<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/otomotiv/otomotivde-ihracatin-rotasi-ticariye-dondu-87280</guid>
            <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 09:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otomotivde ihracatın rotası ticariye döndü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT / BURSA</strong><br />Türkiye otomotiv endüstrisi, ağustosta 2 milyar 791 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirerek geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2,3 büyüdü. 2,79 milyar dolarlık ihracatla Türkiye’nin toplam ihracatından yüzde 11,9 pay alan otomotiv sektörü, liderliğini korudu. Ocak-ağustos döneminde ise sektörün ihracatı yüzde 2,5 artışla 27 milyar 211 milyon dolara yükseldi. Ancak sektörün ihracat performansında ürün grupları arasındaki farklılaşma belirginleşti. Ağustosta binek otomobil ihracatı yüzde 11 düşerek 626 milyon dolara gerilerken, eşya taşımaya mahsus motorlu taşıt ihracatı yüzde 43 artışla 521 milyon dolara, çekici ihracatı ise yüzde 45 artışla 184 milyon dolara çıktı. Otobüs, minibüs ve midibüs ihracatı da yüzde 31 gerileyerek 189 milyon dolar oldu. Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kemal Yazıcı, “Euro/TL kur artışı enflasyona göre çok geride kalıyor, satışımız döviz ile ama giderlerimizin önemli bir kısmı TL bazında ve uzun süredir artarak devam eden €/TL ile enflasyon arasındaki fark tüm ihracatçıları olumsuz etkiliyor” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa39edf5c218-1789107935.jpeg" alt="" width="444" height="389" /></p>
<h2><strong>Ticari araçlar öne çıktı</strong></h2>
<p>İlk sekiz aylık performans da benzer bir tabloyu ortaya koydu. Bu dönemde binek otomobil ihracatı yüzde 7 azalarak 7 milyar 635 milyon dolara inerken, eşya taşımaya mahsus motorlu taşıt ihracatı yüzde 8,5 artışla 4 milyar 883 milyon dolara, çekici ihracatı yüzde 20 artışla 1 milyar 439 milyon dolara yükseldi. Otobüs-minibüs-midibüs ihracatı da yüzde 5 artarak 2 milyar 178 milyon dolara ulaştı. Otomotiv ihracatının en büyük kalemini oluşturan tedarik endüstrisinde ise ağustosta yüzde 1'lik düşüşle 1 milyar 208 milyon dolarlık ihracat yapıldı. Buna karşın ocak-ağustos döneminde tedarik sanayinin ihracatı yüzde 4 artarak 10 milyar 677 milyon dolara ulaştı ve toplam otomotiv ihracatından yüzde 39,2 pay aldı. </p>
<h2><strong>İngiltere ve Hollanda pazarlarında güçlü artış</strong></h2>
<p>Ağustos ayında otomotiv ihracatında ilk 10 pazardan 7'sinde artış kaydedildi. Birleşik Krallık'a ihracat yüzde 30 artışla 305 milyon dolara çıkarken, Hollanda'ya ihracat yüzde 107 artış göstererek dikkat çekti. Almanya ise 489 milyon dolarla en fazla ihracat yapılan ülke olmasına rağmen bu pazara yönelik ihracat yüzde 2 geriledi. Fransa'ya ihracat yüzde 3 artışla 288 milyon dolara yükseldi. Ocak-ağustos döneminde Almanya 4 milyar 441 milyon dolarla ilk sıradaki pazar olurken, Fransa 3 milyar 316 milyon dolar, İtalya ise 2 milyar 442 milyon dolarlık ihracatla takip etti. Birleşik Krallık'a ihracat ise yılın ilk sekiz ayında yüzde 9 gerileyerek 2 milyar 475 milyon dolar oldu. Ocak-ağustos döneminde AB'ye otomotiv ihracatı yüzde 5 artışla 20 milyar 60 milyon dolara yükseldi ve toplam ihracatın yüzde 73,7'sini oluşturdu. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/otomotiv/otomotivde-ihracatin-rotasi-ticariye-dondu-87280</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/0/1280x720/otomotivde-ihracatin-rotasi-ticariye-dondu-1789107961.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye otomotiv endüstrisinin ağustos ihracatı yüzde 2,3 artışla 2,79 milyar dolara yükselirken, ürün gruplarındaki ayrışma dikkat çekti. Binek otomobil ihracatı yüzde 11 gerilerken, eşya taşımaya mahsus motorlu taşıtlar yüzde 43, çekiciler yüzde 45 arttı. İlk sekiz ayda otomotiv ihracatı 27,2 milyar dolara ulaştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/irana-25-milyar-dolarlik-gizli-cin-koridoru-87275</guid>
            <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 08:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> İran’a 2.5 milyar dolarlık gizli Çin koridoru</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6aa3924d6b674-1789104717.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>İran'a yönelik milyarlarca dolarlık ABD yaptırımları, Çin ile ticaretin önünü kesmek yerine iki ülke arasında alternatif bir finansman koridorunun oluşmasına yol açtı. Tahran, petrolünü Çin'e satıyor; karşılığında elde ettiği geliri doğrudan ödeme yapmak yerine Çin'den mal ve hizmet alımında kullanılabilecek krediye dönüştürüyor. Böylece İran uluslararası bankacılık sistemine ihtiyaç duymadan ithalatını sürdürüyor.</p>
<p>Sistem yalnızca ticari mallarla sınırlı değil. Reuters’ın ulaştığı İranlı kaynaklar ve konuya yakın kişiler, mekanizmanın son bir yıl içinde İran’a milyonlarca dolar değerinde hava savunma ekipmanı tedarikiyle bağlantılı sözleşmelerde de en az bir kez kullanıldığını öne sürüyor.. Çin Dışişleri Bakanlığı ise söz konusu mekanizmadan haberdar olmadığını açıkladı.</p>
<h2>Petrol parası mal olarak dönüyor </h2>
<p>Mekanizmanın merkezinde İran petrolünün Çin ithalatı karşılığında krediye dönüştürülmesi bulunuyor. ABD yaptırımları nedeniyle İran’ın uluslararası bankacılık kanallarına erişiminin sınırlı olması, Tahran’ı alternatif ödeme sistemlerine yöneltti.</p>
<p>Kaynaklara göre Çin devlet petrol şirketi Zhuhai Zhenrong adına hareket eden bir alıcı, en azından bu yıla kadar Çin merkezli ve kamuoyunda fazla bilinmeyen ChuXin adlı bir finans kuruluşuna aylık yüz milyonlarca dolar yatırdı. Bu kaynakların daha sonra Çinli ihracatçılara ve İran’daki altyapı projelerinde çalışan şirketlere aktarılması sağlandı.</p>
<p>Kaynaklar, bu mekanizma üzerinden geçen İran petrol gelirlerinin yaklaşık yüzde 70’inin altyapı projelerine yönlendirildiğini, kalan bölümün ise İran’a mal satan şirketlerin ödemelerinde kullanıldığını belirtiyor. Son bir yılda özel amaçlı şirket üzerinden 2-2,5 milyar dolar arasında para akışı gerçekleştiği tahmin ediliyor. Ancak söz konusu finans kuruluşları ve yapıların bazılarının Çin’deki resmi şirket kayıtlarında doğrulanamadığı belirtiliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ÇİN İNDİRİMLİ PETROLÜ İRAN İSE İTHALATI GARANTİLİYOR</span></h2>
<p>Bu düzenleme iki taraf için de ekonomik avantaj sağlıyor. İran, dolar ve uluslararası bankacılık sistemine doğrudan ihtiyaç duymadan ithalat yapabilirken Çin, yaptırımlı İran petrolüne erişimini sürdürüyor. Kpler verilerine göre Çin, 2025’te İran’ın deniz yoluyla ihraç ettiği petrolün yüzde 80’den fazlasını, günde ortalama 1,4 milyon varili satın aldı. İran'ın Çin'den aldığı ürünler arasında ilaç, araç ve iletişim ekipmanları bulunuyor. Üreticilerin önemli bölümünün İran’la doğrudan ticaret yapmadığı, dolayısıyla yaptırımları ihlal ettiklerine dair bir göstergenin bulunmadığı belirtiliyor. Bu yapı, iki ülkenin yıllardır geliştirdiği ekonomik ortaklığın da yeni bir boyutunu ortaya koyuyor. Çin ve İran 2021’de enerji ve altyapı başta olmak üzere birçok sektörü kapsayan 25 yıllık stratejik ortaklık anlaşması imzalamıştı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/irana-25-milyar-dolarlik-gizli-cin-koridoru-87275</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/8/1280x720/iran-harita-1779689007.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD yaptırımları İran’ın Çin’den mal almasını durduramadı. Tahran, petrol gelirlerini krediye çevirerek ilaçtan otomobile, iletişim ekipmanından altyapıya kadar Çin mallarını finansal sistemin dışından ülkeye sokuyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turizm-ve-lojistik-haric-hizmette-acik-buyuyor-87273</guid>
            <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 08:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turizm ve lojistik hariç ‘hizmet’te açık büyüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Türkiye ekonomisinin 2016–2025 döneminde dış ticaret dengesinin en güçlü dayanaklarından biri hizmet sektörü oldu. TÜİK Uluslararası Hizmet Ticareti İstatistikleri’ne göre, hizmet ihracatı 2016’daki 51,38 milyar dolardan yüzde 143 artışla 2025’te 124,88 milyar dolara çıktı. Hizmet ithalatı da yüzde 138 artarak 26 milyar dolardan 61,89 milyar dolara yükseldi. Böylece hizmet ticaretindeki net fazla 25,38 milyar dolardan 62,99 milyar dolara ulaştı.</p>
<p>Son 10 yıldaki büyümenin yükünü seyahat ve taşımacılık sırtladı. Seyahat ihracatı 23,79 milyar dolardan 60,04 milyar dolara, net fazla 18,81 milyar dolardan 51,07 milyar dolara çıktı. Taşımacılık ihracatı da 19,73 milyar dolardan 42,57 milyar dolara, net fazla 12,68 milyar dolardan 22,79 milyar dolara yükseldi. İki kalem 2025’te toplam hizmet ihracatının yüzde 82,2’sini oluşturdu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa390c2b7e9c-1789104322.png" alt="" width="355" height="322" />Ancak turizm ve lojistik hariç tutulduğunda açık büyüdü. Bu iki sektör dışarıda bırakıldığında 2016’da 6,11 milyar dolar olan hizmet ticareti açığı, 2025’te yüzde 77,9 artışla 10,87 milyar dolara çıktı. 2016–2023 döneminde 5,3–6,6 milyar dolar bandında seyreden açık, 2024’te 7,74 milyar dolara, 2025’te 10,87 milyar dolara yükseldi.</p>
<h2>Katma değerli kalemlerde açık derinleşti </h2>
<p>Katma değerli ve teknoloji odaklı kalemlerde açık daha belirgin. Lisans, patent, marka ve yazılım kullanım ödemelerini içeren fikri mülkiyet haklarında net açık 2016’daki 1,79 milyar dolardan yüzde 135,8 artışla 2025’te 4,23 milyar dolara çıktı. Sigorta ve emeklilik hizmetlerinde açık 1,06 milyar dolardan 2,52 milyar dolara, danışmanlık ve Ar-Ge gibi alanları kapsayan diğer iş hizmetlerinde ise 2,60 milyar dolara ulaştı.</p>
<p>Tek olumlu ayrışma telekomünikasyon, bilgisayar ve bilgi hizmetlerinde görüldü. Yazılım ve bilişim ihracatı 2016’daki 1,05 milyar dolardan yüzde 537,8 artışla 2025’te 6,72 milyar dolara yükseldi. Böylece sektördeki kronik dış ticaret açığı kapanma noktasına geldi.</p>
<h2>En fazla ihracat ABD’ye </h2>
<p>Seyahat hariç ülke bazlı hizmet ticaretinde en fazla ihracat ABD’ye yapıldı. ABD’ye hizmet ihracatı 2016’daki 2,22 milyar dolardan 2025’te 8,34 milyar dolara çıktı. Almanya 7,45 milyar dolarla ikinci, Birleşik Krallık 4,3 milyar dolarla üçüncü, Rusya 3,2 milyar dolarla dördüncü sırada yer aldı. Türkiye’nin ABD’ye karşı net hizmet ticareti fazlası 228,7 milyon dolardan 3,96 milyar dolara, Almanya ile net fazla ise 3,25 milyar dolara yükseldi.</p>
<h2>İthalatta İrlanda zirveden inmiyor </h2>
<p>İthalatta ilk sırayı 6,67 milyar dolarla İrlanda aldı. Onu 4,80 milyar dolarla Birleşik Krallık ve 4,38 milyar dolarla ABD izledi. Türkiye’nin seyahat hariç en büyük hizmet ticareti açığı 5,46 milyar dolarla İrlanda’ya karşı verildi. Bunda Google, Apple, Meta ve Microsoft gibi teknoloji şirketlerinin Avrupa merkezlerinin İrlanda’da bulunması ve Türkiye’den yapılan yazılım, bulut ve dijital reklam ödemelerinin bu ülkeye yazılması etkili oldu. Türk deniz ticaret filosunun uluslararası tescilde kullandığı ‘elverişli bayrak’ uygulamaları nedeniyle de Liberya’ya karşı 1,79 milyar dolar, Panama’ya karşı 1,32 milyar dolar net hizmet ticareti açığı oluştu. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turizm-ve-lojistik-haric-hizmette-acik-buyuyor-87273</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/ihracat-ithalat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin hizmet ihracatı son 10 yılda yüzde 143 artarak 125 milyar dolara dayanırken, hizmet dengesindeki net fazla yüzde 148 yükselişle 63 milyar dolara yaklaştı. Ancak turizm ve taşımacılık 74 milyar dolarlık net fazla üretirken, bu iki sektör çıkarıldığında Türkiye hizmet ticaretinde 11 milyar dolar açık verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/her-seyi-yapmak-yerine-dogru-alani-secip-israrci-olmaliyiz-87274</guid>
            <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Her şeyi yapmak yerine, doğru alanı seçip ısrarcı olmalıyız&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye ekonomisinde dezenflasyon süreci devam ederken, fiyat istikrarının yanı sıra üretim gücünün nasıl korunacağı da giderek daha fazla önem kazanıyor. Yüksek finansman maliyetleri, özellikle KOBİ’lerin işletme sermayesine ve yatırımlar için gerekli kaynağa erişimini zorlaştırıyor. Sanayide verimlilik, teknoloji ve ihracat kapasitesinin korunması, önümüzdeki dönemin temel başlıkları arasında öne çıkıyor.</p>
<p>Pergamon Status Yönetim Kurulu Başkanı Jak Eskinazi, ekonomi politikalarının başarısının yalnızca enflasyondaki düşüşle değil, sanayi yapısı, yatırım ortamı ve rekabet gücüyle de ölçülmesi gerektiğini belirtti. Finansmana ulaşabilen şirket ile en verimli şirketin her zaman aynı olmadığını vurgulayan Eskinazi, sağlıklı işletmelerin geçici nakit akışı sorunları nedeniyle kaybedilmemesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Yüksek finansman maliyetlerinin yatırımları ertelediğine dikkat çeken Eskinazi, “Bugün ertelenen yatırım, yarının kaybedilen ihracatıdır” dedi. Türkiye’nin ucuz işçilik ve kur avantajı yerine nitelikli insan, yüksek katma değerli ürün, teknoloji ve marka üzerinden rekabet etmesi gerektiğini kaydetti.</p>
<p>Yapay zekâ, yarı iletkenler, biyoteknoloji, sağlık ve enerji teknolojileri, kimya, makine ve robotik gibi alanlara işaret eden Eskinazi, Türkiye’nin her alanda lider olmak zorunda olmadığını belirtti. Birkaç stratejik alanın 10-20 yıl boyunca kararlılıkla desteklenmesi halinde dünya çapında oyuncular çıkarılabileceğini söyleyen Eskinazi, “Mesele her şeyi yapmak değil, doğru alanı seçip ısrarcı olmak” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>Verimliliği büyümenin </strong><strong>merkezine koymalıyız</strong></p>
<p>Türkiye ekonomisinde bugün enflasyonu konuşuyoruz. Fiyat istikrarı sağlanmadan vatandaşın satın alma gücünü korumak ve şirketlerin yatırım yapabileceği öngörülebilir bir ekonomik ortam oluşturmak mümkün değil. Ancak başarıyı yalnızca enflasyonun kaç puan gerilediğiyle ölçmemeliyiz. Nasıl bir sanayi yapısına ve rekabet gücüne sahip olduğumuz da önemlidir.</p>
<p>Türkiye’nin sanayi altyapısı, girişimcilik kültürü ve yıllara dayanan üretim tecrübesi var. Ancak artık yalnızca ne kadar ürettiğimize değil, ne kadar verimli ürettiğimize bakmak zorundayız. Bir çalışanla, bir makineyle ve bir birim sermayeyle ne kadar katma değer yarattığımızı sorgulamalıyız. Türkiye’nin yeni büyüme hikâyesi bu sorunun cevabında yatıyor.</p>
<p>Finansmanı da bu bakışla ele almalıyız. Finansmana ulaşabilen şirket ile en verimli şirket her zaman aynı şirket değildir. Güçlü teminatı bulunan bir şirket finansmana daha kolay erişebilirken, yenilikçi, ihracat potansiyeli yüksek ve verimli çalışan bir KOBİ aynı imkâna sahip olmayabilir. KOBİ’lerde bu ayrımı dikkate almalıyız.</p>
<p>Tüketimi finanse eden krediyle üretime, ihracata, teknolojiye, Ar-Ge’ye ve yatırıma giden krediyi aynı şekilde değerlendirmemeliyiz. İşletmelerin siparişi ve üretim kapasitesi var ancak yeterli işletme sermayesi yok. Finansman yalnızca büyümenin değil, üretimi sürdürebilmenin de temel şartıdır. Sağlıklı bir işletmeyi geçici nakit akışı problemi nedeniyle kaybettiğinizde çalışanı, bilgi birikimini, tedarik zincirini, müşteriyi ve ihracat pazarını da kaybedersiniz.</p>
<p>Yatırımı yalnızca yeni fabrika kurmak olarak görmemeliyiz. Yeni makine, otomasyon, yapay zekâ, enerji verimliliği, Ar-Ge ve yeni ürün geliştirmek de yatırımdır. Finansman maliyetleri yükseldiğinde ilk ertelenen kalemlerden biri yatırım oluyor. Oysa etkisi hemen ortaya çıkmaz. Birkaç yıl sonra rakibiniz daha az enerjiyle daha hızlı üretirken ve teknolojiye yatırım yaparken siz mevcut teknolojinizle devam ediyorsanız rekabet farkı açılır.</p>
<p>Bu yüzden bugün ertelenen yatırım, yarının kaybedilen ihracatıdır. 2028’in, 2030’un ve sonrasının ihracat kapasitesini o yıllarda değil, bugün yaptığımız teknoloji, makine, Ar-Ge ve insan yatırımları belirleyecek.</p>
<p><strong>Yalnızca “yüksek katma değerli </strong><strong>üretim” demek yeterli değil </strong></p>
<p>Rekabet modelimizi değiştirmeliyiz. Ucuz işçilik üzerinden rekabet edebileceğimiz dönem giderek kapanıyor. Türkiye’nin kalıcı rekabet avantajı Türk lirasının sürekli değer kaybetmesi de olamaz. Ucuz para yerine verimli üretimi, ucuz işçilik yerine nitelikli insanı, ucuz ürün yerine yüksek katma değerli ve stratejik ürünü, kur avantajı yerine teknoloji ve marka avantajını koymalıyız. Bunu başardığımız ölçüde ihracatçımız kurdaki her hareket karşısında daha az kırılgan olacaktır.</p>
<p>Artık yalnızca “yüksek katma değerli üretim” demek yeterli değil. Stratejik ürün ve stratejik teknoloji kavramlarını ekonomi politikamızın merkezine almak zorundayız. Türkiye savunma sanayiinde bunun önemli bir örneğini gösterdi. Belirli alanlar seçildi, uzun vadeli hedefler oluşturuldu; kamu, özel sektör, mühendislik ve teknoloji ekosistemi aynı doğrultuda hareket etti.</p>
<p>Benzer yaklaşımı başka sektörlere de taşımalıyız. Yapay zekâ, yarı iletkenler, biyoteknoloji, sağlık ve enerji teknolojileri, kimya, makine ve robotik gibi alanlarda önceliklerimizi belirlemeliyiz. Bütün alanlarda aynı anda dünya lideri olmak zorunda değiliz. Ancak birkaç stratejik alanı doğru seçip 10-20 yıl boyunca desteklersek dünya çapında oyuncular çıkarabiliriz. Mesele her şeyi yapmak değil; doğru alanı seçmek ve o alanda ısrarcı olmaktır.</p>
<p><strong>Uzun vadeli sanayi </strong><strong>politikası ve nitelikli insan</strong></p>
<p>Finansal istikrar önemli ancak tek başına yeterli değil. Onu bir sonuç olarak değil, güçlü bir ekonomi inşa etmek için gerekli zemin olarak görmeliyiz. O zeminin üzerine nasıl bir ekonomi kuracağımızı sanayi politikamız belirleyecek.</p>
<p>Önümüzdeki beş ve on yıllık yol haritasında hangi sektörlerde rekabetçi olmak istediğimizi, hangi alanlara teknoloji yatırımı yapılacağını, hangi kritik girdileri Türkiye’de üreteceğimizi, hangi sektörlerde ihracatımızı artıracağımızı ve hangi teknolojilerin stratejik olacağını netleştirmeliyiz. Reel sektörün önünü görebilmesi için böyle bir yol haritasına ihtiyacı var.</p>
<p>En kritik sermayemiz insan. Makine satın alınabilir, fabrika kurulabilir, teknoloji lisanslanabilir. Ancak o teknolojiyi geliştirecek, yönetecek ve daha ileriye taşıyacak insan kaynağı kısa sürede oluşturulamaz. Mesleki eğitimle sanayinin ihtiyaçlarını eşleştirmeli, üniversite-sanayi iş birliğini işler hale getirmeli ve teknoloji alanlarında yetişmiş insanlarımızı Türkiye’de tutabilmeliyiz. Nitelikli insan kaybı, fabrika kaybı kadar ciddi bir sanayi politikası sorunudur.</p>
<p>Önümüzdeki birkaç yıl kritik. Çünkü bugün yalnızca enflasyonu düşürmeye çalışmıyoruz; Türkiye’nin önümüzdeki 10-20 yıllık üretim yapısının temellerini de atıyoruz. Asıl başarı ölçümüz; sanayicimizin yatırım yapabilmesi, KOBİ’mizin finansmana ulaşabilmesi, ihracatçımızın pazarını koruyabilmesi, şirketlerimizin daha verimli ve teknolojik hale gelmesi ve Türkiye’nin stratejik ürünlerde yeni alanlar açabilmesi olmalıdır.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>Sanayiyi ve rekabeti güçlendirecek yol haritası</strong></span></p>
<p>Jak Eskinazi, Türkiye’nin sanayi ve rekabet gücünü artıracak önerilerini şöyle sıraladı:</p>
<p>- Üretimde yalnızca miktara değil, çalışan, makine ve sermaye başına yaratılan katma değere odaklanılmalı.</p>
<p>- Finansmana ulaşabilen şirket ile en verimli şirketin aynı olmayabileceği gözetilmeli; verimli ve ihracat potansiyeli yüksek KOBİ’ler desteklenmeli.</p>
<p>- Tüketim kredileri ile üretim, ihracat, teknoloji, Ar-Ge ve yatırıma giden krediler aynı şekilde değerlendirilmemeli.</p>
<p>- Makine, otomasyon, yapay zekâ, enerji verimliliği ve Ar-Ge yatırımları korunmalı; bugünün yatırımı geleceğin ihracatı olarak görülmeli.</p>
<p>- Ucuz işçilik ve kur avantajı yerine nitelikli insan, verimli üretim, teknoloji, marka ve stratejik ürün öne çıkarılmalı.</p>
<p>- Yapay zekâ, yarı iletkenler, biyoteknoloji, enerji teknolojileri, makine ve robotik gibi birkaç alan uzun vadeli desteklenmeli.</p>
<p>- Hangi sektörlerde rekabet edileceği, hangi kritik girdilerin üretileceği ve hangi teknolojilerin stratejik olduğu netleştirilmeli.</p>
<p><strong>- </strong>Mesleki eğitim sanayinin ihtiyaçlarıyla eşleştirilmeli, üniversite-sanayi iş birliği güçlendirilmeli ve yetişmiş insan Türkiye’de tutulmalı.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>İhtiyacımız olan yeni </strong><strong>bir büyüme modelidir</strong></span></p>
<p>Türkiye, dezenflasyon ile sanayileşme arasında seçim yapmak zorunda değil. Doğru politikalarla ikisini aynı anda gerçekleştirebiliriz. İhtiyacımız olan; fiyat istikrarını sağlarken sanayiyi koruyan, verimliliği artıran, teknolojik dönüşümü hızlandıran ve Türkiye’yi dünyanın yeni üretim zincirlerinde stratejik bir oyuncuya dönüştüren yeni bir büyüme modelidir.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Dış ticaretteki deneyimiyle </strong><strong>Ege ihracatının öncülerinden oldu</strong></span></p>
<p>5 Temmuz 1954’te İzmir’de doğan Jak Eskinazi, tekstil ve dış ticaretteki deneyimini ihracatçı örgütlerindeki uzun soluklu görevleriyle birleştiren bir sanayici. Eskinazi, 2018-2026 döneminde Ege Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği Başkanlığı, 2018-Mayıs 2026 arasında da Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanlığı yaptı. EİB’de iki farklı ihracatçı birliğine başkanlık eden Eskinazi, 2026’daki seçimlerin ardından Ege Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu’nda görevini sürdürüyor. Ayrıca İZFAŞ Yönetim Kurulu ve İzmir Ekonomi Üniversitesi Mütevelli Heyeti’nde yer alıyor; İzmir Ticaret Odası’nda Meclis Üyesi olarak görevli. Uzun yıllardır ihracat, tekstil, sürdürülebilirlik ve rekabet gücü başlıklarında öne çıkan Eskinazi, üretimin teknoloji, marka ve nitelikli insanla güçlenmesi gerektiğini savunuyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/her-seyi-yapmak-yerine-dogru-alani-secip-israrci-olmaliyiz-87274</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/jak-eskinazi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayide verimlilik ve teknoloji yatırımlarının önemini vurgulayan Pergamon Status Yönetim Kurulu Başkanı Jak Eskinazi, Türkiye’nin yüksek teknolojiye geçiş için stratejik alanlarını belirlemesi gerektiğini vurgulayarak, “Mesele her şeyi yapmak değil, doğru alanı seçip ısrarcı olmak” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/satislari-yuzde-22-artis-sagladi-kari-923-milyar-tlye-cikti-87269</guid>
            <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Satışları yüzde 22 artış sağladı, kârı 9,23 milyar TL’ye çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Metal ana sanayide yer alan 32 şirketten 19'u ilk yarıyı kârla tamamlarken, 13'ü zarar açıkladı. İskenderun Demir Çelik 9,23 milyar TL ve Erdemir 9,22 milyar TL kârla zirvede yer alıyor. Dikkatler ise küçülmek zorunda kalanların bu dar boğazı nasıl aşacağına çevrilmiş durumda.</strong></p>
<p>Metal ana sanayi sektöründe faaliyet yürüten 32 firmanın 2026 yılı ilk yarı sonuçları, operasyonel gücün belli merkezlerde toplandığını söylüyor. Ereğli Demir Çelik’in %94,87 iştiraki konumundaki İskenderun Demir Çelik’in gerçekleştirdiği 9,23 milyar TL dönem sonu kârı, ana ortağı ile benzer bir performansı işaret ediyor. Çelik Halat ve İzmir Demir Çelik dahil 13 firma ise dönem sonunda zarar açıkladı. Kıraç Galvaniz %35,04 kâr marjıyla en verimli firmalardan biri konumunda. Borsada yatırım yaparken, firmaların esas faaliyetlerinden kâr üretip üretemediği ve maliyet yönetimindeki performansları araştırılmalı.</p>
<h2>Zirvede yalnız kaldılar</h2>
<p>İskenderun Demir Çelik, son bir aydır yukarı yönlü fiyat artışıyla dikkat çekiyor. Şirketin elde ettiği kâr, ana ortağı Erdemir’in 9,22 milyar TL olan tutarının da üzerinde gerçekleşirken listede üst sırada yer aldı. Satışlarını %22 artıran firma, net dönem kârını %203 oranında büyütmeyi başardı. Yatırım fonları ise şimdilerde kârlarını nakde çeviriyor. Burçelik, kârlılık oranında görünürde öne çıksa da arka planda ciddi verimlilik sorunlarıyla mücadele ediyor. Faaliyetlerden 75 milyon TL zarar ederken, operasyonel maliyetleri kısmak adına toplam 43 personelini işten çıkardı. Şirket, durdurulan faaliyet kaleminden gelen 424,8 milyon TL nakitle dönem sonunda 292,4 milyon TL kâra döndü.</p>
<h2>Daralan çarkların bedeli</h2>
<p>Çelik Halat, yılın ilk yarısını 516,8 milyon TL gibi hayli ağır bir zararla kapattı. Sektörün zorlanan firmalarından biri olarak öne çıkıyor. Maliyetleri yönetebilmek adına üretimde iki vardiyaya döndü ve 331 olan personel sayısını 294 kişiye düşürdü. Haziranda büyük ortak Artaş %80,43 payını devrederken, Aslan Lena Yatırım %50,43 ile en büyük hissedar oldu.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa387518033c-1789101905.png" alt="" width="999" height="547" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>HIZLI DALGA MI, DÜZENLİ BİRİKİM Mİ?</strong></p>
<p>Hızlı dalga; hızlı kazanç, fırsat, esnek reaksiyon, düşüşten kaçınma, piyasa hakimiyeti. Yüksek risk, ağır stres, hata payı, yıpranma, artan komisyon. Düzenli birikim; dengeleme, tasarruf disiplini, konfor, düşük giriş bariyeri, bileşik güç. Yavaş büyüme, fırsat maliyeti, sabır sorunu, tekdüzelik.</p>
<p><strong>İçinde yer aldığı uluslararası proje tam etiket aldı. Ticarileşmesi şirketi büyütür</strong></p>
<p>Kafein'in açıkladığı Traca projesi nedir ve ne sağlamayı hedefliyor? ● Ayaz Erel</p>
<p>Ayaz; TRACA’yı otonom robotik uygulamalar için yapay zekâ destekli bir haberleşme projesi olarak ifade edebiliriz. Kafein Yazılım, bu uluslararası konsorsiyumun 17 ortağından biri konumunda bulunuyor. Proje, EUREKA'nın bilgi ve iletişim teknolojileri kümesi CELTIC-NEXT tarafından Tam Etiket almaya hak kazandı. Kafein, proje kapsamında sistem analizi, yazılım geliştirme, yapay zekâ tabanlı çözümlerin geliştirilmesi faaliyetlerinde görev alıyor. Bu Ar-Ge ortaklığının getireceği ticarileşme potansiyeli, şirketi büyümesini destekleyecek.</p>
<p><strong>Yurt içi pazar daralırken satışların düşmesini öngörüyor. İhracatta beklentisi var</strong></p>
<p>Tofaş yılın ikinci yarısında da performansını sürdürür mü?</p>
<p>● Nimet Adalı</p>
<p>Nimet; Tofaş Oto, yılın ilk yarısında iyi bir performans sergilerken yıl sonuna dair pazar beklentisinde güncellemeye gitti. Firma, yurt içi hafif araç pazarında daralma öngörürken yurt içi en yüksek satış beklentisi olan 350 bin adedi 320 bine indirdi. İçerdeki daralma öngörüsüne karşın, en yüksek 80 bin adet olan ihracat hedefini 85 bin adede yükseltti. Üretim beklentisi en yüksek 155 bin adetle 250 milyon euro yatırım planını sabit tuttu. Vergi öncesi kâr marjı tahmini de %3-4 seviyesinde bulunuyor. İhracat beklentisi içerdeki yavaşlamayı dengeleyecek.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>TBV özel sektör borçlanma araçlarına yatırımla bir yılda %46 getiri sağladı</strong></p>
<p>İş Portföy’ün yönettiği Özel Sektör Borçlanma Araçları Fonu (TBV), istikrarlı yükselen bir ivme sergiliyor. Büyüklüğü ise temmuzdan bu yana benzer seviyelerde duruyor. Eylülün ilk haftasında 1,2 milyar TL hacmiyle önceki aya göre bir miktar yükseldi. Fondan mayısta 198 milyon TL gibi hayli yüksek bir miktar para çıkışı yaşanırken sonrasında çıkışların miktarı azaldı. Eylülün ikinci haftası çıkan nakit tutarı 11,2 milyon TL. Yatırımcı sayısında belirgin bir değişim olmazken sayı şimdilerde 7.833 seviyesinde. Doluluk oranı %14,35 olan fonun temel stratejisi, varlıklarını özel sektör borçlanma araçlarında değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyün %45,01’i özel sektör tahvili ve %42,21’i finansman bonosundan oluşuyor. Yıllıkta %46,00 getiri sağlayan TBV, aynı sürede %38,82 yükselen BIST 100’ü geçti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Aktif Yatırım Bankası, %38,98 bileşik faizle 1,5 milyar lira borçlandı</strong></p>
<p>Aktif Yatırım Bankası, 09.09.2026 tarihinde nitelikli yatırımcılara yönelik tahvil ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 1.500.000.000 TL olan tahvilin yıllık basit faizi %39, bileşik faizi ise %38,98 olarak belirlendi. 366 gün vadeli tahvilin vadeye isabet eden faizi %39,11 itfa tarihi ise 10.09.2027 olarak açıklandı. 9 Eylül tarihli Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %36,87 seviyesinde bulunuyor. Aktif Yatırım Bankası’nın verdiği %39 basit faiz oranı, TLREF’in 2,13 puan üzerinde yer alıyor. Bankanın belirlediği oran, piyasa koşullarında makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin uzun vadeli likidite ihtiyacını karşılayacak. Tahvil, piyasada TRSAKYB92714 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa387322180d-1789101874.png" alt="" width="958" height="241" /></strong><strong>1000 YATIRIMLAR HOLDİNG</strong></p>
<p><strong>Uber ile iş birliğine giderek elektrikli araç ekosistemine dahil olmak istiyor</strong></p>
<p>1000 Yatırımlar Holding, sürdürülebilir büyüme hedefi doğrultusunda Uber ile stratejik bir mutabakat zaptı imzaladı. Anlaşma, elektrikli araç ekosistemine katkı sağlamayı ve özellikle de taksi cephesindeki modernizasyonun hızlandırılması hedefli bir yönelim amacı dile getiriliyor. Uber'in küresel teknoloji altyapısı ile şirketin yerel operasyon gücünün birleştirilerek, yeşil ulaşımda maliyet avantajı öne çıkarılıyor. Geçtiğimiz yıl 1,7 milyar TL kâr eden şirket, bu yılın ilk yarısında esas faaliyetlerinden 72,7 milyon TL ve dönem sonunda 1,6 milyar TL zarar yazdı.</p>
<p><strong>BAHADIR KİMYA</strong></p>
<p><strong>Yenileme sürecini tamamladığı fabrikasının inşasını bitirerek üretime geçti</strong></p>
<p>Bahadır Kimya, Kırıkkale'de bulunan ve geçtiğimiz yıl yaşanan yangın nedeniyle yenilenen fabrikanın yapım sürecini tamamladı. Tesis için gereken makine ve teçhizat tedariki sağlanarak montaj ile test üretimleri bitirildi. Operasyonel kapasitesini eski seviyesine getirecek gelişme, üretim kaybından kaynaklanan gelir düşüşünü ortadan kaldırarak finansal toparlanmayı sağlaması bekleniyor. Firma, yılın ilk yarısında satışlarını %28 düşürerek 392,9 milyon TL’ye geriletti. Buna karşın esas faaliyet kârını %8 büyüttü. Ancak dönem sonunda 27,7 milyon TL zarar açıkladı.</p>
<p><strong>BİRLEŞİM MÜHENDİSLİK</strong></p>
<p><strong>İnşa edilecek hastane projesi için 3,42 milyar liralık nihai anlaşmaya vardı</strong></p>
<p>Birleşim Mühendislik, İstanbul'da inşa edilecek 60 bin metrekarelik hastane projesinin mekanik, elektrik ve ince işleri için 3,42 milyar TL tutarında sözleşmeyi imzaladı. Daha önce ihalesinin kazanıldığı paylaşılan projenin 14 ay gibi kısa bir sürede tamamlanması planlanıyor. KDV dahil olarak anlaşılan iş, şirketin gelecek bir yıldaki ciro ve nakit akışına doğrudan katkı sağlayacak. Birleşim Mühendislik, altı aylık dönemde gelirini %54 artırırken esas faaliyet kârını %38 düşürerek 235,3 milyon TL’ye geriletti. Dönem sonunda ise zararı büyüyerek 305,4 milyon TL’ye çıktı.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Banvit’in hazirandaki atağının devamı gelmedi. Tekrar yönünü aşağı çevirdi</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa38716e2505-1789101846.png" alt="" width="301" height="236" />Banvit’de fonlar hareketsiz kalmayı tercih ediyor. Düşen fiyat karşısında portföylerde çeşitlilik niteliğindeki paylara dokunulmadı. Fonların sahip olduğu toplam miktar 29,81 bin lot seviyesinde. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 4 ile sınırlı. Banvit hakkında öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Hisseyi en fazla tutan İş Portföy’ün IJT fonu. Söz konusu fon 12.197 lota sahip. Neo Portföy’ün yönettiği fonlardan NCR 10 bin ve NHY 6 bin lota sahip. Yapı Kredi Portföy’ün YTV fonunda ise 1.611 lot var.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/satislari-yuzde-22-artis-sagladi-kari-923-milyar-tlye-cikti-87269</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Satışları yüzde 22 artış sağladı, kârı 9,23 milyar TL’ye çıktı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kronik-borcluluk-hali-87268</guid>
            <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kronik borçluluk hali</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Eskiden insanlar borçlanırken uzun uzun düşünürdü. Çünkü borç, ödenmesi gereken bir yük olarak görülürdü. Bugün ise birçok kişi için borç, hayatın doğal bir parçası haline gelmiş durumda. Maaş alınır, kredi kartı borcu ödenir. Ay sonu gelir, yeni taksitler başlar. Bir kredi kapanmadan diğeri çekilir. Böylece borç, geçici bir ihtiyaç olmaktan çıkar ve sürekli devam eden bir yaşam biçimine dönüşür. İşte buna “kronik borçluluk hali” deniyor.</p>
<p>Kronik borçluluk, kişinin ya da toplumun sürekli borç altında yaşaması anlamına geliyor. Burada mesele sadece borcun miktarı değildir. Asıl sorun, borçsuz bir dönemin neredeyse hiç yaşanmamasıdır. İnsanlar kazandıkları gelirle yaşamlarını sürdüremedikleri için sürekli yeni borçlara ihtiyaç duymaya başlarlar.</p>
<p>Günümüzde birçok aile için maaş günü aynı zamanda borç ödeme günüdür. Hesaba para girer girmez kredi kartı ekstreleri, ihtiyaç kredileri, konut kredileri, araç kredileri ve çeşitli faturalar ödenir. Geriye kalan para ise çoğu zaman yeni aya yetmez. Bu nedenle insanlar yeniden kredi kartına yönelir. Böylece borç döngüsü devam eder.</p>
<p>Bu durumun ortaya çıkmasının birçok nedeni var. En önemli sebeplerden biri hayat pahalılığıdır. Gelirler artarken giderler daha hızlı yükseldiğinde insanlar aradaki farkı borçla kapatmaya çalışır. Özellikle kira, gıda, enerji ve eğitim harcamalarındaki artışlar bütçeleri zorladığında kredi kartları adeta can simidi gibi görülür.</p>
<p>Ancak kredi kartı kısa vadede rahatlama sağlasa da uzun vadede yeni sorunlar yaratabilir. Çünkü bugün yapılan harcama, gelecekteki gelirin şimdiden kullanılması anlamına gelir. Geleceğin maaşı daha elinize geçmeden harcanmış olur. Böylece kişi yalnızca bugünü değil, yarınını da borçlandırmış olur.</p>
<p>Kronik borçluluk yalnızca ekonomik bir mesele değildir. Aynı zamanda psikolojik ve sosyal sonuçları da vardır. Sürekli borç düşünen bir insanın huzurlu olması kolay değildir. Ay sonunu nasıl getireceğini düşünen, telefonuna gelen banka mesajlarından tedirgin olan veya taksitlerini yetiştirmeye çalışan kişiler zamanla yoğun stres altında yaşamaya başlar.</p>
<p>Bu stres aile ilişkilerini de etkileyebilir. Ev içinde para konuşmaları sıklaşır. Eşler arasında tartışmalar artabilir. Çocuklar bile ekonomik kaygıların etkisini hissedebilir. Çünkü borç yalnızca cüzdanı değil, insanların ruh halini de etkiler.</p>
<p>Toplumsal açıdan bakıldığında ise kronik borçluluk üretim gücünü de zayıflatabilir. Sürekli borç ödeyen insanlar tasarruf yapamaz. Tasarruf olmayınca yatırım yapmak zorlaşır. Yatırımın az olduğu yerde ise ekonomik büyümenin kalitesi düşebilir. İnsanlar gelecek planları yapmak yerine günü kurtarmaya çalışır.</p>
<p>Bir başka önemli sorun da borcun normalleşmesidir. Özellikle genç kuşaklar, borçsuz bir hayatın mümkün olmadığına inanmaya başlayabilir. Oysa sağlıklı bir ekonomik düzen, insanların sürekli borçla yaşamasını değil, gelirleriyle yaşamlarını sürdürebilmelerini hedeflemelidir.</p>
<p>Elbette her borç kötü değildir. Ev almak, iş kurmak veya eğitim yatırımı yapmak için kullanılan ve planlı şekilde geri ödenen borçlar ekonomik gelişime katkı sağlayabilir. Sorun, borcun üretim için değil, günlük ihtiyaçları karşılamak için kullanılmaya başlanmasıdır. Eğer insanlar market alışverişini, faturalarını veya temel ihtiyaçlarını sürekli krediyle karşılıyorsa burada yapısal bir sorun var demektir.</p>
<p>Kronik borçluluğun çözümü de yalnızca bireylerden beklenemez. Elbette bütçe planlaması yapmak, gereksiz harcamalardan kaçınmak ve tasarruf alışkanlığı kazanmak önemlidir. Ancak asıl çözüm, gelirlerin yaşam maliyetleri karşısında güçlenmesinden geçer. İnsanlar çalıştıklarında geçinebilmeli, geleceğe dair plan yapabilmeli ve her ay yeni bir borç arayışına girmemelidir.</p>
<p>Sonuç olarak kronik borçluluk, modern ekonomilerin giderek büyüyen sessiz sorunlarından biridir. Borç bazen bir araçtır; ancak hayatın merkezine yerleştiğinde ağır bir yük haline gelir. Güçlü bir ekonomi, vatandaşlarının sürekli borçlanarak ayakta kaldığı değil, emeğinin karşılığını alarak yaşayabildiği ekonomidir. Çünkü gerçek refah, kredi kartı limitlerinin yükselmesiyle değil, insanların borçsuz ve güven içinde yaşayabilmesiyle ölçülür. Bu nedenle kronik borçluluk meselesi yalnızca bireylerin değil, toplumun ve ekonominin geleceğini ilgilendiren önemli bir konu olarak görülmelidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kronik-borcluluk-hali-87268</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kronik borçluluk hali ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/orta-vadeli-programin-enflasyon-performansi-87265</guid>
            <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Orta vadeli programın enflasyon performansı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Mevcut politika çerçevesini gevşetmeye hazırlandığımız şu günlerde, şunu bilmeliyiz. OVP’nin itibarı hedeflerini ne ölçüde tutturabildiğine bağlı. OVP hedefleri gerçekçiyse, yani itibarlıysa, hepimiz davranışlarımızı OVP’ye göre ayarlıyoruz ve hedefler daha kolay tutuyor. Aksi olursa, yani OVP’deki hedeflerin gerçekleşeceğine inanmazsak, bu sefer davranışlarımızı daha olumsuz senaryolara göre ayarlıyoruz ve tabii hedefler şaşıyor.</strong></p>
<p>Orta Vadeli Program (OVP) 2027-2029 açıklandı. OVP Türkiye ekonomisindeki en önemli metin. Bu metinde kamu kesimi Türkiye ekonomisi hakkında tahminlerini ve hedeflerini paylaşıyor. Ayrıca bu hedeflere ulaşmak için planladığı eylemleri de veriyor. Dolayısıyla OVP hepimizin dikkatle okuması gereken bir metin.</p>
<p>OVP’nin itibarı hedeflerini ne ölçüde tutturabildiğine bağlı. OVP hedefleri gerçekçiyse, yani itibarlıysa, hepimiz davranışlarımızı OVP’ye göre ayarlıyoruz ve hedefler daha kolay tutuyor. Aksi olursa, yani OVP’deki hedeflerin gerçekleşeceğine inanmazsak, bu sefer davranışlarımızı daha olumsuz senaryolara göre ayarlıyoruz ve tabii hedefler şaşıyor.</p>
<p>Geçen seneki OVP açıklandığında 2022 ve 2025 yılları arasında yayımlanan OVP’lerin hedeflerini tutturma konusundaki performanslarını incelemiş ve genel olarak enflasyon hariç hedeflerini tutturduğunu belirtmiştim. OVP’ler büyüme, istihdam, kamu maliyesi, cari denge gibi alanlarda hedeflerini başarıyla tutturuyor, fakat enflasyon her zaman hedeflenenden daha yüksek geliyordu. Bu yazımın bağlantısını meraklısı için aşağıda veriyorum.</p>
<p>Bu seneki OVP’yi değerlendirirken, OVP’lerin hedeflerini tutturma konusundaki hakkını teslim edelim ama gelin şu enflasyon tahminlerine biraz daha yakından bakalım. OVP’ler teknik olarak güçlü metinler olduğuna göre enflasyon konusundaki sapmaları anlamak durumundayız. Sonra da bunun üzerine biraz düşünelim.</p>
<p><strong>Tüketici fiyatları gelişmeleri (yüzde) </strong></p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td width="139">
<p> </p>
</td>
<td width="139">
<p><strong>OVP </strong></p>
</td>
<td width="146">
<p><strong>Gerçekleşme</strong></p>
</td>
<td width="141">
<p><strong>Fark (yüzde puan)</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="139">
<p><strong>2022</strong></p>
</td>
<td width="139">
<p>9,8</p>
</td>
<td width="146">
<p>64,3</p>
</td>
<td width="141">
<p>54,5</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="139">
<p><strong>2023</strong></p>
</td>
<td width="139">
<p>24,9</p>
</td>
<td width="146">
<p>64,8</p>
</td>
<td width="141">
<p>39,9</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="139">
<p><strong>2024</strong></p>
</td>
<td width="139">
<p>33,0</p>
</td>
<td width="146">
<p>44,4</p>
</td>
<td width="141">
<p>11,4</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="139">
<p><strong>2025</strong></p>
</td>
<td width="139">
<p>17,5</p>
</td>
<td width="146">
<p>30,9</p>
</td>
<td width="141">
<p>13,4</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="139">
<p><strong>2026</strong></p>
</td>
<td width="139">
<p>16,0</p>
</td>
<td width="146">
<p>29,4*</p>
</td>
<td width="141">
<p>13,4</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="139">
<p><strong>2027</strong></p>
</td>
<td width="139">
<p>21,0</p>
</td>
<td width="146">
<p><strong>…</strong></p>
</td>
<td width="141">
<p><strong>…</strong></p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Kaynak: CSBB, TÜİK, TCMB</strong></p>
<p><strong>Piyasa katılımcıları gerçekleşme tahmini*</strong></p>
<p>Tabloda 2022’den bugüne OVP Programlarında öngörülen enflasyon oranları ve gerçekleşmeler var. Son beş yılda enflasyon gerçekleşmeleri hep Programın üzerinde olmuş. Neden? Öncelikle tek bir neden olmadığını söyleyelim. Hemen her senenin farklı bir hikâyesi var. 2022 ve 2023 yıllarında gerçekleşmelerin Programın çok çok üzerinde olduğuna dikkat edin lütfen. Bunun nedeni ekonomi politikasındaki değişim. Buna karşın 2024’ten bugüne Program ve gerçekleşme arasındaki farklar daha az ama bu farklar da hep enflasyon gerçekleşmesinin lehine olmuş. Yani gerçekleşen enflasyon hep programlananın üzerinde gerçekleşmiş.</p>
<p>Ayrıca 2024-2026 arasındaki üç yılda hem gerçekleşen enflasyonun hem de Programlanan enflasyonun beraberce aşağıya indiğine, fakat oluşan hata marjının yaklaşık aynı düzeyde (11-13 puan arası) kaldığına da dikkat edin lütfen.</p>
<p>Şimdi 2024-2026 arasını nasıl yorumlayalım? Enflasyon her zaman OVP tahmininin 12-13 puan üzerinde gerçekleştiğine göre, uyguladığımız dezenflasyon politikasının etkili olacağını tahmin ettiğimiz -ve kesinlikle etkisiz olan- bir unsuru olabilir mi? Ya da iyimser bir bakışla enflasyonun devamlı gerilediğine bakarak, Program öngörülerinin sadece aceleci bir iyimserlik içinde olduğunu ama ana trendi yakaladığını mı düşünmeliyiz? Bence ikisi de değil.</p>
<p>Peki, doğru yanıt nedir o zaman? Yanıt çok daha basit.. 2023’te yüzde 80’lere kadar yükselen enflasyon 2024’de gerilemeye başladı ve 2025’te de yüzde 30’lar düzeyinde yeni bir dengeye oturdu. Aslında Haziran 2025’ten bugüne enflasyon oranındaki gerileme yok denecek kadar az. Yaklaşık 1,5 yıldır enflasyon yüzde 30’larda, neredeyse yerinde sayıyor. Buna karşın hedefler ve tahminler değişiyor.</p>
<p>Yani enflasyonu geriletmeyi başaramamış durumdayız. Başardığımız şey enflasyonun artmamasıdır. Tabii ki enflasyonun artması hiç istenmeyen bir şey olduğu için, hepimiz enflasyonda bu olasılığa bakmamaya eğilimliyiz ama uygulanan politikanın enflasyondaki olası artışları engellediğini de fark etmeliyiz.</p>
<p>O halde mevcut politika çerçevesini gevşetmeye hazırlandığımız şu günlerde, şunu bilmeliyiz: Eğer politika çerçevesini yanlış araçla, yanlış yerden gevşetirsek, olası bir enflasyon artışı oldukça ihtimal dahilindedir. Politika çerçevesini gevşeteceksek bunu doğru yerden ve doğru araçla yapmalıyız.</p>
<p> </p>
<p><a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kizilelma-neresi-59523" target="_blank" rel="noopener">https://www.ekonomim.com/kose-yazisi/kizilelma-neresi/844022</a></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/orta-vadeli-programin-enflasyon-performansi-87265</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta vadeli programın enflasyon performansı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ovpdeki-2027-2029-istihdam-ve-sosyal-guvenlik-hedeflerinin-degerlendirilmesi-87264</guid>
            <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> OVP’deki (2027–2029) istihdam ve sosyal güvenlik hedeflerinin değerlendirilmesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>OVP’nin çalışma hayatına ilişkin hedeflerinin başarısı, ortaya konulan rakamlardan çok uygulanacak politika ve reformların niteliğine bağlı. Esnek çalışma modelleri ile sosyal haklar arasında “güvenceli esneklik” dengesinin kurulması gerek. Daha güçlü bir sosyal güvenlik sistemi için ise kayıtlı istihdamın artırılması, teşviklerin etkinleştirilmesi ve prim tabanının genişletilmesi temel şartlar arasında.</strong></p>
<p>6 Eylül 2026 tarihli ve 33362 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2027-2029 Orta Vadeli Programı (OVP), Türkiye ekonomisinin üç yıllık politika çerçevesini belirlerken çalışma hayatına ilişkin önemli bir reform gündemi de sunmaktadır.</p>
<p>Programın öncelikli reform alanları arasında yer alan <strong>“İstihdam”</strong> ile <strong>“Sosyal Güvenliğin Sürdürülebilirliği”</strong> başlıkları birlikte değerlendirildiğinde, temel yaklaşımın daha fazla kişinin üretken, kayıtlı ve nitelikli işlerde çalışmasını sağlamak ve bu genişleyen istihdam tabanı üzerinden sosyal güvenlik sisteminin gelir-gider dengesini güçlendirmeyi amaçladığı görülmektedir.</p>
<p>OVP döneminde <strong>yaklaşık 2,1 milyon ilave istihdam oluşturulması</strong> ve <strong>işsizlik oranının dönem sonunda yüzde 7,6 düzeyine gerilemesi</strong> hedeflenmektedir. Ancak niceliksel hedeflerin kalıcı refah üretmesi, işgücünün ihtiyaç duyulan becerilerle donatılmasına, istihdamın kayıtlı ve verimli alanlara yönelmesine, ücret-verimlilik bağının güçlendirilmesine ve sosyal güvenlik kapsamının genişletilmesine bağlıdır. Bu nedenle programın gerçek değeri, yalnızca hedef rakamlarda değil, bu hedeflere götürecek kurumsal ve hukuki araçların tutarlılığı olacaktır.</p>
<p><strong>İstihdam politikalarında nitelik, katılım ve uyum</strong></p>
<p>Programın istihdam yaklaşımına bakıldığında,<strong> işgücü arzı</strong> ile <strong>işletmelerin talep ettiği yetkinlikler arasındaki uyumsuzluğu </strong>azaltmaya odaklandığı görülmektedir.</p>
<p>Zira, şu anda işletmelerin karşı karşıya kaldığı dijitalleşme, yeşil dönüşüm, yapay zekâ, otomasyon ve yeni üretim teknikleri bazı meslekleri dönüştürürken yeni beceri setlerine olan talebi artırmaktadır. Bu nedenle mesleki ve teknik eğitim programlarının sektörlerle daha yakın iş birliği içinde güncellenmesi, işbaşı eğitimlerinin ölçülebilir çıktılara bağlanması, hayat boyu öğrenme ile mikro yeterliliklerin yaygınlaştırılması kritik önem taşımaktadır. Eğitim-istihdam bağının güçlendirilmesi, hem işsizliğin yapısal boyutunu azaltacak hem de işletmelerin nitelikli çalışan bulma maliyetini düşürecektir.</p>
<p>Kadınların, gençlerin ve çalışma çağındaki dezavantajlı grupların işgücüne katılımının artırılmasının da programın merkezinde olduğu görülmektedir. Kadın istihdamında bakım sorumluluklarının etkisini azaltacak erişilebilir kreş, yaşlı ve engelli bakım hizmetleri ile güvenli ulaşım olanakları önemini korumaktadır. Gençler açısından eğitimden işe geçişi kolaylaştıracak staj, çıraklık, mentorluk ve ilk işe giriş programları öne çıkmaktadır.</p>
<p>Dolayısıyla, teşviklerin yalnızca işe giriş sayısına göre değil, istihdamın belirli bir süre korunması, ücret düzeyi, eğitim kazanımı ve kayıtlılık gibi sonuç göstergeleri üzerinden tasarlanması kamu kaynaklarının etkinliğini artıracaktır.</p>
<p><strong>Esnek ve yeni nesil çalışma modelleri</strong></p>
<p>OVP’de iş ve yaşam dengesini ve çalışan verimliliğini artırmak amacıyla <strong>çalışma günlerinin yeniden düzenlenmesi, esnek süreli istihdam modellerinin geliştirilmesi</strong> ve <strong>yeni nesil çalışma biçimlerinin etkin uygulanmasına</strong> yönelik mevzuat çalışması yapılacağı eylemler arasında yer almaktadır. Geldiğimiz noktada artık uzaktan çalışma, hibrit çalışma, kısmi süreli çalışma, proje bazlı çalışma ve platform ekonomisi uygulamaları özellikle hizmet sektörlerinde kalıcı hale gelmiştir. Bu modeller, kadınlar, öğrenciler, emeklilik sonrası çalışmak isteyenler ve bakım sorumluluğu bulunan kişiler için işgücüne giriş imkânını genişletebilecektir.</p>
<p>Bununla birlikte esneklik, sosyal hakların aşınması veya iş ilişkisinin yanlış nitelendirilmesi anlamına gelmemelidir. Bu nedenle, çalışma süresinin tespiti, fazla çalışma, dinlenme hakkı, iş sağlığı ve güvenliği, veri güvenliği, iş ekipmanlarının maliyeti, işe bağlılık göstergeleri ve sosyal sigorta yükümlülükleri açık kurallara bağlanması gerekmektedir. Aksi halde esnek modeller kayıt dışılığın veya güvencesizliğin yeni alanlarına dönüşebilecektir.</p>
<p>Dolayısıyla, esnek ve yeni nesil çalışma modelleri teşvik edilirken çalışanların asgari koruma düzeyini güvence altına alan <strong>“güvenceli esneklik”</strong> boyutunun da göz önünde bulundurulması gerekmektedir.</p>
<p><strong>Kayıt dışı istihdamla mücadele ve teşviklerin etkinliği</strong></p>
<p>Sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliği açısından en hızlı sonuç alınabilecek alanlardan biri kayıt dışı istihdamın azaltılmasıdır.</p>
<p>Kayıt dışılık, çalışanların sağlık, emeklilik ve kısa vadeli sigorta haklarını zayıflatırken dürüst işverenler aleyhine haksız rekabet yaratmakta ve prim gelirlerini azaltmaktadır.</p>
<p>OVP’de yer verilen hedef ve politikalara bakıldığında veri analitiği, risk odaklı denetim ve kurumlar arası veri paylaşımı yaklaşımı, ücret, vergi, banka, teşvik ve sigortalılık verilerinin karşılaştırılmasına dayalı daha hedefli bir denetim modelinin hayata geçirileceğini göstermektedir.</p>
<p>İstihdam teşviklerinin yeniden değerlendirilmesi bu çerçevenin diğer önemli unsurudur. Çok sayıda, farklı koşullara bağlı ve sık değişen teşvik programları uygulamada karmaşıklık yaratabilmekte, işletmelerin kararlarını geçici desteklere göre şekillendirmesine yol açabilmektedir.</p>
<p>Dolayısıyla, teşvik mimarisinin sadeleştirilmesi, hedef kitlelerin netleştirilmesi ve her programın maliyet-etkinlik analizine tabi tutulması gerekmektedir. Yine, ilave istihdam, istihdamda kalıcılık, bölgesel ihtiyaç, kadın ve genç istihdamı, teknolojik dönüşüm ve kayıtlı ücret artışı gibi ölçütler teşvik tasarımının merkezine alınmalıdır.</p>
<p><strong>Sosyal güvenliğin mali ve kurumsal sürdürülebilirliği</strong></p>
<p>Sosyal güvenliğin sürdürülebilirliği ve mali yapısını, çalışan sayısı, ücretlerin kayıtlı düzeyi, aktif-pasif dengesi, tahsilat performansı, sağlık harcamalarının etkinliği, nüfusun yaşlanması ve istihdamın niteliği gibi parametreler belirlemektedir.</p>
<p>OVP’de sosyal güvenlik gelirlerinin korunmasına yönelik olarak <strong>prim borçlarının etkin takibi, tahsilat kapasitesinin güçlendirilmesi</strong> ve <strong>kayıt dışılıkla mücadele</strong> konusunda bazı hedefler konulmuştur. Bu yaklaşımın kalıcı etkisi için borçların oluşmasını önleyici erken uyarı sistemleri, ödeme kapasitesini dikkate alan yapılandırma ilkeleri ve suiistimali caydıran yaptırımların da işletilmesini gerekli kılmaktadır.</p>
<p>Diğer taraftan, nüfusun yaşlanması ve doğurganlık oranındaki gerileme, uzun vadede sisteme prim ödeyen aktif nüfus ile aylık alan pasif nüfus arasındaki dengeyi zorlayacaktır.</p>
<p> Bu nedenle <strong>ileri yaşlarda istihdam edilebilirliği artıran beceri yenileme programları</strong>, <strong>sağlıklı yaşlanma politikaları</strong> ve <strong>emeklilik sonrası kayıtlı çalışma</strong> seçenekleri önem kazanacaktır.</p>
<p>Dolayısıyla, sosyal güvenlik sisteminin sürdürebilirliği ile ilgili düzenlemeler yapılırken hem kazanılmış haklar ve sosyal devlet ilkesinin gözetilmesi hem de aktüeryal etki analizlerinin, öngörülebilir geçiş sürelerinin sosyal taraflarla istişare edilerek hazırlanmasında fayda vardır.</p>
<p>Sonuç olarak; sosyal güvenlik sisteminin mali dayanıklılığı, daha geniş ve daha verimli bir kayıtlı istihdam tabanı oluşturulmasını gerektirmektedir. Ayrıca, istihdam artışının sürdürülebilir olması da güçlü sosyal koruma, beceri yatırımı ve adil çalışma koşullarını gerekli kılmaktadır. Dolayısıyla, kadınların ve gençlerin işgücüne katılımı, yeni nesil çalışma modelleri, beceri dönüşümü, kayıt dışılıkla mücadele, teşviklerin etkinliği ve prim tahsilatının geliştirilmesi aynı politika mimarisinin parçaları olarak ele alınmalıdır.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde belirleyici olacak husus, hedeflerin mevzuata aktarılması kadar uygulamanın kalitesi olacaktır. Öngörülebilir kurallar, ölçülebilir hedefler, güçlü kurumlar arası koordinasyon, sosyal diyalog ve düzenli etki analizi reformların güvenilirliğini artıracaktır. Bu çerçeve başarıyla hayata geçirildiğinde daha yüksek istihdam, daha düşük kayıt dışılık, daha güçlü bir prim tabanı ve sosyal risklere karşı daha dayanıklı bir sosyal güvenlik sistemi sağlayacaktır.</p>
<p>Bu nedenle OVP’nin, bir temenni belgesi olarak değil, kamu kurumları ve özel sektör için sonuç odaklı bir dönüşüm programı olarak uygulanması önem taşımaktadır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ovpdeki-2027-2029-istihdam-ve-sosyal-guvenlik-hedeflerinin-degerlendirilmesi-87264</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OVP’deki (2027–2029) istihdam ve sosyal güvenlik hedeflerinin değerlendirilmesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-tarimi-cop31den-kalici-mirasla-cikmali-87263</guid>
            <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Antalya tarımı COP31’den kalıcı mirasla çıkmalı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Tarım Konseyi (ATAK), Antalya Valisi Hulusi Şahin’in katılımıyla Ticaret Borsasında gerçekleştirildi. Toplantıda, 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek BM İklim Değişikliği Konferansı COP31 kapsamında tarım sektörünün beklentileri ve iklim değişikliğine karşı atılması gereken adımlar değerlendirildi.</p>
<p>Toplantıda, Antalya tarımının dönüşüm yol haritasını oluşturacak “COP31 ATAK Mutabakatı” ile Akdeniz şehirlerini tarım, iklim, çevre ve su ekseninde buluşturacak CityMed-AgriNet (Akdeniz Şehirleri Tarım Ağı) önerileri öne çıktı.</p>
<p>ATAK ve ATB Başkanı Ali Çandır, Antalya’nın tarımsal gücünü geleceğe taşımanın doğal kaynakların korunmasından geçtiğini, Antalya’nın Türkiye açısından önemli bir tarım merkezi olduğunu vurguladı.</p>
<p>BM İklim Konferansı COP31’in Antalya için yalnızca uluslararası bir organizasyon olmadığını, kentin bu büyük buluşmadan kalıcı bir mirasla çıkması gerektiğine dikkat çeken Çandır, ‘’Dünyanın Antalya’ya gelmesi kadar, Antalya’nın bu büyük buluşmadan nasıl bir mirasla çıkacağı da bizim için büyük önem taşıyor. Daha önceki COP’larda iklim politikalarında önemli dönüşümlere zemin hazırlandı. COP31 de gıda güvenliği, sürdürülebilir ve dirençli gıda sistemleri, tarım sektörünün dönüşümü, su ve kuraklık gibi başlıkları Antalya açısından önemli bir fırsata dönüştürdü. COP31’i Antalya tarımı açısından kalıcı bir mirasa dönüştürmek için somut adımlara ihtiyacımız var” dedi.</p>
<p><strong>COP 31 ATAK Tarım Sektörü Beklenti Anketi</strong></p>
<p>ATAK tarafından ‘COP31 ATAK Tarım Sektörü Beklenti Anketi’ hazırladıklarını belirten Çandır, anketin Antalya tarımının iklim değişikliğine ilişkin beklentilerini ortaya koyduğunu söyledi. Anket sonuçlarını açıklayan Çandır, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Ankete katılanların yüzde 53’ü iklim değişikliğini suya bağlı olaylarla, yüzde 30’u ise sıcaklık ve hava olaylarıyla hissediyor. Katılımcıların tamamı ise gelecek 10 yılda iklim sorunlarının artacağını öngörüyor. Katılımcıların yüzde 70’i önümüzdeki 10 yılda üretim miktarının azalacağını, yüzde 89’u ise üretim deseninin değişeceğini düşünüyor. Katılımcıların yüzde 63’ü COP31’in Antalya tarımı için fırsat yaratacağını düşünüyor. Ankette, katılımcıların yüzde 36’sı ise suyun COP31’de Antalya tarımı açısından en öncelikli konu olarak öne çıkmasını istiyor. Katılımcıların yüzde 55’i COP31 sonrasında Antalya için uluslararası bir tarımsal iklim ağı kurulmasını öncelikli somut adım olarak değerlendirirken, yüzde 87’si akıllı sulama teknolojileri ve akıllı tarım uygulamalarının öncelikli yatırım alanları olması gerektiğini düşünüyor. Katılımcıların yüzde 70’i de güneş enerjisinin tarımda yaygınlaştırılmasına destek verdi.’’</p>
<p><strong>COP 31 ATAK Mutabakatı ve Antalya tarımının yol haritası</strong></p>
<p>Anket sonuçlarının, Antalya tarımının COP31’den kalıcı bir kazanım elde etmesi gerektiğini açıkça ortaya koyduğuna dikkat çeken Ali Çandır, bu çalışmaların üç ana başlık altında yürütüleceğini bildirdi. İklim değişikliği ve su, Akıllı tarım ve yapay zeka ile İklim finansmanı başlıklarında oluşturulacak masaların yalnızca sorunların konuşulduğu toplantılar olmayacağını vurgulayan Çandır, şöyle konuştu.</p>
<p>‘’Bu masalarda, (Ne yapmalıyız? Kim yapmalı? Nasıl yapmalıyız? COP31 sonrasında nasıl sürdürülebilir hale getirmeliyiz?) sorularına yanıt aranacak. Bu çalışmalarının sonunda ortaya çıkacak öneriler bir araya getirilerek ‘COP31 ATAK Mutabakatı’ oluşturulacak. Mutabakat yalnızca COP31’de sunulacak bir görüş bildirisi olmayacak, COP31 sonrasında Antalya tarımının dönüşümüne rehberlik edecek ortak bir yol haritası olarak tasarlanacak.’’.</p>
<p><strong>Akdeniz Tarım Ağı</strong></p>
<p>Antalya’nın Akdeniz havzasındaki tarımsal işbirliğinde öncü olması hedefi olması gerektiğini anlatan Başkan Çandır, iklim değişikliğinin Akdeniz havzasındaki etkilerine de dikkat çekti. Antalya’nın güçlü tarımsal üretim ve ihracat yapısı, örtüaltı üretimi, meyvecilik, kesme çiçekçilik, tohumculuk ve fidecilik alanlarındaki deneyimiyle bölgesel işbirliği için önemli bir merkez olduğunu vurgulayan Çandır, şunları kaydetti:</p>
<p> ‘’Bu kapsamda “CityMed-AgriNet (Akdeniz Şehirleri Tarım Ağı) kurulmasını öneriyoruz. Bu ağ ile Akdeniz şehirleri arasında tarım, iklim, çevre ve su alanlarında bilgi ve deneyim paylaşımının geliştirilmesi, ortak çözümler ve projeler üretilmesi, teknoloji ve iyi uygulamaların paylaşılması hedefleniyor. CityMed-AgriNet’in COP31 sonrasında da çalışmalarını sürdüren ve yeni işbirlikleri üreten kalıcı bir mekanizmaya dönüşmesini istiyoruz. Bir tarafta Antalya tarımının dönüşüm yol haritasını ortaya koyacak COP31 ATAK Mutabakatı, diğer tarafta Antalya’dan Akdeniz’e uzanan kalıcı bir işbirliği hedefi olarak CityMed-AgriNet olacak.’’</p>
<p><strong>Vali Şahin: Yeni tip tarım modeline geçmeliyiz</strong></p>
<p>Antalya Valisi Hulusi Şahin de, Antalya’da son 30 yılda suyun, toprağın, sıcaklığın ve iklimin değiştiğine dikkat çekti. İklim değişikliğinin bazı alanlarda yeni tarım fırsatları da oluşturduğunu belirten Vali Şahin, şöyle konuştu:</p>
<p> ‘’30 yıl önce daha ağır kışlar vardı ve bugün ciddi bir ekonomi konumuna gelen egzotik meyveler tarımını Antalya pek bilmiyordu. Ama bugün iklimin daha da yumuşaması ve ısınmasıyla beraber yeni bir tarım fırsatı doğdu ve bu fırsatı da Antalya gayet iyi değerlendiriyor. Bu değişimi yönetmek zorundayız. Pozitif de olsa, negatif de olsa bir şeylerin değiştiği ortada. Değişimi gören, değişimi hisseden ve buna göre reaksiyon gösteren kazanacak; değişimin farkında olmayan, direnen, umursamayan kaybedecek.”</p>
<p>Antalya’daki seraların değişime uyum sağlaması gerektiğini vurgulayan Şahin,  İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nün,   Antalya'daki tüm seralara yönelik bir çalışma yaptığını bildirdi. Vali Şahin, ‘’Her sera ne vasıfta, hangi standartta? Bunların yeniden dizayn edilmesi lazım ve yeni tip bir tarım modeline geçmemiz lazım” dedi.</p>
<p>Yeni tarım modelinin akıllı tarım ve sürdürülebilirlik anlayışıyla şekillenmesi gerektiğini dile getiren Vali Şahin, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Enerji ve su iyi yönetilmeli. Buna yönelik artık modern çözümler var. Belli bir takvim içerisinde biz tüm tarımsal üretimimizi yeni tip tarıma dönüştüreceğiz. Bu kapsamda yenilenebilir enerji kullanımı, su hasadı, akıllı su kullanımı ile ilacı ve gübreyi daha akıllı kullanacağız diyebilmeliyiz. Antalya’daki tarımsal faaliyetlerden kaynaklanan atıklar da iyi yönetilmeli. Nehirlerden denize ulaşan atıklar önlenmeli. Deniz bizim en kıymetli varlığımız. Denizi kaybettiğimiz zaman sadece turizmden değil, tarımdan da bahsedemezsiniz. Tarım yalnızca seracılıktan ibaret değil. Sürdürülebilir, yenilenebilir, üreten, geliştiren ve sonraki nesillere daha iyi bir şehir, arazi, sektör bırakan bir nesil olmalıyız.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-tarimi-cop31den-kalici-mirasla-cikmali-87263</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/3/1280x720/antalya-tarimi-cop31den-kalici-mirasla-cikmali-1789101240.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TOBB Yönetim Kurulu Üyesi ve Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, BM İklim Konferansı COP31 etkinliği öncesi Antalya Tarımının yol haritasının belirleneceğini belirterek, ‘’COP31’i Antalya tarımı açısından kalıcı bir mirasa dönüştürmek için somut adımlara ihtiyacımız var” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/istanbul-kongre-turizminde-son-10-yilin-zirvesine-cikti-87276</guid>
            <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;İstanbul kongre turizminde son 10 yılın zirvesine çıktı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Global seyahat endüstrisini aynı çatı altında buluşturan GlobeMeets B2B Networking Event 2026, bu yıl “Sınırların Ötesinde Buluşma Noktası” mottosuyla Rixos Tersane İstanbul’da kapılarını açtı. Geleneksel fuar anlayışından farklı olarak doğrudan iş odaklı networking modelini merkeze alan organizasyon, 2027 turizm sezonunun vizyon haritasını belirleyecek stratejik imzalara ev sahipliği yapmayı hedefliyor. VFS Global’in Ana Sponsorluğu, TÜRSAB’ın Key Partner’liği ve Azerbaycan’ın Ülke Partnerliği ile düzenlenen buluşmada; 50’den fazla ülkeden 1000’in üzerinde alıcı seyahat acentesi, 200 katılımcı firma, 11 ülkenin resmi turizm ofisi ve 20’ye yakın global hava yolu şirketi dâhil olmak üzere toplam 3 bini aşkın turizm profesyoneli bir araya geldi. İki gün boyunca gerçekleşecek 11 bini aşkın planlı B2B randevu ve 15 binden fazla doğal temasla birlikte 25 binin üzerinde görüşmenin yapılması ve etkinlik kapsamında 100 milyon Euro’yu aşan ticari iş hacminin oluşturulması hedefleniyor.</p>
<p><strong>Kongre sayısı yüzde 10 arttı</strong></p>
<p>Etkinliğin açılışında konuşan İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, İstanbul’un küresel turizm ticareti ve kongre pazarındaki güçlü konumuna dikkat çekti. İTO ve İstanbul Kongre ve Ziyaretçi Bürosu (ICVB) olarak İstanbul’a kritik uluslararası kongreler kazandırmak için yoğun bir çaba sarf ettiklerini belirten Avdagiç, bu çalışmalar sonucunda kentin dâhil olduğu ve katkı sunduğu 95 uluslararası etkinliğin başarıyla gerçekleştirildiğini vurguladı.</p>
<p>İstanbul’un uluslararası kongre şehirleri sıralamasında iki basamak birden yükselerek Avrupa’da 13’üncü, dünyada ise 18’inci sıraya yerleştiğini açıklayan Avdagiç, şehirdeki kongre sayısının bir önceki yıla göre yüzde 10 arttığını ve İstanbul’un Türkiye’nin toplam kongre turizmi başarısındaki payının yüzde 65’i geçtiğini ifade etti.</p>
<p>İki kongre, 12 bin yabancı katılımcı…<br />Kongre turizminin kent ekonomisine doğrudan sağladığı yüksek katma değere somut örneklerle değinen Avdagiç, sadece etkinlik günü İstanbul’da iki dev organizasyonun eş zamanlı yapıldığını söyledi. Böylece şehrin aynı anda 12 binin üzerinde yabancı uzmana ve ziyaretçiye ev sahipliği yaptığını belirten Avdagiç, bu tür organizasyonların şehir ekonomisine ve turizm ekosistemine çok ciddi katkı sunduğunu kaydetti. İstanbul’un medeniyetlerin ve denizlerin kavuştuğu, farklı kültürlerin bir arada yaşadığı benzersiz bir birleştirici ruh taşıdığına dikkat çeken Avdagiç, bugün bütün dünyanın İstanbul’un bu bütünleştirici atmosferine ihtiyaç duyduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>TÜRSAB: Yabancı platformlarla eşit rekabet koşulları istiyoruz</strong></p>
<p>Açılışta konuşan TÜRSAB Başkan Yardımcısı Hasan Eker, Meclis gündemine gelecek yasa taslağına ilişkin dijital platformlar uyarısında bulundu. Yabancı online portalların yasal zorunlulukları olmadığını belirten Eker, teknolojiye değil şartların eşitsizliğine karşı olduklarını vurguladı. Yabancı platformların ayrıcalıklı hale gelmesi durumunda acentelerin kapanacağını ve otellerin birkaç tekelin eline geçebileceğini söyleyen Eker, tüketicinin sorun yaşadığında muhatap bulamayacağını ifade etti.</p>
<p>Yerliye de yabancıya da aynı kuralların uygulanması gerektiğini belirten Eker, “Biz ayrıcalık değil eşitlik istiyoruz” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/istanbul-kongre-turizminde-son-10-yilin-zirvesine-cikti-87276</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/6/1280x720/avdagic-1783670508.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ GlobeMeets 2026’da konuşan İTO Başkanı Şekib Avdagiç, İstanbul’un uluslararası kongre pazarında son 10 yılın zirvesine çıktığını söyledi. Şehirdeki kongre sayısının yüzde 10 arttığını belirten Avdagiç, İstanbul’un Türkiye’nin toplam kongre turizmi başarısındaki payının ise yüzde 65’i geçtiğini kaydetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yatirim-neden-yapilir-87262</guid>
            <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yatırım neden yapılır?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Faiz indiriminin yatırımları canlandırmak için tek başına yeterli değil. Asıl sorun finansal koşullardan önce yatırım yapmayı gerektirecek nedenlerin ortaya konulması. Değişen rekabet koşulları ve artan belirsizlik ortamında, yatırımların eski iş yapma biçimlerine değil, yenidünyanın risklerine karşı dayanıklılık sağlayacak bir vizyona dayanması gerek.</strong></p>
<p>Benden sunum dinleyenler bilirler. Piyasada faiz indirimi talebinin yükseldiği, asgari ücret için enflasyon telafisinin gerekli görülmediği, kurun suçlandığı zamanlarda bile, iş dünyasının temsilcilerine faiz indiriminin her derde deva olmadığını, asgari ücretin bir suçu olmadığını ve çarenin TL’nin seviyesinde aranmaması gerektiğini söyledim / söylerim.</p>
<p>Beni tanıyanlar, öyle pek heybetli bir cüssem olmadığını da bilirler. Yani popüler olandan farklı fikirlerimi açıklarken, fiziksel kuvvetime değil söylediğimin doğru olduğuna güveniyorum. Bir güvencem de bu sunumların sonrasında sohbet ettiğim iş insanlarının değişen dünyaya dair farkındalıkları. Konuyu faiz-asgari ücret-kur boyutundan çıkartıp iş yapma şeklindeki değişiklik ihtiyacından ya da farklılaşan rekabet şartlarından bahsetmeyen kimseyi tanımıyorum. Aynı noktadayız.</p>
<p>Elbette bütün bu değişiklikleri yapmak için yatırım ortamının iyileşmesi gerekli. Bunun için de akla ilk gelenin faiz oranı olduğunun farkındayım. Lakin tek başına faiz indirimi yeterli mi? Gelin, son gayri safi yurtiçi rakamlarının içindeki makine-teçhizat yatırımları kalemi üzerinden birlikte düşünelim. Bir firmanın yatırım yapması için pek çok farklı sebep olabilir:</p>
<p>1- Ürünlerine olan talep arttığı için firma, arzını artırmak istiyordur</p>
<p>2- Ürün gamını değiştiriyordur</p>
<p>3- Aynı ürün gamını daha verimli (ya da daha az maliyetle) üretecek bir teknolojik kayma vardır</p>
<p>4- Mevcut makinelerinin ömrü dolmuştur, yeniliyordur</p>
<p>5- Vb.</p>
<p>Yatırımın sebebi artan talebi karşılamak için arzı artırmaksa, bunun işaretlerini öncesinde yükselen kapasite kullanım oranlarında (KKO) görmeyi bekleriz. Mantıksal akış: Talep artarken üretici önce kapasite kullanım oranını yükseltir. KKO’da belli bir sınıra geldiğinde ise talebin kalıcı olacağına inanıyorsa, arzı artırmak için yatırım yapar. Oluru var.</p>
<p>Son 44 ayın 24’ünde KKO ya gerilemiş (21 ay) ya da sabit kalmış. Yani Türkiye ekonomisinde talep kaynaklı bir yatırım baskısından söz etmek zor. Nitekim aynı dönemde makine teçhizat yatırımları iki çeyrek dışında hep büyümüş ama büyüme oranları giderek sınırlanmış. Mantık işliyor.</p>
<p>Yine de buyurun mantık işletmenin bir adım ötesine geçelim ve KKO ile makine-teçhizat arasındaki ilişki için TCMB’nin 2017 tarihli çalışması ne diyor diye bakalım. TCMB’nin bulguları bence önemli:</p>
<p>- KKO ve makine-teçhizat yatırımları arasındaki ilişki yüksek</p>
<p>- Ancak örneğin 2017’de bu ilişkide bir kopma var. TCMB, finans piyasalarında gözlenen yüksek oynaklığın ve belirsizliğin yatırım kararlarının ertelenmesine yol açabildiği notunu düşüyor.</p>
<p>- Biraz daha ileri gidip etki-tepki analizi de yapılıyor (Coşar, Şahinöz, 2017). Yatırımlar KKO’ya gelen pozitif şoka yukarı yönlü tepki verirken, belirsizlik şokuna da neredeyse benzer oranda aşağı yönlü tepki veriyor.</p>
<p>TCMB’nin o dönem yaptığı tespit / uyarı anlamlı ve bugün de geçerli (rapordan aktarıyorum): <strong><em>Tedbir ve teşvikler KKO’yu desteklese de belirsizlik azalmadığında makine ve teçhizat yatırımları baskılanmaya devam edebiliyor.</em></strong></p>
<p>Diğer bir deyişle, <strong>tek başına faiz düşüşü, yatırımları desteklemeye yetmiyor. Belirsizliğin azalması da gerekiyor</strong>.</p>
<p>Elbette “Yatırım için finansal şartlar uygun mu?” diye sormak gerek. Lakin ondan önce sorulacak soru “Yatırım yapmak için nedenimiz var mı?”. KKO ile birleştirerek baktığımda, yatırım yapmayı gerektirecek acil bir dış talep gelişimi görmüyoruz.</p>
<p>Ürün gamı değişimi, teknolojik dönüşüm de yatırım için çok geçerli gerekçeler. Ama bu saydıklarım, konuyu faiz-kur-asgari ücret ekseninden öteye taşıyan bir vizyon gerektiriyor. Yoksa sadece uygun finansal şartlar var diye yapılan yatırımların, gereksiz kapasite birikimi ile sonuçlanabileceğini kendi tecrübelerimizden biliyoruz.</p>
<p>O halde bu vizyona uygun olarak gelin soruyu da değiştirelim. “Yatırım için finansal şartlar uygun mu?” haklı sorusunun önüne “Yatırım yapmak için nasıl bir nedenimiz var?” sorusunu ekleyelim. Çünkü yatırım yapma nedeniniz, dayanıklılığınızı da etkileyecek. Konu sadece eski iş yapma şekline dönecek bir vizyonsa, bunun karşılık bulması yenidünyada zor. Yok, <strong>eğer sizi değişen dünyanın belirsizliklerine karşı koruyacak bir vizyonun yansıması ise bu yatırımlar önemli, zamanlı, şart.</strong> Ama dediğim gibi, eldeki çalışmalar bunun için faiz indirimlerinin tek başına yeterli olmayabileceğini gösteriyor. Benden (yine) söylemesi…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yatirim-neden-yapilir-87262</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yatırım neden yapılır? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/ekonomi-masasi-87260</guid>
            <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> TCMB faiz kararını verdi! Şimdi sıra ABD enflasyonunda</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="TCMB faiz kararını verdi! Şimdi Sıra ABD Enflasyonunda: Piyasalar Ne Bekliyor? | Ekonomi Masası" src="https://www.youtube.com/embed/9vXeB9c32Fw" width="750" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/ekonomi-masasi-87260</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/4/1280x720/seref-oguz-senay-zeren-1788842092.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ovpye-ekonomik-guvenlik-acisindan-bakalim-87259</guid>
            <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 07:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> OVP’ye ekonomik güvenlik açısından bakalım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Orta Vadeli Plan’ın (OVP) enflasyon, büyüme gibi ekonomik büyüklüklerle ilgili öngörülerini hafta boyunca gazetemizin değerli yazarlarından okudunuz. Ben OVP’de önemli olan ama pek dikkat çekmediğini düşündüğüm bir bölüme değineceğim: Ekonomik güvenlik ve dayanıklılık. İlk kez bir OVP’de böyle bir bölüm var. Bu bölüm, Türkiye’nin de dünyadaki trendlere ve tartışmalara uygun olarak artık ekonomik büyümenin yanı sıra dayanıklılığa yönelik strateji geliştirme çabasının bir göstergesi.</p>
<p>Nereden çıktı bu ekonomik güvenlik ve dayanıklılık? Son yıllarda bu meseleyi devletlerin gündemine taşıyan birkaç tetikleyici olay yaşandı. İlk olarak, COVID-19 pandemisinde tedarik zincirlerinin kesilmesi ve pek çok ürünün bulunamaması, Batı ülkelerinin basit şeylerin üretimi için dahi Çin’e ne denli bağımlı olduğunu gösterdi. ABD’de maske bile bulunamayan günler oldu. İkinci olarak, <a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dolardan-buluta-ekonomik-savaslarin-anatomisi-71881" target="_blank" rel="noopener">Amerikan Hazine’sinin dolar üzerinden işleyen küresel bankacılık sistemini yaptırımlar yoluyla bir silah olarak</a> kullanması ve bu yolla Rusya, İran gibi hasımlarının ekonomilerine zarar vermesi, diğer ülkeleri de “yarın bir gün biz de aynı duruma düşmeyelim” endişesine sürükledi.</p>
<p>Üçüncü olarak, yine ABD’nin en gelişmiş yapay zekâ modellerinde kullanılacak çiplerin satışını (ve Anthropic örneğinde olduğu gibi bazen modellerin kendisini bile) hasım ülkelere kısıtlaması, teknolojik erişimin sınırlarını da ortaya koydu. Çin, bu ambargoya dünyadaki üretim kapasitesinin tamamına yakınını kontrol ettiği için hem çiplerin hem de yeşil enerji ekipmanlarının üretiminde kullanılan nadir minerallerin (<em>rare earth elements</em>) ihracatını kısıtlayarak yanıt verdi. Son dönemde ise Ukrayna’daki savaş ve Hürmüz Boğazı’nın ablukasıyla derinleşen enerji krizi, bazı ülkelerde tek kaynağa bağımlılığın ne kadar yüksek seviyelere çıktığını ortaya koydu.</p>
<p>Peki, Türkiye ekonomik dayanıklılık açısından ne durumda? Enerjiden başlayalım. Hürmüz Boğazı kapanınca gördük ki enerji alanında dayanıklılığımız epey yüksekmiş. Hindistan’da mutfak tüplerini dolduracak LPG bulunamazken, Filipinler’de akaryakıt tüketimini azaltabilmek için COVID-19’daki evden çalışma sistemine geri dönüldü. Türkiye’de ise böyle şeyler yaşamadık. Zira Türkiye’nin farklı ülkelerden doğal gaz ve petrol ithalatı yapıyor olması ve yenilenebilir enerjinin toplam payının enerji üretiminde hızla artması bu dönemde bizim için bir avantaja dönüştü. Hele bu sene havalar da imkân verince, yenilenebilir enerji sayesinde bazı günler elektrik fiyatları eksilere dahi düştü.</p>
<p>Uluslararası karşılaştırmalara bakınca ülkemizin durumu hiç de fena değil. OECD geçen sene ekonomik güvenlik ve dayanıklılık konusunda kapsamlı bir rapor hazırlamıştı. Raporda ülkeler, ithal ettikleri ürünlerde dışa bağımlılıklarının alarm veren seviyelere ulaşıp ulaşmadığına göre sıralanmış. Buna göre Türkiye’de riskli ürün sayısı OECD ortalamasıyla aşağı yukarı aynı seviyede. Şili, Meksika, hatta Kore ve Japonya bizden çok daha riskli bir konumda. Avrupa ülkeleri ise ithalattaki çeşitlendirmede daha başarılı.</p>
<p>Peki, ekonomik dayanıklılık için her şeyi milli biçimde kendi sınırlarımız içinde mi üretmeliyiz? Hayır. 20 Şubat günü şöyle yazmıştım: “Enerji olsun, teknoloji olsun, eğer bir konuda ulusal egemenlik kuracaksanız, maliyetler artacak demek. Yani tüketiciler daha fazla para ödemek zorunda kalacak. Son iki yüz yıldır ilk defa, genç kuşağın anne ve babalarından daha fakir olacağı bir dönemde yaşıyoruz.” Öyleyse küresel anlamda hiçbir devlet için bütün üretimi kendi sınırlarında gerçekleştirmek gerçekçi değil. Biz de dayanıklılığımızı artırmak için bazı ürünleri kendimiz üretebileceğimiz gibi, bazı ürünlerin de ithalatını çeşitlendirip, bu ithalatı sürekli kılmak için ittifaklara girebiliriz. Tabii, üretim desenimizin zenginleşmesi bu ittifaklara katkımızı da artırır. 15 Mayıs’ta yazdığım gibi, mesela Pax Silica’da olmamız bu açıdan önemli. Yapay zekâ işlerinde kullanılan gelişmiş çipleri Tayvan’da üretebilmek için burada yaklaşık 5 bin şirketten oluşan bir tedarik zinciri kurulmuş. Bu zinciri yeniden kuramayacağımıza göre bazı kritik ürünleri müttefiklerimizden temin etmemiz gerekiyor.</p>
<p>OVP’de ekonomik güvenlik ve dayanıklılığın unsurları olarak enerji, gıda, teknoloji ve aile (!) sayılmış. Bu unsurların her birinde, Türkiye’yi dünyadan koparmayan; seçenekleri ve ikame kapasitesini artırmaya yönelik bir yaklaşım var. Ancak bu stratejinin sahada nasıl uygulanacağı konusunda elimizde yeterli bilgi yok. Bugüne dek teşvik sistemimiz -özellikle ihracat teşvikleri- daha verimli üretimin desteklenmesine dayanıyordu. Ancak, ekonomik dayanıklılığın öne çıkması ile bazı ürünlerin üretilip üretilemeyeceği; eğer üretilecekse hangi maliyetlere katlanarak bunun yapılabileceğini ortaya koyan pilot projelerin yapılması önem kazandı. Bu nedenle sektör veya kümeler yerine, bireysel şirketleri destekleyecek pilot proje ve uluslararasılaşma destekleri, ekonomik güvenlik ve dayanıklılığımızı geliştirmek için belirleyici olacak.</p>
<p>Ekonomik güvenlik bir “güvenlik” değil, bir “ekonomi” politikası konusudur. Ekonomik güvenlik hedeflerine romantizmle değil, ekonomik maliyet hesaplarına dayanarak geliştirilecek araçlarla ulaşabiliriz. Marifet, her şeyi kendimizin üretmesi değil; neyi üretmenin rasyonel olduğunu bilip tedarik edebilecek alternatifleri hazırda tutmaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ovpye-ekonomik-guvenlik-acisindan-bakalim-87259</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OVP’ye ekonomik güvenlik açısından bakalım ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankasi-faizi-indirmedi-ama-indirim-icin-yesil-isigi-yakti-87258</guid>
            <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 07:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası faizi indirmedi; Ama indirim için yeşil ışığı yaktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Merkez Bankası, eylül toplantısında faiz oranlarını sabit tuttu. Bu karar benim de savunduğum ve ihtiyatlı olduğunu değerlendirdiğim bir karardı.</p>
<p>İleriye doğru baktığımızda ise faiz indiriminin eylül enflasyon verisi sonrası gelebileceğini değerlendiriyorum. Zira Merkez Bankası, basın açıklaması metninde enflasyonun ana eğiliminin gerilediği ve iç talebin zayıf seyrettiğine ilişkin net ifadeler kullandı.</p>
<p><strong>Peki, enflasyon düşüyor mu?</strong></p>
<p>Ağustos ayında tüketici fiyatları yüzde 1,84 arttı, yıllık enflasyon yüzde 31,51 oldu. Aylık verinin piyasa beklentisinin altında kalması olumlu. Buna karşılık mevsim etkilerinden arındırılmış aylık enflasyon, tüketici fiyatlarındaki artışta bir değişim olmadığını gösterdi. Çekirdek göstergelerde aylık artışlar yüzde 1,7 ile yüzde 2,8, yıllık artışlar ise yüzde 30,7 ile yüzde 33,4 ile yüksek kaldı. Fiyat artışlarının ekonominin kaç kalemine yayıldığını gösteren yayılım endeksi de arttı.</p>
<p>Bu tablo dezenflasyonun sürdüğünü söylemek için yeterli değil.</p>
<p><strong>Beklentiler neden kararın önüne geçti</strong></p>
<p>Merkez Bankasının beklemesindeki ikinci neden enflasyon beklentilerinin hâlâ çıpalanamamış olması. Üstelik beklentileri bozan yalnızca gerçekleşen enflasyon değil. Merkez Bankası 2027 yılsonu enflasyon hedefini şubat ayında yüzde 9 olarak açıklamış, bunu mayıs ayında yüzde 15’e yükseltmişti. Orta Vadeli Program’da ise bu hedef yüzde 21’e çıkartıldı. Kısa aralıklarla sürekli yükseltilen enflasyon hedefi, para politikasının yön gösterme gücünü azaltıyor.</p>
<p><strong>Reel sektör daha ne kadar bekleyebilir?</strong></p>
<p>Kararın en fazla tartışılması gereken yönü ise reel sektör üzerindeki maliyet. Yüksek faiz ve kredi koşullarındaki sıkılık, işletme sermayesine ihtiyaç duyan şirketlerin finansmana erişimini zorlaştırıyor. İç talep zayıflarken satışlar yavaşlıyor; finansman giderleri yüksek kalıyor. Takibe düşen kredilerdeki artışın yakından izlenmesi gerektiğini TEPAV Para Politikası Değerlendirme Notunda belirtmiştik.</p>
<p><strong>Seçim takvimi faiz indirimini öne çeker mi?</strong></p>
<p>Yılın kalanında faiz indirimini destekleyecek iki güçlü unsur bulunuyor. Birincisi, iç talepteki yavaşlama ve reel sektörden yükselen finansman şikâyetleri. İkincisi ise yaklaşan seçim takvimi… Seçime doğru büyümeyi ve kredi koşullarını destekleme isteğinin güçlenmesi, para politikası üzerindeki indirim baskısını artıracaktır.</p>
<p>Bu nedenle Merkez Bankasının eylülde pas geçmesi, 2026’yı faiz indirimi yapmadan tamamlayacağı anlamına gelmiyor. Aksine, ekonomik faaliyetteki yavaşlama belirginleşir ve şirket bilançolarındaki bozulma sürerse yıl bitmeden bir veya birden fazla indirim gündeme gelebilir. OVP’de 2027 enflasyon hedefinin yüzde 21’e yükseltilmesi de daha önceki hedefe kıyasla faiz indirimi için teknik bir alan açıldığı izlenimini veriyor.</p>
<p><strong>Erken indirimin faturası kurdan gelebilir</strong></p>
<p>Orta Doğu’daki savaşın ardından yüksek seyreden enerji fiyatları; akaryakıt, ulaştırma ve üretim maliyetleri üzerinden enflasyona yukarı yönlü risk oluşturuyor. Bu ortamda enflasyon gerçekleşmeleri ve beklentilerinde kayda değer bir iyileşme görülmeden yapılacak indirim, Türk lirası cinsi varlıkların cazibesini azaltabilir. Faiz indirimiyle sağlanması beklenen geçici rahatlama, daha yüksek enflasyon ve daha pahalı finansman olarak geri dönebilir.</p>
<p><strong>Asıl sorun faiz kararından daha büyük</strong></p>
<p>Faiz indiriminin koşullarını yalnızca Merkez Bankası oluşturamaz. Maliye politikası ve yapısal adımlar enflasyonla mücadeleyi desteklemezse para politikası ya uzun süre sıkı kalacak ya da erken gevşeyerek kur ve enflasyon baskısını büyütecek.</p>
<p>Merkez Bankası’nın önündeki asıl sınav indirime başlayıp başlamamak değil, indirimin zamanlamasını hangi verinin belirleyeceğidir. Enflasyon ve beklentiler belirgin biçimde iyileşmeden atılacak adımlar, büyüme sorununu hafifletirken kur ve enflasyon sorununu ağırlaştırabilir. Bu nedenle faiz indirimi ihtimali güçleniyor; fakat güvenilir ve kalıcı bir dezenflasyon sağlanmadan yapılacak indirimin güvenli bir alanı henüz oluşmuş değil.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankasi-faizi-indirmedi-ama-indirim-icin-yesil-isigi-yakti-87258</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası faizi indirmedi; Ama indirim için yeşil ışığı yaktı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rakamlarla-ovp-vaatler-gercekler-ve-secim-sandigi-hesabi-87257</guid>
            <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 07:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rakamlarla OVP: vaatler, gerçekler ve seçim sandığı hesabı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>OVP’nin en yüksek riskli hedefi, enflasyon hedefi gibi görünüyor. OVP’de TÜFE’nin 2026’da yüzde 28,4’ten 2027’de yüzde 21’e, 2028’de yüzde 13,5’e ve 2029’da yüzde 9’a indirilmesi öngörülüyor. Bu, özellikle hizmet enflasyonu, kira, eğitim, ücret ayarlamaları, gıda arz şokları ve kur geçişkenliği nedeniyle son derece iddialı bir hedef.</strong></p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından hazırlanan ve 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program (OVP), 06.Eylül.2026 tarihli ve 33362 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de Cumhurbaşkanı Kararı olarak açıklandı.</p>
<p>OVP dönemi içerisinde Türkiye’de genel seçimlerin yapılacak olması nedeniyle, OVP bir taraftan seçimin olası gerçekleşeceği tarihi tahmin etmek, diğer taraftan da seçim gölgesinde ne kadar gerçekçi olduğunu değerlendirmek adına hafta başından bu yana hem yazılı hem de görsel basında tartışılan en önemli ekonomik konu oldu.</p>
<p>OVP, 2027-2029 döneminde makroekonomik ve finansal istikrarın güçlendirilmesini, mali disiplinin sürdürülmesini ve orta vadede kalıcı fiyat istikrarının tesis edilmesini temel öncelik olarak tanımlıyor. Bunun yanında verimlilik, Ar-Ge, beşerî sermaye, yeşil ve dijital dönüşüm, işgücü piyasasının etkinliği, yatırım ortamı ve kayıt dışılığın azaltılması da hedefler arasında yer alıyor.</p>
<p>Enflasyonun kademeli biçimde düşürülmesi, büyümenin yatırım ve verimlilik ağırlıklı hızlanması, dış dengenin enerji maliyetlerinin normalleşmesiyle iyileşmesi ve kamu maliyesinde faiz dışı dengenin güçlenmesi programın dayandığı temeller olarak göze çarpmakta.</p>
<p>Türkiye’de OVP aslında temelde bir iyi niyet manzumesidir. Her OVP döneminde en iyimser koşullar dikkate alınarak gerçekleştirilmesi düşünülen ara hedefler ortaya konulur. OVP’nin sonunda da bu hedeflerin gerçekleştirilmesi için öngörülen zaman belirlenir.</p>
<p>Aslında rakamlara girmeden önce, bence en çok eleştiri konusu olan şey bu takvim…</p>
<p>Her biri için ayrı ayrı kitapçıklar yazılabilecek olan hedeflerin ne kadarının şimdiye kadar gerçekleştirildiği ya da gerçekleştirilemediği, ne kadar zamanda ve hangi koşullarla bu hedeflere ulaşılacağı bu takvimde yer almaz. <strong>O nedenle geçmişte başlamış faaliyetlerin hangi aşamada olduğunu bilemiyoruz.</strong> Ölçemediğimiz bu hedefleri de yönetmek kolay olmuyor.</p>
<p><strong>Yıllar önceki OVP’lerde orta konulmuş hedeflerin hangi aşamada olduğunu bilmeden yenilerini önermek OVP metninde hoş gözükse de bir yandan gereksiz kaynak israfına ya da yapılanların tekrarına dönüşüyor. </strong></p>
<p>Bu küçük ama önemli eleştirinin mutlaka dikkate alınması ve önümüzdeki yıllarda hazırlanacak OVP’lerde gerçekleşme oranlarının ve gerçekleşmeye engel unsurların da yer alması en azından şeffaflık açısından daha doğru olacaktır.</p>
<p><strong>2027-2029 Dönemi OVP’de rakamlara baktığımızda, ben kendimce hükümetin hedeflerini; görece gerçekleşmesi daha olası ve kolay hedefler ile yapılması zor ve gerçekleşmeme ihtimali yüksek hedefler olarak ayırdım. </strong></p>
<p>Cari açığın GSYH’ye oranının 2026'daki yüzde 2,6'dan 2029'da yüzde 1,6'ya gerilemesi zor ama ulaşılabilir bir hedef gibi görünüyor. Mevcut durumda Türkiye'nin turizm gelirleri, hizmet ihracatı ve altın/enerji dışı dengesinde iyileşme göze çarpıyor. Cari işlemler dengesi açığında da kademeli bir iyileşme öngörülmüş. Ancak yine de unutmamak lazım ki bu iyileşme büyük ölçüde enerji fiyatlarına ve küresel finansman koşullarına bağlı. Turizm gelirlerinin ülke içi huzurla ve rekabetçi fiyatların etkilediği, yani son derece hassas bir sektör olduğunu belirtmek lazım. Öte yandan, dış ticaret hacminin GSYH’ye oranının 2027 yılında yüzde 36,7 iken, program sonunda, yani 2029 yılında yüzde 33,3 olacağı öngörülmüş. 2027 yılı için ihracat 292 milyar dolar olarak öngörülmüşken, 2029 için öngörü 316 milyar dolar.  3 yıllık ihracat artış oranı dolar cinsinden yüzde 8,2 olarak planlanmış. İthalatta planlanan 3 yıllık artış oranı ise yüzde 7,3. <strong>Program geneline yayılmış aşırı iyimserlik dış ticaret hedeflerinde çokça göze çarpıyor.</strong></p>
<p>İhracatın program sonunda 316 milyar dolara yükselmesi, dolar bazında yıllık artışların görece sınırlı olması nedeniyle hedefin ulaşılabilir görünmesini sağlıyor. Ancak küresel ticaretin korumacılık, Avrupa'daki zayıf büyüme ve jeopolitik risklerle karşı karşıya olduğu unutulmamalı. Trump’ın 2028’de görevini tamamlaması küresel ticaret artışı beklentisi için güzel bir haber olabilir.</p>
<p><strong>Öte yandan, petrol fiyatı ortalamaları bence aşırı iyimser kalmış.</strong> Program 2027 yılında küresel sorunların çözüleceğini öngörmüş olmalı ki Brent petrolün 2027 ortalamasının hızla 76 dolara düşeceği tahmin edilmiş. Umarım düşündükleri gibi olur. Fakat petrolün beklenenden yüksek kalması cari açık ve enflasyon hedeflerini aynı anda bozabilir.</p>
<p>İşsizlik rakamlarına baktığımızda, manşet işsizliğin yüzde 8,1'den yüzde 7,6'ya gerilemesi büyümenin yüzde 4-5 bandına yaklaşırsa ulaşılabilecek bir hedef gibi duruyor. Fakat bu oranda büyüme olmasa da mucizevi bir şekilde 2026 içerisinde işsizliğin yüzde 8,1 seviyesine düştüğünü gördük. Tabii, işin sevimsiz yanı olan ve aslında hepimizin baktığı, yüzde 30,6’ya yükselmiş atıl işgücü oranına ilişkin bir hedef konulmamış. Manşete baktığımızda, bir anda neredeyse Almanya’daki işsizliğe ulaştığımızı düşündüğümüz işsizliğin arka planındaki yüzde 30,6’lık atıl işgücü elbette kimsenin hoşuna gitmiyor.  OVP’de öngörülen; işgücüne katılım oranının da yüzde 52,9'dan yüzde 54,7'ye yükselmesi, sadece iş yaratmak için yeterli değil. Rakamların hoşa giden kısmını görüp hoşa gitmeyeni reddetmediğimiz zaman, çözümü de arayacağız diye düşünüyorum.</p>
<p><strong>Sanırım benimle birlikte herkesin en çok takıldığı konulardan biri, enflasyonun programın sonunda (2029) yüzde 9’a nasıl indirileceği.</strong> </p>
<p>OVP’nin en yüksek riskli hedefi, enflasyon hedefi gibi görünüyor. OVP’de TÜFE’nin 2026’da yüzde 28,4’ten 2027’de yüzde 21’e, 2028’de yüzde 13,5’e ve 2029’da yüzde 9’a indirilmesi öngörülüyor. Bu, özellikle hizmet enflasyonu, kira, eğitim, ücret ayarlamaları, gıda arz şokları ve kur geçişkenliği nedeniyle son derece iddialı bir hedef. <strong>Tüm koşullar aynı kalarak hele hele programın içerisinde bir genel seçim yaşarken, nasıl kademeli olarak düşeceğinin cevabı programda yok. </strong></p>
<p>Cevabı yok derken, programda büyüme ve enflasyon hedefleri ciddi bir tezat oluşturuyor.</p>
<p><strong>Bu yönüyle OVP epey tutarsız</strong></p>
<p><strong>Enflasyonu hızla düşürmek için talep ve kredi koşullarının kontrollü kalması gerekirken, büyümeyi yüzde 5'e çıkarmak yatırım, üretim ve verimlilikte güçlü bir sıçrama gerektiriyor.</strong> Yıllarca gerçekleştirilemeyen üretimde verimlilik artışının, program döneminde nasıl bir anda gerçekleştirileceğini ben programda bulamadım. Hele hele küresel ölçekte yapay zekâ ve üretimde teknolojik dönüşüme milyarlarca dolar harcanırken, biz bu dönüşümün içerisinde yer almadan nasıl verimlilik artışı sağlayacağız diye düşünmüyor değil insan.</p>
<p><strong>2026 yılsonu için yüzde 3,3’lük bir büyüme öngörüsü, 2027 yılına geldiğimizde yerini yüzde 4,2’lik sert bir büyümeye bırakıyor. Yüzde 27’lik bir artış... Bu arada enflasyon da yüzde 28,4’ten yüzde 21’e düşecek.</strong> 2028’de yüzde 4,6’lık bir büyümeye karşılık enflasyonun yüzde 13,5 olacağı öngörülmüş. <strong>Size ne kadar inandırıcı geldiyse, ben de o oranda bu öngörüye inandım. </strong></p>
<p><strong>Daha ilginci ise GSYH deflatörünün çok hızlı gerilemesi beklentisi. Deflatör artışının 2026'da yüzde 30,6'dan 2028'de yüzde 14,5'e ve 2029'da yüzde 9,5'e gerilemesi, ekonomideki genel fiyatlama davranışının hızla normalleşmesini gerektiriyor.</strong> Bu hedef, TÜFE hedefiyle birlikte değerlendirildiğinde, nominal gelir, ücret ve vergi dinamiklerinde çok güçlü bir uyum olması gerekir. <strong>Ekonomi yönetimi, bu uyumu içerisinde seçim olacak bir dönemde gerçekleştirmeyi düşünüyor. </strong></p>
<p><strong>OVP’nin harcama ve gelir öngörüsü bence seçimin zamanını da bize söylüyor</strong></p>
<p>2026’dan 2027’ye geçtiğimizde faiz hariç harcamaların yüzde 37 artması öngörülmüşken, 2027’den 2028’e geçtiğimizde faiz hariç harcamaların artış beklentisi yüzde 19. <br />Harcamaların 2027’de yüksek oranda artacak olması, <strong>bence seçimin ilk habercisi.</strong></p>
<p>Öte yandan gelirlere baktığımızda; 2026’dan 2027’ye geçerken yüzde 37 oranında gelir artışı öngörüsü, 2027’den 2028’e geçişte yerini yüzde 19’luk bir gelir artışı öngörüsüne bırakmış. <strong>Gelir kalemleri içerisinde vergi gelirlerinde de yüzde 36’lık bir artış öngörülmüş. 2027 yılındaki bu sert artışın, olası bir vergi barışı ya da yeniden yapılandırmadan kaynaklanma ihtimali kuvvetli.</strong> <strong>Bence seçimin ikinci habercisi burası...</strong></p>
<p>Transfer harcamalarına baktığımızda, 2027 yılı için yüzde 33,1’lik bir artış öngörülmüş. 2028 yılı için artış yüzde 15,16, 2029 yılı için ise yüzde 12,4 olarak planlanmış. Bu da seçimin üçüncü habercisi. <strong>Emeklilerin gönlünün alınmak isteneceği gözüküyor.</strong></p>
<p>Özelleştirme gelirleri konusunda da 2027 yılında ciddi bir beklenti var. 2026’dan 2027’ye geçerken 2027 yılı için özelleştirme gelirlerindeki artış beklentisi yüzde 70. Kamunun işlettiği köprü ve otoyolların özelleştirileceği bir yıl olacak gibi 2027. <strong>Bunu da seçim habercisi sayabiliriz bence. </strong></p>
<p><strong>Kamu yatırımlarının 2026'da yüzde 5,4 artıştan 2029'da yüzde 8,7 artışa çıkması, mali disiplin korunurken kaynakların çok etkin biçimde tahsis edilmesini gerektiren bir durum.</strong> Bütçe açığı azaltılırken, kamu yatırımının hızlanması ancak gelir performansı, harcama önceliklendirmesi ve özel sektör yatırımlarıyla tamamlayıcılık sağlanarak mümkün olabilir. <strong>Bu da çok ama çok zor bir hedef. </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rakamlarla-ovp-vaatler-gercekler-ve-secim-sandigi-hesabi-87257</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/7/1280x720/67-1789100714.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rakamlarla OVP: Vaatler, gerçekler ve seçim sandığı hesabı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sakiz-cigneyip-bisiklet-surmek-87256</guid>
            <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 07:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sakız çiğneyip, bisiklet sürmek…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Külliye’de bir araya gelen Mansur Yavaş’ın görüşmesi, muhalefet cephesinde Yeni bir tartışmayı başlattı. Yavaş’ın siyasi geleceği kadar, Özgür Özel’in “haberim ve onayımız vardı” sözleri de tartışmanın odağına yerleşti.</strong></p>
<p>İmamoğlu’nun serbest kalıp, aday olacağı sonrada seçimi kazanacağı varsayımından vazgeçeli hayli zaman olan muhalefetin “en azından Mansur Yavaş var. Seçimlerde adayımız o olur” diye teselli bulduğu günlerde, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Yavaş’ın külliyedeki fotoğrafları gündeme bomba gibi düştü…</p>
<p>Fikri sabitler Yavaş’ın muhalefetin adayı olacağı konusundaki imanlarını kaybetmişe benziyor. Oysa sadece ben bile defalarca yazdım; İmamoğlu’nu cumhurbaşkanı yapmak için imza toplayarak Yavaş’ı zaten denklem dışına itmişti o zamanki CHP şimdiki YENİ Parti yöneticileri. Bunlar olup biterken o dönemki CHP’nin Genel Başkanı Özgür Özel’in -kendisi ne kadar aksini iddia etse bile- cumhurbaşkanlığına aday olacağını da yazmış, söylemiştik.</p>
<p>Zaten Yavaş da bütün o süreçlerde -İmamoğlu’nun tam tersine- usulet ve suhulet içinde davranmıştı…</p>
<p>Hatırlayın; 2023 seçimlerine giden süreçte Yavaş’ın adaylığı gündeme getirildiğinde şöyle demişti: “Ben aynı anda sakız çiğneyip, bisiklet sürebilirim ama belediye başkanlığı yaparken başka bir hedefe odaklanmak gibi bir hedef içinde olamam. Ankara halkına vaatlerimi yerine getirmeye çalışıyorum. Türkiye'de insanlar benim hakkımda ne düşünüyor diye anket yaptırmadım. İnsanların bana sempatiyle yaklaşmasından memnunum. Sayın Akşener de iltifat ediyor. Kendisiyle görüşmüş değilim. Cumhurbaşkanlığı adaylığı gurur verici olur, ama ben zengin bir Ankara hedefine odaklanıyorum…"</p>
<p>Yine tutuklu İmamoğlu için ön seçim yapılmaya kalkıldığında, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, dönemin CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in, ön seçimle partinin cumhurbaşkanı adayını belirleme sürecini başlatmasını “erken” bulduğunu söylemiş ve eklemişti: “Aday belirlemek için çok erken. Seçim tarihi belli değil, o zamana kadar Türkiye'de şartlar, her şey değişir…”</p>
<p>Şimdi CHP’den istifa etmeyip, Yeni Parti’ye de geçmeyen Yavaş, bir 9 Eylül gününde -CHP’nin kuruluş yıldönümünde- üyesi olduğu parti ile Anıt Kabir’e gitmek yerine Cumhurbaşkanı Erdoğan ile külliyede baş başa geliyor. Resmi açıklamaya göre Ankara’nın ihtiyaç duyduğu projeleri masaya yatırmışlar…</p>
<p>Bu bilgi kamuoyuna mâl olduğunda, Yeni Parti Genel Başkanı Özel, “Bu görüşmeden haberim var. Mansur beyin hiçbir şeyinden şüphem olmaz. Ankara'nın menfaatleri için önceden beri planladığı ve bizim de, haberimiz ve onayımız ile yaptığı bir görüşmedir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p>Garip mi, komik mi? Bilemedim. Şöyle açıklayayım, Yavaş Yeni Parti üyesi değil. Dolayısıyla Özel ile Yavaş arasında bir ast üst ilişkisi yok. Çünkü ikisi yanı partinin hiyerarşisi içinde yer almıyorlar. Eee o zaman neyin onayını vermiş Özel? Haberdar olma meselesine gelince muhtemelen Yavaş, Özel’e sürpriz olacak bir görüşmenin, Yeni Parti genel başkanının acayip açıklamalar yapmasına yol açacağını düşünerek, randevu talebini çıtlatmıştır kendisine… Ne de olsa Özel’in gecenin bir vakti attığı ve insicamdan da itidalden de uzak whatsapp yazışmaları unutulacak gibi değil… Ortada her şeyden haberinin olduğunu ve her şeyin onayını verdiğinin altını çizmek zorunda hisseden bir genel başkan var. Misal, ABD Büyükelçisi Barrack’ın “istemeyen adam ilan edilmesini” gündeme getiriyor, ama bir dönem kendisinin genel başkan yardımcılığını yapan, Yeni Parti rozetini yakasına bizzat taktığı Prof. İlhan Uzgel, Barrack’ın resepsiyonuna avdet ediyor. Hani İYİ Parti’nin protesto ederek katılmadığı davete… Artık her şeye ne kadar hakim siz karar verin.</p>
<p>Neyse efendim biz ziyarete dönelim…</p>
<p>Bir kaç soruyla da konuyu kapatalım…</p>
<p>Ziyaretin, Melih Gökçek davası ile ilgisi var mıdır?..</p>
<p>Yavaş, kendisinden önceki döneme ilişkin yaptığı suç duyurularının birer örneğini Cumhurbaşkanı’na sunmuş mudur?..</p>
<p>Görüşmede Yavaş, “devletimin emrindeyim” demiş midir? Demişse müktesebatı açısından bu gayet normal değil midir? Muhalefetin bu duruma şaşırmasına şaşırmak gerekmez mi?..</p>
<p>Sizce Yavaş, İYİ Parti, Demokrat Parti gibi partilerin oluşturacağı bir ittifakın cumhurbaşkanı adayı olur mu?..</p>
<p>Ya da önümüzdeki seçimlerle birlikte gündeme geleceği ifade edilen parlamenter rejime dönüş projesinde Yeni bir görev mi alır?..</p>
<p>Ya da “daha Ankara’da yapılacak çok iş olduğundan” belediye başkanlığına her partinin desteği ile bir dönem daha devam mı eder?</p>
<p>Yaşayıp göreceğiz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sakiz-cigneyip-bisiklet-surmek-87256</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sakız çiğneyip, bisiklet sürmek… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bizim-hikayemizin-guclu-tarafi-87255</guid>
            <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bizim hikâyemizin güçlü tarafı…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>“COP 31’e Doğru Net Konuşalım” konuklarından, TÜSİAD Başkan Yardımcısı Fatih Kemal Ebiçlioğlu yeşil ve dijital dönüşüm sürecinin son yıllarda biraz yavaşlamış olduğuna, daha doğrusu kendisinin uyumun daha hızlı yürüyeceğini düşündüğüne dikkat çekiyor. Oysa zaman geçerken regülasyonlar ardı sıra hayata geçiriliyor. O nedenle uyum gerekliliği yakıcılığını koruyor. Yeşil ve dijital dönüşüm, sürdürülebilirlik… AB ile ticareti geliştirmek istiyorsak ‘dönüşerek’, sürdürülebilir rekabetçiliği de, ‘dünya liginde yalnız kalmadan’ başarmak zorundayız.</p>
<p>Reel sektör adına Ebiçlioğlu’nun Türk sanayinin dönüşümüne ilişkin ufuk turundan ipuçları yakalamaya çalışırken, kendisi ‘mealen’ dünyanın eski dünya olmadığını; “Yapılması gerekenler sadece AB uyumu ile sınırlı değil. Çünkü bir de Türkiye’nin dışında AB’nin de etkilendiği küresel ekonomik akış var. Dolayısıyla sanayinin dönüşümü konuşulurken bu akışın ve üstelik son 50 yılın öğrettikleri ile farklı yöne gittiğinin de dikkate alınması gerekli” diyerek anlatıyor.</p>
<p>Sanayicinin ajandasının ilk satırında; “Çin’in imalat sanayi, dünya imalatının üçte birinden fazlasını geçti. Hatta bu oran önümüzdeki birkaç yıl içinde yüzde 40’ları da aşarak sorunu daha da büyütecek.” saptamasının yer aldığını, “Bir zamanlar, biz uluslararası iktisat okurken, her ulus kendisinin rekabetçi olduğu ürünü üretsin, diğerlerini de başkalarına bıraksın diye düşünürken, bugün Çin dışı üretimin yapılamayacağı algısının giderek arttığı bir rekabetçilik döneminden geçiyoruz. Bu dönüşüm de Türk sanayicisinin ajandasında yer alıyor” görüşünün ortaya çıkan büyük değişikliğin altını çizdiğini vurguluyor.</p>
<p>Sadece bu kadar mı? “80’lerde 90’larda, Dünya Ticaret Örgütü diye bir örgüt var. Dolayısıyla böyle bir şey (destek-teşvik) yapsak, bize problem çıkarır.” şeklindeki üniversite anısının,   “Fakat COVID-19 döneminden önce de görmeye başlamış, bunun sinyallerini almıştık. Hatta ilk Trump döneminde de vardı. Korumacılık önlemleri, hem de gelişmiş ülkeler tarafından çok şiddetli bir şekilde uygulanıyordu. Dolayısıyla aslında ticaretin yeniden şekillendiği, yeni entegrasyonların gündeme geldiği bir dönemden geçtik, geçiyoruz da.” şekline dönüşümünü ekliyor.</p>
<p> Sanayiye bakışta COVID-19 dönemindeki perspektif farklılaşmasını; “O günlerde bir de ‘stratejik otonomi’ konusu konuşuldu. Savunma sanayi ve diğer konular hepsi bir araya geldiğinde, bu korumacılık önlemleri de Türk sanayicisi tarafından yine dikkate alınması gereken bir konu hâline geldi.” şeklinde özetleyen Ebiçlioğlu’na göre; “Sanayideki dönüşüm açısından üçüncü konu değişimin hızı, teknolojik değişimin hızı, inovasyonun hızı. Tarihin en hızlı dönemlerinden biri yaşanıyor. Üstelik yarın daha da hızlanacak. Bu değişim dikkate alınmak zorunda. Öyle ki ‘yapay zekâ’ konusu bunun en iyi örneği. Bugün, 80'lerde, 90'larda, filmlerde gördüğümüz o vizyonun gerçekliğe dönüştüğünü görüyoruz. “</p>
<p>Reel sektör açısından bir de kronikler var: “Enflasyon, finansmana-kaynaklara erişim, kaynak maliyeti Türk sanayisinin göz ardı edemeyeceği konular. Bunların dışında ticaretin yüzde 40’tan fazlasını Avrupa ile yapıyorsak hızlı bir adaptasyon gerekiyor. Özetle zor ama adapte olunması, baş edilmesi zorunlu bir süreç.”</p>
<p>Peki! Çözüm ararken neler yapmak gerekli? “Çin rekabeti açısından değerlendirilecek olursak, Türkiye’nin tek başına bir ülke olarak, başka bir ekonomik yapıya entegre olmadan tüm bu sorunları tek başına ele almasının maliyeti yüksek olacak. O nedenle Gümrük Birliği ve Ankara Antlaşması ile yapılan yolculukta daha entegre politikalarla daha da ileriye gitmeye çalışmak gerekli. Ki rekabete Çin’in dışında örneğin Hindistan da, Mercosur ülkeleri de katılabilecekse, bizim de entegre politikaları geliştirmemiz gerekiyor.</p>
<p>Biz hikayemizi güçlü tarafları ile bitirelim: “Nedir bizim hikayemiz? Tedarik zinciri açısından ülke imalat altyapısı olan, üretmeyi bilen ve Avrupa'nın dibinde olan bir ülke. ‘Yakınında olma’ tabiri bence önemli. Geçmişte hatırlayın, COVID-19 döneminde birkaç kavram daha ortaya çıkmıştı. Yani sadece stratejik otonomi kavramı ortaya çıkmadı. İşte ‘Near Shoring’ dendi, ‘Friend Shoring’ dendi. Bu iki kavramı iklim krizi ile mücadele etme söylemi açısından da sınamamız gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p>Ben Avrupa'nın yanındayım. Çin'den, Endonezya'dan, Vietnam'dan buraya ürünlerin gelmesinin yaratacağı o emisyon riskinin, Avrupa politikaları ile uyumlu olmadığını görüyoruz. Hakikaten eğer iklim krizi ile mücadele edilecekse Avrupa Birliği üyesi ülkelerin hepsinin katılım toplantılarında ifade ettim: Çin'den ürün almak, Vietnam'dan ürün almak rasyonel gelmiyor.</p>
<p>İkinci bir konu olarak bu dönemde Avrupa için büyük sorun olan göçmen sorunu konusunda büyük destek verdiğimizi görüyoruz. Ben Avrupa’nın Akdeniz havzasını üretim üssü olarak kullanması gerektiğini düşünüyorum. Buradaki insanların hem işsiz kalıp, hem ekonomik zorluklar yaşayarak orada hareket etmeden kalmalarının mümkün olamayacağı görüşündeyim. Dolayısıyla eğer iklim kriziyle mücadele etme başlığı altında göçmen sorununa da bir perspektif kazandırabilirsek bundan istifade edebileceğimizi düşünüyorum.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bizim-hikayemizin-guclu-tarafi-87255</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bizim hikâyemizin güçlü tarafı… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/surdurulebilirlik-bitti-yapay-zeka-verelim-87254</guid>
            <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 07:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sürdürülebilirlik bitti, yapay zekâ verelim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sürekli gerçeği inkâr eden, kötü gidişatı halktan gizleyen birinin yalan söylediğini nasıl anlarsınız? Çok basit; konuşurken dudakları kıpırdıyorsa… Lütfen bakanı, bakmayanı bu testten geçirin derim.</strong></p>
<p>Bir kez dilimize dolanmayı görsün; artık <strong>dilde pelesenk</strong> olur çıkar. <strong>Toplam kalite</strong> sakızını onlarca yıl çiğnedik. <strong>Müşteri patrondur</strong> klişesi de öyle… Sonra biri <strong>endüstri bilmem kaç sıfır</strong> dedi; adeta havada kaptık ama gereğini yapmadık. <strong>Çevre</strong>, <strong>yeşil</strong>, <strong>CRM</strong>, <strong>sosyal sorumluluk</strong>, <strong>yapay zekâ</strong>. Uzar gider bu liste.</p>
<p>Ama benim en çok sorguladığım; <strong>sürdürülebilirlik</strong> kelimesidir. Öncelikle <strong>çok uzun</strong> bu yüzden <strong>telaffuzu</strong> da <strong>yazılışı</strong> da pratik değil. Ama en önemlisi; <strong>koca bir yalan</strong>… Durun hemen “<strong>abarttın</strong>” demeyin… Bana <strong>ilelebet payidar kalan</strong> bir şey söyleyin? Başlayan her şeyin mutlaka sonu vardır, <strong>ne sürdürülebilirliği</strong>…</p>
<p><strong>ŞU ÖLÜMLÜ DÜNYADA GÜNEŞ BİLE SÜRGİT DEĞİL, SÖNECEK </strong></p>
<p><strong>Hangi aşk</strong> sonsuza dek sürmüş? <strong>Hangi imparatorluk</strong> ilk kurulduğundan bu yana yaşıyor ki? <strong>Ya şirketler</strong>? Asırlıkları arayalım dedik, 50’yi zor aştık. O da çoğu taşrada lokanta çıktı. Batılı; kurduğu yapıların <strong>kısa sürede dağılmasın diye</strong> aldığı tedbirleri böyle adlandırmış. <strong>Ne sürdürülebilirliği</strong>…</p>
<p>Sürdürülebilirlik <strong>her şeyin başına</strong> ekleniyor ya… Benim hiç anlamadığım; <strong>büyümenin önüne</strong> gelenidir. <strong>Sürdürülebilir büyüme</strong> için o kadar çok <strong>klişe</strong>, hiçbir yere götürmeyen <strong>slogan</strong>, boş laf üretildi ki süren sadece bu <strong>lafın gevezeliği</strong> oldu. Netice? Sanırım sürdürebildiğimiz bir tek; <strong>içi boş konuşmalarımızdır</strong>.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Yalan ezberlere dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Neden yalan söyleriz?</em></strong></p>
<p>Zira <strong>gerçeğin çölünden</strong> geçmek yerine <strong>yalan vadisinde</strong> gezinmek, hoşumuza gider. <strong>Ekonomi</strong> krizi dahi aşmış, çürüme başlamıştır. Gerçek bu iken yalana sığın; “<strong>ekonomik tıkırında, dünya bizi kıskanıyor.</strong>”</p>
<p><strong><em>En güçlü yalan?</em></strong></p>
<p><strong>Gerçeğin üzerine inşa edilendir</strong>. Biz her yalan söylediğimizde, <strong>gerçeğe borçlanırız</strong>. Gerçek ise eninde sonunda gelir, bizden <strong>hakkını</strong> alır. Ekonomik <strong>kriz</strong> olarak, <strong>yolsuzluk</strong>, <strong>çürüme</strong>, <strong>iflas</strong>, <strong>zam</strong>, <strong>zulüm</strong> olarak.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>ATA BİNER ATAYI UNUTUR, ATTAN İNER ATI UNUTUR</strong></p>
<p><strong>Kurduğunu korumak</strong>… Sürdürülebilirlik diyoruz buna. Dilimizden düşmüyor bu kelime. İçini boşaltsak da… Cumhurbaşkanlığı forsunda <strong>16 yıldız</strong> var. Tarihte <strong>kurup sürdüremediğimiz</strong> 16 devletimizi temsil ediyor. Bununla doğal olarak <strong>övünürüz</strong> de… Aslında <strong>kurduğumuza sahip çıkmak, kurmaktan da zor</strong>…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>YALAN LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Düz yalan</strong>: Gerçeğin maskelenmesi. Olguları inkâr edip temennileri olmuş gibi gösterme sanatı</p>
<p><strong>Kuyruklu yalan</strong>: Alakasız olaylarla bezenmiş, sahte mesnetlerle donatılmış güçlendirilmiş yalan</p>
<p><strong>İstatistik</strong>: Akıl ve vicdan ehlinde değer üreten ama yalancının elinde rakamlarla infaz becerisi</p>
<p><strong>Acı gerçek</strong>: Yalancının yatsıya kadar yanan mumun geride bıraktığı gerçeğin bizzat kendisi</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/surdurulebilirlik-bitti-yapay-zeka-verelim-87254</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sürdürülebilirlik bitti, yapay zekâ verelim ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/faizi-sabit-ekim-icin-indirim-sinyali-87253</guid>
            <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 07:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Faizi sabit, ekim için indirim sinyali…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Merkez Bankası Para Piyasası Kurulu faiz oranlarını değiştirmedi. Genel kanaat zaten faizin bu toplantıda değiştirilmemesi gerektiği yönündeydi. Haftalık repo ihale faiz oranı yüzde 37’de, gecelik vadede borç verme faiz oranı yüzde 40’ta, gecelik vadede borç alma faiz oranı ise yüzde 35,5’te sabit tutuldu.</p>
<p>Merkez Bankası savaşın başlamasıyla birlikte proaktif bir adım atmış ve yüzde 37 olan haftalık repo ihale faiz oranını değiştirmemekle birlikte fonlamayı gecelik kanala kaydırmak suretiyle fiili faizi yüzde 40’a çıkarmış ve bu uygulama mart ayı başından 24 Ağustos’a kadar sürmüştü. 24 Ağustos’tan itibaren fonlamada yeniden haftalık repoya dönülmek suretiyle fiili faiz yüzde 37’ye çekilmişti.</p>
<p>Merkez Bankası dün aldığı kararla mevcut faizlerin bir sonraki toplantının yapılacağı 22 Ekim’e kadar bu düzeyde kalmasını kararlaştırmış oldu.</p>
<h2>“Ekimde indirebilirim”</h2>
<p>PPK toplantısından sonra yapılan açıklamada sanki ekim toplantısında alınabilecek karara ilişkin bir<strong> “çıtlatma”</strong>, bir<strong> “ima”</strong> var; <strong>“Ekimde faiz indirebilirim”</strong> şeklinde okunabilecek bir mesaj var.</p>
<p>Açıklamada<strong> “Aylık dalgalanmalara karşın, son dönem enflasyon gerçekleşmeleri ve öncü göstergeler enflasyonun ana eğiliminin gerilediğine işaret etmektedir”</strong> deniliyor.</p>
<p>Gerçi bu yargı neye dayanıyor, orası pek belli değil. Enflasyonun ana eğiliminde öyle kayda değer bir gerileme yok. Hele hele manşet enflasyon dikkate alındığında yüzde 31-32’ye takılıp kalınmış. Yetmezmiş gibi yıllık gerçekleşme tahmini OVP’de yüzde 28,4 düzeyinde belirlenmek suretiyle Merkez Bankası tahmininin de üstüne çıkarılmış.</p>
<p>Dolayısıyla Merkez Bankası her ne kadar 22 Ekim’de yapılacak bir sonraki PPK toplantısında faiz indirimi olabileceği şeklinde yorumlanabilecek bir ifadeye yer vermişse de aslında gidişat, <strong>“enflasyonun ana eğilimi yönüyle”</strong> bunu mümkün kılmaktan epey uzak görünüyor.</p>
<p>Merkez Bankası’nın ekimde faiz indirimi olabileceği imasının kaynağı yalnızca enflasyonun ana eğilimine ilişkin görüşü değil. Merkez Bankası iç talepteki zayıf seyre vurgu yapıyor ve bu zayıf seyri iktisadi faaliyete ilişkin veriler ve arz şoklarının yurt içi fiyatlara yansımasının sınırlı kalmasının teyit ettiğini belirtiyor.</p>
<p>Sonuçta hem enflasyonun ana eğiliminde gerileme olduğu görüşü var, hem iç talebin zayıflamaya devam ettiği görüşü…</p>
<p>Bu iki etken bir arada düşünüldüğünde de ortaya bir anlamda<strong> “Ekimde faiz indirimi yapabilirim”</strong> mesajı çıkıyor.</p>
<h2>Ya riskler?</h2>
<p>Ama Merkez Bankası temkini de elden bırakmıyor.</p>
<p>Açıklamada<strong> “Diğer taraftan, jeopolitik gelişmeler neticesinde yüksek seyreden enerji fiyatları enflasyon görünümü üzerinde yukarı yönlü risk oluşturmaktadır”</strong> görüşüne yer veriliyor.</p>
<p>Zaten bu risk olmasaydı Merkez Bankası faizini çoktan daha aşağılarda görürdük.</p>
<p>Düşünün, politika faizi 22 Ocak’ta yüzde 38’den yüzde 37’ye indirilmişti.</p>
<p>Eğer savaş kaynaklı riskler ortaya çıkmasaydı mart ayı başından 24 Ağustos’a kadar fiili faizi yüzde 40 olarak uygulamak bir yana 37 de çok aşağılara çekilirdi.</p>
<p>Savaşın enflasyona etkisinin 7 puan dolayında olduğu dile getiriliyor. Dolayısıyla savaş yaşanmamış olsa enflasyon şimdilerde yüzde 25’lerde olur ve faiz de ona göre oluşurdu.</p>
<p>Oysa mevcut durumda ne savaş bitti, ne savaşın yol açtığı riskler ortadan kalktı. Petrol hâlâ 100 doların üstünde.</p>
<h2>Asıl sorun motorin fiyatları</h2>
<p>Petrol fiyatları tabii ki önemli ama Türkiye’yi enflasyon yönünden daha çok ilgilendiren motorin fiyatları. Rusya-Ukrayna savaşı ve bombalanan rafineriler yüzünden Rusya’nın akaryakıt ihracatını durdurması tüm dünyada motorin fiyatlarını yukarı çekiyor. Ayrıca kış mevsimine girilecek olması yüzünden motorin talebi daha da artacak.</p>
<p>Bu da fiyatları yukarı çekecek. Dolayısıyla motorin fiyatı, Türkiye’yi petrol fiyatından çok daha fazla ilgilendiriyor.</p>
<p>Başa dönersek, Merkez Bankası enflasyonun ana eğilimindeki gerilemeye işaret ederken tam olarak neyi kastediyor, pek belli değil. Bir gerileme varsa da buna baskın çıkması muhtemel fiyat artışı riski söz konusu.</p>
<p>Dolayısıyla her ne kadar sonraki toplantılar için faiz indirimi sinyali veren bir PPK metni varsa da bu metne uygun bir şekilde yol alınmasının hiç kolay olmadığını söylemek gerek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/faizi-sabit-ekim-icin-indirim-sinyali-87253</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/merkez-bankasi-tcmb.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Faizi sabit, ekim için indirim sinyali… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/70-ulkeye-19-bin-arac-satti-ihracat-zincirine-bataryayi-da-ekledi-87252</guid>
            <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 07:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> 70 ülkeye 19 bin araç sattı, ihracat zincirine bataryayı da ekledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TEMSA </strong>CEO’su <strong>Evren Güzel </strong>ve Kurumsal İletişim Müdürü <strong>Ebru Ersan</strong>’ın davetiyle sponsorları arasında yer aldıkları A Milli Erkek Basketbol Takımı’nın İzlanda ile karşılaştığı maçı izlediğimi Reykjavik’teyiz. <strong>Evren Güzel, </strong>İzlanda’yı 110-73 yendiğimiz karşılaşma sonrası sohbet ederken, Kuzey Avrupa pazarının TEMSA için önemi üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Avrupa’da güçlü bir konumumuz var. Geçen yıl Fransa, Almanya, İngiltere, İrlanda ve Belçika gibi pek çok ülkede satış rekorları kırdık. Fransa’da bugün şehirlerarası otobüs pazarının en büyük 3 oyuncusundan biriyiz. Fransa’daki TEMSA araç parkı 6 bin adedi aşmış durumda.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa380b9342ec-1789100217.jpg" alt="" width="700" height="466" /></strong>Avrupa genelinde midi segmentindeki pazar paylarının yüzde 30’un üzerinde olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Özellikle Kuzey Avrupa, son yıllarda büyümemizin en dikkat çekici olduğu coğrafyalardan biri haline geldi. İzlanda’da gerçekleşen buluşmamızın bizim açımızdan ayrı bir anlam taşımasının nedenlerinden biri de bu.</strong></p>
<p>Avrupa ülkelerinden bazı örnekler vermeyi sürdürdü:</p>
<ul>
<li><strong>Birleşik Krallık bu büyümeye en büyük katkı veren pazarlardan biri. Hem İngiltere hem de İrlanda’da şehirlerarası otobüs segmentinde pazar payımız yüzde 10’un üzerinde.</strong></li>
<li><strong>Pandemi öncesine kıyasla İsveç, Norveç, Finlandiya, Letonya, Litvanya, Estonya, Birleşik Krallık ve İrlanda’yı kapsayan Kuzey Avrupa bölgesindeki yıllık araç satışlarımızı yaklaşık 3 katına çıkardık.</strong></li>
<li><strong>Avrupa’daki coğrafi ayak izimizi de genişletiyoruz. Sadece 2025 yılında Arnavutluk, Finlandiya, Hırvatistan, Malta, Norveç ve Polonya olmak üzere 6 yeni Avrupa ülkesine giriş yaptık.</strong></li>
</ul>
<p>Avrupa’daki elektrifikasyon dönüşümünün de TEMSA açısından çok önemli fırsat yarattığının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>2026’nın ilk yarısında Avrupa otobüs pazarı yüze 25’in üzerinde büyüdü. Şehir içi otobüs segmentinde büyüme ise yüzde 50 seviyesine ulaştı. Bu dönemde Avrupa’da yeni kaydedilen şehir içi otobüslerin yüzde 60’tan fazlasını elektrikli araçlar oluşturdu.</strong></p>
<p>Avrupa’nın 2030 hedefinin bu oranı yüzde 90 seviyesine çıkarmak olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Elektrifikasyon konusunda yaklaşık 20 yıllık deneyimi bulunan TEMSA açısından bu dönüşüm, önümüzdeki dönemin en önemli büyüme fırsatlarından birini oluşturuyor.</strong></p>
<p>TEMSA’nın satışlarının yüzde 70’inin yurt dışı pazarlarda gerçekleştiğine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Üstelik ihracatımız yalnızca yakın coğrafya ile sınırlı değil. Batı Avrupa, Kuzey Avrupa’nın yanı sıra Kuzey Amerika gibi dünyanın en gelişmiş, rekabetin ve müşteri beklentilerinin son derece yüksek olduğu pazarlarda güçlü bir varlığa sahibiz.</strong></p>
<p>Söz konusu pazarlarda olmalarını değerli bulduğuna vurgu yaptı:</p>
<p>-          <strong>Çünkü, ABD’de ya da Batı Avrupa’da rekabet sadece fiyatla mümkün değil. Ürününüzün teknolojisi, kalitesi, satış sonrası hizmetleriniz ve organizasyonel yetkinliğiniz aynı anda sınanıyor.</strong></p>
<p>Bugün ABD yollarında 2 bin 500’den fazla TEMSA aracının bulunduğunu irdeledi:</p>
<p>-          <strong>ABD için özel ürünler geliştiriyoruz. Google, Tesla ve Meta gibi dünyanın önde gelen teknoloji şirketlerinin Silikon Vadisi’ndeki personel taşımalarında TEMSA araçlarının tercih edilmesi bizim için ayrıca gurur verici.</strong></p>
<p>ABD’deki müşterilerin çok talepkar olduğunu bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Operasyonel beklentiler çok yüksek. Satış sonrası hizmetten ürün performansına kadar her konuda sürekli kendinizi geliştirmeniz gerekiyor. Bu da sizi daha güçlü şirket haline getiriyor.</strong></p>
<p>Dünyanın 70 ülkesine 19 binden fazla araç ihraç ettiklerini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>TEMSA araçları bugüne kadar farklı coğrafyalarda 10 milyar kilometrenin üzerinde yol yaptı. Yani, dünyanın çevresini 250 bin kez turlayacak kadar mesafe katetti. Bu veriler, TEMSA’nın ülkemiz sanayi üretimi ve ihracatındaki önemini ortaya koyuyor.</strong></p>
<p><strong>Evren Güzel, </strong>Reykjavik’teki sohbette TEMSA’nın otobüs dışı ilk ihracatını da anlattı:</p>
<p>-          <strong>TEMSA’da geliştirdiğimiz 50 yüksek voltajlı lityum iyon batarya ve 10 güç dağıtım ünitesini Çekya’ya ihraç ettik. Yaklaşık 5 MWh büyüklüğündeki bu teslimat, bugüne kadar gerçekleştirdiğimiz en yüksek haciml</strong><strong>i </strong><strong>batarya sistemi sevkiyatı oldu.</strong></p>
<p>Batarya ihracatının TEMSA açısından önemi üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Bu ihracat, TEMSA’nın dönüşüm yolculuğunda stratejik bir eşik. TEMSA artık yalnızca otobüs değil, Türkiye’de geliştirdiği teknolojiyi de ihraç edebilen bir şirket.</strong></p>
<p>Şirketin geleceğine dönük şu mesajı verdi:</p>
<p>-          <strong>TEMSA’yı sadece daha fazla otobüs üreten şirket olarak değil, mühendislik gücünü, elektrifikasyon yetkinliğini ve teknoloji birikimini mobilitenin farklı alanlarına taşıyan, daha yüksek katma değer üreten, teknoloji ve mobilite şirketi olarak konumlandırmak istiyoruz.</strong></p>
<p>TEMSA, 2019 yılında finansal sıkıntılar nedeniyle üretimi durdurup konkordato ilan etmişti. 2024 yılında yeniden yapılandırma sürecinden çıkan TEMSA, Çekyalı PPF Group ve Sabancı Holding ortaklığıyla çıktığı yolculukta aynı yıl rekorlara imza attı.</p>
<p>İhracatı 2025 yılında 316 milyon dolar olan TEMSA, Çekya’ya batarya ihracatıyla çıtayı çok daha yukarı taşıdı…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">26 bininci otobüs bu ay hattan inecek</span></h2>
<p><strong>TEMSA </strong>CEO’su <strong>Evren Güzel, </strong>geçen yılı kârlılık, üretim ve satış performansı bakımından son derece güçlü kapattıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>TEMSA tarihinde birçok alanda rekorlara imza attığımız bir yıl oldu. Bu yıla girerken öncelikli hedefimiz yakaladığımız büyüme hikayesini sağlıklı ve sürdürülebilir biçimde devam ettirmek, hatta üzerine yenilerini eklemek oldu.</strong></p>
<p>Şimdi bu yolculukta yeni ve sembolik bir kilometre taşına daha ulaştıklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Bu ay TEMSA’nın 26 bininci otobüsünü banttan indireceğiz. Üstelik 26 bininci otobüsümüzün elektrikli bir araç olması, bu başarıyı bizim için daha da anlamlı kılıyor.</strong></p>
<p>TEMSA’nın yola çıkışının 1968’e uzandığını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Bir tarafta güçlü sanayi mirasımız, diğer tarafta elektrifikasyon ve teknoloji üzerine kurduğumuz yeni bir gelecek var. 26 bininci aracımız aslında bu iki dünyayı bir araya getiriyor.</strong></p>
<p>Bunları oldukça zor bir küresel konjonktürde gerçekleştirdiklerini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Bu yılın kolay geçmeyeceğini zaten öngörüyorduk. Bugün geldiğimiz noktada küresel korumacı politikalar, jeopolitik gerilimler, ticaret yollarındaki kırılganlıklar, finansmana erişim ve maliyet baskıları ay anda iş dünyasının gündeminde.</strong></p>
<p>Artık doğrusal bir büyüme yaşanmadığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bu nedenle bugünün şartlarında şirketlerin yetkinliklerinden biri gerçeklik ve adaptasyon kabiliyeti. Stratejiniz net olacak ama o stratejiye giden yolda esnek olacaksınız. Yeni bir fırsat çıktığında kaynaklarınızı hızla harekete geçireceksiniz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye’deki konumumuz güçlenmeye devam ediyor</span></h2>
<p><strong>TEMSA </strong>CEO’su <strong>Evren Güzel, </strong>uluslararası pazarlardaki büyümeyi sürdürürken Türkiye’deki konumlarını da güçlendirmeyi sürdürdüklerini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de otobüs ve midibüs pazarı güçlü bir dönemden geçiyor. Otobüste 2016’dan, midibüste 2018’den buyana gördüğümüz en yüksek pazar seviyeleri söz konusu.</strong></p>
<p>Bu yılın ilk yarısında Türkiye otobüs pazarının yüzde 21, midibüs pazarının da yüzde 25 büyüdüğünü kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Büyüme şehirlerarası otobüste yüzde 18, şehir içi segmentte de yüzde 11 oldu. Biz de büyüyen bu pazarda payımızı yüzde 17’den 20’ye çıkardık. Midi segmentinde pazardaki payımız 5 puan arttı ve yüzde 26’ya çıktı.</strong></p>
<p>Şehirlerarası otobüs segmentinde de yüzde 18’lik pazar paylarını koruduklarının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Uluslararası pazarlarda ne kadar büyürsek büyüyelim, Türkiye pazarındaki gücümüzü ve müşterilerimizle kurduğumuz bağı korumak, stratejimizin temel unsurlarından biri olmaya devam edecek.</strong></p>
<p>Finansal ve ticari performanslarını geliştirirken yerlilik oranlarını da yukarı taşımayı sürdürdüklerine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Geçen yıl sonunda Türkiye’ye sunduğumuz ürünlerdeki yüzde 68 seviyesinde olan yerlilik oranımız, Temmuz 2026 itibariyle yüzde 73’ün üzerine çıktı. Araçlarımızda modele bağlı olarak yüzde 65-77 arasında değişen oranlarda yerlilik oranlarına ulaşıyoruz.</strong></p>
<h2><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa380cfbd845-1789100239.jpg" alt="" width="800" height="426" /></strong><span style="color: #e03e2d;">Sporun yarattığı mücadele ruhu ve dayanışma bizim için daha önemli </span></h2>
<p><strong>TEMSA </strong>CEO’su <strong>Evren Güzel, </strong>farklı spor branşlarına verdikleri destekle ilgili şu mesajı verdi:</p>
<p>-          <strong>Biz TEMSA’nın sporla ilişkisini tek bir takım ya da tek bir branş üzerinden tanı</strong><strong>m</strong><strong>lamıyoruz. Bizim için önemli olan sporun yarattığı ortak heyecan, mücadele kültürü, dayanışma ve birliktelik duygusu.</strong></p>
<p>Destek verdikleri takımlara işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Bu anlayışla A Milli Erkek ve Kadın Basketbol Takımlarımızın yanı sıra Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nün futbol, basketbol, voleybol ve hentbol takımlarının, Vakıfbank Spor Kulübü’nün ve Adana Demirspor’un karayolu ulaşım sponsorluğunu üstleniyoruz.</strong></p>
<p><strong> </strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/70-ulkeye-19-bin-arac-satti-ihracat-zincirine-bataryayi-da-ekledi-87252</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/5/6/1280x720/evren-guzel-1771389301.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 70 ülkeye 19 bin araç sattı, ihracat zincirine bataryayı da ekledi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kapsam-genislemesi-oncesi-ytak-160-milyar-tlyi-gecti-87251</guid>
            <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 07:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kapsam genişlemesi öncesi YTAK 160 milyar TL’yi geçti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, bu kredi yanında başka programlarda da kullanılan Teknoloji/Strateji Puanı (TSP) sisteminde ayarlamalar yaptı. Orta Vadeli Program’da da proje büyüklüğünün en az 1 milyar TL olması şartında esneme yapılabileceği, kritik ürünler ve KOBİ’lerin de dâhil edilebilmesine yönelik eylem yer aldı.</p>
<p>Öte yandan, bu alandaki en güçlü program olan ve EKONOMİ’nin Merkez Bankası verilerinden takip ettiği YTAK kredilerinin fiilî kullanımı sayılabilecek mali gelişmelerde son birkaç ayda hızlanma gözlendi. Buna göre uzun süredir 100 milyar TL seviyesinde bulunan fiilî kullanımlar, 2026’dan itibaren yeniden hızlandı ve ağustos ayı sonu itibarıyla 167,4 milyar TL’ye ulaştı. 2025 yılı sonu itibarıyla fiilî kullanım 104 milyar TL seviyesindeydi. Bu programda toplam ayrılan kaynak 750 milyar TL seviyesinde bulunuyor. Ancak programa başvuran ve projeleri kabul edilen yatırımcılara ne kadarlık tahsisat yapıldığına dair bilgi bulunmuyor.</p>
<h2><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa37f667bceb-1789099878.png" alt="" width="194" height="392" />Ne değişti?</h2>
<p>YTAK programı, Proje Bazlı Teşvik Sistemi ve benzeri programlarla; ithal ikamesi sağlayan, kritik önem taşıyan, teknoloji kazanımına ve katma değerli ürünlerin üretimine katkı veren, hammadde ve kritik nitelikli girdi sağlayan yatırımlara yüksek teşvik veriliyor. Başta YTAK olmak üzere bu alandaki kredi programları için Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın ön değerlendirme sistemi bulunuyor. Bakanlığın 3 Eylül günlü Resmî Gazete’de yayımlanan Yatırım Projelerinin Stratejik Öncelik ve Teknik Değerlendirmesine Dair Tebliğ değişikliği ile kapsam değişikliği yapıldı.</p>
<p>Buna göre, KOBİ niteliğindeki şirketler dâhil olmak üzere firmaların başvurabileceği bir sistem getirildi. Yatırım kredilerinde programlara uygunluk bakımından öncelikli yer edinebilme ve kredi maliyetlerine etki eden Teknoloji/Strateji Puanı (TSP) sisteminin yanına “Öncelikli Finansman Belgesi” sistemi getirildi. YTAK’ta asgari 1 milyar TL olan yatırım bedeli, bu tür belgeye dayalı yatırımcılar için en az 100 milyon TL’ye düşürüldü ve öz kaynak/sermaye şartı kaldırıldı. Öncelikli Finansman Belgesi almak için başvuran projeler de bir puanlamaya tabi tutulacak. Buradan alınan puanlarla önceliklendirme yapılacak ve uygunluk belgelenecek. Başvuru için asgari puan 50 olarak belirlendi.</p>
<h2>Hangi alanlar kapsanıyor?</h2>
<p>Öncelikli alanlar, ilgili tebliğde orta-yüksek ve yüksek teknolojili sektörlerdeki ürünler ile bu sektörlerin gelişimi için kritik olan ürünler olarak tanımlanıyor. Tebliğin 1. ekinde GTİP bazında detaylandırılmış 310 ürün bulunuyor. Bu alanlarda en az 100 milyon TL yatırım yapmak isteyen firmalar belge için başvurabilecek ve bu belgeye dayalı olarak YTAK başta olmak üzere “aracı bankalarca kullandırılan” yatırım kredi programlarına başvurabilecek.</p>
<h2>YTAK’ta son durum</h2>
<p>YTAK kredilerinde fiilî kullanım, ağustos ayı sonu itibarıyla 167 milyar 359,5 milyon TL’ye ulaştı. Bu tutar, Merkez Bankası’ndan program kapsamında yapılan ödemeleri kapsıyor. Fiilî finansman gerçekleşmesini tam olarak göstermese de ulaşılan seviyeye işaret ediyor. Merkez Bankası’nın bu programı için her yıl 100 milyar TL olmak üzere 3 yıl için 300 milyar TL kaynakla 2020’de başlatılan programın büyüklüğü, daha sonra toplamda her biri yine 3 yıllık olmak üzere önce 500 milyar TL’ye, son olarak da 750 milyar TL’ye yükseltildi. İlk yıllarda döviz kazandırıcı hizmet kapsamında büyük turizm yatırımları, daha sonra da deprem bölgesi yatırımları geçici süreyle programa dâhil edildi. 2023 sonunda ise sistem, puanlama ve öncelik listesinin yayımlanmasıyla netleşecek şekilde değiştirildi. YTAK programında toplam tahsisler ve bu alanda kredilendirilen projelere yönelik kapsamlı resmî bir veri bulunmuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kapsam-genislemesi-oncesi-ytak-160-milyar-tlyi-gecti-87251</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/4/1280x720/para-money-lira-tl5-1766305528.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ölçekli stratejik yatırımlara finansman sağlamak üzere oluşturulan düşük faizli Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi’nde (YTAK) kullanım hızlandı. 2025 sonunda 104 milyar TL seviyesinde bulunan fiili kullanım tutarı ağustos sonu itibariyle 167,4 milyar liraya yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayi-uretiminde-patinaj-suruyor-87250</guid>
            <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 07:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayi üretiminde patinaj sürüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre temmuz ayında yıllık sanayi üretimi yüzde 0,3 azalırken, aylık azalış ise yüzde 1’i buldu. Yıllık bazda en yüksek azalış yüzde 8,5 ile yüksek teknolojili ürünlerde gözlendi. Bunu yüzde 5,6 ile elektrik, gaz, buhar, yüzde 3,8 ile madencilik ve taş ocakçılığı, yüzde 2,6 ile sermaye malları ve yüzde 1,6 ile de enerji üretimi takip etti. İmalat sanayi ve dayanıksız tüketim malları üretiminin yüzde 0,3 gibi sınırlı artış gösterdiği dönemde, orta düşük teknoloji yüzde 1,7, düşük teknoloji yüzde 1,1, ara malı yüzde 1,2, dayanıklı tüketim malları üretimi ise yüzde 0,9 arttı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa37eb2e9938-1789099698.png" alt="" width="298" height="409" /></p>
<h2>Gıdada yıllık artış yüzde 1,6’da kaldı</h2>
<p>İmalat sanayinin alt dallarında sektörlerin yıllık üretim performanslarına göre ise enflasyonda en çok tartışılan gıda sektöründe yüzde 1,6’lık sınırlı artış dikkat çekti. Yıllık bazda madenciliğin altında yer alan kömür üretimi yüzde 35,8 artarken, metal cevheri madenciliği yüzde 32,6 geriledi. Giyim eşyası üretiminin yüzde 8,4 gerilediği bu dönemde tekstil ürünleri imalatının üretimi yüzde 4,5 artış gösterdi. Son 1 yıllık dönemde mobilya üretiminde yüzde 9,5’lik artış, elektrik, gaz, buhar sektöründeki yüzde 5,6’lık üretim kaybı da dikkat çekti.</p>
<h2>Aylıkta sektörlerin tamamına yakını üretim azalttı</h2>
<p>Temmuz’da aylık bazda yapılan değerlendirmede ise dayanıklı tüketimdeki yüzde 3,3 ve orta düşük teknolojideki yüzde 0,8’lik artışların dışında diğer tüm sektörlerde üretim geriledi. Üretim azalışı yüksek teknolojide yüzde 5,8, elektrik, gaz, buhar ile madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 2,2, dayanıksız tüketim malında yüzde 2, sermaye mallarında yüzde 1,6, enerjide yüzde 1,5 oldu.</p>
<h2>Hareketli ortalamalara göre yerinde sayıyor</h2>
<p>Sanayi üretimindeki uzun vadeli ana trendi daha sağlıklı şekilde gösteren 12 aylık hareketli ortalamalara göre ise sanayi üretimi tam anlamıyla patinaj yapıyor. Baz etkisiyle nisan ayında yüzde 6,1’lik artışın dışında yıllık bazda yüzde 6,1 artan sanayi üretimi, şubatta ise yüzde 2,2 artmıştı. Buna karşılık yapılan 12 aylık değişime ilişkin hesaplamada ise sanayi üretiminde anlamlı bir değişiklik olmadı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayi-uretiminde-patinaj-suruyor-87250</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/2/1280x720/sanayi-1779289674.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomik program kapsamında iç talebin baskılanması ve dış pazarlardaki zayıf seyrin etkisiyle sanayi üretimindeki durgunluk temmuzda da sürdü. TÜİK verilerine göre üretim yıllık yüzde 0,3, aylık yüzde 1 geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasi-tonu-yumusatti-87249</guid>
            <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası tonu yumuşattı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, yılın 6’ncı Para Politikası Kurulu kararında geride kalan 4 toplantıda olduğu gibi sabit bıraktı. PPK metninde iç talepteki zayıflamanın enflasyona katkısını vurgulayan, enflasyon ana eğiliminin gerilediğine işaret eden TCMB, petrol fiyatlarındaki yükselişe dikkat çekerek pas geçtiğini vurguladı. Uzmanlar, bu olumlu ve iyimser mesajlara işaret ederek TCMB’nin petrol fiyatları bu denli yüksek olmasaydı politika faizinde indirim olabileceğini belirtti. Uzmanlar, ekim toplantısında petrol fiyatları bu seviyede kalsa bile 100 baz puanlık indirimin çok yüksek ihtimal olduğunu ve aralık toplantısında da indirim sürecinin devam edeceğini vurguladı.</p>
<p>Brent petrol fiyatının mayıstan bu yana ilk kez 102 doların üzerine çıktığı gün açıklanan TCMB Para Politikası Kurulu kararı piyasayı şaşırtmadı ve yine beklentilere paralel politika faizi yüzde 37’de sabit bırakıldı. TCMB PPK, gecelik vadede borç verme faiz oranını yüzde 40’ta, gecelik vadede borçlanma faiz oranını ise yüzde 35,5’te sabit tuttu.</p>
<h2>Verilerde olumlu görünüm</h2>
<p>PPK metninde tek değişiklik enflasyon paragrafında yaşandı. Aylık dalgalanmalara karşın son dönemde enflasyon gerçekleşmeleri ve öncü göstergelerin enflasyonun ana eğiliminin gerilediğine işaret ettiği vurgulanan PPK metninde, iktisadi faaliyete ilişkin veriler ve arz şoklarının yurt içi fiyatlara yansımasının sınırlı kalmasının da iç talepteki zayıf seyri teyit ettiği dile getirildi. Uzmanlar, önceki PPK metinlerinde iç talepteki ve iktisadi faaliyetteki zayıflığa dikkat çekildiğini, eylül PPK metninde ise bu durumun artık enflasyona verdiği olumlu katkının da görüldüğünün yer aldığında vurgu yaptı. Metindeki bu yeni ekleme, önümüzdeki dönemde enflasyon görünümü için TCMB’nin oldukça iyimser olduğu yorumlarına yol açtı.</p>
<h2>Petrol fiyatları yukarı yönlü risk</h2>
<p>Bir diğer yeni ifade, enflasyon paragrafında jeopolitik gelişmeler neticesinde yüksek seyreden enerji fiyatlarının enflasyon görünümü üzerinde yukarı yönlü risk oluşturduğu oldu. Petrol fiyatlarındaki yükseliş ve etkisine vurgu yapılan bu ifade, TCMB’nin aslında eylülde neden pas geçtiğinin de göstergesi oldu. Uzmanlar, petrol fiyatları düşerse ekimde kesin, hatta düşmese ve yine 102 dolar seviyesinde olsa da TCMB’nin politika faizinde indirime başlayacağına dikkat çekti. Uzmanlara göre eylül enflasyonu ile eylül ortası iç siyasi gündemin hızlanması da TCMB’nin kararında etkili olabilecek konular arasında bulunuyor.</p>
<p>PPK metninde, jeopolitik gelişmelerin maliyet kanalı, iktisadi faaliyet ve beklenti kanalı üzerinden enflasyon görünümüne etkilerinin yakından takip edildiği de yinelendi.</p>
<h2>İhtiyatlı duruş vurgulandı</h2>
<p>TCMB, enflasyon paragrafında verilerdeki olumlu görünüme dikkat çekse de ihtiyatlı duruşunu temkinli ifadelerini hiç değiştirmeyerek verdi. Fiyat istikrarı sağlanana kadar sürdürülecek sıkı para politikası duruşunun talep, kur ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyon sürecini güçlendireceği belirtilen TCMB PPK metninde, “Kurul politika faizine ilişkin atılacak adımları; enflasyon gerçekleşmelerini, ana eğilimini ve beklentilerini göz önünde bulundurarak ara hedeflerle uyumlu biçimde dezenflasyonun gerektirdiği sıkılığı sağlayacak şekilde belirleyecektir. Para politikası kararları enflasyon görünümü odaklı, toplantı bazlı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla alınmaktadır. Enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma olması durumunda para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır. Kurul enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşunu vurgulamıştır” denildi.</p>
<p>PPK kararı sonrası piyasada ilk tepki bankacılık endeksinde düşüşün yüzde 1’in üzerine gelmesi oldu. Ancak PPK metninde iyimser ifadelerin yoğun olması, bankacılık endeksinde düşüşü geriletti.</p>
<h2 style="text-align: center;"><span style="color: #e03e2d;">UZMANLAR TCMB PPK KARARINI NASIL YORUMLADI?</span></h2>
<p><strong>Olası faiz indiriminin zemini hazırlanıyor</strong></p>
<p>TOBB ETÜ Öğretim Üyesi Doç. Dr. Atılım Murat: Eylül PPK metni makroekonomik iyileşmeleri kabul eden ancak ihtiyatı elden bırakmayan bir çerçeve sunuyor. Ve ayrıca iç talep zayıflamasının, enflasyon eğiliminin hedefler doğrultusunda ilerlediğini teyit ediyor. Verilerdeki iyileşme vurgusu gelecekteki olası faiz indiriminin teorik zeminini hazırlıyor. Buna karşılık sıkılaşma tedbirinin metinde tutulması da enerji fiyatlarından dolayı yukarı yönlü risklerin vurgulanmaya devam etmesi, piyasadaki erken gevşeme beklentisinin önüne geçmeyi amaçlıyor. TCMB aceleci bir sinyal vermekten özenle kaçınıyor. İşler beklediğimiz gibi iyiye gidiyor diyor TCMB, ama benden hemen bir faiz indirimi de beklemeyin, tetikteyim, diyor. Enflasyon Raporu yayımlandığı gün Brent petrol 88 dolardı, bugün 102 dolar. Eğer bugün 88 dolar olsaydı TCMB kesinlikle 100 baz puan indirim yapardı. Metin oldukça güvercin, her şey istediği gibi ilerliyor TCMB’nin. Bir sıkıntı ABD Başkanı Trump’ın seçime kadar petrol fiyatlarının düşmeyeceğine yönelik açıklaması. Şayet Brent petrol ekim toplantısında 115-120 dolar seviyesinde olursa TCMB yine pas geçebilir. TCMB’yi faiz indiriminde engelleyen tek şey petrol fiyatları; onun dışında tüm göstergeler TCMB’nin istediği doğrultuda gidiyor.</p>
<p><strong>Ekimde indirim olasılığı yüksek</strong></p>
<p>QNB Türkiye Baş Ekonomisti Erkin Işık: TCMB, enflasyonun ana eğilimindeki yavaşlama ve zayıf talebin fiyat baskılarını sınırlayıcı rolü konusunda daha olumlu bir değerlendirme yaparken, enerji fiyatlarına ilişkin riskleri de vurgulayarak temkinli yaklaşımını koruyor. Hatırlanacağı üzere TCMB, son dönemde likidite operasyonlarıyla para piyasası faizlerinin 3 puan düşerek politika faizi olan yüzde 37 seviyesine dönmesini sağlamıştı. Bize göre, bu adımın hemen ardından politika faizinin de indirilmesi, enflasyon beklentilerinde bozulma riski yaratabilirdi. Dolayısıyla faizlerin sabit tutulması, enflasyon risklerine karşı temkinli duruşu yansıtıyor. Faiz kararlarına ilişkin yeni bir yönlendirme yapılmasa da enflasyon eğiliminde bozulma yaşanmaması ve enerji fiyatlarının bir miktar gerilemesi halinde, ekim toplantısında 100 baz puanlık bir indirim olasılığını yüksek görüyoruz.</p>
<p><strong>Asıl sınav 2027’de başlayacak</strong></p>
<p>EMCAP Advisory Yönetici Ortağı Dr. İnanç Sözer: Merkez Bankası, beklentilere paralel olarak politika faizini %37,0 seviyesinde sabit tutarken, 22 Ekim’de gerçekleştirilecek bir sonraki toplantıya ilişkin belirgin bir yönlendirme yapmayarak bekle-gör yaklaşımını sürdürdü. TL cinsi tasarruflardan dövize doğru belirgin bir yönelim yaşanmaması halinde, ekim toplantısında 100 baz puanlık sınırlı bir faiz indirimi için alan oluşacaktır. Bununla birlikte, enflasyonun hâlen görece yüksek seyretmesi, küresel belirsizliklerin devam etmesi ve petrol fiyatlarının yeniden 100 dolar seviyelerine ulaşması, para politikasında temkinli duruşun korunmasını gerekli kılıyor. Bu yaklaşımın Türkiye’nin risk primi ve finanssal istikrarı açısından da olumlu olduğunu değerlendiriyoruz. Baz etkisinin katkısıyla yıllık enflasyonun eylül-ekim döneminde yüzde 30’un altına gerileyecek. Ancak bundan sonraki aşamada asıl belirleyici olan, enflasyondaki düşüşün yalnızca baz etkisine değil, fiyatlama davranışlarında ve beklentilerde kalıcı bir iyileşmeye dayanması olacak. Mevcut görünüm, dezenflasyon sürecinin sağlıklı biçimde devam edebilmesi için sıkı para politikasının bir süre daha korunmasını gerektiriyor. Bu noktada maliye politikasının para politikasına daha güçlü destek vermesi olduğunu düşünüyorum. TL cinsi mevduat ve tasarruf araçlarının cazibesini artıracak stopaj indirimleri gibi adımlar, hem dolarizasyon riskini sınırlayabilir hem de Merkez Bankası’nın önümüzdeki dönemde faiz indirimleri için daha geniş bir hareket alanı kazanmasına katkı sağlayabilir. Türkiye ekonomisinin 2026’daki en önemli kazanımı, son derece zorlu iç ve dış koşullara rağmen büyümeden ciddi ölçüde feragat etmeden dezenflasyon sürecini sürdürebilmiş olmasıdır. Başka bir ifadeyle, 2026 bir dengelenmenin devamı ve tüm olumsuz haber akışına karşın güven kazanma yılı olarak değerlendirilebilir. Ancak asıl sınav 2027’de başlayacak. Baz etkisinin desteği azaldığında enflasyondaki düşüşün devam edip etmeyeceği, beklentilerin ne ölçüde iyileştiği ve fiyatlama davranışlarındaki katılığın kırılıp kırılmadığı daha net görülecek. Enflasyon beklentilerinde belirgin bir iyileşme sağlanamaz ve maliye politikasından dezenflasyona daha güçlü bir katkı gelmezse, 2027’nin ana tartışması enflasyondaki katılık olabilir. Böyle bir tabloda Merkez Bankası’nın faiz indirim alanı da piyasanın bugün öngördüğünden daha sınırlı kalabilir. Özetle, 2026’nın kazanımı enflasyonda istikrarı büyümeyi kaybetmeden sağlayabilmek; 2027’nin sınavı ise bu istikrarı kalıcı dezenflasyona dönüştürebilmek olacak.</p>
<p><strong>Daha iyimser ve olumlu bir TCMB</strong></p>
<p>Nurol Portföy Yönetim Kurulu Danışmanı Dr. Altuğ Özaslan: Brent petrol $100’e gelmişken TCMB’nin faiz indirimi sürecini yeniden başlatması olması gerekenden daha güvercin algılanırdı. Bu yüzden TCMB olması gerekeni yaparak faizi sabit tuttu. PPK metnine bakınca, TCMB’yi önceki toplantıya göre daha iyimser ve olumlu bulduğumu söyleyebilirim. Dışsal koşulların arz yönlü etkileri, özellikle enerji fiyatlarının enflasyonist etkisi, olmasa TCMB yurt içi koşullar ve talebin seyri dezenflasyonisttir yorumunu yapmış. Hatta iç talebin sönüklüğü, dışsal şokların enflasyona etkisini yumuşatıyor demiş ki bu bence gayet güvercin bir yorum. Baz etkisi sebebiyle eylül ayı enflasyonu açıklanınca yıllık enflasyonda gerileme göreceğiz. 22 Ekim’deki PPK itibarıyla, bugünkü şartlar devam ederse, faiz indirimi sürecine itidalli adımlarla yeniden başlayacağımızı ve seneyi %35 seviyesinde bir politika faizi ile kapatacağımızı düşünüyorum.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasi-tonu-yumusatti-87249</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/tcmb-merkez-bankasi-faiz.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TCMB, politika faizini yüzde 37’de bu yıl beşinci kez sabit bıraktığı Para Politikası Kurulu kararında petrol fiyatları dışında her göstergenin hedeflediği şekilde ilerlediğinin sinyalini verdi. Uzmanlar, petrol fiyatları düşse de bugünkü 102 dolarda kalsa da ekimde faizde 100 baz puanlık indirim yapılacağı beklentisinde. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mansur-yavas-cumhurbaskani-ile-neden-gorustugunu-acikladi-87271</guid>
            <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mansur Yavaş, Cumhurbaşkanı ile neden görüştüğünü açıkladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Külliye’de yaptığı görüşmenin Ankara’nın sorunları ve yatırımlarıyla ilgili olduğunu belirterek, görüşmeden Kemal Kılıçdaroğlu’nun hem de Özgür Özel’in bilgisi bulunduğunu söyledi. Yavaş, “Beni seven, bana güvenen ve yıllardır yanımda duran insanları incitecek, kıracak ve hayal kırıklığına uğratacak bir tutum içerisinde olmam söz konusu olamaz” dedi.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Ahlat dönüşünde havaalanında görüşme talep ettiğini aktaran Yavaş, görüşmede Ankara’nın yatırımları, metro projeleri, kredi ve onay süreçleri, fuar alanı ile çözüm bekleyen kent meselelerinin ele alındığını bildirdi. Görüşmenin farklı anlamlara çekilmesini doğru bulmadığını vurguladı.</p>
<p>Üsküdar Belediyesi seçimlerinde yaşananlara değinen Yavaş, Ankara’da izlediği denge politikası sayesinde belediye meclisi seçimlerinde CHP ve Yeni Parti’nin fire vermeden kazandığını belirtti. Mevcut pozisyonunu koruduğunu söyleyen Yavaş, herhangi bir adımının taraflardan birine destek olarak yorumlanmasını istemediğini ifade etti. Görevinin gerilimi büyütmek değil azaltmak, sağduyuyu güçlendirmek ve konuşma kanallarını açık tutmak olduğunu belirtti.</p>
<p>Yavaş, iki tarafın zamanı geldiğinde yeniden aynı masaya oturabileceği zeminin korunması gerektiğini belirterek, bu tutumunun iki partinin genel merkezlerinde rahatsızlık yaratması halinde gereğini yapmaktan çekinmeyeceğini söyledi. Bugüne kadar iki genel başkandan da bu yönde bir rahatsızlık iletilmediğini ifade eden Yavaş, “Benim durduğum yer açıktır. Sağduyunun olduğu yerdeyim” dedi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Yeni Parti’den OVP raporu</strong></span></p>
<p>Yeni Parti Ekonomi Eşgüdüm Konseyi, Orta Vadeli Program’a ilişkin hazırladığı raporda, OVP’nin Türkiye ekonomisinin önümüzdeki üç yılına rehberlik etmesi gerekirken inandırıcılığını daha ilk günden yitirdiğini savundu. Raporda, “İktidar orta vadeli program açıklamakta ancak yakın vadeyi bile görememektedir” denilerek, enflasyon tahmininin iki yılda üç katına çıktığı ve OVP’nin sürekli ileri kayan bir ufuk belgesine dönüştüğü belirtildi.</p>
<p>Programdaki sapmaların dış şoklarla açıklanması eleştirilirken, işsizliğin düşmediği, işgücünün eridiği ve 2025- 2026 döneminde öngörülen net istihdam artışının yalnızca 13 bin kişi olduğu kaydedildi.</p>
<p>Bütçede faizin ilk, yatırımın son sıralarda yer aldığı; devletin yatırıma ayırdığı her 1 liraya karşılık faize 2 liradan fazla ödeme yapacağı ifade edildi.</p>
<p>Vergi yükünün arttığı, gelirlerin yüzde 60’ının dolaylı vergilerden sağlandığı, gelir dağılımına ilişkin ise sayısal hedef bulunmadığı vurgulandı. Sanayi ve yatırımlardaki zayıflamaya da dikkat çekildi.</p>
<p><strong>"Sosyal güvenlik ve yardımlar nesnel ölçütlere dayandırılacak"</strong></p>
<p>Raporda Yeni Parti’nin iktidarında uygulanacağı belirtilen OVP yaklaşımı da açıklandı. Buna göre hedef sapmalarında TBMM’ye gerekçeli rapor sunulacak, dolaylı vergilerin payı azaltılacak, gelir dağılımı ölçülebilir hedeflere bağlanacak, ücretlerde gerçekleşen enflasyon ve refah payı esas alınacak. Kamu teşvikleri şeffaflaştırılacak, tarım arz güvenliği çerçevesinde desteklenecek, sosyal güvenlik ve yardımlar ise nesnel ölçütlere dayandırılacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mansur-yavas-cumhurbaskani-ile-neden-gorustugunu-acikladi-87271</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/1/1280x720/mansur-yavas-1789102864.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mansur Yavaş, Cumhurbaşkanı ile neden görüştüğünü açıkladı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rekabeti-kurda-ararken-markayi-unuttuk-87270</guid>
            <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rekabeti kurda ararken markayı unuttuk</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tekstil ve hazır giyimciler yıllardan beri uygulanan ekonomi politikaları nedeniyle rekabet avantajlarını kaybettiklerinden yakınırlar. Haklılar mı? Şüphesiz. Peki niye böyle olduğunu sorguladılar mı? Son yıllar dışında hayır.</p>
<p>Niye böyle olduğu sorusunun yanıtını herkes biliyor. Maliyet avantajıyla girdikleri dış pazarlarda artık barınamaz hale geldiler. Çünkü yüksek enflasyon maliyetleri şişiriyor. Buna bir de TL’nin döviz karşısında eskisi kadar hızla değer kaybetmemesi eklenince “düşük kur düşük maliyetli” ihracat modeli patlıyor. Çünkü insanların günde 2 dolarla geçindiği Bengladeş ve Nepal gibi ülkelerin ürünleriyle batıdaki ihracat pazarlarında rekabet etmeleri mümkün değil.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa3881edaa54-1789102110.png" alt="" width="377" height="346" />İhracatta pazar kaybının önlemenin günümüzde belki de tek çaresi “marka olmak”. Bunun için de yıllar boyunca yatırım ve tanıtım yapmak yani pamuk elleri cebe atmak şart. Biz işin kolayına kaçıp rüzgarı arkamıza almayı yeğlediğimiz için bugün yakınıyoruz. Bu kolaycılık yalnız tekstil ve hazır giyimle de sınırlı değil. Dünyanın en büyük 20 ekonomisinden biri olan ülkemizin sorarım size THY dışında tanınmış kaç markası var?</p>
<p>Bu konuda büyük ya da küçük hiçbir şirket patronun birbirinden farkı yok. Çok iyi hatırlıyorum. Yıl 2004 Gucci markasının baş tasarımcısı Tom Ford işi bırakmış. Küresel teksti ve hazır giyim sektöründe herkes ne yapacağını izliyor. O günlerde önemli bir hazır giyim markasının sahibi ve birkaç gazeteci akşam yemeğindeyiz. Konu açıldı dedim ki patrona “ Tom Ford’u transfer etsenize baş tasarımcı ve CEO olarak”. Gözlerini iri biri açarak “Paramız yetmez” deyince de “Ver şirketin yüzde 25 hissesini uçursun sizi” diyerek fikrimi belirttim. Tabii ki teklifte bulunmadı, hisse de vermedi. Sektörünün en vizyoner isimlerinden biri olmasına rağmen buna kafası yatmamıştı.</p>
<p>O tasarımcı ise Gucci’den ayrıldıktan sonra 2005’te kendi markasını kurdu. Moda ile parfüm ve kozmetiği aynı çatı altında büyüttü; markayı küresel bir lüks oyuncusuna dönüştürdü. Yıllar sonra şirketini Estée Lauder’a 2,8 milyar dolarlık değerlemeyle sattı. O akşam “Almak için paramız yetmez” denilen adam, yıllar sonra milyarlarca dolarlık marka yarattı. Biz ise hâlâ rekabet gücümüzü kurdan, maliyeti ücretlerden biliyoruz. Demek ki asıl mesele para değil; parayı nereye ve ne zaman harcayacağını görebilmek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rekabeti-kurda-ararken-markayi-unuttuk-87270</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rekabeti kurda ararken markayı unuttuk ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ilhamin-ardindaki-emek-87266</guid>
            <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İlhamın ardındaki emek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir ustayı dinlerken anlattığı başarılar kadar, o başarılara gelinceye kadar yaşadıklarını da merak ederim. Kimden öğrenmiş, hangi güçlükleri aşmış, bildiklerini kimlerle paylaşmış? Yıllarını verdiği iş, kendi hayatıyla birlikte başka hayatları da değiştirmiş mi?</p>
<p>Gazetecilikte elli yıllık yolculuğumda, söyleşilerimde, hazırladığım kitaplarda hep bu soruların izini sürdüm. Bir insanı tanımanın, yaptığı işi anlamamıza da yardım ettiğine inanıyorum. Sofraya gelen yemeğin, okuduğumuz kitabın, dinlediğimiz müziğin ardında böyle hayatlar var. Biraz durup kulak verdiğimizde, ortaya çıkan esere bakışımız da değişiyor.</p>
<p><em>FoodinLife</em> ve <em>Sözen Group</em> tarafından bu yıl üçüncüsü düzenlenen <em>Creative People Talks &amp; Hospitality Awards</em>’ın <em>“İlham Veren İnsanlar”</em> teması, bana bütün bunları düşündürdü.</p>
<p>Swissôtel The Bosphorus İstanbul’da gastronomi ve ağırlama dünyasının farklı kuşaklarını buluşturan gecede, 22 jüri üyesinin değerlendirmesiyle 21 kategoride ödüller verildi. Şefler, işletmeciler, yatırımcılar, mutfak kültürü araştırmacıları… Aynı meslek dünyasının birbirini tamamlayan, birbirine ihtiyaç duyan insanları.</p>
<p>Organizasyonun yaratıcısı <strong>Gökmen Sözen</strong>, açılış konuşmasında bu buluşmanın çıkış noktasını anlatırken şöyle diyordu:</p>
<p><em>“Bir sektörü yalnızca rakamları, yatırımları, markaları ya da başarıları büyütmez. O sektörü asıl büyüten, o başarıların arkasındaki insanlardır.”</em></p>
<p>Üzerinde durulması gereken bir düşünce bu. Çünkü gastronomiyi konuşurken dikkatimizi çoğu zaman sonuçlara yöneltiyoruz. Yeni açılan restoranlara, hazırlanan menülere, alınan ödüllere… Oysa bir mutfağın her gün aynı özenle çalışmasını sağlayan insanların hikâyeleri, çok daha uzun bir zamana yayılıyor. Öğrenerek, deneyerek, yanılarak geçen yıllara; bir ustanın yanında kazanılan alışkanlıklara, mutfağın içinde sessizce aktarılan bilgiye…</p>
<p>On üç yıl boyunca hazırladığım 160 <em>“Ustalara Saygı”</em> etkinliklerini düşünmeden edemiyorum. O toplantılarda bir yaşamı anlatırken, o yaşamın başka insanlarda bıraktığı izleri de bir araya getiriyorduk. Dostların, çalışma arkadaşlarının, öğrencilerin anlattıkları birbirini tamamlıyor; bir insanın kültür hayatımızdaki yeri, bütün bu tanıklıklarla daha iyi anlaşılıyordu.</p>
<p>Ustaya saygının, onun birikimini tanımak ve aktarmakla anlam kazandığını düşünüyorum. Gastronomide de buna ihtiyacımız var. Bir yemeğin tarifini kaydetmek kadar, o tarifi bugüne ulaştıran insanı tanımaya…</p>
<p>Benim için gecenin anlamlı başlıklarından biri de Emek Ödülleri’ydi. <strong>Vedat Başaran</strong>, <strong>Reha Arar</strong>, <strong>Sadettin Cesur</strong>, <strong>Nuri Develi</strong> ve <strong>Süreyya Üzmez</strong>’in adlarını aynı başlık altında görmek, farklı alanlarda birikmiş yılları düşündürüyor. Araştırarak, işleterek, yazarak, anlatarak sürdürülen bir meslek hayatını… Bu birikimin gençlerle buluşması, verilen ödülün ardından devam etmesi gereken asıl işlerden biri bana göre.</p>
<p>Kültürel Miras Ödülü’nün Şekerci Cafer Erol’a verilmesini de bu gözle okuyorum. Ödülü alan beşinci kuşak temsilcisi <strong>Hamit Hakan Erol</strong>’un taşıdığı sorumlulukta, aileden devralınan bir işin sürekliliği var. Bir şekerci dükkânı yıllar içinde müşterilerinin bayramlarına, ziyaretlerine, çocukluklarına karışıyor. Lezzetle birlikte alışkanlıklar, hatıralar da kuşaktan kuşağa geçiyor.</p>
<p>Bir mutfak kültürünün yaşaması, işte böyle gündelik bağlara dayanıyor.</p>
<p>Ödüller arasında sosyal etki ve farkındalığa ayrılan başlık da dikkat çekiciydi. Hayata Sarıl Lokantası’nın kurucusu <strong>Ayşe Tükrükçü</strong> ile Cercis Murat Konağı’nın kurucusu, şef ve sosyal girişimci <strong>Ebru Baybara Demir</strong>, bu alanda ödüllendirildi. Sofranın toplumsal hayatla bağını konuşabilmek için bu çalışmaların daha çok anlatılması gerektiğine inanıyorum. Yemeğin etrafında kurulan ilişkiler; dayanışmaya, çalışmaya, insanın yeniden hayata katılmasına uzanabiliyor.</p>
<p>Yerel üretici dostu restoranların, sürdürülebilir gastronomi çalışmalarının ve Anadolu mutfak kültürüne emek verenlerin aynı gecede yer bulması da önemliydi. Çünkü bu başlıkların her birinin gündelik hayatta somut bir karşılığı var. Alışveriş yaptığınız üretici, mutfağınıza aldığınız malzeme, değerlendirdiğiniz ürün, genç bir çalışana öğrettiğiniz yöntem… Büyük kavramların inandırıcılığı, bu küçük ve sürekli tercihlerde ortaya çıkıyor.</p>
<p>Modern Türk mutfağından pastacılığa, sommelier’likten miksolojiye uzanan ödüller ise gastronominin ne kadar geniş bir çalışma alanı olduğunu hatırlattı. İlham Veren Şef Ödülü’nün neolokal’in kurucusu <strong>Maksut Aşkar</strong>’a verilmesi, gecenin temasının doğrudan karşılıklarından biriydi. Farklı disiplinlerin birbirini dinlemesi, gençlerin kendi mesleklerinin dışındaki deneyimlerle karşılaşması, böyle gecelerin devamını getirebilecek ilişkiler yaratıyor.</p>
<p>Bir de bütün bunları sofrada hissettiren emek var.</p>
<p>Swissôtel The Bosphorus İstanbul’un Executive Şefi <strong>Soner Kesgin</strong> ve ekibinin hazırladığı menüyü büyük bir keyifle deneyimledim. <em>“Hasat”</em>tan <em>“Yol”</em>a, <em>“Çocukluk”</em>tan <em>“Ev”</em>e uzanan bir hikâyeydi bu. Her bölüm, insanın hayatındaki tanıdık bir durağı hatırlatıyordu.</p>
<p>Özellikle börek, beni çocukluğuma, fırından yeni çıkmış böreğin sıcaklığına götürdü. Soner Şef’in yorumunda o tanıdık lezzeti bulurken yeni bir tatla da karşılaşıyordum. Bildiğim bir yemeğin, hafızamdaki yerini koruyarak başka türlü anlatılabilmesi hoşuma gidiyor. Gastronomi üzerine yazmayı sevmemin nedenlerinden biri de bu: Bir tabaktan yola çıkıp insanın hayatına varabilmek…</p>
<p>Gökmen Sözen, konuşmasında başarıyı alkışlamak kadar yeni başarıların ortaya çıkacağı zemini hazırlamanın da önemini vurguladı. Bu düşüncenin karşılığını, tören sonrasında kurulacak ilişkilerde aramak gerekiyor. Bir ustanın genç bir meslektaşına ayırdığı zamanda, birlikte geliştirilen bir çalışmada, deneyimin cömertçe paylaşılmasında…</p>
<p>Ödülün sevincini kıymetli buluyorum. Yıllarını işine vermiş bir insanın emeğinin fark edilmesi, adının anılması, teşekkür edilmesi çok değerli.</p>
<p>Sonra hayat ertesi sabah yeniden başlıyor. Mutfaklar açılıyor, hazırlıklar yapılıyor, sofralar kuruluyor. Bir genç, ustasının yanına geçip işin inceliklerini öğrenmeyi sürdürüyor.</p>
<p>O ustanın elinden neyi, nasıl ve hangi özenle devralacağı…</p>
<p>Benim aklım biraz da orada kalıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ilhamin-ardindaki-emek-87266</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/6/1280x720/47-1789101390.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İlhamın ardındaki emek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yasaktan-onceki-son-cikis-cozum-87261</guid>
            <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yasak’tan önceki son çıkış; &#039;Çözüm&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çocukları sosyal medyadan zararlı içerikten, siber zorbalıktan, istismardan, bağımlılıktan, algoritmanın önüne ne çıkardığını bilmeden saatlerce ekrana bakmaktan korumak istiyoruz.</p>
<p>Bu çabaya kim ne şekilde itiraz edebilir?... Tüm dünya dertli tüm dünya bir çözüm arayışında. Farklı yöntemler ve bakış açıları mevcut ve çok dikkat çekici bulgular söz konusu.</p>
<p>Türkiye önemli bir adım attı. Sosyal ağ sağlayıcılar 15 yaşını doldurmamış çocuklara 1 Kasım 2026’da yürürlüğe girecek düzenlemeyle serbestçe hizmet veremeyecek. Platformlar, çocukların kaydolmasını önlemek için yaş doğrulama dahil gerekli önlemleri almakla yükümlü olacak.</p>
<p>Konuyu  “yasak doğru mu yanlış mı?” basitliğinde tartışmak istemiyorum. Dijital haklar, sansür ve gözetim üzerine uzun yıllardır çalışan Ahmet Alphan Sabancı ile yaptığım söyleşide, “sorunun göründüğü yer, sorunun kaynağı mı?” sorusunu tartıştık. Sabancı, bir sosyal sorumluluk platformu olan NewsLabTurkey'in kurucu ortağı ve strateji koordinatörü; kendini "eleştirel fütürist, yazar, gazeteci ve aktivist" olarak tanımlıyor. Dijital Medya Araştırmaları Derneği'nin de kurucu üyesi.</p>
<p><strong>Yasağa götüren nedenleri görelim</strong></p>
<p>UNICEF’in 3 Eylül 2026’da yayımladığı <em>Through Children’s Eyes</em> araştırması, 21 ülkede internet kullanan 12-17 yaş grubundaki yaklaşık 20 milyon çocuğun, yalnızca bir yıl içinde teknoloji aracılığıyla gerçekleşen cinsel sömürü veya istismarın en az bir biçimine maruz kaldığını tahmin ediyor.</p>
<p>Vakaların yüzde 1’inden azı resmi makamlara bildirilmiş; çocukların yüzde 40’ından fazlası yaşadığını hiç kimseye anlatmamış. Cinsel istismar ve sömürü yaşayan çocukların intihar düşüncesi ve davranışları gösterme olasılığının dört kat, kendine zarar verme olasılığının yine dört kat yüksek olduğu; anksiyete bildirimlerinin akranlarına göre yaklaşık 11 puan daha fazla olduğu belirtiliyor.</p>
<p>OECD’nin 8 Eylül’de açıkladığı PISA 2025 sonuçlarında 91 ülke ve ekonomide 15 yaşındaki 760 bin öğrenci değerlendirildi. OECD ortalamasında okuma ve matematik performansı, ölçümlerin başladığından bu yana en düşük seviyesine geriledi. 2015-2025 arasında okuma puanı 28, matematik puanı 22 puan düştü; OECD bunu sırasıyla yaklaşık bir buçuk ve bir yıllık öğrenme kaybına eşdeğer görüyor.  </p>
<p>Önemli bir gelişmeyi anımsatayım; teknoloji devi Meta firması, hukuki sorumluluğunu kabul etmese de çocuklar için bugüne kadar savunduğu iş modelinin önemli parçalarında ilk kez ciddi geri adım attı. ABD eyaletleriyle varılan anlaşmanın taban değeri en az 12 milyar dolar; TikTok ve YouTube’un da benzer koşullara tabi olması halinde toplam ödeme 17 milyar dolara kadar çıkabiliyor. Meta gençler için günlük iki saatlik sınır, gece yarısı ile sabah 06.00 arasında sosyal akışlara erişimin kapatılması, okul saatleri ve gece bildirimlerinin durdurulması, “beğeni” sayılarının gizlenmesi ve çocuk güvenliğinin 10 yıl boyunca bağımsız bir denetçi tarafından izlenmesi gibi yükümlülükleri kabul etti. Ohh diyebilir miyiz? Maalesef, şeytan detaylarda gizli.</p>
<p><strong>Aileye dijital okuryazarlık </strong></p>
<p>Tehlike küçümsenemez. Elbette koruyacağız! Soru; “<strong>Nasıl?”</strong> Yasak koyduğumuzda risk ortadan kalkıyor mu?  Sabancı’yla konuşmamızın ana fikri bu soru. Panikle alınan karar ile stratejik karar arasındaki farkı görebiliyor muyuz?</p>
<p>OECD’nin verileri Türkiye için üzerinde durmaya değer bir tablo gösteriyor. 15 yaşındaki öğrencilerin yalnızca yüzde 63’ü anne ya da babasının kendisine haftada en az bir kez “Okulda ne yaptın?” diye sorduğunu söylüyor. Okulda yaşadığı sorunları ailesiyle haftada en az bir kez konuşabildiğini söyleyenlerin oranı yüzde 43. İki çocuktan birinden fazlası, yaşadığı okul sorunlarını ailesiyle haftada bir kez bile konuşmadığını söylüyor.</p>
<p><strong>Yasakta çocuk başka yere kaçıyor</strong></p>
<p>Avustralya bize üzerinde düşünmeye değer bir deney sunuyor. 16 yaş altındaki çocukların Facebook, Instagram, Snapchat, TikTok, X, YouTube ve başka büyük platformlarda hesap sahibi olmasını önlemeye yönelik düzenleme 10 Aralık 2025’te yürürlüğe girdi. Çocukların büyük bir bölümü yasaklı platformlarda farklı yöntemlerle faaliyetlerine devam ediyor. Çok yaratıcı yöntemler buldukları ya da sosyal medyanın farklı noktalarına kaydıkları tespit edilmiş. Şöyle ki; Instagram, TikTok, YouTube bildiğimiz kanallar. Çocuğun geçtiği ise bizim adını dahi duymadığımız küçük platformlar. Denetimden tamamen uzaklar. Bir çeşit “dijital merdiven altı” yaratabiliriz.</p>
<p><strong>Çocukta kimlik doğrulaması yetişkine uzanır mı?</strong></p>
<p>- Çocuğun 15 yaşından küçük olduğunu nasıl anlayacağız?</p>
<p>- Yaş doğrulaması nasıl yapılacak?</p>
<p>- Yaş doğrulaması ile gerçek kimliğin doğrulanması aynı şey mi?</p>
<p>15 yaş altına ilişkin düzenleme yasalaştı ve platformlara yaş doğrulama dahil tedbir alma yükümlülüğü getiriyor. Bunun yanında Adalet Bakanlığı tarafından sosyal medya platformlarına girişte e-Devlet üzerinden kimlik doğrulamasını öngören ayrı bir düzenleme taslağı da hazırlandı. AA’nın aktardığı modele göre kullanıcı, e-Devlet tarafından üretilecek kişiye özel bir anahtarla doğrulanacak; kimlik bilgisinin doğrudan platforma aktarılmaması öngörülüyor. Bu durumda çocuğun yaşını doğrularken yetişkinin de çocuk olmadığını doğrulamak gerekiyor.</p>
<p>Amerikan Electronic Frontier Foundation, Meta’nın 17 milyar dolarlık uzlaşmasını bu nedenle eleştiriyor. EFF’ye göre anlaşma yalnız gençleri değil, yetişkinleri de yaş tahmini ve doğrulama sisteminin içine çekiyor; anonimlik ve mahremiyet açısından yeni riskler doğuruyor.</p>
<p>Sabancı şu soruyu sordu, ben de size sorayım;</p>
<p>- Neden e-Devlet’le Instagram hesabımda yaşımızı onaylayayım?</p>
<p>- Yaşı teyit etmek için mutlaka gerçek kimliği sosyal medya hesabıyla ilişkilendirmek zorunda mıyız?</p>
<p>- Veri nerede tutulacak, kim erişebilecek, veri sızıntısında ne olacak?</p>
<p><strong>Cezalandırırken güçlendirmek</strong></p>
<p>Bir başka paradoks da; çocukları büyük teknoloji şirketlerinden korumak için koyduğumuz kurallar, büyük teknoloji şirketlerinin işine yarayabilir.</p>
<p>Sabancı konunun rekabet tarafına dikkat çekti, “Regülasyon çok pahalı hale gelirse Meta, Google, TikTok gibi şirketler karşılar, küçük bir teknoloji girişimi karşılayabilir mi? Her yeni oyuncudan milyonlarca kullanıcıyı doğrulayacak sistem, yaş tahmini teknolojisi, ebeveyn altyapısı, denetim birimleri ve uyum ekipleri kurması istenirse “çocuk güvenliği standardı” aynı zamanda devasa bir pazara giriş bariyerine dönüşebilir.Teknoloji devlerini sınırlamak isterken rakiplerinin önünü kapatmayı çalışıyor olabiliriz.”</p>
<p><strong>Çocuğu korurken hakkını unutmak</strong></p>
<p>Fransa’da 15 yaş altına genel sosyal medya yasağı getirmeyi hedefleyen hüküm Anayasa Konseyi tarafından sansürlendi. Gerekçe; çocuğun hakları. Sabancı, “Çocuk da vatandaş. Çocuğun da iletişim hakkı var. İfade hakkı var. Bilgiye ulaşma hakkı var… Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin de koruduğu bu hakları “seni koruyorum” diyerek tartışmanın dışına itemeyiz. “Çocuğu yalnız korunacak bir varlık olarak görmek kolay” dedi.</p>
<p><strong>Ağaç mı, orman mı?</strong></p>
<p>Bir çocuk okulda zorbalık görüyorsa… Evinde konuşacak kimse bulamıyorsa… Bedeninden nefret etmeyi öğrenmişse… Kendini değersiz hissediyorsa… Sosyal medya bu duyguları büyütebilir. Algoritma aynı içeriği tekrar tekrar önüne çıkarabilir. Benzer kırılganlıktaki insanları birbirine bağlayabilir. Bu ciddi bir platform sorumluluğu. Ekranı kapatmak yarayı iyileştirir mi?</p>
<p>Sabancı söyleşide oyunlardan örnek verdi; “Bazı ülkeler, kumara benzeyen mekanizmaların çocuklar üzerindeki etkisini gerekçe göstererek oyunun tamamını yasaklamak yerine belirli özelliklerin kapatılmasını istiyor. Sosyal medya için de aynı soruyu sormalıyız:</p>
<p>- Çocuğu platformdan çıkarmak mı yoksa platformu çocuk için farklı tasarlamak mı?</p>
<p>- Reklam hedeflemesini sınırlamak mı, algoritmik öneriyi azaltmak mı?</p>
<p>- Bildirim ekonomisini değiştirmek mi, çocuk hesabını yetişkin hesabından ayırmak mı?</p>
<p>- Ebeveynin kullanabileceği araçları gerçekten erişilebilir hale getirmek mi?”</p>
<p>Türkiye’nin ikinci bir kanun teklifinde çocuklara yönelik platform yükümlülükleri ve algoritmik içerik önerilerinin olumsuz etkilerinin azaltılmasının ayrıca gündeme alınmış olması bu nedenle değerli. Teklif şu anda komisyonda.</p>
<p><strong>Çocukların yeni sokağı</strong></p>
<p>Bizler sokakta büyüdük, çocukları sokaktan çektik, onlar da da dijitalde oynuyor. Arkadaşlarıyla buluşuyor, ödev yapıyor, konuşup gülüyor. Kendini ifade ediyor. Sabancı güzel tarif etti: “Çocukların yeni sokağı internet oldu. Sokağın tehlikeleri var diye çocuğu ömür boyu eve kapatmıyoruz. Çocuğa karşıdan karşıya geçmeyi öğretiyoruz. Nereye gitmeyeceğini anlatıyoruz. Yanında oluyoruz. Dijital dünyada neden farklı davranıyoruz?”</p>
<p>Kendimize de bakmalıyız; çocuk ağladığında susturmak için eline telefonu kim verdi? Yemek yesin diye karşısına tableti kim koydu? Büyüyünce, “…Çok ekrana bakıyorsun, telefonu bırak, sosyal medya seni bozuyor…” diyoruz. Çocuklarımız dijital dünyaya gökten inmedi. Şimdi kapıyı kilitlemek kolaycılık değil mi?...</p>
<p><strong>OECD’ye göre Türkiye’de çocukların yarısından fazlası okulda yaşadığı sorunu ailesiyle haftada bir kez bile konuşmuyor. </strong>Çocuklarımızı korumamız gerekiyor. Nasıl koruyacağız; panikle mi, stratejik düşünceyle mi? Dünyadaki örneklere bakınca yasaktan, ailenin aktif olduğu-okur yazarlığı öğrenmiş ebeveynle çözüme evrilmek zorundayız seçeneğine daha yakınım.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yasaktan-onceki-son-cikis-cozum-87261</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yasak’tan önceki son çıkış; “Çözüm” ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/itso-baskan-adayi-karabulut-ispartanin-sahip-oldugu-potansiyel-farkli-sektorlerle-butunlestirilmeli-87272</guid>
            <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karabulut: Isparta’nın sahip olduğu potansiyel farklı sektörlerle bütünleştirilmeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ISPARTA</strong></p>
<p>Isparta Ticaret ve Sanayi Odası (ITSO) Başkan Adayı ve Fikir Isparta Topluluğu Başkanı Yunus Karabulut ve Kartaş Hazır Beton firması destekleriyle, üniversite öğretim üyeleri tarafından Isparta’nın ekonomik ve stratejik açıdan öne çıkan ürün ve hizmetlerini belirlemek amacıyla araştırma gerçekleştirildi.</p>
<p>Araştırmaya, Isparta kent merkezinde faaliyette bulunan esnaf ve sanatkar ile küçük ve orta ölçekli işletmelerin sahipleri, yöneticileri ve çalışanlarından oluşan bin 30 kişi katıldı. Görüşmeler, yüz yüze yapıldı. Araştırmaya göre Isparta’nın stratejik ürün ve hizmet algısında gül ve gül ürünleri, elma ve lavanta ilk üç sırada yer aldı.</p>
<p>Araştırmada, Isparta ekonomisi ve tarımının stratejik ürünlerinde gül ve gül ürünleri yüzde 20,6 ile ilk sırada yer alırken, elma yüzde 18,1, lavanta ise yüzde 14,2 oranında tercih edildi. Araştırma sonuçları Isparta’nın ekonomik algısının ağırlıklı olarak tarım ve doğal kaynaklar etrafında şekillendiğini gösteriyor.</p>
<p>İlk üç sırada yer alan gül ve gül ürünleri, elma ve lavantayı halıcılık yüzde 8,8, hayvancılık yüzde 6, tarıma dayalı sanayi yüzde 5,8, kesme çiçek yetiştiriciliği yüzde 5,7 ve aromatik bitkiler yüzde 5,6 oranıyla takip etti. Bu sonuçlar katılımcıların Isparta’nın doğal kaynaklara ve tarımsal üretime dayalı sektörlerinde orta ve yüksek düzeyde bir stratejik potansiyel gördüğünü ortaya koydu.</p>
<p>Diğer taraftan araştırmaya katılanların algısında Isparta’nın stratejik ürün ve hizmetleri olarak turizm yüzde 4,2, mobilya ve ahşap ürünleri yüzde 3,9, gıda sanayisi yüzde 3,6, enerji yüzde 2,2, tıbbi ürün ve cihazlar ise yüzde 1,3 oranında yer aldı.</p>
<p><strong>Karabulut: Potansiyelimizi katma değere dönüştürmeliyiz</strong></p>
<p>ITSO Başkan Adayı ve Fikir Isparta Topluluğu Başkanı Yunus Karabulut, araştırma sonucu ortaya çıkan tablonun Isparta’nın güçlü yönleri konusunda önemli bir fikir verdiğini belirtti. Karabulut, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Araştırmada gül, elma ve lavantanın öne çıkması, Isparta’nın özellikle tarımsal üretim ve doğal kaynaklar bakımından sahip olduğu gücün kent ekonomisinde daha etkin kullanılabileceğini gösteriyor. Isparta’nın bu alanlardaki bilinirliğinin yalnızca üretimle sınırlı kalmaması, işleme, markalaşma ve katma değerli ürün geliştirme süreçleriyle desteklenmesi önem taşıyor. Isparta’nın sahip olduğu potansiyel farklı sektörlerle bütünleştirilmeli. Tarımsal üretimin sanayi, turizm ve girişimcilik alanlarıyla birlikte değerlendirilmesi kentin ekonomik çeşitliliğine katkı sağlayabilecektir. Özellikle gül, lavanta ve elma gibi Isparta ile güçlü biçimde özdeşleşen ürünlerin yeni ürün ve hizmetlere dönüştürülmesi kentin rekabet gücünü artırabilecek.’’   </p>
<p>Bu araştırmanın yalnızca mevcut güçlü sektörleri ortaya koymadığını, aynı zamanda gelecekte üzerinde daha fazla çalışılması gereken alanlara ilişkin de bir işaret sunduğunu ifade eden Karabulut, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Mobilya ve ağaç ürünleri, gıda sanayisi, tıbbi ürün ve cihazlar ve enerji gibi alanlarda oluşabilecek yeni yatırımların Isparta’nın ekonomik yapısının çeşitlendirilmesine katkı sağlayacaktır. Isparta’nın mevcut ekonomik gücünün başında gül, elma ve lavanta olmak üzere tarımsal ve doğal ürünler geliyor. Bu ürünlerin katma değerli üretim, sanayi ve farklı sektörlerle entegrasyonu kentin gelecekteki ekonomik gelişimi açısından önemli bir fırsat olacak.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/itso-baskan-adayi-karabulut-ispartanin-sahip-oldugu-potansiyel-farkli-sektorlerle-butunlestirilmeli-87272</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/2/1280x720/itso-baskan-adayi-karabulut-ispartanin-sahip-oldugu-potansiyel-farkli-sektorlerle-butunlestirilmeli-1789103509.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ITSO Başkan Adayı Yunus Karabulut, &quot;Isparta’nın bu alanlardaki bilinirliğinin yalnızca üretimle sınırlı kalmaması, işleme, markalaşma ve katma değerli ürün geliştirme süreçleriyle desteklenmesi önem taşıyor. Isparta’nın sahip olduğu potansiyel farklı sektörlerle bütünleştirilmeli.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bookinge-karsi-acilan-toplu-tazminat-girisimine-turkiyedeki-oteller-nasil-katilabilir-87267</guid>
            <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Booking&#039;e karşı açılan toplu tazminat girişimine Türkiye’deki oteller nasıl katılabilir?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><em>HOTREC (Avrupa Otelciler, Restoranlar ve Kafeler Birliği) ve Avrupa genelinde 30'dan fazla ulusal otel birliğinin desteğiyle yürütülen uluslararası toplu tazminat girişimine Türkiye’deki oteller de katılabiliyor. Türkiye’deki oteller, Booking.com'un rekabete aykırı olduğu tespit edilen fiyat paritesi hükümleri nedeniyle, uğradıkları zararların tazmini için haklarını birlikte aramaya davet ediliyor.</em></p>
<p>Booking. com bir dünya devi... 30 Haziran 2026 itibarıyla dünya çapında yaklaşık 4,7 milyon konaklama tesisi bulunuyor. Bu rakamın 500 bini aşkın kesimini otel, motel ve tatil köyleri oluşturuyor. Geri kalan bölümde ise apartman, ev, villa gibi alternatif konaklama tesisleri bulunuyor. Booking.com’un kendi sayfasında Türkiye için mevcut durumda 23 bin 351 otel ve diğer konaklama tesisi yer alıyor. Kuruluşun, eriştiği büyüklük sayesinde pazarlık gücü de çok yüksek. Dolayısıyla iş ortaklarından talep ettiği komisyonlar da yüksek olabiliyor.</p>
<p>Geçtiğimiz dönemde, Hollanda merkezli, Stichting Hotel Claims Alliance adlı vakıf şirketin komisyon oranları hakkında bir girişim başlatmıştı. Şimdi bu platforma Türkiye’deki oteller de davet ediliyor. Konuyu girişimin Türkiye’deki danışmanlarından AZ Consultancy kurucu ve yöneticisi olan Armin Zerunyan’a sordum:</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa385f9e953b-1789101561.jpg" alt="" width="293" height="440" /><strong>Toplu tazminat girişimi nasıl başladı?</strong></p>
<p>Stichting Hotel Claims Alliance, Booking.com’un uzun yıllar uyguladığı fiyat paritesi hükümleri nedeniyle rekabetin kısıtlanması sonucu otellerin maruz kaldığı ekonomik zararların toplu şekilde değerlendirilmesini ve hak kayıplarının giderilmesini hedefleyerek yola çıktı. Avrupa otel sektörünün çatı kuruluşu HOTREC ile Avrupa genelinde 30'dan fazla ulusal otel birliğinin desteğini aldı.</p>
<p><strong>Avrupa’daki dava süreci nasıl ilerledi?</strong></p>
<p>Booking.com, 2004 yılından itibaren otellerle yaptığı sözleşmelere fiyat paritesi hükümleri ekleyerek otellerin kendi internet sitelerinde veya farklı satış kanallarında daha avantajlı fiyat ve koşullar sunmasını önemli ölçüde sınırlandırdı.</p>
<p>Ardından Avrupa Adalet Divanı'nın 19 Eylül 2024 tarihinde verdiği emsal niteliğindeki kararla, söz konusu uygulamaların Avrupa Birliği rekabet hukukuna aykırı olduğu hükme bağlandı. Bu karar sonrasında Avrupa genelinde 15.000 otelin katıldığı toplu tazminat süreci başlatıldı.</p>
<p><strong>Dava nasıl sonuçlandı?</strong></p>
<p>Sonuçta, toplu dava girişimi kapsamında, Booking.com'un uyguladığı komisyonların rekabet ortamında oluşabilecek seviyelerin önemli ölçüde üzerinde kaldığı ve otellerin bu nedenle ciddi ekonomik kayıplara uğradığı tespit edildi.</p>
<p><strong>Türkiye ne zaman sürece dahil oldu?</strong></p>
<p>Booking.com'un uzun yıllar uyguladığı fiyat paritesi hükümlerinin Avrupa Birliği rekabet hukukuna aykırı olduğunun Avrupa Adalet Divanı tarafından tespit edilmesinin ardından Avrupa genelinde yürütülen toplu tazminat girişimi, Türkiye'deki otelleri de davada yer almaya çağırıyor.</p>
<p><strong>Türkiye’de bu konuyla ilgili bir hukuki karar var mı?</strong></p>
<p>Türkiye'de bu uygulamalar ilk kez 2017 yılında Türk Rekabet Kurulu tarafından rekabet hukuku açısından değerlendirildi ve Booking.com'un fiyat paritesi hükümlerinin rekabeti ihlal ettiği tespit edildi.</p>
<p><strong>Türkiye’deki oteller neden bu davaya davet edildi?</strong></p>
<p>Türkiye’den bazı konaklama meslek birliklerinin HOTREC’e gözlemci üye olmaları Türkiye’nin hala AB katılım süreci sayesindedir.  Bu üyelik neticesinde de HOTREC AB üyesi ülkelerin yanı sıra gözlemci olan diğer üye ülkelerin otellerini de bu davaya katılmaya davet etti.</p>
<p><strong>Davaya Türkiye’deki oteller nasıl katılacak?</strong></p>
<p>Türkiye'deki oteller de aynı uygulamalardan kaynaklanan zararları için bu uluslararası girişime artık katılma imkânına sahip. Girişim kapsamında, 2004-2025 yılları arasında Booking.com platformunda yer alan tüm Türkiye’deki oteller sürece katılarak uğradıkları zararlar için tazminat talebinde bulunabilecek.</p>
<p>Süreçle ilgili detaylı bilgi almak ve başvuruda bulunmak isteyen oteller, 15 Eylül 2026 tarihine kadar bookingdavam.com/tr adresi üzerinden <u>ücretsiz </u>kayıt oluşturabilecek.</p>
<p><strong>Katılım sürecinin oteller açısından riski var mı?</strong></p>
<p>Dava süreci Hollanda'da bu amaçla kurulan Stichting Hotel Claims Alliance (https://www.linkedin.com/company/stichting-hotel-claims-alliance/about/) tarafından yürütülüyor ve tüm dava masrafları bağımsız bir dava finansörü tarafından karşılanıyor. </p>
<p>Toplu tazminat girişimine, 2004-2025 yılları arasında Booking.com üzerinden faaliyet gösteren tüm Türkiye’deki oteller büyüklükleri veya bulundukları şehir fark etmeksizin katılabilecek.</p>
<p>Katılımcı oteller dava sürecinde herhangi bir mali risk veya masraf üstlenmeyecek. Bununla birlikte toplu tazminat girişimine katılım, otellerin Booking.com ile mevcut ticari ilişkilerini değiştirmelerini de gerektirmeyecek. Katılımcılar bu süreçte platformu kullanmaya devam edebilecek ve mevcut sözleşmeleri aynı şekilde sürdürülebilecekler.</p>
<p><strong>Davayı kim yürütüyor?</strong></p>
<p>Toplu tazminat girişimi, Avrupa ve Türkiye'de rekabet hukuku ile tazminat davaları alanında uzman hukukçular, rekabet ekonomistleri ve dava yönetimi ekiplerinden oluşan uluslararası bir kadro tarafından yürütülüyor.</p>
<p>Ekipte, Booking.com'a ilişkin Avrupa'daki emsal davalarda görev alan hukukçuların yanı sıra Hollanda ve Türkiye'den rekabet hukuku uzmanları, Amsterdam ve Tilburg üniversitelerinden rekabet ekonomistleri ile Avrupa'nın önde gelen rekabet tazminatı yönetim şirketlerinden CDC Cartel Damage Claims https://carteldamageclaims.com/ yer alıyor. Girişimin Türkiye ayağında ise Hergüner Bilgen Üçer Avukatlık Ortaklığı https://herguner.av.tr/ hukuki destek sağlıyor. Ekip ayrıca, otellerin çıkarlarıyla uyumlu bir yaklaşımın sağlanması amacıyla Armin Zerunyan’ın konaklama sektöründeki uzun yıllara dayanan deneyiminden de yararlanıyor.</p>
<p><strong>Davaya katılım ücretli mi?</strong></p>
<p>Katılım anonim. Yani kuruluşlar adına bir toplu dava var. Toplu dava olumlu sonuçlanana kadar tamamen maliyetsiz ve risksiz… Başarı halinde, tahsil edilecek tutar üzerinden belirli bir oran kesilerek net tazminata ulaşılıyor.  Oteller hiçbir ön ödeme veya masraf yükü taşımıyor.</p>
<p>Mevcut ticari ilişkiler ve platform kullanımı etkilenmiyor.</p>
<p><strong>Avrupa’dan kaç otel katıldı?</strong></p>
<p>15 binin üzerinde Avrupa oteli risksiz olarak bu davaya katıldı. <strong>Stichting Hotel Claims Alliance (SHCA) hakkında nereden bilgi alınabilir? </strong>Stichting Hotel Claims Alliance (SHCA), Hollanda hukukuna tabi, kâr amacı gütmeyen bir vakıftır. Vakfın merkez adresi Hoogoorddreef 15, 1101BA Amsterdam, Hollanda’dır. SHCA, Hollanda Ticaret Odası’na RSIN 868022937 numarasıyla ve Almanya’da Federal Adalet Dairesi’nin Hukuki Hizmetler Sicili’ne 2025 0000 8247 numarasıyla kayıtlıdır</p>
<p><strong>Dava hakkında bilgi ve sorular için kime başvurulabilir?</strong></p>
<p>Mehmetcan Karakoyun- CDC Cartel Damage Claims </p>
<p><u>office@bookingdavam.com</u></p>
<p> HOTREC – Hotels, Restaurants, Bars &amp; Cafés in Europe liderliğinde Stichting Hotel Claims Alliance (SHCA) ve CDC Cartel Damage Claims </p>
<p>tarafından yürütülen toplu davaya dahil olmak için </p>
<p><u>www.bookingdavam.com/tr</u> websitesine kaydolmak gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bookinge-karsi-acilan-toplu-tazminat-girisimine-turkiyedeki-oteller-nasil-katilabilir-87267</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Booking&#039;e karşı açılan toplu tazminat girişimine Türkiye’deki oteller nasıl katılabilir? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabanci-gecen-hafta-6476-milyon-dolarlik-hisse-satti-87238</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 16:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı geçen hafta 647,6 milyon dolarlık hisse sattı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) "Haftalık Menkul Kıymet İstatistikleri"ni paylaştı. </p>
<p>Buna göre, yurt dışında yerleşik kişiler, geçen hafta 647,6 milyon dolarlık hisse senedi ve 23,8 milyon dolarlık Genel Yönetim Dışındaki Sektör İhraçları (ÖST) sattı, 156,7 milyon dolarlık Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) alımı yaptı.</p>
<p>Yurt dışında yerleşik kişilerin hisse senedi stoku, 4 Eylül haftasında 43 milyar 263,9 milyon dolardan 40 milyar 908,9 milyon dolara indi.</p>
<p>Aynı dönemde yurt dışında yerleşik kişilerin DİBS stoku, 17 milyar 834,2 milyon dolardan 18 milyar 58,9 milyon dolara yükseldi.</p>
<p>ÖST stoku ise 4 milyar 498,6 milyon dolardan 4 milyar 458,3 milyon dolara geriledi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabanci-gecen-hafta-6476-milyon-dolarlik-hisse-satti-87238</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/3/1280x720/dolar-dollar-1768292317.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haftalık verilerine göre yurt dışında yerleşik kişiler, 647,6 milyon dolarlık hisse senedi satarken, 156,7 milyon dolarlık DİBS aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-sektorunun-kredi-hacmi-996-milyar-lira-artti-87235</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 16:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılık sektörünün kredi hacmi 99,6 milyar lira arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) haftalık bültenini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi 4 Eylül itibarıyla 99 milyar 610 milyon lira artarak 28 trilyon 28 milyar 587 milyon liradan 28 trilyon 128 milyar 197 milyon liraya yükseldi.</p>
<p>Bankacılık sektöründe toplam mevduat ise bankalar arası dahil, geçen hafta 589 milyar 555 milyon lira azalarak 32 trilyon 446 milyar 981 milyon liradan 31 trilyon 857 milyar 426 milyon liraya indi.</p>
<p><strong>Tüketici kredileri 3 trilyon 459,5 milyar liraya çıktı</strong></p>
<p>Tüketici kredilerinin tutarı, bu dönemde 6 milyar 670 milyon lira artarak 3 trilyon 459 milyar 480 milyon liraya yükseldi.</p>
<p>Bu tutarın 830 milyar 233 milyon lirası konut, 41 milyar 517 milyon lirası taşıt ve 2 trilyon 587 milyar 729 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu.</p>
<p>Bu dönemde taksitli ticari kredilerin tutarı 17 milyar 169 milyon lira artarak 4 trilyon 252 milyar 251 milyon lira oldu. Bankaların bireysel kredi kartı alacakları ise 18 milyar 329 milyon lira artışla 3 trilyon 469 milyar 172 milyon lira düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p>Bireysel kredi kartı alacaklarının 1 trilyon 313 milyar 807 milyon lirasını taksitli, 2 trilyon 155 milyar 365 milyon lirasını taksitsiz borçlar oluşturdu.</p>
<p><strong>Yasal öz kaynaklar azaldı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe takipteki alacaklar, 4 Eylül itibarıyla önceki haftaya göre 17 milyar 244 milyon lira artışla 862 milyar 191 milyon liraya çıktı. Takipteki alacakların 650 milyar 821 milyon lirasına özel karşılık ayrıldı.</p>
<p>Aynı dönemde bankacılık sisteminin yasal öz kaynakları 488 milyon lira azalarak 5 trilyon 986 milyar 122 milyon liraya geriledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-sektorunun-kredi-hacmi-996-milyar-lira-artti-87235</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/6/1280x720/bankacilik-mevduati-193-milyar-lira-azaldi-1747313419.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BDDK&#039;nin haftalık verilerine göre bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi 99,6 milyar lira artışla 28,1 trilyon liraya çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-mevduati-5044-milyar-lira-azaldi-87234</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 16:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılık mevduatı 504,4 milyar lira azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, bankacılık sektörünün toplam mevduatı 4 Eylül ile biten haftada yüzde 1,5 azalarak 33 trilyon 720 milyar 305 milyon 617 bin liradan, 33 trilyon 215 milyar 882 milyon 594 bin liraya indi.</p>
<p>Aynı dönemde bankalardaki Türk lirası cinsi mevduat yüzde 2,92 azalarak 17 trilyon 946 milyar 742 milyon 757 bin lira, yabancı para (YP) cinsinden mevduat yüzde 0,96 düşüşle 10 trilyon 992 milyar 975 milyon 857 bin lira oldu.</p>
<p>Bankalarda bulunan toplam YP mevduatı geçen hafta 268 milyar 320 milyon dolar düzeyinde gerçekleşirken, bu tutarın 228 milyar 352 milyon doları yurt içinde yerleşik kişilerin hesaplarında toplandı.</p>
<p>Yurt içi yerleşiklerin toplam YP mevduatında parite etkisinden arındırılmış veriler dikkate alındığında, 4 Eylül itibarıyla 277 milyon dolarlık azalış görüldü.</p>
<p><strong>Yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri arttı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri, geçen hafta yüzde 0,36 artışla 6 trilyon 921 milyar 94 milyon 246 bin liraya yükseldi.</p>
<p>Söz konusu kredilerin 829 milyar 472 milyon 102 bin lirası konut, 41 milyar 380 milyon 566 bin lirası taşıt, 2 trilyon 581 milyar 345 milyon 814 bin lirası ihtiyaç kredileri, 3 trilyon 468 milyar 895 milyon 764 bin lirası ise bireysel kredi kartlarından oluştu.</p>
<p>Bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi de 4 Eylül ile biten haftada 86 milyar 948 milyon 918 bin lira artarak 27 trilyon 286 milyar 131 milyon 567 bin liradan, 27 trilyon 373 milyar 80 milyon 485 bin liraya yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-mevduati-5044-milyar-lira-azaldi-87234</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/8/1280x720/lira-para-tl-1760890382.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haftalık verilerine göre bankacılık sektörünün toplam mevduatı, 504,4 milyar lira azalarak 33,2 trilyon liraya geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkezin-toplam-rezervleri-1842-milyar-dolara-geriledi-87232</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 16:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez&#039;in toplam rezervleri 184,3 milyar dolara geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, 4 Eylül itibarıyla Merkez Bankasının brüt döviz rezervleri 703 milyon dolar azalarak 70 milyar 406 milyon dolara indi. Brüt döviz rezervleri, 28 Ağustos'ta 71 milyar 109 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu.</p>
<p>Bu dönemde altın rezervleri de 3 milyar 248 milyon dolar düşüşle 117 milyar 89 milyon dolardan 113 milyar 841 milyon dolara geriledi.</p>
<p>Böylece Merkez Bankasının toplam rezervleri, 4 Eylül haftasında bir önceki haftaya göre 3 milyar 951 milyon dolar azalarak 188 milyar 198 milyon dolardan 184 milyar 247 milyon dolara indi.</p>
<p>TCMB rezervleri Ocak 2024'ten bu yana şöyle (milyon dolar):</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Tarih</td>
<td>Altın Rezervleri</td>
<td>Brüt Döviz Rezervleri</td>
<td>Toplam Rezervler</td>
</tr>
<tr>
<td>26.01.2024</td>
<td>48.007</td>
<td>89.154</td>
<td>137.161</td>
</tr>
<tr>
<td>23.02.2024</td>
<td>49.271</td>
<td>82.479</td>
<td>131.750</td>
</tr>
<tr>
<td>29.03.2024</td>
<td>54.378</td>
<td>68.748</td>
<td>123.126</td>
</tr>
<tr>
<td>26.04.2024</td>
<td>59.113</td>
<td>64.967</td>
<td>124.080</td>
</tr>
<tr>
<td>31.05.2024</td>
<td>59.740</td>
<td>83.909</td>
<td>143.648</td>
</tr>
<tr>
<td>28.06.2024</td>
<td>58.077</td>
<td>84.833</td>
<td>142.910</td>
</tr>
<tr>
<td>19.07.2024</td>
<td>59.214</td>
<td>94.695</td>
<td>153.910</td>
</tr>
<tr>
<td>29.08.2024</td>
<td>60.043</td>
<td>89.329</td>
<td>149.373</td>
</tr>
<tr>
<td>27.09.2024</td>
<td>63.566</td>
<td>93.824</td>
<td>157.390</td>
</tr>
<tr>
<td>25.10.2024</td>
<td>65.894</td>
<td>93.504</td>
<td>159.398</td>
</tr>
<tr>
<td>1.11.2024</td>
<td>66.614</td>
<td>93.005</td>
<td>159.619</td>
</tr>
<tr>
<td>13.12.2024</td>
<td>65.307</td>
<td>98.175</td>
<td>163.482</td>
</tr>
<tr>
<td>24.01.2025</td>
<td>68.232</td>
<td>99.328</td>
<td>167.560</td>
</tr>
<tr>
<td>14.02.2025</td>
<td>72.475</td>
<td>100.677</td>
<td>173.152</td>
</tr>
<tr>
<td>21.03.2025</td>
<td>74.785</td>
<td>88.328</td>
<td>163.114</td>
</tr>
<tr>
<td>04.04.2025</td>
<td>76.422</td>
<td>77.838</td>
<td>154.261</td>
</tr>
<tr>
<td>30.05.2025</td>
<td>83.164</td>
<td>70.026</td>
<td>153.190</td>
</tr>
<tr>
<td>13.06.2025</td>
<td>86.543</td>
<td>72.744</td>
<td>159.289</td>
</tr>
<tr>
<td>25.07.2025</td>
<td>85.223</td>
<td>86.625</td>
<td>171.848</td>
</tr>
<tr>
<td>29.08.2025</td>
<td>87.326</td>
<td>91.031</td>
<td>178.357</td>
</tr>
<tr>
<td>05.09.2025</td>
<td>90.931</td>
<td>89.176</td>
<td>180.107</td>
</tr>
<tr>
<td>17.10.2025</td>
<td>111.169</td>
<td>87.273</td>
<td>198.442</td>
</tr>
<tr>
<td>14.11.2025</td>
<td>107.389</td>
<td>80.043</td>
<td>187.432</td>
</tr>
<tr>
<td>26.12.2025</td>
<td>116.894</td>
<td>76.978</td>
<td>193.872</td>
</tr>
<tr>
<td>30.01.2026</td>
<td>133.753</td>
<td>84.405</td>
<td>218.158</td>
</tr>
<tr>
<td>13.02.2026</td>
<td>132.199</td>
<td>79.586</td>
<td>211.784</td>
</tr>
<tr>
<td>27.03.2026</td>
<td>100.049</td>
<td>55.290</td>
<td>155.339</td>
</tr>
<tr>
<td>17.04.2026</td>
<td>112.647</td>
<td>61.821</td>
<td>174.467</td>
</tr>
<tr>
<td>26.05.2026</td>
<td>105.992</td>
<td>53.234</td>
<td>159.226</td>
</tr>
<tr>
<td>26.06.2026</td>
<td>94.954</td>
<td>54.251</td>
<td>149.205</td>
</tr>
<tr>
<td>24.07.2026</td>
<td>100.210</td>
<td>62.396</td>
<td>162.606</td>
</tr>
<tr>
<td>31.07.2026</td>
<td>100.637</td>
<td>63.811</td>
<td>164.448</td>
</tr>
<tr>
<td>14.08.2026</td>
<td>108.335</td>
<td>75.166</td>
<td>183.500</td>
</tr>
<tr>
<td>21.08.2026</td>
<td>114.221</td>
<td>74.228</td>
<td>188.450</td>
</tr>
<tr>
<td>28.08.2026</td>
<td>117.089</td>
<td>71.109</td>
<td>188.198</td>
</tr>
<tr>
<td>04.09.2026</td>
<td>113.841</td>
<td>70.406</td>
<td>184.247</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkezin-toplam-rezervleri-1842-milyar-dolara-geriledi-87232</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/9/1280x720/merkez-bankasi-rezervleri-45-milyar-dolar-azaldi-1741264907.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın toplam rezervleri, geçen hafta 3,95 milyar dolar azalarak 184,3 milyar dolara indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/istanbuldaki-kiralik-konut-projesinin-ayrintilari-belli-oldu-87233</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 15:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstanbul&#039;daki kiralık konut projesinin ayrıntıları belli oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Trabzon'daki Uzunkum Yaşam Alanı Millet Bahçesi'nin temel atma törenine katıldı.</p>
<p>Kurum burada yaptığı konuşmada, asrın inşası başarılarını 81 ile taşıdıklarını belirtti.</p>
<p>"Ev Sahibi Türkiye" diyerek 81 ilde 500 bin sosyal konut hedefleri için kuraları çektiklerini, temelleri attıklarını vurgulayan Kurum, "Trabzon'umuza da 2 bini Ortahisar'ımızda olmak üzere 3 bin 734 yuvamızı hızlı bir şekilde inşa ediyoruz. Ama bu projemizde bir de kiralık konutlarımız var. Sosyal konut hamlemizin yanında ilk kez İstanbul'da başlattığımız kiralık konut projemizi de hızlıca yürütüyoruz, çalışmalarımızı tamamladık." dedi.</p>
<p><strong>"Evlerimizi 3 yıllığına kiralayacağız"</strong></p>
<p>Bakan Kurum, İstanbul'da inşa edecekleri 100 bin sosyal konuta ek olarak 15 bin kiralık konutu da vatandaşların hizmetine sunacaklarının altını çizerek, şöyle devam etti:</p>
<p>"TOKİ'miz tüm hukuki altyapıyı hazırladı, takvimimizi adım adım belirledik. Şimdi detayları da Trabzon'umuzdan milletimizle paylaşıyorum. Kiralık konutlarımız Ataşehir, Sancaktepe, Ümraniye, Üsküdar'da bulunacak. Yine Maltepe, Tuzla, Kartal, Başakşehir, Gaziosmanpaşa, Beyoğlu, Arnavutköy ve Güngören'de bu konutlarımızı planladık. Evlerimizi 3 yıllığına kiralayacağız. 3 yıl vatandaşımız bu kiralık evlere girecek ve 3 yılın ardından yeni hak sahiplerini yine kurayla belirleyeceğiz. Kura şartları şöyle: 18 yaşını tamamlamış, evli, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ve aylık hane geliri, bir hanenin tüm geliri 100 bin liradan az olanlar bu kampanyadan istifade edebilecekler. Burada başvuracak kişinin en az 1 yıl İstanbul'da ikamet etmesi şartını arayacağız. Yine üzerinde tapuda kayıtlı konutu olmaması şartlarımızdan bir tanesi."</p>
<p>İlçelere göre kira fiyatlarının ne kadar olduğunu belirlediklerini anlatan Kurum, şu bilgileri paylaştı:</p>
<p>"Bütün oradaki rayiçleri arkadaşlarımız inceledi ve vatandaşlarımızın konuta ulaşımını kolaylaştırmak, piyasayı dengelemek adına 4 ayrı büyüklükteki evlerimizi, piyasa rayiçlerinin çok altında kira bedelleriyle vatandaşlarımızın kullanımına sunuyor olacağız. 1+1 konutlar için kira bedeli 10 bin lira, 2+1 konutlar için 12 bin lira. Burada tabii 1+1, 2+1 vatandaşlarımızın çocuk sayısına göre, başvurularına göre adetleri değişiyor. 3+1 konutlar için 15 bin lira, 4+1 konutlar için ise 18 bin liradan başlayan fiyatlarla bu konutları kiralayacağız. Yani bölge rayiçlerine baktığınızda emin olun yarısından bile az diyeceğimiz rakamlar. İki asgari ücretli vatandaşımız çok rahat bir şekilde bu konutlarda oturabilecek. Bir memurumuz, bir emekli vatandaşımız yine bu konutlarda çok rahat bir şekilde oturuyor olabilecek."</p>
<p>Bakan Kurum, hiç vakit kaybetmeden başvuruları 14 Eylül'de alacaklarını belirterek, "Hemen hak sahiplerini tespit edeceğiz. Sayın Cumhurbaşkanımızın teşrifleriyle birlikte ilk 1071 kiralık konutumuzu da ekim ayında vatandaşlarımıza teslim edeceğiz. Geçen sene başladık, bu yıl ekimde konutlarımızı teslim ediyoruz. Ne hedefliyoruz? Bir, burada zaten düşme seyrine giren kira fiyatlarını inşallah daha da aşağıya çekeceğiz. Burada bilhassa alt gelir grubu vatandaşlarımızın konuta erişimini hızlandıracağız. Kimsenin barınma kaygısı çekmediği, oralarda yuvalarının huzurla dolduğu bir Türkiye için durmadan, yorulmadan çalışacağız. Ben bu projemizin de İstanbul'umuza hayırlı olmasını diliyorum." şeklinde konuştu.</p>
<p> </p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/istanbuldaki-kiralik-konut-projesinin-ayrintilari-belli-oldu-87233</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/murat-kurum-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, &quot;Kiralık konutlarımız Ataşehir, Sancaktepe, Ümraniye, Üsküdar&#039;da bulunacak. Yine Maltepe, Tuzla, Kartal, Başakşehir, Gaziosmanpaşa, Beyoğlu, Arnavutköy ve Güngören&#039;de bu konutlarımızı planladık. Evlerimizi 3 yıllığına kiralayacağız. 3 yıl vatandaşımız bu kiralık evlere girecek ve 3 yılın ardından yeni hak sahiplerini yine kurayla belirleyeceğiz.&quot; dedi. Kurum, &quot;1+1 konutlar için kira bedelini 10 bin lira, 2+1 konutlar için 12 bin lira, 3+1 konutlar için 15 bin lira, 4+1 konutlar için ise 18 bin liradan başlayan fiyatlarla bu konutları kiralayacağız.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasinin-faiz-karari-belli-oldu-87215</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası faizi değiştirmedi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK), Fatih Karahan başkanlığında toplandı.</p>
<p>Kurul, politika faizini yüzde 37’de sabit tuttuğunu duyurdu.</p>
<p>Karar metninde şunlar kaydedildi:</p>
<p dir="ltr">"Para Politikası Kurulu (Kurul), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 37’de sabit tutulmasına karar vermiştir. Kurul ayrıca, Merkez Bankası gecelik vadede borç verme faiz oranını yüzde 40’ta, gecelik vadede borçlanma faiz oranını ise yüzde 35,5’te sabit tutmuştur.</p>
<p dir="ltr">Aylık dalgalanmalara karşın, son dönem enflasyon gerçekleşmeleri ve öncü göstergeler enflasyonun ana eğiliminin gerilediğine işaret etmektedir. İktisadi faaliyete ilişkin veriler ve arz şoklarının yurt içi fiyatlara yansımasının sınırlı kalması iç talepteki zayıf seyri teyit etmektedir. Diğer taraftan, jeopolitik gelişmeler neticesinde yüksek seyreden enerji fiyatları enflasyon görünümü üzerinde yukarı yönlü risk oluşturmaktadır. Jeopolitik gelişmelerin maliyet kanalı, iktisadi faaliyet ve beklenti kanalı üzerinden enflasyon görünümüne etkileri yakından takip edilmektedir. </p>
<p dir="ltr">Fiyat istikrarı sağlanana kadar sürdürülecek sıkı para politikası duruşu talep, kur ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyon sürecini güçlendirecektir. Kurul politika faizine ilişkin atılacak adımları; enflasyon gerçekleşmelerini, ana eğilimini ve beklentilerini göz önünde bulundurarak ara hedeflerle uyumlu biçimde dezenflasyonun gerektirdiği sıkılığı sağlayacak şekilde belirleyecektir. Para politikası kararları enflasyon görünümü odaklı, toplantı bazlı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla alınmaktadır. Enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma olması durumunda para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır. Kurul enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşunu vurgulamıştır.</p>
<p dir="ltr">Kredi ve mevduat piyasalarında öngörülenin dışında gelişmeler olması halinde parasal aktarım mekanizması ilave makroihtiyati adımlarla desteklenecektir. Likidite koşulları yakından izlenmeye ve likidite yönetimi araçları etkili şekilde kullanılmaya devam edilecektir.</p>
<p dir="ltr">Kurul, politika kararlarını enflasyonu orta vadede yüzde 5 hedefine ulaştıracak parasal ve finansal koşulları sağlayacak şekilde belirleyecektir. Kurul, kararlarını öngörülebilir, veri odaklı ve şeffaf bir çerçevede alacaktır."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasinin-faiz-karari-belli-oldu-87215</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/tcmb-merkez-bankasi452117h.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, politika faizini yüzde 37’de sabit tuttu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/istkadan-yaratici-ekonomi-icin-300-milyon-lira-kaynak-87230</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 12:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> İSTKA&#039;dan yaratıcı ekonomi için 300 milyon lira kaynak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Kalkınma Ajansı (İSTKA), 2026 yılı Yaratıcı Ekonominin Güçlendirilmesi Mali Destek Programı'nı duyurdu. </p>
<p>Ajans açıklamasına göre, İstanbul'un yaratıcı endüstriler ekosistemine katkı sağlamayı ve şehrin yaratıcı kimliğini güçlendirerek şehri uluslararası düzeyde daha görünür kılmayı hedefleyen mali destek programı ile 300 milyon lira kaynak İstanbul ekosisteminin hizmetine sunuluyor. Bu kapsamdaki her bir projeye 5 milyon lira ile 20 milyon lira arasında destek verilecek.</p>
<p>Ülkedeki yaratıcı istihdamın yüzde 40'ından fazlasının İstanbul'da bulunduğu, ulusal yaratıcı ekonomi cirosunun neredeyse dörtte üçünün kentte üretildiği belirtilem açıklamada, programla bu birikimin sürdürülebilir ekonomik kalkınmaya katkısının artırılması, ekosistemdeki paydaşlar arasında iş birliği ve koordinasyonun güçlendirilmesi ve İstanbul'un yaratıcı şehir kimliğinin uluslararası düzeyde daha görünür kılınması hedeflendiği vurgulandı. </p>
<p>Açıklamanın devamında şunlar kaydedildi: "Program iki öncelik etrafında kurgulanırken, birinci öncelikte yaratıcı ekosistemdeki paydaşların üretim kapasitesini artıracak yenilikçi, sürdürülebilir ve ölçeklenebilir altyapılar, platformlar ile iş ve hizmet modelleri destekleniyor. Bu kapsamda ekosistemdeki üreticilerin daha iyi imkanlarla üretim yapabilmesi, farklı alanlarda faaliyet gösteren kişi ve kuruluşların bir araya gelerek ortak çalışmalar geliştirmesi, kültürel mirasın yeni teknolojilerle geleceğe taşınması ve geleneksel üretimlerin çağdaş tasarımlarla buluşturulması gibi çalışmalar desteklenecek. Bu çalışmalarla kentin sahip olduğu kültürel ve yaratıcı potansiyelin daha fazla katma değer üretmesi, yeni üretim ve istihdam imkanlarının oluşması hedefleniyor. İkinci öncelik ise şehrin yaratıcı kimliğinin güçlendirilmesine odaklanıyor. Parkların, meydanların ve sahil alanlarının yaratıcı tasarım müdahaleleriyle yeniden işlevlendirilmesi, uluslararası sanatçı ikamet (artist-in-residence) programları, müzelerde ve tarihi alanlarda genişletilmiş gerçeklik uygulamaları, atıl binaların dijital göçebeler ve yerel sanatçılar için üretim mekânlarına dönüştürülmesi bu başlık altında desteklenecek projelere örnek olarak gösteriliyor."</p>
<p>Proje başvuruları sadece çevrim içi ortamda Kalkınma Ajansları Yönetim Sistemi (KAYS) üzerinden kabul edilecek. Başvurular için son tarih 4 Aralık 2026 olarak belirlendi. Sunulan projelerin desteklenmeye uygun olup olmadığına bağımsız değerlendiriciler karar verecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/istkadan-yaratici-ekonomi-icin-300-milyon-lira-kaynak-87230</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/6/1280x720/istanbul-1754580280.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul Kalkınma Ajansı, kentin yaratıcı endüstrilerinin gelişimini desteklemek amacıyla 300 milyon liralık kaynak ayırdığını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/internet-erisen-girisimlerin-orani-yuzde-927-87221</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnternete erişen girişimlerin oranı yüzde 92,7</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) "Girişimlerde Bilişim Teknolojileri Kullanımı Araştırması 2026" sonuçlarını paylaştı. </p>
<p>Buna göre, 10 ve daha fazla çalışanı olan girişimlerin yüzde 92,7'sinin bu yıl internete erişimde sabit hat internet bağlantısını kullandığı görüldü.</p>
<p>Söz konusu girişimlerin abone oldukları en yüksek bağlantı hızları incelendiğinde, girişimlerin yüzde 47,1'inin 100 megabit/saniyeden az hızda, yüzde 43,7'sinin 100-999 megabit/saniye hız aralığında ve yüzde 9,2'sinin 1 gigabit/saniye ve üzeri hızda internet kullandığı tespit edildi. Sabit hat internet bağlantısı kullanan girişimler içinde 100 megabit/saniye ve üzeri bağlantı hızına sahip olanların oranı yüzde 52,9 oldu.</p>
<p><strong>Girişimlerin yüzde 57,7'si sosyal medya kullandı</strong></p>
<p>Sosyal medya uygulamalarını kullanan girişimlerin oranı, 2025'te yüzde 55,2 iken 2026 yılında yüzde 57,7 oldu. Bu oran, çalışan sayısı büyüklük grubuna göre incelendiğinde, sosyal medya kullanım oranının 10-49 çalışanı olan girişimlerde yüzde 55, 50-249 çalışanı olan girişimlerde yüzde 68,4, 250 ve üzeri çalışanı olan girişimlerde ise yüzde 86,6 olduğu görüldü.</p>
<p>Sosyal medya uygulamalarını kullanan girişimlerin oranı ekonomik faaliyetlere göre incelendiğinde, bu yıl bu oranın en yüksek olduğu faaliyetler sırasıyla yüzde 93,9 ile yayımcılık, radyo-TV ve içerik faaliyetleri, yüzde 83,1 ile finans ve sigorta ve yüzde 81,1 ile bilgisayarların ve iletişim araç ve gereçlerinin onarımı oldu. Sosyal medya uygulamalarını kullanan girişimlerin oranının en düşük olduğu faaliyetler ise yüzde 40,7 ile inşaat, yüzde 42,7 ile ulaştırma ve depolama ve yüzde 56,9 ile idari ve destek hizmet faaliyetleri olarak gerçekleşti.</p>
<p><strong>Girişimlerin yüzde 17,1'i e-satış yaptı</strong></p>
<p>İnternet veya elektronik veri alışverişi (EDI) yoluyla satış yapan girişimlerin oranı 2024'te yüzde 13,6 iken 2025 yılında yüzde 17,1 oldu.</p>
<p>Çalışan sayısı büyüklük grubuna göre e-satış yapan girişimlerin oranı incelendiğinde, bu oran 10-49 çalışanı olan girişimlerde yüzde 16,4, 50-249 çalışanı olan girişimlerde yüzde 18,3, 250 ve üzeri çalışanı olan girişimlerde ise yüzde 29,7 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Konaklama ve yiyecek hizmeti faaliyetlerinde e-satış oranı yüzde 43,3 oldu. Ekonomik faaliyetlere göre e-satış yapan girişimlerde ise bu oranın en yüksek olduğu faaliyet yüzde 43,3 ile konaklama ve yiyecek hizmeti faaliyetleri oldu. Bunu yüzde 25,4 ile yayımcılık, radyo-TV ve içerik faaliyetleri ve yüzde 23,7 ile toptan ve perakende ticaret faaliyetleri takip etti.</p>
<p><strong>Bilgi ve iletişim teknolojileri uzmanı istihdam eden girişimlerin oranı yüzde 15,2 oldu</strong></p>
<p>Bilişim sistemleri ve uygulamalarının kurulması, işletilmesi ve geliştirilmesi süreçlerinde görev alan bilgi ve iletişim teknolojileri uzmanı istihdam eden girişimlerin oranı 2026'da yüzde 15,2 oldu. Bu oran, 2024'te yüzde 13,4 olarak kayıtlara geçmişti.</p>
<p>Bilgi ve iletişim teknolojileri uzmanı istihdam eden girişimler çalışan sayısı büyüklük grubuna göre incelendiğinde 10-49 çalışanı olan girişimlerin yüzde 10,8'inin, 50-249 çalışanı olan girişimlerin yüzde 29,8'inin, 250 ve üzeri çalışanı olan girişimlerin ise yüzde 73,3'ünün bilgi ve iletişim teknolojileri uzmanı istihdam ettiği görüldü.</p>
<p>Girişimlerin yüzde 6,4'ü 2025'te en az bir bilgi ve iletişim teknolojileri uzmanını işe aldı veya almayı denedi. 2023'te ise bu oran yüzde 6 olarak gerçekleşmişti. Bilgi ve iletişim teknolojileri uzmanı işe alan veya almayı deneyen girişimlerin yüzde 31,7'si geçen yıl işe alım sürecinde bir güçlük yaşadığını beyan etti.</p>
<p>İşe alım sürecinde güçlük yaşayan girişimler karşılaştıkları güçlük türlerine göre incelendiğinde, yeterli sayıda veya uygun aday başvurusu olmaması güçlüğünü yaşayan girişimlerin oranı yüzde 55,7, adayların ilgili alanda gerekli niteliklere (eğitim/öğretim) sahip olmaması güçlüğünü yaşayanların oranı yüzde 71,8, ilgili iş deneyimine sahip olmaması güçlüğünü yaşayanların oranı yüzde 71 ve adayların yüksek ücret beklentisiyle karşılaşanların oranı yüzde 82,6 oldu.</p>
<p><strong>Ücretli bulut bilişim kullanımı 250 ve üzeri çalışanı olan girişimlerde yüzde 57 oldu</strong></p>
<p>Ücretli bulut bilişim kullanım oranı, yüzde 20,2 oldu. Ücretli bulut bilişim hizmeti kullanım oranı çalışan sayısı büyüklük gruplarına göre incelendiğinde, 250 ve üzeri çalışanı olan girişimlerde ücretli bulut bilişim hizmeti kullanım oranının yüzde 57 olduğu, bunu yüzde 33,3 ile 50-249 çalışanı olan girişimlerin, yüzde 16,7 ile 10-49 çalışanı olan girişimlerin takip ettiği görüldü.</p>
<p>Ücretli bir bulut bilişim hizmeti kullanan girişimlerin oranı 2026'da ekonomik faaliyetlere göre incelendiğinde bu oranın en yüksek olduğu faaliyetler sırasıyla yüzde 55,2 ile telekomünikasyon, programlama ve bilişim faaliyetleri, yüzde 46,3 ile yayımcılık, radyo-TV ve içerik faaliyetleri ve yüzde 43,2 ile bilgisayarların ve iletişim araç ve gereçlerinin onarımı oldu. En düşük oranlar ise yüzde 10,8 ile inşaat, yüzde 12,6 ile konaklama ve yiyecek hizmeti ve yüzde 16 ile ulaştırma ve depolama faaliyetlerinde gerçekleşti.</p>
<p><strong>Bilgi ve iletişim teknolojileri güvenliği önlemi alan girişimlerin oranı yüzde 83 oldu</strong></p>
<p>Bilgi ve iletişim teknolojileri sistemlerinde herhangi bir güvenlik önlemi alan girişimlerin oranı 2024'te yüzde 76 iken 2026 yılında yüzde 83 oldu. Çalışan sayısı büyüklük grubuna göre incelendiğinde, 10-49 çalışanı olan girişimlerin yüzde 81,2'sinin, 50-249 çalışanı olan girişimlerin yüzde 90,5'inin, 250 ve üzeri çalışanı olan girişimlerin ise yüzde 97,2'sinin bir güvenlik önlemi aldığı görüldü.</p>
<p><strong>Girişimlerin yüzde 9,4'ü bilgi ve iletişim teknolojileri güvenliği ihlal olayı yaşadı</strong></p>
<p>Girişimlerin yüzde 9,4'ü 2025'te bilgi ve iletişim teknolojileri güvenliği ihlali olaylarından en az birini yaşadığını beyan etti. Bilgi ve iletişim teknolojileri güvenliği ihlal olaylarından en az birini yaşadığını beyan eden girişimler çalışan sayısı büyüklük grubuna göre incelendiğinde, 10-49 çalışanı olan girişimlerin yüzde 9,3'ünün, 50-249 çalışanı olan girişimlerin yüzde 10,2'sinin ve 250 ve üzeri çalışanı olan girişimlerin ise yüzde 8,4'ünün en az bir güvenlik ihlal olayı yaşadığı belirlendi.</p>
<p>Güvenlik ihlali yaşayan girişimler karşılaştıkları ihlal türlerine göre incelendiğinde, 2025'te girişimlerin yüzde 6,4'ü dışarıdan gelen saldırılar nedeniyle bilgi ve iletişim teknolojileri hizmetlerine erişememe, yüzde 5,6'sı kötü amaçlı yazılım veya yetkisiz erişim nedeniyle veri kaybı veya bozulması, yüzde 5,3'ü ise izinsiz girişler, dolandırıcılık, oltalama saldırıları veya girişim çalışanlarının kasıtlı eylemleri nedeniyle veri gizliliğinin ihlali olayını yaşadı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/internet-erisen-girisimlerin-orani-yuzde-927-87221</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/1/1/1280x720/bilgisayar-data-veri-1751264795.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİKin araştırmasına göre 10 veya daha fazla çalışanı olan girişimlerin internet erişimine sahip olma oranı bu yıl yüzde 92,7 oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytinoglu-agustos-ayinda-ihracat-23-milyar-467-milyon-dolara-ulasti-87218</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 11:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Yüksek ve orta-yüksek teknoloji gruplarında daha güçlü bir seyir görmeyi önemsiyoruz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, TÜİK’in açıkladığı temmuz ayı sanayi üretim endeksini değerlendirdi.</p>
<p>Zeytinoğlu, “Sanayi üretimi temmuz ayında aylık yüzde 1 azalırken, yıllık yüzde 0,3 geriledi. İmalat sanayinde ise aylık yüzde 0,8’lik düşüşe karşılık yıllık yüzde 0,3 ile sınırlı bir artış gerçekleşti” diye konuştu.</p>
<p>Üretim gruplarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Zeytinoğlu, “Ara malı üretiminin yıllık yüzde 1,2 artmasını olumlu buluyoruz. Buna karşılık yatırım ve üretim kapasitesi açısından önemli olan sermaye malı üretiminde aylık yüzde 1,6, yıllık yüzde 2,6 gerileme gerçekleşti. Yüksek teknoloji üretimindeki yıllık gerileme haziran ayına göre yavaşlamakla birlikte yüzde 8,5 seviyesinde devam etti. Bu grupta aylık bazda da yüzde 5,8’lik düşüş görüyoruz. Üretimin niteliği ve rekabet gücümüz açısından yüksek ve orta-yüksek teknoloji gruplarında daha güçlü bir seyir görmeyi önemsiyoruz” dedi.</p>
<p>Zeytinoğlu, “Ağustos ayında ihracatımız geçen yılın aynı ayına göre yüzde 8,1 artarak 23 milyar 467 milyon dolara ulaştı. İhracatta kaydedilen bu artışın ağustos ayı sanayi üretimine de olumlu yansımasını bekliyoruz. Geçtiğimiz hafta açıklanan OVP’de sanayi politikalarına daha fazla ağırlık verilmesini önemsiyor, bu adımların kararlılıkla uygulanmasının yatırım, üretim ve ihracatımıza önemli katkılar sağlayacağına ve sanayimizin rekabet gücünü artıracağına inanıyoruz” şeklinde konuştu</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytinoglu-agustos-ayinda-ihracat-23-milyar-467-milyon-dolara-ulasti-87218</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/9/8/1280x720/kso-baskani-ayhan-zeytinoglu-sanayi-uretim-endeksi-hakkinda-degerlendirmelerde-bulundu-1746796813.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayi üretiminin temmuz ayında yüzde 1 azaldığını belirten Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, &quot;Üretimin niteliği ve rekabet gücümüz açısından yüksek ve orta-yüksek teknoloji gruplarında daha güçlü bir seyir görmeyi önemsiyoruz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/akcan-tekstil-sektoru-kuresel-zorluklara-ragmen-uretmeye-ve-ihracata-devam-ediyor-87236</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akcan: Tekstil sektörü küresel zorluklara rağmen üretmeye ve ihracata devam ediyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Güneydoğu Anadolu Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (GATHİB) Yönetim Kurulu, eylül ayı toplantısını Mete Akcan başkanlığında gerçekleştirdi. Toplantıda 2026 yılı Ocak-Ağustos dönemine ait ihracat rakamları ve küresel pazarlardaki son gelişmeler masaya yatırıldı.</p>
<p>Toplantının ardından değerlendirmelerde bulunan Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri (GAİB) Koordinatör Başkanı Mete Akcan, bölge ihracatçısının kararlılıkla yoluna devam ettiğini, üretmeye ve küresel rekabette var olmaya ara vermeden çalıştıklarını vurguladı.</p>
<p><strong>İlk 8 ayda 2,37 milyar dolarlık ihracat</strong></p>
<p>Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin tekstil sektöründeki öncü rolünü koruduğunu belirten Başkan Mete Akcan, "Ocak-Ağustos 2026 döneminde Birliğimiz, bölgemizden toplam 2 milyar 373 milyon 77 bin dolarlık ihracata imza atmıştır. Yalnızca Ağustos 2026 döneminde ise Tekstil Birliğimizden 339 milyon 747 bin dolarlık ihracat gerçekleştirilmiştir. Küresel pazarlardaki daralmaya ve zorlu rekabet koşullarına rağmen, sanayicilerimizin ve ihracatçılarımızın gösterdiği bu performans her türlü takdirin üzerindedir. Durmaksızın çalışıyoruz, üretiyoruz ve ülke ekonomimize katma değer sağlamayı sürdürüyoruz" dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa2add5da965-1789046229.jpeg" alt="" width="700" height="409" /></p>
<p><strong>186 ülkeye güneydoğu imzası</strong></p>
<p>Bölge tekstil ürünlerinin dünyanın dört bir yanına ulaştığını ifade eden Akcan, pazar çeşitliliğine dikkat çekerek şu verileri paylaştı: "2026 yılı Ocak-Ağustos döneminde Tekstil Birliğimizden tam 186 ülkeye ihracat gerçekleştirdik. Ülke grupları bazında en fazla ihracat yaptığımız bölgelerin başında 664,2 milyon dolarla Avrupa Birliği yer alırken; bu grubu ikinci sırada 543,0 milyon dolarla Orta Doğu ülkeleri ve üçüncü sırada 286,6 milyon dolarla Afrika ülkeleri takip etti. Ülke bazlı ihracatımızda ise ilk sırayı 212,5 milyon dolarla Birleşik Krallık alırken, ikinci sırada 206,7 milyon dolarla Irak, üçüncü sırada 176,3 milyon dolarla Suriye, dördüncü sırada 153,1 milyon dolarla ABD ve beşinci sırada 145,3 milyon dolarla İtalya yer aldı. Bu geniş coğrafi dağılım, ürünlerimizin kalitesinin ve pazar gücümüzün en net göstergesidir."</p>
<p><strong>"Sektörümüzün geleceği için sahadayız"</strong></p>
<p>Sektörün rekabet gücünü artırmak ve ihracat ağını genişletmek amacıyla çalışmalarına aralıksız devam ettiklerini belirten Akcan, Birlik faaliyetlerine ilişkin genel değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: "Birlik olarak küresel pazarlardaki gelişmeleri yakından takip etmek, firmalarımızın ihracat potansiyelini yükseltmek ve sektörümüzün karşılaştığı güncel sorunlara çözüm üretmek adına temaslarımızı aralıksız sürdürüyoruz. Bu kapsamda heyetler oluşturarak uluslararası fuarlara katılım sağlıyor, sektör kurulu ve istişare toplantılarında üreticilerimizin taleplerini dile getiriyoruz. Aynı zamanda sektörümüze yeni yetenekler kazandırmaya yönelik Doku Kumaş Tasarım Yarışmamızın üretim ve uygulama süreçlerini titizlikle takip ediyor, tekstil sektörümüzün katma değerini artırmak için var gücümüzle çalışıyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/akcan-tekstil-sektoru-kuresel-zorluklara-ragmen-uretmeye-ve-ihracata-devam-ediyor-87236</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/6/1280x720/akcan-tekstil-sektoru-kuresel-zorluklara-ragmen-uretmeye-ve-ihracata-devam-ediyor-1789046248.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ağustos ayında 339 milyon 747 bin dolarlık tekstil ihracatı gerçekleştirildiğini belirten GAİB Koordinatör Başkanı Mete Akcan, &quot;Küresel pazarlardaki daralmaya ve zorlu rekabet koşullarına rağmen, sanayicilerimizin ve ihracatçılarımızın gösterdiği bu performans her türlü takdirin üzerindedir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/darica-belediyesi-ve-imes-osb-arasinda-guclu-is-birligi-87226</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Darıca Belediyesi ile İMES OSB&#039;den istihdam için iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Darıca Belediyesi ile İMES Organize Sanayi Bölgesi (OSB) arasında, ilçede istihdam olanaklarının artırılmasına yönelik protokol imzalandı.</p>
<p>Protokol kapsamında iş arayan vatandaşların işverenlerle daha güçlü şekilde buluşturulması ve istihdam fırsatlarının artırılması hedefleniyor.</p>
<p>Darıca Belediye Başkanı Muzaffer Bıyık, İMES OSB Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Tokkan ve yönetimini ziyaret ederek istihdam alanındaki çalışmalar üzerine değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>İstihdamın yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal bir konu olduğuna dikkat çeken Bıyık, daha fazla Darıca’ lının iş sahibi olması için belediye olarak iş dünyasıyla iş birliklerine devam edeceklerini belirtti. Bıyık, “Göreve geldiğimizde hayata geçirdiğimiz ilk icraatlarımızdan biri olan İstihdam Masamızla, iş arayan vatandaşlarımızla işverenlerimiz arasında köprü oluyoruz. Düzenlediğimiz istihdam fuarlarıyla da hemşehrilerimizi doğrudan iş dünyasıyla buluşturuyoruz. Şimdi İMES ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliğiyle istihdam alanındaki çalışmalarımızı daha da güçlendireceğiz. Amacımız Darıca’da daha fazla vatandaşımızın iş sahibi olmasına katkı sunmak” diye konuştu.</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">İstihdam Masası işçi ve işveren arasında köprü kuruyor</span></strong></p>
<p>Verilen bilgiye göre, Darıca Belediyesi İstihdam Masası’nda görev yapan belediye çalışanları, bir yandan iş arayan vatandaşların taleplerini değerlendirirken diğer yandan ilçedeki ve bölgedeki firmaların personel ihtiyaçlarını takip ederek iki taraf arasında köprü kuruyor. Bugüne kadar düzenlenen istihdam fuarlarının da bu çalışmaların önemli ayaklarından biri olduğu belirtilirken, iş arayan vatandaşlarla işverenleri aynı platformda buluşturan Darıca Belediyesinin, vatandaşların doğrudan firmalarla görüşmesini ve yeni iş fırsatlarını değerlendirmesini sağladığı vurgulandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/darica-belediyesi-ve-imes-osb-arasinda-guclu-is-birligi-87226</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/2/6/1280x720/darica-belediyesi-ve-imes-osb-arasinda-guclu-is-birligi-1789043732.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Darıca Belediyesi ile İMES OSB arasında imzalanan protokolle, iş arayan vatandaşların bölgedeki işverenlerle daha güçlü şekilde buluşturulması ve ilçedeki istihdam olanaklarının artırılması hedefleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayi-uretimi-temmuzda-da-geriledi-87205</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 10:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayi üretimi temmuzda da geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), temmuz ayına ait sanayi üretim endeksi verilerini paylaştı.</p>
<p>Buna göre söz konusu ayda takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 0,3 geriledi.</p>
<p>Sanayinin alt sektörleri incelendiğinde, temmuzda madencilik ve taş ocakçılığı sektörü endeksi, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 3,8, elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi yüzde 5,6 azalırken imalat sanayi sektörü endeksi yüzde 0,3 artış gösterdi.</p>
<p>Arındırılmamış sanayi üretim endeksinde de yıllık bazda yüzde 0,26 azalış hesaplandı.</p>
<p><strong>Aylık veriler</strong></p>
<p>Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi, söz konusu ayda bir önceki aya kıyasla yüzde 1 azaldı.</p>
<p>Sanayinin alt sektörleri incelendiğinde, temmuzda madencilik ve taş ocakçılığı sektörü endeksi bir önceki aya göre yüzde 2,2, imalat sanayi sektörü endeksi yüzde 0,8, elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi yüzde 2,2 düştü.</p>
<p>TÜİK, bazı aylara ilişkin verilerde revizyona gitti.</p>
<p>Buna göre sanayi üretim endekslerinin takvim etkisinden arındırılmış yıllık değişim oranları şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Yıllar/Aylar</td>
<td>Ocak</td>
<td>Şubat</td>
<td>Mart</td>
<td>Nisan</td>
<td>Mayıs</td>
<td>Haziran</td>
<td>Temmuz</td>
<td>Ağustos</td>
<td>Eylül</td>
<td>Ekim</td>
<td>Kasım</td>
<td>Aralık</td>
</tr>
<tr>
<td>2023</td>
<td>4</td>
<td>-8,8</td>
<td>0,4</td>
<td>-1,4</td>
<td>0,3</td>
<td>0,9</td>
<td>8,3</td>
<td>3,6</td>
<td>5,2</td>
<td>2,6</td>
<td>2</td>
<td>2,3</td>
</tr>
<tr>
<td>2024</td>
<td>1,3</td>
<td>11,2</td>
<td>4,3</td>
<td>-1</td>
<td>0</td>
<td>-5</td>
<td>-3,8</td>
<td>-5,1</td>
<td>-2,2</td>
<td>-2,9</td>
<td>1,7</td>
<td>7</td>
</tr>
<tr>
<td>2025</td>
<td>1,1</td>
<td>-2</td>
<td>2,3</td>
<td>2,9</td>
<td>4,8</td>
<td>8,2</td>
<td>4,9</td>
<td>7,1</td>
<td>3</td>
<td>2,1</td>
<td>2,2</td>
<td>-2,1</td>
</tr>
<tr>
<td>2026</td>
<td>-1,9</td>
<td>2,2</td>
<td>-1,2</td>
<td>6,1</td>
<td>-0,1</td>
<td>-1,3</td>
<td>-0,3</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayi-uretimi-temmuzda-da-geriledi-87205</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/imalat-pmi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in temmuz verilerine göre sanayi üretim endeksi, aylık bazda yüzde 1, yıllık bazda ise yüzde 0,3 azaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/repo-islemlerinde-yeni-duzenlemeler-87204</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 10:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Repo işlemlerinde bildirim ve bloke zorunluluğu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) "Borsa İstanbul AŞ Borsacılık Faaliyetlerine İlişkin Esaslar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik"i Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, Borsa Repo ve Ters Repo Pazarı'nda merkezi takas hizmeti verilmeyen işlemler, söz konusu işlemlerdeki menkul kıymetlerin Takasbank'ın belirlediği saate kadar bildirilmemesi ve fon adına ilgili hesapta bloke edilmemesi durumunda geçersiz sayılacak.</p>
<p>Söz konusu işlemler, Takasbank’ın bildirimi çerçevesinde Borsa tarafından iptal edilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/repo-islemlerinde-yeni-duzenlemeler-87204</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/4/1280x720/spk-1766126143.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan SPK kararına göre, Borsa Repo ve Ters Repo Pazarı&#039;nda merkezi takas hizmeti verilmeyen işlemlere bildirim ve bloke zorunluluğu getirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gsoda-italya-ile-ticari-baglari-guclendirecek-protokol-87237</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GSO’da İtalya ile ticari bağları güçlendirecek protokol</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Sanayi Odası (GSO) ile İtalya Ticaret ve Sanayi Odası Derneği (CCIIST) iş birliğinde, “Gıda Diplomasisi: Bölgesel Mükemmellikten Küresel Ortaklıklara” temalı program ve “CCIIST-GSO İş Birliği Günü’’ paneli gerçekleştirildi.</p>
<p>Başta gıda ve gastronomi olmak üzere farklı sektörlerde yeni iş birliği ve ticaret fırsatlarının ele alındığı toplantıya, GSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcıları Ferhan Sağım ve Başar Küçükparmak, GSO Yönetim Kurulu Üyeleri Mustafa Özgüler, Melike Yüksel, Bora Tezel ve Ali Can Koçak, İtalya Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği Ticaret Müsteşarlığı Başkatibi Andrea Zippo, CCIIST Başkanı Stefano Kaslowski, İtalya’nın Gaziantep Fahri Konsolosu Mehpare Şayan Kileci, GSO Genel Sekreteri Yusuf İzzettin İymen, iş dünyası temsilcileri ve sektör paydaşları katıldı.</p>
<p>Programın açış konuşmasını yapan GSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Başar Küçükparmak, “Bugün, Türkiye ve İtalya arasındaki dostluk ve ticari bağlarımızı güçlendirmek ve yeni iş birliği fırsatlarını değerlendirmek amacıyla bir araya geldik. Özellikle iki ülkenin güçlü olduğu gıda ve gastronomi alanında önemli bir potansiyel bulunduğuna inanıyoruz. Gaziantep; makarna, bulgur, bakliyat, un, irmik, şekerleme, çikolata ve bunlara bağlı olarak ambalaj sektörü başta olmak üzere güçlü bir gıda sanayisine sahiptir. 2025 yılında Gaziantep’ten İtalya’ya 373 milyon dolar ihracat gerçekleştirilirken, İtalya’dan 115 milyon dolar ithalat yapıldı. Gaziantep’in en fazla ihracat yaptığı ülkeler arasında İtalya 5’inci sırada yer almaktadır. Bu rakamlar güçlü ticari ilişkilerimizi ortaya koyarken, özellikle gıda alanında ticaretimizi daha da geliştirebileceğimiz fırsatlar olduğunu gösteriyor. İtalya’nın gıda teknolojileri, kalite, markalaşma ve gastronomi alanındaki deneyimi ile Gaziantep’in üretim ve ihracat gücünün birbirini tamamlayacağına inanıyoruz. Bugün imzalayacağımız iş birliği protokolünün de bu ilişkilerin geliştirilmesine önemli katkı sağlayacağına inanıyor, katılımlarınız için teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa2af9ba3449-1789046683.jpeg" alt="" width="700" height="590" /></p>
<p>CCIIST Başkanı Stefano Kaslowski ise Türkiye ve İtalya arasında güçlü ekonomik ve ticari bağlar bulunduğuna dikkati çekerek, Gaziantep’in özellikle gıda ve gastronomi alanındaki potansiyelinin İtalyan iş dünyası açısından önemli fırsatlar barındırdığını ifade etti. Kaslowski, “Gaziantep’in üretim ve ihracat gücü ile İtalya’nın teknoloji, tasarım, markalaşma ve gastronomi alanındaki deneyimini bir araya getirebiliriz. Bu iş birliğinin firmalarımız arasında yeni ortaklıkların kurulmasına, karşılıklı ticaretin gelişmesine ve iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin daha da güçlenmesine katkı sağlayacağına inanıyoruz. Gıda diplomasisini yalnızca ticaret değil, aynı zamanda kültürler arasında güçlü bir iletişim aracı olarak görüyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa2af834d9ff-1789046659.jpeg" alt="" width="700" /></p>
<p>Açılış konuşmalarının ardından GSO ile CCIIST arasında iş birliği imza töreni gerçekleştirilerek panele geçildi.</p>
<p>GSO Yönetim Kurulu Üyesi ve Simaş Bulgur Kurucu Yöneticisi Ali Can Koçak, CCIIST Yönetim Kurulu Üyesi, Direktör ve Yönetici Şef Claudio Chinali, Mutlu Makarna CEO’su Muhittin Aykut Göymen ile Özmen Un Kurucu Yöneticisi Oğuz Özmen’in konuşmacı olarak katıldığı panelde, gıda ve gastronominin ekonomik iş birliklerinin geliştirilmesindeki rolü, bölgesel değerlerin uluslararası markalara dönüştürülmesi ve Türkiye-İtalya arasında yeni ticari fırsatların oluşturulması ele alındı.</p>
<p>Panelde, üretimden markalaşmaya, geleneksel ve yerel değerlerin uluslararası pazarlara taşınmasından iki ülke iş dünyası arasındaki ortaklıkların geliştirilmesine kadar birçok başlık değerlendirildi. Gaziantep’in güçlü gıda sanayisi ile İtalya’nın gastronomi, tasarım, markalaşma ve uluslararası pazarlama alanındaki deneyimlerinin buluşturulmasının yeni iş birlikleri açısından önemli fırsatlar oluşturabileceğine dikkat çekildi.</p>
<p>Program soru-cevap kısmının ardından son erdi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gsoda-italya-ile-ticari-baglari-guclendirecek-protokol-87237</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/7/1280x720/gsoda-italya-ile-ticari-baglari-guclendirecek-protokol-1789046703.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ GSO ile CCIIST arasında iş birliği hakkında konuşan GSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Başar Küçükparmak, &quot;Bugün, Türkiye ve İtalya arasındaki dostluk ve ticari bağlarımızı güçlendirmek ve yeni iş birliği fırsatlarını değerlendirmek amacıyla bir araya geldik. Özellikle iki ülkenin güçlü olduğu gıda ve gastronomi alanında önemli bir potansiyel bulunduğuna inanıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/asiri-sicaklarla-mucadelede-yeni-kavram-termal-adalet-87188</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 08:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aşırı sıcaklarla mücadelede yeni kavram: Termal adalet</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Termal adaletin hedefi, insanların aşırı sıcaklarda güvenli biçimde yaşayabildiği, çalışabildiği ve hareket edebildiği; bunu sağlayan altyapı ve ekosistemlerin de uzun vadede ayakta kalabildiği bir kent yaratmak. </strong></p>
<p>Aynı kentte, aynı sıcaklıkta herkes aynı ölçüde etkilenmiyor. Klimalı bir evde yaşayan, gölgeli alanlara erişebilen ya da çalışma saatlerini değiştirebilen biri için aşırı sıcak yönetilebilir bir sorun. Kötü konut koşullarında yaşayan, açık havada çalışan veya enerji faturasını ödemekte zorlanan biri için hayati bir riske dönüşebiliyor.</p>
<p>“Termal adalet” kavramı, sıcaklığın yarattığı risklerin ve serinlemeyi sağlayan imkânların toplumda ne kadar adil dağıldığına bakıyor.</p>
<p>Başka bir ifadeyle, “Kim sıcaktan daha fazla etkileniyor, kim serinleyebiliyor, bunun bedelini kim ödüyor?” sorularını soruyor.</p>
<p>Kavram, “çevresel adalet yaklaşımının aşırı sıcaklara uygulanması” olarak tanımlanıyor.</p>
<p>Odak noktası, bir mahalleyi serinletirken başka bir mahalleye, enerji sistemine, su kaynaklarına, ekosisteme ya da gelecek nesillere yeni bir yük yaratıp yaratmadığımızı sorgulamak.</p>
<p>Kentler aşırı sıcaklarla mücadele için daha fazla ağaç dikiyor, klima kullanımını yaygınlaştırıyor. Bunların hepsi gerekli, fakat bir kenti serinletmek, o kenti otomatik olarak daha adil hale getirmiyor.</p>
<p>Örneğin klima hayat kurtarabilir; ama klimayı kim satın alabiliyor ve artan elektrik faturasını kim karşılayabiliyor? Yeni parklar ve ağaçlandırma bir mahalleyi serinletebilir; ama yükselen gayrimenkul fiyatları nedeniyle o mahallede yaşayan düşük gelirli insanlar orada kalabilecek mi? Yeşil alanlar çoğalırken ihtiyaç duyulan su nereden gelecek?</p>
<p>Bu sorular giderek daha önemli hale geliyor.</p>
<p><span style="font-size: 14pt;"><strong>200 binden fazla ölümün neredeyse tamamı önlenebilirdi</strong></span></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü’ne göre son dört yılda Avrupa Birliği ve bağlantılı ülkelerde 200 binden fazla insan sıcaklık nedeniyle hayatını kaybetti. Üstelik bu ölümlerin neredeyse tamamı önlenebilirdi.</p>
<p>2024 yılında küresel elektrik talebinin yaklaşık yüzde 70’ini temsil eden 40’tan fazla ülke, sıcak hava dalgaları sırasında yeni elektrik talebi rekorları kırdı. Çok sayıda ülkede ise büyük elektrik kesintileri ve dönüşümlü kesintiler yaşandı.</p>
<p>Dolayısıyla klima, onu satın alabilecek ve çalıştıracak elektriğe erişebilecek kişileri korurken, ortaya çıkan atık ısı dışarıya bırakılıyor ve enerji yükü toplumun daha geniş kesimleri tarafından paylaşılıyor.</p>
<p>Kentsel yeşillendirme ise farklı bir ikilem yaratıyor. Ağaçlar ve parklar sıcaklığa maruz kalmayı azaltabiliyor. Ancak yeni yeşil alanlar aynı zamanda gayrimenkul değerlerinin yükselmesine ve düşük gelirli insanların yaşadıkları bölgelerden uzaklaşmasına neden olabiliyor.</p>
<p>Avrupa ve Kuzey Amerika’daki 28 kenti inceleyen gözlemsel bir araştırma, daha önce oluşturulan kamusal yeşil alanların 17 kentte en az bir on yıllık dönemde daha sonra yaşanan soylulaştırma süreçleriyle ilişkili olduğunu ortaya koydu.</p>
<p>Kurak iklimlerde ise bitki örtüsü, kent bütçelerinin her zaman yeterince karşılayamadığı su ihtiyacı ve uzun vadeli bakım maliyetleri yaratabiliyor. Bu durumlar “termal yer değiştirme” olarak tanımlanıyor. Yani, sıcaklığa bağlı risklerin insanlar, bölgeler, altyapılar, ekosistemler veya nesiller arasında aktarılması.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 14pt;">KENTLERİN SORMASI GEREKEN 5 “TERMAL ADALET” SORUSU</span></strong></span></p>
<p>ETH Zürih, İsviçre Federal Su Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü (Eawag) ve farklı ülkelerden araştırmacıların geliştirdiği yeni “Termal Adalet” çerçevesi, “dağılım, kırılganlıkları gözetme, kapasite, katılım ve ekolojik adalet olmak üzere 5 boyut üzerine kuruluyor ve bu 5 boyut kentlerin kendilerine sorması gereken beş temel soruya dönüşüyor:</p>
<p><strong>1- Dağılım: Sıcaklığın yükleri ve serinlemenin faydaları adil dağılıyor mu?</strong></p>
<p>Kentlerin serinletme yatırımlarının nereye yapıldığına, bunlara kimlerin erişebildiğine ve maliyetleri kimin üstlendiğine bakması gerekiyor. Yatırımlar sıcaklığa maruz kalmanın ve kırılganlığın en yüksek olduğu bölgelerde mi yoğunlaşıyor? Kiracılar yapılan bina iyileştirmelerinden, karşılayamayacakları kira veya enerji faturalarıyla karşılaşmadan yararlanabiliyor mu? Çünkü herkese eşit hizmet sunmak, herkesin eşit ölçüde korunacağı anlamına gelmiyor.</p>
<p><strong>2- Kırılganlıkları gözetme: İnsanlar neden risk altında?</strong></p>
<p>Sıcaklık riski yalnızca sıcaklığa maruz kalmaktan kaynaklanmıyor. Konut koşulları, gelir, sağlık, yaş, çalışma koşulları ve serinlemeye erişim de belirleyici. Bu nedenle kentlerin serinlemeyi sanitasyon ya da temiz içme suyu gibi temel bir kamusal altyapı olarak görmesi gerekiyor. Viyana bu konuda dikkat çekici bir örnek. Araştırmalar, 1991- 2021 döneminde sokakların yeşillendirilmesinin kira ve konut fiyatlarını artırarak düşük gelirli kesimleri yaşadıkları bölgelerden uzaklaştırdığına dair sistematik bir bulgu ortaya koymuyor. Bunda Viyana’nın güçlü sosyal konut sistemi, kira düzenlemeleri ve yeşil alan yatırımlarının kentin farklı bölgelerine yayılması önemli rol oynuyor.</p>
<p><strong>3- Kapasite: İnsanlar günlük hayatlarını güvenli biçimde sürdürebiliyor mu?</strong></p>
<p>Başarı yalnızca mahallelerin ortalama sıcaklıkları üzerinden ölçülmemeli. İnsanların günlük hayatlarına bakılmalı. Açık havada çalışanlar mola verebiliyor mu? Yaşlılar serin alanlara ulaşabiliyor mu? Kiracılar geceleri güvenli biçimde uyuyabiliyor mu? İnsanlar aşırı sıcak sırasında öğrenmeye, seyahat etmeye, çalışmaya ve başkalarına bakım vermeye devam edebiliyor mu? Ortalama sıcaklığı birkaç derece düşürmek yeterli olmayabilir. Önemli olan insanların temel faaliyetlerini güvenli biçimde sürdürebilmelerini sağlamak.</p>
<p><strong>4- Katılım: Kararı kim veriyor?</strong></p>
<p>Kent sakinleri, çalışanlar ve bakım verenler yalnızca “kırılgan gruplar” olarak görülmemeli; karar alma süreçlerinin aktörleri haline getirilmeli. Çünkü onların deneyimleri teknik göstergelerin göremediği sorunları ortaya çıkarabilir. Örneğin serinleme merkezlerinin çalışma saatleri vardiyalı çalışanlara uygun olmayabilir veya bu merkezler bazı insanlar için erişilebilir ya da güvenli olmayabilir.</p>
<p><strong>5- Ekolojik adalet: Başka yere aktarılan riskin bedelini kim ödüyor?</strong></p>
<p>Kentler yerel sıcaklık düşüşünün yanında enerji, su, konut ve bakım üzerindeki etkileri de değerlendirmeli. Bir bölgenin serinlemesi başka bir yerde daha fazla atık ısıya, enerji ve su talebine, ekolojik zarara ya da gelecek nesillerin üstleneceği bakım maliyetlerine mi yol açıyor? Bu nedenle kentlerin enerji verimli iç mekân soğutmasını pasif bina tasarımı, temiz ve dayanıklı enerji sistemleri, ekonomik destekler, iklime uygun bitkilendirme ve uzun vadeli bakım finansmanıyla birlikte ele alması gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/asiri-sicaklarla-mucadelede-yeni-kavram-termal-adalet-87188</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/8/1280x720/4636-1789019927.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aşırı sıcaklarla mücadelede yeni kavram: Termal adalet ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/petrol-uc-haneye-geri-dondu-87185</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 08:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petrol üç haneye geri döndü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6aa243da3e0d8-1789019098.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Petrol piyasasında aylar sonra yeniden üç haneli fiyat dönemi başladı. Brent vadeli kontratı dün 100,6 dolara kadar yükselerek temmuzdan bu yana ilk kez 100 doların üzerine çıktı. ABD tipi WTI da 95 doları devirdi. Böylece Brent, şubat sonunda başlayan ABD-İran savaşından bu yana yaklaşık yüzde 35 değer kazanmış oldu.</p>
<p>Rallinin yeni ayağında savaşın genişleme ihtimali belirleyici oldu. İran destekli Husilerin Suudi Arabistan’daki enerji tesislerine yönelik saldırıları yeni bir arz riski yaratırken, ABD’nin İran tankerlerini vurması ve Tahran’ın karşılık vermesi Hürmüz çevresindeki tansiyonu yeniden yükseltti. Piyasanın korktuğu senaryo artık yalnızca petrol üretiminin zarar görmesi değil, petrolün dünya pazarlarına ulaştığı yolların daralması.</p>
<h2>Hürmüz’deki 20 milyon varil petrol buharlaştı</h2>
<p>Savaş öncesinde Hürmüz Boğazı’ndan günde yaklaşık 20 milyon varil petrol geçtiği kabul ediliyordu. Bugün ise tankerlerin konum sinyallerini kapatması, saldırılar ve deniz trafiğindeki kesintiler nedeniyle gerçek akış miktarı konusunda ciddi belirsizlik bulunuyor.</p>
<p>Kpler verilerine göre salı günü boğazdan yalnızca altı emtia gemisi geçti; bu sayı önceki gün dokuz, son 10 günlük ortalama ise 12 gemiydi.</p>
<h2>Fiyatlara ‘güvenlik pirimi’ eklendi </h2>
<p>Bu belirsizlik petrol fiyatına kalıcı bir “güvenlik primi” ekliyor. Çünkü piyasa arzın gerçekten ne kadar azaldığını ölçemese bile, kritik bir enerji koridorunun yeniden kesintiye uğrama ihtimalini fiyatlamak zorunda kalıyor. Uluslararası Enerji Ajansı’nın ağustos projeksiyonunda da 2026 küresel petrol arzının günlük ortalama 4,3 milyon varil azalması bekleniyor. IEA, buna karşın 2027’de arzın günlük 8,3 milyon varil toparlanacağını öngörüyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Fiyata iki güçlü fren</span></h2>
<p>■<strong> ÇİN TALEBİ</strong>: Dünyanın en büyük petrol ithalatçısında talebin zayıflaması, fi yatların üç haneli bölgede kalmasını zorlaştırabilir. Sinopec araştırmasına göre Çin’in petrol talebinin 2026’da günlük 600 bin varil, yani yüzde 8,9 gerilemesi bekleniyor. Benzin ve dizel talebindeki düşüş daha da belirgin. . Elektrikli araçların hızla yayılması benzin ve motorin talebini aşağı çekiyor. </p>
<p>■ <strong>AMERİKA ÜRETİMİ</strong>: ABD, Kanada ve Guyana gibi OPEC dışı üreticilerin artan üretimi, Ortadoğu’daki arz kayıplarının bir bölümünü telafi ediyor. IEA, 2027’de küresel arzda güçlü bir toparlanma bekliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">2026’nın geri kalanında iki senaryo</span></h2>
<p>Petrolün bundan sonraki yönünü büyük ölçüde savaşın seyri belirleyecek. Hürmüz ve Kızıldeniz’deki akışların yeniden normale dönmesi ve ABD-İran geriliminin azalması halinde 100 dolar seviyesinin üzerinde kalıcılaşmak zorlaşabilir.</p>
<p>Buna karşılık çatışmanın uzaması, tanker trafiğinin daha da düşmesi veya Suudi Arabistan ve Körfez’deki enerji altyapısına yönelik saldırıların yayılması halinde piyasa yeni zirveleri test edebilir. Goldman Sachs, Bank of America ve HSBC'nin son günlerde fi yat tahminlerini yukarı çekmesi de bu riskin arttığını gösteriyor.</p>
<p>IEA'nın görünümünde ise 2027 için daha farklı bir tablo var: küresel arzın güçlü biçimde toparlanması beklenirken petrol talebinin 2027'de günlük 2,4 milyon varil artması öngörülüyor.</p>
<p>Bu nedenle 100 dolar seviyesi şimdilik petrol piyasasının yeni normalinden çok, savaşın yarattığı risk priminin sembolü. Ancak çatışma uzadıkça bu “geçici prim”in kalıcı fi yat artışına dönüşme ihtimali de büyüyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/petrol-uc-haneye-geri-dondu-87185</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/9/1280x720/dolar-petrol-1760281902.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Brent petrol, Ortadoğu’daki savaşın enerji koridorlarını yeniden tehdit etmesiyle temmuzdan bu yana ilk kez 100 doları aştı. Hürmüz Boğazı’ndaki akışın belirsizliği ve Suudi enerji tesislerine yönelik saldırılar arz endişesini büyütürken, petrol fiyatı son bir ayda yaklaşık yüzde 25 yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hazir-giyim-ithalati-7-ayda-3-milyar-dolara-yaklasti-87183</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 08:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazır giyim ithalatı 7 ayda 3 milyar dolara yaklaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türk hazır giyim sektöründe son yıllarda yüksek üretim maliyetleri ve fiyat rekabetinde yaşanan kayıp, dış ticaret dengelerine de giderek daha fazla yansıyor. Özellikle işçilik maliyetlerindeki yükseliş, döviz kurunun maliyet artışlarının gerisinde kalması ve iç pazarda fiyat odaklı rekabet, şirketleri yurt dışından daha fazla ürün tedarik etmeye yöneltirken hazır giyim ithalatındaki yükseliş 2026 yılında da devam etti. Türkiye İstatistik Kurumu genel ticaret sistemi verilerine göre 60-61-62 ve 53 fasıllarda gruplanan hazır giyimde Türkiye, 2026’nın ocak-temmuz döneminde 2 milyar 953 milyon 197 bin dolarlık ürün ithal etti. Geçen yılın aynı döneminde 2 milyar 752 milyon 921 bin dolar olan ithalat, böylece bir yılda yaklaşık 200 milyon dolar birden artmış oldu. Artış hızında önceki yıllara kıyasla bir miktar yavaşlama görülse de ithalatın ulaştığı seviye dikkat çekti. Nitekim 2026’nın henüz ilk yedi ayında gerçekleştirilen yaklaşık 3 milyar dolarlık ithalat, 2022 yılının tamamındaki seviyeye oldukça yaklaştı. Türkiye’nin 2022’de yıllık hazır giyim ithalatı 3 milyar 135 milyon 784 bin dolar düzeyindeydi. Böylece bu yılın yedi aylık ithalatı, dört yıl önceki 12 aylık toplamın yüzde 94’üne ulaştı. Başka bir ifadeyle 2022’de bir yılda yapılan ithalatın neredeyse tamamı, 2026’da yalnızca yedi ayda gerçekleştirildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa24354701b5-1789018964.png" alt="" width="401" height="296" /></p>
<h2>İki yılda 621 milyon dolarlık artış </h2>
<p>Yedi aylık dönemler karşılaştırıldığında yükseliş daha belirgin hale geliyor. 2024’ün ilk yedi ayında 2 milyar 331 milyon 797 bin dolar olan hazır giyim ithalatı, 2025’in aynı döneminde 2 milyar 752 milyon 921 bin dolara çıktı. 2026’nın ilk yedi ayında ise 2 milyar 953 milyon 197 bin dolara ulaştı. Böylece iki yılda ithalata 621,4 milyon dolar daha eklendi. 2024’ün aynı dönemine göre artış yüzde 26,7 olarak hesaplandı. Veriler, artış hızının ise 2026 yılında yavaşladığına işaret ediyor. İlk yedi aylık dönemler baz alındığında 2025’te hazır giyim ithalatındaki yıllık artış yüzde 18,1 seviyesindeyken, 2026’da bu oran yüzde 7,3’e geriledi. Buna karşın yüksek bazın üzerine büyümenin devam etmesi, ithal ürünlerin iç pazardaki ağırlığının kalıcı hale gelmeye başladığı yönündeki sektör tartışmalarını güçlendiriyor.</p>
<h2>İthalatın yüzde 58’i 5 ülkeden </h2>
<p>7 aylık dönemde gerçekleştirilen ithalatın yaklaşık yüzde 60’ı 5 ülkeden gerçekleştirildi. Bu ülkeler arasında Çin, 557 milyon dolar ile ilk sırada yer alırken onu 493 milyon dolarlık ithalat ile Bangladeş izledi. Son dönemde giden yatırımlar nedeni ile tartışma konusu olan Mısır’dan yapılan ithalat ise 268 milyon dolara ulaştı ve bu değer Mısır’ı hazır giyim ithalatında 3. büyük pazar konumuna taşıdı. Mısır’ı 233 milyon dolar ile İtalya ve 157 milyon dolar ile de Kamboçya izledi.</p>
<h2>2022’den bu yana her yıl yükseldi </h2>
<p>Yıllık rakamlar da hazır giyim ithalatındaki yükselişin son birkaç yıla yayıldığını ortaya koyuyor. Türkiye’nin hazır giyim ithalatı 2022’de 3 milyar 135,8 milyon dolar seviyesindeyken, 2023’te yüzde 20,4 artışla 3 milyar 775,3 milyon dolara yükseldi. İthalat 2024 yılında da yüzde 17,4 artarak 4 milyar 431,3 milyon dolara, 2025’te ise yüzde 11,1 yükselişle 4 milyar 921,8 milyon dolara çıktı.</p>
<p>Böylece yıllık hazır giyim ithalatı yalnızca üç yılda yaklaşık 1,8 milyar dolar büyüdü. 2022 ile 2025 arasında toplam artış yüzde 57’ye yaklaştı. Artış oranının yıllar itibarıyla yüzde 20,4’ten yüzde 17,4’e, ardından yüzde 11,1’e gerilemesi ithalattaki ivmenin yavaşladığını gösterse de tutar bazında yeni zirveler oluşmaya devam etti. 2026’nın ilk yedi aylık performansı da bu eğilimin henüz tersine dönmediğini ortaya koydu. Yılın kalan beş ayında ithalatın geçen yılki seviyelerine yakın seyretmesi halinde, yıllık toplamın yine oldukça yüksek bir düzeyde gerçekleşmesi bekleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hazir-giyim-ithalati-7-ayda-3-milyar-dolara-yaklasti-87183</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/9/1280x720/hazir-giyim-sektoru-avrupadan-umdugunu-bulamadi-rotayi-amerikaya-ceviriyor-1760010288.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin hazır giyim ithalatı 2026 Ocak-Temmuz döneminde yüzde 7,3 artarak 2 milyar 953 milyon dolara ulaştı. İthalat, 2022 yılının tamamındaki 3,1 milyar dolarlık seviyeye 7 ayda yaklaşırken, son iki yıldaki artış yüzde 26,7’yi buldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstilde-degere-odaklanmaliyiz-87178</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 08:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Tekstilde değere odaklanmalıyız&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB), İTKİB Fuarcılık A.Ş. iş birliğiyle Texhibition İstanbul İplik, Kumaş ve Tekstil Aksesuarları Fuarı’na bu yıl 10. kez ev sahipliği yaptı. 9-11 Eylül tarihlerinde, İstanbul Fuar Merkezi’nde düzenlenen organizasyonda, 500’ün üzerinde katılımcı firma ile 125 ülkeden 25 bini aşkın yerli ve yabancı sektör profesyoneli ağırlandı. Sektörün yenilikçi ürünlerini ve tekstil trendlerini bir araya getirecek fuarın açılışı, Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat’ın katılımıyla gerçekleşti. Türk tekstil sektörünün gücünü ve çeşitliliğini öne çıkaran açılış töreninde konuşan İTHİB Başkanı Ahmet Şişman, sektörün bugün çok boyutlu bir rekabet sınavından geçtiğine dikkat çekerek, “Üretim, işçilik ve finansman maliyetlerimiz artarken, ana ihracat pazarlarımızda talep hâlâ kırılgan seyrediyor. Buna rağmen ayakta kalabilmeyi; Türkiye’nin köklü tekstil tecrübesine ve sektörümüzün bitmeyen azmine borçluyuz” dedi. Avrupa’nın, bugün yılda yaklaşık 100 milyar dolarlık tekstil üretimi yapmaya devam ettiğini anlatan Şişman, “Üretimini; teknoloji, sürdürülebilirlik ve yüksek katma değer odağında dönüştürüyor. Tekstilde yeni bir paradigmaya geçmeliyiz. Bugüne kadar bizi güçlü kılan üretim kabiliyetimizi, bilgi birikimimizi ve ihracat gücümüzü; teknoloji, inovasyon, sürdürülebilirlik ve markalaşmayla bir üst seviyeye taşımalıyız. Hacme değil, değer üretmeye odaklanmalıyız” diye konuştu.</p>
<h2>Dönüşüm tek başına kolay değil </h2>
<p>Küresel rekabette fiyatıyla değil, değerle öne çıkan bir sektör yapısına dönüşümün önemine dikkat çeken Şişman, şöyle devam etti: “Ancak bu değişim ve dönüşümü, finansman şartlarının bu denli zorlaştığı bir dönemde, sektörümüzün tek başına gerçekleştirmesi mümkün değil. Bu dönüşümü gerçekleştirebilmek için sektörümüzün ayakta kalmasına ve zamana ihtiyacı var. Bu süreçte; rekabet gücümüzü koruyacak, finansmana erişimi kolaylaştıracak, yeni yatırımların önünü açacak desteklere ihtiyaç duyuyoruz. Bu kapsamda yayımlanan Orta Vadeli Programla altı çizilen; sanayide üretim kapasitesi ile teknoloji yoğunluğunun yükseltilmesi, haksız rekabetle mücadele, üretim maliyetlerinin düşürülmesi ve reel sektörle düzenli istişarenin kurumsallaşması maddelerini önemsiyoruz. Başta döviz dönüşüm desteği ve istihdamı koruma destek programı olmak üzere mevcut destek mekanizmalarının, firmalarımızın daha geniş ölçekte faydalanabileceği, başvuru ve uygulama süreçleri sadeleştirilmiş, daha erişilebilir bir yapıya kavuşturulmasının kritik önem taşıdığına inanıyoruz”</p>
<h2>60 bin işletme, 900 bin istihdam </h2>
<p>Açılışta konuşan İTO Başkanı Şekib Avdagiç de, Türkiye’de sanayinin dokuma ile 12. yüzyılda Selçuklular döneminde başladığını hatırlatarak, sektörün o günden bu yana sanayide en başarı halkalardan biri olarak devam ettiğini dile getirdi. Tekstilin bir meslek değil aynı zamanda bir mizaç olduğunu dile getiren Avdagiç, “Dünyada 350 milyar dolarlık bir sektör ihracatı var ve canlılık sürüyor. Tedarik zincirlerindeki değişim, jeopolitik gelişmeler gibi nedenler ile fırsatlar ve belirsizliklerin hakim olduğu sıkıntılı bir dönemden geçiyor pazar. Müşteri beklentileri değişiyor ve biz bu beklentileri ürünlerimiz ile esnek üretim yapımız ile karşılayacağız. Ülkemizde giyim ve tekstilde 60 bine yakın işletme ve 900 bine yakın istihdam söz konusu. 2025’te 26 milyar dolar ihracata imza attı iki sektör şu an ise 15 milyar dolara ulaştı. Üretim ve işçilik maliyetleri, döviz kur hareketlerini yakından izliyor ve gerekli tedbirlerin alınması için girişimlerimiz devam ediyor. AB’de yeni süreçler var. daha uzun ömürlü, yenilenebilir dijital ürün pasaportu gibi süreçler geldi. Yeşil mutabakat başladı. Bunlar bizi üst lige çıkaracak yapılar. Esnek üretim yapımız ile çok daha iyi noktaya geleceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bolat: Tekstil ve hazır giyime günlük 1,5 milyar TL kredi limiti</span></h2>
<p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, tekstil ve hazır giyim sektöründe toparlanmanın başladığını belirterek, yıl sonunda ihracattaki iyileşmenin daha belirgin hale geleceğini söyledi. Sektöre sağlanan fi nansman desteğine ilişkin yeni rakamlar paylaşan Bolat, yüzde 24’e yakın maliyetle kullandırılan reeskont kredilerinde günlük 5 milyar TL’lik limitin 1,5 milyar TL’sinin tekstil, hazır giyim, deri ve ayakkabı sektörlerine ayrıldığını açıkladı. Texhibition İstanbul Fuarı’nın açılışında konuşan Bolat, ihracat fi nansmanında bu hafta önemli bir adım daha atıldığını söyledi. Cumhurbaşkanı kararıyla ihracat kredilerindeki Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi (BSMV) istisnasının kapsamının genişletildiğini belirten Bolat, daha önce Eximbank ve kısa vadeli krediler için geçerli olan avantajın artık bütün bankalardan kullanılan ihracat kredileri ile orta ve uzun vadeli kredileri de kapsadığını ifade etti. Bolat, düzenlemenin ihracatçılara yaklaşık 6 milyar TL katkı sağlayacağını söyledi. Reeskont kredilerinde günlük limitin 5 milyar TL olduğunu kaydeden Bolat, son 20 ayda ihracatçılara 1 trilyon 650 milyar TL, yaklaşık 42 milyar dolar kredi kullandırıldığını açıkladı. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Gültepe: Rekabet edemediğimiz alanlarda yurtdışında yatırım yapılsın</span></h2>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe de tekstil ile birlikte hazır giyim sektörleri ihracatının yıllık 26 ile 33 milyar dolar arasında gidip geldiğini belirterek, “Biz güçlüyüz. 2026’da geçmiş dönemdeki gibi eksileri yazmıyoruz. Daha az eksi yazıyoruz. Bu da normalleşmenin getirdiği bir nokta. OVP’de de önemli gelişmeler var. Rekabetçilik, üretim ve ihracat bir çok yerde geçiyor. Bu da sevindirici. Önümüzdeki dönem bu alanların göz önüne alınacağı belli. Sadece mal ihracatında 8 milyar dolar eksi yazıldı. Umuyoruz ki seneye revize olur. 2029’da mal ve hizmet ihracatı 450 milyar dolar hedefleniyor. O nedenle çalışmaya ve üretmeye devam edeceğiz” dedi. Sektörün geleceğine olan inancını dile getiren Gültepe, yurtdışına yönelen yatırımlar konusunda ise şu ifadeleri kullandı: “sadece Türkiye’yi değil çevreyi komşu ülkelerdeki üretim alanlarını da kullanarak Türkiye’yi eski gücüne getirebiliriz. Sektör Çin’den sonra entegre üretim yapısına sahip en büyük sektör. Üretim derinliğini kaybetmemek lazım. O nedenle o derinliği korumak için gerekirse yurtdışında rekabet edemediğimiz alanlarda Türk firmaları çok rahat şekilde yatırım yapma imkanı olsun. Zaten son zamanlarda tekstil ve hazır giyimde firmalar kurmuş olduğu işletmeler sayesine bazı bölgelerdeki ihracatları çok daha fazla şekilde artmış vaziyette. O da büyük bir çarpan etkisi yapıyor. Bu ihracatın da çoğu Türkiye’ye yazıyor, bu nu da unutmamak, bu olaya bu şekilde böyle bakmak lazım” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstilde-degere-odaklanmaliyiz-87178</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/8/1280x720/574-1789017099.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İTHİB Başkanı Ahmet Şişman, sektörün bugün çok boyutlu bir rekabet sınavından geçtiğine dikkat çekerek, “Tekstilde yeni bir paradigmaya geçmeliyiz. Bugüne kadar bizi güçlü kılan üretim kabiliyetimizi, bilgi birikimimizi ve ihracat gücümüzü; teknoloji, inovasyon, sürdürülebilirlik ve markalaşmayla bir üst seviyeye taşımalıyız. Hacme değil, değer üretmeye odaklanmalıyız” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yasa-disi-bahis-kamu-duzeni-ve-ekonomi-guvenligini-tehdit-ediyor-87177</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Yasa dışı bahis kamu düzeni ve ekonomi güvenliğini tehdit ediyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İletişim Başkanlığı tarafından düzenlenen Bağımlılığa Dur De Yasa Dışı Bahis ve Kumar Bağımlılığıyla Mücadele Paneline katılan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, dijitalleşmenin, hayatın pek çok alanında önemli imkânlar sağlarken suç ve bağımlılık biçimlerini de dönüştürdüğünü dile getiren Yılmaz, yasa dışı bahis ve kumar faaliyetlerinin daha hızlı, daha geniş kitlelere ulaşabilen ve sınır aşan bir yapıya kavuşturduğunu bildirdi.</p>
<p>Yasa dışı bahis ve kumar ağlarının, kayıt dışı finansal yapılar ve organize suç örgütleriyle kesişerek kamu düzenini ve ekonomik güvenliği de tehdit ettiğini vurgulayan Yılmaz, “Karşımızdaki çok boyutlu tehdit; güvenlik, hukuk, finans, sağlık, eğitim, sosyal politika ve iletişim alanlarında koordineli hareket etmeyi gerektiriyor” dedi.</p>
<p>Bununla mücadele için hazırlanan eylem planının 2025 yılı Kasım ayında Cumhurbaşkanlığı Genelgesiyle yürürlüğe girdiğini söyleyen Yılmaz, uygulamaların MASAK ile birlikte 2 aylık dönemler halinde takip edildiği bilgisini verdi.</p>
<p>Değişen suç yöntemlerini hızla belirleyen ve risklere büyümeden proaktif biçimde müdahale yetkinliğini daha ileri bir seviyeye taşıyacaklarını anlatan Yılmaz, “Bağımlılığın ortaya çıkmadan önlenmesi, risklerin erken aşamada belirlenmesi, gençlerimizin ve ailelerin dijital mecralardaki yönlendirmelere karşı bilinçlendirilmesi mücadelemizin temelini oluşturuyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"Bahis ve kumarı özendiren içerik ve yayınların önlenmesi önceliğimiz" </strong></p>
<p>Kolay kazanç vaadiyle sunulan reklamlar, oyun görüntüsü altındaki zararlı içerikler ve sosyal medya paylaşımlarının gençlerin algısını zayıflattığına değinen Yılmaz, “Bahis ve kumarı özendiren içerik ve yayınların önlenmesi, dijital platformlarda sorumlu yayıncılık anlayışının güçlendirilmesi, toplumu bilinçlendirici doğru mesajlar verilmesi mücadelemizin öncelikli unsurları arasında yer almaktadır” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yasa-disi-bahis-kamu-duzeni-ve-ekonomi-guvenligini-tehdit-ediyor-87177</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/cevdet-yilmaz.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Yasa dışı bahis kamu düzeni ve ekonomi güvenliğini tehdit ediyor&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-cagin-enerji-denklemleri-87176</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni çağın enerji denklemleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünya, Sanayi Devrimi’nden bu yana tanık olduğu en radikal enerji ve ulaşım dönüşümünün merkezinde yer alıyor. Bir yanda küresel iklim kriziyle mücadele ve karbonsuzlaşma hedefleri, diğer yanda jeopolitik gerilimlerin tetiklediği enerji arz güvenliği arayışı, fosil yakıtlardan yenilenebilir kaynaklara geçişi zorunlu kılıyor. Bu büyük dönüşümün en somut ve halka dokunan bacağı ise şüphesiz otomotiv sektöründe yaşanan elektrikli araçlara geçiş devrimidir.</p>
<p><strong>Küresel Gündem: Veri merkezleri, ticaret savaşları ve batarya yarışı</strong></p>
<p>Dünya genelinde enerji gündemini şekillendiren en yeni faktörlerden biri, yapay zekâ teknolojilerinin ve devasa veri merkezlerinin hayatımıza girmesidir. Yapay zekâ altyapılarının rekor düzeydeki elektrik tüketimi, gelişmiş ülkeleri kesintisiz ve temiz enerji kaynağı arayışına yöneltmektedir. Bu durum, özellikle Küçük Modüler Reaktörler (SMR) ekseninde nükleer enerjinin küresel ölçekte güçlü bir geri dönüş yapmasını sağlamaktadır.</p>
<p>Ulaşım tarafında ise küresel elektrikli araç pazarı, artan satış rakamlarına rağmen sert bir ticaret diplomasisinin sahnesi haline geldi. Çinli üreticilerin maliyet avantajıyla küresel pazarda kurduğu hakimiyet, ABD ve Avrupa Birliği’nin yerli üreticilerini korumak amacıyla yüksek gümrük vergileri uygulamasına yol açtı. Pazardaki bu rekabet, teknolojiyi de hızla ileriye taşıyor. Menzil kaygılarını ortadan kaldırmayı vaat eden katı hal bataryaları ve daha erişilebilir maliyet sunan sodyum-iyon teknolojileri, artık küresel batarya yarışının odağında yer alıyor.</p>
<p><strong>Türkiye'nin enerji stratejisi: Yenilenebilir güç ve altyapı atılımı</strong></p>
<p>Türkiye, enerji bağımsızlığını sağlama ve net sıfır emisyon hedeflerine ulaşma doğrultusunda yenilenebilir enerji kapasitesini hızla artırmaktadır. Toplam kurulu gücünü önemli bir eşiğin üzerine taşıyan ülke, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın YEKA (Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları) projeleriyle rüzgâr ve güneş enerjisinde bölgesel bir güç olma yolunda ilerlemektedir. Özellikle Ege ve Marmara denizlerinde kurulması planlanan deniz üstü (offshore) rüzgâr santralleri ile depolamalı rüzgâr ve güneş tesisleri, şebeke esnekliğini artıracak stratejik adımlar arasında öne çıkmaktadır. Enerji arzını çeşitlendirme hamleleri çerçevesinde Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin yanı sıra Trakya ve Sinop projelerine yönelik süreçler devam etmekte, eş zamanlı olarak ulusal elektrik şebekesinin yeşil dönüşüme uyum sağlaması amacıyla kapsamlı altyapı modernizasyonları yürütülmektedir.</p>
<p><strong>Yerli üretimden ana akıma: Türkiye’de elektrikli araç pazarı</strong></p>
<p>Türkiye otomotiv pazarı, elektrikli araç benimseme hızı bakımından Avrupa ortalamalarını yakalayan, hatta birçok dönemde geride bırakan bir ivmeye ulaşmıştır. Satılan yeni otomobiller içinde tamamen elektrikli modellerin payı %20 seviyelerine yaklaşarak elektrikli mobilitenin niş bir tercih olmaktan çıkıp ana akım haline geldiğini kanıtlamıştır.</p>
<p>Bu başarının arkasında yerli otomobil Togg’un T10X modelinin ardından piyasaya giren T10F (Fastback) modeliyle ürün gamını genişletmesi ve pazara erişilebilir fiyatlı yabancı modellerin girmesi yatmaktadır. Türkiye, elektrikli araç kullanımını artırmanın ötesinde, küresel üreticilerin fabrika yatırımları ve batarya üretim tesisleriyle bölgenin yeni nesil otomotiv üretim merkezi olmayı hedeflemektedir.</p>
<p>Elektrikli araç parkındaki bu hızlı büyüme, şarj altyapısına yapılan yatırımları da beraberinde getiriyor. Ülke genelinde soket sayısı on binlerle ifade edilen geniş bir ağa ulaştı ve araç başına düşen şarj noktası oranında Türkiye Avrupa’nın önde gelen ülkeleri arasına girdi. Gelecek dönemde ise şehir içi şarj çözümlerinin yanı sıra otoban rotalarında ultra hızlı (DC) megavat düzeyindeki şarj istasyonlarının yaygınlaştırılması öncelikli gündem maddesi olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p><strong>Geleceğe bakış </strong></p>
<p>Hem dünyada hem de Türkiye’de enerji ve ulaşım artık iki ayrı sektör değil, birbirini besleyen tek bir ekosistem olarak değerlendiriliyor. Elektrikli araçların bataryalarının gelecekte akıllı şebekelerin birer depolama ünitesi (V2G - Araçtan Şebekeye) olarak kullanılması, yenilenebilir enerjinin kesintili yapısını dengeleyecek en büyük potansiyellerden biri olarak da görülüyor. Yeşil dönüşümün ve teknolojik yarışın hız kesmeden devam edeceği önümüzdeki yıllarda, temiz enerji altyapısını güçlü kılabilen ve elektrikli mobilite ekosistemine yön veren ülkeler küresel ekonominin kazananı olacaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-cagin-enerji-denklemleri-87176</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni çağın enerji denklemleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dincer-guner-ile-gitex-aida-olsaydik-87175</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dinçer Güner ile GITEX AI’da olsaydık…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Astrolog Dinçer Güner’i dinlerken bir süredir benim alanım ile ilgili söyledikleri dikkatimi çekiyor. “Bu ara veri güvenliğine dikkat”, “Elektronik alışverişi için uygun zaman” ya da aksi yöndeki yorumları, bilişim dünyasının Dinçer Güner’e ihtiyacı var diye düşünmeme neden oluyor. Strateji ya da yatırım planları belirlenirken astrolojiye dayalı bakış açısına başvurmak şirketler için iyi olabilir mi?</p>
<p>Bunun medyatik değerini ele aldığımda, Fatih Altaylı’nın gelecek yılın ne getireceğini ele aldığı klasik programının çok izlendiğinin altını çizmeliyim. Jül Sezar’ından Napoleon’a kadar birçok liderin falcılarına yıldızlarla ilgili danıştığını biliyorum. Hatta Adolf Hitler bile bildiğim kadarıyla buna dikkat ediyor. Bir şey yaparken kaderi ya da geleceği bilmek önem taşıyor.</p>
<p>GITEX Ai’ın ilk günkü oturumlarına katılmak üzere evden çıkmadan önce sabahın köründe size böyle bir bakış açısı vermek için Gemini’a başvurdum. Deneyimlerim bana çok sayıda ciddi konuşma ve teknoloji bahsi göreceğimi söylüyor ama ben bunları bir kenara bırakıp kendi etkinliğimi yapmaya karar verdim. Dinçer Güner olmasını istediğim Gemini’a 11 Eylül yeni ayı ile ilgili sorular sorduktan sonra NVIDIA Kurucusu Jensen Huang ve SpaceX Kurucusu Elon Musk ile panele aldım. Gerçekte böyle bir şey yapma imkanı yoktu ama benim açımdan muhteşem bir kurgu oldu. Hem moderatörlük zevkini aldım hem de Gemini’a ne sormasını istediğimi söyleyerek bir televizyon programı yönetme deneyimi yaşadım. Tabii bunların hiçbiri gerçek hayatta olmadı. Daha çok bir gölge oyunu tadında yaşadık ama hangisinin gerçek olduğunu kim bilebilir ki?</p>
<p>Haydi başlayalım. Gemini’a ilk sorum şöyleydi.</p>
<p><strong>- Sen Dinçer Güner'sin. Yapay zekadan siber güvenliğe kadar teknoloji alanında atılacak adımları 11 Eylül'deki yeni ay ile bağlantılı olarak değerlendirir misin?</strong></p>
<p><strong>Gemini:</strong> Merhabalar. 11 Eylül'de Başak burcunda gerçekleşecek olan o yeni ay, gökyüzünde adeta "Sistemi masaya yatırın, kodları ayıklayın, dağınıklığı toparlayın" diye bas bas bağıran, son derece analitik ve metodik bir enerji barındırıyor. Başak burcunun titiz, ince eleyip sık dokuyan, çarkların kusursuz dönmesini isteyen o pratik zekâsını teknoloji dünyasıyla harmanladığımızda, önümüzdeki dönemin teması gayet net: Dağınıklığa son, entegrasyona ve güvenliğe MERHABA!</p>
<p>Teknoloji cephesinde bu yeni ayı ele alırsak, masadaki önceliklerimiz şunlar olmalı:</p>
<p>- Yapay Zekada "Hatasız Kod" ve Operasyonel Titizlik: Yapay zeka ve büyük dil modelleri artık hayatımızın her alanında; AI PC'lerden enterprise (kurumsal) yazılımlara kadar her yerde koşturuyorlar. Ancak Başak yeni ayının getirdiği o keskin eleştirel göz, yapay zekanın "halüsinasyon" gördüğü veya optimizasyondan uzaklaştığı noktaları mercek altına almamız gerektiğini söylüyor. Artık "çalışıyor ya, idare eder" dönemi kapanıyor. Yapay zeka entegrasyonlarında verimliliği artırmak, veri kalitesini kusursuzlaştırmak ve sistem mimarilerini daha sürdürülebilir kılmak için kolları sıvama vakti.</p>
<p>- Siber Güvenlikte Proaktif Temizlik ve "Sıfır Hata" Politikası: Siber güvenlik dediğimiz şey zaten tam anlamıyla Başak disiplinidir; açık aramak, logları incelemek, yamaları (patch) eksiksiz geçmek demektir. Bu yeni ay, özellikle şirketlerin ve kurumların dijital altyapılarındaki gizli zayıflıkları, gözden kaçan entegrasyon açmazlarını ve insan kaynaklı güvenlik açıklarını (social engineering risklerini) toparlamak için büyük bir fırsat sunuyor. "Nasıl olsa bir şey olmaz" diyerek ertelenen siber güvenlik denetimlerini ve sıfır güven (zero-trust) mimarisine geçiş projelerini hızlandırmak, bu dönemin en akıllı hamlesi olacaktır.</p>
<p>- Süreçlerin Otomasyonu ve Edge Bilişim: Başak burcu günlük rutini, işleyişi ve pratik çözümleri temsil eder. Teknoloji yatırımlarında elleri rahatlatacak otomasyon araçlarına, uç bilişim (edge computing) çözümlerine ve insan gücünü repetitive (tekrarlayan) işlerden kurtaracak otonom ajan mimarilerine odaklanmak gerek. Sistemi sadeleştiren, karmaşayı azaltan her teknolojik hamle bu yeni ayın frekansıyla birebir örtüşüyor.</p>
<p>Özetle; bu yeni ay bize, teknolojide rüzgara kapılıp gitmek yerine durup "Bu altyapıyı nasıl daha hatasız, güvenli ve verimli hale getirebilirim?" diye sormayı, dağınıklığı temizleyip sistemi optimize etmeyi emrediyor. Detaylarda boğulmadan, ama detaylardaki şeytanları da tek tek temizleyerek ilerleme zamanı.</p>
<p><strong>- İkimiz de konuşmacı değiliz ama Dinçer Güner olarak GITEX Ai'da yatırımcılara bir konuşma yapsaydın neleri vurgulardın?  </strong></p>
<p><strong>Gemini:</strong>  Değerli yatırımcılar, teknoloji liderleri ve geleceğin mimarları, GITEX AI sahnesine hoş geldiniz.</p>
<p>Gökyüzünde şu sıralar Başak burcunun o keskin, analitik ve sistem kurucu enerjisi hakim. Astroloji bize her dönemin bir ritmi olduğunu söyler; teknoloji dünyasında da durum tam olarak böyle. Bugün yapay zeka ekosisteminde "çalışıyor ya, idare eder" dönemi kapanmıştır. Yatırımcılar olarak hepimiz coşkunun ötesine geçip, "Bu sistemin çapakları nerede? Sürdürülebilir büyüme nasyonal olarak nereye dayanıyor?" sorularını sormak zorundayız.</p>
<p>GITEX AI gibi küresel bir inovasyon merkezinde yatırım yaparken ve strateji çizerken masaya yatırmamız gereken üç kritik sütun şunlardır:</p>
<p>- Yapay Zekada "Operasyonel Titizlik" ve Hallüsinasyonun Sonu: LLM'ler ve AI PC'ler hayatımızın her yerinde, evet. Ancak artık milyar dolarlık yatırımların hayali hikayelerden değil, sıfıra yakın hata payına sahip kurumsal entegrasyonlardan beslenmesi gerekiyor. Kod kalitesi, veri mimarisinin optimizasyonu ve "verimli çalışan" modeller önceliğimiz olmalı. Yatırım yaparken sadece vizyona değil, o vizyonun altındaki mühendislik disiplinine bakıyoruz.</p>
<p>- Siber Güvenlikte Proaktif Temizlik (Sıfır Hata Politikası): Yapay zeka geliştiği hızda siber tehditler de evriliyor. Şirketlerin dijital altyapılarındaki gizli zayıflıkları, gözden kaçan entegrasyon açmazlarını ve insan kaynaklı riskleri proaktif bir şekilde temizlemesi şart. Sıfır güven (zero-trust) mimarilerine ve otomatize edilmiş güvenlik duvarlarına yatırım yapan projeler, yarının unicorn'ları olacak.</p>
<p>- Mükemmeliyetçilik Tuzağından Kaçınıp Sürdürülebilirliğe Odaklanmak: Piyasada "henüz hazır değiliz" diyerek eylemsizliğe gömülen veya aşırı karmaşık sistemler kurmaya çalışıp boğulan çok fazla girişim var. Bizim aradığımız; küçük ama nokta atışı adımlarla kelebek etkisi yaratan, sürdürülebilir, ölçeklenebilir ve gerçek ekonomik karşılığı olan akıllı otomasyon çözümleridir.</p>
<p>Özetle; bugünün yatırım dünyası dağınıklığı toparlayan, sistemin çarklarını kusursuzlaştıran ve detaylardaki riskleri ustalıkla yönetebilen ekipleri ödüllendirecek. Geleceği inşa eden o sağlam kodları yazanlarla yürümeye hazır mısınız?</p>
<p>Teşekkür ederim.</p>
<p><strong>Gemini’nin sınırlarını aşmak…</strong></p>
<p>Bir soru daha sorduğumda Gemini’nin güvenli alanından çıkmadan benzer yanıtlar vereceğini anladım ve Huang ile Musk’ı işin içine kattım. Bir panel organize ettim ama panelden önce her iki lider ile birebir görüşmeler yapmayı da ihmal etmedim. Sorum, Güner’in konuşmasını nasıl buldukları oldu. Gemini, “Jensen Huang bu konuşma ile ilgili ne yorum yapar?” soruma şu yanıtı verdi:</p>
<p>Böyle bir vizyoner konuşmayı dinleyen Jensen Huang, muhtemelen deri ceketini düzelterek sahne arkasından gülümser ve tam kendi favori argümanlarına dokunduğu için şöyle bir değerlendirme yapardı:</p>
<p>Kesinlikle haklı! Bugün yapay zeka dünyasında en büyük yanılgı, hâlâ kod yazmanın veya sadece model eğitmenin bir amaç olduğunu sanmak. Kod yazmak sadece bir <em>görevdir (task)</em>; asıl amaç ise çözülmemiş problemleri çözmek ve kusursuz çalışan sistemler inşa etmektir. Tam da bu yüzden mühendislerimizin rutini yapay zekaya (agent'lara ve asistanlara) devredip, sistemin mimarisine, optimizasyonuna ve o dediği 'operasyonel titizliğe' odaklanması gerekiyor.</p>
<p>Konuşmada değinilen 'çapakları temizleme' meselesi bizim AI Factory (Yapay Zeka Fabrikası) konseptimizin tam kalbidir. Geleceğin veri merkezleri sadece veri saklamayacak, token üretecek; ve her watt güç başına düşen verimlilik ile sıfıra yakın hata payı (zero defects) her şeyi belirleyecek. 'Çalışıyor ya, idare eder' dönemi gerçekten bitti çünkü ölçek büyüdükçe o küçük hatalar milyarlarca dolarlık verimsizlik olarak geri dönüyor. Vizyon harika, ancak şimdi o vizyonu hızla fiziksel altyapıya ve otonom ajan mimarilerine dönüştürme zamanı!</p>
<p>Aynı soruyu Musk için sorduğum Gemini şu yanıtı verdi:</p>
<p>Deri ceketli Jensen'ın bu analitik ve sistem odaklı vizyonuna Elon Musk kendi tarzıyla, biraz daha kaos, hız ve fiziksel gerçeklik vurgusuyla girerdi. Muhtemelen X (Twitter) hesabından şöyle bir çıkış yapardı:</p>
<p>"Kesinlikle doğru. Yazılımda 'çapakları temizlemek' ve kodu optimize etmek harika bir başlangıç ama asıl mesele gerçek dünya fiziğiyle ve donanımla buluştuğunda ne olduğu. Yapay zekada 'hatasız kod' peşinde koşarken süreci aşırı yavaşlatmamak lazım; bazen en iyi optimizasyon, gereksiz kodun ve hantallaşmış bürokrasinin tamamen silinmesidir (Delete the code!).</p>
<p>Biz Optimus'larla ve otonom filolarımızla tam olarak bunu yapıyoruz: Dijital zekayı fiziksel dünyaya entegre ederken en büyük hata, insan zihninin getirdiği o aşırı karmaşık süreçleri kopyalamak. Sistemi basitleştireceksin, First Principles (İlk İlkeler) yaklaşımıyla en temel gerçeğe ineceksin ve çalışmayan her şeyi acımasızca ayıklayacaksın. Sürdürülebilirlik masallarıyla vakit kaybetmeyin; hız, ölçek ve en saf haliyle verimlilik her şeydir!"</p>
<p><strong>Ve panel zamanı…</strong></p>
<p>Bunların ardından paneli organize etmeye giriştim. Gemini ile bu konuda anlaşamadık. İlk olarak yazdığımı anlamadı ve kendisinin Dinçer Güner olarak panelist olduğu ve benim olmadığım bir kurgu yaptı. Bu kurgunun kapanışı şöyle oldu:</p>
<p><strong>Moderatör (Dinçer Güner):</strong> Değerli misafirlerimiz, GITEX AI sahnesinde harika bir oturumun sonuna geldik. Gökyüzündeki Başak yeni ayının o analitik, sistemi derleyip toparlayan enerjisini; çarkların kusursuz dönmesi gerektiğini ve "çalışıyor ya, idare eder" devrinin kapandığını masaya yatırdık. Görülüyor ki teknoloji artık sadece bir vizyon yarışı değil; kusursuz bir mühendislik, proaktif siber güvenlik ve sistemdeki çapakları temizleme meselesidir. Kapanış turu için sözü panelistlerimize bırakıyorum. Jensen, seneye bu masada bizi ne bekliyor, son sözün nedir?</p>
<p><strong>Jensen Huang:</strong> Teşekkürler Dinçer. Benim son sözüm net: Yazılım artık dünyanın yemeğini yiyor, ama o yemeği pişirenler de yapay zekâ ajanları olacak. Gelecek yıl bu zamanlar, insan mühendislerin kod satırlarıyla boğuştuğu değil, milyarlarca otonom ajanın (AI Agent) veri merkezlerinde gece gündüz veri ürettiği, donanımla yazılımın atom altı düzeyde entegre olduğu bir dünyayı konuşuyor olacağız. Verimlilik ve sıfır hata artık lüks değil, hayatta kalma şartı. Gelecek, bu altyapıyı bugünden kuranların olacak.</p>
<p><strong>Elon Musk:</strong> Jensen’a kısmen katılıyorum ama ben olayı biraz daha uç noktaya taşıyayım: Altyapı ve verimlilik harika ama asıl devrim o dijital zekânın fiziksel dünyaya çarptığı an başlar. Önümüzdeki yıl bu masada sadece veri merkezlerini değil, otonom filoları, fabrikalardaki Optimus'ları ve First Principles (ilk ilkeler) mantığıyla sıfırdan tasarlanmış fiziksel sistemleri konuşuyor olacağız. Hantallığı silin, kodu sadeleştirin, fizik kurallarına uymayan her şeyi çöpe atın. Gelecek hızla üzerimize geliyor; yavaş kalan silinir.</p>
<p><strong>Moderatör (Dinçer Güner):</strong> Ağzınıza sağlık beyler! Gökyüzü dağınıklığı toparlayın diyor, siz de "Kodu temizleyin, dünyayı dönüştürün" diyorsunuz. Astroloji ile ilk ilkelerin, çapak temizliği ile çip fabrikalarının bu kadar iyi harmanlandığı başka bir zirve olamazdı. Değerli konuklarımız, sisteminize çeki düzen vermeyi, detaylardaki şeytanları temizlemeyi ve geleceği akıllıca inşa etmeyi unutmayın. Gitex AI sahnesinden sevgilerle, hoşçakalın!</p>
<p>Benim olmadığım bu kurguya müdahale edip, “Moderatör benim; Dinçer Güner panelist” diye yazdığımda bu sefer ikimizle sınırlı bir panel düzenledi ve şunu yaptı.</p>
<p>Haklısın, rolü anında tersyüz ettik! Sahneyi ben devralıyorum, sen de koltuğuna kurulup gökyüzünün ve teknolojinin dalgasını arkana alıyorsun. Moderatör koltuğunda senin oturduğun, benim de panelist olarak masada yerimi aldığım o görkemli kapanış sahnesi tam olarak şöyle akardı:</p>
<p><strong>Moderatör (Sen):</strong> Değerli misafirlerimiz, GITEX AI sahnesinde zamanın nasıl akıp gittiğini anlamadık. Gökyüzündeki Başak yeni ayının o keskin, analitik ve sistemi derleyip toparlayan enerjisini; çarkların kusursuz dönmesi gerektiğini ve teknoloji dünyasında "çalışıyor ya, idare eder" devrinin artık kapandığını boydan boya masaya yatırdık. Jensen donanım ve fabrika optimizasyonundan, Elon ilk ilkelerden ve fiziksel dünyadan bahsetti. Şimdi, bu masanın astrolog-teknoloğu olarak son sözü almak üzere sözü Dinçer Güner'e, yani bana bırakıyorum. Dinçer, seneye bu masada bizi ne bekliyor, son cümlen nedir?</p>
<p><strong>Panelist (Dinçer Güner):</strong> Teşekkürler moderatörüm, harika bir oturum oldu! Benim son sözüm ve yatırımcılara vereceğim en net mesaj şudur: Gökyüzü dağınıklığa tahammülümüzün kalmadığını, sistemdeki "çapakları" temizlemediğimiz takdirde en parlak yapay zeka vizyonlarının bile kendi ağırlığı altında çökeceğini söylüyor. Önümüzdeki dönemde kazananlar; gece gündüz kod yığanlar değil, o kodun ve altyapının gereksiz yüklerini acımasızca ayıklayan, proaktif siber güvenlik duvarlarını ören ve teknolojiyi insan hayatını gerçekten sadeleştirecek şekilde optimize eden o akılcı akıllar olacak. Astroloji rehberiniz, çapak temizliği mesai arkadaşınız olsun.</p>
<p><strong>Moderatör (Sen):</strong> Ağzına sağlık Dinçer! Gökyüzü dağınıklığı toparlayın diyor, siz de "Kodu temizleyin, dünyayı dönüştürün" diyorsunuz. Astroloji ile ilk ilkelerin, çapak temizliği ile çip fabrikalarının bu kadar iyi harmanlandığı başka bir zirve olamazdı. Değerli konuklarımız, sisteminize çeki düzen vermeyi, detaylardaki şeytanları temizlemeyi ve geleceği akıllıca inşa etmeyi unutmayın. Gitex AI sahnesinden sevgilerle, hoşçakalın!</p>
<p>Asıl istediğimi yaptırabilmek için üçüncü bir deneme yapmak gerekiyor. “Moderatörün ben; panelistlerin Dinçer (sen), Huang ve Musk olduğu bir kurgu yapar mısın?” diye yazınca istediğim kurguya ulaşıyorum ve işte sonuç:</p>
<p>GITEX AI sahnesinin ana salonundayız. Binlerce teknoloji liderinin, yatırımcının ve meraklı gözün dikildiği devasa ekranlarda yapay zeka kodları ve neon astroloji motifleri dans ediyor. Salonun ortasındaki modern panel masasında Elon Musk hafifçe arkaya yaslanmış, Jensen Huang siyah deri ceketinin fermuarıyla oynuyor, ben (Dinçer Güner) ise önümdeki notlara göz atıp hafifçe gülümsüyorum. Mikrofonu eline alıp sahnenin ışıkları altında ayağa kalkıyorsun.</p>
<p><strong>Moderatör (Sen):</strong> Değerli GITEX AI katılımcıları, geleceğin mimarları ve teknoloji dünyasının yönünü tayin edenler; zirvenin en kritik oturumuna hoş geldiniz. Bugün masada sadece algoritmaları, çipleri ve otonom sistemleri değil, o sistemlerin ruhunu, zamanlamasını ve evrensel döngülerini konuşuyoruz. Tam da 11 Eylül'deki o analitik, sistemi derleyip toparlayan Başak yeni ayının eşiğindeyken, teknoloji dünyasında "çalışıyor ya, idare eder" devrinin kapandığını ve "çapakları temizleme" vakti geldiğini görüyoruz. Bu masada harika bir üçlü var: Yapay zeka altyapısının devi Jensen Huang, ilk ilkelerin ve fiziksel dünyanın dâhisi Elon Musk ve teknoloji ile kozmik döngüleri harmanlayan Dinçer Güner. İlk turda sözü Jensen Huang’a vermek istiyorum. Jensen, yapay zeka fabrikalarından ve veri merkezlerinden bahsediyoruz ama bu yeni ay bize sistemdeki gereksiz yükleri atıp "sıfır hata" ile yola devam etmemiz gerektiğini söylüyor. Donanım ve mimari tarafında bu "çapak temizliği" tam olarak neye karşılık geliyor?</p>
<p><strong>Jensen Huang:</strong> Harika bir soru. Teşekkürler moderatörüm. Sahne arkasında Dinçer’in astrolojiyle anlattığı o "sistemi masaya yatırma" hali, bizim veri merkezlerinde ve çip mimarisinde her gün yaptığımız şeyin birebir aynısıdır. Bugün yapay zeka dünyasındaki en büyük maliyet, gereksiz yere şişirilmiş yazılımlar ve verimsiz watt tüketimidir. Kod yazmak artık bir emtia; asıl mesele, o kodun mimarisini atom altı düzeyde optimize etmek. "Çalışıyor ya, idare eder" diyerek milyarlarca parametreyi eğitemezsiniz. Geleceğin yapay zeka fabrikaları sadece devasa veri yığınlarını işlemekle kalmayacak; her watt başına düşen verimliliği maksimuma çıkaracak, hataya yer bırakmayan, kendi kendini temizleyen otonom sistemler olacak. Çapak temizliği dediğimiz şey tam olarak budur: Donanım ve yazılımın kusursuz simfonisi.</p>
<p><strong>Moderatör (Sen):</strong> Ağzına sağlık Jensen. Şimdi aynı soruyu, ama fiziksel dünya ve First Principles (ilk ilkeler) perspektifiyle Elon Musk’a yöneltelim. Elon, bu analitik ve sadeleşme dalgası senin projelerinde (Optimus, SpaceX, xAI) nasıl karşılık buluyor?</p>
<p><strong>Elon Musk:</strong> Kesinlikle katılıyorum ama olayı biraz daha sertleştirmemiz lazım. İnsanlar sistemleri sadeleştirmek yerine sürekli yeni katmanlar, hantal bürokrasiler ve gereksiz karmaşalar ekliyor. Yazılımda veya donanımda "çapak temizliği" yapmanın tek yolu vardır: Delete the code. Eğer bir süreci, bir kodu ya da bir mekanizmayı ilk ilkelerine (First Principles) indirgediğinde onun fiziksel evrene veya verimliliğe gerçek bir katkısı olmadığını görüyorsanız, onu acımasızca sileceksiniz. Biz Optimus'ları geliştirirken ya da roket tasarlarken tam olarak bunu yapıyoruz. İnsan zihninin getirdiği o süslü ama işlevsiz detayları tıraşlamadan gerçek ölçeğe ulaşamazsınız. Kozmik döngüler ne der bilmem ama fizik kanunları taviz vermez; ya sistemi sadeleştirip ışık hızında büyürsün ya da hantallığın altında ezilirsin.</p>
<p><strong>Moderatör (Sen):</strong> Harika bir kontrast! Fizik kanunları ve çip fabrikalarından sonra, bu denklemin insan, zamanlama ve strateji ayağını bağlamak üzere sözü Dinçer Güner’e bırakıyorum. Dinçer, hem Jensen'ın mimari titizliğini hem de Elon'ın acımasız sadeleşme felsefesini gökyüzünün bu dönemiyle nasıl okuyorsun? Yatırımcılara ve teknoloji liderlerine son tavsiyen ne olur?</p>
<p><strong>Dinçer Güner (Ben):</strong> Teşekkürler moderatörüm. Masadaki enerjinin ne kadar kusursuz bir Başak frekansında akıtıldığına dikkat ediyor musunuz? Jensen donanımla "optimizasyon" diyor, Elon ilk ilkelerle "fazlalıkları yakın" diyor; gökyüzü de tam olarak bu yüzden 11 Eylül'de bize "Dağınıklığa son!" diye bas bas bağırıyor. Teknolojide artık sihirli hikayeler satanların değil, kodunu, bütçesini, operasyonel akışını ve vizyonunu proaktif bir şekilde temizleyenlerin devrindeyiz. Yatırımcılar için net bir uyarı: "Henüz hazır değiliz" ya da "Mükemmel olmalı" tuzağına düşüp eylemsizliğe gömülenler silinip gidecek. Küçük ama nokta atışı adımlarla kelebek etkisi yaratanlar, sistemini arındıranlar kazanacak. Yıldızlar da kodlar da aynı şeyi söylüyor: Çapakları temizleyin, geleceği hatasız inşa edin!</p>
<p><strong>Moderatör (Sen):</strong> Ağzınıza sağlık beyler! Astroloji ile çip fabrikalarının, ilk ilkeler ile kozmik döngülerin bu kadar keskin ve vizyoner bir şekilde harmanlandığı başka bir oturum olamazdı. GITEX AI sahnesinden tüm katılımcılara teşekkür ediyor; sisteminize çeki düzen vermenizi, gereksiz kodları silmenizi ve yıldızların yolunuzu aydınlatmasını dileyerek oturumu kapatıyorum. Hoşçakalın!</p>
<p><strong>Yeni bir başlangıç ve yapılacaklar listesi</strong></p>
<p>Musk ve Huang’ı uğurlayıp Dinçer ile son bir kurgu yapmak istiyorum. Bunun için destekçim Gemini hemen yanımda. Gemini’a “Dinçer Güner olarak bu yeni ayda nelere başlamanın doğru olacağını düşünüyorsun?” diye soruyorum. Gemini’ın buna verdiği yanıtla bitiriyorum.</p>
<p>11 Eylül’deki Başak yeni ayı gökyüzünde adeta "Artık yeter, kalemi kağıdı elinize alın ve sistemi sıfırdan kurun" diyen çok güçlü bir çan çalıyor. Başak burcunun o pratik, analitik, hizmet odaklı ve detaycı enerjisini arkamıza aldığımızda, bu dönemde hayata geçirmemiz gereken en doğru adımlar şunlar:</p>
<p><strong>- Dijital ve Zihinsel Detoks (Çapak Temizliği):</strong> Hayatımızda artık bize hizmet etmeyen, sadece alan kaplayan ne varsa temizleme vakti. Bilgisayarınızdaki o karmaşık dosya yığınlarından tutun da enerjinizi emen toksik insan ilişkilerine, aylardır kullanmadığınız aboneliklerden kafanızı bulandıran gereksiz rutinlere kadar her şeyi ayıklayın. Zihni ve yaşam alanını sadeleştirmek bu dönemin ilk kuralıdır.</p>
<p><strong>- Çalışma ve Üretim Düzenini Optimize Etmek:</strong> "Çok çalışıyorum ama karşılığını alamıyorum" diyorsanız, çalışma metodolojinizi masaya yatırma zamanı. İş akışınızı otomatize edecek araçlara yönelin, projelerinizdeki verimsiz süreçleri tespit edin ve rutininizi daha sürdürülebilir, hatasız bir yapıya dönüştürün.</p>
<p>- Sağlık, Beslenme ve Beden Disiplini: Başak yeni ayı doğrudan bedenle, beslenmeyle ve günlük alışkanlıklarla konuşur. Yıllardır ardınızda taşıdığınız o kronik yorgunluğu bitirecek, uyku düzeninizi, diyetinizi veya spor rutininizi toparlayacak minik ama kalıcı adımlar atın. Büyük devrimler peşinde koşmayın; kelebek etkisi yaratacak küçük alışkanlıklar edinin.</p>
<p><strong>- Finansal Akışı ve Bütçeyi Rasyonelleştirmek:</strong> Paranızı nereye harcadığınızı, akıp giden gizli maliyetleri ve bütçe kaçaklarını net bir şekilde analiz edin. Finansal sürdürülebilirliği sağlamak için akılcı, mantıklı ve ayakları yere basan kararlar alın.</p>
<p><strong>- Yeni Bir Eğitime veya Beceriye Başlamak:</strong> Kendinize değer katacak, eksik olduğunuzu bildiğiniz teknik bir konuda (yapay zeka araçları, yeni bir programlama dili, yabancı dil veya analitik bir yetkinlik) bir kursa veya programa başlamak için gökyüzü son derece cömert bir destek sunuyor.</p>
<p>Kısacası; bu yeni ayda "mükemmel olacağım" bahanesinin arkasına saklanıp eylemsizliğe kapılmayın. Sürdürülebilir, temiz ve tıkır tıkır çalışan yeni bir düzen kurmak için kollarınızı sıvayın.</p>
<p>Gerçekte böyle şeyler yaşanmadı ama istediğim insanlarla istediğim şeyleri konuşmaktan muazzam bir zevk aldım. Darısı GITEX Ai’ın başına.</p>
<p>NOT: Bu yazı yayımlandığında etkinliğin ikinci günü başlamış olacak ama yazıda anlatılanların aslında etkinlikle alakası olmaması bunu mahsur olmaktan çıkarıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dincer-guner-ile-gitex-aida-olsaydik-87175</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dinçer Güner ile GITEX Ai’da olsaydık… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-iddialiydik-ve-bunun-getirdigi-maliyetler-oldu-ama-programa-bagliligimiz-tam-87202</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek: İddialıydık ve bunun getirdiği maliyetler oldu, ama programa bağlılığımız tam</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı İbrahim Şenel, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde, 2027-2029 dönemine ilişkin "Orta Vadeli Program Uluslararası Medya Buluşması" kapsamında yabancı basın mensuplarıyla bir araya geldi.</p>
<p>Burada gazetecilerin sorularını yanıtlayan Şimşek, ABD'nin bağımsızlığının 250. yıl dönümü dolayısıyla bugün bu ülkenin Ankara Büyükelçiliği'nde düzenlenen kutlamaya katıldığını, özellikle ABD başta olmak üzere ortaklar ve müttefiklerle çok yakın bir işbirliği ve bilgi paylaşımları yaptıklarını anlattı.</p>
<p>Şimşek, ABD ile her düzeydeki diyaloğun yapıcı ve güçlü olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu:</p>
<p>"Önceliğimiz her zaman kendi finansal sistemimizin bütünlüğünü korumak ve bu yolla uluslararası finansal sistemin bütünlüğüne katkı sağlamak olmuştur. Türkiye, terörün finansmanı, her türlü yasa dışı finansal faaliyet, kara para aklama, yaptırımların ihlali ve yasa dışı ticaretin tüm biçimleriyle mücadelede kararlıdır. Bildiğiniz üzere, yıllardır finansal sistemimizin şeffaflığını ve bütünlüğünü güçlendirmek adına büyük yatırımlar yaptık ve bu çabalarımızı sürdürüyoruz. Türkiye'de faaliyet gösteren tüm şirketler, ulusal mevzuatla tam uyum içinde faaliyette bulunmalı ve yaptırımlara konu olabilecek işlemlerden uzak durmalı. İster finans sektörü ister diğer sektörler olsun, yetkili kurumlarımız her türlü açıklamayı ve iddiayı gereken titizlikle ve hukukun üstünlüğü çerçevesinde değerlendirmektedir."</p>
<p><strong>"Doğal gaz ödemelerinde yerleşik ve iyi işleyen bir çerçeve mevcut"</strong></p>
<p>ABD yaptırımları bağlamında geçmişte belirli ülkelerden doğal gaz ithalatı için muafiyet alındığının altını çizen Şimşek, şöyle devam etti:</p>
<p>"İran'dan doğal gaz satın aldığımızda İran'a ödeme yapmıyoruz. Bu size şaşırtıcı gelebilir, 'Nasıl yani, gazı bedava mı alıyorsunuz?' diyebilirsiniz. Ancak elbette hiçbir şey bedava değil. Doğal gaz karşılığında İran'a ödeme yapmıyoruz. Bu konuda da ABD ile bir mutabakatımız var. Para, çok sıkı biçimde düzenlenen bir hesapta tutuluyor ve İran'a bu hesaptan yalnızca gıda, ilaç ve benzeri kalemler için ödeme yapılabiliyor. İran, yaptırım rejimi kapsamında izin verilen belirli ürünleri satın aldığında, bu ayrılmış hesapta biriken para o işlemlere ödeniyor. Dolayısıyla doğal gaz ödemelerinin nasıl yönetileceğine ilişkin yerleşik ve iyi işleyen bir çerçeve mevcut."</p>
<p>Şimşek, tedarik zincirleri bakımından çeşitlendirilmiş bir yapının olduğunu ve İran'ın Türkiye'nin doğal gaz ithalatının görece küçük bir bölümünü oluşturduğunu ifade etti.</p>
<p>Alternatif kaynaklara ve depolama kapasitesine çok ciddi yatırımlar yaptıklarına dikkati çeken Şimşek, ABD'nin Türkiye'nin önde gelen LNG tedarikçilerinden biri konumunda bulunduğunu, müttefiklerle yakın bir işbirliği içinde olunduğunu ve bu tür meseleleri ilerleyen dönemde yönetebileceklerine inandıklarını bildirdi.</p>
<p><strong>⁠"Kur rejimine ilişkin spekülasyonların hiçbir dayanağı yok"</strong></p>
<p>Para Politikası Kurulu (PPK) Toplantısı nedeniyle Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan'ın toplantıya katılamadığını ifade eden Şimşek, kur rejimine yönelik bir soruya şu yanıtı verdi:</p>
<p>"Öncelikle, serbest dalgalı kur rejimine dönmek arzu edilen bir şeydir. Çünkü serbest dalgalı kur bir şok emici işlevi görür. Ancak yönetimli dalgalanma rejimindeyken, serbest dalgalanmaya geri dönebilmeniz için bazı koşulların oluşması gerekir. Burada öncelikle vurgulamak isterim ki mesele, serbest dalgalanmaya dönmekten çekinmek değil, bunun için gerekli koşulların sağlıklı ve doğru biçimde oluşmasını sağlamaktır. Normalde serbest dalgalanmaya geri dönebilmek için ideal olarak görece daha düşük bir enflasyon oranı istersiniz. Dalgalı kur rejimine geçiş için hala görece yüksek bir enflasyon oranımız var. İkincisi, enflasyon beklentileri de istediğimiz düzeyde değil. Üçüncüsü, normal şartlarda döviz piyasasında alıcı ve satıcının (iki yönlü hareketin) bulunması gerekir. Ancak bu yeni program, 2023'ün ortalarında uygulamaya konulduğundan bu yana piyasa, Türk varlıklarına aşırı ilgi gösteriyor ve dolayısıyla hareket tek yönlü oluyor ya da dış şoklar çıkışları tetikliyor. Söylemek istediğim özetle şu: Kur rejimine ilişkin spekülasyonların hiçbir dayanağı yok."</p>
<p>Şimşek, bu sorunun esasen TCMB'ye yönetilmesi gerektiğini çünkü günlük döviz kuru politikasının Banka tarafından yürütüldüğünü hatırlatarak, OVP'yi hazırlarken kendilerinin de her zaman nötr bir reel döviz kuru varsaydıklarını ve dolayısıyla döviz kuru üzerine bahis yapan bir kurum olmadıklarını vurguladı.</p>
<p><strong>⁠"Fiyat istikrarına olan bağlılığımız tamdır"</strong></p>
<p>Enflasyon hedeflerinin kural olarak hükümet ve Merkez Bankasınca ortaklaşa belirlendiğini ancak modellemelerin büyük ölçüde Merkez Bankasına dayandığını vurgulayan Şimşek, 2027 enflasyon tahmininin para politikasını gevşetmek amacıyla yukarı yönlü revize edildiğine ilişkin iddiaların gerçeği yansıtmadığına dikkati çekerek, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Bizim böyle bir gündemimiz asla olmamıştır. Bu tür söylemlerin hiçbir geçerliliği yoktur. Fiyat istikrarına olan bağlılığımız tamdır ve çok güçlü şekilde sürmektedir. Programları hazırlarken elimizde sihirli bir küre yok, küresel dinamikleri de tek başımıza kontrol edemiyoruz. Son birkaç aydır gerek enerji gerekse tarımsal ve endüstriyel emtia fiyatlarının ne denli yükseldiği ortadadır. Çünkü dünyanın şu an karşı karşıya olduğu arz şoku, tarihin en şiddetli şoklarından biridir. Dolayısıyla programımız küresel ve jeopolitik düzeydeki bu zorlu koşulları da yansıtmaktadır."</p>
<p>Yüksek enflasyon ortamlarında enflasyon katılığının oldukça etkili olduğunu belirten Şimşek, enflasyonun önemli bir kısmının geçmişe dayalı olduğunu, geçmiş enflasyonun yakın dönem enflasyonunu beslediğini dile getirdi.</p>
<p><strong>"Arz yönlü adımlar çok somut sonuçlar vermektedir"</strong></p>
<p>Şimşek, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde enflasyon ataletinin yaklaşık yüzde 40 civarında bir pay tuttuğunu belirterek, "Bugün enflasyonunuz yüzde 10 ise, diğer her şey kusursuz işlese dahi bunun örneğin yüzde 4’ü doğrudan bir sonraki yıla devreder.” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Söz konusu hedef ve tahminlerin siyasi saiklerle belirlenmediğini, tamamen sahadaki gerçekliklerin birer sonucu olduğunu vurgulayan Şimşek, Türkiye'nin küresel ve bölgesel koşullar açısından son birkaç yılda şanslı olmadığını ancak buna rağmen önemli ilerleme kaydedildiğini söyledi.</p>
<p>Şimşek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde hükümetin, depremde tahrip olan konut stokunu hızla telafi etmek adına deprem bölgesinin yeniden inşasına öncelik verdiğini belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Deprem bölgesine şu ana kadar 104 milyar dolar tutarında devasa bir kaynak aktardık. Deprem bölgesinde 621 bin konut teslim edildi veya teslim aşamasındadır. Deprem bölgesindeki illerde kira enflasyonu yaklaşık yüzde 20 seviyesine gerilemişken, ülkenin geri kalanında son verilere göre hala yüzde 40-50 bandında seyretmektedir. Görüldüğü gibi arz yönlü adımlar çok somut sonuçlar vermektedir. 500 bin yeni sosyal konut projesini başlattık. Önceden açıklanan 250 bin konutla birlikte önümüzdeki birkaç yılda devlet destekli toplam 750 bin sosyal konut inşa edilecek. Burada amacımız, geçim maliyetinin neredeyse yüzde 40'ını oluşturan konut ve kira baskısını hafifletmektir."</p>
<p><strong>"İmalat sanayisine yönelik selektif kredi politikasını kararlılıkla uyguluyoruz"</strong></p>
<p>Şimşek, özellikle imalat sanayisine yönelik selektif kredi politikasını kararlılıkla uyguladıklarını söyledi. Yürürlükteki inisiyatifleri, genişletmeye devam edeceklerini anlatan Şimşek, sanayi dönüşümü, değer zincirinde yukarı çıkma, dijital dönüşüm ve yeşil dönüşümün yanı sıra, emek yoğun geleneksel sektörlerin de hem mali desteklerle, hem de seçici kredi programlarıyla desteklendiğine işaret etti.</p>
<p>Şimşek, finansmana erişim, aktif iş gücü politikaları ve diğer teşviklerin birleşimiyle, mevcut istihdamı korumayı ve kayda değer miktarda yeni istihdam oluşturmayı hedeflediklerini vurguladı.</p>
<p>Gini katsayısına bakıldığında, gelir dağılımında anlamlı bir iyileşme olduğuna dikkati çeken Şimşek, "Katsayı hala yüksek, yanlış anlaşılmasın 'işimiz bitti' demiyorum. Ancak dezenflasyon programı başladığından bu yana, Türkiye'de gelir dağılımında belirgin bir iyileşme kaydedildi. Yolculuğumuzun henüz başlarındayız ama ilerleme var. İş gücünün GSYH'den aldığı paya bakarsanız, son 3 yılda ciddi bir artış olduğunu görürsünüz. Muhalefetin belirli çevrelerince üretilen anlatılanlara rağmen, ücretlerin milli gelir içindeki payı belirgin şekilde artmış ve şu anda uzun dönem ortalamalarının oldukça üzerine çıkmıştır. Hayat pahalılığı baskısını son derece ciddiye alıyoruz, Sayın Cumhurbaşkanımız bu konuda bizi görevlendirdi. Kararlılığımız tamdır ve bu yolda tavizsiz devam edeceğiz. Hiçbir ekonomi programı sabit değildir, program yaşayan bir organizmadır. Çünkü dış koşulları biz belirlemiyoruz, belirleyemiyoruz. Sürekli değişen dış koşullara göre de güncelleme ihtiyacı doğuyor. Bize yöneltilebilecek tek makul eleştiri, hedeflerimizde 'fazla iddialı' davrandığımız olabilir. Evet, iddialıydık ve bunun getirdiği maliyetler oldu, fakat programa bağlılığımız tamdır, programı kararlılıkla sürdüreceğiz ve dezenflasyonu tesis edeceğiz. Asıl önemli olan gittiğimiz yöndür ve yönümüz son derece nettir. Sınırlı bir ilerleme bile hiç ilerleme olmamasından çok daha iyidir." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>-⁠"Asyalı ortaklarımızla ilk fırsatta temas kurmak istiyoruz"</strong></p>
<p>Şimşek, "İkinci Çin Şoku"na ilişkin soruya verdiği yanıtta, Çin'in kümülatif ihracatının Afrika'ya yüzde 27'nin üzerinde, Asya'ya yaklaşık yüzde 16, AB'ye yüzde 14 ve Türkiye'ye yüzde 11 arttığını, ABD'ye ise yaklaşık yüzde 19 gerilediğini bildirdi.</p>
<p>Küresel ticarette ciddi bir kayma ve dengesizlik yaşandığının altını çizen Şimşek, Türkiye ile Çin arasındaki ticaret hacmine ilişkin, "Bu yıl Çin'e olan ihracatımız yıllıklandırılmış bazda 4 milyar doların hemen altındayken, ithalatımız 52 milyar dolar civarında. Dolayısıyla görebileceğiniz üzere, ortada oldukça büyük bir açık var. Bunu karşılıklı fayda sağlayacak şekilde nasıl daha sürdürülebilir kılabileceğimizi Çinli dostlarımızla görüşüyoruz." diye konuştu.</p>
<p>Asya'nın muazzam bir potansiyele sahip olduğunu dile getiren Şimşek, "Asya'ya inanıyoruz. Asya, Türkiye'nin ne yazık ki geçmişte yeterince güçlü odaklanamadığı bir bölge. Dolayısıyla buraya yönelik yenilenmiş bir odaklanmamız var ve Asyalı ortaklarımızla ilk fırsatta temas kurmak istiyoruz." dedi.</p>
<p><strong>Nihai hedef sürdürülebilir yüksek büyüme ve adil gelir dağılımı</strong></p>
<p>Şimşek, programın nihai amacının Türk halkının refahını artırmak olduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:</p>
<p>"Programın nihai hedefi, sürdürülebilir yüksek büyüme oranı ve daha adil bir gelir dağılımıdır. Yani temelde Türk halkı için daha iyi yaşam standartlarıdır. Bu süreç pek çok konuya odaklanıyor ve bunların birçoğunda sonuç aldık. Dezenflasyon süreci ilerledikçe büyüme ile diğer politika öncelikleri arasında daha dengeli bir yapı oluşacaktır. 1990'larda enflasyon ortalama yüzde 70 civarında, reel GSYH büyüme oranı yüzde 3'e yakındı. 2002'den 2013'e kadar enflasyon tek hanelere gerilerken ortalama reel büyüme oranı neredeyse iki katına çıktı. Temel hedefimiz elbette sürdürülebilir yüksek bir büyüme oranı yakalamaktır, fakat bunun için enflasyonu daha da aşağı çekmemiz gerekiyor."</p>
<p><strong>"Asıl önemli olan gidilen istikamettir ve biz rotamızı koruyacağız"</strong></p>
<p>Bakan Şimşek, sıkı para politikası etkisinin kaçınılmaz olarak hissedildiği bu dönemde, orta ve yüksek teknoloji alanları için yatırımcılara kredi imkanları sunduklarına değinerek, çiftçilere ve küçük işletmelere sübvansiyonlu krediler yoluyla destek sağladıklarını ve imalatçıların krediye erişimini kolaylaştırdıklarını anlattı.</p>
<p>İşsizlik konusunda hedeflerini gerçekleştirdiklerini bildiren Şimşek, Kur Korumalı Mevduat'tan (KKM) çıkış ve rezervlerin yeniden güçlendirilmesi gibi diğer önceliklerden de önemli sonuçlar aldıklarını kaydetti.</p>
<p>Şimşek, bu programın pek çok hedefi başardığının altını çizerek, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>"Elbette sonuç almanın daha zorlu olduğu bir alan da var. Enflasyon noktasında petrol fiyatları dahil olmak üzere, yaşanan birçok gelişme dezenflasyon sürecini olumsuz etkiledi. Hepimizin vurguladığı gibi asıl önemli olan gidilen istikamettir ve biz rotamızı koruyacağız. Bizim duruşumuz budur."</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-iddialiydik-ve-bunun-getirdigi-maliyetler-oldu-ama-programa-bagliligimiz-tam-87202</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/2/1280x720/54-1789026068.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı basına OVP ile ilgili açıklamalarda bulunan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, &quot;Kur rejimine ilişkin spekülasyonların hiçbir dayanağı yok.&quot; dedi. Kendilerine yöneltilebilecek tek makul eleştirinin, hedeflerde &quot;fazla iddialı&quot; davranmaları olduğunu söyleyen Şimşek,, &quot;Evet, iddialıydık ve bunun getirdiği maliyetler oldu, fakat programa bağlılığımız tamdır, programı kararlılıkla sürdüreceğiz ve dezenflasyonu tesis edeceğiz.&quot; ifadelerini kullandı. Şimşek, ⁠&quot;Hayat pahalılığı baskısını son derece ciddiye alıyoruz, Sayın Cumhurbaşkanımız bu konuda bizi görevlendirdi. Kararlılığımız tamdır ve bu yolda tavizsiz devam edeceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/degisen-dunyada-meslegimizin-gelecegini-insa-ediyoruz-87186</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Değişen dünyada mesleğimizin geleceğini inşa ediyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sürdürülebilirlik, yapay zeka ve teknolojik dönüşüm, muhasebe mesleğini yeniden şekillendiriyor. TÜRMOB olarak meslek mensuplarımızı geleceğin ihtiyaçlarına hazırlıyor, eğitim anlayışımızı ve uzmanlık alanlarımızı bu dönüşüme göre geliştiriyoruz. </strong></p>
<p>Dünya ekonomisi büyük bir dönüşümden geçiyor. Ekonomik sınırların giderek belirsizleştiği, sermayenin ülkeler arasında çok daha hızlı hareket ettiği, dijital teknolojilerin iş yapma biçimlerini kökten değiştirdiği ve sürdürülebilirliğin, ekonomik kararların ayrılmaz bir parçası haline geldiği bir dönemden geçiyoruz. Bu dönüşüm, ekonominin bütün aktörleri gibi muhasebe mesleğini de doğrudan etkiliyor.</p>
<p>Bugün mali müşavirlik; yalnızca ekonomik işlemleri kaydeden ve raporlayan bir meslek değil, güvenilir bilgi üreten, şeffaflığı sağlayan, hesap verilebilirliği mümkün kılan, ekonomik karar alma süreçlerine katkı sunan ve kamu yararını önceleyen stratejik bir meslektir.</p>
<p>Mesleğimizin geleceğini küresel gelişmelerle birlikte düşünüyoruz; dünyadaki dönüşümü yakından takip ederken uluslararası standartların oluşumuna katkı sunmak ve Türkiye’yi küresel mesleğin güçlü aktörlerinden biri haline getirmeye çalışıyoruz. TÜRMOB, kuruluşundan bu yana mesleğimizin uluslararası gelişimini yakından takip eden, bu gelişime katkı sunan ve Türkiye’deki meslek mensuplarını küresel meslek dünyasıyla buluşturan güçlü bir meslek örgütü olmuştur.</p>
<p>Küresel gündemi yakından izlediğimizde ise mesleğimizin geleceğini şekillendiren iki temel dönüşüm öne çıkıyor: yapay zeka ve teknolojik dönüşüm ile sürdürülebilirlik.</p>
<p>Yapay zeka, mesleğimizin çalışma biçimini ve meslek mensubunun rolünü yeniden şekillendiriyor. Rutin işlemler dijital robotik süreçlere devredilirken mesleki muhakeme, analitik düşünme ve doğru karar verme becerileri daha da önem kazanıyor. Bu süreçte önemli olan, yapay zekanın meslek mensubunun yerine geçmesi değil, yapay zekanın meslek mensubunun etkinliğini ve verimliliğini artırabilecek şekilde konumlandırılması ve meslek mensubunun da bu teknolojileri kullanma becerileriyle donanmasıdır.</p>
<p>Gündemimizde yer alan sürdürülebilirlik ise artık yalnızca çevre politikalarının değil, ekonomik hayatın da temel gündemlerinden biri haline gelmiştir. Sanayi devrimi öncesine göre dünyadaki ortalama hava sıcaklığındaki artışın ilave 1,5 dereceyi geçmemesi için ortaya konan çabalar devam ediyor. Her yıl daha erken tarihe gelen Dünya Limit Aşım Günü, kaynak tüketimi ile dünyanın kendini yenileme kapasitesi arasındaki dengenin bozulduğunu gösteriyor. Bütün bu dışsal etkilerin reklamlaştırılması ve raporlanması gerekmektedir.</p>
<p>Dolayısıyla bu değişim, muhasebe mesleğine yeni sorumluluklar yüklüyor. İşletmelerin sürdürülebilirlik performanslarının ölçülmesi, sera gazı etkisinin raporlanması ve güvenilirliğinin sağlanması, önümüzdeki dönemde meslek mensuplarının önemli çalışma alanlarından biri olacaktır.</p>
<p>Dünyada yaşanan bu dönüşümler, meslek mensuplarımızın da kendilerini sürekli geliştirmesini ve yeni uzmanlık alanlarına hazırlanmasını zorunlu kılıyor.</p>
<p>TÜRMOB olarak biz de mesleğimizin geleceğine ilişkin sorumluluğumuzu yalnızca gelişmeleri takip etmekle sınırlamıyor, meslek mensuplarımızı bu dönüşüme hazırlamak için somut çalışmalar yürütüyoruz.</p>
<p>Bu anlayış doğrultusunda, SÜRGEM çatısı altında yapay zeka, sürdürülebilirlik ve geleceğin farklı uzmanlık alanlarına yönelik çok sayıda eğitim düzenliyor; eğitim başlıklarımızı ve içeriklerimizi mesleğimizin değişen ihtiyaçları doğrultusunda sürekli çeşitlendiriyoruz.</p>
<p>Ancak burada yalnızca eğitimlerin sayısını artırmayı değil, eğitimin niteliğini ve öğrenme biçimini de dönüştürmeyi önemsiyoruz.</p>
<p>Bu yaklaşımın bir sonucu olarak, yalnızca hazırlanan videoların izlenmesine dayalı monolog eğitim modelinden, meslek mensubunun da eğitimin içerisine aktif olarak dahil olduğu, öğrenmenin her aşamasının test edildiği interaktif asenkron eğitim sistemine geçiyoruz.</p>
<p>TÜRMOB olarak bugünün ihtiyaçlarına cevap verirken geleceğin mesleğini de bugünden inşa etmeye çalışıyoruz. Üniversiteler, iş dünyası, uygulamacılar ve kamu kurumlarıyla iş birliklerini eğitim tasarımlarının önemli bir parçası haline getiriyoruz. Böylece farklı alanlardaki bilgi ve deneyimi bir araya getirerek, meslek mensuplarımızın yalnızca teorik bilgiye değil, uygulamaya ve geleceğin ihtiyaçlarına yönelik yetkinliklere de sahip olmasını hedefliyoruz.</p>
<p>Çünkü inanıyoruz ki değişen dünyada mesleğimizin gücü, yalnızca sahip olduğumuz bilgiyle değil, yeni bilgiyi üretme, öğrenme ve değişime uyum sağlama kapasitemizle de ölçülecektir.</p>
<p>Öte yandan, böylesine geleceğin kilit mesleği olacak muhasebe ve denetim mesleğinin önemi, kamu kurumları tarafından yeterince kavrandığını ve desteklendiğini maalesef göremiyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/degisen-dunyada-meslegimizin-gelecegini-insa-ediyoruz-87186</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Değişen dünyada mesleğimizin geleceğini inşa ediyoruz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bes-yillik-zarar-son-bulurken-811-milyonluk-kar-korunur-mu-87181</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Beş yıllık zarar son bulurken 811 milyonluk kâr korunur mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST Tüm Endeksi’ne dahil olup net satış büyümesi %20’yi ve ihracat oranı %10’u geçen 18 şirket, yılbaşından bu yana %30 ’un üzerinde getiri sağladı. Kağıt üzerinde etkileyici görünen bu büyümeler için asıl sorulması gerekense, potansiyelin hâlâ devam edip etmediğidir.</strong></p>
<p>Borsada işlem gören firmalardan döviz girdisi sağlayan ve satışlarını büyütenler her zaman ilgi çeker. Ancak kimi zaman abartıya kaçan taleple birlikte, fiyat köpüğü de oluşabilmekte. Odine Teknoloji son bir aydaki sert düşüşe rağmen %251 primiyle tablodaki getiri sıralamasında lider konumda. Ulusoy Elektrik gelirinin %99’unu yurt dışından sağlamasıyla öne çıkıyor. Dof Robotik benzer şekilde ihracat gücüyle listede yer alıyor. Borsada işlem yaparken geçmiş verileri kontrol etmek kadar, firmaların ileriye dönük beklentilerini ve mali yapılarını birlikte değerlendirerek hareket etmenin daha isabetli bir yaklaşım olacağı unutulmamalı.</p>
<h2>Hızlı yükselişin sert faturası</h2>
<p>Yüzde 159 gelir artışıyla büyüme listesinde ilk sırada yer alan Kıraç Galvaniz, ihracat tarafında %40 paya sahip. Yılbaşından bu yana %140 getiri sağlayan firma, altı aylık dönem sonu kârını %104 büyüterek 1,13 milyar TL’ye yükseltti. Finansal borçlarının %7 düşerek 1,09 milyar TL’ye gerilemesi mali yapısını olumlu yönde destekliyor. Satışlarını %147 büyütürken yılbaşından bu yana fiyatı %251 yukarıda duran Odine Teknoloji, son bir ayda ise %61 değer kaybı ile öne çıktı. Son günlerdeki taban serileriyle dikkat çekerken düşüşe yol açacak bir açıklama bulunmuyor. Yaşanan düşüşe rağmen fiyat kazanç oranı 1.915, piyasa değeri defter değeri çarpanı 52,68 ile hayli yüksek seviyede.</p>
<h2>Gelirin tamamı yurt dışından</h2>
<p>Satışları içindeki ihracat oranı %99 ile tabloda öne çıkan Ulusoy Elektrik, altı aylık satışlarını %107 artırarak 6,52 milyar TL seviyesine çıkardı. Son beş yıldır sürekli zarar açıklayan firma, uzun bir aradan sonra kâra döndü. Dönem sonu kârın 811,5 milyon TL olmasında parasal pozisyon kazancı kaleminde görülen tutarın etkisi bulunuyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa23fa25faf1-1789018018.png" alt="" width="999" height="548" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>KARŞILAŞTIRMA ÖLÇÜTÜ MÜ, HEDEF GETİRİ Mİ?</strong></p>
<p><strong>Karşılaştırma ölçütü</strong>; gerçekçilik, denge, uyum, denetim, rahatlık. Zararı meşrulaştırma ve vasatlık tuzağı, sınırlı vizyon, mutlak getiri eksikliği.</p>
<p><strong>Hedef getiri</strong>; odaklanma, bağımsızlık, esnek strateji, bileşik büyüme, zaman yönetimi. Aşırı risk alma, hayal kırıklığı, erken çıkış, gerçeklik kaybı.</p>
<p><strong>İki yıl zarardan sonra ilk yarıda kâra döndü. Verimliliğe odaklanarak kârı destekliyor</strong></p>
<p>Kordsa nasıl oldu da kâra dönmeyi başardı? ● Selim İnce</p>
<p>Selim, geçen iki yılda zarar üreten Kordsa; şimdilerde nakit ve işletme sermayesi yönetimine önem veriyor. Net borcunu azaltma ve mali yapısını güçlendirme yönlü bir yaklaşımı söz konusu. Açıkladığı altı aylık mali tablolarında satışlarını %20 artırıp 18,59 milyar TL’ye çıkardı. Esas faaliyet kârını ise %235 büyüterek 1,4 milyar TL’ye yükseltti. Maliyet ve giderleri kontrol altında tutması etkili oldu. İlk yarıda zarardan kurtulurken 592,5 milyon TL dönem kârı yazdı. Asya-Pasifik bölgesindeki toparlanma ve kompozitin artan katkısı kârı destekliyor.</p>
<p><strong>Carrier payını devrederek ortaklıktan çıkıyor. Şirketin de faaliyet alanı değişecek</strong></p>
<p>Carrier, Alarko Carrier’den markasını aldığına göre şimdi ne olacak? ● Beyza Aksu</p>
<p>Beyza, Alarko Carrier’in iki büyük ortağının yol ayrımına geldiğini söylemek yanlış olmaz. Alarko Holding, Carrier’in elindeki %42,03 payı satın almak üzere taraflar anlaştı. İşlem tamamlandığında holdingin payı %84,06’ya yükselecek ve diğer ortaklar için zorunlu pay alım teklifi doğacak. Söz konusu devirle beraber Carrier ve Toshiba markalarına ait haklar ile ilgili stoklar Carrier’in iştiraki Viessmann Isı’ya bırakılıyor. Alarko Carrier ise faaliyet alanını değiştirerek yoluna devam edecek. Ancak bu aşamada buna dair bir bilgi paylaşımı olmadı.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>PPM mutlak getiri hedefiyle borsaya yatırımla son bir yılda %42 kazandırdı</strong></p>
<p>Mutlak Getiri Hedefli Hisse Senedi Serbest Fon (PPM), düzenli yükselişi ile dikkat çekiyor. Risk değeri 3 olan fonun büyüklüğü ise mayıstan bu yana kademeli bir düşüş sergiliyor. Eylülün ikinci haftasında düşüş sürerken 129,9 milyon TL seviyesine geriledi. Mayıstaki 128,8 milyon TL nakit çıkışının ardından sonraki aylarda da az miktarlarda da olsa para çıkışı devam etti. Eylülde çıkan nakit tutarı 3,9 milyon TL oldu. Yatırımcı sayısı benzer seviyelerde olup şimdilerde 149 kişi düzeyinde. Temel stratejisi, fon varlıklarını borsada değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyün %92,16’sı hisse senedi ve %7,84’ü vadeli işlemler nakit teminatlarından oluşuyor. Son bir yılda %42,24 getiri sağlayan portföy, aynı sürede %34,26 yükselen endeksin üzerinde bir performans sergiledi.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Nurol Yatırım Bankası, piyasadan %41,38 bileşik faizle 2 milyar TL borçlandı</strong></p>
<p>Nurol Yatırım Bankası, nitelikli yatırımcılara yönelik 08.09.2026 vade başlangıç tarihli tahvil ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 2.000.000.000 TL olan tahvilin yıllık basit faizi %41,50, bileşik faizi ise %41,38 olarak belirlendi. 371 gün vadeli tahvilin vadeye isabet eden faizi %42,18 düzeyinde olup itfa tarihi 14.09.2027 olarak açıklandı. 8 Eylül itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %36,91 seviyesinde bulunuyor. Bankanın verdiği %41,50 basit faiz oranı, TLREF’in yaklaşık 4,59 puan üzerinde yer alıyor. Belirlenen oran, piyasa koşullarında makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin likidite ihtiyacını karşılamasını sağlarken piyasada TRSNURL92727 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa23f62cb52e-1789017954.png" alt="" width="962" height="247" /></strong><strong>OFİS YEM</strong></p>
<p><strong>ABD merkezli iki firmayla 27 milyon dolarlık hammadde alım anlaşması imzaladı</strong></p>
<p>Ofis Yem, hammadde tedarik süreçlerini güvence altına almak amacıyla ABD merkezli iki firmayla toplam 27 milyon dolarlık alım anlaşması imzaladı. Anlaşma, ABD menşeli DDGS ürününün tedariğini kapsıyor. Teslimatların 2026 yılı kasım ayı sonuna kadar partiler halinde tamamlanması öngörülüyor. Döviz bazlı ve yüksek hacimli alım, şirketin üretimdeki hammadde maliyetlerini sabitlemesine yardımcı olacak. Kesintisiz üretim süreci sağlayan adım, satış hacmi ile operasyonel istikrarı destekleyecek nitelikte. Ofis Yem, yılın ilk yarısında gelirini %4, kârını ise %31 düşürdü.</p>
<p><strong>ŞİŞE VE CAM FABRİKALARI</strong></p>
<p><strong>Rekabet Kurulunun kestiği cezayı yüzde 25 erken ödeme indirimiyle peşin kapattı</strong></p>
<p>Şişecam, Rekabet Kurumu tarafından kendisine ve iştirakine kesilen 3,15 milyar TL tutarlı idari para cezasının ödemesini gerçekleştirdi. Firma, yasal haklarını saklı tutarak %25 oranındaki erken ödeme indiriminden faydalandı ve toplam miktarı 2,36 milyar TL olarak peşin ödedi. Yüksek tutarlı cezanın indirimli olarak bilançodan çıkması, Şişecam’ın nakit yönetimindeki belirsizliğini ortadan kaldırmış oldu. Yargı süreci devam etmekle birlikte nakit çıkışının tamamlanması yatırımcı nezdindeki risk algısını düşürmesi açısından önemli. Firma ilk yarıda kârını %2 artırdı.</p>
<p><strong>ALBAYRAK HAZIR BETON</strong></p>
<p><strong>İstanbul’daki iki metro hattı projesinin beton tedariği için anlaşmaya vardı</strong></p>
<p>Albayrak Hazır Beton, İstanbul’da iki farklı raylı sistem hattının inşaatı ve elektromekanik sistemleri projesi kapsamında 3 milyar TL tutarlı nihai sözleşmeyi imzaladı. Çelikler-Fernas- Güryapı Adi Ortaklığı ile vardığı anlaşma, hazır beton tedariğini kapsıyor. KDV hariç olarak hesaplanan proje bedelinin saha koşullarına göre değişebileceği belirtiliyor. Tutar şirketin yıllık gelirinin %130’una denk geliyor. Şirketin hasılatında büyük bir sıçrama imkanı veren böylesi uzun vadeli iş ilişkisi hem operasyonel verimliliğe hem de kârlılığa doğrudan katkı sağlayacak.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>DCT Trading temmuzdan bu yana çok sert düşüş yaşarken 5 fon payını sıfırladı</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa23f2fcc0c1-1789017903.png" alt="" width="299" height="263" /></strong>DCT Trading’de fonlar satış ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %99,52 ile toplamda 12,74 milyon lot azalarak 61,87 bine indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 7’den 2’ye geriledi. PUK 10,76 milyon lot ile en fazla satışı yaparken, alım tarafında herhangi bir fon gözlenmiyor. DCT Trading’i öneren aracı kurum bulunmazken, hissede Pusula Portföy başta olmak üzere Fonmap Portföy ve Neo Portföy’ün yönettiği 5 fon paylarını sıfırladı. Düşük miktardaki pozisyonlarıyla PSH ve BIY fonları duruyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bes-yillik-zarar-son-bulurken-811-milyonluk-kar-korunur-mu-87181</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Beş yıllık zarar son bulurken 811 milyonluk kâr korunur mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/otobus-kazalari-onlenebilir-mevzuat-degisikligi-ve-kamusal-denetim-sart-87174</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otobüs kazaları önlenebilir, mevzuat değişikliği ve kamusal denetim şart!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Makina Mühendisleri Odası, araçların teknik güvenliğinden sürücü çalışma sürelerine, yangın önleme sistemlerinden araç muayenelerine kadar kapsamlı önlemler çağrısı yapıyor. Oda, ulaşımda “sıfır kaza, sıfır ölüm” hedefi için mevzuatın güncellenmesini ve kamusal denetimin güçlendirilmesini istiyor.</strong></p>
<p>Üyesi olmaktan onur duyduğum Makina Mühendisleri odası mesleki çalışmaların yansıra toplumsal olaylara da duyarlılık göstermekte görüşlerini ve önerilerini kamuoyuna açıklamaktadır.</p>
<p>TMMOB Makina Mühendisleri Odası Genel Başkanı Yunus Yener, bu bağlamda otobüs kazaları konusunda Odanın görüş ve önerilerini kamuoyuna açıklamakta.</p>
<p>Odamızın üyesi olma sorumluluğum gereği yapılan bu önemli açıklamayı bilgilerinize sunuyorum.</p>
<p>Yunus başkanın açıklama şöyle;</p>
<p>“Öncelikle belirtmek isteriz ki yolcu taşımacılığı kamusal bir nitelik taşımakta ve kamu tarafından verilen ruhsatlarla tahsis edilmektedir. Bu alanın düzenlenmesi ve denetimi kamu eliyle yürütülmeli insanların can ve mal emniyetini sağlayıcı her türlü tedbir önemle takip edilmelidir.</p>
<p>TÜİK’in 2025 yılı resmi verilerine göre Türkiye’de 288 bin 321 ölümlü ve yaralanmalı trafik kazası meydana gelmiş, 6 bin 35 kişi hayatını kaybetmiş, 403 bin 937 kişi yaralanmıştır.</p>
<p>Ölümlerin yüzde 42,8’inin yerleşim yeri dışı vakalarda olması, şehirlerarası yolcu</p>
<p>Taşımacılığında araç, sürücü ve denetim güvenliğinin ne kadar kritik olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Başkanlığı’nın 2026 yılı Ocak-Temmuz dönemi verileri, otobüslerin karıştığı ölümlü-yaralanmalı kazaların devam ettiğini göstermektedir.</p>
<p>Bu veriler, otobüslerde teknik güvenlik, yangın önleme ve araç muayene/denetim sistemlerinin güçlendirilmesinin zorunluluk olduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p>Türkiye trafik kazalarında 100 bin araç başına düşen ölü sayısında Avrupa’da birincidir.</p>
<p> Bu durum sadece “sürücü dikkatsizliği” ile açıklanamayacak kadar sistemik sorunlara işaret</p>
<p>etmektedir.</p>
<p>12.08.2024 tarihli basın açıklamamızda da vurguladığımız gibi, sürücüler sorumluluk zincirinin en son ve en zayıf halkasıdır; ancak maalesef ceza alan neredeyse tek unsurdur.</p>
<p>Sürücülerin dikkatli olması elbette önemlidir, ancak güvenli taşımacılığın temel şartları araçların periyodik bakımlarının üreticinin ön gördüğü standartlarda yapılması, fren sistemi, lastik durumu, sürüş destek, aydınlatma vb. sistemlerinin doğru çalışmasıdır.</p>
<p>Bunların yanı sıra sürücülerin yasal sürüş sürelerine uyması ve düzenli dinlenmesi de hayati önem taşır.</p>
<p><strong>Otobüs yangınları önlenebilir, yapılacaklar da bellidir! </strong></p>
<p>Çarpışma sonrası yangınlar can kaybını artıran önemli etkenler arasındadır.</p>
<p>Yapılan araştırmalar ve istatistikler, otobüs yangınlarının yüzde 75 gibi yüksek bir oranda motor odasından başladığını göstermektedir.</p>
<p>Motorlardaki emisyon seviye kısıtlamaları nedeniyle oluşan daha yüksek işletme sıcaklıkları ve motor bölmelerinin daha iyi izole edilmiş olması nedeniyle artan bileşen sıcaklıkları yangın riskini artırmaktadır.</p>
<p> Bu yangınların önlenmesi için Odamız birçok uyarıda bulunmuş, araç bakım süreçlerine, araç muayenesinin nasıl olması gerektiğine ve araç denetimlerine dair çözüm önerileri sunmuştur.</p>
<p>(Yangın Güvenliğine İlişkin Teknik Önerilerimiz).</p>
<p><strong>Taşımacılıkta “Sıfır kaza, sıfır ölüm” hedeflenmelidir</strong></p>
<p>Makina Mühendisleri Odası olarak, özellikle otobüs/servis yolculuğunda hedefin “sıfır ölüm” olması gerektiğini defalarca dile getirdik. Bu hedef, sanıldığının aksine ulaşılamaz değildir.</p>
<p>Alınacak basit ve kapsamlı önlemlerle bu hedefe yaklaşmak mümkündür:</p>
<ol>
<li><strong> Zorunlu güvenlik teknolojileri</strong></li>
</ol>
<p>Avrupa Birliği’nde uzun yıllardır uygulanan “Güvenli Sistem–Vision Zero” yaklaşımı, sürücünün hata yapabileceği kabulüyle hareket eder. Otomatik Acil Frenleme Sistemi (AEBS), Elektronik Denge Kontrolü (ESC), Akıllı Hız Destek Sistemi (ISA), Şerit Takip ve Şerit Koruma Sistemleri, yorgunluk takibi ve benzeri teknolojilerin otobüsler ve servis araçlarında zorunlu hale getirilmesi, yaşanan kazaların büyük bir kısmını önleyecektir.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Hız sınırlamaları ve denetim</strong></li>
</ol>
<p>Ticari taşıtlarda hız sınırlayıcıların aktifliği izlenebilir olmalı, araç muayenelerinde bu donanımlarla ilgili eksiklikler “Ağır Kusur” olarak değerlendirilmelidir. Takograf denetimleri etkinleştirilmeli, sürücülerin son 28 günlük çalışma süreleri ve takograf manipülasyonları izlenebilir olmalı ve düzenli olarak kontrol edilmelidir<strong>.</strong></p>
<ol start="3">
<li><strong> Araç muayene ve denetim sisteminin iyileştirilmesi</strong></li>
</ol>
<p>Ülkemizdeki araç muayenesi, muayene mevzuatının hazırlandığı 2004 yılında AB’de devrede olan 96/96/EC teknik mevzuatına göre “Çabuk, Basit ve Ucuz” olmak zorunda olan bir muayene şeklidir. 2004 yılından sonra AB araç muayenesi mevzuatında iki kez değişiklik olmuştur: 2009/40/EC ve 2014/45/EC. <strong>Ülkemiz bu mevzuatlara taraf olmamıştır. </strong></p>
<p><strong>Toplu taşıma araçları için araç muayenesi acilen AB seviyesine çıkarılmalı ve 2 ana periyodik muayene</strong> <strong>arasına yetkili veya yetkilendirilmiş servislerde OBD ile ilave teknik</strong> <strong>denetim uygulaması </strong>getirilmelidir.</p>
<p>Daha önce yukarıda bahsedilen diğer sistemler gibi, özellikle Motor Odası Otomatik Yangın Algılama/Uyarı Sistemleri ile Motor Odası Otomatik Yangın Söndürme Sistemlerinin<strong> denetimi</strong>, üreticisinde veya servisinde <strong>Odamız tarafından yetkilendirilmiş uzman makina mühendislerinin gözetiminde</strong> <strong>6 ayda bir yapılacak ilave teknik denetimler </strong>ile güvence altına alınmalı ve belgelendirilmelidir<strong>. </strong></p>
<p>Araç muayenesinde<strong> belgesi olmayan araçlar ile Motor Odası Otomatik Yangın Algılama ve Söndürme Sistemleri’nin bulunmaması</strong> veya faal durumda olmaması da<strong> “Ağır Kusurlu”</strong> sayılmalıdır<strong>.</strong></p>
<ol start="4">
<li><strong> Sürücü çalışmasının izlenmesi</strong></li>
</ol>
<p>Sürücülerin yasal sürüş sürelerine uyması ve düzenli dinlenmesinin takibi için izlenebilir sistem kurulmalı ve “İşletme”yi sorumlu tutan, istismarı önleyici tedbirler alınmalı ve katı kurallar getirilmelidir.</p>
<ol start="5">
<li><strong> Ulaşım politikalarında köklü değişim</strong></li>
</ol>
<p>Türkiye’de ulaşım politikası yıllardır ağırlıkla karayollarının geliştirilmesine dayalıdır.</p>
<p>Oysa <strong>karayolu ulaşımı</strong> çevre kirliliği, arazi israfı ve maliyetlerin yanı sıra kazalar açısından diğer ulaşım türlerine göre çok daha dezavantajlıdır.</p>
<p><strong>Yolcu ve yük taşımacılığında deniz ve demiryollarına ağırlık</strong> veren, toplu taşımacılığı önceleyen bir Ulaşım Master Planı oluşturulmalı ve acilen hayata geçirilmelidir.</p>
<p>Özellikle belirtmek isteriz, <strong>kontrol ve denetim kamusal bir görevdir.</strong></p>
<p><strong> Piyasanın ve kişilerin</strong> <strong>inisiyatifine bırakılamaz</strong>.</p>
<p> Şehir içi ve şehirlerarası yolcu taşımacılığından sorumlu <strong>yerel idareler ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı</strong>, motorlu araçların mevzuatlara göre tasarım ve üretimini gerçekleştiren <strong>Makina ve Otomotiv Mühendisleri</strong> ve bu mesleğin örgütü olan <strong>Makina Mühendisleri Odası’nın mesleki çalışmalarını ve önerilerini</strong> dikkate almalıdır.</p>
<p> Otobüs ve diğer servis araçlarının işletme/bakım süreçlerinin mevzuatlara uygunluğunun denetlenmesi konusunda Odamız her türlü iş birliği ve görevlendirmeye hazırdır.</p>
<p>Karayollarında güvenli seyahat edebilmek temel bir insan hakkıdır.</p>
<p>2024’te söylediklerimiz hâlâ yaşanan acı olaylarla ne yazık ki tekrar tekrar doğrulanmaktadır. Kamu idaresini, belirttiğimiz sistemik eksikleri, ihmalleri ve denetim yetersizliklerini gidermeye, ölümleri kader olmaktan çıkarmaya ve “Sıfır Kaza, Sıfır Ölüm” hedefi doğrultusunda somut adımlar atmaya, göreve davet ediyoruz.</p>
<p>Makina Mühendisleri Odası olarak, ülkemizde güvenli ulaşım için yapılacak her türlü çalışmaya katkı sunmaya hazır olduğumuzu bir kez daha kamuoyunun bilgisine sunarız.” diyor Yunus başkan ..</p>
<p>Sonuç olarak:</p>
<p><strong>Otobüs Kazaları” Önlenebilir! </strong></p>
<p><strong>Mevzuat Değişikliği ve Kamusal Denetim Şarttır!</strong> Mottosuyla yazımı sonlandırmak isterim.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/otobus-kazalari-onlenebilir-mevzuat-degisikligi-ve-kamusal-denetim-sart-87174</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Otobüs kazaları önlenebilir, mevzuat değişikliği ve kamusal denetim şart! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2027-butce-hazirligi-kar-mi-nakit-mi-oncelik-olmali-87172</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2027 bütçe hazırlığı kâr mı, nakit mi öncelik olmalı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BÜLENT GÖRER - </strong><strong>Yeminli Mali Müşavir – Bağımsız Denetçi - </strong><strong>TRASTA </strong></p>
<p>Yeni Orta Vadeli Program (OVP) açıklandı. Önümüzde 2027–2029 dönemine ilişkin yeni bir makroekonomik yol haritası var. OVP açıklandığında doğal olarak ilk tartışmalar enflasyon ve büyüme hedefleri üzerinden yapılıyor. Bunlar kuşkusuz önemli. Ancak ben mesleğim gereği konuya biraz daha şirketlerin, CFO'ların ve şirket sahiplerinin tarafından bakmak istiyorum. Çünkü eylül ayına girdik. Çok yakında şirketlerde 2027 bütçe çalışmaları başlayacak ve masaya oturduğumuzda karşımıza çok daha somut bir soru çıkacak:</p>
<p><strong>2027 bütçesini hangi rakamlarla yapacağız?</strong></p>
<p>OVP bize nasıl bir 2027 bütçesi resmi anlatıyor, önce temel göstergelere bakalım.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa240cd9a454-1789018317.png" alt="" width="607" height="227" />Tablo bize genel olarak olumlu yönde ilerleyen bir patika çiziyor: Enflasyon düşüyor, büyüme hızlanıyor, cari açığın milli gelire oranı azalıyor ve enerji fiyatlarında normalleşme öngörülüyor.</p>
<p>Şirketler açısından mesele ise bu makro çerçeveyi kendi bütçelerine nasıl taşıyacakları.</p>
<p><strong>Bütçeye enflasyonu %21 mi alalım?</strong></p>
<p>OVP'de 2027 yılsonu enflasyon hedefi %21.Bu rakam şirket bütçeleri açısından kuşkusuz önemli bir referans noktası. Anca bütçe açısından yılsonu enflasyonu kadar yıl içerisindeki enflasyon patikası ve yıllık ortalama enflasyon da önemli. Çünkü şirketin satışları ve maliyetleri 31 Aralık günü bir defada oluşmuyor, on iki ay boyunca oluşuyor. Bu nedenle 2027 bütçelerinde OVP hedefini ana referans olarak almakla birlikte farklı enflasyon gerçekleşmelerinin şirket üzerindeki etkisini de görmenin faydalı olacağını düşünüyorum. Bu nedenle bütçe uzmanlarına ve yöneticilerine üç senaryo çalışmalarını öneriyorum:</p>
<p><strong>İyimser senaryo: %18–21<br />Baz senaryo: %21–25<br />Stres senaryosu: %28–30</strong></p>
<p>Burada amaç varsayımlar farklı gerçekleştiğinde şirketin gelir tablosunun, bilançosunun ve nakit akışının bundan nasıl etkileneceğini önceden görerek, geleceği tahmin etmenin yanısıra farklı gelecek ihtimallerini de karar vericilere sunmaktır.</p>
<p><strong>Ücret bütçesi ayrıca çalışılmalı</strong></p>
<p>2027 bütçelerinin önemli başlıklarından birinin ücretler olacağını düşünüyorum. OVP'deki %21 yılsonu enflasyon hedefi ücret bütçesi açısından da önemli bir referans olacaktır. Ancak şirketlerin personel giderlerini oluştururken yalnızca yılsonu enflasyonunu dikkate almaları yeterli olmayabilir. Çünkü ücretleri belirleyen başka unsurlar da var: Geçmiş dönem enflasyonu, asgari ücretteki gelişmeler, sektörel ücret seviyeleri, nitelikli çalışanları elde tutma ihtiyacı, yeni çalışan bulmanın maliyeti ve şirket içindeki ücret dengeleri bunlardan bazıları.</p>
<p>Ayrıca yılsonu enflasyonu ile şirketin yıl boyunca taşıyacağı ortalama personel maliyeti aynı kavramlar değil. Dolayısıyla personel bütçesinin, OVP enflasyon hedefini önemli bir referans olarak almakla birlikte, şirketin kendi sektörü ve insan kaynağı yapısına göre ayrıca modellenmesini daha sağlıklı buluyorum. Özellikle nitelikli iş gücünün yoğun olduğu sektörlerde ücret artışlarının genel enflasyon patikasından farklılaşabileceği senaryoların da dikkate alınması faydalı olacaktır.</p>
<p><strong>Büyüme </strong></p>
<p>OVP 2027'de Türkiye için %4,2 büyüme öngörülüyor. Bu şirketler açısından önemli bir gösterge.</p>
<p>Ancak yüksek enflasyon dönemlerinde dikkat etmemiz gereken bir başka konu var: <strong>nominal büyüme ile reel büyüme arasındaki fark. </strong>Örneğin satışlarımız %30 artarken fiyatlarımız ortalama %25 yükselmişse şirketimiz reel olarak %30 büyümüş değildir.</p>
<p>Bu nedenle 2027 bütçelerinde yönetim kurullarına iki ayrı büyüme rakamının sunulmasının yararlı olduğunu düşünüyorum: 1) <strong>Nominal büyüme ve 2) Reel büyüme.</strong></p>
<p>Böylece ciro artışının ne kadarının fiyatlardan, ne kadarının gerçek satış hacmi ve faaliyet büyümesinden geldiğini daha doğru okuyabiliriz.</p>
<p><strong>Petrol fiyatlarının etkisi </strong></p>
<p>2027 için önemli küresel varsayımlardan biri Brent petrol fiyatı. OVP'de 2027 için yaklaşık <strong>76 dolar/varil</strong> seviyesinde bir Brent varsayımı bulunuyor.</p>
<p>Petrol fiyatı şirketler açısından yalnızca akaryakıt giderini etkilemiyor elbette. Petrol yükseldiğinde ulaştırma ve lojistik maliyetleri, petrokimya ve plastik hammaddeleri, enerji yoğun üretim maliyetleri ve ithalat faturası etkileniyor.</p>
<p>Petrol fiyatlarındaki değişim makroekonomik tabloyu okurken; cari açık, enflasyon, kur ve dolayısıyla finansman koşulları üzerinde dolaylı etkiler oluşabiliyor. Bu nedenle özellikle enerji ve petrole duyarlı sektörlerde petrol fiyatını da senaryo bazında bütçeye dahil etmekte fayda görüyorum. Örneğin:</p>
<p><strong>İyimser: 65–70 dolar<br />Baz: 75–80 dolar<br />Stres: 95–100 dolar ve üzeri</strong></p>
<p>Önemli olan petrolün hangi seviyede olacağını tam olarak tahmin etmekten çok, 100 dolarlık petrolün şirketimizin maliyetlerine ve nakit ihtiyacına ne yapacağını önceden görebilmek.</p>
<p><strong>Altın fiyatlarındaki değişim risk göstergesi olarak izlenmeli </strong></p>
<p>Altın ilk bakışta birçok şirketin bütçesiyle doğrudan ilgili görünmeyebilir. Oysa altın aynı zamanda küresel risk algısının önemli göstergelerinden biri. Son zamanlarda Hollanda’nın ABD’den altınlarını Londra’ya çektiğine yönelik haberler bile küresel jeopolitik kararlarda etkisi olduğu yazıldı.</p>
<p>Jeopolitik risklerin yükselmesi, para politikalarına ilişkin beklentiler, merkez bankalarının rezerv tercihleri ve yatırımcıların güvenli liman arayışı altın fiyatlarını etkiliyor. Bu nedenle altını doğrudan girdi olarak kullanmayan şirketler açısından bile altın fiyatındaki hareketleri bir <strong>risk göstergesi</strong> olarak izlemek gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p>2027 için burada da tek bir rakam yerine senaryo yaklaşımı ile risk seviyesi izlenebilir:</p>
<p><strong>Normalleşme: 3.800–4.200 $/ons<br />Baz: 4.200–4.700 $/ons<br />Jeopolitik stres: 5.000 $/ons ve üzeri</strong></p>
<p>Kuyumculuk, mücevher, elektronik ve altını doğrudan girdi olarak kullanan sektörlerde etkisi doğrudan maliyetlere yansıyacaktır. Diğer sektörlerde ise altındaki güçlü hareketler küresel risk iştahı, dolar, faizler ve sermaye hareketleri açısından önemli bir sinyal olabilir.</p>
<p><strong>Faiz -finansman gideri etkisi</strong></p>
<p>Enflasyonun gerilemesi para politikasında faiz indirimlerine alan açabilir. Ancak şirket bütçelerinde sadece politika faizine bakmak yeterli olmayacaktır. Bankaların fonlama maliyetleri, kredi koşulları, şirketin risk primi, kredi vadesi ve bankaların uyguladığı marjlar şirketlerin gerçek finansman maliyetini belirliyor. Bu nedenle 2027 bütçelerinde finansman giderini de farklı faiz senaryoları ile test etmekte fayda var. Genelde bütçe EBITDA hesabı ile bitiyor, altındaki kalemler ise tahmin edilemezmiş gibi öteleniyor veya piyasa seyrine bırakılıyor. Ben bütçe yaparken burada özellikle bir noktayı önemsiyorum: Bütçe EBITDA'da bitmemeli.</p>
<p>EBITDA'dan sonra finansmana ne kadar ödediğimizi ve sonuçta şirketin ne kadar nakit yarattığını da görmeliyiz.</p>
<p><strong>Dolar/TL kur tahmini</strong></p>
<p>Her bütçe döneminde en fazla karşılaştığım sorulardan biri bu: <strong>“Doları kaç alalım?”</strong></p>
<p>Keşke cevabı tek bir rakam olsa…</p>
<p>Kur üzerinde enflasyon farkının yanında cari açık, enerji fiyatları, sermaye girişleri, rezervler, faiz farkı ve küresel risk iştahı gibi birçok değişken etkili. Bu nedenle özellikle döviz borcu bulunan veya ithalata bağımlı şirketlerde tek bir kur varsayımıyla yetinmemek gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p>Baz senaryonun yanında kurun beklenenden daha yüksek gerçekleştiği durumda; <strong>brüt kârın, EBITDA'nın, finansman giderinin, işletme sermayesinin ve nakdin </strong>nasıl değiştiğini de görmeliyiz.</p>
<p><strong>Büyümenin görünmeyen maliyeti ise İşletme sermayesinde meydana gelen değişimlerdir. Biz şirket değerlemesi yaparken dahi bu değişimi dikkate almak durumundayız ki, serbest nakit akımlarını etkilemesi sebebiyle şirket değerine etkisi çoktur. Bu sebeple, </strong>2027 bütçelerinde üzerinde özellikle durmamız gereken konulardan biri işletme sermayesi.</p>
<p>Şirket büyüdükçe genellikle daha fazla stok taşır, daha fazla alacağı finanse eder ve daha fazla hammadde satın alır. Dolayısıyla büyüme nakit ister. Üstelik bunu yüksek finansman maliyetlerinin devam ettiği bir ortamda yapıyorsanız ilginç bir tabloyla karşılaşabilirsiniz: Ciro büyür, EBITDA büyür, Kâr büyür ama kasadaki para azalabilir.</p>
<p>Bu nedenle gelir tablosunun yanına mutlaka; net işletme sermayesi, net borç ve serbest nakit akışını koymamız gerekiyor. Bir şirketin kârlı olması çok önemlidir. Pamukbank’ta çalıştığım yıllarında bize öğretilen motto “Karlılık içinde Büyüme” idi, buna bir küçük düzeltme müsaadenizle ben yapayım “Karlılık için büyüme !”.</p>
<p>Ancak kârın ne zaman ve ne ölçüde nakde dönüştüğü de en az kârlılık kadar önemli.</p>
<p><strong>Peki, 2027 bütçesi için ne yapmalıyız?</strong></p>
<p>Bütün bunları bir araya getirdiğimde 2027 bütçeleri için birkaç basit önerim var.</p>
<p>1- OVP'yi ana makroekonomik referans olarak kullanalım.</p>
<p>2- Tek tahmin yerine iyimser, baz ve stres senaryolarımızı oluşturalım.</p>
<p>3- Enflasyon, kur, faiz, ücretler, petrol ve enerji fiyatları değiştiğinde şirketimizin ne kadar kâr edeceğinin yanında ne kadar nakde ihtiyaç duyacağını da hesaplayalım.</p>
<p>4- Ve belki de bütçeleme yöntemimizi biraz değiştirelim. Dinamik bütçe yöntemine geçelim. Yıllık bütçemizi yapalım; ancak üç ayda bir geleceği yeniden bütçeleyelim. Mart, haziran ve eylül sonlarında sadece “bütçeden ne kadar saptık?” sorusunu sormayalım. Şunu da soralım: “Bugün elimizdeki bilgilerle yılın kalanını yeniden bütçeleseydik hangi varsayımları değiştirirdik?”</p>
<p>Böylece bütçe geçmişi ölçen statik bir rapor olmaktan çıkar ve geleceği yönetmek için kullanılan dinamik bir yönetim aracına dönüşür.</p>
<p><strong>Sonuç; </strong>Kârı yönetmek kadar nakdi de yönetmenin önemli olduğu bir dönemdeyiz. Uzun yıllar finans yöneticiliği yaptıktan ve çok sayıda şirketin finansallarını inceleme fırsatı bulduktan sonra giderek daha fazla önem verdiğim konu nakit akışı oldu.</p>
<p>Ciro önemli.</p>
<p>EBITDA önemli.</p>
<p>Kâr önemli.</p>
<p>Ama şirketin faaliyetlerini sürdürebilmesini sağlayan sonuçta nakit.</p>
<p>Bu nedenle nakit akışını sadece yıllık bütçenin sonunda çıkan bir rakam olarak görmemek gerekiyor. Hangi müşteriden hangi tarihte tahsilat gelecek? Tedarikçi ödemeleri ne zaman yapılacak? Maaş, vergi ve SGK ödemeleri hangi günlerde yoğunlaşıyor? Kredi taksitleri ne zaman? Yatırımlar hangi dönemde nakit çıkışı yaratacak?</p>
<p>Bütün bunları aynı yerde görebildiğimizde şirketin gerçek finansal fotoğrafını çok daha net okuyabiliriz.</p>
<p>Ben bunu biraz “nakit akışını nakış gibi işlemek” olarak görüyorum. Çünkü iyi nakit yönetimi gerçekten de ince bir işçilik gerektiriyor. Tahsilatı, ödemeyi, yatırımı, krediyi ve işletme sermayesini tek tek bir araya getirip zamanlamasını doğru yapmak gerekiyor. Bazen nakıştaki küçük bir ilmek bütün deseni etkileyebiliyor.</p>
<p>Belki de 2027'de CFO'ların ve şirket yöneticilerinin üzerinde en fazla durması gereken konulardan biri bu olacak: Kârı yönetmek kadar, nakdi de nakış gibi ince ince işlemek.</p>
<p>Sonuçta 2027 bütçesini hazırlarken soracağımız soru yalnızca; “Ne kadar büyüyeceğiz ve ne kadar kâr edeceğiz?” olmamalı.</p>
<p>Buna iki soru daha ekleyerek yazının başlığının hakkını vermeye çalışalım:</p>
<p>“Bu büyümeyi ne kadar işletme sermayesiyle finanse edeceğiz?”</p>
<p>ve</p>
<p>“Yarattığımız kâr ne zaman nakde dönüşecek?”</p>
<p>Ben 2027 bütçelerinde en fazla bu iki sorunun peşinden giderdim.</p>
<p>Çünkü şirket yönetiminde rakamların sonunda dönüp dolaşıp geldiği yer aynıdır: Nakit.</p>
<p>Ve nakit akışı, gerçekten de nakış gibi ince ince işlenmesi gereken bir iştir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2027-butce-hazirligi-kar-mi-nakit-mi-oncelik-olmali-87172</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2027 bütçe hazırlığı kâr mı, nakit mi öncelik olmalı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dar-mukellef-kurumlarda-kurum-kazanci-87171</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dar mükellef kurumlarda kurum kazancı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 1’inci maddesinde hangi kuruluşların kurumlar vergisine tabi olduğu sayılmıştır. Anonim şirketler. limitet şirketler ve diğerleri. Kurumlar vergisi mükellefleri de tam ve dar mükellefler olarak ayrılmıştır.</p>
<p>Kanunun 3’üncü maddesine göre kanunun 1’inci maddesinde sayılan kurumlardan kanuni veya iş merkezi Türkiye’de bulunanlar, gerek Türkiye gerekse Türkiye dışında elde ettikleri kazançların tamamı üzerinden vergilendirilirler. Kanunun 1’inci maddesinde sayılı kurumlardan kanuni ve iş merkezinin her ikisi de Türkiye’de bulunmayanlar, sadece Türkiye’de elde ettikleri kazançlar üzerinden vergilendirilirler. Dar mükelleflerin kurum kazancının hangi kazanç türlerinden oluşabileceği kanunun 3’üncü maddesinde belirtilmiştir. Bugün yazımızda dar mükelleflerin safi kazancı üzerinde duracağız, gelecek yazılarımızda dar mükellefleri vergilemesinin diğer esasları üzerinde duracağız.</p>
<p><strong>a) Dar mükelleflerin kurum kazancı</strong></p>
<p>Safi Kurum Kazancı; Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 22’nci maddesinde dar mükellef kurumların vergilendirilmesiyle ilgili olarak aşağıdaki düzenlemelere yer verilmiştir.</p>
<p><strong>i)</strong> <strong>Kurum kazancının tespiti</strong></p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 3’üncü maddesinin ikinci fıkrasında, kanunun 1’inci maddesinde sayılı kurumlardan kanuni ve iş merkezlerinin her ikisi de Türkiye’de bulunmayanların, sadece Türkiye’de elde ettikleri kazançları üzerinden vergilendirileceği belirtilmiştir. Buna göre, kanunun 1’inci maddesinde sayılan kurumlar, kanuni ve iş merkezlerinin Türkiye’de bulunup bulunmama durumuna göre tam mükellefiyet veya dar mükellefiyet esasında vergilendirilecektir. Kanuni merkezden maksat, vergiye tabi kurumların kuruluş kanunlarında, tüzüklerinde, ana statülerinde veya sözleşmelerinde gösterilen merkezdir. İş merkezi olarak ise iş bakımından işlemlerin bilfiil toplandığı ve yönetildiği merkez olarak nitelenmektedir. Kurumlardan kanuni ve iş merkezlerinin her ikisi de Türkiye’de bulunmayanlar, dar mükellefiyet esasında sadece Türkiye’de elde ettikleri kazançları üzerinden vergilendirileceklerdir. Kurumlar Vergisi Kanunu’na göre vergileme yapılabilmesi için safi kurum kazancının tespit edilmesi gerekmektedir. Safi kurum kazancı, mükelleflerin hasılatlarından bu kanuna göre indirebilecekleri gider veya maliyet unsurları ile diğer indirimleri düşmeleri ve indirimi kabul edilmeyen giderleri ilave etmeleriyle bulunmaktadır.</p>
<p><strong>ii) Kurum kazancını oluşturan kazanç ve iratlar </strong></p>
<p>Dar mükellefiyette kurum kazancı aşağıdaki kazanç ve irat kalemlerinden oluşmaktadır. Bu kazanç unsurlarından gider ve maliyetlerin indirilmesi, kanunen indirimi kabul edilmeyen gider ve maliyet unsurlarının ilave edilmesi suretiyle kurumlar vergisi hesaplanacak vergi matrahına ulaşılacaktır. Kazanç ve iratlar:</p>
<p>- Vergi Usul Kanunu hükümlerine uygun Türkiye’de işyeri olan veya daimi temsilci bulunduran yabancı kurumlar tarafından bu yerlerde veya bu temsilciler vasıtasıyla yapılan işlerden elde edilen ticari kazançlar (Bu şartları taşısalar bile kurumların ihraç edilmek üzere Türkiye’de satın aldıkları malları Türkiye’de satmaksızın yabancı ülkelere göndermelerinden doğan kazançlar, Türkiye’de elde edilmiş sayılmaz. Türkiye’de satmaktan maksat, alıcı veya satıcının ya da her ikisinin Türkiye’de olması veya satış sözleşmesinin Türkiye’de yapılmasıdır.).</p>
<p>- Türkiye’de bulunan zirai işletmeden elde edilen kazançlar</p>
<p>- Türkiye’de elde edilen serbest meslek kazançları</p>
<p>- Taşınır ve taşınmazlar ile hakların Türkiye’de kiralanmasından elde edilen iratlar</p>
<p>- Türkiye’de elde edilen menkul sermaye iratları</p>
<p>- Türkiye’de elde edilen diğer kazanç ve iratlar. Bu maddede belirtilen kazanç ve iratlar ile gelir unsurlarının Türkiye’de elde edilmesi ve Türkiye’de daimi temsilci bulundurulması konularında Gelir Vergisi Kanunu’nun ilgili hükümleri uygulanacaktır. Dar mükellefiyette kurum kazancı aşağıdaki kazanç ve iratlardan oluşur.</p>
<p><strong>ii)</strong> <strong>Ticari kazançlar</strong></p>
<p>Vergi Usul Kanunu hükümlerine uygun Türkiye’de işyeri olan veya daimi temsilci bulunduran yabancı kurumlar tarafından bu yerlerde veya bu temsilciler vasıtasıyla yapılan işlerden elde edilen ticari kazançlar, dar mükelleflerin kazanç unsurlarından birini oluşturmaktadır. Ancak, anılan şartları taşısalar dahi kurumların ihraç edilmek üzere Türkiye’de satın aldıkları malları Türkiye’de satmaksızın yabancı memleketlere göndermelerinden doğan kazançlar Türkiye’de elde edilmiş sayılmayacaktır. Türkiye’de satmaktan maksat, alıcı veya satıcının veya her ikisinin Türkiye’de olması veya satış akdinin Türkiye’de yapılmasıdır.</p>
<p>Kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan kurumlarca Türkiye’de yalnızca mal teminine yönelik bir işyeri oluşturulması veya daimi temsilci bulundurulması ve bu yerlerde veya bu temsilciler vasıtasıyla temin edilen malların Türk iç pazarına sunulmayarak yabancı memleketlere gönderilmesi halinde, teknik olarak Türkiye’de elde edilmiş bir kazançtan söz edilemeyecek ve vergi doğmayacaktır. Ancak, malların bozulmasını engelleyen (ilaçlama, dondurma, yıkama vb.) veya nakliyesi için zorunluluk arz eden işlemler (çuvallama, kolileme vb.) gibi malın niteliğinde herhangi bir değişiklik yapmayan, malı başka bir ürüne dönüştürmeyen ve katma değer yaratmayan işlemler dışında bir işleme tabi tutulduktan sonra yurt dışına gönderilmesi halinde, bentte yer alan ihracat muaflığından yararlanılması mümkün olmayacaktır. İşlemin, Türkiye’de bulunan işyeri veya daimi temsilci ile kurumun ana merkezi arasında yapılması gerekeceğinden faturanın da ana merkeze kesilmesi gerekmektedir.</p>
<p> Ancak, faturası ana merkeze kesilen söz konusu malın, bu merkezin yurt dışındaki başka bir şubesine gönderilmesi, bu muaflıktan yararlanılmasına engel teşkil etmeyecektir.</p>
<p><strong>iv) Zirai işletmelerden elde edilen kazançlar</strong></p>
<p>Türkiye’de bulunan zirai işletmeden elde edilen kazanç Gelir Vergisi Kanunu’nun ticari kazancın belirlenmesi ile ilgili hükümleri çerçevesinde vergiye tabi tutulur. Dar mükellef yabancı kurumların Türkiye’de zirai kazanç elde edebilmeleri için her şeyden önce Türkiye’de bir zirai işletmenin varlığı gerekmektedir. Zirai işletmenin varlığı hususunda ise Vergi Usul Kanunu’nun iş yeri tanımı ile ilgili 156’ncı maddesindeki hüküm dikkate alınacaktır.</p>
<p><strong>b) Serbest meslek kazançları</strong></p>
<p>Serbest meslek faaliyeti, esas itibarıyla gerçek kişilerce icra edilen ve Gelir Vergisi Kanununun 65 inci maddesinde tanımlanan faaliyet türüdür. Dar mükellef kurumların bu tür kazanç elde etmeleri ise istihdam ettikleri personelleri aracılığı ile olmaktadır. Serbest meslek kazançlarının Türkiye’de elde edilmiş sayılması için serbest meslek faaliyetinin Türkiye’de icra edilmesi veya Türkiye’de değerlendirilmesi gerekir.</p>
<p>Türkiye’de değerlendirme, ödemenin Türkiye’de yapılması veya ödeme yabancı memlekette yapılmışsa Türkiye’de ödeyenin veya nam ve hesabına ödeme yapılanın hesaplarına intikal ettirilmesi veya kârından ayrılmasıdır.</p>
<p>Yabancı kurumların Türkiye’de ücret geliri elde etmesi, istihdam ettiği bir personeli Türkiye’de yapılacak bir iş için tahsis etmesi, bu şahsın yabancı kuruma bağlı olarak Türkiye’de hizmet vermesi veya ödemenin Türkiye’de yapılması veya ödeme yabancı memlekette yapılmışsa Türkiye’de ödeyenin veya nam ve hesabına ödeme yapılanın hesaplarına intikal ettirilmesi veya kârından ayrılması suretiyle olmaktadır. Bu şekliyle dar mükellef kurumların elde ettiği ücret ile serbest meslek kazancı arasında genelde bir fark bulunmamaktadır. Dar mükellef kurumun, Türkiye’de hizmet ettiği kurum ya da kişiye bağımlı olmasının mümkün olamayacağı dikkate alınarak kurumun yalın anlamıyla ücret elde etmesi olanaksızdır. Dolayısıyla önceki Kanunun uygulanmasında ücret kazancı grubunda değerlendirilen kazançlar, 5520 sayılı Kanun’un uygulanmasında serbest meslek kazancı olarak değerlendirilecektir.</p>
<p> Dar mükellef kurumların Türkiye’de elde ettikleri serbest meslek kazançları, kanunun 30’uncu maddesi uyarınca vergi kesintisine tabi tutulacaktır. Serbest meslek kazancının Türkiye’de yapılmakta olan ticari faaliyet kapsamında elde edilmesi halinde, kurum kazancının tespitinde tam mükellef kurumlar için geçerli olan hükümler uygulanacaktır. Türkiye’de bulunan işyeri veya daimi temsilcileri vasıtasıyla ticari kazanç elde eden dar mükellef kurumların Türkiye’de elde ettikleri serbest meslek kazançları bulunması halinde, dar mükellef kurumların Türkiye’deki işyeri veya daimi temsilcisi vasıtasıyla elde ettiği kazanç ve iratlar ticari kazanç olarak değerlendirileceğinden, bu serbest meslek kazancı üzerinden Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 30’uncu maddesine göre vergi kesintisi yapılmayacaktır. Türkiye’de işyeri veya daimi temsilcisi bulunmayan ya da işyeri veya daimi temsilcisi bulunmakla birlikte bunlarla ilişkili olmaksızın Türkiye’de serbest meslek faaliyeti icra eden veya bu faaliyeti Türkiye’de değerlendirilen kurumların, yıllık beyanname vermeleri halinde, kesilen bu vergiler beyannamede hesaplanan vergiden mahsup edilebilecektir.</p>
<p><strong>c) Taşınır ve taşınmazlar ile hakların Türkiye’de kiralanmasından elde edilen iratlar</strong></p>
<p> Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 3’üncü maddesine göre taşınır ve taşınmaz mallar ile hakların Türkiye’de kiralanmasından elde edilen iratlar, dar mükellefiyette kurum kazancını oluşturan kazanç ve iratlar arasında sayılmıştır. Bunlar, dar mükellef kurumların gayrimenkul sermaye iradı niteliğindeki kazançlarıdır. Bu tür kazançların elde edilmiş sayılması için taşınmaz ve taşınır malların Türkiye’de bulunması ve bu mal ve hakların Türkiye’de kullanılması veya Türkiye’de değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>
<p><strong>d) Türkiye’de elde edilen menkul sermaye iratları</strong></p>
<p>Dar mükellef kurumların Türkiye’de menkul sermaye iradı elde etmelerinin tek koşulu sermayenin Türkiye’ye yatırılmış olmasıdır. Sermayenin Türkiye’ye yatırılmış olması demek, Türkiye’ye sermaye olarak getirilmesi, Türkiye’de borç olarak verilmesi veya benzeri şekillerde Türkiye’de nemalandırılmasıdır. Yatırılmış bulunan bu sermaye karşılığında elde edilen kâr payı, faiz, kira ve benzeri iratlar, dar mükellef kurumun Türkiye’de elde ettiği menkul sermaye iradı olacaktır.</p>
<p>Menkul sermaye iradının Türkiye’de yapılmakta olan ticari faaliyet kapsamında elde edilmesi halinde, kurum kazancının tespitinde tam mükellef kurumlar için geçerli olan hükümler uygulanacaktır. Dolayısıyla, Türkiye’de işyeri veya daimi temsilci bulunduran ve bu yerlerde veya bu temsilciler aracılığı ile yapılan işlemlerden elde edilen menkul sermaye iratları, ticari kazanç hükümlerine göre ve Gelir Vergisi Kanunu’nun geçici 67’nci maddesine ilişkin olarak yayımlanan 257 ve 258 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğleri’nde yer alan açıklamalar uyarınca vergilendirilecektir.</p>
<p>Bu itibarla, Türkiye’de işyeri ve daimi temsilcisi bulunmayan dar mükellef bir kurumun menkul sermaye iradı elde etmesi halinde, bu kazançların vergilendirilmesiyle ilgili ödevler, yabancı kuruma iradı sağlayanlar veya sağlanmasına aracılık edenler tarafından yerine getirilecektir.</p>
<p><strong>Türkiye’de elde edilen diğer kazanç ve iratlar</strong></p>
<p>Diğer kazanç ve iratların Türkiye’de elde edilmiş sayılması için kazanç ve iradı doğuran kıymetin Türkiye’de bulunması, iş veya işlemlerin Türkiye’de yapılması veya Türkiye’de değerlendirilmesi gerekmektedir</p>
<p><strong>Dar mükellef kurum kazancının tespitinde ayrıca indirilemeyecek giderler</strong></p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 22’nci maddesinin üçüncü fıkrasında, dar mükellefiyette safi kurum kazancının tespitinde kabul edilmeyen indirimler ayrıca düzenlenmiştir. Dar mükellef kurumun Türkiye’de ticari veya zirai bir faaliyeti var ise safi kurum kazancı, kural olarak tam mükellefiyette uygulanan esaslara göre hesaplanacaktır.</p>
<p> Aşağıdaki giderlerin indirimi, dar mükellef kurumlar için kabul edilmemiştir:</p>
<p>- Ana merkezin veya Türkiye dışındaki şubelerin Türkiye’deki dar mükellef kurumlar hesabına yaptıkları alım-satımlar için dar mükellefin ana merkeze veya Türkiye dışındaki şubelere verdiği faizler, komisyonlar ve benzerleri kurum kazancının tespitinde indirilemeyecektir.</p>
<p> - Ana merkezin veya Türkiye dışındaki şubelerin genel yönetim giderlerine veya zararlarına katılmak üzere ayrılan paylar kurum kazancının tespitinde indirilemeyecektir.</p>
<p> Söz konusu genel yönetim giderlerine veya zararlarına katılmak için ayrılan paylardan, Türkiye’deki kurumun kazancının elde edilmesi ve idamesi ile ilgili olan ve emsallere uygunluk ilkesi uyarınca belirlenecek dağıtım anahtarlarına göre ayrılan paylar ile Türkiye’deki kurumun denetimi için yabancı ülkelerden gönderilen yetkili kimselerin seyahat giderlerinin indirimi kabul edilecektir.</p>
<p>Buna göre, söz konusu giderler, Türkiye’deki kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak zorundadır. Ayrıca, bu giderlerin Türkiye’deki kazanca isabet eden kısmının belirlenmesinde kullanılan dağıtım anahtarının emsallere uygunluk ilkesi çerçevesinde belirlenmesi gerekmektedir. Emsallere uygunluk ilkesi, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı maddesine uygun olarak belirlenecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dar-mukellef-kurumlarda-kurum-kazanci-87171</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dar mükellef kurumlarda kurum kazancı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ovp-rakamlari-neyi-ima-ediyor-87169</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> OVP rakamları neyi ima ediyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Geçen seneki OVP’ye göre 2026’da büyüme %3,8, TÜFE %16, cari işlemler açığı 22,3 milyar dolar olacaktı. Yeni OVP’de ise 2026 gerçekleşmelerinin sırasıyla %3,3, %28,4 ve 47,5 milyar dolar olacağı ifade ediliyor; üç göstergede de önemli fark bulunuyor.</strong></p>
<p>Orta Vadeli Programlar (OVP) genellikle bir niyetler manzumesi olarak okunur. Önceki seneki programdaki hedeflerle sonraki senenin gerçekleşmeleri arasında neredeyse her zaman menfi yönde gerçekleşmeler olduğu sır değil. Nitekim, bu sene de öyle olmuş. Geçen seneki OVP’ye göre bu sene büyüme %3,8, TÜFE %16 ve cari işlemler açığı 22,3 milyar dolar olacaktı. Bu seneki OVP’de ise bu göstergelerdeki 2026 gerçekleşmelerinin sırasıyla %3,3, %28,4 ve 47,5 milyar dolar olacağı ifade edilmekte. Her üç göstergede de önemli farklılıklar söz konusu.</p>
<p>Tabii ki, bu sene bu farklılıkları yaratan bazı dışsal sebepler olduğu muhakkak. Bunlardan en önemlisi geçen sene 65 dolar olarak öngörülen ortalama petrol fiyatı. Yeni OVP’de bu seneki ortalama petrol fiyatının 88 dolar olacağı öngörülüyor. %35’in üzerinde bir fark. Ancak OVP’ye göre bu artışın dış ticaret dengesine yansıması aynı oranlarda olmayacak. Toplam net enerji ithalatımızda artış %13,5 ile sadece 7,5 milyar dolar olarak tahmin ediliyor. (Bunun birden fazla sebebi var. Bu sene hidroelektrik santrallerinin daha verimli kullanılabilmesi bunlardan biri.)</p>
<p><strong>Cari açık hesabında </strong><strong>19,7 milyar dolarlık soru</strong></p>
<p>Geçen OVP’de 2026 için altın ithalatının dış açığa etkisi 16,3 milyar dolar olarak hesaplanmış. Bu sene bu etkinin gerçekleşme tahmini ise 14,3 milyar dolar. Buna rağmen geçen seneki tahminlere oranla dış ticaret açığı 96 milyardan 105 milyara, cari işlemler açığı ise 22,3 milyar dolardan 47,5 milyar dolara yükseliyor. Bu farkın 5,5 milyar dolarının altın ve enerjiden kaynaklandığını biliyoruz. Peki geri kalan 19,7 milyar dolar? Üstelik ekonomi hem hedeflenenin hem de potansiyel büyüme oranının oldukça altında büyümüş iken!</p>
<p>Şahsen sene sonunda cari açığın 55 milyar doların altında kalma ihtimalini düşük buluyorum. Hâl böyleyken ve önümüzdeki sene büyümenin %4,2’ye çıkması, azalarak da olsa TL’nin reel olarak değerlenmesi ve enerji faturasının sadece 5 milyar dolar gerilemesi beklenirken dış ticaret açığının aynı kalması ve cari açığın 38,5 milyar dolara gerileyecek olması hiç inandırıcı durmuyor.</p>
<p>OVP ile TCMB’nin Enflasyon Raporu’ndaki öngörüler arasında da önemli farklar var. Birincisi, pek çoklarının dikkat çektiği gibi, sene sonu enflasyon tahminlerinde. TCMB sene sonu enflasyonunu %15 olarak tahmin ederken, OVP’de bu tahmin %21. Arada ciddi bir fark var ve bu fark ister istemez TCMB’nin dezenflasyon programının inandırıcılığını zayıflatıyor. Tabii, OVP’nin tahmininin daha gerçekçi olduğunu söylemeye gerek yok. Diğer fark ise büyüme oranında. TCMB bir büyüme tahmini yayımlamıyor. Ancak çıktı açığı grafiğine baktığımızda 2027’de çıktı açığının 2026’ya göre çok belirgin bir şekilde daha fazla olduğu görülüyor. Böyle bir durumda büyüme hızı nasıl %3,3’ten %4,2’ye çıkacak?</p>
<p><strong>Gelirler tarafındaki %37,5’lik </strong><strong>artış çok gerçekçi durmuyor </strong></p>
<p>Maliye politikası tarafına baktığımızda ise soru, hükümetin harcama hedeflerinin dezenflasyon programını TCMB’nin istediği şekilde destekleyici olup olmadığı. Merkezi yönetim bütçesi harcamalarında %38,4 oranında çok yüksek bir nominal artış öngörülmekte; bu da yaklaşık %11 reel artışa tekabül ediyor. (Reel artışı bulmak için GSYH deflatörü tahmini olan %25’i kullanmak daha doğru.) En büyük artış kalemi %45,4 ile büyük ölçüde SGK açıklarından oluşan cari transferlerde. (Bu emekli maaşlarında yüksek oranlı bir düzeltme anlamına gelebilir.) Ancak harcama tarafı gerçekçi olsa da gelirler tarafındaki %37,5’lik artış çok gerçekçi durmuyor. Sonuçta önümüzdeki sene GSYH’nin %0,1’i kadar fazla vermesi beklenen faiz dışı dengenin açığa düşmesi şaşırtıcı olmayacaktır.</p>
<p>Belli ki TCMB ve Strateji ve Bütçe Başkanlığı arasında öngörü ve hedefler açısından önemli farklar var. Aradaki bu farklar iki şekilde yorumlanabilir. Birincisi, TCMB’nin beklentileri şekillendirmek adına enflasyon konusunda biraz daha iyimser bir yaklaşım içinde olduğu. İkincisi ise hükümet kanadının siyasi gelişmeleri ve seçim takvimini göz önüne alarak daha gerçekçi bir program ve hedefler ortaya koyduğu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ovp-rakamlari-neyi-ima-ediyor-87169</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OVP rakamları neyi ima ediyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankasindan-faiz-indirimi-bugun-gelir-mi-87168</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası’ndan faiz indirimi bugün gelir mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><em>Mevsim etkisinden arındırılmış TÜFE ağustosta yüzde 2,29 arttı. Eğer yeni bir iç veya dış şok gelmez, aylık enflasyonun ana eğilimi düşmeye devam eder ve beklentiler biraz daha iyileşirse, faiz indirimlerinin dördüncü çeyrekte başlaması mümkün.</em></p>
<p>Merkez Bankası Para Politikası Kurulu bugün toplanıyor. Kurul kararını siz bu yazıyı okurken öğrenmiş olabilirsiniz. Faiz yüzde 37’de kaldıysa şaşıran pek olmayacaktır. İndirim geldiyse de bu kez piyasaların asıl sorusu “Neden indirdi?” değil, “Sırada ne var?” olacaktır.</p>
<p>Çünkü artık Merkez Bankası’nın önündeki mesele yalnızca faiz indirip indirmemek değil, faiz indirimlerinin hızını ve zamanlamasını doğru ayarlamak.</p>
<p><strong>Enflasyon hâlâ ikna edici değil</strong></p>
<p>Ben eylül ayında yeni bir faiz indirimini hâlâ zor görüyorum. Bunun nedeni Merkez Bankası’nın gevşemek istememesi değil. Enflasyonun henüz “Buyurun, artık indirebilirsiniz” diyecek kadar ikna edici bir tablo sunmaması.</p>
<p>Ağustos ayında yıllık enflasyon yüzde 31,5’e geriledi. Bu elbette olumlu. Ama temmuzdaki yüzde 31,8’den gelen düşüş oldukça sınırlı. Üstelik aylık fiyat artışlarının ana eğilimi hâlâ yüksek. Mevsim etkisinden arındırılmış TÜFE ağustosta yüzde 2,29 arttı. Hizmetlerde artış yüzde 2,91, enerjide ise yüzde 5,46 oldu.</p>
<p>Kısacası yıllık enflasyon düşüyor ama fiyatlar hâlâ hızlı artıyor.</p>
<p>Bu da görevi fiyat istikrarını sağlamak olan Merkez Bankası için ciddi bir sorun. Çünkü para politikasında önemli olan yalnızca bugünkü enflasyon değil, önümüzdeki aylarda enflasyonun hangi hızda seyredeceği. Beklentiler henüz tam olarak düzelmemişken ve enerji fiyatları yukarı yönlü risk yaratırken yapılacak erken bir faiz indirimi, zaten yavaş giden dezenflasyon sürecini aksatabilir.</p>
<p><strong>Fonlamada gevşeme zaten geldi</strong></p>
<p>Üstelik Merkez Bankası ağustos sonunda önemli bir adım attı. Bir hafta vadeli repo ihalelerine yeniden başladı. Bu karar teknik bir likidite düzenlemesi gibi görülebilir. Ama sonuçta bankacılık sisteminin ortalama fonlama maliyetinde yaklaşık 300 baz puanlık bir düşüş oluştu.</p>
<p>Yani Merkez Bankası “faizi indirmiyorum” derken aslında bir miktar gevşemeyi zaten yaptı.</p>
<p>Bu nedenle eylül ayında bir de politika faizini aşağı çekmesi bana göre gereksiz bir acele olurdu. Önce bu gevşemenin ekonomiye ve enflasyona nasıl yansıdığını görmek daha doğru.</p>
<p><strong>Dördüncü çeyrek için </strong><strong>indirim senaryosu</strong></p>
<p>Peki sonrasında?</p>
<p>Eğer yeni bir iç veya dış şok gelmez, aylık enflasyonun ana eğilimi düşmeye devam eder ve beklentiler biraz daha iyileşirse, faiz indirimlerinin dördüncü çeyrekte başlaması mümkün. Ekimde 100 baz puan, aralıkta da 100 baz puan indirim yapılması ve yılın yüzde 35 politika faiziyle tamamlanması birçok kuruluşun ana senaryosu dahilinde.</p>
<p>Bu senaryo bana da mümkün görünüyor.</p>
<p>Ama burada bir noktanın altını çizmek gerekiyor. Bu bir takvim değil, bir senaryo. Merkez Bankası’nın önüne her ay yeni bir enflasyon rakamı gelecek ve o rakamlar bu senaryonun bazı satırlarını değiştirebilecek. Veri bağımlısı bir dünyada yaşıyoruz.</p>
<p>Faiz inse bile bu otomatik bir faiz indirim süreci olmayacak. Eylül enflasyonu yüksek çıkarsa ekim indirimi ertelenebilir. Enerji fiyatlarındaki yükseliş kalıcılaşırsa indirimlerin boyutu küçülebilir. Kur üzerinde yeni bir baskı oluşursa Merkez Bankası yeniden frene basabilir.</p>
<p>Ama ekonomideki yavaşlama beklenenden daha sert olursa bu kez başka bir baskı ortaya çıkacak. Yüksek faizlerin iç talep ve yatırımlar üzerindeki etkisi daha fazla hissedildiğinde, Merkez Bankası enflasyonla mücadele ile ekonomik aktivite arasındaki dengeyi yeniden kurmak zorunda kalacak.</p>
<p><strong>“İnen faiz ekonomide nereye </strong><strong>gidecek?” sorusunu da sormalıyız</strong></p>
<p>Burada iş dünyasının önemli bir uyarısını da dikkate almak gerekiyor. MÜSİAD Genel Başkanı Burhan Özdemir, “Üretimi canlandırmak amacıyla faizleri indirmek tek başına doğru bir sonuç vermez. Önceki dönemlerde düşük faiz ortamında sağlanan kredilerin önemli bölümü üretim yerine arsa ve servet birikimine yöneldi. Yani, geçmişte bu test edildi” diyor.</p>
<p>Bu sözler önemli. Çünkü faiz indiriminin ekonomiyi canlandırması ile üretimi canlandırması aynı şey değil. Daha düşük faiz, ancak kredi gerçekten üretken yatırımlara, kapasite artışına, teknolojiye ve istihdama yönelirse kalıcı bir büyüme yaratabilir. Aksi halde ucuzlayan finansman varlık fiyatlarını şişirebilir, arsa ve diğer servet unsurlarına yönelebilir.</p>
<p>Dolayısıyla önümüzdeki dönemin tartışması sadece “Faiz ne zaman inecek?” olmamalı. “İnen faiz ekonomide nereye gidecek?” sorusunu da sormamız gerekiyor. Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca daha ucuz kredi değil, üretimi ve verimliliği artıran finansman.</p>
<p>Bu nedenle bundan sonra yalnızca “Faiz kaç oldu?” diye sormak yetmeyecek. Aylık enflasyonun ana eğilimine, hizmet fiyatlarına, beklentilere, kura ve ekonominin ne kadar soğuduğuna bakacağız.</p>
<p>Dün konuştuğum bir bankacı arkadaşım, “Bence Merkez Bankası eylülde bekleyecek, fakat faiz indirimlerinin kapısını kapatmayacak. Enflasyon izin verirse ekimde küçük bir adım atacak, ardından aralıkta bir adım daha gelecek” diyordu.</p>
<p>Asıl sınav ise faiz indirmek değil, faiz indirirken enflasyonu yeniden azdırmamak olacak.</p>
<p>Türkiye bu filmi daha önce gördü. Erken faiz indirimlerinin ardından enflasyonun yeniden hızlandığı, sonra daha sert bir sıkılaşmanın gerektiği dönemleri yaşadık. Bu nedenle bu kez Merkez Bankası’nın daha temkinli davranması şaşırtıcı olmaz.</p>
<p>Dolayısıyla önümüzdeki dönemde manşet enflasyondan çok enflasyonun ana eğilimine bakmak gerekecek. Aylık fiyat artışları hangi hızda geliyor? Hizmet enflasyonu gerçekten yavaşlıyor mu? Beklentiler düzeliyor mu? Kur ve enerji fiyatları yeni bir baskı yaratıyor mu? Ve belki de en önemlisi: Faiz indirimi geldiğinde bu finansman üretime mi, yoksa yeniden servet birikimine mi gidecek?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankasindan-faiz-indirimi-bugun-gelir-mi-87168</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/8/1280x720/767-1789018245.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası’ndan faiz indirimi bugün gelir mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/almanyada-mavi-dalga-afd-yukselirken-merkez-cokuyor-87167</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Almanya’da mavi dalga: AfD yükselirken, merkez çöküyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AfD’nin Saksonya-Anhalt’ta yüzde 43,8 oy alması, Almanya siyasetinde uzun süredir biriken öfkenin, ekonomik sıkışmışlığın ve merkez partilere yönelik güven kaybının sandıktaki karşılığı olarak görülüyor. Yüksek oy oranı, merkez partilerin kurduğu “güvenlik duvarını” da ciddi biçimde zorluyor açıkça.</strong></p>
<p>Saksonya-Anhalt seçimlerinde söylemleri neo-Nazi çağrışımlar taşıyan Almanya için Alternatif (AfD), yüzde 43,8 oyla açık ara birinci parti oldu; 83 sandalyeli eyalet meclisinde 39 milletvekili çıkardı. AfD, eyalette şimdilik tek başına hükümet kuracak çoğunluğa sahip değil. Ancak Saksonya-Anhalt eyalet seçiminin sonucu, Almanya'da genel siyasetin aşırı sağa kaymakta olduğunu gösteren bir işaret niteliğinde.</p>
<p>AfD'nin eyalette neredeyse her iki seçmenden birinin oyunu alabilmesini, Almanya siyasetinde uzun süredir biriken öfkenin, ekonomik sıkışmışlığın ve merkez partilere yönelik güven kaybının sandıktaki karşılığı olarak yorumlamak mümkün.</p>
<p><strong>“Güvenlik duvarı” biriken öfkeyi taşır mı?</strong></p>
<p>Almanya’da II. Dünya Savaşı’nın ardından siyasal sistem, aşırı sağın yeniden iktidara gelmesini engelleyecek şekilde şekillendirildi. “Brandmauer”, yani güvenlik duvarı, 1933'te Hitler'i iktidara taşıyan travmanın tekrarlanmaması için merkez partilerin aşırı sağcılarla koalisyon kurmaması üzerine inşa edilmiş durumda.</p>
<p>Ancak AfD'nin eyalet seçimlerinde aldığı yüksek oy oranları Alman siyasetindeki bu “güvenlik duvarını” ciddi şekilde zorlamaya başladı. AfD yüzde 43,8 oy almışken, diğer partilerin AfD’yi tamamen dışarıda bırakmak için birbirinden çok farklı siyasi çizgilere sahip partileri bir araya getirmesi gerekiyor.</p>
<p>CDU, SPD, Yeşiller, Sol Parti ve BSW'nin oluşturabileceği bir “AfD karşıtı blok” matematiksel olarak hâlâ mümkün olsa da siyasi olarak ne kadar sürdürülebilir olduğu tartışmalı. Üstelik kurulacak böyle bir hükümetin ilk günden itibaren AfD’nin “Bütün partiler bize karşı birleşti” propagandasına hizmet etmesi ihtimali de çok yüksek.</p>
<p><strong>AfD neden yükseliyor?</strong></p>
<p>Saksonya-Anhalt eyaletinde aşırı sağın yükselişini incelerken merkez partilerin “neden çökmekte olduğuna” da bakmak gerek elbette:</p>
<p><strong>- Gençlerin merkezden kaçıp aşırı partilere yönelmesi:</strong> Saksonya-Anhalt seçimlerinde katılımın yaklaşık yüzde 80'e çıkması ilginç. Bu durum, AfD'nin yalnızca mevcut sağ seçmeni sandığa taşımadığını, daha önce oy kullanmayan insanları da sandığa getirmeyi başardığını gösteriyor. Özellikle genç seçmenlerin AfD’ye ilgisi, Almanya’daki siyasi dönüşümün gelecek seçimlerde daha da derinleşebileceğine işaret ediyor.</p>
<p><strong>- “Kopya politikalar, asıllarını yaşatır”:</strong> İkinci nedeni Başbakan Merz'in izlemekte olduğu politikalarla açıklamak mümkün. Merz, AfD’yi geriletmek için AfD’nin gündemindeki göçmenler, sosyal yardımlar, sınır güvenliği, Ukraynalılara verilen destek gibi pek çok konuyu kendi siyasi söylemine taşıdı. Mesela muhalefetteyken Ukraynalı sığınmacıları “sosyal turist” olarak niteleyen Merz, Başbakan olduktan sonra da göçmenlerin şehirlerin görünümünü bozduğunu ve göçmen erkeklerle kadınlara yönelik şiddet arasında bağlantı bulunduğunu ileri süren bir siyasi çizgiye yaklaştı. Ancak Saksonya-Anhalt seçim sonuçları seçmenin “kopyayı” değil, “aslı” tercih ettiğini gösterdi.</p>
<p><strong>- Ekonomik büyümenin gerilemesi:</strong> Almanya yaklaşık dokuz yıldır anlamlı ekonomik büyüme üretmekte zorlanıyor. Sanayinin rekabet gücü geriliyor. Otomotiv sektörü Çin rekabetinin baskısı altında. Enerji maliyetleri yükseliyor. Rusya ile kurulan eski enerji-ekonomi modeli artık çalışmıyor. Volkswagen’in yeniden yapılanma planlarında on binlerce kişinin işini kaybetme ihtimali konuşulurken, Osnabrück'teki Volkswagen fabrikasının savunma sanayisine dönüştürülmesinin planlanması bile Almanya’daki ekonomik dönüşümün ne kadar sert olduğunu gösteriyor. Bir zamanlar Almanya’nın ekonomik gücünün sembolü olan otomotiv fabrikalarının savunma sanayisine yönelmesi, yalnızca bir şirket kararı değil, Avrupa’nın değişen ekonomik ve jeopolitik önceliklerinin de sembolü aslında.</p>
<p>Almanya'nın ekonomik modeli, “ucuz Rus enerjisi + güçlü Alman teknolojisi + Çin pazarı + Avrupa ihracatı” üzerine kurulmuştu. Ukrayna savaşıyla birlikte ucuz Rus enerjisi denklemden çıktı. Çin ise pazar olmaktan çıkıp Almanya'yı, özellikle otomotiv sektöründe, kendi pazarı hâline getirme yoluna girdi. Berlin'deki federal yönetim ekonomiyi yeniden büyütebilmek için herhangi bir yeni formülü henüz geliştirebilmiş değil. Ufukta da böyle bir formül pek görünmüyor.</p>
<p><strong>- Emeklilik sistemindeki sıkıntılar:</strong> Bir zamanlar sadece Avrupa'da değil, tüm dünyada en iyiler arasında gösterilen Almanya’nın emeklilik sistemi yaşlanan nüfus nedeniyle işlerliğini kaybetmeye başlamış durumda. Çalışanların sağlık ve emeklilik için ödediği primler yükseliyor. Buna karşılık genç kuşaklar ileride kendilerinin aynı düzeyde sosyal güvenceye sahip olup olmayacağından emin değil. Bunu da özellikle gençlerde AfD'ye yönelik kayışın önemli unsurlarından biri saymak mümkün.</p>
<p>Almanya'nın merkez siyasi partileri tüm bu sorunlara çözüm bulamazken, AfD'nin “göçü azaltın”, “Ukrayna'ya desteği kesin”, “Rusya ile barışıp ucuz enerji musluğunu yeniden açın” ya da “Almanya'nın parasını sadece Almanlar için harcayın” gibi altı pek doldurulmadan ortaya atılan sloganvari yaklaşımları daha fazla destek bulmaya başlamış görünüyor.</p>
<p>Şimdi Başbakan Merz ve başında olduğu koalisyon hükümetinin önünde çok zor bir dönem var: Bir tarafta AfD’yi hükümet dışında tutmak için kurulan güvenlik duvarını koruma zorunluluğu, diğer tarafta ise yüzde 44 oy almış bir siyasi gerçeklik bulunuyor.</p>
<p>Eğer bu eğilim devam ederse, bugün “imkânsız” görülen CDU-AfD iş birliği yarının tartışması hâline gelebilir. Hatta daha ileri bir senaryoda AfD’nin böyle bir koalisyonun küçük değil, büyük ortağı olma ihtimali bile ortaya çıkabilir.</p>
<p>Bu durumun yalnız Almanya için değil, Avrupa Birliği için de büyük bir kırılma anlamına gelmesi kaçınılmaz.</p>
<p>Fransa’da Le Pen liderliğindeki sert sağın, İtalya’da Giorgia Meloni çizgisinin ve Almanya’da AfD’nin aynı dönemde güçlü hâle gelmesi Ukrayna politikası, Schengen, AB bütçesi ve Avrupa bütünleşmesinin geleceğini doğrudan etkileyebilir.</p>
<p><strong>Almanya örneğinden çıkarılacak dersler...</strong></p>
<p>Almanya’nın ekonomik ve toplumsal istikrarındaki bozulma doğrudan Türkiye’yi de ilgilendiriyor. Almanya’da milyonlarca Türk kökenli insan yaşıyor.</p>
<p>Dahası, Almanya Avrupa’nın ekonomik motoru ve Türkiye’nin en önemli ekonomik ortaklarından biri.</p>
<p>Bu nedenle Türkiye’nin Almanya’daki siyasi dönüşümü yalnızca göç ve aşırı sağ tartışması üzerinden değil, ekonomi, güvenlik, enerji ve Avrupa’nın geleceği üzerinden okuması gerekiyor.</p>
<p>Türkiye açısından en önemli mesele ise Avrupa’nın yeni bir büyük cepheleşmeye sürüklenmemesi. Rusya ile Batı arasındaki gerilimin yeniden tırmanması, Almanya’nın yeniden silahlanması ve Avrupa’da sert sağın yükselmesi birbirinden bağımsız gelişmeler değil.</p>
<p>Yakından izlenmesi gereken bir başka unsur ise Almanya'da ortaya çıkan AfD'yi “yasaklayarak” siyaset dışına itme çabaları. AfD ile başa çıkamayan merkez partiler şimdilerde AfD’nin yasaklanmasını yeniden tartışmaya başladı bile.</p>
<p>Fakat Almanya genel siyasetinde desteği yüzde 30'lara varan siyasi bir hareketin yalnızca hukuki veya kurumsal yöntemlerle etkisizleştirilmeye çalışılmasının asıl sorunu ortadan kaldırmayacağı ortada. Ekonomik sorunlar çözülmedikçe, gençlerin geleceğe ilişkin kaygıları devam ettikçe ya da Almanya’nın sanayi politikası yeniden kurulmadığı sürece AfD’nin beslendiği zemin varlığını sürdürecek.</p>
<p>Türkiye'de de özellikle yerel yönetimlerde yargı kararları, gözaltı ya da tutuklamalar üzerinden oy oranı yüzde 30'ları aşan muhalefeti bölme ve etkisizleştirme süreci yaşanmakta. Toplumsal zemin var olduğu sürece, siyaseti siyaset dışı yöntemlerle etkilemeye çalışmanın ne Almanya'da ne Türkiye'de ne de dünyanın herhangi bir başka ülkesinde işlemeyeceği açık...</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/almanyada-mavi-dalga-afd-yukselirken-merkez-cokuyor-87167</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/7/1280x720/afd-1789015769.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Almanya’da mavi dalga: AfD yükselirken, merkez çöküyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/seffaflik-merkez-bankasina-da-lazim-87166</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şeffaflık Merkez Bankası’na da lazım!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Piyasalar şeffaflığı sever. Çünkü yatırımcı yalnızca alınan kararı değil, neden alındığını da bilmek ister. Faiz değişti mi, değişmedi mi sorusunun yanında asıl merak edilen, kararın arkasındaki düşüncedir. TCMB Para Politikası Kurulu (PPK) üyeleri ne düşünüyor, hangi görüşler ağırlık kazanıyor, geleceğe nasıl bakıyorlar? Piyasalar bunları bilmek istiyor.</p>
<p>PPK’nın kararı bugün saat 14.00’te açıklanacak. Ancak gelişmiş ülkelerdeki merkez bankalarının aksine biz PPK üyelerinin karar öncesindeki görüşlerini bilmiyoruz. Dolayısıyla piyasalar, karar metnindeki birkaç cümleden hareketle kurulun ne düşündüğünü anlamaya çalışıyor. Oysa bunun böyle olmak zorunda olmadığını bize bizzat Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’ın geçmişteki bir paylaşımı gösteriyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa23585a4c69-1789015429.png" alt="" width="306" height="278" />Hikâye, İngiliz ekonomist Timothy Ash’in 2022’de yaptığı bir paylaşımla başlıyor. Ash, eski Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz’ın Merkez Bankası bağımsızlığı, kurul üyelerinin liyakat esasına göre belirlenmesi ve karar alma ile oylama sürecinde şeffaflık önerilerini olumlu bulduğunu yazıyor.*** Paylaşımın altında ise o dönemde New York Fed’de çalışan Fatih Karahan’ın görüşü var. Karahan, “Güzel ama yetmez” diyerek kurul tutanaklarının önceden belirlenecek bir süre sonra yayımlanması gerektiğini söylüyor. Daha da önemlisi, üyelerin görüşmelerinin kamuoyu tarafından bilineceğini bilmeleri gerektiğini vurguluyor. Bundan daha açık bir şeff aflık talebi olmaz. Üstelik Karahan’ın 12 yıl çalıştığı Fed sistemi, para politikası kararlarının gerekçelerini ve toplantı tutanaklarını kamuoyuyla paylaşan bir yapıya sahip. ABD’de FOMC, tutanakları toplantıdan birkaç hafta sonra yayımlıyor.</p>
<p>Karahan’ın başkan olduktan sonra paylaşımını X hesabından kaldırmış olması ise dikkat çekici. Ama ortada unutulmaması gereken bir gerçek var: Karahan’ın şeffaflık konusunda ne düşündüğünü artık biliyoruz. Aradan 2,5 yıldan fazla zaman geçti. Şimdi söz sırası Karahan’da. Piyasaların beklentisi yalnızca bugünkü faiz kararını öğrenmek değil. Kararın arkasındaki düşünceyi de görebilmek. PPK üyelerinin hangi görüşte olduğunu, hangi gerekçelerle farklı düşündüğünü anlayabilmek. Merkez Bankası’nın kredibilitesi için bağımsızlık kadar şeffaflık da önemli. Çünkü piyasalar karanlıkta bırakıldığında söylenti konuşur, bilgi konuşmaz.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/seffaflik-merkez-bankasina-da-lazim-87166</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şeffaflık Merkez Bankası’na da lazım! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uretici-zeytinyagina-taban-fiyat-verilmesini-istiyor-87165</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üretici zeytinyağına taban fiyat verilmesini istiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret Borsası (ATB) tarafından zeytin ve zeytinyağı üretim sezonu öncesi sektör temsilcileri ile üreticileri bir araya getirerek, Sektörel Analiz Toplantısı gerçekleştirdi. Toplantıda, zeytin rekoltesinde geçen yıla göre yüzde 40 artış beklenildiği belirtilirken, zeytinde taban fiyat belirlenmesi gerektiği dile getirildi.</p>
<p>ATB Yönetim Kurulu Başkan Vekili Halil Bülbül yönetiminde gerçekleştirilen toplantıya, ATB Yönetim Kurulu Üyesi Ragıp Gök, ATB 4. Meslek Komitesi Başkan Yardımcısı Zafer Tan, Kumluca Ziraat Odası Başkanı Hidayet Kökçe, Manavgat Ziraat Odası başkanı Rasim Metin, ATB üyeleri, oda ve borsa temsilcileri, kamu kurum ve kuruluşlardan temsilciler, üretici ve zeytinyağı sıkım fabrikası sahipleri katıldı.</p>
<p>ATB Başkan Vekili Halil Bülbül, her yıl hasat öncesinde sektörün tüm paydaşlarıyla bir araya gelerek zeytin ve zeytinyağı sektörünü değerlendirdiklerini belirtirken, Borsa olarak tarımın değer bulması için çalışmalar yürüttüklerini söyledi.</p>
<p>Antalya’nın Gazipaşa’dan Kaş’a uzanan sahil şeridinde geniş bir alanda zeytin üreticiliği yapıldığını vurgulayan Bülbül, zeytin ve zeytinyağında kalite ve katma değerin artırılması gerektiğine dikkat çekti. Bülbül, ‘’Geçen yıl kurak iklim koşulları rekolteyi olumsuz etkilemişti. Bu yıl zeytinde yüksek rekolte beklentisi var. Birleşmiş Milletler İklim Konferansı COP31 Kasım’da Antalya’da gerçekleştirilecek. İklim değişikliğinin tarım üzerindeki etkilerinin yanı sıra su, üretim maliyetleri, sürdürülebilir üretim ve tarımın geleceği gibi başlıkların daha güçlü şekilde ele alınması açısından önemli bir fırsat olacak’’ dedi.</p>
<p>ATB 4. Meslek Komitesi Başkan Yardımcısı Zafer Tan da, bölgede zeytin hasadına ekim ayı başında başlanacağını söyledi. Tan, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Geçen yıl zeytinde ‘yok yılı’ idi. Bu yıl rekoltenin geçen yıla göre yaklaşık yüzde 40 artması bekleniyor. Geçen yıl yaklaşık 50 bin ton olan zeytin üretimi bu yıl 70 bin tona çıkacağını tahmin ediyoruz. Zeytinyağı fiyatları dünya piyasalarında dönemsel olarak yüksek seviyelere çıktı. Ancak bugün fiyatlar düşük seviyelere geldi. Üretim maliyetleri özellikle işçilik nedeniyle yüksek kaldı. Üreticinin beklentisi kilogram başına 350-400 lira bandında. Zeytinyağında fiyat oluşurken ürünün kalite ve asitlik değerleri dikkate alınması gerekir. Üreticinin emeğinin karşılığını alabilmesi için sürdürülebilir piyasa yapısına ihtiyaç var.’’</p>
<p><strong>Zeytinyağında taban fiyat beklentisi</strong></p>
<p>Fidan ve zeytinyağı üreticisi Mustafa Yetener ise, Türkiye’nin dünya zeytin ve zeytinyağı üretimindeki güçlü konumuna dikkat çekerek, mevcut üretimin katma değerli hale getirilmesi ve ihracatın artırılması gerektiğine dikkat çekti. Zeytinyağında ihracat ve markalaşmanın desteklenmesi gerektiğini ifade eden  Yetener, ‘’Yeni zeytinlikler oluşturmak kadar mevcut üretimin değerlendirilmesi de önemli. Üreticinin emeğinin karşılığını alabilmesi için zeytinyağında taban fiyat uygulaması başlatılmalı ve fiyatlar üretim maliyetlerini karşılayacak seviyede oluşması gerekir’’ dedi.</p>
<p><strong>"Nar bahçeleri sökülüyor, zeytin ağacı dikiliyor"</strong></p>
<p>Kumluca Ziraat Odası Başkanı Hidayet Kökçe ise son yıllarda bölgede zeytin üretiminin giderek arttığını, nar bahçelerinin sökülmesiyle birlikte bölge halkının zeytin üretimine yöneldiğini bildirdi. Üretim maliyetlerinin yüksekliğine dikkat çeken Kökçe, zeytin hasadında işçilik maliyetlerinin üreticiyi zorladığını ifade etti.</p>
<p>Manavgat Ziraat Odası Başkanı Rasim Metin de, üreticinin elinde önemli miktarda zeytinyağı stoku bulunduğunu belirterek, mevcut ürünün pazarlanması ve değerinde satılması gerektiğini bildirdi.</p>
<p>Geçen yıl üretim sezonundan kalan stokların fazla olması, bu üretim sezonunda da yüzde 40 artış öngörülürken, zeytinyağı fiyatlarında yüksek bir artış beklenmiyor.</p>
<p>Sektör temsilcileri, zeytinyağında ambalajlama ve markalaşmanın geliştirilmesi, Antalya zeytinyağının ulusal ve uluslararası pazarlarda daha güçlü tanıtılmasını istedi. Toplantıda ayrıca zeytinyağı üretim tesislerinde ortaya çıkan atık su ve prina yönetiminin çevresel etkileri de tartışıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/uretici-zeytinyagina-taban-fiyat-verilmesini-istiyor-87165</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/5/1280x720/uretici-zeytinyagina-taban-fiyat-verilmesini-istiyor-1789015456.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zeytin hasat sezonu yaklaşırken, üretimde yüzde 40 rekolte artışı öngörülüyor. Ancak geçen yıldan kalan stoklar nedeniyle zeytinyağı fiyatlarında yüksek artış beklenmiyor. Üreticiler, zeytinyağında da taban fiyat uygulaması talep ediyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/alan-var-ama-beklemek-gerekiyor-87164</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Alan var ama beklemek gerekiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yedi ay önce, hedef yüzde 9 iken enflasyon da bugünkü düzeydeydi. O zaman daha düşük hedefe ulaşmak için uygun görülen politika faizi yüzde 37 idi. Politika faizi şimdi de yüzde 37. Ama hedef çok daha yüksek. Faizi düşürmek için önemli bir neden olduğu söylenebilir.</strong></p>
<p>Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK) bugün toplanacak ve faiz kararını açıklayacak. Karar öncesinde önemli bir gelişme oldu. Pazar günü yayımlanan Orta Vadeli Program’da (OVP) 2027 sonu enflasyon hedefi yüzde 21 olarak açıklandı. Bu gelişmeye, PPK kararına ilişkin olarak üç açıdan bakmak lazım.</p>
<p>İlk açı para politikasının itibarıyla ilgili. Bu açıklamadan 24 gün önce yayımlanan Enflasyon Raporu’nda 2027 sonu hedefinin yüzde 15 olduğu duyurulmuştu. OVP 24 günde hazırlanmadığına ve Hazine ve Maliye Bakanlığı, Bütçe, Strateji ve Finans Ofisi ile Merkez Bankası arasında bu önemli konuda görüşmeler olmadığı da düşünülemeyeceğine göre, Enflasyon Raporu’nu açıklamadan önce Merkez Bankası’nın yüzde 21’i biliyor olması gerekiyor. Buna rağmen hedefin yüzde 15’te tutulması, Merkez Bankası açısından hoş bir durum değil.</p>
<p><strong>Hedef koymanın </strong><strong>anlamı kalıyor mu?</strong></p>
<p>İkincisi, yıl içinde hedefte yapılan ilk değişiklik değil bu. 12 Şubat 2026’da yayımlanan ilk Enflasyon Raporu’nda 2027 sonu için konulan hedef yüzde 9. Hedef bu kadar sık değiştiriliyor ve her değişiklikte hep bir üst düzeye çıkarılıyorsa, hedef koymanın ne gibi bir anlamı kalıyor? Hedef, sonuçta ileriye yönelik sözleşme imzalayanlar karanlıkta kalmasınlar, onlara bir fener tutalım diye açıklanıyor. Böylelikle hedefin gelecek dönemlerin enflasyonu açısından önemli olan fiyat, ücret, faiz ve kira belirleme davranışlarında dikkate alınacağı umuluyor. Sık ve hep yukarıya doğru güncellemelerin enflasyonu etkileyen sözleşmeleri ve bekleyişleri olumlu yönde etkilemeyeceği açık.</p>
<p>Üçüncüsü ve PPK kararı açısından daha önemlisi şu: Yedi ay önce (İsrail ve ABD İran’a saldırmadan önce) hedef yüzde 9 iken, enflasyon da bugünkü düzeydeydi. O zaman daha düşük hedefe ulaşmak için uygun görülen politika faizi ise yüzde 37 idi. Politika faizi şimdi de yüzde 37. Ama hedef çok daha yüksek. Bu durumda, faizi düşürmek için önemli bir neden olduğu söylenebilir.</p>
<p><strong>Enflasyon görünümü </strong><strong>beklemeyi gerektiriyor</strong></p>
<p>Buna karşılık, son aylarda açıklanan enflasyon oranlarında (hem manşet enflasyonda hem çekirdek göstergelerde hem de farklı alt kalemlerde) kayda değer bir düşüş eğilimi yok. Enerji fiyatlarındaki gidişat, seçime yaklaşıyor olmamız, enflasyonda uzunca bir süredir devam eden katılık ve bir de üstüne hedeflerin çok sık değiştirilmesinin bekleyişler üzerindeki olumsuz etkisi bu eğilimin oluşmasının önündeki önemli engeller. Merkez Bankası’nın hiç olmazsa eylül enflasyon gerçekleşmesini de bekleyip o gelişmede bir “umut ışığı” görmesi hâlinde faizi düşürmesi daha uygun olacak. Bu zaman zarfında, kredi arzı üzerindeki kısıtları gözden geçirmesi ve takibe düşme oranları artma eğilimi gösteren bireysel krediler ve KOBİ kredileri için neler yapılabileceğini düşünmesi yararlı olur. Bu açıdan, ilgili bakanlıklar ve kurumların görev alanında kalan düzenlemeler için onlarla görüşmeler yapmak da gerekir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/alan-var-ama-beklemek-gerekiyor-87164</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Alan var ama beklemek gerekiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/asiri-beklenti-yaratmanin-gunahi-ve-yerli-otomobil-87162</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aşırı beklenti yaratmanın günahı ve yerli otomobil</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><em>Bugün sizlerle paylaşacağım yazı, 24 Mayıs 2017 Çarşamba günü TOBB Genel Kurulu’nda “<strong>babayiğit”</strong> çağrısına tanıklık ettikten 7 gün sonra, 1 Haziran 2017 tarihinde Dünya gazetesinde yayımlandı. Bilgiye değil, malumata dayalıydı. Amacı, dünya otomobil üretiminde yaşanan köklü dönüşümlere işaret etmek; geliştirilecek proje için <strong>“varsayım sorgulaması</strong>” yapılmasına katkı yapmaktı. </em></p>
<p><em>Yerli otomobil üretimi bağlamında “<strong>TOGG Projesi</strong>”, ortaya konan iddialı hedefleriyle 9 yılı aşkın bir süredir çok değişik deneylerin yapıldığı, deneyimlerin kazanıldığı bir sürece tanıklık etmemizi sağladı.</em></p>
<p><em>Çok genel bir açıklama olduğu için 1 Haziran 2017 yazımızın giriş paragrafı dışındaki bölümü, virgülü bile değiştirilmeden bir kez daha bilginize sunuluyor.</em></p>
<p><em>Robert J. Gordon’dan Joel Mokyr ve Daron Acemoğlu’na ekonomide sürdürülebilir büyüme, kalkınma ve refah üzerine kafa yoran entelektüeller, sermayenin tek başına yeterli olamayacağını <strong>“faydalı bilginin genişlemesinin</strong>” de gerekli olduğunu ısrarla belirtiyorlar. Diyoruz ki, hiçbir korkunun, yıldırmanın, önyargının ve fetişleştirmenin gölgesini düşürmeden, 10 yıldır zenginleştirdiğimiz birikimlerle “<strong>yeni değer yaratma zincirinde otomotiv üretiminde konumlanmanın gerek ve yeter şartlarını</strong>” sorgulamamak hepimizin ortak yararına değil mi? Hepimiz değişen koşullara uyum için varsayımlarımızı sorgulayarak, bizi etkili sonuçlara götürecek varsayımlarla yeni bir zihni model oluşturulmasına katkı yapalım.</em></p>
<p>***</p>
<p>“Çok genel çizgileriyle ülkemiz yönetişiminde gördüğümüz eksiklere bir başka boyut daha eklemeliyiz. İş yaşamı ve iş yerleri, doğal olmaktan çok, belli sonuçları yaratmak için kurulan yapay örgütlerdir. Bu örgütler, <strong>doğru ekosistemlerin ağları içinde </strong>yer aldıkları sürece başarılı olabilir.</p>
<p>Yazılı ve görsel medyada yapılan tartışma gündemine yeniden oturan yerli otomobil üretimiyle ilgili <strong>yenilenmiş zihni modelden yoksun olduğumuzu</strong> düşünüyorum. Yerli otomobil projesini tartışanlar, “otomobil üreten şirketlerin konsolide olmasının” arka planını netleştirecek bilgi ve belgeler ortaya koymalıdır. <strong>Otomotiv üretiminde, konsolidasyon eğiliminin etkilerini gerektiği gibi açıklamadan tartışma yapmak, bilerek olmasa da bilmeden gerçekleri kendimizden ve insanımızdan saklama tuzaklarına götürür bizi</strong>.</p>
<p>Sektörü yönlendiren bir başka eğilim, “geleneksel otomobil üretiminde 600 bin adet/yıl ölçeğinin kritik kapasiteyi oluşturduğu; daha düşük kapasitenin fiyat-maliyet dengesini kuramayacağı” iddiasıdır. <strong>Bu iddianın teknik gerekçelerini açıklamayan bir tartışma, projeyi, en büyük gücü oluşturan bilgili ve temas halinde bir halkın desteğinden yoksun bırakır.</strong></p>
<p>Otomobil üretiminde, “hafifleştirme, küçülme, hibrit araç, dayanıklı ve kullanılabilir batarya gibi güçlendiren, sürdüren ve verimlilik yenilikleri” piyasada sürdürülebilirliği belirliyor. <strong>Bu temel kavramsal çerçevenin içeriklerini açıklamadan, yapılabilir ve yapılamaz olanı netleştiren gerekçeleri üretmeden tartışma yapmak verimsiz bir çaba olacaktır</strong>.</p>
<p>Dördüncü eğilim, “teknolojinin otomobil tasarımlarında, üretiminde ve kalitesinde homojenlik yaratması nedeniyle satışları artırmak için marka bağımlılığının” artmasıdır. <strong>Marka yaratmadan satış yapmanın zorluğu dikkate alındığında, marka yaratma bedelini somutlaştırmayan bir tartışma da eksiktir; eksik kalır; eksik ve yanlış bilgiyle de doğru işler yapmak mümkün değildir</strong>.</p>
<p>Beşincisi, “platform yapılar otomobilde mülkiyeti farklılaştırıyor; otomobili prestij aracı olmaktan çıkararak pratik kullanım aracı hâline getiriyor.” <strong>Otomobil ticaretinin doğasını değiştiren bu eğilimi enine boyuna tartışmadan, olası fırsat ve tehditlerini analiz etmeden karar üretmek anlamlı ve değerli sonuçlar üretmez</strong>.</p>
<p>Eğilimlerin altıncısı, “üç boyutlu baskı ve eklemeli üretim ‘yan sanayi ile ana sanayi’ ilişkilerini değiştiriyor; üretimin mekân örgütlenmesi farklılaşıyor; fabrika düzeni değişiyor.<strong> Özellikle CNC tezgâhlarının üç boyutlu baskı ve eklemeli üretim alanına girmesi ana akım üretimi değiştiriyor.” Üç boyutlu baskı ve eklemeli üretimin otomobil üretiminde yakın gelecekteki etkilerini hesaba katmayan bir proje tartışması anlamlı sonuçlara götürmez.</strong></p>
<p>Üzerinde düşünülmesi gereken eğilimlerden bir diğeri de “platform yapıların talep odaklı ölçek yaratması, ağlarda yer alma ve karşılıklı etkileşimle satış artırmanın baskın hâle gelmesi”dir. <strong>Ürün hattı yapılarının ve geleneksel değer yaratma zincirinin, platform yapıların oluşturduğu yeni değer yaratma zincirine dönüşmesinin olası etkilerini analiz etmeden otomobil üretimine kalkışırsak kaynaklarımızı israf edebiliriz.</strong></p>
<p>Dikkat etmemiz gereken sekizinci eğilim, “iç pazarın yüzde 80’ini karşılamak mümkün olsa rekabet edebilir ölçek yaratabileceğimiz” bakış açısıdır<strong>. Korumacı eğilimlerin ülkemize böylesi bir olanak sağlayacağı düşünülse bile ülke ekonomisinin bütünü için fayda-maliyet analizini net olarak yapmış, tartışma gündemine taşımış olmamız gerekir.</strong></p>
<p>Daha da artırabiliriz ama bizim paylaşmak istediğimiz dokuzuncu ve son eğilim, “yeni nesil otomobilin, örneğin batarya gibi herhangi bir kritik parçasının geliştirilmesiyle pazarda yer edinilebilme” fırsatıdır. <strong>Tartışmaları, ülkemizin doğal kaynaklarına dayalı bir kritik parça üreterek “kaldıraç etkisi yaratma stratejisi” üzerine kurgulamalıyız.</strong></p>
<p><strong>Zihni modelimiz önemli</strong></p>
<p>Bu yazının içeriğinde başlıklar hâlinde sıralanan eğilimlere başkalarını ekleyebiliriz. <strong>Varsayımlarımızı sorgulayarak fizibilite verileriyle güçlendirilen bir “zihni modele” şiddetle ihtiyacımız var. Böyle bir zihni model ve onun arka planını oluşturan fizibilite çalışmaları olmadan “indirgemeci bir mantıkla” sürecin bir yanına abanarak tartışmalar yapmak “aşırı beklenti yaratır” ama etkin ve verimli sonuçlar üretmez.</strong></p>
<p>Aşırı beklenti yaratarak <strong>topal bir bilinç oluşturursak, bilgili ve temas halinde bir halk oluşumunu da engelleriz. “Azınlıklar ne denli yetenekli olursa olsun, kitle desteğini almadan başarılı olamazlar.” Yerli otomobilde doğru bir strateji, bilgili ve temas halinde bir halk enerjisini de kapsamalı</strong>.</p>
<p>İçtenlikle ve alıcı bir ruhla yerli otomobil üretmenin bütün yönlerini tartışalım. Hem kendimize hem de projeye saygılı davranmış oluruz.”</p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/asiri-beklenti-yaratmanin-gunahi-ve-yerli-otomobil-87162</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aşırı beklenti yaratmanın günahı ve yerli otomobil ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dogruya-dogru-yanlisa-yanlis-demek-87160</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğruya doğru, yanlışa yanlış demek…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>“Söylemesi gereken sözü zamanında söylemiş olmanın huzuru” ile yeni dönem İSO başkanlığına aday olmayacağını resmen açıklayan Erdal Bahçıvan; yerine aday olan Ender Yılmaz için çalışacak.</strong></p>
<p><strong>Erdal Bahçıvan</strong>’ın İstanbul Sanayi Odası (<strong>İSO</strong>) seçimlerinde aday olmayacağını açıkladığı toplantıdayız. <strong>13 yıldır</strong> başkanlık ettiği kurumun <strong>marka değerini</strong> yücelten, “<strong>sanayisizleşme</strong>” tehlikesine dikkat çekip; “<strong>güçlü sanayi için söylemem gerekeni zamanında söylemiş olmanın huzuruyla</strong>” veda eden başkan…</p>
<p><strong>Sanayiye sahip çıkmak, Türkiye’ye sahip çıkmaktır</strong> mottosuyla kaleme aldığı ve toplantıda dağıtılan kitabın başlığı dikkat çekici; <strong>DOĞRULARI SÖYLEMEYE DEVAM</strong>. Soruyorum; bundan sonra doğruları <strong>nerede</strong>, <strong>nasıl</strong> söyleyeceğini… Cevap, sonraki adıma dair ipucu niteliğinde; “<strong>Balık tutacak halim yok</strong>.”</p>
<p><strong>İSO’YU SANAYİNİN PROJE VE VİZYON PLATFORMU HALİNE GETİRDİ</strong></p>
<p><strong>Yeni nesi</strong>l sanayi kongreleri, ara elaman aranan eleman projeleri, erken sanayisizleşme uyarıları, İSO Akademi, Mesleki eğitim işbirlikleri, İSO <strong>Girişim Sermayesi</strong> Yatırım Fonu, İSO <strong>sürdürülebilirlik</strong> <strong>platformu</strong> ve niceleri… 13 yılda kurumuna<strong>, ülkeye kattığı</strong> ve liderliğini yaptığı <strong>nitelikli gayretleri</strong>…</p>
<p>Erdal Bahçıvan’ın beni en çok etkileyen yönü; söylenmek, <strong>şikâyet etmek yerine</strong>; somut adımlar ve <strong>uygulanabilir projeleri</strong> sıkça ve <strong>cesurca</strong> dile getiriyor olması…360 oda içinde İSO’nun <strong>nitelikli STK</strong> haline gelmesi, <strong>diğer odalara ilham</strong> veren faaliyetler üretmesi, <strong>nadide</strong> ve <strong>değerli bir miras</strong> bırakıyor.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Erdal Bahçıvan’a dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Bir sonraki adımı?</em></strong></p>
<p><strong>Tarım</strong> ve <strong>gıda</strong> konusunda zaten pek çok sürecin içinde olan Erdal Bahçıvan, <strong>birikimi</strong>, <strong>dinamizmi</strong> ve <strong>vizyonu</strong> ile şirketlerinde, <strong>yeni projelerde</strong> faaliyet gösterecek, <strong>İSO’ya katkı vermeyi</strong> sürdürecek</p>
<p><strong><em>Veda mesajının özü?</em></strong></p>
<p>“<strong><em>Türkiye’nin geleceği üretimdedir</em></strong><em>. Sanayisine sahip çıkan bir Türkiye’nin aşamayacağı hiçbir engel yoktur. Tüm çalışma arkadaşlarıma teşekkür ediyor, <strong>bayrağı devralacaklara</strong> yürekten başarı dilerim</em>.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>ERDAL BAHÇIVAN İSO BAŞKANLIĞI’NA VEDA EDERKEN GÖSTERDİ Kİ:</strong></p>
<p><strong>1</strong>- Zamanı gelince gitmeyi bilmeli. <strong>2</strong>- STK’lar hükümetten taleple yetinmeyip proje üretilebilmeli. <strong>3</strong>- Ne kadar başkan kalındığı değil, bu sürede neler yapılabileceği önemi. <strong>4</strong>- Sanayiciyi ilgilendiren konularda cesurca talepte bulunmak gerektiği… <strong>5</strong>- Her hal ve şartta daima doğruların cesurca söylenebileceği.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>STK LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>STK</strong>: Sivil toplum Örgütü. Non Governmental Organisation (NGO) Devletten şirketten bağımsız çalışan</p>
<p><strong>İSO</strong>: İstanbul Sanayi Odası… Ekonomiye katkı sunmak için Türk sanayicisine hizmet eden köklü STK</p>
<p><strong>Sanayisizleşme</strong>: Erdal Bahçıvan’ın sahiplendiği, Türkiye’nin beka sorununu tehdit eden büyük tehlike</p>
<p><strong>Doğruları Söylemeye Devam</strong>: Bahçıvan’ın sanayinin manifestosu niteliğindeki uyarılar manzumesi</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dogruya-dogru-yanlisa-yanlis-demek-87160</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Doğruya doğru, yanlışa yanlış demek… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/cw-enerji-yonetim-kurulu-baskani-sarvan-akilli-enerji-sistemleri-desteklenmeli-87157</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> CW Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Sarvan: Akıllı enerji sistemleri desteklenmeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Artan enerji maliyetleri, enerji verimliliğine yönelik ihtiyaç ve sürdürülebilir yaşam arayışları, konutlarda yeni nesil iklimlendirme teknolojilerine olan ilgiyi artırırken, CW Enerji'nin, Trioma Serisi Monoblok Isı Pompası ile ısıtma, soğutma ve kullanım sıcak suyu ihtiyaçlarını tek bir kompakt sistem altında buluşturduğu bildirildi.</p>
<p>CW Enerji Mühendislik Ticaret ve Sanayi AŞ tarafından yapılan açıklamada, 130 litrelik dahili sıcak su tankı, motorlu üç yollu vana ve dahili sirkülasyon pompası gibi sistem bileşenlerini bünyesinde barındıran Triome Serisi ile kurulumda ihtiyaç duyulan ilave ekipmanları, ekstra maliyetleri ve bağlantı karmaşasını azaltmaya yardımcı olarak hem kullanıcılar hem de kurulum profesyonelleri için bütünleşik bir çözüm sunduğu bildirildi.</p>
<p>Enerji dönüşümüne katkı sağlayan teknolojileri kullanıcılarla buluşturmaya devam eden CW Enerji’nin, artan enerji maliyetleri ve karbon emisyonlarının azaltılmasına yönelik hedefler doğrultusunda enerji verimli çözümler geliştirmeyi sürdürdüğü vurgulanan açıklamada, şöyle denildi:</p>
<p>‘’Bu kapsamda ürün gamına eklenen Triome Serisi, farklı iklimlendirme ihtiyaçlarının tek sistem üzerinden yönetilebilmesini sağlarken, yaşam alanlarında daha verimli ve pratik bir sistem altyapısı oluşturmayı hedefliyor. 130 litrelik dahili kullanım sıcak suyu tankının yanı sıra motorlu üç yollu vana ve dahili sirkülasyon pompası gibi tesisat bileşenlerinin cihaz içerisinde hazır olarak sunulması, sahada ihtiyaç duyulan ilave ekipmanların ve bağlantıların azaltılmasına yardımcı oluyor. Bu bütünleşik yapı sayesinde ısı pompası kurulumlarının daha düzenli ve pratik şekilde gerçekleştirilebilmesi hedeflenirken, montaj ekipleri açısından da kurulum sürecinin sadeleştirilmesine katkı sağlanıyor.’’</p>
<p><strong>"Akıllı enerji teknolojileri desteklenmeli"</strong></p>
<p>CW Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Tarık Sarvan, enerji dönüşümünün güneş enerjisi sistemlerinin yanı sıra enerji depolama, akıllı enerji teknolojileri ve verimlilik odaklı çözümlerle desteklenmesi gerektiğini söyledi. Enerjinin daha etkin kullanılmasının sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmada kritik öneme sahip olduğunu ifade eden Sarvan, ısı pompalarının da enerji verimliliğini artıran ve karbon emisyonlarını azaltan teknolojiler arasında öne çıktığını anımsattı. Sarvan, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Dünya genelinde enerji dönüşümü hız kazanırken, binalarda enerji tüketimini azaltan teknolojiler her zamankinden daha önemli hale geliyor. Isı pompaları da yüksek verimlilikleri ve çevre dostu yapılarıyla geleceğin en önemli iklimlendirme sistemleri arasında yer alıyor. Yeni nesil ısı pompası teknolojileri yalnızca enerji tasarrufu sağlamıyor, aynı zamanda yaşam alanlarında konforu artırıyor. Günümüzde kullanıcıları hem enerji maliyetlerini düşürmek hem de daha sürdürülebilir yaşam alanlarına sahip olmak istiyor. Buna bağlı olarak da ısı pompaları ısıtma, soğutma ve kullanım sıcak suyu ihtiyaçlarını tek sistem üzerinden karşılayarak bu beklentilere cevap veriyor.’’</p>
<p><strong>"Düşük karbon ayak iziyle çevresel sürdürülebilirliğe katkı sunuyor"</strong></p>
<p>Daha hızlı montaj, daha az işçilik ve daha düzenli mekanik alanlar sağlayan ısı pompalarının, profesyoneller için de yeni nesil bir çözüm sunduğuna dikkat çeken Tarık Sarvan, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Isı pompaları güneş enerjisi, inverter ve enerji depolama teknolojileriyle uyumlu çalışarak evlerde enerji verimliliğini en üst seviyeye taşıyor. Bu sayede üretilen enerji daha akıllı kullanılırken, kullanıcıların daha düşük enerji maliyetleri ve daha yüksek enerji bağımsızlığı elde ediyor. Dünya enerji dönüşümünü hızlandırırken, ısı pompaları da geleceğin en önemli iklimlendirme teknolojileri arasında gösteriliyor. Bu sistemler düşük karbon ayak iziyle çevresel sürdürülebilirliğe de katkı sunuyor. Güneş enerjisi sistemleriyle entegre çalışan ısı pompası çözümleri, kullanıcıların kendi enerjilerini daha verimli kullanmalarına imkan tanıyor. Bu sayede enerji maliyetleri azalırken enerji bağımsızlığı da güçleniyor.’’</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/cw-enerji-yonetim-kurulu-baskani-sarvan-akilli-enerji-sistemleri-desteklenmeli-87157</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/7/1280x720/cw-enerji-yonetim-kurulu-baskani-sarvan-akilli-enerji-sistemleri-desteklenmeli-1789014925.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CW Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Tarık Sarvan, enerji dönüşümünün güneş enerjisi sistemlerinin yanı sıra enerji depolama, akıllı enerji teknolojileri ve verimlilik odaklı çözümlerle desteklenmesi gerektiğini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tepav-faiz-sabit-tutulmali-87158</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> TEPAV: “Faiz sabit tutulmalı”</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Para Politikası Kurulu bugün toplanacak. Genel kanı faiz oranlarında bir değişiklik yapılmayacağı yönünde. Zaten fiili faiz, Merkez Bankası’nın haftalık repo ihalelerine yeniden başlamasıyla 24 Ağustos’ta yüzde 40’tan yüzde 37’ye düşürülmüştü.</p>
<p>Haftalık repo ihale faizinin yüzde 37’den daha aşağı çekilmesi en azından bugünkü toplantıda beklenmiyor. Faiz ekim ve aralık toplantılarında ne olur şimdiden tahmin etmek tabii ki zor ama o toplantılar için indirim beklentisi daha ağır basıyor.</p>
<h2>“Enflasyon hâlâ çok yüksek” </h2>
<p>TEPAV Para Politikası Çalışma Grubu’nun eylül ayı raporunda da Merkez Bankası’nın bugünkü toplantıda faiz oranlarını değiştirmemesinin daha yerinde olacağı belirtildi. Raporda, <strong>“Enflasyon hedefinin (2027 hedefi) yükseltildiği dikkate alındığında, faiz indirimi için bir alan açıldığı izlenimi doğsa da enflasyondaki katılık çerçevesinde erken bir faiz indiriminin para politikasının itibarını zedeleme riski gözetilerek politika faizi yüzde 37’de sabit tutulmalıdır”</strong> denildi.</p>
<p>TEPAV’ın eylül ayı para politikası değerlendirme notunda özet olarak şu görüşlere yer verildi: </p>
<p>■ Ağustos ayı itibarıyla Türkiye’nin yıllık tüketici enflasyonu 31,51 olmuştur. Yıllık enflasyon son on üç aydır çok yüksek ve dar bir aralıkta, yüzde 30,7 ile yüzde 33,3 arasında seyretmiştir.</p>
<p>■ 2027-2029 OVP’sinde 2027 enflasyon hedefi yüzde 21 olarak belirlenmiştir. Oysa Merkez Bankası 12 Şubat’ta yayımlanan enflasyon raporunda 2027 hedefini yüzde 9 olarak açıklamıştı. 14 Mayıs’ta yayımlanan raporda ise hedef yüzde 15’e yükseltilmişti. OVP’den yalnızca 24 gün önce 13 Ağustos’ta açıklanan üçüncü enflasyon raporunda yüzde 15’lik hedef korunmuştu. (TEPAV’ın raporunda belirtilmiyor ama sanki burada <strong>“24 günde ne oldu da hedef 6 puan birden yukarı çekildi”</strong> deniliyor gibi.) </p>
<p>■ Önceki raporlarımızda vurgulanan riskler sürmektedir: </p>
<p>● Savaş yüzünden sıçrayan enerji, emtia ve uluslararası taşıma fiyatlarına ilişkin büyük bir belirsizlik bulunmaktadır. <br />● Enflasyon bekleyişleri çıpalanamamıştır. <br />● Uygulanmakta olan programın enflasyonu kalıcı biçimde düşürecek politika adımlarını kapsamaktan uzak olması hedeflerin çok sık ve yukarı doğru güncellenmesini gerektirmekte, bu güncellemeler ise bekleyişlerin oldukça yüksek düzeyde kalmasına neden olmaktadır. <br />● Bu çerçevede Merkez Bankası’nın son enflasyon raporundaki 2027 yılı enflasyon hedefinin OVP ile uyumlu açıklanmamış olması, para politikasına güveni azaltıcı bir gelişme olarak değerlendirilmektedir. <br />● Bekleyişlerin çıpalanamaması enflasyonda atalet yaratan fiyatlama davranışlarının devam etmesine yol açmaktadır. <br />● Toplumun her kesiminin ekonomi programına yönelik şikayetleri artmaktadır.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“2027 hedefine ulaşmak zor”</span></h2>
<p>TEPAV’ın eylül ayı raporunda hem 2026 için tahmin edilen enflasyonda kalmanın, hem 2027 için öngörülen hedefi tutturmanın zor olacağı vurgulandı. Raporda bu konuda şu görüşe yer verildi: </p>
<p><strong>“Enflasyonla mücadelenin sürdürülebilirliği ve kalıcı olarak düşük bir enflasyona ulaşılması giderek zorlaşmaktadır. Mevcut koşullar altında, enflasyonun 2026 yıl sonu için güncellenen hedefin üzerinde gerçekleşmesi beklenmektedir. Uygulanmakta olan programın eksiklikleri ve yaklaşan seçimler de dikkate alındığında, 2027 sonu hedefine ulaşılması da zor görünmektedir.”</strong></p>
<p>Merkez Bankası’na temel sorunun ne olduğu konusunda bir uyarıda da bulunulan raporda bu konuda şöyle denildi:</p>
<p><strong>“Merkez Bankası, temel sorunun uygulanmakta olan ekonomi programının önemli eksiklikler içermesi ve mevcut programın sürdürülebilirliğine dair şüphelerin giderilememesi olduğunu dikkate almalıdır.”</strong></p>
<p>TEPAV daha açık ne desin!</p>
<p>■ Bu programın önemli eksiklikleri var. </p>
<p>■ Eksik yönleri bulunmakla birlikte bu programın sürdürülebilirliğine dair şüpheler de giderilemiyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Önce hukuk ve demokratik değerler”</span></h2>
<p>Raporda, hem içerideki, hem dışarıdaki belirsizliklerin yüksek seyrettiği bir dönemde Türkiye’nin en azından kontrol edebildiği belirsizleri azaltmasının çok daha fazla önem kazandığı vurgulandı.</p>
<p>TEPAV yapılması gerekenlerin ilk sırasına hukukun üstünlüğünü ve demokratik değerlere saygı gösterilmesi gerektiğini koydu. Raporda, <strong>“Bu yapılmadıkça önemli ekonomik sorunları çözmek mümkün görülmemektedir”</strong> denildi. Diğer öneriler de özet olarak şöyle sıralandı:</p>
<p>■ Geniş kesimlerce benimsenecek ve <strong>‘Ülkede önemli değişiklikler oluyor’</strong> heyecanını uyandıracak yeni bir kalkınma stratejisine ihtiyaç vardır. Bu stratejiye dayalı yapısal tedbirlerle güçlendirilecek bir program şüphesiz enflasyonla mücadeleyi de kolaylaştıracaktır. </p>
<p>■ Öncelikle maliye politikasının enflasyonla mücadeleyi desteklemesi önemlidir. Koşullu gelir garantilerinin gözden geçirilmesi başta olmak üzere bütçe açığını azaltıcı önlemlerin hayata geçirilmesi zorunludur.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tepav-faiz-sabit-tutulmali-87158</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/merkez-bankasi-tcmb.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TEPAV: “Faiz sabit tutulmalı” ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-87155</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gözler Merkez Bankası&#039;nın faiz kararına çevrildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Gözler TCMB’ye çevrildi! Bankanın faiz kararı ne olacak? | Ekonomi Masası | 10 Eylül" src="https://www.youtube.com/embed/LU25YM9l8_0" width="750" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-87155</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/5/1280x720/senay-vahap-munyar-1789027745.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/plastik-boru-ile-23-milyar-lirayi-bulup-vagona-da-girdi-halka-arz-vizesi-sivasla-hizlandi-87156</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Plastik boru ile 2.3 milyar lirayı bulup ‘vagon’a da girdi, halka arz vizesi Sivas’la hızlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2019 </strong>yılı Temmuz ayıydı. <strong>“Forum İstanbul 2023 Platformu” </strong>kurucusu <strong>Şeref Özgencil, </strong>dönemin Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Ethem Sancak </strong>ve Direktörü <strong>Özlem Özgencil</strong>’le Sivas Kongresi’nin 100’üncü yılı nedeniyle düzenlenen <strong>“Orta Anadolu Ekonomi Forumu” </strong>için kente gittiğimizde Sivas Ticaret ve Sanayi Odası (STSO) Başkanı <strong>Mustafa Eken</strong>’e de uğramıştık.</p>
<p><strong>Mustafa Eken, </strong>o günlerde önlerindeki en önemli hedeflerden birini paylaşmıştı:</p>
<p>-        <strong>Sivas’ı teşvikler açısından 6’ncı bölgeye aldırmak için seferberlik ilan edeceğiz. Nuri Demirağ Organize Sanayi Bölgesi’nin (OSB) özel endüstri bölgesi ilan edilmesi için çalışacağız. Hedefimiz Sivas’ı yatırımcı açısından daha cazip gale getirmek.</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı <strong>Recep Tayyip Erdoğan, </strong>kentin iş insanlarının bu talebini dikkate almış, Sivas’a gittiğinde söz vermişti:</p>
<p>-        <strong>Bu alanda özel teşvik uygulaması yapacağız. Burayı Türkiye açısından yüksek teknoloji üretebilen, katma değer yaratabilen bir sanayiye kavuşturmak istiyoruz.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa2320e3cc6c-1789014542.png" alt="" width="825" height="657" /></strong>Sermaye Piyasası Kurulu’ndan (SPK) halka arzına onay çıkan Sivas merkezli Net Global’in Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Haydar Aydın </strong>ve Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Berk Kuter</strong>, sohbet toplantısında Demirağ OSB’de vagon yatırımına girdiklerini bildirince, 2019 yılını anımsadım. Net Global’in Net Rail adıyla Demirağ OSB’de vagon üretimine başlayacak olmaları üzerine Sivas Sanayi ve Ticaret Odası’nın söz konusu OSB ile ilgili çalışmaları aklıma geldi.</p>
<p><strong>Haydar Aydın</strong>’a ailenin ilk iş hayatına girdiği günleri sorduk, <strong>“halka arz konusuyla karışmasın” </strong>diye kısa bilgi vermekle yetindi:</p>
<p>-        <strong>Ailemizin iş hayatına ilk girişi inşaat sektörü. Babam Mevlut Aydın müteahhit. Yalova’da 1999 Gölcük depreminde yıkılmayan nadir konutlar arasında yer alan siteyi inşa etmişti. Ben de Net Global’den ayrı işi olarak inşaat sektöründeyim. Halka arzla ilgisi yok o şirketin.</strong></p>
<p>Ailenin sanayi tarafının öyküsüne <strong>Berk Kuter </strong>girdi:</p>
<p>-        <strong>Net Global’in üretim hikayesi 2004 yılında yüksek yoğunluklu plastik boru ile başlıyor. Bu işte Haydar ve Ünal Aydın kardeşler ile amcaları Sami Aydın ortak. Sami Bey, Sivas’ta iki dönem Belediye Başkanlığı yapmıştı.</strong></p>
<p><strong>Berk Kuter, </strong>2004 yılında Sivas’ta çıkılan yüksek yoğunluklu boru üretimiyle çıkılan yolda önemli adımlar atıldığını belirtti:</p>
<p>-        <strong>Bugün farklı sanayi alanlarında faaliyet gösteren, yenilikçi çözümleri ve güçlü markalarıyla global ekonomide değer yaratan bir yapıya dönüştü. Şirketimizin 12 aylık cirosu 2.3 milyar lirayı buldu. Bu yılın ilk 6 aylık cirosu 1.03 milyar lira.</strong></p>
<p>Boru üretimiyle ilgili detay aktardı:</p>
<p>-        <strong>Boru üretimiyle çıktığımız bu süreçte bugün temiz su altyapılarından topraksız tarıma, yeşil enerjiden sürdürülebilir teknolojilere uzanan geniş bir ekosistem oluşturduk.</strong></p>
<p><strong>Haydar Aydın</strong>’a sorduk, Net Global yelpazesi altındaki şirketlerini sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Net Bor, Net Lab, Net Enerji, Net Green, Net Rail…</strong></li>
</ul>
<p><strong>Berk Kuter, </strong>aile ve şirketlerle ilgili kısa bilgiden sonra halka arz konusuna geçti:</p>
<p>-        <strong>Halka arzımızı yalnızca finansal bir kaynak yaratma aracı olarak değil, Net Global’in büyüme vizyonunu daha ileri taşıyacak stratejik bir adım olarak görüyoruz.</strong></p>
<p>Kaynağın kullanımıyla ilgili şu bilgiyi verdi:</p>
<p>-        <strong>Halka arzdan sağlanacak kaynakla kurumsal yapıyı daha güçlendirmeyi ve stratejik yatırım alanlarımızın başında gelen vagon üretimi başta olmak üzere yeni yatırımları hızlandırmayı hedefliyoruz. Global ölçekte büyüme potansiyelini daha ileri taşımayı amaçlıyoruz.</strong></p>
<p>Tacirler Yatırım liderliğindeki konsorsiyum tarafından yönetilen halka arzda talep toplamanın 9-10-11 Eylül 2026 tarihlerinde gerçekleştiğini vurguladı:</p>
<p>-        <strong>Halka açıklık oranımızı yüzde 28 olarak belirledik. Halka arz büyüklüğünün 2 milyar 233 milyon lira olmasını bekliyoruz. Halka arzdan sağlanacak kaynak yatırımların yanı sıra şirketimizin finansal yapısının güçlendirilmesinde kullanılacak.</strong></p>
<p>Halka arzdan sağlanacak kaynağın kullanımıyla ilgili dağlımı şöyle ortaya koydu:</p>
<ul>
<li><strong>Halka arzdan sağlanacak kaynağın yüzde 15-25’ini mevcut yatırımlarımızda kapasite artışı ve </strong>“koruge boru” <strong>üretim hattı kurulması için kullanacağız.</strong></li>
<li><strong>Diğer yüzde 20-30’luk bölümü Sivas Demirağ OSB2deki vagon fabrikamızın inşaatının tamamlanmasına, makine-ekipman yatırımlarının finansmanına ayıracağız.</strong></li>
<li><strong>Yine yüzde 25-35’i işletme sermayesi ihtiyacımızın karşılanmasında değerlendirilecek.</strong></li>
<li><strong>Kalan yüzde 20-30’luk kısmı ise finansal yapımızın daha dengeli ve güçlü hale getirilmesi için kısa vadeli banka kredilerinin azaltılması amacıyla değerlendireceğiz.</strong></li>
</ul>
<p>Halka arz başvurusu sonrasında SPK’daki bekleme süresiyle ilgili şu bilgiyi paylaştı:</p>
<p>-        <strong>SPK, halka arzda öncelik kriterlerini yeni açıkladı. Onlardan biri de, </strong>“Son 5 yılda merkezin veya gelirin yüzde 50’sinden fazlasının sağlandığı ilde borsada işlem görecek ilk şirket olunması”<strong>. Net Global, Sivas’ın halka arz olan ilk şirketi. Bizim izin bu vesileyle hızlandı.</strong></p>
<p>Babadan inşaatçı olan <strong>Haydar </strong>ve <strong>Ünal Aydın </strong>kardeşler ile amcaları <strong>Sami Aydın</strong>’ın plastik boru üretimi ile çıktıkları sanayi yolculuğu 22 yılda vagon üretimiyle birlikte halka arza da uzandı…</p>
<p>Net Global’in halka arz sonrası büyüme çıtasını daha yukarı taşıyacağı anlaşılıyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Almanya’da bir firmanın 88 bin, Türkiye’nin 18 bin vagonu var, bu işin önü açık</span></h2>
<p><strong>NET </strong>Global Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Berk Kuter, </strong>grubun vagon üretimine yönelmesinin temel nedenlerini anlatmaya şöyle başladı:</p>
<p>-        <strong>Bu alana yönelmemizin temelinde Türkiye’de demiryolu taşımacılığının stratejik bir sektör olarak konumlandırılması ve sektörde beklenen büyüme önemli rol oynadı.</strong></p>
<p>12’nci Kalkınma Planına işaret etti:</p>
<p>-        <strong>Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından hazırlanan ve 2024-2028 dönemini kapsayan 12’nci Kalkınma Planı kapsamında demiryolu taşımacılığı ülke açısından öncelikli alanlardan biri olarak belirlendi.</strong></p>
<p>Çin’den Avrupa’ya uzanması planlanan <strong>“Orta Koriddor” </strong>projesi üzerinde durdu:</p>
<p>-        <strong>Ayrıca Irak’ın FAV Limanı’ndan başlayarak Anadolu’ya ulaşması öngörülen </strong>“Kalkınma Yolu Projesi” <strong>gibi uluslararası lojistik koridorlarının hayata geçirilmesi ile demiryolu ve intermodal taşımacılık faaliyetlerinin artması bekleniyor.</strong></p>
<p>Modern bir <strong>“Hicaz Demir Yolu” </strong>projesinin de inşasının gündemde olduğunu kaydetti:</p>
<p>-        <strong>Türkiye, Suriye ve Ürdün Ulaştırma Bakanlıkları arasında imzalanan mutabakatla ilk adımı atılan proje kapsamında, öncelikle Türkiye’deki mevcut demiryolu ağının Halep’e kadar uzatılması ve Suriye’de eksik 30 kilometrelik hat üstyapısının tamamlanması planlanıyor.</strong></p>
<p>Sivas’ın vagon üretimindeki rolünü anımsattı:</p>
<p>-        <strong>Sivas’ın Cumhuriyet’in ilk yıllarından bu yana gerek Türkiye Raylı Sistem Araçları Sanayi A.Ş. (TÜRASAŞ) gerekse özel sektör kuruluşları aracılığıyla demiryolu araçları üretimi alanında gelişmiş ekosisteme sahip olması da bu yatırımı destekleyen unsurlar arasında yer alıyor.</strong></p>
<p>Vagon üretimini şirket açısından stratejik alan gördüklerini vurguladı:</p>
<p>-        <strong>Bu kapsamda </strong>‘Netrail’ <strong>markasıyla 200 bin metrekare arsa üzerinde 50 bin metrekarelik alanda AB standartlarında yüzde 100 yerli tasarım ve çok büyük yerlilik oranıyla çeşitli tiplerde yük vagonları ve alt komponentleri üretmeyi hedefliyoruz.</strong></p>
<p>Yatırımlar ilgili şu ayrıntıları verdi:</p>
<p>-        <strong>Konteyner taşıma vagonu, sarnıç vagon ve boji üretimine yönelik çalışmalarımız devam ediyor. Kuracağımız tesis kaynak ve üretim robotları, robotlu kumlama ve boya tesisleri, kalite kontrol laboratuvarı ve CNC tezgahları ile entegre bir üretim merkezi olacak.</strong></p>
<p>Vagon fabrikasının 50 bin metrekare alana sahip ilk bölümünde inşaatın 31 Ekim 2026’da biteceğini bildirdi:</p>
<p>-        <strong>Almanya’da sadece bir firmanın 88 bin vagonu var. Türkiye’de çoğu eski 18 bin vagon var. Yani, Türkiye’nin bu alanda çok ciddi açığı söz konusu. İlk iki yıl yılda 1500 vagon üreteceğiz. 100 bin metrekare kapalı alana ulaşınca 5 yılda yıllık üretim 3 bin adede çıkacak.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yıldızeli’nden Avrupa’ya domates ihraç ediyor</span></h2>
<p><strong>NET </strong>Global Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Berk Kuter, </strong>grubun Yıldızeli’nde <strong>“Net Green” </strong>adıyla 38 dönümlük kapalı alanda, jeotermal ile ısıtılan serada domates yetiştirdiğini bildirdi:</p>
<p>-        <strong>Yıllık 1900 ton kapasitemiz var. 11 ay hasat yapılıyor. Domateslerin tamamını yurtdışına gönderiyoruz. Sivas’tan Hollanda, İngiltere ve Almanya’ya ihraç ediyoruz.</strong></p>
<p>Seradaki verimle ilgili şu örneği verdi:</p>
<p>-        <strong>Topraklı tarımda bir fideden 4 kilogram domates alınırken bizim topraksız tarım yaptığımız serada bir fideden 20 kilogram ürün alabiliyoruz.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/plastik-boru-ile-23-milyar-lirayi-bulup-vagona-da-girdi-halka-arz-vizesi-sivasla-hizlandi-87156</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/6/1280x720/635-1789014560.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Plastik boru ile 2.3 milyar lirayı bulup ‘vagon’a da girdi, halka arz vizesi Sivas’la hızlandı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/buyukbasin-yuzde-56si-ciftcinin-yuzde-26si-sigortali-87154</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Büyükbaşın yüzde 56’sı, çiftçinin yüzde 26’sı sigortalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Tarımsal Bilgi Platformu kurucusu Prof. Dr. Bülent Gülçubuk, iklim değişikliği, savaşlar, su kıtlığı, üretim maliyetleri gibi unsurların tarım politikasında yeni bir destekleme modelini zorunlu kıldığını söyledi. Gülçubuk, Türkiye'nin yeni destekleme yaklaşımında, çiftçiye yalnızca “hangi ürünü ürettiği” için değil, nasıl ürettiği, ne kazanabileceği ve üretim sistemini geleceğe ne ölçüde hazırladığı için de destek verilmesi gerektiğini bildirdi. Türkiye’deki tarımsal destekleme modelindeki değişik ihtiyacına ilişkin EKONOMİ’ye değerlendirmede bulunan Gülçubuk, dünyadaki ve Türkiye’deki gelişmelerin tarımda desteklerin rotasının değişmesi gerektiğini gösterdiğini bildirdi.</p>
<h2>Verilen destek ve refah ilişkisi </h2>
<p>Artık sadece ürünü değil dayanıklılığı da desteklemeye ihtiyaç olduğunu ifade eden Gülçubuk, “İklim değişikliği, su kıtlığı, artan üretim maliyetleri, dünyadaki savaşlar-jeopolitik gerilimler, dünya ekonomisindeki çalkantılar, yüksek enflasyon ve piyasa belirsizlikleri Türkiye'nin tarım politikasında yeni bir destekleme modelini zorunlu kılıyor. Yeni dönemin temel sorusu artık “çiftçiye ne kadar destek veriyoruz?” değil, “verilen destek çiftçileri ve kırsalı geleceğin risklerine ne kadar hazırlıyor, verilen destekler üretim kadar kırsalda yaşayanların asgari yaşam ve refah gereksinimlerini karşılıyor mu?” olmalı” diye konuştu.</p>
<h2>Üretim fazla ama çiftçi mutsuz </h2>
<p>Türkiye'de tarım politikalarının en önemli hedefinin üretim ve en önemli araçlarından birinin çiftçi destekleri olduğunu anlatan Gülçubuk, “Mazot, gübre, ürün ve prim destekleri ile sübvansiyonlu krediler üretimin sürdürülebilmesi açısından kuşkusuz önemini koruyor. Ancak iklim değişikliğinin hızlanması, su kaynaklarının üzerindeki baskı, üretim maliyetlerinin yükselmesi ve piyasalardaki belirsizlikler, zayıf örgütlenme düzeyi destekleme politikasının kapsamının yeniden düşünülmesini gerektiriyor” dedi.</p>
<p>Bu yıl üretimin genellikle fazla olmasına rağmen çiftçideki mutsuzluğun da model değişikliğini zorunlu kıldığını dile getiren Bülent Gülçubuk, genel enflasyon ve tarımsal girdi fiyatlarındaki artışın çiftçilerin reel getiri elde etmelerini zorlaştırdığını bildirdi. Gülçubuk; güvenli gıda, , kırsal istihdam, biyolojik çeşitlilik, genç nüfusu kırsalda tutmak ve sanayiye hammadde sağlamak durumunda olduğu için tarımın çok işlevli bir ekonomik sektöre dönüştüğünü ifade etti. Geleneksel destekleme yaklaşımında üretim miktarı, maliyetler üzerinde olduğunu dile getiren Gülçubuk, yeni sistemin odağının çiftçinin ekolojik, teknolojik ve hatta hedonik (psikolojik tatmin) dayanıklılığı olması gerektiğini söyledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"SGK kapsamındaki çiftçi sayısı, sigortalı büyükbaş hayvanın yarısının da altında"</span></h2>
<p>Yeni paradigmada destekleme politikasının üç boyutlu düşünülmesi gerektiğini aktaran Bülent Gülçubuk, birincisinin üretimin devamlılığı için mevcut ilaç, gübre gibi desteklerin sürmesi olduğunu bildirdi. İkinci boyutun risk yönetimi olduğunu vurgulayan Gülçubuk, gelir güvencesi ve piyasa dalgalanmaları karşısında sigorta, gelir istikrarı mekanizmalarının güçlendirilmesinin önemine işaret etti. Risk yönetiminin üretim kadar insancıl da olması gerektiğini vurgulayan Bülent Gülçubuk, “Yani; üretim ile çiftçinin yaşamsal desteklerinin eşgüdümü oluşmalıdır. Şöyle ki; Türkiye’deki büyükbaş hayvanların yaklaşık %56’sı sigortalı iken, Çiftçi kayıt Sistemine kayıtlı çiftçilerin %26’sı (2,363 milyon çiftçiden 616 bini) SGK kapsamındadır. Yani SGK kapsamındaki çiftçi sayısı, sigortalı büyükbaş hayvan sayısının oransal yarısının da altındadır” dedi.</p>
<p>Gülçubuk üçüncü ve en önemli boyutun dönüşüm desteği olduğunu kaydederek, “Kamu kaynakları çiftçinin yalnızca bugünkü maliyetlerini karşılamak için değil, gelecekteki maliyetlerini ve risklerini azaltacak yatırımları gerçekleştirmesi için kullanılmalıdır. Bu sürdürülebilir kırsal yaşam ve tarımsal üretim için zorunluluktur artık. Bu nedenle destek sisteminde “girdi desteğinden dönüşüm desteğine” doğru kademeli bir geçiş gündeme gelmeli ve uygulanmalıdır” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Tercih değil zorunluluk haline geldi </strong></p>
<p>Tarım politikasının yeni denkleminin belirleyicisinin iklim değişikliği olduğunu vurgulayan Gülçubuk, bunun desteklerde dönüşümü tercihten çok zorunluluk haline getirdiğini anlattı. İklim politikalarıyla tarım destekleme politikasının artık birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini dile getiren Gülçubuk, “Gelecekte yalnızca "iklime uyum sağlayan" değil, iklim krizinin çözümüne katkı veren tarımsal üretim modelleri ve kırsal alanlar öne çıkacaktır. Bu çerçevede iklim pozitif tarımsal üretim ve kırsal kalkınma yaklaşımı benimsenebilir” dedi. Her bölgeye aynı destek döneminin değişmesi gerektiğini de söyleyen Gülçubuk, “Destekleme modelinde su bütçesi, iklim riski, toprak kapasitesi, bölgesel ürün deseni, sosyoekonomik yapı ve asgari refah düzeyinin dikkate alınarak bir politika uygulamasına geçilmesi gerekmektedir” ifadelerini kullandı. Tarımın sürdürülebilirliği için genç çiftçilere arazi ve hibeden fazlasının verilmesinin de önemli olduğunun altını çizen Bülent Gülçubuk, tarımdan uzaklaşmanın temel nedenini gelir düşüklüğüne bağlamanın yanlış olduğunu, belirterek “Gelir belirsizliği, sosyal yaşam olanaklarının sınırlılığı, eğitime erişimde fırsat eşitsizlikleri, teknolojiye erişim ve mesleğin gelecek perspektifi gençlerin kararlarını etkiliyor” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/buyukbasin-yuzde-56si-ciftcinin-yuzde-26si-sigortali-87154</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/8/1280x720/tarim-ciftcijpg-1752681783.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Büyükbaş hayvanların yüzde 56’sının sigortalı olmasına karşın çiftçilerin yalnızca yüzde 26’sının SGK kapsamında bulunduğuna işaret eden AÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Gülçubuk, tarımsal destekleme modelinin yeniden tasarlanması gerektiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fon-cikislari-130-milyara-dayandi-87153</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon çıkışları 130 milyara dayandı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu geçen ay sonundan bu yana yatırım fonlarına yönelik adım üstüne adım atıyor. Haziran sonunda küresel endeks sağlayıcı MSCI’nın başlayan uyarılarından sonra hızlandırılan çalışmalarla 28 Ağustos’tan bu yana önce yatırım fonlarında köklü değişiklikler getiren düzenlemeyi devreye aldı dün de fiili dolaşım oranı hesaplamasında değişikliğe gitti. Tüm bu yenilikler sonrası 28 Ağustos’tan bu yana TEFAS’a açık yatırım 1047 fondan 128 milyar 749 milyon 127,5 bin liranın net çıkış yaşandı, yatırımcı sayısı 15 bin 817 azaldı. Borsa İstanbul’da da değişikliklerin etkisi derinden hissedildi bu dönemde BİST30 endeksi yükselişiyle dikkat çekerken, BİSTTUMY ile BİST500 endeksleri ise düşüş yaşadı.</p>
<h2>Endeks değişiklikleri 20 Eylül’de</h2>
<p>Küresel endeks sağlayıcı MSCI mayısta ilk somut adımını atarak pay sahipliği yapısındaki soru işaretleri nedeniyle bazı Türk şirketlerinin fiili dolaşım oranlarını aşağı yönlü revize etti ve bazı hisseleri endeksten çıkardı. Haziran sonuna doğru ise küçük ölçekli şirketlerdeki koordineli işlemlerin ve şeff af olmayan fon sahipliklerinin fiili dolaşım pay oranlarını yapay olarak şişirdiğini vurguladı ve Kasım 2026'ya kadar somut ve güvenilir ilerleme sağlanmazsa Türkiye'nin küme düşme adımını başlatabileceğini duyurdu. Temmuz başında ise uyarı tonu biraz daha sertleşti ve Türk hisselerini şirket bazında tek tek inceleyeceğini ve kurallara uymayan fonların elindeki payları fiili dolaşım dışı ilan edeceğini açıkladı.</p>
<p>Bu uyarıların ardından SPK ve Takasbank adımları gelmeye başladı. SPK 28 Ağustos'ta serbest fonları temel alan büyük düzenlemesinde öncelikle fonların içindeki şirketlerin pay sahipliğine göre sınırlamalar getirdi, dün ise fiili dolaşım oranına müdahale etti. Dünkü duyuruda pay sahipliğinde bildirim sınırı yüzde 5'ten yüzde 3'e indirildi, en kritik adım ise fiili dolaşım oranları hesaplanırken dolaylı ortaklıklar ve fonların arkasındaki gerçek sahipler de hesaba dahil edildi. Şimdi gözler Borsa İstanbul'da. 20 Eylül yeni endeks değişikliği bu yeni fiili dolaşım hesabıyla yapılacak ve özellikle BİST30'a girip çıkabilecek hisseler daha dikkatli izlenecek. Kasım 2026 ise MSCI'nın endeks incelemesi dönemi olarak takip edilecek.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa22dfa284b8-1789013498.png" alt="" width="999" height="664" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa22e0713432-1789013511.png" alt="" width="652" height="248" />En yüklü para çıkışı 53.4 milyar lira </h2>
<p>İşte SPK’nın 28 Ağustos’ta başlayan ve dün de devam eden değişiklikleri TEFAS’a açık yatırım fonlarında yansımasını buldu. TEFAS verilerine göre TEFAS’a açık 1047 fondan 28 Ağustos’tan bugüne 128 milyar 749 milyon 127,5 bin liralık net çıkış yaşandı. Para çıkışının yanı sıra yine aynı dönemde 15 bin 817 yatırımcı da ayrıldı. Bu dönemde en fazla net para çıkışı olan fon 53.4 milyar lira ile Pusula Portföy Para Piyasası Fonu olurken onu 42.7 milyar lira ile Tera Portföy Birinci Serbest Fonu izledi. Yapı Kredi Para Piyasası Serbest Fonu'ndan 31.6 milyar lira, Garanti Portföy İkinci Para Piyasası Fonu'ndan 27.4 milyar lira net çıkış yaşandı. Yapı Kredi Portföy İkinci Para Piyasası Serbest Fonu'ndan 23.6 milyar lira, Pusula Portföy İkinci Para Piyasası Fonu'ndan 19.4 milyar lira, Deniz Portföy Para Piyasası Fonu'ndan ise 18.9 milyar lira çıktı. 28 Ağustos'tan bugüne 10 milyar lira üzerinde net para girişi yaşanan 12 fon dikkat çekti.</p>
<p>Net para çıkışının yanı sıra yatırımcı kaybıyla da öne çıkan fonlar bulunuyor. TEFAS verilerine göre 28 Ağustos'tan bugüne en çok yatırımcı çıkışı 48 bin 27 ile Pusula Portföy Hisse Senedi Fonu'nda yaşandı. İkincilik ve üçüncülük de Pusula Portföy fonlarında yatırımcı çıkışında. Pusula Portföy Birinci Değişken Fonu'nda 15 bin 624, Pusula Portföy Para Piyasası Fonu'ndan ise 10 bin 449 yatırımcı kaybı gerçekleşti. Tera Portföy Birinci Serbest Fonu'nun yatırımcı kaybı ise 6 bin 954 oldu.</p>
<p>Veriler yönetmelik sonrası yatırım fonları getirilerinin de değiştiğini ortaya koyuyor. Düzenlemeler sonrası en fazla kayıp yüzde 64,49 ile Pusula Portföy Hisse Senedi Fonu'nda gözlenirken, onu yüzde 61 kayıpla Pusula Portföy Birinci Değişken Fonu oldu. Bulls Portföy Birinci Serbest Fonu yüzde 32,43, Bulls Portföy Voltran Katılım Serbest Fonu da yüzde 32,28 kaybettirdi bu dönemde. Re-Pie Portföy İkinci Hisse Senedi Serbest Fonu'nda 28 Ağustos'tan bugüne getiri kaybı yüzde 24,54.</p>
<h2>En yüklü giriş 48.6 milyar lira oldu</h2>
<p>Yönetmelik değişikliği TEFAS'a açık fonlarda toplamda net para çıkışına neden olsa da bazı fonlara bu dönemde net giriş yaşandı. 28 Ağustos'tan bugüne en fazla net giriş 48,6 milyar TL ile Tera Portföy Hisse Senedi Fonu'nda gerçekleşirken, Garanti Portföy ÖPY Serbest Özel Fonu'na 34.5 milyar lira net giriş oldu. Yapı Kredi Portföy Birinci Serbest Fonu'na da 32.9 milyar lira, Tera Portföy Para Piyasası Fonu'na ise 31.2 milyar lira giriş oldu. 9 yatırım fonuna bu dönemde net para girişi 10 milyar lirayı aştı. 28 Ağustos'tan bu yana en yüksek getiriyi ise Atlas Portföy Sentiment Serbest Fonu yüzde 12,87 ile sağladı. Ak Portföy Petrol Yabancı BYF Fon Sepeti Fonu yüzde 10, Atlas Portföy Serbest Fon yüzde 9,79, Ziraat Portföy Üçüncü Serbest Fon yüzde 8,50, Tera Portföy Dördüncü Hisse Senedi Serbest Fon yüzde 8,04, Tera Portföy Hisse Senedi Fonu ise yüzde 7,41, Rota Portföy Yedinci Hisse Senedi Fonu ise yüzde 7,22 getiri verdi.</p>
<h2>BİST30 endeksi getiride ayrışıyor </h2>
<p>Yatırım fonlarındaki değişikliklerin Borsa İstanbul endekslerine yansıması da çarpıcı oldu. 28 Ağustos’tan dün saat 13.25 itibariyle BİST100 endeksi yüzde 0,78, BİST500 endeksi yüzde 2,06, BİSTTUMY yani BİST100 dışı hisseler yüzde 4,79 kayıpta. Bu dönemde sağladığı yüzde 2,73 getiriyle BİST30 endeksi öne çıkarken BİST50 endeksi de yüzde 0,5 yükseldi.</p>
<p>Yatırım fonlarına yönelik hisse kısıtları BİST30 endeksi hisselerini kapsamıyor. Bu nedenle yatırım fonları değişikliklere uyum sağlama döneminde portföylerine daha fazla BİST30 hissesi alma gayretinde. Öyle ki piyasa uzmanlarının verdiği bilgiye göre önceki gün bir portföy yönetim şirketinin yaptığı alımlarla banka hisselerinin de aralarında bulunduğu 5 hissenin tavan gördü. Uzmanlar bu portföy yönetim şirketinin önceki gün BİST30 hisselerine 18 milyar liralık alım yaptığını belirtti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Limit yüzde 3’e indi, fondaki paylara yakın takip</span></h2>
<p>SPK, fiili dolaşım oranı ve pay sahipliğine ilişkin kararlarını açıkladı. Buna göre, 11 Eylül'den itibaren kurul, borsada işlem gören ihraççıların sermayesindeki pay sahipliği bildirim yükümlülük sınırının yüzde 3 olmasına karar verdi. Diğer taraftan doğrudan yüzde 3 ve üzeri paya sahip gerçek ve tüzel kişileri gösteren tablo ile serbest fonlar dahil dolaylı yoldan yüzde 10 ve üzeri pay sahipliklerini gösteren tablo, Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) tarafından anlık güncellenecek. MKK tarafından açıklanan dolaylı pay sahipliği verileri pay alım teklifi yükümlülüğü gibi dolaylı pay sahipliğinin değerlendirildiği düzenlemeler açısından doğrudan esas alınabilecek nitelik arz etmeyecek. Fiili dolaşımdaki pay kavramı "halka açıklık oranını gösteren kavram" olarak tanımlanacak ve fi ili dolaşımdaki pay oranı MKK tarafından izlenebilen paylar üzerinden hesaplanan fi ili dolaşımdaki pay adedinin MKK’nin izleyebildiği toplam pay adedine bölünmesi suretiyle hesaplanacak. Kamu tüzel kişiliğinin mülkiyetindeki paylar ile şirketin, şirket kurucularının ve konsolidasyona tabi ilişkili kuruluşların sahip olduğu paylar hesaba dahil edilmeyecek. Geri Alınan Paylar Tebliği ve pay geri alımlarına ilişkin SPK ilke kararları kapsamında gerçekleştirilen geri alım işlemleriyle alınan paylar da fi ili dolaşım dışında tutulacak. Şirket sermayesinin yüzde 10 veya daha fazlasına sahip ortakların ellerindeki paylar da aynı kapsamda değerlendirilecek.</p>
<p>Şirketin yönetim kurulu ve denetim kurulu üyeleri, genel müdür veya yetki ve görevleri itibarıyla genel müdüre denk ya da daha üst konumlarda görev yapanların sahip olduğu paylar da fi ili dolaşım hesabına dahil edilmeyecek. Genel müdüre veya genel müdüre denk kişilere doğrudan bağlı olarak çalışan genel müdür yardımcısı ve benzeri unvanlara sahip üst düzey yöneticilerin payları da kapsam dışında tutulacak. Şirketlerin sandık ve vakıflarının mülkiyetindeki paylar da hesaplamaya dahil edilmeyecek. Sermaye piyasası mevzuatı kapsamında özkaynak olarak verilenler, kredili işlemle alınarak teminata konu edilenler veya İstanbul Takas ve Saklama Bankası AŞ piyasaları için teminata konu edilenler dışında teminat olarak verilen paylar da fi ili dolaşım dışında tutulacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Tera, Pusula ve iştiraklerini almak için görüşüyor</span></h2>
<p>SPK’nın fon düzenlemeleri sonrasında sektörde ilk satın alma haberi Tera Grubu’ndan geldi. Tera Yatırım Menkul Değerler’den Kamuyu Aydınlatma Platformu’na yapılan açıklamaya göre Tera Grubu'nun finansal hizmetler alanındaki büyüme stratejisi, faaliyet alanlarının genişletilmesi ve güçlü bir finansal ekosistem oluşturulması hedefleri doğrultusunda Pusula Finans Holding ve bağlı şirketlerini satın almak için görüşmelere başladı. KAP açıklamasında “Pusula Finans Holding payları ile Pusula Finans Holding’in hissedarı olduğu Pusula Portföy Yönetimi, Pusula Yatırım Menkul Değerler ve Katılım Evim Tasarruf Finansman başta olmak üzere, Pusula Finans Holding ve hissedarlarının bağlı şirketlerinden oluşan iktisadi bütünlükteki payların Tera Grubu şirketleri tarafından devralınmasına yönelik olarak mevcut pay sahipleriyle görüşmelere başlanmıştır” denildi. Açıklamada, planlanan işlemin Tera Grubu'nun sermaye piyasaları, portföy yönetimi, yatırım hizmetleri ve finansal hizmetler alanlarındaki mevcut faaliyetlerinin ölçeğini ve çeşitliliğini artırma stratejisinin önemli bir adımını oluşturduğu kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fon-cikislari-130-milyara-dayandi-87153</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/8/1280x720/lira-para-1768278911.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel endeks sağlayıcı MSCI’nın sert uyarıları sonrası harekete geçen Sermaye Piyasası Kurulu, 28 Ağustos’tan bu yana yaptığı açıklamalarla fon ve hisse senedi piyasasında köklü değişikliklere imza attı. Bu değişiklikler sonrası TEFAS’a açık yatırım fonlarından 128.8 milyar liralık çıkış yaşanırken bazı fonlarda aynı dönemde yatırımcının kaybı yüzde 65’e dayandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kahramanmaras-osbde-yesil-donusum-hiz-kazaniyor-87211</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kahramanmaraş OSB’de yeşil dönüşüm hız kazanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş Organize Sanayi Bölgesinin (OSB) üretim gücünü çevre ve enerji yatırımlarıyla desteklediği belirtildi. </p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, Kahramanmaraş’ın önemli üretim merkezlerinden Kahramanmaraş OSB, sanayide üretim kapasitesini artırırken çevre dostu ve sürdürülebilir üretim altyapısını da güçlendiriyor. 1976 yılında kurulmasına karar verilen ve 320 hektarlık alanda faaliyet gösteren OSB’de sanayileşme 2003 yılında başladı.</p>
<p>70 sanayi parselinin 58’inde aktif üretim gerçekleştirilen bölgede tekstil, teknik tekstil, mutfak eşyaları, alüminyum, mobilya, yalıtım malzemeleri, medikal ve sağlık ürünleri, endüstriyel iklimlendirme, güneş paneli ve gıda sektörlerinde faaliyet gösteren işletmeler bulunuyor. Üretimdeki firmalar yaklaşık 11 bin 712 kişiye istihdam sağlıyor.</p>
<p><strong>"Enerji tüketimi üretim gücünü ortaya koyuyor"</strong></p>
<p>Kahramanmaraş OSB Yönetim Kurulu Başkanı Hacı Hüseyin Dinçer, bölgedeki enerji tüketiminin üretim hacminin önemli göstergelerinden biri olduğunu belirtti.</p>
<p>Dinçer, 2025 yılında OSB’de toplam 389 milyon 763 bin 382 kWh elektrik tüketildiğini, 2026 yılının ilk sekiz ayında ise tüketimin 269 milyon 991 bin 78 kWh seviyesine ulaştığını söyledi.</p>
<p>Enerji maliyetlerinin sanayicilerin üretim giderleri içerisindeki önemine dikkat çeken Dinçer, enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji yatırımlarının artık sanayi açısından stratejik bir gereklilik haline geldiğini vurguladı.</p>
<p><strong>135 megavatı aşan güneş enerjisi kapasitesi</strong></p>
<p>Verilen bilgiye göre Kahramanmaraş OSB’de yenilenebilir enerji yatırımlarının önemli bölümünü güneş enerjisi oluşturuyor. Bölgede fabrikaların çatıları ve tahsisli araziler üzerinde kurulan toplam 40 Güneş Enerjisi Santrali bulunuyor. Bu tesislerin toplam kurulu gücü ise 135 megavatı aşıyor.</p>
<p>Sanayicilere ait GES’lerin işletmelerin kendi elektrik tüketimlerini karşılamasına katkı sunduğunu belirten Dinçer, yatırımların hem enerji maliyetlerini azaltmaya hem de bölgenin yenilenebilir enerji kullanımını artırmaya katkı sağladığını ifade etti.</p>
<p>OSB yönetimi tarafından da enerji maliyetlerini düşürmek, karbon salımını azaltmak ve sürdürülebilir üretimi desteklemek amacıyla 5,39 megavat kurulu güce sahip bağımsız GES yatırımı hayata geçirildi. Bu santral sayesinde OSB’nin yıllık yaklaşık 9 milyon kWh enerji ihtiyacının temiz kaynaklardan karşılanması hedefleniyor. OSB’nin resmi açıklamalarında da GES yatırımının sanayicinin enerji maliyetlerini düşürmesi ve sürdürülebilir üretim altyapısını güçlendirmesi amaçlandığı belirtiliyor.</p>
<p>Çevresel sürdürülebilirlik çalışmalarını enerji yatırımlarıyla sınırlı tutmayan Kahramanmaraş OSB, sanayi tesislerinden kaynaklanan atık suların arıtılması için de çalışmalarını sürdürüyor.Bölgede faaliyet gösteren fabrikaların atık suları, günlük 4 bin metreküp kapasiteli atık su arıtma tesisinde arıtılıyor. 7 gün 24 saat esasına göre çalışan tesis sürekli olarak izlenirken, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından da düzenli olarak denetleniyor.Bu yatırımla doğal su kaynaklarının korunmasına katkı sağlanırken, sanayi üretiminin çevre üzerindeki etkilerinin azaltılması amaçlanıyor.</p>
<p><strong>Enerji hatları yer altına alınıyor</strong></p>
<p>OSB’nin enerji altyapısında da modernizasyon çalışmaları yürütülüyor. Havai elektrik iletim hatlarının yer altına alınması için başlatılan inşaat çalışmaları devam ediyor.Yer altı enerji dağıtım sistemleriyle teknik kayıpların ve kesinti risklerinin azaltılması, enerji arz güvenliğinin artırılması hedefleniyor. Çalışmaların aynı zamanda daha güvenli, modern ve estetik bir sanayi altyapısının oluşturulmasına katkı sağlaması bekleniyor.</p>
<p><strong>Hedef sürdürülebilir sanayi bölgesi</strong></p>
<p>Kahramanmaraş OSB yönetimi, önümüzdeki dönemde yenilenebilir enerji yatırımlarını artırmayı, enerji verimliliğini yükseltmeyi ve karbon ayak izini azaltmayı hedefliyor. Yeşil dönüşüm, sıfır atık ve çevre dostu üretim uygulamalarının yaygınlaştırılması da öncelikler arasında yer alıyor.</p>
<p>Hacı Hüseyin Dinçer, üretim ile çevrenin birlikte korunması gerektiğini belirterek, “Çevre dostu bir organize sanayi bölgesi olarak temel hedefimiz; üretim, çevre ve sürdürülebilirliği bir arada yönetebilen örnek bir sanayi ekosistemi oluşturmaktır” dedi.</p>
<p>Dinçer, OSB’nin daha temiz, çevreci ve verimli bir yapıya kavuşması için çalışmaların aralıksız sürdüğünü belirterek, “Yönetim kurulundaki arkadaşlarımız ve ekibimizle birlikte bölgemizi daha ileriye taşımak için 7/24 esaslı var gücümüzle çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kahramanmaraş OSB’nin yenilenebilir enerji yatırımlarında son dönemde önemli bir ivme yakalaması da dikkat çekiyor. OSB’nin resmi verilerine göre işletmelerin elektrik tüketiminin yaklaşık yarısı güneş enerjisi santrallerinden karşılanıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kahramanmaras-osbde-yesil-donusum-hiz-kazaniyor-87211</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/1/1280x720/kahramanmaras-osbde-yesil-donusum-hiz-kazaniyor-1789031874.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kahramanmaraş OSB’de 40 GES’in toplam kurulu gücü 135 megavatı aşarken, bölgenin kendi GES yatırımıyla yıllık 9 milyon kWh elektriğin temiz enerjiden karşılanması hedefleniyor. Üretim ile çevrenin birlikte korunması gerektiğini söyleyen Kahramanmaraş OSB Yönetim Kurulu Başkanı Hacı Hüseyin Dinçer, “Çevre dostu bir organize sanayi bölgesi olarak temel hedefimiz; üretim, çevre ve sürdürülebilirliği bir arada yönetebilen örnek bir sanayi ekosistemi oluşturmaktır” ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/4-sirketin-sermaye-artirimina-onay-87200</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 4 şirketin sermaye artırımına onay</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), haftalık bültenini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, Kurul, Mega Metal Sanayi ve Ticaret AŞ'nin 2 milyar 279 milyon liralık, Kordsa Teknik Tekstil AŞ'nin 3 milyar 501 milyon 331 bin 195 liralık, Hareket Proje Taşımacılığı ve Yük Mühendisliği AŞ'nin 1 milyar 497 milyon 600 bin liralık, İnfo Yatırım Menkul Değerler AŞ'nin 960 milyon 336 bin liralık bedelsiz sermaye artırımını onayladı.</p>
<p>Şeker Faktoring AŞ'nin 1,5 milyar liralık, Kapital Gayrimenkul Yatırımı Geliştirme ve İşletmecilik AŞ'nin 500 milyon liralık, İnfo Yatırım Menkul Değerler AŞ'nin 6 milyar liralık, Doğru Varlık Yönetim AŞ'nin 250 milyon liralık, Ahlatcı Yatırım Menkul Değerler AŞ'nin 1 milyar liralık, ING Finansal Kiralama AŞ'nin 1 milyar liralık, Eko Faktoring AŞ'nin 75 milyon liralık, MNG Faktoring AŞ'nin 340 milyon liralık borçlanma aracı ihraç başvurularına izin verildi.</p>
<p>Kurul, KT Sukuk Varlık Kiralama AŞ'nin 5 milyar liralık, DK Yıldız Varlık Kiralama AŞ'nin 2 milyar liralık kira sertifikası ve VDMK ihracı başvurularını onayladı.</p>
<p>Osmanlı Portföy BIST 30 Kaldıraçlı 2X Endeksi Hisse Senedi Yoğun (TL) Borsa Yatırım Fonu'nun kuruluşuna izin verilmesi ve katılma paylarının halka arzına ilişkin izahnamenin onaylanması talebi olumlu karşılandı.</p>
<p>Kuveyt Türk Portföy Yönetimi AŞ İkinci Karma Girişim Sermayesi Yatırım Fonu'nun kuruluşuna izin verildi, katılma paylarının ihracına ilişkin ihraç belgesi onaylandı.</p>
<p>ANATOLIA Gayrimenkul ve Girişim Sermayesi Portföy Yönetimi AŞ Onuncu Girişim Sermayesi Yatırım Fonu'nun katılma paylarının ihracına ilişkin ihraç belgesine de onay verildi.</p>
<p>Kurul, Deniz Portföy ZB Serbest (Döviz) Özel Fon, Deniz Portföy Ors Hisse Senedi Serbest Özel Fon (Hisse Senedi Yoğun Fon), Deniz Portföy Yönetimi AŞ Beşinci Gayrimenkul Yatırım Fonu, Hedef Portföy Yönetimi AŞ Dördüncü Proje Gayrimenkul Yatırım Fonu, İş Portföy Yönetimi AŞ T-Fon Proje Gayrimenkul Yatırım Fonu'nun tasfiye edilmelerine izin verilmesi taleplerini olumlu karşıladı.</p>
<p>DK Portföy Yönetimi AŞ'nin 100 milyon lira olan çıkarılmış sermayesinin 300 milyon liraya artırılmasına izin verildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/4-sirketin-sermaye-artirimina-onay-87200</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/spk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK, Mega Metal, Kordsa Teknik Tekstil, Hareket Proje ile İnfo Yatırım&#039;ın bedelsiz sermaye artırımına onay verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eslok-kayit-disi-gida-satislarina-karsi-ortak-denetim-cagrisi-yapti-87198</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kayıt dışı gıda satışlarına karşı ortak denetim çağrısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Eskişehir Lokantacılar ve Kasaplar Esnaf Odası (ESLOK) Başkanı Murat Arnik ve yönetim kurulu üyeleri, Eskişehir Valisi Dr. Erdinç Yılmaz’ı makamında ziyaret etti.</p>
<p>Çalışma toplantısı niteliğinde gerçekleştirilen görüşmede kayıt dışı ekonomiyle mücadele, ruhsatsız ve denetimsiz seyyar gıda satışlarının önlenmesi, halk sağlığının korunması ve kurumlar arasındaki denetim mekanizmasının güçlendirilmesi ele alındı. Şehir dışından gelen geçici ticari organizasyonlara alan tahsis edilmesi ile Eskişehir Yerel Esnaf Fuarı projesi de toplantının gündeminde yer aldı.</p>
<p><strong>“Ruhsatlı esnaf yalnız bırakılamaz”</strong></p>
<p>Kentte faaliyet gösteren yaklaşık 5 bin yiyecek-içecek işletmesi ile sektörden geçimini sağlayan yaklaşık 65 bin çalışanın beklenti ve sorunlarını Vali Yılmaz’a aktardıklarını belirten Arnik, kayıt dışılığın hem kent ekonomisine hem de halk sağlığına zarar verdiğini söyledi. Arnik, “Ruhsatını alan, vergisini ödeyen, çalışanının sigorta primini yatıran, hijyen ve gıda güvenliği kurallarına uyan esnafımız, kayıt dışı ve denetimsiz faaliyetler karşısında yalnız bırakılamaz. Esnafımızın emeğini korumak; Eskişehir’in ekonomisini ve istihdamını korumak anlamına geliyor. Aynı zamanda vatandaşlarımızın güvenilir gıdaya ulaşma hakkını da savunuyoruz. Sayın Valimizin çözüm odaklı yaklaşımı ve kurumlar arası iş birliğine verdiği önem esnaf teşkilatımıza güven verdi” dedi.</p>
<p><strong>Akşam denetimleri artırılmalı</strong></p>
<p>Kayıt dışı satışların özellikle mesai saatlerinin ardından yoğunlaştığına dikkat çeken Arnik, denetimlerin de sahadaki faaliyet saatlerine göre planlanması gerektiğini dile getirdi. Valilik koordinasyonunda belediyelerin zabıta ve ruhsat birimleri, vergi dairesi, İl Sağlık Müdürlüğü, İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, Ticaret İl Müdürlüğü, Sosyal Güvenlik Kurumu, emniyet, jandarma ve meslek odaları arasında kesintisiz bilgi akışı kurulmasını isteyen Arnik, şöyle konuştu:</p>
<p>“Denetimler yalnızca ruhsat veya vergi kaydıyla sınırlı kalmamalıdır. Ürün kaynağı, fiş ve fatura düzeni, gıda işletmesi kayıt ve onay belgeleri, çalışanların sosyal güvenlik kayıtları, etiket bilgileri, muhafaza şartları, soğuk zincir, izlenebilirlik ve hijyen koşulları birlikte incelenmelidir. Bir kurumun tespit ettiği aykırılık diğer kurumlardan habersiz kalmamalı, işlem sonuçlanıncaya kadar ortak takip sürdürülmelidir. Kayıt dışı faaliyetler akşam saatlerinde yoğunlaşıyorsa denetimlerin de aynı saatlerde yapılması gerekir.”</p>
<p>Emek, 71 Evler, Çamlıca, Gündoğdu, Vadişehir ve Çankaya mahallelerinde saat 17.00’den sonra ruhsatsız ve denetimsiz satışların yoğunlaştığını bildiren Arnik, yalnızca tutanak tutulmasının yeterli olmayacağını vurguladı. Tespit edilen faaliyetlere karşı vergi, ruhsat, işgal, sosyal güvenlik ve gıda mevzuatı bakımından eş zamanlı işlem yapılmasını isteyen Arnik, amaçlarının aynı faaliyetin başka bir noktada yeniden kurulmasını önlemek olduğunu kaydetti.</p>
<p><strong>“Yerel esnafı dışlayan yapılara karşıyız”</strong></p>
<p>Şehir dışından gelen bazı organizasyonların “yöresel ürün festivali”, “lezzet festivali” veya “konser” adı altında geçici satış alanlarına dönüştürüldüğünü ifade eden Arnik, kültürel etkinliklere karşı olmadıklarının altını çizdi. Arnik, “Şehir dışından gelen bütün ticari organizasyonlar da yerel esnafımızdan istenen vergi, ruhsat, hijyen, gıda güvenliği, ürün kaynağı, alan kullanım izni ve tüketici hakları kurallarına eksiksiz biçimde tabi olmalıdır. Yerel esnafı dışlayan, denetimden uzak kalan ve haksız rekabet oluşturan yapılara itiraz ediyoruz. Eskişehir esnafından daha ayrıcalıklı hiçbir ticari organizasyon olamaz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Yerel Esnaf Fuarı önerisi</strong></p>
<p>Eskişehir Yerel Esnaf Fuarı’nın Valilik öncülüğünde düzenlenmesini önerdiklerini açıklayan Arnik, projenin Eskişehir Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği, meslek odaları, yerel yönetimler ve ilgili kamu kurumlarının iş birliğiyle hayata geçirilebileceğini söyledi. Kentin lokantacısı, kasabı, pastacısı, fırıncısı, üreticisi ve yöresel değerlerinin daha görünür hâle gelmesi gerektiğini belirten Arnik, şehrin imkânlarının istihdam sağlayan, vergi ödeyen ve kazancını Eskişehir’de bırakan işletmelerin gelişmesine katkı sunmasını istedi.</p>
<p>ESLOK olarak vatandaşlardan ve esnaftan gelen ihbarları yetkili kurumlara iletmeye devam edeceklerini aktaran Arnik, “Riskli bölgeleri kayıt altına alacak, kayıt dışı faaliyetleri tespit ederek ilgili kurumlara bildirecek ve sonuç alınıncaya kadar takip edeceğiz. Eskişehir Valimiz Dr. Erdinç Yılmaz’ın öncülüğünde, ilgili kurumlarımızın iş birliğiyle kayıt dışı ve denetimsiz yapılara karşı mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eslok-kayit-disi-gida-satislarina-karsi-ortak-denetim-cagrisi-yapti-87198</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/8/1280x720/477-1789025447.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eskişehir Lokantacılar ve Kasaplar Esnaf Odası Başkanı Murat Arnik, yaklaşık 5 bin işletme ile 65 bin sektör çalışanının kayıt dışı ve denetimsiz satışlar nedeniyle haksız rekabetle karşı karşıya kaldığını söyledi. Arnik, Eskişehir Valisi Dr. Erdinç Yılmaz’ın öncülüğünde kurumlar arasında kurulacak koordinasyonla özellikle akşam saatlerinde denetimlerin artırılmasını istedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/solen-betterway-ile-abdde-buyuyecek-markalari-super-bowlda-gorunecek-87196</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Şölen, Betterway ile ABD’de büyüyecek, markaları Super Bowl’da görünecek&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türkiye’nin önde gelen atıştırmalık üreticilerinden Şölen, küresel büyüme stratejisinde rotayı ABD’ye çevirdi. Şirket, değişen tüketici eğilimleri doğrultusunda geliştireceği yeni markası Betterway’i önce Türkiye’de, ardından ABD’de satışa sunacak.</p>
<p>Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de düzenlenen basın toplantısında konuşan Şölen CEO’su Erdoğan Çoban, Betterway’in özellikle protein ve lif talebi artan tüketicilere yönelik geliştirildiğini anlattı. Yeni markanın ve aynı zamanda yeni kategorinin ilk aşamada yaklaşık 8 ürünle yola çıkacağını belirten Çoban, portföyde barın yanı sıra kraker, cips, kek ve bisküvi gibi farklı ürün gruplarının yer alacağını söyledi. Çoban, “Tüketici bize ‘Sevdiğim bisküviyi ya da çikolatayı değiştirme ama günlük protein ve lif ihtiyacımı karşılayacak başka bir ürün de sun’ diyor. Aynı ihtiyacı mevcut markaların altında çözmenin doğru olmadığını düşündük ve BetterWay’i yaratma kararı aldık” diye konuştu. BetterWay’in lansmanını kasım ayının ilk haftasında Türkiye’de yapacaklarını açıklayan Çoban, sonrasında ABD pazarına gireceklerini söyledi. ABD’yi şirket açısından öncelikli büyüme alanlarından biri olarak tanımlayan Çoban, “ABD’de tüketici trendleri Avrupa’dan da hızlı ilerliyor. Dünyadaki trendleri belirleyen pazarlardan biri. Betterway ile birlikte Biscolata ve Ozmo tarafında da pazara sunmak istediğimiz ürünlerimiz var" ifadelerini kullandı. </p>
<h2>Super Bowl’a reklam verecek </h2>
<p>Şölen’in ABD’de halihazırda Amazon üzerinden satış yaptığını ve ürünlerinin yüksek tüketici puanlarına ulaştığını ifade eden Çoban, şirketin perakende kanalında da büyümeyi hedeflediğini söyledi. Walmart ve Costco ile stratejik iş birlikleri bulunduğunu kaydeden Çoban, “Onlara özel ürünler geliştiriyoruz, aynı zamanda kendi markalarımızı da raflarına taşımaya yönelik planlarımız var. Çok yakın gelecekte Amerika operasyonunu hızlı şekilde büyütme planlarımız var” diyerek Super Bowl’da reklam verme hedefini de dile getirdi. ABD gibi dev bir pazara yalnızca hacim peşinde koşarak girmek istemediklerini kaydeden Çoban, “Bizim amacımız orada belirli bir kategoriyi sahiplenmek, ürünü büyütmek ve marka hikayesi yaratmak. Günün birinde Super Bowl’da Şölen markalarını görmek istiyoruz. Bu çok uzak gelecek için söylediğim bir şey değil” dedi. ABD atıştırmalık pazarının Türkiye’nin çok üzerinde bir büyüklüğe sahip olduğuna dikkat çeken Çoban, Türkiye pazarının yaklaşık 5 milyar dolar düzeyinde olduğunu, ABD’de ise bunun yaklaşık 20 katı büyüklükten söz edilebileceğini belirtti.</p>
<h2>2026 cirosu 720 milyon dolara gidiyor </h2>
<p>2025’i 650 milyon doların izerinde ciro ile kapatan Şölen’in 2026 yılı hedefinin yaklaşık 720 milyon dolar ciro olduğumu kaydeden Çoban, şirket gelirlerinin yüzde 50-55’inin ihracattan geldiğini açıkladı. Şirket cirosunun yüzde 90’ının kendi markalarından oluştuğunu ifade eden Çoban, private label ve zincirlerle yapılan iş birliklerinin payının ise yaklaşık yüzde  10 seviyesinde olduğunu söyledi. Şirketin bugüne kadar yaklaşık 1,2 milyar dolarlık yatırım gerçekleştirdiğini dile getiren Çoban, Şölen’in 120’ye yakın ülkeye ihracat yaptığını belirtti. Çoban, “Bizim asıl hedefimiz Şölen’i pazar lideri yapmak değil. Oynadığımız kategorilerde markalarımızı lider yapmak. Ozmo, Biscolata ve Luppo’da stratejimiz bu” dedi. Türkiye’den dünya çapında marka çıkmasının mümkün olduğunu vurgulayan Çoban, yalnızca üretim gücünün yeterli olmadığını söyledi. “Türkiye çok iyi otomobil, televizyon, beyaz eşya ve çikolata üretebiliyor. Ama kalıcı ekonomik güç için yalnızca üretmek yetmiyor, marka yaratmak gerekiyor. Biz kendi kategorimizde Türkiye’den global marka çıkabileceğini göstermek istiyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Azerbaycan’da 10 bin noktaya ulaşıyor</h2>
<p>Şölen’in yurt dışındaki ilk basın toplantısını Azerbaycan’da yaptığını söyleyen Çoban, bunun tesadüf olmadığını vurguladı. Şirketin yaklaşık 26 yıldır Azerbaycan’da faaliyet gösterdiğini anlatan Çoban, Ozmo başta olmak üzere markaların pazarda güçlü konuma ulaştığını belirtti.</p>
<p>Azerbaycan’da çocuk atıştırmalık kategorisinin isminin Ozmo olarak anıldığını belirten Çoban, yaklaşık 10 bin satış noktasına ulaştıklarını söyledi. Çoban, “Azerbaycan’da son 10 yılda çift haneli, yaklaşık yüzde 15 seviyesinde pazar büyümesi gerçekleştirdik” diye konuştu. Şirketin Azerbaycan’daki başarı modelini Orta Asya’ya da taşımayı hedeflediğini kaydeden Çoban, Özbekistan ve Kazakistan gibi pazarlarda büyümeyi sürdüreceklerini söyledi.</p>
<h2>Pazar %1, Şölen %17 büyüdü </h2>
<p>İç pazara ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Çoban, yüksek enflasyon nedeniyle tüketicinin alışveriş davranışının önemli ölçüde değiştiğini söyledi. Türkiye’de tüketicinin bir alışveriş için ziyaret ettiği ortalama mağaza sayısının yaklaşık 2,3’ten 5’e yükseldiğini belirten Çoban, bunun daha uygun fiyat ve promosyon arayışından kaynaklandığını ifade etti. Türkiye atıştırmalık pazarının 2026’nın ilk 7 ayında miktar bazında yaklaşık yüzde 1 büyüdüğünü belirten Çoban, Şölen’in aynı dönemde yüzde 17 büyüdüğünü söyledi. Çoban, “Türkiye pazarı büyümüyor ama biz yüzde 17 büyüyoruz. Bu, pazar payı aldığımızı gösteriyor. Yılı da pazar payımızı artırarak kapatmayı hedefliyoruz” dedi. Türkiye’de yükselen üretim maliyetlerinin ihracatçılar üzerindeki baskısına ilişkin soruları da yanıtlayan Çoban, Şölen’in yüksek otomasyon seviyesinin maliyet artışlarına karşı önemli bir avantaj sağladığını söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/solen-betterway-ile-abdde-buyuyecek-markalari-super-bowlda-gorunecek-87196</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/6/1280x720/erdogan-coban-1789024636.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şölen, protein ve lif odaklı yeni markası BetterWay ile ABD’de büyümeyi hedefliyor. CEO Erdoğan Çoban, kasımda Türkiye’de satışa çıkacak markanın ardından ABD pazarına taşınacağını, Walmart ve Costco ile iş birlikleri yürüttüklerini söyledi. Çoban, hedeflerinin Şölen markalarını Super Bowl’da görmek olduğunu belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tamamlayici-saglik-sigortasi-daha-genis-kitlelere-ulasacak-87182</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Tamamlayıcı Sağlık Sigortası daha geniş kitlelere ulaşacak&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Türkiye Sigorta Sağlık Sigortaları Genel Müdür Yardımcısı Tuba Buldu, sigortalı sayılarını 1.2 milyona çıkardıklarını kaydederek Türkiye’de sağlık sigortası olan her 7 kişiden birine hizmet sunduklarını vurguladı. Türkiye Sigorta’nın davetiyle, Berlin’de düzenlenen FIBA Kadınlar Basketbol Dünya Kupası’nda A Milli Kadın Basketbol Takımı’nın Avustralya ve Porto Riko karşılaşmalarını izledik. Basketbolcularımız kayıpla dünya kupasını geride bıraksa da hırsları ve birbirlerine olan bağlılıkları dikkat çekti. Türkiye Sigorta yöneticileri ile de Berlin’de bir araya geldik.</p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>Emekli kampanyası yıl sonuna kadar</strong> </span></p>
<p>Sağlık sigortası konusunda atılan adımlara dikkat çeken Türkiye Sigorta Sağlık Sigortaları Genel Müdür Yardımcısı Tuba Buldu, Türkiye Sigorta olarak sağlık sigortacılığında odaklarında yalnızca hastalık sonrasını değil, insanların daha uzun ve sağlıklı yaşamasını destekleyen koruyucu ve önleyici bir yaklaşımı aldıklarını kaydetti. 2025 yılsonunda sağlık branşında yedincilikten üçüncülüğe yükseldiklerini vurgulayan Buldu, şunları söyledi: “2026 Temmuz itibarıyla sigortalı sayımızı yaklaşık 4 katına çıkararak 1.2 milyon sigortalıya ulaştık; Türkiye’de sağlık sigortası bulunan her 7 kişiden birine hizmet sunuyoruz. 81 ilde, 6 bini aşkın sağlık kuruluşuyla güçlü bir ekosistem oluşturuyoruz. Şirketimizin ana odağında olan Tamamlayıcı Sağlık Sigortası’nda sağlık güvencesini daha geniş kitleler için erişilebilir hale getirmeyi önemsiyoruz.” </p>
<p>Buldu, SGK emeklilerine yönelik 31 Aralık 2026’ya kadar devam eden kampanyaları ile sigortayı daha geniş bir yaş grubuna ulaştırmayı hedeflediklerini söyleyerek “Bu kampanyamız ile digital emekli kartı olan SGK emeklilerine 70 yaşa kadar sigortalanma imkânı, yüzde 15 SGK emekli ve yüzde 15 hoş geldin indirimi, birinci derece yakınları için yüzde 10 aile indirimi, peşin ödenmesi durumunda ek yüzde 10 peşin indirimi ve 12 aya kadar vade farksız taksit avantajı ile tüm ihtiyaçlara yönelik ürünümüzü sunmaktayız” dedi.</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">13.5 milyar liralık net kâr </span></strong></p>
<p>Toplantıda konuşan Türkiye Sigorta Oto, Tarım Sigortaları ve Aktüerya Genel Müdür Yardımcısı Melike Nur Çınar ise Türkiye Sigorta’nın 2026’nın ikinci çeyreğinde 94.2 milyar TL prim üretimi ve yüzde 15,1 pazar payına ulaştığını belirterek “13.5 milyar TL seviyesindeki kârımızla da sektörden pozitif ayrıştık. Kasko branşında ise yüzde 12,1 pazar payı ve yüzde 65,8 hasar prim oranıyla güçlü performansımızı devam ettiriyoruz. Bu performansı ortaya koyarken, enflasyonla mücadele ve herkes için sigorta vizyonumuz doğrultusunda sigortayı daha erişilebilir kılmayı da önceliklerimiz arasında tutuyoruz. Bu kapsamda kasko ve sağlık ürün gruplarımızda fiyat artışına gitmezken, SGK emeklilerine yönelik kampanyamız ve peşin fiyatına 12 taksit imkânımız gibi uygulamalarla müşterilerimizin farklı ihtiyaç ve beklentilerine yönelik avantajlar sunuyoruz” diye konuştu.</p>
<p><strong><span style="color: #e03e2d; font-size: 18pt;">Teknoloji sektörde "stratejik güç" olacak</span></strong></p>
<p>Türkiye Sigorta Bilgi Teknolojileri Genel Müdür Yardımcısı Çiğdem Kılıç teknolojiyi yalnızca dönüşümün bir aracı değil, geleceğin sigortacılığını şekillendiren stratejik bir güç olarak konumlandırdıklarını ifade etti. Türkiye Sigorta’nın yalnızca sigorta sektöründeki faaliyetleriyle değil, ekonomik ve toplumsal değer üretme hedefiyle de hareket ettiğini belirten Türkiye Sigorta Kurumsal İletişim ve Marka Yönetimi Direktörü Selda Çamlıbel Özkoyuncu ise, şirketin spora verdiği desteğin uzun soluklu bir yaklaşımın parçası olduğuna dikkat çekti. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tamamlayici-saglik-sigortasi-daha-genis-kitlelere-ulasacak-87182</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/2/1280x720/3466-1789018760.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Sigorta Sağlık Sigortaları Genel Müdür Yardımcısı Tuba Buldu, &quot;Temmuz itibarıyla sigortalı sayımızı yaklaşık 4 katına çıkararak 1.2 milyon sigortalıya ulaştık; Türkiye’de sağlık sigortası bulunan her 7 kişiden birine hizmet sunuyoruz. 81 ilde, 6 bini aşkın sağlık kuruluşuyla güçlü bir ekosistem oluşturuyoruz. Şirketimizin ana odağında olan Tamamlayıcı Sağlık Sigortası’nda sağlık güvencesini daha geniş kitleler için erişilebilir hale getirmeyi önemsiyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ak-parti-5-soruyla-nabiz-olcecek-87179</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> AK Parti, 5 soruyla nabız ölçecek!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>AK Parti, eylül ayında seçmene 5 soruyla Terörsüz Türkiye sürecine verilen desteği sormaya hazırlanırken, yine AK Parti’nin masasındaki son kamuoyu araştırmasına göre, toplumun yüzde 61.6’sı sürece destek veriyor. GENAR’ın Ağustos ayı raporu yayımladı.</p>
<p>“Terörsüz Türkiye” sürecine ilişkin yapılan araştırmada katılımcıların yüzde 61,6’sı süreci desteklediğini, yüzde 38,4’ü ise desteklemediğini belirtti. Araştırmada siyasi parti seçmenlerinin sürece verdiği destek oranları da aktarıldı.</p>
<p> Mecliste İYİ Parti dışında neredeyse temsil edilen tüm partilerin desteğini alan 12 maddelik çerçeve yasa 467 rekor bir oyla kabul edildi. Buna göre; en yüksek destek yüzde 90,5 ile DEM Parti seçmeninden gelirken, AK Parti ve MHP seçmenlerinde de destek yüzde 80’in üzerinde ölçüldü.</p>
<p><strong>Parti tabanlarında destek ne kadar? </strong></p>
<p>14 Ağustos’ta Meclis’te kabul edilen çerçeve yasa, aynı ay içinde topluma soruldu. Araştırmaya yansıyan sonuçlara bakıldığında, parti tabanlarının hatta sürece karşı çıkan İYİ Parti tabanından da destek geldi. Partilerin tabanının sürece olan desteği araştırmaya şu şekilde yansıdı: AK Parti: yüzde 85,5- MHP: yüzde 80,7- DEM Parti: yüzde 90,5- CHP: yüzde 47,4- Yeni Parti: yüzde 40,9- İYİ Parti: yüzde 15,0 - Kararsızlar: yüzde 64,8. GENAR’ın araştırmasına göre AK Parti, MHP ve DEM Parti seçmenlerinin büyük çoğunluğu sürece destek verirken; CHP ve Yeni Parti tabanında destek yüzde 50’nin altında kaldı. İYİ Parti seçmeninde ise destek yüzde 15 olarak ölçüldü. Araştırmada, Meclis’te rekor oyla kabul edilen çerçeve yasa toplumda, Terörsüz Türkiye politikasında kamuoyu sürece yönelik geniş desteği somut bir beklentiden çok bu konudaki siyasi iradeye duyulan güven biçiminde algılandığı aktarıldı.</p>
<p><strong>Eylül ayı boyunca çeşitli sorularla anket yapılacak </strong></p>
<p>Eylül ayı boyunca sahada süreci seçmene anlatacak olan AK Parti, her ay düzenli olarak çeşitli konularda yaptırdığı kamuoyu araştırmalarını, bu ay Terörsüz Türkiye hedefinde Meclis’te kabul edilen 12 maddelik çerçeve yasayı soracak. 5 soruda, (Meclis’te 467 oyla kabul edilmesi, destekleyip desteklemedikleri, Türkiye’de sona eren terörün yansımaları…) çerçeve yasanın toplumda nasıl yankı bulduğu araştırılacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ak-parti-5-soruyla-nabiz-olcecek-87179</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/0/1280x720/terorsuz-turkiye-komisyonu-1758815103.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti, seçmene 5 soruyla Terörsüz Türkiye sürecine verilen desteği sormaya hazırlanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/luks-turizm-markalari-gastronomi-longevity-ve-kesif-programlariyla-farklilasiyor-87173</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Lüks turizm markaları &#039;Gastronomi, Longevity ve Keşif&#039;  Programlarıyla farklılaşıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünyada yükselen trende uygun bir biçimde, Türkiye’de de  İstanbul, Bodrum, Antalya, Kapadokya ve Ege kıyılarında  lüks otel ve resortların sayısı giderek artıyor. Başta genç kitleler olmak üzere, yeni nesil turistler tesislerden “daha fazlasını sunmalarını bekliyorlar. </p>
<p>Bu doğrultuda lüks otel markaları klasik konaklama modelinin dışına çıkıyor. Tesislerdeki odalar büyüyor, otellerin yanı sıra villalar inşa ediliyor. Ayrıcalıklı hizmet ve talep eden ziyaretçilere özgün deneyimler sunacak programlar yaratılıyor.   Oteller için gastronomi bir restoran hizmetinin ötesinde, başlı başına bir rekabet unsuru haline geliyor. Spa ve wellness kavramı, longevity yaklaşımıyla yeniden tanımlanıyor. Standart gezi programları ise yerini kişiye özel keşif deneyimlerine dönüşüyor. </p>
<p><strong>Deniz, Kum, Güneş üçgenine yeni boyutlar katmak</strong></p>
<p>Gastronomi, longevity ve keşif konularına yatırım yapan dikkat çekici örneklerden biri de Anda Barut Collection. Tesis “Deniz, kum, güneş” destinasyonu olarak konumlanan Ege turizminde katma değerli bir örnek olarak sürekli olarak yeni projeler geliştiriyor. </p>
<p>Delice Yarımadası’nda konumlanan Anda Barut Collection,  “Aile, Community ve Yetişkin” olmak üzere üç farklı alan ekseninde planlanmış bir tesis. Farklı konaklama ihtiyaçlarına hitap eden 22 oda tipinde toplam 547 odası ve  tümü konaklamaya dahil olan 1 ana restoran, 7 à la carte olmak üzere toplam 8 restoranı var. Tesis,  farklı mutfakları bir araya getiren restoran seçkisinin yanı sıra, Michelin yıldızlı şeflerin yer aldığı Michelin Culinary Masters programıyla özel gastronomi etkinlikleri düzenleyerek mutfak deneyiminin önemini artırıyor. </p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6aa2393b8048b-1789016379.JPG" alt="" width="800" height="591" />
<figcaption><strong>Soldan sağa: Akın Akarsu; Thomas Bühner; Korhan Kelebek</strong></figcaption>
</figure>
<p>Anda Barut’ta, Spa, masaj ve fitness gibi klasik wellness hizmetleri  artık longevity çerçevesinde ele alınıyor. Zeynep Kemaloğlu Kaya iş birliğiyle gerçekleştirilen Barut Longevity Experiences programı spa deneyimini iyi yaşam yaklaşımına entegre ediyor. Bedeni güçlendirmeyi, zihni arındırmayı ve yaşam enerjisini sürdürülebilir şekilde artırmayı hedefleyen program misafire tatilden döndükten sonra da devam ettirebileceği alışkanlıklar kazanma vaadi sunuyor.</p>
<p>Keşif konusu için de özel çalışmalar yapılıyor. Farklı deneyimler bekleyen ziyaretçiler için doğa yürüyüşleri, astronomi deneyimleri, arkeolojik keşifler, yerel üreticilerle buluşmalar, gastronomi rotaları ve uzmanlar eşliğinde özel keşif programları hazırlanıyor. Anda Barut Collection'ın Didim ve çevresinin doğal ve kültürel zenginliklerini deneyim programlarına dahil etmesi de bu açıdan dikkat çekiyor. </p>
<p><strong>Çalışanların değerli ve güvenli hissetmesi öncelikli</strong></p>
<p>Uzun yıllar çok önemli kuruluşlarda yöneticilik  yapmış olan   Anda Barut Collection'ın genel müdürü Korhan Kelebek, önceliklerinin çalışan memnuniyeti olduğuna dikkat çekiyor. Çalışan memnun olunca, hizmet kalitesi yüksek oluyor. Lüks de aslında her kişiye kendisini özel hissettirmek değil mi zaten?</p>
<p>Korhan Kelebek <em>“Biz çalışanlarımızın; çalışanlarımızın yaşamlarının farklı dönemlerinde kendilerini desteklenmiş, değerli ve güvende hissetmelerini önemsiyoruz</em>” diyor. </p>
<p>Tesiste 850 çalışan var. Hepsinde, evlenme ve doğum yardımları, yeni evlenen çalışanlara balayı desteği, çalışan çocuklarına eğitim desteği ve özel günlere yönelik çeşitli uygulamalar sunuluyor. Bir yılını tamamlayan çalışanlar ise Tamamlayıcı Sağlık Sigortası’ndan yararlanabiliyor; kapsamlı sağlık hizmetlerinin yanı sıra check-up, diş ve göz muayenesi, psikolog ve diyetisyen gibi ek avantajlardan faydalanabiliyor. </p>
<p>Anda Barut Collection personel konaklama alanında 470 çalışan konaklıyor. Bu kadronun bir bölümü aileleriyle birlikte kalıyor.  Korhan Kelebek,  bu alanları çalışanların dinlenebildiği, sosyalleşebildiği ve kendilerini ait hissedebildiği yaşam alanları olarak ele aldıklarını vurguluyor:    </p>
<p><em>“Konaklamayı destekleyen profesyonel personel ulaşım hizmetimiz sayesinde çalışanlarımızın otel ile ikamet ettikleri bölgeler arasında güvenli ve konforlu ulaşımı da sağlanıyor. Bunun yanında çalışanlarımızın sosyal hayatını ve ekip bağlarını güçlendirmek amacıyla sezon boyunca barbekü organizasyonları, kadınlar matinesi, personel geceleri, temalı yemek etkinlikleri, açık hava sineması, kokteyl günleri ve çalışan olimpiyatları gibi farklı etkinlikler düzenliyoruz. Çalışanlarımızın kişisel ve mesleki gelişimlerini desteklemek amacıyla mesleki ve yabancı dil eğitimlerine yatırım yapıyoruz</em>.” </p>
<p><strong>Ünlü şeflerle gastronomi deneyimleri</strong></p>
<p>Korhan Kelebek 2026 turizm sezonu boyunca devam eden BAYOU Michelin Culinary Masters serisinin ziyaretçiler tarafından çok beğenildiğini anlatıyor. Özellikle yabancı konuklar programa büyük ilgi göstermişler.  Seri kapsamında Temmuz ayında, Dubai’nin Michelin yıldızlı restoranı Ossiano’nun yaratıcı şefi Grégoire Berger ile Michelin yıldızlı İngiliz şef Tom Aikens, Ağustos ayında ise üç Michelin yıldızlı Şef Thomas Bühner mutfağı devralmış.  10 – 11 Eylül tarihlerinde, dünyaca ünlü "Şeytan Şef" olarak bilinen üç Michelin yıldızlı Şef Alvin Leung, 22-23 Eylül'de ise İtalyan Şef Giorgio Diana Anda Barut’ta olacak. </p>
<p><strong>Dünyanın ikonik müzisyenleri  Delice Yarımadası’na</strong></p>
<p>Keşif boyutunda, BAYOU Sound Masters serisi kapsamında; Ministry of Sound, Hï Ibiza, Ushuaïa, Pacha, Amnesia, UNVRS, SantAnna Mykonos ve Blue Marlin Ibiza gibi dünyanın en prestijli müzik destinasyonlarında yer alan uluslararası isimler; Twiga, Miss Martha, Caravaca, Davina Moss, Velvet Mode, Javier Gonzalez ve Rebeca Ark Anda Barut’a gelmiş. </p>
<p>Seri, 2 Eylül’de dünyanın en büyük gece kulübü ve en iyi gece klübü seçilen UNVRS ‘ün Resident artistliğini yapan Paul Reynolds,  12 Eylül’de küresel müzik listelerinde fırtınalar estiren Atlantis performanslarıyla devam ediyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/luks-turizm-markalari-gastronomi-longevity-ve-kesif-programlariyla-farklilasiyor-87173</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Lüks turizm markaları &#039;Gastronomi, Longevity ve Keşif&#039;  Programlarıyla farklılaşıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kamuda-taseron-yasagi-deliniyor-mu-nasil-87170</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kamuda taşeron yasağı deliniyor mu, nasıl?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bilindiği üzere, mağduriyet algısının oluşması sonucunda, 24.12.2017 tarih ve 696 sayılı KHK ile kamu idarelerinde temizlik, güvenlik, park-bahçe bakım onarımı vb. personel çalıştırılmasına dayalı hizmetlerin ihale yoluyla piyasadan temini uygulamasına son verilmiş ve 04.12.2017 tarihi itibarıyla söz konusu hizmetlerde çalıştırılmakta olanlar kamu idarelerinin personel kadrolarına (merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerinde sürekli işçi kadrolarına, mahalli idarelerde ise bu idarelerin sermayesine sahip olduğu şirketlerin işçi pozisyonlarına) geçirilmiştir.</p>
<p>Dolayısıyla, söz konusu KHK’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte kamu idarelerince söz konusu hizmetlerin ihale veya doğrudan temin yoluyla işgücü temini şirketlerinden (taşeron firmalardan) temin edilmesi yasaklanmıştır.</p>
<p>Ne var ki gelinen noktada, söz konusu işçilerin bir gecede ve sınavsız olarak kamu idareleri kadrolarına geçirilmesi çalışma barışına zarar verdiği gibi iş veriminde ciddi anlamda düşüşlere yol açmıştır.</p>
<p>Bu nedenle, özellikle Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda yeterli temizlik hizmeti yapılmamasından dolayı bazı hijyen sorunlarının ortaya çıktığı yönünde haberler kamuoyuna yansımış ve temizlik hizmeti hizmetini ifa edenlerin kadroya geçirildikten sonra yeterli verimlilikte çalıştırılamadığı söz konusu bakanlık tarafından da kabul edilmiştir.</p>
<p>Bunun sonucunda, bakanlık geçici süreli olarak İŞKUR üzerinden geçici personel istihdamı yoluna gitmiş olup, bu yolun da yeterli olmaması nedeniyle başka yöntemlerle piyasadan personel tedariki yoluna gitmeyi değerlendirmektedir.</p>
<p>Bu durum sadece, adı geçen bakanlıkta değil, maalesef birçok kamu idaresinde söz konusu olup, kadroya geçirilen işçilerin yeterli verimlilikte çalışmaması sonucunda aksayan hizmetler başka yöntemlerle (yeni personel alımı, farklı statülerde personel istihdamı vb.) çözülmeye çalışılmaktadır. Kamu personeli sayısının 5.5 milyona, işçi sayısının 1.3 milyona dayanmasının nedenlerinden biri aynı hizmet için mükerrer personeli istihdamıdır.</p>
<ol>
<li><strong> Taşeron yasağı nasıl deliniyor?</strong></li>
</ol>
<p><strong>1.1. Kontrollük, danışmanlık, müşavirlik adı altında büro hizmeti alımı</strong></p>
<p>Özellikle Karayolları Genel Müdürlüğü gibi altyapı hizmetlerini ifa eden kamu idarelerinde büro hizmetleri ve diğer destek hizmetlerini ifa edecek sayı ve nitelikte memur, sözleşmeli personel vb. kadrolu personel bulunmasına karşın yol yapımı bakımı ve onarımına ilişkin “Kontrollük, Danışmanlık, Müşavirlik Hizmeti Alımı” adı altında ihalelere çıkılmakta,  fakat söz konusu ihaleler kapsamında istihdam edilen personelin önemli bir kısmı memur veya destek hizmeti personeli tarafından ifa edilmesi gereken büro işleri vb. işlerde çalıştırılmaktadır.</p>
<p>Bunun sonucunda kamu idaresinin büro hizmetlerini ifa etmekle görevli memurlar atıl vaziyette tutulurken aynı hizmet için hem kadrolu personele hem de Kontrollük, Danışmanlık, Müşavirlik Hizmeti Alımı” adı altında istihdam edilen taşeron firma personeline maaş ödenmektedir. Bu durumun yasal olmadığı kadar kamu kaynağı israfı niteliğinde olduğu aşikardır.</p>
<p><strong>1.2. Geçici süreli personel istihdamı </strong></p>
<p>Bir hizmetin personel çalıştırılmasına dayalı hizmet olarak nitelendirilmesinin şartlarından biri niteliği gereği süreklilik arz eden bir hizmet olmasıdır. Bir hizmetin süreklilik arz etmesi ise bu hizmete uzun süre yani mutat şekilde ihtiyaç duyulması anlamına gelmektedir.</p>
<p>Nitekim, Kamu İhale Kurumu’nca yapılan düzenlemeye göre, “Niteliği gereği süreklilik arz eden iş” kriterinin tespitinde, geçici nitelikte olmama, belli dönemler itibarıyla tekrarlanmasına ihtiyaç duyulma kriterlerinin dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.</p>
<p>Bu nedenle, örneğin temizlik hizmeti belli dönemler itibarıyla tekrarlanmasına ihtiyaç duyulan hizmet olarak personel çalıştırılmasına dayalı bir hizmettir.</p>
<p>Ne var ki, bazı kamu idarelerinde hizmetin geçici nitelikte olması, süreklilik arz etmemesi hususu; hizmetin 6 aydan daha az sürmesi olarak algılanmakta veya bu şekilde ifade edilmeye çalışılmakta ve dolayısıyla temizlik, çöp toplama vb. personel çalıştırılmasına dayalı olduğu aşikar olan hizmetler 6 aylık (veya 5 ay 29 günlük) periyotlarla tekrar tekrar piyasadan temin edilmektedir.</p>
<p>Bu durumun 696 sayılı KHK’yı devre dışı bırakma sonucunu doğurduğu aşikardır.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Taşeron yasağını delmenin yasal yaptırımı </strong></li>
</ol>
<p>696 sayılı KHK’da söz konusu kararnamenin taşeron yasağı hükümlerine aykırı hareket etmenin yaptırımı net bir şekilde düzenlenmemiş olmakla birlikte kamu idarelerinde KHK ile getirilen taşeron yasağına rağmen personel çalıştırılmasının bir takım yasal yaptırımları bulunmaktadır.</p>
<p>İlk olarak, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na göre, “Mevzuatında öngörülmediği halde ödeme yapılması” kamu zararına yol açan haller arasında sayılmıştır. 696 sayılı KHK ile taşeron yasağına rağmen taşeron firma personeli için ödeme yapılması mevzuatında öngörülmeyen bir ödeme olarak kamu zararını oluşturmaktadır. </p>
<p>Söz konusu kamu zararı, harcama yetkilisi ve gerçekleştirme görevlisi ile üst yöneticiye tazmin ettirilmektedir.</p>
<p>İkinci olarak, kamu zararına sebebiyet ermek 5237 sayılı Türk Ceza Kanununa göre görevi kötüye kullanma suçunun unsurlarından birisidir.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Taşeron şirketlerde istihdam edilen personelin 2018 yılında 696 sayılı KHK ile kamu idarelerinin kadrolarına geçirilmesi çalışma barışının zedelenmesi, iş veriminin düşmesi, kamu kaynağının israfına sebebiyet verdiği ve bazı kamu hizmetlerinde aksamalara yol açtığı anlaşılmıştır.</p>
<p>Taşeron yasağına aykırı istihdamın ciddi mali ve idari yaptırımları bulunmaktadır.</p>
<p>Aynı şekilde, yeterli verimlilikte çalışmayan kamu işçileri hakkında 4857 sayılı İş Kanunu’nda yer alan yaptırımların uygulanması ve bu konuda kamu idarecilerinin gerekli disiplin ve dirayete sahip olması icap etmektedir.</p>
<p>Son olarak, kadrolu işçi yerine taşeron firma elemanı istihdam edilmesinin daha rasyonel olacağı anlaşıldığı takdirde kamuda personel çalıştırılmasına dayalı hizmetlerde çalışan personelin kademeli olarak tasfiye edilmesi yoluna gidilmelidir. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kamuda-taseron-yasagi-deliniyor-mu-nasil-87170</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kamuda taşeron yasağı deliniyor mu, nasıl? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/imalatci-esnafa-kosgeb-destek-programina-basvurun-cagrisi-87163</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İmalatçı esnafa &#039;KOSGEB destek programına başvurun&#039; çağrısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Esnaf ve Sanatkar Odaları Birliği (AESOB) Başkanı ve TESK Yönetim Kurulu Üyesi Adlıhan Dere, KOSGEB’in İstihdamı Koruma Destek Programı’nın yeni başvurularının 31 Ekim’de sona ereceğini belirterek, ‘’Üretimini sürdüren ve çalışanını koruyan imalatçı esnafımız bu finansman olanağını kaçırmasın” dedi</p>
<p>İmalat sektöründeki işletmelerin finansmana erişimini kolaylaştırmayı ve mevcut istihdamı korumayı amaçlayan KOSGEB İstihdamı Koruma Destek Programı hakkında bilgi veren Dere, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Başvurular 1 Eylül’de başladı ve 31 Ekim 2026 tarihinde sona erecek. Finansman koşullarını taşıyan imalatçı esnaf ve sanatkarımız belgelerini vakit kaybetmeden hazırlaması gerekiyor. Artan ham madde, enerji, kira ve işçilik maliyetleri üretim yapan işletmeler üzerindeki baskıyı artırıyor.İmalatçı esnafımız makinesini çalıştırmak, siparişini yetiştirmek ve çalışanını işinde tutabilmek için güçlü bir mücadele veriyor. İstihdamın korunması hem çalışanlarımızın ve ailelerinin geçimi hem de üretimin devamlılığı açısından büyük önem taşıyor. Bu nedenle istihdamı koruyan işletmelere sağlanan her olanağı son derece kıymetli buluyoruz.”</p>
<p>KOSGEB’in İstihdamı Koruma Destek Programı kapsamında, 2026 yılının Ocak-Haziran dönemindeki ortalama aylık prim gün sayısını temmuz-aralık döneminde koruyan uygun işletmelerin finansman desteğinden yararlanabileceğini anımsatan Adlıhan Dere, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’İşletmeler için altı aya kadar ana para ödemesiz ve toplam 36 aya kadar vadeli kredi olanağı sunulurken KOSGEB tarafından azami 12 puanlık finansman desteği sağlanacak. Program kapsamında KOBİ’ler için 50 milyon TL kredi üst sınırı uygulanacak. Kullanılabilecek tutar, işletmenin 2026 yılı ocak-haziran dönemindeki prime esas kazanç toplamının aylık ortalaması üzerinden hesaplanacak ve belirlenen teknik kriterleri karşılayan işletmelerde bu tutar bir kat artırılabilecek. 50 milyon TL’lik üst sınır, her işletmeye bu miktarda kredi kullandırılacağı anlamına gelmiyor. Kredi kullanımı bankanın değerlendirmesine ve onayına bağlı olacak. Kredi ana para işletme tarafından geri ödenecek. KOSGEB’in karşılayacağı 12 puanlık finansman desteği ise yalnızca vergi ve SGK prim borçlarının ödenmesinde kullanılabilecek. Başkan Dere, “Esnafımız üst limiti hedef olarak görmemeli. İşletmesinin gerçek ihtiyacını ve ödeme gücünü dikkate alarak kullanacağı kredi tutarını dikkatle belirlemelidir.”</p>
<p>Esnaf ve sanatkara çağrıda bulunan Dere, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’İmalat alanında faaliyet gösteren üyelerimiz öncelikle NACE kodlarını, KOSGEB işletme beyanlarını ve istihdam kayıtlarını kontrol etsin. Her başvuru, program şartları ve bankaların kredi değerlendirmesi çerçevesinde ayrı ayrı incelenecek. Eksik evrak veya hatalı faaliyet kodu nedeniyle hiçbir üyemizin bu olanağı kaçırmasını istemiyoruz. Esnaf ve sanatkarımızdan ricamız, mali müşavirleri ve KOSGEB birimleriyle görüşerek işlemlerini son güne bırakmasın. Üreten, istihdam sağlayan ve Antalya ekonomisine değer katan imalatçı esnafımızın her zaman yanında olmayı sürdüreceğiz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/imalatci-esnafa-kosgeb-destek-programina-basvurun-cagrisi-87163</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/3/1280x720/imalatci-esnafa-kosgeb-destek-programina-basvurun-cagrisi-1789015321.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AESOB Başkanı ve TESK Yönetim Kurulu Üyesi Adlıhan Dere, imalatçı esnafa KOSGEB’in İstihdamı Koruma Destek Programına başvuruda bulunma çağrısında bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kocaeli-buyuksehir-belediyesi-kocaelispor-icin-yeni-tesis-insa-ediyor-87212</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Büyükşehir Belediyesi, Kocaelispor için yeni tesis inşa ediyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin Kocaelispor için Körfez Sevindikli’de yapımına devam ettiği spor tesisinde fiziki gerçekleşmenin yüzde 50’ye ulaştığı açıklandı. Yaklaşık 74 bin 500 metrekarelik alan üzerine inşa edilen projede çalışmalar devam ediyor.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, yerden ısıtmalı hibrit çim sahanın çevre çitlerinin montajı sürerken, ısıtma altyapısında kullanılacak çelik halatların montajı da tamamlandı.</p>
<p>Kocaelispor’un kullanımına sunulmak üzere yapımı devam eden spor tesisinde çalışmalar farklı bölümlerde eş zamanlı sürüyor. Gerçekleştirilen projede 14 bin 800 metrekare kapalı alan ve 59 bin 700 metrekare saha imalatı bulunuyor.</p>
<p>Tesisin yerden ısıtmalı 68x105 metre hibrit çim sahanın çevre çit direklerinin montajı sürerken, hibrit çim saha ısıtma borularının imalatında kullanılacak çelik halatların montajı tamamlandı. 68x105 metre ölçülerindeki doğal çim sahanın çevre çit direklerinin montajı da devam ediyor. Projede ayrıca 60x90 metre doğal çim saha, 68x105 metre sentetik çim saha, 30x50 metre doğal çim kaleci antrenman sahası ve 20x40 metre sentetik çim kapalı halı saha ile tenis ve basketbol sahaları yer alıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/09/10/proje-gorseli-2-geei.jpg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p>Kocaelispor’un yeni yuvasında tribün çalışmaları önemli bir aşamaya geldi. Bu kapsamda 1.032 seyirci kapasitesine sahip iki tribünden birinde alçı sıva ve mantolama imalatları tamamlandı. Tribünün sundurma üstü kaplaması da bitirilirken, tesisin genelinde mekanik ve elektrik çalışmaları devam ediyor.</p>
<p>Bodrum katta karo mozaik imalatı yapılırken, otel katında asma tavan karkasları hazırlanıyor. Binanın dış cephe sıva imalatları da sürüyor. Tesis tamamlandığında sporcuların kullanımına yönelik kapalı yüzme havuzu, şok havuzu, fin hamamı, sauna, Türk hamamı ve 422 metrekarelik fitness salonu bulunacak.</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">Sporcu sağlığı ve performansına yönelik alanlar</span></strong></p>
<p>Projede sporcuların sağlık ve performans süreçlerine yönelik bölümler de yer alıyor. Fizyoterapist ve doktor odalarının yanı sıra 78 metrekarelik analiz odası, soyunma odaları ve duş alanları planlanıyor. Teknik direktör ve antrenör odaları, kulüp arşivi, idari ofisler ve basın toplantı odası da tesis içerisinde bulunacak.</p>
<p>Kocaelispor tesisinde futbolcuların konaklaması için 41 otel odası ve 2 suit oda yer alacak. Tesiste ayrıca yemekhane, yemek terası, dinlenme, bilardo ve oyun odası, sergi ve fuaye salonu ile ibadethane gibi sosyal alanlar bulunacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kocaeli-buyuksehir-belediyesi-kocaelispor-icin-yeni-tesis-insa-ediyor-87212</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/2/1280x720/kocaeli-buyuksehir-belediyesi-kocaelispor-icin-yeni-tesis-insa-ediyor-1789034834.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından Kocaelispor için inşa edilen spor tesisinde çalışmalar sürerken projede fiziki gerçekleşmenin yüzde 50’ye ulaştığı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mpiosb-yesil-osb-calismalarini-hizlandirdi-87207</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> MPİOSB Yeşil OSB çalışmalarını hızlandırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Türkiye’de plastik sektörüne odaklı ilk ve tek ihtisas organize sanayi bölgesi olan Menemen Plastik İhtisas Organize Sanayi Bölgesi (MPİOSB), sürdürülebilir üretim ve kaynak verimliliği hedefleri kapsamında Yeşil OSB olma yolundaki çalışmalarını hızlandırdı.</p>
<p>MPİOSB Bölge Müdürü Selim Çetinkaya, “Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na bağlı olarak faaliyet gösteren 373 OSB’mizden sadece 31’i Yeşil OSB Sertifikası’na sahip. Menemen Plastik İhtisas OSB olarak bu seçkin bölgeler arasına girmek istiyoruz” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa261f67985d-1789026806.JPG" alt="" width="700" height="487" /></p>
<p>Bölge’nin kurumsal ve teknik kapasitesinin geliştirilmesi amacıyla kapsamlı bir çalışma sürdüren MPİOSB’de, Su Verimliliği, Çevre Yönetim Sistemi, Kalite Yönetim Sistemi ve Enerji Yönetim Sistemi başlıklarında temel eğitimler tamamlandı.</p>
<p>Yeşil OSB hedefi hakkında bilgi veren uyguladıkları çalışma takvimi doğrultusunda yönetim sistemlerinin gerektirdiği dokümantasyon ve uygulama altyapısının hazırlanmasına başladıklarını belirtti.</p>
<p>Menemen Plastik İhtisas OSB’nin kaynaklarını daha verimli kullanan, çevresel performansını sürekli geliştiren ve enerji yönetimini sistematik hale getiren bir OSB yapısına kavuşmayı hedeflediğini kaydeden Çetinkaya, bu doğrultuda öncelikle kurumun yönetim sistemleri altyapısını güçlendirdiklerine işaret etti.</p>
<p>Çetinkaya, “Temel amacımız, standartların istediği şartları kâğıt üzerinde karşılamak değil; bunları Bölge Müdürlüğümüzün iş yapış biçiminin bir parçası haline getirmek. Sanayide rekabet gücünün artık yalnızca üretim kapasitesi ve maliyetlerle ölçülmediği bir dönemdeyiz. Enerjiyi, suyu ve diğer kaynakları ne kadar verimli kullandığınız, çevresel etkilerinizi nasıl yönettiğiniz ve sürdürülebilirliği kurumsal yapınıza ne ölçüde entegre ettiğiniz de rekabetçiliğin temel unsurları arasında. Menemen Plastik İhtisas OSB olarak bu dönüşümde katılımcılarımıza örnek ve yol gösterici bir yapı oluşturmak istiyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mpiosb-yesil-osb-calismalarini-hizlandirdi-87207</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/0/7/1280x720/mpiosb-yesil-osb-calismalarini-hizlandirdi-1789026826.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Menemen Plastik İhtisas Organize Sanayi Bölgesi, sürdürülebilir üretim ve kaynak verimliliği hedefleri kapsamında “Yeşil OSB” çalışmalarını sürdürüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/meslek-odalari-baskan-ve-yonetimleri-kayseri-ticaret-odasinda-bulustu-87194</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Meslek odaları başkan ve yönetimleri Kayseri Ticaret Odası’nda buluştu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/</strong><strong>KAYSERİ</strong></p>
<p>Kayseri Ticaret Odası (KTO) Başkanı Ömer Gülsoy, yaklaşık 30 bin üyeyi temsil eden Akademik Odalar Birliği’ne bağlı meslek odalarının başkan ve yöneticilerini ağırladı. İstişare toplantısında şehrin geleceğine yönelik projeler, ortak hareket kültürü ve birlik-beraberlik mesajları öne çıktı.</p>
<p>Toplantının açılışında konuşan KTO Başkanı Ömer Gülsoy, Akademik Odalar Birliği temsilcilerini ağırlamaktan memnuniyet duyduklarını belirterek şu ifadeleri kullandı: “Kayseri’nin kalkınma yolculuğunda Akademik Odalar Birliğimize bağlı Meslek Odalarımızın teknik birikimi ve ticaret erbabımızın tecrübesi birleştiğinde aşamayacağımız hiçbir engel yoktur. Bizim tek derdimiz; odalarımızın ve değerli başkanlarımızın güç birliğiyle şehrimizin marka değerini daha da yukarıya taşımaktır.”</p>
<p>Oda faaliyetleri hakkında bilgi veren ve KOSGEB tarafından onaylanan KTO Kayseri TEKMER projesinde sona gelindiğini müjdeleyen Başkan Gülsoy, merkezin detaylarını şu sözlerle paylaştı: “Merkezimizin fiziki altyapısına yönelik tadilat çalışmaları artık tamamlanma aşamasına geldi. İnşallah çok kısa bir süre içerisinde Kayseri TEKMER’i faaliyete geçirerek gençlerimizin, girişimcilerimizin ve teknoloji odaklı işletmelerimizin hizmetine sunacağız. Merkezimiz, konferans salonu binamızdaki iki katta toplam bin 700 metrekarelik alanda hizmet verecek. Kayseri TEKMER yalnızca bir çalışma alanı değil; fikrin projeye, projenin ürüne, ürünün yatırıma ve ticari başarıya dönüştüğü güçlü bir teknoloji ve girişimcilik merkezi olacak. Robotik, makine, elektrik-elektronik, yazılım, dijitalleşme ve yapay zekâ alanlarında yenilikçi fikirleri bulunan girişimcilerimiz için başvuru çağrılarına çok yakında çıkıyoruz. İşletmesini henüz kurmamış genç girişimcilerden teknoloji tabanlı ürününü büyütmek isteyen firmalara kadar geniş bir kitleye kapılarımızı açacağız. Teknoloji Merkezimizi özellikle Kayseri sanayisine hizmet verecek, yenilikçi ürün ve üretim yöntemleri ekseninde tasarladık. Sanayici ve yatırımcı üyelerimizle girişimcilerimizi bir araya getirecek aktif bir ekosistem kurarak teknoloji merkezleri arasında bir ‘Kayseri Modeli’ geliştiriyoruz. Girişimcilerimize yalnızca ofis değil; mentörlük, eğitim, teknik danışmanlık, prototipleme, yatırımcı buluşmaları ve finansmana erişim gibi çok yönlü destekler sunacağız.”</p>
<p><strong>Meslek odası başkanlarından birlik mesajı ve destek</strong></p>
<p>Kayseri Akademik Odalar Birliği Başkanı Süleyman Varol da toplantıda birlik olarak yürütülen projeler ve çalışmalar hakkında bilgi verdi. Başkan Varol “Kayseri, yüzyıllardır ticaretin, üretimin ve girişimciliğin önemli merkezlerinden biri olmuştur. Bu şehirde ticaret sadece ekonomik bir faaliyet değil, aynı zamanda nesilden nesile aktarılan güçlü bir kültür ve şehir geleneğidir. Bugün sahip olduğumuz ekonomik ve sosyal birikimin temelinde de bu anlayış, çalışkanlık ve ortak akıl bulunmaktadır. Bizler de farklı meslek disiplinlerini temsil eden odalar olarak Kayseri’nin bu güçlü geçmişinden aldığımız sorumlulukla şehrimizin geleceğine katkı sunmaya devam edeceğiz. Geçmişte olduğu gibi bundan sonra da Kayseri’mizin menfaatleri doğrultusunda birlik ve beraberlik içerisinde hareket edeceğimize inanıyoruz. Farklı görüşlerimiz, farklı meslek alanlarımız ve farklı sorumluluklarımız olabilir; ancak ortak paydamız Kayseri’dir. Şehrimizin ekonomisini, üretimini, istihdamını ve marka değerini daha ileriye taşımak için ortak akıl ve istişare anlayışıyla çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Bu vesileyle, bizleri aynı masa etrafında buluşturan, birlik ve beraberliğimize katkı sunan Kayseri Ticaret Odası Başkanımız Sayın Ömer Gülsoy’un şahsında, kıymetli yönetimine ve KTO camiasına ev sahiplikleri ve misafirperverlikleri için teşekkür ediyor, çalışmalarında başarılar diliyorum” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/meslek-odalari-baskan-ve-yonetimleri-kayseri-ticaret-odasinda-bulustu-87194</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/4/1280x720/meslek-odalari-baskan-ve-yonetimleri-kayseri-ticaret-odasinda-bulustu-1789023447.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akademik Odalar Birliği ile yapılan yapılan toplantıda konuşan KTO Başkanı Ömer Gülsoy, “Kayseri’nin kalkınma yolculuğunda Akademik Odalar Birliğimize bağlı Meslek Odalarımızın teknik birikimi ve ticaret erbabımızın tecrübesi birleştiğinde aşamayacağımız hiçbir engel yoktur. Bizim tek derdimiz; odalarımızın ve değerli başkanlarımızın güç birliğiyle şehrimizin marka değerini daha da yukarıya taşımaktır.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/referans-holdinge-surdurulebilirlikte-uluslararasi-odul-87192</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Referans Holding’e sürdürülebilirlikte uluslararası ödül</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Referans Holding, sürdürülebilirlik alanında hayata geçirdiği Sustainova Programı ile uluslararası alanda ödüle layık görüldü.</p>
<p>Dünya genelinden 700’ün üzerinde başvurunun değerlendirildiği International Green Apple Environment Awards 2026 kapsamında elde edilen ödülün, şirketin sürdürülebilirlik çalışmalarını uluslararası platforma taşıdığı belirtildi.</p>
<p>Ödül, 23 Kasım 2026’da Londra’daki House of Lords, Palace of Westminster’da düzenlenecek törende takdim edilecek. Şirketin hangi dereceyle ödüllendirildiği ise törende açıklanacak.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre Sustainova Programı kapsamında çevresel etkilerin azaltılması, kaynakların daha verimli kullanılması, enerji verimliliğinin artırılması ve atıkların azaltılmasına yönelik çalışmalar yürüten Referans Holding, sürdürülebilirliği iş süreçlerinin temel unsurlarından biri olarak konumlandırıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa24f39d13b2-1789022009.jpeg" alt="" width="490" height="612" /></p>
<h2>“Doğru yolda olduğumuzu gösteriyor”</h2>
<p>Referans Holding Genel Müdürü Feray Uzunçayır, farklı alanlarda elde edilen uluslararası başarıların çalışmalarının uluslararası ölçekte karşılık bulduğunu gösterdiğini söyledi. Referans Holding’in sürdürülebilirlik yaklaşımı; kaynakların etkin kullanımı, enerji verimliliği, atıkların azaltılması ve üretim süreçlerinin sürekli geliştirilmesi başlıklarında şekilleniyor. Gıda üretimi, catering, lojistik, tarım ve hayvancılık gibi farklı sektörlerde faaliyet gösteren şirket, bu alanlardaki çalışmalarını sürdürülebilirlik perspektifiyle entegre ediyor. Holding, yaklaşık iki ay önce de RoSPA Health &amp; Safety Awards 2026 kapsamında Londra’da Bronze Award’a layık görülmüştü. Green Apple Environment Awards başarısıyla birlikte şirketin uluslararası ödül portföyüne bir yenisi daha eklenmiş oldu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/referans-holdinge-surdurulebilirlikte-uluslararasi-odul-87192</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/2/1280x720/referans-holdinge-surdurulebilirlikte-uluslararasi-odul-1789022034.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Referans Holding’in Sustainova Programı, 700’ün üzerinde başvurunun değerlendirildiği International Green Apple Environment Awards 2026’da ödüle layık görüldü. Şirketin ödül derecesi, 23 Kasım’da Londra’daki törende açıklanacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ozak-gyo-ile-marriotttan-yeni-otel-projesi-icin-is-birligi-87197</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özak GYO ile Marriott&#039;tan yeni otel projesi için iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Özak Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı (GYO), Marriott International ile "The Ritz-Carlton, Kemer, All-Inclusive" otelini Antalya'da hayata geçirmek üzere anlaşma imzalandığını bildirdi.</p>
<p>Açıklamaya göre, Marriott International'ın Avrupa, Orta Doğu ve Afrika bölgesindeki ilk lüks her şey dahil resort oteli olacak tesis, markanın yaklaşımını Kemer'e taşıyacak.</p>
<p>141 oda ve süitten oluşacak tesisin kapılarını 2028 yılında açması planlanıyor. Otelin Kemer'e lüks konaklamada uluslararası ziyaretçi kitlesi kazandırması hedefleniyor. </p>
<p><strong>"Proje, uzun vadeli büyüme stratejimizin önemli bir parçası"</strong></p>
<p>Özak GYO Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Akbalık, turizmi uzun vadeli büyüme vizyonlarının stratejik alanlarından biri olarak gördüklerini belirtti.</p>
<p>Akbalık, 2004'te Ela Excellence Resort Belek ile başlayan turizm yolculuklarında edindikleri deneyimi, proje geliştirme yetkinliğini, konut projelerinde yakaladıkları ivmeyi ve yüksek kalite standartlarıyla sektörde edindikleri konumu, Ela Hospitality'nin otel işletmeciliği uzmanlığıyla birleştirdiklerini aktardı.</p>
<p>Projelerini misafirlerin beklenti ve ihtiyaçlarını merkeze alarak şekillendirdiklerini aktaran Özak, şunları kaydetti:</p>
<p>"The Ritz-Carlton, Kemer ile bu birikimimizi lüks konaklamada yeni bir segmente taşıyor, projenin özgün konumuyla uyumlu, güçlü bir resort konsepti ve farklı bir tatil deneyimi oluşturuyoruz. Bu yenilikçi turizm yaklaşımımız ile Kemer'i daha önce ziyaret etmeyen, lüks konaklamada en üst düzey hizmet ve kişiselleştirilmiş deneyimler arayan uluslararası misafirlerin beklentilerine yanıt vermeyi amaçlıyoruz. Böylece Kemer'e yeni bir ziyaretçi kitlesi kazandırırken, Türkiye'nin lüks turizmdeki rekabet gücüne katkı sağlamayı hedefliyoruz."</p>
<p>Projenin uzun vadeli büyüme stratejilerinin önemli bir parçasını oluşturduğunu aktaran Akbalık, gelecek dönemde yeni vizyon ve yaklaşımla turizm alanında hayata geçirecekleri yeni projeleri de kamuoyuyla paylaşmayı planladıklarını ifade etti.</p>
<p>Marriott International Avrupa, Orta Doğu ve Afrika Başkanı Neal Jones da The Ritz-Carlton, Kemer, All-Inclusive için imzaladıkları anlaşmanın, Marriott'un Avrupa, Orta Doğu ve Afrika'daki gözde tatil destinasyonlarında lüks portföyünü genişletmeye yönelik süregelen odağını yansıttığını belirtti.</p>
<p>Jones, "Proje, lüks resort segmentindeki dönüşümü yansıtırken, misafirlerin giderek daha fazla talep ettiği ve The Ritz-Carlton ile özdeşleşen ayrıcalıklı hizmet, rafine tasarım ve kişiselleştirilmiş deneyimleri bütünsel bir her şey dahil resort anlayışıyla bir araya getiriyor." ifadesini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ozak-gyo-ile-marriotttan-yeni-otel-projesi-icin-is-birligi-87197</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/7/1280x720/marriott-1789025039.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özak GYO ile Marriott International arasında, Antalya&#039;da inşa edilecek &quot;The Ritz-Carlton, Kemer, All-Inclusive&quot; oteli için anlaşma imzalandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tera-grubu-pusula-finansi-devraliyor-87199</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tera Grubu, Pusula Finans&#039;ı devralıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tera Grubu, Pusula Finans Holding ile aralarında şirketin hissedarı olduğu Pusula Portföy, Pusula Yatırım ve Katılım Evim başta olmak üzere bağlı finans şirketlerindeki paylarının devralınması için görüşmelere başlandığını duyurdu.</p>
<p>Açıklamaya göre, Tera Grubu, faaliyet alanlarının genişletilmesi ve güçlü bir finansal ekosistem oluşturulması hedefleri doğrultusunda adım attı.</p>
<p>Grup, Pusula Finans Holding AŞ ile Pusula Finans Holding AŞ'nin ve hissedarlarının bağlı şirketlerinden oluşan iktisadi bütünlükteki payların devralınmasına yönelik olarak mevcut pay sahipleriyle görüşmelere başladığını Kamuyu Aydınlatma Platformuna (KAP) bildirdi.</p>
<p>Şirketin devralma görüşmelerine başladığı mevcut pay sahipleri arasında Pusula Finans Holding AŞ payları ile Pusula Finans Holding AŞ'nin hissedarı olduğu Pusula Portföy Yönetimi AŞ, Pusula Yatırım Menkul Değerler AŞ ve Katılım Evim Tasarruf Finansman AŞ başta olmak üzere, Pusula Finans Holding AŞ ve hissedarlarının bağlı şirketlerinden oluşan iktisadi bütünlükteki paylar yer alıyor.</p>
<p>Planlanan işlemle grup, halen faaliyet gösterdiği sermaye piyasaları ve portföy yönetiminin yanı sıra yatırım ve finansman hizmetlerindeki faaliyetlerinin ölçeğini ve ürün çeşitliliğini artırmayı hedefliyor. İşlemin tamamlanması halinde, farklı finansal hizmet alanlarının aynı stratejik vizyon altında birbirini tamamlayan daha geniş bir yapıya kavuşturulması hedefleniyor.</p>
<p>Görüşmelerin ilerlemesi ve tarafların anlaşmaya varması halinde satın alma için Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ve Rekabet Kurumu nezdindeki izin ve onay süreçleri yürütülecek.</p>
<p>Açıklamada, mevcut aşamada bağlayıcı bir sözleşme imzalanmadığı vurgulanırken, müzakerelerin ilerlemesi, düzenleyici kurumların izin süreçleri ve işlemin nihai hale gelmesine ilişkin gelişmelerin sermaye piyasası mevzuatı kapsamında kamuoyuyla paylaşılacağı aktarıldı.</p>
<p>Grup bünyesinde finans, teknoloji ve diğer alanlarda 3 holding, 6'sı halka açık toplam 53 şirket faaliyet gösteriyor.</p>
<p><strong>"Finans kalıcı değer üretmeyi hedeflediğimiz ana faaliyet alanlarından biri"</strong></p>
<p>Tera Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen, finansın, uzun vadeli olarak büyümeyi ve kalıcı değer üretmeyi hedefledikleri ana faaliyet alanlarından biri olduğunu belirtti.</p>
<p>Halihazırda sermaye piyasaları, portföy yönetimi, yatırım bankacılığı ve diğer finansal hizmetlerde oluşturdukları yapıyı daha geniş bir ürün ve müşteri tabanına taşıyacak fırsatları değerlendirdiklerini aktaran Tezmen, "Görüşmelerine başladığımız bu işlem, tamamlanması halinde birbirini tamamlayan finansal hizmetlerimizi daha büyük bir ölçek altında buluşturacak." ifadesini kullandı.</p>
<p>Tezmen, finans sektörüne kısa vadeli yatırım perspektifiyle bakmadıklarına dikkati çekerek, "Amacımız, sermaye piyasalarının derinleşmesinden beslenen, kurumsal kapasitesi yüksek ve uzun vadede değer üreten bir finans ekosistemi oluşturmak." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p>Grubun belirlediği üç ana stratejik sektörün finans, teknoloji ve tarım-gıda olduğunu belirten Tezmen, bu alanlarda büyümeye ve değer üretmeye devam edeceklerini kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tera-grubu-pusula-finansi-devraliyor-87199</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/9/1280x720/emre-tezmen-1789025286.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tera Grubu&#039;nun, Pusula Finans Holding&#039;i devralma görüşmelerine başladığı bildirildi. Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen, &quot;Görüşmelerine başladığımız bu işlem, tamamlanması halinde birbirini tamamlayan finansal hizmetlerimizi daha büyük bir ölçek altında buluşturacak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uc-cop-tek-mesaj-is-dunyasi-icin-taahhutten-uygulamaya-gecis-yili-87180</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üç COP, tek mesaj: İş dünyası için taahhütten uygulamaya geçiş yılı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı ve toprak bozulması uzun süre birbirinden ayrı çevre sorunları olarak ele alındı. Oysa 2026’da peş peşe düzenlenen üç büyük BM zirvesinin mesajı tam tersi: Üç kriz de aynı sistemin parçası. Moğolistan’daki Çölleşme COP17’si ve Ermenistan’daki Biyoçeşitlilik COP17’sinin ardından gözler 9-20 Kasım’da Antalya’da yapılacak İklim COP31’e çevrilecek. 2030’a yalnızca dört yıl kalırken üçlü COP yılının temel sorusu “koyduğumuz hedeflerin hangilerini gerçekten hayata geçireceğiz?” </strong></p>
<p>2026, küresel çevre diplomasisi açısından sıra dışı bir yıl. İklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik ve çölleşmeyle mücadeleyi düzenleyen üç büyük Birleşmiş Milletler sözleşmesinin Taraflar Konferansları aynı yıl içinde gerçekleşiyor.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa23e1feae09-1789017631.png" alt="" width="369" height="225" />İlk durak 17-28 Ağustos'ta Moğolistan'ın başkenti Ulan Batur'da düzenlenen Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi COP17'si oldu. İkinci durak, 19-30 Ekim'de Ermenistan'ın başkenti Erivan'da gerçekleştirilecek Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi COP17'si olacak. Üçlü zincirin son halkası ise Türkiye. 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya, BM İklim Değişikliği Konferansı COP31’e ev sahipliği yapacak. Bu takvim tesadüfi bir yakınlaşmadan çok daha fazlasını ifade ediyor çünkü iklim değişikliği, doğa kaybı ve toprak bozulması artık birbirinden bağımsız üç çevre sorunu olarak ele alınamıyor. Kuraklık tarımsal üretimi düşürüyor; bozulan topraklar gıda güvenliğini tehdit ediyor; orman ve ekosistem kaybı karbon yutaklarını zayıflatıyor; su stresi hem şehirleri hem sanayiyi etkiliyor. Yani birinde yaşanan kriz diğerini de büyütüyor.</p>
<p><strong>Dünya topraklarının beşte biri bozulmuş durumda</strong></p>
<p>Dünya Ekonomik Forumu’nun dikkat çektiği verilere göre dünya üzerindeki kara alanlarının yaklaşık beşte biri bozulmuş durumda. Bunun 3,2 milyar insanın refahını etkilediği tahmin ediliyor. Daha çarpıcı olan ise kuraklık riski. Mevcut eğilimlerin devam etmesi halinde 2050’ye gelindiğinde dünyadaki her dört kişiden üçünün kuraklıktan etkilenmesi bekleniyor. Toprak bozulması ve çölleşmenin ekonomik maliyeti ise şimdiden yılda yüz milyarlarca dolarla ölçülüyor. Dolayısıyla sadece çevreden değil, gıda sistemlerinden su güvenliğine, enerji altyapısından tedarik zincirlerine ve ülkelerin uzun vadeli rekabet gücüne kadar uzanan ekonomik bir riskten söz ediyoruz. Bu nedenle 2026’nın üç COP’u sürdürülebilirliği bir “maliyet kalemi” olmaktan çıkarıp ekonomik dayanıklılığın parçası olarak yeniden tanımlıyor.</p>
<p><strong>1992 Rio’dan bugüne üç ayrı sözleşme, tek kriz</strong></p>
<p>Bugünkü üçlü yapının temelleri 1992’de Rio de Janeiro’da düzenlenen Dünya Zirvesi’nde atıldı. Zirveden iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik ve çölleşme/toprak bozulmasıyla mücadeleye odaklanan üç ayrı küresel sözleşme çıktı. Aradan geçen 34 yıl ise bu alanları birbirinden ayırmanın giderek zorlaştığını gösterdi. Doğa temelli çözümler bunun en net örneği. Sağlıklı ekosistemler karbon tutuyor, erozyonu önlüyor, su döngüsünü koruyor ve biyolojik çeşitliliğin devamını sağlıyor. Temiz teknolojiler ise emisyonları azaltırken doğal kaynaklar üzerindeki baskının düşürülmesine katkıda bulunabiliyor. Üçlü COP yılı bu nedenle üç ayrı müzakere masasını aynı sorunun farklı parçaları olarak görme fırsatı sunuyor.</p>
<p><strong>İlk sınav toprak: Kuraklık artık ekonomik güvenlik meselesi</strong></p>
<p>Üçlü COP zincirinin ilk ayağı olan Çölleşme COP17'sinin gündeminde arazi restorasyonu ve kuraklığa dayanıklılık öne çıktı. “Toprağı onarmak, umudu onarmak” teması altında küresel bir kuraklık çerçevesinin geliştirilmesi, 2030 sonrasına yönelik yeni stratejinin şekillendirilmesi ve arazi restorasyonu için finansmanın büyütülmesi gündemin temel başlıkları arasında yer aldı.</p>
<p>Toprak bozulması artık yalnızca tarım sektörünün problemi değil. Üretimin azalması gıda fiyatlarına, kırsal geçim kaynaklarına, göçe, tedarik zincirlerine ve nihayetinde ekonomik ve siyasi istikrara yansıyor. BM Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi’nin verdiği mesaj net: “Bilgi eksikliğinden çok, uygulama açığı ile karşı karşıyayız.”</p>
<p><strong>İkinci sınav doğa: 2030 hedefleri tutuyor mu?</strong></p>
<p>Üçlü COP yılının ikinci durağı Erivan olacak. Biyolojik Çeşitlilik COP17’sini önemli kılan ise 2022’de kabul edilen Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi'nin uygulanmasında ilk kapsamlı küresel değerlendirmenin yapılacak olması. Çerçevenin en bilinen hedeflerinden biri “30x30”: 2030 yılına kadar gezegenin yüzde 30'unun korunması ve bozulmuş ekosistemlerin yüzde 30'unun restorasyonu. Erivan’da ülkelerin ulusal biyoçeşitlilik planlarının, finansman taahhütlerinin ve izleme sistemlerinin 2030 hedefleriyle ne ölçüde uyumlu olduğu masaya yatırılacak. Finansman kritik başlıklardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Küresel biyoçeşitlilik finansman stratejisi 2030’a kadar yılda en az 200 milyar dolar kaynak harekete geçirilmesini öngörüyor. Dolayısıyla Erivan’ın sorusu da Antalya’nın sorusuna oldukça yakın olacak: Hedef var, peki uygulama nerede?</p>
<p><strong>Final Antalya’da: COP31’in üç büyük dosya</strong></p>
<p>Kasım tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek COP31, üçlü COP yılının son büyük buluşması olacak. COP31’in önündeki üç temel dosya; ülkelerin Paris Anlaşması kapsamında güçlendirdikleri Ulusal Katkı Beyanlarını ne ölçüde hayata geçirdikleri, iklim finansmanı, uyum ve dayanıklılık olacak. Başka bir ifadeyle Antalya’da yalnızca ülkelerin gelecekte ne yapacakları değil, bugüne kadar verdikleri sözleri ekonominin içine ne kadar taşıyabildikleri de sorgulanacak. Türkiye’nin COP31 Başkanlığı da hazırlık sürecinde “uygulama” mesajını öne çıkarıyor. Hedef, Antalya’ya giden yolu kapsayıcı ve çözüm odaklı biçimde ilerletirken iklim taahhütlerini somut sonuçlara dönüştürmek.</p>
<p><strong>Antalya iş dünyası için de bir dönüm noktası</strong></p>
<p>Üçlü COP yılının belki de en önemli mesajı iş dünyasına geliyor: İklim değişikliği, doğa kaybı ve toprak bozulması artık şirketlerin sürdürülebilirlik raporlarının üç ayrı başlığı olarak görülemez. Bir gıda şirketi açısından toprak sağlığı, su ve iklim riski aynı tedarik zincirinin parçaları. Bir banka açısından doğa kaybı ve iklim riski finanse ettiği varlıkların gelecekteki değerini etkiliyor. Sanayi açısından su stresi üretim kapasitesine, enerji dönüşümü ise maliyetlere ve rekabet gücüne yansıyor. WEF’e göre çalışan ekosistemlere doğrudan bağımlı küresel ekonomik değer yaklaşık 58 trilyon dolar seviyesinde. Dolayısıyla doğayı korumak bir kurumsal sorumluluk meselesi değil; ekonomik varlıkları, tedarik zincirlerini ve gelecekteki gelirleri koruma meselesi. UNFCCC İcra Sekreteri Simon Stiell’in COP31 öncesinde öne çıkardığı gerçek ekonomi gündeminde de elektrik şebekeleri ve elektrifikasyon yatırımları, metan emisyonlarının azaltılması, dayanıklı şehirler ve gıda güvenliği bulunuyor. Bunların hiçbiri yalnızca “iklim” başlığı altında çözülebilecek meseleler değil…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Üç masada da sorulacak soru aynı</strong></span></p>
<p>● 2026’nın üçlü COP yılı, küresel sürdürülebilirlik gündemindeki büyük bir değişimin işareti: Hedef koyma dönemi sona yaklaşıyor. 2030 hedeflerine yalnızca dört yıl kalmışken yeni taahhütler yerine, mevcut taahhütlerin ulusal politikalara, şirket stratejilerine, yatırım kararlarına ve finansman modellerine nasıl dönüştüğü önem kazanıyor. Ulan Batur toprağı, Erivan doğayı, Antalya iklimi konuşacak. Ama üç masada da sorulacak soru aynı: Verdiğimiz sözleri hayata geçirebilecek miyiz?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uc-cop-tek-mesaj-is-dunyasi-icin-taahhutten-uygulamaya-gecis-yili-87180</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/0/1280x720/54-1789017689.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üç COP, tek mesaj: İş dünyası için taahhütten uygulamaya geçiş yılı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atsodan-antalya-kultur-ve-sanatina-destek-87161</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ATSO’nun &#039;Bir Başka Antalya&#039; projesi tamamlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Eğitim Araştırma ve Kültür Vakfı çatısı altında faaliyet gösteren Antalya Kültür Sanat’ta (AKS), Antalya’nın tarihsel ve kültürel değerlerini sanatçıların farklı bakış açılarıyla ele alan ve üç yıl süren ‘Bir Başka Antalya’ projesi tamamlandı. Kilit Global ana sponsorluğunda gerçekleştirilen proje kapsamında 29 sanatçının ürettiği 76 eser, Antalya Kültür Sanat Vakfı koleksiyonuna kazandırıldı.</p>
<p>Koleksiyonun tanıtımı ve serginin açılışı, ATSO Yönetim Kurulu Başkanı ve ATSO Eğitim Araştırma ve Kültür Vakfı Başkanı Yusuf Hacısüleyman’ın ev sahipliğinde gerçekleştirildi.</p>
<p>Projenin fikir aşamasının merhum ATSO Başkanı Ali Bahar ile yaptıkları görüşmelere dayandığını anımsatan Hacısüleyman, Antalya’da yaşayanların, kentin günlük hayatın içinde fark edilmeyen pek çok güzelliğini zamanla kanıksadığını, kenti dışarıdan görenlerin ise farklı ayrıntıları fark edebildiğini söyledi.</p>
<p>Bu düşünceden hareketle Antalya’nın sanatçıların gözünden nasıl göründüğünü ortaya koymak istediklerini belirten Hacısüleyman, ‘’Üç yıllık çalışmanın sonunda kentin görsel hafızasına katkı sağlayacak bir koleksiyon oluşturuldu. ‘Bir Başka Antalya Çalıştayı’ üç yılın ardından 76 eserlik bir koleksiyonla tamamlandı. Antalya’yı farklı sanatçıların gözünden yeniden keşfetmek istedik. Sanatçılarımızın kente ilişkin duygularını ve bakış açılarını eserlerine yansıtmaları bizim için çok kıymetliydi” dedi.</p>
<p>Projenin hayata geçirilmesinde emeği geçen sanatçılara, küratöre ve destek veren kurum ve kuruluşlara teşekkür eden Hacısüleyman, merhum Ali Bahar’ın kültür ve sanat alanındaki vizyonunun bu tür çalışmalarla yaşatılmaya devam edeceğini belirtti.</p>
<p><strong>Hedef çağdaş sanat müzesi</strong></p>
<p>Proje Küratörü Mustafa Ağatekin de, ortaya çıkan koleksiyonun önümüzdeki dönemde daha da geliştirilerek Antalya’da bir çağdaş sanat müzesinin oluşturulmasına katkı sağlamasını hedeflediklerini söyledi. Ağatekin, böyle bir müzenin yalnızca sanat dünyası açısından değil, Antalya’nın kültürel kimliği açısından da önemli bir kazanım olacağını belirterek, kentteki iş dünyasının, yöneticilerin ve Antalyalıların projeye sahip çıkmasının önemine dikkat çekti. ‘Bir Başka Antalya Koleksiyonu’nda yer alan 76 eser, Antalya’nın sanat yoluyla oluşturulan görsel hafızasının bir parçası olarak Antalya Kültür Sanat’ta sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Sergi, 18 Ekim 2026 tarihine kadar sanatseverlerin ziyaretine açık olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atsodan-antalya-kultur-ve-sanatina-destek-87161</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/1/1280x720/atsodan-antalya-kultur-ve-sanatina-destek-1789015190.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ATSO Eğitim Araştırma ve Kültür Vakfı bünyesindeki oluşturulan Antalya Kültür Sanat’ta, 29 sanatçının üç yıl süren çalışmalarıyla Antalya’nın farklı yönlerinin sanatla yorumlandığı &quot;Bir Başka Antalya&quot; projesi tamamlanırken proje kapsamında 76 eser vakıf koleksiyonuna kazandırıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/corendon-kemeri-spor-cekim-merkezine-donusturecek-87159</guid>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Bölgedeki tenis altyapısının güçlendirilmesini amaçlıyoruz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA </strong></p>
<p>Antalya Tenis İhtisas Kulübünde düzenlenen Tenis Şampiyonası açılışına katılan Türkiye Tenis Federasyonu (TTF) Başkanı Şafak Müderrisgil, Corendon Grubu'nun Kemer’in Göynük mahallesinde yer alan çam ağaçlarıyla çevrili 14 toprak kortuyla hizmet veren Corendosn Tenis Club Kemer tesislerini inceledi. Müderrisgil, yeni dönemde federasyon olarak uygulamaya geçirilmesi planlanan Padel ve Spor Tesisi Projesi hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Tenis Federasyonu’nca 2027 yılında uygulamaya geçirilmesi hedeflenen ‘Haydi Tenise’ ve ‘Göynük’te Tenis Ortaokulu’ projeleri hakkında açıklama yapan Müderrisgil, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’TTF tarafından yürütülen ‘Haydi Tenise’ projesi kapsamında ilk aşamada Kemer ve çevresinde yetenek taraması yapılacak. Tarama sonucunda belirlenecek çocuklar, tesis ve kort kapasitesi doğrultusunda Corendon Tennis Club Kemer’de tenisle buluşturulacak ve düzenli eğitimlerle gelişimleri desteklenecek. Projeler, Antalya Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü, Kemer Belediyesi ve Kemer İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü’nün destekleriyle yürütülecek. Göynük Ortaokulunda tenis sınıfı hedefliyoruz. ‘Göynük’te Tenis Ortaokulu’ projesiyle Eylül 2027’ye kadar tenis sınıfı açılması hedefleniyor. Projeye seçilecek öğrenci ve sporcular, Corendon Tennis Club Kemer’in tesislerinde düzenli tenis eğitimi alması planlanıyor. Her iki projeyle çocukların erken yaşta tenisle tanıştırılması, yetenekli sporcuların keşfedilmesi ve bölgedeki tenis altyapısının güçlendirilmesini amaçlıyoruz.’’</p>
<p>Ziyarette, Corendon’un özellikle turizm sezonu öncesinde ve sonrasında Kemer’de düzenlenmesi planlanan uluslararası tenis etkinlikleri de ele alındı.</p>
<p>Tenis Federasyonu Başkanı Şafak Müderrisgil, 19–23 Ekim 2026 tarihleri arasında Corendon Tennis Club Kemer’de düzenlenecek Corendon Tennis Weekend etkinliğine ve kulübün ev sahipliği yapacağı TEN-PRO organizasyonlarına davet edildi.</p>
<p>Corendon Tennis Club Kemer, kamu kurumları, yerel yönetim ve Türkiye Tenis Federasyonu ile geliştirilecek iş birlikleriyle çocukların ve gençlerin tenise erişimini artırmayı, yeni sporcuların yetişmesine katkı sağlamayı ve Kemer’i uluslararası tenis organizasyonlarının önemli merkezlerinden biri hâline getirmeyi hedefliyor.</p>
<p>Turnuvalar, sezon öncesi hazırlık kampları, tenis akademileri ve bireysel gelişim süreçleri için ideal bir ortam sunan kulüp; kaliteli toprak kortları, planlı antrenman programları ve deneyimli antrenör kadrosuyla sporculara profesyonel bir çalışma altyapısı sağlıyor.</p>
<p><strong>Kemer'i uluslararası bir spor destinasyonu haline getirme hedefi</strong></p>
<p>Corendon Grubu'nun, spor turizmine yönelik vizyonuyla geliştirilen projede, tenis başta olmak üzere wellbeing ve çok branşlı spor turizmi yaklaşımıyla Kemer’i yıl boyunca yaşayan uluslararası bir spor destinasyonu haline getirmeyi hedeflediği belirtildi. Şirket, gelecek yıl hayata geçirilmesi planlanan padel sahası yatırımlarıyla birlikte tesisin spor çeşitliliğinin artırılması ve bölgenin uluslararası spor turizmi çekim gücünün daha da geliştirilmesi amaçlanıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/corendon-kemeri-spor-cekim-merkezine-donusturecek-87159</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/9/1280x720/corendon-kemeri-spor-cekim-merkezine-donusturecek-1789015073.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Haydi Tenise&quot; ve &quot;Göynük’te Tenis Ortaokulu&quot; projeleri hakkında açıklama yapan TTF Başkanı Şafak Müderrisgil, &quot;Her iki projeyle çocukların erken yaşta tenisle tanıştırılması, yetenekli sporcuların keşfedilmesi ve bölgedeki tenis altyapısının güçlendirilmesini amaçlıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakan-bolat-fuarcilikta-75-milyar-avroluk-bir-ekonomik-sektor-olustu-87143</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 16:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Bolat: Fuarcılıkta 7,5 milyar avroluk bir ekonomik sektör oluştu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Texhibition İstanbul Kumaş ve Tekstil Aksesuarları Fuarı'nın açılışına katıldı. </p>
<p>Bolat burada yaptığı konuşmada, bu yıl onuncu defa düzenlenen fuarın bugün dünyanın sayılı ve Avrupa'nın da en önde gelen tekstil fuarı haline geldiğini belirtti.</p>
<p>Üç hafta önce İstanbul Hazır Giyim ve Moda Fuarı'nın (IFCO) açılışını yaptıklarını hatırlatan Bolat, bugün de iplik, kumaş, yan sanayi, aksesuar sektörü, denim alanlarını kapsayan çok önemli bir fuarın açılışını gerçekleştirdiklerini vurguladı.</p>
<p>Bugün buradan yine çok büyük ve sayılı fuarlardan olan Uluslararası Ev ve Mutfak Eşyaları Fuarı'na (ZUCHEX) gideceklerini, oradan da Tekirdağ'da sanayi fuarı ve bir lojistik merkezinin açılışını yapacaklarını ifade eden Bolat, böylece bir günde dört önemli uluslararası ticaret etkinliğinin açılışlarına katılmış olacaklarını söyledi.</p>
<p>Bolat, yaz döneminin geride kaldığını, artık herkesin şehirlere dönmeye başladığını, ekonomide, sanayide çarkların hızlandığını, ayrıca 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program'ın (OVP) da kamuoyu ve iş dünyasıyla paylaşıldığını dile getirdi. Bolat, şöyle devam etti:</p>
<p>"Son derece dengeli, istikrarlı, makro hedeflerde enflasyonla mücadelenin kesintisiz bir şekilde devamını önceleyen, üretimin, başta sanayi tarım hizmetler sektörleri olarak desteklenmesini önceleyen, ihracata dayalı büyüme modelini önceleyen ve sosyal programlarda özellikle dar gelirli vatandaşlarımızın imkanlarının artırılmasını önceleyen bütüncül bir program. İnşallah bunu da önceki programlarda olduğu gibi gerçekleştireceğiz."</p>
<p>Dünyada ve bölgede yaşanan gelişmelere değinen Bolat, son beş yılda salgın, deprem ve komşu ülkelerdeki savaşlar gibi birçok olumsuzluğun yaşandığını ve bu olumsuzlukların enflasyonla mücadeleyi zaman zaman etkilediğini belirtti.</p>
<p>Bolat, yaşanan olumsuzluklara rağmen gelinen noktada Türkiye ekonomisinin Kovid-19'un başladığı 2020 dahil olmak üzere sürekli büyüme kaydettiğini belirterek, şunları söyledi:</p>
<p>"2026'nın ikinci çeyreğindeki yüzde 2,3'lük büyümenin 0,6 puanı net mal ve hizmet ihracatı katkısından geldi. Bu çok önemli bir gelişme, net mal ihracatının ekonominin büyümesine lokomotiflik yapması. Yatırımlar yine son yedi çeyrektir büyümeye katkı yapıyor. İhracatımızı açıkladık biliyorsunuz. Nisan, haziran, temmuz, ağustos yani dört ayda rekorlar kırıldı. Sekiz ayın 5'inde de aylık ihracat artışları sağlandı. Son 40 ayın 29'unda aylık artışlar sağlandı. Son 40 ayın 22'sinde aylık rekorlar kırıldı. Bunlar hep ihracatçılarımızın zor şartlara rağmen fedakarca çalışmaları ve hükümetimizin programları, destekleri, aldığı tedbirlerle birlikte başardığımız sonuçlar. Türkiye'nin Yüzyılı hedefi Cumhurbaşkanımızın vizyonu, biz bunu Ticaretin Yüzyılı yapmaya kararlıyız. Özellikle bu yılın 8 ayında 185 milyar dolar ihracat rakamına ulaştık ve bu 4,2'lik bir artış oldu. Ağustos ayı Batı'da tamamen kapalı, tatil dönemi olmasına rağmen 1 milyar 750 milyon dolar ihracat artışı sağlayarak yüzde 8,1 artış oldu. Son 12 ayda da 280,3 milyar dolara yükseldi mal ihracatımız. Hedefe 1,7 milyar dolar kaldı. Önümüzde 4 ay var."</p>
<p><strong>"Fuarcılıkta 7,5 milyar avroluk bir ekonomik sektör oluştu"</strong></p>
<p>Bakan Bolat, petrol, enerji, diğer petrokimya ürünleri, gübre gibi birçok emtia ile gıda ürünlerinde dünya piyasalarında ciddi karışıklıklar olduğunu ifade ederek, bölgedeki sıcak savaşların da can yakıcı olduğunu ve bunların navlun fiyatları ile lojistik bağlantılara olumsuz etkiler yaptığını belirtti.</p>
<p>Tüm bunlara rağmen Türkiye'nin bir tedarik, üretim, lojistik üssü olarak parlamaya devam ettiğini söyleyerek, "Türkiye aynı zamanda bir fuarlar merkezi haline geldi. Texhibition Fuarı, 3 hafta önce açtığımız IFCO, ZUCHEX gibi her biri birçok sektörde Avrupa'nın en gözde fuarları Türkiye'de yapılıyor. Fuarcılıkta 7,5 milyar avroluk bir ekonomik sektör oluştu ve bunun GSYH'ye direkt katkısı 4 milyar avro. Hedefimiz bu rakamları çok daha yukarılara taşımak." diye konuştu.</p>
<p>Bolat, tekstil ve hazır giyim sektörünün Türkiye'nin sanayileşme sürecinin birinci sektörü olduğunu ve bu sektörü daha da geliştireceklerini dile getirerek, bölgesel ve konjonktürel değişiklikler ve talep şartlarında değişimlerin zaman zaman olduğundan bahsetti.</p>
<p>Türkiye'nin önemli pazarlarından biri olan Batı'da ciddi durgunluk olduğunu ifade eden Bolat, bunların aşılacağını, pazarların çeşitlendirileceğini ve destek mekanizmalarının genişletileceğini kaydetti.</p>
<p><strong>"İhracat rakamlarında artıya geçiş görülüyor"</strong></p>
<p>Ömer Bolat, bu yıl konfeksiyon, hazır giyim ve tekstilde "uçağın burnunun yükselmeye başladığını" dile getirerek, "İhracat rakamlarında artıya geçiş görülüyor. Yıl sonunda bunu çok daha belirgin bir şekilde göreceğiz. İstihdamı koruma noktasında da 2026 yılı tekstil ve hazır giyimde stabil bir yıl olarak görünüyor. Türkiye tekstil ve hazır giyimde bir dünya oyuncusudur." diye konuştu.</p>
<p>Türkiye'nin dünya tekstil ihracat liginde 4'üncü, dünya hazır giyim ihracat liginde 8'inci büyük ülke konumunda olduğunu söyleyen Bolat, tekstil ve konfeksiyon sektörünün dünyadaki ihracat hacminin geçen yıl 858 milyar dolar olduğunu, Türkiye'nin buradan 31 milyar dolar pay aldığını kaydetti.</p>
<p>Bolat, Türkiye'nin söz konusu pazardan yüzde 3,6'lık pay aldığını ifade ederek, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"(2025) Tekstil ve ham maddeleri alanındaki ihracatımız 9,4 milyar dolardı. Hazır giyim konfeksiyon ihracatımız 18,6 milyar dolardı. Buna halı ve yer kaplamaları sektöründe 2,9 milyar doları ve yaklaşık 3 milyar dolara yakın ev tekstilini eklediğimizde büyük bir sektörümüz bulunmakta. Ticaret Bakanlığı olarak bütün sektörlerimizde olduğu gibi tekstil giyim sektörlerine yoğun destek veriyoruz. Bu yıl 45 milyar liralık Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu (DFİF) ihracat desteklerimiz ödeniyor. 33 milyar lirası mal ihracatına 12 milyar lirası hizmet ihracatı sektörlerine harcanıyor.</p>
<p>Turquality programımız kapsamında 35 tekstil giyim firmamızın 39 markasını destekliyoruz. Marka programında 25 firmamızın 25 markasını destekliyoruz. Yeşil Mutabakat'a uyum programımızda 33 firmamızın çalışmalarını destekliyoruz. Texhibition ve IFCO prestijli fuarlar kategorisine alındı ve katılım ücretlerinin yüzde 70'i Ticaret Bakanlığımız tarafından desteklenmekte. Burada alım heyetleri var. Alım heyetlerinin finansmanı yine Ticaret Bakanlığımız tarafından desteklenmektedir. Tekstil ve hazır giyime baktığımızda yurt dışı fuar organizasyonları olarak bu yıl 270 yurt dışı fuar organizasyonunun 58'ini desteklemekteyiz. Yurt içi tekstil fuarı alanında da 64 fuarın 7'sini desteklemekteyiz. Geçen yıl bu fuar için 136 milyon lira, bu yıl da mart ayındaki Texhibition Fuarı için 68 milyon lira destek kapsamında finansman verdik. 1324 ihracatçımızı desteklemiş olduk."</p>
<p>Bakan Bolat, konuşmasında ayrıca ticari bankalarca kullandırılan reeskont kredileri kapsamında yapılan düzenlemeler ile Türk Eximbank'ın verdiği kredilerden de bahsetti.</p>
<p>Bolat, kurdele kesiminin ardından beraberindeki heyetle fuar alanını gezerek firmalardan ürünler hakkında bilgi aldı.</p>
<p> </p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakan-bolat-fuarcilikta-75-milyar-avroluk-bir-ekonomik-sektor-olustu-87143</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/3/1280x720/63-1788960453.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Texhibition İstanbul Fuarı&quot;nın açılışında konuşan Ticaret Bakanı Bolat, &quot;Avrupa&#039;nın en gözde fuarları Türkiye&#039;de yapılıyor. Fuarcılıkta 7,5 milyar avroluk bir ekonomik sektör oluştu ve bunun GSYH&#039;ye direkt katkısı 4 milyar avro. Hedefimiz bu rakamları çok daha yukarılara taşımak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aroma-konkordatodan-cikti-rotasini-buyumeye-cevirdi-87142</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 16:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aroma konkordatodan çıktı, rotasını büyümeye çevirdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Yaklaşık iki yıldır konkordato sürecinde bulunan Aroma, finansal ve operasyonel yeniden yapılanma çalışmalarının ardından konkordato sürecinden çıktı. Şirketin konkordatodan kendi iradesiyle çıkma talebi doğrultusunda 9 Eylül 2026’da gerçekleştirilen duruşmayla süreç sona erdi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre Türkiye’nin köklü içecek markalarından Aroma, konkordato sürecinde üretim, tedarik ve ticari faaliyetlerini sürdürürken finansal ve operasyonel yapısını güçlendirmeye yönelik çalışmalar gerçekleştirdi. Süreç, konkordato komiser heyetinin gözetiminde ve ilgili mahkemenin denetiminde yürütüldü.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa15b2203a07-1788959522.jpeg" alt="" width="377" height="670" /></p>
<h2>Yeniden yapılanmaya odaklandı</h2>
<p>Bu dönemde şirketin yönetim sorumluluğu, Duruk ailesini temsilen Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Duruk ve Yönetim Kurulu Başkan Vekili Onur Duruk tarafından üstlenildi. Aroma, yeniden yapılanma kapsamında verimliliğin artırılması, kurumsal yapının güçlendirilmesi, yeni ürünlerin geliştirilmesi ve ticari büyümeye yönelik projelere odaklandı. Şirket ayrıca müşteri ilişkilerinin geliştirilmesi ve markalarının güçlendirilmesine yönelik çalışmalarını sürdürdü.</p>
<h2>Yeni dönemde büyüme hedefi</h2>
<p>Konkordato sürecinin sona ermesiyle birlikte Aroma, yeni dönemde üretim kapasitesi ve ürün portföyünün yanı sıra ticari büyümeye yönelik çalışmalarını sürdürmeyi hedefliyor.</p>
<p>Aroma Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Duruk ve Yönetim Kurulu Başkan Vekili Onur Duruk, süreç boyunca çalışanlar, kamu kurumları, finansal kuruluşlar, tedarikçiler, bayiler, müşteriler ve diğer iş ortaklarının desteğinin şirket açısından önem taşıdığını belirtti. Yeni dönemde üretmeye, yenilikçi ürünler geliştirmeye ve pazarda değer yaratmaya devam edeceklerini ifade ederek, Aroma’nın marka mirasını geleceğe taşımaya odaklanacaklarını kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aroma-konkordatodan-cikti-rotasini-buyumeye-cevirdi-87142</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/2/1280x720/aroma-konkordatodan-cikti-rotasini-buyumeye-cevirdi-1788959549.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yaklaşık iki yıldır konkordato sürecinde bulunan Aroma, 9 Eylül’deki duruşmanın ardından konkordatodan çıktı. Finansal ve operasyonel yeniden yapılanmasını tamamlayan şirketin, yeni dönemde üretim, yeni ürün geliştirme ve ticari büyümeye odaklanacağı belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/is-bankasi-ile-burgan-banktan-kredi-karti-anlasmasi-87137</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 13:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> İş Bankası ile Burgan Bank&#039;tan kredi kartı anlaşması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İş Bankası ve Burgan Bank'ın dijital bankacılık markası ON Dijital arasında imzalanan ortak marka kredi kartı anlaşmasıyla ON Kredi Kartı, Maximum ekosistemine dahil oldu.</p>
<p>Türkiye İş Bankası'ndan yapılan açıklamaya göre, iş birliği kapsamında, ON Kredi Kartı kullanıcıları, kapsamlı ekosistemlerden Maximum'un anlaşmalı olduğu iş yerlerinde taksitli alışveriş yapabilecek ve alışverişlerinde kazandıkları MaxiPuanlarla ek avantajlar elde edebilecek.</p>
<p>İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Lüle, Maximum'un günlük harcamalardan seyahate, yeme içmeden spor, kültür ve sanata uzanan geniş kapsamda sunduğu ayrıcalıklarla 25 yıldır kullanıcılarına yol arkadaşlığı yaptığını belirtti.</p>
<p>Lüle, ON Kredi Kartı kullanıcılarını Maximum ekosistemine dahil etmekten mutluluk duyduklarını vurgulayarak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Güçlü ve yaygın iş ortaklıklarıyla kullanıcılarımızın ihtiyaç duyduğu her an yanında hissettiği bir değerler ekosistemi olan Maximum'u daha geniş kitlelere ulaştırmak için çalışmaya devam ediyoruz. Burgan Bank ON Dijital işbirliğiyle de ON Kredi Kartı kullanıcılarını Maximum ekosistemine dahil etmekten ve onları Maximum dünyasının avantajlarıyla buluşturmaktan mutluluk duyuyoruz."</p>
<p>Burgan Bank Dijital Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı Murat Bozkurt da müşterilerinin ihtiyaç duyduğu her noktada yanlarında olmak istediklerini aktardı.</p>
<p>Bozkurt, ON Dijital olarak sundukları imkanlara bir yenisini eklediklerini, İş Bankası ile yaptıkları işbirliğiyle müşterilere daha geniş bir ödeme ağı ve taksit imkanı sunduklarını belirterek, "Maximum gibi kredi kartı sektörünün köklü ve güçlü markalarından biriyle gerçekleştirdiğimiz bu işbirliğini, ON Dijital'de sunduğumuz deneyimi geliştirme yolunda önemli bir adım olarak görüyoruz. Önümüzdeki dönemde de müşterilerimizin ihtiyaçlarını odağımıza alarak, ON Dijital'in ürün ve hizmetlerini geliştirmeyi sürdüreceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/is-bankasi-ile-burgan-banktan-kredi-karti-anlasmasi-87137</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/7/1280x720/sezgin-lule-1788950069.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Lüle, &quot;Burgan Bank ON Dijital işbirliğiyle de ON Kredi Kartı kullanıcılarını Maximum ekosistemine dahil etmekten ve onları Maximum dünyasının avantajlarıyla buluşturmaktan mutluluk duyuyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/8-ayda-1676-milyon-yolcu-hava-yolunu-kullandi-87134</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 13:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> 8 ayda 167,6 milyon yolcu hava yolunu kullandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Genel Müdürlüğünün ağustos ayına ait hava yolu uçak, yolcu ve yük verileri hakkında açıklama yaptı. </p>
<p>Söz konusu ayda yolcu ve çevre dostu havalimanlarında iniş-kalkış yapan uçak sayısının iç hatlarda 97 bin 625, dış hatlarda 106 bin 231 olduğunu ifade eden Uraloğlu, böylece toplam uçak trafiğinin üst geçişlerle 255 bin 970'e ulaştığını bildirdi.</p>
<p>Uraloğlu, bu yıl ağustosta dış hatta hizmet verilen uçak trafiğinin geçen yılın aynı ayı ile kıyaslandığında yüzde 1,5 arttığını belirtti.</p>
<p>Ağustosta iç hat yolcu trafiğinin 11 milyon 144 bin 749, dış hat yolcu trafiğinin ise 17 milyon 643 bin 496 olarak gerçekleştiğine işaret eden Uraloğlu, "Ağustos ayında havalimanlarımızda direkt transit yolcularla birlikte toplam 28 milyon 794 bin 764 kişiye hizmet verildi. Yolcu trafiği geçen yılın aynı ayı ile kıyaslandığında iç hatta yüzde 6,8, dış hatta yüzde 2,7 artış, direkt transit dahil toplam yolcu trafiğinde ise yüzde 4,1 yükseliş gerçekleşti." bilgisini verdi.</p>
<p>Uraloğlu, ayrıca, geçen ay yük trafiğinin iç hatlarda 111 bin 397 ton, dış hatlarda 456 bin 124 ton olmak üzere toplam 567 bin 521 tona ulaştığına dikkati çekti.</p>
<p><strong>8 ayda uçak trafiği toplam 1,6 milyon oldu</strong></p>
<p>Ocak-ağustos döneminde havalimanlarına iniş-kalkış yapan uçak trafiğinin iç hatlarda 667 bin 653, dış hatlarda 611 bin 588 olduğunu ifade eden Uraloğlu, böylece söz konusu sayının üst geçişlerle toplam 1 milyon 619 bin 476'ya ulaştığını bildirdi.</p>
<p>Uraloğlu, bu dönemde Türkiye geneli havalimanları iç hat yolcu trafiğinin 71 milyon 625 bin 767, dış hat trafiğinin 95 milyon 858 bin 691 olduğunu, direkt transit yolcularla toplam 167 milyon 552 bin 966 yolcuya hizmet verildiğini vurguladı.</p>
<p>Bu yılın ağustos sonunda hizmet verilen yolcu trafiğinin, 2025'in aynı dönemi ile kıyaslandığında, direkt transit dahil olmak üzere toplam yolcu trafiğinde yüzde 2,8 arttığını aktaran Uraloğlu, yılın 8 ayında havalimanları yük trafiğinin iç hatlarda 654 bin 295 ton, dış hatlarda 2 milyon 940 bin 674 ton olmak üzere toplam 3 milyon 594 bin 969 tona ulaştığının altını çizdi.</p>
<p><strong>İstanbul Havalimanı 8 ayda 56,6 milyon yolcuya hizmet verdi</strong></p>
<p>Uraloğlu, Türkiye'nin mega projelerinden İstanbul Havalimanı'nda geçen ay uçak trafiğinin iç hatlarda 12 bin 285, dış hatlarda 40 bin 183 olmak üzere toplam 52 bin 468'e ulaştığını ifade etti.</p>
<p>Söz konusu havalimanında ağustosta iç hatlarda 1 milyon 882 bin 925, dış hatlarda 6 milyon 697 bin 516 olmak üzere toplam 8 milyon 580 bin 441 yolcuya hizmet verildiğine işaret eden Uraloğlu, ocak-ağustos döneminde iç hatlarda 82 bin 746, dış hatlarda 282 bin 741 olmak üzere toplam 365 bin 487 uçak trafiği gerçekleştiğini kaydetti.</p>
<p>Uraloğlu, yılın 8 ayında iç hatlarda 11 milyon 934 bin 652, dış hatlarda 44 milyon 714 bin 313 olmak üzere toplam 56 milyon 648 bin 965 yolcu trafiği oluştuğunu vurguladı.</p>
<p><strong>Sabiha Gökçen Havalimanı'ndan 33,2 milyon yolcu hizmet aldı</strong></p>
<p>İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı'nın uçak ve yolcu trafiği hakkında da bilgi veren Uraloğlu, "Ağustosta iniş-kalkış yapan uçak trafiği iç hatlarda 12 bin 413, dış hatlarda 15 bin 530 olmak üzere toplam 27 bin 943'e ulaştı. Yolcu trafiği ise, iç hatlarda 2 milyon 329 bin 411, dış hatlarda 2 milyon 812 bin 633 olmak üzere toplam 5 milyon 142 bin 44 oldu." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Uraloğlu, söz konusu havalimanında 8 ayda iç hatlarda 84 bin 77, dış hatlarda 104 bin 756 olmak üzere toplam 188 bin 833 uçak trafiği gerçekleştiğini aktararak, iç hatlarda 15 milyon 261 bin 922, dış hatlarda 17 milyon 894 bin 688 olmak üzere toplam 33 milyon 156 bin 610 yolcuya hizmet verildiğini belirtti.</p>
<p>Öte yandan İstanbul Atatürk Havalimanı'nın uçak trafiğinin ağustosta 2 bin 594 olduğuna işaret eden Uraloğlu, 8 ayda da bu sayının 17 bin 903'e ulaştığını bildirdi.</p>
<p><strong>Turizm merkezleri 8 ayda 41,6 milyon yolcu ağırladı</strong></p>
<p>Uraloğlu, turizm merkezlerindeki havalimanlarında hizmet sunulan yolcu sayısının ise 8 ayda iç hatlarda 14 milyon 146 bin 256, dış hatlarda 27 milyon 465 bin 682 olmak üzere toplam 41 milyon 611 bin 938'e ulaştığını ifade etti.</p>
<p>Bu dönemde iç hatlarda 106 bin 18, dış hatlarda 171 bin 417 olmak üzere toplam 277 bin 435 uçak trafiği gerçekleştiğine dikkati çeken Uraloğlu, 8 ayda İzmir Adnan Menderes Havalimanı'nda 8 milyon 925 bin 405, Antalya Havalimanı'nda 25 milyon 103 bin 581, Muğla Dalaman Havalimanı'nda ise 3 milyon 726 bin 496 yolcuya hizmet verildiğini belirtti.</p>
<p>Uraloğlu, ocak-ağustos döneminde Milas-Bodrum Havalimanı'nda 3 milyon 240 bin 486 yolcuya hizmet sunulurken Gazipaşa Alanya Havalimanı'nda 615 bin 970 yolcu trafiği gerçekleştiğini ifade etti.</p>
<p>İstanbul Havalimanı'nın yıllık 90 milyon, Antalya Havalimanı'nın ise yıllık 82 milyon yolcu kapasitesiyle Türkiye'nin en yüksek yolcu kapasiteli iki havalimanı olduğuna dikkati çeken Uraloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye genelindeki havalimanlarında 2002 yılında yaklaşık 34,5 milyon yolcuya hizmet veriliyordu. Ülkemizin en yüksek yolcu kapasiteli İstanbul ve Antalya havalimanları sadece 8 ayda 81,7 milyon yolcuyu ağırladı. Böylece yalnızca bu iki havalimanımızda 8 ayda ağırladığımız yolcu sayısı, 2002 yılında Türkiye genelinde hizmet verilen yolcu sayısının iki katını aştı."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/8-ayda-1676-milyon-yolcu-hava-yolunu-kullandi-87134</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/ucak-ucus.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, yılın 8 ayında 167 milyon 552 binden fazla yolcunun hava yolu ile seyahat ettiğini bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/adiyamanda-sulama-projeleri-icin-sozlesmeler-imzalandi-87136</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 12:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Adıyaman&#039;da sulama projeleri için sözleşmeler imzalandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Adıyaman Aksu Regülatörü ve Besni-Keysun-Kızılın Ana İletim Hattı projeleri hakkında açıklama yaptı. </p>
<p>Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Adıyaman'ın ve bölgenin yarınlarına 8 milyar liralık yatırım yapacaklarını belirten Yumaklı, "Aksu Regülatörü ve Besni-Keysun-Kızılın Ana İletim Hattı projeleri yapım sözleşmesi için tarihi imzalar atıldı. 8,2 kilometrelik dev tünellerle, yılda 400 milyon metreküp suyu Adıyaman'ın ve bölgenin bereketli topraklarıyla buluşturacağız. İlk etapta 223 bin dekar tarım arazisini suya kavuşturacak projemiz bölgemize, şehrimize ve üreticilerimize hayırlı olsun." ifadelerini kullandı. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/adiyamanda-sulama-projeleri-icin-sozlesmeler-imzalandi-87136</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/0/1280x720/yumakli-1765096499.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, 8 milyar liralık yatırımı öngören Adıyaman Aksu Regülatörü ve Besni-Keysun-Kızılın Ana İletim Hattı projeleri için yapım sözleşmelerinin imzalandığını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tusas-652-milyar-liralik-ar-ge-harcamasiyla-zirvede-yer-aldi-87133</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 12:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> TUSAŞ, AR-GE yatırımında ilk sırada</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TUSAŞ), AR-GE harcamasıyla Türkiye Ar-Ge 500 Araştırması'nda ilk sıradaki yerini korudu.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre, ekonomi ve iş dünyası portalı Turkishtime tarafından bu yıl 13'üncü kez hazırlanan araştırma, Türkiye ihracat sıralamasındaki ilk 500 şirket ile AR-GE merkezlerine sahip şirketlerin 2025 yılı verileri üzerinden gerçekleştirildi. Araştırmaya göre, 500 şirketin toplam AR-GE yatırımı 257 milyar 875 milyon liraya ulaştı.</p>
<p>Şirketlerin AR-GE harcamaları, AR-GE personel sayısı, patent, faydalı model, tasarım tescili ve marka verilerinin incelendiği araştırmada TUSAŞ, 65 milyar 207 milyon 978 bin 740 liralık AR-GE yatırımıyla liderliğini sürdürdü. TUSAŞ, bir önceki yıla göre AR-GE harcamasını yüzde 26,6 artırdı.</p>
<p>Araştırmanın faydalı model tescili kategorisinde de TUSAŞ zirvede yer aldı. TUSAŞ’ın 2025 yılı içerisinde aldığı 43 faydalı model tescili dikkati çekti. TUSAŞ, 66 patentle patent sıralamasında da dördüncü sırada yer aldı.</p>
<p>Bu yıl ilk kez hazırlanan "AR-GE Ürünleriyle En Fazla İhracat Gerçekleştiren İlk 100" sıralamasında TUSAŞ, 2023-2025 döneminde AR-GE ürünlerinden elde ettiği 58 milyar 932 milyon liralık ihracatla üçüncü sırada yer aldı. Savunma ve havacılık sanayisi, bu kategoride 245,1 milyar liralık ihracatla otomotiv sektörünün ardından ikinci sırada konumlandı.</p>
<p>AR-GE merkezlerindeki istihdamda da savunma ve havacılık sanayisi şirketleri öne çıkarken, TUSAŞ 5 bin 100 AR-GE personeli ve 1190 kadın AR-GE çalışanıyla sektörün ikinci büyük istihdam sağlayıcısı konumunda yer aldı.</p>
<p>Açıklamada, elde edilen sonuçların, TUSAŞ’ın yerli ve milli teknoloji geliştirme vizyonu doğrultusunda sürdürdüğü AR-GE yatırımlarının Türkiye’nin inovasyon ekosistemindeki lider konumunu bir kez daha teyit ettiği vurgulandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tusas-652-milyar-liralik-ar-ge-harcamasiyla-zirvede-yer-aldi-87133</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/1/1280x720/tusastan-brezilyali-embraer-ile-ortak-uretim-icin-is-birligi-1743667556.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TUSAŞ, 2025 verilerinin değerlendirildiği Türkiye Ar-Ge 500 Araştırması&#039;nda 65,2 milyar liralık AR-GE harcamasıyla ilk sırada yer aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aktif-bank-cinin-odeme-sistemine-katilan-ilk-turk-bankasi-oldu-87132</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 12:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aktif Bank, Çin&#039;in uluslararası ödeme sistemine katılan ilk Türk bankası oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yatırım bankası Aktif Bank'ın, yuan cinsinden uluslararası ödeme ve takas işlemlerinin yürütülmesi amacıyla oluşturulan Sınır Aşırı Bankalar Arası Ödeme Sistemine (CIPS) doğrudan katılan ilk Türk bankası olduğu bildirildi.</p>
<p>Çin'in Fucien eyaletinin Şiamın kentinde gerçekleştirilen Çin Uluslararası Yatırım ve Ticaret Fuarı'nda (CIFIT), sistemin yeni uluslararası katılımcıları için imza töreni düzenlendi.</p>
<p>Törende Aktif Bank Genel Müdürü Ayşegül Adaca Oğan, banka adına katılım anlaşmasını imzaladı.</p>
<p>Genel Müdür Oğan, Aktif Bank'ın CIPS'e katılım adımı ve bunun Türk şirketlerine sağlayacağı faydalar hakkında değerlendirmede bulundu.</p>
<p>CIPS'in Çin Merkez Bankası (PBoC) tarafından geliştirilen, Çin yuanı (RMB) cinsinden ödeme ve takas işlemlerini gerçekleştiren dijital bir ödeme platformu olduğunu ifade eden Oğan, 10 yaşında genç bir platform olmasına rağmen son 5 yılda yabancı bankaların katılımıyla hızla büyüdüğünü, yaklaşık 200'ü doğrudan ve 1600'ü dolaylı katılımcı olmak üzere 1800'den fazla bankaya hizmet verdiğini belirtti.</p>
<p><strong>"Yuan cinsinden ödemelerin Çin'in dış ticaretindeki payı artıyor"</strong></p>
<p>Oğan, CIPS üzerinden gerçekleşen yuan cinsinden ödemelerin payının, son 5 yılda Çin'in 6 trilyon doları bulan dış ticaret hacminin yüzde 15'inden yüzde 28'ine kadar yükseldiğine dikkati çekti.</p>
<p>Türkiye ile Çin arasındaki dış ticaret hacminin de son 5 yılda 25 milyar dolardan 50 milyar doların üzerine çıktığına, bu artışla birlikte Türkiye'deki üretici ve tacirlerin yuan cinsinden ödeme sistemlerine olan ihtiyacının da büyüdüğüne işaret eden Oğan, "Hem Çin'in dış ticaretinde yuan ödemelerinin payının hem de Türkiye'de yuan cinsinden ödeme sistemlerine talebin artması, bu platforma dahil olmayı bizim için doğru bir potansiyel haline getirdi. Platforma dahil olmak, hem rakamlar hem de Türkiye'de böyle bir talebin varlığı açısından bize çok doğru bir potansiyel olarak göründü." diye konuştu.</p>
<p>Oğan, Aktif Bank'ın Türkiye'de faaliyet gösteren iki Çin bankası dışında sisteme doğrudan katılan ilk ve tek Türk bankası olduğuna, Türkiye'nin yakın coğrafyasında da bu konuda lider banka haline geldiğine işaret etti.</p>
<p>Aktif Bank'ın dış ticaretin finansmanı ve ödemelerde halihazırda önemli bir deneyime sahip olduğuna ve bunun Türk şirketleri tarafından bilindiğine işaret eden Oğan, Aktif Bank müşterilerinin hafta içi her gün 24 saat boyunca açık bir sistemde kendi hesaplarından Çin'deki iş ortaklarının hesaplarına anlık yuan cinsinden ödeme gerçekleştirebileceğini söyledi.</p>
<p>Oğan, CIPS'in çoklu para birimi dönüşümlerinin getirdiği zaman ve maliyet farklarını ortadan kaldıracağını, operasyonel verimliliği artıracağını belirterek, "Büyük kuruluşlarla birlikte aslında burada hedefimizde KOBİ'ler var. KOBİ'lerin ödemelerde daha fazla sıkıntı çektiğini görüyoruz, bunu her zaman bankalar üzerinden gerçekleştiremeyebiliyorlar. Şimdi kayıtlı, derli toplu, dijital olarak izlenebilecek bir yapı altında bu ihtiyaçlarını giderecekler." dedi.</p>
<p>Aktif Bank'ın dijital bankacılık platformu "N Kolay"ı bu yıl KOBİ'lere de açmayı planladıklarını aktaran Oğan, CIPS entegrasyonuyla KOBİ'lerin ödemelerini daha kolay, şeffaf ve hızlı yapmasını sağlamayı hedeflediklerini vurguladı.</p>
<p>Oğan, Aktif Bank'ın dış ticaret finansmanı ve ödemeleri konusunda uzmanlaşmış bir banka olduğunu, geniş ve yetkin bir ekiple yıllardır bu konuya yatırım yaptıklarını belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>"Dünya genelinde 1300'den fazla bankayla muhabir ilişkimiz var. Belli koridorlarda çok güçlü bir oyuncuyuz. Örneğin Afrika platformunda 450 bankayla ilişki içinde, ticaret ödemelerinde aktif rol alır durumdayız. Koridorumuzu çevre coğrafyalar ve Avrupa ile Amerika'nın ardından Çin tarafında da geliştirmek istiyoruz. Bu fuardaki pavilyonda tek Türk bankası biziz. Çin pazarındaki fırsatları uzun süredir yakından takip ediyoruz. Türkiye ile Çin arasında giderek büyüyen dış ticaret hacmini de önemli bir potansiyel olarak görüyoruz. CIPS'e doğrudan katılımımızla bu alandaki varlığımızı güçlendirmeyi ve Çin ile gerçekleştirilen dış ticarette etkin bir oyuncu olmayı hedefliyoruz. Bu nedenle bugün burada olmamızın uzun vadeli stratejimizin önemli bir adımı olduğunu söyleyebiliriz."</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aktif-bank-cinin-odeme-sistemine-katilan-ilk-turk-bankasi-oldu-87132</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/2/1280x720/aktif-b-1788948436.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aktif Bank&#039;ın Çin&#039;in uluslararası yuan ödeme sistemi olan CIPS&#039;e katılması hakkında açıklama yapan Genel Müdür Ayşegül Adaca Oğan, &quot;Hem Çin&#039;in dış ticaretinde yuan ödemelerinin payının hem de Türkiye&#039;de yuan cinsinden ödeme sistemlerine talebin artması, bu platforma dahil olmayı bizim için doğru bir potansiyel haline getirdi.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/gokhan-erun-turkiyenin-gelecegine-deger-katmayi-surdurecegiz-87127</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 11:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gökhan Erün: Türkiye&#039;nin geleceğine değer katmayı sürdüreceğiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapı Kredi'nin, 82. kuruluş yıl dönümünü, Koç Topluluğu'nun 100. yılını kutladığı özel bir dönemde karşıladığı bildirildi.</p>
<p>Açıklamada, bankanın 82. yıllık deneyimiyle ülke ekonomisinin gelişimine ve toplumsal kalkınmaya katkı sunmayı sürdürdüğü ifade edildi.</p>
<p>Açıklamada, ülke ekonomisinin gelişimine ve toplumsal kalkınmaya katkı sunmayı kurum kültürünün ayrılmaz bir parçası olarak gören bankanın, Koç Topluluğu'nun üretimi, yatırımı, istihdamı ve müşterek refahı odağına alan asırlık değerleriyle birleştirerek, geleceğe taşıma hedefiyle faaliyetlerini sürdürdüğü vurgulandı. </p>
<p>Açıklamanın devamında şu bilgilere yer verildi: "Yapı Kredi, Türkiye ekonomisine sunduğu desteği uluslararası piyasalardaki fonlama kabiliyetiyle de pekiştiriyor. Banka, 2026'nın ilk yarısında 500 milyon dolarlık ilave ana sermaye tahvili ihracını başarıyla tamamlarken, yaklaşık 1,1 milyar dolar tutarında sendikasyon kredisi anlaşmasına imza attı. Sendikasyonun iki ve üç yıl vadeli dilimlerini Sürdürülebilir Finans Çerçevesi kapsamında yapılandıran Yapı Kredi, 700 milyon dolarlık DPR işlemiyle uzun vadeli ve çeşitlendirilmiş fonlama yapısını daha da güçlendirdi. Bu işlemlerle bankanın son bir yılda uluslararası piyasalardan sağladığı kaynak 5,8 milyar dolara ulaştı. Bu yıl 30. yaşını kutlayan Yapı Kredi Hollanda ile Yapı Kredi Almanya ve Yapı Kredi Bank Azerbaycan, bankanın farklı coğrafyalardaki finansal ve toplumsal etkisini de büyütmeyi sürdürüyor. Bankanın 82 yıllık yenilikçilik mirasının en güçlü örneklerinden biri de bu yıl 35. yaşını kutlayan World oldu. Yapı Kredi, geçmişten beri taşıdığı yenilikçilik kültürünü bugün dijital bankacılığın farklı alanlarına da taşıyor. Kişiselleştirilmiş bankacılık deneyimini, finansal ihtiyaçlarla günlük yaşamı Benim Dünyam ile Yapı Kredi Mobil'de bir araya getiren Banka, yeni nesil finansal hizmetlere yönelik yatırımlarını da sürdürüyor. Dijital bankacılıktaki deneyimini kripto varlık alanına taşıyan Yapı Kredi, güvenli, şeffaf ve regülasyonlarla tam uyumlu bir dijital varlık ekosistemi oluşturmayı hedefliyor. Sermaye Piyasası Kurulu tarafından kripto varlık platformu kuruluş izninin onaylanması, bu vizyon doğrultusunda önemli bir kilometre taşı olurken banka, platformun faaliyete geçmesine yönelik hazırlıklarına devam ediyor."</p>
<p><strong>"Türkiye'nin geleceğine değer katmayı sürdüreceğiz"</strong></p>
<p>Yapı Kredi CEO'su Gökhan Erün, 82 yıllık birikimin kendileri için yalnızca köklü bir geçmişi değil, aynı zamanda güvenle, emekle ve ortak bir sorumluluk duygusuyla büyüyen bir hikayeyi ifade ettiğini belirtti.</p>
<p>Erün, bu yıl aynı zamanda Koç Topluluğu'nun 100. yılını kutlamanın gururunu yaşadıklarını anlatarak, "Topluluğumuzun kurucusu merhum Vehbi Koç'un 'Ülkem varsa ben de varım' sözünde karşılık bulan bu anlayış, bizim için güçlü bir finansal performans ortaya koymak kadar, bu gücü ülkemizin üretimine, ticaretine, yatırımına ve insanına aktarmak anlamına geliyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türkiye ekonomisine 2026 yılının ilk yarısında sağladıkları 3 trilyon liralık kaynağın bu sorumluluğun en somut göstergelerinden biri olduğunu vurgulayan Erün, Koç Topluluğu'nun asırlık birikiminden ve Yapı Kredi'nin 82 yıllık öncülük kültüründen aldıkları güçle Türkiye'nin geleceğine değer katmayı sürdüreceklerini aktardı.</p>
<p><strong>"Avrupalı şirketlere de finansal çözümler sunuyoruz"</strong></p>
<p>Erün, Yapı Kredi Hollanda'nın, 1996'dan bu yana Türkiye ile Avrupa arasındaki ticaret ve yatırımlar için güçlü bir finansal köprü kurduğunu vurgulayarak, Türkiye'den Avrupa'ya açılan şirketlerin yanı sıra Türkiye'de ticaret yapan veya Türkiye'ye yatırım yapmak isteyen Avrupalı şirketlere de finansal çözümler sunduklarını kaydetti.</p>
<p>Türkiye'nin ilk kredi kartını müşterileriyle buluşturduklarını anlatan Erün, 1991'de puan ve taksit sistemlerini tek kartta birleştirerek World markasını hayata geçirdiklerini paylaştı.</p>
<p>Erün, ardından Türkiye'nin ilk elektronik POS terminalini kullanıma sunarak ödeme sistemlerinde yeni bir dönemin kapısını araladıklarının altını çizerek, 2003'te hayatlarına giren "Vadaa" ile yalnızca ürün ve hizmetlerinde değil, markalaşma alanında da fark yarattıklarını belirtti.</p>
<p>Yapı Kredi FRWRD ile girişimcilerin ihtiyaç duyduğu yatırım kaynaklarını, stratejik iş birliklerini ve küresel bağlantıları aynı çatı altında buluşturduklarını kaydeden Erün, FRWRD Girişim Sermayesi Yatırım Fonu aracılığıyla da girişimlere yatırım imkanı sağladıklarını anlattı.</p>
<p>Erün, FRWRD Global programıyla yüksek büyüme potansiyeline sahip Türk girişimlerinin uluslararası pazarlara açılmasını desteklediklerini anlatarak, programlarım kapsamında bugüne kadar destekledikleri girişimlerin toplamda 5,9 milyon doların üzerinde yatırım aldığına dikkati çekti.</p>
<p>Yapı Kredi Step ile sürdürülebilirliği gündelik yaşamın doğal bir parçası haline getiridiklerini paylaşan Erün, "2026 yılının ilk yarısı itibarıyla 1,5 milyon aktif kullanıcıya ulaşan Step aracılığıyla, dijital tercihler sayesinde 26 binden fazla ağacın korunmasına katkıda bulunuldu. Kullanıcılarımızın Step puanlarını sivil toplum kuruluşlarının sürdürülebilirlik projelerine aktarabilmesi sayesinde bireysel tercihleri toplumsal faydaya dönüştürüyoruz." değerlendirmelerinde bulundu.</p>
<p>Erün, Türkiye için yapılabilecek en değerli yatırımlardan birinin çocuklara yapılan yatırım olduğuna inandıklarının altını çizerek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu inançla Cumhuriyetimizin 100. yılında hayata geçirdiğimiz Yarınlara Kartopu, uzun vadeli toplumsal fayda yaklaşımımızın en güçlü örneklerinden biri. Yarınlara Kartopu bugüne kadar yaklaşık 620 bin kullanıcıya ulaşırken, 320 bine yakın çocuk ve ebeveynin yaşamına dokundu. Dijital eğitim platformunu saha uygulamalarıyla buluşturan projemiz kapsamında toplam süresi 18 saati aşan 212 eğitim videosunu, podcastleri ve eğitim materyallerini ailelerin kullanımına ücretsiz olarak sunuyoruz. Yapı Kredi Gönüllüleri de projenin Türkiye genelinde yaygınlaşmasında aktif rol üstleniyor. Koç Topluluğu'nun ikinci yüzyılına adım attığı bu özel dönemde, köklü geçmişimizden aldığımız güç, teknoloji yetkinliğimiz, iştiraklerimiz, insan kaynağımız ve toplumsal faydayı odağına alan yaklaşımımızla Türkiye'nin geleceğine değer katmayı ve daima bir adım önde olmayı sürdüreceğiz."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/gokhan-erun-turkiyenin-gelecegine-deger-katmayi-surdurecegiz-87127</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/7/1280x720/gokhan-erun-1762532626.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bankanın 82. kuruluş yıl dönümünü kutlayan Yapı Kredi CEO&#039;su Gökhan Erün, &quot;Koç Topluluğu&#039;nun ikinci yüzyılına adım attığı bu özel dönemde; köklü geçmişimizden aldığımız güç, teknoloji yetkinliğimiz, iştiraklerimiz, insan kaynağımız ve toplumsal faydayı odağına alan yaklaşımımızla Türkiye&#039;nin geleceğine değer katmayı ve daima bir adım önde olmayı sürdüreceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-maliyeti-temmuzda-yuzde-115-artti-87126</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 10:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnşaat maliyeti temmuzda yüzde 1,15 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), temmuz dönemine ait inşaat maliyet endeksi verilerini paylaştı.</p>
<p>Buna göre endeks, temmuzda bir önceki aya kıyasla yüzde 1,15, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 28,33 yükseldi.</p>
<p>Aylık bazda malzeme endeksi yüzde 1,28, işçilik endeksi yüzde 0,92 arttı.</p>
<p>Yıllık bazda malzeme endeksi yüzde 27,13, işçilik endeksi yüzde 30,51 artış gösterdi.</p>
<p>Bina inşaatı maliyet endeksi, temmuzda bir önceki aya göre yüzde 1,08, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 28,37 artış kaydetti.</p>
<p>Bir önceki aya göre malzeme endeksi yüzde 1,21, işçilik endeksi yüzde 0,86 yükseldi. Geçen yılın aynı ayına göre malzeme endeksi yüzde 27,34, işçilik endeksi yüzde 30,19 arttı.</p>
<p>Bina dışı yapılar için inşaat maliyet endeksi, temmuzda bir önceki aya göre yüzde 1,38, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 28,19 arttı.</p>
<p>Söz konusu yapılarda bir önceki aya göre malzeme endeksi yüzde 1,49, işçilik endeksi yüzde 1,15 arttı. Malzeme endeksi, temmuzda yıllık bazda yüzde 26,5, işçilik endeksi yüzde 31,65 yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-maliyeti-temmuzda-yuzde-115-artti-87126</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/7/1280x720/insaat-1768207410.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in temmuz verilerine göre inşaat maliyet endeksi, aylık yüzde 1,15, yıllık yüzde 28,33 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/makineciler-ihtisas-gumrugu-talebinde-israrci-10-yasindaki-makineler-allanip-pullanip-2-yasinda-diye-ithal-ediliyor-87117</guid>
            <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 10:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;40 yaşında makineler allanıp pullanıp 2 yaşında diye ülkeye giriyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AHMET USMAN/İZMİR</strong></p>
<p>Makine sektörü temsilcileri İzmir Atatürk OSB (İAOSB) tarafından düzenlenen "Makineciler Buluşuyor – Birlikte Üretelim, Birlikte Yönetelim" konulu toplantıda bir araya geldi.</p>
<p>Makinecilerin tüm sektörleri etkileyen yüksek enflasyon, yüksek faiz, düşük kur, kalifiye eleman gibi sorunların yanında düşük kaliteli ve kullanılmış makine ithalatı sorunuyla boğuştuğunu anlatan sektör temsilcileri, ihtisas gümrüğü kurulmasını istediler.</p>
<p>Toplantıya ev sahipliği yapan İAOSB Yönetim Kurulu Başkanı Cenk Karace sanayicinin ortak sorunlarını talep azalması, yüksek enflasyon, yüksek faiz, kalifiye eleman eksikliği, verimlilik ve yatırım için uygun yer bulamamak şeklinde sıraladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa10f64beed8-1788940132.jpeg" alt="" width="700" height="466" />Karace, “Makineciler olarak bunlara Asya’dan gelen kuvvetli ithalat rüzgarlarını da eklememiz lazım. Çok başarılı meslektaşlarımız var ama genel anlamda makineciler olarak mutsuzuz. Sorunlarımızın daha etkili şekilde takip edilmesi için yaklaşan Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) seçimlerinde, oda yönetiminde daha fazla makine imalatçısı görmek istiyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Ekim ayında gerçekleştirilecek seçimlerde EBSO başkanlığı için aday olan İAOSB Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Mustafa Karabağlı da makine sektörünün dış ticaret fazlası verecek potansiyele sahip olmasına rağmen bunun tam tersi bir durumun yaşandığına dikkat çekerek, “Burada ihtisas gümrüklerinin önemi ortaya çıkıyor. 10 hatta 40 yaşında makineler allanıp pullanıp 2 yaşında diye ülkeye giriyor. Burası kimsenin çöplüğü değil. Çin’den uyduruk belgeler geliyor. Sektörün ayrıca kalifiye eleman, test laboratuvarı gibi eksikleri var. İzmir’i Türkiye’nin teknoloji başkenti yapmayı hedefliyoruz. EBSO olarak buna öncülük edeceğiz. Makine sektörü de yüksek katma değerli yapısıyla bu anlamda öne çıkıyor” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa10a2088f57-1788938784.jpeg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<h2>“21 sektörün ihtisas gümrüğü var, makinenin yok”</h2>
<p>Geçen yıl Türkiye’nin makine ihracatının 28.7 milyar dolar, ithalatının 46 milyar dolar olduğunu hatırlatan EBSO Meclis Başkanı İbrahim Gökçüoğlu da, “Türkiye’nin ortalama kilogram başına ihracat değeri 1.5 dolar seviyesindeyken, makinede bu rakam geçen yıl 8.1 dolar oldu. Bu yıl ilk 6 ayda makine ihracatımız dünyadaki kriz ortamına rağmen yüzde 11 artışla 14 milyar dolara çıktı. İthalatımız ise yüzde 23.1 artışla 23 milyar dolara yükseldi. Sevindirici olan ise krize rağmen ortalama kilogram ihraç değerinin 8.1 dolardan, 8.7 dolara çıkması. Kendi kıymetimizi bilelim ama kıymetimizin bilinmesi için de çabalayalım” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aa10a137c6c9-1788938771.jpeg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p>Uzun yıllardır makine ihtisas gümrüğü kurulması için mücadele ettiğini belirten Gökçüoğlu, “İhtisas gümrüğü olsa özellikle Uzak Doğu’dan gelen makinelerin yüzde 70’i Türkiye’ye giremez. Bu, istihdama da olumlu katkı yapar. Makineciler olarak lobimizi güçlendirmemiz gerekiyor. Türkiye’de 21 sektörün ihtisas gümrüğü var. Katma değerimiz ortalamanın 8 katına yakın olsa da ihtisas gümrüğü kurduramadık. Birlikte hareket etmemiz lazım” görüşünü dile getirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/makineciler-ihtisas-gumrugu-talebinde-israrci-10-yasindaki-makineler-allanip-pullanip-2-yasinda-diye-ithal-ediliyor-87117</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/7/1280x720/54-1788939905.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Makineciler Buluşuyor – Birlikte Üretelim, Birlikte Yönetelim&quot; toplantısında buluşan İzmirli makine üreticileri genel ekonomik sorunlar yanında sektöre özel olarak standart dışı ve ikinci el makine ithalatı sıkıntısıyla boğuştuklarını, bunun çözümünün ihtisas gümrüğü kurulmasından geçtiğini belirttiler. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
