi %3,93 gerilerken 14 hissede yabancı alımı sürer mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/misirda-hazir-giyim-gocu-degil-kontrollu-bir-buyume-yasaniyor-83599</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Mısır’da hazır giyim göçü değil, kontrollü bir büyüme yaşanıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Mısır, düşük üretim maliyetleri, ABD pazarına sağladığı gümrük avantajları ve yatırım teşvikleriyle son yıllarda cazibesini artırsa da Türkiye’den bu ülkeye kitlesel bir hazır giyim yatırım göçü yaşandığını söylemek mümkün değil. Ülkede faaliyet gösteren 15-20 Türk tekstil ve konfeksiyon firması, Mısır’ın toplam tekstil ve hazır giyim ihracatının yaklaşık yüzde 40-50’sini gerçekleştirirken, bu yatırımların yaklaşık yüzde 80’i sanıldığının aksine son yıllarda değil, 2007 döneminde ülkeye giden şirketlerden oluşuyor. Bu nedenle Mısır’daki üretim ve ihracat artışının temelini yeni yatırımlardan çok, yıllar önce yapılan Türk yatırımlarının kapasite artışları oluşturuyor. DEİK/ Türkiye-Mısır İş Konseyi Başkanı Mustafa Denizer de son 3-4 yılda Türkiye’nin yaşadığı 15-20 milyar dolarlık üretim ve ihracat kaybının yalnızca 300-500 milyon dolarlık bölümünün Mısır’a kaydığını vurguladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5efd8187f1e-1784610177.png" alt="" width="465" height="252" /></p>
<h2>Alternatif üretim merkezi </h2>
<p>Hazır giyim ve tekstilde alternatif üretim merkezlerine yönelen markalar için Mısır, son yıllarda gerek düşük üretim maliyetleri gerekse coğrafi yakınlık ve gümrük avantajları nedeni ile önemli bir alternatif üretim merkezlerinden biri olarak öne çıktı. Ancak bunun adeta bir yatırım göçü olarak adlandırılması gerçeklikten uzak bir yaklaşım olarak değerlendiriliyor. DEİK/ Türkiye-Mısır İş Konseyi Başkanı Mustafa Denizer, Mısır'daki ana Türk yatırımlarının tekstil ve konfeksiyon üzerine olduğunu ancak bunların da 2007 senesinden itibaren oraya giden yatırımlardan oluştuğunu söyledi. Denizer, “Zaten o gün ülkeye giden yatırımlar da bugün toplam yatırımın en az yüzde 70-80'ini oluşturuyor. 15-20 tane Türk firması Mısır'ın toplam tekstil ve konfeksiyon ihracatının neredeyse yüzde 40-50'sini kontrol eder durumda. 100 bin kişiye yakın da istihdam sağlıyor. O dönemde gidenler yatırımlarını büyüterek devam ettiler” açıklamasında bulundu.</p>
<h2>3-5 tane önemli yatırım var </h2>
<p>Denizer, şöyle devam etti: “2022'den sonra 3-5 tane önemli yatırım var. Bunların birkaç tanesi konfeksiyon, birkaç tanesi çorap sektörü. Ama diğer yatırımlar belki 20-30 tane de ufak, 50 kişilik, 100 kişilik atölye tarzı dediğimiz yatırımlar var özellikle örme sektöründe. Ama esas ana yatırımlar eski giden yatırımlardı. Onların zaten hacmi hâlâ çok büyük.” Son dönemde dile getirilen “Mısır’a giden firmalar başarısız oldu ve geri dönüyor” yönündeki değerlendirmelere de karşı çıkan Denizer, mevcut yatırımcıların büyümeyi sürdürdüğünü söyledi. Denizer, “Gidenler büyüyor. Şu an birçok ufak firma deneme üretimi yapıyor. Bir yer kiralamış, bir iki kişi bir Mısırlı ile hafif bir ortaklık yapmış. Bunların meyvesini vermesi tabii ki 3-5 sene sürer. Ama greenfield dediğimiz öyle büyük, 10-20-30 milyon dolarlık büyük yatırım birkaç tane var; onlar da zaten şu an inşaat aşamasında...” dedi.</p>
<p>Mısır’ın konfeksiyon sektörü ihracatı 2025 yılında yüzde 20’nin üzerinde artarak 3,4 milyar dolara ulaşırken bunun 389 milyon dolarlık kısmı Türkiye’ye gerçekleştirildi ve Türkiye ülke ihracatından yaklaşık yüzde 11,5 pay aldı. Denizer, “Türkiye'ye de ürün gidiyor. Ama Türkiye'nin oraya sattığı tekstilin yanında oradan gelen konfeksiyonu karşılaştırdığınız zaman neredeyse çok dengeli. Yani Türkiye son 3-4 yılda iç piyasa ve ihracat dâhil 15-20 milyar dolar ve 400 bin istihdam kaybı yaşarken Mısır bu payın anca 300-500 milyon dolarını almıştır. Daha fazlasını değil, esas kayıp diğer ülkelere gitti. Bunu da özellikle belirtmek isterim.”</p>
<h2>Doğrudan yatırım 4 milyar doları buldu </h2>
<p>Denizer, Mısır’ın yatırımcılar açısından en önemli avantajının düşük üretim maliyetleri olduğuna dikkat çekti. Özellikle konfeksiyonda işçilik maliyetlerinin Türkiye’nin yaklaşık sekizde biri seviyesinde olduğunu belirten Denizer, Avrupa Birliği, ABD ve Mercosur başta olmak üzere birçok ülkeyle serbest ticaret anlaşmasına sahip olmasının ihracat açısından önemli avantaj sağladığını vurguladı. Denizer, “Mısır Devleti çok özel bir teşvik vermiyor. Her şeyi parayla; arsanı da parayla alıyorsun, binanı da parayla yapıyorsun. Ama hani enerji maliyetleri, işçilik maliyetleri tabii ki düşük. Bunun yanında işler iyi giderse 3-5 sene sonra düzgün bilançosu olan şirketler, Mısır'ın yerel bankalarından da kredi kullanabiliyor. Türklerin Mısır'a direkt yatırımı 3,5-4 milyar dolar oldu Bunun çok önemli bir kısmı tekstildir. Ama bunun yanında 1,2 milyar dolar da oradaki yatırımcılarımız Mısır bankalarından kredi kullanıyor.</p>
<p>Mısır'ın finans kaynaklarıyla, Mısır'daki Türklerin yatırımları büyüyerek devam ediyor. Ancak bu göç konusu gerçekten yanlış. Evet, çok fizibilite yapılıyor çünkü orada başarılı olan şirketler bir benchmark oluşturuyor. Öyle gidip bakan çok, araştırma yapan çok. Ama fiilen bunu yatırıma döken şirket sayısı irili ufaklı 100- 150 tanedir. Bunlar arasında pimapenden porselene, tekstilden inşaata kadar çok farklı sektörler var. Orada bir şekilde deneme üretimi yapmaya başlamıştır; ama dediğim gibi bu bir göç değil. Onların toplam yatırımı 2007 sonrasında giden Türklerin toplam yatırımının yanında hâlâ çok ufak. Öte yandan Mısır'ın konfeksiyon üretiminde çok çeşitlilik yok. Penye grubunda basit ürünler, basic ürünler, denim grubu var. Ama öyle kadın abiyeydi, erkek klasikti, çoraptı gibi ürünler henüz mevcut değil” ifadelerini kullandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Paşahan: Mısır göçü gerçeği yansıtmıyor</span></h2>
<p>İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) Başkanı Mustafa Paşahan da son dönemde sıkça gündeme gelen Mısır'a üretim kaçıyor tartışmalarının gerçeği yansıtmadığını savundu. Mısır yatırımlarının büyük bölümünün 2004-2012 döneminde gerçekleştiğini belirten İHKİB Başkanı Paşahan, son dönemde giden fi rma sayısının bir elin parmaklarını geçmeyecek düzeyde olduğunu söyledi. Paşahan, “Bana soracak olursanız bu yazılanların yüzde 98'i yalan. Bu kadar net söylüyorum. Bunu söyleyen, bunları ortaya koyan kişi gelsin bana anlatsın. Mısır'a kaç tane fi rma gitmiş? Mısır meselesi zaten bugün başlayan bir mesele değil. Mısır meselesi daha çok 2004-2007 yılları arasında giden firmalardan oluşuyor. Onlar orada büyümüştür, doğrudur. Bugün yeni firmalardan gidenler de bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar sayıdadır” dedi. Üretimini yurt dışına taşıyan firmaların da bunu isteyerek değil, maliyet baskısı nedeniyle yaptığını ifade eden Paşahan, “Bir firma gidiyorsa bunun sebebi maliyetleri tutturamamasıdır. Kimse keyfinden üretimini başka ülkeye taşımıyor. Maliyetleri tutturamadığında müşteri zorluyor ve bu firmamız buraya kendi isteğiyle değil mecburiyetten gidiyor” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/misirda-hazir-giyim-gocu-degil-kontrollu-bir-buyume-yasaniyor-83599</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/hazir-giyim-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mısır, düşük maliyet ve gümrük avantajlarıyla hazır giyim yatırımlarında öne çıksa da sektör temsilcilerine göre Türkiye’den bu ülkeye kitlesel bir üretim göçü yaşanmıyor. DEİK/Türkiye-Mısır İş Konseyi Başkanı Mustafa Denizer, Türkiye’nin son yıllarda kaybettiği üretim ve ihracatın yalnızca 300-500 milyon dolarlık bölümünün Mısır’a kaydığını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tbmm-baskani-kurtulmus-cerceve-yasa-turuna-cikiyor-83598</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> TBMM Başkanı Kurtulmuş, ‘çerçeve yasa’ turuna çıkıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Terörsüz Türkiye hedefinde yeni bir eşik daha aşılıyor. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Terörsüz Türkiye hedefinde, sürecin alt yapısını oluşturmak amacıyla AK Parti tarafından hazırlanan yasa teklifine görüş ve önerilerini almak için bugün siyasi parti genel başkanlarını ziyaret edecek. Kurtulmuş bugün, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile DEM Eş Genel Başkanlarını yarın da AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler ile görüşecek. Öte yandan, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un parti genel başkanlarına yapacağı ziyaret turunda henüz Kemal Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel’e gitmiş bir talep olmadığı öğrenildi.</p>
<h2>Ortak metin ve çalışma grubu önerisi </h2>
<p>Kurtulmuş’un, sürecin ilk yasa teklifi için siyasi parti genel başkanlarına, metnin ortak imza ile sunulması, gerekirse yeni bir çalışma grubu oluşturularak teklifin üzerinden geçirilmesi önerisini götüreceği belirtiliyor. Partilerin görüş ve önerilerinin ardından teklifin ne zaman ve nasıl sunulacağı karara bağlanacak.</p>
<h2>DEM Heyeti İmralı’ya gidiyor </h2>
<p>Geçen hafta AK Parti yöneticileri ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile görüşen heyet bu hafta içinde de İmralı’ya gidecek. Yasal süreç aşamasında, İmralı’dan bir açıklama yapılması da bekleniyor. Özellikle silahların tamamen bırakılması konusunda çağrı yapacağı da konuşuluyor. Süreç trafiği hızlanırken, gözler nasıl bir yasa teklifinin ortaya çıkacağına çevrildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tbmm-baskani-kurtulmus-cerceve-yasa-turuna-cikiyor-83598</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/4/1280x720/numan-kurtulmus-1748986048.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TBMM Başkanı Kurtulmuş, ‘çerçeve yasa’ turuna çıkıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/siz-hangi-camlari-silmiyorsunuz-83597</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Siz hangi camları silmiyorsunuz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Benim lüksüm de bu olsun</strong></p>
<p>“Bir pazar günü oturdum bütün kredi kartlarımı kesip çöpe attım. Ne kadar da çok varmış. Makası tutan elim bir hafta ağrıdı” demişti. Gerçekten de kartlar çokmuş. Çünkü bankaların yanı sıra büyük mağazaların da kredi kartlarını almış ve kullanmış. Ama bir noktaya gelmiş, kredi kartı borçlarını ödeyememiş. Alacaklılar mahkeme celplerini yollayınca iki doktor ağabey devreye girip kız kardeşlerinin borçlarını ödemişler. Öderken de şöyle demişler : “Bize söz ver; kredi kartlarından kurtulacaksın ve bir daha kullanmayacaksın”. O da sözünü tutmuş.</p>
<p>Bu öykümüzdeki kişi bir hemşire idi.O dönem Amerika’da yakıt istasyonunda arabana yakıtı sen koyarsan fiyatı indirimli idi. Bu geliri kısıtlı hemşire şöyle derdi “Ben yakıtımı kendim koymam. Onların ne işi var, koysunlar. Efendim daha ucuzmuş, benim lüksüm de bu olsun”.</p>
<p><strong>Cam silmem</strong></p>
<p>Yakıt istasyonunda pompaya yanaştım. Pompacı kız “Dolacak mı” diye sordu. “Dolacak” dedim, sonra da ekledim “Lütfen, camları da silelim”. Arabayı kitleyip tuvaletlere yöneldim. Döndüğümde depo dolmuştu. Ama arabanın camları silinmemişti. Tekrar hatırlattım pompacı kıza “Camlar”  dedim. Pompacı kız çok net biçimde ifade etti “Ben cam silmem. Onu karşıdaki pompacı erkekten isteyeceksiniz. Belki o silebilir. Hem benim boyum da kısa”. Demek iş bölümünde uzmanlaşmışlar diye düşündüm. Camları silen pompacılar, silmeyen pompacılar diye bölüşüm var. Merak edip istasyona geri gidip sordum: “Bu pompacı kız, istasyon sahibinin kızı mı, ya da patron mu?”.  “Yok abi, bizim gibi bir çalışan” diye bir koro yükseldi.</p>
<p><strong>Tercihler değişik</strong></p>
<p>Bu olayı yaşayınca yukardaki hemşirenin hikayesi aklıma geldi. İnsanların tercihleri ve lüks anlayışları değişik. Ama bazı şeyler bana ters geliyor. Kredi kartının borcunu ödeyemeyen biri, daha ucuza benzin almak varken arabasına benzin doldurmaktan kaçınıyor. Kredi kartı borçlarını abileri ödemeseydi sorun yoktu, ama faturayı başkalarının ödediği yerde “Bu da benim lüksüm” demek bana ters geliyor.</p>
<p>Pompacı kızın tavrı daha ilginç geldi. Böyle bir işte çalıştığına göre yüksek bir gelir seviyesine sahip değildi. Büyük bir ihtimalle asgari ücretle çalışıyordu. Cam silerek bahşişlerle biraz daha kazanabilirdi. Ama o bunu tercih etmiyordu. Acaba zor mu geliyordu, yoksa cam silmeyi onur kırıcı bir iş olarak mı görüyordu? Belki işe girerken patron ile öyle anlaşmıştı;  “Cam silmem bak, onu peşin söyleyeyim” deyip işe girmişti. Ya da patronun bu durumdan haberi yoktu.</p>
<p>Bu cam silmem tavrı sanki üniversal gibi. Örneğin,  Amerika’da deyimlere girmiş bir meseledir. 1960’lı yıllarda evlere temizliğe gelenler ve hizmetçilerden bazıları,    “Camları silmem” (I don’t do windows) derlermiş. Cam silmek uğraştırıcı, zor bir iş olarak görülürmüş. Sonra bu terim tüm iş kollarında da görülmeye başlamış. Yaptıkları işe bir sınır çizmek amacıyla çalışanların tekrarladığı bir terim olmuş.        </p>
<p><strong>Bir yorum</strong></p>
<p>Pompacı kızın tavrı beni düşündürdü. Şu anda çalışmıyorum. Ama o yakıt istasyonunda pompacı olarak çalışıyor olsam acaba ben de cam silmem der miydim diye düşündüm; demezdim. Cam silmeyi onur kırıcı bulmazdım, zevkle silerdim. Düşünün çeşit çeşit markalar ve modeller önünüze geliyor, onlara dokunuyorsunuz ve onların camlarını siliyorsunuz. Sürücülerin önlerini daha rahat görmelerini, bu şekilde arabaları daha güvenli sürmelerini sağlıyorsunuz. Bir de üstüne para alıyorsunuz. Bir de bunun üstüne kişileri analiz etme fırsatınız oluyor. Bakalım bu sürücü bu cakalı duruşuna göre ne kadar bahşiş verecek? Acaba bu tip teşekkür edecek mi?</p>
<p>Çalıştığım işlerde iş tanımında yer alan bazı işleri yapmamak üzere anlaşmalar yapsaydım, acaba neleri çıkarırdım diye hayal ettim. Örneğin, insan kaynakları yöneticisi olarak çalıştığımda şöyle mi söyleseydim: “İş akitlerini feshetmem, onu baştan söyleyeyim”. Ya da öğretim üyesi olarak çalıştığımda “Sınav okumam, not vermem.”</p>
<p>Bunlar tabi birer fantezi. Yaşamda her şey bir paket olarak geliyor. Bir işe girdiğinizde o işin tüm boyutlarını görerek, bunu kabul ederek giriyorsunuz. Sevdiğiniz kısımları yapıp, sevmediklerinizi yapmama şansınız yok.</p>
<p>Düşünün bakalım, elinizde fırsatınız olsa çalıştığınız işte neleri yapmak istemezdiniz? Sizin de silmek istemediğiniz camlar var mı?</p>
<p>           </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/siz-hangi-camlari-silmiyorsunuz-83597</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Siz hangi camları silmiyorsunuz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/carlik-duserken-83596</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çarlık düşerken</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çarlık Rusya’sının son yılları Amerikan Devrimi öncesinin son yıllarına benzetilebilir. Doğrudur, bağımsızlık öncesi Amerikan kolonilerinde Fransız-Kızılderili Savaşı yaşandı; Rusya ise Japonya ile savaştı. Ancak Rusya kaybederken koloniler savaşı kazandı. Doğrudur, Amerika’da kuzey kolonileri ticaret, manüfaktür ve deniz taşımacılığı gibi işlere yoğunlaşırken güney ağırlıklı olarak köle tarımına dayalıydı. Ancak dönemler tarihsel olarak farklıydı. Rusya’da serfliğin kaldırılmasıyla ABD’de köleliğin kaldırılması aşağı yukarı aynı tarihlere denk geldi. Sanayi devrimi tamamlanmış ve yerini bazen İkinci Sanayi devrimi denilen olguya bırakmıştı. Witte’yi öne çıkaran demiryolu yapımı Rusya için çok önemliydi ki 20-25 yıl öncesinde ABD için de çok önemli olmuştu. 1900 yılına gelindiğinde Rusya coğrafi olarak da sektörler itibariyle de eşitsiz biçimde ve kısmen –ama hızla- sanayileşiyordu.</p>
<p>Gümrük tarifeleriyle korunmaya çalışılan genç Rus sanayisi arlık tarafından Friedrich List’in 1841 tarihli “bebek endüstri” tezine uygun şekilde Avrupa emperyalizminin yıkıcı rekabetinden korunmaya çalışılıyordu. List’in gerçekte ne söylediği tartışmasından bağımsız olarak, ilginç biçimde, “kurucu babalardan” Hamilton’un 5 Aralık 1791 tarihinde Kongre’ye sunduğu “üçüncü raporda” yeni kurulan sanayilerin devlet tarafından korunması gerektiğinden ve bu amaçla uygulanacak korumacı tarifelerin niteliğinden bahsetmiş olduğuna dikkat çekmek istiyorum. Witte korumacılığın dışında rubleyi altın standardına bağlamak ve doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını Rusya’ya çekmek amaçlarını da güdüyordu.</p>
<p>Bir nokta daha var. Çeşitli dönemlerde zayıf para birimlerini dönemin geçerli uluslararası altın standardına bağlayarak para birimine güven yaratmak hem bağımsızlık hem de ticaretin ve yatırımların –yabancı sermaye yatırımları dâhil- canlanması açılarından doğru bir karar olarak görülüyordu. Genellikle olumlu sonuç veren bu hamleyi Rusya tarihsel koşulların farklılığından dolayı oldukça geç bir tarihte Witte aracılığıyla düşünebildi. Oysa ABD’de Alexander Hamilton’un Hazine Müsteşarı olduğu dönemde, tam olarak 2 Nisan 1792’de George Washington’un desteğiyle Kongre’ye kabul ettirdiği Coinage Act –veya Mint Act- değersiz bir para olan –aslında 13 kolonide ortak dolaşan bir dolardan bahsetmenin dahi güç olduğu bir zamanda- doları altın standardına bağlıyordu. Arada 105 yıl var çünkü Witte rubleyi altın standardına ancak Ocak 1897’de sokabilmişti.</p>
<p>Ancak Witte de Hamilton gibi inanılmaz ölçüde başarılı oldu. Rus proletaryası böyle doğabildi çünkü yabancı sermaye yatırımları 1880’de 80 milyon rubleden 1900’de 911 milyon rubleye yükseldi. Elbette yabancı sermaye yatırımlarının çoğu Witte’nin uzmanlık alanı olan demiryollarına yapıldı ki bu politikanın merkezinde Trans-Sibirya demiryolu bulunuyordu. Demiryolu yapımı ağır sanayi yatırımlarının olmazsa olmazı, ön hamlesiydi. Yabancı sermaye yatırımları sayesinde yoğunlaşmış bir işçi sınıfı oluşabildi. Bu olmasaydı arkaik bir tarım imparatorluğunda işçi hareketi ortaya çıkamazdı ve tabii Ekim Devrimi de olamazdı. Çar muhtemelen her durumda gidecekti ve zaten Şubat 1917 isyanı sonrası tahtı bırakmak zorunda bırakılmasının ne işçilerle ne Bolşeviklerle ilgisi vardı.</p>
<p>Ancak işler bu kadarla kalacaktı. Muhtemelen zorunlu toprak reformuyla ve 1918 sonrası Almanya benzeri bir parlamenter dönemle ilerleyecek olan Rusya’da sonra ne olurdu bilinmez. Belki İran’a benzeyecek, yani Çarlar gelip gidecek, meclis ve çar arasında onlarca yıl süren bir gelgit yaşanacaktı. Belki de bugün Hindistan benzeri bir coğrafyadan bahsedebilecektik çünkü nüfus iki katı ve çok daha fakir olacaktı. Hitler saldırmazdı diye düşünürsek bu böyle tabii çünkü Hitler 27 milyon Sovyet vatandaşını öldürdü ve nüfusta büyük kırılma yarattı. Ama SSCB olmasaydı herhalde Hitler de olmazdı veya kimse Hitler’e yol vermezdi. Öte yandan Stalin tarafından erken ölüme dolaylı veya doğrudan yollananların sayısı bunu yarısı kadardır. Elbette o da demografik fark yarattı. On yılda 41 milyon erken ölüm 175 milyonluk bir nüfusun bütün geleceğini, demografik projeksiyonunu değiştirir. Bir de bu var.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/carlik-duserken-83596</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çarlık düşerken ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yurt-ici-satis-karsisinda-ihracat-83595</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yurt içi satış karşısında ihracat</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kimisi der ki “<strong>İhracat bizim boyumuzu aşar.</strong>”</p>
<p>Öteki “<strong>Müşteri varsa gerisi kolay</strong>” diye mırıldanır.</p>
<p>Sizlere sorsam ne dersiniz?</p>
<p>Rivayet muhtelif amma sakın ve lütfen, ne olursunuz “<strong>Nasıl ihracatçı olunur?</strong>” hurafeleri ve saçmalıkları gündeme gelmesin.</p>
<p>Rastladığım ihracat eğitim programları arasında beni bunun kadar rahatsız eden ikinci bir başlık olmamıştır.</p>
<p>İş insanlarımızın ihracat yapabilmek için gerek duydukları önemli konuları anlatmak yerine, ne yazık ki laf salatası dolu içerikleri de seslendirenler olabiliyor.</p>
<p><strong>İhracata yönelmek isteyen</strong> veya düzensiz ve az olan ihracatlarını, düzenli hale getirmek ve arttırmak amacı taşıyan işletme <strong>sahipleri ve yöneticilerinin</strong> bir numaralı <strong>ihtiyacının</strong>, ihracat ile iç piyasada yaptıkları işlerin <strong>benzerlikleri ve farklılıklarının öğrenilmesi</strong> olduğunu biliyorum.</p>
<p>Danışmanlık verdiğim yüzlerce firmanın her birinde geçirdiğim süre en az beş altı ay arasında ve bazılarında yıllarca olunca, biliyorum diye gönül rahatlığı ile söyleyebiliyorum.</p>
<p><strong>İhracat ile iç piyasada iş yapmak arasında, hedef pazar belirleme ve operasyonel farklılıklar dışında neredeyse fark yoktur.</strong></p>
<p>“Olası müşteri bulma işi ne olacak?” derseniz, zaten siz bu işi yurt içinde de yapmıyorsanız, yarınınızdan ciddi boyutta şüphe ediyorum diyebilirim.</p>
<p><strong>İşletmeniz</strong>, iç piyasada <strong>şikâyet</strong> sayısı <strong>çok</strong> ve ürünleri <strong>kalite konusunda sıkıntılı</strong> bir firma ise <strong>ihracatın yanına yaklaşmayın</strong> derim.</p>
<p>Çünkü siz daha iç piyasada rüştünüzü ispat etmeden yurtdışına açılmaya çalışırsanız, başınızı ağrıtan olaylar, bütün bedeniniz saracak ağrılara dönüşüp, kriz yaratacaktır.</p>
<p>İç piyasada iyi yönetilemeyen bir işletmenin, ilave ve farklı çabalarla birlikte, dikkatle izlenmesi gereken işlemler gerektiren ihracat pazarlarında sıkıntı çekmesi kaçınılmazdır.</p>
<p><strong>Öyle ise nelere öncelik tanıyalım?</strong></p>
<p>Bence önceliği “ <strong>Hangi ürün veya ürünlerimizi ihracata verelim</strong> “ konusuna tanımalıyız…</p>
<p>Çünkü, müşteri memnuniyeti kazanmış, kalite sorunu en az seviyede, işletmemize para kazandıran bir ürünümüz yoksa bir durup düşünelim.</p>
<p>Böyle bir ürünümüz yoksa bile mevcut ürün yelpazemizden hangi birini bu seviyeye getirebiliriz diye düşünelim.</p>
<p>Hedef pazarlarımızı belirlerken, pazara sorun yaşamadan girebilmemiz ve kalıcı olabilmemiz için yapacağımız çalışmaların ana ekseninin, ihraç pazarlarına vereceğimiz bu ürünümüzün niteliklerinin olacağı tartışmasız bir konudur.</p>
<p><strong>O zaman soru şu olacaktır:</strong></p>
<p><strong>Ürünümüz ihracata hazır mı?</strong></p>
<p>Bunun cevabını verebilmek için de ya ürün gönlümüzde yatan pazara uygun mudur diye bakacağız ya da ürünümüze uygun Pazar bulmaya çalışacağız.</p>
<p><strong>İşletmelerimizin</strong> epeyce çoğunun <strong>yaptığı yanlış…</strong></p>
<p><strong>“ Ürünüm iç piyasada iyi satılıyor, dış pazarlarda da satılır…“</strong></p>
<p>Artık, aynı ürün için farklı pazarların farklı nitelikler aradığını bilmeyen kalmamıştır.</p>
<p>Ürünümüz için, hedef pazarların aradığı spesifik nitelikler ve diğer yasal veya teknik gereksinimleri belirlemekle kalmamalıyız.</p>
<p>Farklı pazarların gereksinimlerini de karşılaştırarak, pazar seçeneklerimizi artırmalıyız.</p>
<p>Sonuçta, ürünümüze en uygun olabileceğini düşündüğümüz pazar veya pazarları bir öncelik listesi ile sıralamalıyız.</p>
<p>Amma siz “<strong>Ben bugün satayım yarın olsun düşünürüz</strong>…” diyorsanız.</p>
<p>O zamana sizin <strong>ne derse ne de danışmana ihtiyacınız yok</strong>.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yurt-ici-satis-karsisinda-ihracat-83595</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yurtiçi satış karşısında ihracat ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeniden-patinaj-83594</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeniden patinaj</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>2026’nın temasına ayak uyduruyoruz. Bu köşede daha önce konuşmadığımız ölçekte piyasa üzerine yazıp çizmeye devam ediyoruz. Zira koşullar ve gündem bunu gerektiriyor. Bu yıl, piyasa fiyatlamaları diğer her şeyin önünde seyrediyor. Onun da belirleyicisi malum; siyaset ve ağırlıklı jeopolitik.</p>
<p>Yılın ‘siyah kuğusu’ yeniden ağırlığını koymaya başladı. “Bitti mi, biter mi, biter gibi olur ama tam olarak da bitmez” dediğimiz çatışma süreci şimdilerde yeniden belirdi. ABD, Başkan Trump’ın Ankara ziyaretinden bu yana İran’ı, İran da bölge ülkelerini vuruyor. İkisinin neticesinde emtia fiyatları petrol fiyatları önderliğinde yükseliyor, Brent’in vadelileri $90 civarında 1 ayın ardından yeniden işlem görüyor. Doğal bir sonuç olarak da diğer etkilenen gruplar, petrokimya, gübre gibi kalemlerde yüksek fiyatlamalar ve olası arz problemleri tartışılıyor. Fed Başkanı Warsh’un oyuna oldukça şahin ve bir o kadar da belirsizliği destekler şekilde dahil olmasının ardından tek ayın enflasyon verisi ile sönümlenen kaygılar, yeniden olası ilk faiz artırımına yönelik fiyatlamalar içerisine dahil olmaya çalışıyor. Gün sonunda ABD ve Güney Kore’de teknoloji sınıfları baskılanıyor, aşırı yüksek seviyelere ulaşan pozisyon karları realize ediliyor, risk algısı iki ileri bir geri şeklinde kendisine yön arıyor.</p>
<p>Global hisse senetleri ABD’yi dahil ettiğinizde 2 haftanın ardından ilk kez eksiye geçerken, çıkardığınızda ise ikinci haftayı da ekside geçiriyor. Yani, analizin temeli ve çıkış noktası, ölçümleme kısmında bir kez daha ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Tüm bu konuştuklarımız, vade ayrımı yapmaksızın önemli gelişmeler. Petrol, bugün $90, belki 1 hafta sonra yeniden $75 olacak. Kestirmek güç. Ancak, bizimle yaşamaya devam eden yegane şey, yüksek belirsizlik ve tahminlemede yaşanan güçlük. Bu da yatırım evreninin vadesinde kısalmaya, paranın çok daha yüksek şiddette ‘gir-çık’ eğilimi ile hareket etmesine ve kendisine 2010’lu yılların ilk evresindeki gibi “risk neredeyse getiri de oradadır” yaklaşımını benimsemesinden ziyade daha güvenli limanlara park ve son derece kısa süreli hareketler aramasına zemin hazırlıyor.</p>
<p>Nette Türkiye açısından da negatif başlıklardan söz ettiğimizi ekleyelim. Elbette gelişmekte olan ülkeler evreni ile paralel şekilde. Küresel enflasyon risklerini tehdit eden her türlü gelişme, reel faiz vermek zorunda olan dış finansman ihtiyacı yüksek ülkeler açısından problem unsuru olarak konumlanıyor. Türk para politikası Mayıs 2023’ten bu yana faizin yeniden doğru seviyelerde oluşturulmasına yönelik politika çerçevesi ile finansal istikrar ile fiyat istikrarını birlikte yürütmek üzerine kurgulanmış durumda. Hangi istikrar başlığının diğerine göre ağır bastığının yanıtı, dönemsel gelişmelere göre değişiyor. Gayet normal. Çünkü yakın geçmişteki politika farklılaşması kimi dengelerde dengesizlik yaratmış ve sonucunda yeniden optimum noktaya ulaşma süresini uzatmıştı. Şimdi bu denge arayışı sürecinde dış konjonktür bize ne kadar yardımcı oluyor sorusunun yanıtı kolay değil. Jeopolitik risklerdeki artış, ithal girdi maliyetleri üzerinden bizi etkiliyor ve bu da para ve maliye politikalarını zorluyor. TCMB kısmı biraz daha sıkılaşmak zorunda kalırken (haftalık repo ile AOFM arasındaki fark genişliyor), Maliye kısmı maliyetlerdeki artışın bir kısmını üstüne alarak borçlanma programını olabildiğince azaltmaya çalışıyor. Zorlanma kısmı da burada başlıyor. Tüm bunların bir çıktısı olarak da BIST’te işlem gören şirketlerin finansalları farklı diğer başlıkların da etkisiyle zorlanıyor ve alternatif getirilerdeki yüksek ağırlık nedeniyle performans olarak geride kalıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeniden-patinaj-83594</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeniden patinaj ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekanin-urettigi-servet-kime-ait-83593</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekânın ürettiği servet kime ait?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Nvidia'nın piyasa değeri 2026'da 5 trilyon doları aştı. Yapay zekâ milyarderlerinin birleşik serveti 2,9 trilyon dolar seviyesinde; bu rakamla egemenlik ilan etseler dünyanın beşinci büyük ekonomisi olurlardı. OpenAI'nin yıllık geliri 13 milyar dolara dayandı; şirket henüz kârlı olmasa da değerlemesi 300 milyar doları geçiyor.</strong></p>
<p><em>Silikon Vadisi'nin yeni zenginleri ile dünyanın geri kalanı arasındaki gerilim, ekonomi tarihinin kritik tartışmalarından birine dönüşüyor.</em></p>
<p>Birkaç hafta önce ABD'de yayımlanan bir anket, teknoloji dünyasını derinden sarstı. Bağımsız araştırma şirketi Verasight'ın 1.690 yetişkinle yürüttüğü araştırmada katılımcıların yüzde 69'u şunu söyledi: OpenAI, Anthropic, Google DeepMind gibi büyük yapay zekâ şirketlerinin hisselerinin yarısı bir kamu egemenlik fonuna devredilmeli. Bu oran şaşırtıcı derecede yüksek bir oran. Ama asıl çarpıcı olan şu: Politikanın Senatör Bernie Sanders'la ilişkilendirildiği söylendiğinde dahi destek yalnızca yüzde 64'e düşüyor. Yani, anketi cevaplayanların ideolojik bir refleks gösterdiği düşünülmüyor. Yapay zekânın yarattığı servetin dağılımına dair köklü ve geniş tabanlı bir rahatsızlığın ifadesi.</p>
<p>Peki bu rahatsızlık nereden geliyor?</p>
<p>Yapay zekâ sektörünün yarattığı servet konsantrasyonu, ekonomi tarihinde eşi görülmemiş bir hıza ulaştı. Nvidia'nın piyasa değeri 2026'da 5 trilyon doları aştı. Yapay zekâ milyarderlerinin birleşik serveti 2,9 trilyon dolar seviyesinde; bu rakamla egemenlik ilan etseler dünyanın beşinci büyük ekonomisi olurlardı. OpenAI'nin yıllık geliri 13 milyar dolara dayandı; şirket henüz kârlı olmasa da değerlemesi 300 milyar doları geçiyor.</p>
<p>Bu serveti kimin ürettiğine baktığımızda ise şunu görüyoruz. Yapay zekâ modelleri, milyarlarca insanın yarattığı verilerle besleniyor: internet yazıları, kitaplar, müzikler, görseller, kodlar. SZA dahil pek çok sanatçı, yapıtlarının izin alınmadan eğitim veri kümelerine eklendiğini kamuoyu önünde dile getirdi. İşin diğer boyutuna gelirsek, Goldman Sachs'ın hesaplamalarına göre yapay zekâ önümüzdeki 10 yılda 15 milyon Amerikalının işini tehdit edecek. Teknoloji sektöründe 2026'da şimdiye kadar 166.000 işten çıkarma yaşandı; yıl sonuna kadar bu rakamın 312.000'e ulaşması bekleniyor.</p>
<p>Özet şu: Toplumun birikimiyle oluşturulmuş ve toplumun işini dönüştüren bir teknoloji, servetini son derece dar bir çevrede biriktiriyor.</p>
<p><strong>Norveç modeli mi, yoksa </strong><strong>başka bir şey mi?</strong></p>
<p>Senator Sanders'ın önerdiği Amerikan Yapay Zekâ Egemen Varlık Fonu Yasası (American AI Sovereign Wealth Fund Act), bu çelişkiye bir çözüm arıyor. Yasa, en büyük yapay zekâ şirketlerinin hisselerinin yüzde 50'sini kamuya devrederek 7 trilyon dolarlık bir kamu fonu oluşturmayı hedefliyor. Model olarak Norveç'in petrol gelirlerine dayanan egemenlik fonu gösteriliyor.</p>
<p>Fikir, ilk bakışta radikal görünebilir. Ancak düşünce tarihi açısından o kadar da yeni değil. "Evrensel Temel Sermaye" kavramını yıllardır tartışıyor: Emek geliri azaldıkça, sermaye sahipliğini tabana yaymak toplumsal istikrarın tek güvencesi haline gelir. Sorun, sermaye sahipliğinin kıtlıktan değil yapısal mekanizmalardan dolayı belirli ellerde yoğunlaşmasıdır.</p>
<p>Tabii bu yasa önerisine yoğun eleştiriler de var: "AI destekli bir egemenlik fonu tehlikelidir" diyenler, siyasi motivasyonlu müdahalelerin inovasyon dinamiklerini bozabileceğini, zorunlu hisse devrine dayalı politikanın uluslararası yatırımları kaçırabileceğini öne sürüyor. Meşru itirazlar. Ne var ki mevcut seyrin de bedelsiz olmadığı açık.</p>
<p><strong>Küresel boyut: Fırsat uçurumu</strong></p>
<p>Bu tartışma salt Amerikan meselesi değil. BM'nin Cenevre'de düzenlediği Küresel Yapay Zekâ Yönetişimi Diyaloğu, sorunu uluslararası bir zemine taşıdı. IMF verilerine göre yapay zekânın ekonomik büyümeye katkısı, gelişmiş ekonomilerde düşük gelirli ülkelere kıyasla iki kattan fazla olacak. Bir başka deyişle yapay zekâ, ülkeler arasındaki uçurumu da derinleştiriyor.</p>
<p>Abu Dabi'nin MGX fonu Temmuz 2026'da 49 milyar dolarlık yapay zekâ yatırımını kapattı. Suudi Arabistan, BAE, Singapur gibi ülkelerin egemenlik fonları son 18 ayda 404 milyar dolar harcadı; bunun üçte biri yapay zekâya gitti. Güney yarım küre ise büyük ölçüde seyirci konumunda. Dijital altyapısı zayıf, nitelikli işgücü kıt ve veri egemenliği belirsiz. Yapay zekânın ekonomik kazanımları belirli ülkelere ve belirli şirketlere akarken, riskleri ve dönüşüm maliyetleri küresel ölçekte paylaşılıyor.</p>
<p>Tarih bize, diğer büyük dönüşümlerdekine benzer bir şekilde şunu gösteriyor: Dönüştürücü teknolojiler, dağılım meselesini geç çözerse toplumsal maliyetler katlanarak büyür. Sanayi Devrimi'nin ilk on yıllarında "önce büyüyelim, sonra paylaşırız" anlayışı; on yıllar süren sınıf çatışmalarını, işçi hareketlerini ve sosyal devlet arayışlarını beraberinde getirdi. Yapay zekâ devrimi bu döngüyü çok daha hızlı yaşıyor.</p>
<p>Amerikalıların yüzde 69'unun bir politikayı desteklemesi, o politikanın doğru olduğunu kanıtlamaz. Ama bu oranın ne anlama geldiğini ekonomistlerin ve politika yapıcıların ciddiye alması gerekir: Teknolojinin yarattığı değerin meşruiyeti sorgulanıyor ve mevcut dinamiklerin de bu değeri makul bir şekilde dağıtacağına dair inanç yüksek değil.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekanin-urettigi-servet-kime-ait-83593</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekânın ürettiği servet kime ait? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
