<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hurmuzden-zengezura-abdnin-yeni-jeopolitik-hatti-78765</guid>
            <pubDate>Thu, 07 May 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hürmüz’den Zengezur’a; ABD’nin yeni jeopolitik hattı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İran’ın zayıflaması, Çin’in Orta Doğu’daki en önemli “denge bozucu” aktörlerinden birini kaybetmesi anlamına geliyor. Bu nedenle İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin savaş sonrası Pekin’e gitmesini sıradan bir diplomatik temas değil, Çin’in bölgedeki pozisyonunu koruma çabasının göstergesi olarak okumak mümkün.</strong></p>
<p>Washington yönetiminin İran’a karşı Şubat ayında başlayan “Epic Fury” harekâtının resmen sona erdiğini açıklaması önemli. ABD bu açıklamayla, Trump’ın savaşın ilk günlerinde ortaya koyduğu hedeflerin hiçbirine ulaşmadan operasyonu bitirdiğini ilan etmiş oldu.</p>
<p>İlk bakışta görünüm şu:</p>
<p>Trump’ın vaatlerinin aksine, İran’da rejim değişikliği olmadı; Tahran’ın nükleer programı tamamen ortadan kaldırılamadı ve füze kapasitesi de tümüyle yok edilemedi. Hatta savaşın sonunda Washington’ın çözmeye çalıştığı temel mesele -savaş öncesinde hiç olmayan- Hürmüz Boğazı krizi haline geldi. ABD Başkanı Trump’ın mensubu olduğu Cumhuriyetçi Parti, kasımda yapılacak kongre seçimleri öncesinde iç politikada iyice zora girdi. Kasımda Cumhuriyetçiler’in hem senatoyu, hem de Temsilciler Meclisi’ni Demokratlar’a kaybetmeleri an meselesi.</p>
<p>Ancak devletlerin stratejik aklı ile hükümetlerin siyasi ömrü aynı şey değil. Günlük siyasette liderler yıpranırken, devletler uzun vadeli jeopolitik hedeflerinde önemli kazanımlar elde edebiliyorlar. İran savaşı tam da bu nedenle yalnızca Trump’ın siyasi performansı üzerinden değil, ABD’nin uzun vadeli küresel stratejisi açısından okunmalı.</p>
<p>Çin’in dış politika planlarını, on yıllar hatta yüzyıllar üzerinden yaptığı sık sık anlatılır. Oysa benzer biçimde ABD’nin de bazı stratejik yönelimleri başkanların ömrünü aşan süreklilik taşıdığı ortada. İran savaşı sonrasında ortaya çıkan tablo, Washington’ın kısa vadeli askeri tartışmaların ötesinde bölgesel dengeyi kendi lehine yeniden şekillendirdiğine işaret ediyor.</p>
<p><strong>Dolar, kriz anında yine </strong><strong>“güvenli liman” oldu</strong></p>
<p>İran’ın Hürmüz Boğazı’nı bir baskı aracına dönüştürmeye çalışması, yalnızca enerji piyasalarını değil küresel finans mimarisini de etkiledi. Kriz boyunca Amerikan Merkez Bankası’nın swap hatlarına yönelik talebin artması, “Kral Dolar” düzeninin hâlâ sarsılmadığını gösterdi.</p>
<p>Kriz anlarında ülkeler alternatif para sistemlerine değil, yine dolar likiditesine yöneldi. Bu durum ABD’nin yalnızca askeri değil, aynı zamanda parasal güç bakımından da küresel sistemin merkezinde kalmayı sürdürdüğünü ortaya koydu.</p>
<p>İran’ın en büyük stratejik hatası da tam olarak burada yatıyor. Tahran yönetimi, Hürmüz üzerinden jeopolitik baskı kurmaya çalışırken, dünya ekonomisinin hangi güç merkezine bağımlı olduğunu yeniden görünür hale getirdi. Çin’in hem enerji güvenliği, hem de üretim kapasitesi ile, Asya ekonomilerinin deniz ticaret yollarına bağımlılığı bir kez daha açığa çıktı.</p>
<p>ABD, Trump’ın ilk iki senesinde Panama Kanalı’nın tek hakimi haline geldi, Venezuela’da yönetim değiştirip Çin’e giden Venezuela petrolünün kontrolünü ABD’ye geçirdi. Şimdi de Hürmüz’e abluka ile yine Çin’in petrol tedarikine yeni bir sınır koydu.</p>
<p><strong>Pekin için asıl tehlike </strong><strong>İran’ı kaybetmek</strong></p>
<p>Bu açıdan bakınca, İran savaşının en dikkat çekici sonuçlarından biri de Çin açısından ortaya çıkan stratejik sonuçlar;</p>
<p>İran, Pekin için yalnızca ucuz petrol sağlayan bir ülke değildi; aynı zamanda ABD karşıtı bölgesel dengeyi besleyen, yaptırımlara rağmen ayakta kalabilen ve Batı merkezli sisteme alternatif ekonomik ağların test alanı işlevi gören bir ortaktı.</p>
<p>İran’ın zayıflaması, Çin’in Orta Doğu’daki en önemli “denge bozucu” aktörlerinden birini kaybetmesi anlamına geliyor. Bu nedenle İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin savaş sonrası Pekin’e gitmesini sıradan bir diplomatik temas değil, Çin’in bölgedeki pozisyonunu koruma çabasının göstergesi olarak okumak mümkün.</p>
<p>Çin açısından sorun yalnızca İran’ın askeri kapasitesinin aşınması değil. Hürmüz krizinin gösterdiği temel gerçek şu oldu: Pekin’in dev ekonomik sistemi hâlâ kırılgan deniz yollarına bağımlı. İran savaşı, Çin’in yıllardır çözmeye çalıştığı “Malaka ikilemi”nin farklı bir versiyonunu yeniden gündeme taşıdı.</p>
<p>ABD’nin Trump döneminde kendi cephesinde, Avrupa’da da "kazanan" haline geldiğini söylemek mümkün; Yarım asırdır savunmada sırtını ABD’ye dayayan Avrupa sonunda "elini cebine atmak" zorunda hissetmeye başladı. Ukrayna savaşı ile Rusya’yla karşı karşıya kalan Avrupa kıtası, enerji tedariği için de yüzünü yine ABD’ye dönmek zorunda kaldı.</p>
<p><strong>Türkiye artık açık şekilde Batı hattında</strong></p>
<p>İran savaşının belki de en kritik sonuçlarından biri Türkiye’nin pozisyonunda ortaya çıktı. Son yıllarda Ankara’nın Rusya-Çin eksenine mi kaydığı, yoksa NATO hattında mı kalacağı uzun süre tartışıldı. Ancak Trump’ın ikinci başkanlık döneminden itibaren Ankara’nın dış politika tercihlerinin belirgin biçimde Batı ile paralelleştiği görmek mümkün.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son kabine toplantısı sonrası yaptığı açıklamalarda Avrupa Birliği vurgusunu öne çıkarması da dikkat çekiciydi. Erdoğan’ın “Avrupa’nın Türkiye’ye ihtiyacı Türkiye’nin Avrupa’ya ihtiyacından daha fazla” sözleri, Ankara’nın artık Batı ile ilişkileri stratejik bir zeminde yeniden tanımladığını gösteriyor.</p>
<p>Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın AB üyelik sürecinin yeniden canlanması halinde Türkiye’nin de buna uygun adımlar atabileceğini söylemesini de aynı yönelimin diplomatik yansıması olarak okumak yerinde olur.</p>
<p>Ankara’daki Batı’ya yönelik bu yönelim o kadar belirgin hale geldi ki, Cumhur İttifakı’nın küçük ortağı Devlet Bahçeli bile denge kaybı uyarısı yapmak zorunda kaldı. Devlet Bahçeli’nin Çin ve Rusya ile daha yakın ilişkiler kurulması çağrısı, aslında Ankara’nın Batı hattına belirgin biçimde kaydığının en somut göstergesi.</p>
<p><strong>Suriye’den Ermenistan’a yeni hat</strong></p>
<p>İran savaşı sadece Orta Doğu’nun değil, Kafkasya’nın, hatta Orta Asya’nın bile eksenini değiştirdi. Türkiye’nin yanısıra Suriye, Ermenistan ve hatta Irak Batı hattına yerleşirken, Kazakistan İsrail’le normalleşmeyi içeren "İbrahim Anlaşmalarına" resmen taraf oldu.</p>
<p>İsrail’in Golan Tepeleri üzerindeki pozisyonuna sert tepki vermeyen Şam yönetiminin, İran’ın BAE’nin Füceyra bölgesine yönelik saldırısını resmen kınaması dikkat çekici bir kırılma olarak okumak mümkün.</p>
<p>Benzer bir yön değişimi Ermenistan’da da görülüyor. Avrupa Siyasi Topluluğu zirvesine ev sahipliği yapan Erivan, uzun yıllar bağlı kaldığı Rus güvenlik şemsiyesinden sessizce uzaklaşıyor. Hatta Ermenistan’ın AB üyeliği ihtimalinin bile konuşulmaya başlanması, Güney Kafkasya’daki jeopolitik dönüşümün boyutunu gösteriyor.</p>
<p>Ermenistan’ın Batı’ya kayması, Zengezur Koridoru’nun -ya da Trump koridorunun- hayata geçirilmesini, böylece Orta Asya’nın Azerbaycan-Ermenistan-Türkiye üzerinden Batı’ya açılmasını da mümkün kılacak. ABD’nin kontrol edeceği bu ticaret koridorundan Çin mallarının geçişi de yine Washington’un "insafına kalacak" gibi duruyor.</p>
<p><strong>Irak’ta da denge değişiyor</strong></p>
<p>En dikkat çekici dönüşümlerden biri de Irak’ta yaşanıyor. Uzun yıllardır İran’ın etki alanında görülen Irak’taki Şii siyasi yapıları bile artık daha temkinli davranıyor.</p>
<p>Geçen yıl Şii Koordinasyon Konseyi başbakan adayı olarak İran’a yakınlığıyla bilinen Nouri al-Maliki ismini öne çıkarmıştı. Ancak İran’ın savaş sonrası ciddi güç kaybı yaşaması dengeleri değiştirdi. Şii blok bu kez daha dengeli ve Batı ile çalışmaya açık bir isim üzerinde uzlaşma arayışına girdi.</p>
<p>Yeni aday olarak Ali el-Zeydi’nin adının açıklanmasının ardından ilk destek mesajlarının Washington ve Ankara’dan gelmesi, Irak’taki yeni yönelimin özeti niteliğinde.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Yeni Orta Doğu ve Kafkasya fotoğrafı</strong></span></p>
<p>Ortaya çıkan tablo, İran savaşının yalnızca askeri değil, çok daha büyük jeopolitik sonuçlar doğurduğunu gösteriyor. Trump içeride ve dışarıda eleştiriliyor, seçim kaybetmekle yüz yüze geliyor olsa da, Epic Fury sonrası ortaya çıkan yeni bölgesel dizilim Washington açısından önemli bir stratejik kazanca işaret ediyor;</p>
<p>İran zayıfladı. Çin bölgedeki en önemli ortaklarından birinin aşındığını gördü. Buna karşılık Türkiye’den Suriye’ye, Ermenistan’dan Irak’a kadar geniş bir coğrafyada ülkeler yeniden Batı ile uyumlu pozisyon almaya başladı. Kısa vadede Trump kaybediyor olsa da ABD uzun vadede en büyük rakibi Çin’e karşı "pozisyon alıyor" gibi...</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hurmuzden-zengezura-abdnin-yeni-jeopolitik-hatti-78765</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hürmüz’den Zengezur’a; ABD’nin yeni jeopolitik hattı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dezenflasyon-programinin-sonu-78764</guid>
            <pubDate>Thu, 07 May 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dezenflasyon programının sonu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Nisan ayına ilişkin tüketici enflasyon oranı (TÜFE) <strong>aylık %4,18</strong> ile piyasa katılımcıları anket beklentisinin <strong>(%2.93)</strong> oldukça üzerinde geldi. Yıllık manşet enflasyon oranı da <strong>%32,40</strong> seviyesine yükseldi. Mevsimsel etkilerden düzeltilerek hesaplanan manşet enflasyon oranı son 20 ayın en yüksek düzeyine yükselmiş bulunuyor. Bu oran ile Türkiye enflasyonda Arjantin’den sonra <strong>Dünya 5.’liği</strong> ile <strong>Avrupa’da 1.’lik</strong> sıralamasına sahip durumda.</p>
<p>Geçtiğimiz ay için enflasyon oranında yaşanan şokun temel sebebi olarak Şubat ayı sonunda başlayan İran-İsrail-ABD savaşının etkisi ile gerçekleşen küresel enerji fiyatlarındaki artış olduğu kabul edilebilir bir gerçektir. TÜFE içerisinde yer alan enerji kalemindeki <strong>aylık artış %14 </strong>seviyesinde. Devletin fiyatlarını belirlediği yönlendirilen ve yönetilen grup içerisinde yer alan maddelerde <strong>Doğalgazda %44, Elektrikte %17</strong> ve <strong>Akaryakıtta %9</strong> düzeylerinde aylık fiyat yükselişleri yaşandı.</p>
<p><strong>Temel mallardaki aylık enflasyon </strong><strong>son 2 yılın en yüksek düzeyinde </strong></p>
<p>Ancak yüksek enflasyon katılığının bir diğer sebebi içerisinde düzenli olarak yer alan gıda ve alkolsüz içecekler grubu <strong>aylık %4’e</strong> ve <strong>yıllık %35’e</strong> yakın düzeylerde fiyat artışı ile önemini korumaya devam ediyor.</p>
<p>Aylık bazda temel mallardaki enflasyon yükseliş problemi olağan seyrinde devam ediyor. Bu grupta <strong>aylık %4</strong> seviyenin üzerinde fiyat artışı <strong>son 2 yılın en yüksek</strong> düzeyinde. TÜİK ölçümlerine göre <strong>2026 yılının Ocak-Nisan</strong> dönemindeki yaşanan enflasyon toplamı <strong>%14,6</strong> ile TCMB’nin <strong>2026 yılı %16’lık</strong> yıllık enflasyon hedefini hemen hemen yakalamış durumda.</p>
<p>Hatırlayacak olursak Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek göreve geldiği <strong>Mayıs 2023’te</strong> TÜFE oranı <strong>%38,21</strong> düzeyindeydi. O tarihlerde bakan izlenecek dezenflasyon programı sayesinde enflasyon ile mücadelede <strong>2-2.5 yıl</strong> içerisinde kesin sonuç alınacağını her platformda ifade ediyordu. Ancak göreve geldikten sonra TÜFE <strong>2024 Haziran</strong> ayında <strong>%71,60’a</strong> kadar yükseldikten sonra <strong>2024 yıl sonu</strong> için <strong>%33</strong> enflasyon hedefini açıklamış ancak <strong>2024 yılını %44,38</strong> düzeyinde kapatmıştık. Göreve geldikten <strong>4 ay sonra 2023 Eylül’de 2025 yıl sonu </strong>hedefi için ise<strong> %9,9</strong> hedefini ilan etmişti. 2025 yıl sonunda enflasyon <strong>%30,89</strong> olmuştu.</p>
<p>Genel seçim sonrasından itibaren geçen 3 yıllık oldukça uzun bir zaman zarfında, işin en dramatik tarafı ise ifade edilen dezenflasyon programı bir taraftan katı kontrollü döviz kuru sistemi ile TL’de kontrollü değerlenmeyi hedeflerken, diğer taraftan sabit ve dar gelirli kesimler üzerindeki ücret baskısını olağanca şiddette sürdürüyor olmasıydı. Asgari ücretliler ve düşük maaşlı çalışanlar, emekliler gibi toplumun büyük bir kesiminin alım gücü geçen 3 yıl içerisinde hem gerçekleşen yüksek enflasyon ile hem de reel vergi artışları altında hızla eritildi.</p>
<p><strong>SSK ve Bağ-Kur emeklilerin zam </strong><strong>oranı 4 aylık enflasyonun altında kaldı</strong></p>
<p>SSK ve Bağ-Kur emeklilerine <strong>2026 Ocak</strong> ayında yapılan <strong>%12.19’luk</strong> maaş artışı, açıklanan Nisan 2026 enflasyon oranı ile yıl başından itibaren gerçekleşen enflasyonun altında kalmış oldu. <strong>En düşük emekli maaşı</strong> yıl başında <strong>20.000 TL’ye asgari ücret</strong> ise <strong>28.075 TL’ye</strong> çıkarılırken Mayıs 2026 itibarıyla <strong>açlık sınırı 34.586 TL’ye</strong>, <strong>yoksulluk sınırı</strong> ise <strong>112.660 TL’ye</strong> yükselmiş bulunmaktadır.</p>
<p>Rakamlardan da rahatlıkla anlaşılacağı üzere ücretli kesim üzerinde dezenflasyon programı oldukça yoğun bir mesai harcamış durumdadır. İfade edilen programın ana hedefi 3 yıldır başarılı olmaz iken enflasyon ile mücadelede teşhisin de yanlış kurgulandığını gördük. TCMB’nin 2023 yılında enflasyon ile mücadelede para politikası sıkılaştırma hamlelerinde geç ve ürkek adımlar atmış olmasının yanında ekonomide talep kaynaklı bir enflasyon problem olduğuna dair varsayım üzerinden hareket edildiğini müşaade ettik.</p>
<p>Ancak Aralık 2021-Mayıs 2023 arasında dönemin Hazine ve Maliye Bakanı olarak görev yapan Sayın Nureddin Nebati tarafından izlenen irrasyonel heteredoks ekonomi politikalarının yansımalarının gerçekleştiği 2023-2024 yıllarını, yükselen enflasyon ile mücadelede doğru kullanmadık. 2025 yılında içsel bir şekilde yarattığımız 19 Mart müdahalesi ile başlayan döviz kuru şoku kaynaklı enflasyon artışının ardından 2026 yılında dışsal bir küresel arz şokunun enflasyonist etkisi altındayız.</p>
<p>Özellikle 2018 başkanlık sistemine geçiş süreci ile enflasyon oranındaki yükseliş eğilimi belirginlik kazanmıştır. <strong>2017 Ocak</strong> ayında TÜFE oranı <strong>%9,22</strong> iken <strong>2017 Aralık</strong> enflasyonu <strong>%11,92</strong> seviyesindeydi. <strong>9 Temmuz 2018</strong> Başkanlık sistemine geçiş öncesinde <strong>Nisan 2018’de TÜFE %10,85</strong> düzeyindeydi. Dolayısı ile başkanlık sistemi altında geçirilen yıllar içerisinde hem enflasyon oranı çok yükselirken hem de baskılanan ücret politikası neticesinde hanehalkının alım gücünün bilinçli bir şekilde hızla eritilmesi suretiyle gelir dağılımında belirgin bozulma yaşanmıştır.</p>
<p>Bölgede yaşanan sıcak savaş ortamının son haftalarda ateşkes ile birlikte yerini kısmen soğumaya bırakmış olmasına rağmen yükselen enerji fiyatları Türkiye’nin bütçe açığını, cari açığını yükseltirken büyüme oranını aşağıya çekecektir.</p>
<p><strong>Seçim atmosferinde rutin siyasi </strong><strong>tercih enflasyonda katılığı sürdürür</strong></p>
<p>Enflasyonun genel eğiliminde halihazırda belirgin bir bozulma yaşanmakta iken <strong>genel seçime 2 yıl, olası bir erken seçime 1.5 yıl</strong> gibi az bir zaman kaldığını göz önüne aldığımızda dezenflasyon programının kullanım ömrünün artık tamamlanmış olduğunu düşünebiliriz. Zira iktidar seçim öncesinde parasal ve mali gevşeme hamlelerini kontrollü bir şekilde tekrar kullanmak durumunda olacaktır. Her genel seçim öncesinde yapmış olduğu rutin siyasi tercihini tekrar seçmesi durumunda enflasyon oranındaki katılığın sürmeye devam edeceği aşikar bir durumdur.</p>
<p>Mevcut enflasyon trendindeki ana eğilimin yıllıklandırılmış seviyesi şartlar daha fazla kötüleşmediği takdirde <strong>yıl sonu için %30</strong> seviyesinin kerteriz alınabileceğini göstermektedir. TCMB’nin mevcut <strong>%4-5</strong> aralığında bir reel faiz vermesi koşulunu da dikkate aldığımızda <strong>2026 yıl sonu politika faizinin</strong> <strong>%34</strong> oranının altına gerileme ihtimali pek gözükmemektedir. Savaş şartlarının yaz aylarına sarkması durumunda ise, buradaki riskin de yukarı yönlü olduğunu göz önüne almamız gerekecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dezenflasyon-programinin-sonu-78764</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dezenflasyon programının sonu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/oda-ve-borsa-secimlerinde-tesvik-sistemi-tartisilmali-78763</guid>
            <pubDate>Thu, 07 May 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Oda ve borsa seçimlerinde &#039;teşvik sistemi&#039; tartışılmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Teşvik sistemleri, devletin temel görevi olan herkese geçimini sağlayacağı iş, barınacağı konut, ulaşım ve erişim olanakları sağlamaya odaklanmalı. Eğer oda ve borsa seçimlerinde işgücü hareketleri, nüfus oluşumları ve eşitsizlikteki artış eğilimi gerektiği gibi sorgulanırsa, temel amaç olan “maddi ve kültürel zenginlik üreterek insan yaşamını kolaylaştırmaya” yaklaşılabilir mi?</strong></p>
<p>Kurumlar, “<em>ekonominin işleyişini düzenleyen kurallarsa</em>”, kalkınma ve refah yaratan temel kurumlardan biri olan “teşvik sistemleri” önemle ve özenle tartışılmalı.<br />“Büyük kırılma”, yaşadığımız gerçekliklerden biri. Yüzleştiğimiz gerçeklik, “geçiş süreçlerini yönetme sorumluluğunu” artırıyor.</p>
<p>Bilimde ve teknolojideki ilerlemeler “<em>iş süreçlerini ve işgücü profillerini</em>” değiştiriyor. Oluşmakta olan yeni dünya düzeninde “<em>bağlantı, iletişim, rekabet ve iş birlikleri</em>”nin yapıları, işlevleri ve kültürleri çözülüyor ve yeniden örülüyor. Kısa, orta ve uzun dönemde kaynak yönetiminde kaliteyi artırmak için yeni “<em>kuramlar, modeller, metotlar ve analitik yetkinlikler</em>” gerekiyor. Değişmeler ekonomide “<em>geçmişten alınan kurumların büyümeye elverişli olup olmadıklarını</em>” sorgulamayı önemli bir sorumluluk hâline getiriyor. Yeni dünya düzenine “<em>uyumun yollarını</em>” bulanlar öne geçebiliyor; uyumu önemsemeyenler de izleyici bağımlılığının sorunlarını yaşıyor. Özetle, yeni oluşumlar nedeniyle oda ve borsa seçimlerini vesile ederek etkili kurumlardan biri olan “<em>teşvik sistemleri</em>” konusunda “<em>durum değerlendirmesi</em>” yapmak hepimizin sorumluluğu. Yapılacak değerlendirmeler, oluşmakta olan “teşvik sistemleri” ihtiyacının yapısını tasarlamamızı, işlevlerini öngörmemizi ve kültürünü oluşturarak çoğaltmamızın önünü açabilir.</p>
<p><strong>İlk adım olmalı</strong></p>
<p>Oda ve borsa seçimlerinde görev almak isteyenlerin “<em>kurumların ekonomik büyümedeki temel gücünü</em>” içselleştirmiş olmaları ilk adım olmalı. Kurumların büyümeyi sağlamasının ölçütü; akışları hızlandıran, barışı sağlayan, huzur ve güveni artıran bileşenleri ve bağlamı içermeleridir. Özgür ve sorgulayıcı bir iklim yaratılması, hukukun üstünlüğünü önemseme; gelecek inşa etmenin “<em>gerek şartları</em>.” Gelişmeleri gözleyen, izleyen, öngörülen ile yaratılan sonuçlar arasındaki sapmaları belirleyen ve aksaklıkları onararak ilerleyen mekanizmaların varlığı da “yeter şartları”.</p>
<p>Kalkınmayı sağlayacak ve refahı artıracak büyümenin “<em>sermaye birikimi kadar faydalı bilginin sürekli çoğaltılmasına</em>” bağlı olduğunu biliyoruz. Kurumların “<em>stratejileri, amaçları, politikaları ve hedefleri</em>”ni nasıl destekleyeceğinin tanımlanmış olması önemli.</p>
<p>Bir toplumun “<em>kültürel zemini</em>” uygun değilse, kurumsal yapıların yaratmak istedikleri sonuçlara ulaşması güç. Büyüme ile kurumsal etkileşimde eğitim ve teknolojinin rolünü sorgulayarak içselleştirmek, uygun kültür oluşturmanın da gereği. Büyüme ve sermaye dönüşümünün maddi tabanı kadar, entelektüel ve kültürel dayanakları da gözden ırak tutulmamalı. Bilginin kurumsallaşması, entelektüel rekabetin özendirilmesi, bilimsel kültürün yaygınlaşması, kalıcı ve sürekli “<em>yaratıcı yenilik dinamiğinin</em>” canlı ve diri tutulması, kurulan yeni dünya düzeninde yer almamızın olmazsa olmazları. Sorunların tarihsel ve toplumsal bağlamını dikkate alarak tartışılmasının yararları açık. Uzun soluklu yapılar, zihniyetler ve kurumlar oluşturmanın kalkınma ve refahı artırmada yarattıkları güce ihtiyacımız var. Geçtiğimiz yıl Nobel Ekonomi Ödülü alanlardan biri olan ekonomi tarihçisi Makyr’in önerdiği yedi kurumsal etken hepimizin şaşmaz gündemi olmalı: Coğrafi etkenleri dikkate almalıyız. Siyasi ve kurumsal yapıları analiz etmeliyiz. Sosyal ve kültürel boyutu derinliğine sorgulamalıyız. Nüfus hareketlerinin dinamiklerini kavramalıyız; sermaye birikimi sistemini zihinlerde netleştirmeden, girişimci sermayesinin rolünü sorgulamadan, temel eğilimlerden biri olan göç olgusunu değerlendirmeden teşvik sistemlerinin bizi yaratılmak istenen sonuca götüremeyeceğini kavramalıyız.</p>
<p><strong>Hiyerarşi mutlaktır</strong></p>
<p>Toplumların ihtiyaçları ile kaynakları arasında uyumlu dengeler kurulması kolay değil. İnsan kaynakları, yeraltı ve yerüstü zenginlikleri, fiziki sermaye stokunun durumu, bilim ve teknoloji birikimi, sosyal ve siyasal örgütlenme düzeyleri ve yönetim kalitesi kalkınmanın hızını ve yönünü belirler. Temel kaynaklara erişme koşulları toplumlar arasında ve toplumun iç katmanlarında farklılıklar oluşturur. Prof. Dr. Mübeccel Kıray’ın anlatımıyla “<em>Hiyerarşi mutlaktır!</em>” Aklını ve enerjisini kullanarak erişilebilen kaynakları daha iyi değerlendirenler, diğerlerine göre bir adım öne geçer. Öne geçenler bağlantı, iletişim, rekabet ve iş birliklerinde “<em>standartları belirleme</em>” konumuna ulaşırken; diğerleri izleyici konumunda kalır.</p>
<p>Teşvik sistemleri ve o sistemlere yaşam katan kurumsal arka planlar, toplumun erişilebilir kaynakları, ihtiyaçları ve ihtiyaç önceliklerine göre kaynak tahsisinin temel yapılarını oluşturur. Bu yapılar, ne üreteceğimize, nasıl üreteceğimize ve kimler için üreteceğimize ilişkin kararların merkezinde yer alır. Kararlar, ihtiyaç olan faydalı bilginin üretilmesi ve çoğaltılmasını da belirler.</p>
<p><strong>Kalkınma ve refahın göstergeleri</strong></p>
<p>Kaliteli yönetim için yurttaşlara iş ve aş sağlamayı ilk görev olarak kabul etmek gerekir. İkincisi, yurttaşın barınma ihtiyacının karşılanmasıdır. Üçüncüsü de yurttaşın hızlı, güvenli ve konforlu erişimle ev-işyeri, ev-okul, ev-eğlence ve dinlence yerleri arasında erişebilme kapasitesidir.</p>
<p>Teşvik sistemlerinin temel görevi, zamanın ruhuna uygun yurttaş ihtiyaçlarını ve ihtiyaç önceliklerini yönlendirmektir. İhtiyaç ve ihtiyaç öncelikleriyle ilgili “<em>sağlıklı envanter</em>” varsa, kayıt sistemi gerekli veriyi üretiyorsa, veriler uygun yöntemlerle ayıklanıyor, ehlileştiriliyor ve kullanılır hâle getiriliyorsa kaliteli yönetim söz konusudur. Veri odaklı karar üretmenin altyapısı yoksa, ülkede planlama yapılmıyorsa, teşvik sistemleri uygulansa da tahsis edilen kaynaklardan beklenen sonuçların yaratılması zordur. Oda ve borsa seçimlerine aday olanların <em>envanter ve veri konularına bakış açıları, toplumun ihtiyaçları ve ihtiyaç öncelikleri, teşvik sisteminin yapısı, işlevi ve kültürü</em> <em>hakkında bilgiye dayalı fikri olmalı</em>.</p>
<p>Teşvik sistemlerinin bir başka işlevi, “<em>yerel ya da küresel pazarlarda açık ya da örtük desteklerle serbest ve adil piyasa işleyişini bozan, haksız rekabet yaratan uygulamaları izlemek</em>”tir. Dinamik bir teşvik sistemi, iç ve dış uygulamaları yakından izleyerek iş insanına ve girişimcilere “serbest ve adil piyasa koşulları yaratarak”, eşit koşullarda rekabet olanakları sunmalıdır. Geniş anlamda kaynaklara, yararlı bilgilere ve pazarlara erişilebilirlikte “<em>şans eşitliğini</em>” yaratma, yaratılanı koruma ve geliştirme; teşvik sistemlerinin ödün vermemesi gereken görevleridir.</p>
<p>Teşvik sistemleri “<em>öngörülebilir ve önlem alınabilir</em>” bir istikrar ortamı yaratabilmeli. Ayrıca “<em>gözetim ve denetim mekanizmaları</em>” ile “<em>etki analizleri</em>” yapılmasını sağlamalı.</p>
<p><strong>Teşvik sistemi ve zamanın ruhu</strong></p>
<p>Teşvik sistemleriyle ilgili bilgiye dayalı fikir üreteceksek “<em>zamanın ruhunu</em>” iyi okumak ilk adım. Oda ve borsalarda sorumluluk alacak olanlar; “<em>jeopolitik, jeoekonomik, jeokültürel</em>” gelişmelerle ilgili açık ve net bir görüşe sahip olmalı ki oluşturulacak mekanizmalar işlevsel olsun.</p>
<p>Küresel ölçekte sıcak savaşlar kadar ticaret savaşları da gösterdi ki “<em>hükümetlerin kararları</em>” bizden çok uzak coğrafyalarda alınsa bile gıdamızın fiyatlarına, enerji kaynaklarımızın maliyetlerine, savunma için yapılacak harcamalarımızın ölçeğine etki yapabiliyor. Teşvik sistemi ile hükümetlerin kararları arasında bütünsel bağlantı kuran analizler yapmak, üretim örgütlenmemizi çok yakından ilgilendiriyor. Sivil inisiyatiflerde yönetim sorumluluğu alanların, hükümet kararlarını nasıl izlediği, nasıl analiz ettiği, kararları nasıl paylaştığı ve hangi alternatif tepkileri geliştirdiği sorgulanmalıdır ki ülke ekonomisinin dokuları sağlam, organları güçlü, aldıkları sonuçlar etkili olabilsin!</p>
<p>Büyük kırılmalar iş süreçleri gibi işgücü profillerini de değiştiriyor. Teknolojik sıçramanın yarattığı ileri uzmanlık ile sıradan insanların gelirleri arasında büyük uçurumlar, günümüzün temel sorunlarından biri. Teşvik sistemleri, devletin temel görevi olan herkese geçimini sağlayacağı iş, barınacağı konut, ulaşım ve erişim olanakları yaratmalı. Eğer oda ve borsa seçimlerinde işgücü hareketleriyle ilgili oluşumları gerektiği gibi sorgulayabilirsek, temel amaç olan “<em>maddi ve kültürel zenginlik üreterek insan yaşamını kolaylaştırma</em>” ilkesine de uymuş oluruz.</p>
<p>Doğurganlık oranının düşmesi, yaşlı nüfusun hızla artması, yaşam biçimi ve yaşam tarzlarının değişmesi “nüfus hareketlerini” yakından izlemeyi gerektiren hususlar. İnsanlık ilk defa “<em>nesli sürdürme içgüdüsünü bastıran koşullarla</em>” yüzleşiyor. Nüfus yapısının değişmesinin yarattığı fırsat ve tehlikeleri sorgulamayan oda ve borsa seçimleri anlamlı olabilir mi?</p>
<p><strong>Gelenekler de önemli</strong></p>
<p>Bu yazı kapsamında kalkınmanın “<em>kültürel boyutuna</em>” değinildi. Dayanıklı üretim örgütlenmesi yaratmanın engelini oluşturan “<em>tutucu gelenekler</em>” ile “<em>koruyucu ve geliştirici gelenekler</em>” sorgulanmazsa, yararlı olanlarla yararsız olanları ayıklayabilir miyiz? Oda ve borsa yönetiminde sorumluluk almak isteyenlerin, kültür ve kültürlerin yarattığı gelenekler üzerinde bilgiye dayalı fikir sahibi olması gerekir ki kaynak tahsisinin ve kalkınmanın temel araçlarından biri olan teşvik sistemlerinin oluşturulmasında etkili olsun, olgunlaşmasının hızını artırsın, çoğalmasının önünü açsın.</p>
<p>Teknolojik gelişmenin önümüze koyduğu çok sayıda sorun var: Genel yapay zekâ ile gördük ki bugüne kadar ağırlıklı olarak insanın performansını artıran teknoloji, ilk kez insanın yerini almaya aday. Teknolojinin yaratacağı yeni geçim örgütlenmesinin yaşam biçimi ve yaşam tarzına etkilerini sorgulamadan beklenti yönetilebilir mi?</p>
<p>Oda ve borsa seçimlerinin gündeminde teşvik sistemleri yer almalı; “<em>bağlantısal bütünlük</em>” gözetilerek, küresel ölçekte olduğu gibi toplumumuzun kılcal damarlarına kadar olası etkiler analiz edilerek, biriken sermayemiz ve kümülatif faydalı bilgimiz değerlendirilebilsin.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/oda-ve-borsa-secimlerinde-tesvik-sistemi-tartisilmali-78763</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Oda ve borsa seçimlerinde &#039;teşvik sistemi&#039; tartışılmalı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mayista-sat-efsanesi-hala-gecerli-mi-78762</guid>
            <pubDate>Thu, 07 May 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Mayısta sat&#039; efsanesi hâlâ geçerli mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Mevsimselliğin tamamen anlamsız olduğunu söylemek doğru olmaz. Bu tür eğilimler yatırımcıya fikir verebilir; ancak tek başına bir strateji olarak görülmemelidir. Çoğu zaman bunlar istatistiksel eğilimlerden ibaret olmaktan öteye geçemiyor.</strong></p>
<p>Yatırım dünyasında nesilden nesile aktarılan bazı kurallar vardır. Pazartesi CNBC-e’de Şafak Tükle ile Üzeyir Doğan’ın sohbetinde, piyasalarda her mayıs ayında yeniden gündeme gelen o meşhur söz konuşuluyordu: “Sell in May and go away.” Yani “Mayısta sat ve piyasadan çık.” Peki gerçekten öyle mi?</p>
<p>Bu yaklaşım, yaz aylarında piyasaların zayıf performans gösterdiği varsayımına dayanıyor. Özellikle geçmişte, yaz döneminde işlem hacimleri düşer, yatırımcılar piyasadan uzaklaşır ve getiriler görece zayıf kalırdı. Bu nedenle mayıs-ekim dönemi, çoğu zaman kasım-nisana kıyasla daha düşük performans sergilerdi. Stratejinin “işe yarıyor” gibi görünmesi de buradan geliyor.</p>
<p>Üzeyir Doğan’ın dediği gibi bu tür tabirlerin arkasında mutlaka bir tecrübe var. Ancak bu koşullar hâlâ geçerli mi?</p>
<p><strong>Nerede o eski mayıslar?</strong></p>
<p>CNBC’de yayımlanan bir analiz, “Mayısta sat” kuralının artık eskisi kadar geçerli olmayabileceğine dikkat çekiyor. Küreselleşen piyasalar, algoritmik işlemler ve kesintisiz haber akışı sayesinde belirli aylara özgü net performans farkları giderek bulanıklaşıyor.</p>
<p>Nitekim son yıllarda veriler de bunu destekliyor. Nisan ayında hem Avrupa hem ABD borsalarında güçlü yükselişler görüldü. Daha geniş bir zaman dilimine bakıldığında ise mayıs ve yaz aylarının sanıldığı kadar zayıf geçmediği, hatta bazı dönemlerde önemli kazanç fırsatları sunduğu dikkat çekiyor. Bu da “Mayısta satış yapan yatırımcı kazancı kaçırabilir” görüşünü güçlendiriyor.</p>
<p>Geçmişte bu stratejinin işe yaradığı dönemler elbette oldu. Ancak günümüzde etkisi belirgin şekilde zayıflamış durumda. Özellikle son 10-20 yıl, yaz aylarının her zaman durgun geçmediğini; aksine bazı güçlü rallilerin tam da bu dönemde yaşandığını gösteriyor.</p>
<p><strong>Piyasaların ritmi değişti</strong></p>
<p>Bugün piyasalar eskisinden çok farklı işliyor. İşlemler yıl boyunca kesintisiz devam ediyor, algoritmalar ve kurumsal yatırımcılar piyasayı sürekli canlı tutuyor. Üstelik merkez bankalarının politikaları, enflasyon görünümü, jeopolitik gelişmeler ve şirket bilançoları gibi belirleyici olan faktörler mevsimsellikten çok daha güçlü. </p>
<p>Bu tablo, takvime dayalı stratejilerin tek başına yeterli olmadığını ortaya koyuyor.</p>
<p>Yapılan birçok analiz de “Mayısta sat” yaklaşımının uzun vadede “al ve tut” stratejisinden daha iyi sonuç vermediğini gösteriyor. Yani bu kural ne garanti bir avantaj sağlıyor ne de istikrarlı bir üstünlük sunuyor. Hatta bazı dönemlerde yatırımcıyı yanıltabiliyor.</p>
<p><strong>Borsaların gizli takvimi</strong></p>
<p>Bu noktada mevsimselliğin tamamen anlamsız olduğunu söylemek de doğru olmaz. Bu tür eğilimler yatırımcıya fikir verebilir; ancak tek başına bir strateji olarak görülmemelidir. Çoğu zaman bunlar istatistiksel eğilimlerden ibaret olmaktan öteye geçemiyor.</p>
<p>Üstelik piyasada yalnızca “Mayısta sat” yok. “Ocak etkisi”, "Noel rallisi", "aybaşı etkisi" gibi başka takvimsel hareketler de var. Örneğin küçük ölçekli hisselerin ocakta daha iyi performans gösterdiğine dair gözlemler ya da ayın belirli günlerinde getirilerin ortalamanın üzerine çıkması gibi örnekler listeyi uzatır.</p>
<p><strong>Peki o halde ne yapmalı?</strong></p>
<p>Kısacası; yatırımcıların geleneksel kurallara körü körüne bağlı kalması artık pek rasyonel görünmüyor. “Mayısta sat” stratejisi günümüz piyasalarında güvenilir bir rehber olmaktan uzak. Hatta çoğu zaman yazı tura kadar belirsiz.</p>
<p>En sağlıklısı, bu tür yaklaşımları tek başına bir strateji olarak değil, yardımcı bir sinyal olarak görmek. Asıl önemli olan, değişen piyasa koşullarına uyum sağlamak ve veri odaklı, esnek bir yaklaşım benimsemek.</p>
<p>Çünkü borsada kesin olan tek şey kesinlik olmamasıdır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mayista-sat-efsanesi-hala-gecerli-mi-78762</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Mayısta sat&#039; efsanesi hâlâ geçerli mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-nasil-dusurulebilir-78761</guid>
            <pubDate>Thu, 07 May 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyon nasıl düşürülebilir?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yerli paraya olan güveni sadece faiz artışıyla sağlayamazsınız. Sağlasanız bile o kalıcı olmaz. Döviz talebini her an tetikleyecek temel kırılganlıklarınızı da ortadan kaldırmanız gerekiyor.  Bunun yolu güveni sağlamaktan geçiyor.</strong></p>
<p>“Enflasyonla mücadele etmek zor bir iş değil” diye yazıp çizince tepkiler geliyor. Hatta bazıları ‘formülünü’ soruyor. ‘Formül’ arayışı ilginç; demek ki enflasyonla mücadele mekanik bir iş olarak görülebiliyor. Değil elbette. Önce şunu ıskalamamak gerekiyor: Vaktiyle yüksek enflasyonla yaşamış çok sayıda ülke enflasyonlarını düşük tek haneye düşürdü ve daha önemlisi, bu geçici olmadı; uzun süredir düşük tek haneli enflasyon hüküm sürüyor o ülkelerde.</p>
<p>Demek ki yapılabiliyor. Çok sayıda ülke bunu başardığına göre, o kadar zor bir iş değil. Kaldı ki Türkiye’nin 2002-2016 deneyimi var. 2002 sonunda yüzde 72 olan enflasyon 2004 başladığında tek haneye düşmüştü. Sonra 2017’ye kadar birkaç kez yüzde 10-11 gibi düşük iki haneli düzeyler dışında, ortalama yüzde 8 etrafında salındı enflasyon. Evet, dünya standardına göre o da yüksek bir enflasyon, ama hiç olmazsa bu kadarını başarabilmiştik.</p>
<p><strong>‘Talep kaynaklı, maliyet kaynaklı’ </strong><strong>tartışmasından kurtulmalıyız</strong></p>
<p>Madde madde enflasyonu nasıl düşürebileceğimizi sıralayayım:</p>
<p><strong>1-</strong> Önce enflasyon ‘talep kaynaklı’, yok değil, ‘maliyet kaynaklı’ gibi tartışmalardan zihnimizi kurtarmak gerekiyor. Enflasyon bir nedenle sıçradı mı, hepsi iç içe giriyor çünkü.</p>
<p><strong>2-</strong> Talebin çok önemli olmadığını söyleyen ve kâr-ücret çekişmesini ön plana çıkaran bazı iktisatçılar şunu gözden kaçırıyorlar: talebin canlı olduğu bir ortamda hem fiyat belirleme gücü olan şirketlerin op güçleri daha artıyor hem de işçilerin pazarlık güçleri daha fazla oluyor. Ana akım dışındaki modellerin bir kısmında ücret artışları ve enflasyon denklemlerinde, bu nedenle kapasite kullanım oranı önemli bir belirleyici. En azından bu nedenle talep önemli.</p>
<p>Türkiye’de işgücünün pazarlık gücü yok. Sendikalaşma oranı çok düşük çünkü. Ama çoğu şirketin önemli bir fiyat belirleme gücü var. Bu durumda, uygulanacak programın talep artışlarını dizginlemesi gerekiyor. Bunun yolu da mali ve parasal disiplinden geçiyor. Farklı bir ifadeyle, bütçe açığı kontrol altında olacak, faiz enflasyonun üzerinde belirlenecek ve hızlı kredi genişlemesine izin verilmeyecek.</p>
<p><strong>3-</strong> İthal girdi kullanımı çok fazla. Demek ki döviz kuru üretim maliyetlerinin önemli bir belirleyicisi. Kur artışına yol açan eğilimleri törpülemek gerekiyor. Farklı bir ifadeyle, döviz cinsinden mali varlıklara olan talebin düşmesi ve lira cinsinden mali varlıklara olan talebin artması gerekiyor. İşte ‘zurnanın zırt dediği yer’ ve yanlış anlaşılabilen konu burası.</p>
<p>Döviz cinsinden mali varlıklara olan talebi, sadece faizi enflasyonun belirgin biçimde üzerinde tutarak düşüremezsiniz. Elbette, pozitif reel faiz gerekiyor. Hem talep artışını törpülemek hem de döviz talebini azaltmak için. Ama yeterli değil. Farklı biçimde tekrar edeyim: Yerli paraya olan güveni sadece faiz artışıyla sağlayamazsınız. Sağlasanız bile o kalıcı olmaz. Döviz talebini her an tetikleyecek temel kırılganlıklarınızı da ortadan kaldırmanız gerekiyor.  Bunun yolu güveni sağlamaktan geçiyor.</p>
<p><strong>Temel kırılganlıkların </strong><strong>başında yargı sistemi var</strong></p>
<p><strong>4-</strong> Türkiye’nin temel kırılganlıkları nelerse, onların üzerine gitmek gerekiyor. Açık ki listenin başında yargı sistemi var. Adil ve hızlı çalışan bir yargı sistemi, güvenin sağlanmasının ön koşulu. İkincisi, Eylül 2021’de başlayan garip para politikası enflasyonu yaklaşık 90 puan sıçrattı. O para politikasının uygulanmasına müsaade eden kurumsal yapının (Merkez Bankası yasası) ve anlayışın (düşük faiz-rekabetçi kur-canlı ekonomi) değişmesi gerekiyor. Üçüncüsü, bütçede kara deliklere yol açmayacak bir ihale yasasına ihtiyaç var. Liste uzatılabilir: TÜİK’in kurumsal yapısının değiştirilmesi, rant yasası ve verimliliği artırmak üzere tasarlanmış bir sanayi politikası gibi.</p>
<p><strong>5-</strong> Bir önceki maddede sıralanan ilk üç reform çok önemli. Bunların gerçekleştirilmesi bir anda havayı değiştirir. Bu üçünden birincisi ve sonuncusu somut reformlar. Ama ikincisi somut değil. ‘Anlayışın değişmesi’ nasıl reform olabilir? Şöyle olabilir: Düşük faiz-rekabetçi kur-canlı ekonomi üçlüsünün önemli temel kırılganlıkları olan bir ülkede yıkıcı bir politika olduğunu, onu tasarlayanların ve uygulayanların çıkıp açık açık söylemeleri ve özeleştiri yapmaları gerekir. Yaparlar mı? O benim konum değil; ben enflasyonla bu ülkede mevcut koşullar altında nasıl mücadele edilebileceğiyle ilgiliyim.</p>
<p><strong>6-</strong> Dış koşullar elbette olumlu olursa enflasyonla mücadele daha kolay olur. Ama ona yapılabilecek bir şey yok. Bize düşen işimizi doğru yapmak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-nasil-dusurulebilir-78761</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyon nasıl düşürülebilir? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/urunu-yakaladik-simdi-rekabeti-guclendirelim-78760</guid>
            <pubDate>Thu, 07 May 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ürünü yakaladık, şimdi rekabeti güçlendirelim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ülkemiz bölgenin açık ara üretim merkezi haline geldi 400’e yakın Organize sanayi bölgemiz var ve her biri harıl harıl üretiyor. Fakat küresel rekabet alanında henüz hak ettiğimiz yere varmış değiliz</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Uluslararası piyasalarda <strong>ihracata konu</strong> olan ürün sayısı <strong>5 bin 637</strong>. Türkiye’nin bu küresel ticarette yer alan ürün sayısı ise <strong>4 bin 661</strong>. Mal çeşidinde <strong>dünyadan geri kalır yanımız</strong> pek yok gibi. Fakat sorun; bunların içindeki <strong>rekabetçi ürün sayımızın zayıflığı</strong>… Makroekonomik veri de bozulmuş.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: İhraç ettiklerimiz arasında rekabetçi ürün sayımız sadece <strong>bin 549</strong> ve toplam ihracatımızın ancak <strong>üçte biri </strong>bu düzeyde… Hal böyle olunca küresel ticaretten “<strong>rekabet üstünlüğü</strong>” üzerinden pay alamıyoruz. Küresel ihracatın binde 9’u bizde… Oysa; dünyanın %1’i olan Türkiye’de oran düşük kaldı.</p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: <strong>İnsan zihni, algıladığından ötesini isteyemez</strong>. Ciro değil kâr önemli. <strong>Stratejik</strong> ve <strong>kabiliyetimizle örtüşen alanlarda</strong> üretime soyunmalıyız. Yoksa yapılmışı getirip önümüze koyduklarında “<strong>elin adamı ne de güzel yapmış</strong>” diye hayıflanıp dururuz. Daha fazlasını yapabiliriz.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Son 24 yılda ihracatta gelebildiğimiz; <strong>binde 5’ten binde 9’a</strong> varabilmiş ve bu da potansiyelimize <strong>erişemediğimizi</strong> gösteriyor. Nitekim kilogram fiyatının son 10 yılda <strong>1,55$</strong>’dan <strong>1,13$</strong>’a gerilemesi, ürün sayısını yakalamamıza rağmen <strong>rekabet gücümüzün gerilediğinin</strong> açık, net kanıtı gibi…</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Dış ticaret rekabetine dair…</strong></span></p>
<p><strong>İhracatımızın Çin’e kayması gerçekleşir mi?</strong></p>
<p>Çeyrek asır öncesi <strong>dünya ticaretinin üçte ikisi</strong>, Avrupa üzerinden geçiyordu. Bugün bu oran <strong>üçte bire</strong> gerilemiş. İster istemez Türkiye, <strong>Pasifik havzasına kayan</strong> ticarette <strong>Çin ağırlığını</strong> artırmak zorunda.</p>
<p><strong>Rekabet üstünlüğümüz en çok hangi alanda?</strong></p>
<p><strong>Tarım</strong>, <strong>teknoloji</strong> ve <strong>turizm</strong>… Tekstil ve makinede var olan kabiliyetleri de <strong>yeni boyuta</strong> taşımalıyız. Dünyada en çok ithal edilen <strong>200 üründen 47’sinde</strong> var olan fırsatları, pekâlâ değerlendirebiliriz.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>HEDEF YÜKSELTMEK Mİ? YÜKSELMEYİ HEDEFLEMEK Mİ?</strong></p>
<p>Zihnimizde ne var? Yarısına dahi ulaşamadığımız <strong>500 milyar dolarlık ihracat hedefi</strong> mi yoksa katma değere yönelip <strong>ihracatın hamalı olmaktan </strong>kurtulmak mı? Ciro hedefini yükseltmek marifet değil. Eğer <strong>katma değerde yükselmeyi</strong> hedeflemezsen, yükseltilmiş hedefine varsan dahi kazanamazsın.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>REKABETÇİ ÜRÜN LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Ürün katma değeri artırmak</strong>: İhracat kilogram fiyatını artırmanın en yaygın ve denenmiş bildik yolu</p>
<p><strong>Markalaşmayı güçlendirmek</strong>: Üretmenin yanı sıra yerel, bölgesel ve küresel marka üretmek zorunlu</p>
<p><strong>Teşvikte özendiriciliği sağlamak</strong>: Şirketleri, ucuz, değersiz meta üretmek yerine değerliye yöneltmeli</p>
<p><strong>Üniversite-sanayi iş birliği</strong>: Ancak bu sayede bilim sermayeye, sanayi de bilgiye ulaşabilir</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/urunu-yakaladik-simdi-rekabeti-guclendirelim-78760</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ürünü yakaladık, şimdi rekabeti güçlendirelim ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyonda-uc-yilda-bir-arpa-boyu-yol-78759</guid>
            <pubDate>Thu, 07 May 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyonda üç yılda bir arpa boyu yol…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Üç yıl önce iddialı bir şekilde adına dezenflasyon programı denilen bir programa başlandı. Bu köşede dün de yazdığım gibi Hazine ve Maliye Bakanlığı görevini devralan Mehmet Şimşek <strong>“Türkiye’nin rasyonel bir zemine dönme dışında seçeneği kalmamıştır”</strong> diyerek önemli bir dönüşüme girişileceğinin işaretini verdi.</p>
<p>Yeni ekonomi yönetimi, AKP iktidarında çoğu kez sergilenen tutumu takındı. Daha önce yapılanlar sanki başka bir siyasi iktidarın uygulamasıymış gibi davranıldı, geçmişin uygulamaları adeta açık açık eleştirildi ve çok yanlış olduğu dile getirildi.</p>
<p>Özellikle kur korumalı mevduat uygulaması… Bu yaklaşım doğruydu tabii ki, kur korumalı mevduat uygulaması ekonomiyi kuşkusuz çok tahrip eden bir uygulamaydı.</p>
<p>Aslında KKM uygulamasının başlatılmasını zorunlu hale getiren, çıkışın bu uygulamada bulunmasına yol açan faiz indiriminin yanlışlığı ortadaydı ama bunu iktidar cephesinde dile getirebilen tabii ki yoktu.</p>
<p>Ama dile getirilememekle birlikte faiz indiriminin yanlış olduğu, Haziran 2023’te göreve başlayan yeni ekonomi yönetiminin icraatıyla ortaya konuldu. İlk atılan adımlar faiz artışına girişmekti. Ne var ki ekonomi yönetimi faiz artışında agresif olamadı ve küçük küçük artışlarla yetinildi, bunun da enflasyona olan etkisi sınırlı kaldı.</p>
<p>Ayrıca 2023 seçimleri öncesinde artırılmasına izin verilmeyen kur bir süreliğine adeta serbest bırakıldı ve haziran ayında çok yüklü bir artış yaşandı.</p>
<h2>Ya enflasyon ne oldu?</h2>
<p>Programın ana hedefi enflasyonla mücadeleydi. Öyle ya 2021 eylülünde başlatılan faiz indiriminden sonra bir ara TÜFE bazında yüzde 85-86’ya tırmanan, daha sonra ise baz etkisiyle gerileyerek yüzde 40’a inen enflasyonu daha da aşağı çekmek gerekiyordu.</p>
<p>Gerekiyordu, çünkü Türkiye’nin enflasyon hedefi tek haneli düzeylerdi, hatta yüzde 5’ti.</p>
<p>Mayıs 2023’te oluşan yıllık enflasyon yüzde 40’tı, hadi tam oranı verelim, yüzde 39,59’du. Oran haziran sonunda yüzde 38,21’e indi ve bir daha yüzde 40’ın altında bir oran görebilmek için bir buçuk yıl beklemek gerekti.</p>
<p>2023’ün temmuz ve ağustosunda, bırakın yaz aylarını, fiyatların en çok arttığı aylarda bile görülmeyen ölçüde, yüzde 9’u aşan artışlar görülünce yıllık oran hızla tırmandı.</p>
<p>Bu tırmanış öyle bir hal aldı ki yeni ekonomi yönetiminin işbaşı yaptığı haziran ayında devralmış olduğu Mayıs 2023’teki yüzde 39,59’luk yıllık enflasyon, bir yıl sonra Mayıs 2024’te yüzde 75,45’le rekor kırdı.</p>
<p>Ekonomi yönetimi <strong>“öyle önlemler”</strong> almıştı ki bir yıl içinde enflasyonu neredeyse ikiye katladı.</p>
<p>Sonra düşüş başladı, ki başlaması normaldi 2023’ün rekor aylık oranları çıkıp yerlerine görece düşük oranlar giriyordu, yıllık artış 2025’in sonunda yüzde 31’e geriledi. Ve işte orada kalındı.</p>
<h2>Üç yılda 7 puan</h2>
<p>Yeni ekonomi yönetimi yüzde 40’ta devraldığı enflasyonu üç yıl sonunda 7 puan aşağı çekerek ancak yüzde 33’e indirdi. Mayıs ayı oranını aylık yüzde 2 artış varsayımına dayanarak hesapladığımı bir kez daha belirteyim.</p>
<p>Bu arada Haziran 2023’ten Mayıs 2026’ya kadar geçen 36 ayın ortalama enflasyonunun yüzde 47 olduğunu da göz ardı etmemek gerek. Elbette herhangi bir tarihteki enflasyonun ne olduğu önemli ama bu dönemde yaşanan ortalamanın hangi düzeyde bulunduğu da bir gösterge.</p>
<h2>İki talihsiz dönem…</h2>
<p>Yeni ekonomi yönetimi devraldığı yüzde 40’lık enflasyonu üç yılda ancak 7 puan aşağı çekerek yüzde 33’e indirdi ama kabul etmek gerekir ki iki talihsiz dönem yaşandı.</p>
<p>Birincisi geçen yılın mart ayındaki İBB operasyonu ve hâlâ devam etmekte olan o süreç… Dövizde çok kısa sürede yaşanan zıplama ve bunun etkisiyle enflasyonda yaşanan artış, ayrıca Merkez Bankası’nın faiz indirimine ara vermekten öteye geçip faizi artırmak durumunda kalması… Gerçi geçen yıl 19 Mart’ta başlayan operasyon döneminde fiyatlarda çok belirgin artışlar yaşanmadı. Ama yine de belki fiyat artışları çok daha düşük olacaktı, bunu bilmek mümkün değil.</p>
<p>Bu yılın talihsizliği de, belki dünyanın talihsizliği demek daha doğru olur Trump! ABD ve İsrail’in İran’a dönük saldırısı ve tırmanan enerji fiyatları tüm dengeleri bozdu. Yurt içinde fiyatların daha da artmasını önlemek amacıyla vergi gelirlerini olumsuz etkilemesi kaçınılmaz olan eşel mobil uygulaması devreye alınarak akaryakıt fiyatlarının az artması sağlandı. Ne var ki özellikle elektrik ve doğalgaza gelen zamların etkisi henüz tam olarak görülmedi. Bu etki tüm mal ve hizmet fiyatlarına bir süre sonra daha da fazla etki etmeye başlayacak. Bu da mayısta yüzde 33 dolayında beklenen yıllık enflasyonun daha da yukarı gitmesine yol açabilecek.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69fc168fa233f-1778128527.png" alt="" width="700" height="355" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyonda-uc-yilda-bir-arpa-boyu-yol-78759</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyonda üç yılda bir arpa boyu yol… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-78757</guid>
            <pubDate>Thu, 07 May 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Canlı - Ekonomi Masası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Piyasalar Coştu! Borsada Ralli Sürecek Mi? | Ekonomi Masası | 07 Mayıs" src="https://www.youtube.com/embed/e3rLthgpJP8" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-78757</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/4/1280x720/berfin-cipa-1750658706.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/jetex-igada-60-milyon-euroluk-yatirima-ortak-geldi-1350-euro-odeyeni-ozel-salondan-ucuracak-78758</guid>
            <pubDate>Thu, 07 May 2026 07:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> JETEX, İGA’da 60 milyon Euroluk yatırıma ortak geldi, 1350 Euro ödeyeni özel salondan uçuracak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ÖNCEKİ </strong>akşam <strong>“Erol Bilecik Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi”</strong>nin <strong>“Semiha &amp; Abbuş Bilecik Atölyeleri” </strong>açılışı, BEEV’in <strong>“Kıvılcım Paketleri”</strong>nin 55 okula dağıtımı için gittiğim Hatay’dan dönünce doğrudan <strong>“JETEX-İGA Genel Havacılık Terminali” </strong>açılış buluşmasına uğradım.</p>
<p>Kalyon Holding ve İGA Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Cemal Kalyoncu, </strong>JETEX Kurucusu ve CEO’su <strong>Adel Mardini, </strong>İGA İstanbul Havalimanı CEO’su <strong>Selahattin Bilgen </strong>konuklarını karşılarken Kalyon İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Murathan Kalyoncu </strong>ile sohbet ettik.</p>
<p><strong>Murathan Kalyoncu, </strong>İstanbul Havalimanı’nda ayrı bir noktaya yaptıkları özel yolcu salonu, <strong>“JETEX-İGA Genel Havacılık Terminali”</strong>nin inşaatının uzun sürdüğünü şöyle ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Koca İstanbul Havalimanı’nı 42 ayda inşa ettik. Genel Havacılık Terminali’nin inşaatı 36 ay sürdü. Burası dünyada öne çıkan Genel Havacılık Terminali oldu.</strong></p>
<p>Yatırım bedelini sorduk, rakamı yuvarladı:</p>
<p>-          <strong>60 milyon Euro civarında yatırım yapılmış oldu.</strong></p>
<p>İGA İstanbul Havalimanı CEO’su <strong>Selahattin Bilgen, </strong>araya girip şu bilgiyi verdi:</p>
<p>-          <strong>İGA, bu yatırıma başlarken JETEX’in Kurucusu Adel Mardini çok yakından ilgilendi. İşletmeyi yapmaya talip oldu. Süreç içinde işbirliği yüzde 50-50 ortaklığa dönüştü.</strong></p>
<p>JETEX’in yatırıma ortak olup olmadığını merak ettik, <strong>Bilgen </strong>paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Yatırım bedelinin yüzde 50’sini JETEX karşıladı.</strong></p>
<p><strong>Murathan Kalyoncu</strong>’ya <strong>“JETEX-İGA Genel Havacılık Terminali”</strong>ni kimlerin kullanacağını sorduk, kişi başına geçiş ücretlerini paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Bu terminali özel uçak sahip ve yolcularının yanı sıra tarifeli seferlerdeki business yolcular da kullanabilecek. Kişi başına tek yönde 850 Euro, çift yönde 1350 Euro ödeyen yolcular bu özel terminalde ağırlanacak.</strong></p>
<p>İstanbul Havalimanı’ndaki mevcut Genel Havacılık Salonu’nun hizmete devam edeceğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Yeni özel terminali kullanacak özel uçak sahip ve yolcuları, ekstra ücret ödeyecek.</strong></p>
<p>Özellikle özel uçak sahiplerini <strong>“JETEX-İGA Genel Havacılık Terminali”</strong>ne çekmeleri konusundaki hedeflerini öğrenmek istedik:</p>
<p>-          <strong>Özel uçak sahiplerinden Avrupa yakasında olanlar Atatürk Havalimanı Genel Havacılık’ı, Anadolu yakasında olanlar da Sabiha Gökçen Havalimanı Genel Havacılık’ı kullanıyor. Bedeli daha yüksek olan bu terminale gelirler mi?</strong></p>
<p><strong>Murathan Kalyoncu, </strong>iddialı yanıt verdi:</p>
<p>-          <strong>Aslında resmi açılış öncesi 1 aydır burası hizmet veriyor. Günde 15 dolayında misafir ağırlandı. Resmi açılışın ardından ilgide artış bekliyoruz. Özel uçak sahiplerini de buraya yönlendirmek için konuşuyoruz. 1 yılda özel uçak sayısını ciddi artıracağımıza inanıyorum.</strong></p>
<p><strong>Selahattin Bilgen </strong>de özel terminal taleplerini İGA’ya iletenler arasında <strong>Tarkan </strong>ve <strong>Ebru Gündeş</strong>’in de olduğunu bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Yeni Genel Havacılık Terminalimizde ağırlayacağımız günlük misafir sayısının 150 dolayında olmasını hedefliyoruz. Resmi açılış öncesi günlük ortalama 15 misafir ağırlamamız, hedefimize rahatlıkla ulaşabileceğimizi gösteriyor.</strong></p>
<p>JETEX Kurucusu ve CEO’s <strong>Adel Mardini, </strong>açılış buluşmasında şu mesajı verdi:</p>
<p>-          <strong>Değerli ortağımız İGA İstanbul Havalimanı ile birlikte küresel ağımızı genişletmekten büyük heyecan duyuyoruz. Hem özel jet hem de ticari hava yolu yolcuları için bu deneyimi tasarlamak adına büyük emek verdik.</strong></p>
<p><strong>“JETEX-İGA Genel Havacılık Terminali” </strong>açılış buluşmasındaki sohbetler sırasında 2023 yılı Eylül ayını anımsadım. Dönemin İGA İstanbul Havalimanı CEO’su <strong>Kadri Samsunlu</strong>’yla <strong>“Airport Council International-ACI” </strong>(Uluslararası Havacılık Konseyi) toplantısı için gittiğimiz Seul’deki (Güney Kore) sohbetimizde Genel Havacılık Terminali konusunu şöyle anlatmıştı:</p>
<ul>
<li><strong>İstanbul Havalimanı boyutundaki havalimanlarında ayrı Genel Havacılık terminali talep edilir. Biz de bunu dikkate alarak 30 milyon Euro’luk yatırıma başladık. Terminali Tabanlıoğlu tasarladı. İkonik bir yapı olacak. 2024’ün ilk çeyreğinde hizmete girecek.</strong></li>
</ul>
<p><strong>“İGA Genel Havacılık Terminali” </strong>için yapılan harcama ikiye katlanmış, tamamlanması da planlanan süreyi 2 yıl aşmış görünüyor…</p>
<p>Bu süreçte JETEX’in yüzde 50 ortaklıkla yatırıma da katılması, Türkiye’ye uluslararası sermaye çekmek açısından önem taşıyor…</p>
<p>Türkiye’deki özel uçak sahiplerinin, <strong>Tarkan, Ebru Gündeş </strong>gibi sanatçıların, ünlü futbolcuların, özellikle Rus milyarderlerin <strong>“JETEX-İGA Genel Havacılık Terminali”</strong>nde günlük 150 yolcu hedefinin rahatlıkla yakalamasını sağlayacağı anlaşılıyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İstanbul markasını yukarı taşıyacağız, hangar yaptıkça gelen özel uçak artacak</span></h2>
<p><strong>KALYON </strong>Holding ve İGA Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Cemal Kalyoncu, </strong>konuklarından Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Fuat Tosyalı</strong>’nın koluna girip <strong>“JETEX-İGA Genel Havacılık Terminali”</strong>ni gezdirdi.</p>
<p>Sonrasında <strong>Cemal Kalyoncu</strong>’ya sordum:</p>
<p>-          <strong>Fuat Bey, Sabiha Gökçen’deki Genel Havacılık Terminali’ni kullanıyor. Transfer etmeyi başarabildiniz mi?</strong></p>
<p>Şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Hangarlarımızda eksiklik var. Hangar yatırımlarımız tamamlanınca Fuat Bey’i de buraya transfer ederiz.</strong></p>
<p><strong>Cemal Kalyoncu, </strong>buluşmadaki konuşmasında İGA İstanbul Havalimanı’nı <strong>“Türkiye’nin dünyaya açılan prestiji” </strong>olarak niteledi:</p>
<p>-          <strong>Cumhurbaşkanımızın ifadesiyle </strong>“Türkiye’nin zafer anıtı” <strong>İGA İstanbul Havalimanı, küresel havacılığın lideri konumuna yükseldi. Bizim için en büyük ödül, ülkemize yeni yatırımlar kazandırmak, gençlerimize miras kalacak eserler bırakmaktır.</strong></p>
<p>İstanbul’un Türkiye’nin dünya çapındaki en değerli markası olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Yeni terminalimizle özel havacılıkta; dünya liderlerinin, yabancı yatırımcıların, iş insanlarını, sanatçıların, sporcuların ülkemizde kusursuz şekilde ağırlanmasına imkan tanıyoruz. İstanbul markasını hep birlikte azimle, kararlılıkla çalışarak daha yukarıya taşıyacağız.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Tüm dünyada çatışmaların ve savaşların devam ettiği, küresel belirsizliklerin arttığı bir dönemde hayata geçirilen bu yatırım, Türkiye’nin bir </strong>“istikrar adası” <strong>ve </strong>“güvenli liman” <strong>olduğunun en güçlü kanıtıdır.</strong></p>
<p>İstanbul Havalimanı’ndan 120’den fazla ülkedeki 340’ı aşkın destinasyona seferler yapıldığına dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>İGA İstanbul Havalimanı, ülkemizin ekonomisine, turizmine ve uluslararası ticaretine değer katıyor. Yolcu kapasitesinin 120 milyona taşınması, yılın ikinci yarısında açılacak 4’üncü pist ve Genel Havacılık Terminalimizle özel havacılıkta dünyanın göz bebeği olma yolundayız.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘Nazende çiçeği’nden İlhamla tasarlandı</span></h2>
<p><strong>“JETEX-İGA Genel Havacılık Terminali”</strong>nin açılış buluşmasında mimar <strong>Melkan Gürsel </strong>ve <strong>Özdem Gürsel</strong>’ke karşılaştık. <strong>Melkan Gürsel, </strong>açılışa katılma gerekçesini paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Bu terminal bizim projelerimizden biri…</strong></p>
<p>Terminalle ilgili bilgi notunda tasarımla ilgili şu noktanın altı çizildi:</p>
<ul>
<li><strong>Terminal binası </strong>“Nazende çiçeği”<strong>nden ilham alınarak tasarlandı.</strong></li>
</ul>
<p>İGA İstanbul Havalimanı CEO’su <strong>Selahattin Bilgen, </strong>yeni Genel Havacılık Terminali’ni şöyle niteledi:</p>
<p>-          <strong>Burası bizim için bir prestij projesi…</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69fc155037e4b-1778128208.jpg" alt="" width="700" height="475" /></strong>Terminalle ilgili bilgi notunda şu ayrıntılar yer aldı:</p>
<ul>
<li><strong>JETEX, Dubai, Paris, Singapur ce Marakeş gibi şehirlerde terminal ağları işletiyor.</strong></li>
<li><strong>Terminal binası 5 bin metrekarelik alana 3 katlı olarak inşa edildi.</strong></li>
<li><strong>Terminalin toplam eş zamanlı ağırlama kapasitesi 350-400 kişi.</strong></li>
<li><strong>Terminaldeki süitlerde misafirlere özel oturma ve dinlenme alanları ve spa hizmetleri yer alıyor.</strong></li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Burası Dubai’den daha iyi olmuş</span></h2>
<p><strong>“JETEX-İGA Genel Havacılık Terminali” </strong>açılış buluşmasında Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Fuat Tosyalı </strong>ile sohbet ederken Limak Grubu’nun kurucu ortağı <strong>Nihat Özdemir </strong>yanımıza uğradı.</p>
<p>İGA İstanbul Havalimanı konsorsiyumunun önceki ortaklarından olan <strong>Nihat Özdemir, </strong>yeni Genel Havacılık Terminali ile ilgili izlenimini paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Biz Dubai ve Cannes’da JETEX’in işlettiği terminalleri kullanıyoruz. Burası Dubai’de daha iyi olmuş.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/jetex-igada-60-milyon-euroluk-yatirima-ortak-geldi-1350-euro-odeyeni-ozel-salondan-ucuracak-78758</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/8/1280x720/jetex-1778128185.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ JETEX, İGA’da 60 milyon Euroluk Yatırıma ortak geldi, 1350 Euro ödeyeni özel salondan uçuracak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/online-bariyeri-alisverisi-kesmedi-78756</guid>
            <pubDate>Thu, 07 May 2026 07:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Online bariyeri alışverişi kesmedi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Türkiye’de e-ithalatta 30 Euro sınırının sıfırlanması, beklenenin aksine tüketimi azaltmak yerine yönünü değiştirdi. Online sipariş kanalı daralan tüketici, alışveriş için bu kez yurtdışına gitmeye başlarken; aynı dönemde Türkiye’de hızla artan fiyatlar ise turistin alışveriş davranışını ters yönde etkiledi. Ortaya çıkan tablo, hem yerli tüketicinin hem de yabancı turistin perakende harcamasında Türkiye dışına kaydığını net bir şekilde gösterdi. Yurt dışından bireysel olarak yapılan online alışverişlerde uygulanan 30 Euro'luk gümrük vergisi muafiyeti sınırının 6 Şubat 2026 itibarıyla sıfırlanması sonrası e-ithalat yoluyla perakende alışverişi zorlaşınca tüketici bu kez rotasını fiziki alışverişe çevirdi. Ürününü internetten sipariş veremeyen vatandaş, satın alma için doğrudan yurtdışına gitmeye başladı. Bankalararası Kart Merkezi (BKM) verilerine göre, gelişmelere paralel olarak yerli kartlarla yurtdışında yapılan harcamalar şubat ayında aylık bazda ilk kez gerileyerek 35,4 milyar TL’ye düşmüştü. Mart ayında ise yeniden yükselişe geçen harcamalar, 39,9 milyar TL ile son bir yılın en yüksek üçüncü seviyesine ulaştı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69fc137694e2e-1778127734.png" alt="" width="681" height="389" /></p>
<h2>Seyahat harcaması zirve yaptı </h2>
<p>Verilerin detayına bakıldığında artışın büyük bölümünün havayolu, hizmet, konaklama ile seyahat ve acente harcamalarının oluşturduğu görüldü. Söz konusu dört kalemde yapılan toplam harcama 27,4 milyar TL’ye çıkarak şimdiye kadarki en yüksek seviyeye ulaştı. Bu tablo, e-ithalat kısıtlamaları sonrası tüketicinin alışveriş için yurtdışına gitmeyi tercih ettiğini ortaya koydu. Şubat ayında 23,8 milyar TL olan seyahat harcamaları martta yaklaşık yüzde 15,2 artarken, toplam yurtdışı kart harcamalarının yaklaşık yüzde 68,5’ini oluşturdu. Bu oran, yurtdışı harcamalarda ana eğilimin ürün alımından çok seyahat odaklı hale geldiğini gösterdi. Son bir yıllık seyre bakıldığında seyahat harcamaları 2025 Nisan ayında 22,3 milyar TL seviyesindeydi. Mart itibarıyla 27,4 milyar TL’ye çıkan bu rakam yıllık bazda yaklaşık yüzde 22,9 büyüdü.</p>
<h2>Yurtdışı fiziki alışveriş %47,2 arttı </h2>
<p>Yerli kartlar ile yurtdışından yapılan fiziki alışveriş verileri de bu davranışı destekledi ve tüketicinin rotasını net biçimde ortaya koydu. 2025 Nisan ayında 52,5 milyar TL olan yurtdışı fiziki harcamalar, 2026 Mart ayında 77,3 milyar TL’ye yükseldi. Böylece son 12 aylık artış yaklaşık yüzde 47,2 olarak gerçekleşti. Verilere göre harcamalar yaz aylarından itibaren kademeli yükseliş gösterdi. 2025 Temmuz’da 62,9 milyar TL’ye çıkan işlem hacmi, kasım ayında 74,3 milyar TL’ye ulaştı. 2026 Ocak ayında ise 79,3 milyar TL ile tüm zamanların en yüksek seviyesi görüldü. Şubat ayında 66,6 milyar TL’ye gerileyen harcamalar, martta yeniden güçlü toparlanma göstererek 77,3 milyar TL’ye çıktı. Aylık bazda artış oranı yüzde 16’ya yaklaştı. Bu tablo, yurtdışından online alışverişe getirilen sınırlamalar sonrasında tüketicinin talebini ertelemediğini, aksine alışveriş için doğrudan yurtdışına giderek harcamaya devam ettiğini gösterdi. Özellikle elektronik, giyim, kozmetik ve lüks tüketim ürünlerinde fiyat avantajı arayan kullanıcıların fiziksel alışverişi tercih ettiği değerlendiriliyor.</p>
<h2>E-ihracatta yatay seyre devam</h2>
<p>Aynı dönemde Türkiye’nin e-ihracat performansı ise yatay bir görünüm sergiledi. 2025 Nisan ayında 14,6 milyar TL olan e-ihracat mart ayında 15,6 milyar TL’ye çıktı.</p>
<p>Son 12 aylık artış yaklaşık yüzde 7 seviyesinde kaldı. E-ihracat tarafında en güçlü ay 22,3 milyar TL ile 2025 Temmuz olurken, sonraki aylarda daha sınırlı bir seyir izlendi. Bu durum iç talep kaynaklı yurtdışı harcamaların, dış satıma kıyasla çok daha hızlı büyüdüğüne işaret etti.</p>
<p>Veriler, sınır ötesi alışverişe getirilen kısıtlamaların talebi ortadan kaldırmadığını, sadece yön değiştirdiğini gösteriyor. Tüketici internetten sipariş veremediği ürüne ulaşmak için bu kez uçağa biniyor, otelde kalıyor ve alışverişini yerinde yapıyor. Böylece e-ithalatı sınırlamak için atılan adımlar, yurtdışı seyahat harcamalarını büyüten yeni bir tüketim modelini beraberinde getiriyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Turistlerin Türkiye’de perakende harcaması dip yaptı</span></h2>
<p>Türkiye’de hızla yükselen fiyatlar ve enflasyonist baskı, turizm gelirlerinin kompozisyonunu da değiştirdi. Özellikle giyim, yeme-içme ve hediyelik eşya gibi kalemlerde fiyatların Avrupa ile yarışır seviyelere çıkması, hatta bazı ürünlerde daha pahalı hale gelinmesi, yerlinin alışverişte yurtdışı tercihini artırırken turistin Türkiye’den alışveriş iştahını ise törpüledi. Türkiye’nin uzun yıllar sahip olduğu uygun fiyatlı alışveriş destinasyonu algısı zayıflarken, turist harcamaları zorunlu kalemlere yöneldi. Bu dönüşüm 2026 yılının ilk çeyrek verilerine net biçimde yansıdı. 2026 yılı ilk çeyrek turizm verilerine göre toplam turizm geliri 9,69 milyar dolar olurken, bunun 8,46 milyar doları bireysel harcamalardan oluştu. Ancak perakende tarafında ciddi bir zayıflama dikkat çekti. Bu dönemde turistin perakendeyi temsil eden giyim ve ayakkabı harcaması 977 milyon dolar, hediyelik eşya harcaması ise 378 milyon dolara geriledi. Toplam perakende harcaması 1,35 milyar dolar olarak gerçekleşti. Toplam turizm gelirinin yüzde 14’üne karşılık gelen bu rakam son 5 yılın en düşük değeri olarak kayıtlara geçti. Perakende harcamanın toplam turizm geliri içindeki payı, son yılların ilk çeyrek verileri incelendiğinde belirgin bir gerileme eğilimi ortaya koyuyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Son 5 yılın en düşük seviyesi</span></h2>
<p>2019’un ilk çeyreğinde toplam 4,84 milyar dolarlık turizm gelirinin yaklaşık 953 milyon doları giyim ve hediyelik eşya harcamalarından gelirken, bu kalemlerin toplam içindeki payı yüzde 19,6 seviyesindeydi. Pandemi sonrası toparlanmanın etkisiyle 2022’nin ilk çeyreğinde bu oran yüzde 23,2’ye kadar yükseldi ve 6,30 milyar dolarlık gelirin 1,46 milyar doları perakende harcamalardan oluştu. Ancak bu yükseliş kalıcı olmadı. 2023’ün ilk çeyreğinde toplam gelir 8,33 milyar dolara çıkmasına rağmen giyim ve hediyelik harcamaları 1,36 milyar dolarda kaldı ve pay yüzde 16,4’e geriledi. 2024’te sınırlı bir toparlanmayla oran yüzde 17,7’ye çıksa da, 2025’te yeniden düşerek yüzde 17,1 seviyesine indi. 2026’nın ilk çeyreğinde ise tablo daha da dikkat çekici hale geldi. Toplam turizm geliri 9,69 milyar dolara yükselmesine rağmen giyim ve hediyelik eşya harcamaları 1,35 milyar dolara geriledi. Böylece perakendenin toplam gelir içindeki payı yüzde 14’e düşerek son yılların en düşük seviyesine indi. Veriler, turizm gelirindeki artışa rağmen perakende harcamanın hem mutlak büyüklükte hem de toplam içindeki ağırlıkta zayıfladığını, pandemi sonrası kısa süreli toparlanmanın ardından yeniden aşağı yönlü bir trendin güç kazandığını ortaya koyuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/online-bariyeri-alisverisi-kesmedi-78756</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/0/1280x720/ozon-global-e-ticaretle-rus-pazarini-turk-saticilara-acti-1742202812.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ E-ithalatta 30 Euro sınırının sıfırlanması üzerine tüketici ucuz alışveriş için yurtdışına yöneldi, Türkiye’ye gelen turistler ise yüksek fiyatlar nedeniyle harcamalarını kıstı. Veriler, alışverişin hem yerli hem yabancı için Türkiye dışına kaydığını gösteriyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bugdayda-rekor-rekolte-sinavi-78755</guid>
            <pubDate>Thu, 07 May 2026 07:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Buğdayda rekor rekolte sınavı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’nin buğday üretimi uzun yıllar ortalaması 20 milyon ton olarak kabul edilir. Bazen 17 milyon ton seviyelerinde gerçekleşen üretim bazı yıllar 21 milyon tonun üzerine çıkar. Yıllardır ortalama üretim 20 milyon ton. Kuraklık nedeniyle 2025 yılında üretim önceki yıla göre yüzde 13,9 azalarak 17,9 milyon tona geriledi. 2024 yılında üretim 20,8 milyon tondu.</p>
<p>Hasat öncesi yapılan tahminler ve saha verilerine göre 2026 üretim yılında Türkiye’nin buğday üretiminin yüzde 27 ila yüzde 30 oranında artarak 22 milyon 750 bin ton ila 23 milyon 250 bin ton olması bekleniyor. Hatta 24-25 milyon ton olabileceğini tahmin edenler de var. Böyle bir üretim son yılların en yüksek yani rekor üretimi olacak. Hasat öncesi 4 Nisan 2026 tarihinde Tarım ve Orman Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, Toprak Mahsulleri Ofisi ve Ulusal Hububat Konseyi tarafından Konya Ticaret Borsası ev sahipliğinde Konya’da gerçekleştirilen “2026 Hasat Öncesi Hububat Kongresi”nde de rekor üretim konusu dile getirildi.</p>
<h2>Bakan Yumaklı: Rekor kıracağımıza inanıyorum</h2>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/69fc122c6a9a0-1778127404.png" alt="" width="333" height="338" />Kongre’nin açılışındaki konuşmasında Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, hububatta herhangi problem yaşanmadığı takdirde geçen yılki rekolte kaybının misliyle geri alınacağını belirterek, “Emek ve gayret netice itibarıyla katma değerli bir hale dönüşmüş olacak. Bir rekor kıracağımıza da inanıyorum” dedi.</p>
<p>Geçen yıl çok önemli bir kuraklık ve aynı zamanda zirai don yaşandığını hatırlatan Yumaklı: “Üretimdeki azalış pek çoğumuzu belki tedirgin etti ama şunun altını çizerek ve bütün samimiyetimle tekrar ifade etmek istiyorum, altyapımız sağlam. Bu yıl yağışları hepimiz çok yakından takip ediyoruz. Herhalde Türkiye’de yağışların bu kadar yakından takip edildiği başka bir yıl olmamıştı. Hepimiz mutluyuz. Herhangi bir problem olmazsa inşallah geçen yıl kaybettiğimizi misliyle geri alacağız. Emek ve gayret netice itibarıyla katma değerli bir hale dönüşmüş olacak. Rekor kıracağımıza da inanıyorum.”</p>
<h2>Alım fiyatlarında üretici korunacak</h2>
<p>Rekoltede yaşanacak rekorla ilgili hububat alımında kaygıların yaşanmayacağına işaret eden Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı: “Eğer rekor kırarsak ne olacak? diye hepinizin düşündüğünü biliyorum. Gözlerden onu görüyorum. TMO (Toprak Mahsulleri Ofisi) hazır, o rekor kırdığımız dönemde de söyledik, devletimizin kadim kurumları var. TMO da onlardan bir tanesi. Hiçbir şekilde üreticilerimizin problem yaşayacağı herhangi bir olaya müsaade etmeyeceğiz. Alım fiyatlarında üreticilerimizi koruyacağız” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69fc119c78c85-1778127260.png" alt="" width="415" height="495" />Tüketiciyi de kollayacak bir çalışmayı bütüncül halde gerçekleştireceklerini belirten Yumaklı, konuşmasını şöyle sürdürdü: “İçinde bulunduğumuz sürecin özellikle maliyetlere olan etkisi, herkesin ‘Acaba ne olacak’ diye kafasında soru işaretleri oluşturdu. Bu süreçten kaynaklanan maliyet artışlarının da mutlaka göz önüne alınacağını tekrar ifade etmek istiyorum. Bunun başka türlü olması da mümkün değil zaten. Bir müktesebatı, tecrübeyi ve beraberliği konuşuyoruz. Sonra da olanların seyredilmesi elbette mümkün değil. Sağlıklı ve güvenilir gıdaya giden yolda bütün bu süreçleri etkin politikalarımızla yöneteceğiz, geliştireceğiz ve inşallah suyu verimli kullanarak gıdayı da israf etmeyerek bunu taçlandıracağız.”</p>
<h2>Tahmini buğday üretimi 22,7 ile 23,2 milyon ton</h2>
<p>Ulusal Hububat Konseyi 2026 Hasat Öncesi Hububat Kongresi Sonuç Bildirgesi’nde dünyada yaygınlaşan salgınlar, savaşlar, çarpışmalar, kutuplaşmalar, artan kırılganlıklar, ticaret rotalarında, özellikle enerji ve tarımın temel hammaddeleri transferinde yoğunlaşan lojistik sorunlar ile Pandemi, Rusya-Ukrayna Savaşı, Filistin-Gazze’de Yıkım ve Soykırım, İran-İsrail-ABD Savaşı ve bağlantılı Hürmüz Boğazı Krizi, Lübnan’a İsrail saldırısı, iklim değişikliğinin etkisiyle artan afetlerin tarımın stratejik sektör olma özelliğini güçlendirdiği belirtildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69fc11a7eb140-1778127271.png" alt="" width="683" height="437" />Sonuç bildirgesinde üretimin önemine dikkat çekilerek buğday üretimimi ile ilgili özetle şu bilgilere yer verildi: “Stratejik buğday ürününün ekim alanının iklim değişikliği, fiyat politikaları ve üretim planlaması kapsamındaki yeni destekleme modeli ile de ilişkili olarak giderek artmakta olduğunun (6,8 milyon hektardan 7,5 milyon hektara yükseldiği) altı çizilerek bu artış trendinin devamının gerekliliğine vurgu yapılmıştır. Bu üretim yılında ekmeklik buğday ekim alanında artış beklenirken, makarnalık buğday ekim alanında önemli azalış (ekmeklik ve makarnalık buğday fiyatları arasındaki makasın kapanmasının doğal sonucu, özellikle İç Anadolu Bölgesinde) olacağı vurgusu yanında, mısır ekim alanlarında da önemli azalışlar olacağı öngörüsünde (özellikle su kısıtı havzalarında münavebe sistemi ve bu alanlarda destek verilmeyecek olmasının sonucu olarak İç Anadolu ve Geçit Bölgelerinde) bulunulmuştur. Sezonun kalan kısmında hububat açısından bir zirai don riskinin olmayacağı öngörüsü de paylaşılmış, geçen üretim sezonundaki tecrübe ile bağlantılı olarak uygun çeşitlerin zamanında ekiminin yapılmaya, sulama ve gübrelemede teknik bilgilere uygun davranılmaya gayret edildiği vurgulanmıştır. Yağış miktarı ve dağılımının bölgelere göre değişkenlik gösterdiği, en iyi yağış alan bölgelerin Güneydoğu, Doğu Anadolu, Akdeniz ve Ege Bölgeleri olduğu tespiti yapılarak, Nisan ayında uzun yıllar ortalaması civarında yağış alınması halinde buğday rekoltesinin uzun yıllara göre (20 milyon ton) yüzde 14-16 ve geçen yıla göre (17,9 milyon ton) yüzde 27-30 artarak 22 milyon 750 bin ton ile 23 milyon 250 bin ton olabileceği öngörüsünde bulunulmuştur. Rekoltenin birçok bölge için Nisan, bazı bölgeler için ilave olarak Mayıs (Doğu Anadolu için Haziran) aylarındaki iklim koşullarına bağımlı olduğunun gözden kaçırılmaması gerektiği de vurgulanmıştır.”</p>
<h2>Yeni sezona 10 milyon ton depolama kapasitesi ile giriliyor</h2>
<p>Toprak Mahsulleri Ofisi'nin (TMO) piyasa düzenleyici kurum olarak, başta hububat olmak üzere görev alanına giren tüm ürünlerde bu görevini güven ve sürdürülebilirlik ilkeleri ile uyumlu olarak yerine getirdiği, geçmişte rekor üretimlerin veya kısıtlı üretimlerin olduğu yıllardaki uygulamaları ile de bunu ispatladığı ortak kanaat olarak ortaya konulduğu belirtilen sonuç bildirgesinde: “TMO depolama kapasitesinin 485 bin tonu limanlarda olmak üzere 4 milyon ton olduğu, 190 iş yerinde görevlerini yerine getirdiği, hasat dönemi yaklaşırken lisanslı depolarda yaklaşık 8 milyon tonluk boşluk olduğu, devam eden işlemler ve yeni lisanslı depolarla yeni sezona yaklaşık 10 milyon ton lisanslı depo kapasitesi ile girileceği vurgulanmıştır. Bu yıl ülke tahıl (özellikle buğday ve arpa) üretiminin uygun iklim koşulları kaynaklı artacağı öngörüsüne rağmen gerek boş lisanslı depo ve gerekse kendi depolama kapasitesini harekete geçirerek depolama ile ilgili her türlü planlamayı yaptığı, sezonun sorunsuz geçmesi için gerekli tedbirlerin alındığı ortaya konulmuştur” bilgisine yer verildi.</p>
<h2>Fark ödemesi (prim) güncellenerek devam etmeli</h2>
<p>Ulusal Hububat Konseyi 2026 Hasat Öncesi Hububat Kongresi Sonuç Bildirgesi’nde tespitlerin yanı sıra öneri ve taleplere de yer verildi. En önemli taleplerden birisi yeni destekleme modeli kapsamında kaldırılan prim (fark ödemesi) desteğinin güncellenerek uygulanması oldu. Bildiride buğday alım fiyatı ve destekleme ile ilgili şu öneriye yer verildi: “Stratejik öneme sahip buğdayda dünyadaki gelişmeler ve sektörel kırılganlık göz önünde bulundurularak müdahale fiyatlarının belirlenmesinde maliyeti göz ardı edecek bir yönelime sebebiyet verilmemesi, fark uygulamasının güncellenerek devam ettirilmesi talep edilmiştir. Desteklerin üretim süreçleri ile uyumlu ödenmesi, ülkemizde maliyet yüksekliğinin çiftçi ve sanayici üzerindeki yükünü hafifletmek için desteklerin katlanarak artırılması ve global gelişmelerde oluşan hızlı maliyet değişikliklerini karşılamak üzere “Ulusal Tarımsal Risk Fonu” kurulması önerilmiştir.”</p>
<h2>Üretim planlamasında düzenlemeye ihtiyaç var</h2>
<p>Üretim planlaması ve ilişkili uygulamalar tarımsal bir devrim niteliğinde değerlendirildiği tecrübeler ve ihtiyaçlar doğrultusunda güncellenerek sürecin devamının desteklenmesinin gerekliliği belirtilen bildirgede üretim planlaması ile talepler ise özetle şöyle: “Sistemin takibi, kontrolü, gerçek veriler üretmesi yoluyla sürdürülebilirliği uydu sisteminin entegre edilmesiyle mümkündür. Böylelikle desteklerin yerini bulması, stratejik ürünlerde gerçek ekim alanı verilerine ulaşılması, sağlıklı programların oluşturulması mümkün olabilecektir. Uydu teknolojilerinin entegre edilmesiyle kazanılacak tecrübe ve oluşturulacak sistem bu ürünlerde gerçekçi üretim tahminine götürebileceği vurgusu yapılmıştır. Su kısıtı olan bölgelerde dörtlü ekim nöbetinde şekerpancarının üst üste olmamak kaydı ile en çok iki defa ekilmesi nematod zararı sebebiyle, patateste ise hastalık yoğunluğunu artıracağı bilimsel verileriyle çeliştiğinden dört yılda en çok bir yıl ekilmesi şeklinde düzenleme yapılmalıdır. Ayçiçeğinde ise Orabanş riski sebebiyle, aynı tarlaya üst, üste ekilmemesi zorunluğu getirilmelidir.</p>
<p>Stratejik olarak nitelendirilen her ürüne yeraltı su kısıtı olan havzalar bile olsa temel destek verilmesi, sistemin temeli açısından gereklilik olup, önemli olan ortaya konulan münavebe ilkelerine uyulmasıdır. Bu anlamda patates ve mısıra su kısıtı havzalarında hiçbir destek ödenmez kararı gözden geçirilmeli, ekim nöbeti ilkelerine uyulmak kaydı ile bu havzalarda en azından temel destek ödenmelidir. Yeraltı su kısıtı havzalarında mısırın üretimi ekim nöbeti uygulamaları ile kontrol edilmeli, bunun dışında bir bitki türünün mısırda olduğu gibi istenmeyen tür imajı oluşturulmamalıdır. Kaldı ki, artan karma yem üretimine bağlı olarak mısıra olan talep giderek artmakta ve mısır eksikliği arpaya ve düşük kalite buğdaya yönelimi artırdığından özellikle yetersiz üretimin olduğu yıllarda başka sorunları da tetiklediği göz önünde bulundurulmalıdır.”</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Hububatta sigorta zorunlu hale getirilmeli</span></h2>
<p>İklim değişikliğinin tarımsal üretim üzerindeki olumsuz etkilerinin her yıl değişken boyut ve şekillerde görülebileceği dikkate alınarak hububat tarımında TARSİM üzerinden sigortalanmasının zorunlu hale getirilmesinin belirli bir süreçte planlanması, buğday, arpa ve çavdarda uygulanan gelir koruma sigortasının, buğday, arpa, çavdar, yulaf ve tritikalede uygulanan köy bazlı verim sigortası ile Tekirdağ ilinde pilot olarak uygulanan parsel bazlı verim sigortasının yaygınlaştırılması üzerine programlı bir çalışma yapılması talebi de bildirgede yer aldı.</p>
<p><strong>Üretim 23 milyon tonu aşar mı?</strong></p>
<p>Ulusal Hububat Konseyi Kongresi’nin sonuç bildirisinde 2025 yılında 17,9 milyon ton olan buğday üretiminin 2026 üretim yılında 22 milyon 750 bin ton ile 23 milyon 250 bin ton arasında olacağı tahmini paylaşıldı.</p>
<p><strong>Hasat geç başlayacak</strong></p>
<p>Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürü Ahmet Güldal 2 Mayıs’ta yaptığı sosyal medya paylaşımında Çukurova’da buğdayın durumu hakkında şunları yazdı: “Ekinlerin bitki gelişimleri iyi ve sağlıklı, süt olum dönemi içerisinde. Mevsim şimdiye kadar hububatın lehine seyretti, verimin geçen yılların üzerinde olması bekleniyor. İklimin olumlu seyretmesi, bitki gelişiminin güçlü olması hasadın 7-10 gün geç başlayacağını gösteriyor.”</p>
<p>Ahmet Güldal Amik Ovası ile ilgili olarak ise ekinlerin gelişiminin iyi olduğunu, yağış fazlalığı nedeniyle yer yer sararmaların dikkat çektiğini belirterek yağışların sürmesi nedeniyle hasadın önceki yıllara göre iki hafta geç başlayacağını öngördüklerini belirtti.</p>
<p><strong>Buğday üretimindeki artışın nedenleri</strong></p>
<p>- Kuraklık nedeniyle 2025 yılında üretim son yılların en düşük seviyesinde gerçekleşti. <br />- Pamuk, mısır gibi ürünlerde artan maliyet ve su sorunu nedeniyle buğday ekimine yönelme oldu. <br />- Mısır ve pamuktaki fiyat düşüşü, yetersiz destekler buğday üretimini tetikledi. <br />- Toprak mahsulleri Ofisi’nin “alım garantisi” üreticiyi daha fazla buğdaya yönlendiriyor. <br />- Yaşlanan nüfus ve işçilik sorunu nedeniyle ekimi ve hasadı daha kolay olan buğday tercih ediliyor. <br />- Kuru alanda üretime en uygun ürün olması nedeniyle tercih ediliyor. <br />- Savaş, salgın hastalıklar, iklim krizi gibi küresel sorunlar buğdaya ilgiyi artırıyor. <br />- Lisanslı depo kapasitesinin artması ile özellikle büyük üretici buğdayını daha uzun süre stoklayabiliyor. <br />- Hükümetin planlı üretim politikası kapsamında su kısıtı nedeniyle alternatif ürünlere yönlendirmesi buğday ekimini cazip kılıyor. Mısır ekim alanları 2025 yılında 9,4 milyon hektar iken 2026’da 8,1 milyon hektara düştü. Buğday bu daralan alandan pay aldı.</p>
<p><strong>Buğday üreticisi ne istiyor?</strong></p>
<p>Buğday üretimini rekor seviyede artıran üretici öncelikle ürününün değerinde satın alınmasını istiyor. Bunun için Toprak Mahsulleri Ofisi’nin açıklayacağı alım fiyatı ve alım politikası büyük önem taşıyor. 2023 yılında randevu almakta zorlanan ve ürününü teslim etmekte büyük sıkıntılar yaşayan üretici benzer bir sorunun 2026’da yaşanmaması için önlemler alınmasını istiyor.</p>
<p>Üreticiler, özellikle Amerika Birleşik devletleri ile İsrail’in saldırısı ile başlayan İran savaşı nedeniyle artan maliyetlerin buğday alım fiyatına yansıtılmasını istiyor. Üretici 2025 sonbahar kış döneminde buğday ekti gübreyi o zaman kullandı denilerek gübredeki fiyat artışının dikkate alınmaması endişesini yaşayan üretici, mazot fiyatındaki artış nedeniyle hasat maliyetinin, taşıma maliyetinin arttığını ve bunların fiyata yansımasını istiyor. Üretim yüksek diye fiyatın düşük açıklanması bir yıl sonra buğdaydan da kaçışı hızlandırır.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"Türkiye’nin buğday üretimi %20 artacak"</span></h2>
<p>Amerika Tarım Bakanlığı (USDA), 8 Nisan 2026’da Türkiye’ye ilişkin olarak yayınladığı “Tahıl ve Yem Yıllığı” raporunda buğday ve arpa üretiminde rekor seviyeye ulaşılmasının beklendiği ifade edildi.</p>
<p>Sonbahar ve kış aylarındaki yağış koşullarındaki iyileşme nedeniyle, Türkiye’nin 2026/2027 pazarlama yılında buğday ve arpa üretiminde önemli yıllık artışlar beklendiği bilgisine yer verilen raporda, “Olumlu hava koşulları devam ederse, bazı sektör uzmanları bu iki kışlık ürünün üretiminin yeni rekorlar kırabileceğini tahmin ediyor. Buna karşılık, bazı çiftçilerin daha az su gerektiren ürünlere geçmesi nedeniyle mısır üretiminin belirgin şekilde düşmesi bekleniyor. Türkiye’nin un ihracatının yıllık olarak artması öngörülse de, ihracat henüz eski seviyelerine ulaşmadı” denildi.</p>
<p><strong>BUĞDAY ÜRETİM ALANI 150 BİN HEKTAR ARTTI </strong></p>
<p>Buğday üretimi ile ilgili olarak yapılan değerlendirmede özetle şu bilgilere yer verildi: “2026/2027 pazarlama yılı için hasat edilecek buğday alanının, bir önceki yıla göre 150 bin hektar artarak 7,45 milyon hektara ulaşması öngörülüyor. Sektör kaynaklarına göre, birçok çiftçi geçen sonbaharda, özellikle pamuk olmak üzere diğer sıra bitkilerine göre daha yüksek ve daha öngörülebilir getiri sağlayacağı beklentisiyle daha fazla kışlık buğday ekti. Bu genişleme, birçok çiftçinin pamuk ekiminden buğday ekimine geçtiği Güneydoğu Anadolu’da en belirgin şekilde görülecektir.</p>
<p>Geçen yıl yürürlüğe giren ve su kıtlığı çeken bölgelerde kuraklığa dayanıklı ürünlerin üretimini teşvik etmeyi amaçlayan hükümetin “Tarımsal Üretim Planı” da hasat edilen alanın öngörülen genişlemesine katkıda bulundu. Aynı zamanda, bu genişleme, çiftçilerin buğdaylarını Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO)’ne rekabetçi bir fiyata satabilecekleri beklentisine bağlıdır.</p>
<p>Çiftçilerin buğday ekimi kararlarını verirken dikkate aldıkları en önemli faktörlerden biri, ürünlerini TMO’ya satabilmesidir. TMO, piyasayı istikrara kavuşturmak ve çiftçiler için bir güvenlik ağı sağlamak amacıyla hükümet adına yerli ve ithal buğday ve diğer emtiaları satın almaktadır. 2026/2027 pazarlama yılı sezonunda, çiftçiler, hükümet tarafından işletilen kuruluşun, artan üretim maliyetleri karşısında buğday üreticilerinin ayakta kalmasına yardımcı olmak için özel sektör alıcılarından daha yüksek bir alım fiyatı sunması beklendiğinden, buğdaylarının mümkün olduğunca büyük bir kısmını TMO’ya satmakla ilgileneceklerdir.”</p>
<p><strong>ÜRETİMDE YÜZDE 20 ARTIŞ ÖNGÖRÜLÜYOR </strong></p>
<p>Amerika Tarım Bakanlığı’nın Türkiye’nin buğday üretimi ile ilgili yaptığı tahminler genellikle Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) yaptığı tahminden daha düşük oluyor. 2024 yılı için Türkiye İstatistik Kurumu’nun buğday üretim tahmini 20,8 milyon ton iken, Amerika Tarım Bakanlığı 19 milyon ton olarak açıklamıştı. 2025 yılında TÜİK buğday rekoltesini 17,9 milyon ton açıklarken, Amerika Tarım Bakanlığı 16,3 milyon ton olarak ilan etti. Amerika Tarım Bakanlığı’nın tahminlerini bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Son olarak 8 Nisan’da yayınladığı raporda Türkiye’nin 2026-2027 sezonu buğday üretim tahminini 19,8 milyon ton olarak açıklayan Amerika Tarım Bakanlığı’nın değerlendirmesi özetle şöyle:</p>
<p>“Beklenen hasat alanındaki genişleme ve elverişli hava koşullarından kaynaklanan verim artışına paralel olarak, 2026/2027 hasat yılı buğday üretiminin bir önceki yıla göre yüzde 20 artarak 19,8 milyon ton ile rekor seviyedeki ikinci en yüksek miktara ulaşması öngörülüyor. Bazı sektör uzmanları, Mart-Mayıs aylarındaki bahar yağmurlarının elverişli olması durumunda üretimin daha da yükselebileceğine ve hatta 21 milyon tonluk önceki rekoru aşabileceğine inanıyor. Ülkenin buğdayının (ve arpasının) yüzde 80’inin kuru tarım yapılan alanlarda yetiştirilmesi nedeniyle, yeterli ve zamanında yağmur, genel üretim için kritik öneme sahiptir.”</p>
<p><strong>GÜBREDEKİ YÜZDE 25 FİYAT ARTIŞI MALİYETLERİ ARTIRDI </strong></p>
<p>Orta Doğu’daki karışıklık, Mart ayında gübre ve yakıt fiyatlarının bir önceki aya göre yaklaşık yüzde 25 artmasına neden olduğu belirtilen raporda, “Türkiye’nin gübresinin büyük bir kısmının ithal edilmesi nedeniyle potansiyel gübre kıtlığı endişeleri de vardı. Bu endişeleri gidermek için, Tarım ve Orman Bakanı, çiftçilere ülkenin 2026/2027 hasat yılı için yeterli gübre stoğuna sahip olduğu konusunda güvence veren çeşitli kamuoyu açıklamaları yaptı. Aynı zamanda, yerel gübre fiyatlarındaki yukarı yönlü baskıyı azaltmak için Türk hükümeti, ithal üre üzerindeki yüzde 6,5’lik gümrük vergisini kaldırdı, üre ihracatını yasakladı ve amonyum nitrat gübresine yönelik yasağı Mayıs ayı sonuna kadar geçici olarak askıya aldı. Hükümet, yükselen yakıt fiyatlarını dengelemek için ek bir destek açıklamamış olsa da, bazı kaynaklar hükümetin sonunda müdahale edeceğini öngörüyor” bilgisine yer verildi.</p>
<p><strong>BUĞDAY İTHALATI 6,5 MİLYON TON OLACAK </strong></p>
<p>Amerika Tarım Bakanlığı Türkiye’nin 2026/2027 pazarlama yılı için buğday ithalatının 6,5 milyon ton olarak tahmin edildiğini belirterek: “Bu, bir önceki yıla göre 700 bin tonluk bir düşüş anlamına geliyor ve hükümetin birkaç yıl önceki rekor buğday hasadından sonra yaptığı gibi ithalat kısıtlamaları uygulamayacağı varsayımına dayanıyor. 2026/2027 pazarlama yılında beklenen rekor seviyeye yakın hasatla birlikte, Türkiye’nin iç tüketim için buğday ithal etmesine gerek kalmayacak, ancak ülkenin un ihracat işini desteklemek için Dahilde İşleme Rejimi (DİR) kapsamında öğütmelik buğday ithal etmeye devam edecektir. Ancak, DİR kapsamında buğday ithalat hacimlerinin birkaç yıl önceki seviyelerine tam olarak geri dönmesi beklenmiyor; bu da Türkiye’nin un ihracatının 2026/2027 pazarlama yılında eski konumuna ulaşamayacağını gösteriyor."</p>
<p><strong>İHRACATIN 6,5 MİLYON TON OLMASI BEKLENİYOR </strong></p>
<p>2026/27 pazarlama yılında buğday ihracatının yıllık bazda hafif bir artışla 6,5 milyon tona ulaşması öngörüldüğü belirtilen raporda, un ihracatçılarının Afrika ve Orta Doğu’daki önemli ihracat pazarlarında kaybettikleri pazar payını geri kazanmakta zorlanmaya devam ettikleri için ihracat hacimleri üçüncü yıl üst üste 2023/2024 pazarlama yılı seviyelerinin gerisinde kalmaya devam edeceği ifade ediliyor. Rapora göre, bu tahmin, hükümetin un olarak işlenip yeniden ihraç edilmek üzere buğday ithalatına kısıtlamalar getirmeyeceği varsayımına dayanmaktadır. Rapora göre, 2025/2026 pazarlama yılı buğday ihracat tahmininin, yıllık bazda yaklaşık 850 bin ton azalarak 6,3 milyon tona düşmesi ve neredeyse 10 yılın en düşük seviyesine gerilemesi beklenmektedir. Bu tahmin, çeşitli faktörlere dayanmaktadır: ihracat için mevcut arzın azalması nedeniyle durum buğdayı ihracatında yavaşlama; Irak’ın Türk ununa olan talebinde keskin bir düşüş; Hükümetin 2024/2025 pazarlama yılında yerli buğday stoklarını eritmek için DİR kapsamında buğday ithalatını askıya almasının ardından, geleneksel un ihracat pazarlarında pazar payını geri kazanmada devam eden zorluklar yaşandı.</p>
<p><strong>UN İHRACATI DÜŞERKEN MAKARNA İHRACATI SABİT KALACAK </strong></p>
<p>2025/2026 pazarlama yılının Haziran-Ocak döneminde un ihracatı, bir önceki yıla göre yüzde 3 düşüşle 2,2 milyon ton buğday eşdeğerine geriledi. Irak’a yapılan ihracat düşmüş olsa da, Irak hala Türk un ihracatının en önemli destinasyonu olmaya devam ediyor, onu Suriye ve Somali takip ediyor. Un ihracatındaki sürekli düşüşe rağmen, Türk un endüstrisi için Suriye, Endonezya ve Gana gibi seçilmiş pazarlara yapılan ihracatın artmasıyla bazı olumlu gelişmeler yaşandı.</p>
<p>Rapora göre son 5 yılda, Türk makarna ihracatı yaklaşık 1,8 milyon ton buğday eşdeğeri seviyesinde istikrarlı kaldı. Makarnanın Afrika ülkeleri için daha uygun fiyatlı hale getirilmesine yardımcı olmak için, bazı Afrikalı alıcılar Türk makarna üreticilerinden durum buğdayının bir kısmını daha ucuz öğütme buğdayıyla değiştirmelerini talep ediyor. 2025/2026 pazarlama yılı Haziran-Ocak döneminde makarna ihracatı yaklaşık 1,25 milyon ton (ağırlıklı ortalama) olarak gerçekleşti ve bir önceki yılın aynı dönemine göre neredeyse değişmedi. Başlıca ihracat yapılan ülkeler Somali (118.000 ton), Gana (103.000 ton) ve Togo (70.000 ton) oldu.</p>
<p><strong>BUĞDAY STOĞUNUN 3,5 MİLYON TON OLMASI ÖNGÖRÜLÜYOR </strong></p>
<p>Amerika Tarım Bakanlığı’nın Tahıl ve Yem Raporu’na göre Türkiye’nin 2026/2027 pazarlama yılı için buğday stoklarının, neredeyse rekor seviyede bir buğday hasadının ardından TMO’nun daha fazla stok tutacağı varsayımına dayanarak, yıllık bazda önemli ölçüde daha yüksek, yaklaşık 3,5 milyon ton olarak tahmin ediliyor. Tahmin edilen stoklar, Türkiye’nin yaklaşık iki aylık buğday tüketim ihtiyacını temsil ediyor.</p>
<p>2025/2026 pazarlama yılı sonu buğday stok seviyelerinin 2,5 milyon ton olarak tahmin edildiği belirtiliyor. TMO, yerli buğdayın önde gelen alıcılarından biri olduğu ve fazla stokları tasfiye etme konusunda aynı ekonomik baskıya maruz kalmadığı için ülkenin buğday stoklarının çoğunu elinde tutuyor. Buna karşılık, özel sektör, mevcut ekonomik koşullar göz önüne alındığında daha yüksek getiri sağlayan finansal varlıklara yatırım yaparak daha fazla para kazanabilecekleri için stoklarını mümkün olduğunca düşük tutmayı tercih ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bugdayda-rekor-rekolte-sinavi-78755</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/5/1280x720/bugday-1778127295.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Buğdayda rekor rekolte sınavı! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yandex-mapsin-toplu-tasima-navigasyonu-turkiyede-devrede-78748</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 18:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yandex Maps&#039;in toplu taşıma navigasyonu kullanıma sunuldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yandex Maps, Türkiye'de durak bildirimleri ve seyahatlerde canlı yönlendirme yapan toplu taşıma navigasyon özelliklerini kullanıma sundu.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, uygulama, rota göstermenin yanı sıra yolculuk boyunca gerçek zamanlı yönlendirme yaparak kullanıcıların doğru durağa yürümesine, uygun taşıta binmesine ve ne zaman ineceğini bilmesine yardımcı oluyor.</p>
<p>Metro, otobüs, tramvay ve feribot gibi farklı ulaşım türlerinde, özellikle aktarmalı ve bilinmeyen güzergahlarda yolculukları takip etmeyi kolaylaştıran özellik, araç navigasyonuna benzer şekilde çalışan sistemiyle kullanıcının konumunu takip ederek, seçilen rotayla eşleştiriyor. Böylece uygulama, yolculuğun canlı ilerleyişini gösterebiliyor ve uygun yönlendirmeleri yapabiliyor.</p>
<p>Yolculuk durumu arka planda ve kilit ekranında görüntülenebilirken, yolculuğa başlamak için kullanıcıların varış noktalarını girmesi, uygun rotayı seçmesi ve "Git" butonuna dokunması yeterli oluyor. Kullanıcılar rota detayları bölümünden yolculuğu inceleyebiliyor ve gerektiğinde etaplar arasında manuel geçiş yapabiliyor.</p>
<p>Rota bilgilerinin yolculuk başlamadan önce sunulmasıyla alternatifler karşılaştırılarak önceden planlama yapılabiliyor. Hangi çıkışın kullanılacağı, nerede aktarma yapılacağı ya da bir sonraki otobüs veya vapurun geliş zamanı gibi detaylar da sefer öncesinde öğrenilebiliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yandex-mapsin-toplu-tasima-navigasyonu-turkiyede-devrede-78748</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/3/1280x720/yandex-1772800287.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yandex Maps, Türkiye&#039;de durak bildirimleri ve seyahatlerde canlı yönlendirme yapan toplu taşıma navigasyon özelliklerini kullanıma sunduğunu duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/uraloglu-turkiye-jet-yakiti-ihrac-eden-ulkelerden-biri-78747</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 17:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uraloğlu: Türkiye, jet yakıtı ihraç eden ülkelerden biri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Almanya'nın Leipzig kentinde düzenlenen Uluslararası Ulaştırma Forumu'nda (ITF) Türkiye'yi temsil eden Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.</p>
<p>Uraloğlu, ITF'nin, 60'tan fazla ülkenin, Avrupa'nın neredeyse tamamının üye olduğu bir kuruluş olduğunu ifade etti.</p>
<p>İkili görüşmelerin yoğun şekilde yapıldığını belirten Uraloğlu, "Biz Alman meslektaşım ve birçok ülke meslektaşıyla da ikili görüşmeler yapacağız. Bu forumun, Orta Doğu'daki kriz süreciyle beraber, esasında onun aynı zamanda veya devamında gündeme gelmiş olması ulaştırma koridorlarının ne kadar önemli ve kıymetli olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Artık Türkiye'nin merkezinde olduğu Orta Koridoru, Kalkınma Yolu Koridoru'nu, Üç Deniz Girişimi'ni daha yoğun konuştuğumuz bir süreç içerisindeyiz. Burada da yine iki gün boyunca muhataplarımızla beraber hem teknik seviyede hem de bakanlar seviyesinde inşallah bunları karşılıklı konuşup değerlendirmiş olacağız." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Kara yolundan demir yoluna, havacılığa, denizciliğe kadar birçok yatırım yaptık"</strong></p>
<p>Türkiye'nin ulaştırmada çağ atlamış bir ülke olduğunu dile getiren Bakan Uraloğlu, "Kara yolundan demir yoluna, havacılığa, denizciliğe kadar birçok yatırım yaptık. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı olarak AK Parti hükümetlerimizin döneminde 23 yılda Cumhurbaşkanı'mızın liderliğinde 355 milyar dolarlık yatırım yaptık. Türkiye gibi bir ülke için gerçekten çok çok iyi bir rakam. Altyapımızı güçlendirdik. Sadece olağan zamanlarda değil, olağanüstü kriz zamanlarında da aksamama noktasında her türlü adımı attık, yatırımı yaptık." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Uraloğlu, uçak yakıtlarına ilişkin soruya yönelik, şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye jet yakıtı ihraç eden ülkelerden bir tanesi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımızla gerekli koordinasyon içerisindeyiz. Ülkemizde böyle bir problem olmadığını net bir şekilde söyleyebilirim."</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/uraloglu-turkiye-jet-yakiti-ihrac-eden-ulkelerden-biri-78747</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/7/1280x720/uraloglu-1778079751.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakan Uraloğlu, &quot;Artık Türkiye&#039;nin merkezinde olduğu Orta Koridoru, Kalkınma Yolu Koridoru&#039;nu, Üç Deniz Girişimi&#039;ni daha yoğun konuştuğumuz bir süreç içerisindeyiz.&quot; dedi. Uraloğlu, &quot;Türkiye, jet yakıtı ihraç eden ülkelerden bir tanesi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımızla gerekli koordinasyon içerisindeyiz. Ülkemizde böyle bir problem olmadığını net bir şekilde söyleyebilirim.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakan-bolat-savunma-sanayisinde-100-milyar-dolarlik-proje-stoku-var-78746</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 17:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Bolat: Savunma sanayisinde 100 milyar dolarlık proje stoku var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>SAHA İstanbul tarafından İstanbul Fuar Merkezi'nde düzenlenen "SAHA 2026 Uluslararası Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayi Fuarı" devam ediyor.</p>
<p>Etkinliği ziyaret eden Ticaret Bakanı Ömer Bolat, alandaki incelemelerinin ardından Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TUSAŞ) standında gazetecilere yaptığı açıklamada, SAHA 2026'nın Türkiye'nin sanayi ve teknoloji alanındaki en gelişmiş fuarlarının başında geldiğini söyledi.</p>
<p>Burada Türkiye'nin sanayide, teknolojide, bilimde ve telekomünikasyonda en zengin ve en iyi ürünlerinin tanıtıldığını dile getiren Bolat, etkinliğin Ticaret Bakanlığı tarafından desteklenen prestijli fuar statüsünde olduğunu bildirdi.</p>
<p>Bolat, 100 bin metrekarelik fuar alanının tamamının dolu olduğunu, yurt dışından 8 bin profesyonel ziyaretçinin kayıt yaptırdığını, 100'den fazla heyetin alım görüşmeleri gerçekleştirdiğini kaydederek, "10 milyar doların üzerinde bir sözleşme imzalanması bekleniyor firmalarımız tarafından. Türk sanayisi, savunma sanayisi ve havacılık endüstrisi için çok değerli bir fuar." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Savunma sanayisinde 100 milyar dolarlık proje stoku var"</strong></p>
<p>Bakan Bolat, fuarın Türk savunma sanayisindeki yerlileşme oranına ve bu alanda ekosistem oluşmasına sağladığı katkıdan bahsederek, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"(Savunma ve havacılık ihracatında) Türkiye son 20 yılda, 248 milyon dolardan 10 milyar 50 milyon dolara geçen yıl itibarıyla çıktı. Bu yıl da ilk 4 ayda yüzde 28 artışımız var. 2,8 milyar doları aştık. Geçen yıl ilk defa 10 milyar dolar ihracat barajını aşmıştık. Bu ihracat birçok firma tarafından gerçekleştiriliyor. Ana kütledeki büyük marka kuruluşlarımız altta binlerce firmaya ürün yaptırıyor. Türkiye'de toplam 3 bin 500 firma savunma ve havacılık endüstrisinde kurulu. 100 bine yakın yüksek donanımlı, vasıflı iş gücü, AR-GE personeli var. Bu anlamda Türkiye, yurt dışından yurt içine beyin göçü sağlıyor. Özellikle de 100 milyar dolarlık bir proje stoku var savunma sanayisinde icraatta. Ülkemize, milli gelirimize 20 milyar dolarlık katkı sağlayan bir sektörden bahsediyoruz."</p>
<p><strong>"Yurt dışından büyük bir ilgi var"</strong></p>
<p>Ticaret Bakanı Bolat, Türk savunma ve havacılık ürünlerine yurt dışından büyük bir istek ve ilgi bulunduğunu belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Az önce Kanadalı Tedarik Bakanı (Kanada'nın Tedarikten Sorumlu Devlet Bakanı Stephen Fuhr) ile görüştüm. Güçlü bir heyetle buraya geldiklerini söylediler. Türkiye ile savunma ve havacılık alanında mutlaka hem hükümet düzeyinde hem de firmalar düzeyinde işbirliğini artırmak için buraya geldiğini ifade etti. Diğer batılı, kuzeyli, güneyli, doğulu birçok ülkeden askeri yetkililer, tedarik yöneticileri, uzmanlar burada. Herkes burada çok memnun, çok büyük bir katılım var. Vatandaşlarımızın da bu fuara katılmaları ve ülkemizin sanayide geldiği çok ileri, güçlü seviyeyi görmeleri onları gururlandıracaktır."</p>
<p>Bolat, kendilerinin de Ticaret Bakanlığı olarak savunma ve havacılık ihracatının artması için ilgili şirketlerle çeşitli destek mekanizmaları ve projelerde bir araya geldiklerini ve her türlü desteği sağladıklarını belirterek, bu alanda sunulan teşvik ve desteklere ilişkin detayları paylaştı.</p>
<p><strong>"Roket, füze ve akıllı mühimmatta 3,7 milyar dolarlık ihracat yaptık"</strong></p>
<p>Bakan Bolat, Türkiye'nin geçen yıl roket, füze ve akıllı mühimmatta 3,7 milyar dolar, insansız hava araçlarında ise 2,1 milyar dolarlık ihracat yaptığını kaydederek, kara ulaştırma araçları sektöründe de güçlü olduklarını söyledi.</p>
<p>Bunun yanı sıra hava savunma sistemleri ve Çelik Kubbe benzeri sistemler gibi birçok alanda ilerlediklerini dile getiren Bolat, "Türkiye'de hem güçlü bir müteşebbis kabiliyeti var hem de teknolojiye, inovasyona yatkın bir genç nesil ve müteşebbis grubu var. Bunları doğru politikalarla, tedbirlerle ve istikrarlı, güçlü bir yönetimle bir araya getirdiğimizde işte ortaya bu muazzam eserler çıkıyor." ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakan-bolat-savunma-sanayisinde-100-milyar-dolarlik-proje-stoku-var-78746</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/6/1280x720/bakan-bolat-1778079083.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SAHA 2026&#039;yı ziyaret eden Ticaret Bakanı Bolat, savunma ve havacılık ihracatı hakkında, &quot;Türkiye son 20 yılda, 248 milyon dolardan 10 milyar 50 milyon dolara geçen yıl itibarıyla çıktı. Bu yıl da ilk 4 ayda yüzde 28 artışımız var. 2,8 milyar doları aştık. Geçen yıl ilk defa 10 milyar dolar ihracat barajını aşmıştık. Bu ihracat birçok firma tarafından gerçekleştiriliyor. Ana kütledeki büyük marka kuruluşlarımız altta binlerce firmaya ürün yaptırıyor. Türkiye&#039;de toplam 3 bin 500 firma savunma ve havacılık endüstrisinde kurulu. 100 bine yakın yüksek donanımlı, vasıflı iş gücü, AR-GE personeli var. Bu anlamda Türkiye, yurt dışından yurt içine beyin göçü sağlıyor. Özellikle de 100 milyar dolarlık bir proje stoku var savunma sanayisinde icraatta. Ülkemize, milli gelirimize 20 milyar dolarlık katkı sağlayan bir sektörden bahsediyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ysknin-yeni-baskani-serdar-mutta-78745</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 17:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> YSK&#039;nin yeni Başkanı Serdar Mutta</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanlığına Serdar Mutta seçildi.</p>
<p>Başkan Ahmet Yener dahil 6 üyenin görev sürelerinin dolması üzerine YSK üyeliğine Yargıtay'dan Mehmet Arı, İhsan Kamil Akçadırcı ve Nurullah Bodur, Danıştay'dan ise Hamdi Şenler, Yunus Emre Sılay ile Nedret Engin seçildi.</p>
<p>Bu kapsamda YSK'de yeni üyeler için yemin töreni ve ardından başkanlık seçimi gerçekleştirildi.</p>
<p>Törende konuşan Yener, Türkiye Yüzyılı'nın ilk seçimlerinin mevcut Kurul üyeleriyle yapıldığını, görev süreleri içindeki seçim süreçlerinin başarıyla tamamlandığını ifade etti.</p>
<p>Yener, yeni seçilen üyelere başarı dileğinde bulundu.</p>
<p>Kapalı gerçekleştirilen törende YSK'nin yeni üyeleri yemin ederek, resmen görevlerine başladı.</p>
<p><strong>"Şeffaf yürütülmesine gayret sarf edeceğiz"</strong></p>
<p>YSK'nin yeni başkanını belirlemek için yapılan seçimde ise 11 üyenin salt çoğunluğunun oyunu alan Serdar Mutta, YSK Başkanlığına seçildi.</p>
<p>YSK Başkanvekilli ise İsmail Kalender oldu.</p>
<p>Seçimin sonuçlanmasının ardından Mutta, YSK önünde yaptığı açıklamada, görevleri sona eren Yener ve diğer üyelere hizmetleri için teşekkür ederek, yeni seçilen üyelere başarılar diledi.</p>
<p>YSK'nin kendine verilen görevleri tam bir bağımsızlık ve tarafsızlıkla yerine getirdiğini kaydeden Mutta, "Tüm seçim süreçlerinin, seçimlerin başlangıcından sonuna kadar hukuk dairesinde, şeffaf bir şekilde yürütülmesi için elimizden gelen bütün gayreti sarf edeceğiz." dedi.</p>
<p><strong>Mutta'nın öz geçmişi</strong></p>
<p>Serdar Mutta, 1974'te Hatay Kırıkhan'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1995'te mezun olan Mutta, İstanbul Beyoğlu'nda hakim adayı olarak mesleğe başladı.</p>
<p>Mutta, Sırasıyla Hüyük, Uzundere, Türkoğlu hakimlikleri ile Adalet Müfettişliği, Adalet Bakanlığı Personel Daire Başkanlığı, İcra ve İflas Hizmetleri Daire Başkanlığı, HSYK Genel Sekreter Yardımcılığı ve Adalet Bakanlığı Yüksek Müşavirliği görevlerinde bulundu.</p>
<p>Yargıtay üyeliğine 2018'de seçilen Mutta, 2023'te YSK üyeliğine seçilmişti.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ysknin-yeni-baskani-serdar-mutta-78745</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/5/1280x720/serdar-mutta-1778077274.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ahmet Yener&#039;in görev süresinin dolması nedeniyle yapılan oylamada YSK Başkanlığına Serdar Mutta seçildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/denizli-osbde-yesil-ve-surdurulebilir-sanayi-programi-basladi-78740</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 16:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Denizli OSB’de &#039;Yeşil ve Sürdürülebilir Sanayi&#039; programı başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/DENİZLİ</strong></p>
<p>Denizli Organize Sanayi Bölgesi Müdürlüğü’nün, bölgenin rekabet gücünü artırmak ve küresel pazarlardaki konumunu güçlendirmek amacıyla hazırladığı “Yeşil ve Sürdürülebilir Sanayi” eğitim ve danışmanlık programı başladı.</p>
<p>Tüm dünyayı etkisi altına alan yeşil dönüşüm sürecinin sanayi açısından yalnızca çevresel bir zorunluluk değil, aynı zamanda önemli bir ekonomik fırsat ve sürdürülebilir büyümenin temel anahtarı olduğu vurgusuyla hayata geçirilen program, DCUBE Döngüsel Ekonomi Danışmanlık ve Sürdürülebilirlik Ticaret A.Ş. iş birliğiyle ve GEKA Teknik Destek Programı kapsamında hazırlandı.<br />Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) gibi uluslararası düzenlemelerin ihracata doğrudan etki edeceği bu kritik süreçte firmaların dönüşüme hazır hale gelmesini amaçlayan program; sanayicilere rehberlik etmeyi, riskleri fırsata dönüştürmelerini sağlamayı ve yeşil finansman kaynaklarına erişimlerini kolaylaştırmayı hedefliyor.</p>
<p><strong>“Uluslararası rekabette güçlü kalmalıyız”</strong></p>
<p>Eğitimin açılış konuşmasını gerçekleştiren Prof. Dr. Ersan Öz konuşmasında, yeşil dönüşümün artık bir tercih değil zorunluluk haline geldiğine dikkat çekerek, “Sanayi ve üniversite iş birliğinin bu süreçte kritik bir rolü bulunuyor. Sürdürülebilirlik odaklı çalışmalarla hem çevresel sorumluluklarımızı yerine getirmeli hem de uluslararası rekabette güçlü kalmalıyız. Bu tür eğitim programları, firmalarımızın bilgi ve farkındalık düzeyini artırarak dönüşüm sürecini hızlandıracaktır” dedi.</p>
<p><strong>“Yeşil dönüşüm sürecinde hızlı aksiyon alabilen firmalarımız rekabette öne çıkacak”</strong></p>
<p>Denizli OSB Başkanı Selim Yaymanoğlu, Denizli sanayisinin geleceğe hazırlanması adına önemli bir adım attıklarını belirterek, “Yeşil dönüşüm sürecini doğru okuyabilen ve bu alanda hızlı aksiyon alabilen firmalarımız rekabette öne çıkacaktır. Bizler de Denizli OSB Yönetimi olarak sanayicilerimizin bu sürece uyum sağlamaları için her türlü desteği vermeye devam ediyoruz. Bu programın Bölgemiz için önemli kazanımlar sağlayacağına inanıyoruz” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/denizli-osbde-yesil-ve-surdurulebilir-sanayi-programi-basladi-78740</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/0/1280x720/denizli-osbde-yesil-ve-surdurulebilir-sanayi-programi-basladi-1778073337.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Denizli OSB’nin başlattığı “Yeşil ve Sürdürülebilir Sanayi” programıyla, firmaların Avrupa Yeşil Mutabakatı sürecine uyum sağlanması hedefleniyor. Eğitimlerle sanayicilerin rekabet gücünün artırılması ve yeşil finansmana erişimin kolaylaştırılması amaçlanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esiad-sanayide-yapisal-donusum-cagrisi-yapti-78739</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 16:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> ESİAD&#039;dan sanayide yapısal dönüşüm çağrısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ESİAD), sanayinin mevcut durumunu analiz etmek ve geleceğe yönelik yol haritasını belirlemek amacıyla "Sanayi Çalıştayı" düzenledi.</p>
<p>Yaşar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Levent Kandiller’in moderatörlüğünde bir araya gelen sanayiciler; ekonomiden eğitime, hammadde sorunundan dijitalleşmeye kadar pek çok alanda çözüm yollarını tartıştı. Çalıştayda ortaya konan tüm değerlendirme ve öneriler, Haziran ayında Ankara’da gerçekleştirilecek temaslarda ilgili kurum ve karar vericilerle paylaşılacak.</p>
<p>Dernek merkezinde düzenlenen çalıştayın açılışında konuşan ESİAD Yönetim Kurulu Başkanı Sibel Zorlu, sanayide yaşanan sorunların yapısal niteliğine dikkat çekerek, “Sanayimizin bugün içinde bulunduğu tabloyu doğru analiz etmek ve önümüzdeki döneme daha sağlam bir perspektifle hazırlanmak amacıyla bu çalıştayı gerçekleştirdik. Çünkü artık yalnızca mevcut sorunları tespit etmek yeterli değil; bu sorunlara karşı nasıl bir yol izleyeceğimizi de netleştirmemiz gerekiyor. Türkiye’de sanayinin milli gelir içindeki payı hâlâ arzu ettiğimiz seviyede değil. İzmir bu anlamda daha iyi bir performans gösterse de rekabetin bu kadar sertleştiği bir dönemde bunun yeterli olduğunu söylemek mümkün değil. Sanayide hem ölçek hem de katma değer açısından daha ileri gitmek zorundayız. Bugün sanayicinin en temel ihtiyacı öngörülebilirlik. Yüksek enflasyon ve küresel konjonktürdeki gelişmeler maliyetlerimizi doğrudan etkiliyor, finansmana erişimde yaşanan zorluklar ise yatırım kararlarını sınırlıyor. Nitekim son dönemde yatırım iştahında belirgin bir yavaşlama olduğunu sahada net şekilde gözlemliyoruz. Yatırımların ivme kazanabilmesi için finansmana erişimi kolaylaştıracak mekanizmaların güçlendirilmesi, hammaddede dışa bağımlılığı azaltacak politikaların hayata geçirilmesi ve uzun vadeli, koordinasyonu güçlü bir sanayi vizyonunun yeniden tesis edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.”</p>
<p>İnsan kaynağının önemine de vurgu yapan Zorlu, "Gelecek, teknolojiyle nitelikli insanı doğru harmanlayanların olacak. Sanayiyle iç içe bir eğitim reformu artık kaçınılmazdır. Hedefimiz, sadece üretmek değil, katma değeri yüksek, yeşil dönüşümünü tamamlamış ve dijital dünyada söz sahibi bir Türk sanayisi inşa etmek olmalıdır" dedi.</p>
<p><strong>“Veriyi doğru kullanarak süreçleri yeniden tasarlamak gerekiyor”</strong></p>
<p>Güncel sorunların hem dışsal hem de içsel perspektiflerle ele alındığı çalıştayın moderatörlüğünü üstlenen Yaşar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Levent Kandiller, işletmelerin iç operasyonel süreçlerine dair kritik uyarılarda bulundu. Kandiller, "Bugün sanayicilerimizin karşı karşıya olduğu maliyet baskısı, işletme içi süreçlerin yeniden ele alınmasını zorunlu kılıyor. Artık verimlilik, sadece maliyetleri kısmakla ilgili bir konu değil; veriyi doğru kullanarak süreçleri yeniden tasarlamakla ilgili bir dönüşüm alanı. Bu noktada dijitalleşme ve yapay zeka teknolojileri belirleyici bir rol oynuyor. Bu iş birliklerinin daha yapısal, daha sonuç odaklı ve daha doğrudan temas içeren bir modele evrilmesi gerekiyor” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esiad-sanayide-yapisal-donusum-cagrisi-yapti-78739</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/9/1280x720/esiad-sanayide-yapisal-donusum-cagrisi-yapti-1778073119.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ESİAD’ın düzenlediği Sanayi Çalıştayı’nda sanayiciler; yüksek maliyet baskısı, finansmana erişim ve nitelikli iş gücü sorunlarına dikkat çekti. Çalıştaydan çıkan öneriler, Ankara’da karar vericilerle paylaşılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kariyer-basamaklari-kutahya-osbde-anlatildi-78735</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 15:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kütahya OSB&#039;de üniversite öğrencilerine yönelik kariyer semineri düzenlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KÜTAHYA</strong></p>
<p>Kütahya Organize Sanayi Bölgesi ile Kütahya Dumlupınar Üniversitesi arasında imzalanan sanayi–üniversite iş birliği protokolü kapsamında gerçekleştirilen eğitim ve kariyer odaklı faaliyetler devam ediyor.</p>
<p>Öğrencilerin iş dünyasını daha yakından tanımaları, sektör temsilcileriyle bir araya gelmeleri ve kariyer planlamalarına katkı sağlanması amacıyla düzenlenen programlar kapsamında üniversite öğrencileri, Kütahya Organize Sanayi Bölgesi Bölge Müdürlüğü’nde gerçekleştirilen seminere katıldı.</p>
<p>Gerçekleştirilen seminerde, Kütahya OSB Bölge Müdürü Tunahan ERGİN öğrencilerle bir araya gelerek iş yaşamı, kariyer planlaması, sanayideki dönüşüm süreci ve profesyonel hayatta dikkat edilmesi gereken konular hakkında önemli bilgiler paylaştı. Kendi kariyer yolculuğundan da örnekler veren Ergin, öğrencilerin mesleki gelişim süreçlerinde kendilerini sürekli geliştirmelerinin önemine dikkat çekti.</p>
<p>Seminer boyunca öğrenciler; sanayi sektörünün beklentileri, iş disiplininin önemi, iletişim becerileri, kariyer basamaklarında karşılaşılabilecek süreçler ve üniversite döneminde edinilmesi gereken yetkinlikler hakkında kapsamlı bilgiler edinme fırsatı buldu. Program sonunda öğrenciler merak ettikleri soruları yönelterek sektör ve iş hayatına dair deneyim paylaşımında bulundu. Kütahya OSB yetkilileri tarafından yapılan değerlendirmede ise sanayi–üniversite iş birliklerinin gençlerin kariyer gelişiminde önemli bir rol üstlendiği belirtilerek, öğrencilerin üretim dünyasıyla daha fazla temas kurmasını sağlayacak faaliyetlerin önümüzdeki süreçte de sürdürüleceği ifade edildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kariyer-basamaklari-kutahya-osbde-anlatildi-78735</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/5/1280x720/kutahya-osbde-universite-ogrencilerine-yonelik-kariyer-semineri-duzenlendi-1778069861.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kütahya OSB ve Dumlupınar Üniversitesi arasındaki sanayi–üniversite iş birliği protokolü kapsamında düzenlenen seminerde, üniversite öğrencileri üretim dünyası ve iş hayatının dinamikleriyle buluştu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bati-akdeniz-ihracatinda-psikolojik-esik-5-gun-daha-erken-asildi-78734</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 15:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> BAİB Başkanı Can: Kaybedilen pazarı yeniden kazanmak çok zor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Batı Akdeniz ihracatında 1 milyar dolarlık psikolojik eşiğin geçen yıla göre 5 gün daha erken aşıldığı bildirildi. </p>
<p>Batı Akdeniz İhracatçılar Birliğinin (BAİB) yeni Başkanı Mehmet Ali Can ve yönetim kurulu üyeleri 2026 yılı Nisan ayı ihracat rakamlarını açıkladı.</p>
<p>Nisan ayında Batı Akdeniz ihracatının geçen yılın aynı ayına göre yüzde 8,2 artarak 258 milyon dolara ulaştığını belirten Can, bölge için psikolojik eşik olan 1 milyar dolarlık ihracat rakamlarına 4 Mayıs itibariyle geçen yıla göre 5 gün daha erken ulaşıldığını, bunun da sevindirici olduğunu söyledi.</p>
<p>Batı Akdeniz’den 1 Ocak- 4 Mayıs döneminde ihracatın 1 milyar doları aştığına dikkat çeken Can, şunları kaydetti.</p>
<p>‘’Geçen yıla göre bölgemiz ihracatı 1 milyar dolar rakamına aştı.  Yılbaşından bu güne bölgemizden bin 664 firmamız 160 ülke ve bölgeye ihracat gerçekleştirdi. 1 Ocak - 4 Mayıs 2026 dönemine kadar bölge ihracatımız toplamda yüzde 3,85 arttı. Yaş meyve sebze ve doğal taş ağırlıklı maden ve metaller sektörümüz bu dönemde 520 milyon dolar ihracatla toplam ihracatımızın yarısını gerçekleştirdi.’’</p>
<p>Meyve sebze ihracatının yüzde 12,76 artarak 366,2 milyon dolar girdisi sağlandığını anlatan Can, ‘’Maden ve metaller yüzde 2,23 artış ile 154,1 milyon dolar ihracat sağlayan ikinci sektör oldu. En fazla ihracat gerçekleştirilen ilk 20 ülkenin 11’i Avrupa, 5’i Asya, 2’si Ortadoğu ve kuzey Afrika bölgesinde, 1’i Amerika kıtasında, 1’i de Akdeniz’de KKTC’’ dedi.</p>
<p><strong>En fazla biber ihraç edildi</strong></p>
<p>BAİB Başkanı Can, 1 Ocak – 4 Mayıs tarihleri arasında yüzde 37,3 artış ve 145,8 milyon dolar döviz girdisi ile en fazla ihracatın biberde gerçekleştirildiğini bildirdi. Can, biberi 110,2 milyon dolar ile mermer,  yüzde 2,8 düşüşe rağmen 105 milyon dolarlık ihracatla domates ürünlerinin izlediğini kaydetti.</p>
<p><strong>Mayıs ihracatı düşük olabilir</strong></p>
<p>Geçen yıl yaşanan zirai don ve doğal afetler nedeniyle ihraç edilen domates miktarında yüzde 32 düşüş yaşandığına dikkat çeken Mehmet Ali Can, ‘’Mayıs ayında resmi tatiller uzun olduğu için ihracat rakamları düşük çıkabilir. Ancak, Haziran ayından itibaren ihracat daha iyi duruma gelecek’’ diye konuştu.</p>
<p><strong>AB ile büyük sıkıntılar var</strong></p>
<p>İhracatın yarısının AB ülkelerine yapılmasına rağmen AB ile büyük sıkıntılar yaşandığına dikkat çeken Can, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’AB, çeşitli ülkelerle Serbest Ticaret Anlaşmaları yapıyor. Elbette bu sıkıntı yaratabilir. Zaten AB ile büyük sıkıntılar yaşıyoruz. Bu sıkıntılar AB’nin kendisinden mi yoksa Bulgaristan sınır kapısından mı kaynaklanıyor bilemedik. Hürmüz boğazında ABD-İsrail ve İran arasındaki savaş da etkiliyor. Türkiye’yi etkileyen her şey Antalya’yı da etkiliyor. Antalya turizmi de bundan etkileniyor, iptallerin söz konusu olduğu bilgisini alıyoruz. Savaş sonrası Türkiye için yeni pazarlar açısından yeni olanaklar ortaya çıkacaktır.’’</p>
<p><strong>Korkutucu olan pazar kaybıdır</strong></p>
<p>Enflasyon, döviz kurları girdi ve maliyet artışları nedeniyle ihracatçının rekabet edebilmesinin daha da zorlaştığını vurgulayan Mehmet Ali Can, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’İhracat kan kaybediyor. Korkutucu olan Pazar kaybı. Kaybedilen pazarları yeniden kazanmak oldukça zor. Savaş ortamı bittikten sonra çift haneli büyüme rakamlarına ulaşabiliriz. Döviz kurları düşük seyrediyor. Ancak, devletimiz döviz desteğini yüzde 2’den 3’e çıkardı. Bu biraz nefes alınmasını sağladı. Döviz desteğinin daha da artırılmasını talep edebiliriz. Rekabeti, döviz kurunun düşüklüğü engelliyor.</p>
<p>Geçen yıl yaşanan zirai don ve doğal afetler nedeniyle sert çekirdekli şeftali, kiraz ve kayısı gibi ürün ihracatında 300 milyon dolar kaybımız var. İncir ve kirazda Uzak Doğu pazarlarını hedefledik. Pazarlarımızı çeşitlendirmeliyiz.’’</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bati-akdeniz-ihracatinda-psikolojik-esik-5-gun-daha-erken-asildi-78734</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/4/1280x720/bati-akdeniz-ihracatinda-psikolojik-esik-5-gun-daha-erken-asildi-1778069608.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Batı Akdeniz İhracatçılar Birliği Başkanı Mehmet Ali Can, Hürmüz Boğazındaki savaş, maliyet artışları, döviz kurunun baskılanması gibi nedenlerden dolayı ihracatın kan kaybettiğini belirterek, ‘’Korkutucu olan pazar kaybı. Kaybedilen pazarı yeniden kazanmak çok zor’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/akaryakittan-vergi-kaybi-2-ayda-100-milyar-lirayi-asti-78737</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 15:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> GİB: Akaryakıttan vergi kaybı 2 ayda 100 milyar lirayı aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Gelir İdaresi Başkanlığı (GİB), akaryakıt ürünleri nedeniyle tahsil edilen vergi tutarları hakkındaki iddialara yanıt verdi.</p>
<p>Jeopolitik gelişmelerden kaynaklanan petrol fiyatlarındaki yükselişin enflasyon üzerindeki etkisinin sınırlandırılması ve vatandaşların bütçesine etkisinin azaltılması için Cumhurbaşkanı Kararı ile 5 Mart'tan itibaren geçerli olmak üzere eşel mobil sisteminin devreye alındığı anımsatılan açıklamada, eşel mobil sistemi kapsamındaki ürünlerin toplam ÖTV'ye tabi ürünler içerisindeki payının yüzde 96'nın üzerinde olduğu aktarıldı.</p>
<p>Açıklamada, petrol ürünlerine ilişkin şubatta 44,3 milyar lira ÖTV tahsil edilirken, martta yüzde 18 azalışla 36,3 milyar lira tahsilat yapıldığı belirtilerek, akaryakıt ürünlerine ilişkin ÖTV'nin 15'er günlük dönemler halinde dönemi izleyen 10 gün içerisinde tahsil edildiği bildirildi.</p>
<p>Mart ayında yapılan tahsilatın, 16-28 Şubat ile 1-15 Mart dönemine ilişkin tahsilatı kapsadığına işaret edilen açıklamada, şöyle devam edildi:</p>
<p>"Bu kapsamda martta tahsilatı esas itibarıyla krizin henüz başlamadığı 16 Şubat ila 4 Mart tarihleri arasındaki tahsilatı içermektedir. Kalan 5 ila 15 Mart döneminde ise kriz henüz derinleşmediği için akaryakıt ürünleri üzerindeki maktu ÖTV tutarlarının bir kısmı alınmaya devam edilmiştir. Krizin esas etkisi 16-31 Mart dönemi ile 1-15 Nisan dönemini kapsayan nisana ilişkin tahsilatta görülecek olup, bu dönemlere ilişkin nisan ayı tahsilatı sadece 6,9 milyar lira olmuştur. Bu kapsamda 4 aylık kümülatif tahsilat 136,8 milyar lira olup, 2026 yılı akaryakıt ürünlerine ilişkin ÖTV tahmininin 656,5 milyar lira olduğu göz önünde bulundurulduğunda halen bütçe rakamına ulaşmak için 519,7 milyar lira tahsilatın yılın geri kalanında yapılması gerekmektedir."</p>
<p><strong>Kayıp 600 milyar lirayı geçecek</strong></p>
<p>Açıklamada, ayrıca eşel mobil sistemi kapsamında vazgeçilen ÖTV'nin KDV'sinin de tahsil edilmediğine dikkat çekilerek, "Bu kapsamda, yılın geri kalanı için yaklaşık 104 milyar liralık KDV de tahsil edilemeyecektir. Bu kapsamda, bugünkü petrol fiyatları ile mevcut akaryakıt maktu ÖTV tutarlarının yıl sonuna kadar aynen devam etmesi durumunda toplam kaybın 600 milyar lirayı geçeceği öngörülmektedir." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>Bugün itibarıyla motorin ve LPG'de maktu ÖTV'nin sıfır, benzinde ise sadece 3,0206 lira olarak uygulandığının altı çizilen açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Akaryakıt ürünlerine ilişkin günümüze kadar olan vergi kaybı da günlük tüketim tahminleri kullanılarak hesaplanmaktadır. Bu kapsamda 5 Mart tarihinden itibaren günlük tüketim tahminleri dikkate alınarak 86 milyar lira ÖTV ve bu tutar üzerinden alınmayan KDV'nin 17 milyar lira olduğu ve toplam kaybın 100 milyar lirayı aştığı hesaplanmaktadır."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/akaryakittan-vergi-kaybi-2-ayda-100-milyar-lirayi-asti-78737</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/akaryakit.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ GİB&#039;den yapılan açıklamada, &quot;Akaryakıt ürünlerine ilişkin günümüze kadar olan vergi kaybı günlük tüketim tahminleri kullanılarak hesaplanmaktadır. Bu kapsamda 5 Mart tarihinden itibaren günlük tüketim tahminleri dikkate alınarak 86 milyar lira ÖTV ve bu tutar üzerinden alınmayan KDV&#039;nin 17 milyar lira olduğu ve toplam kaybın 100 milyar lirayı aştığı hesaplanmaktadır.&quot; denildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turk-eximbankin-tahvil-ihracina-25-milyar-dolarlik-talep-78725</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 13:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türk Eximbank’ın tahvil ihracına 2,5 milyar dolarlık talep</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Eximbank'ın uluslararası sermaye piyasalarında gerçekleştirdiği 3 yıl vadeli 650 milyon dolar tutarında tahvil ihracına İngiltere, Amerika, Orta Doğu ve Asya başta olmak üzere geniş bir coğrafyadan yaklaşık 2,5 milyar dolar tutarında talep geldiği bildirildi.</p>
<p>Türk Eximbank'tan yapılan açıklamaya göre, güçlü yatırımcı ilgisi sayesinde tahvilin nihai getirisi, başlangıç seviyesine kıyasla 47,5 baz puan iyileşerek gerçekleşti. Yatırımcı talebinin gücü doğrultusunda başlangıçta 500 milyon dolar olarak öngörülen ihraç büyüklüğü 650 milyon dolara yükseltildi.</p>
<p>Açıklamada, "İşlemde yeni ihraç primi oluşmaması, Türk Eximbank’ın uluslararası yatırımcılar nezdindeki güçlü kredibilitesini ve güvenilir konumunu bir kez daha teyit etti. Ayrıca ABD Hazine tahvilleri referans alındığında oluşan risk primi seviyesi, Türk Eximbank’ın önceki işlemlerine kıyasla en düşük düzeyde gerçekleşti. Tamamı Türkiye Hazinesi’ne ait olan Türk Eximbank tarafından gerçekleştirilen bu ihraç, küresel ölçekte devam eden belirsizliklere rağmen uluslararası yatırımcıların Türkiye’ye duyduğu güvenin sürdüğünü ortaya koydu. İşleme dünya genelinde toplam 116 kurumsal yatırımcı katılırken, özellikle Amerika, Kıta Avrupası ve Asya’daki uzun vadeli yatırımcı ilgisinde geçen yıla kıyasla belirgin bir artış gözlendi. Tahvilin yatırımcı dağılımında Avrupa yüzde 59 ile ilk sırada yer alırken, Orta Doğu ve Asya yüzde 21, Amerika ise yüzde 20 pay aldı. Yatırımcı tabanının yüzde 78’ini uluslararası varlık yönetim şirketleri ve kurumsal yatırımcılar oluşturdu. Bu çeşitlilik, işlemin küresel ölçekte dengeli ve güçlü bir talep yapısıyla karşılandığının da bir göstergesi olarak değerlendirildi. Bu tahvil ihracıyla beraber Türk Eximbank, uluslararası piyasalardan 2026 yılının ilk dört ayında toplam 4 milyar dolar yeni kaynak temin etmiş oldu." denildi. </p>
<p><strong>"Türkiye’nin dış ticaret hedeflerine katkı sunmayı kararlılıkla sürdüreceğiz"</strong></p>
<p>Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Türk Eximbank Genel Müdürü Ali Güney, küresel piyasalardaki belirsizliklere rağmen son derece başarılı bir tahvil ihracı gerçekleştirmekten dolayı mutlu olduklarını belirtti.</p>
<p>Güney, sağladıkları 650 milyon dolar tutarındaki kaynağın Türk Eximbank’ın orta ve uzun vadeli fonlama stratejisinin önemli bir bileşenini oluşturduğunu ifade ederek, "Zorlu küresel piyasa koşullarına rağmen yaklaşık 2,5 milyar dolar düzeyinde talep toplanması, Türk Eximbank’ın uluslararası yatırımcılar nezdindeki güçlü konumunu ve Türkiye ekonomisine duyulan güveni açık biçimde ortaya koymaktadır." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Güçlü talep sayesinde tahvil getirisinin 47,5 baz puan iyileşmesinin de kendileri için sevindirici olduğunu aktaran Güney, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu sonucun, jeopolitik gelişmelerin ve dalgalı makroekonomik görünümün belirleyici olduğu bir dönemde elde edilmesi ise ayrıca önem taşımaktadır. Uygun ihraç zamanlamasının isabetli şekilde değerlendirilmesi ve süreç boyunca sürdürülen disiplinli iletişim, bu başarının temel unsurları arasında yer almıştır. Türk Eximbank olarak, ihracatçılarımızın uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü artırmaya yönelik uygun koşullu finansman sağlamayı ve Türkiye’nin dış ticaret hedeflerine katkı sunmayı kararlılıkla sürdüreceğimizi bir kez daha vurgulamak istiyorum."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turk-eximbankin-tahvil-ihracina-25-milyar-dolarlik-talep-78725</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/7/1280x720/ali-guney-1775718747.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Eximbank Genel Müdürü Ali Güney, &quot;Zorlu küresel piyasa koşullarına rağmen yaklaşık 2,5 milyar dolar düzeyinde talep toplanması, Türk Eximbank’ın uluslararası yatırımcılar nezdindeki güçlü konumunu ve Türkiye ekonomisine duyulan güveni açık biçimde ortaya koymaktadır.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gto-baskani-yildirim-reel-sektore-destek-zamani-78721</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 13:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> GTO Başkanı Yıldırım: Reel sektöre destek zamanı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>GTO Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Tuncay Yıldırım, içinden geçilen zorlu ekonomik süreçte reel sektör ile finans sektörünün aynı zincirin halkaları olduğunu vurgulayarak, üyelerin kapattıkları kredileri yeniden kullanabilmelerinin büyük önem taşıdığını ifade etti. Başkan Yıldırım yaptığı yazılı açıklamada şu ifadelere yer verdi:</p>
<p>“Reel sektör, finans sektörü, kamu ve özel sektör olarak birbirimize bağlıyız. Bu nedenle tüm kamu ve özel sektör bankalarımıza çağrımızdır: Üyelerimizin kredi ihtiyaçlarında limit artışı sağlanamıyorsa bile en azından kapattıkları kredilerin yeniden kullandırılması yönünde çalışma yapılmalıdır. İçinden geçtiğimiz bu zorlu süreçte hepimiz aynı zincirin halkalarıyız. İşletmelerimiz borcunu ödediği halde yeniden kredi limiti açılmaması zincirin halkalarını kırar. Bu yalnızca işletmelerimizi değil, kamu ve özel sektör bankalarımızı da derinden etkileyecek bir sürecin kapısını aralar. Gaziantep üreten, istihdam sağlayan, ihracat yapan ve Türkiye ekonomisine güç katan bir şehirdir. Üyelerimiz kullandığı krediyi yatırıma, üretime, ihracata ve istihdama dönüştürmektedir. Dolayısıyla finansmana erişimde yaşanacak her tıkanıklık yalnızca bir işletmenin değil, çalışanların, ailelerin, tedarikçilerin ve nihayetinde tüm ekonominin sorunu hâline gelir. Biz hepimiz birlikte Türkiye’yiz. Hepimiz birlikte büyüğüz. Bu süreci de ancak birlikte hareket ederek, kol kola girerek aşabiliriz. Bu nedenle bankalarımızdan beklentimiz, üyelerimizin yanında durmaları, üretimin ve istihdamın devamı için gerekli hassasiyeti göstermeleridir. Zaman, reel sektöre destek zamanı.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gto-baskani-yildirim-reel-sektore-destek-zamani-78721</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/1/1280x720/gto-baskani-yildirim-reel-sektore-destek-zamani-1778063318.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Ticaret Odası (GTO) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Tuncay Yıldırım, tüm kamu ve özel sektör bankalarına çağrıda bulunarak, işletmelerin krediye erişiminde yaşadığı sorunların üretim, istihdam ve ekonomik sürdürülebilirlik açısından ciddi riskler doğurduğunu söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bitki-karantinasi-yonetmeligi-resmi-gazetede-78732</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Bitki Karantinası Yönetmeliği&#039; Resmi Gazete&#039;de</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan, "Bitki Karantinası Yönetmeliği", Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, ithale mani olan zararlı organizmaların belirlenmesi ile bitki, bitkisel ürün ve diğer maddelerin, Türkiye gümrük bölgesine giriş ve çıkış işlemlerinde bitki sağlığı açısından tabi olacağı hususlar ile yapılacak resmi kontroller düzenlendi.</p>
<p>Bitki, bitkisel ürün ve diğer maddelerin ülkeye giriş ve çıkış işlemleri, Bitki Karantinası Kayıt ve Takip Sistemi (BKKTS) üzerinden yapılacak. BKKTS üzerinden yapılmasının mümkün olmadığı durumlarda, işlemler fiziksel olarak yürütülecek. İnspektör (resmi kontrol yetkilisi) tarafından, söz konusu ürünlerin resmi kontrolleri, belge, beyan ve bitki sağlığı kontrolü olarak üç aşamada yapılacak. Kontroller, ülkeye ilk giriş noktasında gerçekleştirilecek.</p>
<p>Transit geçiş esnasında öngörülemeyen durumlar nedeniyle sevkiyat, zararlı organizma istilası veya bulaşmasına maruz kalmışsa, alıcı ülkenin taleplerinin karşılanması ve zararlı organizmaların Türkiye topraklarına bulaşmasını engelleyecek önlemlerin alınması halinde menşe ülke belirtilip, Bitki Sağlık Sertifikası düzenlenerek, ürünün transit geçişinin devamı sağlanacak.</p>
<p><strong>Olumsuz zararlı risk analizinde ithalat izni verilmeyecek</strong></p>
<p>Zararlı risk analizi gereken ürünlerin, zararlı risk analizinin tamamlanmadığı veya olumlu sonuçlanmadığı durumlarda ithalata izin verilmeyecek.</p>
<p>Bakanlıkça hazırlanan yüksek riskli bitki, bitkisel ürün ve diğer maddeler listesinde yer alan ürünler için kurulacak komisyon tarafından, risk değerlendirmesi yapılacak. Değerlendirme süreci sonunda, tespit edilen riskler ve alınması gereken bitki sağlığı önlemleri, Bakanlıkça belirlenerek ülkelere bildirilecek.</p>
<p>Ülkeye girişi yapılmak istenen bitki ve bitkisel ürünler ile diğer maddelerin, karantinaya tabi zararlı organizmalar, zararlı risk analizi sonucu ülke açısından riskli olduğu tespit edilen zararlı organizmalar ve genetik yapısı değiştirilmiş organizma (GDO) ile bulaş olması durumunda, sevkiyatı engellenecek ve iade işlemleri başlatılacak.</p>
<p>Bu ürünler, gümrük mevzuatına uygun olarak gümrük idaresi tarafından, en geç 10 gün içinde ihracatçı ülkeye iade edilecek.</p>
<p>Yönetmelik, 3 ay sonra yürürlüğe girecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bitki-karantinasi-yonetmeligi-resmi-gazetede-78732</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/7/1280x720/resmi-gazete-1746862710.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bitki, bitkisel ürün ve diğer maddelerin, Türkiye&#039;ye giriş ve çıkışında bitki sağlığı açısından tabi olacağı hususlarla ilgili usul ve esaslar belirlendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gso-gaziantep-ayakkabi-kumesi-139-canton-fuarinda-onemli-temaslarda-bulundu-78754</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GSO Gaziantep Ayakkabı Kümesi 139. Canton Fuarı’nda önemli temaslarda bulundu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Sanayi Odası (GSO) Gaziantep Ayakkabı Kümesi, Çin Halk Cumhuriyeti’nin Guangzhou kentinde düzenlenen 139. Canton Fuarı’nın 1–5 Mayıs 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilen 3. fazına stantlı katılım sağlayarak önemli temaslarda bulundu. Ticaret Bakanlığı’nın Uluslararası Rekabetçiliğin Geliştirilmesi (UR-GE) desteği kapsamında fuara katılım sağlayan GSO Gaziantep Ayakkabı Kümesi heyeti, fuar süresince sektördeki en güncel teknolojileri, yenilikçi üretim yöntemlerini ve küresel pazardaki gelişmeleri yerinde inceleme fırsatı buldu. Aynı zamanda ürünlerini uluslararası alıcılara tanıtarak yeni iş bağlantıları kurma yönünde önemli adımlar attı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69fb68c16a7bf-1778084033.jpeg" alt="" width="700" height="563" /></p>
<p>Program kapsamında GSO Genel Sekreter Yardımcısı M. Sermest Çapan ve beraberindeki firma temsilcileri, Çin’de çeşitli iş görüşmeleri gerçekleştirerek potansiyel iş ortaklarıyla bir araya geldi. Yapılan temaslar, Gaziantep ayakkabı sektörünün ihracat potansiyelinin artırılmasına yönelik önemli fırsatlar sundu. Fuar ziyareti çerçevesinde ayrıca Türkiye Cumhuriyeti Guangzhou Başkonsolosu Adnan Hayal ile Guangshou Ticaret Ataşesi Şerife Yıldırım Demirel’e nezaket ziyareti gerçekleştirildi. Görüşmelerde Çin’deki iş ve yatırım ortamı, Türk firmalarının yurt dışı pazarlardaki faaliyetleri ile iki ülke arasındaki ticari ilişkilerin mevcut durumu ve geliştirilmesine yönelik iş birliği imkânları ele alındı.</p>
<p>GSO Gaziantep Ayakkabı Kümesi’nin 139. Canton Fuarı’na katılımı ile hem sektördeki küresel gelişmelerin yakından takip edilmesi hem de firmaların uluslararası rekabet gücünün artırılmasına katkı sağlanması hedeflendi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gso-gaziantep-ayakkabi-kumesi-139-canton-fuarinda-onemli-temaslarda-bulundu-78754</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/4/1280x720/gso-gaziantep-ayakkabi-kumesi-139-canton-fuarinda-onemli-temaslarda-bulundu-1778084059.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Sanayi Odası Gaziantep Ayakkabı Kümesi, 139. Canton Fuarı’na katılarak, yeni iş birlikleri ve ihracat fırsatları geliştirme yönünde önemli adımlar attı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turk-bitki-koruma-urunleri-suudi-arabistan-yolunda-78712</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 11:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türk bitki koruma ürünleri Suudi Arabistan yolunda</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/</strong><strong>İZMİR</strong></p>
<p>Türkiye’de geliştirdiği bitki koruma ürünlerini 26 ülkeye ihraç eden Agrobest Grup, Suudi Arabistan pazarına da girmek için stratejik bir iş birliği anlaşmasına imza attı. Mısır’da Giza Piramitleri’nde düzenlenen törenle duyurulan bu adım, Mısır ve Suudi Arabistan arasındaki ticari koridorda Türk imzasını tescilledi. Anlaşma uyarınca Agrobest’in Mısır operasyonlarını yürüten Al Salam firması, aynı hizmeti Suudi Arabistan’da da verecek. </p>
<h2>Eroğlu: Yerli üretim gücünü küresel ağlarla birleşiyor</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69fb0013e1890-1778057235.jpeg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p>İmza töreninde açıklamalarda bulunan Agrobest Grup Yönetim Kurulu Başkanı Faruk Eroğlu, Türkiye’de sektörün lideri konumunda olduklarını ve dünya genelinde 26 ülkede faaliyet gösterdiklerini belirterek, “Al Salam firması ile yürüttüğümüz Mısır operasyonları son dönemde çok büyük bir ivme kazandı. Bu işbirliğini yeni bir aşamaya taşıyacak yeni anlaşmamız kapsamında Agrobest Grup tarafından Suudi Arabistan'da ruhsatlandırılacak ürünlerin bu ülkedeki satışını doğrudan Al Salam firması üstlenecek. Böylece yerli üretim gücünü küresel ağlarla birleştirerek Suudi Arabistan pazarında da faaliyet göstereceğiz” bilgisini verdi.</p>
<p>Agrobest Grup'un Ar-Ge çalışmalarına ve bölge tarımına sağladığı katkılara da değinen Eroğlu, halihazırda Mısır'ın yaş sebze ve meyve ihracatında kritik öneme sahip 19 adet ruhsatlı ürünleri bulunduğunu açıkladı. Türkiye’deki Ar-Ge merkezlerinde özellikle Mısır çiftçisi için kalıntı oranı çok daha düşük olan bitki koruma ürünleri geliştirdiklerinin altını çizen Eroğlu, bu sayede ülkeye hem ekonomik olarak hem de ihracat pazarında ciddi katkılar sağladıklarını ve bu katkıların artarak süreceğini kaydetti.  Eroğlu, "Bundan sonra Mısır'da da ciddi bir pazarımız olacak" ifadelerini kullandı. Eroğlu ayrıca, önümüzdeki 2-3 yıllık süreçte bölgedeki ruhsatlı ürün sayılarını 50’ye çıkarmayı hedeflediklerini sözlerine ekledi.</p>
<h2>“Agrobest, Türkiye’de ürettiği ürünlerle Mısır tarımına katkı sunuyor”</h2>
<p>İşbirliği anlaşması imza törenine katılan Türkiye’nin Kahire Büyükelçisi Salih Mutlu Şen de Mısır’ın tarım sektöründe hem iç tüketimi hem de ihracat açısından çok iddialı olduğunu dile getirdi.  Mısır’ın portakaldan mangoya, hurmadan üzüme kadar pek çok tarım ürününü ihraç ettiğini vurgulayan Şen, “Bu duruma katkı koyan iki şirket arasındaki işbirliğinin yeni bir aşamaya taşınması memnuniyet verici. Tören özel bir alanda düzenleniyor. Mısır tarım sektöründen seçkin temsilciler burada. Mısır tarımda çok iddialı ve iddialı olmak zorunda. Hem kendi nüfusunun beslenmesi hem de ihracat girdisi olarak tarım ülke için kritik önem taşıyor. Konusunda dünyanın en büyük ölçekli üreticilerinden biri olan yerli firmamız Agrobest Grup, Türkiye’de gerçekleştirdiği Ar-Ge faaliyetleriyle Mısır'ın bu ürünleri kaliteli, nitelikli ve sağlıklı bir şekilde üretmesine katkı sağlıyor. Bu işbirliğinin derinleşerek, kapsamının genişleyerek ilerlemesini, gelişmesini temenni ediyoruz” diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turk-bitki-koruma-urunleri-suudi-arabistan-yolunda-78712</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/2/1280x720/turk-bitki-koruma-urunleri-suudi-arabistan-yolunda-1778057268.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Agrobest, Türkiye’de geliştirdiği bitki koruma ürünlerini Suudi Arabistan pazarına taşımak üzere stratejik bir iş birliği anlaşmasına imza attı. Giza Piramitleri’nde gerçekleştirilen törenle imzalanan protokol uyarınca Agrobest’in ürünlerini Mısır pazarına sunan Al Salam, aynı hizmeti Suudi Arabistan’da da verecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizmde-yangin-yonetmeligi-cikmazi-sure-daraliyor-kapasite-yetmiyor-78710</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 11:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turizmde yangın yönetmeliği çıkmazı: Süre daralıyor, kapasite yetmiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DUYGU GÖKSU/İZMİR</strong></p>
<p>Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) Başkan Yardımcısı, Ege Turistik İşletmeler ve Konaklamalar Birliği (ETİK) Başkanı Mehmet İşler, 31 Mayıs 2026’ya kadar tamamlanması gereken yangın yönetmeliği düzenlemeleri için sektörün büyük bir finansal ve teknik darboğazda olduğu konusunda uyardı. İşler, malzeme tedariki, işçilik yetersizliği ve yapısal engeller nedeniyle yönetmeliğin mevcut haliyle uygulanmasının, ciddi risk taşıdığını belirterek, sektöre nefes aldıracak yeni bir düzenleme ve kredi desteği çağrısında bulundu.</p>
<p>Tüm tesislerin yangın güvenli olmasını en çok turizm sektörü ve turizmcilerin istediğinin altını çizen İşler, “Bunu bir an önce hayata geçirmek en çok arzu ettiğimiz konuların başında gelir. Ancak bir felaket yaşandıktan sonra kısıtlı bir zaman diliminde gerçekleştirilmesi istenen değişiklikler, zaman darlığı, finansal sorunlar, üretim ve montaj yapacak firma ve personel kapasitesinin talebe cevap veremeyecek durumda olması gibi nedenlerle yapılamamış 31 Mayıs 2026 tarihine kadar da yapılamayacak durumda” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“Uygulamalar çelişiyor, yeni yönetmeliğe ihtiyaç var”</h2>
<p>Zorunlu hale gelen konulardan biri olan iki bağımsız kaçış merdiveni imalatı, bina yapım ve ruhsatlandırma tarihleri, statüleri, imar ve parsel durumları, yapısal müsaitsizlikler nedenleriyle çözüm üretilmesi gerektiğini söyleyen İşler, “Bu tür binalarda birkaç yönetmeliğin ve farklı kurumların uygulamalarının çelişmesi, çatışması söz konusu. Bazı kurumların uygun gördüğünü diğerinin kabul etmemesi, bir kurumun istediğini yapmanın diğer kurumca cezalandırma konusu olabileceği durumlar mevcut. Tüm konuları kapsayacak ve tüm kurumları bağlayacak yeni bir yönetmeliğe ya da düzenlemeye ihtiyaç var” görüşlerini dile getirdi.   </p>
<p>Turizmcinin içerisinden geçtiği zorlu dönemin yanında bu konuların baskısının da moralini bozduğunu dile getiren İşler, “Bu konunun çevresel etkiler, siyasi ve askeri çatışmalar gibi nedenlerle zaten zor bir sezon öncesi yaşayan turizm sektörüne, yeni bir karar ve yönetmelikle zaman tanıyacak, kazandıracak bir evreye yayılmasını bekliyoruz” dedi.</p>
<h2>“Sektörün kayıpları, Türkiye’nin kayıpları olur”</h2>
<p>Turizmcilerin hazırlıkta gecikmesinde yangın kapısı gibi tedarik edilmesi gereken ürünlerde arz talep sıkıntısının olduğunu, mevcut arzın talebi karşılayamadığını aktaran İşler, “Bu tür işlerin tüm tesisi sezonun ortasında inşaat alanına çevirerek olamayacağı da kabul edilmeli.  Sektörün kayıpları Türkiye’nin kayıpları olur. Döviz girdisinden, vergi gelirlerine, turizmle birlikte hayat bulan 60 yan sektörden, emek yoğun çalışan personel istihdamına kadar birçok şey ister istemez olumsuz etkilenecek” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Montaj’da da mevcut kapasitenin yetersizliğine dikkat çeken İşler, “Bu olağan bir durum değildir. Tüm tesislerin aynı anda yeni bir yönetmeliğe uygun hale getirilmesi kısa bir zaman sürecinde bunun yapılmasının istenmesi bu tür yetersizlikleri ortaya çıkardı” dedi.</p>
<h2>“Turizmciye özel kredilendirme şart”</h2>
<p>Turizm sektörünün hizmet ihracı yaparak en çok döviz kazandıran sektörlerin başında geldiğini ancak ihracatçılara sağlanan destek ve avantajlardan yararlanamadığını vurgulayan İşler, “Turizmci, sadece turizm sektörüne özel vergilerle boğuşuyor.  Dövizin baskılanması nedeniyle döviz bazında artan fiyatlarla dünya ile rekabette sorunlar yaşıyor, yenileme ve yatırım için uygun kredilerden mahrum bırakılıyor. Maliyet kıskacında boğulurken, çevre coğrafyamızda ki siyasi ve askeri çatışmaların etkilerinden nasibini alıyor. Umudunu sezon başlangıcı ve son dakika rezervasyonlarına bağladığı bir dönemde bu finansal yükü kaldırması da mümkün değil. Bunun için sektöre özel bir kredilendirme sağlanması, işlerin daha hızlı yapılmasını sağlarken, zaman ve gelir kaybı yönünden hem turizmciye, hem çalışanlarına, hem de vergi geliri kaybetmemesi için devlete katkı yapar” değerlendirmelerinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizmde-yangin-yonetmeligi-cikmazi-sure-daraliyor-kapasite-yetmiyor-78710</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/0/1280x720/turizmde-yangin-yonetmeligi-cikmazi-sure-daraliyor-kapasite-yetmiyor-1778055762.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yangın yönetmeliğine uyum için belirlenen 31 Mayıs 2026 tarihinin kısa olduğunu söyleyen ETİK Başkanı Mehmet İşler, &quot;Bu değişiklikler kısıtlı zamanda yapılamamış, o tarihe kadar da yapılamayacak durumda” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dereici-hes-satilacak-78723</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dereiçi HES özelleştirilecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığının (ÖİB) yatırımcılara duyurusu Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre Elektrik Üretim AŞ'ye ait Kars'taki Dereiçi Hidroelektrik Santrali (HES) ve santral tarafından kullanılan taşınmazlar bir bütün halinde işletme hakkının verilmesi yöntemiyle özelleştirilecek.</p>
<p>İhale şartnamesi ve tanıtım dokümanı bedeli 50 bin lira, geçici teminat bedeli de 1 milyon lira olarak belirlendi.</p>
<p>İhale, birden fazla teklif sahibinden kapalı zarfla teklif almak ve görüşmeler yapmak suretiyle "pazarlık" usulüyle gerçekleştirilecek. Süreç, pazarlık görüşmelerine devam edilen teklif sahiplerinin katılımıyla yapılacak açık artırmayla sonuçlandırılacak.</p>
<p>İhaleye katılmak isteyenlerin 25 Haziran'a kadar teklif vermesi gerekiyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dereici-hes-satilacak-78723</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/resmi-gazete-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kars&#039;ta bulunan Dereiçi Hidroelektrik Santrali ve santral tarafından kullanılan taşınmazların işletme hakkının verilmesi yöntemiyle özelleştirilmesi kararlaştırıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-simsekten-yapilandirma-aciklamasi-af-niteliginde-olmayacak-78701</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Şimşek&#039;ten yapılandırma açıklaması: Af niteliğinde olmayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, katıldığı programda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>TRT Haber'de soruları yanıtlayan Şimşek, bölgedeki savaşın etkisiyle küresel ekonomide büyük bir enerji şoku yaşandığını belirterek, Türkiye'nin enerji arzı boyutuyla sorunu olmadığını söyledi.</p>
<p>Şimşek, Türkiye'nin Hürmüz Boğazı'na bağımlılığının çok düşük seviyede olduğuna işaret ederek, "Petrol fiyatlarındaki artış, dış dengede ilave açığa sebep olacak. Enflasyonist etkisi var. Bütün bunlar bir gerçek. Biz ayrı bir gezegende değiliz. Dünyada çok büyük arz şoku var ve bu Türkiye'yi etkileyecek." diye konuştu.</p>
<p>Akaryakıt fiyatlarında eşel mobil sistemini devreye aldıklarını anımsatan Şimşek, "Akaryakıt ürünlerinde maktu ÖTV'miz var. Eşel mobil sistemi üzerinden ÖTV'den feragat edip vatandaşa bu şokun yansımasını sınırladık. Eşel mobil olmasaydı bugün 90 lira olacak olan bir litre mazot şu anda 73 liranın altında. Benzinin litre fiyatı da eşel mobil olmasaydı yaklaşık 79 lira olacaktı, şu anda yaklaşık 65 lira. Dolayısıyla dikkat ederseniz şokun önemli bir kısmını vatandaşlarımıza, Türkiye'de faaliyet gösteren şirketlerimize, sanayicimize, esnafımıza yansıtmadık." değerlendirmelerinde bulundu.</p>
<p><strong>"Eşel mobil sistemini devreye almasaydık enflasyondaki artış daha dramatik olacaktı"</strong></p>
<p>Şimşek, vatandaşın alım gücünü önemli ölçüde korumayı hedeflediklerinin altını çizerek, büyük küresel şok olmasına rağmen bütçede bir alan olduğunu ve bu şokun etkisini sınırlamak istediklerini anlattı.</p>
<p>Enflasyonda geçici yükselişle karşı karşıya kalındığını belirten Şimşek, "Eşel mobil sistemini devreye almasaydık enflasyondaki artış çok daha dramatik olacaktı. Şu andaki yansıma üçte bir oranında bile değil. Dolayısıyla enflasyondaki artışı da sınırlamış olduk. Eşel mobili devreye almasaydık, ham petrol fiyatlarındaki artışı olduğu gibi pompa fiyatlarına yansıtsaydık enflasyon çok daha yüksek seviyelere çıkmış olurdu. İş dünyamızın rekabet gücünü önemsiyoruz. Eşel mobille aslında çiftçimizi, esnafımızı, sanayimizi, ihracatımızı desteklemiş olduk. Esas itibarıyla vatandaşımızın alım gücünü, ülkemizin rekabet gücünü önemli ölçüde korumak için bu fedakarlığı yaptık." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Şimşek, eşel mobil uygulamasının bütçeye etkisine ilişkin de değerlendirmede bulunarak, şunları kaydetti:</p>
<p>"İlk iki ayda bize maliyeti, 90 milyar lira. Ciddi bir rakam, 2 milyar dolar. Yılın tamamında benzer durum devam ederse etki yaklaşık 600 milyar lira civarında. Bugünkü fiyatlarla 13-14 milyar dolarlık rakamdan bahsediyoruz. Bütçede disiplini tesis etmeseydik, kamuda tasarruf yapmasaydık, gelirlerimizi artırma çabasına girmeseydik, harcamaları kontrol altına almasaydık, bütçe açığını geçen sene düşüremeseydik bunu yapma imkanımız olmayacaktı. Dolayısıyla bütçede ciddi bir disiplini, iyi bir performansı yakaladığımız içindir ki eşel mobil sistemini devreye aldık ve bunun sayesinde de şokun etkisini sınırlamış olduk."</p>
<p><strong>"İmalat sanayisinde, hizmetlerde uzun bir süredir önemli bir üs olduk"</strong></p>
<p>Türkiye'nin çok güçlü bir savunma sanayisi olduğunu ve bunun, ülkenin çatışmalardan uzak durmasını sağlayan bir caydırıcılık gücü sunduğunu bildiren Şimşek, "Savunma sanayisi, bir taraftan da sanayide yüksek katma değerli dönüşümün motoru. Dolayısıyla bunu küçümsememek lazım. Savunma sanayisi dışında imalat sanayisinde, hizmetlerde uzun bir süredir önemli bir üs olduk. Bu avantajları daha da güçlendirmek istiyoruz." diye konuştu.</p>
<p>Şimşek, Meclise sunulan teklifin ihracatı, doğrudan yatırımları ve çok uluslu şirketlerin bölgesel merkezlerini Türkiye'ye çekme hedefi taşıdığını aktararak bu konuları uzun süredir çalıştıklarını ifade etti.</p>
<p>Finansmanın kalitesinin artırılmasının önemine işaret eden Şimşek, "Finansmanın kalitesini artırmak demek, borç yaratmayan, doğrudan Türkiye'ye sermaye cezbetmekten geçiyor." ifadesini kullandı.</p>
<p>Şimşek, İstanbul Finans Merkezi'nin, 2009'dan beri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından önemsenen bir proje olduğunu belirterek bütün ekosistemiyle bu konumu güçlendirdiklerini söyledi.</p>
<p><strong>"Uzun vadede Türkiye'yi önemli bir ticaret merkezi yapar"</strong></p>
<p>Düzenleme içindeki önemli hususlardan birinin transit ticaret olduğunun bilgisini veren Şimşek, "Singapur, Hollanda ve Hong Kong gibi ülkeler önemli transit ticaret merkezleri. Transit ticaret teşviki yeni değil. Fakat bunu dramatik şekilde güçlendiriyoruz. Eğer bir firma transit ticaret yapmak üzere İstanbul Finans Merkezi'nde faaliyet gösterirse yüzde 100 kurumlar vergisinden istisna olacak. Yok eğer İstanbul Finans Merkezi dışında ülkemizin herhangi bir köşesinde transit ticaret faaliyetinde bulunacaksa o zaman da kurumlar vergisi istisnasını yüzde 95 yapıyoruz. Hemen etki yaratacak bir husus değil ama orta, uzun vadede Türkiye'yi önemli bir ticaret merkezi yapar. Bunu önemsiyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Şimşek, bunun ihracatın ve imalat sanayisinin teşvikine ilişkin bir adım olduğunu belirterek Türkiye'de genel kurumlar vergisi oranının yüzde 25, finans sektörü için de yüzde 30 olduğunu anımsattı.</p>
<p>Bunu imalatçı ihracatçılar için yüzde 9'a, diğer ihracatçılar için yüzde 14'e indirmek istediklerini aktaran Şimşek, sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>"Teklif bu şekilde kabul görürse, bu çok dramatik bir husus olacak. Türkiye çok önemli bir ekonomi, iç pazar oldukça büyük. Bizim amacımız, hem yurt içinde hem de dünyadan ihracata dayalı imalat sanayi yatırımlarını çekmek. Böylece yatırımları artırmayı, dış ticaret açığını azaltmayı hedefliyoruz. Amaç burada uluslararası doğrudan yatırımlar için bir cazibe merkezi olmak, ihracatı desteklemek, imalat sanayini desteklemek."</p>
<p>Şimşek, nitelikli hizmet merkezlerinin Türkiye'ye gelmesini teşvik etmek için Google, Microsoft ve Apple gibi şirketlerin hizmetlerine ilişkin faaliyet merkezlerini Türkiye'ye taşımalarını istediklerini söyledi.</p>
<p>Türkiye'nin çok önemli bir sanayi ve hizmetler üssü olduğuna dikkati çeken Şimşek, "Hizmet merkezinizi Türkiye'ye taşımanız ve gelirlerinizin en az yüzde 80'ini yurt dışından elde etmeniz halinde, İstanbul Finans Merkezi'nde 20 yıl süreyle kurumlar vergisini sıfırlıyoruz. Merkez İstanbul Finans Merkezi dışında konumlanırsa da kurumlar vergisinde yüzde 95 indirim sağlıyoruz." dedi.</p>
<p>Burada nitelikli istihdam desteklerinin de söz konusu olduğunu dile getiren Şimşek, Türkiye ve yurt dışarıdan çalışanlar için 4 ila 6 asgari ücrete kadar gelir vergisi istisnası sunacaklarını aktardı.</p>
<p>Şimşek, bu kapsamda Türkiye'ye gelmek isteyen büyük şirketler olduğuna işaret ederek "Çok ciddi bir ilgi olacak. Burada çok daha hızlı sonuç alacağız." diye konuştu.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisini yatırımcılar için "tek durak ofisine" dönüştüreceklerini bildiren Şimşek, ofisin birçok konuda tek durak hizmeti vereceğini söyledi.</p>
<p><strong>"Düzenleme, geçmiştekilerden farkı olacak"</strong></p>
<p>Şimşek, yurt dışından sermayenin gelmesini teşvik edeceklerini belirterek, şunları söyledi:</p>
<p>"Dünyada milyonerler trafiği var. Vergi avantajlarına göre bazı ülkelerden milyonerler kendi ikametlerini başka ülkelere taşıyabiliyor. Son yıllarda birçok ülke bu konuda adım attı. Bu trafiğin bir kısmını Türkiye'ye çekebilir miyiz, vergi teşvikleriyle bu sermayeyi cezbedip Türkiye'nin bankacılık sektörünü büyütebilir miyiz, finans sektörünü derinleştirebilir miyiz, uzun vadeli borç olmayan sermayeyi Türkiye'de tutabilir miyiz, amaç o. Burada da yeni bir statü getiriyoruz. Sermayelerini Türkiye’ye getirenlere, yurt dışından elde edip Türkiye'ye getirdikleri gelirler için 20 yıl süreyle vergi istisnası sağlıyoruz. Türkiye'de çalışıp Türkiye'de bir şey kazanırsa vergilendireceğiz ama yurt dışından kazandığını Türkiye'ye getirdiğinde vergilendirilmeyecek."</p>
<p>Geçmişte varlık barışının yapıldığını, yurt dışındaki vatandaşların kazançlarının çifte vergilendirme anlaşmaları çerçevesinde vergilendirildiğini anlatan Şimşek, "Oralarda bir birikim varsa onun Türkiye'ye getirilmesi konusunda bir düzenleme. Düzenleme tabii yüce Meclisimizin takdirinde, nasıl sonuç şeklini verirler ama bu düzenlemenin geçmişteki düzenlemelerden bir farkı olacak." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Şimşek, kaynağın Türkiye'ye getirilmesini veya beyanını yeterli bulmayacaklarını, vergi muafiyetinden yararlanabilmesi için mutlaka sistemde bir süre tutulmasını isteyeceklerinin altını çizerek, normal şartlar altında yüzde 5'lik vergi koyduklarını söyledi.</p>
<p>Yüzde 5'lik verginin 10'a çıkartılması veya 0'a indirilmesine Cumhurbaşkanının yetkili olacağını, bankada tutulan süreye ve enstrümana göre vergi oranlarını farklılaştıracaklarını bildiren Şimşek, "Bu parayı bankada tuttuğunuz sürelere bağlı olarak, hazine kağıtlarında, hazine tahvillerinde tuttuğunuz süreye göre vergi oranlarını farklılaştıracağız. Vergi alacağız ama bu vergi oranlarındaki farklılaştırmayı ne kadar vadede, yani ne kadar sürede tuttuğunuz ve hangi enstrümanda tuttuğunuza bağlı olarak farklılaştıracağız." dedi.</p>
<p><strong>"Af niteliğinde olmayacak"</strong></p>
<p>Vergisini ödeme konusunda iradeye sahip ama koşulların zorladığı mükelleflerin taksit sayısını artırmaya yönelik Meclisten yetki istediklerini belirten Şimşek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Şu anda 36 aya kadar vade yapılabiliyor, bunu daha da uzatılabilir mi diye bir yetki maddesi var. Vergi borçlarının yapılandırılmasında teminat konusu var. Özellikle biz esnafımız ve KOBİ'lerimize yönelik belli bir seviyeye kadar teminat aramama yetkisi almak istiyoruz. Bizden bir yapılandırma talebi vardı piyasadan. Biz bu yetkileri aldıktan sonra bir çerçeve çizeceğiz, daha uzun vadeli taksitlendirme, maksimum 72 aya kadar olacak eğer kabul görürse. Şu anda 36 aya kadar yetki var. Teminat konusunda yine özellikle KOBİ düzeyine kadar teminat konusunda esneklik sağlamayı düşünüyoruz. Faiz konusunda da zaten şu anda Bakanlığın yetkisi var. O gün geldiğinde de hiçbir koşulda enflasyonun altında olmama şartıyla taksitlendirme, yapılandırma kolaylığı sağlamayı düşünüyoruz ama hiçbir şekilde af niteliğinde olmayacak."</p>
<p><strong>"Hayat pahalılığıyla mücadele en büyük önceliğimiz"</strong></p>
<p>Şimşek, Orta Vadeli Program'ın (OVP) yılda bir kez eylülde açıklandığını belirterek "Şimdi burada bizim önceliklerimizde bir değişiklik yok, onu bir kere altını çizeyim. Yani dezenflasyon sürecini biz ne pahasına olursa olsun korumak istiyoruz. Yani enflasyonun aşağı çekilmesi, hayat pahalılığıyla mücadele en büyük önceliğimiz bu konuda tereddüt yok." dedi.</p>
<p>Petrol fiyatlarındaki artışa dikkati çeken Şimşek, "Yaz aylarında tekrar değerlendirme yapacağız, 2026'yı gözden geçirip 2027 ve sonrası için orta vadeli perspektif sunacağız. Enflasyonu bu sene yüzde 20, hatta yüzde 20’nin altında görmeyi bekliyorduk ancak bu şokla birlikte bir miktar yüksek seyredebilir." diye konuştu.</p>
<p>Şimşek, petrol fiyatlarındaki her yüzde 10'luk artışın enflasyonu doğrudan yaklaşık 1,1 puan artırdığını bildirerek, "Petroldeki her 10 dolarlık artış cari açığı doğrudan 3-4 milyar dolar, doğalgazda da benzer bir artış olursa yaklaşık 5 milyar dolar civarı artırıyor. 65 dolar yerine 95 dolar olursa yaklaşık 15 milyar dolarlık ilave açık oluşur. Buna turizm dahil değil ama şunu net söyleyeyim etkiler yönetilebilir olacak." diye konuştu.</p>
<p>Bütçe açığının yüzde 3,5'ten yüzde 4'e çıkabileceğini, cari açığın milli gelire oranında 1-2 puanlık artışın yönetilebilir olduğunu ifade eden Şimşek, yıl sonu enflasyon beklentisinin piyasalarda yüzde 27'ye yükseldiğini, hedeflerinin ise yeniden yüzde 20'li seviyeler olduğunu söyledi.</p>
<p>Şimşek, Türkiye'nin bölgedeki krize güçlü girdiğine aktararak, "2023 ortasına göre çok ciddi rezerv birikimimiz söz konusu, bu da bu şoku hissettirmeden atlatmamıza yardımcı oldu. Enflasyonda da mesafe kat ettik. Bu sene güçlü şekilde odaklanıp enflasyonu tekrar 20'li rakamlara indirmeyi hedefliyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-simsekten-yapilandirma-aciklamasi-af-niteliginde-olmayacak-78701</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/8/1280x720/simsek-1761932462.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, &quot;Bütçede disiplini tesis etmeseydik, kamuda tasarruf yapmasaydık, gelirlerimizi artırma çabasına girmeseydik, harcamaları kontrol altına almasaydık, bütçe açığını geçen sene düşüremeseydik bunu yapma imkanımız olmayacaktı.&quot; dedi. Piyasada bir yapılandırma talebi olduğunu söyleyen Şimşek, &quot;Biz bu yetkileri aldıktan sonra bir çerçeve çizeceğiz, daha uzun vadeli taksitlendirme, maksimum 72 aya kadar olacak.&quot; ifadelerini kullandı. Şimşek, taksitlendirme ve yapılandırma kolaylığı sağlamayı düşündüklerini ancak düzenlemenin hiçbir şekilde af niteliğinde olmayacağını vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/en-pahali-hata-verimliligi-ertelemek-78693</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 08:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> En pahalı hata: Verimliliği ertelemek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji verimliliği projeleri çoğu işletmede mantıklı bulunur. Fatura düşer, rekabet gücü artar, emisyon azalır… Kâğıt üzerinde herkes aynı noktada buluşur. Buna rağmen projelerin önemli bir kısmı ya gecikir ya da rafa kalkar. Bu gecikmenin bedeli ise çoğu zaman projeyi yapmanın bedelinden daha büyüktür. Bugün sanayide en pahalı hatalardan biri, yanlış proje seçmekten önce doğru projeyi ertelemek haline geldi.</p>
<p><strong>Erteleme maliyeti neden bu kadar büyüdü? </strong></p>
<p>Enerji fiyatları dalgalanıyor, finansman maliyeti yüksek, belirsizlik çok. Bu ortamda, ‘biraz daha bekleyelim’ refleksi anlaşılır. Fakat beklemek, faturanın ve risklerin aynı şekilde beklemesi anlamına gelmiyor. Üretim ve enerji tüketimi devam ediyor, maliyet her gün yazılıyor. Bu yüzden gecikmenin maliyeti birikimli şekilde büyüyor.</p>
<p>Basit bir mantıkla düşünün: Verimlilik projesi size yılda 2 milyon TL tasarruf ettirecekse projeyi bir yıl ertelemek 2 milyon TL tasarrufu daha başlamadan kaybetmek demek. Buna bir de enerji fiyatlarındaki oynaklığı, karbon/ raporlama baskılarını ve rekabetin sertleşmesini ekleyin. Sonuç çok net: Erteleme, görünmez bir fatura üretir.</p>
<p><strong>Peki, neden erteliyoruz? </strong></p>
<p>Yaptığımız çalışmalardan hazırladığımız Türk Sanayisinin Enerji Verimliliği Raporu’ndaki saha bulguları, verimlilik projelerinin hayata geçmesini zorlaştıran engelleri üç başlıkta topluyor: </p>
<p>- Finansman ihtiyacı (%48) </p>
<p>- Projenin inandırıcılığı ve belirsizlik (%28) </p>
<p>- Kötü tecrübelerin izleri (%24) Bu dağılım önemli bir gerçeği gösteriyor: Sorun en az ‘para bulmak’ kadar güven, belirsizlik yönetimi ve geçmiş deneyimlerin bıraktığı iz.</p>
<p><strong>Finansman gerekçesi: Çoğu zaman haklı, çoğu zaman eksik</strong></p>
<p>“Finansman yok” cümlesi birçok işletmede gerçek bir bariyer. Ancak finansman konuşulurken çoğu zaman yalnızca ‘faiz oranı’ kalemine bakılıyor. Oysa sanayicinin asıl sorusu, “Bu proje nakit akışında ne yaratacak” olmalı.</p>
<p>Verimlilik projeleri doğru kurgulandığında, yatırımın geri ödemesi enerji faturasındaki düşüşle gelir. Nakit akışı doğru tasarlanırsa proje bir yük olmaktan çıkıp finansmanını kendi içinde taşıyan bir programa dönüşebilir. Burada kritik olan, tasarrufu ‘beklenen’ olmaktan çıkarıp ‘hesaplanan ve izlenen’ hale getirmek. Bu süreç doğru anlatıldığında ise yeşil kaynaklı finansmana ulaşım kolaylaşıyor. Ayrıca Verimlilik Artırıcı Proje (VAP) desteği gibi mekanizmalar, yatırım tutarını aşağı çekerek geri ödeme süresini kısaltıyor ve erteleme refleksini zayıflatıyor.</p>
<p><strong>İnandırıcılık problemi: Görünmeyen risk korkusu </strong></p>
<p>Proje ertelenmesinin ikinci büyük nedeni, ölçüm ve kabullerle ilgili belirsizlik. İşletmeler, “Sonradan ne çıkar” sorusunu soruyor. Projede görünmeyen risklere dair endişeler, karar alma süresini uzatıyor. Bu noktada çözüm, projeyi teknikten ziyade kanıt diliyle anlatmak ve garantili performansa dayalı sözleşme ile yaptırımlar getirmek. Yani proje öncesi yatırım odaklı enerji etüdüyle mevcut durumu netleştirmek, ölçme-doğrulama yaklaşımını en başta kurgulamak, projeden sonra tasarrufun nasıl hesaplanacağını ve nasıl raporlanacağını baştan tarif etmek. Belirsizlik azaldıkça karar hızlanır.</p>
<p><strong>Kötü tecrübenin maliyeti </strong></p>
<p>Kötü uygulama deneyimi yaşayan işletme, bir sonraki projeye daha temkinli yaklaşır. Bu da verimliliğin yaygınlaşmasını yavaşlatır. Verimlilik kültürü, bir iki kötü deneyim sonucunda riskli alan gibi algılanmaya başlar. İşletmenin kaybı, kötü bir yatırımdan uzun vadeli tecrübe eksikliğine ve yatırım tedirginliğine dönüşür. Bu yüzden projelerin teknik doğruluğu kadar uygulama kalitesi, işletme-bakım kurgusu ve sözleşme disiplininin de iyi tasarlanması gerekir.</p>
<p><strong>Öteleme maliyeti finansman maliyetinden büyüktür </strong></p>
<p>Bugünün enerji dünyasında en kritik kural şudur: Verimlilik projeleri ertelendikçe, kaybedilen tasarruf birikir; bu birikim çoğu zaman finansman maliyetini geçer. Dolayısıyla soru, “Bu projeyi yapalım mı” olmaktan çıkıp, “Bu projeyi ne kadar geciktirebiliriz” noktasına gelir. Yanıt, çoğu işletme için can sıkıcıdır: Gecikme süresi uzadıkça toplam maliyet büyür.</p>
<p><strong>Son söz: Etkin karar, doğru sıralama ve kanıt </strong></p>
<p>Sanayicimizin kanıtlı ve doğru kurgulanmış projeleri doğru sırayla hayata geçirmeye ihtiyacı var. Mükemmel projenin ve en iyi finansal koşulların oluşmasını beklemek sanıldığının aksine zarar ettirir. Finansmanı tek başına tartışmak yerine nakit akışı kurgusunu konuşmak; belirsizliği kabulle değil ölçümle azaltmak; kötü deneyimi kader gibi görmek yerine sözleşme ve uygulama disiplinini güçlendirmek… Bu yüzden bugün en pahalı hata ertelemek; en kârlı karar ise doğru projeyi doğru hızla sahaya indirmektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/en-pahali-hata-verimliligi-ertelemek-78693</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ En pahalı hata: Verimliliği ertelemek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkishwin-kurucusu-melek-pulatkonak-tek-basina-yapamazsin-degisim-kolektif-78691</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 08:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> TurkishWIN Kurucusu Melek Pulatkonak: Tek başına yapamazsın, değişim kolektif</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TurkishWIN Kurucusu Melek Pulatkonak, kadınların iş hayatına katılımını artırmak için artık yalnızca ilham veren hikâyelerin, rol modellerin ve etkinliklerin yeterli olmadığını söylüyor. TurkishWIN ve BinYaprak’ın yeni döneminde hedef; genç kadınlara mentor, rol model, network ve pratik kariyer desteği sunan, kurumları ve bireyleri aynı amaç etrafında harekete geçiren bir “aksiyon topluluğu” yaratmak. Pulatkonak, “Tek başına yapamazsın. Değişim kolektif.”</strong></p>
<p>Kadınların iş hayatındaki varlığını konuşurken çoğu zaman rakamlardan başlıyoruz. İş gücüne katılım oranı, yönetim kurullarındaki kadın temsili, girişimcilik verileri, ücret eşitsizliği, cam tavanlar…</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/69fad43713b4b-1778046007.png" alt="" width="310" height="406" />Ama TurkishWIN Kurucusu Melek Pulatkonak’ın anlattığı hikâye, rakamların arkasındaki daha sessiz bir boşluğa işaret ediyor: Bir genç kadının eğitimden iş hayatına geçerken yanında kim var? Ona yol gösterecek bir rol modeli, kapı açacak bir mentoru, karar anında danışabileceği bir ağı, “yalnız değilsin” diyecek güvenli bir topluluğu var mı?</p>
<p>TurkishWIN ve BinYaprak’ın yeni dönem stratejisi tam da bu sorunun etrafında şekilleniyor. Pulatkonak, 2010’da TurkishWIN’i kurduklarında Türkiye’de kadınların hikâyelerini anlattığı, birbirinden güç aldığı, görünürlük ve network yaratan alanların çok sınırlı olduğunu hatırlatıyor. Pulatkonak, “Kadınlara hikâyelerini anlattırdığımızda Türkiye’de çok büyük bir açlığı doyurduk. Bir araya gelmek, birbirini duymak, birbirinden cesaret almak çok kıymetliydi” diyor.</p>
<p>Ancak bugün tablo değişmiş durumda. Türkiye’de artık kadın odağında çalışan çok sayıda dernek, platform ve girişim var. Yönetim kurulunda kadın temsili, girişimcilik, lojistikte kadın, yerel kadın ağları, mentorluk programları ve kurumsal çeşitlilik çalışmaları farklı alanlarda büyüyor. Bu nedenle TurkishWIN kendine şu soruyu sormuş: “Bugün bizim doldurmamız gereken boşluk ne?” Yanıt, Pulatkonak’ın ifadesiyle, “klasik bir üyelik derneği olmak değil.”</p>
<p>TurkishWIN artık üyelerin yalnızca birbirini tanıdığı, network yaptığı, zaman zaman etkinliklere katıldığı bir yapı olarak değil; herkesin işin bir ucundan tuttuğu, bilgisini, parasını, zamanını ya da networkünü ortaya koyduğu bir aksiyon topluluğu olarak konumlanıyor.</p>
<p><strong>“İz bırakmak isteyenler için bir alan kuruyoruz”</strong></p>
<p>Pulatkonak, yeni dönemin özünü şöyle tarif ediyor: “TurkishWIN, kadın ve erkek liderleri fırsat eşitliği için mobilize eden; STK’ları, özel sektörü, bireyleri ve genç kadınları aynı ekosistem içinde buluşturan bir yapı olacak.”</p>
<p>Bu yaklaşımda önemli bir değişim daha var: TurkishWIN artık erkekleri de üye olarak kabul ediyor. Kadın üyeler için kullanılan ifade “birbirini yukarı çeken kadınlar”; erkek üyeler içinse “yolun ışığını tutanlar.” Ancak burada üyelik pasif bir aidiyet anlamına gelmiyor. Pulatkonak’ın altını çizdiği gibi herkesin bir rolü, bir katkısı, bir aksiyonu olması bekleniyor. Bu yeni modelde üyeler iki ana hatta ilerliyor. Bir grup, doğrudan işin ucundan tutan, emek veren, zamanını ve uzmanlığını koyan “iş yapan üyeler.” Diğer grup ise finansman sağlayarak sistemin sürdürülebilirliğine katkı veren destekçiler. Kurumsal üyeler ve şirketler ise programların büyümesi, yaygınlaşması ve ölçümlenmesi için devreye giriyor. Pulatkonak’a göre kadınların iş hayatındaki varlığını güçlendirmek için artık “iyi niyet” yetmiyor. Kaynak, zaman, veri, teknoloji, kurumsal kapasite ve sürdürülebilir finansman gerekiyor.</p>
<p><strong>Hayat okulunun eksikleri: Mentor, rol model, network</strong></p>
<p>TurkishWIN’in yeni döneminde hedef kitlenin odağı özellikle 18-29 yaş aralığındaki genç kadınlar. Üniversite öğrencisi ya da iş hayatına yeni başlayan genç kadınlar, çoğu zaman karar anlarında yalnız kalıyorlar. Pulatkonak bu boşluğu “hayat okulunun eksikleri” olarak tanımlıyor.</p>
<p>BinYaprak.com, bu yapının dijital om urgası. Genç kadınlar platforma üye olarak mentor bulabiliyor, rol modelleri keşfedebiliyor, etkinliklere katılabiliyor, başka genç kadınlarla network kurabiliyor. Bu döngü, BinYaprak’ın en önemli gücü. Çünkü mesele yalnızca bir kadının kariyerine dokunmak değil; o kadının ileride başka kadınların yolunu açmasını sağlamak.</p>
<p>BinYaprak “Her kadın yapabilir, doğru destekle” mesajını verirken, TurkishWIN de “Tek başına yapamazsın. Değişim kolektif” mesajını veriyor.</p>
<p><strong>Yapay zekâ “Melek Abla”ya dönüşebilir mi?</strong></p>
<p>Pulatkonak, yapay zekânın genç kadınlar için hem fırsat hem risk taşıdığını düşünüyor. Fırsat tarafında şunu görüyor: İş dünyasında beceri ve hazırlık daha görünür hale geldikçe, işi yapabilen kişinin cinsiyeti daha az belirleyici olabilir. Bu, kadınlar için yeni kapılar açabilir. Ancak risk tarafında her zamanki temel sorun var: Erişim. Genç kadınlar bu fırsatları nasıl görecek, hangi becerilere ihtiyaç duyduklarını nasıl anlayacak, doğru insanlara nasıl ulaşacak? Pulatkonak bu nedenle BinYaprak içinde yapay zekâ destekli bir “Melek Abla” fikri üzerinde çalıştıklarını anlatıyor. Bu sistem, genç kadınlara yalnızca bilgi vermek için değil; onları doğru yönlendirmeyi hedefl iyor.</p>
<p><strong>5 AKSİYON: Savunuculuk, mentorluk, hikâye, birlikte üretim, yatırım</strong></p>
<p>Pulatkonak, yapılan her işi daha anlaşılır hale getirmek için TurkishWIN ve BinYaprak’ın etki alanını beş aksiyon başlığında topladıklarını söylüyor:</p>
<p><strong>Savunuculuk:</strong> TurkishWIN her yıl araştırma raporu yayımlamaya, veriye dayalı farkındalık yaratmaya ve iyi uygulama örneklerini görünür kılmaya devam edecek.</p>
<p><strong>Mentorluk:</strong> “Milyon Kadına Mentor” hareketi, genç kadınların deneyimli profesyonellerle eşleşmesini sağlayan önemli bir program olarak büyümeye devam ediyor. Pulatkonak, programın bugüne kadar yaklaşık 1700 gönüllü mentoru mobilize ettiğini, 300 kurumun sürece katıldığını belirtiyor. Hedef ise 2031’e kadar genç kadınları destekleyen 1 milyon mentorluk eşleşmesini görünür ve ölçülebilir hale getirmek.</p>
<p><strong>Hikâye anlatıcılığı</strong>: TurkishWIN’in en güçlü damarlarından biri olan hikâye kültürü, “Hikâye Hasadı” adı verilen iki saatlik özel bir deneyimle yaygınlaştırılıyor. Amaç yalnızca ilham veren hikâyeleri dinlemek değil; kadınların kendi hikâyelerinin farkına varması, birbirini takdir etmesi ve “bu yalnızca benim başıma gelmedi” diyebilmesi.</p>
<p><strong>Birlikte üretim:</strong> Pulatkonak, yeni dönemde hiçbir programın tek merkezden, yukarıdan aşağıya tasarlanmadığını; gönüllüler, kolaylaştırıcılar, kurumlar, STK’lar ve paydaşlarla birlikte geliştirildiğini vurguluyor.</p>
<p><strong>Yatırım:</strong> Yatırım yalnızca finansal destek anlamına gelmiyor. Bir kurumun iletişim gücünü, bir profesyonelin uzmanlığını, bir gönüllünün zamanını, bir şirketin teknolojik altyapısını bu ortak hedefe yönlendirmesi de yatırım olarak görülüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkishwin-kurucusu-melek-pulatkonak-tek-basina-yapamazsin-degisim-kolektif-78691</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TurkishWIN Kurucusu Melek Pulatkonak: Tek başına yapamazsın, değişim kolektif ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kucuk-isletmeler-zorlaniyor-uretim-anadoluya-kaymali-78690</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 08:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Küçük işletmeler zorlanıyor, üretim Anadolu’ya kaymalı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ</strong></p>
<p>İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) Başkan Yardımcısı Ahmet Öksüz, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) başkanlığı için adının gündeme gelmesine ilişkin tartışmalara son noktayı koydu. Öksüz, aday olmayacağını net bir şekilde ifade ederek mevcut başkan Mustafa Gültepe’ye destek vereceklerini açıkladı.</p>
<p>Sektörde seçim sürecinin ayrışmaya değil birlik ve beraberliğe hizmet etmesi gerektiğini vurgulayan Öksüz, “Benim ismim TİM başkan adaylığı için geçiyordu, doğal aday olarak gösteriliyordum ama bu sürece hiçbir şekilde cevap vermedim. Çünkü bunun bir yarışa dönüşmesini istemedim. Bugün sektörün ihtiyacı olan şey ayrışma değil, birliktir. Biz Mustafa başkanı destekliyoruz, yolu açık olsun. Önemli olan isimler değil, sektörün geleceği için birlikte neler yapabileceğimizdir” diye konuştu.</p>
<h2>Pahalı bir üretim ülkesi olduk </h2>
<p>Türkiye’nin son yıllarda çok hızlı bir maliyet artışı yaşadığına dikkat çeken Öksüz, bu durumun rekabet gücünü zayıflattığını ifade etti. Türkiye’nin 10 yılda gelmesi gereken maliyet seviyesine 2-3 yılda geldiğini söyleyen Öksüz, “Özellikle işçilik maliyetleri çok hızlı arttı. Döviz artışı bunun gerisinde kaldı. Bu da Türkiye’yi pahalı bir üretim ülkesi haline getirdi. Bugün birçok firmamız bu nedenle rekabet edemiyor” ifadelerini kullandı. Sektördeki maliyet baskısının en çok küçük ve orta ölçekli işletmeleri etkilediğini belirten Öksüz, şöyle devam etti: “Küçük ölçekli firmalarımızın kendi satış organizasyonu yok. Gelen siparişle üretim yapıyorlar. Maliyetler arttıkça bu firmaların ayakta kalması zorlaşıyor. Son dönemde birçok atölye kapanmak zorunda kaldı. Yüksek kredi maliyetleri de eklenince firmaların kendini çevirmesi çok zor. İstanbul’da çok sayıda üretim tesisi kapandı. Üretimi Anadolu’ya yaymamız gerekiyor. Bu hem maliyetleri düşürür hem de firmalarımızın ömrünü uzatır. İstanbul ise daha çok tasarım, marka ve katma değerli üretimin merkezi olmalı.”</p>
<h2>Rekabet için yeni yol haritası </h2>
<p>Savaşa bağlı olarak talepte bir miktar artış olduğunu ancak bu artışın sektöre olumlu yansıdığını söylemenin zor olduğunu dile getirdi. Maliyetlerin de çok ciddi şekilde yükseldiğini aktaran Öksüz, “Pamuk fiyatı 60 sentten 83 sente çıktı. Firmalarımız fiyatlama yaptığında bu farkı karşılayamıyor. Aradaki maliyet farkını müşteriye yansıtamadığınız için kârlılık ortadan kalkıyor” dedi. Sektörün mevcut sorunları aşabilmesi için katma değeri yüksek alanlara yönelmesi gerektiğinin altını çizdi. “Tekstil ve hazır giyimde katma değeri artırmamız şart” diyen Öksüz, markalaşmanın kolay olmadığını ama geleceğin burada olduğunu vurguladı. Teknik tekstillerde çok ciddi bir potansiyel olduğunu kaydeden Öksüz, “Avrupa’da 100 milyar dolarlık bir üretim hacmi var. Buradan daha fazla pay alabiliriz. Hangi ürünleri üretmediğimize bakıp, bunlara odaklanmalıyız” dedi.</p>
<h2>Döviz dönüşüm desteğinde sektör bazlı revizyon önerisi</h2>
<p>Kamu desteklerinin sektör bazlı kurgulanması gerektiğini belirten İTHİB Başkan Yardımcısı Ahmet Öksüz, emek yoğun sektörler için mevcut desteklerin yetersiz kaldığını söyledi. Tüm sektörlere aynı oranın uygulanmasının doğru olmadığını vurgulayan Öksüz, şu açıklamayı yaptı: “Yüzde 3’lük döviz dönüşüm desteği bazı sektörler için yeterli olabilir ancak emek yoğun alanlarda yetersiz kalıyor. Bu oranın en az yüzde 5-6 seviyelerine çıkarılması ve sektöre göre esnek hale getirilmesi gerekiyor. Finansman maliyetlerinin yüksek, kârlılığın düşük olduğu bu ortamda üretim ve istihdamı korumak için daha hedefli destek şart. Ayrıca, istihdam desteklerinin artırılması, özellikle ikinci yarıda daha güçlü şekilde revize edilmesi önemli. Aksi halde firmalarımızın rekabet gücünü koruması çok zor.”</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sektör kurulu başkanlığına adaylığını açıkladı</span></h2>
<p>Sektör kurulu başkanlığı için aday olduğunu açıklayan Öksüz, sürecin sektörün ortak kararıyla şekilleneceğini ifade etti. 1999 yılından bu yana birliklerde görev aldığını belirten Öksüz, “Sektör kurulu başkanlığına adaylığımı açıkladım. Türkiye genelinde tekstil ve hammaddeleri sektörümüzde beş birliğimiz var, kısa zamanda bir araya geleceğiz. Sektörümüz başkan olmamız yönünde karar verirse TİM yönetim kurulunda da görev alabiliriz. Önemli olan bu görevlere gelmekten ziyade sektöre katkı sağlayabilmek” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Pelister TİM başkan adayı oldu, Gültepe bugün açıklayacak</span></h2>
<p>Türkiye ihracatının çatı kuruluşu Türkiye İhracatçılar Meclisi’nde (Türkiye İhracatçılar Meclisi) seçimli genel kurul sürecine yönelik hazırlıklar sürerken, mevcut Başkan Mustafa Gültepe ikinci dönem adaylığına ilişkin kararını geniş katılımlı bir toplantıyla duyuracak. Gültepe’nin, aralarında 60’a yakın ihracatçı birliği başkanının da bulunduğu ihracat camiasının temsilcileriyle birlikte gerçekleştireceği basın toplantısında adaylığını resmen açıklaması bekleniyor. Toplantıda ayrıca, yeni dönem vizyonuna ve ihracatın mevcut seyrine ilişkin değerlendirmelerin de paylaşılacağı belirtiliyor. Diğer yandan İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İKMİB) Yönetim Kurulu Üyesi ve TİM Başkanvekili Adil Pelister de yaptığı yazılı açıklamayla TİM Başkanlığına aday olduğunu duyurdu. Pelister, açıklamasında, "İKMİB çatısı altında sektörümüzle birlikte yakaladığımız başarı grafiğini ve edindiğimiz tecrübeyi, şimdi tüm ihracat ailemizin hizmetine sunmak için yola çıkıyoruz. TİM, ihracatçının her sorununda anında çözüm üreten ve politika geliştiren bir güç merkezi olacaktır. Önümüzdeki günlerde vizyonumuzu ve projelerimizi kapsamlı şekilde duyuracağız" dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kucuk-isletmeler-zorlaniyor-uretim-anadoluya-kaymali-78690</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/02/ahmet-oksuz.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TİM başkanlığı için adı geçen İTHİB Başkan Yardımcısı Ahmet Öksüz, “Bu dönem birlik zamanı” diyerek, Mustafa Gültepe&#039;ye desteğini açıkladı. Tekstil sektör kuruluna başkan adayı olan Öksüz, küçük işletmelerin yüksek maliyet nedeniyle rekabette zorlandıklarını belirterek üretimin Anadolu&#039;ya yönlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/otomotivde-5-milyar-dolarlik-emtia-soku-78687</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Otomotivde 5 milyar dolarlık emtia şoku</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69facdc30d12b-1778044355.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Orta Doğu’daki çatışmanın tetiklediği emtia fiyat artışı, otomotiv sektöründe yeni bir maliyet krizini beraberinde getiriyor. Küresel otomotiv sektörünün başkenti olarak nitelenen Detroit merkezli üreticiler, 2026 yılı içinde yalnızca emtia kaynaklı ek yükün 5 milyar dolara ulaşabileceğini hesaplıyor. Bu rakam, halihazırda ABD’nin gümrük tarifelerinden kaynaklanan yaklaşık 6 milyar dolarlık baskıya neredeyse eş değer.</p>
<p>Başta General Motors, Ford ve Stellantis olmak üzere üreticiler, ilk çeyrek bilançolarında hammadde, lojistik ve yarı iletken maliyetlerindeki artışa dikkat çekti. GM artan emtia, lojistik ve bellek çipi maliyetlerinin faaliyet karını 2 milyar dolara kadar aşağı çekebileceğini açıkladı. Ford, tedarik zinciri kaynaklı maliyet artışını 2 milyar dolar olarak hesaplıyor. Stellantis ise etkinin 2026’da 1 milyar euroya ulaşmasını bekliyor. Kar marjlarının zaten dar olduğu bir dönemde gelen bu baskı, sektörün fiyatlama gücünü test ediyor.</p>
<h2>Alüminyum alarmı: Araç başına 1.500 dolar risk </h2>
<p>En kritik kalemlerin başında alüminyum geliyor. Londra Metal Borsası’nda fiyatların savaş sonrası yüzde 16’ya varan artış göstermesi, maliyet hesaplarını altüst etti. Uzmanlara göre bu artışın kalıcı olması halinde araç başına maliyet 500 ila 1.500 dolar arasında yükselebilir.</p>
<p>Benzer baskı, plastik ve kimyasallarda da hissediliyor. Nafta arzındaki daralma; iç, kaplama ve lastik üretiminde zincirleme fiyat artışına yol açıyor.</p>
<p>Yarı iletken tarafında da yeni bir risk oluşuyor. DRAM üreticilerinin kapasiteyi yapay zeka veri merkezlerine kaydırması, otomotivde kullanılan daha düşük segment çiplerin maliyetini yukarı çekiyor. Bu durum, pandemi sonrası hafifleyen çip krizinin farklı bir formda geri dönme ihtimalini artırıyor. Mercedes- Benz yönetimi, yılın geri kalanında hammadde maliyetlerinin başlangıç tahminlerinin de üzerine çıkabileceği uyarısında bulunuyor.</p>
<h2>Baskı aşağıdan yukarıya domino etkisiyle aşınıyor </h2>
<p>Emtia fiyatlarındaki artışın etkisi, otomotiv tedarik zincirinin çok katmanlı yapısı nedeniyle büyüyerek ilerliyor: <br />● Çelik, alüminyum, kauçuk ve plastik üreticileri doğrudan fiyat artışını yansıtıyor <br />● Piston, dişli, cam, elektronik ve lastik üreticileri maliyet baskısını hissediyor <br />● Koltuk, güç aktarma organları ve elektronik sistem sağlayıcıları maliyetleri konsolide ediyor <br />● Nihai maliyet baskısı araç üreticilerinde toplanıyor Bu yapı nedeniyle emtia fiyatlarındaki her artış, zincir boyunca büyüyerek nihai araç fiyatlarına kadar ulaşıyor.</p>
<h2>Fiyatlamada kritik 6 ay </h2>
<p>Financial Times’ın haberine göre, sektör şu an sabit fiyatlı tedarik sözleşmeleri sayesinde geçici bir koruma altında. Ancak analistlere göre çatışmanın 2-3 ay daha sürmesi halinde tedarikçiler yeni fiyatlarla masaya oturacak ve bu artışlar 6 ay içinde tam anlamıyla bilançolara yansıyacak. Bu noktada üreticilerin önünde zor bir denge var. Pandemi sonrası zaten yükselen araç fiyatları nedeniyle talep hassas. Ancak maliyetlerin kalıcı hale gelmesi durumunda fiyat artışı kaçınılmaz görünüyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Benzin fiyatlarındaki artışı BEV satışlarını artırıyor</span></h2>
<p>Ortadoğu gerilimiyle birlikte petrol fiyatlarının mart ayında yüzde 63 yükselmesi benzin pompalarına yansıyınca, elektrikli araçlara geçişin hızlanıp hızlanmayacağı sorusunu gündeme taşıdı. Avrupa’da 2026 ilk çeyreğinde bataryalı elektrikli araçların (BEV) pazar payı yüzde 19,4’e yükselip yaklaşık 547 bin araca çıktı. Hibrit araçlar yüzde 38,6 ile en büyük payı alırken, içten yanmalı motorlu araçların payı yüzde 30,3’e geriledi. Almanya, Fransa, İtalya ve İspanya’da BEV payı artarken, İngiltere’de düşüş dikkat çekti. ABD’de vergi teşviklerinin kaldırılması satışları baskılarken, Çin’de zayıf iç talep belirleyici oldu. Buna karşılık Brezilya’da artan yakıt fiyatları BEV satışlarını rekor seviyeye taşıdı. Genel eğilim yukarı yönlü olsa da, uzmanlara göre petrol fiyatlarındaki artışın tek başına belirleyici olup olmadığı henüz net değil. Teşvikler, gelir seviyesi ve model erişilebilirliği hâlâ ana belirleyiciler konumunda.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/otomotivde-5-milyar-dolarlik-emtia-soku-78687</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/7/1280x720/otomotiv-1778044570.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İran savaşının tetiklediği maliyet dalgası sektörde alüminyumdan çipe kadar her kalem fiyatları yukarı çekerken, dev otomotiv şirketleri kârlarda düşüş uyarısı yapıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/4-bankanin-kari-zirveyi-alirken-asil-surpriz-kimden-bekleniyor-78686</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> 4 bankanın kârı zirveyi alırken asıl sürpriz kimden bekleniyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yılın ilk çeyrek bilançolarını açıklayan 210 şirketten 1 milyar TL kâr barajını aşan 21 şirket bulunuyor. İlk dört sırada bankalar yer alırken Garanti Bankası 33 milyar TL ile ilk sırada yer aldı. 2025’te en yüksek kârı açıklayan THY, bankaların hemen ardından geldi.</strong></p>
<p>4 Mayıs itibariyle kârlarını açıklayan 210 şirketin ilk dört sırasını bankalar tuttu. 2025’te ikinci sırada yer alan Garanti Bankası, yılın ilk çeyreğinde zirveye taşındı. Kış dönemi olması sebebi ile THY’nin en zayıf sezonu olan yılın ilk çeyreğinde sıralamada ilk beşte yer alması yıl sonunda tekrar zirveye çıkma olasılığının hayli yüksek olduğunu işaret ediyor. Sıralamaya giren 21 şirketten kârını düşüren sadece üç firma bulunuyor. Sasa, T.S.K.B. ve Başkent Doğalgaz milyarlık kârlara sahip olsalar da sırasıyla %7,28, %7,58 ve %17,92 oranında düşen kârlılıkta kaldılar. LDR Turizm ve Enpara Bank ise yüksek kâr artışı ile öne çıkan firmalar oldu.</p>
<h2>Kârı hızlı büyütenler</h2>
<p>1 milyar TL üstü kâr elde eden firmalardan LDR Turizm yılın ilk çeyreğinde %35 ile gelirini 453,8 milyon TL’ye düşürdü. Zayıf performansına rağmen dönem sonu net kârı 15 kat artarak 4,47 milyar TL’ye çıktı. Firmanın kârının gelirini katbekat aşmasında 7,35 milyar TL’ye çıkan menkul kıymet satış ve değerleme kârının belirleyici etkisi bulunuyor.</p>
<p>Enpara Bank, 17,04 milyar TL faiz geliri elde ederken bir önceki yılın üç aylık dönemine göre %2.044 oranında artış kaydetti. Bankanın dönem sonu kârı da %420 artarak 1,9 milyar TL’ye yükseldi. Geçtiğimiz nisan ayında borsada işlem görmeye başlayan banka, Avrupa’nın ilk üç dijital bankasından biri olma hedefini yatırımcısı ile paylaşıyor.</p>
<h2>Kârını en fazla düşüren</h2>
<p>Başkent Doğalgaz, yılın ilk çeyreğinde elde ettiği 2,07 milyar TL kâr ile sıralamaya girmeyi başarsa da önceki yılın aynı dönemine göre %17,92 azalan bir kârlılık söz konusu. Satışlarını %8 artırmayı başaran firma, vergi öncesi kârını da %11 büyüttü. Ancak vergi kalemi sonrası kârının gerilediği gözleniyor. Hissenin fiyatı ise son bir yılda %54 yükseldi.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69facb74dd6ca-1778043764.png" alt="" width="900" height="476" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>GEÇMİŞ ORAN MI, İLERİ BEKLENTİ Mİ?</strong></p>
<p><strong>Geçmiş oran</strong>; somut gerçekleşme, güven, kıyas kolaylığı, dayanak noktası. Gecikmeli yansıma, suni ucuzluk, uyumsuzluk, fırsat maliyeti, durağan bakış.</p>
<p><strong>İleri beklenti</strong>; vizyoner fiyatlama, erken maliyetlenme, trend yakalama, proaktif strateji. Sapma riski, stres, spekülasyon tuzağı, zamanlama hatası.</p>
<p><strong>Kârlılık artışı ve borç yapılandırması yatırım döngüsünün zorluklarını aşabilir</strong></p>
<p>Barem Ambalaj’ın geleceğe dönük beklentileri hissede yükselişi sağlar mı? ● Ozan İpek</p>
<p>Ozan, Barem Ambalaj 210 milyon dolarlık yatırımın borç stresinden kurtulmaya başlıyor. Konya Ereğli’deki kağıt fabrikası ve kojenerasyon tesisi yatırımı sebebiyle 148 milyon dolara çıkan net borç, 2,3 milyar TL kısa vadeli borcu uzatmasıyla büyük ölçüde rahatlayacak. Kojenerasyon santralinin devreye girmesiyle enerji tüketimi sıfırlanırken satışla birlikte yılda yaklaşık 13,4 milyon dolar avantaj sağlayacak. Ayrıca 2027’de kağıt fabrikasının %90 kapasiteye ulaşması ve hammadde ihtiyacının içerde karşılanmasıyla 5 milyar TL ek ciro bekleniyor.</p>
<p><strong>İştirak satışından gelen nakitle İkitelli’deki arsanın tamamını sahiplenecek</strong></p>
<p>Fuzul GYO, Fuzul İnşaat’ın satışından gelen parayı nerede kullanacak? ● Derya Tunç</p>
<p>Derya, Fuzul GYO, bağlı ortaklığı Fuzul İnşaat’taki %98,64’lük payının tamamını 325 milyon TL’ye satarak önemli bir nakit girişi sağladı. Söz konusu tutarı nisan ve mayıs aylarında eşit taksitlerle tahsil ederek iştirakten tamamen çıkmış oldu. Şirket oluşan nakdi ana faaliyet konusu alanlarda değerlendirecek. Bu çerçevede İkitelli’deki arsanın %47,33’üne halihazırda sahip olan şirket, ortaklığın giderilmesi davası neticesinde açılan ihalede en yüksek teklifi vererek mülkiyetin tamamına ulaşacak. Gelen nakdi burada değerlendireceği anlaşılıyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>PIL fonu enerji teknolojilerine yatırım yaparak bir yılda %128 kazandırdı</strong></p>
<p>Rota Portföy’ün idaresindeki Pil Teknolojileri ve Enerji Fon Sepeti Fonu (PIL)’in fiyatı uzunca bir süre yatayda hareket etti. Son bir yılda yükselen ivmesiyle dikkat çekiyor. Nisan 2025’te 1,55 TL bölgesinde olan fiyatı şimdilerde 4,02 TL seviyesinde. Fona ocakta yoğun para girişi olsa da mart ve nisanda çıkış öndeydi. Mayısta ise 15,6 milyon TL gibi cüzi de olsa nakit girişi söz konusu.</p>
<p>Şimdilerde 8.306 olan yatırımcı sayısı bir miktar azalırken doluluk oranı %13,91 seviyesinde. Fon pil ve enerji temalı araçlara yatırım stratejisiyle hareket ediyor. Portföyünün %64,09’u yabancı hisse senedi, %14,60’ı fonlardan oluşuyor. Risk değeri 6 olan PIL, küresel teknoloji trendlerinde pozisyon almak isteyen yatırımcılara hitap ediyor. Yıllık %127,51 getiri ile BIST 100 Endeksi’nin %64,86 olan çıkışının üzerinde.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Bulls Yatırım, piyasadan %47,23 bileşik faizle 400 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Bulls Yatırım, 04.05.2026 tarihinde finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 400.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %42,50, bileşik faizi %47,23 olarak belirlendi. 175 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 26.10.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %20,38 düzeyinde.</p>
<p>4 Mayıs itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunurken Bulls Yatırım’ın verdiği %42,50 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 2,51 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFBLLYE2626 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69facbd2029f0-1778043858.png" alt="" width="307" height="237" /></strong><strong>Çimsa marttan bu yana yükselen ivmesiyle öne çıkıyor. Fonlar ise sınırlı alım yaptı</strong></p>
<p>Çimsa’da fonlar alım yönlü işlemleriyle öne çıkıyor. Portföylerindeki miktar %1,90 ile toplamda 652,2 bin lot artırarak 35,06 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 103’ten 104’e çıktı. GSP fonu 750 bin lot ile en fazla alımı yaparken, GMA fonu 500 bin lot ile en yüksek satışı gerçekleştirdi.</p>
<p>Çimsa hakkında bugüne kadar 19 aracı kurum öneride bulundu ve 4 aracı kurum model portföyüne aldı. En yüksek öneri beklentisini Tera Yatırım 90,00 TL ile verdi. En düşük hedef önerisi 64,26 TL ile Deniz Yatırım’dan geldi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69facbb7c4055-1778043831.png" alt="" width="980" height="246" /><strong>OFİS YEM GIDA</strong></p>
<p><strong>Malatya GES yatırımı üretime geçti. Yıllık 1,3 milyon dolar tasarruf bekleniyor</strong></p>
<p>Ofis Yem, Malatya Arguvan’da kurulumu tamamlanan 9,9 MWp gücündeki lisanssız güneş enerjisi santralinin enerji üretimine başladığını duyurdu. Santralin yıllık 17 milyon kWh elektrik üreterek şirketin tüketiminin %160’ını karşılaması hedefleniyor. Tesisin güncel enerji fiyatlarıyla yıllık yaklaşık 1,3 milyon dolar fayda sağlaması öngörülüyor. Firmaların yoğun elektrik tüketim maliyetlerini kendi yenilenebilir kaynağıyla karşılaması işletme kârlılığı için önemli bir rekabet avantajına imkan verirken; fazla elektrik satılarak ayrıca ek gelir imkanı oluşabilmekte.</p>
<p><strong>KİMTEKS POLİÜRETAN</strong></p>
<p><strong>İki tesisi için aldığı sürdürülebilirlik sertifikası rekabet avantajı sağlayacak</strong></p>
<p>Kimteks; Gebze ve Düzce’deki tesisleri için uluslararası geçerliliği olan sürdürülebilirlik sertifikası ISCC Plus’ı aldı. Bu belgeyle birlikte şirketin üretim süreçlerine biyo-döngüsel hammaddelerin entegre edileceği ve sürdürülebilir ürün portföyünün güçlendirileceği ifade edildi. Küresel kimya sektöründe çevre standartları ve döngüsel ekonomi talepleri giderek sertleşiyor. Üretimi eski usul standartlarla sürdürmek yerine, uluslararası geçerliliği olan sertifikasyonlarla yeşil tedarik zincirlerine uyum sağlamak, ihracatta rekabet üstünlüğü sağlayacak.</p>
<p><strong>GERSAN ELEKTRİK</strong></p>
<p><strong>Hollanda'da kurduğu iştirak üzerinden Avrupa merkezli operasyonlara başlıyor</strong></p>
<p>Gersan Elektrik, Avrupa operasyonlarını tek merkezden yönetmek üzere Hollanda’da Gersan Electric N.L. ünvanlı yeni bir şirket kurdu. Gersan ayrıca sera aydınlatma sistemleri alanında uzman bir Hollandalı firmanın satın alınması için gizlilik sözleşmesi imzalayarak değerleme sürecine geçtiğini ve lojistik depo arayışının başladığını duyurdu. Endüstriyel elektrik ürünlerinin Avrupa genelinde dağıtımı için yerel bir yapılanma kurması pazarda daha rahat benimsenmesini sağlayacaktır. Bu yolla hedef pazarda daha hızlı büyüme imkanına kavuşması söz konusu olabilecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/4-bankanin-kari-zirveyi-alirken-asil-surpriz-kimden-bekleniyor-78686</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 4 bankanın kârı zirveyi alırken asıl sürpriz kimden bekleniyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kosovadan-mensucat-ithalatina-sorusturma-78722</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kosova&#039;dan mensucat ithalatına soruşturma</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, Çin menşeli sentetik filament iplikten dokunmuş mensucat ithalatına yönelik uygulanan dampinge karşı önlemin Kosova çıkışlı ithalatla etkisiz hale getirildiği belirlendi.</p>
<p>Yapılan incelemeler sonucu Kosova menşeli "sentetik filament iplikten dokunmuş mensucat (giyim için olanlar)" ithalatına yönelik soruşturma açılmasına karar verildi.</p>
<p>Tebliğle soruşturmaya ilişkin usul ve esaslar da belirlendi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kosovadan-mensucat-ithalatina-sorusturma-78722</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kosova menşeli &quot;sentetik filament iplikten dokunmuş mensucat ithalatında önlemlerin etkisiz kılınmasına karşı soruşturma açıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tuik-verilerinin-ardindan-chpli-ozlale-arastirma-onergesi-verdi-78685</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜİK verilerinin ardından CHP’li Özlale araştırma önergesi verdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TÜİK’in nisan ayı enflasyon verilerini açıklamasının ardından CHP İzmir Milletvekili Ümit Özlale, Türkiye’de yüksek enflasyonun toplumsal etkilerinin araştırılması amacıyla TBMM Başkanlığı’na Meclis araştırması önergesi verdi.</p>
<p>Önergede, Türkiye ekonomisinin uzun süredir yüksek enflasyon, reel gelir kaybı ve artan geçim sıkıntısı ile şekillendiği belirtilerek, enflasyonun yalnızca fiyat artışlarından ibaret olmadığı; geniş toplum kesimlerinin yaşam koşullarını doğrudan etkileyen çok boyutlu bir sorun haline geldiği ifade edildi. TÜİK’in 2026 yılı Nisan ayı verilerine göre yıllık enflasyonun yüzde 32.37, aylık enflasyonun ise yüzde 4.18 olarak gerçekleştiğinin hatırlatıldığı gerekçede, Enflasyon Araştırma Grubu’nun (ENAG) aynı döneme ilişkin yıllık enflasyonu yüzde 55.38 olarak hesapladığına dikkat çekildi.</p>
<p>Resmi veriler ile alternatif ölçümler arasındaki farkın, enflasyonun gerçek düzeyine ilişkin tartışmaları artırdığı kaydedildi. Önergede, enflasyonun gelir grupları üzerindeki etkilerinin farklılaştığı belirtilerek, düşük gelir gruplarının harcamaları içinde gıdanın payının yüksek olması nedeniyle fiyat artışlarından daha fazla etkilendiği vurgulandı. Artan kira, ulaştırma ve enerji giderlerinin hane bütçeleri üzerindeki baskıyı artırdığı ifade edildi. Kamu çalışanları ve emeklilere yönelik ücret artışlarının yılın ilk aylarında enflasyon karşısında eridiği belirtilen metinde, enflasyon farkı uygulamasının alım gücünü korumada sınırlı kaldığı kaydedildi. Önergede, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in enflasyonu ağırlıklı olarak jeopolitik gelişmeler ve küresel fiyat artışlarıyla açıklayan değerlendirmelerine de yer verildi. Ancak bu yaklaşımın, Türkiye’deki enflasyonun yapısal nedenlerini göz ardı ettiği ifade edildi.</p>
<p>Önergede, enflasyonun yalnızca dışsal faktörlerle değil; iç piyasadaki fiyatlama davranışları, üretim yapısındaki kırılganlıklar, gelir politikalarındaki yetersizlikler ve ekonomi yönetimine duyulan güven eksikliğiyle şekillendiğini vurgulandı. Özlale, önergesinde enflasyonun farklı gelir grupları üzerindeki etkilerinin, ücret politikalarının alım gücüne yansımalarının, istihdam yapısı ile enflasyon arasındaki ilişkinin ve resmi istatistiklerin güvenilirliğinin tüm yönleriyle incelenmesi için TBMM’de Meclis araştırması açılmasını talep etti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tuik-verilerinin-ardindan-chpli-ozlale-arastirma-onergesi-verdi-78685</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/market-alisveris-enflasyon-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK verilerinin ardından CHP’li Özlale araştırma önergesi verdi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-korfez-ve-kizildeniz-diplomasisi-yogun-78684</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’nin Körfez ve Kızıldeniz diplomasisi yoğun</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk-Suudi Koordinasyon Konseyi’nin üçüncü toplantısı bugün yapılacak. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan Al-Suud Ankara’da. Dışişleri Bakanlığı iki ülke arasında vatandaşlarına vize muafiyeti anlaşmasının imzalanabileceğini açıkladı. Türkiye tarafının son zamanlarda yeni kavram olarak kullanılmaya başlanan, lojistik ve ticaret yolları yanında enerji ve diğer hatları da kapsayan “bağlantısallık işbirliklerini” gündeme getireceği belirtildi. Elbette Hürmüz krizinin nereye evrileceğinin bilinmediği bir ortamda barış çağrısı da bekleniyor, provokasyona karşı uyarı yapılması da masadaki konulardan biri. Siyasi ve ekonomik işbirliğinin derinleştirilmesi vurgulanacağı kesin. Suudi Arabistan ile ciddi bir siyasi gerilimin ardından, işbirliği hızlı gelişiyor.</p>
<p>Bölgeye ilişkin yeni gelişme Somali’den duyuruldu. Türkiye ile Somali’nin yeni bir üs kurmak üzere anlaşma üzerinde çalıştığı, üst düzey bir Somali heyetinin Ankara’da olduğuna dair Somali medyasında haberler yayınlanıyor. Türkiye ve Somali arasındaki işbirliği stratejik işbirliğinin ötesine geçmiş durumda. Çağrı Bey sondaj gemisi Somali açıklarındaki sahada çalışmaya hazırlanıyor. Türkiye’nin bu ülkeye yatırımları ve yardımları 1 milyar doların üzerine geçti. Bu ülkede hem Türk askeri üssü bulunuyor ayrıca orduya eğitim veriliyor. Somali önemli bir Türk savunma sanayii ürünleri kullanıcısı. Türkiye’nin uzay programında, yörüngeye erişecek füze ve roketler için bu ülkede bir uzay üssü kurulması da uzun süredir konuşuluyor. Kızıldeniz’de Suudi Arabistan, Mısır, Sudan, Somali ve Etiyopya’da yeni güvenlik ve enerji adımları atılıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-korfez-ve-kizildeniz-diplomasisi-yogun-78684</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/4/1280x720/cagri-bey-sondaj-gemisi-1778043301.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin Körfez ve Kızıldeniz diplomasisi yoğun ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ab-vergi-entegrasyonunda-yeni-ufuklar-befit-ruzgari-turkiyeyi-nasil-etkileyecek-78683</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> AB vergi entegrasyonunda yeni ufuklar: BEFIT rüzgarı Türkiye’yi nasıl etkileyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Prof. Dr. ERSAN ÖZ - </strong><strong>Pamukkale Üniversitesi </strong><strong>Rektör Yardımcısı</strong></p>
<p>Günümüzde sınırları aşan devasa çok uluslu şirketlerin en büyük sınavlarından biri, Avrupa Birliği'nin geniş tek pazarı içinde iş yaparken 27 farklı ülkenin kendine has vergi kurallarıyla aynı anda boğuşmak zorunda kalmalarıdır. Geleneksel ekonomi kitapları, vergi sistemlerindeki bu karmaşıklığı genellikle sadece durağan bir "ölü ağırlık kaybı" olarak tanımlar. Ancak işin mutfağındaki gerçeklik çok daha ağırdır; nitekim uluslararası vergi uzmanı C. Evans'ın alanındaki temel araştırmalarında da vurguladığı gibi bu durum, şirketlerin katlanmak zorunda kaldığı idari, yapısal ve hatta zihinsel yüklerin devasa bir bütünüdür.</p>
<p>Peki, Avrupa bu çok katmanlı karmaşayı çözmek için ne yapıyor? Infomineo'nun vergi mimarisi üzerine yaptığı güncel analizlerde de altı çizildiği üzere, bu sorunun yanıtını doğru okuyabilmek için öncelikle küresel çapta yürütülen BEPS projeleri ile Avrupa'nın yeni gözbebeği Avrupa'da İşletmeler İçin Gelir Vergisi Çerçevesi’ni (BEFIT) birbirinden ayırmamız gerekiyor. OECD öncülüğündeki BEPS, tüm dünyada vergi boşluklarını kapatmayı ve agresif vergi planlamasını önlemeyi hedefleyen çok geniş bir şemsiyedir. Oysa Avrupa Komisyonu'nun 2023 yılında duyurduğu BEFIT (Avrupa'da İşletme: Gelir Vergisi Çerçevesi), felsefe olarak ondan beslense de tamamen Avrupa Birliği'ne özgü bir vizyon taşır. Temel hedefi; 27 parçalı o yorucu ulusal sistemi bir kenara bırakıp, dev şirketlerin kâr ve zararlarını AB ölçeğinde "tek bir matrah havuzunda" birleştirmektir.</p>
<p><strong>İyi niyetli bir adım, ancak sistemler çarpışıyor</strong></p>
<p>Avrupa'nın bu radikal bütünleşme hamlesini, küresel vergi dünyasını sarsan "İki Sütunlu" çözümle birlikte okumadan tam olarak anlayamayız. Sistemin Birinci Sütunu, dev şirketlerin kârlarının, fiziksel olarak o ülkede bulunmasalar bile müşterilerinin bulunduğu ülkelere adilce dağıtılmasını sağlayarak işin felsefi ve adalet zeminini kurdu.</p>
<p>Bu adalet arayışı, İkinci Sütun ile vücut bularak %15’lik Küresel Asgari Kurumlar Vergisi zorunluluğuna dönüştü. Ancak işler tam da burada karışıyor. BEFIT sistemi, Avrupa çapında kâr ve zararları birleştirme (konsolidasyon) imkanı sunarken; İkinci Sütun vergilemeyi katı bir şekilde "ülke bazında" yapmayı emrediyor. Yani bir şirket, BEFIT'in sunduğu avantajı kullanıp sınır ötesindeki zararını kârından düştüğünde, bir ülkedeki vergi oranı %15'in altına inebiliyor. Bu durum paradoksal bir şekilde asgari vergi kurallarını tetikleyerek şirkete ek vergi çıkarıyor ve BEFIT'in tüm cazibesini ortadan kaldırıyor. Vergi uzmanları bu kördüğümün çözümü olarak, AB'nin 27 farklı ülke değil "tek bir yargı alanı" olarak kabul edilmesi gerektiğini tartışıyor.</p>
<p><strong>Yöneticilerin omuzlarındaki 'bilişsel yük'</strong></p>
<p>Sistemin getirdiği yük sadece rakamlardan ibaret değil. Devereux ve Eichfelder gibi araştırmacıların vergi uyum maliyetleri üzerine yaptıkları çalışmaların da doğruladığı üzere, farklı ülkelerin kurallarıyla aynı anda başa çıkmaya çalışmak, şirket yöneticileri üzerinde devasa bir "bilişsel yük" oluşturuyor.</p>
<p>Şöyle düşünün: Almanya merkezli başarılı bir teknoloji şirketi, Polonya'da yeni bir yazılım merkezi açmak istiyor. Ancak iki ülkenin birbirine zıt "Transfer Fiyatlandırması" kuralları ve çifte vergilendirme riskleri, yönetici için öylesine büyük bir ekonomik sürtünmeye sebep oluyor ki; proje ticari olarak çok kârlı olsa bile sırf bu bürokratik belirsizlikten kaçınmak için o yatırımdan vazgeçilebiliyor.</p>
<p>İş dünyası tam da bu yüzden endişeli. Tax Foundation'ın konuyla ilgili hazırladığı son raporlara göre, sırf küresel asgari vergi kurallarına uyum sağlamak için bile AB merkezli şirketlerin yaklaşık 1.2 milyar Euro tek seferlik kurulum maliyetine ve her yıl 517 milyon Euro sürekli idari masrafa katlanması gerekecek. Avrupa iş dünyasının çatı örgütü BusinessEurope ise yayımladığı resmi itiraz belgesinde, BEFIT'in bu devasa yükün üzerine sadece dördüncü bir bürokratik katman ekleyeceğini savunuyor. Sistemin stok değerlemesinde LIFO (Son Giren İlk Çıkar) yöntemine izin vermemesi, şirketleri özkaynak yerine borçlanmaya itmesi ve sermaye yatırımlarında esnek olmayan bir amortisman dayatması en çok eleştirilen teknik detaylar arasında yer alıyor.</p>
<p><strong>Avrupa masasında çatlak sesler</strong></p>
<ol>
<li>Kirchler'in ünlü "Kaygan Zemin Modeli"nde ifade ettiği gibi, BEFIT'in temel felsefesi aslında sistemi şeffaflaştırarak şirketlerin devlete olan güvenini artırmak ve onları zoraki bir boyun eğişten "gönüllü uyuma" taşımak. Fakat teorideki bu güzel yaklaşım, pratikte siyasetin sert duvarlarına çarpıyor.</li>
</ol>
<p>Tasarıların yasalaşması için 27 üye ülkenin "oybirliği" gerekiyor ancak masa şu an hiç de tek yürek değil. Avrupa Parlamentosu tutanaklarına ve KPMG'nin 2024 değerlendirmelerine yansıyan tartışmalara bakılırsa; ülkeler, uluslararası yatırımları çekmek için yıllardır en büyük silahları olan "vergi teşvikleri" üzerindeki egemenliklerini Brüksel'e devretmek istemiyor.</p>
<p>- İrlanda, dev şirketlerden elde ettiği vergi gelirlerinin büyük Avrupa ülkelerine kayacağından endişeli.</p>
<p>- Hollanda, birbiriyle çakışan dört ayrı vergi sistemini aynı anda yönetmenin sebep olacağı kaostan korkuyor.</p>
<p>- İsveç sorunu mevcut küresel kurallarla çözmekten yana tavır alırken; Slovenya, bu yeni sistemin küçük ekonomiler için orantısız ve haksız bir idari yük getireceğini savunuyor.</p>
<p>İşin içine bir de küresel siyaset ekleniyor. ABD'deki Trump yönetiminin Amerikan şirketlerini korumak adına uluslararası vergilere karşı misilleme tehditleri savurması ve G7 ülkelerinin aradığı uzlaşma çabaları, küresel sistemde fay hatlarını hareketlendiriyor. Hal böyle olunca Avrupa Komisyonu'nun BEFIT için koyduğu 2028 hedefi oldukça zorlu görünüyor.</p>
<p><strong>Türkiye bu dalganın neresinde?</strong></p>
<p>Gelelim en can alıcı noktaya. Türkiye doğrudan bir Avrupa Birliği üyesi olmasa da, küresel ekonominin birbirine bağlı yapısı nedeniyle bu depremin sarsıntılarını üç koldan derinden hissedecek.</p>
<p>1- Çifte Bürokratik Yük: BEFIT kuralları şirketin merkezinin Avrupa'da olmasını değil, "AB sınırları içinde faaliyet göstermesini" baz alıyor. Yani Avrupa'da fabrikası, dağıtım ağı veya iştiraki bulunan ve konsolide cirosu 750 milyon Euro'yu aşan dev Türk şirketleri doğrudan bu ağa takılacak. İstanbul'daki finans yöneticilerimiz, bir yandan içerdeki karmaşık Türk vergi mevzuatını yönetirken, diğer yandan Avrupa operasyonları için zorunlu BEFIT konsolidasyonunu hazırlamak gibi çifte bir yükün altına girecek.</p>
<p>2- Rekabet Gücüne Yönelik Tehdit: Türkiye, uzun yıllardır Avrupalı yatırımcıları çekmek için Doğu Avrupa ülkeleriyle (Polonya, Romanya, Macaristan gibi) vergi teşvikleri üzerinden sıkı bir rekabet yürütüyor. Ancak BEFIT yasalaşır ve Avrupa Tek Pazarı'ndaki bürokratik zorlukları (sürtünme maliyetlerini) öngörüldüğü gibi %65 oranında düşürürse, Avrupalı yatırımcılar için kıta içinde yatırım yapmak deyim yerindeyse "dikensiz bir gül bahçesine" dönüşecek. Yatırımın bu kadar kolaylaştığı bir Avrupa'da, Türkiye'nin vergi rekabetindeki tarihi cazibesi büyük ölçüde erozyona uğrayabilir.</p>
<p>3- Karmaşık Çifte Vergi Çatışması: Türkiye, Ağustos 2024'te yürürlüğe giren yasa ile %15 Küresel Asgari Kurumlar Vergisi kuralını iç hukukuna dahil etti. Bu durum, kapsama giren Türk şirketlerini, Avrupa'daki iştirakleri üzerinden BEFIT ve asgari vergi kuralları arasındaki o derin yapısal çatışmanın tam ortasına fırlatacak. Şirketlerimiz çifte vergi ödememek için hem ulusal mali sistemine hem de Avrupa mali otoritelerine devasa veri setleriyle raporlamalar yapmak ve adeta her iki cephede de savunma hattı kurmak zorunda kalacak.</p>
<p>Sonuç olarak; BEFIT bugün itibarıyla hukuken hala bir "tasarı". Avrupa Komisyonu hedefi 1 Temmuz 2028 olarak belirlese de Amerika hattındaki jeopolitik krizler, İkinci Sütun ile yaşanan sistemsel çatışmalar, iş dünyasının somut isyanları ve ülkelerin egemenlik kaygıları masada durduğu sürece, bu tasarının bağlayıcı bir yasaya dönüşmesi oldukça uzun, çetin ve tavizlerle dolu bir müzakere sürecine gebe. Ancak yasa geçerse, şirketlerimiz için Avrupa'da ticaretin kuralları baştan yazılmış olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ab-vergi-entegrasyonunda-yeni-ufuklar-befit-ruzgari-turkiyeyi-nasil-etkileyecek-78683</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AB vergi entegrasyonunda yeni ufuklar: BEFIT rüzgarı Türkiye’yi nasıl etkileyecek? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gulistanin-kalbi-78682</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gülistan’ın kalbi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>05.01.2020. Gülistan Doku ile doğrudan iletişim kurulamadığı gün “kayıp kişi” dosyası olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>O gün gözlerimin önünde antik Mısır’dan bir sahne canlandı. Antik Mısır anlatısının klasik bir sahnesi. Ölenin kalbinin tartıldığı ve ölünün yargılandığı sahne.</p>
<p>Osiris tahtında oturuyordu. Terazi Anubis'in elindeydi. Toth kayıtları tutuyordu. Gülistan'ın kalbi terazinin bir kefesinde, ma'at tüyü diğer kefesindeydi. Bu ritüelin sonunda Gülistan’ın kalbi, tüyden daha ağır çekerse kalp yenmesi için Ammut isimli canavarın önüne atılacaktı. Bu sahnede Osiris bir kişi değil, ölümden sonra düzenin devam etmesi fikrini temsil eder. Anubis tartma işlevini yani sınır yönetimi işlevini yerine getirir. Horus iktidarın göksel formunun temsilcisidir. Thoth bilginin yazıya dökülmesidir. Ma’at ise sistemin bizatihi kendisini ifade eder kelime anlamlarıyla</p>
<p>Bu isimler tesadüfi değildir, sistemin modüllerinin isimleştirilmiş halidir. Osiris sürekliliğin, Anubis geçişin, Horus iktidarın, Thoth kayıtların, Maat düzenin ölçüsüdür. Anubis delil toplar ve ölçer, Thoth kayıtları tutar, Osiris hüküm verir, Ma’at ise yasa/adalet standardıdır.</p>
<p>14 Nisan 2026 tarihinde Adalet Bakanı’nın Tunceli Başsavcısı’nın Gülistan Doku dosyasına yönelik olarak, sürecin <strong>kayıp kişi soruşturması olarak başlayıp zaman içinde genişleyen bir adli dosyası haline geldiğine yönelik </strong>açıklamalarını duyduğumda 6 yıl süren 6 aşamalı Antik Mısır Ma’at Yargılama Sistemine göre aradan geçen  2292 günü kronolojik olarak gözlerimin önünden geçti.</p>
<p>Olayın Tekil Gerçekliği evresi ilk evredir. Yaşam verisi vardır, henüz anlatıya dönüşmemiştir, olan ile anlatılanın aynı olduğu değerlendirmesiyle tek parça hakikat olarak değerlendireceğim ham veri vardır.</p>
<p>Anubis Eşiği evresi ikinci evredir. Veri akışı kesilmiştir, sistem eksik girişler almaktadır, sınır bölgesi oluşmuştur. Olay kayıp dosyası, bilgi parçalı, hakikat askıdadır. Bu evre varlık ile yokluk arasındaki eşik alandır.</p>
<p>Thoth Evresi üçüncü evredir. Anlatı çoğalması kayıt katmanları oluşmuştur. Medya anlatıları, resmi açıklamalar, sosyal yorumlar, siyasi okumalar kat kat birikir. Sistem artık olay değil çoklu kayıt sistemi üretir. Ama kayıtların sayısal artışı, netliğin artışı anlamına gelmez. Bu evre verilerin çoğaldığı, anlamın parçalandığı evredir.</p>
<p>Ma’at Tartı Evresi sistemin anlatıların hangisinin ağır bastığı, hangi verinin daha tutarlı olduğu, hangi bilginin dengeye daha yakın olduğu değerlendirmesinin yapıldığı evredir. En çok görünen anlatı ile en doğru olan anlatılar yani hakikatin görünürlük rejimiyle sınanması evresidir.</p>
<p><strong>Ammit Boşluğu evresinde</strong> çözülemeyen alanlar, açıklanamayan parçalar, tutarsızlıklar, kapanmayan sorular vardır. Bu alan yok edilmez, ama işlenmez veri olur. Bu evre bilgi sisteminin sınır hatası evresidir.</p>
<p>Bu evrelerin bütün aşamalarının sonu <strong>Osiris Evresidir.</strong> Osiris yani meşru iktidar sistemi kesin hüküm üretmez. Durum üretir. Yani kapanmış anlatı, açık dosya, gölgelerde kalmış bilgi hepsi aynı anda vardır. Bu evrede hakikat değil, statü üretimi vardır.</p>
<p>O gün; <strong>zaman içinde katran katmanına bulanmış bilgi sisteminden yani</strong> <strong>Ammut’un dişlerinin arasından Gülistan’ın kalbinin geri çıkarılması ihtimalini gördüm.</strong> Çelişkili bilgiler, eksik veriler, farklı mahfillerden yükselen açıklamalarla oluşan algı uzayı <strong>boyut değiştirdi. </strong></p>
<p>Görünür olan asla hatalı tartmaması gereken Anubis’in elindeki tartıyla hakikatin dışında sonuç üretmemesi gereken Osiris’in hükmünün <strong>hakikate uygun olmaması ihtimaliydi. Bu ihtimal hakikatin ortaya çıkışı değil, hakikat etrafında görünürlük rejiminin hayata geçişini gösteriyordu. </strong>Bu ihtimalin açışkan etkisiyle medya dili, siyasi dil değişti ve hukuki dil yoğunlaşmaya başladı. Hesaplanamayan alanlar, doğrulanamayan iddialar ve savunmalar, boşlukta kalan parçalar ve açıklanamayan kısımlar görünürleşti. Kayıptan aktif incelemeye, bilinmezlikten yoğun gürünürlüğe geçiş oldu. Nihai hakikatin oluşmasını hala bekliyoruz.</p>
<p><strong>Hakikat bazen ortaya çıkmaz. Sadece etrafındaki karanlık azalır.</strong></p>
<p>Hakikat henüz ortaya çıkmadı, ama terazinin ışığı arttı, hakikatin etrafındaki karanlık aralandı ve parçalar görünür hale geldi. Görünür bilgiler, güçlenen anlatılar, kalıcılaşan veya dolan boşluklar ve birbirine bağlanan parçalar gerçekliğin haritasını yavaş yavaş şekillendiriyor.</p>
<p><strong>Modern İnsancıl Hukuk “hakikati” arar.</strong> Algı geometrisi ve algoritmasıyla oluşturulan algı uzayı boyut değiştirdikçe, sonuca giden görünürlük haritası hakikati görünür kılar. Tek merkezli çok vektörlü açıklama alanındaki belirsizliğe terkedilmiş uzay alanını çok merkezli tek vektörlü görünür boyuta evriltir.</p>
<p><strong>Artık Gülistan’ın kalbi Anubis’in elindeki tartıda veya canavar Ammut’un kanlı dişlerinin arasında değil.</strong></p>
<p><strong>Gülistan’ın kalbi kamu vicdanında çarpıyor, annelerin göğsünde döğünüyor.</strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gulistanin-kalbi-78682</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gülistan’ın kalbi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/transit-kopruden-katma-degerli-huba-gecmemiz-zorunlu-78681</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Transit köprüden katma değerli HUB’a geçmemiz zorunlu&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Daha önce birkaç defa lojistik sektörüyle ilgili yazılar yazdım ve ‘Lojistiği kazanan, geleceği kazanır” iddiasında bulunmuştum. Bu görüşlerimin gerçekliği yeni teknoloji seviyemizle birlikte daha da netleşiyor. Lojistikteki rekabet, pazar rekabetini artık direkt etkiliyor. Şirketler birbirinden “hız” ve “güvenli-iyi” hizmet ile ayrışıyor. Evet bu teknoloji ve dönüşümle ilgili… Ama konu sadece artık o da değil, gümrük duvarları, jeopolitik gelişmeler lojistiği giderek kompleks bir süreç haline getiriyor. Kısaca teknoloji tabii çok önemli ama çözüm yaratmak, büyük operasyonlarla yaratıcı yaklaşımlar getirmek de işin önemli bir bölümü haline geliyor. Tıkanan hatlar, istikrarsız gümrük politikaları süreçleri zorlaştırıyor.</p>
<p><strong>Her şey baştan tasarlamak</strong></p>
<p>Geçtiğimiz günlerde Obdan Sistem Genel Müdürü ve sektörün deneyimli temsilcilerinden biri olan Arkın Obdan ile keyifli bir sohbet yaptık. Geleceği ve teknolojinin gelişimi üzerinde fikirleri çarpıştırmak aynı zamanda çok verimli. Bugünlerde bunu yapmanın çok değerli olduğunu düşünüyorum. Çünkü sektörler neredeyse sil baştan reorganize oluyor ve bu yeni inşa olan dünyada neredeyse herkes her şeyi yeni keşfediyor.</p>
<p>Fazla uzatmadan Arkın Obdan ile yaptığımız sohbete geleyim… Obdan Sistem 81 yıllık geçmişi olan çok köklü bir şirket. Gümrükleme, lojistik ve antrepo entegrasyonunun olması tüm süreci görmelerini sağlıyor. Teknolojide yatırımları zamanında yaparak, dijitalleşme ve küresel ticarette önemli adımlar atmışlar ama tüm zinciri birlikte yönetmeleri yeni dönem için önemli görünüyor.</p>
<p><strong>Yeni yarış nerede oluşuyor?</strong></p>
<p>Şunu ortaya koymak gerekiyor, günümüzde lojistik sektörü, sadece bir ürünün bir noktadan diğerine taşınması değil, bir “yazılım ve teknoloji yarışı” haline gelmiş durumda.  Obdan Sistem Genel Müdürü Arkın Obdan’ın vurguladığı gibi, sektörde her işin “acil” veya “çok acil” olarak tanımlandığı bu yeni dönemde, hızın anahtarı doğru sistem altyapısı. Ancak Türkiye’de dijitalleşme konusunda ciddi bir algı farkı bulunuyor; pek çok işletme dönüşümü başaramazken, Obdan Sistem bu süreci RPA (Robotik Süreç Otomasyonu), Blockchain ve OCR (Optik Karakter Tanıma) gibi derin entegrasyonlarla yönetmeye başlamış.</p>
<p>Şirketin kendi bünyesindeki yazılım ekibiyle geliştirdiği çözümler, operasyonel hızı dramatik şekilde artırmış. Örneğin, 2001 yılında Zara (Inditex) ile başlayan iş birliğinde, haftalar sürebilecek beyanname süreçlerinin veri entegrasyonu sayesinde 5 dakikaya indirilmesi, teknolojik üstünlüğün somut bir göstergesi olmuş. Bugün Obdan Sistem, gümrük süreçlerini sadece takip etmekle kalmıyor, müşterilerinin muhasebe sistemlerine doğrudan veri akışı sağlayarak uçtan uca bir entegrasyon sunmaya başlamış.</p>
<p><strong>Transit Köprüden Katma Değerli Hub’a</strong></p>
<p>Arkın Obdan, Türkiye’nin şu coğrafi HUB olma stratejisine de bir pencere açıyor. Obdan,</p>
<p>Türkiye’nin dış ticaretinin yaklaşık yüzde 32-33’ünü hizmet ihracatından elde ettiğini ve bu gelirin yüzde 60’ından fazlasının lojistik ve gümrük hizmetlerinden geldiğine dikkat çekiyor. Ancak Arkın Obdan, “Türkiye’nin sadece üzerinden ürün geçen bir ‘transit yol’ olması yeterli değil. Gerçek ekonomik fayda, limanlara gelen ürünlerin antrepolarda elleçlenmesi, konsolide edilmesi ve değer katılarak yeniden ihraç edilmesidir” diyor.</p>
<p>Bunun en iyi örneklerinden birini kendilerinden veriyor. Obdan Sistem’in Rusya’daki lens dağıtım operasyonu veya küresel devlerin ürünlerini 30 farklı ülkeye dağıtılmak üzere Türkiye’deki antrepolarında hazırladıklarını belirtiyor. Teknoloji ile birlikte bu süreci bölgede yönetmek önemli avantajlar yaratabilir.</p>
<p><strong>Küresel Ticaret Savaşları </strong></p>
<p>Obdan’a göre, finans merkezlerinin Avrupa’dan Asya’ya kaydığı bu dönemde, ticaret artık sadece fiyat üzerinden değil, “sürdürülebilirlik” ve “güvenlik” odaklı bloklaşmalar üzerinden yürüyor. E-ticaret alanında ise denetim baskısı artıyor. Özellikle Avrupa’nın kaçakçılık risklerine karşı getirdiği sıkı regülasyonlar ve Türkiye’deki vergi düzenlemeleri gibi adımlar, sektördeki operasyonel maliyetleri doğrudan etkiliyor. Obdan Sistem, bu zorluklara karşı Servex Türkiye ortaklığı ve yeni nesil Kargo Evi markasıyla yanıt vererek, özellikle MENA bölgesinde güçlü bir ağ oluşturmuş ve e-ticaret lojistiğini bireysel girişimciler için bile erişilebilir kılmak için adımlar atmışa. E-ticarette tabii işler biraz bölgede zor yeni arayışlar var. Bunu ayrıca yazmayı planlıyorum. Ama ticarette artık gümrük duvarları gerçekten önemli bir sorun haline geldi. Obdan, bazen birkaç ülke dolaştırıp en ucuz gümrük tarifesinden bir ürünü bir yere sevk etmenin ön önemli konulardan biri haline geldiğini söylüyor. Bu da tabii yine teknoloji ile oluyor.</p>
<p><strong>Stratejik Yatırımlar ve Vizyon</strong></p>
<p>Arkın Obdan, Gebze Akviran’daki 20 bin metrekarelik yeni depo yatırımı gibi modern tesislerle Obdan sistemin geleceğe yatırım yaptığını söylüyor. Isı kontrollü ve soğuk zincir depolama kapasitesiyle donatılan bu tesisler, gıda ve sağlık gibi kritik sektörlerin ihtiyaçlarına cevap verebiliyor. 300’den fazla şirkete gümrük müşavirliği hizmeti sunan şirket, Yetkilendirilmiş Yükümlü Belgesi (YYS) danışmanlığı ile de firmaların gümrüklerdeki “yeşil hat” avantajından yararlanmasını sağlıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/transit-kopruden-katma-degerli-huba-gecmemiz-zorunlu-78681</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/1/1280x720/arkin-obdan-1778042948.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Transit köprüden katma değerli HUB’a geçmemiz zorunlu&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/superzeka-teknolojik-kolelige-hazir-miyiz-78680</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Süperzeka: Teknolojik köleliğe hazır mıyız?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapay zekânın (YZ) bir balon (hype) olduğunu ve yakında söneceğini düşünenler yanılıyor. YZ bundan sonra hayatımızda hep olacak. Hatta hayatımızı köklü şekilde değiştirecek. YZ’yi insanlık tarihindeki diğer icatlarla karıştıranlar ve ona sıradan bir teknik muamelesi yapanlar da aynı ölçüde yanılıyor. İnsan dediğimiz canlı daha önce hiçbir zaman başka bir teknolojinin kendisinden daha zeki olabileceğini düşünmedi ve onun fikirlerini önemsemedi. O yüzden YZ oyun kurucu hatta oyun bozucu ontolojik bir güce sahip.</p>
<p>Henüz YZ’nin bebek formu ile muhatabız ve buna <em>“generative” YZ </em>diyoruz. Generative ve agentic YZ uygulamaları genelde belirli bir alanda uzmanlaşan modeller. Diğer yandan <em>genel YZ</em> (Artificial General Intelligence-AGI) başarıldığında bu modeller bir alandaki bilgi ve tecrübelerini diğer domainlere aktarabilecekler. Dolayısı ile genelleme yapabilmek için çıkarım (reasoning), planlama, stratejik düşünce, akıl teorisi (theory of mind) gibi özelliklere sahip olacaklar.</p>
<p><strong>Dar YZ’den genel YZ’ye geçiş sarsıcı sonuçlar doğuracak</strong>. Fakat asıl <em>süperzeka</em> (Artificial Superintelligence) ile bambaşka bir dünyaya gözlerimizi açacağız. Süperzeka teorik olarak makinenin tüm açılardan insan zekâsını hatta insanlığın kümülatif zekâsını aşmasına bir referans. Süperzekâya sahip makinelerin kendi hedeflerini kendilerinin tanımlamasını, dış müdahale olmadan kendi kendine öğrenmesini ve tamamen otonom olmasını bekliyoruz.</p>
<p><strong>Makinenin insandan bağımsız kararlar alması ve yüzde yüz otonomlaşması tarihten çok radikal bir kopuşa neden olacak</strong>. Bu fırtınadan nasıl çıkabileceğimiz muamma. Ya da çıkabilecek miyiz? Pek çok iş ortadan kalkacak. Ekonomik sonuçları kadar yıkıcı toplumsal ve psikolojik sonuçlarla karşı karşıya kalacağız. İşi elinden alınan insanlar anlam krizine girecekler. Pek çok insan hayata yaptıkları işle tutunur. Yaşam amaçları uğraşlarıdır. Ellerinden işi alınan milyarlar anlam krizine girerse, nasıl sonuçlar doğabileceğini tahmin edebiliyor musunuz?</p>
<p>Yağmalar, isyanlar, çatışmalar ve büyük yıkımlar olası senaryolar. Devletlerin herkese evrensel bir yaşam aylığı vermesi ekonomik kaygıları azaltabilir ama psikolojik boşluğu dolduramaz. Milyarların toplu şekilde isyan etmemesi ve global bir kaos yaratmaması için muhtemelen herkes adım adım uyuşturulacak. Dijital ikizlerimizle birlikte sanal bir dünyada gerçeklikten kopmuş, uyuşuk bir sekilde yaşamımızı tamamlamamız yüksek olasılık. O yolda hızla ilerliyoruz. Zaten buüyük kitlelerin artık ne kadar insan ne kadar makine olduğu, ne kadar zeki ve bilinçli kaldığı tartışılır.</p>
<p>Süperzeka bugün henüz bir hipotez ama teorik olarak mümkün. Nick Bostrom gibi filozoflar, Geoffrey Hinton ve Stuart J. Russell gibi YZ’nin God Father’ı olarak bilinen bilim insanları süperzekânın gerçekleşeceğini ve olası sonuçlara dair şimdiden tedbir almamız gerektiğini ileri sürüyorlar. Sadece filozof ve bilim insanları değil, Elon Musk ve Anthropic kurucusu Dario Amodei gibi teknologlar da süperzekânın eninde sonunda olacağını söylüyor. En iyimser tahminle 1-2, en kötümser tahminle 15-20 yıl içerisinde süperzeki makineler hayatımızın bir gerçeği olacak.</p>
<p>Hayatımız bu makinelere bağlı kalabilir. <u>İnsanlığın özgürleşme mücadelesinin ekseni doğadan ve tiranlardan makinelere kayıyor. Doğadan ve tiranlardan kendisini özgürleştiren insan makinelere de hükmedebilecek mi? Yoksa yeni bir kölelik formuna mı geçiyoruz</u>?</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/superzeka-teknolojik-kolelige-hazir-miyiz-78680</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Süperzeka: Teknolojik köleliğe hazır mıyız? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/robotikle-tibbin-yapay-zeka-birlesmesi-dunyayi-degistirecek-78679</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Robotikle tıbbın, yapay zekâ birleşmesi, dünyayı değiştirecek&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Koç Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Metin Sitti,  “Üniversite 4.0, sadece bilgi üretmek değil; bilgiyi ekonomik, toplumsal ve stratejik değere dönüştürmek demektir” diyor. Sitti, bilimsel çalışmalarına ilişkin olarak da “Robotikle tıbbın, yapay zekâ birleşmesi, dünyayı değiştirecek” iddiasını ortaya koyuyor.</strong></p>
<p>Koç Üniversitesi, akademik çalışmaları, ödülleri ve mezunlarının başarılarıyla dikkat çeken bir kurum. URAP sonuçlarına göre son 4 senedir Türkiye'nin en iyi araştırma üniversitesi. 2026 THE Disiplinlerarası Bilim Sıralaması’nda dünyada 28, Asya’da ilk 10, Türkiye’de 1’inci sırada. 2025 THE Global Üniversiteler arasında Türkiye’de 1, dünyada 301-350 bandında yer alıyor.</p>
<p>Stanford tarafından Elsevier veri tabanına göre yapılan listede, Koç Üniversitesi’nin birçok öğretim üyesi kendi alanlarında ilk 1000’de yer alıyor. Bunlardan biri de Prof. Dr  Metin Sitti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69fad1a7b9719-1778045351.jpg" alt="" width="700" height="467" />2023 Güz döneminden bu yana Koç Üniversitesi Rektörü ve öğretim üyesi olarak görev yapıyor. Üniversite web sitesinden okuduğum kadarıyla son derece etkileyici bir özgeçmişe sahip. Endüstri Mühendisliği ve Otomasyon alanında dünya birincisi konumunda. Tüm alanlar birlikte değerlendirildiğinde de dünyada ilk 500 araştırmacı arasında. İsmi ilk sıralarda pek çok üniversitede öğretim üyeliği yapan, kablosuz tıbbi cihazlar, mikro ve küçük ölçekli mobil robotlar, biyoesinlenimli sistemler ve fiziksel zekâya ilişkin uzmanlık alanlarında çalışmalarını en ileri seviyede devam ettiren bir bilim insanı kendisi. Alışılmışın dışında bir rektör aynı zamanda. Protokol koltuğunda olduğu kadar, hatta anlattıklarından edindiğim izlenimim, daha da fazla bilim sandalyesinde oturuyor.</p>
<p>Koç Üniversitesi, akademik başarı için çok önemli olan H-Indeksi’nde de ön planda yer alıyor. Üniversitenin en yüksek alıntı sayısına sahip 10 öğretim üyesi dünyanın en iyi bilim insanları arasında da en üst %1-3’lük dilim içinde yer alıyor. 1. dilimde bulunan Metin Sitti ise Türkiye’deki rektörler arasında en yüksek H-Indeks sahibi yönetici. </p>
<p>Prof. Dr. Ufuk Akçiğit’in 2025 Koç Üniversitesi Rahmi M. Koç Bilim Madalyası Ödülü’nü aldığı gecesi görüşmek için sözleştiğimiz Prof. Dr. Metin Sitti, doğadan ilham alan robotik, mikro-nano sistemler gibi öncü araştırmalar yapıyor. Son 6 ayda 3 araştırması Nature dergisinde yer aldı. Özellikle Biyolojik Kirpiklerle ilgili olan çalışmanın temel fikri, bilimsel çerçevesi ve proje yönetimi Koç Üniversitesi’nde, Prof. Dr. Metin Sitti’nin laboratuvarında şekillendirildi. Yine kendi lab Dr. öğrencisi modelleme ve simülasyon süreçlerinde önemli katkılarda bulundu.</p>
<p><strong>Ameliyat yapan robot projesi </strong></p>
<p>Prof. Sitti, 2024’te kurduğu laboratuvarda insan içinde ameliyat yapan robotlar üzerinde çalışıyor. AB fonu da bulunan proje 1.5-2 yıl içinde tamamlanacak. </p>
<p>Sitti çalışmayla ilgili şu yorumu yapıyor: <em>“Bizim yeni, çok yeni geliştirdiğimiz "breakthrough" dediğimiz çığır açıcı robotlar var. Benim uzmanlığım çok küçük ve vücut içinde kablosuz robotlar. Gezebilen, belli bir noktada kanser ilacı verebilen, tedavi yapabilen geleceğin tıp teknolojisi konumuz.</em>”</p>
<p><strong>İş Bankası’nın desteklediği Yapay Zeka </strong><strong>Merkezi ve Enfeksiyon Araştırma Merkezi</strong></p>
<p>Üniversitelerin endüstri kuruluşlarıyla birlikte çalıştığı projeler ekonomiye büyük katkı sağlıyor. Koç Üniversitesi’nin,  Koç Holding’in Tüpraş, Aygaz ve Otokoç gibi enerji alanında çalışan kuruluşlarıyla ortak kurduğu Hidrojen Teknolojileri merkezi özellikle enerji tasarrufu ve yeşil enerji konusuna odaklanıyor. İş Bankası’nın desteklediği Yapay Zeka Merkezi ve Enfeksiyon Araştırma Merkezi; Esas Holding’in desteklediği Alternatif Yatırım Merkezi gibi yatırımların önemine dikkat çeken Metin Sitti, hedeflerinin  tıp, biyomedikal, yapay zeka tabanlı inovasyonlarla, start-up’lar yaratılması olduğunu belirtiyor: </p>
<p><em>“Bizde birçok araştırma var; temel yapay zekâ araştırmaları ve yapay zekayı kullanan... Bizim tıbbımız çok güçlü. Mesela tıpla yapay zekayı birleştiren, tıpta yapay zekanın kullanımı üzerine projeler düşünüyoruz. Robotikle tıbbın, yapay zekâ birleşmesi; dünyayı değiştirecek teknolojiler. Biyomedikalle yapay zekayı birleştirme, yapay zekayla ekonomiyi, finansı birleştirme benzeri konularda atılım planlarımız ve alanlarında çok başarılı hocalarımız var.”</em></p>
<p><strong>Göçlerin etkileri üzerine </strong><strong>araştırma merkezi kuruldu</strong></p>
<p>Koç Üniversitesi sosyal  bilimlerde de iddialı. Örneğin AB’nin fonladığı göç araştırma merkezi MiReKoc; “Migration Research Center” başarılarıyla uluslararası bir üne sahip. Merkez, 10 üniversiteyle birlikte bu ağ fonundan yararlanarak göçlerin  sosyolojik, psikolojik, ekolojik etkileri üzerine çalışıyor. </p>
<p><strong>Biyomedikal projeler için 7 katlı bina inşa ediyor</strong></p>
<p>Koç Üniversitesi biyomedikal teknolojiler alanındaki çalışmalarını yürütmek için özel bir bina inşa ediyor. Orman Bakanlığı’ndan alınan sınırlar içinde kalmak zorunda olunduğu için, park yerinde 7 katlı bir bina inşa ediliyor. Profesör Sitti, 2 yıl içinde tamamlanacak binada büyük bir atılım yapacaklarını ifade ediyor ve ekliyor:</p>
<p><em>“Biz mühendislik, fen, sosyal bilimler,  ekonomi, işletme alanlarında çok güçlüyüz ama bir de tıbbımız var. Bu mesela başka üniversitelerde yok. Türkiye'de ve yurt dışında bile çok az. Biz hem tıpta hem diğer alanlarda biliniyoruz. O dengeyi iyi kurmaya çalışıyoruz. O da bizim bir gücümüz. "</em></p>
<p><em>Dolayısıyla biyomedikal teknolojiler alanında da büyük bir atılıma geçtik. O konuda yeni bir bina yapıyoruz şu an kampüste. Şu an bizim en büyük sorunumuz yer. Her üniversitenin olduğu gibi. Çünkü biz Orman Bakanlığı'ndan aldığımız bir sınır içerisindeyiz. Bunun dışında bir metre çıkamıyoruz. Ama olan bir park yerini şimdi bir binaya dönüştüreceğiz. Bu sınır içerisinde yerimiz bir tek o var. Onu şu an güzel bir 7 katlı binaya dönüştüreceğiz. Onun fonunu da ben aldım. 2 yıl içerisinde o da yeni bir binanın açılışı olarak</em>...</p>
<p><strong>Üniversite 4.0, sosyal </strong><strong>yarar dönemi başlattı</strong></p>
<p>Önümüzdeki Ekim ayında 33’üncü yılına girecek olan Koç Üniversitesi’nin Rektörü Prof. Dr. Metin Sitti, yüksek eğitime ilişkin yeni bir çıtanın tarifini yapıyor. Endüstri 4.0’dan ilham ile Üniversite 4.0’ın üniversitelerin yeni yol haritasını oluşturduğunu dile getiren Prof. Dr. Sitti, “Bu yeni dönemin odağında geçiş topluma hizmet var” diyor. Koç Üniversitesi’nin Rektörü Prof. Dr. Metin Sitti, <em>“Biz artık Üniversite 4.0 dediğimiz yeni bir dönemdeyiz… Üniversite 4.0, sadece bilgi üretmek değil; bilgiyi ekonomik, toplumsal ve stratejik değere dönüştürmek demektir” ifadelerinden sonra dönemleri şöyle tarif ediyor:</em></p>
<p><em>Üniversite 1.0 döneminde odakta sadece öğretim vardı. </em></p>
<p><em>Üniversite 2.0’da  araştırma. </em></p>
<p><em>Üniversite 3.0’da ise girişimci üniversite kavramı ön plana çıktı. </em></p>
<p><em>Üniversite 4.0, sosyal yarar dönemi başlattı.</em></p>
<p><strong>Topluma hizmet eden kurumlar</strong></p>
<p>Endüstri 4.0’dan Üniversite 4.0’a geçiş topluma hizmeti odağına alan bir süreç.  Bu dönemde, üniversiteler  eğitim ve araştırmanın ötesine geçerek,  topluma hizmet eden kurumlar olarak yeniden konumlanıyor.</p>
<p>Sitti hedeflerini şöyle ifade ediyor: “<em>Günümüzde üniversitelerin sosyal, ekonomik, politik ve ekolojik alanlarda çözüm üreten aktörler olması bekleniyor. Biz de misyonumuzu “Ülkemizin ve dünyanın ekolojik, politik, ekonomik ve sürdürülebilirlik sorunlarını anlayan, bu sorunlara bilim temelli çözümler üreten bireyler yetiştirmek doğrultusunda belirliyoruz</em>”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Geri Verme Kültürü: Anadolu </strong><strong>Bursiyerleri programı</strong></span></p>
<p>Koç Üniversitesi’nin okulun kendi kaynaklarının dışında kişi ya da şirketlerden alınan bağışlarla "Anadolu Bursiyerleri" adı verilen bir programı var. 2011 yılından beri 600 öğrencinin mezun olduğu programın halihazırda 1.000 aktif bursiyeri bulunuyor. Prof. Dr. Metin Sitti, geri verme kültürünün çok önemli olduğunu vurguluyor. </p>
<p><em>“Mezunlarımızdan, hatta Anadolu Bursiyerleri programından mezun olanlardan gerçekten başarılı start-up’lar kurmuş, başarılı yerlere gelmiş insanlar var. Bunlar Bize zamanında fon sağlandı. Bunun değerini biliyoruz” diyen öğrencilerimiz var.  Ben de bu örnekleri artırmak istiyorum. Geri verme kültürü önemli.  Yani benim burada olma sebebim de geri verme; ülkemize geri verme isteğim. Bu sosyal bir bilinç. Bu bilinci gençlerimize mümkün olduğunca erkenden yerleştirmemiz lazım ki çok değişik formlarda olabilir. İlla bağış olmak da zorunda değil.</em>”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/robotikle-tibbin-yapay-zeka-birlesmesi-dunyayi-degistirecek-78679</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/9/1280x720/757-1778045263.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Robotikle tıbbın, yapay zekâ birleşmesi, dünyayı değiştirecek&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mayis-ayina-ozgu-vergi-yukumlulukleri-78678</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mayıs ayına özgü vergi yükümlülükleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yönetmelikte, faaliyette bulunan irtibat bürolarının bildirimi yapmamaları durumunda, süre uzatma taleplerinin değerlendirmeye alınmayacağı ve faaliyet izinlerinin de re’sen iptal edilebileceği hükmü var. Önemli bir yaptırım.</strong></p>
<p>Kurumlar vergisi beyan dönemi, 30 Nisan 2026 Perşembe akşamı itibariyle sona erdi. Şimdi başta geçici vergi beyan dönemi işleri olmak üzere, rutin gündeme dönme zamanı.</p>
<p>Mayıs ayı, rutin gündem maddeleri yanında, özel yükümlülüklerin de olduğu bir ay. Bu yükümlülüklerden özellikli olanları aşağıda özetledim.</p>
<p><strong>Yabancı sermayeli </strong><strong>şirketlerin yıllık bildirimleri</strong></p>
<p>Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu ve bu kanunun verdiği yetkiye dayanılarak çıkartılan Doğrudan Yabancı Yatırımcılar Kanunu Uygulama Yönetmeliği’nde yapılan düzenlemeler çerçevesinde, yıllık bazda ve her yılın mayıs ayı sonuna kadar;</p>
<p>- Kapsamdaki şirket ve şubeler, sermaye ve faaliyetlerine ilişkin olarak, Elektronik Teşvik Uygulama ve Yabancı Sermaye Bilgi Sisteminde (E-TUYS) yer alan Doğrudan Yabancı Yatırımlar İçin Faaliyet Bilgi Formundaki alanları kullanıcı vasıtasıyla elektronik ortamda doldurarak kaydedilmesini sağlamak,</p>
<p>- İrtibat büroları, geçmiş yıl faaliyetlerine ilişkin, yönetmelik ekinde yer alan irtibat bürolarının faaliyetlerine ilişkin bilgi formunu, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Teşvik Uygulama ve Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü’ne göndermek zorundalar.</p>
<p>Yönetmelikte, faaliyette bulunan irtibat bürolarının bildirimi yapmamaları durumunda, süre uzatma taleplerinin değerlendirmeye alınmayacağı ve faaliyet izinlerinin de re’sen iptal edilebileceği hükmü var. Önemli bir yaptırım. Diğer şirket ve şubelerin bildirim yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda uygulanacak bir müeyyideye yer verilmemiş. Ancak bu yükümlülüklerin yerine getirilmesi yine de atlanmamalı, mutlaka bir yerde etkisi görülebilir.</p>
<p><strong>Yatırım indirimi stopajı beyan ve ödemesi</strong></p>
<p>Yatırım indirimine son verileli çok oldu ama geçmişten gelen haklar nedeniyle, gittikçe azalan tutarda da olsa, yatırım indirimi istisnasından yararlananlar var.</p>
<p>Gelir Vergisi Kanunu’nun geçici 61. maddesi kapsamında, nisan ayında verilen kurumlar vergisi beyannamesinde bu istisnadan yararlanan kurumların, kâr dağıtımı yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın, yararlandıkları tutar üzerinden %19,8 oranıyla hesapladıkları stopajı, 25 Mayıs akşamına kadar beyan etmeleri ve ödemeleri gerekiyor.</p>
<p><strong>Denetim kuruluşları ve elektrik </strong><strong>üreticilerinin yıllık harçları</strong></p>
<p>Harçlar Kanunu gereği, bağımsız denetim kuruluşları yetkilendirme belgeleri, elektrik üretim faaliyetinde bulunan kurumlar ise elektrik üretim lisansı için harç ödemekteler.</p>
<p>Denetim kuruluşlarının yetkilendirme belgeleri ilk alındığı yıl maktu harca, sonraki yıllarda ise Kanun’la belirlenen tutardan az olmamak koşuluyla, nispi harca tabi. Nispi harcın matrahı, denetim faaliyetlerinden elde edilen gayrisafi iş hasılatı. Nispi harcın, kurumlar vergisi beyannamesi verme süresi içinde verilen bildirim üzerine tahakkuk ettirilmesi ve mayıs ayı içinde ödenmesi gerekiyor.</p>
<p>Elektrik üretim şirketlerinin üretim lisansı harcı ise Kanun’la tanımlanan bir önceki yıl gayri safi iş hasılatı üzerinden hesaplanıyor, kurumlar vergisi beyanname verme süresi içinde verilen bildirim üzerine tahakkuk ettiriliyor ve mayıs ayı içinde ödeniyor.</p>
<p><strong>Emlak vergisi birinci </strong><strong>taksit ödeme zamanı</strong></p>
<p>Emlak vergisinin ilk taksitinin mayıs, ikinci taksitinin ise kasım ayı içinde ödenmesi gerekiyor.</p>
<p>İş yerleri için ödenmesi gereken çevre temizlik vergisinin ödeme zamanı da emlak vergisiyle aynı. Konutlar için çevre temizlik vergisi su faturasının içinde tahsil ediliyor. Ayrıca bir ödeme yok.</p>
<p><strong>Vergi levhasının yazdırılması</strong></p>
<p>Vergi Usul Kanunu’nun 5. maddesi gereği, vergi levhalarının mayıs ayı sonuna kadar yazdırılması gerekiyor.</p>
<p>Elektronik ortamda alınan vergi levhalarının vergi dairesine veya meslek mensuplarına onaylattırılmasına gerek yok. İnternet vergi dairesinden çıktı olarak alınması ve istendiğinde ibraz edilmek üzere işyerlerinde bulundurulması yeterli.</p>
<p>Vergi levhasının alınmaması ve istendiğinde ibraz edilmemesi durumunda özel usulsüzlük cezası kesiliyor. Bu tutar 2026 yılı için 3.000 lira.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mayis-ayina-ozgu-vergi-yukumlulukleri-78678</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mayıs ayına özgü vergi yükümlülükleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/persembenin-gelisi-carsambadan-belliydi-78677</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Perşembenin gelişi çarşambadan belliydi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Nisan ayı, enflasyonun beklentilerin çok üzerinde gerçekleştiği bir ay oldu. Bazıları, hele çarşı pazara çıkmayanlar, son 4 yılın en yüksek nisan ayı enflasyonuna hayli şaşırdılar. En çok şaşırdıkları da gıda ve özellikle taze sebze ve meyve fiyatlarındaki artış oldu. Ancak perşembenin gelişinin çarşambadan belli olduğunu düşünenlerden biri de bendim ve bunu geçen ay kağıda dökmüştüm.</p>
<p>Mart enflasyonu açıklanmış, üzerinden 2-3 gün geçmiş ve ben bir çarşı pazar gezmesi sonrası enflasyonu yazmıştım. Başlığı da “Mart’ın son haftası taze sebze ve meyve enflasyonunu nasıl etkileyecek?” idi. Bu yazıyı yazmamın nedeni o günkü saha gözlemlerimin yanı sıra başta DPT kökenli Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz da dahil birçok yetkilinin sosyal medya paylaşımlarında marttaki olumlu gelişmenin nedenleri arasında “taze sebze ve meyve ile işlenmiş gıda kalemindeki fiyat artışlarının zayıflamasının gıda fiyatları üzerindeki olumlu etkilerini” göstermeleriydi.</p>
<p>Yazımda marketlere her gidişinde fiyatları görüp şapkası uçmuş biri olarak taze sebze ve meyve fiyatlarındaki artışın zayıfladığını görmediğimi ifade ederek “Belki alışveriş yaptığımız yerler farklıdır” diye düşündüğümü belirtmiştim. Ardından da nisanda enflasyon canavarının daha da vahşileşeceğini yazmış ve bunun nedenleri olarak da savaşın etkileriyle TÜFE’nin hesaplanmasındaki metodolojiyi göstermiştim. Çünkü hesaplamada, biraz bayramı tatili nedeniyle pazara gelen mal miktarının azalması biraz da fırsatçılığın etkisiyle taze sebze ve meyvede inanılmaz ölçüde artan son hafta fiyatları yoktu.</p>
<p>Nisan enflasyonunda bunun etkisini ve sonraki haftalara yansımasını gördük. Zaten bunu yazıda “Hesaplamada yer almayan mart ayının son haftası, taze sebze ve meyvede hız kestiği düşünülen fiyatlara doping etkisi yapabilir” diyerek dile getirmiştik. Nitekim yaptı da. Taze sebze ve meyvedeki fiyat artışı marttaki yüzde 3,1 seviyesinden yaklaşık ikiye katlanarak nisanda yüzde 5,9’a çıktı. O da gıda fiyatlarını uçurdu. Sonuçta da gıda grubunun aylık değişime katkısı 0,95 puan ile ilk sırada yer aldı. Mayıs’ta ne olur? Enflasyon düşse bile yüksek fiyatlarda yaygın düşüş olmaz. Hiç değilse “Fiyatlar çok artmıyor!” diye seviniriz.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/persembenin-gelisi-carsambadan-belliydi-78677</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Perşembenin gelişi çarşambadan belliydi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-yukseliyor-yatirimci-nereye-bakmali-78676</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyon yükseliyor: Yatırımcı nereye bakmalı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Nisan ayı enflasyon verisi, fiyat baskılarının yeniden güç kazandığına işaret etti. Aylık enflasyon beklentilerin üzerinde gelirken, yıllık tarafta da yukarı yönlü risklerin canlı kaldığını görüyoruz. Özellikle enerji ve gıda tarafındaki maliyet baskısı, enflasyonun kısa vadede kolay kolay geri gelmeyeceğini gösteriyor.</p>
<p>Bu tablo yatırımcı açısından kritik bir kırılmayı da beraberinde getiriyor. Uzun süredir “güvenli liman” olarak görülen para piyasası fonları, stopaj etkisi de dahil edildiğinde son dönemde enflasyonun altında kalmaya başladı. Aylık bazda bakıldığında para piyasası fonlarının getirisinin enflasyonun gerisinde kaldığını, yılbaşından bu yana da benzer bir tablonun oluştuğunu görüyoruz. Yani yatırımcı için artık mesele sadece “risksiz getiri” değil, “reel getiri” haline gelmiş durumda.</p>
<p><strong>Enflasyon üzeri getiri: Hangi </strong><strong>temalar öne çıkıyor?</strong></p>
<p>Bu noktada yatırımcıların yöneldiği alanlara baktığımızda, hem aylık hem de yılbaşından bu yana enflasyonun üzerinde getiri sağlayan temaların oldukça net ayrıştığını görüyoruz.</p>
<p>Aylık bazda öne çıkan temalar; teknoloji (yarı iletken, yapay zeka, blokzincir), enerji (özellikle nükleer ve alternatif enerji), tarım-gıda, petrol ve emtia tarafı olurken; hisse senedi fonlarında ise banka, BIST30, temettü, ihracatçı ve BIST100 dışı hisseleri içeren fonlar dikkat çekiyor. Buna ek olarak Avrupa, ABD, Çin gibi global temalara yatırım yapan fonlar ve değişken fonlar da bu dönemde enflasyon üzeri getiri üreten gruplar arasında yer aldı.</p>
<p>Yılbaşından bu yana baktığımızda ise tablo biraz daha sadeleşiyor. Petrol ve enerji teması net şekilde öne çıkarken, emtia ve tarım-gıda tarafı bu tabloyu tamamlıyor. Hisse senedi tarafında ise BIST30, temettü, teknoloji, sanayi ve savunma temalarının güçlü kaldığını görüyoruz. Teknoloji tarafında özellikle yarı iletken ve elektrikli araç teması global tarafta performans üretmeye devam etti.</p>
<p>Burada kritik soru şu: Bu getiriler ne kadar sürdürülebilir?</p>
<p>Teknoloji tarafında yükselişin temelinde yapay zeka ve veri merkezi yatırımları var ve bu tema uzun vadeli olarak güçlü kalmaya devam ediyor. Ancak son dönemde Fed’in faiz indirim sürecine ara verebileceği hatta daha sıkı bir duruşa geçebileceği beklentisi, bu temanın kısa vadeli momentumunu sorgulatıyor.</p>
<p>Petrol ve emtia tarafındaki yükseliş ise daha çok jeopolitik kaynaklı. ABD-İran hattında artan gerilim ve Hürmüz Boğazı riski, arz endişelerini öne çıkararak fiyatları yukarı taşıdı. Ancak olası bir ateşkes senaryosunda bu getirilerin hızla geri verilebileceğini de unutmamak gerekiyor.</p>
<p>Enerji tarafında ise daha yapısal bir hikâye oluşuyor. Hürmüz Boğazı kriziyle birlikte enerji arz güvenliği yeniden gündemin en üst sıralarına taşındı. Bu da sadece petrol değil, nükleer ve yenilenebilir enerji yatırımlarını da ön plana çıkarıyor. Bu nedenle alternatif enerji temasının önümüzdeki dönemde hem global hem yerel tarafta daha güçlü bir şekilde portföylerde yer alması şaşırtıcı olmayacaktır.</p>
<p>Tarım ve gıda tarafı ise daha sessiz ama güçlü bir tema. Artan maliyetler, iklim etkisi ve arz tarafındaki sorunlar, bu alanı uzun vadede enflasyon üzerinde getiri potansiyeli taşıyan kalemlerden biri haline getiriyor.</p>
<p><strong>Borsa İstanbul: Tema var, endeks yok</strong></p>
<p>Yurt içi piyasada ise farklı bir ayrışma görüyoruz. Endeks bazlı bir yükselişten ziyade, sektör ve tema bazlı bir hareket öne çıkıyor. Özellikle enerji, gıda ve teknoloji hisselerinde momentumun korunduğunu görüyoruz.</p>
<p>Ancak burada önemli bir risk var. Enflasyondaki yukarı yönlü riskler, faiz indirim sürecini geciktirebilir. Bu da özellikle banka ve holding ağırlıklı fonlarda daha dalgalı bir performansa yol açabilir. Yani hisse senedi tarafında da artık “endeks alırım yükselir” dönemi yerine, daha seçici olunması gereken bir döneme girmiş durumdayız.</p>
<p>Tam da bu noktada değişken fonlar öne çıkıyor. Çünkü bu fonlar, hisse senedi fonlarına kıyasla daha esnek bir yapıya sahip. Gerektiğinde hisse oranını düşürebiliyor, düşüş dönemlerinde daha defansif kalabiliyor ve farklı varlıklar arasında geçiş yaparak ek getiri yaratabiliyor.</p>
<p>Nitekim baktığımızda, hisse ağırlıklı değişken fonlar arasında aylık ve yılbaşından bu yana enflasyonun üzerinde getiri sağlayan birçok fon olduğunu görüyoruz. Üstelik bu fonların önemli bir kısmı %51 hisse senedi taşıdığı için, 1 yıl tutulduğunda stopaj avantajı da sunuyor.</p>
<p><strong>Mayıs ayı: Likit kal, </strong><strong>dağılımı koru</strong></p>
<p>Önümüzdeki döneme baktığımızda piyasanın ana gündem maddeleri oldukça net: ABD-İran hattındaki gelişmeler, Fed’in duruşu ve teknoloji/yapay zeka teması global tarafta belirleyici olacak. Yurt içinde ise enflasyon verileri ve Merkez Bankası’nın Enflasyon Raporu sunumu yakından izlenecek. Bu başlıklar, volatilitenin yüksek kalmaya devam edeceğine işaret ediyor.</p>
<p>Özellikle mayıs ayında iş günü sayısının düşük olması, faiz içermeyen enstrümanların getirisini teknik olarak sınırlayabilecek bir unsur. Bu nedenle Mayıs ayı için strateji oldukça net görünüyor: <strong>Likit kal, ama tek yerde kalma.</strong></p>
<p>Para piyasası fonları portföyün likidite tarafını korurken, değişken fonlar fırsatları yakalama imkânı sunuyor. Bu iki yapıyı birlikte kullanmak, mevcut belirsizlik ortamında en dengeli yaklaşım olarak öne çıkıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-yukseliyor-yatirimci-nereye-bakmali-78676</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyon yükseliyor: Yatırımcı nereye bakmalı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yikici-bilanco-30a-1-78675</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yıkıcı bilanço: 30’a 1!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Algo-Economicus aşırı rasyonel. Ama bu rasyonalite anlamdan arındırılmış. Sisteme karbon fiyatı, biyoçeşitlilik verisi, vs. girebilir. Ama bu verilerin nasıl tanımlandığı, hangi eşikle fiyatlandığı, kimin metodolojisiyle ölçüldüğü gibi konular kritik.</strong></p>
<p>Doğayı korumaya ayrılan her 1 dolara karşılık, tahrip eden faaliyetlere yaklaşık 30 dolar akıyor. Toplamda 7,3 trilyon dolarlık tahrip edici finansman, yalnızca 220 milyar dolarlık koruma yatırımıyla karşılanıyor.</p>
<p>Bu rakamlar, UNEP’in <em>State of Finance for Nature 2026</em> raporundan. 7,3 trilyon dolar, fosil yakıt sübvansiyonlarından enerji ve altyapı gibi yüksek etkili sektörlere yapılan yatırımlara uzanan geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Bunun 2,4 trilyon doları ise doğrudan çevreye zararlı sübvansiyonlardan oluşuyor.</p>
<p>Metodoloji tartışılabilir. Bir köprü de bu hesaba girebilir, bir sulama kanalı da. Ama yön değişmiyor. Sistem, doğayı yaşatmak için değil, ekonomik değere dönüştürmek için finanse ediyor.</p>
<p><strong>Doğa ekonomik varlık sınıfına girer mi?</strong></p>
<p>Modern finansal sistem, doğayı ancak parçalanmış, metalaşmış ya da işlevsel olarak dönüştürülmüş haliyle ‘varlık’ olarak tanır. Ayakta duran bir orman finansal olarak yoktur. Ağaçlar ancak kesildiği anda ekonomik değere dönüşür. Canlı bir nehir bilançoda görünmez. Enerji üretimine dahil edildiğinde finansal bir varlık haline gelir.</p>
<p>Ekosistemlerin sunduğu işlevler <em>(karbon tutma, su döngüsünü düzenleme, vs.) </em>kullanım değeri üretir ama değişim değeri üretmedikleri ölçüde piyasa tarafından tanınmaz. Mülkiyet haklarının tanımsızlığı da buna etki eder. Bir ormanın sahibi yoksa, o ormanı korumanın piyasada karşılığı olmaz.</p>
<p>Sorun yalnızca ekonominin büyüme önceliğinde değil, kurumsal tasarımda. <strong>Sürdürülebilirlik kavramı, sistemin doğaya ilişkin değer tanımını sorgulamak zorunda. </strong>Eğer bunu yapmıyorsa, yalnızca <em>‘yeşil büyüme’</em> çerçevesinde kalıyorsa, sadece dengeleyici bir işlev görür. Sistemi dönüştürmek yerine sürekliliğini sağlar.</p>
<p><strong>Geri dönüşü olmayan kayıpları fiyatlamak!</strong></p>
<p>Bu tabloyu tamamlayan ikinci kırılma noktası zamansal. Finansal sistem, indirgeme oranı <em>(discount rate)</em> aracılığıyla geleceği fiyatlar. Standart yüzde 8’lik bir oranla hesaplandığında, 10 yıl sonraki 100 dolarlık ekosistem değeri bugünün karar masasında yaklaşık 46 dolara iner.</p>
<p>Somutlaştıralım. Bugün 50 dolarlık bir kâr elde ediyorsanız ve 10 yıl sonra gerçekleşecek tahribatın bugünkü değeri 46 dolarsa, sistem bu yıkımı rasyonel kabul eder. <strong>Kısa vadeli kâr, uzun vadeli tahribi meşrulaştırır.</strong></p>
<p>Ancak burada önemli bir ayrım gerekiyor. İndirgeme oranı soyut bir kötülük değil. Risk ve fırsat maliyetini yansıtan teknik bir araç. Sıfır indirgeme oranıyla çalışmak da başka çarpıklıklar yaratır. Gelecekteki her zarar sonsuz maliyete dönüşür, hiçbir yatırım rasyonel olmaz.</p>
<p>Asıl mesele indirgeme oranını kaldırmak değil, doğa varlıkları için farklı bir oran uygulamak. <strong>Geri dönüşü olmayan kayıplar <em>(yok olan bir tür, kuruyan bir su havzası)</em> standart finansal risk mantığıyla değil, ayrı bir zaman etiğiyle değerlendirilmeli.</strong> Bu da çok kolay değil. Kimin elinde şekillenecek?  Hangi kurumsal mekanizmayla uygulanacak?</p>
<p><strong>Algo-Economicus</strong></p>
<p>Bir yandan da karar süreçlerine artık yoğun şekilde algoritmalar giriyor. Optimizasyon modelleri karar mimarisinin merkezine yerleşiyor.</p>
<p>Ama bunun da yapısal bir sınırı var. Algoritmalar ancak tanımlanmış verileri işleyebilir. Karbon yutağı, biyoçeşitlilik, ekosistem bütünlüğü gibi kavramlar finansal veri modellerine dahil edilmediği sürece algoritmik olarak yok hükmündedir. Ölçülemeyen, sistem dışına itilir.</p>
<p><em>Algo-Economicus</em> aşırı rasyonel. Ama bu rasyonalite anlamdan arındırılmış. Sisteme karbon fiyatı, biyoçeşitlilik verisi, vs. girebilir. Ama bu verilerin nasıl tanımlandığı, hangi eşikle fiyatlandığı, kimin metodolojisiyle ölçüldüğü gibi konular kritik.</p>
<p><strong>Çözüm?</strong></p>
<p>Zor bir paradoks. Doğayı finansal sisteme dahil etmeye çalıştıkça onu yeniden metalaştırma riski ortaya çıkıyor. Karbon piyasaları, biyoçeşitlilik kredileri, doğa temelli finansal araçlar çözüm ile sistemin yeniden üretimi arasında belirsiz bir alanda konumlanıyor. Hangi tarafa düştükleri, büyük ölçüde bu araçların <em>kim tarafından ve hangi amaçla</em> tasarlandığına bağlı.</p>
<p>Sürdürülebilirlik de bu açığı tek başına kapatamıyor. Sorun sistemin nasıl işlediğinden değil, neyi ‘varlık’ olarak tanımladığından başlıyor.</p>
<p>Peki, çözüm ne? Sanırım şunu söyleyebiliriz. <strong>Ekonomik değerin, yalnızca piyasa içi değişimle ölçüldüğü bir sistemde, doğa temelli çözümler ölçeklense de sistemin mantığını değiştirmez.</strong> Yıkımı durdurmaz. Sadece zamanlamasını değiştirir. Daha sofistike araçlarla, daha geç ama aynı yöne doğru.</p>
<p>Yönü değiştirmek için önce <strong><em>‘bir ekosistemin değeri, ancak onu fiyatlayabildiğimizde mi başlar?’</em></strong><em> ve <strong>‘</strong></em><strong><em>fiyatlamadan değerin korunmasını nasıl sağlarız?</em></strong><strong>’</strong> diye sormak lazım. Burada dürüst olmadığımız sürece, 30’a 1’lik oran değişmeyecek. Yalnızca daha ‘iyi’ raporlanacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yikici-bilanco-30a-1-78675</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yıkıcı bilanço: 30’a 1! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergide-esel-mobilden-eselenmeye-evrilme-78674</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vergide &#039;eşel mobil&#039;den eşelenmeye evrilme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapılan hesaplamalara göre akaryakıt harcamalarının 2026 tüketici sepetindeki payı yüzde 3,21. Akaryakıt harcamalarının enflasyon üzerindeki etkisi doğrudan olduğu kadar, ulaştırma ve gıda fiyatlarındaki girdi maliyetlerine bağlı olarak da dolaylı. Açıkçası her kalemde enerji izi var.</strong></p>
<p>28 Şubat 2026 günü ABD ve İsrail’in İran’a saldırısıyla ilk önemli tepki petrol fiyatlarında ortaya çıktı. 60 dolar bandında istikrarlı bir şekilde seyreden petrol fiyatları aniden yükselişe geçti. Savaşın tansiyonu arttıkça ve kalıcılık ihtimali yükseldikçe petrol de daha yukarı fiyatlarda demir atmaya ya da park etmeye başladı.</p>
<p>Bugünlerde varilin resmi fiyatı 115 dolar civarında iken amiyane deyimiyle karaborsa piyasada 140 dolara çıkmış durumda. Yani 2 ayda bir katı aşan artış…</p>
<p><strong>Eşel mobil sisteme geçiş…</strong></p>
<p>Hükümet, bu savaşın hemen başlamasının hemen ardından çok hızlı bir adım attı ve 4 Mart 2026 tarihli Resmi Gazetede yayımladığı 10995 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile petrolde <em>“eşel mobil”</em> sisteme geçti. Bu kapsama benzin, motorin ve LPG alındı.</p>
<p>Yani uluslararası petrol fiyatları veya döviz kuru yükseldiğinde akaryakıta gelmesi kaçınılmaz olan zammın tamamının pompa fiyatlarına yansımasını önlemek ve dolayısıyla dezenflasyon programına zarar vermemek üzere Hükümet vergi gelirlerinden kısmi olarak vazgeçme kararı aldı. Devlet, devreye girerek akaryakıta gelen zammın yüzde 75’inin Özel Tüketim Vergisinden (ÖTV) karşılanacağını ve dolayısıyla fiyata yansımalarının yüzde 25 ile sınırlı kalacağını duyurdu. Baz olarak da 2 Mart 2026 tarihli akaryakıt fiyatlarını aldı.</p>
<p>Yapılan düzenlemeye göre azami ÖTV indirim tavanı şöyle oluştu:</p>
<p>- Benzinde litre başına 14,8277 lira</p>
<p>- Motorinde litre başına 13,9006 lira</p>
<p>- LPG’de litre başına 11,3830 lira.</p>
<p>Yani yukarıda belirtilen tutarlar aşılmayacak. Petrol fiyatları 2 Mart tarihli baz fiyatın altına indiğinde de düşüşün yüzde 75’ine kadar kısmı ÖTV zammı olarak pompa fiyatlarına yansıyacak.</p>
<p><strong>Eşel mobil sistem devam </strong><strong>ederse maliyeti ne olur?</strong></p>
<p>Eğer atlamadıysak en son 29 Nisan 2026 tarihli akaryakıt zammı yapılırken, yine zammın yüzde 75’i ÖTV indirimiyle karşılandı ve pompa fiyatlarına benzinde 98 kuruş, motorinde 2,29 lira yansıdı.</p>
<p>Yani eşel mobil sistem aynen devam ediyor, yetkililer de şimdilik devam edeceği düşüncesinde.</p>
<p>Ancak işin maliyeti de çok uzun süreli katlanılabilir görülmüyor. Gelin rakamlara bakalım.</p>
<p>2026 yılının ilk 3 ayında petrol ve doğalgazdan alınan ÖTV tutarı 130 milyar lira. Ocak ayında 49.4 milyar lira, Şubat ayında 44.3 milyar lira iken Mart ayında sert bir düşüşle 36.2 milyar lira olmuş.</p>
<p>Oysa bu kalemden 2026 yılı için beklenen gelir 656.5 milyar lira olarak hedeflenmiş. Yani vergi gelirlerinin yüzde 3.8 kısmı için ÖTV’ye bel bağlanmış.</p>
<p>Görüldüğü gibi Mart ayında eşel mobil sistem nedeniyle ÖTV gelirleri erozyona uğramış. Tam olarak hesabını yapamıyoruz, ama çok ciddi bir vergi hedefinden sapma söz konusu. Yani şimdilik birkaç yüz milyar lira kayıp.</p>
<p><strong>Dezenflasyon programı nasıl etkilenecek?</strong></p>
<p>Eşel mobil için limit kalmazsa ya da durdurulursa elbette olumsuz etkilenecek.</p>
<p>Yapılan hesaplamalara göre akaryakıt harcamalarının 2026 tüketici sepetindeki payı yüzde 3,21. Akaryakıt harcamalarının enflasyon üzerindeki etkisi doğrudan olduğu kadar, ulaştırma ve gıda fiyatlarındaki girdi maliyetlerine bağlı olarak da dolaylı. Açıkçası her kalemde enerji izi var.</p>
<p>Merkez Bankası Araştırmacılarının çalışmasına göre; brent petrol fiyatlarında yüzde10’luk bir artış 12 ay sonunda tüketici enflasyonunu yüzde 1 etkiliyor. Artık zayıf bir ihtimalle de olsa Mart 26 – Şubat 27 dönemi brent petrol fiyatı 70-90 dolar arası olduğunda yıllık enflasyon yüzde 1.9 yukarı yönlü değişiyor. Eşel mobil uygulaması devam ederse enflasyon artış yüzde 1.3 puan daha düşük şekilleniyor. Yani eşel mobil sistemi dezenflasyonu olumlu etkiliyor. Petrolün varili 90 dolar olduğunda da eşel mobili sistemin enflasyonu düşürücü etkisi yüzde 2.7’ye çıkıyor.</p>
<p><strong>Eşel mobil yetmedi, yine ve </strong><strong>yeni eşelenmeler başladı!</strong></p>
<p>Vergide erozyon tam gaz devam ediyor. Yani enflasyon dönemlerinde vergiyi artırma ve böylece tüketim harcamalarını kısma yönündeki klasik maliye politikası tedbirleri yine rafa kaldırılıyor.</p>
<p>Yine ve yeni vergi indirimleri başlıyor. İşte bunlardan birkaçı…</p>
<p>- Konaklama vergisi yüzde 2’den 1’e indiriliyor. 2025 yılında sadece 16.1 milyar lira getirisi olan bu kalem ile vergi kaybına bir yenisi ekleniyor.</p>
<p>- Yurt dışından el edilen (gerçek kişiler için kar payı ve tüzel kişiler için iştirak kazançları) istisna koşulları hafifletilerek vergi dışı bırakılıyor. Yüzde 50 olan sahiplik oranı yüzde 20’ye indirilerek vergi istisnası da yüzde 100 yapılıyor.</p>
<p>- Kripto varlık alım satımından doğan kazançlar için öngörülen vergilendirme ikinci kez erteleniyor, üçüncüsünü de görebiliriz.</p>
<p>- İşsizlik sigortası devlet payı yarı yarıya azaltılarak bütçeye güya gelir yaratılıyor.</p>
<p>- Sınırları ve dolayısıyla sonuçları belirsiz <em>“Türkiye Yüzyılı için Güçlü Merkez Programı” </em>adıyla devasa bir vergi düzenlemesi de yola çıkmış bulunuyor. Bu başlığın içinde çok anlamsız ve tehlikeli düzenlemeler olduğunu ve bu konuyu ayrıca ele almak gerektiğini belirtelim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergide-esel-mobilden-eselenmeye-evrilme-78674</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vergide &#039;eşel mobil&#039;den eşelenmeye evrilme ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cozumsuzluk-uzarken-merkezin-sinavi-78673</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çözümsüzlük uzarken Merkez’in sınavı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Beklentinin üzerinde gelen nisan enflasyonu, savaş kaynaklı maliyet şokunun fiyatlara geçişkenliğinin hızlandığını kanıtlıyor. Mevcut tablo her ne kadar dışsal bir sarsıntının eseri olsa da TCMB’nin uyguladığı politikalar ve sergilediği duruş haklı olarak sorgulanır. Zira kanunun da emrettiği üzere Merkez Bankasının asli gayesi fiyat istikrarını güvence altına almaktır.</p>
<p>Şimdi tüm dikkatler önümüzdeki hafta gerçekleştirilecek Enflasyon Raporu sunumuna çevrilmiş durumda. Yüzde 16 düzeyindeki yıl sonu hedefinin ve yüzde 15-21 olan tahmin aralığının geçerliliğini yitirdiği açıktır. İktisadi aktörlerin güvenini tazelemek adına, Merkez Bankasının söz konusu oranları yukarı yönlü güncellemesi kaçınılmazdır. Piyasalar, Para Politikası Kurulu (PPK) metnine yansıyan vaatlerin ötesine geçen, verilerin rehberliğinde şekillenmiş berrak bir yol haritası talep ediyor.</p>
<p>22 Nisan’daki PPK toplantısında, yüzde 37 seviyesindeki politika faizi, hâlihazırdaki fonlama seviyesi olan yüzde 40’a çekilebilirdi. Bu şekilde faiz koridoru da yukarı taşınırdı. Böylece hem müdahale için manevra alanı genişler hem de piyasalara güçlü bir mesaj verilirdi. Orta Doğu’da bir tarafın atacağı geri adımın diğerine koşulsuz kazanç getireceği sıfır toplamlı bir savaş yaşanıyor. Çözümsüzlüğün faturası her geçen gün ağırlaşıyor. Nitekim Brent petrolün Aralık 2026 vadeli işlem fiyatı dün, savaşın başından beri görülen en yüksek seviye olan 92 dolara ulaştı. Eylemsizliğin bedelini ödemeyelim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cozumsuzluk-uzarken-merkezin-sinavi-78673</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/tcmb-merkez-bankasi452117h.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çözümsüzlük uzarken Merkez’in sınavı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dogrudan-yabanci-yatirim-yarisinda-geride-kaliyoruz-78672</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğrudan yabancı yatırım yarışında geride kalıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2016-2025 arasındaki 10 yıllık dönemde yıllık ortalama doğrudan yabancı sermaye yatırımı 6,9 milyar dolara gerilerken, söz konusu dönemde toplam 69,7 milyar dolarlık yatırım girişi kaydedildi.</strong></p>
<p>Geçen haftaki yazımda, reel sektör şirketlerimizin açık döviz pozisyonlarındaki hızlı artış ve bunun yarattığı riskleri değerlendirmiştim. Bu kapsamda, şirketlerimizin yurtdışında yaptıkları doğrudan yatırımların belirgin bir şekilde artmakta olduğuna da dikkat çekmiştim. Bugünkü yazıda, hem yurtdışından ülkemize gelen hem de ülkemizden yurtdışına giden doğrudan yatırımları değerlendirmek istiyorum.</p>
<p>Ekonomistlerin arasında görüş ayrılıkları çoktur. Lakin, yabancı sermaye yatırımları konusunda hemen her ekonomistin birleştiği ortak bir nokta var: Doğrudan yabancı yatırımlar, portföy yatırımlarına göre ekonomik büyüme ve kalkınma amaçlarına daha çok hizmet eder. Bunun nedeni, doğrudan yatırım için gelen yabancı sermayenin, daha uzun vadeli bir bakış açısına sahip olmasıdır. İster burada sıfırdan bir üretim ya da hizmet tesisi kursun, isterse mevcut işletmeleri satın alsın, buraya gelen yabancı, hem üretim hem de istihdam açısından ülkeye katkıda bulunur.</p>
<p><strong>2005-2025’te 130,8 milyar dolarlık doğrudan yabancı yatırım geldi</strong></p>
<p>Türkiye, 2004 yılından itibaren yüklü miktarda yabancı doğrudan yatırım çekmeye başladı. Gerek IMF programı, gerekse AB’ye tam üyelik müzakerelerinin başlamış olması, yabancı yatırımcıların gözünde Türkiye’yi çok cazip bir yatırım adresi haline getirmişti. O dönemde hem birleşmeler ve satın almalar, hem de sıfırdan yatırımlar yoluyla yüklü sermaye girişleri kaydediliyordu. Yabancıların Türkiye’deki gayrimenkul alımlarını hariç tutarak, doğrudan sermaye yatırımı verilerine baktığımızda, 2003’te 696 milyon dolar olarak kaydedilen yıllık girişlerin, 2007’de 19 milyar 137 milyon dolar ile tüm zamanların zirvesine ulaştığını görüyoruz. 2015 yılına kadar güçlü seyreden doğrudan yabancı yatırım girişleri, 2005-2015 arasındaki 11 yıllık dönemde, yıllık ortalama 11,9 milyar dolar oldu. Bu dönemde toplam 130,8 milyar dolarlık doğrudan yabancı sermaye yatırımına şahit olduk.</p>
<p>2016’dan itibarense, yabancıların Türkiye’ye ilgisinin belirgin bir şekilde azaldığını görüyoruz. 2016-2025 arasındaki 10 yıllık dönemde yıllık ortalama doğrudan yabancı sermaye yatırımı 6,9 milyar dolara gerilerken, söz konusu dönemde toplam 69,7 milyar dolarlık yatırım girişi kaydedildi. Bu gelişmede, Türkiye ile ilgili ekonomik ve politik risk algısındaki yükseliş, başta hukuk sistemi olmak üzere kurumların işleyişine ve dayanıklılığına ilişkin endişeler ve kural bazlı ekonomi yönetimi yerine keyfi uygulamaların ağırlık kazanması gibi faktörler etkili oldu.</p>
<p>Aslında bu dönemde Türkiye’nin önüne çok güzel bir fırsat çıkmıştı: Önce küresel COVID salgını, sonrasında da Rusya-Ukrayna savaşıyla birlikte uluslararası ticaret ve tedarik zincirlerinin kırılmaya başlaması, küreselleşme akımlarının zayıflamasına ve birçok uluslararası şirketin, hem tedarik hem de üretim merkezlerini ana pazarlarına daha yakın coğrafyalara taşıma isteğine yol açtı. 2025’te Trump’ın ikinci başkanlık dönemiyle birlikte, uluslararası ticaretin artık daha parçalı ve rekabetçi bir yapıda gerçekleşeceği, dost ülkelerle düşman ülkelerin bloklar oluşturacakları, daha da karmaşık bir küresel ekonomik düzen ortaya çıkmaya başladı. Böyle bir ortamda, hem coğrafi konumu hem de çeşitlilik arz eden üretim kabiliyetleriyle Türkiye, yatırımlarına yeni adres arayan yabancı sermaye için alternatif adreslerden birisi olarak anılmaya başlandı. Ne var ki, ülke içinde ekonomi ve politik istikrarı tesis etmekte zorlanıyor olmamız nedeniyle, karşımıza çıkan bu büyük fırsatı henüz kullanabilmiş değiliz.</p>
<p><strong>Son 5 yılda Türk şirketlerinin </strong><strong>yurtdışı yatırımlarında sıçrama</strong></p>
<p>Üstüne üstlük, son üç yıldır uygulanmakta olan ekonomik programın, Türkiye’de imalat sanayisinde yabancı para cinsinden üretim maliyetlerini çok ciddi bir şekilde artırmış olmasının da etkisiyle, Türkiye’den başka ülkelere yönelen doğrudan sermaye yatırımlarında belirgin bir artış görmeye başladık. Gün geçmiyor ki Türkiye’deki faaliyetlerini başka ülkelere taşıyan ya da yurtdışında yeni bir yatırım veya satın alma yapan bir şirketimizin haberi çıkmasın. Verilerle konuşmak gerekirse, 2006-2020 arasındaki 15 senede yıllık ortalama 3,2 milyar dolar olan Türk şirketlerinin yurtdışındaki doğrudan sermaye yatırımları, 2021-2025 arasındaki 5 senede yıllık ortalama 6,1 milyar dolara sıçradı. Hatta bu rakam, sadece 2025’te 8,5 milyar dolar ile tarihi en yüksek seviyeye ulaştı.</p>
<p>Bu yatırımların hangi ülkelere yöneldiğine baktığımızda, Hollanda ve ABD’nin açık ara önde olduğunu görüyoruz. Bu ülkeleri Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), İngiltere, Almanya ve Yunanistan izliyor. Bu verilerin gayrimenkul yatırımlarını kapsamadığının bir kez daha altını çizmek istiyorum. ABD ve Hollanda uzun süredir istikrarlı bir şekilde ilk iki sıradayken, özellikle 2024 ve 2025’te, BAE, İngiltere, İspanya, Almanya, Yunanistan, İtalya ve Romanya’ya yapılan yatırımlarda sıçramalı artışlar gözleniyor. Türk şirketlerinin yatırımlarında çok büyük artışlar gözlenen bir diğer bölge ise Kuzey Afrika. 2021’de Türk şirketlerinin Mısır, Cezayir ve Fas’a yönelik doğrudan sermaye yatırımları toplam sadece 7 milyon dolar iken, son 5 yıla baktığımızda bu üç ülkeye yaptığımız doğrudan sermaye yatırımları toplam 460 milyon dolara yükselmiş durumda.          </p>
<p>Türk şirketlerinin yurtdışında neden giderek daha fazla yatırım iştahı duyduklarını çok iyi anlamamız gerekiyor. Yatırımların en büyük adresinin Avrupa Birliği ülkeleri olması, birçok şirketin Avrupa pazarına daha sorunsuz bir şekilde girebilmek için hazırlık yaptıklarını düşündürtüyor. Her ne kadar AB ile Gümrük Birliği anlaşmamız olsa da, gerek sınırda karbon vergisi düzenlemesi, gerekse Made in Europe örneğinde gördüğümüz gibi artan korumacı eğilimlere karşı Avrupa’da üretim yapabiliyor olmak anlamlı görünüyor.</p>
<p>Ne var ki, Avrupa Birliği dışına, özellikle de Balkanlar, Kuzey Afrika ve Orta Asya ülkelerine giden yatırımların, Türkiye’deki üretim maliyetlerinde meydana gelen sert yükselişten korunmak için olduğuna dair birçok işaret var. Çok uzun yıllar boyunca, büyüm emekler ve mücadelelerle kurulan yerli imalat sanayimizi göz bebeğimiz gibi korumamız lazım. Aksi takdirde, üretim kabiliyetleri zayıflamış, dışa bağımlılığı artmış bir ülkeyle baş başa kalma riskimiz olduğunu unutmamalıyız.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dogrudan-yabanci-yatirim-yarisinda-geride-kaliyoruz-78672</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Doğrudan yabancı yatırım yarışında geride kalıyoruz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zararin-neresinden-donulse-kardir-78671</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zararın neresinden dönülse kârdır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Uygulanan politika bazı göstergeleri geçici olarak kontrol altına almış gibi görünse de, sorunun kaynağına inemedi. Herkes bilir ki, ekonomik gerçekler er ya da geç kendini hatırlatır. Bu yüzleşme ne kadar gecikirse, ortaya çıkacak maliyet de o kadar ağır olur.</strong></p>
<p>2023 Haziran ayında göreve başlayan ekonomi yönetiminin uyguladığı politikaların çalışmayacağına dair uyarılar o dönemden itibaren sıkça dile getirildi. Hatta birkaç ay sabredilip sonuçların görülmesi beklendi, ancak zaman ilerledikçe uygulanan yaklaşımın temel varsayımlarının sahadaki gerçeklikle örtüşmediği daha net ortaya çıktı. Buna rağmen politika setinde ısrar edilmesi, eleştirilerin dozunu da doğal olarak artırdı.</p>
<p>Uygulanan yöntem aslında oldukça basitti: Düşük kur, yüksek faiz. Bu yaklaşımın temel varsayımı da açıktı; kur baskılanırsa enflasyon düşecek, faiz yüksek tutulursa talep kontrol altına alınacak ve zamanla denge sağlanacaktı. Kağıt üzerinde tutarlı görünen bu çerçeve, karmaşık modellerle desteklenerek savunuldu. Ancak sahadaki gelişmeler, basit iktisadi gerçeklerin göz ardı edildiğini gösterdi. Zaten kamu harcamalarını şu anki gibi değil, radikal şekilde durdurmadan sadece özel kesimin harcamaları ve yatırımlarını yavaşlatmayı deneyerek bu işin başarılması imkansızdı. TÜİK marifetiyle düşürülen enflasyon ise kimse için inandırıcı olmadı. </p>
<p><strong>Üç yılın sonunda ortaya çıkan tablo…</strong></p>
<p>İktisat tarihinde bu yöntemle enflasyonu kalıcı olarak düşürebilmiş başarılı bir örnek bulunmazken, Türkiye’nin kendi geçmişinde de benzer uygulamaların başarısız sonuçlar doğurduğu defalarca görüldüğü halde “bu kez farklı olacak” yaklaşımıyla aynı reçetenin uygulanmaya devam edilmesi, piyasa gerçeklerinden kopuk bir ısrar olarak değerlendirildi. Yaklaşık üç yılın sonunda ise Türkiye’nin dünyanın en pahalı ülkelerinden biri haline geldiği, sanayisizleşme eğiliminin güçlendiği ve yaşam maliyetinin ciddi şekilde arttığı bir tablo ortaya çıktı.</p>
<p>Bu süreçte dikkat çeken bir diğer unsur, politika sonuçlarına yönelik eleştiriler yerine dış faktörlerin ön plana çıkarılması oldu. Oysa enerji fiyatları yükselmeden önce dahi cari açıkta rekor seviyeler görülmüş, enflasyon ise resmi ölçüm çabalarına rağmen istenilen seviyelere indirilememişti. Buna rağmen ortaya çıkan tablo büyük ölçüde dış gelişmelere bağlandı.</p>
<p>Özellikle petrol fiyatlarının kalıcı olarak yüksek seyrettiği bir küresel ortamda, uygulanan politikaların daha dikkatli değerlendirilmesi gerekiyordu. Çünkü dışarıda maliyetler artarken içeride kurun baskılanması, ithalatı ucuzlatmak yerine maliyetlerin farklı kanallardan ekonomiye girmesine yol açtı. Enerji fiyatlarındaki artış yalnızca akaryakıtla sınırlı kalmadı; üretimden lojistiğe, gıdadan hizmetlere kadar geniş bir alana yayıldı. Böylece daha önce oluşmuş enflasyonun üzerine dış kaynaklı yeni bir maliyet baskısı eklendi.</p>
<p><strong>Veriler, enflasyonun maliyet </strong><strong>kaynaklı olduğunu gösteriyordu</strong></p>
<p>Buradaki temel sorun, enflasyonun nedeninin doğru teşhis edilememesi oldu. Talep enflasyonu varsayımıyla hareket edilerek yüksek faiz politikası uygulandı. Oysa sahadaki veriler, enflasyonun büyük ölçüde maliyet kaynaklı olduğunu gösteriyordu. Bu durumda yüksek faiz, talebi baskılayarak ekonomiyi yavaşlatırken enflasyonu düşürmekte yetersiz kaldı. Sonuç olarak büyüme ivmesi zayıfladı, ancak fiyat artışları dirençli kaldı.</p>
<p>Cari açık tarafında da benzer bir tablo oluştu. Küresel koşullar nedeniyle dönemsel olarak gerileyen cari açık, politika başarısı olarak sunulurken, sonrasında yaşanan artışlar dış etkenlere bağlandı. Oysa düşük kur politikası ihracatçının rekabet gücünü zayıflatırken, ithalatı cazip hale getirerek dış dengeyi olumsuz etkiledi. Kur esnekliği ile dış talep esnekliğini birbirine alternatif gibi değerlendiren yaklaşımlar da, teorik çerçevenin pratikten koptuğunu gösteren bir başka işaret oldu.</p>
<p>Bu noktada bugün devreye alınan vergi indirimleri, seçici kredi programları ve çeşitli teşvikler, temel sorunu çözmekten çok geçici rahatlama sağlayan araçlar olarak kaldı. Çünkü maliyetler yüksek, kur baskılı ve finansman pahalı olduğu sürece, bu tür desteklerin etkisi sınırlı kalır. Vergi avantajı sağlansa bile maliyet baskısı devam ediyorsa bu avantaj kısa sürede erir. Bu da yapısal bir sorunun geçici önlemlerle yönetilmeye çalışıldığını gösterir.</p>
<p><strong>Denge, dış koşullardaki ilk </strong><strong>ciddi değişimde hızla bozuldu</strong></p>
<p>En kritik unsur ise zaman oldu. Kısa vadede kontrol sağlanmış gibi görünen bu politika seti, orta vadede biriken sorunların daha sert şekilde geri dönmesine zemin hazırladı. Baskılanan kur, ertelenen maliyetler ve büyüyen cari açık, sonunda dengeye gelmek zorunda kalır. Ancak bu denge genellikle daha yüksek maliyetle sağlanır.</p>
<p>Küresel ölçekte enerji fiyatlarının yükseldiği, jeopolitik risklerin arttığı ve finansman koşullarının sıkılaştığı bir dönemde, uygulanan politikaların bu gerçeklikle uyumlu olması beklenirdi. Ancak kurulan denge, dış koşullardaki ilk ciddi değişimde hızla bozuldu ve kırılganlığı ortaya çıktı.</p>
<p>Sonuç olarak uygulanan politika bazı göstergeleri geçici olarak kontrol altına almış gibi görünse de, sorunun kaynağına inemedi. Herkes bilir ki, ekonomik gerçekler er ya da geç kendini hatırlatır. Bu yüzleşme ne kadar gecikirse, ortaya çıkacak maliyet de o kadar ağır olur.</p>
<p>Alternatif çözüm önerileri daha önce farklı platformlarda birçok kez detaylı şekilde dile getirilmiş olmasına rağmen, mevcut yaklaşımın değişmesi yönünde bir irade de görülmedi. O zaman "zararın neresinden dönülse kardır" diyerek, daha gerçekçi ve bütüncül bir çerçeveye geçerek yeni bir programın yapılması gerekiyor.</p>
<p>Kısacası, uygulanan reçete bazı belirtileri baskılıyor olabilir, bunlar "kazanımlar" diye bazılarına benimsetilmiş de olabilir. Ancak, yapılanlar sorunun kaynağına inmiyor.</p>
<p>"Çözüm ne ?" diyenler için, geçen yılın Kasım ve Aralık ayında hem kısa videolar, hem köşe yazısı hem de Youtube olarak defalarca paylaştım. "Makro Ekonomik Çözümler" şeklinde de arayabilirsiniz. Ancak ekonomi yönetimi bildiğini okumaya devam edecek, biliyorum. </p>
<p>Bu yazıyı son 3 yıldır yapılanların doğru olmadığını bıkmadan, usanmadan, yılmadan söyleyen, ilk başta meslektaşlarından eleştiri alan, belki de bazı yerlerden gelen sitemle televizyon kanallarına çıkarılmayan, ancak bunu da makul karşılayan, bugün ise "sen haklı çıktın" diyenlere de "keşke haklı çıkmasaydım" diyen bir dost olarak yazıyorum. Arkadaşların temsil ettiği makama saygım var, aralarında eski dostlarım da var. Benim yazdıklarım şahsa değil yapılan işe eleştiridir. Ancak ısrarcı olunduğu için söylediklerim bir süre sonra şahsi algılanmış olabilir. </p>
<p>Sonuç olarak, tez zamanda bu politikadan vaz geçmek gerekir. Milyarlarca dolar para harcandı, milyarlarca dolar faiz ödendi, milyarlarca dolar zarar edildi. "Buraya kadar geldik, buradan dönülmez" diyenlere aldırmasın kimse, "zararın neresinden dönülse kardır" diyerek gereği yapılsın artık. </p>
<p>Not: Teknik bir yazı yazmadım, isteyen hangi teknikle istiyorsa buyursun gelsin, tek tek yanlışları ispat edeyim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zararin-neresinden-donulse-kardir-78671</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/1/1280x720/inflation-1778045121.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zararın neresinden dönülse kârdır ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/t-insan-modeli-kariyer-yapmaya-bak-78670</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> T insan modeli kariyer yapmaya bak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bugün ürün ve hizmet çeşitliliğimiz 16 milyona, meslek tanımları da 12 bine çıkmış durumda. Bu sayılar ABD için 24 milyon mala karşılık 32 bin iş şeklinde… Böylesi bir dünyada çok boyutlu olmalıyız</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Bugünün dünyasında "<strong>itibarlı meslekler</strong>" listesi, çok hızlı değişmenin yanı sıra farklı bir <strong>yöneliş</strong> sergiliyor: Hangi eğitim düzleminden gelirse gelsin, <strong>yeni ihtiyaçlara uygun beceriler</strong> geliştirebilmek gerekiyor. Diplomaların artık pek fazla işe yaramadığı bir dünyaya hoş geldiniz.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Bu becerilerin en önemlisi; <strong>çabuk öğrenebilmek</strong>… Zira bir şeyin her şeyini bilerek “<strong>uzmanlaşmak</strong>” gerek şart ise, her şeyin bir şeyini bilerek “<strong>ayrışmak</strong>”, yeter şart. Buna da “<strong>T modeli insan</strong>” deniyor. T’nin <strong>dikey</strong> çizgisi gibi bir şeyin her şeyini <strong>yatay</strong> çizgisi gibi her şeyin bir şeyini bilmek...</p>
<p><strong>İHTİYACA UYGUN BECERİ ZAMANI</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM: Fütürist</strong> (gelecekçi) yazar arkadaşım <strong>Ufuk Tarhan</strong>; “<strong><em>T İnsan</em></strong>” kitabında fazlaca örnek üzerinden yola çıkarak; “<strong>başarılı olmak istiyorsanız, başka seçeneğiniz de yok zaten</strong>” diyor. Buna ben de katılıyorum. Aslında <strong>beceri açlığı</strong> çeken dünyada, kariyerin en iyisi; <strong>hezarfen</strong> (bin hünerli) olmak.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Bir örnek de benden; <strong>Buhûrîzâde Mustafa Itrî</strong>; kendisi <strong>mustabey armudu</strong> geliştirecek kadar botanikçi,  aynı zamanda <strong>hattat</strong>, <strong>kethüda</strong>, <strong>şair,</strong> <strong>bestekârdı</strong>. 400 civarında eser üretmiş ve bunlardan <strong>20 adedi</strong> gelmiştir. <strong>Neva Kâr</strong>, çokları tarafından <strong>klasik müzik başyapıtı</strong> bildik eseridir.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / T Modeli insana dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Nasıl olunur?</em></strong></p>
<p><strong>Merak repertuvarını</strong> olabildiğine geniş tutarak… <strong>Farklı alanlarda okuma</strong> dışında <strong>beceri geliştirici </strong>yollar izlemek. Birden fazla <strong>usta yanında</strong> çalışmak… Başarıyı, <strong>yılların gerisinden</strong> beklemek...</p>
<p><strong><em>Neler sağlar?</em></strong></p>
<p><strong>T modeli insan</strong> olduğunda, bir ömre çok <strong>farklı uzmanlıklar</strong> sığdırabildiğin gibi <strong>kabiliyetin baş tacı edildiği </strong>ve ileride daha da kıymetli hale geleceği dünyada <strong>el üstünde</strong> tutulur, her yerde <strong>itibar</strong> görür.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>HER ŞEYİN BİR ŞEYİNİ BİLMEK, BİR ŞEYİN HER ŞEYİNİ BİLMEK</strong></p>
<p>Rahmetli <strong>Sakıp Sabancı</strong>’nın “<strong>48 öğüdü</strong>” arasında okumuştum bu ifadeyi… Sabancı, bunu kendi hayatına uyguladı, her şeye <strong>sanayici</strong> gözüyle baktı, <strong>sanayiciliğin</strong> de her şeyini bildi. Haklıydı da… Tek beceri ile hayatta kalabildiğimiz günler çoktan mazi oldu. Günümüzde, <strong>3 farklı kariyer olabiliyor.</strong></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>T MODELİ İNSAN LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Hezarfen</strong>: Farsçada bin hüner anlamına gelir ve bir kişinin çok sayıda alanda becerisini anlatır</p>
<p><strong>Rönesans insanı</strong>: Sanattan bilime, felsefeden spora dek farklı alanlarda uzmanlaşmış kişi</p>
<p><strong>Çok boyutlu düşünme</strong>: Farklı alanlarda becerisi yüksek insanların geliştirdiği kabiliyet</p>
<p><strong>Yetenek avcısı</strong>: Diploma değil, beceri arayanların geliştirdiği personel seçme yöntemi</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/t-insan-modeli-kariyer-yapmaya-bak-78670</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ T insan modeli kariyer yapmaya bak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uc-yillik-rasyonel-zeminin-enflasyonu-yuzde-216-78669</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üç yıllık &quot;rasyonel zemin&quot;in enflasyonu yüzde 216!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Mehmet Şimşek 2023 yılının 4 Haziran günü Hazine ve Maliye Bakanlığı görevini Nureddin Nebati’den devralırken bir anlamda geçmişte çok yanlış uygulamalar yapıldığını ima ettiği şu cümleyi kurmuştu:</p>
<p><strong>“Türkiye’nin rasyonel bir zemine dönme dışında bir seçeneği kalmamıştır.”</strong></p>
<p>Şimşek daha sonra da<strong> “Vakit kaybetmeden çalışmalarımıza başlayacağız. Mali disiplin ve fiyat istikrarı temel hedefimiz olacaktır”</strong> demişti.</p>
<p>Şimşek bir ay sonra bu görev döneminin üçüncü yılını tamamlayacak. Rasyonel zemine ne ölçüde dönüldü, dönülebildi; tartışılır, çünkü bu subjektif bir kavram. Ama çok somut olarak ölçülen, ölçülebilen bir gösterge var, ki önemli hedeflerden biri de buydu; fiyat istikrarı.</p>
<h2>Fiyat istikrarı sağlanabildi mi?</h2>
<p>Şimşek’in göreve geldiği tarih olan Haziran 2023’ten bu yana yaklaşık üç yıl geçti ve enflasyon ne oldu? Bu yılın mayısındaki gerçekleşmenin ne olacağını tabii ki bilmiyoruz ama oranı yüzde 2 olarak varsayabiliriz. Hem toplam TÜFE için, hem tüm ana sektörler ve gruplar için mayıs oranını yüzde 2 varsayarak hesap yapılabilir.</p>
<p>Verilerin TÜİK’in tüketici fiyat endeksi bazında olduğunu hatırlatıp çıkan sonuca birlikte bakalım…</p>
<ul>
<li>Son üç yılda, yani 2023-2026 mayıs döneminde TÜFE yüzde 216 arttı.</li>
<li>Önceki üç yılda, yani 2020-2023 mayıs dönemindeki artış ise yüzde 182 idi.</li>
</ul>
<p>Nasıl oldu bu? Hani rasyonel zemin, hani enflasyonla mücadelede başarı?</p>
<p>Şu söylenebilir belki: <strong>“Rasyonel zemine dönülmese, temel politikalar değiştirilmese, enflasyonla mücadele programı yürürlüğe konulmasa durum çok daha fena olurdu.”</strong></p>
<p>Olur muydu, bilemeyiz ki! Bu bir varsayım.</p>
<p>Peki ya son dönemde uygulanan politikalar yanlışsa ve enflasyon bu yüzden önceki üç yıldan daha yüksek gerçekleşmişse? Tam bir paradoks!</p>
<h2>Kıyaslama başka türlü yapılırsa…</h2>
<p>Aynı takvim dönemlerinin kıyaslanması son üç yılın enflasyon açısından önceki üç yıldan daha kötü geçtiğini gösteriyor. Ama bu kıyaslamayı başka türlü yapmak da mümkün ve belki de o daha doğru.</p>
<p>2020 mayısından 2021 mayısına kadar olan dönemin enflasyonu çok düşük. Bu da gayet normal, çünkü Türkiye’de enflasyonu tırmandıran adım 2021’in eylülündeki faiz indirimiyle atıldı. Dolayısıyla Şimşek öncesi dönemi 2021 eylülünden sonraki dönem olarak alıp aylık ortalama baza getirilmiş bir hesap yapmak gerekir.</p>
<p>Buna göre 2021’in ekiminden 2023’ün mayısına kadar geçen yirmi aylık dönemde aylık ortalama fiyat artışı yüzde 4,2 oldu.</p>
<p>Mehmet Şimşek’in Maliye Bakanlığı döneminde geçen son üç yıldaki aylık ortalama fiyat artışı ise yüzde 3,2’ye geriledi.</p>
<p>Dolayısıyla değerlendirmeyi dönem olarak değil de aylık ortalama olarak yapınca son üç yılın görece daha iyi geçtiği ortaya çıkıyor.</p>
<p>Çıkıyor da aylık ortalama enflasyon indirile indirile ancak yüzde 3,2’ye indirilmiş.</p>
<p>Türkiye’nin yıllık enflasyon hedefi tek hane ve nihai hedefi Merkez Bankası’nın her PPK toplantı metninde hâlâ yer verdiği gibi yüzde 5’ti değil mi!</p>
<p>Şimdi üç yıllık bir dönemin sonunda aylık yüzde 3,2’ye gelinmiş olmasını,<strong> “Ama daha önce bu oran yüzde 4’ün üstündeydi”</strong> diyerek başarı saymak isteyen çıkar mı? Dilin kemiği yok, çıkar çıkar!</p>
<h2>Kirada yüzde 523 artış</h2>
<p>TÜFE’yi oluşturan ana sektörler arasında son üç yıllık dönemde en hızlı fiyat artışı yüzde 434 ile eğitim hizmetlerinde görüldü.</p>
<p>İkinci sırada yüzde 369 ile konut harcamaları geliyor.</p>
<p>Konut harcamalarında en büyük paya sahip olan kiradaki artış ise yüzde 523 ile açık ara önde bulunuyor.</p>
<p>Kira mayıstan mayısa olmak üzere 2023’ten 2024’e yüzde 125, 2024’ten 2025’e yüzde 85, 2025’ten 2026’ya ise yüzde 50 artış gösterdi.</p>
<p>Vatandaş kiraya bütçesinden her geçen gün daha çok pay ayırmak durumunda. Nitekim kiradaki artışın genel artıştan çok yüksek olması bunu gösteriyor. Ama diğer yandan kiranın TÜFE içindeki ağırlığı 2025’ten 2026’ya geçişte artmak bir yana az da olsa azaldı. Bu da daha önce defalarca gündeme gelen TÜFE ağırlıklarını belirleme yöntemindeki değişiklikten kaynaklandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69fac41902b10-1778041881.png" alt="" width="440" height="411" /></p>
<p> <img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69fac434d46ec-1778041908.png" alt="" width="576" height="334" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uc-yillik-rasyonel-zeminin-enflasyonu-yuzde-216-78669</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/6/1280x720/enflasyon-kimin-umurunda-1741088831.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üç yıllık &quot;rasyonel zemin&quot;in enflasyonu yüzde 216! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-78667</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası’ndan net mesaj: Sıkı para politikası sürecek!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Merkez Bankası’ndan Net Mesaj: Sıkı Para Politikası Sürecek! | Ekonomi Masası | 06 Mayıs" src="https://www.youtube.com/embed/6UWoV3-nNxQ" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-78667</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/7/1280x720/guldag-seyda-uyanik-1764734829.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/55-milyon-liraya-yenileyip-kapasite-buyuttu-kendi-atli-spor-kulubuyle-yola-cikti-78668</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> 55 milyon liraya yenileyip kapasite büyüttü, kendi ‘Atlı Spor Kulübü’yle yola çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SEKTÖREL </strong>yayıncılıkta öne çıkan, yılda iki önemli fuara imza atan <strong>İlker Altun</strong>’un şirketi Aysberg Basın Yayın adına sahibi olduğu At ve Binicilik Dergisi <strong>“Truva”</strong>nın 2025 yılının son çeyreğinde çıkan sayısının kapağındaki başlık dikkatimi çekti:</p>
<ul>
<li><strong>Altun Atlı Spor Kulübü hizmete açıldı…</strong></li>
</ul>
<p>Aslında geçen yıl sonbaharda <strong>İlker Altun </strong>ve eşi <strong>Selma Altun</strong>’un davetiyle <strong>Şeref Oğuz, Hakan Güldağ, Mete Belovacıklı </strong>ve <strong>Mustafa Kemal Çolak</strong>’la birlikte Şekerpınar’daki kulübe gitmiş, çalışmalarına tanıklık etmiştik.</p>
<p><strong>“Truva”</strong>daki ilgili bölümü açtım, okudum:</p>
<ul>
<li><strong>25 yıllık </strong>“Atlıbey Binicilik Tesisleri” <strong>500 bin Euro’luk modern bir dokunuşla yepyeni bir yüze kavuştu. </strong>“Altun Atlı Spor Kulübü” <strong>olarak hizmete giren tesis, </strong>“at, binici ve çalışan dostu” <strong>olarak tanımlanıyor.</strong></li>
</ul>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69fac34cdce0a-1778041676.jpg" alt="" width="600" height="592" />
<figcaption><strong>Sergen Altun</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>İlker Altun</strong>’un oğlu, <strong>“Altun Binicilik Kulübü” </strong>Başkanı <strong>Sergen Altun, </strong>haberin girişinde şu mesajı verdi:</p>
<p>-          <strong>Temelleri </strong>“Atlıbey Binicilik Tesisleri” <strong>olarak 2000 yılında atılan, geçen 25 yılda Türkiye’deki at ve binicilik etkinliklerine büyük katkıları bulunan tesislerimiz, tüm disiplinlerde binicilik etkinlikleri gerçekleştirebilecek şekilde yeniden düzenlendi.</strong></p>
<p><strong>İlker Sergen Altun, </strong>2025 yılında tesisleri işletmeciden devralıp yenileme ve ahır kapasitesi artırma yatırımı yaptıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Tüm yapımızı gelecek dönemlerde yüksek düzeyli binicilik faaliyetlerine odaklanmış, üst düzey binicilerin yetişeceği ve hizmet alacağı bir tesis olarak kurguladık. Genç yetenekleri ortaya çıkarmak, at ve binici birlikteliğini geliştirmek için bir ortam yaratmak istedik.</strong></p>
<p>Tesislerin en önemli alanına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Uzunluğu 65 metreye çıkartılarak 2 bin metrekare büyüklüğe erişen açık manejimizi </strong>“Epona At ve Binicilik Malzemeleri”<strong>nin sahibi Ahmet Gürdoğan ile gerçekleştirdik. İddialı bir manej yatırımı oldu.</strong></p>
<p><strong>“Manej”</strong>in önemi üzerinde durdu:</p>
<p>-          “Manej”, <strong>at ve binicinin temel çalışma ve yarışma ortamıdır. Atımızla aktif olarak en çok vakit geçirdiğimiz alandır. Yenileme yatırımıyla birlikte Türkiye’nin sayılı </strong>“manej”<strong>leri arasına girdi.</strong></p>
<p>15 bin metrekarelik açık alanda 5 bin metrekarelik kapalı alana sahip tesislere yaptıkları yatırımın büyüklüğünü paylaştı:</p>
<p>-          <strong>27 milyon liradan başlayan yenileme yatırımıyla birlikte </strong>“Altun Atlı Spor A.Ş.”<strong>yi 1 Haziran 2025’te kurduk. Tesislerimizi 7 Haziran 2025’ten itibaren ailemizin yönetiminde yeniden hizmete açtık.</strong></p>
<p>İlk aşamada 32 ahırın devreye girdiğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Gençlik ve Spor Bakanlığı Kocaeli İl Müdürlüğünden 2 Temmuz 2025’te onayımızı alarak </strong>“Spor Kulübü” <strong>kimliği kazandık.</strong></p>
<p><strong>İlker Sergen Altun</strong>’un açıklamalarını okuduktan sonra, İİTİA Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu’ndan arkadaşım, Aysberg Basın Yayın’ın, EKO Fuarcılık ve tesislerin kurucusu <strong>İlker Altun</strong>’a mesaj gönderip toplam yatırımı sordum, yanıtladı:</p>
<p>-          “Altun Atlı Spor Tesisleri”<strong>nde şu anda 53 ahırla hizmet veriliyor. Bir açık, bir kapalı </strong>“manej”<strong>in yanı sıra bir de kapalı </strong>“Pony maneji” <strong>bulunuyor. Yenileme ve kapasite artırmak için 55 milyon liralık yatırım yaptık.</strong></p>
<p>2000 yılına uzandı:</p>
<p>-          <strong>Tesislerin en değerli kısmını arazi oluşturuyor. Arazi yatırımı hariç, tesislere yaptığımız toplam yatırım 150 milyon liraya ulaştı.</strong></p>
<p><strong>İlker Altun, </strong>şimdiki adı Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi olan okuldan mezuniyetinin ardından birkaç yıl farklı gazetelerde çalıştı. Uzun yıllar Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) ve RODER’de <strong>Saffet Ulusoy</strong>’un danışmanlığını yürüttü, dergilerini hazırladı.</p>
<p>Daha sonra Aysberg Basın Yayın’ı kurup başta taşımacılık ve lojistik olmak üzere sektörel yayıncılığa, beraberinde fuar işlerine odaklandı. Şekerpınar’da çiftlik evi planıyla aldığı araziyi 2000’li yılların başında iddialı bir at çiftliğine dönüştürdü.</p>
<p>Şimdi <strong>“Altun Binicilik Kulübü</strong>” Başkanı olan oğlu <strong>İlker Sergen Altun</strong>’un çocukluğu at çiftliğinde geçti. <strong>“Truva”</strong>daki haberde <strong>Altun </strong>Ailesi’nin atçılıkla ilgili yaptıkları şöyle özetlendi:</p>
<p>-          <strong>Altun Ailesi, tesis yatırımları dışında düz koşu dahil at yetiştiriyor, yarıştırıyor. Yurt dışında yüksek atlama atı bulunuyor ve yarışıyor. Atçılığın at dışındaki alanlarında da faaliyetleri bulunuyor.</strong></p>
<p><strong>İlker Altun, </strong>eşi <strong>Selma Altun </strong>ve oğlu <strong>İlker Sergen Altun</strong>’la birlikte hobi olarak girdikleri sektörde Türkiye’ye iddialı bir <strong>“Atlı Spor Tesisi” </strong>kazandırdı.</p>
<p><strong>İlker Altun </strong>ayrıca 2012 yılında itibaren de kurucusu oldukları EKO Fuarcılık’la <strong>“EQUIST” </strong>adıyla Türkiye’nin ilk atçılık ve binicilik fuarına imzasını attı…</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69fac36b7d3ec-1778041707.jpg" alt="" width="498" height="663" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘Uluslararası Atlı Dayanıklılık’ heyecanı</span></h2>
<p><strong>“ALTUN Atlı Spor Tesisleri” </strong>ve <strong>“Altun Binicilik Kulübü”</strong>nün kurucusu <strong>İlker Altun, </strong>sahibi olduğu <strong>“Truva” </strong>dergisinin yeni sayısını gönderip, bir habere dikkatimi çekti:</p>
<ul>
<li>“Altun Atlı Spor Kulübü Tesisleri”<strong>nde </strong>“Uluslararası Atlı Dayanıklılık” <strong>heyecanı…</strong></li>
</ul>
<p>Haber özetle şöyleydi:</p>
<ul>
<li><strong>Türkiye Binicilik Federasyonu 2026 yılı faaliyet programında yer alan yılın ilk </strong>“Uluslararası Atlı Dayanıklılık” <strong>müsabakaları 4-5 Nisan 2026’da </strong>“Altun Atlı Spor Kulübü Tesisleri”<strong>nde gerçekleşti.</strong></li>
<li><strong>Yarışlar hem organizasyon kalitesi hem de sporun gelişimi açısından önemli bir kilometre taşı olarak öne çıktı. Yarışlar, Türkiye’de özellikle </strong>“atlı dayanıklılık” <strong>disiplininin yaygınlaşması adına </strong>“büyük bir adım” <strong>olarak değerlendirildi.</strong></li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye’de amatör atçılık cirosu 6 milyar lirayı buluyor</span></h2>
<p><strong>“ALTUN Atlı Spor Tesisleri”</strong>nin kurucusu <strong>İlker Altun</strong>’a Türkiye’deki atlı spor tesislerinin sayısını, sektörün toplam cirosunu sordum, bilgileri özetledi:</p>
<ul>
<li><strong>Ülkemizin her ilinde en az bir tane olmak üzere 100 kadar tesiste sportif binicilik eğitimi ve hizmeti veriliyor. Bunların yarısına yakını İstanbul ve çevresinde bulunuyor.</strong></li>
<li><strong>Özellikle İstanbul’da çok değerli, kaliteli hatta Avrupa ortalamasının üzerinde kaliteye sahip, 100’ü aşkın atı bakım ve barındırmaya uygun çiftlikler inşa edildi.</strong></li>
<li><strong>Atlar ve arazi hariç, en küçük çiftlik </strong><strong>için </strong><strong>20-25 milyon lira yatırım gerekiyor. Atlar, at ve binici ekipmanları derken, at ve binici başına 5-10 bin Euro aralığında harcama söz konusu oluyor. Sonrasında ot, yem, nal gibi harcamalar devam ediyor.</strong></li>
<li><strong>Çiftliklerin ortalama ahır kapasitesi 40 dolayında. Toplam 3 bin-3 bin 500 at bu ahırlarda barınıyor.</strong></li>
<li><strong>Türkiye’nin amatör atçılık cirosu, ilk yatırım ve at hariç, başta ahır kirası olmak üzere, </strong>“yem, ot, çalıştırma, seyis, hoca, ders ücreti”<strong>derken 3 bin at üzerinden hesaplarsak yıllık 6 milyar lirayı buluyor.</strong></li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">14 yıl önce yola çıktı, 6 ‘EQUIST’ düzenledi</span></h2>
<p><strong>TRUVA </strong>Dergisinde <strong>“EQUIST devam ediyor” </strong>başlığını görünce 2012 yılı Mart ayı başlarını anımsadım. <strong>İlker Altun</strong>’dan o günlerde şu mesaj gelmişti:</p>
<ul>
<li><strong>EQUIST At ve Binicilik Fuarı, 13-15 Nisan 2012’de İstanbul Fuar Merkezi’nde (İFM) açılıyor.</strong></li>
</ul>
<p>Mesajı alınca şaşkınlıkla sormuştum:</p>
<p>-          <strong>At ve Binicilik Fuarı da nereden çıktı? Daha önce Türkiye’de böyle bir fuar düzenlenmiş miydi?</strong></p>
<p>Şu yanıtı vermişti:</p>
<p>-          <strong>Okul arkadaşımız Merih Güngör’le </strong>“EKO Fuarcılık”<strong>ı kurmuştuk. Böyle bir fuarı Türkiye’de ilk biz düzenlemiş olacağız.</strong></p>
<p>O günlerde Türkiye’deki atçılıkla ilgili bazı verilere dikkati çekmişti:</p>
<ul>
<li><strong>Kayıtlara göre Türkiye’de 15 bin dolayında yarış, 500 kadar da konkur atı var.</strong></li>
<li><strong>Türkiye’nin at nüfusu kayıtlı, bilinen, gözlenebilenlerin en az 10 katıdır. Bu da 150-200 bin dolayında at demektir. Her 10 atın birine binildiği varsayıldığında en az 15-20 bin at binen nüfus var.</strong></li>
</ul>
<p><strong>“EQUIST”</strong>i düzenleme konusunu 2009’dan itibaren düşünmeye başladığını kaydetmişti:</p>
<p>-          <strong>İlk fuarımızda Türkiye dahil 14 katılımcı ülke olacak. Almanya, Litvanya, Fransa, Pakistan, İtalya, İsveç, Çek Cumhuriyeti, Mısır, Avustralya, Umman, Dubai, Hollanda ve Hindistan’dan katılımcılar var.</strong></p>
<p><strong>“EQUIST”, </strong>geçen 14 yılda 6 kez düzenlendi… <strong>İlker Altun, </strong>karşılaştıkları zorluklara rağmen <strong>“At ve Binicilik Fuarı”</strong> işinin de peşini bırakmadı…</p>
<p>Yeri gelmişken <strong>“TRUVA” </strong>dergisinden son verileri aktarmakta yarar var:</p>
<ul>
<li><strong>Türkiye’de 2015 yılında 122 bin 704 olan at nüfusu 2024 yılında 70 bin 360’a düştü.</strong></li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/55-milyon-liraya-yenileyip-kapasite-buyuttu-kendi-atli-spor-kulubuyle-yola-cikti-78668</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/8/1280x720/554-1778041643.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 55 milyon liraya yenileyip kapasite büyüttü, kendi ‘Atlı Spor Kulübü’yle yola çıktı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/genc-nufusa-yeni-istihdam-destegi-yolda-78666</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Genç nüfusa yeni istihdam desteği yolda</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Hükümet, gençleri evden çıkaracak projeyi hayata geçirmeye hazırlanıyor. Projeyle eğitimde ve istihdamda yer almayan 18-25 yaş arası yaklaşık 5 milyon gence iş kapıları açılacak. Devlet özel sektöre 6 ay maaş, 18 ay prim desteği verecek. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile AK Parti grubunun üzerinde çalıştığı düzenlemede sona gelindi. Uzun süredir üzerinde çalışılan ve AK Parti’nin genç milletvekillerinin saha araştırmaları ile şekillenen, 18-25 yaş arası işsiz gençlerin istihdamına yönelik olarak, “Genç İstihdam Hamlesi” kapsamında hazırlanan kanun teklifi Mayıs ayı içeresinde Meclis’e sunulacak. “Ne eğitimde, ne istihdamda” diye tanımlanan “ev gençlerinin” istihdama kazandırılması eğitimlerine devam etmelerini amaçlayan proje hayata geçiyor. İşsizlik Sigortası Kanunu’nda yapılacak değişiklikle gençlerin erken yaşta iş gücü piyasasına dahil edilmesi, istihdamın artırılması ve kayıtlı, kalıcı çalışma imkanlarının güçlendirilmesi hedefleniyor.</p>
<p>Hazırlanan taslak yasa teklifine göre; İşsizlik Fonu’ndan karşılanması planlanan prim desteğinin 18 ay olarak karşılanması tartışılıyor. İŞKUR’a kayıtlı 18- 25 yaş arası gençlerin işe alımında işverenlere ücret ve prim desteği sağlanacak. İşsizlik Fonu’ndan karşılanacak desteklerin süresi, modele göre 6 ila 18 ay arasında değişecek. Bu dudumda devlet işe giren gençlerin 6 aylık maaşını karşılarken, 18 ayda prim desteği verecek.</p>
<p><strong>İstihdam şartları ne olacak?</strong></p>
<p>“Ev gençleri” olarak bilinen gençlerin istihdam şartları şöyle; İŞKUR kaydının bulunması, 18 yaşını doldurmuş ancak 25 yaşını geçmemiş olması şartı getirilecek. -Uzun vadeli sigorta kollarından 90 günden fazla sigortalılığı ve yüksek öğretim öğrencisi olmamak şartları aranacak. -Yabancılar ve yurt dışında çalışanlar bundan faydalanamayacak. -Destekler, imalat sektöründe faaliyet gösteren özel sektör iş yerleri için uygulanacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/genc-nufusa-yeni-istihdam-destegi-yolda-78666</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/is-yeri-calisan-bilgisayar.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hükümet, eğitimde olmayan işsiz genç nüfusun istihdamına yönelik yeni bir teşvik projesini hayata geçirmeye hazırlanıyor. Mayıs ayı içinde Meclis’e sunulması planlanan yasa teklifiyle 18-25 yaş arası gençlerin işe alımında İşsizlik Fonu kaynaklarından işverenlere 6-18 ay süreyle ücret ve prim desteği sağlanacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tahvilin-tufe-yuku-trilyonu-asti-78665</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tahvilin TÜFE yükü trilyonu aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) Merkez Direktörü ve eski Dünya Bankası Yöneticisi Coşkun Cangöz enflasyondaki yükselişin Hazinenin daha önce ihraç ettiği enflasyona endeksli tahviller nedeniyle ilave yük meydana getirdiğine dikkatleri çekti. İhraç edilmiş 18 ayrı TÜFE’ye endeksli tahvil olduğunu hatırlatan Cangöz, Orta Vadeli Program çerçevesinde enflasyonun ilerlemesi halinde 2033'e kadar bu tahvillerin yaklaşık 2,7 trilyon TL'lik bir geri ödeme tutarı olduğunu kaydetti. Orta vadeli programda öngörülen patikadan daha yüksek oranda bir enflasyon görünümüne işaret eden Cangöz “Piyasa beklentilerine daha yakın bir enflasyon patikasıyla hesaplandığında toplam ödeme yükü yaklaşık 4 trilyon TL’ye yaklaşıyor. Enflasyonun program hedeflerinden sapmasıyla oluşan fark yaklaşık 1,2 trilyon TL” yorumunu yaptı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69fac0083de5c-1778040840.png" alt="" width="325" height="377" /></p>
<h2>Matematiksel olarak da hedefe ulaşmak artık mümkün değil </h2>
<p>Nisan ayında açıklanan yüzde 4,18’lik TÜFE artışının “soğuk duş” etkisi yaptığını, bu veriyle birlikte yıllık enflasyonun OVP’de öngörülen yüzde 16’lık hedefe ulaşmanın matematik olarak mümkün olmadığını vurgulayan Coşkun Cangöz, enflasyonun çok boyutlu etkilerine dikkati çekerek, bunlar içinde TÜ- FE endeksli tahvillere olan etkisine odaklandı. TEPAV blog sayfasında yayımlanan çalışmasında, Hazine’nin ihraç ettiği ana para tutarı 605 milyar TL olan 18 ayrı TÜFE’ye endeksli tahviller bulunduğunu ve vadesi 2027 ile 2033 arasında dolacak bu tahvillerin yüzde 3,06 kupon oranı yanında, TÜFE’ye endeksli faiz ödemeleri bulunduğuna vurgu yaptı.</p>
<h2>Orta Vadeli Program'da enflasyon hedefi ve borç tutarı</h2>
<p>Coşkun Cangöz, OVP’de üç yıllık TÜFE hedefinin 2026 için yüzde 16, 2027 için yüzde 9, 2028 için yüzde 8 olduğunu hatırlattı. Fark hesaplaması olarak ise piyasa beklentilerini alan Cangöz, “OVP varsayımlarına dayanan hesaplamalar Hazine’nin bu tahviller için 2033’e kadar yapacağı toplam ödemenin enflasyon farkı dahil olmak üzere yaklaşık 2,7 trilyon TL olacağına işaret ediyor. Ancak mevcut verilere göre OVP hedefinden ciddi bir kopuş bekleniyor. 2026’da enflasyonun yüzde 30’un üzerinde kalma ihtimali yüksek. Daha önemlisi, beklentiler bozulmuş durumda ve sonraki yıllarda da hedeflerin üzerinde bir patika olasılığı artıyor. Piyasa beklentilerine daha yakın bir enflasyon patikasıyla hesaplandığında toplam ödeme yükü yaklaşık 4 trilyon TL’ye yaklaşıyor. Enflasyonun program hedeflerinden sapmasıyla oluşan fark yaklaşık 1,2 trilyon TL” yorumunu yaptı.</p>
<h2>İç borçlanma kağıtları da baskı yapıyor </h2>
<p>Borçlanma planının resmi enflasyon hedefine göre yapılması, gerçekleşmenin ise bundan daha yüksek olduğu durumun bütçe üzerinde otomatik baskı yaptığını vurgulayan Cangöz, benzer şekilde referans faiz oranına endeksle iç borçlanma kağıtlarında da Hazine üzerinde baskı oluşturduğunu kaydetti. Cangöz, “Bu durum gündelik faiz tartışmalarının ötesinde bir risk yaratıyor. Çünkü burada faiz oranını artırarak ya da düşürerek kısa vadede müdahale edilebilecek bir maliyet yok. Enflasyon yükseldikçe borç yükü de kendiliğinden büyüyor. Bir anlamda kamu maliyesi enflasyona karşı ‘açık pozisyon’ taşıyor” ifadesine yer verdi.</p>
<h2>Yüksek enflasyon, faizden çok daha yıkıcı etki yaratıyor </h2>
<p>Coşkun Cangöz, 2027 ya da 2028’de seçim döneminin başlayacağını ve para ile maliye politikasında gevşeme baskısı oluşacağını vurgulayarak, bunu da riskler arasında sayarak, “Yükselen enflasyon koşullarında TÜFE’ye endeksli tahviller kısa vadede bütçenin finansman ihtiyacını karşılamak için bir araç olarak görünse de, aslında geleceğe ötelenmiş bir maliyet üretir. Ve bu maliyet, enflasyon düşmediğinde bir sarmal haline gelir” görüşünü paylaştı.</p>
<p>Coşkun Cangöz, faizin dini ve ahlaki olarak Babil döneminde dahi tartışıldığını ancak enflasyonun daha yaygın bir refah sorunu olduğunu belirterek, “Oysa yüksek enflasyon, faizden çok daha kapsayıcı ve çok daha yıkıcı bir etki yaratıyor” yorumunu yaptı. Cangöz, refah için enflasyonu düşürmenin ana çözüm olacağını belirtirken, yapısal reformlara duyulan ihtiyaca yeniden dikkat çekti.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tahvilin-tufe-yuku-trilyonu-asti-78665</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/8/1280x720/lira-para-1768278911.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TEPAV Merkez Direktörü Coşkun Cangöz, enflasyonda tutmayan hedefin TÜFE’ye endeksli Hazine tahvillerinin yükünü giderek ağırlaştırdığına dikkat çekti. Tahvil geri ödemelerinin, OVP’de öngörülen 2,7 trilyon TL yerine piyasa beklentisi enflasyon oranıyla 4 trilyon TL’ye ulaştığını hesaplayan Cangöz, hedefin sapmasıyla oluşan farkın 1,2 trilyon TL’ye yaklaştığına işaret etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/8-varlik-barisi-meclise-geldi-78664</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> 8. Varlık Barışı, Meclis&#039;te</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından geçtiğimiz günlerde açıklanan İstanbul’un küresel ölçekte bir yatırım ve finans üssü olması hedefi doğrultusunda yabancı yatırımcılara vergi teşvikleri getiren 15 maddelik yasa teklifi AK Parti tarafından Meclise sunuldu. AK Parti, kanun teklifi ile 8. kez varlık barışı getirdi. Yasa teklifine göre, gerçek ve tüzel kişilerce sahip olunan para, döviz, altın, hisse senedi, tahvil ve diğer menkul kıymetlere ilişkin olarak 31 Temmuz 2027 tarihine kadar yapılacak bildirimlerde, varlıkların devlet iç borçlanma senetleri veya kira sertifikaları gibi araçlarda tutulma süresine göre yüzde sıfır ile yüzde 5 arasında değişen kademeli vergi oranları uygulanacak. Bu varlıklara isabet eden tutarlara ilişkin hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmayacak. Bildirilen varlıkların, bildirimin yapıldığı tarihten itibaren 2 ay içinde Türkiye'deki banka ya da aracı kurumlarda adlarına açılan hesaplara transfer edilmesi veya yurt dışından fiziki olarak getirilenlerin bu hesaplara yatırılması gerekiyor.</p>
<p><strong>Varlıkların değeri üzerinden… </strong></p>
<p>Banka ve aracı kurumlar, kendilerine bildirilen varlıklara ilişkin olarak bildirim sahibinden, varlıkların değeri üzerinden yüzde 5 oranında peşin olarak tahsil ettikleri vergiyi, bildirimi izleyen ayın 15. günü akşamına kadar vergi sorumlusu sıfatıyla bir beyannameyle bağlı bulundukları vergi dairesine beyan edecek ve aynı sürede ödeyecek. Vergi oranı, bildirilen varlığın vadeli hesaplarda veya Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun kapsamında ihraç edilen devlet iç borçlanma senetleri ile kira sertifikalarında en az 5 yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde yüzde 0, en az 4 yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde yüzde 1, en az 3 yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde yüzde 2, en az 2 yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde yüzde 3, en az 1 yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde ise yüzde 4 olarak uygulanacak. 1 Ocak 2027'den itibaren 31 Temmuz 2027'ye kadar yapılacak bildirimlerde bu oranlara yarım puan artırım yapılacak.</p>
<p><strong>Geç getirenin vergisi artacak </strong></p>
<p>31 Temmuz 2027 tarihinin yetkiyle uzatılması halinde ise bu tarihten sonra yapılacak bildirimlerde vergi oranı ilave yarım puan artışla toplamda 1 puan artırımlı olarak uygulanacak. Bu hüküm kapsamında ödenen vergi, hiçbir suretle gider yazılamayacak ve başka bir vergiden mahsup edilemeyecek. Bildirime konu edilen varlıkların elden çıkarılmasından doğan zararlar, gelir veya kurumlar vergisi uygulaması bakımından gider veya indirim olarak kabul edilmeyecek.</p>
<p><strong>Cumhurbaşkanı bir yıla kadar uzatacak</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı, 31 Temmuz 2027 tarihini, bitim tarihinden itibaren her defasında 6 ayı geçmeyen süreler halinde bir yıla kadar uzatmaya, Hazine ve Maliye Bakanlığı hüküm kapsamına giren varlıkların Türkiye'ye getirilmesi ve bildirimi ile işletmeye dahil edilmelerine ilişkin hususları, bildirim ve beyana esas şekli ile hükmün uygulanmasında kullanılacak bilgi ve belgeler ile uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkili olacak.</p>
<p><strong>İhracatçının kurumlar vergisi iniyor </strong></p>
<p>Yasa teklifi ile ihracatı desteklemek amacıyla kurumlar vergisi oranlarında indirime gidiliyor. Yapılan düzenlemeyle, ürettiklerini ihraç eden imalatçıların bu ihracat işlemlerinden elde ettikleri kazançlarına 16 puan indirimle yüzde 9, ihracat yapan kurumlarda ise 11 puan indirimle yüzde 14 olarak uygulanacak.</p>
<p><strong>Amme alacaklarında vade 72 ay </strong></p>
<p>Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'da yapılan değişiklikle vergi ve diğer kamu borçlarının tecil işlemlerinde taksit süresi 36 aydan 72 aya çıkarılıyor. Teminat aranmaksızın tecil edilebilecek borç tutarı ise 50 bin liradan 1 milyon liraya yükseltiliyor.</p>
<p><strong>İFM’de 2047’ye kadar vergi indirimi</strong></p>
<p>İstanbul Finans Merkezi'ndeki finansal hizmet ihracatı kazançlarına uygulanan yüzde 100 oranındaki kurumlar vergisi indiriminin süresi 2031’den 2047 yılına kadar uzatılıyor. Ayrıca, katılımcı finansal kuruluşların finansal faaliyet harçlarından muafiyet süresi de 5 yıldan 20 yıla çıkarılıyor.</p>
<p><strong>Teknogirişim çalışanlarına destek </strong></p>
<p>Yasa teklifi ile teknogirişim şirketi çalışanlarına verilen pay senetlerindeki vergi istisnası sınırı yıllık brüt ücretin bir katından iki katına çıkarılıyor. Ayrıca, söz konusu payların tam istisna ile elden çıkarılması için gereken 12 aylık süre 6 aya düşürülüyor. Yeni düzenlemeyle, payların 2 yıl içinde elden çıkarılması halinde istisna edilen verginin tamamı, 2 ile 4 yıl arasında yüzde 75’i, 4 ile 6 yıl arasında ise yüzde 25’i gecikme faiziyle birlikte işverenden tahsil edilecek. Bu düzenleme ile teknoloji çalışanlarının ve girişim ekosisteminin desteklenmesi ile nitelikli iş gücünün korunması amaçlanıyor.</p>
<p><strong>20 yıl gelir vergisi muafiyeti</strong></p>
<p>Gelir Vergisi Kanununda yapılan değişiklikle, Türkiye’ye yeni yerleşen ve son 3 yılda Türkiye’de mükellefiyeti bulunmayan gerçek kişilerin, yurt dışından elde ettikleri kazanç ve iratları 20 yıl boyunca gelir vergisinden müstesna tutulacak. Bu kazanç ve iratlar için yıllık beyanname verilmeyecek. Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu'nda yapılan değişiklikle; Türkiye dışında elde ettikleri kazançları için Gelir Vergisi Kanunu kapsamında istisnadan yararlanan kişilerin, bu istisna süresi içinde gerçekleşen veraset yoluyla mal intikallerinde vergi oranı yüzde 1 olarak uygulanacak.</p>
<p><strong>Personele vergi istisnası </strong></p>
<p>Gelir Vergisi kanunda yapılan diğer bir değişiklikle nitelikli hizmet merkezlerinde çalışan personelin ücretlerine yönelik yeni bir vergi istisnası getiriliyor. Buna göre, nitelikli hizmet personelinin ücretlerinin brüt asgari ücretin 3 katını aşmayan kısmı (Katılımcı belgesi alarak İstanbul Finans Merkezi’ndeki merkezler için beş katı) gelir vergisinden müstesna tutularak toplamda brüt asgari ücretin 4 ve 6 katına kadar bir vergi avantajı sağlanacak. Cumhurbaşkanı 3 ve 5 katlarını birlikte veya ayrı ayrı bir kata kadar belirlemeye ve iki katına kadar artırmaya yetkili olacak.</p>
<p><strong>Nitelikli Hizmet Merkezi tanımı</strong></p>
<p>Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’na eklenen madde ile Türkiye’nin nitelikli hizmet ihracatını artırmak ve uluslararası firmalar için bölgesel bir merkez olmasını sağlamak amacıyla "Nitelikli Hizmet Merkezi" tanımı yapılıyor. En az üç ülkede faaliyeti olan ve yıllık hasılatının yüzde 80’ini yurt dışındaki ilişkili şirketlerden elde eden sermaye şirketlerine bu statü verilerek; finansal danışmanlık, stratejik yönetim ve teknoloji danışmanlığı gibi üst düzey hizmetlerin Türkiye’den koordine edilmesi hedefleniyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Transit ticaretten elde edilen kazançlara yönelik vergi indirimi kapsamı genişliyor</strong></span></p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanunu’nda yapılan değişiklikle; transit ticaret ve nitelikli hizmet faaliyetlerinden elde edilen kazançlara yönelik vergi indirimlerinin kapsamı genişletiliyor. İstanbul Finans Merkezinde katılıcı belgesi alarak faaliyette bulunan kurumların kazanç indirim oranı yüzde 50’den yüzde 100 çıkarılıyor. Ayrıca İFM dışında faaliyette bulunan kurumlara da yüzde 95 kazanç indirimi imkanı tanınıyor. Kanun teklifiyle, transit ticaret, nitelikli hizmet merkezleri ve İstanbul Finans Merkezi kapsamında sağlanan kazanç indirimlerinin, "Yurt İçi Asgari Kurumlar Vergisi" hesaplamasında matrahtan düşülmesine imkan tanınıyor. Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun’da yapılan değişiklikle; "teknogirişim rozeti" sahibi halka açık olmayan şirketlerin paya dönüştürülebilir borç sözleşmeleri yoluyla yatırım almaları kolaylaştırılıyor. Ayrıca "Dijital Şirket" statüsündeki girişimler, kuruluşlarından itibaren 3 yıl boyunca oda kayıt ücreti ve aidatlarından muaf tutulacak. İstanbul Finans Merkezi (İFM) Kanunu’nda yapılan diğer bir değişiklikle; İFM bünyesinde istihdam edilen ve yurt dışı tecrübesi bulunan personele sağlanan gelir vergisi istisnasının kapsamı genişletiliyor. Mevcut durumda sadece finansal kuruluş çalışanlarına tanınan bu hak, tüm katılımcı kurum personeline yaygınlaştırılıyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Güler: Ara zam için şu anda herhangi bir çalışma yok</strong></span></p>
<p>AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, yasa teklifi ne ilişkin düzenlediği basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Nisan ayı enflasyon oranlarının ardından Memur-Sen’den gelen ara zam talebinin hatırlatılması ve bir çalışma olup olmadığının sorulması üzerine Güler “Şu anda halihazırda bu mahiyette gündemimizde herhangi bir çalışma yok” dedi. Güler, petrol fi yatlarındaki artışın tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de enflasyon üzerinde ciddi bir baskı oluşturduğunu kaydeden Güler, “Biz hem çalışanlarımızı hem emeklilerimizi hem diğer dar gelirlilerimizi sabit gelirlilerinizi her zaman destekledik. Desteklemeye devam edeceğiz. Ama şu anda halihazırda bu mahiyette gündemimizde herhangi bir çalışma yok” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/8-varlik-barisi-meclise-geldi-78664</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/5/1280x720/istanbul-finans-merkezi-ifm-1777263415.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul’un küresel ölçekte bir yatırım ve finans üssü olması hedefi doğrultusunda yabancı yatırımcılara vergi teşvikleri getiren 15 maddelik yasa teklifi Meclise sunuldu. 31 Temmuz 2027’ye kadar yurtdışından altınını, dövizini getiren varlık barışından yararlanacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kahramanmaras/kmtso-ile-alman-uluslararasi-isbirligi-kurumu-arasinda-stratejik-is-birligi-78715</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Buluntu: Uluslararası iş birlikleri kritik öneme sahip</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odasının (KMTSO), uluslararası iş birliklerini güçlendirerek şehrin ekonomik kalkınmasına katkı sunma hedefi doğrultusunda çalışmalarını sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Bu kapsamda, KMTSO Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Buluntu, Alman Uluslararası İşbirliği Kurumu (GIZ) Türkiye Ülke Direktörü Robert Kuenne ile bir araya geldi.</p>
<p>Gerçekleştirilen görüşmede, KMTSO’nun öncülüğünde yürütülen ve özellikle istihdamın artırılması ile ihracat kapasitesinin geliştirilmesine odaklanan mevcut projeler kapsamlı şekilde değerlendirildi. Deprem sonrası yeniden yapılanma sürecinde Kahramanmaraş iş dünyasının ihtiyaçları doğrultusunda şekillenen çalışmaların mevcut durumu ele alınırken, bu projelerin daha geniş kitlelere ulaşması ve etkisinin artırılması için atılabilecek adımlar üzerinde duruldu.</p>
<p><strong>Buluntu: Uluslararası İş Birlikleri Kritik Öneme Sahip</strong></p>
<p>KMTSO Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Buluntu, görüşmede yaptığı değerlendirmede, uluslararası kurumlarla kurulan güçlü iş birliklerinin Kahramanmaraş’ın ekonomik toparlanma ve dönüşüm sürecinde kritik bir rol üstlendiğini belirterek, “Deprem sonrası süreçte şehrimizin yeniden ayağa kalkması, üretim ve ihracat gücünün artırılması adına uluslararası paydaşlarla yürüttüğümüz çalışmalar büyük önem taşımaktadır. GIZ ile geliştirdiğimiz iş birliklerini daha da ileriye taşıyarak, üyelerimizin küresel ölçekte daha rekabetçi hale gelmesini hedefliyoruz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>GIZ’den İş Birliği Vurgusu</strong></p>
<p>GIZ Türkiye Ülke Direktörü Robert Kuenne ise Kahramanmaraş’ın üretim potansiyeline ve girişimcilik kapasitesine dikkat çekerek, sürdürülebilir kalkınma, istihdam ve özel sektörün güçlendirilmesine yönelik projelerde iş birliğini artırmaya hazır olduklarını ifade etti.</p>
<p><strong>Ortak Projeler İçin Yol Haritası</strong></p>
<p>Ziyaret kapsamında, önümüzdeki dönemde hayata geçirilebilecek ortak projeler için karşılıklı görüş alışverişinde bulunulurken, Kahramanmaraş’ın ekonomik kalkınmasına katkı sağlayacak somut adımların atılması yönünde iyi niyet temennileri paylaşıldı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kahramanmaras/kmtso-ile-alman-uluslararasi-isbirligi-kurumu-arasinda-stratejik-is-birligi-78715</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/5/1280x720/buluntu-uluslararasi-is-birlikleri-kritik-oneme-sahip-1778058744.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Buluntu, Alman Uluslararası İşbirliği Kurumu Türkiye Ülke Direktörü Robert Kuenne ile bir araya geldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/karahan-4-aylik-enflasyon-tahminlerimizin-oldukca-uzerinde-78704</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karahan: 4 aylık enflasyon tahminlerimizin oldukça üzerinde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda, milletvekillerinin sorularını yanıtladı.</p>
<p>Merkez bankalarının teknik kurumlar olduğunu ve fiyat istikrarı hedefiyle hareket ettiklerini vurgulayan Karahan, talep ve beklenti yönetimi yaparak dezenflasyonu patikayla uyumlu şekilde tesis edecek sıkılığı sağladıklarını söyledi.</p>
<p>Bir süredir yüksek enflasyonun bulunduğunu, bu süre zarfında da yurt içi ve yurt dışı kaynaklı çeşitli şoklar gerçekleştiğini belirten Karahan, yaptıkları işin önemli bir parçasının bu şoklarla baş etmek ve bunlara doğru tepkiyi verebilmek olduğunu, bu süreçte ellerindeki tüm para politikası araçlarını en etkin biçimde kullandıklarını bildirdi.</p>
<p>Karahan, "Enflasyon yılın 4 ayında birikimli olarak yüzde 14'ü geçti. Bu, bizim sene başındaki tahminlerimizin oldukça üzerinde. Son dönem gerçekleşmelerin orta vadeli enflasyon görünümü üzerindeki yansımaları, biraz daha savaş sonrası döneme ilişkin yansımaları bizim para politikası duruşumuzla şekillenecek. Önümüzdeki dönem para politikası kararlarını alırken de bu yansımaları göz önüne alarak hareket edeceğiz. Savaş, dezenflasyon sürecini olumsuz etkiledi ancak kararlılığımızda herhangi bir değişiklik oluşturmadı ve bu doğrultuda politikalarımızı uygulamaya devam edeceğiz." değerlendirmelerinde bulundu.</p>
<p>Merkez Bankasının geçen yılki kar-zarar durumuna ilişkin bilgi veren Karahan, kur korumalı mevduat (KKM) uygulamasının sona ermesiyle döviz kazandırıcı işlem giderlerinin geçen yıla göre azaldığını ifade etti.</p>
<p>Geçen dönemde KKM maliyeti üzerinden raporlanan zararın 1 trilyon 65 milyar lira olduğuna ve rezerv biriktirme stratejisi sonucunda sistemde likidite fazlası oluştuğuna dikkati çeken Karahan, "Bunun sterilizasyonu kaynaklı faiz giderlerinde bir artış oldu, zararın temel kaynağı bu. Merkez bankalarının zarar etmeleri, politikalarını etkili şekilde uygulamalarına engel değildir." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Karahan, olası şoklara karşı gerekli döviz likiditesini bulundurmak amacıyla rezerv tuttuklarını anımsatarak, kur politikalarını da TL'deki yüksek oynaklıkları sınırlayacak şekilde yürüttüklerini dile getirdi.</p>
<p>Jeopolitik gelişmeler, küresel sermaye hareketleri ve dış ticaret dengesindeki mevsimsel etkilerin rezervlerde dalgalanmalara neden olabildiğini belirten Karahan, piyasalardaki oynaklığın normalleşmesini takiben rezervlerin olağan seyrine döndüğünü anlattı.</p>
<p><strong>"Hizmet enflasyonundaki katılık bir miktar çözüldü"</strong></p>
<p>Dezenflasyon sürecinin devamı için sıkı para politikası duruşunu sürdürdüklerini vurgulayan Karahan, petrol fiyatları ve jeopolitik gelişmelerin kısa vadeli risk oluşturduğunu ifade etti.</p>
<p>Karahan, özellikle beklentiler ve fiyatlama davranışları üzerinden oluşabilecek ikincil etkileri yakından izlediklerini ve gerekli politika tepkisini de zamanında verdiklerini belirterek, "Hizmet enflasyonundaki katılık büyük ölçüde geçmişe endeksleme davranışından kaynaklanıyordu. Aldığımız önlemlerle bu alanda bir miktar çözülme olduğunu görüyoruz. Enflasyon ara hedef ve tahminlerimizi enflasyon raporunda gözden geçiriyor ve kamuoyuyla paylaşıyoruz. Son verileri göz önünde bulunduracak ve gerekli değerlendirmeleri yaparak bir sonraki raporumuzu haftaya paylaşacağız." diye konuştu.</p>
<p>Hesap verebilirlik mekanizmalarına değinen Karahan, enflasyonun hedeften belirgin şekilde sapması durumunda açık mektup yazarak durumu hükümetle paylaştıklarını ve yılda iki kez komisyona gelerek bilgilendirme yaptıklarını hatırlattı.</p>
<p>Karahan, nisan ayı enflasyon verilerine ilişkin şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Enerji fiyatlarında son iki ayda yüzde 20'ye yakın artış görüldü. Buna bağlı olarak ulaştırma hizmetlerinde yüzde 13, petrokimya ürünlerinde yüzde 5 artış yaşandı. Mevsimsel etkilerin üzerinde artan giyim enflasyonu ise aylık bazda yüzde 9 oldu. Hizmet enflasyonunda aylık düşüşün sürmesi ve dayanıklı tüketim mallarının makul seyretmesi ise olumlu taraflar. Enerji ve gıda fiyatlarında bir düzelme yaşanmadığı sürece kısa vadede enflasyonist etkiler devam edebilir."</p>
<p><strong>"Dezenflasyon dar gelirli vatandaşı koruyan tek çözümdür"</strong></p>
<p>Yüksek enflasyonun maliyetinin en çok sabit ve düşük gelirli vatandaşlarca hissedildiğini söyleyen Karahan, "Dezenflasyon süreci dar gelirli vatandaşa maliyet yüklemek için değil, aksine alım gücünü koruyan tek kalıcı çözüm olduğu için uygulanıyor. Amacımız fiyat istikrarını sağlayarak refahın kalıcı olarak artırılmasıdır." dedi.</p>
<p>Karahan, sektörel farklılıkların sürdüğünü belirterek, "Sanayiyi etkileyen birçok faktör var ve en önemlisi dış talepteki zayıf görünümdür. Geçen yıl etkili olan dış ticaretteki korumacı politikaların bu sene de devam ettiğini görüyoruz. Ekonomimiz, yüksek katma değerli ve teknoloji yoğun sektörlere doğru bir dönüşüm içindedir. OECD ülkelerine baktığımızda katma değerin yüzde 70 civarının hizmetten geldiğini, ülkemizde bunun çok daha düşük oranlarda olduğunu görüyoruz. Ülkeler kalkındıkça, büyüdükçe hizmet sektörünün payı artıyor. Bu da aslında sanayi görünümünü etkileyen unsurlardan bir diğeri." şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>"Kararlarımızı hiçbir zaman tek bir değişkene veya varsayımsal bir senaryoya dayanarak almıyoruz"</strong></p>
<p>Para politikası stratejisine ilişkin soruları ise Karahan, şöyle yanıtladı:</p>
<p>"Kararlarımızı hiçbir zaman tek bir değişkene veya varsayımsal bir senaryoya dayanarak almıyoruz. Enflasyon görünümünü etkileyen, hem mevcut verileri hem de geleceğe ilişkin tüm verileri bir arada değerlendirerek kararlarımızı alıyoruz. Yakın dönemde ortaya çıkan unsur, petrol fiyatlarındaki artış. Bunun enflasyon üzerindeki etkisi, ne kadar uzun süreli olacağına bağlı. Dolayısıyla politika tepkimiz de buna göre şekillenecek. Enerji fiyatlarındaki artış kısa vadede enflasyonu yukarı çekecektir ama ikincil etkiler orta vadede belirleyici olacak. Dolayısıyla karar alırken bu iki kanaldan hangisinin baskın çıkacağını görmemiz gerek."</p>
<p><strong>"Operasyonel durumumuza dönebilecek esnekliğe sahibiz"</strong></p>
<p>Karahan, ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşta farklı ülkelerin merkez bankalarının tepkilerinin sorulması üzerine, "Politika faizinde gecelik borç alma ve borç verme faizlerinde değişikliğe gitmedik. Sadece gelişmeleri yakından takip ederek proaktif bir adımla birçok tedbirin yanında, hayata geçirilen likidite önlemleriyle gecelik faizin aslında üst bandımızda yani TCMB gecelik borç verme faizi seviyesinde oluşmasını sağladık. Bu bakımdan gidişata göre jeopolitik risklerin sönümlenmesi durumunda hızlı biçimde savaş öncesi operasyonel durumumuza dönebilecek esnekliğe sahibiz." dedi.</p>
<p>Karahan, 2025 yılı sonunda cari açığın 30 milyar dolar seviyesinde olduğuna işaret ederek, bunun milli gelirin yüzde 1,9'una denk geldiğine ve tarihsel ortalamaların oldukça altında kaldığına dikkati çekti.</p>
<p>"Carry trade" konusuna yönelik sorulara ilişkin Karahan, uyguladıkları sıkı para politikasının enflasyonu düşürmeyi amaçladığına işaret etti.</p>
<p>Bunun aynı zamanda hem yurt içi hem yurt dışı yerleşiklerin Türk lirasına güvenini artırdığına dikkati çeken Karahan, bunun sonucu olarak yabancı yatırımcıların "carry trade" pozisyonlarında artış yaşandığını söyledi.</p>
<p>Karahan, bunun "carry trade" pozisyonlarıyla sınırlı olmadığını, tahvillere, hisse gibi daha uzun vadeli nitelendirilebilecek yatırım araçlarına da ilgi olduğunu gördüklerini belirtti.</p>
<p>Artan sermaye girişlerinin rezervlere sağladığı katkının, uluslararası risk primini olumlu yönde etkilediğini, dolayısıyla hazine, bankacılık ve reel sektörlerinin yurt dışı borçlanma maliyetlerini azaltan bir unsur olduğuna işaret eden Karahan, "Carry maliyetini hesaplarken bu hususu da göz önünde bulundurarak düşünmek gerekiyor. Bununla birlikte piyasada oynaklık oluşturabilecek nitelikte olan kısa vadeli, çok kısa vadeli pozisyonların büyüklüğünü yakından takip ediyoruz." diye konuştu.</p>
<p>Karahan, Merkez Bankası olarak hiçbir yatırımcıya kur garantisi vermelerinin söz konusu olmadığını vurgulayarak, "Genel olarak rezerv verimize baktığımızda da bütün olumsuz koşullara rağmen rezervlerimizin güçlü seviyede olduğunu görüyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"Enflasyon görünümü odaklı kararlarımızı alıyoruz"</strong></p>
<p>Altın rezervlerine yönelik soru üzerine Karahan, 24 Nisan itibarıyla 732 ton altın rezervleri olduğunu belirterek, Banka'nın ilgili mevzuat ve geçerli kurallar çerçevesinde yurt içi ve yurt dışı uluslararası piyasalarda çeşitli altın işlemleri gerçekleştirdiğini anlattı.</p>
<p>Karahan, faiz kararlarına ilişkin soruya şu yanıtı verdi:</p>
<p>"Enflasyon görünümü odaklı, toplantı bazlı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla kararlarımızı alıyoruz. Son döneme bakacak olursak ocakta, bu olaylar başlamadan çok daha önce aslında para politikası adımlarımızın, indirim adımlarının büyüklüğünü azalttık. Bu adım aslında bir faiz indirimiydi ama para politikasında bir gevşeme değildi. Daha sonra şubat sonunda jeopolitik gelişmelerin enflasyon görünümü üzerinde oluşturabileceği riskleri de değerlendirerek zamanlı bir şekilde tedbirler aldık. Bir süredir de enflasyon üzerindeki savaşın yarattığı belirsizlik ortamını da göz önünde bulundurarak, sabit tutarak devam ediyoruz."</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/karahan-4-aylik-enflasyon-tahminlerimizin-oldukca-uzerinde-78704</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/4/1280x720/fatih-karahan-1778052316.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu&#039;nda soruları yanıtlayan TCMB Başkanı Karahan, &quot;Enflasyon yılın 4 ayında birikimli olarak yüzde 14&#039;ü geçti. Bu, bizim sene başındaki tahminlerimizin oldukça üzerinde. Son dönem gerçekleşmelerin orta vadeli enflasyon görünümü üzerindeki yansımaları, biraz daha savaş sonrası döneme ilişkin yansımaları bizim para politikası duruşumuzla şekillenecek.&quot; dedi. &quot;Dezenflasyon süreci dar gelirli vatandaşa maliyet yüklemek için değil, aksine alım gücünü koruyan tek kalıcı çözüm olduğu için uygulanıyor. Amacımız fiyat istikrarını sağlayarak refahın kalıcı olarak artırılmasıdır.&quot; diyen Karahan, &quot;Kararlarımızı hiçbir zaman tek bir değişkene veya varsayımsal bir senaryoya dayanarak almıyoruz. Enflasyon görünümünü etkileyen hem mevcut verileri hem de geleceğe ilişkin tüm verileri bir arada değerlendirerek kararlarımızı alıyoruz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sadece-sorunlari-konusan-degil-cozumu-yoneten-bir-anlayisa-ihtiyac-var-78711</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Sadece sorunları konuşan değil çözümü yöneten bir anlayışa ihtiyaç var&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>9 Mayısta gerçekleştirilecek Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesi’nin (OSB) seçimleri öncesi Yeşil Liste adayı Ali İhsan Özdoğan basın toplantısı düzenleyerek projeleri hakkında bilgiler verdi.</p>
<p>Özdoğan “ Sadece sorunları konuşan değil çözümü yöneten bir anlayışa ihtiyaç var” dedi.</p>
<p>Yeşil Liste olarak kentin ekonomik geleceğini inşa etmeye talip olduklarını belirten Özdoğan, Diyarbakır’ın binlerce yıllık ticaret geleneği ve stratejik konumuyla tarih boyunca bölgenin ekonomik merkezi olduğunu belirtti. </p>
<p>Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesi’nin  yalnızca üretim yapılan bir alan olmadığını şehrin  ekonomik kaderini belirleyen en kritik merkez sözlerine ekleyen Ali İhsan Özdoğan “Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesi’nin, bugün sahip olduğu potansiyeli daha ileriye taşıyacak bir dönüşüme ihtiyaç duyduğu açıktır. Küresel ölçekte yaşanan hızlı değişim; dijitalleşme, yeşil dönüşüm ve ihracat odaklı sürdürülebilir üretim anlayışını, sanayinin merkezine yerleştirmiştir. Artık rekabet yalnızca üretimle değil; teknolojiye uyum, enerji verimliliği ve uluslararası standartlara entegrasyon ile mümkündür.Önerimiz, sorunları cesaretle tespit edip doğru projelerle çözmektir. Çünkü gerçek dönüşüm, nerede olduğumuzu bilip geleceği ortak akılla yeniden inşa etmekle başlar. Bugün sadece sorunları konuşan değil, çözümü yöneten bir anlayışa ihtiyaç var” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Bugün gelinen noktada  Diyarbakır’ın sahip olduğu potansiyel ile ortaya koyduğu ekonomik tablo arasındaki farkın  artık görmezden gelinemeyecek kadar açık olduğunu belirten Özdoğan “ Yeşil Liste olarak, Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesi’nde sadece bir yönetim değişimini değil, yönetim anlayışının yeniden inşasını hedefliyoruz.  Kararların tek merkezden değil, ortak akıl ile alındığı bir yapı kuracağız. Organize Sanayi Bölgesini kişiye ya da kişilere bağlı bir yapıdan çıkararak modern ve kurumsal bir yapıya kavuşturacağız.  Üniversite ile iş birliği yaparak, tüm paydaşlarımızın katılımı ve katkısı ile OSB için stratejik planımızı hazırlayarak kamuoyuna açıklayacağız. Ana stratejilerimizi, amaçlarımızı ve hedeflerimizi ve bu hedefleri gerçekleştirmek için ihtiyaç duyduğumuz kaynakları sanayicilerimizle ve kamuoyu ile paylaşacağız.</p>
<p>Toplantı  bir liste tanıtımı değildir diyen Özdoğan “ Bir vizyonun, çağın gerekliliklerini yakalayan yeni bir anlayışın ortaya konulmasıdır. Bu toplantı, kişisel vaatlerin değil, somut projelerin açıklanacağı bir zemindir. Bu toplantı; şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim modelinin ilanıdır. Bizler; Günü kurtaran değil, geleceği planlayan bir yapının  Takip eden değil, yön veren bir sanayinin inşa edilmesi gerektiğine inanıyoruz.  Bu anlayışla; Mali işler, yatırım, arsa tahsisi, altyapı, ihracat, dijitalleşme, çevre ve denetim başta olmak üzere sanayicilerin yönetime ortak olacağı güçlü komisyonlarla; şeffaf, denetlenebilir ve sürdürülebilir bir yönetim modeli , Dijital OSB ve merkezi veri platformu , Tek durak yatırım ofisi , OSB alt yapısının güçlendirilmesi , İhracat ve uluslararası pazar stratejileri , Ar-GE, tasarım ve inovasyon merkezleri , Nitelikli istihdam akademisi , Enerji kooperatifi ve yeşil OSB dönüşümü , OSB yaşam kampüsü ve sosyal altyapı projeleri , Yerel ürünlerin tanıtılması, Toplumsal ve sosyal sorumluluk projeleri gibi birçok başlıkta somut ve uygulanabilir projeler hazırladık. Hazırladığımız tüm projeler, Diyarbakır’ın tarihsel üretim mirasından güç alarak; kendi kendine yeten bir kent modeli, planlı kalkınma anlayışı ile geleceğe kararlılıkla yürüyen kapsamlı bir gelecek tasarımıdır” dedi.</p>
<p>Yeşil Liste adayı Ali İhsan  Özdoğan son olarak   Amedspor’a  süper ligde  başarılar diledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sadece-sorunlari-konusan-degil-cozumu-yoneten-bir-anlayisa-ihtiyac-var-78711</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/1/1280x720/sadece-sorunlari-konusan-degil-cozumu-yoneten-bir-anlayisa-ihtiyac-var-1778056877.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Diyarbakır OSB seçimlerinde Yeşil Liste adayı olan Ali İhsan Özdoğan, “Sadece sorunları konuşan değil çözümü yöneten bir anlayışa ihtiyaç var.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/harley-davidson-izmirde-300-surucuyle-dev-bir-network-agi-olusturuyor-78706</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Harley-Davidson, İzmir’de 300 sürücüyle dev bir network ağı oluşturuyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YAŞAR KUŞ/İZMİR</strong></p>
<p>İzmir özelinde yaklaşık 300 aktif sürücüden oluşan İzmir Harley-Davidson H.O.G. grubu, aralarında iş insanları, doktorlar, sanatçılar, yazarlar farklı alanlardan sürücülerle birlikte geniş bir yelpazeye sahip. İzmir Harley Owners Group (H.O.G.) Başkanı Alp Tuğhan Bu çeşitlilik, üyeler arasında farklı meslek dallarıyla tanışma ve network imkanı sağlıyor.</p>
<p><img style="float: left;" src="https://img.ekonomim.com/rcman/Cw850h1268q95gc/storage/files/images/2026/05/06/alp-tughan-kc0c.jpg" alt="Harley-Davidson, İzmir’de 300 sürücüyle dev bir network ağı oluşturuyor - Resim : 1" width="292" height="436" data-lightbox="true" /></p>
<p>Türkiye'de Harley-Davidson'ın resmi geçmişinin 1996 yılına dayandığını aktaran Tuğhan, “Kuruluşundan bugüne resmi sürücü sayısının 10 binin üzerinde olduğu tahmin ediliyor. İzmir grubu, 8 kişilik bir yönetim ekibiyle her ay en az bir sürüş organize ediyor. Sürüşler, genellikle cuma gününden pazara kadar süren hem yurt içi hem de yurt dışı turlar düzenleniyor. Bu etkinlikler sadece birer gezi değil, aynı zamanda kültür faaliyetleri ve sosyal etkinliklerle birleştiriliyor. Güvenliğe önem veriyoruz, sürüşler öncesinde ileri sürüş teknikleri ve kurallar üzerine pratik eğitimler ve seminerler düzenleyerek kendimizi yeniliyoruz” dedi.</p>
<p>Harley-Davidson, üyeler için sadece bir araç değil, bir psikolog ve yaşam tarzı olduğunu söyleyen Tuğhan, “Kask, takıldığında sürücünün dış dünyadan kopup kendisini resetlemesini sağlar. Marka, köpek tasmasından araba paspasına, kıyafetten bardak altlığına kadar geniş bir ürün yelpazesi sunarak kullanıcısını farklı bir tabiatta tutuyor. Grup için bayi, sadece bir satış noktası değil, bir yuva ve sosyalleşme alanı. Üyeler kahve içmek, sohbet etmek veya kıyafet bakmak için sık sık orada buluşuyor. Sosyal sorumluluk tarafında ise grup üyeleri, özellikle kız çocuklarının eğitimi gibi konularda bireysel ve kolektif olarak çeşitli vakıfları destekliyor. Harley hayatınıza girerse onu çıkaramazsınız, sadece değiştirebilirsiniz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/6/harley-davidson-izmirde-300-surucuyle-dev-bir-network-agi-olusturuyor-1778052760.jpeg" width="700" /></p>
<p> </p>
<p>Tuğhan, H.O.G. üyesi olabilmek için temel şartları, “Bir Harley-Davidson sahibi olmak, yurt dışı üzerinden H.O.G. üyeliği yaptırmak, grup içine uyum sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi için bir deneyim, deneme sürecinden geçmek” şeklinde sıraladı.</p>
<p>Öte yandan Tuğhan, motosikleti olmayan veya sağlık sorunları nedeniyle o an kullanamayan kişilerin bile etkinliklere araçlarıyla katılarak bu topluluğun bir parçası olmaya devam ettiklerini sözlerine ekledi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/harley-davidson-izmirde-300-surucuyle-dev-bir-network-agi-olusturuyor-78706</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/6/1280x720/harley-davidson-izmirde-300-surucuyle-dev-bir-network-agi-olusturuyor-1778052760.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İzmir’de iş insanlarından doktorlara, sanatçılardan yazarlara kadar 300 aktif sürücüyü bünyesinde barındıran Harley Owners Group (H.O.G.), farklı meslek gruplarını motosiklet tutkusuyla birleştirerek güçlü bir network imkanı sunuyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/is-bankasinin-ilk-ceyrekte-net-kari-204-milyar-lira-78702</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İş Bankası&#039;nın ilk çeyrekte net kârı 20,4 milyar lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İş Bankası,  2026'nın ilk çeyreğine ilişkin finansal sonuçlarını paylaştı.</p>
<p>Buna göre, söz konusu dönemde 4,9 trilyon lira aktif büyüklüğe ulaşan ve 20,4 milyar lira düzeyinde net kâr elde eden bankanın toplam mevduat hacmi 3,3 trilyon liraya yükseldi.</p>
<p>Yaygın fiziksel ve dijital temas noktalarının yanı sıra reel ekonomiye sunduğu destek ve müşteri odaklı yaklaşımıyla mevduat alanında özel bankalar arasında öne çıkan bankanın 2,6 trilyon lira nakdi, 964 milyar lira gayri nakdi kredi hacmiyle ekonomiye sağladığı toplam kaynak tutarı 3,5 trilyon liraya ulaştı.</p>
<p>Mart sonu itibarıyla 421 milyar lira düzeyinde öz kaynak büyüklüğüne sahip olan bankanın, sermaye yeterlilik oranı ise bu dönemde yüzde 15'in üzerinde gerçekleşti.</p>
<p>Banka, yılın ilk çeyreğinde, ülke ekonomisinin hizmetine sunmak üzere uluslararası piyasalarda 500 milyon dolar tutarında, altıncı yılda erken itfa opsiyonuna sahip 11 yıl vadeli katkı sermaye niteliğinde tahvil ihracı gerçekleştirdi.</p>
<p>İş Bankası, sürdürülebilir finansman alanındaki taahhütlerinin bir göstergesi olarak uluslararası piyasalardaki ilk mavi tahvil ihracını da başarıyla hayata geçirdi.</p>
<p>Buna göre, 5 yıl vadeli ve 50 milyon dolar büyüklüğündeki ihraçtan elde edilen fonlar, denizlerin ve su kaynaklarının korunmasına katkı sağlanmasıyla biyoçeşitliliğin desteklenmesi amacıyla kullanılacak.</p>
<p><strong>"Yerelde doğup küresele açılan markalara uzanan pek çok başarı hikayesine tanık oluyoruz"</strong></p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, Türkiye'nin ekonomik gelişimi ve kalkınmasına katkı sağlayacak şekilde uzun vadeli değer üretme odağıyla hizmet sunmaya devam ettiklerini belirtti.</p>
<p>Aran, içinde bulundukları yapay zeka çağında oyunun kurallarının değiştiğini vurgulayarak, hangi alanda faaliyet gösterilirse gösterilsin, yapılan işin yapay zekayla, girişimcilik ve inovasyon kültürüyle buluşturulması gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Oyunun içinde kalmak, verimliliği artırmak ve rekabet edebilmek için bunun bir zorunluluk olduğuna dikkati çeken Aran, şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye açısından en büyük fırsat pencerelerinden birinin de teknolojinin ve yapay zekanın verimlilik artırıcı alanda kullanılması olduğunu düşünüyorum. Burada hep bahsettiğimiz yeni bir hikaye yazmak, yapay zekayla entegre katma değerli üretimi artırmak istiyorsak bu alana daha fazla odaklanmalıyız. Silikon Vadisi'ndeki inovasyon merkezimizle, girişimcilik alanındaki ihtisas şubelerimizle, sürdürülebilir büyümeye yönelik diğer desteklerimizle ve yatırımlarımızla ülkemizin bundan sonra yazacağı hikayenin bir parçası olmak istiyoruz."</p>
<p>Sürdürülebilir kalkınma açısından toplumsal cinsiyet eşitliği ve girişimcilik anlayışının aynı paydada buluşmasının önemine işaret eden Aran, banka olarak bu anlayışla Türk İş Dünyası Konfederasyonu yürütücülüğünde 5 yıldır devam eden "Girişimde Kadının Gücü" projesine destek verdiklerini hatırlattı.</p>
<p>Aran, bu tür projelerle kadınların dönüştürme, iyileştirme gücünü yakından görme fırsatı bulduğunu aktararak, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Eğer Türkiye'de katma değerli üretimin, girişimcilik kültürünün gelişmesini, yaygınlaşmasını istiyorsak kadınları daha çok desteklemeliyiz. Çünkü bu yöndeki kültürel dönüşümde kadınların rolü çok önemli. Eğer ekonomide zorlukları aşmak ve daha dayanıklı hale gelmek istiyorsak kadınların gücü mutlaka devreye girmeli. Yerelde doğup küresele açılan markalara uzanan pek çok başarı hikayesine tanık oluyoruz. Bunlar yalnızca ekonomik değer üretmekle kalmıyor aynı zamanda kadınların dönüştürücü ve iyileştirici gücünü de güçlü bir biçimde ortaya koyuyor."</p>
<p>Toplumsal fırsat eşitliğini her alanda destekleyen bir kurum olarak "Girişimci Kız Çocukları Hesabı"nı hayata geçirdiklerini belirten Aran, kız çocuklarının eğitime ve kadınların iş hayatına daha fazla katılımı amacıyla tasarlanan hesapla Türkiye'de girişimcilik kültürünün yaygınlaşmasını da hedeflediklerini kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/is-bankasinin-ilk-ceyrekte-net-kari-204-milyar-lira-78702</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/hakan-aran.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İş Bankası&#039;nın 2026&#039;nın ilk çeyreğinde 20,4 milyar lira net kâr elde ettiği bildirildi. Genel Müdür Hakan Aran, &quot;Silikon Vadisi&#039;ndeki inovasyon merkezimizle, girişimcilik alanındaki ihtisas şubelerimizle, sürdürülebilir büyümeye yönelik diğer desteklerimizle ve yatırımlarımızla ülkemizin bundan sonra yazacağı hikayenin bir parçası olmak istiyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tcmb-raporu-nisanda-enflasyonun-ana-egilimi-artti-78700</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TCMB raporu: Nisanda enflasyonun ana eğilimi arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Nisan Ayı Fiyat Gelişmeleri Raporu'nu yayımladı.</p>
<p>Rapora göre, tüketici fiyatları nisan ayında yüzde 4,18 arttı, yıllık enflasyon 1,50 puan yükselişle yüzde 32,37 seviyesinde gerçekleşti. Nisan ayında aylık tüketici enflasyonunun seyrinde enerji, gıda ve giyim grubu fiyat gelişmeleri rol oynadı.</p>
<p>Bu dönemde, yurt içi enerji fiyatları Orta Doğu’daki çatışmanın etkisiyle yüzde 14,40 ile belirgin bir oranda arttı, böylelikle bu grupta son iki aydaki yükseliş yüzde 20’ye yaklaştı. Nisan ayında akaryakıt fiyatlarında süregelen artışlara ek olarak, mesken tarifelerine yönelik düzenlemeyi takiben doğal gaz ve elektrik fiyat artışları öne çıktı.</p>
<p>Mart ayında görece ılımlı seyreden gıda fiyatları nisan ayında hem işlenmemiş hem de işlenmiş gıda kaynaklı olarak ivmelendi. Temel mal enflasyonundaki yükselişi giyim ve ayakkabı alt grubu sürüklerken diğer temel mallar alt grubunda petrokimya ürünleri ile bağlantısı güçlü olan kalemlerde fiyat artışlarının hızlandığı takip edildi.</p>
<p>Mevsimsel etkilerden arındırıldığında, aylık hizmet enflasyonu bir önceki aya kıyasla yavaşladı. Nisan ayında yurt içi üretici fiyatları enerji kalemleri öncülüğünde yüzde 3,17 arttı ve yıllık enflasyon yüzde 28,59’a ulaştı.</p>
<p>Rapora göre, nisan ayında tüketici fiyatları artışı yüzde 4,18 gerçekleşti ve yıllık enflasyon 1,50 puan artarak yüzde 32,37‘ye yükseldi. B endeksinin yıllık değişim oranı 0,40 puan artarak yüzde 30,51’e yükselirken, C endeksinin yıllık değişim oranı 0,15 puan artışla yüzde 29,83 oldu.</p>
<p>Yıllık tüketici enflasyonuna katkılar incelendiğinde, alkol-tütün-altın grubunun katkısı bir önceki aya kıyasla 0,05 puan azalırken, enerji ile gıda ve alkolsüz içecekler gruplarının katkıları sırasıyla 0,76 ve 0,47 puan, temel mallar ve hizmet gruplarının katkıları ise 0,16’şar puan arttı.</p>
<p>Mevsimsellikten arındırılmış verilerle, tüketici fiyatlarının aylık artışı bir önceki aya kıyasla güçlendi. Benzer şekilde B ve C göstergelerinde aylık enflasyon yükseldi. Fiyat artışları B endeksini oluşturan gruplardan temel mal ve işlenmiş gıdada yükselirken, hizmette yavaşladı.</p>
<p>TCMB bünyesinde takip edilen göstergeler, nisan ayında enflasyonun ana eğiliminin arttığına işaret etti. Göstergeler üç aylık ortalamalar bazında bir yükseliş kaydetti.</p>
<p>Hizmet fiyatları nisan ayında yüzde 3,03 arttı, grup yıllık enflasyonu yüzde 40,30 ile yatay seyretti. Yıllık enflasyon ulaştırma ve haberleşme gruplarında yükselirken diğer alt gruplarda geriledi.</p>
<p>Ulaştırma hizmetlerinde nisan ayında fiyat artışı akaryakıt fiyatlarının etkisiyle yüzde 6,17 ile güçlü seyretmeye devam etti. Bu grupta, hava yolu ile yolcu taşımacılığı fiyatları (yüzde 18,49) öne çıktı, deniz yolu ve kara yolu ile yolcu taşımacılığı ücretlerindeki yükseliş (sırasıyla yüzde 4,54 ve yüzde 4,14) sürdü.</p>
<p>Lokanta-otel enflasyonunda şubat ve mart aylarında izlenen yavaşlama eğilimi, nisan ayında gıda enflasyonundaki görünüme de paralel olarak (yüzde 3,51 ile) tersine döndü.</p>
<p>Kira grubunda aylık artış yüzde 2,33 olurken, yıllık enflasyon 1,29 puan azalışla yüzde 51,16’ya geriledi. Haberleşme hizmetlerinde aylık enflasyon yüzde 1,64 ile önceki aylara kıyasla görece daha ılımlı gerçekleşti. Bu dönemde, diğer hizmetler grubunda sigorta ve bakım onarım kalemleri fiyat artışlarıyla dikkat çekerken, eğitim enflasyonundaki kademeli yavaşlama eğilimi sürdü.</p>
<p><strong>Temel mal grubu fiyatları arttı</strong></p>
<p>Temel mal grubu fiyatları nisan ayında yüzde 4,15 arttı, grup yıllık enflasyonu 0,46 puan yükselişle yüzde 16,52 oldu. Bu dönemde, dayanıklı mal (altın hariç) fiyatları yüzde 1,15 ile ılımlı bir oranda yükseldi.</p>
<p>Dayanıklı mal grubunda, nisan ayında mobilya fiyatları yüzde 4,42 artarken, beyaz eşya fiyatları yatay seyretti, otomobil fiyatları ise uygulanan indirim kampanyaları ile yüzde 1,12 azaldı.</p>
<p>Öte yandan, giyim ve ayakkabı alt grubu aylık enflasyonu yeni sezona geçişte mevsimsel eğiliminin üzerinde gerçekleşerek yüzde 9,03 oldu.</p>
<p>Diğer temel mallar alt grubunda da aylık enflasyon yüzde 4,41 ile önceki aya kıyasla önemli ölçüde güçlendi. Bu gelişmede, ilaç fiyatlarındaki yükselişin yanı sıra petrokimya ürünleri ile bağlantısı güçlü olan ev temizlik ve kişisel bakım ürünlerindeki fiyat artışları etkili oldu.</p>
<p>Enerji fiyatları nisan ayında yüzde 14,40 arttı, grup yıllık enflasyonu 12,98 puan yükselerek yüzde 47,22’ye ulaştı. Fiyat artışları enerji grubunun geneline yayılırken, mesken tarifelerine yönelik düzenlemeyi takiben doğal gaz ve elektrik fiyatları öne çıktı. Doğal gazda, elektrikteki uygulamaya benzer şekilde, meskenler için fazla tüketim yapan hanelerin daha çok ödediği kademeli fiyat uygulamasına geçildi.</p>
<p>Bu uygulamanın da etkisiyle nisan ayında meskenlere yönelik doğal gaz fiyatı yüzde 45,10 yükseldi. Elektrik fiyat artışı ise yüzde 16,90 ile, yağışlara bağlı olarak hidroelektriğin elektrik üretimindeki artan rolüne istinaden, meskenlere yönelik ulusal tarife artışının altında kaldı. Bu dönemde, jeopolitik gelişmelerle artan uluslararası enerji fiyatlarının süregelen etkileri tüp gaz (yüzde 11,34) ile akaryakıt fiyatları (yüzde 9,23) üzerinde izlenmeye devam etti.</p>
<p><strong>Gıda ve alkolsüz içecekler grubu fiyatlar arttı</strong></p>
<p>Gıda ve alkolsüz içecekler grubunda fiyatlar yüzde 3,70 arttı, grup yıllık enflasyonu 2,19 puan yükselişle yüzde 34,55 oldu. Yıllık enflasyon, işlenmemiş ve işlenmiş gıdada sırasıyla 2,92 ve 1,57 puan artarak yüzde 36,21 ve 33,67 olarak gerçekleşti. Aylık bazda da her iki alt grupta fiyat artışlarının hızlandığı izlendi.</p>
<p>İşlenmemiş gıda fiyatları nisan ayında, sebze-meyve, et ve balık kalemleri öncülüğünde yüzde 4,22 arttı. Bir önceki ay oldukça yavaşlayan işlenmiş gıdada aylık enflasyon yüzde 3,25 oranı ile güçlenirken, bu grupta ekmek fiyatlarındaki yükseliş dikkati çekti.</p>
<p><strong>Yurt içi üretici fiyatları arttı</strong></p>
<p>Yurt içi üretici fiyat artışı nisan ayında yüzde 3,17 ile güçlenirken, yıllık üretici enflasyonu 0,51 puan yükselerek yüzde 28,59 oldu. Ana sanayi gruplarına göre incelendiğinde, jeopolitik gelişmelerin etkisinin hissedildiği enerji fiyatları yüzde 4,84 ile yüksek bir oranda artmaya devam etti.</p>
<p>Bu grubu yüzde 3,62’lik artış ile ara malları takip ederken, kalan diğer gruplarda aylık fiyat artışı yüzde 1,7-2,5 bandında seyretti.</p>
<p>Sektörel bazda incelendiğinde ise ham petrol ve doğal gaz, rafine edilmiş petrol ürünleri, eczacılık ürünleri, kimyasal ürünler, kauçuk-plastik ve giyim eşyaları yüksek fiyat artışı gösteren alt gruplar oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tcmb-raporu-nisanda-enflasyonun-ana-egilimi-artti-78700</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/merkez-bankasi-tcmb.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TCMB Nisan Ayı Fiyat Gelişmeleri Raporu&#039;nda, &quot;Yurt içi enerji fiyatları Orta Doğu’daki çatışmanın etkisiyle yüzde 14,40 ile belirgin bir oranda arttı, böylelikle bu grupta son iki aydaki yükseliş yüzde 20’ye yaklaştı.&quot; denildi. Raporda, &quot;TCMB bünyesinde takip edilen göstergeler, nisan ayında enflasyonun ana eğiliminin arttığına işaret etti.&quot; ifadeleri kullanıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kutahya-osb-baskan-vekili-emin-yuce-gorevine-veda-etti-78694</guid>
            <pubDate>Wed, 06 May 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kütahya OSB Başkan Vekili Emin Yüce görevinden ayrıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KÜTAHYA</strong></p>
<p>Kütahya Organize Sanayi Bölgesi (OSB) Yönetim Kurulu Başkan Vekili Emin Yüce’nin görevinden ayrıldığı bildirildi.</p>
<p>Kütahya OSB’den yapılan yazılı açıklamada, Yüce’nin bugün itibarıyla yönetim kurulu üyeliği görevine veda ettiği belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, Yüce’nin görev süresi boyunca sergilediği özverili çalışmaları ve kurumsal gelişime sunduğu katkılara dikkat çekilerek, “Kütahya OSB’nin gelişiminde önemli katkılar sağlamış, kurum kültürüne değer katan bir süreç ortaya koymuştur” ifadelerine yer verildi.</p>
<p><strong>Kurumsal gelişime katkı vurgusu</strong></p>
<p>Yüce’nin yürütülen projelerde çözüm odaklı yaklaşımı ve ortak akla verdiği önemle öne çıktığı aktarılan açıklamada, bu katkıların OSB’nin mevcut seviyesine ulaşmasında etkili olduğu kaydedildi.</p>
<p>Açıklamada, birlikte hayata geçirilen projelerde kurum menfaatlerini önceleyen yaklaşımın, kurumsal gelişim sürecine güçlü bir zemin hazırladığı ifade edildi.</p>
<p><strong>Teşekkür mesajı</strong></p>
<p>Kütahya OSB Yönetim Kurulu Başkanlığı, Yüce’ye katkılarından dolayı teşekkür ederek, “Birlikte üretilen her değerin kalıcı olduğuna inanıyor, bu kıymetli yol arkadaşlığı için kendisine teşekkür ediyoruz”değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Açıklamada ayrıca Yüce’ye bundan sonraki yaşamında sağlık, huzur ve başarı temennisi iletildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kutahya-osb-baskan-vekili-emin-yuce-gorevine-veda-etti-78694</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/4/1280x720/kutahya-osb-baskan-vekili-emin-yuce-gorevine-veda-etti-1778046849.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kütahya Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkan Vekili Emin Yüce görevinden ayrıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tarima-ozel-sosyal-guvenlik-modeli-yolda-78659</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 22:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarıma özel &#039;sosyal güvenlik&#039; modeli yolda</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA </strong></p>
<p>Sosyal Güvenlik Antalya İl Müdürü Mehmet Tanrıöver, Antalya Ticaret Borsası Başkanı ve TOBB Yönetim Kurulu üyesi Ali Çandır’ı borsada ziyaret ederek, çiftçileri sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınması amacıyla tarım sektörüne özel sosyal güvenlik modeli çalışmaları hakkında görüş lışverişinde bulundu.</p>
<p>Görüşmede, model kapsamında yürütülen anket çalışmaları ve hazırlanan rapor değerlendirildi ve önümüzdeki aylarda yapılması planlanan Sosyal Güvenlik Zirvesine yönelik çalışmalar ele alındı.</p>
<p>Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, tarım sektörüne özgü bir sosyal güvenlik sisteminin hayata geçirilmesi amacıyla SGK Antalya İl Müdürlüğü ile iş birliği içinde çalışma yürüttüklerini söyledi. Çandır, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Bu kapsamda, sektör temsilcileri, akademisyenler ve uzmanların katkılarıyla gerçekleştirdiğimiz odak grup çalışmalarının ardından, üretici ve işletmelerin sosyal güvenliğe erişimde karşılaştığı yapısal sorunları ortaya koymak amacıyla hazırladığımız ‘Tarımsal Sektörlerde Sosyal Güvenliğe Erişimde Yapısal Engeller Anketi’ni tamamladık ve kapsamlı bir rapor oluşturduk. Amacımız, tarım çalışanlarının sosyal güvenlik sistemine dahil olmasını teşvik etmek ve sektöre özgü daha kapsayıcı bir yapı oluşturmaktır.’’</p>
<p>SGK İl Müdürü Mehmet Tanrıöver de, tarımın Antalya için stratejik öneme sahip bir sektör olduğunu vurguladı. Sektörde çok sayıda kişinin istihdam edildiğine dikkat çeken Tanrıöver, ‘’Tarımda çalışanların aileleriyle birlikte sosyal güvenlik kapsamına alınması önemli. Hedeflediğimiz modelin hayata geçirilmesiyle birlikte, tarımda sosyal güvenlik şemsiyesi genişleyecek ve istihdama katkı sağlanacaktır. Antalya Ticaret Borsası ile yürüttüğümüz kurumsal iş birliği çerçevesinde, tarımın gerçeklerine uygun, uygulanabilir ve sürdürülebilir bir model geliştirmeyi amaçlıyoruz’’ dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tarima-ozel-sosyal-guvenlik-modeli-yolda-78659</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/9/1280x720/tarima-ozel-sosyal-guvenlik-modeli-yolda-1778009127.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarımda kayıt dışılığı önlemek ve istihdamı artırmak amacıyla Antalya Ticaret Borsası tarafından tarım sektörüne özel sosyal güvenlik modeli önerisi ile yapılan çalışmalarda sona gelindi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yabancilara-ikamet-izni-sorununda-mutlu-sona-dogru-78658</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 22:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Yabancılara ikamet izni sorununda mutlu sona yaklaşılıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>Alanya Ticaret ve Sanayi Odası (ALTSO) Başkanı Eray Erdem, yabancılara sınırlama getirilen ikamet izni nedeniyle başta inşaat ve gayrimenkul olmak üzere tüm sektörlerin etkilendiğini ve birçok firmanın da zor durumda kaldığını, istihdamda da sıkıntılar yaşandığını söyledi. Yabancılara ikamet izni sorununun giderilmesi amacıyla uzun zamandır çalıştıklarını ve konuyu Ankara’ya kadar taşıdıklarını anlatan Erdem, şunları kaydetti.</p>
<p>‘’Uzun dönemdir gündemde olan ikamet sorununun çözümü için yoğun çalışma yürüttük. Girişimlerde önemli bir aşamaya geldik. Taleplerimizin karşılık bulacağı konusunda umutluyuz. Yabancıya ikamet izni sorunu artık çözüm aşamasına geldi. Son günlerde konuyu bir kez daha Ankara gündemine taşıdık. Çeşitli görüşmeler gerçekleştirdik. Kısa süre içerisinde ikametin önündeki engellerin kaldırılmasını bekliyoruz. Önceki dönem Dışişleri Bakanı ve Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu’nun da süreçte tam desteğini aldık. Emeklerimizin karşılığını alacağımıza inanıyoruz.’’</p>
<p><strong>"Bakan Şimşek’in çağrısı da karşılık bulacak"</strong></p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in yabancı sermayeyi Türkiye’ye çekmeye yönelik çağrılarının da bu sayede Alanya ölçeğinde karşılık bulacağına inandığını belirten Eray Erdem, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Sayın bakanımızın yabancı sermaye konusundaki açıklamalarına da Alanya olarak destek verme imkanı bulacağız. Her ne kadar süreçte sektör yıpranmış olsa da elimizde halen ciddi bir potansiyel olduğunu düşünüyorum. Yabancıya ikamet sorunu yalnızca inşaat ve emlak sektörüyle sınırlı olmadı. Alanya ekonomisinin tamamını etkileyen geniş kapsamlı bir sorunla karşı karşıya kalmıştık. Sektör de bu süreçte kendisine düşen dersleri aldı. Umarım gelecek hem Alanya'mız hem de ülkemiz açısından olumlu biçimde tamamlanacaktır. Ülke ekonomisine daha güçlü katkılar sağlanabilmesi için bu sorunun bir an önce gündemden çıkarılması gerekiyor." </p>
<p>Erdem, süreci yakından takip ettiklerini, iş dünyasının beklentilerini ilgili kurumlara aktarmaya, çözüm aramaya devam edeceklerini sözlerine ekledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yabancilara-ikamet-izni-sorununda-mutlu-sona-dogru-78658</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/8/1280x720/yabancilara-ikamet-izni-sorununda-mutlu-sona-dogru-1778009009.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Alanya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı ve turizmci Eray Erdem, başta Ruslar olmak üzere yabancılara verilen ikamet izninde yaşanan sorunların giderilmesi konusunda mutlu sona yaklaştıklarını bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tusiad-baskan-yardimcisi-inci-avrupanin-bize-ihtiyaci-var-78657</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 22:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜSİAD Başkan Yardımcısı İnci: Gümrük Birliği güncellenmeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>TÜSİAD ve TÜRKONFED Başkan Yardımcısı, İnci Holding Yönetim Kurulu Üyesi Perihan İnci, Antalya’da Yörük Sanayici ve İş İnsanları Derneği’nin (YÖRSİAD) kahvaltılı üye toplantısına konuşmacı olarak katıldı.</p>
<p>‘’Değişen Dünya Düzeninde İş Dünyasının Yeni Paradigmaları’’ konulu söyleşide YÖRSİAD üyelerine açıklamalarda bulunan Perihan İnci, sivil toplum kuruluşlarında yer aldığı tüm derneklerin kendisi için bir okul olduğunu söyledi.</p>
<p>Etkisinin olamayacağı ve etkisiz bir dernekte zaman geçirmediğini belirten İnci, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’TÜSİAD bu konuda çok değerli. TÜSİAD ve TÜRKONFED’in çok farklı bir etkisi var. Türkiye’nin geleceği için dünyada neler oluyor, bunlar Türkiye’yi nasıl etkileyecek TÜSİAD’ın tüzüğünde yazıyor. Avrupa Birliği, TÜSİAD’ın odak alanı. 60 yıldır hala AB üyesi olamadık. TÜSİAD ve sivil toplum kuruluşlarının attığı adımlar etkili. TÜSİAD sürekli konuşuyor. Ama TÜSİAD medya olarak başını ağrıtmak istemez. Tonlamak önemli. Biz doğru bildiğimiz ve Türkiye için iyi olan şeyleri söylüyor olmalıyız. Bunun da tonu ne olması gerekiyorsa o olmalı. Geçmişte ve bugün de bir yasa çıkacağı zaman TÜSİAD’ın görüşü sorulmadığı zamanlar da oluyor.”</p>
<p>Avrupa Birliği’nin son dönemde yaptığı Serbest Ticaret Anlaşmalarına da değinen Perihan İnci, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi gerektiğini söyledi. Perihan İnci, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Avrupa’da üretiyorsak, Gümrük Birliği’nin bir parçası olarak AB içinde kabul edilmezsek ya da ürünlerimiz Made in EU olarak kabul edilmez ise savaştan beri görebileceğimiz en kötü şey olur. Avrupa Birliği içinde üretmiyorsanız AB ürünü değilsiniz ibaresini değiştirdiler, Türkiye’yi eklediler. Ama tehlike geçmedi. Bakanlıklarımızda, Ticaret ve Sanayi Odalarımızda bir rahatlama var. Bize, (İçeridesiniz ama sizi çıkarabiliriz) diyorlar. Gümrük Birliği güncel değil. Ülkemizin ihracatının yüzde 60’ı AB’ye yapılıyor. Bunu çıkardığınızda geriye bir şey kalmıyor. Bizim Avrupa’nın bir parçası olduğumuzu Avrupa’ya anlatmamız lazım. Avrupa’nın gerçekten bize ihtiyacı var. Avrupa Birliği’nin Serbest Ticaret Anlaşmaları bizim rekabet gücümüzü öldürüyor. Bunu bakanlıklar ve hükümet nezdinde ele almamız gerek. TOBB’un da bu konuda çalışması gerekiyor.’’</p>
<p>YÖRSİAD Başkanı Mustafa Alper Oral da, dünyanın bugün gelinen noktada, gidişatın yönünü öngörmenin her zamankinden daha zor göründüğünü söyledi. ABD ile Çin arasında gibi görünen, ancak etkisi tüm dünyaya yayılan ticaret savaşlarının, küresel dengeleri yeniden şekillendirdiğine dikkat çeken Oral, şöyle konuştu.</p>
<p>‘’Güçlü ve otoriter liderlerin öngörülmesi zor politikaları, dünyanın daha belirsiz ve kırılgan bir sürece doğru ilerlediğini açıkça ortaya koymaktadır. Zaten kırılgan olan ekonomimiz bu gelişmeler karşısında daha da zorlanmakta, bölgemizde yaşanan savaşlar hepimizi doğrudan etkilemektedir. Artan tedirginlik ortamı; başta turizm olmak üzere, tarım ve diğer sektörlerimiz üzerinde de ciddi bir baskı oluşturmaktadır. Turizmdeki rakiplerimiz ise, ülkemizde doğrudan yaşanmayan İran merkezli savaşı bile aleyhimize kullanmaya çalışmaktadır.”</p>
<p><strong>"Enflasyon en önemli gündem maddesi olmaya devam ediyor"</strong></p>
<p>Türkiye’de enflasyon, finansmana erişim ve maliyet artışlarının iş dünyasının en önemli gündem maddeleri olmaya devam ettiğini anlatan YÖRSİAD Başkanı Oral, ‘’Krediye erişimde yaşanan zorluklar, işletmelerimizin yatırım iştahını doğrudan etkiliyor. Üretim maliyetlerindeki artış, enerji giderleri ve kur dalgalanmaları, belirsizlik, iş dünyamız üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Buna rağmen Türkiye’nin üretim gücü, girişimcilik kabiliyeti ve ihracat potansiyeli, her şeye rağmen savaş ortamından uzak kalmamız en büyük avantajımız olarak öne çıkmaktadır. Yapısal reformları gecikmeden hayata geçirmeli, mali disiplini sağlamalı; hukuk devleti ilkesinden taviz vermeden, evrensel hukuk ve ekonomi biliminin gerekleriyle ekonomimizi hak ettiği noktaya taşımalıyız” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tusiad-baskan-yardimcisi-inci-avrupanin-bize-ihtiyaci-var-78657</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/7/1280x720/tusiad-baskan-yardimcisi-inci-avrupanin-bize-ihtiyaci-var-1778008855.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜSİAD Başkan Yardımcısı Perihan İnci, Avrupa Birliği’nin yaptığı Serbest Ticaret Anlaşmalarının Türkiye’nin rekabet gücünü engellediğini ve Gümrük Birliği’nin güncelliğini kaybettiğini belirterek, ‘’Gümrük Birliği güncel değil. Ülkemizin ihracatının yüzde 60’ı AB’ye yapılıyor. Bizim Avrupa’nın bir parçası olduğumuzu Avrupa’ya anlatmamız lazım. Avrupa’nın gerçekten bize ihtiyacı var.’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ikinci-asama-78650</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 17:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> İkinci aşama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><em>Hakikat yolu olmayan bir yerdir.</em></p>
<p><em>- Jiddu Krishnamurti</em></p>
<p>Jiddu Krishnamurti kendini tanıma ve anlama, gerçeklik ve bunun sonucunda ortaya çıkan bilinç dönüşümü arasındaki ilişkiyi sık sık tartışmıştır. Bu konuda, konuşmalarından sıklıkla alıntılanan bir sözü şöyledir: <em>"Zihin ancak öz-bilgi yoluyla ve dayatılan öz-disiplin yoluyla değil, sakinleştiğinde ancak o zaman, o sakinlikte o sessizlikte gerçeklik ortaya çıkabilir."</em></p>
<p>Modern çağın bilgi bombardımanı yaşayanlar için sakin düşünmek neredeyse imkansız. Bu özellikle piyasalar gibi 7/24 dinamik yapılar ile ilgilenenler için fazlasıyla geçerli olabilir.</p>
<p>Neredeyse her saat yeni haberler, enformasyon, dezenformasyon, veri akışları arasında insanın bırakın sakin düşünmeyi, kafasını kaldıracak hali bile kalmayabiliyor. Bunun pratik bir çaresi de yok. Yalnız, buna belki bazıları alınacak ama daha az piyasa alakalı şeyler izlemek, dinlemek ve okumak faydalı olabilir.</p>
<p>Geçmişte, daha fazla bilgi ve veri kaynağına sahip olmakla bile kazanabilirdiniz ancak günümüzdeyalnızca fazla bilgiye sahip olmanın avantajı büyük ölçüde ortadan kalktığını söyleyebiliriz.</p>
<p>Alternatif verilerin her yerde bulunduğu ve haberlerin anında yayıldığı bir dünyada yaşıyoruz. Bilgiye sahip olmak artık hiç zordeğil. Gerçek farklılaştırıcı unsur, ne kadar veri toplayabileceğinizden, ona uyguladığınız düşüncenizin ve analizinin kalitesine kaymış gibi görünüyor.</p>
<p>Tahmin dünyasından elde edilen kanıtlar, daha fazla girdi eklemenin daha iyi sonuçlara yol açmadığını gösteriyor. Aslında, o son veri noktasının değeri, genellikle oldukça hızlı bir şekilde azalan getiri duvarına çarpıyor. Alfa fırsatı, zaten sahip olduğumuz bilgileri anlamlandırmakla başlıyor. Bu bir yerde Grossman-Stiglitz Paradoksunun özü olarak biliniyor.</p>
<p>Piyasalar için hala Mart sonundan Mayıs sonuna kadar çizdiğimiz üç aşamalı oyun planının arkasındayız. İçinde olduğumuzu düşündüğümüz aşama ise hala birinci aşama yani piyasaların yükseldiği aşama diyebiliriz. Doğrudur, bu aşama tahmin ettiğimizden daha uzun sürdü ve daha yukarı seviyelere gitti ama ikinci aşamanın, yani düşüş aşaması için hala birkaç haftaya ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz.</p>
<p>Akabindeki ikinci aşamanın nispeten sert ve keskin olacağını ve yüksek volatiliteye sahne olacağını öngörüyoruz ki bunu Mayıs sonu gibi bu düşüşün yaratacağı alım fırsatı ile üçüncü aşamanın geleceğini düşünmeye devam ediyoruz.</p>
<p>Bölünmüş bir FED, Yen müdahalesi, devam eden İran savaşı ve hala masada olduğunu düşündüğümüz Harg adasına bir çıkarma… Buna eklemlenecek bir yeni ABD-Çin ve ABD-AB ticaret savaşları, yüksek petrol fiyatları, diesel, LNG, helium gübre arz sıkıntılarının birleşimi, şu anda hisse senedi trenini raydan çıkaramıyor ve buradaki itici güç ise şirket kazançları olarak karşımıza çıkıyor. Bunların kısmen “diğer gelirlerden” kaynaklanması dikkat çekici ama piyasanın pek de umurunda olmayabilir.</p>
<p>Yapay zekadan faydalananlar bir kez daha öncülük etti. Yarı iletkenlerdeki güç, mevcut piyasa rejiminin en açık ifadesi olmaya devam etti. Şirket finansalları bir süre daha piyasa rejiminin ana dinamiği olmaya devam edebilir.</p>
<p>“Her an her şey olabilir” hissiyatı ile yaşıyoruz. Bunu herkes hissediyor.</p>
<p>Piyasaların birkaç hafta daha birinci aşamada olacağını düşünmemizin sebeplerinden biri de düşüş öncesi alamatlerin birikmeye başlaması ile bu alametlerin farkındalığının yüksek olması durumu olarak karşımıza çıkıyor. İşte bu da bu anın başlamasını zorlu kılıyor. Psikolog değilim ama iç güdü ve piyasa duygu durumu gözlemlerine önem veririm ve şu anda gözlemlediğim şey korku veya topyekün bir coşku değil, daha çok bir beklenti. Bir tür kolektif mental hazırlık ve bu da işleri değiştiriyor.</p>
<p>Sentetik bir ralli olarak başlayan Nisan rallisi, vol-target fonlarının da devreye girmesiyle birlikte farklı bir seviyeye geldi. CTA’leri saymazsak fonlar tarihsel olarak aşırı yüklü değil. Aşağı yönlü eğilim bekleyenler azalsa da ekstrem noktada olmadığı görünüyor. Yükseliş ne kadar sürerse mentalite o kadar değişir. Hatta genel piyasa algısı,"her an her şey olabilir"den ralliyi "kaçırıyorum"a kayabilir.</p>
<p>İşte o zaman işler ilginçleşiyor çünkü en iyi fırsatlar herkes hazır olduğunda gelmez. İnsanlar yıprandıktan, pozisyonlarından çekildikten veya kovalamaya zorlandıktan sonra gelirler.</p>
<p>Herkes gibi ben de tetikteyim ama ikinci aşamaya geçişin biraz zaman alacağını düşünüyorum—belki bir-iki hafta belki biraz daha fazla... Ayıları pes ettirecek ve boğaları coşturacak kadar uzun. Tetikte olma halini zayıflatacak kadar uzun ve sonunda gerçekleştiğinde, düzenli hissettirmeyecek. Hızlı hissettirecek ancak başladıktan sonra bariz hissettirecek.</p>
<p>Bu dinamiği 10 Ekim 2025 piyasa satışından önce gördük. Satış gerçekleştiğinde, ayılar tükenmişti, boğalar rahatlamıştı, sonra ve aniden taban düştü.</p>
<p>Yurt içine dönecek olursak son açıklanan veriler aslında dezenflasyon sürecinin ne kadar zorlu ve kırılgan olduğunun bir göstergesiydi. Nisan ayında aylık TÜFE enflasyonu, yüzde 3,2 civarında olan beklentilerin oldukça üzerinde yüzde 4,2 olarak gerçekleşti.  Yıllık enflasyon Nisan ayında, Mart ayındaki yüzde 30,9'dan yüzde 32,4'e yükseldi. Mevsimselliğin de etkisi ile yükseliş önemli ölçüde giyim ve enerji fiyatları kaynaklı olsa da verinin detaylarında da enflasyonist baskıların pek de hız kesmediğini görüyoruz. Benzer bir resim çekirdek TÜFE göstergelerinde de var.</p>
<p>Böyle bakınca aslında PPK’nın Nisan’da faiz artırımına gitmeyerek bir fırsatı kaçırmış olabileceğini düşünüyoruz. Zira veri sonrası enflasyon beklentilerinde bozulma görme ihtimalimiz yüksek. Bu bağlamda döviz kuru politikası devam edecektir fakat faiz tarafından daha fazla desteklenme olasılığı en azından şimdilik kaçırılmış oldu. Yılın başından bu yana hem enflasyon hem de para politikası faizi konusundaki varsayımlarımız piyasaya oranla daha temkinli oldu. Bu temkinli varsayımlar için de risklerin yukarı yönlü olmaya devam ettiğini düşünüyoruz.</p>
<p>İçeride içsel dinamikler, büyümedeki zayıflama, enflasyon ve para politikası önümüzdeki haftaların ana konuları olacak gibi duruyor. Bu dönemde bizim piyasaların diğer piyasaların gerisinde kalma ihtimali var.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ikinci-asama-78650</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İkinci aşama ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ge-aerospace-ile-tusas-arasinda-hurjet-motoru-icin-anlasma-78644</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 16:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> GE Aerospace ile TUSAŞ arasında HÜRJET motoru için anlaşma</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>GE Aerospace ile Türk Havacılık Uzay Sanayii (TUSAŞ) arasında, HÜRJET uçaklarına güç vermek üzere GE Aerospace F404 motorları için anlaşma yapıldığı açıklandı. </p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, HÜRJET platformu için önemli bir dönüm noktasını temsil eden anlaşma, programın etki alanını genişletme ve gelecekteki varyantlarını geliştirme sürecinde teknik ve operasyonel desteğin devamlılığını güvence altına alırken, GE Aerospace'in gelişmiş askeri hava aracı programları için güvenilir bir itki sistemi ortağı olma rolünü güçlendiriyor.</p>
<p>GE Aerospace'ten yapılan açıklamada değerlendirmesine yer verilen TUSAŞ Genel Müdürü Mehmet Demiroğlu, "HÜRJET Jet Eğitim Uçağı, TUSAŞ'ın havacılık ve savunma kabiliyetleri açısından ileriye dönük önemli bir eşiği temsil ederken, bu anlaşma da program açısından kritik bir dönüm noktası niteliği taşımaktadır. GE Aerospace ile uzun yıllara dayanan işbirliğimiz, HÜRJET'in modern, güvenilir ve küresel ölçekte rekabetçi bir eğitim platformu olarak başarısını destekleyen kritik itki kabiliyetlerini sağlamaya devam etmektedir. Bu anlaşma, vizyonumuzu ve endüstriyel yetkinliklerimizi daha da pekiştirmektedir." ifadesini kullandı.</p>
<p>Anlaşmanın stratejik önemine vurgu yapan GE Aerospace Savunma ve Sistemler Küresel Satış ve İş Geliştirme Başkan Yardımcısı Rita Flaherty de "TUSAŞ'ın gelişmiş askeri hava araçları için bir itki sistemi ortağı olarak GE Aerospace'e duyduğu güvenden ve HÜRJET programının kazandığı giderek artan ivmeden onur duyuyoruz. HÜRJET küresel sahnede yerini alırken TUSAŞ'ı desteklemekten ve Türkiye'nin savunma ve havacılık ekosisteminde kilit bir aktör olarak süregelen yükselişine katkıda bulunmaktan gurur duyuyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Verilen bilgilere göre, HÜRJET, dünya çapında ileri seviye eğitim ve muharip uçaklarında yaygın olarak kullanılan, muharebe şartlarında kendini kanıtlamış ve son derece yüksek güvenilirliğe sahip bir platform olan GE Aerospace F404 motorundan güç alıyor.</p>
<p>Açıklamada, "Uçak, gelişmiş aviyonikler, yüksek performans ve yeni nesil çözümler arayan hava kuvvetleri için operasyonel esneklik sunarak modern eğitim görevi gereksinimlerini karşılamak üzere tasarlandı. F404 motorlu uçakların 16 ulusun envanterinde bulunması ve halihazırda sipariş durumunda olması, bu turbofan motorunun kendi sınıfındaki çok yönlü motorlardan biri olarak konumunu ve dünya genelinde hava kuvvetleri uygulamaları için rüştünü ispatlamış bir tercih olduğunu yansıtıyor." denildi. </p>
<p>1985 yılında GE Aerospace ve TUSAŞ arasında kurulan bir ortak girişim şirketi olan TUSAŞ Motor Sanayii AŞ (TEI), bölgenin en başarılı havacılık ortaklıklarından biri olarak öne çıkıyor. Bu güçlü temelin üzerine inşa edilen süreçte TUSAŞ, HÜRJET'in sektörde rekabetçi, ileri seviye jet eğitim uçağı platformuna dönüşmesinde merkezi bir rol oynadı.</p>
<p>2024 Farnborough Airshow ve 2025 IDEF'te imzalanan iki anlaşma, ilerleyen işbirliğinin zeminini hazırlayarak sözleşmenin imzalanmasına doğrudan katkıda bulundu.</p>
<p>GE Aerospace ile TUSAŞ, Türk Hava Kuvvetlerinin F-16 filosuna güç veren F110 motorlarına kadar uzanan yaklaşık 40 yıllık stratejik bir ortaklığa sahip bulunuyor. Bu güçlü ortaklık, GE Aerospace F110 motorlarıyla güçlendirilen KAAN ve F404 motorlarıyla güçlendirilen HÜRJET dahil olmak üzere birçok havacılık ve savunma programını kapsıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ge-aerospace-ile-tusas-arasinda-hurjet-motoru-icin-anlasma-78644</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/4/1280x720/67-1777987330.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TUSAŞ, HÜRJET uçaklarına güç vermek üzere GE Aerospace ile F404 motorları için anlaşma yapıldığını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/jetex-istanbulu-ozel-jet-trafiginde-de-dunyanin-onde-gelen-merkezlerinden-biri-haline-getirecek-78642</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 16:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;JETEX, İstanbul&#039;u özel jet trafiğinde de dünyanın önde gelen merkezlerinden biri haline getirecek&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İGA ile uluslararası alanda özel havacılık ve uçuş destek hizmetleri sunan Dubai merkezli küresel şirket JETEX iş birliğiyle hayata geçirilen JETEX-İGA Genel Havacılık Terminali, bugün düzenlenen törenle açıldı.</p>
<p>Uluslararası ticari uçuş yolcularına hız, konfor ve ayrıcalık odaklı bir seyahat deneyimi sunmayı hedefleyen terminal, Türkiye'nin "marka değerine" katkı sağlayacak stratejik bir yatırım olarak tanımlanıyor.</p>
<p>Seyahat deneyimini üst seviyeye taşıyarak İstanbul'un uluslararası havacılık ekosistemindeki rolünü daha da güçlendirmesi beklenen terminalin açılışında konuşan Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, bu açılışla Türk havacılığının vizyonuna yepyeni ve çok anlamlı bir halka daha eklediklerini belirterek, bu stratejik yatırımla ülkenin küresel havacılık ekosistemindeki lider konumunu özel havacılık alanında da taçlandırdıklarını söyledi.</p>
<p>Havalimanlarının artık çağdaş dünyanın kalbi gibi işlediğini dile getiren Uraloğlu, Türkiye'nin Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının tam kesişim noktasında bulunduğunu, 4 saatlik uçuş mesafesiyle 1,5 milyar insanın yaşadığı 67 ülkeye erişim sağlayan eşsiz bir konuma sahip olduğunu ifade etti.</p>
<p>Bakan Uraloğlu, avantajlı coğrafi konumunun Türkiye'yi havacılıkta dünyanın önde gelen transit merkezlerinden biri olmaya son derece müsait kıldığını belirterek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde son 24 yılda hayata geçirdikleri cesur ve vizyoner politikalarla Türkiye'yi havacılıkta dünyanın parlayan yıldızı haline getirdiklerini vurguladı.</p>
<p>Aktif havalimanı sayısının 26'dan 58'e yükseltildiğine işaret eden Uraloğlu, yapımı devam eden Yozgat ve Bayburt-Gümüşhane havalimanlarıyla bu sayıyı yakında 60'a taşıyacaklarını söyledi.</p>
<p>Uraloğlu, "2002'de iç ve dış hatlarda seyahat eden yolcu sayımız yaklaşık 34,5 milyon iken, 2025 yılında transit yolcularla birlikte 247 milyona yükselerek Cumhuriyet tarihimizin yeni rekorunu kırdık. Bu başarıyla Avrupa'da üçüncü, dünyada ise yedinci sıraya yerleştik. İstanbul Havalimanı'mız tek başına 2025'te yaklaşık 84,5 milyon yolcuya hizmet vererek Türkiye nüfusuna yakın bir yolcu kitlesini ağırladı." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Bu yıl yaklaşık 270 milyon yolcu taşıyacağımızı öngörüyoruz"</strong></p>
<p>Bakan Uraloğlu, Avrupa'nın en yoğun havalimanları arasında zirveye oynayan ve kargo taşımacılığında lider konumuna yükselen İstanbul Havalimanı'nın Türkiye'nin küresel arenadaki vitrini olduğunu belirterek şöyle devam etti:</p>
<p>"Bu yıl (hava yolunda) yolcu sayısının daha da artacağını, Türkiye genelinde yaklaşık 270 milyon yolcu taşıyacağımızı, İstanbul Halimanı'nda ise 90 milyon yolcuyu aşacağımızı öngörüyoruz. Bu yılın ilk 3 aylık döneminde hava yoluyla seyahat eden yolcu sayımız ülkemiz genelinde yaklaşık 49 milyonu aşmış durumda. Bu sayı geçen yıl aynı dönemde yaklaşık 45,2 milyondu. İstanbul Havalimanı'mızda da aynı dönemde yaklaşık 18 milyondan 19,1 milyon yolcuya yüzde 6'lık bir artışı gerçekleştirmiş olduk. Dış hatlarda 50 ülkede 60 noktaya uçuş gerçekleştiriliyorken bugün 133 ülkede 356 noktaya uçuyoruz."</p>
<p><strong>"İstanbul'u özel jet trafiğinde dünyanın önde gelen merkezlerinden biri haline getirecek"</strong></p>
<p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Uraloğlu, tüm bu gelişmelerin üzerine İGA Genel Havacılık Terminali ile İstanbul Havalimanı'nın ihtişamını özel havacılıkta da taçlandırdıklarını dile getirerek şunları söyledi:</p>
<p>"İstanbul Havalimanı'mız şimdi bu genel havacılık terminaliyle uluslararası havacılık alanındaki çekim gücünü daha da artırıyor. JETEX-İGA işbirliğiyle İstanbul, lüks seyahat ve iş dünyası trafiğinde de dünyanın ana durağı olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. 340'tan fazla destinasyona ulaşım sağlayan küresel havacılık merkezimiz, genel havacılıkta da yeni bir boyut kazanıyor. JETEX'in Dubai, Paris, Singapur ve Marakeş gibi dünya şehirlerindeki uluslararası tecrübesi ile İGA'nın operasyonel gücü ve Türk misafirperverliğinin buluştuğu bu eser, İstanbul'u özel jet trafiğinde de dünyanın önde gelen merkezlerinden biri haline getirecektir."</p>
<p>Uraloğlu, bu terminalin devlet başkanlarından uluslararası iş insanlarına, yatırımcılara, sanat ve iş dünyasının önde gelen isimlerine kadar çok seçkin bir misafir kitlesine hizmet sunacağını belirterek, "Bu nedenle bu terminal sıradan bir tesis değil, İstanbul Havalimanı'mızı özel havacılıkta da küresel bir merkeze dönüştürecek stratejik bir yatırımdır. Havalimanımızın küresel bağlantı gücünü özel havacılık segmentinde önemli ölçüde artıracaktır." diye konuştu.</p>
<p>Bakan Uraloğlu, terminalin, şehrin sembollerinden biri olan nazende çiçeğinden ilham alınarak doğal taş, ahşap ve özel üretim yüzeylerle tasarlandığını, burada süitlerde özel oturma ve dinlenme alanlarının, yemek bölümlerinin, kişisel bakım imkanlarının, premium bekleme salonlarının ve hızlı pasaport-güvenlik geçiş noktalarının yer aldığını söyledi.</p>
<p>Bu terminalin özel üyelere uçuş öncesi ve sonrası kesintisiz bir yolculuk deneyimi sunacağını vurgulayan Uraloğlu, "Hem özel jet yolcuları hem de ticari uçuşlarda konfor arayan yolcularımız rezervasyon yaparak bu üst düzey hizmetten yararlanabilecektir. Küresel havacılıkta zorlukların yaşandığı, belirsizliklerin arttığı bir dönemde bu yatırım, Türkiye'nin 'güvenli liman' konumunu da bir kez daha tüm dünyaya ilan etmiştir." dedi.</p>
<p>Uraloğlu, İstanbul Havalimanı'nın genel havacılıkta da dünyanın parlayan yıldızı olmaya devam edeceğini, bu yatırımın ilk başta 150 kişi istihdam edecek olmasının bile çok önemli olduğunu ifade etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f9ecdd5ca78-1777986781.jpg" alt="" width="700" height="467" />Açılış konuşmalarının ardından Bakan Uraloğlu, Sivil Havacılık Genel Müdürü Kemal Yüksek, Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürü Enes Çakmak, İstanbul Havalimanı Mülki İdare Amiri İlker Haktankaçmaz, Türk Hava Yolları (THY) Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Murat Şeker, THY Genel Müdürü Ahmet Olmuştur, AJet Genel Müdürü Kerem Sarp, İGA Yönetim Kurulu Başkanı Cemal Kalyoncu, İGA İstanbul Havalimanı Üst Yöneticisi (CEO) Selahattin Bilgen ile JETEX Kurucusu ve CEO'su Adel Mardini terminalin açılış kurdelesini kesti.</p>
<p>Uraloğlu, kurdele kesimi sonrası terminalde incelemelerde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/jetex-istanbulu-ozel-jet-trafiginde-de-dunyanin-onde-gelen-merkezlerinden-biri-haline-getirecek-78642</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/2/1280x720/66-1777986806.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ JETEX-İGA Genel Havacılık Terminali&#039;nin açılışında konuşan Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, &quot;JETEX&#039;in Dubai, Paris, Singapur ve Marakeş gibi dünya şehirlerindeki uluslararası tecrübesi ile İGA&#039;nın operasyonel gücü ve Türk misafirperverliğinin buluştuğu bu eser, İstanbul&#039;u özel jet trafiğinde de dünyanın önde gelen merkezlerinden biri haline getirecektir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/havalimanlarinda-yetki-ruhsat-ve-hizmet-duzenlemesi-78641</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 15:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Havalimanlarında yetki, ruhsat ve hizmet düzenlemesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM) tarafından hazırlanan Havalimanları-Havaalanları Yer Hizmetleri Yönetmeliği'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, Kurumun yap-işlet-devret modeli kapsamında yaptırarak işletimini özel sektöre verdiği havalimanları ve havaalanlarında, işletmecisinin sorumluluğundaki ön izin, çalışma ruhsatı ve anlaşmalar ile ilgili işlemler DHMİ tarafından yürütülecek.</p>
<p>Kargo terminalleri ile A (büyük ölçekli) ve B (küçük, bölgesel ölçekte) grubu işletme ruhsatı olan terminalleri kullanacak hava taşıyıcılarına ve hava araçlarına D (küçük ve düşük yoğunluklu) grubu çalışma ruhsatıyla yer hizmeti verilemeyecek.</p>
<p>D grubu çalışma ruhsatına sahip yer hizmeti kuruluşunun aynı havalimanı ve havaalanında birden fazla C grubu (orta ölçekli) terminal işletme ruhsatına sahip olması durumunda, bu terminalleri kullanacak hava taşıyıcılarına ve hava araçlarına aynı çalışma ruhsatı ile yer hizmeti verilebilecek. İlave D grubu çalışma ruhsatı alınmayacak.</p>
<p>Yer hizmetleri yapmak üzere ön izin veya çalışma ruhsatı verilmesinde, terminal ofisleri ve iş yerleri de dikkate alınarak havalimanı/havaalanı işletmecisinden ön izin görüş yazısı alınacak.</p>
<p>Mevcut düzenlemede, uçuş yapılan havalimanı/havaalanında aynı yer hizmeti için birden fazla kuruluşla anlaşma yapılamazken değişiklikle uçak özel güvenlik hizmet ve denetimi için yerli hava taşıyıcılarında bu şart aranmayacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/havalimanlarinda-yetki-ruhsat-ve-hizmet-duzenlemesi-78641</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/5/1280x720/antalya-havalimani-1757416787.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Havalimanı yer hizmetlerinde yetki, ruhsat ve hizmet kapsamına yönelik değişiklikler Resmi Gazete&#039;de yayımlandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kirmizi-et-uretimi-gecen-yil-yuzde-105-azaldi-78640</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 15:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kırmızı et üretimi geçen yıl yüzde 10,5 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılına ilişkin kırmızı et üretim istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, 2024'te 2 milyon 105 bin 895 ton olan kırmızı et üretimi, 2025'te yüzde 10,5 azalarak 1 milyon 885 bin 130 ton olarak hesaplandı.</p>
<p>Geçen yıl, 2024'e göre sığır eti üretimi yüzde 11,5 azalışla 1 milyon 313 bin 7 ton, koyun eti üretimi yüzde 8,1 gerilemeyle 509 bin 539 ton, keçi eti üretimi yüzde 8,8 düşüşle 90 bin 744 ton, manda eti üretimi ise yüzde 6,3 azalışla 12 bin 909 ton oldu.</p>
<p>Son 10 yıla ilişkin kırmızı et üretim tahminleri incelendiğinde, toplam kırmızı et üretiminin 2016 yılında 1 milyon 303 bin 648 ton iken, 2025 yılında 1 milyon 885 bin 130 tona ulaştığı görüldü.</p>
<p>2025'te kırmızı et üretiminin yüzde 69,7'sini sığır eti, yüzde 24,9'unu koyun eti, yüzde 4,8'ini keçi eti ve yüzde 0,7'sini manda eti oluşturdu.</p>
<p>Kırmızı et üretim tahmini, Tarımsal İşletmelerde Hayvansal Üretim Araştırması'ndan elde edilen demografik verilere dayalı olarak belirlenen "kasaplık güç oranı" ile hesaplanan "iç popülasyondan kesilen hayvan sayısı" ile "ithalattan kesilen hayvan sayısı"nın ortalama karkas ağırlıkları ile çarpılması suretiyle elde ediliyor.</p>
<p>2020-2025 dönemine ilişkin kırmızı et üretim miktarları şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>
<p>Yıl</p>
</td>
<td>
<p>Üretim Miktarı (ton)</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>2020</p>
</td>
<td>
<p>1.785.952</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>2021</p>
</td>
<td>
<p>1.952.038</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>2022</p>
</td>
<td>
<p>2.191.625</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>2023</p>
</td>
<td>2.384.047</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>2024</p>
</td>
<td>2.105.895</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>2025</p>
</td>
<td>1.885.130</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kirmizi-et-uretimi-gecen-yil-yuzde-105-azaldi-78640</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/kirmizi-et.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in 2025 verilerine göre, toplam kırmızı et üretimi yüzde 10,5 azalışla 1,9 milyon tona geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sut-miktari-2025te-yuzde-49-azaldi-78639</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 15:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Süt miktarı 2025&#039;te yüzde 4,9 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılına ait çiğ süt üretim istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, 2024'te 22 milyon 487 bin 757 ton olan çiğ süt üretim tahmini, 2025'te yüzde 4,9 azalarak 21 milyon 379 bin 88 tona geriledi. Bir önceki yıla göre inek sütü üretimi yüzde 4, manda sütü üretimi yüzde 33, koyun sütü üretimi yüzde 11,9 ve keçi sütü üretimi yüzde 29,8 azaldı.</p>
<p>Geçen yıl çiğ süt üretiminin yüzde 94,5'ini inek sütü, yüzde 3,7'sini koyun sütü, yüzde 1,6'sını keçi sütü ve yüzde 0,2'sini manda sütü oluşturdu.</p>
<p>Tarımsal işletmelerce 2025'te üretilen çiğ sütün yüzde 60,9'u süt toplama merkezlerine ve süt işleme tesislerine, yüzde 17,1'i ise doğrudan tüketiciye veya sokak sütçüsü, tüccar, pastane, dondurmacı vb. yerlere satıldı.</p>
<p>Üretilen çiğ sütün yüzde 14,1'i "hane halkı" niteliğindeki tarımsal işletmeler tarafından süt ürünü üretmek için kullanıldı.</p>
<p>Sağıldıktan sonra hayvan besleme amacıyla kullanılan çiğ süt oranı yüzde 4,8, hanede tüketilen ve ücretsiz olarak verilen çiğ süt oranı yüzde 1 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Üretim ve işleme sürecinde meydana gelen kayıplar, toplam üretimin yüzde 0,1'ini oluştururken, kullanım alanı bilinmeyen çiğ süt oranı ise yüzde 2 olarak hesaplandı.</p>
<p>Türkiye'de 2024 ve 2025 yıllarında üretilen çiğ süt üretimleri (ton) şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td> </td>
<td>2024</td>
<td>2025</td>
</tr>
<tr>
<td>İnek sütü</td>
<td>21.040.442</td>
<td>20.202.934</td>
</tr>
<tr>
<td>Manda sütü</td>
<td>58.122</td>
<td>38.924</td>
</tr>
<tr>
<td>Koyun sütü</td>
<td>906.945</td>
<td>798.701</td>
</tr>
<tr>
<td>Keçi sütü</td>
<td>482.247</td>
<td>338.530</td>
</tr>
<tr>
<td>Toplam</td>
<td>22.487.757</td>
<td>21.379.088</td>
</tr>
</tbody>
</table> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sut-miktari-2025te-yuzde-49-azaldi-78639</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/cig-sut.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK verilerine göre, geçen yıl üretilen çiğ süt miktarı yıllık bazda yüzde 4,9 azalarak 21,4 milyon tona indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakanlik-duyurdu-ekspertiz-hizmetlerine-duzenleme-geliyor-78636</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 15:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakanlık duyurdu: Ekspertiz hizmetlerine düzenleme geliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, otomotiv sektöründe adil, rekabetçi ve istikrarlı piyasa yapısının tesis edilmesine, hizmet kalitesi ve tüketici memnuniyetinin artırılmasına yönelik çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğünü bildirdi.</p>
<p>Motorlu kara taşıtı ekspertiz hizmetlerinde kalite, şeffaflık ve güvenilirliğin artırılması, ekspertiz sektöründe haksız rekabetin önlenmesi ve tüketici haklarının korunması amacıyla Motorlu Kara Taşıtı Ekspertiz Hizmetleri Hakkında Yönetmelik Taslağı'nın hazırlandığı bildirilen açıklamada, taslağın kamu kurum ve kuruluşları ile sektör paydaşlarının görüşüne açıldığı aktarıldı.</p>
<p>Açıklamada, yeni düzenlemeyle ekspertiz hizmetlerinin ilk kez kapsamlı bir yasal çerçeveye kavuşturulacağına işaret edilerek, şu ifadeler kullanıldı:</p>
<p>"Düzenlemeyle, raporlama standartları ve ekspertiz işletmelerinin sorumluluklarına ilişkin süreçler açık ve detaylı şekilde düzenlenmiştir. Yönetmeliğin yürürlüğe girmesiyle motorlu kara taşıtı ekspertiz hizmeti veren işletmelerin faaliyetlerini sürdürebilmeleri için yetki belgesi alması zorunlu hale gelecektir. İşletmelere yetki belgesi verilmesi için Türk Standardları Enstitüsü Hizmet Yeterlilik Belgesi'ne sahip olmaları, mesleki yeterlilik belgesi olan teknik sorumlu istihdam etmeleri ve mesleki sorumluluk sigortası yaptırmaları gibi şartlar getirilecek. Böylece, sektöre giriş ve faaliyet şartları netleştirilerek ekspertiz hizmetlerinde kalite ve güvenilirliğin artırılması, kayıt dışı ve denetimsiz uygulamaların önüne geçilmesi hedeflenmektedir."</p>
<p><strong>Ekspertiz raporları izlenebilir olacak</strong></p>
<p>Taşıt Ekspertiz Bilgi Sistemi ile ekspertiz raporlarında standart ve dijital takip döneminin başlayacağı bildirilen açıklamada, bugüne kadar ekspertiz raporlarının merkezi bir sistemden bağımsız ve uygulama birliği olmayan yöntemlerle düzenlenmesinin, haksız ticari uygulamalar ve tüketici mağduriyetlerine sebep olabildiği belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, yeni düzenlemeyle sektördeki sorunları gidermek amacıyla Bakanlık bünyesinde Taşıt Ekspertiz Bilgi Sistemi'nin kurulacağı, ekspertiz raporlarının tamamının dijital ortamda, şeffaf ve izlenebilir olmasının sağlanacağı kaydedildi.</p>
<p>Ekspertiz işletmelerinin düzenledikleri tüm raporları kurulan bu sisteme kaydetmesinin zorunlu olacağı ifade edilen açıklamada, "Raporlar üzerinde sonradan değişiklik yapılmasını engelleyen bu sistemle, sahte rapor riski ortadan kaldırılacak. Ayrıca vatandaşlarımız rapor üzerindeki karekod aracılığıyla belgenin doğruluğunu anında teyit edebilecek." bilgisi verildi.</p>
<p><strong>Mağduriyetler tazmin edilecek</strong></p>
<p>Açıklamada, yeni düzenlemeyle işletmelerin hazırladıkları ekspertiz raporlarına ilişkin sorumluluklarının da açıklığa kavuşturulacağı aktarıldı.</p>
<p>Bu kapsamda ekspertiz işletmelerinin rapordaki hata, eksiklik veya gizlenen kusurlar nedeniyle oluşacak değer farkı ya da onarım masraflarından sorumlu olacağı ifade edilen açıklamada, oluşabilecek mağduriyetlerin, işletmelerin yaptırmak zorunda olduğu sigorta aracılığıyla tazmin edilebileceğine dikkat çekildi.</p>
<p>Açıklamada, raporlara yönelik itiraz sürecinin de dijitalleşerek şeffaf bir yapıya kavuşturulacağına işaret edilerek, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Vatandaşlarımız, 5 gün içinde sistem üzerinden itiraz edebilecek, işletmeler ise bu itirazları 3 gün içinde sonuçlandırarak gerekmesi halinde raporu bedelsiz yenilemekle yükümlü kılınacak. Yeni düzenlemeyle farklı işletmeler tarafından kullanılan farklı terimlerin sebep olduğu kavram karmaşasına son verilecek. Bakanlıkça belirlenen 'ortak dil' standardı ile raporlar, Türkiye'nin her yerinde aynı teknik dille hazırlanacak. Ayrıca işletmelerin tarafsızlığı esas alınırken raporlarda alıcı veya satıcıyı yönlendirecek, subjektif yorumlara izin verilmeyecek. Düzenlemeyle ekspertiz hizmetlerinin mevzuata uygun, kaliteli ve güvenilir şekilde yürütülmesini sağlamak amacıyla Bakanlık tarafından ekspertiz işletmeleri denetlenecek, bu işletmeler hakkında idari para cezası ve yetki belgesi iptali gibi caydırıcı yaptırımlar uygulanacak. Sektörün bu değişime uyum sağlaması amacıyla mevcut işletmelere yetki belgelerini almaları için belirli süre tanınacak."</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakanlik-duyurdu-ekspertiz-hizmetlerine-duzenleme-geliyor-78636</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/9/0/1280x720/otomobil-otomotiv-arac-1753367167.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, &quot;Yönetmeliğin yürürlüğe girmesiyle motorlu kara taşıtı ekspertiz hizmeti veren işletmelerin faaliyetlerini sürdürebilmeleri için yetki belgesi alması zorunlu hale gelecektir. Düzenlemeyle ekspertiz hizmetlerinin mevzuata uygun, kaliteli ve güvenilir şekilde yürütülmesini sağlamak amacıyla Bakanlık tarafından ekspertiz işletmeleri denetlenecek, bu işletmeler hakkında idari para cezası ve yetki belgesi iptali gibi caydırıcı yaptırımlar uygulanacak.&quot; denildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytin-sektoru-izmirde-bulustu-hedef-daha-guclu-ihracat-78633</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 14:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zeytin sektörü İzmir’de buluştu: Hedef daha güçlü ihracat</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class="x_elementToProof" data-olk-copy-source="MessageBody"><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR</strong></div>
<div class="x_elementToProof" aria-hidden="true"> </div>
<div class="x_elementToProof">İzmir’de düzenlenen ve zeytin ile zeytinyağı sektörünün geleceğine yön verecek stratejilerin ele alındığı uluslararası buluşma, sektörün tüm paydaşlarını bir araya getirdi.</div>
<div class="x_elementToProof"> </div>
<div class="x_elementToProof">“Zeytinlikten Pazara” yaklaşımıyla üretimden tüketime uzanan sürecin kapsamlı şekilde değerlendirildiği programda, Türkiye’nin küresel pazardaki konumu, ihracat hedefleri ve sürdürülebilirlik odaklı dönüşüm adımları masaya yatırıldı. Kamu temsilcileri, sektör kuruluşları ve uluslararası uzmanların katılımıyla gerçekleşen toplantıda, hem mevcut başarılar hem de yapısal sorunlar tüm boyutlarıyla ele alındı.</div>
<div class="x_elementToProof" aria-hidden="true"> </div>
<div class="x_elementToProof">Ticaret Bakanlığı’nın ev sahipliğinde gerçekleştirilen organizasyonun sektör açısından büyük önem taşıdığını belirten Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi (UZZK) Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Tan, “Bu üst düzey toplantı, ülkemizin zeytin ve zeytinyağı alanında ortaya koyduğu hedeflerin ne kadar doğru ve başarılı olduğunu göstermesi bakımından son derece kıymetli. UZZK olarak 20 yıl önce çıktığımız bu yolda, zeytinin anavatanı olan Türkiye’yi hak ettiği konuma taşımayı hedefledik. O dönemde 96 milyon olan ağaç varlığımızı bugün 200 milyonun üzerine çıkardık. Bu artış yalnızca dikimle sınırlı kalmadı, doğru bakım ve üretim politikalarıyla verime dönüştü. Nitekim 425 bin tonluk üretimle dünya ikinciliğine ulaşırken, sofralık zeytinde 700 bin ton seviyeleriyle dünya liderliği hedefimizi ortaya koyduk” dedi.</div>
<div class="x_elementToProof" aria-hidden="true"> </div>
<div class="x_elementToProof">Tan, üretimin tek başına yeterli olmadığını vurgulayarak, “Üretilen ürünün pazarlanması ve katma değere dönüştürülmesi en az üretim kadar önemli. Bu noktada ‘zeytinlikten pazara’ yaklaşımı son derece doğru bir başlık. Türkiye artık dökme ihracatın ötesine geçerek markalı, ambalajlı ve yüksek katma değerli ürünlerle uluslararası pazarlarda yer almayı hedefliyor. Ancak Avrupa Birliği ile olan kontenjan sınırlamaları gibi yapısal sorunların çözülmesi gerekiyor. Tüketim tarafında ise kişi başı tüketimi artırarak kısa vadede 400 bin tonluk iç pazar hedefine ulaşmayı amaçlıyoruz. Önümüzdeki süreçte doğru destek politikaları ve kararlı adımlarla sektörümüzün daha da güçleneceğine inanıyoruz” ifadelerini kullandı.</div>
<div class="x_elementToProof" aria-hidden="true"> </div>
<div class="x_elementToProof">Türkiye’nin zeytin ve zeytinyağı sektöründe üretimin yanı sıra ihracatta da katma değerli bir dönüşüm hedeflediğini vurgulayan Tan, “Türkiye artık markalı ve ambalajlı ürünlerle ihracat pazarlarında daha güçlü yer almayı amaçlıyor. Ancak Avrupa Birliği’nin Tunus’a yıllık 56 bin 400 ton gümrük ve vergi muafiyetli kontenjan tanırken, Türkiye için bu miktarın yalnızca 100 ton seviyesinde kalması önemli bir dezavantaj oluşturuyor. Bu durumun ikili anlaşmalar çerçevesinde çözülmesi gerekiyor” dedi.</div>
<div class="x_elementToProof" aria-hidden="true"> </div>
<div class="x_elementToProof"><strong>Gürcan: Türkiye zeytin üretiminde birinci zeytinyağında ikinci sıradayız</strong></div>
<div class="x_elementToProof"> </div>
<div class="x_elementToProof">Ticaret Bakan Yardımcısı Mahmut Gürcan, İzmir’de düzenlenen programın zeytin ve zeytinyağı sektörünün geleceği açısından önemli bir buluşma olduğunu vurgulayarak, “Ülkemiz sahip olduğu köklü zeytincilik geleneği, güçlü üretim altyapısı ve yüksek potansiyeliyle bu alanda küresel ölçekte önemli bir aktördür. Nitekim Türkiye, sofralık zeytin üretiminde dünya birincisi, zeytinyağı üretiminde ise dünya ikincisi konumundadır. Ancak günümüzde rekabet yalnızca üretimle sınırlı kalmamakta; markalaşma, katma değerli üretim ve uluslararası pazarlarda güçlü bir konum elde etmek de en az üretim kadar belirleyici hale gelmektedir” dedi.</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytin-sektoru-izmirde-bulustu-hedef-daha-guclu-ihracat-78633</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/3/1280x720/zeytin-sektoru-izmirde-bulustu-hedef-daha-guclu-ihracat-1777982399.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İzmir’de düzenlenen uluslararası buluşmada zeytin ve zeytinyağı sektörünün geleceği masaya yatırıldı. Türkiye’nin üretimdeki güçlü konumu, ihracatta katma değer, markalaşma ve AB kontenjanları gibi başlıklar öne çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tek-ihtiyacimiz-rekabetci-fiyatlama-yapabilecegimiz-bir-kur-yapisi-78632</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 14:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Tek ihtiyacımız rekabetçi fiyatlama yapabileceğimiz bir kur yapısı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR</strong></p>
<p>Hazır giyim sektörünün küresel talepteki artışa rağmen iç dinamiklerden kaynaklanan sorunlarla zor bir dönemden geçtiğine dikkat çeken Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı Çağlar Bağcı, Avrupa’da hazır giyim ithalatı artış trendini sürdürürken Türkiye’nin ihracat kaybı yaşamasının temel nedeninin dış konjonktür değil, iç ekonomik politikalar olduğunu vurguladı. Döviz kurunun baskılanması, yüksek faiz ortamı ve finansmana erişimde yaşanan zorlukların özellikle emek yoğun sektörleri derinden etkilediğini belirten Bağcı, sektörün rekabet gücünü yeniden kazanabilmesi için kurun enflasyonla paralel hareket etmesi gerektiğine dikkat çekti.</p>
<p>Bağcı, “Küresel konjonktürü bahane etmek çok da gerçekçi değil. Avrupa’da hazır giyim ithalatı artış trendinde. Bu durum sorunun iç dinamiklerden kaynaklandığını gösteriyor. İhracattaki düşüşün en önemli nedeni döviz kurunun baskılanması ve faizlerin çok yüksek seviyede olması. Enflasyonu düşürmeye yönelik politikalar özellikle emek gücü yoğun sektör olan hazır giyimi olumsuz etkiledi” dedi.</p>
<p>Avrupa ülkelerinin dünyanın her yerinden ürün almaya devam ettiğine dikkat çeken Bağcı, “Çin ve Pakistan gibi ülkelerden alımlar sürerken Türkiye’den hazır giyim, tekstil ve hammadde alımları düşüş gösteriyor. Avrupa’daki resesyon sadece Türkiye’ye özgü değil. Ancak savaş sonrası dönemde Avrupa Birliği’ndeki büyük markalar Türkiye’nin sürdürülebilir ve güvenilir bir tedarikçi olduğunu daha net gördü. Özellikle İspanya merkezli büyük grupların alımlarında artış yaşandı” dedi.</p>
<h2>“Büyükler ihracata devam ediyor”</h2>
<p>Hindistan’ın serbest ticaret kapsamına alınmasına da değinen Bağcı, “Hindistan’ın da sisteme dahil olması bizim için çok olumlu olmasa da çok olumsuz da değil. Zaten Uzak Doğu ülkeleriyle rekabet edemez hale geldik, biz artık daha katma değerli ve markalaşmış ürünlere yöneliyoruz. Bangladeş, Vietnam, Çin ve şimdi Hindistan ile rekabetin toplam etkisinin sınırlı olacağını düşünüyorum. Genel olarak bakıldığında alımlar bitti denemez, düşüş oranı ise yaklaşık yüzde 6 seviyelerinde. Bu durum özellikle orta ölçekli ihracatçılar için ciddi sorun yaratırken, büyük ölçekli firmalar ihracata devam ediyor” dedi.</p>
<p>Amerika pazarına yönelik değerlendirmelerde bulunan Bağcı, “Avrupa bizim için en önemli pazar ve onu bırakmak gibi bir hedefimiz yok. Hatta kaybettiğimiz ivmeyi geri kazanmak için Almanya’da Premiere Vision ve Munich Fabric Start, Londra’da Fashion SVP gibi fuarlara yılda iki kez katılım sağlıyoruz. Amerika da çok büyük ve önemli bir pazar. Tek bir ülke olarak bakmamak gerekiyor, Avrupa Birliği’nden bile daha büyük bir nüfustan bahsediyoruz.</p>
<p>Los Angeles bölgesine 23 üretici ihracatçı firmamızla ticaret heyeti düzenledik. New York’ta da Premiere Vision fuarına katılım sağladık ve hedef markaları üreticilerimizle buluşturuyoruz” diye konuştu.</p>
<h2>“Fiyatlandırma politikaları bozuluyor”</h2>
<p>Sektördeki kötü gidişte kur düzeyinin önemli bir neden olduğunu ama toplam resmin ancak yüzde 20’sini açıklayabileceğini anlatan Bağcı, “Geri kalan kısımda tüketici ve üretici davranışları ile fiyatlandırma politikalarındaki bozulma etkili oluyor. İki yıldır TL’nin döviz karşısında oldukça değerli kalması enflasyonu tek başına çözmediğini gösterdi. Artık finansmana erişim, faizlerin düşmesi ve dövizin daha serbest hareket etmesi çok önemli. Bunu söylemekten yorulduk ama ifade etmeye devam edeceğiz. Bizim altyapımızda bir sorun yok; eğitimli personelimiz, mühendislik ekiplerimiz ve üretim kapasitemiz hem tekstil hem hazır giyimde çok güçlü. Tek ihtiyacımız rekabetçi fiyatlama yapabilmemizi sağlayacak bir kur yapısı. Yanlış anlaşılmasın, biz değersiz bir TL istemiyoruz, bizim talebimiz enflasyon kadar artan, dengeli bir kur yapısı” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tek-ihtiyacimiz-rekabetci-fiyatlama-yapabilecegimiz-bir-kur-yapisi-78632</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/2/1280x720/tek-ihtiyacimiz-rekabetci-fiyatlama-yapabilecegimiz-bir-kur-yapisi-1777982197.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı Çağlar Bağcı, sektörün sorunlarının küresel değil iç dinamiklerden kaynaklandığını belirterek rekabet gücünün korunması için kurun enflasyonla uyumlu hareket etmesi gerektiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/vergi-duzenlemeleri-tbmmde-78645</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vergi düzenlemeleri TBMM&#039;de</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>AK Parti milletvekillerinin imzasını taşıyan, vergiye yönelik düzenlemeleri de içeren Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, TBMM Başkanlığına sunuldu.</p>
<p>Teklifle, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'da değişiklik yapılıyor. Buna göre, amme borcunun vadesinde ödenmesi veya haczin tatbiki ya da haczolunmuş malların paraya çevrilmesi amme borçlusunu çok zor duruma düşürecekse, borçlu tarafından yazı ile istenmiş ve teminat gösterilmiş olmak şartıyla, alacaklı amme idaresince veya yetkili kılacağı makamlarca amme alacağı 72 ayı geçmemek üzere ve faiz alınarak tecil olunabilecek.</p>
<p>Amme borçlusunun alacaklı tahsil daireleri itibarıyla tecil edilen borçlarının toplamının 1 milyon lirasını aşmadığı takdirde teminat şartı aranılmayacak. Bu tutarın üzerindeki amme alacaklarının tecilinde, gösterilmesi zorunlu teminat tutarı 1 milyon lirayı aşan kısmın yarısı olacak. Cumhurbaşkanı, bu tutarı 10 katına kadar artırmaya, yarısına kadar indirmeye, yeniden kanuni tutarına getirmeye ve alacaklı amme idareleri itibarıyla bu hadler arasında farklı tutar belirlemeye yetkili olacak.</p>
<p>Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu'na eklenen hükümle, ülkeye yabancı kaynak girişini teşvik ederek Gelir Vergisi Kanunu kapsamında Türkiye dışında elde edilen kazanç ve iratları gelir vergisinden müstesna tutulanlardan, bahse konu istisnadan yararlanılan süre içerisinde veraset ve intikal vergisine tabi veraset yoluyla mal intikallerinde alınacak vergi oranı yüzde 1 olacak.</p>
<p>Gelir Vergisi Kanunu'nda yapılan değişiklikle Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca belirlenen kriterleri haiz teknogirişim şirketlerinde çalışan personele işverenler tarafından bedelsiz veya indirimli olarak verilen ve ücret niteliğinde kabul edilen pay senetlerine yönelik gelir vergisi istisnasında düzenleme yapılıyor.</p>
<p>Buna göre, istisnaya konu edilebilecek üst sınır, ilgili yıldaki brüt ücretin iki katı olarak yeniden belirleniyor. Ayrıca bu şekilde iktisap edilen pay senetlerinin elde tutulma süreleri kısaltılarak söz konusu pay senetlerinin iktisap tarihinden itibaren 2 yıl içinde elden çıkarılması halinde istisna edilen verginin tamamı, 3 ila 4 yıl arasında elden çıkarılması halinde istisna edilen verginin yüzde 75'i, 5 ila 6 yıl arasında elden çıkarılması halinde ise istisna edilen verginin yüzde 25'inin gecikme faiziyle işverenden tahsil edilmesi düzenleniyor.</p>
<p><strong>Yurt dışından elde edilen kazanç ve iratlar için vergi istisnası</strong></p>
<p>Kanun'a "Yurt dışından elde edilen kazanç ve iratlar için vergi istisnası" başlıklı yeni madde ihdas ediliyor.</p>
<p>Buna göre, Türkiye'de yerleşmiş sayılan gerçek kişilerin, Türkiye'de yerleşmiş sayılmasından önceki son 3 takvim yılında Türkiye'de ikametgahının ve vergi mükellefiyetinin bulunmaması şartıyla Türkiye dışında elde ettiği kazanç ve iratları 20 yıl boyunca gelir vergisinden müstesna olacak.</p>
<p>Bu hüküm kapsamındaki gerçek kişilerin bu kapsama girmeden önce, Türkiye'de elde ettiği gayrimenkul sermaye iradı, menkul sermaye iradı veya değer artışı kazancı nedeniyle mükellefiyetinin bulunması bu istisnadan yararlanmasına engel teşkil etmeyecek. Bu kazanç ve iratlar için yıllık beyanname verilmeyecek, diğer gelirler nedeniyle beyanname verilmesi halinde de bu gelirler beyannameye dahil edilmeyecek. İstisna kazanç ve iratlara ilişkin gider ve maliyetler, vergiye tabi kazanç ve iratların tespitinde dikkate alınmayacak.</p>
<p>Bu istisna kapsamındaki kazanç ve iratlar nedeniyle yabancı memleketlerde ödenen vergiler Türkiye'de tarh edilen gelir vergisinden mahsup edilemeyecek. İstisnaya ilişkin şartların taşınmadığının sonradan tespit edilmesi halinde tahakkuk ettirilmeyen vergiler, ziyaa uğramış sayılacak. Hazine ve Maliye Bakanlığı hükmün uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkili olacak. Bu hüküm, 1 Ocak 2026'dan itibaren Türkiye'ye yerleşmiş sayılanlara uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girecek.</p>
<p><strong>"Nitelikli hizmet merkezi"</strong></p>
<p>Teklifle, Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu'na "Nitelikli hizmet merkezi" başlığıyla yeni hüküm ilave ediliyor.</p>
<p>Buna göre, nitelikli hizmet merkezi, en az 3 farklı ülkede aktif olarak faaliyet gösteren, ilişkili şirket veya şirketler topluluğuna yönelik hizmet sunmak ve ikinci fıkrada belirtilen faaliyetleri yapmak üzere kurulan, yıllık hasılatlarının en az yüzde 80'ini yurt dışındaki ilişkili şirketlerden veya şirketler topluluğundan elde eden sermaye şirketlerini ifade edecek.</p>
<p>Bu merkezler, finansal danışmanlık, stratejik yönetim danışmanlığı, risk yönetimi, nakit ve likidite yönetimi, fonlama ve borçlanma işlemleri, yatırım ve sermaye yapısı planlaması, bütçeleme, finansal raporlama ve analiz, uluslararası muhasebe ve uyum, denetim, dijital dönüşüm ve teknoloji danışmanlığı, yatırım ve veri analizi, hukuk danışmanlığı, tanıtım, marka yönetimi, insan kaynakları ve eğitim hizmetleri ile bu hizmetlere ilişkin koordinasyon ve yönetim hizmetini; satış, satış sonrası destek, teknik destek, araştırma ve geliştirme, dış tedarik, yeni geliştirilen ürünlerin test edilmesi, laboratuvar hizmetleri gibi faaliyetlere ilişkin koordinasyon ve yönetim hizmetini sunacak.</p>
<p>Bu kapsamdaki hizmetleri doğrudan ifa eden ve destek personeli dışında kalan çalışanlar nitelikli hizmet personeli sayılacak. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Hazine ve Maliye ile Ticaret bakanlıklarının görüşünü alarak bu hükmün uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkili olacak.</p>
<p>Gelir Vergisi Kanunu'nda yapılan değişikliğe göre, Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu'nda tanımlanan nitelikli hizmet merkezlerinde istihdam edilen nitelikli hizmet personelinin ücretlerinin brüt asgari ücretin 3 katını aşmayan kısmı için (katılımcı belgesi alarak İstanbul Finans Merkezinde faaliyet gösteren nitelikli hizmet merkezleri açısından brüt asgari ücretin 5 katı) gelir vergisi istisnası uygulanacak.</p>
<p>Cumhurbaşkanı, bu bentte yer alan 3 ve 5 katlarını birlikte veya ayrı ayrı bir kata kadar belirlemeye, iki katına kadar artırmaya yetkili olacak.</p>
<p><strong>Transit ve nitelikli hizmet faaliyetlerinden elde edilen kazançlara yönelik vergi indirimleri</strong></p>
<p>Teklifle, Kurumlar Vergisi Kanunu'nda değişiklik yapılıyor.</p>
<p>Buna göre, yurt dışından satın alınan malların Türkiye'ye getirilmeksizin yurt dışında satılmasından veya yurt dışında gerçekleşen mal alım satımlarına aracılık edilmesinden sağlanan kazançların indirim oranı yüzde 95 (İstanbul Finans Merkezi Kanunu hükümlerine göre katılımcı belgesi alarak İstanbul Finans Merkezi Bölgesinde faaliyette bulunan kurumlar bakımından bu oran yüzde 100) olacak.</p>
<p>Bu indirimden yararlanılabilmesi için kazancın elde edildiği hesap dönemine ilişkin yıllık kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar Türkiye'ye transfer edilmiş olması, aracılık faaliyetine ilişkin malların satıcısı ve alıcısının Türkiye'de olmaması şart olacak. Cumhurbaşkanı, söz konusu oranları sıfıra kadar indirmeye, yüzde 100'e kadar artırmaya yetkili olacak.</p>
<p>Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu kapsamında nitelikli hizmet merkezi olarak faaliyette bulunan kurumların, münhasıran bu faaliyetleri kapsamında yurt dışından elde ettikleri kazançların indirim oranı yüzde 95 (İstanbul Finans Merkezi Kanunu hükümlerine göre katılımcı belgesi alarak İstanbul Finans Merkezi Bölgesinde nitelikli hizmet merkezi olarak faaliyette bulunan kurumlar bakımından bu oran yüzde 100) olacak.</p>
<p>Söz konusu indirim, kazancın elde edildiği hesap dönemine ilişkin yıllık kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar Türkiye'ye transfer edilmesi şartıyla, nitelikli hizmet merkezinin faaliyete geçtiği hesap döneminden itibaren 20 hesap dönemi itibarıyla uygulanacak. Cumhurbaşkanı, bu oranları yüzde 50'ye kadar indirmeye, yüzde 100'e kadar artırmaya yetkili olacak.</p>
<p>Bu hüküm, 1 Temmuz 2026 tarihinden itibaren verilmesi gereken beyannamelerden başlamak ve 1 Ocak 2026 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemine ait kurum kazançları için geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girecek.</p>
<p>Üretim ve ihracatın teşviki amacıyla yüzde 25 olan genel kurumlar vergisi oranı, imal ettikleri malları doğrudan ihraç eden imalatçı kurumların, münhasıran imal ettikleri malların ihracatından elde ettikleri kazançlarına yüzde 9, ihracat yapan kurumların münhasıran ihracattan elde ettikleri kazançlarına yüzde 14 olarak uygulanacak.</p>
<p>Aracılı ihracat sözleşmesine dayanarak imalatçı ihracatçı veya tedarikçi kurumların, dış ticaret sermaye şirketleri veya sektörel dış ticaret şirketleri üzerinden gerçekleştirdikleri ihracat faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlar bakımından da bu indirimli oranlar geçerli olacak. Bu hüküm, 2027 yılı ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlara, özel hesap dönemine tabi olan kurumların ise 2027 takvim yılında başlayan özel hesap dönemi ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlarına uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girecek.</p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanunu'ndaki "Yurt içi asgari kurumlar vergisi" başlıklı hükmünde yapılan değişiklikle, transit ticaret ve nitelikli hizmet merkezleri kazançlarına sağlanan indirimler ile İstanbul Finans Merkezi Kanunu'nda finansal hizmet ihracına yönelik sağlanan kurumlar vergisi kazanç indiriminin yurtiçi asgari kurumlar vergisinin hesaplamasına esas olan kurum kazancından düşülmesine yönelik düzenleme yapılacak. Bu hüküm 1 Temmuz 2026 tarihinden itibaren verilmesi gereken beyannamelerden başlamak ve 1 Ocak 2026 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemine (özel hesap dönemi tayin edilen kurumlar için 1 Ocak 2026 tarihinden itibaren başlayan hesap dönemine) ait kurum kazançları için geçerli olmak üzere yayımı tarihinden itibaren yürürlüğe girecek.</p>
<p><strong>Yurt dışından getirilerek ekonomiye kazandırılan varlıklar</strong></p>
<p>Vergiye gönüllü uyumun artırılması hedefi doğrultusunda gerçek ve tüzel kişilerce sahip olunan para, döviz, altın, hisse senedi, tahvil ve diğer menkul kıymetlerin Türkiye'ye getirilerek milli ekonomiye kazandırılmasının teşvik edilmesi amaçlanıyor.</p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanunu'na eklenen hükme göre, vergiye gönüllü uyumu artırmak amacıyla, gerçek veya tüzel kişilerce, yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları 31 Temmuz 2027'ye kadar banka veya aracı kurumlara bildirilecek. Bu kapsamda bildirilen varlıkların, bildirimin yapıldığı tarihten itibaren 2 ay içinde Türkiye'deki banka ya da aracı kurumlarda adlarına açılan hesaplara transfer edilmesi veya yurt dışından fiziki olarak getirilenlerin bu hesaplara yatırılması gerekecek. Fiziki olarak yurt dışından getirilen varlıkların yurda getirildiği Gümrük idaresine yapılacak beyana ilişkin belgeler ile tevsik olunacak. Gümrük İdaresi, bu kapsamda aldığı beyanları, alındığı ayı takip eden ayın sonuna kadar Gelir İdaresi Başkanlığına bildirecek.</p>
<p>Gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sahip olunan ve Türkiye'de bulunan ancak kanuni defter kayıtlarında yer almayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları, 31 Temmuz 2027'ye kadar banka veya aracı kurumlara bildirilecek. Bildirilen varlıkların bildirim tarihi itibarıyla banka veya aracı kurumlara yatırılmak suretiyle tevsik edilmesi zorunlu olacak. Bu kapsamda bildirilen varlıklar Vergi Usul Kanunu uyarınca defter tutan mükellefler tarafından bildirim tarihi itibarıyla kanuni defterlere kaydedilecek. Bilanço esasına göre defter tutan mükellefler, bu kapsamdaki hükümler uyarınca kanuni defterlerine kaydettikleri kıymetler için pasifte özel fon hesabı açacak. Bu fon hesabı bildirim tarihinden itibaren 2 yıl geçmedikçe işletmeden çekilemeyecek. Sermayeye ilave dışında başka bir amaçla kullanılamayacak, işletmenin tasfiye edilmesi halinde ise vergilendirilmeyecek. Serbest meslek kazanç defteri ile işletme hesabı esasına göre defter tutan mükellefler, söz konusu kıymetleri defterlerinde ayrıca gösterecek. Bu varlıklar dönem kazancının tespitinde dikkate alınmayacak ve bildirim tarihinden itibaren 2 yıl geçmesi koşuluyla vergiye tabi kazancın ve kurumlar için dağıtılabilir kazancın tespitinde dikkate alınmaksızın işletmeden çekilebilecek.</p>
<p>Gelir ve kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunmayanlar, bildirimde bulundukları varlıklarını belirtilen sürede Türkiye'ye getirmeleri, yurt içindeki varlıklarını bildirim tarihi itibarıyla banka veya aracı kurumlara yatırmak suretiyle tevsik etmeleri durumlarında söz konusu şartlar aranmaksızın bu hükümlerden yararlanacaklar.</p>
<p>Banka ve aracı kurumlar, kendilerine bildirilen varlıklara ilişkin olarak bildirim sahibinden, varlıkların değeri üzerinden yüzde 5 oranında peşin olarak tahsil ettikleri vergiyi, bildirimi izleyen ayın 15. günü akşamına kadar vergi sorumlusu sıfatıyla bir beyannameyle bağlı bulundukları vergi dairesine beyan edecek ve aynı sürede ödeyecek. Vergi oranı, bildirilen varlığın vadeli hesaplarda veya Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun kapsamında ihraç edilen devlet iç borçlanma senetleri ile kira sertifikalarında en az 5 yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde yüzde 0, en az 4 yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde yüzde 1, en az 3 yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde yüzde 2, en az 2 yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde yüzde 3, en az 1 yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde ise yüzde 4 olarak uygulanacak. 1 Ocak 2027'den itibaren 31 Temmuz 2027'ye kadar (bu tarih dahil) yapılacak bildirimlerde bu oranlara yarım puan artırım yapılacak.</p>
<p>31 Temmuz 2027 tarihinin yetkiyle uzatılması halinde ise bu tarihten sonra yapılacak bildirimlerde vergi oranı ilave yarım puan artışla toplamda 1 puan artırımlı olarak uygulanacak. Bu hüküm kapsamında ödenen vergi, hiçbir suretle gider yazılamayacak ve başka bir vergiden mahsup edilemeyecek. Bildirime konu edilen varlıkların elden çıkarılmasından doğan zararlar, gelir veya kurumlar vergisi uygulaması bakımından gider veya indirim olarak kabul edilmeyecek.</p>
<p>Bildirilen varlıklara isabet eden tutarlara ilişkin hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmayacak. Diğer mevzuat uyarınca alınması gereken tedbirler bu düzenlemeden etkilenmeyecek. Diğer nedenlerle başlayan vergi incelemeleri ile takdir komisyonu kararları sonucu bulunan matrah farkının madde kapsamında bildirilen varlıklar nedeniyle ortaya çıktığının tespiti ve bildirilen varlık tutarının, bulunan matrah farkına eşit ya da fazla olması durumunda matrah farkına ilişkin tarhiyat yapılmayacak. Bulunan matrah farkının, bildirilen varlıklar nedeniyle ortaya çıktığının tespitine rağmen söz konusu varlık tutarlarından büyük olması durumunda sadece aradaki fark tutar üzerinden vergi tarhiyatı yapılacak. Vergi incelemesi veya takdir komisyonu kararları sonucunda bildirime konu edilen varlıklar dışındaki nedenlerle matrah farkı tespit edilmesi durumunda, bu hüküm kapsamında bildirilen tutarlar, bulunan matrah farkından mahsup edilmeksizin tarhiyat yapılacak.</p>
<p>Bildirildiği halde, bildirilen varlıkların, bildirimin yapıldığı tarihten itibaren 2 ay içinde Türkiye'ye getirilmemesi veya Türkiye'deki banka ya da aracı kurumlarda açılacak bir hesaba transfer edilmemesi ya da bildirildiği halde belirtilen sürede banka ya da aracı kurumlara yatırılmaması ile bildirilen tutarlara ilişkin tarh edilen vergilerin süresinde ödenmemesi, taahhütlere uyulmaması ve bu hükümdeki diğer şartların yerine getirilmemesi hallerinde vergi tarhiyatı ve incelemesine yönelik hükümden yararlanılamayacak. Ayrıca, zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler, vergi ziyaı cezası uygulanmaksızın gecikme faiziyle birlikte tahsil olunacak. Vergi incelemesine başlanılan veya takdir komisyonuna sevk edilen tarihten sonra bu hüküm kapsamında yapılan bildirim dolayısıyla söz konusu inceleme veya takdir komisyonu kararları sonucunda yapılacak tarhiyatlar için de bu düzenleme hükmü uygulanmayacak. Tahakkuk eden verginin vadesinde ödenmemesi vergi aslının gecikme zammı ile birlikte Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun uyarınca takip ve tahsiline engel teşkil etmeyecek. Tahsil edilmiş olan vergiler ret ve iade edilmeyecek. Bildirim süresi sona erdikten sonra bildirimlere ilişkin düzeltme yapılamayacak.</p>
<p>Cumhurbaşkanı, 31 Temmuz 2027 tarihini, bitim tarihinden itibaren her defasında 6 ayı geçmeyen süreler halinde bir yıla kadar uzatmaya, Hazine ve Maliye Bakanlığı hüküm kapsamına giren varlıkların Türkiye'ye getirilmesi ve bildirimi ile işletmeye dahil edilmelerine ilişkin hususları, bildirim ve beyana esas şekli ile hükmün uygulanmasında kullanılacak bilgi ve belgeler ile uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkili olacak.</p>
<p><strong>"Teknogirişim" rozetine sahip halka açık olmayan şirketlere ilişkin düzenleme</strong></p>
<p>Teklifle Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanunu'nda düzenleme yapılıyor.</p>
<p>Buna göre, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca verilen "Teknogirişim" rozetine sahip halka açık olmayan şirketlerin paya dönüştürülebilir borç sözleşmelerine dayanarak yapacakları şarta bağlı sermaye artırımlarında Türk Ticaret Kanunu'nun şarta bağlı sermaye artırımına ilişkin hükümleri uygulanmayacak. Bu kapsamda yer alan şirketlerin şarta bağlı sermaye artırımlarının usul ve esasları Ticaret Bakanlığının görüşü üzerine Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca belirlenecek.</p>
<p>Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu kapsamında kuluçka girişimcisi olmaya hak kazanmış girişimciler tarafından Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca belirlenecek dijital şirket tanımına uygun olarak kurulan ve işletilen şirketler, kuruluş tarihi itibarıyla 3 yıla kadar Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu'nun ilgili hükmünde tanımlı ücret ve aidat ödemelerinden muaf olacak.</p>
<p>İstanbul Finans Merkezi Kanunu'nda yapılan değişikliğe göre, İstanbul Finans Merkezindeki finansal kurumlara sağlanan, yurt dışı tecrübesi olan personelin çalıştırılması halinde uygulanan gelir vergisi indirimi tüm katılımcıları kapsayacak şekilde genişletiliyor.</p>
<p>İstanbul Finans Merkezinde katılımcı belgesi alarak finansal faaliyette bulunan kuruluşların kazançları için yüzde 100 olarak uygulanan kurumlar vergisi indirimi uygulamasının süresi 2047 yılına kadar uzatılıyor. Ayrıca, bu kuruluşlara kuruluş ve izinleri için finansal faaliyet harçları yönünden 5 yıl süreyle sağlanan muafiyet 20 yıla çıkarılıyor.</p>
<p>(AA) </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/vergi-duzenlemeleri-tbmmde-78645</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/1/1280x720/tbmm-meclis-1766648669.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TBMM&#039;ye sunulan kanun teklifine göre, Türkiye&#039;de yerleşmiş sayılan gerçek kişilerin, Türkiye&#039;de yerleşmiş sayılmasından önceki son 3 takvim yılında Türkiye&#039;de ikametgahının ve vergi mükellefiyetinin bulunmaması şartıyla Türkiye dışında elde ettiği kazanç ve iratları 20 yıl boyunca gelir vergisinden müstesna olacak. Amme alacağına ilişkin tecillerde azami taksit süresi 36 aydan 72 aya, teminatsız tecil tutarı 1 milyon liraya çıkarılacak. Nitelikli hizmet merkezlerinde istihdam edilen nitelikli hizmet personelinin ücretlerinin brüt asgari ücretin 3 katını aşmayan kısmı için gelir vergisi istisnası uygulanacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/coante-ihracat-agini-yeni-koleksiyon-ve-teknoloji-yatirimlariyla-genisletecek-78717</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 12:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Coante, ihracat ağını yeni koleksiyon ve teknoloji yatırımlarıyla genişletecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DUYGU GÖKSU/MUĞLA</strong></p>
<p>Kuvars yüzey üretimi alanında 2015 yılından bu yana faaliyetlerini sürdüren Coante, 105 bin metrekare alana yayılan iki üretim tesisinde, yıllık 2 milyon metrekare kapasitelik üretimini 5 kıtada 31 ülkeye ihraç ediyor. 2025 yılından itibaren toplam üretimlerinin yüzde 40’ını ihracata yönlendirdiklerini söyleyen Coante Genel Müdürü Hakan Ercan, bu yıl Coante’nin yeni kolekiyonları için Pazar ağını genişleteceklerini, ürün portföyünü yeni tasarım ve renk alternatifleriyle zenginleştireceklerini, üretim verimliliğini artıracak yatırımları sürdüreceklerini belirterek, ihracat pazarlarındaki etkinliğini ise 5 puan daha artırmayı hedeflediklerini söyledi.</p>
<p><img style="float: left;" src="https://img.ekonomim.com/rcman/Cw850h1133q95gc/storage/files/images/2026/05/06/hakan-ercan-1-1-qrjw.jpg" alt="Coante, ihracat ağını yeni koleksiyon ve teknoloji yatırımlarıyla genişletecek - Resim : 1" width="277" height="370" data-lightbox="true" /></p>
<p>Coante’nin, Türkiye’de 81 ilde satış noktaları ve atölye paydaşlarıyla hizmet veren büyük ve yaygın bir yapılanması olduğunu dile getiren Ercan, “4 farklı ürün grubuyla yaklaşık 458 ürün çeşidiyle konut ve ticari alanların ihtiyaçlarına cevap veren hizmet anlayışımız ve ürün kalitemizle tercih edilen bir markayız. Teknolojiye ve insan kaynağına yaptığımız yatırımlar sayesinde güçlü ve nitelikli bir ekip yapısına sahibiz. Yalnızca üretim gücümüzle değil, tasarım vizyonu, inovasyon odağı ve global pazarlardaki etkinliğimizle kuvars yüzey sektörünün güçlü ve güvenilir markalarından biriyiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>2025 yılının, Coante açısından son yıllarda yapılan yatırımların karşılığını net şekilde aldığı, oldukça verimli bir dönem olduğunu dile getiren Ercan, “Özellikle üretim teknolojilerine, operasyonel verimliliğe ve ürün geliştirme süreçlerine yaptığımız yatırımlar hem üretim performansına hem de pazar büyümesine doğrudan yansıdı. 2024 yılı son çeyreğinde devreye giren 3D printing üretim tesislerimizin 2025 yılına katkılarını satış performansı artışlarıyla birlikte aldık. Aynı zamanda kreos üretim teknolojisi yatırımımız da 2025 yılı ikinci çeyreğinde ürünleriyle devreye girmeye başlamasıyla farklı proje ve taleplere de cevap vermeye başladık. 2025’te uluslararası pazardaki konumumuz daha da güçlendirdik” diye konuştu.</p>
<h2>2026’da ihracat ağını genişletecek</h2>
<p>2026 yılının ilk döneminde özellikle ihracat pazarlarında mevcut iş birliklerini derinleştirmeye ve yeni pazarlarda marka varlığını güçlendirmeye odaklandıklarını söyleyen Ercan, “Temel yaklaşımımız yalnızca ağımızı büyütmek değil, aynı zamanda daha güçlü, sürdürülebilir ve uzun vadeli iş ortaklıkları kurmak. 2026’da hedeflerimiz, ihracat ağımızı genişletmek, ürün portföyümüzü yeni tasarım ve renk alternatifleriyle zenginleştirmek ve üretim verimliliğimizi artıracak yatırımları sürdürmek. İhracat pazarlarındaki etkinliğimizi 5 puan daha arttırmayı hedefliyoruz. Bunların<br />yanında, çevre dostu uygulamalar ve kaynak verimliliği sağlayan projeler de stratejik önceliklerimiz arasında yer alıyor” dedi.</p>
<h2>“Son 4 yılda önemli yatırımlar yaptık”</h2>
<p>Son dört yıl içerisinde üretim teknolojilerini ve operasyonel süreçlerini güçlendirmeye yönelik önemli yatırımlar gerçekleştirdiklerini ifade eden Ercan, “3D printing, kreos teknoloji yatırımlarıyla üretim kampüslerimizin çeşitliliğini sağladık. GES projemizin de devreye girmesiyle enerji kullanımımızın yüzde 50’sini bünyemizde karşıladık. Endüstri 4.0 teknolojilerini aktif olarak kullanarak, üretim süreçlerimizi daha verimli, izlenebilir ve sürdürülebilir bir yapıya dönüştürüyoruz. Krearte teknolojisi, tasarım özgürlüğü ve ürün performansı açısından sektörde fark yaratan bir teknoloji olarak öne çıkıyor” diye konuştu.</p>
<h2>“Bu yıl yeni koleksiyonların pazar yayılımını tamamlayacağız”</h2>
<p><br />2025 yılı içerisinde geliştirdikleri iki yeni koleksiyonun oldukça geniş bir tasarım çeşitliliğini kapsadığını aktaran Ercan, “2026’da öncelikli hedeflerimizden biri, bu koleksiyonların pazardaki yayılımını tamamlamak olacak. Yılın ikinci yarısı için yeni ürün geliştirme çalışmalarımız da devam ediyor. Ar-Ge ve tasarım ekiplerimiz, küresel tasarım trendlerini ve farklı pazarlardaki kullanıcı beklentilerini dikkate alarak yoğun bir geliştirme süreci yürütüyorlar. Yeni koleksiyonlarımızda doğal taş estetiğini yüksek performanslı mühendislik yüzeyleriyle birleştirmeyi hedefliyoruz. Doğal taşlardan ilham alan yeni renk ve damar karakterlerinin yanı sıra; dayanıklılık, hijyen ve kolay bakım gibi teknik avantajları koruyan yüzeyler geliştiriyoruz. Bu ürünler kullanıcılar açısından daha geniş tasarım seçenekleri sunarken, Coante için de yenilikçi yaklaşımımızı daha ileriye taşıma fırsatı yaratıyor” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Kuvars yüzey üretiminde 3 farklı teknolojiyi aynı çatı altında topladı</h2>
<p>Coante’yi sektörde farklılaştıran önemli unsurlardan birinin aynı üretim kampüsü içerisinde üç farklı kuvars üretim teknolojisini bir araya getiren dünyadaki tek marka olduğunu dile getiren Ercan, “Bu yapı, üretim esnekliğimizi ve inovasyon gücümüzü önemli ölçüde artırıyor. Diğer unsurlardan biri Krearte teknolojisiyle geliştirdiğimiz ürün grubu. Krearte koleksiyonları, full body yapısıyla her katmanında aynı deseni taşıyan özel bir yüzey teknolojisine sahip. Bu yapı sayesinde özellikle monolitik kenar uygulamalarında son derece doğal ve bütüncül bir görünüm elde edilebiliyor. Lazanya görünümlü katmanlı yapısı sayesinde ürünün kesitinde dahi, damar ve desen sürekliliği korunur. Bunun yanı sıra Ar-Ge çalışmalarımız ile ‘Lumina’ adlı ışığın, kristaller içinden süzülerek desenle buluştuğu koleksiyonumuz desen, ışık ve yüzey arasındaki kusursuz dengenin mekanlara yeni bir kimlik kazandırması. Farklı damar karakterleri ve özgün desen kombinasyonlarıyla geliştirilen Krearte yüzeyleri ve ışıkla birlikte konumlanan lumina doğala en yakın mühendislik yüzeyleri olarak sektörde kendilerine özel bir konum edindi” diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/coante-ihracat-agini-yeni-koleksiyon-ve-teknoloji-yatirimlariyla-genisletecek-78717</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/7/1280x720/coante-ihracat-agini-yeni-koleksiyon-ve-teknoloji-yatirimlariyla-genisletecek-1778060508.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Muğla’daki tesislerinde yıllık 2 milyon metrekarelik üretim kapasitesine ulaşan Coante, teknoloji ve sürdürülebilirlik yatırımlarıyla küresel pazardaki etkinliğini artırıyor. 31 ülkeye ihracat yapan şirket, 2026 yılında yeni nesil üretim teknikleri ve Ar-Ge odaklı koleksiyonlarıyla dış pazardaki etkinliğini 5 puan daha büyütmeyi hedefliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gto-uyeleri-japonyada-insaat-sektorunun-yeniliklerini-inceledi-78619</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 11:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> GTO üyeleri, Japonya’da inşaat sektörünün yeniliklerini inceledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Ticaret Odası (GTO), üyelerinin sektörlerindeki uluslararası gelişmeleri yerinde incelemeleri, yeni iş bağlantıları kurmaları ve küresel pazarlardaki yenilikleri takip etmeleri amacıyla düzenlediği sektörel fuar ve iş gezisi organizasyonlarına devam ediyor. Bu kapsamda GTO tarafından, 23 Nisan - 3 Mayıs 2026 tarihleri arasında Japonya’nın Osaka kentinde gerçekleştirilen 52. Jumbo Bikkuri Osaka İnşaat Malzemeleri ve Otomasyon Fuarı’na yönelik fuar ziyareti ve iş gezisi düzenlendi.</p>
<p>İnşaat sektöründe faaliyet gösteren GTO üyesi firmaların temsilcilerinden oluşan 45 kişilik heyet, 250’den fazla Japon üreticinin standının yer aldığı fuarda; inşaat malzemeleri, yapı ekipmanları, otomasyon sistemleri, aydınlatma, elektrik ekipmanları, güvenlik teknolojileri, iklimlendirme ve konut donanımları alanındaki yenilikleri yerinde inceleme fırsatı buldu.</p>
<p>Fuar ziyareti kapsamında GTO üyeleri, Japonya’nın üretim kalitesi, teknoloji odaklı yapı çözümleri ve sektörel inovasyon yaklaşımını yakından gözlemleyerek uluslararası alıcı ve üreticilerle temaslarda bulundu. Organizasyon, üyelerin yeni ticari bağlantılar kurmasına, ürün ve teknoloji trendlerini değerlendirmesine ve Gaziantep iş dünyasının uluslararası pazarlardaki görünürlüğünün artırılmasına katkı sundu.</p>
<p>Fuar ziyareti ve iş gezisinin son derece verimli geçtiğini belirten GTO Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Yıldırım, şunları kaydetti: “Üyelerimizin sektörleriyle ilgili dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmelerini, yeni teknolojileri yerinde görmelerini ve uluslararası ticari bağlantılar kurmalarını çok önemsiyoruz. Bugün rekabet yalnızca yerel ya da ulusal ölçekte değil, küresel ölçekte yaşanıyor. Bu nedenle firmalarımızın dünyadaki üretim anlayışını, teknolojik dönüşümü ve sektörel yenilikleri yerinde takip etmesi büyük önem taşıyor. Japonya, üretim disiplini, kalite anlayışı, teknolojiye dayalı çözümleri ve yenilikçi yaklaşımıyla inşaat sektörü açısından dikkatle takip edilmesi gereken ülkelerden biri. Osaka’da gerçekleştirdiğimiz fuar ziyareti ve iş gezisi, üyelerimiz açısından hem vizyon geliştirici hem de yeni iş birliklerine kapı aralayan önemli bir organizasyon oldu. Gaziantep Ticaret Odası olarak üyelerimizin rekabet gücünü artırmak, ihracat kapasitelerini geliştirmek ve küresel pazarlara daha güçlü şekilde entegre olmalarını sağlamak amacıyla bu tür organizasyonlara önümüzdeki dönemde de devam edeceğiz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gto-uyeleri-japonyada-insaat-sektorunun-yeniliklerini-inceledi-78619</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/9/1280x720/gto-uyeleri-japonyada-insaat-sektorunun-yeniliklerini-inceledi-1777971056.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Ticaret Odası üyelerinin küresel pazarlardaki gelişmeleri yakından takip edebilmesi amacıyla Japonya’nın Osaka kentinde düzenlenen 52. Jumbo Bikkuri Osaka İnşaat Malzemeleri ve Otomasyon Fuarı’na yönelik fuar ziyareti ve iş gezisi organizasyonu gerçekleştirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/lisanssiz-elektrik-uretiminde-mahsuplasma-kurallari-yeniden-belirlendi-78616</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 11:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Lisanssız elektrik üretiminde mahsuplaşma kuralları yeniden belirlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun (EPDK) lisanssız elektrik üretiminde mahsuplaşma işlemlerine ilişkin usul ve esasları belirleyen Kurul kararı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, mahsuplaşma işlemleri piyasa işletmecisi tarafından yürütülecek, üretim ve tüketim miktarları ise saatlik bazda mahsuplaştırılacak.</p>
<p>Düzenleme kapsamında, mahsuplaşmaya konu üretim ve tüketim tesislerinin aynı gerçek veya tüzel kişiye ait olması şartı korunurken, işlemler vergi kimlik numarası bazında gerçekleştirilecek. Üretim ve tüketim tesisleri, belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde grup bazlı olarak ilişkilendirilebilecek.</p>
<p>Yeni çerçevede, birden fazla tüketim tesisinin tek bir üretim tesisiyle eşleştirilebilmesine imkan tanınırken, aynı grup içinde yer alacak tüketim tesislerinin aynı abone grubunda bulunması gerekecek. Belirli koşullar altında farklı fatura dönemlerine sahip tesislerin de aynı grup içinde yer almasına izin verilecek.</p>
<p>Mahsuplaşma sürecinde üretimin tüketimi aşması durumunda ortaya çıkan ihtiyaç fazlası enerji miktarı saatlik bazda hesaplanacak. Bu kapsamda, üretim miktarının belirlenen bedelli üretim limitini aşması halinde aşan kısım sistem kullanım bedeline tabi tutulacak, bazı durumlarda ise ilgili mevzuat çerçevesinde Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması'na (YEKDEM) bedelsiz katkı olarak değerlendirilecek.</p>
<p><strong>Bedelli üretim limitine ilişkin usuller netleşti</strong></p>
<p>Düzenleme, bedelli üretim limitinin hesaplanması, takibi ve değişikliklerin kayıt altına alınmasına ilişkin usulleri de netleştiriyor. Bedelli üretim limitinin aşılması sonrasında mahsuplaşma devam ederken, ihtiyaç fazlası üretimin niteliği bu limit dikkate alınarak belirlenecek.</p>
<p>Mahsuplaşma işlemlerinde kullanılacak veriler, şebeke işletmecileri tarafından ölçüm noktalarından temin edilerek piyasa yönetim sistemine aktarılacak. Bu kapsamda, üretim ve tüketim verilerinin doğruluğundan ve zamanında sisteme girilmesinden şebeke işletmecileri sorumlu olacak.</p>
<p>Görevli tedarik şirketleri ise mahsuplaşma sonuçlarına göre lisanssız üretim tesislerine yapılacak ödemeleri gerçekleştirecek ve sistem kullanım bedeline ilişkin tahsilat süreçlerini yürütecek.</p>
<p>Öte yandan, üretim ve tüketim tesislerinin ilişkilendirilmesi için başvuruların ilgili şebeke işletmecilerine yapılması gerekecek. Başvuruların değerlendirilmesi, veri kontrolü ve sonuçların bildirilmesi süreçleri belirli takvimler çerçevesinde yürütülecek.</p>
<p>Düzenlemeyle birlikte, daha önce yürürlükte bulunan mahsuplaşma usul ve esaslarına ilişkin düzenlemeler yürürlükten kaldırıldı. Ayrıca 2026'ya ilişkin bedelli üretim limitine ilişkin geçiş hükmü de düzenleme kapsamında yer aldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/lisanssiz-elektrik-uretiminde-mahsuplasma-kurallari-yeniden-belirlendi-78616</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/epdk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Lisanssız elektrik üretiminde mahsuplaşma saatlik bazda yeniden tanımlanırken, ihtiyaç fazlası üretimin fiyatlandırılmasına ilişkin yeni çerçeve oluşturuldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/aydincik-yat-limani-ihalesi-ertelendi-78615</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 11:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aydıncık Yat Limanı ihalesi ertelendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Aydıncık Yat Limanı ihalesine ilişkin ilan Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğünce 5 Mayıs'ta yapılacağı duyurulan "Aydıncık Yat Limanı Projesi Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılmasına İlişkin İhale" 4 Haziran'a ertelendi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/aydincik-yat-limani-ihalesi-ertelendi-78615</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/4/1280x720/aydincik-yat-limani-1771571866.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aydıncık Yat Limanı&#039;nın yap-işlet-devret modeliyle yaptırılacak ihalesi 4 Haziran&#039;a ertelendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/panasonic-turkiyede-stratejik-buyume-donemini-baslatiyor-78611</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 10:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Panasonic, Türkiye’de stratejik büyüme dönemini başlatıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>1918 yılında Panasonic’in kurucusu Konosuke Matsushita tarafından “Daha iyi bir yaşam” vizyonuyla temelleri atılan Panasonic, bugün enerji verimliliği, akıllı yaşam teknolojileri ve iklimlendirme çözümlerinde dünyanın lider teknoloji şirketleri arasında yer alıyor.</p>
<p>Mart 2025 verilerine göre yaklaşık 51,6 milyar Euro ciro,  228 bini aşkın çalışan ve 500’ün üzerinde grup şirketi ile gerçek bir dünya devi konumunda olan grup, Panasonic Holdings çatısı altında faaliyet gösteriyor. </p>
<p>Türkiye’yi bölgesel büyüme stratejisinde önemli bir merkez olarak konumlayan Panasonic,  geçtiğimiz günlerde Almanya’nın Frankfurt kentindeki merkez ofislerinde TLC Klima yönetimiyle işbirliği anlaşması imzaladı.</p>
<p>İmza törenine Panasonic Avrupa Isıtma ve Soğutma Çözümleri Genel Müdürü Enrique Vilamitjana, Genel Müdür Yardımcısı Yoshi Ishimura,  TLC Klima Yönetici Ortağı Sema Tunar; Yönetim Kurulu Üyesi   Kenan Tunar, Mali İşler Direktörü Tolga Kubat; Satış Direktörü Gökhan Külahi katıldılar. </p>
<p>Taraflar, Türkiye’yi yalnızca büyüyen bir satış pazarı olarak değil, iklimlendirme ve enerji dönüşümünde stratejik potansiyel taşıyan uzun vadeli yatırım pazarı olarak değerlendiklerini ifade ettiler. Panasonic Avrupa Isıtma ve Soğutma Çözümleri Genel Müdürü Enrique Vilamitjana işbirliğinin hedefinin  yalnızca pazar payı elde etmek değil, Türkiye’de güven duyulan uzun vadeli çözüm ortağı konumlanması yaratmak ve bu yapıyı her yıl katlanarak büyütmek olduğunu vurguladı.  </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f99f51a695d-1777966929.jpeg" alt="" width="720" height="480" /></p>
<p><strong>Türkiye geleceğin yatırım coğrafyaları arasında yer alıyor </strong></p>
<p>Türkiye’de iklimlendirme sektörü son yıllarda artan talebe paralel olarak hareketli bir dönem geçiriyor.  Enerji verimliliğine yönelik dönüşüm, ısı pompası ve sürdürülebilir teknolojilere yönelik büyüyen ihtiyaç, Türkiye’yi Panasonic açısından yüksek potansiyelli stratejik pazarlardan biri haline getiriyor.</p>
<p>Türkiye, Panasonic için yalnızca bugünün değil, geleceğin yatırım coğrafyalarından biri olarak görülüyor. Bu kapsamda imzalanan işbirliği anlaşması, Panasonic’in Türkiye’deki büyüme vizyonunun önemli bir adımını temsil ediyor. Söz konusu ortaklık ile marka; satış kanallarının güçlendirilmesi, servis altyapısının geliştirilmesi, marka yatırımlarının artırılması ve ileri teknoloji ürünlerin daha geniş kullanıcı kitlesine ulaştırılması yönünde önemli bir ivme kazanmayı hedefliyor.</p>
<p><strong>Uzun vadeli büyüme ve değer yaratma platformu</strong></p>
<p>Frankfurt’taki imza töreninde konuşan <strong>PHVACEU Genel Müdürü  Enrique Vilamitjana </strong>(Managing Director-PHVACEU) Panasonic Avrupa HVAC yönetimi adına yaptığı değerlendirmede Türkiye’nin büyüyen iklimlendirme pazarı, enerji dönüşüm potansiyeli ve stratejik konumuyla Panasonic için önemli ülkelerden biri olduğuna dikkat çekti. Vilamitjana, TLC Klima ile başlattıkları işbirliğini yalnızca ticari bir ortaklık değil, uzun vadeli büyüme ve değer yaratma platformu olarak gördüklerini belirtti.  </p>
<p>TLC Klima ile birlikte Panasonic’in mühendislik uzmanlığını güçlü yerel pazar bilgisiyle buluşturarak, özellikle ısı pompası ve yüksek verimli çözümlerde Türkiye’de uzun vadeli değer yaratmayı hedeflediklerini ifade eden Enrique Vilamitjana  “<em>Türkiye’yi yalnızca büyüyen bir pazar değil, geleceğin enerji çözümleri için stratejik bir ortak olarak görüyoruz</em> ”şeklinde konuştu. </p>
<p>Enrique Vilamitjana’nın verdiği bilgiye göre, Panasonic geleceğin HVAC çözümlerini “Düşük karbon dönüşümü, enerji verimliliği ve müşteriye yakınlık” olarak özetledikleri üç temel üzerine şekillendiriyor.  Bu yaklaşım,  kuruluşun yalnızca ürün geliştirme anlayışını değil, kurduğu iş ortaklıklarını da tanımlıyor.</p>
<p><strong>Türkiye Pazarında Uzun Vadeli Büyüme ve Güçlü Konumlanma Hedefi</strong></p>
<p>TLC Klima 40 yılı aşkın sektör deneyimine sahip bir şirket.  Konut, ticari ve endüstriyel projelere yönelik uçtan uca iklimlendirme çözümleri sunuyor. Kuruluş, Gree Klima Sistemleri ile yürüttüğü işbirliği ile geniş bir kullanıcı kitlesine ulaşmayı başarmıştı.  Panasonic’in HVAC çözümlerini portföyüne ekleyerek özellikle üst segment ve mühendislik odaklı projelerdeki gücünü artırmayı hedefliyor. </p>
<p>Şirketin yönetici ortağı Sema Tunar Boğaziçi Üniversitesi mezunu. Kariyerine bankacılık sektöründe başlamış. Şube müdürlüğüne kadar yükseldikten sonra, Klimaplus A.Ş.’de üst düzey yöneticilik yaparak iklimlendirme sektörüne geçiş yapmış. 2016’dan bu yana GREE Klima’nın Türkiye yapılanmasının yönetiminde aktif rol alan Tunar; organizasyonel yapılanma, büyüme stratejileri ve iş ortaklıklarının geliştirilmesine odaklanıyor. </p>
<p>İmza töreninde konuşan Sema Tunar Panasonic gibi mühendislik gücü ve global itibarı çok yüksek bir markayla iş birliğini, yalnızca ticari bir anlaşma değil, uzun vadeli stratejik bir ortaklık olarak gördüklerini, kontrollü ve kalıcı pazar yapılanması oluşturma stratejisiyle ilerleyeceklerini ifade etti. </p>
<p>Tunar işbirliğiyle  split klima, VRF ve ısı pompası çözümleri başta olmak üzere pazarda sürdürülebilir büyüme hedeflediklerini,  başlangıçta anlamlı pazar payı oluşturulması, orta vadede ise bu payın her yıl yaklaşık iki kat büyüyen bir ivmeyle artırılmasını amaçladıklarını belirterek şu yorumu yaptı: </p>
<p><em>“Split klima ve VRF ürün gruplarında sürdürülebilir büyüme hedeflerken, özellikle ısı pompası alanında önemli fırsatlar görüyoruz. Panasonic’in bu alandaki global uzmanlığı ve Avrupa’daki güçlü üretim altyapısı ile Türkiye’de ısı pompası konusunda yalnızca ürün değil, uzmanlık ve çözüm sunan güçlü bir yapı oluşturmayı amaçlıyoruz.</em></p>
<p><em>Türkiye pazarında hedefimiz yalnızca pazar payı elde etmek değil; değer yaratan, her yıl büyüyen ve kalıcı bir marka yapılanması kurmak. Panasonic ile bu iş birliğinin sektör için yeni bir referans oluşturacağına ve Türkiye iklimlendirme pazarına önemli katkı sağlayacağına inanıyoruz. Amacımız pazarda sadece büyümek değil, Panasonic’in yüksek mühendisliği ile Türkiye’de oyunun standardını yükseltmek</em>.”</p>
<p><strong>HVAC ve Isı Pompasında Güçlü Küresel Oyuncu</strong></p>
<p>1918 yılında Konosuke Matsushita tarafından Japonya’nın Osaka kentinde kurulan Panasonic, “Tüketici elektroniği, Enerji ve batarya çözümleri, Akıllı yaşam teknolojileri, Endüstriyel otomasyon sistemleri, Isıtma, soğutma ve havalandırma çözümleri (HVAC), Isı pompaları ve hidronik sistemleri, Veri merkezi iklimlendirme çözümleri, Soğutma ve soğuk zincir teknolojileri, İç hava kalitesi ve sürdürülebilir bina çözümleri” gibi çok geniş bir yelpazede faaliyet gösteriyor. </p>
<p>İklimlendirme sektörüne 1958’de giren Panasonic, özellikle inverter sistemler, VRF, hava kaynaklı ısı pompaları ve yüksek verimli ticari çözümler alanında sektörün öncü markaları arasında yer alıyor. 1989’da dünyanın ilk 3 borulu VRF sistemini geliştiren kuruluş, Avrupa’da ısı pompası üretimine başlayan ilk Japon üreticilerden birisi oldu.  Özellikle Aquarea serisi ile Avrupa’da konut ve ticari segmentte enerji verimli ısı pompası çözümlerinde güçlü konumunu sürdürüyor. </p>
<p>Panasonic HVAC yaklaşık 25.000 çalışanı, 23 üretim tesisi, 14 satış organizasyonuyla toplam 37 operasyon üssünde faaliyet gösteriyor.  Avrupa’daki HVAC ve ısı pompası büyümesini güçlü üretim yatırımlarıyla destekliyor. Fransa, İtalya, Çekya ve Polonya’daki üretim tesisleri ile Avrupa pazarına yerel üretim ve mühendislik desteği sunuyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/panasonic-turkiyede-stratejik-buyume-donemini-baslatiyor-78611</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Panasonic, Türkiye’de stratejik büyüme dönemini başlatıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/enerjisa-enerjinin-geliri-yuzde-5-artti-78607</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 10:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerjisa Enerji&#039;nin geliri yüzde 5 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerjisa Enerji, 2026 yılının ilk çeyreğine ilişkin finansal sonuçlarını paylaştı.</p>
<p>Halka arzından bu yana her yıl temettü dağıtan, yerli ve yabancı yatırımcıların dikkatle takip ettiği şirket geçen yıllarda da olduğu gibi sürdürülebilir büyümesini yatırım odağında devam ettirdiği bildirildi.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, "Herkes için Daha İyi Bir Gelecek" vizyonuyla Türkiye'nin enerji dönüşümüne öncülük eden Enerjisa Enerji, Elektrik Dağıtım ve Perakende alanlarındaki lider konumunun yanı sıra Müşteri Çözümleri ve E-mobilite iş kollarında da faaliyet gösteriyor.</p>
<p>Geçen yıl sürdürülebilir ve dayanıklı bir sistemin inşası için enerji altyapısına 23,5 milyar liralık yatırım yapmıştı. Hedeflerine ulaşan Enerjisa Enerji, hisse başına brüt 5,08 lira temettü ödemesini ise 15 Nisan'da gerçekleştirdi. Dünyada hızla değişen jeopolitik gelişmeler ve ekonomik belirsizliklere rağmen, bu yıl da yatırım kararlılığını sürmeye devam ettiği, Türkiye'nin güvenilir enerji arzı için de katkı sunan bu yatırımların, şebeke modernizasyonu ve dijitalleşme odaklı olduğu belirtildi.</p>
<p>Verilen bilgilere göre, şirketin faaliyet gelirleri, yılın ilk çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine kıyasla reel olarak yüzde 5 artış göstererek 17,9 milyar liraya yükseldi. Bu büyümede en güçlü katkıyı Elektrik Dağıtım iş kolu sağlarken, Düzenlemeye Tabi Varlık Tabanı (RAB) ise yıllık bazda yüzde 42 artarak yaklaşık 105 milyar lira seviyesine ulaştı.</p>
<p>Perakende iş kolunda ise zorlu piyasa koşullarına rağmen müşteri portföyü genişletildi. Serbest piyasa segmentindeki satış hacmi artışı ve portföy marjlarındaki iyileşme ile birlikte, Perakende iş kolu bu çeyrekte dengeli bir performans sergilemiş oldu.</p>
<p>Açıklamada, "Enerjisa'nın liderliğini koruduğu perakende sektöründe öncü olan müşteri deneyimi ve dijital çözümler yaklaşımı ise portföy genişletmede önemli bir rol oynuyor. Yenilenebilir enerji uygulamaları ve enerji verimliliği çözümlerinin kurumsal müşterilere sunulduğu Müşteri Çözümleri iş kolunda ise güneş enerjisinde kurulu güç 146 MWp seviyesine ulaştı. E-mobilite alanında da faaliyet gösteren şirket, Eşarj markası ile operasyonel verimlilik odağı ile şarjlanma hacmini artırmayı başardı." denildi. </p>
<p><strong>"30-35 milyar lira yatırım hedefimizi gerçekleştirmek üzere çalışacağız"</strong></p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Enerjisa Enerji CEO'su Murat Pınar, enerji sektörü yalnızca arz-talep dengesiyle değil jeopolitik gelişmeler, finansman koşulları ve hızlanan enerji dönüşümüyle birlikte çok boyutlu bir yeniden yapılanma sürecinden geçtiğini belirterek, "Oldukça rekabetçi ve bir o kadar da belirsiz bir atmosfer var. Buna rağmen finansal dayanıklılığımızı korumak ve bu sırada da yatırımlarla büyümek, uzun vadeli stratejimizin odağı. 'Herkes için Daha İyi Bir Gelecek' vizyonu ile 22 milyonu aşkın kullanıcımıza en kaliteli hizmeti vermeye devam edeceğiz. Dördüncü tarife dönemini başarıyla tamamlayıp beşinci tarife dönemine başlamışken, yine aynı kararlılıkla ilerliyoruz. Altyapı yatırımlarımız 2026'da da devam edecek. Toplamda 30-35 milyar lira yatırım hedefimizi gerçekleştirmek üzere çalışacağız." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Enerjisa Enerji CFO'su Philipp Ulbrich de yılın ilk çeyreğinde küresel belirsizliklerin ve yüksek faiz ortamının etkisini sürdürdüğü zorlu ortamda faaliyet gösterdiklerini ifade ederek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Böylesi bir konjonktürde finansal performansı sağlamak, kısa vadeli etkin yönlendirme ve dayanıklılığa odaklanmayı gerektiriyor. Buna rağmen yıl başında paylaştığımız 2026 hedeflerimizi değiştirmiyor, dört ana performans göstergemiz doğrultusunda ilerlemeye devam ediyoruz. İş modelimizin sağladığı öngörülebilirlik, güçlü bilançomuz ve yüksek finansal disiplinimiz, bu zorlu ortamda güçlü bir performans sergilememizi sağlıyor. İlk çeyrekte dağıtım iş kolu operasyonel performansın ana belirleyicisi olmaya devam etti. Bununla birlikte, mevcut ekonomik ortamda artan operasyonel ve yatırım maliyetlerinin, Nisan ayı başında olduğu gibi, ilgili tarife çerçeveleri kapsamında dengeli ve süreklilik arz edecek şekilde yansıtılmasının sektörün sürdürülebilirliği açısından önemli olduğunu değerlendiriyoruz. Finansal disiplin tarafında güçlü duruşumuzu koruyoruz. Net borç- Faaliyet Geliri oranımızı 1,1x seviyesinde tutarken, borç portföyümüzde gerekli çeşitliliği ve rekabetçi fiyatlamayı sağlamaya devam ediyoruz."</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/enerjisa-enerjinin-geliri-yuzde-5-artti-78607</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/7/1280x720/murat-pinar-1777966927.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerjisa Enerji&#039;nin faaliyet gelirleri, yılın ilk çeyreğinde geçen yıla göre reel olarak yüzde 5 artışla 17,9 milyar liraya yükseldi. Enerjisa Enerji CEO&#039;su Murat Pınar, &quot;Dördüncü tarife dönemini başarıyla tamamlayıp beşinci tarife dönemine başlamışken, yine aynı kararlılıkla ilerliyoruz. Altyapı yatırımlarımız 2026&#039;da da devam edecek. Toplamda 30-35 milyar lira yatırım hedefimizi gerçekleştirmek üzere çalışacağız.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/nukleer-tesislere-siber-guvenlik-yukumlulugu-78604</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 10:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nükleer tesislere siber güvenlik yükümlülüğü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Nükleer Düzenleme Kurumunun (NDK) "Nükleer Tesislerde Siber Güvenliğe İlişkin Yönetmeliği", Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, nükleer tesislerde siber güvenliğin sağlanmasında asıl sorumluluk, tesisi kuran, işleten veya işletmeden çıkaran kuruluşa ait olacak.</p>
<p>Kuruluşlar, nükleer tesis ve sahanın düzenleyici kontrolden çıkarılmasına kadar dijital varlıkların siber saldırılara karşı korunması, saldırıların önlenmesi, tespit edilmesi, müdahale edilmesi ve saldırılardan etkilenen dijital varlıkların kurtarılması için gerekli faaliyetleri yürütecek.</p>
<p>Bu kapsamda, nükleer tesisteki tüm dijital varlıkların siber güvenliğinden sorumlu bir yönetici atanacak ve bu görevi organizasyon yapısına dahil edilecek.</p>
<p>Yönetmelikle, nükleer tesislerde siber güvenlik önlemlerinin belirlenmesi ve uygulanmasında "dereceli yaklaşım" ve "derinliğine savunma" ilkeleri esas alınacak. Böylece dijital varlıkların güvenlik, emniyet ve nükleer güvence üzerindeki etkisine göre risk bazlı ve katmanlı bir koruma yapısı oluşturulacak.</p>
<p>Kuruluşlar, tüm dijital varlıkları tanımlayacak, bunların güvenlik, emniyet ve nükleer güvenceye ilişkin işlevlerini belirleyecek ve her dijital varlık için kritiklik derecesi atayacak. Kritik dijital varlıklar için güncel envanter tutulacak. Bu envanterde varlığın adı, tipi, yeri, yedekleme bilgisi, kritiklik derecesi ve sorumlusu yer alacak.</p>
<p><strong>Siber güvenlik planı hazırlanacak</strong></p>
<p>Ayrıca, siber güvenlik planı hazırlanarak NDK'ye sunulacak. Plan yılda en az bir kez gözden geçirilecek. Riskin değişmesi, ilgili belgelerin güncellenmesi, organizasyon yapısında değişiklik yapılması veya tehdit esaslı tasarım belgesinin güncellenmesi halinde plan yenilenecek.</p>
<p>Yönetmelik kapsamında reaktör içeren tesislerde yılda en az bir kez, diğer nükleer tesislerde ise en az üç yılda bir planlı siber güvenlik risk değerlendirmesi yapılacak. Kritik dijital varlıklarda değişiklik olması, tehdit bilgilerinin değişmesi veya yeni zafiyetlerin tespit edilmesi halinde ilave risk değerlendirmesi ivedilikle gerçekleştirilecek.</p>
<p>Kritik dijital varlıkların kaybı veya zarar görmesi ihtimaline karşı yedekleme mekanizmaları kurulacak. Felaket, arıza veya siber saldırı durumunda kritik dijital varlıkların ve elektronik haberleşme hizmetlerinin sürekliliğini sağlamak amacıyla, ana sistemlerden etkilenmeyecek uzaklıkta felaket kurtarma merkezi oluşturulacak.</p>
<p>Siber olaylara ilişkin bildirim süreci de düzenlendi. Güvenlik, emniyet veya nükleer güvenceye zarar veren ya da zarar verme ihtimali bulunan siber olaylar ve tehditler NDK'ye ve Siber Güvenlik Başkanlığına bildirilecek. Olayın tespit edilmesini izleyen beş iş günü içinde kuruma rapor sunulacak.</p>
<p>Söz konusu raporda, siber olayın nedenleri ve etkileri, yürütülen müdahale faaliyetleri, olaydan çıkarılan dersler ile düzeltici ve önleyici faaliyetler yer alacak.</p>
<p>Kuruluşlar, siber olaylara müdahale planının yeterliliğini test etmek için yılda en az bir kez kritik dijital varlıkları kapsayan senaryoyla siber olay tatbikatı yapacak. Bu tatbikatlar en az iki yılda bir güvenlik ve emniyete yönelik senaryolarla birleştirilerek hibrit şekilde gerçekleştirilecek.</p>
<p><strong>Personele siber güvenlik eğitimi ve farkındalık programı</strong></p>
<p>Personel yönetimi kapsamında ise tüm tesis personeline yılda en az bir kez siber güvenlik eğitim ve farkındalık programı uygulanacak. Siber güvenlik personeline özel eğitim programları yürütülecek ve personelin erişim yetkileri görev tanımı ile uzmanlık seviyesine göre sınırlandırılacak.</p>
<p>Kuruluşlar, siber güvenlik uygulamasına ilişkin bilgileri takip eden yılın şubat ayı sonuna kadar raporlayacak. Siber güvenlik testleri, iç denetimler, eğitim programları, zafiyetlerin giderilmesine yönelik faaliyetler ve gelecek yıl planlanan çalışmalar bu raporda yer alacak.</p>
<p>Yönetmelik kapsamındaki faaliyetler NDK denetimine tabi olacak. İlgili mevzuata, yetki koşullarına, kurum kararlarına veya talimatlarına aykırılık tespit edilmesi halinde idari yaptırım uygulanacak.</p>
<p>Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce yetkilendirilen veya yetkilendirilmek üzere NDK'ye başvuran kuruluşlar, uyum eylem planlarını altı ay içinde kuruma sunacak. Bu süre, gerekçenin uygun bulunması halinde bir yıla kadar uzatılabilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/nukleer-tesislere-siber-guvenlik-yukumlulugu-78604</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/nukleer-enerji.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan yönetmeliğe göre, nükleer tesislerde siber güvenliğin sağlanmasında asıl sorumluluk, tesisi kuran, işleten veya işletmeden çıkaran kuruluşa ait olacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/epiasa-yeniden-yapilandirma-yetkisi-78603</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 10:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> EPİAŞ&#039;a yeniden yapılandırma yetkisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun "EPİAŞ Teşkilat Yapısı ve Çalışma Esasları Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliği" Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, Enerji Piyasaları İşletme AŞ (EPİAŞ) yönetimi, şirket faaliyetlerinin etkin ve kesintisiz yürütülmesini sağlamak kaydıyla mevcut direktörlüklerin işleyişini aksatmadan yeni direktörlükler kurabilecek, mevcut birimleri birleştirebilecek, bölebilecek veya isimlerini değiştirebilecek.</p>
<p>Düzenleme, direktörlük teşkilatının yeniden kurgulanması ve bu kapsamda ünvanların serbestçe belirlenmesine de imkan tanıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/epiasa-yeniden-yapilandirma-yetkisi-78603</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/epdk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji Piyasaları İşletme AŞ yönetimine, teşkilat yapısını yeniden düzenleme yetkisi verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/diyarbakirda-petrol-arama-ruhsati-uzatildi-78602</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 10:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Diyarbakır&#039;da petrol arama ruhsatı uzatıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün Petrol Hakkına Müteallik Kararı, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, sahadaki hidrokarbon potansiyelinin ortaya çıkarılarak ekonomiye kazandırılması hedefiyle Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının (TPAO) Diyarbakır'da 15 bin 253 hektar büyüklüğündeki kara sahasına ilişkin petrol arama ruhsatının süresi 11 Mayıs 2027'ye kadar uzatıldı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/diyarbakirda-petrol-arama-ruhsati-uzatildi-78602</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/tpao.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TPAO&#039;nun Diyarbakır&#039;da bulunan petrol arama ruhsatının süresi uzatıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dokuma-branda-ithalatina-sorusturma-78601</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 10:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dokuma branda ithalatına soruşturma</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan "İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ", Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Tebliğe göre konuya ilişkin başvuru yerli üreticiler Ekonet Tekstil ve Ambalaj Sanayi ve Ticaret AŞ, Rad Tekstil ve Sanayi ve Ticaret AŞ tarafından yapıldı. Ünal Sentetik Dokuma Sanayi ve Ticaret AŞ, CNC Ambalaj Sanayi ve Ticaret AŞ ile ABY Plastik Ambalaj ve Enerji Sanayi Ticaret AŞ de başvuruya destek verdi.</p>
<p>Bu kapsamda, Çin ve Vietnam menşeli "plastik ve mamulleri" başlığı altında sınıflandırılan "polietilen ve polipropilenden mamul şerit veya benzerlerinden dokunmuş mensucat (yalnız dokuma brandalar)" ürününe yönelik yürürlükteki dampinge karşı kesin önleme ilişkin nihai gözden geçirme soruşturmasının usul ve esasları belirlendi.</p>
<p>Yapılan inceleme sonucu, yeterli bilgi, belge ve delillerin bulunduğu anlaşıldığından önlem konusu ürüne yönelik nihai gözden geçirme soruşturması açılması kararlaştırıldı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dokuma-branda-ithalatina-sorusturma-78601</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/resmi-gazete-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çin ve Vietnam menşeli dokuma branda ithalatına yönelik gözden geçirme soruşturması açılmasına karar verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/inditexin-turkiyedeki-magaza-ve-tedarikci-sayisi-dususe-gecti-78588</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 08:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Inditex’in Türkiye&#039;deki mağaza ve tedarikçi sayısı düşüşe geçti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Dünyanın en büyük moda perakende gruplarından Inditex’in 2025 tedarik zinciri ve finansal sonuç raporları, Türkiye operasyonlarında dikkat çekici bir dönüşüme işaret etti. Türkiye, grup açısından stratejik üretim ve satış pazarı olma konumunu korurken, son bir yılda hem mağaza sayısında hem de tedarikçi ağında daralma yaşandı. Inditex’in 2025 tedarik zinciri raporuna göre şirket Türkiye’de 606 dikim fabrikası ve 550 farklı üretim süreci tesisi olmak üzere toplam 1.156 fabrikayla çalışıyor. Bu rakam, Türkiye’yi grubun en önemli yakın tedarik merkezlerinden biri haline getiriyor. Türkiye, İspanya, Portekiz ve Fas gibi pazarlarla birlikte şirketin hızlı üretim ve esnek tedarik modelinde kritik rol üstleniyor. Şirket, Türkiye’yi “yakın tedarik pazarı” olarak tanımlarken, bu yapının değişen moda trendlerine hızlı yanıt verilmesini ve stokların daha etkin yönetilmesini sağladığını vurguladı. </p>
<h2>Türkiye yine de vazgeçilmez </h2>
<p>Ancak önceki dönem verileriyle karşılaştırıldığında Türkiye’deki tedarik ağında daralma dikkat çekti. 2024 yılında şirket yetkilileri tarafından yapılan açıklamada Inditex’in Türkiye’de 1.605 fabrika ile çalıştığı ve bu tesislerde 330 bin 926 kişinin görev yaptığı belirtilmişti. Son rapordaki 1.156 tesis ve 234 bin 645 kişilik istihdam verisi, tedarik zincirinde belirgin küçülmeye işaret etti. Buna göre şirketin Türkiye’de çalıştığı tesis sayısı 449 adet, bu tesislerdeki çalışan sayısı ise 96 bin 281 kişi azaldı. Buna rağmen Türkiye, Inditex için yalnızca üretim hacmi açısından değil, hız ve esneklik avantajı nedeniyle de önemini koruyor. Özellikle Avrupa pazarına yakınlık, kısa termin süreleri, hızlı yeniden sipariş kapasitesi ve güçlü tekstil altyapısı Türkiye’yi grubun vazgeçilmez merkezlerinden biri haline getiriyor.</p>
<h2>Bir yılda 6 mağaza kapandı</h2>
<p>Perakende tarafında da benzer bir tablo ortaya çıktı. Kullanıcı tarafından paylaşılan Ocak 2025 verilerine göre Inditex markalarının Türkiye’de Lefties dahil toplam 211 mağazası bulunuyordu. Şirketin 31 Ocak 2026 tarihli resmi sonuçlarına göre ise bu sayı 205’e geriledi. Böylece son bir yılda Türkiye’de net 6 mağazalık daralma yaşandı. Mağaza bazında en dikkat çekici değişim Zara’da görüldü. Türkiye’de 45 mağazaya sahip olan Zara’nın mağaza sayısı bir yılda 38’e indi. Buna karşılık grubun genç ve fiyat odaklı markası Lefties büyümesini sürdürdü ve mağaza sayısını 7’den 8’e çıkardı. Bershka 31, Pull&amp;Bear 30, Stradivarius 30, Oysho 29, Massimo Dutti 24 ve Zara Home 15 mağaza ile mevcut seviyelerini korudu. Bu tablo, grubun Türkiye’de klasik mağaza büyümesi yerine marka karmasını yeniden şekillendiren ve verimliliği öne çıkaran bir strateji izlediğini gösterdi.</p>
<p>İstihdam tarafında ise mağaza çalışanlarına ilişkin güncel resmi veri paylaşılmadı. Ocak 2025 itibarıyla Türkiye’deki mağaza çalışan sayısı 6 bin 267 seviyesindeydi. Ancak şirketin 2025 finansal sonuç raporunda Türkiye mağaza personeline ilişkin yeni veri yer almadı. Buna rağmen mağaza sayısındaki gerilemenin, çalışan verimliliği ve operasyon optimizasyonu stratejisiyle paralel ilerlediği değerlendiriliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">KÜRESEL CİROSU 40 MİLYAR EURO'YA YAKLAŞTI, NET KARI 6,2 MİLYAR EURO OLDU</span></h2>
<p>Küresel ölçekte bakıldığında Inditex büyümesini sürdürdü. Şirketin 2025 yılı satışları 39,9 milyar euroya, net karı ise 6,2 milyar euroya ulaştı. Grup toplam mağaza sayısını 5 bin 460 olarak açıklarken, mağaza optimizasyonu, dijitalleşme, lojistik kapasite artırımı ve online kanal yatırımlarına hız verdi. Veriler, Inditex’in Türkiye’de fiziksel mağaza ve tedarikçi sayısını azaltmasına rağmen Türkiye’yi stratejik merkez olarak konumlandırmaya devam ettiğini ortaya koydu. Türkiye, daha az sayıda ancak daha verimli mağaza, daha kontrollü tedarik zinciri ve hızlı moda modeline uygun üretim kapasitesiyle grubun küresel ağındaki önemini koruyor. Zira grup Başta Lefties olmak üzere daha büyük metrekareli mağazalara yöneliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/inditexin-turkiyedeki-magaza-ve-tedarikci-sayisi-dususe-gecti-78588</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/8/1280x720/avm-1777961308.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünyanın en büyük moda gruplarından Inditex, Türkiye’de güçlü üretim üssü konumunu korurken 2025 verileri hem mağaza hem de tedarik zincirinde daralmaya işaret etti. Şirketin Türkiye’de çalıştığı fabrika sayısı 1.605’ten 1.156’ya, bu tesislerdeki istihdam 330 bin 926’dan 234 bin 645’e gerilerken, mağaza sayısı da 211’den 205’e düştü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/savas-ve-enerji-zammi-tekstilde-baskiyi-artirdi-78586</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 08:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savaş ve enerji zammı tekstilde baskıyı artırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>İran ile ABD ve İsrail arasında yaşanan savaş, Hürmüz Boğazı’nın kapatılması, küresel belirsizlik, artan enerji maliyetleri ve bozulan tedarik zinciri, tekstil sektöründe hem hammadde hem de üretim tarafında baskıyı artırdı. Sektör temsilcileri, petrol ve navlun kaynaklı maliyet artışlarının polyesterden pamuğa, boyahaneden konfeksiyona kadar tüm zinciri etkilediğini, buna karşın üreticinin bu artışı satış fiyatlarına aynı ölçüde yansıtamadığını belirtiyor. Yağmur Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Kaya’ya göre savaşın ilk günlerinden itibaren ülkeler önce kendi hammadde güvenliğine odaklandı. Petrol fiyatlarındaki sert hareketlerin polyester ve türev ürün fiyatlarını doğrudan etkilediğini ifade eden Kaya, bir dönem 60 dolar seviyelerinde bulunan petrolün artık 100 dolarların üzerinde seyrettiğini kaydetti. Bu yükselişin polyester elyaf fiyatlarını da yukarı çektiğini vurgulayan Kaya, Türkiye’de 1 doların biraz üzerinde satılan polyester hammaddesinin 1,68 dolara kadar çıktığını belirtti.</p>
<h2>Hammaddede iki yönlü baskı </h2>
<p>Tekstilde en yoğun kullanılan hammaddelerin pamuk, polyester ve viskon olduğunu belirten Kaya, petroldeki artışın yalnızca sentetik ürünleri değil, tarımsal üretim maliyetleri üzerinden pamuğu da etkilediğini söyledi. Kaya, “Pamuk doğal bir tarım ürünü. Petroldeki her yükseliş, üretim maliyetlerini artırarak pamuk fiyatlarını da yukarı taşıyor. Bu nedenle sektör iki yönlü baskı altında kalıyor” dedi. Dünya genelinde pamuk fiyatlarının da son dönemde yaklaşık yüzde 20 yükseldiğine dikkat çeken Kaya, tekstil sanayisinde son iki yıldır talep daralması nedeniyle ciddi stok biriktiğini, iplik fiyatlarının zararına satışlarla sürdürüldüğünü ifade etti. Kapasite kullanım oranlarının yüzde 40’lara kadar gerilediğini hatırlatan Kaya, bazı fabrikaların üretimi durdurduğunu, bazılarının ise kapasitesini ciddi şekilde azalttığını aktardı.</p>
<h2>Yerli hammadde korunmalı </h2>
<p>Kaya, son iki yıldır talep daralması nedeniyle zararına satış yapan iplik sanayisinin stoklarını ancak son aylarda eritmeye başladığını ifade etti. Kapasite kullanım oranlarının yüzde 40’lara kadar düştüğünü, bazı fabrikaların kapandığını, bazılarının ise çok düşük kapasiteyle üretime devam ettiğini belirten Kaya’ya göre bugün gelinen noktada stokların azalmasıyla arz-talep dengesi yeniden kuruluyor. Ancak bu kez de savaşın yarattığı belirsizlik, sigorta ve navlun maliyetleriyle ithalatı daha pahalı hale getiriyor. böyle dönemlerde özellikle yerli hammaddenin korunmasının kritik hale geldiğini savunan Kaya, Türk pamuğunun yurt dışına gidip başka ülkelerde işlenerek yeniden pazara sunulmasını önemli bir risk olarak değerlendirerek, savaş ve belirsizlik dönemlerinde Türkiye’nin elindeki hammaddenin katma değerli üretimde kullanılması gerektiğini söyledi. Yavuz’a göre mesele anlık yasaklar değil, eldeki değerin kıymetini bilerek sanayinin ihtiyaçlarını önceleyen bir yaklaşım geliştirmek…</p>
<p>Enerji maliyetlerindeki artışın da sektörü etkilediğini kaydeden Kaya, özellikle son yıllarda kar marjlarının daralması ve birçok işletmenin zararına çalışması nedeniyle en küçük maliyet artışının dahi satış fiyatlarına yansıdığını söyledi. Talep tarafında ise Mart, Nisan ve Mayıs aylarının geleneksel olarak sektörün en hareketli dönemi olduğunu belirten Kaya, Avrupa’dan siparişlerin sürdüğünü, ancak kapanma ve daralan kapasiteler nedeni ile mevcut üretimin talebi karşılamakta zorlandığını ifade etti.</p>
<h2>İthalatta maliyet baskısı arttı </h2>
<p>Biray Kumaş Yönetim Kurulu Başkanı Gökmen Aydınlı da tekstil sektöründe enerji, işçilik ve lojistik maliyetlerinin hızla yükseldiğini, buna karşın firmaların bu artışları müşteriye yansıtmakta ciddi zorluk yaşadığını söyledi. Aydınlı, mevcut koşullarda sektörün çoklu bir sıkışma içinde bulunduğunu belirterek, özellikle emek yoğun alanlarda destek verilmemesi halinde yeni kayıpların kaçınılmaz olacağını dile getirdi. Hammadde tedarikinin ağırlıklı olarak yurt içinden yapıldığını, ithalatın ise sınırlı kaldığını belirten Aydınlı, buna rağmen ithal girdilerde navlun bedellerindeki yükseliş ve teslim sürelerindeki uzamanın maliyet baskısını artırdığını ifade etti. Enerji zamlarının da tabloyu ağırlaştırdığını vurgulayan Aydınlı, özellikle doğalgaz ve elektrikteki artışların üretici üzerindeki yükü daha da büyüttüğünü söyledi.</p>
<h2>Boyahanelerde baskı daha da fazla </h2>
<p>Aydınlı, özellikle boyahane ve konfeksiyon gibi emek yoğun alanlarda tablonun daha ağır olduğunu söyledi. Boyahanelerde enerji payının yapılan zamlar ile birlikte yüzde 20’den yüzde 24’e çıktığını, işçilik maliyetinin ise yemek ve servis dahil yüzde 43-44 seviyesine ulaştığını belirten Aydınlı, ham maddenin payıyla birlikte bakıldığında üretim maliyetinin çok büyük kısmının artık bu kalemlerden oluştuğunu ifade etti. Aydınlı, “Bu yapı içinde işletmeler ya fiyat artırmak ya da kaliteyi aşağı çekmek zorunda kalıyor. Her iki seçenek de sektörü daha kırılgan hale getiriyor” dedi. Sektördeki bir diğer sorun da finansman baskısı. Aydınlı, kredi koşullarının sıkılaşmasının özellikle büyük ölçekli ve yüksek personel sayısıyla çalışan firmalar için riski büyüttüğünü, birçok işletmenin mevcut sipariş düzeyiyle personel ve sabit giderlerini karşılamakta zorlandığını bildirdi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Katma değerli üretim slogandan öteye gitmeli”</span></h2>
<p>Gökmen Aydınlı, tekstil sektöründe uzun süredir dillendirilen “katma değerli üretim” söyleminin artık slogandan öteye geçmesi gerektiğini belirterek, Türkiye’nin yıllar boyunca daha ucuz ve daha fazla üretim anlayışına yönlendirildiğini savundu. Bu yaklaşımın sektörü kalite, markalaşma ve yüksek segment üretimden uzaklaştırdığını ifade eden Aydınlı, bugün gelinen noktada daha yüksek kalite taleplerine sektörün bütün olarak cevap verip veremeyeceği konusunda ciddi endişe taşıdığını söyledi. Türkiye’de iplikten boyahaneye, örmeden dokumaya kadar birçok alanda üretim yapısının belirli müşteri gruplarının kalite standardına göre şekillendiğini belirten Aydınlı, daha üst kalite segmentine geçiş için yeterli altyapının oluşmadığını dile getirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/savas-ve-enerji-zammi-tekstilde-baskiyi-artirdi-78586</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/3/1280x720/tekstil-giyim-konfeksiyon-1767592630.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Petrol ve navlun kaynaklı maliyet artışlarının polyesterden pamuğa, boyahaneden konfeksiyona kadar tüm zinciri etkilediği, buna karşın üreticinin bu artışı satış fiyatlarına aynı ölçüde yansıtamadığı belirtiliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/konyada-80-milyon-euroluk-kakao-yatirimi-78585</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 08:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Konya&#039;da 80 milyon euroluk kakao yatırımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye’nin yıllık 400 bin ton ithalatı bulunan kakaonun yerli üretimi artıyor. Konya’nın Kulu ilçesinde, Kulu OSB’de kurulan Bafurya Kakao Entegre Tesislerinin üretime hazırlandığı belirtildi. Şirket kurucusu Yönetim kurulu Başkanı İbrahim Güngör ile Genel Koordinatör ve Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Fatma Güngör EKONOMİ’nin sorularını yanıtladı. Fildişi Sahili ve Gana’dan tedarik ettikleri kakao çekirdekleriyle entegre tesislerinde üretim yapacaklarını ve ilk etapta yıllık 30 bin ton üretimele başlama aşamasında olduklarını açıklayan İbrahim Güngör, devam eden süreçte hedeflerinin 100 bin ton olduğunu söyledi. Daha önce, bu alanda başka ürünlerde Afrika ülkeleri merkezli ticaret yaptığını belirten İbrahim Güngör, kakao çekirdeğinin küresel büyük firmalar tarafından kontrol edildiğini, üretim sürekliliği için iki ülkede üretici çiftçi ve kooperatif anlaşmalarını yaptığını belirtti. Güngör, son tüketiciye yönelik çikolata ya da atıştırmalık vb. ürünler üretmeyi planlamadıklarını, üretimlerini sektöre yönelik hazırladıklarını kaydetti. </p>
<h2>"Pazar, iki ülkenin yüksek miktarlı tarımsal üretimine bağlı"</h2>
<p>Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Güngör, kakao çekirdeğinin birkaç ülkede üretildiğini ancak ürüne giden hammadde tarafında küresel tekellerin bulunduğunu vurgulayarak, “Kakao, tarımsal bir ürün olsa da Londra ve ABD borsasında günlük işlem gören bir ürün ve Avrupa’da veyahut dünyada ‘siyah maden’ olarak adlandırılıyor. Batı Afrika dediğimiz Afrika’nın belli ülkelerinde üretilerek dünyaya servis ediliyor. Şimdi bu kapasiteye baktığımızda ortalama dünya kakao çekirdeği rezervinin yüzde 70’ine yakınını iki tane ülke üretiyor zaten: Fildişi Sahilleri ve Gana. Dünyada zaten ortalama 5.1-5.2 milyon ton çekirdek üretimi yapılıyor. Bunun da ortalama yüzde 50’sini bir tane şirket öğütüyor, satıyor. Geri kalan bunun üretimini artı işletmesini yapan ikinci bir şirket var. Dünya piyasasının yüzde 80-85’i beş tane firma elinde” bilgisini verdi. </p>
<h2>"Üretimde ana zorluk çekirdek tedariki"</h2>
<p>“Yaklaşık 10 yıldır çekirdek alıp yurt dışındaki partnerlerimizin fabrikalarında üretimini sağlayıp Türkiye'ye, Avrupa’ya ve Amerika’ya ticaretini gerçekleştiriyoruz. ..Bugün cebinizde milyonlar olsun, ‘ben kakao işine giriyorum’ derseniz giremezsiniz. …Ham madde tedariğinden tutun, üretimine zor bir iş” diyen Güngör, şöyle konuştu:<br />“Dünyada en çok üretimi yapan ülke Fildişi Sahili ve Gana. Çiftçi anlaşmalarımız, kooperatif anlaşmalarımız, direkt tarladan alım anlaşmalarımız da var. Çünkü biz 2010 yılından bu yana Afrika'da birçok ülkede farklı ticaretler de gerçekleştirdik. Yaklaşık 10 yıldır biz Fildişi Sahili’ndeyiz ve kendi şirketlerimiz var. Kendi tedarik şartlarımız, operasyonel olarak çalışan mühendislerimiz var. Direkt tarladan, direkt çiftçiden, direkt kooperatiften alım yaparak oranın (otoritelerine) direkt erişim sağlayarak ürün tedariğinde bulunabiliyoruz. Hammadde konusunda da bu operasyonel süreci yaklaşık bir 8-9 yıldır sağlamış bulunuyoruz.”</p>
<h2>Üreticilere satış planlanıyor</h2>
<p>İş modellerini üreticilere satış (B2B) olarak yapılandırdıklarını, son tüketici için gıda ya da kozmetikte ürün düşünmediklerini belirten İbrahim Güngör, fermante çekirdek alarak üretim sürecini başlatacaklarını açıkladı. Ürün olarak, kakao yağı, preslenmiş kek ve toz kakao elde edeceklerini, bunların satışını yapacaklarını kaydeden Güngör, ileri aşamada pul ve hamur çikolatayı da sunmayı planladıklarını kaydetti. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/konyada-80-milyon-euroluk-kakao-yatirimi-78585</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/5/1280x720/57-1777969261.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Konya Kulu OSB&#039;de faaliyete geçecek 80 milyon euroluk kakao yatırımı ile Türkiye talebinin yüzde 25’inin karşılanması öngörülüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkiyede-ilk-kobalt-tuzu-uretimini-eti-bakir-yapacak-78584</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 08:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’de ilk kobalt tuzu üretimini Eti Bakır yapacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Cengiz Holding şirketlerinden Eti Bakır, Mazıdağı’ndaki Metal Geri Kazanım ve Entegre Gübre Tesisleri’nde iki yeni yatırımı hayata geçirmek için düğmeye bastı. Türkiye’de ilk kez üretilecek kobalt uç ürünleri için 20 milyon dolarlık yatırımla tesis kurmayı planlayan Eti Bakır, eş zamanlı olarak gerçekleştirilecek 200 milyon dolarlık yatırımla da pelet demir üretimine başlayacak. Mazıdağı’ndaki tesislerinde basın mensuplarını ağırlayan şirket, yeni yatırım hedeflerinin detaylarını paylaştı. Eti Bakır Mazıdağı Metal Geri Kazanım ve Entegre Gübre Tesisleri İşletme Müdürü Bekir Kan, burada yaptığı açıklamada kobalt tuzlarının üretileceği tesisin yapımına yılsonunda başlayacaklarını söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f97deef1aec-1777958382.png" alt="" width="333" height="546" /></p>
<h2>Dünya üretiminin %2'sini karşılıyor </h2>
<p>Kan şöyle devam etti: “Mazıdağı tesisimizde, Türkiye’de olmayan ve teknolojide çok yoğun olarak kullanılan kobaltı, bakır süreçlerimizin artık ürünü olan piritten geri kazanıyoruz. Yıllık 2500 ton kobalt üretimimizle dünya üretiminin yüzde 2’sine yakınını karşılıyoruz. Yeni tesisimizle Türkiye’de üretimi olmayan, kobalt asetat, kobalt klorit, kobalt nitrat gibi kobaltın uç ürünlerini de üretmeye başlayacağız. Yaklaşık 20 milyon dolarlık yatırımla, 2 yılda faaliyete geçireceğimiz tesiste, yılda 2000 ton metale karşılık gelecek şekilde kobalt tuzları üretilecek. Seramik, batarya, savunma sanayi ve otomobil lastiği üretimi gibi sektörlerde kullanılan kobalt tuzlarının tamamına yakınını ihraç edeceğiz. Yine bölgeden 60 kişilik ek istihdam sağlayacağız. Uzun vadede ise daha katma değerli pil üretimi de düşünüyoruz."</p>
<h2>Doğalgaz kullanmadan gübre üretecek </h2>
<p>Yine tesiste geri kazanılan metallerden birisinin de demir olduğunu dile getiren Kan, bunun için de bir tesis yatırımı planladıklarını belirtti. 200 milyon dolarlık yatırımla kurulacak tesiste pelet demir üreteceklerini anlatan Kan, şunları söyledi: “Piritten geri kazandığımız yıllık 350 bin tonluk demir konsantresini bir adım daha işleyerek yüzde 95 saflıkta pelet demir haline getireceğiz. İnşaat demiri, sac gibi demir üreticilerinin hammaddesi olan pelet demir için kuracağımız tesis, 150 bin metrekarelik alanda yer alacak. 3 yılda tamamlanacağını öngördüğümüz tesis, tamamen iç piyasaya verilecek. Her iki yatırımımızla birlikte halihazırda 1690 olan istihdamımız da 1900’e çıkacak.” Türkiye’de yılda ortalama 1 milyon ton fosfatlı gübre kullanıldığını hatırlatan Kan, Mazıdağı’ndaki üretimle bu tüketimin 500-600 bin tonunu karşıladıklarını aktardı. Buradaki tesiste doğalgaz kullanmadan da gübre üretebildiklerine dikkat çeken Kan, “Sıvı amonyak prosesi, doğalgaz olmadan olmaz. Ancak biz bunu denedik ve oldu. Dünyada bir ilk. Böylece yaz aylarında doğalgaz kullanmadan da gübre üretimi yapabileceğiz” diye konuştu.</p>
<h2>Yılda 500-600 milyon dolarlık ithalatı önlüyor</h2>
<p>Eti Bakır’ın Türkiye’de üretilmeyen ya da arz açığı bulunan ürünlerin üretimiyle ülke ekonomisine katkılarına devam ettiğini ifade eden Kan, yılda 500-600 milyon dolarlık ithalatı önlediklerine dikkat çekerek, şu ifadeleri kullandı: “Mazıdağı tesisimizi yalnızca bir üretim merkezi olarak değil, döngüsel ekonominin güçlü bir örneği olarak da konumlandırmaya devam ediyoruz. Üretimim stratejimizin kalbinde ürünleri mümkün olduğunca uç ürünlere çevirerek katma değerin ülkemizde kalması için çalışmak var. Ülkemizin cari açığının kapanmasına katkıda bulunmak, ülkemiz sanayisinin ihtiyaç duyduğu ürünlerin yerli olarak üretilmesini sağlamak en büyük önceliğimiz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkiyede-ilk-kobalt-tuzu-uretimini-eti-bakir-yapacak-78584</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/4/1280x720/eti-bakir-1777958374.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eti Bakır, Mazıdağı’ndaki Metal Geri Kazanım ve Entegre Gübre Tesisleri’nde 220 milyon dolarlık 2 yeni yatırım için harekete geçti. Yatırımlar devreye girmesiyle pelet demir üretiminin yanı sıra Türkiye’de ilk kobalt tuzu üretimini de gerçekleştireceklerini söyleyen Eti Bakır Mazıdağı İşletme Müdürü Bekir Kan, ilerleyen dönemlerde ise pil üretimini masaya alacaklarını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yaz-sezonu-oncesi-kotu-sinyal-guvenlikciler-yolda-degil-78582</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yaz sezonu öncesi kötü sinyal: Güvenlikçiler yolda değil</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonomide öncü göstergeler, ekonominin gelecekteki yönü hakkında erken sinyal veren veriler veya ölçütlerdir. Yani ekonomi henüz büyümeden ya da daralmadan önce bu göstergeler hareket etmeye başlar ve işin ne tarafa gittiğini anlarsınız. Turizmde ise en önemli öncü göstergelerden biri rezervasyonlar ise (ulaşım ve konaklama) ise diğeri de özel güvenlik hizmetleri. Bunu Güvenlik Servisleri Organizasyon Derneği (GÜSOD) Başkan Turgay Şahan ile yaklaşık 2 yıl önce yaptığım bir röportajda öğrenmiştim.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69f97c7002058-1777958000.png" alt="" width="400" height="332" />
<figcaption><strong>Her yıl özel güvenlik elemanları Akdeniz ve Ege’nin güneyindeki tesislere giderlerdi. Ancak bu yıl eskisi gibi büyük göç yok.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Sektörde istihdam açığının özellikle yaz aylarında daha da büyüdüğüne dikkat çeken Şahan, yaz sezonu gelince güvenlikçilerin Ege’ye, daha çok da sezonun uzun olduğu Akdeniz Bölgesi’ne gittiklerini anlatmıştı. Bunun nedeni ise o bölgelerde alacakları nispeten yüksek ücretlerin yanı sıra bahşiş gibi “takviyelerle” ceplerine girecek paranın artmasıydı. İstihdam edenlerin konaklamayı, yeme içmeyi de karşılaması hayatı güvenlikçiler için epey kolay hale getiriyordu. 5-6 ay sonra “Nasıl olsa işim hazır” dedikleri eski işyerlerine geri dönüyorlar ve hele çalıştıkları işyeri Marmara Bölgesi’nde ise hiçbir sıkıntıyla karşılaşmıyorlardı. Ancak geçen hafta hem Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un hem de THY yöneticilerinin bilgilendirme toplantılarında “Savaş bitmezse ikinci çeyrek zor olabilir” demeleri üzerine Şahan’ı aradım “Bizim öncü gösterge ne diyor?” diye sormak için.</p>
<p>Şahan da turizmde ikinci çeyreğe ilişkin sıkıntı işaretlerinin geldiğini doğruladı ve şunları anlattı:</p>
<p>“Özel güvenlik elemanları her yıl Akdeniz’e ve Ege’nin güneyine giderlerdi. Ancak bu yıl eskisi gibi büyük göç yok. Çünkü nisanda Almanya ve Avrupa’dan gelen turist azaldı. Uçuş sayısında düşüş var. Bu nedenle otellerin en azından kalıcı bir ateşkese kadar her yılki gibi full olması beklenmiyor. Tesis sahipleri de belirsizlik nedeniyle tedbirli davranıyor. Eskiden otellerden bize mart sonunda “Bize nisanda şu kadar özel güvenlik elemanı gönderin” talebi gelirdi. Şimdi o talep dörtte üçe hatta kimi yerlerde yarıya indi. Bu işaret önümüzdeki dönemin sıkıntılı geçeceğini gösteriyor.”</p>
<p>Öyle görünüyor ki “bir delinin attığı ancak kırk akıllının çıkartamadığı taş” turizmi de vurmaya başladı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yaz-sezonu-oncesi-kotu-sinyal-guvenlikciler-yolda-degil-78582</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yaz sezonu öncesi kötü sinyal: Güvenlikçiler yolda değil ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/korfez-krizi-asyanin-buyume-motorunu-yavaslatiyor-78581</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Körfez krizi Asya’nın büyüme motorunu yavaşlatıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69f97a2953707-1777957417.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Ortadoğu’daki çatışmanın uzaması, enerji fiyatları üzerinden Asya ekonomilerinde belirgin bir yavaşlamayı tetikliyor. İthal enerjiye yüksek bağımlılık, bölgeyi küresel şoklara karşı en kırılgan alanlardan biri haline getirirken, büyüme ve enflasyon görünümü hızla bozuluyor.</p>
<p>Asya Kalkınma Bankası, 2026 büyüme tahminini yüzde 5.1’den yüzde 4.7’ye, 2027 beklentisini ise yüzde 4.8’e çekti. Aynı dönemde enflasyonun yüzde 3’ten yüzde 5.2’ye yükselmesi bekleniyor. Petrol fiyatlarının savaş öncesi 60–70 dolar bandından 100 doların üzerine çıkması, bu revizyonun ana nedeni olarak öne çıkıyor.</p>
<p>ADB Başkanı Masato Kanda’nın ifadesiyle, bölge artık “geçici değil, sistemik bir şokla” karşı karşıya.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f97ae14ee55-1777957601.png" alt="" width="800" height="309" /></p>
<h2>Alt bölgelerde yavaşlama derinleşiyor</h2>
<p>Yavaşlama Asya geneline yayılırken, bazı alt bölgelerde etkiler daha sert hissediliyor. Özellikle enerjiye bağımlı ve dış ticarete açık ekonomilerde büyüme belirgin şekilde aşağı çekiliyor. Gelişen Asya’da yüzde 5.4’ten yüzde 4.7’ye revizyon yapılırken, Güney Asya: yüzde 6.8 yerine yüzde 5.7, Doğu Asya: yüzde 5.0 yerine yüzde 4.4 büyüme beklentisi içinde. Güneydoğu Asya’da GSYİH arışı beklentisi yüzde 4.8’den yüzde 4.2’ye, Türkiye’nin yüzde 64 ekonomik paya sahip olduğu Kafkasya &amp; Orta-Batı Asya’da ise büyüme beklentisi yüzde 4.6 seviyesinden yüzde 3.8’e indirildi. Gelişmiş Asya’da revizyon yüzde 2.5’ten yüzde 1.5’e yapıldı .Özellikle Pasifik ekonomilerinde büyümenin yüzde 2,8’e kadar gerilemesi, enerji maliyetlerinin küçük ve ithalata bağımlı ekonomiler üzerindeki etkisini net şekilde ortaya koyuyor.</p>
<h2>Enflasyon şoku merkez bankalarını zorluyor </h2>
<p>Büyümedeki yavaşlamaya rağmen enflasyonun hızlanması, politika yapıcıları zor bir dengeye itiyor. Bazı bölgelerde fiyat baskısı çift haneli seviyelere yaklaşmış durumda. Kafkasya ve Orta Asya: yüzde 22.5, Güney Asya: yüzde 7.6, Güneydoğu Asya: yüzde 4.5 risk ile karıya karşıya. Enerji ve gıda fiyatlarındaki artışın yayılmasıyla birlikte, merkez bankalarının agresif sıkılaşma ile büyümeyi koruma arasında ince bir çizgide hareket ettiği görülüyor.</p>
<h2>Yeni risk: stagflasyon senaryosu </h2>
<p>ADB’ye göre çatışmanın derinleşmesi halinde büyüme yüzde 4,2’ye kadar gerileyebilirken, enflasyon yüzde 7,4’e çıkabilir. Bu senaryo, Asya ekonomileri için stagflasyon riskini yeniden gündeme getiriyor. Uzmanlara göre asıl kırılma noktası, enerji maliyetlerinin ne kadar süre yüksek kalacağı. Bu sürenin uzaması, yalnızca büyümeyi değil, bölgenin küresel üretim ve ticaretteki rolünü de yeniden şekillendirebilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ülke bazlı etkiler derinleşiyor</span></h2>
<p>Asya genelindeki yavaşlama, ülke bazında daha çarpıcı sonuçlar üretiyor: </p>
<p>● <strong>Japonya’da</strong> büyüme tahmini yüzde 1’den yüzde 0,5’e düşürüldü. Artan enerji faturası, para birimi üzerinde baskı yaratırken, hükümet piyasaya 35 milyar dolarlık müdahalede bulundu. <br />● <strong>Hindistan’da</strong> büyümenin yüzde 7,6’dan yüzde 6,9’a gerilemesi beklenirken, risklerin aşağı yönlü olduğu vurgulanıyor.<br />● <strong>Tayland</strong>, büyüme beklentisini yüzde 2’den yüzde 1,5’e çekti. Enflasyon tahmini ise yüzde 0,3’ten yüzde 3’e yükseldi. <br />● <strong>Güney Kore</strong>’de ithalat fi yatları yıllık yüzde 16,1 artarak son 25 yılın en sert yükselişini kaydetti. <br />● <strong>Bangladeş’te</strong> enflasyon yüzde 8’in üzerinde kalırken, artan enerji maliyetleri kamu maliyesi üzerinde baskı oluşturuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/korfez-krizi-asyanin-buyume-motorunu-yavaslatiyor-78581</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/6/1280x720/sakaryanin-korfez-ulkelerine-ihracati-70-dustu-1775248457.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Asya’da büyüme beklentileri yüzde 5,1’den yüzde 4,7’ye çekilirken, enflasyon yüzde 5,2’ye tırmanıyor. Enerji maliyetlerindeki sıçrama ve ticaret hatlarındaki riskler, bölge ekonomilerinde yeni bir yavaşlama dalgasını tetikliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enerji-donusumunde-yeni-esik-kapasite-degil-sistem-donusumu-78591</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerji dönüşümünde yeni eşik: Kapasite değil, sistem dönüşümü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SHURA’nın “Türkiye Enerji Dönüşümü Görünümü 2025” raporu, Türkiye’nin yenilenebilir enerjide güçlü bir kapasite artışı yakaladığını, ancak enerji dönüşümünde yeni eşiğin artık şebeke, depolama, piyasa tasarımı ve sanayi dönüşümünden geçtiğini ortaya koyuyor. Rapora göre COP31, enerji güvenliği, yeşil finansman ve uygulama odaklı reformlar için stratejik bir kaldıraç olabilir. </strong></p>
<p>SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi’nin “Türkiye Enerji Dönüşümü Görünümü 2025” raporu, Türkiye’nin yenilenebilir enerjide güçlü bir ivme yakaladığını, ancak artan enerji talebi, yüksek ithalat bağımlılığı ve altyapı ihtiyacının dönüşümün hızını sınırladığını ortaya koyuyor. Rapora göre COP31, Türkiye için enerji güvenliği, yeşil finansman ve uygulama odaklı yapısal reformlar açısından stratejik bir kaldıraç olabilir.</p>
<p>Rapor, Türkiye’nin enerji dönüşümünde kritik bir eşiğe geldiğini gösteriyor. Rapora göre 2025 yılında devreye alınan 7 GW’lık yeni elektrik kapasitesinin yüzde 99’u yenilenebilir enerji kaynaklarından geldi. Türkiye’nin toplam elektrik kurulu gücü 122,5 GW’a ulaşırken, bunun yüzde 62’sini yenilenebilir kaynaklar oluşturdu. Güneş ve rüzgâr kurulu gücü ise 40 GW seviyesine çıktı.</p>
<p><strong>Her yıl 8 GW yeni güneş ve rüzgâr kapasitesinin devreye alınması gerekiyor</strong></p>
<p>Ancak rapor, dönüşümün artık yalnızca kapasite artışıyla ölçülemeyeceğine dikkat çekiyor. Türkiye’nin 2035 yılına kadar güneş ve rüzgâr kurulu gücünü üç katına çıkararak 120 GW hedefine ulaşabilmesi için her yıl ortalama 8 GW yeni güneş ve rüzgâr kapasitesinin devreye alınması gerekiyor. Bu hedefin gerçekleşmesi ise yalnızca yeni santrallerin kurulmasına değil; iletim ve dağıtım altyapısının güçlendirilmesine, enerji depolama çözümlerine, talep tarafı katılımına ve piyasa tasarımının dönüşümü desteklemesine bağlı.</p>
<p>Raporda, yüksek ithalat bağımlılığının Türkiye’nin enerji sistemini jeopolitik risklere açık hale getirdiği de vurgulanıyor.</p>
<p>2025’te Türkiye’nin enerji ürünleri ithalatı 2024’e göre yüzde 5 azalarak 62,5 milyar dolara, enerji kaynaklı dış ticaret açığı ise yüzde 4 düşüşle 47 milyar dolara geriledi. Ancak bu iyileşmenin büyük ölçüde uluslararası fiyat hareketlerinden kaynaklandığı belirtiliyor.</p>
<p>SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ, Türkiye’nin enerji sisteminin yüksek ithalat bağımlılığı ve coğrafi konumu nedeniyle küresel fiyat hareketlerinden doğrudan etkilendiğini belirterek, İran ile ABD ve İsrail arasında yaşanan gerilimlerin bu kırılganlığı daha görünür hale getirdiğini söylüyor. Bağ’a göre enerji dönüşümü artık yalnızca çevresel bir başlık değil; enerji güvenliği ve makroekonomik istikrar açısından kritik bir araç.</p>
<p>Bağ, yenilenebilir enerji yatırımlarının hız kesmeden devam etmesi gerektiğini vurgularken, bu artışın sürdürülebilir olması için şebeke esnekliği, depolama, talep tarafı katılımı ve toplayıcılık mekanizmalarının etkin şekilde devreye alınmasının önemine dikkat çekiyor. Yatırımcılar için öngörülebilir ve doğru fiyat sinyalleri sunan bir piyasa tasarımının da dönüşümün temel koşullarından biri olduğunu ifade ediyor.</p>
<p><strong>Sanayi dönüşümü enerji gündeminin merkezinde </strong></p>
<p>Raporda sanayinin dönüşümü de enerji gündeminin merkezine yerleşiyor. Enerji yoğun ve düşük katma değerli üretim yapısının sürmesi, enerji yoğunluğundaki iyileşmeyi yavaşlatıyor. Bu nedenle sanayide elektrifikasyonun hızlandırılması, verimlilik odaklı üretim yapısına geçilmesi ve yeşil hidrojen, batarya depolama, dijitalleşme gibi yeni teknolojilerin yaygınlaştırılması Türkiye’nin rekabet gücü açısından kritik görülüyor.</p>
<p>Bağ’a göre Türkiye’nin ev sahipliğinde yapılacak COP31, enerji dönüşümünü hızlandırmak için önemli bir fırsat sunuyor. Türkiye’nin yenilenebilir enerji kapasitesi, yerli üretim kabiliyeti ve politika geliştirme deneyimiyle uygulama odaklı çözümlere liderlik edebilecek konumda olduğunu belirten Bağ, COP31’in ulusal enerji dönüşümünü hızlandıracak reformlar ve uluslararası yeşil finansman kaynaklarının mobilizasyonu açısından stratejik bir kaldıraç olabileceğini vurguluyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enerji-donusumunde-yeni-esik-kapasite-degil-sistem-donusumu-78591</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji dönüşümünde yeni eşik: Kapasite değil, sistem dönüşümü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-bankalarda-satarken-sanayinin-yolunu-neden-tuttu-78580</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı, bankalarda satarken sanayinin yolunu neden tuttu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Geçtiğimiz hafta yabancılar satış ağırlıklı işlemlerde bulundu. BIST 30 Endeksi’ndeki 23 hissede satış yapan yabancı fonlar, sadece 7 hissede alıcı tarafta durdular. Ağırlıklı olarak banka hisselerini satarken; sanayi ve iletişim hisselerinde alım yönlü işlemleriyle öne çıktılar.</strong></p>
<p>21-29 Nisan tarihli takas verileri yabancı fonların banka sektöründeki pozisyonlarını azaltarak rotasını sanayi ve iletişim sektörlerine çevirdiğini söylüyor. Bir önceki hafta alıma döndükleri Astor Enerji hissesindeki işlemleri 4,68 puanlık artışla devam etti. Tüpraş’ta da paylarını 1,17 puan artırdılar. İletişim sektöründe Turkcell’den ziyade Türk Telekom’a ağırlık verdiler. Haftanın en fazla satışını 4,05 puanla Türk Altın’da gerçekleştirirken, yaygın satışları bankalara yönelikti. Akbank ve Garanti Bankası en fazla sattıkları oldu. Bankacılıktaki muhasebesel beklenti yerine, operasyonel nakit yaratan şirketlere yöneldiler.</p>
<h2>Sanayide en fazla aldıkları</h2>
<p>Bir önceki hafta 12,90 puan artırdıkları Astor Enerji’deki işlemlerine devam eden yabancılar, bu defa 4,68 puanlık işlemle paylarını %69,63’e çıkardılar. Yüksek ilgide şirketin özellikle ABD’den aldığı yeni siparişlerin etkisi bulunuyor. Nisan sonu itibariyle toplamda 50 milyar TL’yi aşan yeni iş bağlantısı yıllık gelirinin %142’sine ulaştı.</p>
<p>Bir önceki hafta satış tarafında durdukları Tüpraş’ta geçen hafta alım ağırlıklı işlemleri vardı. Paylarını 1,17 puan artırarak %43,08’e çıkardılar. Üç aylık mali tablolarını 6 Mayıs günü açıklayacak olan firma, geçen yıl satışlarını %22 düşürse de dönem sonu kârını artırdı. Bunda net parasal pozisyon kaybının önceki yıla göre azalmasının etkisi vardı.</p>
<h2>Bankalarda sattılar</h2>
<p>Yabancılar bankalarda agresif bir yönelime girmeden sakince satış tarafında yer aldı. En yüksek satış 1,11 puanla Akbank’ta gerçekleşirken payları %56,3’e indi. Üç aylık bilançosunu açıklayan Akbank, faiz gelirini %17 artırarak 171,5 milyar TL’ye çıkardı. Dönem sonu net kârı %39 büyüyerek 19,2 milyar TL’ye yükseldi.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f979a3dd996-1777957283.png" alt="" width="999" height="547" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>TEKNOLOJİ Mİ, FİYAT MI?</strong></p>
<p><strong>Teknoloji</strong>; operasyonel hız, verimlilik, vizyon, yenilikçilik, uzun vade. Yüksek maliyet, hızlı eskime, adaptasyon sorunu, belirsizlik, bağımlılık.</p>
<p><strong>Fiyat</strong>; nakit koruma, değerleme avantajı, rekabet gücü, bütçe rahatlığı. Kalite tavizi, vizyon darlığı, marka erozyonu, sürdürülebilirlik engeli.</p>
<p><strong>İptal edilen Romanya’daki GES küçük ölçekli olup şirketi etkilemeyecek boyutta</strong></p>
<p>Enda Enerji’nin Romanya’daki yatırımının iptali hedeflerini düşürür mü? ● Ömer Konal</p>
<p>Ömer, Enda Enerji’nin Romanya’daki 10 MW kapasiteli güneş enerjisi ve depolama tesisi alımından, karşı tarafın şartları yerine getirmemesi nedeniyle vazgeçmesi piyasada kısa vadeli bir pürüz gibi algılanabilir. Bununla birlikte, tablodaki güncel üretim verilerine bakıldığında şirketin büyüme ivmesinin bu küçük ölçekli iptalden etkilenmeyecek kadar güçlü olduğu görülüyor. 2026 yılının ilk çeyreğinde toplam elektrik üretimi önceki yıla göre %95 artarak 163,4 GWh seviyesine ulaşırken, HES üretimindeki %466’lık artış bilançoyu tek başına sırtlıyor.</p>
<p><strong>Ditaş’ta büyük ortak Doğan Holding payının tamamını satınca yönetim BDY’ye geçti</strong></p>
<p>Ditaş’ın ünvan değişikliği yeni bir dönemin habercisi olarak kabul edilebilir mi? ● Aykut Dere</p>
<p>Aykut, Ditaş Doğan’ın ünvanının Ditaş BDY olarak değişmesi sıradan marka güncellemesinden öte, firmanın mülkiyet ve yönetim yapısındaki el değiştirmenin nihai sonucu olarak görülmeli. Doğan Holding, şirketteki %68,24 hakim payını geçtiğimiz yıl 14,5 milyon dolara BDY Group’a satarak Ditaş’tan tamamen çıktı. Aradan geçen zaman diliminde ünvanda “Doğan” ibaresi çıkarılarak yerine “BDY” ibaresinin eklenmesi, yeni hakim ortağın şirkete stratejik kimliğini entegre etmesi olarak okumalı. Yeni ortaklık yapısıyla firmanın yaklaşımı da değişecektir.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>HDA serbest arbitraj modeli ve temkinli yaklaşımıyla endeksin gerisinde</strong></p>
<p>Hedef Portföy’ün yönetimindeki Dördüncü İstatistiksel Arbitraj Hisse Senedi Serbest (TL) Fon (HDA), sınırlı olmakla birlikte sakin bir yükseliş ile öne çıkıyor. Büyüklüğü geçtiğimiz aralıktan bu yana düşüyor. Nisanda 406,5 milyon TL seviyesinde bulunurken düşüş devam etti. Hissede her ay farklı miktarlarda olmakla birlikte para çıkışı yaşanıyor. Nisanda çıkan nakit 61,17 milyon TL. Yatırımcı ilgisinin sürekli gerilediği fonun yatırımcı sayısı şimdilerde 767’ye inerken, doluluk oranı %2,85 seviyesinde. HDA, arbitraj modelleriyle piyasadaki fiyat anomalilerini değerlendirme stratejisiyle hareket ediyor. Risk değeri 2 olan fonun portföyünün %91,23’ü hisse ve %5,32’si fonlardan oluşuyor. Sermayesini korumak isteyen temkinli yatırımcıya hitap ediyor. Yıllık %39,45 getiri ile endeksin gerisinde.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Bilkom Bilişim, Piyasadan TLREF + %0,75 faizle 518 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Bilkom Bilişim, nitelikli yatırımcılara yönelik 30.04.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 518.000.000 olan bononun yıllık faizi TLREF+%0,75 olarak belirlendi. 179 gün vadeli bono, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 2 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 26.10.2026 olarak açıklandı. 30 Nisan itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,99 seviyesinde bulunuyor. Bilkom’un verdiği 0,75 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, TRFBLKME2621 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f979799c8b3-1777957241.png" alt="" width="244" height="189" /></strong><strong>İş GMYO’nun fiyatı şubattan bu yana geriliyor. Kamu kurumları fiyatta anlaşamadı</strong></p>
<p>İş GMYO’da fonlar hafif satıcılı tarafta yer alıyor. Portföylerindeki miktar %0,10 ile toplamda 811,9 bin lot azalarak 17,05 milyon lota geriledi. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 25’ten 26’ya çıktı. BIG fonu 425 bin lot ile en fazla satışı gerçekleştirdi, RSK fonu 25 bin lot ile en çok alımı yapan tarafta durdu. İş GMYO hakkında bugüne kadar 7 aracı kurum öneride bulundu ve 1 kurum model portföyüne aldı. En yüksek öneriyi Ziraat Yatırım 38,40 TL ile verdi. Yıl içinde en düşük öneri 25,50 TL ile Vakıf Yatırım’dan geldi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f9796889860-1777957224.png" alt="" width="976" height="246" /></strong><strong>BEST BRANDS</strong></p>
<p><strong>Araç muayene işine giriyor. Eskişehir ve Bilecik istasyonları için şirket kurdu</strong></p>
<p>Geçtiğimiz şubat ayında borsada işlem görmeye başlayan Best Brands, Turka Araç Muayene İstasyonları ile bir ön protokol imzaladı. Protokol çerçevesinde Eskişehir ve Bilecik’teki istasyonların alt işleticilik faaliyetlerini yürütmek üzere 250 bin TL sermayeli yeni bir bağlı ortaklık kurdu. Araç muayene hizmetleri, yasal zorunluluğu olan ve talebi ekonomik dalgalanmalardan etkilenmeyen garantili bir nakit üretim modelidir. Şirket, ilerleyen süreçte alt işletme sözleşmesinin imzalanmasını beklerken adayı olduğu işin gelirine ne boyutta katkı sağlayacağını belirtmedi.</p>
<p><strong>GEN İLAÇ</strong></p>
<p><strong>SGK ile yaptığı sözleşme cirosuna 15 ayda yaklaşık 3,7 milyar TL katkı sağlayacak</strong></p>
<p>Gen İlaç, SGK ile distribütörü olduğu bir ilacın alternatif geri ödemesine yönelik 15 aylık sözleşme imzaladı. Anlaşmanın şirket satışlarına toplamda 70,7 milyon euro (yaklaşık 3,7 milyar TL) tutarında katkı yapması bekleniyor. Gen İlaç, geçtiğimiz yıl 19,2 milyar TL gelir elde ederken yıl sonunda 814,4 milyon TL net kâr yazdı. Kurumsal tahsilat yönelimi ciroyu doğrudan yukarı taşımaya imkan veren bir yaklaşım. İlaç sektöründe özel ve pahalı tedavilerin devletin geri ödeme listesine alınması, söz konusu ilacın sürdürülebilir satış hacmini destekleyen en önemli yasal aşamadır.</p>
<p><strong>FUZUL GYO</strong></p>
<p><strong>Ortaklığın giderilmesi davası sonrası yapılan ihaleye katılarak diğer payları aldı</strong></p>
<p>Fuzul GYO, %47,33 oranında hissedarı olduğu İkitelli’deki arsanın ortaklığın giderilmesi davası sonucunda yapılan ihalede, en yüksek teklifi vererek taşınmazın kalan paylarını satın almaya hak kazandı. İhale kesinleştiğinde şirket kendine ait hisseler dışında kalan payların bedelini ödeyerek taşınmazın tamamına sahip olacak. Gayrimenkul geliştirme süreçlerinde parçalı mülkiyet yapısı, arsaların üzerine proje geliştirilmesinin önündeki en büyük sorundur. Arsayı atıl bekletmek yerine diğer payları satın alıp mülkiyeti tek elde toplamak sorunu aşmak açısından önemli.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-bankalarda-satarken-sanayinin-yolunu-neden-tuttu-78580</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı, bankalarda satarken sanayinin yolunu neden tuttu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozel-acikladi-savunmadan-hucuma-geciyoruz-78579</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özel açıkladı: Savunmadan hücuma geçiyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 4 Mayıs’tan itibaren 81 ilde 973 ilçede yoğun bir programla sahaya çıktıklarını belirterek, mücadelede vites yükselterek yeni bir aşamaya geçtiklerini açıkladı. Özel, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi (CAO) Yürütme Kurulu Toplantısı sonrası yaptığı açıklamada, “ Bugünden itibaren CHP, iktidarı değiştirmek, iktidar olmak ve adaleti getirmek için savunmadan hücuma çıkıyor, sahaya gidiyor ve orada ülkenin kronikleşmiş, insanları canından bezdirmiş sorunlarına hangi çözümleri üreteceğini, bu ülkeyi nasıl yöneteceğini, yoksulluğu ve işsizliği nasıl yok edeceğini anlatıyor. Bunun için tüm kadrolarıyla birlikte sahaya çıkıyor. Cumhuriyet Halk Partisi örgütü, milletvekilleri, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’ndeki Politika Kurulu başkanları, Parti Meclisi üyeleri, Yüksek Disiplin Kurulu üyeleri, il başkanları, ilçe başkanları, sandık görevlileri sokağa çıkıyorlar, sahaya çıkıyorlar ve ıslak imzalı tutanakları almadan geriye dönmeyecekler “ dedi. 81 ilde, 973 ilçede eş zamanlı başlayacak ve bir ay boyunca yoğun bir şekilde sürecek çalışmaların seçime kadar titiz bir şekilde takvimlendirilerek süreceğini kaydeden Özel, “Seçim çalışmaları bundan sonra yeni bir evreye girmiştir. Bu işin son günü seçimi kazandığımız gündür. O güne kadar durmadan ve yılmadan çalışacaklar. Merkez Yönetim Kurulumuz, Parti Meclisi üyelerimiz, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Yürütme Kurulu üyelerimiz ve milletvekillerimiz; ayrıca illerde ve ilçelerde il başkanlarımız ve ilçe başkanlarımız; kadın ve gençlik kollarımız hep birlikte sahada olacaklar. Sandık görevlilerimize özel bir vurgumuz var. Seçim günü sandıklarında görev yapacak 106 bin arkadaşımız o gün sandıklarında oy kullanacak kimi köyündeki 40 kişi, kimi büyükşehir ilçesindeki 300 - 320 kişiyle birebir görüşmeye, göz hizasından iletişim kurmaya, onların elini sıkmaya, kendini tanıtmaya onları tanımaya ve bundan sonra her fırsatta onlarla birlikte olmaya başlıyor” diye konuştu.</p>
<p>Nisan ayı enflasyon verilerini de hatırlatan Özel, “Bitmeyen bir ekonomi krizin ortasındayız, iktidar değişmediği takdirde krizin biteceğine yönelik en ufak bir inanç, en ufak bir gösterge de yoktur. Aylık yüzde 4,18’lik oran, 100 ülkenin yıllık enflasyondan fazladır. Dünyada 100 ülkede bizde bir ayda yaşanan enflasyon bir yılda yaşanmıyor” dedi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozel-acikladi-savunmadan-hucuma-geciyoruz-78579</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/9/1280x720/ozgur-ozel-1777956913.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özel açıkladı: Savunmadan hücuma geçiyoruz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hizmet-ihracatinda-100-indirim-sira-munhasiran-cikmazinda-78578</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hizmet ihracatında %100 indirim, sıra &#039;münhasıran&#039; çıkmazında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Hizmet ihracatında asıl mesele artık oran değil, uygulamadır. Özellikle dijital ekonomide “münhasıran yurt dışında yararlanma” şartının nasıl yorumlanacağı netleşmeden, %100 indirim uygulamada beklenen etkiyi tam olarak doğurmayabilir.</strong></p>
<p>24 Nisan’da açıklanan yatırım paketi, Türkiye’nin yatırım ortamını güçlendirmeye yönelik önemli başlıklar içeriyordu. Pakette; hizmet ihracatı, yurt dışı iştirak kazançları, İstanbul Finans Merkezi, bölgesel yönetim merkezleri, ihracatçı ve imalatçı ihracatçılar için yeni vergi oranları gibi birçok düzenleme başlığı yer aldı.</p>
<p>Bu açıklamaların ilk somut adımlarından biri, 30 Nisan 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan <strong>11257 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı</strong> ile atıldı.</p>
<p>Karar, özellikle hizmet ihracatı ve yurt dışı iştirak kazançları açısından önemli oran değişiklikleri getirdi.</p>
<p>11257 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile iki temel değişiklik yapılmıştır. İlk değişiklik, <strong>yurt dışından elde edilen kâr payı ve iştirak kazançlarına</strong> ilişkindir. Bu kapsamda, daha önce gerçek kişilerde yurt dışı kâr payı istisnası, kurumlarda ise yurt dışı iştirak kazancı istisnası bakımından aranan <strong>%50 iştirak oranı</strong>, yeni düzenleme ile <strong>%20’ye</strong> düşürülmüştür. Kurumlar vergisi tarafında ayrıca, yurt dışı iştirak kazancı istisna oranı <strong>%50’den %80’e</strong> çıkarılmıştır.</p>
<p>İkinci değişiklik ise <strong>hizmet ihracatı</strong> indirimine ilişkindir. Hem gelir vergisi mükellefleri hem de kurumlar vergisi mükellefleri bakımından, hizmet ihracatından elde edilen kazançlara uygulanan indirim oranı <strong>%80’den %100’e</strong> yükseltilmiştir. Böylece, gerçek kişiler yönünden <strong>GVK m.89/1-13</strong>, kurumlar yönünden ise <strong>KVK m.10/1-ğ</strong> kapsamında uygulanan hizmet ihracatı indirimi aynı yönde artırılmıştır.</p>
<p>Karar, <strong>1 Ocak 2026 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemlerine ilişkin gelir ve kazançlara uygulanmak üzere</strong> yürürlüğe girmiştir.</p>
<p>Bu yönüyle düzenleme, sadece 2026 yılı gelir ve kurumlar vergisi planlaması bakımından değil, aynı zamanda geçici vergi dönemleri bakımından da doğrudan dikkate alınması gereken bir değişikliktir. Özellikle <strong>2026 yılı birinci geçici vergi dönemine</strong> ilişkin beyan sürecinin yaklaştığı bu günlerde, hizmet ihracatı ve yurt dışı iştirak kazançları bulunan mükelleflerin yeni oranları ve şartları şimdiden değerlendirmesi önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>Hizmet ihracatında %100 </strong><strong>indirim ne anlama geliyor?</strong></p>
<p>Kararın en dikkat çekici yönü, <strong>Gelir Vergisi Kanunu’nun 89/1-13 maddesi</strong> ile <strong>Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10/1-ğ maddesi</strong> kapsamında uygulanan hizmet ihracatı indiriminin <strong>%80’den %100’e çıkarılmasıdır</strong>.</p>
<p>Bu düzenleme; yazılım, mimarlık, mühendislik, tasarım, tıbbi raporlama, çağrı merkezi, veri analizi, ürün testi, sertifikasyon ve benzeri hizmet alanlarında faaliyet gösteren mükellefler için önemli bir avantaj sağlayabilir.</p>
<p>Özellikle yazılım, oyun, mobil uygulama, dijital tasarım, mühendislik ve veri analitiği gibi yüksek katma değerli hizmet alanlarında Türkiye’den yurt dışına hizmet veren kişi ve şirketler açısından bu değişiklik olumlu bir adımdır.</p>
<p>Ancak burada dikkat edilmesi gereken temel husus şudur: Hizmet ihracatında sorun sadece oran sorunu değildir.</p>
<p>Oranın %80’den %100’e çıkarılması önemli olmakla birlikte, uygulamada asıl mesele hangi kazancın bu indirim kapsamına gireceğidir.</p>
<p><strong>Asıl sorun hâlâ “münhasıran yurt </strong><strong>dışında yararlanma” şartı</strong></p>
<p>GVK m.89/1-13 ve KVK m.10/1-ğ kapsamındaki indirimden yararlanılabilmesi için hizmetin Türkiye’de verilmesi ve bu hizmetten <strong>münhasıran yurt dışında yararlanılması</strong> gerekmektedir.</p>
<p>Klasik hizmet modellerinde bu şartın tespiti nispeten kolaydır. Örneğin Türkiye’deki bir mühendislik firmasının Almanya’daki bir şirkete proje hizmeti vermesi veya Türkiye’deki bir yazılım şirketinin ABD’deki bir müşteriye özel yazılım geliştirmesi daha anlaşılabilir örneklerdir.</p>
<p>Ancak dijital ekonomide durum bu kadar basit değildir.</p>
<p>Bugün bir mobil uygulama Türkiye’de geliştirilebilmekte, App Store veya Google Play üzerinden dünyanın birçok ülkesindeki kullanıcılara sunulabilmektedir. Bir oyun şirketi gelirini global platformlardan elde edebilmekte, bir SaaS şirketi farklı ülkelerdeki kullanıcılardan abonelik geliri tahsil edebilmektedir.</p>
<p>Bu durumda şu soru ortaya çıkmaktadır: <strong>Hizmetten nerede yararlanılmıştır?</strong></p>
<p>Platformun bulunduğu ülke mi esas alınacaktır? Nihai kullanıcının lokasyonu mu dikkate alınacaktır? Ödemenin geldiği ülke mi belirleyici olacaktır? Türkiye’de tek bir kullanıcının bulunması, tüm geliri indirim dışı bırakacak mıdır?</p>
<p>İşte “münhasıran” şartı burada önemli bir uygulama sorununa dönüşmektedir.</p>
<p>Eğer bu şart çok katı yorumlanırsa, dijital hizmet gelirlerinde %100 indirim oranı kâğıt üzerinde güçlü görünür; ancak uygulamada mükellefler açısından ciddi tereddütler doğurur.</p>
<p><strong>Pro-rata (oransal ayrıştırma) yöntemi değerlendirilmeli</strong></p>
<p>Bana göre dijital hizmet gelirlerinde <strong>pro-rata</strong>, yani <strong>oransal ayrıştırma</strong> esasına dayalı daha makul ve uygulanabilir bir yöntem benimsenmelidir.</p>
<p>Dijital hizmet gelirlerinde, platform raporları, kullanıcı lokasyonu, fatura bilgileri, ödeme ülkesi, abonelik kayıtları veya benzeri objektif veriler esas alınarak yurt dışı kullanıcı gelirleri ile Türkiye kaynaklı gelirlerin <strong>oransal olarak ayrıştırılmasına</strong> imkân tanınmalıdır.</p>
<p>Bu durumda hizmet gelirinin tamamı tek kalemde “indirimden yararlanır” veya “yararlanamaz” şeklinde değerlendirilmez. Sadece Türkiye’de yararlanılan kısım indirim dışında bırakılır; yurt dışındaki kullanıcı veya müşterilere isabet eden gelir ve kazanç ise hizmet ihracatı indirimi kapsamında değerlendirilebilir.</p>
<p>Bu yaklaşım hem mükellef açısından öngörülebilirlik sağlar hem de idarenin denetim kapasitesini artırır.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>30 Nisan 2026 tarihli 11257 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı, 24 Nisan’da açıklanan yatırım paketinin ilk somut adımlarından biridir.</p>
<p>Bu değişiklikler, özellikle hizmet ihracatı ve yurt dışı iştirak kazançları bulunan mükellefler açısından olumlu ve önemli adımlardır.</p>
<p>Ancak hizmet ihracatında asıl mesele artık oran değil, uygulamadır. Özellikle dijital ekonomide “münhasıran yurt dışında yararlanma” şartının nasıl yorumlanacağı netleşmeden, %100 indirim uygulamada beklenen etkiyi tam olarak doğurmayabilir.</p>
<p>Dijitalleşen ve küreselleşmenin artık ileri bir aşamaya ulaştığı günümüz ekonomisinde, esas katma değerin giderek hizmetler alanında oluşacağı açıktır. Yazılım, veri analitiği, mühendislik, tasarım, yapay zekâ destekli hizmetler, oyun, dijital platformlar ve uzaktan sunulan profesyonel hizmetler, gelişmekte olan ülkeler için sadece yeni bir gelir alanı değil; aynı zamanda cari açığın azaltılması bakımından da stratejik bir imkândır.</p>
<p>Bu nedenle, 24 Nisan paketi kapsamında yapılacak kanuni düzenlemelerde sadece indirim oranlarının artırılmasıyla yetinilmemeli; hizmet ihracatı uygulamasında uzun süredir tereddüt yaratan <strong>“münhasıran yurt dışında yararlanma”</strong> şartı da yeniden ele alınmalıdır. Bir taraftan yurt dışından Türkiye’ye gelecek kişilere yönelik vergi tatili ve benzeri cazip düzenlemeler planlanırken, diğer taraftan kendi ülkemizin yetişmiş insan kaynağını, yazılımcılarını, mühendislerini, tasarımcılarını ve girişimcilerini yurt dışına yöneltecek uygulama belirsizlikleri ortadan kaldırılmalıdır.</p>
<p>Kanaatimce, özellikle dijital hizmetler bakımından bu şartın mevcut haliyle korunması yerine, yurt dışı kullanıcı veya müşteri gelirlerinin objektif kriterlerle ayrıştırılmasına imkân veren daha esnek ve uygulanabilir bir sistem kurulmalıdır. Hatta kanuni düzenleme sürecinde “münhasıran” ibaresinin kaldırılması ve bunun yerine yurt dışında yararlanılan hizmet kısmına isabet eden kazancın indirim kapsamında değerlendirileceğinin açıkça yazılması, uygulamadaki birçok tereddüdü ortadan kaldıracaktır.</p>
<p>Türkiye hizmet ihracatında gerçekten güçlü bir merkez olmak istiyorsa, sadece oranları değil, bu oranların uygulanacağı kavramları da dijital ekonomiye uygun hale getirmelidir. %100 indirim ancak bu şekilde gerçek ve uygulanabilir bir teşvik haline gelebilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hizmet-ihracatinda-100-indirim-sira-munhasiran-cikmazinda-78578</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hizmet ihracatında %100 indirim, sıra &#039;münhasıran&#039; çıkmazında ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/herkes-degisik-sey-gorur-78577</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Herkes değişik şey görür</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Salata yiyen adam</strong></p>
<p>Washington D.C. Hilton Oteli’nin balo salonu hınca hınç doluydu. Birden dışardan silah sesleri gelmeye başladı. İnsanlar kendilerini oturdukları masanın altına, yerlere attılar. Yüzükoyun, tam siper yatmışlardı. Herkes kendi dinine göre duasını ediyordu. Belki ateistlerden hemen imana gelenler bile vardı. Bütün bu karışıklık arasında smokinli bir adam, gayet sakin salatasını yiyor ve çevreyi seyrediyordu.</p>
<p>Bu olay geçen hafta Beyaz Saray Muhabirleri Derneği (White House Correspondents’ Association) yemeğinde oldu. Bu olay yaşanırken masasında salatasını yiyen davetli kişi ise Michael Glantz,   Creative Artists Agency ‘nin bir üst düzey yöneticisi idi. Olay, CNN’in canlı yayınında gösterildi ve vidosu hemen viral oldu.</p>
<p><strong>Olası yorumlar</strong></p>
<p>Millet canının derdinde kendini yerlere atmış. Gizli servisin silahlı ajanları masalar arasında dönüp duruyorlar. Böyle bir ortamda birisi de kılı kıpırdamadan büyük bir iştahla salatasını yemeğe devam ediyor. Bu, inanılmaz bir durum. Ben de şöyle düşündüm: Bu tarihi bir olay. Adam gazeteci ruhu ile yakından izlemek istedi; bunu da başardı. Diyelim ki işler ters gitti, öldü. Hiç olmazsa sevdiğim bir şeyi yedim gitmeden diyebilirdi ilerde, imkanı olursa(!). </p>
<p>Ben nasıl bir şey düşünmüşsem, bu görüntüyü televizyonda canlı veya daha sonra seyreden herkes kendine özgü bir yorumda bulunmuştur. Bu yorumlar neler olabilir diye hayal ettim. Bakın neler geldi aklıma:</p>
<p>Barış zamanı bile askerden kaçmış, ama savaşalım diye savaş naraları atan birisi: “Helal olsun adama, cesur yürek. Korkmayacaksın arkadaş. Böyle paniğe kapılmadan işine bakacaksın, yemekse yemek”.</p>
<p>Bir gurme: “Adamın yediği salata sıradan bir salata değil; “burrata”  peynirli bir salata. Burrata, İtalya’dan bir peynir. Mozarella peyniri ve kaymakla yapılır. Yer afiyetle tabi”</p>
<p>Bir Türk emeklisi: “Herhalde bu adam da Amerikan emeklisi. Salatayı ve peyniri bulmuş kaçırır mı?”</p>
<p>Komplo tiryakisi birisi: “Bu Başkan’a saldırı falan hepsi hikâye,  show yaptılar. Şimdi “Vatan tehlikede Başkan’ın çevresine toplanalım” lafları çıkacaktır. Bunları yutmadık. Herhalde bu adam da olayın farkında, siz birbirinizi yiyin, ben de salatamı yiyeyim diyor. Helal olsun adama”.</p>
<p>Bir parti başkanı: “Ölünüzü, dirinizi, her gün birinizi, bir gün hepinizi müstahak olduğunuz sonuçlarla billahi yüzleştireceğiz. O gün geldiğinde bu salatayı bile bulamayacaksınız.</p>
<p>Yandaş bir gazeteci: “Beyaz Sarayda tasarrufa dikkat edilmektedir. Şekilde görüldüğü gibi menüde sadece salata vardır. Burrata peyniri diye abartılan peynir de o peynir değildir; çakmadır”.</p>
<p>Yeliz diye biri: “Bu Hristiyanlar, bu siyonistler ve bu Trump, peynirden de anlamaz. Demek ala ala misafirlerine bunu almış. Bu gariban da yiyor”</p>
<p>Güvenlik uzmanı bir televizyon yorumcusu: “İşte ispatı; Amerika kötü durumda, perişan. Bakın Cumhurbaşkanı yemeği, adam salata yiyor. Bu aslında bir güvenlik zaafı”</p>
<p><strong>Gerçek nedenler</strong></p>
<p>Ortalıktaki karmaşaya rağmen salatasını yemeğe devam eden adam verdiği ilk demeçte şöyle demiş: “Karmaşa beni etkilemedi. Neler olduğunu görmek istedim” . “Ben New Yorkluyum. Siren sesleri ve gürültüye alışığım; korkmadım. Yüzlerce gizli servis ajanı masaların ve sandalyelerin üstünde oradan oraya zıplarken onları seyretmek istedim”. Daha sonra belki daha derindeki nedenleri söylemiş. “Benim kendimi yere atmamakta iki nedenim var. Birincisi, bel problemim. Eğer kendimi yere atsa idim, sonra beni yerden kaldırmaya insan getireceklerdi. İkinci neden ise hijyene aşırı önem veren birisiyim. Yeni smokinim ile kendimi Hilton’un pis zeminine atmayacaktım”.</p>
<p><strong>Bilim adamlarının tahminleri de farklı</strong></p>
<p>Yukardaki olay bana eski bir hikayeyi hatırlattı. Bir grup bilim adamı kışın dağlarda araştırma yaparken yollarını kaybetmiş. Bir köylü onları bulmuş ve bir kulübeye getirmiş. Kulübedeki soba için odun getirmek üzere dışarı çıkmış. Soba bir sandığın üstünde duruyormuş. Köylü dışarı çıktıktan sonra bilim adamları yorum yapmaya başlamış. Birisi şöyle demiş: “Bilim buralara kadar gelmiş. Bak adam ısıyı odanın merkezinden yaymak için böyle yukarı oturtmuş.” Bir diğer bilim adamı buna itiraz etmiş: “Adam doğa dostu. Soba yanınca yerde yaşayan küçük böcekler sobanın sıcağında yanmasın diye sobayı yukarı kaldırmış.”  Üçüncü bilim adamı: “İkinize de katılmıyorum. Buradaki hava akımına baktım. Sobayı bu hava akımına göre yukarı kaldırmış.” Bu tartışmalar yapılırken köylü odunlarla içeri girmiş. Köylüye, “Bu sobayı neden böyle sandık üstüne koydunuz? Bakın bizim nedenlerimiz şöyle… Üçümüzden hangimiz haklı?” Köylü mahcup, başını eğmiş. Sobayı sandık üstüne koydum, çünkü soba borusu eksikti, bacaya erişemiyordu.</p>
<p><strong>Bir yorum</strong></p>
<p>Kişilerin aynı olay karşısında tepkileri aynı olmaz. Çünkü herkesin birikimleri aynı değildir. Herkes aynı resmi kendi açısından, kendi önyargısına göre değerlendirir. Ama sağlam bir yargıya varmak için olayların gerçek yüzünü görmek gerekir.</p>
<p>Bilgi notu: WHCA (White House Correspondents’ Association) özel bir organizasyondur. Geleneksel olmuş bu yemekler için parayı üyelerine bilet satarak sağlar. Toplanan para burs verilmek için ve de derneğin harcamalarını karşılamak için kullanılır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/herkes-degisik-sey-gorur-78577</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Herkes değişik şey görür ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2000lerin-hikayesine-bir-bakis-78576</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2000’lerin hikâyesine bir bakış</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir grafikle analiz yapabiliriz. Eski verileri kullanarak başlıyorum. Grafikte mevduat bankalarının verdiği kurumsal ve tüketici kredilerinin GSYH’ye oranla seyri görülüyor. Reel GSYH 2003-2018 arası yaklaşık 2 katına çıktı diyebiliriz. Bu, eski seridir ve bu seriye göre 2015 sonu itibariyle 1998 sabit TL fiyatlarıyla reel GSYH’nin 1,81 katına ulaştığını görüyoruz. 2018’e kadar uzatarak 2’ye yuvarlayalım. Mevduat bankalarının verdiği tüketici kredilerinin GSYH’ya oranının 2002 yılında -kriz sonrası- yüzde 1,77 olduğunu ve 2018 başında yüzde 15,11’e çıktığını saptıyoruz. Kaç katı? 8,5 katı. Aynı şekilde kurumsal kredilerde de 5,8 kat artış görüyoruz –GSYH oranı olarak. GSYH’yi 2 katına yuvarlarsak bu 17 ve 11,6 kat artışlara denk düşer. Tüketici kredileri açısından bakar ve grafiği incelersek 2003-2013 arası 11 yılda kredi/GSYH oranının kesintisiz arttığını ve bu dönemde 2008 Q4-2009 Q3 arası 4 çeyrek hariç GSYH’nin de sürekli arttığını görebiliriz. Bu, “kredi etkisi”. Bu etkiye 2003-2008 döneminde TL’nin değer kazanmasından kaynaklanan “kur etkisini” –istenirse ‘kur illüzyonu’ da denebilir ama etkisi reeldir ve 5 yıl sürmüştür- ve örneğin otomotiv sektöründeki gelişmelerden kaynaklanan ‘kalite etkisini’ de ekleyebiliriz. Elbette 2005 gibi her varlık sınıfında büyük kazançlar elde edilen ve doğrudan yabancı sermaye girişlerinin de ok gibi yükseldiği, konut ve araç kredilerinde yüzde 400’e varan artışların olduğu dönemi de unutmamalıyız.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f976ba13d6b-1777956538.png" alt="" width="700" height="362" />Grafikten 2014 itibariyle tüketici kredileri/GSYH oranındaki artışın durduğunu ve bu oranın hafifçe gerilediğini de görebiliriz. Bu, 2008 krizi hariç,  ilk kırılmadır. Tam o sırada herkes inşaat ve enerjiyle bu iş olmaz demeye başlamıştı. Sermaye birikiminde inşaat yatırımları makine-teçhizatın önünde gidiyordu.  Bu durumda ‘ekonomik oy veren’ tüketici neden vazgeçmiyordu? Yani o ana kadar mesele kredi artışı, refah etkisi, 2008 krizi hariç kur illüzyonu idiyse vazgeçmesi gerekmez miydi? Aslında bir kez vazgeçer gibi oldu. Unutmayalım ki iktidar partisi sadece 2009 Mart yerel seçiminde yüzde 40’ın biraz altına gerilemişti ancak bu dönemde kriz vardı, Habur kapısı olayı da yaşanmıştı. Yerel seçim olduğu için adaylar önemliydi ve Sivas’ta BBP patlaması etkili olmuştu. Bir kez de 7 Haziranda Kürt oylarının yarısı göç edince yüzde 41-42 bandına düştü. Yani yüzde 40 civarı en fala gerilediği noktaydı. Burası o zamanlar ‘granit’ blok oy sınırıydı. Bu ‘granitin’ önemli bir nedeni grafik tarafından açıklanabilir. 11 yıl kesintisiz krediye ulaşma imkânında artış ve sonra hafif gerileme. Nüfusun ikinci ve üçüncü yüzde 20’lik Gini bandı ‘bir kez oldu yine olur’ diye düşünüyordu. Dikkat, gelecekte daha da kötü olacak söylemi fazla etkili değildi çünkü bu bölme ve hatta bir alttaki yüzde 20 –ki hastane, yol vb. hizmetleri sayıp dökenler bunlar- dinlemiyordu dahi. Seçmen en fazla bir yıl geriye bakan –AR 1 veya ARMA (1,1)- bir süreç izliyor; ileriye henüz olmamış olana bakmıyor. Ancak refah etkisi geride kaldıkça hoşnutsuzların sayısı arttı.</p>
<p>Şimdi, bu dönem esasen görülmemiş bir ‘refah etkisi’ dönemiydi. Nedenlerini sayıp dökmek de seçmenin “merkezini” etkilemiyordu. Bu dönemde olanların değme sosyal demokrat partinin rüyası olduğunu söyleyelim. Bu işleri hangi nedenlerden dolayı olursa olsun –Derviş programı, dünyada tasarruf bolluğu, Lehman sonrası bolluk kaybolurken dahi gelişmekte olan ülkelere ilginin sürmesi, fonların buralara kayması, uzun süre ucuz kaynak bulunabilmesi vs.- bir sosyal demokrat parti yapmış olsaydı herkesin alkışlayacağını eklemek lazım. Elbette sosyal demokrat partiye ‘bir sanayi politikası şart’ denecekti ve onu da yapsaydı daha da fazla takdir toplayacaktır. Daha az inşaat ve gayrı menkul geliştirme, daha çok makine-teçhizat gibi görebiliriz. Ancak bu dönem de sona ermiş durumda. 2018 sonrası savunma harcamaları ve diğer yatırımlar artarken inşaatın sermaye birikimine katkısı azaldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69f976aa28b9b-1777956522.png" alt="" width="700" height="359" /></p>
<p>Başka? ‘Kısa süreli seçim döngüsü’ bir eğilim haline gelmiş durumda. Ücretlere zam yapılıyor ancak daha sonra enflasyon tarafından geri alınıyor. Manzara budur. Ancak grafiğe dikkatle bakarsak pandemideki geçici yükseliş hariç 2018 başından beri hem tüketici kredilerinde hem kurumsal kredilerde GSYH’ye oranla neredeyse yarıya yakın bir azalma görülüyor ve önemli olan da bu. 2003-2017 arası –2008-09 krizi hariç- bir dönemse 2018-2026 tamamen farklı bir dönem. Kredi itkisi yavaşlayınca büyümenin kaynakları da değişiyor. Grafiğin son kısmına bakarak ekonomik oy verme davranışı ağır basarsa muhalefet kazanır denebilir mi? Zor çünkü ekonomik oy verme davranışı bile ideolojik prizmadan kırılarak yansır. Ancak bir rahatsızlık olduğu açık.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2000lerin-hikayesine-bir-bakis-78576</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2000’lerin hikâyesine bir bakış ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/antalya-kendi-hikayesini-nasil-yazmali-78575</guid>
            <pubDate>Tue, 05 May 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antalya kendi hikayesini nasıl yazmalı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu sene 5. Uluslararası Foodfest Antalya Gastronomi Festivali’nin temasını Sözen Group CEO’su ve FoodFest Antalya İçerik Koordinatörü Gökmen Sözen ‘Her Sofra Bir Hikaye’ diye belirlediklerini söyledi. Ben bu güzel temayı “Her ‘bölge’ ayrı bir hikaye” diye çevirmek ve Antalya için de yukardaki başlığı atmak istedim. Aslında konunun özü ‘destination marketing’ yani turizmin en önemli kavramlarından biri…  Bölgesel, destinasyon bazlı pazarlama. Turizm Bakanlığı da buna son dönemde önem veriyor.  Bölgenin içindeki her potansiyelini pazarlama için kullanmak olarak da özetleyebiliriz. Bugün turist Fransa’ya gitmiyor, Paris’e, Côte d'Azur’a gidiyor. İtalya’ya değil Bologna’ya Amalfi Coast’a gidiyor.</p>
<p><strong>Antalya’nın inanılmaz potansiyeli</strong></p>
<p>Her bölgenin ayrı bir hikayesi var ve ayrı bir pazarlama strateji olması gerekiyor. Ama Türkiye’nin pazarlanacak en önemli bölgelerinden biri de Antalya kuşkusuz…  Antalya tarımda üretici bir bölge olması, onu üretici olarak da pazarlanabilir bir hale getiriyor. Gıda endüstrisi, turizme yönelik üretim endüstrisi hatta sanayisi, çok farklı karakterlerde ilçeleriyle inanılmaz bir potansiyel.</p>
<p>Ama burada temel stratejiler eksik kalınca yılda bir yapılan etkinlikler de yetersiz kalıyor. O gün Antalya için herkes masadaydı, isimlerini yazacağım. Sözen Grup ve Gökmen Sözen’in önderliğinde “Gastro festivaller”, “Zirveler” Türkiye gündemine girdi. İşi yapan birileri olunca, geliştirmek daha kolay. Ancak bu etkinlikleri ve tanıtım yükünü bir kişiye, gruba, ya da sadece bir festivale bırakmak yeterli değil. Gastronomi, tarım, gıda, turizm, üretim bunlar hepsi aynı noktalarda ve büyük bir ekonomi yaratıyor. Ben her şeye ekonomi gözüyle bakıyorum. Ekonomi katma değeri olmayan etkinlikler, dönüşümler de çok sürdürülebilir olmuyor.</p>
<p>İşte sadede gelirsem buradaki genel hatamız çatı bir stratejimizin olmaması, her etkinliğin bağımsız hareket etmesi ve sonuçta sürdürülebilir olmaması… Tüm yıla, yıllara yayılamaması. Festival bitince herkesin örneğin gastronomiyi bir şekilde unutması… Yapılanlar çok değerli. Antalya için 4 yıl önce atılan adım da çok önemli. Bunlar bir süreç ama hızlı hareket edip bir sonraki adımlara bunları taşımak gerekiyor. Bununla ilgili birkaç fikrimi de birkaç örnekle anlatacağım. Ama önce biraz izlenimlerimi anlatayım…</p>
<p><strong>Antalya için herkes masadaydı</strong></p>
<p>Bu yıl 8-10 Mayıs 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilecek 5. Uluslararası Foodfest Antalya Gastronomi Festivali’nin tanıtım toplantısına Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Büşra Özdemir, Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Cansel Tuncer, Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkanı Yusuf Hacısüleyman, ATSO Meclis Başkanı Ahmet Öztürk, Antalya Ticaret Borsası (ATB) Başkanı Ali Çandır, Antalya Esnaf ve Sanatkarları Odaları Birliği (AESOB) Başkanı Adlıhan Dere, Antalya İl Kültür Turizm Müdürü Ayhan Gök, İl Tarım ve Orman Müdür Yardımcısı İbrahim Irmak, Antalya Gastronomi Yatırımcıları ve İşletmeleri Derneği Başkanı Mehmet Zeki Özen, Festival İçerik Direktörü Gökmen Sözen, 7 Mehmet Restaurant İşletmecisi Mehmet Akdağ ile Şef Refika Birgül katıldı.  Kadroya baktığınızda da ne kadar güçlü olduğunu görebilirsiniz. Antalya ekonomisi için herkes masadaydı adeta. Tabii ki Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Yusuf Hacısüleyman işin ekonomisine getirdi konuyu. Değerin yükseltilmesi gerektiğinden bahsetti… İş sadece gastronomi ile Antalya yemeklerinin tanıtılması değil. Değer o ürünlerin burada üretilmesi, turizmde dünyanın 5’inci büyük destinasyonu olması… Bunun yarattığı büyük gücün, bu tür gastronomi ve benzeri etkinliklerle kullanılması ama aynı zamanda da sürdürülebilir olması.</p>
<p><strong>Yükü 7 Mehmet’in üzerinden almak gerekli</strong></p>
<p>Hep şunu düşünürüm gittiğim yerde de turistler geldiği yeri ne kadar biliyor? Evet anlatmak lazım. Örneğin yurt dışında zeytinyağı üretilen bir yere gittiğinizde odada küçük bir şişe bulursunuz… Bu burada üretiliyor diye… Antalya’da kaldığım her oteldeki isim önemli değil açık büfedeki taze otlar her zaman beni mest eder. Onun orada üretildiğini, domateslerin seralardan açık büfeye geldiğini kim biliyor? Bunlar basit gibi görünse de aslında çok önemli… Otellerden bahsetmişken herkes turisti otellerin dışına çıkarmaktan bahsetti… Evet artık yükü 7 Mehmet ve Mehmet Aktdağ’ın üzerinden biraz almak ve dışarda, turistin gidebileceği alternatifler yaratmak ve bunu da fark ettirmek gerekiyor. Ama bu da işletmelere verilen desteklerle oluşuyor. Onlar Mehmet Zeki Özen’in dediği gibi ateş altında. Umut vaat edenleri desteklemek gerekiyor. Yoksa bu tür yatırımlar tek başına zor.</p>
<p><strong>Otelleri platform olarak görün   </strong></p>
<p>Turist pakete geliyor dışarı çıkmıyor deniyor ama artık keşfetmek herkes için önemli… Her turist tüm konaklaması boyunca sadece 1 gece 1 restoran için çıksa ne olur? Ama buna değmesi, teşvik edilmesi ve özendirilmesi gerekiyor… Turisti çıkaracak ve parayı harcatacak nedeni sunmak gerekiyor.</p>
<p>Antalya’daki otellerden de bahsedildi… Her şey dahil paket yaptıkları için biraz belki standart görünüyorlar. Ama onlar pazarlama için en önemli platformlar. Oralarda yapacağınız tanıtımlar eğer merkezi tek noktadan yönlendirmeyle ya da eğitmeyle, her otelde yapılmak üzere kalitesi kontrol edilen şekilde yapılabilirse büyük katkı yapar. Otellerdeki Türk yemekleri kalitesinin de artırılması ve oralarda iyi tanıtım yapmak gerekiyor. Bunun için mutlaka Antalya’da gastronomi eğitim akademisi benzeri bir kuruluşa ihtiyaç var. Dubai’de en önemli restoranlar, şefler otel restoranlarında… İstanbul’da ve başka yerlerde de başladı. Niye Antalya’da olmasın?  Diğer her türlü tanıtım için de oteller çok önemli! Tabii her şey dahille gelen turist sayısı da bu sistemin hala en azından Antalya için doğru model olduğunu da gösteriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/antalya-kendi-hikayesini-nasil-yazmali-78575</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/5/1280x720/67-1777956398.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya kendi hikayesini nasıl yazmalı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
