<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/maktek-avrasya-kapilarini-28-eylulde-acacak-82793</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 18:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> MAKTEK Avrasya kapılarını 28 Eylül&#039;de açacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Küresel üretim dengeleri yeniden şekillenirken, artan maliyet baskıları, tedarik zincirlerinde yaşanan kırılmalar ve jeopolitik belirsizliklerin, sanayi yatırımlarının yönünü değiştirdiği, şirketlerin artık daha güvenli, erişilebilir ve sürdürülebilir üretim merkezlerine yönelmeye başladığı bildirildi. Yapılan açıklamaya göre, bu dönüşümün en kritik döneminde MAKTEK Avrasya 2026, "Türkiye is Key" vizyonuyla Türkiye’yi yalnızca bölgesel bir üretim merkezi değil, küresel sanayinin yeni stratejik üretim üssü olarak konumlandırıyor.</p>
<p>Tüyap Fuarcılık Grubu organizasyonu, TİAD iş birliği, MİB ve Ticaret Bakanlığı destekleriyle düzenlenecek MAKTEK Avrasya 2026, 28 Eylül - 3 Ekim 2026 tarihleri arasında İstanbul Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi'nde gerçekleştirilecek.</p>
<p>Açıklamada, Avrupa'da yükselen enerji maliyetleri, iş gücü baskısı ve üretim kapasitesindeki daralmanın üreticileri alternatif pazarlara yönlendirirken, Asya'da yaşanan tedarik zinciri riskleri de güvenli üretim merkezlerine olan ihtiyacı artırdığı vurgulandı.</p>
<p>MAKTEK Avrasya 2026'nın da bu stratejik avantajı uluslararası iş dünyasına "üretimin geleceğinde Türkiye merkezde" mesajıyla taşıdığı ifade edildi.</p>
<p>Fuarın bu yılki mottosunun "DAHA" olduğu aktarılan açıklamaya göre, daha hızlı, daha verimli, daha hassas ve daha akıllı üretim anlayışını merkeze alan MAKTEK Avrasya 2026; CNC sistemlerinden robotik çözümlere, dijital üretim platformlarından sürdürülebilir üretim modellerine kadar geniş bir teknoloji yelpazesini sektör profesyonelleriyle buluşturacak. Endüstri 4.0 ve 5.0 uygulamaları, dijital ikiz teknolojileri ve veri odaklı üretim modelleri de fuarın öne çıkan gündem başlıkları arasında yer alacak."</p>
<p><strong>Akyüz: Sektörün geleceğini şekillendiren güçlü buluşma noktası</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4e907deb1b1-1783533693.jpg" alt="" width="700" height="520" /></strong>TİAD Yönetim Kurulu Başkanı Murat Akyüz, MAKTEK Avrasya'nın yalnızca bir fuar olmanın ötesinde, sektörün geleceğini şekillendiren stratejik bir platform olduğunu belirterek şunları söyledi:</p>
<p>"MAKTEK Avrasya, takım tezgâhları ve üretim teknolojileri alanında Türkiye'nin ve bölgenin en kapsamlı buluşma noktalarından biridir. Şirketlerimizin yeni pazarlara açılmasına, rekabet güçlerini artırmasına ve küresel ölçekte daha görünür hale gelmesine katkı sağlayan önemli bir platformdur."</p>
<p><strong>Ersözlü: Türkiye'nin mühendislik kabiliyetini ve üretim gücünü dünyaya taşıyor</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4e909a82aca-1783533722.jpg" alt="" width="700" height="474" /></strong>TÜYAP Genel Müdürü İlhan Ersözlü, MAKTEK Avrasya'nın Türkiye'nin üretim gücünü uluslararası ölçekte temsil eden en önemli organizasyonlardan biri olduğunu vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>"MAKTEK Avrasya, yalnızca Türkiye'nin değil, Avrasya bölgesinin üretim teknolojileri alanındaki en güçlü buluşmalarından biri haline geldi. Firmalarımıza uluslararası pazarlara erişim imkânı sunarken Türkiye'nin üretim kabiliyetini ve mühendislik gücünü dünyaya tanıtan MAKTEK Avrasya, üretim teknolojilerinin küresel ölçekte buluştuğu güçlü bir organizasyon olarak öne çıkıyor."</p>
<p><strong>İğrek: Sürdürülebilir Büyümeye Katkı Sağlayan Güçlü Etkileşim Ortamı</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4e90a55a8dd-1783533733.jpg" alt="" width="700" height="450" /></strong>MİB Yönetim Kurulu Başkanı Osman Fatih İğrek, MAKTEK Avrasya'nın makine imalat sektörünün gelişimine yön veren en önemli organizasyonlardan biri olduğunu belirterek şunları söyledi:</p>
<p>"Sanayinin gelişiminde stratejik rol oynayan makine imalat sektörünün gücünü artırmak ancak teknoloji, üretim kapasitesi ve iş birliklerinin birlikte gelişmesiyle mümkün. MAKTEK Avrasya, makine imalat sektörünün bugününü güçlendiren ve geleceğini şekillendiren en önemli organizasyonlardan biri olmaya devam ediyor."</p>
<p><strong>MAKTEKVERSE kurgusu</strong></p>
<p>2026 yılında MAKTEK Avrasya'nın, yalnızca ürünlerin sergilendiği bir fuar olmanın ötesine geçerek MAKTEKVERSE kurgusuyla interaktif bir deneyim platformuna dönüşeceği bildirildi.</p>
<p>Bu yapı kapsamında; öğrenciler, genç mühendisler ve girişimler için yenilikçi projelerin ve ileri üretim çözümlerinin sergileneceği Tech-Force Area ile sektörün önde gelen isimlerinin bilgi ve deneyimlerini paylaşacağı Effect-Force Area ziyaretçileri ağırlayacak. Effect-Force Area kapsamında, Makina Mühendisi M. Sinan Çalık moderatörlüğünde gerçekleştirilecek "CNC Takım Tezgâhları Söyleşisi", fuarın öne çıkan bilgi paylaşım etkinliklerinden biri olacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/maktek-avrasya-kapilarini-28-eylulde-acacak-82793</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/3/1280x720/maktek-avrasya-fuar-1783533806.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;MAKTEK Avrasya 2026&quot; 28 Eylül - 3 Ekim tarihleri arasında İstanbul&#039;da düzenlenecek. MAKTEK Avrasya&#039;nın takım tezgâhları ve üretim teknolojileri alanında Türkiye&#039;nin ve bölgenin en kapsamlı buluşma noktalarından biri olduğunu belirten TİAD Yönetim Kurulu Başkanı Murat Akyüz, &quot;Şirketlerimizin yeni pazarlara açılmasına, rekabet güçlerini artırmasına ve küresel ölçekte daha görünür hale gelmesine katkı sağlayan önemli bir platformdur.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/imf-turkiye-icin-buyume-tahminini-dusurdu-82788</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 17:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> IMF, Türkiye için büyüme tahminini düşürdü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Uluslararası Para Fonu (IMF) Dünya Ekonomik Görünüm Raporu'nu güncelledi.</p>
<p>Fon "Savaş ve Teknolojinin Kesişiminde Küresel Ekonomi" başlığıyla yayımladığı raporda, küresel ekonominin 2026'da yüzde 3 ve 2027'de yüzde 3,4 oranında büyümesinin tahmin edildiği belirtildi.</p>
<p>Raporda, söz konusu oranların 2024-2025 döneminde kaydedilen ortalama yüzde 3,5'lik büyüme oranının altında kaldığına dikkati çekildi.</p>
<p>IMF, nisan ayında yayımladığı tahminlerinde küresel ekonominin bu yıl yüzde 3,1 ve gelecek yıl yüzde 3,2 büyüyeceğini öngörmüştü.</p>
<p>Büyümedeki ılımlı yavaşlamanın, Orta Doğu'daki savaşın etkilerinin yapay zekadaki ilerlemeler ve bu teknolojinin yaygınlaşmasıyla küresel teknoloji döngüsündeki talep kaynaklı ivmelenmeyle kısmen dengelenmesini yansıttığı kaydedilen raporda, etkilerin ülkelerin savaşa olan maruziyetine ve teknoloji değer zincirindeki konumuna bağlı olarak farklılık gösterdiği aktarıldı.</p>
<p>Raporda, küresel manşet enflasyonun 2025'teki yüzde 4,1 seviyesinden 2026'da yüzde 4,7'ye yükselmesi, ardından 2027'de yüzde 3,9'a gerilemesinin beklendiği belirtilerek, nisan ayındaki tahminlere kıyasla hafif yukarı yönlü revize edilen bu beklentilerin 2024 başından bu yana devam eden dezenflasyon eğiliminin duraksadığına işaret ettiği vurgulandı.</p>
<p>Ekonomik görünüme ilişkin risklerin nisan ayına kıyasla daha dengeli hale gelmiş olsa da hala aşağı yönlü olduğu aktarılan raporda, Orta Doğu'da çatışmaların yeniden tırmanma olasılığının büyük göründüğü ve böyle bir gelişmenin emtia fiyatlarındaki dalgalanmayı artırabileceği, tedarik zincirlerini tehdit edebileceği, fiyatları artırabileceği ve finansal koşullar üzerinde baskı oluşturabileceği kaydedildi.</p>
<p>Raporda ayrıca, ticaret alanındaki parçalanmanın hız kazanabileceği, ekonomik üretimi olumsuz etkileyebileceği ve fiyatları artırabileceğine işaret edildi.</p>
<p>Teknoloji kaynaklı beklentilerde olası bir düzeltmenin de aşağı yönlü riskleri artırdığı vurgulanan raporda, zayıflamış politika tamponlarının bu riskleri daha da büyütebileceği aktarıldı.</p>
<p><strong>ABD'nin bu yılki büyüme tahmini değişmedi, Euro Bölgesi'nin aşağı yönlü revize edildi</strong></p>
<p>Ülkelerin ekonomik büyüme tahminlerinin de paylaşıldığı raporda, gelişmiş ekonomiler grubunda yer alan ABD ekonomisine ilişkin büyüme beklentisinin bu yıl için yüzde 2,3 olarak korunurken, gelecek yıl için yüzde 2,1'den yüzde 2,2'ye çıkarıldığı aktarıldı.</p>
<p>Euro Bölgesi ekonomisine ilişkin büyüme tahmininin bu yıl için yüzde 1,1'den 0,9'a indirildiği belirtilen raporda, bölge ekonomisinin gelecek yıla ilişkin büyüme tahmininin yüzde 1,2'de sabit tutulduğu kaydedildi.</p>
<p>Raporda, Almanya'nın büyüme tahmininin bu yıl için yüzde 0,8'den yüzde 0,7'ye ve gelecek yıl için yüzde 1,2'den yüzde 1'e düşürüldüğü, Fransa ekonomisine ilişkin büyüme beklentisinin de bu yıl için yüzde 0,9'dan yüzde 0,6'ya indirilirken, gelecek yıl için yüzde 0,9 olarak korunduğu bildirildi.</p>
<p>İtalya ekonomisine ilişkin büyüme tahminlerinin bu yıl ve gelecek yıl için yüzde 0,5'te tutulduğu belirtilen raporda, İspanya ekonomisine dair büyüme tahminlerinin de bu yıl için yüzde 2,1 ve gelecek yıl için yüzde 1,8 olarak korunduğu aktarıldı.</p>
<p>Raporda, İngiltere ekonomisinin büyüme beklentisinin bu yıl için yüzde 0,8'den yüzde 1'e çıkarılırken, gelecek yıl için yüzde 1,3'te tutulduğu, Kanada ekonomisinin büyüme öngörüsünün bu yıl için yüzde 1,5'ten yüzde 1,1'e ve gelecek yıl için yüzde 1,9'dan yüzde 1,7'ye düşürüldüğü, Japonya ekonomisinin büyüme tahmininin ise bu yıl için yüzde 0,7'den yüzde 0,6'ya çekilirken, gelecek yıl için yüzde 0,6'dan yüzde 0,7'ye çıkarıldığı belirtildi.</p>
<p><strong>Çin'in büyüme tahminleri yükseltildi</strong></p>
<p>IMF'nin raporunda, yükselen piyasalar ve gelişmekte olan ülke ekonomileri grubunda ise Çin ekonomisine ilişkin büyüme beklentisinin bu yıl için yüzde 4,4'ten yüzde 4,6'ya, gelecek yıl için yüzde 4'ten yüzde 4,1'e çıkarıldığı bildirildi.</p>
<p>Hindistan ekonomisinin bu yıla ilişkin büyüme tahmini yüzde 6,5'ten yüzde 6,4'e indirilirken, gelecek yıla ilişkin tahminin yüzde 6,5'ten yüzde 6,7'ye çıkarıldığı kaydedilen raporda, Rusya ekonomisine dair büyüme beklentisinin ise bu yıl ve gelecek yıl için yüzde 1,1 olarak tutulduğu aktarıldı.</p>
<p>Raporda, ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta başlattığı saldırıların hedefi olan İran ekonomisinin bu yıl yüzde 5,4 daralmasının, 2027'de ise yüzde 2,9 büyümesinin beklendiği bildirildi.</p>
<p>IMF, nisan ayındaki tahminlerinde İran ekonomisinin bu yıl yüzde 6,1 daralmasını, gelecek yıl ise yüzde 3,2 büyümesini öngörmüştü.</p>
<p><strong>Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 2,9 büyümesi tahmin ediliyor</strong></p>
<p>Raporda, Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 2,9, gelecek yıl yüzde 3,6 büyümesinin beklendiği bildirildi.</p>
<p>IMF nisan ayındaki tahminlerinde Türk ekonomisinin 2026'da yüzde 3,4 ve 2027'de yüzde 3,5 büyümesini öngörmüştü.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/imf-turkiye-icin-buyume-tahminini-dusurdu-82788</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/imf-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ IMF&#039;nin Dünya Ekonomik Görünüm Raporu&#039;nda, küresel ekonominin bu yıl yüzde 3 ve 2027&#039;de yüzde 3,4 oranında büyümesinin tahmin edildiği bildirildi. Rapora göre IMF, Türkiye ekonomisi için büyüme tahminini, bu yıl için yüzde 3,4&#039;ten 2,9&#039;a düşürürken, gelecek yıl için yüzde 3,5&#039;ten 3,6&#039;ya yükseltti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/nato-zirvesi-sonuc-bildirisi-yayinlandi-50-milyar-dolardan-fazla-yeni-tedarik-anlasmasi-82784</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 16:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> NATO Zirvesi sonuç bildirisi yayınlandı: 50 milyar dolardan fazla yeni tedarik anlaşması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye'nin ev sahipliğinde Ankara'da düzenlenen 36.⁠ ⁠NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'nin sonuç bildirisi yayınlandı.</p>
<p>Bildiride, üye ülkelerin NATO'nun kolektif savunma maddesi olan 5. maddeye ve transatlantik bağa yönelik "sarsılmaz bağlılıklarını" teyit etmek üzere Ankara'da bir araya geldiğine dikkati çekilirken, "Bir müttefike yönelik saldırı, tüm müttefiklere yönelik saldırıdır. Birliğimiz, dayanışmamız ve kolektif gücümüz, özgür ve demokratik uluslardan oluşan İttifak'ımızdaki 1 milyar vatandaş için barış, güvenlik ve refahın temeli olmaya devam etmektedir. Caydırıcılık ve savunmaya yönelik 360 derece yaklaşımımıza bağlılığımızı sürdürüyoruz." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>"Rusya'nın Avrupa-Atlantik güvenliği ile istikrarına yönelik uzun vadeli tehdidine ve terörizmin devam eden tehdidine karşı koymak amacıyla müttefiklerin Lahey Savunma Taahhüdü'nü hayata geçirdiği" belirtilen bildiride, Avrupalı müttefikler ve Kanada'nın 2025'te temel savunma ihtiyaçlarına yönelik yatırımlarını 139 milyar dolardan fazla artırdığı vurgulandı.</p>
<p><strong>Yeni tedarik anlaşması</strong></p>
<p>Bildiride, yatırımların ihtiyaç duyulan kabiliyetleri sağlarken savunma sanayi ve dayanıklılığı da güçlendirdiğine işaret edilirken, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Bugün Ankara'da, 50 milyar doları aşan yeni tedarik anlaşmasını duyuruyor, kolektif üretim kapasitemizi artırma ve inovasyonu hızlandırmak için sanayiyle birlikte çalışma taahhüdünde bulunuyoruz. Müttefikler arasındaki savunma ticareti engellerini ortadan kaldırma çalışmalarımızı sürdürecek, savunma sanayisindeki derinliği ve işbirliğini en üst düzeye çıkarmak için NATO ortaklıklarından yararlanacağız."</p>
<p>Geleceği inşa etmek için daha güçlü bir NATO içinde daha güçlü bir Avrupa ve modernize edilmiş bir İttifak hedeflendiği aktarılan bildiride, Avrupalı müttefikler ve Kanada'nın, ABD'yle birlikte İttifak'ın savunması konusunda daha fazla sorumluluk üstlendiğine dikkati çekildi.</p>
<p>Bildiride, NATO'nun caydırıcılığı ve savunmasının uzay ve siber unsurlarla desteklenen uygun nükleer, konvansiyonel ve füze savunma kabiliyetleri bileşimine dayandığı belirtildi.</p>
<p>Muharebe üstünlüğünün korunması konusunda kararlı olunduğu vurgulanan bildiride, "Silahlı kuvvetlerimizi konuşlandırma, destekleme ve sürdürülebilirliğini sağlama kapasitemize yatırım yapıyor; derinlikte hassas vuruş, entegre hava ve füze savunması, insansız sistemler, ileri teknolojiler ve istihbarat kabiliyetleri dahil olmak üzere tüm alanlarda belirlenen kabiliyet hedeflerimizi hayata geçiriyoruz. Birbiriyle uyumlu çalışabilen transatlantik muharebe bulutu geliştiriyor ve güçlü yapay zeka modellerini benimsiyoruz." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p><strong>Ukrayna'ya destek</strong></p>
<p>Bildiride, Ukrayna'nın transatlantik güvenliğe katkı sağladığı belirtilerek, müttefiklerin, Ukrayna'nın özgürlüğünü, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü savunmasına yönelik sarsılmaz desteğinde birlik içinde olduğunun altı çizildi.</p>
<p>Avrupalı müttefikler ve Kanada'nın artık Ukrayna'ya yönelik güvenlik yardımının büyük bölümünü ikili ve çok taraflı yollarla finanse ettiği anımsatılan bildiride, "Müttefikler, bu desteğin uzun vadede adil, öngörülebilir ve sürdürülebilir olması gerektiğinin altını çiziyor. Müttefikler, 2026 yılı için Ukrayna'ya askeri teçhizat, yardım ve eğitim desteği kapsamında 70 milyar avro taahhüdünde bulunuyor ve 2027'de de en az aynı seviyede desteği sürdürme yönündeki egemen taahhütlerini teyit ediyor." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>Bildiride, bu kapsamda, Avrupa Birliği'nin Ukrayna Destek Kredisi aracılığıyla Ukrayna'ya çok yıllı finansman sağlama kararının memnuniyetle karşılandığı kaydedildi.</p>
<p><strong>Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğü</strong></p>
<p>İttifak'ın daha geniş güvenlik ortamını şekillendiren stratejik rekabet, yaygın istikrarsızlık, hibrit tehditler ve tekrarlayan krizlere yanıt vermeye ve uyum sağlamaya devam ettiğine dikkati çekilen bildiride, "Müttefikler, İran'ın hiçbir zaman nükleer silaha sahip olmaması gerektiğini yineliyor ve İran'a Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğüne tam anlamıyla saygı gösterme çağrısında bulunuyor." değerlendirmesinde bulunuldu.</p>
<p>Bildiride, "Türkiye'nin bizlere gösterdiği cömert ev sahipliği için teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bir sonraki toplantımızda bir araya gelmeyi bekliyoruz." ifadesi kullanıldı.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/nato-zirvesi-sonuc-bildirisi-yayinlandi-50-milyar-dolardan-fazla-yeni-tedarik-anlasmasi-82784</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/8/4/1280x720/897-1783516560.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 36.⁠ ⁠NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi&#039;nin sonuç bildirisinde, 50 milyar dolardan fazla yeni tedarik anlaşması duyurulurken, kolektif üretim kapasitelerini artırma ve inovasyonu hızlandırmak için sanayiyle birlikte çalışma taahhüdünde bulunuldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eib-4-yillik-185-milyar-dolar-ihracat-sendromundan-bu-ay-kurtulacak-82782</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 15:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> EİB, 4 yıllık 18,5 milyar dolar ihracat sendromundan bu ay kurtulmayı hedefliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AHMET USMAN/İZMİR</strong></p>
<p>Geçen haziranda tarihlerindeki en büyük ihracat rakamına imza attıklarını dile getiren Ege İhracatçı Birlikleri (EİB) Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk, 4 yıldır takılı kaldıkları 18.5 milyar dolar rakamını aşarak, yıllık ihracatlarını 19 milyar dolara ulaştıracaklarını dile getirdi.</p>
<p>EİB’in 6 aylık periyotlarla düzenlediği İhracat Değerlendirme Toplantısı, Canopy by Hilton İzmir Bomonti Otel’de gerçekleştirildi. “İşimiz Üretim, Gücümüz İhracat” mottosu ile düzenlenen toplantıda EİB’e bağlı 12 birliğin başkanları sektörleri ve birlikleriyle ilgili mevcut durumu, sorunlarını ve çözüm önerilerini paylaştılar.</p>
<p>Toplantının açılış konuşmasında ihracatçıların Türkiye’nin 1,6 trilyon dolarlık gayri safi milli hasılasının yüzde 25’ini temsil ettiğini anlatan EİB Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk, “2026’da zor bir ilk yarıyı geride bıraktık. Ülkemizin son 1 yıllık mal ve hizmet ihracatı 400 milyar doları aştı. Aynı dönemde EİB olarak 18 milyar 945 milyon dolar dövizi ülkemize kazandırdık. 4 yıldır süren 18,5 milyar dolar sendromundan kurtulmak üzereyiz. Temmuz ayında yıllık ihracatta 19 milyar doları aşmayı hedefliyoruz. Ticaret Bakanlığı Faaliyet İlleri İstatistikleri’ne göre Ege Bölgesi olarak 42,8 milyar dolar ihracat hacmine ulaşıyoruz. Haziran ayında ihracatımızı yüzde 22’lik artışla 1 milyar 435 milyon dolardan 1 milyar 744 milyon dolara taşıdık. Haziran ayındaki ihracatımız 87 yıllık tarihimizde en yüksek aylık ihracatımız oldu. Bir önceki rekorumuz 2024 yılı mart ayındaki 1 milyar 729 milyon dolarlık ihracattı. Aylık ihracat rekorumuzu 15 milyon dolar geliştirmeyi başardık” dedi.</p>
<p>Ticaret Bakanlığı’nın ihracatçılara verdiği devlet desteklerine aracılık etmeyi bu yıl da sürdürdüklerini aktaran Öztürk, “Geçen yıl ilk 6 ayda bin 704 dosyada 1 milyar 60 milyon liralık devlet desteğinin ihracatçılarımıza ulaşmasını sağlamıştık. Bu yılın ilk yarısında ise 2 bin 325 dosyada yüzde 48’lik artışla 1 milyar 568 milyon TL hak ediş verilmesine aracılık ettik. 6 aylık dönemde 215 ülke ve gümrüklü bölgeye ihracat gerçekleştirdik. 115 ülkeye ihracatımızı artırdık. Bu dönemde 5 bin 463 ihracatçımız ihracat rakamlarımıza katkı koydu. 210 firmamız ihracat ailesine katıldı ve 68 milyon dolar dövizi ülkemize kazandırdı” diye konuştu.</p>
<h2>Çalışmalarımızı 4 başlıkta yoğunlaştıracağız</h2>
<p>Artık küresel ticarette daha verimli üretmek, daha yenilikçi olmak ve daha sürdürülebilir bir iş modeli geliştirmek gerektiğini vurgulayan Öztürk, “Bu nedenle son yıllarda olduğu gibi 2026’nın ikinci yarısında çalışmalarımızı yapay zekâ uygulamaları, dijital dönüşüm, sürdürülebilirlik ve inovasyon olmak üzere dört temel başlıkta yoğunlaştıracağız. Yapay zekâ teknolojilerinin üretimden pazarlamaya kadar her aşamada yarattığı dönüşümü yakından takip ediyoruz. İhracatçılarımızın bu dönüşüm sürecine uyum sağlamaları için eğitim ve farkındalık çalışmalarımızı artıracağız. Dijitalleşme, verimlilik ve rekabet gücü açısından artık bir tercih değil zorunluluk haline geldi. Firmalarımızın dijital yetkinliklerini geliştirmeye yönelik projelerimizi sürdüreceğiz” dedi.</p>
<p>Karbon ayak izi yönetimi, enerji verimliliği, döngüsel ekonomi ve yeşil üretim konularında üyelerinin yanında olmaya devam edeceklerini vurgulayan Öztürk, “Aynı şekilde Ar-Ge ve inovasyon yatırımlarını artıran, markalaşan ve yüksek katma değerli ürünlere yönelen firmalarımızın küresel rekabette çok daha güçlü bir konuma ulaşacağına inanıyoruz. Tüm bu çalışmalarımızın sonucunda Ege İhracatçı Birlikleri olarak 2026 yılını 19 milyar doların üzerinde ihracatla tamamlamayı hedefliyoruz. Ancak bu hedeflere ulaşırken bazı destek mekanizmalarının güçlendirilmesine ihtiyacımız var” görüşünü ifade etti.</p>
<h2>“İhracat 6 çeyrektir büyümeye katkı sağlamıyor”</h2>
<p>İhracatçıların rekabet gücünü koruyabilmeleri için TL’nin aşırı değerlenmesinden kaynaklanan maliyet baskılarının hafifletilmesi gerektiğini ifade eden Muhammet Öztürk, şunları söyledi: “Bu kapsamda Merkez Bankası tarafından uygulanan Döviz Dönüşüm Desteği oranının yükseltilmesi ihracatçılarımıza önemli katkı sağlayacaktır. Emek yoğun sektörlerimiz özellikle son yıllarda artan işçilik maliyetlerinden ciddi şekilde etkileniyor. Çalışan başına verilen istihdam desteğinin 5 bin TL seviyesine çıkarılması faydalı olacaktır. Sayın Cumhurbaşkanımız TİM Genel Kurulu’nda günlük 4,5 milyar TL olan reeskont kredileri limitin 5 milyar TL’ye yükseltildiğini paylaştı. Bu limit 6 milyar TL’ye çıkarıldığı takdirde ihracatımızın finansmanı için ciddi bir katkı sağlar. Üretici ihracatçı firmaların kurumlar vergisinin yüzde 24’ten yüzde 12,5’e düşürülmesinden dolayı teşekkür ediyoruz. Ancak, uygulamanın 2026 yılını da kapsamasını istiyoruz. 6 çeyrektir ihracat ekonomideki büyümeye katkı sağlayamıyor. İhracatın büyümeye pozitif katkı sağladığı bir sürece girmeyi diliyoruz.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eib-4-yillik-185-milyar-dolar-ihracat-sendromundan-bu-ay-kurtulacak-82782</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/8/2/1280x720/eib-4-yillik-185-milyar-dolar-ihracat-sendromundan-bu-ay-kurtulacak-1783513456.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Geçen haziranda kendi tarihinin en büyük ihracat rakamına ulaşan Ege İhracatçı Birlikleri, bu performansla 4 yıldır takılıp kaldığı 18.5 milyar dolar barajını aşma yolunda umutlandı. EİB, temmuz ayında yıllık bazda ihracatını 19 milyar doların üzerine çıkarmayı ve bu rakamı yıl sonuna kadar taşımayı hedefliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/erdogan-nato-zirvesinde-konustu-muttefikler-arasindaki-kisitlamalar-kaldirilmali-82781</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 15:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Erdoğan NATO Zirvesi&#039;nde konuştu: Müttefikler arasındaki kısıtlamalar kaldırılmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin ev sahipliğinde Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde gerçekleştirilen 36.⁠ ⁠NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'nin açılış toplantısında konuştu.</p>
<p>Lahey Zirvesi'nde aldıkları kararlar temelinde, Avrupalı müttefikleri daha yetkin birer güvenlik sağlayıcısı haline getirmeye odaklanmış durumda olduklarını belirten Erdoğan, "Türkiye olarak 2030 yılından önce savunma harcamalarımızın oranını yüzde 3,5 düzeyine yükseltmek için tedbirlerimizi aldık." ifadesini kullandı.</p>
<p>Güvenlik ve dayanıklılıkla bağlantılı harcamalarda ise şimdiden yüzde 1,5'lik bütçe payına ulaştıklarını bildiren Erdoğan, şöyle konuştu:</p>
<p>"Böylece yüzde 5 hedefine Lahey'de belirlenen 2035 yılından beş sene önce erişmeyi hedefliyoruz. Kuşkusuz, ülkemizin asıl başarısı savunma sanayiindeki atılımdadır. Üretim ve ihracat kapasitesi itibarıyla dünyanın ilk 10 ülkesi arasına girdik. İttifak'ta bize tahsis edilen 361 yetenek hedefinin neredeyse tamamını 3 yıl içinde taahhüt edilen tarihin de öncesinde karşılamış olacağız. İttifak'ımızda eksikliği en çok hissedilen hava ve füze savunma kabiliyetlerine Çelik Kubbe Proje'mizle 24 milyar dolar ilave bütçe ayırdık. Avrupa'daki en büyük kara ordusuna sahip ülke olarak yeteneklerimizi ihtiyaç duyulan aşamada İttifak'ın hizmetine sunmanın gayretindeyiz."</p>
<p>Türkiye'nin, Kosova'da, Karadeniz'de Baltıklar ve diğer coğrafyalarda İttifak'ın harekat, misyon ve tatbikatlarına katkı veren müttefiklerin başında geldiğini vurgulayan Erdoğan, "İHA ve SİHA'ları gerçek muharebe alanlarında başarıyla kullanan bir müttefik olarak tesisini öngördüğümüz İnsansız Sistemlere Karşı Koyma Mükemmeliyet Merkezi'mizi NATO'ya akredite etmeyi temenni ediyoruz. Bu merkezin bilhassa hava ve deniz dron tehditlerine karşı mukabele kabiliyetimizi destekleyeceğine inanıyorum." diye konuştu.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:</p>
<p>"NATO 3.0 hedefine en kısa zamanda ulaşmamız için şu iki hususa özellikle dikkat çekmek isterim. Birincisi, savunma sanayi başta olmak üzere savunma iş birliğinde müttefikler arasındaki kısıtlamaların kaldırılmasıdır. Savunma Sanayii Forumu'nda bu mesajın hem endüstri hem hükümet yetkilileri tarafından vurgulanmış olmasını memnuniyetle karşılıyorum. İkincisi, Avrupalı müttefikler olarak kıta savunmasında daha fazla sorumluluk üstlenir, İttifak'ın bütünlüğünü ve transatlantik ilişkileri zayıflatabilecek tasarruflardan da kaçınmamız gerekiyor. Burada özellikle Avrupa Birliği üyesi müttefiklerimize seslenmek istiyorum. Birliğin güvenlik alanındaki çabalarında azami fayda ancak ve ancak NATO ile gereksiz tekrarlardan kaçınılmasıyla mümkün olabilir. Aklın ve mantığın emrettiği bir iş birliği modeli mümkünken, birlik üyesi olmayan müttefiklerin dışlanması kısıtlı kaynakların boşa sarf edilmesine ve Avrupa'da hiç arzu etmediğimiz bir suni bölünmeye yol açacaktır. Bu tutumun Sayın Genel Sekreter'in işaret ettiği transatlantik savunma sanayi altyapısına hizmet etmediği de açıktır."</p>
<p><strong>"Gazze ve Lübnan'da sükunetin sağlanması için hepimize görev düşüyor"</strong></p>
<p>Erdoğan, Ukrayna Savaşı'nda ABD Başkanı Trump'ın barış vizyonunu paylaştığını ifade ederek, "Ukrayna'nın öncelikli ihtiyaç listeleri girişimine desteğimi bildiriyorum. Ukrayna'ya kendi milli envanterimizden sağladığımız askeri desteğe ek olarak, PURL erişimi kapsamında katkımızı sürdüreceğiz. Ukrayna'yı desteklerken Rusya'yı da barışa yönlendirecek şekilde iletişim kanallarımızdan istifade ediyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>"İran krizinin çözüm yoluna girmesinde sabotaj teşebbüslerine rağmen dostum Sayın Trump'ın sergilediği kararlı tutumu takdirle karşılıyorum. Diplomatik çabalarımıza ilave olarak Hürmüz Boğazı'nın mayınlardan temizlenmesi için gerekli katkıyı vermeye hazırız." diyen Erdoğan, bu vesileyle Türkiye'yi hedef alan füzelere karşı NATO unsurları tarafından sağlanan destek için ABD ve İspanya başta olmak üzere ilave hava savunma bataryaları konuşlandıran Almanya ve İtalya'ya teşekkürlerini iletti.</p>
<p>Erdoğan, "Konuşmamızı artırmamızın şart olduğuna inandığım İstanbul İşbirliği Girişimi mensubu ortaklarımızın bugün bizlerle olmalarını önemsiyorum." dedi.</p>
<p>Orta Doğu'da kalıcı barışın anahtarının iki devletli çözüm olduğunu bir kez daha vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini "Özellikle Gazze ve Lübnan'da sükunetin sağlanması için hepimize görev düştüğünü ifade etmek istiyorum. Son olarak terörün tüm biçim ve tezahürleriyle mücadele konusunda tam bir dayanışma içinde olmamız gerektiğini hatırlatıyorum. Ankara Zirvesi'nin hayırlara vesile olmasını diliyor. Zirve'nin hazırlıklarında emeği geçenlere teşekkür ediyorum." diye tamamladı.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a4e4180a290a-1783513472.jpg" alt="" width="800" height="504" />
<figcaption><strong>Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde gerçekleştirilen 36.⁠ ⁠NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’ne katılan liderler aile fotoğrafı çektirdi. Fotoğrafta; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, ABD Başkanı Donald Trump, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Çekya Cumhurbaşkanı Petr Pavel, Letonya Cumhurbaşkanı Edgars Rinkevics, Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, Çekya Cumhurbaşkanı Petr Pavel, Romanya Cumhurbaşkanı Nicușor Dan, Slovakya Cumhurbaşkanı Peter Pellegrini, Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, Hırvatistan Cumhurbaşkanı Zoran Milanovic, Litvanya Cumhurbaşkanı Gitanas Nauseda, Hollanda Başbakanı Rob Jetten, Almanya Başbakanı Friedrich Merz, İngiltere Başbakanı Keir Starmer, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis, Portekiz Başbakanı Luis Montenegro, Lüksemburg Başbakanı Luc Frieden, Belçika Başbakanı Bart De Wever, Slovenya Başbakanı Janez Jansa, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Store, Bulgaristan Başbakanı Rumen Radev, Karadağ Başbakanı Milojko Spajic, Kanada Başbakanı Mark Carney, İzlanda Başbakanı Kristrun Frostadottir, İsveç Başbakanı Ulf Kristersson, Çekya Başbakanı Andrej Babis, Arnavutluk Başbakanı Edi Rama da yer aldı.</strong></figcaption>
</figure>
<p> </p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/erdogan-nato-zirvesinde-konustu-muttefikler-arasindaki-kisitlamalar-kaldirilmali-82781</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/8/1/1280x720/5564-1783513501.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 36.⁠ ⁠NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi&#039;nin açılış toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, &quot;Türkiye olarak 2030 yılından önce savunma harcamalarımızın oranını yüzde 3,5 düzeyine yükseltmek için tedbirlerimizi aldık.&quot; dedi. NATO 3.0 hedefine de değinen Erdoğan, &quot;Savunma sanayi başta olmak üzere savunma iş birliğinde müttefikler arasındaki kısıtlamalar kaldırılmalı.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/garanti-bbvadan-30-milyon-dolarlik-tahvil-ihraci-82780</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Garanti BBVA&#039;dan 30 milyon dolarlık tahvil ihracı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Garanti BBVA'nın, toplumsal cinsiyet eşitliğini ve kadınların ekonomik güçlenmesini destekleyen faaliyetlerin finansmanına yönelik "Turuncu Tahvil İlkeleri" (Orange Bond Principles) ile uyumlu tahvil ihracını başarıyla tamamladığı bildirildi.</p>
<p>Banka açıklamasına göre, toplam 372 gün vadeli ve 30 milyon dolar tutarındaki ihraç, toplumsal cinsiyet eşitliği odaklı finansmanın yaygınlaştırılması açısından öne çıkıyor.</p>
<p>Tahvil ihracından sağlanan kaynağın, toplumsal cinsiyet eşitliğini destekleyen istihdam ve değer zincirleri, kadın girişimciliğini ve kadın liderliğini güçlendiren işletmeler, kadınların ekonomik güçlenmesini ve finansal kapsayıcılığını destekleyen faaliyetler ile toplumsal cinsiyet eşitliği alanında ölçülebilir sosyal etki yaratmayı hedefleyen girişimlerin finansmanında kullanılacağı belirtildi.</p>
<p>İhracın, "BBVA Sürdürülebilir Borç Finansmanı Çerçevesi" ve "Impact Investment Exchange" (IIX) tarafından geliştirilen Turuncu Tahvil İlkeleri ile uyumlu olarak yapılandırıldığı, bu ilkelerin, tahvil gelirlerinin toplumsal cinsiyet eşitliği alanında etki yaratan faaliyetlere yönlendirilmesinin yanı sıra, ihraççı kurumların toplumsal cinsiyet bakış açısını yatırım süreçlerine entegre etmesini, liderlikte çeşitliliği ve kapsayıcı kurumsal yönetişim uygulamalarını güçlendirmesini de esas aldığı vurgulandı. </p>
<p>Banka, işlemle, toplumsal cinsiyet eşitliği odağında somut etki yaratacak projelere kaynak sağlarken, kadınların ekonomik hayata daha güçlü katılımını, kadın girişimciliğini ve finansal kapsayıcılığın artırılmasını desteklemeyi hedefliyor.</p>
<p><strong>"Toplumsal cinsiyet eşitliği, sürdürülebilir kalkınmanın temel unsurlarından biri"</strong></p>
<p>Garanti BBVA Genel Müdürü Mahmut Akten, toplumsal cinsiyet eşitliğinin, sürdürülebilir kalkınmanın ve kapsayıcı büyümenin temel unsurlarından biri olduğunu belirtti.</p>
<p>Kadınların ekonomik hayata daha güçlü katılımı, girişimcilik ekosisteminde daha fazla yer alması ve karar alma mekanizmalarında temsilinin artmasının, yalnızca sosyal etki açısından değil, ekonominin uzun vadeli dayanıklılığı açısından da kritik önem taşıdığını aktaran Akten, "Garanti BBVA olarak, sürdürülebilir finansman yaklaşımımızı, çevresel dönüşümün yanı sıra toplumsal etki yaratan alanları da kapsayacak şekilde ele alıyoruz." ifadesini kullandı.</p>
<p>Akten, söz konusu ihraçla, kadın girişimciliğini, kadın liderliğini, istihdamda fırsat eşitliğini ve finansal kapsayıcılığı destekleyen projelere kaynak sağlamaktan memnuniyet duyduklarını kaydederek, "Toplumsal cinsiyet eşitliğini sermaye piyasaları aracılığıyla desteklemek, kapsayıcı ve sürdürülebilir kalkınma vizyonumuzun önemli bir parçası." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/garanti-bbvadan-30-milyon-dolarlik-tahvil-ihraci-82780</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/4/1280x720/akten-1770277032.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cinsiyet eşitliği odaklı 30 milyon dolarlık tahvil ihracı hakkında açıklama yapan Garanti BBVA Genel Müdürü Mahmut Akten, &quot;Sürdürülebilir finansman yaklaşımımızı, çevresel dönüşümün yanı sıra toplumsal etki yaratan alanları da kapsayacak şekilde ele alıyoruz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/golda-gida-borsa-istanbulda-islem-gormeye-basladi-82777</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 13:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Golda Gıda Borsa İstanbul&#039;da işlem görmeye başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Golda Gıda Sanayi ve Ticaret AŞ, Borsa İstanbul'da düzenlenen gong töreniyle "GOLDA" koduyla işlem görmeye başladı.</p>
<p>Golda Gıda'nın gong töreni, Borsa İstanbul AŞ Genel Müdürü Korkmaz Ergun, Bera Holding Yönetim Kurulu Başkanı Haşim Şahin, Bera Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Osman Elvan, Bera Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Telat Seher, Golda Gıda Genel Müdürü Fatih Doğan, Gedik Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve Üst Yöneticisi (CEO) Onur Topaç, Gedik Yatırım Genel Müdürü Ersan Akpınar, Misyon Yatırım Bankası Genel Müdürü Muhammet Mustafa Cerit'in katılımıyla gerçekleştirildi.</p>
<p>Törende konuşan Borsa İstanbul AŞ Genel Müdürü Ergun, Golda Gıda'nın, köklü birikimi ve yüksek üretim kapasitesiyle Türkiye'nin gıda arzı güvenliğinde önemli bir role sahip olduğunu söyledi.</p>
<p>Şirketin modern üretim tesisleri ve ihracatıyla Türkiye'nin ekonomisine önemli katkılar sağladığını vurgulayan Ergun, "Bugün borsamızda işlem görmeye başlayan Golda Gıda sermaye yapısını güçlendirecek ve küresel ölçekteki yerini sağlamlaştıracaktır." dedi.</p>
<p><strong>Golda Gıda'nın küresel büyüme yolculuğunda yeni dönem</strong></p>
<p>Bera Holding Yönetim Kurulu Başkanı Şahin de şirketin yaklaşık 30 yıllık üretim tecrübesiyle Anadolu'nun bereketli topraklarından aldığı gücü 6 kıtada 60'tan fazla ülkeye ulaştırarak, Türkiye'ye döviz kazandıran, istihdam sağlayan ve katma değer üreten güçlü bir marka konumunda olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Bera Holding için üretimin Türkiye'nin kalkınmasına katkı sunmanın en güçlü yollarından biri olduğuna işaret eden Şahin, "Faaliyet gösterdiğimiz her sektörde olduğu gibi Golda Gıda'da da kaliteyi, verimliliği ve sürdürülebilir büyümeyi esas alan bir anlayışla ilerledik. Bugün sermaye piyasalarına attığımız bu adımın da şirketimizin kurumsal yapısını daha da güçlendireceğine ve büyüme hedeflerini hızlandıracağına inanıyoruz." diye konuştu.</p>
<p>Şahin, Golda Gıda'nın Borsa İstanbul'da yerini almasının, Anadolu'da üreten, istihdam sağlayan ve katma değer oluşturan şirketlerin sermaye piyasalarında daha güçlü temsil edilmesi adına önemli bir örnek olduğunu söyledi.</p>
<p>Misyon Yatırım Bankası Genel Müdürü Cerit de bankanın, bankacılık uzmanlığı ve reel sektörü sermaye piyasalarıyla tanıştırma becerisiyle Gedik Yatırım'ın 35 yıllık sermaye piyasaları tecrübesinin, Golda Gıda halka arz sürecinde uzun vadeli değer yaratma hedeflerini destekleyen güçlü işbirliğine dönüştüğünü vurguladı.</p>
<p>Yaklaşık 805 milyon lira büyüklüğündeki halka arzda yatırımcıların teveccühüyle 1,8 milyar liraya ulaşan yatırım talebi geldiğine dikkati çeken Cerit, satışa sunulan payların yaklaşık iki katından fazla talep görüldüğünü belirtti.</p>
<p>Cerit, halka arza yaklaşık 750 bin yatırımcının katıldığına dikkati çekerek, "Bu yüksek ilgi bir yandan yatırımcıların sürdürülebilir iş modeline olan güvenini, diğer yandan da Golda Gıda'nın gelecek vizyonunun ne kadar güçlü bir temele dayandığını göstermektedir." dedi.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/golda-gida-borsa-istanbulda-islem-gormeye-basladi-82777</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/borsa-gong.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Golda Gıda için Borsa İstanbul&#039;da düzenlenen gong törenine katılan Bera Holding Yönetim Kurulu Başkanı Haşim Şahin, &quot;Bugün sermaye piyasalarına attığımız bu adımın da şirketimizin kurumsal yapısını daha da güçlendireceğine ve büyüme hedeflerini hızlandıracağına inanıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/borusan-venturesten-omen-aia-yatirim-82775</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 13:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borusan Ventures&#039;ten Omen AI&#039;a yatırım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borusan Grubu'nun kurumsal girişim sermayesi şirketi Borusan Ventures'in, yapay zeka destekli, gerçek zamanlı sıvı analizi çözümleri geliştiren Omen AI'ın 41,5 milyon dolarlık yatırım turuna katıldığı bildirildi. </p>
<p>Nava Ventures liderliğinde gerçekleştirilen Series A turu ve CRV liderliğindeki tohum turuna Borusan Ventures'ın yanı sıra LMNT Ventures, eski Meta Operasyon Direktörü (COO) Sheryl Sandberg ve birçok yatırımcı katıldı.</p>
<p>Borusan Ventures Kurucusu ve Başkanı Defne Kocabıyık Narter, Omen AI'ın teknolojisinin, iş makinelerinde bakım anlayışını periyodik kontrollerden sürekli ve veri odaklı izlemeye taşıdığını belirtti.</p>
<p>Özellikle Borusan Cat gibi geniş makine filolarının yönetildiği operasyonlarda, yağ ve hidrolik gibi sıvılardaki değişimleri gerçek zamanlı takip ederek olası arızaların önceden tespit edilmesine ve plansız duruşların azaltılmasına katkı sağlayabilecek önemli bir teknoloji olarak gördüklerini aktaran Narter, "Bunun yanında hızla büyüyen sıvı soğutmalı veri merkezleri de şirket için güçlü bir büyüme alanı oluşturuyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Omen AI Kurucu Ortağı ve CEO'su Zach Laberge de sanayi ekipmanları ve veri merkezlerinin, yıllardır aynı yavaş sıvı test sürecine bağımlı kaldığını vurguladı.</p>
<p>Bu süreci gerçek zamanlı, sürekli bir izleme katmanına dönüştürdüklerine işaret eden Laberge, "Böylece operasyon ekipleri arızalar gerçekleşmeden önce harekete geçebiliyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/borusan-venturesten-omen-aia-yatirim-82775</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/5/1280x720/defne-kocabiyik-narter-1783507320.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şirketin Omen AI&#039;a yaptığı yatırım hakkında açıklama yapan Borusan Ventures Başkanı Defne Kocabıyık Narter, &quot;Hızla büyüyen sıvı soğutmalı veri merkezleri de şirket için güçlü bir büyüme alanı oluşturuyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/teknosada-oget-kantarci-donemi-82771</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Teknosa&#039;da Öget Kantarcı dönemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sabancı Holding iştiraklerinden Teknosa'da Genel Müdürlüğe Öget Kantarcı'nın atandığı bildirildi.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, 1 Ağustos'tan itibaren genel müdür olarak görev yapacak Kantarcı öncelikleri arasında müşteri deneyimini daha da ileri taşımak, omni-channel yapıyı güçlendirmek, yapay zeka destekli dijitalleşmeyi hızlandırmak ve markanın sürdürülebilir büyüme stratejisini yeni nesil perakende anlayışıyla desteklemek yer alıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4e262867301-1783506472.webp" alt="" width="414" height="414" />Koç Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümünden mezun olan Kantarcı, 25 yılı aşkın kariyeri boyunca otomotiv, telekomünikasyon, e-ticaret, dijital ticaret ve yönetim danışmanlığı alanlarında üst düzey yöneticilik görevlerini üstlendi.</p>
<p>Profesyonel kariyerine Peugeot Otomotiv'de başlayan Kantarcı, Turkcell'de satış, operasyon ve e-ticaret alanlarında yöneticilik yaptıktan sonra Otto Group Türkiye'ye katıldı.</p>
<p>Kantarcı, burada Limango, Arabulvar ve OGLI şirketlerinin ticari stratejilerine liderlik ederek, dijital ticaret alanında önemli projelere imza attı.</p>
<p>Ayrıca 2014'te eBay Türkiye'ye katılan Kantarcı, önce Ticari Direktör, ardından eBay Türkiye ile Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) Bölgesi Ülke Müdürü olarak görev yaptı.</p>
<p>Kantarcı, bu dönemde şirketin büyüme stratejileri, dijital ticaret operasyonları ve bölgesel organizasyonunun gelişiminde aktif rol üstlendi.</p>
<p>Öte yandan, 2023-2025 döneminde PwC Türkiye'de Kıdemli Danışman olarak görev yapan Kantarcı, dijital dönüşüm, e-ticaret, yapay zeka, büyüme stratejileri ve teknoloji odaklı dönüşüm projelerinde çok sayıda kuruma danışmanlık verdi.</p>
<p>Son olarak Alghanim Industries bünyesinde faaliyet gösteren Xcite Kuwait'te Kıdemli Genel Müdür olarak görev yapan Kantarcı, şirketin omni-channel operasyonlarını, bölgesel büyüme stratejilerini ve yeni nesil marketplace dönüşümünü yönetirken, yapay zeka destekli dijital dönüşüm projelerine liderlik etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/teknosada-oget-kantarci-donemi-82771</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/7/2/1280x720/teknosa-plastik-poset-kullanimina-son-verdi-1746778935.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Teknosa Genel Müdürlüğüne Öget Kantarcı getirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/haziranda-en-fazla-aylik-reel-getiri-dibsten-82760</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 11:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Haziranda en fazla aylık reel getiri DİBS&#039;ten</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), haziran ayına ilişkin "finansal yatırım araçlarının reel getiri oranları"nı açıkladı.</p>
<p>Buna göre, haziranda aylık en yüksek reel getiri, yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) ile indirgendiğinde yüzde 1,60, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) ile indirgendiğinde ise yüzde 2,42 oranlarıyla devlet iç borçlanma senetlerinde (DİBS) görüldü.</p>
<p>Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde, yatırım araçlarından mevduat faizi (brüt) yüzde 1,36, dolar yüzde 0,05 ile yatırımcısına reel getiri sağlarken euro yüzde 1,41, BIST 100 endeksi yüzde 3,13 ve külçe altın yüzde 7,39 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi.</p>
<p>TÜFE ile indirgendiğinde ise mevduat faizi (brüt) yüzde 2,17, dolar yüzde 0,85 ile yatırımcısına reel getiri sağlarken euro yüzde 0,62, BIST 100 endeksi yüzde 2,36 ve külçe altın yüzde 6,64 oranlarında yatırımcısına kayba yol açtı.</p>
<p>Mevduat faizi (brüt) üç aylık değerlendirmede, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 1,22, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 2,07 ile yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı olarak hesaplandı.</p>
<p>Aynı dönemde külçe altın Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 16,99, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 16,29 ile yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı oldu.</p>
<p>Altı aylık değerlendirmeye göre BIST 100 endeksi, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 8,70 TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 7,16 ile yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı olarak öne çıktı.</p>
<p>Külçe altın ise Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 8,66, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 9,95 oranlarında yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı olarak görüldü.</p>
<p><strong>Yıllıkta en yüksek reel getiri BIST 100 endeksinde</strong></p>
<p>Finansal yatırım araçları yıllık olarak değerlendirildiğinde, BIST 100 endeksi Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 17,93, TÜFE ile indirgendiğinde yüzde 14,34 oranlarında yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı oldu.</p>
<p>Yıllık değerlendirmede Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yatırım araçlarından külçe altın yüzde 16,14, DİBS yüzde 6,87 ve mevduat faizi yüzde 5,24 oranlarında yatırımcısına reel getiri sağlarken, dolar yüzde 8,48 ve euro yüzde 8,60 yatırımcısına kaybettirdi.</p>
<p>TÜFE ile indirgendiğinde ise külçe altın yüzde 12,60, DİBS yüzde 3,62 ve mevduat faizi (brüt) yüzde 2,04 yatırımcısına reel getiri sağlarken, dolar yüzde 11,26 ve euro yüzde 11,38 oranlarında yatırımcısının kayba uğramasına yol açtı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/haziranda-en-fazla-aylik-reel-getiri-dibsten-82760</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/dolar-tl.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in haziran verilerine göre, en yüksek aylık reel getiri, yüzde 2,42 ile DİBS&#039;te gerçekleşirken, mevduat faizi (brüt) yüzde 2,17, dolar yüzde 0,85 ile yatırımcısına reel getiri sağladı. Euro yüzde 0,62, BIST 100 endeksi yüzde 2,36 ve külçe altın yüzde 6,64 oranlarında kayba yol açtı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-turkiye-ihracat-pazarlari-iklim-endeksi-504e-yukseldi-82759</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 11:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> İSO Türkiye İhracat Pazarları İklim Endeksi 50,4&#039;e yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye imalat sektörünün ana ihracat pazarlarındaki faaliyet koşullarını ölçen İstanbul Sanayi Odası (İSO) Türkiye İmalat Sektörü İhracat Pazarları İklim Endeksi'nin haziran sonuçları açıklandı.</p>
<p>Endekste eşik değer olan 50'nin üzerinde ölçülen tüm rakamlar ihracat ikliminde iyileşmeye, 50'nin altındaki değerler ise bozulmaya işaret ediyor.</p>
<p>Buna göre, mayısta 50,3 olan İSO Türkiye İmalat Sektörü İhracat Pazarları İklim Endeksi, haziranda 50,4'e yükselerek, üst üste iki ayda artmış oldu. Ancak bu düzey, Türk imalatçılarının ihracat pazarları iklimindeki iyileşmenin halen çok sınırlı düzeyde olduğuna işaret etti.</p>
<p>Son veriyle birlikte ihracat pazarlarında genel talep koşullarında güçlenme eğilimi 2,5 yıla ulaşmış oldu.</p>
<p>İhracat pazarları iklimi genel anlamda iyileşme gösterse de Türk imalat sanayi ürünleri açısından önem taşıyan bazı pazarlarda talebin zayıf olduğuna ilişkin sinyaller görüldü. En büyük 5 ihracat pazarından üçünde (Almanya, Birleşik Krallık ve Fransa) üretim azaldı.</p>
<p>Üretimdeki düşüş Almanya ve Fransa'da hız keserken Birleşik Krallık'ta ekonomik aktivite Nisan 2025'ten bu yana en yüksek hızda geriledi. Daha olumlu tarafta ise ABD ve İtalya gibi diğer önemli ihracat pazarlarının büyüme kaydettiği gözlendi. Ancak iki ülkede de büyüme oranları ılımlı düzeyde kaldı.</p>
<p>İspanya ve Hollanda'da ise üretim artışı daha güçlü seyretti. İspanya'da ekonomik aktivite 2026'nın başından bu yana en yüksek hızda arttı. Orta ve Doğu Avrupa'da ise bazı ekonomilerde talep durgun seyretti. Rusya, Romanya ve Polonya'da üretim daralma sergiledi. Çekya ve Kazakistan'da kaydedilen büyüme ise ayın olumlu gelişmeleri arasında yer aldı.</p>
<p><strong>BAE'de petrol dışı aktivite artışı sürdü</strong></p>
<p>Birleşik Arap Emirlikleri'nde (BAE) petrol dışı aktivite haziran ayında artmayı sürdürdü ancak bu artış son 5 yılın en zayıf düzeyinde gerçekleşti. Diğer Orta Doğu ekonomilerine bakıldığında Suudi Arabistan, Katar ve Lübnan'da üretim artış kaydederken, Mısır ve Kuveyt'te ise daralma söz konusu oldu. Anket kapsamında izlenen tüm ekonomiler içerisinde iktisadi faaliyette en belirgin daralma Mısır'da gözlendi.</p>
<p>S&amp;P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Andrew Harker, konu hakkındaki değerlendirmesinde, "Jeopolitik belirsizliklerin devam etmesine bağlı olarak haziran ayında küresel talep koşulları zayıf seyrini korudu. Bu durum, Türk imalat sanayi ihracatçılarının yıl ortasında yeni sipariş alma imkanlarını sınırladı. Hatta bazı önemli ihracat pazarlarında üretimin haziranda azaldığı görüldü. İmalatçılar, yılın ikinci yarısında daha istikrarlı bir uluslararası ortamın oluşmasını ve bunun daha fazla ihracat fırsatı yaratmasını umut ediyor." ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-turkiye-ihracat-pazarlari-iklim-endeksi-504e-yukseldi-82759</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/7/1280x720/kardemir-sanayi-calisan-1765953003.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mayıs ayında 50,3 olan İSO Türkiye İmalat Sektörü İhracat Pazarları İklim Endeksi geçen ay 50,4&#039;e yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/rekabet-gucu-icin-maliyet-ve-finansman-yuku-hafifletilmeli-82752</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 10:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Rekabet gücü için maliyet ve finansman yükü hafifletilmeli&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Bursa ihracatının lokomotif sektörlerini temsil eden ihracatçı birliklerinin başkanları, küresel pazarlardaki belirsizliklere rağmen üretim ve ihracatı sürdürdüklerini ancak artan maliyetler, finansmana erişim sorunları ve kur politikalarının rekabet gücünü önemli ölçüde zayıflattığını vurguladı.</p>
<p>Otomotivden tekstile, hazır giyimden gıda sektörüne kadar farklı alanlarda faaliyet gösteren birlikler, ihracatta sürdürülebilir büyüme için uzun vadeli finansman, etkin teşvik mekanizmaları ve katma değerli üretime yönelik desteklerin artırılması gerektiği görüşünde birleşti. Son yıllarda enerji, işçilik, ham madde ve lojistik maliyetlerindeki yükselişin Türkiye'nin fiyat rekabetini zorlaştırdığına dikkat çekilirken, özellikle döviz kurunun maliyet artışlarının gerisinde kalmasının ihracatçının uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü olumsuz etkilediği ifade edildi. İhracatçılar, üretimin ve ihracatın sürdürülebilirliği açısından öngörülebilir ekonomik politikaların önemine işaret ederken, tüm sektörlerde en önemli gündem maddesinin artan üretim maliyetleri olduğu belirtildi. Birlik başkanları, yüksek faiz ortamı nedeniyle işletme sermayesine erişimin zorlaştığını, özellikle ihracata dayalı üretim yapan firmaların uygun maliyetli finansmana ihtiyaç duyduğunu dile getirdi. İhracatçılar, Eximbank kaynaklarının artırılması, ihracat kredilerinin daha erişilebilir hale getirilmesi ve yeşil dönüşüm ile teknoloji yatırımlarını destekleyecek uzun vadeli finansman modellerinin hayata geçirilmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<h2>Yeşil dönüşüm ve katma değerli üretim öne çıkıyor</h2>
<p>Birliklerin ortak yol haritasında ise katma değerli üretim, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik yatırımları öne çıkıyor. Avrupa Yeşil Mutabakatı'na uyum, karbon ayak izinin azaltılması, dijital üretim teknolojileri ve yüksek katma değerli ürünlere yönelimin önümüzdeki dönemde ihracatın temel belirleyicileri olacağı belirtiliyor. Ayrıca mevcut pazarlardaki konumu korumanın yanı sıra Kuzey Amerika, Uzak Doğu ve Körfez ülkeleri gibi alternatif pazarlara yönelik ticaret faaliyetlerinin artırılması da birliklerin öncelikleri arasında yer alıyor.</p>
<h2>Yazıcı: Rekabet gücümüzü korumalıyız</h2>
<p>OİB Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yazıcı, otomotiv sektörünün Türkiye ihracatındaki lider konumunu sürdürdüğünü belirterek, rekabet gücünün korunmasının öncelikli hedef olduğunu söyledi. Artan maliyetler ve küresel rekabet baskısının sektör üzerinde ciddi yük oluşturduğunu ifade eden Yazıcı, ihracat teşviklerinin güçlendirilmesi, elektrikli araçlar ve batarya teknolojileri başta olmak üzere yüksek katma değerli üretimin desteklenmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<h2>Özkarakaşlı: Çıkış yolu tasarım ve markalaşma</h2>
<p>UHKİB Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Özkarakaşlı ise hazır giyim sektöründe fiyat rekabetinin giderek zorlaştığını belirterek, sektörün tasarım, inovasyon, markalaşma ve sürdürülebilir üretimle öne çıkabileceğini söyledi. Özkarakaşlı, istihdam maliyetlerinin azaltılması, uygun finansman imkanlarının artırılması ve yeşil dönüşüm yatırımlarının desteklenmesinin sektör açısından kritik önem taşıdığını kaydetti.</p>
<h2>İpeker: Dönüşüm yatırımları desteklenmeli</h2>
<p>UTİB Yönetim Kurulu Başkanı İhsan İpeker, tekstil sektöründe rekabetçiliğin korunabilmesi için teknoloji, verimlilik ve sürdürülebilirlik odaklı yatırımların teşvik edilmesi gerektiğini ifade etti. İpeker, teknik tekstiller, dijitalleşme ve döngüsel ekonomi uygulamalarının sektörün ihracat performansını artıracak temel alanlar olduğunu belirtti.</p>
<h2>Kuşçulu: Katma değerli gıda ihracatını büyüteceğiz</h2>
<p>UMSMİB Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Faruk Kuşçulu, meyve ve sebze mamulleri sektöründe enerji, ambalaj ve ham madde maliyetlerinin rekabeti zorlaştırdığını belirterek, markalı ve yüksek katma değerli ürün ihracatını artırmaya odaklandıklarını söyledi. </p>
<h2>Taner: Tarım ihracatına özel finansman modeli gerekli</h2>
<p>UYMSİB Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Taner ise yaş meyve ve sebze ihracatında tarımsal girdi maliyetleri, soğuk zincir lojistiği ve finansman sorunlarının sektör üzerinde baskı oluşturduğunu dile getirdi. Taner, Eximbank desteklerinin artırılması, tarım ihracatına özel finansman modellerinin oluşturulması ve lojistik süreçlerinin iyileştirilmesinin rekabet gücünü artıracağını söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/rekabet-gucu-icin-maliyet-ve-finansman-yuku-hafifletilmeli-82752</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/2/1280x720/ihracat-ithalat-1783495416.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uludağ ihracatçı birliklerinin başkanları, artan üretim maliyetleri, finansmana erişim güçlüğü ve kur politikalarının ihracatta rekabetçiliği zayıflattığına dikkat çekti. Yeşil dönüşüm, dijitalleşme ve katma değerli üretimin ihracatın geleceği açısından kritik olduğuna işaret eden sektör temsilcileri, ihracatçıyı destekleyecek uzun vadeli finansman modelleri ve rekabetçi kur politikası çağrısında bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ihrac-edilen-findik-miktari-azaldi-gelir-artti-82763</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhraç edilen fındık miktarı azaldı, gelir arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>​​​​​​​Karadeniz Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliği, 1 Ocak-30 Haziran 2026 ihracat dönemine ait verileri paylaştı.</p>
<p>Buna göre, yılın ilk 6 ayında yurt dışına 106 bin 53 ton fındık satılırken, karşılığında 1 milyar 434 milyon 593 bin dolar girdi sağlandı.</p>
<p>Geçen yılın aynı döneminde gerçekleştirilen 141 bin 339 ton fındık ihracatından ise 1 milyar 169 milyon 532 bin dolar gelir elde edildiği kaydedildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ihrac-edilen-findik-miktari-azaldi-gelir-artti-82763</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/06/findik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ​​​​​​​Karadeniz Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliği tarafından açıklanan verilere göre, yılın ilk yarısında 106 bin tondan fazda fındık ihraç edilirken, 1,43 milyar dolar gelir elde edildi. Geçen yılın aynı döneminde ise 141,4 bin ton dış satımdan 1,17 milyar dolar girdi sağlanmıştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/insan-var-insanda-ziyan-olur-insan-var-insana-ilac-olur-82743</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 09:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnsan var, insanda ziyan olur; İnsan var, insana ilaç olur!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İlk göz ağrım, en büyük evladıma zamanında kazandırdığımız bir alışkanlık var; aile geleneğine dönüşen bu alışkanlık, onun yaşamış herhangi bir kişinin biyogrofisini önceden okuması ve sonra bizlere anlatması. Bir hayat hikâyesini anlatmasından sonra da oturup ailece kritik yapıyoruz. Öyle ya, her insan ayrı bir öyküdür. Ailemizdeki okuma alışkanlığı, zamanla öykü avcılığına dönüştü. Artık yalnızca kitaplardan değil, sinema filmlerinden de hayata dair önemli dersler çıkarıyoruz. Geçtiğimiz günlerde ailece izlediğimiz bir filmde, küçük bir çocuk aynı okuldan bir kıza ilgi duymasına rağmen duygularını ona bir türlü ifade edemez. Bunu fark eden yaşlı ve bilge bir hademe ise ona cesaret verir ve hayatın belki de en önemli gerçeğini hatırlatır: Bu kısa ömürde insanın asıl korkması gereken şey, düşüncelerini ve duygularını hiç dile getirmeden mezara götürmesidir. Tahmin edeceğiniz gibi, filmi izledikten sonra ailece üzerinde en çok konuştuğumuz karakter de bu sözleri söyleyen ihtiyar hademe oldu. Çünkü bazen bir insanın bütün bilgeliği, doğru zamanda söylenmiş tek bir cümlede saklıdır.</p>
<p>Tarih boyunca medeniyetleri büyüten ne yalnızca doğal kaynaklar olmuştur ne de büyük hazineler. Asıl zenginlik, insanın insana kattığı değerde saklıdır. Bir öğretmenin öğrencisine duyduğu güven, bir ustanın çırağına gösterdiği sabır, bir yöneticinin çalışanına verdiği söz hakkı... Bazen tek bir davranış, yalnızca bir insanın değil, bir kurumun, hatta bir toplumun geleceğini değiştirebilir. Ne var ki bunun tam tersi de mümkündür. İnsan, yine insanın içinde eksilebilir. Küçümsenerek, susturularak, dinlenmeyerek… Hak ettiği yere gelemediği için umudunu kaybederek... İşte bu yüzden eskilerin söylediği şu söz, yalnızca bireysel ilişkileri değil, yönetim biliminin de özünü anlatır: <strong>"İnsan var, insanda ziyan olur; insan var, insana ilaç olur!" </strong>Bu cümle, aslında kurumların yükselişlerini veya sessizce çöküşlerini anlatan güçlü bir yönetim ilkesidir. Şirketlerde başarısız olan projelerin önemli bir kısmı bilgi eksikliğinden değil, fikir eksikliğinden de değil; <strong>"fikirlerin dile getirilemediği ortamlardan"</strong> kaynaklanır. İnsanlar konuşmayı bırakınca yalnızca sesler azalmaz; alternatifler de azalır, eleştiri azalır, yenilik azalır. Sonunda ise kurum, "sadece kendi doğrularının yankılandığı" kapalı bir odaya dönüşür. Oysa ilerleme, farklı seslerin birbirini bastırdığı yerde değil; birbirini geliştirdiği yerde doğar. Çoğu yönetici, çalışanlarının kendisiyle aynı fikirde olmasını ister. Büyük liderler ise kendilerinden farklı düşünebilen insanları yanında tutmaya çalışır. Aradaki fark tam da burada başlar. Çünkü aynı düşünen insanların oluşturduğu ekipler dışarıdan bakıldıklarında uyumlu gözükebilirler; ancak çoğu zaman gelişemezler. Farklı düşünebilen insanların oluşturduğu ekipler ise zaman zaman zor yönetilir; fakat geleceği inşa eden yenilikler çoğunlukla işte o masalardan çıkar. Bu nedenle <u>kurum kültürünün en önemli göstergelerinden biri şudur:</u> <strong>Toplantıda en genç çalışan, en kıdemli yöneticinin fikrine saygılı bir şekilde itiraz edebiliyor mu?</strong> Eğer edemiyorsa, o kurumda hiyerarşi vardır; fakat öğrenme kültürü henüz oluşmamıştır!</p>
<p>Liyakat da çoğu zaman yanlış anlaşılır. Liyakat yalnızca doğru kişiyi doğru koltuğa oturtmak değildir. Liyakat, doğru fikrin "kimden geldiğine bakmaksızın" ona değer verebilmektir. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, "<strong>Ehline denk gelmeyen her şey ziyan olur; can da, inci de , mercan da</strong>." demiştir! Çünkü fikirlerin makamı olmaz! Bir fabrikanın üretim hattındaki operatör de milyonlar kazandıracak bir iyileştirme önerebilir. Sahadaki satış temsilcisi de yıllardır görülmeyen bir müşteri davranışını ilk fark eden kişi olabilir. Stajyer de, yıllardır içeride olan herkesin kanıksadığı bir problemi ilk kez görebilir. Yönetimin görevi, en çok konuşanı ödüllendirmek değil; en doğru fikri görünür hâle getirmektir. Ne yazık ki, birçok kurumda insanlar zamanla fikir üretmeyi bırakmaz; önce fikirlerinin karşılık bulmadığını görürler. Sonra "konuşmamayı öğrenirler". En sonunda ise yalnızca kendilerinden isteneni yapan insanlara dönüşürler. Bu dönüşüm sessizdir, ancak maliyeti çok ama çok yüksektir! Çünkü motivasyon kaybı bilançoda görünmez, cesaret eksikliği finansal tabloların dipnotlarında yazmaz. Kurum hafızasının yavaş yavaş erimesi herhangi bir raporda kırmızıyla işaretlenmez. Ama yıllar sonra herkes aynı soruyu sorar: "Biz ne zaman geride kaldık?" Cevap çoğu zaman teknoloji değildir, sermaye değildir, pazar değildir. İnsanların konuşmayı bıraktığı gündür! <strong>Liyakat, doğru insanı bulmak değildir; "doğru insanın sesini duyabilecek bir yönetim" inşa etmektir.</strong></p>
<p>Yönetim literatürünün en büyük isimlerinden <strong>Peter Drucker</strong>, "Kültür, stratejiyi kahvaltıda yer." derken aslında bize şunu anlatıyordu: en parlak stratejiler bile, insanların kendilerini ifade edemedikleri bir kültürde yaşayamaz!  Kalite yönetiminin öncülerinden <strong>W. Edwards Deming</strong> ise, çalışanların korkuyla değil, güvenle çalıştığı sistemler kurulmasını savunuyordu. Çünkü korkunun olduğu yerde insanlar hata yapmaktan çekinmez; hatayı söylemekten çekinir. Sorunlar gizlenir, iyileştirme durur ve kurum kendi potansiyelini tüketmeye başlar. Bugün <strong>Satya Nadella</strong>'nın Microsoft'ta gerçekleştirdiği dönüşüm de bunun çağdaş bir örneğidir. Nadella, şirketi "her şeyi bilen" insanların değil, "her gün öğrenen" insanların kurumu hâline getirmeye çalıştı. Merakı, kibirin önüne koydu. Dinlemeyi, anlatmaktan daha değerli gördü. Çünkü biliyordu ki öğrenmeyi bırakan kurumlar, gelişmeyi ve büyümeyi de bırakırlar! Bu üç yaklaşımın ortak noktası dikkat çekicidir. Hiçbiri önce teknolojiden söz etmez. Hiçbiri önce sermayeden söz etmez. Önce insandan söz eder. Çünkü kurumların gerçek rekabet avantajı, sahip oldukları makineler değil; birbirinin değerini artırabilen insanlarıdır. Belki de her yönetici, günün sonunda kendine yalnızca tek bir soru sormalıdır: "Bugün insanların benden çekinmesini mi sağladım, yoksa bana güvenmesini mi?" Çünkü korku, itaat üretir. Güven ise sorumluluk üretir. Korku, sessizlik doğurur. Güven fikir doğurur ve fikir, bir kurumun sahip olabileceği en yüksek katma değerli sermayedir. Lider yöneticiler yalnızca şirket yönetmezler, insanların cesaretlerini de yönetirler! Bir yöneticinin gerçek mirası, arkasında bıraktığı binalar, cirolar ya da fabrikalar değildir. Arkasında bıraktığı insanlar ve onların geliştirmeye devam ettiği fikirlerdir. İşte bu yüzden, bir kurumun geleceğini belirleyen en önemli soru şudur: <strong>İnsanlar sizin yanınızda ziyan mı oluyor, yoksa size temas ettikten sonra daha büyük bir insana mı dönüşüyor?</strong></p>
<p>En büyük lider yöneticiler yalnızca başarılı organizasyonlar kurmazlar. <strong>İnsanların birbirinde ziyan olmadığı, birbirine ilaç olduğu kurum kültürleri inşa ederler! </strong>Siz siz olun, fikirlerinizi ve samimi duygularınızı paylaşmaktan asla çekinmeyin! Mezara götürülen fikirlerin kimseye faydası yoktur!</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/insan-var-insanda-ziyan-olur-insan-var-insana-ilac-olur-82743</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İnsan var, insanda ziyan olur; İnsan var, insana ilaç olur! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-kalp-mi-yapiyoruz-yoksa-yapay-tatlandirici-mi-82739</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 08:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Yapay kalp mi yapıyoruz, yoksa yapay tatlandırıcı mı?&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türk yapay zekâ etikçisi ve felsefeci Ece Tekbulut’a göre yapay zekâ tartışmalarında temel soru teknolojinin ne kadar güçlü olacağı değil, kimin için ve hangi amaçla geliştirildiği. Capitol Hill’de yaptığı konuşmayla yapay zekâyı güven, emek ve sosyal adalet eksenine taşıyan Tekbulut, “Bu teknolojiyi geliştirirken şunu sormalıyız: Yapay kalp mi yapıyoruz, yoksa yapay tatlandırıcı mı?” diyor.</strong></p>
<p>Yapay zekâ tartışması uzun süre teknolojinin hızı, verimlilik artışı ve otomasyon gücü üzerinden yürüdü. Bugün şu soru gündemde: Yapay zekâ ile nasıl bir toplum inşa ediyoruz?</p>
<p>Türk yapay zekâ etikçisi ve felsefeci Ece Tekbulut, geçtiğimiz haftalarda Washington’da Capitol Hill’de yaptığı konuşmada bu soruyu gündeme getirdi. Game Change Project tarafından düzenlenen panelde Tekbulut, yapay zekâyı yalnızca mühendislik ya da inovasyon başlığı olarak değil; güven, temsil, emek ve sosyal adalet meselesi olarak ele aldı.</p>
<p>Tekbulut’a göre yapay zekâ çağında en kritik mesele, bu teknolojinin ne kadar güçlü olacağından çok, kimin için ve hangi amaçla geliştirildiği. Çünkü yapay zekâ sağlık, eğitim ve kamu hizmetlerinde büyük faydalar yaratabileceği gibi, aynı zamanda kişisel verilerin kullanımı, istihdam kaybı, çevresel maliyetler ve gelir dağılımı gibi yeni adalet sorularını da beraberinde getiriyor.</p>
<p>Capitol Hill’deki konuşmasında şu mesajı verdi Tekbulut: “Toplumun güvenmediği, emeğin değerini korumayan ve faydayı adil dağıtmayan bir yapay zekâ anlatısı, yalnızca teknolojik değil, siyasi ve toplumsal bir kriz de üretir.”</p>
<p>Ece Tekbulut ile konuştuk:</p>
<p><strong>Yapay zekâ, amaç ve çıkarlarla biçim alıyor</strong></p>
<p>“Bugün yapay zekâ tartışmalarında en eksik kalan soru şu: Nasıl bir toplum inşa etmek istiyoruz, hangi sorunları çözmek için bu teknolojiyi geliştiriyoruz? ‘Yapay’, kelime anlamıyla ‘insan eliyle üretilmiş’ demek; dolayısıyla yapay şeyler, onları geliştiren insanların amaçlarına ve çıkarlarına göre biçim alıyor. Yapay kalp geliştirmek ile yapay tatlandırıcı geliştirmek arasında fark var, örneğin. Bir üniversite laboratuvarında geliştirilen yapay kalp, insanın yaşam kalitesini artırmak için yapılırken; özel bir kimya laboratuvarında geliştirilen yapay tatlandırıcılar, tüketicinin sağlığına zarar verdiği halde şirketlerin maliyetlerini düşürmek, kârı artırmak için geliştiriliyor. Yapay zekâ da aynı şekilde, amaç ve çıkarlarla biçim alıyor. Dolayısıyla bu teknolojiyi geliştirirken şunu sormalıyız: Yapay kalp mi yapıyoruz, yoksa yapay tatlandırıcı mı?</p>
<p><strong>“Devlete güven” artık bir teknoloji meselesine dönüşüyor</strong></p>
<p>“Yapay zekâ çağında ‘devlete güven’ artık bir teknoloji politikası meselesine dönüşüyor; çünkü bu teknoloji, sosyal adalet problemini yeniden düşünmemizi gerektiriyor. Sosyal adalet, özünde toplumdaki fayda ve zararları nasıl dağıtacağımız meselesi. Yapay zekâ, hayatın her alanını dönüştürecek bir teknoloji: Sağlıktan eğitime, iklim krizinden kamu hizmetlerine kadar pek çok alanda fayda sağlayabilir. Fakat maliyeti de bir o kadar büyük, teknolojinin kendisi zaten yüksek maliyetli; üstüne bir de veri merkezlerinin çevreye etkisi, kişisel verilerimizin sürekli bu modelleri beslemek için kullanılması, istihdam kaybı gibi sorunlar ekleniyor. ‘Bu teknolojiden kim nasıl faydalanacak, hangi zararlar ve maliyetler göz ardı edilecek?’ sorusu bir sosyal adalet sorusu ve bu soru normalde halka karşı hesap verebilir hükümetlerin yanıtlaması gereken bir soru. Fakat bugün bu sorunun cevabını teknolojiyi geliştiren monopoller veriyor. Amerikalıların hissettiği güvensizlik, karar alma gücünün demokratik kurumlardan özel şirketlere kaydığını hisseden bir toplumun tepkisi.”</p>
<p><strong>Her üç gençten biri yapay zekaya öfke duyuyor</strong></p>
<p>“Teknolojinin topluma yayılması hiçbir zaman sadece teknik kapasiteyle alakalı değil. Bir teknolojinin ne kadar hızlı ve ne kadar geniş kitlelere ulaşacağını, farklı alanlarda kullanımının artacağını, yeni denemelere kapı açıp açmayacağını o teknoloji hakkındaki toplumsal anlatı da belirliyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde Gallup’un araştırmasına göre 14-29 yaş grubunda yapay zekâya umutla bakan gençlerin oranı geçen yıla kıyasla yüzde 27’den yüzde 18’e gerilemiş; neredeyse her üç gençten biri bu teknolojiye öfke duyduğunu söylüyor. Yapay zekâya kuşku ve öfkeyle yaklaşan bir genç nesille, bir toplum dünya lideri olabilir mi?”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Yapay zekâ çağında yeni iş sözleşmesi şart</strong></span></p>
<p>“Yapay zekâ, bir yandan verimliliği artırırken diğer yandan en yetkin çalışanların birikimini görünmez biçimde sisteme aktarabiliyor. Çalışanın bilgisi, emeği ve katkısı nasıl korunmalı?” şu cevabı veriyor:</p>
<p>“Bu konu en son META’nın çalışanlarının ekran ve fare hareketlerini gizlice kaydederek yapay zekâ modellerini eğitmesiyle gündeme geldi. İş sözleşmesinde normalde işveren, işçiden zamanını ve emeğinin çıktısını satın alır; ama yapay zekâ modellerinin eğitilmesi söz konusu olduğunda çalışanın uzmanlığı ve yargısı şirketin sistemine kalıcı olarak aktarılıyor ve iş ilişkisi sonlandırılsa bile şirketin sisteminde yaşamaya devam ediyor. Dolayısıyla burada yeni bir iş sözleşmesi modelinin düşünülmesi gerekiyor: İşverenin yalnızca zamanı ve çıktıyı satın aldığı klasik modelin ötesinde, işçinin fikri birikiminin aktarımının hem korunduğu hem de karşılığının verildiği bir çerçeve. Örneğin çalışan işten ayrılırken model eğitiminde kullanılan verilerini de geri çekebilmeli. Bunun mevcut ‘neural network’ teknolojisi açısından tam anlamıyla uygulanabilir olup olmadığı tartışmalı; fakat bu, üzerinde düşünmemiz ve çalışmamız gerektiği gerçeğini değiştirmiyor.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Daha adil bir dünya mı yeni bir eşitsizlik mi?</strong></span></p>
<p>Ece Tekbulut, beyaz yakalı emeğin yapay zekâ yoluyla şirket içinde kopyalanmasını “binanın içindeki outsourcing” olarak tanımlıyor. “Bu süreç, orta sınıfın geleceği ve şirketlerde bilgiye dayalı güç dengeleri açısından ne tür sonuçlar doğurabilir?” Tekbulut’un sorusuna verdiği yanıt şöyle:</p>
<p>“Bu konuda MIT’de işletme profesörü olan Danielle Li’nin bir araştırması var. Bir teknik destek çağrı merkezinde çalışanlara yapay zekâ asistanları veriliyor. Çalışanlar müşterilerin sorunlarını çözerken bu modellerden destek alıyor. Sonuçlar, en az deneyimli çalışanların verimliliğinin ve performansının arttığını, ancak daha deneyimli çalışanların performansının aynı kaldığını, hatta düştüğünü gösteriyor. Çünkü modeller, zaten deneyimli çalışanların bilgi ve birikimleriyle eğitilmiş durumda. Bu nedenle deneyimli çalışanlar, daha önce kendilerine avantaj sağlayan uzmanlıklarını bir ölçüde kaybediyorlar. Yine MIT profesörü David Autor, yapay zekânın böyle bir kullanımının orta sınıfı güçlendirebileceğini düşünüyor. Örneğin, hemşireler yapay zekâ desteğiyle teşhis koyabilecek; böylece bazı alanlarda doktorların uzmanlığına ve yüksek ücretlerine duyulan ihtiyaç azalabilecek. Buradaki temel soru şu: Uzmanlığın bu şekilde erişilebilir olması daha adil bir dünya mı yaratır, yoksa emeğin ve uzmanlığın değerini düşüren yeni bir eşitsizlik biçimi mi ortaya çıkarır?”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-kalp-mi-yapiyoruz-yoksa-yapay-tatlandirici-mi-82739</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/9/1280x720/ece-tekbulut-1783490435.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Yapay kalp mi yapıyoruz, yoksa yapay tatlandırıcı mı?&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/butcede-yillik-3-milyar-lira-tasarruf-bekleniyor-82732</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 08:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bütçede yıllık 3 milyar lira tasarruf bekleniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>AK Parti’nin Meclise sunduğu son torba teklifte Elektrik Piyasası Kanununda değişikliğe gidiliyor.</p>
<p>Sokak aydınlatması başta olmak üzere genel aydınlatma kapsamında aydınlatılan yerlerde gerçekleşen aydınlatma giderlerinin, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bütçesine konulacak ödenekten ve ilgili belediyeler ile il özel idarelerinin genel bütçe vergi gelirleri payından karşılanma süresi uzatılıyor. Süresi dolan genel aydınlatma giderlerinin finansmanına ilişkin uygulamanın yeni oranlarla devam etmesine yönelik de düzenleme yapılıyor. Daha önce Elektrik Piyasası Kanunu ile büyükşehir belediyeleri ve il özel idareleri için yüzde 10, diğer belediyeler için ise yüzde 5 olarak belirlenen kesinti oranları Cumhurbaşkanı kararıyla bir kat artırılarak sırasıyla yüzde 20 ve yüzde 10 olarak uygulanıyordu. Bu düzenlemenin süresi ise 31 Aralık 2025 itibarıyla sona ermişti. Yapılacak yeni düzenleme ile belediyelerin genel bütçe vergi gelirleri payından yapılacak kesinti, büyükşehir belediyeleri ve mücavir alanlarındaki belediyelerde aydınlatma giderlerinin yüzde 10’u yerine yüzde 30’u, diğer belediyelerde yüzde 5’i yerine yüzde 15’i olarak uygulanacak. Bu sınırlar dışında ise aydınlatma giderlerinin yüzde 10’u yerine yüzde 30’u ilgili il özel idaresi payından kesinti yapılmak suretiyle karşılanacak. Düzenleme 1 Ocak 2026'dan geçerli olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/butcede-yillik-3-milyar-lira-tasarruf-bekleniyor-82732</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/butce-para-tl-lira.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektrik Piyasası Kanunu&#039;nda yapılacak değişiklikle genel aydınlatma kapsamında gerçekleşen aydınlatma giderlerinin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bütçesine konulacak ödenekten ve ilgili belediyeler ile il özel idarelerinin genel bütçe vergi gelirleri payından karşılanma süresi 31 Aralık 2030&#039;a kadar uzatılırken, kesinti oranları artırılıyor. Yapılacak yeni düzenlemeyle birlikte merkezi yönetim bütçesinden yıllık yaklaşık 3 milyar lira tasarruf sağlanması öngörülüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turkiyeden-elektrik-hatti-projesi-maliyeti-sadece-400-milyon-euro-82728</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Türkiye’den elektrik hattı projesi maliyeti sadece 400 milyon Euro&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Ekonomi ve Enerji Bakanı Olgun Amcaoğlu, Avrupa Birliği’nin medyaya yansıyan haberlere göre 700 milyon Euro hibe ile başlattığı Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ne yapılacak elektrik hattına hibeyi durdurduğunu belirtti. Türkiye’den KKTC’ye çekilecek DC hattı projesi için hesaplanan maliyetin 400 milyon Euro olduğunu hatırlatan Amcaoğlu, “Kendi aramızdaki toplantılarda söylediğimiz şu: O 700 milyon Euro'yu verecek olan Avrupa Birliği, iki toplumlu proje kapsamında gelsin buraya versin hibeyi. Hatta biz 700 milyona değil, 400 milyon Euro'ya bitirelim; geri kalanını da Gazze'deki çocuklara hibe etsin dedik” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4ddc48526f2-1783487560.jpg" alt="" width="700" height="527" /></p>
<h2>Elektrik hattı ve depolamalı güneş enerjisi projesi hazır </h2>
<p>Olgun Amcaoğlu, Türkiye’den bir grup gazeteciye yaptığı açıklamada, KKTC’nin elektrik ihtiyacını karşılamak için 400 MW güçte 2 paralel kablo sisteminin projelendirildiğini belirterek, DC (Doğru Akım) olacak bu hattan Rum Kesimine elektrik sağlamanın dahi mümkün olacağını hatırlattı. KKTC’nin ilk enterkonnekte bağlantısı olacak bu projeye ilişkin Amcaoğlu, “Hiçbir sıkıntı yok, açık söyleyeyim. Onunla (projeyle) ilgili bütün fizibilite çalışmaları tamamlandı. ..Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Başbakanımızın imzaladığı mutabakatla birlikte çalışma tamamlandı, 95 kilometrelik, 2x400 toplamda 800 MW (kablo) DC sistemle çalışacak...” dedi.</p>
<p>Rum kesiminde yürütülen enerji bağlantı projelerinin 2 milyar dolara kadar çıktığını, AB’nin 700 milyon Euro hibe planladığını ancak Rum basınına yansıyan haberlerden, AB’nin bu hibe için bütçe ayırmadığının anlaşıldığını kaydeden Amcaoğlu, Türkiye’den gelecek hattın fizibilitesinde 50 milyon Euro’su KKTC şebeke sistemi olmak üzere 400 milyon Euro dolayında bir maliyet hesaplandığını vurguladı.</p>
<h2>5 girişimciye yatırım izni </h2>
<p>KKTC’nin enerji ihtiyacı için yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılmaya başlandığını vurgulayan Amcaoğlu, büyük bir GES projesi başlattıklarını açıkladı. Buna göre 2 saatlik enerji depolayabilecek ve toplamda 125 MW kurulu güçte bir GES için üretim izni verilecek.</p>
<p>Her biri 25 MW olmak üzere 5 girişimciye yatırım yaptırılacak. KKTC’deki küçük santraller ve çatı tipi bireysel elektrik üretim imkanı olanlar için de mahsuplaşma imkanı getirilecek. Gelecekte GES işletmelerinin üretime ortak olmasına da imkan sağlanacak. Bu ortaklık yapısı için kooperatif modeli benimsenecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Serbest Bölge için düğmeye basıldı</span></h2>
<p>KKTC Ekonomi ve Enerji Bakanı Olgun Amcaoğlu, Gazimağusa yakınlarındaki Güvercinlik bölgesinde 1.3 milyon metrekarelik bir serbest bölge projesinin başlatıldığını açıkladı. Gazimağusa limanı yanında Ercan Havalimanına da yakın, yol yatırımları bulunan alanın serbest bölge olmasıyla yatırımların cazip hale geleceğini belirten Amcaoğlu, bu bölge için kendi ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik GES projesi oluşturulduğunu kaydetti. Bölgenin tarım-sanayi ilişkisini de içeren bir nokta olarak tasarlandığını, Meserya Ovasının sulu tarıma erişmesi nedeniyle bunun mümkün olduğunu belirten Olgun Amcaoğlu KKTC’li sanayiciler yanında Türkiye’den de büyük ölçekli yatırımların olabileceğini anlattı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"Doğu Akdeniz’deki hidrokarbonların en ucuz taşıma yolu Karpaz-Türkiye"</span></h2>
<p>KKTC Enerji ve Ekonomi Bakanı Olgun Amcaoğlu, uluslararası tartışma konusu olan Doğu Akdeniz’de, KKTC münhasır ekonomik sahalarını da içine alacak şekilde Rum Kesimi ile şirketlerin imzaladığı petrol doğalgaz arama anlaşmalarını siyasi şov olarak niteledi. Kıbrıs sorununun çözümü görüşmelerinin en zorlu unsurlarından birinin bu konu olduğunu belirten Amcaoğlu, bu sorunun çözümünde Türkiye’nin dahil olmadığı bir sonuca erişilemeyeceğini belirtti. KKTC’nin Türkiye’ye verdiği arama ve üretim ruhsatlarının geçerli olduğunu ve önünde hiçbir yasal engel bulunmadığını belirten Amcaoğlu, bu pozisyondan geri adım atılmayacağını söyledi. Doğu Akdeniz’deki kimi üretim sahalarından çıkarılan doğalgazın ya da ham petrolün, Rum Kesimi üzerinden Avrupa’ya ulaştırılması gibi projeleri gerçekçi bulmadığını belirten Olgun Amcaoğlu, KKTC Karpaz Bölgesinden Türkiye’ye erişecek bir boru hattının bu tür kaynakların Avrupa ve dünyaya ulaştırılmasındaki en uygun yol olduğunu belirtti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turkiyeden-elektrik-hatti-projesi-maliyeti-sadece-400-milyon-euro-82728</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/0/1280x720/kktc-kuzey-kibris-1759665932.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KKTC Ekonomi ve Enerji Bakanı Amcaoğlu, elektrik ihtiyacını karşılamak için hem Türkiye ile bağlantı, hem de depolamalı GES projelerinin hazır olduğunu açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kirtasiyede-vadeler-bir-yili-asti-risk-orani-artti-82736</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kırtasiyede vadeler bir yılı aştı, risk oranı arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Yüksek faiz ortamı, finansmana erişim zorluğu ve piyasadaki likidite sıkışıklığı, bir yılı aşan vadelerle dönen kırtasiye sektörünü, nakit döngüsü krizinin eşiğine getirdi. Perakende satış fiyatlarıyla 90 milyar TL’lik ekonomik hacme ulaşan sektörde, sipariş aşamasından ödemelerin tahsilatına kadar geçen sürenin 14-15 ayı bulması, ekosistemdeki aktörleri zorluyor.</p>
<p>Tüm Kırtasiyeciler Derneği (TÜKİD) Yönetim Kurulu Başkanı Taha Keresteci, pandemi ve enflasyon süreciyle yaşanan büyümenin ve o dönem elde edilen ‘meyvelerin’ artık tüketildiğini, son iki yıldır bunların geri verilmesi sürecinin başladığını vurguladı. Keresteci, firmaların doğru stok yönetimi yapmaması ve sermayelerini içeride tutmaması halinde sektörde yeni bir elenme sürecinin kaçınılmaz olduğuna işaret etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4de504ebdc7-1783489796.jpg" alt="" width="700" height="393" /></p>
<h2>Yüzde 5’lerdeki risk yüzde 40’a çıkabilir </h2>
<p>Sektörün perakendeci, toptancı, imalatçı ve ithalatçı olmak üzere dört bacaklı bir yapıya sahip olduğunu ve her halkanın kendine has kronik sorunlar barındırdığını ifade eden Keresteci, en büyük tıkanıklığın finansman maliyetleri ve uzun vadeli çalışma alışkanlıklarından kaynaklandığını belirtti. Sektörün 2008 ve 2011 gibi geçmiş kriz dönemlerinde daha sert sınavlar verdiğini ancak pandeminin getirdiği ihracat başarısı ve ardından gelen enflasyonist rüzgarla geçici bir güçlenme dönemi yaşandığını hatırlatan Keresteci, şu ifadeleri kullandı: "Şu an herkes geçmişteki o güçlü dönemin meyvesini yiyor ancak son 2 yıldır pandeminin kazandırdıklarının geriye verilmesi, yani cepten yeme süreci başladı. Sektörümüzde siparişin verildiği günden ödemenin alındığı güne kadar geçen süre 14-15 ayı buluyor. Bu süreç distribütör ve toptancıların üzerinde ciddi bir garantörlük yükü oluştururken, stok maliyetlerini de katlıyor. Kazandığı parayı içeride tutmayıp dışarı çıkaran, öz sermayesi yerine tamamen dış kaynakla dönmeye çalışan işletmeler için çember daralıyor. Buradaki en büyük hata doğru sermaye yönetimi yapamamak. Şirketler kazandım zannettikleri parayı içeride tutmayıp dışarıya, gayrimenkule, farklı alanlara çıkardılar. Oysa o paranın yarısı dönen sistemin içindeki paraydı, kendilerinin değildi. Şimdi o para geri dönmüyor ve finansman pahalı. Sektörde yüzde 5’lerde olan genel risk oranının bu yıl yüzde 25’lere, 2027’de ise yüzde 40’lara tırmanacağını düşünüyorum. Bu oran ekosistemin neredeyse yarısının güçsüzleştiğini gösterir. Sistem bu tıkanıklığa geldiğinde maalesef piyasada 'Evimi, arabamı satmayayım, onun yerine çekimi yazdırayım' mantığı başlıyor. Sonuç olarak imalatçı ve ithalatçı kadrosunun yüzde 10’u doğrudan kapanma riskiyle karşı karşıya kalacak. Bugün 200 olan ithalatçı sayısından 60 ila 80 arasındaki firma sistemden elenebilir."</p>
<h2>TAREKS testleri enflasyonu tetikliyor </h2>
<p>Sektörün ithalat ve imalat bacağındaki ikinci büyük operasyonel darboğazı ise piyasa denetimleri ve gümrüklerdeki bürokratik TAREKS süreçleri oluşturuyor. Kırtasiye sektörünün ürün güvenliği denetimlerinde yüzde 99,33 gibi çok yüksek bir başarı oranına sahip olduğunun altını çizen Keresteci, buna karşın her yıl tekrarlanan test zorunluluğunun maliyetleri yukarı çektiğini dile getirdi. Keresteci, şöyle devam etti: "Dünya genelinde ve Avrupa mevzuatlarında bu ürün güvenliği testleri 3 yılda bir talep ediliyor. Ancak Türkiye'deki mevzuat gereği biz bu testleri her yıl sil baştan yaptırmak zorundayız. Zaten küresel standartlara uygun, güvenli ürün getiriyoruz. Her yıl aynı ürünün her rengi, her çeşidi için yeniden test açılması; antrepo, navlun, ardiye maliyetlerini ve test firmalarına ödenen paraları katlıyor. Üstelik bu ürünlerin tamamını tüm dünyaya satamadığımız için, Türkiye nüfusu ölçeğinde testlerin birim maliyeti çok yüksek kalıyor. Bu durum kırtasiye ürünlerindeki enflasyonu doğrudan tetikliyor ve fiyat artışlarına neden oluyor. Eğer bu test zorunluluğu Avrupa'daki gibi 3 yıllık periyotlara çekilirse, maliyetler düşer ve Türk halkı nitelikli kırtasiye ürününe çok daha uygun fiyatla ulaşabilir."</p>
<h2>Kaçak ürün payı yüzde 10’a çıktı </h2>
<p>Sektörün önündeki üçüncü büyük tehdit ise piyasayı hem ciro hem de güvenilirlik açısından baltalayan merdiven altı yapılar. Kağıt ürünleri dışarıda tutulduğunda, özellikle kırtasiye materyalleri ve oyuncak grubunda denetimsiz ürünlerin payının hızla arttığının altını çizen Keresteci, kamunun denetim stratejisini değiştirmesi gerektiğini söyledi. Geçmiş yıllarda yüzde 5 civarında seyreden sahte, merdiven altı ve kaçak ürünlerin toplam pazar içindeki payının yüzde 10’lara yaklaştığına dikkat çeken Keresteci, “Bu ürünler tamamen kimliksiz… Ne ithalatçı bilgisi var ne imalatçı bilgisi. Bu durum yasal çalışan sektörü vurduğu gibi kamuda ciddi bir vergi kaybı yaratıyor, en önemlisi de çocuk sağlığını tehlikeye atıyor. Biz her platformda ve devlet kademelerindeki görüşmelerimizde bunu dile getiriyoruz. Bakanlığın piyasa denetimlerinde zaten rüştünü ispatlamış, kimlikli ve kurumsal firmaları incelemek yerine; doğrudan bu merdiven altı, kaçak ve kimliksiz yapıların üzerine operasyonel olarak gidilmesini talep ediyoruz. Gerçek savaşın buralarda verilmesi gerekiyor" ifadelerini kullandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">MODERNLEŞMİŞ KIRTASİYELER YAYGINLAŞIYOR</span></h2>
<p>Zincir marketlerin ve online kanalların dönemsel baskısına karşı perakende ayağında radikal bir dönüşüm planını devreye aldıklarını kaydeden Taha Keresteci, geleneksel sokak kırtasiyelerinin artık kitap, oyuncak, hediyelik eşya ve kafe konseptli modern yaşam alanlarına dönüştüğünü aktardı. Türkiye genelindeki 5 bin profesyonel kırtasiye noktasının yüzde 15'inin modernize edildiğini ve kafesiz ama tamamen modernleşmiş 500'ün üzerinde mağaza sayısına ulaşıldığını dile getiren Keresteci, "Şu an dönüşümün lokomotifliğini İstanbul yapıyor. Anadolu’da da bu hıza ayak uyduran çok güçlü şehirlerimiz var. Örneğin Trabzon’da 12 modern kırtasiyemiz bulunuyor ve bunların 2 tanesi kafe konseptli. Keza Samsun’da 10 modern noktanın 2’si kafeli modele geçti. Deprem bölgesi Malatya’da 5 modern kırtasiyemizin 1 tanesi, Ordu’da ise 4 modern noktamızın 1 tanesi kafe konseptiyle tüketicilere güvenli birer yaşam alanı sunuyor. Konsept mağaza yapısında dünya genelinde birinci sırada olduğumuzu düşünüyoruz" değerlendirmelerinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kirtasiyede-vadeler-bir-yili-asti-risk-orani-artti-82736</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/kirtasiye.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜKİD Başkanı Taha Keresteci, 90 milyar TL’lik hacme sahip kırtasiye sektöründe pandemi ve enflasyonla gelen güçlenme döneminin bittiğini vurgulayarak, &quot;15 ayı bulan uzun vadeler artık taşınamaz noktada. Doğru stok yönetemeyen ve sermayesini dışarı çıkaran imalatçı ve ithalatçıların yüzde 10&#039;u doğrudan risk altında. Sektördeki risk oranı 2027&#039;de yüzde 40&#039;a çıkabilir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracat-geliri-yuzde-2377-buyudu-zarardaki-sirket-holdinglesiyor-82734</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracat geliri yüzde 2.377 büyüdü, zarardaki şirket holdingleşiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada ihracat oranı %20 barajını aşan, yurt dışı satışları büyüyen ve son bir yılda yatırımcısına %30’un üzerinde kazandıran 27 şirket bulunuyor. Özata Denizcilik 1.044 ve Burçelik Vana %877’lik yıllık fiyat artışıyla listedeki diğer şirketlere açık ara fark attı.</strong></p>
<p>Piyasa, döviz girdisi olan şirketleri önemsiyor. Yüzünü yurt dışına çeviren firmaların, artan kurlarla birlikte birer nakit makinesine dönüşeceği düşüncesi hakimdir. Ulusoy Elektrik veya Borusan Boru gibi yüksek döviz girdisi olan şirketlerin yer aldığı bu tablo, özellikle enflasyonist ortamda yatırımcıya güvenli liman imajı çiziyor olabilir. Döviz girdisi artıyorsa şirketin kasasının dolduğu varsayılır. Ancak cironun sınır ötesinden gelmesi operasyonel riskleri tek başına sıfırlamaz. Rakamların arkasındaki nakit akışı kontrol edilmeden hareket edildiğinde risk de beraberinde gelir.</p>
<p>Burçelik Vana, yurt dışı satışlarını %2.377 büyüterek yüksek bir artış oranına imza atarken güçlü bir gelir büyümesi izlenimi veriyor olabilir. Ancak ilk çeyrek dönemde geliri sadece 91,1 milyon TL düzeyinde. Esas faaliyetlerden zarar eden şirketin net dönem zararı 1,9 milyon TL. Hisseyi yukarı yönlü destekleyen motivasyon holdinge dönüşüm kararı.</p>
<p>Otomotiv sektöründe yer alan Karsan, %514,19’luk ihracat artış hızıyla dikkat çeken bir diğer şirket. Bu performans ilk çeyrekte gelirinin %140 artarak 4,78 milyar TL’ye ulaşmasını sağladı. Ancak yüksek maliyet ve giderleri dönem sonunda sadece 65,5 milyon TL kâr etmesine yol açtı. Kârı düşük olsa da zarardan dönmesi olumlu olarak değerlendirilmeli.</p>
<h2>Hikayesi olan kazandırıyor</h2>
<p>Özata Denizcilik yurt dışı gelirini %18 büyütmesine rağmen üç aylık dönemde 288,8 milyon TL zarar yazdı. Ancak fiyatı son iki ayda güçlü bir çıkış sergiledi. Bunda Özata Tersanecilik’i bünyesine katacak olmasının etkisi bulunuyor. Özata Tersanecilik, Pasifik Teknoloji ile deniz ve savunma alanında platformlar üretmek amacıyla iş birliği anlaşması imzaladı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4de1af432c5-1783488943.png" alt="" width="999" height="552" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP’E SOR</span></h2>
<p><strong>LİKİDİTE ORANI MI, ASİT TESTİ ORANI MI?</strong></p>
<p><strong>Likidite oranı</strong>; potansiyel, kredi ölçümü, kolay hesaplama, kıyaslama. Stok yanılgısı, tahsilat gecikmesi, şişkin bilanço, anlık kriz, yanıltıcı güven.</p>
<p><strong>Asit testi oranı</strong>; gerçeklik, stoksuz test, kriz kalkanı, şeffaflık, güvence. Dar kapsam, sektörel uyumsuzluk, alacak riski, yanılgı, muhafazakarlık.</p>
<p><strong>İştirakin satışından gelecek nakit holdinge gidecek. Kendisi dolaylı istifade edecek</strong></p>
<p>Sanipak’ın satışından gelecek para ne zaman Eczacıbaşı İlaç’ın kasasına girer? ● Orhan Yıldızer</p>
<p>Orhan, Sanipak’ın 600 milyon dolar şirket değeri üzerinden satışında hem yurt içinde Rekabet Kurulundan hem de yurt dışı rekabet kurulundan gerekli onay alındı. Diğer süreçlerin tamamlanmasının ardından kapanış günündeki borç ve işletme sermayesi düzeltmesiyle birlikte nihai devir bedeli tahsil edilerek süreç tamamlanacak. Satışı yapan asıl taraf Eczacıbaşı Holding olup Eczacıbaşı İlaç, Holding’in %37,28 ortağı konumunda. Nakit girişi de Holding’e gidecek. Şirket ise ancak değer artışı veya ilerideki temettü dağıtımı üzerinden fayda sağlayacak.</p>
<p><strong>Yılın ilk yarısında gelirinin %64’ünün üzerinde yeni iş bağlantıları gerçekleştirdi</strong></p>
<p>Altınay Savunma’nın aldığı işler ciroyu büyütecek bir hacme sahip mi? ● Mustafa Aygün</p>
<p>Mustafa, Altınay Savunma son dönemde önemli bağlantılar gerçekleştirirken, siparişler cirosunu anlamlı bir büyüklüğe çıkarıyor. Yılbaşından bu yana aldığı işlerin toplam büyüklüğü 2,2 milyar TL’yi geçti. Söz konusu tutar, şirketin 2025’teki 3,46 milyar TL’lik toplam satış hasılatının %64,42’sine denk geliyor. Döviz bazlı yerli havacılık sistem ve ekipmanlarının yanı sıra, Nijerya ile imzalanan büyük çaplı İHA sözleşmesi ivmeyi desteklemekte. Yıl sonu için 100 milyon dolar satış ve 300 milyon dolarlık iş stoku hedefi şirketin iddiasını gösteriyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>FBC kâr payı ödeyen katılım fonu yıllık %36 getiriyle endeksin gerisinde kaldı</strong></p>
<p>One Portföy’ün idare ettiği Kar Payı Ödeyen Katılım Fonu (FBC), yıl başından itibaren yükselen bir ivmeyle hareket etti. Haziranın ilk haftası 2,39 TL’ye kadar çıktıktan sonra düşen bir eğilim sergiliyor. Büyüklüğü mayıstan bu yana belirgin bir değişiklik yaşamazken şimdilerde 193,4 milyon TL seviyesinde bulunuyor. Hacmi önceki aya göre bir miktar azaldı. Geçen ay para girişi, şimdilerde ise para çıkışı söz konusu. Yatırımcısı temmuzda bir miktar azalarak 6.180 kişiye indi. Temel stratejisi, fon değerini katılım esaslarına uygun para ve sermaye piyasası araçlarında değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyünün %67,13’u hisse ve %12,75’i BYF paylarından oluşuyor. Orta düzey risk alarak faizsiz getiri arayanlara hitap ediyor. Son bir yılda %36,07 getiriyle endeksin %40,37’lik çıkışının gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Çağdaş Faktoring, piyasadan TLREF + %4,25 faizle 250 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Çağdaş Faktoring, nitelikli yatırımcılara yönelik 06.07.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 250.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%4,25 olarak belirlendi. 183 gün vadeli bono, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 2 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 05.01.2027 olarak açıklandı. 6 Temmuz itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. Çağdaş Faktoring’in verdiği %4,25 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFCGDF12726 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4de1812d273-1783488897.png" alt="" width="968" height="243" /></strong><strong>ASELSAN</strong></p>
<p><strong>Gerçekleştirdiği 40 milyon dolarlık harcamayla test merkezlerini devreye aldı</strong></p>
<p>Aselsan, artan sipariş hacmini karşılamak ve üretim altyapısını güçlendirmek amacıyla stratejik yatırımlarda bulunuyor. Bu kapsamda, 40 milyon dolar harcamayla tamamladığı 17.360 metrekare kapalı alana sahip akıllı mühimmat ve sualtı sistemleri ilave üretim ve test merkezlerini devreye aldı. Yeni merkezlerle birlikte hava ve deniz savunma sistemleri üretiminde robotik ve otomasyon altyapısı güçlenmiş oldu. Söz konusu yatırımla, siparişlerin teslimat hızını artırırken operasyonel verimliliğini büyütme imkanı elde edecek. Aselsan ilk çeyrekte kârını %86 büyüttü.</p>
<p><strong>AVRUPAKENT GYO</strong></p>
<p><strong>Geliştireceği yeni projeyle Forum Trabzon AVM’yi büyüterek gelirini artıracak</strong></p>
<p>Avrupakent GYO, portföyünde yer alan Forum Trabzon AVM’nin kiralanabilir alanını ve gayrimenkul değerini artırma yoluna gidiyor. Bu amaçla AVM’nin dışında yeni bir proje geliştirecek. Şirket, hedeflediği yatırımın proje geliştirme ve yapım süreçlerinin yürütülmesi amacıyla bir müteahhitlik firmasıyla anlaşmaya vardı. Girişimle birlikte ticari potansiyelini yükseltme olanağına kavuşacak. Firmanın arsa potansiyelini yeni projelerle desteklemesi bilançosundaki toplam aktifini büyütmesini sağlayacak. Üç aylık bilançosunda 48,4 milyar TL duran varlığı bulunuyor.</p>
<p><strong>BESLER GIDA</strong></p>
<p><strong>Büyüme hedeflerini hayata geçirebilmek gayesiyle yurt dışından kredi temin etti</strong></p>
<p>Besler Gıda, üretim kapasitesini artırmak, ürün çeşitliliğini genişletmek ve operasyonel verimliliğini güçlendirmek amacıyla Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ile 25 milyon euroluk kredi sözleşmesi imzaladı. Kredinin, ilk 2 yılı anapara geri ödemesiz olmak üzere toplam 7 yıl vadeli olduğu belirtildi. Sağlanan fonun ayrıca şirketin enerji dönüşümü ve modern gıda teknolojileri yatırımlarına yönlendirilerek ESG (Çevresel, Sosyal ve Yönetişim) performansını destekleyeceği bildirildi. Uzun vadeli ve iki yıl ödemesiz kredi nakit akış baskısını ortadan kaldıracaktır.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Aydem mayıstan bu yana yatayda dalgalı hareket ederken fonlar ağırlıklı alıyor</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4de15a036d1-1783488858.png" alt="" width="293" height="241" /></strong>Aydem’de fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %43,11 ile toplamda 2,71 milyon lot artarak 9,01 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı değişmezken 24’te kaldı. NNF fonu 3,19 milyon lot ile en fazla alımı yaparken, BID 230 bin lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Aydem için bugüne kadar 4 aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan bulunmuyor. En yüksek öneriyi Yatırım Finansman 45 TL ile verdi. En düşük öneri 40,30 TL ile İş Yatırım’dan gelirken ortalama öneri 42,47 TL.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracat-geliri-yuzde-2377-buyudu-zarardaki-sirket-holdinglesiyor-82734</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracat geliri yüzde 2.377 büyüdü, zarardaki şirket holdingleşiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kuresel-talep-zayifladi-hurda-demir-fi-yatlari-geriledi-82731</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel talep zayıfladı, hurda demir fiyatları geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Uluslararası piyasada geçen hafta ortalama 410,5 dolar olan hurdanın tonu son bir haftada 9 dolar düşerek hafta başı 401,5 dolara geriledi. Uluslararası piyasada gerileyen cevher fiyatları iç piyasada hurda fiyatlarını da aşağı çekiyor.</p>
<p>Türkiye’nin önde gelen demir-çelik üreticilerinden Erdemir, Kardemir ve Çolakoğlu Metalurji, hurda alım fiyatlarını aşağı yönlü revize etti. Bu kapsamda, iç piyasada hurda fiyatları ton başına yaklaşık son bir ayda 600 lira geriledi.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a4ddf515363b-1783488337.png" alt="" width="559" height="213" /> <img src="/storage/uploads/0/0/0/6a4ddf5ba1742-1783488347.png" alt="" width="287" height="366" /></p>
<p>Son 2 aydır küreselde arz fazlası algısının güçlendiğini kaydeden sektör temsilcileri, bu gelişmelerin etkisiyle, zayıflayan talebin uluslararası piyasalarda demir cevherini ucuzlattığını bununda hurda fiyatlarını gerilettiğini söylediler.</p>
<p>Üretim ve tedarik zincirinde yaşanabilecek olası aksaklıkların fiyatlardaki düşüşü sınırlayabileceğine dikkat çeken sektör temsilcileri, Çin’de inşaat ve altyapı talebine yönelik toparlanma sinyalleri netleşmedikçe, demir cevheri ve hurda fiyatlarında kalıcı bir iyileşme beklenmediği ifade ettiler.</p>
<p>Talep zayıflığı hurda ithalatında da hissedildi. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre hurda ithalatı mayıs ayında aylık bazda yüzde 20,2, yıllık bazda ise yüzde 7 düşüşle 1.49 milyon metrik ton seviyelerine geriledi. Değer bazında ise aylık bazda yüzde 18 ve yıllık yüzde 5.6 düşüşle 593,95 milyon dolara geriledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kuresel-talep-zayifladi-hurda-demir-fi-yatlari-geriledi-82731</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/hurda.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uluslararası çelik üreticilerinin zayıf talebi ve yüksek stok seviyeleri, fiyatlar üzerinde belirleyici olmaya devam ediyor. Küresel piyasalarda talep zayıflaması, demir cevheri ve hurda fiyatları üzerindeki baskıyı artırıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nato-zirvesi-nedeniyle-kapatilan-esnafin-zarari-siyasetin-gundeminde-82727</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> NATO Zirvesi nedeniyle kapatılan esnafın zararı siyasetin gündeminde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>NATO Zirvesini nedeniyle alınan güvenlik önlemleri çerçevesinde yolların hatta bazı bölgelerde dükkanların da kapatılması üzerine DEVA Partili İdris Şahin’den NATO Zirvesi’nde dükkanları fiilen kapattırılan esnaf için zararının vergi borçlarından mahsup edilmesi önerisi geldi. DEVA Partisi Ankara Milletvekili Şahin, NATO Zirvesi gerekçe gösterilerek başta Çukurambar olmak üzere birçok bölgede esnafın dükkanlarının hiçbir hukuki tebligat ve resmi yazı olmaksızın fiilen kapattırılmasına sert tepki gösterdi. Hukuksuz ve yasal dayanaktan yoksun bu uygulamalar nedeniyle esnafın ve çalışanların büyük bir mağduriyet yaşadığını belirten Şahin, iktidara esnafın uğradığı zararı vergi borçlarından mahsup edilmesi çağrısında bulundu. Şahin, “Ankaralı esnaflarımızdan, hakları gasbedilen vatandaşlarımızdan feryat dolu mesajlar alıyoruz.</p>
<p>Ankara’da, Çukurambar başta olmak üzere birçok bölgede esnafımızın iş yerleri NATO toplantısı gerekçe gösterilerek fiilen kapatılıyor. İşin en vahim tarafı ne biliyor musunuz? Ortada tek bir resmi yazı yok, hukuki bir tebligat yok. Güvenlik görevlileri esnafa gidip şifahi olarak ‘kapatacaksınız’ diyor. Bu yapılan apaçık bir hukuksuzluktur, esnafın ve o dükkanlardan evine ekmek götüren yüzlerce çalışanın mağdur edilmesidir. Yasal dayanaktan yoksun bu ‘ben yaptım oldu’ zihniyetini asla kabul etmiyoruz” dedi.</p>
<p>Uluslararası zirvelerin yerelde oluşturduğu ekonomik kayıplar için kurumsal fonlar bulunduğunu ancak iktidarın bunu esnaftan gizlediğini ifade eden Şahin, “NATO’nun kurumsal yapısında, bu tür güvenlik endişeleri sebebiyle yerelde doğacak ekonomik mağduriyetlerin giderilmesi için ayrılan özel bir ödenek mevcuttur” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nato-zirvesi-nedeniyle-kapatilan-esnafin-zarari-siyasetin-gundeminde-82727</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/7/1280x720/ankara-1783487170.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ NATO Zirvesi nedeniyle kapatılan esnafın zararı siyasetin gündeminde ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretim-yapisinin-ithalata-bagimliligi-82726</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üretim yapısının ithalata bağımlılığı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir ülke düşünelim… Fabrikaları çalışıyor, ihracat rakamları artıyor, sanayi üretimi büyüyor. İlk bakışta ekonomi güçlü görünüyor. Ancak bu üretimin arkasına dikkatlice bakıldığında başka bir gerçek ortaya çıkıyor: Üretmek için önce dışarıdan mal almak gerekiyor. Yani çarklar dönüyor ama o çarkların önemli parçaları başka ülkelerden geliyor. İşte buna “üretim yapısının ithalata bağımlılığı” deniliyor.</p>
<p>Türkiye ekonomisinin uzun yıllardır karşı karşıya olduğu temel sorunlardan biri de budur. Çünkü birçok sektörde üretim yapılabilmesi için gerekli olan ham madde, ara malı, enerji, makine ve teknoloji büyük ölçüde ithal edilmektedir. Bu durum ilk etapta sıradan bir ticaret ilişkisi gibi görünse de aslında ekonominin kırılganlığını artıran çok önemli bir yapısal sorundur.</p>
<p>Bugün Türkiye’de otomotivden elektroniğe, tekstilden kimyaya kadar pek çok sektör üretim yaparken dışarıdan gelen ürünlere ihtiyaç duyuyor. Bir fabrikada üretilen ürün “yerli” olarak görülse bile onun içindeki parçaların önemli kısmı başka ülkelerden geliyor olabiliyor. Örneğin bir otomobil Türkiye’de monte ediliyor olabilir ama elektronik sistemi, çipleri, motor parçaları veya özel alaşımları ithal edilmiş olabilir. Bu nedenle ihracat artsa bile ithalat da aynı hızla artıyor.</p>
<p>Aslında mesele sadece dışarıdan ürün almak değildir. Sorun, üretimin dış kaynak olmadan sürdürülememesidir. Çünkü ekonomide gerçek güç, ihtiyaç duyduğu temel girdileri kendi içinde üretebilme kapasitesidir. Eğer üretim zinciri dışarıya aşırı bağımlıysa, küresel dalgalanmalar ülke ekonomisini doğrudan etkiler.</p>
<p>Son yıllarda döviz kurlarındaki yükselişin üretim maliyetlerini hızla artırmasının temel nedenlerinden biri de budur. Çünkü ithalata bağımlı üretim yapısında dolar yükseldiğinde sadece ithal ürünler değil, yerli üretim de pahalanır. Fabrikalar daha yüksek maliyetle üretim yapar. Bu maliyetler zamanla market raflarına, enerji faturalarına ve günlük yaşam giderlerine yansır. Sonuçta vatandaş daha pahalı bir hayatla karşı karşıya kalır.</p>
<p>Bir başka önemli sorun ise dış ticaret açığıdır. Türkiye ihracat yapan bir ülke olmasına rağmen aynı zamanda çok büyük miktarda ithalat yapmak zorunda kalmaktadır. Çünkü ihracat için bile ithal girdiye ihtiyaç duyulmaktadır. Bu durum “kazanırken harcamak” gibi bir ekonomik tablo ortaya çıkarıyor. Ülke ihracat yapıyor ama o ihracatı gerçekleştirmek için önce döviz harcıyor.</p>
<p>Bu yapı özellikle küresel kriz dönemlerinde daha büyük risk oluşturuyor. Pandemi döneminde dünya genelinde tedarik zincirleri bozulduğunda birçok ülke üretim sıkıntısı yaşadı. Çip krizinden enerji krizine kadar pek çok sorun, ithalata bağımlı ekonomilerin ne kadar hassas olduğunu gösterdi. Bir ürünün ham maddesi başka ülkeden geliyorsa ve o ülkede kriz çıkarsa üretim zinciri bir anda durabiliyor.</p>
<p>Enerji alanındaki dışa bağımlılık da üretim maliyetlerini artıran en önemli faktörlerden biridir. Türkiye enerji ihtiyacının büyük kısmını dışarıdan karşılıyor. Doğalgaz ve petrol fiyatlarındaki artış sanayiyi doğrudan etkiliyor. Enerji pahalandıkça fabrikaların üretim maliyeti yükseliyor. Bu da enflasyon baskısını artırıyor.</p>
<p>Üretimde ithalata bağımlılık sadece ekonomik değil, aynı zamanda stratejik bir meseledir. Çünkü teknoloji çağında ülkelerin gücü artık yalnızca nüfus veya doğal kaynakla ölçülmüyor. Yüksek teknoloji üretme kapasitesi belirleyici hale geliyor. Eğer bir ülke ileri teknoloji ürünlerinde dışa bağımlıysa ekonomik bağımsızlığı da sınırlı hale gelir.</p>
<p>Bugün dünyada gelişmiş ekonomilere bakıldığında ortak bir özellik görülüyor: Güçlü yerli üretim zinciri. Almanya makine üretiminde, Güney Kore elektronikte, Japonya teknolojide kendi altyapısını yıllar içinde geliştirdi. Bu ülkeler yalnızca ürün üretmedi; aynı zamanda bilgi, teknoloji ve marka gücü oluşturdu.</p>
<p>Türkiye’nin de uzun vadede daha dayanıklı bir ekonomik yapıya ulaşabilmesi için üretimde yerlilik oranını artırması gerekiyor. Ancak bu yalnızca sloganlarla başarılabilecek bir süreç değildir. Eğitimden sanayi politikasına, teknolojiden tarıma kadar geniş kapsamlı bir dönüşüm gerektirir.</p>
<p>Öncelikle ara malı üretiminin güçlendirilmesi gerekiyor. Çünkü Türkiye birçok ürünü monte edebiliyor ama o ürünün temel bileşenlerini dışarıdan almak zorunda kalıyor. Oysa asıl katma değer çoğu zaman o parçaların üretiminde oluşuyor. Eğer ülke kendi ara malını üretebilirse hem maliyet baskısı azalır hem de döviz ihtiyacı düşer.</p>
<p>Bunun yanında teknoloji yatırımları büyük önem taşıyor. Yüksek teknoloji üretmeyen ülkeler düşük kâr marjına sıkışır. Sürekli ucuz iş gücüyle rekabet etmeye çalışmak uzun vadede sürdürülebilir değildir. Kalıcı refah için bilimsel üretim kapasitesinin artması gerekir.</p>
<p>Tarım sektörü de bu bağımlılık tartışmasının önemli parçalarından biridir. Bir dönem kendi kendine yetebilen ülkeler arasında gösterilen Türkiye’nin bugün yemden gübreye, tohumdan tarım ilacına kadar birçok alanda dışa bağımlı hale gelmesi dikkat çekiyor. Tarımsal üretimdeki maliyet artışlarının önemli kısmı da buradan kaynaklanıyor.</p>
<p>Aslında mesele yalnızca ekonomi politikası değildir; aynı zamanda bir planlama meselesidir. Uzun yıllar boyunca kısa vadeli büyüme hedefleri ön planda tutulduğunda yapısal dönüşüm geri planda kalabiliyor. Oysa güçlü ekonomi, yalnızca hızlı büyüyen değil, krizlere dayanıklı olan ekonomidir.</p>
<p>İthalata bağımlı üretim modeli ilk yıllarda hızlı büyüme sağlayabilir. Çünkü dışarıdan gelen ucuz ham madde ve krediyle üretim artar. Ancak zaman içinde bu model ekonomiyi döviz baskısına açık hale getirir. Kur yükseldiğinde dengeler bozulur. Enflasyon artar, maliyetler yükselir ve ekonomik istikrar zayıflar.</p>
<p>Bu nedenle artık yalnızca “ne kadar üretiyoruz?” sorusunu değil, “neyi nasıl üretiyoruz?” sorusunu da sormak gerekiyor. Eğer üretimin temelinde dışa bağımlılık varsa büyüme rakamları tek başına yeterli olmayabilir.</p>
<p>Türkiye genç nüfusu, sanayi deneyimi ve girişimcilik kapasitesiyle aslında önemli avantajlara sahip bir ülke. Ancak bu potansiyelin kalıcı ekonomik güce dönüşebilmesi için üretim yapısının daha bağımsız hale gelmesi gerekiyor. Yerli teknoloji, güçlü eğitim sistemi, nitelikli iş gücü ve stratejik sanayi yatırımları bu dönüşümün temel taşları olacaktır.</p>
<p>Çünkü gerçek ekonomik güç, sadece üretmek değil; ihtiyaç duyduğu üretim araçlarını da üretebilmektir. Ekonomik bağımsızlığın yolu da tam olarak buradan geçmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretim-yapisinin-ithalata-bagimliligi-82726</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üretim yapısının ithalata bağımlılığı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/non-dom-kisiler-varlik-barisindan-yararlanmak-zorunda-mi-82725</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Non-dom kişiler varlık barışından yararlanmak zorunda mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Non-dom şartlarını sağlayan kişi, yurt dışındaki mevcut ve belgelenebilir varlıklarını Türkiye’ye serbestçe getirebilmelidir. Bu transfer tek başına gelir vergisi doğurmaz. Varlık barışı burada zorunlu bir yol değil, yalnızca riskli veya belirsiz dosyalarda tercih edilebilecek ihtiyari bir güvenlik mekanizmasıdır.</strong></p>
<p>Yurt dışından Türkiye’ye yerleşmeyi düşünenlerin son dönemde en çok sorduğu sorulardan biri şu: <strong>Non-dom şartlarını sağlayan bir kişi, yurt dışındaki parasını, dövizini, menkul kıymetini veya diğer sermaye unsurlarını Türkiye’ye getirirken ayrıca varlık barışından yararlanmak zorunda mıdır?</strong></p>
<p>Kanaatimce cevap <strong>hayırdır</strong>.</p>
<p>Türkiye’ye yerleşecek kişinin, yurt dışında elde edilmiş ve yurt dışı kaynaklı olduğu tevsik edilebilen mevcut varlıklarını Türkiye’ye transfer edebilmesi için varlık barışına başvurması zorunlu değildir. Çünkü tartışma, paranın Türkiye’ye getirilip getirilemeyeceği değil; bu transfer için ayrıca vergisel koruma rejimine ihtiyaç olup olmadığıdır.</p>
<p><strong>Sermaye transferi zaten serbesttir</strong></p>
<p>Öncelikle unutulmamalıdır ki varlık barışı, kişiye parayı Türkiye’ye getirme izni veren bir düzenleme değildir. Türkiye’de kambiyo rejiminin genel yaklaşımı sermaye hareketlerinde serbestliktir. 32 Sayılı Karar uyarınca yurda döviz ithali ve yurttan döviz ihracı serbesttir. Türkiye’de ve dışarıda yerleşik gerçek kişilerin bankalar aracılığıyla kişisel sermaye hareketlerine ilişkin yurt dışından yurt içine ve yurt içinden yurt dışına yapacakları transferler de serbesttir. Menkul kıymetlerin ve diğer sermaye piyasası araçlarının yurda girişi ve çıkışı bakımından da temel ilke serbestliktir.</p>
<p>Dolayısıyla non-dom kişi bakımından ilk cevap şudur: <strong>Kişi parasını Türkiye’ye getirmek için varlık barışına muhtaç değildir.</strong> Varlık barışının fonksiyonu transfer izni vermek değil, şartları sağlanırsa bildirilen varlıklar bakımından vergi incelemesi ve tarhiyat yapılmaması koruması sağlamaktır.</p>
<p><strong>Non-dom düzenlemesinin amacı</strong></p>
<p>Gelir Vergisi Kanunu’na eklenen mükerrer 20/D maddesi, Türkiye’de yerleşik sayılmadan önceki son üç takvim yılında Türkiye’de ikametgâhı ve vergi mükellefiyeti bulunmayan gerçek kişilerin, Türkiye dışında elde ettikleri kazanç ve iratları 20 yıl boyunca gelir vergisinden istisna ediyor. Devlet burada esasen şunu söylüyor: <strong>“Türkiye’ye yerleşirsen yurt dışı kazanç ve iratlarını 20 yıl vergilemeyeceğim.”</strong></p>
<p>Böyle bir düzenlemenin, kişiyi Türkiye’ye çağırıp yurt dışındaki ekonomik varlığını dışarıda bırakmayı amaçladığı söylenemez. Aksine doğal sonucu, kişinin yurt dışındaki birikimini, sermayesini ve yatırım kapasitesini Türkiye’ye getirebilmesidir. Bu kişiye “gel, yurt dışı gelirini vergilemeyeceğim; ama o gelirlerden oluşan parayı getirirsen varlık barışına gir” demek, düzenlemenin amacıyla bağdaşmaz.</p>
<p><strong>Para transferi yeni gelir değildir</strong></p>
<p>Temel ayrım burada ortaya çıkar: <strong>Gelirin elde edilmesi başka, elde edilmiş servetin transferi başkadır.</strong></p>
<p>Kişi Türkiye’ye yerleşmeden önce yurt dışında çalışmış, ticaret yapmış, şirket satmış, temettü, faiz veya kira geliri elde etmiş olabilir. Bu gelirler kişinin Türkiye’de yerleşik olmadığı dönemde ve yurt dışında oluşmuşsa, paranın sonradan Türkiye’deki hesaba aktarılması yeni bir gelir yaratmaz; yalnızca mevcut servetin yer değiştirmesidir.</p>
<p>333 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği’ndeki 13 No.lu örnek de bu yaklaşımı destekler. Örnekte, BAE’de ikamet eden ve Türkiye’de yerleşik olmayan kişinin Türkiye’deki banka hesabına yurt dışından para transfer etmesi ve Fransa’daki gayrimenkulünün kira gelirini bu hesaba göndermesi, Türkiye’de vergilendirilecek bir işlem sayılmamıştır. Bu doğrudan bir non-dom örneği değildir; ancak mantığı önemlidir. Yerleşik değilken yurt dışında oluşan gelirin Türkiye’ye transferi tek başına vergi doğurmuyorsa, non-dom şartlarını sağlayarak Türkiye’ye yerleşen kişinin mevcut varlığını Türkiye’ye getirmesi de tek başına gelir vergisi doğurmamalıdır.</p>
<p><strong>Varlık barışı ne işe yarar?</strong></p>
<p>Varlık barışı ayrı bir müessesedir. 7582 sayılı Kanun’la Kurumlar Vergisi Kanunu’na eklenen geçici 19. madde, yurt dışındaki para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının 31 Temmuz 2027’ye kadar Türkiye’deki banka veya aracı kurumlara bildirilmesine imkân tanıyor. Bildirilen varlıkların iki ay içinde Türkiye’ye getirilmesi gerekiyor. Genel oran %5; belirli sürelerle vadeli hesap, devlet iç borçlanma senedi, kira sertifikası veya girişim sermayesi yatırım fonunda tutma taahhüdü verilirse oran %0 ile %4 arasına iniyor. 1 Ocak 2027’den sonraki bildirimlerde bu oranlara yarım puan ekleniyor.</p>
<p>Varlık barışının asıl işlevi, şartlara uyulduğunda bildirilen varlıklara isabet eden tutarlar için vergi incelemesi ve tarhiyat yapılmamasıdır. Yani varlık barışı bir <strong>bildirim ve koruma rejimidir</strong>; non-dom ise bir <strong>gelir vergisi istisnasıdır</strong>. Bu nedenle iki düzenlemeyi aynı kefeye koymamak gerekir.</p>
<p><strong>Ne zaman varlık barışı düşünülebilir?</strong></p>
<p>Non-dom şartlarını temiz biçimde sağlayan kişi için varlık barışı çoğu durumda gereksiz bir maliyet ve prosedürdür. Buna karşılık bazı dosyalarda ihtiyari bir güvenli alan olarak değerlendirilebilir.</p>
<p>Örneğin son üç yıl şartı tartışmalıysa, varlığın yurt dışı kaynağı yeterince belgelenemiyorsa, paranın bir kısmının Türkiye kaynaklı gelirlerden oluşma ihtimali varsa, geçmişte ticari veya serbest meslek kazancı yönünden mükellefiyet riski bulunuyorsa, varlıklar kişi adına değil şirket veya üçüncü kişiler adına görünüyorsa ya da kişi açık bir inceleme koruması istiyorsa varlık barışı ayrıca gündeme gelebilir.</p>
<p>Ancak bunlar dışında, şartları temiz bir non-dom kişinin sırf parasını Türkiye’ye getirdiği için varlık barışına girmesi gerektiği söylenemez.</p>
<p>Burada önemli olan, kişinin gerektiğinde paranın yurt dışı kaynaklı olduğunu, Türkiye’de yerleşik olunmayan dönemde veya istisna kapsamındaki yurt dışı kazançlardan oluştuğunu ve non-dom şartlarını taşıdığını belgeleyebilmesidir. Bankaların MASAK ve uyum süreçleri kapsamında kaynak ve işlem amacı sorabilmesi de bu sonucu değiştirmez; bu, transferin vergilendirilmesi değil, finansal sistemin uyum denetimidir.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Non-dom şartlarını sağlayan kişi, yurt dışındaki mevcut ve belgelenebilir varlıklarını Türkiye’ye serbestçe getirebilmelidir. Bu transfer tek başına gelir vergisi doğurmaz.</p>
<p>Varlık barışı burada zorunlu bir yol değil, yalnızca riskli veya belirsiz dosyalarda tercih edilebilecek ihtiyari bir güvenlik mekanizmasıdır.</p>
<p>Aksi yorum, yani “yurt dışı gelirini vergilemeyeceğim ama o gelirlerden oluşan paranı getirirken varlık barışına gir” demek, hem sermaye transfer serbestisiyle hem de non-dom düzenlemesinin ekonomik amacıyla bağdaşmaz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/non-dom-kisiler-varlik-barisindan-yararlanmak-zorunda-mi-82725</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Non-dom kişiler varlık barışından yararlanmak zorunda mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayi-sektorunde-her-ay-20-bin-is-kaybediyoruz-82722</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayi sektöründe her ay 20 bin iş kaybediyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bütün dünya Çin’e karşı strateji üretmeye çalışırken, bizim hiçbir şey olmamış gibi davranma lüksümüz yok. Eski ezberlerin artık işe yaramadığı, belirsizliklerle dolu bir küresel rekabet ortamında olduğumuzun farkında olmalıyız.</strong></p>
<p>3 Temmuz’da The Wall Street Journal gazetesinde, Tom Fairless imzalı bir makale yayınlandı. Yazıda, Çin’in Alman sanayisini nasıl tahrip ettiğiyle ilgili kapsamlı değerlendirmelere yer verilirken, özellikle Alman ekonomisinin bel kemiği olarak değerlendirilen orta ölçekli ve çoğunluğu aile şirketi olan kesimde, Çin rekabetinin artık dayanılamaz boyutlara vardığından bahsediliyor. Yazıyı okuduğumda, Alman sanayisinin son bir yılda, aylık ortalama 10 bin adet iş kaybettiğini öğrenmek bana çok çarpıcı geldi. Merak bu ya, Türkiye’de acaba durum nasıl diye bakınca, bizim çok daha ağır bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu fark ettim.</p>
<p>Geçen haftaki yazımda, Türkiye’nin küresel rekabetçiliğinde yaşadığımız kan kaybının, ihracat hacimlerimizde ciddi bir düşüşe yol açtığından zaten bahsetmiştim. Dolar cinsinden ihracat rakamlarımız sınırlı bir şekilde artıyor olsa da bunun tamamen ihracat fiyatlarındaki artıştan kaynaklandığını, fiziksel olarak ise ihraç ettiğimiz mal miktarlarının ve adetlerinin gerilediğini vurgulamıştım. Daha az mal ihraç ediyor olmanın doğal sonucu, daha az üretim yapılması. Daha az üretim ise, daha az çalışan demek.</p>
<p><strong>Hizmet sektörleri dışında, yaygın </strong><strong>istihdam kaybı dikkat çekiyor</strong></p>
<p>TÜİK’in çeyreklik bazda açıkladığı işgücü istatistiklerinde, sektörel bazda istihdamın gelişimine ait veriler yayınlanıyor. Buna göre, 2026’nın ilk çeyreğinde toplam istihdam 31 milyon 480 bin kişi olarak hesaplanmış. Geçen senenin ilk çeyreğine göre, istihdamda 449 bin kişilik bir düşüş olmuş. Bu dönemde, hizmet sektörleri dışında yaygın bir istihdam kaybı dikkati çekiyor. 2026 Mart sonunda 4 milyon 20 bin kişinin çalıştığı tarım sektöründe son bir yılda 158 bin adet iş kaybı yaşanmış. 1 milyon 999 bin kişinin çalıştığı inşaat sektöründeki istihdam kaybı 86 bin adet. Şimdi gelelim bu yazının konusu olan sanayi sektörüne: 2026’nın ilk çeyreği itibariyle, son bir yıllık dönemde, sanayi sektörü istihdamı tam 238 bin kişi azalmış. Yani, son bir yılda, sanayi sektöründe aylık ortalama 20 bine yakın iş kaybetmişiz. Almanya’ya üzülerek başladığım yazıda, geldiğimiz noktaya bakın!</p>
<p>Almanya’da aylık ortalama 10 bin istihdam kaybıyla kıyaslandığında, bizdeki sorun çok daha büyük gözüküyor. Bunun nedeni, Almanya’da sanayide çalışanların sayısı 10,2 milyon kişiden, bir yılda 9 milyon 900 bine düşmüş ve sanayide çalışanların yüzdesi olarak baktığımızda kaybedilen iş, toplamın %1,8’i olmuş. Bizde ise, sanayide kaybedilen istihdamın, toplam sanayi istihdamı içindeki payı tam %3,5’e ulaşmış!</p>
<p>Aslında sanayi sektöründeki zayıflık sadece son bir yılın konusu değil. Yine TÜİK verilerine göre, sanayi sektöründeki istihdam zirve seviyesini 6 milyon 824 bin kişi ile, 2023 yılının ilk çeyreğinde görmüş. O tarihten itibaren bakarsak, sanayide istihdam kaybı 314 bin kişi olarak hesaplanıyor. Her ne kadar yeni bir sorun değilse de, sanayi sektöründeki kan kaybının özellikle son bir sene içinde daha da hızlandığını verilerle teyit edebiliyoruz.</p>
<p>The Wall Street Journal makalesine görüş veren, uzun yıllar Siemens yöneticiliği yapmış olan ve şu anda İsviçreli kaplama üreticisi Oerlikon'un yönetim kurulu başkanı olan Michael Suess, Çin’in daha rekabetçi hale geldiğine dikkat çekerken, "Almanya'nın gerçek reformlara ihtiyacı var, konfor alanımızdan çıkmalıyız" diye de ekliyor. Reform ihtiyacından bahsettiğimiz ülke, yıllık 1,8 trilyon dolar ihracat yapan bir sanayi devi. Ne var ki, Çin dalgası öylesine büyük ki, Almanya gibi bir sanayi devi bile baş etmekte zorlanıyor.</p>
<p><strong>Küresel rekabetçiliği artıracak </strong><strong>reformlara acilen ihtiyaç var</strong></p>
<p>Almanya’ya göre Türkiye’nin kırılganlıkları çok daha fazla. Yukarıda gösterdiğim gibi, sanayi sektörümüzün sorunları, daha şimdiden göz ardı edilemeyecek kadar büyük. Bu nedenle, Türkiye’nin de küresel rekabetçiliğini artıracak reformlara acilen ihtiyacı var. Bütün dünya Çin’e karşı strateji üretmeye çalışırken, bizim hiçbir şey olmamış gibi davranma lüksümüz yok. Eski ezberlerin artık işe yaramadığı, belirsizliklerle dolu bir küresel rekabet ortamında olduğumuzun farkında olmalıyız. Hem işçilerin hem de işverenlerin aylardır süren feryatlarını dikkate almıyorsak bile, ayda 20 bine varan istihdam kaybının, sanayi sektöründeki durumun vahametini bize çok net gösteriyor olması lazım. Bu durumun farkına daha erken varan ülkelerin, kendi sanayilerini korumak için agresif önlemler almaya başladıklarını da biliyoruz. Eğer Türkiye olarak biz bu konuda daha da gecikirsek, sadece Çin değil daha birçok başka ülkenin de bizden pazar çalmaya başladığını görmemiz çok şaşırtıcı olmayacaktır.</p>
<p> </p>
<p>   </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayi-sektorunde-her-ay-20-bin-is-kaybediyoruz-82722</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayi sektöründe her ay 20 bin iş kaybediyoruz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nato-zirvesi-sanayisizlesme-zirvasi-aradan-kardelen-gibi-yukselen-umutlar-82721</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> NATO zirvesi, sanayisizleşme zırvası… Aradan kardelen gibi yükselen umutlar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TGSD’nin raporunda; 2026-2030 dönemi kanamayı durdurma, 2020-2040 orta vadede değerine taşıma ve 2040-2050 arası uzun vadede de liderliğe ulaşma olarak hedeflenmiş. Özellikle ekosistemin parçalarını oluşturan fikri mülkiyet güvencesi, adil rekabet koşulları, değişen tüketici profili gibi alt unsurlar üzerinde de durulmuş.</strong></p>
<p>Bu hafta NATO zirvesi var. 32 ülkenin devlet ve hükümet başkanları Ankara’da.</p>
<p>Aslında neredeyse son bir aydır gündemimiz bu. Bu gündemin keyfini kaçıran da Ankara’da devreye sokulan olağanüstü güvenlik önlemleri. Baskınlar, tutuklamalar, çevre temizliği, terörist temizliği, potansiyel suçlu aramaları... Bir yandan da işin gereği...</p>
<p>ABD Başkanı Trump da baş konuğumuz! Heyecanla müjdelerini bekliyoruz. Açıkçası kaybettiklerimizi geri alabilmenin umudunu taşıyoruz.</p>
<p>İşte böyle bir olağandışılıkta olağan bir şey yazmak çok da kolay değil. Örneğin bu yazımızı kaç kişinin okuyabileceğini ve hatta göz atabileceğini açıkçası merak etmiyor değiliz.</p>
<p>Aslında dünyanın jeopolitiği ve yaşananlar bu NATO zirvesini gerçekten çok önemli hale getirmiş durumda. Zira dünyada öncekilerden farklı bir ortam var. Şubat ayından beri süregelen ve geçici bir ateşkes ile ateşi durdurulmuş bir ABD ve İsrail ile İran’ın savaşı, dördüncü yılına giren ve yılan hikayesine dönüşen Ukrayna ile Rusya’nın yoğunlukla tuzaklara dayalı savaşı, İsrail’in bitmeyen zorbalığı ve Lübnan üzerinden savaş çılgınlığı, Suriye’nin henüz sönmeyen potansiyel savaş ihtimali, vekaletler ve dronlar üzerinden bölgesel çatışmalar…</p>
<p>NATO için çok daha önemli olan, bir yandan Avrupa’nın güvenliği meselesi ve bir yandan da ABD’nin Çin’i ezeli rakip konumuna getirerek her türlü çatışma zemini hazırlama ortamı. Elbette ABD’nin kendi iç ve dış gündemi…</p>
<p>Gerçekten de bu gelişmeler Ankara NATO zirvesini çok önemli hale getirmiş durumda.</p>
<p>Ancak bir yandan da ekonomimizin ve özellikle sanayimizin içinde bulunduğu daha doğrusu uzun bir süredir içine düştüğü, göz ardı edemeyeceğimiz durum var. Gerçekten çok ciddi kan kaybı yaşayan bir sanayi kesimimiz var.</p>
<p>İşte böyle gündemlerin birbirini izlediği veya üstünü kapattığı ortamda “<em>kardelen çiçeği” </em>gibi aradan yükselen umutlar da var.  </p>
<p>Bu umudun önemli bir adresi, hazır giyim ve tekstil sektöründeki derin açmazdan çıkışın yollarını ortaya koyan Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD). Derneğin Başkanı Toygar Narbay ve Dr. Ümit Özüren tarafından kaleme alınan ve tarafları sektör ile Ticaret Bakanlığı’nın olduğu muhteşem bir çalışma.</p>
<p>Çalışmaya, girişte çok güzel ve bir o kadar da anlamlı Türk atasözü konulmuş: <em>“Göz odur ki dağın arkasını göre, akıl odur ki başa geleceği bile”…</em></p>
<p>Çalışmanın başlığı “<em>Vizyon 2050 Stratejik Uzgörü”. </em>Çeyrek yüzyıllık kısa, orta ve uzun vadeyi içeren  bir strateji belgesi. Çalışmanın özgünlüğü veya zenginliği; hem tarifeler gibi ticaret politikaları, hem yapay zeka gibi teknolojik gelişmeler ve hem de tercihleri değişen tüketici profilini içermesi. Açıkçası üç boyutlu olması.</p>
<p>Çalışmada Türk hazır giyim ve tekstil sektörünün rakamları da yer almış. Şöyle ki;</p>
<p>- Dünya ticaretinde tekstilin payı yüzde 4.35 artarken Türkiye’nin payı yüzde 5.58 daralmış,</p>
<p>- Hazır giyim ve tekstil ihracımız yüzde 6.3 düşerek 16.8 milyar dolara gerilemiş,</p>
<p>- Hazır giyim sektörümüzün dünya ticaretindeki yapı 35 yıl sonra ilk kez yüzde 3’ün altına inmiş,</p>
<p>- AB ticaretindeki payımız da yüzde 5’in altına gerilemiş.</p>
<p>2022-2025 döneminde;</p>
<p>- Asgari ücret yüzde 351 artmış,</p>
<p>- Enflasyon yüzde 216 yükselmiş,</p>
<p>- Politika faizi yüzde 241 artış kaydetmiş,</p>
<p>- Oysa kur sepetindeki artış sadece yüzde 144’de kalmış.</p>
<p>Dolayısıyla son 3 yılda sektörde yaklaşık 400 bin kişiye yakın işsiz artışı olmuş ve 10 bin firma da kepenklerini kapatmış.</p>
<p>Zaten sanayi kesiminin genelinde de bu gidişatı görmek mümkün. Nisan ayı verilerine göre Ocak ayında sanayi üretim endeksi bir önceki yıla göre yüzde 1,8 ve Mart ayında yüzde 1.1düşmüş. Bu düşüş aylık değişimde de aynen kendisini göstermiş. Nisan ayında toplam sanayi biraz toparlamış ve artışa geçmiş.</p>
<p>Aynı şekilde İSO’nun yayımladığı PMI verisi de 2026 Nazıran ayında 50’nin altına düşerek 47,1’e gerilemiş. Sektördeki performans gerilemesi son 27 aydan beri üst üste zayıflama eğilimi göstermiş.</p>
<p>TGSD’nin raporunda; 2026-2030 dönemi kanamayı durdurma, 2020-2040 orta vadede değerine taşıma ve 2040-2050 arası uzun vadede de liderliğe ulaşma olarak hedeflenmiş. Özellikle ekosistemin parçalarını oluşturan fikri mülkiyet güvencesi, adil rekabet koşulları, değişen tüketici profili gibi alt unsurlar üzerinde de durulmuş.</p>
<p>En iyisi, yürekten tebrik ettiğimiz TGSD yönetiminin bu raporunu satır satır okumak ve tüm yandaşlar olarak çözümün bir parçası haline gelmek. Böylece asıl gündemimizden kopmamak!..</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nato-zirvesi-sanayisizlesme-zirvasi-aradan-kardelen-gibi-yukselen-umutlar-82721</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ NATO zirvesi, sanayisizleşme zırvası… Aradan kardelen gibi yükselen umutlar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/temmuzda-portfoylere-hisse-ve-tahvil-ayari-82720</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Temmuzda portföylere hisse ve tahvil ayarı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Portföy yönetim şirketlerinin temmuz dağılımlarına baktığımızda ortak mesaj oldukça net. Para piyasası fonları hâlâ portföylerde önemli yer tutuyor ancak hazirana göre ağırlığı azaltılıyor. Buna karşılık hisse senedi ve borçlanma araçları fonlarında artış var. Altın ve yabancı hisse tarafında ise genel olarak pozisyonlar korunuyor.</strong></p>
<p>Haziran ayı piyasalarda temkinli duruşun ağır bastığı bir dönemdi. ABD-İran hattındaki gerilim, petrol fiyatlarındaki yükseliş ve küresel enflasyon kaygıları, yatırımcıların daha çok likit ve korumacı portföylere yönelmesine neden olmuştu. Ancak Temmuz ayına girerken tablo bir miktar değişiyor. ABD-İran gelişmelerinde daha olumlu bir haber akışı oluşması, petrol fiyatlarında savaş primi kaynaklı baskının azalması, küresel enflasyonda yavaşlama ihtimali ve Fed yönetiminden gelen daha ılımlı mesajlar risk iştahını yeniden desteklemeye başladı.</p>
<p><strong>MSCI’ın uyarısı, hâlâ rezervde </strong><strong>tutulması gereken önemli bir başlık</strong></p>
<p>Euro Bölgesi’nde enflasyonun beklentilerin altında kalması ve içeride de enflasyon görünümünün yumuşama sinyalleri vermesi, özellikle borçlanma araçları ve hisse senedi fonları için daha olumlu bir zemin oluşturuyor. Buna karşılık riskler tamamen ortadan kalkmış değil. MSCI’ın Türkiye piyasasına yönelik serbest dolaşım payı ve fiyat oluşumu konusundaki uyarısı hâlâ rezervde tutulması gereken önemli bir başlık. Bu nedenle hisse senedi tarafında daha seçici olmak; özellikle BIST30, banka ve holding ağırlıklı fonlara odaklanmak daha sağlıklı görünüyor.</p>
<p>Portföy yönetim şirketlerinin temmuz dağılımlarına baktığımızda ortak mesaj oldukça net. Para piyasası fonları hâlâ portföylerde önemli yer tutuyor ancak Haziran’a göre ağırlığı azaltılıyor. Buna karşılık hisse senedi ve borçlanma araçları fonlarında artış var. Altın ve yabancı hisse tarafında ise genel olarak pozisyonlar korunuyor.</p>
<p>İş Portföy’ün orta riskli dağılımı bu değişimi en net gösteren örneklerden biri. Haziran ayında TBV kodlu özel sektör borçlanma araçları fonunun ağırlığı %40 iken Temmuz’da %30’a indiriliyor. TI4 kodlu temkinli değişken fon da %20’den %10’a düşürülüyor. Buna karşılık TI2 kodlu hisse senedi fonunun ağırlığı %15’ten %25’e çıkarılıyor. En dikkat çekici değişiklik ise TI6 kodlu borçlanma araçları fonunda. Haziran’da portföyde yer almayan bu fon, Temmuz’da %15 ağırlıkla dağılıma ekleniyor. Bu tablo, İş Portföy’ün hem hisse senedi tarafında hem de faiz düşüşü senaryosundan faydalanabilecek tahvil tarafında daha yapıcı bir pozisyon aldığını gösteriyor.</p>
<p>Burada ana beklenti oldukça net. Enflasyon eğilimi aşağı gelir, jeopolitik riskler petrol üzerinden yeniden baskı yaratmaz ve faiz indirim beklentisi güçlenirse, orta vadeli tahvil fonları ve banka ağırlıklı hisse fonları daha iyi performans gösterebilir. Ancak borçlanma araçları fonlarının iki yönlü çalıştığını unutmamak gerekiyor. Faiz düşüşü bu fonları desteklerken, jeopolitik veya siyasi risklerle faizlerin yeniden yükselmesi negatif etki yaratabilir.</p>
<p>Yapı Kredi Portföy daha dengeli ve görece temkinli bir dağılım sunuyor. YPT kodlu para piyasası fonunun ağırlığı %40 ile korunuyor. YKT kodlu altın fonu da %25 seviyesinde portföyde kalmaya devam ediyor. Buna karşılık YAY kodlu yabancı hisse fonunun ağırlığı %15’ten %10’a indirilirken, YOT kodlu borçlanma araçları fonu %10 ağırlıkla portföye ekleniyor. KMN kodlu kıymetli maden fonu ise dağılımdan çıkarılıyor.</p>
<p>Bu yapı, Yapı Kredi Portföy’ün hisse senedi tarafında çok agresif bir pozisyon almadığını, ancak faiz düşüşü senaryosunu borçlanma araçları fonu üzerinden portföye eklediğini gösteriyor. Bana göre burada altın payı biraz yüksek görünse de, Fed’in tonundaki değişim altın tarafında kısa vadeli toparlanma ihtimalini canlı tuttuğu için bu tercih tamamen anlaşılmaz değil.</p>
<p>Kuveyt Türk Portföy’ün faizsiz dengeli portföyünde ise ana omurga yine para piyasası katılım fonu. KLU kodlu para piyasası katılım fonu %60 ağırlıkla korunuyor. KPC kodlu hisse fonu %13’ten %10’a, KUT kodlu altın/gümüş fonu da %13’ten %10’a düşürülüyor. Buna karşılık KU3 kodlu değişken fon %10’dan %15’e yükseltiliyor. KTJ kodlu teknoloji katılım fonu portföyden çıkarılırken, KIK kodlu değişken fon %5 ağırlıkla ekleniyor.</p>
<p>Bu dağılım, faizsiz yatırımcı tarafında da daha aktif yönetilen fonlara geçişin öne çıktığını gösteriyor. Teknoloji tarafında kısa vadeli soluklanma beklentisi nedeniyle doğrudan teknoloji pozisyonu azaltılırken, değişken fonlarla daha esnek bir yapı kuruluyor.</p>
<p><strong>Para piyasası fonları tek </strong><strong>başına yeterli olmayabilir</strong></p>
<p>Benim dengeli portföyümde de temmuz ayında genel eğilime paralel bir değişim var. Para piyasası fonlarının ağırlığını %40’tan %30’a indiriyorum. Hisse senedi fonlarını %15’ten %20’ye çıkarırken, yabancı hisse fonlarını %15 seviyesinde koruyorum. Altın/gümüş tarafındaki %10’luk ağırlığı değiştirmiyorum. Haziran’da portföyde yer almayan borçlanma araçlarına %5, arbitraj fonlarına da %5 pay veriyorum. Değişken fonları ise %20’den %15’e indiriyorum.</p>
<p>Burada temel düşüncem şu: Para piyasası fonları hâlâ vazgeçilmez ancak tek başına yeterli olmayabilir. Enflasyonda yumuşama ve faiz indirimi beklentisi güçlenirse borçlanma araçları fonları ikinci yarıda daha fazla konuşulabilir. Hisse tarafında ise BIST30, banka ve holding ağırlıklı fonların öne çıkma ihtimali artıyor. Ancak MSCI uyarısı ve içerideki siyasi başlıklar nedeniyle bu tarafta seçici olmak gerekiyor.</p>
<p>Yabancı hisse tarafında teknolojiyi tamamen bırakmak doğru olmaz. Yapay zekâ, veri merkezleri ve yarı iletken yatırımları uzun vadeli hikâyeyi desteklemeye devam ediyor. Fakat son dönemdeki güçlü yükselişin ardından sadece teknolojiye odaklanmak yerine sağlık, tarım, finans ve gelişmekte olan ülke temalarıyla çeşitlendirme yapmak daha sağlıklı görünüyor. Özellikle sağlık sektörü hem defansif yapısı hem de yapay zekâdan faydalanabilecek uzun vadeli potansiyeliyle ön plana çıkabilir.</p>
<p>Altın tarafında ise eski güçlü momentum yok ama pozisyon tamamen terk edilmemeli. Fed’in daha ılımlı söylemleri altını destekleyebilir. Buna karşılık dolar, ABD tahvil faizleri ve ETF akımları yakından izlenmeli. Bu nedenle altın ve gümüşü portföyün ana taşıyıcısı değil, dengeleyici unsuru olarak görmek daha doğru.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/temmuzda-portfoylere-hisse-ve-tahvil-ayari-82720</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/8/1280x720/altin-dollar-1771911133.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Temmuzda portföylere hisse ve tahvil ayarı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-finans-stratejisi-ne-diyor-82719</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeşil Finans Stratejisi ne diyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yayımlanan strateji ve eylem belgesinin, İklim Kanunu ile omuz omuza COP31 açısından kritik önemi burada. Ev sahibinin elindeki en güçlü diplomatik enstrüman bu. Belgenin vizyon cümlesindeki <em>"model ülke olmak"</em> iddiası ancak bu somutlukla taşınabilir. Aksi halde broşür cümlesi olarak kalır.</strong></p>
<p>Türkiye’nin Ulusal Yeşil Finans Stratejisi ve Eylem Planı (2026-2029), geçen hafta Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Bu kritik konu, haberlere üç rakamla yansıdı: 3 amaç, 11 hedef, 45 eylem. Oysa, planı anlamak için satır aralarını okumak gerekiyor. Bana göre, öne çıkan <strong>6 kritik nokta</strong> var.</p>
<p><strong>Birincisi, mimari ve yasal güvence.</strong> 45 eylemin her biri <em>beş sütunla</em> yazılmış. Eylemler, hedef yılı, çıktılar ve performans göstergeleri, sorumlu ve ilgili kurum. <em>"Taksonomi çalışmaları tamamlanacak"</em> gibi genel geçer bir vaat yok. <em>"Türkiye Yeşil Taksonomi Yönetmeliği 2026’da yayımlanacak, sorumlusu İklim Değişikliği Başkanlığı’dır"</em> var. Belge, kendi karnesinin şablonunu kendisi teslim ediyor. Daha da önemlisi, bu eylemler sadece bir <em>niyet </em>olmaktan çıkıp, yürürlüğe giren <strong>İklim Kanunu</strong> ile yasal bir zemine kavuşmuş durumda.</p>
<p><strong>İkincisi, rakamın itirafı.</strong> Giriş bölümü, Dünya Bankası’nın hesabını sahipleniyor. Türkiye’nin net sıfır patikası için 2030’a kadar yaklaşık 68 milyar dolarlık ek yatırım gerekiyor ve bunun yarısının özel sektörden gelmesi bekleniyor. Kamu kaynağı tek başına bu ölçeği taşıyamaz. Özel sermaye ise ancak kural netliği, veri ve güven gördüğü yere akar. 45 eylemin önemli bir kısmı bu altyapıyı kurmaya odaklanıyor.</p>
<p><strong>Üçüncüsü yeşil boyama <em>(greenwashing).</em></strong> Benim için belgenin en dikkat çekici bölümlerinden biri. Yeşil boyama, devlet strateji belgesine müstakil hedef olarak girmiş durumda. BDDK, SEDDK ve SPK’ya sektörlere özgü yeşil ürün tanımları ve yeşile boyamadan kaçınma rehberleri hazırlama görevi verilmiş. Yıllardır savunduğumuz kritik bir konu. Ve bunun devlet aklında da karşılık görmesi kayda değer. Çünkü yeşil finansın en yumuşak karnı, güven kaybı. Belgenin bunu görmüş olması önemli. Sadece, 2028 gibi geç bir vade sorgulanmaya açık.</p>
<p><strong>Dördüncüsü, insan kaynağı ve kurumsal kapasite. </strong>Belgenin sacayaklarından biri tamamen insan kaynağının ve kurumsal kapasitenin güçlendirilmesine ayrılmış. Sistem ne kadar iyi kurulursa kurulsun, bu süreci yönetecek nitelikli insan kaynağı olmadığı sürece eksik kalacaktır.</p>
<p><strong>Beşincisi, 2026 vadeli eylemler kümesi.</strong> Yeşil Taksonomi Yönetmeliği, Emisyon Ticaret Sistemi’nin ikincil düzenlemelerinin tamamlanıp uygulamaya alınması, finansal ve sürdürülebilirlik raporlamasını birleştiren ortak şablon, Sürdürülebilirlik Güvence Denetimi Standardı, sigorta şirketlerini yeşil varlıklara yönlendirecek mevzuat. Belge, bu dosyaları bu yıl içinde kapatmayı taahhüt ediyor.</p>
<p><strong>Altıncısı, sessiz ama stratejik satırlar.</strong> İklim bağlantılı riskler için doğal afet tahvillerinin sistematik ihracına yönelik fizibilite, bankacılık sektörü için iklim ve çevre riskleri stres testi altyapısı, İstanbul Finans Merkezi’nin sürdürülebilir finansta uluslararası cazibe merkezi yapılması. Bunlar, iklim krizinin sıcak noktasında duran bir ekonomi için önemli yapısal hamleler.</p>
<p><strong>COP31 için </strong><strong>kritik altyapı</strong></p>
<p>Şimdi bu belgeyi asıl bağlamına oturtalım. Dört ay sonra, 9-20 Kasım’da Türkiye, 196 ülkeden 80 bini aşkın kişinin katılacağı COP31’e ev sahipliği yapacak.</p>
<p>Bu zirvenin ana konularından biri <strong>iklim finansmanı</strong> olacak. Belgenin tarihçe bölümü, hikâyeyi dürüstçe anlatıyor. 2009’da Kopenhag’da gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelere 2020’ye kadar yılda 100 milyar dolara ulaşacak finansman sözü verdi. Ama bu söz zamanında ve yeterli ölçekte tutulmadı. Bakü’de kararlaştırılan yeni hedef ve Belem’de yayımlanan yol haritası ile mesele artık hedefin büyüklüğü değil, sözün nasıl operasyonel plana çevrileceği. COP31, <em>"finansman taahhüdü nasıl yerine getirilir"</em> sorusunun zirvesi olacak.</p>
<p>İşte, yayımlanan strateji ve eylem belgesinin, İklim Kanunu ile omuz omuza COP31 açısından kritik önemi burada. Ev sahibinin elindeki en güçlü diplomatik enstrüman bu. Belgenin vizyon cümlesindeki <em>"model ülke olmak"</em> iddiası ancak bu somutlukla taşınabilir. Aksi halde broşür cümlesi olarak kalır.</p>
<p>İkinci konu, <strong>uyum finansmanı.</strong> Belge, Akdeniz Havzası’nın küresel ortalamanın yüzde 20 üzerinde ısındığını ve bu artışın 2040’a kadar 2,2 dereceye ulaşacağı öngörüsünü girişine yazmış. Gelişmekte olan ülkelerin Antalya’da yüksek sesle dile getireceği uyum finansmanının, azaltım finansmanının gölgesinden çıkarılması talebi, Türkiye’nin kendi coğrafyasında da yaşadığı bir gerçeklik. CAT tahvilleri, afet sigortacılığı, iklim stres testleri gibi eylemler bu yüzden yalnızca iç piyasa düzenlemesi değil, <em>"kırılgan coğrafyaların finansman mimarisi"</em> tartışmasına ev sahibinin taşıyabileceği somut ajanda maddeleri.</p>
<p>Üçüncü konu, <strong>zamanlama</strong>. Taksonominin ve ETS ikincil mevzuatının hedef yılı 2026. Ama belge, yılın hangi ayında sorusuna cevap vermiyor. Oysa fark hayati. Kasımdan önce tamamlanmış bir taksonomi ve işleyen bir emisyon ticaret sistemi, zirvede onlarca oturumdan daha güçlü konuşur. Aralık ayına sarkarsa, açık kalmış bir borç kalemine dönüşür.</p>
<p>Toparlarsak. Bu belge; vadesi, sorumlusu ve göstergesi yazılı, gerçek bir amortisman planı. Ama planının değeri, taksitlerin gününde ödenmesiyle belli olur. İlk taksitler de çok yakın.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-finans-stratejisi-ne-diyor-82719</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeşil Finans Stratejisi ne diyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-dogrudan-yatirim-egilimleri-ve-sanayi-politikalari-82718</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel doğrudan yatırım eğilimleri ve sanayi politikaları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Küresel yatırımcıların, son yıllarda yaşanan yüksek belirsizlik ortamında yatırımlarını azalttıktan sonra yeniden yatırım yapmaya başladıkları, ancak bu kez çok daha seçici davrandıkları görülüyor. Geçtiğimiz yılki yatırım artışının büyük ölçüde sınırlı sayıdaki mega projelerden ve özellikle yapay zekâ altyapısına yönelik yatırımlardan kaynaklandığını söyleyebiliriz.</strong></p>
<p>Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Örgütü'nün (UNCTAD) 2026 Dünya Yatırım Raporu dün yayımlandı. Küresel doğrudan yatırımları veri, nitelik ve eğilim açısından en kapsamlı biçimde analiz eden bu raporlar, yalnızca dünya ekonomisinin gidişatını anlamak açısından değil, aynı zamanda ülkemiz ekonomisi için de yatırımcıların eğilimlerini, önceliklerini ve yatırım çekme konusunda rekabet ettiğimiz ülkelerin hangi politikaları izlediğini görmek bakımından son derece önemli bir kaynak niteliği taşıyor.</p>
<p>Geçtiğimiz yıl küresel doğrudan yatırımların %6 artarak 1,6 trilyon dolara ulaştığını görüyoruz. Bu rakam, 2021 yılındaki 1,8 trilyon dolarlık seviyenin hâlâ altında olmakla birlikte, son iki yılda yeniden yukarı yönlü bir eğilime işaret ediyor. Küresel doğrudan yatırımlar 2023 yılında yaklaşık 1,3 trilyon dolara kadar gerilemişti. Bununla birlikte, 2025 yılında görülen bu artışın homojen bir yapıya sahip olmadığını; oldukça kırılgan olduğunu ve bölgeler ile sektörler arasında önemli farklılıklar gösterdiğini de izliyoruz.</p>
<p>Küresel yatırımcıların, son yıllarda yaşanan yüksek belirsizlik ortamında yatırımlarını azalttıktan sonra yeniden yatırım yapmaya başladıkları, ancak bu kez çok daha seçici davrandıkları görülüyor. Geçtiğimiz yılki yatırım artışının büyük ölçüde sınırlı sayıdaki mega projelerden ve özellikle yapay zekâ altyapısına yönelik yatırımlardan kaynaklandığını söyleyebiliriz. Dikkat çeken bir diğer unsur ise toplam doğrudan yatırımlar %6 büyürken gelişmiş ülkelere yönelen yatırımların %11 artmasına karşılık, gelişmekte olan ülkelere yönelik artışın yalnızca %2 seviyesinde kalmasıdır.</p>
<p>Bilindiği gibi doğrudan yatırımlar temel olarak satın almalar ve sıfırdan yapılan yatırımlar olmak üzere ikiye ayrılır. Ülke ekonomileri açısından en fazla arzu edilen yatırım türü ise sıfırdan yapılan, diğer adıyla yeşil alan yatırımlarıdır. Bu yatırımların büyük ölçüde yapay zekâ altyapısı, yeşil enerji, kritik mineraller ve yarı iletken sektörlerinde yoğunlaştığını görüyoruz. Ancak bu yatırımların yalnızca yaklaşık %10'unun gelişmekte olan ülkelere yönelmiş olması dikkat çekici. Başka bir ifadeyle, geleceğin teknolojilerini şekillendirecek sektörlerde yatırımlar ağırlıklı olarak gelişmiş ülkelerde toplanıyor. Bu durum da gelişmiş ekonomilerin teknolojik üstünlüklerini daha da artırabilecekleri bir tabloyu ortaya koyuyor.</p>
<p>Rakamlara baktığımızda toplam doğrudan yatırımlardan en büyük payı yine Avrupa ve Kuzey Amerika başta olmak üzere gelişmiş ülkelerin aldığını görüyoruz. Bununla birlikte gelişmekte olan ülkeler arasında Asya açık ara öne çıkıyor. Toplam 1,6 trilyon dolarlık doğrudan yatırım içerisinde gelişmekte olan Asya ekonomilerinin aldığı pay 644 milyar dolara ulaşmış durumda.</p>
<p>Doğrudan yatırımlar toplamda %6 büyümüş olsa da şirket satın almalarının %7 azaldığını, buna karşılık yeşil alan yatırımlarının yalnızca %1 arttığını görüyoruz. Bu artış olumlu olmakla birlikte proje sayısının %10 azalması ve yeni yatırımların büyük ölçüde gelişmiş ülkelere yönelmesi, küresel yatırımlardaki kırılganlığın ve ayrışmanın farklı bir göstergesi niteliğinde. Uluslararası proje finansmanında %3'lük bir büyüme yaşanmasına rağmen yapılan anlaşmaların sayısının %11 azalması da aynı tabloyu destekliyor.</p>
<p><strong>Dijital ekonomiye yönelik </strong><strong>yatırımlar açık ara önde</strong></p>
<p>Sektörel dağılıma baktığımızda dijital ekonomiye yönelik yatırımların %47 gibi son derece güçlü bir artış gösterdiğini görüyoruz. Yarı iletken sektöründeki yatırım artışı %11 olurken altyapı yatırımlarındaki artış da yine %11 seviyesinde gerçekleşmiş durumda.</p>
<p>Bu rakamlar yatırımcıların neden dijital ekonomiye yöneldiğini ve bu alanın yatırımlardan açık ara en büyük payı aldığını net biçimde ortaya koyuyor. Dijital ekonominin günümüzde verimlilik artışının en önemli belirleyicilerinden biri olduğu dikkate alındığında ve bu yatırımların ağırlıklı olarak gelişmiş ülkelere yöneldiği düşünüldüğünde, içinde bulunduğumuz teknolojik devrimin gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki farkı daha da açma potansiyeline sahip olduğu görülüyor. Aynı zamanda bu dönüşümün ülkelerin kendi içinde sektörler ve gelir grupları arasındaki dağılımı da ciddi biçimde etkilemesi kaçınılmaz olacaktır.</p>
<p>Ülke bazındaki örnekler de bu tabloyu doğruluyor. Türkiye'nin son yıllarda yıllık yaklaşık 12 milyar dolar doğrudan yatırım çektiğini ve bunun önemli bölümünün şirket satın almalarından oluştuğunu görüyoruz. Sıkça karşılaştırıldığımız ülkelerden Arjantin yıllık 8-9 milyar dolar civarında yatırım çekerken, Brezilya'nın 76 milyar dolarlık yatırım çekiyor. Üstelik Brezilya'nın birkaç yıl önce 60-65 milyar dolar seviyesinde olduğu düşünüldüğünde yükseliş eğilimi daha net görülüyor.</p>
<p>Asya'nın ne kadar güçlü bir performans sergilediğini ise Singapur örneğinde açıkça izleyebiliyoruz. Singapur yaklaşık 150 milyar dolarlık doğrudan yatırım çekerken Malezya ve Tayvan sırasıyla 15 ve 20 milyar dolar yatırım çekiyor. Her ne kadar bu rakamlar Singapur'un gerisinde kalsa da özellikle Malezya'nın 470 milyar dolarlık Türkiye'den çok daha küçük bir ekonomi olduğu dikkate alındığında, oransal olarak oldukça başarılı bir performans sergilediğini söylemek mümkün.</p>
<p>Dikkat çeken bir diğer gelişme ise Çin ve ABD'nin yatırım performansındaki değişim. Çin'in birkaç yıl önce yaklaşık 180 milyar dolar düzeyinde olan doğrudan yatırım girişinin bugün 100 milyar dolar civarına gerilemesi,  ABD'nin ise yaklaşık 380 milyar dolardan 270 milyar dolara düşmesi dikkat çekiyor. Başka bir ifadeyle dünyanın en büyük iki ekonomisi de yatırım çekmekte önceki yıllara göre zorlanıyor.</p>
<p><strong>Gelişmiş ülkeler çok daha aktif </strong><strong>sanayi politikalarına yöneliyor </strong></p>
<p>Yatırım çekme yarışında öne çıkan bir diğer unsur ise sanayi politikaları. Bugün bütün dünyada sanayi politikalarının yeniden ön plana çıktığı bir dönemden geçiyoruz. Devletlerin yatırım çekme ve yatırımları yönlendirme konusundaki müdahaleleri belirgin biçimde artıyor. Korumacılığa yönelik politika uygulamalarının 2016-2020 dönemine göre son beş yılda %93 arttığını, yatırım cazibesini artırmaya yönelik önlemlerin ise %49 yükseldiğini görüyoruz. Özetle, küresel ekonomide daha korumacı bir yapı giderek güç kazanıyor.</p>
<p>Sanayi politikalarında dikkat çeken bir başka gelişme ise firma bazlı teşviklerin hızla artması. 2020 öncesindeki beş yıllık dönemle karşılaştırıldığında, son beş yılda firma bazlı teşviklerin gelişmekte olan ülkelerde yaklaşık üç katına, gelişmiş ülkelerde ise yaklaşık iki katına çıktığını görüyoruz. Özellikle Asya ülkeleri şirket bazlı destekleri çok daha agresif biçimde kullanan ekonomiler olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Sonuç olarak dünya yatırım eğilimleri, sermayenin geleceğe ilişkin beklentilerini de açık biçimde yansıtıyor. Yaşadığımız teknolojik dönüşüm çağında yatırımların ağırlıklı olarak dijital ekonomi, yenilenebilir enerji, yapay zekâ altyapısı, kritik mineraller ve yarı iletken sektörlerine yöneldiğini görüyoruz. Gelişmiş ülkeler hem yatırım yapma hem de yatırımları kendi aralarında yönlendirme konusunda güçlü konumlarını koruyor.</p>
<p>Buna karşılık geleneksel imalat sanayilerinin yatırım çekmekte giderek daha fazla zorlandığı görülüyor. Teknolojik dönüşümü yakalamaya çalışan gelişmiş ülkeler, son derece korumacı ancak aynı zamanda güçlü teşvik mekanizmalarıyla yeni sanayi kompozisyonunda liderliklerini sürdürmeye çalışıyor.</p>
<p>Son olarak dikkat çekilmesi gereken bir nokta da Avrupa'nın performansı. Zaman zaman geri kaldığı yönünde değerlendirmeler yapılsa da Almanya ve İngiltere başta olmak üzere Avrupa ülkeleri hâlâ önemli miktarda doğrudan yatırım çekmeye devam ediyor. Latin Amerika'da özellikle Brezilya'nın güçlü performansı dikkat çekerken, gelişmekte olan ülkeler arasında yatırım çekme yarışının açık ara liderinin Asya olduğu gerçeği bir kez daha karşımıza çıkıyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Gelişmekte olan ülkeler, sanayi </strong><strong>rekabetinde yeterince yön çizemiyor</strong></span></p>
<p>Sanayi politikalarında gelişmiş ekonomilerin belirleyici konumda olduğunu söylemek mümkün. Korumacı ya da yatırım teşvik edici politikaların ağırlıklı olarak Avrupa, ABD, Çin ve diğer büyük ekonomiler tarafından uygulandığını görüyoruz. Gelişmekte olan ülkelerin sanayi politikalarındaki payı ise %20-25 seviyelerinde kalıyor. Başka bir ifadeyle gelişmiş ülkeler hem teknoloji yarışında hem de sanayi politikalarında kendilerini korurken, gelişmekte olan ve az gelişmiş ekonomilerin bu rekabette yeterince yön çizemediğini de izliyoruz. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-dogrudan-yatirim-egilimleri-ve-sanayi-politikalari-82718</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/8/1280x720/kuresel-1783485869.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel doğrudan yatırım eğilimleri ve sanayi politikaları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yenilige-ve-dusunceye-karsi-ofkenin-temeli-82717</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeniliğe ve düşünceye karşı öfkenin temeli </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Piazzolla ile Mualla’yı yan yana koyunca ortak bir gerçek ortaya çıkıyor: Ekonomik şartlar sertleşince toplumun psikolojisi de sertleşir. İnsanlar daha çabuk yargılar. Devletler daha çok kontrol etmek ister. Kültür “doğru çizgiye” çekilir. Sanatçıdan da fazla soru sormaması, fazla taşmaması, fazla rahatsız etmemesi beklenir.</strong></p>
<p>İktisat teorisi kadar iktisat tarihine de eğildiğim için, dönemleri incelerken sadece krizler ya da darboğazlara bakmıyorum. Hangi dönemi inceliyorsam, o zamanın sanatçıları, fikir insanları hatta sporcuları üzerinden de çıkarımlar yapıyorum.</p>
<p>Bağnazlığı veya tutuculuğu karakteri sebebiyle geride bırakamayan ve teknoloji geliştirse de medenileşemeyen insanoğlunun radikal düşünmeyi ve yenilik getirmeyi cezalandırma biçimi değişti. Ancak siyasetin grupları kitlelere çevirme hevesi hiç değişmedi. Gruptan farklı olarak kitle, gerçeğin değil hoşuna giden hikayenin peşinde koşar. Hoşuna gitmeyen ne varsa yok etmeye çalışır. Eğer yok etmeye çalıştığı yeterince güçlü ise sonunda benimser. İşin özü şu ki, düşünce evrenin en önemli güç birimidir. Bu sebeple dünyanın her yerinde siyaset silahlardan değil daha çok düşünceden korkar. Şimdi meselenin özüne gelip işi sanata bağlayalım.</p>
<p><strong>Ekonomi bozulduğunda yalnızca cüzdanlar küçülmez</strong></p>
<p>Bazı sanatçıları sadece eserleriyle anlatmak yetmez. Onları anlamak için yaşadıkları ülkenin ekonomisine, siyasetinin sertliğine ve toplumun ruh hâline de bakmak gerekir. Çünkü ekonomi bozulduğunda yalnızca cüzdanlar küçülmez; sabır azalır, öfke büyür, farklı olana tahammül de zayıflar.</p>
<p>Astor Piazzolla ile Fikret Mualla bu yüzden sadece iki büyük sanatçı değil, iki ayrı toplum psikolojisinin aynasıdır. Piazzolla Arjantin’de tangoyu özgür bırakmak istedi. Fikret Mualla ise Türkiye’den Paris’e uzanan kırık hayatında, hiçbir kalıba sığmayan bir resim dili kurdu. Biri bandoneonla isyan etti, öteki renkle.</p>
<p>Piazzolla’nın Paris’e gidişi doğrudan Libertango yüzünden olmadı. Paris onun hayatına daha önce, 1954’te Nadia Boulanger ile çalıştığı dönemde girdi. O günlerde klasik besteci olmak istiyor, tangoyu biraz geride bırakmaya çalışıyordu. Boulanger ise ona kendi sesini gösterdi. Piazzolla tangolarından birini çalınca “işte sen busun” der gibi onu kendi köklerine geri çevirdi.</p>
<p>Arjantin’e döndüğünde artık eski tango kalıplarına sığmadı. Cazı, klasik müziği, kontrpuanı, şehrin gürültüsünü ve modern hayatın huzursuz ritmini tangoya kattı. Gelenekçiler bunu affetmedi. Ona “tangonun katili” diyenler çıktı. Çünkü Arjantin’de tango sadece müzik değildi; yoksulluğun, göçmenliğin, liman mahallelerinin, kayıp aşkların ve ulusal kimliğin sesiydi.</p>
<p>Bu tepkiyi Arjantin’in siyasal ve ekonomik çalkantısından ayrı düşünemeyiz. Darbeler, Peronizm tartışmaları, enflasyon, gelir kavgası ve sokak gerilimiyle yaşayan bir toplumda insanlar değişimden değil, kaybetmekten korkar. Gelecek güvensizleşince geçmişe daha sıkı sarılırlar. “Ekonomi zaten bozuluyor, bari tango değişmesin” duygusu biraz da buradan doğar.</p>
<p>Oysa Piazzolla tangoyu öldürmüyordu; onu yaşatmaya çalışıyordu. Çünkü yaşayan her şey değişir. Değişmeyen şey gelenek değil, vitrin süsü olur. 1974’te kaydedilen Libertango bu yüzden sadece bir beste değil, bir manifesto gibidir: Özgürlük ve tango. Piazzolla aslında “tangoyu seviyorsanız onu hapsetmeyin, bırakın nefes alsın” diyordu.</p>
<p>Fikret Mualla’nın hikâyesi başka bir coğrafyada, ama benzer bir sıkışmanın içinde ilerledi. Cumhuriyet’in ilk yıllarında Türkiye yoksulluktan çıkmaya, devletçilikle sanayileşmeye ve tek parti düzeni içinde modernleşmeye çalışıyordu. Ekonomi dar, imkânlar sınırlı, sanat piyasası zayıf, devletin kültür üzerindeki etkisi güçlüydü.</p>
<p>Böyle bir ortamda sanatçıdan çoğu zaman “terbiyeli modernlik” bekleniyordu. Cumhuriyet’i anlatacak, toplumu eğitecek, ölçülü olacak, fazla taşmayacaktı. Fikret Mualla gibi huzursuz, alaycı, kırılgan, öfkeli ve bohem bir insan için bu alan çok dardı.</p>
<p>Mualla sadece resim yapmıyordu; sinirlerini, yalnızlığını, öfkesini, parasızlığını ve içindeki çocuk tarafı kâğıda geçiriyordu. Paris kafelerini, sokakları, sirkleri, içenleri, eğlenenleri ve yalnız kalanları çizdi. Ama onun Paris’i turistik bir Paris değildi. Biraz sarhoş, biraz kırgın, biraz yoksul ve ayakta kalmaya çalışan bir Paris’ti.</p>
<p>Türkiye’de huzur bulamadı. Ruhsal sıkıntılar yaşadı, hastane günleri oldu, geçim derdi çekti, çevresiyle çatıştı. 1939’da Paris’e gittiğinde sadece başka bir şehre gitmedi; onu daraltan iklimden de uzaklaşmaya çalıştı. Ama Paris de onu tamamen kurtarmadı. Orada da yoksulluk, yalnızlık ve resimlerini değerinin çok altında satmanın acısı vardı.</p>
<p>Piazzolla ile Mualla’yı yan yana koyunca ortak bir gerçek ortaya çıkıyor: Ekonomik şartlar sertleşince toplumun psikolojisi de sertleşir. İnsanlar daha çabuk yargılar. Devletler daha çok kontrol etmek ister. Kültür “doğru çizgiye” çekilir. Sanatçıdan da fazla soru sormaması, fazla taşmaması, fazla rahatsız etmemesi beklenir.</p>
<p>Oysa büyük sanat çoğu zaman tam da bu rahatsızlıktan doğar.</p>
<p>Piazzolla, Arjantin’in “tango böyle kalmalı” diyen ruhuna karşı çıktı. Fikret Mualla ise Türkiye’nin ve sonra Paris’in “sanatçı dediğin biraz derli toplu olur” beklentisine sığmadı. Biri geleneğin bağnazlığıyla, öteki toplumun düzgünlük takıntısıyla kavga etti.</p>
<p>Bu yalnızca onların hikâyesi değil. Stravinsky’nin Bahar Ayini ilk sahnelendiğinde seyirci ayaklandı. Bob Dylan elektrik gitarla sahneye çıkınca folk müziğin bekçileri onu yuhaladı. Miles Davis cazı elektrikli döneme taşıyınca “cazı bozuyor” dediler. Her dönemde birileri sanatın kapısına dikilip “buradan öteye geçilmez” dedi. Sonra biri geldi ve geçti.</p>
<p><strong>Çizgi dışı olmak hâlâ pahalı</strong></p>
<p>Bugün de çok farklı değil. Sosyal medya çizgi dışı insanlara görünürlük sağlıyor, ama aynı hızla dışlama da üretiyor. Bir sporcu fazla politik konuştu diye, bir sanatçı piyasanın beklentisine uymadığı için, bir müzisyen türlerin sınırını bozduğu için kolayca hedef olabiliyor. Eskiden dışlama kurumların kapısında yaşanırdı; bugün bazen kalabalıkların öfkesinde, algoritmaların sessizliğinde, sponsorların korkusunda yaşanıyor.</p>
<p>Demek ki çizgi dışı olmak hâlâ pahalı. Sadece bedeli değişti.</p>
<p>Piazzolla yaşarken çok hırpalandı ama bugün tango onun açtığı kapıdan dünyaya konuşuyor. Fikret Mualla yoksulluk ve yalnızlık içinde yaşadı ama bugün Türk resminin en özgün seslerinden biri olarak anılıyor. İkisinin hikâyesinde insanın içini burkan taraf şu: Haklı çıktılar, ama haklı çıktıklarını huzurla görecek kadar rahat yaşayamadılar.</p>
<p>Ekonomi ve siyaset meraklıları için bu iki hikâye çok öğretici. Krizler sadece piyasaları bozmaz, toplumun ruhunu da gerer. Siyasal baskılar sadece kurumları değil, hayal gücünü de daraltır. Hayal gücü daralan toplumlar farklı insanları daha kolay dışlar. Oysa geleceği çoğu zaman tam da o dışlananlar taşır.</p>
<p>Piazzolla tangoyu özgür bıraktı. Fikret Mualla resmi kendi yarasının rengine boyadı. Biri bandoneonla, öteki fırçayla aynı şeyi söyledi: "Beni kalıba sokmayın."</p>
<p>Bugün hâlâ aynı soruyla karşı karşıyayız: Çizgi dışı insanları sorun olarak mı göreceğiz, yoksa toplumun kendini yenileme ihtimali olarak mı? Çünkü ilerleme çoğu zaman uslu insanların değil, huzursuz insanların omzunda yürür.</p>
<p>Belki de bize düşen, o huzursuz insanları yaşarken anlamaya biraz daha erken başlamak. Bu da sade vatandaşı daha fazla eğitimle tanıştırarak olur. Zaten demokrasi de ancak ve ancak bu şekilde daha verimli olur. Çünkü avantajlı kesimlerin kendi istek ve arzularını hatta zevklerini topluma dayatmaları böylelikle engellenmiş olur. Gerçekten demokrasi o zaman tecelli eder.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yenilige-ve-dusunceye-karsi-ofkenin-temeli-82717</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/7/1280x720/56-1783485635.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeniliğe ve düşünceye karşı öfkenin temeli  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kaytarmak-mi-hadi-toplanti-yapalim-82716</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kaytarmak mı? Hadi toplantı yapalım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Arkadaşlar, dostlar, yurttaşlar, değer üretmeyeceksek, hadi toplanıp kaytaralım… Üstelik bunun için bize para ödüyorlar. Başkasının zamanını da çalmış oluyoruz. Değer üretmiyor,  kaytarıyoruz.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN: </strong>Şu bizim toplantı merakımız, bir tür <strong>sosyal fetişizme</strong> dönüşmeye başladı… Ancak <strong>binlerce insan/saat zaman</strong>, <strong>yüzbinlerce lira</strong> ve <strong>emek</strong> harcanarak yaptığımız toplantıların verimini sorgulamıyor, “<strong>sahi burada neden toplandık</strong>?” demediğimiz için <strong>zamanı, insanı, mekânı</strong> harcıyoruz.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: <strong>3 bin 500 kişinin katıldığı</strong> toplantı sonrası düşündüm; <strong>3,500 kişi</strong>, ortalama <strong>20 yıldan</strong>, toplamda <strong>70 bin yıllık</strong> <strong>tecrübeyi</strong> aynı çatı altında toplamışız. Peki, ne yapmışız? Protokoldekiler, <strong>çeneleri getirdiler</strong> ve konuşmalar bitince <strong>kulaklarını beraberinde götürdüler</strong>. Yazık ki ne yazık…</p>
<p><strong>DEĞER ÜRETMEYEN TOPLANTILAR KURUMA ŞİRKETE ÜLKEYE ZİYAN</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Fakat toplantının “<strong>yüce amacını</strong>” gölgede bırakıp, beylik bir iki lafı manşetlere çakıp, salonun en az <strong>%20</strong>’sini de yanlarına alıp gidiverdiler. Biz bize kaldık; (<strong>arada nitelikli birkaç sunum, konuşmayı ve konuşmacılarını özenle ayrı tutarak</strong>) her sunum sonrası daha da azalan salonda, <strong>değer üretmeyen</strong> anlatımlar, <strong>yeni olmayan</strong> beylik klişeler, lafı bir şekilde <strong>yapay zekâya bağlayıp</strong> kaytardık.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>:<strong> Toplantı fetişizmi</strong> sadece bize has bir şey değil. Ama bizim abarttığımız kesin… <strong>Wall Street Journal</strong>’da yayınlanan bir rapora göre tecrübeli ve tecrübeli olmayan yöneticilerin toplantı yaparak geçirdikleri zaman <strong>normal çalışma saatlerinin yarısıymış</strong>. Bizde durum nedir, biri araştırsa…</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Toplantıya dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Toplantı bahanemiz nedir?</em></strong></p>
<p>İnsanlar çözüme ulaşmak için toplanıyorlar<strong>, iletişim kuramadıkları için tekrar toplanıyorlar</strong>, çözüm üretemedikleri için bu sefer “<strong>nerede hata yaptık</strong>?” bahanesiyle <strong>tekrar</strong>, <strong>tekrar</strong>, <strong>tekrar</strong> toplanıyorlar.</p>
<p><strong><em>Hiç mi faydası yok?</em></strong></p>
<p>İnsanları, en rahat toplantıda tanırsın. Sunacağınız bir konunuz yoksa sadece <strong>susun</strong> ve <strong>gözlemleyin</strong>. “<strong>Neyi söylediklerine</strong>” değil de “<strong>neden söylediklerine</strong>” bakın. Çoğu, “<strong>ben de varım</strong>” ispatındadır.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>TOPLANTI YAPMADAN ÇÖZÜM ÜRETMEYİ DENEYİN</strong></p>
<p>Amaca hizmet etmeyen toplantıların diğer bir sorunu da katılımcıların, bu toplantılara <strong>elini kolunu sallayarak</strong> gelmesi… <strong>Hazırlık yok</strong>. Ev ödevi yok. Toplantının gidişatına göre, “<strong>durumu idare etme</strong>” var yalnızca. Bu tabloya bir de <strong>kifayetsiz muhteris birilerini</strong> ekleyin, o zaman toplantı, tam felaket oluyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>TOPLANTI LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Toplantı</strong>: Birden fazla kişinin belirli bir amaç, konu, gündem doğrultusunda bir araya gelmesi</p>
<p><strong>Konferans</strong>: Alanında uzman kişilerin bilgi vermek veya tezi savunmak için hazırlıklı konuşması</p>
<p><strong>Panel</strong>: Uzmanların topluluk önünde bir konu etrafında tartışması, sorulara cevap vermesi</p>
<p><strong>Sempozyum</strong>: (<em>Bilgi şöleni</em>) Uzmanlık gerektiren bir konunun yetkin kişilerce detaylandırılması</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kaytarmak-mi-hadi-toplanti-yapalim-82716</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/2/1280x720/toplanti-kurumsal-kaytarma-1745564462.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kaytarmak mı? Hadi toplantı yapalım ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-82714</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Erdoğan-Trump görüşmesini piyasa nasıl fiyatladı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Trump: CAATSA Yaptırımları Kaldırılacak! Erdoğan-Trump Görüşmesini Piyasa Nasıl Fiyatladı?" src="https://www.youtube.com/embed/FbihEc0tjkM" width="700" height="535" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-82714</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/1/1280x720/guldag-cipa-1781757268.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tlnin-degeri-82715</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> TL’nin değeri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Şimdi <strong>“Galiba Merkez Bankası’nın da kafası karışık; TL için hem değerli, hem değersiz şeklinde yorum yapıyor”</strong> desem; eminim <strong>“Olur mu öyle şey, Merkez Bankası bu konuda net duruşa sahiptir”</strong> diye karşı çıkarsınız.</p>
<p>Ama ne benim aktardığım bilgi tam doğru, ne karşı görüş olarak dile getirilmesi muhtemel olan.</p>
<p>Çünkü Merkez Bankası’nın Türk parasının değerinin gerçek anlamda düşük ya da yüksek olduğuna ilişkin somut bir değerlendirmesi yok, olamaz da zaten.</p>
<p>Ama Merkez Bankası reel efektif döviz kuru hesaplaması yoluyla Türk parasının diğer paralar karşısındaki değerine ilişkin bilimsel bir veri koyuyor ortaya.</p>
<p>İşte bu veri de Türk parasının reel olarak hem çok değerli olduğu sonucunu da veriyor, hem de değersiz olduğu sonucunu.</p>
<p>Daha önce de kaç kez vurgulandı kim bilir; hangi tarihin esas alındığına ve hangi fiyat endeksinin kullanıldığına bağlı olarak Türk parası için değerli sonucuna varmak da mümkün, değersiz sonucuna varmak da. Ayrıca değerli ya da değersiz, çok farklı oranlar ortaya çıkacağı da bir gerçek.</p>
<p>Peki doğru ne, doğru oran ne?</p>
<p>Yok, Türk parası için böyle bir oran vermek mümkün değil.</p>
<p>Hatta biraz önce de ifade ettiğim gibi <strong>“Türk parası reel olarak çok değerlidir ya da değersizdir”</strong> demek bile mümkün değil.</p>
<p>Tekrar edeyim; nereden baktığınıza, yani hangi tarihi baz aldığınıza ve hangi fiyat endeksini kullandığınıza bağlı olarak çok farklı yönler ve çok farklı oranlar bulabilirsiniz.</p>
<h2>Fiyat endeksinin önemi </h2>
<p>Reel değer hesaplamasında değişik sonuçlar elde edilmesinde en büyük etkenlerden biri hiç kuşku yok ki kullanılan fiyat endeksi.</p>
<p>Öncelikli soru şu; bu hesaplamada hangi fiyat endeksini kullanmak daha doğru? Tüketici fiyat endeksini mi, yurt içi üretici fiyat endeksini mi?</p>
<p>Bir başka soru da şu; hangi endeksle yapılan hesaplama, hangi kesimler için doğru sonuç verir?</p>
<p>Fiyat endeksleriyle ilgili en temel soru başka aslında; acaba endeksler fiyat artış hızını doğru ölçüyor mu?</p>
<p>Herhangi bir ayda gerçek fiyat artışı örneğin yüzde 5 düzeyindeyken endeks bunu bir şekilde yüzde 3 ölçmüşse ve o ay nominal kur da yüzde 3 artmışsa Türk parasının değerinde reel anlamda değişiklik olmamış görünür. Oysa gerçek enflasyon daha yüksek olduğu için Türk parası reel anlamda değer kazanmaya devam eder.</p>
<p>Türkiye belki de uzun yıllardır zaten bunu yaşıyor.</p>
<h2>Hangi endeks ve kime göre?</h2>
<p>Gerçi Türkiye’de herkes değilse de büyük çoğunluk <strong>“Şu kur bir artsa da rahatlasak”</strong> havasında ama bunu en çok isteyen kesim hiç kuşku yok ki dövizle işi olanlar, yani dış ticaretle uğraşanlar.</p>
<p>Bir ihracatçı düşünün, tedariki ya da üretimi büyük ölçüde yurt içinden ise kur artışını gözü kapalı ister.</p>
<p>Kimi ihracatçı o kadar emin değildir; çünkü üretimde ithalata bağımlılığı ölçüsünde kur artışından daha fazla etkilenecektir.</p>
<p>Ağırlıkla iç piyasaya üretim yapan ve bu üretimi için yoğun ithal girdi kullanan bir sanayici tabii ki kur çok az artsın ister.</p>
<p>Ama şurası kesin; imalat sanayi ağırlıklı olmak üzere sanayici için Yİ-ÜFE’ye göre hesaplanan reel efektif döviz kuru endeksini izlemek gerekir. Çünkü imalattaki enflasyon bir anlamda Yİ-ÜFE’dir.</p>
<p>Merkez Bankası’nın 2025 yılını baz alan kur endeksine göre bu yılın altı ayının ortalaması Yİ-ÜFE’ye göre 99,68 düzeyinde. Yani değişiklik yok sayılır. TL reel olarak çok az değer kaybına uğramış.</p>
<p>Ama örneğin 2020 yılı baz alınırsa TL aradan geçen sürede yüzde 24’ten fazla değerlenmiş. Ama 2016 ve öncesi esas alınırsa TL hâlâ değersiz. Doğrusu hangisi, yok ki!</p>
<h2>Turizm sektörü TÜFE’ye bakar </h2>
<p>Geliri büyük ölçüde döviz cinsinden olan turizm sektörü ise doğal olarak TÜFE’ye göre oluşan değerlerle daha yakından ilgili. Bu kesim için daha geçerli olan fiyat hareketi TÜFE ile ölçülen oran. Dolayısıyla reel kurda da TÜFE bazlı olan önemli.</p>
<p>TÜFE bazlı reel kur endeksindeki gelişmeye ilişkin örnekleri tablonun yanındaki açıklama bölümünde de aktardım; zaten Yİ-ÜFE bazlı endekse benzeyen bir durum var. Oranlar tabii ki çok farklı ama sonuç temelde değişmiyor.</p>
<h2>Vatandaş hiçbir endekse bakmıyor! </h2>
<p>İş alemi için hangi endeksle oluşan reel kurun önemli olabileceği iyi kötü tahmin edilebilir.</p>
<p>Ama kur artışı olması gerektiğine inanan vatandaş için reel kur endeksinin hiç önemi yok. Vatandaş tabii ki TÜFE’yi izlediği için bu endekse bakar ama özünde herhangi bir kıyaslamaya da fazla gerek duymaz.</p>
<p>Hele hele reel kur gibi teknik bir hesaplama pek göz önünde bulundurulmaz. <strong>“Fiyatlar ne kadar arttı, kur ne kadar arttı, arada ne kadar fark var, demek ki dolar ya da euro en az o kadar artmalı”</strong>; söylenen, dile getirilen budur.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4dd3978f7d3-1783485335.png" alt="" width="747" height="495" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4dd3ab821f5-1783485355.png" alt="" width="410" height="319" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tlnin-degeri-82715</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/doviz.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TL’nin değeri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergisini-biz-ustlenecegiz-neden-hala-gonullu-dijital-bahsis-yasaya-kavusmuyor-82713</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vergisini biz üstleneceğiz, neden hâlâ ‘gönüllü dijital bahşiş’ yasaya kavuşmuyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TURİZM, </strong>Restoran Yatırımcıları ve Gastronomi İşletmeleri Derneği (TÜRYİD) Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Kaya Demirer </strong>aradı, sektörün kanayan yarası konusunda dert yandı:</p>
<p>-           <strong>2 milyon kişiye istihdam sağlayan sektörümüz bugün çalışanından işverenine, misafirinden kamuya kadar tüm tarafları etkileyen önemli bir hukuki belirsizlik yaşıyor.</strong></p>
<p><strong>“Servis ücreti” </strong>uygulamasının 30 Ocak 2026 tarihi itibariyle kaldırıldığını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>O günden beri </strong>“servis ücreti”<strong>nin yerini alması beklenen </strong>“Dijital Gönüllü Bahşiş Sistemi” <strong>henüz yasal zemine kavuşmamıştır. Turizm sezonu başlamış olmasına rağmen sektör halen bir geçiş dönemi içindedir.</strong></p>
<p>Yeme-içme sektörünün 1 trilyon liralık büyüklüğü aştığını, tarımdan turizme, gıdadan lojistiğe kadar onlarca sektörü besleyen bir ekosistem olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Çalışanlar gelirlerinin nasıl şekilleneceğini bilemezken, işletmeler ücret politikalarını ve operasyonel planlamalarını sağlıklı şekilde oluşturamamaktadır.</strong></p>
<p>Bu belirsizliğin yalnızca işletmeleri değil, 2 milyon hizmet sektörü çalışanını doğrudan etkilediğinin altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>150 bin işyerindeki ve oteller içindeki yeme-içme noktalarındaki çalışma barışını ciddi şekilde hasara uğratmış ve sadece çalışan tarafında değil, işletmecisinden misafirine, nihayetinde yatırımcısına kadar sektörün dengelerini bozmuştur.</strong></p>
<p>Emek yoğun hizmet sektörünün tam da turizm sezonunun en yoğun aylarına girildiği bu günlerde moral ve motivasyon kaybı yaşadığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Burada altını özellikle çizmek isteriz ki, tartışılan konu </strong>“servis ücreti”<strong>nin yeniden yaygınlaştırılması değildir.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Asıl konu, misafirlerin tamamen kendi iradeleriyle bırakmak istedikleri bahşişlerin dijital ortamda güvenli, şeffaf ve kayıtlı şekilde çalışanlara ulaştırılmasını sağlayacak modern bir sistemin yasal zemininin oluşturulmasıdır.</strong></p>
<p><strong>Kaya Demirer, </strong>TURYİD olarak savundukları modelin dünyanın gelişmiş turizm ülkelerinde uzun yıllardır başarıyla uygulanan, gönüllülük esasına dayalı <strong>“Dijital Bahşiş Sistemi” </strong>olduğuna işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Sadece turistlerin değil, kendi vatandaşlarımızın dahi nakit taşımadığı bir dönemde çalışan arkadaşlarımızın bahşiş gelirleri yüzde 10-15 arasındaki bir orandan yüzde 2-3’lük nakit bahşiş seviyesine gerilemiştir.</strong></p>
<p>Bahşişin yeme-içme sektöründe çalışanlar için önemini şöyle ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Bahşiş, emek yoğun sektörlerin maaş kadar önemli bir geliridir. Diğer bir ifadeyle toplam geliri oluşturan bir yan gelir değil, neredeyse eşit iki ana gelir kapısından biridir.</strong></p>
<p>Konunun bir diğer önemli boyutunun kamu maliyesi olduğunu irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Geçmişte </strong>“servis ücreti” <strong>uygulaması üzerinden KDV, Gelir Vergisi stopajı ve SGK primleri gibi önemli kamu gelirleri elde edilmekteydi. Mevcut durumda bu gelirlerin tamamı ortadan kalkmıştır.</strong></p>
<p><strong>“Dijital” </strong>sistemin bu konudaki önemi üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Dijital ve kayıtlı bir bahşiş sistemi sayesinde tüm ödemeler elektronik ortamda izlenebilir hale gelecek, kayıt dışılık azalacak ve kamu da sürdürülebilir bir gelir yapısına kavuşacaktır. Dolayısıyla önerilen sistem aynı zamanda kayıtlı ekonomi ve kamu maliyesi lehinedir.</strong></p>
<p>Bu konuda daha önce önemli mesafe alındığını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Yaklaşık 2 yıl önce hazırlanan düzenleme yasalaşmanın son aşamasına kadar gelmiş, ancak çalışanların bahşişlerinden gelir vergisi stopajı kesileceği yönündeki değerlendirmeler kamuoyunda eleştirilere neden olduğu için süreç tamamlanamamıştı.</strong></p>
<p>Sektör yatırımcıları, özel sektör olarak çok daha dengeli ve adil bir model önerdiklerine vurgu yaptı:</p>
<p>-          <strong>Yeni öneride gönüllü olarak bırakılan bahşişin tamamının çalışana eksiksiz ulaşması, çalışandan herhangi bir vergi kesintisi yapılmaması ve yüzde 10 oranında hesaplanacak vergisel yükümlülüğün işveren tarafında üstlenilmesi öngörülüyor.</strong></p>
<p>Böylece hem çalışanın korunacağını hem de devletin kayıtlı ekonomi içinde gelir elde etmeye devam edeceğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Geldiğimiz noktada mesele yalnızca bahşiş değildir. Mesele, dijital ekonomiye uygun, teknolojiyi kullanan, kayıtlı sistemi güçlendiren ve tüm tarafların kazandığı çağdaş bir ödeme modelinin oluşturulmasıdır.</strong></p>
<p><strong>“Dijital Gönüllü Bahşiş Sistemi” </strong>mevzuatının sektör için artık ertelenemez bir ihtiyaç halini aldığını ısrarla vurgulayıp, noktayı şu mesajla koydu:</p>
<ul>
<li><strong>Gönüllülük esasına dayalı, dijital, şeffaf ve kayıtlı bahşiş sisteminin en kısa sürede yasal zemine kavuşturulması çalışanlarımız ve misafirlerimiz adına en büyük arzumuzdur.</strong></li>
<li><strong>Bunun için yüzde 10 olarak uygulanacak stopajı da üstlenmeye ve çalışanlarımıza kesintisiz şekilde misafirlerimizin takdirlerinin karşılığı olarak bıraktıkları bahşişleri aynen aktarmaya hazırız.</strong></li>
<li><strong>Bu düzenleme yalnızca yeme-içme sektörünün değil, Türkiye turizminin rekabet gücünü artıracak, hizmet kalitesini destekleyecek, kayıtlı ekonomiyi büyütecek ve milyonlarca çalışanın emeğini koruyacak önemli bir reform olacaktır.</strong></li>
</ul>
<p>Yeme-içme sektörü işverenleri bahşişin yüzde 10’luk stopajını karşılamaya hazır olduğuna göre, <strong>“Dijital Gönüllü Bahşiş” </strong>mevzuatı için daha neyi bekliyoruz?</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Otel dışı yeme-içme işletmelerinin turist geliri 5.4 milyar dolar</span></h2>
<p><strong>TURİZM, </strong>Restoran Yatırımcıları ve Gastronomi İşletmeleri Derneği (TÜRYİD) Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Kaya Demirer, </strong>Türkiye’nin 2025 yılı turizm gelirlerinin içindeki yeme-içme cirosuna işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye, 2025 yılında yaklaşık 65 milyar dolar turizm geliri elde etmiş, bunun yaklaşık yüzde 21’i, yani yaklaşık 13.5 milyar doları yeme-içme harcamalarından oluşmuştur.</strong></p>
<p>Şu hesabı ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Yaptığımız hesaplamalara göre, </strong>“her şey dahil” <strong>sistemi için ayrılan gastronomi gelirleri payı dışında kalan yaklaşık 5.4 milyar dolarlık bölümü otel dışındaki restoran, kafe ve diğer yeme-içme işletmelerinde gerçekleşmektedir.</strong></p>
<p>Bu rakamın gastronominin artık yalnızca turizmi destekleyen bir unsur değil, turizm gelirlerinin en önemli bileşenlerinden biri olduğunu ortaya koyduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’yi ziyaret eden turistlerin önemli bir kısmı Avrupa başta olmak üzere servis ücreti ve gönüllü bahşiş uygulamalarının uzun yıllardır hayatın doğal bir parçası olduğu ülkelerden geliyor.</strong></p>
<p>Söz konusu turistlerin kendi ülkelerinde <strong>“dijital olarak bahşiş bırakmaya” </strong>alışkın olduğunu, bunu hizmet kalitesinin doğal bir karşılığı gördüğünü vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de ise yasal altyapının eksikliği nedeniyle bu talep çoğu zaman karşılık bulamamakta, bunun sonucunda hem çalışanlarımız hem de ülkemiz önemli bir gelir fırsatını kaybetmektedir.</strong></p>
<p>Bu yılki turizm geliri beklentileri üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>İlk 6 ayın rakamlarını incelediğimiz zaman geçtiğimiz yıla nazaran turizm gelirleri artış gösterememekte, bir miktar azalma eğilimi de göstermektedir.</strong></p>
<p>Bunun nedenlerine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Küresel ekonomik yavaşlama, bölgesel jeopolitik gelişmeler ve çevremizde yaşanan güvenlik kaynaklı olumsuzluklar nedeniyle turizm gelirlerinde beklenen artışın sınırlı kalabileceği ya da gerçekleşmeyebileceği değerlendirilmektedir.</strong></p>
<p>Ardından şunu ekledi:</p>
<p>-          <strong>Böyle bir dönemde sektör çalışanlarının zaten azalmış olan ek gelir kaynaklarının daha da gerilemesi, hizmet kalitesinden çalışan bağlılığına kadar birçok alanda yeni sorunlar doğurabilecektir.</strong></p>
<p><strong>“Gönüllü Dijital Bahşiş”</strong>e döndü:</p>
<p>-          <strong>Tam da bu nedenle, </strong>“Gönüllü Dijital Bahşiş Sistemi”<strong>nin yasal güvenceye kavuşması her zamankinden daha büyük önem taşımaktadır.</strong></p>
<p>Oluşan mevzuat boşluğunun turistlerden elde edilen gelirler üzerinde yol açtığı kayba da dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>5.5 milyar dolarlık otel dışı yeme-içme sektörünün 2025 yılı gelirleri içinde yüzde 10-12 oranında servis payı bulunmaktadır. Bu gelir, 2026 yılına baktığımız zaman ilk 6 ay sonunda sıfır olarak gerçekleşmiş vaziyettedir.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergisini-biz-ustlenecegiz-neden-hala-gonullu-dijital-bahsis-yasaya-kavusmuyor-82713</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/3/1280x720/kaya-demirer-1783484698.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vergisini biz üstleneceğiz, neden hâlâ ‘gönüllü dijital bahşiş’ yasaya kavuşmuyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/korfez-petrolunde-fiyat-kirma-savasi-82712</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Körfez petrolünde ‘fiyat kırma’ savaşı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a4dce7162a78-1783484017.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>İran ile ABD arasında sağlanan ateşkes ve Hürmüz Boğazı'nda trafiğin yeniden canlanması, küresel petrol piyasasında dengeleri kısa sürede değiştirdi. Savaş boyunca arz kesintisi endişesiyle 118 doların üzerine çıkan Brent petrol, bugün tamamen farklı bir riskle karşı karşıya. Artık piyasaların gündeminde Körfez üreticilerinin aynı müşteriler için girdiği sert fiyat rekabeti bulunuyor.</p>
<p>Savaş sırasında depolarda biriken milyonlarca varillik petrolü hızla piyasaya sürmek isteyen üreticiler, Asyalı rafinerileri yeniden kazanabilmek için peş peşe indirim açıklıyor. Böylece yıllardır OPEC'in üretim disipliniyle şekillenen piyasa, yeniden pazar payı mücadelesinin belirleyici olduğu bir döneme girmiş durumda.</p>
<h2>Suudi Arabistan fiyatları aşağı çekti </h2>
<p>Bu yarışın en dikkat çekici adımı Suudi Arabistan'dan geldi. Riyad yönetimi, Asyalı alıcılar için Arab Light ham petrolünün resmi satış fiyatını varil başına 11 dolar indirerek son yılların en sert fiyat revizyonlarından birini gerçekleştirdi. Ancak piyasa bunun da yeterli olmayabileceğini düşünüyor.</p>
<h2>BAE petrolünde lojistik avantaj </h2>
<p>Çünkü Birleşik Arap Emirlikleri'nin Upper Zakum ve Das tipi petrolleri çok daha derin iskontolarla satılıyor. Bazı sevkiyatlarda Dubai referans fiyatının 6-8 dolar altına kadar inen teklifl er görülürken, depolarda bekleyen varilleri hızla eritmek isteyen üreticiler arasında adeta görünmeyen bir fiyat savaşı yaşanıyor. Umman'ın Sohar Limanı üzerinden gerçekleştirilen gemiden gemiye transferler sayesinde lojistik maliyetlerin daha düşük olması, Emirlik petrolünü Suudi varillerine karşı daha cazip hale getiriyor.</p>
<p>Üstelik İran petrolünün yaptırımların gevşetilmesiyle yeniden uluslararası pazara dönmesi de rekabeti daha da sertleştiriyor. Çin başta olmak üzere Asya'da talebin beklenenden zayıf seyretmesi ise satıcıların elini zayıflatırken pazarlık gücünü tamamen alıcılara geçiriyor.</p>
<h2>Pazar payı fiyatın önüne geçti </h2>
<p>Körfez ülkeleri için bugün en önemli hedef yüksek fiyat değil, kaybedilen müşterileri geri kazanmak. Birleşik Arap Emirlikleri, OPEC'ten ayrılmasının ardından üretimini hızla artırırken, Haziran ayında günlük 3,8 milyon varille tarihinin en yüksek ihracat seviyesine ulaştı. Suudi Arabistan'ın ihracatının da savaş öncesi seviyelere yaklaşması bekleniyor. Irak ve Kuveyt de yeniden Hürmüz üzerinden sevkiyatlarını artırıyor.</p>
<p>Bu arada, Çinli bağımsız rafinerilerin düşük fiyatlı Körfez petrolüne yeniden yönelmesi, rekabeti daha da kızıştırıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">OPEC'in sınavı büyüyor</span></h2>
<p>Fiyat rekabetinin en önemli sonucu ise OPEC üzerindeki baskının artması olacak. Birleşik Arap Emirlikleri'nin organizasyondan ayrılması sonrasında üretim koordinasyonunun zayıflaması, diğer üyelerin de gelir kayıplarını telafi etmek amacıyla daha fazla ihracata yönelmesi ihtimalini güçlendiriyor. Uluslararası Enerji Ajansı'nın gelecek yıl küresel petrol arzının talebi yaklaşık 5 milyon varil aşacağını öngörmesi de piyasadaki endişeleri artırıyor. Eğer Körfez ülkeleri üretim ve ihracat artışını sürdürürse petrol fi yatları üzerindeki aşağı yönlü baskının uzun süre devam edebileceği değerlendiriliyor. Böyle bir senaryoda enerji ithalatçısı ülkeler düşük fi yatlardan fayda sağlarken, bütçeleri büyük ölçüde petrol gelirlerine bağlı üretici ülkeler daha düşük gelirlerle karşı karşıya kalabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Fiyat savaşını büyüten 5 gelişme</span></h2>
<p>■ İran petrolü geri döndü: Yaptırımların gevşemesiyle İran milyonlarca varili yeniden pazara sundu. <br />■ Stoklar eritiliyor: Savaş boyunca depolanan petrol hızla satışa çıkarılıyor. <br />■ Asya talebi zayıf: Özellikle Çin'de rafineri talebinin beklenenden düşük kalması satıcıları fiyat indirimine zorluyor. <br />■ OPEC'in etkisi azalıyor: BAE'nin ayrılığı sonrası üretim disiplini sorgulanırken ülkeler ulusal çıkarlarını ön plana çıkarıyor. <br />■ Alıcı piyasası oluştu: Arzın talebi aşmasıyla pazarlık gücü üreticilerden rafinerilere geçti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/korfez-petrolunde-fiyat-kirma-savasi-82712</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/2/1280x720/korfez-petrol-1783484387.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İran savaşının ardından yeniden açılan ihracat yolları, Körfez&#039;de arz sıkışıklığının yerini pazar payı yarışına bıraktı. Suudi Arabistan, BAE, Irak ve Kuveyt milyonlarca varillik stoklarını eritmek için fiyat kırarken, alıcıların pazarlık gücü artıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mevzuata-ragmen-binalardaki-potansiyel-neden-hala-yuksek-82740</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mevzuata rağmen binalardaki potansiyel neden hâlâ yüksek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçen hafta ticari binalarda enerji verimliliği potansiyelini ele almıştım. 31 farklı ticari binada yaptığımız etütlerde toplam potansiyelin %55,3 seviyesinde olduğunu gördük. Bu hafta temel soruya odaklanmak istiyorum. Yeni binalar için mevzuat önemli şartlar getirirken binalarda verimlilik potansiyeli neden hâlâ bu kadar yüksek?</p>
<p>Türkiye’de yeni binaların asgari enerji performansı Enerji Kimlik Belgesi ile tanımlanıyor ve en az C sınıfı performansa ulaşması bekleniyor. 2025 itibarıyla 2 bin metrekare ve üzerindeki yeni binaların Neredeyse Sıfır Enerjili Bina anlayışıyla en az B sınıfı enerji performansında ve birincil enerji ihtiyacının en az %10’unu yenilenebilir kaynaklardan karşılayacak şekilde tasarlanması gerekiyor.</p>
<p>Isı yalıtımı tarafında da önemli bir güncelleme var. TS 825 Isı Yalıtım Standardı yenilendi, iklim bölgesi sayısı 4’ten 6’ya çıkarıldı ve soğutma ihtiyacının hesaplamaya dahil edilmesinin önü açıldı. Bina kabuğu artık kışın ısı kaybı kadar yaz aylarında soğutma yükünü de belirleyen bir unsur.</p>
<p><strong>Asgari şartta kalma eğilimi</strong></p>
<p>Mevzuat önemli bir zemin oluşturuyor. Ancak sorun çoğu zaman bu zeminin üzerine daha iyi bir performans hedefi konulmamasında ortaya çıkıyor. Yeni bina geliştirme süreçlerinde kararlar genellikle ilk yatırım maliyeti üzerinden veriliyor. Daha iyi yalıtım, daha verimli cam, yüksek verimli soğutma grubu veya gelişmiş otomasyon işletme döneminde tasarruf sağlasa da proje aşamasında ek maliyet olarak görülüyor ve yapılmıyor.</p>
<p>Oysa binanın gerçek maliyeti inşaat tamamlandığında bitmiyor. Enerji tüketimi, bakım maliyeti, arıza riski, kullanıcı konforu, karbon etkisi ve varlık değeri ekonomik ömür boyunca devam ediyor. İlk yatırım bedelini düşüren ama işletme maliyetini artıran kararlar, uzun vadede daha pahalı bir bina ortaya çıkarabiliyor. Verilerle konuşacak olursak, enerji verimliliği yüksek bir bina yapmak, ilk yatırım bedelini yalnızca %2-3 artırıyor. Sağlanan enerji maliyeti tasarrufu ise %20-30’ları buluyor.</p>
<p><strong>Yatırım yapan ile faydayı gören taraf farklı </strong></p>
<p>Ticari binalarda temel sorunlardan biri, yatırım yapan taraf ile tasarruftan faydalanan tarafın ayrışması. Bina sahibi veya yatırımcı verimli sistem için ek yatırımı üstlenirken enerji faturasındaki azalış çoğu zaman kiracıya veya kullanıcıya yansır. Enerji performansı kira ilişkisine ve işletme modeline yansımıyorsa bina sahibi yatırımda isteksiz kalabilir. Kiracı ise ana sistemlere müdahale edemeyebilir. Böylece herkesin fayda göreceği bir iyileştirme ertelenir.</p>
<p><strong>En ucuz satın alma alışkanlığı </strong></p>
<p>Bir diğer sorun satın alma kültüründe ortaya çıkıyor. Bina ekipmanları seçilirken karar çoğu zaman ilk satın alma bedeline göre veriliyor. Ekipmanın sezonluk verimi, kısmi yük performansı, gerçek işletme koşullarındaki tüketimi, bakım ihtiyacı ve ömür boyu maliyeti yeterince değerlendirilmediğinde, düşük yatırım bedelli ancak yüksek işletme maliyetli sistemler tercih edilebiliyor.</p>
<p>Soğutma grupları, pompalar ve havalandırma sistemleri yıl boyunca farklı yüklerde çalışıyor. Bu nedenle katalogdaki en yüksek verim değeri kadar, sistemin gerçek çalışma aralığındaki performansı da önemli.</p>
<p><strong>Performans ölçülmezse tasarım kâğıtta kalır </strong></p>
<p>Enerji performansı proje dosyasında veya katalog değerinde kalmamalı. Bir ekipman devreye alındıktan sonra gerçek işletme şartlarında nasıl çalıştığı ölçülmeli. Soğutma grubunun kısmi yük performansı, pompanın gerçek çalışma noktası, kazanın yanma verimi ve otomasyon senaryoları izlenmeli.</p>
<p>Binalarda yüksek potansiyelin önemli nedenlerinden biri, tasarım performansı ile işletme performansı arasındaki farktır. Otomasyon devre dışı kalabilir, ayar değerleri yanlış belirlenebilir, filtreler tıkanabilir, pompalar sabit debide çalışabilir, fanlar gereğinden yüksek kapasitede işletilebilir. Bu nedenle iyi tasarım kadar iyi işletme disiplini de gereklidir.</p>
<p><strong>Kentsel dönüşüm fırsatı </strong></p>
<p>Türkiye’de kentsel dönüşüm öncelikle deprem güvenliği ihtiyacıyla gündeme geliyor. Bu ihtiyaç tartışmasız biçimde öncelikli. Ancak aynı süreç enerji performansı açısından da büyük bir fırsat sunuyor. Eski ve verimsiz bina stokunun yenilenmesi, depreme dayanıklı yapılar üretmenin yanında enerji tüketimi düşük yeni bir bina stoku oluşturma imkânı da sağlıyor.</p>
<p>Bu fırsat kaçırılırsa bugünün yeni binaları önümüzdeki 50-60 yılın verimsiz bina stokuna dönüşebilir. Doğru tasarım ve satın alma kararlarıyla kentsel dönüşüm, aynı anda hem deprem güvenliğini hem enerji verimliliğini hem de karbon azaltımını destekleyen tarihi bir dönüşüm aracı haline gelebilir.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>Ticari binalarda bugünün satın alma ve tasarım kararları, onlarca yıl sürecek enerji tüketimini belirliyor. Bu nedenle verimli bina yapmak daha iyi mühendislik kadar, daha doğru yatırım ve işletme modeli kurma meselesidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mevzuata-ragmen-binalardaki-potansiyel-neden-hala-yuksek-82740</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mevzuata rağmen binalardaki potansiyel neden hâlâ yüksek? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/her-100-kobiden-70i-sigorta-guvencesinden-yoksun-82738</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Her 100 KOBİ&#039;den 70&#039;i sigorta güvencesinden yoksun</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TÜİK’in iş yerleri sayımına göre Türkiye genelinde 4,3 milyon işyeri bulunuyor. Bunların 1,4 milyonu toptan ve perakende ticaret sektöründe, 650 bini ulaştırma ve depolama, 480 bini imalat, 330 bini konaklama ve yeme içme işletmeciliği, 320 bini de inşaat alanında yer alıyor. İmalat sanayi açısından baktığımızda 480 bin girişim arasında ilk üç; yüzde 18,7 ile tekstil ve giyim, yüzde 14,4 ile fabrikasyon metal ürün imalatçıları, yüzde 12,7 ile gıda imalatçılarından oluşuyor.</p>
<p>Türkiye ekonomik faaliyetlerinin yüzde 98’ini oluşturan KOBİ’lerin özellikle verimlilikleri ve bir üst lige çıkabilme kabiliyetleri çok yüksek değil. KOBİ’lerin performanslarının artırılmasında sigorta sektörüne de önemli görevler düşüyor. Anadolu Sigorta Genel Müdür Yardımcısı Aydın Bozdemir, konuya ilişkin görüşlerini, “KOBİ’lerde sigortalılık oranlarının halen düşük seviyede olması ise bu alandaki koruma açığını ortaya koyuyor. Büyük ölçekli sınai ve ticari iş yerlerinde sigortalılık oranı yüzde 90’ın üzerinde seyrederken, KOBİ’lerde bu oran yüzde 25-30 bandında bulunuyor. Bu tablo, her 100 KOBİ’nin yaklaşık 70’inin sigorta güvencesinden yoksun olduğunu gösteriyor” diye açıkladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4de68897a29-1783490184.jpg" alt="" width="700" height="516" />Anadolu Sigorta’nın 2026 yılında Türkiye ekonomisinin üretim, istihdam ve bölgesel kalkınma gücünü oluşturan KOBİ’leri odağına alarak ilerlediğini kaydeden Bozdemir şunları kaydetti:</p>
<p>“Değişen ekonomik koşullar, doğal afetler, iklim değişikliği, siber riskler, tedarik zinciri kesintileri ve iş sürekliliği riskleri, KOBİ’lerin daha korunaklı, sistematik ve çevik hareket etmesini zorunlu kılıyor. Bu yeni dönemde Anadolu Sigorta, KOBİ’lere yönelik ürün ve hizmetlerini, işletmelerin sürdürülebilir büyümesini, faaliyet sürekliliğini ve finansal dayanıklılığını destekleyen stratejik bir risk yönetimi aracı olarak konumlandırıyor. Sigortacılığı işletmelerin sürdürülebilir büyümesini destekleyen stratejik bir risk yönetimi aracı olarak değerlendiriyoruz”.</p>
<p>Aydın Bozdemir, Anadolu Sigorta’nın KOBİ segmentine yaklaşımını şu sözlerle değerlendirdi: “Bugün KOBİ’ler, yalnızca bir poliçe ya da güvence ürünü değil; faaliyet gösterdikleri sektöre, ölçeklerine, risk profillerine ve büyüme hedeflerine uygun çözümler bekliyor. Biz sigortacılığı teminat sağlamanın ötesinde, işletmelerin sürdürülebilir büyümesini destekleyen stratejik bir risk yönetimi aracı ve bununla bütünleşik bir hizmet ekosistemi olarak değerlendiriyoruz.”</p>
<p>Anadolu Sigorta’nın KOBİ segmentine yaklaşımını, “Bugün KOBİ’ler, yalnızca bir poliçe ya da güvence ürünü değil; faaliyet gösterdikleri sektöre, ölçeklerine, risk profillerine ve büyüme hedeflerine uygun çözümler bekliyor. Biz sigortacılığı teminat sağlamanın ötesinde, işletmelerin sürdürülebilir büyümesini destekleyen stratejik bir risk yönetimi aracı ve bununla bütünleşik bir hizmet ekosistemi olarak değerlendiriyoruz” diye açıklayan Aydın Bozdemir, "Anadolu Sigorta, KOBİ’lerin ihtiyaçlarına yönelik farklı branşlarda geniş bir ürün ve hizmet yelpazesi sunuyor. İşletme çalışanlarının, iş yerinin, araçların, makinelerin, sorumluluk risklerinin ve dijital varlıkların birlikte ele alındığı kapsamlı güvence modelleriyle KOBİ’lerin değişen ihtiyaçlarına bütüncül çözümler geliştiriliyor" diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/her-100-kobiden-70i-sigorta-guvencesinden-yoksun-82738</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/6/1280x720/calisan-isci-fabrika-1755787858.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye&#039;de KOBİ&#039;lerin verimlilik sorunu ve rekabetçi yönlerinin zayıflığı üzerine çok neden gösterilebilir. Sigortalılık oranlarındaki düşüklük de bu nedenler arasında. Anadolu Sigorta GMY Bozdemir, KOBİ&#039;lerin sigortalılık rasyosunun yüzde 25-30 bandında kaldığını ifade ediyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/255-milyar-dolarlik-bilmece-82735</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 25,5 milyar dolarlık bilmece</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünyanın halka açık en değerli faktoring şirketi Destek Finans Faktoring, Borsa İstanbul'da işlem gören birçok banka ve sanayi devini piyasa değerinde bir kez daha geride bıraktı(!). Ekonomi Gazetesi'nden Şebnem Turhan'ın haberine göre yaklaşık 200 kişinin çalıştığı, yılı 3,5 milyar lira net kârla kapatan şirketin piyasa değeri 25,5 milyar dolara ulaştı. Halka arzdan bu yana hissedeki yükseliş yüzde 7.164, yılbaşından bu yana ise yüzde 575,7.</p>
<p>Hisselerin yaklaşık yüzde 73,8'i patronun şirketi Destek Holding'in elinde. Yaklaşık yüzde 20'lik bölüm çeşitli yatırım fonları, kurumsal yatırımcılar ve küçük yatırımcıların portföylerinde. Destek Finans hisselerinin yüzde 5'i aşkın bölümü de şirketin halka arzını yapan Tera Yatırım'ın dört fonunda bulunuyor. En yüksek ağırlık ise Tera Portföy Birinci Serbest Fon'da.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a4de33631f26-1783489334.jpg" alt="" width="700" height="393" />
<figcaption><strong>MSCI, Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) fiili dolaşımdaki pay oranlarına ilişkin son düzenlemelerinin piyasaya gerçekten yansıyıp yansımadığı yakından izliyor.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Satan az olunca fiyat yükseliyor, fiyat yükseldikçe hisseyi portföyünde taşıyan yatırım fonlarının değeri de"- bal tutan parmağını yalar" atasözümüze uygun şekilde artıyor. Küçük yatırımcılar da kağıt üzerinde kâr ettikleri için sevinçli. Yani bizim gibi "Olur mu böyle iş?" diyen kuruntulu adamlar dışında herkes memnun (!).</p>
<p>İşin ilginç tarafı burada bitmiyor. Destek Finans BIST30'da yer almasına rağmen pay vadeli işlem sözleşmesi bulunmuyor. Bunun özel bir nedeni var mı doğrusu merak ediyorum. Üstelik yüksek ağırlığıyla BIST100'ün hareketini de ciddi biçimde etkiliyor. Buna karşılık MSCI, 30 Mayıs 2025'te Small Cap Endeksi'ne aldığı şirketi değerini anlayamadığı (!) İçin bir yıl sonra endeksten çıkardı. Resmî gerekçe açıklamadı. Ama nedenlerine ilişkin kimsenin kafası da çok karışık değil.</p>
<p>Son haber ise dün geldi. MSCI, Türk hisselerinin fiili dolaşım oranlarını yeniden değerlendirebileceğini ve böyle bir adım atmadan önce müşterilerini önceden bilgilendireceğini açıkladı. Demek ki Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) fiili dolaşımdaki pay oranlarına ilişkin son düzenlemelerinin piyasaya gerçekten yansıyıp yansımadığı yakından izliyor. MSCI geçen ay verdiği mesajını tekrarlıyor ve “Kendinize gelin” diyor. Bizim de SPK ile Borsa İstanbul yönetimine bir çift lafımız var: “Sermaye piyasalarında ayrık otlarının çoğalmasına izin verirseniz, zararını eninde sonunda bütün tarla çeker.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/255-milyar-dolarlik-bilmece-82735</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 25,5 milyar dolarlık bilmece ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/dostlara-yaptirim-istemiyoruz-82729</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Dostlara yaptırım istemiyoruz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a4dddf476b5c-1783487988.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump Türkiye'nin yıllardır beklediği F-35 dosyasında yeni bir dönemin kapısını araladı. NATO zirvesi için Ankara'ya gelen ve havaalanında bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından karşılanan Trump, Cumhurbaşkanlığı'ndaki ikili görüşme öncesinde "Dostlarımıza yaptırım uygulamak istemiyoruz" diyerek, Türkiye'ye yönelik Amerikan CAATSA yasası çerçevesindeki savunma sanayi yaptırımlarının kaldırılacağı mesajını verdi. "Eğer Türkiye'ye yapılmıyor olsaydı, NATO zirvesine katılmayacaktım" diyen Trump, Erdoğan'dan yine övgülerle bahsetti. Amerikan Başkanı, Türkiye'ye F-35 satışı konusunda ise net açıklamalar yapmaktan kaçındı. Kendisine F-35 uçaklarının Türkiye'ye satılıp satılmayacağı sorulan Trump, şöyle yanıt verdi: "Bu bizim vereceğimiz bir karar. Çok iyi ilişkilerimiz var. Pek çok kişi, —beraberindeki Amerikan heyetini işaret ederek— burada oturan kişiler de dahil olmak üzere, neden olmasın ki diye düşünüyor. Türkiye, pek çok konuda diğer ülkelere oranla çok daha sadık. Dolayısıyla bu kesinlikle dikkate almamız gereken bir şey. Uçaklar gerçekten iyi uçaklar. Şu ana kadar açık ara yapılmış en iyi uçaklar. Kesinlikle üzerinde durmamız gereken bir şey."</p>
<p><strong>"Verdiği sözü her zaman tutan lider"</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan basın açıklaması sırasında, Trump için "Verdiği sözü her zaman tutan bir lider" dedi. Ancak Trump yine F-35'ler konusunda net bir yanıt vermedi. Erdoğan, yine F-35'ler konusunda sorulan bir başka soru üzerine bu kez "Bize verdiği sözü de umarım burada tekrar edecektir" dedi. Ancak "ABD'nin sattığı uçakların bakımından" bahsetti, soruya yine net yanıt vermekten kaçındı. Bunun üzerine bu kez bizzat Trump'a CAATSA yaptırımlarının kaldırılıp kaldırılmayacağı soruldu. ABD Başkanı bunun üzerine "Yaptırımları kaldıracağız" dedi ve ekledi: "Dostlarımıza yaptırım uygulamak istemiyoruz..." Ancak Trump'ın bu cümleden sonra konuyu Suriye'ye ve Devlet Başkanı Şara'ya getirmesi de dikkat çekti. ABD, Şara'nın devlet başkanlığı görevine gelmesinden önce Suriye'ye de yaptırım uyguluyordu ve yaptırımlar Trump'ın direktifleriyle peyderpey kaldırılmaya başlandı. Trump, geçen hafta Beyaz Saray'da bir gazetecinin, "Türkiye'ye büyük bir hediye çantasıyla mı gidiyorsunuz?" sorusuna, "Sanırım öyle. O güçlü bir NATO müttefiki. Muhtemelen onu çok mutlu edecek bir şey yapacağım" yanıtını vermişti.</p>
<p><strong>Trump'ın desteği tek başına yeterli olur mu?</strong></p>
<p>Ancak Trump'ın ABD Başkanı olarak verdiği destek Türkiye'nin F-35 satın alması için tek başına yeterli değil. ABD'deki CAATSA yasasına göre Türkiye'nin savaş uçaklarını alabilmek için envanterindeki Rus yapımı S-400 hava savunma sistemlerini devre dışı bırakması, Rusya'ya geri vermesi ya da üçüncü bir ülkeye göndermesi gerekiyor. Kaynaklar, S-400 konusunda çözüm arayışının sürdüğünü ancak satışın önünde Kongre kaynaklı hukuki engellerin de bulunduğunu belirtiyorlar.</p>
<p>S-400'lerin üçüncü bir ülkeye gönderilmesi konusunda, silahları Türkiye'ye satan Moskova'nın tavrı da önemli olacak. Rusya'nın onayı olmadan silahların farklı bir ülkeye gönderilmesi pek mümkün görünmüyor. S-400'lerin etkisiz hale getirilmesi konusunda ise ABD'nin buna onay vermesi gerekiyor. Bu onayın nasıl verileceği, Türkiye'nin sahip olduğu silah sistemlerinin Amerikan yetkililerinin gözetimine nasıl açılacağı meselesi Türk kamuoyunda egemenlik çerçevesinde büyük tartışmaları beraberinde getirebilir.</p>
<p>Meselenin bir de ABD iç politikası ve uluslararası boyutu var: Yunan lobisi, ABD'nin 50 eyaletindeki Yunan kökenli vatandaşlara çağrı yaparak, kendi seçim bölgelerindeki Kongre üyelerine ulaşmalarını ve Türkiye'ye F-35 satışının engellenmesi için baskı kurmalarını istedi. İsrail basınında yer alan iddialara göre ise Başbakan Binyamin Netanyahu, Trump'la görüşerek Türkiye'ye F-35 satışının durdurulmasını talep etti. Netanyahu'nun, Trump'ın sürekli izlediği program olan Fox News sabah haberlerine konuk olarak bu konuyu gündeme taşıması da Washington kulislerinde dikkat çeken gelişmeler arasında yer aldı. İsrail ve Yunanistan, Türkiye'nin yeniden beşinci nesil savaş uçağına sahip olmasının Doğu Akdeniz'deki askeri dengeleri değiştireceği görüşünü savunuyor.</p>
<p>Türkiye, Rusya'dan S-400 hava savunma sistemimi satın almasının ardından 2019 yılında F-35 programından çıkarılmış, 2021 yılında ise ortak üretim programından resmen ayrılmıştı. Washington, S-400 radarlarının F-35'in görünmezlik teknolojisiyle ilgili kritik verileri Rusya'ya aktarabileceği endişesini gerekçe göstermişti.</p>
<p><strong>NATO'DA HÜRMÜZ GÜNDEMİ</strong></p>
<p>Ankara'daki NATO Zirvesi, bu kez yalnızca Avrupa güvenliğini değil, Orta Doğu'daki gerilimi de gündemine taşıdı. NATO Dışişleri Bakanları, Hürmüz Boğazı'ndaki güvenlik krizini ele almak üzere Bahreyn, Katar, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri dışişleri bakanlarıyla bir araya geldi. Toplantının ana gündemini, Fransa ve İngiltere'nin Hürmüz Boğazı'nda güvenli deniz ulaşımını sağlamak amacıyla önerdiği çok uluslu deniz misyonu oluşturdu. Paris ve Londra'nın, yaklaşık 12 ülkeden oluşacak koalisyonla ilk görevi kısa süre içinde Umman Körfezi'nde başlatmayı planladığı belirtiliyor.</p>
<p>Zirve, bölgedeki gerilimin yeniden yükseldiği bir dönemde gerçekleştirildi. Son olarak Umman açıklarında bir tanker vurulurken, ABD basını İran Devrim Muhafızları'nın Hürmüz Boğazı'ndan geçen ticari gemilere füze fırlattığını duyurdu. Belçika Dışişleri Bakanı Maxime Prevot, Körfez'deki istikrarsızlığın yalnızca bölgeyi değil Avrupa'nın enerji güvenliğini de doğrudan etkilediğini vurguladı.</p>
<p>İran ise yabancı askeri varlığa karşı olduğunu yineleyerek Fransa ve İngiltere'nin deniz misyonu planına bir kez daha karşı çıktı. Diplomatik kaynaklar, Hürmüz Boğazı'nda kalıcı bir güvenlik düzenlemesinin hayata geçirilebilmesi için Tahran'ın onayının kritik önem taşıdığına dikkat çekiyor. Körfez ülkelerinin dışişleri bakanlarının NATO Zirvesi kapsamında Ankara'da bulunması ise, ittifakın Orta Doğu güvenliğinde daha görünür bir rol üstlenmeye hazırlandığının yeni işareti olarak değerlendiriliyor.</p>
<p><strong>ANKARA'DA TARİHİ İMZA: 5. MADDEYE TAM DESTEK</strong></p>
<p>Ankara'daki NATO Zirvesi'nin en kritik sonucu, ittifakın temelini oluşturan 5. maddeye bağlılığın ortak bildirgede güçlü şekilde yeniden teyit edilmesi oldu. ABD Başkanı Donald Trump'ın da bildirgeye imza atması, Washington'ın kolektif savunma taahhüdünü resmen yeniden sahiplenmesi açısından zirvenin en önemli siyasi mesajı olarak öne çıktı.</p>
<p>Trump, hem ilk başkanlık döneminde hem de yeniden göreve geldikten sonra NATO'yu savunma harcamaları nedeniyle sert şekilde eleştirmiş, Avrupalı müttefiklerin daha fazla yük üstlenmemesi halinde ABD'nin güvenlik taahhütlerinin sorgulanabileceği yönünde açıklamalar yapmıştı. Bu nedenle Ankara Bildirgesi'nde "Bir üyeye yapılan saldırının tüm ittifaka yapılmış sayılacağı" ilkesini içeren 5. maddeye açık destek vermesi, NATO içinde güven tazeleyen kritik bir adım olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>Bildirgede ayrıca Rusya ve terörizm, ittifakın başlıca tehditleri arasında gösterildi. NATO 3.0 vizyonuna atıf yapılarak Avrupa müttefiklerinin savunmada daha fazla sorumluluk üstleneceği vurgulanırken, müttefiklerin savunma harcamalarının düzenli olarak izlenmesi kararlaştırıldı. Metinde ayrıca İran'ın nükleer silah edinmemesi gerektiği belirtilirken, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer güvenliğinin korunması çağrısı da yer aldı.</p>
<p>Ancak Ankara Zirvesi yalnızca yayımlanan bildirgeyle değil, NATO'nun geçirdiği yapısal dönüşümle de dikkat çekti. İttifak, klasik bir askeri organizasyondan; devletleri, orduları, savunma sanayiini ve dijital altyapıları ortak standartlar altında buluşturan bir güvenlik platformuna evriliyor. Yapay zekâ destekli komuta sistemleri, ortak veri altyapısı, dijital entegrasyon ve çok alanlı harekât kabiliyetini esas alan bu yeni model, NATO'nun sadece askeri bir ittifak değil, teknoloji ve savunma sanayiini de kapsayan geniş bir güvenlik ekosistemi olma hedefini ortaya koyuyor. Ankara'da düzenlenen Savunma Sanayii Forumu ile Körfez ve Asya-Pasifik ortaklarıyla gerçekleştirilen temaslar da bu dönüşümün ilk somut adımları arasında gösteriliyor.</p>
<p><strong>NATO SAVUNMA FORUMUNDA PEŞ PEŞE DEV ANLAŞMALAR</strong></p>
<p>Ankara'da düzenlenen NATO Savunma Sanayii Forumu, milyarlarca dolarlık savunma anlaşmalarına sahne oldu. NATO liderleri ve savunma şirketleri, Avrupa'nın savunma kapasitesini artırmaya yönelik on milyarlarca dolarlık yeni projeleri peş peşe açıkladı.</p>
<p>Forum kapsamında Avrupa ülkeleri, ABD'li Northrop Grumman'dan gözetleme İHA'ları satın alma kararı alırken, NATO da İsveçli Saab üretimi erken ihbar ve gözetleme uçakları için anlaşmaya imza attı. ABD'nin ayrıca Almanya başta olmak üzere bazı Avrupa ülkeleriyle, Ukrayna'nın ihtiyaç duyduğu füzelerin Avrupa'da ortak üretimi için görüşmeler yürüttüğü bildirildi.</p>
<p>NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de müttefiklerin önümüzdeki beş yıl içinde İHA ve kamikaze drone tehditlerine karşı 40 milyar doların üzerinde yatırım yapacağını açıkladı. Açıklanan projeler, ABD Başkanı Donald Trump'ın Avrupa ülkelerine yönelik "Daha fazla savunma harcaması yapın" çağrısının somut karşılığı olarak değerlendirildi.</p>
<p>Forumda uzay alanındaki yatırımlar da dikkat çekti. NATO'nun uzay gözetleme ve erken uyarı projelerinde Türkiye ile Kanada'nın öne çıkan iki müttefik olduğu değerlendirilirken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Kanada Başbakanı Mark Carney arasında gerçekleştirilen görüşmenin de bu stratejik iş birliği açısından önem taşıdığı belirtildi.</p>
<p>Öte yandan Finlandiya Savunma Bakanlığı verileri de Avrupa'daki yeni savunma eğilimini ortaya koydu. 2008-2026 döneminde ABD'den 42,3 milyar dolarlık savunma ekipmanı tedarik eden Finlandiya'nın, F-35 savaş uçakları başta olmak üzere ABD silah sistemlerine en fazla yatırım yapan Avrupa ülkeleri arasına girdiği açıklandı. Verilere göre yalnızca Almanya, Polonya ve Türkiye, ABD'den Finlandiya'dan daha fazla savunma alımı gerçekleştirdi.</p>
<p>Ankara'daki forumda açıklanan yeni yatırımlar, NATO'nun yalnızca savunma harcamalarını artırmayı değil, ortak üretim, teknoloji paylaşımı ve savunma sanayiinde entegrasyonu da yeni dönemin temel öncelikleri arasına aldığını gösterdi. Bu tablo, NATO 3.0 vizyonunun en somut yansımalarından biri olarak değerlendiriliyor.</p>
<p><strong>ANKARA ZİRVESİ'NDE TARİHİ KARAR: KİEV ARTIK NATO GÜVENLİĞİNİN PARÇASI</strong></p>
<p>Ankara'da düzenlenen NATO Zirvesi'nde Ukrayna'ya yönelik iki yıllık dev askeri destek paketi kabul edildi. NATO liderlerinin bugün resmen kabul edecekleri zirve bildirgesine göre NATO müttefikleri, 2026 ve 2027 yıllarında Ukrayna'ya her yıl 70 milyar avro (yaklaşık 80 milyar dolar) askeri destek sağlayacak.</p>
<p>Karar, ABD'nin Donald Trump'ın göreve dönmesinin ardından doğrudan askeri yardımlarını durdurması nedeniyle 31 NATO üyesinin katkısıyla uygulanacak. Paketin önemli bölümünü Avrupa Birliği'nin destek fonları ile müttefik ülkelerin açıkladığı ikili askeri yardım programları oluşturuyor.</p>
<p>Ankara Zirvesi'nde alınan bir diğer dikkat çekici karar ise Ukrayna'nın statüsüne ilişkin oldu. NATO, Ukrayna'yı ilk kez yalnızca destek alan bir ülke olarak değil, "İttifak güvenliğine katkı sağlayan ortak" olarak tanımladı. Böylece Kiev'in özellikle insansız hava araçları, savunma sanayii üretimi ve savaş sahasında geliştirdiği teknolojik kabiliyetlerin NATO'nun caydırıcılığına doğrudan katkı sağladığı resmen kabul edildi.</p>
<p>Zirve kapsamında düzenlenen NATO Savunma Sanayii Forumu da Ukrayna'nın savunma sanayii kapasitesini öne çıkardı. Kiev yönetimi ile NATO ülkeleri arasında insansız hava araçları başta olmak üzere ortak üretim, teknoloji transferi ve savunma sanayii iş birliklerini kapsayan milyarlarca avroluk mutabakatlar imzalandı.</p>
<p>Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy de zirve marjında ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya geldi. Liderler, hafta sonundaki telefon görüşmelerinin ardından Ankara'da savaşın seyri, hava savunmasının güçlendirilmesi ve Ukrayna'ya uzun vadeli askeri desteğin sürdürülmesini ele aldı.</p>
<p>Ankara Zirvesi'nde alınan kararlar, NATO'nun Ukrayna'ya verdiği desteğin kısa vadeli yardımların ötesine taşındığını ve Kiev'in Avrupa-Atlantik güvenlik mimarisinin kalıcı unsurlarından biri olarak konumlandırıldığını ortaya koydu.</p>
<p><strong>FİDAN'DAN AVRUPA'YA SAVUNMA SANAYİİ MESAJI</strong></p>
<p>Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara'daki NATO Zirvesi başlamadan hemen önce sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Avrupa ülkelerine savunma sanayii alanında kapsayıcı iş birliği çağrısında bulundu.</p>
<p>Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde Türkiye'nin, NATO'nun geleceğini şekillendirecek kritik kararların alınacağı zirveye ev sahipliği yapmaya hazır olduğunu belirtti. Zirvede alınacak kararların yalnızca mevcut tehditlere değil, gelecek yılların Avrupa-Atlantik güvenlik mimarisine yön vereceğini vurgulayan Fidan, NATO'nun yeni dönemde yalnızca savunma harcamalarına değil, operasyonel hazırlık, savunma sanayii kapasitesi ve sahaya sürülebilir askeri güce odaklanması gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Avrupa'nın savunmaya daha fazla katkı sunmasının önemine dikkat çeken Fidan, savunma sanayii alanındaki kısıtlamaların ittifakın etkinliğini zayıflattığını belirterek, Avrupa savunma girişimlerinin tüm NATO müttefiklerini kapsayacak şekilde yürütülmesi gerektiği mesajını verdi. Fidan, Türkiye'nin hedefinin ise "Daha uyumlu, daha güçlü ve daha dayanıklı bir NATO" olduğunu vurguladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/dostlara-yaptirim-istemiyoruz-82729</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/9/1280x720/erdogan-trump-1783488119.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ NATO toplantısı için Ankara&#039;ya gelen ABD Başkanı Trump Türkiye&#039;nin yıllardır beklediği F-35 dosyasında yeni bir dönemin kapısını araladı. Trump, Erdoğan&#039;la görüşmesinin ardından Türkiye ile birçok konuyu ele aldıklarını belirterek &quot;Dostlarımıza yaptırımı kaldıracağız&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergi-alacagi-ve-borcunun-es-zamanli-varliginda-mahsuplasma-ve-gecikme-faizi-82724</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vergi alacağı ve borcunun eş zamanlı varlığında mahsuplaşma ve gecikme faizi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4de29541648-1783489173.png" alt="" width="658" height="145" /></strong><strong>Yorum ilkeleri çerçevesinde gerçek mahiyet ilkesi de göz önüne alındığında, mükellefin aynı vergi türünde bir dönemde alacaklı, diğer dönemde borçlu olduğu durumda, gerçek vergi borcu, alacak ve borcun mahsubu sonrasında ortaya çıkan net tutar olacaktır. Gecikme faizi de mahsuptan sonra kalan net borç tutarı baz alınarak hesaplanmalıdır.</strong></p>
<p>Bugünkü yazımızda, Mali İdare’nin geçmişte verdiği bazı muktezalar da göz önünde bulundurularak, hem vergi alacağının hem de vergi borcunun olduğu durumlarda, mahsuplaşma işlemi ve gecikme faizi hesabı hususu gündeme alınmıştır.</p>
<p>Aynı mükellefin aynı vergi türü bakımından herhangi bir dönemde vergi alacağı, başka bir dönemde ise vergi borcu  bulunması halinde gecikme faizinin nasıl hesaplanacağına yönelik hep tartışılagelen tereddütlü hususlar olmuştur. Yani faiz hesabında hangi tutar dikkate alınacak, hangi dönem aralığı için faiz hesabı yapılacak her daim soru işareti konulardan olmuştur. Bu noktada Mali idare, bu tereddütlü hususlara mevzuat kapsamında yanıt aramış ve borç alacak arasındaki mahsup işlemi sonrası kalan borç tutarı üzerinden, hazine parasının mükellef nezdinde kaldığı süre için gecikme faizinin hesaplanması gerektiği yönünde görüşler verilmiştir. Söz konusu muktezalarda, gecikme faizinin amacının hazine parasının mükellef nezdinde kaldığı süreyi telafi etmek olduğu ve hazine parasının mükellef nezdinde kalmadığı, mükellef tarafından kullanılmadığı süre için faiz istenemeyeceği hususları önemle vurgulanmıştır.</p>
<p><strong>Mahsupta esas olan net borçtur</strong></p>
<p>Mali idarenin muktezalarındaki bu yaklaşımı değerlendirmek bakımından öncelikle VUK md. 3 ve md.134 hükümlerine bakmak önem arzedecektir.</p>
<p>Vergi Usul Kanunu'nun 3. maddesi, vergi kanunlarının lafzı ve ruhu ile hüküm ifade edeceğini, lafzın açık olmadığı hallerde vergi kanunlarının hükümlerinin, konuluşundaki maksat, hükümlerin kanunun yapısındaki yeri ve diğer maddelerle olan bağlantısı göz önünde tutularak uygulanacağını düzenlemiştir. Yine aynı maddede, vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olduğu belirtilmiştir.</p>
<p>Vergi Usul Kanunu'nun 134. maddesi ise, vergi incelemesinin amacının "ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak, tespit etmek ve sağlamak" olduğunu düzenlemiştir. Buna göre, mükellefin eksik ödediği vergi ve ilgili dönemi tespit edilirken fazla vergi ödediği dönemlerin de göz önünde bulundurulup bu tutarların vergi borcundan mahsup edilmesi gerektiği ve gecikme faizinin de mahsup sonrası ulaşılan gerçek vergi borcu üzerinden hesaplanması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.</p>
<p><strong>Faiz, Hazine parasının </strong><strong>kullanıldığı süreyle sınırlıdır</strong></p>
<p>Anılan yorum ilkeleri çerçevesinde, VUK md.112’de düzenlenen gecikme faizi hükmü de gerek lafzı gerek konuluş amacı da dikkate alınarak birlikte uygulanmalıdır. Vergi Usul Kanunu'nun 112. maddesi uyarınca ikmalen, re'sen ve idarece yapılan tarhiyatlarda gecikme faizi, verginin ait olduğu dönemin normal vade tarihinden verginin kesinleştiği tarihe kadar geçen süre için hesaplanır. Bu maddenin genel amacı, verginin ait olduğu dönemin normal vadesine göre ödenmesinde gecikilen süreyi telafi etmektir. Dolayısıyla verginin önceden ödenmiş olması halinde gecikme faizi de yalnızca Hazine parasının mükellefçe kullanıldığı süre için hesaplanabilir olacaktır. Bu noktada, yorum ilkeleri çerçevesinde gerçek mahiyet ilkesi de göz önüne alındığında, mükellefin aynı vergi türünde bir dönemde alacaklı, diğer dönemde borçlu olduğu durumda, gerçek vergi borcu, alacak ve borcun mahsubu sonrasında ortaya çıkan net tutar olacaktır. Gecikme faizi de mahsuptan sonra kalan net borç tutarı baz alınarak hesaplanmalıdır. Faizin hesaplanacağı dönem de verginin normal vade tarihinden mahsubun yapıldığı tarihe (Hazine parasının fiilen kullanıldığı süreye) kadar olan dönemle sınırlı tutulmalıdır. Şayet mahsup sonrasında ödenmesi gereken bir vergi borcu kalmıyorsa bu süreler için ayrıca gecikme faizi hesaplanmamalıdır.</p>
<p>Sonuç olarak Mali idarenin muktezalarında ve Vergi Usul Kanunu'nun temel hükümlerinde açıkça ifade edildiği üzere, gecikme faizi hesabında mahsuplaşma ilkesinin uygulanması yasal zorunluluk olup, mükellefin Hazine parasını fiilen kullanmadığı dönem ve tutarlar için de gecikme faizi talep edilmesi hukuken mümkün değildir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergi-alacagi-ve-borcunun-es-zamanli-varliginda-mahsuplasma-ve-gecikme-faizi-82724</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vergi alacağı ve borcunun eş zamanlı varlığında mahsuplaşma ve gecikme faizi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ibrahim-bodur-sosyal-girisimcilik-programi-bu-yil-girisimcilik-ekosistemine-odaklaniyor-82723</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İbrahim Bodur Sosyal Girişimcilik Programı  bu yıl girişimcilik ekosistemine odaklanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İbrahim Bodur Sosyal Girişimcilik Programı 10. Yıldır sosyal girişimleri destekliyor. Onların yarattıkları etkinin büyümesi ve örnek olması için çalışıyor. 2026 yılında programa 500’ün üzerinde başvuru geldi. Erken Aşama kategorisinde Palgae, İleri Aşama kategorisinde SoilBiom, İş Birliği kategorisinde Öğrenme Tasarımları ve Gençlik ve Spor Bakanlığı Gençlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü iş birliği, Gençlik kategorisinde ise Hempact ödüle layık görüldü.</p>
<p>Erken Aşama, İleri Aşama ve İş Birliği kategorilerinde birinci olan sosyal girişim, 500.000 TL’lik maddi ödülün yanı sıra Kale Grubu ve Impact Hub Istanbul tarafından ekibe özel iş geliştirme desteği almaya hak kazandı. Gençlik Kategorisi kazananı ise 150.000 TL desteğin yanında Impact Hub Istanbul’un uygun kuluçka programlarına geçiş ve 3 aylık yoğun mentorluk desteği alacak.</p>
<p>Ödül töreni öncesinde düzenlenen basın buluşmasında konuşan Kale Grubu Başkanı ve CEO'su Zeynep Bodur Okyay, günümüzde sorunların çok paydaşlı olduğuna ve  dolayısıyla çözümün de çok paydaşlı olması gerektiğine dikkat çekti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4dd8759f454-1783486581.jpeg" alt="" width="500" height="750" /> Sosyal girişimcilerin yalnızca bir soruna çözüm geliştirmekle kalmadığını, farklı dünyalar arasında bağlantılar kurduklarını, yeni iş birliği modelleri geliştirdiklerini ve toplumun çözüm üretme kapasitesini artırdıklarını ekledi. İBSG'nin ilk 10 yılında sosyal girişimcileri desteklemeye odaklandıklarını belirten Zeynep Bodur Okyay, ikinci 10 yılda odağın daha güçlü bir ekosistem oluşturmak olacağını ifade etti. </p>
<p><strong>Etki araştırması: İBSG bir ödül programının ötesine geçti</strong></p>
<p>İBSG'nin 10. yılı kapsamında gerçekleştirilen etki araştırmasının sonuçları da basın buluşmasında paylaşıldı. Sosyal girişimciler, yatırımcılar, jüri üyeleri, iş dünyası temsilcileri ve program paydaşlarıyla gerçekleştirilen araştırmaya göre,  İBSG görünürlük sağlayan, güven oluşturan, yeni ilişkiler ve iş birlikleri geliştiren, sosyal girişimcilik ekosistemini güçlendiren bir yapı olarak görülüyor.</p>
<p>Kale Grubu Kurumsal İletişim ve Etki Yatırımları Bölüm Başkanı ve Kaleseramik Vakfı Genel Müdürü Rana Birden İBSG'nin en önemli katkılarından birinin ilişki sermayesi üretmek olduğuna dikkat çekerek şu yorumu yapıyor:  “<em>Program, sosyal girişimlerin görünürlük kazanmasına katkı sunarken aynı zamanda yeni fırsatlara erişmelerine, doğru paydaşlarla buluşmalarına ve farklı iş birlikleri geliştirmelerine de alan açtı. Pek çok girişim için bu bağlantılar, en az sağlanan destekler kadar belirleyici old</em>u.”</p>
<p><strong>Hedef: Türkiye’de etki odaklı girişimciliğin gelişebileceği daha güçlü bir zemin oluşturmak</strong></p>
<p>İBSG, ikinci 10 yılında yalnızca başarılı sosyal girişimleri görünür kılan bir program olmanın ötesine geçerek; sosyal girişimcilik ekosisteminin gelişimine katkı sunan, farklı aktörleri bir araya getiren ve yeni iş birliklerini teşvik eden bir rol üstlenmeyi hedefliyor.</p>
<p>Programın yeni dönem vizyonu; topluluk içindeki ilişkileri güçlendirmek, sosyal ekonominin gelişimine katkı sunmak, farklı sektörler arasında iş birliklerini artırmak ve Türkiye'de etki odaklı girişimciliğin gelişebileceği daha güçlü bir zemin oluşturmak olarak öne çıkıyor.</p>
<p><strong>10. yılın kazananları</strong></p>
<p><strong>Erken Aşama Kategorisi: PALGAE</strong></p>
<p>Palgae, biyobozunur olup doğada çözünürken toprağı destekleyerek çevresel etkiyi tersine çevirmeyi hedefliyor ve B2B modelle üreticilere biyoplastik hammaddesi sağlayarak mevcut üretim hatlarına entegre edilebilen çözümler sunuyor. </p>
<p>https://palgae.earth/</p>
<p><strong>İleri Aşama Kategorisi: SOILBIOM</strong></p>
<p>SoilBiom, toprak ve ekosistem sağlığını veriye dayalı yöntemlerle izleyerek sürdürülebilir tarım çözümleri geliştiren bir girişim. Toprak ve su analizlerinden elde edilen veriler doğrultusunda üreticilere çevresel etkileri azaltan ve verimliliği artıran uygulamalar sunmayı hedefliyor.</p>
<p><em>soilbiom.com</em></p>
<p><strong>İş Birliği kategorisi: ÖĞRENME TASARIMLARI X GENÇLİK VE SPOR BAKANLIĞI GENÇLİK HİZMETLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ</strong></p>
<p>Öğrenme Tasarımları, gençlik çalışanlarının mesleki gelişimini destekleyen eğitim ve metodolojiler geliştiren bir sosyal girişim. Gençlik ve Spor Bakanlığı Gençlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü ile hayata geçirilen iş birliği sayesinde, gençlik çalışmalarında standartların yükseltilmesine, gençlik çalışanlarının yetkinliklerinin geliştirilmesine ve daha katılımcı, veri odaklı uygulamaların yaygınlaşmasına katkı sunuluyor.</p>
<p><em>ogrenmetasarimlari.com</em></p>
<p><strong>Gençlik kategorisi: HEMPACT</strong></p>
<p>Hempact, kenevir lifinden üretilen biyobozunur regl ürünleri geliştirerek, kadınlar için daha sağlıklı ve sürdürülebilir alternatifler sunan bir girişim. Çevresel etkisi düşük ürünleriyle regl kaynaklı atıkların azaltılmasına katkı sağlamayı hedefleyen girişim, aynı zamanda güvenli regl ürünlerine erişimi artırarak regl yoksulluğuyla mücadele etmeyi amaçlıyor.</p>
<p><em>hempactly.com</em></p>
<p><strong>Sosyal girişimcilik ekosistemine yön veren jüri üyeleri</strong></p>
<p>İbrahim Bodur Sosyal Girişimcilik Programı'nda bu yıl başvurular, Kale Grubu ve proje ortağı Impact Hub İstanbul'un ön değerlendirmesinin ardından sosyal girişimcilik, iş dünyası, etki yatırımı, akademi ve sivil toplum alanlarından uzman isimlerin yer aldığı Seçici Kurul tarafından değerlendirildi. Seçici Kurul'da; Esas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ali Sabancı, Fiba Grubu Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ayşecan Özyeğin Oktay, FutureBright Group Kurucu Ortağı Akan Abdula, Alethina Impact Kurucusu Can Atacık, sosyal girişimci Toyi Kurucusu Elif Atmaca, sosyal girişimci ve akademisyen Prof. Dr. Itır Erhart ve Kale Grubu Yönetim Kurulu Üyesi Esra Yazıcı Tözge yer aldı.</p>
<p><strong>Dünyasına İyi Bakanlar Akademisi ile geleceğin etki liderlerine yatırım</strong></p>
<p>Kale Grubu'nun 'İyi Bak Dünyana' yaklaşımıyla hayata geçirilen Dünyasına İyi Bakanlar Akademisi, İBSG'nin ikinci 10 yılına yönelik vizyonunun önemli bileşenlerinden biri olarak gençleri sosyal girişimcilik ekosistemiyle buluşturmayı sürdürüyor. Bu yıl ikincisi gerçekleştirilen eğitim programına Türkiye’nin dört bir yanından 67 öğrenci kabul edildi. Katılımcılar program boyunca sosyal girişimcilik, liderlik ve proje geliştirme alanlarında eğitimler alırken; ideathon ve ön kuluçka süreçleriyle fikirlerini geliştirme imkânı bulacak. Belirli bir olgunluk seviyesine ulaşan ekipler ise kuluçka desteğiyle projelerini bir sonraki aşamaya taşıyacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ibrahim-bodur-sosyal-girisimcilik-programi-bu-yil-girisimcilik-ekosistemine-odaklaniyor-82723</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/3/1280x720/5467-1783486351.JPEG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İbrahim Bodur Sosyal Girişimcilik Programı  bu yıl girişimcilik ekosistemine odaklanıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/mscidan-ucuncu-bir-uyari-daha-geldi-82711</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> MSCI’dan üçüncü bir uyarı daha geldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Sermaye piyasalarında uyarılarla düzenlemeler üst üste gelmeye devam ediyor. Küresel endeks sağlayıcı MSCI’nın (Morgan Stanley Capital International) haziran ortasından beri devam eden Türkiye piyasalarına yönelik uyarılarının ardından Sermaye Piyasası Kurulu’ndan sonra Takasbank’tan da bir hamle geldi. Bu hamle dünkü MSCI’nın fiili dolaşımı gözden geçirme uyarısının hemen öncesinde atıldı. Şimdi geçen yıl son çeyreğinden bu yana uygulamaya girmesi beklenen yatırım fonlarına yönelik düzenlemeye ilişkin SPK’dan adım bekleniyor.</p>
<h2>Artık borç alacak fonlar fon bazında takip edilecek </h2>
<p>Takasbank dün TEFAS uygulama esaslarına ilişkin bir değişiklik yayımladı. Tebliğe göre bundan sonra üyelerin nakit, borç ve alacak durumları ayrı ayrı fonlar bazında görülecek ve fon bazında takip edilecek. Ayrıca yine fonların borç ve alacak tutarları netleştirilmeyecek yine fon talimat bazında takibi sağlanacak. Üyeler yatırımcıları adına platforma ilettikleri fon alış talimatında üyenin nakit borç yükümlülüğü görülecek ve fonlara gelen satış talimatları ise fon bazında raporlanarak üyenin yükümlülükleri ortaya çıkacak. Yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediğini ise portföy yönetim şirketleri takip edecek. Üye bazında nakit borç kapama hesabı korunurken teminat hesapları ayrıştırıldı ve operasyonel takibi kolaylaştırmak için TEFAS teminat hesabı ile nakit alacak dağıtım hesabı açıldı.</p>
<h2>Otomatik kredi yok teminat var</h2>
<p>En önemli değişiklik teminat tarafında. Artık fon alım talimatlarında uygulanana işlem, fonlama limiti, teminat bulundurma yükümlülüğü ve buna bağlı otomatik kullandırılan kredi uygulaması tamamen kaldırıldı. Bunun yerine TEFAS limiti uygulamasına geçildi ve fon alım talimatlarında TEFAS limitinin yüzde 25'i kadar teminat bulundurma şartı getirildi. Bunun yanı sıra limit üzerindeki tutarlar için yüzde 100 teminat şartı aranacağı açıklandı. Üyelerin temerrüt durumları için de fon fon görülmesine olanak sağlandı, temerrütlerde ödeme yapılan fon bazında sıradaki satış talimatı için kısmi ödeme kabul edilebilecekken nakdi yükümlülük tamamlanana kadar fon payları yatırımcı hesabında blokede kalacak. Temerrüt faiz borcunu kapatmasına rağmen faizi 3 iş gününde ödemeyen üyelere ise yüzde 10 günlük ödenmeyen tutar üzerinden gecikme cezası uygulanacak.</p>
<h2>Büyük işlem için yüksek teminat </h2>
<p>Bu yeni uygulama piyasa uzmanları tarafından olumlu karşılanırken bundan sonra her fonun parasının ayrı takibinin yapılacak olması, nakit akışının fon bazında izlenebilecek olması en önemli değişiklik olarak öne çıkarıldı. Hangi yatırımcının emrinin tamamlandığı ve ödemesinin yapıldığı da sistem tarafından görülebilecekken işlemlerin takibinde daha fazla şeff afl ık sağlanacağı vurgulandı. Uzmanlara göre otomatik kredi sisteminin kalkması portföy yönetim şirketlerinin de ayrışmasını sağlayacak. Yeterli parası olmasa da önceden Takasbank'tan otomatik kredi kullanabilen şirketler artık yeterli teminat bulundurmadan işlemlerini yapamayacaklar. Büyük işlem yapmak isteyen portföy yönetim şirketleri çok daha fazla teminat tutmak zorunda kalacak. Fonların ayrı ayrı görülmesi ve işlemlerini kapatması kötü fonun sorununun aynı şirketin iyi fonuyla kapatılmasının da artık yapılamayacağı anlamına geliyor piyasa uzmanlarınca. Ve bu durumun sistemik risk ihtimalini azaltmayı hedeflediği de vurgulanıyor.</p>
<h2>Şirket şirket fiili dolaşım hesaplayabilir </h2>
<p>SPK’nın fiili dolaşım payı hesabı üzerine fonlara yönelik işlemleri şeffafl aştırmayı hedefleyen değişiklikleri piyasa uzmanlarınca endeks sağlayıcı MSCI’nın hem endişelerini gidermeyi hem de sermaye piyasalarında riski azaltmayı öngörüyor. Uzmanlar SPK’nın geçen yılın son çeyreğinde dikkat çektiği yatırım fonlarında manipülasyonu önlemeye yönelik düzenlemesinin de gecikmeden açıklanmasını beklediklerini vurguladılar.</p>
<p>Öte yandan Takasbank’ın hamlesinin hemen üzerine MSCI’nın son bir ayda Borsa İstanbul için yaptığı üçüncü uyarı dün geldi. Endeks sağlayıcısı MSCI, bireysel hisselerin serbest dolaşımdaki pay oranını gözden geçirebileceğini ve belirli fonların elindeki paylar da dahil olmak üzere bazı hissedarları serbest dolaşımdaki pay kapsamından çıkararak “fiili dolaşım dışı” olarak yeniden sınıflandırabileceğini belirtti. Haziran ortasında Kasım 2026’ya kadar yeterli, somut ve güvenilir ilerleme görülmezse, MSCI Türkiye endeksi ve ilgili hisseler için yeni bir danışma süreci başlatabileceğini açıklamıştı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">MSCI’ın uyarıları neden önemli?</span></h2>
<p>Küresel endeks sağlayıcı MSCI, MSCI World, MSCI Emerging Markets (Gelişen Piyasalar), MSCI Türkiye gibi pek çok endeks üretiyor. Bu endeksler ise kurumsal yatırımcılar (fonlar, ETF'ler, hedge fonlar), analistler ve hükümetler tarafından referans olarak kullanılıyor. Bir hisse veya ülke MSCI endeksine dahil edilirse genellikle yabancı sermaye girişi artabilir, çıkarıldığında çıkış yaşanabilir. MSCI endeksine giren ve çıkan şirketler tıpkı Borsa İstanbul’daki gibi fiili dolaşımdaki piyasa değeri ağırlığıyla hesaplanıyor. Piyasa değeri büyük şirketler daha fazla ağırlığa sahip oluyor. MSCI’nın Borsa İstanbul’a yönelik uyarıları da yabancı yatırımcı ve fonların hareketi açısından önem taşıyor ve hızlı bir yabancı çıkışı riski nedeniyle dikkate alınması gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/mscidan-ucuncu-bir-uyari-daha-geldi-82711</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/borsa-piyasa.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Endeks sağlayıcı MSCI’nın Türkiye piyasalarına yönelik son bir ayda yaptığı uyarı üçe çıktı. Bu uyarılara karşılık regülatörler de hamle üzerine hamle yapıyor. SPK’nın fiili dolaşım payı hesabının ardından dün de Takasbank fonların teminat yapısı ve fon bazında işlemlerin görülmesine yönelik değişikliğe gitti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/iskurdan-diyarbakira-yeni-nesil-uretim-ussu-82755</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İSKUR Tekstil&#039;den Diyarbakır’a 80 milyon euroluk fabrika yatırımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş merkezli İSKUR Tekstil, Diyarbakır’da yeni nesil open-end iplik üretim tesisi devreye aldı. </p>
<p>1990 yılında A. Kadir Kurtul tarafından kurulan İSKUR Holding, tekstil, tarım, enerji, otomotiv, havacılık, otelcilik ve geri dönüşüm gibi alanlarda faaliyet gösteriyor. Şirket açıklamasına göre, her bir alanda sahip olduğu uzmanlık ve deneyimle fark yaratan İSKUR, yüksek kalite standartları doğrultusunda hizmet sunarak büyümesini kararlılıkla sürdürüyor. Kurulduğu tarihten bu yana üretim faaliyetlerini aralıksız sürdüren ve uluslararası pazarlarda güçlü bir konuma sahip olan İSKUR Tekstil'in, yatırım vizyonunu farklı bölgelere taşımaya devam ettiği bildirildi. Bu kapsamda Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesi’nde kurulan yeni tesis, hem kapasitesi hem de teknolojik altyapısıyla öne çıkıyor.</p>
<p>Toplam 14 bin 688 rotor kapasitesine sahip fabrikada yatırım sürecinde sona yaklaşılırken, tam kapasiteye 2026 yılının son çeyreğinde ulaşılması hedefleniyor. Günlük 150 ton üretim kapasitesiyle faaliyet göstermesi planlanan tesis, bu özelliğiyle dünya genelinde tek çatı altında en yüksek open-end üretim kapasitesine sahip tesislerden biri olacak. Yatırımın tamamlanmasıyla birlikte İSKUR bünyesindeki toplam günlük iplik üretim kapasitesi 300 tona yükselecek.</p>
<p><strong>Akıllı fabrika modeliyle ‘karanlık fabrika’ hedefi</strong></p>
<p>İSKUR Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili İsmail Kurtul, Diyarbakır’ın yatırım için tercih edilme nedenlerine ilişkin yaptığı değerlendirmede, bölgeyle uzun yıllara dayanan ticari bağlara dikkat çekti. Kurtul, “Yaklaşık 50 yıldır bu bölge ile pamuk elyaf ticareti yapıyoruz. Güçlü ilişkilerimiz, hammaddeye yakınlık ve iş gücü potansiyeli bizim için önemli avantajlar sundu. Devlet teşvikleri ve Diyarbakır’ın ulaşım olanakları da yatırım kararımızda etkili oldu” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4dfedf4d672-1783496415.jpeg" alt="" width="555" height="445" />258 dönümlük alan üzerine kurulan tesis, ileri teknoloji altyapısıyla dikkat çekiyor. Üretimden lojistiğe kadar tüm süreçlerin otomasyon sistemleriyle yönetildiği fabrikada; otomatik kova taşıma sistemleri, open-end şerit bağlama robotları, tam otomatik paketleme hatları ve akıllı depo çözümleri entegre şekilde çalışıyor.</p>
<p>Yüksek otomasyon seviyesi sayesinde üretim süreçlerinin dijital olarak yönetildiği tesisin, verimlilik, kalite ve izlenebilirlik açısından sektöre yeni bir standart getirmesi hedefleniyor. Bu yönüyle yatırım, Türkiye tekstil sanayisinde “karanlık fabrika” modeline geçişin önemli örneklerinden biri olarak gösteriliyor.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre, tesis, üretim teknolojilerinin yanı sıra güvenlik altyapısıyla da öne çıkarken, yapay zekâ destekli analiz sistemleri, akıllı kamera çözümleri ve alan tarama teknolojileri sayesinde fabrikanın güvenliği dijital olarak yönetiliyor. </p>
<p><strong>Sürdürülebilir üretim vurgusu</strong></p>
<p>Açıklamada, "İSKUR Holding, tüm yatırımlarında 'Doğaya ve çevreye saygı, insana saygıdır' anlayışını merkezine alıyor. Yeni tesiste enerji verimliliği yüksek teknolojiler tercih edilirken, yenilenebilir enerji yatırımları da hız kesmeden sürdürülüyor. Diyarbakır’da yükselen bu yeni yatırım; yüksek teknoloji, dijitalleşme, otomasyon ve sürdürülebilirlik unsurlarını bir araya getirerek, Türkiye tekstil sektörünün geleceğine yön verecek projeler arasında yerini alıyor." denildi. </p>
<p><strong>Yenilenebilir enerjide büyümesini yeni yatırımlarla sürdürüyor</strong></p>
<p>Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan İSKUR Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili İsmail Kurtul, grubun enerji yatırımlarını uzun vadeli bir vizyonla şekillendirdiğini belirterek şunları söyledi:</p>
<p>"İSKUR olarak kurulduğumuz günden bu yana tekstil ve enerjiyi birbirini tamamlayan iki stratejik alan olarak görüyoruz. Enerji yatırımlarımıza ilk yıllarda otoprodüktör lisansıyla başladık. Daha sonra hidroelektrik santralleriyle üretim kapasitemizi artırdık. Son on yılda ise odağımızı güneş ve rüzgâr enerjisine yönelterek yenilenebilir enerji alanındaki yatırımlarımızı önemli ölçüde büyüttük."</p>
<p>Kurtul, grubun bugün itibarıyla 35 MW arazi tipi ve 25 MW çatı tipi olmak üzere toplam 60 MW kurulu güce sahip güneş enerji santralini işletmeye devam ettiğini belirterek, "Şanlıurfa'nın Hilvan ve Viranşehir ilçelerinde toplam 45 MW kapasiteli öz tüketim amaçlı güneş enerji santrallerimizin inşası da hızla devam ediyor. Bu projeler tamamlandığında güneş enerjisi yatırımlarımızın kapladığı alan bin dekarın üzerine çıkacak. Tarımsal üretime uygun olmayan kıraç ve marjinal arazileri temiz enerji üreten alanlara dönüştürerek hem ülkemizin enerji arzına katkı sağlıyor hem de kaynaklarımızı daha verimli değerlendiriyoruz." dedi.</p>
<p>Yenilenebilir enerjinin yalnızca güneş ve hidroelektrikten ibaret olmadığını vurgulayan Kurtul, biyokütle yatırımlarına da dikkat çekerek şöyle konuştu:</p>
<p>"Yaklaşık üç yıldır başarıyla işlettiğimiz biyokütle enerji tesislerimizde tekstil ve tarımsal atıkları enerjiye dönüştürüyoruz. Böylece hem atıkların ekonomiye kazandırılmasını sağlıyor hem de çevresel sürdürülebilirliğe katkıda bulunuyoruz. Döngüsel ekonomi anlayışını üretim süreçlerimizin ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz."</p>
<p>Enerji sektöründeki yeni yatırım hedeflerine de değinen İsmail Kurtul, "Önümüzdeki dönemde büyük kapasiteli enerji depolama tesislerini hayata geçirerek yenilenebilir enerji yatırımlarımızı daha güçlü bir altyapıyla desteklemeyi hedefliyoruz. Sürdürülebilirlik, teknoloji ve verimlilik odaklı yatırımlarımızla ülkemizin enerji dönüşümüne katkı sunmaya devam edeceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/iskurdan-diyarbakira-yeni-nesil-uretim-ussu-82755</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/5/1280x720/iskur-teks-1783496076.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İSKUR Tekstil, Diyarbakır’da 80 milyon euroya mal olan ileri teknoloji tekstil yatırımı için gün sayıyor. Günlük 150 ton open-end iplik üretimi gerçekleştirecek olan fabrikada, tam kapasiteye geçildiğinde üretim 300 tona çıkacak. İSKUR Tekstil, yenilenebilir enerji yatırımlarına da devam edecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiyede-sektorun-rekabet-gucu-nitelikli-insan-kaynagiyla-artacak-82753</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Türkiye&#039;de sektörün rekabet gücü nitelikli insan kaynağıyla artacak&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Hazır giyim ve konfeksiyon sektörünün ihtiyaç duyduğu nitelikli tasarımcı ve model geliştirme uzmanlarının yetiştirilmesine yönelik çalışmalarını sürdüren Uludağ Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (UHKİB), üniversite-sektör iş birliğine dayalı eğitim projelerine bir yenisini daha ekledi.</p>
<p>UHKİB koordinasyonunda, Bursa Uludağ Üniversitesi ile İstanbul Moda Akademisi (İMA) iş birliğiyle gerçekleştirilen “Moda Tasarımında Kalıp ve Model Geliştirme Programı” kapsamında düzenlenen sertifika töreninde, eğitimlerini başarıyla tamamlayan 16 öğrenci sertifikalarını aldı. Eğitim sürecinde üstün performans gösteren 5 öğrenciye ise başarı belgesi verildi. </p>
<p>Sertifika töreninde konuşan UHKİB Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Özkarakaşlı, hazır giyim sektörünün küresel rekabet koşullarında tasarım odaklı üretim ve nitelikli insan kaynağıyla öne çıkabileceğini belirtti. Eğitim programının öğrencilerin yalnızca teknik becerilerini geliştirmekle kalmadığını, aynı zamanda üretim süreçlerini okuyabilen ve sektörün beklentilerini karşılayabilecek donanım kazandırdığını ifade eden Özkarakaşlı, “Bugün verilen sertifikalar gençlerimizin mesleki kariyerlerinde önemli bir başlangıç niteliği taşıyor. Tasarım ile üretilebilirliği birlikte değerlendirebilen, yenilikçi bakış açısına sahip tasarımcılar sektörümüzün uluslararası rekabet gücüne önemli katkılar sağlayacaktır” dedi. İstanbul Moda Akademisi Direktörü Cemal Bayazıt ise moda sektöründe başarının sürekli gelişim ve yenilikçi bakış açısıyla mümkün olduğunu belirterek, sertifika alan öğrencilerin model geliştirme ve moda tasarımı alanlarında sektöre değer katacak projelere imza atacaklarına inandığını söyledi. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiyede-sektorun-rekabet-gucu-nitelikli-insan-kaynagiyla-artacak-82753</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/3/1280x720/turkiyede-sektorun-rekabet-gucu-nitelikli-insan-kaynagiyla-artacak-1783494956.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uludağ Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği, Uludağ Üniversitesi ve İstanbul Moda Akademisi iş birliğiyle düzenlenen “Moda Tasarımında Kalıp ve Model Geliştirme Programı”nın üçüncü dönem mezunlarını verdi. Programı tamamlayan 16 öğrenci sertifika alırken, başarılı bulunan 5 öğrenci başarı belgesiyle ödüllendirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/beylikova-belediyesi-hububat-hasadina-basladi-82749</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Beylikova Belediyesi hububat hasadına başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Beylikova Belediyesi tarafından belediyeye ait tarım arazilerinde yetiştirilen hububat ürünlerinin hasadına başlandı. Belediyeden yapılan açıklamaya göre, geniş tarım arazilerinde özenle sürdürülen üretim çalışmaları sonucunda bu yıl da yüksek verim elde edildi</p>
<p>Hasat çalışmaları kapsamında dekar başına 500 kilogramın üzerinde arpa ve buğday verimi alınırken, elde edilen ürünlerin belediye bütçesine önemli ölçüde ek kaynak sağlaması hedefleniyor.</p>
<p>Tarımsal üretime verdiği önem doğrultusunda çalışmalarını sürdüren Beylikova Belediyesinin, üretim odaklı belediyecilik anlayışıyla hem ilçe ekonomisine hem de belediye kaynaklarına katkı sunmaya devam ettiği bildirildi.</p>
<p>Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Beylikova Belediye Başkanı Av. Hakan Karabacak, “Belediyemize ait tarım arazilerinde yürüttüğümüz planlı ve özverili çalışmaların karşılığını yüksek verimle almanın mutluluğunu yaşıyoruz. Dekar başına 500 kilogramın üzerinde arpa ve buğday elde ederek hem üretime katkı sağlıyor hem de belediyemize ek gelir oluşturuyoruz. Üreten belediyecilik anlayışıyla kaynaklarımızı en verimli şekilde değerlendirmeye devam edeceğiz. Hasat döneminin ilçemize ve üreticilerimize bereket getirmesini diliyor, emeği geçen tüm personelimize teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/beylikova-belediyesi-hububat-hasadina-basladi-82749</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/9/1280x720/beylikova-belediyesi-hububat-hasadina-basladi-1783493739.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Beylikova Belediyesine ait tarım arazilerinde yetiştirilen hububat ürünlerinin hasadına başlandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/burdurun-ihracati-yuzde-75-ile-rekor-kirdi-82748</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Burdur&#039;un ihracatı yüzde 75 ile rekor kırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURDUR</strong></p>
<p>Burdur Ticaret ve Sanayi Odası (BUTSO) Başkanı Yusuf Keyik yaptığı açıklamada, Haziran ayında Burdur’dan yapılan ihracatın geçen yılın aynı ayına göre yüzde 75,7’lik rekor bir artışla 29 milyon 867 bin 310 dolara ulaştığını bildirdi.</p>
<p>Geçen Haziran ayında Serbest Bölgeler hariç 57 ülkeye ihracat yaptıklarını belirten Keyik, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’En fazla ihracatımızı yine ilimizin en çok dış ticaret yaptığı Çin Halk Cumhuriyeti’ne 10 milyon 290 Bin 540 dolar ile gerçekleştirdik. İlimizin 2025 yılı Haziran ayı ihracatı 17 milyon 002 bin 010 dolarken, bu yılın Haziran ayı ihracatı yüzde 75,7’lik rekor bir yükselişle 29 milyon 867 bin 310 dolara yükseldi.  Geçen yılın aynı ayına göre 12 milyon 865 bin 300 dolarlık daha fazla ihracat gerçekleştirdik. İhracat artışımız Ocak ayından genel itibarıyla bir önceki dönemlere göre artış göstermeye devam ediyor.’’</p>
<p><strong>"Burdur cari fazlası olan bir il"</strong></p>
<p>Burdur’un cari fazlası olan bir il olduğunu vurgulayan Keyik, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Haziran ayı dahil olmak üzere açıkladığımız bu rakamlar ihracatımızın asgari rakamlarıdır. Çünkü özellikle en hareketli sektörümüz olan madencilik ürünlerinde şubesi ilimizde faaliyet gösterdiği halde muhasebeleri başka illere kayıtlı firmalar bulunuyor. Ayrıca Serbest Bölgeler’den yapılan ihracatlar da bulunuyor.’’</p>
<p> Geçen yılın ilk yarısında Burdur’dan 106 milyon 061 bin 210 dolarlık ihracat gerçekleştirildiğini ifade eden Yusuf Keyik, ‘’2026 yılı ilk altı aylık dönemde Burdur’dan 122 milyon 596 bin 970 dolarlık ihracat yapıldı. Hedefimiz, Burdur ve ülkemizin kalkınması yolundaki en büyük ihtiyaçlardan biri olan ihracatın sürdürülebilir olması ve artırılmasıdır’’ dedi.</p>
<p>BUTSO üyelerinin değişime ayak uydurabilmeleri için ihtiyaç duydukları yenilikçi bilgilere ulaşmasına, ara eleman ihtiyacının karşılanmasına ve yeni nesil ihracatçıların yetiştirilmesine rehberlik ettiklerini anlatan Keyik, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’50’den fazla ülkeye ihracat yapan bir il olarak Burdur’da 2026 yılı hedeflerimize katkı sağlamak için var gücümüzle çalışıp, tüm deneyim ve olanaklarımızı ilimizin ihracatçılarının gelişimi ve dış ticaretteki süreklilik için seferber etmektedir. Küresel ekonomideki finansal dalgalanmalardan, akaryakıt, altın ve döviz kurlarındaki değişimlerden, girdi- üretim maliyetlerindeki stabil olmayan durumlardan ve bazı ülkelerin yaşadıkları savaş ve ekonomik çıkmazlardan kaynaklanan tüm zorluklara rağmen 2026 yılı haziran ayı ihracatımız yüzde 75 gibi rekor bir artışla gerçekleşti. Zorlu koşullarda ulaştığımız bu rakam gelecek aylardaki ve yıllardaki hedeflerimiz için bizlere güç verdi. İnanıyorum ki hep birlikte önemli başarılara imza atacağız ve ihracatımızı arttırarak ülkemize ve bölgemize katma değer sağlamaya devam edeceğiz.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/burdurun-ihracati-yuzde-75-ile-rekor-kirdi-82748</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/8/1280x720/burdur-ihracatta-yuzde-75-ile-rekor-kirdi-1783493686.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Burdur&#039;un ihracatı yüzde 75,7 ile rekor kırdı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/-82794</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kocaeli Büyükşehir&#039;den Tarımsal Ürün Depolama ve Değerlendirme Merkezi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Kandıra'da üreticilerin yıllardır yaşadığı depolama ve kurutma sorununa çözüm olacak Tarımsal Ürün Depolama ve Değerlendirme Merkezi'nin hasat sezonu öncesi hizmete hazır hale getirildiğini bildirdi.</p>
<p>Çalköy'de inşa edilen tesisin tanıtımı, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Tahir Büyükakın'ın katılımıyla gerçekleştirildi. Yapılan açıklamaya göre, özellikle fındık ve mısır üreticilerinin hasat döneminde yaşadığı depolama sorununu ortadan kaldıracak tesis, üreticilerin ürünlerini sağlıklı koşullarda muhafaza ederek değer kaybını önleyecek. Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçirilen yatırımın, üreticiye yalnızca depolama imkânı değil, ürününü doğru zamanda ve değerinde pazarlayabileceği önemli bir güvence de sağlayacağı belirtildi. Toplam 2 bin 98 metrekare kapalı alana sahip Tarımsal Ürün Depolama ve Değerlendirme Merkezi, 1.110, 660 ve 328 metrekare olmak üzere üç ayrı bölümden oluşuyor. Üreticilerin ihtiyaçları dikkate alınarak planlanan tesiste, Toprak Mahsulleri Ofisi tarafından buğday, arpa, mısır ve fındık alımlarının gerçekleştirileceği, böylece ürünlerin modern ve güvenli şartlarda teslim edebileceği ifade edildi.</p>
<p>Tarımsal Ürün Depolama ve Değerlendirme Merkezi'nin tanıtım törenine Başkan Büyükakın’ın yanı sıra, AK Parti Kocaeli Milletvekili Radiye Sezer Katırcıoğlu, Kandıra Kaymakamı Ömer Lütfi Yaran, Kandıra Belediye Başkanı Erol Ölmez, MHP Kocaeli İl Başkanı Enes Emengen, AK Parti Kandıra İlçe Başkanı Sertan Kulaç, Kocaeli İl Tarım ve Orman Müdürü Ali Nuri Özerdem, Toprak Mahsulleri Ofisi Kocaeli Başmüdürü Serkan Karakuş, Kandıra Ziraat Odası Başkanı Erdal Çetin'in yanı sıra ziraat odaları, kooperatif ve birliklerin başkanları, muhtarlar, çiftçiler ve çok sayıda vatandaş katıldı.</p>
<h2>“Yaklaşık 1,5 milyar liralık yatırım gerçekleştirdik”</h2>
<p>Tanıtım programında göreve geldikleri günden bu yana üreticiyi güçlendiren projeleri hayata geçirdiklerini belirterek, bunların tarımsal kalkınmanın geleceği açısından büyük önem taşıdığını söyleyen. Büyükakın, “Son 7 yılda tarımla ilgili 98 projeyi hayata geçirdik. Yaklaşık 1,5 milyar liralık yatırım gerçekleştirdik. Bu yatırımlar sayesinde üreticimizin maliyetini azaltıyor, gelirini artırıyoruz. Biz destek vereceğiz, çiftçi kazanacak” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/07/08/1-lmh7.jpg" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p>Yeni tesisin de bölge için çok önemli olduğunun altını çizen Büyükakın, "Bu tesis sadece bir depo değil. Çiftçimizin emeğini koruyacak, ürününü değerinde satmasına katkı sağlayacak önemli bir yatırım. Burada çok ciddi bir yatırım var ve çok sayıda iş üretiliyor. Para, çiftçimizin cebinde kalacak. Nakliye maliyetinden dolayı çoğu zaman çiftçimiz Kaynarca’ya gitmiyordu; aradaki fark cebinden çıkıyordu. Şimdi kendi cebinde kalacak. Tesiste mısır ve fındık kurutma makinesi de var” bilgilerini verdi.</p>
<h2>"Üretimin yalnızca hasatla sınırlı kalmamalı"</h2>
<p>Üretimin yalnızca hasatla sınırlı kalmaması gerektiğini vurgulayan Büyükakın, tarımsal ürünlerin işlenmesi ve markalaştırılmasının üreticiye daha fazla kazanç sağlayacağını ifade etti. Kandıra'nın güçlü tarımsal potansiyeline dikkat çeken Büyükakın, "Fındığı sadece üretmek yetmez, onu işleyip katma değer oluşturmalıyız. Manda yoğurdumuz var, bunu güçlü bir marka haline getirebiliriz. Çiftçimizin tek başına yapmasının zor olduğu bu çalışmalarda belediye olarak üzerimize düşeni yapacağız. Katma değeri artıracak işleri birlikte başaracağız. Üreticimizin daha fazla kazanması için her türlü desteği vermeye devam edeceğiz” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/-82794</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/9/4/1280x720/kocaeli-buyuksehir-belediyesinden-tarimsal-uretime-guc-katacak-yeni-merkez-1783543814.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Tarımsal Ürün Depolama ve Değerlendirme Merkezi&#039;ni tanıttı. Toprak Mahsulleri Ofisi&#039;nin alım yapacağı tesiste ürünlerin modern koşullarda muhafaza edileceği, kurutulacak ve üreticilerin ürünlerini değerinde pazarlamasına katkı sağlanacağı belirtildi. Başkan Tahir Büyükakın, son 7 yılda tarıma yönelik 98 projeye yaklaşık 1,5 milyar liralık yatırım yaptıklarını belirterek, üreticiyi desteklemeye devam edeceklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/istanbul-insaat-dunyasindan-diyarbakira-yatirim-82747</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstanbul inşaat dünyasından Diyarbakır’a yatırım ziyareti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MAHİR SOLMAZ/DİYARBAKIR</strong></p>
<p>İstanbul'da inşaat sektöründe faaliyet gösteren ve büyük bölümü Doğu ile Güneydoğu Anadolu kökenli iş insanlarından oluşan Dostlar Grubu, yatırım fırsatlarını yerinde incelemek amacıyla PERA Kalıp-İskele firmasının ev sahipliğinde Diyarbakır'da kapsamlı bir ziyaret programı gerçekleştirdi. Bölgenin üretim, istihdam ve kalkınma potansiyelini yakından görmek isteyen heyet, ziyaret kapsamında Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesi'nde faaliyet gösteren PERA İskele ve Kalıp Sistemleri'nin üretim tesislerinde incelemelerde bulundu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4df5247ebb8-1783493924.jpg" alt="" width="700" height="700" />İstanbul'da 25 yılı aşkın süredir inşaat sektöründe faaliyet gösteren iş insanları, gerçekleştirdikleri teknik incelemeler ve görüşmeler sonucunda Diyarbakır'ın yatırım açısından son yıllarda yakaladığı gelişim ivmesinden büyük memnuniyet duyduklarını ifade etti. Heyet, geçmiş yıllarda bölgeye ilişkin oluşan birçok önyargının artık geride kaldığını, Diyarbakır'ın üretim ve sanayi yatırımları açısından Türkiye'nin yükselen merkezlerinden biri haline geldiğini vurguladı.</p>
<p>Ziyarete, AK Parti İstanbul Milletvekili ve iş insanı Seyithan İzsiz, iş insanları Fevzi Donat, Sadullah Eravcı, Kemal Ayaz, Muharrem Ercan, Cengiz Gelal, Fikret Aygün, Sait Akgün Orhan Öztürk ile çok sayıda sivil toplum kuruluşu temsilcisi, katıldı.</p>
<p>İş insanları, PERA Kalıp-İskele Yönetim Kurulu Başkanı Kamuran Denizci'nin, yıllar içerisinde İstanbul'da edindiği bilgi birikimi ve sanayi tecrübesini doğup büyüdüğü topraklara taşımasının örnek bir girişimcilik modeli olduğunu ifade ederek, bu yatırım anlayışının kendilerine ilham verdiğini söyledi. Bölgenin kalkınmasının ancak üretim yapan, istihdam oluşturan ve katma değer sağlayan yatırımlarla mümkün olacağına dikkat çeken heyet üyeleri, Kamuran Denizci'nin ortaya koyduğu vizyonun birçok yatırımcı için cesaret verici bir örnek olduğunu vurguladı.</p>
<p>Heyet adına yapılan değerlendirmede, İstanbul'daki birçok müteahhit ve yatırımcının artık Diyarbakır'ı yalnızca bir pazar değil, aynı zamanda güçlü bir üretim ve yatırım merkezi olarak gördüğü ifade edildi. Özellikle inşaat, tarım, hayvancılık ve sanayi alanlarında önemli yatırım fırsatlarının bulunduğu belirtilirken, bölgenin kalkınmasında öncelikle bölge insanının sorumluluk üstlenmesi gerektiğine dikkat çekildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4df53462e09-1783493940.jpg" alt="" width="700" height="700" />Türkiye'de kalıcı huzur ve güven ortamının yatırımın temel şartı olduğuna işaret eden heyet, Orta Doğu'da yaşanan gelişmelerin de bölgenin ekonomik geleceği açısından önemli fırsatlar sunduğunu belirtti. Açıklamada, "Dostlar Grubu olarak bölgemizde öncü rol üstlenmek istiyoruz. Avrupa başta olmak üzere bu coğrafyaya yatırım yapmayı bekleyen çok sayıda yatırımcı bulunuyor. Oluşacak güven ortamıyla birlikte Diyarbakır ve çevresinin çok daha büyük yatırımlara ev sahipliği yapacağına inanıyoruz. Hedefimiz; üretime, istihdama ve bölgesel kalkınmaya katkı sağlayacak kalıcı projeleri hayata geçirmektir." ifadelerine yer verildi.</p>
<p>PERA Kalıp-İskele Yönetim Kurulu Başkanı Kamuran Denizci ise, böylesine değerli bir iş insanları heyetini Diyarbakır'da ağırlamaktan büyük memnuniyet duyduklarını belirterek, "Doğup büyüdüğümüz topraklara yatırım yapmak bizim için sadece ekonomik bir tercih değil, aynı zamanda bir vefa borcudur. İstanbul'da kazandığımız tecrübeyi memleketimizle buluşturmanın gururunu yaşıyoruz. Bölgemize yatırım yapmayı düşünen her girişimcinin yanında olmaya ve bilgi birikimimizi paylaşmaya devam edeceğiz." dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/istanbul-insaat-dunyasindan-diyarbakira-yatirim-82747</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/7/1280x720/565-1783493914.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul&#039;da inşaat sektöründe faaliyet gösteren iş insanlarından oluşan heyet, yatırım fırsatlarını yerinde incelemek amacıyla Diyarbakır&#039;ı ziyaret etti. Heyet tarafından yapılan açıklamada, &quot;Dostlar Grubu olarak bölgemizde öncü rol üstlenmek istiyoruz. Avrupa başta olmak üzere bu coğrafyaya yatırım yapmayı bekleyen çok sayıda yatırımcı bulunuyor. Oluşacak güven ortamıyla birlikte Diyarbakır ve çevresinin çok daha büyük yatırımlara ev sahipliği yapacağına inanıyoruz. Hedefimiz; üretime, istihdama ve bölgesel kalkınmaya katkı sağlayacak kalıcı projeleri hayata geçirmektir.&quot; denildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/burdurda-gida-fiyatlari-haziranda-yuzde-106-artti-82746</guid>
            <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Burdur’da gıda fiyatları haziranda yüzde 1 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURDUR</strong></p>
<p>Burdur Ticaret Borsası tarafından hazırlanan haziran ayı Yerel Tüketici Gıda Fiyat Endeksi açıklandı. Buna göre, Haziran ayında gıda fiyatları yüzde 1,06 oranında artarken, bir önceki yılın Aralık ayı sonuna göre Burdur’da gıda fiyatları yüzde 13,02 arttığı tespit edildi. Bir önceki yılın aynı ayına göre gıda fiyatları yüzde 37,03 artış gösterdi.</p>
<p>Haziran ayında gıda fiyatlarında en dikkat çekici artış unlu mamuller grubunda yaşandı. Bir önceki aya göre unlu mamullerde yüzde 4,99, et ve et ürünlerinde yüzde 2,31, bakliyat ve yağ grubunda yüzde 2,42, ambalajlı gıda ürünlerinde yüzde 1,65 artış gerçekleşti. Aynı dönemde kuruyemiş grubunda yüzde 1,11 düşüş yaşanırken, meyve-sebze, süt ve süt ürünleri ile su ürünleri gruplarında ise bir önceki aya göre herhangi bir değişim yaşanmadı.</p>
<p>Endekse göre, 2025 yılının Aralık ayına göre genel fiyat değişimlerinde yüzde 13,02 artış hesaplanırken, grup bazında en yüksek artış yüzde 17,13 ile süt ve süt ürünleri grubunda gerçekleşti. Bu grubu yüzde 15,66 ile et ve et ürünleri, yüzde 15,35 ile meyve-sebze, yüzde 12,62 ile bakliyat ve yağ, yüzde 12,54 ile ambalajlı gıda ürünleri izledi. Aynı dönemde unlu mamullerde yüzde 12,08, kuruyemişte yüzde 8,04 ve su ürünlerinde yüzde 6,06 oranında fiyat artışı kaydedildi.</p>
<p>Son 12 aylık değişim e göre de Burdur'da gıda fiyatları bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 37,03 arttı. Yıllık en yüksek fiyat artışı yüzde 46,08 ile ambalajlı gıda ürünlerinde gerçekleşti. Kuruyemişte yüzde 41,60, bakliyat ve yağ grubunda yüzde 38,23, et ve et ürünlerinde yüzde 35,35, süt ve süt ürünlerinde yüzde 30,60, meyve-sebzede yüzde 30,27, su ürünlerinde yüzde 29,63 ve unlu mamullerde yüzde 28,22 artış kaydedildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/burdurda-gida-fiyatlari-haziranda-yuzde-106-artti-82746</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/market-alisveris-enflasyon.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Burdur’da haziran ayında gıda fiyatlarının yüzde 1,06 oranında arttığı belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kayseri-sivas-ve-nevsehirde-adaylar-oda-secimleri-icin-start-verdi-82709</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 20:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kayseri, Sivas ve Nevşehir’de adaylar oda seçimleri için start verdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu hafta sizlerle çalışma alanım olan üç şehirde, yaklaşan oda borsa seçimleri için mevcut durumu ve resmi olarak adaylıklarını açıklayan isimleri paylaşmak istiyorum.</p>
<p>Geçtiğimiz hafta önce Kayseri Sanayi Odası (KAYSO), ardından da Kayseri Ticaret Odası (KTO) meclis toplantılarını gerçekleştirdi. KAYSO Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Büyüksimitci ve KTO Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, mecliste yaptıkları konuşmada yaklaşan oda seçimlerinde tekrar aday olduklarını kamuoyu ile paylaştı. Ardından da Kayseri Ticaret Borsası (KTB) Yönetim Kurulu Başkanı Recep Bağlamış, paylaştığı basın bülteniyle yeniden aday olduğunu duyurdu. </p>
<p>Nevşehir’de ise Nevşehir Ticaret ve Sanayi Odası (NTSO) Yönetim Kurulu Başkanı M. Arif Parmaksız yeni dönem için aday olmayacağını açıkladı. Şu anda Nevşehir iş dünyasından üç isim NTSO yönetimine aday. Ertaş Grup’tan Mustafa Ertaş, Nevsac Boru’dan Mehmet Ali Öbekli ve Babaoğlu Elektrik’ten Yüksel Babaoğlu seçim için saha çalışmalarını sürdürüyorlar.  </p>
<p>Sivas’ta ise Sivas Ticaret ve Sanayi Odası (STSO) Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Özdemir, gelecek dönem için de yeniden aday. Ayrıca Sivas TSO’da geçmiş dönem başkanlık koltuğunda da oturan, şu anda ise meclis üyesi olarak yine oda çatısı altında çalışmalarda bulunan Mustafa Eken’de yeni dönem için aday olduğunu duyurdu.</p>
<p>Üç şehirdeki oda borsa seçimlerinden bahsetmişken, geçtiğimiz haftalarda Sivas’tan yaptığım bir haberden de kısa bir hatırlatma yapmak istiyorum. Sivas OSB Sanayicileri Derneği (SOSAD) Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Timuçin, büyükşehir dışında kalan illerde ayrı bir sanayi odası olmadan sanayi ve ticaret odası olarak tek çatıda yürütülen faaliyetlerde sanayicilerin yeterince sesini duyuramadığını belirtmişti. TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’na da şu sözlerle çağrıda bulunmuştu: “Mevcut ticaret ve sanayi odası yapıları içinde sanayicilerin temsili ne yazık ki oldukça sınırlı. Binlerce kişiye istihdam sağlayan, üretim ve ihracat yapan büyük ölçekli sanayi kuruluşlarının meclis temsili, çoğu zaman birkaç üyeyi geçmiyor. Buna karşılık, çok daha küçük ölçekli işletmelerle aynı düzeyde temsil edilmeleri, temsilde adalet ilkesini zedeleyen ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Bu konuda irade gösterilmesi ve gerekli teşviklerin sağlanması artık bir zorunluluk haline geldi.”  </p>
<p><strong>Bölge turizmi uluslararası düğün organizasyonları ile çeşitlenebilir</strong></p>
<p>Odalardaki seçim süreciyle beraber sizlere aktarmak istediğim farklı konularda var. Tüm Etkinlik Sektörü İşveren Sendikası olan Etkinlik- Sen Genel Başkanı Ali Koray Özandaç ve ekibiyle birlikte Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç’ı ziyaret ettik. Özandaç, hayata geçirebilecekleri projelerle ilgili hazırladığı dosya üzerine Başkan Büyükkılıç ile istişarelerde bulundu. Benim adıma dosyadaki en dikkat çekici madde “uluslararası düğün organizasyonları” oldu. Bu alanda oluşturulacak bir yapıyla bölgenin turizm gelirleri ciddi artış gösterecektir.</p>
<p>Diğer taraftan cumartesi günü Kumsmall AVM’de 24 yeni mağaza açıldı. Açılışa Kayseri Mobilyacılar Odası ve Kumsmall AVM Yönetim Kurulu Başkanı, aynı zamanda Türkiye Ağaç İşleri Esnaf ve Sanatkârları Federasyonu Başkanvekili Ercan Sarıkaya ile birlikte AK Parti Genel Başkan Vekili Mustafa Elitaş, Kayseri Valisi Gökmen Çiçek ve çok sayıda isim katıldı.</p>
<p>Reel sektördeki sıkıntıları görmekle beraber, turizm ve hizmet tarafında ise bölgede büyük bir potansiyel var. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kayseri-sivas-ve-nevsehirde-adaylar-oda-secimleri-icin-start-verdi-82709</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayseri, Sivas ve Nevşehir’de adaylar oda seçimleri için start verdi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/erdogan-trump-ile-bir-araya-geldi-5-ucagin-da-sozunu-aldik-82703</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 17:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Erdoğan, Trump ile bir araya geldi: 5 uçağın sözünü aldık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NATO Zirvesi kapsamında Türkiye'ye resmi ziyarette bulunan ABD Başkanı Donald Trump ile Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde bir araya geldi.</p>
<p>Basın mensuplarına açıklamada bulunan ve soruları yanıtlayan Erdoğan, "Dostumla Ankara'da bir arada olmak bizlere ayrı bir güç katmıştır. Kendilerine hoş geldiniz diyorum." ifadesini kullandı.</p>
<p>Bu ziyaretin önemli olduğunu özellikle ifade etmek istediğini vurgulayan Erdoğan, "NATO Liderler Zirvesi'nin bugün Ankara'da yapılıyor olması ve tüm liderlerin şu anda ülkemizde bir araya gelmesi, yarın değerli dostum Sayın Trump'la birlikte olması bizlere ayrı bir güç katacaktır. Kendilerine tekrar hoş geldiniz diyorum." diye konuştu.</p>
<p><strong>İran-ABD müzakere süreci</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir gazetecinin, "İran'daki savaşın sona erdirilmesi için çaba sarf ettiniz. Müzakere süreci devam ediyor, ancak nihai anlaşma olmadı. Bundan sonraki süreçte müzakere sürecinin olumlu neticelenmesi için Türkiye nasıl adım atacak?" sorusunu şöyle yanıtladı:</p>
<p>"Bu süreçte, yine aynı şekilde bizler, İran-Amerika ilişkilerini nasıl bir düzleme kavuştururuz onun gayreti içerisindeyiz. Elimizden geleni yapmak suretiyle dünya barışına bir adım atalım diye gerek şahsım gerek arkadaşlarım hep birlikte çalışıyoruz, çalışacağız."</p>
<p><strong>Gazze'deki ateşkes ihlalleri</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Gazze'de 80 bine yakın insan hayatını kaybetti. Çok büyük bir yıkım var. Ateşkes sağlandı ama yer yer ihlaller devam ediyor. İhlallerin önlenmesi ve insani yardımların Gazze'ye girmesi ve Gazze'nin yeniden inşası için ortak atılabilecek adımları değerlendirecek misiniz?" sorusu üzerine, şunları söyledi:</p>
<p>"Gazze konusunda, tabii değerli dostumla bunları da konuşarak özellikle bu bölgedeki barışı sağlamak için bu Liderler Zirvesi'ni çok çok önemsiyoruz. Bu Liderler Zirvesi'nden aynı şekilde bir kararın çıkmasını da hayra yorumluyoruz. Bunun olabileceğine de ihtimal veriyorum."</p>
<p><strong>"Sayın Trump her zaman sözünün arkasındadır"</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, F-35, KAAN savaş uçaklarının motorlarının teslimatıyla ilgili bir soruya, şu yanıtı verdi:</p>
<p>"F-35 konusu bizim için yeni bir konu değil. Bunu Amerika ile daha önce de görüştük. Biz 5 uçağın da sözünü aldık. Sayın Trump'ın bu konuda bize ayrıca sözü var. Şimdi Liderler Zirvesi'nde yapacağımız görüşmelerde F-35 ile ilgili kendilerinden bu daha önce aldığımız sözün geleceğe yönelik olumlu şekilde test ettiğimizi biliyorum. Sayın Trump her zaman sözünün arkasındadır. Burada yine F-35 konusunda bu Liderler Zirvesi'nden hayırlı bir karar çıkacağına inanıyorum."</p>
<p><strong>"Rusya-Ukrayna arasındaki gelişmeleri görüşeceğiz"</strong></p>
<p>Küresel sisteme dair eleştirilerinin hatırlatılıp bu konuda ABD ile ortak bir adımın atılmasının söz konusu olup olmadığı sorusuna Erdoğan, "NATO'da iki önemli ülke olarak bizler, bu Liderler Zirvesi'nde de dayanışma içerisinde güçlü bir çıkışı sağlayacağız, bunu da başaracağımıza inanıyorum." karşılığını verdi.</p>
<p>Arabuluculuk çalışmaları anımsatılıp Rusya-Ukrayna Savaşı'nın sonlanmasıyla ilgili hangi aşamada olunduğunun sorulması üzerine Erdoğan, "Biz Rusya-Ukrayna arasındaki bu gelişmeleri de yine değerli dostumla burada görüşeceğiz. Ona göre de adımları atacağız." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"Bize verdiği müjdeyi, burada tekrar edecektir"</strong></p>
<p>"F-35 ve KAAN savaş uçaklarının motorlarının teslimi konusunda görüşmeden bir sonuç bekleyebilir miyiz?" sorusunu Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle yanıtladı:</p>
<p>"Ben bunu daha önce değerli dostumla görüştüm ve KAAN ile ilgili, onun motorları noktasında bu Liderler Zirvesi'nde değerli dostumla tekrar görüşeceğiz. İnanıyorum ki bize verdiği müjdeyi, burada da tekrar edecektir. Bu müjdeyle de herhalde Liderler Zirvesi'nde kendisine teşekkür edeceğiz."</p>
<p><strong>Trump: Yaptırımları kaldırabileceğimizi söyleyebilirim</strong></p>
<p>Trump da, "Herkesin bildiği gibi, bu konu hakkında pek çok haber yapıldı. Biz çok iyi arkadaşız." dedi.</p>
<p>Trump, böylesine güzel bir havalimanı görmenin "çok güzel" olduğunu dile getirerek "Havalimanı gerçekten çok güzel. Havalimanına giden yollar yepyeni ve çok güzeldi." şeklinde konuştu.</p>
<p>ABD Başkanı Trump, Türkiye'nin, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliğinde askeri açıdan çok güçlü bir ülke olduğunun bilindiğini vurgulayarak, "Çok sayıda teçhizatımıza sahipler ve çok sayıda harika askerleri var. Türkiye hafife alınmaması gereken bir ülke. En güzel yanı ise aramızdaki ilişkiler sayesinde her şeyin çok iyi gitmiş olması." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Başından beri Cumhurbaşkanı Erdoğan ile "güzel kimyaları" ve "harika ilişkileri" olduğuna dikkati çeken Trump, görüşmelerinde ticareti, askeri meseleleri ve İran dahil olmak üzere pek çok konuyu ele alacaklarını dile getirdi.</p>
<p>Trump, Türkiye ile çok yoğun ticaret ve harika üretim yaptıklarını, bu durumun iki ülke üzerinde çok büyük bir etki yarattığını dile getirerek, "Dolayısıyla bu kesinlikle dikkate alacağımız bir konu. Bu harika bir uçak, en iyisi, şu anda açık ara en iyi uçak ve bu kesinlikle dikkate alacağımız bir seçenek." dedi.</p>
<p><strong>"Türkiye ile daha iyi bir ilişkimiz var"</strong></p>
<p>F-35 savaş uçakları konusundaki bir soruya Trump, Türkiye ile ilişkilerinin çok iyi olduğunu belirterek şunları kaydetti:</p>
<p>"Sanırım pek çok kişi, size şunu söyleyebilirim ki pek çok kişi, burada oturanlar da dahil olmak üzere, 'Neden bunu yapmayalım ki?' diye düşünüyor. Türkiye ile daha iyi bir ilişkimiz var. Türkiye, vefalı olacağını düşündüğümüz diğer ortaklardan pek çok açıdan çok daha vefakar davrandı. Bu yüzden bu kesinlikle dikkate alınması gereken bir konu. Bu harika bir uçak, en iyisi, şu anda açık ara en iyi uçak ve kesinlikle dikkate alacağımız bir seçenek."</p>
<p>Trump, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın NATO zirvesi için elinden geleni yapmasından ötürü buna katılmak zorunda hissettiğini belirterek "Türkiye'ye ya da başka herhangi bir yere gelmek büyük bir olay." şeklinde konuştu.</p>
<p>ABD'nin ekonomik faaliyetlerinden de bahseden Trump, ticaret konusunda bazı ülkelerle "harika ilişkilere" sahip olduklarının, Türkiye'nin de bunlardan biri olduğunun altını çizdi.</p>
<p>Trump, Türkiye'nin ABD'den aldığı uçakların motorlarının bakımını yapma konusunda "yükümlülükleri olduğunu" söyleyerek, bu konuyla ilgileneceğini belirtti.</p>
<p>Türkiye'nin ABD için "harika bir müttefik" olduğunu dile getiren Trump, ABD/İsrail-İran Savaşı'na ilişkin şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye, diğer tarafta yer alabilirdi; İran'ı çok iyi tanıyorlar ve İran'la ilgili sorunların farkındalar, ancak (Türkiye) ve diğer birkaç ülke yardım konusunda çok önemli rol oynadı. Çatışmaya girebilirlerdi; kimilerinin İsrail ile ilişkilerinden bahsettiğini duyuyorum. Çatışmaya girmiş olabilirlerdi. Askeri açıdan çok güçlü bir ülkeler. Ama bunu yapmadılar. Bu çatışmaya diğer tarafta katılabilirlerdi ama belki de benim sayemde yapmadılar."</p>
<p>Trump, Türkiye'nin "çok iyi" bir ulus olduğunu yineleyerek, "İlişkimiz açısından, İran ile savaşı sona erdirmeye çalışmak da dahil olmak üzere pek çok açıdan olağanüstü bir tutum sergilediler." dedi.</p>
<p><strong>⁠"Putin, Erdoğan'a çok saygı duyuyor"</strong></p>
<p>Trump, dün Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ardından Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile görüştüğünü belirterek, ikisinin de anlaşmaya varmak istediğine inandığını söyledi.</p>
<p>Putin'in Erdoğan'a "çok saygı duyduğunu" vurgulayan Trump, "Bu kadar uzun sürmesi çok yazık, ama sanırım bir şeyler ortaya çıkacak ve Cumhurbaşkanı da bu konuda bize yardımcı oluyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Trump, Putin ile görüşmesinin çok iyi geçtiğini kaydederek, bu konunun "yakın zamanda" çözüme kavuşmasını beklediğini ifade etti.</p>
<p>Rusya-Ukrayna Savaşı'nın ABD'den çok Avrupa'nın sorunu olduğunu, sadece hayat kurtarmak istediğini belirten Trump, "Bu konuyu çözeceğiz, Cumhurbaşkanı Erdoğan, İran konusunda yardım ettiği gibi bunu çözme konusunda da bize yardım ediyor." şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>"Dostlarımıza yaptırım uygulamak istemiyoruz"</strong></p>
<p>Trump, Türkiye'nin, "ABD'nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası" (CAATSA) yaptırımlarının dışına çıkarılması konusunda ilgili bakanlarla çalışmalar yürüttüklerini belirterek, "Dostlarımıza yaptırım uygulamak istemiyoruz. Durum çok basit. Yaptırım uygulayabileceğimiz pek çok kişi var ve uyguluyoruz da. Dostlarımıza yaptırım uygulamak istemiyoruz." dedi.</p>
<p>Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile de çok iyi ilişkileri olduğunu vurgulayan Trump, bir buçuk yıl gibi bir sürede "tüm ülkeyi bir araya getirerek harika iş çıkardığı" değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>İtalya Başbakanı Giorgia Meloni hakkında "Uzaklaştırma kararı gerekiyor." dediği sosyal medya paylaşımına ilişkin soru sorulan Trump, ilişkilerinin halihazırda kötü olduğunu ve İtalya'nın ABD'ye İran ve Hürmüz Boğazı konusunda yardım etmeyi reddetmesiyle daha kötüye gittiğini söyledi.</p>
<p>Trump, Grönland'ın ise Danimarka değil ABD tarafından kontrol edilmesi gerektiğini savunarak sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Onlar buna razı olmazlarsa, Rusya konusunda onlara yardım etmek için harcadığımız ve harcamak zorunda olmadığımız onca paraya rağmen, tüm askerlerimizi Avrupa'dan çekebiliriz; çünkü, muhtemelen fark etmişsinizdir ki Avrupa 20 yıl öncesine kıyasla çok farklı bir yer haline geldi, çok ama çok farklı. Göç ve enerji konularında dikkatli olmaları gerekiyor. Eğer bu iki konuda dikkatli olmazlarsa, artık bir Avrupa kalmayacak."</p>
<p>Erdoğan'a, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve MİT Başkanı İbrahim Kalın eşlik etti.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Trump, daha sonra baş başa görüşmeye geçti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/erdogan-trump-ile-bir-araya-geldi-5-ucagin-da-sozunu-aldik-82703</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/3/1280x720/erdogan-trump-1783435426.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD Başkanı Trump ile bir araya gelen Cumhurbaşkanı Erdoğan, &quot;F-35 konusu bizim için yeni bir konu değil. Bunu Amerika ile daha önce de görüştük. Biz 5 uçağın da sözünü aldık. Sayın Trump&#039;ın bu konuda bize ayrıca sözü var. Şimdi Liderler Zirvesi&#039;nde yapacağımız görüşmelerde F-35 ile ilgili kendilerinden daha önce aldığımız sözün geleceğe yönelik olumlu şekilde test ettiğimizi biliyorum.&quot; ifadelerini kullandı. Trump da CAATSA yaptırımları hakkında, &quot;Yaptırımları kaldırabileceğimizi söyleyebilirim.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/akil-sagligi-82691</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 15:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akıl sağlığı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><em>“Katlanmak zorunda olduğum tüm kederin üçte biri kaçınılmazdır. Bu, insanlık durumunun doğasında var olan; hisseden ve öz bilince sahip organizmalar olmanın, özgürlüğe talipken doğa yasalarına tabi kalmanın ve esenliğimize bütünüyle kayıtsız bir dünyada, geri döndürülemez bir zaman akışı içinde, çöküşe ve ölümün kesinliğine doğru yürümeye devam etme zorunluluğunun bedeli olan o kederdir.”</em></p>
<p style="text-align: center;"><strong>-Aldous Huxley, Island</strong></p>
<p><em>“Sıradan bir insan artık kahramanlıklarını inandırıcı bir şekilde sergileyemediğinde ya da kendi kendisinin kahramanı olamayışını gizleyemediğinde, depresyonun başarısızlığına ve onun o korkunç suçluluk duygusuna saplanıp kalır… İnsan, kendi küçüklüğünü mümkün olan en geniş ölçekte bir anlamlılığa dönüştüremediği sürece, bu küçüklüğe katlanamaz.”</em></p>
<p style="text-align: center;"><strong>-Ernest Becker, The Denial of Death</strong></p>
<p><em>“Düşünen bir insan için en ciddi akıl hastalığı, kim olduğundan emin olamamaktır.”</em></p>
<p style="text-align: center;"><strong>-Benoit B. Mandelbrot, The Fractalist: Memoir of a Scientific Maverick</strong></p>
<p>Acı çektiğimizde, sıkıntımızın kaynağının hayat hikâyemizde yattığına inanmak yaygın bir durum olarak karşımıza çıkar. Çocukluk yaraları, yıkıcı alışkanlıklar, çözülmemiş çatışmalar, pişmanlıklar veya acı verici anılar, kederimizden sorumlu tuttuğumuz başlıca etkenler arasında yer alır. Oysa yaşanan acıların bir kısmı geçmişteki olaylardan değil; insanın varoluşsal doğasında yer alan temel sorunlarla barışamama ve bu sorunlarla cesurca yüzleşememe halinden kaynaklanır.</p>
<p>Piyasalarda da durum benzerdir, bazen her şeyi doğru yapsanız dahi zarar edebilirsiniz. Kendinizi, başkalarını suçlayabilir ve çaresiz hissedebilirsiniz ama bu piyasaların doğasında var ve her yatırımcının yüzleşmesi gereken bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p>Hem küresel hem de yerel piyasa görünümüne ilişkin taktiksel açıdan iyimser duruşumuzu koruyoruz.</p>
<p>Geçtiğimiz hafta birkaç haftalık bir fırsat penceresi gördüğümüzü ve zirvelerin tekrar test edilebileceğini ifade etmiştik. Nitekim, eşit ağırlıklı S&amp;P 500 (SPW), Russell 2000 ve Dow endekslerinin tamamı yeni zirveleri gördü. Yurt içi piyasalar olumlu seyretse de ABD borsalarının gerisinde kaldı. Ayrıca, ABD’de daha önce işaret ettiğimiz mega-cap şirketlere rotasyon da oldu. Yarı iletkenler ve bellek sektörü değer kaybederken, mega sermayeli şirketler sert bir yükseliş kaydetti.</p>
<p>3. çeyrek, takvim açısından avantajlı bir şekilde açılıyor. 1964'ten bu yana, Temmuz ayı S&amp;P 500 için ortalama yüzde 0,8'lik bir kazanç sağladı. Bu, dört yaz ayının en güçlü getirisi olarak görülüyor.</p>
<p>Bu yıl ki durum daha da önemli çünkü Haziran ayı çeyrek sonuna doğru geriledi; bu dönemde emeklilik fonları ve dengeli stratejiler, tahvillere doğru yeniden dengelemek için hisse senetlerini satıyor. Bu satış baskısı, yeni çeyrek açıldığında genellikle ortadan kalkıyor. Haziran sonlarında kalan para, genellikle Temmuz ayının ilk iki haftasında geri dönüyor.</p>
<p>Ayrıca, kar büyüme tahminleri, en azından endeks düzeyinde iyimserliği güçlendiriyor. Temmuz ayında başlayacak olan ikinci çeyrek raporlama sezonu, S&amp;P 500 hisse başına kazanç (büyümesinin yıllık bazda yüzde 20'nin üzerinde olmasını, Finans ve Kamu Hizmetleri sektörleri hariç tutulduğunda ise yüzde 27'ye çıkmasını bekleyen tabandan yukarıya doğru bir konsensusla geliyor. Bunun güçlü bir rakam olduğunu söyleyebiliriz.</p>
<p>Mevsimsel olumlu rüzgâr ve yeniden dengelemenin tersine dönmesi, mevcut duruşumuzun Ağustos ayına kadar korunmasının makul olacağına işaret ediyor. Ağustos ayından Ekim ayına kadar olan zaman diliminin daha zorlu geçeceğini düşünüyoruz.</p>
<p>Türkiye’de Haziran ayı TÜFE verisi, ağırlıklı olarak enerji ve gıda fiyatlarının etkisiyle, yüzde 1 civarındaki piyasa beklentileriyle uyumlu şekilde aylık bazda yüzde 0,99'luk ılımlı bir artış kaydetti. Manşet TÜFE, Mayıs ayındaki yüzde 32,6 seviyesinden Haziran ayında yıllık bazda yüzde 32,11'e geriledi.</p>
<p>Enerji fiyatlarındaki seyir ve elverişli hava koşulları, akaryakıt ve gıda fiyatlarında düşüşe yol açtı. Bununla birlikte, B ve C grubu çekirdek enflasyon göstergelerinin aylık bazda sırasıyla yüzde 1,66 ve yüzde 1,46 oranında artmasıyla, çekirdek enflasyonun temel eğilimi Haziran ayında nispeten güçlü kalmaya devam etse de C endeksi beklentilerin altında geldi. Dolayısıyla enflasyon verilerinin olumsuz olmadığını düşünüyoruz.</p>
<p>Temmuz ve Ağustos aylarına ilişkin TÜFE görünümü, Haziran ayına kıyasla daha az olumlu sinyaller veriyor. Manşet TÜFE'nin Haziran ayı seviyesinin üzerine çıkması muhtemel görünüyor; bunda sağlık hizmetlerine yapılan zamlar, mevsimsel kira sözleşmesi yenileme döneminin başlamasıyla kiraların arttığına dair ilk işaretler ve gözlemler, turizm sezonunun zirve yapmasıyla restoran ve otel fiyatlarındaki artışlar ve daha sınırlı ölçüde de olsa otoyol ve köprü geçiş ücretlerine yapılan son zamlar etkili olabilir.</p>
<p>Yine de enflasyon görünümünün, TCMB'ye para politikasını gevşetme imkânı tanıması muhtemel olabilir. TCMB'nin Temmuz ayında bir hafta vadeli repo ihalelerine yeniden başlamasını ve böylece efektif fonlama faizini yüzde 40'tan yüzde 37'ye çekerek örtülü bir faiz indirimine gitmesini; ardından yıl sonuna kadar (muhtemelen Eylül ve Ekim aylarındaki toplantılarda olmak üzere) iki ayrı toplantıda bir hafta vadeli repo faizini 100 baz puan indirmesini bekliyoruz.</p>
<p>Hem yerel hem de küresel riskli varlıklara yönelik taktiksel olarak iyimser duruşumuzu koruyor, ancak rehavete kapılmıyoruz. Artan faiz indirimi beklentileri, gerileyen DXY ve petrol fiyatları, mevsimsel olumlu etkiler ve Türkiye'de yapılacak NATO zirvesi, mevcut iyimser pozisyonların Temmuz ayında da korunması gerektiğini destekleyen unsurlar olarak öne çıkıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/akil-sagligi-82691</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akıl sağlığı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakanlik-ambalajli-icecekler-icin-denetim-baslatti-82701</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakanlıktan ambalajlı içecekler için &#039;fahiş fiyat&#039; denetimi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, plastik, cam ve metal ambalajlı içeceklerde uygulanan depozito katılım payının güncellenmesinin ardından, bu ürünlerde haksız fiyat artışlarına karşı denetimlerin başlatıldığını duyurdu. </p>
<p>Bakanlığın sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, Türkiye'de geri dönüşümün desteklenmesi ve kaynakların verimli kullanılması amacıyla plastik, cam ve metal ambalajlı içeceklerde uygulanan depozito katılım payının güncellendiği belirtildi.</p>
<p>Güncellemenin ardından, bazı üretici ve satıcıların maliyet artışının üzerinde fiyat artışlarını tüketicilere yansıttığına işaret edilen paylaşımda, konunun Bakanlıkça incelemeye alındığı aktarıldı.</p>
<p>Paylaşımda, ulusal ve yerel marketlerle ilgili sektör temsilcilerinin, maliyet artışı dışında yapılacak fiyat yükselişlerinin, haksız fiyat uygulaması olarak değerlendirileceği konusunda uyarıldığı vurgulanarak, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Bakanlığımızca, ambalajlı su başta olmak üzere, ilgili içecek ürünlerinde üretici, tedarikçi ve perakende satış noktalarına yönelik denetimler başlatılmıştır. Maliyet artışını aşarak tüketiciyi mağdur eden her türlü fiyat artışı, haksız fiyat kapsamında değerlendirilecek ve gerekli idari yaptırımlar kararlılıkla uygulanacaktır. Çevre politikalarımızla uyum içinde, tüketicilerimizin haklarını, piyasa düzenini ve adil rekabet koşullarını korumak için gerekli tüm idari ve hukuki tedbirleri almaya devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakanlik-ambalajli-icecekler-icin-denetim-baslatti-82701</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/1/1280x720/geri-donusum-1783432156.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı açıklamasında, &quot;Ambalajlı su başta olmak üzere, ilgili içecek ürünlerinde üretici, tedarikçi ve perakende satış noktalarına yönelik denetimler başlatılmıştır.&quot; denildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolat-turkiye-natonun-ekonomik-dayanikliligina-katki-saglayan-baslica-ulkeler-arasinda-82695</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bolat: Türkiye, NATO&#039;nun ekonomik dayanıklılığına katkı sağlayan başlıca ülkeler arasında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Ankara'da düzenlenen 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi nedeniyle Türkiye-NATO ticari ve ekonomik ilişkilerine ilişkin yazılı açıklama yaptı.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde uygulanan üretim, yatırım, istihdam ve ihracat odaklı ekonomi politikalarıyla Türkiye'nin son çeyrek yüzyılda küresel ekonomi ve ticarette dikkate şayan bir başarı hikayesi yazdığına işaret eden Bolat, ülkenin jeo-stratejik konumunun yanında güçlenen ekonomisi, artan dış ticareti ve yükselen savunma sanayisiyle NATO müttefikleri arasında güçlü bir konumda olduğunu bildirdi.</p>
<p>Bolat, geçen yıl itibarıyla NATO ülkelerinin 59,2 trilyon dolarlık ekonomik büyüklükle dünyanın Gayri Safi Yurt İçi Hasılası (GSYH) içerisinde yüzde 50,1'lik bir paya sahip olduğunu ifade etti.</p>
<p>Türkiye'nin 2025 yılında cari fiyatlarla yaklaşık 1,6 trilyon dolarlık büyüklüğüyle NATO ülkeleri arasında en büyük 8. ekonomi konumunda yer aldığını vurgulayan Bolat, satın alma gücü paritesine göre de 3,8 trilyon dolarla söz konusu ülkeler arasında 5. sırada bulunduğunun altını çizdi.</p>
<p>Bolat, Türkiye'nin 2002-2025 döneminde NATO ülkeleri arasında gerek ekonomik büyüklük gerekse kişi başına gelir artışında ilk sıralarda yer aldığına dikkati çekerek, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Özellikle bu dönemde sergilediği yüksek büyüme performansıyla Türkiye, NATO ülkeleri arasında ekonomik büyüklüğünü en hızlı artıran ekonomilerden biri olmuş, üretim gücü, ihracat kapasitesi ve uluslararası ticaretteki etkinliğiyle küresel değer zincirlerindeki konumunu önemli ölçüde güçlendirmiştir. Türkiye'de 2002 yılında 238,7 milyar dolar olan GSYH, 2025 yılına gelindiğinde 6,7 katına çıkarak 1 trilyon 596,3 milyar dolara, kişi başına geliri ise 3 bin 616 dolardan 5,2 katına çıkarak 18 bin 40 dolara yükselmiştir. 2025 yılı itibarıyla 23 trilyon dolarlık dış ticaret hacmi ile NATO ülkeleri, dünya ticaret hacminde yüzde 44,7'lik bir paya sahiptir. Bu dönemde NATO ülkeleri, toplam ihracatlarının yüzde 60,7'sini ve toplam ithalatlarının yüzde 56,7'sini NATO üyesi ülkelerle gerçekleştirmiştir. Türkiye'nin geçen yıl söz konusu ülkelere ihracatı 150,3 milyar dolar, bu ülkelerden ithalatı ise 139,3 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmiştir. Böylece NATO ülkeleri ile dış ticaret hacmimiz 289,7 milyar dolara çıkmıştır, dış ticaretimiz 11 milyar dolar fazla vermiştir. NATO ülkelerinin toplam ihracatımızdaki payı yüzde 55,9, ithalatımızdaki payı ise yüzde 35,9 olarak gerçekleşmiştir."</p>
<p><strong>"Türkiye, NATO ülkeleriyle ilişkilerinde net yatırım alan ülke konumundadır"</strong></p>
<p>Bolat, geçen yıl itibarıyla Türkiye'nin NATO ülkelerindeki doğrudan yabancı yatırım stokunun 42,6 milyar dolar iken, bunların ülkedeki doğrudan yabancı yatırım stokunun ise 150,6 milyar dolar seviyesine çıktığını bildirdi.</p>
<p>NATO ülkelerinin Türkiye'deki doğrudan yabancı yatırım stokunun, Türkiye'nin doğrudan yabancı yatırım stokunun yüzde 67,5'ine karşılık geldiğini belirten Bolat, "Böylece Türkiye, NATO ülkeleriyle yatırım ilişkilerinde net yatırım alan ülke konumundadır. NATO ülkelerinin Türkiye'deki doğrudan yabancı yatırım stokunda Hollanda, Almanya, İspanya, Birleşik Krallık ve Fransa ilk sıralarda yer alan ülkelerdir." bilgisini verdi.</p>
<p>Bolat, NATO ülkelerinin 988 milyonluk nüfusuyla dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 12'sini oluştururken, 86,1 milyonluk nüfusuyla söz konusu ülkeler arasında ABD'den sonra ikinci sırada yer alan Türkiye'nin, NATO ülkeleri arasında genç ve nitelikli nüfusuyla öne çıktığına dikkati çekti.</p>
<p><strong>"Türkiye'nin savunma harcamaları geçen yıl 36,4 milyar dolara yükseldi"</strong></p>
<p>Türkiye'nin son çeyrek asırda üretim kapasitesini önemli ölçüde artırdığının altını çizen Bolat, otomotivden makineye, kimyadan elektroniğe, savunma ve havacılık sanayisinden yüksek teknolojili üretime kadar birçok alanda rekabet gücünü yükselterek küresel pazarlarda daha güçlü bir konuma ulaştığını vurguladı.</p>
<p>Bolat, geçen yıl NATO ülkelerinin toplam savunma sanayisi harcamalarının 1,64 trilyon dolara ulaştığının tahmin edildiğini, Türkiye'nin savunma harcamalarının bu dönemde 36,4 milyar dolara yükseldiğini bildirdi.</p>
<p>Türkiye'nin savunma harcamalarının GSYH'ye oranının ise yüzde 2,3 olarak gerçekleştiğini, bunun NATO'nun yüzde 2'lik hedefinin üzerinde olduğunu ifade eden Bolat, şunları kaydetti:</p>
<p>"Özellikle savunma sanayisi ve yüksek katma değerli sektörlerde kaydedilen gelişmeler, Türkiye'nin NATO'nun üretim ve tedarik ekosistemindeki stratejik rolünü daha da güçlendirmektedir. Türkiye, savunma sanayisindeki harcamalarının yanında dünya savunma sanayisi ihracatında da önemli bir pozisyona yükselmiştir. 2025 yılı itibarıyla 10 milyar doları aşan savunma ve havacılık sanayisi ihracatıyla Türkiye, dünya savunma ihracatında aldığı yüzde 1,8'lik payla dünyada 11. sırada yer almaktadır. Türkiye aynı dünya ölçeğinde bir savunma sanayisine sahiptir. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) tarafından açıklanan 'dünyanın en büyük 100 silah ve askeri hizmet şirketi' raporunda Türk savunma sanayisi şirketlerinin sayısı gün geçtikçe artmaktadır. 2024 yılı itibarıyla dünyadaki ilk 100 şirket arasında 5 Türk şirketi (ASELSAN, TUSAŞ, BAYKAR, ROKETSAN, MKE) bulunmaktadır."</p>
<p><strong>"NATO ülkelerinin Türkiye için önemli ticaret ortakları"</strong></p>
<p>Bolat, Türkiye'nin NATO ülkeleri içerisindeki en önemli ticaret ortağının Almanya olduğunu, bu ülkeyle dış ticaret hacminin geçen yıl itibarıyla 52,3 milyar dolara ulaştığını belirtti.</p>
<p>Almanya'yı sırasıyla 34,4 milyar dolarla ABD'nin, 28,9 milyar dolarla İtalya'nın, 24,1 milyar dolarla Fransa'nın ve 24 milyar dolarla Birleşik Krallık'ın takip ettiğini bildiren Bolat, bu yılın ocak-haziran döneminde Türkiye'nin 136,1 milyar dolarlık ihracat, 89,2 milyar dolarlık ithalat yaptığını, toplam dış ticaret hacminin 325,2 milyar dolara ulaştığını anımsattı.</p>
<p>Bolat, NATO ülkelerinin Türkiye'nin önemli ticaret ortakları olmayı sürdürdüğüne dikkati çekerek, bu yılın ilk 6 ayında NATO ülkelerine gerçekleştirilen ihracatın 75,9 milyar dolar, bu ülkelerden yapılan ithalatın ise 68,3 milyar dolar olduğunu aktardı.</p>
<p>Böylece yılın ilk yarısında Türkiye'nin NATO ülkeleriyle toplam dış ticaret hacminin 144,2 milyar dolara ulaştığına dikkati çeken Bolat, bu ülkelerle ticarette 7,5 milyar dolar fazla elde edildiğini vurguladı.</p>
<p>Bolat, geçen ay itibarıyla NATO ülkelerine yıllıklandırılmış ihracatın 152,4 milyar dolar, ithalatın ise 140,1 milyar dolar olduğunun altını çizerek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu tablo, NATO ülkelerinin Türkiye açısından yalnızca bir güvenlik ittifakı değil, aynı zamanda önemli ticaret ortaklarından biri olduğunu göstermektedir. Türkiye, Avrupa, Asya, Orta Doğu ve Afrika'nın kesişim noktasındaki stratejik konumu, gelişmiş lojistik altyapısı, güçlü sanayi kapasitesi ve dinamik girişimcilik ekosistemiyle NATO'nun ekonomik dayanıklılığına ve tedarik zincirlerinin güvenliğine katkı sağlayan başlıca ülkeler arasında yer almaktadır. Bakanlık olarak ihracatımızı artırmaya, yüksek katma değerli üretimi desteklemeye, küresel pazarlardaki rekabet gücümüzü geliştirmeye ve ülkemizin uluslararası ticaretteki konumunu daha da güçlendirmeye yönelik politikalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın 'Türkiye Yüzyılı' vizyonu istikametinde, sürdürülebilir büyüme ve ihracat odaklı kalkınma hedeflerimiz doğrultusunda çalışmalarımıza aynı kararlılıkla devam edeceğiz. Bu vesileyle, ülkemizdeki NATO Zirvesi'nin hem ülkemiz hem de dünya barışı ve refahı açısından başarılı geçmesini temenni ediyorum."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolat-turkiye-natonun-ekonomik-dayanikliligina-katki-saglayan-baslica-ulkeler-arasinda-82695</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/7/1280x720/omer-bolat-1769688939.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakan Bolat, &quot;Türkiye, Avrupa, Asya, Orta Doğu ve Afrika&#039;nın kesişim noktasındaki stratejik konumu, gelişmiş lojistik altyapısı, güçlü sanayi kapasitesi ve dinamik girişimcilik ekosistemiyle NATO&#039;nun ekonomik dayanıklılığına ve tedarik zincirlerinin güvenliğine katkı sağlayan başlıca ülkeler arasında yer almaktadır.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/olpak-turkiyenin-uretim-abdnin-teknoloji-tedarik-ekosistemi-is-birligi-deger-olusturur-82689</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 14:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Olpak: Türkiye’nin üretim, ABD’nin teknoloji-tedarik ekosistemi iş birliği değer oluşturur</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>NATO Ankara Zirvesi’nde öne çıkan konulardan biri olan savunma sanayii alanında etkinlikler yapıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4ceaa7b8326-1783425703.jpg" alt="" width="700" height="466" />Bunlar arasında bulunan Türkiye-ABD Savunma Sanayii İş Birliği Yuvarlak Masa toplantısını değerlendiren Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak toplantıdan sonra yaptığı yazılı değerlendirmede, savunma sanayiinde, tedarik, üretim kapasitesi, idamede derin iş birlikleri gerekliliğine işaret etti. Olpak, Türkiye ve ABD iş birliği bağlamında, “Türkiye'nin gelişmiş üretim kabiliyetlerini, çevik üretim tabanını ve kanıtlanmış savunma sanayi uzmanlığını; Amerikan savunma ekosisteminin teknolojik liderliği ve tedarik ihtiyaçları ile bir araya getirmenin büyük bir değer taşıdığına inanıyoruz. Türk savunma firmaları; üretimi hızla ölçeklendirme, güvenilir tedarik zinciri çözümleri sunma, zorlu askeri standartlarda üretim yapma ve operasyonel gereksinimlere özel ürünler geliştirme yeteneklerini kanıtlamış durumda” yorumunu yaptı. </p>
<p>Nail Olpak, ABD’nin 8, Türkiye’nin 12 savunma sanayii şirketinin katıldığı, özel sektör talep ve önerilerinin tartışıldığı bölümü işbirliği olanaklarını ele alma, küresel tedarik zinciri sorunlarını aşma ve engelleri kaldırma yönünde somut önerilerin de yer aldığı tartışmaları önemli gördüğünü vurguladı. </p>
<p>Yazılı açıklamasında NATO Zirvesine yönelik değerlendirme de yapan Nail Olpak, <br />“Türk savunma sanayii, NATO ülkeleriyle ortak üretim, teknoloji geliştirme ve tedarik zinciri entegrasyonu açısından önemli bir kapasiteye ulaşmış durumda. NATO'nun son dönemde savunma üretim kapasitesini artırma politikalarının, Türk şirketleri açısından yeni fırsatlar sunduğunu ve Türk firmalarının görünürlüğünün artırılması açısından büyük önem taşıdığı kanaatindeyiz” ifadelerine yer verdi. </p>
<p>DEİK’in organize ettiği NATO Zirvesi kapsamında, Türkiye-ABD Savunma Sanayii İş Birliği Yuvarlak Masa Toplantısına Milli Savunma Bakan Yardımcısı Salih Ayhan, ABD Savunma Bakan Yardımcısı Michael Duffey, DEİK/Türkiye-ABD İş Konseyi Başkanı Murat Özyeğin, ATBR Başkanı General James Jones, AmCham Türkiye Başkanı Emre Karter ile şirketler ve kurum temsilcileri katıldı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/olpak-turkiyenin-uretim-abdnin-teknoloji-tedarik-ekosistemi-is-birligi-deger-olusturur-82689</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/nail-olpak.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye-AB Savunma Sanayii Yuvarlak Masası toplantısının ardından açıklama yapan DEİK Başkanı Olpak, &quot;Türkiye&#039;nin gelişmiş üretim kabiliyetlerini, çevik üretim tabanını ve kanıtlanmış savunma sanayi uzmanlığını; Amerikan savunma ekosisteminin teknolojik liderliği ve tedarik ihtiyaçları ile bir araya getirmenin büyük bir değer taşıdığına inanıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/orzaks-ilac-borsa-istanbulda-islem-gormeye-basladi-82696</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 14:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Orzaks İlaç, Borsa İstanbul&#039;da işlem görmeye başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Halka arz sürecini tamamlayan Orzaks İlaç ve Kimya Sanayi Ticaret AŞ, Borsa İstanbul'da düzenlenen gong töreniyle "ORZAX" koduyla işlem görmeye başladı.</p>
<p>Orzaks'ın gong töreni Borsa İstanbul AŞ Genel Müdürü Korkmaz Ergun, Orzaks Üst Yöneticisi (CEO) Yunus Emre Alimoğlu, İnfo Yatırım Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Güler, şirket yetkilileri ve davetlilerin katılımıyla gerçekleştirildi.</p>
<p>Törende konuşan Borsa İstanbul AŞ Genel Müdürü Ergun, Orzaks'ın girişimcilik ruhuyla kurulduğunu ve çok güçlü bir marka haline geldiğini söyledi.</p>
<p>Orzaks'ın, AR-GE merkezi, ürün portföyünü çeşitlendiren faaliyetleri, genişleyen pazar ağı ve güçlü ihracatıyla büyümesine devam ettiğini dile getiren Ergun, "Orzaks borsamızda işlem görmeye başlayarak, halka arzdan elde ettiği gelirle yatırımlarını gerçekleştirecek, üretim kapasitesini artıracak ve böylece bu büyüme yolculuğunda emin adımlarla yürümeye devam edecektir." diye konuştu.</p>
<p><strong>Yeni ortaklarla küresel büyüme vizyonu</strong></p>
<p>Orzaks CEO'su Alimoğlu da 22 yıl önce kurulan şirketin şu ana kadar çok önemli yatırımlar gerçekleştirdiğini ve cesur kararlara imza attığını ifade ederek, emek, disiplin ve geliştirdikleri stratejiler sayesinde 2019'da ulaştıkları Türkiye pazar liderliğini sürdürdüklerini söyledi.</p>
<p>"İnsanların yaşam kalitesini artıran, önleyici ve koruyucu sağlığa katkı sağlayacak ürünler geliştirme" hedefiyle yola çıktıklarını aktaran Alimoğlu, halka arzla yeni bir dönemin kapısını araladıklarını kaydetti.</p>
<p>Alimoğlu, Orzaks'ın şeffaf, hesap verebilir ve güçlü kurumsal yönetim anlayışıyla faaliyet gösteren bir şirket olduğunu vurgulayarak, "Bu son attığımız adım bizim için yıllardır inşa ettiğimiz bu yapıyı sermaye piyasalarıyla buluşturmak, büyüme yolculuğumuzda yeni ortaklar kazanmak ve 'yerelden globale' vizyonumuzu daha güçlü şekilde hayata geçirmek anlamına geliyor." diye konuştu.</p>
<p>Bu süreçte şirkete güvenerek ortak olan yatırımcıların güvenini en değerli sermayeleri olarak gördüklerinin altını çizen Alimoğlu, şöyle devam etti:</p>
<p>"Onların güvenine, aynı titizlikle çalışarak, sürdürülebilir büyüme sağlayarak ve uzun vadeli değer üreterek karşılık vermeye devam edeceğiz. Takviye edici gıdalarla başlayan yolculuğumuzu, dermokozmetik, sporcu beslenmesi, biyoteknolojik yöntemlerle ham madde evresi ve ilaç alanındaki yatırımlarımızla derinleştireceğiz. Tüm bu alanlarda ürettiğimiz katma değeri dünya pazarlarına sunarak ülkemize daha fazla değer kazandırmaya devam edeceğiz."</p>
<p>İnfo Yatırım Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Güler de şirketin halka arzına yoğun ilgiyle katılan yaklaşık 1 milyon yatırımcının, Orzaks'ın güçlü potansiyeline ve sermaye piyasalarına olan güvenin önemli bir işareti olduğunu kaydetti.</p>
<p>Son 5 yılda gerçekleştirdikleri 29 halka arzla şirketlerin finansmana erişimine, güçlü ve sürdürülebilir büyümelerine sermaye piyasaları kanalıyla katkı sağlamaktan gurur duyduklarını vurgulayan Güler, "Halka arzların sermaye tabanına yayılmasına ve ülkemiz sermaye piyasalarının gelişmesine gösterdiği katkının bir parçası olmaktan da gurur duyuyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/orzaks-ilac-borsa-istanbulda-islem-gormeye-basladi-82696</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/6/1280x720/776-1783427868.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa İstanbul&#039;daki gong töreninde açıklama yapan Orzaks CEO&#039;su Yunus Emre Alimoğlu, &quot;Takviye edici gıdalarla başlayan yolculuğumuzu, dermokozmetik, sporcu beslenmesi, biyoteknolojik yöntemlerle ham madde evresi ve ilaç alanındaki yatırımlarımızla derinleştireceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dunya-bankasinin-turkiye-direktorlugune-carret-atandi-82694</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya Bankası&#039;nın Türkiye Direktörlüğüne Carret atandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Jean-Christophe Carret, 1 Temmuz tarihi itibarıyla Dünya Bankası Türkiye Cumhuriyeti Ülke Direktörü olarak getirildi. </p>
<p>Dünya Bankasından yapılan açıklamaya göre, Jean-Christophe Carret bu görev kapsamında Dünya Bankasının Türkiye'deki faaliyetlerine liderlik ederek hükümet ve diğer paydaşlarla yürütülen stratejik diyaloğu, operasyonları ve işbirliklerini yönetecek. Carret, bu görevde Humberto Lopez'in yerini aldı.</p>
<p>Farklı bölgeler ve sektörlerde edinilmiş kapsamlı operasyonel ve teknik deneyime sahip olan Carret, bu atamasından önce Dünya Bankasında İran, Irak, Ürdün, Lübnan ve Suriye'yi kapsayan bölüm direktörü olarak görev yaptı.</p>
<p>Daha önce Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Angola, Burundi ile Sao Tome ve Principe'den sorumlu ülke direktörü olarak görev yapan Carret, bu ülkelerde büyük ve karmaşık ülke programlarına liderlik etti.</p>
<p>Dünya Bankası Grubuna 2002 yılında Afrika Bölgesi'nde çevre ve doğal kaynaklar ekonomisti olarak katılan Carret, o tarihten bu yana, kırılgan ve farklı kalkınma bağlamlarında programların tasarlanması ve uygulanmasına katkıda bulunarak çeşitli liderlik pozisyonlarında görev aldı.</p>
<p>Fransa vatandaşı olan Carret, ekonomi alanında doktora derecesini MINES ParisTech'ten aldı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dunya-bankasinin-turkiye-direktorlugune-carret-atandi-82694</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/0/1280x720/dunya-bankasi-turkiye-icin-buyume-tahminini-yukseltti-1745477314.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya Bankası&#039;nın Türkiye Cumhuriyeti Ülke Direktörlüğüne Jean-Christophe Carret atandığı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fkbnin-yeni-genel-sekreteri-selahattin-suleymanoglu-82693</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> FKB&#039;nin yeni genel sekreteri Selahattin Süleymanoğlu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Finansal Kurumlar Birliğinin (FKB) genel sekreterlik görevine bankacılık ve finans sektörünün deneyimli yöneticilerinden Selahattin Süleymanoğlu getirildiği duyuruldu.</p>
<p>FKD'den yapılan açıklamaya göre, yaklaşık 35 yıllık mesleki kariyeri boyunca banka, faktoring ve finansal kuruluşlarda üst düzey yöneticilik görevlerinde bulunan ve Türkiye'nin ilk katılım esaslı faaliyet gösteren faktoring şirketinin kurucu genel müdürü olan Süleymanoğlu, FKB çatısı altında banka dışı finans sektörünün gelişimine yönelik çalışmalara liderlik edecek.</p>
<p>Süleymanoğlu'nun, FKB'nin temsil ettiği finansal kiralama, faktoring, finansman, varlık yönetim ve tasarruf finansman sektörlerinin gelişimine yönelik çalışmalara katkı sağlaması hedefleniyor.</p>
<p><strong>Selahattin Süleymanoğlu kimdir?</strong></p>
<p>Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü mezunu olan Selahattin Süleymanoğlu, yüksek lisans eğitimini Selçuk Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Finans Bölümünde tamamladı. 1990'da bankacılık kariyerine müfettiş yardımcısı olarak başlayan Süleymanoğlu, Türkiye Emlak Bankasının çeşitli şubelerinde müdürlük yaptıktan sonra Karadeniz Bölge Baş Müdürlüğü görevini yürüttü.</p>
<p>2001'de Türkiye Halk Bankasına geçen Süleymanoğlu, kurumsal bankacılık, risk takip tasfiye, operasyon, risk yönetimi, iç kontrol, hazine yönetimi, uluslararası bankacılık ve insan kaynakları alanlarında genel müdür yardımcılığı görevlerini üstlendi.</p>
<p>Görev süresi boyunca Halkbank’ın yurt dışındaki iştiraklerinden Halkbank Beograd'da yönetim kurulu başkanı ve yurt içi iştiraklerinde yönetim kurulu başkanı, başkan vekili ve yönetim kurulu üyesi olarak görev yapan Süleymanoğlu, aynı zamanda bir dönem İstanbul Ticaret Odası Meclis Üyeliği ve 12 yıl boyunca da Halkbank Spor Kulübü Başkanlığını yürüttü.</p>
<p>2019 yılında Halk Faktoring AŞ'nin genel müdürü olarak görev yapan Süleymanoğlu, daha sonra Ortak Finans Katılım Faktoring AŞ'de kurucu genel müdür ve yönetim kurulu üyesi olarak çalışmalarını sürdürdü. Bu süreçte Bankalar Birliği Risk Merkezi Yönetim Kurulu Üyeliği ile Finansal Kurumlar Birliği Başkan Vekilliği görevlerini de üstlendi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fkbnin-yeni-genel-sekreteri-selahattin-suleymanoglu-82693</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/3/1280x720/selahattin-suleymanoglu-1783427317.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Finansal Kurumlar Birliğinde genel sekreterlik görevine Selahattin Süleymanoğlu getirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ali-taha-koc-dunya-gsm-birligi-teknoloji-grubu-baskani-oldu-82692</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ali Taha Koç, Dünya GSM Birliği Teknoloji Grubu Başkanı oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Turkcell Genel Müdürü Ali Taha Koç, dünya genelinde 1000'den fazla operatör ve şirketi bir araya getiren Dünya GSM Birliğinin (GSMA) Teknoloji Grubu Başkanlığı'na getirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, ürün ve teknoloji mimarisi, şebeke evrimi, iş birliklerinin genişletilmesi, küresel standartlar ve çalışma gruplarının koordinasyonu gibi başlıklarda çalışmalar yürüterek birliğin yönetim kuruluna destek veren GSMA Teknoloji Grubu, birlik bünyesinde önemli bir görev üstleniyor.</p>
<p>Birliğin Yönetim Kurulu Üyesi de olan Koç'un GSMA Teknoloji Grubu Başkanı seçilmesiyle, Turkcell'in küresel temsilinin de daha stratejik bir boyut kazandığı belirtildi. Yeni görevin aynı zamanda, Türkiye'nin mobil iletişim, dijital altyapı, yapay zeka ve siber güvenlik alanlarında sektöre daha etkin katkı sunması bekleniyor.</p>
<p>Koç, yeni görevi kapsamında 5 Ekim'de Hindistan'ın başkenti Yeni Delhi'de düzenlenecek GSMA Teknoloji Grubu toplantılarına da başkanlık edecek. Toplantıda mobil iletişim sektörünün teknoloji yol haritası, güvenli ve sürdürülebilir dijital altyapılar, operatörler arası ortak çalışma alanları ve küresel ölçekte birlikte çalışabilirliği güçlendirecek başlıkların ele alınması planlanıyor.</p>
<p>GSMA Teknoloji Grubu, yeni nesil şebeke mimarileri, ağ dilimleme (network slicing) ve bulut tabanlı teknoloji uygulamaları gibi alanlarda sektörün ortak standartlarını belirliyor.</p>
<p>Grup ayrıca siber güvenlik, kullanıcı rızası yönetimi, kritik acil çağrı servisleri ve küresel ağ sertifikasyon süreçlerinde de bu standardizasyon çalışmalarını yürütüyor.</p>
<p>Şirket tarafından verilen bilgilere göre, yapay zeka odaklı otonom ağ yönetimi, gelişmiş bulut altyapıları ve büyük teknoloji şirketleriyle yürütülen teknoloji işbirlikleriyle mobil ekosistemin teknolojik dönüşümüne ve geleceğin dijital altyapı gündemine yön veriyor. Bu çalışmalar, 5G'nin yaygınlaşması ve 6G'ye hazırlık sürecinde mobil operatörlerin eşgüdüm içinde hareket etmesi açısından yol gösterici bir rol oynuyor.</p>
<p><strong>"Türkiye'nin ve Turkcell'in teknoloji vizyonunu küresel ölçekte temsil ediyoruz"</strong></p>
<p>Turkcell Genel Müdürü Koç, GSMA gibi dünya mobil iletişim sektörüne yön veren kuruluşta önemli bir görev daha üstlenmekten gurur duyduğunu ifade etti. </p>
<p>Birliğin, mobil iletişim sektörünün ortak aklı, ortak sesi ve en güçlü küresel buluşma platformu konumunda olduğunu belirten Koç, "Turkcell olarak GSMA ile 25 yılı aşkın süredir devam eden köklü bir iş birliğimiz var. Bu görevi hem Türkiye'nin hem de Turkcell'in teknoloji vizyonunu küresel ölçekte temsil etmek adına çok önemli bir fırsat ve sorumluluk olarak görüyoruz. Turkcell'in 32 yıllık liderlik birikimini, güçlü saha deneyimini, dijital servislerdeki uzmanlığını ve insan odaklı teknoloji yaklaşımını global ekosistemle paylaşmayı sürdüreceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Koç, amaçlarının, yapay zeka, güvenlik, otonom şebekeler ve yeni nesil bağlantı teknolojileri gibi alanlarda sektörün daha somut, uygulanabilir ve ortak fayda üreten sonuçlara ulaşmasını sağlamak olduğunu belirtti.</p>
<p>Turkcell'in GSMA çatısı altında politika, teknoloji ve strateji gibi çok geniş yelpazede aktif rol üstlendiğine de işaret eden Koç, "Türkiye, Avrupa, Orta Doğu, Kuzey Afrika, Kafkasya ve Orta Asya arasındaki köprü konumuyla ve genç nüfusuyla küresel teknoloji ekosistemi içinde çok özel bir yere sahip. Bu yeni dönemde de GSMA gündemine ve ülkemizin dijitalleşmesine ciddi katkılar sunmayı sürdüreceğiz. Bu vesileyle beni bu göreve layık gören GSMA yönetimine ve üyelerine teşekkürlerimi sunuyorum." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ali-taha-koc-dunya-gsm-birligi-teknoloji-grubu-baskani-oldu-82692</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/ali-taha-koc.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya GSM Birliğinin Teknoloji Grubu Başkanlığı&#039;na seçilen Turkcell Genel Müdürü Ali Taha Koç, &quot;Bu görevi hem Türkiye&#039;nin hem de Turkcell&#039;in teknoloji vizyonunu küresel ölçekte temsil etmek adına çok önemli bir fırsat ve sorumluluk olarak görüyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kinik-osbde-2027-yili-basinda-17-yeni-fabrika-uretime-gececek-82680</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 12:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kınık OSB’de 2027&#039;de 17 yeni fabrika üretime geçecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Kınık Organize Sanayi Bölgesi’nde altyapı yatırımları hızla ilerlerken, arıtma tesisi kurulması için de çalışmalar son aşamaya geldi.</p>
<p>Kınık OSB Yönetim Kurulu Başkanı Hüsamettin Ekmekçioğlu, arıtma tesisi ihalesinin bu ay içinde Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yapılmasının beklendiğini belirtirken, yüzde 70 seviyesinde olan altyapı çalışmalarını yıl sonuna kadar tamamlamayı hedeflediklerini söyledi. Ekmekçioğlu, Kınık OSB’de şu anda 15 fabrikanın üretimde olduğuna dikkat çekerek, yıl sonuna kadar 17 fabrikanın daha faaliyete geçmesini beklediklerini kaydetti.</p>
<p>Kurulacak arıtma tesisinin kapalı paket arıtma modeliyle hayata geçirileceğini dile getiren Ekmekçioğlu, mevcut ihtiyacın ötesinde, bölgenin gelecekteki kapasitesini de karşılayacak bir yatırım planladıklarını ifade etti. Ekmekçioğlu, “Bugünün değil, geleceğin ihtiyacını da düşünerek hareket ediyoruz. İleride yeniden büyük bir yenileme ihtiyacı doğmasın diye talebimizin üzerinde bir model seçtik. Bu yaklaşım hem çevre duyarlılığımızın hem de uzun vadeli sanayi planlamamızın bir sonucu” diye konuştu.</p>
<h2>“17 fabrika daha faaliyete geçecek”</h2>
<p>Kınık OSB’de şu anda 15 fabrikanın bulunduğunu açıklayan Ekmekçioğlu, yıl sonuna kadar 17 fabrikanın daha faaliyete geçmesini beklediklerini söyledi. Toplam 42 parseli bulunan bölgede, yıl sonu itibariyle faal fabrika sayısının 32’ye ulaşmasının hedeflendiğini belirten Ekmekçioğlu, ekonomik şartların zorluğuna rağmen yatırımcı ilgisinin sürdüğünü ifade etti.</p>
<p>Kınık OSB’nin İzmir’deki arsa fiyatlarıyla karşılaştırıldığında yatırımcıya önemli bir fiyat avantajı sunduğunu dile getiren Ekmekçioğlu, lokasyonun da bölgenin cazibesini artırdığını söyledi. Ekmekçioğlu, “Kınık OSB, parsel fiyatları açısından İzmir’deki en avantajlı organize sanayi bölgelerinden biri oldu. Bunun yanında İzmir ve İstanbul aksındaki konumu, lojistik imkânları ve yatırımcıya sunduğu düzenli yapı ile öne çıkıyor. Ekonomik şartlar zorlu olsa da yatırımcılar bu avantajları görüyor ve yatırımlarını sürdürüyor” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kinik-osbde-2027-yili-basinda-17-yeni-fabrika-uretime-gececek-82680</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/0/1280x720/kinik-osbde-2027-yili-basinda-17-yeni-fabrika-uretime-gececek-1783416275.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kınık Organize Sanayi Bölgesi&#039;nde altyapı yatırımların yıl sonuna kadar tamamlanması, arıtma tesisi ihalesinin de temmuz ayında yapılması bekleniyor. Bölgede halen üretimde olan 15 fabrikaya ek olarak 17 yeni fabrikanın 2027 yılı başında faaliyete geçmesiyle üretimdeki fabrika sayısı 32&#039;ye ulaşacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/unlu-venturesten-apolloya-yatirim-82690</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ÜNLÜ Ventures&#039;ten Apollo&#039;ya yatırım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ÜNLÜ &amp; Co'nun, "Girişimciliğe Değer Katan 30 Yıl" anlayışı doğrultusunda, girişimcilik ekosistemine sağladığı katkıyı teknoloji odaklı yatırımlarıyla sürdürmeye devam ettiği bildirildi. </p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, şirketin girişim sermayesi kolu olan ÜNLÜ Ventures, ÜNLÜ AR-GE Girişim Sermayesi Yatırım Fonu aracılığıyla enerji teknolojileri alanında faaliyet gösteren girişim şirketi Apollo'ya yaptığı yatırımlarla portföyündeki girişim sayısını 13'e ulaştırdı.</p>
<p>Açıklamada, kurumsal enerji, maliyet ve karbon yönetimini tek platform üzerinden sunan Apollo'nun, şirketlerin enerji tüketimini daha verimli yönetmelerine, maliyetlerini optimize etmelerine ve karbon ayak izlerini ölçülebilir şekilde azaltmalarına destek olduğu belirtildi.</p>
<p>Türkiye'nin ulusal OSOS altyapısı üzerinden herhangi bir donanım veya kurulum gerektirmeden anlık enerji verisine erişim sağlayan platformun, FinWise, OptiWise ve EcoWise modülleriyle şirketlere enerji yönetimi, verimlilik ve sürdürülebilirlik alanlarında bütüncül bir çözüm sunduğu ifade edildi. </p>
<p><strong>"Apollo'nun enerji önemli bir büyüme potansiyeli taşıdığına inanıyoruz"</strong></p>
<p>ÜNLÜ Ventures Yönetici Direktörü Emre Dilber, yenilikçi teknolojiler geliştiren, ölçeklenebilir iş modellerine sahip ve küresel büyüme potansiyeli taşıyan girişimleri desteklemeyi stratejik öncelikleri arasında gördüklerini belirtti.</p>
<p>Dilber, enerji verimliliği ve sürdürülebilirliğin, şirketlerin rekabet gücünü ve operasyonel performansını doğrudan etkileyen kritik başlıklar arasında yer aldığını aktararak, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Apollo, Energy Intelligence platformu ile enerji yönetimini daha erişilebilir, veri odaklı ve ölçülebilir hale getirirken, şirketlerin maliyet optimizasyonu ve sürdürülebilirlik hedeflerine aynı anda katkı sağlıyor. Güçlü ekibi, ölçeklenebilir iş modeli ve ulaştığı pazar büyüklüğüyle Apollo'nun enerji teknolojileri alanında önemli bir büyüme potansiyeli taşıdığına inanıyoruz. ÜNLÜ &amp; Co olarak bu yolculuğun bir parçası olmaktan memnuniyet duyuyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/unlu-venturesten-apolloya-yatirim-82690</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/0/1280x720/emre-dilber-1783426206.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ÜNLÜ Ventures Yönetici Direktörü Emre Dilber, &quot;Güçlü ekibi, ölçeklenebilir iş modeli ve ulaştığı pazar büyüklüğüyle Apollo&#039;nun enerji teknolojileri alanında önemli bir büyüme potansiyeli taşıdığına inanıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gumruklerde-geriye-donuk-denetimlerde-287-milyar-liralik-ek-vergi-ve-ceza-82677</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gümrüklerde geriye dönük denetimlerde 28.7 milyar liralık ek vergi ve ceza</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Ticaret Bakanlığı gümrük ve dış ticaret işlemlerine yönelik geriye dönük yaptığı denetimlerde toplam 28.7 milyar liralık ek vergi ve ceza tahakkuk ettirdi.</p>
<p>Bakanlıktan yapılan açıklamada geçmiş dönemlerdeki gümrük ve dış ticaret işlemlerinin mevzuata uygunluğunun kontrolünün hız kesmeden devam ettiği belirtilerek bu kapsamda kesilen ceza ve ek vergi tahakkuklarını duyurdu.</p>
<p>Buna göre  2024 yılında 5,5 milyar TL İkincil Kontrol ve 1,3 milyar TL Sonradan Kontrol olmak üzere bir önceki yıla göre yüzde 98 artışla toplam 6,8 milyar TL tahakkuk etti.</p>
<p>Geçen yıl 11,8 milyar TL İkincil Kontrol ve 1,8 milyar TL Sonradan Kontrol olmak üzere bir önceki yıla göre yüzde 100 artışla toplam 13,6 milyar TL’lık tahakkuk oluştu.<br />Bu yıl ise ocak-haziran döneminde 6,5 milyar TL İkincil Kontrol ve 1,8 milyar TL Sonradan Kontrol olmak üzere geçen yılın aynı dönemine göre 8.3 milyar liralık ek tahakkuk ve ceza kararı düzenlendi.</p>
<p>Açıklamada, Ticaret Araştırmaları ve Risk Değerlendirme Genel Müdürlüğü koordinesinde yürütülen bu çalışmalarda yüz binlerce firma ve milyonlarca gümrük beyannamesi içinden riskli olanların tespit edilmesi amacıyla yetişmiş insan kaynağı yanında; Sonradan Kontrol Puanlama Sistemi (SKPS), İkincil Kontrol Alarm Sistemi (İKAS), Dahilde İşleme Kontrol Programı (DİKOP) ve Kıymet Alarm Sistemi (KIYAS) gibi birçok ileri veri analitiği teknikleri de kullanıldığı bildirildi.</p>
<p>Riskli firmalar Ticaret Bakanlığı Müfettişleri tarafından Sonradan Kontrol Denetimine alınırken şüpheli gümrük beyannameleri de 18 Bölge Müdürlüğü Kontrol Şubeleri tarafından İkincil Kontrol İncelemesine tabi tutuluyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gumruklerde-geriye-donuk-denetimlerde-287-milyar-liralik-ek-vergi-ve-ceza-82677</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/0/1280x720/gumruk-muhafaza-1770618277.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gümrük ve dış ticaret işlemleriyle ilgili geriye dönük yapılan denetimlerde toplam 28.7 milyar liralık ek vergi ve ceza uygulandığı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/paslanmaz-celik-devinde-ortaklik-krizi-adliyede-82652</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 08:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Paslanmaz çelik devinde ‘ortaklık’ krizi adliyede</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Paslanmaz çelikte Türkiye’deki tek haddeleme yapan üretici konumundaki Posco Assan TST’de, Türk ve Güney Koreli ortaklar mahkemelik oldu. Şirketin yüzde 30 ortağı olan Kibar Holding’in, dünya çelik devlerinden biri olan büyük ortak POSCO’ya hem “ortaklığın giderilmesi” hem de “kârın Güney Kore’de bırakıldığı” gerekçesiyle nisan ve mayıs aylarında iki ayrı hukuki süreç başlattığı öğrenildi. Konuyla ilgili ulaştığımız Kibar Holding kaynakları ise, şirkette yönetimsel süreçlerin daha şeffaf bir yapıya kavuşturulması adına adli adımların atıldığını doğrularken, konunun detaylarına ilişkin bilgi paylaşılmadı. Kocaeli Asliye Ticaret Mahkemesi’nde açılan davada, Posco Assan TST’deki Koreli yöneticilere yönelik yurt dışı çıkış yasağı getirilmesinin de talep edildiği gelen bilgiler arasında.</p>
<p>İki dev ortağı adliye koridorlarında ‘transfer fiyatlandırması çelişkisinin’ karşı karşıya getirdiği belirtiliyor. Posco Assan TST, üretimi için gerekli olan sıcak haddelenmiş paslanmaz çeliği büyük oranda Güney Kore'deki ana ortağı POSCO'dan ithal ediyor. Sektör kulislerinde hammaddenin Türkiye'deki şirkete yüksek fiyattan satılarak ya da nihai ürünlerin yurt dışı bacağına düşük marjla aktarılarak, kârın Türkiye’deki şirkette değil, Güney Kore'deki ana merkezde kalmasının sağlandığı iddia ediliyor.</p>
<h2>2013’te üretime başlamıştı</h2>
<p>Güney Koreli çelik devi POSCO’nun yüzde 70, Kibar Holding’in ise yüzde 30 ortaklığıyla 2011 yılında kurulan Posco Assan TST, 2013 yılında Kocaeli’nde üretime başladı. Türkiye’nin tek paslanmaz çelik haddeleme tesisi olan şirket ile paslanmaz çelik kullanan mamul üreticileri son yıllarda sert bir vergi kavgasına girişmişti. Posco Assan TST'nin yerli üretimi koruma gerekçesiyle Ticaret Bakanlığı’na yaptığı başvurular neticesinde, ithal paslanmaz çeliğe uygulanan gümrük vergisi önce yüzde 8’den yüzde 12’ye çıkarılmış, ardından Aralık 2025’te tamamlanan antidamping soruşturmasıyla toplam vergi yükü yüzde 16 seviyesine kadar ulaşmıştı.</p>
<h2>10 yılda 200 milyon dolarlık zarar iddiası </h2>
<p>Beyaz eşyadan otomotive, mutfak sanayisinden savunmaya kadar binlerce yerli imalatçı ‘maliyetleri artırdığı ve enflasyonu tetiklediği’ gerekçesiyle ek vergilere sert tepki göstermişti. Diğer tarafta ise Kibar Holding CEO’su Haluk Kayabaşı, sürece ilişkin 2024 yılında çarpıcı bir açıklama yaparak tesisin kuruluşundan bu yana zarar ettiğini dile getirmiş, "Geçmişte olduğu gibi, bu işin ithalatından para kazanan firmalar var. Bu arkadaşlar tamamen ithalat yapılması için şartları zorluyorlar. 10 yıldaki zararımız 200 milyon dolara yaklaştı. Burası POSCO’nun dünyada para kazandırmayan tek yatırımı. Eğer zarar etmeye devam edersek Koreli ortakla oturup konuşacağız; muhtemelen tesise bir değerleme yapıp satışa çıkaracağız. Çok yorulduk, hem para hem enerji kaybettik" ifadelerini kullanmıştı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Devler liginde 166’ncı sırada</span></h2>
<p>İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) geçtiğimiz ay açıkladığı "Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025" raporu, Posco Assan TST’nin Türkiye ekonomisindeki ağırlığını da ortaya koyuyor. Şirket, devler liginde 2024’e göre 1 basamak gerileyerek 166’ncı sırada yer alırken, şirketin üretimden satışları 15,9 milyar TL, net satışları ise 16 milyar TL olarak açıklandı. Şirket, İSO 500 raporunda sadece bu iki verisini açıklamayı uygun bulurken, ‘Dönem Kârı/Zararı’ da dahil olmak üzere diğer bilgileri gizli tutmayı tercih etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/paslanmaz-celik-devinde-ortaklik-krizi-adliyede-82652</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/2/1280x720/posco-assan-tst-1783403489.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Paslanmaz çelik haddelemede Türkiye’deki tek üretici olan Posco Assan TST’nin Türk ve Güney Koreli ortakları arasında ipler gerildi. Posco Assan TST’nin Türk hissedarı Kibar Holding’in, Koreli çelik devi ortağı POSCO’ya, “kârın Güney Kore’de bırakıldığı” iddiasıyla dava açtığı, “ortaklığın giderilmesi” için de hukuki süreç başlattığı öğrenildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/firmalarin-tesvik-kapsami-disinda-tutulmasi-yatirim-ortamini-tehlikeye-atiyor-82651</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 08:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Firmaların teşvik kapsamı dışında tutulması yatırım ortamını tehlikeye atıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Yatırım teşviklerinden yararlanan firmalar, tüm yükümlülüklerini yerine getirmelerine rağmen SGK borcu gerekçesiyle teşvik kapsamı dışına çıkarılma riskiyle karşı karşıya kalıyor. Gümrük Müşaviri İlhan Bulut, SGK borcu bulunan firmaların teşviklerden tamamen dışlanmasının, yatırım ortamını olumsuz etkilediğini söyledi.</p>
<p>Küresel ekonomik koşulların yatırım kararlarını zorlaştırdığı, finansman maliyetlerinin yükseldiği bir dönemde, Türkiye’de uygulanan yatırım teşvik sistemi iş dünyasının gündeminde yer almaya devam ediyor. Teşvik belgesi kapsamında tüm yükümlülüklerini eksiksiz yerine getiren firmalar, Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) borcu olması gerekçesiyle teşvik kapsamı dışına çıkarılırken daha önce yararlandıkları teşvikleri faizi ile geri ödemek zorunda kalıyor.</p>
<h2>Temel amaca aykırı durum </h2>
<p>Bu uygulamanın yatırımcı üzerinde ciddi bir belirsizlik ve finansal baskı yarattığını belirten Bulut Gümrük Müşavirliği AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Gümrük Müşaviri İlhan Bulut, mevcut sistemin teşviklerin temel amacına aykırı sonuçlar doğurduğunu söyledi. Bulut; KDV istisnası Gümrük vergisi muafiyeti, Vergi indirimi, Faiz veya kâr payı desteği, Yatırım yeri tahsisi, Sigorta primi işveren hissesi desteği, Sigorta primi desteğinden yararlanan firmanın, tüm koşulları yerine getirmiş olsa dahi SGK borcu nedeniyle ciddi yaptırımlarla karşı karşıya kaldığını belirtti. Bulut; “Ülkenin ekonomik koşulları belli, yatırım teşvik belgesi kapsamında faaliyetlerini sürdüren firmalar yatırım teşvik belgelerini kapatma esnasında SGK’dan borcu yoktur yazısı alamadıklarından teşvik kapsam dışına çıkarılıyorlar. İstihdam, yatırım tutarı ve süre gibi yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmesine rağmen, geçmişe dönük ya da yapılandırma aşamasındaki SGK borçları gerekçe gösterilerek teşvik kapsamı dışına çıkarılıyor” diye konuştu.</p>
<h2>“Şartlar yerine getiriliyor, ancak teşvik geri alınıyor” </h2>
<p>Yatırım teşvik sisteminin temel amacının üretimi ve istihdamı artırmak olduğunu vurgulayan Bulut, ancak mevcut uygulamanın yatırımcıyı mağdur ettiğini dile getirerek, “Firmalar yatırım teşvik belgesi kapsamında kendilerine yüklenen tüm şartları yerine getiriyor. Ancak SGK borcu bulunduğu gerekçesiyle teşvikleri iptal ediliyor ve daha önce sağlanan desteklerin geri ödenmesi isteniyor. Bu durum firmalara hem hukuki hem de ekonomik açıdan ciddi sorunlar doğuruyor” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Geri ödeme talebi yatırımcıyı zorluyor</span></h2>
<p> Teşvik kapsamından çıkarılan firmalardan daha önce yararlandığı vergi indirimi teşviklerinin faiziyle birlikte geri istendiğini belirten Bulut, bu durumun yatırımcılar üzerinde ağır bir finansal yük oluşturduğunu söyledi. SGK borcu bulunan firmaların teşviklerden tamamen dışlanmasının, yatırım ortamını olumsuz etkilediğini belirten Bulut, mevzuatta daha net ve öngörülebilir düzenlemelere ihtiyaç olduğunu ifade ederek, “Yatırımcı, teşvik belgesini alırken hangi koşullarda teşvikten yararlanacağını ve hangi durumlarda kaybedeceğini açıkça bilmek ister. Mevcut uygulama, belirsizlik yaratarak yatırım iştahını zayıflatıyor” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/firmalarin-tesvik-kapsami-disinda-tutulmasi-yatirim-ortamini-tehlikeye-atiyor-82651</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/5/1280x720/lira-para-tl-1768566185.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Geçmişe dönük ya da yapılandırma aşamasındaki SGK borcu gerekçesiyle firmaların teşvik kapsamı dışında tutulmasının yatırım ortamını tehlikeye attığı belirtiliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/avrupada-tekstil-kuculdukce-turkiye-kritik-ortak-oluyor-82650</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 08:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa&#039;da tekstil küçüldükçe Türkiye &#039;kritik ortak&#039; oluyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Avrupa Tekstil ve Hazır Giyim Konfederasyonu’nun (EURATEX) yayımladığı “Facts &amp; Key Figures 2026” raporu, Avrupa tekstil ve hazır giyim sanayisinin zorlu bir dönemden geçtiğini ortaya koydu. Rapora göre Avrupa Birliği’nde sektörün cirosu 2024 yılında yüzde 5,2 düşüşle 170 milyar Euro’ya gerilerken, üretim yüzde 6,7 düştü. Sektördeki istihdam kaybı da yüzde 5,8’e ulaşarak yaklaşık 1,3 milyon kişiye indi. Raporda, yüksek enerji maliyetleri, zayıf tüketici talebi, jeopolitik belirsizlikler, yoğun ithalat baskısı ve artan düzenleyici yüklerin sektör üzerinde ciddi baskı oluşturduğu belirtilirken, Avrupa tekstil ve hazır giyim sanayisinin rekabet gücünü koruyabilmesi için özel bir sanayi stratejisine ihtiyaç duyulduğu vurgulandı. Sektörün dönüşümü için dijitalleşme, döngüsel ekonomi, sürdürülebilirlik ve üretimin Avrupa’ya yakın bölgelerde konumlandırılması gerektiğine dikkat çekildi.</p>
<h2>143 bini aşkın şirket var </h2>
<p>Rapora göre Avrupa tekstil ve hazır giyim sektörü yaklaşık 143 bin şirketten oluşuyor. Son yıllarda yaşanan daralma, özellikle enerji yoğun üretim yapan işletmeler üzerinde baskıyı artırırken, tüketimdeki zayıflama ve düşük maliyetli ithalat da sektörün rekabet gücünü olumsuz etkiliyor. EURATEX, mevcut eğilimin devam etmesi halinde Avrupa’nın küresel pazardaki payını daha fazla kaybedebileceği uyarısında bulunuyor.</p>
<h2>"Kritik sanayi ortağı” tanımı </h2>
<p>Raporun Türkiye ile ilgili bölümü ise dikkat çekici değerlendirmeler içerdi. EURATEX, Türkiye’yi Avrupa tekstil ve hazır giyim sanayisi için “kritik sanayi ortağı” olarak tanımlarken, Türkiye’nin 2025 itibarıyla Avrupa Birliği’nin dördüncü büyük ticaret ortağı olduğuna işaret etti. Rapora göre Türkiye’de sektör 59 bin 100 şirket, 959 bin 400 çalışan ve 72,2 milyar Euro’luk ciro büyüklüğüne ulaşıyor. Bu rakamlar Türkiye’yi AB dışındaki en büyük tekstil ve hazır giyim üretim merkezi haline getiriyor. Türkiye’nin Avrupa’ya coğrafi yakınlığı, hızlı teslimat kabiliyeti, dikey entegre üretim yapısı ve güçlü sanayi altyapısı nedeniyle stratejik öneminin arttığı belirtilen raporda, yakın tedarik modelinin önümüzdeki dönemde daha fazla öne çıkacağı vurgulandı. Özellikle jeopolitik gerilimlerin arttığı bir dönemde Avrupa’nın tedarik zincirlerini çeşitlendirme çabaları, Türkiye’nin önemini daha da artırıyor.</p>
<h2>İthalatta Çin liderliğini koruyor </h2>
<p>Rapora göre Avrupa Birliği’nin tekstil ve hazır giyim ithalatında Çin liderliğini sürdürüyor. Küresel ticarette yaşanan dönüşüm ve tedarik zincirlerini çeşitlendirme çabalarına rağmen Çin, Avrupa’nın en büyük tedarikçisi olmaya devam ediyor. Türkiye ise üçüncü sıradaki yerini koruyor. Raporda Avrupa’nın tek bir ülkeye bağımlılığı azaltmak amacıyla tedarik ağlarını çeşitlendirme eğiliminde olduğu ve yakın coğrafyadaki üretim merkezlerinin öneminin arttığı ifade ediliyor. EURATEX verilerine göre AB’nin tekstil ve hazır giyim ithalatında Çin yaklaşık yüzde 28’lik payla ilk sırada yer alıyor. Çin’i Bangladeş ve Türkiye izliyor. Son yıllarda Fas, Tunus ve Mısır gibi yakın coğrafyadaki ülkelerin paylarını artırmaya başlaması ise Avrupa’nın tedarik stratejisinde çeşitlenmeye gittiğine işaret ediyor. Buna karşın Çin’in ölçek ekonomisi, güçlü üretim altyapısı ve fiyat avantajı nedeniyle lider konumunu koruduğu belirtiliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Rakamlarla AB tekstil ve hazır giyim sektörü</span></h2>
<p>▶ Ciro: 170 milyar Euro (-%5,2)<br />▶ Üretim: 204 milyar Euro (-%6,7)<br />▶ İstihdam: 1,3 milyon kişi (-%5,8)<br />▶ Şirket sayısı: Yaklaşık 143 bin<br />▶ En büyük sorunlar: Enerji maliyetleri, zayıf talep, ithalat baskısı ve jeopolitik belirsizlikler. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/avrupada-tekstil-kuculdukce-turkiye-kritik-ortak-oluyor-82650</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/3/1280x720/tekstil-giyim-konfeksiyon-1767592630.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa tekstil ve hazır giyim sektörü; üretim, ciro ve istihdamda küçülmeye devam ediyor. EURATEX 2026 raporuna göre sektörün cirosu yüzde 5,2, üretimi yüzde 6,7, istihdamı ise yüzde 5,8 geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kuresel-petrokimya-talebinde-alarm-82648</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 08:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel petrokimya talebinde alarm</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a4c8e51700e0-1783402065.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Petrokimya sektörü için en önemli tüketim alanlarından biri olan inşaat sektörü, dünyanın birçok bölgesinde ivme kaybediyor. Yüksek finansman maliyetleri, artan inşaat giderleri ve tüketicilerin temkinli davranması yeni projelerin ertelenmesine neden olurken, bu durum PVC boru, pencere profili, kablo ve diğer plastik yapı malzemelerine yönelik talebi de sınırlandırıyor.</p>
<p>ABD'de konut inşaatçılarının güvenini ölçen NAHB/Wells Fargo Endeksi haziran ayında 35 puana gerileyerek sektörün halen daralma bölgesinde bulunduğunu ortaya koydu. Endeksin uzun süredir 50 puanın altında seyretmesi, yeni konut yatırımlarının beklenen hızda artmadığını gösteriyor.</p>
<h2>PVC fiyatları yeniden baskı altında </h2>
<p>Talepteki zayıflama, küresel PVC piyasasında fiyatların yeniden gerilemesine yol açtı. Yıl içinde Ortadoğu'daki jeopolitik gelişmeler nedeniyle yaşanan kısa süreli yükseliş tamamen silinirken, piyasada yeniden arz fazlası konuşulmaya başlandı.</p>
<p>Özellikle Çin'de üreticilerin satışlarını artırmaya çalışması fiyat rekabetini güçlendirirken, Hindistan pazarında daha düşük maliyetli karbür bazlı PVC üretiminin yaygınlaşması etilen bazlı üreticilerin fiyat indirmesine neden oldu.</p>
<p>S&amp;P Global Energy CERA verileri, Amerika kıtasında üretici marjlarının bir miktar toparlanabileceğini gösterse de küresel ölçekte kârlılığın geçen yılın seviyelerinde kalmasının beklendiğini ortaya koyuyor.</p>
<h2>Çin ve Avrupa umut verse de tablo kırılgan </h2>
<p>Çin'de büyük şehirlerde konut satışları ve fiyatlarında ilk toparlanma sinyalleri görülmeye başlasa da uzmanlar bunun ülke geneline yayılmasının zaman alacağını belirtiyor. Altyapı yatırımlarının yılın ikinci yarısında yeniden hızlanması beklenirken, bunun gerçekleşmesi büyük ölçüde hükümetin yeni teşvik adımlarına bağlı olacak. Avrupa tarafında ise inşaat üretiminde sınırlı iyileşme dikkat çekiyor. Yapı ruhsatlarındaki artış geleceğe yönelik olumlu sinyal verse de mevcut faaliyetler henüz istenilen seviyeye ulaşmış değil. Sektör temsilcileri özellikle Almanya'nın uzun vadeli altyapı yatırım programının ilerleyen yıllarda PVC tüketimini destekleyebileceğini düşünüyor. Ancak arz fazlasının sürmesi nedeniyle Avrupa piyasasında fiyat baskısının kısa vadede devam etmesi bekleniyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">El Nino petrokimya piyasasının yeni riski</span></h2>
<p>Petrokimya sektörü yalnızca ekonomik koşulları değil, iklim kaynaklı riskleri de yakından izliyor. Uzmanlara göre El Nino'nun etkileri özellikle Hindistan'da inşaat ve tarım faaliyetlerini aynı anda etkileyebilir. Normalden düşük yağışlar bir yandan şantiyelerde hava kaynaklı gecikmeleri azaltabilirken, diğer yandan tarımsal üretimi ve hane halkı gelirlerini baskılayarak konut yatırımlarını zayıflatabilir. Bu durum boya, PVC ve diğer yapı kimyasallarına olan talebi sınırlandırabilir. S&amp;P Global Energy analistleri ayrıca El Nino'nun kostik soda ve klor-alkali zincirinde dengesizlik yaratabileceğine dikkat çekiyor. Kuraklık nedeniyle bazı sanayi kollarında kostik soda talebi azalırken, yeniden inşa sürecinde PVC tüketiminin hızlanması arz-talep dengesini bozabilecek yeni bir oynaklık döneminin habercisi olarak görülüyor. Bu nedenle sektör, 2026'nın ikinci yarısında yalnızca ekonomik göstergeleri değil, hava koşullarını da yakından takip ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kuresel-petrokimya-talebinde-alarm-82648</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/1/1280x720/asya-kuresel-petrokimya-rekabetinde-vites-yukseltiyor-1757610872.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2026&#039;nın ikinci yarısında ABD&#039;den Çin&#039;e, Avrupa&#039;dan Hindistan&#039;a kadar inşaat sektöründe görülen yavaşlama yapı kimyasallarına yönelik tüketimi baskılıyor. Uzmanlara göre yüksek faizler, zayıf konut piyasası, arz fazlası ve El Nino kaynaklı hava riskleri sektörün sınavı olacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kapanan-esnaf-sayisi-5-ayda-53-bini-asti-82646</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 08:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kapanan esnaf sayısı 5 ayda 53 bini aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Enflasyonun talep kaynaklı yükseldiği gerekçesiyle uygulaması devam eden dezenflasyon programının bireysel bütçeler yanı sıra ticari hayata etkileri de devam ediyor. Ocak-mayıs döneminde kapanan iş yeri sayısı yüzde 8.13 artarak 53 bin 88’e yükseldi. Aynı dönemde açılan şirket sayısı ise yüzde 9.66 azalarak 121 bin 261’e geriledi.</p>
<p>Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu’nun (TESK) Ticaret Sicil istatistiklerinden yapılan derlemeye göre bu yılın ocak-mayıs döneminde açılan iş yeri sayısında geçen yıla göre azalış yaşanırken, kapanan iş yeri sayısında ise benzer oranda artış yaşandı. Yılın ilk 5 ayıda açılan esnaf iş yeri sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 9.66 oranında azalarak 134 bin 234’ten, 121 bin 261’e geriledi. Aynı dönemde kapanan esnaf iş yeri sayısı yüzde 8.15’lik artışla 49 bin 905’ten, 53 bin 98’e yükseldi.</p>
<h2>Mayısta düşüş zirveye ulaştı </h2>
<p>Mayıs ayındaki performans ise açılan işyerleri yönünden kötü iken kapanan işyerleri yönüyle geçen yıla göre daha iyi bir seyir izledi. Bu ayda açılan esnaf iş yeri sayısı yüzde 29.24 gibi yüksek oranlı bir azalışla 27 bin 438’den 19 bin 414’e geriledi. Mayıs’ta kapanan esnaf iş yeri sayısı ise yüzde 20.6 azalarak 9 bin 130’den 7 bin 244’e indi.</p>
<h2>İş yeri sayısı 2.5 milyonu aştı </h2>
<p>TESK verilerine göre Mayıs ayı sonu itibarıyla Türkiye’deki esnaf sayısı 2 milyon 286 bin, bunlara ait iş yeri sayısı ise 2 milyon 566 bin oldu. Nüfusun 86 milyon 92 bin olarak açıklandığı veriye göre Türkiye’nin yüzde 2.66’sı kayıtlarda esnaf olarak geçiyor. Nüfusa göre en yüksek esnaf oranı yüzde 4.51 ile Artvin olurken, en az esnaf oranı ise yüzde 1.11 ile Şırnak ve yüzde 1.19 ile Batman oldu. Türkiye’de en çok esnaf iş yeri 301 bin 587 ile İstanbul’da bulunuyor. Bunu 155 bin 626 ile İzmir, 138 bin 276 ile Antalya ve 136 bin 957 ile Ankara takip etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kapanan-esnaf-sayisi-5-ayda-53-bini-asti-82646</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/5/1280x720/dort-ilde-esnaf-alarm-veriyor-1741186793.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TESK verilerine göre, yılın ocak-mayıs döneminde kapanan iş yeri sayısı yüzde 8.13 artışla 53 bin 88’e yükselirken, açılan şirket sayısı ise yüzde 9.66 azalarak 121 bin 261’e geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yumurta-fiyati-bir-ayda-1-lira-geriledi-82645</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yumurta fiyatı bir ayda 1 lira geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Yumurta fiyatlarında mayıs ayında meydana gelen kısa süreli artışın ardından rüzgar tersine döndü, mayıs ayında artış trendinde olan fiyatlar haziran sonu itibariyle düşüş eğilimine girdi. Türkiye’nin önemli üretim merkezlerinden Afyonkarahisar ve Kayseri’de tüm yumurta gruplarında düşüş yaşandı. Üretim merkezlerinde adet başına fiyat son bir ayda ortalama 1 liranın üzerinde geriledi. Mayıs ayında önceki yılların aksine yükselişle dikkat çeken yumurta fiyatları, “Mayıs çukuru” endişelerini kısmen bertaraf etmişti. Ancak Haziran ayı başından itibaren başlayan geri çekilme, fiyatları yeniden nisan ayının altına çekti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4c8acac500e-1783401162.png" alt="" width="644" height="221" /></p>
<h2>Fiyatlar tüm ürün gruplarında geriledi </h2>
<p>Haziran ayı boyunca tüm kategorilerde gerileme dikkat çekti. Özellikle ayın ikinci yarısından itibaren fiyatlardaki düşüşün hızlandığı görülüyor. Mayıs ayında her hafta artış göstererek Afyon’da tanesi 3.3 liradan 4.1 liraya kadar yükselen beyaz duble yumurta, haziran başı itibarıyla 3,5, geçen hafta 3,2 dün de 3 liraya geriledi. Kayseri’de de benzer bir tablo ortaya çıktı. Mayıs ayında 3,1 liradan 4,0 liraya çıkan duble yumurtanın tanesi önce 3,6; geçen hafta 3,3; dün de 3 liraya düştü. Üretici birliklerinin Mayıs ve Temmuz fiyat listeleri karşılaştırıldığında, sadece duble değil; eski ana, yeni ana, yarka, piliç ve kılavuz yumurta gruplarında da belirgin düşüşler yaşandığı görülüyor. Fiyatlardaki gerilemenin arz artışı ve tüketim dengesindeki değişimle ilişkili olduğunu ifade eden sektör temsilcileri, son düşüşte sıcakların yanı sıra okulların tatille girmesinin de etkili olduğunu belirttiler.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yumurta-fiyati-bir-ayda-1-lira-geriledi-82645</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/yumurta-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üretim merkezlerinde adet başına yumurta fiyatı son bir ayda ortalama 1 liranın üzerinde geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ankarada-siyasete-nato-molasi-82643</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ankara’da siyasete NATO molası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bugün başlayacak 36. NATO zirvesi nedeniyle siyasi liderler Ankara programlarını erteledi. Ya parti genel merkezinde olacaklar, ya da Ankara dışında. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ev sahipliğinde gerçekleşecek zirveye ilgili bakanlar da eşlik edecek. NATO zirvesi nedeniyle alınan tedbirler hafta sonuna kadar devam edecek.</p>
<p><strong>AK Parti'ye katılımlar bekleniyor</strong></p>
<p>NATO zirvesinin ardından AK Parti’ye belediye ve milletvekili düzeyinde sürpriz katılımlar bekleniyor. AK Parti yönetici ve milletvekilleri de bu hafta seçim bölgelerinde olacak. Parti genel merkezinin belirlediği program çerçevesinde esnaf ziyaretleri gerçekleştirecek. TBMM’nin de zirve nedeniyle çalışmalarına bir hafta ara vermesi nedeniyle grup toplantıları da yapılamayacak. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, zirveyi Ankara’da parti genel merkezinde takip edecek.</p>
<p><strong>Özel, toplantıyı Eskişehir’e taşıdı </strong></p>
<p>Özgür Özel bugün Eskişehir’de olacak ve grup toplantısını burada gerçekleştirecek. Çarşamba, Perşembe ve Cuma günleri Ankara’da çalışmalarına devam edecek olan Özgür Özel, cumartesi Adana, pazar günü ise Niğde’de olacak. Mahkeme kararıyla genel başkanlık koltuğuna yeniden oturan Kemal Kılıçdaroğlu da partide başlattığı ihraç dalgasına bu hafta mola verecek. Kılıçdaroğlu’nun bir sonraki hafta il teşkilatları başta olmak üzere yeni ihraç dalgasına yeniden başlayacağı belirtiliyor. İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu da NATO zirvesi ve devam eden günlerde çalışmalarını parti genel merkezinde yürütecek. DEM Eş Genel Başkanları da zirveyi Ankara’da takip edecek. DEVA Genel Başkanı Ali Babacan YRP, SP ve GELECEK Parti ile kurulacak ittifak ile ilgili çalışmalara Ankara’da devam edecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ankarada-siyasete-nato-molasi-82643</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/9/1280x720/tbmm-meclis-1781760262.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara’da siyasete NATO molası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ilk-ceyrekte-karini-278-artirdi-yabanci-payini-1368e-cikardi-82647</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İlk çeyrekte kârını %278 artırdı, yabancı payını %13,68’e çıkardı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST 30 Endeksi 6 güçlü hissenin etkisiyle haftayı yüzde 1,08 yükselişle tamamlasa da 24 hissenin fiyatı geriledi. Hisselerin baskılandığı ortamda yabancılar 18 hissede satış tarafında yer aldı. Lokomotif hisselerdeki seçici alımlar ise mal toplama stratejisinin yürütüldüğünü söylüyor.</strong></p>
<p>Kimi yatırımcı ekranlardaki fiyat düşüşlerini gördüğünde panikle satış tuşuna basar. Fiyat düşüyorsa her şey kötüye gidiyor sanılır. Oysaki anlık fiyat hareketlerine bakarak yatırımların yönünü tayin etmeye çalışmak hatalıdır. Koç Holding, Gübre Fabrikaları ve Sasa gibi güçlü şirketlerin fiyatlarında düşüş yaşanırken, perde arkasında işlemlerin tersi yönde ilerlediği gözlenmekte. Yatırımcıların büyük kısmı düşüşü kaçış sinyali sanırken, yabancı fonlar bu durumu fırsat olarak okuyor. Piyasada işlem yaparken fiyat ekranının her zaman gerçek finansal eğilimleri yansıtmadığının göz ardı etmemeli.</p>
<h2>Takas odasında maskeler düşüyor</h2>
<p>Fiyatı gerileyen kimi hisselerde yabancı fonlar adeta bir kuşatma içerisinde alımlarda bulunuyor. Koç Holding’in fiyatı yüzde 4,34 gerilerken yabancı 4 gün boyunca alım yaparak payını 1,43 puan artırdı ve yüzde 49,92 seviyesine çıkardı. Holding yılın ilk çeyreğinde gelirini yüzde 5 artırırken dönem sonunda zarardan kâra dönmeyi başardı. Benzer şekilde Gübre Fabrikaları’nın fiyatı yüzde 4,95 düşerken yabancı payını 0,95 puan yukarı taşıyarak yüzde 13,68’e çıkardı. Şirket başarılı bir üç aylık faaliyet dönemi geçirirken gelirini yüzde 23 artırdı ve dönem sonunda da net kârını yüzde 278 büyüterek 3,07 milyar TL’ye çıkardı. Yatırımcı fiyatın neden düştüğünü sorgulamazken, takas verileri fonların paylarını artırdığını söylüyor.</p>
<h2>Kağıt üstündeki korku cebe zarar</h2>
<p>Sasa’nın fiyatının yüzde 4,76 düştüğü haftada yabancı payını 2,97 puan artırarak yüzde 17,52’ye yükseltti. Şirket, haziranda 200 milyon dolarlık satış gerçekleştirdi. Haziran 2025’e göre toplam ciroda yüzde 52, ihracatta ise yüzde 58 artış söz konusu. Zarar etmemek için yatırımcılar, fiyat dalgalanmaları ile eldeki gerçek varlık gücünü birbirinden ayırmalı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4c8da4d4397-1783401892.png" alt="" width="999" height="546" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>BOĞA PİYASASI MI, AYI PİYASASI MI?</strong></p>
<p><strong>Boğa piyasası</strong>; büyüme, halka arz rüzgarı, iyimserlik, kredi genişlemesi. Şişkin değerleme, rehavet tehlikesi, spekülatif tuzaklar, maliyet artışı.</p>
<p><strong>Ayı piyasası</strong>; iskontolu alım, finansal ayıklanma, disiplin kazanımı, açığa satış fırsatı. Erime, panik satış, likidite kuruluğu, stres, kredi sarmalı.</p>
<p><strong>Verimsiz üretim hattını kapattı. Ciroyu aşağı çekse de zararı ortadan kaldırabilir</strong></p>
<p>İşbir Sentetik’in Balıkesir’deki üretimini durdurması geliri ne kadar düşürecek? ● Ceren Çalışkan</p>
<p>Ceren, İşbir Sentetik, Balıkesir’deki halı tabanı kumaşı üretimini finansal sürdürülebilirlik ve verimlilik gerekçesiyle sonlandırdığını belirtti. Şüphesiz bir üretim hattının kapatılması şirketin brüt cirosunda o kaleme ait bir düşüş anlamına gelir. Ancak kararın gerekçesinde yer alan verimlilik vurgusu, bu spesifik hattın kârlılığının düşük olduğuna veya zararına çalıştığına işaret ediyor. Dolayısıyla ciroda bir miktar kayıp yaşanacak olsa da, yılın ilk çeyreğinde 166,4 milyon TL net zarar yazan şirketin üzerindeki maliyet yükünü alacaktı.</p>
<p><strong>İrlanda’daki iştirakin kalan payını alarak tam hakimiyete ulaştı. Daha esnek olacak</strong></p>
<p>Çimsa’nın İrlanda’daki firmanın yüzde 5’lik payı için ödediği para yüksek değil mi? ● Serkan Altaş</p>
<p>Serkan; Çimsa, 2024’te yüzde 94,7’sini aldığı İrlandalı Mannok’un kalan yüzde 5,3’lük azınlık payını 20,5 milyon euroya devralarak şirketin tek sahibi konumuna geldi. Ödenen bedelin yüksek olup olmadığı toplam değere bakılarak anlaşılır. Oranlamaya göre Mannok’un toplam değeri yaklaşık 386,5 milyon euroya denk gelirken tutar iki yıl önceki satın alım sırasında biçilen 330 milyon euronun yaklaşık yüzde 17 üzerinde bir değere denk geliyor. Bunun da ötesinde, azınlık payın devreden çıkarılması Çimsa›ya yönetimde tam bağımsızlık ve hızlı karar alma imkanı sağlayacak.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>GZY turizm değişken fonu seyahat temasıyla son bir yılda yüzde 25 getiri sağladı</strong></p>
<p>Garanti Portföy’ün yönettiği Turizm ve Seyahat Sektörü Degişken Fon (GZY), dalgalı seyri ile öne çıkıyor. Geçtiğimiz mayıs ayında 6,85 TL’yi görürken sonrasında yukarı yönlü hareketi ile dikkat çekiyor. Son üç ayda fonda kademeli bir büyüme söz konusu. Temmuzun ilk haftasında büyüklük 90,7 milyon TL’ye çıktı. Mayıstan bu yana fona para girişi gözlenirken son ay nakit girişi 8,7 milyon TL oldu. Yatırımcı sayısı sınırlı sayıda da olsa yükseliyor. Şimdilerde sayı 2.630’a yükseldi. Temel stratejisi, turizm, seyahat ve konaklama sektörüne yatırım üzerine kurulu. Portföyünün yüzde 53,18’i yabancı ve yüzde 25,20’si yerli hisse senedinden oluşuyor. Risk değeri 6 olan GZY; turizm ve seyahat temasına yönelen yatırımcılara hitap ediyor. Son bir yılda yüzde 25,02 getiri elde ederken endeksin yüzde 40,95’lik çıkışının altında kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Tiryaki Agro, piyasadan yüzde 55,33 bileşik faizle 50 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Tiryaki Agro, 03.07.2026 vade başlangıç tarihli finansman bonosu ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 50.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi yüzde 47,50, bileşik faizi yüzde 55,33 olarak belirlendi. 124 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 04.11.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı yüzde 16,14 düzeyinde. 3 Temmuz itibarıyla TLREF yüzde 39,99 seviyesinde bulunuyor. Buna göre Tiryaki Agro’nun verdiği yüzde 47,50 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 7,51 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından uygun bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Piyasada TRFTRYKK2615 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p>ŞİRKET PANOSU</p>
<p>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4c8de0bf4ae-1783401952.png" alt="" width="964" height="241" /><strong>MARMARİS ALTINYUNUS</strong></p>
<p><strong>Antalya’daki oteli turizm işletme belgesini aldı ve müşterilere kapılarını açtı</strong></p>
<p>Marmaris Altınyunus, Antalya’da yeniden inşa ettiği 5 yıldızlı Divan Talya Oteli’nin Kültür ve Turizm Bakanlığı denetiminden geçerek turizm işletme belgesini aldığını duyurdu. Yasal onay süreçleri tamamlanan 176 odalı lüks tesis, 1 Temmuz itibarıyla deneme işletmesi modeliyle faaliyete geçti. Tesis, 30 Eylül itibariyle tüm satış kanallarından müşteri kabulüne geçecek. Tamamlanan projeyle birlikte uzun süren bir yatırım döngüsü nihayete erdirilmiş oldu. Otelin kapılarını açarak nakit üretmeye başlaması yatırımın geri dönüşü için en hassas evre olarak kabul edilmeli.</p>
<p><strong>HİDROPAR HAREKET KONTROL</strong></p>
<p><strong>Ortakları savunma sanayisi projelerine teminat yaratabilmek için hisse sattı</strong></p>
<p>Hidropar Hareket, iki şirket ortağının haziranın son haftasında borsada gerçekleştirdiği hisse satışının sebebinin firmanın savunma sanayii projelerinin finansmanında ihtiyaç duyulan teminat yapısını güçlendirmek amacıyla yapıldığını belirtti. Şirket, sağlanacak finansmanın projelerin tamamlanmasını destekleyeceğini, öte yandan kredi faizlerinden korunmasına imkan vereceğini belirtti. Projelerin finansmanı için doğrudan yüksek faizli banka borcuna girmek yerine, ortakların paylarını satıp şirket lehine teminat yaratması bir tür nakit yönetim yaklaşımıdır.</p>
<p><strong>KAREL ELEKTRONİK</strong></p>
<p><strong>Uluslararası ölçekteki firmayla ürün geliştirme ve üretimi konusunda anlaştı</strong></p>
<p>Karel, yüzde 54 pay sahibi olduğu bağlı ortaklığı Daiichi Elektronik’in, küresel bir orijinal ürün üreticisi otomotiv şirketiyle araç bileşenlerinin geliştirilmesi ve seri üretimi konusunda anlaşmaya vardı. Beş yıl sürecek iş ilişkisinin toplam bedelinin yaklaşık 100 milyon dolar seviyesinde olduğu ve projenin konsolide ciroya önemli bir katkı sağlayacağı belirtildi. Şirket bu girişimle, otomotiv elektroniği sektöründeki küresel entegrasyonunu oldukça hacimli bir iş birliğiyle büyütme olanağına kavuştu. Anlaşma, şirketin konsolide gelirine önemli bir katkı sunacak.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Hektaş mayısın ikinci yarısından bu yana kâr satışlarıyla gerilerken fonlar aldı</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4c8dffa2d53-1783401983.png" alt="" width="299" height="246" /></strong>Hektaş’da fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar yüzde 118,30 ile toplamda 10,39 milyon lot artarak 19,18 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 12’den 13’e çıktı. BIH fonu 4,51 milyon lot ile en fazla alımı yaparken, NSK 585,6 bin lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Hektaş hakkında bugüne kadar sadece 1 aracı kurum öneride bulundu. Model portföyüne alan ise bulunmuyor. Öneride bulunan Deniz Yatırım, hisse için 4,30 TL hedef fiyat verdi. İşaret ettiği fiyat yüzde 31 artışa denk geliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ilk-ceyrekte-karini-278-artirdi-yabanci-payini-1368e-cikardi-82647</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İlk çeyrekte kârını %278 artırdı, yabancı payını %13,68’e çıkardı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/1-temmuz-oncesi-yapilan-e-tebligatlar-iptal-sebebi-mi-82642</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 1 Temmuz öncesi yapılan e-tebligatlar iptal sebebi mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dr. Y. BURAK ASLANPINAR</strong></p>
<p>Elektronik tebligat sistemiyle ilgili son 3 ayda arka arkaya çok önemli gelişmeler yaşandı. Önce Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından Vergi Usul Kanunu’nun 107/A maddesi ile ilgili iptal kararı verildi ancak yürürlüğü 9 ay ertelendi. Ardından Danıştay 3. Dairesi, AYM kararının devam eden davalarda dikkate alınması gerektiği yönünde karar verdi. Son olarak da 1 Temmuz 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 7587 sayılı Kanun ile VUK’un 107/A maddesi yeniden düzenlendi.</p>
<p>Peki yeni düzenleme e-tebligat ile ilgili yaşanan sorunları çözdü mü? 1 Temmuz 2026’dan önce elektronik tebligatla yapılmış işlemler bakımından hâlâ iptal iddiası ileri sürülebilir mi?</p>
<p>Bu soruya cevap verebilmek için öncelikle süreci önemli noktalarıyla baştan itibaren hatırlatmakta fayda var.</p>
<p><strong>Anayasa Mahkemesi neyi iptal </strong><strong>etti? Neden 9 ay ertelendi?</strong></p>
<p>AYM, VUK’un 107/A maddesindeki elektronik tebligat ile ilgili Hazine ve Maliye Bakanlığı’na verilen sisteme giriş-çıkış, zorunluluklar gibi konuları içeren yetkinin kapsamının çok geniş olduğu, sınırlarına ilişkin temel ilkelerin kanunla belirlenmediği, bunun da mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle iptal kararı verdi (AYM, T:15.01.2026, E:2025/94, K:2026/11). Karar, 3 Nisan 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı ama yürürlüğü 9 ay ertelendi.</p>
<p>9 aylık erteleme ile deyim yerindeyse top yasama organına atılmış ve TBMM’nin bu konuda yeni bir düzenleme yapması için süre tanınmıştı. Peki Anayasa’ya aykırılığı tespit edilen hüküm, yeni düzenleme yapılıncaya kadar hiçbir şey olmamış gibi idare tarafından uygulanmaya devam mı edecekti? Davalarda AYM’nin kararı dikkate alınacak mıydı?</p>
<p>Bu soruya cevabı da Danıştay 3. Dairesi verdi.</p>
<p><strong>Danıştay 3. Dairesi, e-tebligatla </strong><strong>yapılan işlemleri iptal etti </strong></p>
<p>Danıştay 3. Dairesi, elektronik ortamda tebliğ edilen ödeme emirlerine dayalı haciz işlemine dair uyuşmazlık hakkında AYM’nin iptal kararını doğrudan dikkate alarak, Anayasa’ya aykırılığı saptanmış bir hükmün görülmekte olan davalarda uygulanmaya devam etmesinin hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayacağına karar verdi (T:06.04.2026, E:2024/4288, K:2026/1632).</p>
<p>Danıştay’ın kararı haciz aşamasına gelmiş işlemler hakkında olsa da bu kararın etkisi daha geniş düşünülmemeli. Çünkü e-tebligat, vergi ve ceza ihbarnamelerinde, ödeme emirlerinde, defter ve belge isteme yazılarında ve idarenin daha birçok işleminde karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla “süre geçti”, “işlem kesinleşti”, “artık dava açılamaz” denilen durumlarda, somut olayın ayrıca değerlendirilmesi gerekebilir.</p>
<p><strong>Yeni düzenleme ile e-tebligat </strong><strong>kimler için zorunlu oldu?</strong></p>
<p>Bu gelişmelerden sonra, 1 Temmuz 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan ve yürürlüğe gire 7587 sayılı Kanun’un 9. maddesiyle VUK’un 107/A maddesi yeniden düzenlendi.</p>
<p>Yeni kanuni düzenleme ile e-tebligat sistemine zorunlu olarak dahil olacaklar şu şekilde belirlendi:</p>
<ol>
<li><em> Kurumlar vergisi mükellefleri,</em></li>
<li><em> Ticari, zirai ve mesleki kazançları dolayısıyla gerçek usulde vergilendirilen gelir vergisi mükellefleri,</em></li>
<li><em> Kollektif şirketler ile adi komandit şirketler,</em></li>
<li><em> ÖTV Kanununa ekli (II) sayılı listedeki mallardan kayıt ve tescile tabi olanların ilk iktisabında adına tescil yapılan gerçek kişiler ve tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan teşekküller.</em></li>
</ol>
<p>Ayrıca zorunlu olmayan kişilerin isteğe bağlı olarak elektronik tebligat sistemine dahil olabilecek.</p>
<p><strong>E-tebligat sisteminden nasıl çıkılır?</strong></p>
<p>Zorunlu kapsamda olmadığı halde isteğe bağlı olarak elektronik tebligat sistemine dahil olan kişiler, talep etmeleri halinde sistemden çıkabilecek.</p>
<p>Zorunlu olarak e-tebligat sistemine dahil olan tüzel kişilerde; ticaret siciline kayıtlı olanlar ticaret sicil kayıtlarının, diğerleri ise tabi oldukları sicil kayıtlarının silindiği tarih dikkate alınarak elektronik tebligat sisteminden çıkarılacak.</p>
<p>Zorunlu olarak e-tebligat sistemine dahil olan gerçek kişiler, kişinin ölüm tarihi veya gaipliğine karar verildiği tarih dikkate alınarak elektronik tebligat sisteminden çıkarılacak. Deyim yerindeyse <strong><em>“can çıkmadan e-tebligattan çıkış yok!”</em></strong></p>
<p>Bununla birlikte gerçek kişiler, mükellefiyetin sona erdiği tarihi izleyen beşinci takvim yılı sonundan itibaren talep etmeleri halinde ve sisteme olma zorunluluğu gerektiren diğer haller bulunmamak şartıyla, e-tebligat sisteminden çıkarılabilecek.</p>
<p>Dikkat edilirse tüzel kişiler <em>terkinle birlikte</em> <em>“otomatik”olarak”,</em> gerçek kişiler ise mükellefiyet sona erse de <em>5 yıl bekleyip “taleple”</em> sistemden çıkabiliyor. Bu halde, gerçek kişiler bakımından mükellefiyet sona erse bile sistemin uzun süre takip edilmesi gerekecek. Bu durum, özellikle artık faaliyeti bulunmayan, e-tebligat sistemini düzenli kontrol etmeyen veya mükellefiyetinin sona ermesiyle bu yükümlülüğünün de bittiğini düşünen kişiler açısından yeni hak kayıplarına neden olabilir. Hak kaybı ihtimali ve tüzel kişilerle olan eşitsizlik de yeni bir Anayasa’ya aykırılık iddiasını gündeme getirebilir.</p>
<p><strong>Engelliler için giriş, 65 yaş </strong><strong>üstü için çıkış istisnası var </strong></p>
<p>Engellilik oranı %90 veya daha fazla olan malul ve engellilerin e-tebligat sistemine dahil olma zorunluluğu bulunmuyor. 65 yaşını doldurmuş kişiler, talep etmeleri halinde talep tarihleri dikkate alınarak elektronik tebligat sisteminden çıkarılacak.</p>
<p><strong>E-tebligat ile ilgili yeni </strong><strong>düzenleme sorunları çözdü mü?</strong></p>
<p>Yeni düzenleme ile kimlerin isteğe bağlı olarak girebileceği ve çıkışın hangi hallerde mümkün olacağı artık kanunda daha açık şekilde yer alıyor. Ancak bu, e-tebligatla ilgili bütün sorunların bittiği anlamına gelmiyor. Çünkü meselenin en önemli noktası hâlâ aynı: Mükellef gerçekten bu tebligattan haberdar oldu mu?</p>
<p>Elektronik tebligat sisteminde belge elektronik adrese düştükten 5 gün sonra tebliğ edilmiş sayılıyor. Fakat uygulamada birçok sorun yaşanabiliyor. SMS ve e-posta bilgilendirmesi doğru kişiye ulaştı mı? Bilgilendirme yapılan telefon numarası mükellefe/sorumluya mı ait? Şirket yetkilisi değişti mi? Mükellefiyeti sona eren kişi hâlâ sistemi kontrol etmesi gerektiğini biliyor mu? Bu sorular sadece teknik ayrıntı değil. Her biri doğrudan hak kaybına yol açabilecek nitelikte.</p>
<p>Elbette, e-tebligat çağın gereklerine uygun bir sistem. Ancak teknolojinin sağladığı kolaylık, mükellefin mahkemeye erişim hakkını zayıflatmamalı.</p>
<p><strong>1 Temmuz 2026 öncesi ve sonrasındaki</strong></p>
<p><strong>e-tebligatların hukuka uygunluğu</strong></p>
<p>1 Temmuz 2026’dan sonra yapılacak e-tebligatlar artık yeni kanuni düzenlemeye dayanacak. Ancak bu, 1 Temmuz’dan sonraki her elektronik tebligatın yine de her koşulda hukuka ve kanuna uygun kabul edileceği anlamına gelmez. Somut olayda her e-tebligat işlemi yine kendi şartlarına göre incelenmeli.</p>
<p>Diğer taraftan yeni düzenleme geçmişe yürümeyeceği için <em>1 Temmuz 2026’dan önce elektronik ortamda tebliğ edilmiş işlemler bakımından Danıştay kararında sözü edilen iptal nedenleri geçerli olacağından, dava süreçleri ve uyuşmazlıklar devam edecektir</em>.</p>
<p><strong>Defter ve belge ibraz etmeme (gizleme) </strong><strong>suçu bakımından “beraat” kararları çıkabilir</strong></p>
<p>Mükellefin defter ve belgelerinin istenmesi yazısı 1 Temmuz 2026’dan önce elektronik ortamda tebliğ edilmişse ve mükellef bu tebligattan haberdar olmadığı için ibraz gerçekleşmemişse bu durumun değerlendirilerek VUK’un 359. maddesinde belirtilen “gizleme” suçunun oluşmadığı iddia edilebilir.</p>
<p><strong>Sonuç olarak;</strong> e-tebligatta 1 Temmuz 2026 sonrası için yeni bir kanuni dönem başladı. Ancak 1 Temmuz 2026’dan önce yapılan e-tebligatlar bakımından davalardaki iptal nedenleri ortadan kalkmış değil. Yeni kanuna dayalı olarak bu tarihten sonra yapılacak tebligatlar da hukuka ve kanuna uygun olması gerekiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/1-temmuz-oncesi-yapilan-e-tebligatlar-iptal-sebebi-mi-82642</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 1 Temmuz öncesi yapılan e-tebligatlar iptal sebebi mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nato-zirvesinin-dusundurdukleri-82641</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> NATO zirvesinin düşündürdükleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sabah yürüyüşünden dönüyordum. Baktım bir aile; anne, baba ve iki delikanlı yürüyüşe çıkmış. Herhalde baba günlük sabah konuşmasında aileye sesleniyordu. Aile pür dikkat dinliyordu. Günaydın deyip geçtim. Baba arkamdan seslendi. “Bir dakika, size bir şey sorabilir miyiz?”. Soru aile adına geliyordu, hemen geri döndüm, “Buyrun” dedim. “Bütün Assos bu kadar mı?”  “Yok” dedim “Assos buradan da ufaktır. Ama burası Sivrice Koyu. Assos buraya 15 km”. Madem iletişim kanalları açıldı, hemen ben de sorumu yapıştırdım. “Siz nereden geliyorsunuz?” Aile Reisi konuştu yine “ Biz Ankara’dan geliyoruz”.  İletişimimiz normal seyrinde sürdü. “Ankara’nın neresinden ?”. “Çankaya” dedi.  Ben “NATO Zirvesi” der demez “Evet” dedi adam, sonra da ekledi. “Şehri kapattılar, biz de tatile gidelim deyip buraya geldik”.</p>
<p>NATO Zirvesi hazırlıklarını, kapatılan yolları, kilometrelerce döşenen panoları düşüne düşüne eve dönerken aklıma iki tarihi olay geldi. Önce onları paylaşayım.</p>
<p><strong>Potemkin Köyü</strong></p>
<p>İlginç bir öyküdür. Olay, 18. Yüzyılda Rusya’da geçer.  Prut Savaşı’nda yenilen Rus ordusu, Çariçe I.Katerina’nın usta müzakere teknikleri ile yok olmaktan kurtulmuştur. Ama aradan yıllar geçmiş,  Baltacı Mehmet Paşa ve I. Katerina efsanesi geride kalmıştır. Devir değişmiş ve Rusya 1783 yılında Kırım’ı Osmanlı’dan alarak topraklarına katmıştır. Şimdi sahnede Çariçe II. Katerina ve sevgilisi Mareşal Grigory Potemkin vardır. Potemkin o bölgenin valisi olur. Potemkin’in görevi,  başkaldırıları bastırmak ve Rusya’dan gelen Rusları buraya yerleştirmektir.</p>
<p>Rusya’da hava yine karışıktır. Osmanlı ile yeni bir savaşın eşiğindedirler. Çariçe II. Katerina altı ay sürecek “Yeni Rusya” gezisine çıkar. Saltanat gemisinde saray maiyeti ve müttefiklerin elçileri vardır. Bu gezinin amacı savaş öncesi müttefikleri etkilemektir. Bunu sağlamak için Potemkin, Dinyeper Nehri boyunca sahte evler inşa eder. Bunlar sadece ev ön cephesi görünümlü, arkası boş panolardır. Çariçeyi taşıyan kraliyet gemisi görünür görünmez Potemki’nin adamları köylü kılığına girer, köyü doldur ve köy hayatı oynar. Gemi gözden uzaklaşınca ev görünümlü panolar sökülüp daha aşağılarda bir yere tekrar kurulur. Burada Çariçe’nin gemisi beklenir.</p>
<p>Bazı tarihçiler “Potemkin Köyü” olayının bir efsaneden ibaret olduğunu söylerlerse de, “Potemkin Köyü” bir terim olarak literatüre girmiştir. “Potemkin köyü”, gerçeği saklamak için yaratılan her durum için kullanılır.</p>
<p><strong>Fransız misafire yemek takımı</strong></p>
<p>Kurtuluş Savaşı zamanındayız. Fransa Senato Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı ve eski bakanı Franklin Bouillon, 9 Haziran 1921’de Ankara’ya gelmiştir. Fransızlar, milli mücadelenin gücünü, anlamını öğrenmeye çalışmaktadır. O günlerde Yunan ordusu Afyon’u ele geçirmiştir.</p>
<p>Dönemin Ankarası, yokluk içindedir; bir yabancı konuğu ağırlayacak olanaklardan yoksundur. Dış İşleri Bakanı Yusuf Kemal Bey, yabancı heyet için bir alafranga tuvalet yaptırmayı güç bela başarmıştır. Böylece sindirim sürecinin sonundaki sorun çözülmüştür. Ama sürecin başında bir büyük sorun vardır. Fransız misafirler için bir yemek takımı bulunamamıştır.</p>
<p>Yusuf Kemal Bey son çare olarak Mustafa Kemal’e başvurur. Önerisi, Kuvayi Milliye için çalışan gizli teşkilat Milli Müdafaa’dan yardım istemektir. Yusuf Kemal Beyi’n önerisine göre söz konusu teşkilat 6 kişilik bir yemek takımını İstanbul’dan kaçırıp Ankara’ya yollayacaktır. Bunun üzerine Mustafa Kemal şöyle konuşur: “Yusuf Kemal Bey, bu Fransız Ankara istasyonuna geldiğinde tören kıtasının perişan halini gördü. Askerin postalı bile yoktu. Başlarındaki kalpak, omuzlarındaki tüfek çeşit çeşitti. O, bu yetersizlikler içindeki senin dayanma gücünü görmeye, ölçmeye geldi.Sen ona, üzerinde “Tuğray-ı Garray-ı Osmani” işlemeli altın yaldızlı sofra takımıyla ikramda bulunursan, o “Bab-ı Ali kafası bunlarda da devam ediyor, hayret! Aynı yolda vatan kurtarma, yeni bir devir açma iddiaları var, ancak sabun köpüğü” der. Ve istilayı tamamlama yolunda Paris’e göz kırpar. Sen adamı al, Meclis’e götür, orada tek yumruk halindeki haysiyet şahlanışını görsün. Mektep karavanasından tek kap yemeği tahta tabak, tahta kaşıkla yesin. Ve bu görünürdeki yokluk içinde milletin sağlam istinadını anlamaya çalışsın. Zaten şimdi o, başlayan savaşın neticesini bekleyecek. Önce kendin inan, sonra da misafirini inandır…”</p>
<p><strong>Bazı fanteziler</strong></p>
<p>NATO zirveleri, NATO üyesi ülkelerin devlet ve hükûmet başkanlarının bir araya geldikleri üst düzey toplantılardır. Zirvelerde birlik için stratejik kararlar alınır. İlk zirve 1957 yılında Fransa’da yapılmış. Biz de bundan önce 2004 yılında zirvenin ev sahipliğini yapmışız. Bu hafta 36’ıncısı yapılacak zirveye 32 müttefik ülke ve 9 davetli ülke olmak üzere 41 ülkeden 52 liderin katılması bekleniyormuş; yüzlerce de gazeteci.</p>
<p>Bu kadar önemli kişinin güvenliği önemli bir meseledir. Gerçi toplantılar çok iyi korunan bir yerde, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yapılacak. Toplantıya katılan devlet büyükleri de “Canım önemli değil, maksat başımızın üstünde bir dam olsun. Nerde olsa yatarız” diyecek cinsten değiller. Bu yüzden Ankara’daki değişik otellerde kalacaklar. Oralardan Külliye’ye gelmeleri gitmeleri sırasında güvenlik önemli bir sorun. Onun için Ankara’da birçok cadde trafiğe kapanmış, bazı resmi daireler ve de okullar, yurtlar kapanmış. Yukarıda sözünü ettiğim Ankaralının deyimi ile şehir adeta kapatılmış.</p>
<p>Şimdi bu zirvenin aklıma getirdiği fantezileri aktarayım:</p>
<p>NATO üyeleri arasında, Polonya gibi, Romanya gibi, Macaristan gibi,  eskiden komünist blok üyesi ülkeler de var. Herhalde onlar Ankara’daki boş caddeleri görünce büyük nostalji yaşayacaklar. “Ne günlerdi, biz de böyle yapardık; boşaltırdık caddeleri. Halkın gıkı çıkmazdı”  diyeceklerdir.</p>
<p>Bazı liderler de belki bu boş caddelerden bir övünç çıkaracaklardır kendilerine. Ülkelerine döndüklerinde eşleri “Nasıl geçti toplantı?” dediklerinde “İnanamazsın, koca şehri bizim için kapatmışlar. Bakalım biz ne yapacağız sıra bize geldiğinde.” diyeceklerdir.</p>
<p>Misafirler dönerken bu derece korunmalarına muhtemelen teşekkür edeceklerdir. Belki yetkililer de büyük bir alçak gönüllülükle şöyle karşılık verecektir: “Aman efendim, rica ederiz. Siz bizim 1 Mayıslarda Taksim Meydanı’nı emekçilere karşı nasıl koruduğumuzu bir bilseniz, bugünkü uygulamalara şaşırmazdınız”.</p>
<p>Fakat asıl ses getiren yorumlar Başkan Trump’tan gelecektir. Danışmanlarına çıkıştığını duyar gibiyim: “Şu koca Demokrat Parti’de bir Mr. Kemal gibi birini bulamadınız, yazıklar olsun size”.</p>
<p>ABD ile F35 uçağının üretimindeki işbirliğinin yeniden başlaması konuşulacak. “Win, win; always we win”  ilkesine inanan işadamı Trump, bunun karşılığında muhakkak bir şey istecektir. Örneğin, “Şu butlan türü bir yasayı nasıl bize uydurabiliriz? Ya da erken seçim veya anayasa değişimi ile bir dönem daha seçilme imkanımın önünü nasıl açarız?” konularında danışmanlık,  isteyeceği şeylerin başında gelecektir.</p>
<p>Trump’ın bize şunları diyeceğini de düşünebiliyorum: “Siz Türklerden öğreneceğimiz çok şey var. Siz bazı şeyleri çok kolay hallediyorsunuz. Ben, bir Jimmy Kimmel ile baş edemiyorum. Sizde maşallah bu muhalif komedyenler hemen susturuluyor. Hem de mahkemelerinizin de son derece bağımsız olduğunu biliyorum. Öyle ki, bazıları Anayasa Mahkemesi ya da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bazı kararlarını bile takmıyorlar. Bir de bizim rektörler sizdekiler gibi söz de dinlemezler. Mesela şimdi Bowdoin College’dan şu bizim New York Belediye Başkanı’nın diplomasını iptal edin desem beni dinlemezler.”.</p>
<p><strong>Sonuç </strong></p>
<p>Biz, konuksever bir ulusuz. Gelen bu yabancı misafirlerin tabi ki en iyi biçimde ağırlanması gerekir. Bu kişilerin canı bize emanettir; onları en iyi biçimde korumalıyız. Ama bunu yaparken, misafirilere olduğumuzdan fazlasını göstermeye ve ev-sahibi Ankaralıları da bu kadar rahatsız etmeye hakkımız yoktur.</p>
<p>Toplantıya katılan üyelerin hepsinin Ankara’da oturan elçileri var. O yollardan kaç kere geçmişlerdir. O panoların arkasında neler olduğunu bilmiyorlar mı? Üç yüzyıl sonra neden Potemkin’i hatırlayıp bize gülsünler? Bu konuda da Mustafa Kemal’in zamanın Dış İşleri Bakanı Yusuf Kemal Bey’e söylediği sözler rehber alınmalıydı.</p>
<p>Kazasız belasız, ülkemiz için olumlu sonuçları olacak bir zirve dileğiyle...</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nato-zirvesinin-dusundurdukleri-82641</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ NATO zirvesinin düşündürdükleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ilk-1000-ihracatci-turkiyenin-neresinde-82640</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> İlk 1.000 ihracatçı Türkiye’nin neresinde?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçen hafta sohbetimizin içeriği ilk 1.000 ihracatçının, son üç yıl içerisinde Türkiye toplam ihracatının ne kadarını yaptığının karşılaştırması idi.</p>
<p>Bu hafta da 2025 yılındaki ilk 1.000 ihracatçının Türkiye sathına yayılmasına ve sektör dağılımına odaklanmak istiyorum. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından yayınlanan İlk 1.000 İhracatçı Listesi’ndeki rakamlar üzerinden farklı açılara bakmaya çalıştım.</p>
<p>Toplam ihracatçı sayısının 180 bin civarında olduğu ifade edilmekteyse de bu konuda doğrulanmış, net bir rakama erişemedim.</p>
<p>Ve bu ihracatçıların yaklaşık 1.000 tanesi toplam ihracatın %67’sini, geri kalan 179.000 tanesi de toplam ihracatın %33’ünü yapmaktadır.</p>
<p>İlk 1.000 ihracatçının neredeyse yarısı İstanbul’da.</p>
<p>Geri kalanlar da 48 ile yayılmış.</p>
<p>Bir başka deyişle ülkenin yarısında ilk 1.000 ihracatçı listesine girebilen firma yok.</p>
<p>İstanbul ve İzmir’i dışarıda bırakırsak, ihracatçı sayısı ile ihracat miktarları da doğru orantılı gitmiyor.</p>
<p>İhracatçı sayısı artsa da ihracat miktarı o denli artmıyor.</p>
<p>Çorum bu konuda süper kahraman, 3 firma ile 2 milyar ABD dolarını aşmış.</p>
<p>İlk 1.000 İhracatçı listesine giren firma sayısına göre 26. sırada olmasına karşın, en çok ihracat yapan iller sıralamasında 12. sırayı tutuyor.</p>
<p>Öte yandan ilk 10 ildeki ihracatçılar sayısal olarak tüm Türk ihracatçıların 0,005 gibi oranında olmalarına karşın tüm Türkiye ihracatının % 60’ına yakınını yapmaktadırlar.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4c876c552fd-1783400300.png" alt="" width="633" height="349" />Bir başka ilginç ve benzer görünüm de ihracat yapan firmaların yer aldıkları sektörlere baktığımızda ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Sektör temelinde ihracat rakamlarına baktığımızda, en çok ihracat yapan ilk 10 sektördeki ihracatçı firma sayısı 726 olarak görülmektedir.</p>
<p>Ancak, bu firmaların yaptığı ihracat miktarı ise yaklaşık olarak 144 milyar ABD dolarıdır.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4cb3b3a326a-1783411635.jpeg" alt="" width="720" height="211" /></p>
<p>Hizmet sektöründe ihracat yapan firma sayısı 65 iken yaptıkları ihracat 40 milyar ABD dolarına yaslanmıştır.</p>
<p>Öte yandan ilk 1000 ihracatçı listesinde 116 ihracatçısı olan Kimyevi Maddeler ve Mamulleri ihracatçılarının toplam ihracatı 16 milyar ABD dolarıdır.</p>
<p>Burada daha önceleri de sözünü ettiğim bir konuyu tekrarlamak istiyorum.</p>
<p>Hizmet ihracatı rakamlarının içerisinde turizm, eğitim, sağlık hizmetleri vb. sektörlerde, yurt dışından gelerek hizmeti ülkemizde alan yabancılara verilen hizmet bedelleri de yer almaktadır.</p>
<p>Bu hizmetlerin ihracat sayılması ihracatın özüne aykırıdır.</p>
<p>Başımızın üzerinde yerleri var, ülkeye döviz kazandırıyorlar amma yapılan ihracat değildir.</p>
<p>Bir zamanlar olduğu gibi bunlar “ Döviz kazandırıcı Hizmetler “ başlığı altında değerlendirilmelidir.</p>
<p>Destek mevzuatına kolaylık getirelim derken kavram kargaşası ve yorum farklılıkları yaratılmamalıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ilk-1000-ihracatci-turkiyenin-neresinde-82640</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İlk 1.000 ihracatçı Türkiye’nin neresinde? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elektronik-tebligattan-cikilmali-mi-82638</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektronik tebligattan çıkılmalı mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ticari, zirai veya mesleki faaliyeti olmayan, örneğin arabasını sıfır araçla yenileyen bir emeklinin veya ev hanımının bu sisteme alınması bence anlamsızdır. Burada belki trafik para cezalarının daha kolay tebliğ edilmesi amaçlanmış olabilir. Bu kişilerde ancak 65 yaşını bitirdiklerinde sistemden çıkabilirler.</strong></p>
<p>Geçen hafta bugün yayınlanmış köşe yazımda Anayasa Mahkemesi’nin (E.2025/94 K.2026/11 sayılı Kararı) Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 107/A maddesinin 3. fıkrasına ilişkin ibare iptali  ve Danıştay’ın, “Anayasaya aykırılığı sabit olan sisteme göre yapılan tebligatların geçerli olmayacağı” yönünde kararları üzerine yasa koyucunun konuyu hemen ele alarak, 24.6.2026 tarih ve 7587 sayılı Kanunla iptal edilen hükmün yerine yeni bir düzenlemeyi kabul ettiğini yazmış ve yeni düzenleme ile elektronik tebligat usulüne çizilen çerçeveyi aktarmıştım. Köşe yazımda da belirttiğim gibi yeni 107/A madde, hem sisteme dahil olacak mükellefleri hem de sistemden çıkma hâllerini sayma yöntemi ile belirlemiştir. Bu yazımda sistemden çıkışın mümkün olabileceği halleri irdelemek istiyorum.</p>
<p><strong>Çıkma sebepleri</strong></p>
<p><em>1. Ticaret siciline kayıtlı tüzel kişiler ticaret sicil kayıtlarının, diğer tüzel kişiler ise tabi oldukları sicil kayıtlarının silindiği tarih dikkate alınarak elektronik tebligat sisteminden çıkarılır.</em></p>
<p>Burada idarenin takdir hakkı söz konusu değildir. İlgili sicil kaydının kapatılması ile tüzel kişinin elektronik tebligat sistemi dışına re’sen alınması gerekmektedir.</p>
<p><strong><em>2</em></strong><em>. Gerçek kişiler, kişinin ölüm tarihi veya gaipliğine karar verildiği tarih dikkate alınarak elektronik tebligat sisteminden çıkarılır.</em></p>
<p>Burada da idarenin takdir hakkı söz konusu değildir. Mükellefin ölümü veya gaipliğine karar verildiğinin idare tarafından ıttılaı ile sistem dışına alınması gerekmektedir. Burada idarenin ıttılaı, mirasçılarının veraset beyannamesini veya murisin son kıst dönem beyannamesini vermeleri ile olabilir. Ancak bu beyannameler süreye bağlı olduğundan ve bu sürede bir hak kaybının olmaması için ölüm veya gaipliği izleyen günlerde mirasçıların vergi dairesine bu konuda bilgi vererek sistemin ölen için kapatılmasını talep etmelerinde yarar vardır. </p>
<p><strong><em>3</em></strong><em>. Birinci fıkra kapsamında zorunlu olarak elektronik tebligat sistemine dâhil olan gerçek kişiler mükellefiyetin sona erdiği tarihi izleyen beşinci takvim yılı sonundan itibaren talep etmeleri halinde ve elektronik tebligat sistemine dâhil olma zorunluluğu gerektiren diğer haller bulunmamak şartıyla, elektronik tebligat sisteminden çıkarılır.</em></p>
<p>Bu çıkartma sebebi talebe bağlı olarak çalışacaktır. Örneğin serbest meslek mükellefiyeti olan bir doktorun 2022 yılında mükellefiyetini terk ettiğini düşünürsek 31.12.2027 tarihinden itibaren sistemden çıkartılmasını talep hakkı doğacaktır. Ancak burada talep için başkaca bir sebeple sisteme dahil olma halinin bulunmaması gerekmektedir. Örneğin doktor bey 2022’de mükellefiyetini terk ettikten sonra 2025 yılında ticari faaliyete başladıysa sistemden çıkmayı talep edemeyecektir.</p>
<p><em><strong>4</strong>. İsteğe bağlı olarak elektronik tebligat sistemine dâhil olanlar, talep etmeleri halinde talep tarihleri dikkate alınarak, elektronik tebligat sistemine dâhil olma zorunluluğu gerektiren diğer haller bulunmamak şartıyla elektronik tebligat sisteminden çıkarılır.</em></p>
<p>Bu bentte kanunen elektronik tebligat sistemine dahil olmasını gerektiren bir sebep olmamakla birlikte kendi talebi ile ihtiyaren sisteme dahil olanların, yine talepleri halinde sistemden çıkabilecekleri düzenlenmiştir. Ancak burada da talep için başkaca bir sebeple sisteme dahil olma gereğinin bulunmaması gerekmektedir.</p>
<p><em><strong>5</strong>. 65 yaşını doldurmuş kişiler, talep etmeleri halinde talep tarihleri dikkate alınarak elektronik tebligat sisteminden çıkarılır.</em></p>
<p>Bu bentte kanunen sisteme zorunlu olarak dahil olan gerçek kişilerin 65 yaşını doldurmaları ve talep etmeleri halinde elektronik tebligat sisteminden çıkartılacakları düzenlenmiştir. Bu konuda da idarenin bir takdir hakkı söz konusu değildir. Bu bent ile yapılan düzenlemenin uygulanmasında, bentlerin bağımsız olarak düzenlenmiş olması sebebiyle, söz konusu mükellefin, “mükellefiyetinin sona ermiş bulunması veya sonra ermesinden sonra beş yıl geçmiş olması yahut sisteme dahil olmasını gerektiren başkaca bir hâlin bulunmaması” gibi koşulların aranması mümkün değildir. Örneğin serbest meslek mükellefiyeti olan bir doktorun faaliyetine ve dolayısıyla mükellefiyetinin devamına rağmen 65 yaşını doldurduğunda sistemden çıkmayı talep hakkı doğacaktır. Zaten söz konusu koşullara diğer bentlerde yer veren Kanun Koyucunun bu bentte yer vermemesi de bu hususun açık delilidir.</p>
<p><strong>Görüş ve önerim </strong></p>
<p>6/6/2002 tarihli ve 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu’na ekli (II) sayılı listedeki mallardan kayıt ve tescile tabi olanların ilk iktisabında adına tescil yapılan gerçek kişilere de sisteme dahil olma zorunluluğu getirilmesini de anlamlandırmak mümkün değildir. Ticari, zirai veya mesleki faaliyeti olmayan, örneğin arabasını sıfır araçla yenileyen bir emeklinin veya ev hanımının bu sisteme alınması bence anlamsızdır. Burada belki trafik para cezalarının daha kolay tebliğ edilmesi amaçlanmış olabilir. Bu kişiler de ancak 65 yaşını bitirdiklerinde sistemden çıkabilirler. (Ancak bu yaşa kadar, örneğin söz konusu aracı sattıklarında çıkış olanağının tanınmaması, sistemi onlar yönünden bence yine Anayasaya aykırı kılmaktadır.) </p>
<p>Bu durumlardaki, yani 65 yaşını bitirmiş tüm mükelleflere benim önerim, “elektronik tebligat yapılanlara mail veya sms ile bilgi verilmese dahi tebligat geçerlidir” şeklindeki Genel Tebliğ düzenlemesi var olduğu sürece sistemden çıkmalarıdır. Zira daha önceden de yazdığım gibi, “habersiz tebligatlarla” hak kaybına uğrama riski söz konusudur.</p>
<p>Mali idarenin sistemin başarısı için yapması gereken, söz konusu Genel Tebliğ düzenlemesini aksi yönde, yani SMS veya mail bilgilendirmesi yoksa tebligatın geçerli olmayacağı yönünde değiştirmesidir. Önemli olan tebligat hukukunda önemli bir işlev gören bu müesseseyi hak kayıplarına yol açmayacak şekilde düzenleyerek yaşatmaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elektronik-tebligattan-cikilmali-mi-82638</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektronik tebligattan çıkılmalı mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsada-hikaye-satiliyor-faturayi-kucuk-yatirimci-oduyor-82637</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsada hikâye satılıyor, faturayı küçük yatırımcı ödüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsa İstanbul'da uzun süredir devam eden, son dönemde ise daha görünür hâle gelen tehlikeli oyunlar (!) var. Sermaye Piyasası Kurulu'nun halka arzlara yeniden hız vermesi ve bunlar arasında performansları tartışmalı (!) olarak nitelenebilecek şirketlerin de yer alması, küçük yatırımcı açısından bu konuda riskleri artırıyor. Tehlikeli oyunların (!) en yaygını ise dünyada "pump and dump", bizde ise "pompala-boşalt" olarak bilinen manipülasyon.</p>
<p>Yöntem oldukça basit. Faaliyetlerinden yeterli gelir elde edemeyen ancak halka açık kalmanın avantajını kaybetmek istemeyen bazı patronlar, şirketi büyütmek yerine hisse fiyatını yükseltmeye odaklanıyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a4c8502a17e8-1783399682.png" alt="" width="432" height="251" />
<figcaption><strong>Kimi kez tahtacılar patronların kapısını çalıyorlar, kimi kez de patronlar tahtacıların.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Çoğu küçük ya da sığ işlem hacimli şirketlerin imdadına bu aşamada "tahtacı" olarak bilinen organize gruplar yetişiyor. Kimi kez tahtacılar patronların kapısını çalıyorlar, kimi kez patronlar tahtacıların. Amaç, küçük yatırımcı için cehenneme giden yolun parlak taşlarını döşemek yani hisselerin önemli kısmını zaman içinde sessizce toplamak. Bunun için bazen uzun süre hareketsiz kalan bir tahta oluşturuluyor, bazen de piyasa yükselirken hisse özellikle baskılanıyor. Sabrı tükenen küçük yatırımcı satış yaptıkça hisseler aynı çevrelerin elinde birikiyor.</p>
<p>Yeterli hisse toplandıktan sonra yoğun alımlarla fiyat hızla yukarı taşınıyor. Hisse yükseldikçe teminat değeri artıyor, daha fazla kredi kullanılıyor ve yükseliş kendi kendini besleyen bir döngüye dönüşüyor.</p>
<p>Sonrasında sosyal medya devreye giriyor. “Kerameti kendinden menkul” fenomen hesaplar, isimsiz kulisler, abartılı hedef fiyatlar ve "kaçacak", "uçacak" söylemleriyle yatırımcıların ilgisi artırılıyor. "Treni kaçırma" korkusuna kapılan küçük yatırımcı, zaten yükselmiş hisseleri daha da yükseleceği beklentisiyle satın alırken büyük oyuncular satışa başlıyor.</p>
<p>Büyük alıcılar çıktığında ise hissede alıcı kalmıyor, taban serileri başlıyor ve çıkış kapısı daralıyor. En büyük zararı da çoğu kez “trenin son vagonuna atlayan” küçük yatırımcı görüyor.</p>
<p>Küçük yatırımcının özellikle sosyal medya desteğiyle yükselen olağan dışı fiyat hareketlerinin olduğu eski veya yani tüm hisselere karşı bugünlerde daha dikkatli olması gerekiyor. Çünkü borsada en pahalı ders, kolay kazanç vaatlerine inanmaktır. Unutmayın: Bedava peynir yalnızca fare kapanında olur.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsada-hikaye-satiliyor-faturayi-kucuk-yatirimci-oduyor-82637</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsada hikâye satılıyor, faturayı küçük yatırımcı ödüyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ileri-vade-beklentiler-82636</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> İleri vade beklentiler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yılın ikinci yarısının ilk yarıdan biraz daha talepkar ve güçlü USD fiyatlamasına zemin hazırlaması daha olası. Kasımda gerçekleşecek ABD seçimleri ve Fed’e dair belirsizlik ve riskler temel belirleyiciler.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz hafta bu köşede, ABD endekslerinde başlayan ve ağırlıklı Asya üzerinden diğer varlık sınıflarına sirayet etmeye çalışan teknoloji hisselerinden çıkış ve Dow Jones’un liderlik ettiği farklı gruplara geçiş çabalarını tartışmış ve ‘rotasyon’ sorusuna yanıt aramıştık. İlk izlenimlerimize paralel bir eğilim mevcut; kalıcı rotasyon riskinden ziyade dönemsel realizasyon şimdilik ağır basıyor. Böylesini daha sağlıklı bulduğumuzu bir kez daha hatırlatalım. Neden? Yüksek ve tek yönlü yoğunlaşan pozisyonlar sadece ABD için risk teşkil etmiyor. Girişte de bahsettiğim üzere, genele yayılmış çok ciddi bir beklenti ve getiri var. Bunun bir anda değişimi hem kolay değil hem de son derece riskli. Ne analistler ne de yatırımcılar bu denli sert geçişe hazır değil.</p>
<p>Devam edelim. Az çok rotasyon-realizasyon tartışmasında ‘şu an için’ durduğumuz noktayı netleştirebildik. Geçtiğimiz haftaya benzer eğilimlerin ileride de zaman zaman karşımıza çıkacağını belirtelim. Burada takip edilecekler listesinde iki önemli unsur var: Amerikan doları ve tahvil faizleri. Dolar endeksi, geride kalan haftanın kapanışı ile son 2 haftanın en zayıf performansını sergiledi. 101-102 aralığına yükselen endeks, hafta başlangıcına alt banttan merhaba diyor. Buralar tam da kısa vadeli ortalamaların (22 günlük) şekillendiği noktalar. Aşağısına doğru sarkmaların devamı, yeniden 99-100 bölgesine çekilmeyi ve biraz daha nefes almayı mümkün kılabilir. Ancak, yılın ikinci yarısının ilk yarıdan biraz daha talepkar ve güçlü USD fiyatlamasına zemin hazırlaması daha olası. Kasımda gerçekleşecek ABD seçimleri ve Fed’e dair belirsizlik ve riskler temel belirleyiciler. Başkan Warsh’un iletişim ve yönlendirmedeki duruşu, kafa karışıklığının sürükleyicisi olarak belirmeye devam edecek. Bir de unutmadan; USD fiyatlaması hiçbir zaman tek başına USD fiyatlamasından oluşmuyor. Diğer çaprazlar da etkili. Son dönemdeki USDJPY fiyatlaması ve BoJ endişeleri/beklentileri buna çok iyi bir örnek. Keza ECB’ye yönelik beklentiler. Avrupa’da bir kez daha faiz artırımına karşı EUR fiyatlamasındaki tepki aşağı yönlü oldu. İşlemciler, tarihte daha önce olduğu üzere, kalıcı ve yüksek ECB sıkılaşmasına, makro Avrupa görünümü ile birlikte baktıklarında çok fazla ihtimal vermiyorlar.</p>
<p>Yerel varlıklarda ise haziran enflasyonu genel çerçevede beklentilere paralel gerçekleşti. Ana eğilim yatay. Veri öncesindeki süreçte tahvil faizleri ve kısmen de XBANK fiyatlaması, beklentilerin fiyatlanması şeklindeydi. Veri sonrasında Cuma günü gerçekleşen bankacılık sektörü ağırlıklı satışı ise temel analiz beklentileri ile açıklamak son derece güç. Yakın zamanda açıklanacak olan 2Ç finansalları sektör özelinde zayıf olacak ve bu da bilinen bir durum. Fiyatlamalara da fazlasıyla dahil oldu. Keza kurumların paylaştıkları beklentilerin de güncelleneceği konusu. Bizim senaryomuzda Temmuz PPK toplantısı ile birlikte AOFM’de başlayacak gevşeme ve kademeli 4Ç içerisindeki faiz indirimleri, son derece makul bir eğilim. Bunun da biraz daha tahvil ve bankacılık sektörü önderliğinde fiyatlanmasını bekleriz. Yaz mevsiminin klasikleşen likidite sorunu ve tatil eğilimi bir yana, fiyatlama zamanlaması sorunlu olmakla birlikte, başlamasını beklemek son derece sağlıklı. Bu da NŞA’da daha iyimser olunabilecek bir ikinci yarı fiyatlamalarına doğru bizleri taşıyacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ileri-vade-beklentiler-82636</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İleri vade beklentiler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pax-silica-yapay-zeka-caginin-yeni-jeoekonomik-duzeni-82635</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pax Silica: Yapay zekâ çağının yeni jeoekonomik düzeni</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Pax Silica klasik bir ticaret anlaşması değil. Kritik minerallerin çıkarılmasından rafine edilmesine, çip tasarımından üretimine, veri merkezlerinden yapay zekâ modellerine uzanan değer zincirinin güvenilir ülkeler arasında paylaşılmasını esas alıyor. Petrolün yerini veri, rafinerilerin yerini veri merkezleri, sanayi bölgelerinin yerini yapay zekâ altyapıları alıyor.</strong></p>
<p>20. yüzyılın küresel düzeni petrol, deniz yolları ve sanayi üretimi üzerine inşa edilmişti. 21. yüzyıl ise bambaşka bir rekabet alanı yaratıyor. Artık ülkelerin ekonomik ve jeopolitik gücünü belirleyen temel unsur; yapay zekâ, yarı iletkenler, kritik mineraller, veri merkezleri ve yüksek performanslı hesaplama altyapıları olacak.</p>
<p>İşte tam da bu nedenle uluslararası politika literatürüne yeni bir kavram girdi: Pax Silica. Latince "barış" anlamına gelen Pax ile yarı iletkenlerin temel hammaddesi olan silisyuma gönderme yapan Silica kelimelerinin birleşiminden oluşan bu kavram, ABD öncülüğünde oluşturulan ve yapay zekâ çağının kritik teknoloji tedarik zincirlerini güvence altına almayı amaçlayan yeni bir uluslararası iş birliği platformunu ifade ediyor. Girişim yalnızca çip üretimini değil; kritik minerallerden enerji altyapısına, veri merkezlerinden yapay zekâ modellerine kadar tüm teknolojiyi kapsayan bütüncül bir yaklaşım benimsiyor.</p>
<p>Ortaya çıkış nedeni açık: Pandemi, jeopolitik krizler ve büyük güç rekabeti, küresel tedarik zincirlerinin ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Pax Silica bu noktada "güvenilir ortaklar arasında dayanıklı teknoloji ekosistemi oluşturma" hedefiyle geliştirildi. Bugün ABD’nin yanı sıra Japonya, Güney Kore, Birleşik Krallık, Hollanda, Avustralya, İsveç, BAE ve Avrupa Birliği gibi ülkeler girişime dahil; İtalya’nın katılımıyla kapsam daha da genişledi.</p>
<p>Pax Silica klasik bir ticaret anlaşması değil. Kritik minerallerin çıkarılmasından rafine edilmesine, çip tasarımından üretimine, veri merkezlerinden yapay zekâ modellerine uzanan değer zincirinin güvenilir ülkeler arasında paylaşılmasını esas alıyor. Petrolün yerini veri, rafinerilerin yerini veri merkezleri, sanayi bölgelerinin yerini yapay zekâ altyapıları alıyor.</p>
<p><strong>AB Komisyonu’nun </strong><strong>imzası: Yeni bir eşik</strong></p>
<p>25 Haziran 2025’te Avrupa Komisyonu’nun Pax Silica deklerasyonunu resmen imzalaması, girişimin ağırlığını nitel olarak farklı bir boyuta taşıdı. Chips Act kapsamındaki 43 milyar Euro’luk yarı iletken yatırım havuzu ve AB Yapay Zekâ Yasası’nın regülasyon mimarisi artık doğrudan bu çerçeveye entegre oldu. Teknoloji egemenliği meselesi yalnızca savunma gündeminin değil, Avrupa’nın sanayi ve rekabet politikasının merkezine yerleşti. AB’nin kritik bileşenlerde tek coğrafyaya bağımlılığı azaltmak için güvenilir üçüncü ülkeler aradığı bu konjonktürde Türkiye için stratejik bir pencere açılıyor.</p>
<p><strong>Türkiye: Fırsat mı, tehdit mi?</strong></p>
<p>Türkiye bugün Pax Silica imzacıları arasında yer almıyor. Bu yalnızca sembolik bir eksiklik değil; kritik teknoloji zincirlerine erişim ve güvenilir tedarikçi statüsü kazanma bakımından gerçek bir stratejik maliyet. Öte yandan yapısal avantajlar da yadsınamaz: Avrupa ile Asya arasındaki lojistik konum, güçlü savunma sanayii, büyüyen mühendis kitlesi, rekabetçi enerji maliyetleri ve bor ile nadir toprak elementleri başta olmak üzere kritik mineral rezervleri.</p>
<p>Mesele bu potansiyeli aktif stratejik konuma dönüştürmektir. Bunun için beş öncelikli adım öne çıkıyor.</p>
<p>İlki diplomatik konumlanmadır: NATO üyeliği ve AB aday statüsü kaldıraç olarak kullanılarak Pax Silica gözlemci veya ortak üyeliği için aktif girişim başlatılabilir.</p>
<p>İkincisi kritik mineral stratejisidir: Ham madde ihracatından yüksek katma değerli rafine ürün ve ileri malzeme üretimine geçiş hem Pax Silica’ya katkı hem stratejik konum kazanımı açısından öncelikli hamledir.</p>
<p>Üçüncüsü veri merkezi ve hesaplama altyapısıdır: Avrupa veri egemenliği kaygılarının yoğunlaştığı bu dönemde Türkiye, bölgesel veri merkezi üssü olma potansiyeli değerlendirilebilir.</p>
<p>Dördüncüsü insan sermayesidir: Yapay zekâ mühendisliği ve yarı iletken tasarımı alanlarında sanayi-akademi iş birliği, diaspora geri dönüş teşvikleri ve uluslararası yetenek çekme programları şarttır.</p>
<p>Beşincisi ve en kritik olanı kurumsal koordinasyondur: Kritik mineraller, yarı iletkenler, veri merkezi yatırımları ve yapay zekâ politikasını tek çatı altında yönetecek, yatırımcılara tek muhatap sunan bir kurumsal mimari kurulabilir.</p>
<p>Pax Silica ekosistemi oluşum aşamasında; hangi ülkelerin güvenilir ortak statüsü kazanacağı önümüzdeki birkaç yılda netleşecek. Bu süreç kapandıktan sonra dahil olmak çok daha zor ve maliyetli olacaktır. Türkiye’nin bu dönüşümü yalnızca izleyen değil, kuralların belirlendiği masalarda yer alan ülkeler arasında bulunması; ekonomik rekabet gücü kadar stratejik bağımsızlığı açısından da kritik önem taşıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pax-silica-yapay-zeka-caginin-yeni-jeoekonomik-duzeni-82635</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pax Silica: Yapay zekâ çağının yeni jeoekonomik düzeni ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/o-videoyu-neden-11-gunde-11-milyon-kisi-izledi-82634</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> O videoyu neden 11 günde 11 milyon kişi izledi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Genç stand-up sanatçısı İmran Deniz Göktaş, “Ölü Deniz” adlı gösterisi nedeniyle tutuklanarak bir “kuyu tipi cezaevi”ne konuldu. Tutuklanmaya gerekçe gösterilen iddialar “cumhurbaşkanına hakaret” ve “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama”. Yüzde 99’u Müslüman kabul edilen bir ülkede “halkın dini değerlerini alenen aşağıladığı” iddia edilen gösterinin videosunu 11 günde 11 milyonu aşkın kişi izledi.</p>
<p>Eğer iddia haklı ise halkın kendi dini değerlerini aşağılayan bir gösteriye bu kadar teveccüh göstermiş olmasını nasıl açıklayacağız?</p>
<p>Bahane dini aşağılamak olduğu için mizah konusuna din adamları nasıl bakıyor diye merak ettim. Aşağıdaki ifadeler Türkiye Diyanet Vakfı’nın 44 ciltlik İslam Ansiklopedisi’nin 30. cildinin 205. sayfasındaki “Mizah” maddesinden alındı:</p>
<p>- Mizah, düşünceleri şaka ve nüktelerle süsleyerek anlatan söz ve yazı çeşididir.</p>
<p>- Mizahta temel hedef güldürme ise de çok defa güldürmenin altında fert ve toplumdaki aksaklıkları, çirkinlikleri eleştirme ve iğneleme, düzeltme amaçları da gizlidir.</p>
<p>- Gerçeklerin sebep olduğu acılara boyun eğmeyen mizah, …zulme dayanan yönetimlere karşı aşağı tabakalardan gelen bir direniş biçimidir.</p>
<p>İslam Ansiklopedisi, mizahı ve işlevini böyle tanımladıktan sonra Hz. Muhammed’in çevresiyle şakalaştığını, yapılan şakaları hoşgörüyle karşıladığını, bazı konuları daha iyi anlatmak için hiciv yoluna başvurduğunu anlatıyor.</p>
<p>İslam Ansiklopedisi birbiriyle çelişen iki gelişmeyi de not ediyor: Birincisi “İslamın ilk döneminde Medine’nin mizahı, edebi düzeye yükselten bir merkez” haline gelmiş olması. İkincisi ise Abbasiler döneminde “ekonomik gelişmelere paralel olarak lüks artarken halife saraylarının mizah üreticisi nedimler ve soytarılarla dolması”.</p>
<p>Şimdi İslam Ansiklopedisi’nin yaklaşımı ışığında bugünün Türkiye’sinde Ölü Deniz videosunun nasıl olup da böyle bir teveccüh gördüğünü anlamaya çalışalım. Nirengi noktalarımız İslam Ansiklopedisi’nde yer alan mizahın “fert ve toplumdaki aksaklıkları, çirkinlikleri eleştirme ve iğneleme, düzeltme amaçları”, “boyun eğmeyen mizah” ve “zulme dayanan yönetimlere karşı aşağı tabakalardan gelen bir direniş biçimi” tespitleri olacak.</p>
<p>- İlk elde yüksek enflasyon, toplumun geniş kesimleri için sürekli artan geçim sıkıntısı, yaygınlaşan ve derinleşen yoksulluk, resmi rakamlara göre bile yüzde 30’ları bulan gerçek işsizliği sayabiliriz. Özellikle gençlerin yaşadığı umutsuzluk, geleceksizlik, güvencesizlik hali sadece bugünü değil, geleceği de karartıyor.</p>
<p>- Bunlar sadece ülke içi tecrübe ve istatistiklerle sınırlı değil, uluslararası göstergelerde de Türkiye en kötü karneye sahip ülkelerden birisi haline geldi. Türkiye dünyada artık otoriter bir ülke veya hibrid demokrasi kategorisinde değerlendiriliyor.</p>
<p>- Örneğin World Justice Project’in Hukukun Üstünlüğü Endeksi’ne göre Türkiye, 143 ülke arasında en alt sıralarda yer alıyor. Türkiye hükümet yetkilerinin sınırlandırılmasında sondan 8. sırada, hükümet yetkilerini bağımsız denetim ve inceleme organları tarafından sınırlandırılmasında sondan 6. sırada, kamu görevlilerinin görevi kötüye kullanmalarından dolayı cezalandırılmasında sondan 7. sırada yer alıyor.</p>
<p>- Türkiye temel haklar konusunda sondan 10. sırada, işçi haklarında sondan 8. sırada, toplantı, gösteri ve örgütlenme özgürlüğü ile düşünce ve ifade özgürlüğünde sondan 10. sırada, din ve inanç özgürlüğünde sondan 3. sırada.</p>
<p>- Türkiye idarenin işlemlerinde yasalara uygun hareket etmesinde ve hukuki adaletin ayrımcılıktan uzak olmasında sondan 8. sırada, ceza adaleti sisteminin hükümetin usulsüz etkilerinden uzak olmasında sondan 5. sırada yer alıyor.</p>
<p>- Peki bunlar toplumun ruh haline nasıl yansıyor? Onu da Gallup’un araştırmalarında görüyoruz: Dünyada 144 ülke arasında insanları en az gülen ülke Türkiye. İnsanları hayattan en az keyif alan 3. ülke ve insanları en fazla stres yaşayan 8. ülke de Türkiye.</p>
<p>Bu veriler o videonun neden 11 günde 11 milyon kişi tarafından izlendiğini de açıklıyor. Deniz Göktaş, bu sorunlarla, bu çelişkilerle yüzleşmenin yolunu açtığı için bu kadar teveccüh görüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/o-videoyu-neden-11-gunde-11-milyon-kisi-izledi-82634</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ O videoyu neden 11 günde 11 milyon kişi izledi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/guvenlik-demokrasi-camialarina-girmeye-yetmeyebilir-82633</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güvenlik, demokrasi camialarına girmeye yetmeyebilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yabancı liderler Türkiye ekonomisinin durumu ve gelir dağılımının bozukluğu gibi konularda sadece arabanın penceresinden baktıkları zaman gördükleriyle yetinmiyorlar. Fakat eğer kararlarını bu kısa ziyaret sırasında arabanın penceresinden gördüklerine dayandırıyorlarsa, durum daha da vahimdir. Ekonominin kötü olduğuna dair koparılan yaygaraya inanmayabilirler.</strong></p>
<p>Siz bu makaleyi okuduğunuzda NATO üyesi ülkelerin devlet başkanlarının Ankara’da yapılan olağanüstü toplantısı muhtemelen henüz bitmemiş olacaktır. Toplantının çok önemli olduğu konusunda herkes ittifak etmekle birlikte, toplantının nasıl sonuçlanacağı, ne gibi kararlar alınacağı konusunda ciddi bir fikrimiz yok. Gazeteler sadece hangi liderin hangi konuları gündeme getirmek istediğine ilişkin değerlendirmelerde bulundular. Kimi Amerika’nın, Avrupa’nın savunma harcamalarını yeterli bulmadığını, bunu gündeme alacağını iddia etti. Bu çok uzun süreden beri söyleniyor. Tartışılması gerektiğini söylemek bir kehanet olmasa gerek. Herhalde diğer üyeler savunma harcamalarını ciddi bir şekilde artırdıklarını ya da buna niyet ettiklerini açıklayacaklardır. Fransız siyasi liderlerini izleyenler, Fransa’nın Avrupa’nın savunma otonomisine sahip olması gerektiğini ileri süreceğini vurguladılar. Her iki savaşta da başkalarının kurtardığı bir ülkenin ciddiye alınacağını pek sanmam.  Almanlar, Avrupa kara gücünün etkinleştirilmesini istiyormuş. Galiba birçok Avrupa ülkesi Almanya’nın silahlanmasından korkuyor. Yine de çaresizlikten dolayı bunu kabullenmek zorunda kalabilirler. İngiltere her zamanki gibi Amerika ile Avrupa’nın arasını bulmaya çalışacakmış. Sizin de bildiğiniz konuları burada tekrar etmeme gerek yok. Ama dikkat edin, hiçbir gazete sonuçlara ilişkin değerlendirmelerde bulunmuyor. Trump’ın katılacağı bir toplantıda belki de tahminde bulunmamak en akıllı yoldur. Toplantı sonrası yayınlanacak kararları ve Türkiye Dışişleri’nin yapacağı açıklamaları beklemek gerekecek.</p>
<p>Türkiye hükümetinin toplantıya büyük önem verdiği her haliyle belli oluyor ve bu hususun diğer katılanlar tarafından da bilinmesini istiyor. Toplantı için ülkemizde aylardır yapılan çalışmaları zaten herkes biliyor. Hükümet yabancı liderlerin şehrin nispeten uzağındaki Esenboğa Havaalanı’na inmesi yerine, Esenboğa’nın yapılmasından sonra daha çok askeri amaçlarla kullanılan Etimesgut Havaalanı’nı tekrar sivil kullanıma açtı, pistin en büyük uçakların inmesine elverişli hale getirilmesi için paralar döktü. Buraya inenlerin kente kolayca ve vakit kaybetmeden gidebilmeleri için yolları genişletti ve buraları geçici olarak umumi trafiğe kapattı. Buna ilaveten birçok yolu da kapatarak toplantıya katılanların vakit kaybetmeden oturumlara erişmelerini sağlamak için gayret ediyor.</p>
<p><strong>Alınan muhtelif tedbirler, </strong><strong>istenen sonucu vermeyebilir</strong></p>
<p>Korkarım, hükümetimizin aldığı muhtelif tedbirler elde etmek istediği sonuçları gerçekleştirmekte umduğu kadar faydalı olmayacaktır. Bir örnek vermek gerekirse, hükümetimiz bazı karayollarının kenarını panolarla örtmüş, böylece oralardan geçenlerin panoların öbür tarafını görmeyeceğini ümit etmiştir. Herhalde hükümet görüntüyü kısıtlayan kontrplakların arkasındaki fakirliğin görülmesinde isabet olmadığını düşünmüş olmalıdır. Bir kere, hemen belirtelim ki, yabancı liderler Türkiye ekonomisinin durumu ve gelir dağılımının bozukluğu gibi konularda sadece arabanın penceresinden baktıkları zaman gördükleriyle yetinmiyorlar. Dolayısıyla ayıbımızı saklayarak başkalarının düşüncesini şekillendireceğimizi düşünmek biraz safdillik olur. Fakat eğer kararlarını bu kısa ziyaret sırasında arabanın penceresinden gördüklerine dayandırıyorlarsa, durum daha da vahimdir. O zaman Türkiye’nin iktisadi durumunun hiç de kötü olmadığını, Türkiye’nin ekonomik sıkıntıda olduğu konusunda koparılan yaygaraya inanmamak gerektiğini ileri süreceklerdir. Bu olay bana eski bir deneyimi de hatırlattı. Türkiye NATO’ya girmek isterken, askeri malzeme sıkıntısı çektiğinden, askerini bile donatamadığından şikayet ediyordu. Bunun üzerine ne gibi ihtiyaçlar olduğunu anlamak üzere bir Amerikan tetkik heyeti Türkiye’ye geldi. Konukları iyi karşılamak sevdasına kapılan büyüklerimiz heyeti en iyi donatılmış askerlerle karşıladılar. Bu durumda Amerikan heyetinin Türk askeri anlatıldığı kadar donanımdan yoksun değildir filan diye bir rapor yazmış olmasına şaşmamak gerekir. Herhalde daha sonra, Türk kültürünü yakından tanıyınca, ihtiyacın sanıldığından daha da vahim olduğunu anlamışlardır.</p>
<p>Aynı eleştiri çizgisini devam ettirelim. Hükümetimizin sadece kendisine dostane yaklaşan gazetecilere toplantıyı izleme ayrıcalığı vermesi, toplantının beklediği gibi olumlu değerlendirilmesini sağlamayabilir. İlkin, unutmayalım ki, toplantıyı izlemeye gelen yabancı basın mensupları da olacaktır. Bunlar mensup oldukları yayın organlarında övmek yanında eleştiriye de yer veren yazılar yayınlayacaklardır. Bu kişilerin yazdıklarının bir bölümü Türk basınında, veya hiç olmazsa internette yer alacaktır. Hükümet bu yola başvurmakla, özellikle dış siyasetle yakından ilgilenen kamuoyu katında eleştiriyi engellemiş olmuyor. İkinci olarak, yabancı katılımcılar Türkiye’den katılan gazetecilerin bilgi düzeyini pek etkileyici bulmayabilirler. Bunun sonucunda Türkiye’de kamuoyunun dış siyasetle pek ilgilenmediğine, NATO ilişkisine de eleştirel yaklaşmadığına, hatta kayıtsız kaldığına hükmedeceklerdir. Böyle bir izlenim Türkiye aleyhine işler, ülkemiz kamuoyunun kolay benimsemeyeceği bir dizi talebin yapılmasıyla sonuçlanır. İkincinin devamı ve üçüncü olarak, toplumda oydaşım oluşturmanın kolay olduğu düşüncesiyle, diğer ülkeler Türkiye’den çok sayıda talepte bulunabilirler. Bunun karşısında, hükümet “iyi, güzel de ben bunu kamuoyuna anlatamam ya da kamuoyu karşısında savunamam” demek imkanından kendini mahrum bırakmaktadır. Son olarak da, bu yaklaşım diğer bazı üyelerin Türklerle savunma konusunda işbirliği yapalım ama bunun dışında herhangi bir alanda işbirliği yapmayalım, hele iktisadi ve siyasi işbirliği yapmamaya özen gösterelim demelerini kolaylaştırmakta ve tutumlarının haklılığını güçlendirmektedir. </p>
<p><strong>Türkiye’yi dışlayanların kaybedecekleri </strong><strong>şeyler var ama Türkiye’de kayıpsız çıkmaz</strong></p>
<p>Türkiye çevresinde bulunan Akdeniz, Kafkaslar, Karadeniz Bölgesi, Orta Doğu vs. gibi birçok bölgede onsuz güvenlik tesisinin mümkün olmadığı kadar önemli bir aktör olduğunu düşünmektedir. Herhalde diğer ülkeler de bunu bilmekte ve Türkiye ile işbirliği yapmanın ne kadar önemli olduğunu idrak etmektedirler. Sanıyorum şurası kesin ki, Türkiye stratejik bakımdan önemli bir konumda bulunduğu için, birçok ülke Türkiye ile rekabetçi ilişkiler kurmak yerine işbirliğini öngören ilişkiler kurmayı tercih etmektedir. Ancak aynı derecede geçerli olan başka bir husus diğer ülkelerin Türkiye’yi güvenilir bir ülke olarak görmedikleri, dolayısıyla ilişkileri güvenlik alanıyla sınırlı tutmakta ısrar etmeleridir. Aslında güvenilir olduğunu göstermek için hükümetimiz belki yüklenmek istemediği kadar çok külfet yüklenmeye hazır olacak, güvenilir bir ortak olduğunu göstermeye çalışacaktır. Tabii, Türkiye’nin bazı güvenlik düzenlerinden dışlanması da mümkündür. Şüphesiz bu oyunda Türkiye’yi dışlayanların kaybedecekleri şeyler var ama böyle bir dışlanmadan ülkemizin hiçbir kayba uğramadan çıkacağını söylemek mümkün değildir. Bu gözlemi yaparken aklıma Avrupa Birliği üyesi olan ve Birliğin giriştiği her işte Türkiye’nin dışlanması gerektiğini savunan bazı komşularımızın geldiğini tahmin etmiş olabilirsiniz.</p>
<p>Ülkemizi ziyaret eden NATO delegasyonlarının buranın demokrasinin temel taşı bir ülke olmadığını kestirmekte güçlük çekeceklerini zannetmiyorum. Ancak, sizlerin de bildiği gibi, NATO bir güvenlik örgütüdür, toplantıya katılanların ülkemizin bildikleri demokrasiler gibi olmadığını görmeleri onları pek rahatsız etmeyebilir. Buna karşılık, katılanların hemen hepsi siyasal demokrasilere önem verilen diyarlardan gelmektedir. Bu zevatın güvenlik konularına yaptığımız katkıları görerek demokrasiler kulübü ile daha ileri ilişkiler kurmamızı arzulayacaklarını beklemek doğru olmaz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/guvenlik-demokrasi-camialarina-girmeye-yetmeyebilir-82633</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/3/1280x720/46u-1783402503.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Güvenlik, demokrasi camialarına girmeye yetmeyebilir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-uctan-obur-uca-savrulmak-82632</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir uçtan öbür uca savrulmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Garip mi garip para politikasının uygulanmaya konulmasından bu yana geçen süre neredeyse beş yıl oldu. Hâlâ dünyanın yedinci en yüksek enflasyonuna sahibiz. Hâlâ kredi faizleri çok yüksek. Hâlâ başımız sıkışınca –meali dövize talep artınca- faiz yükseltip döviz satıyoruz.</strong></p>
<p>Yine bir grafiğe başvuruyorum. Son beş yılda başımıza açtığımız büyük ekonomik dertleri oldukça iyi özetliyor. Basit bir grafik oysa; topu topu iki değişkenin hareketini gösteriyor. Grafikte, şirketlere açılan lira cinsinden kredilerin faizi ile tüketici enflasyonunun Ocak 2013’ten bu yana aylık serencamı yer alıyor. Son gözlemler Haziran 2026 için.</p>
<p><strong>Eksik olan program normale </strong><strong>dönüleceği güvencesini vermiyor</strong></p>
<p>Garip mi garip para politikası Eylül 2021’de başladı, Mayıs 2023’te sona erdi.  Bu uygulamanın yol açtığı büyük sorunlar yumağı ondan sonra da ekonomimizi derinden etkiledi. Garip mi garip para politikasının uygulanmaya konulmasından bu yana geçen süre neredeyse beş yıl oldu. Hâlâ dünyanın yedinci en yüksek enflasyonuna sahibiz. Hâlâ kredi faizleri çok yüksek. Hâlâ başımız sıkışınca –meali dövize talep artınca- faiz yükseltip döviz satıyoruz. Çünkü, birincisi, eksik program başımızın sıkışmasına yol açan şok ortadan kalkınca normale dönüleceği güvencesini vermiyor. İkincisi, zaten şokların önemli bir kısmı uygulanan programın temel eksikliklerinden –başta yargı sisteminin sil baştan çağdaş bir şekle dönüştürülecek adımları içermemesinden – kaynaklanıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4c8f79b796f-1783402361.png" alt="" width="500" height="248" />Tekrar grafiğe dönüyorum. Dikey çizgi Eylül 2021’i gösteriyor. Gerçi, bu dikey çizgi grafikte olmasa da Eylül 2021'in hangi noktaya denk geldiği enflasyonun gidişatından rahatlıkla anlaşılabilirdi. O aydan itibaren enflasyon keskin bir biçimde gökyüzüne yöneliyor çünkü. Sonrasında kredi faizindeki gidişata bakın lütfen: Önce kredi faizi çok az artıyor, enflasyon kredi faizini tam anlamıyla ‘eziyor’. 2022’nin ortalarından itibaren ise yaklaşan seçimlerin etkisi kendisini gösteriyor. Kredi faizleri belirgin biçimde düşüyor. Gerçi enflasyon da düşüyor gibi ama o konunun tartışmalı olduğu biliniyor. Kaldı ki kredi faizleri enflasyonun çok ama çok altında kalmaya devam ediyor.</p>
<p><strong>Kredi faizleri, enflasyonun </strong><strong>çok üzerinde seyrediyor</strong></p>
<p>Haziran 2023’te bu gariplikleri ortadan kaldırmayı amaçlayan (eksik) ekonomi programı yürürlüğe girdi. Ama politika faizinin enflasyona uygun bir düzeye çıkarılması oldukça gecikmeli biçimde gerçekleşti. Süreç yaklaşık Nisan 2024’e kadar sürdü. Bu tarihten sonra Eylül 2021-Mayıs 2023 arasındaki enflasyon-kredi faizi ilişkisi tersine döndü. Bu sefer kredi faizleri enflasyonun çok üzerinde seyrediyor. Üstelik bu fark son aylarda daha da artmış durumda. Şöyle de belirtilebilir. Bir uçtan öbür uca savrulmuş vaziyetteyiz.  Farklı bir ifadeyle, ‘rasyonele dönüş’ kod adlı ekonomi programının uygulanmaya başlanmasından bu yana geçen üç yılın sonunda ne enflasyondan arınmış (reel) kredi faizi ne de enflasyon makul bir düzeye gelmiş vaziyette.</p>
<p>Üniversitelerin iktisat programlarının üçüncü ve dördüncü sınıflardaki değişik derslerinde ele alınması gereken bir süreç bu. Çoğu ülkede böyle bir deneyim yok; özellikle yakın zamanda yok. Olaya iyimser tarafından bakınca, hiç olmazsa bizim öğrencilerin bir avantajı ortaya çıkıyor. Para politikasının garip mi garip bir hal almasının sonucunun ne olacağına ilişkin çoğu ülkede gözlenmeyen paha biçilmez bir deney sunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-uctan-obur-uca-savrulmak-82632</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir uçtan öbür uca savrulmak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pmi-alarm-veriyor-sorun-artik-gecici-degil-yapisal-82631</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> PMI alarm veriyor: Sorun artık geçici değil, yapısal</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ekonomi yönetiminin temel önceliği fiyat istikrarını sağlamak. Enflasyondaki yavaşlama bu açıdan olumlu. Ancak üretim, sipariş ve istihdam cephesindeki tablo, dezenflasyon sürecinin reel sektör üzerindeki maliyetini de gözler önüne seriyor. Sanayici henüz güçlü ve kalıcı bir talep toparlanmasına ikna olmuş görünmüyor.</strong></p>
<p>İmalat sanayisi ekonominin en erken sinyal veren alanlarından biridir. Bu nedenle satın alma yöneticilerinin beklenti ve faaliyetlerini ölçen PMI verileri yalnızca bugünü değil, önümüzdeki aylara ilişkin ekonomik görünümü de yansıtır.</p>
<p>Haziran ayında açıklanan İstanbul Sanayi Odası Türkiye İmalat PMI verileri, bu açıdan düşündürücü bir tablo ortaya koydu. Veriler, firmaların daha az üretim yaptığını, daha az sipariş aldığını, istihdamı daralttığını ve stoklarını azaltarak belirsizliklere karşı savunmacı bir pozisyon aldığını gösteriyor.</p>
<p>Mayıs ayında görülen sınırlı toparlanma, dipten dönüşün başladığı yönünde temkinli bir iyimserlik yaratmıştı. Ancak haziran sonuçları bunun kalıcı olmadığını ortaya koydu.</p>
<p><strong>Yeniden daralma bölgesinde</strong></p>
<p>Mayıs ayında 49,8 ile toparlanma umudunu canlı tutan PMI endeksi, haziranda 47,1’e gerileyerek yeniden belirgin daralma bölgesine indi. Böylece imalat sektöründe faaliyet koşullarındaki bozulma üst üste 27’nci aya ulaşmış oldu.</p>
<p>Tablo oldukça net:</p>
<p>- Üretim yeniden daralırken toplam yeni siparişler belirgin şekilde geriledi.</p>
<p>- Mayısta artış gösteren ihracat siparişleri de yeniden düşüşe geçti.</p>
<p>- Siparişlerdeki zayıflama satın alma faaliyetlerini aşağı çekerken firmalar istihdam azaltmayı sürdürdü.</p>
<p>Hem hammadde hem de nihai ürün stoklarının azaltılması, sanayicinin yakın döneme ilişkin talep beklentilerinde iyimser olmadığını ve temkinli davrandığını gösteriyor.</p>
<p><strong>Sorun yalnızca jeopolitik riskler değil</strong></p>
<p>Raporda öne çıkan nedenlerin başında Orta Doğu’daki çatışmaların yarattığı belirsizlik geliyor. Jeopolitik riskler yalnızca enerji fiyatlarını yukarı taşımıyor aynı zamanda tedarik zincirlerini, teslimat sürelerini ve ihracat pazarlarını da olumsuz etkiliyor. Nitekim haziran ayında tedarikçilerin teslim süreleri uzamaya devam etti. Her ne kadar bu bozulmanın hızı önceki aylara göre yavaşlamış olsa da enerji ve hammadde maliyetleri üzerindeki baskı sürüyor.</p>
<p>Elbette savaşın sona ermesi halinde bu olumsuzlukların bir kısmının hafiflemesi beklenebilir. Ancak sıkıntının tek kaynağı dış gelişmeler değil.</p>
<p>İç ekonomik koşullar da sanayicinin işini kolaylaştırmıyor. Yüksek faiz ortamı, finansmana erişimde yaşanan güçlükler ve iç talepteki zayıflık üretim kararlarını baskılıyor.</p>
<p>Dolayısıyla bugün karşı karşıya olduğumuz tablo yalnızca dış gelişmelerle açıklanabilecek geçici bir sorun değil. Küresel belirsizliklerle içeride uygulanan dezenflasyon programının aynı döneme denk gelmesi, firmalarımız üzerinde çift yönlü bir baskı oluşturuyor.</p>
<p><strong>Sektörler arasında belirgin ayrışma</strong></p>
<p>Haziran verilerinin en dikkat çekici yönlerinden biri sektörler arasındaki farklılaşma oldu.</p>
<p>Takip edilen 10 sektörün yalnızca ikisinde üretim artışı yaşandı. Kimyasal, plastik ve kauçuk ürünleri ile kara ve deniz taşıtları sektörleri büyüme kaydederken, yeni siparişlerde artış sağlayabilen tek sektör yine kimyasal, plastik ve kauçuk ürünleri oldu.</p>
<p>Buna karşılık gıda sektörü son bir yılın en sert üretim daralmasını yaşarken tekstil sektöründe sipariş kayıpları dikkat çekti. Elektrikli ve elektronik ürünlerde maliyet baskıları sektör ortalamasının üzerinde kalırken, tedarik zincirindeki bozulmanın da en belirgin hissedildiği alan yine bu sektör oldu.</p>
<p>Öte yandan ağaç ve kağıt ürünlerinde teslimat performansının son yılların en güçlü iyileşmesini göstermesi de sektörler arasındaki ayrışmanın giderek belirginleştiğine işaret ediyor.</p>
<p><strong>Enflasyon yavaşlıyor ama bedeli ağır</strong></p>
<p>Raporun olumlu tarafı enflasyon baskılarındaki yavaşlama oldu. Girdi maliyetleri enflasyonu kasım ayından bu yana en düşük seviyesine inerken, nihai ürün fiyatlarındaki artış da yılın en düşük hızında gerçekleşti. Ancak bu gelişmeyi abartmamak gerekiyor. Maliyet baskısı azalsa da ortadan kalkmış değil.</p>
<p>Ekonomi yönetiminin temel önceliği fiyat istikrarını sağlamak. Enflasyondaki yavaşlama bu açıdan olumlu. Ancak üretim, sipariş ve istihdam cephesindeki tablo, dezenflasyon sürecinin reel sektör üzerindeki maliyetini de gözler önüne seriyor. Sanayici henüz güçlü ve kalıcı bir talep toparlanmasına ikna olmuş görünmüyor.</p>
<p><strong>Çıkış için ne gerekiyor?</strong></p>
<p>Bununla birlikte rapor tamamen karamsar bir tablo çizmiyor. S&amp;P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Andrew Harker’ın da dikkat çektiği gibi, Orta Doğu’daki gerilime ilişkin son dönemde görülen olumlu gelişmeler önümüzdeki aylarda faaliyet koşullarının iyileşmesine katkı sağlayabilir.</p>
<p>Tedarik zincirlerinde normalleşmenin hızlanması ve dış pazarlarda talebin güçlenmesi halinde ihracat odaklı sektörlerin yeniden ivme kazanması mümkün. Ancak bunun kalıcı olabilmesi için yalnızca küresel risklerin azalması yeterli olmayacak. Finansmana erişimin kolaylaşması, yatırım iştahının güçlenmesi, verimliliği artıracak yapısal reformlar ve rekabet gücünü destekleyecek politikalar da belirleyici olacak.</p>
<p><strong>Asıl uyarı</strong></p>
<p>Haziran PMI verisi, iki yılı aşkın süredir devam eden eğilimi bir kez daha teyit ediyor. Sanayideki yavaşlama artık geçici dalgalanmalarla açıklanabilecek bir görünüm olmaktan çıktı. Üretim kapasitesinden istihdama, ihracattan yatırım kararlarına uzanan bu tablo, ekonominin büyüme kompozisyonuna ilişkin önemli uyarılar içeriyor.</p>
<p>Enflasyondaki düşüş kuşkusuz önemli bir başarı olacaktır. Ancak üretimin yeniden büyüme patikasına giremediği, siparişlerin canlanmadığı ve sanayicinin geleceğe güvenle bakamadığı bir ekonomik görünümün sürdürülebilir refah üretmesi kolay görünmüyor.</p>
<p>Çünkü imalat sanayii yalnızca üretim yapan bir sektör değildir. İstihdam yaratır, ihracata güç verir, teknolojik gelişmeyi hızlandırır ve ekonominin verimlilik kapasitesini artırır. Bugün gelişmiş ülkelerin hemen tamamı kalkınma süreçlerini güçlü bir sanayi temeli üzerine inşa etmiş, ardından hizmetler sektörünü ve yüksek katma değerli faaliyetleri büyütmüştür.</p>
<p>Bu nedenle imalat sanayiindeki uzun süreli zayıflamayı sıradan bir konjonktür hareketi olarak görmek doğru olmaz.</p>
<p>Haziran PMI verileri bize, Türkiye ekonomisinin yalnızca enflasyonu düşürmek değil, aynı zamanda üretim dinamizmini yeniden güçlendirmek gibi yapısal bir gündemi de bulunduğunu hatırlatıyor. İmalat sanayiinin sıkıntılarına bu yüzden kayıtsız kalamayız.</p>
<p>İSO başkanı Erdal Bahçıvan’ın mayıs ayı Meclis konuşmasında dediği gibi Türkiye’nin enflasyonla mücadeleyi bir kenara koymak gibi bir lüksü bulunmuyor. Ama üretim altyapısında kalıcı hasar yaşama lüksü de bulunmuyor. Küresel ekonomik sistemdeki tarihi dönüşüm ve içinde bulunduğumuz acımasız küresel rekabet koşulları yıllara dayanan, büyük fedakarlıklarla oluşturduğumuz sanayi ekosistemimizi titizlikle korumayı bir ulusal güvenlik meselesi boyutlarında önemli kılıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pmi-alarm-veriyor-sorun-artik-gecici-degil-yapisal-82631</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/1/1280x720/pmi-1783402552.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ PMI alarm veriyor: Sorun artık geçici değil, yapısal ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/diploma-derhal-beceri-zaman-alir-82630</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Diploma derhal, beceri zaman alır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Geçen yıl 13.500’ü doktora olmak üzere yaklaşık 1 milyon diploma ürettik ve bunların ancak %20’sine iş verebildik. Diplomalı ama becerisiz bunca mezun ile varılacak bir uygarlık düzeyi yoktur.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Yetenek mi arıyoruz diploma mı? Biliyorum bana kızacaksınız ama… Yaklaşık <strong>50 eczacılık </strong>fakültesinde yaklaşık <strong>10 bin öğrenci</strong> okuyor ve yılda <strong>2 bini mezun</strong> oluyor. Sorum şudur: <strong>Para üstü verebilmek için insan 5 yıl üniversite okumalı mı</strong>? Diploma duvarda ama beceri, yetenek nerede?</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Biliyorum bana kızacaksınız ama… <strong>Ziraat mühendisi</strong> yetiştiren fakülte sayımız <strong>50</strong>’ye yaklaştı. <strong>5 bin</strong> öğrenci, “<strong>ziraat mühendisi</strong>” diploması peşinde. Çoğunun ayağına tarla çamuru değmeden emekli olabilen hocaların yetiştirdiği bu gençlerin neredeyse tamamı, <strong>ziraattan bitkiden habersiz</strong>…</p>
<p><strong>BAHÇIVANI MUMLA ARARKEN MÜHENDİS ATAMA BEKLİYOR</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Hal böyle olunca bitki becerisi olan <strong>bahçıvanı mumla ararken</strong> mühendisin binlercesi atama bekleyip duruyor. Eğer siz zamanın değişen şartlarına uygun fakülte tasarlamaz ve müfredatını da çağın gereklerine adapte etmezseniz, o fakülte “<strong>diploma üretim fabrikası</strong>” gibi işlev görmüş olur.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Beceri ise “<strong>ara eleman</strong>” adıyla aranır hale gelir. Geçenlerde bir sanayici; “<strong>diplomayı alıyor, beceri eklemek için en az 2 yıl ilave eğitim veriyoruz</strong>” diyordu. Bu yüzdendir ki meslek edindirme, beceri geliştirme, yeni insan kaynağı politikaların odağında… Sahi, siz ne arıyorsunuz?</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Yeteneğe dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Beceri odaklılık neden olamıyor?</em></strong></p>
<p>Diplomadan ziyade <strong>beceri odaklı </strong>kariyerin genel adıdır <strong>ara eleman</strong>. Sanayinin <strong>mumla aradığı,</strong> <strong>nitelikli işgücünün</strong> dilimizdeki karşılığıdır. Şu sıralar herkes <strong>nitelikli eleman </strong>arıyor ve<strong> bulamayan kan ağlıyor.</strong></p>
<p><strong><em>Çıraklık stajyerlik işe yarıyor mu?</em></strong></p>
<p><strong>Mikro devrim</strong> ihtiyacının şiddetle hissedildiği sanayide gördük ki işler <strong>çırak</strong> veya <strong>stajyer</strong> ile yürümüyor. Aslında işler yalnızca <strong>mühendisle</strong> de yürümüyor. Tam bir <strong>kaotik durum</strong> bu…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>NE İŞ OLSA YAPARIM DÖNEMİ ÇOKTAN GERİDE KALDI</strong></p>
<p>Bir ikilem ile karşı karşıyayız; “<strong>ne iş olsa yaparım</strong>” niteliksiz işgücü veya kapı gibi <strong>diploma sahibi mühendis</strong>… Peki değer zinciri bundan ibaret mi? Ortada <strong>muazzam boşluk</strong> var ve bunu biz teoride endüstri <strong>meslek liseleri</strong>, sanat okullarıyla doldurmaya çalıştık. <strong>Çalıştık ama becerebildik mi</strong>?</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>DİPLOMALI İŞSİZ LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Diploma</strong>: Bir eğitim kurumunun program ve derecesini başarıyla tamamlamışa verilen belge</p>
<p><strong>Beceri</strong>: Ustalıkla, doğru yapabilme yeteneği, bilginin eyleme dönüşmüş pratik hali</p>
<p><strong>Diplomalı işsiz</strong>: Eğitim alarak diploma edinen ama herhangi bir alanda iş bulamayan mezun</p>
<p><strong>Ev genci</strong>: Eğitim ve iş talebi olmayan, ailesinin kaynaklarıyla geçinen milyonlarca gencimiz</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/diploma-derhal-beceri-zaman-alir-82630</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/7/1280x720/universite-mezuniyet-1753267478.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Diploma derhal, beceri zaman alır ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-82628</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> NATO Zirvesi’nin piyasaya etkisi ne olacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Dikkatler NATO Zirvesi’nde! Piyasaya Etkisi Ne Olacak? | Ekonomi Masası | 7 Temmuz" src="https://www.youtube.com/embed/p2IOBsjevMw" width="700" height="535" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-82628</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/1/1280x720/guldag-cipa-1781757268.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/memur-ve-emeklinin-enflasyon-karsisinda-hic-sansi-yok-82629</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Memur ve emeklinin enflasyon karşısında hiç şansı yok</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Öncelikle şu gerçeği kabul etmek gerekir. Görünür enflasyonun yüzde 30’larda gezindiği ve gelir dağılımının çok bozuk olduğu, bağlı olarak harcama kalıbının çok farklı oluştuğu bir ülkede toplumun bütün kesimlerinin doğru kabul edebileceği bir enflasyon hesaplamak mümkün değildir. Böyle bir ülkede, konumuz Türkiye olduğuna göre Türkiye’de enflasyon her kesime göre değişir. Tek oran açıklanır ama bu oran kimileri için çok eksiktir, yanlıştır; kimileri için doğruya yakındır.</p>
<p>Ama diyelim enflasyon tam olarak ölçülüyor; eksiksiz, hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde ve toplumun tümü de bu oranı kabul ediyor, benimsiyor. Hayal bu ya, diyelim böyle. Memur ve memur emeklileri ile işçi emeklileri de bu enflasyona göre fark alıyor. Şu durumda <strong>“Memur ve emekliler enflasyon oranında fark aldıklarına göre enflasyona yenik düşmeleri söz konusu değil”</strong> diyebilir miyiz? Kesinlikle hayır, diyemeyiz.</p>
<h2>Enflasyon eziyor!</h2>
<p>Son üç yılı kapsayan bir grafiğimiz var. Grafikte memur ve memur emeklileri ile işçi emeklilerine 2024, 2025 ve 2026 yıllarının altışar aylık dönemlerinde verilen enflasyon farklarının, enflasyonun nasıl altında kaldığını somut olarak görebilirsiniz. Bu veri setini geçmişe de uzatmak mümkün ama güncel olması bakımından son üç yılı aldım.</p>
<p>Bir kez daha vurguluyorum, enflasyonun eksiksiz ve tam hesaplandığını, Türkiye’deki harcama kalıbını tam yansıttığını ve vatandaşın bu hesaplamaya güveninin tam olduğunu varsayıyorum.</p>
<p>İşte durum ortada! Kesin doğru olduğunu varsaydığımız enflasyon bile memuru da, memur emeklisini de, işçi emeklisini de eziyor. Ne kadar aksi söylenirse söylensin, gerçek bu.</p>
<p>Zaten uygulama öylesine yalın bir sonuç ortaya koyuyor ki aksi nasıl söyleniyor, çalışanların ve emeklilerin enflasyona ezdirilmediği nasıl dile getiriliyor, insan hayretler içinde kalıyor.</p>
<p>Yöntemin doğal sonucu Memura ve emeklilere enflasyon farkı verilirken (memur için hesaplama biraz farklı) izlenen yöntemin doğal sonucu yaşanıyor aslında.</p>
<p>Bu yöntem değiştirilmediği takdirde, uygulamayı yapan kim olursa olsun memur ve emekli enflasyon kadar artış alma şansına sahip değil.</p>
<p>Çünkü ortada bir zaman kayması var.</p>
<p>Enflasyon yaşanıyor, altıncı ayın sonunda geride kalan dönemin enflasyonu maaşlara yansıtılıyor.</p>
<p>Herhangi bir yılın başındaki tutarı sıfırlanmış maaş olarak kabul edelim. Bir önceki yılın ikinci yarısındaki enflasyon yansıtılmış ve diyelim maaş normal düzeye, olması gereken düzeye getirilmiş, geçmişle ilgili hiç kayıp yok, beyaz bir sayfa açılıyor.</p>
<p>Bu yıldan örnek verelim. Yıla başlarken maaş 100, enflasyon da 100. Maaş altı ay boyunca 100 olarak kalıyor. Ama yıla başlarken 100 olan fiyat düzeyi ocakta 104,84’e, şubatta 107,95’e, martta 110,04’e, nisanda 114,64’e, mayısta 116,61’e ve nihayet haziranda 117,76’ya çıkıyor.</p>
<p>Mevzuat, <strong>“Fiyatlar altı ayda 100’den 117,76’ya çıktı, gel emekli kardeşim senin maaşını da 117,76 yapıyoruz, bak enflasyon farkını verdik”</strong> diyor. Sonra da ekliyor: <strong>“Artık bununla yıl sonuna kadar idare edeceksin.”</strong></p>
<p>Emekli altı ayda kaç lira aldı, toplam 600 lira.</p>
<p>Peki fiyatların altı aylık toplamı ne kadar, 671,84 lira.</p>
<p>Aradaki 71,84 liralık fark nerede?</p>
<p>Hesaplama yönteminin o kadarcık cilvesi olacak artık! Bir anlamda söylenen bu.</p>
<p>Grafikte görüyoruz; yüzde 17,76’lık enflasyon farkıyla ilk altı aydaki enflasyonun tahribatı giderilecek, o da kağıt üstünde, ikinci altı ayda fiyatlar yine artarken, gelir sabit kalıp yatay seyredecek. Grafikteki 2026’nın ikinci yarısındaki enflasyonun da bir varsayıma dayandığını belirteyim. İkinci yarıda, geçen yılın aynı dönemindeki eğilimin aynen süreceğini varsaydım. Ama bakarsınız, aradaki makas daha da açılır ya da tersi olur.</p>
<h2>Düzeyi göstermiyor</h2>
<p>Bu grafikte işçi emeklilerinin maaşındaki artışın memur ve memur emeklilerininkinden daha fazla görünmesi düzeyin de böyle olduğu anlamına tabii ki gelmez. İşçi emeklilerinin geliri daha düşük, artış oranı biraz yukarıda oluşmuş durumda.</p>
<p>Ayrıca memur ve memur emeklileri için yapılan hesaplamanın giderek anlamsız hale geldiği de bir gerçek. Sözüm ona toplu iş sözleşmesi imzala, bir önceki zam enflasyondan düşülsün, sonra ekleme yapılsın gibi karmaşık sayılabilecek bir uygulama söz konusu.</p>
<h2>İki temel sorun var</h2>
<p>Memurlar ve emekliler açısından en temel sorunlar hem ücretin düşüklüğü, hem de bu ücreti belirlemede izlenen yöntemin yanlışlığı.</p>
<p>Enflasyon yıllık bazda yüzde 3-5 düzeyinde olur da, artış olarak verilen fark enflasyonun yarım puan ya da bir puan altında kalır; bu kimseyi rahatsız etmez. Ama bizde öylesine kayıplar ortaya çıkıyor ki…</p>
<p>Düşünsenize, bu yılın ilk yarısındaki enflasyon yüzde 17,76 değil de yüzde 1,76 olsa enflasyon farkı üstünde durulur muydu? Belki fark verilmesi gibi bir uygulama bile olmazdı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4c821502fa1-1783398933.png" alt="" width="329" height="323" /><span style="color: #e03e2d;">TÜİK’ten yanıt…</span></h2>
<p>Bu köşede 2 Temmuz Perşembe günü TÜİK’e hitaben kaleme aldığım bir mektuba yer vermiştim. Mektubun akıbetinin ne olduğunu soran okurlar için bir açıklama yapmak istiyorum.</p>
<p>TÜİK Başkanı Mehmet Arabacı mektubun yayımlandığı gün aradı ve kendisiyle konuştuk, daha sonra yüz yüze ve detaylı olarak görüşmeye karar verdik.</p>
<p>Ankara şu günlerde tümüyle NATO toplantısına odaklandığı için bu görüşmeyi toplantı sonrasında yapacağız.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/memur-ve-emeklinin-enflasyon-karsisinda-hic-sansi-yok-82629</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/1280x720/para-lira-tl-1766551550.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Memur ve emeklinin enflasyon karşısında hiç şansı yok ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tavuk-eti-fiyatina-sadece-kanattan-bakmayin-butunu-degerlendirin-82627</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tavuk eti fiyatına sadece ‘kanat’tan bakmayın, ‘bütün’ü değerlendirin</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ADALET </strong>Bakanlığı’nın tavukçuluk sektörünün önde gelen şirketlerine <strong>“denetçi kayyum” </strong>atamasından 2-3 gün önce Şenpiliç Genel Müdürü <strong>Aydın Başyurt </strong>ve ekibiyle buluşup sohbet etmiştik.</p>
<p>Sohbet ağırlıklı olarak başta kanat olmak üzere tavuk eti fiyatları üzerinde yoğunlaştı. <strong>“Denetçi kayyum” </strong>atananlar arasında Şenpiliç de yer alınca, konunun çözüme kavuşmasını bekledik.</p>
<p><strong>Aydın Başyurt, </strong>fiyatlarla ilgili sorularımızı yanıtlamak için konuya piliç eti üretim modelinden girdi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de piliç eti üretim modeli, </strong>“damızlık civcivden son ürüne kadar tüm aşamaların entegre yapılar tarafından yönetildiği” <strong>verimli bir sistem üzerine kurulu bulunuyor.</strong></p>
<p>Bu yapı sayesinde <strong>“yem, yetiştiricilik, kesim, işleme ve dağıtım” </strong>süreçlerinin tek yapı içerisinde yönetildiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Sektörde kârlılığın temel belirleyicisini fiyat artışlarından çok verimlilik oluşturuyor. Yaklaşık 9 günlük raf ömrüne sahip ürünlerin stoklanabilmesi mümkün olmuyor. Üretimin devamlılığı nedeniyle ürünlerin günlük olarak satış noktalarına ulaştırılması gerekiyor.</strong></p>
<p>Sektörde üretim planlamasının 2 yıllık perspektifle yapıldığını, kısa vadede arzı azaltmanın ya da artırmanın mümkün olamadığını savundu:</p>
<p>-          <strong>Damızlık materyal, kümes yatırımları ve yetiştirme süreçleri nedeniyle üretim miktarında ani değişiklikler yapılamıyor. Sektördeki şirketlerin mısır, soya, enerji, işçilik ve lojistik gibi ana maliyet kalemleri üzerinde kontrol imkanı bulunmuyor.</strong></p>
<p>Son dönemde mısır ve soya fiyatlarındaki artışların görece sınırlı kalmasının üretim maliyetlerindeki baskının daha da yükselmesini önlediğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>İşçilik, sözleşmeli broiler bakım, enerji ve lojistik giderleri sektörün en önemli maliyet kalemleri arasında yer alıyor. Üretim maliyetleri içinde sözleşmeli yetiştiricilik modeli kapsamında oluşan çiftlik maliyetleri de önemli paya sahip bulunuyor.</strong></p>
<p>Türkiye’de piliç eti fiyatlarının yoğun rekabet ortamında oluştuğunu, tüketicilerin farklı marka ve satış noktaları arasında kolaylıkla tercih yapabildiğinin altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Üretici firmaların ürün satış noktalarındaki nihai perakende fiyatlarını belirleme veya yönlendirme yetkisi ya da gücü bulunmuyor. Perakende satış fiyatları dağıtım kanalları ve satış noktalarının kendi ticari dinamikleri içerisinde oluşuyor.</strong></p>
<p>Piyasadaki yüksek fiyat algısının önemli nedenleri arasında piliç etinin farklı parçalarındaki arz-talep dengesinin birbirinden farklı olmasının yer aldığını kaydedip, tavuğun anatomik yapısını anlattı:</p>
<p>-          <strong>Bir tavuğun anatomik yapısı incelendiğinde yüzde 48’ini kemikli göğüs, yüzde 42’sini kemikli but ve yalnızca yüzde 10’</strong><strong>u</strong><strong>nu kanat oluşturuyor. Yani, kanat ürünlerindeki arz düşüklüğü anatomik yapıdan kaynaklanıyor.</strong></p>
<p>Kanat ürünlerinin yüksek talep görmesi nedeniyle dönemsel olarak diğer ürün gruplarından daha hızlı fiyat artışları görülebildiğine dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Kanat fiyatlarındaki artışların tüm piliç eti kategorisini temsil edecek şekilde değerlendirilmesi, piyasadaki fiyat algısının daha yüksek oluşmasına yol açabiliyor. Örneğin baget </strong><strong>v</strong><strong>e but gibi ürünlerde daha sınırlı fiyat hareketleri görülebiliyor.</strong></p>
<p>2025 yılında piliç eti fiyatlarındaki ortalama artışın yüzde 21’le enflasyonun altında gerçekleştiğine vurgu yaptı:</p>
<p>-          <strong>2020-2025 döneminde piliç eti fiyatları dolar bazında geçmiş yılların altında kaldı. Çünkü, talebin gerilediği dönemlerde satışların sürdürülebilmesi için fiyat indirimlerine gidilebiliyor.</strong></p>
<p><strong>Aydın Başyurt, </strong>fiyatlarla ilgili sohbeti şu mesajla noktaladı:</p>
<p>-          <strong>Kırmızı et fiyatlarıyla karşılaştırıldığında piliç eti halen en erişilebilir hayvansal protein kaynaklarından biri konumunda bulunuyor.</strong></p>
<p>Kırmızı etle karşılaştırılınca piliç etinin daha erişilebilir olduğu biliniyor… Bu durum piliç eti ürünleri kendi içinde karşılaştırılınca mangal mevsiminde <strong>“kanat” </strong>fiyatlarının uçtuğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor…</p>
<p><strong>“Kanat” </strong>arzı diğerlerinden bağımsız artırılamadığına göre, mangalcıları pilicin butuna, göğsüne çekmenin yolunu bulmak gerekiyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Günde 750 bin piliç kesiyor, üretimin her anını dijital izliyor</span></h2>
<p><strong>ŞENPİLİÇ </strong>Genel Müdürü <strong>Aydın Başyurt, </strong>sektörde Türkiye’nin önde gelen kuruluşları arasında bulunan Şenpiliç’in 1978’de kurulduğunu, 4 bin 100 kişiye istihdam sağladığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Sakarya, Samsun ve Osmaniye’de 4 kesimhanemiz var. Sakarya ve Adana’daki 3 kuluçkahane, 3 yem fabrikası ve 30 damızlık çiftliği üretim altyapımızı destekliyor. Broiler (etlik piliç) üretiminde sözleşmeli yetiştiricilerimiz de var.</strong></p>
<p>Şenpiliç’in bazı verilerini sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Günde 750 bin piliç kesimi gerçekleşiyor.</strong></li>
<li><strong>Yıllık üretim 450 bin ton seviyesinde bulunuyor.</strong></li>
<li><strong>Yıllık piliç kesimi 200 milyon adedi aşıyor.</strong></li>
<li><strong>Yıllık yem üretimimiz 1 milyon tonu aşıyor.</strong></li>
<li><strong>40 ülkeye ihracat yapıyoruz.</strong></li>
</ul>
<p>Yeni yatırımlarına dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Adana bölgesindeki entegrasyon yatırımları kapsamında Saimbeyli ve Niğde Ulukışla’da 160’şar bin kapasiteli iki yeni damızlık çiftliği ve Sakarya bölgesi için de aynı kapasiteli Dodurga çiftlikleri devreye alındı.</strong></p>
<p>Amasya’ya uzandı:</p>
<p>-          <strong>Samsun bölgesindeki üretim faaliyetlerini desteklemek amacıyla Amasya Suluova’daki yeni bir yem fabrikası yatırımına başlanması planlanıyor.</strong></p>
<p><strong>Aydın Başyurt, </strong>üretim aşamalarında kullandıkları teknoloji üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Kümeslerde sıcaklık, nem, karbondioksit oranı, hava akışı ve elektrik kesintileri </strong>“IoT” <strong>altyapısıyla anlık takip ediliyor. Kümeslerde optimum bakım koşullarının korunması amacıyla biyogüvenlik kriterleri sürekli kontrol ediliyor.</strong></p>
<p>Vodafone’la yaptıkları işbirliğine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Vodafone işbirliğiyle geliştirilen dijital izleme altyapısı sayesinde üretim sahalarındaki bakım koşulları GSM tabanlı sistemler üzerinden kesintisiz takip ediliyor.</strong></p>
<p>Bu sistem sayesinde hayvan davranışlarının analiz edileceğini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Bu analizle sağlık sorunlarını erken aşamada tespit edecek yapay zeka tabanlı sistemler üzerinde çalışılıyor.</strong></p>
<p><strong>Başyurt, </strong>sohbette Doyfarm’a da değindi:</p>
<p>-          <strong>Doyfarm’ın büyüme vizyonu doğrultusunda gerçekleştirilen yatırımlar sonucunda kapasite 3500 ton/ay seviyesine çıktı, 3 kat büyüme sağlandı. Şarküteri ürünleri kapasitesi büyüdü. Döner üretim kapasitesinde önemli artış sağlandı.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kişi başına yılda 29 kilo piliç eti yiyoruz</span></h2>
<p><strong>ŞENPİLİÇ </strong>Genel Müdürü <strong>Aydın Başyurt, </strong>Türkiye’nin yıllık piliç eti üretiminin 2.8 milyon ton olduğunu, 2.4 milyon tonunun içeride tüketildiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Son 5 yılda kişi başına tavuk eti tüketimi yüzde 50 arttı. 2020 yılında 20.5 kilogram olan kişi başına yıllık tüketim 2025 yılında 29 kilograma ulaştı.</strong></p>
<p>Türkiye’de piliç eti tüketiminin yüzde 95’ini aşan bölümünün taze ürünlerden oluştuğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Dondurulmuş ürünler ihracatta öne çıkıyor.</strong></p>
<p>Piliç eti üretiminden elde edilen yan ürünlerin tamamına yakınının değerlendirildiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Tavuk ayakları başta Hong Kong ve Belarus olmak üzere çeşitli pazarlara ihraç ediliyor. Ayrıca evcil hayvan maması sektörü, tavuk yan ürünleri için önemli bir değerlendirme alanı oluşturuyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Piliç eti üretiminde dünyada ilk 10’dayız ama ihracatımız az</span></h2>
<p><strong>ŞENPİLİÇ </strong>Genel Müdürü <strong>Aydın Başyurt, </strong>Türkiye’de üretilen piliç etinin normal koşullarda yüzde 18-20’lik bölümünün ihracata yönlendirildiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Şubat ayından itibaren uygulanan ihracat kısıtlamaları nedeniyle normalde dış pazarlara gönderilen ürünlerin tamamı iç piyasada değerlendiriliyor. İhracat sektörümüz için arz fazlasını dengeleyen </strong>“sigorta mekanizması” <strong>gibi yürüyor.</strong></p>
<p>Türkiye’nin piliç eti üretiminde dünyanın ilk 10 ülkesi arasında yer aldığını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Küresel ihracat pazarından aldığımız pay yüzde 1-1</strong><strong>.</strong><strong>5 seviyesinde bulunuyor. </strong><strong>P</strong><strong>iliç eti ihracatının yüzde 50-60’</strong><strong>ını gerçekleştirdiğimiz Irak,</strong><strong> en büyü</strong><strong>k</strong><strong> pazar konumunda bulunuyor. Sektörümüz 80’in üzerinde ülkeye ihracat yapıyor.</strong></p>
<p>Avrupa Birliği (AB) ülkelerine dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>AB ülkelerine piliç eti ihracatı halen kapalı bulunuyor. İşlenmiş ürünler için Avrupa pazarına yeniden erişim için denetim ve sertifikasyon süreçleri yürütülüyor.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tavuk-eti-fiyatina-sadece-kanattan-bakmayin-butunu-degerlendirin-82627</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/7/1280x720/aydin-basyurt-1783398331.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tavuk eti fiyatına sadece ‘kanat’tan bakmayın, ‘bütün’ü değerlendirin ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/destek-finans-dev-bankalarin-toplamini-gecti-82626</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Destek Finans, dev bankaların toplamını geçti!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Borsa İstanbul’da piyasa değeri sıralamasında Türkiye’nin en değerli şirketi Aselsan 1.8 trilyon lirayı aşan değeriyle birinci sırada yer alırken ikinci sırada 1.25 trilyon lira ile Destek Finans Faktoring bulunuyor. Aselsan şaşırtmazken Destek Finans’ın bu performansı piyasa oyuncuları tarafından tartışılıyor. Tera Portföy Birinci Serbest Fonu’nda halka arzından bu yana yer alan Destek Finans’ın yanı sıra ilk 10’da Pusula Portföy’ün fonlarında olan Hedef Holding’in bulunması da dikkat çekti.</p>
<h2>Hissede bu yılki yükseliş yüzde 575,7 </h2>
<p>Borsa İstanbul’da bazı şirketlerin çok sert hareketleri bir süredir dikkat çekiyor. Bu şirketlerin başında Şubat 2025’te işlem görmeye başlayan Destek Finans Faktoring geliyor. Halka arzını Tera Yatırım’ın yaptığı şirket Tera Porföy Birinci Serbest Fonu TLY’nin yoğun taşıdığı hisselerden biri. Ki borsada işlem görmeye başlamasından bu yana Destek Finans Faktoring hisseleri bu fonun içinde yer alıyor. Destek Finans Faktoring daha önce TEFAS’ta işlem görmeyen ardından TEFAS’ta işleme açılan TLY fonunun büyümesi ile paralel yukarı yönlü hareketlerini sürdürüyor. Şirket hisseleri halka arzından bu yana yüzde 7160,4 değer kazandı. 46.98 liradan halka arz olan şirketin hisse fiyatı cuma günü kapanışta 3.750 liraya ulaşmış durumda. Destek Finans hisseleri bu yıl yüzde 575,7 yükseliş gösterdi. BİST30’da yer almasına rağmen vadeli işlem görmeyen ve yüksek ağırlığıyla BİST100 hareketini de belirleyen şirketler arasında yer alan Destek Finans Faktoring’in piyasa değeri 1 trilyon 250 milyar lira ile Türkiye’nin en büyük savunma teknoloji şirketi Aselsan’ın hemen ardında yer alıyor. Destek Finans’ın piyasa değeri büyük bankalar Garanti BBVA, Yapı Kredi ve İş Bankası’nın toplam piyasa değerini aşmışken Koç ve Sabancı Holding’in piyasa değerlerini de katlamış durumda. Piyasa değeri 1.25 trilyon lira olan Destek Finans’ın yılın ilk çeyreğine ilişkin açıklanan bilançosuna göre şirketin özkaynakları 13.3 milyar TL ve 1.18 milyar lira da kar açıkladı. Bilançoya göre şirketin toplam kapsamlı geliri 1.1 milyar lira ve geçen yılın son çeyreğindeki 3.8 milyar liranın altında bulunuyor. Esas faaliyet gelirleri de 1.58 milyar lira ve bu da geçen yılın sonundaki 3.17 milyar liranın gerisinde kaldı.</p>
<h2>TLY fonunun değeri 211 milyar lirayı aştı </h2>
<p>Destek Finans’ın piyasa değeriyle geride bırakmayı başardığı üç bankadan Garanti BBVA’nın özkaynak büyüklüğü 453 milyar lira iken aktif büyüklüğü 4.8 trilyon lira seviyesinde. Yapı Kredi'nin özkaynak büyüklüğü 271.1 milyar lira aktif büyüklüğü 3.8 trilyon lira, İş Bankası'nın özkaynak büyüklüğü 420.6 milyar lira, aktif büyüklüğü de 4.9 trilyon lira. Garanti BBVA’nın piyasa değeri 560.7 milyar lira, Yapı Kredi’nin 321.1 milyar lira, İş Bankası’nın ise 355.3 milyar lira seviyesinde bulunuyor. Bu üç büyük bankanın toplam piyasa değeri 1.23 trilyon lira ile Destek Finans’ın gerisinde kalıyor. Destek Finans Faktoring’in içinde bulunduğu TLY fonunun toplam fon değeri de TEFAS verilerine göre 211.4 milyar lira ile dikkat çekiyor. Fonda 93 bini aşkın yatırımcı bulunurken yatırımcısına getirisi de son bir ayda yüzde 25,4'e dayanmış durumda.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">PUSULA PORTFÖY’ÜN FONLARINDAKİ ŞİRKETLER</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4c7de9e84c5-1783397865.png" alt="" width="224" height="519" /></span>Piyasa değeri sıralamasında ilk 10’da yer alan Hedef Holding dikkat çeken bir diğer şirket. 468 milyar liralık piyasa değeri ile 7’nci sırada yer alan şirket THY, BİM, Akbank gibi şirketleri geride bırakmayı başardı. BİST100'de yer almayan şirket BİSTTÜM ve BİST TÜM-100, BİST500 endekslerinde bulunuyor. BİST100 dışı bir şirketin piyasa değeri sıralamasında ilk 10'da yer alan Hedef Holding Pusula Portföy’ün fonlarında yer alıyor. Pusula Portföy de son dönemde hızlı büyüme gösteren aracı kurumların başında geliyor. Hedef Holding yılın ilk çeyreğinde 246.4 milyon lira zarar etti. Şirketin özsermayesi 6 milyar lira iken toplam varlıkları da 7.4 milyar lira bandında gerçekleşti. Hisse fi yatı ise bu yıl yüzde 498,7 arttı, son 52 haftada şirket hisselerindeki yükseliş ise yüzde 2.092,3'ü buldu. Bir diğer dikkat çekici hisse de son dönemin gözde sektörlerinden tasarruf finansmanında faaliyet gösteren Katılımevim. Katılımevim hisseleri bu yıl yüzde 758,7 yükseldi, son 52 haftalık yükselişi yüzde 2251,2'yi buldu. Katılımevim hisseleri yatırım fonlarının ilgi gösterdiği şirketlerden biri. Pusula Portföy’ün PHE Hisse Senedi Yoğun Fonu’nda Hedef Holding gibi Katılımevim de yer alıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/destek-finans-dev-bankalarin-toplamini-gecti-82626</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/borsa-istanbul-5.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa İstanbul’da işlem gören şirketlerin piyasa değeri sıralamasında Aselsan’ın ardından gelen Destek Finans Faktoring, Türkiye’nin dev holding ve bankalarını geride bırakmayı başardı. Halka arzından bu yana yer aldığı TLY fonuyla birlikte Destek Finans hisseleri bu yıl yüzde 575,7 yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nato-30-ankarada-insa-ediliyor-82624</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> NATO 3.0 Ankara&#039;da inşa ediliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ankara'da bugün başlayacak ve iki gün sürecek NATO Liderler Zirvesi tarihi bir toplantı olmaya aday; zirvede, Soğuk Savaş sonrası kurulan güvenlik mimarisinin resmen değiştiği ilan edilerek, yeni dönemde NATO'nun da nasıl evrileceği duyurulacak. İttifak'ın Ankara zirvesinde şekillenecek yeni dönemi "NATO 3.0" kavramıyla açıklanıyor. NATO'nun ilk dönemi, Sovyetler Birliği'ni çevrelemeye odaklanan Soğuk Savaş yıllarını kapsayan NATO 1.0 dönemiydi. Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla başlayan yaklaşık otuz yıllık süreç ise NATO 2.0 olarak tanımlanıyor. Bu dönemde Avrupa kıtası İttifak'ın üzerine kurduğu koruma şemsiyesinin tadını çıkardı, savunma harcamalarını azalttı, ordularını küçülttü ve güvenliğinin önemli bölümünü ABD'nin askeri kapasitesine bıraktı. Ankara'da ise Avrupa'nın "güvenliğini ABD'ye ihale ettiği" o dönem kapanıyor ve Avrupalıların kendi güvenliklerinin sorumluluğunu aldığı yeni "NATO 3.0" dönemi başlıyor. Dolayısıyla Ankara'da yapılacak NATO Zirvesi, yalnızca yeni savunma hedeflerinin açıklandığı bir toplantı olmayacak. Bu zirve, Soğuk Savaş sonrasında kurulan güvenlik düzeninin sona erdiğinin ilanı anlamına geliyor. Artık Avrupa, güvenliğini büyük ölçüde ABD'ye bırakan eski modelden uzaklaşıyor. Savunma sanayiini büyüten, üretim kapasitesini artıran ve savaş ekonomisine uygun hazırlık yapan yeni bir Avrupa inşa edilmeye çalışılıyor.</p>
<p><strong>NATO 3.0 MANİFESTOSU; NELER DEĞİŞECEK?</strong></p>
<p>Ankara Zirvesi öncesinde Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin The Economist için kaleme aldığı ortak makale, aslında yeni dönemin manifestosu niteliğinde. Verilen mesaj oldukça açık: "Avrupa artık güvenliğini başkalarına ihale edemez." Başka bir ifadeyle Avrupa, savunmasını yeniden kendi omuzlarına almak zorunda. Washington uzun yıllardır Avrupalı müttefiklerinden daha fazla savunma harcaması yapmalarını istiyordu. Ancak artık yalnızca "burden sharing" yani külfetin paylaşılması değil, "burden shifting" yani külfetin tümüyle Avrupa'ya devredilmesi konuşuluyor. Reuters'ın ulaştığı NATO Zirvesi taslak bildirisinde yer alan "Daha güçlü NATO içinde daha güçlü Avrupa" ifadesi de tam olarak bu anlayışı yansıtıyor. NATO 3.0'ın hayata geçirilmesi ile birlikte, ABD'nin Avrupa'daki askeri varlığını zaman içinde azaltması, bazı kritik kabiliyetlerini Hint-Pasifik başta olmak üzere başka coğrafyalara kaydırması bekleniyor.</p>
<p><strong>YENİ AVRUPA MİLİTARİZMİNİN MANİFESTOSU; "SAVAŞI ÖNLEMEK İÇİN HAZIR OLMAK..."</strong></p>
<p>Von der Leyen ile Rutte'nin ortak makalesindeki "Savaşı önlemek istiyorsak savaşa hazır olmalıyız" cümlesi de önemli. Bu yaklaşım, Avrupa'nın yeni caydırıcılık doktrininin, kısacası Avrupa militarizminin manifestosu niteliğinde.</p>
<p>Bu çerçevede hedef olarak;<br />■ Avrupa'nın savaş ekonomisine uygun üretim kapasitesi oluşturması belirleniyor. Makaledeki "daha fazla, daha hızlı ve daha ucuza üretim" vurgusu bunun özeti gibi özellikle öne çıkarılıyor.<br />■ Sadece klasik savunma şirketlerinin değil, otomotivden elektronik sektörüne kadar sivil sanayinin de savunma üretimine entegre edilmesi gerektiği ifade ediliyor. Yeni dönemde fabrikaların gerektiğinde mühimmat, elektronik sistem, drone bileşeni veya askeri ekipman üretebilmesi hedefleniyor.<br />■ NATO 3.0 çerçevesinde, İttifak üyelerinin savunma sanayisinde işbirliğini arttırarak, kendi kendine yeten bir sistem oluşturulması da amaçlanıyor.</p>
<p><strong>DÜŞMANLAR DEĞİŞMEDİ; ÇİN, RUSYA VE İRAN</strong></p>
<p>Makalede Rusya'nın savaş ekonomisine geçtiği, Çin'in askeri kapasitesini hızla büyüttüğü, İran'ın Rusya ile savunma iş birliğini geliştirdiği ve Kuzey Kore'nin bu hatta dahil olduğu vurgulanıyor. Dolayısıyla Avrupa'nın bakışına göre artık geçici bir kriz değil, uzun süreli bir stratejik rekabet dönemi başladı.</p>
<p><strong>"OSLO'DAN ANKARA'YA" YENİ SAVUNMA HATTI...</strong></p>
<p>Ortak makalenin en dikkat çekici bölümlerinden biri ise ortaya konulan coğrafi tanımlama; Rutte ve Von der Leyen makalede, "California'dan Kiev'e, Kopenhag'dan Varşova'ya, Oslo'dan Ankara'ya" uzanan güvenlik hattını tarif ediyorlar. Bu ifade, Türkiye açısından sembolik olmaktan çok daha büyük anlam taşıyor, çünkü Ankara ilk kez Avrupa'nın yeni savunma üretim zincirinin doğal halkalarından biri olarak tanımlanıyor. Bu vurgu, birkaç hafta önce yapılan açıklamalarla birlikte okunduğunda ise dikkat çekici bir dönüşüme işaret ediyor. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, kısa süre önce Avrupa'nın güvenliği açısından Rusya, Çin ve İran'ın yanı sıra Türkiye'nin de çeşitli riskler oluşturduğunu savunan değerlendirmelerde bulunmuştu. Aradan geçen kısa sürede ise aynı Von der Leyen'in, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile birlikte kaleme aldığı makalede Türkiye'yi Avrupa'nın yeni savunma mimarisinin ayrılmaz bir parçası olarak "Oslo'dan Ankara'ya" uzanan güvenlik hattının içinde tanımlaması, jeopolitik önceliklerin ne kadar hızlı değişebildiğini gösteriyor. Bunun temel nedeni ise Avrupa'nın karşı karşıya bulunduğu yeni gerçeklik. Ukrayna savaşı, hızla eriyen mühimmat stokları, artan savunma harcamaları ve ABD'nin Avrupa'daki yükünü azaltma isteği, Brüksel'i ideolojik tartışmalardan çok üretim kapasitesine odaklanmaya zorluyor. Üstelik son yıllarda Türkiye'nin geliştirdiği İHA ve SİHA teknolojileri, elektronik harp sistemleri, mühimmat üretimi, zırhlı araçlar ve hava savunma projeleri, Avrupa'nın bugün en fazla ihtiyaç duyduğu alanlarla büyük ölçüde örtüşüyor. Bu nedenle savunma sanayii, uzun yıllardır siyasi krizlerin gölgelediği Türkiye-Batı ilişkilerinde yeni ortak payda olmaya aday görünüyor. Jeopolitik zorunluluklar, tarafları yeniden aynı masaya oturtuyor.</p>
<p><strong>TÜRKİYE İÇİN FIRSATLAR</strong></p>
<p>NATO 3.0 Türkiye açısından önemli fırsatlar barındırıyor. Türkiye yalnızca NATO'nun Güney Kanadı'nın askeri merkezi değil; aynı zamanda Karadeniz, Kafkasya, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz'i aynı anda etkileyebilen tek NATO ülkesi konumunda. Bu çerçevede;<br />■ Enerji güvenliği, kritik ulaştırma koridorları, Karadeniz dengesi ve savunma sanayii üretim kapasitesi düşünüldüğünde Türkiye'nin stratejik değeri önceki dönemlere göre belirgin şekilde artıyor.<br />■ Avrupa'nın yeniden silahlanma süreci, Türk savunma sanayiine yeni ihracat imkanları, ortak üretim projeleri ve teknoloji iş birlikleri sağlayabilir.<br />■ ABD'nin yükünü azaltmaya çalıştığı bir dönemde Türkiye, NATO içinde daha fazla sorumluluk üstlenen ülkelerden biri haline gelebilir. Bu tablo Ankara'nın diplomatik ağırlığını da artırabilir.</p>
<p><strong>RİSKLER DE VAR...</strong></p>
<p>Ancak fırsatların yanında NATO 3.0 konseptinin Türkiye'ye yüklediği yeni misyon yeni riskleri de beraberinde getirmeye aday;<br />■ Türkiye Avrupa savunmasının güçlenmesini, kendisini de kapsayacak şekilde destekliyor. Yani bu sürecin yalnızca AB ekseninde şekillenmesi ve AB üyesi olmayan NATO ülkelerinin dışlanması en büyük endişe başlıklarından biri. Türkiye, Avrupa savunma sanayii projelerinin NATO şemsiyesi altında ve ABD'nin de dahil olduğu kapsayıcı bir yapıyla ilerlemesini savunuyor. Ankara zirvesinde Türkiye'nin "kotarmaya çalışacağı" bu vaat olacak.<br />■ Diğer önemli risk ise jeopolitik; NATO belgelerinde Rusya ve İran'ın temel tehditler arasında daha güçlü biçimde tanımlanması, Türkiye'nin bu iki ülkeyle yürüttüğü çok boyutlu diplomasiyi daha karmaşık hale getirebilir. Ankara, bir taraftan NATO'nun doğu ve güney kanadında daha fazla sorumluluk üstlenirken diğer taraftan Moskova ve Tahran ile ekonomik, enerji ve bölgesel ilişkilerini dengelemek zorunda kalacak. Bu dengeyi koruyabilmek, önümüzdeki yılların en önemli dış politika sınavlarından biri olacak.<br />■ Ankara'da yapılacak NATO Zirvesi, yalnızca yeni savunma hedeflerinin açıklandığı bir toplantı olmayacak. Bu zirve, Soğuk Savaş sonrasında kurulan güvenlik düzeninin sona erdiğinin ilanı anlamına geliyor. Artık Avrupa, güvenliğini büyük ölçüde ABD'ye bırakan eski modelden uzaklaşıyor. Savunma sanayiini büyüten, üretim kapasitesini artıran ve savaş ekonomisine uygun hazırlık yapan yeni bir Avrupa inşa edilmeye çalışılıyor.<br />■ Ve son olarak, Türkiye'nin artan stratejik önemi, Batı ile ilişkilerde yeni fırsatlar yaratırken içeride de bazı beklentileri beraberinde getirebilir. Avrupa ile savunma, teknoloji ve ekonomi alanlarında daha derin entegrasyonun sürdürülebilir olabilmesi, hukukun üstünlüğü, demokratik standartlar, öngörülebilir kurumlar ve temel haklar konularındaki reform tartışmalarını yeniden gündeme taşıyacaktır. Güçlü savunma kapasitesi ile güçlü demokratik kurumların birlikte ilerlemesi, Türkiye'nin yeni jeopolitik konumunu kalıcı bir avantaja dönüştürmesinde belirleyici unsurlardan biri olabilir. Ankara ise uzun süredir tam aksi yönde ilerleyen bir imaj çiziyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ANKARA'DA TRUMP DİPLOMASİSİ</strong></span></p>
<p>■ ABD Başkanı Donald Trump'ın Ankara programı, NATO Zirvesi'nin çok ötesine geçen stratejik bir gündeme işaret ediyor. Beyaz Saray'ın açıkladığı programa göre Trump, NATO temaslarının ardından Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile ayrı ayrı görüşecek. Bu tablo, Ankara'nın yalnızca ittifakın buluşma noktası değil, Ukrayna savaşından Suriye'nin geleceğine uzanan kritik dosyaların da diplomasi merkezi haline geldiğini gösteriyor. ABD Başkanı Donald Trump'ın Ankara ziyareteti, diplomatik protokol açısından da dikkat çekici ayrıntılar içeriyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Trump için Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde resmi karşılama töreni düzenlemesi beklenirken, programda Anıtkabir ziyaretinin yer almaması dikkat çekti. Bu tercih, son günlerde ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack'ın "Ortadoğu'da en iyi yönetim sistemi monarşiler" yönündeki tartışma yaratan açıklamalarıyla birlikte değerlendirildiğinde sembolik bir anlam da kazanıyor. Trump'ın Zelenskiy ile savaşın sona erdirilmesini, Şara ile ise Suriye'deki yeni dönemi değerlendirmesi beklenirken, İran kaynaklı güvenlik riskleri, deniz ticaret yollarının korunması ve NATO'nun savunma kapasitesinin artırılması juga gündemin üst sıralarında yer alacak. ABD'li yetkililerin savunma sanayiinde yeni ortak üretim ve milyarlarca dolarlık projelere işaret etmesi ise Ankara Zirvesi'nin yalnızca siyasi değil, ekonomik ve askeri sonuçlar da üretebileceğini gösteriyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NATO ZİRVESİNE "AY YILDIZ" İMZASI</strong></span></p>
<p>■ Ankara'daki NATO Liderler Zirvesi yalnızca siyasi mesajlara değil, Türkiye'nin yeni savunma altyapısına da vitrin olacak. Yapımı süren ve "Türk Pentagonu" olarak nitelendirilen Ay Yıldız Karargâhı, ilk önemli uluslararası organizasyonuna zirve kapsamında ev sahipliği yapacak. Konuk savunma bakanları ve NATO'nun üst düzey temsilcileri yeni yerleşkede ağırlanacak. Siber güvenlikten balistik korumaya, KBRN tehditlerine karşı alınan önlemlerden ileri mühendislik çözümlerine kadar son teknolojiyle donatılan kompleks, Çelik Kubbe konseptiyle desteklenen güvenlik mimarisini de yansıtıyor. Türkiye böylece yalnızca savunma sanayiindeki üretim kapasitesini değil, komuta-kontrol altyapısını ve yeni güvenlik vizyonunu da NATO müttefiklerine sergilemiş olacak.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ANKARA'DA MİLYAR DOLARLIK SAVUNMA HAMLESİ</strong></span></p>
<p>■ Ankara'da NATO Liderler Zirvesi öncesinde düzenlenecek NATO Savunma Sanayii Forumu, ittifak tarihinde liderler zirvesiyle eş zamanlı gerçekleştirilen ilk sanayi buluşması olacak. Ancak forumun asıl önemi, sergilenecek teknolojilerden çok vereceği siyasi mesajda yatıyor. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin de açıkladığı gibi, Ankara'da milyarlarca dolarlık çok uluslu savunma anlaşmalarının duyurulması bekleniyor. İttifakın bu anlaşmaları özellikle zirveye saklaması, ABD Başkanı Donald Trump'a "Avrupa artık yalnızca daha fazla harcamıyor; birlikte üretiyor ve daha fazla sorumluluk üstleniyor" mesajı verme amacı taşıyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NATO'NUN ÜÇ "C" KONSEPTİ</strong></span></p>
<p>Savunma Sanayi Fuarı aynı zamanda NATO'nun üç "C" olarak adlandırılan, üyelerinden beklentilerinin somut hale getirildiği bir ortam halinde planlanıyor. NATO'nun üç "C" konsepti, "Cash, Contribution, Capabilities", yani nakit, katkı ve kabiliyetten oluşuyor. Savunma harcamalarının artırılmasıyla ilk başlık büyük ölçüde karşılanırken, Ankara Zirvesinde, Savunma Sanayi Forumu ile ikinci ve üçüncü başlıkların nasıl hayata geçirileceğine dair bir ön gösteri planlanıyor. Bu nedenle Saab, Airbus ve Northrop Grumman gibi küresel devlerin Türk savunma şirketleriyle aynı platformda buluşması tesadüf değil. Forum boyunca imzalanacak mutabakatlar, ortak üretim projeleri ve Türkiye'nin yerli platformlarının sergileneceği etkinlikler, NATO'nun yeni savunma anlayışının merkezine sanayiyi yerleştirdiğini gösteriyor. Ankara, yalnızca zirveye ev sahipliği yapan başkent değil; NATO 3.0 döneminde savunma üretiminin, teknoloji ortaklıklarının ve çok uluslu iş birliğinin şekillendiği merkezlerden biri olma iddiasını da ortaya koyuyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ANKARALI'SIZ ANKARA...</strong></span></p>
<p>■ Ankara, NATO Liderler Zirvesi öncesinde adeta yüksek güvenlikli bir diplomasi merkezine dönüştü. ABD Başkanı Donald Trump başta olmak üzere 32 müttefik ülkenin liderlerini ağırlayacak başkentte 49 bin polis ve 7 bin jandarma görev yaparken, Esenboğa Havalimanı ve kritik güzergâhlarda güvenlik önlemleri en üst seviyeye çıkarıldı. Devlet başkanlarının kullanacağı güzergâhlarda araçlar tek tek aranıyor, trafik ve asayiş denetimleri aralıksız sürdürülüyor. Ancak hazırlıklar yalnızca güvenlikle sınırlı değil. Ankara, aynı zamanda dev bir lojistik ve medya operasyonuna ev sahipliği yapacak. Zirve delegasyonları için üç ayrı havalimanı kullanılacak, dünyanın dört bir yanına yayın yapılabilmesi amacıyla 26 farklı noktada 96 kamera ve 18 canlı yayın aracı görev alacak. Milli Kütüphane, 1.800 çalışma alanı ve 40 kurgu odasıyla uluslararası basın merkezine dönüştürülürken, kent genelinde 5 bin yönlendirme noktası oluşturuldu. Zirve kapsamında çok sayıda panel, seminer ve yan etkinlik de düzenlenecek. Turgut Özal Bulvarı boyunca NATO üyesi 32 ülkenin bayrakları ile "Barışta Ortak Gelecek", "Güvenliğin Anahtarı" ve "Barışın Anahtarı" sloganlarının yer aldığı pankartlar ise Ankara'nın yalnızca bir zirveye değil, Türkiye'nin diplomatik ve organizasyon kapasitesini dünyaya gösterme fırsatına hazırlandığını ortaya koyuyor. NATO 3.0 tartışmalarının gölgesinde gerçekleşecek zirve, bu yönüyle yalnızca alınacak siyasi kararlarla değil, ev sahibi Türkiye'nin güvenlik, koordinasyon ve uluslararası organizasyon kabiliyetiyle de hafızalarda yer edecek.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ANKARA ZİRVESİNİN SATIR ARALARI</strong></span></p>
<p>■ Rusya'ya sertlik, İran'a uyarı: Ankara'da yapılacak NATO Zirvesi'nin en kritik başlıklarından biri Rusya ve İran'a verilecek siyasi mesajlar olacak. Reuters'ın ulaştığı zirve bildirisine göre NATO, Rusya'yı "Avrupa-Atlantik güvenliğine yönelik uzun vadeli tehdit" olarak tanımlayacak. Bu ifade, ittifakın Moskova'yı geçici bir kriz değil, kalıcı bir stratejik rakip olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Ancak Türkiye'nin yaklaşımı, birçok müttefikten ayrışıyor. Zirveden sadece iki hafta önce Moskova'ya giden Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın, "Rusya'nın yerini hesaba katmayan bir Avrupa güvenlik mimarisi eksik kalır" mesajı, Ankara'nın savaş sonrası dönemi de düşündüğünü gösteriyor. Avrupa başkentlerinde bugün bu görüşe destek sınırlı olsa da, birçok diplomat uzun vadede Rusya ile yeniden bir denge kurulmasının kaçınılmaz olacağını kabul ediyor. Fark, bunun zamanlamasında ortaya çıkıyor. Avrupa için öncelik caydırıcılığı güçlendirmek; Türkiye ise şimdiden savaş sonrası güvenlik mimarisinin nasıl şekilleneceğini de hesap ediyor. Zirvenin İran mesajı da dikkat çekici olacak. Nihai bildiride İran'ın asla nükleer silaha sahip olmaması gerektiği vurgulanırken, Tahran'a Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğüne tam saygı göstermesi çağrısı yapılacak. Bu söylem, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran politikasıyla büyük ölçüde örtüşüyor ve Ankara Zirvesi'nin Washington'a güçlü bir siyasi destek mesajı verme amacı taşıdığı yorumlarına neden oluyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;">■ <strong>NATO DIŞINDAN KİMLER VAR ?</strong></span></p>
<p>Zirvenin konuk listesi de bu yeni jeopolitik tablonun yansıması niteliğinde. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'nin liderlerle ve dışişleri bakanlarıyla bir araya gelmesi, Kiev'e verilen desteğin süreceğini gösterirken; Körfez ülkeleri ile NATO'nun Asya-Pasifik ortaklarının üst düzey katılımı, ittifakın güvenlik gündemini Avrupa'nın ötesine taşıdığını ortaya koyuyor. Ankara Zirvesi, böylece yalnızca NATO'nun değil, şekillenmekte olan yeni küresel güvenlik düzeninin de yol haritasını çizen toplantılardan biri olmaya aday görünüyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>MACRON'UN MESAJI ÖNEMLİ</strong></span></p>
<p>■ NATO zirvesinde Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un mesajları da hem Türkiye-Fransa ikili ilişkileri, hem de Türkiye'nin AB ile yakınlaşması açısından önemli olacak. Fransa'nın yıllardır mesafeli yaklaştığı SAMP-T hava savunma sisteminin Türkiye'ye olası satışına ilk kez sıcak sinyaller vermesi, Ankara-Paris hattında dikkat çekici bir değişime işaret ediyor. Macron ile İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'nin nisan ayındaki görüşmesinin ardından ivme kazanan süreçte henüz nihai karar alınmasa da, taraflarda siyasi iradenin oluştuğu belirtiliyor. Bu değişim, Fransa'nın son yıllarda Doğu Akdeniz'de Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve İsrail'le geliştirdiği yakın savunma ve güvenlik iş birliği düşünüldüğünde daha da dikkat çekici. Paris'in olası bir satış öncesinde Atina ve Lefkoşa'nın kaygılarını gidermeye çalışması beklenirken, Avrupa'nın değişen güvenlik ortamı ve Türkiye'nin artan stratejik ağırlığı, siyasi rezervlerin yerini daha pragmatik bir yaklaşıma bırakabileceğine işaret ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nato-30-ankarada-insa-ediliyor-82624</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/4/1280x720/nato-1783397569.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ NATO 3.0 Ankara&#039;da inşa ediliyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/filosunu-11-ucakla-buyuten-sunexpress-en-buyuk-tatil-havayolu-olmayi-hedefledi-82671</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Filosunu 11 uçakla büyüten SunExpress, en büyük ‘tatil havayolu’ olmayı hedefledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Hava Yolları ile Lufthansa'nın eşit ortaklığıyla, Almanya ile Türkiye arasındaki turizmi geliştirmek amacıyla 1989 yılında kurulan SunExpress, aradan geçen zaman içerisinde faaliyet yürüttüğü bölgenin güçlü havayolu şirketleri arasında yer aldı. Bugün, İzmir ve Antalya havaalanlarını en yüksek oranda kullanan havayolu şirketi olan SunExpress, 37’nci yılına giren ortaklıkta, iki rakibin uyumlu birlikteliğiyle yoluna devam ediyor.</p>
<p>İki şehirde de, hem Frankfurt’ta, hem de Antalya’da genel merkezi var, SunExpress’in. Bünyesinde 4 bin 500 kişi çalışıyor ve bu sayının yalnızca 100 civarında olan kısmının Frankfurt’ta olması, Antalya’yı daha önde bir merkez yapıyor. Kuruluşundan bu yana yönetim kurulu başkanlığına Türk Hava Yolları’nın, genel müdürlük ve CEO olarak tanımlanan icrai üst göreve de Lufthansa’nın temsilcisi atanıyor. Yönetim kurulunda eşit üyesi bulunan şirkette, en son CEO’luk görevine geçtiğimiz Şubat ayında Marcus Schnabel getirildi. SunExpress CEO’su Marcus Schnabel, 20 yıllık Lutfhansa kariyerine pilot olarak başlamış ve SunExpress’te bu mesleği icra edip üst yönetici pozisyonuna gelen ilk profesyonel olmuş. SunExpress Genel Müdür Yardımcısı Tuncay Eminoğlu ile birlikte, basın mensublarıyla biraraya gelen Schnabel söze, 1973 yılında hizmete giren 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nün kuruluşunda babasının da çalıştığı bilgisini vererek girdi. Schnabel, “Ben de babamın köprü projesindeki mesaisinden hareketle iki ülke ekonomik faaliyetlerine ve iş birliğine köprü olmayı hedefliyorum” dedi.</p>
<p>SunExpress CEO’su Marcus Schnabel’in CEO’luk görevine başladığı şubat ayının son günü ABD-İran savaşının patlak vermesi ve ardından Hürmüz krizi ile petrol fiyatlarının tırmanması merkezli gelişmeler, turizmin yanı sıra havacılık sektörünü de olumsuz etkiledi. Havayolu sektöründe en büyük gider kalemlerinden (yüzde 30’u buluyor) akaryakıtta savaş öncesine göre fiyatların yüzde 35 oranında arttığına işaret eden Schnabel, yükselen maliyetin bilet fiyatlarına yansıtılamadığını, verimlilik esaslı tedbirlerle göğüslenmeye çalışıldığını ifade etti. CEO Marcus Schnabel, gelinen noktaya ilişkin şu bilgileri verdi:</p>
<p><strong>2027 ilk yarıya kadar </strong><strong>filoya 11 yeni uçak katılacak</strong></p>
<p>“SunExpress olarak 35 yılı aşkın süredir Türkiye ile Avrupa arasında turizm elçisi görevi üstleniyoruz ve Türk turizmine katkı sağlıyoruz. Bugün geldiğimiz noktada, Türkiye turizminin dayanıklılığını bir kez daha görüyoruz. Türkiye’ye talep devam ederken, değişen unsur rezervasyon eğilimleri oldu. Rusya Ukrayna savaşı devam ederken, geçtiğimiz şubat ayında başlayan ABD-İran savaşının ardından erken rezervasyonların yerini seyahat tarihine yakın yapılan rezervasyonlar aldı. Son dönemde rezervasyonlardaki artış, bu eğilimin en belirgin göstergelerinden biri olarak öne çıkıyor. Bu süreçte kısa vadeli talep dalgalanmalarını sektör paydaşlarımız ile birlikte disiplinle yönetirken, Türkiye’nin turizm potansiyeline ve geleceğine olan uzun vadeli güvenimizi koruyoruz.”</p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4cb612e1934-1783412242.jpg" alt="" width="700" height="467" /></strong></p>
<p>Hedeflerini “Bir numaralı tatil havayolu şirketi olmak” şeklinde açıklayan Schnabel, hali hazırda 86 adet olan uçak filosuna, 2027’nin ilk yarısına kadar 11 yeni uçağın daha ekleneceğini söyledi. Teslim edilecek uçaklar içinde Boeing 737-8 uçağı da bulunuyor. Filodaki sözkonusu büyümenin kapasitelerin daha iyi kullanılmasına, verimliliğe ve esnek hizmet yapısına katkı sunacağını kaydeden Marcus Schnabel, geçen yılı yüzde 82 doluluk ortalaması ile tamamladıklarını dile getirdi. Tatil havayolu kavramı, turistik amaçlı seyahat edenler için tatil bölgelerine tarifeli veya esnek uçuş gerçekleştiren, uçak bileti, otel ve transfer hizmetlerini çoğu zaman tek pakette toplayan havayolu şirketlerini ihtiva ediyor.</p>
<p><strong>18 yeni hat devreye girecek, </strong><strong>Halep’e ilk kez uçacak</strong></p>
<p>Şirket, 2026 yaz sezonunda Antalya’ya haftalık yaklaşık 800 ve İzmir’e ise haftalık 250’nin üzerinde sefer gerçekleştirecek, toplam 18 yeni hattı devreye alacak. Almanya’daki ekonomisindeki yavaşlamanın taleplere etkisinin görüldüğünü kaydeden Schnabel, yeni hatlarla büyümelerinin süreceği bilgisini verirken, SunExpress’in rotasında Antalya–Bratislava, İzmir–Podgorica, Bodrum–Tiran ve Priştine, Ankara–Rotterdam, Edremit–Münih ve Hannover, Hatay–Düsseldorf ile Çukurova-Köln gibi yeni bağlantılar yer alacak. Avrupa, Balkanlar ve Orta Asya ve Yakın Doğu’daki varlığını genişletecek olan şirket, Halep uçuşu ile ilk kez olarak Suriye pazarına girecek.</p>
<p>SunExpress’in yeni uçak alımlarının yanı sıra yatırımlarını dijitalleşme alanında hızlandıracağını kaydeden Marcus Schnabel<strong>, “</strong>Yeni nesil uçaklar, şirketimizin operasyonel verimliliğini artırırken yolcularına sunduğu seyahat deneyimini de ileri taşıyor. Antalya’da hayata geçirilecek bakım hangarı yatırımı ise hava yolunun sürdürülebilir büyüme hedeflerini desteklerken, bölgedeki havacılık altyapısının gelişimine de katkı sağlayacak” dedi.</p>
<p><strong>Eminoğlu: Geçen yıl döviz </strong><strong>girdimizi yüzde 11 artırdık</strong></p>
<p>SunExpress, 2025 yılında Türkiye genelinde hizmet ihracatına en fazla katkı sağlayan ilk üç şirket arasında yer aldı. SunExpress Genel Müdür Yardımcısı Tuncay Eminoğlu da açıklamasında, “SunExpress olarak 2025 yılında operasyonel gücümüzü, geniş uçuş ağımızı ve sürdürülebilir büyüme odağımızı koruyarak Türkiye turizmine ve ekonomisine katkı sunmayı sürdürdük. Bir önceki yıla göre yüzde 11 artışla 2 milyar 474 milyon dolarlık döviz girdisi sağlayarak hizmet ihracatında ülkemizin önde gelen şirketleri arasında yer almaktan gurur duyuyoruz. Bu başarı, Türkiye’nin uluslararası turizmdeki konumunu güçlendirme hedefimiz açısından da önemli bir motivasyon kaynağı” dedi.</p>
<p>SunExpress, 37 ülkede 106 destinasyona uzanan uçuş ağıyla 250 hatta uçuş gerçekleştiriyor. Antalya’dan 36 ülkede 64 yurt dışı destinasyona, yurt içinde 12 destinasyona, İzmir’den ise 24 ülkede 49 yurt dışı destinasyona, yurt içinde 18 destinasyona uçuş gerçekleştiriyor. SunExpress, 2024 yılında yaklaşık 15 milyon yolcu taşırken, sayı geçen yıl yaklaşık 16 milyona ulaştı. Bu yılın ilk yarısında 6,3 milyon yolcu taşıyan SunExpress, Temmuz ve Ağustos’ta 4 milyon yolcu hedeflemesi üzerinden planlamasını yapıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/filosunu-11-ucakla-buyuten-sunexpress-en-buyuk-tatil-havayolu-olmayi-hedefledi-82671</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/1/1280x720/sunexpress-1783412140.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya havacılık endüstrisinde iki önemli rakip, THY ile Lufthansa tarafından yüzde 50 ortaklık ile 1989 yılında kurulan SunExpress, büyümesini sürdürüyor. Geçen yıl 16 milyon yolcu taşıyarak yüzde 7’lik büyüme gerçekleştiren şirket, Antalya ve İzmir’e haftada toplam bin hatta uçuş gerçekleştiriyor. Bu yaz 18 yeni hatta uçacak olan SunExpress’in yeni CEO’su Marcus Schnabel, “En büyük tatil havayolu olacağız” diyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/icerik-ekonomisinde-yeni-olcu-dakika-82657</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İçerik ekonomisinde yeni ölçü: Dakika</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dijital içerik dünyasında son dönemde en kritik soru ne izlediğimiz değil, izlediğimiz içeriğin değerinin kime gittiği. Türkiye pazarına girmeye hazırlanan MovieMe, “izlediğin kadar öde” modeliyle hem izleyiciye abonelik baskısından çıkış, hem de içerik üreticisine algoritma ve reklam bağımlılığının ötesinde daha doğrudan bir gelir alanı vaat ediyor. “Algoritma karşıtı değiliz, güven yanlısıyız” diyor.</strong></p>
<p>Dijital ekonominin en hızlı büyüyen alanlarından biri içerik üretimi. Bugün milyonlarca insan video izliyor, içerik paylaşıyor, üreticileri takip ediyor, ancak bu büyük etkileşim her zaman adil ve sürdürülebilir bir gelir modeline dönüşmüyor. Bir yanda izleyiciler kullanmadıkları aboneliklere ödeme yapmaktan yoruluyor, diğer yanda içerik üreticileri emeklerinin karşılığını çoğu zaman algoritmaların, reklam bütçelerinin ve sponsor anlaşmalarının belirlediği bir sistem içinde arıyor.</p>
<p>MovieMe tam bu kırılma noktasında Türkiye pazarına gelmeye hazırlanıyor. Platformun önerdiği model basit ama dijital içerik ekonomisi açısından dikkat çekici: Abonelik değil, izlenen dakika. İzleyici yalnızca gerçekten izlediği içerik için ödeme yapıyor, içerik üreticisi ise değerini doğrudan kitlesinden alıyor.</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4c989c017ad-1783404700.png" alt="" width="333" height="502" />İçerik artık sadece tüketilen bir ürün değil, takip edilen, desteklenen ve etrafında topluluk kurulan bir ilişki alanı. Movie- Me’nin iddiası da bu ilişkiyi daha şeffaf, daha doğrudan ve daha sürdürülebilir bir ekonomik modele taşımak. MovieMe Kurucusu Bhavesh Joshi ile konuştuk:</p>
<p><strong>Bilinçli bir değer alışverişi</strong></p>
<p>MovieMe ile çözmeye çalıştığımız temel sorun şu: İnsanlar çoğu zaman gerçekte tüketmedikleri eğlence içerikleri için ödeme yapıyor. Milyonlarca insan en iyi niyetlerle streaming platformlarına abone oluyor; ancak aylar sonra neredeyse hiç açmadıkları platformlara ödeme yaptıklarını fark ediyorlar. MovieMe çok daha basit bir model üzerine kuruldu: Gerçekten izlemeyi seçtiğiniz şey için ödeme yaparsınız. Bir belgeselle yirmi dakika geçirirseniz, yirmi dakika için ödeme yaparsınız. İzlemeyi bıraktığınız anda ödeme de durur.. İzleyicilerin zamanları ve paralarının kendi seçimleriyle uyumlu olduğunu hissetmelerini; içerik üreticilerinin de birinin onların işiyle zaman geçirdiğinde bunun pasif bir tüketim değil, bilinçli bir karar olduğunu bilmesini istiyoruz. Eğlencenin, tekrar eden bir yükümlülükten çok, izleyiciler ile üreticiler arasında bilinçli bir değer alışverişi gibi hissedilmesi gerektiğine inanıyoruz.”</p>
<p><strong>“Dikkat” ekonomik bir değer</strong></p>
<p>Bugün yaklaşık 115 milyon YouTube kanalının yalnızca yaklaşık 3 milyonunun anlamlı gelir elde etmesi, sorunun yaratıcılık ya da talep eksikliği olmadığını gösteriyor. Sorun, çoğu para kazanma sisteminin reklam üzerine inşa edilmiş olması. Bu da doğal olarak değerin görece küçük bir içerik üretici grubunda yoğunlaşmasına yol açıyor. Bu durum, içerik üreticilerinin başarısızlığı değil, fakat değerin nasıl paylaşıldığını yeniden düşünmek için alan olduğunu gösteriyor. MovieMe’de biz, dikkatin kendisinin ekonomik bir değeri olduğuna inanıyoruz. Birisi sizin belgeselinizi izlemek, podcast’inizi dinlemek için bir saat ayırıyorsa, bu etkileşim izleyici ile içerik üretici arasında daha doğrudan bir finansal ilişki yaratmalı. İçerik üretici ekonomisini bir gecede düzelttiğimizi iddia etmiyoruz; ancak içerik üreticilerinin izleyicileri tarafından yaratılan değere daha anlamlı, şeffaf sürdürülebilir biçimde katılmasına olanak tanıyan modellere yer olduğuna inanıyoruz. Nihayetinde, içerik üreticilerinin yalnızca dikkat çekmeleri için değil, o dikkati elde tutmaları için de ödüllendirildiği bir sistem kurmaya çalışıyoruz.”</p>
<p><strong>Algoritma karşıtı değiliz, güven yanlısıyız</strong></p>
<p>“Algoritmalar keşiften çok elde tutmayla ilgili hale geldi; içeriğin bol olduğu ortamlarda platformların izleyicileri meşgul tutmasına yardımcı oluyorlar. MovieMe’de temel bir şey değişiyor. İzleyiciler dakika başına ödeme yaptığında, harcadıkları her dakika pasif bir kaydırma değil, bilinçli bir seçim haline geliyor. Bu, izleyiciler ile içerik üreticiler arasında farklı bir dinamik yaratıyor. Birisi bir belgesel, podcast ya da diziyle kalmayı seçer ve ardından bunu bir arkadaşına önerirse, o öneri hiçbir algoritmanın tam olarak kopyalayamayacağı bir ağırlık taşır; çünkü hem dikkati hem de niyeti yansıtır. Bununla birlikte, algoritma karşıtı değiliz. Güven yanlısıyız. MovieMe’de keşif; editoryal kürasyon, içerik üretici toplulukları, izleyici önerileri, iş birlikleri ve akıllı keşif araçlarının birleşiminden gelecek. Algoritmalar keşfe hâlâ yardımcı olabilir; ancak içerik üreticilerin hayatta kalmak için ne üretmeleri gerektiğini onların belirlemesi gerektiğine inanmıyoruz.”</p>
<p><strong>Adil ve şeffaf ödüllendirme</strong></p>
<p>“Bizim için başarı, içerik üreticilerin sürdürülebilir işler kurabildiği ve izleyicilerin sadece erişim için değil, gerçek değer için ödeme yaptıklarını hissettikleri bir platform inşa edip etmediğimizle ilgili. Üç şeye yakından bakacağız. Birincisi, içerik üretici sürdürülebilirliği. Movie- Me’de kaç içerik üretici olduğu değil, kaçının buradan dürüstçe anlamlı gelir olarak tanımlayabileceğimiz bir kazanç elde ettiği. İkincisi, içerik üretici devamlılığı. MovieMe’de ilk içeriğini yayımlayan kaç içerik üretici ikinci, üçüncü, onuncu içeriği üretmek için geri geliyor? Üçüncüsü, izleyici davranışı. İzleyiciler değer verdikleri içerikleri bilinçli olarak seçiyor ve yalnızca gerçekten izledikleri şey için ödeme yaparak kendilerini daha güçlü hissediyor mu? Önümüzdeki birkaç yıl içinde dikkatin içerik üreticileri ödüllendirmenin daha adil ve daha şeff af bir yolu olabileceğini gösterebilirsek, o zaman yalnızca başka bir streaming platformu kurmadığımızı bileceğiz. Dijital içerik için yeni bir ekonomik modelin yerleşmesine katkı sağlamış olacağız.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Türkiye bizim için test pazarı değil içerik ekonomisinin gelecek sahnesi</strong></span></p>
<p>“Türkiye’yi gelişmiş bir ülke olarak görüyorum, dünya yalnızca bu gerçeği yeni yakalıyor. Türkiye dizileri bugün 170 ülkede neredeyse 1 milyar izleyiciye ulaşıyor ve Türkiye Kültür Bakanlığı’na göre ihracat gelirleri 1 milyar doları aşmış durumda. Türkiye artık senaryolu televizyon içerikleri ihracatında, ABD ve Birleşik Krallık’ın ardından dünyanın üçüncü büyük ihracatçısı. Türkiye, dünya standartlarında hikâye anlatıcılarına, yüksek etkileşimli izleyicilere ve işi hâlihazırda sınırlarının çok ötesine ulaşan içerik üreticilerine sahip bir ülke. Aynı zamanda buradaki tüketiciler eğlenceye nasıl harcama yaptıkları konusunda düşünceli; bu da yalnızca izlediğin kadar ödemeye dayanan bir modeli özellikle cazip kılıyor. Tam da bu nedenle ilk olarak İstanbul’da lansman yapıyoruz. Türkiye bir test pazarı olduğu için değil, içerik üretici odaklı eğlencenin geleceğini temsil ettiğine inandığımız için.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>MovieMe’nin Türkiye’deki ilk tercihi Alper Rende oldu</strong></span></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4c983971d74-1783404601.png" alt="" width="811" height="295" />“Türkiye’de içerik üreticileri ile görüşmelere başladık ve aldığımız tepki inanılmaz derecede cesaret verici oldu. Hatta şunu söyleyebilirim: Elimizde artık yalnızca bir görüşme değil, işlerinin etrafında bir iş modeli kurmanın daha sürdürülebilir yolları olması gerektiğine inanan içerik üreticilerinden gelen bir taahhüt var. Alper Rende ile gerçekleştireceğimiz ilk Türkçe yayın, tam olarak iş birliği yapmak istediğimiz içerik üretici tipini yansıtıyor. Alper; izleyicileri aksi halde deneyimleyemeyecekleri yerlere ve hikâyelere götüren sürükleyici, belgesel tarzı içerikler üreterek 6 milyondan fazla aboneye ve 1 milyarın üzerinde izlenmeye sahip bir kitle oluşturdu. Onun işleri, izleyicilerin düşünülmüş, yüksek kaliteli hikâye anlatıcılığıyla zaman geçirmeye istekli olduğunu gösteriyor ve MovieMe tam olarak bunu ödüllendirmek için tasarlandı.”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/icerik-ekonomisinde-yeni-olcu-dakika-82657</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İçerik ekonomisinde yeni ölçü: Dakika ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/organizasyonlarin-tercumanlari-82655</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Organizasyonların tercümanları </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Büyük fikirleri küçük alışkanlıklara çevirirler. İşte ben bu insanlara organizasyonun harcı ve tercümanı diyorum. Çünkü onlar departmanları birbirine bağlar. Stratejiyi uygulamaya bağlar, lideri çalışanlara bağlar. Kültürü yeni başlayanlara bağlar, ve en önemlisi, fikri davranışa bağlar.</strong></p>
<p><strong>Büyük insanları tarihe taşıyan, onları doğru aktaranlardır</strong></p>
<p>Martin Puchner'in <em>Kelimelerle Dünya Tarihi</em> kitabını keyifle okuyorum. Harvard Üniversitesi’nde İngiliz Edebiyatı ve karşılaştırmalı edebiyat profesörü, dünyanın 4.000 yıllık edebiyat tarihine ilişkin metinlerin günümüze nasıl ulaştığını ve imparatorlukların doğuşuna ve çöküşüne nasıl yol açtığını anlatıyor. Kitapta beni en çok etkileyen konular, büyük yazarların ve büyük fikirlerin hikâyesi yanı sıra başka bir konuydu.</p>
<p>Bunlar tarihin görünmeyen kahramanlarıydı. Çünkü tarihte büyük fikirleri üreten insanlar kadar, onları anlayan, koruyan ve sonraki kuşaklara aktaran insanlar da dünyayı değiştirdi.</p>
<p>Bugün Homeros'u biliyoruz. Yaklaşık üç bin yıl önce anlatılan destanlar, yüzyıllar boyunca sözlü kültürde yaşadı. Daha sonra yazıya geçirildi, kopyalandı, farklı coğrafyalara taşındı ve yorumlandı. Eğer onu anlayan, koruyan ve aktaran Platon olmasaydı, biz Homeros’u bilmiyor olacaktık.</p>
<p>Hz. İsa'nın ise bildiğimiz kadarıyla kendisine ait yazılmış bir kitabı yoktu. Rivayetlere göre yalnızca bir kez yere eğilip parmağıyla kuma bir şeyler yazdı. Bugün onu tanımamızı sağlayan, kendi kaleminden çıkan metinler değil; onu dinleyen, anlayan ve öğretilerini nesilden nesile aktaran havarileridir.</p>
<p>Hz. Muhammed'e ilk vahiy yaklaşık 610 yılında geldi. Vahiyler, hayatı boyunca hem ezberlendi hem de vahiy kâtipleri tarafından yazıya geçirildi. 632 yılında vefatından sonra sahabiler bu metinleri büyük bir titizlikle derledi ve sonraki kuşaklara aktardı. Bugün Kur'an'ın korunarak günümüze ulaşmasında yalnızca vahyin kendisi değil, onu büyük bir sadakatle muhafaza eden ve aktaran insanlar da belirleyici rol oynadı.</p>
<p>Goethe'nin etkisi de yalnızca yazdıklarıyla açıklanamaz. Onun eserlerini okuyan, yorumlayan ve farklı kültürlere taşıyan düşünürler sayesinde fikirleri dünya edebiyatının ortak mirasının bir parçası hâline geldi. Goethe’nin “Dünya Edebiyatı” diye bir kavramdan bahsettiğini, kendisinin anlattıklarını kayda alan Eckerman isimli bir hayranı imiş.</p>
<p>Bu örneklerin ortak noktası şudur:</p>
<p><strong>Büyük fikirler tek başına dünyayı değiştirmez. Büyük fikirlerin büyük taşıyıcıları da gerekir.</strong></p>
<p>Aslında tarih bize çok önemli bir ders veriyor.</p>
<p><strong>Tarihi değiştirenler kadar, onları anlayan insanlar da tarihi değiştirir.</strong></p>
<p>İş dünyasında da durum farklı değildir.</p>
<p>Şirketlerde çoğu zaman strateji eksikliğinden söz ederiz. Daha iyi vizyonlara, daha güçlü liderlere veya daha başarılı danışmanlara ihtiyaç duyduğumuzu düşünürüz.</p>
<p>Oysa çoğu zaman eksik olan bunlar değildir.</p>
<p>Eksik olan, o fikirleri organizasyonun anlayacağı dile çevirebilecek insanlardır.</p>
<p>Yönetim kurulu stratejiyi belirler.</p>
<p>CEO vizyonunu açıklar. Varsa danışmanlar dönüşüm programını tasarlar. Sunumlar hazırlanır, toplantılar yapılır. Belgeler paylaşılır. Ama bütün bunlar tek başına davranışı üretir mi? Üretmez ne yazık ki  Çünkü insanlar belgeyi takip etmez.</p>
<h2>İnsanlar, kendileri için anlam taşıyan şeyi takip eder</h2>
<p>İşte tam bu noktada organizasyonların görünmeyen kahramanları devreye girer.  Onlar stratejiyi ekibinin anlayacağı dile çevirir. Şirket kültürünü yeni başlayan çalışana öğretir. Departmanlar arasında köprü kurar. Yanlış anlaşılmaları giderir. Bilgiyi dolaştırır. Çatışmaları yumuşatır. Şirkette yazılı olmayan kuralları davranışlarıyla gösterir.  Liderin anlattığı fikri günlük davranışlara dönüştürür.</p>
<p>Aslında onlar organizasyonun <strong>tercümanlarıdır.</strong></p>
<p>Ve aynı zamanda organizasyonun <strong>harcıdır.</strong></p>
<p>Betonun içinde hangi kum tanesinin binayı ayakta tuttuğunu göremezsiniz. Ama harç olmadan en sağlam taşlar bile duvar oluşturamaz. Büyük organizasyonlar yalnızca yıldız çalışanlarla kurulmaz. Onları birbirine bağlayan insanlarla kurulur.</p>
<p>Bilgiyi bağlayan...</p>
<p>Departmanları bağlayan...</p>
<p>Kültürü bağlayan...</p>
<p>Güveni bağlayan...</p>
<p>Ve en önemlisi, fikri davranışa bağlayan insanlarla.</p>
<p>Bugün şirketlerde en çok konuştuğumuz kişiler CEO'lar, kurucular ve vizyoner liderlerdir.</p>
<p>Oysa organizasyonların gerçek gücü çoğu zaman görünmeyen insanlarda saklıdır.</p>
<p>Belki bir ekip lideridir.</p>
<p>Belki deneyimli bir uzmandır.</p>
<p>Orta kademe yönetici ya da Ara kademe yöneticidir.</p>
<p>Belki de resmi olarak yönetici bile değildir.</p>
<p>Ama insanlar ilk önce ona gider.</p>
<p>Yeni başlayanlar şirketi ondan öğrenir.</p>
<p>Farklı ekipler birbirini onun sayesinde anlar.</p>
<p>Krizlerde güveni o taşır.</p>
<p>Kültürü o yaşatır.</p>
<p>İşin ilginç yanı, bu insanlar çoğu zaman en görünür olanlar değildir.</p>
<p>Kriz çıkarmadıkları için dikkat çekmezler.<br />Sessizce köprü kurarlar.<br />İnsanları birbirine bağlarlar.<br />Bilgiyi dolaştırırlar.<br />Organizasyonun dağılmasını engellerler.</p>
<p>İşte bu yüzden liderlerin en önemli görevlerinden biri, organizasyonun bu tercümanlarını fark etmek, geliştirmek ve elde tutmaktır.</p>
<p>Çünkü onlar ayrıldığında yalnızca bir çalışan ayrılmaz.<br />Kurumun hafızasının, güveninin ve kültürünün bir parçası da birlikte gider.</p>
<p>Çoğu zaman bunun değeri ise ancak gittikten sonra anlaşılır.</p>
<p>Tarih bize gösterdiği şu ki, büyük insanlar dünyayı değiştirebilir.Ama onları anlayan, koruyan ve başkalarına aktarabilen insanlar olmasaydı, dünya onların değiştirdiğini bile öğrenemezdi.</p>
<p>Büyük fikirlerin yalnızca üretildikleri için yaşamadığını gösteriyor. Onları anlayan, yorumlayan ve yaşadıkları dönemin insanlarına tercüme eden kişiler vardı. İş dünyasında da durum farklı değildir. Bir CEO vizyon açıklayabilir. Liderin anlattığı vizyonu alır, kendi ekibinin anlayacağı dile çevirirler.</p>
<p>"Müşteri odaklı olacağız." cümlesini günlük davranışlara dönüştürürler.</p>
<p>"Veriyle karar vereceğiz." hedefini toplantı alışkanlıklarına dönüştürürler.</p>
<p>"Çevik olacağız." sözünü çalışma biçimine dönüştürürler.</p>
<p>Kısacası, büyük fikirleri küçük alışkanlıklara çevirirler. İşte ben bu insanlara <strong>organizasyonun harcı</strong> ve tercümanı diyorum. Çünkü onlar departmanları birbirine bağlar.  Stratejiyi uygulamaya bağlar Lideri çalışanlara bağlar. Kültürü yeni başlayanlara bağlar. Ve en önemlisi, fikri davranışa bağlar.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4c97643978b-1783404388.jpg" alt="" width="522" height="522" /></p>
<h2><span style="color: #34495e;">Büyük Organizasyonlar İyi Tercüme Edilmiş Fikirlerle Kurulur</span></h2>
<p>Büyük organizasyonlar yalnızca iyi fikirlerle kurulmaz.</p>
<p><strong>İyi tercüme edilmiş fikirlerle kurulur.</strong></p>
<p>Tarih boyunca büyük insanları ölümsüzleştirenler, onları doğru anlayıp doğru aktaran insanlardı.</p>
<p>Bugün de büyük organizasyonları geleceğe taşıyanlar, liderlerin fikirlerini ekiplerinin anlayacağı dile çeviren, onları günlük davranışlara dönüştüren ve organizasyonun en küçük birimine kadar yaşatan insanlardır.</p>
<p><strong>Belki de organizasyonların gerçek kahramanları, en çok konuşanlar değil; en çok bağ kuranlar ve en iyi tercüme edenlerdir.</strong></p>
<p>Her organizasyonda üç grup vardır:</p>
<ul>
<li>Fikri üretenler.</li>
<li>Fikri uygulayanlar.</li>
<li><strong>Ve ikisi arasında tercümanlık yapanlar.</strong></li>
</ul>
<p>İşte organizasyonların kaderini çoğu zaman bu üçüncü grup belirler.</p>
<p>Homeros'u, Hz. İsa'yı, Hz. Muhammed'i ve Goethe'yi gelecek kuşaklara taşıyanlar da aslında kendi dönemlerinin <strong>tercümanlarıydı</strong>; sadece kelimeleri değil, fikirleri ve anlamı aktardılar.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/organizasyonlarin-tercumanlari-82655</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/5/1280x720/5-1783404285.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Organizasyonların tercümanları  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/guclu-kapasite-ve-ileri-teknoloji-turkiyeyi-ihracatta-one-cikardi-82654</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güçlü kapasite ve ileri teknoloji Türkiye&#039;yi ihracatta öne çıkardı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DERYA KARAYAĞIZ TAHMAZ</strong></p>
<p>Çikolata çoğumuz için küçük bir mutluluk, çocukluk anılarının vazgeçilmez tadı ya da kahvenin en iyi eşlikçisi. Ancak raflarda gördüğümüz bir kalıp çikolatanın arkasında, kakao tarlalarından fabrikalara, lojistikten ambalaja, tasarımdan e-ticarete kadar uzanan dev bir ekonomi var. 7 Temmuz Dünya Çikolata Günü de yalnızca sevilen bir lezzeti değil, yüz milyarlarca dolarlık küresel bir sektörü gündeme getiriyor.</p>
<p>Çikolata pazarı tüketici alışkanlıklarıyla birlikte değişiyor. Artık yalnızca klasik sütlü çikolatalar yok. Daha kaliteli içeriklerle hazırlanan ürünler, özel günler için tasarlanan hediyelik kutular ve internet üzerinden satılan butik çikolatalar da pazarı büyüten önemli alanlar haline geldi. Uluslararası pazar araştırmalarına göre, bugün 130 milyar doların üzerinde bir büyüklüğe ulaşan küresel çikolata pazarının, bu eğilimin sürmesiyle 2030'lu yılların başında 180 milyar doları aşması bekleniyor.</p>
<p>Ancak sektörün son dönemdeki en büyük sınavı, yeni tatlardan ziyade kakao fiyatlarında yaşanan küresel kriz oldu. Dünya kakao üretiminin yaklaşık yüzde 60'ını sırtlayan Fildişi Sahili ve Gana gibi Batı Afrika ülkelerinde baş gösteren kuraklık, aşırı yağışlar ve bitki hastalıkları, arzı ciddi oranda baltaladı. Bu daralmayla birlikte uluslararası piyasalarda kakao fiyatları, 2024 yılında ton başına 12 bin dolar seviyesini aşarak tarihi bir rekor kırdı. Maliyetlerdeki bu devasa artış karşısında üreticiler, gramaj küçültmekten reçete güncellemelerine kadar farklı formüller geliştirmek zorunda kaldı. Tüm bu fiyat artışlarına rağmen tüketici çikolatadan vazgeçmede vi talepte bir düşüş yaşanmadı; aksine yüksek kakao oranlı bitter çikolatalar, şekersiz alternatifler ve fonksiyonel içerikli ürünler pazarın motoru olmayı sürdürdü.</p>
<p>2024'teki o tarihi zirvenin ardından, Batı Afrika'daki tarımsal üretimin kısmen nefes alması fiyatları borsa bazında bir miktar geriletse de, verimi etkileyen iklim krizleri nedeniyle maliyetler hala ortalamaların çok üzerinde. Önümüzdeki yıllarda fiyatlarda büyük artışlar beklenmese de bu durum raflara indirim olarak yansımıyor çünkü üreticiler sadece hammadde fiyatlarıyla değil, küresel çapta yükselen enerji, işçilik, ambalaj ve lojistik giderleriyle de mücadele ediyor. Önümüzdeki dönemde üreticiler yüksek maliyetleri yönetebilmek için fındık, fıstık gibi yerel dolgulu ürünlere daha fazla ağırlık verebilir.</p>
<p>Çikolata sektöründe değişen yalnızca ürün çeşitliliği değil. Tüketiciler artık ürünün nasıl üretildiğine de dikkat ediyor. Sürdürülebilir kakao kullanımı, adil ticaret uygulamaları ve geri dönüştürülebilir ambalajlar özellikle Avrupa pazarına satış yapan üreticiler için rekabetin temel unsurları arasında yer alıyor.</p>
<p><strong>Türkiye üretimde güçlü, sıradaki hedef marka yaratmak </strong></p>
<p>Kakao ağacı sadece tropikal iklimde yetiştirilebilen bir bitki. Bu yüzden ülkemizde kakao yetiştirmemiz mümkün değil. Buna rağmen Türkiye son yıllarda önemli çikolata üretim merkezlerinden biri olarak öne çıkmaya başladı. Gelişmiş gıda sanayisinin yanında Türkiye’nin çikolata üretimindeki en büyük avantajı ise fındık. Ülkemiz dünya fındık üretiminin yaklaşık yüzde 65-70'ini tek başına gerçekleştiriyor ve fındık da çikolatada en fazla kullanılan kuruyemişlerden biri. Bu durum Türk üreticilerine katma değerli ürün geliştirme konusunda önemli bir rekabet avantajı sağlıyor.</p>
<p><strong>Dev pazarlarda rekor artış </strong></p>
<p>2025 yılında kakaolu mamuller ve çikolata pazarının küresel büyüklüğü 130 milyar dolar seviyesinde ortaya çıktı. Bu yıl için öngörülen rakam 132 milyar dolar olarak hesaplanıyor. Önümüzdeki 10 yıllık süreçte ortalama yüzde 5 yıllık büyüme oranı tahmin ediliyor. Pazarın yaklaşık yüzde 45'ini Avrupa bölgesi oluşturuyor. Avrupa'yı Kuzey Amerika (ki Türkiye'nin de en büyük pazarını bu kıtanın lokomotif ülkesi ABD oluşturuyor) ve Asya Pasifik izliyor. Türkiye'nin küresel pazardaki payı yaklaşık yüzde 1,25 olarak açıklandı.</p>
<p>Türk çikolata ve şekerleme sektörü bugün yaklaşık 180 ülkeye ihracat gerçekleştiriyor. Türkiye'nin kakaolu mamüller sektöründeki ihracat performansı, son yıllarda gerçekleşen yüksek kapasite ve ileri teknolojiye dayalı yatırımlara paralel hızlı artış eğiliminde bulunuyor. Çikolatanın anavatanı pazarlara yönelik artış eğiliminde olan ihracat 2025'in ilk yarısında da gözlendi. Belçika'ya yapılan ihracat yüzde 441 oranında artarak, 16,5 milyon dolara çıktı, örneğin. Almanya'ya gerçekleşen ihracat yüzde 387, ABD'ye ise yüzde 296 artış yaşandı, geçen yılın ilk yarısında. 2025'i, 234 milyon dolar ihracatın gerçekleştiği ABD ilk sırada tamamlarken, toplam ihracat da 1,6 milyar dolara çıktı. Bu yılın ilk 5 aylık rakamlarında da ABD 61,6 milyon dolar ile ilk sırada yer aldı. Türkiye'nin ilk 5 aylık ihracatı toplamda 477,2 milyon dolar oldu.</p>
<p>Türkiye'nin küresel çikolata pazarındaki bu yükselişine Ülker, Eti, Altınmarka, Şölen ve Elvan gibi küresel ölçekte faaliyet gösteren üreticiler öncülük ediyor. Ürünlerini dünyanın dört bir yanına ulaştıran bu şirketler, yalnızca kendi markalarıyla değil, uluslararası markalar ve zincir perakendeciler için gerçekleştirdikleri özel markalı (private label) üretimle de öne çıkıyor. Ülker, pladis çatısı altında 110'dan fazla ülkede tüketiciye ulaşırken, Altınmarka Grubu başta çatısı altındaki Detay Gıda olmak üzere kakao ve çikolata ürünlerini 80'i aşkın ülkeye ihraç ediyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4c9621a3c1b-1783404065.png" alt="" width="702" height="237" /></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>EL NINO OLASILIĞI KAKAOYA 1 AYDA %43 PRIM YAPTIRDI</strong></span></p>
<p>Batı Afrika kakao hasadına ilişkin süregelen endişeler kakao fiyatlarını hızla yukarı itiyor. Küresel piyasalara bakıldığında, New York vadeli işlemleri, Ocak ayından bu yana en yüksek seviye olan ton başına 5.300'ün üzerinde işlem çıkmış durumda. Fiyatlar son 1 haftada yüzde 10, 1 ayda ise yüzde 40’ın üzerinde güçlü bir toparlanma gördü. Fiyatlar yine de geçen yılına aynı dönemine oranla yüzde 33 aşağıda. Fiyatlara yukarı taşıyan en büyük unsur hava olaylarının üretimi sekteye uğratacağı endişesi. Yılın ikinci yarısında El Nino'nun güçlenmesi bekleniyor. Bu durum, toprak nemini azaltan ve bitkilerde su stresi yaratan sıcak ve kuru bir Batı Afrika rüzgarı olan Harmattan'ı yoğunlaştırabilir. Piyasa, en büyük üretici Fildişi Sahili'nde 2026/27 sezonunda daha düşük üretim beklentileriyle destekleniyor. Birçok üretim bölgesi, yılın bu zamanı için beklenenden daha az meyve bildirirken, orta hasat ve ana hasadın erken gelişimi önceki sezonların gerisinde kalıyor. Bazı analistler, şiddetli yağışların plantasyonları sular altında bırakması ve hasat ile nakliyeyi aksatmasının ardından, 2025/26'daki yaklaşık 2,2 milyon tondan 1,7-1,8 milyon tona düşecek üretim tahmininde bulunuyor. Aşırı nem ayrıca, kritik kakao meyvesi oluşumu ve olgunlaşma aşamalarında mantar hastalıklarını ve zararlıları da teşvik edebilir. Şiddetli yağmurlar bir diğer büyük üretici Gana'yı da olumsuz etkiliyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>BIR KAKAO ÇEKIRDEĞININ 3 BIN YILLIK YOLCULUĞU</strong></span></p>
<p>Bugün dünyanın dört bir yanında sevilerek tüketilen çikolatanın hikâyesi, yaklaşık 3 bin yıl önce Orta Amerika'nın tropikal ormanlarında yetişen bir kakao ağacıyla başladı. Günümüzde milyarlarca dolarlık küresel bir ekonominin temelini oluşturan kakao, ilk zamanlarında yalnızca bir gıda değil; inançların, ticaretin ve toplumsal statünün de önemli bir parçasıydı. Kakao Mayalar ve Aztekler tarafından günlük yaşamın vazgeçilmez unsurlarından biriydi. Mayalar, kakao çekirdeklerini kavurup öğüttükten sonra su, acı biber, vanilya ve çeşitli baharatlarla karıştırarak köpüklü ve acı bir içecek hazırlıyordu. "Tanrıların içeceği" olarak kabul edilen bu karışım, yalnızca beslenme amacıyla değil, dini törenlerde ve özel kutlamalarda da tüketiliyordu.</p>
<p><strong>Para olarak kullanıldı </strong></p>
<p>Aztek İmparatorluğu döneminde ise kakao çok daha büyük bir ekonomik değere kavuştu. Kakao çekirdekleri, dönemin en önemli değişim araçlarından biri haline geldi; vergi ödemelerinde kullanıldı, ticarette para yerine geçti ve zenginliğin simgesi olarak kabul edildi. Kakaonun kaderini değiştiren gelişme ise 16. yüzyılda İspanyol kaşiflerin Amerika kıtasına ulaşmasıyla yaşandı. Kristof Kolomb kakao çekirdekleriyle karşılaşmış olsa da bunların değerini tam olarak kavrayamadı. Ancak Hernán Cortés'in Aztek topraklarına yaptığı seferlerin ardından kakao Avrupa'ya taşındı. İlk başlarda Avrupalılara fazla acı gelen bu içecek, şeker, tarçın ve vanilyayla tatlandırılınca kısa sürede büyük ilgi gördü. Böylece çikolata, İspanya sarayından başlayarak Fransa, İtalya ve İngiltere'deki aristokrat çevrelere yayıldı. Uzun yıllar boyunca yalnızca soyluların ve varlıklı kesimlerin ulaşabildiği pahalı bir tüketim ürünü olarak kaldı.</p>
<p>Çikolatanın gerçek anlamda kitlesel bir ürüne dönüşmesi ise Sanayi Devrimi sayesinde mümkün oldu. 19. yüzyılda geliştirilen buharlı makineler, presleme teknikleri ve mekanik üretim sistemleri, kakaonun daha verimli işlenmesini sağladı. Kakao presi sayesinde kakao yağı ayrıştırılabildi ve daha yumuşak dokulu çikolataların üretimi mümkün hale geldi. Ardından İngiltere'de ilk katı çikolata tabletleri üretildi, İsviçre'de ise sütlü çikolatanın geliştirilmesiyle sektör yeni bir döneme girdi. Böylece çikolata, saray mutfaklarından çıkarak fabrikalarda seri üretilebilen ve geniş halk kitlelerinin ulaşabildiği bir ürüne dönüştü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/guclu-kapasite-ve-ileri-teknoloji-turkiyeyi-ihracatta-one-cikardi-82654</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/4/1280x720/cikolata-1783404037.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel çikolata pazarı 130 milyar doların üzerinde bir büyüklüğe ulaşırken, üreticiler artık yalnızca lezzette değil, markalaşma, sürdürülebilirlik ve katma değerde de yarışıyor. Türkiye ise yaklaşık 180 ülkeye yaptığı ihracat ve 2 milyar dolarlık hedefle küresel pazardan daha fazla pay almaya çalışıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fiyatlar-genel-seviyesindeki-hareketliligin-ufe-ve-tufe-uzerinden-analizi-82639</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fiyatlar genel seviyesindeki hareketliliğin ÜFE ve TÜFE üzerinden analizi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Prof. Dr. HAVVA TUNÇ</strong></p>
<p>Bir ekonomide mal ve hizmet fiyatları genel seviyesindeki (FGS) değişimin, artış yönünde olması enflasyon olarak adlandırılır. Mal ve hizmet fiyatlarını piyasa içi dinamikler olan mal ve hizmet üretim ve tüketimi belirlemektedir. Diğer bir deyişle söz konusu olan ürünün üretilen ve talep edilen miktarı, ürünün piyasa fiyatını belirlemektedir.</p>
<p>Enflasyon dinamiklerinin analizinde üretici fiyat endeksi (ÜFE) ile tüketici fiyat endeksi (TÜFE) arasındaki ilişki, fiyat oluşum süreçlerinin niteliğini anlamak açısından kritik bir gösterge sunmaktadır. Türkiye ekonomisinde son dönemde gözlemlenen ÜFE–TÜFE makasının yön değiştiren yapısı, enflasyonun tek boyutlu bir süreç olmaktan uzaklaştığını ve çoklu dinamikler altında şekillendiğini göstermektedir.</p>
<p>Bu çalışmanın temel amacı, söz konusu makas hareketlerinden hareketle enflasyonun talep, maliyet ve bölüşüm boyutlarını birlikte analiz etmek ve sıkı para politikası uygulamalarının etkinliğini sorgulamaktır.</p>
<p>ÜFE, üretim sürecindeki maliyetleri; TÜFE ise nihai tüketiciye yansıyan fiyatları temsil etmektedir. Bu iki endeks arasındaki farkı Şubat, Mart, Nisan ve Mayıs ayı itibarıyla değerlendirince, M<strong> &lt; 0 (TÜFE &gt; ÜFE)</strong> → talep güçlü, fiyatlama davranışı ve<strong> M &gt; 0 (ÜFE &gt; TÜFE)</strong> → maliyet baskısı, talebin kısıtlı olduğudur. Bu bağlamda ÜFE–TÜFE makası yalnızca fiyat değişimlerinin değil, aynı zamanda ekonomideki <strong>etkin talep ve bölüşüm ilişkilerinin</strong> bir göstergesidir.</p>
<p>Türkiye Ekonomisi, 2026 yılı ilk aylarına ilişkin veriler, enflasyon dinamiklerinin istikrarlı bir patikadan ziyade dalgalı bir yapı sergilediğini ortaya koymaktadır. <strong>Şubat:</strong> TÜFE(%2,96) &gt; ÜFE(%2,43) → talep ve fiyatlama gücü baskındır. <strong>Mart:</strong> ÜFE(2,30) &gt; TÜFE(%1,94) → maliyet enflasyonu öne çıkıyor. <strong>Nisan:</strong> TÜFE (%4,40) &gt; ÜFE (%2,34) → fiyatlama davranışı yeniden güçleniyor. <strong>Mayıs </strong>TÜFE(%1,71)&lt;ÜFE(%2,75) → maliyet enflasyonu öne çıkıyor.</p>
<p>ÜFE–TÜFE makasının bu kısa dönem içerisinde yön değiştirmesi, enflasyonun tek bir açıdan açıklanamayacağını göstermektedir. Özellikle Mart ve Mayıs ayında gözlenen pozitif makas, maliyet şoklarının belirleyici olduğunu, Nisan ayında yeniden negatif makasa geçilmesi ise talep koşullarının tamamen baskılanamadığını ve fiyatlama davranışlarının sürdüğünü ortaya koymaktadır.</p>
<p>Yılsonu enflasyon hedefinin %18 olduğu bir ortamda enflasyon hedef patikasının bozulabileceğini söylemek sanırım yanlış olmaz. Dolayısıyla hedef belirlemekten ziyade izlenecek para, kambiyo ve kur politikaların sürdürülebilirliği yanı sıra karar alıcıların ekonomik sistem ile ilgili alınacak kararlarda istikrarlı olunması önemlidir.</p>
<p>Diğer taraftan, hedef ile gerçekleşme arasındaki erken dönemli sapma, ekonomik birimlerin beklentilerini olumsuz yönde etkilemekte ve fiyatlama davranışlarının geçmiş enflasyona endekslenmesine yol açmaktadır. Bu bağlamda, enflasyon yalnızca maliyet ya da talep kaynaklı değil, aynı zamanda <strong>beklenti temelli bir yapıya</strong> da bürünmektedir. ÜFE’nin TÜFE’nin üzerine çıktığı dönemler, maliyet artışlarının tüketici fiyatlarına tam olarak yansıtılamadığını göstermektedir. Bu durumun temel nedeni, talep koşullarındaki zayıflamadır.</p>
<p style="text-align: center;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4c865f1cf5b-1783400031.png" alt="" width="650" height="504" /><strong> </strong><strong> </strong><strong>Grafik 1: ÜFE- TÜFE Dinamikleri </strong></p>
<p>Reel ücretlerdeki erozyon ve kredi koşullarındaki sıkılaşma, hanehalkı tüketimini sınırlamakta; bu da firmaların maliyet artışlarını fiyatlara yansıtma kapasitesini kısıtlamaktadır. Dolayısıyla, pozitif makas dönemleri yalnızca maliyet baskısını değil, aynı zamanda <strong>örtük bir talep daralmasını ve yoksullaşma sürecini</strong> işaret etmektedir.</p>
<p>Bu çerçevede, ÜFE–TÜFE makası ile reel gelirler arasında ters yönlü bir ilişki bulunmaktadır. Enflasyon, yalnızca fiyatlar genel düzeyindeki bir artış değil; aynı zamanda <strong>bölüşüm ilişkilerinin yeniden şekillendiği bir süreçtir.</strong></p>
<p>Talep baskılanması ile birlikte ekonomik büyüme üzerinde aşağı yönlü baskılar oluşmaktadır. Buna karşın enflasyonun dirençli yapısı devam etmektedir. Bu durum, ekonomiyi <strong>“düşük büyüme – yüksek enflasyon”,</strong> yani <strong>stagflasyonist bir eğilime</strong> sürüklemektedir.</p>
<p style="text-align: center;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4c86390269c-1783399993.png" alt="" width="605" height="477" /><strong>Grafik 2: ÜFE-TÜFE Makası</strong></p>
<p>Grafik 2’den anlaşılacağı üzere, Türkiye’de ÜFE–TÜFE makasının enflasyon dinamiklerini anlamada güçlü bir analitik araç sunduğunu ortaya koymaktadır. Elde edilen bulgular, enflasyonun yalnızca parasal sıkılaştırma ile kontrol altına alınamayacağını; maliyet, talep, beklenti ve bölüşüm boyutlarının birlikte ele alınması gerektiğini göstermektedir.</p>
<p>ÜFE–TÜFE makasının dalgalı yapısı, bu sürecin henüz istikrarlı bir dezenflasyon patikasına girmediğini ve ekonominin kırılgan bir denge üzerinde bulunduğunu göstermektedir. Sonuç olarak, mevcut politika bileşimi enflasyonu kalıcı olarak düşürmekten ziyade talep daralması ve reel gelir kaybı yoluyla <strong>yoksullaşma temelli bir uyum süreci üretmektedir. </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fiyatlar-genel-seviyesindeki-hareketliligin-ufe-ve-tufe-uzerinden-analizi-82639</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fiyatlar genel seviyesindeki hareketliliğin ÜFE ve TÜFE üzerinden analizi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
