<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-limanlarda-elleclenen-yuk-miktari-yuzde-15-artti-82614</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 17:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uraloğlu: Limanlarda elleçlenen yük miktarı yüzde 1,5 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Denizcilik Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan Ocak-Haziran 2026 dönemine ait istatistikleri değerlendirdi.</p>
<p>Küresel deniz ticaretini etkileyen Hürmüz Boğazı'ndaki jeopolitik gerilim ve küresel lojistikte yaşanan belirsizliklere rağmen Türk limanlarının yılın ilk yarısında büyümesini sürdürdüğünü bildiren Uraloğlu, "Denizcilik Genel Müdürlüğü verilerine göre bu yılın ocak-haziran döneminde limanlarda elleçlenen yük miktarı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1,5 artarak 279 milyon 112 bin 301 tona, konteyner elleçleme miktarı ise yüzde 1,3 artışla 7 milyon 24 bin 951 TEU'ya ulaştı." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Uraloğlu, Türkiye'nin deniz ticaretinden daha fazla pay alması için çalışmalarını sürdürdüklerine dikkati çekerek, limanlarda haziran ayında 46 milyon 915 bin 913 ton yük elleçlendiğini, yurt dışı yük taşımalarının ise 2025 yılının aynı ayına göre yüzde 1,1 artarak 33 milyon 828 bin 104 ton olarak gerçekleştiğini, haziran ayında limanlarda elleçlenen konteyner miktarının 1 milyon 195 bin 392 TEU'ya ulaştığını kaydetti.</p>
<p>Haziran ayında bölge liman başkanlıkları bazında en fazla yük elleçlemesinin 7 milyon 606 bin 240 tonla Kocaeli Bölge Liman Başkanlığı idari sınırlarındaki liman tesislerinde gerçekleştiği bilgisini veren Uraloğlu, Kocaeli Bölge Liman Başkanlığını 7 milyon 573 bin 818 tonla Aliağa ve 5 milyon 442 bin 739 ton ile İskenderun Bölge Liman Başkanlığının takip ettiğine dikkati çekti.</p>
<p>Uraloğlu, haziran ayında limanlarda deniz yoluyla yapılan transit yük taşımalarının 6 milyon 399 bin 10 ton, kabotajda taşınan yük miktarının ise 6 milyon 688 bin 799 ton olarak gerçekleştiğini ifade etti.</p>
<p><strong>En fazla artış gösteren yük cinsi feldispat oldu</strong></p>
<p>Haziran ayında taşınan yük cinsleri bazında 301 bin 364 tonluk artış ile bir önceki aya göre en fazla artış gösteren yük cinsinin feldispat olduğunu belirten Uraloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"Limanlarda 649 bin 501 ton feldispat elleçlemesi gerçekleştirildi. Haziran ayında portland çimento, 1 milyon 9 bin 867 ton ile limanlarımızdan yurt dışına gitmek üzere gemilerle en fazla taşınan yük cinsi oldu. Söz konusu yük cinsini klinker ile feldispat yük cinsleri takip etti. Ham petrol, yurt dışından limanlarımıza gelen gemilerde 2 milyon 586 bin 62 ton ile taşınan yükler arasında ilk sırada yer aldı. Bunu sırasıyla, taşkömürü (briketlenmemiş) ve hurda demir yük cinsleri takip etti."</p>
<p>Uraloğlu, haziran ayında limanlardan deniz yoluyla en fazla yükün İtalya'ya taşındığını vurgulayarak, bu ülkeyi ABD ve Mısır'ın takip ettiğini, deniz yoluyla limanlara gelen en fazla yükün de Rusya'dan yapılan taşımalar olduğunu bildirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-limanlarda-elleclenen-yuk-miktari-yuzde-15-artti-82614</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/0/1280x720/uraloglu-1781355763.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, &quot;Bu yılın ocak-haziran döneminde limanlarımızda elleçlenen yük miktarı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1,5 artarak 279,1 milyon tona, konteyner elleçleme miktarı ise yüzde 1,3 artışla 7 milyon 24 bin 951 TEU&#039;nun üzerine çıktı.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/reel-efektif-doviz-kuru-haziranda-08-geriledi-82613</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 17:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Reel efektif döviz kuru haziranda 0,8 geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) "Reel Efektif Döviz Kuru Gelişmeleri"ni paylaştı. </p>
<p>Buna göre, 2025=100 bazlı reel efektif döviz kuru (REK) endeksi, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) bazında haziranda bir önceki aya kıyasla 0,8 puan azalarak 104,90 oldu. Endeks, mayısta 105,70 düzeyindeydi.</p>
<p>Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) bazlı reel efektif döviz kuru endeksi ise bu dönemde 0,70 puan artarak 100,98’e çıktı. Böylece Türk lirasının değeri, geçen yılın aynı dönemine göre TÜFE bazında 7,46 puan, Yİ-ÜFE bazında 2,52 puan arttı.</p>
<p>TCMB'nin REK endeksi gelişmeleri değerlendirmesinde, şu ifadeye yer verildi:</p>
<p>"TÜFE bazlı REK endeksine etki eden bileşenler incelendiğinde, Türk lirası karşısında, bir önceki aya göre dolar ortalama yüzde 1,81 değer kazanırken avro ortalama yüzde 0,42 değer kazanmıştır. TÜFE ise bir önceki aya göre yüzde 0,99 artarken, Yİ-ÜFE yüzde 1,80 oranında artmıştır."</p>
<p>Değerlendirmede, Türkiye TÜFE’sindeki değişimin endeksin artışına katkıda bulunurken, Dünya TÜFE Sepeti ile Nominal Kur Sepeti'ndeki değişimin endeksi azaltıcı yönde etki ettiği kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/reel-efektif-doviz-kuru-haziranda-08-geriledi-82613</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/6/1280x720/reel-sektorun-doviz-acigi-5-yilin-zirvesinde-1741186960.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haziran verilerine göre, reel efektif döviz kuru endeksi, TÜFE bazında 0,8 puan azalışla 104,90&#039;a indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-yumakli-2026da-5-organize-tarim-bolgesini-daha-uretime-kazandiracagiz-82609</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 17:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Yumaklı: 2026&#039;da 5 organize tarım bölgesini daha üretime kazandıracağız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Uşak'ın Banaz ilçesinde yapımı devam eden jeotermal sera organize tarım bölgesinde incelemelerde bulundu.</p>
<p>Burada konuşan Bakan Yumaklı, tarımın stratejik bir sektör olduğunun bütün ülkeler tarafından ifade edildiğini hatta milli güvenlik meselesi olarak tanımlanmasının da doğru olacağını belirtti.</p>
<p>AK Parti hükümetleri döneminde tarımsal altyapının geliştirilmesi noktasında birçok yatırım yapıldığını anlatan Yumaklı, "Bugün geldiğimiz noktada hem gıda arz güvenliği hem de gıda ürünleri ihracatı açısından ülkemiz, bütün dünyada saygın bir konuma gelmiş durumda. Birkaç gün önce Dünya Bankası tarafından açıklanan 2025 yılı sonuçlarına göre ülkemiz, 83,2 milyar dolar tarımsal hasılayla Avrupa'da 1'inci, dünyada 7'nci sırada yerini almış durumda. Bunların hepsi Sayın Cumhurbaşkanı'mızın liderliğindeki yatırımların sonucu." diye konuştu.</p>
<p>Bakan Yumaklı, organize tarım bölgelerini iklim değişikliği başta olmak üzere üretim yapılan alanların tüketim yerlerine yakınlığı ve doğal kaynaklar gibi birçok konuyu dikkate alarak stratejik alanlar olarak belirlediklerini vurguladı.</p>
<p>"42 ilde 61 organize tarım bölgesi gerçekleştiriyoruz." diyen Yumaklı, şöyle devam etti:</p>
<p>"Bunlardan 46'sında tüzel kişilik gerçekleşti. 20'sinin altyapı yatırımları tamamlandı, 15'inde de üretime başlandı. Şu ana kadar üretime başlanan yerlerde 10 bin istihdam gerçekleşti. 60 bin ton üretim gerçekleşti ve 160 bin büyükbaş hayvan üretimi ki organize tarım bölgelerinin bazıları hayvansal üretimi yapacak şekilde dizayn edildi. Toplam itibarıyla bir hesap yapacak olursak ekonomiye katkıları yıllık 20 milyar liraya ulaştı. 2026 yılında 5 organize tarım bölgesini daha üretime kazandırmış olacağız inşallah."</p>
<p>Yatırım aşamasındaki organize tarım bölgelerinin de bulunduğuna dikkati çeken Yumaklı, "Özellikle altyapı inşaatları için güncel fiyatlarla 10 milyar liralık bir bütçeyi de ayırmış durumdayız. Şu anda harcamaya devam ediyoruz. Peki 46 organize tarım bölgesi yani tüzel kişilik kazananlar, üretime geçtiğinde ne olacak? Yaklaşık 1,1 milyon tonluk bir bitkisel karşılığı üretim yapmış olacaklar. 600 bin büyükbaş hayvanın üretimi buralarda gerçekleşecek ve 1 milyar dolarlık bir ihracatı inşallah yakalamış olacağız bunlarla." dedi.</p>
<p>Banaz Jeotermal Sera Organize Tarım Bölgesi'nin 12 milyar liralık yatırımla hayata geçirileceğini söyleyen Yumaklı, 1300 dekarlık sera alanı ve 400 dekarlık tarımsal sanayi alanı olmak üzere toplamda yaklaşık 1700 dekarlık alanı bu iş için ayırdıklarını anlattı.</p>
<p>Yumaklı, yatırımın yapıldığı alanda 70 derece sıcaklığında su çıktığını, bu sayede 12 ay üretim gerçekleştirileceğini dile getirerek, "Yaklaşık 65 bin ton domates karşılığı üretim yapılacak. Ekonomiye faaliyete geçtikten sonraki katkısı, yıllık yaklaşık 5 milyar lira olacak. 2 bin 500 kişilik bir istihdamı öngörüyoruz burada. Bunların da yüzde 75'ini kadın olarak öngörüyoruz. Dolayısıyla hem bulunduğu bölge hem de bizim tarımsal üretimde gençlerin ve kadınların yer alması açısından son derece önemli bir sonuç getirecek bize." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yumaklı, Manisa Salihli Jeotermal Organize Tarım Bölgesi'nin de tüzel kişilik kazanan bölgelerden olduğunu sözlerine ekledi.</p>
<p>Yumaklı'ya Uşak Valisi Serdar Kartal, AK Parti Uşak milletvekilleri İsmail Güneş ve Fahrettin Tuğrul, Banaz Belediye Başkanı Zafer Arpacı ve AK Parti İl Başkanı Himmet Yaşar da eşlik etti.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-yumakli-2026da-5-organize-tarim-bolgesini-daha-uretime-kazandiracagiz-82609</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/9/1280x720/46-1783347989.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uşak&#039;ta konuşan Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı, &quot;Toplam itibarıyla bir hesap yapacak olursak ekonomiye katkıları yıllık 20 milyar liraya ulaştı. 2026 yılında 5 organize tarım bölgesini daha üretime kazandırmış olacağız inşallah.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tursabdan-acenteler-icin-sgk-prim-destegi-cagrisi-82605</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 17:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜRSAB&#039;dan acenteler için SGK prim desteği çağrısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Başkanı Firuz Bağlıkaya, TBMM'ye sunulan turizm sektörüne yönelik Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) prim desteği yasa teklifi kapsamına seyahat acentelerinin de alınması gerektiğini söyledi. </p>
<p>Düzenlemenin sektör açısından önemli bir adım olduğunu vurgulayan Bağlıkaya, destek kapsamına seyahat acentelerinin de mutlaka dahil edilmesi gerektiğini ifade ederek şunları kaydetti:</p>
<p>"Ülkemizin tarihi, kültürel ve doğal değerlerini dünyanın dört bir yanında gece gündüz demeden pazarlayan, turisti ikna edip getiren, sağlıktan gastronomiye kadar her alanda turizm ürününü satan ve bu devasa operasyonu organize eden seyahat acenteleridir. Otellerin dolması da uçakların karlı bir şekilde uçması da destinasyonların canlanması da tamamen seyahat acentelerinin sırtındadır. Günümüz turizminde temel sorun otel kapasitesi değil, daralan taleptir. Talebi canlandıracak tek güç olan pazarlama ağını yani seyahat acentelerini destek dışı bırakmak turizmin dinamikleri ile örtüşmüyor. Seyahat acenteleri desteklenirse oteller dolacak ve verimlilik artacaktır. Personel desteği onların ayakta kalmasını ve sektörün hareketlenmesini sağlayacaktır."</p>
<p>Bağlıkaya, sosyal güvenlik prim desteğinin seyahat acentelerini kapsayacak şekilde düzenlenmesi gerektiğini aktardı.</p>
<p>Firuz Bağlıkaya, "Seyahat acentesi yoksa turizm de yoktur. Turizm ekonomisinin sürdürülebilirliğini sağlayan yegane unsur olarak seyahat acenteleri bu desteği sonuna kadar hak ediyor. Seyahat acentelerini desteklemezseniz otelleri dolduramaz, verimliliği artıramazsınız. Personel desteği lüks değil, acentelerin ayakta kalması için zorunluluktur. Meclis'teki yasa görüşmeleri sırasında seyahat acentelerinin de destek kapsamına alınmasını talep ediyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tursabdan-acenteler-icin-sgk-prim-destegi-cagrisi-82605</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/5/1280x720/firuz-baglikaya-1783347377.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yasa teklifi kapsamına seyahat acentelerinin de alınması gerektiğini belirten TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya, &quot;Seyahat acenteleri desteklenirse oteller dolacak ve verimlilik artacaktır. Personel desteği onların ayakta kalmasını ve sektörün hareketlenmesini sağlayacaktır.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/10-ayda-3452-bin-ton-findik-islem-gordu-82604</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 17:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> 10 ayda 345,2 bin ton fındık işlem gördü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Giresun Ticaret Borsası, fındık üretilen bölgelerdeki 21 ticaret borsasında gerçekleştirilen satış işlemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Buna göre, 2025 Ağustos-2026 Mayıs döneminde borsalarda 345 bin 425 ton yeni sezon ürünü fındık satıldı.</p>
<p>En fazla işlem 70 bin 446 tonla Giresun'da gerçekleştirildi. Bu kenti 67 bin 467 tonla Sakarya, 47 bin 412 tonla Ordu takip etti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/10-ayda-3452-bin-ton-findik-islem-gordu-82604</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/findik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Giresun Ticaret Borsası, 21 ticaret borsasında 10 ayda toplam 345 bin 425 ton fındığın işlem gördüğünü bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sisecama-kurumsal-yonetim-odulu-82611</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şişecam&#039;a &#039;Kurumsal Yönetim&#039; ödülü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Şişecam'ın, İngiltere merkezli World Finance dergisi tarafından düzenlenen "World Finance Kurumsal Yönetim 2026 Ödülleri" kapsamında, Türkiye'nin en iyisi ödülüne layık görüldüğü bildirildi.</p>
<p>Ödüllerin, güçlü yönetişim modelleri geliştiren, daha iyi bir toplumun oluşmasına katkı sağlayan ve sorumlu karar alma anlayışını tüm faaliyetlerine başarıyla entegre eden kurumları onurlandırdığı belirtildi.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre, uluslararası standartlarla uyumlu, disiplinli ve sorumlu bir yaklaşımla hareket eden Şişecam, kurumsal yönetim ilkelerini günlük operasyonlarının ayrılmaz bir parçası haline getiriyor.</p>
<p>Şirketin, cam ve kimyasallar iş kolları arasındaki bilgi ve inovasyon akışını destekleyerek sürdürülebilir ve katma değer yaratan çözümler geliştirmesine imkan tanıdığı ifade edildi.</p>
<p>Açıklamanın devamında Şişecam'ın, güçlü yönetişim yapısı ve etik değerlere bağlı iş anlayışıyla kârlılık ve operasyonel verimlilik hedeflerini tüm paydaşları için sürdürülebilir değer yaratma vizyonuyla birlikte hayata geçirmeye devam ettiği vurgulandı.</p>
<p>Şişecam Genel Müdürü Can Yücel, Şişecam'da kurumsal yönetimin yalnızca bir ilke seti olmadığını, tüm faaliyetlerin temelini oluşturan bir iş yapış biçimi olduğunu belirtti.</p>
<p>Şeffaflık ve hesap verebilirliği, paydaşlarla kurdukları güven ilişkisini güçlendiren en önemli unsurlar olarak gördüklerine işaret eden Yücel, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Müşterilerimizden çalışanlarımıza, iş ortaklarımızdan hissedarlarımıza kadar tüm paydaşlarımız için kalıcı değer yaratmanın ancak hak ve menfaatlerin dengeli bir şekilde gözetildiği, adil ve sorumlu bir yönetim anlayışıyla mümkün olduğuna inanıyoruz. Uluslararası standartlarla uyumlu, disiplinli ve dijitalleşmeden güç alan yönetişim modelimizle küresel ölçekte güçlü ve güvenilir konumumuzu kararlılıkla sürdürüyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sisecama-kurumsal-yonetim-odulu-82611</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/7/1280x720/can-yucel-1762671566.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ World Finance tarafından verilen ödül hakkında açıklama yapan Şişecam Genel Müdürü Can Yücel, &quot;Uluslararası standartlarla uyumlu, disiplinli ve dijitalleşmeden güç alan yönetişim modelimizle küresel ölçekte güçlü ve güvenilir konumumuzu kararlılıkla sürdürüyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/perihan-inci-dunya-yeni-bir-denge-ariyor-turkiye-kuresel-rekabette-buyuk-resmi-kacirmamali-82599</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 14:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Perihan İnci: Türkiye küresel rekabette büyük resmi kaçırmamalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve İnci Holding Yönetim Kurulu Üyesi Perihan İnci, küresel ekonomide ağırlık merkezinin hızla değiştiğini belirtti.</p>
<p>İnci, "Türkiye'nin Avrupa ile güçlü ekonomik entegrasyonu stratejik önemini korumakla birlikte, Çin'in teknoloji, üretim ve inovasyonda küresel ağırlığı hızla artıyor. Çin ile ilgili gelişmeleri daha yakından takip etmek ve bu alandaki bilgi birikimimizi güçlendirmek, değişen küresel rekabet ortamına uyum sağlamak açısından büyük önem taşıyor” dedi. Çin'in teknoloji, üretim ve insan kaynağındaki gelişimine dikkat çeken İnci, Türkiye'nin küresel rekabet yarışında büyük resmi kaçırmaması gerektiğini söyledi.</p>
<p>ESİAD Yönetim Kurulu Başkanı Sibel Zorlu, küresel ekonomide yaşanan dönüşümün iş dünyasını yeni bir rekabet dönemine taşıdığını belirterek, şirketlerin artık yalnızca ekonomik göstergeleri değil; teknoloji, enerji, insan kaynağı ve jeopolitik gelişmeleri birlikte değerlendirmek zorunda olduğunu söyledi. Zorlu, özellikle Çin'in üretim kapasitesi, teknoloji yatırımları ve insan kaynağı politikalarının dünya ekonomisindeki dengeleri yeniden şekillendirdiğine dikkat çekti.</p>
<p>Perihan İnci ise, küresel ekonomide yaşanan dönüşümün iş dünyasının farklı coğrafyalardaki gelişmeleri çok boyutlu bir perspektifle takip etmesini gerekli kıldığını belirtti. Çin'in teknoloji, üretim kapasitesi ve şehircilik alanlarında kaydettiği ilerlemeye dikkat çeken İnci, “Küresel ekonomide ağırlığı giderek artan Çin'in teknoloji, üretim ve şehircilik alanlarında ulaştığı seviyeyi yerinde görme fırsatı bulduk. Çin'i daha yakından tanımanın ve anlamanın önemini bir kez daha gördük. Yalnızca 30 yıllık bir geçmişe sahip Shenzhen'in, 20 milyonluk nüfusuna rağmen planlı şehirleşmesinden, sessiz elektrikli araçlarından, temiz ve yeşil dokusundan etkilenmemek elde değil. Şirketlerin her biri devlet desteğiyle inanılmaz bir yol almış durumda” dedi.</p>
<p>Küresel rekabetin merkezinde artık insan kaynağı ve bilgi üretiminin yer aldığını belirten İnci, Çin'in yetişmiş insan gücü kapasitesinin ölçeğine dikkat çekti. İnci aynı zamandax, İzmir'in yeni dönemde önemli fırsatlara sahip olduğunu ancak kentin lojistik ve teknoloji altyapısının yenilenmesi gerektiğini söyleyerek, “İzmir, yeni lojistik koridorlar ve bağlantısallık açısından stratejik bir konumda bulunuyor. Limanlarımızın ve dijital altyapımızın yalnızca mal taşımak için değil, veri ve enerji akışını yönetmek için de dönüştürülmesi gerekiyor. Bu süreç doğru yönetilirse İzmir'in ekonomik konumu ve küresel ticaretteki rolü çok daha farklı bir noktaya taşınabilir" dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/perihan-inci-dunya-yeni-bir-denge-ariyor-turkiye-kuresel-rekabette-buyuk-resmi-kacirmamali-82599</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/9/1280x720/perihan-inci-dunya-yeni-bir-denge-ariyor-turkiye-kuresel-rekabette-buyuk-resmi-kacirmamali-1783338445.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel ekonomide ağırlık merkezinin hızla Asya&#039;ya kaydığını belirten TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Perihan İnci, Türkiye&#039;nin değişen rekabet koşullarını doğru okuyup Çin&#039;i daha yakından takip etmesi gerektiğini söyledi. İzmir&#039;in yeni lojistik koridorları açısından önemli fırsatlar barındırdığını vurgulayan İnci, kentin liman ve dijital altyapısının güçlendirilmesi halinde küresel ticarette çok daha güçlü bir konuma ulaşabileceğini ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizmci-bu-yili-gozden-cikardi-82598</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 14:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turizmci bu yılı gözden çıkardı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR</strong></p>
<p>Turizm sektöründe yüksek sezonla birlikte hareketlilik yeniden artış gösterse de, sektör temsilcileri bu yılın beklentilerin gerisinde kaldığını ifade ediyor. Rezervasyonlardaki canlanmanın devam ettiğini belirten turizmciler, 2026 sezonunu geçiş yılı olarak değerlendirirken, asıl toparlanmanın gelecek yıl yaşanacağına inanıyor. Bu nedenle sektör, umutlarını 2027 sezonuna çevirerek daha güçlü bir talep ve daha verimli bir sezon bekliyor.</p>
<p>Okulların kapanmasıyla birlikte Marmaris'te beklenen iç pazar hareketliliğinin başladığını belirten Emre Hotels CEO’su Mustafa Deliveli, "Kurban Bayramı'nın ardından yaşanan kısa süreli durgunluk yaz tatilinin başlamasıyla sona erdi ve doluluklar yeniden yüzde 80'ler seviyesine ulaştı. Temmuz ve ağustos aylarının geçen yıla yakın seyretmesini bekliyoruz. İşletme maliyetleri ile kur-enflasyon makası sektörün en büyük sorunu olmaya devam ediyor. Son iki yıldır düşen kârlılık, artan indirimler ve son dakika rezervasyon alışkanlığı otelleri zorluyor. Mısır başta olmak üzere rakip destinasyonlar düşük maliyet avantajıyla öne çıkarken, 2027 sezonunda düşük fiyatlı kontrat baskısı, azalan uçuş kapasiteleri ve kurun enflasyonun altında kalması halinde sektör daha da zorlanacak. Savaş, kur ve enflasyon tarafında normalleşme sağlanmadan turizmin rahat bir nefes alması mümkün görünmüyor" dedi.</p>
<h2>Girgin: Mevcut doluluklar bizi tatmin etmiyor</h2>
<p>Bodrum'da okulların kapanmasıyla birlikte yerli turist hareketliliğinin başladığını ancak beklenen yoğunluğa henüz ulaşılamadığını belirten Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği (POYD) Bodrum Temsilcisi Yiğit Girgin, "Geçmiş yıllarda iğne atsan yere düşmeyecek doluluk oranlarına alışmıştık. Şu an yukarı yönlü bir ivme olsa da yüzde 100 doluluk seviyelerine ulaşamadık ve mevcut doluluklar bizi tatmin etmiyor. Sürekli yaşanan siyasi, ekonomik ve jeopolitik gelişmeler turizmi olumsuz etkiliyor. Bu süreçte birçok uçuş iptal edildi ancak bundan sonraki dönemin daha olumlu geçeceğini düşünüyoruz. Henüz hiçbir şey kaybedilmiş değil. Hedeflerimize ne kadar yakın ya da uzak olduğumuzu söylemek için erken olsa da haziran ayına kıyasla daha pozitif bir tablo görüyoruz" dedi.</p>
<h2>Okutur: Umutlarımız 2027’ye kaldı</h2>
<p>Rezervasyonlarda gözle görülür bir artış yaşandığını belirten Dalaman Ortaca Köyceğiz Otelcileri ve Turistik işletmeler Birliği (DOKTOB) Başkanı Yücel Okutur, "Türk vatandaşlarının daha fazla tatile çıkması halinde turizm sektörünü olası bir krizden kurtarmış olacağız. Ancak yüksek girdi maliyetleri otelcileri ciddi şekilde zorluyor. Bu nedenle sektörde önemli indirimler yapmak zorunda kaldık ve bu sezonu bu şartlarda tamamlamayı planlıyoruz. Karlılık artık dip seviyede. Yabancı turist sayısında da gözle görülür bir azalma var ve oda boşlukları oldukça fazla. Bu yıl için umutlarımız sınırlı, asıl beklentimizi önümüzdeki sezona taşıyoruz. 2027'nin sektör açısından çok daha iyi bir yıl olmasını diliyoruz" dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizmci-bu-yili-gozden-cikardi-82598</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/4/1280x720/turizmde-coral-cup-yat-yarislari-ruzgari-1779141644.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüksek sezonla birlikte rezervasyonlarda artış yaşansa da turizmciler 2026&#039;nın beklentilerin gerisinde kaldığını belirtiyor. Artan maliyetler, düşük kârlılık, yabancı turistteki yavaşlama ve jeopolitik gelişmelerin sektörü zorladığını ifade eden sektör temsilcileri, asıl toparlanmanın 2027 sezonunda yaşanmasını bekliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/inegol-ulasiminda-metrobus-donemi-basliyor-82597</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 14:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnegöl ulaşımında metrobüs dönemi başlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından İnegöl'de hayata geçirilmesi planlanan metrobüs hattı için ilk test sürüşü gerçekleştirildi.</p>
<p>Yaklaşık 13,73 kilometre uzunluğunda ve 25-30 duraktan oluşacak şekilde planlanan metrobüs hattının seyahat süresinin 37 dakika olması öngörülüyor. 270 yolcu kapasitesine sahip metrobüsler, mevcutta İnegöl’de hizmet veren 6 otobüsün taşıdığı yolcu kapasitesine eş değer hizmet sunacak.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, yıllık yaklaşık 1,8 milyon yolcuya hizmet vermesi beklenen hatta, ana omurga güzergâhında 7-10 dakika aralıklarla sefer düzenlenecek, böylece vatandaşlar, uzun süre beklemeden daha hızlı, konforlu ve güvenli bir toplu ulaşım hizmetinden faydalanabilecek. Proje kapsamında Alanyurt, şehir merkezi, sanayi bölgeleri, terminal çevresi, eğitim ve sağlık alanları, ticaret merkezleri ile yeni gelişen yerleşim bölgeleri güçlü bir toplu ulaşım aksı üzerinde birbirine bağlanacak. Bu sayede vatandaşların ulaşım sürelerinin kısalması ve kent içi erişimin daha verimli hale gelmesi hedefleniyor. Projenin ilk test sürüşüne Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba'nın yanı sıra AK Parti Bursa Milletvekili Ayhan Salman, İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban, siyasi parti temsilcileri ve belediye bürokratları katıldı.</p>
<h2>“Daha güzel sürprizlerimiz de olacak”</h2>
<p>Başarıyla tamamlanan ve ilçedeki ulaşımı bir üst seviyeye çıkaracak olan test sürüşünün ardından açıklamalarda bulunan Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba, “Metrobüs test sürüşümüzü gerçekleştirdik. Amacımız büyüyen İnegöl’de daha hızlı, daha konforlu, daha güvenli bir ulaşım sağlamak. İnegöl’ü metrobüsle buluşturmayı öngörüyoruz ve bunun çalışmasını yapıyoruz. İnegöllü hemşerilerimize bu konforu sağlamaya çalışacağız. Bundan sonraki süreçte de daha güzel sürprizlerimiz olacağına da inanıyorum” dedi. İnegöl’ün büyüdüğünü ve nüfusun arttığını belirten İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban, “Bir metrobüs denemesi gerçekleştirdik. Toplu ulaşıma alternatif bir hat kurulması anlamında Büyükşehir Belediyemizin çalışmaları vardı. Şahin Başkanıma çok teşekkür ediyorum. Test gayet olumluydu” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/inegol-ulasiminda-metrobus-donemi-basliyor-82597</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/7/1280x720/inegol-ulasiminda-metrobus-donemi-basliyor-1783337025.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İnegöl&#039;de hayata geçirilmesi planlanan metrobüsün ilk test sürüşü yapılırken, hattın yıllık yaklaşık 1,8 milyon yolcuya hizmet vermesi bekleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tcmb-analizi-savasin-cari-acik-uzerinde-olusturdugu-riskler-azaldi-82594</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 13:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> TCMB analizi: Savaşın cari açık üzerinde oluşturduğu riskler azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Araştırma ve Para Politikası Genel Müdürlüğünde Kıdemli Ekonomist Yasemin Barlas ile Yapısal Ekonomik Araştırmalar Genel Müdürlüğünde Başuzman Şebnem Oğuz tarafından hazırlanan "Jeopolitik Gelişmeler Dış Ticareti Nasıl Şekillendirdi?" başlıklı analiz, bankanın blog sayfası Merkezin Güncesi'nde paylaşıldı. </p>
<p>Analizde, "Jeopolitik gelişmeler, enerji fiyatları ve küresel tedarik zincirleri kanallarıyla dış ticaret dengesi üzerinde baskı oluşturabiliyor. Bu nedenle, 2026 yılı şubat ayı sonunda başlayan ABD/İsrail-İran Savaşı'nın da Türkiye'nin dış ticaret görünümünü zayıflatması bekleniyordu. Ancak ikinci çeyrek verileri farklı bir tablo ortaya koydu. Enerji ithalatındaki belirgin artışa rağmen ihracat güçlü seyretti ve dış ticaret dengesi iyileşti." değerlendirmelerine yer verildi.</p>
<p>Savaşın en hızlı yansımasının enerji piyasalarında görüldüğü belirtilen analizde, küresel piyasalarda enerji fiyatlarının ikinci çeyrek ortalamalarına bakıldığında Brent petrolde yıllık bazda yüzde 55,2, doğal gazda ise yüzde 28,2 yükseliş yaşandığı bildirildi.</p>
<p>Analizde, buna paralel olarak takvim etkilerinden arındırılmış enerji ithalatının yıllık bazda yüzde 32,4 arttığı kaydedildi.</p>
<p>Söz konusu artışta enerji ithalatının kompozisyonuna ek olarak mevcut tedarik anlaşmaları, spot fiyattan alımların oranı ve tedarik sürelerinin de rol oynadığı vurgulanan analizde, "Dolayısıyla son dönemde fiyatlarda başlayan normalleşme enerji ithalatındaki artışların yavaşlayacağına işaret etse de fiyat gelişmelerinin gecikmeli etkileri nedeniyle kısa vadede enerji ithalatı üzerindeki yukarı yönlü riskler tamamen ortadan kalkmış değil." ifadesine yer verildi.</p>
<p>Analizde, ilk bakışta bu görünümün enerji ithalatındaki artışın dış ticaret dengesini de bozacağı izlenimi verdiği belirtildi.</p>
<p>Ancak enerji fiyatlarının dış dengeyi tek başına belirlemediği aktarılan analizde, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Enerji fiyatlarındaki yükselişin dış denge üzerindeki etkisini daha sağlıklı değerlendirebilmek için tarihsel ilişkilere bakmak faydalı oluyor. Enerji fiyatları ile net enerji ithalatı arasında güçlü bir ilişki bulunmasına karşın aynı ilişki cari işlemler dengesi için geçerli değil. Bunun temel nedeni, cari dengenin yalnızca enerji faturasıyla değil, ihracat performansı, hizmet gelirleri ve iç talep gibi birçok unsur tarafından şekillenmesi. Nitekim Rusya-Ukrayna Savaşı'nın yaşandığı 2022 yılında enerji maliyetlerindeki artış dış denge üzerinde tarihsel ilişkinin ima ettiğinden çok daha belirgin bir baskı oluştururken mevcut dönemde farklı bir görünüm ortaya çıktı."</p>
<p>Analizde, bu farklılaşmanın temel nedeninin ihracat tarafında yaşandığı bildirildi.</p>
<p>Enerji tarafındaki olumsuz görünüme rağmen ikinci çeyrekte ihracatın hem yıllık hem de çeyreklik bazda güçlü artış gösterdiği kaydedilen analizde, şu değerlendirmelere yer verildi:</p>
<p>"Savaşın başlamasının hemen ardından mart ayında Orta Doğu ülkelerine yapılan ihracatta keskin bir düşüş yaşansa da ikinci çeyrekte bölgeye yapılan ihracatta toparlanma görüldü. İhracatın bu dönemde hızlanmasında küresel tedarik zincirlerinde jeopolitik gelişmeler nedeniyle yaşanan yeniden yönlenme rol oynadı. Hürmüz Boğazı'nın kapanmasıyla birlikte Uzak Doğu'dan yapılan sevkiyatlarda ortaya çıkan belirsizlikler, uzayan teslim süreleri ile artan navlun ve sigorta maliyetleri talebin Türkiye'ye kaymasında etkili unsurlar oldu. Firma görüşmeleri, bu dönemdeki talep artışının özellikle Avrupa kaynaklı ve ihtiyati alım niteliğinde olduğuna, bununla birlikte ilk etapta firmalarca geçici nitelikte algılandığına işaret etmekte. İhtiyati alımlar ve öne çekilen talep etkisi kimyasal ürünler ve ana metal sektörlerinde; tedarikçi çeşitlendirme eğilimi ise giyim ve tekstil sektörlerinde ihracatı destekliyor."</p>
<p>Analizde, ihracatın güçlü seyretmesinde etkili olan bir unsurun da savunma sanayisinin ihracata artan desteği olduğu belirtildi. Son yıllarda savunma sanayisinde gerçekleştirilen kapasite ve teknoloji yatırımlarının yüksek katma değerli üretimin ihracata katkısını artırdığı ifade edilen analizde, son dört yılda savunma sanayisinin toplam ihracattaki payının yaklaşık 2,3 puan artarak yüzde 4'e ulaştığı bildirildi.</p>
<p>Bununla birlikte mevcut jeopolitik gelişmelerin bu sektöre yönelik talebi güçlendirmesinin de söz konusu yapısal dönüşümün etkisini daha görünür hale getirdiği vurgulandı.</p>
<p>Dış ticaret dengesindeki iyileşmenin diğer ayağını ise ithalatın kompozisyonunun oluşturduğu belirtilen analizde, "İkinci çeyrekte ithalattaki artışın tamamı enerji kaynaklı gerçekleşirken enerji hariç ithalat geriledi. Öte yandan mal grubu bazında baktığımızda, ara malları ithalatı altın ve enerji hariç olarak seviyesini korurken yatırım ve tüketim malları ithalatında gerileme görüyoruz. Bu görünüm iç talebin süregelen zayıf seyri ve ikinci çeyrekteki olumlu ihracat siparişi beklentileriyle uyumlu." ifadelerine yer verildi.</p>
<p><strong>"Enerji fiyatlarının etkisi, ihracattaki güçlü seyir sayesinde önemli ölçüde dengelendi"</strong></p>
<p>Analizde, nitekim kredi kartı harcamaları gibi iç talebe ilişkin yüksek frekanslı verilerde görülen zayıf seyrin tüketim malı ithalatı talebindeki yavaşlamayla da teyit edildiği belirtildi.</p>
<p>Öte yandan Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) verilerinin de ikinci çeyrekte üretim gerilerken ihracat talebine ilişkin beklentilerin arttığına işaret ettiği bildirilen analizde, şu değerlendirmeler yapıldı:</p>
<p>"Bu bağlamda, son dönemdeki ara malları ithalat talebini gerek dış talepte yeniden yönlenme eğiliminin, gerekse jeopolitik gelişmelerin yansıması olarak fiyatlarda gözlenen artışın şekillendirdiğini söylemek mümkün. Özetle, ikinci çeyrekte enerji fiyatlarındaki yükselişin dış ticaret dengesi üzerindeki olumsuz etkisi, ihracattaki güçlü seyir sayesinde önemli ölçüde dengelendi. Öte yandan, sıkı para politikası etkisiyle devam eden iç talepteki zayıf görünüm de ithalat kompozisyonunu değiştirerek dış ticaret dengesindeki iyileşmeye destek verdi. Bu gelişmeler, jeopolitik risklerin azalmasıyla enerji fiyatlarında başlayan normalleşme ile beraber düşünüldüğünde, savaşın cari açık üzerinde oluşturduğu yukarı yönlü risklerin önceki aylara kıyasla azaldığını değerlendiriyoruz."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tcmb-analizi-savasin-cari-acik-uzerinde-olusturdugu-riskler-azaldi-82594</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/merkez-bankasi-tcmb.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası analizinde, &quot;Enerji ithalatındaki belirgin artışa rağmen ihracat güçlü seyretti ve dış ticaret dengesi iyileşti.&quot; denildi. Analizde, dış ticaret dengesinin iyileşmesindeki dinamikler hakkında, &quot;Bu gelişmeler, jeopolitik risklerin azalmasıyla enerji fiyatlarında başlayan normalleşme ile beraber düşünüldüğünde, savaşın cari açık üzerinde oluşturduğu yukarı yönlü risklerin önceki aylara kıyasla azaldığını değerlendiriyoruz.&quot; ifadelerine yer verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/migros-dunyanin-en-surdurulebilir-sirketleri-listesinde-82610</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Migros &#039;Dünyanın En Sürdürülebilir Şirketleri&#039; listesinde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Migros'un, TIME dergisinin Statista iş birliğiyle hazırladığı "Dünyanın En Sürdürülebilir Şirketleri 2026" listesinde yer aldığı bildirildi.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, dünya genelinde 40'tan fazla ülkeden 5 bini aşkın şirketin değerlendirildiği araştırmada, global endekslerdeki başarılar, verilen taahhütler, uluslararası raporlama standartlarına uyum, çevresel ve sosyal sürdürülebilirlik alanındaki performans kriterleri çok aşamalı metodolojiyle incelendi.</p>
<p>Veri konusunda 20'den fazla noktaya dayanan değerlendirme sonucunda 750 şirket listeye girmeye hak kazandı.</p>
<p>Migros, "İyi Gelecek Planı" kapsamında, iklim değişikliğiyle mücadele, gıda israfının önlenmesi, plastik kullanımının azaltılması, sürdürülebilir tarımın desteklenmesi, eğitim ve fırsat eşitliği, toplumsal cinsiyet eşitliği gibi birçok alanda gerçekleştirdiği somut projelerle listede yer aldı.</p>
<p>Migros Grubu İcra Başkanı Özgür Tort, "Sürdürülebilirlik çalışmalarımızın hedeflerini etki yaratan, ölçülebilir ve yaygınlaşabilir projelerle gerçekleştiriyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Tort, iklim kriziyle mücadeleden gıda israfının önlenmesine, sürdürülebilir tarım uygulamalarından toplumsal cinsiyet eşitliğine kadar pek çok alanda dönüşüm yarattıklarını belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Statista ve TIME dergisi tarafından hazırlanan Dünyanın En Sürdürülebilir Şirketleri listesinde gıda perakende sektöründe dünya genelinde yalnızca 5 şirket arasında yer almak ve Türkiye'yi bu alanda tek başımıza temsil etmek bizim için güçlü bir motivasyon. SBTi onayımız, CDP 'Global A Liderleri' arasında ve S&amp;P Global Sürdürülebilir Yıllığı'ndaki yerimiz, BIST Sürdürülebilirlik 25 Endeksi'ndeki kesintisiz varlığımız, sürdürülebilirliği işimizin merkezine alan kararlı yaklaşımımızın en güçlü göstergeleri. 2030 ve 2050 hedeflerimize de emin adımlarla ilerliyoruz. Yarattığımız somut etki ile sürdürülebilirlikte global liderler arasındaki yerimiz perçinleniyor."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/migros-dunyanin-en-surdurulebilir-sirketleri-listesinde-82610</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/1/0/1280x720/ozgur-tort-1764573602.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Migros Grubu İcra Başkanı Özgür Tort, &quot;Dünyanın En Sürdürülebilir Şirketleri listesinde gıda perakende sektöründe dünya genelinde yalnızca 5 şirket arasında yer almak ve Türkiye&#039;yi bu alanda tek başımıza temsil etmek bizim için güçlü bir motivasyon.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/perakende-ticarete-yeni-duzenlemeler-geliyor-82593</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Perakende ticarete yeni düzenlemeler geliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, perakende ticaretin daha adil, şeffaf ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulmasını sağlamak için hazırlanan yönetmelik taslağını, ilgili kurum ve kuruluşların görüşüne sundu.</p>
<p>Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, yönetmelik taslağının, uygulamada elde edilen deneyimler ve sektörden gelen görüş ve öneriler dikkate alınarak hazırlandığı bildirildi.</p>
<p>Taslağın, ilgili kurum ile kuruluşların görüşüne açıldığı ve söz konusu düzenlemelerle, tedarik zincirinin güçlendirilmesi, yerel ticareti rahatlatacak adımların atılması ve kadın emeğinin ekonomik değerinin artırılmasının hedeflendiği belirtilen açıklamada, tedarik zincirini güçlendirmek için yönetmeliğin adının üretici, tedarikçi ve perakende işletmeler arasındaki ticari ilişkileri yansıtacak şekilde değiştirilerek "Tedarik Zincirinde Uygulanacak İlke ve Kurallar Hakkında Yönetmelik" olacağı ifade edildi.</p>
<p><strong>Sorgulama ekranı oluşturulacak</strong></p>
<p>Tereddütleri ortadan kaldıracak şekilde üretici ve tedarikçi kavramlarının yönetmeliğin amaç ve kapsam kısımlarına eklenmesinin planlandığının altı çizilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:</p>
<p>"Ayrıca 'üretici', 'tedarikçi' ve '30 gün içinde bozulabilen tarım ve gıda ürünü' tanımlarının revize edilmesi, ticari faaliyetlerdeki ödeme sürelerinin daha hızlı ve kesin şekilde belirlenebilmesi amacıyla, KOBİ tespit süreçlerini kolaylaştıracak şekilde, Ticaret Bakanlığımız bünyesinde bir sorgulama ekranı oluşturulacak. 2025 yılının Kooperatifler Yılı ilan edilmesi hasebiyle, zincir market raflarında ortaklarının çoğunluğu kadınlardan oluşan kooperatiflerin yöresel ürünlerine öncelik verilerek, kadın emeğinin doğrudan desteklenmesi ve kadınların ekonomik hayata katkılarının artırılması planlanmaktadır."</p>
<p>Öte yandan açıklamada, bu değişikliklerin yanı sıra en temel gıda maddelerinden ekmeğin daha uygun fiyatlarla vatandaşlarla buluşabilmesi için kitlesel ekmek üretimi yapabilen büyük ekmek fırınlarına yönelik düzenlemelerin hayata geçirilmesinin hedeflendiği kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/perakende-ticarete-yeni-duzenlemeler-geliyor-82593</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/ekmek.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığının görüşe açılan taslağı ile perakende ticaretin daha adil, şeffaf ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulmasının sağlanması planlanıyor. Yönetmelikle, ekmeğin daha uygun fiyatlarla satılması için kitlesel ekmek üretimi yapabilen büyük ekmek fırınlarına yönelik düzenlemelerin hayata geçirilmesi hedefleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/inegol-mobilyasi-rekabeti-ortak-depolama-modelinde-ariyor-82583</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 10:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnegöl mobilyası rekabeti ortak depolama modelinde arıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>İnegöl mobilya sektörü, ihracatta yeni dönemin yol haritasını Amerika kıtası üzerine kuruyor.</p>
<p>MODEF Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Uğurdağ, son iki yılda gerçekleştirilen fuar organizasyonları, dijitalleşme projeleri ve yeni pazarlama modelleriyle İnegöl mobilyasının uluslararası pazarlardaki konumunu güçlendirdiklerini söyledi. 2025 yılı ve 2026'nın ilk yarısını, İnegöl mobilyasını küresel ölçekte markalaştırma hedefi doğrultusunda yoğun bir çalışma temposuyla geçirdiklerini ifade eden Uğurdağ, özellikle ABD başta olmak üzere Amerika kıtasından gelen alım heyetlerinin fuarlara katılımının arttığını belirtti. Tafex projesi kapsamında yaklaşık 200 firmanın dijital ve fiziksel pazarlama altyapısının güçlendirildiğini kaydeden Uğurdağ, bu çalışmaların ABD pazarına yönelik stratejik açılımları hızlandırdığını söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4b5cbc4916c-1783323836.jpg" alt="" width="641" height="433" /></p>
<h2>Rekabette dijital dönüşüm ve ortak depolama modeli</h2>
<p>Kur, faiz ve enflasyon kaynaklı ekonomik koşulların üreticiler üzerinde baskı oluşturduğunu dile getiren Uğurdağ, buna rağmen İnegöl mobilya sektörünün esnek üretim kabiliyeti sayesinde süreci önemli ölçüde yönetebildiğini ifade etti. Önümüzdeki dönemde sektörün odağında katma değerli üretim ve markalaşmanın yer alacağını vurgulayan Uğurdağ, bu sayede firmaların kârlılığını daha sürdürülebilir hale getirmeyi hedeflediklerini söyledi. Küresel pazarlarda rekabet avantajı sağlamak için dijital dönüşüm çalışmalarına ağırlık verdiklerini belirten Uğurdağ, ortak depolama (shared warehousing) modeli ve doğrudan B2B iş eşleştirmelerinin ihracat stratejisinin temel unsurları arasında yer aldığını ifade etti. Firmaların uluslararası platformlarda daha görünür hale gelmesi amacıyla yenilikçi pazarlama kanallarını devreye aldıklarını aktaran Uğurdağ, bu çalışmaların yeni pazarlara erişimi kolaylaştırdığını söyledi.</p>
<h2>Yeni hedef showroom ve depo ağı</h2>
<p>İnegöl merkezli yüzlerce firmanın dünyanın birçok ülkesine ihracat gerçekleştirdiğini belirten Uğurdağ, geleneksel pazarların yanı sıra ABD'nin öncelikli hedef pazar olduğunu, Latin Amerika'nın ise yeni büyüme bölgesi olarak öne çıktığını kaydetti. Bu hedef doğrultusunda uluslararası showroom ve depo yatırımlarını hızlandıracaklarını açıklayan Uğurdağ, özellikle ABD, Panama ve Meksika'da açılacak showroomlarla bölgedeki ticari varlıklarını kalıcı hale getirmeyi planladıklarını söyledi. İnsan kaynağına ve üretim teknolojilerinde dijitalleşmeye yönelik yatırımların da devam edeceğini ifade eden Uğurdağ, “İnegöl, mobilya sektöründe Türkiye'nin dünya markası olma yolunda emin adımlarla ilerlemeye devam edecek” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/inegol-mobilyasi-rekabeti-ortak-depolama-modelinde-ariyor-82583</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/3/1280x720/inegol-mobilyasi-rekabeti-ortak-depolama-modelinde-ariyor-1783323872.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ MODEF Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Uğurdağ, İnegöl mobilya sektörünün ihracatta rekabet gücünü artırmak için dijital dönüşüm, ortak depolama modeli ve uluslararası showroom yatırımlarına hız verdiğini söyledi. Yeni dönemde ABD ve Latin Amerika pazarlarının büyümenin lokomotifi olması hedefleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tokinin-ilk-is-yerim-projesi-cataltepeye-tasindi-82581</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 10:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> TOKİ&#039;nin &#039;İlk İş Yerim&#039; projesi Çataltepe&#039;ye taşındı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Bursa'nın Kestel ilçesi Çataltepe Mahallesi'nde hayata geçirilmesi planlanan “İlk İş Yerim Projesi” kapsamında hazırlanan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği ile 1/5.000 ölçekli nazım ve 1/1.000 ölçekli uygulama imar planı değişikliklerini onayladı.</p>
<p>Bakanlığın duyurusuyla birlikte projeye ilişkin planlama sürecinde önemli bir eşik aşılmış oldu. Planlama raporuna göre proje, Çataltepe Mahallesi'nde yaklaşık 13,2 hektarlık alanı kapsıyor. Söz konusu alan, TOKİ mülkiyetindeki parseller ile BESKOOP'a ait bazı parselleri ve tescil harici alanları içeriyor. Plan değişikliğiyle birlikte alan, “Kentsel Servis Alanı” olarak düzenlenirken, küçük sanayi sitesi, toplu işyerleri, konut dışı kentsel çalışma alanları ile kamu ve belediye hizmet alanlarının oluşturulmasına imkân sağlanacak. Plan açıklama raporunda, Cumhurbaşkanlığı himayesinde 2022 yılında başlatılan ve TOKİ tarafından yürütülen “İlk İş Yerim Projesi” kapsamında, uygun fiyatlı işyerlerinin üretilebilmesi amacıyla Bursa'da yapılan başvurular doğrultusunda planlama çalışmalarının yürütüldüğü belirtiliyor. Raporda, projenin ticari ve kamusal alan ihtiyacının karşılanması ile imar mevzuatına uygun yeni işyeri parsellerinin oluşturulmasını hedeflediği ifade ediliyor. </p>
<h2>Sanayi alanıyla uyumlu planlama</h2>
<p>Raporda, planlama alanının çevresinin üretim ve imalat odaklı sanayi alanlarıyla çevrili olduğu, yeni plan kararlarının da bölgenin gelişim yönü ve üst ölçekli planlarla uyumlu şekilde hazırlandığı vurgulanıyor. Bu kapsamda mevcut plandaki bazı fonksiyonların revize edilerek alanın işyeri üretimine uygun hale getirildiği belirtiliyor. Planlama alanının yaklaşık 132 bin metrekare büyüklüğünde olduğu, bunun yaklaşık 98 bin metrekarelik bölümünün TOKİ, yaklaşık 32 bin metrekarelik bölümünün ise BESKOOP mülkiyetinde bulunduğu kaydediliyor. Kalan bölüm ise tescil harici alanlardan oluşuyor. Bakanlığın onayladığı plan değişikliği, "İlk İş Yerim Projesi" kapsamında Bursa'da üretilecek işyerlerine yönelik planlama sürecinin resmen ilerlediğini ortaya koyarken, bundan sonraki süreçte uygulama ve ihale takviminin netleşmesi bekleniyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tokinin-ilk-is-yerim-projesi-cataltepeye-tasindi-82581</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/1/1280x720/tokinin-ilk-is-yerim-projesi-cataltepeye-tasindi-1783323586.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Bursa&#039;nın Kestel ilçesi Çataltepe Mahallesi&#039;nde “İlk İş Yerim Projesi” kapsamında hazırlanan çevre düzeni ve imar planı değişikliklerini onayladı. Yaklaşık 13,2 hektarlık alanın “Kentsel Servis Alanı” olarak planlanmasıyla küçük sanayi ve toplu işyerlerine yönelik yeni yatırım sürecinin önü açıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/nato-zirvesine-ozel-5-lira-basildi-82595</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> NATO Zirvesi&#039;ne özel 5 lira basıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü, Ankara'da düzenlenen 36. NATO Zirvesi anısına tedavülde kullanılabilecek özel tasarımlı 5 lira hatıra parası bastı.</p>
<p>Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğünden edinilen bilgiye göre, NATO zirvelerinin ilk resmi toplantısı 1957 yılında Fransa'nın Paris kentinde gerçekleştirildi. İttifakın 36. Liderler Zirvesi ise 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara'daki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenleniyor.</p>
<p>Zirve, ittifak üyesi ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarını ortak güvenlik, istişare ve işbirliği gündemi çerçevesinde bir araya getirirken Türkiye tarih boyunca farklı medeniyetler arasında kurduğu köprüler ve yürüttüğü diplomatik girişimlerle uluslararası işbirliği ve diyaloğa önemli katkılar sunuyor.</p>
<p>Stratejik konumu, köklü devlet geleneği ve müttefikleriyle geliştirdiği işbirliği anlayışı doğrultusunda uluslararası barış ve güvenliğe yönelik çok taraflı çabalarda etkin rol üstlenmeye devam eden Türkiye, bu zirvede NATO liderlerini ağırlayarak barışın, istikrarın ve ortak güvenliğin güçlendirilmesine yönelik kararlılığını bir kez daha ortaya koyuyor.</p>
<p>Bu kapsamda, Türkiye'de düzenlenen 36. NATO Zirvesi'nin anısını yaşatmak amacıyla Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğünce "5 TL Tedavül Madeni NATO Hatıra Parası" basıldı.</p>
<p>Bu kapsamda hazırlanan hatıra parası, halen tedavülde bulunan iki metalli (bimetal) 5 liralık madeni para üzerine basılırken paranın tura yüzünde NATO logosu, zirvenin düzenlendiği yer ve tarih ile Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nin grafik görseli yer alıyor. Diğer yüzünde ise 5 liranın tedavüldeki mevcut tasarımı bulunuyor.</p>
<p>İlk etapta 100 bin adet basılan hatıra parasından, zirve süresince 400 bin adet daha üretilmesi planlanırken böylece toplam üretim miktarının 500 bin adede ulaşması öngörülüyor. Uygulamayla, 36. NATO Zirvesi'nin Türkiye'de düzenlenmesinin anısının yaşatılması ve vatandaşların günlük hayatta kullanabileceği tedavüldeki özel bir hatıra parasının dolaşıma sunulması amaçlanıyor.</p>
<p> </p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/nato-zirvesine-ozel-5-lira-basildi-82595</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/5/1280x720/5-1783346747.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara&#039;da düzenlenecek 36. NATO Zirvesi anısına tedavülde kullanılabilecek özel tasarımlı 5 liralık madeni para ilk etapta 100 bin adet üretilirken toplam miktarının ise 500 bin adede ulaşması planlanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dolar-guc-kazandikca-emtialar-frene-basiyor-82560</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 08:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dolar güç kazandıkça emtialar frene basıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a4b3a0b1244a-1783314955.png" alt="" width="289" height="137" /></p>
<p>Yılın ilk yarısında jeopolitik riskler nedeniyle sert yükselen emtia piyasaları, son haftalarda yönünü aşağı çevirdi. 19 emtiadan oluşan CRB Endeksi yıl başından bu yana halen yaklaşık yüzde 20 artıda bulunmasına rağmen son bir ayda yüzde 8 geriledi. Enerji ağırlıklı GSCI Endeksi’ndeki düşüş ise aynı dönemde yüzde 14’e ulaştı. Bu tablo, piyasalarda jeopolitik risk priminin azalmasının yanı sıra doların yeniden güç kazanmasının fiyatlar üzerinde belirleyici olmaya başladığını gösteriyor.</p>
<p>Doların değer kazanması, emtiaları diğer para birimlerini kullanan alıcılar için daha pahalı hale getiriyor. Bu durum hem yatırım talebini hem de fiziksel alımları sınırlandırarak fiyatlar üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturuyor.</p>
<h2>Dolar endeksi 103-104 bandına gelebilir </h2>
<p>Analistler, şu an 100.8 seviyesinde bulunan dolar endeksinin üçüncü çeyrekte 103-104 seviyelerine yükselebileceğini ve bunun olması halinde özellikle petrol, altın, bakır ve alüminyum piyasalarında satış baskısının devam edebileceğini değerlendiriyor. Reuters tarafından yapılan yılın 3’üncü çeyreğine dair teknik analizler, mevcut görünüm doların emtia piyasalarının ana belirleyicilerinden biri olmaya devam edeceğine işaret ediyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bakır: Yükseliş yerini düzeltmeye bırakabilir</span></h2>
<p>Bakır piyasasında yılın ilk yarısındaki güçlü yükselişin ardından üçüncü çeyrekte daha temkinli bir görünüm öne çıkıyor. Teknik analizler, Londra Metal Borsası’nda (LME) işlem gören bakırın şu an bulunduğu ton başına 13.360 dolar bandından 11.878-12.524 dolar bandına gerileyebileceğini tahmin ediyor. Son aylarda 14 bin doların üzerine yaklaşan fiyatların bu seviyelerde kalıcı olamaması, piyasada kar satışlarını hızlandırdı. Küresel büyüme beklentilerindeki zayıflama ve doların güçlenmesi de talep görünümünü baskılıyor. Buna karşın enerji dönüşümü ve elektrikli araç yatırımları uzun vadede bakıra olan ihtiyacı canlı tutmaya devam ediyor. Bu nedenle analistler geri çekilmeyi kalıcı bir çöküşten çok, güçlü yükselişin ardından yaşanan bir dengeleme süreci olarak değerlendiriyor. Fiyatların 13.775 dolardaki direnci aşması halinde yeniden 14.000 dolar bölgesinin geçilebileceği belirtiliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Alüminyum: Krizin hafiflemesi fiyatları etkiliyor</span></h2>
<p>Alüminyum fiyatlarında da üçüncü çeyrek için aşağı yönlü beklentiler ağır basıyor. Tahminlere göre, İran savaşı sırasında test ettiği 3.700 doların üzerinde kalıcı olamayan LME alüminyum fiyatı temmuz-eylül döneminde ton başına 2.707-3.088 dolar aralığına gerileyebilir. Son dönemde enerji krizinin hafiflemesi ve arz tarafındaki rahatlama fiyatların ivme kaybetmesine neden olurken, güçlü doların da piyasayı baskılaması bekleniyor. Analistler, özellikle küresel sanayi üretimindeki yavaşlama sinyallerinin alüminyum talebini sınırlayabileceğini belirtiyor. Bununla birlikte yeşil dönüşüm yatırımları, otomotiv ve hafif metal kullanımındaki artış uzun vadeli talep görünümünü destekleyen başlıca unsurlar arasında yer almaya devam ediyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Altın: Güvenli liman talebi zayıflıyor</span></h2>
<p>Altın piyasasında üçüncü çeyrekte geri çekilmenin sürmesi bekleniyor. Reuters teknik analizine göre, ons altın fiyatı 3.579-3.813 dolar bandına kadar gerileyebilir. Son aylarda jeopolitik risklerin azalması ve doların yeniden güç kazanması yatırımcıların güvenli liman talebini zayıflatırken, yüksek faiz beklentileri de altın üzerinde baskı oluşturuyor. Analistler, kısa vadede fiyatların toparlanmasının kolay görünmediğini, yatırımcıların ABD para politikası ve doların yönünü yakından izlediğini belirtiyor. Buna rağmen merkez bankalarının altın alımlarını sürdürmesi ve olası yeni jeopolitik gelişmelerin fiyatlarda yeniden yukarı yönlü hareketleri tetikleyebileceği de vurgulanıyor. Altının güç kazanması için 4.227 dolardaki direnci aşması gerekli görülüyor. Bu gerçekleşirse 4.389 dolara doğru hareket başlayabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Petrol: Savaşın getirileri siliniyor</span></h2>
<p>Petrol piyasasında üçüncü çeyreğe ilişkin beklentiler aşağı yönlü seyri işaret ediyor. Brent petrolü mevcut 72 dolardan 64,03-71,15 dolar, ABD tipi WTI ham petrolün ise mevcut 68 dolardan 59,65-65,07 dolar aralığına gerileyebileceği tahminleri yapılıyor. ABD-İran geriliminin ardından oluşan savaş risk priminin büyük ölçüde ortadan kalkması, Hürmüz Boğazı’ndaki sevkiyatların normale dönmesi ve arzın yeniden artmaya başlaması fiyatları aşağı çekiyor. Buna ek olarak doların güçlenmesi ve küresel talep artışının yavaşlayacağı beklentisi de petrol piyasasını baskılıyor. Uzmanlar, OPEC+ politikaları ve olası yeni jeopolitik gelişmelerin fiyatlarda zaman zaman dalgalanma yaratabileceğini, ancak mevcut tabloda üçüncü çeyrek boyunca aşağı yönlü baskının ağır basmasının beklendiğini ifade ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dolar-guc-kazandikca-emtialar-frene-basiyor-82560</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/8/1280x720/petrol-emtia-dolar-1753779487.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD dolarındaki toparlanma sinyalleri, yılın üçüncü çeyreğinde enerji ve metal piyasalarında yeni bir baskı dalgası yaratabilir. Analistler, dolar endeksinin 103-104 bandına yükselmesi halinde petrol, altın ve baz metallerde son haftalarda başlayan geri çekilmenin devam edebileceğini öngörüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ankarada-tum-hesaplar-ittifaklar-ve-secimler-uzerine-yapiliyor-82559</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ankara’da tüm hesaplar ittifaklar ve seçimler üzerine yapılıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Ankara’da partiler tüm hesaplarını Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler üzerine yapıyor. Muhalefet partilerinde yeni ittifaklar kuruluyor, ikiye bölünen CHP’de yeni parti hazırlıkları devam ederken, Kılıçdaroğlu’nun yeniden partinin başına geçmeye ve tüm hesaplarını kongrede adaylığı üzerine yaptığı söyleniyor. Gözler ise Özgür Özel ve ekibinin kuracağı yeni partiye çevrildi. Ankara SP, YRP, Deva ve Gelecek Partilerinin ittifakını konuşuyor. Anahtar Parti ve Zafer Partisi’nin, İYİ Parti çatısı altında birleşmesinin mümkün olabileceği de kulislerde konuşulmaya başlandı.</p>
<h2>Kılıçdaroğlu aday olacak iddiası</h2>
<p>Mutlak butlan kararının ardından genel başkanlık koltuğuna yeniden oturan Kemal Kılıçdaroğlu’nun, tüm hesaplarını kongrede kendisinin genel başkanlık adaylığı üzerine yaptığı söyleniyor. Kulislerde "Partide başlattığı ihraçlar, görevden almalar, CHP’de Özgür Özel ve ekibi için başlayan tasfiye sürecinin tek amacı var. Kemal Kılıçdaroğlu, kongrede yeniden aday olacak. Özel ve ekibini tasfiye etmek istiyor ve bunu da yapıyor. Kongre hemen yapılsın istemiyor. Erken kongreye gidilirse Özel yeniden seçilir ama hesaplar Kılıçdaroğlu’nun yeniden aday olması ve CHP’nin başına geçmesi için yapıldı” iddiaları dile getiriliyor. Özel kanadında ise kongre girişimlerinin tamamen sonuçsuz kalması halinde, Ağustos ayında yeni kurulacak parti için düğmeye basılacağı, mevcut bir partinin ise olabilecek bir baskın seçime karşı yedekte tutulacağı konuşuluyor.</p>
<h2>AK Parti’ye alternatif model</h2>
<p>DEVA, Yeniden Refah Partisi, Saadet Partisi ve Gelecek Partisi; AK Parti’ye alternatif olmak amacıyla yeni bir model üzerinde çalışıyor. Uzun süredir görüşmeleri devam eden YRP, SP, Deva ve Gelecek Partilerinin ittifakı için prensipte anlaşıldığına yönelik açıklama DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’dan geldi. Yeni oluşumla ilgili Babacan, oluşturulacak yapının AK Parti'ye alternatif olacağını aktardı. AK Parti’ye alternatif olarak, YRP, SP, Gelecek ve Deva Partilerinin ittifak hazırlıkları devam ederken, milliyetçi kanatta ise Yavuz Ağıralioğlu’nun partisi Anahtar Parti ile Ümit Özdağ’ın Partisi Zafer Partisi’nin de İYİ Parti çatısı altında birleşmelerinin de mümkün olabileceği konuşuluyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ankarada-tum-hesaplar-ittifaklar-ve-secimler-uzerine-yapiliyor-82559</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/8/1280x720/kilicdaroglu-ozgur-ozel-1781039633.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Butlan tartışması devam eden CHP’de yeni parti hazırlıkları devam ederken, Kılıçdaroğlu’nun yeniden partinin başına geçmeye ve tüm hesaplarını kongrede adaylığı üzerine yaptığı söyleniyor. SP, YRP, Deva ve Gelecek partilerinin ittifakını konuşulurken. Anahtar Parti ve Zafer Partisi’nin, İYİ Parti çatısı altında birleşmesinin mümkün olabileceği de kulislere yansıyan söylentiler arasında. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vize-engeli-rotayi-degistirdi-kazanan-st-petersburg-oldu-82563</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vize engeli rotayı değiştirdi kazanan St. Petersburg oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Schengen vizesinde yaşanan güçlükler Türk turistin yurt dışı tercihlerini değiştirdi. Geçen yıl 69 bin Türk turistin ziyaret ettiği St. Petersburg’da bu rakam yılın ilk altı ayında aşıldı. Yıl sonunda rakamın iki katından fazlaya ulaşması bekleniyor. Artan talep havayolu şirketlerini de harekete geçirdi. AJet’in Ankara-St. Petersburg direkt hattının devreye girmesiyle birlikte, İstanbul, Ankara ve Antalya’dan haftalık St. Petersburg uçuşları 300 sefere ulaştı.</strong></p>
<p>Schengen vizesi süreçlerinde yaşanan zorluklar, Türk turistlerin yurt dışı seyahat alışkanlıklarında önemli bir değişime yol açıyor. Avrupa'nın klasik destinasyonları yerine vize süreci daha kolay, ulaşımı daha erişilebilir ve maliyetleri daha düşük alternatiflere yönelen Türk gezginlerin son dönemde en fazla ilgi gösterdiği şehirlerden biri St. Petersburg (Leningrad) oldu. Son bir yılda kente giden Türk turist sayısının iki katına çıkması, havayolu şirketlerinden turizm sektörüne kadar geniş bir alanda yeni hareketlilik yarattı. </p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a4b415eb1161-1783316830.png" alt="" width="600" height="376" />
<figcaption><strong>Yeni hat açılışı dolayısıyla St. Petersburg'un yakınındaki gözlem evinden adını alan Pulkovo Havalima'nında Türk yetkililerle ve Rus yetkililer pasta kesti.</strong></figcaption>
</figure>
<p>"Kuzeyin Venedik'i" olarak anılan St. Petersburg, tarihi mirası, kültür-sanat yaşamı, müzeleri, sarayları ve kanallarıyla uzun yıllardır dünyanın önemli turizm merkezleri arasında yer alıyor. Geçen yıl yaklaşık 69 bin Türk turist ağırlayan şehir, bu yıl aynı rakama yalnızca ilk altı ayda ulaştı. Özellikle Beyaz Geceler dönemini kapsayan haziran ve temmuz aylarında talep belirgin şekilde yükseldi. Bu yükselişin arkasındaki en önemli etkenlerden biri vize kolaylığı. Yeşil pasaport sahipleri Rusya'ya vizesiz giriş yapabilirken, bordo pasaport sahipleri de yalnızca pasaport ve dijital fotoğrafl a e-vize başvurusu yapabiliyor. Yaklaşık dört gün içinde sonuçlanan bu süreç, Schengen ülkelerine kılyasla daha hızlı ve pratik bir alternatif sunuyor.</p>
<h2>Artan talep yeni uçuşları getirdi</h2>
<p>Türk turist sayısındaki artış havacılık sektöründe de karşılığını buldu. İstanbul'dan St. Petersburg’a günde THY’nin 5, AJet’in 2, Pegasus’un 2 toplamda 9 uçuş bulunuyor. AJet’in Ankara -St. Petersburg hattı ise bu iki şehir arasında tarihte yapılan ilk uçuş. Yaklaşık üç saat yirmi dakikalık yolculuğun ardından Pulkovo Havalimanı'na ulaşan uçak, havacılık geleneği olan su takı seremonisiyle karşılandı. AJet, Ankara ile St. Petersburg arasında pazartesi, çarşamba, cuma, cumartesi ve pazar günleri olmak üzere haftada beş gün karşılıklı sefer düzenleyecek. Yeni bağlantının yalnızca turizm hareketliliğini değil, iki ülke arasındaki ticari ilişkileri de desteklemesi bekleniyor.</p>
<h2>"Avrupa’dan daha ucuz ve güvenli”</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4b42383495a-1783317048.png" alt="" width="431" height="317" />Yeni uçuşun başlaması dolayısıyla uçuşun ertesi günü düzenlenen panelde konuşan Türkiye'nin St. Petersburg Başkonsolosu Başar Başol, St. Petersburg'un kültür, sanat ve tarih açısından güçlü bir destinasyon olduğuna dikkat çekti. Türk turistlerin ilgisinin daha da artması için telefon hattı edinme ve para bozdurma süreçlerinin kolaylaştırılmasının fayda sağlayacağını belirten Başol, kentin Avrupa şehirlerine göre daha ekonomik ve güvenli bir alternatif sunduğunu dile getirdi. Rusya’ya Ukrayna savaşı nedeniyle uygulanan ambargo nedeniyle uluslararası kullanımı olan kredi kartları bu ülkede geçmiyor. Ayrıca bazı uygulamalara da VPN olmadan ulaşılması mümkün olmuyor.</p>
<h2>Türk turistler Dostoyevski romanlarının izinde</h2>
<p>St. Petersburg Dış İlişkiler Komitesi temsilcisi ve St. Petersburg Devlet Üniversitesi Profesörü Apollinariya Sergeyevna Avrutina da doğrudan uçuşların yalnızca turizme değil kültürel ve ekonomik ilişkilere de katkı sağlayacağını söyledi. Türkiye ile Rusya arasındaki kültürel bağların güçlü olduğuna dikkat çeken Avrutina, özellikle Dostoyevski'nin izlerini takip eden kültür turlarının Türk ziyaretçilerden yoğun ilgi gördüğünü söyledi.</p>
<h2>Oteller de Türkiye pazarına odaklandı</h2>
<p>Kentte faaliyet gösteren otel yöneticileri de Türkiye pazarındaki büyüme potansiyeline dikkat çekiyor. Şehrin en gözde otellerinden Four Seasons Lion Palace St. Petersburg bir Türk’e emanet. Otelin Genel Müdürü Özgür Sezercan, Four Seasons’ın Güney Afrika, Bakü gibi önemli merkezlerini yönetmiş bir isim. Sezercan, son dönemde Türk turist sayısının artmasına rağmen mevcut potansiyelin henüz tam anlamıyla değerlendirilmediğini belirterek, Türkiye'den daha fazla ziyaretçi çekmek için çalışmalar yürüttüklerini söyledi. Corinthia Hotel’in Barcelonalı Müdürü Fernando Riojo da Türkiye'den gelen misafir sayısının arttığını ifade ederek, uçuş saatlerine göre check-in ve check- out süreçlerini yeniden planladıklarını, helal yiyecek seçeneklerini geliştirdiklerini ve misafirlerin Rus mutfağını deneyimlemelerine yönelik uygulamalar yaptıklarını anlattı. St. Petersburg Ulaştırma Komitesi Başkanı Denis Usanov ise havalimanından şehir merkezine ekspres otobüs ve metro bağlantıları bulunduğunu belirterek, yolcuların 15-20 dakika içinde şehir merkezine ulaşabildiğini söyledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Turizm köprüsünü Marmara mezunu Asiyat Khalyashi canlandırdı</span></h2>
<figure class="image align-left"><img style="width: 166px; height: 176px;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4b41fbcd666-1783316987.png" alt="" width="406" height="430" />
<figcaption><strong>Asiyat Khalvashi</strong></figcaption>
</figure>
<p>St. Petersburg’da artan Türk turist sayısında kuşkusuz Pulkovo Havalimanı Ticaretten Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Asiyat Khalvashi’nin çabaları yer alıyor. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Mezunu Khalvashi, İstanbul Üniversitesi’nde İşletme Yüksek Lisansı’nı almış. Havacılık sektöründeki meslek hayatına ilk olarak Atatürk Havalimanı’nda adım atan Khalyashi, Anadili gibi Türkçe konuşuyor. Khalyashi, St. Petersburg’un stratejik turizm pazarlarından birinin Türkiye olduğunu söylüyor. Khalyashi ayrıca Ankara ile açılan hat kapsamında Rus turistlere Kapadokya’yı da kapsayan yeni rotalar sunulabileceğinin altını çizerek Türk tur operatörlerine çağrıda bulunuyor. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">800 köprü, saraylar ve Rus edebiyatı…</span></h2>
<p>90'dan fazla nehir ve yaklaşık 800 köprü üzerine kurulu St. Petersburg, "Kuzeyin Venedik'i" olarak anılıyor. UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan şehir; Hermitage Müzesi, Petergof Sarayı, Nevsky Bulvarı, Kanlı Kilise ve Faberge Müzesi gibi kültürel mirasıyla öne çıkıyor. Dostoyevski, Puşkin, Gogol ve Çaykovski gibi Rus edebiyatı ve sanatının simge isimlerine ev sahipliği yapan kent, özellikle 19 saat güneşin batmadığı yaz aylarındaki Beyaz Geceler döneminde turist akınına uğruyor. İstanbul’dan yaklaşık 4,5 saatlik uçuş mesafesinde bulunan St. Petersburg, Hermitage Müzesi, Nevsky Bulvarı, Petergof Sarayı, Faberge Müzesi, Kanlı Kilise ve Baltık Denizi kıyısındaki mimarisiyle Türk turistlerin alternatif Avrupa deneyimi arayışında öne çıkıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4b42638e238-1783317091.png" alt="" width="800" height="253" />Ayrıca 68 bin kişilik kapasitesiyle kentin yeni Zenit Gazprom Stadyum’u etrafında lüks SPA’ları ve paten merkezleri bulunuyor. Bununla birlikte Eylül-Mart döneminde şehirden yapılan iki saatlik seyahatlerle kutup dairesine ulaşmak ve kuzey ışıklarını görmek mümkün.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vize-engeli-rotayi-degistirdi-kazanan-st-petersburg-oldu-82563</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/ucak-ucus.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vize engeli rotayı değiştirdi kazanan St. Petersburg oldu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuzde-45-primle-ilk-sirada-yer-aldi-satin-alma-beklentisi-yukari-tasidi-82561</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yüzde 45 primle ilk sırada yer aldı, satın alma beklentisi yukarı taşıdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Endeksin %1,01 yükseldiği haftada, 25 şirket %15 getiri sınırını aştı. Prizma Matbaacılık %45’lik primle ilk sırada yer alırken, yükselişler piyasada bahar havası estiriyor. Çıkışlar etkileyici olsa da her yükselişin ardında sağlam bir bilanço hikayesi olup olmadığı aranmalı.</strong></p>
<p>Piyasa her zaman yükselen hisseyi ilgiyle takip eder. Endeksin yatay kaldığı ortamda bir hissenin yükselmesi, onun bir yatırım hikayesi yakaladığını düşündürebilir. Oysaki sadece fiyata bakarak hareket etmek yanıltıcı olabilir. Prizma Matbaacılık veya Koç Metalurji gibi hisselerde gözlenen yükselişler etkileyici görünüyor. Ancak her çıkışın temelinde her zaman çalışan bir nakit makinesi bulunmaz. Yukarı yönelirken fiyatı tetikleyenin kasaya giren nakit mi yoksa dönemsel rüzgar mı olduğu bakılması gereken asıl nokta olduğu göz ardı edilmemeli.</p>
<h2>Çıkış serilerinin arkasındaki gerekçe </h2>
<p>Uzun süre yatayda dalgalı seyir izleyen Prizma Matbaacılık, geçtiğimiz nisandan itibaren artan bir ivme sergiledi. Yılbaşından bu yana %569’luk yükselişi dikkat çekiyor. Hissenin bu denli ilgi görmesinde Tera grubunun firmanın hakim ortağı olmak amacı ile görüşmelerde bulunmasının etkisi olduğu söylenebilir. Tera’nın ilgilenmesi hisseye yönelik güçlü bir talebin oluşmasına yol açtı. Metal sanayi sektöründe faaliyet yürüten Koç Metalurji, iki yıl önce borsada işlem görmeye başladı. Uzun süre zayıf bir seyirle hareket eden hisse, son bir ayda %70,5’lik çıkışı ile öne çıktı. Nisanda yaptığı açıklamayla halka arzdan haddehane yatırımı için ayırdığı payı %35’ten %50’ye yükseltti. Şirket yılın ilk çeyreğinde gelirini %71 düşürürken dönem sonunda 201,2 milyon TL zarar yazdı.</p>
<h2>Fiyat gider gelir, nakit gerçekleri kalır </h2>
<p>Geçtiğimiz şubatta piyasada ilk açılışını 24,18 TL’den yapan Empa Elektronik, haziranda en yüksek 171,85 TL’yi gördükten sonra geriledi. Hisse, haftalık %17,27 kazandırsa da kâr satışları daha etkili. Üç aylıkta gelirini %28 artırırken dönem sonunda 4,9 milyon TL zarar etti. Hisse 132 f/k oranı ile işlem görüyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4b3e546bcb3-1783316052.png" alt="" width="999" height="540" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>Durum mu, yönelim mi?</strong></p>
<p><strong>Durum</strong>; gerçekçi fiyatlama, güvenli analiz, tespit, risk ölçümü, değer yatırımı. Fırsat kaçırma, geçmişe takılma, fiyatlanmış haber, sektörel körlük. </p>
<p><strong>Yönelim</strong>; Potansiyel, trend ortaklığı, öncü pozisyon, esneklik, genişleme. Balon tehlikesi, riskli hedefler, çarpan tehlikesi, spekülasyon kurbanı.</p>
<p><strong>İki ortak mayısta paylarını borsa dışında devrederken haziranda hisseler geri döndü</strong></p>
<p>Flap Kongre’de büyük ortaklar neden önce paylarını satıp sonra geri aldılar? ● Bora Işık</p>
<p>Bora, Flap Kongre’de mayısta iki ortak paylarını devrederek toplamda %0,42’ye indirdiler. Açıklamadaki “borsa dışında” ve “virman” ifadeleri, bunun satış olmadığını işaret eden nüveler. Aradan bir ay geçmeden haziranda yine virman yoluyla paylarının önceki hale yani toplamda %25,42’ye çıktığı belirtildi. Bu tarz kısa süreli devirler çoğunlukla hisselerin kredi için teminat gösterilmesi, ödünç pay piyasasına verilmesi veya kurum değişikliği gibi sebeplerle gündeme gelmekte. Payların eski seviyesine dönmesi, kalıcı bir çıkış olmadığını söylüyor.</p>
<p><strong>Hakim ortağın yatırımcılara yapacağı çağrı, hissenin mevcut işlem fiyatının üzerinde</strong></p>
<p>Akçansa’da yabancı çoğunluk payı aldığına göre yatırımcıya kaçtan çağrı yapacak? ● Salih Bozkurt </p>
<p>Salih; Heidelberg Akçansa’daki Sabancı Holding’in %39,72’lik payını alarak toplam payını %79,44’e yükseltti ve yönetim hakimiyetine sahip oldu. Hakim ortak konumuna geçmesiyle birlikte diğer hissedarlara zorunlu çağrı doğdu. 1 TL nominal değerli pay için taban çağrı fiyatı 260,25 TL olarak belirlendi. Fiyat devir bedeli döviz karşılığından hesaplandı. Çağrının başlayacağı günden önceki iş günü dolar kuru daha yüksek çıkarsa fiyat artacak, kur düşerse 260,25 TL asgari rakam olarak korunacak. Hissenin şimdilerde hareketli olmasının sebebi de budur.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>TDG fonu yabancı borçlanma araçlarıyla yıllık %20 kazandırırken doları geçti</strong></p>
<p>İş Portföy’ün idaresindeki Yabancı Borçlanma Araçları Fonu (TDG), düşük ve sınırlı bir seyirle yukarı hareket ediyor. Büyüklüğü nisandan itibaren artan bir görüntü sergiliyor. Şimdilerde ise hacmi bir miktar azalarak 723,7 milyon TL düzeyinde. Haziranda 30,8 milyon TL nakit girişi olurken temmuzda tutar 750,4 bin TL seviyesinde bulunuyor. Yatırımcısı bir miktar azaldı ve 2.134 kişiye indi. TDG’nin doluluk oranı %9,01 düzeyinde. Temel stratejisi, varlıklarını yabancı kamu ve özel sektör borçlanma araçlarında değerlendirmek üzerine kurulu.</p>
<p>Portföyünün %77,3’i yabancı kamu borçlanma araçlarından ve %12,95’i özel sektör dış borçlanma araçlarından oluşuyor. Döviz bazlı sabit getiri arayanlara hitap ediyor. Son bir yıllık getirisi %20,28 seviyesinde bulunurken doların %17,67’lik çıkışının üzerinde.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Koray GYO, piyasadan %53,33 bileşik faizle 70 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Koray GYO, 03.07.2026 vade başlangıç tarihli finansman bonosu ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 70.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %46, bileşik faizi %53,33 olarak belirlendi. 124 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 04.11.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %15,63 düzeyinde. 3 Temmuz itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. Buna göre Koray GYO’nun verdiği %46 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 6,01 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir.</p>
<p>Öte yandan ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFKRYGK2628 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4b3dbbdf6bc-1783315899.png" alt="" width="967" height="245" /><strong>PLATFORM TURİZM</strong></p>
<p><strong>Ana ortaklar borsada işlem görmeyen payın bir kısmını grup şirketine devrediyor</strong></p>
<p>Platform Taşımacılık’ın ortakları Albayrak ailesine ait, borsada işlem görmeyen payların bir kısmının, Pakistan’da yerleşik grup şirketi Albayrak92 firmasına devri için sözleşme imzalandığını duyurdu. Devre konu paylar, şirketin çıkarılmış sermayesinin %10,01’ini temsil ediyor. Hisse devri, finansal kapanış koşullarının yerine getirilmesinin ardından tamamlanacak. Söz konusu devir ortaklık yapısında yeniden bir organizasyona gidildiğini işaret ediyor. Böylesi ortaklık değişimlerinin şirketlerin faaliyet ya da kârlılıklarına doğrudan bir etkisi beklenmemeli.</p>
<p><strong>REYSAŞ GYO</strong></p>
<p><strong>Adana’daki arsasına lojistik depo inşa edecek. Belediyeden gerekli izni aldı</strong></p>
<p>Reysaş GYO, Adana’da yer alan 54.100 metrekarelik arsası üzerinde inşa edeceği yeni depo projesi için belediyeden gerekli imar iznini aldı. İzinle birlikte, mevcut veya yeni müşterilere kiralanmak üzere 37.257 metrekare kapalı alana sahip deponun inşaat çalışmalarına başlanacağı ve yıl sonuna kadar tamamlanacağı belirtildi. Reysaş GYO’nun depo alanı inşa etmesi, nakit akışını destekleyeceği gibi gelirini de artıracak bir durum olarak değerlendirilmeli. Yılın ilk çeyreğinde gelirini %28 büyütürken esas faaliyet kârını %76 artırdı. Dönem sonu net kârı 615,8 milyon TL oldu.</p>
<p><strong>KOTON MAĞAZACILIK</strong></p>
<p><strong>E-ticaret deposunu kapatarak stoklarını mağazalarla entegrasyon yoluna gitti</strong></p>
<p>Koton, Gebze’de bulunan e-ticaret depo şubesinin faaliyetlerini sonlandırdı. Kararın gerekçesi olarak, çoklu kanal stratejisi kapsamında mağaza stoklarının e-ticaret stoklarına entegrasyonunun tamamlanmasını gösterdi. İlgili deponun kapatılmasının, firmanın stok verimliliğine doğrudan katkı sağlamasının beklendiği belirtildi. Perakende sektöründe e-ticaret ile mağazacılık stoklarını tekilleştirmek, işletme sermayesi ihtiyacını azaltan ve verimliliği artıran bir envanter yönetimidir. Şirket üç aylık dönemde gelirini %1 düşürürken dönem sonunda zarar yazdı.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Tofaş marttan bu yana dalgalı seyrediyor. Haziranın son haftası yine satış geldi</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4b3e41efbf6-1783316033.png" alt="" width="296" height="240" /></strong>Tofaş Oto’da fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %4,50 ile toplamda 611,76 bin lot azalarak 12,98 milyon lota indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 122’den 120’ye geriledi. PHE fonu 675 bin lot ile en fazla satışı yapan kurum oldu. AK3 fonu 358,5 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi.</p>
<p>Tofaş Oto hakkında bugüne kadar 23 aracı kurum öneride bulunurken 7 kurum model portföyüne aldı. En yüksek hedef öneriyi Ziraat Yatırım 545 TL ile verdi. En düşük öneri 273 TL ile Halk Yatırım’dan geldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuzde-45-primle-ilk-sirada-yer-aldi-satin-alma-beklentisi-yukari-tasidi-82561</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüzde 45 primle ilk sırada yer aldı, satın alma beklentisi yukarı taşıdı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ercan-uluslararasi-ucusa-hazirlaniyor-82558</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ercan, uluslararası uçuşa hazırlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/LEFKOŞA</strong></p>
<p>Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı, uzun süredir gündemde olan Lefkoşa Ercan Havalimanının Türkiye dışında uluslararası uçuşların yapılabileceği bir statüye kavuşturulması için formül geliştirildiğini açıkladı. Türkiye’den giden bir grup gazeteciye özel açıklamalarda bulunan Bakanlık yanında koalisyon ortağı Yeniden Doğuş Partisi Genel Başkan olan Erhan Arıklı, Türkiye’den Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM) ile yapılan işbirliği doğrultusunda, Ercan Havalimanının tüm şartları taşıyan ve SHGM tarafından sertifikalandırılan bir statüye sahip olacağını kaydetti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4b398e3361a-1783314830.png" alt="" width="400" height="424" /></p>
<h2>"KKTC’nin egemenliğine aykırılık yok" </h2>
<p>Erhan Arıklı, Ercan Havalimanına yönelik herhangi bir ambargo ya da engel kararı olmadığını önemle vurgularken, uluslararası uçuşlar için kural düzenleyici ICAO ve (havalimanı güvenliği uluslararası kuruluşu) IATA’nın (havayolu şirketlerinin güvenlik-kural uluslararası kuruluşu) siyasi bir yönünün olmadığının altını çizdi. Ercan’ın havalimanı olarak sistemde görülmesinin sağlanması için Türkiye’den herhangi bir havalimanının Ercan’a uçuş kodu vermesiyle sağlanacağını, özellikle uçuş yapan firmaların sigorta sorununun çözüleceğini belirten Arıklı, bazı hava yollarının çok yüksek fiyatlarla yaptığı KKTC seferlerindeki karlılığı kaybetmemek için itiraz ettiğinin farkında olduklarını söyledi. Arıklı ayrıca bağımsız bir onay-sertifika olması amacıyla İngiltere merkezli bir özel şirketin de havalimanının uygunluğunu sertifikalandıracağını açıkladı. Muhalefet partilerinin egemenlik vurgusuyla yaptığı itirazların da geçersiz olduğunu savunan Arıklı şunları kaydetti:</p>
<h2>"Muhalefet konuyu yanlış anlıyor" </h2>
<p>“Dünyanın birçok ülkesinde, Amerika'da, Avrupa'da, hatta bizim (eski) Batum (havalimanı) örneğinde buna benzer uygulamalar var. Muhalefet işi egemenlik meselesine getirdi, bunun egemenlikle bir alakası yok. İkili anlaşmalarla çok rahat yapılır. Bizim burada kastettiğimiz şu: (Türkiye) Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü'nün (SHGM) kriterlerine uygun hale getirebilirsek Ercan Havalimanı'nı, SHGM bütün sorumluluğu üstlenerek Ercan Havalimanı'nın uluslararası uçuşa hazır hale geldiğine dair bir sertifika verecek ve biz doğrudan uçuşları, Avrupa'ya uçuşları gerçekleştirebileceğiz. Bunun için gerekirse bir ayrı kod vereceğiz Ercan'a, SHGM... Bunlar teknik tartışmalar ama siyasi tartışmalarla hiçbir alakası yok. Sadece biz Türkiye'nin iç hat fiyat uygulamasından faydalanmak istiyoruz. Bizim gümrüğümüz, polisimiz, muhaceretimiz aynen devam edecek, şu andaki durumdan değişen hiçbir şey yok.”</p>
<h2>2027 sezonuna yetiştirilecek </h2>
<p>Türkiye SHGM’nin sertifika için Ercan’da bir inceleme yaptığını belirten Erhan Arıklı, meteoroloji altyapısının iyileştirilmesi ve her türlü sistem yönetimi için gerekli SMART binasının yapılacağını, ayrıca eski pistin sökülerek yenileneceğini kaydetti. SMART binasını Devlet Hava Meydanları İşletmesinin üstlenmesini, meteoroloji kulesi, güvenlik, itfaiyenin ise havalimanı işletmecisi T&amp;T tarafından yapılacağını belirten Arıklı, 10 Temmuz’da Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın bir ziyaret yapacağını ve tüm hazırlığın gündeme gelmesini beklediklerini açıkladı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">KKTC “bilişim adası” ile çekim merkezi olacak</span></h2>
<p>KKTC Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı, ülkenin yazılım şirketleri başta olmak üzere, bilişim sektörü için bir çekim merkezi haline getirilmesi için yürütülen stratejinin de ilerlediğini söyledi. Bunun ön şartlarından olan internetin hızlandırılması-yaygınlaştırılması için fiber altyapı yatırımlarını planladıklarını, Türk Telekom’un üstlenmesine itiraz edildiğini belirten Arıklı, bu eleştirileri sert ifadelerle yanıtladı. İnternet bağlantı hizmeti veren şirketlerin yüksek fiyatları kaybetmek istememesi yanında, e-devlet uygulamalarında bürokrasi ve siyasetin mevcut ağırlığının azalacağı endişesinin rol oynadığını belirten Arıklı, memur sayısının 18 bin 500’e ulaştığını, e-devlet uygulaması ile işgücü ihtiyacının azalması endişesinden dolayı itiraz edildiğini savundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ercan-uluslararasi-ucusa-hazirlaniyor-82558</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/8/1280x720/ercan-havalimani-1783314347.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KKTC Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı, Lefkoşa Ercan Havalimanının Türkiye SHGM tarafından sertifikalandırılan bir statüye sahip olacağını belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/imalat-sanayinde-istihdam-destegi-2-yil-daha-uzatiliyor-82557</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> İmalat sanayisinde istihdam desteği 2 yıl daha uzatılıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>AK Parti’nin geçen hafta Meclise sunduğu en düşük emekli aylığına ilişkin düzenlemenin de yer aldığı torba teklifin etki analizi Meclise geldi. En düşük emekli aylığına ilişkin yapılan etki analizi raporuna göre, Türkiye'de halen yaklaşık 17 milyon kişiye emekli aylığı veya gelir ödemesi yapılıyor. 2026 yılı Haziran ayı itibarıyla yaklaşık 4.9 milyon kişinin aylığı mevcut en düşük emekli aylığı olan 20 bin liranın altında bulunuyor.</p>
<h2>5 milyonu aşkın emekli yararlanacak </h2>
<p>Yeni düzenlemenin yürürlüğe girmesiyle birlikte yaklaşık 5.1 milyon emeklinin artıştan yararlanması bekleniyor. En düşük emekli aylığının Temmuz ayından itibaren 23 bin 552 liraya çıkmasıyla 2026 yılının ikinci altı aylık döneminde merkezi bütçeye yaklaşık 79 milyar lira ek maliyet oluşturacak. En düşük emekli aylığı Nisan 2020’de 1.500, Ocak 2022’de 2 bin 500, Temmuz 2022’de 3 bin 500, Ocak 2023’de 5 bin 500, Nisan 2023’de 7500, Ocak 2024’te 10 bin, Temmuz 2024’de 12 bin 500, Ocak 2025’te 14 bin 469, Temmuz 2025’de 16 bin 881, Ocak 2026’da 20 bin liraya yükseltildi.</p>
<h2>2027 ve 2028 yıllarında da devam… </h2>
<p>2026 yılında imalat sanayinde istihdamı korumaya yönelik olarak uygulamaya alınan teşvik kapsamında, 2025 yılı sigortalı sayısını koruyan işletmelere sigortalı başına 3 bin 500 lira destek ödemesi yapıldı. Meclise sunulan yasa teklif ile 2026 yılında uygulamaya başlanan istihdam desteğinin 2027 ve 2028 yıllarında devam etmesi için süre uzatımına gidiliyor. Mevcut uygulamada olduğu gibi, teşvikler Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile KOSGEB tarafından yürütülecek, finansman ise İşsizlik Sigortası Fonundan karşılanmaya devam edecek. </p>
<h2>Çalışan sayısını koruyan yararlanacak </h2>
<p>Destekten, 2025 yılı sigortalı çalışan sayısını koruyan imalat sanayi işletmeleri yararlanabilecek. Bu yıl uygulamaya alınan teşvik kapsamında, 2025 yılı sigortalı sayısını koruyan işletmelere sigortalı başına 3 bin 500 lira destek ödemesi gerçekleştirildi. Söz konusu desteğin sektördeki istihdam kaybı eğilimini hafiflettiği ve işverenlerin iş gücü maliyetlerinin azaltılmasına katkı sağladığı tespit edildi. Etki analizine göre, imalat sanayisine yönelik teşvik ve destekler için 2026 yılında 51 milyar lira, 2027 yılında 62 milyar lira ve 2028 yılında 75 milyar lira olmak üzere üç yılda toplam 188 milyar liralık kaynak ayrılması öngörülüyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Turizmde çalışan maliyetinin yüzde 4.6’sını devlet karşılayacak</span></h2>
<p>Kanun teklifiyle Kültür ve Turizm Bakanlığından turizm işletmesi belgesi almış konaklama tesislerine ait işyerlerinde 2026 yılı Mayıs - Aralık döneminde, işyerinden bildirilen kapsamdaki sigortalıların prim ödeme gün sayısı esas alınarak günlük 116.67 lira, aylık yaklaşık 3.500 lira tutarında prim desteği getiriliyor. Yapılan maliyet hesabında, 2026 yılında 2025 yılındaki istihdam düzeyine benzer bir seyir oluşacağı varsayılarak, turizm işletmesi belgesine sahip konaklama tesislerinin toplam yatak sayısının yüzde 65.4’ünü oluşturduğundan dolayı sigortalı sayısının da aynı oranda dağıldığı öngörülüyor. 2026 yılı Mayıs-Aralık döneminde toplam 1 milyon 733 bin 147 sigortalı üzerinden yaklaşık 5.36 milyar lira maliyet öngörülüyor. Etki analizine göre, SGK’nın 2026 yılı Mart ayı verilerine göre konaklama sektöründe sigortalı başına ortalama maliyet aylık 75 bin 676 lirayı bulurken, sağlanacak desteğin çalışan maliyetinin yaklaşık yüzde 4,6’sını karşılayacağı belirtiliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/imalat-sanayinde-istihdam-destegi-2-yil-daha-uzatiliyor-82557</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/imalat-sanayi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İmalat sanayine 2026 yılında 51 milyar lira, 2027 yılında 62 milyar lira ve 2028 yılında 75 milyar lira olmak üzere üç yılda toplam 188 milyar lira tutarında istihdam desteği sağlanacak. 20 bin lira olan en düşük emekli aylığında yapılacak yüzde 17.76 artış bütçeye 79 milyar lira yük getirecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nato-zirvesi-turkiye-icin-cok-boyutlu-bir-hale-geldi-82556</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> NATO zirvesi Türkiye için çok boyutlu bir hale geldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>NATO zirvesi geldi çattı, aşırı güvenlik önlemleri, kapatılan yollar, ABD Başkanı Trump’ın çıkışları derken, NATO için tarihi olup olmayacağı bir yana Türkiye için tarihi bir önemi haiz olduğu artık biliniyor. Türkiye açısından Akdeniz merkezde. Kıbrıs, Doğu Akdeniz hidrokarbonları, Avrupa’nın gürültüsü içeriği kadar güçlü olmayan Hindistan’ı yeni küresel tedarik zincirine ekleme çabaları, İsrail-Güney Kıbrıs Rum Yönetimi-Fransa-Yunanistan’ın işbirlikleri… Türkiye’nin “edindiği” meşruiyet sonrası NATO zirvesi çok boyutlu hale geldi. Avrupa Birliği’nin tüm kritik kurumları tek tek, bazen birlikte Türkiye’nin yolunu tuttu. AB’nin “bırakın vermeyi, hiçbir şey taahhüt bile etmeden” masasındaki konuları sıralayıp Türkiye’den adım atmasını istediği açığa çıktı. Türkiye-ABD açısından ise bu zirve aynı zamanda Başkan Trump’ın Türkiye’ye resmi ziyaretini içeriyor. Halkbank davası bitti. Masada F-16 modernizasyonu, Kaan Varyant 1 için F-110 motoru (80 motor gündemde, bu 40 KAAN uçağının üretim hattına girebilmesi demek) masada. Türkiye-ABD ilişkilerinde CAATSA ortada duruyor, yürürlükte. Kısaltması kullanılıp geçiyor ama aslında adı bile pek yenilir- yutulur değil. Amerika'nın HASIMLARINA Yaptırımlar Yoluyla Karşı Koyma Yasası-Countering America's Adversaries Through Sanctions Act. ABD Kongresi’nde Türkiye karşıtı lobiler, hemen her karara karşı gürültü çıkarırken, kongre bu kararın kalkması gündeme geldiğinde nasıl tavır alacak, Trump’un gücünün buna yetip yetmeyeceği belli değil.</p>
<p><strong>Doğu Akdeniz ve Kıbrıs meselesi</strong></p>
<p>MİT’in kurduğu Milli Güvenlik Akademisi’nin yayınladığı “Ankara Zirvesi, NATO 3.0 Tartışmaları ve Türkiye” başlıklı rapor Türkiye’nin pozisyonunu ve beklentisini özetliyor: Türkiye’nin pozisyonu, NATO’nun savunma sanayisi ve stratejisi içine dahil edilsin. Bu sadece “külfetin paylaşımı" değil, Türkiye’nin stratejik özerkliğinin de tanınması/kıymetlendirilmesini içeriyor. Türk savunma sanayiinin kabulü/ özerkliğinin tanınması yanında ticari olarak da NATO içinde daha fazla kullanılması, CAATSA yaptırımlarının kaldırılması bir başka beklenti. Tüm “müttefiklere” mesaj ama ana eksen elbette ABD. Diğer yandan Türk savunma sanayiinin NATO içinde satış yapabileceği yer Avrupa ülkeleri… Avrupa deyince işler birden “çetrefilleşiyor…” Onlar da “Madem bu parayı harcayacağız, kendi ekonomimizi güçlendirmek için kaldıraç yapalım” havasında.</p>
<p>Türkiye, NATO’nun Türkiye dışındaki ülkelerinin tehdit saydığı Rusya, Çin ve İran’a karşı bir pozisyondayken ve NATO’nun Güney Kanadı savunmasını (Adana’da kurulacak Kolordu) bu “tehditlere karşı” başta Hindistan olmak üzere Suriye ve Irak’taki “oluşumlarla” işbirliği merkezi yapma peşindeyken, Türkiye için Hindistan ve “oluşumlar” çok çeşitli düzeylerde tehdit içeriyor… Türkiye “meşruiyet” karşılığı ve üç-beş savunma sanayii sözleşmesine karşı ne kadar esneyebilecek? Akademi raporunda çok sözü edilmese de Kıbrıs gündemde. Kimi yorumlar Türkiye’nin buradaki pozisyonunu esnettiği, tek bir “GEVŞEK FEDERASYON” modeline yaklaştığı söyleniyor. AB’ye katılım zaten bir miktar egemenlik devri anlamına geliyor. Gevşek federasyon ile “biraz daha” dışişlerinin AB’ye devrinin yapılacağı, iç işlerinde ise oldukça özerk, (belki Kanton modeli) bir yapılanma. Türk askerinin varlığı tartışılırken adadaki ABD, Fransız ve İsrail askerleri, hatta bazı “lejyonerler” ne olacak…</p>
<p><strong>NATO’nun gündemi </strong></p>
<p>NATO’nun resmi gündemi ise çok daha farklı, sürpriz değil. Külfet paylaşımında ABD bir kez daha zirve öncesi “parayı keserim” tehdidini savurdu. Avrupalıların blöfü görüp görmediğini bilmiyoruz ama pek görmüş gibi değiller.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Kaçan kaçtı, kaçamayan gıda stoklamaya başladı!</strong></span></p>
<p>Ankara’da güvenlik önlemleri zirvedeyken hiç olmadık bir yerde, Trump’ın konaklayacağı otel, ABD büyükelçiliği, AK Parti Genel Merkezi ve elbette Cumhurbaşkanlığı yerleşkesinin dibinde çıkan yangın… Üstelik yangın, Avrupa’nın “en büyük tek parça” gökdelenlerinden birinin ek yapısında çıktı ancak “akıllı bina” olan yapının başta Dünya Bankası olmak üzere çok kritik kurum ve kuruluşlar, bankalar dahil büyük şirketlerin ev sahibi olduğu düşünüldüğünde, sıradışı bir yangın koruması olması gerekirken, “basit bir ateşten” bu yangının çıkmasını dikkatle izlemek gerekiyor.</p>
<p>Ankara’nın tarihi güvenlik önlemleri ise başladı. Bilgisayar uygulamaları, peş peşe açıklamalara karşılık Ankaralılar a noktasından b noktasına giderken sürekli sürprizle karşılaşıyor. Kaçabilenler Ankara’yı çoktan terk etti. Kalanlar da evlere kapanacak gibi. Hatta kamyon girişinin sınırlanacağı için “gıda stoklamayı” tavsiye edenler var. İmkan olsa da Ankara’daki market fiyatlarının zirve öncesi ve sonrası fiyatlarını karşılaştırabilsek.</p>
<p><strong>TBMM bu hafta ara verecek, gelecek hafta yoğun çalışacak</strong></p>
<p>Başkent Ankara’nın ev sahipliğinde gerçekleştirilecek 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi nedeniyle Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) bu hafta çalışmalarına ara verecek. Temmuz ayında çalışma kararı alan Meclisi, gelecek hafta yoğun bir gündem bekliyor. En düşük emekli aylığının yüzde 17.76 oranında artışla 23 bin 552 liraya çıkaran torba yasa teklifi 14 Temmuz Salı günü Meclis Plan Bütçe Komisyonunda ele alınacak. 5.1 milyon emekliyi ilgilendiren emekli aylığı artışının Meclis gündemine öncelikle getirilerek yasalaştırılması hedefleniyor. Öğrencilere yeniden üniversitelerin kapısını açan af düzenlemesi de yine aynı gün Meclis Milli Eğitim Komisyonunda görüşülecek. Komisyon aşaması tamamlanan 12. Yargı Paketi de Temmuz ayı içerisinde yasalaştırılacak teklifler arasında yer alıyor. NATO Zirvesi sonrası Terörsüz Türkiye sürecinde çıkarılacak yasa için trafik hızlanacak. Meclis tatile girmeden önce PKK terör örgütünün feshi ve silahların bırakılmasına ilişkin hukuki düzenlemenin yasalaştırılması bekleniyor.</p>
<p><strong>KKTC’de 20 Temmuz yaklaşırken</strong></p>
<p>NATO zirvesi sonrası KKTC açısından kritik bir dönemin başlayacağı belirtiliyor. Şimdilik kapalı kapılar ardında konuşulan bazı konuların hızla gündeme geleceği belirtiliyor. Elbette bunlar teyitli değil. 10 Temmuz’da Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz KKTC’ye gidecek. 20 Temmuz’da ise KKTC’nin Barış ve Özgürlük Bayramı kutlanacak. Türkiye’yi kimin temsil edeceği Ada’da merak konusu.. Üstelik her iki tarafta!</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nato-zirvesi-turkiye-icin-cok-boyutlu-bir-hale-geldi-82556</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/nato-bayraklar-abd-turkiye.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ NATO zirvesi Türkiye için çok boyutlu bir hale geldi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yerli-ve-milli-hallyu-yaratabilir-miyiz-82552</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yerli ve milli Hallyu yaratabilir miyiz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçen haftaki yazımızda Güney Kore’nin yaşadığı finansal kriz sonrasında hizmet gelirlerindeki sektörel çeşitlenme için kültür endüstrisini planlı bir yaklaşımla desteklediğini belirterek, ülkemizde de benzer bir anlayışın özellikle kültür alanında etkin olup olamayacağını sormuştuk. Hayal edin: Her yıl 20 tane “Şıkıdım” tadında küresel hit, turnede 30 tane Fazıl Say, yepyeni müzeler, İstanbul Modern’e kardeş müzeler, küresel yıldızların Anadolu turneleri, Konya’nın (Mevlana) mistik bir merkez olması, antik gezi rotaları, Fransa Bisiklet Turu gibi beklenen Kırkpınar yağlı güreşleri, İtalyanları kıskandıracak opera festivalleri, Fransız-Çin mutfağını ağlattığımız gusto lezzet duraklarımız. Hoca kanatlandı demeyin. Asıl fantastik olan, saçma soruları sormaya cesareti olmayan etkili ve yetkililerin tuhaf durgunluğu.</p>
<p><strong>Güney Kore’nin kültür </strong><strong>endüstrisi ve yumuşak güç</strong></p>
<p>Güney Kore’nin Asya Krizi’nden tek çıkış yolu elbette popüler kültürü, film-şarkı üretimini  desteklemek değildi. Ancak ilave değer yaratmanın aracı oldular. G.Kore’nin yaratıcı endüstrilerinin kalitesi ve çekiciliği, Kore kültürüne yönelik küresel ilgiyi artırırken, G.Kore hükümeti de Hallyu’yu dış politika ve ekonomik stratejilerinin temel unsurlarından biri olarak destekledi. G. Kore örneği, kültürel varlıkların, ekonomik katma değer yaratmanın ötesinde, daha geniş stratejik hedeflere ulaşmak için nasıl etkin bir şekilde seferber edilebileceğini ortaya koyuyor.<strong><sup>1</sup></strong></p>
<p><strong>O potansiyel bizde de </strong><strong>var: Dizi film sektörü</strong></p>
<p>Elbette imalat sanayimiz büyüsün, turizm gelirlerimiz artsın. Ancak mesele karşılaştırmalı üstünlük yaratabileceğimiz yeni döviz geliri üreten sahalardan da ülke olarak faydalanmaksa, perspektifi kültürel varlıklara doğru da genişletmemiz gerekiyor. Üstelik bu potansiyeli fiili etkiye kamu kaynağı olmadan dönüştüren sektörlerimiz var. Bunların başında dizi film sektörümüz geliyor. Günümüzde Türk dizilerinin 170’den fazla ülkede 750 milyonu aşkın kişiye ulaştığı, hatta ihracat geliri açısından G.Kore’yi geçtiği belirtiliyor.<strong><sup>2</sup></strong> Büyük bir küresel etki. Bunun kültürel emperyalizm olduğunu tartışanlar bile var.</p>
<p>Dizi sektörümüzün başarısı G. Kore’deki gibi plan proje ürünü değil. Ancak sektörün yaratıcı gücünü destekleyecek şekilde plan-destek konusu olabilir. Burada konunun sadece dizi satalım para kazanalım işi olmadığını da görmek gerek. Nasıl ki futbol sadece futbol değilse, kültürel ürünler de görünenden fazlasını ifade ediyor. Bir Kanada’lının (diğer milletleri, özellikle kültürel yakınlığımız olanları saymıyorum bile) Türkçe konuştuğumuzu anlayarak hayranlığını ifade ettiğini duydu bu kulaklar.</p>
<p><strong>Kanye West ve Bocelli aynı anda İstanbul'daydı</strong></p>
<p>Geçtiğimiz günlerde İstanbul ilginç bir ana tanıklık etti. Dünya müzik endüstrisinin iki farklı kutbu olan Kanye West ve Andrea Bocelli aynı anda İstanbul’da sahne aldı. Bir yanda popüler kültürün en güçlü figürlerinden biri, diğer yanda klasik müziğin yaşayan efsanelerinden biri. Daha da önemlisi, İstanbul bu iki dev organizasyonu aynı gece başarıyla yönetebildi. Bu durum şehir ekonomisi açısından da, ülkenin yumuşak gücü açısından da son derece önemlidir. Çünkü tribünleri dolduran binlerce yabancı ziyaretçi, kültür ve sanatın sadece bir eğlence işi değil, aynı zamanda güçlü bir ekonomik ve kültürel kaldıraç olduğunu da gösteriyor.</p>
<p><strong>Orası Viyana ise burası da </strong><strong>İstanbul diyeceğiz</strong></p>
<p>Bugün Viyana'nın müzikle, Cannes'ın sinemayla, Basel'in sanat fuarlarıyla, Londra’nın müzeyle kurduğu ilişki tesadüf değildir. Kültür, şehirlerin ve ülkelerin küresel rekabette kullandıkları en etkili araçlardan biri. Ne var ki, ülkemizde bu ölçekteki etkinlikler ve kültür endüstrisine yönelik plan-destek işleri hâlâ istisna düzeyinde. Amaç yaratıcı endüstri etkinlikleriyle sürdürülebilir bir kültürel ekosistem kurmak olmalıdır. Bunun için ilk adım, dizi sektörü dışında potansiyeli olan diğer kültür sektörlerini de yerli Hallyu politikalarıyla ayağa kaldırmak olabilir.</p>
<p> </p>
<p>[1] https://warroom.armywarcollege.edu/articles/culture-as-national-power/</p>
<p>2 https://www.gqmiddleeast.com/article/how-turkish-tv-became-the-worlds-second-biggest-export ; https://www.economist.com/culture/2024/02/15/the-third-largest-exporter-of-television-is-not-who-you-might-expect</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yerli-ve-milli-hallyu-yaratabilir-miyiz-82552</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yerli ve milli Hallyu yaratabilir miyiz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-iklim-eski-sehirler-82551</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni İklim, eski şehirler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ülkemizi de etkisi altına alan sıcak hava dalgası, Avrupa’nın başta Fransa olmak üzere birçok ülkede ölümlere neden olurken kıtanın birçok ülkesinde “klima yasağı”ndan kaynaklanan siyasi çekişmeleri de beraberinde getirdi. Wall Street Journal (WSJ) gazetesi de bu konudaki gelişmeleri “Avrupa cehennem gibi sıcak. Peki neden klima kullanmak istemiyor?” başlıklı haberde topladı. WSJ’ye göre Avrupa, kentlerini, binalarını ve altyapısını yıllarca ılıman iklimin sağladığı konfora göre şekillendirdi. Ancak iklim değişikliği, bu düzeni beklenenden çok daha hızlı sarstı. Bugün kıta, tarihinin en sıcak yazlarını yaşarken yalnızca insanlar değil; elektrik şebekeleri, demiryolları, hastaneler ve okullar da aşırı sıcakların baskısı altında.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a4b30625bcc6-1783312482.png" alt="" width="319" height="239" />
<figcaption><strong>Sıcak havaların çok sayıda ölüme neden olduğu Fransa'da halk serinlemenin çarelerini arıyor</strong></figcaption>
</figure>
<p>Avrupa’daki tartışmanın merkezinde, ağırlıklı olarak da Fransa’da klima var. Sağ partiler özellikle hastane, okul ve yaşlı bakım merkezlerinde yaygın klima kullanımını savunuyor. Çevreciler ise buna enerji tüketimini artıracağı, kentleri daha da ısıtacağı ve iklim krizini derinleştireceği gerekçesiyle karşı çıkıyorlar. Paris Belediye Başkan Yardımcısı Audrey Pulvar çözümün kentleri klimalarla doldurmak olmadığını söylerken, gölgelendirme, doğal havalandırma ve yeşil alanların artırılmasını savunuyor. Ancak bilim insanları tek başına bu yöntemlerin artık yeterli olmadığı görüşünde. Oxford Üniversitesi'nden iklim bilimci Radhika Khosla ise doğru bina tasarımı ile enerji verimli klima kullanımının birlikte planlanması gerektiğini vurguluyor.</p>
<p>WSJ'ye göre asıl sorun yalnızca klima değil. Avrupa'nın altyapısının, bugünün iklimine göre inşa edilmemiş olmasına vurgu yapılıyor. Demiryolları, enerji hatları, hastaneler ve konutlar yükselen sıcak hava dalgalarına karşı yetersiz kalıyor. İklim değişikliği artık yalnızca çevre değil, aynı zamanda ciddi bir şehircilik ve altyapı meselesi.</p>
<p>Bu tablo Türkiye için de önemli bir uyarı niteliğinde. İklim değişikliğinden en olumsuz etkilenecek ülkelerden olan Türkiye’de sadece yeni klima takmak ya da daha fazla ağaç dikmek ileride tek başına çözüm olmayacak. Enerji altyapısından kent planlamasına, bina standartlarından ulaşım sistemlerine kadar her alanda artan sıcaklık gerçeğini dikkate alan yeni bir anlayış gerekiyor. Çünkü artık mesele birkaç sıcak yaz günü değil; değişen iklime uyum sağlayabilen şehirler kurabilmek.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-iklim-eski-sehirler-82551</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni İklim, eski şehirler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-belirsizlikler-arasinda-turkiye-ihracatla-gucunu-pekistiriyor-82550</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel belirsizlikler arasında Türkiye ihracatla gücünü pekiştiriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünya ekonomisi son yılların en karmaşık ve belirsiz dönemlerinden birinden geçiyor. Jeopolitik gerilimlerin artması, enerji ve emtia piyasalarındaki dalgalanmalar, küresel ticarette korumacılık eğilimlerinin güçlenmesi, tedarik zincirlerinin yeniden şekillenmesi ve büyük ekonomiler arasındaki stratejik rekabet, uluslararası ticaretin kurallarını ve dengelerini yeniden tanımlıyor.</p>
<p>Rusya-Ukrayna savaşının etkileri henüz tam olarak ortadan kalkmamışken, Orta Doğu’da yaşanan çatışmalar enerji ve lojistik maliyetleri üzerinde baskı oluşturmaya devam ediyor. Avrupa Birliği’nde büyümenin zayıf seyretmesi, Çin ekonomisindeki dönüşüm süreci ve küresel faiz oranlarının yüksek seviyelerde kalması da dünya ticaretinin hızını sınırlayan temel unsurlar arasında yer alıyor.</p>
<p>Böylesine zorlu bir küresel konjonktürde Türkiye’nin ortaya koyduğu dış ticaret performansı, ülkemizin üretim kapasitesinin, girişimcilik gücünün ve ticaret diplomasisinin başarısını açık biçimde ortaya koyuyor.</p>
<p>2026 yılı Haziran ayında ihracatımızın yüzde 21,9 artışla 25 milyar dolara ulaşması ve Cumhuriyet tarihinin en yüksek Haziran ayı ihracat rekorunun kırılması, Türkiye ekonomisinin dış şoklara karşı dayanıklılığının önemli bir göstergesi. Yılın ilk altı ayında 136,1 milyar dolarlık ihracata ulaşılması ve yıllıklandırılmış mal ve hizmet ihracatının ilk kez 400 milyar dolar seviyesini aşması, Türkiye’nin küresel ticaretteki ağırlığının istikrarlı biçimde arttığını gösteriyor.</p>
<p>Bu başarı, yalnızca rakamlardan ibaret değil. Aynı zamanda Türkiye’nin üretimden teknolojiye, lojistikten pazarlamaya kadar uzanan geniş bir değer zincirinde elde ettiği dönüşümün somut sonucu. Özellikle orta yüksek ve yüksek teknolojili ürün ihracatının yıllıklandırılmış bazda 116 milyar doların üzerine çıkarak tarihi zirveye ulaşması, ülkemizin katma değerli üretim yolculuğunda önemli bir mesafe kat ettiğini gösteriyor. Bu gelişme, Türkiye’nin yalnızca daha fazla değil, aynı zamanda daha nitelikli ihracat gerçekleştirdiğinin de kanıtı.</p>
<p>Türkiye’nin bu başarısının arkasında güçlü bir kamu-özel sektör iş birliği bulunuyor. Sayın Ticaret Bakanımız Prof. Dr. Ömer Bolat’ın liderliğinde yürütülen aktif ticaret diplomasisi, yeni pazarlara erişim çalışmaları, ihracatçılarımızın karşılaştığı engellerin kaldırılmasına yönelik girişimler ve uluslararası platformlarda Türkiye’nin ekonomik çıkarlarının kararlılıkla savunulması bu başarının temel unsurları.</p>
<p>Bakanlığımızın yürüttüğü ticaret diplomasisi faaliyetleri kapsamında 2026 yılı içerisinde onlarca ülke ve uluslararası kuruluşla gerçekleştirilen temaslar, Serbest Ticaret Anlaşmaları, JETCO ve KEK mekanizmaları aracılığıyla geliştirilen ilişkiler, Türk ihracatçısının küresel pazarlardaki hareket alanını genişletiyor. Özellikle Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği’nin güncellenmesi yönündeki çalışmalar ve AB’nin yeni ticaret politikalarına uyum sağlanmasına yönelik girişimler, Türkiye’nin küresel değer zincirlerindeki konumunu koruma ve güçlendirme hedefinin önemli parçaları.</p>
<p>Bu başarı hikâyesinde Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin, İhracatçı Birliklerinin ve sektör temsilcilerinin katkıları da son derece değerli. İhracatçı birliklerimiz yeni pazarlara erişimden fuar organizasyonlarına, markalaşmadan sürdürülebilirlik çalışmalarına kadar geniş bir alanda üyelerine destek vererek Türk ürünlerinin dünya pazarlarındaki görünürlüğünü artırıyor.</p>
<p>Dünyanın dört bir yanında Türk malı ve hizmetlerinin temsilciliğini yapan ihracatçılarımız bu başarının mimarları. Küresel talebin zayıfladığı, rekabetin sertleştiği ve maliyet baskılarının arttığı bir dönemde üretmeye, yatırım yapmaya, istihdam oluşturmaya ve yeni pazarlara ulaşmaya devam eden ihracatçılarımız ülkemizin büyümesine ve refahına önemli katkılar sunuyor.</p>
<p>Bugün Türkiye, sadece bölgesinin değil, dünyanın en önemli üretim ve tedarik merkezlerinden biri olma yolunda ilerliyor. Avrupa, Orta Doğu, Afrika, Orta Asya ve Amerika kıtalarını birbirine bağlayan stratejik konumu; güçlü sanayi altyapısı; gelişmiş lojistik ağı; genç ve dinamik iş gücü ile küresel ekonomideki dönüşümden en fazla fayda sağlayabilecek ülkeler arasında yer alıyor.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde küresel ticarette rekabet daha da yoğunlaşacak. Yeşil dönüşüm, dijitalleşme, yapay zekâ ve teknoloji odaklı üretim yeni dönemin belirleyici unsurları olacak. Türkiye ise son yıllarda attığı adımlarla bu dönüşüme hazırlanan, üretim gücünü teknolojiyle buluşturan ve ticaret diplomasisini etkin biçimde kullanan ülkeler arasında öne çıkıyor.</p>
<p>Haziran ayı dış ticaret verileri; kamu kurumlarımızın stratejik yönlendirmesi, ihracatçı birliklerimizin koordinasyonu ve özel sektörümüzün dinamizmi sayesinde Türkiye’nin, küresel belirsizliklerin arttığı bir dönemde dahi ihracatını artırabilen, yeni rekorlar kırabilen ve dünya ticaretindeki payını büyütebilen sayılı ülkelerden biri olmayı sürdürdüğünü gösteriyor.</p>
<p>Bu başarı, yalnızca bugünün değil, Türkiye Yüzyılı vizyonu doğrultusunda daha güçlü, daha rekabetçi ve daha yüksek katma değer üreten bir ekonominin inşasının da habercisi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-belirsizlikler-arasinda-turkiye-ihracatla-gucunu-pekistiriyor-82550</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel belirsizlikler arasında Türkiye ihracatla gücünü pekiştiriyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yariyil-karnesi-82549</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yarıyıl karnesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Pazarın iç yapısına baktığımızda ise %54,8’lik payla dominant C segmentini, %29,6 ile B segmenti takip ediyor. SUV gövde tipi %64,6 ile neredeyse standarda dönüşmüş, sedan %20,5, hatchback ise %14,5’te kalmış.</strong></p>
<p>Otomotivde yüzde rakamları her zaman gerçeğin tamamını söylemez. 2026’nın ilk yarısında ODMD verilerine göre toplam pazar %8,19 daralarak 558.179 adede gerilemiş, otomobiller %9,79’luk kayıpla 440.234, hafif ticariler ise %1,69’luk hafif bir düşüşle 117.945 adet olarak kaydedilmiş. Haziran ayında pazar %11,44 küçülmüş. Ama işin aslında haziran, beş yılın %5,6, 10 yılın ise %25,4 üzerinde! Yani 2023-2025’in rekorlarından dönüş olsa da pazar halen tarihsel ortalamaların çok üzerinde bir hacimde nefes alıyor. Bu, sektördeki düşüşün göreceli olduğunu ve aslında normalleşmenin başladığını gösteriyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4b2f5a81253-1783312218.jpg" alt="" width="800" height="436" />Pazarın iç yapısına baktığımızda ise %54,8’lik payla dominant C segmentini, %29,6 ile B segmenti takip ediyor. SUV gövde tipi %64,6 ile neredeyse standarda dönüşmüş, sedan %20,5, hatchback ise %14,5’te kalmış. 2016’dan bu yana Türkiye’de 74 binin üzerinde, küresel ölçekte 2,1 milyon ve Avrupa’da 1,2 milyon adet satılan Sakaryalı Toyota C-HR, 13.992 adet ve %4,9 pazar payıyla zirveye otururken, C-SUV sınıfında da %10 ile liderliğe ulaşmış.</p>
<p><strong>Manuel vitesliler artık yok gibi</strong></p>
<p>Motorizasyonda benzin %41,5 ile zirvede ama hibrit %33,1’e, elektrikli %18,5’e yükselmiş. Özellikle 160 kW altı elektriklilerin payının %16,6’ya çıkması, tüketicinin erişilebilir elektrikli modellere yöneldiğini; 160 kW üstü performans modellerinin ise %1,9’a gerilemesi, fiyat hassasiyetinin her segmentte belirleyici olduğunu ortaya koyuyor. Otomatik şanzıman %96,9 gibi ezici bir orana ulaşmış, manuel vitesliler artık yok gibi. En çarpıcı verilerden biri ise, yerli-ithal dengesi; toplam satışların %67,3’ü ithal araçlardan oluşurken, otomobilde ithalatın payı %64,7, hafif ticaride ise %77’ye dayanıyor. Bu tablo, yerli üretimin artırılması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4b2f75afc8a-1783312245.jpg" alt="" width="800" height="437" />Pazar daralırken Renault, tam anlamıyla bir istisna oluşturarak, ilk yarıda 74.129 adet ve %13,3 payla hem toplamda hem binek otomobilde zirvede. Haziranda %14,7 ile 2023’ten bu yana en yüksek aylık payına ulaşırken; bu başarının temelinde 4.807 adetle yerli Clio ve 3.467 adetle Megane Sedan yatıyor. SUV cephesinde Duster ve iki haftada 2.160 adede ulaşan Boreal ile 6.040 adetlik satış, Renault’yu marka bazında en çok SUV satan yapıyor.</p>
<p>Tam bu noktada Fiat Egea’nın Bursa bantlarından son kez inmesi, bir dönemin kapanışıdır. 1,4 milyonu aşan üretim, 671 bin adet ihracat, 40’tan fazla ülkeye uzanan küresel yolculuk ve 10 yıl üst üste Türkiye’nin en çok satan otomobili olma başarısı… Egea, Tofaş ve Türk mühendisliğinin bir sanayi destanı yazdığının kanıtı… 1 milyar Euro’luk yatırım, 500 bin mühendislik saati, 8 milyon km test, 171 tedarikçi ve ortalama 2.457 çalışanla %62’lere varan yerli katkı oranı, bu projenin Türkiye ekonomisine ve sanayi ekosistemine kattığı değeri tartışılmaz kılıyor. Tofaş CEO’su Cengiz Eroldu, Egea’da sağlanan bilgi birikimi yeni projelere taşınacak, diyor. İpucu ise; Stellantis’in FaSTLAne 2030 stratejisinde… Orta Doğu ve Afrika’da gelirleri %40 artırma hedefiyle Türkiye ve Fas’ta toplam üretim kapasitesi 800 bine büyütülecek. 22 modelli ürün gamının yarısı bu tesislerde üretilecek, Türkiye’de Fiat markasına yeniden ivme kazandırılacak. 300 milyon Euro’luk yatırım ve Asya’dan rekabetçi tedarikle desteklenen bu dönüşüm, 2028’e kadar %75 uygulama seviyesine ulaştırılacak. Egea’nın vedası, aslında Tofaş’ın diğer Stellantis modelleriyle yeni dönem projelerine bir köprü kuruyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4b2f81452ea-1783312257.jpg" alt="" width="800" height="432" /><strong>Serviste yetkili ağı daralıyor, </strong><strong>bağımsız kanallar güçleniyor</strong></p>
<p>Diğer yanda satış öncesindeki bu hareketlilik, satış sonrasında çok daha büyük bir dalgaya dönüşüyor. OSS Derneği’nin Frost &amp; Sullivan’a hazırlattığı rapor, Türkiye otomotiv satış sonrası pazarının 2025’te 10,2 milyar dolara ulaştığını gösteriyor. Hafif araç parkı 22,8 milyonu aşmış, araçların %74’ü 5 yaşın üzerinde ve ortalama yaş 14,3’e çıkmış. Bu yaşlanan park, satış sonrası gelirinin 2023-2025 arasında yıllık bileşik %8,2 büyümesini sağlarken, araç parkının aynı dönemdeki %6,3’lük büyümesini açık ara geride bırakıyor. Elektrikli araç satışlarındaki %94’lük yıllık bileşik artış, parktaki elektrikli payını %4,7’ye, bataryalıların payını %1,6’ya taşımış. Ağırlıkları ve yüksek torkları nedeniyle lastik ve suspansiyon gibi kategorilerde yeni talep yaratıyor. Kaza kaynaklı hasar onarımı sayısı 1,44 milyona ulaşırken; ADAS ve sensör parçaları onarım maliyetlerini ve uzmanlık ihtiyacını artırıyor. Yetkili servis ağı daralırken, bağımsız servis kanalları ve e-ticaret bazı kategorilerde %12 penetrasyonla hızla güçleniyor. Ancak adeta ikinci bir ana sanayi haline gelen sektör, kâr marjı baskısı, finansmana erişim zorluğu, nitelikli teknisyen açığı ve marka çeşitliliğine bağlı stok yönetimi gibi sorunlarla boğuşuyor. OSS Başkanı Ali Özçete’nin de haklı olarak belirttiği gibi, bu dönüşüme uygun mevzuat, eğitim ve dijital altyapı yatırımları artık zorunluluk.</p>
<p>Geçici daralmaya rağmen yeni araç pazarında hibrit ve erişilebilir elektriklilerin yükselişi olumlu, fakat yerli-ithal dengesizliğinin sürmesi olumsuz… Üretici ve ithalatçılar, stratejilerini yeniden gözden geçirirken; sektör, çok boyutlu farklılaşıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yariyil-karnesi-82549</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/9/1280x720/4-1783312278.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yarıyıl karnesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yilin-ilk-yarisinda-ihracatimiz-82547</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 07:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yılın ilk yarısında ihracatımız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yüksek ve orta yüksek teknolojili ürünlerin ihracatımızdaki payı ilk kez yüzde 44’e yükseldi. Bu sadece ilgili sektörlerin daha fazla ihracat yapmasından değil, emek-yoğun ve nispeten düşük teknolojili sektörlerin (hazır giyim ve mobilya) ihracatındaki düşüşten kaynaklandı.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz gün açıklanan haziran verileri ile yılın ilk yarısını tamamlamış olduk. Haziran ayında ihracatımız yüzde 21,9, ithalatımız yüzde 23,1 yükselirken, ilk 6 ayda ihracat artışı yüzde 3,6, ithalat artışı yüzde 4,6 oldu.</p>
<p>Yılın ilk yarısında ihracatımız için şu tespitleri yapmak mümkün:</p>
<p>- İlk 6 ayın üçünde ihracat artarken, kalan üçünde düştü.</p>
<p>- 6 ay toplamında ihracatta dolar bazında yüzde 3,6 artış, sattığımız mal miktarında gerileme var.</p>
<p>- Miktar bazında gerileme büyük oranda ürettiğimiz ürünlerin maliyetlerinde ve satış bedellerindeki yükselişe karşın, döviz kurunda daha sınırlı bir artış olması ve mallarımızın pahalılaşmasından kaynaklanıyor.</p>
<p>- Petrol ürünleri, altın ve değerli metaller, örme ve dokuma giyim ürünleri, mobilya, kauçuk ve hava taşıtları ihracatımızda gerileme görüyoruz.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4b3edc8bf9d-1783316188.png" alt="" width="652" height="538" /><strong>Paritenin ilk 5 aydaki olumlu </strong><strong>etkisi, haziranda sona erdi</strong></p>
<p>- Büyük bölümü savunma sektöründeki performans artışından kaynaklanan şekilde, gemi, silah-mühimmat ve elektronik ihracatında çift haneli yükselişler devam ediyor.</p>
<p>- İlk 5 ayda parite, dolar bazında ihracat verilerini olumlu etkiledi; Haziranda bu etki sona erdi.</p>
<p>- Bayram ve resmi tatiller, Mayıs’ta verileri aşağı çekerken, Haziran’da destekledi.</p>
<p>- Yüksek ve orta yüksek teknolojili ürünlerin ihracatımızdaki payı ilk kez yüzde 44’e yükseldi. Bu sadece ilgili sektörlerin daha fazla ihracat yapmasından değil, emek-yoğun ve nispeten düşük teknolojili sektörlerin (hazır giyim ve mobilya) ihracatındaki düşüşten kaynaklandı.</p>
<p>- Orta-Doğu ve Güney Amerika, yılın ilk yarısında en zayıf ihracat performansı gözlenen pazarlarımız oldu. Orta-Doğu’daki savaşın dış ticaret üzerindeki etkileri, beklendiği kadar kötü olmadı. Hürmüz’ün kapalı kaldığı dönemde, Türk firmaları bölgenin alternatif tedarikçilerine dönüştü. Bazı STK yöneticilerinin medyaya yansıyan açıklamaları, bu canlanmanın kalıcı olmasını beklediklerini gösterse de durum öyle olmayabilir.</p>
<p><strong>Irak’ta Çin’e karşı </strong><strong>zemin kaybediyoruz</strong></p>
<p>- Irak, Yunanistan, BAE ve Rusya’ya ihracatımızda gerileme dikkat çekiyor. Irak pazarındaki kayıplar yeni değil, bir süredir devam ediyor ve Çin’e karşı zemin kaybediyoruz. Yunanistan’daki gerileme petrol ürünleri satışındaki geçici daralmadan kaynaklandı. BAE’ye satışlarımız büyük oranda savaştan etkilendi. Rusya’da da durum benzer.</p>
<p>- ABD, İtalya, Polonya, Çin, İspanya ve Mısır’a ihracatımızda ise ortalamanın üzerinde artışlar görüyoruz.</p>
<p>Sonraki yazıda ithalatımıza bakalım...</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yilin-ilk-yarisinda-ihracatimiz-82547</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yılın ilk yarısında ihracatımız ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nato-30in-merkezinde-turkiye-guc-artik-cephede-degil-uretimde-82546</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 07:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> NATO 3.0’ın merkezinde Türkiye; güç artık cephede değil, üretimde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NATO, Rusya-Ukrayna Savaşı, Çin rekabeti ve Avrupa’nın artan güvenlik kaygılarıyla artık farklı bir evreye geçiyor. “NATO 3.0” olarak tanımlanan bu yaklaşım, güvenliği asker ve tank sayısıyla sınırlamıyor; füze, hava savunma, elektronik harp, yapay zekâ, çip ve kritik mineralleri de stratejik gücün parçası sayıyor.</strong></p>
<p>Türkiye, 22 yıl aradan sonra ilk kez NATO Liderler Zirvesi’ne ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, Ankara’da sadece liderlerin vereceği siyasi mesajlar değil, savunma sanayii üzerinden şekillenecek yeni güvenlik mimarisi de masaya yatırılacak. Bu zirveyi önceki NATO toplantılarından ayıran en önemli unsur ise ilk kez resmi zirve programına dahil edilen NATO Savunma Sanayii Forumu (NSDIF26).</p>
<p>Ankara’daki zirvede Avrupa’nın hızla artan savunma harcamalarından kimin ne kadar pay alacağı, yeni üretim zincirlerinin nasıl kurulacağı, transatlantik savunma sanayii ekosisteminin hangi ülkeler üzerine inşa edileceği ve Türkiye’nin bu yeni düzende hangi konuma yerleşeceği konuşulacak.</p>
<p>Türkiye açısından tablo oldukça net: Ankara artık yalnızca güvenlik sağlayan bir müttefik olmak istemiyor, NATO’nun yeni savunma ekonomisinin üreticilerinden biri de olmayı hedefliyor.</p>
<p><strong>NATO 3.0: Ekonomik </strong><strong>güç de artık beka meselesi</strong></p>
<p>NATO uzun yıllar boyunca daha çok askeri bir ittifak olarak değerlendirildi. Ancak Rusya-Ukrayna Savaşı, Çin ile yaşanan rekabet ve Avrupa’nın güvenlik kaygılarının artmasıyla birlikte ittifak farklı bir evreye geçti.</p>
<p>Son dönemde sıkça dile getirilen “NATO 3.0” kavramı tam da bu dönüşümü ifade ediyor.</p>
<p>Bu yeni yaklaşımda yalnızca asker sayısı veya tank miktarı önem taşımıyor. Füze üretiminden hava savunma sistemlerine, elektronik harpten yapay zekâ destekli istihbarat altyapısına, çip teknolojisinden kritik minerallere kadar uzanan geniş bir sanayi ağı NATO’nun güvenlik anlayışının parçası haline geliyor.</p>
<p>Başka bir ifadeyle savunma sanayii artık yalnızca güvenlik politikası değil, ekonomik büyüme, teknoloji üretimi ve jeopolitik nüfuz anlamına geliyor.</p>
<p>Tam da bu nedenle Ankara’daki NSDIF26 Forumu, liderler zirvesi kadar kritik görülüyor.</p>
<p><strong>Türkiye kilit oyuncu</strong></p>
<p>Bu açıdan bakınca, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin “Transatlantik savunma sanayii tabanı Kaliforniya’dan Türkiye’ye kadar uzanıyor” sözlerini tesadüf olarak yorumlamak mümkün değil. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın buna verdiği “Teksas’tan Ankara’ya uzanan bir güvenlik ve savunma ağı kurmalıyız” cevabı da Ankara’nın yeni vizyonunu özetler nitelikte.</p>
<p>Türkiye artık NATO içerisinde yalnızca büyük bir orduya sahip ülke olarak değil; üretim kapasitesi bulunan bir savunma sanayii merkezi olarak konumlanmak istiyor.</p>
<p>Nitekim son beş yıldaki rakamlar da bunu destekliyor. 2020 yılında yaklaşık 2,3 milyar dolar seviyesinde bulunan savunma sanayii ihracatı, 2025 itibarıyla 10 milyar dolara ulaştı. Yaklaşık 3 bin 500 şirketten oluşan sektör yalnızca büyük firmaları değil, yüzlerce KOBİ’yi de içine alan geniş bir ekosisteme dönüştü.</p>
<p>Türkiye bugün - Afrika başta olmak üzere - birçok ülkeye yalnızca silah satmıyor; platform, mühimmat, elektronik sistem ve yazılımdan oluşan entegre savunma paketleri de ihraç ediyor. Bu nedenle NATO’nun yeni savunma yatırımları Ankara açısından ekonomik olduğu kadar stratejik bir fırsat anlamına da geliyor.</p>
<p><strong>Avrupa savunma “pastası” kime gidecek?</strong></p>
<p>Ankara’nın en büyük beklentilerinden biri Avrupa’nın yükselen savunma bütçelerinden daha fazla pay alabilmek. NATO üyeleri geçtiğimiz yıl savunma harcamalarını 2035’e kadar GSYH’nin yüzde 5’ine çıkarma hedefini kabul etti.</p>
<p>Türkiye ise uzun süredir yüzde 2 eşiğinin üzerinde bulunuyor. Geçen yıl yüzde 2,38 olan savunma harcamalarının bu yıl yüzde 2,68’e çıkması, 2030’a kadar ise NATO’nun askeri harcamalar için öngördüğü yüzde 3,5 seviyesine ulaşılması hedefleniyor. Bu tablo Ankara’nın “yük paylaşımına katkı veren ülke” söylemini güçlendiriyor.</p>
<p>Türkiye artık sadece daha fazla harcama yapmak istemiyor; bu harcamaların üretim tarafında da yer almak istiyor. Bu açıdan bakınca da, Türkiye ile Avrupa Birliği arasında savunma sanayi iş birliğinin derinleşmesi için yeni fırsatlar oluşabileceği açık.</p>
<p> Ancak burada Ankara’nın önünde önemli bir sınama da bulunuyor. Savunma sanayii artık sadece mühendislik değil, aynı zamanda güven ilişkisi üzerine kurulu bir sektör.  </p>
<p>Avrupa’nın savunma sanayiinde yeni ortaklıklar kurarken yalnızca üretim kapasitesine değil, hukuki öngörülebilirliğe, yatırım güvenliğine ve demokratik standartlara da önem verdiği açık. Bu nedenle Türkiye’nin sahip olduğu üretim kapasitesini kalıcı ortaklıklara dönüştürebilmesi, hukuk devleti, öngörülebilir ekonomi ve kurumsal güven alanlarında atacağı adımlarla da yakından ilişkili olacak. </p>
<p><strong>Füze savunma sistemleri dosyaları masada</strong></p>
<p>Ankara’nın zirve kulislerindeki en önemli beklentilerinden biri de ABD ile savunma alanındaki tıkanıklığın aşılması. Türkiye, KAAN savaş uçağı için motor tedariki ve F-35 programına yeniden dönüş konusunda Washington’dan olumlu mesaj bekliyor. Trump’ın son açıklamaları, “Başkanlık yetkisini” Türkiye’ye KAAN motorları satışı için kullanacağını gösteriyor. Ancak iş F-35 meselesine geldiğinde durum KAAN motorlarının satışı kadar kolay görünmüyor.</p>
<p>ABD Kongresi’nde İsrail ve Yunanistan lobilerine yakın bazı üyeler ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile Savunma Bakanı Pete Hegseth’e gönderdikleri mektupla Türkiye’nin S-400 sistemlerine sahip olduğu sürece F-35 satışının durdurulmasını istedi.</p>
<p>S-400 konusu 2020 Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası (NDAA) nedeniyle yalnızca siyasi değil, aynı zamanda hukuki bir engel niteliği taşıyor. Bu nedenle Ankara Zirvesi, resmi açıklamalardan çok kapalı kapılar ardındaki temaslarla önem kazanacak gibi.</p>
<p>Fransa ile SAMP/T hava savunma sistemi konusunda yürütülen görüşmeler de aynı çerçevede dikkatle takip ediliyor. Paris’ten gelen son mesajlar, Fransız hükümetinin füze satışı konusunda daha olumlu bir çizgiye geldiğini gösterir nitelikte. Ankara’daki zirve bu konunun da nihayete erdirilebilmesi için belirleyici olacak.</p>
<p><strong>Ukrayna meselesi ne olacak?</strong></p>
<p>Ankara zirvesinin önemli başlıklarından biri de Ukrayna olacak. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelensky, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’nın Savunma Sanayii Forumu’na katılması bekleniyor. Zelensky’nin temel talebi daha fazla hava savunma sistemi ve ortak füze üretimi.</p>
<p>Türkiye de Ukrayna dosyasında çok hareketli. Ancak Ankara’nın NATO zirvesi öncesinde yürüttüğü diplomatik girişimlerden henüz sonuç alınabilmiş değil. Uluslararası basına sızan haberler Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Moskova’da ateşkes ve müzakere önerisi sunduğu ancak Rusya’nın Donbas konusundaki şartlarından geri adım atmadığını gösteriyor.  Bu nedenle Ankara’nın zirvede Rusya ile Ukrayna’yı aynı masaya oturtma hedefinin şimdilik gerçekleşmesi zor görünüyor.</p>
<p><strong>Türkiye’nin NATO içindeki </strong><strong>rolü artma eğiliminde</strong></p>
<p>Önümüzdeki yıl NATO üyeliğinin 75. yılını kutlayacak Türkiye, bugün İttifak’ın en kritik askeri merkezlerinden bazılarına ev sahipliği yapıyor. İzmir’deki Kara Kuvvetleri Komutanlığı, İstanbul’daki NATO Hızlı Konuşlandırılabilir Kolordu Karargâhı, kurulması planlanan Adana Çok Uluslu Kolordu Komutanlığı ve Karadeniz görev gücü projeleri Ankara’nın yalnızca coğrafi değil, operasyonel ağırlığını da artırıyor.</p>
<p>2028’de Müttefik Mukabele Kuvveti’nin komutasını üstlenecek olması da bu rolün daha da büyüyeceğini gösteriyor.</p>
<p>Ancak Türkiye’nin NATO içindeki ağırlığının artması, beraberinde yeni sorumluluklar kadar yeni riskler de getirebilir.</p>
<p>Ankara’nın İttifak’ın savunma üretim zincirinde daha merkezi bir konuma yerleşmesi, Rusya tarafından yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik bir tercih olarak da okunabilir. Bugüne kadar Ukrayna savaşı boyunca hem Moskova hem de Batılı başkentlerle diyalog kanallarını açık tutabilen Türkiye’nin denge politikası, NATO’nun yeni güvenlik mimarisinde daha görünür bir rol üstlenmesiyle daha karmaşık hale gelebilir.</p>
<p>Enerji, turizm, ticaret ve Suriye ile Kafkasya gibi bölgesel dosyalarda Rusya ile sürdürülen iş birliğinin yeni dönemde daha kırılgan bir zemine oturma ihtimali göz ardı edilmemeli. Dolayısıyla Türkiye açısından asıl sınama, NATO içinde yükselen stratejik konumunu Moskova ile ilişkilerini tamamen koparmadan yönetebilecek diplomatik dengeyi koruyup koruyamayacağı. </p>
<p>Nitekim NATO Ankara Zirvesi’nin sonunda ortaya çıkacak en önemli sonuç Türkiye’nin oluşan yeni güvenlik ve savunma mimarisinde kendisine ne kadar kalıcı bir yer açabildiği olacak gibi...</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ABD’den Avrupa’ya dikkat </strong><strong>çeken Türkiye mesajı</strong></span></p>
<p>Zirve öncesinde dikkat çeken açıklamalardan biri ABD’nin NATO Daimi Temsilcisi Matt Whitaker’dan geldi. Whitaker, Avrupa’nın oluşturduğu savunma girişimlerinin ABD’yi ve Türkiye gibi AB üyesi olmayan NATO müttefiklerini dışlamaması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Bu açıklama Washington’ın Avrupa savunmasının güçlenmesini desteklediğini ancak bunun korumacı bir yapıya dönüşmesine karşı çıktığını gösteriyor.</p>
<p>Aslında ABD’nin verdiği mesaj oldukça açık;  Yeni Avrupa savunma mimarisi kurulacaksa Türkiye bunun dışında bırakılamaz.</p>
<p>Bu yaklaşım Erdoğan’ın “Türkiye’nin savunma kapasitesini dar siyasi hesaplarla dışlamak kimseye fayda sağlamaz” sözleriyle büyük ölçüde örtüşüyor. Ancak Washington’un Avrupa’ya verdiği Türkiye mesajları sonuç verir mi, yoksa ters mi teper, bunun da ipuçları Ankara’daki NATO zirvesi sonrasında ortaya çıkacaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nato-30in-merkezinde-turkiye-guc-artik-cephede-degil-uretimde-82546</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/6/1280x720/nato-1783319726.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ NATO 3.0’ın merkezinde Türkiye; güç artık cephede değil, üretimde ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bankalardaki-satis-alis-firsati-mi-madendeki-kanarya-mi-82545</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 07:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankalardaki satış alış fırsatı mı, madendeki kanarya mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsa İstanbul küresel piyasalardaki rahatlama yükselişine katılmadı. Ana eğilimin yüksek seyrettiğini gösteren enflasyon verisi sonrası bankalar, banka sahibi holdingler ve konut geliştirme GYO hisselerindeki sert satışlar endeksi aşağı çekti. Altın madeni, rafineri, savunma, yenilenebilir enerji hisselerindeki güçlü alışlar kaybı sınırladı. </strong></p>
<p>Zayıf ABD tarım dışı istihdam verisi şahin Fed endişesini azaltarak küresel risk iştahını destekliyor.   Beklentinin yarısına yakın gelen ve önceki ayların aşağı yönlü revize edildiği zayıf veri sonrası dolar zayıflarken, kısa vadeli tahviller değer  kazandı. Hisse senedi piyasaları veriye pozitif tepki verdi. </p>
<p>ABD piyasası cuma günü tatil dolayısıyla kapalı olduğu için resmin tamamını görmüyoruz. Ancak Asya borsaları ve Avrupa haftayı güçlü bir şekilde bitirdi. Kore borsası yarı iletkenler ve hafıza kartı üreten şirketlerde %10’u geçen değer artışı ile yükselişte baş rolü oynadı. </p>
<p>Haftanın ABD piyasalarının açık olduğu kısmında teknolojiden klasik sektörlere rotasyon ve teknoloji içinde donanımdan yazılıma geçiş öne çıktı. Apple’ın maliyet artışları nedeniyle Çinli üreticilere yönelme girişimi yarı iletkenlerde ve özellikle hafıza  kartı üreticilerinde satışı sertleştirdi. </p>
<p><strong>Yarı iletkenler ikinci </strong><strong>yarıya kötü başladı</strong></p>
<p>Yarı iletkenler son iki günde %12 kayıpla ikinci yarıya kötü başladı. Cuma günü Kore borsasında Samsung ve SK Hynix merkezli %10’un üzerinde yükseliş, yarı iletkenlerdeki aşağı yönlü eğilimin sona erebileceğine işaret ediyor. Ancak geçmiş veri ABD ve Kore piyasaları arasındaki korelasyonun yeterince yüksek olmadığına işaret ediyor. </p>
<p>Borsa İstanbul küresel piyasalardaki rahatlama yükselişine katılmadı. Ana eğilimin yüksek seyrettiğini gösteren enflasyon verisi sonrası bankalar, banka sahibi holdingler ve konut geliştirme GYO hisselerindeki sert satışlar endeksi aşağı çekti. Altın madeni, rafineri, savunma, yenilenebilir enerji hisselerindeki güçlü alışlar kaybı sınırladı. </p>
<p>Mevsimselliğe göre düzeltilmiş B ve C enflasyon göstergeleri haziran ayında %2 civarı aylık artış ile dezenflasyon sürecinin son altı ayda zorlandığını teyit ediyor. SGK sağlık hizmetlerine yapılan yüksek zam nedeniyle Temmuz ayında da muhtemelen yüksek bir rakam göreceğiz. </p>
<p><strong>Enflasyonda yüzde 29 </strong><strong>tahminimiz değişmedi</strong></p>
<p>Açıklanan rakamın işaret ettiği katılığa rağmen 2026 sonu için %29 enflasyon tahminimizde değişikliğe gitmedik. Petrol fiyatlarında öngördüğümüzden daha sert gerileme ve ekonomide yavaşlama, enflasyon üzerinde yukarı yönlü riski azaltıyor. </p>
<p>Baz senaryomuzda, Merkez Bankası’nın Temmuz Ağustos aylarında fonlama faizini politika faizi seviyesine çekmesini ve Eylül ayından başlayarak 100 baz puanlık adımlar ile faiz indirim döngüsünü başlatmasını bekliyoruz.  </p>
<p>Mevcut enflasyon ve politika faizi tahminlerimiz bankalardaki sert satışın fırsat olduğuna işaret ediyor. Enflasyonda yukarı yönlü 1-2 puan risk ve Merkez Bankası’nın faiz indirim döngüsünün 2-3 ay gecikmesi cuma günü bankalardaki %5 satışı açıklayamıyor. Cuma günkü sert satış, ekonomi politikalarda U dönüşü için madendeki kanarya olarak görmeyen yatırımcılar tarafından alış fırsatı olarak kullanılabilir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bankalardaki-satis-alis-firsati-mi-madendeki-kanarya-mi-82545</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bankalardaki satış alış fırsatı mı, madendeki kanarya mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanliurfa-sanayici-kadinlar-platformu-82544</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şanlıurfa Sanayici Kadınlar Platformu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Göbeklitepe’nin tarihin akışını değiştiren varlığı, Şanlıurfa için yeni bir gelecek ilhamı oldu ve Hejin Tavas Melik, sanayi ile Şanlıurfa kavramlarını bir araya getirerek, kentin uygarlık talebini güncelledi.</strong></p>
<p>Dünya üzerinde <strong>100 yıldan yaşlı 1000</strong> <strong>kent</strong> bulunurken, <strong>1000 yıldan yaşlı </strong>sadece <strong>100 kadim kent</strong> vardır. <strong>Şanlıurfa</strong>’yı küredeki <strong>1 milyon yerleşke</strong> içinde müstesna kılan, <strong>14 bin yıla varan</strong> tarihidir. Eğer <strong>32 milyar $</strong>’ınız varsa <strong>Nevada Çölü’nde Las Vegas</strong> kurabilirsiniz ancak bir <strong>Şanlıurfa için</strong> fazlası gerekir.</p>
<p>Bir kenti tarih sahnesinde var kılmak için <strong>1</strong>- Tarihi kültürel miras, <strong>2</strong>- Doğal kaynaklar ve <strong>3</strong>-Yerel kabiliyetler gerekir. Bugün <strong>Şanlıurfa</strong>, <strong>kendini yeniden görünür kılacak gayreti</strong> sergilemektedir ve bir <strong>yerel kabiliyet</strong>, kenti “<strong>sanayi üzerinden</strong>” belirginleştirecek <strong>destansı bir atılımın fitilini</strong> ateşlemiştir.</p>
<p><strong>KADIN SANAYİCİLERİ BİR MASA ETRAFINDA BULUŞTURMAK…</strong></p>
<p><strong>Hejin Tavas Melik</strong>’i, konferansımda tanıdım. <strong>Meksan Trafo</strong> firmasının ikinci kuşak yöneticisi, <strong>Ar-Ge proje mühendisi</strong>, <strong>Şanlıurfa Sanayici Kadınla Platformu</strong>’nun kurucu Başkanı... Dediği şu: “<em>Eğer sanayi, bir şeyden çok üretmekse ve sanayi bir kenti yüceltecekse kenti kadın sanayicilerle yüceltebileceğiz</em>.”</p>
<p>Bu platform, <strong>tarihi kültürel mirası</strong>, <strong>doğal kaynakları</strong> varken <strong>yerel kabiliyet eksikliği</strong> gerçeğiyle kentin yükselemeyeceğini bilen <strong>Hejin Hanım’ın vizyonundan</strong> doğdu. <strong>Amaç</strong>; sanayide üreten kadınların yalnız olmadığını göstermek, <strong>birbirinden güç almasını</strong> sağlamak, <strong>kadınların üretimini görünür kılmak</strong>…</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Şanlıurfa Sanayici Kadınlar Platformu’na dair…</strong></span></p>
<p><strong>Platformun çıkış noktası?</strong></p>
<p><strong>Sanayide kadın sayısı</strong> az değil. Hele ki <strong>Şanlıurfa gibi erkek egemen kültürde</strong> kadın sanayici olma zorluklarını aşmak için <strong>kadınlar arası güç birliği</strong>, yeni girişimcileri teşvik gayeli <strong>ekosistem</strong> oluşturuldu.</p>
<p><strong>Şimdiye dek başardıkları?</strong></p>
<p><strong>Kamu</strong>, <strong>yerel yönetim</strong>, <strong>üniversite</strong> ve <strong>sanayi kuruluşları</strong> arasında köprü... Genç girişimcilere ilham... <strong>Harran Üniversitesi</strong>’nde sanayici kadınlarla öğrencileri buluşturma... <strong>Kadın yöneticiler kariyer paneli</strong>…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>ŞANLIURFALI SANAYİCİ HEJİN TAVAS MELİK NEREYE KOŞUYOR?</strong></p>
<p>Bilinir ki <strong>pusula</strong>, <strong>saatten daha eskidir</strong> zira <strong>yön</strong> daima <strong>zamandan</strong> daha önemlidir. <strong>Hejin Tavas</strong> <strong>Melik</strong>’e a nereye koştuğunu sordum. “<em>Amacım sadece etkinlik yapan bir yapı kurmak değil, Türkiye’de sanayide kadın dönüşümünü yönlendiren örnek bir model haline gelmektir</em>” dedi. <strong>Özellikle de kadim kent Şanlıurfa’da</strong>…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>KADIN SANAYİCİ LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Üretimde kadın gücü</strong>: Tarımdan sanayiye, hizmet sektöründen teknolojiye dek kadının değer üretmesi</p>
<p><strong>Kadına kültürel direnç</strong>: Ataerkil yapılar ve toplumsal normların kadın taleplerini göz ardı etme hatası</p>
<p><strong>Sanayici kadın çalıştayı</strong>: Sanayide kadınlara dair ilk kapsamlı bir veri tabanı oluşturma gayreti</p>
<p><strong>Kadın sanayi ağı</strong>: Şanlıurfa’dan başlayarak ulusal ve uluslararası ölçekte örnek bir network kurma</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanliurfa-sanayici-kadinlar-platformu-82544</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şanlıurfa Sanayici Kadınlar Platformu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/olmuyor-olmuyor-2026-enflasyonu-yuzde-33un-34un-altina-inmiyor-82543</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 07:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Olmuyor, olmuyor; 2026 enflasyonu yüzde 33&#039;ün, 34’ün altına inmiyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tüketici fiyatları haziranda yüzde 0,99, ilk altı ayda yüzde 17,76 ve haziran itibarıyla son bir yılda yüzde 32,11 arttı. Yıl yarılandı, ikinci yarıya girildi ve artık bu dönemde ne olabileceği, yılın hangi düzeyde kapatılabileceği konuşuluyor.</p>
<p>Bu köşede 3 Temmuz Cuma günü yer alan yazımda "<strong>Dezenflasyonun</strong> ‘dez’i <strong>gitti, enflasyonu kaldı yadigâr</strong>" demiştim. Çünkü son on iki aydaki yıllık enflasyon yüzde 30,65 ile yüzde 33,52 arasına sıkışıp kalmıştı. Artık son on iki aydan geçen yılın haziranını da çıkarmak gerekecek. Şu durumda sıkışıklık daha da arttı, son on iki ayın yıllık oranı yüzde 30,65 ile yüzde 33,29 arasında oluşmuş durumda.</p>
<p>Şimdi haziran ayında görece çok düşük bir oran geldi ya, ekonomi yönetimi tarafından <strong>“Yüzde 20’lerin ortası”</strong> diye ifade edilen yıllık oranı tutturmanın epeyce kolaylaştığı sanılıyor. Acaba öyle mi? Ne yazık ki hayır! Hayır çünkü yüzde 20’lerin ortası diye işaret edilen düzey, ki bu düzey Merkez Bankası’nın yüzde 24’lük hedefi ve yüzde 26’lık tahminine denk geliyor, hâlâ gerçekleştirilebilmesi çok uzak bir hedef.</p>
<p>Yüzde 20’lerin ortasını tam yüzde 25 olarak alırsak yılın ilk yarısındaki yüzde 17,76’lık orandan sonra ikinci altı ay için yalnızca yüzde 6’lık bir hareket alanı kalıyor. Olmaz, Türkiye aylık bazda yüzde 1’in altında kalamaz, gerçekçi olmak lazım. Bu bir ay olur, iki ay olur ama altı ayın tümünü kapsayacak şekilde olmaz.</p>
<h2>Geçmiş yıllar da “Olmaz” diyor</h2>
<p>Ekonomik veriler de tekrar eder. Hele hele enflasyon gibi mevsimsel etkenlere çok bağlı bir veri kesinlikle tekrar eder.</p>
<p>Belli aylarda yüksek artışlar görülmesi normaldir, çünkü buna yol açan adımlar atılır; ocak ve temmuzdaki vergi düzenlemeleri gibi.</p>
<p>Belli aylarda yüksek artışlara neden olan harcamalar yoğunlaşır, sonbahardaki eğitim harcamaları gibi.</p>
<p>Bunun gibi örnekler var. Bir de yılın ilk yarısındaki artışla ikinci yarısındaki artış arasında bir denge var.</p>
<p>Bu konuda özellikle son yıllara, 2021 sonrasına odaklanmak gerekiyor. Önceki yıllar da bir gösterge ama özellikle son dört yıl önemli.</p>
<p>Enflasyon hesabında ayların ya da dönemlerin aritmetik toplamı tabii ki alınmaz ama ilk ve ikinci yarıların payını görebilmek için böyle bir hesap yaptım.</p>
<p>Bunun için de son dört yılın önemli olduğu kanısındayım.</p>
<p>Bu dört yılın ilk ve ikinci yarı payları ister aritmetik ortalaması alınsın, ister medyan alınsın, birbirine çok yakın değerler veriyor.</p>
<p>2022 ve 2023’te ilk ve ikinci yarı payları ters yönlü ve çok farklı. Bunun nedeni de 2022’nin ilk yarısında 2021’den sarkan etkiyle yüklü zam yapılmasıydı. 2023’ün ikinci yarısındaki payın büyüklüğü de seçimler dolayısıyla zamların biriktirilmesi ve faizin olması gerekenin çok altında tutularak her şeyin seçim sonrasına bırakılmasındandı.</p>
<p>O yüzden dört yılın ortalaması en doğruya yakın sonucu veriyor.</p>
<h2>Ortalama bu yıla uygulanınca…</h2>
<p>İşte 2022-2025 yıllarının ilk ve ikinci yarı enflasyon paylarını bu yıla uyguladığımızda 2026’nın enflasyonunun yüzde 33-34 dolayında kalacağını görüyoruz.</p>
<p>Söz konusu dört yılın ilk yarısındaki enflasyonun yıllığa (aritmetik toplama) oranı yüzde 56,67.</p>
<p>Bu yılın ilk yarısındaki yüzde 17,76’nın da 2026’nın yıllık aritmetik toplam enflasyonunda yüzde 56,67 pay aldığını varsayalım. Toplam oran 31,34 puan oluyor. Şu durumda ikinci yarı için yüzde 13,58’lik artış kalıyor.</p>
<p>Yüzde 17,76 ile yüzde 13,58’in birikimli toplamı da bize 2026’nın tümü için yüzde 33,75’lik bir oran veriyor.</p>
<p>Ne yılın ikinci yarısında yüzde 14’e yakın bir enflasyon yaşanması şaşırtıcı, dolayısıyla ne de yılın tümünde enflasyonun yüzde 34’e yaklaşması.</p>
<p>İkinci yarı için yüzde 13,58’i yüksek bulanlar çıkabilir. 2021-2024 dönemindeki tüm ikinci yarı oranlarının bu düzeyin üstünde olduğunu hatırlatırım.</p>
<h2>Akaryakıtta uzun süre indirim yok</h2>
<p>Yılın ikinci yarısında fiyat artış hızının çok yavaşlayacağına ilişkin umutları büyük ölçüde azaltan bir başka gelişme de akaryakıttaki eşel mobil sisteminde yapılan değişiklik. Önümüzdeki döneme ilişkin en önemli ucuzlamanın akaryakıt fiyatlarında olacağı, bunun da genel fiyat düzeyi üstündeki baskıyı kıracağı umudu da suya düştü.</p>
<p>Akaryakıttaki eşel mobile ilişkin düzenleme uyarınca zam geldiği takdirde bunun artık yüzde 75’i değil, yüzde 50’si ÖTV’den karşılanacak, yüzde 50’si pompaya yansıtılacak. Bu oranlar temmuz ayı boyunca böyle devam edecek.</p>
<p>Ağustos ve eylülde bu kez zam durumunda yalnızca yüzde 25’lik kısım ÖTV’den karşılanacak, yüzde 75 pompaya yansıyacak.</p>
<p>Akaryakıttaki eşel mobil uygulaması ekim ayı başında ise tümüyle terk edilecek.</p>
<p>Haziran sonuna kadarki uygulamada zam durumunda olduğu gibi indirimde de yüzde 75 ÖTV’ye gidiyor, yüzde 25 pompaya yansıyordu. Artık o da değişti. Bundan sonra gelecek indirimlerin tümü ÖTV’deki eksilmeyi gidermek için kullanılacak.</p>
<p>2 Temmuz itibarıyla eksik ÖTV tutarı benzinde 7,57 lira, motorinde 7,31 lira, otogazda ise 10,96 lira düzeyinde. Yani bu tutarlara kadarki indirimler pompaya yansımayacak.</p>
<p>Bu arada her yıl ocak ve temmuzda Yİ-ÜFE’ye bağlı olarak artırılan akaryakıttaki ÖTV’nin bu yıl temmuzda değiştirilmemesine karar verildiğini de unutmamak gerekir. Oradan gelecek zam söz konusu olmayacak.</p>
<p>İşte akaryakıta ilişkin bu eşel mobil kararı da yılın ikinci yarısında genel fiyat düzeyinde belirgin bir yavaşlama olacağına dönük beklentileri biraz boşa çıkarmışa benziyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4b2cf57c0e5-1783311605.png" alt="" width="555" height="545" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/olmuyor-olmuyor-2026-enflasyonu-yuzde-33un-34un-altina-inmiyor-82543</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/2/1280x720/market-perakende-enflasyon-1766746186.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Olmuyor, olmuyor; 2026 enflasyonu yüzde 33&#039;ün, 34’ün altına inmiyor! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/saatle-yola-cikip-32-yilda-800-milyon-dolari-asti-asirlik-hedefiyle-halka-aciliyor-82542</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 07:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Saat’le yola çıkıp, 32 yılda 800 milyon doları aştı, ‘asırlık’ hedefiyle halka açılıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YIL </strong>1948… Sonraki yıllarda <strong>“Bayram Dede” </strong>diye anılan Aksekili <strong>Bayram, </strong>ilçesinden İstanbul’a uzanan, ekmeğini orada arayan ilk kişi oldu. Aksekili <strong>Bayram, </strong>Kasımpaşa’da yağ satışıyla işe girişti. Onun ekmeğini kazanmaya başladığını gören hemşerileri yavaş yavaş Kasımpaşa’nın yolunu tuttu.</p>
<p>1960’lı yılların sonlarında Akseki’den (Antalya) Kasımpaşa’nın yolunu tutanlardan biri de Yarpuz Köyünden <strong>Yaşar Dönmez </strong>oldu. <strong>Yaşar Dönmez, </strong>1971 yılında Tahtakale’de saat işine girdi. Bir süre sonra kardeşi <strong>Nurullah Dönmez</strong>’i de yanına aldı.</p>
<p><strong>Yaşar Dönmez</strong>’in Tahtakale’de saat işleri oturdukça yeğenleri <strong>Hamza Kaya </strong>ile <strong>Ramazan Kaya</strong>’yı da ekibine kattı. Bir anlamda Tahtakale’de saat ticaretinin içinde büyüyen <strong>Ramazan Kaya, </strong>1986-1987 döneminde 1 yıla yakın süre Londra’da İngilizce eğitimi gördü. Döndükten sonra işlere daha çok asıldı. Dayısı <strong>Yaşar Dönmez</strong>’in liderliğindeki şirket Tahtakale’nin saat işinde önde gelen işletmesi oldu.</p>
<p>Derken 1993 yılının ikinci yarısında Adidas saatlerini bünyesinde bulunduran Stelux’tan bir mesaj ulaştı:</p>
<p>-          <strong>Adidas saatlerinin Türkiye distribütörlüğü konusunda sizinle görüşmek istiyoruz.</strong></p>
<p>Bu mesaj ulaştığında <strong>Ramazan Kaya </strong>Taipei’de idi. Bulduğu ilk uçakla Hong Kong’a geçti. İlk görüşmeyi yaptı. Stelux’’ta Adidas markasının başındaki yönetici, İsviçre’nin Basel kentine fuara gideceğini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Fuar sonrası sizinle tekrar bir araya gelelim…</strong></p>
<p><strong>Ramazan Kaya </strong>işin peşini bırakmaya niyetli değildi:</p>
<p>-          <strong>Ben de sizinle Basel’e gelirim.</strong></p>
<p>Yönetici bu sözü önce ciddiye almadı, <strong>Ramazan Kaya </strong>ısrar etti:</p>
<p>-          <strong>Burada kapıda yatarım, yine de peşinizden Basel’e gelirim.</strong></p>
<p>Yönetici onun işine nasıl asıldığına tanık olunca anında kararını verdi, ekibinden belgeleri hazırlamalarını istedi:</p>
<p>-          <strong>Evrakları hazırlayın. Adidas saatlerinin dünyadaki ilk distribütörlüğünü Türkiye’ye, Ramazan Kaya ve ailesine veriyoruz.</strong></p>
<p>Evraklar hazırlanırken Adidas saatlerinin toptan ve perakende pazarlama stratejilerini <strong>Ramazan Kaya</strong>’ya anlattı. Çizdiği stratejinin Tahtakale’deki iş yapma biçimiyle hiç ilgisi yoktu, oldukça farklıydı.</p>
<p><strong>Ramazan Kaya, </strong>Adidas imzasını atıp İstanbul’a dönerken planını yaptı:</p>
<p>-          <strong>Tahtakale’deki işlerimiz çok şükür iyi gidiyor. Adidas distribütörlüğü bizi başka seviyeye taşıyacak. Bu işi ayrı şirket kurarak yapmakta yarar var.</strong></p>
<p>Böylece 1994 yılında Saat &amp; Saat’i kurup, diğer işlerinde ayrı kulvarda ilk Adidas distribütörlüğü ile yola çıkıldı. Adidas’la sağladıkları başarı, şirkete ikinci önemli marka olarak <strong>“Fossil”</strong>i taşıdı. 2000 yılında <strong>“Armani”</strong>nin distribütörlüğünü almak, dönüm noktası etkisi yaptı. 2001 krizinde sektör bu marka sayesinde belirli ölçüde işlerini yürütebildi.</p>
<p><strong>Ramazan Kaya, </strong>2004 yılında perakendeye de girmeleri gerektiğini düşünmeye başladı:</p>
<p>-          <strong>Bayiler işlerimizi dizayn etme noktasına geldi. Bu bize sıkıntı yaratabilir. En iyisi adım adım perakendeye de girmek.</strong></p>
<p>2005 yılı sonlarında ilk Saat &amp; Saat mağazası İstanbul Cevahir AVM’de açıldı. 2007’de 35 mağazaya ulaştıklarında perakendenin zorluğu kafalarında soru işaretine yol açtı:</p>
<p>-          <strong>Perakendeyi bıraksak mı acaba?</strong></p>
<p><strong>Kısa süreli bu tereddütün ardından </strong><strong>Ramazan Kaya, </strong>aile fertleri ve ekibiyle birlikte perakendeye daha fazla odaklandı, 2009’da <strong>“e-ticaret”</strong>e girildi, 2012’de İsviçre merkezli Weitnaur Group’a bağlı LPI Ticari Hizmetler A.Ş. satın alındı. Buna 2013’te Ankara’daki Uğur Saat’in 8 mağazasının satın alınması eklendi.</p>
<p>2014 yılında büyük dayı <strong>Yücel Dönmez, </strong>Saat &amp; Saat’le yollarını ayırdı. Küçük dayı <strong>Nurullah Dönmez, </strong>Saat &amp; Saat’te yeğenleri <strong>Ramazan </strong>ve <strong>Hamza Kaya </strong>ile yola devam etmeyi seçti.</p>
<p>2015 yılında İtalyan <strong>“Welder” </strong>markası satın alınırken, 2016’da Saat &amp; Saat,  <strong>“Wesse” </strong>adıyla bir de marka yarattı. 2018’de <strong>“Swiss Made” </strong>markası olan <strong>“Jacques Philippe” </strong>Saat &amp; Saat şemsiyesi altına girdi. 2019’da <strong>“U.S. Polo Assn.” </strong>markalı saatlerin Türkiye dahil 40 ülkeyi kapsayan lisans hakları alındı.</p>
<p>2021 yılında Günsal Saat satın alındıktan sonra 2024’te de <strong>“Calvin Klein” </strong>ve <strong>“Ebel”</strong> markaları portföye katıldı. Saat &amp; Saat çatısı altındaki marka sayısı 30’a ulaştı.</p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu’nun (APK) Saat &amp; Saat Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin de halka arzına onay verdiği haberleri üzerine <strong>Hakan Güldağ</strong>’la birlikte <strong>Ramazan Kaya </strong>ile buluştuk. 32 yıl öncesine uzanan öyküyü dinledik. Ulaştıkları noktayı şöyle özetledi:</p>
<p>-          <strong>31 Mart 2026 itibariyle yurt içi ve yurt dışında 185 mağazamız var. 603 toptan satış noktasına ulaşıyoruz. Kendi online sitemiz, pazaryerleri ve Türkiye dahil 45 ülkede ürünlerimiz müşterilere sunuluyor.</strong></p>
<p>6-7-8 Temmuz 2026’da 56 liralık birim fiyat üzerinden talep toplanacağını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Ek satış hariç tüm paylar satılırsa halka açıklık oranımız yüzde 10.14 olacak. 3 milyar 748 milyon liralık bir kaynak girişi gerçekleşecek. Ek satış gerçekleşirse halka açıklık oranımız yüzde 12.16’yı, sağlanacak kaynak da 4 milyar 498 milyon lirayı bulacak.</strong></p>
<p>Ben halka arz fiyatı üzerinden şirketin toplam değerinin 819 milyon dolara denk geldiğini hesaplarken <strong>Hakan Güldağ, </strong>halka açılmadaki temel hedefi sordu, <strong>Ramazan Kaya </strong>şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>32 yıllık bir şirketiz, kısa vadeli değil, asırlık bir şirket olmak istiyoruz. </strong><strong>'</strong><strong>Hesap verebilir olalım</strong><strong>'</strong><strong> diye düşündük.</strong></p>
<p>Saat &amp; Saat, 32 yılda 800 milyon doları aşan bir değere ulaştı, halka arzla birlikte en az 100 yıllık bir şirket olmayı da hedefe koydu…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">12 aylık cirosu 13.4 milyar lira</span></h2>
<p><strong>SAAT &amp; SAAT </strong>Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Ramazan Kaya </strong>ile sohbet ederken, hazırladıkları dosyadan şirketin ortaklarının paylarına baktım:</p>
<ul>
<li><strong>Nurullah Dönmez: </strong>Yüzde 38.88</li>
<li><strong>Ramazan Kaya: </strong>Yüzde 30.56</li>
<li><strong>Hamza Kaya: </strong>Yüzde 30.56</li>
</ul>
<p><strong>Ramazan Kaya, </strong>bu yılın ilk 3 ayında geçen yılın aynı dönemine göre adet bazında yüzde 20.9 büyüdüklerini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Saat &amp; Saat ve bağlı ortaklıklarının 31 Mart 2026 itibariyle yurt içi ve yurt dışı faaliyetleriyle geriye dönük 12 aylık cirosu 13.4 milyar lira (291 milyon dolar) olarak gerçekleşti. Aynı dönemde FAVÖK marjı da yüzde 32.4 oldu.</strong></p>
<p>Şirketin finansallarıyla ilgili şu özet bilgileri paylaştı:</p>
<ul>
<li><strong>Brüt kâr: </strong>8 milyar lira</li>
<li><strong>FAVÖK (Faiz, amortisman ve vergi öncesi kâr): </strong>4.4 milyar lira</li>
<li><strong>Net işletme sermayesi: </strong>3.9 milyar lira</li>
<li><strong>Net borç: </strong>1.5 milyar lira</li>
</ul>
<p>Halka arz öncesi sermayelerinin 620.2 milyon lira olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Halka arz sonrası sermayemiz 660.3 milyon liraya çıkacak.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kaynağın yüzde 80’i işletme sermayesinde kullanılacak</span></h2>
<p><strong>SAAT &amp; SAAT </strong>Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Ramazan Kaya, </strong>şirketin halka arzının konsorsiyum liderliğini Garanti Yatırım Menkul Kıymetler A.Ş. (Garanti BBVA Yatırım) ile Halk Yatırım Menkul Değerler A.Ş.’nin (Halk Yatırım) üstlendiğini belirtti.</p>
<p>Halka arzdan elde edilecek kaynağın kullanımı konusunda şu bilgiyi verdi:</p>
<p>-          <strong>Halka arzdan elde edilecek kaynağın yüzde 20’si finansal borçların ödenmesinde kullanılacak. Yüzde </strong><strong>8</strong><strong>0’ini ise işletme sermayesi olarak kullanmayı planladık. Böylece şirketimiz ekonomik ve finansal açıdan daha da güçlenecek.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">19 bin farklı ürün satılıyor</span></h2>
<p><strong>SAAT &amp; SAAT </strong>Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Ramazan Kaya</strong>’ya şirket bünyesindeki markaları sorduk, bazılarını sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Maurice Lacroix, Raymond Weil, Ebel, Universe Constant, Versace, Ferragamo, Jacques Philippe, Boss, Emporio Armani, Guess, Michael Kors, Welder, Fossil, Philip Plein,</strong></li>
<li><strong>Gc, Calvin Klein, U.S. Polo Assn., Tory Burch, Tommy Hilfiger, Lacoste, Diesel, Adidas, Wess, Timex, Plein Sport</strong></li>
</ul>
<p>Şirket şemsiyesi altında 30 dolayında temel marka olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Mağazalarımızdaki ve satış noktalarındaki ürün yelpazemiz</strong><strong>de</strong><strong> 19 bin dolayında farklı ürün buluyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye saat pazarı 2028’de 2.3 milyar doları bulacak</span></h2>
<p><strong>SAAT &amp; SAAT </strong>Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Ramazan Kaya </strong>ile Türkiye saat pazarını da konuştuk. Türkiye’nin saat ithalatının 2018 yılında 240 milyon dolar düzeyinde olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>2025 yılında saat ithalatı 500 milyon doları aştı, 510 milyon dolar oldu. Bu yıl 558 milyon dolara ulaşmasını bekliyoruz. 2028’de ithalatın 670 milyon dolara ulaşabileceğini öngörüyoruz.</strong></p>
<p>Türkiye’nin saat pazarının büyüklüğünün 2023 yılında 1.3 milyar dolar olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>2028 yılında bu rakamın 2.3 milyar dolara çıkmasını öngörüyoruz. Yani, ülkemizdeki saat pazarı büyüyecek.</strong></p>
<p>Türkiye’deki saat üretimine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>2023 yılında ülkemizde 5.6 milyon dolar düzeyinde saat üretimi gerçekleşti. Aynı yıl ihracat da 31 milyon dolar oldu. Çok sınırlı üretime rağmen ihracat rakamının yüksekliği re-export’tan kaynaklanıyor.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/saatle-yola-cikip-32-yilda-800-milyon-dolari-asti-asirlik-hedefiyle-halka-aciliyor-82542</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/Ramazan-Kaya.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 1994’te ‘Saat’le yola çıkıp, 32 yılda 800 milyon doları aştı, ‘asırlık’ hedefiyle halka açılıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aycicegine-ithalat-kontenjani-acildi-82541</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 07:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ayçiçeğine ithalat kontenjanı açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Tebliğe göre, tarife kontenjanı, yerli yağlık ayçiçeği tohumu alımı yapan sanayiciye öncelikli olmak üzere firmalara dağıtılacak. Fakat daha önceki yıllarda da içerden ayçiçeği alanlara öncelikli olmak üzere denilmesine rağmen bu önceliğe dikkat edilmedi.</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Kararı ile sıfır gümrükle 1 milyon 250 bin ton ayçiçeği tohumu veya bunun karşılığı 500 bin ton ham ayçiçeği yağı ithalatı için tarife kontenjanı açıldı.</p>
<p>Resmi Gazete’nin 4 Temmuz 2026 tarihli sayısında yayımlanan karara göre, 11 Ocak 2027-31 Mayıs 2027 tarihleri arasında yapılacak ithalatta, gümrük vergisi, yağlık ayçiçeğinde yüzde 27 yerine sıfır (0), ham yağda yüzde 36 yerine yüzde 20 uygulanacak. Karara ilişkin uygulama tebliği aynı Resmi Gazete’de yayımlandı.</p>
<p>Ucuz ithalattan öncelikli olarak 1 Temmuz 2026-30 Kasım 2026 tarihleri arasında iç piyasadan yağlık ayçiçeği alanlar olmak üzere ham ve/veya rafine ayçiçeği yağı üreten sanayici firmalar yararlanacak.</p>
<p><strong>İthalatta yerli ürün alana öncelik verilecek</strong></p>
<p>Ticaret Bakanlığı’nın hazırladığı, yağlık ayçiçeği tohumu ve ham ayçiçeği yağı ithalatında uygulanacak tarife kontenjanının usul ve esaslarını belirleyen “Yağlık Ayçiçeği Tohumu ve Ham Ayçiçeği Yağı İthalatında Tarife Kontenjanı Uygulanmasına İlişkin Tebliğ” 4 Temmuz 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Cumhurbaşkanı Kararı ile açılan 1 milyon 250 bin ton yağlık ayçiçeği tohumu veya bunun karşılığı 500 bin ton ham ayçiçeği yağı ithalat kontenjanından, öncelikle 1 Temmuz-30 Kasım 2026 tarihleri arasında yerli üreticiden yağlık ayçiçeği tohumu satın alan ham ve rafine ayçiçeği yağı üreten sanayiciler yararlanabilecek.</p>
<p><strong>Tarife kontenjanı başvuruları ve dağıtımı</strong></p>
<p>Uygulama tebliğinde tarife kontenjanının başvuruları ve dağıtımı ile ilgili özetle şu bilgilere yer verildi.</p>
<p><strong>1-</strong> Karar uyarınca açılan tarife kontenjanı, Bakanlık (İthalat Genel Müdürlüğü) tarafından 1 Temmuz 2026-30 Kasım 2026 tarihleri (bu tarihler dahil) arasında yerli yağlık ayçiçeği tohumu alımı yapanlar öncelikli olmak üzere ham ve/veya rafine ayçiçeği yağı üreten sanayici firmalara dağıtılır.</p>
<p><strong>2-</strong> Tarife kontenjanı, 1 milyon 250 bin ton yağlık ayçiçeği tohumu esas alınarak yağlık ayçiçeği tohumu veya yüzde 40 randıman ile bunun karşılığı ham ayçiçeği tohumu yağı olarak dağıtılır. Tarife kontenjanı miktarı, tamamının yağlık ayçiçeği tohumu olarak dağıtılması durumunda 1 milyon 250 bin tonu, ham ayçiçeği tohumu yağı olarak dağıtılması durumunda ise 500 bin tonu geçemez.                         </p>
<p><strong>Başvurular aralıkta alınacak</strong></p>
<p><strong>3-</strong> Tarife kontenjanı taleplerine ilişkin başvurular, 1 Aralık 2026 -15 Aralık 2026 tarihleri (bu tarihler dahil) arasında e-Devlet üzerinden veya Ticaret Bakanlığı internet sitesi (www.ticaret.gov.tr) “E-Hizmetler” başlığı altındaki “E-İşlemler” menüsünde yer alan “İthalat Belge İşlemleri” uygulaması takip edilerek e-imza ile yapılır.</p>
<p><strong>4-</strong>  Bu Tebliğ kapsamında yapılan beyanın doğruluğuyla ve ithal mallarla ilgili incelemeleri yapmaya veya yaptırmaya Bakanlık (İthalat Genel Müdürlüğü) yetkilidir. Gerekli görülmesi halinde,  elektronik ortamda sunulan bilgi ve belgelerin asılları ile ilave veya açıklayıcı bilgi ve belge istenebilir.</p>
<p><strong>5-</strong> Tebliğ Ek-1’de yer alan bilgi ve belgeleri tam ve eksiksiz olarak içermeyen veya süresi içerisinde yapılmayan başvurular ile birinci fıkrada belirtilen nitelikte olmayan firmalar tarafından yapılan başvurular olumsuz sonuçlandırılır.                 </p>
<p><strong>İthalat Ocak 2027’de başlayacak</strong></p>
<p>Tarife kontenjanı açılmasına ilişkin uygulama birkaç yıldır uygulanıyor. Geçen yıl 18 Temmuz 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile 1 milyon ton ayçiçeği tohumu veya bunun karşılığı 400 bin ton ham ayçiçeği yağı ithalatı için tarife kontenjanı açılmıştı. Bu yıl ayçiçeği tohumunda 250 bin ton, ham yağda ise 100 bin ton daha fazla ithalat için tarife kontenjanı açıldı.</p>
<p>Bu uygulamanın temel amaçlarından birisi hasat döneminde sanayicinin iç piyasadan ayçiçeği almasını teşvik etmeyi amaçlıyor. Tebliğe göre, tarife kontenjanı, yerli yağlık ayçiçeği tohumu alımı yapan sanayiciye öncelikli olmak üzere firmalara dağıtılacak. Fakat daha önceki yıllarda da içerden ayçiçeği alanlara öncelikli olmak üzere denilmesine rağmen bu önceliğe dikkat edilmedi.                          </p>
<p><strong>Üreticiye etkisi ne olur?</strong></p>
<p>Üretici açısından bakıldığında, ithalatın konuşulması bile fiyatlar üzerinde olumsuz etki yapacaktır. Hasat döneminde ucuz ithalat yapılmayacak, ithalat Ocak 2027’de başlayacak, fakat sanayici için alternatif olarak ithalat kenarda duruyor. Yani sanayici, alıcı, yılbaşından itibaren yüzde 27 yerine sıfır gümrükle ayçiçeği çekirdeği ve yüzde 36 yerine yüzde 20 gümrük vergisi ile ham yağ ithalatı yapacağını biliyor. Ürün alırken, fiyat verirken ithalat sopasını kullanarak hareket edecek.</p>
<p>Sanayicinin yerli üreticiden satın aldığı ayçiçeği miktarına karşılık ne kadar ithalat hakkı elde edeceği Tebliğ’de yer almıyor. Bu konuda bir oran verilebilirdi. Diyelim ki, 50 bin ton alana 50 bin ton ithalat hakkı verileceği şartı getirilse o zaman içerden almak daha cazip olurdu.</p>
<p><strong>Ayçiçeği üretiminde artış bekleniyor</strong></p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı 2026 Yılı Bitkisel Üretim İlk Tahmini’ne göre bu yıl, ayçiçeği üretimi 2025 yılına göre yüzde 16,2 oranında artarak 1 milyon 936 bin tondan 2 milyon 250 bin tona yükselecek. Bu tahmin gerçekleşirse, geçen yıla göre yüzde 16,2 oranındaki artışa rağmen 2022 yılındaki 2 milyon 550 bin ton üretimin altında olacak. 2023 yılında ayçiçeği üretimi 2 milyon 198 bin ton ve 2024 yılında ise 2 milyon 195 bin ton üretim gerçekleşmişti. Ayçiçeği ile ilgili Türkiye İstatistik Kurumu’nun bu verilerini paylaşırken, sektör verilerinin daha düşük olduğunu belirtmekte yarar var. Ayrıca, özellikle Söke başta olmak üzere Ege Bölgesi ve Çukurova’da pamuk üretiminden kaçan çiftçilerin ayçiçeği üretimine yönelmesi nedeniyle ayçiçeği üretimin arttığını da belirtmekte yarar var.</p>
<p><strong>Kendine yeterlilik yüzde 63,2</strong></p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2025 yılı bitkisel ürün denge tablolarına bakıldığında, Türkiye’nin ayçiçeğinde yüzde 63,2 oranında kendine yeterli. Dolayısıyla ihtiyacının yüzde 36,8’ini ithal etmek zorunda. Ayrıca Türkiye, ham yağ veya çekirdek olarak ithalat yaparak işledikten sonra ihracat yapıyor. Bu nedenle ayçiçeğinde dış ticaret politikası çok önemli. Üretici de sanayici veya ihracatçı da aksi bir karar alınmadıkça 11 Ocak 2027 tarihine kadar “ucuz” ithalat olmayacağını bilerek hareket edecek.</p>
<p><strong>Trakya Birlik’in fiyatı ne olacak?</strong></p>
<p>2025 üretim yılında Cumhurbaşkanı Kararı ile yine tarife kontenjanı açıldı ve Trakya Birlik bu karardan sonra ayçiçeği alım fiyatını 4 Ağustos 2025’te avans fiyat olarak yüzde 44 ham yağ oranlı ayçiçeğine kilo başına 28 lira açıkladı. Bu fiyata üreticiler çok tepki gösterdi. 28 Eylül 2025’te ise fiyat 33 lira olarak kesinleştirildi.</p>
<p>Özetle, geçen yıl olduğu gibi sezon öncesinde Cumhurbaşkanı Kararı ile ayçiçeği çekirdeği ve ham yağ için tarife kontenjanı açıldı. Sanayicilere, alıcılara  “Kasım ayı sonuna kadar iç piyasadan ürün alın, sonra ucuz ithalat kapıları açılacak” mesajı verildi. Trakya Birlik fiyatını açıklayacak. Açıklanacak bu fiyat, piyasanın oluşmasında elbette önemli olacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aycicegine-ithalat-kontenjani-acildi-82541</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/aycicegi-yagi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ayçiçeğine ithalat kontenjanı açıldı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-tariminin-yeni-deger-hikayesi-82567</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye tarımının yeni değer hikâyesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yalova’nın Altınova ilçesinde, tarım yapılamaz denilen eğimli ve atıl arazilerde büyüyen Alova Farm, yaban mersinini Türkiye için yeni nesil bir tarım stratejisi olarak konumlandırıyor. Levent Sarılgan’ın “başka türlü mümkün” duygusuyla başlayan yolculuğu; Letven Capital’in sermaye, teknoloji ve küresel ölçek vizyonuyla birleşerek, tarımda katma değerli üretimin nasıl kurulabileceğini gösteriyor.</strong></p>
<p>Bazı hikâyeler rakamlarla başlar, bazıları bir insanın içindeki “başka türlü mümkün” duygusuyla… Alova Farm’ın hikâyesi ikincisine daha yakın. Yalova’nın Altınova ilçesinde, bir zamanlar tarım yapılamaz denilen eğimli, kayalık, bataklık alanlarda bugün Türkiye’nin yüksek katma değerli tarım iddiası büyüyor.</p>
<p>İlk bakışta bir yaban mersini bahçesi gibi görünse de, biraz yakından bakınca, burada anlatılan hikâyenin bir meyveden çok daha fazlası olduğu anlaşılıyor: Türkiye’de tarımın teknolojiyle, sermayeyle, küresel ortaklıklarla ve girişimci cesaretiyle yeniden nasıl kurulabileceğinin hikâyesi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4b46911ef3e-1783318161.png" alt="" width="690" height="382" />Alova Farm Kurucusu Levent Sarılgan’ın yolculuğu, klasik bir tarım yatırımcısı hikâyesine benzemiyor. Uzun yıllar profesyonel hayatta çalıştıktan sonra erken emekli olup yıllarca denizde yaşayan, sonra ailesinden kalan arazilere yerleşen bir insanın hikâyesi bu.</p>
<p>Her şey 10 dönümlük bir çilek serasıyla başlıyor. Ama çilek kısa sürede ona tarımın yalnızca üretmekten ibaret olmadığını, pazarda doğru değeri bulamayan emeğin sürdürülebilir olamayacağını öğretiyor.</p>
<p>Sarılgan’ın anlattığı çilek deneyimi aslında Türkiye tarımının temel açmazlarından birini de özetliyor. Bir tarafta topraksız tarımla, yoğun emekle, ot ilacı kullanmadan, yüksek kaliteyle üretim yapan bir çiftlik; diğer tarafta aynı pazarda çok daha düşük maliyetle, çok daha farklı standartlarda üretilmiş ürünlerle rekabet etmek zorunda kalan bir üretici.</p>
<p>Bu denklemde iyi üretmek tek başına yetmiyor. İyi ürünü doğru pazarla, doğru marka değeriyle, doğru teknolojiyle ve doğru ölçekle buluşturmak gerekiyor.</p>
<p><strong>“Yeter ki doğru bölgeye doğru çeşidi ekin”</strong></p>
<p>Alova Farm’ın yaban mersinine yönelmesi bu nedenle tesadüf değil. Dünyada sağlıklı yaşam, uzun ömür, fonksiyonel beslenme ve “süper gıda” trendleri büyürken, yaban mersini hem tüketici talebi hem de kilogram başına yarattığı katma değerle stratejik bir ürüne dönüşüyor.</p>
<p>Türkiye ise iklimi, coğrafyası ve lojistik avantajıyla bu alanda ciddi bir potansiyel taşıyor. Sarılgan’ın “Yeter ki doğru bölgeye doğru çeşidi ekin” cümlesi, aslında yeni tarım anlayışının özeti. Tarım artık sadece toprağa ne ekildiğiyle değil, hangi genetikle, hangi veriyle, hangi sulama sistemiyle, hangi pazar bağlantısıyla üretildiğiyle şekilleniyor.</p>
<p><strong>Hedef, Türkiye’deki toplam yaban mersini üretiminin yüzde 10’unu tek başına karşılamak</strong></p>
<p>Alova Farm’ın bugün geldiği nokta dikkat çekici. 2022 yılında 5 bin saksıyla başlayan yolculuk, üç yıl içinde 125 bin saksıya ulaşmış durumda. 2026 sonunda hedef 200 bin saksı. Bu, iki yıl sonra bin ton meyve, Türkiye’deki toplam yaban mersini üretiminin yaklaşık yüzde 10’unu tek başına karşılamak ve dünyadaki önemli kuzeyli meyve üreticileri arasında yer almak anlamına geliyor. Daha büyük hedef ise 500 dönüm üretim alanı, 250 bin saksı ve bin 500 ton meyve.</p>
<p><strong>Geleceğin tarım altyapısını kuran bir teknoloji şirketi</strong></p>
<p>Bu büyümenin arkasında yalnızca üretim iştahı yok, ciddi bir sistem mühendisliği var. Alova Farm, kendisini artık sadece bir tarım işletmesi olarak değil, geleceğin tarım altyapısını kuran bir teknoloji şirketi olarak konumlandırıyor.</p>
<p>Akıllı saksı sistemleri, veri tabanlı üretim yönetimi, otomasyon destekli sulama ve gübreleme, su arıtma, görüntü işleme teknolojili paketleme hattı, soğuk zincir ve kalite kontrol yatırımları bu modelin parçaları.</p>
<p>Üretimde kullanılan suyun arıtılması, bitkinin ihtiyacına göre besin elementlerinin yüklenmesi, ürün kalitesinin dijital sistemlerle ayrıştırılması, tarımda sezginin yanına hassas ölçümün de konduğunu gösteriyor.</p>
<p>Asıl çarpıcı olan ise bu modelin marjinal arazileri üretime kazandırma iddiası. Geleneksel tarım açısından verimsiz görülen eğimli, kayalık ya da atıl alanlar; teraslama, kontrollü üretim, akıllı sulama ve topraksız tarım teknikleriyle yüksek katma değerli bahçelere dönüşüyor.</p>
<p><strong>Girişim sermayesinin tarımda dönüştürücü rolü</strong></p>
<p>Letven Capital’in bu hikâyedeki rolü de tam burada önem kazanıyor. Levent Sarılgan’ın şömine başında “tarım yatırımları” diye arama yapmasıyla başlayan temas, bir süre sonra girişim sermayesinin tarımda nasıl dönüştürücü bir rol oynayabileceğini gösteren somut bir örneğe dönüşüyor.</p>
<p>Letven Capital burada sadece finansman sağlayan bir yatırımcı değil, ölçeklenme, kurumsallaşma, teknoloji yatırımı, uluslararası standartlara erişim ve küresel iş birlikleri açısından aktif bir büyüme ortağı olarak konumlanıyor.</p>
<p><strong>“Değer ekonomisi”</strong></p>
<p>Letven Capital Genel Müdürü Kamil Kılıç’ın Alova Farm’a bakışı, tarımı klasik anlamda bir üretim faaliyeti olmaktan çıkarıp, bir “değer ekonomisi” yaratmak. Kılıç’ın iddiası büyük: Karadeniz’in kuzey hattında, Artvin’den Bartın’a uzanan bölgede doğru planlama yapılırsa Türkiye’nin kısa sürede çok yüksek üretim hacimlerine ulaşabilmesi.</p>
<p>Alova Farm ise kendi ölçeğinde bu iddianın pilot uygulaması gibi çalışıyor. İç pazarda talep hızla artıyor. Levent Sarılgan’ın aktardığına göre geçen yıl talep yüzde 35 büyürken, üretim yalnızca yüzde 15 artabildi. Dünya devi Lidl’in yıllık 5 bin tonluk talep telaffuz etmesi ise ölçek meselesini net bir şekilde koyuyor. Türkiye’nin tüm üretiminin 5 bin ton olduğu bir dönemde tek bir alıcının aynı miktarda ürün istemesi, fırsatın büyüklüğünü de eksikliği de gösteriyor.</p>
<p>Kamil Kılıç’ın ifade ettiği gibi, “Tam da bu nedenle potansiyel büyük.” Şöyle anlatıyor Kılıç: “Biz Letven Capital olarak, bu büyük ekosistemi hakkıyla oluşturabilmek adına pazarın yüzde 20’sini kontrol edecek şekilde yaygın bir yapı kuruyoruz. Bünyemizde Ecofolio adında kitle fonlama şirketimiz var. Buradaki temel amacımız, küçük yatırımcıyı da en az 25 dönümlük ölçeklerle bu büyük oyunun içerisine dâhil edebilmek. Biz yatırımı kurgularken şuna inanıyoruz: 1 lirası olanın da 1 milyonu olanın da aynı değerde kazanç elde etmesi gerekir, kapsayıcı başarı budur. Çiftçiyi, yatırımcıyı, teknolojiyi, sermayeyi, lojistiği ve pazarı aynı ekosistemde buluşturan modeller kurulmadıkça, potansiyel gerçek bir ekonomik değere dönüşemez.”</p>
<p><strong>Yalnızca bir hasat hikâyesi değil</strong></p>
<p>Alova Farm hikayesi, tarımın geleceğinin yalnızca toprağa bağlı olmadığını, vizyon, sabır, sermaye, teknoloji ve kararlılıkla “buradan bir dünya hikâyesi çıkar” diyebilen insanlara bağlı olduğunun somut bir göstergesi.</p>
<p>Bu nedenle, Alova Farm’ın hikâyesi yalnızca bir hasat hikâyesi değil. Türkiye’nin katma değerli, teknoloji destekli, sürdürülebilir ve küresel tarım hayalinin sahadaki karşılığı… Yaban mersinini sadece bir meyve değil, bir gelecek stratejisi olarak görmek…</p>
<p><strong>Yaban mersini, Türkiye için stratejik bir tarım endüstrisine dönüşebilir</strong></p>
<p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4b46746317a-1783318132.png" alt="" width="228" height="236" /></strong>Kamil Kılıç’ın verdiği bilgilere göre, önümüzdeki dönemde dünyada toplam meyve-sebze ticaret hacminin 600 milyar dolardan 800 milyar dolara çıkması beklenirken, sektör genelinde yüzde 30 civarında bir büyüme öngörülüyor.</p>
<p>Kılıç, yaban mersini tarafında ise çok daha hızlı bir kırılma yaşandığını söylüyor. İki yıl öncesine kadar 6 milyar dolar seviyesinde olan pazarın kısa sürede 13 milyar dolara doğru ilerlediğini belirten Kılıç, yaban mersininde yüzde 100’ün üzerinde bir büyüme beklendiğini söylüyor. Bu hızlı yükselişin arkasında, yaban mersininin güçlü antioksidan özelliği ve dünyada giderek güçlenen sağlıklı yaşam, iyi yaş alma ve uzun ömür trendleri bulunuyor.</p>
<p>Letven Capital ve Alova Farm ile kurulan modelin amacı da yaban mersinini Türkiye için katma değerli, ölçeklenebilir ve ihracat odaklı bir tarım endüstrisine dönüştürmek. Letven Capital’in dünyanın önde gelen tarım teknolojileri hızlandırma programlarından biriyle Türkiye merkezli yeni bir fon kurmak üzere çalıştığını belirten Kılıç, fonun bir ayağının Lüksemburg’da olacağını ifade ediyor.</p>
<p>Amaç, Türkiye’de geliştirilen yerli tarım teknolojilerini dünyaya taşımak; aynı zamanda küresel ölçekte gelişmiş teknolojileri Türkiye’ye getirerek çift yönlü bir köprü kurmak. Kılıç, teknoloji fonunun büyüklüğü için henüz net bir rakam açıklamadıklarını, ancak farklı bir yatırım alanında şimdiden 150 milyon dolarlık bir fon kurmak üzere ilerlediklerini belirtiyor.</p>
<p><strong>Dünya standartlarında üretim için kurulan ekosistem</strong></p>
<p>Alova Farm, yaban mersini üretiminde yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın en iyi uygulamalarını takip eden bir ekosistem kuruyor. Alova Farm’ın teknoloji vizyonunun önemli bir parçasını Letven Capital ekosisteminde yer alan Agromini oluşturuyor.</p>
<p>Agromini tarafından geliştirilen akıllı tarım çözümleri sayesinde üretim süreçleri sürekli izleniyor, veriler analiz ediliyor ve kaynak kullanımında maksimum verimlilik hedefleniyor. Üretimde kullanılan genetik materyaller, dünyanın önde gelen yaban mersini genetik programlarından SEKOYA iş birliğiyle temin ediliyor.</p>
<p>North Bay Produce ile kurulan ilişki ise Alova Farm’a hem dünya berry sektöründeki gelişmeleri yakından izleme hem de uluslararası pazarlara erişim konusunda önemli bir bilgi birikimi sağlıyor. Bu ekosistemin en yeni halkası ise bahçelerin hemen yakınında, bir yıldan kısa sürede kurulan paketleme ve kalite kontrol tesisi. 2 milyon dolarlık yatırımla hayata geçirilen tesis, saatte yaklaşık 2,5 ton paketleme kapasitesine sahip.</p>
<p>Yalnızca Alova Farm’ın üretimini değil, bölgeden ve yurt dışından gelecek yaban mersinini de paketleyerek Avrupa’ya ihraç edilmesine imkân tanıyacak. Böylece yıllık 8 bin tonluk ihracata aracılık etmesi hedefleniyor. Tesiste İspanyol teknoloji şirketi Elifab’ın yapay zekâ destekli sınıflandırma ve ayıklama sistemleri kullanılıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-tariminin-yeni-deger-hikayesi-82567</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/7/1280x720/tarim-1783318097.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye tarımının yeni değer hikâyesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nato-ankara-zirvesi-tarihi-onem-tasiyor-nicin-82562</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> NATO Ankara zirvesi tarihi önem taşıyor, niçin?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HALUK ÖZDALGA - SİYASETÇİ</strong></p>
<p><strong>Soğuk Savaş döneminde “nükleer üçlü vurulmaz” mutabakatı vardı. Şimdi Ukrayna, tamamen Batı’dan aldığı askeri destekle, Rusya’nın nükleer üçlü yeteneğini vuruyor. Ukrayna lideri Zelenski haziran başında Rusya liderine “açık mektup” yazdı ve Putin’e, katıldığı resmi toplantıları, hatta onun özel konutunu dahi vurabileceklerini bildirdi.</strong></p>
<p>Neredeyse bütün gözlemciler NATO Ankara zirvesinin olağanüstü önem taşıdığı konusunda hemfikir.</p>
<p>Zirve, dünya zor bir dönemden geçerken toplanıyor.</p>
<p>Tek kutuplu küresel düzen çözülüyor ve yerini muhtemelen çok merkezli dengeler üzerine kurulu bir sisteme bırakacak. Yeni düzenin kural ve kurumlarının oluşması yıllar sürecek. Geçiş sürecinde dünya ürkütücü bir kaos dönemi yaşıyor.</p>
<p>İran savaşı, ateşkes anlaşması (mutabakat zaptı) çerçevesinde bir barışla son bulursa, İsrail’in Netanyahu liderliğinde 1996’dan beri yürüttüğü temel strateji çökecek. Barış sağlanamazsa, daha büyük alevler bölgeyi yakabilir. Her iki durumda da derin dönüşümler bizi bekliyor.</p>
<p>Örnekler çoğaltılabilir.</p>
<p><strong>Soğuk Savaş döneminde bile risk bu kadar yüksek değildi</strong></p>
<p>Ancak Ankara zirvesini olağanüstü kılan birinci derecede kritik başka bir neden var: Ukrayna savaşının yeni bir tırmanma aşamasına girmesi ve yükselen Avrupa-Rusya savaşı riski.</p>
<p>NATO esas itibariyle, Amerika liderliğinde Avrupa’nın güvenliğini sağlamak için kurulmuş bir askeri teşkilat. Avrupa şimdi Rusya’yla savaşa hazırlanıyor, ama ABD’nin ne yapacağı belirsiz.</p>
<p>Soğuk Savaş döneminde bile risk bu kadar yüksek değildi. Çünkü o günlerde tarafların üzerinde anlaştığı kırmızı çizgiler vardı, şimdi çatışan kırmızı çizgiler var.</p>
<p>Nükleer silahlar üç yoldan hedefe gönderilebilir: Nükleer silah taşıma yeteneğine sahip uçak, füze veya denizaltı ile (havadan, karadan, denizden). Bu araçlara “nükleer üçlü” (nuclear triad) adı veriliyor. Soğuk Savaş döneminde “nükleer üçlü vurulmaz” mutabakatı vardı.</p>
<p>Şimdi Ukrayna, tamamen Batı’dan aldığı askeri destekle, Rusya’nın nükleer üçlü yeteneğini vuruyor. Ukrayna lideri Zelenski haziran başında Rusya liderine “açık mektup” yazdı ve Putin’e, katıldığı resmi toplantıları, hatta onun özel konutunu dahi vurabileceklerini bildirdi.</p>
<p>Moskova’da ise etkili strateji uzmanları, giderek daha yüksek sesle, nükleer silah kullanma zamanının artık çoktan geldiğini savunuyor. Bu yaklaşımın Kremlin’de giderek daha çok destek bulduğunu gösteren işaretler var.</p>
<p>Ağustos 2025’te Alaska’daki Trump-Putin zirvesinde, arazideki fiili durumu esas alan ve Ukrayna’nın NATO yolunu kapatan bir barış planı üzerinde mutabakat sağlandı, ama Avrupa’nın üç büyük ülkesi Almanya, İngiltere, Fransa (E3) o çözümü kabul etmedi.</p>
<p>Ukrayna da E3’le beraber hareket ediyor. Zelenski açık mektubunda, Alaska planını reddettiklerini net şekilde vurguluyor.</p>
<p>Alaska planı gibi Rusya’nın savaşı kazandığını tescil eden bir barış anlaşması şimdi Avrupa’nın kırmızı çizgisi, yani savaş nedeni. Rusya’nın durmayacağını ve başka ülkelere saldıracağını düşünüyorlar.</p>
<p>E3 liderleri 7 Haziran’da Londra’da toplandı ve “kalıcı barış” planlarını açıkladı: Ukrayna, NATO dahil dilediği askeri yapıya üye olmalı. Sınırların askeri yoldan değiştirilmesi ise kabul edilemez.</p>
<p>Ukrayna’nın NATO üyeliği Rusya’nın kırmızı çizgisi, yani savaş nedeni.</p>
<p>Rusya’nın savaşta aldığı topraklardan kendi rızasıyla çekilmesi ise düşünülemez.</p>
<p>Savaşı Şubat 2022’de başlatan Rusya, hemen ertesi ay İstanbul-Antalya’da, Ukrayna’nın NATO üyeliğini reddetmesi karşılığında askerlerini savaş öncesi sınırlara çekmeyi kabul etmiş, anlaşma sağlanmıştı. Araya zamanın Washington yönetimi girdi ve Ukrayna’yı savaşa devama ikna etti.</p>
<p>Ukrayna’nın kendi aldığı savaşa devam kararı nedeniyle kaybettiği toprakları, ağır bedel ödeyen Rusya kendi rızasıyla terk etmez, edemez. Üstelik o bölgede nüfusun çoğunluğunu Ruslar ve Rusça konuşanlar oluşturuyor.</p>
<p>Özetle, Avrupa-Rusya savaşı ciddi bir olasılık.</p>
<p>Avrupa hükümetlerinde genellikle yer alan merkez sağ ve sol siyasetçiler elbet durumun farkında. Şimdi onların aradığı en kritik teminat, Trump yönetiminin olası bir savaşta NATO’nun ünlü 5. maddesi uyarınca yanlarında duracağı sözü vermesi.</p>
<p>Ankara zirvesinde NATO Genel Sekreteri Rutte’nin orkestra şefliğinde, Avrupalı merkez liderler Trump’ın gözüne girmek ve onu yanlarına çekmek için her türlü cambazlığı yapacak. Bol milyar dolarlı silah siparişleri dahil.</p>
<p>Trump seçim kampanyası sırasında en temel hedeflerinden birinin, yeni bir Dünya Savaşını engellemek olduğunu defalarca vurgulamıştı. Avrupa-Rusya savaşına Amerika’nın katılması, büyük savaşa giden kestirme bir yol olacaktır.</p>
<p>İkinci olarak Trump, kendi Ukrayna barış planını Avrupalıların engellediğini biliyor.</p>
<p>Trump ve takımı Ankara’da muhtemelen, diplomatik dilde NATO’dan kopmadıklarını teyit ederken, Avrupalı politikacıların arzuladığı gibi olası savaşta yanlarında durma sözünü vermeyecek.</p>
<p>Bu yaklaşımın belirtileri de var.</p>
<p>Trump’ın “Ankara’ya Erdoğan’ı sevdiğim için gidiyorum, yoksa gitmezdim. Çünkü o benim her dediğimi yaptı” açıklaması, doğal olarak, iktidar ve muhalefet çevreleri tarafından iç siyaset açısından yorumlandı.</p>
<p>Ama “kızım sana söylüyorum…” muhtevasında okunursa, o açıklamanın esas muhatabının Avrupalılar olduğu görülebilir. Trump, hayati önem atfedilen zirveye sadece ev sahibini sevdiği için gittiğini vurgulayarak, harıl harıl toplantıya hazırlanan Avrupalıları bir kez daha aşağıladı ve küçümsedi.</p>
<p>Avrupalı merkez politikacılar da aslında Trump’tan nefret ediyor. Ama Ankara’da herhalde yine onun karşısında imamesi kopmuş tesbih taneleri gibi dizilip "hazır ol"a geçecek ve en iyi bildikleri işi yapacaklar.</p>
<p><strong>Türkiye ne yapmalı?</strong></p>
<p>Avrupa güvenliği zor bir sınavdan geçiyor.</p>
<p>Avrupa’nın şimdi moda deyişle yeni bir “güvenlik mimarisine” ihtiyacı var.</p>
<p>Daha basit bir ifadeyle bu, Avrupa’nın kalıcı bir “Rusya siyaseti” oluşturması anlamına geliyor.</p>
<p>Silahlanma, ortak ve rasyonel bir güvenlik mimarisi olmadan yeterli güvence sağlayamaz.</p>
<p>Avrupa halen böyle bir Rusya siyasetine sahip değil. Ankara zirvesi o doğrultuda bir adım oluştursa dahi, yakın gelecekte bu hedefin başarılması zayıf ihtimal.</p>
<p>Çünkü kalıcı bir Rusya siyaseti için Avrupa çapında kapsamlı bir siyasi mutabakat sağlayabilmek çok zor.</p>
<p>Bu noktada Türkiye geniş bir hareket alanına sahip. Çünkü elinde üç büyük koz var. Savaşan iki tarafla da iyi ilişkiler içinde. Etkili bir orduya ve askeri sanayiye sahip. Rusya siyaseti Avrupalılara kıyasla Washington’la daha uyumlu.</p>
<p>Ama hiç kimse hayal kurmasın. Ağır demokratik değerler zaafı nedeniyle o hareket alanının AB üyeliğini kapsayacak kadar genişlemesi mümkün değil. Tam 35 yıl önce “Hayal gücü kriter olsaydı, çoktan AB’ye üye olmuştuk” diye yazmıştım. Değişen şey ne kadar az!</p>
<p>Savaştan yıllar önce başlayan Ukrayna krizi sırasında Ankara, önce kayıtsız ve ilgisiz kaldı. Bir ara Ukrayna’nın NATO üyeliği sürecinde adeta bir koçbaşı gibi hareket etti, o tavrın sonuçlarını hesaplayamadı.</p>
<p>Rusya’nın savaşı başlatması Ankara’nın hiç beklemediği bir sürpriz oldu, ama gerçeklerle yüzleşince tutumunu hızla doğru yönde düzeltti. Hem Rusya hem Ukrayna ile iyi ilişkiler sürdürmeye başladı.</p>
<p>Ankara zirvesinden önce Rusya’yla yakın temas kurulması gerek diye düşünüyordum, isabetli bir kararla Dışişleri Bakanı Hakan Fidan iki günlük bir ziyaret için Moskova’ya gitti, Putin ve Dışişleri Bakanı Lavrov dahil kapsamlı görüşmeler yaptı.</p>
<p>Görüşmelerin içeriği medyaya yansımadı ama yapılmış olması dahi kendi başına Rusya’yla dengeli ilişkilerin devam edeceğine işaret ediyor. Eminim içerik hakkında en azından Washington’a bilgi verilmiştir.</p>
<p>Gelişmelerin üzücü bir yönü, çıkarlarımızı yakından ilgilendiren Avrupa’nın güvenlik arayışı hakkında muhalefet, birkaç cümlelik olsun anlamlı bir duruş ortaya koyamıyor.</p>
<p>“İktidara gelince AB’ye gireceğiz” ifadesi artık yeterli değil. Muhalefetin, girmek istediği AB’nin en hayati sorunları karşısında ne düşündüğünü açıklaması, tavır alması gerekiyor.</p>
<p>Siyaset böyle yapılıyor.</p>
<p> </p>
<p>Not: Yazının orijinaline https://ozgursiyaset.com/2026/06/29/haluk-ozdalga-nato-ankara-zirvesi-tarihi-onem-tasiyor-nicin/ web adresinden ulaşabilirsiniz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nato-ankara-zirvesi-tarihi-onem-tasiyor-nicin-82562</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/2/1280x720/6-1783316462.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ NATO Ankara zirvesi tarihi önem taşıyor, niçin? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gumruk-cezalari-savaslari-82555</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gümrük cezaları savaşları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Anayasa Mahkemesi kararıyla, Gümrük Kanunu dışında yapılan tüm düzenlemeler uyarınca uygulanan usulsüzlük cezaları iptal edildi. İptalin en önemli gerekçesi, Anayasa gereğince cezanın Kanunla konulması gerektiği yani “suçun kanuniliği” ilkesine uyulmamış olmasıdır.</strong></p>
<p>Bu köşede yayınlanan yazılarımızla zaman zaman gümrük mevzuatı uyarınca uygulanan idari para cezasına ilişkin sorunları dile getirdik, hukuki anlamda hataları vurguladık, çözüm önerileri sunduk. Geçmişte yayınlanan bazı makaleleri ve vurgulanan görüşleri sıralamak istiyorum:</p>
<p>- 23.12.2024 tarihli “Gümrük Cezalarının Evrimi ve Orantısızlığı”: Gümrük Kanunu’nda yer alan bazı cezaların miktarlarının belirlenmesinde vergi miktarının değil de eşyanın kendisinin bedelinin de içinde olduğu gümrüklenmiş değerin esas alınması, fiile orantısız ceza uygulanmasını sağlamıştır.</p>
<p>- 07.01.2025 tarihli “Mevzuat mı Önemli Uygulama mı?”: Kamu görevlileri, özellikle vergi ve para cezası gibi kamu gelirleri konularında, genellikle mevzuatı doğru olarak uygulama yerine kamu geliri elde etme güdüsü içerisinde hareket etmektedir.</p>
<p>- 25.03.2025 tarihli “Bir Koyundan Kaç Post Çıkar?”: Tek bir fiil sonucunda bir beyannamede çok sayıda ve cüzi miktarda vergi kayıplarında, her kaleme ayrı usulsüzlük cezası kesilmesi sonucunda, ceza verginin yüzlerce katı şeklinde uygulanmaktadır.</p>
<p>- 09.09.2025 tarihli “Ceza Kesmenin Cazibesi”: Kanun koyucunun iradesinin devre dışı bırakılarak, salt ceza yazmak için açık aramak ve yoruma dayalı ceza uygulamak hukuki değildir.</p>
<p>- 01.12.2025 “Gözetim Kıymeti Savaşı Bitti”: Kamunun yerli üreticiyi korumak için elinde olan sınırlı argümanları uluslararası hukuka aykırı olsa da sonuna kadar kullanmakta, ithalatçı ise uluslararası hukuktan ve Gümrük Kanunu’ndan kaynaklanan ve kendisinden haksız alındığını düşündüğü vergiyi ödememekte ısrarcıdır.</p>
<p><strong>Yargı iptal kararları</strong></p>
<p>Bir yandan ceza uygulamak için şartların orantısız şekilde zorlanması diğer taraftan hukuki yapısında yetersizlik olması, cezalara dayanak teşkil eden mevzuat hükümleri hakkında yargı tarafından iptal kararları verilmesine sebep oldu.</p>
<p>Önce, Danıştay 7. Dairesinin 26.11.2024 tarihli ve E:2024/2206, K:2024/4870 sayılı Kararı ile 2016/9 sayılı Genelgeye atıf yapan "Kıymet Kriterli Gözetim Uygulaması" konulu 22.01.2019 tarihli ve 2019/1 sayılı Genelge'nin iptaline karar verildi. Bu karar sonrasında, gözetim kıymetine tabi eşyanın gözetim belgesi olmadan ve gözetim kıymetinden düşük vergi matrahı beyan edilerek yapılan ithalatta ceza uygulanması olanağı ortadan kalkmış oldu.</p>
<p>En son, 2 Haziran 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Anayasa Mahkemesinin Esas: 2025/269, Karar: 2026/72 sayılı, 26.3.2026 tarihli Kararıyla, Gümrük Kanunu’nun 241/1 maddesinde yer alan;</p>
<p><strong>A-</strong> <em>“....ikincil düzenlemelerle getirilen hükümlere...” </em>ibaresi Anayasa'ya aykırı bulunduğu için,</p>
<p><strong>B-</strong> <em>“...ve bu Kanunda tanınan yetkilere dayanılarak çıkarılan...” </em>ibaresi ise uygulama kabiliyeti kalmadığı için, iptal edildi.  </p>
<p><strong>Anayasa Mahkemesi kararı</strong></p>
<p>Anayasa’nın 38. maddesi; “Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.”</p>
<p>Gümrük Kanunu’nun 241/1 maddesi; “Bu Kanunda ayrı bir ceza tayin edilmiş haller saklı kalmak üzere, bu kanuna aykırı hareket edenlere söz konusu düzenlemelerde açıkça öngörülmüş olması kaydıyla altmış TL usulsüzlük cezası uygulanır.”</p>
<p>5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 4/3 maddesi; “Hangi fiillerin kabahat oluşturduğu, kanunda açıkça tanımlanabileceği gibi; kanunun kapsam ve koşulları bakımından belirlediği çerçeve hükmün içeriği, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabilir.”</p>
<p>Gümrük Kanunu ve Kabahatler Kanunu’nun bu hükümlerinden hareketle, hangi hallerde usulsüzlük cezası uygulanacağı Gümrük Yönetmeliği başta olmak üzere, Yönetmelik, Tebliğ hatta Genelgelerle belirlenmekteydi. Gümrük Yönetmeliğinin 82 nolu ekinde 56 fiil usulsüzlük cezası sıralanmıştı.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi kararıyla, Gümrük Kanunu dışında yapılan tüm düzenlemeler uyarınca uygulanan usulsüzlük cezaları iptal edildi. İptalin en önemli gerekçesi, Anayasa gereğince cezanın Kanunla konulması gerektiği yani “suçun kanuniliği” ilkesine uyulmamış olmasıdır.</p>
<p><strong>Hangi cezalar karar kapsamında?</strong></p>
<p>6216 Sayılı Anayasa Mahkemesi’nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun gereğince, mahkeme kararları kesindir. Mahkeme kararları devletin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar. İptal kararları geriye yürümez. Bu nedenle 2 Haziran 2026 tarihinden itibaren karar, devletin tüm kurumları tarafından uygulanmak zorundadır.</p>
<p>2 Haziran 2026 tarihinden önce işlenen fiillere yönelik cezalar nasıl uygulanacak? Gümrük para cezaları idari para cezası olduğu için usül yönünden Kabahatler Kanununa tabidir. 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 5 maddesi gereğince; “5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun zaman bakımından uygulamaya ilişkin hükümleri kabahatler bakımından da uygulanır.”</p>
<p>Türk Ceza Kanunu’nun 7 maddesi gereğince; “İşlendiği zaman yürürlükte bulunan kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. İşlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz ve hakkında güvenlik tedbiri uygulanamaz. Böyle bir ceza veya güvenlik tedbiri hükmolunmuşsa infazı ve kanuni neticeleri kendiliğinden kalkar.”</p>
<p>Bu nedenlerle, fiil kabahat olmaktan çıktığı için, 2 Haziran 2026 tarihinden önce işlenen fiillere yönelik kabahatler için de ceza uygulanamaz. Alınmış ceza kararı varsa tahsil edilemez.</p>
<p>Dolayısıyla, daha önce işlenen filler yönelik ceza kararı düzenlenemez, düzenlenmiş olanlar tahsil edilmez, uyuşmazlıklar yükümlü lehine sonuçlandırılır.</p>
<p><strong>Tahsil edilen cezaların durumu</strong></p>
<p>Yukarda da belirttiğimiz üzere, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararları geriye yönelik yürümez. Bu nedenle tahsil edilmiş cezanın geri ödenmesi mümkün görünmüyor.</p>
<p>Ancak, kanunen ödenmemeleri gerektiği halde ödenmiş olduğu belirlenen para cezaları üç yıl içinde talep üzerine geri verilir. Doğal olarak ödenen para cezasının ödenmemesi gerektiği halde ödenmiş olduğunun tespit edilmesi durumunda para cezasının geri alınması mümkündür. Gümrük idaresinin bu tür başvuruları kabul etme olasılığı çok düşük olmakla birlikte, yargı mercilerince böyle bir tespitin yapılması mümkündür.</p>
<p><strong>Bundan sonra ne olacak?</strong></p>
<p>Anayasa Mahkemesi Kararı, cezanın ikincil mevzuatla düzenlenmiş olması nedeniyle iptal kararı verdi. Bu nedenle, cezaların Kanunla düzenlenmesi konusunda gerçekleşebilecek mi, gerçekleşecekse yoksa hangi oranda gerçekleşebilecek bunu zaman gösterecek.</p>
<p>Diğer taraftan Gümrük Kanunu’nun 235 maddesinde ikincil düzenlemelerle belirlenen genel düzenleyici idari işlemlerle ithali yasaklanan veya kısıntıya tabi eşyanın ithalinde daha ağır cezalar düzenlenmiştir.  Bazıları bu cezanın da iptal etme olasılığının olduğunu öne sürmektedir. Ancak, bu görüşe katılmadığımızı belirtmeden de geçemeyeceğim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gumruk-cezalari-savaslari-82555</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gümrük cezaları savaşları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-siber-guvenlik-ve-startup-fonu-yapisi-olarak-nato-82554</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir siber güvenlik ve startup fonu yapısı olarak NATO</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından ortadan kalkacağı ileri sürülen NATO’nun bugün nasıl bir kimliğe sahip olduğunu anlamak gerekiyor. 7 Temmuz’da Ankara’da yapılacak olan NATO zirvesinin öncesinde Gemini ile bu konuyu ele aldık.</p>
<p>NATO’nun kendisi bile siber güvenliği en az fiziksel güvenlik kadar önceleyen teknoloji odaklı bir yapıya dönüşmüşken bugün teknolojinin hayatımıza kattığı en önemli unsur olan yapay zekâyı bu alanda kullanmamak akıldışı olurdu. Gemini ile yaptığım röportajda, kendisini uluslararası ilişkiler ve tarih uzmanı olarak tanımlarken teknolojiyi de uluslar arası ilişkilerin yeni bir alanı olarak ele almasını istedim. Tabii startupların fonlanması gibi bir alana da girdik ama bunu yine bu kimlik altında yapmasını istedim. Her ikimizin de bildiği ve anladığı süreci benim yazabileceğimden daha hızlı değerlendirirken hamilerinin son dönemdeki hassasiyetleri doğrultusunda bilgi akışında değişiklik olabileceği ve uzmanlara danışmam gerektiği uyarılarında bulundu. Pazar günü samimi bir sohbet yaparken araya başkasını sokmak gerekmediğini düşünüyorum. Teknoloji dünyasını ilgilendiren boyutu ile yeni NATO karşımıza şöyle çıktı. Gemini’ın sonuçlarının altında “Gemini bir yapay zekâ modeli olduğu için hata yapabilir.” yazıyor. Ben de geldiğim yaşta daha yüksek hata olasılığı barındırıyorum. Sizlerin hatalarımızı düzeltmeniz en önemli güvencemiz.</p>
<p><strong>Kerem Özdemir: Bugünkü NATO'yu siber güvenlik ve startup fonlaması boyutlarıyla tanımlar mısın?</strong></p>
<p><strong>Gemini:</strong> Bugünkü NATO, Soğuk Savaş dönemindeki "statik savunma hattı" imajını geride bırakarak; siber alanı savaşın merkezi bir cephesi haline getirmiş ve sermaye akışını teknolojik inovasyonla senkronize etmiş "hibrit bir güvenlik ekosistemi" olarak tanımlanabilir.</p>
<p>Bu yeni yapıyı iki ana başlıkta, 2026 yılı gerçekleri ışığında değerlendirebiliriz:</p>
<ol>
<li>Siber Güvenlik: "Dijital Kolektif Savunma"</li>
</ol>
<p>NATO'nun siber güvenlik vizyonu, artık sadece ağları korumak değil, dijital ortamda sürekli bir caydırıcılık (continuous deterrence) sağlamaktır.</p>
<ul>
<li>Operasyonel Alan (Domain) Olarak Siber: İttifak, siber uzayı kara, deniz, hava ve uzay ile aynı önem derecesinde bir operasyonel alan olarak kabul etmiştir. Bu, bir NATO üyesine siber saldırı yapıldığında, bunun bir "savaş ilanı" veya "kolektif savunma (Madde 5) tetikleyicisi" olarak değerlendirilmesinin yolunu açmaktadır.</li>
<li>Dayanıklılık (Resilience) Odaklılık: Siber tehditler sadece askeri değil, kritik ulusal altyapıları (enerji, lojistik, finans) hedef aldığı için NATO artık sivil-askeri entegrasyona dayalı bir "dayanıklılık" doktrini uygulamaktadır.</li>
<li>Koordinasyon Merkezi: Siber Mükemmeliyet Merkezi (Tallinn/CCDCOE) gibi yapılar, üye ülkelerin siber yeteneklerini standardize etmek, tatbikatlar (Locked Shields gibi) ile envanteri test etmek ve siber savaş kurallarını belirlemek için birer "think-tank" ve operasyonel merkez işlevi görmektedir.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li>Startup Fonlaması: "Teknolojik Çeviklik" (Agility)</li>
</ol>
<p>NATO, geleneksel savunma devlerinin (örneğin Lockheed Martin veya BAE Systems gibi) yavaşlığından kurtulmak için "çevik teknoloji tedarikine" odaklanmıştır. Bu, ittifakın bir "yatırımcı" ve "hızlandırıcı" haline geldiği anlamına gelir.</p>
<ul>
<li>DIANA (Hızlandırıcı): Erken aşama startuplara (deep-tech) kapılarını açan bir "teknoloji kuluçka merkezi" Amacı, henüz olgunlaşmamış ancak "çift kullanımlı" (sivil/askeri) potansiyeli yüksek teknolojileri, NATO'nun ihtiyaçlarıyla hızlıca eşleştirmektir. Finansmanı (hibe ve sözleşmeli fonlar), bürokrasiyi bypass ederek girişimlere "hızlı nakit ve pazar erişimi" sağlar.</li>
<li>NATO Innovation Fund (NIF): 1 milyar Avro+ ölçekli bu fon, NATO'nun "risk sermayesi" (VC) koludur. Stratejik olarak yapay zeka, kuantum, biyoteknoloji ve otonom sistemler gibi "derin teknoloji" alanlarında orta ve uzun vadeli büyüme potansiyeli olan startuplara sermaye aktarır.</li>
</ul>
<p>Stratejik Sentez: NATO'nun Yeni "Ekonomik-Savunma" Doktrini</p>
<p>NATO'nun bugünkü tanımı, "Askeri Güç + Dijital Dayanıklılık + İnovasyon Sermayesi" üçgeninde özetlenebilir:</p>
<ol>
<li>Askeri Güç (Geleneksel): Toprak bütünlüğü ve caydırıcılık.</li>
<li>Dijital Dayanıklılık (Siber): Kritik altyapıların siber saldırılara karşı korunması ve sistemlerin birbirine uyumlu çalışması (interoperability).</li>
<li>İnovasyon Sermayesi (Startuplar): Devlet ihalelerinin yavaşlığını, risk sermayesi ile desteklenen startup çevikliğiyle aşmak.</li>
</ol>
<p>Özetle: Modern NATO, sadece tank ve uçaklarla değil; algoritmalar, siber kalkanlar ve startup ekosistemleri üzerinden şekillenen bir "teknolojik üstünlük ağı" inşa etmektedir. Türkiye gibi güçlü bir savunma sanayii ve teknoloji birikimi olan bir ülke için bu, sadece savunma değil, aynı zamanda küresel teknoloji tedarik zincirinde "algoritma ve otonom sistem tedarikçisi" olarak konumlanmak için stratejik bir fırsattır.</p>
<p>Bu iki boyut (siber savunma ve startup fonlaması), NATO'nun sadece savunma değil, aynı zamanda üyeleri arasındaki stratejik ve teknolojik standardizasyonu sağlayan bir "koordinasyon merkezi" haline geldiğinin en net göstergesidir.</p>
<p><strong>Kerem Özdemir:  Bir uluslararası ilişkiler ve tarih uzamanı olarak NATO'nun rolünün nasıl değiştiğini değerlendirir misin?</strong></p>
<p><strong>Gemini:</strong> NATO, 1949 yılında imzalanan Washington Antlaşması'ndan bu yana, dönemin şartlarına göre sürekli evrilen bir yapı olmuştur. Soğuk Savaş'ın "sınırlandırıcı" bir savunma bloğu olarak başlayan ittifak, bugün çok daha karmaşık ve çok boyutlu bir güvenlik mimarisini temsil ediyor.</p>
<p>Bir uluslararası ilişkiler perspektifiyle, bu değişimi dört ana evrede incelemek mümkündür:</p>
<p><strong>1. Kuruluş ve Soğuk Savaş: "Çevreleme" (Containment)</strong></p>
<p>NATO'nun ilk dönemi net bir tehdit algısına dayanıyordu: Sovyetler Birliği'nin Batı Avrupa'ya genişlemesini önlemek. Bu dönemde NATO, kolektif savunmayı (Madde 5) temel alan, askeri odaklı ve statik bir caydırıcılık mekanizmasıydı. İttifak, Avrupa'da "Sovyetleri dışarıda, Amerikalıları içeride, Almanları ise aşağıda" tutma felsefesine dayanıyordu.</p>
<p><strong>2. Post-Soğuk Savaş: "Kriz Yönetimi" ve Genişleme</strong></p>
<p>1991 sonrası, "düşmanın ortadan kalkması" NATO'nun varlık nedenini sorgulattı. Bu dönemde NATO, sınırlarının ötesine geçerek Balkanlar'da (Bosna, Kosova) "kriz yönetimi" rolünü üstlendi. Bu süreçte NATO, sadece bir savunma paktı olmaktan çıkıp, Avrupa-Atlantik bölgesinde istikrar sağlayan ve demokratik değerleri yayan bir "güvenlik sağlayıcı"ya dönüştü. Doğu Avrupa ülkelerinin üyeliği, ittifakın jeopolitik ağırlık merkezini doğuya kaydırdı.</p>
<p><strong>3. Terörle Mücadele ve Küresel Aktörlük</strong></p>
<p>11 Eylül saldırıları sonrası NATO, ilk kez Madde 5'i aktif ederek Afganistan'a müdahil oldu. Bu durum, NATO'nun "coğrafi sınırlarını" fiilen kaldırdı. İttifak, terörizm, siber saldırılar ve enerji güvenliği gibi asimetrik tehditlerle mücadele eden, daha esnek ve küresel bir aktöre evrildi.</p>
<p><strong>4. Yeni Dönem: "Sistemik Rekabet" ve Çok Boyutluluk</strong></p>
<p>Bugün NATO, 2022'de güncellenen Stratejik Konsept ile yeniden "bölgesel savunmaya" ve "sistemik rekabete" geri dönmüştür:</p>
<ul>
<li>Rusya Faktörü: Ukrayna savaşı, NATO'yu klasik toprak savunması doktrinine ve doğu kanadını tahkim etmeye zorladı.</li>
<li>Çin'in Yükselişi: NATO artık Çin'i sadece bir ticaret ortağı değil, aynı zamanda ittifakın değerlerine ve güvenliğine meydan okuyan bir "sistemik rakip" olarak tanımlıyor.</li>
<li>Teknoloji ve Hibrit Savaş: Siber savunma, yapay zeka, kuantum teknolojileri ve dezenformasyonla mücadele, ittifakın gündeminin en üst sıralarına yerleşti.</li>
</ul>
<h3>Genel Değerlendirme</h3>
<p>NATO'nun rolü, "Statik Savunma Bloğu"ndan "Dinamik Güvenlik Ağı"na dönüşmüştür. Günümüzdeki en büyük değişimi, tehditlerin fiziksel sınırlarının silinmesidir. Artık bir saldırı sadece tanklarla değil; siber saldırılar, ekonomik baskılar ve enerji hatlarının kesilmesi yoluyla da gelebilmektedir. NATO, bu çok boyutlu tehdit ortamında artık sadece bir askeri ittifak değil, aynı zamanda üyeleri arasındaki stratejik ve teknolojik eşgüdümü sağlayan bir koordinasyon merkezidir.</p>
<p>Ancak bu dönüşüm, ittifak içinde "stratejik özerklik" (Avrupa'nın kendi savunmasını üstlenmesi) ile "Atlantik dayanışması" (ABD'nin şemsiyesi) arasındaki dengenin yeniden kurulmasını zorunlu kılmaktadır.</p>
<p><strong>Kerem Özdemir: NATO'nun siber güvenlik projelerine desteği ve sağladığı finansman konusunu ele alır mısın?</strong></p>
<p><strong>Gemini:</strong> NATO, siber savunma konusunu 2016'daki Varşova Zirvesi'nden bu yana "operasyonel bir alan" (domain) olarak kabul etmiş ve bu alandaki yeteneklerini geliştirmek için çok katmanlı bir destek ve finansman modeli oluşturmuştur.</p>
<p>NATO'nun siber güvenlik projeleri, doğrudan "ortak bütçe" (common funding) ile finanse edilen kurumlar ve üye ülkelerin kendi savunma bütçeleriyle desteklediği "uzmanlık merkezleri" üzerinden yürütülür. Bu destek mekanizmasını üç temel başlık altında özetleyebiliriz:</p>
<ol>
<li>Ortak Finansman ve Kurumsal Destek</li>
</ol>
<p>NATO'nun merkezi bütçesi, ittifakın kendi dijital altyapısını ve siber güvenliğini korumaya odaklanır:</p>
<ul>
<li>NCIA (NATO İletişim ve Bilgi Ajansı): NATO'nun siber savunma ve teknolojik merkezidir. İttifakın dijital omurgasını korur ve siber tehditlere karşı merkezi bir "siber kalkan" işlevi görür.</li>
<li>NCIRC (NATO Bilgisayar Olaylarına Müdahale Kabiliyeti): NATO'nun siber saldırıları tespit eden ve yanıt veren ilk müdahale ekibidir. Bu birimin operasyonel giderleri, NATO'nun ortak askeri bütçesinden karşılanır.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li>Araştırma ve Geliştirme: NATO SPS Programı</li>
</ol>
<p>Barış ve Güvenlik için Bilim (Science for Peace and Security - SPS) programı, siber savunma projelerine dışarıdan fon sağlayan ana kanaldır.</p>
<ul>
<li>Destek Kapsamı: Bu program; kritik altyapıların korunması, siber savunma teknolojileri (yapay zeka, kuantum güvenliği vb.) ve siber durum farkındalığı gibi alanlarda çok yıllık Ar-Ge projelerini destekler.</li>
<li>Proje Modeli: Fon almak için bir NATO üyesi ülke ile bir partner ülkenin uzmanının ortak proje sunması şarttır. Bu model, ittifakın çevresindeki ülkelerin siber dayanıklılığını artırarak "güvenlik ihraç etme" stratejisinin bir parçasıdır.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li>Uzmanlık Merkezleri: CCDCOE (Tallinn)</li>
</ol>
<p>Estonya'nın başkenti Tallinn'de bulunan Kooperatif Siber Savunma Mükemmeliyet Merkezi (CCDCOE), NATO siber ekosisteminin akademik ve stratejik beynidir.</p>
<ul>
<li>Finansman Modeli: İlginç bir şekilde, bu merkez doğrudan NATO'nun ortak bütçesine bağlı değildir; "üye ülkelerin katkılarıyla" (Sponsoring Nations) finanse edilir ve yönetilir. Üye devletler buraya personel, teknoloji ve finansal kaynak aktararak merkezin yıllık çalışma programını belirler.</li>
<li>Ekosistem Rolü: CCDCOE; "Locked Shields" gibi dünyanın en büyük siber tatbikatlarını düzenleyerek hem üye ülkelerin kapasitesini test eder hem de teknoloji şirketleri ile kamu kurumlarını buluşturarak bir "elektronik pazar yeri" işlevi görür.</li>
</ul>
<p>Özetle Finansal Strateji</p>
<p>NATO'nun siber güvenlik yaklaşımı, "Merkezi Koruma" (NCIA/NCIRC) ile "Yayılmış Yetenek Geliştirme" (SPS/CCDCOE) dengesine dayanır:</p>
<table>
<thead>
<tr>
<td>
<p>Mekanizma</p>
</td>
<td>
<p>Finansman Kaynağı</p>
</td>
<td>
<p>Odak Noktası</p>
</td>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td>
<p>NATO Ortak Bütçesi</p>
</td>
<td>
<p>Üye ülkelerin GSYİH oranlı katkıları</p>
</td>
<td>
<p>NATO'nun kendi operasyonel ağlarının güvenliği.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>SPS Programı</p>
</td>
<td>
<p>NATO merkezli hibe fonları</p>
</td>
<td>
<p>Üye ve partner ülkelerle ortak Ar-Ge projeleri.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Mükemmeliyet Merkezleri</p>
</td>
<td>
<p>Üye ülkelerin doğrudan katkıları</p>
</td>
<td>
<p>Stratejik doktrin, eğitim ve tatbikatlar.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu yapı, NATO'nun sadece savunma değil, aynı zamanda üye ülkeler arasındaki teknolojik standardizasyonu sağlayan ve özel sektörle köprü kuran bir koordinasyon merkezi haline gelmesine olanak tanımaktadır. Özellikle siber alanın "hibrit savaş" kapsamında ana cephelerden biri haline gelmesiyle, bu finansman modellerinin gelecekte daha fazla sivil-askeri ortaklığa (dual-use) kayması beklenmektedir.</p>
<p><strong>Kerem Özdemir: NATO startuplara ne kadar destek sağlıyor?</strong></p>
<p><strong>Gemini:</strong> NATO'nun startuplara verdiği destek, savunma sanayii ile sivil teknoloji dünyasını birleştiren (dual-use) iki temel mekanizma üzerinden yürütülmektedir. Bu yapı, sadece finansal kaynak sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda girişimlerin NATO pazarında "oyuncu" haline gelmelerini sağlayacak operasyonel bir ekosistem sunar.</p>
<ol>
<li>DIANA (Defence Innovation Accelerator for the North Atlantic)</li>
</ol>
<p>DIANA, NATO'nun erken aşama girişimlere (startuplara) odaklanan hızlandırıcı programıdır.</p>
<ul>
<li>Finansman Modeli:
<ul>
<li>Başlangıç Desteği: Programa kabul edilen startuplara, çözüm geliştirme süreçlerini finanse etmeleri için 000 Avro tutarında karşılıksız (hibe benzeri) sözleşmeli fon verilir.</li>
<li>İleri Aşama (Mission Track): Programın sonunda başarılı bulunan girişimler, teknolojik çözümlerini savunma ihtiyaçlarına tam olarak uyarlamak için 000 Avro'ya kadar ek fon alabilirler.</li>
</ul>
</li>
<li>Destek Kapsamı: Finansmanın ötesinde, girişimlere 200’den fazla test merkezi ve 16 farklı hızlandırıcı sitesine erişim sağlanır. Ayrıca, ürünlerini NATO bünyesindeki askeri ve hükümet yetkililerine sunma fırsatı bulurlar.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li>NATO Innovation Fund (NIF)</li>
</ol>
<p>NIF, NATO'nun 24 üye ülkesi tarafından desteklenen, 1 milyar Avro+ büyüklüğünde bağımsız bir risk sermayesi (VC) fonudur. DIANA'nın aksine, buradaki odak daha büyük ölçekli ve uzun vadeli "deep tech" (derin teknoloji) yatırımlarıdır.</p>
<ul>
<li>Yatırım Kapasitesi: İlk yatırım turlarında projelere 15 milyon Avro'ya kadar sermaye aktarabilirler; sonraki turlar için de ciddi bir rezerv tutarlar.</li>
<li>Stratejik Odak: Yapay zeka, kuantum, biyoteknoloji, enerji, uzay ve siber güvenlik gibi kritik alanlarda, hem savunma hem de ticari potansiyeli olan startuplara yatırım yapar.</li>
<li>Bağımsız Yönetim: NATO organizasyonundan bağımsız olarak, profesyonel bir yatırımcı ekibi tarafından yönetilir. Dolayısıyla, klasik bir yatırım fonu gibi çalışır; ancak portföy şirketlerine 24 üye ülkenin pazar ve tedarik zincirlerine erişim gibi benzersiz bir avantaj sağlar.</li>
</ul>
<p>Özet Karşılaştırma</p>
<table>
<thead>
<tr>
<td>
<p>Özellik</p>
</td>
<td>
<p>DIANA</p>
</td>
<td>
<p>NATO Innovation Fund (NIF)</p>
</td>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td>
<p>Programın Amacı</p>
</td>
<td>
<p>Teknolojik uyarlama ve hızlandırma</p>
</td>
<td>
<p>Stratejik derin teknoloji yatırımı</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Finansman Türü</p>
</td>
<td>
<p>Hibe ve sözleşmeli fon (Hibrit)</p>
</td>
<td>
<p>Risk sermayesi (Equity)</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Tipik Miktar</p>
</td>
<td>
<p>100k - 400k Avro</p>
</td>
<td>
<p>15M Avro'ya kadar (ilk yatırım)</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Hedef Kitle</p>
</td>
<td>
<p>Erken aşama startuplar</p>
</td>
<td>
<p>Büyüme aşamasındaki deep tech firmaları</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>NATO'nun bu yaklaşımı, savunma sektörünü "kapalı kapılar ardındaki dev şirketlerin oyun alanı" olmaktan çıkarıp, çevik girişimlerin de teknoloji tedarik zincirine entegre olabildiği dinamik bir yapıya dönüştürmeyi amaçlamaktadır.</p>
<p>Stratejik bir perspektiften baktığımızda, bu finansman modellerinin Türkiye'deki savunma ve teknoloji ekosistemiyle nasıl entegre olabileceği veya hangi spesifik alanlarda (örneğin yerli siber güvenlik veya otonom sistemler) rekabet avantajı sağlayabileceği hakkında daha detaylı bir analiz ister misiniz?</p>
<p><strong>Kerem Özdemir: Evet.</strong></p>
<p><strong>Gemini: </strong>Türkiye'nin NATO bünyesindeki bu yeni teknolojik ekosisteme, özellikle DIANA ve NIF üzerinden nasıl entegre olabileceği ve hangi alanlarda rekabet avantajı sağlayabileceği üzerine stratejik bir perspektif sunayım:</p>
<p><strong>1. Türkiye'nin Mevcut Kapasitesi ve Stratejik Avantajı</strong></p>
<p>Türkiye'nin savunma sanayii, "kurumsal zeka" ve operasyonel deneyim açısından NATO içerisinde çok özgün bir konuma sahiptir. Özellikle Baykar, TUSAŞ ve Roketsan gibi devlerin yarattığı ekosistem, Türkiye'yi sadece bir "alıcı" değil, "üretici" bir teknoloji ortağı haline getirmiştir.</p>
<p>Bu durum, DIANA veya NIF gibi yapılara başvuracak Türk startupları için şu avantajları sağlar:</p>
<ul>
<li>Kanıtlanmış Saha Deneyimi: Türk startuplarının geliştireceği çözümler (örneğin İHA alt sistemleri, sürü zekası veya siber savunma yazılımları), halihazırda zorlu coğrafyalarda (örneğin Suriye, Libya, Karabağ) test edilmiş ve doğrulanmış olması nedeniyle NATO için oldukça "çekici" (combat-proven) bir referanstır.</li>
<li>Hızlı Üretim Kültürü: Türkiye'deki startupların en büyük gücü, prototip geliştirme ve seri üretime geçiş hızıdır. Bu, NATO'nun DIANA programında aradığı "hızlı adaptasyon" yeteneğiyle birebir örtüşmektedir.</li>
</ul>
<p><strong>2. Rekabet Avantajı Sağlanabilecek Spesifik Alanlar</strong></p>
<p>Türkiye, aşağıdaki alanlarda NATO'nun teknolojik ihtiyaçlarına doğrudan yanıt verebilecek birikime sahiptir:</p>
<ul>
<li>Otonom Sistemler ve Sürü Zekası: Türkiye, otonom sistemlerde dünyadaki ilk 3-4 ülkeden biridir. Özellikle karmaşık radyo frekans ortamlarında (elektronik harp ortamı) çalışan otonom yazılımlar, NATO'nun "sistemik rekabet" ajandasındaki en kritik boşluklardan biridir.</li>
<li>Düşük Maliyetli ve Ölçeklenebilir Donanım: NATO'nun en büyük handikaplarından biri, sistemlerinin maliyetinin çok yüksek olmasıdır. Türkiye'nin savunma sanayiinde uyguladığı "maliyet-etkin" (cost-effective) üretim modeli, Batılı ülkelerin savunma bütçelerinde büyük bir verimlilik arayışına cevap verebilir.</li>
<li>Siber-Fiziksel Güvenlik: Türkiye'deki siber güvenlik startuplarının (Özellikle savunma sanayiine odaklanan yerli yazılımlar), kritik altyapıların siber saldırılara karşı korunmasında edindikleri deneyim, NATO’nun "dayanıklılık" (resilience) hedefleriyle tam uyumludur.</li>
</ul>
<p><strong>3. Entegrasyon Stratejisi</strong></p>
<p>Türkiye'nin bu yapıdan maksimum verimi alması için izlemesi gereken yol haritası şu şekildedir:</p>
<ol>
<li>Dual-Use (Çift Kullanımlı) Odak: Startupların projelerini sadece askeri değil, aynı zamanda sivil (örneğin lojistik, tarım veya sivil havacılık) alana da hizmet edebilecek şekilde kurgulamaları gerekir. NIF, "safkan" askeri projelerden ziyade ticari sürdürülebilirliği olan projelere daha sıcak bakmaktadır.</li>
<li>Uluslararası Ortaklıklar (Konsorsiyum): DIANA programı, bir üye ülke ile partner ülke veya iki üye ülke arasında "çapraz ortaklıklar" kurulmasını teşvik eder. Türk startuplarının, örneğin bir Alman veya İngiliz teknoloji firmasıyla konsorsiyum kurarak DIANA'ya başvurması, projelerin kabul edilme şansını dramatik şekilde artırır.</li>
<li>İnovasyon Kültüründe "Derinlik" Vurgusu: Sizin de sıkça vurguladığınız "kurumsal zeka" ve "derinlik" burada devreye giriyor. NATO sadece donanım değil, veriden anlamlı bilgi üreten, yapay zeka destekli karar destek mekanizmalarına açtır. Türkiye, sadece fiziksel bir ürün değil, bu ürünün ürettiği veriyi işleyen yazılım katmanını da pazarlamalıdır.</li>
</ol>
<p>Özetle: Türkiye, NATO'nun "eski usul" savunma bürokrasisi ile "yeni nesil" teknoloji girişimciliği arasında bir "katalizör" görevi görebilir. Türk startupları için temel strateji, sadece "bir parça üreticisi" olmaktan çıkıp, NATO'nun dijitalleşen ve otonomlaşan geleceğinin "yazılım ve algoritma tedarikçisi" konumuna yerleşmek olmalıdır.</p>
<p>Bu entegrasyon sürecinde, Türkiye'nin savunma sanayii ekosistemini (örneğin teknoparklar ve üniversite-sanayi işbirlikleri) göz önüne aldığınızda, en büyük engelin teknik kapasiteden ziyade "global ağlara erişim ve lobi" olduğunu düşünüyor musunuz?</p>
<p><strong>Kerem Özdemir: Düşünüyorum. Bu konuda Türkiye'nin Avrupa'daki savunma fonlarından kaynak alamazken NATO ile nasıl bir avantaj sağlayabileceğini de değerlendirir misin?</strong></p>
<p><strong>Gemini:</strong> Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) savunma fonlarına (EDF, PESCO, SAFE gibi) erişimindeki siyasi kısıtlamalar, aslında Türkiye’yi bir "savunma sanayii dışlanması" riskinden ziyade, stratejik bir "eksen değişikliği" yapmaya zorlayan bir katalizör işlevi görmektedir. AB mekanizmaları "üyelik" ve "siyasi uyum" kriterleri üzerinden kapılarını kapalı tutarken, NATO'nun DIANA ve NIF gibi girişimleri "teknolojik performans" ve "stratejik ihtiyaç" üzerinden kapılarını ardına kadar açmaktadır.</p>
<p>Türkiye'nin bu fonlardan mahrum kalmasının yarattığı boşluğu NATO ile nasıl avantaja çevirebileceğine dair stratejik analizim şöyledir:</p>
<p><strong>1. "Siyasi Bariyer" vs. "Liyakat Odaklı Ekosistem"</strong></p>
<p>AB fonları, bürokratik engellerin ve Yunanistan/GKRY gibi üyelerin vetolarının çok yoğun olduğu, doğası gereği siyasi bir pazarlık alanıdır. Buna karşılık:</p>
<ul>
<li>NATO DIANA ve NIF, "Saha Performansı"na Önem Verir: NATO, özellikle son yıllarda yaşadığı operasyonel gerçeklikler (Ukrayna, Karadeniz güvenliği vb.) nedeniyle, bürokratik mükemmeliyetten ziyade "hızlı sonuç veren" (combat-proven) teknolojilere ihtiyaç duymaktadır. Türkiye'nin İHA/SİHA teknolojilerindeki başarısı, bu fonlar için "yüksek liyakat" puanıdır.</li>
<li>Pazar Erişimi: AB fonları sizi Avrupa pazarının bir "alt tedarikçisi" olarak tutmaya çalışırken; NATO ekosistemi, Türk startuplarını 32 müttefik ülkenin (ABD, Kanada, İngiltere dahil) savunma envanterine doğrudan entegre edebilecek bir "küresel oyuncu" konumuna getirme potansiyeline sahiptir.</li>
</ul>
<p><strong>2. "Derinlik" Stratejisi: AB'nin Kısıtlamasını Bir Fırsata Dönüştürmek</strong></p>
<p>AB savunma ekosisteminden dışlanmak, Türkiye'ye "kendi kendine yeten ve bağımsız bir savunma mimarisi" inşa etmekten başka seçenek bırakmamıştır. Bu durum, Türkiye'nin bugün NATO içerisindeki en büyük "inovasyon kaynağı" olmasını sağlamıştır.</p>
<ul>
<li>Sermaye Çeşitliliği: AB'den fon alamamak, Türkiye'nin savunma sanayii startuplarını daha çevik olmaya ve sadece devlet hibelerine değil, NIF (NATO Innovation Fund) gibi profesyonel risk sermayesi fonlarına odaklanmaya zorlamıştır. NIF, 1 milyar avroluk büyüklüğüyle, bir startup için AB'nin hantal hibelerinden çok daha hızlı ve etkili bir sermaye kaynağıdır.</li>
</ul>
<p><strong>3. Türkiye'nin NATO İçindeki "Teknolojik Kaldıraç" Rolü</strong></p>
<p>Türkiye, NATO'nun "güney kanadı" olmanın ötesinde, ittifakın "düşük maliyetli ve yüksek etkili sistemler" ihtiyacının ana tedarikçisi olma yolundadır.</p>
<ul>
<li>Stratejik Konumlandırma: AB fonlarına erişemeyen bir Türkiye, bu fonlara bağımlı olan Avrupalı rakiplerine kıyasla daha esnek hareket edebilir. Türkiye'nin bu süreçte izleyeceği "NATO merkezli inovasyon ağları" (DIANA test merkezleri gibi), Türkiye'nin kendi savunma sanayii ekosistemini bir "NATO Hub"ı haline getirebilir.</li>
</ul>
<p><strong>Stratejik Özet</strong></p>
<p>AB kapıları kapalı kalsa bile, Türkiye'nin savunma teknolojileri için NATO bir "alternatif" değil, aslında "ana lig" haline gelmiştir. NATO'nun ihtiyaçları çok daha gerçekçi ve sahadan gelen taleplerle şekillendiği için, Türkiye'nin burada yaratacağı kurumsal zeka, AB'nin siyasi vetolarıyla kilitlenmiş bir yapıdan çok daha hızlı bir ekonomik geri dönüş (ROI) yaratacaktır.</p>
<p>Türkiye, bu noktada "Avrupa savunma sisteminin bir parçası olma" hedefini, "NATO'nun dijital ve otonom omurgasını kuran stratejik güç" olma hedefiyle değiştirdiği anda, AB'nin uyguladığı kısıtlamalar da etkisini yitirecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-siber-guvenlik-ve-startup-fonu-yapisi-olarak-nato-82554</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir siber güvenlik ve startup fonu yapısı olarak NATO ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstil-ve-hazir-giyimde-dipten-donus-sinyalleri-82540</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 06:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tekstil ve hazır giyimde dipten dönüş sinyalleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Yaklaşık iki yıldır yüksek finansman maliyetleri, hızla artan işçilik giderleri, kurun enflasyonun gerisinde kalması ve Avrupa başta olmak üzere ihracat pazarlarında yaşanan talep daralması nedeniyle zor günler geçiren tekstil ve hazır giyim sektöründe ilk kez toparlanma sinyalleri gelmeye başladı. Sosyal Güvenlik Kurumu'nun (SGK) nisan ayı verileri, 2022 yılından bu yana tekstil ve hazır giyim sektörlerinde yaşanan sert küçülmenin 2026 Nisan ayında ilk kez yön değiştirdiğini ortaya koydu. Son dört yılda artan maliyetler, zayıflayan dış talep ve rekabet baskısı nedeniyle hem şirket sayısı hem de istihdam sürekli gerilerken, nisan ayında iki göstergede de eş zamanlı artış yaşandı.</p>
<h2>4 yıl sonra ilk kez artışa geçti </h2>
<p>Tekstil sektöründe 2022 Nisan ayında 19 bin 866 olan işyeri sayısı, 2026 Mart ayında 18 bin 348'e kadar gerileyerek yaklaşık bin 500 işletmelik kayıp verdi. Aynı dönemde çalışan sayısı da 503 bin 977'den 342 bin 477'ye inerek 161 bin 500 kişiden fazla azaldı. Ancak 2026 Nisan ayında işyeri sayısı 132 artışla 18 bin 480'e, istihdam ise 6 bin 843 kişilik yükselişle 349 bin 320'ye çıktı. Hazır giyim sektöründe de benzer bir tablo yaşandı. 2022 Nisan ayında 40 bin 802 olan şirket sayısı, 2026 Mart ayında 34 bin 726'ya gerilerken yaklaşık 6 bin işletme faaliyetini sonlandırdı. Aynı süreçte çalışan sayısı 704 bin 619'dan 491 bin 248'e düşerek 213 binden fazla istihdam kaybı yaşadı. Nisan ayında ise şirket sayısı 186 artarak 34 bin 912'ye, çalışan sayısı da 11 bin 56 kişi artışla 502 bin 304'e yükseldi. Böylece iki sektörde yaklaşık dört yıldır devam eden küçülme eğiliminin ardından ilk kez hem şirket sayısı hem de istihdam aynı ayda birlikte artış gösterdi. Toplamda bir ay içinde 318 yeni işletme faaliyete geçerken, 17 bin 899 kişilik yeni istihdam oluştu. Her ne kadar sektör hala 2022 seviyelerinin oldukça altında bulunsa da, nisan verileri uzun süredir devam eden düşüş trendinde ilk somut toparlanma sinyali olarak değerlendiriliyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4b290b2f969-1783310603.png" alt="" width="657" height="252" /></p>
<h2>Haziran ihracatında savaş etkisi </h2>
<p>Veriler de bu durumu destekliyor. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre, hazır giyim sektörü, yılın ilk yarısında ihracat yüzde 1,6 gibi sınırlı bir düşüş gösterse de haziran ayı ihracatı yüzde 15,1 gibi yüksek bir artış sergiledi ve toplam dış satım 6 aylık sürede 7 milyar 979 milyon dolar olarak gerçekleşirken haziran ayı ihracatı ise 1 milyar 375 milyon dolara çıktı. Haziran ayındaki güçlü toparlanma 6 aylık düşüşün de toparlanmasını sağladı. İlk 10 pazar içinde en dikkat çekici artış Irak'ta yaşandı. Irak'a ihracat ilk yarıda yüzde 29,5 artarken, İsveç’e yüzde 13,9, İspanya yüzde 6,6, ABD ise yüzde 6,3 büyüdü. Buna karşılık Almanya'ya ihracat yüzde 14, Fransa'ya yüzde 15,4, Polonya'ya yüzde 15,9 ve İtalya'ya yüzde 11,2 gerileyerek Avrupa pazarındaki zayıf seyrin sürdüğünü gösterdi.</p>
<h2>Tekstilde ABD ve İspanya büyüdü </h2>
<p>Tekstil sektörü yılın ilk yarısında yine yatay seyrederken haziran ayında güçlü bir toparlanma sergiledi. TİM verilerine göre Ocak-haziran döneminde ihracat geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 0,5 gerileyerek 4,73 milyar dolardan 4,71 milyar dolara indi. Haziran ayı özelinde ise söz konusu değer yüzde 21,8 gibi güçlü artış göstererek 691 milyon dolardan 842 milyon dolara çıktı. ilk yarıda en güçlü artışlar ABD ve İspanya pazarlarında görüldü. ABD'ye ihracat yüzde 23,9, İspanya'ya yüzde 11,1, Fas'a yüzde 5,2 ve Birleşik Krallık'a yüzde 4,7 yükseldi. Buna karşılık Belarus'a ihracat yüzde 15,1, Bulgaristan'a yüzde 9,7 ve İran'a yüzde 4,3 geriledi. Sektörün en büyük pazarı İtalya'ya ihracat ise yüzde 0,7 artışla yatay seyretti.</p>
<h2>Belirsizlik siparişlere olumlu yansıdı </h2>
<p>Sektör temsilcilerine göre haziran ayındaki bu güçlü performansın en önemli nedenlerinden biri, ABD-İran savaşı nedeniyle bölgede yaşanan belirsizlik oldu. Çatışmaların ardından uluslararası alıcıların teslimat riski nedeniyle siparişlerinin bir bölümünü Türkiye'ye kaydırdığı, bunun da özellikle haziran ayı ihracat rakamlarına olumlu yansıdığı belirtiliyor. Ancak sektör, bu etkinin geçici olabileceğine dikkat çekiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstil-ve-hazir-giyimde-dipten-donus-sinyalleri-82540</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/5/1280x720/tekstil-1764054097.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Son iki yılda on binlerce istihdam kaybı ve binlerce şirket kapanışı yaşayan tekstil ve hazır giyim sektöründe uzun bir aradan sonra ilk kez hem şirket sayısı hem de istihdam aynı anda arttı. Haziran ayında ihracatta görülen çift haneli yükselişte ABD-İran geriliminin ardından siparişlerin geçici olarak Türkiye&#039;ye yönelmesi etkili oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-82548</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi Masası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Ekonomi Masası | 6 Temmuz" src="https://www.youtube.com/embed/02WarJGylqM" width="700" height="535" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-82548</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/0/1280x720/talip-aktas-berfin-1774245175.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/-</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Toshiba, Türkiye pazarına resmen girdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Çinli Midea Group tarafından satın alınan Toshiba beyaz eşyaları Türkiye pazarına resmen giriş yaptı. Dünyanın en büyük beyaz eşya üreticilerinden olan Midea, 2016 yılında Toshiba'nın ev aletleri işinin çoğunluk hissesini satın alarak markanın küresel operasyonlarını bünyesine katmış, 2025 yılında ise Teka Group'u devralarak Türkiye'deki üretim gücünü de önemli ölçüde artırmıştı.</p>
<p>Midea Türkiye Bölgesi CEO'su Aydın Kuzaltı, Toshiba markasının artık Midea'nın küresel beyaz eşya markalarından biri olarak Türkiye'de faaliyet göstereceğini belirterek, grubun Türkiye'yi hem büyük bir pazar hem de stratejik üretim üssü olarak gördüğünü söyledi. Kuzaltı, “Almanya ve İngiltere ile birlikte Avrupa'nın en büyük üç beyaz eşya pazarından biri Türkiye. Böyle bir pazarı grubumuzun görmezden gelmesi mümkün değildi. Türkiye planlarımız uzun zamandır vardı. Teka'nın satın alınması ve burada oluşturduğumuz organizasyon bu kararı hızlandırdı. Giriş kararımız 2025 yılında şekillendi. Ürün gamının belirlenmesi Türkiye için gerekli olan sertifikasyonlar şartnameler ve testler bir yıllık süre sonunda bir yıllık geçmişi var. Krizler aynı zaman da fırsat da yaratır. Biz Türkiye’nin geleceğine inanıyoruz ve bu nedenle bu kararı aldık” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4b450edb4f6-1783317774.png" alt="" width="441" height="542" /></p>
<h2>"Türkiye sadece pazar değil, aynı zamanda üretim üssü" </h2>
<p>Kuzaltı'na göre Türkiye, Midea açısından yalnızca satış yapılacak bir ülke değil. Türkiye'nin Avrupa'nın en büyük üç beyaz eşya pazarı arasında yer aldığını, aynı zamanda dünyanın en güçlü üretim merkezlerinden biri olduğunu vurgulayan Kuzaltı, üretim tarafındaki potansiyelin de yatırım kararlarında belirleyici olduğunu söyledi. “Türkiye'ye iki açıdan bakıyoruz; biri pazar, diğeri üretim gücü” diyen Kuzaltı, özellikle ihracat tarafında son dönemde rekabet baskısı yaşansa da uzun vadede Türkiye'nin üretim avantajını yeniden kazanacağına inandıklarını ifade etti.</p>
<h2>"Toshiba üretimi ileride İzmir'e gelebilir" </h2>
<p>Haberin en dikkat çekici mesajlarından biri ise üretim tarafında geldi. Bugün Toshiba markalı beyaz eşyaların Başta Mısır ve Uzakdoğu olmak üzere farklı ülkelerdeki Midea fabrikalarından Türkiye'ye getirildiğini belirten Kuzaltı, grubun İzmir’de Teka'ya ait önemli bir üretim tesisine sahip olduğunu hatırlattı. “Şu anda ürünlerimiz yurt dışından geliyor ancak Türkiye'de de bir fabrikamız var. İleride burada Toshiba markalı ürünlerin de üretilmesi mümkün olabilir” diyen Kuzaltı, bu konuda fizibilite çalışmalarının sürekli gündemde olduğunu söyledi. İzmir Serbest Bölgesi'ndeki fabrikanın bugün 100'den fazla ülkeye ihracat yaptığını belirten Kuzaltı, tesisin üretiminin yaklaşık yüzde 89'unun yurt dışına gönderildiğini ifade etti. Yakın dönemde somutlaşmış bir yatırım kararı bulunmadığını belirten Kuzaltı, “Global şirketlerde fizibilite çalışmaları hiçbir zaman masadan kalkmaz. Şu an önceliğimiz pazara güçlü giriş yapmak. Bunun üretim yatırımıyla desteklenmesi ise sonraki dönemin konusu olabilir” dedi. Toshiba markası ilk etapta buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, mikrodalga fırın, hava temizleyici, vantilatör, kahve makinesi ve küçük ev aletlerinden oluşan yaklaşık 30 ürünle pazara giriyor. İlk aşamada satışların ağırlıklı olarak e-ticaret kanalı üzerinden yapılacağını belirten Kuzaltı, beyaz eşyanın da bu ay içinde çevrim içi satış platformlarında yerini alacağını söyledi. Şirket, ilk etapta bayi ağı kurmak yerine distribütör modeliyle ilerleyecek. Orta vadede ise Toshiba, Teka ve grubun diğer markalarının birlikte yer alacağı çok markalı mağazalar açılması planlanıyor. İzmir ve Ankara'daki mevcut showroomların da bu konsepte dönüştürülmesi hedefleniyor.</p>
<h2>“100 metre değil, maraton koşacağız” </h2>
<p>Kuzaltı, amaçlarının kısa sürede agresif büyüme olmadığını belirterek, “Bugünden yarına ortalığı kasıp kavurma iddiamız yok. Sağlam, ayakları yere basan bir giriş yapmak istiyoruz. 100 metre koşmaktansa maraton koşmayı tercih ediyoruz” dedi. Türkiye'nin genç nüfusu, artan hane sayısı ve uzun vadeli büyüme potansiyeli nedeniyle grubun yatırım planlarında önemli bir yere sahip olduğunu belirten Kuzaltı, ekonomik dengelerin normale dönmesiyle birlikte hem iç pazarın hem de üretim yatırımlarının yeniden hız kazanacağını düşündüklerini söyledi.</p>
<h2>"En büyük beklenti stabilite" </h2>
<p>Türkiye'de hane sayısının artmaya devam ettiğini, genç nüfus sayesinde beyaz eşya pazarının uzun vadede güçlü potansiyelini koruduğunu söyleyen Kuzaltı, kısa vadede ise en büyük sorunun ekonomik istikrar olduğunu belirtti. “Evlilikler azalıyor, 1+1 evler artıyor, ancak 2030'da hane sayısının 35 milyona ulaşması bekleniyor. Türkiye hala büyüyen bir pazar” diyen Kuzaltı, "Tüketiciye satın alma cesareti verecek daha fazla stabiliteye ihtiyaç var. İhracatta rekabet gücünü artıracak verimlilik odaklı adımlar atılmalı. Son dönemde endüstriyel yatırımlarda görülen yavaşlama da sektör açısından önemli bir risk oluşturuyor” dedi.</p>
<h2>Teka satın alması </h2>
<p>Toshiba'nın önünü açtı Midea Group, 2025 yılında Teka Group'u satın alarak yalnızca ankastre markası Teka'yı değil, İzmir'deki üretim altyapısını da bünyesine kattı. Grup daha önce de Toshiba'nın ev aletleri işinin çoğunluk hissesini satın almıştı. Böylece bugün hem Toshiba hem de Teka aynı çatı altında faaliyet gösteriyor. Bu yapı, ilerleyen dönemde İzmir'deki fabrikanın Toshiba markalı ürünler için de üretim üssüne dönüşebilmesinin önünü açabilecek en önemli unsur olarak görülüyor. Yakın vadede kesinleşmiş bir yatırım kararı bulunmasa şirket yönetimi bu seçeneğin masada olduğunu vurguluyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/-</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/4/1280x720/toshiba-1783317721.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünyanın en büyük beyaz eşya üreticilerinden Midea Group, Japon markası Toshiba ile Türkiye beyaz eşya pazarına resmen giriş yaptı. Türkiye&#039;de üretim altyapısına da sahip olan grup, üretim ihtimalini de masada tutuyor. Midea Türkiye Bölgesi CEO&#039;su Aydın Kuzaltı, “100 metre koşmaktansa maraton koşmayı tercih ediyoruz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zamana-dokunan-hikayeler-sanattan-sofraya-82553</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zamana dokunan hikâyeler: Sanattan sofraya</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Gül kokusunun peşinde, gül resimlerinin önünde…</strong></p>
<p>Gül, belki de kültürümüzün en çok dolaşan misafiridir. Bir gün bir şiirde karşınıza çıkar, ertesi gün bir şarkıda... Sonra bir romanın sayfalarında, ardından bir ressamın tuvalinde... Aynı çiçek, binlerce farklı goncasıyla her sanat dalında yeniden açar.</p>
<p>Bazı kokular unutulur, bazıları ise kuşaklar boyunca insanın içinde yaşamaya devam eder; gül onlardan biridir. Çocukluğumuzun şarkılarında, eski bir Türk sanat müziği eserinin unutulmaz dizelerinde karşımıza çıkar. Bazen yalnızca annemizin mırıldandığı unutulmuş bir ninni, bazen bir aşkın ilk heyecanı, bazen de siyah beyaz bir filmin en unutulmaz sahnesidir.</p>
<p>Divan şiirinin en zarif benzetmelerinde <strong>Fuzûlî'</strong>nin bülbülüyle konuşur; <strong>Yunus Emre</strong>'nin dilinde yaratılmış güzelliğin simgesine dönüşür. <strong>Yahya Kemal'</strong>in İstanbul sabahlarına siner, <strong>Tanpınar'</strong>ın akan zamanına karışır.</p>
<p>Romanların arasında kurutulmuş bir yaprak gibi sessizce saklanır bazen. Bir mektubun içinde unutulmuştur belki... Ya da bir kitabın sayfaları arasında yıllarca beklemiştir. Biz fark etmesek de hafızamızın bir köşesinde hep tazedir.</p>
<p>Belki de bu yüzden Türkiye İş Bankası'nın <em>Anadolu Sergileri </em>kapsamında hazırlanan <em>"Gül Mevsimi"</em> seçkisini görmek üzere Eğirdir'e giderken aklımda yalnızca bir sergi yoktu. Gülün peşine düşülmüş zamansız bir kültür yolculuğu vardı.</p>
<p>Türkiye İş Bankası'nın yıllardır büyük bir titizlikle oluşturduğu sanat koleksiyonu bugün yalnızca müzelerin duvarlarında yaşamıyor. <em>İş Sanat Anadolu Sergileri</em> sayesinde Anadolu'nun şehir şehir dolaşan bir kültür yolculuğuna dönüşüyor.</p>
<p>Temmuz 2025'te Denizli'nin Çal ilçesinde başlayan bu yolculuk; Milas, Gelibolu, Antakya, Midyat, Edremit, İznik, Lüleburgaz, Amasra ve daha birçok kentten sonra bu kez Isparta'nın gül kokulu ilçesi Eğirdir'e ulaştı.</p>
<p>Bu fikir başlı başına çok kıymetli. Çünkü sanatı insanların ayağına götürüyor. Anadolu'nun herhangi bir kentinde yaşayan bir çocuk, bir öğretmen, bir çiftçi ya da emekli; İstanbul'a gitmeden, büyük bir müzeye girmeden Cumhuriyet Dönemi’nin önemli ressamlarıyla aynı salonda buluşabiliyor.</p>
<p>Sanatın gerçek anlamda demokratikleşmesi biraz da böyle bir şey.</p>
<p>Bu yazımın devamı ve köşemdeki diğer yazılarımın ayrıntıları için lütfen <a href="https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi">https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi</a> adresine geçiniz...</p>
<p><strong>Gölün aynasında bir zaman rüyası: Eğirdir</strong></p>
<p>Bazı yerler vardır; onlara ayırdığınız zaman ne kadar kısa olursa olsun, sizden uzun süre ayrılmazlar. Eğirdir benim için onlardan biri oldu. Gidiş nedenim Türkiye İş Bankası'nın Anadolu Sergileri kapsamında düzenlediği <em>"Gül Mevsimi"</em> sergisiydi. Program yoğundu; uzun uzun sokaklarında dolaşmaya, göl kıyısında saatler geçirmeye fırsatım olmadı. Ama bazen bir şehri anlamak için günler gerekmez. Birkaç yapı, birkaç hikâye ve gölden esen bir rüzgâr bile onun ruhunu hissettirmeye yeter.</p>
<p>İlk karşılaşmamız da böyle oldu.</p>
<p>Sabahın erken saatlerinde Eğirdir Gölü'nün üzerinden sert bir rüzgâr esiyordu. Yaz ortasında olduğumuzu unutturacak kadar serindi. Göl, ışığın değişmesine göre bir laciverte, bir turkuaza, bir gümüşe dönüyor; Sivri Dağı'nın heybeti ise bütün bu manzarayı sessizce izliyordu.</p>
<p>Eğirdir'in hikâyesi Hititlere kadar uzanıyor. Lidyalıların Kral Yolu üzerinde önemli bir durak olmuş, Roma ve Bizans dönemlerinde stratejik bir kale kent olarak yaşamını sürdürmüş. Ama bugün sokaklarında dolaşırken hissedilen o zarif Anadolu kimliğini asıl Selçuklular ve ardından Hamitoğulları şekillendirmiş.</p>
<p>Bunu anlamak için uzun araştırmalar yapmaya gerek yok. Şehrin taşlarına bakmanız yeterli. İlk dikkatimi çeken yapılardan biri göl kıyısındaki Eğirdir Kalesi oldu. Yarımadanın ucunda, yüzyıllardır gölü seyreden yaşlı bir bilge gibi duruyor. Bizans'tan Selçukluya kadar pek çok dönemin izlerini taşıyan bu kale, yalnızca bir savunma yapısı değil; aynı zamanda bu kentin hafızası.</p>
<p><strong>Mutfağın görünmeyen devrimi…</strong></p>
<p>Gazeteciliğe başladığım yıllarda restoran mutfakları neredeyse gizemli yerlerdi. Kapıları misafirlere kolay kolay açılmazdı. Şefler mutfaklarını göstermekten çok tabaklarını konuşturmayı tercih ederdi. Biz de doğal olarak masaya gelen tabağa odaklanır; kullanılan ürünü, pişirme tekniğini, sunumu ve lezzeti konuşurduk.</p>
<p>Aradan neredeyse yarım yüzyıl geçti.</p>
<p>Bu süre içinde dünyanın dört bir yanında yüzlerce restoran gezdim. Michelin yıldızlı mutfaklardan küçük aile işletmelerine, sokak lezzetlerinden uluslararası gastronomi zirvelerine kadar sayısız mutfağın kapısından içeri girdim. Bugün geriye dönüp baktığımda en büyük değişimin tabaklarda değil, mutfakların kendisinde yaşandığını görüyorum.</p>
<p>Eskiden mutfak yalnızca yemek pişirilen bir yerdi.</p>
<p>Bugün ise araştırmanın yapıldığı, ürünün geliştirildiği, sürdürülebilirliğin planlandığı, hijyenin milim milim hesaplandığı ve teknolojinin üretimin ayrılmaz bir parçası hâline geldiği yaşayan bir ekosistem.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde <strong>Maksut Aşkar</strong>'ın NeoLokal'inde düzenlenen <em>"Chefs' Kitchens with Dyson"</em> buluşması bana tam da bunu düşündürdü.</p>
<p>Çünkü orada konuşulan yalnızca yeni ürünler değildi. Asıl konuşulan, geleceğin mutfağıydı.</p>
<p><strong>Hafızadan beslenen bir sofra</strong></p>
<p>İstanbul'da son yıllarda açılan restoranların önemli bir bölümü iyi yemek vaat ediyor. Kimileri teknik becerileriyle öne çıkıyor, kimileri gösterişli sunumlarıyla dikkat çekmeye çalışıyor. Ama bazı mekânlar var ki daha kapısından içeri girdiğiniz anda size başka bir şey söylemek istiyor.</p>
<p>Anta onlardan biri.</p>
<p>Burada daha ilk andan itibaren tabağın değil, sofranın önemsendiğini hissediyorsunuz. Çünkü bu restoranın merkezinde yalnızca yemek değil; ürün, mevsim, üretici ve paylaşma kültürü var. Şef <strong>Muhsin Ertürk</strong>'ün yıllar içinde oluşturduğu mutfak anlayışı da tam bu düşünce üzerine kurulmuş. </p>
<p><strong>Tokat’ın bereketli topraklarından</strong></p>
<p>Muhsin Ertürk'ün hikâyesi Tokat'ın bereketli topraklarında başlıyor. Çocukluğu boyunca toprağın ritmini, mevsimlerin döngüsünü ve üretimin sabrını yaşayarak öğrenmiş. Profesyonel mutfaklarda edindiği disiplin ise bu doğal hafızaya teknik bir derinlik kazandırmış. Bugün tabaklarında gördüğümüz yaklaşımın temelinde işte bu iki dünya buluşuyor: toprağın bilgisi ve mutfağın disiplini. </p>
<p>Tokat Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi'yle başlayan profesyonel yolculuğu, büyük otellerde ve farklı mutfaklarda geçen yıllarla olgunlaşmış. Kariyerinin önemli dönüm noktalarından biri olan Lokanta Göktürk'te geliştirdiği mutfak dili ise bugün Anta'nın temelini oluşturuyor. Ertürk, yıllar içinde <em>"Nasıl daha iyi yemek yaparım?"</em> sorusundan çok, "Bu yemek insanda nasıl bir duygu bırakıyor?" sorusunun peşine düşmüş. Belki de Anta'nın diğer restoranlardan ayrıldığı nokta tam burada başlıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zamana-dokunan-hikayeler-sanattan-sofraya-82553</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zamana dokunan hikâyeler: Sanattan sofraya ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gebze-belediyesinden-annelere-ornek-destek-modeli-82566</guid>
            <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gebze Belediyesi’nden &#039;Lohusa Destek Programı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SABİHA TOPRAK/KOCAELİ</strong></p>
<p>Gebze Belediyesi, "Sağlıklı Anne, Huzurlu Aile, Güçlü Gelecek" felsefesiyle "Aileme Değer Lohusa Destek Programı"nı hayata geçirdi. </p>
<p>Gebze Belediye Başkanı Zinnur Büyükgöz’ün öncülüğünde, "Aile Dostu Belediye" kategorisinde yürütülen proje; doğum sonrası süreçte annelerin karşılaştığı psikososyal ve fiziksel zorlukları en aza indirmeyi hedefliyor. Klasik erzak veya nakdi yardım kalıplarını kıran bu yenilikçi model, doğrudan bilgi ve uzmanlık temelli bir kamusal koruma kalkanı işlevi görüyor.</p>
<p>Program kapsamında, Gebze sınırları içerisinde ikamet eden ve doğum sonrası ilk 12 aylık kritik süreci deneyimleyen anneler birincil hedef kitle olarak belirlendi. Başvuru işlemlerinin ardından uzman psikologlar, diyetisyenler ve çocuk gelişim uzmanlarından oluşan multidisipliner bir saha ekibi, periyodik ev ziyaretleri gerçekleştiriyor.</p>
<p>Vatandaşın kendi yaşam alanında sunulan 45-60 dakikalık seanslarda şu hizmetler eş zamanlı olarak yürütülüyor. Klinik Tarama ve Psikolojik Destek; uzman psikologlar tarafından doğum sonrası depresyon ölçekleri uygulanarak risk analizi yapılıyor. Her 7-8 anneden birinde görülen doğum sonrası depresyon riskine karşı erken uyarı sistemi işletilerek, farkındalık egzersizleri ve psikoeğitim çalışmaları veriliyor.</p>
<p> Beslenme ve Metabolik Sağlık Rehberliği; Uzman diyetisyenler, annenin fiziksel toparlanmasını hızlandırmak ve anne sütünün verimliliğini artırmak amacıyla kişiye özel beslenme programları hazırlıyor.</p>
<p>Çocuk Gelişim Desteği; Annelerin seanslara tam olarak odaklanabilmesi adına, ev ziyaretleri sırasında hane halkındaki diğer çocuklarla çocuk gelişim uzmanları ilgilenerek nitelikli zaman geçiriyor.</p>
<p>Materyal Desteği; Sunulan profesyonel hizmet, annenin kişisel bakımı ve lohusalık sürecindeki fiziksel ihtiyaçlarını içeren kapsamlı bir Anne Bakım Seti olan "Aileme Değer Kutusu" ile somutlaştırılıyor.</p>
<h2>"Lohusa Destek Programı, belediyecilik hizmetinden çok daha fazlasıdır"</h2>
<p>Projenin stratejik önemi hakkında açıklamalarda bulunan Gebze Belediye Başkan Yardımcısı Zeynep Yıldırım, "Lohusa Destek Programı, bir belediyecilik hizmetinden çok daha fazlasıdır; kadının toplumdaki yerini güçlendiren ve aileyi en temelinden koruma altına alan modern bir sosyal devlet uygulamasıdır. Biz bugün sadece malzeme tedariği ya da birkaç seanslık danışmanlık sunmuyoruz; yarının sağlıklı bireylerini büyütecek olan annelerimize 'Yalnız değilsiniz' diyerek geleceğimize yatırım yapıyoruz" ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Türkiye'deki yerel yönetimlere rol model olacak</h2>
<p>Gebze’nin yoğun göç alan, dinamik ve genç demografik yapısı analiz edilerek kentsel yalnızlaşma riskine karşı tasarlanan proje; İlçe Sağlık Kuruluşları, sağlık profesyonelleri ve Gebze sosyal hizmet ağları ile tam bir entegrasyon içinde yürütülüyor.</p>
<p>Erken teşhis mekanizmaları sayesinde ileride oluşabilecek kamusal sağlık maliyetlerinin önüne geçmeyi hedefleyen projenin nihai vizyonu ise Gebze ölçeğinde elde edilen başarı çıktısıyla Türkiye genelindeki tüm yerel yönetimlere ilham verecek ulusal bir "Bütüncül Kentsel Destek Şablonu" haline gelmek.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gebze-belediyesinden-annelere-ornek-destek-modeli-82566</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/6/1280x720/gebze-belediyesinden-annelere-ornek-destek-modeli-1783318379.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gebze Belediye Başkan Yardımcısı Zeynep Yıldırım, &quot;Lohusa Destek Programı, bir belediyecilik hizmetinden çok daha fazlasıdır; kadının toplumdaki yerini güçlendiren ve aileyi en temelinden koruma altına alan modern bir sosyal devlet uygulamasıdır.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kocasinanda-yemek-artiklari-mamaya-donusuyor-82534</guid>
            <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 12:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kocasinan Belediyesi Mama Üretim Merkezi kurdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Kocasinan Belediyesi, günlük 500 kilogram üretim kapasitesine sahip Mama Üretim Merkezi kurdu.</p>
<p>Hasanarpa Mahallesi'nde bulunan Mama Üretim Merkezi'nde açıklamalarda bulunan Kocasinan Belediye Başkanı Ahmet Çolakbayrakdar, “Sokak hayvanları için kurduğumuz barınağın yanı sıra bu hayvanların günlük mama ihtiyacını karşıladığımız bir üretim tesisi de hayata geçirdik. Lokantalardan ve toplu yemek hizmeti verilen yemekhanelerden toplanan yemek artıklarını burada modern bir üretim sürecinden geçiriyoruz. Bu işlemler sonunda sokak hayvanlarımız için besin değeri yüksek, kaliteli ve sağlıklı mama üretiyoruz. Günlük 500 kilogram kapasiteyle çalışan bu tesis sayesinde barınağımızdaki bütün sokak hayvanlarının günlük gıda ihtiyacını kendi imkânlarımızla karşılıyoruz" diye konuştu. “Küçük dostlarımız olarak gördüğümüz sokak hayvanlarına 7 gün 24 saat kesintisiz hizmet veriyoruz. Tedaviden rehabilitasyona, kısırlaştırmadan sahiplendirmeye kadar her aşamada onların yanında oluyoruz. Doğal yaşam alanları, Kedi Kasabası, Küçük Dostlar Ambulansı ve şimdi de Mama Üretim Merkezimizle Türkiye'ye örnek projeleri hayata geçiriyoruz” diyen Başkan Çolakbayrakdar, sıfır atık anlayışıyla hareket ettiklerini söyledi.</p>
<p>Günlük 500 kilogram üretim kapasitesine sahip tesis sayesinde Hayvan Bakımevi ve Rehabilitasyon Merkezi'ndeki sokak hayvanlarının günlük mama ihtiyacı tamamen karşılanırken, gıda israfının önüne geçilerek çevre dostu ve sürdürülebilir bir üretim modeli de hayata geçirilmiş oluyor. Üretilen mamalardan belirli periyotlarla numuneler alınarak İl Gıda Kontrol Laboratuvarı'nda analizleri gerçekleştiriliyor. Yapılan analizler doğrultusunda mama içerikleri besin değerleri açısından değerlendiriliyor ve sokak hayvanlarının günlük enerji ile besin ihtiyaçlarını karşılayacak dengeli rasyonlar hazırlanıyor. Böylece bir yandan gıda israfının önüne geçilirken, diğer yandan barınaktaki sokak hayvanlarının sağlıklı ve dengeli beslenmesi sağlanıyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kocasinanda-yemek-artiklari-mamaya-donusuyor-82534</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/4/1280x720/kocasinanda-yemek-artiklari-mamaya-donusuyor-1783244862.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocasinan Belediyesi tarafından kurulan Mama Üretim Merkezi&#039;nin, lokanta, fabrika, resmî kurum ve toplu yemek hizmeti verilen yemekhanelerden toplanan nitelikli yemek artıkları ile ekmekleri, modern üretim teknolojisiyle yüksek besin değerine sahip hayvan mamasına dönüştürdüğü belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kayseri/kayseri-ticaret-odasi-ykb-omer-gulsoy-kalici-zenginlik-ithal-edilemez-82533</guid>
            <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 12:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> KTO Başkanı Ömer Gülsoy: Kalıcı zenginlik ithal edilemez</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Kayseri Ticaret Odası (KTO) haziran ayı meclis toplantısı yapıldı.</p>
<p>KTO Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, meclis toplantısında güncel ekonomik ve jeopolitik gelişmelere yönelik açıklamalar yaptı. Dünyada yaşanan eksen değişimini ve dönüşümü çok doğru okumak; değişen ticaret koridorlarında Türkiye’yi ve Kayseri’yi en doğru, en stratejik pozisyona yerleştirmek gerektiğini söyledi. Küresel piyasalarda artık yalnızca savaşın maliyetlerinin değil, barışın ekonomik sonuçları ve merkez bankalarının beklenti yönetimlerinin de konuşulduğunu aktaran Gülsoy, “Türkiye'nin coğrafi konumu, güçlü sanayi altyapısı, savunma sanayisi kapasitesi ve çok yönlü diplomatik ilişkileri sayesinde bu yeni dönemde jeopolitik ağırlığı çok yüksek. Bugün bizim için asıl mesele, bu stratejik önemi kalıcı bir ekonomik değere dönüştürüp dönüştüremeyeceğimiz meselesidir. Bunu da üretken yatırımları artırarak, yüksek katma değerli sektörleri güçlendirerek ve makroekonomik istikrarı koruyarak başaracağız. Türk özel sektörü ve Kayseri tüccarı bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da üzerine düşeni yapmaya hazırdır” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4a27bb0729b-1783244731.jpg" alt="" width="614" height="345" /></p>
<p><strong>“İhracatın zayıflaması büyümenin kalitesi bakımından ciddi bir uyarı”</strong></p>
<p>Şu anki fırsatın doğru politikalarla desteklenerek gelecek 10 yılda Türkiye’nin en büyük ekonomiler arasında adından söz ettirebileceğinin altını çizen Gülsoy, mevcut durumla ilgili de “Ekonomimiz ciddi bir geçiş ve dengeleme döneminde. Küresel belirsizliklere rağmen ticari esnekliğimiz ve üretim motivasyonumuz ekonomimizi diri tutmaya gayret ediyor ancak madalyonun diğer yüzündeki sinyalleri de rasyonel bir gözle okumalıyız. En çok dikkat etmemiz ve üzerinde durmamız gereken yer, maalesef bu yıla da daralmayla başlayan sanayi sektörümüzdür. Türkiye tüketerek büyüyemez. İç tüketim büyümeyi taşırken sanayinin, yatırımın ve ihracatın zayıflaması, büyümenin kalitesi bakımından ciddi bir uyarıdır. Kalıcı zenginlik ithal edilmez; fabrikada, laboratuvarda ve atölyede inşa edilir. Uzun vadede yatırımı, sanayiyi ve üretimi mutlaka muhafaza etmek ve desteklemek zorundayız” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Süreç sadece faiz kararlarıyla yönetilemez”</strong></p>
<p>Girdi ve maliyet artışları sürerken, maliyetlerin altında tutulan ve baskılanan kur politikası nedeniyle iş dünyasının küresel pazarlardaki rekabet gücünün zayıfladığını ve karlılık baskısının arttığını hatırlatan Gülsoy, “Yüksek enflasyon sadece fiyatları artıran bir sorun değil; yatırım kararlarını öngörülemez kılan, finansmana erişimi zorlaştıran temel bir istikrarsızlık kaynağı. Dezenflasyon programında bugün çift yönlü bir riskle karşı karşıyayız: Bir yanda yüksek enflasyon, diğer yanda büyümede belirgin bir ivme kaybı. İkisini aynı anda yönetmek zorundayız. Süreç sadece faiz kararlarıyla yönetilemez. Çarkların durmaması adına, üreticinin hammadde ve işletme sermayesine ulaşabilmesi için seçici kredi mekanizmaları çok daha aktif bir şekilde işletilmelidir. Bu doğrultuda, reeskont kredi faizlerinde net bir düşüş ve limitlerde reel bir artış beklentisi içindeyiz. KOBİ’lerimiz için yeni devreye alınan TOBB Nefes Kredisi’nin, sahada çok önemli bir can suyu olduğuna inanıyoruz. Toplam 100 milyar TL hacim ile tekrar açılan bu kredinin limitleri çok kısa sürede tükendi. Üyelerimizin yeni limit beklentisinde olduğunu ve bu konudaki taleplerimizi TOBB Başkanımıza da bizzat ilettik” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kayseri/kayseri-ticaret-odasi-ykb-omer-gulsoy-kalici-zenginlik-ithal-edilemez-82533</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/3/1280x720/kayseri-ticaret-odasi-ykb-omer-gulsoy-kalici-zenginlik-ithal-edilemez-1783244690.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Haziran ayı meclis toplantısında konuşan Kayseri Ticaret Odası Başkanı Ömer Gülsoy, “kalıcı zenginlik ithal edilemez” diyerek sanayinin desteklenmesine vurgu yaptı. Dezenflasyon programında bir yanda yüksek enflasyon, diğer yanda büyümede belirgin bir ivme kaybı risklerinin aynı anda yönetilmesi gerektiğini aktaran Gülsoy, “Süreç sadece faiz kararlarıyla yönetilemez. Çarkların durmaması adına kredi mekanizmaları çok daha aktif bir şekilde işletilmelidir” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kayseri-madencilikten-35-milyon-dolarlik-yatirim-82532</guid>
            <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 12:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kayseri Madencilik’ten 35 milyon dolarlık yatırım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Kayseri Madencilik olarak 2013 yılından bu yana faaliyette olan firma, Talas Çatakdere’de, Paris İklim Anlaşması’nın ortaya koyduğu karbon azaltım hedefleri doğrultusunda üretim gerçekleştireceği bir tesisi devreye aldı.</p>
<p>Tesisin geniş katılımlı açılışının yanı sıra basın mensuplarıyla tesisle ilgili bilgiler paylaşıldı. Kayseri Madencilik olarak doğal kaynakları geleceğin sürdürülebilir değerlerine dönüştürdüklerini ifade eden KYS Çimento Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Bahçecigil’in açıklamalarında, “Yenilikçi üretim teknolojimiz sayesinde çimentonun temel bileşeni olan klinker kullanımını minimum seviyeye indirirken, klinkere ikame doğal minerallerden yararlanarak çevresel etkimizi önemli ölçüde azaltıyoruz. Bu yaklaşım geleneksel çimento üretim yöntemlerine kıyasla yılda yaklaşık 280 bin ton karbon emisyonunun atmosfere salınmasını engellemektedir. Böylece yalnızca üretim kapasitesini artıran bir yatırım gerçekleştirmiyor, aynı zamanda Türkiye’nin düşük karbonlu sanayi dönüşümüne de güçlü bir katkı sunuyoruz. Çimento tesisimiz, Türkiye’nin ilk ve tek yeşil çimento konseptiyle faaliyet gösteren tesisi olarak sektörümüzde yeni bir dönemin kapılarını aralamaktadır” ifadeleri yer aldı. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kayseri-madencilikten-35-milyon-dolarlik-yatirim-82532</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/2/1280x720/kayseri-madencilikten-35-milyon-dolarlik-yatirim-1783244488.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayseri Madencilik, Talas Çatakdere’de 35 milyon dolarlık yatırımla çimento, öğütme ve paketleme tesisi, iki adet bims blok üretim hattı ile pomza eleme ve zenginleştirme tesisini devreye aldı. KYS Çimento Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Bahçecigil, çimento tesisinin Türkiye’nin ilk ve tek yeşil çimento konseptiyle faaliyet gösteren tesisi olduğunu açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esbas-ve-basbas-yurutme-kurulu-baskani-drfaruk-guler-82531</guid>
            <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 11:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güler: ESBAŞ’ta 25 yılda yakaladığımız performansa, BASBAŞ’ta 10 yılda ulaşacağız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AHMET USMAN/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Serbest Bölgesi Kurucu ve İşleticisi A.Ş. (ESBAŞ) ve Batı Anadolu Kurucu ve İşleticisi A.Ş. (BASBAŞ) Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Yürütme Kurulu Başkanı Dr. Faruk Güler,  ESBAŞ’ta üretim, istihdam, ihracat hacmi gibi konularda 25 yılda geldikleri noktaya, iki yıl önce faaliyete başlayan BASBAŞ’ta 10 yılda ulaşacaklarını dile getirdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://img.ekonomim.com/rcman/Cw850h567q95gc/storage/files/images/2026/07/05/basbas-tfuw.jpg" alt="ESBAŞ ve BASBAŞ Yürütme Kurulu Başkanı Dr. Faruk Güler: “ESBAŞ’ta 25 yılda yakaladığımız performansa, BASBAŞ’ta 10 yılda ulaşacağız” - Resim : 1" width="850" height="567" data-lightbox="true" /></p>
<p>EKONOMİ Gazetesi Genel Koordinatörü Vahap Munyar ve Bergama Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Lütfi Kolat ve Meclis Başkanı Onur Kayalıoğulları’nı BASBAŞ’ta misafir eden Güler, bölgenin mevcut durumu, yapılan çalışmalar ve hedefleri hakkında bilgi verdi. Ziyarette Ege Serbest Bölgesi’nin Ege’nin ihracatından yüzde 11, İzmir’in ihracatından yüzde 26 pay aldığını hatırlatan Faruk Güler, “ESBAŞ, işlem hacmi, ihracat ve istihdam açısında serbest bölgeler arasında uzun yıllardır ilk sırada yer alıyor. Yıllık ihracatı 3.5 milyar dolara yaklaşıyor. ESBAŞ’ı bu seviyeye getirmemiz 25 yıl sürdü. Planımız BASBAŞ’ta bu rakamı 10 yıla çekmek. 10 yıl sonra burası 3-3.5 milyar dolar ihracat yapar hale gelir” diye konuştu.</p>
<h2> “Bu yıl 5 yeni yatırımcı bekliyoruz”</h2>
<p> Yatırımlarını ve pazarlama çalışmalarını bu hedef doğrultusunda sürdürdüklerini anlatan Güler, “Bölgede halihazırda 7 yatırımcımız var. Bugün itibariyle yurt içi ve yurt dışından 10 dolayında yatırımcı ile görüşmelerimiz sürüyor. Bunlar arasında çok büyük şirketler var ama henüz anlaşma imzalanmadığı için isim veremiyoruz. Değerlendirmelerimiz devam ediyor. Bu yıl sonuna kadar mevcut 7 fabrikanın üzerine 5 tane daha koyacağımızı tahmin ediyoruz” dedi.</p>
<p> Günümüzde devletlerin en büyük mücadele alanlarından birinin yatırımcı çekmek olduğunu vurgulayan Güler, “Biz de bu konuda elimizden geleni yapıyoruz. Çok ciddi bir tanıtım ofisimiz var. Arkadaşlarımız yurt içinden ve yurt dışından potansiyel yatırımcılarla direkt temas halindeler. Hiçbir serbest bölgede olmadığı kadar bu işe zaman ve emek ayırıyoruz. İşimizin zor olduğunu biliyoruz. Çünkü dünyada ve Türkiye’de yatırım ortamı her zamankine göre zayıf. Her ülkenin kendilerine has artı ve eksileri var. Biz Türkiye’nin eksiklerini saklamadan artılarını anlatıyoruz. Önemli olan şirketlerin dertleri nedir anlamak ve serbest bölgeler bu dertlere derman olabiliyorsa, bunu anlatmak. Bir kısım firmanın dermanı büyümede. Bizim işimiz de onları bulup Türkiye’ye getirmek. Ticari ataşeliklerimizle, Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi ile çok yakın çalışıyoruz. Türkiye’de her zaman yatırıma ihtiyaç var. Bunun için bir yerde memleket görevi de yapıyoruz. Yatırımcı aramak iğneyle kuyu kazmak gibi bir durum. Dünyanın pek çok bölgesinden yatırımcı arayışımız sürüyor” diye konuştu.</p>
<h2>“Her senaryoya hazırız”</h2>
<p>Türkiye’de olduğu gibi dünyada da bazı dönemlerde yatırımların yavaşladığını hatırlatan Güler, “Şu an böyle bir dönemi yaşıyoruz. Ama bu dönemler sonsuza kadar sürmez. Yaklaşık 5 yıldır devam eden bu sürecin 2-3 yıl daha sürdüğünü düşünelim. O zaman Türkiye’nin de BASBAŞ’ın da durumu değişir. Biz de planlamamızı bu ihtimallere göre yapıyoruz. Eğer söylediğimiz yatırım patlaması tahminimizden önce gerçekleşirse biz de hedeflerimizi öne çekeriz. Biz her şarta uygun bir sistem kurduk. En kötü senaryoda ayakta kalırız, en iyi senaryoya da uyum sağlarız” bilgilerini verdi.</p>
<p>İhracat yapan ve yüksek katma değer yaratan ancak yeni yatırımlar için Marmara ve Ege’de sanayi parseli bulamayan pek çok yatırımcı bulunduğunu dile getiren Güler, “BASBAŞ’a ev sahipliği yapan Bergama, son dönem yapılan çalışmalarla ideal bir yatırım alanı haline geldi. Biz de BASBAŞ’ta 2.5 milyon metrekare büyüklüğündeki araziyi sanayi yatırımlarına hazır hale getirdik. Parsel sınırına kadar getirilmiş olan elektrik, su, telekomünikasyon, doğalgaz, atık su ve yağmur suyu dahil olmak üzere bütün yatırımlar tamamlandı. Bu, Türkiye’de özel şirket eliyle, ülkeye ilave sanayi alanı kazandırmak amacıyla yapılmış son yıllardaki en büyük yatırım” dedi.</p>
<h2> “300 bin metrekareye kadar parsel sunabiliyoruz”</h2>
<p> Türkiye’de özellikle Marmara ve Ege bölgelerinde istenilen büyüklükte sanayi parseli bulmanın giderek zorlaştığını ve yatırım olanaklarının daraldığını vurgulayan Dr.Faruk Güler, “BASBAŞ’ta yatırımcılara 10 bin m²’den 300 bin m² ye kadar esnek parsel büyüklükleriyle farklı seçenekler var.  Ayrıca yatırımcıya modüler üretim binaları da sunuyoruz. Bununla amacımız yatırımcılarımızın inşaat sürecini beklemeden makine kurumlarını yaptıkları anda hızlı ve en kısa sürede üretime başlamalarına olanak sağlamak. Bölgemizdeki kullanım suyu ihtiyacını karşılamak üzere bin 500 m3 hacme sahip su depomuzu tamamladık. Peyzaj ve çevre düzenlemesi hassas olduğumuz bir konu. Bu alanda suyu verimli kullanacak çözümler geliştiriyoruz. Günlük 10 bin kişiye yemek üretecek olan BASBAŞ Endüstriyel Gıda İşletmeleri Tesisi geçen yıl üretime başladı” diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esbas-ve-basbas-yurutme-kurulu-baskani-drfaruk-guler-82531</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/1/1280x720/esbas-ve-basbas-yurutme-kurulu-baskani-drfaruk-guler-esbasta-25-yilda-yakaladigimiz-performansa-basbasta-10-yilda-ulasacagiz-1783241734.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Son kurulan serbest bölge olan Batı Anadolu Serbest Bölgesi, Türkiye ve dünyadaki yatırım ortamının durağanlığına rağmen büyümesini sürdürüyor. İlk tesislerin 2024’te faaliyete geçtiği ve şu an 7 yatırımcıya ev sahipliği yapan bölgede, yıl sonu hedefi bu rakamı 12’ye çıkarmak. 10 yıl sonraki hedef ise yıllık 3 – 3.5 milyar dolarlık ihracat. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kahramanmaras/buyuksehir-direncli-sehir-vizyonunu-akademik-is-birlikleriyle-guclendiriyor-82569</guid>
            <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 09:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kahramanmaraş&#039;ın afet yönetimi İstanbul&#039;daki çalıştayda konuşuldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesinin, 6 Şubat depremlerinin ardından şehrin yeniden imar ve ihyası noktasında yürüttüğü faaliyetlerin yanı sıra, bilimsel ve teknik çalışmalara da öncülük etmeyi sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, şehrin geleceğini daha güvenli, daha dirençli ve sürdürülebilir bir anlayışla şekillendirmeyi hedefleyen Büyükşehir Belediyesi, üniversiteler ve ilgili kurumlarla iş birliğini güçlendirerek afet yönetimi ve kentsel dönüşüm alanındaki çalışmalarını kapsamlı şekilde sürdürüyor. Bu kapsamda Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi ev sahipliğinde, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi, Abdullah Gül Üniversitesi ve İstanbul Valiliğinin katılımıyla İstanbul’da “Dirençli Kentsel Miras - Kültürel Sürekliliğe Dayalı Afet Yönetimi” çalıştayı düzenlendi. İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nde gerçekleştirilen programa kamu kurumlarının temsilcileri, akademisyenler ve uluslararası uzmanlar katıldı.</p>
<p>Çalıştayda Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanlığı personelleri, İstanbul Valiliği temsilcileri, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi ve Abdullah Gül Üniversitesinden akademisyenler ile yurt dışından gelen uzman isimler bir araya geldi. Program boyunca afetlere dirençli kentlerin oluşturulması, tarihi ve kültürel mirasın korunması, afet sonrası yeniden yapılanma süreçleri ve sürdürülebilir şehircilik anlayışı farklı yönleriyle değerlendirildi.</p>
<p><strong>Deprem gerçeği ve yeniden yapılanma süreci masaya yatırıldı</strong></p>
<p>Çalıştayın ana gündem maddelerini 6 Şubat Kahramanmaraş Depremleri ile Türkiye’nin deprem gerçeği oluşturdu. Alanında uzman akademisyenler ve şehircilik uzmanları, afet öncesi hazırlık süreçlerinden afet sonrası iyileştirme çalışmalarına kadar pek çok konuda görüş ve önerilerini paylaştı. Bilimsel veriler ışığında gerçekleştirilen değerlendirmelerde, şehirlerin yalnızca fiziksel olarak değil; sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan da dirençli hale getirilmesinin önemine dikkat çekildi.</p>
<p><strong>Kanlıdere Caddesi için hazırlanan proje değerlendirildi</strong></p>
<p>Toplantıda ayrıca Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi tarafından Kahramanmaraş’ın simgelerinden Kanlıdere Caddesi için hazırlanan kapsamlı yenileme projesi de ele alındı. Uzmanlar tarafından detaylı şekilde değerlendirilen projede, bölgenin tarihi dokusunun korunması, kamusal yaşamın güçlendirilmesi, afetlere karşı daha güvenli ve sürdürülebilir bir şehir kimliği oluşturulmasına yönelik öneriler paylaşıldı.</p>
<p>Büyükşehir Belediyesi, şehrin yeniden inşa sürecinde yalnızca altyapı ve üstyapı yatırımlarına değil, akademik bilgi birikimi ve bilimsel çalışmaların rehberliğinde yürütülen teknik projelere de önem veriyor. Üniversiteler ve ilgili kurumlarla geliştirilen ortak çalışmalar sayesinde, Kahramanmaraş’ın kültürel mirasını koruyan, afetlere karşı daha dirençli ve gelecek nesillere güvenle aktarılabilecek bir şehir yapısının oluşturulması hedefleniyor. Bu doğrultuda Büyükşehir Belediyesi, ulusal ve uluslararası paydaşlarla iş birliklerini artırarak bilimsel temelli şehircilik çalışmalarını sürdürmeye devam edecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kahramanmaras/buyuksehir-direncli-sehir-vizyonunu-akademik-is-birlikleriyle-guclendiriyor-82569</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/9/1280x720/buyuksehir-direncli-sehir-vizyonunu-akademik-is-birlikleriyle-guclendiriyor-1783318519.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi ev sahipliğinde, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi, Abdullah Gül Üniversitesi ve İstanbul Valiliğinin katılımıyla İstanbul’da düzenlenen “Dirençli Kentsel Miras - Kültürel Sürekliliğe Dayalı Afet Yönetimi” çalıştayında, Kahramanmaraş’ın geleceğine yönelik dirençli kentleşme ve kültürel miras odaklı projeler masaya yatırıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
