<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ozbekistandan-bursaya-yatirim-ve-ticaret-is-birligi-cagrisi-91081</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 11:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özbekistan’dan Bursa’ya yatırım ve ticaret iş birliği çağrısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>BTSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Osman Güler ve Yönetim Kurulu Üyesi Elif Özhan’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen görüşmeye, Karakalpakistan Özerk Cumhuriyeti Yatırımlar Bakan Yardımcısı Aydos Kuatovich Tanatarov, Özbekistan Bursa Fahri Konsolosu Ali Baklan ve Bursa Uludağ Üniversitesi TÜDEM bünyesindeki Ali Şir Nevai Kültür Merkezi Müdürü Süreyya Hocayeva katıldı. Başkan Yardımcısı Osman Güler, Bursa iş dünyasının uluslararası pazarlardaki etkinliğini artırmanın önemine dikkat çekti. Güler, Özbekistan ile ilişkilerin güçlendirilmesinin, BTSO üyelerinin yeni iş ortaklıkları kurması ve ticari bağlantılarını genişletmesi açısından önemli fırsatlar sunduğunu vurgulayarak, “Özbekistan, ortak tarihimiz ve kültürümüzün yanı sıra büyüyen ekonomisiyle de Bursa iş dünyası için önemli bir ülke. Bursa’nın üretim birikimiyle Karakalpakistan’ın yatırım potansiyeli bir araya geldiğinde, firmalarımız için somut iş birlikleri ortaya çıkabilir. Bu görüşmenin devamını getirecek adımları üyelerimizle birlikte planlayacağız” dedi.</p>
<h2><strong>“Özbekistan, Bursa için önemli bir pazar”</strong></h2>
<p>BTSO Yönetim Kurulu Üyesi Elif Özhan, iki taraf arasındaki ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinin önemine değinerek, “Özbekistan, genç nüfusu ve gelişen yatırım ortamıyla firmalarımız için dikkatle takip edilmesi gereken bir pazar. Yatırım imkânlarını birlikte değerlendirir, iş dünyalarımız arasında güçlü bağlar kurarsak bunun karşılığını hem Bursa hem de Özbekistan için yeni ticari ortaklıklar olarak görebiliriz” açıklamasında bulundu.</p>
<h2><strong>“Bursa ile ticaret hacmimizi geliştirmek istiyoruz”</strong></h2>
<p>Karakalpakistan Özerk Cumhuriyeti Yatırımlar Bakan Yardımcısı Aydos Kuatovich Tanatarov, Türkiye ile Özbekistan arasındaki ekonomik ilişkilerin her geçen gün güçlendiğini belirterek, Bursalı firmalarla yeni yatırım ve ticaret ortaklıkları geliştirmeyi hedeflediklerini söyledi. Tanatarov, “Türkiye, Özbekistan'ın en önemli ekonomik ve stratejik ortakları arasında yer alıyor. Karakalpakistan’da özellikle tekstil, tarım, gıda ve sanayi alanlarında yatırımcılar için önemli fırsatlar bulunuyor. Önümüzdeki dönemde Özbekistanlı ve Bursalı iş insanlarını bir araya getirecek sektörel buluşmaların ve ikili iş görüşmelerinin yeni ortaklıkların kurulmasına önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz. Bizler Bursa ile yeni iş ortaklıkları kurmak ve ticaret hacmimizi geliştirmek için elimizden geleni yapacağız” dedi.</p>
<h2><strong>“Özbekistan’da 7 yılda 2 bin 200 Türk firması kuruldu”</strong></h2>
<p>Özbekistan Bursa Fahri Konsolosu Ali Baklan, iki ülke arasındaki köklü kardeşlik bağlarının son yıllarda ticaret ve yatırım alanında güçlü bir iş birliğine dönüştüğünü belirterek, “Özbekistan son yıllarda gerçekleştirdiği ekonomik reformlar ve yatırımcı dostu politikalarıyla Türk firmaları için önemli bir cazibe merkezi haline geldi. Son 7 yılda Özbekistan’da 2 bin 200 Türk firması kuruldu. Bursa ile Özbekistan arasında da özellikle tekstil, makine, otomotiv yan sanayi ve gıda sektörlerinde değerlendirebileceğimiz büyük bir potansiyel bulunuyor. BTSO’nun güçlü üye ağı ve uluslararası ticaret tecrübesiyle bu ilişkilerin çok daha ileri bir noktaya taşınacağına inanıyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ozbekistandan-bursaya-yatirim-ve-ticaret-is-birligi-cagrisi-91081</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/1/1280x720/ozbekistandan-bursaya-yatirim-ve-ticaret-is-birligi-cagrisi-1793608380.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özbekistan’a bağlı Karakalpakistan Özerk Cumhuriyeti heyeti, BTSO’da Bursa iş dünyasıyla bir araya geldi. Tekstil, makine, otomotiv yan sanayi ve gıda sektörlerinde iş birliği fırsatlarının ele alındığı görüşmede, Özbekistan’da son 7 yılda 2 bin 200 Türk firmasının kurulduğu açıklandı. BTSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Osman Güler, “Özbekistan, ortak tarihimiz ve kültürümüzün yanı sıra büyüyen ekonomisiyle de Bursa iş dünyası için önemli bir ortak” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-pmi-ekimde-473e-indi-91079</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 11:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> İSO PMI ekimde 47,3&#039;e indi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) Türkiye İmalat Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) anketinin ekim ayı sonuçları açıklandı.</p>
<p>Eşik değer olan 50'nin üzerinde ölçülen tüm rakamların sektörde iyileşmeye işaret ettiği anket sonuçlarına göre, eylülde 47,9 olan manşet PMI ekimde 47,3'e gerileyerek faaliyet koşullarında yine belirgin bir aylık bozulmaya işaret etti. Endeks, hazirandan bu yana en düşük düzeyde kaydedildi. Böylece sektördeki zayıflama eğilimi 31'inci aya ulaştı.</p>
<p>Ekimde zorlu piyasa koşulları ve enflasyonist baskılar, imalatçıların yeni siparişlerinde Temmuz 2023'te başlayan yavaşlamanın devam etmesine neden oldu. Söz konusu yavaşlama son 3 ayın en belirgin düzeyinde gerçekleşirken yeni ihracat siparişlerinde de ivme kaybı sürdü.</p>
<p>Bu gelişmelere bağlı olarak imalatçılar üretimlerini daha yüksek oranda azalttı ve stokları sınırlı düzeyde tutma eğilimini sürdürdü. İş yüklerindeki düşüş ve çalışan istifalarının etkisiyle istihdam da daralmaya devam etti. Bununla birlikte, çalışan sayısındaki gerileme ılımlı gerçekleşti ve hazirandan bu yana en düşük oranda kaydedildi.</p>
<p>Yükselen petrol fiyatları, ham madde maliyetleri ve döviz kuru başta olmak üzere bir dizi faktör, Türk imalat sektörünün girdi maliyetlerinde keskin yükselişin sürmesine yol açtı. Girdi maliyetleri enflasyonu eylül ayına göre yavaşlamasına rağmen yüksek seyrini korudu ve yıl içi ortalama seviyesinin üzerinde kaldı. Benzer şekilde, nihai ürün fiyatları da belirgin şekilde yükselmeye devam etti.</p>
<p>Son olarak, deniz taşımacılığındaki aksamalar ve malzeme yetersizlikleri, tedarikçilerin teslimat sürelerinin uzamaya devam etmesinde rol oynadı. Tedarikçi performansının son bir yıldır bozulma eğiliminde olmasına rağmen ekimde teslim sürelerindeki artış sınırlı düzeyde kaldı.</p>
<p><strong>​​​​​​​Siparişlerde gıda ve giyim sektörleri öne çıktı</strong></p>
<p>Rapora göre, eylülde olduğu gibi ekimde de 10 sektörden sadece biri üretimini artırabildi. Giyim ve deri ürünleri sektöründe üretim son üç ayın ilk artışını kaydederken gıda üretimi yeniden yavaşlamaya geçti. Üretimde en belirgin yavaşlama ise metalik olmayan mineral ürünler sektöründe görüldü.</p>
<p>Yeni siparişlerde tablo biraz daha olumlu seyretti ve iki sektörde artış kaydedildi. Büyüme bölgesinde yer almaya devam eden gıda ürünleri sektörüne, ekimde belirgin bir iyileşme kaydeden giyim ve deri ürünleri de eşlik etti. Bu iki sektörde yeni ihracat siparişleri de artış gösterdi. Üretimde olduğu gibi toplam yeni siparişlerde de en sert yavaşlama metalik olmayan mineral ürünler sektöründe yaşandı. Bu sektörü az farkla kara ve deniz taşıtları sektörü izledi.</p>
<p>Yeni siparişlerdeki durgunluk nedeniyle üretim gereksinimlerinin zayıf seyretmesi, imalatçıların ilave istihdam yaratmasına engel oldu. İstihdam artışı, yeni siparişlerin hızlandığı giyim ve deri ürünleri ile gıda ürünleri sektörleriyle sınırlı kaldı. Yüksek maliyet baskıları, imalat sektöründe büyümeyi baskılayan ana etkenlerden biri olmayı sürdürdü.</p>
<p><strong>4 sektörde teslimat süreleri kısaldı</strong></p>
<p>Ekimde takip edilen 10 sektörün büyük bölümünde girdi fiyatları enflasyonu yükseldi. En hızlı artışlar gıda ürünleri ile kimyasal, plastik ve kauçuk ürünler sektörlerinde, en hafif artış ise ağaç ve kağıt ürünleri sektöründe kaydedildi. Nihai ürün fiyatlarında ise en keskin yükseliş elektrikli ve elektronik ürünler sektöründe kaydedildi. Bu sektördeki artış, Şubat 2024'ten bu yana en yüksek düzeyde gerçekleşti. Satış fiyatlarında ise en ılımlı artışlar giyim ve deri ürünleri ile ana metal sektörlerinde ölçüldü.</p>
<p>Ekimde tedarikçilerin teslimat sürelerinde belirgin bir sektörel ayrışma gözlendi. Dört sektörde teslimat süreleri kısalırken en belirgin iyileşme kimyasal, plastik ve kauçuk ürünler sektöründe yaşandı. Tedarikçi performansındaki en belirgin bozulma ise elektrikli ve elektronik ürünler ile ana metal sanayi sektörlerinde izlendi.</p>
<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen S&amp;P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Andrew Harker, şunları kaydetti:</p>
<p>"Türk imalatçılarının karşı karşıya olduğu ekonomik koşullar, sektörün son çeyrek başında da büyüme kaydetmekte zorlanmasına yol açtı. Talep zayıf seyrini korurken, fiyatlarda keskin artış ve tedarikçilerin teslimat sürelerinde uzama devam etti. İstihdamdaki daralmanın oldukça ılımlı düzeyde seyretmesi ise önümüzdeki aylarda üretimdeki düşüşün yavaşlayabileceği yönünde umut vermesi bakımından görece pozitif bir gelişme oldu."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-pmi-ekimde-473e-indi-91079</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/sanayi-pmi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eylül ayında 47,9 olan İSO Türkiye İmalat PMI ekimde 47,3&#039;e gerileyerek faaliyet koşullarında yine belirgin bir aylık bozulmaya işaret etti. S&amp;P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Andrew Harker, &quot;Türk imalatçılarının karşı karşıya olduğu ekonomik koşullar, sektörün son çeyrek başında da büyüme kaydetmekte zorlanmasına yol açtı. Talep zayıf seyrini korurken, fiyatlarda keskin artış ve tedarikçilerin teslimat sürelerinde uzama devam etti. İstihdamdaki daralmanın oldukça ılımlı düzeyde seyretmesi ise önümüzdeki aylarda üretimdeki düşüşün yavaşlayabileceği yönünde umut vermesi bakımından görece pozitif bir gelişme oldu.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kuveyt-turkte-ust-duzey-atama-91082</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kuveyt Türk&#039;te üst düzey atama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kuveyt Türk'ün ödeme sistemleri ve finansal teknolojiler alanındaki iştiraki SağlamPay'in genel müdürlük görevine Mürsel Topuz'un getirildiği duyuruldu.</p>
<p>Bankadan yapılan açıklamaya göre, 2007'den bu yana Kuveyt Türk bünyesinde çeşitli görevler üstlenen ve finans, teknoloji ve ödeme sistemleri alanlarında 20 yıllık deneyimi bulunan Topuz, SağlamPay'in büyüme ve gelişme sürecine liderlik edecek.</p>
<p>Finans sektöründeki kariyerine 2006'da başlayan Topuz, 2007'den bu yana Kuveyt Türk bünyesinde çeşitli görevlerde bulundu.</p>
<p>Kuveyt Türk'te Bilgi Teknolojileri (IT), Müşteri Analitiği ve CRM Yönetimi ile Bireysel Pazarlama Müdürlüğü görevlerini üstlenen Topuz, son olarak Bireysel ve Özel Bankacılık Pazarlama Grup Müdürü olarak görev yaptı.</p>
<p>Topuz, Haziran 2026'da lisans alarak faaliyetlerine başlayan SağlamPay'in kurucu genel müdürü olarak çalışmalarını sürdürecek.​​​​​​​</p>
<p>Bireylerin ve işletmelerin finansal ihtiyaçlarına yönelik çözümleri tek çatı altında sunmayı amaçlayan SağlamPay, dijital ödeme sistemleri alanında kullanıcı deneyimini merkeze alan çözümler kazandırmayı hedefliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kuveyt-turkte-ust-duzey-atama-91082</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/kuveytturk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kuveyt Türk iştiraki SağlamPay&#039;in genel müdürlük görevine Mürsel Topuz atandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/istanbulda-en-cok-salataligin-fiyati-artti-91078</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstanbul&#039;da en çok salatalığın fiyatı arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Ticaret Odası (İTO), ekim ayında İstanbul'da perakende fiyatı en fazla artan ve azalan ürünleri açıkladı.</p>
<p>Buna göre, ekimde bir önceki aya kıyasla indekste yer alan 336 ana üründen 231'inin fiyatı artarken 29'unun fiyatı azaldı.</p>
<p>Geçen ay fiyatı en çok artan ürün yüzde 50,71 ile salatalık olurken bu ürünü yüzde 36,98 ile domates, yüzde 27,35 ile test kitapları, yüzde 27,15 ile sivri biber, yüzde 26 ile çarliston biber, yüzde 25,67 ile kadın eteği, yüzde 23,32 ile edebi kitaplar, yüzde 23,26 ile erkek kazağı ve yüzde 22,55 ile kabak izledi.</p>
<p>Fiyat artışı kadın gömleğinde yüzde 22,30, kadın kabanında yüzde 22,05, dolmalık biberde yüzde 21,31, erkek botunda yüzde 19,04, kadın pantolonunda yüzde 18,53, erkek ceketinde yüzde 17,25, LPG'de (otogaz) yüzde 17,19 oldu.</p>
<p><strong>En çok limon ve fındık içinin fiyatı düştü</strong></p>
<p>Ekimde bir önceki aya göre fiyatı en çok azalan ürünler arasında ilk sırada yüzde 26,21 ile limon yer aldı.</p>
<p>Limonu yüzde 9,92 ile fındık içi, yüzde 8,95 ile araç kiralama ücreti (günlük), yüzde 8,50 ile elma, yüzde 7,65 ile üzüm, yüzde 4,97 ile kuru soğan, yüzde 4,60 ile altın mücevherat, yüzde 3,60 ile şehirlerarası otobüs bilet ücreti ve yüzde 2,84 ile badana ve boya malzemeleri izledi.</p>
<p>Fiyat düşüşü sarımsakta yüzde 2,55, taze fasulyede yüzde 2,09, havuçta yüzde 2,01, yeşil soğanda yüzde 1,31, ıslak havlu/mendilde yüzde 0,93, kavurmada yüzde 0,76, fındık ezmesinde yüzde 0,34 olarak gerçekleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/istanbulda-en-cok-salataligin-fiyati-artti-91078</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/4/1280x720/salatalik-1772448776.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İTO&#039;nun ekim verilerine göre, İstanbul&#039;da fiyatı en çok artan ürün yüzde 50,71 ile salatalık olurken en fazla düşüş yüzde 26,21 ile limonda görüldü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsadaki-firtina-daha-dinmezken-endeksteki-77-hissenin-fiyati-dustu-91066</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 09:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsadaki fırtına daha dinmezken endeksteki 77 hissenin fiyatı düştü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsa geçtiğimiz haftayı %3,22 kayıpla tamamlarken, BIST Tüm-100 Endeksi %4,85 geriledi. BIST 100 kapsamında 77 hisse değer kaybederken 20 hisse haftayı artıda kapattı. Küresel teknoloji satışları ve yüksek petrol fiyatları, geri çekilmedeki en önemli faktör olarak öne çıktı.</strong></p>
<p>Eylül zirvesinin ardından süren düşüş eğilimi, geçtiğimiz hafta %3,22’lik kayıpla devam etti. Hürmüz Boğazı kaynaklı arz endişeleriyle Brent petrolün 113 doları aşması ve ABD teknoloji bilançolarındaki zayıflık satışları destekledi. BIST 100 kapsamındaki Pasifik Holding ve Türkiye Sigorta %21’i aşan kayıp yaşarken, Doğuş Otomotiv yükselen sınırlı hisselerden biri oldu. BIST Tüm Endeksi’ndeki 459 hisse haftayı ekside tamamladı. Dalgalı dönemlerde panikle satış yapmak yerine, hikâyesi güçlü ve nakit akışı sağlam şirketlerde payların korunması uzun vadede kârı destekleyeceği göz ardı edilmemeli.</p>
<h2>Zarar büyüdü, alım yetmedi</h2>
<p>BIST 100 Endeksinde yer alan Pasifik Holding, geçtiğimiz hafta %21,35 oranında değer kaybederken altı aylıktaki kayıp %55,41’e ulaştı. Dokuz aylıkta hasılatı %95,74 eriyen firma, geçen yılın dokuz aylığında kârdayken bu dönem 1,5 milyar TL zarara döndü. Şirket ortaklarından gelen alımlara rağmen hissenin fiyatındaki düşüş eğilimi sürüyor. Türkiye Sigorta haftayı %21,10 oranındaki sert kayıpla kapatırken yıllık kaybı %46,32’ye ulaştı. Enerji tarafında Zorlu Enerji %16,91 gerilerken, Gübre Fabrikaları %16,16 ve Vestel %14,97 değer kaybetti. Haftalık %9,50 prim yapan Tekfen Holding ise son bir yılda %127,58 getiriyle gücünü koruduğu gözleniyor.</p>
<h2>Üretim hamlesi öne çıkardı</h2>
<p>Piyasanın düştüğü haftada Doğuş Otomotiv BIST 100 içinde en fazla yükselen hisse konumunda bulunuyor. Yüzde 14,24 prim yapan firma, pozitif tarafta kalmayı başardı. Volkswagen binek otomobillerin Türkiye’de üretilebilmesi seçeneklerini değerlendirmek üzere niyet mektubu imzalanması olumlu bir gelişme olarak öne çıktı. Yıllıkta henüz pozitif tarafa geçmemiş olsa da artan ilgisi dikkat çekiyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae8307f4aebf-1793601663.png" alt="" width="999" height="570" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>TEMETTÜ MÜ, YENİDEN YATIRIM MI?</strong></p>
<p><strong>Temettü</strong>; pasif nakit akışı, risk azaltımı, zihin konforu, şirket disiplini, bağımsız manevra. Vergi yükü, yavaş büyüme, fiyat düşüşü, sermaye erozyonu.</p>
<p><strong>Yeniden yatırım</strong>; kartopu etkisi, vergi avantajı, agresif büyüme, pazar hakimiyeti, uzun vade. Likidite yoksunluğu, yönetim riski, sabır, fırsat maliyeti.</p>
<p><strong>Onarımı yapılan boya terbiye tesisinde üretime üç vardiya hedefiyle temmuzda başladı</strong></p>
<p>Arsan Holding’in dokuma işini devreye alması geliri ne ölçüde büyütür? ● Berkay Tekin</p>
<p>Berkay; Arsan Holding, 2023 depreminde hasar gören iştiraki Arsan Dokuma tesislerinde onarımı tamamladı ve temmuzda yeniden üretime aldı. İlk etapta tek vardiyalı üretimin kısa sürede üç vardiyaya çıkarılması hedeflendiği belirtildi. Firma ayrıca iştirakinin kredi alabilmesi için 115 milyon TL tutarında kefalet vereceğini bildirdi. İlk yarıda satışını %400 artırarak 320,4 milyon TL’ye çıkaran holdingin net kârı da %448 artış ile 949,8 milyon TL’ye ulaştı. Tesisin tam kapasiteyle faaliyete geçmesi dolaylı olarak firmanın gelirini de destekleyecek.</p>
<p><strong>Arsa satışı ile nakit gelir sağlarken yeni projenin katkısı için zamana ihtiyacı olacak</strong></p>
<p>Fuzul GYO’nun yeni girişimleri kâra dönmesini sağlayabilecek mi? ● Cengiz Alkan</p>
<p>Cengiz, yılın ilk yarısında gelirini ciddi oranda artırarak 2,8 milyar TL’ye çıkaran Fuzul GYO, dönem sonunu 250,6 milyon TL zararla tamamladı. Şirket, %47,33 payına sahip olduğu Başakşehir’deki arsanın kalan payını geçtiğimiz aylarda ihale yoluyla satın alırken bilahare temmuzda tamamını 875 milyon TL’ye Azimut Portföy’e ait fona sattı. Arsa satışından sağlanan nakit girişi bilançoyu destekleyecek. Arnavutköy’deki 19,5 bin metrekarelik sanayi arsası üzerinde ticari proje geliştirmek için yapacağı girişiminin gelire dönüşmesi ise zaman alacak.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>BHL fonu hisse senetlerine yatırım yaparak son bir yılda yüzde 17 kazandırdı</strong></p>
<p>İş Portföy idaresindeki Birinci Hisse Senedi Serbest Fon (BHL), yılın ilk yarısındaki yükselişine karşın sonrasında yataya döndü. Ağustostan itibaren ise düşen bir eğilimle hareket ediyor. Fonun piyasa değeri değişkenlik göstermekle birlikte küçülen yönü daha belirgin öne çıkmakta. Ekimde hacmi 58,49 milyon TL seviyesine indi. Geçen iki ayda nakit çıkışı yaşanırken son 41 bin TL nakit girişi gözlendi. Yatırımcı sayısında geçmiş aylara göre düşüş yaşanırken sayı şimdilerde 677 kişiye inmiş durumda, doluluk oranı ise %5,34 seviyesinde. Temel stratejisi, varlıklarını borsadaki hisse senetlerinde değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyün %86,78’i hisse senedi ve %13,22’si vadeli işlemler nakit teminatından oluşuyor. Son bir yılda %17,24 getiri sağlayan BHL, aynı sürede negatife kalan endeksi geçti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Garanti Finansal Kiralama TLREFK + %0,75 getiriyle 475 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Emlak Varlık, nitelikli yatırımcılara yönelik 30.10.2026 vade başlangıç tarihli kira sertifikası ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 475.000.000 TL ve yıllık getirisi TLREFK+ 0,75 olarak belirlendi. 371 gün vadeli kira sertifikası, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 4 kupon ödemesi yapılacak. Kira sertifikasının vade tarihi 05.11.2027 olarak açıklandı. 30 Ekim tarihli TLREFK %35,71 seviyesinde bulunuyor. Yüzde 0,75 ek getiri, yatırımcısına değişken getirili kazanç sağlıyor. Kira sertifikası, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, fon kullanıcısı Şirketin orta vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, TRDEMVKK2711 kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU </span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae83059e9283-1793601625.png" alt="" width="975" height="234" /><strong>ZORLU ENERJİ</strong></p>
<p><strong>Elde ettiği nakitle borçlarını azaltırken zorunlu yatırımını gerçekleştirecek</strong></p>
<p>Zorlu Enerji, elektrikli şarj istasyonları alanında faaliyet gösteren iştiraki Electrip Global’in sermayesinde sahip olduğu ve oy hakkı bulunan A grubu paylarının tamamını satarak ortaklıktan ayrıldı. Toplam satış bedeli 147,6 milyon dolar olarak açıklandı. Tutar yaklaşık 7,34 milyar TL’ye denk geliyor. Satış bedelinin 82,6 milyon dolarlık kısmı, şirketin KIA’ya olan mevcut kredi borçlarından mahsup edilirken, geriye kalan 65 milyon dolarlık kısım nakden alındı. Firma, sağladığı nakdi elektrik dağıtım faaliyetlerindeki zorunlu yatırımlarıyla borçlarında kullanacak.</p>
<p><strong>RAİNBOW POLİKARBONAT</strong></p>
<p><strong>Fason üretim yapmak üzere anlaşmaya vardı. İlk etapta 300 bin ton üretim yapacak</strong></p>
<p>Rainbow, akrilik ve solid levha ürün gruplarında fason üretim gerçekleştirmek amacıyla bir firmayla iş birliği sözleşmesi imzaladığını duyurdu. Anlaşma kapsamında ilk etapta 300 tonluk üretim planlanırken, tarafların mutabakatına bağlı olarak bu miktarın 600 tona kadar çıkarılması hedefleniyor. Siparişin ocak ayına kadar tamamlanması öngörülüyor. Şirketin mevcut üretim bantlarında fason üretime yönelmesi, atıl kapasite kullanım oranlarını maksimize ederek sabit maliyetlerin birim başına düşmesine katkı sağlayacak. Anlaşma bedeli hakkında ek bilgi paylaşılmadı.</p>
<p><strong>ARMADA GIDA</strong></p>
<p><strong>Katma değerli gıda yatırımı Armada-3 projesinde %85 tamamlanma oranına ulaştı</strong></p>
<p>Armada Gıda, tahıl bazlı katma değerli gıda ürünlerinin üretimine odaklandığı Armada-3 yatırım projesi kapsamında, buğday irmiği üretim hattının temini için 1,01 milyon euroya anlaşmaya vardı. Tutar yaklaşık 56,6 milyon TL’ye denk geliyor. KDV hariç olarak gerçekleşen sözleşmeyle birlikte, toplam yatırım büyüklüğü 44 milyon dolar olarak hedeflenen Armada-3 projesindeki tamamlanma oranı %85 seviyesine ulaşmış oldu. Tüketiciye doğrudan hitap eden katma değerli ürün pazarında büyümeyi amaçlayan şirket, bu yatırımla birlikte ürün portföyünü daha nitelikli hale getiriyor.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>ARD Bilişim ağustosta zirveyi gördükten sonra satışlarla birlikte aşağı geldi</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae830429f9b6-1793601602.png" alt="" width="295" height="238" />ARD Grup Bilişim’de fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %17,11 ile toplamda 2,38 milyon lot azalarak 11,53 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 54’ten 47’ye geriledi. ZDZ fonu 318,9 bin lot ile en fazla satışı yaparken, TTE fonu 238,9 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. ARD Grup Bilişim’de Ak Portföy’den üç ve Ziraat Portföy’den de iki olmak üzere toplamdaysa on fon yaptıkları satışın sonrasında payını sıfırladı. Bu sürede üç fon alımlarıyla ilk defa pozisyon açtı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsadaki-firtina-daha-dinmezken-endeksteki-77-hissenin-fiyati-dustu-91066</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsadaki fırtına daha dinmezken endeksteki 77 hissenin fiyatı düştü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kuru-gidada-verim-artti-kalite-dustu-91063</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 09:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kuru gıdada verim arttı, kalite düştü!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Türkiye’de birçok üründe hasat tamamlandı, çeltikte ise hasat son aşamaya geldi.</p>
<p>2026 yılının genel olarak tarımsal üretim açısından verimli geçtiğini, ancak bazı ürünlerde kalite kayıplarının yaşandığını belirten Reis Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Reis bakliyat fiyatlarında kuru fasulye dışında genel bir yükseliş görülmediğine dikkat çekti, küresel piyasalarda ise jeopolitik riskler, lojistik aksamalar ve iklim koşullarının gıda fiyatlarını yukarı yönlü etkilediğini bildirdi.</p>
<p>Aşırı yağışlar nedeniyle bazı bakliyat ürünlerinde tane büyüklüğü ve böceklenme kaynaklı sorunlar yaşandığını vurgulayan Reis, “Kuru gıda fiyatlarının son bir yıllık seyrine bakıldığında kuru fasulye, barbunya ve bulgurda fiyat artışı var. En fazla fiyat artışı yüzde 40-45 ile kuru fasulyede. Nohut ve yeşil mercimek fiyatlarında ise düşüş var” dedi. Kuru fasulyede fiyat artışının rekoltedeki düşüşten kaynaklandığını vurgulayan Reis, “TÜİK verilerine göre bu yılki rekolte yaklaşık 210 bin ton bekleniyor. Geçen yıl 247 bin ton düzeyindeydi. Yaklaşık 40 bin ton kayıp var” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae82ebef3cb4-1793601215.png" alt="" width="529" height="469" /></p>
<h2>İri taneli ürün oranı düşük </h2>
<p>Bu yıl bazı ürünlerde verim artışı yaşanmasına rağmen kalite sorunlarının öne çıktığını belirten Reis, özellikle bakliyatta böceklenme ve tane büyüklüğünün fiyatlar üzerinde etkili olduğunu dile getirdi. Geçen yıl nohutta iri taneli ürünün az bulunmasının fiyatları yukarı çektiğini hatırlatan Reis, bu yıl nohutta iri taneli ürün miktarının arttığını fiyatının da gerilediğini buna karşılık kuru fasulyede iri taneli ürün oranının düşük söyledi. Bu durumun ürünün kalitesine ve piyasa fiyatına doğrudan yansıdığını belirten Reis, aynı ürün grubunda farklı kalite sınıfları arasında önemli fiyat farkları oluşabildiğine dikkat çekti. Yeşil mercimekte ise hasat öncesi ve özellikle patoz işlemi sırasında ortaya çıkan böceklenmenin fiyatları aşağı çektiğini ifade eden Reis, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin alımlarının üreticiye destek sağladığını ancak böceklenme sorununun kökten çözülmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Tarımsal girdi maliyetlerindeki artışın üretici üzerindeki baskıyı sürdürdüğünü belirten Reis, maliyetlerde kalıcı bir düşüş sağlanmadan gıda fiyatlarında kalıcı gerileme beklemenin güç olduğunu söyledi. Gıda enflasyonuyla mücadelede tarımsal girdilerin kontrol altına alınmasının, yerli üretim kapasitesinin artırılmasının ve verimliliğin yükseltilmesinin önem taşıdığını ifade eden Reis, yerli tarımsal ilaç üretimindeki gelişmelerin olumlu olduğunu, gübre başta olmak üzere tarımsal üretimde kullanılan girdilerde de yerli üretim kapasitesinin güçlendirilmesinin dışa bağımlılığı azaltabileceğini kaydetti.</p>
<p>Dünya gıda piyasalarında da fiyatlar üzerinde yukarı yönlü baskının arttığını belirten Reis, sıcak ve kurak hava koşulları, El Nino kaynaklı riskler, jeopolitik gelişmeler ve Karadeniz’deki ticari aksamaların temel tarım ürünlerinde arz endişelerini artırdığını söyledi.</p>
<p>Uluslararası piyasalarda tahıl ve bazı temel gıda gruplarında fiyat yükselişlerinin hakim olduğunu vurgulayan Reis, özellikle buğday fiyatlarındaki artışın yanı sıra bitkisel yağ piyasasındaki hareketliliğin de dikkatle izlenmesi gerektiğini kaydetti. Lojistik sorunlar ve jeopolitik risklerin küresel tedarik zincirlerini etkilediğini belirten Reis, dünya genelinde gıda fiyatlarının geleceğinin iklim koşulları ve üretim miktarlarıyla yakından bağlantılı olduğunu söyledi. Reis, Türkiye’nin 2026 yılı hasadını en iyi şekilde değerlendirmesi ve gıda güvenliği açısından yeterli stok bulundurması gerektiğini vurgulayarak, iklim değişikliğinin etkilerine karşı uzun vadeli önlemlerin önemine dikkat çekti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kuru-gidada-verim-artti-kalite-dustu-91063</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/tarim-gida-bakliyat-xepo_cover.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Reis Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Reis, yılın tarımsal üretim açısından verimli geçtiğini, ancak bazı ürünlerde kalite kayıplarının meydana geldiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/teiasin-halka-arzi-icin-yabanci-fonlarla-23-gorusme-91062</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 09:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> TEİAŞ’ın halka arzı için yabancı fonlarla 23 görüşme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>Özelleştirme kapsamına alınan Türkiye Elektrik İletim AŞ’nin (TEİAŞ) halka arzında önemli bir aşamaya gelindi. ABD, İngiltere, İsveç ve Avustralya merkezli büyük yatırım fonlarıyla 23 görüşme gerçekleştirildi. Halka arz hazırlıklarının 31 Aralık 2026’ya kadar tamamlanması planlanıyor. 2 Temmuz 2021 tarihli ve 4222 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile özelleştirme kapsamına alınan TEİAŞ’ın halka arz süreci, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, TEİAŞ ve Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından koordineli yürütülüyor.</p>
<h2>Danışmanlar raporları teslim etti</h2>
<p>2027 yılı Bütçe gerekçesine göre, TEİAŞ’ın halka arz hazırlıkları kapsamında görevlendirilen hukuk, teknik ve halka arz danışmanlarının raporları teslim alındı. Uluslararası yatırımcıların ilgisini ölçmek amacıyla ABD, Birleşik Krallık, İsveç ve Avustralya merkezli büyük ülke fonları ve bunlara yatırım yapan altyapı fonlarıyla 23 görüşme yapıldı. Bu görüşmelerin ardından yatırımcıların değerlendirme ve görüşlerini içeren geri bildirim raporları da hazırlandı. TEİAŞ’ın sabit kıymetlerinin gerçek değerinin belirlenmesine yönelik değerleme çalışmaları da tamamlandı. Halka arz hazırlıklarının bitiş tarihi, Cumhurbaşkanı’nın 27 Aralık 2024 tarihli ve 9326 sayılı Kararı ile 31 Aralık 2026 olarak belirlendi. 2027 yılı Bütçe gerekçesinde, TEİAŞ'ın yanı sıra otoyollar ve köprülerin özelleştirilmesinde gelinen son duruma ilişkin değerlendirmelere de yer verildi. Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun (ÖYK) 15 Ekim 2010 tarihli ve 2010/88 sayılı Kararı ile kapsama alınan ve alınacak otoyol, köprü, çevre otoyolu ve bağlantı yollarındaki bakım, işletme ve hizmet tesisleri ile yük aktarma merkezleri gibi varlıkların işletme haklarının verilmesi yöntemiyle özelleştirilmesine yönelik ihale hazırlık çalışmalarının halen devam ettiği kaydedildi.</p>
<p>1986 yılından bu yana 278 kuruluşta hisse veya varlık satışı ve devri yoluyla özelleştirme yapıldı. Bunların 273’ünde özelleştirme kapsamındaki kamu payı kalmadı. 2 Temmuz 1986-31 Temmuz 2026 döneminde satış ve devir uygulamalarının nominal tutarı 303 milyar, bu işlemlerden tahsil edilen nominal tutar 236 milyar lira oldu. 1 Ocak-31 Temmuz 2026 dönemindeki satış ve devir uygulamaları 94 milyar liraya ulaştı. 2026 yılı uygulamalarından 31,5 milyar lira tahsil edilirken, geçmiş dönem taksitleri dahil toplam tahsilat yaklaşık 45 milyar lirayı buldu. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/teiasin-halka-arzi-icin-yabanci-fonlarla-23-gorusme-91062</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/4/1280x720/adm-elektrik-1779774227.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özelleştirme kapsamına alınan TEİAŞ&#039;ın halka arzı için ABD, İngiltere, İsveç ve Avustralya merkezli büyük yatırım fonlarıyla 23 görüşme gerçekleştirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstilde-67-milyon-liralik-urun-icradan-satisa-cikarildi-91060</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 09:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tekstilde 67 milyon liralık ürün icradan satışa çıkarıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türkiye'nin en önemli üretim ve istihdam alanlarından tekstil ve hazır giyim sektöründe son yıllarda yaşanan daralma, konkordato ve şirket kapanışlarının ardından icra satışlarında da kendisini gösteriyor. Artan işçilik ve enerji maliyetleri, kur ile enflasyon arasındaki makas, yüksek finansman giderleri ve dış pazarlarda yaşanan rekabet kaybı nedeniyle zor günler geçiren sektörde, bu kez üretimin ve ticaretin konusu olan ürünler icra dairelerinin satış listelerinde yer alıyor. Bir dönem mağaza vitrinlerinde, üretim bantlarında ve toptancı depolarında ticarete konu olan binlerce ürün, şimdi mahkeme ve icra dosyaları kapsamında belirlenen muhammen bedeller üzerinden yeni sahiplerini bekliyor. Adalet Bakanlığı'nın Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) bünyesindeki e-Satış Portalı'nda tekstil ve konfeksiyon kategorisindeki ilanlar incelendiğinde, sektörün yaşadığı sıkıntının dikkat çekici bir başka boyutu ortaya çıkıyor. Portalda 27 Kasım 2026 tarihine kadar ihalesi devam eden toplam 55 satış ilanı bulunuyor. Söz konusu ilanlarda yer alan ürünlerin toplam muhammen bedeli 67 milyon 304 bin 390 lirayı buluyor. Üstelik satışa konu olan ürünler yalnızca kumaş ve konfeksiyon malzemelerinden oluşmuyor. Perdeler, pantolonlar, gömlekler, çoraplar, iç çamaşırları, dış giyim ürünleri ve çeşitli tekstil mamulleri de icra yoluyla alıcı arayan ürünler arasında bulunuyor.</p>
<p>İcra satışları arasında özellikle yüksek bedelli ilanlar dikkat çekiyor. İstanbul'da satışa çıkarılan iki ayrı parti ürün için belirlenen muhammen bedeller sırasıyla 23 milyon 303 bin lira ve 18 milyon 230 bin 900 lira düzeyinde. Yalnızca bu iki ilanın toplam bedeli 41 milyon 533 bin 922 liraya ulaşıyor. Bu tutar, incelenen 55 ilanın toplam muhammen bedelinin yaklaşık yüzde 62'sini oluşturuyor. Bir başka ifadeyle icra yoluyla satışa çıkarılan ürünlerin toplam tahmini değerinin yaklaşık üçte ikisi yalnızca iki dosyada toplanıyor. İstanbul'da ayrıca 3 milyon 685 bin 900 lira, 1 milyon 992 bin 500 lira ve 1 milyon 800 bin lira muhammen bedelle satışa çıkarılan başka ürün grupları da bulunuyor. Afyon'da 1 milyon 730 bin lira, İzmir'de 1 milyon 301 bin 800 lira, Antalya'da 1 milyon 84 bin 750 lira ve Kastamonu'da 1 milyon liralık satış ilanları da yüksek bedelli dosyalar arasında yer alıyor. Bununla birlikte icra satışlarının yalnızca milyonlarca liralık büyük partilerden oluşmadığı görülüyor. Çorum'da 2 bin lira, Çorlu'da 17 bin 425 lira, İzmir'de 30 bin lira ve Antalya'da 32 bin 450 lira muhammen bedelle satışa çıkarılan ürünler de bulunuyor. Böylece birkaç bin liradan 23 milyon lirayı aşan tutarlara kadar uzanan geniş bir yelpazede tekstil ve konfeksiyon ürünleri icra satışlarına konu oluyor.</p>
<h2>Türkiye’nin dört bir yanından ilan </h2>
<p>İcra ilanlarının coğrafi dağılımı da dikkat çekici. Türkiye'nin en büyük hazır giyim üretim ve ticaret merkezi olan İstanbul, 55 ilan içerisinde 15 satış dosyasıyla ilk sırada yer alıyor. İstanbul'u 7 ilanla İzmir, 5 ilanla Çorlu ve 4 ilanla Çorum takip ediyor. Bursa ve İnegöl'deki ilanlar birlikte değerlendirildiğinde bu bölgede de 4 ayrı satış bulunuyor. İlanların yalnızca büyük üretim merkezleriyle sınırlı kalmadığı görülüyor. Konya, Afyon, Diyarbakır, Batman, Sinop, Antalya, Ankara, Karaman, Edirne, Erzurum, Gaziantep, Düzce, Kastamonu, Adana, Muğla, Giresun, Isparta ve Niğde gibi farklı kentlerde de tekstil ve konfeksiyon ürünleri icradan satışa çıkarılıyor. Bu dağılım, icra yoluyla satışa konu olan tekstil ürünlerinin Türkiye'nin geniş bir coğrafyasına yayıldığını ortaya koyuyor. </p>
<p><strong>Ayakkabı da icra vitrininde </strong></p>
<p>Satış ilanları arasında yalnızca tekstil ve hazır giyim ürünleri değil, ayakkabı gibi yakın sektörlere ait ürünler de bulunuyor. Konya Ereğli İcra Dairesi'nin 2026/2 iflas dosyası kapsamında satışa çıkardığı ürünler bu açıdan dikkat çekici örneklerden birini oluşturuyor. Muhammen bedeli 420 bin 500 lira olan satışta bilgisayar ekipmanlarının yanı sıra farklı marka, renk ve numaralarda erkek ve kadın ayakkabıları da yer alıyor. İlanın açıklamasında Clarks ve Freeoot markalı erkek ayakkabıları ile farklı markalara ait kadın ayakkabılarının bulunduğu belirtiliyor. Söz konusu ürünler, bir bilgisayar takımıyla birlikte toplu olarak satışa sunuluyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstilde-67-milyon-liralik-urun-icradan-satisa-cikarildi-91060</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/giyim-tekstil.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tekstil ve hazır giyim sektörünün yaşadığı dram, icra dairelerinin satış ilanlarına da yansıdı. Perdeden pantolona, çoraptan iç çamaşırına, kumaştan dış giyime kadar onlarca çeşit ürün, toplam 67,3 milyon liralık muhammen bedelle 55 ayrı ilanda icradan satışa çıkarıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/trumpin-ara-sinavi-kuresel-piyasalarin-rotasini-belirleyecek-91056</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 09:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Trump’ın ara sınavı küresel piyasaların rotasını belirleyecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/evrim-kucuk-1791958353.png" width="245" height="116" /></p>
<p>ABD’de yarın yapılacak ara seçimler öncesinde yatırımcıların odağı, Kongre’de hangi partinin çoğunluğu elde edeceğinden çok, seçim sonuçlarının ekonomi politikaları ve küresel piyasalarda yaratabileceği değişime çevrildi.</p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump’ın karnesi niteliğindeki seçimlerde Kongre’nin alt kanadı Temsilciler Meclisi’nde Demokratların çoğunluğu kazanması beklenirken Senato yarışı daha çekişmeli görünüyor. Demokratların bir veya iki mecliste kontrolü ele geçirmesi, Başkan Donald Trump’ın gündemini uygulamasını zorlaştırabilir. Cumhuriyetçilerin çoğunluğu koruması ise yönetimin hareket alanını genişletebilir.</p>
<p>Seçimlerin piyasalara etkisi, ilk aşamada siyasi belirsizliğin azalması veya artmasına göre şekillenecek.. Deutsche Bank’ın son 23 ara seçim yılını kapsayan hesaplamalarına göre, bu dönemlerin 21’inde S&amp;P 500 endeksi dördüncü çeyrekte yükseldi ve ortalama getiri yüzde 7 oldu. Yatırımcıların seçim öncesinde risk almaktan kaçınması, sonuçların ardından pozisyonlarını yeniden artırması bu eğilimde etkili oldu. Morgan Stanley’nin değerlendirmesi de siyasi bölünmenin hisse senetleri açısından her zaman olumsuz olmadığını gösteriyor. Cumhuriyetçi başkan dönemlerinde Demokratların Kongre’nin iki kanadını kontrol ettiği yılların ardından S&amp;P 500 ortalama yüzde 16, Kongre’nin partiler arasında bölündüğü dönemlerde ise yüzde 23 yükseldi.</p>
<p>Seçim sonuçlarının piyasalara yansıması şu başlıklar altında şekillenecek:</p>
<p><strong>1- YAPAY ZEKÂ YATIRIMLARI SİYASİ RİSK BAŞLIĞINA DÖNÜŞÜYOR </strong></p>
<p>Seçimlerin piyasalar açısından önemli etkilerinden biri, ABD’nin yapay zeka politikalarında yaşanabilecek değişim olacak. Demokratların Kongre’de güç kazanması, veri merkezlerinin yayılması, enerji ve altyapı kullanımı ile teknoloji şirketlerine yönelik düzenleme tartışmalarını artırabilir. Federal düzeyde yeni düzenlemelerin başkanlık vetosuyla karşılaşma ihtimali bulunsa da seçimler, 2028’e kadar sektörün siyasi gündemini şekillendirebilir.</p>
<p>Bu başlık, ABD borsalarının teknoloji hisselerine bağımlılığı nedeniyle küresel piyasaları da ilgilendiriyor. S&amp;P 500’ün bu yılki yüzde 12’lik yükselişinin önemli bölümü teknoloji hisselerinden kaynaklandı; bu sektör çıkarıldığında endeksin getirisi yaklaşık yarıya düşüyor. Küresel hisse senetleri ise temmuz başından bu yana yalnızca yüzde 2 yükseldi. Yapay zekâ yatırımlarında yavaşlama veya kârlılık beklentilerinin zayıflaması, genel piyasa görünümünü de etkileyebilir.</p>
<p><strong>2- İRAN VE ENERJİ FİYATLARI İKİNCİ RİSK ALANI</strong></p>
<p>Seçim sonrasında Ortadoğu’daki gelişmeler de izlenecek. Kongre’de siyasi tıkanıklığın artması, Trump yönetimini iç politika yerine yürütme yetkisinin daha geniş olduğu dış politika alanlarına yöneltebilir. Bu durum İran’la gerilimin yeniden yükselmesi riskini gündeme getiriyor. Ancak yüksek benzin fiyatlarının seçim öncesindeki siyasi maliyetini sınırlamak isteyen yönetimin diplomasiye ağırlık vermesi de mümkün. Başkan Yardımcısı JD Vance’in İran’a gönderdiği mektup bu yönde bir işaret olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>Gerilimin tırmanması petrol fiyatlarını yükseltebilir; tansiyonun düşmesi ise enerji fiyatlarındaki risk priminin bir bölümünü silebilir. Enerji maliyetlerinin seyri, enflasyon ve faiz politikaları üzerinden özellikle Avrupa ekonomisini etkileyecek.</p>
<p><strong>3- BÜTÇE AÇIĞI VE TAHVİL PİYASASINDA BELİRSİZLİK </strong></p>
<p>ABD’nin federal bütçe açığının GSYH’ye oranı yaklaşık yüzde 6 düzeyinde. Kongre’de kapsamlı bir harcama ve vergi reformu için güçlü bir irade görülmezken Demokratların meclislerden birinde veya ikisinde çoğunluğu kazanması, bütçe ve borçlanma tavanı müzakerelerini zorlaştırabilir. Bu anlaşmazlıklar Hazine tahvili arzı ve getirilerine ilişkin kaygıları canlı tutabilir. Morgan Stanley, seçim sonucunun ABD’nin uzun vadeli bütçe açığı veya faiz görünümünü tek başına önemli ölçüde değiştirmesini beklemiyor. Yüksek kamu borçlanması ve tahvil arzı, getiriler üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturmaya devam edebilir.</p>
<p><strong>4- GÜMRÜK TARİFELERİ YENİDEN GÜNDEME G ELEBİLİR</strong></p>
<p>Trump, Kongre onayı gerektirmeyen yürütme yetkilerini kullanarak yeni gümrük tarifelerine yönelebilir. Böyle bir adım ithalat maliyetlerini ve enflasyonu artırarak Fed’in faiz kararlarını etkileyebilir. Bu nedenle yatırımcılar seçim sonucunun yanı sıra yönetimin sonrasında ticaret politikasında atacağı adımları da izleyecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ABD SEÇMENİ NE İÇİN OY KULLANACAK?</span></h2>
<p><strong>■ Senato ve Temsilciler Meclisi’nde dağılım değişecek</strong></p>
<p>Seçmenler, Kongre’nin iki kanadını oluşturan Temsilciler Meclisi ve Senato’nun üyelerini seçecek.</p>
<p>Seçmen federal hükümette kendilerini temsil edecek, yasalar hazırlayacak, yasa tasarılarını oylayacak ve başkanın atamalarını onaylayacak 35 senatör seçecek. Senato’da toplam 100 senatör bulunuyor. Senatörlerin görev süresi altı yıl.</p>
<p>Ayrıca seçmenler, yasalar çıkarmak, harcamaları denetlemek ve yerel bölgeleri temsil etmek üzere Temsilciler Meclisi’nin 435 üyesini seçecek. Bunların görev süresi iki yıl.</p>
<p>ABD’nin büyük bir bölümünde seçmenler, eyalet başkanı gibi görev yapan eyalet düzeyindeki politikacılar olan valileri de seçecek.</p>
<p><strong>■ Ekonomi başlıkları öne çıkıyor </strong></p>
<p>Bu seçimde öne çıkan başlıkların başında ekonomi geliyor. Yakıt, gıda, konut ve sağlık hizmetlerindeki fiyat artışları seçmenin gündeminde önemli yer tutuyor.</p>
<p>Enflasyonun Fed’in hedefinin üzerinde seyretmesi ve İran savaşıyla enerji maliyetlerinin yükselmesi ekonomik memnuniyetsizliği artırıyor.</p>
<p>Göç politikası ve yapay zekânın istihdam, altyapı ve enerji tüketimi üzerindeki etkileri de seçmenin kararını şekillendiren diğer konular arasında.</p>
<p><strong>■ Trump için ara seçimlerin anlamı ne? </strong></p>
<p>3 Kasım seçimleri, Donald Trump için görev süresinin kalan iki yılındaki siyasi hareket alanının sınanması anlamına geliyor. Cumhuriyetçilerin hem Temsilciler Meclisi’nde hem de Senato’da çoğunluğu koruması, Trump’ın yasama gündemini sürdürmesini kolaylaştıracak ve yönetim üzerindeki Kongre denetimini sınırlayacak. Demokratların bir veya iki mecliste çoğunluğu kazanması ise başkanın önceliklerini hayata geçirmesini zorlaştırabilecek. Seçim sonucu Trump’ın bugüne kadarki performansına ilişkin bir halk oylaması niteliği taşıyacak. Cumhuriyetçilerin kaybı, 2028 başkanlık yarışı öncesinde parti içindeki dengeleri ve Trump’ın siyasi ağırlığını da etkileyebilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/trumpin-ara-sinavi-kuresel-piyasalarin-rotasini-belirleyecek-91056</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/3/1280x720/trump-tarife-kararini-3-ay-durdurdu-cine-vergi-yuzde-125-artti-1744233614.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD’de yarın yapılacak oylama, yalnızca Kongre’deki güç dengesini değil; yapay zekâ yatırımlarından enerji fiyatlarına, gümrük tarifelerinden ABD’nin mali görünümüne kadar piyasaların önümüzdeki iki yıldaki risk hesabını da etkileyecek. Yatırımcılar, Trump’ın hareket alanının daralması halinde ekonomi ve dış politikada oluşabilecek yeni dengeleri fiyatlamaya hazırlanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/emeklilere-sosyal-yardim-nakit-olarak-verilecek-91051</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 08:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Emeklilere sosyal yardım nakit olarak verilecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Hükümet, 18 milyon emekli için çıkarılan veriler üzerinde çalışıyor. En düşük emekli maaşı alanlar, 65 yaş üstü çalışmayan ve dar gelirli emekli sayısına göre destek formülleri üzerinde çalışılıyor. Emeklilere enflasyon farkı ile birlikte seyyanen ya da refah payı verilmesi ilk aşama olacak. İkinci aşama çalışan ve çalışmayan emekliler ile en düşük emekli aylığı alanların gelir durumları, bölgesel ihtiyaçları tespit edilecek. En düşük emekli maaşı için tamamlayıcı bir düzenleme üzerinde duruluyor. Bu durumda geliri en düşük emekliye enflasyon+seyyanen+ ek ödeme ya da refah+ek ödemeler formülü üzerinde duruluyor. </p>
<h2>GEDAT uygulanmayacak </h2>
<p>Gelir Tamamlayıcı Aile Destek Sistemi (GEDAT) genel bir proje olması nedeniyle sadece emekliler için uygulanmayacak. Bunun yerine ‘ek ödeme’ formülü üzerinde duruluyor.</p>
<p>18 milyon emekliye enflasyon rakamları açıklandıktan sonra yapılacak Ocak ayı zammına seyyanen ya da refah payı eklenecek. Bu durumda üzerinde durulan ilk formül tüm emekliler için enflasyon farkına eklenecek refah payı olacak. Refah payı 18 milyon emekli için eşit uygulanmayacak. Prim gün sayısı, çalışma süresi ve maaşı baz alınacak. Bunun için çıkarılan analizlere göre; 65 yaş üstü çalışmayan ve dar gelirli emekliler ile en düşük emekli maaşı alan ve geliri düşük emeklilere refah payı yüksek bağlanacak. Ardından geliri düşük emeklilere durumuna göre kira-yakıt-yol gibi yardımlar ek ödeme olarak nakit verilecek. Bu ödemeler de kendi içinde kriterlere ayrılacak.</p>
<p>Konuşulan ikinci formül ise seyyanen zam. Seyyanen zam olursa 18 milyon emekliye de eşit verilecek. Emeklilerin enflasyon farkına örneğin 15 bin TL seyyanen eklenirse; bütçeye maliyeti yaklaşık 3 trilyon. Bu formül şu an için en düşük ihtimal olarak görülüyor. 10 bin seyyanen olursa yaklaşık 2 trilyon, 8 bin olursa yaklaşık 1.2 trilyon, 5 bin seyyanen zam yapılırsa bütçeye geliri 1 trilyon. Bu durumda seyyanen zam yapılırsa en düşük emekli maaşı alanlar daha çok yararlanmış oluyor. Seyyanen ödeme de formüller arasında tartışılıyor. Yine refah payı formülünde olduğu gibi 65 yaş üstü çalışmayan emeklilere, geliri düşük ve en düşük emekli maaşı alanlara ek ödemeler nakit olarak verilecek. Bu ek ödemeler emeklilerin geçim durumları ve gelirlerine göre verilecek.</p>
<h2>8 milyon 65 yaş üstü emekli var </h2>
<p>Türkiye’de 27,5 milyon prim ödeyen çalışan, 18 milyon emekli bulunuyor. 65 yaş üstü emekli sayısının yaklaşık 8 milyon olduğu tahmin ediliyor. 8 milyon 65 yaş üstü emeklinin kayıtlı çalışan ve çalışmayan etki analizlerinin de çıkarıldığı belirtiliyor. En düşük emekli maaşı alanların sayısının şu an için 5 milyon 17 bin olduğu, bu sayının yılbaşından sonra artabileceği bekleniyor.</p>
<h2>Etki analizlerine göre farklılaşma olacak </h2>
<p>Çalışmalar çıkarılan etki analizleri üzerinde yürütülüyor. Buna göre; 65 yaş üstü emekli sayısı, bunlardan çalışan ve çalışmayanlar belirlendi. En düşük emekli maaşı alanlar, bunlar arasında gelir düzeyi düşük olanlar, bölgelere göre ihtiyaç tespiti yapıldı. Çalışan emekliler ile çalışamayan emeklilerin ihtiyaçları ayrı ayrı inceleniyor. Öncelikle herkes için ortak bir alt sınır belirlenecek, ardından en düşük emekli maaşı alanlara bazı ek ödemelerin yapılması formülleri üzerinde durulacak. Refah payı veya ek ödeme uygulanması halinde çeşitli kriterlere göre farklılaştırma yapılabilecek. Aylık Bağlama Oranlarda (ABO) da incelemeler yapılacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/emeklilere-sosyal-yardim-nakit-olarak-verilecek-91051</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/09/emekli-.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 65 yaş üstü çalışmayan ve dar gelirli emeklilerle en düşük emekli maaşı alan ve geliri düşük emeklilere refah payının yüksek bağlanacağı, ardından geliri düşük emeklilere durumuna göre kira-yakıt-yol gibi yardımların ek ödeme olarak nakit verileceği belirtiliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/2027de-harc-ve-cezalarda-yuzde-28-artis-bekleniyor-91050</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 08:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2027&#039;de harç ve cezalarda yüzde 28 artış bekleniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>TÜİK yarın YİÜFE’nin aylık değişimini yüzde 2 olarak açıklarsa, 2027 yılında uygulanacak yeniden değerleme oranı da yüzde 27.89 olacak. Cumhurbaşkanı artırma veya azaltma yetkisini kullanmazsa (cezalarda azaltma yetkisi yok) birçok harç ve ceza bu oranda artırılacak. Buna göre saldırı amacıyla aracından inen 230 bin lira, alkollü araç kullanan 31 bin 973 lira ödeyecek. Pasaportunu 10 yıllık çıkarmak isteyenler ise 17 bin 150 lira, yurt dışından getirdiği telefonu kaydettirmek isteyen de 70 bin lira ödeyecek. </p>
<h2>Yüzde 50 azaltma-artırma yetkisi </h2>
<p>2027 yılında uygulanacak yeniden değerleme oranı TÜİK tarafından yarın ilan edilecek enflasyon verilerinde belli olacak. Vergi Usul Kanunu uyarınca YİÜFE’deki 12 aylık ortalama değişime göre belirlenen yeniden değerleme oranı, Kasım ayı içerisinde bir tebliğ ile resmen ilan edilecek. Bunun ardından bazı vergi, harç ve cezalardaki artış oranları ayrı tebliğlerle duyurulacak. Ancak bu noktada Cumhurbaşkanı devreye girecek. Vergi Usul Kanunu uyarınca Cumhurbaşkanının, vergi, harç ve cezalarda yeniden değerleme oranını yüzde 50 azaltma ve yüzde 50 artırma yetkisi bulunuyor. Motorlu Taşıtlar Vergisi’nde ise Cumhurbaşkanının artırma yetkisi yüzde 50 olmakla birlikte, indirme yetkisi yüzde 80 düzeyinde. Cezalarda ise ilan edilen yeniden değerleme oranları değiştirilemiyor.</p>
<h2>İndirim yetkisi kullanılmazsa… </h2>
<p>2026 için yüzde 25.49 olarak ilan edilen yeniden değerleme oranı bazı kalemlerde yüzde 18.95 olarak, vergi cezalarında ise aynen uygulanmıştı. OVP’de 2027 yılı için enflasyon hedefi yüzde 21 olarak belirlenmişti. EKONOMİ’nin yaptığı hesaplamalara göre eğer Ekim ayında Yİ-ÜFE yüzde 2 gelirse, yeniden değerlemeye esas olan Ekim ayındaki 12 aylık Yİ-ÜFE yüzde 27.89 olacak. Bu durumda da harç ve cezalar eğer Cumhurbaşkanı indirim yetkisini kullanmazsa yüzde 27.89 artırılarak uygulanacak.</p>
<h2>Trafikte kavgaya 230 bin lira </h2>
<p>Bu yıl çıkarılan ek kanun ile artırılan trafik cezaları, yeni yılda da çok can yakacak. Örneğin kavga amaçlı araçtan inmenin cezası 180 bin liradan230 bin 202 liraya yükselecek. Alkollü araç kullanmanın başlangıç cezası 25 bin liradan 31 bin 973 liraya yükselecek. Trafikte cep telefonu ile konuşmanın cezası 5 bin liradan 6 bin 395 liraya, ehliyeti iptal edildiği halde araç kullanmanın cezası ise 200 bin liradan, 255 bin 780 liraya çıkacak. Trafikte makas atmanın cezası 90 bin liradan 115 bin liraya, düğün konvoyu şeklinde trafiği etkilemenin cezası ise 180 bin liradan, 230 bin 202 liraya yükselecek. Kırmızı ışıkta geçmenin cezası da 5 bin liradan, 6 bin 395 liraya çıkacak.</p>
<h2>Yurt dışı telefon kaydı 70 bin </h2>
<p>Yeni yılda yurt dışından getirilen telefonların sistemi kaydedilmesi için yatırılması gereken harç tutarı 54 bin 258 liradan 69 bin 391 liraya, telefon hattının ilk abonelik tesis ücreti 700 liradan, 895 liraya ulaşacak.</p>
<h2>Sıfır araç MTV 15 bin 383 lira </h2>
<p>Silindir hacmi 1300-1600 cm3 arasında olan sıfır bir aracın Motorlu Taşıtlar Vergisi 12 bin 28 liradan, 15 bin 383 liraya yükselecek. Değerli Konut Vergisi’ne tabi konutların değerinin alt sınırı 17 milyon 711 bin liradan, 22 milyon 650 bin liraya çıkacak.</p>
<h2>Pasaport 17 bin 150, ehliyet 8 bin 638 lira </h2>
<p>Yeni yılda 6 aya kadar olan pasaport harcı 3 bin 589 lira, 1 yıllık pasaport harcı 5 bin 247 lira, 2 yıllık pasaport harcı 8 bin 566 lira, 3 yıllık pasaport harcı 12 bin 170 lira olacak. 10 yıla kadar pasaport harcı ise 13 bin 410 liradan, 17 bin 150 liraya çıkacak. Yurt dışı çıkış harcı ise 1250 liradan, 1599 liraya yükselecek. 2027 yılında A sınıfı ehliyet 2 bin 863 lira, B sınıfı ehliyet ise 8 bin 638 lira olacak. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/2027de-harc-ve-cezalarda-yuzde-28-artis-bekleniyor-91050</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/4/1280x720/kdv-vergi-1767328296.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2027&#039;de uygulanacak yeniden değerleme oranı yarın açıklanacak enflasyona göre belirlenecek. Hesaplamalara göre göre kavga amaçlı araçtan inmenin cezası 230 bin lira, ehliyeti iptal edilmişken araç kullanma 255 bin lira, alkollü araç kullanma 31 bin 973 lira, 10 yıllık pasaport 17 bin 150 lira olacak. Yurt dışından getirilen telefonu kaydettirmek için 70 bin lira ödenecek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/isci-sendikalarinin-ana-gundem-konularindan-biri-fon-yolsuzlugu-oldu-91049</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 08:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşçi sendikalarının ana gündem konularından biri fon yolsuzluğu oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’de işçi sendikalarının genel kurulları peş peşe yapılıyor. Hem sendikaların, hem de konfederasyonların gündeminde sonbahar olması nedeniyle yoğun biçimde asgari ücret olması doğal. Elbette, örgütlenmenin önündeki zorluklar, vergi sorunları, sanayide yaşanan gerilemeler yoğun biçimde tartışılıyor. Yakın zamanda yapılan sendika genel kurullarında da hem sendika hem de konfederasyon başkanlarının gündeminde fon krizi yoğun yer aldı. Tekstil, hazır giyim ve dokuma sektöründe yaşanan kan kaybı 1 Kasım günü yapılan Öz İplik-İş sendikasının ana tartışma konularından biri oldu. Hak-İş Başkanı Mahmut Arslan, hem bu genel kurulda, hem de bir gün önceki Liman-İş Genel Kurulunda, kayıt dışılığın önlenmesi, asgari ücret komisyonunun önerileri doğrultusunda yeniden yapılandırılması ve vergi adaletsizliğinin çözümünü öne çekti.</p>
<p>Sendika Başkanı Rafi Ay, sektördeki sorunların çözümünü istediklerini, işe sahip çıktıklarını ancak bunu yaparken emekçilerin, işçilerin hakkından kesilmesine şiddetle karşı çıktıklarını bir kez daha vurguladı.</p>
<p>Fon yolsuzluklarına ise emek kesiminin her talebinde yapılan “ince hesabı” hatırlatarak sert tepki gösterdi: “Bir tarafta alın teriyle geçinmeye çalışan, ay sonunu getirmekte zorlanan milyonlarca emekçi var. Diğer tarafta, yüz milyarlarca liralık fon işlemleri yapanlar var. Biz burada işçinin hakkını, alın terinin karşılığını konuşurken, birilerinin hileyle, usulsüzlükle, haksız kazanç elde ettiği iddiaları gündemde. Böyle bir tabloyu kabul etmek mümkün değil! Bunu basit bir sorunmuş gibi göstermek mümkün değil! İşçinin ücretine zam yapılırken ince hesaplar yapanların, emekçinin sofrasındaki ekmeği hesaplayanların, haksız kazanç iddiaları karşısında da aynı hassasiyeti göstermesini istiyoruz! Bizim anlayışımızda alın teri kutsaldır. Emek değerlidir. Haksız kazancın savunulacak hiçbir tarafı yoktur!”</p>
<p><strong>TÜRK-İŞ Başkanı Atalay Meclis’i göreve çağırdı </strong></p>
<p>TÜRK-İŞ Başkanı Ergün Atalay, Yol-İş Sendikası genel kurulunda TBMM’yi göreve çağırdı. TBMM’de bir araştırma komisyonu kurulmaması uzun süredir muhalefetin eleştiri noktasıydı. TÜRKİŞ’in de TBMM’yi işaret etmesi anlamlı olarak değerlendirildi. Atalay; Yol-İş Genel Kurulunda siyasetçilere seslenerek “Ne kadar duyarlar bilmem. Bu yolsuzluklara, yanlışlara karşı Meclis’in, herkesin hep beraber kol kola yürümesi lazım. Senin hırsızın, benim hırsızım demeden üzerine bu meselenin gidilmesi lazım. Bunların hesap vermesi lazım. Şu anda biz emekliyi, taşeronu, vergiyi konuşmuyoruz. AHBAP’ı, belediyeyi, fonu konuşuyoruz. 120’ye yakın tutuklu var, yetmiyor. Bizim sendikanın karşısında Yozgatlı berber var. ‘Başkanım kelepçe istiyorum’ dedi. Aynen öyle. Kim ne yaptıysa bedelini sonuna kadar ödesin. İsterse oğlu olsun. Allah kimseyi evladıyla, ailesiyle terbiye etmesin” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/isci-sendikalarinin-ana-gundem-konularindan-biri-fon-yolsuzlugu-oldu-91049</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/3/1280x720/turk-is-baskani-atalaydan-sert-elestiri-ulke-kimsenin-babasinin-ciftligi-degil-1746740113.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşçi sendikalarının ana gündem konularından biri fon yolsuzluğu oldu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yatirimci-ihtiyatli-olmaliydi-91048</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 08:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yatırımcı ihtiyatlı olmalıydı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p style="text-align: center;"><strong>YATIRIM FONU KRİZİ (5)</strong></p>
<p><strong>Yatırımcının başarısızlıkta kendine düşen payı da değerlendirmesi, başkalarının sorumluluğunu araştırması kadar değerlidir. Hesap sorma hakkına sahip yatırımcının üstlendiği riskleri anlama ve mali durumuna uygun karar verme sorumluluğu da olmalıdır.</strong></p>
<p>Yatırımcıların sermaye piyasalarına olan güvenini sarsarak olağanüstü boyutlarda kayıplara neden olan bir krizin elbette suça karışan kişi ve kurumlara bir faturası olacak. Ancak Yatırım Fonu Krizi’nde yatırımcı davranışlarına da bir parantez açmak gerekiyor.</p>
<p><strong>Yatırımcı kurnaz </strong><strong>değil ihtiyatlı olmalı</strong></p>
<p>Yüksek getiri elde ederken başarıyı kendi yatırım becerisine bağlayan ve çevresine de aynı yatırımları öneren kişilerin, zarar ortaya çıktığında sorumluluğu bütünüyle başkalarına yüklemesi tutarlı bir yaklaşım değildir. Kazanç döneminde yatırım yapılan kurumun güvenilirliği, yatırım aracının riskleri ve getirinin kaynağı sorgulanmamışsa, kayıp sonrasında dile getirilen “Devlete güvenmiştim, denetim nerede, meğer dolandırıcılıkmış” tepkilerinin, yatırımcının kendi kararlarına yönelik bir değerlendirmeyi de içermesi gerekir. Elbette yatırımcının bu sorgulamayı yapmamış olması, usulsüzlüklerin araştırılması ve sorumluların hesap vermesi gerekliliğini ortadan kaldırmaz. Kamusal kurumların sorumluluklarını da azaltmaz. Bununla birlikte, hesap sorma hakkına sahip olan yatırımcının, üstlendiği riskleri anlama ve mali durumuna uygun karar verme sorumluluğu da olmalıdır.</p>
<p><strong>Yüksek getirinin yüksek </strong><strong>risk içerdiği bilinmeliydi</strong></p>
<p>Yatırım fonu krizinde üzerinde durulması gereken hususlardan biri de bazı yatırımcıların yüksek getiri beklentisiyle risk alırken, olası kayıpların yaşam koşulları üzerindeki etkilerini yeterince değerlendirmemiş olmasıdır. Ameliyat için ayrılan paranın, satılan konuttan elde edilen gelirin, çocuğun okul taksidinin veya emeklilik birikimlerinin yüksek riskli yatırımlarda kaybedilmesi, meselenin yalnızca standart bir getiri arayışıyla sınırlı olmadığını göstermektedir. Buradaki temel sorun, yaşamsal ihtiyaçları karşılayacak kaynaklarla kaybı göze alınabilecek tasarruflar arasındaki ayrımın yapılmamasıdır.</p>
<p>Bunların uç örnekler olduğu kabul edilse bile, piyasada aynı dönemde karşılaştırılabilir yatırımların ortalama getirisi örneğin <strong>%5</strong> düzeyindeyken, ihtiyatlı bir risk anlayışıyla hareket etmediği bilinen bir kurumun sunduğu %10 getiri beklentisinin hangi ilave risklere dayandığını sorgulamak uygun olmaz mıydı? <strong>Bu kurumun piyasanın çok üzerinde getiri sağlayabilmesini mümkün kılan ekonomik gerekçenin ne olduğu düşünmek gerekmez miydi?.</strong> Yüksek getiriye talip olan yatırımcının, bu getirinin kaynağını ve <strong>yanıltılma veya dolandırılma ihtimali dâhil karşılaşabileceği kayıpları</strong> da kararının merkezine yerleştirmesi iyi olmaz mıydı?</p>
<p><strong>Finansal okuryazarlık </strong><strong>hafife alınmamalı</strong></p>
<p><strong>Başta SPK olmak üzere, ülkemizde birçok kurum finansal okuryazarlığı geliştirmek için uzunca bir süredir kelimenin tam anlamıyla çırpınıyor. Bir yatırım aracının adını bilmek veya geçmiş getirisini izlemek, onun mevcut ve gelecekteki risklerinin anlaşıldığı anlamına gelmiyor. Fonun risk derecesi, hangi varlıklara yatırım yaptığı, açıklanan getirinin nasıl oluştuğu ve likide edilebilme kolaylığı gibi konuları her yatırımcının mutlaka değerlendirmesi gereklidir. Yatırımcının bu gibi konuları bilmediğini fark etmesi de bu yeterliliğin bir parçası olabilir. Dolayısıyla finansal eğitim, yatırımcılara kavram öğretmenin ötesinde, doğru soruları sorma ve gerektiğinde yatırım yapmaktan vazgeçme becerisini de kazandırmış olmalıdır.  </strong></p>
<p><strong>Kendim ettim </strong><strong>kendim buldum</strong></p>
<p>Elbette devletin görevi piyasayı denetlemek, yanıltıcı işlemleri, çıkar çatışmalarını ve değerleme sorunlarını soruşturmaktır. Ancak yatırım kararını alan yatırımcının da bilgili, ihtiyatlı ve uyanık olması elzemdir. Ne diyordu büyük usta Neşet Ertaş; “Kendim ettim kendim buldum, gül gibi sararıp soldum, eyvah eyvah.” Elbette seçimlerimize etki eden onlarca faktör var. Ancak <strong>yatırımcının yaşanan finansal başarısızlıkta kendine düşen payı da değerlendirmesi, başkalarının sorumluluğunu araştırması kadar değerlidir.</strong> Yatırım Fonu Krizi’nde de olağanüstü kazanç vaadi karşısında sorulacak ilk soru “Ne kadar kazanırım?” değil, <strong>“Bu getiri nereden geliyor ve hangi riskleri üstlenmemi gerektiriyor?”</strong> olmalıydı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yatirimci-ihtiyatli-olmaliydi-91048</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yatırımcı ihtiyatlı olmalıydı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/duzenin-icindeki-degisim-ve-degisimin-icindeki-insan-91047</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 08:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Düzenin içindeki değişim ve değişimin içindeki insan</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bilindiği üzere hayatın, zamanın hatta mekânın olağan diğer ifadeyle doğal bir akışı vardır. İnsan bu akış içerisinde sürekli hareket halindedir. O, aslında hem zamanda hem de mekânda akıp gitmektedir. Mekânda sabit kalsa bile zamanda sürüklenmektedir. Ya da hem zamanda hem de mekânda yani her ikisinde birden yolculuk etmektedir. Modern fizik yasalarına göre yolculuğun toplam hızı sabittir. İnsan her ikisinde hareket etse yani zamanla birlikte mekânda da hareket halinde olsa bile, toplam hızı (zamandaki hızı + mekândaki hızı), ışık hızını (saniyede yaklaşık 300 bin km) aşamayacaktır. Dolayısıyla mekânda ne kadar hızlanılırsa zamanda o kadar yavaşlayacaktır. Fakat toplamda hiçbir zaman sınırı (ışık hızını) aşamayacak belki de sınıra bile yaklaşamayacaktır.</p>
<p><strong>Yaşamın doğal dengesi ve sınırları</strong></p>
<p>Yaşam bir denge üzerinde, tıpkı dünyanın hem güneş hem de kendi ekseni etrafındaki hareketine benzer şekilde, çizgisel (ilerlemeci) ve döngüsel (tekrarcı) olarak oluşmaktadır. Burada aynı zamanda limit durumlar söz konusudur. Zira farklı alanlarda farklı limitler (hatta sabitler) vardır. Bunlar evrenin daha doğrusu Allah’ın koyduğu, bir anlamda sınırlardır. Bu sınırlar aşılamaz ve geçilemez. Aşılsaydı veya geçilseydi ne olurdu, diye sorulabilir. Bu durumda başka bir evren, başka bir hayat olurdu. Örneğin Ordu’nun dereleri yukarıdan aşağıya akamazdı. Işık hızı aşılsaydı, olaylardaki sebepler ile sonuçların sırası değişirdi. Şimdi alıştığımız gibi önce bardağın düşüp, sonrasında kırılması tersine dönerdi. Diğer bir ifadeyle önce bardak kırılır, sonra da düşerdi. Ordu’nun dereleri bile aşağıdan yukarıya doğru akardı. Dolayısıyla yaşam adeta ters yüz olurdu. Böyle gelmiş, böyle gitmezdi. Adeta anlam karmaşası yaşanırdı. Her şey altüst olur, birbirine girer, neyin sebep neyin sonuç, kimin de ne olduğu pek anlaşılamazdı. Dün dün, bugün de bugün olmazdı. Bugün dün, dün de bugün olabilirdi. Garip bir evren yapısı ortaya çıkardı. <strong><em>Entropi</em></strong> bile azalırdı. Yaşam şimdiye dek alıştıklarımıza benzemezdi. Böyle bir evrende büyük şair Hafız’ın deyişiyle, karşımızdakine şöyle seslenebilirdik: <strong><em>Ben kimim, siz kimsiniz, burası neresi?</em></strong></p>
<p>Yukarıda da belirtildiği gibi yaşamın doğal bir akışı ve yapısı söz konusu... Sebepler önce, sonuçlar ise sonrasında ortaya çıkmaktadır. Ordu’nun dereleri hep yukarıdan aşağıya akmaktadır. Dün dün bugün de bugün olmaktadır. Ne dün bugün, ne de bugün dün olmaktadır. Yarının ise bambaşka bir gün olması olağandır. Bu noktada yaşam böyle gelmiş böyle gitmektedir. O, söz konusu olağan akışında, sessiz ve derinden aksa da zaman zaman akışı, olaylar ve insanlar bağlamında değişmektedir. Değişim, fizik yasalarının değişmesi şeklindeki köklü dönüşümler değil, bu yasaların belirlediği sınırlar içinde gerçekleşen yön değiştirmelerdir. Adeta olayların akışının bir yönden, diğer yöne evirilmesi şeklindedir. Paralel evrenler misali, bir evrenden diğer bir evrene geçiş gibidir. Buna rağmen tüm paralel yaşamlarda yine aynı yasalar geçerli ve etkilidir.</p>
<p><strong>Değişim ve tarihin yönü</strong></p>
<p>Yaşamda farklı şeyler de gelişebilmektedir. Hatta olağan olsa da bazen beklenmedik olaylar bile olabilmektedir. Bu hususta Prof. Dr. Mehmet Bayraktar, “<strong><em>Allah zaman zaman tarihin yönünü değiştirir</em></strong>” derdi. Bu nasıl olur diye sorduğumuzda ise ani ve küresel ölçekte gelişen, deprem gibi doğa olayları, savaşlar, salgınlar, ölümler ve diğer bireysel ve toplumsal olaylar, tarihin yönünü değiştirir, şeklinde bir açıklama getirirdi. Bunlar küresel ölçekte değişimlerdir. Bireysel ölçekte ise pek çok olgu ve olay kişisel (mikro) tarihin yönünü değiştirmesi açısından zaten <strong><em>her an, her gün</em></strong> olmakta ve gelişmektedir.</p>
<p>Değişim elbette doğanın en etkin ve en büyük hatta en acımasız yasasıdır. Hiçbir şey değişimden bağımsız olamaz, ondan kaçamaz, kaçsa da kurtulamaz. Bu noktada her şey değişir ancak her şeyi değiştiren ilke değişmez. Değişmesi de beklenmez. Bu ilke halk arasında, <strong><em>değişmeyen şey değişimdir</em></strong> şeklinde bilinmektedir. Bu yüzden akan sular bir gün akmaz olabilir, yaşayanlar gün gelir yaşayamaz olabilir, şahlar da mat olabilir…</p>
<p>Şairin dediği gibi:</p>
<p><em>Bahar biter, kış olur.</em></p>
<p><em>Gün biter, gece olur.</em></p>
<p><em>Söz biter, sükût olur.</em></p>
<p><em>Zenginlerde metelik, </em></p>
<p><em>Güzellerde cemâl,</em></p>
<p><em>Güçlülerde kuvvet kalmaz olur...</em></p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Hayat böyle akıp gider. Gelenler gider, gidenler ise gelemez. Bu sistem hep böyle çalışır ve kendi kendini tüketen bir çark gibi döner. Gün gelir her şey değişir, âlem çöker, âdem gider, elem biter, değişmez denilen şeyler bile değişebilir, her şey ters yüz olabilir. İnsanın da evrenin de kıyameti kopabilir.</p>
<p>Dolayısıyla hayatı ve dinamiklerini bilmek ve buna göre yaşamak, oldukça önemli olsa gerek. <strong><em>Hiç ölmeyecek gibi yaşamak </em></strong>ile <strong><em>yarın ölecek gibi yaşamak </em></strong>arasında kurulan bir denge etrafındaki yaşam anlayışını, peygamberimiz Hz. Muhammed tavsiye etmiştir. Bu, evrensel bir tavsiyedir ve insanlık henüz topyekûn bu noktaya gelememiştir. Ancak henüz gelmemesi, gelmeyecek anlamına da gelmemektedir.</p>
<p>Belki de insanlık, hâlâ zamanın içinde koşarken, hakikati anlamaya çalışmaktadır. Belki de insanlığın aradığı denge tam da bu noktadadır: Zamanın içinde akarken zamana teslim olmamak, değişimin ortasında savrulurken yönünü kaybetmemektir. Kaldı ki hayat ve insan birlikte akıp gitmektedir. Mesele sadece akmak değil; akarken <strong><em>dengeyi, dönüşümü, entropiyi </em></strong>ve<strong><em> anlamı</em></strong> fark edebilmektir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/duzenin-icindeki-degisim-ve-degisimin-icindeki-insan-91047</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Düzenin içindeki değişim ve değişimin içindeki insan ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/finansman-gider-kisitlamasi-artik-kaldirilmali-91046</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 08:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Finansman gider kısıtlaması artık kaldırılmalı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bugün işletmelerin en büyük sorunlarından biri hiç şüphesiz finansmana erişim ve finansmanın maliyetidir. Faizlerin geldiği seviye ortada... Firmalar bir taraftan işletme sermayesini çevirmeye, üretimini ve yatırımını sürdürmeye çalışıyor, diğer taraftan da yükselen finansman maliyetleri nedeniyle her geçen gün biraz daha zorlanıyor.</p>
<p>Satışlar nominal olarak artıyor olabilir ama kârlılık aynı hızla artmıyor. Hatta birçok işletmede tam tersi; finansman gideri arttıkça ticari kâr eriyor. Hal böyle iken bir de gerçekten katlanılan bu finansman giderinin bir kısmının KKEG kabul edilerek vergi matrahına eklenmesi bana göre artık yeniden düşünülmesi gereken bir konu haline geldi.</p>
<p>Yani firma faizi ödüyor, nakdi çıkıyor, kârı azalıyor ama vergi hesabında bu giderin tamamını dikkate alamıyor. Finansmanın kendisi zaten pahalı, üstüne bir de vergi yükü geliyor.</p>
<p>Bu nedenle bugün şu soruyu sormanın tam zamanı olduğunu düşünüyorum; Finansman gider kısıtlaması gerçekten halen amacına hizmet eden bir düzenleme mi, yoksa mevcut ekonomik şartlarda reel sektörün sırtında ilave bir yük haline mi geldi? Bana göre cevap çok açık.</p>
<p><strong>Finansman gider kısıtlamasının mevzuattaki yeri</strong></p>
<p>5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 11’inci maddesinin birinci fıkrasının (i) bendine göre; kredi kuruluşları, finansal kuruluşlar, finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketleri dışında kalan işletmelerde, kullanılan yabancı kaynakların öz kaynakları aşması halinde, aşan kısma isabet eden finansman giderlerinin Cumhurbaşkanı’nca belirlenen kısmı kurum kazancının tespitinde gider olarak kabul edilmiyor.</p>
<p>3490 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile bu oran %10 olarak belirlendi ve uygulama 1 Ocak 2021 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemleri için uygulanmaya başlandı.</p>
<p>Kurumlar Vergisi Genel Tebliği’nde de finansman giderleri; yabancı kaynağın kullanım süresine bağlı olarak doğan faiz, komisyon, vade farkı, kâr payı, kur farkı, faktoring iskonto bedelleri ve benzeri giderler olarak tanımlanıyor. Yabancı kaynak ise bilançodaki kısa ve uzun vadeli yabancı kaynakların toplamı olarak dikkate alınıyor.</p>
<p>Dolayısıyla konu sadece banka kredisi kullanan firmalarla sınırlı değil. Bilançoda yabancı kaynak toplamı öz kaynak toplamını aşıyorsa ve finansman gideri oluşmuşsa kısıtlama gündeme geliyor.</p>
<p><strong>Kâğıt üzerinde bakıldığında amaç, aşırı borçlanmayı sınırlamak veya öz kaynak kullanımını teşvik etmek olabilir. Ancak uygulamanın bugünkü ekonomik koşullardaki sonucuna baktığımızda işin rengi biraz değişiyor.</strong></p>
<p><strong>Şirketler keyfinden borçlanmıyor</strong></p>
<p>Bence meselenin en önemli tarafı tam da burasıdır. Bugün birçok firma yabancı kaynağı tercih ettiği için değil, faaliyetini sürdürebilmek için kullanıyor.</p>
<p>Hammadde fiyatı yükselmiş, stok tutarı büyümüş, tahsilat vadeleri uzamış, müşteri vadeleri ile tedarikçi vadeleri arasındaki makas açılmış, işletme sermayesi ihtiyacı katlanmış durumda. Bir üretici üretimini devam ettirmek için, bir ihracatçı siparişini finanse etmek için, bir ticaret firması stok döndürmek için kredi kullanıyor.</p>
<p>Yani çoğu zaman ortada “fazla borçlanayım, daha çok büyüyeyim” şeklinde bir tercih yok. İşin devamı için finansmana ihtiyaç var.</p>
<p>Üstelik işletme bu finansmanın bedelini zaten ödüyor. Banka faizini, komisyonunu, kur farkını veya vade farkını tahsil ediyor. Sonra vergi mevzuatı dönüp bu giderin bir kısmını “ben bunu gider saymıyorum” diyor.</p>
<p>Ee, firma bu parayı gerçekten ödemedi mi? Ödedi. Bu gider işletmenin faaliyetiyle ilgili değil mi? İlgili. O zaman özellikle bugünkü yüksek finansman ortamında neden bu giderin bir kısmı tekrar vergi matrahına eklensin?</p>
<p>Finansman gideri ticari kârı aşağı çekerken, finansman gider kısıtlaması aynı giderin bir bölümünü KKEG yaparak mali kârı yukarı çekiyor.</p>
<p>Yani şirketin cebinden daha fazla para çıkıyor ama vergi hesabında sanki o giderin bir kısmı hiç yapılmamış gibi davranılıyor.</p>
<p>Basit bir örnekle anlatalım;</p>
<p>Yabancı kaynak toplamı                                      20.000.000 TL</p>
<p>Öz kaynak toplamı                                               8.000.000 TL</p>
<p>Öz kaynağı aşan kısım                                         12.000.000 TL</p>
<p>Toplam finansman gideri                                     4.000.000 TL</p>
<p>Aşan kısma isabet eden finansman gideri            2.400.000 TL</p>
<p><strong>%10 Finansman gider kısıtlaması / KKEG</strong>     <strong>240.000 TL</strong></p>
<p>Bu örnekte 240 bin TL işletmenin gerçekten katlandığı bir finansman giderinin parçası olmasına rağmen KKEG olarak matraha ekleniyor. 2026 yılı genel kurumlar vergisi oranı %25 dikkate alındığında, sadece bu kısıtlama nedeniyle 60 bin TL ilave kurumlar vergisi etkisi doğuyor.</p>
<p>Rakam büyüdükçe sonuç da büyüyor. Milyarlarca lira yabancı kaynakla çalışan sanayi ve ticaret şirketlerinde finansman gider kısıtlamasının vergi etkisi artık küçümsenecek seviyelerde değil.</p>
<p><strong>Finansman gider kısıtlaması sadece ilave vergi yükü de oluşturmuyor. Uygulama aynı zamanda ciddi bir hesaplama ve takip yükü getiriyor.</strong></p>
<p>Her geçici vergi döneminde yabancı kaynak - öz kaynak karşılaştırması, kapsam dışı finansman unsurlarının ayrıştırılması, yatırım maliyetine eklenen finansman giderlerinin ayıklanması, kur farklarının takibi, finansman giderlerinin aşan kısma isabet eden bölümünün hesaplanması gerekiyor.</p>
<p>Özellikle grup şirketleri, ithalat yapan işletmeler, dövizli borç kullanan firmalar ve yatırım döneminde olan şirketlerde konu daha da karmaşık hale geliyor.</p>
<p>Bir tarafta işletmenin zaten gerçek bir finansman gideri var, diğer tarafta bu giderin ne kadarının vergi açısından kabul edilmeyeceğini hesaplamak için ayrıca zaman, iş gücü ve danışmanlık maliyeti oluşuyor.</p>
<p>Ve günün sonunda bütün bu çalışma, gerçekten yapılmış bir giderin bir kısmını vergi matrahına geri eklemek için yapılıyor.</p>
<p><strong>Finansman gider kısıtlamasının kanuni altyapısı 2013 yılında oluşturuldu, fiili uygulama ise 2021 yılında başladı. Ancak 2021 yılındaki finansman şartları ile bugün gelinen nokta aynı değil.</strong></p>
<p>Bugün finansmana erişim çok daha pahalı. İşletme sermayesi ihtiyacı çok daha yüksek. Kâr marjları daha baskılı. Firmalar krediye ulaşsa bile maliyetini taşımakta zorlanıyor.</p>
<p>Böyle bir ortamda reel sektöre “borcun öz kaynağını aştı, o nedenle ödediğin faizin bir kısmını gider kabul etmiyorum” demek bana göre ekonomik gerçeklikle çok örtüşmüyor.</p>
<p>Hele ki şirket üretim yapıyor, ihracat yapıyor, istihdam sağlıyor ve bu faaliyetleri sürdürebilmek için finansman kullanıyorsa; finansman maliyetinin üzerine bir de KKEG kaynaklı vergi maliyeti bindirilmesinin yeniden değerlendirilmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Öz kaynağı güçlendirmek istiyorsak önce kârı korumak gerekiyor</strong></p>
<p>Finansman gider kısıtlamasının savunulan taraflarından biri, şirketleri daha güçlü öz kaynakla çalışmaya teşvik etmesidir. Ama burada da bir çelişki var. Öz kaynağın en önemli kaynağı nedir? Kârdır. Şirket kâr edecek, bu kârı bünyede bırakacak ve zaman içerisinde öz kaynağını güçlendirecek.</p>
<p>Peki, finansman maliyetleri nedeniyle zaten eriyen kârın üzerine bir de KKEG kaynaklı vergi yükü getirirsek öz kaynak nasıl güçlenecek?</p>
<p>Bence öz kaynağı güçlendirmenin yolu, borç kullanan işletmeye ilave vergi yükü getirmek değil; şirketin kazancını ve nakdini bünyede bırakmasını teşvik etmektir.</p>
<p><strong>PEKİ NE YAPILABİLİR? </strong></p>
<p><strong>Finansman gider kısıtlaması kaldırılmalıdır.</strong></p>
<p>Bugünkü ekonomik şartlarda yapılması gereken bana göre oranla oynamak, yeni istisnalar üretmek veya hesabı biraz daha karmaşık hale getirmek değildir.</p>
<p>Uygulama tamamen kaldırılabilir. Kanuni düzenleme yapılana kadar ise Cumhurbaşkanına verilen yetki kapsamında oran %0 olarak belirlenerek fiilen kısıtlama sonlandırılabilir.</p>
<p>Böylece işletmeler gerçekten katlandıkları finansman giderlerini, genel gider yazma ve maliyet ilkeleri çerçevesinde kurum kazancının tespitinde dikkate alabilir.</p>
<p>Bu düzenleme özellikle üretim, ihracat ve yatırım yapan şirketler açısından doğrudan bir nakit ve vergi yükü rahatlaması sağlayacaktır.</p>
<p>Reel sektörün öncelikli meselesi vergi matrahını küçültmek değil, finansman maliyetini taşıyabilmektir.</p>
<p>Firma bankaya faizini ödüyor. Komisyonunu ödüyor. Kur farkına katlanıyor. Tahsilat riskini üstleniyor. Kâr marjı daralıyor. Bütün bunların üzerine bir de finansman giderinin bir kısmı KKEG kabul edilip ekstra vergi doğuyorsa burada sistemi yeniden düşünmemiz gerekir.</p>
<p>Ve bana göre bugün tam da bu noktadayız.</p>
<p>Ve dahi işin özü çok basit;</p>
<p><strong>Gerçekten yapılmış, işletmenin faaliyetiyle ilgili ve finansman ihtiyacından doğmuş bir giderin bir kısmını vergi hesabında yok saymak, bugünkü ekonomik koşullarda reel sektör açısından ilave bir yükten başka bir şey değildir.</strong></p>
<p><strong>BU DÜZENLEMENİN KALDIRILMASI NE SAĞLAR?</strong></p>
<p>- İşletmelerin efektif finansman maliyeti azalır.</p>
<p>- KKEG nedeniyle oluşan ilave kurumlar vergisi yükü ortadan kalkar.</p>
<p>- Geçici vergi dönemlerindeki hesaplama ve takip yükü azalır.</p>
<p>- İşletmelerin nakit akışı bir miktar rahatlar.</p>
<p>- Öz kaynakların güçlendirilmesi için kârın işletme bünyesinde kalması kolaylaşır.</p>
<p>- Yatırım, üretim ve ihracat yapan işletmeler üzerindeki finansman baskısı azaltılır.</p>
<p>Finansman gider kısıtlaması ilk getirildiğinde farklı ekonomik gerekçelerle savunulmuş olabilir. Ancak vergi düzenlemelerini içinde bulunduğumuz ekonomik şartlardan bağımsız değerlendiremeyiz.</p>
<p>Bugün firmalar yüksek maliyetli finansmana erişmeye çalışıyor, işletme sermayesi ihtiyacı büyüyor, kârlar finansman giderleri altında eriyor. Böyle bir ortamda aynı finansman giderinin bir kısmını KKEG kabul ederek ilave vergi yükü yaratmanın artık izahı zorlaşıyor.</p>
<p>Bana göre burada yapılması gereken çok açık;</p>
<p><strong>Finansman gider kısıtlaması artık kaldırılmalıdır.</strong></p>
<p>Kaldırma yönünde kanuni düzenleme yapılana kadar da mevcut %10 oranının %0 olarak belirlenmesi değerlendirilebilir. Reel sektörün bugün ihtiyacı daha fazla vergi yükü değil, daha ulaşılabilir finansman ve daha güçlü işletme sermayesidir. Firma zaten faizi ödüyor. Kârı zaten eriyor. Bir de ödediği bu finansman giderinin bir kısmı üzerinden vergi ödemesin.</p>
<p>Özetle;</p>
<p><strong>Finansman maliyetinin üzerine bir de vergi maliyeti eklemeyelim.</strong></p>
<p>Naçizane önerim bu şekildedir.. Faydalı olması dileğiyle…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/finansman-gider-kisitlamasi-artik-kaldirilmali-91046</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[  “Finansman gider kısıtlaması artık kaldırılmalı” ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/teknolojide-yeni-rekabet-donemi-turkiye-2030a-nasil-hazirlanmali-91043</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Teknolojide yeni rekabet dönemi: Türkiye 2030’a nasıl hazırlanmalı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekâdan enerjiye, robotikten veri merkezlerine uzanan dönüşüm küresel ekonominin dengelerini değiştiriyor. Önümüzdeki beş yılda rekabet, teknolojiyi geliştirmek kadar onu üretime, verimliliğe ve ekonomik değere dönüştürebilmekte yaşanacak. Türkiye için de fırsat, güçlü olduğu alanlarla yeni teknolojik ihtiyaçları buluşturmakta.</strong></p>
<p>Dünya ekonomisi yeni bir teknolojik dönüşüm döneminde. Değişim artık yalnızca yazılım ve dijital uygulamalarla sınırlı değil; üretim süreçlerini, enerji sistemlerini, iş modellerini ve ülkelerin rekabet gücünü doğrudan etkiliyor. Eylül 2026’da yayımlanan Technology Trends Outlook 2026 raporu, bu dönüşümü belirleyen 14 teknoloji trendini inceliyor. Ana mesajı, yapay zekâ merkezli gelişmenin dijital dünyadan fiziksel dünyaya taşınması. Yapay zekâ içerik üretmenin ötesinde yazılım geliştiriyor, araştırmaları hızlandırıyor, üretimi yönetiyor ve robotların karar alma kapasitesini artırıyor.</p>
<p>Raporun 2026’nın ilk yarısındaki verilere dayalı yılsonu projeksiyonlarına göre yapay zekâ altyapısı ve model mimarilerine yatırımlar, 2025’teki yaklaşık 145 milyar dolardan 2026 sonunda 770 milyar dolara ulaşabilir. Otonom yazılım geliştirmede 12,8 kat, uzay teknolojilerinde 12,1 kat, bilimsel keşif ve mühendislikte yapay zekâda 3,2 kat, robotikte 2,1 kat yatırım artışı öngörülüyor. Bunlar gerçekleşmiş sonuçlar değil, eğilimlerin sürmesi varsayımına dayanan tahminler. Yine de sermayenin yönünü gösteriyor: Yazılımla birlikte enerji, yarı iletkenler, veri merkezleri ve elektrik altyapısı da yeni ekonominin merkezinde.</p>
<p><strong>Yapay zekâda yeni aşama: Otonom sistemler</strong></p>
<p>Agentic AI olarak tanımlanan yeni nesil yapay zekâ sistemleri, belirli hedefler için birden fazla işlemi tanımlanmış yetki sınırları içinde bağımsız gerçekleştirebiliyor. Örneğin satın almada yalnızca fiyat karşılaştırmıyor; tedarikçi performansını değerlendiriyor, stok ihtiyacını belirliyor ve öneri hazırlıyor. Böylece teknoloji, çalışanların hızını artıran araç olmaktan çıkıp süreçlerin yürütülmesinde rol alıyor.</p>
<p>Sanayide Physical AI, yani fiziksel yapay zekâ, robotların çevrelerini algılayıp değişen koşullara uyum sağlamasını mümkün kılıyor. 2030’a kadar esnek robotik sistemler, akıllı depolar, otonom taşıma ve yapay zekâ destekli kalite kontrol yaygınlaşabilir. Şirketler arasındaki verimlilik farkını teknolojiyi kullanma düzeyi değil, süreçleri onunla ne ölçüde yeniden tasarladıkları belirleyecek.</p>
<p><strong>Yapay zekâ devriminin görünmeyen sınırı: Enerji</strong></p>
<p>Dijital ekonominin büyümesi giderek daha fazla fiziksel altyapıya dayanıyor. Büyük işlem kapasitesi; veri merkezleri, yarı iletkenler, soğutma ve kesintisiz elektrik gerektiriyor. Uluslararası Enerji Ajansına göre veri merkezlerinin küresel elektrik tüketimi 2025’te yaklaşık 485 TWh idi; 2030’da 950 TWh’ye çıkabilir. Yaklaşık %96’lık bu artış, Türkiye’nin 2025’teki 360,9 TWh toplam elektrik tüketiminin 2,6 katına ulaşan bir küresel veri merkezi talebi demek.</p>
<p>Sorun yalnızca elektrik üretmek değil, elektriği ihtiyaç duyulan yere güvenilir biçimde ulaştırmak. Rapora göre dünyada 2.500 GW’ın üzerinde enerji projesi şebekeye bağlanmayı bekliyor; bazı pazarlarda transformatör teslim süreleri iki yılı aşıyor. Enerji teknolojileri 2025’te yaklaşık 200 milyar dolar yatırım çekti. Dolayısıyla yapay zekâ devriminin kazananları yalnızca model geliştirenler olmayacak. Transformatör, enerji depolama, güç elektroniği, soğutma ve veri merkezi altyapısı üreten şirketler de büyümeden pay alabilecek.</p>
<p><strong>Şirketler için yeni rekabet denklemi</strong></p>
<p>Yapay zekâ ve otomasyon, üretimden finans yönetimine, müşteri hizmetlerinden lojistiğe kadar maliyetleri düşürebilir. Ancak teknolojiyi satın almak, ondan ekonomik değer yaratmakla aynı şey değil. Mevcut süreçlere uygulama eklemek yeterli olmayabilir; kazanç süreçlerin yeniden tasarlanması, verilerin doğru kullanılması ve organizasyonların uyumuyla gelecek. Yatırımlar da yazılım lisanslarının ötesinde işlem kapasitesi, enerji, veri altyapısı, siber güvenlik ve entegrasyonu kapsayacak.</p>
<p>İşgücünde de farklılaşma var. Raporda yapay zekâyla ilişkili dört teknoloji alanında ve özel amaçlı yarı iletkenlerde açık pozisyonların %75’inden fazlasının Ar-Ge odaklı olduğu belirtiliyor. Enerji, siber güvenlik, bağlantı teknolojileri, yaşam bilimleri ve mobilitede ise operasyonel ve ticari roller ağırlık kazanıyor. Bu ayrım, teknolojilerin bir kısmının geliştirme, diğerlerinin ticarileşme aşamasında olduğunu gösteriyor. Başarıyı harcamanın büyüklüğü değil, yatırımın sürdürülebilir ekonomik değere dönüşmesi belirleyecek.</p>
<p><strong>Türkiye için en somut fırsat: Enerji ve sanayi altyapısı</strong></p>
<p>Türkiye’nin her ileri teknoloji alanında küresel lider olması gerçekçi değil. Ancak mevcut üretim ve mühendislik gücünü yeni taleple buluşturarak değer zincirinde yükselebilir. Enerji altyapısı bu bakımdan öne çıkıyor. Bakanlık verilerine göre 2025’te elektrik tüketimi 360,9 TWh, üretimi 362,9 TWh oldu. Ulusal Enerji Planı, tüketimin 2030’da 455,3 TWh’ye çıkmasını öngörüyor: Beş yılda yaklaşık %26 artış. Ağustos 2026’da kurulu güç 126.944 MW’a ulaştı; güneşin payı %22, rüzgârın %12,2.</p>
<p>Bu tablo üretim kadar iletim, dağıtım, depolama ve şebeke modernizasyonunun önemini artırıyor. Fırsat iç pazarla sınırlı değil. Veri merkezleri ve elektrifikasyon, transformatör, kablo, şalt sistemi, güç elektroniği ve enerji yönetimine küresel talebi büyütebilir. Türkiye’nin bu alanlardaki sanayi kapasitesi, ekipman ve mühendislik ihracatını gelecek beş yılın önemli büyüme alanlarından birine dönüştürebilir.</p>
<p><strong>Veri merkezleri, otomasyon ve yazılım</strong></p>
<p>İkinci fırsat veri merkezleri ve dijital altyapı; Avrupa, Orta Doğu ve Orta Asya arasındaki konumumuz bölgesel hizmet merkezi potansiyeli sunuyor. Fakat güvenilir elektrik, uluslararası fiber bağlantılar, rekabetçi enerji maliyetleri ve veri güvenliği sağlanmadan bu avantaj değerlendirilemez.</p>
<p>Üçüncü fırsat endüstriyel otomasyon; Otomotiv, beyaz eşya, makine, metal ve tekstildeki üretim gücü; yapay zekâ destekli kalite kontrol, kestirimci bakım, enerji optimizasyonu ve akıllı planlama için uygun zemin oluşturuyor. Asıl hedef bu sistemleri yalnızca kullanmak değil, geliştiren ve ihraç eden şirketleri çoğaltmak olmalı.</p>
<p>Dördüncü alan sektöre özel yapay zekâ yazılımları; Büyük küresel modeller geliştirmek yüksek sermaye isterken mevcut modeller üzerine finans, üretim, lojistik, sağlık ve perakendeye yönelik çözümler üretmek daha erişilebilir. Savunma ve uzay teknolojileri de önemli: Savunmada gelişen elektronik, sensör, haberleşme ve otonom sistem yetkinliklerinin sivil uygulamalara aktarılması yeni fırsatlar yaratabilir.</p>
<p><strong>Türkiye 2030’a nasıl hazırlanmalı?</strong></p>
<p>- 2026–2027 döneminde öncelik, mevcut faaliyetlerde hızlı ve ölçülebilir verimlilik kazanımları olmalı. Yapay zekâ destekli iş süreçleri, enerji verimliliği, siber güvenlik ve üretim otomasyonu öne çıkıyor.</p>
<p>- 2028–2029’da teknoloji kullanıcılığından yerli ürün ve çözüm geliştirmeye geçilmeli. Endüstriyel yazılımlar, otomasyon, enerji yönetimi ve yapay zekâ uygulamaları uluslararası pazarlara taşınmalı.</p>
<p>- 2030’a doğru hedef, belirli alanlarda bölgesel üretim, mühendislik ve hizmet merkezi olmak. Finansmana erişim, nitelikli insan kaynağı, Ar-Ge, ticarileştirme ve dış pazarlara erişim bu hedefin koşulları.</p>
<p><strong>Geleceğin kazananları kimler olacak?</strong></p>
<p>Yeni rekabet döneminin merkezinde yapay zekâ var; fakat ekonomik etkisi yazılımın çok ötesinde. Enerji altyapısı, elektrik ekipmanları, yarı iletkenler, robotik, veri merkezleri, siber güvenlik ve mühendislik çözümleri de belirleyici olacak. Kazananlar yalnızca en güçlü modelleri geliştirenler değil; altyapıyı sağlayan, teknolojiyi üretime ve hizmetlere uygulayan, kalıcı değer yaratanlar olacak.</p>
<p>Türkiye için risk, mevcut üretim ve hizmet modellerinin hızlanan yarışta rekabet gücünü kaybetmesi. Fırsat ise sanayi ve mühendislik birikimini yeni ihtiyaçlarla birleştirip daha yüksek katma değerli üretime yönelmek. 2026-2030’un temel meselesi değişimin hızı değil, ona uyum kapasitesi. Türkiye yalnızca teknoloji kullanan değil, ihtiyaç duyulan ürünleri, altyapıyı ve mühendislik çözümlerini geliştirip ihraç eden bir ekonomi olmalı. Çünkü rekabet gücünü teknolojiye erişimden çok, onu üretkenliğe, ihracata ve sürdürülebilir büyümeye dönüştürmek belirleyecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/teknolojide-yeni-rekabet-donemi-turkiye-2030a-nasil-hazirlanmali-91043</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Teknolojide yeni rekabet dönemi: Türkiye 2030’a nasıl hazırlanmalı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vehbi-koc-neden-medya-banka-ve-arazi-islerine-girmeyin-dedi-91042</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vehbi Koç, neden ‘medya, banka ve arazi işlerine girmeyin’ dedi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Koç ile Keçeli ailelerinin ‘gayrimenkul geliştirme ortaklığı’ Eviniz Riva’da ruhsat alındı, inşaat başladı. Yaklaşık 500 dönüm arsa üzerinde 360 villa ve 36 ticari bölümden oluşacak projeye Rahmi Koç, Eviniz Riva adını verdi. Proje detayları, Ali Y. Koç, Orhan, Engin ve Nedim Keçeli’nin de katıldığı ilk tanıtım toplantısında müşteri adaylarıyla paylaşıldı. Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Y. Koç, ortaklık fikrinin Fenerbahçe sayesinde geliştiğini belirterek Keçeli Ailesi’nin şirketi Seba İnşaat’ın sektörün en iyisi olduğuna kanaat getirdiklerini ve Koç Holding’in uygun arsalarında ortak projeler geliştireceklerini vurguladı. Ali Koç şöyle konuştu: “Aslında İstanbul’un ilk önemli gayrimenkul projelerinden birini Zekeriyaköy’de biz yaptık ama o kadar kötü yaptık ki bir daha da bu işlere teşebbüs etmedik. Vehbi Bey bize bir sürü öğütlerde bulunmuştu. ‘Yapmayın’ dediği şeylerden birisi ‘Medyaya girmeyin’ dedi. ‘Niye?’ dedik, ‘biz en çok reklam vereniz hem reklam veren hem medya sahibi olmaz’ dedi. ‘Bankaya girmeyin’ dedi. ‘Niye?’ dedik, ‘en çok krediyi biz kullanıyoruz. Banka işinde de olmayalım’ dedi. Banka işine yıllar sonra girdik. Bir de ‘arazi işine girmeyin’ dedi. ‘Niye?’ dedik, ‘istihdam yok, üretim yok, vergisi var, öyle durur’ dedi. Sonra yıllar geçti biz Riva’daki bu araziye sahip olduk ama onu da satın almadık. Bir şirketi alırken arazi bize geçti ve yıllarca durdu orada.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae81a7766217-1793596023.jpg" alt="" width="800" height="407" /></p>
<h2>Önce Fenerbahçe’ye alkış! </h2>
<p>Seba ile Koç’u bir araya getiren Fenerbahçe oldu. Bu nedenle önce Fenerbahçe’ye bir alkış lütfen… Erol Bilecek sağ olsun beni Engin (Keçeli) ile tanıştırdı. Bir merhaba, fazlası da yok. Yeni yönetim kurulu yapıyorduk; Engin de kabul etti, geldi, sağ olsun. Babadan (Orhan Keçeli) kalma bir gelenek olsa gerek Fenerbahçelilik. Bir gün arkadaşlarla kulüpteyiz, ‘gelin arazilerin portföyünü çıkaralım, millet uçtu gidiyor’ dedim. Bu araziyi gösterdiler; ‘burayı geliştirelim’ dediler. Nasıl geliştireceğiz? ‘Ev yapacağız, satacağız’ dediler. Kafamda ampuller çaktı, Türkiye’de bu işi en iyi kim yapıyor? Seba. Seba kim? Keçeli Ailesi. Sonar Nedim’e gittik, Nedim hayatımızı o kadar kolaylaştırdı ki şöyle yapacağız, böyle yapacağız…</p>
<h2>Ruhsat gelmeden yüzde 80’ini sattı </h2>
<p>Aklımıza gelmeyen birçok şey söyledi. ‘Bizim müşteri portföyümüz var, ben daha Bismillah demeden 70-80 villa satıyorum’ dedi. Bazı adamlar Seba’nın her projesinden ev alır vs. Biz bu projeyi (Eviniz Riva) kendimiz yapsaydık ruhsat almadan satışa başlamazdık. Ruhsatı yeni alındı ama Seba, bu güne kadar yüzde 80’ini satmış villaların. Bir de biz kendimiz yapıyor olsaydık ruhsat da birkaç yıl daha geç olurdu. Bakın bu içinde olduğumuz yeri (Divan Kuruçeşme) 11 yılda tamamladık. Biz izin almada iyi değiliz yani… Sonra portföye baktık, bir sürü fabrika var, fabrikalar kapanmış, kentsel dönüşüm oluyor etrafında… Bunları Nedim’e anlattık, o da ailesine anlattı herhalde. Bu ilk projemiz ama kesinlikle son projemiz değil.”</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Helal kazanç ülkede nadir işlerden biri olmaya başladı”</span></h2>
<p>Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Koç, Eviniz Riva Projesi’yle ilgili konuşmasını, ülke gündemini sarsan ‘siyaset bağlantılı yolsuzluklar’ için de anlamlı bir gönderme yaparak şöyle bitirdi: “Seba Grubu ile çok uyumlu çalışıyoruz, ilkeler aynı değerler aynı tencere kapak olduk. Bu işlerle (gayrimenkul) Seba ilgileniyor. İnşallah, güzel projelerimiz olacak, hayırlı uğurlu olsun. Bu projemizde de inşallah helal bir kazanç, yüzümüze gözümüze bulaştırmadan helal bir kazanç… Helal kazanç da şurada şey olmaya başladı ülkede, nadir işlerden biri olmaya başladı. Helal bir şekilde güzel işler yapacağız. İnşallah sizler de burada yatırım yapanlar da gani gani faydalanırsınız, mutlu olursunuz.”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vehbi-koc-neden-medya-banka-ve-arazi-islerine-girmeyin-dedi-91042</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vehbi Koç, neden ‘medya, banka ve arazi işlerine girmeyin’ dedi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ardic-fon-meselesi-reel-sektoru-etkileyen-sistematik-soruna-donusmemeli-91084</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ardıç: Fon meselesi reel sektörü etkileyen sistematik soruna dönüşmemeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MARUF BUZCUGİL - HÜSEYİN GÖKÇE/ANTALYA</strong></p>
<p>Ankara Sanayi Odası(ASO) Başkanı Seyit Ardıç, Meslek Komiteleri Ortak Toplantısında ASO üyesi sanayicilere seslendi.</p>
<p>Jeopolitik gelişmeler ve korumacılık eğilimlerinin küresel göstergeleri beliğin şekilde değiştirdiğini belirten Seyit Ardıç, IMF’in ekim raporunda küresel büyümenin yüzde 95’ini 32 ülkenin gerçekleştirdiğinin görüldüğünü, bu sayının Nisan raporunda 54 ülke olduğunu hatırlattı.</p>
<p>Dünya ekonomisinin büyümesine rağmen, bunun niteliğinin değiştiğinin altını çizen Ardıç, “Dünya Ticaret Örgütü’nün verileri de ticaretteki değişimi gösteriyor. Bu yılın ilk yarısında dünya mal ticaretinin dolar bazındaki artışının yüzde 47’si, yapay zekâ altyapısında kullanılan ürünlerden kaynaklandı” dedi.</p>
<p>Ülkelerin stratejik sektörlerde dışa bağımlılıklarını azaltmaya yöneldiklerini ifade eden Ardıç, ekonomik büyümenin kalıcı hale gelebilmesi için sadece talebin değil, üretim kapasitesinin ve faktör verimliliğinin de artması gerektiğini bildirdi.</p>
<p>Teknoloji ve verimlilik yatırımlarının, makroekonomik istikrar açısından da önemli olduğuna işaret eden Ardıç, “Daha yüksek üretkenlik; güçlü ihracat kapasitesi, daha düşük birim maliyet baskısı, sürdürülebilir büyüme ve kalıcı refah artışı anlamına gelir” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Enflasyon yüksek seviyelerde kalıcı hale geldi”</strong></p>
<p>Ekonominin en önemli yapısal sorunlarından birisinin enflasyonun yüksek seviyelerde kalıcı hale gelmesi olduğunu kaydeden Ardıç,</p>
<p>“Son bir yılda enflasyonun yüzde 30 seviyelerinde adeta sıkışıp kalması, dezenflasyon sürecinde ciddi bir dirençle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.</p>
<p>Enflasyonla mücadele programında dördüncü yıldayız. Ancak geldiğimiz noktada uygulamaya konulan tedbirler kalıcı bir ekonomi politikasına dönüşmüştür” dedi.</p>
<p><strong>“Yüksek finansman maliyeti sanayicinin taşıyamayacağı yük haline geldi”</strong></p>
<p>Yüksek finansman maliyetleri, baskılanan iç talep ve ertelenen yatırımların geçiş döneminin koşulları olmaktan çıkıp sanayicinin taşıyamayacağı bir yüke dönüştüğünün altını çizen Ardıç,</p>
<p>“Enflasyonla mücadelede kalıcı olması gereken, sıkılaşmanın kendisi değil, fiyat istikrarıdır. Bu mücadelede başarıyı, enflasyonu düşürürken üretimi, yatırımı ve istihdamı ne kadar koruyabildiğimizle ölçmeliyiz” diye konuştu.</p>
<p>Enflasyonun ekonominin işleyişini belirleyen kronik bir soruna dönüşmesinin önlenmesi gerektiğini vurgulayan Seyit Ardıç, “Çünkü yüksek enflasyon üretim maliyetlerini artırıyor, yatırım kararlarını erteliyor, önümüzü görmemizi zorlaştırıyor. Bu baskı sürdükçe sanayimizin rekabet gücü de zayıflıyor; üretim yavaşlıyor, fabrikalar sessizleşiyor.  </p>
<p>Enflasyonla mücadelede hedefimiz, fiyat istikrarıyla birlikte maliyet baskısının hafiflediği, yatırımların canlandığı ve üretim çarklarının yeniden hızlandığı güçlü bir ekonomi olmalı” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Finansman giderinin faaliyet karına oranı yüzde 69.1’e çıktı”</strong></p>
<p>Bu gelişmelerin imalat sanayinin bilanço verilerine de yansıdığını ifade eden Seyit Ardıç, “2023-2025 döneminde imalat sanayimizin toplam aktifleri reel olarak yüzde 6,6, özkaynakları yüzde 17,6 azaldı. Aynı dönemde toplam borçları ise yüzde 5,8 arttı. Daha da önemlisi, sektörün reel net satışları yüzde 11,7, faaliyet kârı yüzde 40,2, net kârı ise yüzde 63,5 geriledi. Finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı da yüzde 44,8'den yüzde 69,1'e yükseldi” dedi.</p>
<p><strong>“Üretimi sürdürebilmek için mali gücümüzü korumamız gerekiyor”</strong></p>
<p>Bu rakamların tüm zorluklara rağmen üretmeye devam eden sanayicinin sermayesinin zayıfladığını, karlılığın aşındığını ve finansman yükünün ağırlaştığını gösterdiğini aktaran Seyit Ardıç, “Üretim ve büyüme rakamlarını değerlendirirken firmalarımızın mali gücünü göz ardı etmemeliyiz. Üretimi sürdürebilmek, yeni yatırım yapabilmek için mali gücümüzü korumamız gerekiyor” diye konuştu.</p>
<p>Sermayesi eriyen, karlılığı azalan, kazancının giderek daha büyük bölümünü finansmana ayırmak zorunda kalan sanayi yapısıyla kalıcı rekabet gücü oluşturulamayacağını söyleyen Ardıç,</p>
<p>“Bu nedenle dezenflasyon sürecinde sanayimizin üretim, yatırım ve istihdam kapasitesini koruyacak, finansmana erişimi kolaylaştıracak ve özkaynak yapısını güçlendirecek politikaları da eş zamanlı hayata geçirmek zorundayız” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yeni başlayan 50 milyar liralık Nefes Kredisi için TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’na teşekkür eden Seyit Ardıç, KOBİ’leren uygun koşullarda finansman sağlayacak bu adımı çok kıymetli bulduğunu anlattı.</p>
<p>Şu anda karşı karşıya olunan sanayisizleşme riskinin henüz hedeflenen teknoloji, katma d eğer ve refah düzeyine ulaşmadan üretim gücünün zayıflaması olduğunu belirten Ardıç,</p>
<p>“Erken sanayisizleşme, erken mezuniyet değildir. Okuldan atılmaktır.</p>
<p>Kalkınma hikâyemizin başarıyla devam etmesi için sanayimizin üretim gücünü koruyacak, yatırımların önünü açacak ve teknolojik gelişimini hızlandıracak politika tedbirlerini vakit kaybetmeden hayata geçirmeliyiz” dedi.</p>
<p>İhracatçıya yönelik döviz dönüşüm desteğinin 2027’de yüzde 3’ten yüzde 2’ye düşeceğini dile getiren Ardıç, 100 milyon liralık destek tavanının yüksek ihracat hacmine sahip firmaları sınırladığını, ilave bürokratik yükümlülüklerin  de desteğe erişimi zorlaştırdığını anlattı.</p>
<p><strong>“Fon konusu reel sektörü etkileyen sistematik soruna dönüşmemeli”</strong></p>
<p>Yatırım ve üretimi artırmanın temel şartlarından birisinin de güven veren bir ortam olduğunu söyleyen Seyit Ardıç, “Finansal sisteme olan güvenimizin önemli bir göstergesi de ihtiyaç duyduğumuz anda paramıza ulaşabileceğimizi bilmektir. Bir işletmenin üretimde kullanacağı kaynağa erişememesi, hammadde alımını, çalışanlarının ücretlerini ve tedarikçilerine yapacağı ödemeleri aksatabiliyor” dedi.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın fon konusunu hassasiyetle ele almasını kıymetli bulduklarını kaydeden Ardıç, “Temel beklentimiz bu sürecin şeffaf biçimde ilerlemesidir. Ancak burada önemli olan, bu gelişmelerin piyasanın geneline yayılan ve reel sektörü etkileyen sistemik bir soruna dönüşmemesidir. Etkili denetim, sorumlulukların belirlenmesi ve yatırımcıların doğru bilgilendirilmesi, güveni güçlendirecektir” dedi.</p>
<p>Sanayinin geleceğini doğrudan etkileyecek en önemli gelişmelerden birisinin de Antalya’da düzenlenecek COP31 olduğunu söyleyen Seyit Ardıç, “Bu önemli organizasyonu yalnızca küresel iklim politikalarının tartışılacağı uluslararası bir toplantı olarak değil, Türkiye'nin sürdürülebilir kalkınma ve sanayide yeşil dönüşüm vizyonunu dünyaya taşıyacağı stratejik bir fırsat olarak değerlendiriyoruz” dedi. Küresel rekabetin kurallarının değiştiğini bildiren Ardıç,  “Üretim maliyetleri, teknoloji kapasitesi ve ürün kalitesi kadar, üretimin karbon yoğunluğu da uluslararası ticarette belirleyici hâle geliyor. Avrupa Birliği'nin 2026 yılı itibarıyla uygulama dönemine geçen Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, bu dönüşümün en somut örneğidir” dedi. Ardıç, ASO olarak Türkiye sanayisini COP31’de temsil edeceklerini kaydederek,</p>
<p>“Yeşil Bölge’deki standımızda Yeşil OSB Belgeli ASO 2. OSB, Dünya Teknoparklar Birliği üyesi ASO Teknopark, Türkiye’nin ilk model fabrikası olan ASO Model Fabrika, ASO METES ve yine ülkemizin ilk nükleer kümelenmesi ASO NÜKSAK ile çalışmalarımızı tanıtacak, yeni iş birlikleri geliştireceğiz. ASO Teknoloji Üssü ve ASO Serbest Bölgesi projelerimizi de uluslararası yatırımcılara anlatacağız^” dedi.</p>
<p>İllerin teknolojik gelişmişlik seviyesini gösteren ASO-İLTEK çalışması yanı sıra yeni bir çalışmadan daha bahseden Ardıç, “Ankara sanayisinin sesini güncel verilerle daha güçlü duyuracak ASO Sanayi Eşik Endeksi’ni hazırlıyoruz. Kısa adı ASO-SEE olan bu endeksimiz ile Ankara sanayisinin aylık nabzını tutacağız. Sahadan gelen verilerle sanayimizin bugününü daha iyi görecek, önümüzdeki riskleri erkenden fark ederek gerekli uyarıları yapacağız” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ardic-fon-meselesi-reel-sektoru-etkileyen-sistematik-soruna-donusmemeli-91084</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/0/1280x720/aso-baskani-ardic-en-tehlikeli-cari-acik-insan-kaynaginda-muhendis-ihrac-edip-coban-ithal-ediyoruz-1744787656.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç, enflasyonla mücadelede sıkılaşma değil fiyat istikrarının kalıcı olması gerektiğini belirtirken, enflasyonun yüksek seviyelerde kalıcı kale geldiğini söyledi. Yüksek finansman maliyetinin sanayicinin taşıyamayacağı yük haline geldiğini aktaran Ardıç, fon konusunun da şeffaf şekilde çözülmesi gerektiğini, bunu reel sektörü etkileyen sistematik soruna dönüşmemesi gerektiğini anlattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esiaddan-finansman-ve-rekabet-uyarisi-uretimi-artirmadan-ihracatta-kalici-basari-yakalanamaz-91073</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ESİAD’dan finansman ve rekabet uyarısı: Üretimi artırmadan ihracatta kalıcı başarı yakalanamaz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <h2>EKONOMİ / İZMİR</h2>
<p>Ege Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ESİAD)  Ekonomi Gözlem Grubu'nun katkılarıyla “Riskler, Finansman Çözümleri ve Eximbank Vizyonu” başlıklı toplantı yapıldı. İhracatçıların finansmana erişimde karşılaştıkları sorunlar, küresel ticarette artan riskler ve finansman çözümleri ele alındı. ESİAD Yönetim Kurulu Başkanı Sibel Zorlu, Türkiye'nin ihracatını artırmasına rağmen üretim üzerindeki baskının sürdüğünü belirterek, “Üretimi ve yatırımları artırmadan ihracatta kalıcı başarı yakalayamayız. Finansman maliyetlerinin düşürülmesi, işletme sermayesine erişimin kolaylaştırılması ve yatırım finansmanının güçlendirilmesi öncelikli beklentimiz” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/11/02/sibel-zorlu-1-zkso.jpg" alt="" width="800" height="600" /></p>
<p>Türkiye'nin yılın ilk dokuz ayında ihracatını yüzde 5,2 artırarak 211 milyar dolara ulaştırdığını hatırlatan Zorlu, “Sanayi üretim endeksindeki yıllık yüzde 1,9'luk düşüşün ve Eylül ayında 47,9 seviyesinde gerçekleşen imalat sanayi PMI verisi, üretimdeki sıkıntıların devam ettiğini gösteriyor. İhracatımız artmaya devam etse de üretim faaliyetleri üzerindeki baskı sürüyor. Yüksek finansman maliyetleri, artan girdi giderleri ve işletme sermayesi ihtiyacı, firmalarımızın rekabet gücünü zorluyor. Sanayimizin üretim kapasitesini ve yatırımlarını geliştirmediğimiz takdirde ihracat artışını kalıcı bir başarıya dönüştürmemiz mümkün değil” diye konuştu.</p>
<h2>Muhittin Bilget: “AB ile ilişkilerde kritik bir süreçteyiz”</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/11/02/muhittin-bilget-hhsm.jpg" alt="" width="800" height="865" /></p>
<p>ESİAD Ekonomi Gözlem Grubu Başkanı Muhittin Bilget ise küresel ekonomide ABD ve Çin'in belirleyici olduğu yeni bir güç dengesinin oluştuğunu belirterek, Avrupa Birliği'nin korumacı politikalarının Türkiye açısından taşıdığı risklere dikkat çekti. AB'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'nın ardından gündeme getirdiği “Made in Europe” yaklaşımının Türkiye'nin Avrupa üretim ve tedarik zincirlerindeki konumunu etkileyebileceğini söyleyen Bilget, konunun en üst düzeyde ele alınması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Bilget, “Avrupa Birliği'nin yeni sanayi politikaları karşısında Türkiye'nin mevcut konumunu koruması büyük önem taşıyor. Türkiye’nin kapsam dışı bırakılması; firmaların yatırım ve üretimlerini yurt dışına kaydırmasına yol açabilir. Bu yüzden konunun en üst düzeyde ele alınması ve Türkiye'nin AB ile ekonomik bütünleşmesini koruyacak bir uzlaşmaya varılması gerekiyor. Masada bizim de önemli avantajlarımız var. Bunları doğru değerlendirmeliyiz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esiaddan-finansman-ve-rekabet-uyarisi-uretimi-artirmadan-ihracatta-kalici-basari-yakalanamaz-91073</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/3/1280x720/esiaddan-finansman-ve-rekabet-uyarisi-uretimi-artirmadan-ihracatta-kalici-basari-yakalanamaz-1793604769.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ESİAD Ekonomi Gözlem Grubu’nun katkılarıyla düzenlenen toplantıda, ihracatçının finansmana erişim sorunları ile küresel riskler ele alındı. ESİAD Başkanı Sibel Zorlu üretim üzerindeki baskıya dikkat çekerek finansman maliyetlerinin düşürülmesini isterken, Ekonomi Gözlem Grubu Başkanı Muhittin Bilget ise AB’nin korumacı politikalarına karşı Türkiye’nin konumunu koruması gerektiği uyarısında bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ankara-baku-hattinda-kriz-israil-iran-ve-dogal-gaz-denklemi-91041</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ankara-Bakü hattında kriz: İsrail, İran ve doğal gaz denklemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Azerbaycan’ın güçlenmesiyle ortaklığın niteliği de değişmeye başladı. Enerji yatırımları, ticaret ve savunma iş birliği iki ülkeyi birbirine bağlamaya devam ediyor. Mesele, iki ülkenin birbirinden vazgeçmesi değil, değişen güç dengeleri içinde ortaklığın sınırlarını yeniden belirlemesi gibi duruyor.</strong></p>
<p><strong>Ankara, Bakü’yü yumuşatmak için taviz verdi; Aliyev yine de Ankara zirvesine katılmadı.</strong> Başörtüsü tartışmasıyla görünür hâle gelen krizin arkasında ise çok daha büyük bir hesaplaşma var: İsrail ve İran üzerinden ayrışan güvenlik öncelikleri, doğal gaz rekabeti ve Azerbaycan’ın Türkiye’ye mali destek verme konusundaki sınırları. “Tek millet, iki devlet” söylemi sürüyor; ancak iki başkent arasındaki çıkar çatışması giderek derinleşiyor.</p>
<h2>Ankara taviz verdi, Aliyev zirveye gelmedi</h2>
<p>Ankara-Bakü hattındaki görünür gerilim sebebi Azerbaycan’daki başörtüsü uygulaması. Bu uygulamayı eleştiren Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral görevinden ayrıldı. Tartışmaya katılan bazı isimler hakkında da Türkiye’de soruşturmalar başlatıldı.</p>
<p>Buna rağmen Aliyev, Azerbaycan’ın dönem başkanlığını Türkiye’ye devredeceği Türk Devletleri Zirvesi’ne katılmadı.</p>
<p>Bakü ayrıca, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği için aday gösterdiği Feridun Sinirlioğlu yerine, Birleşik Arap Emirlikleri’nin adayı Lana Nusseibeh’i destekleyeceğini duyurdu. Bununla birlikte Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı, 31 Ekim’de yaptığı açıklamada Sinirlioğlu’nun adaylığını memnuniyetle karşıladıklarını bildirdi.</p>
<p>Bu gelişmeler, Ankara’nın uzlaşma girişimlerinin henüz sonuç vermediğini gösteriyor. Başörtüsü tartışması krizi görünür hâle getirmiş olsa da anlaşmazlığın altında daha kapsamlı siyasi ve ekonomik hesaplar bulunuyor.</p>
<h2>Bakü’nün mesajı: Kardeşlik ayrı, bütçe ayrı</h2>
<p>Azerbaycan’da hükümete yakın Day.az sitesinde 18 Ekim’de yayımlanan bir makale, ekonomik anlaşmazlığı açık biçimde ortaya koydu. “Azerbaycan’ın bütçesi, Türk yetkililer için bir yedek fon değildir!” başlıklı yazıda, iki ülkenin kardeşliğinin Türkiye’nin mali sorunlarını üstlenmek anlamına gelmediği savunuldu. Makalenin mesajı açıktı: “Kardeşler, evet. Cüzdan, hayır.”</p>
<p>Bu tutumun geçmişte de örnekleri var; Türkiye liranın değer kaybıyla mücadele ederken 2021-2022 döneminde Azerbaycan’la 1 milyar avroluk bir merkez bankası takası yapılabileceği haberleri sızdırılmıştı. Ancak Bakü böyle bir müzakere yürütüldüğünü reddetti. Bunun yerine, Azerbaycan Devlet Petrol Fonu (SOFAZ), Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’na altı ay vadeli 1 milyar avroluk mevduat yatırdı ve işlemi yatırım olarak tanımladı.</p>
<p>Aradaki fark önemliydi: O dönemde Türkiye çok ihtiyaç duyduğu dış kaynağı elde etti, ancak Bakü tarafı bunu “mali kurtarma paketi” veya “siyasi garanti” olarak sunmadı.</p>
<p>Nitekim Day.az’ın yazısındaki mesajı da aynı çizgide okumak mümkün.</p>
<h2>SOCAR ve doğal gaz: Karşılıklı bağımlılık</h2>
<p>Azerbaycan’ın Türkiye’deki ekonomik ağırlığı önemli. Devlet enerji şirketi SOCAR’ın Türkiye’deki enerji, petrokimya ve lojistik yatırımları 18 milyar doları aşıyor. Şirketin başlıca varlıkları arasında yaklaşık 7 milyar dolara mal olan STAR Rafinerisi ve Petkim bulunuyor. SOCAR, Türkiye’de yaklaşık 5 bin kişiyi istihdam ediyor.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın açıkladığı verilere göre Türkiye’nin Azerbaycan’daki doğrudan yatırımları yaklaşık 18 milyar dolar, Azerbaycan’ın Türkiye’deki yatırımları ise 21 milyar dolara yakın. SOCAR’ın Türkiye’de yaklaşık 7 milyar dolarlık yeni bir petrokimya yatırımını değerlendirmesi de ekonomik ilişkilerin genişleme potansiyelini koruduğunu gösteriyor.</p>
<p>Enerji, bu karşılıklı bağımlılığın en stratejik boyutu. Türkiye, Azerbaycan gazının Avrupa’ya taşınmasında kilit transit ülke; Azerbaycan ayrıca Türkiye’nin önemli gaz tedarikçilerinden biri. Haziran 2026’da imzalanan 15 yıllık anlaşmaya göre, 2029’dan itibaren Abşeron sahasından Türkiye’ye toplam 33 milyar metreküp gaz taşınması öngörülüyor.</p>
<h2>İsrail ve İran: Güvenlik ayrışması</h2>
<p>Ankara-Bakü geriliminin diğer boyutu, Azerbaycan’ın İsrail ile stratejik ortaklığı. Enerji, savunma sanayisi, istihbarat ve teknoloji alanlarında gelişen ilişkiler, özellikle İran’la yaşanan gerilim nedeniyle daha hassas hâle geldi.</p>
<p>Tahran, İsrail’in Azerbaycan üzerinden kendisine yönelik istihbarat faaliyetleri yürüttüğünden endişe ediyor. Bakü ise İsrail ile iş birliğini kendi savunma ve güvenlik ihtiyaçları çerçevesinde değerlendiriyor.</p>
<p>Ankara açısından mesele, Azerbaycan’ın İsrail ile ilişki kurması değil; İsrail’in İran’a yönelik askerî operasyonlarının Türkiye’nin güvenliğini de etkileyebilecek bölgesel bir krize dönüşmesi.</p>
<p>Türkiye, İran’da dış müdahaleyle rejim değişikliğinin veya devlet yapısının parçalanmasının yeni güvenlik sorunları yaratabileceğini düşünüyor. İran’ın zayıflamasıyla Güney Kafkasya’da oluşabilecek güç boşluğu ve İsrail’in bölgesel nüfuzunun artması da Ankara’nın hesaplarını etkiliyor.</p>
<p>ABD ve İsrail’deki seçimlerin ardından İran’a yönelik yeni bir saldırı ihtimali de bu ayrışmayı daha kritik hâle getiriyor. Washington’da askerî seçeneği savunanlarla diplomatik çözümü önceleyenlerin yaklaşımı aynı değil. Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın Katar aracılığıyla İran’la yeniden görüşme zemini aradığına ilişkin haberler, ABD yönetimindeki farklı eğilimlere işaret ediyor. Trump yönetiminin askerî seçeneği değerlendirmesi ihtimali sürerken diplomatik kanalların açık tutulması, Ankara’nın öncelikleriyle örtüşüyor.</p>
<p>Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Pakistan’la oluşturduğu Mekke İttifakı kapsamında üst düzey temsilcilerin 26 Ekim’de Tahran’a gitmesi de bu yaklaşımın parçası. Türkiye’yi MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın temsil ettiği görüşmelere Suudi Arabistan Savunma Bakanı Halid bin Selman ve Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir katıldı.</p>
<p>Ankara, İran’ı dışlamak yerine bölgesel güvenlik mekanizmasına dâhil etmeye çalışıyor. Çünkü İran’a yönelik yeni bir saldırının sonuçları Körfez’den Güney Kafkasya’ya, enerji güzergâhlarından Türkiye’nin sınır güvenliğine kadar uzanabilir.</p>
<h2>Putin de enerji denkleminde</h2>
<p>Ankara-Bakü gerilimi sürerken Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Türkiye’ye yönelik doğal gaz sevkiyatını gündeme getirmesi de dikkat çekiciydi.</p>
<p>Moskova’daki toplantıda Azerbaycan Enerji Bakanı Perviz Şahbazov’un Türkiye’ye gaz tedarikinden söz etmesi üzerine Putin, Rusya’nın Türkiye’ye yılda 30 milyar metreküpe kadar gaz sağladığını hatırlattı. Azerbaycan’ın tedarik miktarının daha düşük olduğunu belirterek iki ülkenin rakip olmadığını ve iş birliğine hazır olduklarını söyledi.</p>
<p>Putin’in çıkışı ilginç; Rus liderin sözlerini, Ankara-Bakü arasındaki gerginlikten “vazife çıkarmak” olarak da yorumlamak mümkün.</p>
<h2>Kardeşlikten eşit ortaklığa</h2>
<p>Bakü’nün bugünkü tutumunu anlamak için 2020’deki İkinci Karabağ Savaşı’nı da hatırlamak gerekiyor. Türkiye’nin Azerbaycan’a verdiği siyasi, diplomatik ve askerî destek, savaşın ardından iki ülke ilişkilerinin temel dayanaklarından biri oldu. Ancak Azerbaycan’ın güçlenmesiyle ortaklığın niteliği de değişmeye başladı.</p>
<p>Bakü, Ankara ile yakınlığını korurken belli ki kendisini eşit bir ortak olarak konumlandırmak istiyor. Enerji yatırımları, ticaret ve savunma iş birliği iki ülkeyi birbirine bağlamaya devam ediyor. Dolayısıyla her iki taraf da ilişkilerin kopmasının siyasi maliyetinin farkında.</p>
<p>Erdoğan’ın Ankara zirvesinde, isim vermeden Türk dünyasının aile fotoğrafında bölünmeye, uyuşmazlığa ve çatışmaya yer olmadığını söylemesi de bu hassasiyeti yansıtıyor.</p>
<p><strong>Asıl mesele, iki ülkenin birbirinden vazgeçmesi değil, değişen güç dengeleri içinde ortaklığın sınırlarını yeniden belirlemesi gibi duruyor. </strong>Başörtüsü tartışması zamanla geride kalabilir. Ancak para, enerji ve bölgesel güvenlik konularındaki çıkar farklılıkları daha kalıcı. “Tek millet, iki devlet” anlayışının geleceği de bu farklılıkların nasıl yönetileceğine bağlı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ankara-baku-hattinda-kriz-israil-iran-ve-dogal-gaz-denklemi-91041</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/1/1280x720/67-1793595534.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara-Bakü hattında kriz: İsrail, İran ve doğal gaz denklemi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/disarda-deli-dalgalar-91040</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dışarda deli dalgalar…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Küresel risk iştahında bozulma, ABD ara seçimleri sonrası İran’ın yeniden vurulması endişesi, yatırım fonlarının tasfiyesi, kurumsal yatırımcı tabanının zayıflığı Borsa İstanbul’un gelişmekte olan ülkelere göre daha çok değer kaybetmesine yol açıyor.</strong></p>
<p>Dünya borsalarındaki satış dalgası sertleşiyor. Yarı iletkenler ile başlayan, muhteşem yediyi etkisi altına alan satış dalgası genele yayılmaya başladı. Altın madenleri, banka, demir-çelik, havacılık, isteğe bağlı tüketim, otomotiv, savunma hisseleri haftayı ağır kayıplarla kapattı.</p>
<p>Jeopolitik riskle beslenen enerji, kimya; döngülere karşı dirençli kamu hizmetleri, sağlık, temel tüketim pozitif ayrışmaya devam ediyor. Bu sayede S&amp;P ve Nasdaq endekslerinde zirveye göre geri çekilme korkutucu boyutta değil. Buna karşın çip, hafıza, bulut altyapısı hisselerinde %30-%50 arasındaki kayıp, yapay zekâ temasının ayı piyasasına girdiğini gösteriyor.</p>
<p>Ara dönem seçimleri sonrası ABD’nin İran’ı vuracağı beklentisiyle Brent petrol haftayı 118 doların biraz altında bitirdi. Vadeli piyasalar, petrol fiyatlarının haziran ayında 100 dolar civarına kademeli olarak indiği, ağır ağır sönümlenen bir savaşı fiyatlıyor.</p>
<p>Enerji fiyatlarındaki yükselişe rağmen ECB, Fed, BoJ ekim toplantılarında bekle ve gör politikasını sürdürdü. Piyasalar önümüzdeki dönemde %80’e yakın ihtimalle üç bankanın da 25 baz puan faiz artırmasını bekliyor.</p>
<p>Yapay zekâ teması ile doğrudan veya dolaylı hiçbir ilişkimiz olmamasına rağmen Borsa İstanbul küresel satış dalgasından sert etkileniyor. MSCI Türkiye günlük %4, aylık %10 kayıpla EMEA bölgesinde en çok değer kaybedenler arasında yer alıyor. Sene başındaki kazancını fazlasıyla geri veren endeks dolar bazında 2025 Aralık ayında gördüğü dip seviyelerde.</p>
<h2>Satışlar dalga boyunu büyütüyor</h2>
<p>Küresel risk iştahında bozulma, ABD ara seçimleri sonrası İran’ın yeniden vurulması endişesi, yatırım fonlarının tasfiyesi, kurumsal yatırımcı tabanının zayıflığı Borsa İstanbul’un gelişmekte olan ülkelere göre daha sert değer kaybetmesine yol açıyor. Küresel satışa kredili yakalanan oyuncuların teminat tamamlamak için yaptığı satışlar dalga boyunu büyütüyor.</p>
<p>Yaşanan gelişmeler, döviz kuru, enflasyon, faiz patikası ile ilgili tahminleri değiştirir mi? Bu soruların cevabı enerji fiyatlarının nerede dengeleneceğine ve ne kadar rezerv kaybedeceğimize bağlı olarak belirlenecek.</p>
<p>Petrol fiyatlarının 2027 ortalamasında 95 dolar civarında dengelendiği, rezerv kaybının 10-20 milyar dolar ile sınırlı kaldığı kötünün iyisi senaryoda, mevcut dezenflasyon politikası asgari hasarla yoluna devam eder. Ekonomideki yavaşlama enerji şokunun ikincil etkilerini sınırlar.</p>
<p>Merkez Bankası muhtemelen aralık ayından başlayarak 100 baz puanlık adımlarla faiz indirim döngüsünü başlatır. Otomatik pilota bağlı bir indirim döngüsü beklemiyoruz. Merkez Bankası dışsal şokun şiddetine bağlı olarak adım boyunu ve zamanlamasını ayarlayacak.</p>
<h2>Alış için fırsat penceresi</h2>
<p>Türk Lirası’nda kalan yatırımcıların vadeyi ne kadar uzattıklarına, ne kadar kredi riski aldıklarına bağlı olarak %10-%15 dolar bazlı getiri kazanacağını tahmin ediyoruz. Hisse senedi piyasasındaki geri çekilmenin alış için fırsat penceresi yarattığına inanıyoruz. Ama oynaklık çok yüksek olacak.</p>
<p>Orta Doğu veya Ukrayna’da barış, beklentinin (%2,4) altında gelen ekim ayı enflasyonu, Merkez Bankası’nın güvercin sinyali piyasayı hareketlendirecek potansiyel katalizör adayları. Söz konusu gelişmeler yaşanmazsa hayatta kalmak için kaldıraçlı pozisyonların sınırlanması ve likit varlık taşınmasında fayda var.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/disarda-deli-dalgalar-91040</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dışarda deli dalgalar… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ab-sanayisini-kaciriyor-91039</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> AB, sanayisini kaçırıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Aşırı kapasitenin körüklediği fiyat rekabeti, Çinli üreticileri iç pazarda bulamadıkları gelirleri dışarıda aramaya zorluyor. Erişilebilir tek büyük ve yüksek satın alma gücüne sahip pazar Avrupa. Avrupa’daki yeni yatırımları da bu yönelimin parçası.</strong></p>
<p>Çin otomotiv sanayisindeki kârlılık krizi ile Avrupa’ya ihracat atağı, aynı madalyonun iki yüzü. Eylül ayındaki kâr marjları son 4 yılın en düşük seviyesi olan %1,4’e gerilerken ilk 9 ayda ihracatları %65,8 arttı. Aşırı kapasitenin körüklediği fiyat rekabeti, Çinli üreticileri iç pazarda bulamadıkları gelirleri dışarıda aramaya zorluyor. Erişilebilir tek büyük ve yüksek satın alma gücüne sahip pazar Avrupa. Avrupa’daki yeni yatırımları da bu yönelimin parçası.</p>
<p>Bu baskı, Avrupalı üreticileri kırılganlaştırıyor. Volkswagen’in 2026’nın üçüncü çeyreğinde açıkladığı 5,82 milyar Euro’luk net zararda Porsche’deki 6,4 milyar Euro’luk değer düşüklüğü ve Çin satışlarındaki %38,5’lik gerileme belirleyiciydi. VW’nin kâr marjı beklentisini %1’e indirmesi ve grup genelinde 50 bin, Audi’de 7.500 pozisyonu kapsayan yeniden yapılanma planı krizin boyutunu gösteriyor. Avrupa, kaybettiği kârlılığı yeniden inşa etmeye çalışırken Çinli rakiplerin de aradığı pazar hâline geliyor.</p>
<h2>Koruma yerine karşılıklılık, Avrupa sanayisini destekleyebilir</h2>
<p>Brüksel’in yanıtı ise çelişkili… Çin menşeli elektrikli araçlara uygulanan %7,8-35,3 arası ilave gümrük vergileri AB içi üretimi korumayı amaçlarken Almanya ve Fransa’nın 16 Ekim 2026 tarihli bildirisiyle şekillenen Made in EU yaklaşımı, sübvansiyonları Avrupa’da üretilen elektrikli araçlara bağlıyor. 2035 CO2 hedeflerinin esnetilmesiyle kısıtlayıcı yerli üretim koşullarının bir araya gelmesi, Alman üreticilerin içten yanmalı motorlara bağımlılığını uzatıp Avrupa’nın 2040 emisyon hedeflerini de zayıflatabilir.</p>
<p>Yerli katma değeri sübvansiyon koşuluna dönüştürmek, taslak metni kesinleşmemiş olsa da, Türkiye gibi Avrupa sanayisiyle entegre ortakları dışarıda bırakabilir. Çinli üreticilerin Türkiye veya Fas’ta sınırlı montajla Avrupa’ya ayrıcalıklı erişimi endişesi, yeni ticaret duvarları yerine menşe kurallarıyla yönetilebilir. Alternatif, AB Komisyonu’nun ticaret ortaklarıyla karşılıklı kamu alımı erişimi ve elektrikli araç teşviklerini müzakere etmesi… Koruma yerine karşılıklılık, Avrupa sanayisini destekleyebilir!</p>
<p>Volkswagen’in ABD ve Türkiye hamleleri ise iki farklı riskten korunma stratejisi. Audi’nin ABD’nin Georgia eyaletinde planladığı yaklaşık 4 milyar dolarlık yeni fabrika, ABD’nin ithalat vergilerine yanıt… Bu vergiler, Audi’ye 2025’te yaklaşık 1,2 milyar Euro’ya mal olmuştu. Yıllık 200 bin araç üretecek tesis, ABD pazarında kalıcı üretim varlığı oluşturmayı hedefliyor. Georgia tercihine de Almanya’nın yüksek üretim maliyetlerine karşı da bir sanayi refleksi olarak bakabiliriz.</p>
<p>Türkiye seçeneği ise çok farklı. Doğuş Otomotiv ile imzalanan bağlayıcı olmayan niyet mektubu, Polo gibi Güney Afrika’da veya Passat gibi Çin’de üretilen Volkswagen modellerinin CKD yöntemiyle Türkiye’de monte edilmesini öngörüyor olabilir. Proje erken inceleme aşamasında; model, yatırım tutarı, kapasite ve takvim açıklanmadı. VW, Avrupa dışındaki tesislerinden Türkiye’ye kısmen monte edilmiş araç getirerek Türk pazarı için tamamlamayı değerlendirdiğini doğruladı.</p>
<p>Türkiye’nin Gümrük Birliği ve Avrupa platformlarına entegre tedarikçi sanayisi esneklik sağlıyor. Türkiye menşeli parçalar belirli koşullarda AB menşeli içerik sayılsa da Türkiye’de monte edilen araç, olası Made in EU kapsamında AB içinde montaj şartını karşılamıyor. Türkiye düzenlemeye dâhil edilmezse bu araçlar kamu alımları ve sübvansiyon avantajlarından yararlanamayabilir; bu da VW planlarını sınırlayabilir.</p>
<h2>Artan maliyetler üreticileri daha esnek bölgelere yöneltir</h2>
<p>Georgia ticaret bariyerlerine karşı üretim sigortası; Türkiye ise düzenleyici belirsizliğe karşı esneklik alanı… Her iki tercih de VW’nin üretim coğrafyasını yeniden değerlendirdiğini gösteriyor. Oysa Avrupa’da üretim ekonomik açıdan sürdürülemez hâle gelmişse hiçbir gümrük duvarı sanayiyi kurtaramaz. Artan maliyetler otomobili tüketici için erişilemez kılarken üreticileri daha esnek bölgelere yöneltir.</p>
<p>Asıl soru, Volkswagen’in nerede üreteceği değil; Avrupa’nın sanayisini korumak için tasarladığı kuralların üretimin kıta dışına çıkışını hızlandırıp hızlandırmayacağı…</p>
<p>Brüksel’in ihtiyacı, Made in EU yerine ortaklık ve karşılıklılığa dayanan “Made with the EU” vizyonudur.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ab-sanayisini-kaciriyor-91039</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/9/1280x720/otomobil-otomotiv-arac-1767154907.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AB, sanayisini kaçırıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomi-medyasi-icin-bir-oneri-91038</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi medyası için bir öneri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Farklı TV kanallarının akşam haberlerini izlediğinizde, bazılarının Türkiye/Dünya gündemini özetlediğini, bazılarının ise çok büyük oranda “2. sayfa haberi” diyebileceğimiz türde konuları hedeflediğini görürsünüz. Bazı kanallar objektif, bazıları subjektif yayınlar yapar. Bazı sunucular sadece haberi aktarırken, bazıları haberden çok yorumlarına yer verir. Eğrisiyle doğrusuyla, eksiği ve fazlasıyla, insanlar bu alternatifler arasından seçimini yapar ve izler. Ancak ekonomi medyamız için böyle bir ayrım yapmak zor.</p>
<h2>Bizdeki durum</h2>
<p>Gerek TV kanallarında gerek ekonomi web portallarında finansal piyasalardaki gelişmelerin ezici bir ağırlığı var. Üretime yönelik konuların, tarım, sanayi ve hizmet sektörlerindeki gelişmelerin, teknoloji ve yapay-zekâ temalı haber ve yorumların payı finansal temalı olanlara kıyasla son derece düşük. Gazete ve dergilerin temsil ettiği basılı yayınlarda durum bir parça daha dengeli... Hatta şu an okuduğunuz gazete "finansal okuryazarlık ve piyasa haberciliği"nden daha çok "kalkınma ve üretim haberciliği" yapmayı ilke edinmiş istisnai bir örnek ama ekonomi medyasını bir bütün olarak değerlendirmek gerekirse, işin esasından çok piyasaların konuşulduğunu söylememiz gerekiyor.</p>
<p>Bir süredir, “Ekonomi medyasının ezici çoğunlukla borsa, döviz, faiz ve altın gibi finansal piyasalara kilitlenmiş durumda olmasının arkasında yatan temel nedenler ne olabilir?” diye düşünüyorum.</p>
<p>Neden yapısal işsizlik, düşen altın fiyatı kadar konuşulmuyor?</p>
<p>Elektronik sektörümüzdeki hızlı dönüşüm, neden Fed faiz kararı kadar konuşulmuyor?</p>
<p>Neden ihracattaki yapısal sorunlar, ekranda, vasat bir şirketin halka arz performansı kadar yer tutamıyor?</p>
<p>Limondaki fiyat artışına kafa yorulduğu kadar, enflasyondaki sektörel katılıkların sebeplerine neden değinilmiyor?</p>
<p>Bunlara onlarcasını ekleyebilirsiniz. Aklıma gelen bazı cevaplar şöyle:</p>
<p><strong>1- İzleyen kitlenin ilgi alanı:</strong> İlgi alanı “üretime ve sektörlere yönelik haber-analizler” olanlar ve “piyasa gelişmeleri” olanların sayısında büyük farklar var. İkinci kitle çok daha büyük.</p>
<p><strong>2-Yüksek enflasyon ve anlık fiyat değişimleri:</strong> Türkiye'deki yüksek enflasyonist ortam nedeniyle toplumun geniş kesimleri (birikim sahipleri, küçük yatırımcılar ve tüketiciler) alım güçlerini koruma derdinde. "Dolar kaç oldu?", "Borsa ne durumda?", "Gram altın ne kadar?" soruları izleyici nezdinde anlık ve doğrudan bir karşılık buluyor. Bunda da haksız sayılmazlar. Ağızları çok kez yandı.</p>
<p><strong>3- Maliyet:</strong> Piyasa haberlerini üretmek son derece ucuz ve hızlı. Bir veri ekranındaki sayıları habere dönüştürmek, sahaya inip üretime yönelik gelişmeleri araştırmaktan çok daha düşük maliyetli.</p>
<p><strong>4- Tık ve reyting:</strong> Piyasa hareketleri insanlarda anlık dürtü yarattığı için izlenme ya da tıklanma oranları daha yüksek.</p>
<p><strong>Diğer ülkeler</strong></p>
<p>Peki diğer ülkelerdeki durum ne? Onlarda da bizdekine benzer bir eğilim mi var?</p>
<p>İzlediğim kadarıyla Arjantin, Brezilya, Mısır veya Pakistan gibi yüksek enflasyon, kur dalgalanması ve kırılgan makroekonomik dengelerle mücadele eden ülkelerde haber medyasının içerikleri bizdekine benzer.</p>
<p>ABD, İngiltere, Japonya ve Almanya ekonomi medyasında denge biraz daha farklı. Bu ülkelerde, piyasa gelişmeleri bizdeki kadar yer tutmuyor. Örneğin son birkaç yılda yapay zekâ yatırımları; şirket değerlemelerini, veri merkezlerinin enerji ihtiyacını, iş gücü piyasasındaki dönüşümü ve hatta ABD-Çin-AB jeopolitik rekabetini şekillendirdiği için gündemin ilk sırasında. Almanya veya Japonya’da sanayi üretimi, tedarik zincirleri, robotik otomasyon haberleri borsadaki günlük dalgalanmalardan çok daha derinlemesine işleniyor.</p>
<h2>Olması gereken</h2>
<p>Toplumsal olarak yaygın eğilimlerimizden biri, düşünmeyi ve tartışmayı genellikle sebepler üzerinden değil, sonuçlar üzerinden yapmamız ve bu nedenle ortak bir çözüm önerisi geliştirmedeki ataletimiz. Konu sebeplere gelince ise kendi düşüncemizi tartışılamaz görüp, karşı tarafı zorla ikna etmeye çalışmamız. Ben ekonomi medyasının bu konuda büyük bir boşluğu doldurabileceğine inanıyorum.</p>
<p>Tarım haberciliği "pazarda domates/soğan fiyatı arttı" boyutuyla sınırlı kalmak yerine tarımsal sulama, girdi maliyetleri, arazi verimliliği, iklim değişikliği gibi stratejik konular derinlemesine işlenmez ise, sebep değil sonuç üzerinde boş tartışmalar yapmaktan öteye geçemeyiz. Geriye dönüp bakın; tarımdaki sorunlarımızın kaç yıldır fiyat artışları üzerinden yapıldığını göreceksiniz.</p>
<p>Sanayi ile ilgili yayınlara bakınca, ekseriyetin sanayi üretim endeksi, kapasite kullanımı, büyüme verileri ve PMI gibi başlıklar altında yoğunlaştığını görüyoruz. Oysa olumlu tarafta örneğin, savunma sektöründeki başarının arka planında neler yattığını, bunun diğer sektörlere nasıl aşılanabileceğini pek de konuşmuyoruz. Olumsuz tarafta, ihracatta rekabet kaybı, teknoloji yatırımlarındaki atalet, istihdam kaybı ve bunların nedenleri gibi ülkenin geleceğini belirleyecek konular, piyasaların günlük dalgalanmaları arasında kayboluyor.</p>
<p>Türkiye ekonomisinin hem girişim sayısı, hem çalışan sayısı, hem de ekonomik değer olarak büyük bölümünü oluşturan hizmetler sektörü ve bunun bir parçası olan katma değeri yüksek elektronik/yazılım sektörleri, çok boyutlu analizler yerine genellikle şirketlerin PR bültenleri seviyesinde yer bulabiliyor.</p>
<h2>Kime ne görev düşüyor?</h2>
<p>Elbette bir belgesel yayıncılığı önermiyorum. Piyasalar, ekonominin rengi, en ilgi çekici yönü. Ancak medyanın bilgilendirme gücü dışında, bilinçlendirme ve yönlendirme eksenleri olduğunu da ihmal etmemek gerekiyor ve bu konuda, hem yayıncıların hem de iş dünyasının yapabilecekleri var.</p>
<p>Uzun yıllardır gözlediğim kadarıyla, şirketler ve STK’ların medyaya biçtiği rol ilkine (bilgilendirmeye) daha yakın. Medya, bu kesimin zihninde, bir görünürlük ve PR aracı olarak konumlandırılmış ve iletişim bütçeleri buna odaklanmış durumda. Oysa, bilinçlendirme ve yönlendirme tarafında medyanın rolü göz ardı ediliyor. Şirketlerin ve ilgili sektör STK’larının iletişim stratejileri ve bütçeleri buna uygun şekilde revize edilebilir. Sanayi ve ticaret odaları, dernekler ve birlikler, kendi alanları ya da sektörleri ile ilgili yayınları pek ala mali olarak destekleyebilir. İhracatçı sektörler kendileri ile ilgili sorunlar ve başarı hikayeleri ile ilgili yayınlara sponsor olabilir. Şirketler sektörlerindeki diğer oyuncular ile bir araya gelip marka değil ürün/sektör bazında iletişim yapabilir.</p>
<p>İlk öneri benden olsun.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomi-medyasi-icin-bir-oneri-91038</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomi medyası için bir öneri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nereden-nereye-geldik-91037</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nereden nereye geldik?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Otuz yıl önce Bursa’da, Kayseri’de üretilen ürünler Avrupa malı sayılırken AB, yeni ürün standartları ve menşe kurallarıyla Avrupalı ürünü yeniden tanımlıyor. Bu tartışmada öncelikle Türkiye’nin nasıl etkileneceğine değil, Türk firmalarını tedarik zincirlerine ekleyen Avrupalı firmaların ve Avrupa ekonomisinin nasıl etkileneceğine bakmak gerekiyor.</strong></p>
<p>Bundan otuz yıl kadar önce, Avrupa Birliği’nin (AB) başkenti Brüksel’den gelenlerin Gümrük Birliği düzenlemesini nasıl anlattıklarını hatırlıyorum bugünlerde. Otuz yıl sonra bugün Made in Europe düzenlemesinin operasyonel araçları biçimlendikçe değişim ayan beyan ortada. Dün hayat daha kolaydı.</p>
<p>Ürettiğimiz sanayi malları hep Avrupalıydı. Bugün artık kim Avrupalı kim değil, ortalık karıştı.</p>
<h2>Gümrük Birliği ile ilgili düzenlemeler 1996’daydı, bundan otuz yıl önce</h2>
<p>Otuz yıl öncenin gündeminde, Bursa’da ya da Kayseri’de üretilen mal, mesela, Frankfurt’ta üretilen mal gibi, hiçbir farklı muameleye tabi tutulmadan Duisburg’a gidebilecekti. Brüksel’den gelenler bize neden AB mevzuatını benimsememiz gerektiğini bu örneklerle anlatırlardı.  </p>
<p>Bursa’da üretilen mal da Gümrük Birliği nedeniyle AB malı olacağına göre, üretim standartlarının, üretim sürecindeki sağlık düzenlemelerinin ve ürün standartlarının hep AB ile aynı düzeyde olması gerekiyordu.</p>
<p>Neden? Bursa’da üretilen mal üretim standartları açısından gümrüklerde ayrı bir incelemeye tabi tutulmayacaktı. Bursa ya da Kayseri’deki üretim tesisi de AB esaslarına göre çalıştığı için AB ürünü üretiyor olacaktı.</p>
<p>Türkiye, 1996’da sanayi mallarını kapsayan Gümrük Birliği düzenlemeleri yapılırken bize anlatılan buydu. Ortak AB düzenlemeleri ile hepimiz Avrupalıydık, bir nevi. Dünya daha bir kolaydı o devirde.</p>
<p>Buraya değdi, buraya değmedi, orası sayılmaz tartışmaları 2026’da çıktı. Tam otuz yıl sonra. Neden?</p>
<p>İlk grafik, 1995 yılında ülkelerin küresel rekabet gücünü gösteriyor esasen. Nedir rekabet gücünün tanımı burada? Ülkelerin ürün ve pazar çeşitliliğidir. Kaç ürünü rekabetçi bir biçimde üretebiliyorsunuz ve bu ürünleri kaç ülkeye rekabetçi bir biçimde satabiliyorsunuz?</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae816349d42d-1793594932.jpg" alt="" width="900" height="445" />Sağ üstte görünen ülkeler aslında dünyanın ana tedarikçileri diye tanımlanabilir. Nedir? 1995 yılında dünyanın ana tedarikçileri, dünyanın ürün ve pazar çeşitliliği açısından öne çıkan ülkeleri, ağırlıkla Batı Avrupa’daydı.</p>
<h2>Avrupa artık 1996’daki Avrupa değil, pek tedirgin</h2>
<p>Gümrük Birliği işini konuştuğumuz AB ülkeleri kendilerine güveniyorlardı. Şimdi artık öyle değil. Dünya değişti 2025, 2026 yıllarında. Otuz yılda ne oldu derseniz Çin, Hindistan ve Türkiye ürün ve pazar çeşitliliği açısından öne çıktılar. Dünyanın ana tedarikçisi artık özellikle Çin oldu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae8165d20800-1793594973.jpg" alt="" width="900" height="443" />Bugünlerde AB’nin özellikle Çin elektrikli vasıtalarını (EV) konuşmaya başlaması neden? Çin yalnızca dünyanın ana tedarikçisi olmadı. Aynı zamanda yeni teknolojilerde ve yeni teknolojilere dayalı yeni ürünlerde de lider ülke konumuna yerleşti.</p>
<p>Dünden kalma içten yanmalı motorlara (internal combustion engine-ICE) dayalı otomotiv sektörünü koruyarak EV’ye dönüştürmek isteyen AB ülkelerinin artan tedirginliğini bu çerçevede görmek gerekiyor.</p>
<p>Eylül 2024’teki Draghi raporu teknoloji yarışında AB ülkelerinin geride kaldıklarının altını çiziyor ve Avrupa için bir sanayi politikasını tarif ediyordu. Made in Europe tartışması ise bu sanayi politikasının operasyonel araçlarını ortaya koymaya başladı.</p>
<p>Mart 2026’da gündeme gelen Sanayi Hızlandırıcı Yasası taslağı bugün bu operasyonel araçların gündemde tartışılanı. Ancak ortada bir dizi birbirini tamamlayan politika aracı var sırayla tanımlanmakta olan.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae816a03c86a-1793595040.png" alt="" width="605" height="341" />Sanayi politikası düşünmeye başlamanın tam zamanı</h2>
<p>İşin başında Türkiye de Made in Europe sürecinin ayrılmaz bir parçasıydı. Gümrük Birliği düzenlemesi nedeniyle Türkiye’de de Avrupa malı üretiliyordu. Üstelik Türkiye bu sürece dahil edilirken bugüne kadar alıştığımız siyasi koşullardan hiçbiri de gündeme gelmemişti. Türkiye, Gümrük Birliği düzenlemesi nedeniyle sürecin bir parçası kabul edilirken, kimse “tabii ama önce Kıbrıs” filan da dememişti. Ortada bir ekonomik pazarlık alanı vardı.  </p>
<p>Türkiye’nin bu süreçte sektör ve hatta ürün bazında müzakere pozisyonlarını belirlemesi gerekiyordu. Ancak Ekim 2026’da Almanya-Fransa mutabakatı ile özellikle otomotivde tartışmanın gündemi değişmeye başladı. Türkiye’de üretilen otomobiller Avrupa’daki kamu ihalelerinde Avrupa malı kabul edilmemeye başlandı efektif olarak.</p>
<p>Parlamentonun konuyla ilgili yaptırdığı analizler Kore’ye, Japonya’ya, İngiltere’ye odaklanırken, Türkiye gündemde yoktu.</p>
<p>Bundan otuz yıl önce Bursa’da, Kayseri’de üretilen mal otomatik olarak Avrupa malı kabul edilirken şimdi yeni ürün standartları, yeni menşei kuralları ortaya çıkmaya başladı. AB, malları kim Avrupalı, kim değil diye yeniden tanımlamaya başladı.</p>
<p>Bu tartışmaya doğrusu Türkiye bundan nasıl etkilenir diye bakmamak gerekiyor. Öncelikle Türk firmalarını tedarik zincirlerine eklemiş Avrupalı firmalar ve Avrupa ekonomisi bundan nasıl etkilenir diye bakmakta fayda var.</p>
<p>Öyle görünüyor ki, Made in Europe sürecinin operasyonel araçları biçimlenirken, sektör ve ürün bazında müzakerelere hazırlıklı olmak lazım bugünden tezi yok. Bu müzakereleri Türk firmalarının doğrudan değil, Avrupalı partnerleri aracılığıyla gündeme taşımak gerektiği de ortada sanırım.</p>
<p>Türk sanayisi, Avrupa sanayisinin ayrılmaz bir parçası olarak ortaya çıktı. Hatırlayalım, dışa açılma sürecimiz 1980’lerde başladığında Türkiye’nin toplam ihracatı 3 milyar dolar civarındaydı. Bunun neredeyse yüzde 80’ini tarım ürünleri ihracatı oluşturuyordu.</p>
<p>1995’te yıllık ihracatımız 20 milyar doları aştı ve bunun yüzde 80’den fazlasını sanayi ürünleri oluşturmaya başladı. Sonra Gümrük Birliği düzenlemesi geldi 1996’da. Bugün Türkiye’nin ana ihracat pazarı AB, ihracat toplamımız 270 milyar doları aştı ve bu toplamın yaklaşık yüzde 80’i hala imalat sanayi ürünlerinden oluşuyor. Hizmet ihracatımızla birlikte toplam tutar 400 milyar doların üzerinde.</p>
<p>Nedir? Gümrük Birliği düzenlemesi Türkiye’ye iyi geldi. Şimdi ana pazarımız ürün standartları belirlemeye başlıyorsa, Türkiye’nin buna nasıl intibak edeceğini düşünmeye başlaması gerekiyor.</p>
<p>İşe iyi tarafından bakın, Avrupa kendisine bir sanayi politikası çerçevesi belirliyorsa, bu müzakere sürecine Türkiye’nin kendi sanayi politikası önceliklerini analiz ederek hazırlanması gerekiyor.</p>
<p>Bu nedir? İyidir.</p>
<p>Şimdiye kadar zaten çoktan kendi başımıza yapmamız gerekiyordu.</p>
<p>Hem belki bu sayede bizi Avrupa’dan ayıran önemli parametrelerden biri olan yüksek sayıda ve mutsuz “ev genci” problemimize de bir çare düşünmeye başlamış oluruz.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae816c7a6bf0-1793595079.jpg" alt="" width="900" height="442" />Unuttuysanız hatırlatmış olayım. Hem işsiz hem mutsuz. Kötü işte.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nereden-nereye-geldik-91037</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/7/1280x720/78-1793595177.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nereden nereye geldik? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/simdi-ve-burada-91036</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimdi ve burada…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>“Kötülük yapanın öbür dünyada cezalandırılacağı” düşüncesiyle mağdurlara psikolojik destek sağlamak, asla bir çözüm değil. Fon yağmacılarının şimdi ve burada cezalandırılmaları gerekir.</strong></p>
<p>Kötülük yapan birinin <strong>öbür dünyada ceza çekecek olması</strong>, bu dünyada onun açtığı yaraları iyileştirmediği gibi <strong>adaleti burada görmek isteyen insanı</strong> da tatmin etmez. İnsan psikolojisi ve <strong>adalet</strong> <strong>duygusu</strong>, telafiyi ve hesap sorulabilirliği "<strong>şimdi ve burada</strong>" arar. Fon çetelerine duyulan öfke gibi…</p>
<p><strong>Öte dünyaya bırakılan bir hesaplaşma</strong>, şu an yaşanan <strong>acıyı hafifletmediği</strong> gibi kronikleşen bir <strong>adaletsizlik hissi</strong> yaratır. Bu durum temel çelişkiler doğurur: <strong>Pratik Fayda Eksikliği</strong>; birinin gelecekte acı çekecek olması, <strong>bugünkü mağdur insanın uğradığı zararları geri getirmeyeceği</strong>, gün gibi aşikârdır.</p>
<p><strong>“NASILSA İLAHİ ADALET VAR”</strong></p>
<p>Sorumluluktan Kaçma: "<strong>Nasılsa ilahi adalet var</strong>" düşüncesi, bazen bu dünyada suçluların hesap vermesini sağlamak yerine <strong>insanları kabullenişe</strong> sürükler. <strong>Geciken Adalet</strong>: Adaletin zamanlaması en az kendisi kadar önemlidir; <strong>yaşarken görülmeyen adalet</strong>, mağdurun gözünde yok hükmündedir.</p>
<p>Bu dünyadaki <strong>adaleti</strong> ve <strong>kendi huzurunu</strong> korumak adına, eğer paylaşmak istersen; <strong>seni bu noktaya getiren çok özel bir haksızlık</strong> veya olay mı yaşandı? Bu süreçte <strong>hukuki</strong> ya da <strong>sosyal bir çözüm arama</strong> imkânın oldu mu? Şu an bu yükle başa çıkarken <strong>en çok zorlandığın duygu</strong> hangisi? <strong>Aslında hepsi</strong>…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Fon adaletine dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Kamuoyu neyi bekliyor?</em></strong></p>
<p>Fon çetesinin ifşası yetmiyor, onların <strong>gerekli cezaya çarptırılmasını</strong> istiyor. Çin'de rüşvetle suçlanan Çin SPK’sı eski yöneticisine <strong>idam cezası</strong> verildi. Çinli biliyor ki <strong>borsayı denetlemeyen affedilmeyecek</strong>.</p>
<p><strong><em>Biz ne yapıyoruz?</em></strong></p>
<p><strong>Fon çetesinin kimler olduğunu</strong> tam olarak bilmediğimiz gibi, <strong>şeffaf</strong>, <strong>hesap verebilir</strong> yönetim eksikliği yüzünden fon yağmacılarının <strong>çöktükleri yanlarında kalacak</strong>. İçeriden birkaç kurban verip <strong>yırtacaklar</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>FON YAĞMACILARINA GÖZ YUMMAMAK İÇİN NELER YAPILMALI?</strong></p>
<p>Gerçekçi ve sürdürülebilir çözüm, partizan değil kurumsal temele dayanır: <strong>1</strong>-Tam ve bağımsız hesap verebilirlik... <strong>2</strong>-Düzenleyici kapasitenin güçlendirilmesi... <strong>3</strong>-Makroekonomik ortamın kumarhane ekonomisinden uzaklaştırılması... <strong>4</strong>-Yatırımcı koruması ve şeffaflık için yönetimin denetlenmesi…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>FON YAĞMASI LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Denetimsiz fon</strong>: Resmi otorite, SPK’nın izni, gözetimi dışında yasadışı işletilen riskli yatırım havuzları</p>
<p><strong>Açgözlü bürokrat</strong>: kamu yönetiminde kendi kişisel çıkarlarını, güçlerini kullanıp kamuyu soyan soysuz</p>
<p><strong>Siyasi müdahale</strong>: Manipülasyonlara ve vurgunlara siyasi iradenin göz yumması, yandaşını kayırması</p>
<p><strong>Keriz silkeleme</strong>: Yazar Abdurrahman Yıldırım’ın dilimize kazandırdığı, saf yatırımcıyı soyma yöntemi</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/simdi-ve-burada-91036</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/girisimci-is-insani.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şimdi ve burada… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ortalik-hic-bu-kadar-toz-duman-olmamisti-91035</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ortalık hiç bu kadar toz duman olmamıştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye son yarım yüzyılda ne ekonomik krizler gördü, neler yaşadı neler… Bunların bir kısmına ekonomi muhabiri olarak Ankara’da tanıklık ettim.</p>
<p>Örneğin 1980’de 24 Ocak kararlarına giden süreç, Türkiye ekonomisindeki o radikal dönüşüm.</p>
<p>1994’te 5 Nisan kararlarıyla noktalanan çöküş… Dönemin başbakanının <strong>“beynimin yarısı”</strong> diye tanımlayarak yere göğe koyamadığı bir bürokratla adeta baş başa verip ekonomiyi felakete sürüklediği dönem.</p>
<p>2001 krizi… Birike birike taşınamaz duruma gelen sorunların Anayasa kitapçığına indirgenen tartışmasıyla patladığı süreç.</p>
<p>Yurt dışı gelişmelerin etkisiyle ortaya çıkan 2008 krizi.</p>
<p>2018’de <strong>“Verirsin, vermem, verdim gitti”</strong>yle sonuçlanan Rahip krizi ve onun yol açtığı ekonomik çalkantı.</p>
<p>2021’de nas gerekçe gösterilerek indirilen faizlerle başlayan o çok uzun dönemli kriz… <strong>“Asrın buluşu”</strong> denilerek lanse edilen KKM ile kamuya trilyonlarca liralık yük bindirilmesi, daha da ötesi aradan beş yıl geçmesine rağmen 2021’deki o faiz indirimi kararının yarattığı krizin tortusunun hâlâ atılamaması…</p>
<p>Arada banker krizi, İmar Bankası soygunu ve bunların yanında küçük kalan lokal bir dizi <strong>“jet”</strong> çarpmalar, <strong>“çiftlikbank”</strong> düzenleri…</p>
<p>Şimdi <strong>“nur topu”</strong> gibi, sıraladığım bu krizlerin tümünü bastıracak yeni bir krizimiz var.</p>
<p>Evet, bu sorunların hiçbiri bugün yaşanmakta olanla boy ölçüşecek boyutta değildi. Abarttığım düşünülebilir, biliyorum; ama Türkiye fon vurgunu olarak kendini gösteren bu sorunu henüz tam yaşamadı, bu sorunun tüm boyutları henüz ortaya çıkmadı. Kim bilir belki de buz dağının ancak su üstündeki kısmını görüyoruz.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Fon vurgunu anafilaksi şoku gibi</span></h2>
<p>Bazı alerjik reaksiyonlar vardır, lokal etki yaratır. Bir de anafilaksi denilen bir bela vardır. Anafilakside bağışıklık sistemi aşırı tepki verince kana aynı anda inanılmaz miktarda kimyasal salgılanır ve bu kimyasallar organları tek tek hasta etmez, doğrudan solunum ve dolaşım organlarını çökertir. Kan damarları çok kısa sürede hızla genişler, tansiyon sıfıra doğru düşer ve nefes almak neredeyse olanaksız hale gelir.</p>
<p>Yıllar önce hem de birden fazla anafilaksi şoku yaşamış biri olarak bunun nasıl bir bela olduğunu gayet iyi biliyorum.</p>
<p>İşte şimdi yaşanmakta olan da sıradan bir alerjik reaksiyon, sıradan bir ekonomik kriz değil.</p>
<p>Normal krizler ekonominin bir ya da bağlantılı birkaç bölgesiyle sınırlı olur, o bölgeleri tutar. Bu kez tüm ekonomiyi saran bir krizle karşı karşıya bulunuluyor. Bazı kesimler henüz farkına varmasa ve hatta “Beni niye etkilesin” diye yaklaşsa bile gerçek bu, sorun herkesi ilgilendiriyor, şimdi değilse de ilgilendirecek.</p>
<p>Anafilakside zamanla yarış vardır ve önlem almakta gecikildiği takdirde malum son kaçınılmazdır.</p>
<p>Ancak bu demek değil ki şimdi hızlı önlem alınırsa Türkiye ekonomisini sarmış olan bu anafilaksi benzeri krizin daha da büyümesi önlenebilecek. Bu pek kolay değil. </p>
<p>Ama devletler ekonomik yönden tabii ki batmaz, ölmez. Devlet hayatiyetini sürdürür de, tahribat çok büyük olur, nitekim olacak da, hatta oluyor da.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Merkez’in önlemi çare olmadı</span></h2>
<p>Merkez Bankası önceki hafta banka kredilerindeki artış sınırlamasını değiştirmeden piyasayı rahatlatacak bir adım atmıştı.</p>
<p>Neydi bu adım; şirketlerin yurt içinde TL cinsinden ihraç ettikleri borçlanma araçlarından yıl sonuna kadar itfası gelecek olanların ödenmesi amacıyla kullandırılacak TL krediler, kredi büyüme sınırlaması dışında tutuldu.</p>
<p>Böylece kronik bir soruna dönüşme eğilimi gösteren şirketlerin tahvil borcu ödemesinde karşılaştıkları sıkıntılar bir ölçüde hafifletilmek isteniyordu.</p>
<p>Düşünce yerindeydi, önlem kağıt üstünde gayet iyiydi; iyiydi ama bunun pratikte sonuç verebilmesi bankaların kredi açmasına bağlıydı.</p>
<p>Bu kararın yarattığı olumlu hava saman alevi gibi çok kısa ömürlü olduğuna ve özellikle geçen cuma piyasalar inanılmaz bir sıkışıklık yaşadığına göre sorun büyüyordu. Cuma günkü sıkışıklık hem öncesindeki bir buçuk günün tatil olmasından kaynaklanmıştı, hem de ayın son iş günü olmasından. Sorunun ne boyutta olduğunu anlamak için bugün ve yarını gözlemek gerekiyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Tsunami riski ortadan kalkmadı</span></h2>
<p>Geçenlerde tsunaminin nasıl oluştuğuna değinmiş ve açık denizde yaşanan büyük bir depremin yol açtığı tsunaminin kıyıya yaklaştıkça büyüdüğünü hatırlatmıştım. Merkez Bankası’nın bankacılık sistemi dışındaki şirketlere nefes aldıracak biraz önce aktardığım önleminin de tsunami önünde küçük bir bariyer oluşturabileceği varsayılıyordu ama bu bariyer pek işe yaramayacak.</p>
<p>Çünkü öyle yanlış adımlar atılıyor ki, bu doğru adım gölgede kaldı bile. Güven sorununu yok edecek yönde adım atmak bir yana güvensizliğin daha da büyümesi için adeta özel bir çaba gösteriliyor. Ankara’da tarifi zor bir koordinasyonsuzluk hakim.</p>
<p>Örnek mi, fonlarda parası kalanlar için günlerce bir milyon liralık avans ödemesi yapılacağı söylendi ama ödeme bu tutarın çok altında kaldı. Niye bir milyon ödeneceği söylendi de bu yapılamadı, belli değil. Herhangi bir açıklama da yok.</p>
<p>Bunlar güvensizliği had safhaya çıkarıyor. Dalga dalga yayılan güvensizlik sonucu kimse kimseye para koklatmıyor bile!</p>
<p>Merkez Bankası istediği kadar önlem almaya çalışsın, istediği kadar şirketler lehine olabilecek adım atsın, para vermek isteyen olmadıktan sonra… Kaldı ki şimdiye kadar atılan adımlar da yaraya merhem!</p>
<p>Herkes <strong>“Ya yarın paramı geri alamazsam”</strong> kaygısı içinde…</p>
<p>Herkes <strong>“Yarın ödeyeceğim parayı bir şekilde elimde tutayım da, aman temerrüt riskim oluşmasın”</strong> düşüncesinde…</p>
<p>İçinde bulunulan dönemdeki en büyük çaresizlik de şu:</p>
<p><strong>“Alınacak hiçbir karar, değiştirilecek hiçbir mevzuat ya da çıkarılacak hiçbir yasa bu olumsuz gidişi değiştiremeyecek ve bu olumsuz algıyı yok edemeyecek.”</strong></p>
<p>Tek çare zaman ve o zaman diliminde de olumsuzluğu pekiştirecek hatalar yapılmaması.</p>
<p>Bir kere bugüne kadar yapılanlar ve özellikle yapılmayanlar bundan sonrasına olan inancı, sorunun kolaylıkla geride bırakılabileceği düşüncesini yok etti; böyle bir düşünce zaten pek yoktu da, şimdi tümüyle yok oldu. </p>
<p>Toplumun bir kesimi hâlâ <strong>“Benim fonlarla hiç işim yok, üç kuruşum var o da mevduatta”</strong> ya da <strong>“Benim biriktirecek param mı var ki, olanlar düşünsün”</strong> havasında görünüyorsa da içten içe herkes kaygı yaşıyor.</p>
<p><strong>O tsunami kıyıya vurduğunda boğulmayan da ıslanacak.</strong></p>
<p>Hele özel sektörde sıkıntılar arttığında, üretim ve ticaret aksadığında akla ilk istihdamı daraltmak gelecek. İşsizliğin artması… Bundan büyük dert olur mu?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ortalik-hic-bu-kadar-toz-duman-olmamisti-91035</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/4/1280x720/finans-borsa-hisse-senedi-piyasa-1784364957.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ortalık hiç bu kadar toz duman olmamıştı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kirmizi-pazarteside-cozum-arayisi-mi-hesaplasma-mi-91034</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kırmızı Pazartesi’de çözüm arayışı mı, hesaplaşma mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Gabriel García Márquez’in Kırmızı Pazartesi romanı, herkesin yaklaşan bir cinayeti bildiği halde kimsenin önlemek için harekete geçmediği bir kasabayı anlatır. Türkiye’de fon krizinin perde arkasında yaşananlar da bu hikâyeyi hatırlatıyor. Krizin ayak sesleri duyulurken kurumlar birbirlerini uyarmış, ancak ortak çözüm üretmek yerine karşı karşıya gelmiş. Ankara’da tartışılan da, çözüm üretmesi gereken kurumların neden birlikte hareket edemediği. SPK ile Borsa İstanbul arasında “kim, kimi kaç kez uyardı” tartışması bunun da göstergesi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae812b689a43-1793594038.jpg" alt="" width="600" height="754" />Krizin patlamasının ardından bir köşe yazarı Borsa İstanbul’un SPK’yı 130 kez uyardığını yazmış, ancak ilgili kurumdan sayıyla ilgili jet yalanlama gelmişti. Bugün Ankara’da konuşulan sayı 130 değil, 164.</p>
<p>Borsa İstanbul yetkililerinin, “Çanak çömlek patladıktan” sonraki toplantılarda, “Sorumluluğumuzu yetkimiz çerçevesinde yerine getirdik” dediği belirtiliyor.</p>
<p>Borsacılar ve kurum yetkilileri de krizin “geliyorum” dediği konusunda hemfikir. Onlara göre kriz çok daha düşük hasarla atlatılabilirdi ama olmadı.</p>
<p>İddiaya göre Borsa İstanbul, SPK kararından önce fonların tasfiyesi için bir yıl süre verilmesini, yakın takip ve düzenlemelerle yol haritası oluşturulmasını önermiş. Fonlar ve borsacılar ise üç artı üç ay formülünü gündeme getirmiş. İlk üç ayın sonunda durum değerlendirilecek, gerekirse ikinci dönem başlayacaktı.</p>
<p>Kriz öncesinde bakanlar ve yardımcılarıyla SPK, BDDK, Borsa İstanbul ve MASAK yetkilileri aynı masaya oturup ortak çözüm aradı mı? Bilmiyoruz.</p>
<p>Ancak SPK düğmeye bastı. Üç ay içinde tasfiye kararı piyasalarda panik yarattı. İlk büyük sarsıntı Pusula Portföy’de yaşandı ve kriz büyüdü.</p>
<p>Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen’in savcılık sorgusunda Pusula Portföy ve Katılımevim’ini bir devlet büyüğünün tavsiyesi üzerine aldığını söylediği iddiası da tartışmanın siyasi boyutunu büyüttü.</p>
<p>Fonlara para yatıran, parasını çekebilen ya da çekemeyen siyasetçilerden bürokratlara, iş insanlarından kamu yöneticilerine kadar pek çok isimden söz ediliyor. İsimlerin kimler tarafından, hangi amaçla gündeme getirildiği ayrı mesele.</p>
<p>Ankara’da asıl soru şu: Amaç yatırımcıyı kurtarıp zararı sınırlamak mı, yoksa kriz üzerinden hesaplaşmak mı? Yanıtı, bundan sonra hangi bilgilerin kimlerle paylaşılacağında aramak gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kirmizi-pazarteside-cozum-arayisi-mi-hesaplasma-mi-91034</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kırmızı Pazartesi’de çözüm arayışı mı, hesaplaşma mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-91033</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu hafta piyasada yönü ne belirleyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Bu Hafta Piyasada Yönü Ne Belirleyecek? | Ekonomi Masası | 02 Kasım" src="https://www.youtube.com/embed/oT-AX2xxu54" width="1030" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-91033</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/4/1280x720/talip-cipa-1784524336.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/is-makinesiyle-12-yilda-200-milyon-euroya-ulasti-montaj-hatti-hayali-asamasina-gecti-91032</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> İş makinesiyle 12 yılda 200 milyon Euro’ya ulaştı, ‘montaj hattı hayali’ aşamasına geçti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>1998 </strong>yılında Volvo Türkiye Distribütörlüğünde çalışan <strong>Taner Sönmezer, </strong>2000 yılında geçtiği Çukurova Grubu iş makineleri şirketinde çalışırken Japon Sumitomo Case distribütörlüğü gündeme geldi. 2013’te Sumitomo yönetimi <strong>Taner Sönmezer</strong>’in kapısını çaldı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye pazarında daha güçlü adımlar atmayı planlıyoruz. Biz doğrudan gelelim, siz de bizim ortağımız olun.</strong></p>
<p><strong>Taner Sönmezer, </strong>14 yıl çalıştığı Çukurova Grubu’nun Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Mehmet Emin Karamehmet</strong>’ten müsaade istedi:</p>
<p>-          <strong>Ortağı olacağım bir şirketle sektörde yola devam etmeyi planlıyorum…</strong></p>
<p>Böylece 2014 yılında <strong>“TSM Global Türkiye Makine Sanayi ve Ticaret A.Ş.”</strong> kuruldu:</p>
<p>-          <strong>İş ve istif makineleri alanında faaliyet gösteren TSM Global’i yüzde 80 yabancı, yüzde 20 yerli ortaklık yapısıyla faaliyete başlattık. TSM Global’in yüzde 80’i Sumitomo’nun İngiltere’deki Sumex UK adlı şirketine ait. Yüzde 20 hisse de benim.</strong></p>
<p>TSM Global Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Taner Sönmezer</strong>’den sektöre giriş öyküsünü dinledim, gelecek planlarını, hayallerini konuştuk:</p>
<p>-          <strong>TSM Global, özellikle Japon Sumitomo ekskavatörlerinin Türkiye ve bölgedeki ana üssü olarak tüm satış, satış sonrası hizmet, makine ana dağıtım merkezi ve eğitim faaliyetlerini yürütmek amacıyla kuruldu.</strong></p>
<p>Zamanla yelpazeye eklemeler olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Amerikan Hyster-Yale forklift ve liman ekipmanları, İsviçreli Ammann’ın yol ve asfalt ekipmanları, Terex, Fuchs ve Finlay markalarının elleçleme, kurma ve eleme ekipmanları da TSM Global’in ürün-marka yelpazesine eklendi.</strong></p>
<p>TSM Global’in Japon Sumitomo’nun bölge üssüne dönüştüğünü vurguladı:</p>
<p>-          <strong>TSM Global olarak Türkiye’nin yanı sıra Doğu Avrupa ve Türk Cumhuriyetlerini de kapsayan toplam 21 ülkenin operasyonlarını yönetiyoruz.</strong></p>
<p>Ülkeleri sıraladı:</p>
<p>-          <strong>Bulgaristan, Çekya, Estonya, Letonya, Macaristan, Polonya, Romanya, Sırbistan, Hırvatistan, Litvanya, Slovakya, Azerbaycan, Gürcistan, Türkmenistan, Ukrayna, Özbekistan ve Kırgızistan’da, Orta Doğu’da ise Kuzey Irak’ta varız. Suriye’de yapılanmaya başladık.</strong></p>
<p>Türkiye’deki Sumitomo iş makinesi parkına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Sumitomo ile 12 yıllık ortaklığımız var. Bugün Türkiye’de 7 bin 200 Sumitomo iş makinesi sahada çalışıyor.</strong></p>
<p>Sumitomo iş makinelerinin kullanıldığı projelere değindi:</p>
<p>-          <strong>Sumitomo ekskavatörleri, İstanbul Havalimanı’ndan hızlı tren projelerine, otoyollardan barajlara kadar büyük projelerde görev aldı. Çalışmaya da devam ediyor.</strong></p>
<p>TSM Global’in bayi ağı dahil 1000 kişilik bir ekiple faaliyetlerini sürdürdüğünü kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de 44, yurt dışında da 21 bayimiz var. TSM Global’de doğrudan 200 personelle hizmet veriyoruz.</strong></p>
<p>TSM Global’in iş makinesi ithalatçısı yönünün ağır bastığı dikkatimi çekince, yatırımlarını paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Ankara’da yeni bölge tesisi kuruyoruz. 17 milyon Euro’luk yatırımla tamamlanacak. İstanbul’da da yeni merkez üssü yapıyoruz. Onun yatırım büyüklüğü de 30 milyon Euro dolayında olacak. Toplam yatırım aslında 50 milyon Euro’yu bulacak.</strong></p>
<p>İstanbul’daki yeni merkez için planlanan özellikler üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>İstanbul’daki yeni merkezimiz genel müdürlüğün yanı sıra satış, servis, bakımı da içinde barındıracak. Aslında </strong>“İş makinesi hastanesi” <strong>gibi hizmet verecek. Bu yönüyle bölge ülkeleri de kapsayacak. Bir çok alanda olduğu gibi iş makinesinde de koruyucu bakım öne çıkıyor.</strong></p>
<p>TMS Global’in cirosunu merak ettim, hedefiyle birlikte aktardı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye ve bölgedeki ciromuz 200 milyon Euro’yu buluyor. 10 yılda ciromuzu 400 milyon Euro’ya ulaştırmayı planlıyoruz.</strong></p>
<p>Bu noktada hayalini ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Hayalimde Sumitomo iş makinesinde ülkemizde bir montaj hattı kurmak var. Japonlar da bu konuda hevesliler ama şimdilik Türkiye ve bölge pazarını izliyorlar.</strong></p>
<p>Türkiye’de sahada çalışan Sumitomo iş makinesi sayısının 7 bin 200 olması, TSM Global’in bölge dahil cirosunun 200 milyon Euro’ya ulaşması, <strong>Taner Sönmezer</strong>’in montaj hattı kurma hayalinin gerçeğe dönüşmesinin çok da uzak ihtimal olmadığını gösteriyor…utu</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İhracat hedefi 50 milyon Euro</span></h2>
<p><strong>SOHBET </strong>sırasında TSM Global Türkiye Makina Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin ithalata dayalı faaliyet gösterdiği üzerinde durunca Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Taner Sönmezer, </strong>ihracata dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>10 milyon Euro’yu aşan ihracatımız var. Hedefimiz önümüzdeki 5 yıl içinde ihracatımızı 50 milyon Euro’ya çıkarmak.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Sumitomo, İstanbul’u aynı zamanda bölge ülkelerine satış için hazırlık merkezi gibi konumlandırıyor. Bu da bizim ihracatımızı artırıyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sumitomo 100 aşkın ülkede var, ‘en başarılı iş ortakları’ arasındayız</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae81147b181f-1793593671.png" alt="" width="500" height="400" /></span><strong>TSM </strong>Global Türkiye Makine Sanayi ve Ticaret A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Taner Sönmezer, </strong>Sumitomo’nun 100’ü aşkın ülkede olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>TSM Global, Sumitomo’nun Doğu Avrupa pazarına ilk kez doğrudan girişinde de rol üstlendi. Doğu Avrupa’da bayi yapılanması ve satış sonrası hizmet altyapısını geliştirmeye odaklandık.</strong></p>
<p>TSM Global’in Sumitomo dünyası içindeki yerine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Sumitomo bizi </strong>“En iyi ve en başarılı iş ortağı” <strong>kategorisinde öne çıkarıyor. Biz de uzun soluklu işbirliğimizi Türkiye’nin yanı sıra bölgede de büyütmeye devam ediyoruz.</strong></p>
<p>TSM Global’in 150 yıllık İsviçreli Ammann’ın Türkiye distribütörü olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Ammann’ın yol ve asfalt makineleri ülkemizin farklı bölgelerindeki yol projelerinde sahada çalışıyor.</strong></p>
<p>İş makineleriyle ilgili <strong>“önleyici bakım” </strong>konusu üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Periyodik bakım anlaşmalarıyla makinelerin düzenli bakım ve kontrollerini planlı şekilde gerçekleştiriyoruz. Olası sorunların önceden tespit edilmesi, makinelerin daha uzun süre verimli şekilde çalışabilmesinin önünü açıyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İş makinesi pazarı yıllık 15 bin, forklift satışı 20 bin adet</span></h2>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #e03e2d;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ae8113a7c9d2-1793593658.png" alt="" width="700" height="369" /></span></p>
<p><strong>TSM </strong>Global Türkiye Makine Sanayi ve Ticaret A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Taner Sönmezer, </strong>Türkiye’de iş ve istif makineleri pazarında önemli büyüme potansiyeli gördüklerini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Mini ve şehir içi iş makineleri tarafında yıllık 2 bin 500-3 bin adetlik bir pazar söz konusu. Bu pazarın 10 yılda 5-6 bin adet seviyelerine çıkabileceğine inanıyoruz.</strong></p>
<p>İş makinesi pazarının da yıllık 15 bin adet düzeyinde olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Ancak, ülkemizin potansiyelini dikkate alınca iş makinesi pazarı da yıllık 20-25 bin adetlere çıkabileceğini öngörüyoruz.</strong></p>
<p>Forklift pazarına geçti:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’nin forklift pazarı ise 20 bin adet düzeyinde seyrediyor. Bu rakamın da orta ve uzun vadede 40 bin adete ulaşması mümkün.</strong></p>
<p>Pazarda bu yılki durumu irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Hem iş makineleri hem de forklift tarafında bu yıl bir daralma yaşandı. Pazarın kısa sürede yükselişe geçebileceğini düşünüyoruz.</strong></p>
<p>Büyüyen makine parkının ortaya çıkardığı ihtiyaca değindi:</p>
<p>-          <strong>Satış sonrası hizmet, servis ve bakım işleri de makine parkıyla birlikte büyüyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Forklift kiralama işi de büyüme alanımız olacak</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae8116e674f8-1793593710.png" alt="" width="702" height="482" /></span><strong>TSM </strong>Global Türkiye Makine Sanayi ve Ticaret A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Taner Sönmezer, </strong>Amerikan Hyster-Yale’in istif ve liman ekipmanları alanındaki önemli iş ortaklarından biri olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Hyster ile forkliftlerin yanı sıra farklı kapasitelere yönelik istif ve liman ekipmanları alanında da çalışıyoruz. Lojistik, liman ve ağır sanayi operasyonlarında bu ürün grubunun önemli karşılığı olduğunu görüyoruz.</strong></p>
<p>Forklift kiralama tarafını da önümüzdeki dönemin önemli büyüme alanları arasında gördüklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Projelerin süreleri ve operasyonel ihtiyaçlara göre esnek çözümler içeren talebin arttığını gözlemliyoruz. Makine parkımızı bu doğrultuda değerlendirerek farklı tonaj ve kullanım ihtiyaçlarına yönelik kiralama çözümleri geliştiriyoruz.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/is-makinesiyle-12-yilda-200-milyon-euroya-ulasti-montaj-hatti-hayali-asamasina-gecti-91032</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/2/1280x720/taner-sonmezer-1793593637.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İş makinesiyle 12 yılda 200 milyon Euro’ya ulaştı, ‘montaj hattı hayali’ aşamasına geçti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/spk-yonetimine-maliyeci-kadro-91031</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> SPK yönetimine maliyeci kadro</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yatırım fonları kriziyle birlikte yoğun eleştirilere maruz kalan Sermaye Piyasası Kurulu’nda yeni yönetim iş başına geldi. Yeni SPK Başkanı Muhsin Atcı, Başkan Vekili Ersin Başar Ekmekci ve Kurul Üyesi Yasemin Girici oldu. Bu üç isim denetçi geçmişleriyle dikkat çekiyor. Resmi Gazete'nin önceki günkü sayısında yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararı ile SPK Başkanlığına Vergi Denetim Kurulu Başkanı Muhsin Atcı, Başkan Vekilliğine Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) Başkan Yardımcısı Ersin Başar Ekmekci, Kurul Üyeliğine ise Yasemin Girici atandı.</p>
<p>SPK’ya yakın kaynaklardan elde edinilen bilgiye göre SPK’nın yeni yönetimi vergi denetimi, mali suçlarla mücadele ve uluslararası kalkınma finansmanı deneyimini bir araya getiriyor. Kaynaklara göre yeni yönetim, mali denetim ve inceleme, mali suçlarla mücadele, makroekonomi ve finansal piyasa bilgisi olmak üzere sermaye piyasasında gözetim ve denetimin üç temel alanını aynı masada topluyor. Bu yapının, piyasa bütünlüğünün korunması ve yatırımcı güveninin pekiştirilmesi açısından SPK'nin denetim kapasitesini güçlendirmesi bekleniyor.</p>
<h2>Yeni isimler vergi alanında uzman </h2>
<p>SPK'nin yeni Başkanı Muhsin Atcı, 23 yıllık kariyerine 2003'te vergi denetmen yardımcısı olarak başladı. Gelirler kontrolörlüğü ve vergi müfettişliğinin ardından Ankara Büyük Ölçekli Mükellefler Grup Başkanlığı ve Vergi Denetim Kurulu Başkan Yardımcılığı görevlerini üstlenen Atcı, Ekim 2023'ten bu yana Vergi Denetim Kurulu'na başkanlık ediyordu.</p>
<p>Başkan Vekilliğine getirilen Ersin Başar Ekmekci de vergi denetimi ve mali suçlarla mücadele alanlarında uzun yıllar görev yaptı. Ekmekci, MASAK'ta daire başkanlığı ve başkan yardımcılığı görevlerinde bulundu. Kaynakların verdiği bilgiye göre Ekmekci'nin şüpheli işlem analizi ve mali suçlarla mücadeledeki kurumsal birikiminin, piyasa bozucu eylemlere karşı SPK'nin elini güçlendirmesi bekleniyor. Kurul Üyesi Yasemin Girici'nin ise makroekonomi, finansal piyasalar ve kalkınma finansmanı alanlarında 20 yılı aşkın deneyimi bulunuyor. Girici, Hazine ve Maliye Bakanlığı'nda Ekonomik Araştırmalar Genel Müdürü olarak görev yaptı. 2023-2026 döneminde Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) Yönetim Kurulu'nda Türkiye, Romanya, Azerbaycan, Moldova, Kırgızistan ve Cezayir'i temsil eden Direktör olarak görev aldı.</p>
<p>Kaynaklara göre yeni kadrodan beklenen öncelikler denetimde caydırıcılığın artırılması, piyasaya güvenin yeniden tesis edilmesi ve yatırımcının korunması olarak sıralanıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Borsa İstanbul Genel Müdürü Ergun gözaltına alındı</span></h2>
<p>Borsa İstanbul Müdürü Korkmaz Enes Ergun, sermaye piyasalarında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin yürütülen fon soruşturması kapsamında "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" ve "rüşvet" iddiasıyla gözaltına alındı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, sermaye piyasalarında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin yürütülen fon soruşturması devam ediyor. Borsa İstanbul AŞ Genel Müdürü Ergun, soruşturma kapsamında "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" ve "rüşvet" suçlarını işlediği iddiasıyla gözaltına alındı. Ergun 2021'de Borsa İstanbul'da genel müdürlük görevine getirilmişti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/spk-yonetimine-maliyeci-kadro-91031</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/spk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 20 Ekim&#039;de görevden alınan Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı Mahmut Sütcü’nün yerine Vergi Denetim Kurulu Başkanı Muhsin Atcı getirildi. Cumhurbaşkanlığı kararıyla SPK Başkan Vekilliğine MASAK Başkan Yardımcısı Ersin Başar Ekmekci, Kurul üyeliğine ise Yasemin Girici atandı. Her üç ismin de Maliye Bakanlığı geçmişi dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/fon-krizinin-artcilari-devleri-sarsiyor-91030</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon krizinin artçıları devleri sarsıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Borsa İstanbul endeksleri tarihlerinde görülmemiş hareketler yaşıyor. Yatırım fonlarında başlayan kriz sonrası BİST100 endeksi tarihte ilk kez 7 hafta üst üste düşüşle kapattı. BİST100 endeksi ekim ayında yüzde 9,94 düştü, endeksin piyasa değeri 1 ayda 1.1 trilyon lira, fon krizi öncesine göre de 3 trilyon liraya yakın eridi. Borsanın tüm şirketlerini içeren endekste ise bir ayda 2.78 trilyon liralık, 15 Eylül'den bu yana ise 6.4 trilyon liralık kayıp yaşandı. Tasfiye sürecindeki fonlar ve şirketlerle hiçbir ilgisi olmayan Türkiye’nin dev şirketleri de likidite krizinden olumsuz etkilendi. BİST30 şirketlerinden sadece Aselsan ile Garanti BBVA'a ekim ayını pozitif kapatabildi, Gübre Fabrikaları yüzde 38,74, TRMET yüzde 30, Migros yüzde 18, THY bir ayda yüzde 14,5 düşüş yaşadı.</p>
<h2>Sadece 12 hisse pozitif kalabildi </h2>
<p>16 Eylül’de likidite krizinin derinleşmesiyle borsayı da vuran yatırım fonu krizinin artçı sarsıntıları piyasaları negatif etkilemeye devam ediyor. Tasfiye sürecine alınan yatırım fonlarının portföylerinde yoğun şekilde yer alan şirket hisselerinde 15 Eylül'den bu yana değer kaybı yüzde 97'ye dayandı. En yüksek kayıplar 1.5 ayda yüzde 96,53 ile Özata Denizcilik, Destek Finans Faktoring ve Işıklar Enerji Yatırım Holding'de gerçekleşti. Onu yüzde 96,47 ile Tera Yatırım Teknoloji Holding, yüzde 96,32 ile Bigen Enerji izledi. Yüzde 90 üzerinde kayıp yaşayan 16 şirket var 15 Eylül'den buyana. 32 şirket ise yüzde 80 ve üzeri fiyat düşüşüyle karşı karşıya kaldı. Hisse fiyatı yüzde 50 ve üzeri düşen ise 135 şirket bulunuyor. Sadece 12 hisse 15 Eylül'den bu yana yükseliş sağlayabildi.</p>
<h2>En az kayıp bankacılık sektöründe </h2>
<p>Endekslerde ise kayıp daha belirgin. 15 Eylül'den bu yana en yüksek kayıp Destek Finans Faktoring'in ağırlığının yüksek olduğu finansal kiralama faktöring endeksinde yüzde 89,03 ile yaşandı. Onu yine tasfiye edilen fonların daha fazla tercih ettiği halka arz şirketlerinin yer aldığı halka arz endeksi izledi. Halka arz endeksinde 15 Eylül'den bu yana düşüş yüzde 70'e dayandı. Aracı kurumlar endeksi de tasfiye fonların portföy yönetim şirketleri ve aracı kurumlarındaki negatif haber akışlarıyla yüzde 63,12 kayıp yaşadı. BİST100 dışı hisselerin yer aldığı BİSTTUMY endeksi ise yüzde 50,98 kaybıyla dikkat çekti. Yine KOBİ endeksi yüzde 49'a, bilişim endeksi yüzde 47'ye, metal eşya sanayi endeksi de yüzde 46'ya varan düşüş yaşadı 15 Eylül'den bu yana. Holdingler endeksinde de yüzde 39'luk kayıp dikkat çekti. Tüm endeksler 15 Eylül'den bu yana negatifte. Ancak daha sağlam durmayı başarabilen endeks bankacılık ve likit bankacılık endeksi oldu. Likit bankacılık endeksi yüzde 8,5, bankacılık endeksi ise yüzde 9,73 kayıp yaşadı. BİST100 endeksi ise 15 Eylül'den bu yana yüzde 22,55 düştü. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae80c7524eaf-1793592437.png" alt="" width="334" height="903" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae80c844076b-1793592452.png" alt="" width="333" height="139" /></p>
<h2>Borsanın 6.4 trilyon lirası uçtu </h2>
<p>Bu düşüşler endekslerin piyasa değerini de sert vurdu. Borsa İstanbul'daki tüm şirketlerin piyasa değeri yatırım fonu krizi öncesi 15 Eylül'de 20.03 trilyon liraydı. 30 Ekim kapanış itibariyle 13.63 trilyon liraya geriledi. Yani 1.5 ayda borsanın tüm şirketlerinin piyasa değeri yaklaşık 6.4 trilyon lira eridi. BİST100 endeksi de 2.90 trilyon liralık erimeyle 10.63 trilyon liraya geriledi piyasa değerinde, BİST30 şirketlerinin piyasa değeri de 2.20 trilyon lira erimeyle 7.73 trilyon liraya indi. 16 Eylül ile başlayan fırtına henüz dinmedi ve son 7 haftada aralıksız düşen BİST100 ve diğer endeksler ekim ayını da oldukça kötü geride bıraktı. Ekimde de en büyük kayıp yüzde 69,3 düşüşle finansal kiralama ve faktoring endeksinde yaşandı. Onu halka arz endeksi yüzde 38,93 düşüşle izledi. BİST100 dışı hisseleri içeren XTUMY ise yüzde 27,95 kaybetti. Ekimde teknoloji endeksi yüzde 1,06, likit bankacılık endeksi yüzde 4,16 ve bankacılık endeksi ise yüzde 5,15 kayıpla daha iyi durmayı başardı. Teknoloji endeksi ekim ayını yükselişle kapatmayı başaran Aselsan'ın etkisiyle daha düşük bir gerileme yaşadı. Ekim ayında 628 hisseden sadece 68'i pozitif bir seyirle ayı geride bıraktı. Tüm hisselerde ekimde yüzde 50,76 yükselişle Us Yatırım Holding öne çıktı onu yüzde 39,96 yükselen Metropol Card ile yüzde 37,86 yükselen Creditwest Faktoring izledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ekim ayında devlerin ikisi ayakta kaldı</span></h2>
<p>Borsanın en büyük şirketlerinin yer aldığı BİST30 endeksinde sadece iki şirket Aselsan ve Garanti BBVA ayı pozitif kapattı. Aselsan hissesi yüzde 3,12, Garanti BBVA ise yüzde 1,87 yükseldi ekim ayında. Türkiye'nin dev şirketleri ve fon kriziyle ilgisi olmayan şirketlerde ekim ayı sert kayıpla geçti. Gübre Fabrikaları yüzde 38,57, TR Anadolu Metal Madencilik yüzde 29,97, Türk Altın İşletmeleri yüzde 26,64, SASA yüzde 19,44, TOASO yüzde 19,39 kaybetti. Mİgros yüzde 18,04, Kardemir yüzde 17,78, Ereğli yüzde 17,47, BİM yüzde 16,97 kaybetti. Türk Hava Yolları yüzde 14,49, Pegasus yüzde 15,50 kayıp yaşadı. Borsanın piyasa değeri ekim ayında da belirgin şekilde azaldı. BİST100 endeksi 1.11 trilyon liralık, Türkiye'nin en büyük şirketlerinin yer aldığı BİST30 endeksinin piyasa değeri de 1.18 trilyon lira eridi. Tüm borsanın piyasa değeri de 2.78 trilyon lira azaldı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/fon-krizinin-artcilari-devleri-sarsiyor-91030</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/bist-borsa-istanbul.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yatırım fonu krizinin yaşandığı 16 Eylül’den bu yana borsada yaralar sarılamıyor. Likidite krizi ve belirsizlik borsanın en büyük şirketlerini de vuruyor. Ekim ayında Türkiye’nin en büyük şirketlerinin yer aldığı BİST30 endeksinin piyasa değeri 1.18 trilyon lira eridi, BİST30’da sadece iki şirket ayı pozitif tamamlayabildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mulkiye-ankaraya-gelisinin-90-yilini-kutluyor-91075</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mülkiye, Ankara’ya gelişinin 90. yılını kutluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Siyasal Bilgiler Fakültesi – Mülkiye Ankara’ya gelişinin 90. yıl dönümünü 6 Kasım günü kutlayacak. Kutlama programı 10.30’da tarihi Ankara Garı’nda İstanbul’dan gelen mezunların karşılanmasıyla başlayacak. 12.00’da Anıtkabir ziyaret edilerek Atatürk’ün huzurunda saygı duruşunda bulunulacak. </p>
<p>Okuldaki tören 14.00’da öğrenci ve mezunların okula gelişiyle başlayacak, ardından bahçeye hatıra ağacı dikilecek. Saat 15.00’da Aziz Köklü Konferans salonunda müzik dinletisini, konuşmalar ve 90. Yıl Makale Yarışması sonuçlarının açıklanması izleyecek.  Son olarak da “Yetiştik Çünkü Biz Sergisi”  ziyaret edilecek.</p>
<p>1859 yılında İstanbul’da kurulan Mülkiye Mektebi’nin öğrencileri, 1936 yılına kadar 11 farklı binada eğitim gördüler. Haziran 1935’te çıkarılan kanunlarla  Mülkiye Mektebi için Ankara’da bir okul binası yapılması, adının Siyasal Bilgiler Okulu olarak değiştirilmesinin hukuki alt yapısı oluşturuldu. Ardından Ankara’ya taşınma hazırlıkları başladı. Öğrenciler , dönemin Okul Müdürü Mehmet Emin Erişirgil ile beraber 6 Kasım 1936 günü trenle Ankara’ya gelerek Cebeci’de bugün de eğitim gördüğü Mimar Ernst Arnold Egli’nin eseri olan binaya yerleştiler.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mulkiye-ankaraya-gelisinin-90-yilini-kutluyor-91075</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/5/1280x720/mulkiye-ankara-universitesi-siyasal-bilgiler-fakultesi-1793605476.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Siyasal Bilgiler Fakültesi – Mülkiye Ankara’ya gelişinin 90. yıl dönümünü kutlamaya hazırlanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/surdurulebilir-ekonomi/117-okulda-iklim-egitimi-yeni-donemde-hedef-3-bin-300-ogrenci-91071</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 117 okulda iklim eğitimi, yeni dönemde hedef 3 bin 300 öğrenci</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FERZAN ÇAKIR</strong></p>
<p>Proje kapsamında üç yılda 117 okulda düzenlenen 242 atölyeyle 9.617 öğrenciye ve 510 öğretmene ulaşıldı. Yeni eğitim döneminde yaklaşık 3.300 öğrencinin daha katılımı planlanıyor. Polat Holding ve İş Enerji ortaklığıyla faaliyet gösteren Polat Enerji’nin Türkiye’de altı rüzgar enerjisi santrali, Macaristan’da ise yedi güneş enerjisi santrali bulunuyor. Toplam kurulu gücü 1.200 megavatı aşan şirket, eğitim çalışmalarında santrallerin bulunduğu bölgelerdeki okullara odaklanıyor.</p>
<p>Proje kapsamında ilkokul atölyelerinde kullanılan rüzgar türbini maketleri, Manisa Polinas ve Kırşehir Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencileri tarafından üretiliyor. Gençler teknik becerilerini geliştirirken, aynı zamanda kendilerine ve okullarına gelir sağlıyor. Yeni dönemde meslek lisesi öğrencileri için santral ziyaretleri ve yenilenebilir enerji alanındaki teknik kariyer sohbetleri de planlanıyor.</p>
<p>Polat Enerji Stratejiden Sorumlu Direktörü Aslı Kehale, projeyi ölçülebilir ve kalıcı fayda üretmeyi amaçlayan uzun vadeli bir yatırım olarak gördüklerini belirterek, “Bizim için sürdürülebilirlik çevresel sorumluluklarımızın ötesine geçerek toplumsal gelişime katkı sağlamayı, gelecek nesillere yatırım yapmayı ve yarattığımız değeri toplumun tüm kesimlerine ulaştırmayı kapsıyor” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae83795a0ac0-1793603477.png" alt="" width="598" height="566" />Yuvam Dünya Derneği Kurucu Başkanı Kıvılcım Pınar Eğilmez Kocabıyık da mesleki eğitimde yeşil becerilerin önemine dikkat çekerek, “Sürdürülebilir bir gelecek, temiz enerji teknolojileri kadar bu dönüşümü gerçekleştirecek insan kaynağının yetişmesine de bağlı” diye konuştu.</p>
<p><strong>Öğrencilerin yüzde 99’u çevre dostu yeni bir alışkanlık kazandı </strong></p>
<p>Projenin yeni dönem çalışmaları kapsamında bağımsız sosyal etki analizinin sonuçları da açıklandı. Buna göre projeye yapılan her 1 TL’lik yatırım karşılığında 1,6 TL değerinde sosyal fayda hesaplandı. İlkokul öğrencilerine yönelik çalışmalarda bu değer 1,7 TL’ye çıktı. Atölyelere katılan ilkokul öğrencilerinden alınan geri bildirimlerde yüzde 99’unun en az bir yeni çevreyi koruma davranışı benimsediği, yüzde 81,3’ünün ise öğrendiklerini ailesi ve arkadaşlarıyla paylaştığı belirtildi.</p>
<p><strong>Öğretmenlere iklim kaygısı konusunda destek </strong></p>
<p>İlkokulların üçüncü ve dördüncü sınıflarına yönelik atölyelerde çocuklar, rüzgardan nasıl elektrik üretildiğini maketlerle öğreniyor. Meslek liselerindeki buluşmalarda ise öğrencilerin kendi alanlarıyla yenilenebilir enerji arasındaki bağ üzerinde duruluyor. Gençlere, iklim değişikliğinin mesleklerini nasıl etkilediği ve bu değişime nasıl hazırlanabilecekleri anlatılıyor. Yeni dönemde öğretmen ve velilere yönelik eğitimler de hazırlanıyor. Öğretmenlere yönelik ilk buluşmanın 27 Ekim’de Kırşehir’de yaklaşık 35 kişinin katılımıyla yapılması planlanıyor. Eğitimlerde, çocukların iklim değişikliği karşısında yaşadığı kaygı ve diğer duyguları anlamaya yönelik yöntemler paylaşılacak. Öğretmenlere, çocukları korkutmadan ve duygularını yok saymadan konuyu nasıl anlatabilecekleri konusunda destek verilecek. Velilere yönelik eğitimler ise il milli eğitim müdürlükleri aracılığıyla çevrim içi düzenlenecek. Yaklaşık bir buçuk saat sürecek buluşmalarla çocukların okulda öğrendiklerinin evde de desteklenmesi amaçlanıyor.</p>
<p><strong>125 mühendis adayına eğitim desteği </strong></p>
<p>Türkiye’nin rüzgâr kurulu gücü 15 bin megavatı aşarken, 2035’te rüzgâr ve güneşte toplam 120 bin megavata ulaşılması hedefleniyor. Bu kapasite artışı, yeni tesislerde çalışacak teknik personelin yetiştirilmesini de önemli hale getiriyor. Polat Enerji de Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ve Manisa Celal Bayar Üniversitesi iş birliğiyle yürüttüğü “Enerji Sektörüne Yönelik Kapasite Geliştirme Programı” ile üniversite öğrencilerini sektöre hazırlıyor. Farklı mühendislik bölümlerinden 125 öğrencinin kabul edildiği programda teknik eğitimler, şirket mühendisleriyle buluşmalar ve santral ziyaretleriyle destekleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/surdurulebilir-ekonomi/117-okulda-iklim-egitimi-yeni-donemde-hedef-3-bin-300-ogrenci-91071</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/1/1280x720/76-1793603506.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Polat Enerji ve Polat Vakfı’nın 2023’te başlattığı, Yuvam Dünya Derneği iş birliğiyle yürütülen “Geleceğe Yeşil Işık Yak” projesi, dördüncü yılında öğretmen ve velilere yönelik eğitimlerle genişliyor. İlkokul öğrencileri oyunlar ve maketlerle yenilenebilir enerjiyi öğrenirken, meslek liselerinde gençlere teknik bilgilerini bu alanda nasıl kullanabilecekleri anlatılıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/istanbul-yarisinda-son-tur-91054</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstanbul yarışında son tur!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Türkiye’nin en büyük iki odası İstanbul Ticaret Odası (İTO) ve İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) seçim maratonu 4 Kasım’da yapılacak başkanlık ve organ seçimleriyle tamamlanıyor. Kıyasıya rekabetin yaşandığı İSO’da Ender Yılmaz ve Adnan Dalgakıran arasındaki başkanlık yarışını kimin kazanacağı merakla beklenirken, her iki tarafta da hummalı liste çalışmaları yapılıyor. Gözler ise bu akşam (2 Kasım) İSO’nun yeni meclis üyelerinin yer alacağı geleneksel kokteyle çevrildi. İTO’da ise meslek komiteleri ve meclis üyeleri seçimini tarihi farkla kazanan Şekib Avdagiç’in karşısına 4 Kasım’da yapılacak seçimde rakip çıkması beklenmezken, yeni yönetim kurulunda bazı değişiklikler yapılması gündemde. Yanı sıra İTO Meclis Başkanlığı için de İsrafil Kuralay’ın adı öne çıkıyor.</p>
<h2>İTO 850 bin, İSO 22 bin üyeli </h2>
<p>TOBB’a bağlı oda ve borsalarda 2026- 2030 döneminde yer alacak meslek komiteleri ve meclis üyelerinin seçimleri ile organ seçimleri büyük oranda tamamlandı. Türkiye’de her 3 işletmenin birine ev sahipliği yapan İstanbul’da yaklaşık 850 bin üyeli İstanbul Ticaret Odası (İTO) ile 22 bine yakın üyesi olan İstanbul Sanayi Odası’nda (İSO) ise meslek komitesi ve meclis üyesi seçimleri tamamlandı. 26 Ekim’de Haliç Kongre Merkezi’nde yapılan seçimlerde İSO üyesi 5 bin 48 sanayici sandık başına giderken, İTO’nun İstanbul Fuar Merkezi’nde 27 Ekim’de gerçekleşen seçimlerinde 47 bin 497 üye oy kullandı. İSO’da 57 komiteyi mecliste temsil edecek 155 meclis üyesi belirlenirken, İTO’da da 80 komitede yer alacak 270 meclis üyesi belli oldu. Seçimlerin ilk aşamasının sonlanmasıyla İTO’da Başkan Şekib Avdagiç, 80 komitenin 67’sini aldıklarını söyleyerek zaferini ilan etti. Ancak İSO seçimlerinde, İTO’daki gibi net bir tablonun ortaya çıktığını söylemek zor. Ender Yılmaz ve Adnan Dalgakıran arasındaki yarışın kazananı 4 Kasım’da yapılacak seçimde anlaşılacak. Şu anda her iki aday da yoğun şekilde seçim çalışmaları yaparken, yeni meclis üyelerini tek tek arayarak ve ziyaretler gerçekleştirerek hummalı bir şekilde listelere çalışma yapıyor.</p>
<h2>Komitelerden destek açıklamaları </h2>
<p>Seçimlerin hemen ardından iki başkan adayı da hızlıca organize olarak yeni üyelere yemek daveti gerçekleştirirken, bu davetlerde adayların yönetim kurulu listeleri de şekillenmeye başladı. Özellikle 33 ve 35 numaraları komitelerin oluşturduğu plastik bloku tarafını, Ender Yılmaz’dan yana seçerek, yarışta aktif şekilde çalışmaya başladı. Hatırlanacağı üzere 33’üncü komitede PAGEV Başkanı Yavuz Eroğlu’nun, 35’nci komitede de EVSİD Başkan Vekili Oğuzhan Durmuş’un listesi kazanmış; ZÜCDER Başkanı Burak Önder de her iki listeye de desteğini açık şekilde ortaya koymuştu. Seçimlerin ardından toplam 7 meclis üyeli iki komite ortak hareket etme kararı almış; bunu da bir basın açıklaması ile duyurmuştu. Plastikçilerin bu hamlesine karşı, Dalgakıran’ın destekleyen bazı gruplar da harekete geçerek, peş peşe destek açıklamaları yaptı. Burada en dikkat çeken grup ise mobilyacılar oldu. Sektörü temsilen 23, 24 ve 25 numaralı komitelerde konsensüs oluşturan ve tek liste seçimlere giren 8 meclis üyeli mobilyacılar, başkanlık yarışında Dalgakıran’a desteklerini resmen duyurdular. </p>
<h2>Bahçıvan’dan meclis başkanlığı hamlesi</h2>
<p>4 Kasım’da saat 09.00-17.00 arasında Odakule’de gerçekleşecek organ seçimlerinde yönetim kurulu başkanlığı kadar çekişmeli geçmesi beklenen bir diğer seçim ise meclis başkanlığı için olacak. İSO’da son 3 dönem üst üste yönetim kurulu başkanlığı yapan ve Ender Yılmaz’a ilk günden itibaren açık destek veren Erdal Bahçıvan, üyelerle yapılan istişarelerde güçlü bir ortak kanaat oluştuğunu, bu nedenle de meclis başkanlığına aday olduğunu açıkladı. Hatırlanacağı üzere Adnan Dalgakıran’ı destekleyen Mustafa Tecdelioğlu da yaklaşık 2 ay önce meclis başkan adaylığını açıklamıştı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İTO BAŞKANLIĞI İÇİN ŞEKİB AVDAGİÇ RAKİPSİZ KALDI</span></h2>
<p>4 Kasım’da İTO’nun Eminönü’ndeki merkez binasında 09.00-12.00 saatleri arasında gerçekleşecek organ seçimlerinde son iki dönem İTO Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı üstlenen Şekib Avdagiç, bu kez tek liste olarak başkanlık seçimine girecek. Zira meslek komiteleri ve meclis üyeleri seçimi öncesi Kaptan Mustafa Can başkanlığa talip olduğunu açıklamıştı. Ancak Can daha seçimin ilk aşamasında, meclise girebilmek için yarıştığı 24 Numaralı Lojistik Hizmetleri komitesinde, Avdagiç’ın destekleyen listeye karşı kaybederek sandıktan çıkamadı ve şansını kaybetti. Bir önceki dönem İTO başkanlığı için Avdagiç ile yarışan Atilla Bingöl’ün adı yine başkan adaylığı için konuşuluyordu. Ancak Bingöl de 17 Numaralı Restoran ve Yiyecek İçecek Hizmetleri komitesinde, TÜRES Başkanı Ramazan Bingöl’ün listesine karşı kaybederek meclise giremedi. Öte yandan bir önceki seçimde yaklaşık 80 civarında üye ile meclise giren İTO’da Değişim grubu, bu seçimde büyük bir hezimete uğradı. Kritik komitelerde yaşanan kayıplarla beraber grubun, 270 sandalyeli meclisteki üye sayısının 30 civarına indiği öğrenildi. </p>
<p><strong>Meclis başkanlığı için Kuralay öne çıkıyor</strong></p>
<p>İTO’da Çarşamba günkü seçimler öncesi Avdagiç’in yeni yönetim kurulunun kimlerden oluşacağı merakla beklenirken, bazı isimlerin değişmesi bekleniyor. Geçen dönem yönetim kurulu başkan yardımcılığı görevini üstlenen Mehmet Develioğlu, meslek komitesi seçimlerini kazanamadığı için bu dönem meclise giremedi. Öte yandan İSO’da olduğu gibi İTO’da da meclis başkanlığı için bir yarış olacak. Geçen dönem mecliste yer almayan İsrafil Kuralay, bu yıl listesi ile 30 Numaralı Bilgi, İletişim ve Medya komitesindeki seçimi kazanarak meclise girdi. İsrafil Kuralay’ın meclis başkanlığının en güçlü adayı olduğu kulislerde konuşulurken, iki adayın daha çıkabileceği belirtiliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/istanbul-yarisinda-son-tur-91054</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/4/1280x720/avdagic-1793599747.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekimin son haftası sandık başına giden İstanbul iş dünyası İTO ve İSO’da sektörlerini temsil edecek meclis üyelerini seçti; sıra 4 Kasım’da yapılacak başkanlık seçimlerine geldi. Muhtemel rakipleri sandıktan çıkamayan Şekib Avdagiç’in İTO’daki başkanlık seçiminde gövde gösterisi yapması beklenirken; İSO’da ise Ender Yılmaz ve Adnan Dalgakıran arasında kıran kırana bir seçim yaşanması bekleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dijital-ekonominin-gorunmeyen-iscileri-esnaf-kuryeler-91045</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dijital ekonominin görünmeyen işçileri: Esnaf kuryeler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NURCAN ÖNDER </strong><strong> </strong></p>
<p>Dijitalleşme çalışma hayatını yeniden şekillendiriyor. Akıllı telefonlar ve dijital platformlar üzerinden örgütlenen hizmet ekonomisi, geleneksel istihdam ilişkilerinin yerini yeni çalışma modellerine bırakıyor. Bu dönüşümün Türkiye'deki en görünür örneklerinden biri ise esnaf-kurye sistemi.</p>
<p>Gig ekonomisinin bir parçası olan bu model, ilk bakışta çalışanlara esnek çalışma saatleri ve kendi işini yönetme özgürlüğü sunuyor. Platform şirketlerinin "Kendi işinin patronu ol", "Mesai yok, müsait olduğunda çalış" gibi söylemleri de bu algıyı güçlendiriyor. Ancak bu parlak tablonun arkasında giderek büyüyen bir sorun var: Esneklik adı altında güvencesizliğin kurumsallaşması.</p>
<p><strong>Kendi işinin patronu mu, </strong><strong>sistemin görünmeyen işçisi mi?</strong></p>
<p>Esnaf/kurye modelinde çalışanlar çoğunlukla kendi adlarına vergi kaydı açtırıyor, araçlarını kendileri temin ediyor ve platformlarla hizmet sözleşmesi imzalıyor. Böylece hukuken bağımsız çalışan konumunda değerlendiriliyorlar.</p>
<p>Ancak hukuki ilişkinin niteliğini yalnızca sözleşmenin adı belirlemiyor. Çalışma saatleri, sipariş dağılımı, ücretlendirme, performans ölçümü ve müşteri değerlendirmeleri büyük ölçüde platformların kontrolündeyse, burada gerçek anlamda bir bağımsızlıktan söz etmek ne kadar mümkün?</p>
<p>Üstelik bu statü, çalışanları İş Kanunu'nun sağladığı birçok korumanın dışında bırakabiliyor. İş güvencesi, ücretli izin, çalışma süreleri, sosyal güvenlik ve sendikal haklar bakımından ortaya çıkan boşluklar, esnaf-kurye modelini basit bir ticari sözleşme olmaktan çıkarıyor.</p>
<p>Platform şirketleri maliyetlerini azaltırken ticari ve operasyonel risklerin önemli bir bölümünü kuryelere devrediyor. Aracın bakımından yakıt giderine, sigortadan kazalara kadar pek çok yük çalışanın omuzlarında kalıyor.</p>
<p><strong>Dünya çözüm arıyor, Türkiye bekliyor</strong></p>
<p>Platform çalışanlarının hukuki statüsü artık küresel ölçekte tartışılan bir mesele. ABD, Avustralya ve Avrupa ülkelerinde mahkemeler ve yasa koyucular, dijital platformlarla çalışanlar arasındaki ilişkinin gerçek niteliğini belirlemeye çalışıyor.</p>
<p>Fransa, Almanya ve Avusturya gibi ülkelerde işçi ile bağımsız çalışan arasında konumlanan "işçi benzeri çalışan" kategorisi, ekonomik bağımlılığı dikkate alan alternatif bir koruma modeli sunuyor.</p>
<p>İtalya'da ise kuryelerin çalışma koşulları ve yaşanan ölümler, 2019 yılında yasal düzenlemelerin gündeme gelmesine yol açtı. Bu gelişmelerin ortak noktası açık: Bir çalışanın hukuki statüsü belirlenirken yalnızca imzaladığı sözleşmeye değil, fiilen nasıl çalıştığına ve platformun onun üzerindeki kontrolüne de bakılması gerekiyor.</p>
<p>Türkiye'nin de bu tartışmayı daha fazla erteleme lüksü yok.</p>
<p><strong>Esnekliğin bedeli </strong><strong>güvencesizlik olmamalı</strong></p>
<p>Öncelikle platform çalışanlarının işçi mi yoksa bağımsız çalışan mı sayılacağını belirleyecek açık ve öngörülebilir hukuki kriterler oluşturulmalı. İşçi statüsünde değerlendirilmeyen çalışanlar için de asgari sosyal koruma mekanizmaları hayata geçirilmeli.</p>
<p>Özellikle kuryeler açısından trafik güvenliği, çalışma ve dinlenme süreleri, koruyucu ekipman, sigorta ve iş kazalarına karşı güvence öncelikli başlıklar olmalı. Sosyal güvenlik ve örgütlenme hakları da bu çerçevenin ayrılmaz parçası haline getirilmeli.</p>
<p>Üstelik hukuki belirsizlik yalnızca çalışanları değil, platform şirketlerini de riske atıyor. Bugün maliyet avantajı sağlayan bir model, yarın yargı kararları ve geriye dönük yükümlülüklerle ciddi bir hukuki ve ekonomik sorun yaratabilir.</p>
<p><strong>Teknoloji değişir, </strong><strong>çalışma hakkı değişmez</strong></p>
<p>Dijital ekonominin gelişmesini engellemek mümkün değil. Ancak teknolojik dönüşümün, çalışma hayatında kazanılmış temel hakların aşındırılması için gerekçe oluşturmasına da izin verilemez.</p>
<p>Esnaf/kurye modeli, dijital ekonominin sunduğu fırsatlarla yeni nesil güvencesizlik arasındaki ince çizgide duruyor. Mesele, bu çalışma biçimini ortadan kaldırmak değil; onu adil, sürdürülebilir ve insana yakışır koşullara kavuşturmak.</p>
<p>Çünkü bir ekonominin başarısı yalnızca ne kadar büyüdüğüyle değil, yarattığı refahı nasıl paylaştırdığıyla da ölçülür. Dijital çağın gerçek sınavı, teknolojinin insanın yerini alması değil, insanın haklarını koruyarak ona daha iyi bir çalışma hayatı sunabilmesidir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dijital-ekonominin-gorunmeyen-iscileri-esnaf-kuryeler-91045</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dijital ekonominin görünmeyen işçileri: Esnaf kuryeler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hp-is-iliskileri-endeksi-i-sirbistan-ve-pink-floyd-91044</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> HP iş ilişkileri endeksi (I): Sırbistan ve Pink Floyd</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>HP İş İlişkileri Endeksi 2026 araştırmasının sonuçlarının açıkladığı toplantıda HP Türkiye Genel Müdürü Serdar Urçar ve ManpowerGroup Türkiye Genel Müdürü Feyza Narlı’nın iş ilişkileri ile ilgili olarak anlattıklarının yanında iki unsur öne çıktı: Beyaz ışık ve Sırbistan. Her ikisini de anlamak için yapay zekâ ajanlarına odaklanmak gerekiyor.</p>
<p>Beyaz ışık, Urçar’ın TÜSİAD Dijital Stratejiler ve Yeni Teknolojiler Çalışma Grubu Başkanı Burak Aydın’a atıfta bulunarak sunumunda bahsettiği bir kavram oldu. Urçar’ın bahsettiğine göre Aydın, yapay zekânın her şeyi beyaz ışığa çevirdiğini yani renkleri ortadan kaldırdığını söylemiş ya da ben öyle anladım. Bu, hâliyle iş ilişkilerinin üzerine kurulduğu rekabet unsuru olan farklılığı ortadan kaldıran bir durum oluşturuyor, diye düşündüm. Aklıma ilgi çekici bir biçimde Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünün kapağı geldi. Burada beyaz ışık bir prizmanın içinden geçerek rengarenk bir ışık yelpazesine dönüşür. Arama motoruna albümün adını yazarsanız kapak şak diye karşınıza çıktığı için daha uzun bir tasvir yapmayacağım. Işığın bu şekilde kırılması, Aydın’ın tespitini tamamlayacak şekilde üzerinde durulması gereken konuyu oluşturuyor çünkü yapay zekâ ajanları çağında beyaz ışıktan bu renkleri çıkarabilen şirketler rekabet üstünlüğüne sahip olacak; tıpkı Pink Floyd’un yaptığı gibi. Bu konuyu sevgili dostum ve bu konunun uzmanı Google AI’a özetlettirdim. Saniyeler içinde aldığım yanıt şu oldu:</p>
<p>Pink Floyd’un efsanevi albümü The Dark Side of the Moon, ABD’nin en prestijli albüm listesi olan Billboard 200 listesinde toplamda 996 hafta (ardışık olmayan) boy göstererek müzik tarihinin kırılması en güç rekorlarından birine imza atmıştır.</p>
<p>Albümün liste serüvenine dair öne çıkan detaylar şunlardır:</p>
<p><strong>- İlk kesintisiz dönem (1973 - 1988):</strong> Albüm, 17 Mart 1973'te listeye giriş yaptıktan sonra tam 741 hafta (yaklaşık 14,5 yıl) boyunca kesintisiz bir şekilde listede kalarak tarihe geçmiştir. 8 Ekim 1988'de, o dönemki liste kuralları gereği (eskiyen albümlerin katalog listesine kaydırılması nedeniyle) Billboard 200'den çıkmıştır.</p>
<p><strong>- Listelere dönüşü ve güncel durum:</strong> 2009 yılında Billboard'un eski albümlerin de ana listeye dönmesine izin veren kural değişikliğinin ardından albüm listeye tekrar giriş yapmıştır. Yapılan son güncel sayımlara göre albüm 996 haftaya ulaşarak 1.000 hafta sınırına iyice yaklaşmıştır.</p>
<p>Bu başarıyla The Dark Side of the Moon, dünya genelinde Billboard 200 listesinde en uzun süre kalan albüm unvanını açık ara farkla elinde tutmaya devam etmektedir.</p>
<p>İkinci konu Sırbistan oldu. Sırbistan seçimlerinin sonuçlarının ardından herkes burada yaşanan değişimi yakından izlemeye çalışıyor. Ben konuyu kısaca yapay zekâ ile çalıştığımda kendi adıma yeterli sonuca ulaştım. “Sırbistan seçimlerinin dinamiklerini ve sonuçlarını analiz eder misin?” diye sorduğum yapay zekâ bana şu sonucu verdi:  </p>
<p>Sırbistan'da 25 Ekim 2026 tarihinde gerçekleştirilen erken parlamento seçimleri, ülke tarihinde son onlarca yılın en büyük siyasi depremine yol açmıştır. 2012 yılından beri ülkeyi yöneten popülist lider Aleksandar Vučić ve partisi Sırp İlerleme Partisi (SNS), öğrencilerin öncülüğünde kurulan "Öğrenci Listesi" (Studentska Lista) karşısında tarihi bir yenilgi almış ve Vučić mağlubiyeti resmen kabul etmiştir.</p>
<p>Seçimlerin dinamikleri, oy oranları ve bu sarsıcı sonucun arkasındaki temel faktörlerin analizi şu şekildedir:</p>
<ol>
<li><strong> Seçim sonuçları ve meclis aritmetiği</strong></li>
</ol>
<p>Cumhuriyet Seçim Komisyonu (RIK) ve bağımsız izleme örgütlerinin (CeSID/Ipsos) verilerine göre sandıktan çıkan tablo şu şekildedir:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>
<p>Siyasi Oluşum / Liste</p>
</td>
<td>
<p>Oy oranı (%)</p>
</td>
<td>
<p>Kazanılan sandalye (Toplam: 250)</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Öğrenci listesi (Studentska lista)</p>
</td>
<td>
<p>%53,7</p>
</td>
<td>
<p>141 <em>(Mutlak Çoğunluk)</em></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>"Aleksandar Vučić – Birleşik Sırbistan" (SNS)</p>
</td>
<td>
<p>%39,4</p>
</td>
<td>
<p>103</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Diğer / Etnik Azınlık Partileri</p>
</td>
<td>
<p>%6,9</p>
</td>
<td>
<p>6</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p><strong>- Rekor katılım:</strong> Seçime katılım oranı %69,3 civarına ulaşarak Sırbistan'ın son otuz yılı aşkın süredir gördüğü en yüksek katılım seviyesi olarak kayıtlara geçmiştir.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Seçimin arkasındaki temel dinamikler</strong></li>
</ol>
<p><strong>- Toplumsal öfke ve "Sundurma Kazası" kırılması:</strong> Siyasi kırılmanın en büyük tetikleyicisi, 1 Kasım 2024'te Novi Sad tren istasyonundaki beton pergolanın çökerek 16 kişinin ölümüne yol açması oldu. Bu olay ülkede yıllardır biriken yolsuzluk, kayırmacılık ve ihmalkârlığın bir sembolü olarak görüldü ve toplumsal öfkeyi sokağa taşıdı.</p>
<p><strong>- Öğrenci hareketinin yükselişi:</strong> Geleneksel muhalefet partilerinin kendi içindeki bölünmelerinden yorulan seçmen, üniversite kampüslerinde adalet talebiyle başlayıp tüm Sırp toplumuna (çiftçiler, aktörler, yargıçlar) yayılan hiyerarşisiz, tabandan gelen bir gençlik hareketine yöneldi. Siyasi enerji geleneksel muhalefetten "Öğrenci Listesi"ne kaydı.</p>
<p><strong>- Vučić'in başbakanlık kumarı:</strong> Cumhurbaşkanı olarak iki dönemlik sınırına ulaşan Vučić, yürütmenin başına (Başbakanlığa) geçebilmek amacıyla cumhurbaşkanlığından istifa ederek ülkeyi erken seçime götürdü. Ancak rekor seçmen seferberliği bu stratejiyi boşa çıkardı.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Siyasi analiz ve gelecek projeksiyonu</strong></li>
</ol>
<p><strong>- Otoriterliğin sınırı:</strong> Siyaset bilimciler açısından bu sonuç, medya ambargosu ve devlet imkânlarının tekelleşmesine dayalı "rekabetçi otoriter" rejimlerin, güçlü bir taban seferberliği karşısında kalıcı olamayacağını kanıtladı.</p>
<p><strong>- Dış politika ve belirsizlikler:</strong> Öğrenci hareketinin kolektif yapısı nedeniyle, yeni yönetimin Avrupa Birliği (AB) üyeliği müzakereleri, Kosova sorunu ya da Rusya ve Çin ile geleneksel yakın ilişkiler konusundaki net dış politika programı henüz tam olarak kristalize olmamıştır.</p>
<p><strong>- Sırbistan'ı bekleyen yeni dönem:</strong> Meclis başkanlığını geçici olarak yürüten Ana Brnabić'in ardından, gözler Aralık 2026'da yapılması planlanan Cumhurbaşkanlığı seçimlerine çevrilmiş durumdadır. Öğrenci hareketinin meclisteki mutlak çoğunluğuyla Sırbistan'da 14 yıllık kesintisiz SNS dönemi resmen kapanmıştır.</p>
<p>Bu analizi buraya aktarmamın nedeni, siyasi bir analiz yapmak değil. Yapay zekâ ajanlarının dünyasının nasıl olacağı konusunda bir projeksiyon yapmak. Komplo teorisi kurgulamaktan hoşlanan arkadaşlar, yapay zekâ ajanlarının Sırbistan’daki gençlerin akıllarına etki ettiğini ve seçimleri manipüle ettiğini söyleyebilir ve bunu neden yapmadıklarını bilmiyorum. Bunun etkili bir savunmasını yapay zekâ ile kolayca oluşturabilirler çünkü buradaki model, yapay zekâ ajanlarından bir işi yapmaları istendiği zaman diğer ajanlar ile ilişki kurarak işi yapacak kadroyu oluşturmasının “tıpkısının aynısı” bir modele karşılık düşüyor. Microsoft Word uzun cümlemi hatalı bulup altını çizdiği için cümleyi böldüm. Çocuk yanım ise on yıllardır kullanmadığım “tıpkısının aynısı” ifadesini araya soktu. Bu, gençlikte dil konusunda hassasken eleştirdiğimiz bir ifadeydi. Bugün bir gençlik hatırası olarak o günleri anımsatan eski bir dost gibi. Bu, dönüşümün masum olanı ama hepsi bu kadar masum olmuyor.</p>
<p>Algoritmalar değişirken trafiklerini korumak isteyen medya yüzleri, fenomenler ve influencer’ların nasıl bir metamorfoz geçirdiğini gördüğümde yapay zekâyı eleştirenlerin kendilerini sorgulaması gerektiğini düşünüyorum. İnsanların kendilerine öğretilen başarı kriterleri doğrultusunda “biliyorum ama böylesi tutuyor” noktasına savrulması, bu zekâ formunu yapay zekâ karşısında korunacak taraf olarak görmememiz için yeterli değil mi? Sırbistan örneğine dönersek, muhtemelen bu seçimde “onlar kazanamayacak; oyunuzu onlara verip ziyan etmeyin” savının bir kısım seçmenin zekâsını ele geçirmediğini söyleyebilir miyiz?</p>
<p>Bütün bunları tartışmayı uzmanlarına bırakıp yapay zekâ ajanları ile ilgili analizime devam etmek istiyorum. Bunun için seçim sonuçlarına bakmamız gerekiyor.</p>
<p><strong>Biz böyle bir kadro seçer miydik?</strong></p>
<p>Özellikle muhalifler, daha önce Macaristan’daki seçim sonuçlarında olduğu gibi buradaki sonuçlardan da yola çıkarak bazı “umutlu” yorumlar yapacaktır. Sırbistan sonuçları ile ilgili kısa bir analizle konuyu ele almaya başlayalım:</p>
<p>Sırbistan'da tarihi bir zafer elde eden "Öğrenci Listesi" (Studentska Lista) içinde profesyonel siyasetçi bulunmamaktadır. Hareket, geleneksel siyaset sınıfına ve yozlaşmaya tepki olarak doğduğu için, aday listesini bilinçli olarak aktif/profesyonel politikacılardan uzak tutmuştur.</p>
<p>Listenin en dikkat çekici özelliği, milletvekili kadrosunun doğrudan öğrenciler tarafından seçilen ama öğrencilerden oluşmayan, alanında uzman kişilerden (teknokratlar, akademisyenler ve sivil figürler) kurulmuş olmasıdır. Öğrenciler, ülkeyi yönetmesi için meclise kendilerini değil; toplumun güvendiği aydınları, bilim insanlarını ve kanaat önderlerini taşımıştır.</p>
<p>Öğrenci Listesi'nin meclise giren kadrosunun mesleki dağılımı ve öne çıkan profilleri şu şekildedir:</p>
<ol>
<li><strong> Mesleki ve sektörel dağılım</strong></li>
</ol>
<p>Liste, toplumun her kesimini kucaklayan "büyük çadır" (big tent) ittifakı modeliyle oluşturulduğu için oldukça renkli ve uzmanlık odaklı bir meslek dağılımına sahiptir:</p>
<p><strong>- Tıp ve sağlık dünyası:</strong> Listenin en güçlü ağırlık noktalarından biridir. Sağlık sistemindeki yozlaşmaya karşı çıkan saygın doktorlar ve cerrahlar ön plandadır.</p>
<p><strong>- Akademi ve bilim insanları:</strong> Belgrad ve Novi Sad üniversitelerinden kimya, sosyoloji ve mühendislik gibi farklı dallardan profesörler kadronun entelektüel omurgasını oluşturmaktadır.</p>
<p><strong>- Sanat ve kültür camiası:</strong> Vučić yönetimine karşı sesini yükselten popüler oyuncular, oyun yazarları ve yönetmenler listede üst sıralarda yer bulmuştur.</p>
<p><strong>- Çiftçiler ve çevre aktivistleri:</strong> Özellikle kırsal bölgelerdeki madencilik projelerine karşı direnen yerel halk kahramanları ve tarım üreticileri listededir.</p>
<p><strong>- Genç uzmanlar ve siyaset bilimciler:</strong> Yeni mezun olmuş veya uluslararası deneyime sahip genç araştırmacılar ve diplomatik proje koordinatörleri de uzmanlıklarıyla kadroya dahil edilmiştir.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Öne çıkan isimler ve meslekleri</strong></li>
</ol>
<p>Listenin profesyonel siyasetçi olmayan ama toplumca çok iyi tanınan bazı lokomotif figürleri şunlardır:</p>
<p>- Prof. Dr. Ilija Srdanović (Kardiyolog): Listenin 1. sıra adayı ve hareketin lideri. Novi Sad Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde profesör ve kardiyoloji uzmanı olan Srdanović, protestoların en başından beri tıp dünyasını arkasına alan saygın bir isimdir.</p>
<p>- Dejan Bodiroga (Eski Basketbol Yıldızı): Listenin 24. sırasında yer alan, Avrupa basketbolunun efsane ismi ve Euroleague Başkanı. Siyasete hiç bulaşmamış olmasına rağmen, öğrencilere yönelik polis baskısını sertçe eleştirerek harekete katılmıştır.</p>
<p>- Prof. Dr. Radomir Saičić (Organik Kimya Profesörü): Belgrad Üniversitesi'nde öğretim üyesi ve Sırbistan Bilim ve Sanat Akademisi üyesi.</p>
<p>- Prof. Dr. Jovo Bakić (Sosyolog): Sırp milliyetçiliği ve aşırı sağ üzerine çalışmalarıyla bilinen, Vučić rejimine yönelik entelektüel eleştirileriyle tanınan bir sosyolog.</p>
<p>- Tihomir Stanić (Oyuncu) &amp; Željko Hubač (Oyun Yazarı): Ülkenin kültürel dönüşümünü meclise taşımak üzere listede (3. ve 8. sıralarda) yer alan sanat dünyasının öncü isimleri.</p>
<p>- Zlatko Kokanović (Çiftçi / Aktivist): Ülkedeki çevre protestolarına (Rio Tinto lityum madeni karşıtlığı) liderlik eden bir tarım üreticisi.</p>
<p>- Adem Mavrić (Siyaset Bilimci): Listenin 6. sırasında yer alan, Sırbistan'ın Yeni Pazar (Novi Pazar) kentinden Boşnak bir genç uzman. Türkiye'de Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler mezunudur.</p>
<p><strong>Tek istisna: Teknisyen bürokrat geçmişi</strong></p>
<p>Listede geçmişte devlet kademesinde bulunmuş neredeyse tek istisnai isim, eski Sırbistan Merkez Bankası Başkanı Dejan Šoškić'tir. Ancak Šoškić de bir parti siyasetçisi değil; görevinden istifa ettikten sonra yolsuzluk karşıtı çıkışlarıyla bilinen saygın bir ekonomist ve teknokrattır.</p>
<p>Özetle; Sırbistan meclisini yöneten yeni çoğunluk, siyaseti meslek edinmiş kişilerden değil; doktorlardan, profesörlerden, sanatçılardan ve çiftçilerden oluşan sivil bir uzmanlar koalisyonudur.</p>
<p>Şimdi muhaliflerin hayallerini kırmak için bizim Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne seçtiğimiz temsilcilerimizin profilini çıkaralım. Yapay zekâ bunu saniyeler içinde yapıyor.    </p>
<p>Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) 28. Yasama Dönemi'ndeki 600 milletvekilinin beyan ettiği mesleki dağılıma bakıldığında, meclis aritmetiğinde en ağırlıklı grubu iş insanları ve avukatlar oluşturmaktadır.</p>
<p>Milletvekillerinin birden fazla uzmanlık alanı ya da meslek belirtmesi (örneğin hem avukat hem akademisyen olunması) sebebiyle toplam meslek kaydı 728 olarak sisteme girmiştir.</p>
<p>TBMM Başkanlığı verilerine göre mecliste 96 farklı meslek grubu temsil edilmekle birlikte, öne çıkan ana mesleki dağılım şu şekildedir:</p>
<p><strong>TBMM Milletvekili meslek dağılımı</strong></p>
<p>Meslek grubu                                         Milletvekili sayısı</p>
<p>İş İnsanı                                                  158</p>
<p>Avukat                                                     122</p>
<p>Akademisyen                                            42</p>
<p>Eğitimci / Öğretmen                                  37</p>
<p>Ekonomist / İktisatçı                                  33</p>
<p>Tıp Doktoru                                               32</p>
<p>Bürokrat                                                    24</p>
<p>İnşaat Mühendisi                                      22</p>
<p>Gazeteci                                                   18</p>
<p>Eczacı                                                      11</p>
<p>Serbest Muhasebeci / Mali Müşavir         11</p>
<p>Çiftçi                                                         10</p>
<p>Hukukçu <em>(Hâkim, Savcı vb. kökenliler) </em>   10</p>
<p><strong>Dikkat çeken detaylar</strong></p>
<p>- İş dünyası ve hukuk dominasyonu: Meclisin neredeyse yarısını sadece iş insanları ve avukatlar oluşturmaktadır.</p>
<p>- Akademik profil: Milletvekilleri arasında toplam 42 akademisyen bulunurken, meclis genelinde yüksek lisans ve doktora yapmış veya profesör/doçent unvanına sahip kişi sayısı 197'yi bulmaktadır.</p>
<p>- Sağlık ve mühendislik: Toplum sağlığını ve teknik projeleri temsil eden 32 tıp doktoru, 11 eczacı ve 22 inşaat mühendisi mecliste yasama faaliyetlerine katılmaktadır.</p>
<p>Bunların beyan edilen meslekler olduğuna ve gerçekte yapılan işler açısından bakıldığında iş bitirici pozisyonların “iş dünyası ve hukuk dominasyonu” yorumundan çok daha ileride olduğunu görürüz.</p>
<p><strong>Biz Malta milli takımını da anlamamıştık</strong></p>
<p>Bizim tercihlerimiz kadar anlayışımız da yapay zekâ ajanları çağına sıçramamızın önünde önemli bir engel oluşturuyor. Bunun çarpıcı bir örneği, futbol ile ilgili olarak hafızamda  yer alıyor. Bugün çok daha profesyonel olan Malta milli futbol takımı ile ilgili durumu hatırlıyorum. 2007’deki maçın öncesinde “esnaf takımı”, “kasabı takıma almışlar” diye dalga geçilen bu takım, bizim profesyonel oyuncularımızla 1-1 berabere kalmıştı. Daha fazlasını doğru hatırlamayacağımdan endişe ettiğim için yapay zekâya sordum. Yanıtı aktarıyorum:</p>
<p>Malta millî takımındaki futbolcuların meslekleri sorulduğunda genellikle akla Türkiye ile <u>Malta</u> arasında 2007 yılında oynanan tarihi 1-1'lik maç ve o dönem basına yansıyan popüler "esnaf takımı" haberleri gelmektedir.</p>
<p>Malta futbolunun geçmişi ve günümüzdeki yapısı incelendiğinde meslek durumu iki farklı döneme ayrılmaktadır:</p>
<ol>
<li><strong> Geçmiş dönem (Örn: 2007 Türkiye - Malta maçı dönemi)</strong></li>
</ol>
<p>O yıllarda Malta kadrosundaki oyuncuların çok büyük bir kısmı yarı profesyonel veya amatördü. Futboldan geçimlerini sağlayamadıkları için günlük hayatta farklı meslek dallarında çalışıyorlardı. O dönem medyanın ve federasyon kayıtlarının aktardığı bazı oyuncu meslekleri şunlardı:</p>
<p>- Brian Said (Defans - Türkiye'ye gol atan isim): Kimya sektöründe laboratuar teknisyeni / işçi.</p>
<p><u>- Ivan Woods</u> (Forvet): Turizmci / Otel personeli.</p>
<p><u>- George Mallia</u> (Orta Saha): Su tesisatçısı.</p>
<p><u>- Ian Azzopardi</u> (Defans): Serbest meslek / Esnaf.</p>
<p><u>- Peter Pullicino</u> (Orta Saha): Fırıncı.</p>
<p><u>- Mario Muscat</u> (Yedek Kaleci): Aşçı.</p>
<p>O dönem takımda <u>Michael Mifsud</u> ve <u>Gilbert Agius</u> gibi sadece birkaç isim tamamen profesyonel olarak hayatını sürdürüyordu.</p>
<p> </p>
<ol start="2">
<li><strong> Günümüzdeki durum (2026 UEFA Uluslar Ligi kadrosu)</strong></li>
</ol>
<p>Günümüzde Malta millî futbol takımı büyük oranda profesyonel futbolculardan oluşmaktadır. Malta Premier Ligi'ndeki (Ħamrun Spartans, Floriana, Birkirkara) oyuncuların maaşları ve profesyonellik seviyeleri eskiye oranla ciddi şekilde artmıştır.</p>
<p>Ayrıca güncel kadroda Avrupa'nın önemli liglerinde tamamen profesyonel olarak oynayan "lejyoner" oyuncular bulunmaktadır:</p>
<p><u>Teddy Teuma</u>: Belçika'nın köklü kulüplerinden Standard Liège forması giyen elit bir profesyonel futbolcudur.</p>
<p><u>Irvin Cardona</u>: Fransa'da AS Saint-Étienne takımında oynayan profesyonel forvettir.</p>
<p><u>Ilyas Chouaref</u>: İsviçre'de FC Sion forması giymektedir.</p>
<p>Özetle; Malta futbolu artık 2000'lerin başındaki gibi tamamen fırıncı, aşçı veya tesisatçılardan kurulu bir "esnaf takımı" değildir. Alt liglerde hâlâ yarı profesyonel oyuncular olsa da, millî takımı temsil eden ana kadro artık profesyonel sporculardan kuruludur.</p>
<p>Bu değişimin futbolun sanayileştiği dönemde yaşandığını not düşmem gerekiyor. Yapay zekâ çağının en önemli özelliği, sanayi toplumunun bize dayattığı çakma gerçeklerin çok da hakikat olmadığını anlamamızı sağlaması. Bu insanlar arasındaki farkı görmek istersiniz diye yapay zekâ sonucundaki linkleri öldürmedim. Yapay zekânın gelişimi ve Sırbistan seçimleri iki farklı açıdan esnaf takımını hatırlamamızı gerektiriyor.</p>
<p>Raporun iş ilişkileri ile ilgili bulgularına geçmeden önce bu şekilde işin aslını ele almamız gerekiyor. İkinci bölümde low-code/no-code dünyası ile yapay zekânın yaratacağı dinamikleri birlikte ele alacağım. Urçar’ın dile getirdiği, teknoloji ve iş dünyasındaki büyük kırılmayı bu sayede daha iyi anlayabileceğiz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hp-is-iliskileri-endeksi-i-sirbistan-ve-pink-floyd-91044</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ HP iş ilişkileri endeksi (I): Sırbistan ve Pink Floyd ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kadin-girisimcilere-proje-finansmanina-dayali-kredi-imkanlari-saglanmali-91059</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 06:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kadın girişimcilere proje finansmanına dayalı kredi imkanları sağlanmalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) Yapısal Reformlar Komisyonu çatısı altında, SEDEFED ve KAGİDER ev sahipliğinde, Daha İyi Yargı Derneği desteğiyle düzenlenen ‘Türkiye’nin Gücüne Kadının Katkısı’ başlıklı çalıştayda kadınların iş dünyasında daha etkin olması adına atılması gereken adımlar ve mevcut durum mercek altına alındı. KAGİDER Yönetim Kurulu Başkanı Esra Bezircioğlu, etkinliğin kolektif bir çalışma olduğuna dikkat çekerek, “Kadınların girişimcilik ekosisteminde daha fazla yer alması, ekonomiye ve topluma önemli faydalar sağlıyor. Bu faydaları artırmak amacıyla bugün bu çalıştayı gerçekleştiriyoruz. Gerçekten baktığınızda sorunların ne olduğunu çok iyi biliyoruz aslında. Çünkü bunu dert edinmiş insanlarız. Bugün baktığımızda kadın girişimcinin yaşadığı sorunları hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla bu masalarda konuşulacak konular da gerçekten toplumla karar vericiler arasında önemli rolü üstlenen sivil toplumun çok önemli bir çıktısı olacak. Bunun da peşinde, çok ciddi çalışmalarımız ve çıktıları politika yapıcılara, karar vericilere götürerek onlara bir iyi örnek, rol model, bir haritalama ve yol haritası sunmak üzere raporlamalarımız olacak” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae82bfcd28c1-1793600508.png" alt="" width="981" height="776" /><strong>ÜÇ KADINDAN İKİSİ İŞ GÜCÜ DIŞINDA </strong></p>
<p>Sektörel Dernekler Federasyonu (SEDEFED) Yönetim Kurulu Başkanı Emine Erdem, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ağustos ayı verilerine göre Türkiye’de erkeklerin yaklaşık yüzde 70’inin iş gücüne katıldığını, kadınlarda ise bu oranın %35’lerde olduğuna dikkat çekerek; “Yani çalışma çağında olan her üç kadından ikisi maalesef iş gücü dışında. Bizim için bu veri kırılması gereken bir alışkanlığı ifade ediyor. Bu tablonun arkasına şöyle bir baktığınızda eğitimini aldığı mesleği yapamayan, bakım sorumlulukları nedeniyle işinden ayrılan, iş kurmak istediği halde finansmana ulaşamayan kadınlar var. Bu kadınların bilgisi, emeği, fikri var ama bunları değerlendirebileceği fırsatlara erişemiyor” diye konuştu. </p>
<p><strong>“KALICI VE DOĞRU POLİTİKALARA İHTİYACIMIZ VAR” </strong></p>
<p>Kadınların iş dünyasında daha fazla yer almasına bağlı olarak kurumsal firma sayısının da artacağına dikkat çeken Erdem, “Özellikle devlet desteklerinde kadınları kapsayacak politikaların daha fazla gündeme alınması gerekiyor. Kalıcı politikalara, kurumların bir arada bütünlük göstereceği çalışmalara ve doğru teşviklere ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı. Kadınların ücretli çalışmaya, girişimciliğe ve karar alma süreçlerine katılımını sağlayacak koşulları kurma hususunda bazı eksikliklerin olduğuna işaret eden Erdem, “Yapısal reform dediğimiz konu tam burada başlıyor. 2026 yılı reformlar yılı, yapısal reformlar yılı ilan edildi. Tam da bu noktada bizlere ekonomi gündeminin tam da merkezine taşıma fırsatı veriyor. Bir kadının çalışabilmesi için çocuğunu güvenle bırakabileceği bir kreşe ihtiyacı var. Bu ihtiyaç varsa bakım hizmetlerini ekonomi politikasının parçası olarak ele almalıyız” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>HER 100 İŞVERENİN ANCAK 12’Sİ KADINLARDAN OLUŞUYOR </strong></p>
<p>TÜRKONFED Yapısal Reformlar Komisyonu ve Daha İyi Yargı Derneği Başkanı Av. Mehmet Gün, TÜİK verilerine göre girişimciler içinde kadın oranının yüzde 18,2 olduğuna dikkat çekerek, “İşverenler içinde kadın oranı yüzde 11,7 seviyesinde yer alıyor. Yani her 100 işverenin ancak 12’si 13’ü kadın. Dünya Bankası’nın Türkiye’deki 2024 işletme araştırmasına göre en az bir kadın ortağı bulunan işletmelerin oranı yüzde 15,8, üstelik bu oran kadınların işletmelerin sermayesinde ne kadar paya veya ne ölçüde karar gücüne sahip olduğunu göstermiyor” dedi. Sabancı Üniversitesi’nin 2023 araştırmasına göre Borsa İstanbul şirketlerinde toplam yönetim kurulu üyelik koltuklarının sadece yüzde 19.4’ünün kadınlardan oluştuğuna değinen Gün, “Bunun azalma eğiliminde olduğuna ilişkin de emareler var. Dünya Bankası’nın araştırmasında tepe yöneticisi kadın olan işletmelerin oranı yüzde 9,4 düzeyinde. 100 ve üzerinde çalışanı olan işletmelerde bu oran yüzde 5,4’e düşüyor” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>ÜÇ BOYUTU BİRLİKTE GELİŞTİREBİLDİĞİMİZ ÖLÇÜDE EKONOMİK GÜÇ ARTAR </strong></p>
<p>Eşit şartlar verilince kadınların erkeklere göre daha başarılı olduğuna dikkat çeken Mehmet Gün, “Kendi büromdan bir örnek vereyim: Hiçbir ayrım yapmadım, sadece liyakat esaslı olarak yönettiğim arkadaşlarımın yüzde 66’sı kadın. Yöneticilerimin yüzde 67’si kadın ve son derece de güzel bir ekip çalışması yürütüyoruz. Bu tür konulara eğilme fırsatları bulabiliyoruz. Kendi büromda gördüğümüz sonuç: Eşit şartlar, eşit fırsatlar verilirse kadınlar çok başarılı olabilirler ama eşit şartlara sahip değiller” diye konuştu. Kadınların ekonomik güce daha fazla katılmasını gelir kazanma, sermaye sahibi olma ve karar verme yetkisi boyutlarıyla birlikte ele alınması gerektiğinin altını çizen Gün, “Bu üç boyutu birlikte geliştirebildiğimiz ölçüde kadınların ekonomik gücünü artırabiliriz. Bunları birlikte geliştirmezsek bir yerden bir yere aksak bir durum ortaya çıkar” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>“EV İÇİ EKONOMİSİNİN BÜYÜKLÜĞÜ ÖLÇÜLMELİ” </strong></p>
<p>Açılış konuşmalarından sonra çalıştayın moderatörlüğünü Ekonomi Gazetesi Yayın Kurulu Başkanı Şeref Oğuz gerçekleştirdi. Yuvarlak masa etrafında yapılan çalıştayda; insan kaynakları süreçleri ve liderlik, markalaşma ve girişimcilik, finansmana erişim,, ihraç pazarlarına erişim, ve ev içi ekonomisi başlıkları mercek altına alındı. Kadınların gücünün bu alanlarda Türkiye’nin üretim gücüne ve refahına dönüşebilmesi adına sorunlar ve çözüm önerileri paylaşıldı. İstanbul Ticaret Üniversitesi Kadın ve Aile Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü ve İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Ayşen Baylak Güngör, ekonomik potansiyel olarak kadının ev içindeki üretiminin neye karşılık geldiği konusuna değinerek, “TÜİK istatistiklerine göre bir kadının bir günde ortalama ev içinde 4 saat 35 dakikalık bir emek sarfı söz konusu. Aynı süre erkekler için 53 dakikaya denk geliyor. Çalışan kadınlarda da bu ortalama 3 saate yakın. OECD tespitlerine göre kadınlar erkeklerden en az 3,5 veya 5 kat daha fazla emek sarf ediyorlar ev içi işlere. Çalışan erkeklerde yanlış hatırlamıyorsam günlük 35 dakika. Ama çalışan kadınlarda aynı süre 3 saate tekabül ediyor. Bizim burada en önemli yapısal engelimiz ya da sorunumuz kadının ev içi emeğinin görünmemesi, veriye ve ekonomik karşılığa dönüşmemesidir. Gayri safi yurtiçi hasıla hesaplamalarında kadının bu emeğinin en az %25 ila %30’una tekabül ettiği belirtiliyor. 18-65 yaş arası 35 milyon kadının ortalama günde 5 saatten yıllık en az 4,5 milyar saat ekonomiye katkı sağladığını biliyoruz. Bu katkının parasal olarak ölçülmesi ve istatistiklere yansıması gerekiyor. Buradaki en önemli sorun cinsiyet ideolojisi ve toplumsal bakış açısıdır” dedi.</p>
<p><strong>“NİHAİ KARAR KADINLARA BIRAKILMIYOR” </strong></p>
<p>Argüden Yönetişim Akademisi Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Pınar Ilgaz, yapısal reformların başında kadın ve erkeğin birlikte toplumu geliştirme ve refaha kavuşturma motivasyonu olması gerektiğine işaret ederek, “Kurumsallaşma ve markalaşma uzun vadeli bakış açısı gerektirir. Kadının cesaretli ve karar verici noktada olması kritik öneme sahip. Toplumda kadının algısı bu noktayı zayıfl atabiliyor ve kadınların uzun vadeli kararlarda geri durmasına sebep olabiliyor. Cam tavan noktasında, yöneticilik aşamasına geldiğinde kadınlar bakım ve diğer sorumluluklardan dolayı geri durabilmektedir. Kadının birey olarak görülmesi ve kararlarda yer alması gerekir. Genelde kadınların İK gibi veya pazarlama/ markalaşma alanlarında görsel tasarım gibi daha “soft” nitelenen konulara odaklanması bekleniyor ama nihai kararlar kadına bırakılmıyor. Harvard’ın değerlendirmesine göre kadın kurucular talep ettikleri finansmanın ortalama 4’te 1’ini alırken, erkek kurucular yaklaşık yarısını alabilmektedir. Kadın ve erkek ancak birlikte toplumu kalkındırabileceğimiz algısını güçlendirmeliyiz” ifadelerini kullandı. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae82c8cc2edc-1793600652.png" alt="" width="900" height="273" /><strong>“MENTÖRLÜK VE HİBE DESTEKLERİ PAKET HALİNDE VERİLMELİ” </strong></p>
<p>Kadın girişimciler için ağır teminat, rehin ve ipotek şartları yerine nakit akışına ve proje finansmanına dayalı esnek kredi imkanları sağlanması gerektiğini kaydeden Nalan Erkar Karakaş, “Kamu, özel sektör, STK ve üniversiteler iş birliğiyle eğitim, mentörlük ve hibe destekleri paket halinde verilmeli. Evden üreterek Trendyol ve Hepsiburada gibi dijital platformlarda satış yapan kadınlar için komisyon oranlarının düşürülmesi yönünde TÜRKONFED ve SEDEFED öncülüğünde lobi çalışması ve pilot uygulama yapılmalı. Turquality belgesi kriterlerine kadın çalışan ve kadın yönetici oranının bir kıstas olarak eklenmeli. Kamu ve özel sektör ihalelerinde/satın alımlarında kadın şirketlerine tedarikçi önceliği tanınması hedeflenmeli” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kadin-girisimcilere-proje-finansmanina-dayali-kredi-imkanlari-saglanmali-91059</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/9/1280x720/56758-1793600689.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayi, turizm ve hizmet sektörleri başta olmak üzere kadınların iş dünyasında daha etkin bir yerde konumlanması, Türkiye&#039;nin Gücüne Kadının Katkısı Çalıştayı’nda ele alındı. Nakde erişim konusunda kadın girişimcilere yönelik kredi kullanımının rehin veya ipotekten ziyade proje bazlı olması hususu öne çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/ozdilek-uretimin-hizini-yuzde-35-artirdi-manhattan-magazasi-ile-abdye-adim-atti-91070</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özdilek, üretimin hızını yüzde 35 artırdı, Manhattan mağazası ile ABD&#039;ye adım attı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Türkiye’nin perakende, ev tekstili ve hizmet sektörlerindeki köklü markalarından Özdilek'in, üretim altyapısını yenileyerek, e-ticaret operasyonlarını güçlendirerek ve mevcut iş kollarında verimlilik odaklı yatırımlara ağırlık vererek büyüme stratejisini sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Özdilek Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emir Murat Özdilek, İnegöl Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunan üretim tesisi ile lojistik merkezi yatırımının grubun rekabet gücünü artıracağını söyledi. Tekstil sektörünün yüksek girdi maliyetleri ve küresel rekabet nedeniyle zor bir dönemden geçtiğine dikkat çeken Özdilek, yeni üretim tesisi ve modernizasyonların şirket açısından bir tercih değil, faaliyetlerin sürdürülebilirliği için zorunluluk haline geldiğini vurguladı. Özdilek, Tekstil Boyahaneleri İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nde (TOSAB) yaklaşık 120 milyon dolarlık yatırımla, 90 dönüm arazi üzerinde kurulan yeni üretim tesisinin ardından şimdide sırada New York, Manhattan’da bir ev tekstili mağazası açmaya hazırlandıklarını söyledi. Özdilek, Ekonomi Gazetesi Bursa Bölge Temsilcisi Ömer Faruk Çiftçi ile bir araya gelerek holdingin gelecek vizyonunu paylaştı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6ae83823b65a1-1793603619.jpg" alt="" width="700" height="855" /></p>
<h2>“Üretim hızı yüzde 35 arttı, maliyetler yüzde 15 azaldı”</h2>
<p>Grubun ilk üretim tesislerinden biri olan İnegöl OSB’deki üretim tesisinde yeni yatırımlar ile modernizasyona gittiklerini ifade eden Emir Murat Özdilek, “Bu, yaklaşık 10 yıldır gündemimizde olan bir projeydi. Ev tekstili üretiminde kullandığımız makineler de benimle yaşıttı. Eski teknolojiyle üretime devam etmek hem üretim hızımızı düşürüyor hem de maliyetlerimizi olumsuz etkiliyordu. Artık bu yatırımı yapmaktan başka bir yol kalmamıştı” diye konuştu. Yeni tesisle üretim hızında yüzde 35 artış, maliyetlerde ise yüzde 15 düşüş elde ettiklerini kaydeden Özdilek, “Bu yatırımı yapmak riskli mi diye soranlar oldu. Benim açımdan mesele çok net: Ya bu işi yapacaktık ya da yapmayacaktık. Biz bu işi sürdürmeyi ve yatırım yapmayı tercih ettik. Aileden müteşebbisiz. Üretime devam etme kararını aldık ve bunun gereğini yerine getiriyoruz” diye konuştu. </p>
<h2><strong>“Tekstil ihracatı 50 milyon dolardan 3 milyon dolara geriledi”</strong></h2>
<p>Özdilek’in geçmişte yıllık yaklaşık 50 milyon dolara ulaşan tekstil ihracatının bugün 3 milyon dolar seviyesine gerilediğini kaydeden Özdilek, yeni üretim altyapısıyla birlikte ihracatta yeniden büyümeyi hedeflediklerini söyledi. Özellikle ABD pazarındaki gelişmeleri yakından takip ettiklerini anlatan Özdilek, New York’ta düzenlenen Market Week organizasyonlarında kurumsal müşterilerle temaslarını sürdürdüklerini ifade etti. Eylül ayında gerçekleştirilen son organizasyonda olumlu gelişmeler yaşandığını belirten Özdilek, ABD’nin büyük mağaza zincirlerine ürün tedarik etme konusunda yeni fırsatlar gördüklerini dile getirdi. Özdilek konuşmasını şöyle sürdürdü: “Macy’s ve Kohl’s gibi büyük zincirlerle iş geliştirme potansiyelimiz var. Son görüşmelerde üretim planlamalarına ilişkin olumlu sinyaller aldık. Yeni üretim tesisimizin sağlayacağı hız ve verimlilikle birlikte bu yıldan ihracat açısından umutluyuz. Hedefimiz, ihracatımızı yeniden büyütmek ve iç pazardaki payımızı da artırmak” dedi. Özdilek, ABD pazarındaki büyüme planı kapsamında 2027’nin ilk günlerinde New York Manhattan’da 200 metrekare büyüklüğünde bir ev tekstili mağazası açacaklarını söyledi. Özdilek, ev tekstilinde farklı tüketici gruplarına hitap eden markalar geliştirdiklerini de belirterek, Nev, Floretta, Cottons &amp; Clouds ve Sadem Organik markalarıyla farklı fiyat ve ürün segmentlerinde büyümeyi amaçladıklarını kaydetti. Yeni üretim tesisinin yalnızca Özdilek markasına değil, Türkiye genelindeki farklı satış kanallarına da hizmet vermesini istediklerini vurguladı. </p>
<h2><strong>“E-ticarette 10 milyar TL ciro hedefi”</strong></h2>
<p>Özdilek Holding’in büyüme stratejisinde e-ticaretin önemli bir yer tuttuğunu belirten Emir Murat Özdilek, dijital satış kanallarının özellikle pandemi döneminde şirket için kritik bir işlev üstlendiğini söyledi. E-ticarette mevcut yıllık cironun yaklaşık 1 milyar TL düzeyinde olduğunu belirten Özdilek, 2030 yılına kadar bu rakamı 10 milyar TL’ye çıkarmayı hedeflediklerini açıkladı. Özdilek, “Perakendede güçlüyseniz e-ticarette de iddialı olmanız gerektiğine inanıyorum. Gelecek burada. E-ticaretimizi daha rekabetçi hale getirmek için lojistik altyapımızı güçlendirmemiz gerekiyor. Bugün farklı noktalardan ürün topladığımız için kargo maliyetlerimiz yükseliyor, zaman zaman müşterilerimizi bekletmek zorunda kalıyoruz. Tek merkezden yönetilecek bir lojistik yapılanmasıyla hem maliyetlerimizi düşürmek hem de müşterilerimize daha hızlı hizmet vermek istiyoruz” diye konuştu. İnegöl’de kurulacak lojistik merkezinin 54 bin metrekare kapalı alana sahip olacağını ve ofislerin de bu merkezde konumlandırılacağını belirten Özdilek, yatırımın e-ticaret operasyonlarının verimliliğini artıracağını ifade etti.</p>
<h2><strong>“7 bin 600 kişiye istihdam sağlıyor”</strong></h2>
<p>Özdilek, grubun farklı iş kollarında toplam 7 bin 600 kişiyi istihdam ettiğini ve yıllık cirosunun 40 milyar TL bandında bulunduğunu açıkladı. Perakende, marketçilik, alışveriş merkezleri, otelcilik, yeme-içme ve üretim faaliyetleriyle geniş bir iş yapısına sahip olduklarını belirten Özdilek, grup bünyesinde ürün ve hizmet alanlarında toplam 85 markanın bulunduğunu söyledi. 2019 yılında Holding bünyesinde ilk göreve başladığında 6-7 olan markalarının kısa sürede 85’e çıkarma başarısı gösterdiklerine vurgu yapan Özdilek, “Bizi biz yapan değerlerimizi hep koruduk. Bunları neden markalaştırmayalım dedik ve bizle özdeşleşen tüm değerlerimizi markalaşma yoluna gittik” diye konuştu. Markalaşmanın her iş kolunun kendi kimliğini oluşturması açısından önemli olduğunu dile getiren Özdilek, alışveriş merkezlerinde ÖzdilekPark, marketçilikte Gusto, yeme-içme alanında ise Safahat Lokantaları ve Kafe Safahat markalarıyla daha belirgin bir marka yapılanması oluşturduklarını anlattı. Grubun mevcut faaliyetlerini geliştirirken önceliği zorunlu ve verimlilik sağlayan yatırımlara verdiklerini kaydeden Özdilek, yeni konut ve otel projelerine ise şimdilik sıcak bakmadıklarını söyledi.</p>
<h2><strong>“6 bin büyükbaş hayvan kapasitesine ulaşılacak”</strong></h2>
<p>Gıda perakendesinde kalite ve tedarik güvencesini korumak amacıyla hayvancılık yatırımlarını sürdürdüklerini belirten Özdilek, mevcut 4 bin 500 büyükbaş hayvan varlığını 6 bine çıkarmayı hedeflediklerini açıkladı. Grubun yaklaşık 12 bin küçükbaş hayvanının da bulunduğunu ifade eden Özdilek, kırmızı et ihtiyaçlarının tamamını kendi üretimleriyle karşıladıklarını söyledi. Özdilek, “Bu işin doğrudan yüksek kâr getirdiğini söyleyemeyiz. Ancak marketlerimizde sunduğumuz ürünlerin kalitesini ve standardını korumak açısından önemli. Bizim için güvenilir gıda ve sürdürülebilir kalite, bütün işimizin bir parçası” dedi.</p>
<h2><strong>“250 dönümlük arazi için acele edilmeyecek”</strong></h2>
<p>Özdilek, grubun mevcut üretim tesisi ve mağazasının bulunduğu İstanbul Yolu üzerindeki yaklaşık 250 dönümlük arazinin ise gelecekte perakende yatırımları için farklı bir konsepte değerlendirilebileceğini belirtti. Emir Murat Özdilek, “Burada perakende odaklı bir yatırım düşüncemiz uzun zamandır var. Ancak şu an önceliğimiz devam eden yatırımlarımız ve giderlerimizi dengede tutma zamanı. Bunları belirli bir seviyeye getirdikten sonra bu araziyi de değerlendireceğiz. O günün koşullarına göre farklı seçenekler gündeme gelebilir” ifadelerini kullandı. Özdilek, üretim tesisleri, lojistik merkezi ve diğer yatırım ve modernizasyonlarının finansman yükü nedeniyle artık yeni bir yatırım projesi için acele etmeyeceklerinin de altını çizdi. Büyüme planlarında uzun vadeli hedeflerin önemli olduğunu ancak piyasa koşullarındaki değişime uyum sağlamanın da gerektiğini belirten Özdilek, “Büyüme planlarımız her zaman var ama şartlar değiştiğinde fırsatları da değerlendirebilen bir yapımız var. Günümüz şartlarında hantallaşmamak, gereksiz yere beklememek ve doğru zamanda doğru yatırımı yapmak gerekiyor” diye konuştu. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/ozdilek-uretimin-hizini-yuzde-35-artirdi-manhattan-magazasi-ile-abdye-adim-atti-91070</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/0/1280x720/ozdilek-uretimin-hizini-yuzde-35-artirdi-manhattan-magazasi-ile-abdye-adim-atti-1793603309.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özdilek Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emir Murat Özdilek, üretimden e-ticarete, ihracattan yurt dışı perakende yatırımlarına kadar birçok alanda büyümeyi hedeflediklerini açıkladı. İnegöl OSB’deki üretim tesisinde gerçekleştirdikleri modernizasyon yatırımıyla üretim hızını yüzde 35 artırıp maliyetleri yüzde 15 düşürdüklerini açıklayan Özdilek, e-ticarette 2030 için 10 milyar TL ciro hedefini ortaya koyarken, Manhattan’da açılacak ev tekstili mağazasıyla ABD pazarında büyüme mesajı verdi. Özdilek, “Üretimde rekabet gücümüzü artırıp dijital kanallarda büyüyeceğiz. E-ticarette 2030 yılı için 10 milyar TL ciro hedefimiz var” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/istanbulun-ekim-enflasyonu-yuzde-247-91077</guid>
            <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstanbul&#039;un ekim enflasyonu yüzde 2,47</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Ticaret Odası (İTO), İTO 2023=100 bazlı İstanbul Tüketici Fiyat İndeksi ile Toptan Eşya Fiyatları İndeksi'nin ekim ayı verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, kentte ekimde bir önceki aya kıyasla perakende fiyat hareketlerinin göstergesi olan İTO İstanbul Tüketici Fiyat İndeksi yüzde 2,47, toptan fiyat hareketlerini yansıtan Toptan Eşya Fiyatları İndeksi ise yüzde 1,20 artış kaydetti.</p>
<p>Geçen yılın aynı ayına göre değişim oranı perakende fiyatlarda yüzde 32,47 olarak gerçekleşirken, toptan fiyatlarda yüzde 25,51 oldu.</p>
<p><strong>En yüksek artış "giyim ve ayakkabı" harcama grubunda</strong></p>
<p>İstanbul Tüketici Fiyat İndeksi'ndeki artış oranı ekimde bir önceki aya göre en yüksek yüzde 10,60 ile "giyim ve ayakkabı" harcama grubunda görüldü. Onu, yüzde 5,32 ile "eğlence ve kültür", yüzde 5,05 ile "haberleşme", yüzde 2,58 ile "gıda ve alkolsüz içecekler", yüzde 2,24 ile "konut", yüzde 1,87 ile "lokanta ve oteller", yüzde 1,82 ile "çeşitli mal ve hizmetler", yüzde 1,80 ile "sağlık", yüzde 1,67 ile "ev eşyası", yüzde 1,52 ile "eğitim" ve yüzde 0,45 ile "ulaştırma" harcamaları grubu izledi. "Alkollü içecekler ve tütün" harcama grubunda ise değişim olmadı.</p>
<p>İstanbul Tüketici Fiyat İndeksi'nin ekim ayındaki değişiminde, "giyim ve ayakkabı" harcama grubunda yer alan ürünlerde kış sezonu etkisi ile görülen yukarı yönlü fiyat değişimleri, "eğlence ve kültür", "haberleşme", "konut", "lokanta ve oteller" ile "sağlık" harcama gruplarında yer alan bazı ürün ve hizmetlerde piyasa koşullarına bağlı fiyat değişimleri ile "gıda ve alkolsüz içecekler" harcama grubunda mevsim değişimi etkisine bağlı yukarı yönlü fiyat hareketleri etkili oldu.</p>
<p><strong>Toptan eşyada en yüksek fiyat artışı kimyevi maddelerde</strong></p>
<p>Ekimde bir önceki aya göre toptan eşya fiyatlarının en çok arttığı grup yüzde 3,44 ile "kimyevi maddeler" olurken, onu, yüzde 2,31 ile "işlenmemiş maddeler", yüzde 1,34 ile "inşaat malzemeleri", yüzde 1 ile "gıda maddeleri", yüzde 0,53 ile "yakacak ve enerji maddeleri" ve yüzde 0,46 ile "madenler" izledi. "Mensucat" grubunda herhangi bir değişim gözlenmedi.</p>
<p>Yıllık artış ise madenlerde yüzde 41,97, gıda maddelerinde yüzde 26,92, yakacak ve enerjide yüzde 25,60, inşaat malzemelerinde yüzde 23,48, işlenmemiş maddelerde yüzde 16,36, mensucatta yüzde 13,48 ve kimyevi maddelerde yüzde 10,45 oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/istanbulun-ekim-enflasyonu-yuzde-247-91077</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/3/1280x720/enflasyon-alisveris-market-1741332569.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İTO&#039;nun ekim verilerine göre, İstanbul&#039;da perakende fiyatlar yüzde 2,47, toptan fiyatlar yüzde 1,20 artış kaydetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/antalya/tim-delegeler-calistayi-sona-erdi-91029</guid>
            <pubDate>Sun, 01 Nov 2026 23:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> TİM Delegeler Çalıştayı sona erdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Delegeler Çalıştayı ve 29 Ekim Cumhuriyet Balosu Galası, Antalya’nın tatil beldesi Belek’te bir otelde gerçekleştirildi.</p>
<p>Toplantıya Ticaret Bakan Yardımcısı Volkan Ağar, TİM Başkanı Mustafa Gültepe, ihracatçı birlikleri başkan ve yönetim kurulu üyeleri ile delegeler katıldı.</p>
<p>Çaıştayda, güncel ekonomik gelişmeler ve ihracat gündemine ilişkin sunum yapan Gültepe, Türkiye’yi ihracatta dünyanın ilk 10 ülkesi arasına çıkarma vizyonunu yineledi. TİM’in PwC Türkiye iş birliğinde hazırladığı ‘’İhracatta Rekabetçiliğin Geliştirilmesi’’ raporu hakkında da bilgi veren Gültepe, raporun özellikle, Türkiye’nin rekabetçilik alanındaki eksikliklerini ortaya koyduğunu söyledi. Gültepe şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyetle birlikte bize Türkiye’yi çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkarma hedefini göstermişti. Biz ihracatçılar, Cumhuriyet’in bize emanet ettiği bu büyük yürüyüşün bugünkü temsilcileriyiz. Milletimizle ve ihracat ailemizle o hedefe büyük bir kararlılıkla ve emin adımlarla yürüyoruz. Geçmişimizden güç alarak daha çok üretmek ve dünyaya daha fazla değer sunmak durumundayız. Birlikte çalışırsak, birlikte üretirsek, dayanışmamızı daha da büyütürsek başarabiliriz. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılını hep birlikte üretimin ve ihracatın yüzyılı yapacağız.”</p>
<p>Konuşmaların ardından ihracatçılar yaşadıkları sorunları TİM Başkanı Mustafa Gültepe ve Ticaret Bakan Yardımcısı Volkan Ağar’a anlattı.</p>
<p>Sektörel değerlendirmelerin yapıldığı, finansman ve destek mekanizmaları ile küresel pazarlardaki gelişmeler doğrultusunda ihracat gündeminin kapsamlı şekilde ele alındığı toplantıda, yaş meyve sebze sektörünün yaşadığı sorunlar ile özellikle Bulgaristan sınırında ‘Dozvala’ sorunları nedeniyle ciddi mağduriyetler yaşandığı, buna bir de vize sorunu eklendiği kaydedildi.</p>
<p>İhracatçılar, mağduriyetlerin önüne geçilebilmesi için bozulabilir ürün taşımacılığı yapan araçlara, yaş meyve sebze, balık ve benzeri ürünler için yıllık Dozvala tahsis edilmesini talep etti.</p>
<p> TİM Delegeler Çalıştayı’nın ikinci bölümünde ise TİM Başekonomisti Emre Alpan İnan moderatörlüğünde, ‘’2027'ye Bakış’’ paneli gerçekleştirildi. Panelde Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Prof. Dr. Çağrı Erhan, Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu ve Risk ve Strateji Analisti Metehan Demir'in katılımıyla uluslararası ticaret, stratejik ortaklıklar, ihracat pazarları, 2027 beklentileri ve tedarik zincirleri üzerindeki jeopolitik etkileri tartışıldı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/antalya/tim-delegeler-calistayi-sona-erdi-91029</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/9/1280x720/tim-delegeler-calistayi-sona-erdi-1793564851.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye İhracatçılar Meclisi Delegeler Çalıştayı’nda, ihracatçıların sorunları tartışıldı. TİM Başkanı Mustafa Gültepe, ‘’Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılını hep birlikte üretimin ve ihracatın yüzyılı yapacağız” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gso-baskani-unverdi-is-dunyamizin-finansmana-erisimini-kolaylastiracak-adimlar-onemli-91024</guid>
            <pubDate>Sun, 01 Nov 2026 17:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> GSO Başkanı Ünverdi: İş dünyamızın finansmana erişimini kolaylaştıracak adımlar önemli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Sanayi Odası (GSO) Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) öncülüğünde yeniden hayata geçirilen TOBB Nefes Kredisi’nin sanayiciler ve KOBİ’ler için önemli bir finansman desteği olduğunu ifade etti.</p>
<p>Sanayicilerin ve KOBİ’lerin karşı karşıya olduğu en önemli sorunların başında finansmana erişimin geldiğini belirten GSO Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi, mevcut ekonomik koşullar karşısında uygun koşullu finansman imkânlarının büyük önem taşıdığını kaydetti. Üretimin devamlılığının sağlanması, yatırımların sürdürülmesi ve istihdamın korunması açısından finansman desteklerinin kritik bir rol üstlendiğini vurgulayan Ünverdi, TOBB öncülüğünde yeniden başlatılan TOBB Nefes Kredisi’nin iş dünyası açısından değerli bir destek olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Yeni dönem TOBB Nefes Kredisi kapsamında toplam 50 milyar TL kredi hacmi oluşturulmasının hedeflendiğini belirten Ünverdi, firma başına azami 5 milyon TL kredi kullandırılacağını ifade etti. Daha önceki dönemlerde Nefes Kredisi’nden yararlanan işletmelerin de toplam kredi tutarı 5 milyon TL’yi aşmayacak şekilde ilave kredi kullanabileceğini kaydeden Ünverdi, kredi koşullarına ilişkin şu bilgileri paylaştı: “Krediler, 6 ay anapara ödemesiz dönem dâhil olmak üzere azami 48 ay vadeli olarak kullandırılacak. 24 aya kadar vadelerde yıllık yüzde 36, 24 ayı aşan vadelerde ise yıllık yüzde 34 faiz uygulanacak. Başvurular 3 Kasım 2026 Salı günü başlayacak.”</p>
<p>Sanayicilerin finansmana erişiminin kolaylaştırılmasının yalnızca işletmelerin değil, ülke ekonomisinin üretim kapasitesi ve rekabet gücü açısından da büyük önem taşıdığını belirten Ünverdi, açıklamasını şöyle sürdürdü: “Sanayicimizin, üreticimizin ve KOBİ’lerimizin güçlü olması; üretimimizin, istihdamımızın, ihracatımızın ve dolayısıyla ülke ekonomimizin güçlü olması demektir. İşletmelerimizin finansman ihtiyaçlarını uygun koşullarda karşılayabilmeleri, mevcut kapasitelerini korumaları ve yeni yatırımlara yönelmeleri açısından büyük önem taşıyor. Temennimiz, TOBB Nefes Kredisi’nin finansman ihtiyacı duyan daha fazla işletmemize ulaşması ve üretimden yatırıma, istihdamdan ihracata kadar ekonomimizin temel dinamiklerine katkı sağlamasıdır. KOBİ'lerimizi bu önemli destekten faydalanmaya davet ediyor, yeni TOBB Nefes Kredi paketinin iş dünyamıza hayırlı olmasını diliyorum.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gso-baskani-unverdi-is-dunyamizin-finansmana-erisimini-kolaylastiracak-adimlar-onemli-91024</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/4/1280x720/gso-baskani-unverdi-is-dunyamizin-finansmana-erisimini-kolaylastiracak-adimlar-onemli-1793542715.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TOBB öncülüğünde yeniden hayata geçirilen &quot;Nefes Kredisi&quot; hakkında açıklama yapan GSO Başkanı Ünverdi, sanayicilerin finansmana erişiminin kolaylaştırılmasının yalnızca işletmelerin değil, ülke ekonomisinin üretim kapasitesi ve rekabet gücü açısından da büyük önem taşıdığını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/en-yakit-ve-mercedes-benzden-elektrikli-mobiliteye-oncu-yatirim-91023</guid>
            <pubDate>Sun, 01 Nov 2026 16:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> En Yakıt ve Mercedes-Benz’den şarj istasyonu yatırımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Elektrikli araç pazarındaki büyüme, beraberinde güçlü, hızlı ve kullanıcı beklentilerine cevap veren şarj altyapısı yatırımlarını da hızlandırıyor.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, enerji sektöründe yenilikçi yaklaşımıyla öne çıkan En Yakıt, Mercedes-Benz AG iş birliğiyle Adana’da gerçekleştirdiği yatırımla bu dönüşümün önemli aktörlerinden biri olmayı hedefliyor. Türkiye ve Avrupa’da bir ilk olma özelliği taşıyan amiral gemisi konseptli şarj istasyonunun, yalnızca teknik kapasitesiyle değil, elektrikli araç kullanıcılarına sunduğu bütüncül hizmet anlayışıyla da sektörde fark yaratmaya hazırlandığı belirtildi.</p>
<p><strong>Teknoloji, hız ve konfor aynı çatı altında</strong></p>
<p>Adana’da sıfırdan inşa edilen tesiste, yeni nesil Star Charge Nova serisi uydu tipi şarj çözümleri tercih edildi. Tek sokette 720 kW’a kadar şarj hızına ulaşabilen sistem, toplam 18 soket ve 2.000 kW kurulu güç kapasitesiyle yüksek performanslı şarj altyapısını devreye alıyor. Yatırımın öne çıkan özelliklerinden biri ise şarj hizmetini geleneksel bir enerji dolum deneyiminin ötesine taşıması. Nitelikli kahve ve yiyecek seçenekleri, konforlu dinlenme alanları ve özel lounge konseptiyle desteklenen tesis, elektrikli araç kullanıcılarının şarj molalarını daha verimli ve keyifli geçirmelerini amaçlıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae73f3bc1334-1793539899.jpeg" alt="" width="921" height="575" /></p>
<p><strong>“Şarj molalarını yolculuğun keyifli bir parçasına dönüştürüyoruz”</strong></p>
<p>En Yakıt İcra Kurulu Başkanı Ali Özcan Akcan, Mercedes-Benz’in premium otomobil anlayışıyla En Yakıt’ın yenilikçi mobilite yaklaşımını bir araya getirdiklerini belirterek yatırımın önemini şu sözlerle değerlendirdi: “Türkiye ve Avrupa’da bir ilk olma özelliği taşıyan Mercedes-Benz iş birliğiyle Adana’da hayata geçirdiğimiz amiral gemisi konseptli lokasyonumuzla, bu dönüşüme öncülük eden önemli bir yatırıma imza attık. Yüksek hızlı şarj teknolojisini, nitelikli kahve ve yiyecek seçeneklerini, konforlu dinlenme alanlarını ve özel lounge deneyimini bir araya getirerek şarj molalarını yolculuğun keyifli bir parçasına dönüştürüyoruz. Amacımız, elektrikli araç kullanıcılarına yalnızca hızlı şarj hizmeti sunmak değil, her aşamasında kendilerini ayrıcalıklı hissedecekleri bir deneyim yaşatmak.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae73f4a12654-1793539914.jpeg" alt="" width="921" height="555" /></p>
<p><strong>“Sektörde yeni bir deneyim standardı oluşturacağız”</strong></p>
<p>Elektrikli mobilite alanında rekabetin yalnızca altyapı kapasitesiyle sınırlı kalmadığını, hizmet kalitesi ve müşteri deneyiminin de giderek belirleyici hale geldiğini vurgulayan Akcan, “Mercedes-Benz’in premium otomobil anlayışı ile En Yakıt’ın yenilikçi mobilite yaklaşımını buluşturan bu yatırımın, sektörde yeni bir deneyim standardı oluşturacağına inanıyorum. Elektrikli mobilite, geleceğin ulaşım anlayışını şekillendiren stratejik alanlardan biri. Bu alanda sürdürülebilir, yenilikçi ve kullanıcı beklentilerini karşılayan projeler geliştirmek büyük önem taşıyor. Bu vizyonu birlikte hayata geçirdiğimiz tüm ekip arkadaşlarımıza ve iş ortaklarımıza teşekkür ediyorum. Elektrikli mobilitenin geleceğine değer katacak projeler geliştirmeye ve kullanıcı deneyimini sürekli ileriye taşımaya devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/en-yakit-ve-mercedes-benzden-elektrikli-mobiliteye-oncu-yatirim-91023</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/3/1280x720/en-yakit-ve-mercedes-benzden-elektrikli-mobiliteye-oncu-yatirim-1793539944.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Adana’da açılan şarj istasyonu hakkında açıklama yapan En Yakıt İcra Kurulu Başkanı Ali Özcan Akcan, &quot;Türkiye ve Avrupa’da bir ilk olma özelliği taşıyan Mercedes-Benz iş birliğiyle Adana’da hayata geçirdiğimiz amiral gemisi konseptli lokasyonumuzla, bu dönüşüme öncülük eden önemli bir yatırıma imza attık. Yüksek hızlı şarj teknolojisini, nitelikli kahve ve yiyecek seçeneklerini, konforlu dinlenme alanlarını ve özel lounge deneyimini bir araya getirerek şarj molalarını yolculuğun keyifli bir parçasına dönüştürüyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turk-dogal-tas-ihracatcilari-fastan-sonra-ispanya-yolcusu-91020</guid>
            <pubDate>Sun, 01 Nov 2026 13:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğal taş ihracatçıları Fas’tan sonra İspanya yolcusu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>2030 FIFA Dünya Kupası’na ev sahipliği yapacak ülkelerden Fas’a 13-16 Ekim 2026 tarihlerinde “Doğal Taş Sektörel Ticaret Heyeti” düzenleyen Ege Maden İhracatçıları Birliği, bu sefer 2-6 Kasım 2026 tarihlerinde kupanın diğer ev sahibi ülke İspanya’ya doğal taş ihracatımızı artırmak için İspanya’nın Madrid ve Alicante şehirlerini kapsayan “Doğal Taş Sektörel Ticaret Heyeti” gerçekleştirecek.</p>
<p>İspanya'nın, Fas ve Portekiz ile 2030 FIFA Dünya Kupası'na ev sahipliği yapacak olmasının başta stadyumların modernizasyonu olmak üzere otel, konaklama tesisleri, ulaşım altyapısı, turizm tesisleri ve kentsel alanlarda önemli yatırım ve renovasyon ihtiyacı doğurduğu bilgisini paylaşan Ege Maden İhracatçıları Birliği Başkanı İbrahim Alimoğlu, altyapının geliştirilmesine yönelik yapılacak yatırımların, özellikle mimari ve iç mekân uygulamalarında doğal taş kullanımını desteklemesini öngördüklerini vurguladı.</p>
<h2>İspanya’ya doğal taş ihracatımızı 50 milyon dolara çıkarabiliriz</h2>
<p>İspanya’nın Avrupa'nın önde gelen doğal taş üretici ve tüketici ülkelerinden biri olduğunun altını çizen Alimoğlu; “Türk doğal taş sektörünün geniş ürün çeşitliliği, renk ve desen alternatifleri ile rekabetçi fiyat avantajı, özellikle yüksek katma değerli işlenmiş ürünler ve özel mimari uygulamalar açısından ticari fırsatlar sunuyor. 2025 yılında İspanya'nın doğal taş sektöründeki toplam ithalatı 190 milyon dolardı. Türkiye bu ithalattan 17 milyon dolar pay aldı. Türk doğal taş sektörünün İspanya’ya ihracatını artırabileceği bir döneme girdik. 12 ihracatçı firmamız ithalatçı firmalarla ikili iş görüşmeleri yaparken, doğal taş ithalatçısı firmaları da ziyaret edeceğiz. İspanya’ya doğal taş ihracatımızın 50 milyon dolara çıkması için büyük bir adım atmış olacağız” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turk-dogal-tas-ihracatcilari-fastan-sonra-ispanya-yolcusu-91020</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/Ege-Maden-Ihracatcilari-Birligi-Baskani-Ibrahim-Alimoglu.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Maden İhracatçıları Birliği, 2030 FIFA Dünya Kupası’na ev sahipliği yapacak İspanya’ya heyet yollayacağını bildirdi. Ege Maden İhracatçıları Birliği Başkanı İbrahim Alimoğlu, &quot;İspanya’ya doğal taş ihracatımızın 50 milyon dolara çıkması için büyük bir adım atmış olacağız.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tobbdan-reel-sektore-50-milyar-tllik-yeni-nefes-kredisi-91014</guid>
            <pubDate>Sun, 01 Nov 2026 10:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> TOBB’dan reel sektöre 50 milyar TL’lik yeni Nefes Kredisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) reel sektöre Kredi Garanti Fonu ve bankaların iş birliğiyle kullandırılan Nefes Kredisi programında, 50 milyar TL’lik yeni bir dilim açıldığını duyurdu.</p>
<p>TOBB’dan yapılan yazılı açıklamaya göre başvurular, 3 Kasım gününden itibaren alınmaya başlanacak. </p>
<p>Krediden TOBB’a bağlı tüm oda ve borsada kayıtlı işletmeler başvuru yapabilecek. Krediler işletme başına 5 milyon TL olarak belirlendi. Daha önce bu programdan kredi alanlar, 5 milyon TL’ye tamamlayacak kadar yeni kredi çekebilecekler. </p>
<p>Krediler, 6 ay anapara ödemesiz dönem dâhil azami 48 ay vadeli olacak. 24 aya kadar yıllık yüzde 36, 24 ay üzerindeki vadelerde ise yıllık yüzde 34 faiz uygulanacak. Kredi hacmi 50 milyar Türk Lirası olacak.</p>
<p>Yazılı açıklamasında değerlendirmesine yer verilen TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, “Haziran’da başlattığımız Nefes Kredisi ile beş ayda KOBİ’lerimize 45 milyar lira ulaştırdık. Gördüğümüz talep, reel sektörün nefes kredisine ne kadar ihtiyacı olduğunu açıkça gösterdi. Şimdi 50 milyar liralık yeni dilimi açıyor, firma başına limiti 5 milyon liraya çıkarıyoruz. KOBİ’lerimiz üretmeye, istihdam sağlamaya ve ihracat yapmaya devam ettikçe biz de yanlarında olmaya devam edeceğiz. Bu programın hayata geçmesinde emeği geçen Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e, Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’a, KGF Yönetim Kurulu Başkanı Erdoğan Özegen’e ve katılan tüm bankalarımıza teşekkür ediyorum.” yorumunu yaptı. </p>
<p>50 Milyar TL’lik yeni dilim TOBB NEFES kredi programında kredi verecek bankalar şöyle:</p>
<p>• Türkiye Vakıflar Bankası<br />• Türkiye Halk Bankası<br />• DenizBank<br />• Türkiye Garanti Bankası<br />• Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası<br />• Yapı ve Kredi Bankası<br />• QNB<br />• Ziraat Katılım Bankası</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tobbdan-reel-sektore-50-milyar-tllik-yeni-nefes-kredisi-91014</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/4/1280x720/para-lira-tl-1793518268.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TOBB, reel sektöre &quot;Nefes Kredisi&quot; programı kapsamında 50 milyar liralık yeni bir dilim açıldığını bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-tb-baskani-ozhan-bursa-is-dunyasi-nefes-kredisi-firsatini-degerlendirmeli-91068</guid>
            <pubDate>Sun, 01 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa TB Başkanı Özhan: Bursa iş dünyası Nefes Kredisi fırsatını değerlendirmeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ile Kredi Garanti Fonu (KGF) iş birliğinde hazırlanan TOBB Nefes Kredisi’nin yeni dönem başvuruları 3 Kasım 2026 Salı günü başlayacak. KOBİ’lerin finansmana erişimini kolaylaştırmayı amaçlayan program kapsamında, 50 milyar TL ilave kredi kullandırılması hedefleniyor. Önceki kredi dilimlerinde toplam 45 milyar TL finansman sağlanan programda, TOBB’a bağlı oda ve borsa üyesi işletmeler firma başına azami 5 milyon TL kredi kullanabilecek. Bu yıl içerisinde daha önce Nefes Kredisi’nden yararlanan işletmeler de toplam kredi tutarını 5 milyon TL’ye tamamlayacak şekilde ilave finansman kullanabilecek. Bursa Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Özhan, işletmelerin uygun koşullarda finansmana erişmesinin üretimin, ticaretin ve istihdamın sürdürülebilirliği açısından kritik önem taşıdığını söyledi.</p>
<p>Ekonomik koşulların işletmeler üzerindeki etkisine dikkat çeken Özhan, “Değişen ekonomik koşullarda işletmelerimizin nakit akışını yönetebilmesi, yatırımlarını sürdürebilmesi ve ticari faaliyetlerine kesintisiz devam edebilmesi için finansmana erişim önemli bir ihtiyaç haline geliyor. TOBB Nefes Kredisi’nin yeniden devreye alınmasını bu açıdan son derece kıymetli buluyoruz. Bu destekten yararlanmak isteyen üyelerimizi ve KOBİ’lerimizi, 3 Kasım’da başlayacak başvuru sürecini takip etmeye ve sunulan finansman imkânından yararlanmaya davet ediyoruz” dedi. Üretimi ve ticareti destekleyen finansman adımlarının ülke ekonomisine katkı sağlayacağını vurgulayan Özhan, “Üyelerimizin önünü açan, üretimi ve ticareti destekleyen her adımın ülkemizin ekonomik gücüne katkı sağlayacağına inanıyoruz” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-tb-baskani-ozhan-bursa-is-dunyasi-nefes-kredisi-firsatini-degerlendirmeli-91068</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/8/1280x720/bursa-tb-baskani-ozhan-bursa-is-dunyasi-nefes-kredisi-firsatini-degerlendirmeli-1793602619.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TOBB ve KGF iş birliğiyle hayata geçirilen TOBB Nefes Kredisi’nde yeni dönem başlıyor. 3 Kasım’da başlayacak başvurularda işletmelere 5 milyon TL’ye kadar kredi imkânı sunulacak. Bursa Ticaret Borsası Başkanı İbrahim Özhan, üyeleri finansman desteğinden yararlanmaya davet etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btso-baskani-matli-rekabet-gucumuzu-artiracak-adimlari-is-birligiyle-atabiliriz-91064</guid>
            <pubDate>Sun, 01 Nov 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özer Matlı: Rekabet gücümüzü artıracak adımları iş birliğiyle atabiliriz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, Meclis Başkanı Erol Dağlıoğlu ve Yönetim Kurulu Üyeleri, Bursa Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (BUSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Tuncer Hatunoğlu ve beraberindeki yönetim kurulu üyelerini konuk etti. Ziyarette Bursa sanayisinin mevcut gündemi, sanayicilerin beklentileri ve iş dünyasının rekabet gücünü artıracak kurumlar arası iş birliği olanakları üzerine fikir alışverişinde bulunuldu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae83087715dc-1793601671.jpg" alt="" width="707" height="362" /></p>
<p>Başkan Matlı, Meclis Başkanı Dağlıoğlu ve Yönetim Kurulu Üyeleri, Rumelili Yönetici İş Adamı ve Sanayiciler Derneği (RUMELİSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Mutlu ve beraberindeki yönetim kurulu üyelerini ile de bir araya geldi. Görüşmede Balkan ülkeleriyle ticari ilişkilerin geliştirilmesi, iki kurum arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi ve ortak projeler ele alındı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae830c25c5ee-1793601730.jpg" alt="" width="717" height="397" /></p>
<p>Başkan Matlı ve Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Osman Güler, Balkan Göçmenleri Kültür ve Dayanışma Derneği (BAL-GÖÇ) Genel Başkanı Prof. Dr. Emin Balkan ve yönetim kurulu üyelerini Oda hizmet binasında ağırladı. Yeni dönem için iyi dileklerin iletildiği ziyarette, Bursa ile Balkanlar arasındaki kültürel ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi ve iş dünyası arasındaki bağların güçlendirilmesi gibi konular değerlendirildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae831006c7c4-1793601792.jpg" alt="" width="669" height="370" /></p>
<p>BTSO’yu ziyaret eden bir diğer heyet ise Bulgaristan Kökenli Yönetici, Sanayici ve İş İnsanları Derneği (KIRCAALİSİAD) oldu. Dernek Başkanı ve aynı zamanda BTSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Osman Güler ile KIRCAALİSİAD yönetim kurulu üyelerinin katıldığı görüşmede Başkan Matlı, Meclis Başkanı Dağlıoğlu ve Yönetim Kurulu Üyeleri ev sahipliği yaptı. Toplantıda iki kurum arasındaki iş birliğinin geliştirilmesi, Balkan ülkeleriyle ticari ilişkilerin güçlendirilmesi ve ortak proje imkânları konuşuldu.</p>
<h2><strong>“Odamızın kapısı tüm paydaşlarımıza her zaman açık”</strong></h2>
<p>Ziyaretlere ilişkin değerlendirmede bulunan Başkan Matlı, “Bursa sanayisinin önündeki her meseleyi, sanayicimizin sesini taşıyan kurumlarımızla birlikte ele almak bizim için çok önemli. Rekabet gücümüzü artıracak adımları da ancak bu iş birliğiyle atabiliriz. Balkanlar ise bizim için uzak bir pazar değil akrabalarımızın, dostlarımızın yaşadığı bir coğrafya. Bursa’nın bugünkü üretim gücünde Balkanlardan gelen kuşakların emeği çok büyük, bu şehrin fabrikalarında, çarşılarında, ticaretinde onların alın teri var. İş dünyası örgütlerimizin ve derneklerimizin birikimini Odamızın imkânlarıyla bir araya getirirsek, üyelerimize yeni pazarlar, yeni ortaklıklar ve yeni fırsatlar kazandırabiliriz. Bu görüşmelerde konuştuğumuz her başlığın takipçisi olacağız. Odamızın kapısı tüm paydaşlarımıza her zaman açık” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btso-baskani-matli-rekabet-gucumuzu-artiracak-adimlari-is-birligiyle-atabiliriz-91064</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/4/1280x720/btso-baskani-matli-rekabet-gucumuzu-artiracak-adimlari-is-birligiyle-atabiliriz-1793601857.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BTSO Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, BUSİAD ile Balkan kökenli dernek ve iş dünyası örgütlerinin temsilcilerini ağırladı. Görüşmelerde Bursa sanayisinin gündemi, iş dünyasının beklentileri ve Balkan ülkeleriyle ticari ilişkilerin geliştirilmesi ele alındı. Başkan Matlı, “Şehrimizin iş dünyası örgütleri ve derneklerimiz, Bursa’nın ihtiyaçlarını sahada en iyi bilen paydaşlarımız. Her görüşme, birlikte atabileceğimiz yeni adımlar için bir fırsat” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cop31-alani-turkiyenin-en-buyuk-fuar-ve-kongre-merkezi-olacak-91013</guid>
            <pubDate>Sun, 01 Nov 2026 00:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;COP31 alanı Türkiye’nin en büyük fuar ve kongre merkezi olacak&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Kültür Yolu Festivali açılışı nedeniyle Antalya’ya geldi. Bakan Ersoy, Antalya’da Kültür Yolu Festivali’nde toptan 440’tan fazla etkinliğin açılışını gerçekleştirdi.</p>
<p>Bakan Ersoy, konuşmasında, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı’na (COP31) ev sahipliği yapacak Antalya’da, zirvenin ardından COP31 (EXPO) alanının kongre ve fuar turizmi açısından değerlendirileceğini, böylece yeni projeyle Antalya’nın turizmdeki konumunu güçlendirmeyi hedeflediklerini söyledi.</p>
<p>COP31 Alanının Antalya turizminin geleceği açısından önemli bir proje olduğunu açıklayan Bakan Ersoy, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Antalya’nın toplantı, teşvik seyahati, kongre ve etkinlik turizmini ifade eden M.I.C.E alanında dünyanın en gözde destinasyonlarından biri hâline getirilmesini hedefledik. Antalya’yı kültür ve turizm yatırımlarının yanı sıra havalimanı kapasite artırımı ve diğer bakanlıklarla yürütülen karayolu ulaşımı çalışmalarıyla geleceğe hazırladık. Yeni proje COP31 alanı, kentin fuar ve kongre turizm potansiyeline önemli katkı sağlayacak. Bu, Antalya için yeni bir turizm hamlesi olacak. Büyük uluslararası organizasyona ev sahipliği yaptıktan sonra COP31 (Antalya EXPO) alanında, Türkiye’nin en büyük ve en önemli fuar, kongre ve etkinlik merkezlerinden birini hayata geçirmek üzere TGA çatısı altında kuracağımız ve profesyonellerden oluşan yeni bir yapılanmaya gidiyoruz. Antalya turizminin önemli bir ihtiyacı olan kongre ve fuar turizmi için dünya ölçeğinde ve çok üst düzey nitelikte bir merkez oluşturarak kış ve bahar dönemlerine de hareketlilik kazandıracağız.”</p>
<p>COP 31 alanı projesinin yalnızca kongre ve fuar turizmine değil, Antalya’nın sosyal, kültürel ve sanatsal hayatına da önemli katkılar sağlayacağına inandığını vurgulayan Bakan Ersoy, turizm sektörüne yönelik oluşturulacak yeni destek mekanizmasının ciddi bir fark yaratacağını kaydetti.</p>
<p><strong>‘’Antalya turizmini 12 aya yayacak yeni bir adım atıyoruz’’</strong></p>
<p>Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Antalya Kültür Yolu Festivali’nde 9 gün boyunca 40’tan fazla alanda 440’tan fazla etkinliğin düzenleneceğini bildirdi. Antalya’nın kültür ve sanatı, bilgi ve eğlenceyi, geleneksel ile evrenseli bir arada sunan Türkiye Kültür Yolu Festivali çatısı altında yeniden buluştuğunu anımsatan Ersoy, organizasyonun dünyanın en kapsamlı, en geniş katılımlı ve en çok ilgi gören festivallerinden biri hâline geldiğini söyledi.</p>
<p>Türkiye’ye kazandırdıkları festival markasını bu yıl 26 şehre taşıdıklarını, yaklaşık 8 ay süren kültür ve sanat programının gelecek yıl 32 ile ulaşacağını açıklayan Bakan Ersoy, festivalin her yaş ve kesimden insanı bir araya getirirken iç turizm hareketine ve yerel ekonomilere katkı sağlamaya devam edeceğini söyledi.</p>
<p>Antalya’da bakanlık olarak yaptıkları yatırımları da açıklayan Bakan Ersoy, Antalya’nın tarihine 1 milyar lirayı aşan arkeoloji desteği sağladıklarını bildirdi. Ersoy, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü aracılığıyla 2018-2026 yılları arasında 24 proje ve 101 uygulama işi tamamlandı,  9 proje ve 9 uygulama işi ise devam ediyor. Arkeoloji tarihimizin en büyük projesi olan Geleceğe Miras kapsamında 2024 yılı itibarıyla Antalya’da 26 arkeolojik alanda çalışma yürütüyoruz. Bu doğrultuda, 2024-2026 döneminde kazı ve basit onarım çalışmaları için 1 milyar 60 milyon liranın üzerinde ödenek aktardık.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cop31-alani-turkiyenin-en-buyuk-fuar-ve-kongre-merkezi-olacak-91013</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/3/1280x720/cop31-alani-turkiyenin-en-buyuk-fuar-ve-kongre-merkezi-olacak-1793480709.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek BM İklim Zirvesinin tamamlanmasından sonra COP 31 alanının Türkiye’nin en büyük fuar ve kongre merkezi olacağını bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/muz-ithalati-artiyor-yerli-uretici-rekabetle-karsi-karsiya-kaliyor-91012</guid>
            <pubDate>Sun, 01 Nov 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Muz ithalatı artıyor, yerli üretici rekabette zorlanıyor&#039;&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Son yıllarda aşırı su kullanımına yol açtığı gerekçesiyle serada muz üretimi tartışılırken, Türkiye’de muz ithalatının arttığı bu nedenle yerli muz üreticisinin rekabetle karşı karşıya kaldığı belirtildi.</p>
<p>Manavgat Ticaret ve Sanayi Odası (MATSO) ve Manavgat Muz Üreticileri Birliği (MUZBİR) Başkanı Önem Gök, MUZBİR Yönetim Kurulu üyeleriyle MATSO hizmet binasında istişare toplantısı gerçekleştirdi. Toplantıda, artan üretim maliyetleri, ithalatın yerli üretici üzerindeki etkileri, su kaynaklarının verimli kullanılması ve sektörün geleceğine yönelik çalışmalar ele alındı.</p>
<p>Önem Gök, 2026 yılında muz üretimini 170 bin tonu üzerine çıkarmayı hedeflediklerini belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Türkiye’de üretilen muzun yaklaşık yüzde 20’si Manavgat’ta yetiştiriliyor. Bu da ülkemizde üretilen her 5 muzdan 1’inin Manavgat’ta yetiştiği anlamına geliyor. Manavgat, örtü altı tarım yatırımlarıyla Türkiye’nin önemli muz üretim merkezlerinden biri haline geldi. 2025 yılında 168 bin tonluk üretimle ülkemizin toplam muz üretiminin yaklaşık yüzde 20’sini karşıladık. Bu, ilçemizin tarımsal üretimde ulaştığı gücü açıkça ortaya koyuyor. 2026 yılında ise üretimimizi 170 bin tonun üzerine çıkararak yeni bir rekora ulaşmayı hedefliyoruz. Muz üretimi, ilçemizde istihdamdan paketlemeye, lojistikten ticarete kadar birçok alana önemli katkı sağlıyor.”</p>
<p>Muz ithalatındaki artışın yerli üretici üzerinde baskı oluşturduğunu vurgulayan Gök, Türkiye’nin muzda kendi kendine yeterlilik oranının yüzde 80,7 seviyesinde olmasına rağmen 2025 yılında muz ithalatının yüzde 5,1 arttığını söyledi.</p>
<p>Önem Gök, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’2025 yılında muz ithalatı 213 bin tonu aştı. Üreticilerimiz yatırımlarıyla üretim kapasitesini artırırken ithal ürünlerin iç piyasada oluşturduğu rekabet baskısıyla karşı karşıya kalıyor. Yerli üreticimizin emeğini korumak için piyasa ve gümrük denetimlerinin etkin şekilde sürdürülmesi, yerli üretimi destekleyecek tedbirlerin alınması gerekiyor. Enerji, gübre ve sulama maliyetlerindeki artış üreticilerin üzerindeki yükü ağırlaştırdı. Üretimin sürdürülebilirliği için girdi maliyetlerini azaltacak desteklerin geliştirilmesi ve üreticilerimizin rekabet gücünün artırılması büyük önem taşıyor.”</p>
<p>Tarımsal üretimde suyun önemine dikkat çeken Başkan Gök, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Kontrollü sulama sistemlerini ve modern seracılık uygulamalarını yaygınlaştırarak hem üretim maliyetlerini azaltmalı hem de su kaynaklarımızı korumalıyız. Üretimimizi artırırken doğal kaynaklarımızın sürdürülebilirliğini de gözetmeliyiz. Sektör temsilcileriyle istişareye önem veriyoruz. Üreticilerimizin taleplerini ve sorunlarına çözüm üretmek, Manavgat’ımızın muz üretimindeki güçlü konumunu daha ileriye taşımak için çalışacağız.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/muz-ithalati-artiyor-yerli-uretici-rekabetle-karsi-karsiya-kaliyor-91012</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/2/1280x720/muz-ithalati-artiyor-yerli-uretici-rekabetle-karsi-karsiya-kaliyor-1793480584.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Manavgat Muz Üreticileri Birliği Başkanı Önem Gök, &quot;2025 yılında muz ithalatı 213 bin tonu aştı. Üreticilerimiz yatırımlarıyla üretim kapasitesini artırırken ithal ürünlerin iç piyasada oluşturduğu rekabet baskısıyla karşı karşıya kalıyor. Yerli üreticimizin emeğini korumak için piyasa ve gümrük denetimlerinin etkin şekilde sürdürülmesi, yerli üretimi destekleyecek tedbirlerin alınması gerekiyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atf-antalya-ekonomisine-3-gunde-50-milyon-dolar-katki-sagladi-91009</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 23:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Meral: 2 bin 500 seyahat acentesini Antalya&#039;da ağırladık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Turizm Fuarı (ATF) Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Meral, geçen hafta ANFAŞ fuar merkezinde düzenlenen ve üç gün devam eden Uluslararası Antalya Turizm Fuarı’nı değerlendirdi.</p>
<p>Bu yıl 8'incisi düzenlenen ATF’nin artık "dünya turizm fuarları şampiyonlar ligi"nde olduğunu belirten Selçuk Maral, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’ATF, 2019 yılında 4 bin metrekarelik bir alanda başladı ve bugün 40 bin metrekarelik bir alana yayıldı. Sona eren ATF 2026’da bini aşkın markayı buluşturduk. 2 bin 500 seyahat acentesini Antalya'da ağırladık. Üç günlük fuar Antalya ekonomisine yaklaşık 30–50 milyon dolarlık katkı sağladığını tahmin ediyoruz. Yaklaşık 40 bin ikili iş görüşmesi randevusu oluşturuldu.’’</p>
<p>ATF'nin yalnızca bir fuar değil, Türkiye'nin turizm, ticaret ve vizyon merkezi olmasını hedeflediklerini vurgulayan Meral, 26–28 Ekim 2027 tarihlerinde düzenlenecek ATF27 için daha büyük bir organizasyon ve yeni fuar alanı seçenekleri üzerinde çalıştıklarını bildirdi. Meral, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’ATF yalnızca Türkiye'de düzenlenen bir turizm organizasyonu olmaktan çıkarak uluslararası ölçekte bir ticaret platformuna dönüştü. Türkiye turizmde ulaştığı küresel konuma uygun güçlü markalar üretmesi gerekiyor. Türkiye, otelcilik ve tur operatörlüğü alanında dünya çapında markalara sahip. Fuarcılık alanında da aynı ölçekte bir marka oluşturmak ülkemiz ve sektör açısından çok önemli. Türkiye kendi küresel turizm markalarını oluşturmalı.’’</p>
<p><strong>Ticari anlaşmalar imzalandı</strong></p>
<p>Uluslararası ATF’nda yaklaşık 40 bin B2B görüşme randevusu oluşturulduğuna dikkat çeken Selçuk Meral, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’ATF26'da çok sayıda birebir iş görüşmesi gerçekleştirildi ve ticari anlaşmalar imzalandı. Turizm sektöründe fuarlar sırasında doğrudan kontrat imzalama alışkanlığı geçmiş yıllara göre azalmıştı. Ancak ATF26’da ise ticari görüşmeler somut anlaşmalara dönüştü. Fuar yalnızca tanışma ve bağlantı kurma platformu olmadı, sonuç odaklı bir ticaret ortamı da sundu. İmzalanan sözleşmelerin toplam parasal büyüklüğü şirketler tarafından ticari gizlilik nedeniyle paylaşılmadı.’’</p>
<p><strong>"ATF dünyada ilk 10 içinde"</strong></p>
<p>ATF’nin, büyüklük açısından turizm fuarları arasında Avrupa'da beşinci veya altıncı, dünyada ise ilk 10 içerisinde bulunduğunu ifade eden Meral, ‘’ATF Türkiye'nin turizm ticaret merkezi olmasının yanı sıra yeni fikirlerin, projelerin ve sektörün geleceğine ilişkin tartışmaların yürütüldüğü bir vizyon merkezi olarak konumlandırıyor. ATF, Türkiye’nin turizm ticaret ve vizyon merkezi olacak’’ dedi.</p>
<p><strong>2027 hazırlıkları başladı</strong></p>
<p>ATF'nin gelecek yıl 26–28 Ekim tarihlerinde düzenlenmesinin planlandığını ifade eden Meral, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Yeni fuar takviminin uluslararası katılımcılar açısından daha uygun olmasını hedefledik. ATF27'nin uluslararası katılımcı çeşitliliğini artırmayı, daha fazla üst düzey turizm yöneticisini Antalya'da ağırlamak ve fuara katılan ülke sayısını geliştirmek istiyoruz. 2027’de daha büyük bir fuar alanı için hazırlık yapıyoruz. COP31 BM İklim Zirvesi sona erdikten sonra, COP31 alanında daha büyük fuar yapmak istiyoruz. COP31 yeni fuar merkezinin yaklaşık 70–80 bin metrekarelik bir kapasiteye ulaşmasına yönelik hazırlıklar bulunuyor. Gerekli koşulların oluşması hâlinde ATF'nı bu alanda düzenleyebiliriz.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atf-antalya-ekonomisine-3-gunde-50-milyon-dolar-katki-sagladi-91009</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/9/1280x720/atf-antalya-ekonomisine-3-gunde-50-milyon-dolar-katki-sagladi-1793480195.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bu yıl 8&#039;incisi düzenlenen Uluslararası Antalya Turizm Fuarı hakkında açıklamalarda bulunan ATF Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Meral, &quot;2 bin 500 seyahat acentesini Antalya&#039;da ağırladık. Üç günlük fuar Antalya ekonomisine yaklaşık 30–50 milyon dolarlık katkı sağladığını tahmin ediyoruz. Yaklaşık 40 bin ikili iş görüşmesi randevusu oluşturuldu.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-kacir-kobilere-patent-basvurularinda-yuzde-75-indirim-sagliyoruz-91005</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 16:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Kacır: KOBİ&#039;lere ilk patent başvurularında yüzde 75 indirim sağlıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Türk Patent ve Marka Kurumunun (TÜRKPATENT), KOBİ'lerin buluşlarının ve ülkedeki yapay zeka alanında geliştirilen yeniliklerin patentlenmesini teşvik etmek amacıyla önemli bir indirim uygulamasını hayata geçirdiğini bildirdi. </p>
<p>Sosyal medya hesabından, TÜRKPATENT'in Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren düzenlemesini değerlendiren Kacır, "İlk kez patent başvurusunda bulunacak KOBİ'lerimizin, ilk patent başvurularında başvuru, araştırma ve inceleme raporu ücretlerinde yüzde 75 indirim sağlıyoruz. Yapay zeka alanındaki patent başvurularında (G06N IPC sınıfı), acil araştırma raporu düzenleme ücretinde yüzde 50 indirim uyguluyoruz. Yenilikçi fikirlerin buluşa, buluşların katma değere dönüşmesi için girişimcilerimizin yanında olmaya devam edeceğiz." ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-kacir-kobilere-patent-basvurularinda-yuzde-75-indirim-sagliyoruz-91005</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/mehmet-fatih-kacir-2.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜRKPATENT&#039;in ücret tarifesi hakkında açıklama yapan Bakan Kacır, &quot;İlk kez patent başvurusunda bulunacak KOBİ&#039;lerimizin, ilk patent başvurularında başvuru, araştırma ve inceleme raporu ücretlerinde yüzde 75 indirim sağlıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dallikavak-tuneli-acildi-91004</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 15:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dallıkavak Tüneli açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Erzurum-Rize yolu üzerinde inşa edilen Dallıkavak Tüneli ve Dadaşkent-Yıldızkent Yeni Nesil Kavşağı'nın açılış töreninde yaptığı konuşmada, kara yollarının gelişmiş ülkelerde sanayi, tarım ve turizm faaliyetleriyle ekonomik büyümeyi artıran temel unsur olduğunu söyledi.</p>
<p>Uraloğlu, zorlu coğrafyalarda çalıştıklarını belirterek, şu bilgileri verdi:</p>
<p>"Bölünmüş yol uzunluğunu 6 bin 101 kilometreden 30 bin kilometrenin üzerine çıkardık. Sadece 7 ilimiz birbirine bağlanırken bugün 77 ilimizi çok şükür bölünmüş yollarla birbirine bağlamış olduk. Zorlu coğrafyalarda yüksek dağları, Dallıkavak, Kırık gibi derin vadileri aşarak doğaya meydan okuyan köprü ve tünellerle güvenli ve konforlu ulaşımı sağladık, sağlamaya da devam edeceğiz. 311 kilometre olan köprü viyadük uzunluğunu 837 kilometreye çıkardık. Tünel uzunluğu, sadece ve sadece 50 kilometre 2002 yılında. Bugün 898 kilometreye çıkardık. 80 yılda sadece 50 kilometre tünel inşa etmişken 2002'den bu tarafa 17 kat bunu artırdık çok şükür."</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ae5e74d65225-1793451853.jpg" alt="" width="800" height="533" />Bakan Uraloğlu, bu tünellerin sadece dağları delen yollar değil üretim, ticaret, turizm ve istihdamın da çok önemli kanalları olduğunu vurguladı.</p>
<p>"Bugün de bu anlayışla Erzurum'u Rize'ye bağlayan kuzey-güney aksı üzerinde -burası 15 nolu aksımızdır bizim- inşa ettiğimiz Dallıkavak Tüneli ve bağlantı yollarını hizmete sunmanın gururunu yaşıyoruz. Biz, burada bir tünel açıyoruz ama arkamızda yapımı devam eden 9 tünel daha var, 8 tüneli de bitirmiş durumdayız." diyen Uraloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"Toplam 196 kilometre olacak olan yolun 43 kilometresini tünel yapıyoruz yani bütün Cumhuriyet tarihindeki kadar burada tünel yapmış olacağız. Son 24 yılda Cumhurbaşkanı'mızın liderliğinde ve Cumhur İttifakı olarak Erzurum'un ulaşım ve iletişim altyapısına 168 milyar liranın üzerinde yatırım yaptık. Daha da yapmaya devam edeceğiz Allah'ın izniyle. Bölünmüş yol uzunluğumuz sadece 49 kilometreydi, bugün 629 kilometre. 40 kilometre sıcak karışım kaplamalı asfaltımız vardı, bugün 633 kilometreye çıkardık. Ovit Tüneli'ni de 2018 yılında Cumhurbaşkanı'mızın teşrifleriyle hizmete açtık.</p>
<p>2021'de Pirinkayalar Tüneli'ni açarak dar ve keskin 22 virajın yer aldığı bu zorlu geçişi konfor ve güvenli bir seyir güzergahı haline getirdik çok şükür. Horasan-Karakurt Yolu, Aksukapı Köprülü Kavşağı, Çobandede-Hınıs-Varto, Erzurum-Tekman yolları gibi önemli projeleri de tamamladık. Kop Dağı Tüneli geçişini de kapsayan Trabzon-Aşkale Yolu, Kırık Tüneli, Çirişli Tüneli ve bağlantı yolları, Pasinler şehir geçişi gibi 17 önemli kara yolu projemizin de yapımına devam ediyoruz."</p>
<p>Uraloğlu, Erzurum-Rize yolu ile Dallıkavak Tüneli ve Bağlantı Yolları Projesi'nin ülkenin kuzey-güney koridorlarında bulunan Doğu Karadeniz'i Doğu ve Güneydoğu Anadolu'ya bağlayan en önemli akslarından biri olduğunu anlattı.</p>
<p>2018'de hizmete açtıkları Ovit Tüneli'yle yapım çalışmaları süren Kırık Tüneli'nin devamı ve tamamlayıcısı niteliğindeki bu projenin ülke ekonomisi açısından da büyük önem arz ettiğine dikkati çeken Uraloğlu, bu nedenle Dallıkavak Tüneli'nin bu kadim şehirde bölgesel ve uluslararası ticaretin nabzının daha güçlü atmasını sağlayan hayati bir bağlantı olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>"Daha konforlu, daha korunaklı hattı inşallah bugünden itibaren kullanmış olacağız"</strong></p>
<p>"Dallıkavak'a çıktığınızda Erzurum'un kışı sizi daha başka şekilde karşılamaktadır. 2349 metre rakımdaki bu geçitte esen sert ve keskin rüzgar karı savurur, tipi olur. Şehir merkezinde termometreler eksi 30 dereceleri gösterdiğinde bu zirve daha acımasız, daha zorlu hale gelmektedir." diyen Uraloğlu, 8 keskin virajı ve dik eğimiyle her dönüşün sürücüler için ayrı sınav niteliğinde olduğunu söyledi.</p>
<p>Bakan Uraloğlu, "Erzurum'un meşhur kışı elbet güzeldir ama ulaşım için kusursuz bir altyapı ve organizasyonun da beraberinde olmasını ister. İşte biz, ilk etapta Dallıkavak Tüneli ve bağlantı yollarının toplam 9 kilometrelik kesimini tamamlayıp hizmete sunarak bu beyaz kuşatmanın karşısına beraber dikilmiş olduk. 3105 metre uzunluğunda, çift tüplü 6210 metre uzunluğundaki, tek tüpü ile beraber inşa ettiğimiz Dallıkavak Tüneli ve bağlantı yolları, o yüksek geçidi, 8 virajları tamamen ortadan kaldırmış oldu." diye konuştu.</p>
<p>Güzergahın önemine işaret eden Uraloğlu, şu bilgileri paylaştı:</p>
<p>"Güzergahı 190 metre daha alçak kodlara indirerek artık karın ve buzun en yoğun olduğu tepeyi değil daha konforlu, daha korunaklı hattı inşallah bugünden itibaren kullanmış olacağız. Tipinin, buzlanmanın, çetin rüzgarın yerini tünelin sunduğu aydınlık, kuru, güvenli geçişle inşallah sağlamış oluyoruz. Artık Dadaş ve Karadenizli hemşehrilerimiz, uzun yol şoförlerimiz, Dallıkavak Geçidi'ni korku ve tedirginlik duymadan konforlu bir şekilde inşallah kullanmış geçmiş olacaklar. Projemizin açılmasıyla beraber yolumuzu yaklaşık 4,5 kilometre kısaltarak 20 dakikadan sadece 5 dakikaya indirdik. Bu sayede toplam 103 milyon lira da yıllık buradan tasarruf elde etmiş olacağız. Yine karbon emisyonunu 1350 ton aşağı yukarı azaltmış olacağız. Elbette buradan Diyarbakır'a kadar uzanan güzergahtan bahsediyoruz."</p>
<p>Uraloğlu, Erzurum şehir merkezinde yaptıkları Dadaşkent kavşağında da yıllık 137 milyon liralık tasarruf sağlayacaklarını, harcanan parayı aşağı yukarı bir yılda çıkarmış olacaklarını söyledi.</p>
<p><strong>"Hızlı demir yoluyla bölgemizi, Erzurum'umuzu, Erzincan'ımızı ve Kars'ımızı inşallah tanıştırmış olacağız"</strong></p>
<p>Erzincan-Erzurum-Kars hattındaki hızlı tren projesine de değinen Bakan Uraloğlu, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Hızlı tren ne olacak? Şu anda 4850 kilometre demir yolunda yapım çalışmalarımız devam ediyor, bu kıymetli. Halihazırda 14 bin 300 kilometre demir yolumuzun olduğunu kabul ettiğimizde çok büyük bir rakam. Sivas'a kadar getirdiğimiz demir yolunu Erzincan-Erzurum-Kars hattında da yüksek hızlı demir yoluna çevireceğiz. Bu, sadece Erzurum'un projesi değildir. Bu, Orta Asya'dan, Türkistan'dan başlayıp Türkiye üzerinden Londra'ya kadar giden bir hattan bahsediyoruz. Dolayısıyla siz istemeseniz de biz bunu yapacağız ama sizin istemeniz elbette kıymetlidir. Onun için proje çalışmalarını bir aşamaya getirdik. İlk etapta mevcut hattı elektrikli ve sinyalli hale getireceğiz. Sonrasında da bir gidiş bir geliş, çift hatlı inşallah hızlı demir yoluyla biz bölgemizi, Erzurum'umuzu, Erzincan'ımızı ve Kars'ımızı inşallah tanıştırmış olacağız."</p>
<p>Bakan Uraloğlu, şehir içinde Büyükşehir Belediyesinin raylı sistem çalışmasıyla ilgili istişare ettiklerini, doğru zamanda, doğru şartlarda bunu da Erzurumluların hizmetine beraberce sunmuş olacaklarını söyledi.</p>
<p>Uraloğlu, şunları dile getirdi:</p>
<p>"Bugün gerçekten bakın burada hizmete açtığımız 3 kilometrelik tünel, Cumhuriyet tarihinde yapılan iktidarımıza kadar, Cumhur İttifakı'na kadar yapılan tünellerin yüzde 10 kadar uzunluğunda bir tüneli bugün beraberce açmış oluyoruz. Bu hizmetlerin yapılmasında bize hedef gösteren, irade koyan Cumhurbaşkanı'mızdan Allah razı olsun. Bu çalışmalarda Cumhurbaşkanı'mız bize her türlü desteği verdi. Sadece desteği vermekle kalmadı. Çok çok yakından takip etti çünkü bizim Erzurum'umuzun AK Parti'mize, Cumhur İttifakı'na ve en başta da Sayın Cumhurbaşkanı'mıza verdiği destek herkes için malumdur. Allah sizlerden razı olsun değerli kardeşlerim. Rize'mizin, Karadeniz'imizin de Cumhurbaşkanı'mıza, AK Partimize, Cumhur İttifakı'mıza verdiği destek ortadadır. Allah razı olsun. Değerli Bakanım uyarıyor. Havalimanındaki çalışmaların sonuna geldik. Onu da inşallah en kısa zamanda tamamlayacağız. O da hayırlı uğurlu olsun değerli kardeşlerim."</p>
<p>Bakan Uraloğlu, Erzurum'da görev yaptığını, bölgeyi iyi bildiğini, bu açılışı gerçekleştirmekten büyük mutluluk duyduğunu söyledi.</p>
<p>Erzurum Valisi Aydın Baruş, Rize Valisi İhsan Selim Baydaş, AK Parti Erzurum milletvekilleri Abdurrahim Fırat ve Selami Altınok, MHP Erzurum Milletvekili Kamil Aydın, Karayolları Genel Müdürü Ahmet Gülşen, Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, Rize Belediye Başkanı Rahmi Metin'in de konuşmalar yaptığı törende tünel, dua ve kurdele kesiminin ardından ulaşıma açıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dallikavak-tuneli-acildi-91004</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/4/1280x720/dallikavak-tuneli-1793451840.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dallıkavak Tüneli&#039;nin açılışında konuşan Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Uraloğlu,  &quot;Yolumuzu yaklaşık 4,5 kilometre kısaltarak 20 dakikadan sadece 5 dakikaya indirdik. Bu sayede toplam 103 milyon lira da yıllık buradan tasarruf elde etmiş olacağız.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tarimda-biyolojik-ve-biyoteknik-mucadele-destekleri-belli-oldu-91003</guid>
            <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 15:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarımda biyolojik ve biyoteknik mücadele destekleri belli oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bitkisel üretimde 2027 yılında sağlanacak biyolojik ve biyoteknik mücadele destek tutarları belli oldu.</p>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan "2025-2027 Yıllarında Yapılacak Bitkisel Üretime Yönelik Desteklemeler ile Diğer Bazı Tarımsal Desteklemelere Ödeme Yapılmasına Dair Tebliğ'de Değişiklik Yapılmasına İlişkin Tebliğ" Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, temel ve planlı üretim desteklemelerinde il/ilçe müdürlüğü tarafından her üretim yılında planlama kapsamındaki ürünlerin üretildiği alanların tamamı, planlama kapsamında olmayan ürünlerin üretim alanları ise örnekleme yöntemiyle kontrol edilecek.</p>
<p>Coğrafi bilgi sistemleri, uzaktan algılama veya insansız hava aracı ile gerçekleştirilen kontroller neticesinde yapılan tespitler için üretim yılı planlı üretim kontrol tutanağı, yerinde yapılan tespitler için üretim yılı planlı üretim arazi tespit tutanağı düzenlenecek.</p>
<p>Üreticilerin zeytin sineğine karşı biyoteknik mücadelede ruhsatlı olan feromon+tuzak desteğinden yararlanabilmeleri için bireysel olarak en az 20 dekar, 2027 yılında en az 10 dekar zeytinlik alanda biyoteknik mücadele yaptığını beyan etmesi gerekecek.</p>
<p>Bitkisel üretime bulaşan zararlı organizmalara karşı biyolojik ve biyoteknik mücadelenin yaygınlaştırılması ile kimyasal ilaç kullanımının azaltılması amacıyla kapalı ortamda ve açık alanda bitkisel üretimde, destekleme kapsamına alınan ürünler, zararlı organizmalar ve destekleme ödemesi üretim yılına ait belirlenen destek birim tutarları üzerinden yapılacak.</p>
<p>Açık alanda, aynı üründe iki farklı zararlı organizma için ruhsatlı biyolojik ve biyoteknik mücadele ürünlerinin kullanılması durumunda, her iki zararlı organizma mücadelesi ayrı ayrı destek kapsamında değerlendirilecek.</p>
<p>Münavebe uygulamaları kapsamında kuru tarım parsellerinde arpa, buğday, çavdar, tritikale ve yulaf ürünleri art arda ekilebilecek.</p>
<p>Hatay'ın Kumlu ve Reyhanlı havzalarında üretilen patates ve havuç ürünleri için sulu münavebe kuralları uygulanacak.</p>
<p><strong>Bitkisel üretimde biyolojik ve biyoteknik mücadele destekleri</strong></p>
<p>Tebliğ ile 2027 üretim yılı bitkisel üretimde biyolojik ve biyoteknik mücadele desteği ürün etmen ve destek birim tutarları da belirlendi. Buna göre, destek tutarı örtü altı için (paket) 6 bin 630 lira, açık alan için (paket) 2 bin 210 lira oldu.</p>
<p>Örtü altı (domates, biber, patlıcan, hıyar, kabak) üretiminde biyolojik mücadele için 5 bin 570 lira, biyoteknik mücadelede, feromon ve tuzak kullanan üreticilere 1060 lira, yalnızca feromon kullanan üreticilere ise 550 lira destek verilecek.</p>
<p>Açık alanda domateste biyoteknik mücadelede, feromon ve tuzak kullananlar 750 lira, domates güvesine karşı yalnızca feromon kullananlar ise 550 lira destekten faydalanacak.</p>
<p>Biyoteknik mücadele destek miktarı elma, bağ, nar, ayva ve armut için 1060 lira, zeytin için 550 lira olarak uygulanacak.</p>
<p>Şeftali ve nektarinde feromon ve tuzak kullananlar için 1060 lira, yalnızca feromon kullanan için ise biyoteknik mücadele destek miktarı 550 lira olarak belirlendi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tarimda-biyolojik-ve-biyoteknik-mucadele-destekleri-belli-oldu-91003</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/8/1280x720/tarim-1775795375.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2027 üretim yılı biyolojik ve biyoteknik mücadele kapsamında destek tutarı örtü altına 6 bin 630 lira, açık alanda 2 bin 210 lira olarak belirlendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
