<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/halkbank-karamanda-depolamali-ges-kuracak-89908</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 16:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Halkbank Karaman&#039;da depolamalı GES kuracak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Halkbank'ın, kamu bankacılığı misyonuyla Türkiye'nin sürdürülebilir büyümesine katkı sağlayacak stratejik adımlar atmaya devam ettiği bildirildi.</p>
<p>Banka açıklamasına göre, Halkbank bağlı ortaklığı Halk Elektrik Üretim AŞ aracılığıyla Karaman'da 100 megavat (MW) kapasiteli, yaklaşık 120 bin hanenin yıllık elektrik ihtiyacına eş değer enerji üretmesi hedeflenen "depolamalı güneş enerjisi santrali" (DGES) yatırımı yapacak.</p>
<p>Kurulacak yeni santralle Türkiye'nin yenilenebilir enerji kapasitesinin artırılmasına ve enerji arz güvenliğinin güçlendirilmesine katkı sağlanması hedefleniyor.</p>
<p><strong>"120 bin hanenin yıllık enerji ihtiyacını karşılayacak"</strong></p>
<p>Halkbank Genel Müdürü Recep Süleyman Özdil, projeyle yaklaşık 120 bin hanenin yıllık elektrik ihtiyacına karşılık gelen miktarda yenilenebilir enerji üretmeye hedefledeklerini belirtti.</p>
<p>Özdil, projenin yılda yaklaşık 175 bin ton karbon emisyonunu önlemesini ve yaklaşık 3 milyon ağacın yıllık karbon tutumuna eşdeğer çevresel fayda oluşturmasını öngördüklerini aktardı.</p>
<p>Yatırımın çevresel ve stratejik kazanımlarının yanı sıra Halkbank Grubu açısından da ekonomik değer oluşturmasını hedeflediklerini vurgulayan Özdil, "Bu yatırımla bağlı ortaklığımızın faaliyetlerini çeşitlendirmeyi ve finansal yapısını güçlendirmeyi hedefliyoruz. Santralimizin faaliyete geçmesiyle oluşturacağı ekonomik değerin, bağlı ortaklığımızın finansal performansını desteklemesini ve orta-uzun vadede Bankamızın iştirak gelirlerine katkı sağlamasını öngörüyoruz. Dolayısıyla bu projeyi yalnızca bir enerji yatırımı olarak değil, aynı zamanda sürdürülebilir ekonomik değer üreten uzun vadeli stratejik bir yatırım olarak değerlendiriyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"Ülkemizin enerji dönüşümünün desteklenmesini öncelik olarak görüyoruz"</strong></p>
<p>Enerji arz güvenliği ve sürdürülebilir üretimin Türkiye ekonomisi açısından stratejik öneminin giderek arttığını belirten Özdil, "Türkiye, yenilenebilir enerji kaynakları bakımından önemli bir potansiyele sahip. Bu potansiyelin ekonomiye kazandırılmasını, enerji arz güvenliğimizin güçlendirilmesini ve ülkemizin enerji dönüşümünün desteklenmesini stratejik bir öncelik olarak görüyoruz. Kamu bankacılığı anlayışımız doğrultusunda finansal gücümüzü ülkemizin uzun vadeli kalkınma hedefleriyle buluşturmayı önemsiyoruz." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p>Yatırımın Türkiye'nin 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefi ile Orta Vadeli Program ve On İkinci Kalkınma Planı kapsamında ortaya konulan yeşil dönüşüm politikalarıyla uyumlu olduğuna dikkati çeken Özdil, şunları kaydetti:</p>
<p>"Halkbank olarak finansal gücümüzü ülkemizin stratejik öncelikleriyle buluşturmaya devam edeceğiz. Enerji arz güvenliğini destekleyen, yenilenebilir enerji kaynaklarımızın ekonomiye kazandırılmasını sağlayan, dışa bağımlılığın azaltılmasına ve sürdürülebilir kalkınmaya katkı sunan yatırımlarda sorumluluk üstlenmeyi önemsiyoruz. Karaman'da hayata geçireceğimiz bu yatırımın ülkemize, Karaman'a ve Bankamıza hayırlı olmasını diliyorum."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/halkbank-karamanda-depolamali-ges-kuracak-89908</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/8/1280x720/recep-suleynam-ozdil-1792157660.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Karaman&#039;da kurulacak 100 megavat kapasiteli depolamalı güneş enerjisi santrali hakkında açıklamada bulunan Halkbank Genel Müdürü Recep Süleyman Özdil, &quot;Santralimizin faaliyete geçmesiyle oluşturacağı ekonomik değerin, bağlı ortaklığımızın finansal performansını desteklemesini ve orta-uzun vadede bankamızın iştirak gelirlerine katkı sağlamasını öngörüyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/buuye-30-bin-metrekarelik-modern-derslik-yatirimi-89901</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 15:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> BUÜ’ye 30 bin metrekarelik derslik yatırımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ), eğitim ve araştırma altyapısını güçlendirecek yeni yatırımlarını hizmete aldı. Yaklaşık 30,2 bin metrekare inşaat alanına sahip Merkezi Derslik Binası’nın yanı sıra Sanat Galerisi açılırken, üniversitenin kuruluşundan bugüne uzanan 50 yıllık tarihini kayıt altına alan “50. Yıl Kitabı” da tanıtıldı. Üniversitenin farklı fakültelerinden öğrencileri aynı çatı altında buluşturacak Merkezi Derslik Binası, eğitim altyapısına yönelik önemli bir yatırım olarak öne çıkıyor. Dört katlı ve 30 bin 199 metrekare inşaat alanına sahip yapı, farklı disiplinlerdeki öğrencilerin temel bilim derslerini ortak bir merkezde almasına imkan sağlayacak. Hizmete açılan yeni binada 4 büyük amfi, 5 küçük amfi, 5 büyük salon derslik ve 7 laboratuvar bulunuyor. Tıp, diş hekimliği, mühendislik, mimarlık, fen-edebiyat ve ziraat başta olmak üzere farklı fakültelerin öğrencilerinin kullanacağı tesis, lisansüstü öğrenciler için kameralı tez savunma salonunu da bünyesinde barındırıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad21d76d3014-1792154998.jpg" alt="" width="764" height="519" /></p>
<h2><strong>“Araştırma üniversitesi vizyonu”</strong></h2>
<p>BUÜ Rektörü Prof. Dr. Ferudun Yılmaz, yatırımların üniversitenin araştırma üniversitesi vizyonuna katkı sağlayacağını belirterek, farklı dönemlerdeki üniversite yönetimlerinin katkılarıyla başlatılan projenin tamamlanmasının önemine dikkat çekti. Yılmaz, temel hedeflerinin üniversiteyi ulusal ve uluslararası alanda daha güçlü bir konuma taşımak olduğunu ifade etti. Üniversitenin yeni Sanat Galerisi’nin açılışı da aynı program kapsamında gerçekleştirildi. Galerinin yanı sıra hazırlanan “50. Yıl Kitabı”, BUÜ’nün kurumsal geçmişini ve gelişim sürecini gelecek kuşaklara aktarmayı amaçlıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad21d95caebb-1792155029.jpg" alt="" width="724" height="547" /></p>
<h2><strong>“50 yıllık kurumsal hafıza kayıt altında”</strong></h2>
<p>Kitabın editörlerinden BUÜ Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hacer Karabağ Arslan, çalışmanın üniversite fikrinin ortaya çıktığı 1965 yılından başlayarak kuruluş ve gelişim aşamalarını kapsadığını belirtti. Arşiv belgeleri, eski gazete kayıtları ve dönemin aktörleriyle yapılan görüşmeler üzerinden hazırlanan eser, Bursa’da üniversite kurulması için yürütülen çalışmaların tarihsel sürecini ortaya koyuyor. Bursa Uludağ Üniversitesi’nin kuruluş süreci 11 Nisan 1975’te resmiyet kazanırken, kitapta üniversitenin kuruluşuna katkı sunan siyasetçi, bürokrat ve kent dinamiklerinin rolüne de yer veriliyor. Program, Sanat Galerisi ile “50 Yıllık Zaman Cetveli” sergisinin gezilmesi ve çalışmalara katkı sunan akademisyenlere plaket verilmesinin ardından sona erdi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/buuye-30-bin-metrekarelik-modern-derslik-yatirimi-89901</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/1/1280x720/buuye-30-bin-metrekarelik-modern-derslik-yatirimi-1792154971.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Uludağ Üniversitesi’nde 30 bin metrekarelik Merkezi Derslik Binası hizmete açıldı. Dört katlı binada 4 büyük, 5 küçük amfi, 5 büyük salon derslik ve 7 laboratuvar yer alırken, üniversitenin 50 yıllık tarihini anlatan kitap ile Sanat Galerisi de kamuoyuna tanıtıldı. BUÜ Rektörü Prof. Dr. Ferudun Yılmaz, yatırımların üniversitenin araştırma üniversitesi vizyonuna katkı sağlayacağını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yilmaz-bu-butce-turkiye-yuzyili-vizyonumuzun-somut-bir-yansimasidir-89891</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 14:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yılmaz: Bu bütçe Türkiye Yüzyılı vizyonumuzun somut bir yansımasıdır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde, 2027 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Bağlama Töreni'nde konuştu.</p>
<p>Yılmaz, 2027 yılı bütçe kanunu teklifini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) sunacaklarını söyledi.</p>
<p>2027 yılı bütçesini makroekonomik istikrarı koruyan, dezenflasyon sürecini destekleyen, kamu kaynaklarını etkin kullanan, yatırımı, istihdamı, üretimi ve ihracatı güçlendiren, ekonominin dış şoklara karşı dayanıklılığını artıran ve toplumsal refahı gözeten bir anlayışla hazırladıklarını belirten Yılmaz, ortak akıl ve ilgili paydaşların katkılarıyla şekillendirilen bütçenin, Türkiye'nin küresel rekabet gücünü daha da ileri taşırken, büyüme ve refah artışının toplumun tüm kesimlerine daha güçlü, dengeli ve kapsayıcı biçimde yansıtılmasını sağlayacağını ifade etti.</p>
<p>"2027 yılı bütçemiz, zorlu bölgesel ve küresel koşullar karşısında, ekonomimizin güvenliğini ve direncini pekiştiren, Türkiye'nin üretim gücünü ve rekabet kapasitesini dönüştüren, kazanımlarımızı kalıcı sosyal refaha taşıyan bir 'dayanıklılık, refah ve dönüşüm' bütçesidir." diyen Yılmaz, 2027 yılı bütçesinin AK Parti hükümetlerinin 25'inci, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin 9'uncu, Türkiye Yüzyılı'nın 4'üncü bütçesi olduğunu hatırlattı.</p>
<p>Cevdet Yılmaz, şöyle konuştu:</p>
<p>"Geçmiş kazanımlarımız zemininde 2027 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifimiz, yeşil ve dijital dönüşüm politikaları ile üretim süreçlerinde verimliliği ve rekabetçiliği bütüncül olarak artırmayı amaçlayan bir bütçedir. 2027 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifimiz çiftçisiyle, işçisiyle, esnafıyla, sanayicisiyle, çalışanı ve emeklisiyle, kadınıyla, erkeğiyle, çocuğuyla, genciyle, yaşlısıyla ve engellisiyle toplumun tüm kesimlerinin ihtiyaçları ve talepleri gözetilerek hazırlanmış, her kaleminde 81 ilimizin, ülkemizin ve milletimizin gereksinimleri düşünülmüştür.</p>
<p>Bütçemiz, kamu hizmetlerinin kaliteli, adil ve kapsayıcı bir şekilde sunulmasını esas alarak yatırımı, istihdamı, üretimi ve ihracatı destekleyen ve sosyal refahı artıran bir yaklaşımla hazırlanmıştır. Asrın felaketi olarak nitelendirdiğimiz depremden etkilenen bölgelerde yeniden yapılanma süreci büyük ölçüde tamamlanmıştır. Bu bütçe ve sonraki bütçelerimizde şehirlerimizi afetlere dirençli hale getirmek temel önceliklerimizden olmaya devam edecektir. 2027 yılı bütçemizde kentsel dönüşüm ödeneklerini yüzde 176 artışla 276 milyar liraya yükseltiyoruz."</p>
<p>Yılmaz, dar gelirlilere, engellilere ve yeni evlenecek gençlere yönelik sosyal konut yapımını hızlandırdıklarını, kira artışlarını sınırlandırmak ve barınma ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla sosyal konut ve kiralık sosyal konut imkanını yaygınlaştıracaklarını dile getirerek savunma ve güvenlik kapasitesini, ülkenin içinde bulunduğu stratejik coğrafya ve çevresindeki güvenlik risklerini de dikkate alarak güçlendirmeyi sürdüreceklerini bildirdi.</p>
<p>Savunma sanayisinde, kritik savunma teknolojilerinde dışa bağımlılığın azaltılmasını, sürdürülebilir teknolojik üstünlüğün sağlanmasını, katma değerli ihracatın desteklenmesini ve bu alandaki kazanımların sivil alana, sivil endüstrilere yayılmasını hedeflediklerini anlatan Yılmaz, şunları kaydetti:</p>
<p>"Geçtiğimiz yıl Orta Vadeli Program'ın hazırlanmasından sonra küresel görünümde önemli değişimler yaşanmıştır. Ticaret ortaklarımızın büyüme beklentileri önemli oranda aşağı yönlü güncellenirken, Orta Doğu'da artan jeopolitik gerilimler enerji piyasalarında yeni riskler ortaya çıkarmış ve petrol fiyatlarında belirgin yükselişlere neden olmuştur. Bu gelişmeler küresel büyüme ve ticaret görünümünü zayıflatırken, enerji maliyetleri ve yeniden güçlenen enflasyon baskıları birçok ülkede sıkı finansal koşulların beklenenden daha uzun süre devam etmesine yol açmıştır."</p>
<p><strong>"Yatırım, istihdam, üretim ve ihracatta önemli kazanımlar elde ettik"</strong></p>
<p>Uluslararası Para Fonunun (IMF) açıkladığı son tahminlere göre, küresel büyüme oranının 2025 yılındaki yüzde 3,5'ten 2026'da yüzde 3,1'e gerileyeceğinin beklendiğini aktaran Yılmaz, 2027 yılında ise küresel büyümenin yüzde 3,4'e, küresel ticaret hacmi artışının ise yüzde 4,7'ye yükselerek bir miktar toparlanmasının beklendiğini söyledi.</p>
<p>Cevdet Yılmaz, küresel ekonomideki bu gelişmelere karşı Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliğinde uyguladığı istikrarlı politikalar, güçlü altyapısı, stratejik konumu ve kurumsal kapasitesi sayesinde sağlam duruşunu koruduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:</p>
<p>"Makroekonomik temellerimiz sağlamdır. Zorlu küresel ve bölgesel koşullara rağmen Programımızın kararlılıkla uygulanması sayesinde yatırım, istihdam, üretim ve ihracatta önemli kazanımlar elde ettik. Ekonomimiz, küresel finansal koşulların sıkılaştığı, dış talebin zayıfladığı ve maliyet baskılarının arttığı bir dönemde dahi büyümesini sürdürmüştür. 2025 yılında yüzde 3,7 oranında büyüyen ekonomimizin 2026 yılını yüzde 3,3 büyüme ile kapatmasını bekliyoruz. Bu dönemde yatırımların özel tüketimden daha hızlı artması, üretim kapasitemizi güçlendirmiş ve büyümenin niteliğini iyileştirmiştir. Bu görünüm, enflasyonla mücadeleyle uyumlu, dengeli ve sağlıklı bir büyüme kompozisyonunun oluştuğunu göstermektedir. 2027 yılında küresel görünümde beklenen iyileşmenin ve dış talepteki toparlanmanın katkısıyla büyümemizin yüzde 4,2 seviyesine yükseleceğini öngörüyoruz. Özellikle 2027'nin ticaret ortaklarımızda büyümenin ivmeleneceği bir yıl olacağı tahmin edilmektedir. Bu da ihracatımız ve dengeli büyüme perspektifimiz açısından bizlere önemli bir imkan sunmaktadır. Program dönemi boyunca verimlilik odaklı politikalarla büyümenin kademeli olarak hızlanmasını ve program dönemi sonunda yüzde 5 seviyesine ulaşmasını hedefliyoruz."</p>
<p><strong>"Orta-yüksek ve yüksek teknolojinin ihracatımızdaki payı yüzde 44'e yükselmiş durumdadır"</strong></p>
<p>Bu süreçte üretim faktörlerinin daha etkin kullanımını sağlayacaklarını, toplam faktör verimliliğini artıracaklarını, teknolojik dönüşümü hızlandıracaklarını ve yenilikçilik kapasitesini güçlendireceklerini belirten Yılmaz, tarımda verimliliği, sanayide teknoloji yoğunluğunu ve hizmetler sektöründe yüksek katma değerli faaliyetleri destekleyerek, ekonominin üretim kapasitesini kalıcı biçimde artıracaklarını ifade etti.</p>
<p>Yılmaz, beşeri sermayenin niteliğini güçlendiren politikaları sürdürürken kamu yatırımlarının özel sektör yatırımlarını tamamlayıcı ve harekete geçirici rolünü daha da güçlendireceklerinin altını çizerek şunları kaydetti:</p>
<p>"İş gücü piyasamızın dirençli yapısı korunmaktadır. 2026 yılında istihdamın artış eğilimine girmesini ve işsizlik oranının yüzde 8,1 seviyesine gerilemesini bekliyoruz. 2027 yılında büyümedeki ivmelenmenin etkisiyle istihdamın 657 bin kişi artacağını, iş gücüne katılım oranının yüzde 53,4'e yükseleceğini ve işsizlik oranının yüzde 8'e gerileyeceğini öngörüyoruz. Küresel ticarette yaşanan belirsizliklere rağmen ihracatımız güçlü performansını sürdürmektedir. 2026 yılının Ocak-Eylül döneminde, ihracatımız yüzde 5,2 artışla 211 milyar dolara ulaşmış, yıllıklandırılmış bazda ise 283,7 milyar dolar ile tarihi yüksek seviyesine çıkmıştır. 125 milyar dolar seviyesine ulaşan hizmet ihracatımızı da dikkate aldığınızda, toplam mal ve hizmet ihracatımızın 410 milyar dolar seviyelerine çıkmasını bekliyoruz. Yıllıklandırılmış ihracatın yıl sonu tahminimizi aşmış olması, ihracat performansımızın olumlu seyrini ortaya koymaktadır."</p>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, ihracattaki artışın yalnızca miktar bakımından değil, nitelik bakımından da önemli bir dönüşüme işaret ettiğini belirterek, "2000'li yılların başında orta-yüksek ve yüksek teknolojinin ihracatımızdaki payı yüzde 28 civarındayken bugün geldiğimiz noktada bu yıl için bu pay yüzde 44'e yükselmiş durumdadır. Bunu yüzde 50'nin üzerine çıkardığımızda ekonomimizin niteliksel dönüşümü çok daha belirgin bir hale gelecektir. Cari açığımızın ise savaş kaynaklı geçici yükselişe rağmen 2026 yılında yüzde 2,6 düzeyinde oldukça yönetilebilir seviyede kalması beklenmektedir." dedi.</p>
<p>Gelecek dönemde ticaret diplomasisini güçlendirmeye, ürün ve pazar çeşitliliğini artırmaya, markalaşmayı desteklemeye, yeşil ve dijital dönüşümü hızlandırmaya ve ihracatçıların finansmana erişimini kolaylaştırmaya devam edeceklerini bildiren Yılmaz, "Genel finansal koşullardaki iyileşmeye paralel bir şekilde seçici bazda reel sektörümüzü destekleyici finans programlarını devreye almayı sürdüreceğiz. Hizmet ihracatında yakaladığımız güçlü performansı da koruyarak dış dengemize katkı sağlayacağız." diye konuştu.</p>
<p>Gelecek yıl cari açığın yeniden yüzde 2'nin altına inmesini beklediklerini söyleyen Yılmaz, "Bölgesel gelişmeler ve enerji fiyatlarındaki yükselişin ithalat değeri üzerindeki baskısı geçici olup dış ticaretimizi daha sağlam temellere kavuşturmak amacıyla ihracatı artıran, enerji arz güvenliğini güçlendiren ve enerji ithalatına bağımlılığı azaltan politikalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz, sürdüreceğiz. Enerji bizim için en öncelikli alanlardan biri olmaya devam edecektir." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"Programımızın temel önceliği fiyat istikrarıdır"</strong></p>
<p>"Orta Vadeli Programla uyumlu şekilde dezenflasyon sürecini destekliyor, bütçe açığını kademeli olarak azaltıyor ve kamu borçluluğunu güçlü görünümünü koruyacak seviyede tutuyoruz" diyen Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz konuşmasını şöyle sürdürdü:</p>
<p>"2024 Haziran ayında başlayan dezenflasyon sürecinde önemli ilerleme kaydedilmiştir. 2026 yılında enerji ve emtia fiyatlarındaki gelişmeler nedeniyle dönemsel dalgalanmalar yaşansa da enflasyonun ana eğilimindeki iyileşme devam etmektedir. Programımızın temel önceliği fiyat istikrarıdır. Bu doğrultuda para politikasındaki kararlı duruşu mali disiplin ve gelirler politikalarıyla desteklemeye devam edilecektir. Uzun bir aradan sonra eylülde yüzde 30'un altına inen enflasyon oranının, yıl sonunda yüzde 28,4 olacağını tahmin ediyoruz. Sosyal konut ve gıda başta olmak üzere arz yönlü politikalar ile bu düşüşü devam ettireceğiz. Bu politika çerçevesiyle tüketici enflasyonunun 2027 yılı sonunda yüzde 21 seviyesine gerilemesini öngörüyoruz. Orta vadede ise kalıcı tek haneli enflasyona ulaşmayı hedefliyoruz."</p>
<p>Mali disiplin, fiyat istikrarı ve yapısal dönüşümü birlikte ilerleten bu yaklaşımın, ekonominin dayanıklılığını güçlendirirken sürdürülebilir büyüme ve kalıcı sosyal refah hedeflerine ulaşmanın da temel güvencesi olacağını vurgulayan Yılmaz, böylece üretim, verimlilik ve ihracat odaklı dönüşümü sürdürerek fiyat istikrarıyla uyumlu, dengeli, sürdürülebilir ve kapsayıcı büyüme anlayışını daha da güçlendireceklerini söyledi.</p>
<p>Cevdet Yılmaz, "Elde edilen kazanımların toplumun tüm kesimlerine yansıdığı, ekonomik güvenliğin ve toplumsal refahın güçlendiği bir ortamda Türkiye Yüzyılı hedeflerimize kararlılıkla ilerlemeye devam edeceğiz." dedi.</p>
<p><strong>"Tüm bu olumsuz gelişmelere rağmen bütçe disiplininden taviz vermedik"</strong></p>
<p>2026 bütçesinde 18 trilyon 979 milyar lira gider, 16 trilyon 266 milyar lira gelir öngörüldüğünü hatırlatan Yılmaz, bütçe açığının ise gayrisafi yurt içi hasılaya oranının yüzde 3,5 olarak tahmin edildiğini belirtti.</p>
<p>2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program'da 2026 bütçe giderlerinin 19 trilyon 660 milyar lira, bütçe gelirlerinin 17 trilyon 28 milyar lira, bütçe açığının gayrisafi yurt içi hasılaya oranı ise yüzde 3,1 olarak revize edildiğini kaydeden Yılmaz, gelirlerin de giderlerin de yukarı doğru revize edildiğini söyledi.</p>
<p>Ancak gelirlerin oransal olarak giderlerden daha fazla artması sonucunda bütçe açığının milli gelire oranında 0,4 puan civarında bir düşüşün söz konusu olduğuna işaret eden Yılmaz, "Başlangıçta öngörülen göre çok daha iyi bir bütçe açığıyla bu yılı kapatacağımızı öngörüyoruz." diye konuştu.</p>
<p>Yakın coğrafyada ve dünyada yaşanan savaş ve gerginlikler sonucunda petrol başta olmak üzere enerji ve emtia fiyatlarında önemli artışlar yaşandığının altını çizen Yılmaz, yaşanan gelişmelerden kaynaklı enflasyon etkisi nedeniyle kamu personel ve sosyal güvenlik giderlerinde ilave harcama yapma gerekliliği doğduğunu belirtti.</p>
<p>Girdi fiyatlarındaki artışa bağlı olarak enerji desteklerinde ilave maliyetler oluştuğunu da belirten Yılmaz, enerji fiyatlarındaki artış etkisinin bu kalemlerle sınırlı kalmadığını, mal ve hizmet alımları başta olmak üzere bütçenin diğer giderlerinde de artışlara sebep olduğunu kaydetti.</p>
<p>Petrol fiyatlarının yükselmesinden vatandaşın sınırlı düzeyde etkilenmesini teminen akaryakıttan alınan özel tüketim vergisinde indirim sağlandığını hatırlatan Yılmaz, "Tüm bu olumsuz gelişmelere rağmen bütçe disiplininden taviz vermedik. Bütçe açığının gayrisafi yurt içi hasılaya oranının yüzde 3,1 seviyesinde gerçekleşeceğini öngörüyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"Bütçe açığının gayri safi yurt içi hasılaya oranını öngördüğümüz rakamların altına indirmeyi başardık"</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz şunları kaydetti:</p>
<p>"2021'den bu yana, ülkemizde yaşanan depremin bütçe açığına etkisinin yüksek olduğu, 2023 hariç bütçe açığının gayri safi yurt içi hasılaya oranını bütçede öngördüğümüz rakamların altına indirmeyi başardık. 2024, 2025 ve 2026'da başlangıçta öngördüğümüz bütçe açığından daha iyi sonuçla yılı kapatmış olduk. Bu da mali disipline verdiğimiz önemin çok açık bir göstergesidir. 2024'te hayata geçirilen tasarruf tedbirleri ile izleme, denetleme, raporlama ve yaptırım modelini güçlü ve kararlı bir şekilde uygulamaktayız. Tasarruf tedbirleri kapsamındaki harcamaların bütçe içindeki payının, uzun dönem ortalaması olan yüzde 4,6'dan, 2024 yılında yüzde 3,1, 2025 yılında ise yüzde 2,9 seviyesine düşmesi sağlanmıştır. Bu da tasarruf genelgelerimizin etkinliğini ortaya koyan önemli bir rakamdır. Kamu borcunun milli gelire oranı, son yıllardaki olağanüstü afet harcamalarına rağmen tarihsel olarak düşük seviyelerde bulunmakta ve uluslararası karşılaştırmalarda güçlü görünümünü korumaktadır. 2002 yılında AB tanımlı genel devlet borç stokunun gayrisafi yurtiçi hasılaya oranı yüzde 71'in üzerindeyken, 2026 yılının ilk çeyreğinde bu oran yüzde 23,1'e, ikinci çeyreğinde ise yüzde 22,3'e gerilemiştir."</p>
<p>Cevdet Yılmz, 2002'de faiz giderlerinin bütçe içindeki payının yüzde 43,2 iken 2026 itibarıyla yüzde 14,4 olmasının beklendiğini belirterek, "Dünyamızda risklerin, belirsizliklerin arttığı, dönüşüm ihtiyacının güçlendiği bir dönemde düşük kamu borçluluk oranıyla Türkiye'nin bu sürece girmiş olması, geleceğe dönük en önemli avantajlarımızdan bir tanesidir." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>"Yıl sonunda bütçe açığının gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 3,1 olarak öngörülmektedir"</strong></p>
<p>2023-2026 döneminde, deprem bölgesinin ihyası için güncel fiyatlarla 5,4 trilyon lira harcandığını, bunun 104 milyar dolara karşılık geldiğini bildiren Yılmaz, 6 Şubat depremleri sonrasında vatandaşın ihtiyaçlarının hızla karşılandığını, imar ve ihya çalışmalarına ivedilikle başlandığını anımsattı.</p>
<p>Toplam 455 bin 357 bağımsız bölümün inşası tamamlanarak tesliminin yapıldığını dile getiren Yılmaz, organize sanayi bölgeleri, şehir altyapıları, okullar, hastaneler ve kamu binalarının yenilendiğini hatırlattı.</p>
<p>Cevdet Yılmaz, 2023'te bütçe açığının gayrisafi yurt içi hasılaya oranının yüzde 5,1 olarak gerçekleştiğini, deprem harcamaları hariç bu oranın yüzde 1,6 seviyesinde olduğunu belirterek, 2024'te yüzde 4,7 olarak gerçekleşen bütçe açığının gayrisafi yurt içi hasılaya oranı, deprem harcamaları hariç tutulduğunda yüzde 3 seviyesinde olduğunu kaydetti.</p>
<p>2025'te yüzde 2,9 olarak gerçekleşen bütçe açığının gayrisafi yurtiçi hasılaya oranının, deprem harcamaları hariç tutulduğunda yüzde 2,1 seviyesinde olduğunu, "2026 yılı sonunda bütçe açığının gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 3,1 olarak öngörülmektedir. Deprem harcamaları hariç bu oran yüzde 2,3 seviyesindedir." bilgisini verdi.</p>
<p><strong>2027 Yılı Bütçe Teklifine ilişkin temel rakamlar</strong></p>
<p>Bütçe kanun teklifinin, kamu idarelerine ait ödenek tutarları ve gelir kalemlerine ilişkin tahminleri içerecek şekilde hazırlandığını dile getiren Yılmaz, 2027 Yılı Bütçe Teklifine ilişkin temel rakamları paylaştı.</p>
<p>2027 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi kapsamında, 230 kamu idaresinin bütçesinin bulunduğunu bildiren Yılmaz, "Önümüzdeki yıl milli gelirimizin 111 trilyon lira seviyesinde olmasını bekliyoruz. Bu büyüklük içinde, 2027 yılında bütçe giderlerinin 27 trilyon 276 milyar lira, bütçe gelirlerinin ise 23 trilyon 408 milyar lira olacağını öngörmekteyiz. 2027 yılında bütçe açığının gayri safi yurtiçi hasılaya oranının yüzde 3,5 olarak gerçekleşeceğini tahmin ediyoruz. Deprem harcamaları hariç bütçe açığının gayrisafi yurtiçi hasılaya oranının yüzde 2,8 seviyesinde gerçekleşmesini bekliyoruz." bilgisini paylaştı.</p>
<p>Bütçenin, düşük bir oranda da olsa 2025'ten başlayarak faiz dışı fazla verdiğine dikkati çeken Yılmaz, gelecek yıl da bu eğilimin devam etmesini öngördüklerini belirtti.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz şunları kaydetti:</p>
<p>"2027 yılı bütçe gelirlerinin alt kalemleri şu şekildedir; gelir vergisi 5 trilyon 533 milyar lira, kurumlar vergisi 2 trilyon 223 milyar lira, özel tüketim vergisi 3 trilyon 284 milyar lira, katma değer vergisi 5 trilyon 681 milyar lira, diğer vergi gelirleri 3 trilyon 184 milyar lira, vergi dışı gelirler ise 3 trilyon 502 milyar liradır. 2027 yılı bütçe ödeneklerinin ekonomik sınıflandırmaya göre dağılımı şu şekildedir: Personel giderleri 7 trilyon 117 milyar lira, mal ve hizmet alım giderleri 2 trilyon 184 milyar lira, cari transferler 10 trilyon 240 milyar lira, sermaye giderleri 1 trilyon 855 milyar lira, sermaye transferleri 750 milyar lira, borç verme giderleri 613 milyar lira, yedek ödenekler 542 milyar lira, faiz giderleri 3 trilyon 975 milyar liradır."</p>
<p>Yılmaz, gelecek hafta TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda yapacağı sunumda bütçe teklifine ilişkin daha detaylı bilgiler paylaşacağını, ancak temel politika alanlarına ayırdıkları kaynaklara ilişkin de bazı önemli bilgileri paylaşmak istediğini ifade etti.</p>
<p>AK Parti hükümetleri ve Cumhur İttifakı olarak eğitimi her zaman en öncelikli mesele olarak gördüklerini vurgulayan Yılmaz, "Milli Eğitim Bakanlığına 2027 yılı bütçesinde 2 trilyon 459 milyar lira ödenek öngördük. 2002 yılında Milli Eğitim Bakanlığında öğretmen sayısı yaklaşık 510 bin kişi iken 2026 Ekim ayı itibarıyla öğretmen sayımız 1 milyon 40 bin kişiye ulaşmıştır. Yükseköğretim kurumları bütçelerini 2027 yılında 872 milyar liraya çıkarıyoruz. Yükseköğretimi de dahil ettiğimizde eğitim bütçemizi 2027 yılında 3 trilyon 747 milyar liraya yükseltiyoruz. Böylece merkezi yönetim bütçesinden yüzde 13,7 oranıyla en büyük payı yine eğitime ayırıyoruz." diye konuştu.</p>
<p>Türkiye'nin, PISA 2025 sonuçlarına göre OECD ülkeleri arasında puanını en fazla artıran ülke olduğuna işaret eden Yılmaz, "Bu rastgele veya 1 yıllık bir çabayla oluşmuş bir sonuç değil. Son çeyrek asırda eğitime yaptığımız yatırımlar, öğretmeniyle, altyapısıyla, müfredatıyla gerçekleştirdiğimiz gelişmeler bu sonucun alınmasına zemin hazırlamıştır. Başta Cumhurbaşkanı'mız ve Milli Eğitim Bakanlarımız olmak üzere emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyorum." ifadesini kullandı.</p>
<p><strong>"Sağlık hizmetleri için 2 trilyon 134 milyar lira kaynak ayırıyoruz"</strong></p>
<p>Yılmaz, AK Parti hükümetleri döneminde eğitimle birlikte en fazla önem verdikleri konuların başında sağlığın geldiğini belirterek, "Vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerinden en iyi şekilde yararlanmasını sağlamak amacıyla merkezi yönetim bütçesinden sağlık hizmetleri için 2 trilyon 134 milyar lira kaynak ayırıyoruz. Sağlık Bakanlığı ve yükseköğretim kurumları ile Sosyal Güvenlik Kurumundan yapılacak sağlık harcamaları da dikkate alındığında sağlık alanına ayrılan toplam kaynak 4 trilyon 532 milyar liraya ulaşmaktadır." dedi.</p>
<p>Sosyal devlet anlayışıyla, ülkenin ürettiği refahı toplumun her kesimine adil ve kapsayıcı biçimde ulaştırmayı hedeflediklerini dile getiren Yılmaz, şöyle devam etti:</p>
<p>"Sosyal yardım ve destekler için 2027 yılı bütçemizde 1 trilyon 341 milyar lira kaynak ayırdık. Bu tutar 2027 yılı bütçesinin yüzde 4,9'una denk gelmektedir. 2027 yılında sosyal konut finansmanının desteklenmesi amacıyla geçen yıla göre yüzde 150 artışla 250 milyar lira, ödeme gücü olmayan vatandaşlarımızın sağlık primi giderlerini karşılamak amacıyla 186 milyar lira, 65 yaş üstü yaşlılarımız, bakıma ihtiyacı olan engelli vatandaşlarımız ve yakınlarına bağlanan aylıklar kapsamında 132 milyar lira, engelli vatandaşlarımızın evde bakımına destek amacıyla 109 milyar lira, engelli vatandaşlarımızın eğitim desteği için 90 milyar lira, doğum yardımı ödemeleri için 84 milyar lira, ekonomik yoksunluk içinde olan çocuklarımızın aileleri yanında yetişmelerine imkan sağlayan sosyal ve ekonomik destek ödemeleri için 29 milyar lira, engellilerin eğitim taşıma giderleri için 19 milyar lira, koruyucu aile uygulaması kapsamında ise yaklaşık 4 milyar lira kaynak ayırdık."</p>
<p><strong>"Enerji sübvansiyonlarına 605 milyar lira kaynak öngörülüyor"</strong></p>
<p>Yılmaz, vatandaşların refahını artırmak üzere bütçede yer alan diğer sosyal destek kaynaklarına da değindi.</p>
<p>Enerji sübvansiyonlarına 2021'de başlandığını hatırlatan Yılmaz, vatandaşların daha ucuz elektrik ve doğal gaz kullanabilmeleri için 2027 yılı bütçesinde yüzde 62 artışla 605 milyar lira kaynak öngörüldüğünü söyledi.</p>
<p>Yılmaz, 2027'de yüzde 3,5 olması öngörülen bütçe açığının gayri safi yurtiçi hasılaya oranının 0,5 puanlık kısmının enerji sübvansiyonları desteklerinden kaynaklandığını belirterek, "Ekim ayında mesken aboneleri için düşük kademede doğal gazda yüzde 56, elektrikte düşük kademede yüzde 53 oranında faturalarda devlet desteği uygulandığını ifade etmek istiyorum." diye konuştu.</p>
<p>2022 yılından itibaren asgari ücrete kadar olan tüm ücretlerin vergi dışı bırakıldığına dikkati çeken Yılmaz, "Bu kapsamda vergi istisnası yoluyla 2027 yılında tüm çalışanlarımızın gelirlerine 1 trilyon 460 milyar lira katkı sağlamış oluyoruz. Doğal gaz ve elektrikteki devlet destekleri ile asgari ücret tutarına kadar olan tüm ücretlerin vergi dışı tutulmasını da dikkate aldığımızda sosyal harcamalara ayrılan kaynağın toplamda 3 trilyon 406 milyar liraya ulaştığını görüyoruz. Bu tutarın bütçemize oranı yüzde 12,5 seviyesindedir." ifadesini kullandı.</p>
<p><strong>"Tarım sektörü yatırım ödenekleri için 268 milyar lira imkan sağlıyoruz"</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, tarımı stratejik bir sektör olarak ele aldıklarını ve bu doğrultuda 2027 yılı bütçesinde toplam 1 trilyon 305 milyar lira imkan sağladıklarını belirterek, "Bu kapsamda, tarım sektörü vergi harcamaları için 342 milyar lira, tarımsal kredi desteği için 325 milyar lira, tarım sektörü yatırım ödenekleri için 268 milyar lira, tarımsal destek programları için 235 milyar lira, tarımsal KİT'lerin finansmanı, müdahale alımları ve ihracat destekleri için 135 milyar lira imkan sağlıyoruz." dedi.</p>
<p>Çiftçinin mazot maliyetinin yüzde 50'sini, gübre maliyetinin ise yüzde 25'ini karşıladıklarını hatırlatan Yılmaz, şunları söyledi:</p>
<p>"Tarımsal kredilerde faiz giderinin ortalama yüzde 70'i Hazinemiz tarafından karşılanmaktadır. Son 2 yıl içinde önemli ölçüde artırdığımız reel sektör desteklerine 2027 yılında da devam ediyoruz. Yatırım, istihdam, üretim ve ihracat odaklı ve dengeli büyüme stratejimizi sürdürüyoruz. Reel kesim destekleri için bütçemizde tarımsal krediler sübvansiyon desteği hariç 658 milyar lira ödenek öngörüyoruz. Bu kapsamda, Sosyal Güvenlik Kurumu işveren prim desteği ödemeleri için 351 milyar lira, Halk Bankası esnaf kredileri sübvansiyon desteği için 92 milyar lira, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı teşvik ödemeleri için 73 milyar lira, ihracat destekleri için 65 milyar lira, diğer reel sektör destekleri için 78 milyar lira kaynak ayırdık."</p>
<p><strong>"Türkiye Cumhuriyeti bir değişim değil, bir devrim yaşamıştır"</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, 2027 yılı bütçesinde deprem hasarlarının giderilmesi ve afetlere karşı dirençliliğin artırılması için 769 milyar lira tutarında ödenek öngörüldüğünü bildirdi.</p>
<p>Türkiye sanayisinin en önemli ve kritik alanlarından olan savunma sanayi ekosisteminin dışa bağımlılığını asgari seviyeye indirdiklerini belirten Yılmaz, "Bu alanda son çeyrek asırda Türkiye Cumhuriyeti bir değişim değil, bir devrim yaşamıştır. Bugün dünyamızın geldiği şartlar bu tercihi zamanında yapmış olmamızın ne kadar kıymetli olduğunu göstermektedir. Bu da rastgele olmamıştır. Sayın Cumhurbaşkanı'mızın güçlü iradesiyle ve öngörüsüyle gerçekleşmiştir." diye konuştu.</p>
<p>Yılmaz, şöyle dedi:</p>
<p>"Milli Savunma Bakanlığı bütçesinde savunma harcamalarının önemli bir kısmını oluşturan silah, mühimmat, silah sistemleri ve diğer savunma araçları alımlarına ilişkin ödeneklerde yüzde 229 artış yapılmıştır. Diğer savunma harcamaları ile birlikte toplam savunma harcamaları için 2 trilyon 206 milyar lira, iç güvenlik harcamaları için ise 1 trilyon 248 milyar lira ödenek öngörüyoruz. Mahalli idarelerimizi de güçlendirmeye devam ediyoruz. Büyükşehir ve diğer belediyelerimiz ile il özel idarelerimize ayırdığımız toplam kaynağı 2 trilyon 384 milyar liraya çıkarıyoruz. 2002 yılında yerel yönetimlere ayrılan kaynağın bütçe içindeki payı yüzde 4 civarındaydı, bugün geldiğimiz noktada bu oran yüzde 8,7'ye çıkmış durumdadır. Sulama projelerinden demir yollarına, iltisak hatlarından deniz yolu yatırımlarına, petrol ve doğal gaz arama faaliyetlerinden madencilik projelerine kadar pek çok alanda yatırımlarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. 2027 yılı bütçemizde yatırımlara ayırdığımız kaynağı 2 trilyon 849 milyar liraya yükseltiyoruz. Bu tutar, 2027 yılı bütçemizin yüzde 10,4'üne denk gelmektedir."</p>
<p><strong>"Güçlü ve itibarlı Türkiye yürüyüşümüzü sürdüreceğiz"</strong></p>
<p>2027 yılı bütçesini insan odaklı ve sosyal adaleti gözeten bir anlayışla hazırladıklarını belirten Yılmaz, bütçeyi Anayasa'da öngörülen süresi içinde TBMM'nin takdirlerine sunduklarını dile getirerek, "Bu bütçe, güçlü aile, güçlü ülke, dijital kalkınma, sosyal adalet ve yeşil dönüşüm ilkeleri etrafında şekillenen Türkiye Yüzyılı vizyonumuzun somut bir yansımasıdır. 2027 yılı bütçemizle, eğitimi, sağlığı, enerjiyi, tarımı ve sanayiyi kapsayan bütüncül kalkınma vizyonumuz doğrultusunda güçlü ve itibarlı Türkiye yürüyüşümüzü sürdüreceğiz." ifadesini kullandı.</p>
<p>Yılmaz, 2027 yılı bütçesiyle ülkenin ekonomik gücünü ve uluslararası rekabet kapasitesini artırırken, dış politikada milli çıkarları gözeten, barış ve istikrara katkı sunan dengeli ve vizyoner bir anlayışla Türkiye'nin küresel etkinliğini daha da güçlendireceklerini söyledi.</p>
<p>2027 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi'nin hayırlı olmasını dileyen Yılmaz, "Cumhurbaşkanı'mız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a güçlü liderliği, kararlılığı ve ortaya koyduğu vizyon için şükranlarımı sunuyorum. Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı başta olmak üzere bütçe teklifinin oluşturulmasına katkıda bulunan tüm kamu kurum ve kuruluşlarımıza gönülden teşekkür ediyor, hepinizi bir kez daha saygı ve sevgiyle selamlıyorum." dedi.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz'ın konuşmasının ardından Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hakkı Susmaz, Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı İsmail İlhan Hatipoğlu ile Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı İbrahim Şenel'in katılımıyla bütçe bağlama töreni yapıldı.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yilmaz-bu-butce-turkiye-yuzyili-vizyonumuzun-somut-bir-yansimasidir-89891</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/9/1/1280x720/74-1792151967.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2027 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Bağlama Töreni&#039;nde konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı, &quot;Bu bütçe, güçlü aile, güçlü ülke, dijital kalkınma, sosyal adalet ve yeşil dönüşüm ilkeleri etrafında şekillenen Türkiye Yüzyılı vizyonumuzun somut bir yansımasıdır.&quot; dedi.  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/piyasanin-yil-sonu-ve-12-ay-sonrasi-icin-enflasyon-beklentisi-artti-89888</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 14:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasanın yıl sonu ve 12 ay sonrası için enflasyon beklentisi arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), ekim ayı Piyasa Katılımcıları Anketi'ni açıkladı.</p>
<p>Buna göre Tüketici Fiyat Endeksi'nde (TÜFE) yıl sonu artış beklentisi yüzde 29,61'den yüzde 29,63'e yükseldi.</p>
<p>TCMB, reel ve finansal sektör temsilcileri ile profesyonellerden oluşan 71 katılımcıyla gerçekleştirdiği ekim ayı Piyasa Katılımcıları Anketi'ni yayımladı.</p>
<p>Buna göre, geçen ay yüzde 1,97 olan ekim ayı TÜFE artışı beklentisi, bu anket döneminde yüzde 2,11'e çıktı.</p>
<p>TÜFE'de artış beklentisi yıl sonu için yüzde 29,61'den yüzde 29,63'e, 12 ay sonrası için yüzde 23,70'ten yüzde 23,89'a yükselirken 24 ay sonrası için ise yüzde 18,32'den yüzde 17,94'e geriledi.</p>
<p>Katılımcıların yıl sonu dolar/TL beklentisi 51,5716'dan 51,5471'e inerken, 12 ay sonrası dolar/TL beklentisi de 58,6049'dan 59,2596'ya çıktı.</p>
<p>Bir önceki anket döneminde 50,1 milyar dolar olan yıl sonu cari işlemler açığı beklentisi 48,5 milyar dolara geriledi, gelecek yıl için de 44,4 milyar dolardan 43,8 milyar dolara indi.</p>
<p><strong>Cari yıl için büyüme beklentisi geriledi</strong></p>
<p>Ankette cari yıl için Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) artış beklentisi yüzde 3'ten yüzde 2,9'a gerilerken gelecek yıl için yüzde 3,9 oldu.</p>
<p>Ankette TCMB'nin politika faizine ilişkin ilk toplantı beklentisi yüzde 36 olurken ikinci toplantı beklentisi yüzde 35'e, üçüncü toplantı beklentisi yüzde 34,35'e, 12 ay sonrası için politika faizi beklentisi de yüzde 29,01'e geriledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/piyasanin-yil-sonu-ve-12-ay-sonrasi-icin-enflasyon-beklentisi-artti-89888</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/tcmb-merkez-bankasi452117h.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın Piyasa Katılımcıları Anketi&#039;ne göre, TÜFE&#039;de artış beklentisi yıl sonu için yüzde 29,61&#039;den yüzde 29,63&#039;e, 12 ay sonrası için yüzde 23,70&#039;ten yüzde 23,89&#039;a yükselirken 24 ay sonrası için ise yüzde 18,32&#039;den yüzde 17,94&#039;e geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tuketim-harcamalarinin-4te-biri-istanbuldan-89886</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 14:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tüketim harcamalarının 4&#039;te biri İstanbul&#039;dan</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılı hane halkı tüketim harcaması (bölgesel) araştırmasının sonuçlarını paylaştı. </p>
<p>"Hanehalkı Bütçe Araştırması"nın 2023, 2024 ve 2025 yıllarına ait verilerinin birleştirilmiş sonuçlarına göre, toplam tüketim harcamalarının büyük bölümünü konut ve kira, gıda ve alkolsüz içecekler ile ulaştırma harcamaları oluşturdu.</p>
<p>Türkiye'de geçen yıl toplam tüketim harcamalarının yüzde 25,6'sı İstanbul'da yaşayan hane halkları tarafından yapıldı. İstanbul'u, yüzde 14,5 ile Ege Bölgesi, yüzde 12,6 ile Akdeniz Bölgesi takip etti. Toplam hane halkı tüketim harcamalarında en düşük pay, yüzde 1,4 ile Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi'nin oldu. Bu bölgeyi, yüzde 2,5 ile Ortadoğu Anadolu, yüzde 2,8 ile Doğu Karadeniz Bölgesi izledi.</p>
<p>İstanbul, eğitim hizmetleri harcamalarının yüzde 38,3'ünü, lokantalar ve konaklama hizmetleri harcamalarının yüzde 32,2'sini, konut ve kira harcamalarının yüzde 28,4'ünü, eğlence, spor ve kültür harcamalarının yüzde 27,3'ünü yaptı.</p>
<p>Hane halkı tüketim harcamaları içindeki payıyla ikinci sırada yer alan Ege Bölgesi'nde ise alkollü içecekler, tütün ve tütün ürünleri harcamalarının yüzde 17,9'u, sağlık harcamalarının yüzde 15,9'u, mobilya ve ev eşyaları harcamaları ile eğlence, spor ve kültür harcamalarının yüzde 15,5'i yapıldı.</p>
<p>Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi'nin gıda ve alkolsüz içecekler ile alkollü içecekler, tütün ve tütün ürünleri harcamalarından aldığı pay yüzde 1,9 olurken, bölge giyim ve ayakkabı harcamalarından yüzde 1,8 pay aldı.</p>
<p>Tüketim harcamalarından en düşük ikinci payı alan Ortadoğu Anadolu bölgesinin ise gıda ve alkolsüz içecekler, giyim ve ayakkabı ile bilgi ve iletişim harcamalarından aldığı pay yüzde 3,4 olurken, mobilya ve ev eşyaları harcamalarından yüzde 2,9 pay aldığı belirlendi.</p>
<p><strong>Gıdaya en yüksek payı Güneydoğu Anadolu bölgesi ayırdı</strong></p>
<p>Konut ve kira harcamalarında en yüksek pay yüzde 29,6 ile İstanbul'un, en düşük pay yüzde 22,1 ile Kuzeydoğu Anadolu'nun oldu.</p>
<p>Ulaştırma harcamalarının en büyük kısmı yüzde 23,3 ile Batı Marmara Bölgesi'nde, en düşük kısmı yüzde 16,5 ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yapıldı.</p>
<p>Hane halkı tüketim harcamaları içinde gıda ve alkolsüz içecek harcamalarının en yüksek olduğu bölge yüzde 27,1 ile Güneydoğu Anadolu, en düşük olduğu bölge yüzde 14,2 ile İstanbul olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>Bölgelerin kendi tüketim harcamaları içindeki dağılımları</strong></p>
<p>Bölgelerin kendi tüketim harcamaları içindeki dağılımlara bakıldığında ise konut ve kira harcamalarına en yüksek payı ayıran bölge yüzde 30,2 ile İzmir iken en düşük payı ayıran bölge yüzde 19,6 ile Van, Muş, Bitlis, Hakkari oldu.</p>
<p>Ulaştırma harcamalarına (motorlu taşıt alımları, akaryakıt, yolcu taşımacılığı, araç bakım ve onarımı ve benzeri) en yüksek payı yüzde 25 ile Kocaeli, Sakarya, Düzce, Bolu, Yalova bölgesi ayırırken, en düşük payı ayıran bölge yüzde 12,9 ile Şanlıurfa, Diyarbakır olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Hanehalkı tüketim harcamaları içinde gıda ve alkolsüz içecekler harcamaları payının en yüksek olduğu bölge yüzde 29,6 ile Şanlıurfa, Diyarbakır iken en düşük olduğu bölge yüzde 14,2 ile İstanbul oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tuketim-harcamalarinin-4te-biri-istanbuldan-89886</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/6/1280x720/istanbul-1754580280.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in 2025 verilerine göre geçen yıl toplam tüketim harcamalarının yüzde 25,6&#039;sı İstanbul&#039;daki haneler tarafından yapıldı. İstanbul&#039;u, yüzde 14,5 ile Ege Bölgesi, yüzde 12,6 ile Akdeniz Bölgesi takip etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/konut-fiyatlari-eylulde-yuzde-12-artti-89885</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 14:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Konut fiyatları eylülde yüzde 1,2 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), eylül ayına ait Konut Fiyat Endeksi (KFE) ve Yeni Kiracı Kira Endeksi (YKKE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Türkiye'deki konutların kalite etkisinden arındırılmış fiyat değişimlerini izlemek amacıyla hesaplanan KFE (2023=100), eylülde bir önceki aya göre yüzde 1,2 artarak 239,4 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 22,3 artan KFE, aynı dönemde reel olarak yüzde 5,7 azaldı.</p>
<p>KFE eylülde aylık bazda İstanbul'da yüzde 2, Ankara’da yüzde 0,1 ve İzmir’de yüzde 1 artış gösterdi. Endeks değerleri eylülde yıllık bazda İstanbul'da yüzde 26,8, Ankara'da yüzde 22 ve İzmir’de yüzde 21 arttı.</p>
<p>İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflaması'na göre bölgelerin yıllık konut fiyat endeksi değişimleri incelendiğinde, eylülde en yüksek yıllık artış yüzde 26,8 ile İstanbul bölgesinde, en düşük yıllık artış ise yüzde 15,3 ile Edirne, Kırklareli, Tekirdağ bölgesinde gözlendi.</p>
<p>Eylül ayında bir önceki aya göre yüzde 2,1 artan YKKE, bir önceki yılın aynı ayına göre nominal olarak yüzde 26,6 yükselirken reel olarak yüzde 2,4 azaldı.</p>
<p>YKKE, eylülde İstanbul'da yüzde 3,5, Ankara’da yüzde 0,6 ve İzmir’de yüzde 1,1 artış kaydetti.</p>
<p>Endeks değerleri bir önceki yılın aynı ayına göre, İstanbul'da yüzde 35,5, Ankara'da yüzde 25,1 ve İzmir'de yüzde 23,7 arttı.</p>
<p>İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflaması'na göre bölgelerin yıllık yeni kiracı kira endeksi değişimleri incelendiğinde, eylülde en yüksek yıllık artış yüzde 35,5 ile İstanbul bölgesinde, en düşük yıllık artış ise yüzde 18,8 ile Edirne, Kırklareli, Tekirdağ bölgesinde gözlendi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/konut-fiyatlari-eylulde-yuzde-12-artti-89885</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/konut-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın eylül verilerine göre Konut Fiyat Endeksi, aylık bazda yüzde 1,2, yıllık bazda ise yüzde 22,3 artış gösterdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsekten-fon-aciklamasi-yasal-duzenlemeleri-2027-basina-kadar-tamamlamayi-planliyoruz-89907</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 14:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek&#039;ten &#039;fon&#039; açıklaması: Yasal düzenlemeleri 2027 başına kadar tamamlamayı planlıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sosyal medya hesabından fon piyasası düzenlemeleriyle ilgili paylaşım yaptı.</p>
<p>Sermaye piyasalarında şeffaflığı artıran ve yatırımcı güvenini güçlendiren önemli düzenlemelerin ilgili kurumlar tarafından yapıldığına işaret eden Şimşek, "Uluslararası endeks sağlayıcıların değerlendirmelerini de dikkate alarak Sermaye Piyasası Kurulunun düzenlemeleriyle bilgi akışı güçlendi, nihai pay sahipliği daha şeffaf hale geldi. Ağustos ayı sonunda açıklanan Fon Rehberi'yle, serbest fonların portföylerini haftalık açıklaması, TEFAS’ta işlem gören fonlarda belirli pay sahipliği eşiklerinin aşılması veya altına düşülmesinin duyurulması sağlandı." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>"Gereken ilave adımlar gecikmeden atılacak"</strong></p>
<p>Şimşek, fonlara yoğunlaşma limitleri getirildiğine, borçlanma işlemlerinin organize piyasalarda ve teminatlı yapılmasının zorunlu olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Düzenlemelerin sonuçlarını yakından izleyerek, tüm paydaşlarımızla istişare içinde gereken ilave adımlar gecikmeden atılacaktır. Önceliğimiz, sorunlu fonların tasfiyesini tamamlamak ve yatırımcıların haklarını korumaktır. Piyasaların adil ve rekabetçi işleyişini bozanlara karşı yaptırımlar kararlılıkla uygulanacaktır. Fonların koordineli işlemleri dahil sermaye piyasası suçlarıyla mücadeleyi güçlendirecek yasal düzenlemeleri, 2027 yılı başına kadar tamamlamayı planlıyoruz. Amacımız yatırımcı haklarının korunduğu şeffaf, güvenilir ve etkin bir sermaye piyasası oluşturmaktır."</p>
<p>Öte yandan, küresel endeks sağlayıcılarından MSCI, Türkiye'ye ilişkin basın açıklamasında, hisse senedi piyasasındaki bazı endeks değişikliklerinin ikinci bir duyuruya kadar dondurulduğunu belirtmişti. Türk otoritelerinin, sermaye piyasalarında attığı adımlara işaret eden MSCI, alınan bu önlemlerin, yatırımcıların beklediği yapısal iyileşmeleri sağlayıp sağlamadığının değerlendirilebilmesi için ilave zamana ihtiyaç duyulduğunu kaydetmişti. Bu doğrultuda MSCI, Türkiye pay piyasasının işleyişine ilişkin piyasa katılımcılarından görüş ve geri bildirim almaya devam edeceğini aktararak, Haziran 2027'ye kadar sürecin izleneceğini ifade etmişti.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsekten-fon-aciklamasi-yasal-duzenlemeleri-2027-basina-kadar-tamamlamayi-planliyoruz-89907</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/7/1280x720/bakan-simsek-abdde-yatirimcilarla-bir-araya-geldi-1745305977.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon düzenlemeleri hakkında açıklama açıklama yapan Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, &quot;Fonların koordineli işlemleri dahil sermaye piyasası suçlarıyla mücadeleyi güçlendirecek yasal düzenlemeleri 2027 yılı başına kadar tamamlamayı planlıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolat-kilo-basina-ihracat-1-dolar-73-sente-yukseldi-89906</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 14:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bolat: Kilo başına ihracat 1 dolar 73 sente yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Innovation Week 2026 (Türkiye İnovasyon Haftası-TIW26) Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından Ticaret Bakanlığının desteğiyle Haliç Kongre Merkezi'nde düzenleniyor.</p>
<p>Bu yıl "Humanity 6.0-İnsanlığın Yeni Evresi" temasıyla gerçekleştirilen etkinlikte konuşan Ticaret Bakanı Ömer Bolat, bu yıl 13'üncüsü düzenlenen Türkiye Innovation Week'te sadece yeni teknolojilerin, ürünlerin ve iş modellerinin konuşulmadığını, dünyanın nereye gittiğini ve Türkiye'nin bu dünyanın neresinde olacağının da konuşulduğunu söyledi.</p>
<p>Bilişim ve teknolojide yaşanan değişime işaret eden Bolat, gelişmenin anahtarının AR-GE, yenilik, marka, tasarım ve katma değer olduğu yeni bir çağın içinde bulunduklarını, Ticaret Bakanlığı olarak TİM ve benzeri tüm kuruluşlarla bu konular üzerindeki çalışmaları teşvik etmek amacıyla bu organizasyonları yaptıklarını dile getirdi.</p>
<p>Bakan Bolat, son birkaç yılın en popüler konuları arasında yer alan yapay zekanın insan hayatını çoktan değiştirmeye başladığını, bilgiye ulaşmanın ve erişimin çok hızlandığını belirterek şöyle devam etti:</p>
<p>"TIW26'nın ana teması 'Humanity 6.0-İnsanlığın Yeni Evresi'. Niçin bu başlık belirlendi? Çünkü teknolojinin insanın yerine geçmesini hedeflemiyoruz. İnsanın teknolojiyi kullanması ve daha üretken bir hayat ve ekonomik sistem içinde çalışmasını hedefliyoruz. İnsanın yapay zekayı nasıl kullanacağının ve yapay zekanın meydana getireceği zenginliğin nasıl daha adil bir şekilde paylaşılabileceğinin cevabı aranıyor. Bunun için tema İnsanlığın Yeni Evresi."</p>
<p><strong>"Türkiye, ekonomik istikrarını korudu"</strong></p>
<p>Bakan Bolat, yapay zekanın küresel büyümeye katkısına işaret ederek, "Yapay zekanın 2040 yılına kadar küresel ticareti yüzde 40 artırabileceği düşünülmektedir. Teknolojik dönüşüm ve yapay zeka yatırımları çok hızlanırken tedarik zincirleri değişiyor." dedi.</p>
<p>Küresel ticarette yaşanan olumsuzluklara, bölgesel çatışmalara, ticaretteki aşırı korumacılığa ve emtia fiyatlarındaki artışların sonuçlarına değinen Bolat, "Bu şartlar altında baktığımızda Türkiye'miz siyasi sıcak savaşların ortasında yer almasına ve 44 yıldır çok büyük kayıplara yol açan bir terörle mücadele sürecinde olmasına rağmen terörle mücadeleyi kazandı, ekonomik istikrarını korudu ve ekonomik gelişmesini devam ettirdi." diye konuştu.</p>
<p>Bolat, büyümenin 16 yıldır kesintisiz sürdüğünü, 1,7 trilyon dolarlık milli gelire ve 18 bin 300 dolarlık kişi başına milli gelire ulaşmanın çok önemli olduğunu vurguladı.</p>
<p>Eylül ayının ihracat için güzel ve bereketli bir dönem olduğunu dile getiren Bolat, "Yılın 9 ayının 5'inde aylık rekorlar kırdık ve 6 ayında artışlarımız oldu. Eylül itibarıyla ihracatımız yıllıklandırılmış olarak yüzde 5,2 artarak 283,7 milyar dolara ulaştı ve yıl sonu hedefi olan 282 milyar doları 1,7 milyar dolar aşmış durumdayız. Yıl sonu daha güzel rakamlara ulaşmayı birlikte hedefliyoruz." ifadesini kullandı.</p>
<p><strong>Kilogram başına ihracat fiyatında artış</strong></p>
<p>Ticaret Bakanı Bolat, mal ve hizmetler ihracatında yıl sonu hedefinin 410 milyar dolar olduğunu, eylül itibarıyla yıllıklandırılmış olarak 409 milyar dolara ulaştıklarını belirterek şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>"Burada inovasyonun, teknolojinin, AR-GE'nin katkılarını en çok görebileceğimiz alan orta yüksek ve yüksek teknolojili ürün ihracatımız olmaktadır. 2002'de yüzde 30,4 olan orta yüksek ve yüksek teknolojili ürün ihracatının toplam mal ihracatındaki payı 10 milyar dolardı. Bu rakam geçen yıl sonunda 112 milyar dolara geldi. Bu yıl da ilk 9 ay itibarıyla 86,5 milyar dolara yükseldi. Pay olarak da yüzde 43,7'ye ulaştık. Amacımız geleneksel, emek yoğun ve Türkiye'nin rekabet gücü olan ürünlerdeki ihracatımızı artırma hedefimizi bir kanadımızla devam ettirirken bir kanadımızla da katma değeri, marka değeri, inovasyon değeri ve yüksek teknolojik değeri olan ürünleri artırmak."</p>
<p>Bolat, Türkiye'nin kilogram başına ihracat birim değerindeki artışa ilişkin şunları söyledi:</p>
<p>"Geçen yıl ortalama kilogramı 1 dolar 53 sent olan ihracatımız bu yıl ilk 9 ay sonunda 1 dolar 73 sente yükseldi. Çimento, mermer gibi tonajda çok büyük ama daha düşük değerde olan ihracat kalemlerini düştüğümüzde kilogram ihracatımız 2 dolar 11 sente yükselmiş oldu. Savunma sanayisinde 61,5 dolar, yani Türkiye ortalamasının 39 katı, ilaç sektöründe 25 dolar, gemi ve yat sektöründe 14 dolar, otomotiv sektöründe 9 dolar. Hatta hazır giyimde 80 dolar, 100 dolara kadar yükselen kilogram değeri olan ihracatımız bulunmakta. Bu rakamlar, Türkiye'nin ihracatındaki inovasyon ve katma değer katkısının nasıl yükseldiğini en çarpıcı şekilde gösteriyor."</p>
<p><strong>"30 milyar dolar katma değerli üretimi geliştirmeyi hedefleyen yatırımlara tahsis edildi"</strong></p>
<p>Bakan Bolat, son 23 yılda AR-GE harcamalarında, patent başvurularında, teknopark ve nitelikli üretim bölgesi ile sanayi ve tasarım merkezi ile araştırmacı sayılarında yaşanan artışa dikkati çekerek, bu artışların nitelikli ihracata katkısına işaret etti.</p>
<p>Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi Programı ile HIT-30 Yüksek Teknoloji Yatırım Programı'nın detaylarını paylaşan Bolat, "Vergi teşvikleri, hibe destekleri, düşük maliyetli finansman destekleriyle 30 milyar dolarlık bir kaynak Türkiye'nin teknolojisini ve katma değerli üretimini geliştirmeyi hedefleyen yatırımlara tahsis edilmektedir." dedi.</p>
<p>Bolat, Türkiye'nin inovasyon ve benzeri alanlarda küresel endekslerde kaydettiği ilerlemeye değinerek, ihracatçılara sunulan desteklerle ilgili örnekler verdi. Bakan Bolat, "Son 20 ayda 1,8 trilyon liralık ihracat reeskont kredisi ve ihracat sigortası desteklerimizle ihracatçılarımıza tam 480 milyar liralık bir kolaylık sağladık." ifadesini kullandı.</p>
<p>Konuşmaların ardından İnovaLİG Ödül Töreni ve Stratejik Partnerler Plaket Takdim Töreni yapıldı.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolat-kilo-basina-ihracat-1-dolar-73-sente-yukseldi-89906</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/6/1280x720/3466-1792156653.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Innovation Week 2026&#039;da konuşan Ticaret Bakanı Bolat, &quot;Geçen yıl ortalama kilogramı 1 dolar 53 sent olan ihracatımız bu yıl ilk 9 ay sonunda 1 dolar 73 sente yükseldi. Çimento, mermer gibi tonajda çok büyük ama daha düşük değerde olan ihracat kalemlerini düştüğümüzde kilogram ihracatımız 2 dolar 11 sente yükselmiş oldu.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btso-baskani-matli-ve-meclis-baskani-daglioglu-gorevi-devraldi-89880</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 13:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> BTSO Başkanı Matlı ve Meclis Başkanı Dağlıoğlu görevi devraldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nda (BTSO) seçimlerin ardından yönetim kurulu başkanlığı ve meclis başkanlığında devir teslim töreni Oda Ana Hizmet Binası’nda gerçekleştirildi.</p>
<p>Devir teslim töreninde konuşan BTSO Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, yeni dönemde Bursa iş dünyasının gücünü daha ileriye taşımak için çalışacaklarını ifade etti. BTSO Başkanı Özer Matlı, “Seçim döneminden sonra bugün bakanlarımızın da başkanlarımızın da huzurunda bir yeni dönem başlıyor. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin bir parçası olan Bursa Ticaret ve Sanayi Odası da Odalar ve Borsalar Birliği'ndeki kanun maddesindeki 5174'e göre süreci devam ettirecektir. İbrahim Bey'le başlayan projeler, şehrin projeleridir. Şehrin projeleri devam edecektir. Yeni yönetimle beraber yeni dünyanın gerekliliklerine göre otomotivde ve tüm sektörlerde her zaman dönem değişiyor. Bunların üzerine ihtiyaçlara ve sektörlere göre ilave koyacaklarımız ne varsa, Bursa güçlü ve kadim bir şehir, daha iyi şeyleri hep birlikte yapılacağına inanıyoruz. Bursa’nın ilk 4’teki yerini ana hedefimiz 2. ve 3. sıraya çıkarmak olacaktır” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad1fc1a9c884-1792146458.jpeg" alt="" width="589" height="380" /></p>
<h2><strong>“Aldığımız bayrağı daha yukarı taşımak, ana hedefimiz”</strong></h2>
<p>Başkan Özer Matlı, seçimlerin ardından aldıkları bayrağı daha ileri noktaya taşıyacaklarını belirterek, “Bütün geçmiş ekibimize, meclisimize, sekreteryaya, başta Osman Fevzi Efendi'den itibaren bugüne getiren tüm yöneticilerimize minnet ve saygı duyuyorum. Bu emanet bu saatten sonra bizde. Aldığımız bayrağı daha yukarı çıkarmak ana hedefimiz. Biz üyemizin sesini dinleyeceğiz. O talepleri geçmiş dönemdeki gibi alacağız. Sayın bakanımızın kapısını, vekillerimin kapısını aşındırmaya devam edeceğiz. Bursa için el birliği içerisinde çalışmayı sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad1fc39ae5ea-1792146489.jpeg" alt="" width="558" height="372" /></p>
<h2><strong>“BTSO güçlü bir kurum”</strong></h2>
<p>BTSO Yönetim Kurulu Geçmiş Dönem Başkanı İbrahim Burkay, 137 yıllık köklü bir tarihi olan BTSO’da demokrasi şöleni havasında geçen bir seçimi geride bıraktıklarını ifade ederek, “13 yıldır hem Bursa ekonomisine hem de Türkiye ekonomisine hizmet etme şansını bulduğumuz bu güzel kurumda, artık görevi devrediyoruz. Bu 13 yıl boyunca, özellikle hem Bursa ekonomisi hem de Türkiye ekonomisi için gerçek anlamda rol model olan birçok projeyi hayata geçirdik. Gönül istiyor ki bu projelerin de yeni yönetimle birlikte aynen sürdürülmesi ve bunların üzerine ilave projelerle geliştirilerek hem Bursa'ya hem Türkiye'ye hizmete devam etmesi. BTSO güçlü bir kurum. Bursa, üretimde de ticarette de hizmette de her alanda Türkiye ekonomisine yön veren çok güçlü bir kent. Türkiye ekonomisinin yüzde 8.6'sını üreten bir şehir Bursa. Özer başkanımızın başkanlığında yeni yönetim hem Bursa'ya hem de ülkemize hizmetlerine devam edecek. Ben tekrar bu yeni dönemin hayırlı olmasını temenni ediyorum. Rabbim güzel hizmetler yapmayı nasip etsin” dedi.</p>
<h2><strong>“Seçimler iş dünyamız için hayırlı olsun”</strong></h2>
<p>Programa, Bursa Milletvekili ve TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Mustafa Varank da katıldı. Bursa Milletvekili Mustafa Varank, “BTSO seçimleri şehrimize, iş dünyamıza hayırlı uğurlu olsun. Ben iki arkadaşımıza da gösterdikleri demokratik olgunluk sebebiyle teşekkür etmek istiyorum. Ama bu arkadaş cümlesi öylesine söylenmiş cümle değil. Gerçekten ikisi de yıllardır beraber çalıştığımız, gayret gösterdiğimiz, bu şehre, Türkiye ekonomisine katkı sağlamak için beraberce yol yürüdüğümüz arkadaşlarımız. Onlar bu dönemde yanlarına kendi ekiplerini alarak sahaya indiler ve gerçekten demokratik bir mücadele verdiler. Çok büyük gayret gösterdiler. Kendilerinin ortaya koyduğu performans için de seçimde kendilerine teşekkür ediyorum. Bütün samimiyetimle söylemek isterim ki biz bunu kazananın kaybedenin olduğu bir yarış olarak görmüyoruz. Bu adeta bir bayrak yarışıdır. Bundan önceki tüm BTSO yönetimleri bu şehre katkı sağlamak için gayret gösterdiyse bundan sonra da yeni BTSO yönetimi bu şehre katkı sağlamak için gayret gösterecek. Bu bayrağı ileri taşımak için gayret gösterecek. Bu kurumlar bugün ortaya çıkan kurumlar değil. Hep üstüne koyarak devam eden kurumlar. Dolayısıyla buradaki her bir geçmiş yönetimin arkadaşımızın burada katkısının üstüne inşallah koyarak devam edecek” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad1fc5d6f141-1792146525.jpeg" alt="" width="563" height="412" /></p>
<p>Devir teslim töreninin ardından BTSO Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, önceki dönem başkanı İbrahim Burkay’a; Meclis Başkanı Erol Dağlıoğlu da önceki dönem Meclis Başkanı Ali Uğur’a plaket ve çiçek takdim etti. Programa Bursa Milletvekili Refik Özen, AK Parti İl Başkanı Davut Gürkan ve BTSO Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Faik Çelik de katıldı. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/btso-baskani-matli-ve-meclis-baskani-daglioglu-gorevi-devraldi-89880</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/0/1280x720/btso-baskani-matli-ve-meclis-baskani-daglioglu-gorevi-devraldi-1792146582.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nda seçimlerin ardından yönetim kurulu başkanlığı ve meclis başkanlığında devir teslim töreni gerçekleştirildi. BTSO Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, görevi İbrahim Burkay’dan, Meclis Başkanı Erol Dağlıoğlu ise görevi Ali Uğur’dan devraldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ucretsiz-tren-seyahatlerinde-dijital-dogrulama-donemi-29-ekimde-baslayacak-89904</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 13:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ücretsiz tren seyahatlerinde &#039;dijital doğrulama&#039; dönemi 29 Ekim&#039;de başlayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, engelli, ağır engelli, gazi, gazi yakını, şehit yakını, vazife malulü ve devlet sporcusu ünvanına sahip vatandaşların tren yolculuklarında hayata geçirilecek yeni uygulamayla ilgili yazılı açıklama yaptı.</p>
<p>TCDD Taşımacılık AŞ ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı arasında yürütülen veri entegrasyonu çalışmalarının tamamlandığını belirten Uraloğlu, "Ücretsiz tren seyahatlerinde, 29 Ekim itibarıyla dijital doğrulama dönemi başlayacak. Uygulama engelli, ağır engelli, gazi, gazi yakını, şehit yakını, vazife malulü ve devlet sporcusu gibi ücretsiz seyahat hakkına sahip vatandaşları kapsayacak. Engelli, gazi, şehit yakını ve diğer ücretsiz seyahat hakkı bulunan vatandaşlarımız, T.C. kimlik numaralarıyla hak sahipliği doğrulaması yaparak ücretsiz biletlerini alabilecek." bilgilerini verdi.</p>
<p>Uraloğlu, vatandaşların TCDD Taşımacılık AŞ'nin internet sitesi, mobil uygulamalar veya gişeler üzerinden bilet alabileceklerine işaret ederek, T.C. kimlik numarası girilip ilgili tarife seçildiğinde, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının veri tabanı üzerinden anlık hak sahipliği sorgulamasının otomatik olarak yapılacağını aktardı.</p>
<p>Sorgulamanın olumlu sonuçlanması halinde, ücretsiz biletin otomatik olarak oluşturulacağını vurgulayan Uraloğlu, dijital doğrulama sistemi üzerinden bilet alan vatandaşların yolculuk sırasında ayrıca hak sahipliği belgesi göstermelerine gerek kalmayacağını kaydetti.</p>
<p>Vatandaşların trenlere kabul ve yolculuk sırasındaki kontrollerde, biletleriyle birlikte yalnızca T.C. kimlik kartlarını ibraz etmelerinin yeterli olacağını bildiren Uraloğlu, engelli, gazi veya şehit yakını kartı gibi fiziki belgelerin ayrıca istenmeyeceğini belirtti.</p>
<p><strong>"Yolculuk sırasındaki kontroller daha hızlı olacak"</strong></p>
<p>Pasaport veya sürücü belgesi gibi alternatif kimlik belgeleriyle seyahat eden vatandaşların ise hak sahipliği kartlarını veya Engelsiz Mobil uygulaması üzerinden oluşturulan anlık ve canlı karekodlu dijital kimlik belgelerini göstermeleri gerektiğini aktaran Uraloğlu, ekran görüntüsü, fotoğraf ve PDF formatındaki belgelerin geçerli olmayacağını ifade etti.</p>
<p>Uraloğlu, yeni sistemin devreye alınmasıyla, bilet satış sisteminde 2014'ten bu yana oluşturulan ve ücretsiz veya indirimli seyahat paketi tanımlanan mevcut kayıtların pasif hale getirileceğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:</p>
<p>"İlgili vatandaşlar geçiş süreci ve yeni uygulama hakkında SMS ve diğer iletişim kanalları aracılığıyla bilgilendirilecek. Ücretsiz seyahat hakkı sorgusu olumsuz sonuçlanan vatandaşlar ise hak sahipliği güncelleme ve veri doğrulama işlemleri için Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının il ve ilçe müdürlüklerine yönlendirilecek. Yeni uygulamayla vatandaşların seyahat süreçlerini kolaylaştırmayı hedefliyoruz. Ücretsiz seyahat hakkı bulunan vatandaşlarımızın bilet alma işlemlerinden yolculuk sırasındaki kontrollere kadar tüm süreçlerini daha hızlı, kolay ve konforlu hale getiriyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ucretsiz-tren-seyahatlerinde-dijital-dogrulama-donemi-29-ekimde-baslayacak-89904</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/yht.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, engelli, gazi, şehit yakını ve diğer ücretsiz seyahat hakkı bulunanlar için tren seyahatlerinde, 29 Ekim&#039;den itibaren dijital doğrulama döneminin başlayacağını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gso-baskani-unverdi-sanayimizin-surdurulebilirligi-icin-finansman-konusu-ivedi-olarak-cozume-kavusturulmalidir-89879</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 13:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ünverdi: Sanayimizin sürdürülebilirliği için finansman konusu ivedilikle çözülmeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Sanayi Odası (GSO) Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi, sanayinin sürdürülebilirliği için ticari kredilerde büyüme sınırlarının artırılması, KGF ve İGE desteklerinin genişletilmesi, borçların yapılandırılmasına yönelik yeni mekanizmaların oluşturulması ve politika faizinde indirim beklentilerini içeren çözüm önerilerini paylaştı.</p>
<p>Sanayide ve ihracatta yıllar içerisinde elde edilen kazanımların korunmasının önemine işaret eden Ünverdi, finansman sorununun kalıcı hale gelmesinin üretim, yatırım ve istihdam üzerinde daha büyük sonuçlar doğurabileceğini belirterek, çözümün reel sektörün ihtiyaçlarını gözeten, uygulanabilir ve sürdürülebilir destek mekanizmalarından geçtiğini ifade etti.</p>
<p><strong>“Sanayicimiz üretmek istiyor, ancak finansman yükü her geçen gün ağırlaşıyor”</strong></p>
<p>Ünverdi, “Sanayicilerimiz tüm zorluklara rağmen üretimden, ihracattan ve istihdamdan vazgeçmemek için büyük bir mücadele veriyor. Ancak yüksek faizler, artan maliyetler ve finansmana erişimde yaşanan sıkıntılar işletmelerimizi olumsuz etkiliyor. Sanayicimizin işletme sermayesi ihtiyacını karşılayacak, rekabet gücünü koruyacak ve üretim kapasitesini sürdürecek adımların gecikmeden atılmasını istiyoruz. Bu doğrultuda, Merkez Bankası’nın 22 Ekim’de açıklayacağı politika faizi kararında, enflasyon rakamlarında son gelen olumlu verileri de göz önünde bulundurarak indirime gitmesini ve bunun önümüzdeki aylarda da devam etmesini arzu ediyoruz. Bankacılık sektöründen de faiz artışları nasıl ki anında kredi faizlerine yansıyorsa, indirimlerin de hızla ticari kredilere yansıtılmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Ticari kredilerde büyüme sınırı artırılmalı</strong></p>
<p>Sanayicilerin üretimlerini sürdürebilmeleri için ihtiyaç duydukları işletme sermayesine erişimin kolaylaştırılması gerektiğini belirten Ünverdi, bankalara uygulanan kredi büyüme sınırlarının sanayi ve üretim firmaları için artırılmasının önemine dikkat çekti. Ünverdi, kredi büyüme sınırlarının üretim yapan işletmelerin ihtiyaçları dikkate alınarak yeniden düzenlenmesinin, sanayicilerin kredi limitlerine erişimini kolaylaştıracağını ve finansman sıkıntılarının hafifletilmesine katkı sağlayacağını ifade etti.</p>
<p><strong>“KGF ve İGE destekleri genişletilmeli”</strong></p>
<p>Sanayicilerin teminat yetersizliği ve yüksek finansman maliyetleri nedeniyle yaşadığı sorunların aşılmasında Kredi Garanti Fonu (KGF) ve İhracatı Geliştirme A.Ş. (İGE) mekanizmalarının daha etkin kullanılabileceğini belirten Ünverdi, bu desteklerin kapsamının genişletilmesi gerektiğini kaydetti. Ünverdi, “KGF ve İGE mekanizmaları daha etkin şekilde devreye alınarak sanayicilerimize uzun vadeli ve belirli bir süre geri ödemesiz kredi imkanları sunulabilir. Yeni destek paketlerinde, firmalara sağlanacak finansmanın, istihdamı koruma şartına bağlanması da değerlendirilebilir. Böylece verilen destekler doğrudan üretime, istihdama ve ekonomik canlılığa katkı sağlayacaktır” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>Üreten kesim uygun koşullu, düşük faizli krediye ulaşabilmeli</strong></p>
<p>Ünverdi, açıklamasının son bölümünde sanayideki üretim kapasitelerinin korunması, istihdamın ve ihracatın sürdürülerek pazar payının muhafaza edilmesi ve rekabet gücünü kaybetmemek için sanayicilere yönelik uzun vadeli, kabul edilebilir oranlarda ve ödemesiz dönemi olan finansman kaynağı oluşturulması gerektiğini belirtti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gso-baskani-unverdi-sanayimizin-surdurulebilirligi-icin-finansman-konusu-ivedi-olarak-cozume-kavusturulmalidir-89879</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/9/1280x720/gso-baskani-unverdi-sanayimizin-surdurulebilirligi-icin-finansman-konusu-ivedi-olarak-cozume-kavusturulmalidir-1792146047.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi, iç ve dış piyasalardaki ağırlaşan koşullar, parasal sıkılaşma sürecinin uzamasıyla birlikte finansmana erişim ve yüksek maliyetlerin sanayicilerin üretim gücünü giderek zorladığını belirterek, “Sanayicimizin üretim, ihracat ve istihdam kapasitesini koruyabilmesi için finansmana erişim konusunda vakit kaybetmeden somut adımlar atılmalıdır” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/guneydogunun-hububat-sektoru-ihracati-9-ayda-28-milyar-dolar-89876</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 13:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güneydoğu’nun hububat sektörü ihracatı 9 ayda 2,8 milyar dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Güneydoğu Anadolu Bölgesi eylül ayında 300,3 milyon dolarlık hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri ihraç etti. Yılın ilk üç çeyreğinde sektörel ihracatı yüzde 5,6 artışla 2,8 milyar dolara yükselen Güneydoğu, Türkiye’nin toplam hububat sektörü ihracatındaki yüzde 30,9’luk payla bölgesel liderliğini korudu.</p>
<p>Miktar bazında ihracatın yüzde 3,7 yükselişle 3,3 milyon ton olarak gerçekleştiği dokuz aylık süreçte 931,1 bin ton makarna, 568,6 bin ton buğday unu ve 338,6 bin ton ayçiçek yağı ihraç edildi. En fazla gelir elde edilen ürün olan ayçiçek yağındaki ihracat yüzde 26,1 artış ile 563 milyon dolara ulaşırken, ikinci sırada yer alan makarnanın ihracatı yüzde 13,1 artışla 502,7 milyon dolar olarak gerçekleşti. Sektörün en büyük pazarı Orta Doğu’ya ihracat 1,2 milyar dolara yaklaşırken, Afrika ülkelerine toplam 984 milyon dolar tutarında ihracat yapıldı.</p>
<p><strong>“İhracat verilerindeki değişim, hedef ülkelerdeki dönüşümle bağlantılı”</strong></p>
<p>Yılın ilk üç çeyreğine ilişkin ihracat sonuçlarını değerlendiren TİM Yönetim Kurulu Üyesi ve GAİB Hububat Birliği Başkanı Celal Kadooğlu, sektörün performansını yalnızca toplam ihracatın ulaştığı değer üzerinden okumanın yeterli olmadığını ifade ederek şunları söyledi: “Sektörün ihracat performansının gerisinde, ülkeden ülkeye değişen farklı dinamikler bulunuyor. Çünkü bölgesel savaşların gölgesinde farklı pazarların talep yapıları, tüketim tercihleri ve dış ticaret koşulları birbirinden belirgin biçimde ayrışıyor. Özellikle satın alma gücü, dövize erişim ve temel gıdaya olan ihtiyaç gibi unsurların öne çıktığı hassas ekonomilerde, ithalat eğiliminin farklılaştığını görüyoruz. Afrika’da bazı ülkelerde döviz likiditesinin zayıflamasıyla temel gıda niteliğindeki un ve bitkisel yağlara yönelimin güçlenmesi, buna karşılık daha yüksek katma değerli ve ambalajlı ürünlerde alımların daha temkinli hale gelmesi bunun somut örneklerinden biri. Bu nedenle ihracat stratejimiz içinde yalnızca ticaret hacmine değil, o hacmi oluşturan talebin niteliğine de odaklanmamız gerekiyor. Farklı gelir gruplarına, tüketim alışkanlıklarına ve ekonomik koşullara sahip pazarlardaki değişimi hızlı okuma özelliğiyle öne çıkan bölgemiz, ürün ve ihracat tercihlerini şartlara göre şekillendiriyor.”</p>
<p><strong>“Değişen ticaret koşullarına hazırlıklı olmaya çalışıyoruz”</strong></p>
<p>Talebin yapısındaki farklılaşmaya, hedef pazarların kendi gıda ve ticaret politikalarındaki değişimleri de eklemek gerektiğine dikkat çeken Kadooğlu şunları ifade etti: “Başlıca ihracat pazarlarımızın bazılarında ithalatın finansmanı ve ödeme koşulları yeniden düzenlenirken, bazıları gıda ürünlerinde yerli üretimi güçlendirecek politikalar geliştirmeye çalışıyor. Farklı coğrafyalarda yeni üretim kapasitelerinin devreye girmesi, bugüne kadar ithalata dayalı olan ticaretin yönünü değiştirme potansiyeli taşıyan önemli bir unsur. Irak’ta ithalat vergilerinin sevkiyat öncesinde peşin ödenmesine ilişkin yeni uygulama, Cezayir gibi bazı ülkelerin makarna ve bisküvi gibi ürünlerde yurt içinde üretimi teşvik eden yaklaşımı veya Mısır’ın buğdayın hem üretimini hem de ithalatını artırarak un ihracatını özellikle Doğu Afrika’ya doğru büyütme hedefi, birbirinden farklı olmakla birlikte bağlantılı bir dönüşüme işaret ediyor. Bu gelişmeleri, gıda arzının ve ticaretinin ülkelerin kendi öncelikleri doğrultusunda yeniden şekillendiği daha geniş bir sürecin parçaları olarak değerlendirmek gerekiyor. Bu yüzden hangi pazarda hangi ürünle, hangi ticaret modeliyle ve nasıl bir yerel rekabet ortamı içinde varlık göstereceğimizi bugünden öngören bir ihracat stratejisi geliştirmeye çalışıyoruz. Güneydoğu’nun farklı coğrafyalardaki güçlü pazar birikimi ve deneyimiyle bu dönüşümü yakından izleyerek ticaretin değişen şartlarına hazırlıklı olmaya devam etmek istiyoruz.” </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/guneydogunun-hububat-sektoru-ihracati-9-ayda-28-milyar-dolar-89876</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/6/1280x720/guneydogunun-hububat-sektoru-ihracati-9-ayda-28-milyar-dolar-1792145241.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Güneydoğu Anadolu Bölgesi&#039;nin 9 aylık hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri ihracatı yüzde 5,6 artışla 2,8 milyar dolara yükseldi. GAİB Hububat Birliği Başkanı Celal Kadooğlu, &quot;Hangi pazarda hangi ürünle, hangi ticaret modeliyle ve nasıl bir yerel rekabet ortamı içinde varlık göstereceğimizi bugünden öngören bir ihracat stratejisi geliştirmeye çalışıyoruz. Güneydoğu’nun farklı coğrafyalardaki güçlü pazar birikimi ve deneyimiyle bu dönüşümü yakından izleyerek ticaretin değişen şartlarına hazırlıklı olmaya devam etmek istiyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/konut-satislari-yillik-yuzde-93-azaldi-89870</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 11:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Konut satışları yıllık yüzde 9,3 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), eylül ayına ait konut ve iş yeri satış istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye genelinde satılan ilk el konut sayısı, eylülde geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 3,9 artarak 51 bin 519'a yükseldi. İkinci el konut sayısı aynı dönemde yüzde 15,3 azalışla 90 bin 871 oldu.</p>
<p>Böylece, geçen ay satılan toplam konut sayısı, 2025'in aynı ayına göre yüzde 9,3 düşüşle 142 bin 390 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Toplam konut satışları içinde ilk el konut satışlarının payı yüzde 36,2, ikinci el olanların payı yüzde 63,8 olarak belirlendi.</p>
<p><strong>İpotekli satışlar arttı</strong></p>
<p>Türkiye genelinde ipotekli konut satışları, eylülde geçen yılın aynı ayına göre yüzde 5,1 artarak 23 bin 397 olarak hesaplandı.</p>
<p>Diğer konut satışları ise eylülde yıllık bazda yüzde 11,6 azalışla 118 bin 993 olarak gerçekleşti. Toplam konut satışları içinde ipotekli satışların payı yüzde 16,4, diğer satışların payı yüzde 83,6 oldu.</p>
<p>Takvim etkilerinden arındırılmış serilerde, 2025'in aynı ayına göre ilk el konut satışları yüzde 3,8 artarken ikinci el konut satışları yüzde 15,4 azaldı.</p>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış serilerde de bir önceki aya göre ilk el konut satışları yüzde 5,5 yükselirken ikinci el konut satışları aynı kaldı.</p>
<p><strong>Yabancılara 2 bin 167 konut satıldı</strong></p>
<p>Yabancılara yapılan konut satışları, eylülde geçen yılın aynı ayına göre yüzde 9,9 artarak 2 bin 167 oldu. Eylülde, toplam konut satışları içinde yabancılara yapılan konut satışının payı yüzde 1,5 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Geçen ay uyruklarına göre en fazla konut satışı 388 ile Rusya, 166 ile Irak, 162 ile Almanya vatandaşlarına yapıldı.</p>
<p><strong>Ocak-eylül dönemi</strong></p>
<p>Bu yılın ocak-eylül döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla ilk el konut satış sayısı yüzde 0,6 azalarak 359 bin 913 oldu. İkinci el konut satış sayısı aynı dönemde yüzde 10 azalışla 733 bin 6'ya geriledi. Böylece söz konusu dönemde satılan toplam konut sayısı, 2025'in aynı dönemine göre yüzde 7,2 azalışla 1 milyon 92 bin 919 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>İpotekli konut satışı, ocak-eylül döneminde yüzde 24,7 artarak 212 bin 210'a çıktı. Bu yılın 9 aylık döneminde diğer konut satışları, yüzde 12,5 azalışla 880 bin 709'a geriledi.</p>
<p>Aynı dönemde yabancılara yapılan konut satışları, geçen yılın ocak-eylül dönemine göre yüzde 4,3 azalarak 15 bin 308 oldu.</p>
<p><strong>Satılan toplam iş yeri sayısı yüzde 3,8 azaldı</strong></p>
<p>Türkiye genelinde ilk el iş yeri satış sayısı eylülde geçen yılın aynı ayına göre yüzde 13,2 artarak 5 bin 789, ikinci el iş yeri satışı sayısı da yıllık bazda yüzde 10,5 azalarak 11 bin 556 oldu.</p>
<p>Böylece geçen ay satılan toplam iş yeri sayısı, 2025'in aynı ayına göre yüzde 3,8 düşüşle 17 bin 345 olarak hesaplandı.</p>
<p>Ülke genelinde ipotekli iş yeri satışları, eylülde geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 37,7 artarak 683 olurken diğer iş yeri satışları yüzde 5 azalışla 16 bin 662 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış serilerde ise bir önceki aya göre ilk el iş yeri satışları yüzde 3,3 artarken, ikinci el iş yeri satışları yüzde 1 azaldı.</p>
<p><strong>Ocak-eylül dönemi</strong></p>
<p>Türkiye'de ocak-eylül döneminde ilk el iş yeri satış sayısı, yıllık bazda yüzde 4,2 artarak 40 bin 632, ikinci el iş yeri satışları da yüzde 8,6 azalarak 94 bin 911 oldu.</p>
<p>Böylece yılın 9 ayında satılan toplam iş yeri sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5,1 azalışla 135 bin 543 olarak hesaplandı.</p>
<p>Ocak-eylül döneminde ipotekli iş yeri satışı yüzde 61,8 artışla 6 bin 35'e çıktı. Aynı dönemde diğer iş yeri satışları ise yüzde 6,9 düşüşle 129 bin 508'e geriledi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/konut-satislari-yillik-yuzde-93-azaldi-89870</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/6/1280x720/konut-1758522292.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in eylül verilerine göre, ülke genelinde satılan konut sayısı geçen yıla kıyasla yüzde 9,3 azalarak 142 bin 390&#039;a geriledi. Bu dönemde satılan iş yeri sayısı da yüzde 3,8 azalışla 17 bin 345&#039;e düştü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kamu-ihalelerinde-vergi-ve-prim-borcu-limiti-10-kat-artti-89869</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 11:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kamu ihalelerinde vergi ve prim borcu limiti 10 kat arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kamu İhale Kurumu (KİK) tarafından hazırlanan, "Kamu İhale Genel Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ", Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Tebliğle, Kamu İhale Kanunu kapsamında ihaleye katılan aday ve isteklilerin kesinleşmiş vergi ve prim borçlarının belirlenmesine ilişkin parasal limitlerde güncellemeye gidildi.</p>
<p>Buna göre, isteklilerin "kesinleşmiş sosyal güvenlik prim borcu" ile "kesinleşmiş vergi borcu" kapsamında değerlendirilmeyen borç tutarı 5 bin liradan 50 bin liraya çıkarıldı.</p>
<p>Söz konusu tebliğ hükümleri, 30 gün sonra yürürlüğe girecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kamu-ihalelerinde-vergi-ve-prim-borcu-limiti-10-kat-artti-89869</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/8/1280x720/10-jeotermal-kaynak-arama-ruhsat-sahasi-icin-ihale-yapilacak-1741161754.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan tebliğe göre, kamu ihalelerine katılan isteklilerin, ihale dışı bırakılmasına yol açan kesinleşmiş sosyal güvenlik prim ve vergi borcu sınırı 5 bin liradan 50 bin liraya yükseltildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/9-ayda-249-milyon-lira-yaniltici-reklam-cezasi-89865</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 11:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> 9 ayda 249 milyon lira yanıltıcı reklam cezası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, Reklam Kurulu'nun tüketicilerin sağlık ve güvenliği ile ekonomik menfaatlerinin korunması amacıyla inceleme ve denetimlerini aralıksız sürdürdüğünü bildirdi.</p>
<p>Kurulun, 8 Ekim'de yapılan toplantıda 161 dosyayı karara bağladığı, mevzuata aykırı bulunan 136 dosyada durdurma cezası ile toplam 17 milyon 176 bin 744 lira idari para cezası verildiği ifade edildi.</p>
<p>Yılın ocak-eylül döneminde ise 33 binin üzerinde başvurunun değerlendirildiği, tüketicileri aldatıcı reklamlar ve haksız ticari uygulamalar nedeniyle kesilen toplam idari para cezasının 249 milyon lirayı aştığı bilgisi verildi.</p>
<p><strong>Gerçeğe aykırı indirimli satışlar için yaptırım</strong></p>
<p>Gelişen ticari hayat ve internet kullanımındaki artış doğrultusunda, Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği'nde önemli düzenlemeler yapıldığı ve bu değişikliklerin 1 Ağustos'ta yürürlüğe girdiği anımsatılan açıklamada, hedefli reklamcılık, yapay zekayla oluşturulan reklamlar, sosyal medya etkileyicilerinin tanıtımları ve indirimli satışlar başta olmak üzere pek çok alanda yeni kuralların getirildiği vurgulandı.</p>
<p>Kurulun ekim ayı toplantısında öne çıkan başlıklardan birinin indirimli satış reklamları olduğu belirtilen açıklamada, şu bilgiler verildi:</p>
<p>"Yapılan incelemelerde, kampanyalarda yüzde 75 gibi yüksek oranlarda gerçeği yansıtmayan indirim vaatlerinde bulunulduğu, üzeri çizili fiyat olarak indirim başlangıç tarihinden önceki son 10 gün içinde uygulanan en düşük fiyatın esas alınmadığı ve kolay erişilebilir sadakat kartı programlarına ilişkin reklamlarda indirimli satış mevzuatındaki yükümlülüklerin yerine getirilmediği tespit edilmiştir. Mevzuata aykırı olduğu belirlenen söz konusu reklamlar hakkında idari yaptırımlar uygulanmıştır."</p>
<p><strong>Sosyal medya etkileyicilerine sıkı denetim</strong></p>
<p>Yönetmelik kapsamında sosyal medya etkileyicilerinin reklam ve tanıtım faaliyetlerine ilişkin kuralların açıkça belirlendiğine işaret edilen açıklamada, menfaat, indirim veya hediye karşılığı yapılan paylaşımlarda, reklam veya tanıtım ifadesinin açıkça yer alması gerektiği belirtildi.</p>
<p>Bu doğrultuda Kurul'un 32 sosyal medya hesabındaki paylaşımları resen incelemeye aldığı, reklam ibaresi kullanma zorunluluğunun ve belirlenen diğer kriterlerin yerine getirilmediğinin saptandığı ve söz konusu paylaşımlar konusunda durdurma cezası verildiği kaydedildi.</p>
<p>- Kuyumculuk sektöründe sahte indirim vaatlerine durdurma</p>
<p>Mücevherat sektöründe yüksek oranlı indirim vaatleriyle yayımlanan reklamların da mercek altına alındığının altı çizilen açıklamada, değerlendirmeler neticesinde mevzuat hükümlerini ihlal ettiği tespit edilen 9 firma hakkında durdurma cezası kararı alındığı ifade edildi.</p>
<p>Açıklamada, Bakanlığın tüketicilerin haklarının korunması, yanıltıcı reklamların önlenmesi ve piyasalarda adil rekabet ortamının tesis edilmesi amacıyla denetim ve yaptırım faaliyetlerini kararlılıkla sürdüreceği vurgulandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/9-ayda-249-milyon-lira-yaniltici-reklam-cezasi-89865</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/5/1280x720/ticaret-bakanligi-1752063094.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Reklam Kurulu, tüketicileri yanıltıcı reklamlar ile haksız ticari uygulamalara karşı yılın 9 ayında 33 binin üzerinde başvuruyu değerlendirirken, 249 milyon liradan fazla idari para cezası uygulanmasını kararlaştırdı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/buyukakin-afad-koordinasyon-toplantisina-katildi-89910</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Büyükakın, AFAD Koordinasyon Toplantısı’na katıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Tahir Büyükakın, Ankara’da gerçekleştirilen Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) başkanlık seçiminin ardından Kocaeli’ye dönerek yoğun programına kaldığı yerden devam etti.</p>
<p>Başkan Büyükakın, sabah saatlerinde ilk olarak Kocaeli Valisi İlhami Aktaş başkanlığında düzenlenen AFAD Koordinasyon Toplantısı’na katıldı.</p>
<p>Toplantıda, hafta başından itibaren Kocaeli’yi etkisi altına alan sağanak yağışların yol açtığı olumsuzluklar, müdahale çalışmaları, su baskınları, kurtarma ve tahliye faaliyetleri ile ulaşımın güvenli şekilde sağlanması amacıyla alınan tedbirler değerlendirildi. Vatandaşların can güvenliğinin korunması, yağışların neden olduğu sorunların giderilmesi ve günlük yaşamın yeniden normale dönmesi için sahada devam eden çalışmaların yanı sıra ilgili kurumlar arasındaki koordinasyon da ele alındı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/buyukakin-afad-koordinasyon-toplantisina-katildi-89910</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/1/0/1280x720/buyukakin-afad-koordinasyon-toplantisina-katildi-1792158686.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Belediyeler Birliği başkanlık seçiminin ardından Kocaeli’ye dönen Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, Vali İlhami Aktaş başkanlığında düzenlenen AFAD Koordinasyon Toplantısı’na katıldı. Toplantıda, sağanak yağışların yol açtığı olumsuzluklar, sahadaki müdahale çalışmaları ve kurumlar arası koordinasyon değerlendirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/makinede-guvenlik-sartlari-ile-serbest-dolasim-kurallari-belirlendi-89868</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Makinede güvenlik şartları ile serbest dolaşım kuralları belirlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının "Makine Emniyeti Yönetmeliği", Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Yönetmelikle makinelerin, ilgili ürünlerin ve kısmen tamamlanmış makinelerin tasarımı ile yapımına ilişkin sağlık ve güvenlik şartları ile bu ürünlerin serbest dolaşımına yönelik kurallar düzenlendi.</p>
<p>Buna göre, Bakanlık, makine ile ilgili ürünlerin kurulumu ve kullanımı sırasında, işçiler dahil insanların korunmasını sağlamak için gereklilikler belirleyebilecek ancak bu kurallar, makinenin veya ilgili ürünün, yönetmeliğe aykırılık teşkil edecek şekilde değişikliğe tabi tutulmasına izin vermeyecek.</p>
<p>Makine veya ilgili ürünler, usulüne uygun kurulduğu, bakımı yapıldığı ve amacına uygun koşullar altında kullanıldığında, piyasada bulundurulup hizmete sunulabilecek.</p>
<p>Kısmen tamamlanmış makineler, ilgili temel sağlık ve güvenlik gerekliliklerini karşılıyorsa piyasada bulundurulabilecek.</p>
<p>İmalatçılar, makine veya ilgili ürünü piyasaya arz ederken veya hizmete sunarken belirlenen temel sağlık ve güvenlik gerekliliklerine uygun tasarlanmasını ve imal edilmesini sağlayacak.</p>
<p>Dağıtıcılar, makine veya ilgili ürünü piyasada bulundurmadan önce bunun teknik mevzuatta yer alan ilgili gerekliliklere uygun olduğunu gösteren CE işaretini taşıdığını, Avrupa Birliği uygunluk beyanının ürüne eşlik ettiğini doğrulayacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/makinede-guvenlik-sartlari-ile-serbest-dolasim-kurallari-belirlendi-89868</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/4/1280x720/is-yerlerinde-psikolojik-tacizin-onlenmesi-ile-ilgili-genelge-resmi-gazetede-1741267840.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan yönetmelik ile, makine ve ilgili ürünlerin tasarım ve yapımına ilişkin sağlık ve güvenlik şartları ile bu ürünlerin serbest dolaşımına yönelik kurallar belirlendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/4-ildeki-tasinmazlarin-satisina-onay-89866</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 10:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> 4 ildeki taşınmazların satışına onay</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB), 4 ilde bulunan bazı taşınmazların satışına onay verdi.</p>
<p>Konuyla ilgili Cumhurbaşkanı kararları, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Maliye Hazinesine ait Ankara'nın Çankaya ilçesi Alacaatlı Mahallesi'ndeki 15 bin 492,55 metrekare taşınmazın, 950 milyon lira bedelle en yüksek teklifi veren En-Ez İnşaat AŞ-SRL İnşaat Limited Şirketi Ortak Girişim Grubu'na satılması kararlaştırıldı.</p>
<p>Yine Maliye Hazinesi adına kayıtlı, Diyarbakır'ın Ergani ilçesi Şirinevler Mahallesi'ndeki 26 bin 843,84 metrekare taşınmaz ve üzerindeki yapıların, en yüksek teklifi veren Yücesan Enerji Mühendislik İnşaat Elektrik Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'ne ihale şartnamesi çerçevesinde satılmasına karar verildi.</p>
<p>İstanbul'un Eyüpsultan ilçesi Kemerburgaz köyünde ÖİB adına kayıtlı 4 bin 46,98 metrekare taşınmaz, 258 milyon lira ile en yüksek teklifi veren Han İnşaat Reklamcılık ve Dış Ticaret Limited Şirketi'ne satıldı.</p>
<p>Maliye Hazinesi adına kayıtlı, Sakarya'nın Arifiye ilçesine bağlı Arifbey Mahallesi'ndeki 20 bin 556,81 metrekare taşınmazın, 250 milyon lira ile en yüksek teklifi veren Harun-Salih Sandıkçı Ortak Girişim Grubu'na satılması kararlaştırıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/4-ildeki-tasinmazlarin-satisina-onay-89866</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/resmi-gazete-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, Ankara&#039;nın Çankaya, Diyarbakır&#039;ın Ergani, İstanbul&#039;un Eyüpsultan ile Sakarya&#039;nın Arifiye ilçelerinde bulunan taşınmazların satışına onay verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtu-13-ulusal-hidroloji-kongresine-ev-sahipligi-yapti-89912</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GTÜ, 13. Ulusal Hidroloji Kongresi’ne ev sahipliği yaptı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Gebze Teknik Üniversitesi (GTÜ), Türkiye Ulusal Hidroloji Komisyonu (TUHK), Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü ve TÜBİTAK iş birliğiyle düzenlenen 13. Ulusal Hidroloji Kongresi, GTÜ Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen açılış töreniyle başladı. Su kaynaklarının planlanması ve yönetimi, kuraklık, taşkınlarla mücadele ve iklim değişikliğine uyum gibi konuların ele alındığı kongre, kamu yöneticileri, akademisyenler, sektör temsilcileri ve araştırmacıları bir araya getirdi.</p>
<h2>“Türkiye’nin öncü araştırma üniversitelerinden biri olarak bilimsel üretkenliğimizi sürdürüyoruz”</h2>
<p>GTÜ Rektörü Prof. Dr. Hacı Ali Mantar, açılış konuşmasında üniversitenin 30 yılı aşkın araştırma kültürüne ve kurumsal vizyonuna dikkat çekerek, üniversitelerin yalnızca teorik bilgi aktaran değil, yeni bilgi üreten ve stratejik sorunlara çözüm geliştiren kurumlar olması gerektiğini ifade etti. GTÜ’nün Türkiye’nin öncü araştırma üniversiteleri arasında yer aldığını belirten Mantar, “Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü olarak 1992 yılında atılan temellerimiz üzerinde, bugün Türkiye’nin öncü araştırma üniversitelerinden biri olarak bilimsel üretkenliğimizi sürdürüyoruz. Üniversitemizin ülkemizin en kritik sanayi ve teknoloji havzasında yer alması, araştırmacılarımızın toplumun, sanayinin ve kamu kurumlarının karşılaştığı gerçek problemlerle birebir temas etmesini sağlıyor” dedi.</p>
<p>Su kaynaklarının korunması, kuraklık yönetimi ve iklim değişikliğinin hem küresel hem de ulusal geleceği doğrudan ilgilendiren konular olduğunu vurgulayan Mantar, “Karar vericiler ile bilim insanlarını kampüsümüzde buluşturan 13. Ulusal Hidroloji Kongresi’ne ev sahipliği yapmaktan büyük memnuniyet duyuyoruz. Üniversite, kamu ve sektör iş birliğini güçlendiren bu organizasyonun ülkemizin su politikalarına ve bilim dünyasına somut katkılar sunacağına inanıyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Hidroloji Kongresi’nde 121 bildiri sunulacak</h2>
<p>Kongre Düzenleme Kurulu adına açılış konuşmasını yapan GTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Onur Akay, “Üç gün sürecek kongremizde Mavi ve Kırmızı salonlarda eş zamanlı olarak düzenlenecek oturumlarda toplam 121 bildiri sunulacak. Bu bildirilerden 8’i, TÜBİTAK 2224-B Yurt İçi Bilimsel Etkinliklere Katılımı Destekleme Programı kapsamında destek almaya hak kazandı. Türkiye’nin dört bir yanından 277</p>
<p>yazarın bilimsel çalışmalarıyla katkı sunduğu kongremizin hazırlık sürecinde, 1 Ekim 2025’te yayımlanan özet çağrısından itibaren bildirileri titizlikle inceleyen 55 kişilik Bilim Kurulumuz görev yaptı” dedi.</p>
<p>Kongrenin düzenlenmesinde öğrencilerin ve araştırma görevlilerinin de aktif rol üstlendiğini ifade eden Akay, “GTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü lisans ve lisansüstü öğrencilerimiz ile araştırma görevlilerimizden oluşan ‘Hidroloji Gönüllüleri’ ekibimiz, organizasyonun koordinasyonuna önemli katkı sağladı. Bilimsel çalışmaların paylaşılmasına ve hidroloji alanındaki araştırmaların geliştirilmesine imkân sunan kongremizin başarılı geçmesini diliyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Akademik Birikim ve Kamu İş Birliği Vurgusu</h2>
<p>GTÜ İnşaat Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Selçuk Toprak, açılış konuşmasında hidrolojinin su kaynaklarının yönetimi, kuraklık ve taşkın kontrolü ile afetlere dayanıklı şehirlerin oluşturulmasındaki rolüne dikkat çekti. Bilimsel çalışmalar sonucunda geliştirilen modellerin uygulamaya geçirilmesinin önemini vurgulayan Toprak, hidroloji alanındaki araştırmaların sahadaki sorunların çözümüne katkı sunması gerektiğini belirtti.</p>
<p>Türkiye Ulusal Hidroloji Komisyonu Üniversiteler Temsilcisi ve İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hafzullah Aksoy da 1979’dan bu yana devam eden kongrenin zaman içinde ulusal bir marka haline geldiğini ifade etti. Aksoy, başta Devlet Su İşleri (DSİ) olmak üzere kamu kurumlarıyla kurulan iş birliğinin hidroloji alanındaki çalışmalar açısından taşıdığı öneme değindi.</p>
<p>Kıbrıs Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği İnşaat Mühendisleri Odası adına konuşan Doç. Dr. Ayşe Pekrioğlu Balkıs ise Akdeniz havzasında giderek önem kazanan su stresi ve kuraklık sorunlarına dikkat çekerek bu sorunlarla mücadelede mühendislik çözümlerinin gerekliliğini dile getirdi.</p>
<h2>Sulamada kapalı sistemlerin payı yüzde 38’e ulaştı</h2>
<p>DSİ Genel Müdür Yardımcısı Cengiz Han Kılıçaslan, açılışta yaptığı konuşmada kurumun kongreye yaklaşık 35 katılımcı ve 9 bildiriyle katkı sunduğunu belirterek, iklim krizinin su yönetimini daha kritik hale getirdiğini ifade etti. Aşırı hava olaylarının su kaynaklarının planlanması ve yönetiminde yeni yaklaşımları gerekli kıldığını vurgulayan Kılıçaslan, “İklim krizine bağlı aşırı hava olayları, su kaynaklarının etkin ve sürdürülebilir yönetimini her geçen gün daha önemli hale getiriyor. Türkiye genelindeki 25 havzanın 10’unda havza master planlarına yönelik ihale süreçleri devam ediyor. Tarımsal sulamada kapalı basınçlı sistemlerin payı yüzde 38’e ulaştı. Otomasyon projeleriyle de su kullanımında yüzde 65’e varan tasarruf sağlanabiliyor” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtu-13-ulusal-hidroloji-kongresine-ev-sahipligi-yapti-89912</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/1/2/1280x720/gtu-13-ulusal-hidroloji-kongresine-ev-sahipligi-yapti-1792159228.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gebze Teknik Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen 13. Ulusal Hidroloji Kongresi’nde su kaynaklarının yönetimi, kuraklık, taşkınlarla mücadele ve iklim değişikliğine uyum konuları ele alındı. Üç gün sürecek kongrede 121 bildiri sunulurken, akademisyenler ve kamu temsilcileri sürdürülebilir su yönetimi için bilimsel çalışmaların ve kurumlar arası iş birliğinin önemine dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-sanayisinde-karlar-eriyor-yatirim-istahi-dusuyor-89850</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 09:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa sanayisinde kârlar eriyor, yatırım iştahı düşüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Sanayicileri ve İşinsanları Derneği (BUSİAD) Ekonomi Platformu tarafından hazırlanan 2026 yılı ikinci Ekonomik Gösterge ve Eğilim Anketi, Bursa sanayisinde yavaşlama ve durgunluk eğilimlerinin sürdüğünü ortaya koydu. Otomotiv, tekstil, hazır giyim, makine ve metal sanayisi başta olmak üzere farklı sektörlerden firmaların katıldığı araştırmaya göre, üretim, ciro ve kârlılık performansları zayıflarken yüksek finansman maliyetleri, artan üretim giderleri ve iç talepteki daralma yatırım kararlarını olumsuz etkiliyor. Anketin bu dönem daha geniş bir katılımla gerçekleştirildiğini belirten BUSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Tuncer Hatunoğlu, katılımcıların yaklaşık yüzde 40'ının BUSİAD üyesi olmayan iş dünyası temsilcilerinden oluştuğunu söyledi. Altı bölüm ve 45 sorudan oluşan anketin sonuçlarına göre, Bursa imalat sanayinde kapasite kullanımı yüzde 50-65 bandında yoğunlaşıyor. İç talepteki zayıflama nedeniyle cirolar yatay seyrederken veya azalırken artan maliyetlerin satış fiyatlarına yeterince yansıtılamaması kârlılığı daha belirgin biçimde baskılıyor. İstihdamda da yatay veya daralan bir görünüm dikkat çekiyor. Finansmana erişim güçlükleri, yüksek kredi faizleri ve tahsilat sürelerinin uzaması işletmelerin nakit akışını zorlaştırırken firmaların önümüzdeki altı aya ilişkin yatırım iştahını da azaltıyor. Özellikle yeni bina ve tesis yatırımlarında zayıflama görülürken sanayiciler kapasite artırmaktan çok maliyetleri düşürmeye ve verimliliği yükseltmeye odaklanıyor.</p>
<h2>Hatunoğlu: Maliyet-kur dengesizliği rekabeti zorluyor</h2>
<p>Anket sonuçlarını değerlendiren BUSİAD Başkanı Tuncer Hatunoğlu, üretim maliyetlerindeki artışın döviz kurundaki yükselişin üzerinde seyretmesinin özellikle ihracatçı firmaları zorladığını belirtti. Hatunoğlu, “Üretim maliyetlerimiz ile döviz kuru arasındaki dengesizlik, sanayimizin rekabet gücünü doğrudan etkiliyor. İşçilik, enerji, hammadde ve diğer üretim maliyetleri artarken döviz kurunun bu artışların gerisinde kalması, özellikle ihracatçılarımız açısından ciddi bir sorun oluşturuyor” dedi. Bu durumun kârlılık kaybının yanı sıra pazar kaybı ve yatırımların ertelenmesi riskini de beraberinde getirdiğini vurgulayan Hatunoğlu, üretim ve ihracatın sürdürülebilirliğini gözeten, öngörülebilir ekonomi politikalarına ihtiyaç duyulduğunu ifade etti. BUSİAD Başkanı Hatunoğlu da bu dönüşümün önemine dikkat çekerek, “Artık yalnızca daha fazla üretmek yeterli değil. Daha verimli, daha teknolojik, daha sürdürülebilir ve daha yüksek katma değerli üretmek zorundayız” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad1c0eb4f025-1792131307.jpeg" alt="" width="584" height="779" /></p>
<h2>Sanayicinin enflasyon beklentisi yüzde 30'un üzerinde</h2>
<p>Araştırmaya göre sanayicilerin 2026 yıl sonu enflasyon beklentisi, Orta Vadeli Program'daki yüzde 28,4'lük tahminin üzerinde, ağırlıklı olarak yüzde 30-32,9 aralığında yoğunlaştı. Yıl sonu politika faizi beklentisi yüzde 37 olurken dolar/TL kurunun 51-53 lira, euro/TL kurunun ise 58-60 lira aralığında gerçekleşmesi bekleniyor. Anket, sektörlerin ekonomik koşullardan farklı düzeylerde etkilendiğini de gösterdi. Otomotiv ve yan sanayi güçlü ihracat ağı sayesinde görece avantajlı konumunu korurken tekstil ve hazır giyimde artan işçilik maliyetleri ve döviz kuru politikaları rekabet baskısını artırıyor. Makine ve metal sanayisi ise maliyet artışlarının yanı sıra iç talep ve yatırımlardaki yavaşlamadan etkileniyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad1c109bbe82-1792131337.jpeg" alt="" width="457" height="610" /></p>
<h2>Yatırımın önceliği verimlilik ve dijital dönüşüm</h2>
<p>BUSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Ekonomi Komitesi Sorumlusu Ali Kerem Alptemoçin, ekonomik belirsizliklerin kısa süreli olduğu beklentisinin büyük ölçüde sona erdiğini belirterek şirketlerin değişen koşullara uyum sağlaması gerektiğini söyledi. Ankette yatırım planlayan şirketlerin çoğunluğunun verimlilik artışını önceliklendirdiğini vurgulayan Alptemoçin, “İçinde bulunduğumuz şartlar, aynı zamanda elimizdeki kaynakları daha verimli kullanma becerilerimizi geliştirmek için fırsatlar da sunmaktadır” dedi. Araştırmada firmaların yeni kapasite yatırımlarında temkinli davranmasına karşın yapay zekâ, veri analitiği, enerji verimliliği ve karbon emisyonlarının azaltılmasına yönelik yatırımlara ilgilerini korudukları görüldü.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-sanayisinde-karlar-eriyor-yatirim-istahi-dusuyor-89850</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/5/0/1280x720/bursa-sanayisinde-karlar-eriyor-yatirim-istahi-dusuyor-1792131393.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BUSİAD’ın Ekonomik Gösterge ve Eğilim Anketi, Bursa sanayisinde üretim ve kârlılık üzerindeki baskının sürdüğünü ortaya koydu. İmalat sanayinde kapasite kullanımı yüzde 50-65 bandında yoğunlaşırken yüksek finansman maliyetleri ve zayıf talep yatırımları sınırlıyor. BUSİAD Başkanı Tuncer Hatunoğlu, üretim maliyetleri ile döviz kuru arasındaki dengesizliğin rekabet gücünü zayıflattığını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turkiye-otomotivde-cin-rekabeti-ve-made-in-europe-kiskacinda-89847</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 08:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye otomotivde Çin rekabeti ve &#039;Made in Europe&#039; kıskacında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FERZAN ÇAKIR</strong></p>
<p>Çin’de otomotiv fabrikalarının 50 milyon araçlık kapasitesine karşılık üretimi 30 milyonda kalıyor. Kullanılmayan kapasite Çinli üreticileri dış pazarlara iterken, Avrupa’daki markalar pazar payı kaybıyla karşı karşıya kalıyor. Boston Consulting Group (BCG) Yönetici Direktörü ve Kıdemli Ortağı Dr. Albert Waas’a göre bu rekabet, yeni ortaklıkların da önünü açabilir. Avrupa’da atıl fabrikalar bulunuyor, Çinli şirketler ise Avrupa’da üretim yapmak istiyor.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad1bbab75f0d-1792129963.png" alt="" width="233" height="276" />İstanbul’da düzenlenen Mobility Vision 2040 kapsamında sorularımızı yanıtlayan Albert Waas, Türkiye’nin işçilik ve enerji maliyetleri ile mevcut otomotiv altyapısının yatırım çekmek için güçlü bir avantaj olduğunu söyledi. Ancak Türkiye’de üretilen araçların “Made in Europe” kapsamında kabul edilip edilmeyeceği henüz net değil. Waas’a göre bu belirsizlik, yeni üretim yatırımlarının Türkiye’ye mi, AB ülkelerine mi yöneleceğini etkileyebilir.</p>
<h2>Yüzde 30 vergi Çinli aracın fiyat avantajını silmiyor </h2>
<p>Albert Waas, Çin’de yaklaşık 50 milyon araçlık kurulu kapasiteye karşılık üretimin 30 milyon civarında kaldığını belirterek, kapasite fazlasının dış pazarlara yöneldiğini söyledi. ABD pazarının büyük ölçüde kapalı olduğunu vurgulayan Waas, “Otomobil ihracatı açısından Çin’in en büyük ticaret ortağı Avrupa. Diğer pazarlarda büyüme var ama Avrupa açık ara en büyük pazar” dedi.</p>
<p>Çin’de iç pazardaki binek araç satışlarının 2026’nın ilk yarısında yaklaşık yüzde 20 gerilediğini, lüks segmentte de talebin zayıf kaldığını söyleyen Waas, küresel otomobil satışlarının 100 milyon adede doğru büyümesini beklediklerini belirtti. Bu büyümenin ağırlıkla Güney Amerika ve diğer pazarlardan geleceğini ifade etti. Çin’de yaklaşık 300 marka bulunduğunu belirterek, “Sürdürülebilir bir iş için bir milyon araçlık satış hacmine ulaşmanız gerekiyor. Bu nedenle Çin’de çok sayıda şirket piyasadan çekilecek” değerlendirmesini yaptı. Waas’a göre ithalat vergileri, Çinli araçlar açısından fiyat avantajını ortadan kaldırmıyor. Xiaomi SU7 için yaptıkları hesabı örnek göstererek “Yüzde 10 temel ithalat vergisinin üzerine yüzde 20 ek vergi varsaydık. Toplam yüzde 30 vergiyle bile bu aracı yaklaşık 60 bin euroya satabilirsiniz. Menzil, şarj hızı, batarya ve bilgi-eğlence sistemi açısından çok rekabetçi bir paket elde ediyorsunuz” değerlendirmesinde bulundu. Çinli araçların sunduğu erişilebilir lüksün yarattığı rekabeti ve Avrupalı markaların buna nasıl yanıt vereceğini sorduğumuz Waas, şöyle konuştu:</p>
<p>“Türkiye dahil Avrupa kıtasında herkes pazar payı için mücadele ediyor. Bir otomobil üreticisi olarak herhangi bir segmentte rekabet etmemek gibi bir lüksünüz yok. Ancak elektrikli araçlara geçişte batarya teknolojisi ve daha fazla çip kullanımı maliyetleri yükseltti. Bu da Avrupa’nın köklü üreticilerinin rekabet etmesini zorlaştırdı. Çinli üreticiler düşük maliyetli tedarik zincirinden yararlanıyor. Araç geliştirme yöntemleri de maliyetleri düşürüyor. Ayrıca müşterinin önem verdiği alanlara daha fazla değer katıyorlar. Sportif sürüş özelliklerinden biraz ödün verebiliyorlar ama iç mekan kalitesi daha yüksek veya daha fazla deri kullanımı ve güzel dikiş detayları görebiliyorsunuz. Çok makul bir fiyata, yüksek kalitede bir otomobil alıyorsunuz. Avrupalı üreticiler de bu rekabetten öğrenerek daha iyi ve daha ucuz araçlar geliştirecek. Uyum sağlamak biraz zaman alıyor. Sonuçta kazançlı çıkan tüketici oluyor" dedi. </p>
<h2>"Avrupa bataryada geri dönüşümle arayı kapatabilir" </h2>
<p>Çin’in bir diğer avantajı ise otomobil üretiminin yanı sıra batarya ve ham madde tedarikindeki konumu. Uluslararası Enerji Ajansı’nın 2026 raporuna göre, 2025’te küresel batarya üretiminin yüzde 80’ den fazlası Çin’de gerçekleşti. Çin’in kritik mineral işleme ve batarya üretimindeki üstünlüğünü Avrupa’nın nasıl yakalayabileceğini sorduğumuz Waas, şu yanıtı verdi:</p>
<p>“Ham maddelerin önemli bir bölümü Afrika’dan geliyor, ancak bunları işleme kapasitesinin büyük bölümü Çin’de bulunuyor. Bu altyapıyı kısa vadede kurmak mümkün değil. Büyük yatırım ve uzun süre gerekiyor. Avrupa’da sürdürülebilirlik düzenlemeleri ve kamuoyunun yaklaşımı nedeniyle büyük ölçekli açık ocak madenciliği yapabileceğiniz çok fazla yer yok. Çözümün bir tarafında yenilikçilik var. Farklı motor tasarımları ve batarya kimyalarıyla belirli malzemelere bağımlılığı azaltabiliriz. Batarya geri dönüşümü de Avrupa için büyük bir fırsat. Geri dönüşüm çözümün bir parçası olmak zorunda. Burada öncü olabilir ve geliştirdiğimiz teknolojileri ihraç edebiliriz.”</p>
<h2>AB’nin üretim şartı </h2>
<p>Türkiye’yi dışarıda bırakabilir AB’nin Sanayi Hızlandırma Yasası teklifi, kamu alımları ve teşviklerde Avrupa üretimine öncelik vermek için araçların montaj yeri, parça ve batarya tedarikine şartlar getiriyor. Türkiye’nin kapsamda olup olmayacağı ise henüz net değil. Waas, “Nihai montajın AB içinde yapılması şartı Türkiye’yi dışarıda bırakır. Tanımın yalnızca AB’yi değil, Avrupa kıtasını kapsaması gerekiyor” dedi. Parça ve batarya tedarikinde ise daha geniş bir kapsamın görüşüldüğünü belirterek, “Hangi ülkelerin dahil olacağı hâlâ tartışılıyor. Kapsam geniş tutulmazsa üreticiler yüzde 70 yerel içerik şartını karşılayamaz. Çünkü tedarik zincirleri küresel” diye konuştu.</p>
<p>Türkiye’nin işçilik ve enerji maliyetleri ile mevcut tedarikçi ağı sayesinde Çinli üreticilerin yatırımlarını çekebileceğini söyleyen Waas, Türkiye’de üretilecek araçların Avrupa’nın yanı sıra Kuzey Afrika pazarlarına da yönelebileceğini belirtti. Ancak Türkiye’nin teknoloji geliştirmede de ilerlemesi gerektiğini vurguladı: “Yerleşik bir otomotiv sektörü ve çok yetenekli insanlar var. Ancak bazı alanlarda odak hâlâ gerçek yenilikçilikten çok, verilen tasarım ve teknik çizime göre üretim yapmakta” dedi. Türkiye ile AB’nin yenilikçiliği destekleyecek ortak bir sanayi politikası geliştirmesini öneren Waas, tüm bu süreçte Avrupalı ve Amerikalı üreticilerin küçülmeye rağmen daha güçlü çıkacağına inandığını söyledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Her 5 tüketiciden biri Çinli otomobil almayı düşünüyor</span></h2>
<p>BCG’nin Avrupa’da yaklaşık 10 bin kişiyle yürüttüğü ankete göre: sahip olduğu otomobille aynı marka araç almak isteyenlerin oranı %30 Almanya’da ise %50. Bir sonraki otomobilini Çinli bir markadan almayı düşünenlerin oranı %20. Almanya’da her iki kişiden biri otomobilinin nerede üretildiğini bilmiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turkiye-otomotivde-cin-rekabeti-ve-made-in-europe-kiskacinda-89847</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/otomobil.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çinli markaların Avrupa’da büyümesi, otomotivde yeni üretim ortaklıklarını gündeme getiriyor. BCG Yönetici Direktörü ve Kıdemli Ortağı Dr. Albert Waas’a göre Türkiye, rekabetçi maliyetleri ve tedarikçi ağıyla bu yatırımları çekebilir. Ancak AB’nin “Avrupa’da üretim” şartı Türkiye’yi dışarıda bırakırsa yatırımın adresi de değişebilir. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ciftci-kredi-borcunu-odeyemiyor-erteleme-istiyor-89844</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 08:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Çiftçi kredi borcunu ödeyemiyor, erteleme istiyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Tarımsal üretimde artan maliyetler, düşük ürün fiyatları ve pazarlama sorunları çiftçinin finansman yükünü ağırlaştırıyor. Narenciye üretiminin önemli merkezlerinden Yüreğir'de Ziraat Odası Başkanı Mehmet Akın Doğan, ihracat kanallarındaki aksaklıklar ve ürün fiyatlarındaki gerileme nedeniyle üreticinin zor bir dönemden geçtiğini söyledi.</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad1b9dac3f6a-1792129498.png" alt="" width="225" height="289" />Çiftçinin hem borçlarını ödemek hem de yeni sezona hazırlanmak zorunda olduğunu belirten Doğan, finansman koşullarının yeniden düzenlenmesini istedi. Sıkıntıların tedarik zincirindeki işletmeleri de etkileyebileceğini vurgulayan Doğan, hükümete önlem alma çağrısında bulundu. Üreticinin maliyet baskısı altında kaldığını söyleyen Doğan, desteklerin önemini vurguladı. Doğan, çözümün bölge ticareti açısından da önem taşıdığını ifade etti.</p>
<h2>Anapara ertelensin, çiftçi faizini ödesin </h2>
<p>Çiftçinin Ziraat Bankası'na olan kredi borçlarını ödemekte zorlandığını belirten Doğan, mevcut uygulamada üreticinin anaparayı kapattıktan sonra tekrar kredi kullanabilmek için kaynak bulması gerektiğini söyledi. Bu kaynağı bulamayanların yüksek faizli özel banka kredilerine yönelebildiğini ifade eden Doğan, anapara ödemelerinin ertelenmesini istedi. Doğan, “Çiftçinin bankaya 1 milyon lira borcu varsa, bu parayı bulup anaparayı kapatması, faizini ödemesi ve ardından yeniden kredi başvurusu yapması gerekiyor. Oysa anapara ertelense, çiftçi yalnızca yıllık faizini ödeyerek borcunu sürdürebilse üretici üzerindeki baskı azalır” dedi. Finansmana uygun koşullarda erişimin üretimin devamlılığı açısından önemine dikkat çeken Doğan, faiz yükünün de üreticinin ödeme gücüne göre değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Borcunu kapatmak için yeni borca yönelen üreticinin finansman yükünün arttığını söyleyen Doğan, bu döngünün kırılması gerektiğini vurguladı. Karadeniz'de gemi trafiğinin aksamasının ihracat maliyetlerini artırdığını kaydeden Doğan, Rusya ve Ukrayna'ya karayoluyla gönderilen bir TIR'ın nakliye maliyetinin 9-10 bin dolara ulaştığını, gemi taşımacılığında ise bu tutarın yaklaşık 3 bin dolar olduğunu söyledi. Aradaki farkın üreticinin gelirini doğrudan etkilediğini belirten Doğan, Karadeniz'deki gemi trafiğinin tekrar işler hale getirilmesini, bunun mümkün olmaması durumunda ihracatçılara navlun desteği sağlanmasını istedi. Türkiye'nin narenciye ihracatının yaklaşık yüzde 60-70'inin Rusya ve Ukrayna pazarlarına yöneldiğini belirten Doğan, alternatif pazarlara erişimin de artırılması gerektiğini söyledi. İhracattaki aksaklıkların paketleme tesislerinin çalışma kapasitesine de yansıdığını dile getirdi. Doğan, taşımacılıktaki maliyet farkının ihracatın rekabet gücünü de zayıflattığına işaret etti.</p>
<h2>Üretici fiyatı 2 liraya kadar düştü </h2>
<p>Narenciyede fiyatların üreticiyi memnun etmediğine dikkat çeken Doğan, limonun kilogram fiyatının boy ve kaliteye göre 2-6 lira arasında değiştiğini, mandalinada ilk hasatta 8-10 lira olan fiyatların 2-7 liraya kadar gerilediğini aktardı. Tüccarların bazı alımlarda yalnızca belirli büyüklükteki meyveleri topladığını, kalan ürünlerin ağaçta bırakıldığını belirten Doğan, bunun çiftçiye ek maliyet yüklediğini söyledi. Ürünün tamamının alınmaması nedeniyle üreticinin ikinci kez toplama masrafı yapmak zorunda kalabildiğini kaydeden Doğan, dalda kalan meyvenin gelecek sezonun verimini ve bahçe bakımını da olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulundu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Soya biçim ücreti dekar başına 370 lira</span></h2>
<p>Mehmet Akın Doğan, soya üreticilerinin talepleri doğrultusunda Tarsus Ziraat Odası yetkililerinin de katılımıyla 13 Ekim’de toplantı gerçekleştirilen toplantıda, Adana’da 2026 yılı soya hasadında tavsiye edilen biçerdöver ücretlerini, dekar başına düz biçimde 350 TL, kırıcılı biçimde ise 370 TL olarak belirlediklerini söyledi. Çiftçilerin mazot, gübre, ilaç, sulama ve işçilik gibi kalemlerde artan üretim maliyetleriyle mücadele ettiğini, biçerdöver işletmecilerinin de yakıt, bakım, yedek parça ve işletme giderleri bulunduğunu belirten Doğan, belirlenen ücretlerin tavsiye niteliğinde olduğunu, her iki tarafın haklarını gözeten, karşılıklı anlayışa dayalı bir hasat süreci hedeflediklerini kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ciftci-kredi-borcunu-odeyemiyor-erteleme-istiyor-89844</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/9/8/1280x720/tarim-ciftcijpg-1752681783.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Anapara ödemelerinin ertelenmesi çağrısında bulunan Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Mehmet Akın Doğan, mevcut uygulamada üreticinin anaparayı kapattıktan sonra tekrar kredi kullanabilmek için kaynak bulması gerektiğini, bu kaynağı bulamayanların yüksek faizli özel banka kredilerine yönelebildiğini vurgulayarak, “Çiftçinin bankaya 1 milyon lira borcu varsa, bu parayı bulup anaparayı kapatması, faizini ödemesi ve ardından yeniden kredi başvurusu yapması gerekiyor. Oysa anapara ertelense, çiftçi yalnızca yıllık faizini ödeyerek borcunu sürdürebilse üretici üzerindeki baskı azalır.” ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dericilerden-ozel-kredi-ve-doviz-destegi-talebi-89843</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 08:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dericilerden özel kredi ve döviz desteği talebi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>İstanbul Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği (İDMİB) Başkanı Güven Karaca, son 3,5 yıldır yeterince dayak yediklerini belirterek, sektörde maliyet baskısı ve kur-enflasyon dengesizliğinin müşteri, üretim kapasitesi ve istihdam kaybına yol açtığını belirtti. Sektöre özel kredi paketi ve koşulsuz yüzde 10 döviz dönüşüm desteği isteyen Karaca, mevcut desteklerden yararlanmakta zorlandıklarını söyledi. İDMİB, 2025 yılı ihracat performanslarıyla öne çıkan 257 firmayı “İhracatta Fark Yaratanlar 2025” töreninde ödüllendirdi. Törenin açılışında konuşan Güven Karaca, Türkiye’nin kalite, tasarım, hızlı ve esnek üretimde güçlü bir konuma sahip olduğunu belirtti. ancak son yıllarda artan üretim maliyetleri ve finansman koşullarının fiyat rekabetini zorlaştırdığına dikkat çeken Karaca, “Ancak fiyatta rekabet edemediğimiz noktada maalesef müşteri kaybediyoruz ve istihdam kaybediyoruz. Bugün kaybettiğimiz üretim kapasitesini ve nitelikli iş gücünü yarın yeniden kazanmamız zor” diye konuştu.</p>
<h2>"Uygulama kriterleri sadeleştirilmeli" </h2>
<p>Deri ve deri mamullerinin yüksek katma değer üreten, emek yoğun bir sektör olduğunu vurgulayan Karaca, istihdamı koruma destekleri ile döviz dönüşüm desteğinin uygulama kriterlerinin sadeleştirilmesini istedi. Döviz dönüşüm desteğinde yüzde 10 taleplerinin karşılanmadığını belirten Karaca, mevcut uygulamaya ilişkin, “Yüzde 10’luk talebimiz maalesef yüzde 3’lerde kaldı ve yeni uygulamayla bunu da kullanamaz hale geldik” değerlendirmesini yaptı. Bu konuda Merkez Bankası ile yoğun istişare yürütüldüğünü ifade eden Karaca, desteğin koşulsuz olarak yüzde 10’a sabitlenmesini talep etti. “Son 3,5 yıldır yeterince dayak yedik” diyen Karaca, sektörün özel faiz oranları ve teminat koşulları içeren bir kredi paketine ihtiyaç duyduğunu söyledi. Sanayicinin yatırım motivasyonunun zayıfladığına da işaret eden Karaca, imalat sanayisini yönlendirecek ve destekleyecek dinamik politikaların devreye alınması gerektiğini belirtti. Kur ve enflasyon arasındaki dengesizliğin müşteri, kapasite ve iş gücü kaybına yol açtığını dile getiren Karaca, insan kaynağını koruyacak yeni politikalara da ihtiyaç olduğunu vurguladı.</p>
<h2>İhracat kaybı yüzde 0,8’e geriledi </h2>
<p>Karaca’nın verdiği bilgilere göre, Türkiye’nin toplam ihracatı 2025’te yüzde 4,5 artarak 273 milyar dolara ulaşırken, deri ve deri mamulleri sektörünün ihracatı yüzde 5 düşüşle 1,5 milyar dolar oldu. 2026’nın ilk dokuz ayında 1,1 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdiklerini açıklayan Karaca, yıla yüzde 8-9 seviyelerinde ihracat kaybıyla başladıklarını, gelinen noktada ise geçen yılın aynı dönemine göre gerilemenin yüzde 0,8’e kadar indiğini söyledi.</p>
<p>Karaca, “Yıl sonuna kadar ihracat kaybı yaşamadan, 2025 yılıyla aynı rakamda bu yılı da kapatmayı umuyoruz” dedi. Bu dönemde deri ve kürk konfeksiyonunda yüzde 14, mamul deri ve kürkte yaklaşık yüzde 13 büyüme sağlandığını aktaran Karaca, ayakkabı aksamları ve saraciyede daralmanın sürdüğünü belirtti. Karaca, “Dengelenme yılı olan 2026, sektörümüzde toparlanma işaretleri gösterse de henüz istediğimiz noktada değiliz. Hedefimiz ihracatta yeniden kalıcı büyümeyi yakalamak” diye konuştu.</p>
<h2>Birim ihracat değeri 16 doları geçti </h2>
<p>Dünya deri ve deri mamulleri pazarının 300 milyar dolar büyüklüğünde olduğunu belirten Karaca, Türkiye’nin deri ve deri ürünleri imalatında Avrupa’da üçüncü sırada bulunduğunu söyledi. Yaklaşık 200 ülkeye ihracat yapan sektörün, Türkiye’nin birim ihracat değeri en yüksek dördüncü sektörü olduğunu ifade eden Karaca, kilogram başına ihracat değerinin 2025’te yaklaşık 14 dolar iken bu yıl 16 doların üzerine çıktığını söyleyen Karaca, üyeleri arasında bin 100 dolarlık kg başına ihracat değerine sahip şirketlerin yer aldığını aktardı. 2025’te Amerika kıtasına ihracatın yaklaşık yüzde 15, ABD’ye ihracatın ise yüzde 17 arttığını aktaran Karaca, ABD’nin sektörün ilk 20 ihracat pazarı arasında kilogram başına 51 dolarlık ihracat değeriyle öne çıktığını belirtti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ÖKSÜZ: BİRİM FİYAT ARTIYOR, SEKTÖR RAHATLAMIYOR</span></h2>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkan Vekili Ahmet Öksüz, deri ve deri mamulleri sektörünün Türkiye ortalamasının 10 katından fazla birim değerle ihracat yaptığını vurgulayan Öksüz, “Artan maliyetler, özellikle enfl asyonun altında kalan döviz kuru artışları sektörümüzün en büyük sorunu” dedi. Döviz dönüşüm desteğine erişimde yaşanan güçlükleri TİM yönetimi olarak Merkez Bankası Başkanı ile yaptıkları görüşmede gündeme getirdiklerini belirten Öksüz, sektörde faaliyet karının yok denecek kadar az olduğunu ifade etti. Destek hesaplamasında işçiliğin ağırlığının artırılmasını önerdiklerini aktaran Öksüz, döviz kredisi kullanan firmaların destekten yararlanmasını engelleyen koşulun da kaldırılmasını istediklerini söyledi. Yılın ilk dokuz ayında İtalya’ya ihracatın yüzde 18, ABD’ye ihracatın yüzde 25 arttığına dikkat çeken Öksüz, 2026 sonunda geçen yılın ihracatının bir miktar aşılmasını beklediklerini kaydetti. Kazlıçeşme’deki tabakhanelerden Gedikpaşa’daki ayakkabı atölyelerine uzanan üretim birikiminin korunması gerektiğini vurgulayan Öksüz, yüksek birim değerli ihracatın ve markalaşmanın önemine işaret etti. Öksüz, “İhracatımızın geleceği açısından ne kadar sattığımız değil, hangi değerle sattığımız da büyük önem taşıyor” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dericilerden-ozel-kredi-ve-doviz-destegi-talebi-89843</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/deri.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İDMİB Başkanı Güven Karaca, deri sektöründe maliyet baskısı ve kur-enflasyon dengesizliğinin müşteri, üretim kapasitesi ve istihdam kaybına yol açtığını belirtirken son 3,5 yıldır yeterince dayak yediklerini söyledi, sektöre özel kredi paketi ve koşulsuz yüzde 10 döviz dönüşüm desteği istediklerini kaydetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/dizelde-kriz-2027ye-uzaniyor-89841</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 08:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dizelde kriz 2027’ye uzanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/evrim-kucuk-1791958353.png" width="224" height="106" /></p>
<p>Orta Doğu’dan ham petrol akışı son bir ayda artmasına karşın Brent’in varil fiyatının 100 doların üzerinde kalması, enerji piyasasındaki rahatlamanın sınırlı olduğunu gösteriyor. Dizelde ise tablo daha da ağır: Atlantik’in iki yakasında fiyatlar varil başına 200 doların üzerine çıkarken, rafine ürün arzındaki açık küresel ekonomi için tehdit oluşturuyor. </p>
<h2>İhracat kaybı yüzde 4.5 </h2>
<p>Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), dizel piyasasındaki sıkışıklığın 2027’nin ilk yarısında da sürebileceği uyarısı yaptı. Ajansın aylık raporuna göre Orta Doğu ve Rusya kaynaklı dizel ihracat kayıpları eylülde günlük 1,3 milyon varile ulaştı. Bu miktar, ajansın 2026 için öngördüğü küresel dizel ve gazyağı talebinin yaklaşık yüzde 4,5’ine karşılık geliyor.</p>
<h2>Rafinerilerde toparlanma açığı kapatmayacak </h2>
<p>IEA, küresel rafineri faaliyetlerinde yıl sonuna doğru beklenen toparlanmanın stokların yeniden oluşturulmasına katkı sağlayacağını, ancak orta distilat ürünlerde biriken açığı kapatmaya yetmeyeceğini öngörüyor. Dizel, gazyağı ve jet yakıtını kapsayan bu grupta arz-talep dengesinin 2027’nin ilk yarısında sıkı kalması, yılın ikinci yarısında ise gevşemesi bekleniyor.</p>
<p>Dizel rafinaj marjı eylülde varil başına yaklaşık 95 dolarla rekor seviyeye çıktı. Çarşamba günü ise yaklaşık 85,42 dolar düzeyinde seyretti. Bu yüksek marjlar, ham petrol ile nihai yakıt fiyatları arasındaki kopukluğun sürdüğüne işaret ediyor.</p>
<h2>Stok nefes aldırabilir</h2>
<p>IEA üyesi ülkeler, mart ayında arz şokunu sınırlamak amacıyla acil rezervlerden 400 milyon varil petrol çıkarılması konusunda anlaşmış, taahhütler daha sonra 426 milyon varile yükseltilmişti. Eylül sonuna kadar yaklaşık 331 milyon varil piyasaya verildi. Avrupa’nın 46 milyon, Amerika kıtasının 40 milyon, Asya-Pasifik’in ise 10 milyon varillik miktarı henüz devreye girmedi. Piyasada şimdi gözler, kalan stokların hangi hızla kullanılacağına çevrildi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Dizel, benzinden daha büyük ekonomik risk</span></h2>
<p>Benzin fiyatlarındaki artış sürücüleri zorlarken, dizeldeki arz sıkıntısı küresel ekonomi için çok daha geniş bir tehdit oluşturuyor. Kamyonlardan tarım makinelerine, inşaat ve madencilik ekipmanlarından fabrikalara kadar pek çok faaliyet dizel yakıtla çalışıyor. Denizcilik, havacılık ve ısıtma sektörlerinde kullanılan orta damıtma ürünleri de bu baskıyı artırıyor. Sonuç olarak, yüksek dizel fiyatları gıda ve ham maddelerden imalat ürünlerine kadar malların üretim ve nakliye maliyetlerini doğrudan etkiliyor. Ham petrol sevkiyatlarının toparlanması da tek başına yeterli değil; rafinerilerin kullanılabilir yakıt üretmesi için uygun ham petrole, işleyen altyapıya ve yeterli kapasiteye ihtiyacı var. Dizel talebinin kısa vadede azaltılması da benzine kıyasla daha güç. Bu nedenle yüksek fiyatlar, taşımacılık ve üretim maliyetleri üzerinden gıda ve sanayi ürünlerine yansıyabiliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Avrupa’da dizel ithalatı geriledi</span></h2>
<p>Avrupa’nın dizel arzında dış kaynaklara bağımlılığı, stok kararlarını daha kritik hale getiriyor. Kpler verilerine göre Avrupa Birliği’nin mart-eylül dönemindeki dizel ve gazyağı ithalatı günlük 390 bin varil azaldı. Dört aya yayılan 50 milyon varillik dizel salımı, hesaplamalara göre günlük yaklaşık 400 bin varillik arz sağlayarak ithalattaki düşüşü karşılayabilir. Ancak Avrupa’nın acil rezervleri, net ithalatın en az 90 günlük miktarını veya tüketimin 61 günlük karşılığını kapsama kurallarına tabi. Bu nedenle hükümetlerin piyasayı rahatlatmak için kullanabileceği stok miktarı sınırlı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/dizelde-kriz-2027ye-uzaniyor-89841</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/dizel.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uluslararası Enerji Ajansı, Orta Doğu ve Rusya kaynaklı arz kayıpları nedeniyle küresel dizel piyasasındaki sıkışıklığın 2027’ye uzanabileceği uyarısında bulundu. Eylülde günlük 1,3 milyon varile ulaşan ihracat kaybı, rekor rafineri marjları ve eriyen stoklar sanayiden tarıma, taşımacılıktan gıda fiyatlarına kadar geniş bir alanda maliyet baskısını artırıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cimento-sektoru-yuzde-27-gerilerken-akcansanin-yuzde-22-yukselisi-surer-mi-89840</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çimento sektörü yüzde 27 gerilerken Akçansa’nın yüzde 22 yükselişi sürer mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST Taş Toprak Endeksi yılbaşından bu yana %26,80 gerilerken sektördeki şirketlerden 15'i %10 ve üzeri değer kaybı yaşadı. En fazla düşüş Batıçim Çimento'da gözlendi. İki şirket pozitif tarafta kalmayı başarırken, Akçansa performansıyla diğerlerine açık ara fark attı.</strong></p>
<p>Çimento ve beton üreticisi şirketlerin getirileri sektör içi sert bir farklılaşmaya işaret ediyor. Akçansa yılbaşından bu yana yatırımcısına %21,68 kazandırırken, onu Nuh Çimento sadece %0,34’lük artışla pozitif bölgede tutunmayı başararak takip edebildi. Batıçim Çimento ise %63,74 eriyerek listenin en zayıf halkası konumunda bulunuyor. Sektördeki 15 firma %10’un üzerinde düşüş yaşadı. Operasyonel kârlılık üretmekte zorlanan bu şirketleri genel ekonomideki sıkışmayla birlikte değerlendirmek gerekiyor. Fiyatı gerileyen hisselere yönelmeden önce, şirketlerin mali performansını okumayı temel alışkanlık haline getirmek gerekiyor.</p>
<h2>Yükselse de zararda</h2>
<p>Akçansa, yılbaşından bu yana %21,68 yükselişle sektördeki diğer hisselerin üstünde yer aldı. Firmanın sermayesindeki %39,72 Sabancı Holding payı, geçtiğimiz haziranda 427,8 milyon dolara yabancı ortağa geçti. Heidelberg’in payı %94,8’e yükseldi. Akçansa yılın ilk yarısında satışını 13,7 milyar TL’ye çıkarsa da 96,4 milyon TL dönem zararı açıkladı.</p>
<p>Nuh Çimento’nun hissesi yılbaşından bu yana %0,34 yükseliş kaydederek artıda kalmayı başaran sektördeki iki şirketten biri oldu. İki yıldır yurt içi ve yurt dışı yatırım imkanlarını araştıran şirket, henüz bir adım atabilmiş değil. Yılın ilk yarısında satışları 9,7 milyar TL’ye gerileyen Nuh Çimento, dönem sonunda 405,4 milyon TL zarar yazdı.</p>
<h2>En fazla kaybettiren</h2>
<p>Batıçim Çimento yılbaşından bu yana %63,74 gerileyerek sektörde en fazla kaybettiren hisse konumunda. Geçtiğimiz ağustosta 37,16 TL bölgesinde işlem gören hissenin son üç aydaki erimesi %84’e yaklaştı. Altı aylık dönemde geliri 3,1 milyar TL’ye inen Batıçim, dönem sonu 139,8 milyon TL zarar etti.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad1b14d38678-1792127309.png" alt="" width="999" height="549" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>KAZANÇ ODAKLI MI, KORUMA ODAKLI MI?</strong></p>
<p><strong>Kazanç odaklı;</strong> agresif büyüme, fırsat büyütme, yüksek getiri, dinamik yönetim. Sermaye erimesi, ağır stres, spekülasyon tuzağı, kârı geri verme.</p>
<p><strong>Koruma odaklı;</strong> sermaye güvenliği, kriz dayanıklılığı, istikrarlı planlama, pasif kazanç. Yavaş büyüme, fırsat kaybı, durağanlık, maliyet dezavantajı.</p>
<p><strong>Üç ay önceki değerlemede elindeki taşınmazların toplam değeri 31,7 milyar TL'ye çıktı</strong></p>
<p>Kayseri Şeker'in elindeki taşınmazların ne kadarı yatırım amaçlı? ● Zeki Teker</p>
<p>Zeki; üç ay önce hazırlanan değerleme raporlarına göre Kayseri Şeker'in sahip olduğu gayrimenkullerinin toplam değeri 31,7 milyar TL düzeyinde bulunuyor. Bunun 16,1 milyar TL'si yatırım, 15,5 milyar TL tutarındaki kısmı ise kullanım amaçlı taşınmazlardan oluşuyor. Bilanço takvimi 1 Mayıs - 30 Nisan arasındaki dönemi kapsayan firmanın ilk çeyrekte toplam varlıkları 71,2 milyar TL seviyesinde bulunuyor. Açıklanan tutarlarla taşınmazların bilanço içindeki ağırlığı %44 seviyesinde duruyor. Dönem sonunda ise zararı %26 artırarak 2,2 milyar TL'ye çıktı.</p>
<p><strong>Yeo Teknoloji 18 milyar liralık yeni işle yıllık cirosunu yakalamak üzere</strong></p>
<p>Yeo Teknoloji'nin yeni iş anlaşmaları büyümeyi nasıl etkiler? ● Buğra Engin</p>
<p>Buğra; Yeo Teknoloji, yıl içinde yakın tarihlerde başta Azerbaycan, İngiltere ve Kosova gibi ülkeler olmak üzere yurt içi ve yurt dışında toplamı 18,18 milyar TL'yi bulan sözleşmelere imza attığını belirtti. Alınan işlerin toplamı, yıllık hasılatının %93'üne ulaştı. Yılın ilk yarısında satışlarını %48 artıran firma, dönemi 669,7 milyon TL kârla kapattı. Batarya enerji depolama ve santral projelerindeki hacim artışı, operasyonel kârlılığı desteklerken, yurt dışı pazarlarda da etkinliğini güçlendirmesini sağlayacak konuma gelmesine olanak veriyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>RRA kısa vadeli para piyasasına yatırım yaparak yıllık yüzde 48 yükseldi</strong></p>
<p>Rota Portföy'ün idare ettiği Para Piyasası Serbest Fon (RRA), istikrarlı bir yükselişe sahip. Büyüklüğü martta 3,2 milyar TL düzeyinde bulunurken sonrasında küçülen bir ivme öne çıktı. Ekimde fonun toplam hacmi 666,1 milyon TL seviyesine indi. Mayıstan bu yana para çıkışının öne çıktığı fonda, ekimde çıkan tutar 82 milyon TL düzeyinde. Yıl içinde yatırımcısının en yüksek olduğu mayısta sayı 241'i bulurken şimdilerde 136 kişiye inmiş görünüyor. Doluluk oranı ise %4,19 seviyesinde. Temel stratejisi, varlıklarını yüksek likiditeli kısa vadeli para piyasası araçlarında değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyün %41,49'u ters repo ve %38,07'si finansman bonosundan oluşuyor. Yüksek volatiliteden kaçınıp istikrarlı kazanç arayan yatırımcılara hitap ediyor. Yıllık %48,16 getiri ile borsayı geride bıraktı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>QNB Finansal Kiralama, TLREF + %0,75 faizle 600 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>QNB Finansal Kiralama, nitelikli yatırımcılara yönelik 14.10.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 600.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%0,75 olarak belirlendi. 182 gün vadeli bono, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 2 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 14.04.2027 olarak açıklandı. 14 Ekim itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %36,77 seviyesinde bulunuyor. Verilen %0,75 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için uygun bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFQFKR42725 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad1b11fe0219-1792127263.png" alt="" width="963" height="238" /><strong>SARKUYSAN</strong></p>
<p><strong>Yapı ruhsatını aldığı santral yatırımını yılın son çeyreğinde devreye alıyor</strong></p>
<p>Sarkuysan, Diyarbakır Silvan'da yıllık 22 bin MWh elektrik üretecek GES projesinde arsa tapularını tescil ettirerek yapı ruhsatını aldı. İdari ve yasal süreçlerin öngörülen süreyi aştığı belirtilen yatırımın devreye alınma planı, 2026'nın son çeyreğinde gerçekleşeceği belirtildi. İzin süreçlerinin tamamlanmasıyla birlikte projedeki belirsizlikler büyük ölçüde ortadan kalkmış oldu. Tesisin faaliyete geçmesiyle enerji giderlerinde sağlanacak tasarruf, operasyonel maliyetlerini uzun vadede dengeleme olanağı bulacak. Şirket, yılın ilk yarısında kârını %28 düşürdü.</p>
<p><strong>GEN İLAÇ</strong></p>
<p><strong>Yatırım kuruluşuyla ortaklaşa hayata geçirilen üretim tesisi faaliyete geçti</strong></p>
<p>Gen İlaç ile Azerbaycan Yatırım Şirketi (AIC) ortaklığıyla kurulan Gen Caucasus tarafından Azerbaycan'da gerçekleştirilen ilaç üretim tesisi faaliyete geçti. 2023 yılında temeli atılan tesis, ülkenin en büyük ilaç üretim fabrikası konumunda bulunuyor. Şirket açıklamasında, söz konusu adımla Azerbaycan'ın yerel ilaç ihtiyacının karşılandığını ve 30 yıllık sektör tecrübesini uluslararası üretime taşıma stratejisi ile hareket ettiğini ifade etti. Tesisin devreye alınmasıyla birlikte, çevre pazarlardaki uzun vadeli faaliyetlerin güçlendirilmesi de mümkün olabilecek.</p>
<p><strong>BEYAZ FİLO</strong></p>
<p><strong>Dokuz aylıkta sıfır araç satışını artırıp payını büyütse de zarardan kurtulamadı</strong></p>
<p>Beyaz Filo, bayisi olduğu 6 farklı marka üzerinden yılın ilk 9 aylık döneminde toplam 13.420 adet sıfır kilometre araç sattığını duyurdu. Gerçekleşen bu satışlarla birlikte firmanın otomobil ve hafif ticari araç pazarındaki payı, geçen yılın aynı dönemindeki %1,65 seviyesinden %1,67'ye yükseldi. Daralan otomotiv pazarında satış hacmini artırarak payını genişletmesi, operasyonel olarak güçlü kaldığını gösteriyor. Pazarını büyütmesine rağmen Beyaz Filo yılın ilk yarısında gelirini %8 düşürerek 10,5 milyar TL'ye geriletti. Dönem sonunda da 177,3 milyon TL ile zarara döndü.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Borusan Yatırım şubattan bu yana geriliyor. Fonlar satış tarafında yer alıyor</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad1b0fe89080-1792127230.png" alt="" width="300" height="244" /></p>
<p>Borusan Yatırım'da fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %8,96 ile toplamda 971 bin lot azalarak 9,87 bine indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 5 ile sabit duruyor. SLG fonu bin lot ile en fazla satışı yaparken, alım tarafında yer alan kurum gözlenmedi. Borusan hakkında yıl içinde öneride bulunan kurum bulunmuyor. Hissede QNB Portföy'ün yönettiği SLG fonu satış yapmakla birlikte hâlâ elindeki 8,2 bin lot pay ile en fazla konumlanan pozisyonunu koruyor. Diğer fonlar ise hareketsiz kaldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cimento-sektoru-yuzde-27-gerilerken-akcansanin-yuzde-22-yukselisi-surer-mi-89840</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çimento sektörü yüzde 27 gerilerken Akçansa’nın yüzde 22 yükselişi sürer mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/almanya-ile-savunma-is-birligi-gercek-bir-sicrama-olabilir-mi-89838</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Almanya ile savunma iş birliği gerçek bir sıçrama olabilir mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye ile Almanya yeni bir “bahar havasına” hazırlanıyor olabilir. Almanya’nın Başbakanı olması beklenen Kuzey Ren-Vestfalya Başbakanı Hendrik Wüst’ün haftalar önce yaptığı Türkiye ziyareti, eyalet ziyaretinin ötesinde bir protokole sahne oldu. Verilen mesajlar son derece sıcaktı. Önceki gün TOBB’un ev sahipliğinde Alman Türk Ticaret Odası (AHK) işbirliğiyle gerçekleşen 4. Türk-Alman Ekonomi Konferansı’nda ilişkilerin “ilerleyeceğinin” en büyük göstergesi savunma sanayii işbirliğine yönelik çok güçlü mesajlar verilmesi oldu. Türkiye ve Almanya öteden beri savunma sanayiinde yoğun işbirliği içinde. TSK başta Leopard tankları olmak üzere çok sayıda Alman platform, sistem, alt sistemlerinin kullanıcısı. Geçmişte, özellikle 90’lı yılların başında en büyük krizlerden biri de bu alanda patlak vermiş, Almanya, bazıları hibe kendi tanklarının ve bazı ürünlerinin terör örgütüne karşı yurt dışı operasyonlarda kullanımını engelleyip ambargo koymuştu. Yine tank temelli güç paketi sorunu (her ne kadar şirket çok uluslu görünse de) da hafızalarda. Türkiye AB temelli Avrupa savunma sistemine Yunanistan ve Rum Kesimi engellemesi nedeniyle tam entegre olamıyor. Gelecekte de olamayacak. Diğer yandan başta Doğu Avrupa ülkeleri, İspanya ve İtalya önemli programlarda Türkiye ile çalışmaya başladı. Almanya’nın bir başka gündemi enerji. Türkiye’nin sürekli masasındaki konu “enerji bağımsızlığı” ve “arz güvenliği” her zaman Almanya’nın da gündeminde. Yenilenebilir enerjiyle başlayan Almanya’nın teknoloji girişimleri bugünlerde hidrojen teknolojileriyle ilerliyor. Bir dönem tamamen kapatılması için çalışılan nükleer santraller de yeni yatırımlarla gündemde.</p>
<p>Almanya Türkiye’nin tarihi olarak en büyük ticaret partneri. Bazen kriz aşamasına kadar ulaşan bozulmalar olsa da her iki taraf da birbirine uzun süre küs kalamayacağının bilincinde. Taraflar, çıkarların ortaklaştığı anda tüm dişlilerin hemen çalışmaya başlaması gerektiğinin de farkında. Türkiye’nin siyasal iklimindeki “sınamalar” için AB’nin yeniden bir çıpa ve standart olması pekala mümkün. Avrupa’nın özgürlükler yönünde irtifa kaybettiği, kendilerince büyük olarak niteledikleri tehditlere verdikleri bazıları aşırı tepkiler nedeniyle dünyaya hediye ettikleri demokratik standartlardan uzaklaşma, hatta bunları umursamadan siyasal-diplomatik ilişkiler geliştirme yönünde eğilim görülse de Almanya başta olmak üzere yine özgürlükler ve demokrasi temelli bir AB gündemi pekala mümkün. Almanya’nın başını çekeceği böyle bir Avrupa, Türkiye için de iyi olabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/almanya-ile-savunma-is-birligi-gercek-bir-sicrama-olabilir-mi-89838</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/savunma-sanayi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Almanya ile savunma iş birliği gerçek bir sıçrama olabilir mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-aclik-endeksi-89837</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel Açlık Endeksi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Açlık, insanlığın yalnızca insani ve sosyal bir sorunu değil, aynı zamanda ekonomik kalkınmanın, gelir dağılımının ve küresel adaletin en önemli göstergelerinden biridir. Dünyada üretilen gıdanın insanlığın ihtiyaçlarını karşılayabilecek düzeyde olmasına rağmen milyonlarca insanın yeterli ve sağlıklı beslenememesi, üzerinde düşünülmesi gereken büyük bir çelişkidir. İşte Küresel Açlık Endeksi, bu çelişkinin boyutlarını ortaya koyan önemli göstergelerden biridir.</p>
<p>Küresel Açlık Endeksi, ülkelerdeki açlığın düzeyini ve zaman içindeki değişimini ölçmek amacıyla hazırlanan uluslararası bir göstergedir. Endeks, yalnızca insanların yeterince yemek yiyip yiyemediğine bakmaz; çocukların beslenme durumunu, büyüme geriliğini ve çocuk ölümlerini de dikkate alır. Böylece açlığın toplumların geleceği üzerindeki etkilerini daha kapsamlı biçimde değerlendirmeye imkân tanır.</p>
<p>Endeks dört temel gösterge üzerinden hesaplanır: Yetersiz beslenme, beş yaş altındaki çocuklarda bodurluk, çocuklarda zayıflık ve beş yaş altı çocuk ölümleri. Bu göstergeler, açlığın yalnızca bugünkü yaşam koşullarını değil, gelecek kuşakların fiziksel ve zihinsel gelişimini de etkilediğini gösterir.</p>
<p><strong>Açlık neden hâlâ çözülemiyor?</strong></p>
<p>Dünya ekonomisi teknolojik gelişmeler, yapay zekâ, otomasyon ve üretim kapasitesi bakımından önemli bir noktaya ulaşmış durumda. Tarımda verimliliği artıran yöntemler, gelişmiş sulama sistemleri ve dijital üretim teknikleri sayesinde daha fazla gıda üretmek mümkün. Buna rağmen açlık sorununun devam etmesi, meselenin yalnızca üretim yetersizliğiyle açıklanamayacağını ortaya koyuyor.</p>
<p>Asıl sorunlardan biri, gıdanın üretilmesi ile ihtiyaç duyan insanlara ulaştırılması arasındaki dengesizliktir. Bir ülkede tarımsal üretim yüksek olsa bile düşük gelir, işsizlik, yüksek gıda fiyatları ve yetersiz sosyal destekler, insanların yeterli beslenmesini engelleyebilir. Başka bir ifadeyle, gıdanın bulunması herkesin ona ulaşabildiği anlamına gelmez.</p>
<p>Küresel ölçekte yaşanan savaşlar, siyasi istikrarsızlıklar ve zorunlu göçler de açlık riskini artırıyor. Tarım alanlarının zarar görmesi, tedarik zincirlerinin kesintiye uğraması ve enerji maliyetlerinin yükselmesi, gıda fiyatlarını doğrudan etkiliyor. Özellikle gelirinin büyük bölümünü gıdaya ayırmak zorunda kalan yoksul aileler, bu gelişmeler karşısında daha kırılgan hâle geliyor.</p>
<p>İklim değişikliği ise sorunu daha karmaşık bir noktaya taşıyor. Kuraklık, sel, aşırı sıcaklık ve düzensiz yağışlar tarımsal üretimi olumsuz etkiliyor. Üretimdeki düşüş, yalnızca çiftçinin gelirini azaltmıyor; aynı zamanda tüketicinin daha pahalı gıdayla karşılaşmasına neden oluyor. Dolayısıyla iklim politikaları ile açlıkla mücadele politikalarını birbirinden bağımsız düşünmek mümkün değildir.</p>
<p><strong>Küresel ekonominin görünmeyen maliyeti</strong></p>
<p>Açlıkla mücadelede ekonomik büyüme tek başına yeterli değildir. Büyümenin toplumun geniş kesimlerine nasıl yansıdığı, ücretlerin satın alma gücü ve temel gıdalara erişim imkânları en az büyüme oranı kadar önemlidir. Ekonomik büyüme yaşanırken gelir dağılımı bozuluyor, gıda fiyatları gelirlerden daha hızlı artıyor ve sosyal destekler yetersiz kalıyorsa açlık riski devam edebilir.</p>
<p>2025 Küresel Açlık Endeksi, ülkelerin durumunu değerlendirirken farklı yıllara ait verileri belirli bir yöntemle bir araya getiriyor. Bu nedenle raporun yayımlandığı yıl ile verilerin ait olduğu yılları birbirinden ayırmak gerekiyor. Endeksin 2025 değerlendirmesinde yetersiz beslenme verileri 2022-2024 dönemini, çocuk ölümleri verileri ise 2023 yılını esas alıyor</p>
<p>Türkiye açısından tabloya baktığımızda, 2025 endeksinde ülkemizin açlık düzeyi düşük olarak sınıflandırılan ülkeler arasında yer aldığını görüyoruz. Türkiye'nin puanı 5'in altında bulunuyor. Ancak bu sonuç, ülkedeki bütün hanelerin yeterli ve dengeli beslenebildiği anlamına gelmiyor. Ulusal düzeydeki göstergeler, haneler arasındaki gelir farklılıklarını ve gıdaya erişimde yaşanan güçlükleri tek başına açıklayamaz.</p>
<p> Bu nedenle Türkiye'de gıda güvenliğini değerlendirirken yalnızca üretim miktarlarına ve genel endeks sonuçlarına bakmak yeterli değildir. Asgari ücretlilerin, emeklilerin, işsizlerin ve dar gelirli ailelerin mutfak harcamaları da dikkate alınmalıdır. Pazara, markete veya kasaba giden vatandaşın satın alma gücü düşüyorsa, beslenme kalitesinin korunması giderek zorlaşabilir.</p>
<p><strong>Çözüm üretimden adil dağıtıma uzanıyor</strong></p>
<p>Açlıkla mücadelede ilk adım, tarımsal üretimin sürdürülebilir biçimde artırılmasıdır. Çiftçinin üretim maliyetleri kontrol altına alınmalı, sulama yatırımları güçlendirilmeli, verimlilik artırılmalı ve tarım arazilerinin korunmasına öncelik verilmelidir. Bunun yanında hasat sonrası kayıpların azaltılması ve gıda tedarik zincirinin iyileştirilmesi de büyük önem taşıyor.</p>
<p>İkinci adım, dar gelirli kesimlerin gıdaya erişimini güvence altına almaktır. Çocukların okulda yeterli beslenmesini sağlayan programlar, ihtiyaç sahibi ailelere yönelik hedefli destekler ve yerel üreticiyi tüketiciyle buluşturan uygulamalar bu açıdan etkili olabilir. Sosyal yardımların yalnızca geçici rahatlama sağlaması değil, ailelerin uzun vadeli ekonomik dayanıklılığını da artırması gerekir.</p>
<p>Üçüncü adım ise uluslararası iş birliğidir. Savaşların sona erdirilmesi, insani yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması ve iklim değişikliğinin tarım üzerindeki etkilerinin azaltılması, küresel açlıkla mücadelede belirleyici olacaktır.</p>
<p>Sonuç olarak Küresel Açlık Endeksi bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Bir ülkenin gerçek zenginliği yalnızca millî gelirinin büyüklüğüyle ölçülemez. Çocukların sağlıklı büyüyebilmesi, ailelerin yeterli gıdaya ulaşabilmesi ve insanların gelecek kaygısı yaşamadan temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesi de kalkınmanın ayrılmaz parçalarıdır.</p>
<p><strong>Açlık, yalnızca daha fazla gıda üreterek değil, üretilen gıdaya herkesin erişebilmesini sağlayarak sona erdirilebilir.</strong> Ekonomik politikaların başarısı da tam bu noktada ortaya çıkar. Çünkü sofradaki ekmeğin miktarı kadar, o ekmeğe ulaşabilme imkânı da toplumsal refahın temel ölçülerinden biridir.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-aclik-endeksi-89837</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel Açlık Endeksi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekaya-turk-gibi-yaklasmak-89836</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâya Türk gibi yaklaşmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Şirketlerde yapay zekâ kullanımı yaygınlaşırken, uygulamalara erişim sağlamak dijital dönüşüm için tek başına yeterli olmuyor. Yekta Özözer, verimlilik artışının ölçülmesi, iş süreçlerinin yeniden tasarlanması ve üst yönetimin dönüşümü sahiplenmesi gerektiğine dikkat çekerek, teknoloji kullanımının artmasıyla verimlilik artışının aynı şey olmadığını vurguluyor.</strong></p>
<p>Kendimize dışarıdan bakmak için söyleşinin başlığını “Yapay Zekâya Türk Gibi Yaklaşmak” koydum... Zeki, hızlı, pratik olduğumuzu söylemeyi seviyoruz; kestirmeye olan düşkünlüğümüzü de bilmeyen yok… bakalım biz ne yapmışız;</p>
<p>Şirketi yapay zekâyla tanıştırdık; aynı işi aynı onaylardan geçiriyor muyuz… aynı bilgiyi aynı kişiden bekliyor muyuz… toplantıda aynı sorunları konuşuyor muyuz?…</p>
<p>Yapay zekâyı ne sanıyoruz; bu bir teknoloji… bu bir dönüşüm! Yok yok bu bir kuş!...</p>
<p>Konunun adını koyabiliyor, ne değişti, söyleyebiliyor muyuz?</p>
<p>Yöneticilere sorduğunuzda çoğunlukla iyi giden bir hikâye dinliyorsunuz. Dönüşmüş, geleceğe hazırlanıyorlar. Bir kısım da “biz yaptık, sonuç alamadık” diyor. Ne yaptınız siz acaba? Çalışan bilgisayarına uygulama eklemek kolay; yönetimin alışkanlıklarına dokunmak zor.</p>
<p>Farklı sektörlerdeki uygulamaları gören birine sormak istedim: Biz gerçekten ne yapıyoruz? Yekta Özözer, mühendislik ve finans eğitiminin ardından bankacılık, mali işler ve yönetim alanlarında çalışmış; uzun yıllardır kurumlara inovasyon, dijital dönüşüm ve değişim yönetimi konusunda danışmanlık ve eğitim veriyor. Teknolojiyi, yatırımın hesabını ve insanların çalışma biçimini birlikte değerlendirebilen bir geçmişi var.</p>
<p><strong>Uçur bizi yapay süper zek</strong><strong>â</strong></p>
<p>İlk sorum, yaygın bir kanı olan Gemini, Claude, ChatGPT, Perplexity Copilot ve veya benzeri uygulamaları kullanmanın yeterli olup olmadığıydı. Bir uygulamayı kullanmak elbette yapay zekâyla çalışmak anlamına geliyor. Fakat şirketin dijital dönüşümünü gerçekleştirdiğini, verimliliğini artırdığını, yatırımının karşılığını aldığını söylemek için başka yanıtlar aramalı.</p>
<p>“Dijital dönüşüm eşittir yapay zekâ değildir. Ama dijital dönüşümün çok önemli bir faktörü yapay zekâ olarak yer almaktadır” dedi Özözer. Açıklamasını şöyle özetlemeye devam edeyim; bu ayrımı kaçırınca şirketin bütün sorunları için aynı reçeteyi yazmaya başlıyoruz. Oysa bir yerde gereksiz onay zinciri, başka yerde eksik veri, bir başkasında paylaşılmayan bilgi var. Bunların üzerine YZ yerleştirmek, sorunu ortadan kaldırmıyor.</p>
<p>Özözer uyarıyor; “Yeni teknoloji eski aksaklığı büyütebilir. Süreç iyileştirilmeden uygulanan dijital dönüşüm ve yapay zekâ, karmaşıklığı artırıp verimliliği düşürebiliyor.”</p>
<p>Yaklaşımında dört unsur birlikte çalışıyor.</p>
<p>- Strateji, şirketin hangi ekonomik sorunu çözmek istediğini belirliyor.</p>
<p>- Ölçüm, başlangıçtaki durumla uygulama sonrasındaki sonucu karşılaştırmayı sağlıyor.</p>
<p>- Kültürel dönüşüm, insanların yeni çalışma biçimini öğrenmesini ve yönetimin bunu desteklemesini kapsıyor.</p>
<p>- Süreçlerin iyileştirilmesi, işin hangi adımlardan geçtiğini, nerede beklediğini, hangi işlemin tekrarlandığını ortaya çıkarıyor.</p>
<p>Bunlardan birini atladığınızda diğerlerinin ne kadar güçlü olduğu da tartışmalı hâle geliyor. Yazılım çalışabilir; şirketin ondan beklediği sonuç gerçekleşmeyebilir.</p>
<p><strong>Şirketin YZ’ye hazırlığını nasıl anlayacağız?</strong></p>
<p>Özözer, yapay zekâ olgunluk analizi ile bütünsel dijital dönüşüm olgunluk analizini, kurumun mevcut durumunu görmek için kullandığını anlattı. İnceleme yalnızca kullanılan teknolojiye bakmıyor; şirketin stratejisi, verileri, satış ve müşteri yönetimindeki sorunları, kültürel hazırlığı birlikte değerlendiriliyor. Amaç, “Ben şirket olarak neredeyim?” sorusuna cevap vermek. Aynı teknoloji başlığının altında farklı ekonomik ihtiyaçlar var. Rakibin aldığı uygulamayı almak, rakibin elde ettiği sonucu satın almak anlamına gelmiyor.</p>
<p><strong>İlk Adım: </strong>Hangi sorunu çözmek istediğimizi bilmemiz gerekiyor. Şirketin müşterisi mi gidiyor, üretimi mi duruyor, stokları mı birikiyor, çalışanı aynı bilgiyi farklı yerlere tekrar tekrar mı giriyor? “Soruları sormadan çözüm almaya gidiyorsak teknolojinin yeteneğiyle kendi hazırlığımızı birbirine karıştırıyoruz” diyor.</p>
<p><strong>Sahada Ne Oluyor?  </strong>Gördüğü başlangıçlar tanıdık; …Rakip yapmış, bir toplantıda duyulmuş, şirket içinde konuya meraklı bir çalışan önermiş… Bir önerinin neden o şirket için öncelikli olduğunun açıklanması gerekir. Örneğin, şirketler soğuk zincirini korumak, üretimini artırmak, müşterisini kaybetmemek için mi bu işe giriyor, yoksa “Benim de bir yapay zekâm olsun” diye mi?</p>
<p><strong>Organizasyon şeması işin yolunu gösteriyor mu?</strong></p>
<p>Özözer, uçtan uca iş süreçlerini anlatan bir görselle ifade etti.  Şunu söyleyebilirim alıştığımız, tepede genel müdürün bulunduğu, aşağıya doğru kutuların sıralandığı organizasyon şemasına benzemiyor. Karmaşık, bağlantılarla dolu bir yapı… Tedarikçiler, mali işler, teknoloji, farklı bölümler birbirine bağlanıyor. Eski usul bir elektrik ya da telefon panosunun içi gibi…</p>
<p>Unvanların yerini biliyoruz ama işin nerede beklediğini göremiyoruz? Müşteriye ulaşacak ürünün, hizmetin veya kararın hangi bölümden nasıl geçtiği, kimin elinde ne kadar kaldığı, nerede tekrarlandığımı anlatıyor aslında… Dijital dönüşümün müdahale edeceği yerler bu bağlantıların içinde.</p>
<p>“Uçtan uca süreç” te satın alma, üretim, operasyon, mali işler ve teknoloji aynı sonucun farklı aşamalarında yer alıyor. Organizasyon şeması yetkinin yukarıdan aşağıya dağılımını gösterirken iş, bu bölümlerin arasında yatay ilerliyor.</p>
<p><strong>Token tüketimini başarı diye mi yazıyoruz?</strong></p>
<p>Sonuç ölçmek de yetmiyor. YZ projesinden sonra işler iyiye gitmiş olabilir. Peki, ne sayesinde? Döviz kurunun etkisi, yeni bir ürünün katkısı, başka bir maliyet azaltma çalışmasının sonucu ayrıştırılmış mı? Bütün iyileşmeyi yeni teknolojiye yazarsak başarılı görünen bir yatırımın hesabını yanlış yapabiliriz. Kullandığı ifade “dış faktör izolasyonu”. Şirketin iyi sonucundan YZ’nin payını ayırmak. Örneğin yurt dışında çalıştığı bir projede çok fazla token tüketildiğini, buna rağmen ilk yılın sonunda verimliliğin henüz artmadığını anlattı.</p>
<p>Ne kadar çok token o kadar verim mi? Yanıt “hayır”. Öncesi bilinmeyen, sonrasındaki bütün kazancı kendisine yazan bir projenin getirisi ne kadar güvenilir hesaplanabilir?</p>
<p>Şirkette kaç kişinin uygulamaya eriştiği, kaç işlemin yapıldığı, kaç eğitimin tamamlandığı da sonuç hakkında tek başına yeterli bilgi vermiyor. Faaliyet artarken kullanılabilir çıktının, kalitenin, kazancın ne olduğunu ayrıca ölçmek gerekiyor. Üstelik ücretsiz kullanılan aracın başında geçirilen zaman da bir maliyet. Para ödemediğimiz için hesabını tutmadığımız bir çalışma, şirket açısından bedelsiz olmayabilir. Özözer, “…çalışanın zamanının bir maliyet olduğunu unutmayalım. Kullanım için ücret ödenmemesi, o işi hazırlayan, yürüten ve sonuçlandıran kişinin emeğini ortadan kaldırmıyor. Teknoloji kullanımının artmasıyla verimlilik artışının aynı şey olmadığını unutmamak gerekiyor” diye özetledi düşüncelerini.</p>
<p><strong><em>Aynı YZ her sektörde aynı işe yaramıyor</em></strong></p>
<p><strong><em>- Otomotiv:</em></strong><em> Üretimin devamlılığı, arızaların önceden görülmesi ve kestirimci bakım.</em></p>
<p><strong><em>- Cam ve demir çelik:</em></strong><em> Fırınların çalışma koşulları ve üretim sürekliliği.</em></p>
<p><strong><em>- Bozulabilir gıda:</em></strong><em> Soğuk zincirin korunması.</em></p>
<p><strong><em>- Bankacılık:</em></strong><em> Müşteri kaybının analizi ve suistimal tespiti.</em></p>
<p><strong><em>- Telekom:</em></strong><em> Müşteri kaybı, sistemin işleyişi ve baz istasyonlarının oluşturduğu maliyetler.</em></p>
<p><strong>Canı acıyorsa tamamdır</strong></p>
<p>Peki, şirketler ne zaman bu hesapla ilgilenmeye başlıyor? Özözer’in söylediği, bizim pek çok alanda tanıdığımız bir davranışı tarif ediyor: “Genellikle Türkiye ortamında canı acıyorsa giriyor.”</p>
<p>Kaybı göstermek, ileride elde edilebilecek kazancı anlatmaktan daha etkili olabiliyor. Müşteri gitmiş, maliyet yükselmiş, makine durmuş; artık değişimin gerekçesi tartışılmıyor. Ne var ki sorun büyüdükten sonra başlayan dönüşümün acelesi de başka oluyor. Zaman baskısı altında çözüm satın alırken, hazırlık gerektiren işleri yine sonraya bırakma ihtimali doğuyor.</p>
<p><strong>Alışmadık vücutta “dijital dönüşüm” durur mu?</strong></p>
<p>Özözer’in pek çok sektörde başarısızlıkla sonuçlanan YZ macerasını özetleyen şahane bir tespiti var: “Alışmadık vücutta dijital dönüşüm durmaz.”</p>
<p>Kültür meselesi böyle anlaşılır hâle geliyor. Çalışana eğitim verip yeni bir aracı kullanmasını istemenin ötesinde, yönetimin işi nasıl devrettiği, bilgiyi nasıl koruduğu, hatayı nasıl gördüğünü konuşalım. Şirket teknolojiye para harcarken kendi çalışma biçimine ne kadar yatırım yapıyor?</p>
<p><strong>Bu işin elçisi CEO mu, CTO mu olacak? </strong></p>
<p>Kim kimi dinleyecek? Özözer, önce sahiplenmek gerektiğini söylüyor. Hepimizin bildiği ve sınandığı bir örnek size; kilo vermek istiyoruz, yeterince fedakârlık yapmıyoruz… Her yöneticinin bir YZ sınavı var: Dönüşmek isteyebilir; isteğinin gerektirdiği kararı veriyor mu?</p>
<p>Özözer, sahiplenmenin altına bir görev düzeni de koyuyor. Üst yönetimin desteğiyle birlikte, projelerin ilerleyişini ve kaynak kullanımını takip edecek bir sponsor gerekiyor. Bu rolü şirketin yapısına göre CEO, genel müdür yardımcısı veya teknoloji yöneticisi üstlenebiliyor. Proje liderleri ve farklı bölümlerdeki dönüşüm gönüllüleri bu yapıya bağlanıyor. Çalışanların projelere katkısının performans değerlendirmesine de girmesini öneriyor.  Özözer’in eleştirdiği yaklaşım, “Siz bu projeyi yapın ama biz bunu yönetim toplantısında gündeme getirmeyelim.” Şirket dönüşümü istiyor, toplantısında yer açmıyor.</p>
<p><strong>Dönüşümü kim takip edecek?</strong></p>
<p><strong>- Üst yönetim</strong> dönüşümü sahipleniyor ve gerekli zamanı, kaynakları ayırıyor.</p>
<p><strong>- Proje sponsoru</strong> ilerlemeyi, ihtiyaçları ve kaynak kullanımını takip ediyor.</p>
<p><strong>- Proje liderleri</strong> çalışmaları yürütüyor; sponsorla bağlantılı hareket ediyor.</p>
<p><strong>- Bölümlerdeki YZ ve dijital dönüşüm gönüllüleri</strong> fırsatları belirliyor, proje öneriyor ve öğrenilenleri çalışma arkadaşlarına taşıyor.</p>
<p><strong>- Koordinasyon görevi</strong> projelerin birbirinden kopmasını önlüyor. PMO -proje yönetim ofisleri üzerinden ilerlemenin ve eksiklerin görüşülmesi.</p>
<p><strong>Çalışanı mı değiştireceğiz çalışma biçimini mi?</strong></p>
<p>Çalışan işini elinden alabilecek bir YZ fikrini neden öne çıkarsın? Özözer, projeye başlamadan patron veya genel müdüre, verimlilik artışına yardımcı olan çalışanların işten çıkarılıp çıkarılmayacağını sorduğunu söyledi. İki projeyi reddetmiş. Kendini geliştiren, dönüşüme katkı veren kişinin kurum içinde kalması gerektiğini savunuyor. Çalışanı dönüştürmekle işi dönüştürmenin birlikte düşünülmesi gerektiği açık...</p>
<p><strong>Vicdan ve verimlilik </strong></p>
<p>Güç patronun veya genel müdürün elinde olabilir; kritik bilgiyi kendinde tutan çalışanın elinde de olabilir. İnsanların yerini ve katkısını değerlendiren ölçülerin bozulduğu bir yapıda, yalnızca teknolojiyi değiştirerek nasıl sağlıklı sonuç alacağız? Özözer “Bıçağın yönünü etik ve regülasyon belirler. Biz sadece bıçağı keskinleştirme derdindeyiz” dedi. Ben de bu cümleyle sonlandırmak istiyorum. Yöneticilerin ve dahi çalışanları çok faydalanacağını düşündüğüm bu söyleşiyi <a href="https://www.youtube.com/watch?v=yxkrO7eYzPw">Youtube</a>’da bulabilirsiniz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekaya-turk-gibi-yaklasmak-89836</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâya Türk gibi yaklaşmak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/susmak-mi-ifsa-etmek-mi-calisani-kim-koruyacak-89835</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Susmak mı, ifşa etmek mi: Çalışanı kim koruyacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dr. NURCAN ÖNDER</strong></p>
<p>Bir çalışan, işyerinde yolsuzluğa, usulsüzlüğe ya da insan hayatını tehlikeye atan bir uygulamaya tanık olduğunda ne yapmalı? İşini ve geleceğini korumak için susmalı mı, yoksa gördüğü hukuka aykırılığı bildirerek risk almalı mı? Bu soru, yalnızca çalışan haklarını değil, toplumsal denetim ve hesap verebilirliği de ilgilendiriyor.</p>
<p>Uluslararası literatürde <em>whistleblowing</em> olarak adlandırılan uygulama, bir çalışanın görev yaptığı kurumda karşılaştığı hukuka aykırı, etik dışı veya kamu yararını tehdit eden faaliyetleri bildirmesini ifade ediyor. Kara para aklama, kamu kaynaklarının kötüye kullanılması, çevre suçları ve hasta güvenliğini tehlikeye atan uygulamalar bu kapsama girebiliyor.</p>
<p>Temel sorun ise şu: Çalışanın işverene karşı sadakat yükümlülüğü nerede bitiyor, kamu yararını koruma sorumluluğu nerede başlıyor?</p>
<p><strong>Sadakat mi, kamu yararı mı?</strong></p>
<p>Çalışanın işverenin meşru menfaatlerini gözetme ve ticari sırları koruma yükümlülüğü var. Ancak bu yükümlülük, hukuka aykırılıklar karşısında koşulsuz sessizlik anlamına gelmiyor.</p>
<p>Elbette her ifşa hukuken korunamaz. Bildirimin makul ve doğrulanabilir olgulara dayanması, meşru amaç taşıması ve uygun kanallardan yapılması önemli. Kötü niyetli, asılsız suçlamalar veya ihbarla ilgisi olmayan ticari sırların açıklanması hukuki sorumluluk doğurabilir. Mesele sınırsız bir ifşa özgürlüğü değil, kamu yararını gözeten bildirimlerin korunmasıdır.</p>
<p><strong>Dünyada ihbarcılar nasıl korunuyor?</strong></p>
<p>Avrupa Birliği'nin 2019/1937 sayılı İhbarcıların Korunması Direktifi, belirli AB hukuku ihlallerini bildiren kişilere güvenli bildirim kanalları, kimlik gizliliği ve misillemeye karşı koruma sağlanmasını öngörüyor. İngiltere'de 1998 tarihli Kamu Yararı Kapsamında Bilgi Açıklama Yasası (PIDA), belirli koşullardaki bildirimleri koruyor. Almanya'nın 2023'te yürürlüğe giren İhbarcıları Koruma Kanunu da benzer güvenceler içeriyor.</p>
<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 2011 tarihli <em>Heinisch/Almanya</em> kararı da dikkat çekici. Yaşlı bakımındaki ciddi eksiklikleri bildiren bir çalışanın işten çıkarılmasını inceleyen Mahkeme, ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine hükmetti. Karar, kamu yararını ilgilendiren bildirimlerin işverenin çıkarları karşısında otomatik olarak ikinci plana atılamayacağını gösterdi.</p>
<p><strong>Türkiye'de hukuki güvence yeterli mi?</strong></p>
<p>Türkiye'de kamu ve özel sektörü bütüncül biçimde kapsayan genel bir ihbarcı koruma kanunu bulunmuyor. Bununla birlikte, mevcut mevzuat belirli güvenceler sağlıyor.</p>
<p>4857 sayılı İş Kanunu'nun 18. maddesi, işçinin haklarını takip etmek veya yükümlülüklerini yerine getirmek amacıyla işveren aleyhine idari ya da adli makamlara başvurmasını geçerli fesih nedeni saymıyor. Somut olayın niteliğine göre ifade özgürlüğü ve eşit davranma ilkesi gibi güvenceler de gündeme gelebiliyor.</p>
<p>Ancak mevcut hükümler; ihbarcıların kimliğinin gizlenmesi, misillemeden korunması ve bildirimlerin bağımsız biçimde incelenmesi bakımından bütünlüklü bir sistem oluşturmuyor.</p>
<p><strong>Susmanın bedeli</strong></p>
<p>Finansal usulsüzlük iddiaları ve kamuoyunda “Yenidoğan Çetesi” olarak bilinen olay, kurum içindeki hukuka aykırılıkların zamanında ortaya çıkarılmasının önemini hatırlatıyor. Güvenilir bildirim mekanizmaları, ihlallerin erken tespit edilmesine ve daha ağır sonuçların önlenmesine katkı sağlayabilir.</p>
<p>Çünkü bir çalışanın fark ettiği usulsüzlük, yalnızca bir şirketi değil, insanların birikimlerini, toplum sağlığını ve yaşam hakkını ilgilendirebilir. Buna rağmen çalışanlar işini kaybetme, dışlanma veya baskı görme korkusuyla susabilir.</p>
<p>Türkiye'nin ihtiyacı, kamu ve özel sektörde güvenli bildirim kanalları oluşturan, ihbarcıların kimliğini koruyan ve misillemeye karşı etkili güvenceler sağlayan kapsamlı bir düzenlemedir. Bu sistem, ticari sırları ve hakkında bildirim yapılan kişilerin haklarını da gözetmelidir.</p>
<p><strong>Asıl mesele, çalışanın ifşa yapıp yapamayacağı değil; kamu yararını ilgilendiren bir hukuksuzluğu bildirdiğinde işini ve geleceğini kaybetmek zorunda kalıp kalmayacağıdır.</strong> Hukuka aykırılıkların ortaya çıkarılmasını istiyorsak, önce onları bildirenleri korumalıyız.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/susmak-mi-ifsa-etmek-mi-calisani-kim-koruyacak-89835</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Susmak mı, ifşa etmek mi: Çalışanı kim koruyacak? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gaziantepte-pastaciligin-yeni-kusagi-89834</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gaziantep’te pastacılığın yeni kuşağı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bir pastanenin hikâyesi bazen kapısındaki isimden başlar. Gaziantep’teki Nenno Bakery’nin ki de öyle… <strong>Zeynep Özgüler Onuk</strong>, küçükken kendi adını söyleyemediği için kendisine Nenno dermiş. Evdekiler de onu böyle çağırmaya başlamış. Özellikle geçtiğimiz yıllarda kaybettiği kardeşi <strong>Emre</strong>… Yıllar sonra eşi <strong>Berk Onuk</strong>’la kendi yerlerini açmaya karar verdiklerinde, çocukluğun bu sözcüğünü kapıya taşımışlar. Kardeşinin de burada bir izi, bir dokunuşu olsun istemiş Zeynep.</p>
<p>Bu küçük ayrıntıyı önemsiyorum. Çünkü Nenno’yu anlamak için pastaların, kruvasanların, ekşi mayalı ekmeklerin gerisindeki insanlara, onların yetiştiği mutfaklara da bakmak gerekiyor.</p>
<p>Zeynep pastacı. 60 yıldır kentte hizmet veren Orkide Pastaneleri’nin sahiplerinden <strong>Murat Özgüler</strong>’in kızı. Murat Bey’in kardeşi <strong>Mustafa Özgüler</strong> de Orkide’nin sahiplerinden; onun oğlu <strong>Emir</strong> de Nenno’da çalışıyor. Gaziantep’in pastacılık hayatında yer edinmiş bir ailenin birikimi, gençlerin kurduğu bu mutfakta devam ediyor.</p>
<p>Zeynep’in çocukluk hatıralarında dedesinin tezgâhı var. Daha küçük yaşta tepsilere poğaça dizdirirmiş ona. Cuma günleri kaldığı babaannesinin evinde de birlikte yemek yaparlarmış. Hamurun, tepsinin, mutfaktaki hazırlığın hayatına girmesi için meslek seçme yaşına gelmesi gerekmemiş.</p>
<p>Yine de aileden bir mesleği devralmak, onu sevmeyi kendiliğinden getirmiyor. Üstelik ailesi işin güçlüklerini bildiğinden bu yolu seçmemesi için kendisini uyarmış. Zeynep ise başka bir meslek düşünmemiş. Pastacılıktan söz ederken kullandığı <em>“tutku”</em> sözcüğünün arkasında, çocukluktan bugüne uzanan bu isteği buluyorum.</p>
<p>Özyeğin Üniversitesi - Le Cordon Bleu’ya giden yolunda dedesinin getirdiği bir gazete küpürü var. Okulun İstanbul’a geldiğini o küpürden öğreniyor. Liseliler arasındaki cupcake yarışması, katıldığı bir atölye ve orada okumaya verdiği karar birbirini izliyor. Ardından eğitim, Four Seasons’daki staj ve çalıştığı mutfaklar… Öğrendikçe kendi ürünlerini geliştirme isteği de büyüyor.</p>
<p>Nenno, bu isteğin somutlaştığı yer.</p>
<p>Zeynep’in pastacılığıyla Berk’in ekmek ve fermantasyon üzerine çalışmaları burada aynı üretim düzeninin içinde buluşuyor. İkisinin de kendi alanında deneyeceği, geliştireceği şeyler var. Birbirlerini tamamlayan bu mesleki ilişkiye, birlikte kurdukları hayat da eşlik ediyor.</p>
<p>Başlangıçta Gaziantep’i düşünmemişler. Urla’da yer aramışlar; dükkânlara, kiralara, imalathane kurulabilecek alanlara bakmışlar. Sonra Gaziantep’e geldiklerinde imkânlar başka türlü görünmeye başlamış. Orkide’nin üretim desteği, ailenin deneyimi ve malzemeye yakınlık kararlarını kolaylaştırmış.</p>
<p>Orkide’de bazı ürünleri denemişler daha önce. Fakat oranın yıllar içinde oluşmuş bir çizgisi, müşterisinin bildiği tatları var. Zeynep ve Berk kendi mutfak anlayışlarına alan açmak istemişler. Aileden gelen kalite duygusuyla, öğrendikleri teknikleri kullanarak başka ürünler geliştirmek…</p>
<p>Bunun en belirgin örneklerinden biri kruvasanlar.</p>
<p>Bir kruvasanın hazırlanması Nenno’da dört güne yayılıyor. Önce “poolish” denilen ön maya kuruluyor. Ertesi gün hamur hazırlanıyor; bir gece de o dinleniyor. Sonra tereyağlı katların oluşturulmasına geçiliyor, pişirme aşamasına kadar süreç devam ediyor.</p>
<p>Vitrindeki ürüne baktığımızda arkasındaki bu günleri görmüyoruz. Oysa pastacılıkta sonuç, çoğu zaman bekleme sürelerinde, sıcaklıkta, ölçüde, aynı işi her defasında aynı dikkatle yapabilmekte belirleniyor. Zeynep’in üretme heyecanının yanında bu sabrı da taşıması gerekiyor.</p>
<p>Kruvasanlarındaki yerel tatlar, Gaziantep’te bulunmalarının ürünlere nasıl yansıdığını gösteriyor. Fıstıklı kruvasanın yanında muhammara, humus, şakşuka ve Antep kırma zeytin piyazıyla kurulan birliktelikler var. Zeynep, şehrin sıcak mutfağından da hafif dokunuşlarla yararlanmak istiyor.</p>
<p>Babaannesinin mutfağında tanıdığı lezzetleri, aldığı pastacılık eğitiminin teknikleriyle yeniden düşünmesi bana bu işin en canlı tarafı gibi geliyor. Bildiği bir tadı başka bir hamurla, başka bir sunumla ele almak; denerken malzemenin neye izin verdiğini görmek…</p>
<p>Pastalarında, tatlılarında ve kruvasanlarında sürdürmek istediği üretme arzusunu kendi sözleri çok iyi anlatıyor: “Her şeyi birbirine katıp üretmek istiyorum.” Burada, yeni tarifler geliştirmek için duyulan heves var. Sevilen ürünler kalacak, aralarına yenileri girecek. Mutfak çalıştıkça vitrinin de değişmesi, gelişmesi mümkün olacak.</p>
<p>Yine Özyeğin Üniversitesi - Le Cordon Bleu mezunu olan Berk’in tarafında ise tahıl ve maya var.</p>
<p>Kendi kurduğu ekşi mayayı yaklaşık dokuz yıldır besliyor. Bu sürede farklı unlarla yaptığı denemeler mayanın karakterini de değiştirmiş. Eğitiminde ve çalıştığı yerlerde ekmeğe yönelirken, işin bilimini anlamaya özellikle önem vermiş. “Ezberi iş yapmayı sevmiyorum” demesi, üretime yaklaşımını anlatıyor.</p>
<p>Siyez, kavılca, Horasan buğdayı gibi atalık tahılların bir bölümü kendi değirmenlerinde öğütülüyor. Taze unla başlayan çalışma, hamurun hazırlanması ve fermantasyonla sürüyor. Tam buğdaylı, cevizli, zeytinli ekmeklerin yanında farklı çeşitler çıkıyor. Gün, onlar için sabaha karşı dörtte başlıyor.</p>
<p>Bu ekmeklerin Gaziantep’te karşılık bulması da bir öğrenme süreci olmuş. İlk günlerde ekşi maya tadını fazla keskin bulan müşteriler çıkmış. Berk, maya oranını ve fermantasyonu yeniden çalışmış; daha yumuşak, kendi anlatımıyla yoğurdumsu, meyvemsi aromalar taşıyan bir ekmeğe ulaşmış.</p>
<p>Üreticinin müşterisini dinlediği böyle anlar kıymetli. Kendi bilgisini kullanırken karşısındakinin damak alışkanlığını anlamaya çalışıyor; ürünü yeniden ele alıyor. Söyleşiyi yaptığımız günlerde henüz ikinci aylarındalardı. İlk haftalarda yaklaşık yirmi olan günlük ekmek üretimi seksene ulaşmıştı. Ekmeklerini arayan bir müşteri topluluğunun oluşması onları da sevindirmişti.</p>
<p>Berk için Gaziantep’e yerleşmek, günlük hayatını yeniden düzenlemek anlamına da geliyor. İstanbul’un iş, yol ve ev arasında geçen günlerinden yorulmuş. Zeynep’le birlikte çalışabilecekleri, sevdikleri şeylere zaman ayırabilecekleri bir hayat istemiş. Nenno, mesleki olduğu kadar kişisel bir kararın da sonucu.</p>
<p>Mekânın hikâyesinde Mezopotamya’ya uzanan bir taraf var. Sümer mitolojisinden esinlenen figürler, tahılın, bereketin ve mevsimlerin döngüsünü hatırlatıyor. İnternet sitelerindeki anlatı da ilk tohumdan başlayıp zanaata uzanıyor. Bu düşüncenin gündelik karşılığı ise değirmende, dinlenen hamurda, kruvasanın katlarında, hazırlanan pastalarda bulunuyor.</p>
<p>Gaziantep gibi güçlü bir mutfak kültürüne sahip şehirlerde gençlerin açtığı yerlere bu gözle de bakıyorum. Aileden ne getirmişler, eğitimlerinden ne öğrenmişler, bunlarla ne yapmak istiyorlar? Zeynep ve Berk’in mutfağında bu soruların karşılığı, her gün üzerinde çalışılan ürünler.</p>
<p>Orkide’nin deneyimi arkalarında. Murat ve Mustafa Özgüler’in çocukları, şimdi kendi emeklerini bu birikime katıyorlar. Zeynep’in pastacılığı, Berk’in ekmekçiliği ve birlikte geliştirdikleri Nenno, Emir’in de mutfağa katkılarıyla aile hikâyesine yeni bir sayfa açıyor.</p>
<p>Zeynep’in küçükken tepsilere poğaça dizdiği günleri düşünüyorum. Bugün kendi mutfağında hazırladığı pastalarla, dört güne yayılan kruvasan üretimiyle o ilk tezgâh arasında uzun bir yol var. Çocuklukta başlayan yakınlık, eğitimle ve çalışmayla mesleğe dönüşmüş.</p>
<p>Gaziantep’in lezzet hayatını canlı tutan da biraz bu: Yeni kuşağın mutfağa kendi merakıyla girmesi, tezgâhın başına geçmesi…</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gaziantepte-pastaciligin-yeni-kusagi-89834</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/4/1280x720/676-1792126196.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep’te pastacılığın yeni kuşağı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hey-gidi-gunler-her-secime-bir-kalkinma-hikayesi-89833</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hey gidi günler: Her seçime bir kalkınma hikâyesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bugünün sanayicisi mevcut üretimini sürdürmeye çalışırken yarının teknolojisine yatırım yapmak zorunda. Otomasyon, yapay zekâ, enerji verimliliği, karbon azaltımı ve çalışanların yeni beceriler kazanması aynı yatırım bütçesinde yarışıyor.</strong></p>
<p>Önümde 9 Eylül 1991 tarihli bir Milliyet gazetesi kupürü görseli. Tansu Çiller, Türkiye'nin ekonomik geleceğini anlatıyor: “Enflasyon bir yılda yüzde 30'a inecek. Ekonomi yüzde 7-8 büyüyecek. İstihdam artacak, sermaye tabana yayılacak. Her aile bir ev ve bir araba sahibi olacak.”</p>
<p>Nilüfer'in şarkısı çınlıyor kulağımda: <em>“Hey, hey gidi günler!”</em></p>
<p>Bir ev, bir araba... Hem de her aileye. Enflasyonun yüzde 30'a indirilmesi de büyük hedef. Gazete kupürünü bugünün ekonomi haberleriyle yan yana koyuyorum. Enflasyon, büyüme, yatırım, ihracat, istihdam... Kelimeler tanıdık. Sanki aynı şarkının farklı düzenlemelerini dinliyoruz.</p>
<p>Biraz daha geriye gidince repertuvar iyice zenginleşiyor.</p>
<p>Her dönemin kendi dili, kendi ekonomik hayali var. Bir dönem orta direği güçlendiriyoruz, başka bir dönem limon gibi sıkılmaya isyan ediyoruz. Sonra ev ve araba sahibi oluyoruz. Derken yüzyıl değişiyor, hedefler büyüyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad1abffa1a3a-1792125951.png" alt="" width="629" height="284" />Peki, hiçbir şey mi gerçekleşmedi?</p>
<p>Elbette gerçekleşti. Türkiye sanayileşti, kentleşti, dünya ekonomisiyle bütünleşti. Üretim kapasitesi büyüdü, ihracat çeşitlendi, altyapı gelişti. Bugünün Türkiye'si 1950'lerin Türkiye'si değil.</p>
<p>Ama tam da bu nedenle daha zor bir soru sormamız gerekiyor: Bu kadar büyüyen bir ekonomi neden hâlâ benzer refah vaatlerine ihtiyaç duyuyor?</p>
<p>Belki sorun vaatlerin hiç tutulmaması değil. Tutulan vaatlerin kalıcı bir üretkenlik ve refah artışına yeterince dönüşmemesi.</p>
<p><strong>Fabrikalar büyüdü. Peki, verimlilik?</strong></p>
<p>Türkiye'nin büyüme hikâyesinde sermaye birikiminin önemli bir yeri var. Fabrikalar kurduk, makineler aldık, yollar, konutlar yaptık. Ancak üretim kapasitesini artırmakla aynı kaynaklardan daha fazla değer yaratmak farklı şeyler.</p>
<p>OECD'nin 2025 Türkiye incelemesi tam da bu ayrımı gösteriyor. Türkiye'nin yatırım oranı görece yüksek. Buna karşılık toplam faktör verimliliği artışı sınırlı. Fikrî mülkiyet ürünlerine yapılan yatırımların toplam sabit sermaye yatırımlarındaki payı yaklaşık yüzde 10; Avrupa'da ise yüzde 20 civarında. Yüksek teknolojili ürünlerin imalat ihracatındaki payı da uzun yıllardır yaklaşık yüzde 3,5 düzeyinde.</p>
<p>Elbette orta-yüksek teknolojili üretimde ilerleme var. Ama üretim ölçeğindeki büyüme, teknolojik derinleşmeyle aynı hızda gitmiyor.</p>
<p>Demek ki mesele yalnızca ne kadar yatırım yaptığımız değil, neye yatırım yaptığımız.</p>
<p>Bu ayrım siyasi vaatlerde pek görünmez. Yeni fabrika, yeni üretim tesisi, yeni organize sanayi bölgesi, yeni istihdam... Hepsi somut, sayılabilir, fotoğraflanabilir. Açılışları yapılır, kurdeleleri kesilir.</p>
<p>Peki, o yatırımlar beş yıl sonra ne kadar verimli çalışıyor? İhracatta ne kadar yerli katma değer yaratıyor? Destek olmadan uluslararası pazarlarda rekabet edebiliyor mu?</p>
<p>Bu soruların -varsa eğer- cevapları, açılış törenleri için çok da uygun olamayabiliyor.</p>
<p><strong>Sanayicinin bilançosunda üç ayrı ekonomi</strong></p>
<p>Bugün sanayicinin karşısında tek bir ekonomik sorun yok. Birbirine bağlı, fakat farklı politika araçları gerektiren üç sorun var.</p>
<p>İlki, nakit akışı. Finansman maliyetleri, işletme sermayesi ihtiyacı, tahsilat süreleri ve siparişlerdeki dalgalanmalar günlük faaliyetleri belirliyor. Firma kâğıt üzerinde kârlı görünse bile likidite sıkışıklığı yaşayabiliyor.</p>
<p>İkincisi, fiyat rekabeti. Ücretler, enerji ve diğer TL maliyetler yükselirken kurun seyri ihracatçının fiyatlama alanını daraltabiliyor. Ancak kurun değer kaybetmesi de sihirli değnek değil. İthal girdiye bağımlı üretimde maliyetleri artırıyor, döviz borcu olan firmaların bilançolarını zorluyor.</p>
<p>Üçüncüsü ise belki en önemlisi: Üretim yapısını değiştirme zorunluluğu.</p>
<p>Bugünün sanayicisi mevcut üretimini sürdürmeye çalışırken yarının teknolojisine yatırım yapmak zorunda. Otomasyon, yapay zekâ, enerji verimliliği, karbon azaltımı ve çalışanların yeni beceriler kazanması aynı yatırım bütçesinde yarışıyor.</p>
<p>Üstelik bu üç sorun birbirini besliyor. İşletme sermayesi sıkışan firma teknoloji yatırımını erteliyor. Teknoloji yatırımını erteleyen firma verimlilik artışı sağlayamıyor. Verimlilik artışı sağlayamayan firma maliyet rekabetine daha bağımlı hale geliyor. Sonra yeniden ucuz kredi, kur desteği ve teşvik talep ediyor.</p>
<p>Böylece kısa vadeli finansman sorunu, uzun vadeli rekabet gücü sorununu derinleştirebiliyor.</p>
<p>Bu bir kısır döngü. Ve bin kere gördük: yalnızca faiz indirerek kırılmıyor o döngü.</p>
<p><strong>Teşvik değil, davranış değişikliği</strong></p>
<p>Sanayi politikasının temel sorusu ne kadar destek dağıtıldığı değil, desteklerin firmalara ne yaptırdığı olmalı.</p>
<p>Bir işletmeye ucuz kredi verdiğimizde yeni teknolojiye mi yatırım yapıyor, yoksa zaten yapacağı yatırımı kamu kaynağıyla mı finanse ediyor? Teşvik sayesinde ihracatta yeni bir pazara mı giriyor, yoksa mevcut üretimini biraz daha mı büyütüyor?</p>
<p>İktisadi açıdan asıl soru şu: Kamu desteği olmasaydı gerçekleşmeyecek ne gerçekleşti?</p>
<p>Bu soruya cevap veremiyorsak, teşvikin maliyetini biliyor ama getirisini bilmiyoruz demektir.</p>
<p>Üstelik sanayi politikası her firmayı sonsuza kadar yaşatma politikası değildir. Verimli firmaların büyümesi, yeni firmaların piyasaya girmesi, verimsiz faaliyetlerden kaynakların daha üretken alanlara kayabilmesi de kalkınmanın parçasıdır.</p>
<p>Bu dönüşüm elbette maliyetsiz değil. İşgücünün yeniden eğitilmesi, tedarik zincirlerinin korunması, bölgesel istihdam kayıplarının yönetilmesi gerekiyor. Ama dönüşümün maliyetli olması, mevcut üretim yapısını süresiz korumanın daha ucuz olduğu anlamına gelmez.</p>
<p>Asıl mesele destek vermekle dönüşümü finanse etmeyi birbirine karıştırmamak.</p>
<p><strong>Seçimin takvimi, yatırımın takvimi</strong></p>
<p>Bir de zaman meselesi var.</p>
<p>Siyaset birkaç yıllık seçim döngüleriyle çalışıyor. Sanayi yatırımları ise çok daha uzun vadeli. Bugün kurulan fabrikanın, alınan makinenin, geliştirilen teknolojinin ekonomik ömrü on yıllarla ölçülüyor.</p>
<p>Üstelik bu yatırımların önemli bölümü geri döndürülemez. Yeni teşviklerin, daha avantajlı kredi koşullarının veya farklı vergi düzenlemelerinin beklendiği bir ortamda beklemenin kendisi ekonomik bir değer kazanabiliyor.</p>
<p>İktisatta buna reel opsiyon değeri diyoruz.</p>
<p>Dolayısıyla yeni yatırım desteklerinin açıklanacağı beklentisi, bugünkü yatırımı her zaman hızlandırmıyor. Bazen tam tersine erteliyor.</p>
<p>Ama daha kritik sorun şu: Belirsizlik yalnızca yatırımın ne zaman yapılacağını değil, hangi yatırımın yapılacağını da etkiliyor.</p>
<p>Kuralların sık değişebileceği bir ortamda uzun vadeli teknoloji geliştirme projeleri yerine kısa sürede geri dönüş sağlayan yatırımlar tercih edilebilir. Sermaye, en yüksek toplumsal getiriyi sağlayacak alanlara değil, mevcut koşullarda en hızlı veya en güvenli getiriyi sunan alanlara yönelebilir.</p>
<p>İşte burada seçim ekonomisiyle sanayinin yapısal dönüşümü birbirine bağlanıyor.</p>
<p>Mesele yalnızca yatırım iştahı değil. Sermayenin tahsisi.</p>
<p><strong>2028'e doğru: Yeni paket mi, yeni üretim yapısı mı?</strong></p>
<p>Önümüzde yeni bir seçim dönemi var. Uzak gelmesin size. O gün çok hızlı bugün olur. Yeni büyüme hedefleri, yeni yatırım programları, yeni istihdam vaatleri duyabiliriz.</p>
<p>Ama sanayicinin karşı karşıya olduğu dünya artık farklı.</p>
<p>Avrupa pazarında karbon maliyetleri ve ürün standartları değişiyor. Dijitalleşme ve yapay zekâ üretim süreçlerini yeniden şekillendiriyor. Küresel tedarik zincirleri yeniden kuruluyor. Enerji dönüşümü, teknoloji yatırımı ve nitelikli işgücü ihtiyacı giderek birbirine bağlanıyor.</p>
<p>Bu koşullarda bir sonraki sanayi hamlesinin başarısı açıklanan teşvik tutarıyla değil, yaratılan üretkenlik artışıyla ölçülmeli.</p>
<p>Ne kadar yatırım yapıldı? Önemli. Ama hangi teknolojiye yapıldı? Daha önemli.</p>
<p>Kaç firma desteklendi? Önemli. Ama kaçı destek sona erdiğinde uluslararası pazarlarda rekabet edebiliyor? Daha önemli.</p>
<p>Kaç kişiye istihdam sağlandı? Önemli. Ama o işlerde yaratılan katma değer ve ödenebilen reel ücretler ne kadar yükseldi? Daha önemli.</p>
<p>Çünkü kalıcı refah, yalnızca daha fazla üretmekten değil, emeğin ve sermayenin üretkenliğini artırmaktan doğuyor.</p>
<p>Nilüfer soruyor: “Bizler mi bilmem ki yoksa zaman mı değişti?”</p>
<p>Zaman değişti. Teknoloji değişti. Dünya pazarları değişti. Sanayicinin rekabet koşulları değişti.</p>
<p>Belki artık vaatlerin de değişmesi gerekiyor. Türkiye'nin ihtiyacı her seçimde yeni bir sanayileşme hikâyesi dinlemek değil, seçimlerden bağımsız olarak geleceğini planlayabilen bir sanayi yapısı kurmak.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Teşviklerin görünmeyen tarafı</strong></span></p>
<p>Sanayi teşviklerinin görünür kazananları vardır: Destek alan fabrikalar, genişleyen tesisler, korunan istihdam. Bir de görünmeyenler: Henüz kurulmamış şirketler, finansman bulamamış girişimciler, geliştirilmemiş teknolojiler.</p>
<p>Mevcut firmaların odaları, birlikleri, temsilcileri vardır. Henüz doğmamış firmaların ise ne lobisi ne de sesi. Bu nedenle kamu destekleri, geleceğin üretim yapısını kurmak yerine bugünkünü korumaya yönelebilir.</p>
<p>İyi sanayi politikası yalnızca kimin destekleneceğine değil, desteğin ne zaman sona ereceğine de karar verebilmelidir. Destek alan firma beş yıl sonra daha üretken ve rekabetçi değilse ne olacak?</p>
<p>Çünkü kaynak dağıtmak siyasi başarıdır; kaynakları yeniden tahsis etmek ise siyasi cesaret gerektirir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hey-gidi-gunler-her-secime-bir-kalkinma-hikayesi-89833</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/3/1280x720/kalkinma-1792126026.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hey gidi günler: Her seçime bir kalkınma hikâyesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracatta-hedef-okyanuslar-asmak-olacaksa-89832</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracatta hedef okyanuslar aşmak olacaksa…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye sanayisinin rekabet gücünü artırması için fason üretimden markalaşmaya, ithal enerji bağımlılığından yüksek katma değerli teknoloji üretimine geçmesi gerek. Sanayi alanlarının artırılması ve üretimin ülke geneline dengeli yayılması önemli, kimsenin yapamadığı ya da dünyanın size bağlı olduğu bir ürün üretmeliyiz. Bunun için girişimciliğin desteklenmesi, teşviklerin verimli kullanılması ve yerli üreticinin korunması gerekiyor.</strong></p>
<p>Bir yanda ‘erken sanayisizleşme’ tehlikesi, diğer yanda Çin faktörünün yanı sıra yerine konulamayacak ‘çevre’nin kaybından doğan yeni küresel zorunluluklar. Bir yanda da İstanbul gibi bir metropolde altyapısız fabrikalarda yüzlerce işçiye yağmur sonrası onlarca saat mahsur kalmayı daha büyük bir trajediye dönüşmeden yaşatan üretim iklimi gerçeği. Avrupa’da planlı sanayi alanlarının toplam alanlar içindeki payı yüzde 4,8 iken bizde yüzde 0,34. Demek ki işin başındayız. Sanayi alanları içinde ‘mega’ özellikli olup, lojistikten, ar-ge’ye, insan kaynağından teknolojik birikime imkanlar sunan bir ekosistem olarak düşünüldüğünde muhtemelen Gebze en önlerde.</p>
<p>130 bin çalışanın sağlıklı koşullarda üretim yapabildiği 10 organize sanayi bölgesi, binlerce üretici, limanlar, serbest bölge, demiryolu, havalimanı, üniversitesi, teknokenti ile gıpta edilecek bir altyapıya sahip bir mega endüstri bölgesi.</p>
<p>Neyi, nasıl yapmak gerekli? En gelişmiş ekosistemin yönetiminde rolü olan Gebze Ticaret Odası Başkanı Abdurrahman Aslantaş sanayisizleşme tehlikesinin altını çizerken, bir yandan sanayinin dengeli bir şekilde yurt sathına yayılması gerekliliğine, sanayileşme adına Gebze’de bu altyapının bile gelecekte yetmeyeceğine vurgu yapıyor. Bu nedenle yüzde 2,8’lik sanayi alanı payına sahip Kocaeli içinde çok daha önlerde olan Gebze’nin sanayi alanlarının daha da artırılması, hatta katlanması gerektiğini savunuyor.</p>
<p>Yıllık 35 milyar dolarlık ihracat, en büyük üretici ve ihracatçılar içinde 70’e yakın firma, Gebze’nin endüstriyel yaşamı ve vizyonunu da küresel kılıyor.</p>
<p>Abdurrahman Aslantaş verimlilik ve sonuç odaklı bir mühendislik yaklaşımı ile sorunları, riskleri, tehditleri, fırsatları, yetenekleri anlatırken, bir ucu en çok 100 yılık bir üretim birikimine, diğer uçları AB ve ABD’den, Çin’e kadar uzanan değerlendirmeler yapıyor.</p>
<p>“Çıkış için ne yapmalı?” sorusuna; “Markalaşma konusunda sıkıntılarımız var. Fason üretici konumundan çıkıp, marka üreten bir sanayi sistemini yaygınlaştırabilsek, krizlerden en az etkilenen toplum olacağız.” yanıtını veriyor.</p>
<p>“Başarı için daha fazlası mümkün mü?” arayışına iki alternatifli çözüm yolu öneriyor: “Modelimiz ithal girdiye bağımlı. Katkılarla ihraç ediyoruz. Bu noktada kendimize yetebiliriz. Hatta artıya geçebiliriz. Ancak bunun için ithal enerjiye para vermeyip, kendimiz üretmemiz gerekiyor.</p>
<p>Bir başka çıkış yolu katma değeri çok çok yüksek bir ürün üretmek. Yani kimsenin yapamadığı bir ürün olabilir ya da dünyanın size bağlı olduğu bir ürün… Nadir elementlere, çip üretimine bu şekilde bakmalıyız.”</p>
<p>Devamında ithalatı cazip olmaktan çıkarıp üretimi ve ihracatı teşvik edecek bir şeyler yapmak gerekliliğine dikkat çekerek, bunları yapamadığımız takdirde; “Eğer artıya geçemezsek borç sarmalıyla ömrümüzü bitireceğiz gibi gözüküyor.” diyerek ve de bu durumda , ‘finansmana erişim sorununun her zaman yakıcılığı koruyacağına’ işaret ederek bu faslı bitiriyor.</p>
<p>‘Sorunlar’ belli ve ‘istikrardaki dalgalanma’ ile kendini gösteren kronik sorunlar… “Uzun süren bir durgunluk ve belirsizlik içinde, daralma dönemindeyiz. Üstelik dünya dönüşüyor, ulusalcılık, korumacılık ön plana çıkıyor. Şu anda Türkiye Cumhuriyeti tarihinin işçilik birim fiyatlarının toplam ciroya oranının en yüksek olduğu bir dönemi yaşıyoruz. Yani yüzde 12-15'lerde olan oran, şu anda 35-40'lara gelmiş durumda. Bu bizim rekabet gücümüzü kaybettiğimiz anlamına gelir. Biz bu saatten sonra emek yoğun işlerle Avrupa'ya mal satamayız.</p>
<p>Üstelik Türkiye her yıl ortalama 70-100 milyar dolar arası bir açık veriyor. Bunun da temel sebebi aslında enerji bağımlılığı. Bizim üretim maliyetlerimizi artıran bir başka temel sebep.”</p>
<p>Bize rekabet avantajı sağlayan yetenekler için neler söylenebilir? “Aslında toplum olarak yani biz krizlerden, sıkıntılardan çok daha kolay sıyrılabilme ya da pozisyon alabilme ya da çözüm üretebilme kültürüne sahibiz. Enflasyonun yüzde 100'leri geçtiği, faizlerin binleri gördüğü dönemlerde bile ufak bir sendelenmeden sonra tekrar yolumuza girebilmeyi tecrübe ettik. Fakat bu enerjideki ya da kritik hammaddelerindeki dışa bağımlılığımız, finansal anlamda da güçsüz olmamıza sebep oluyor.</p>
<p>Girişimcilik iklimi nasıl?: “Girişimcilik işin özü. Girişimci olacak ki yeni projeler yapılabilsin. Devletin ciddi teşvikleri var. İşte URGE yapıyoruz. Sektörel tecrübeyi paylaşmak, verimliliği yakalayabilmek, hatta networkü bile paylaşarak firmaları öne çıkarma şansı yaratıyoruz.</p>
<p>Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi: “Benim bir fikrim var, projem var” diyeni dinleyen, projesini ticarileştiren bir sistemi geliştirmeliyiz. Bugün Bilişim Vadisi'nde olan da ona benzer bir şey. Melek yatırımcı olsun, girişimcilik fonları olsun. Bunlarla muazzam cevherimizi ortaya çıkarıp desteklemek zorundayız. Bu nedenle Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi kurmak istiyoruz.</p>
<p>Dünyayı yakalamak mümkün mü?: “Aslında bugüne kadar yapılan hep mevcudu, olanı biteni takip etmek idi. Ve siz bir seviyeye geldiğinizde, başkaları o seviyenin birkaç kat üstü seviyelere ulaşmış oluyordu. Bu takibe ne ömrünüz, ne bütçeniz yetiyordu. Artık devlet ve de özel sektör bunu anladı, öne geçme iradesi oluştu. Türkiye hem yetişmiş insan kaynağıyla hem şirketlerin ulaşmış olduğu know how ile ciddi bir ivme yakalamış durumda.</p>
<p>TOGG mu BHD mi?: Üretime, sanayiye yeni yeni başlayan bir toplumuz. En yaşlı üretici firma olsa olsa 100 yaşında. Togg'u bu anlamda çok önemsiyoruz. Neden? Elektrikli araç doğru bir hamle, yan sanayiyi de geliştirecek. Bu hamle Devrim aracıyla başlamış olsaydı, bugün dünya çapında en az iki-üç tane daha markamız olurdu. Togg zarar ediyor ama ümit veriyor. Kâr 2028’den sonra başlayacak. Bana göre BHD'nin veya bir başkasının teşvik edilmesi doğru değil .</p>
<p>Korumacılık gerekli: Siz eğer markanızın bir an önce kâra geçmesini, kendisini geliştirmesini istiyorsanız biraz korumacılık yapmanız lazım. Şu anda Avrupa yapıyor, gümrük birliği demode kalıyor. Çin’e karşı da kendi üreticinize bir pozitif ayrımcılık yapmanız gerekiyor.</p>
<p>Çin faktörü: Binlerce yıl önce yaşamış stratejist general ve filozof Şunsu’dan gelen stratejik aklı bugün bile uyguluyorlar. Önce dünyaya en ucuz ülke imajını yaydılar. Gelen global firmalar daha fazla kâr edebilecekti. Fabrikalar kurulunca işçi kılıklı mühendisler ve tersine mühendislikle gelenleri geçmeyi başardılar. Dünyanın hammaddelerini kapattılar. Şimdi dünyayı bağımlı olmasa bile ‘bağlı’ duruma getirdiler. Bana göre şu anda olan savaş tamamen Amerika'nın birinciliği Çin'e kaptırmama savaşıdır diye düşünüyorum.</p>
<p>Teşvikler: Bu mücadele sırasında kamunun elindeki kaynakları nasıl kullandığı, verimli alanlara yatırılması gerektiği tartışılmaz. Özel sektörün gelişmesi için teşvikler önemli. Ancak bunun takibi ve doğru kişiye gittiğinin tespit ve takibi de çok önemli. Bir de kamudaki verimlilik oranı ile özel sektör arasında verimlilik farkını gidermeliyiz. Bunun için yapay zekâdan da yararlanabiliriz<strong>.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracatta-hedef-okyanuslar-asmak-olacaksa-89832</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracatta hedef okyanuslar aşmak olacaksa… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kismi-sureli-calisanlarin-sgk-gun-sayisi-nasil-hesaplanir-89831</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kısmi süreli çalışanların SGK gün sayısı nasıl hesaplanır?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kısmi süreli çalışmada SGK’ya bildirilecek prim gün sayısı, işçinin ay içinde işyerine geldiği gün sayısına göre değil, toplam çalışma süresi ve sözleşmenin niteliğine göre belirleniyor. Yanlış hesaplama, işverenler açısından prim farkı ve idari para cezası riskini beraberinde getiriyor.</strong></p>
<p>Kısmi süreli çalışma, çalışanların iş ve özel yaşam dengesini kurmasına imkân sağlayan, işverenlere de işgücü planlamasında esneklik kazandıran önemli çalışma modellerinden biridir.</p>
<p>Ancak bu modelde ücretin, çalışma süresinin ve Sosyal Güvenlik Kurumu’na bildirilecek prim gün sayısının doğru belirlenmesi gerekmektedir. Uygulamada en sık karşılaşılan hata, işçinin ay içinde işyerine geldiği gün sayısı ile SGK’ya bildirilecek prim gün sayısının aynı kabul edilmesidir. Oysa kısmi süreli çalışmada prim günü hesabı, sözleşmenin niteliğine ve toplam çalışma saatine bağlı özel kurallara tabidir.</p>
<p><strong>Kısmi süreli çalışma</strong></p>
<p>4857 sayılı İş Kanunu’na göre, işçinin <strong>normal haftalık çalışma süresinin tam süreli emsal işçiye göre önemli ölçüde daha az belirlenmesi halinde</strong> kısmi süreli iş sözleşmesi söz konusudur.</p>
<p>İş Kanunu’na İlişkin Çalışma Süreleri Yönetmeliği, bu ölçütü <strong>emsal çalışmanın üçte ikisi oranına kadar</strong> yapılan çalışma olarak açıklamaktadır. İşyerinde tam süreli emsal çalışma haftada 45 saat ise 30 saate kadar olan çalışma iş hukuku bakımından kısmi süreli sayılmaktadır.</p>
<p>Kısmi süreli çalışan işçi, sırf çalışma süresi daha kısa olduğu için tam süreli emsal işçiye göre farklı işleme tabi tutulamaz. Bölünebilir nitelikteki ücret ve diğer menfaatler, çalışılan süreyle orantılı olarak hesaplanır. Bu ilke işçilik haklarının hesabı bakımından önem taşımakla birlikte, SGK prim gün sayısının belirlenmesi ayrı ve teknik bir kurala tabidir. Başka bir ifadeyle işçinin haftada kaç gün işyerine geldiği, tek başına bildirilecek prim gün sayısını belirlemez; sözleşmenin niteliği, ücretin belirlenme biçimi ve ay içindeki toplam çalışma saati birlikte dikkate alınır.</p>
<p><strong>Prim günü hesabında 7,5 saat kuralı</strong></p>
<p>İş sözleşmesi saat ücreti karşılığı yapılmışsa, ay içinde çalışılan toplam süre 7,5 saate bölünmekte ve bulunan sonuç prim ödeme gün sayısını vermektedir. Bölme sonucunda artan süre bulunması hâlinde bu süre, 7,5 saatten az olsa da bir güne tamamlanmaktadır. Dolayısıyla hesaplama günlük giriş sayısı üzerinden değil, ay sonundaki toplam çalışma saati üzerinden yapılmalıdır.</p>
<p>Örneğin, bir işçi ay içinde toplam 75 saat çalışmışsa 75 saatin 7,5 saate bölünmesi sonucunda 10 prim günü bildirilecektir. Toplam çalışma 76 saat olduğunda ise sonuç 10,13 gün olmakta, kalan bir saat bir güne tamamlandığı için bildirim 11 gün üzerinden yapılmaktadır. Benzer şekilde ay içinde 13 gün, günde beş saat çalışan bir işçinin toplam çalışma süresi 65 saattir. 65 saatin 7,5 saate bölünmesiyle bulunan 8,66 günlük süre, 9 prim gününe tamamlanacaktır.</p>
<p>Burada önemli olan, her çalışma günündeki eksik saatin ayrı ayrı bir güne tamamlanmamasıdır. İşçi ay içinde on farklı günde üçer saat çalışmışsa on gün değil, toplam 30 saatin 7,5 saate bölünmesiyle 4 prim günü bildirilecektir.</p>
<p><strong>854 sayılı Deniz İş Kanunu</strong> ile <strong>5953 sayılı Basın İş Kanunu</strong> kapsamındaki çalışanlarda ise toplam süre 8 saate bölünmekte ve sekiz saatten az kalan süre yine bir güne tamamlanmaktadır.</p>
<p><strong>Puantaj kaydı ile kısmi süreli sözleşme aynı şey değil</strong></p>
<p>Uygulamada iki çalışma biçimi sıklıkla birbirine karıştırılmaktadır. Geçerli bir kısmi süreli iş sözleşmesi bulunmayan işçinin, puantaj kayıtlarında bazı günler birkaç saat çalışmış görünmesi, çalışma saatlerinin toplanarak 7,5 saate bölüneceği anlamına gelmemektedir. Sosyal güvenlik uygulamalarına göre puantaj usulü çalışmada, çalışma bulunan her gün, süre bir saat dahi olsa, bir prim günü kabul edilmektedir. Örneğin tam süreli sözleşmeyle çalışan bir işçi ay içinde sekiz ayrı günde ikişer saat çalışmışsa toplam 16 saati 7,5’a bölerek üç gün bildirim yapılamaz; çalışılan sekiz günün her biri prim günü sayılır.</p>
<p><strong>Çağrı üzerine çalışmada prim gün sayısı hesabı</strong></p>
<p>Çağrı üzerine çalışma da kısmi süreli çalışmanın özel bir türüdür. Sözleşmede çalışma süresi gün, hafta veya ay olarak belirlenmişse SGK bildirimi bu süre üzerinden yapılmaktadır. Çalışma süresi belirlenmemişse İş Kanunu gereğince haftalık 20 saat kararlaştırılmış sayılmaktadır. İşçinin fiilen sözleşmede belirlenen süreden daha fazla çalışması halinde ise düşük sözleşme süresine bağlı kalınmamakta, fiilî çalışma dikkate alınmaktadır. Örneğin sözleşmede ayda 60 saat öngörülmesine rağmen 68 saat çalışılmışsa, 68 saatin 7,5 saate bölünmesiyle 10 prim günü bildirilmelidir.</p>
<p><strong>Belge düzeni ve fiili çalışma uyumlu olmalı</strong></p>
<p>Doğru hesaplama tek başına yeterli değildir. Kısmi süreli çalışmanın yazılı sözleşme, çalışma çizelgesi, giriş-çıkış kayıtları, ücret bordrosu ve banka ödemeleriyle desteklenmesi gerekmektedir.</p>
<p>Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesi’nde bildirilen gün sayısı ve eksik gün nedeni de bu belgelerle uyumlu olmalıdır. Sözleşmede haftalık çalışma süresinin, çalışma günlerinin, saat ücretinin ve varsa çağrı usulünün açıkça gösterilmesi, denetim ve uyuşmazlık riskini önemli ölçüde azaltacaktır.</p>
<p>Sonuç olarak; kısmi süreli çalışmada SGK prim gün sayısı, işçinin işyerine kaç gün geldiğine bakılarak değil, gerçek bir kısmi süreli sözleşme altında ay içinde çalışılan toplam sürenin mevzuatta belirlenen günlük süreye bölünmesiyle hesaplanmaktadır. İşverenlerin sözleşme türünü doğru belirlemesi, çalışma saatlerini eksiksiz kaydetmesi ve bordro ile SGK bildirimini aynı veriler üzerine kurması gerekmektedir. Çalışanların da hizmet dökümlerini düzenli olarak kontrol etmeleri önemlidir. Küçük görünen bir hesaplama veya belge hatası, ilerleyen dönemde prim farkı, idari para cezası ve hizmet tespiti uyuşmazlığı olarak işverenin karşısına çıkabilmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kismi-sureli-calisanlarin-sgk-gun-sayisi-nasil-hesaplanir-89831</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kısmi süreli çalışanların SGK gün sayısı nasıl hesaplanır? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dizel-fiyatlari-tum-dengeleri-altust-ediyor-89830</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dizel fiyatları tüm dengeleri altüst ediyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Küresel arz kesintileri, Rusya-Ukrayna Savaşı ve artan nakliye maliyetleri dizel fiyatlarını rekor seviyelere taşırken, motorin üretimindeki teknik maliyetler de fiyat baskısını artırıyor. Dizeldeki yükseliş, lojistikten tarıma uzanan etkisiyle enflasyonu besliyor.</strong></p>
<p>Rafineri çıkışlı standart ve düşük kükürtlü (Euro Diesel standartlarına uygun) dizel yakıtın Türkçe teknik ve resmi tanımına Motorin adını veriyoruz. İçeriğinde kükürt oranı yüksek ağır yakıtlar ya da çiftçilerin ve balıkçıların kullandığı yakıtlar, bizde mazot olarak adlandırılıyor. Mazot deyince benim aklıma doğrudan tarım ve tarımda kullanılan makineler geliyor. Dizel ise daha çok otomotiv sektöründe kullanılıyor. <strong>Başka dillerde, bizdeki gibi farklı kelimelerle ifadeler var mı bilmiyorum; ama her üç kelimeyle de kastettiğimiz şey tek bir şey: ‘Dizel Yakıt’.</strong></p>
<p>Dizel fiyatlarının benzin fiyatlarını geçmesi ve ham petrolden elde edilme maliyetlerindeki artış hem rafineri teknik süreçlerinden hem de küresel arz-talep dengelerinden kaynaklanıyor.</p>
<p><strong>Tarihsel olarak dizel, ham petrolün işlenmesi sırasında benzine göre daha alt kademelerde elde edilen daha "kaba" bir yakıt olduğu için daha ucuzdu. </strong></p>
<p><strong>Ancak günümüzde bu durumun değiştiğini görüyoruz.</strong></p>
<p><strong>Ham petrolden dizele ulaşma süreci, gelişen çevre standartları nedeniyle benzine kıyasla daha karmaşık ve maliyetli hale gelmiş durumda.</strong> Ultra düşük kükürtlü motorin (örneğin Euro 6 standartlarında dizel) üretmek için yakıtın yüksek sıcaklık ve basınç altında hidrojen gazı ile işlenmesi gerekiyor. Hidrojen üretimi ve bu tesislerin işletme maliyeti oldukça yüksek.</p>
<p>Ham petrol distilasyon kulesine girdiğinde, benzin gibi hafif fraksiyonlar daha düşük sıcaklıklarda buharlaşıp ayrışıyor. Dizel ise daha ağır hidrokarbon zincirlerine sahip... <strong>Ağır molekülleri kaliteli dizele dönüştürmek için yüksek enerji ve sermaye gerektiren ikincil rafineri süreçlerinin kullanılması gerekiyor.</strong></p>
<p><strong>Kış aylarında dizelin donmasını önlemek için içine özel katkı maddeleri eklemek gerekiyor. Bu katkılar üretim birim maliyetini artırıyor. </strong></p>
<p><strong>Üretim süreçlerinden doğan maliyet artışlarına, ham petrolün artan taşıma maliyetlerine, Avrupa rafinelerinin kapasite eksikliğine, Rusya-Ukrayna Savaşı nedeniyle uygulanan yaptırımlara, Rusya-Ukrayna Savaşı'nın son dönemde karşılıklı olarak enerji santrallerini ve limanları yok etme yarışına dönüşmesine gibi etmenleri de eklediğimizde gerçekten adeta uçuşa geçmiş dizel fiyatlarıyla karşı karşıyayız. </strong></p>
<p>Uluslararası Enerji Ajansı’nın Ekim 2026 <strong>‘Petrol Piyasası Raporu’</strong> 15 Ekim 2026’da yayınlandı. <strong>Rapor çok çarpıcı veriler içeriyor. </strong></p>
<p>Rapora göre; uzun süreli arz kesintilerinin, sonbahar rafineri bakımları ve kış aylarındaki zirve talep dönemi öncesinde mevsim normallerine aykırı stok düşüşlerini zorunlu kılmasıyla motorin piyasaları önemli bir baskı altında kaldı. <strong>Rusya ve Orta Doğu kaynaklı günlük 1,3 milyon varillik kaybın diğer kaynaklardan sağlanan yüksek arzla yalnızca kısmen telafi edilebilmesi nedeniyle, Eylül ayındaki küresel motorin ihracatı yıllık bazda günlük 700 bin varil daha düşük gerçekleşti. </strong></p>
<p><strong>Küresel dizel fiyatları, Eylül ayında ulaşılan varil başına 200 doların üzerindeki tüm zamanların en yüksek seviyelerinden gerilemiş olsa da, referans fiyatlar ham petrolün ve kriz öncesi seviyelerin neredeyse iki katı düzeyinde seyretmeye devam ediyor.</strong></p>
<p>Singapur'da toptan dizel fiyatları Eylül ayı ortasında varil başına 200 doları aşarken, Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri'nde varil başına yaklaşık 220 dolarla tüm zamanların en yüksek seviyelerine ulaşmış durumda.</p>
<p><strong>Perakende dizel fiyatları da buna paralel olarak çoğu büyük ekonomide rekor seviyelere yükseldi. </strong></p>
<p>Ancak Eylül ayında navlun oranlarının hızla artması ve ham petrolün teslimat maliyetinin sert bir şekilde yükselmesiyle birlikte, Avrupalı rafineler için dizel fiyat farkları varil başına 100 dolardan Ekim ayı başı itibarıyla 60 dolar seviyelerine gerilemiş. <strong>Ham petrol navlun piyasalarındaki gerilimin diğer tanker kategorilerine de sıçramasıyla birlikte, başlıca ithalat pazarları olan Avrupa, Afrika ve Latin Amerika'da teslimat bazlı dizel fiyatlarının önümüzdeki haftalarda yeniden yükselmesi bekleniyor. </strong></p>
<p><strong>Küresel benzin ve dizel talebi ile fiyat hareketleri, makroekonomik açıdan belki de en hassas ve en öncü göstergelerden biri. Benzin tüketimi daha çok bireysel tüketim ve seyahat alışkanlıklarını yansıtırken, dizel talebi imalat sanayinin, uluslararası ticaretin ve lojistiğin nabzını tutar. </strong></p>
<p><strong>Doğrudan enflasyon yaratıcı bir etkiye sahip</strong></p>
<p>Küresel dizel talebi ekonomik faaliyetlerle sıkı sıkıya bağlantılı... O nedenle bu girift yapı talebin fiyata karşı esnek olmamasını doğuruyor.</p>
<p><strong>Sanayi üretimi ve küresel mal ticareti arttıkça dizel tüketimi hızla artar. Ekonomik durgunluk dönemlerinde ise küresel dizel talebinin düşmesine tanık oluruz. Lojistik maliyetlerindeki artış, özellikle maliyet kaynaklı mal enflasyonuna yol açar. </strong></p>
<p><strong>Dizel, tarımda en önemli girdilerden biridir.</strong> Dizel fiyatlarındaki artış tarımsal ürünlerin üretim maliyetini artırır ve ürünler artık tarladan soframıza daha yüksek bir fiyatla gelir.</p>
<p><strong>Kısacası, dizel fiyatlarındaki artış doğrudan enflasyon yaratıcı bir etkiye sahiptir. </strong></p>
<p>Rapora geri döndüğümüzde,</p>
<p><strong>Rapor, aşırı yüksek fiyatlar ve birçok ülkede ekonomik görünümün kötüleşmesi nedeniyle teslimatların azaldığını belirtiyor.</strong> Çin ve Avrupa'nın düşüşte aslan payını aldığı, 2026'nın ikinci çeyreğinde yıllık bazda 1,1 milyon varil/günlük düşüşle 28,5 milyon varil/gün seviyesine gerileyen teslimatların, üçüncü çeyrekte yıllık bazda 750 bin varil/günlük bir daralmayla 28,7 milyon varil/gün seviyesine indiği, yine rapor içerisindeki tespitler. <strong>Savaşın başlamasından bu yana, ulaştırma sektörü dışındaki gazyağı teslimatları belirgin şekilde azalmış.</strong></p>
<p><strong>İşte tüm bu sayılan nedenlerle, 9 Ekim 2026’da Başkan Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı görüşmenin ardından Rusya'nın küresel pazarlara 4 milyon tondan fazla dizel yakıt tedarik edeceğini duyurdu.</strong> ABD Hazine Bakanlığı, Rus dizeline yönelik yaptırımları hafifleten bir lisans yayımladı. İki gün sonra Başkan Trump, Rusya ve Ukrayna arasında <strong>"derhal yürürlüğe girecek"</strong> bir <strong>"enerji ateşkesi"</strong> ilan etti.</p>
<p>Rusya’ya yönelik olarak Başkan Trump’ın 18 Eylül 2026 tarihinde, Rusya'nın enerji ihracatına yönelik ABD yasal yaptırımlarını, ikincil yaptırımları ve gümrük vergisi yetkilerini yasalaştırıp genişleten <strong>"Lindsey O. Graham Rusya ve İran'a Yaptırım Yasası"</strong>nı imzalayarak yürürlüğe koyduğunu da not olarak düşelim.</p>
<p>Bir karar alıp ardından tam tersine başka bir karara varmaya biz kendi içimizde çok alışığız; ancak Batı’da kısa süreli böyle savrulmalara pek rastlamayız. <strong>Başkan Trump Amerika’yı Büyük Türkiye yapacak derken fazla da abartmadık sanırım. </strong></p>
<p><strong>Buradaki değişikliğin temel nedeni 20 günden az kalan 3.Kasım.2026’da gerçekleşecek ABD ara seçimleri. </strong></p>
<p><strong>Anketlerde Başkan Trump’ı onaylayanların oranı yüzde 37’ye kadar düştü. </strong>Yine anketlere göre, Demokratların hem Meclis’i hem de Senato’yu kazanma ihtimali yüzde 64’e yükselmiş görünüyor. Demokratların tek başına Meclis’i alma ihtimali ise yüzde 91. <strong>Üstelik önemli eyaletlerde (örneğin Teksas) Demokrat senatör adayları anketlerde önde. </strong></p>
<p><strong>Başkan Trump’ın politikalarının Amerikan halkının yaşam maliyetlerini artırdığına inananların oranı yüzde 70’lerin üzerinde.</strong> Benzin fiyatlarının kişiler üzerinde büyük bir sıkıntı yarattığını söyleyenlerin oranı da yüzde 70’e yakın. Buna karşılık, ekonominin iki sene öncesine göre daha kötü olduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 40’a yakın.</p>
<p><strong>Benzin fiyatları ve motorin kaynaklı tüketim malı enflasyonu, seçimler öncesi geri vitesin temel nedeni gibi görünüyor. </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dizel-fiyatlari-tum-dengeleri-altust-ediyor-89830</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/0/1280x720/677-1792128354.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dizel fiyatları tüm dengeleri altüst ediyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rubiodan-fukuyamaya-yerli-ve-milli-olmak-nedir-89829</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rubio’dan Fukuyama’ya: Yerli ve milli olmak nedir?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABD dünyada nasıl kabul görecek? Rubio’nun konuşmasında söylediğine göre bunun en cazip yollarından biri, artık Amerikan milli gücünün ayrılmaz bir unsuru haline gelen Amerikan teknoloji şirketlerinin dünyada kuralları koyması.</strong></p>
<p>7 Ekim günü ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Atina’da arkasına Akropol’ü de alarak bir konuşma yaptı. Bana göre bu konuşmayı, aynı zamanda 2028 seçim kampanyasının başlangıcı ve Trumpizmin nasıl devam edeceğine dair bir bildiri olarak okumalı. Konuşmada Amerikalı bakan mealen dedi ki: Antik Çağ’da Atina’da kurulan demokrasi, Hristiyanlıkla bir araya gelerek Batı medeniyetini oluşturmuştur. Liberallerin iddiasının aksine, insanlar bir topluluğa bağlanmak ve o toplulukla birlikte kendilerini ifade etmek isterler; o yüzden milliyetçilik asla bitmez. Biz de Batı medeniyetini yüceltmeye devam edeceğiz.</p>
<p>Konuşmadan birkaç hafta önce Francis Fukuyama, “Son İnsanın Aleminde” (In the Realm of the Last Man) adlı bir anı kitabı yayımlamıştı. Kitap 73 yaşındaki Profesör Fukuyama’nın kendi düşünceleriyle hesaplaşmasını içeriyor. Takip edenler bilir, Fukuyama 1989’da “Tarihin Sonu ve Son İnsan” (<em>The End of History and the Last Man</em>) eserinde insanlığın son ideolojisinin liberal demokrasi olacağını iddia etmişti. Hayatının kalanını da öngörüsündeki nüansları açıklayarak, aslında haklı olduğunu ispat etmeye çalışmakla geçirdi.</p>
<p><strong>Rubio, thymos kavramını </strong><strong>ulus düzeyine taşımış</strong></p>
<p>Tahminleri tutsun ya da tutmasın, Fukuyama asrımızın en büyük düşünürlerinden biri. Düşüncelerinin merkezine ise Antik Yunan’daki “<em>thymos</em>” kavramını yerleştirmiş. İlginç biçimde Rubio da konuşmasını bu kavram üzerine kurmuştu. <em>Thymos</em> şu manaya geliyor: İnsanlar sadece hayatta kalmak ve zenginleşerek rahat etmekle yetinmez, aynı zamanda tanınma arzusu da vardır. İnsan doğasının ruhsal boyutu başkaları tarafından eşit ve saygın görülmek ister. Hatta bazıları için bu daha üstün kabul edilme isteğine dönüşür. Rubio, bu kavramı kişilerden ulus düzeyine de taşımış. Diyor ki, birinin zenginleşmesi uluslararası sistemde yeterince saygı görmesi için yeterli olmayabilir. ABD’nin durumundan bahsediyor.</p>
<p>ABD dünyada nasıl kabul görecek? Rubio’nun konuşmasında söylediğine göre bunun en cazip yollarından biri, artık Amerikan milli gücünün ayrılmaz bir unsuru haline gelen Amerikan teknoloji şirketlerinin dünyada kuralları koyması. Bu şirketlerin eskiden devletler arasında tarafsız davranırken, son iki yıldır nasıl Amerikan yönetimiyle ittifak halinde hareket ettiklerini <a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zuck-thiel-ve-musk-silikon-vadisi-ile-siyasetin-dansi-51238" target="_blank" rel="noopener">daha önce yazmıştım</a>.</p>
<p>Amerikan teknoloji şirketlerinde öne çıkan liderlere yakından baktığımızda, 1989’da ortaya çıkacağı iddia edilen “son insan”dan bayağı uzak olduklarını görebiliriz. Mesela, hakkında daha önce de yazdığım <a href="https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/trump-ve-entelektuel-kirilganligin-bedeli-45586" target="_blank" rel="noopener">Peter Thiel</a>. PayPal, Facebook ve Palantir gibi birçok yatırımla akıl almayacak bir servet kazandığı hâlde rahat duramadı. Yanında yetiştirdiği JD Vance'ı Amerikan başkan yardımcısı yaptı. Mart ayında Roma’da verdiği kapalı bir konferansta ise teknolojinin frenlenmesine dair görüşleriyle tanınan Papa Leo XIV’ü “deccal”in (<em>anti-christ</em>) amaçlarına hizmet etmekle itham etti.</p>
<p>Thiel gibi yerinde duramayan bir diğer Silikon Vadisi lideri de Elon Musk. Malumunuz, Musk SpaceX ve Tesla’nın sahibi ve dünyanın en zengin adamı. Buna rağmen, geçen sene işi gücü bırakıp Amerikan devletindeki bürokrasiyi azaltmayı amaçlayan DOGE adlı kurumun başına geçti. Ama bürokrasiye uzun süre dayanamayıp istifa etti. Son dönemdeki açıklamalarına bakınca, bürokrasiye karşı düşüncelerinin bu süreçte daha da keskinleştiği görülüyor. Hatta geçen hafta Hindistan’da SpaceX’in uydu üzerinden doğrudan internet bağlantısı sunan hizmeti Starlink’in izinleri bir türlü tamamlanamadığı için doğrudan Hindistan Başbakanı Narendra Modi ve Hindistan’ın en zengin işadamı Mukesh Ambani’yi hedef alan sosyal medya paylaşımları yaptı.</p>
<p><strong><em>Thymos</em></strong><strong> bazen analitik </strong><strong>düşüncenin önüne geçebiliyor</strong></p>
<p>Aslında Modi ve Rubio’nun (Trumpizmin) ideolojileri birbirine çok benzer. Her ikisi de etnik ve dinî ortaklıkta buluşan ulusların önemli olduğunu, toplumların huzurunun ve ilerlemesinin ancak bu anlayışla sağlanabileceğini düşünüyor. Ancak iki farklı ulusun siyasi liderliğinde olunca, hele hele bu uluslardan biri küresel teknolojide lider, diğeri ise takipçi durumda olunca, bu ideolojik yaklaşım belli noktalarda çatışıyor. Modi, belki kendine yakın iş insanlarının menfaatleri yüzünden, belki de milli egemenliğini korumak için Amerikan teknoloji şirketlerine kapıyı kapalı tutuyor. Çoğu zaman bu iki gerekçe arasındaki farkları ayırt etmek de pek mümkün değil! <em>Thymos</em> bazen analitik düşüncenin önüne geçebiliyor.</p>
<p><em>Thymosun</em> ana unsur olduğu bir küresel ekonominin yeni kuralları şunlar: Milli güvenlik, malların ve sermayenin serbest dolaşımından üstündür. Şirketler bir ülkeye yatırım yaparken kararlarındaki en önemli parametre, kuralların yarın nasıl değişebileceğidir. Benzer şekilde, devletler de yabancı yatırımlara sadece iş ve aş sağlama açısından değil, milli güvenlik perspektifinden de bakar. Bu kurallar teknoloji alanında daha da sıkı tatbik edilir.</p>
<p>Peki, teknolojik açıdan her şeyi kendi yapmanız mümkün değilse ve orta ölçekli bir ekonomiye sahipseniz, bu kuralları nasıl uygulamalısınız? Hindistan ya da Türkiye gibi orta ölçekli ekonomilerin şirketlerini büyütmesi için hem Amerikan hem Avrupa hem de Asyalı şirket ve devletlerle karşılıklı menfaate dayalı ilişkiler kurması gerekiyor. Öyleyse <em>thymos</em>un önemini bilirken kendimizi <em>thymos</em>a hapsetmeyelim! Milliyetçiliğin yükseldiği küresel ekonomide</p>
<p>Türkiye, hangi alanlarda kendi gücüne dayanacağını, hangi alanlarda başkalarıyla iş birliği yapacağını, milli güvenliğin ne zaman kendi teknolojisine ne zaman alternatif teknolojilere erişim kabiliyeti anlamına geldiğini tespit etmelidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/rubiodan-fukuyamaya-yerli-ve-milli-olmak-nedir-89829</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rubio’dan Fukuyama’ya: Yerli ve milli olmak nedir? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gelir-vergisi-istisnasi-bulunan-odemeler-89828</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gelir vergisi istisnası bulunan ödemeler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yemek, yol, çocuk ve kreş yardımlarından özel sağlık sigortasına kadar çalışanlara sağlanan ek menfaatlerde gelir vergisi istisnaları, ödeme türüne ve belirlenen sınırlara göre değişiyor. İşverenlerin istisna tutarlarını ve uygulama koşullarını doğru değerlendirmesi, bordro hatalarının ve olası vergi risklerinin önüne geçiyor.</strong></p>
<p>İşverenler tarafından çalışanlara ücretin yanında yemek, yol, çocuk yardımı, kreş desteği, sigorta primi, ölüm, doğum ve evlenme yardımı gibi çeşitli ek menfaatler sağlanabilmektedir. Bu ödemelerin vergilendirilmesinde ödemenin nakdi veya ayni olması, hangi amaçla yapıldığı, mevzuatta özel bir istisnanın bulunup bulunmadığı ve varsa istisna için belirlenen şart ve sınırlar önem taşımaktadır. 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’na göre işverene bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığında para veya ayın olarak sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatler kural olarak ücret niteliğindedir. Bununla birlikte işveren tarafından sağlanan bazı ücret, gider karşılığı, tazminat ve yardımlar gelir vergisinden tamamen veya belirli sınırlar dahilinde istisna edilmiştir.</p>
<p><strong>- Çocuk yardımı: </strong>Çocuk yardımı gelir vergisi istisna tutarı, 01.07.2026-31.12.2026 döneminde 0-6 yaş grubundaki çocuklar için aylık 787,76 TL, 6 yaşından büyük çocuklar için 393,88 TL’dir.</p>
<p><strong>- Kreş ve gündüz bakımevi yardımı: </strong>2026 yılında her bir çocuk için uygulanabilecek aylık gelir vergisi istisnası tutarı, brüt asgari ücretin %50’si olan 16.515 TL’dir.</p>
<p><strong>- Yemek yardımı: </strong>İşveren tarafından iş yerinde veya müştemilatında yemek verilmesi suretiyle sağlanan menfaatler gelir vergisinden istisnadır.</p>
<p>İş yerinde yemek verilmemesi durumunda ise fiilen çalışılan günlere ilişkin günlük yemek bedelinin gelir vergisi istisnası KDV hariç 300 TL’dir. Bu tutarı aşan ödemelerde ise aşan kısım gelir vergisine tabi tutulacaktır.</p>
<p><strong>- Yol yardımı: </strong>İşveren tarafından servis sağlaması halinde, sağlanan menfaat tutarı gelir vergisinden istisnadır. Servis hizmetinin sağlanmadığı durumlarda toplu taşıma kartı, bileti, aylık abonman veya bu amaçla kullanılabilen ödeme araçlarıyla yapılan yardımlar bakımından 2026 yılı için fiilen çalışılan her gün başına 158 TL’ye kadar gelir vergisi istisnası uygulanmaktadır.</p>
<p><strong>- Stajyerlere yapılan ödemeler: </strong>Sigortası okulları tarafından yapılan öğrencilere yapılan ücret ödemelerinin, brüt asgari ücreti aşmayan tutarı gelir vergisinden istisnadır. Brüt asgari ücretin üzerindeki ödeme tutarından gelir vergisi kesintisi yapılması gerekmektedir.</p>
<p><strong>- Özel sağlık ve hayat sigortaları: </strong>Türkiye’de kurulu ve merkezi Türkiye’de bulunan bir sigorta şirketi nezdinde düzenlenen poliçeler bakımından, birikim primi alınan hayat sigortalarına ödenen primlerin %50’si, ölüm, kaza, hastalık, sağlık, engellilik, analık ve doğum gibi şahıs sigortalarına ödenen primlerin ise %100’ü dikkate alınabilir.</p>
<p>Ancak indirilebilecek toplam tutar, ödemenin yapıldığı ayda elde edilen ücretin %15’ini ve yıllık olarak brüt asgari ücretin yıllık tutarını aşamaz.</p>
<p><strong>- Ölüm, doğum ve evlenme yardımları: </strong>Ölüm nedeniyle yapılan tazminat ve yardımlar gelir vergisinden istisnadır.</p>
<p>Doğum ve evlenme nedeniyle çalışana yapılan yardımlarda ise istisna çalışanın iki aylık ücreti veya buna karşılık gelen gündelik tutarıyla sınırlıdır.</p>
<p>Sonuç olarak, çalışanlara sağlanan ek ödeme ve yan hakların tamamı gelir vergisi istisnası bakımından aynı uygulamaya tabi değildir. Gelir vergisi istisnasının uygulanabilmesi için ödemenin niteliği, nakdi veya ayni olması, hangi amaçla yapıldığı ve mevzuatta öngörülen tutar ile şartların birlikte değerlendirilmesi esastır.</p>
<p>Bu nedenle çocuk, kreş, yemek, yol, sigorta, ölüm, doğum ve evlenme yardımları gibi ödemelerde yalnızca yardımın adı değil, istisna sınırı ve uygulama koşulları da dikkate alınmalıdır. İstisna sınırını aşan veya gerekli şartları taşımayan ödemelerin ise aşan ya da tamamı üzerinden gelir vergisine tabi tutulması gerekecektir.</p>
<p>Bordro uygulamalarında ise bu ayrımların doğru yapılması, hangi ödemelerin vergi matrahına dahil edileceğinin doğru belirlenmesi açısından önem taşımaktadır. İstisna sınırlarının hatalı uygulanması, eksik veya fazla vergi kesintisine yol açabileceğinden, bordro hesaplamalarında ödeme türü ve ilgili mevzuat hükümleri bütünsel olarak değerlendirilmelidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gelir-vergisi-istisnasi-bulunan-odemeler-89828</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gelir vergisi istisnası bulunan ödemeler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-bir-kuresel-finansal-krizin-esiginde-miyiz-89827</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni bir küresel finansal krizin eşiğinde miyiz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Küresel piyasalarda yüksek borçluluk, enerji fiyatlarındaki artış, yeniden yükselen enflasyon ve hisse senetlerindeki satış baskısı finansal kırılganlıkları artırıyor. Birbirini besleyen bu riskler, yeni bir küresel finansal kriz ve gelişmiş ekonomilerde sert yavaşlama ihtimalini gündeme getiriyor.</strong></p>
<p>Türkiye’de son dönemde finansal piyasaların ana gündemini ‘<em>Fon Krizi’</em> oluşturuyor. Ancak bu günlerde en az bu konular kadar önemli gelişmeler küresel finansal piyasalarda yaşanıyor. Yüksek borçluluk, aşırı değerli hisseler ve artan enflasyonun yarattığı yüksek kırılganlık ortamı, karşımıza dikkatle izlenmesi gereken bir tablo çıkıyor.</p>
<p><strong>Peki, bu gelişmeler yeni bir küresel finansal krizin habercisi olabilir mi?</strong></p>
<p>Bu soruyu yanıtlamak için küresel ekonomide birbirini besleyen altı temel risk alanına bakalım.</p>
<p><strong>1. Enerji fiyatlarında arz şokları</strong></p>
<p>Küresel ekonomide en önemli risklerin başında enerji fiyatları geliyor. Orta Doğu’da devam eden çatışmalar, Hürmüz Boğazı çevresindeki enerji taşımacılığını ve Körfez ülkelerinin üretim altyapısını tehdit ediyor. Ayrıca, Rusya ile Ukrayna arasında enerji altyapısını hedef alan karşılıklı saldırılar da arz güvenliği endişelerini artırıyor.</p>
<p>Bu gelişmeler petrol fiyatlarının yüksek seyretmesine neden olurken doğalgaz piyasalarında da arz kesintisi ve fiyat oynaklığı riskini artırıyor. Üstelik arz kesintilerini hafifletmek amacıyla kullanılan stratejik rezervlerin azalması, yeni şokları karşılama kapasitesini de zayıflatıyor.</p>
<p><strong>2. Enflasyon yeniden yükselişte</strong></p>
<p>Enerji fiyatlarındaki artışın en önemli sonuçlarından biri küresel enflasyon görünümünün bozulmasıdır. Bunun en güncel örneğini ABD’de görüyoruz. ABD’de eylül ayında tüketici enflasyonu aylık %0,6 artış ile son beş ayın en yüksek aylık artışını kaydetti. Artışın ana kaynağı enerji fiyatlarıydı. Benzin fiyatları yalnızca eylül ayında %9,1 artarken, enerji fiyatlarındaki aylık artış %5,2’ye ulaştı.</p>
<p>Enerji fiyatlarındaki yükselişin enflasyona dolaylı etkileri de oluyor. Yükselen üretim ve taşımacılık maliyetleri diğer mal ve hizmetlerin fiyatlarına da yansıyor. Ayrıca, tarımsal üretimde kullanılan gübre ve lojistik maliyetlerinin artması, gıda enflasyonu üzerinde de risk yaratıyor.</p>
<p><strong>3. Merkez bankalarında faiz artışı dönemi</strong></p>
<p>Yakın zamana kadar küresel finansal piyasalarda beklenti, enflasyondaki gerilemeyle birlikte faiz indirimlerinin devam edeceği yönündeydi. Ancak enerji fiyatlarında yaşanan artış, bu beklentiyi önemli ölçüde değiştirdi. Avrupa, Amerika ve birçok gelişmiş ülke merkez bankası, enflasyon görünümündeki bozulma sebebiyle faiz artışına yöneldi. Beklentiler, faiz artışlarının devamı yönünde şekilleniyor.</p>
<p><strong>4. Yüksek borçluluk ve artan tahvil faizleri</strong></p>
<p>Küresel ekonomide bir diğer önemli risk, yüksek borçluluk ile artan finansman maliyetlerinin aynı döneme denk gelmesidir. IMF, yüksek kamu borçluluğu, daralan mali alan ve artan borçlanma maliyetlerini küresel ekonomi üzerindeki temel riskler olarak sıralıyor.</p>
<p>Borçlanma maliyetlerindeki artışın en dikkat çekici örneklerinden biri ABD tahvil piyasasıdır. 14 Ekim itibarıyla iki yıllık tahvil faizi yaklaşık %4,8, 10 yıllık tahvil faizi %5,2 ve 30 yıllık tahvil faizi ise %5,6 ile tarihi yüksek düzeylere ulaştı. Küresel finansman koşulları için temel referans niteliğinde olan ABD tahvil faizlerindeki yükseliş, diğer ülkelerin ve özel sektörün borçlanma maliyetlerine de yansıyor.</p>
<p>Avrupa tarafında ise durum çok daha kritik... Yüksek kamu borcu ve artan siyasi belirsizlik ortamıyla, Fransa ve İtalya devlet tahvili faizlerinde yaşanan artış, Avro Bölgesi'nin borç haritasını kökten değiştirerek kamu borçlanma maliyetlerini son 20 yılın en yüksek seviyelerine taşıdı. Gelişmiş ülkelerde yaşanacak sert mali konsolidasyon; ticari ve finansal kanallarla tüm dünyayı etkileme potansiyeline sahiptir.</p>
<p><strong>5. Hisse senedi piyasalarında satış baskısı</strong></p>
<p>Artan tahvil faizleri ve finansman maliyetleri, hisse senedi piyasalarında etkisini gösteriyor. Ayrıca, yapay zekâ ve teknoloji şirketlerinin değerlemelerine ilişkin artan endişeler de borsa üzerindeki satış baskısını artırıyor. Nitekim bu hafta ABD ve Asya borsalarında önemli satışlar yaşandı. 14 Ekim'de ABD'de teknoloji hisselerindeki satışların etkisiyle NASDAQ endeksi %1,9, S&amp;P 500 endeksi ise %1,1 geriledi. Asya tarafında ise Japonya'nın Nikkei endeksinde %5, Güney Kore'nin KOSPI endeksinde %8 civarında düşüşler yaşandı.</p>
<p>Hisse senedi piyasalarındaki sert düşüşler, hane halklarının finansal varlıklarını azaltırken şirketlerin sermaye piyasalarından finansman sağlama imkânlarını da zayıflatıyor. Üstelik varlık fiyatlarındaki düşüşün kredi piyasalarına yansıması, finansal koşulları daha da sıkılaştırabilir. Dolayısıyla teknoloji hisselerinde başlayan bir satış dalgasının, finansal sistemin diğer alanlarına yayılma riski bulunuyor.</p>
<p><strong>6. Gelişmiş ekonomilerde sert fren riski</strong></p>
<p>Tüm bu gelişmeleri birlikte değerlendirdiğimizde, küresel ekonomide birbirini besleyen bir risk mekanizması ortaya çıkıyor. Yüksek enerji fiyatları enflasyonu artırıyor. Artan enflasyon merkez bankalarını faiz yükseltmeye yöneltiyor. Yükselen faizler borçlanma maliyetlerini artırırken tahvil ve hisse senedi fiyatlarını baskılıyor. Bunun sonucunda hane halklarının satın alma gücü ve finansal varlıkları azalıyor. Şirketlerin nakit akışları zayıflıyor, yatırım kararları erteleniyor. Kamunun ise artan faiz giderleri nedeniyle ekonomiyi destekleme kapasitesi sınırlanıyor. Böyle bir ortamda büyümenin beklenenden daha sert yavaşlaması mümkün…</p>
<p><strong>Ekonomi tarihi bize ne söylüyor?</strong></p>
<p>1970'lerde yaşanan petrol krizleri, enerji fiyatlarındaki sert artışların yüksek enflasyon ve düşük büyümeyi aynı anda tetikleyebileceğini gösterdi. Özellikle 1979 petrol şokunun ardından uygulanan sıkı para politikaları, 1980'lerin başında gelişmiş ekonomilerde ciddi ekonomik daralmalara neden oldu.</p>
<p>2008 küresel finansal krizinde ise temel sorun, finansal sistemde biriken aşırı borçluluk ve varlık fiyatlarındaki bozulmaydı. Finansal kuruluşların bilançolarında yaşanan kayıplar kredi piyasalarına yayılarak küresel ekonomide sert bir daralmaya yol açtı.</p>
<p>Bugünkü tabloda, enerji kaynaklı enflasyon baskıları ile varlık değerlemelerine ilişkin endişeler aynı anda gündemde. Bu nedenle önümüzdeki dönemde yalnızca enflasyon ve faiz kararlarını değil, tahvil piyasalarındaki fiyat hareketlerini, şirketlerin borç ödeme kapasitesini ve finansal kuruluşların likidite koşullarını da yakından izlemek gerekiyor.</p>
<p>Özetle; sadece yurt içinde değil, aynı zamanda yurt dışındaki gelişmeleri de yakından takip etmemiz gereken bir dönemden geçiyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-bir-kuresel-finansal-krizin-esiginde-miyiz-89827</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/4/1280x720/piyasa-finans-1768974835.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni bir küresel finansal krizin eşiğinde miyiz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/acelemiz-var-yavas-gidelim-89826</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Acelemiz var, yavaş gidelim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Hız tamam ama aşırısı cana mala ziyan… Kaldı ki mucize; ne yolu kısaltmak ne de hız ile gereğinden fazla risk üstlenmemektir. Yavaş yavaş acele et derken temkinli yol almak, herkese önerilir.</strong></p>
<p>Hızı kim sevmez! Hele ki hızla değişen dünyada; <strong>rekabet avantajının</strong> olmazsa olmazıdır. <strong>Büyük balığın küçük balığı yuttuğu</strong> eski ekonominin yerini, <strong>hızlı balığın yavaş balığı yuttuğu</strong> küresel ekonomi okyanusu aldı. Hız üzerinden dönen yapay zekâ rekabeti, <strong>2 nanometre çiplere kadar</strong> inmiş durumda…</p>
<p>Hıza methiyeye ara verip; “<strong>hız ikliminin</strong>” dinamiklerinden bahsedelim. Hız iyidir de riski arttırır. <strong>Tedbirsiz hız</strong>; felakete koşmanın öteki adı… Altınızda ister bisiklet ister yarış arabası olsun; <strong>hız zaman kazandırdığı gibi kontrolü zorlaştırır</strong>, denetimi daha da <strong>elzem</strong> kılar. Bu yüzden <strong>optimal hız</strong> önerilir.</p>
<p><strong>FREN PEDALI BUGÜN GAZ PEDALINDAN ÖNEMLİ</strong></p>
<p>Bizim <strong>inşaatlarda</strong> durum tam da budur. Hızla bitirip biran önce satışa geçme baskısı, hızın “<strong>tedbir ihtiyacını</strong>” da atırdığı gerçeğini unutturuyor. <strong>Unutmayın ki fren; gaz pedalının hemen yanı başına konulmuştur</strong>. Üstelik o 2 pedaldan gaz olanından daha hayati olan; şüphesiz <strong>hız kesme</strong> pedalıdır.</p>
<p>İkinci sorun; bizde <strong>sertifikalı işçi anlayışı </strong>olmamasıdır<strong>. 40 saatlik eğitim gerektiren pozisyon</strong> için <strong>1 saatlik üstünkörü alıştırma</strong> ile yetinirsen, iki tonluk asansörü yere çakarsın.  Eğitimsiz işgücü ile <strong>akıllı bina yapacağını</strong> sanmak, ahmaklıktır. <strong>Binanın akıllısı olmaz</strong>, müteahhidin, <strong>mühendisin akıllısı olur</strong>.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Aşırı hıza dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Hızlanmamak mümkün mü?</em></strong></p>
<p><strong>Bir yere kadar</strong>… Ne iş olsa yaparım diyen inşaat işçisi çağı geride kaldı. <strong>Betonu göz kararı karmak</strong> ve kova ile kalıba dökme dönemi geride kaldı ve yerini <strong>üstün standartlar</strong> aldı. Ne yazık ki getiremedik…</p>
<p><strong><em>Aşırı hızı kontrol etsek?</em></strong></p>
<p><strong>İnşaatında kim kaza ister ki</strong>? Bir tek işçinin dahi burnunun kanamasını istemez hiçbir patron. Üstelik asansör kazalarındaki gibi <strong>işyeri güvenliğine dair bütün tedbirleri aldığını </strong>düşünür ama almamıştır.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>ERİŞİR MENZİLİ MAKSÛDUNA ÂHESTE GİDEN, TİZ REFTÂR OLANIN PÂYİNE DÂMEN DOLAŞIR</strong></p>
<p>Divan şairi <strong>Hâtemi</strong>’nin ünlü beyti kadar <strong>zarif aşırı hız uyarısı</strong> yoktur sanırım. Günümüz Türkçesine dil içi tercüme edersek dediği şu; “<em>Amaçladığı hedefe yavaş ve temkinli bir şekilde giden insan ulaşır. Hızlı giden kişinin ayağına eteği dolaşır</em>.” Gayet net bir uyarı… Hız tamam ama <strong>aşırısı cana mala ziyan</strong>…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>HIZ LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Hız</strong>: Yol bölü zaman… Birim zamanda alınan yol. Fiziğin temel sorunsallarından biri</p>
<p><strong>Aşırı hız</strong>: Kontrol edilemeyecek düzeye ulaşmış hız, felâkete götüren faktör</p>
<p><strong>Işık hızı</strong>: Işığın 1 saniyede aldığı yol. Tam rakamı: 299 bin 792 metre / saniye.</p>
<p><strong>Düşünce hızı</strong>: Kararların niteliğini düşürmeden en kısa sürede oluşturulma süreci</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/acelemiz-var-yavas-gidelim-89826</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Acelemiz var, yavaş gidelim ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/canli-ekonomi-masasi-89825</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasa haftayı nasıl kapatacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Piyasa Haftayı Nasıl Kapatacak? | Ekonomi Masası | 16 Ekim" src="https://www.youtube.com/embed/WHZG1vxSl_c" width="1030" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/canli-ekonomi-masasi-89825</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/9/1280x720/seref-oguz-berfin-cipa-1778218088.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/parasini-harcamak-isteyen-de-yok-kullandirmak-isteyen-de-89824</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 07:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Parasını harcamak isteyen de yok kullandırmak isteyen de…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Fon vurgununun yol açtığı sarsıntı, açık denizde meydana gelen bir depremin yarattığı tsunamiye benziyor. Kıyıdan örneğin 100 km uzakta meydana gelen bir depremden kaynaklanan tsunami açık denizde hemen hemen hiç fark edilmeden ilerler ve yalnızca küçük dalgalar oluşturur. O küçük dalgalar balıkçı tekneleri tarafından elbette hissedilir ama büyük gemiler olan bitenin farkına bile varmaz; en fazla bir-iki metrelik dalgadır çünkü onlar. Açık deniz için hiçbir şey.</p>
<p>Ama açık denizde neredeyse hiç hissedilmeyen o küçük dalgalar karaya yaklaştıkça, yani suyun gideceği yer kalmayınca büyür büyür ve depremin şiddetine bağlı olarak devasa bir hal alır.</p>
<p>Fon vurgunundaki durum da aynen buna benziyor. Deprem olduğunda tsunaminin başlangıcına açık denizde yakalanan küçük balıkçı tekneleri, küçük yatırımcılar olan biteni tabii ki fark etti. Telsizlerden iletilen yardım çağrıları da karaya dalgadan önce ulaştı.</p>
<p>Türkiye bugüne kadar o yardım çağrılarını dinledi, <strong>“Acaba bu iş ne kadar büyük”</strong> diye tartıştı, fonda ya da fon bünyesinde yer alan şirketlerin hisse senetlerinden yatırımı bulunmayanlar olan biteni yalnızca izledi.</p>
<p>İzleyicilerin bir kısmı “Yazık olmuş” dedi, bir kısmı <strong>“Biraz daha temkinli olsalardı”</strong> diye gecikmiş bir tavsiyede bulundu, bir kısmı ise <strong>“O riske girmişler, şimdi de ceremesini çeksinler”</strong> diye yaklaştı.</p>
<p>Fonda ya da hisse senedinde para kaybedenleri adeta <strong>“Oh olsun”</strong> yaklaşımıyla izleyenler kendilerini bu olan bitenin tümüyle dışında görüyordu. Onlara göre zarar, para yatıranındı, kendilerini ilgilendiren bir şey yoktu. Öyle sanıyorlardı. Oysa o minik dalgalar çoktan kıyıya yaklaşmaya başlamıştı. Henüz gelmemişti ama gelecekti. Gelecekti çünkü o devasa su kütlesinin gideceği bir yer yoktu ki.</p>
<p>Tsunaminin etkisini bilenler telaşlı, yakın zamanda çok büyük sorunlar yaşanacağının farkında. Bu farkındalığa sahip olanlar zaten çoktan önlemlerini almaya başladı bile.</p>
<h2>Herkes parasına sımsıkı sarıldı! </h2>
<p>Herkes paranın sıcaklığını hissetmek istiyor, kimse zorunlu olanlar dışında harcama yapmaya yanaşmıyor. Bu görünürde bir sorun değil, hatta ekonomi yönetiminin isteyeceği bir durum. Yıllardır talebi aşağı çekebilmek adına yürütülen politika bir anda meyvesini vermiş gibi bir durum ortaya çıktı. Üstelik bu gönüllü bir şekilde yapılıyor. </p>
<p>Ama tüketim zincirinin son halkasındaki vatandaşın harcamasını ertelemesi o kadar da önemli değil. </p>
<p>Asıl sorun piyasalardaki ödeme zincirinin kesintiye uğraması.</p>
<p>Arkadaşım Merve Yiğitcan Ekonomi gazetesinin dünkü sayısında bu konuda yaşananları ve piyasadaki sorunları çok iyi özetledi.</p>
<p>Parasının bir kısmı fonlarda kalmış ve bu yüzden ödeme güçlüğü içine düşmüş olanlar var. Ama bir de fonla hiç ilgileri olmadığı halde kendilerini fonzede olarak gösteren ve bu yüzden ödeme yapamayacaklarını ileri sürenler var.</p>
<p>Yani fon vurgununu gerekçe olarak ileri sürmek ve ödemesini geciktirmek isteyen kötü niyetliler için şahane bir ortam oluştu.</p>
<h2>Faktoring olanağı iyice daralırsa…</h2>
<p>Ekonomideki kaynak ihtiyacının giderek artması karşısında bankalar adeta <strong>“Bize güvenmeyin”</strong> demek durumunda. Merkez Bankası’nın getirdiği kredi artış sınırlaması yüzünden bankacılık kesimin eli kolu bir anlamda bağlı.</p>
<p>Şirketler için bu durumda geriye faktöring kalıyor. Zaten nakit sıkıntısını aşmak için çokça başvurulan faktöring, şu dönemde çok daha önem kazandı</p>
<p>Kazandı ama o olanak da fazlasıyla daralmış durumda.</p>
<p>Üstelik gidişat o kanalın daha da daralma olasılığının günden güne artacağına işaret ediyor.</p>
<p>Tüm gerçek ve tüzel kişiler, ayrıca kaynak kullandırabilecek durumda olan finansal kuruluşlar ellerindeki paranın sıcaklığını hissetmek istiyor. Kimse parasını ne harcamaya niyetli, ne birilerine kullandırmaya.</p>
<p>Piyasada kaynak yok ve olanın da fiyatı, yani faizi giderek artıyor. Bu gidişle daha da artacak.</p>
<p>Bu koşullarda tüm gözler tabii ki Merkez Bankası’nın 22 Ekim’deki Para Politikası Kurulu toplantısına çevrildi. O toplantıya ilişkin genel beklenti faizin indirileceği yönünde. Aksi yaşanır, yani Merkez Bankası faizi değiştirmezse bu çok büyük bir sürpriz olacak gibi, bu yüzden de faizin indirileceğinden hemen herkes emin görünüyor.</p>
<p>En iyisi birkaç gün daha bekleyip gelişmeleri gözledikten sonra değerlendirme yapmak…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/parasini-harcamak-isteyen-de-yok-kullandirmak-isteyen-de-89824</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/0/1/1280x720/lira-para-1768365030.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Parasını harcamak isteyen de yok kullandırmak isteyen de… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sirketi-kurtarmaya-gelen-baskanin-hissesi-neden-yok-89823</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şirketi kurtarmaya gelen başkanın hissesi neden yok?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hafta başında Kontrolmatik Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Ceyhan’ın yatırımcı sohbetine katıldım. Şirketin içinde bulunduğu zor dönemi, yapılanları ve bundan sonrasına ilişkin planlarını anlattı. Soruları da yanıtladı.</p>
<p>Fakat konuşmasının başında söylediği bir cümle, bütün anlattıklarının önüne geçti: “Benim bir tane bile Kontrolmatik hissem yok.”</p>
<p>Doğrusu bunu yadırgadım. Çünkü Ceyhan, Kontrolmatik’in kolay günlerinde değil, ciddi sıkıntılar yaşadığı bir dönemde yönetimin başına getirildi. Kendisine verilen hedef, şirketi toparlamak ve kurtarmaktı. Tam da bu nedenle insanın aklına şu soru geliyor: Şirketi kurtarmak için göreve getirilen başkan, şirketin hissesini neden almıyor?</p>
<p>Kendisine de salonda açıkça sordum: Kontrolmatik’in geleceğine güveniyorsanız elinizi taşın altına koyun ve hisse alın. Neden almadınız?</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ad1a6dd645cf-1792124637.png" alt="" width="416" height="312" />
<figcaption><strong>Mustafa Ceyhan</strong></figcaption>
</figure>
<p>Elbette bir yönetim kurulu başkanının yönettiği şirkette mutlaka hisse sahibi olması gerektiğini söylemiyorum. Hukuken böyle bir zorunluluk da yok. Mesele başka. Mesele, yöneticinin şirketin geleceğine ilişkin söylediği sözlerle kendi ekonomik pozisyonunun ne kadar örtüştüğü. </p>
<p><strong>Dünyada örnekleri çok</strong></p>
<p>Dünyada bunun karşılığı var. “Skin in the game” denilen yaklaşım, yöneticinin yönettiği şirketin başarısında kendi parasının da risk altında olmasını anlatıyor. ABD’nin en büyük hisse senedi yatırımcısı Warren Buff ett’ın Berkshire Hathaway’deki büyük hissesi bunun en bilinen örneklerinden. Oracle’ın kurucusu Larry Ellison şirketin önemli hissedarlarından. JPMorgan CEO’su Jamie Dimon’ın da şirkette ciddi oranda hissesi var. Hisse sahibi olmak elbette başarı garantisi değil. Ama yatırımcıya çok açık bir mesaj verir: “Sizinle aynı riski taşıyorum.”</p>
<p>Kontrolmatik yatırımcısı bugün zaten ciddi bir belirsizliğin içinde. Şirketin finansal sonuçları ortada. Toparlanma planları anlatılıyor. Yatırımcıdan güvenmesi ve sabretmesi isteniyor.</p>
<p>Böyle bir tabloda başkanın “Bir hissem bile yok” demesi ister istemez soru işareti yaratıyor. Hele bunu bir eksiklik değil, övünülecek durum gibi anlatıyorsanız soru daha da büyüyor.</p>
<p>Şirketi kurtarmak için göreve gelen yönetici, yatırımcıdan mali fedakârlık beklerken kendisi neden bu riskin dışında duruyor?</p>
<p>Borsada güven sözle kurulmaz. Özellikle zor zamanda davranışla kurulur. Kontrolmatik yatırımcısının da bugün görmek istediği tam olarak budur.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sirketi-kurtarmaya-gelen-baskanin-hissesi-neden-yok-89823</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şirketi kurtarmaya gelen başkanın hissesi neden yok? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gumruk-birligi-eskidi-ama-hukuki-baglayiciligi-gecerliligini-koruyor-89822</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 07:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gümrük Birliği eskidi, ama hukuki bağlayıcılığı geçerliliğini koruyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DIŞ </strong>Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK)/Türkiye-Avrupa İş Konseyleri, <strong>“European Business Summit” (EBS-Avrupa İş Zirvesi) </strong>işbirliği ile Brüksel’de (Belçika) düzenlenen <strong>“II. EU-Türkiye Business Summit” (II. AB-Türkiye İş Zirvesi”</strong>nde Ticaret Bakan Yardımcısı <strong>Mustafa Tuzcu</strong>’nun sunumu dikkat çekiciydi.</p>
<p><strong>Mustafa Tuzcu, </strong>Avrupa Birliği’nin (AB) küresel rekabetçiliği artırma hedefini desteklediklerini belirterek söze girdi:</p>
<p>-          <strong>Ancak, uygulanan yöntemlerden derin endişe duyuyoruz. En büyük hayal kırıklığımız, Gümrük Birliği’nin modernizasyonunda yaşanan duraksamadır. Avrupa Komisyonu’nun yetki talebinin üzerinden 10 yıl geçti ama resmi müzakereler hâlâ başlatılamadı.</strong></p>
<p><strong>Tuzcu, “Otuz Yılın Ardından: Yeni Bir Ticaret Dönemi İçin AB-Türkiye Gümrük Birliği’nin Yeniden Kalibre Edilmesi” </strong>başlıklı oturumdaki sunumunda 1963 yılına uzandı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye, 1963 yılından bu yana Avrupa’nın stratejik vizyonunun bir parçası. Gümrük Birliği, bu yolculuğun temel taşı. Ulaşılan entegrasyon düzeyinin takdir edilmesi gerekiyor.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad1a619359d2-1792124441.png" alt="" width="700" height="442" /></strong>Ulaşılan entegrasyon düzeyini verilerle ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Son 30 yılda ikili ticaret hacmimiz yaklaşık 10 kat artarak 23 milyar dolardan 233 milyar dolara ulaştı. Bu rakamın arkasında sınır ötesi entegre üretim ekosistemimiz yer alıyor.</strong></p>
<p>Otomotiv, makine ve elektrikli teçhizat sektörlerinin karşılıklı işleyen küresel üretim ağlarına bağlı olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Bu iki yönlü ilişki her iki tarafta da istihdam yaratıyor ve teknoloji transferi sağlıyor.</strong></p>
<p>Türkiye’nin AB tam üyeliği adayı olduğunu anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Hizmetler, dijital ticaret, kamu alımları ve yeşil dönüşümü kapsayacak modern bir çerçeveye ihtiyaç duyulurken, AB tarafındaki siyasi irade eksikliğini anlamlandırmak zordur. Gümrük Birliği’nin kapsamı eskimiş olsa da hukuki bağlayıcılığı mutlaktır.</strong></p>
<p>AB’nin <strong>“Net Sıfır Sanayi Yasası” </strong>gibi politikalarında kısıtlayıcı <strong>“Made in Europe” </strong>gibi kurallar getirmesinin entegre değer zincirlerini riske attığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bu durum, Avrupa’nın güçlendirmek istediği sanayi ekosisteminde maliyetleri artırır. AB’nin yeni çelik rejimi ve </strong>“Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması”<strong>nın (SKDM) oluşturduğu mevzuat karmaşıklığı da özel sektör için büyük zorluktur.</strong></p>
<p>Yaşanan sorunlara rağmen Türkiye ile AB arasındaki karşılıklı ekonomik bağımlılığın hayati önem taşıdığını vurgulayıp, <strong>“Yüksek Düzeyli Ticaret Diyaloğu” </strong>mekanizması kapsamında ilişkileri geleceğe taşıyacak 6 maddelik stratejik öncelik listesini irdeledi:</p>
<ul>
<li><strong>Gümrük Birliği’nin kurallarına bağlı kalınması ve mevcut kuralların korunması gerekiyor. Hizmetler, dijital ticaret, tarım ve işlevsel bir anlaşmazlık çözümü mekanizması sürece dahil edilmeli.</strong></li>
<li><strong>Karşılıklı kamu alımları konusundaki görüşmeler kademeli ve ilerleyici bir yaklaşımla olumlu seyirde sürdürülmeli.</strong></li>
<li><strong>E-ticaret pazarının hızla büyüdüğü bu dönemde dijital ticaret ve ürün güvenliği konularında yakın diyalo</strong><strong>ğu</strong><strong>devam ettirilerek modern bir dijital ortaklık kurulmalı.</strong></li>
<li><strong>Makine sektörü ve dijital ürün pasaportu örneklerinde olduğu gibi, sanayi üretiminde de kesintisiz uyum sağlanarak ortak standartlar güvence altına alınmalı.</strong></li>
<li><strong>Paris Anlaşması’nı onaylayan ve ulusal iklim kanununu çıkaran Türkiye, yerel emisyon ticaret sistemini de devreye aldı. </strong>“Yeşil dönüşüm”<strong>ün bir çatışma alanı değil, işbirliği sahası olması gerekiyor.</strong></li>
<li><strong>Güvenlik, savunma, enerji ve teknoloji gibi alanlarda sektörel ve bölgesel ortaklıklar artırılmalı. Türkiye, </strong>“Global Gateway” (Küresel Geçit) <strong>projeleri kapsamında Kafkasya ve Orta Asya ile olan bağlantılarda da stratejik katkı sunmaya hazır.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Tuzcu, </strong>tarihin kapıları kapatmanın ağır maliyetleri gösterdiğini anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Geçmişimiz neleri başarabileceğimizi gösterirken, ilerleme hızımızın ortaklığımızın gücünü yansıtmaması bizi üzüyor.</strong></p>
<p>Geleceğe yine de umutla baktıklarını aktarıp, sözlerini şu mesajla noktaladı:</p>
<p>-          <strong>Çünkü, stratejik uyumumuz, aramızdaki geçici sürtüşmelerden çok daha güçlüdür. Birlikte başarılı bir ekonomik ilişki inşa ettik. Şimdi daha da güçlü bir geleceği birlikte kurabiliriz.</strong></p>
<p>30 yıldır AB tarihinin tek örneği olan, 10 yıl önce Avrupa Komisyonu’nun <strong>“güncelleme müzakeresi” </strong>için yetki talep ettiği Gümrük Birliği’nde daha iyi bir geleceğe doğru yol almayı beklerken karşımıza <strong>“Made in Europe” </strong>çıktı…</p>
<p>Hem Türkiye’nin <strong>“Made in Europe” </strong>kapsamına üye ülkelerle eşit düzeyde alınması hem de <strong>“güncelleme” </strong>için AB’nin ilgili makamlarıyla görüşmeler yürütülürken Gümrük Birliği’nin hukuki kurallarının bağlayıcılığını sürekli anımsatmakta yarar var…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Harekete geçmek için her anlaşmazlığı çözmek zorunda değiliz</span></h2>
<p><strong>DEİK/</strong>Türkiye-Avrupa İş Konseyleri Koordinatör Başkanı <strong>Mehmet Ali Yalçındağ, </strong>Brüksel’deki Egmont Sarayı’nda <strong>“EU-Türkiye Business Summit”</strong>i organize ederken koydukları hedefin altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’nin AB’ye tam üyelik sürecini yeniden canlandırmayı ve bu meseleyi yeniden gündemin merkezine taşımayı hedefledik.</strong></p>
<p>Şu noktaya işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Avrupa’nın kendisini ve dünyadaki rolünü yeniden tanımladığı bu dönemde, Türkiye ile birlikte çok daha güçlü, değerli ve dünyaya faydalı bir gelecek inşa edebileceğimizi hem muhataplarımıza hem de Avrupa kamuoyuna anlatmak istiyoruz.</strong></p>
<p><strong>Mehmet Ali Yalçındağ, </strong>Belçika Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı <strong>Maxime Prevot</strong>’un katıldığı toplantının açılış bölümünde şu noktaya dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Avrupa, Türkiye’yi şirketlerin halihazırda birlikte faaliyet gösterdiği alanın dışında tutarak daha rekabetçi hale gelemez. Avrupa, değer zincirlerinin içerisinde yeni sınırlar çizerek değil, bu zincirleri güçlendirerek büyüyebilir.</strong></p>
<p>Karşı karşıya bulunulan zorlukların küresel nitelikte olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Bugün yapacağımız tercihler geleceğimizi şekillendirecek. Türkiye-AB ilişkilerinde hem önemli ilerlemeler hem de ciddi güçlükler yaşandı. Ancak, ilişkilerimizin taşıdığı potansiyel, bugün karşı karşıya olduğumuz sorunların çok ötesinde.</strong></p>
<p>Türk ve Avrupalı şirketlerin her gün birlikte çalıştığını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Avrupa değer zincirleri içerisinde yatırım yapıyor, üretiyor, yenilik geliştiriyor ve ihracat yapıyorlar. Siyasi ve kurumsal çerçevenin de bu gerçeği yansıtması gerekiyor.</strong></p>
<p>Siyasi diyalogun, güven ve somut işbirliğinin birlikte ilerleyebileceğini irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Harekete geçmek için her anlaşmazlığı çözmek zorunda değiliz. İhtiyacımız olan ortak bir yön, karşılıklı sorumluluk ve bir sonraki adımı atacak güvendir. Türkiye’nin Avrupa’daki geleceğine yönelik açık bir taahhüt, bu yönü sağlayabilir.</strong></p>
<p>Bu taahhütleri de şöyle sıraladı:</p>
<p>-          <strong>Gümrük Birliği’nin modernizasyonu, iş insanlarının seyahatlerinin ve vize süreçlerinin kolaylaştırılması, teknoloji, enerji, ulaştırma, savunma ve yeşil dönüşüm alanlarında daha yakın işbirliğinin önünü açabilir.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye, AB pazarı için asla bir ‘arka kapı’ değildir</span></h2>
<p><strong>KOÇ </strong>Holding CEO’su <strong>Levent Çakıroğlu, </strong>jeopolitik ve jeoekonomik gelişmelerin küresel kararları şekillendirdiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>AB’nin sanayi politikalarının arkasındaki endişeleri anlıyoruz. Ancak, Türkiye bu sorunun bir parçası değildir.</strong></p>
<p>Avrupalı iş ortaklarıyla görüştüklerinde ana endişenin Çinli oyunculara karşı rekabet olduğunu gördüklerini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Çin’in Türkiye’deki doğrudan yabancı yatırım tutarı yaklaşık 3 milyar dolar seviyesindeyken AB’de bu rakam 117 milyar dolardır. Dolayısıyla Türkiye, AB pazarı için asla bir </strong>“arka kapı” <strong>rolü oynamamaktadır.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türk savunma sanayinde mükemmel örnekler var</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad1a605bbd48-1792124421.png" alt="" width="515" height="443" /></span><strong>NATO </strong>Genel Sekreter Yardımcısı <strong>Radmila Shekerinska, “NATO ve Avrupa: Ankara Zirvesinin Ardından Güvenlik Mimarisi” </strong>oturumunda Ankara’da 7-8 Temmuz 2026’da gerçekleşen zirveye değindi:</p>
<p>-          <strong>Avrupalı müttefikler ve Kanada, 2025-2026’da savunmaya ilave 250 milyar dolardan fazla kaynak ayırdı. Ankara’da savunma harcamalarının yanı sıra sözleşmeler ve savunma alanındaki işbirliği de arttı, 50 milyar dolarlık sözleşme imzalandı.</strong></p>
<p>Savunma sanayi üzerinde durulduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Türk savunma sanayinde de mükemmel örneklerimiz var. Çünkü burada yalnızca son birkaç yıldır değil, daha uzun süredir adeta bir sanayi devrimine tanık oluyoruz.</strong></p>
<p><strong>Shekerinska, </strong>şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Ticaretin ve işbirliğinin önündeki engellerin mümkün olduğunca azaltılmasını, Atlantik’in iki yakasındaki savunma sanayilerinin yanı sıra AB üyesi olmayan müttefiklerin kapasitelerinden de yararlanılmasını destekliyoruz.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gumruk-birligi-eskidi-ama-hukuki-baglayiciligi-gecerliligini-koruyor-89822</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/2/1280x720/mustafa-tuzcu-1792124461.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gümrük Birliği eskidi, ama hukuki bağlayıcılığı geçerliliğini koruyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabancinin-carry-trade-stoku-40-milyar-dolar-89821</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 07:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancının carry trade stoku 40 milyar dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Uygulanan para politikasının da etkisiyle son yıllarda hem yurtiçi yerleşikler hem de yurtdışı yerleşikler için TL yatırımın cazibesi arttı. QNB ekonomistleri yabancı yatırımcının carry trade stokunun yaklaşık 40 milyar dolar ile 2019’dan bu yana görülen en yüksek seviyelere yakın olduğunu vurgularken, yabancının toplam TL yatırım pozisyonunun ise 132 milyar dolara ulaştığını, bunun 93 milyar doları faiz getirili araçlardan, 39 milyar doları hisse senetlerinden oluştuğunu kaydetti.</p>
<p>QNB ekonomistleri Erkin Işık, Deniz Çiçek ve Şakir Oktay Gür’ün hazırladığı analizde son yıllarda TL yatırımlarının cazibesinin artmasıyla yurt dışı yerleşiklerin fon girişlerinin de güçlendiğine dikkat çekildi. Birçok gelişmekte olan ülkede olduğu gibi Türkiye’de de kısa vadeli faiz getirisi sağlamaya yönelik yatırımların, özellikle türev işlemlerle oluşturulan carry trade pozisyonlarının payının arttığına işaret eden analiz bu işlemlere ilişkin doğrudan veri yayımlanmadığından, bankaların bilanço dışı pozisyonları gibi dolaylı veriler kullanılarak göstergeler oluşturulabildiği kaydedildi. Ekonomistler Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun açıkladığı verileri kullanarak yurt dışı yerleşiklerin toplam TL yatırımlarının tarihsel gelişimini gösteren bir veri seti oluşturdu.</p>
<h2>En yüksek seviye 63 milyar dolar </h2>
<p>Analizde son verilere göre şirketlerin temmuz itibarıyla net 7.8 milyar dolarlık döviz kısa pozisyonu bulunduğu yer aldı. Analize göre bankaların aynı tarihte vadeli döviz ve swap işlemlerinin de 48.3milyar dolarlık uzun pozisyonu, TCMB’nin ise 0.2 milyar dolarlık vadeli döviz satım pozisyonu olduğu dikkate alındığında, yabancılarla yapılan türev işlemlerden kaynaklanan net pozisyonun yaklaşık 40 milyar dolar olduğu hesaplandı. TCMB Başkanı Fatih Karahan da 12 Şubat tarihli Enfl asyon Raporu sunumunda carry trade stokunun 40 milyar dolara ulaştığını belirttiği hatırlatılan analizde hesaplanan bu yıl ocak sonu carry tutarının, 43 milyar dolar ile bu rakama yakın olduğuna dikkat çekildi. Son durumda carry trade stokunun yine yaklaşık 40 milyar dolar olduğu vurgulanan analizde bu tutarın, 2019’dan bu yana görülen en yüksek seviyelere yakın bulunduğu kaydedildi. Tarihsel zirve ise 2018’de 63 milyar dolar ile kaydedildi.</p>
<p>Analize göre 2018 yılı sonrasında bankaların yurt dışı yerleşiklerle yaptıkları türev işlemlere getirilen sınırlamalar, bu kanaldan alınabilecek pozisyonları kısıtlıyor. Bununla birlikte, benzer şekilde kısa vadeli ve düşük riskli faiz getirisi sağlamaya yönelik başka yatırım araçları da bulunuyor. TL cinsi kısa vadeli devlet ve özel sektör tahvilleri, para piyasası fonları gibi faiz getirisi sağlayan yatırım fonları ve mevduat bu araçların başında geliyor.</p>
<h2>TL mevduat stoku 27.5 milyar dolar </h2>
<p>Eylül sonu itibarıyla yabancıların devlet iç borçlanma senedi (DİBS) portföyü 17.1 milyar dolar, yurt içi özel sektör tahvili portföyü ise 3.6 milyar dolar düzeyinde. Analize göre temmuz ayı uluslararası yatırım pozisyonu verilerine göre yatırım fonu portföyü 10.6 milyar dolar olurken, ödemeler dengesi verileri ağustos ayında bu kalemde 0.6 milyar dolarlık artışa işaret ediyor. Bu kalemle paralel hareket eden MKK verilerinde ise eylül ayında 6 milyar dolarlık düşüş gözlendi.</p>
<p>Eylül ayındaki düşüş, son düzenlemelerle kurumsal yatırımcıların para piyasası fonlarından elde ettikleri kazançlara getirilen stopajla ilişkili olduğu vurgulanan analizde temmuz itibarıyla yurt dışı yerleşiklerin 27.5 milyar dolarlık TL mevduatı bulunduğuna dikkat çekildi. Analizde “Bunun tamamı carry trade gibi hızlı hareket eden bir yatırım olarak düşünülmeyebilir; ancak son 3 yılda bu tutarın neredeyse iki katına çıkmış olması, TL yatırım tercihlerinin burada etkili olduğunu düşündürmektedir” denildi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">10 milyardan 93 milyar dolara çıktı</span></h2>
<p>Kısa vadeli faiz getirisi sağlamaya yönelik olan yabancı yatırımcı pozisyonunun 93 milyar dolara ulaştığı belirtilen analizde eylül sonu itibariyle 39 milyar dolarlık hisse senedi portföyü de eklendiğinde yurt dışı yerleşiklerin toplam TL pozisyonunun 132 milyar dolar seviyesinde olduğu kaydedildi. Fon girişlerinin başladığı 2023 ortasında yurt dışı yerleşiklerin toplam TL pozisyonunun 32 milyar dolar, hisse senedi hariç faiz getirisi sağlamak hedefli TL pozisyonu ise 10 milyar dolar olduğuna dikkat çekilen analizde “Buna göre, toplam TL pozisyonu son üç yılda yaklaşık 100 milyar dolar artarken, bu artışın 83 milyar dolarlık büyük bölümü faiz ödeyen yatırım araçlarında gerçekleşmiştir. En belirgin artış 47 milyar dolar ile türev işlem pozisyonlarında (carry) görülürken, iç borçlanma senetlerindeki artış da 20 milyar dolar olmuştur” denildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabancinin-carry-trade-stoku-40-milyar-dolar-89821</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/7/1280x720/dolar-dollar-1776399941.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TL cazibesine kapılan yabancı yatırımcının carry trade pozisyonu 40 milyar dolar ile 2019’dan bu yana görülen en yüksek seviyelere yaklaşırken yabancının kısa vadeli faiz getirisine yönelik yatırımı ise 93 milyar dolara yükseldi. 2023 ortalarında bu rakam 10 milyar dolar seviyesindeydi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/tasfiye-hisselerinde-dikkat-ceken-donus-89820</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 07:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tasfiye hisselerinde dikkat çeken dönüş!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Tasfiye sürecindeki yatırım fonları portföyünde yer alan hisse senetlerinin bazıları taban serisine devam ederken bazı hisseler ise son günlerde tavan serisine başladı. Tavan serisi başlatan başta Hedef Holding hisseleri 1 Ekim’den bu yana yüzde 158,17 yükseldi. 15 Eylül’den 1 Ekim’e kadar ise hisse fiyatları yüzde 70,70 gerilemişti.</p>
<p>Hedef Holding gibi tavan serisini sürdürmese de tasfiyedeki fonlarda yer alan bazı hisseler 1 Ekim’den bu yana yönünü yukarıya çevirdi. Bu hisseler arasında yer alan Temapol Plastik 1 Ekim’den bu yana yüzde 73,32, Skyalp Finansal Teknolojiler yüzde 48,08, Pasifik Eurasia yüzde 32,52, İnfo Yatırım hisseleri yüzde 39,77, Efor yüzde 29,79 yükseldi. Fonları tasfiye olan portföy yönetim şirketleriyle ilişkilendirilen hisselerden Lydia Yeşil Enerji yüzde 50,67 yukarı yönlü hareket sergiledi.</p>
<p>Aynı hisselerin 15 Eylül 1 Ekim tarihleri arasındaki hareketleri ise sürekli düşüş şeklindeydi. 15 Eylül -1 Ekim arasında Temapol Plastik yüzde 71,66, Skyalp Finansal Teknolojiler yüzde 67,09, Pasifik Eurasia yüzde 59,03, İnfo Yatırım yüzde 63,64, Efor yüzde 29,46 düşmüştü. Lydia Yeşil Enerji ise yüzde 66,98 kayıp yaşamıştı.</p>
<h2>15 Eylül’den bu yana yüzde 90’ı gitti </h2>
<p>Tasfiye sürecindeki fon portföylerinde yer alan diğer hisselerde ise taban serisi ve kayıplar devam ediyor. Bu hisselerin bazılarındaki düşüş yüzde 90’ı aştı. Tera Finansal Yatırım Holding, Altınkılıç Gıda, Birleşim Grup Enerji, Özata Denizcilik, Destek Finans Faktoring, Işıklar Enerji, Tera Yatırım Teknoloji Holding ve Gündoğdu Gıda hisseleri 15 Eylül’den bu yana yüzde 90’ın üzerinde kayıp yaşadı. Anel Elektrik, Tera, Ral Yatırım Holding, Odine gibi şirketlerin hisseleri de yüzde 89’a gelen kayıplarını sürdürdü.</p>
<p>1 Ekim’den bu yana yükseliş eğilimine girseler de hisselerde 15 Eylül ile başlayan kayıplar henüz giderilemedi. Hedef Holding yüzde 24,36, İnfo Yatırım yüzde 49,17, Pasifik Eurasia yüzde 45,65, Efor yüzde 8,90 düşüşte. Lydia Yeşil Enerji ise hala yüzde 50,24 kayıp yaşamış durumda.</p>
<h2>Piyasa hareketleri anlamlandıramıyor </h2>
<p>Piyasa uzmanları da birbirine tamamen zıt farklı hareketleri anlamlandırmaya çalışıyor. Bir süredir piyasanın da en önemli gündem maddesi bu. EKONOMİ’ye konuşan uzmanlar herkesin bu soruya yanıt aradığına dikkat çekiyor. Yaşanan yükseliş hareketlerine yönelik somut bir gelişme veya analiz yapamasalar da uzmanlar olasılıklar üzerinden yorum yapıyor. Uzmanlara göre tasfiye sürecindeki fonlarda hisseleri yer alan bazı şirketlerin veya portföy yönetim şirketlerinin kamu yönetimine geçmesi ihtimali bulunuyor. Bu ihtimali düşünen yatırımcılar oldukça düşük fiyata gelmiş bu hisselere yönelmiş olabilir uzmanlara göre. Bir diğer uzman ise bilanço değerleme veya overall yükseltme yani yatırımının varlık değerini yükseltmek amaçlı hareket yaşanıyor olabileceğine dikkat çekerken bazı yükselen hisselerde ise şirket yöneticilerinin talimatı olabileceğini ileri sürdü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/tasfiye-hisselerinde-dikkat-ceken-donus-89820</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/1/1280x720/ekonomik-buyume-piyasa-faiz-1789122081.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tasfiye sürecindeki fonların portföylerinde bulunan hisse senetleri ile bazı ilişkili hisselerde sert ayrışma yaşanıyor. 15 Eylül’den 1 Ekim’e kadar ağır kayıplar yaşayan hisselerden bazılarında ekim başından itibaren sert artışlar dikkat çekiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/enerjisa-uretim-aydinda-kadin-ciftcilerle-incirin-gelecegini-guclendiriyor-89884</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Aydın’da incir şenliği düzenlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/AYDIN</strong></p>
<p>Enerjisa Üretim'in, enerji yatırımlarının yarattığı değeri faaliyet gösterdiği bölgelerin sosyal ve ekonomik gelişimiyle buluşturmayı sürdürdüğü bildirildi. Yapılan açıklamaya göre şirketin Mart 2026’da hayata geçirdiği Onarım Enerjisi programının ilk uygulama alanı Aydın’da, incir üreticileriyle yürütülen çalışmalar özel bir buluşmayla devam etti.</p>
<p>15 Ekim Dünya Kadın Çiftçiler Günü kapsamında Aydın’da düzenlenen İncir Şenliği’nde, incir üretiminde iklim değişikliğine uyum, toprak sağlığı ve sürdürülebilir tarım konuları ele alındı. İncir üreticileri ve proje paydaşlarının katıldığı etkinlikte, Enerjisa Üretim’in Onarım Enerjisi programı kapsamında yürütülen çalışmalar ve programın gelecek dönem planları paylaşıldı. Program kapsamında, farklı köylerden kadın üreticilere yönelik “Kırsalda Kadın Girişimciliği ve Liderlik” eğitimleri ve atölyeleri düzenlendi. Eğitimlere katılan kadın üretici grupları, İncir Şenliği’nin hazırlık sürecinde de görev aldı.</p>
<p>Programın ilk yılında Aydın, Çanakkale, İzmir ve Balıkesir’deki rüzgâr enerjisi santrallerinin etki alanında bulunan 20 köyde yaklaşık 300 üreticiye ulaşılması hedefleniyor. Kadın ve genç üreticilerin bilgi ve becerilerinin geliştirilmesini amaçlayan programın ilerleyen dönemde Muğla ve Edirne’yi de kapsayacak şekilde genişletilmesi planlanıyor.</p>
<p>Genç İşi Kooperatifi, İncir Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü, köy muhtarları ve öncü üreticilerin iş birliğiyle yürütülen programda, yerel üreticilerin ihtiyaçları ile teknik uzmanlığın bir araya getirilmesi amaçlanıyor. Aydın’da uygulanan modelin farklı bölgelere taşınarak yaygınlaştırılması planlanıyor.</p>
<p>Enerjisa Üretim Sürdürülebilirlik Lideri Tuğçe Tuğlu Özalpay, Onarım Enerjisi kapsamında enerji teknolojileri ile yerel üretim ihtiyaçlarını bir araya getirdiklerini belirtti.</p>
<p>Enerjisa Üretim olarak yenilenebilir enerji yatırımlarını faaliyet gösterdikleri bölgelerde yarattıkları sosyal ve ekonomik değerle birlikte ele aldıklarını söyleyen Özalpay “Onarım Enerjisi ile enerji, tarım ve teknolojiyi buluşturarak toprağın iyileştirilmesine, doğal kaynakların verimli kullanılmasına ve yerel üretimin güçlenmesine katkı sağlıyoruz. Aydın’ın en kıymetli değerlerinden biri olan incirin geleceğini korumak için üreticilerimizle birlikte çalışıyoruz. 15 Ekim Dünya Kadın Çiftçiler Günü’nde kadın üreticilerimizle bir araya gelmek ise bizim için ayrı bir anlam taşıyor. Kadınların emeği, bilgi birikimi ve liderliği, sürdürülebilir tarımın ve kırsal kalkınmanın geleceğinde önemli bir güç. Bu yaklaşımla Aydın’da geliştirdiğimiz uygulamaları farklı bölgelere taşıyarak yerel üretimin dayanıklılığını artırmayı ve kalıcı değer yaratmayı hedefliyoruz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/enerjisa-uretim-aydinda-kadin-ciftcilerle-incirin-gelecegini-guclendiriyor-89884</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/4/1280x720/enerjisa-uretim-aydinda-kadin-ciftcilerle-incirin-gelecegini-guclendiriyor-1792148599.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aydın’da düzenlenen incir şenliğinde, incir üretiminde iklim değişikliğine uyum, toprak sağlığı ve sürdürülebilir tarım konuları ele alındı. Enerjisa Üretim Sürdürülebilirlik Lideri Tuğçe Tuğlu Özalpay, &quot;Kadınların emeği, bilgi birikimi ve liderliği, sürdürülebilir tarımın ve kırsal kalkınmanın geleceğinde önemli bir güç. Bu yaklaşımla Aydın’da geliştirdiğimiz uygulamaları farklı bölgelere taşıyarak yerel üretimin dayanıklılığını artırmayı ve kalıcı değer yaratmayı hedefliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/turkiye-sigorta-genel-muduru-taha-cakmak-istifa-etti-89862</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye Sigorta Genel Müdürü Taha Çakmak istifa etti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik Genel Müdürü Taha Çakmak, görevinden istifa etti.</p>
<p>Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) üzerinden konuya ilişkin açıklama yapıldı.</p>
<p>Türkiye Sigorta AŞ tarafından yapılan açıklamada, "Şirketimiz Genel Müdürü Taha Çakmak, 15 Ekim 2026 tarihi itibarıyla görevinden istifa etmiştir. Genel Müdürlük görevine henüz atama yapılmamış olup, bu konuda bir gelişme olması durumunda kamuoyuyla paylaşılacaktır." denildi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/turkiye-sigorta-genel-muduru-taha-cakmak-istifa-etti-89862</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/6/1280x720/taha-cakmak-1766916757.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Sigorta Genel Müdürü Taha Çakmak&#039;ın görevinden istifa ettiği duyuruldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sasiadin-yeni-baskani-sevket-caliskan-oldu-89860</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> SASİAD’ın yeni başkanı Şevket Çalışkan oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Sakarya Sanayicileri ve İşadamları Derneği'nin (SASİAD) yeni başkanı Kromel AŞ’nin Genel Müdürü Şevket Çalışkan oldu. 17. olağan genel kurulu üyelerin katımıyla şaheser düğün toplantı sarayında yapılan kongrede önceki dönem başkanlık görevini yürüten Ali Tamer Birlik, bayrağı Şevket Çalışkan’a devretti.</p>
<p>Yapılan açıklamada, 35 yıllık köklü geçmişiyle Sakarya sanayisinin gelişiminde önemli bir rol üstlenen SASİAD’da yeni dönemin, ortak akıl, iş birliği ve sürdürülebilir projeler hedefiyle başladığı bildirildi.</p>
<p>Genel Kurul Divan Başkanlığını 8. Dönem SASİAD başkanlarından Hakan Alkan’ın üstlendiği toplantıda, divan başkan yardımcılıklarını Günay Güneş ve Bülent Esmer yaptı. Genel kurula SASİAD’ın önceki dönem başkanları İsmet Çalışkan, Ahmet Çubuk, Ahmet Öztürk Hacıeyüpoğlu, Onur Döver, Ümit Karayaka ve Ali Tamer Birlik’in yanı sıra dernek üyeleri katıldı.</p>
<p>Genel kurulda ayrıca SASİAD’ın 2022-2024 dönemi çalışma raporu, hesap raporları ve yeni dönemde gerçekleştirilmesi planlanan faaliyetler, Genel Sekreter Ferhat Ateş tarafından üyelere sunuldu.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad1db352bb29-1792138037.JPG" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p><strong>Sakarya’nın ilk iş insanları derneği</strong></p>
<p>24 Temmuz 1991 tarihinde Sakarya’nın ilk iş insanları derneği olarak kurulan SASİAD, 35 yıllık geçmişi boyunca Sakarya sanayi ve iş dünyasının gelişimine yönelik önemli çalışmalara imza attı.</p>
<p>Görevini devreden önceki dönem başkanı Ali Tamer Birlik, genel kurulda yaptığı konuşmada görev süresi boyunca yönetim kurulu ve dernek üyeleriyle birlikte önemli çalışmalar gerçekleştirdiklerini belirterek şunları söyledi: “SASİAD, kuruluşundan bu yana üyelerimizin, şehrimizin ve ülkemizin gelişimine katkıda bulunmak amacıyla çok sayıda toplantı, etkinlik, yurt içi ve yurt dışı iş gezisi, seminer ve fuar düzenlemiştir. Ayrıca çatı kuruluşumuz Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası, ekonomi tabanlı sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve yerel yönetimlerle iş birliği yaparak birçok projenin hayata geçirilmesine katkı sağlamıştır. Bu bir bayrak yarışıdır. SASİAD’ın yeni seçilen başkanı ve yönetim kuruluyla birlikte yüksek bir enerjiyle Sakarya’mıza daha iyi hizmetler sunacağına inanıyorum.”<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad1dafdf204f-1792137981.JPG" alt="" width="700" height="393" /></p>
<p><strong>100’den fazla ülkeye ihracat</strong></p>
<p>SASİAD’ın yeni başkanı seçilen Şevket Çalışkan ise yaptığı konuşmada, kendisine duyulan güven için teşekkür ederek yeni dönemde ortak akıl ve iş birliği anlayışıyla çalışacaklarını vurguladı.</p>
<p>Çalışkan, hedeflerinin yeni dönemde SASİAD’ı ve Sakarya’yı ileriye taşıyacak projeler etrafında bir araya gelerek bayrağı daha ileriye taşımak olduğunu söyledi.</p>
<p>SASİAD’ın Sakarya ekonomisindeki temsil gücüne de dikkat çeken Başkan Şevket Çalışkan, derneğin 142 nitelikli üyesiyle önemli bir ekonomik değeri temsil ettiğini belirtti. Üyelerin toplamda 8 bin 200 kişiye istihdam sağladığını ve 100’den fazla ülkeye ihracat gerçekleştirdiğini belirtti.</p>
<p><strong>Yeni Yönetim Kurulu</strong></p>
<p>Genel kurul sonucunda Şevket Çalışkan başkanlığında belirlenen yeni yönetim kurulu şu isimlerden oluştu: Tunç Özüuğurlu, Nihat Güngör, Ufuk Demircioğlu, Abdullah Kara, Ümit Karayaka, Zafer Şükür, Recai Sandıkçı, Nizamettin Sarı, Suat Kayaalp, Ceyhun Eser, Haluk Erol, Timuçin Mert Çelikkoparan, Ali Atalar ve Mesut Cebeci.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sasiadin-yeni-baskani-sevket-caliskan-oldu-89860</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/0/1280x720/sasiadin-yeni-baskani-sevket-caliskan-oldu-1792138075.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sakarya Sanayicileri ve İşadamları Derneği&#039;nin yeni Başkanı Şevket Çalışkan oldu. Çalışkan, yeni dönemde ortak akıl ve iş birliği anlayışıyla çalışacaklarını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursaya-14-bin-metrekarelik-karavan-parki-89859</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa’ya 14 bin metrekarelik &#039;Karavan Parkı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi’nin ekim ayı toplantısında, Nilüfer ilçesi Ürünlü Mahallesi’nde yer alan 2712 ada 1 parsel numaralı taşınmazın kullanımına ilişkin Plan ve Bütçe Komisyonu raporu görüşüldü.</p>
<p>Belediye mülkiyetindeki 13 bin 964,69 metrekarelik alanın karavanların park edilmesi ve depolanması amacıyla değerlendirilmesi oy birliğiyle kabul edildi. Yaklaşık 200 karavanın park ederek hizmet alabileceği projede, sosyal donatı alanları, park, kafe, mutfak ve duş gibi alanlarından olması planlanıyor. Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba’nın Ankara’da bulunması nedeniyle toplantıya Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz başkanlık etti.</p>
<h2>“Belediye taşınmazı otopark olarak değerlendirilecek”</h2>
<p>İmar planında sosyal tesis alanında kalan taşınmazın, karavan depolama parkı amacıyla otopark alanı olarak kullanılması gündeme geldi. Düzenlemeyle belediyeye ait arazinin farklı bir kullanım modeliyle işletilmesinin önü açılırken, alanın işletme sorumluluğunun BURULAŞ’a verilmesi planlanıyor. Karar, Bursa’da karavanların park edilmesi ve depolanmasına yönelik belediye hizmetlerinin geliştirilmesi açısından yeni bir adım niteliği taşıyor. Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi’nde ayrıcı, Osmangazi ilçesi Hamitler Mahallesi’ndeki 15 bin 640 metrekarelik alanın da park, otopark ve yeşil alan olarak düzenlenmesi kararı alındı.</p>
<h2>“İşletme BURULAŞ tarafından yürütülecek”</h2>
<p>Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi’nde kabul edilen düzenleme, taşınmazın karavan depolama parkı olarak değerlendirilmesine ve işletme hakkının BURULAŞ Genel Müdürlüğü’ne devredilmesine ilişkin süreci kapsıyor. Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi Başkan Vekili ve Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz’ın başkanlık ettiği toplantıda 50 önerge, 80 gündem maddesi ve komisyonlardan gelen evraklar görüşüldü. Ürünlü’deki karavan depolama parkı düzenlemesi de oy birliğiyle kabul edilen kararlar arasında yer aldı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursaya-14-bin-metrekarelik-karavan-parki-89859</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/5/9/1280x720/bursaya-14-bin-metrekarelik-karavan-parki-1792137561.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Büyükşehir Belediyesi, Nilüfer Ürünlü Mahallesi’nde bulunan 14 bin metrekarelik taşınmazı karavan depolama parkına dönüştürmek için karar aldı. Belediye Meclisi’nde oy birliğiyle kabul edilen düzenleme kapsamında alanın işletme hakkının BURULAŞ Genel Müdürlüğü’ne devredilmesi öngörülüyor. 200’den fazla karavanın park edebileceği projede kapsamında sosyal donatı alanları, park, kafe, mutfak ve duş gibi alanların yer alması planlanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/yeni-spk-yasasi-teklifi-butceden-sonra-meclis-gundemine-gelecek-89839</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni SPK yasası teklifi bütçeden sonra Meclis gündemine gelecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda, Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifinin görüşmeleri sırasında AK Parti ve bazı kurumların temsilcileri muhalefet milletvekillerinin sorularını yanıtladı. AK Parti Samsun Milletvekili Ersan Aksu, toplam 117 kişi hakkında şu ana kadar SPK tarafından piyasa dolandırıcılığından suç duyurusunda bulunulduğunu, toplam 117 gerçek kişi ve 5 tüzel kişi hakkında borsa ve teşkilatlanmış diğer piyasalarda iki yıl işlem yapma yasağı uygulandığını, toplam 64 kişi hakkında sahip oldukları tüm lisansların işlem yapma yasağı süresi boyunca iptal edildiğini bilgisini verdi.</p>
<h2>Şirketlere kesilen cezalar </h2>
<p>Aksu, SPK tarafından şirketlere kesilen cezalar ile ilgili şu bilgileri paylaştı: “A1 CAPİTAL hakkında 1 Ocak 2025 tarihinden itibaren 5 ayrı kurul kararıyla 15 milyon 560 bin 796 TL idari para cezası, ALNUS hakkında 8 Mayıs 2025 tarihli kararıyla 9 milyon 244.134,90 TL idari para cezası, BULLS hakkında 19 milyon 559 bin 623,37 TL idari para cezası, Hedef Portföy Yönetim hakkında 13 Şubat 2025 tarihi itibarıyla 1,5 milyon lira idari para cezası, TERA Portföy AŞ hakkında da ve yöneticisi Ayşegül Kaya hakkında 23 Ekim 2005 tarihli kararıyla 8 milyon 878 bin 298 TL idari para cezaları tesis edilmiştir, yine TERA Yatırımla ilgili olarak 4 ayrı kurul kararıyla 5 milyon 576 bin 640 TL, İstanbul Portföy Yönetim AŞ hakkında 2 ayrı kurul kararıyla 4 milyon 590 bin 595 TL idari para cezaları takdir edilmiş ve tesis edilmiş. PARDUS Portföy Yönetim AŞ hakkında da 17 Haziran 2026 tarihli kararla 6 milyon 162 bin 756 lira 60 kuruş idari para cezası, PARDUS Yönetim AŞ hakkında yine piyasa bozucu eylemler vesair karar organının 14 Şubat 2023 tarihli kararıyla 26 milyon 634 bin 894,21 TL, TERA Portföy Yönetim AŞ hakkında 17/6/2026 tarihli kararıyla 4 milyon 435 bin 27,79 TL idari para cezaları tesis edilmiştir.”</p>
<h2>"Soğuk cüzdanı izlemek mümkün değil"</h2>
<p>Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı İlhan Hatipoğlu da, daha önce geçmiş piyasalarda yaşanan fon vakalarının da kanun teklifi hazırlanırken incelendiğini söylerken MASAK Başkanı Hasan Kaymak, milletvekillerinin fon soruşturması kapsamında bazı mal varlıklarının kripto üzerinden yurt dışına çıkarılıp çıkarılmadığının tespitini sorması üzerine kripto varlığın soğuk cüzdana alınmasını izleyebilmenin mümkün olmadığını söyledi. Kaymak şöyle devam etti:</p>
<p>“Bahsedilen miktarlara ilişkin işleme dair en ufak bir iz yok. O büyük rakamlarda Türkiye'de işlem yapacak kripto varlık hizmet sağlayıcısı da yok. Bunu yurt dışındaki hesaptan yurt dışındaki başka hesaba bir şekilde bilgisayar üzerinden soğuk cüzdana da aktarmış olabilir. Biz merkezi kripto varlık hizmet sağlayıcılarını da tekrar tekrar uyarıyoruz. 'Sizde böyle bir işlem var mı yapıldı mı?' diye. İşlem yapılmadan görmek mümkün değil, talep etmek mümkün değil. Bankaların günde binlerce yaptığı yurt dışı transferi konusunda 'işlem yapmadan bize bildirin de bizden geçsin' deme ihtimalimiz ekonomik de değil hukuki de değil. Ne yazık ki tüm dünya standardı bu şekilde. Senede 600 binden fazla şüpheli işlem bildirimi alan bir kurumuz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/yeni-spk-yasasi-teklifi-butceden-sonra-meclis-gundemine-gelecek-89839</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/1/1280x720/ersan-aksu-1792042244.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti Samsun Milletvekili Ersan Aksu, yatırım fonlarında yaşanan gelişmelerin ardından benzer problemlerin yeniden yaşanmaması için Sermaye Piyasası Kurulu ve diğer ilgili kuruluşların bir yasa çalışması hazırlığı içinde olduğunu duyurdu. Aksu, “bütçe görüşmelerinden sonra gündeme gelecek ve daha sermaye piyasalarının güçlendiği formatta bir düzenleme önümüzde oluşacaktır” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/adiguzeller-insaat-gaziantepin-yukselen-degerlerini-insa-ediyor-89890</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mehmet Adıgüzel: Gaziantep&#039;in gelişimine katkı sunmaya devam ediyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Yaklaşık 30 yıllık sektör deneyiminin firmaya önemli bir bilgi birikimi kazandırdığını dile getiren Adıgüzeller İnşaat Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Adıgüzel, her projeye aynı titizlik ve profesyonellik anlayışıyla yaklaştıklarını söyledi. Gaziantep'in büyüyen ve gelişen yapısına değer katacak projeler üretmeyi temel hedef olarak gördüklerini ifade eden Adıgüzel, "Kurulduğumuz günden bu yana güven, kalite ve sürdürülebilirlik ilkelerinden taviz vermeden çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bizim için her proje yalnızca bir yapı değil, uzun yıllar değerini koruyacak önemli bir yatırımdır" dedi.</p>
<p><strong>"İnsanların huzurla yaşayacağı projeler geliştiriyoruz"</strong></p>
<p>Şehrin farklı bölgelerinde hayata geçirdikleri Green Aura, Kaan Apartmanı, Beştepe Konutları, Gonca Sitesi ve birçok projeyle Gaziantep'e modern yaşam alanları kazandırdıklarını belirten Adıgüzel, konut üretmenin ötesinde bir anlayışla hareket ettiklerini vurguladı. Adıgüzel, "Biz yalnızca bina inşa etmiyoruz. İnsanların güvenle, huzurla ve konfor içinde yaşayabilecekleri yaşam alanları oluşturuyoruz. Estetik mimariyi, fonksiyonel yaşam alanlarını, kaliteli malzemeyi ve çağdaş yaşamın ihtiyaçlarını aynı projede buluşturmaya özen gösteriyoruz. Geliştirdiğimiz her projeyi bulunduğu bölgeye değer kazandıran uzun vadeli bir yatırım olarak görüyoruz" ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad2116750d28-1792151911.jpeg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p><strong>"Kaliteden taviz vermiyoruz"</strong></p>
<p>İnşaat sektöründe başarının güçlü mühendislik, doğru planlama ve disiplinli organizasyondan geçtiğini ifade eden Mehmet Adıgüzel, projelendirme aşamasından teslim sürecine kadar tüm çalışmaların deneyimli ekipler tarafından yürütüldüğünü söyledi. Modern mühendislik anlayışını saha tecrübesiyle birleştirdiklerini kaydeden Adıgüzel, "Kalite standartlarından hiçbir aşamada taviz vermiyoruz. Malzeme seçiminden uygulama süreçlerine kadar her detayı titizlikle takip ediyoruz. Güvenli, sağlam ve uzun ömürlü yapılar üretmek bizim en temel sorumluluğumuzdur" diye konuştu.</p>
<p><strong>"Güven bizim en büyük sermayemiz"</strong></p>
<p>İnşaat sektöründe kalıcı başarının temelinde güven duygusunun bulunduğunu dile getiren Adıgüzel, müşteri memnuniyetini en önemli başarı kriteri olarak gördüklerini belirtti. "Bizim için güven, projenin teslim edildiği gün sona eren bir kavram değildir" diyen Adıgüzel, şöyle devam etti: "Kalıcı eserler üretmenin yolu, her projede aynı kaliteyi ve aynı güven anlayışını koruyabilmekten geçiyor. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da müşterilerimize güven veren, uzun yıllar değerini koruyan projeler üretmeye devam edeceğiz."</p>
<p><strong>"Yeni projelerle Gaziantep'in gelişimine katkı sunacağız"</strong></p>
<p>Önümüzdeki dönemde de Gaziantep'in büyüme potansiyeline inandıklarını ifade eden Mehmet Adıgüzel, yeni projeler üzerinde çalışmalarını sürdürdüklerini belirtti. Modern yaşam anlayışına uygun, yüksek standartlı ve sürdürülebilir projeler geliştirmeyi hedeflediklerini kaydeden Adıgüzel, sözlerini şöyle tamamladı: "Biz yalnızca yapılar inşa etmiyoruz. İnsanların güvenle yaşayacağı, çocuklarına bırakabileceği ve gelecek nesillere değer katacak yaşam alanları oluşturuyoruz. Şehre değer katan projelerde var olmayı yalnızca bir hedef değil, Adıgüzeller İnşaat'ın en önemli sorumluluğu olarak görüyoruz."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/adiguzeller-insaat-gaziantepin-yukselen-degerlerini-insa-ediyor-89890</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/9/0/1280x720/adiguzeller-insaat-gaziantepin-yukselen-degerlerini-insa-ediyor-1792151950.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Adıgüzeller İnşaat Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Adıgüzel, 30 yılı aşkın sektör tecrübelerini güven, kalite ve sürdürülebilirlik ilkeleriyle birleştirerek Gaziantep&#039;in gelişimine katkı sunmaya devam ettiklerini söyledi. Modern şehircilik anlayışını güçlü mühendislik altyapısıyla buluşturduklarını belirten Adıgüzel, hedeflerinin yalnızca konut üretmek değil, uzun yıllar değerini koruyacak yaşam alanları oluşturmak olduğunu ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazine-ve-maliye-bakan-yardimciligina-atama-89863</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazine ve Maliye Bakan Yardımcılığına atama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla Resmi Gazete'de yayımlanan atama kararına göre, Hazine ve Maliye Bakan Yardımcılığına Gelir İdaresi Başkanı Bekir Bayrakdar getirildi.</p>
<p>1971'de Kocaeli'de doğan Bayrakdar, 1995'te İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümünden mezun oldu.</p>
<p>Meslek hayatına 1996'da Hesap Uzmanları Kurulunda başlayan Bayrakdar, 2004'e kadar hesap uzman yardımcısı ve hesap uzmanı olarak görev yaptı.</p>
<p>2004-2008 yıllarında Kocaeli Vergi Dairesi Başkanlığında Defterdar Yardımcısı, Gelir İdaresi Grup Müdürü ve Vergi Dairesi Başkanı olarak görev yapan Bayrakdar, 2008-2014 yıllarında İstanbul Defterdarı olarak çalıştı.</p>
<p>Bayrakdar, 2014-2015 yıllarında Muhasebat Genel Müdürü, 2015-2019 yıllarında İstanbul Vergi Dairesi Başkanı olarak görev yaptı.</p>
<p>2019'da Gelir İdaresi Başkanlığına atanan Bayrakdar, Hazine ve Maliye Bakan Yardımcılığına atanmasına kadar görevini sürdürdü.</p>
<p>Bayrakdar, 22 Eylül 2023'te ASELSAN yönetim kurulu üyeliğine seçilirken mayıs itibarıyla Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini üstlendi.</p>
<p>Yeminli mali müşavirlik sertifikası ve bağımsız denetçilik lisansı bulunan Bayrakdar'ın, kamu maliyesi, vergi yönetimi ve finans alanlarında uzun yıllara dayanan yöneticilik deneyimi bulunuyor.</p>
<p><strong>Bazı atama ve görevden alma kararları</strong></p>
<p>Öte yandan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın imzasıyla bazı kurumlara ilişkin atama ve görevden alma kararları da Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü Yönetim Kurulu Üyesi Yener Yıldırım görevden alınırken boşalan üyeliğe, kalan süreyi tamamlamak üzere Göktuğ Bağlı atandı.</p>
<p>Et ve Süt Kurumu Genel Müdürlüğünde açık bulunan yönetim kurulu üyeliğine Kutluhan Taşkın getirildi.</p>
<p>Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünde açık bulunan 6. Bölge Müdürlüğüne Mehmet Akif Kaygusuz'un ve 9. Bölge Müdürlüğüne Ömer Açıkgöz'ün ataması gerçekleştirildi.</p>
<p>Ticaret Bakanlığında açık bulunan İthalat Genel Müdür Yardımcılığına Tuba Hatipoğlu, Uluslararası Anlaşmalar ve Avrupa Birliği Genel Müdür Yardımcılığına Ayşegül Şahinoğlu Yerdeş atandı.</p>
<p>Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Genel Müdürlüğünde açık bulunan yönetim kurulu üyeliğine Selami Yapıcı getirildi.</p>
<p>DHMİ'de açık bulunan Genel Müdür Yardımcılığına Ertuğrul Karatay'ın ataması yapıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazine-ve-maliye-bakan-yardimciligina-atama-89863</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/5/1280x720/hazine-ve-maliye-1763361678.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazine ve Maliye Bakan Yardımcılığı görevine Gelir İdaresi Başkanı Bekir Bayrakdar atandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/derekoy-vizyonu-ve-kirklarelinin-tarihi-donusumu-89842</guid>
            <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dereköy vizyonu ve Kırklareli’nin tarihi dönüşümü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Trakya’da taşlar yerinden oynuyor; bölgenin ekonomik omurgası ve lojistik haritası kökten yeniden çiziliyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Babaeski YHT Garı’ndaki Çerkezköy–Kapıkule Hızlı Tren Hattı açılışında Kırklareli için hayati önem taşıyan Dereköy Gümrük Kapısı’nın modernizasyonuna onay vermesi, sıradan bir altyapı yenilemesi değildir. Bu karar, bölgenin ekonomik makus talihini değiştirecek, Trakya’nın küresel ticaret koridorlarındaki ağırlığını perçinleyecek stratejik bir hamledir.</p>
<p>Geçtiğimiz ay Kırklareli Ticaret Borsası Başkanı Turhan Altıntel ile bir araya gelerek bölgenin tarım, hayvancılık ve sanayi vizyonunu enine boyuna masaya yatırdığımızda, gündemin en can alıcı maddesi lojistik kilitlerin nasıl kırılacağıydı. Turhan Başkan’ın yıllardır "En büyük hayalim" diyerek adeta ilmek ilmek dokuduğu, Kırklareli Milletvekili Gökhan Sarıçam ile Ankara bürokrasisinde sergilediği kararlı ve sonuç odaklı diplomasinin meyve vermesi, bölge iş dünyası adına tarihi bir kazanımdır. Yerel aklın, doğru lobi ve kararlı bir siyasi iradeyle buluştuğunda neleri başarabileceğinin en somut tablosu tam olarak budur.</p>
<p><strong>Lojistik darboğaz aşılıyor, ihracat otobana çıkıyor </strong></p>
<p>Türkiye’nin Avrupa’ya açılan ana arterleri Kapıkule ve Hamzabeyli, hızla katlanan ihracat hacminin getirdiği ağır yük altında uzun süredir tıkanma noktasına gelmişti. Dereköy’ün modern, tam donanımlı ve yüksek geçiş kapasitesine sahip bir lojistik merkez üssüne dönüştürülmesi, Trakya sanayisine devasa bir nefes aldıracak. Çerkezköy ve Çorlu gibi dev üretim havzalarımızın katma değerli ürünleri; artık kapılardaki maliyetli beklemelere takılmadan, modernize edilmiş Dereköy üzerinden Balkanlar ve Doğu Avrupa pazarlarına çok daha hızlı ve rekabetçi koşullarla ulaşacak. Üstelik bu adım, Çerkezköy–Kapıkule Hızlı Tren Hattı ile entegre düşünüldüğünde Kırklareli’ni sıradan bir sınır şehri olmaktan çıkarıp, uluslararası bir transit ve aktarma üssüne dönüştürecek.</p>
<p><strong>Sınır ticareti ve turizmde yeni bir milat</strong></p>
<p>Madalyonun lojistik kadar kritik bir diğer yüzü ise doğrudan şehir ekonomisini ayağa kaldıracak yerel kalkınma boyutudur. Yıllardır kapının fiziki yetersizlikleri sebebiyle potansiyelini sahaya yansıtamayan sınır ticareti ve turizm, bu modernizasyon hamlesiyle kabuğunu kırıyor. Bulgaristan başta olmak üzere Balkan coğrafyasından Kırklareli’ne akacak günübirlik ve konaklamalı ziyaretçi trafiği, çarşı esnafından hizmet ve gastronomi sektörüne kadar kentin tüm ekonomik kılcal damarlarına doğrudan can suyu olacak. Kırklareli, yalnızca tırların transit geçtiği bir koridor değil; ticaretin, alışverişin ve turizmin durak noktası haline gelecek. Bölgesel kalkınma masa başı temennilerle değil; sahadaki inatçı takip, vizyoner bakış ve doğru projeksiyonlarla inşa edilir. Ticaret Bakanlığı onayından geçen Dereköy projesi, yerel dinamiklerin ortak akılda kenetlendiğinde nasıl bir sıçrama tahtası yaratabileceğinin tescilidir. Turhan Altıntel’in ısrarlı takibi ve Cumhurbaşkanlığı makamının bu vizyona sunduğu güçlü onay sayesinde Kırklareli artık yeni bir lige yükseliyor. Trakya’nın alın teri ve üretim gücü artık sınır kapılarında vakit kaybetmeyecek; Dereköy’ün açılan modern koridorundan dünya pazarlarına kesintisiz akacak. Şehrimize ve ülkemize hayırlı olsun.</p>
<p>"Sözün özü; Trakya artık kapılarda bekleyen değil, Avrupa yolunda oyunu kuran taraf olacaktır."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/derekoy-vizyonu-ve-kirklarelinin-tarihi-donusumu-89842</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dereköy vizyonu ve Kırklareli’nin tarihi dönüşümü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtb-baskani-akinci-gidanin-gelecegini-korumak-insanligin-gelecegini-korumaktir-89802</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 17:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> GTB Başkanı Akıncı: Gıdanın geleceğini korumak, insanlığın geleceğini korumaktır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Ticaret Borsası (GTB) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı, 16 Ekim Dünya Gıda Günü dolayısıyla mesaj yayımladı.</p>
<p>Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından bu yıl “Bugün Yenilik Yap, Yarını Besle” temasıyla kutlanan Dünya Gıda Günü'nün, tarım ve gıda sistemlerinin geleceğine yönelik önemli bir çağrı niteliği taşıdığını belirten Akıncı, dünyanın bir yandan açlıkla mücadele ederken diğer yandan büyük miktarlarda gıdayı israf etmesinin üzerinde ciddiyetle durulması gereken küresel bir çelişki olduğunu ifade etti.</p>
<p>Küresel gıda güvenliğine ilişkin güncel verilerin, sorunun büyüklüğünü açıkça ortaya koyduğunu kaydeden Akıncı, açıklamasında şu değerlendirmelerde bulundu: “FAO'nun 2026 Dünya Gıda Güvenliği ve Beslenme Durumu Raporu'na göre, 2025 yılında dünya genelinde yaklaşık 645 milyon insan açlıkla karşı karşıya kaldı. Bu rakam, dünya nüfusunun yüzde 7,8'ine karşılık geliyor. Aynı rapor, yaklaşık 2,1 milyar insanın yeterli ve güvenli gıdaya erişimde orta veya şiddetli düzeyde sorun yaşadığını, 2,69 milyar insanın ise sağlıklı beslenmenin maliyetini karşılayamadığını ortaya koyuyor. Bu veriler bize çok önemli bir gerçeği hatırlatıyor. Gıda güvenliği yalnızca yeterli miktarda üretim yapmakla sağlanamaz. Üretilen gıdanın korunması, sağlıklı koşullarda işlenmesi, güvenilir biçimde tüketiciye ulaştırılması ve herkes için erişilebilir olması da en az üretim kadar önemlidir. Bugün dünyanın temel meselelerinden biri, artan gıda ihtiyacını karşılarken mevcut kaynakları koruyabilmek ve üretimin her aşamasında verimliliği artırabilmektir. Bunun yolu ise bilimsel gelişmeleri, teknolojiyi ve sürdürülebilir üretim anlayışını tarım ve gıda sektörünün bütün aşamalarına taşımaktan geçmektedir.”</p>
<p>Gıda israfının ekonomik kayıpların ötesinde, toplumsal ve çevresel sonuçları bulunan küresel bir sorun olduğuna işaret eden Akıncı, şu ifadeleri kullandı: “Birleşmiş Milletler Çevre Programı'nın (UNEP) Gıda İsrafı Endeksi Raporu'na göre, dünya genelinde 2022 yılında yaklaşık 1,05 milyar ton gıda israf edildi. Tüketicilere sunulan gıdanın yaklaşık beşte birinin israf edilmesi ve bu israfın yüzde 60'ının hanelerde gerçekleşmesi, sorumluluğun ne kadar geniş bir alana yayıldığını gösteriyor. Dünyada milyonlarca insan yeterli gıdaya ulaşamazken, büyük emek ve kaynaklarla üretilen gıdaların çöpe gitmesi kabul edilebilir bir durum değildir. İsraf edilen her ürünün arkasında çiftçimizin emeği, toprağımızın bereketi, kullanılan su, enerji ve üretim maliyetleri bulunuyor. Dolayısıyla gıda israfını önlemek, yalnızca ekonomik bir tasarruf değil, aynı zamanda doğal kaynaklarımızı ve gelecek nesillerin yaşam hakkını koruma sorumluluğudur. Gıda kayıplarını azaltacak modern depolama altyapıları, gelişmiş işleme teknolojileri, etkin lojistik sistemleri ve bilinçli tüketim alışkanlıkları bu mücadelenin vazgeçilmez unsurlarıdır.”</p>
<p><strong>“Bugün koruyamadığımız gıdanın yarın telafisi olmayabilir”</strong></p>
<p>Gıda güvenliğinin ülkelerin ekonomik ve sosyal geleceği açısından stratejik önem taşıdığını vurgulayan Akıncı, mesajını şu sözlerle tamamladı: “Gıda, yalnızca ticarete konu olan bir ürün değil, insan yaşamının temelidir. Bu nedenle gıdanın geleceğini güvence altına almak, hepimizin ortak sorumluluğudur. Üreticiden sanayiciye, kamu kurumlarından tüketicilere kadar herkesin bu sorumlulukla hareket etmesi gerekiyor. Daha verimli üretmek, üretileni korumak, israfı azaltmak ve teknolojinin sunduğu imkânları doğru değerlendirmek zorundayız. Unutmayalım ki bugün koruyamadığımız gıdanın, yarın telafisi mümkün olmayabilir. Gelecek nesillere bırakabileceğimiz en değerli miraslardan biri, bereketini koruyan topraklar ve sürdürülebilir bir gıda sistemidir. Bu duygu ve düşüncelerle 16 Ekim Dünya Gıda Günü'nün, gıdanın değerine ilişkin toplumsal farkındalığın güçlenmesine ve daha güvenli, adil ve sürdürülebilir bir gıda geleceğine katkı sağlamasını temenni ediyorum.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtb-baskani-akinci-gidanin-gelecegini-korumak-insanligin-gelecegini-korumaktir-89802</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/0/2/1280x720/gtb-baskani-akinci-gidanin-gelecegini-korumak-insanligin-gelecegini-korumaktir-1792073214.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Ticaret Borsası (GTB) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı, 16 Ekim Dünya Gıda Günü dolayısıyla yayımladığı mesajda, küresel açlık ve gıda israfının ulaştığı boyutlara dikkat çekerek, gıda güvenliğinin sağlanmasında sürdürülebilir üretim, teknolojik dönüşüm ve kaynakların etkin kullanımının hayati önem taşıdığını vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-mevduati-41-milyar-lira-artti-89794</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 15:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılık mevduatı 4,1 milyar lira arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, bankacılık sektörünün toplam mevduatı 9 Ekim ile biten haftada yüzde 0,01 artarak 33 trilyon 784 milyar 791 milyon 41 bin liradan 33 trilyon 788 milyar 913 milyon 367 bin liraya çıktı.</p>
<p>Aynı dönemde bankalardaki Türk lirası cinsi mevduat yüzde 0,09 artışla 18 trilyon 425 milyar 788 milyon 326 bin lira, yabancı para (YP) cinsinden mevduat da yüzde 0,18 yükselişle 11 trilyon 187 milyar 636 milyon 699 bin lira oldu.</p>
<p>Bankalarda bulunan toplam YP mevduatı geçen hafta 265 milyar 799 milyon dolar düzeyinde gerçekleşirken, bu tutarın 228 milyar 160 milyon doları yurt içinde yerleşik kişilerin hesaplarında toplandı.</p>
<p>Yurt içi yerleşiklerin toplam YP mevduatında parite etkisinden arındırılmış veriler dikkate alındığında, 9 Ekim itibarıyla 324 milyon dolarlık artış görüldü.</p>
<p><strong>Yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri azaldı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri, geçen hafta yüzde 0,7 azalışla 6 trilyon 976 milyar 701 milyon 795 bin liraya geriledi.</p>
<p>Söz konusu kredilerin 844 milyar 696 milyon 819 bin lirası konut, 41 milyar 757 milyon 363 bin lirası taşıt, 2 trilyon 618 milyar 690 milyon 127 bin lirası ihtiyaç kredileri, 3 trilyon 471 milyar 557 milyon 486 bin lirası ise bireysel kredi kartlarından oluştu.</p>
<p>Bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi de 9 Ekim ile biten haftada 14 milyar 30 milyon 905 bin lira azalarak 27 trilyon 879 milyar 777 milyon 639 bin liradan 27 trilyon 865 milyar 746 milyon 734 bin liraya indi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-mevduati-41-milyar-lira-artti-89794</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/2/1280x720/lira-butce-1771230710.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haftalık verilerine göre bankacılık sektörünün toplam mevduatı, 4,1 milyar lira artışla 33 trilyon 788 milyar liraya yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabanci-gecen-hafta-tahvil-aldi-hisse-satti-89792</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 15:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı geçen hafta tahvil aldı, hisse sattı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası "Haftalık Menkul Kıymet İstatistikleri"ni paylaştı. </p>
<p>Buna göre, yurt dışında yerleşik kişiler, geçen hafta 451,1 milyon dolarlık Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) alırken, 248,2 milyon dolarlık hisse senedi ile 479,7 milyon dolarlık Genel Yönetim Dışındaki Sektör İhraçları (ÖST) sattı.</p>
<p>Yurt dışında yerleşik kişilerin hisse senedi stoku, 9 Ekim haftasında 36 milyar 791,6 milyon dolardan 35 milyar 921,4 milyon dolara geriledi.</p>
<p>Aynı dönemde yurt dışında yerleşik kişilerin DİBS stoku 16 milyar 659,2 milyon dolardan 17 milyar 42,3 milyon dolara yükseldi.</p>
<p>ÖST stoku ise 3 milyar 565,1 milyon dolardan 3 milyar 72,8 milyon dolara geriledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabanci-gecen-hafta-tahvil-aldi-hisse-satti-89792</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/8/1280x720/dolar-dollar-1766131459.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haftalık verilerine göre, yurt dışında yerleşik kişiler geçen hafta 451,1 milyon dolarlık DİBS alırken, 248,2 milyon dolarlık hisse senedi sattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasinin-rezervleri-5-hafta-sonra-artti-89790</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 15:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası&#039;nın rezervleri 5 hafta sonra arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB)haftalık para ve banka istatistiklerini paylaştı. </p>
<p>Buna göre, 9 Ekim itibarıyla Merkez Bankasının brüt döviz rezervleri 4 milyar 241 milyon dolar artarak 64 milyar 567 milyon dolara çıktı. Brüt döviz rezervleri, 2 Ekim'de 60 milyar 326 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu.</p>
<p>Bu dönemde altın rezervleri ise 54 milyon dolar azalışla 107 milyar 62 milyon dolardan 107 milyar 8 milyon dolara geriledi.</p>
<p>Böylece Merkez Bankasının toplam rezervleri, 9 Ekim haftasında bir önceki haftaya göre 4 milyar 187 milyon dolar artışla 167 milyar 388 milyon dolardan 171 milyar 575 milyon dolara yükseldi.</p>
<p>TCMB rezervleri Ocak 2024'ten bu yana şöyle (milyon dolar):</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Tarih</td>
<td>Altın Rezervleri</td>
<td>Brüt Döviz Rezervleri</td>
<td>Toplam Rezervler</td>
</tr>
<tr>
<td>26.01.2024</td>
<td>48.007</td>
<td>89.154</td>
<td>137.161</td>
</tr>
<tr>
<td>23.02.2024</td>
<td>49.271</td>
<td>82.479</td>
<td>131.750</td>
</tr>
<tr>
<td>29.03.2024</td>
<td>54.378</td>
<td>68.748</td>
<td>123.126</td>
</tr>
<tr>
<td>26.04.2024</td>
<td>59.113</td>
<td>64.967</td>
<td>124.080</td>
</tr>
<tr>
<td>31.05.2024</td>
<td>59.740</td>
<td>83.909</td>
<td>143.648</td>
</tr>
<tr>
<td>28.06.2024</td>
<td>58.077</td>
<td>84.833</td>
<td>142.910</td>
</tr>
<tr>
<td>19.07.2024</td>
<td>59.214</td>
<td>94.695</td>
<td>153.910</td>
</tr>
<tr>
<td>29.08.2024</td>
<td>60.043</td>
<td>89.329</td>
<td>149.373</td>
</tr>
<tr>
<td>27.09.2024</td>
<td>63.566</td>
<td>93.824</td>
<td>157.390</td>
</tr>
<tr>
<td>25.10.2024</td>
<td>65.894</td>
<td>93.504</td>
<td>159.398</td>
</tr>
<tr>
<td>1.11.2024</td>
<td>66.614</td>
<td>93.005</td>
<td>159.619</td>
</tr>
<tr>
<td>13.12.2024</td>
<td>65.307</td>
<td>98.175</td>
<td>163.482</td>
</tr>
<tr>
<td>24.01.2025</td>
<td>68.232</td>
<td>99.328</td>
<td>167.560</td>
</tr>
<tr>
<td>14.02.2025</td>
<td>72.475</td>
<td>100.677</td>
<td>173.152</td>
</tr>
<tr>
<td>21.03.2025</td>
<td>74.785</td>
<td>88.328</td>
<td>163.114</td>
</tr>
<tr>
<td>04.04.2025</td>
<td>76.422</td>
<td>77.838</td>
<td>154.261</td>
</tr>
<tr>
<td>30.05.2025</td>
<td>83.164</td>
<td>70.026</td>
<td>153.190</td>
</tr>
<tr>
<td>13.06.2025</td>
<td>86.543</td>
<td>72.744</td>
<td>159.289</td>
</tr>
<tr>
<td>25.07.2025</td>
<td>85.223</td>
<td>86.625</td>
<td>171.848</td>
</tr>
<tr>
<td>29.08.2025</td>
<td>87.326</td>
<td>91.031</td>
<td>178.357</td>
</tr>
<tr>
<td>05.09.2025</td>
<td>90.931</td>
<td>89.176</td>
<td>180.107</td>
</tr>
<tr>
<td>17.10.2025</td>
<td>111.169</td>
<td>87.273</td>
<td>198.442</td>
</tr>
<tr>
<td>14.11.2025</td>
<td>107.389</td>
<td>80.043</td>
<td>187.432</td>
</tr>
<tr>
<td>26.12.2025</td>
<td>116.894</td>
<td>76.978</td>
<td>193.872</td>
</tr>
<tr>
<td>30.01.2026</td>
<td>133.753</td>
<td>84.405</td>
<td>218.158</td>
</tr>
<tr>
<td>13.02.2026</td>
<td>132.199</td>
<td>79.586</td>
<td>211.784</td>
</tr>
<tr>
<td>27.03.2026</td>
<td>100.049</td>
<td>55.290</td>
<td>155.339</td>
</tr>
<tr>
<td>17.04.2026</td>
<td>112.647</td>
<td>61.821</td>
<td>174.467</td>
</tr>
<tr>
<td>26.05.2026</td>
<td>105.992</td>
<td>53.234</td>
<td>159.226</td>
</tr>
<tr>
<td>26.06.2026</td>
<td>94.954</td>
<td>54.251</td>
<td>149.205</td>
</tr>
<tr>
<td>24.07.2026</td>
<td>100.210</td>
<td>62.396</td>
<td>162.606</td>
</tr>
<tr>
<td>31.07.2026</td>
<td>100.637</td>
<td>63.811</td>
<td>164.448</td>
</tr>
<tr>
<td>21.08.2026</td>
<td>114.221</td>
<td>74.228</td>
<td>188.450</td>
</tr>
<tr>
<td>04.09.2026</td>
<td>113.841</td>
<td>70.406</td>
<td>184.247</td>
</tr>
<tr>
<td>11.09.2026</td>
<td>110.280</td>
<td>68.444</td>
<td>178.724</td>
</tr>
<tr>
<td>25.09.2026</td>
<td>109.640</td>
<td>61.563</td>
<td>171.204</td>
</tr>
<tr>
<td>02.10.2026</td>
<td>107.062</td>
<td>60.326</td>
<td>167.388</td>
</tr>
<tr>
<td>09.10.2026</td>
<td>107.008</td>
<td>64.567</td>
<td>171.575</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasinin-rezervleri-5-hafta-sonra-artti-89790</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/1/7/1280x720/merkez-bankasi-rezervleri-gecen-hafta-1711-milyar-dolara-yukseldi-1742473095.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın toplam rezervleri, geçen hafta yaklaşık 4,2 milyar dolar artarak 171,6 milyar dolara çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-sektorunun-kredi-hacmi-55-milyar-lira-azaldi-89789</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 15:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılık sektörünün kredi hacmi 5,5 milyar lira azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu haftalık bültenini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi 9 Ekim itibarıyla 5 milyar 502 milyon lira azalarak 28 trilyon 642 milyar 296 milyon liradan 28 trilyon 636 milyar 794 milyon liraya geriledi.</p>
<p>Bankacılık sektöründe toplam mevduat ise bankalar arası dahil, geçen hafta 17 milyar 778 milyon lira azalarak 32 trilyon 364 milyar 742 milyon liradan 32 trilyon 346 milyar 964 milyon liraya düştü.</p>
<p>Tüketici kredilerinin tutarı, bu dönemde 10 milyar 775 milyon lira artarak 3 trilyon 512 milyar 725 milyon liraya çıktı.</p>
<p>Bu tutarın 845 milyar 464 milyon lirası konut, 41 milyar 903 milyon lirası taşıt ve 2 trilyon 625 milyar 357 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu.</p>
<p>Bu dönemde taksitli ticari kredilerin tutarı 10 milyar 106 milyon lira artarak 4 trilyon 329 milyar 241 milyon lira oldu. Bankaların bireysel kredi kartı alacakları ise 61 milyar 745 milyon lira azalışla 3 trilyon 471 milyar 812 milyon lira düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p>Bireysel kredi kartı alacaklarının 1 trilyon 321 milyar 302 milyon lirasını taksitli, 2 trilyon 150 milyar 510 milyon lirasını taksitsiz borçlar oluşturdu.</p>
<p><strong>Yasal öz kaynaklar arttı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe takipteki alacaklar, aynı dönemde 14 milyar 171 milyon lira artışla 928 milyar 750 milyon liraya çıktı. Takipteki alacakların 686 milyar 795 milyon lirasına özel karşılık ayrıldı.</p>
<p>Aynı dönemde bankacılık sisteminin yasal öz kaynakları 7 milyon lira artarak 6 trilyon 142 milyar 592 milyon liraya yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-sektorunun-kredi-hacmi-55-milyar-lira-azaldi-89789</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/7/1280x720/lira-tl-para-1776172277.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BDDK&#039;nin haftalık verilerine göre, bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi 5,5 milyar lira azalışla 28,63 trilyon liraya indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turk-halicilara-parisin-rrdindan-milanoda-yogun-ilgi-89783</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 14:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Halıcıların durağı Paris&#039;in ardından Milano oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Ticaret Bakanlığı'nın destekleri ve Güneydoğu Anadolu Halı İhracatçıları Birliği (GAHİB) organizasyonuyla gerçekleştirilen Halı Sektörel Dış Ticaret Heyeti, Fransa’nın başketi Paris'teki başarılı B2B görüşmelerinin ardından İtalya'nın moda ve ticaret merkezi Milano'da tüm hızıyla sürdüğü bildirildi. Yapılan açıklamaya göre, Milano'da İtalyan iş dünyasından yoğun ilgi gören Türk halı sektörü temsilcileri, program kapsamında önemli ziyaretler gerçekleştirdi.</p>
<p>Paris ve Milano'da gerçekleştirilen B2B faaliyetlerinin, sektörün gelişmesi ve Avrupa'da daha geniş bir kitleye hitap edilmesi açısından büyük önem taşıdğı vurgulandı.</p>
<p>Milano Başkonsolosu Mehmet Özöktem, Ticaret Ateşesi Gülay Babadoğan Tarakcıoğlu ve Ticaret Ataşeliği Uzmanı Gizem Yurtalan, Milano'daki temaslarını sürdüren heyeti ziyaret ederek sektörel çalışmalar hakkında bilgi aldı ve heyetle bir araya geldi. GAHİB Başkan Vekili Bekir Şahan liderliğindeki heyet, Paris ve Milano güzergâhını kapsayan bu üst düzey temaslarla Avrupa pazarındaki paylarını artırmayı ve yeni iş birliklerine imza atmayı hedefliyor. Ticaret Bakanlığı'nın destekleriyle GAHİB organizasyonunda yürütülen bu kapsamlı Avrupa çıkarmasının, sektörün uluslararası alandaki gücünü bir kez daha gözler önüne serdiği belirtildi.</p>
<p>Gerçekleştirilen heyetle ilgili değerlendirmeler yapan GAHİB Başkan Vekili Bekir Şahan, "Paris'te gerçekleştirdiğimiz temaslar ve ikili iş görüşmelerinin ardından Milano'da da Başkonsolosluğumuzun ve Ticaret Ataşeliğimizin nazik ziyaretleriyle güç bulduk. İtalyan pazarının dinamiklerini yakından inceliyor, Türk halısının kalitesini uluslararası alanda daha geniş kitlelere ulaştırmak için yeni köprüler kuruyoruz." ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turk-halicilara-parisin-rrdindan-milanoda-yogun-ilgi-89783</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/8/3/1280x720/turk-halicilara-parisin-rrdindan-milanoda-yogun-ilgi-1792063225.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ GAHİB Başkan Vekili Bekir Şahan, &quot;İtalyan pazarının dinamiklerini yakından inceliyor, Türk halısının kalitesini uluslararası alanda daha geniş kitlelere ulaştırmak için yeni köprüler kuruyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/is-dunyasi/tusiad-heyetinden-bruksel-temaslari-89781</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 13:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜSİAD heyetinden Brüksel temasları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) üyelerinden oluşan heyetin, 13-14 Ekim'de Brüksel'de çeşitli üst düzey temaslarda bulunduğu bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, heyet, ziyaret çerçevesinde 13 Ekim'de düzenlenen "Türkiye-AB Üst Düzey Ticaret Diyaloğu kapsamında İş Dünyası Yuvarlak Masa Toplantısı"na katıldı.</p>
<p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat ile AB Komisyonunun Ticaret ve Ekonomik Güvenlikten Sorumlu Üyesi Maros Sefcovic'in eş başkanlığında gerçekleşen toplantıda, TÜSİAD'ın üyesi olduğu Avrupa İş Dünyası Konfederasyonu BusinessEurope Genel Direktörü Markus Beyrer de bulundu.</p>
<p>TÜSİAD heyetinde ise TÜSİAD Yönetim Kurulu Üyesi ve Küresel İlişkiler ve AB Yuvarlak Masası Eş Başkanı Azmi Gümüşlüoğlu, Genişletilmiş Yönetim Kurulu Üyesi Levent Kömür, AB Temsilcisi Dilek Aydın ve AB Temsilci Yardımcısı Dilek İştar Ateş yer aldı.</p>
<p>Azmi Gümüşlüoğlu, Üst Düzey Ticaret Diyaloğu toplantısında, AB-Türkiye Gümrük Birliği'nin bir ticaret düzenlemesinin ötesinde otuz yıllık stratejik bir sanayi ortaklığının temeli olduğunu vurguladı.</p>
<p>Türkiye'nin "Made in Europe" kapsamında yer alması ve kamu alımlarında karşılıklılığın sağlanmasına yönelik ortak adımlar atılması, yeşil ve dijital dönüşümünde düzenleyici iş birliğinin güçlendirilmesi, Gümrük Birliği'nin etkin işleyişinin önündeki mevcut engellerin kaldırılması ve modernizasyon sürecinin ilerletilmesinin artık somut adımlara dönüştürülmesi gerektiği mesajlarını veren Gümüşlüoğlu, rekabetin Avrupa'nın kendi entegre değer zincirleri arasında değil, küresel ölçekte olduğunu hatırlattı.</p>
<p>TÜSİAD heyeti, Brüksel temasları kapsamında ayrıca AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in Diplomasi Başdanışmanı Simon Mordue, Ekonomi ve Verimlilik ile Uygulama ve Sadeleştirmeden Sorumlu AB Komiseri Dombrovskis'in Kabine Şefi Michael Hager ve Avrupa Parlamentosu Milletvekili ve Türkiye Raportörü Nacho Sanchez-Amor ile görüşmeler yaptı.</p>
<p>Heyet ayrıca AB nezdinde Çekya Daimi Temsilciliği ve Romanya Daimi Temsilciliği ile de temaslarda bulundu.</p>
<p>Görüşmelerde, Türkiye'nin Avrupa'nın üretim, yatırım ve tedarik zincirlerinin ayrılmaz bir parçası olduğu, mevcut sanayi entegrasyonunun Avrupa'nın küresel rekabet gücü ve ekonomik dayanıklılığı açısından stratejik değer taşıdığı vurgulandı. Ayrıca AB'nin yeni sanayi politikalarının, Türkiye ile Avrupa arasındaki köklü ekonomik bütünleşmeyi gözetmesinin her iki tarafın ortak çıkarına olduğu ifade edildi.</p>
<p>Bu çerçevede, AB'nin Sanayi Hızlandırıcı Yasası kapsamında şekillenen düzenlemelerde, Türkiye'nin Gümrük Birliği'nden kaynaklanan özgün konumunun dikkate alınması ve "Made in Europe" yaklaşımına ve ilgili sektörel düzenlemelere etkin biçimde dahil edilmesinin önemi dile getirildi.</p>
<p>Kamu alımlarında karşılıklılığa yönelik müzakerelerin ilerletilmesinin ve sanayi politikaları alanında düzenleyici işbirliğinin güçlendirilmesinin mevcut değer zincirlerinin korunmasına ve ortak rekabet gücünün artırılmasına katkı sağlayacağı belirtildi.</p>
<p>Temaslarda ayrıca Gümrük Birliği'nin modernizasyonunun Türkiye-AB ekonomik ilişkilerinin derinleştirilmesi açısından temel bir öncelik olmaya devam ettiği de vurgulandı.</p>
<p>Yeşil ve dijital dönüşüm süreçlerinde düzenleyici uyumun güçlendirilmesi ile ulaştırma, enerji ve dijital bağlantısallık alanlarında işbirliğinin geliştirilmesinin Avrupa'nın ekonomik güvenliği ve dayanıklılığı bakımından taşıdığı önem değerlendirildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/is-dunyasi/tusiad-heyetinden-bruksel-temaslari-89781</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/8/1/1280x720/5665-1792062396.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜSİAD&#039;ın Brüksel temasları hakkında açıklamalarda bulunan Yönetim Kurulu Üyesi Azmi Gümüşlüoğlu, Türkiye&#039;nin &quot;Made in Europe&quot; kapsamında yer alması ve kamu alımlarında karşılıklılığın sağlanmasına yönelik ortak adımlar atılması, yeşil ve dijital dönüşümünde düzenleyici iş birliğinin güçlendirilmesi, Gümrük Birliği&#039;nin etkin işleyişinin önündeki mevcut engellerin kaldırılması ve modernizasyon sürecinin ilerletilmesinin artık somut adımlara dönüştürülmesi gerektiğini vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vakif-universitelerinde-asil-mesele-artik-mali-surdurulebilirlik-89774</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 13:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vakıf üniversitelerinde asıl mesele artık mali sürdürülebilirlik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Vakıf üniversiteleri son yıllarda daha çok öğrenim ücretleri üzerinden tartışılıyor. Oysa 2026'da peş peşe yapılan düzenlemeler birlikte okunduğunda daha temel bir mesele çıkıyor ortaya: Bu üniversitelerin mevcut gelir-gider yapısıyla faaliyetini sürdürebilme kabiliyeti.</p>
<p>Konuya dışarıdan bakan biri değilim. 2013-2019 arasında YÖK Denetleme Kurulu bünyesinde kırkı aşkın vakıf üniversitesinin denetiminde görev aldım, 2019-2023 döneminde bir vakıf üniversitesinin genel sekreterliğini yürüttüm. Bu tecrübeyle baktığımda önümüzdeki dönem önceki on yıldan oldukça farklı görünüyor.</p>
<p><strong>Gelirin artışı sınırlanıyor, giderlerin böyle bir sınırı yok</strong></p>
<p>Yükseköğretim Genel Kurulu’nun 8 Temmuz 2026 tarihli kararına göre, 2026-2027 yılında hazırlık ve birinci sınıf dışındaki öğrencilerde öğrenim ücreti artışı yüzde 25'i geçemeyecek. Ağustos sonunda açıklanan esaslar bununla da kalmadı: Dokuz aya kadar taksitlendirmede vade farkı alınamayacak, tek dersi kalan öğrenciden tam dönem ücreti istenemeyecek, tekrar alınan alt sınıf dersleri için ilave ücret talep edilemeyecek.</p>
<p>Karşılığı somut: Geçen yıl mevcut öğrencisinden 100 lira alan bir üniversite bu yıl en fazla 125 lira alabilecek; üstelik bunu dokuz aya yaydığında finansman maliyetini öğrenciye yansıtamayacak.</p>
<p>Buna karşılık personel, enerji, laboratuvar, hastane ve yatırım giderlerinde böyle bir üst sınır yok; tersine, öğrenci alabilmek için karşılanması gereken asgari yeterlilik şartları var. En büyük kalem olan akademik personelde ise yasal bir taban var: 2020'de 2547 sayılı Kanun’un ek 8'inci maddesine eklenen hükümle, vakıf üniversitesi öğretim elemanlarına unvanlarına göre devlet üniversitelerindeki emsal ücretin altında ücret verilemiyor. Yani gelirde artış sınırı varken en ağır maliyet kaleminde aşağı yönlü hareket alanı dar.</p>
<p><strong>Öğrenci tarafındaki rakamlar da rahat değil</strong></p>
<p>2024 YKS'de vakıf üniversitelerinin genel doluluk oranı yüzde 91,14 idi. 2025'te yüzde 75,8'e düştü, 2026'da yüzde 79,7'ye çıktı. Toparlanma var ama 2024'ün hayli gerisindeyiz. Aynı yıl devlet üniversitelerinde doluluk yüzde 99,52.</p>
<p>Ortalama tek başına okunduğunda bir ayrıntı gözden kaçıyor: 2026'da lisans doluluğu yüzde 78,1'de kalırken ön lisansta yüzde 81,8 oldu. Bunu yalnızca iki yıllık programların ucuz olmasıyla açıklamak zor. Aileler artık "karşılığında hangi meslek var?" diye soruyor; diplomanın karşılığı belirsizse, somut bir meslek yolu gösteren kısa program cazip hale geliyor.</p>
<p>Mali sonuç basit,,. Bütçesini 10 bin ücretli öğrenciye göre kuran bir üniversite fiilen 8 bin öğrenciye ulaşıyorsa öğrenci başına maliyet yükselir. Açığı ücret artırarak kapatma imkânı ara sınıflarda artık sınırlı. Yeni kayıtlarda böyle bir sınır yok; ancak kontenjanın boş kaldığı bir piyasada fiyat artışı gelir artışı anlamına gelmiyor.</p>
<p><strong>Hastanelerde 1 Ocak 2027'de yeni bir hesap başlıyor</strong></p>
<p>7577 sayılı Kanun’la, vakıf üniversiteleri bünyesinde bedel karşılığında sağlık hizmeti veren hastane, tıp merkezi, diyaliz ve rehabilitasyon merkezi gibi iktisadi işletmelerin kurumlar vergisi muafiyeti 1 Ocak 2027'den itibaren kaldırıldı. Aynı tarihte KDV istisnası da sona eriyor.</p>
<p>Hastane gelirinin mali yapıyı desteklediği kurumlarda bu geçiş, fiyatlamadan nakit akışına kadar yeni bir kurgu gerektiriyor.</p>
<p><strong>9 Ağustos düzenlemesi meseleyi faaliyet iznine bağlıyor</strong></p>
<p>2026'nın asıl değişikliği bence burada. 9 Ağustos 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 7592 sayılı Kanun, vakıf üniversitelerinin mali yapısına ilişkin denetimi çok daha somut sonuçlara bağladı.</p>
<p>Vergi ve SGK borçlarının zamanında ödenmemesi ile ücret artış oranının mevzuata aykırı belirlenmesi yaptırım sebepleri arasında. Mali tablolarda gelir, gider veya varlıkların eksik gösterilmesi ve gelirlerin akademik faaliyetler ile yatırım ve cari giderlerin finansmanında kullanılmaması ise yeni birim ve program açma taleplerinin askıya alınmasına bağlanmış.</p>
<p>Daha da önemlisi, üniversitenin muaccel ve kısa vadeli borçlarını yıllık eğitim geliriyle veya eğitim alanı dışındaki mal varlığıyla ödeyemediğinin tespiti ve kurucu vakfın da verilen sürede destek sağlayamaması hâlinde faaliyet izni geçici olarak durdurulabiliyor. Bu durumda yönetim, garantöre ya da YÖK'ün belirleyeceği aynı ildeki bir devlet üniversitesine devrediliyor.</p>
<p>Böylece mali sürdürülebilirlik, üniversitenin faaliyetine devam edebilmesinin hukuki şartlarından biri haline geliyor.</p>
<p><strong>Bir de yapay zekâ var</strong></p>
<p>Sorun yalnızca Türkiye'ye özgü değil. OECD'nin Temmuz 2026'da yayımladığı çalışma, üretken yapay zekânın yükseköğretimde öğrenmeyi, öğretimi, ölçmeyi ve kurum yönetimini birlikte değiştirdiğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Dünya Ekonomik Forumu'nun 2025 araştırmasına katılan işverenler ise temel becerilerin yüzde 39'unun 2030'a kadar değişeceğini öngörüyor. İşverenlerin yüzde 81'i işe alımda iş tecrübesini, yüzde 48'i beceri değerlendirmesini kullanmaya devam edeceğini söylüyor; diplomayı şart olarak aramaya devam edeceklerin oranı ise yüzde 43.</p>
<p>Bu, üniversitenin gereksizleştiği anlamına gelmiyor. Ancak öğrenci haklı olarak soruyor: "Dört yıl ve ciddi bir maliyet karşılığında bu üniversite bana ne kazandıracak?" Kısa eğitimlerin yaygınlaştığı bir ortamda cevap yalnızca "diploma" olamaz.</p>
<p><strong>Mevcut modelin devam etmesi zor</strong></p>
<p>Vakıf üniversiteleri kâr amacıyla kurulmuş işletmeler değil; ancak yeni mevzuat gelir-gider dengesini gözetmeyi açıkça zorunlu kılıyor.</p>
<p>Bir tarafta ücret artış sınırı ve faizsiz dokuz aylık tahsilat, diğer tarafta aşağı çekilmesi kolay olmayan personel ve işletme giderleri var. Buna düşük doluluk oranları, hastanelerin 2027'den itibaren doğacak vergi yükü ve 7592 sayılı Kanun’la gelen mali yeterlilik denetimi ekleniyor.</p>
<p>Bu nedenle öğrenci gelirine aşırı bağımlı, doluluğu düşük, borçluluğu artmış ve kurucu vakfından düzenli destek alamayan üniversitelerde mevcut modelin sürdürülebilir olmadığını düşünüyorum.</p>
<p>Bundan sonra mütevelli heyetlerinin önüne yalnızca geçen yılın bilançosunu koymak yeterli olmayacak. Üç-beş yıllık gelir projeksiyonu, personel maliyetinin gelire oranı, kısa vadeli borç ödeme kapasitesi ve hastanenin vergi etkisi birlikte izlenmeli.</p>
<p>Çünkü yeni mevzuatta soru artık "üniversite zarar ediyor mu?" değil. Asıl soru, üniversitenin önümüzdeki üç-beş yıl boyunca yükümlülüklerini karşılayarak eğitim faaliyetini sürdürebilecek mali yapıya sahip olup olmadığıdır.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vakif-universitelerinde-asil-mesele-artik-mali-surdurulebilirlik-89774</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vakıf üniversitelerinde asıl mesele artık mali sürdürülebilirlik ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/butce-acigi-eylulde-5322-milyar-lira-89765</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 11:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bütçe açığı eylülde 532,2 milyar lira</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı, eylül ayına ait bütçe uygulama sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre, eylülde bütçe gelirleri geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 22,7 artarak 1 trilyon 253 milyar 149 milyon liraya yükseldi. Bütçe giderleri de yüzde 34,1 artışla 1 trilyon 785 milyar 391 milyon liraya ulaştı.</p>
<p>Ocak-eylül döneminde ise bütçe gelirleri geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 34,5 artışla 12 trilyon 107 milyar 800 milyon liraya çıktı. Bütçe giderleri de aynı dönemde yüzde 36,4 yükselerek 13 trilyon 948 milyar 130 milyon lira oldu.</p>
<p>Merkezi yönetim bütçesi eylülde 532 milyar 242 milyon lira, ocak-eylül döneminde 1 trilyon 840 milyar 330 milyon lira açık verdi.</p>
<p><strong>Öngörülen ödeneğin yüzde 9,4'ü kullanıldı</strong></p>
<p>Merkezi yönetim bütçe giderleri Eylül 2025'te 1 trilyon 331 milyar 1 milyon lira iken bu yılın eylül ayında yüzde 34,1 artışla 1 trilyon 785 milyar 391 milyon liraya yükseldi. Böylece, 2026'da merkezi yönetim bütçe giderleri için öngörülen 18 trilyon 978 milyar 815 milyon lira ödeneğin yüzde 9,4'ü kullanılmış oldu.</p>
<p>Faiz dışı dengede, geçen yılın eylül ayında 73 milyar 22 milyon lira, bu yılın aynı ayında da 269 milyar 202 milyon lira açık oluştu.</p>
<p>Faiz hariç bütçe giderleri, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 39,1 artarak 1 trilyon 522 milyar 351 milyon liraya yükseldi. Faiz hariç giderlerin bütçe ödeneklerine göre gerçekleşme oranı da 2025'in aynı ayında yüzde 8,6 iken, geçen ay yüzde 9,4 oldu.</p>
<p>Eylülde personel giderleri, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 24,5 artarak 455 milyar 639 milyon lira olarak belirlenirken personel giderleri için bütçede öngörülen 4 trilyon 907 milyar 309 milyon lira ödeneğin yüzde 9,3'ü kullanıldı.</p>
<p>Sosyal güvenlik kurumlarına devlet primi giderleri, eylülde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 17,5 artışla 58 milyar 39 milyon liraya yükseldi ve bütçede öngörülen 599 milyar 691 milyon lira ödeneğin yüzde 9,7'si kullanılmış oldu.</p>
<p>Söz konusu dönemde, mal ve hizmet alım giderleri için bütçede öngörülen 1 trilyon 249 milyar 568 milyon lira ödeneğin yüzde 10,8'i harcandı. Eylülde, yüzde 60,8 artışla 135 milyar 511 milyon lira mal ve hizmet alımı gideri gerçekleşti.</p>
<p>Cari transferler, eylülde geçen yılın aynı ayına göre yüzde 48,7 artarak 679 milyar 380 milyon lira oldu. Bütçede öngörülen 6 trilyon 870 milyar 794 milyon lira ödeneğin yüzde 9,9'u kullanıldı.</p>
<p>Eylülde, 138 milyar 402 milyon lira sermaye gideri yapılırken sermaye transferi 16 milyar 218 milyon lira olarak gerçekleşti. Borç verme giderleri 39 milyar 162 milyon lira oldu.</p>
<p>Faiz giderleri, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 11,2 artarak 263 milyar 40 milyon lira olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>Bütçe gelirleri</strong></p>
<p>Merkezi yönetim bütçe gelirleri, geçen yılın eylül ayında 1 trilyon 21 milyar 358 milyon lira iken bu yılın aynı ayında yüzde 22,7 artışla 1 trilyon 253 milyar 149 milyon liraya yükseldi. Bütçe tahminine göre, bütçe gelirlerinin eylül ayı gerçekleşme oranı 2025'te yüzde 8 iken, geçen ay yüzde 7,7 oldu.</p>
<p>Vergi gelirleri tahsilatı, geçen ay 2025'in eylül ayına göre yüzde 21,8 artarak 1 trilyon 74 milyar 88 milyon liraya ulaştı. Vergi gelirlerinin bütçe tahminine göre gerçekleşme oranı, 2025'te yüzde 7,9 iken geçen ay yüzde 7,8 olarak tespit edildi.</p>
<p>Genel bütçe vergi dışı diğer gelirleri yüzde 26,2 artarak 141 milyar 923 milyon liraya çıktı. Özel bütçeli idarelerin öz gelirleri 31 milyar 218 milyon lira, düzenleyici ve denetleyici kurumların gelirleri 5 milyar 920 milyon lira olarak hesaplandı.</p>
<p>Vergi türleri itibarıyla eylülde geçen yılın aynı ayına göre gelir vergisi yüzde 27,2, dahilde alınan katma değer vergisi yüzde 34,8, banka ve sigorta muameleleri vergisi yüzde 34,9, ithalde alınan katma değer vergisi yüzde 30,5, damga vergisi yüzde 40,5, harçlar yüzde 48,6, diğer vergiler tahsilatı yüzde 25 artarken, kurumlar vergisi yüzde 38,2, özel tüketim vergisi yüzde 7,9 azalış gösterdi.</p>
<p><strong>Ocak-eylül dönemi</strong></p>
<p>Merkezi yönetim bütçe giderleri, Ocak-Eylül 2025 döneminde 10 trilyon 222 milyar 202 milyon lira iken bu yılın aynı döneminde yüzde 36,4 artışla 13 trilyon 948 milyar 130 milyon liraya yükseldi. Böylelikle, 2026'da merkezi yönetim bütçe giderleri için öngörülen 18 trilyon 978 milyar 815 milyon lira ödeneğin yüzde 73,5'i kullanılmış oldu.</p>
<p>Faiz hariç bütçe giderleri, ocak-eylül döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 36,7 artarak 11 trilyon 697 milyar liraya çıktı. Faiz hariç giderlerin bütçe ödeneklerine göre gerçekleşme oranı yüzde 72 olarak hesaplandı.</p>
<p>Personel giderleri, söz konusu dönemde yüzde 40,2 artışla 3 trilyon 841 milyar 30 milyon lira olurken personel giderleri için bütçede öngörülen 4 trilyon 907 milyar 309 milyon lira ödeneğin yüzde 78,3'ü kullanıldı.</p>
<p>Sosyal güvenlik kurumlarına devlet primi giderleri, bu dönemde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 44,3 artarak 484 milyar 741 milyon liraya yükseldi ve bütçede öngörülen 599 milyar 691 milyon lira ödeneğin yüzde 80,8'i kullanılmış oldu.</p>
<p>Ocak-eylül döneminde, mal ve hizmet alım giderleri için bütçede öngörülen 1 trilyon 249 milyar 568 milyon lira ödeneğin yüzde 76,7'si harcandı. Bu dönemde yüzde 45 yükselişle 958 milyar 93 milyon lira mal ve hizmet alımı gideri gerçekleşti.</p>
<p>Cari transferler, yüzde 32,1 artarak 5 trilyon 30 milyar 822 milyon lira oldu. Bütçede öngörülen 6 trilyon 870 milyar 794 milyon lira ödeneğin yüzde 73,2'si kullanıldı.</p>
<p>Söz konusu dönemde, 883 milyar 19 milyon lira sermaye gideri, 222 milyar 668 milyon lira sermaye transferi yapıldı. Borç verme giderleri 276 milyar 627 milyon lira olarak hesaplandı.</p>
<p>Faiz giderleri, yüzde 35,4 artarak 2 trilyon 251 milyar 130 milyon lira oldu.</p>
<p>Merkezi yönetim bütçe gelirleri ise geçen yılın ocak-eylül döneminde 9 trilyon 4 milyar 924 milyon lira iken, bu yılın aynı döneminde yüzde 34,5 artışla 12 trilyon 107 milyar 800 milyon liraya çıktı. Bütçe tahminine göre, bütçe gelirlerinin ocak-eylül dönemi gerçekleşme oranı 2025'te yüzde 70,3 iken bu yılın aynı döneminde yüzde 74,4'e yükseldi.</p>
<p>Vergi gelirleri tahsilatı, söz konusu dönemde geçen yılın ocak-eylül dönemine göre yüzde 34,2 artarak 10 trilyon 401 milyar 981 milyon liraya ulaştı. Vergi gelirlerinin bütçe tahminine göre gerçekleşme oranı yüzde 75,2 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Genel bütçe vergi dışı diğer gelirleri de yüzde 38,1 artarak 1 trilyon 390 milyar 478 milyon liraya çıktı. Özel bütçeli idarelerin öz gelirleri 244 milyar 777 milyon lira, düzenleyici ve denetleyici kurumların gelirleri 70 milyar 564 milyon lira olarak belirlendi.</p>
<p>Vergi türleri itibarıyla ocak-eylül döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre gelir vergisi yüzde 48,5, kurumlar vergisi yüzde 45,3, dahilde alınan katma değer vergisi yüzde 37,3, özel tüketim vergisi yüzde 3,1, banka ve sigorta muameleleri vergisi yüzde 36,2, ithalde alınan katma değer vergisi yüzde 30,2, damga vergisi yüzde 50,7, harçlar yüzde 65,9 ve diğer vergi gelirleri yüzde 26,7 arttı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/butce-acigi-eylulde-5322-milyar-lira-89765</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/butce-para-tl-lira.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eylülde bütçe gelirleri 1,25 trilyon lira, giderleri 1,78 trilyon lira olarak hesaplandı. Eylülde bütçede 532,2 milyar lira, 9 aylık dönemde ise 1,84 trilyon lira açık oluştu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/lpg-ithalati-yuzde-666-artti-89764</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 11:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> LPG ithalatı yüzde 6,66 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) ağustos ayına ait "Sıvılaştırılmış Petrol Gazları (LPG) Piyasası Sektör Raporu"nu paylaştı.</p>
<p>Buna göre, rafinerici ve dağıtıcı lisansı sahiplerince en fazla LPG ithalatı yapılan ülkeler, sırasıyla Cezayir, Suudi Arabistan, ABD, Rusya, Birleşik Arap Emirlikleri, Kazakistan, Türkiye Serbest Bölgeleri, Yunanistan ve Gürcistan olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>LPG ithalatı, ağustosta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 6,66 artarak 317 bin 182 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>Rafinerici ve dağıtıcı lisansı sahiplerince bu dönemde gerçekleştirilen LPG ihracatı ise yüzde 73,93 artarak 64 bin 531 ton oldu.</p>
<p>Türkiye, söz konusu dönemde Birleşik Arap Emirlikleri, Bulgaristan, Romanya, Ukrayna, İngiltere, İsviçre, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Lübnan ve Türkiye Serbest Bölgeleri olmak üzere 9 farklı ülke ve bölgeye LPG ihraç etti.</p>
<p><strong>Satışlarda otogaz ilk sırada</strong></p>
<p>LPG üretimi ise yüzde 13,42 artarak 98 bin 810 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>Dağıtıcı lisansı sahiplerince ağustosta geçen yılın aynı ayına göre yapılan toplam LPG satışı 354 bin 539 ton olarak hesaplandı.</p>
<p>Satışlarda yüzde 84,19 pazar payıyla otogaz birinci sırada yer aldı. Bunu yüzde 13,32 ile tüplü LPG ve yüzde 2,49 ile dökme LPG satışları izledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/lpg-ithalati-yuzde-666-artti-89764</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/4/4/1280x720/aygaz-lpg-gemi-1776263109.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin ağustos verilerine göre LPG ithalatı, geçen yıla kıyasla yüzde 6,66 artarak 317 bin 182 tona çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-uretimi-yillik-yuzde-08-artti-89763</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 11:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrik üretimi yıllık yüzde 0,8 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) ağustos ayına ait "Elektrik Piyasası Sektör Raporu"nu yayımladı.</p>
<p>Buna göre, lisanslı elektrik üretiminin yüzde 27,9'u hidroelektrik, yüzde 21,1'i ithal kömür, yüzde 14,4'ü rüzgar, yüzde 13,6'sı doğal gaz, yüzde 12,5'i linyit ve yüzde 3,7'si güneş enerjisi santrallerinden yapıldı. Bu kaynakları sırasıyla jeotermal, biyokütle, taş kömürü, asfaltit ve fuel-oil izledi.</p>
<p>Türkiye'nin lisanslı elektrik üretimi ağustosta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 0,8 artışla 32 milyon 571 bin 188 megavatsaat olarak gerçekleşti.</p>
<p>Faturalanan elektrik tüketim miktarı ise aynı dönemde yüzde 0,5 artarak 28 milyon 794 bin 444 megavatsaat oldu.</p>
<p>Tüketimin yüzde 34,2'si sanayi, yüzde 28,2'si kamu ve özel hizmetler sektörü ile diğer aboneler ve yüzde 27,5'i mesken tarafından yapıldı. Tüketimde aydınlatmanın payı yüzde 1,5, tarımsal faaliyetlerin payı ise yüzde 8,6 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>Tüketici sayısı ve kurulu güç arttı</strong></p>
<p>Elektrikte tüketici sayısı, ağustosta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2,6 artarak 52 milyon 758 bin 678'e ulaştı.</p>
<p>Bu dönemde, sanayi tüketicilerinin sayısında yüzde 0,25, mesken tüketicilerinin sayısında yüzde 2,6, aydınlatma tüketicilerinin sayısında yüzde 2,64, kamu ve özel hizmetler sektörü ve diğer tüketicilerin sayısında yüzde 2,88 ve tarımsal faaliyet tüketicileri sayısında yüzde 1,24 artış görüldü.</p>
<p>Türkiye'nin lisanslı elektrik kurulu gücü de bu dönemde yüzde 3,2 artarak 101 bin 254 megavat oldu.</p>
<p>Kurulu gücün yaklaşık yüzde 24,3'ünü doğal gaz, yüzde 23,6'sını barajlı hidrolik, yüzde 15'ini rüzgar, yüzde 10,3'ünü ithal kömür ve yüzde 10,1'ini linyit santralleri, kalan bölümünü ise diğer enerji kaynaklarından elektrik üreten tesisler oluşturdu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-uretimi-yillik-yuzde-08-artti-89763</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/4/1280x720/adm-elektrik-1779774227.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin ağustos verilerine göre lisanslı elektrik üretimi, yıllık yüzde 0,8 artışla 32 milyon 571 bin megavatsaati aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/19-yeni-kara-yolu-ekolojik-koprusu-planlaniyor-89761</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 11:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> 19 yeni kara yolu ekolojik köprüsü planlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, kara ve demir yollarında yapımı devam eden ve tamamlanan ekolojik köprüler hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Biyolojik çeşitliliğin korunması ve yaban hayatının geçiş güzergahlarını koruma hedefiyle mevcut kara ve demir yolları ağında tespit ettikleri geçiş noktalarına ekolojik köprüler inşa ettiklerini belirten Uraloğlu, "Kara yolu ve demir yolu ağımız üzerinde bugüne kadar toplam 21 ekolojik köprü inşa ettik." ifadesini kullandı.</p>
<p>Uraloğlu, kara yolu ekolojik köprüleri kapsamında en son Erzurum Kuzey Çevre Yolu'nda yer alan ekolojik köprünün çalışmalarını tamamladıklarına dikkati çekerek, kara yolundaki ekolojik köprü sayısının 16'ya ulaştığını kaydetti.</p>
<p>Planlanan ekolojik köprülere ilişkin de bilgi veren Uraloğlu, "Konya-Aksaray Devlet Yolu, Kaş-Kalkan Yolu ve Batman-Hasankeyf Yolu Suçeken Boğazı mevkisi gibi stratejik bölgelerde toplam 19 yeni kara yolu ekolojik köprüsü planlıyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Uraloğlu, demir yolu hatlarında da yaban hayvanlarının güvenli geçişini sağlamak amacıyla ekolojik köprü uygulamalarını sürdürdüklerine işaret ederek, bu yapıların çevreye uyumlu doğal malzemelerle kaplandığını ve bölgedeki bitki örtüsüne uygun olarak tasarlandığını kaydetti.</p>
<p>Demir yolu hatlarına bugüne kadar 5 ekolojik köprü inşa ettiklerini aktaran Uraloğlu, şöyle devam etti:</p>
<p>"Ankara-Eskişehir Yüksek Hızlı Tren (YHT) Hattı'nda bir, Halkalı-Kapıkule Hızlı Tren Projesi kapsamında üç, Ankara-İzmir Hızlı Demir Yolu Projesi kapsamında Banaz-Eşme kesiminde de bir ekolojik köprüyü tamamladık."</p>
<p>Uraloğlu, Ankara-Eskişehir YHT Hattı'nın 416'ncı kilometresinde yer alan ekolojik köprünün dünyada hızlı tren hattı üzerinde inşa edilen ilk ekolojik köprü olma özelliğini taşıdığını belirterek, köprünün kızıl geyik, vaşak, yaban domuzu ve kurt gibi türlerin yoğun olarak bulunduğu bölgede yapıldığını bildirdi.</p>
<p>Ekolojik köprünün yapılacağı alanın, hattın 390 ile 420'nci kilometreleri arasındaki 30 kilometrelik kesimde yaban hayatı uzmanlarıyla gerçekleştirilen incelemeler sonucunda belirlendiğinin altını çizen Uraloğlu, hayvanların köprüden geçişlerinin ve yapıya uyum süreçlerinin fotokapan sistemleriyle izlendiğini ifade etti.</p>
<p>Uraloğlu, yaklaşık 2 bin 500 metrekarelik geçiş alanına sahip ekolojik köprünün yüksekliğinin 9,6 metre, taban uzunluğunun 74,15 metre, tepe uzunluğunun ise 46,55 metre olduğuna dikkati çekerek, Ankara-Eskişehir YHT Hattı'nın 393. kilometresinde bir ekolojik köprü daha yapmayı planladıkları bilgisini verdi.</p>
<p>Kırklareli-Pancarköy hattının 155. kilometresinde alt geçit, Kırklareli ile Ağayeri arasındaki hattın 171. kilometresinde ve Edirne ile Kabaağaç arasındaki hattın 181. kilometresinde üst geçit niteliğinde ekolojik köprü yaptıklarını aktaran Uraloğlu, "Üst geçitler yaklaşık 19 metre genişliğinde ve yapıların üzeri yeşillendirilerek doğal dokuya uyumlu hale getirildi. Hayvanların demir yolu hattına düşmesini önlemek amacıyla da koruyucu çitler kullanıldı." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/19-yeni-kara-yolu-ekolojik-koprusu-planlaniyor-89761</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/0/1280x720/uraloglu-1781355763.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, &quot;Konya-Aksaray Devlet Yolu, Kaş-Kalkan Yolu ve Batman-Hasankeyf Yolu Suçeken Boğazı mevkisi gibi stratejik bölgelerde toplam 19 yeni kara yolu ekolojik köprüsü planlıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/findik-ureticilerine-tmodan-ek-randevu-hakki-89760</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 11:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fındık üreticilerine TMO&#039;dan ek randevu hakkı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), fındık üreticilerine bir ilave randevu hakkı tanındığını duyurdu. </p>
<p>Açıklamada, olumsuz hava koşulları nedeniyle ürünlerin kurutulmasında güçlük yaşandığına işaret edildi.</p>
<p>Ürünlerini kurutmakta güçlük yaşayan ve kurutabildikleri sınırlı miktardaki ürünü kuruma teslim ederek mevcut randevu haklarını tüketen üreticilere yeni bir imkan tanındığı belirtilen açıklamada, "Üreticilerimize Çiftçi Kayıt Sistemi limitlerine göre TMO'ya teslim edebilecekleri bakiye ürün miktarı için bir ilave randevu alma hakkı tanınmıştır." denildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/findik-ureticilerine-tmodan-ek-randevu-hakki-89760</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/6/1280x720/findik-1787577942.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TMO, ürünlerini kurutmakta güçlük yaşayan ve kurutabildikleri sınırlı miktardaki ürünü kuruma teslim ederek mevcut randevu haklarını tüketen üreticilere yeni bir imkan tanındığını bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/eylulde-trafige-kaydedilen-arac-sayisi-161-bini-asti-89759</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 11:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eylülde trafiğe kaydedilen araç sayısı 161 bini aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) eylül ayına ait motorlu kara taşıtları istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, eylülde trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 18 azalarak 161 bin 27 oldu. Eylülde kaydı silinen taşıt sayısı ise yüzde 53,4 artışla 4 bin 932'den 7 bin 568'e yükseldi. Böylece trafikteki toplam taşıt sayısı, eylülde 153 bin 459 artış gösterdi.</p>
<p>Eylül ayında trafiğe kaydı yapılan taşıtların yüzde 45,1'ini motosiklet, yüzde 40'ını otomobil, yüzde 10,1'ini kamyonet, yüzde 1,7'sini traktör, yüzde 1,6'sını kamyon, yüzde 0,9'unu minibüs, yüzde 0,5'ini otobüs ve yüzde 0,1'ini özel amaçlı taşıtlar oluşturdu.</p>
<p>Söz konusu ayda trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısında bir önceki aya göre yüzde 6,3 azalış gerçekleşti.</p>
<p>Trafiğe kaydı yapılanların sayısı bir önceki aya göre özel amaçlı taşıtta yüzde 72,4, otobüste yüzde 18,8, minibüste yüzde 2,9, traktörde yüzde 1,1 artarken motosiklette yüzde 11,1, kamyonda yüzde 5,1, otomobilde yüzde 2,6 ve kamyonette yüzde 1,5 azalış gösterdi.</p>
<p>Eylülde geçen yılın aynı ayına göre trafiğe kaydı yapılanların sayısı özel amaçlı taşıtta yüzde 19, otobüste yüzde 3,7 artarken minibüste yüzde 38,2, traktörde yüzde 21,4, otomobilde yüzde 19,9, motosiklette yüzde 18,4, kamyonda yüzde 14,8 ve kamyonette yüzde 5,3 geriledi.</p>
<p><strong>Trafiğe kayıtlı araç sayısı eylül sonu itibarıyla 35 milyonu geçti</strong></p>
<p>Trafiğe kayıtlı araç sayısı, eylülde geçen yılın aynı ayına göre yüzde 6,2 artarak 33 milyon 20 bin 263'ten 35 milyon 65 bin 235'e yükseldi.</p>
<p>Eylül sonu itibarıyla trafiğe kayıtlı taşıtların yüzde 51,7'sini otomobil, yüzde 21,9'unu motosiklet, yüzde 14,2'sini kamyonet, yüzde 6,7'sini traktör, yüzde 3'ünü kamyon, yüzde 1,6'sını minibüs, yüzde 0,6'sını otobüs ve yüzde 0,3'ünü özel amaçlı taşıtlar oluşturdu.</p>
<p><strong>Devri yapılan araçlar</strong></p>
<p>Devri yapılan toplam 957 bin 197 taşıtın yüzde 67,3'ü otomobil, yüzde 13,8'i kamyonet, yüzde 11,3'ü motosiklet, yüzde 3'ü traktör, yüzde 2'si kamyon, yüzde 1,9'u minibüs, yüzde 0,5'i otobüs ve yüzde 0,2'si özel amaçlı taşıtlar olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Eylülde trafiğe kaydı yapılan otomobillerin yüzde 16,1'i Renault, yüzde 9,8'i TOGG, yüzde 8,6'sı Hyundai, yüzde 7,1'i Volkswagen, yüzde 6,8'i Toyota, yüzde 5,3'ü Mercedes-Benz, yüzde 5'i Skoda, yüzde 4,5'i Kia, yüzde 3,7’si Peugeot, yüzde 3,3'ü Nissan, yüzde 2,7'si Opel, yüzde 2,7'si Fiat, yüzde 2,7'si Tesla, yüzde 2,6'sı Dacia, yüzde 2,6'sı BMW, yüzde 2,4'ü Citroen, yüzde 2'si Volvo, yüzde 1,9'u Audi, yüzde 1,6'sı Chery, yüzde 1,4'ü Honda ve yüzde 7,2'si diğer markalardan oluştu.</p>
<p>Ocak-eylül döneminde geçen yılın aynı dönemine göre trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı yüzde 14,5 azalarak 1 milyon 503 bin 161 olarak kayıtlara geçti. Trafikten kaydı silinen taşıt sayısı yüzde 26,9 artarak 49 bin 209 oldu. Böylece ocak-eylül döneminde trafikteki toplam taşıt sayısında 1 milyon 453 bin 952 artış gerçekleşti.</p>
<p>Ocak-eylül döneminde trafiğe kaydı yapılan 665 bin 220 otomobilin yüzde 40,8'ini benzinli, yüzde 31,8'ini hibrit, yüzde 18,6'sını elektrikli, yüzde 7,4'ünü dizel ve yüzde 1,4'ünü LPG yakıtlılar oluşturdu.</p>
<p>Eylül ayı sonu itibarıyla trafiğe kayıtlı 18 milyon 115 bin 875 otomobilin yüzde 32'sinin dizel, yüzde 31'inin benzinli, yüzde 29,1'inin LPG'li, yüzde 5,1'inin hibrit ve yüzde 2,7'sinin elektrikli olduğu belirlendi. Otomobillerin yüzde 0,2'sinin ise yakıt türü bilinmiyor.</p>
<p>Ocak-eylül döneminde trafiğe kaydı yapılan otomobillerin yüzde 30,9'u 1300 ve altı, yüzde 16,9'u 1401-1500, yüzde 13,9'u 1501-1600, yüzde 11'i 1301-1400, yüzde 7,8'i 1601-2000, yüzde 0,9'u 2001 ve üstü motor silindir hacmine sahip bulunuyor.</p>
<p>Söz konusu dönemde trafiğe kaydı yapılan otomobillerin yüzde 41,5'i gri, yüzde 25,4'ü beyaz, yüzde 12,1'i siyah, yüzde 9,9'u mavi, yüzde 5,8'i yeşil, yüzde 3,2'si kırmızı, yüzde 1,3'ü kahverengi, yüzde 0,3'ü turuncu ve yüzde 0,3'ü sarı renkli olarak tespit edildi, yüzde 0,1'i ise diğer renk kategorisinde yer aldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/eylulde-trafige-kaydedilen-arac-sayisi-161-bini-asti-89759</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/trafik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in eylül verilerine göre trafiğe 161 bin 27 taşıtın kaydı yapılırken, kayıtlı araç sayısı yıllık yüzde 6,2 artarak 35 milyonu geçti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-uretimi-agustosta-yuzde-4-artti-89757</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 11:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnşaat üretimi ağustosta yüzde 4 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ağustos ayına ait inşaat üretim endeksi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, endeks ağustosta yıllık bazda yüzde 2,3 yükseldi.</p>
<p>İnşaatın alt sektörleri incelendiğinde, söz konusu ayda geçen yılın aynı ayına kıyasla bina inşaatı sektörü endeksi yüzde 0,9 azalırken bina dışı yapıların inşaatı sektörü endeksi yüzde 21,8, özel inşaat faaliyetleri sektörü endeksi yüzde 0,1 arttı.</p>
<p><strong>Aylık yüzde 4 arttı</strong></p>
<p>İnşaat üretim endeksi, ağustosta aylık bazda ise yüzde 4 yükseliş gösterdi.</p>
<p>Bina inşaatı sektörü endeksi bir önceki aya göre yüzde 4,5, bina dışı yapıların inşaatı sektörü endeksi yüzde 2,2 ve özel inşaat faaliyetleri sektörü endeksi yüzde 3,8 yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/insaat-uretimi-agustosta-yuzde-4-artti-89757</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/7/1280x720/insaat-1768207410.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in ağustos verilerine göre inşaat üretim endeksi, yıllık bazda yüzde 2,3, aylık bazda ise yüzde 4 yükseliş gösterdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ucretli-calisan-sayisi-yillik-yuzde-2-yukseldi-89755</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 11:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ücretli çalışan sayısı yıllık yüzde 2 yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ağustos ayına ait ücretli çalışan istatistiklerini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, Ağustos 2025'te 16 milyon 89 bin 37 kişi olan sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı, ağustosta yüzde 2 artışla 16 milyon 409 bin 588 kişiye yükseldi.</p>
<p>Aynı ayda ücretli çalışan sayısı, sanayi sektöründe yıllık bazda yüzde 1 azaldı, inşaat sektöründe yüzde 3,4 ve ticaret-hizmet sektöründe yüzde 3,3 arttı.</p>
<p><strong>Aylık veriler</strong></p>
<p>Sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı, ağustosta temmuza göre değişim göstermedi.</p>
<p>Bu dönemde ücretli çalışan sayısı, sanayi sektöründe yüzde 0,2 azaldı, inşaat sektöründe değişim göstermedi ve ticaret-hizmet sektöründe yüzde 0,2 yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ucretli-calisan-sayisi-yillik-yuzde-2-yukseldi-89755</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/9/1280x720/isci-calisan-fabrika-1782452964.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in ağustos verilerine göre sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı, geçen yıla kıyasla yüzde 2 artarak 16 milyon 409 bini aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hizmet-uretimi-yillik-yuzde-23-artti-89754</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 11:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hizmet üretimi yıllık yüzde 2,3 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ağustos ayına ait hizmet üretim endeksi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre endeks, ağustosta geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 2,3 arttı.</p>
<p>Alt sektörler incelendiğinde, yıllık bazda ulaştırma ve depolama hizmetleri yüzde 1,8, konaklama ve yiyecek hizmetleri yüzde 2, bilgi ve iletişim hizmetleri yüzde 9,9, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetler yüzde 1,1, idari ve destek hizmetleri yüzde 1,2 artarken gayrimenkul hizmetleri yüzde 7,5 azaldı.</p>
<p><strong>Aylık yüzde 0,2 arttı</strong></p>
<p>Hizmet üretim endeksi, ağustosta bir önceki aya göre yüzde 0,2 yükseldi.</p>
<p>Alt sektörler incelendiğinde, aylık bazda ulaştırma ve depolama hizmetleri yüzde 0,4, konaklama ve yiyecek hizmetleri yüzde 0,7, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetler yüzde 0,9 azalırken bilgi ve iletişim hizmetleri yüzde 0,3, gayrimenkul hizmetleri yüzde 2,6, idari ve destek hizmetleri yüzde 2,6 artış kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hizmet-uretimi-yillik-yuzde-23-artti-89754</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/3/1280x720/otel-resepsiyon-hizmet-1765786581.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in ağustos verilerine göre hizmet üretim endeksi, yıllık bazda yüzde 2,3, aylık bazda yüzde 0,2 yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/perakendede-12-ay-taksit-siniri-kaldirildi-89750</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 10:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Perakendede 12 ay taksit sınırı kaldırıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Resmi Gazete’nin 15 Ekim günlü sayısında yayımlanan Ticaret Bakanlığı yönetmelik değişikliğiyle, perakende ticarette konut dışı tüm mal ve hizmetlerin taksitlendirilmesinde kapsamlı değişiklik yapıldı.</p>
<p>Daha önce 12 ay ile sınırı temel kuralken, bu süre kaldırıldı. Yine, havayolu taşımacılığı, seyahat, konaklama, mobilya ile elektronik cihazlar ve beyaz eşya için konulan özel süreler de kaldırıldı. Taksit sürelerini Ticaret Bakanlığı belirleyecek. Yönetmelik değişikliğiyle ayrıca tutarlara göre farklılaştırılan taksit düzenlemeleri de kaldırıldı. Böylece, “konut satışı haricindeki taksitli mal ve hizmet satışları”nda taksit süresi belirleme ve ilave sınırlamalar getirme tamamen Ticaret Bakanlığı’nın alacağı kararla oluşturulacak. Düzenlemenin yürürlük tarihi yayım günü (15 Ekim) olarak belirlendi. Böylece, mevcut süre ve tutarlar ortadan kalktığı için, Ticaret Bakanlığı’nın eğer yeni bir düzenleme yapılacaksa bunu hızla ilan etmesi gerekecek.  </p>
<p>Perakende Ticarette Uygulanacak İlke Ve Kurallar Hakkında Yönetmelik’in, 12/B maddesinde yapılan değişiklikle; ilgili maddenin 1 ve 2 numaralı fıkraları değiştirildi, tutar sınırlarını düzenleyen, 3, 4 ve 5. Fıkraları yürürlükten kaldırıldı. </p>
<p><strong>Bakanlıktan açıklama</strong></p>
<p>Bakanlıktan konu hakkında yapılan açıklamada, perakende ticarette taksitli mal ve hizmet satışlarına ilişkin uygulama birliğinin sağlanması ve düzenlemelerin güncel ihtiyaçlar doğrultusunda hızla hayata geçirilebilmesi amacıyla yeni bir düzenlemenin yürürlüğe konulduğu belirtildi.</p>
<p>Değişiklikle, konut hariç perakende işletmeler tarafından tüketicilere yapılan taksitli mal ve hizmet satışlarında taksitlendirme sürelerini belirleme ve bu konuda ilave sınırlamalar getirme yetkisinin Bakanlığa verildiğine dikkatin çekildiği açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Böylece, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) tarafından kredi kartı, alışveriş kredisi ve tüketici finansmanı yoluyla gerçekleştirilen satışların taksitlendirme sürelerine ilişkin alınan kararlar doğrultusunda, perakende sektöründeki diğer taksitlendirme yöntemleriyle ilgili düzenlemelerin de uyumlu hale getirilmesi hedefleniyor. Bu kapsamda yapılan değişikliğiyle Bakanlık, BDDK tarafından alınan kararların ardından gerekli düzenlemeleri hızlı ve etkin şekilde hayata geçirebilecek."</p>
<p><strong>"Tüketicilerin ve perakende sektörünün ihtiyaçları gözetilecek"</strong></p>
<p>Açıklamada, yeni değişiklikle, tüketicilere yönelik taksitli satış uygulamalarında ihtiyaç duyulabilecek düzenlemelerin güncel ekonomik koşullar çerçevesinde ve BDDK tarafından alınan kararlarla tam uyumlu biçimde gerçekleştirilmesinin mümkün olacağına işaret edilerek, bu kapsamda alınacak kararların, Bakanlığın resmi internet sitesinde ilan edileceği ve ilgili üst meslek kuruluşlarına iletileceği aktarıldı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/perakendede-12-ay-taksit-siniri-kaldirildi-89750</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/resmi-gazete-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan kararla perakendede taksitli mal ve hizmet alımında 12 ay taksit sınırı kaldırıldı. Ticaret Bakanlığı süre ve tutar sınırı belirleyebilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kentsel-donusumun-onundeki-finansman-engelleri-kaldirilmali-89745</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 09:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Kentsel dönüşümün önündeki finansman engelleri kaldırılmalı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>İstanbul Maltepe’de yedi katlı bir binada meydana gelen kısmi çökme, yapı güvenliği ve kentsel dönüşüm ihtiyacını yeniden gündeme taşıdı. Olayın nedeninin teknik incelemeler sonucunda netleşeceğini belirten İnşaat Müteahhitleri Sanayicileri ve İş İnsanları Federasyonu (İMSİFED) ve İnşaat Müteahhitleri Sanayici ve İş İnsanları Derneği (İMSİAD) Başkanı Şeref Demir, Bursa’nın deprem riski ve mevcut yapı stoku dikkate alındığında kentsel dönüşümün ertelenemez bir ihtiyaç olduğunu vurguladı. Demir, özellikle yüksek maliyetler ve finansman sorunlarının çözülmesi gerektiğine dikkat çekti. Bursa’da dönüşümün yalnızca bina bazında değil, ada ve bölge ölçeğinde planlanması gerektiğini ifade eden Demir, yüksek arsa ve inşaat maliyetlerinin vatandaşların riskli yapılarını yenilemesini zorlaştırdığını söyledi. Finansmana erişimdeki güçlüklerin müteahhitler açısından da projelerin uygulanabilirliğini azalttığını belirten Demir, uzun vadeli ve erişilebilir finansman modellerinin geliştirilmesi çağrısında bulundu.</p>
<h2>“Dönüşümü ekonomik olarak mümkün kılmalıyız”</h2>
<p>Kentsel dönüşümün hızlanması için vatandaşların mali açıdan desteklenmesinin zorunlu olduğunu vurgulayan Demir, “Riskli binasını yenilemek isteyen vatandaşın karşılaştığı maliyet farkı, mevcut imkânlarıyla çoğu zaman aşılamıyor. Müteahhitler açısından da yüksek finansman maliyetleri projelerin uygulanabilirliğini azaltıyor. Bu nedenle uzun vadeli, erişilebilir ve öngörülebilir finansman modelleri geliştirilmesi gerekiyor” dedi. İstanbul’da belirli koşullarla sunulan 3 milyon TL’ye kadar kentsel dönüşüm kredi desteğinin Bursa’ya da yaygınlaştırılmasını isteyen Demir, özellikle dar ve orta gelirli vatandaşların dönüşüm maliyetlerini karşılayabilmesi için yeni destek mekanizmalarına ihtiyaç duyulduğunu kaydetti. Finansman sorununun kamu kurumları, yerel yönetimler, bankalar, uluslararası finans kuruluşları ve sektör temsilcilerinin iş birliğiyle çözülmesi gerektiğini belirten Demir, şöyle konuştu: “Bursa, Türkiye’nin önemli sanayi ve üretim merkezlerinden biri. Şehrin deprem riskini azaltmak için gerekli finansmana erişmesi, güvenli konut üretiminin önündeki engellerin giderilmesi gerekiyor. İstanbul’da uygulanan desteklerin Bursa’yı da kapsaması ve şehrin ihtiyaçlarına uygun yeni kaynakların oluşturulması için ilgili kurumları birlikte çalışmaya davet ediyoruz. Güvenli şehirleri afet yaşandıktan sonra değil, bugünden atacağımız adımlarla kurabiliriz. Dönüşümü deprem sonrasına bırakamayız.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kentsel-donusumun-onundeki-finansman-engelleri-kaldirilmali-89745</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/5/1280x720/kentsel-donusumun-onundeki-finansman-engelleri-kaldirilmali-1792046804.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa’da yüksek inşaat maliyetleri ve finansmana erişimde yaşanan güçlüklerin kentsel dönüşümü yavaşlattığını belirten İMSİFED ve İMSİAD Başkanı Şeref Demir, İstanbul’da uygulanan 3 milyon TL’ye kadar kredi desteğinin Bursa’yı da kapsamasını istedi. Demir, “Vatandaşa yalnızca dönüşüm çağrısı yapmak yeterli değil, dönüşümü ekonomik olarak mümkün kılacak araçları da sunmalıyız” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kapasite-kullanim-kaybi-trend-olarak-dusus-gosteriyor-89740</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 09:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kapasite kullanım kaybı trend olarak düşüş gösteriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kapasite Kullanım Oranı’nda (KKO) dikkat çekici bir tablo var. 2007’den 2026’nın 9’uncu ayına kadar 20 yıllık rakamlar görülebiliyor. 7 sektörü içeren verilere bakıldığında, 2026 son veri, hem 2007’nin, hem de bu iki dönem arasındaki 20 yıllık ortalamanın ciddi oranda altında kalıyor. Gerek imalat sanayi gerekse kapsamındaki 6 ana sektörün tamamında kayıp var. Ayrışan bir sektör yok. Tablo, ekonomide hafiflemeyen, aksine ağırlaşan bir kapasite kullanımı sorunu olduğunu gösteriyor. Bilindiği gibi KKO, “İmalat sanayinde faaliyet gösteren işyerlerinin referans dönemdeki mevcut fiziki kapasitelerine göre fiilen gerçekleşen kapasite kullanımlarını” ifade ediyor. Kurulu kapasitenin 100 kabul edildiği bir durumda, KKO oranının bu düzeyin altında olması, kalanın atıl kapasite olduğu anlamına geliyor. Hem yatırımcı şirket hem de ulusal ekonomi yönünden kayıp ifade eden KKO’nda trend düşüş yönünde ilerliyor.</p>
<p>İmalat sanayi KKO, 2007 yılında yüzde 81,98 düzeyinde. 2007 – 2006-9’uncu ay iti- bariyle yıllık ortalaması %75,90 düzeyinde. 2026 yılı 9’uncu ay itibariyle son veri %73,89 düzeyinde. Bu rakam 2007 yılının 8,09 puan altında, 20 yıllık ortalama da 2007’nin 6,09 puan altında. En yüksek kapasite kullanım kaybı yatırım malları üretiminde olmuş. 20 yıllık ortalama kapasite kullanımı yüzde 75,53 düzeyinde. Bu rakam 2007 rakamının (yüzde 84,80) 9,27 puan altında. 2006 son verisi de (yüzde 71,01) 2007 yılının 13,79 puan altında. Dikkat çeken bulgular şöyle: </p>
<p>▶ Hiçbir sektörde KKO, 20 yıl önceki (2007 yılı) seviyede değil. <br />▶ 2007'de üç sektörde KKO oranı %80’in üzerinde. 2026 yılı 9 aylık ortalamalarda bu seviyeyi gören veya aşan hiçbir sektör yok. <br />▶ 2007 – 2026/9 arasında imalat sanayi, dayanıklı tüketim malları imalatı, tüketim malları, ara malları ve yatırım malları KKO, 2007 rakamına bir daha hiç ulaşamadı. <br />▶ Sadece iki sektörde (dayanıksız tüketim malları ile gıda ve içecek sektörlerinde) tek yıl çok düşük oranlı olarak 2007 rakamı aşıldıysa da kalan yılların tamamında altında seyretti. <br />▶ Dayanıksız tüketim mallarında, 20 yılda, 2007 yılı seviyesi tek bir yıl (2022) çok düşük farkla aşıldı. İzleyen yıllarda sistemli, yıldan yıla kayıp yaşandı. <br />▶ Gıda ve içecek üretimi sektöründe de 20 yıllık sürede, 2007 yılı seviyesi (yüzde 74,05) tek bir yıl (2024) 01 puan aşıldıysa da izleyen yıllarda sistemli bir kapasite kullanım kaybı yaşandı. <br />▶ 20 yıllık sürede en düşük kapasite kullanım oranları 2009 küresel kriz yılı ile pandemi etkisindeki 2020 – 2021 yıllarında yaşandı. Fakat bazı sektörlerde söz konusu kriz dönemlerinin bile altına inilen yıllar var.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad06fea1a2ba-1792045034.png" alt="" width="830" height="656" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kapasite-kullanim-kaybi-trend-olarak-dusus-gosteriyor-89740</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kapasite kullanım kaybı trend olarak düşüş gösteriyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/boyada-buyume-hacimde-degil-katma-deger-ve-inovatif-urunde-89739</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 09:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Boyada büyüme, hacimde değil katma değer ve inovatif üründe</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Pandemi sonrasında yaşanan hızlı talep artışının ardından küresel ve yerel makroekonomik dinamiklerin etkisiyle dengelenme sürecine giren Türkiye dekoratif boya sektörü, 2026 yılıyla birlikte daha stabil ve nitelik odaklı bir seyre geçti. Faiz oranlarındaki yüksek seyir, konut satışlarındaki yavaşlama ve alım gücündeki gerilemeye karşın sektör, kârlılığını katma değerli ürün portföyü ve verimlilik odaklı maliyet yönetimiyle korumaya çalışıyor.</p>
<p>Yaklaşık 1 milyon tonluk hacme sahip Türkiye boya pazarında dekoratif boyalar hacimsel olarak yüzde 60, değersel olarak ise yüzde 40’lık bir paya sahip bulunuyor. Sektördeki son gelişmeleri ve şirket hedeflerini değerlendiren Marshall Boya Genel Müdürü Özgür Orçunus, Covid-19 sonrası yaşanan ivmeli büyümenin ardından pazarın kendi 10 yıllık ortalamasına çekildiğini vurgulayarak, zorlu konjonktüre karşın stratejik adımlarla büyümeyi sürdürdüklerini belirtti.</p>
<h2>Proje ve renovasyon kanallarında daralma </h2>
<p>Türkiye’de faizlerin hızlı yükselişi ve makroekonomik politikalardaki değişimlerin ev satışları ile proje tarafında daralmaya yol açtığına dikkat çeken Orçunus, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki deprem sonrası başlayan büyük çaplı inşaat projelerinin tamamlanmasıyla birlikte bu alandaki hareketliliğin de sakinleştiğini söyledi.</p>
<p>Pazarın yüzde 80’ini oluşturan renovasyon kanalında da tüketici davranışlarının değiştiğine işaret eden Orçunus, şu değerlendirmede bulundu: “Eskiden tüketiciler 3-4 yılda bir evlerinin tamamını boyatırken, artan enflasyonist baskılar ve alım gücü kısıtları nedeniyle bu süre 5 yıl ve üzerine çıktı. Tüketiciler artık tüm evi boyatmak yerine sadece belirli alanlara, örneğin çocuk odası veya salona yöneliyor. Bu durum küçük ambalaj boyutlarına olan talebi artırırken, pazarın genel hacminde tek haneli küçülmeleri beraberinde getiriyor. Ancak 2026’nın ilk yarısında yaşanan bu seyir, Covid sonrası aşırı ısınmanın ardından pazarın sağlıklı bir dengelenme noktasına ulaştığını gösteriyor.”</p>
<h2>Maliyet dengeleri değişiyor </h2>
<p>Boya uygulamalarında ilginç bir maliyet dengesinin ortaya çıktığına değinen Orçunus, geçmiş yıllarda toplam boyatma maliyeti içerisinde boyanın payı yüzde 50 civarındayken, ustaların enflasyona karşı hızlı fiyat ayarlamaları yapmasıyla bu oranın yüzde 25’e gerilediğini söyledi. Sektörün en büyük maliyet kalemini oluşturan hammaddenin yüzde 80’den fazlasının ithal girdilere dayalı olduğunu hatırlatan Orçunus, jeopolitik risklerin maliyetler üzerindeki baskısına dikkat çekti. Hammadde maliyetlerinde döviz bazında yüzde 7-8 seviyesinde artış yaşandığını belirten Orçunus, TL bazındaki hammaddelerin ise asgari ücret ve iç enflasyon etkileriyle yüzde 30’un üzerinde yükseldiğini ifade etti.</p>
<h2>Ciro 3,2 milyar TL’ye ulaştı </h2>
<p>Orçunus, finansal performansa ilişkin şu verileri paylaştı: “Enflasyon muhasebesinden arındırılmamış rakamlarla geçen yılın ilk yarısında 2,6 milyar TL olan ciromuzu, bu yılın ilk yarısında 3,2 milyar TL seviyesine çıkardık. Faaliyet kârımızda ve dönem kârlılığımızda çok ciddi bir artış kaydettik."</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">PAZAR 2027’DE İVME KAZANACAK</span></h2>
<p>Sanayi Bakanlığı akreditasyonuna sahip Ar-Ge merkezlerinde Türkiye pazarının ve ustalarının yüksek beklentilerine özel lokal formülasyonlar geliştirdiklerini belirten Orçunus, iç pazardaki gücün yanı sıra ticari kanala da aralıksız yatırım yaptıklarını vurguladı. AkzoNobel’in global pazar yapılanması nedeniyle belirli coğrafi sınırlamalara tabi olduklarını aktaran Orçunus, buna karşın KKTC başta olmak üzere Türk Cumhuriyetleri ve yakın coğrafyada aktif bir ihracat operasyonu yürüttüklerini belirtti. İhracatın ciro içindeki payını son 5 yılda iki katına çıkararak yüzde 7 seviyesine taşıdıklarını ve KKTC dekoratif boya pazarında lider konumda bulunduklarını kaydetti. 2027 yılına ilişkin öngörülerini de paylaşan Orçunus, faizlerde yaşanabilecek olası düşüşler ve makroekonomik istikrarla birlikte pazarın yeniden ivme kazanacağını, Marshall olarak her koşulda kârlı ve pazar payını artıran büyüme çizgilerini koruyacaklarını sözlerine ekledi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/boyada-buyume-hacimde-degil-katma-deger-ve-inovatif-urunde-89739</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/9/1280x720/ozgur-orcunus-1792044883.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yılın ilk yarısında 3,2 milyar TL ciroya ulaşan Marshall Boya, hacimsel daralmaya karşın katma değerli ürün grupları ve sıkı maliyet yönetimiyle kârlılığını artırdı. Sektörün 10 yıllık ortalamasına döndüğünü belirten Marshall Boya Genel Müdürü Özgür Orçunus, &quot;Büyüme stratejimizi hacimden ziyade katma değerli ve inovatif ürünler üzerine kurguluyoruz&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/diyarbakirdaki-petrol-sahasinda-kamulastirma-karari-89753</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Diyarbakır&#039;daki petrol sahasında kamulaştırma kararı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün (MAPEG) istimlake müteallik kararı, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının (TPAO) Diyarbakır'daki petrol işletme ruhsat sahasında açılan Çobantepe-5 kuyusunun lokasyon sahası, yolu, enerji nakil hattı ve petrol boru hattı için gerekli olan, Kocaköy ilçesindeki iki parselin kamulaştırılmasına karar verildi.</p>
<p>Rayiç bedelin üzerinde talepte bulunulması nedeniyle anlaşma yoluyla satın alınamayan ve haklarında acele el koyma kararları bulunan parsellerden birinin 12 bin 926,76, diğerinin ise 10 bin 406,80 metrekarelik kısmının kamulaştırılması kararlaştırıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/diyarbakirdaki-petrol-sahasinda-kamulastirma-karari-89753</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/tpao.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TPAO&#039;nun Diyarbakır&#039;daki Çobantepe-5 kuyusu ve bağlantılı altyapısı için iki parselde kamulaştırma kararı verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/bakir-cesur-hamle-pesinde-89733</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 08:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakır cesur hamle peşinde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/evrim-kucuk-1791958353.png" width="241" height="114" /></p>
<p>Küresel emtia piyasası yılın son çeyreğine iki farklı sinyalle giriyor: Yıl genelinde güçlü kazanımları karşın kısa vadede fiyat baskısı görülüyor. On dokuz emtiayı izleyen CRB Endeksi son bir ayda yaklaşık yüzde 1.3 gerilese de yılbaşından bu yana yüzde 43 yükseldi. Enerji ağırlıklı GSCI Endeksi de son bir ayda yüzde 3’ün üzerinde düşüşüne karşın yılbaşına göre yüzde 34 artıda. Bu tablo, son düzeltmenin emtia rallisini henüz sona erdirmediğini gösteriyor.</p>
<p>Sanayi metalleri de bu modele uygun şekilde son çeyreğe görece baskı altında girdi ancak teknik analizler fiyatların destek seviyelerinin üzerinde kaldığı sürece yeni bir sıçrama yaşayabileceğini gösteriyor.</p>
<p>Bakır; maden üretimindeki aksama riskleri, ABD’nin olası gümrük vergileri öncesinde stokların yer değiştirmesi ve yapay zeka veri merkezlerinin büyüyen elektrik altyapısı ihtiyacıyla destekleniyor.</p>
<h2>Hedef 16 bin doların üzeri </h2>
<p>LME bakır fiyatları, rekor seviyelere yakın seyrediyor. Şiili'deki El Teniente madeninde pazar günü meydana gelen ve büyük hasara yol açan çığ felaketinin ardından arz endişeleri de bakır fiyatlarına destek sağladı ve fiyatı 14.620 dolar seviyesine taşıdı. Kırmızı metal yılın üçüncü çeyreğinde yaklaşık yüzde 8 yükselmişti. Reuters’ın fiyat hareketlerine dayalı analizine göre, bakırın ton başına 14.926 doları aşması halinde son çeyrekte 15.869-16.631 dolar aralığı gündeme gelebilir. Aşağı yönlü düzeltmede ise 13.951 dolar seviyesi, yükseliş görünümünün korunup korunmadığını değerlendirmek açısından kritik eşik olarak öne çıkıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Alüminyum rahatlayan arza takıldı</span></h2>
<p>Alüminyumda ise kritik fiyat eşikleri aşılmadan güçlü bir yükselişten söz etmek biraz daha zor. Alüminyum, bakıra kıyasla daha karmaşık bir görünüm sergiliyor. LME’de alüminyum vadeli işlemleri, daha güçlü ABD doları, Körfez’deki arz kesintilerine ilişkin endişelerin azalması ve Endonezya’daki üretim kapasitesinin genişlemesi nedeniyle Şubat ayından bu yana en düşük seviyelerinde, ton başına 3.040 dolarda seyrediyor. Son 1 aylık düşüş yüzde 6 civarında. Güçlü dolar ve küresel arzın toparlanacağı beklentisi fiyatları baskılarken, Basra Körfezi’ndeki üretim kayıpları arz tarafındaki riskleri gündemde tutuyor. Çin’in zayıf iç talep ve yüksek stoklar nedeniyle ihracatını artırması da uluslararası piyasaya daha fazla metal ulaşmasına yol açıyor. Ağustos ayında Çin’in alüminyum sevkiyatları yıllık yüzde 17,2 arttı.</p>
<p>Teknik analizlere göre, ton başına 3.088 doların altı dalgalı ve temkinli seyre işaret ediyor. Fiyat ancak bu seviyenin üzerine geri dönerse yükselişten bahsedilebilir. Bu noktada yükselişi tetikleyecek ilk durak 3.152 dolar olur. Yukarıda 3.397 doların aşılması, 3.705 dolara doğru hareketin önünü açabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Metaller dolar endeksini takip ediyor</span></h2>
<p>Doların seyri metal fiyatların yönünü belirleyecek ana etkenlerden. Reuters’ın yılın son çeyreğine ilişkin teknik analizine göre, döviz stratejistleri, dolar endekisinin son çeyrekte 104 seviyesini zorlayabileceğini düşünüyor. ABD’de faizlerin yüksek kalması ve enflasyon riskleri doların gücünü korumasına zemin hazırlıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/bakir-cesur-hamle-pesinde-89733</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/4/1280x720/bakir-1776663531.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Emtia piyasasında son haftalardaki geri çekilme, yılın güçlü rallisini henüz silmedi. Bakırda arz endişeleri ve yapay zeka yatırımları yılın son çeyreğinde 16 bin doların üzerine ulaşabilecek zirve beklentilerini canlı tutarken, alüminyumda güçlü dolar ve toparlanan arza rağmen fiyat hız kazanabilir. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kuresel-pamuk-sektoru-istanbul-zirvesinde-bulustu-89732</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 08:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel pamuk sektörü İstanbul zirvesinde buluştu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Küresel pamuk ticaretinin temsilcilerini bir araya getiren Uluslararası Pamuk Birliği (ICA) 2026, “Cotton’s Next Chapter” (Pamuğun Yeni Dönemi) temasıyla İstanbul’da başladı. ICA tarafından 14-15 Ekim tarihlerinde Hilton İstanbul Bomonti Hotel’de düzenlenen etkinlikte, pamuk sektörünün gündemi ile Türkiye ve dünya ekonomisindeki gelişmeler ele alındı. Her yıl farklı bir ülkenin ev sahipliği yaptığı ve geçen yıl Dubai’de gerçekleştirilen organizasyona bu kez 700'ü aşkın delege katıldı ve bu rakam delege sayısı açısından rekora yaklaştı. İstanbul’daki etkinliğin açılışında konuşan ICA Direktörü Bill Kingdon, üyelerin pamuğun tekstilde tercih edilen bir hammadde olarak teşvik edilmesini de birliğin görevleri arasında gördüğünü ifade etti. Kingdon, bu doğrultuda uluslararası kuruluşlarla iş birliği yaptıklarını ve pamuğun kullanımını destekleyen çalışmalar yürüttüklerini kaydetti. İstanbul buluşmasının 14 ana sponsor ve 15 destek sponsorunun katkısıyla gerçekleştirildiğini belirten Kingdon, bu desteğin ICA’nın uluslararası ticaret etkinliklerinin düzenlenmesinde önemli rol oynadığını ifade etti.</p>
<h2>Türkiye’den 120 delege katıldı </h2>
<p>ICA Başkanı Pierre Chehab, organizasyonun katılımcı sayısı bakımından rekora yaklaştığını söylerken Türkiye’nin pamuk alanında köklü bir geçmişe sahip olduğunu da vurguladı, etkinliğin Türkiye’de düzenlenmesinin bu birikime verilen önemin bir göstergesi olduğunu ifade etti. Türkiye’den 120’yi aşkın delegenin etkinlikte yer aldığını açıklayan Cheab, kadın katılımcı sayısının da 120’yi aşmasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Bu katılımı, pamuk sektöründe kadınların varlığını destekleyen “Women in Cotton” çalışmalarının gelişimiyle birlikte değerlendirdi. Konferans boyunca altı Türk konuşmacının söz alacağını belirten ICA Başkanı, İstanbul’daki katılımın sonraki organizasyonlar için de çıtayı yükselttiğini söyledi. Brezilyalı sektör temsilcilerine seslenen Başkan, İstanbul’un ulaştığı katılımın daha da ileriye taşınması çağrısında bulundu. Etkinliğin ilk gününde Amerikan Pamuk Tüccarları Birliği (ACSA) Başkanı ve CEO’su William H. Allen ile Louis Dreyfus Company Küresel Ticaret Operasyonları Sorumlusu ve Pamuk Platformu Başkanı Joe Nicosia da sunum yaptı. Yine Dr. Murat Üçer de, etkinlikte Türkiye ve dünya ekonomisi konulu bir sunum gerçekleştirdi. etkinliğin öğleden sonraki oturumunda ise Staplcotn’dan Hope Brooks, Arvind Mills’ten Bharat Desai, Abrapa’dan Marcelo Duarte, Nipaş Tekstil’den İsmail Nohutlu, bağımsız risk danışmanı Jagdish Parihar ve China National Cotton Group Corporation’dan David Yang konuşmacı olarak yer aldı.</p>
<h2>Geleceğin ipliği tartışılacak </h2>
<p>Etkinlik kapsamında bugün “Geleceğin İpliği: Türkiye, Avrupa ve Tekstilin Geleceği” başlıklı panel gerçekleştirilecek. Türk tekstil sektörünün küresel rekabet gücünü artırma yollarının ele alınacağı oturumda sürdürülebilirlik, izlenebilirlik, değişen AB düzenlemeleri ve yakın coğrafyadan tedarikin artan önemi tartışılacak. Panelde Orka Holding’den Büşra Orakçıoğlu Biberoğlu, Louis Dreyfus Company’den Camille Cluzel, Better Cotton Initiative’den Rebecca Owen, TİM Başkan Vekili Ahmet Öksüz ve Ensar Tekstil’den Ertuğrul Tanrıverdi konuşmacı olarak yer alacak.</p>
<h2>Pamuk ticaretinde 185 yıllık kuruluş </h2>
<p>ICA temelleri, 1841 yılında İngiltere’nin Liverpool kentinde bir grup pamuk tüccarının ham pamuk alım satımını düzenlemek için oluşturduğu tüzük ve kurallarla atıldı. Bugün dünya pamuk ticaretinin önemli bir bölümü ICA Tüzük ve Kuralları çerçevesinde gerçekleştiriliyor. Güvenli ticaret ortamı oluşturmayı ve sözleşmelere bağlılığı sağlamayı amaçlayan kuruluşun, tedarik zincirinin tüm halkalarını temsil eden 600’ü aşkın üyesi bulunuyor. Kar amacı gütmeyen ICA, tahkim, eğitim, ticaret ve iş ağı geliştirme etkinliklerinin yanı sıra ICA Bremen aracılığıyla pamuk test ve araştırma hizmetleri sunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kuresel-pamuk-sektoru-istanbul-zirvesinde-bulustu-89732</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/8/1280x720/yagislar-202526-sezonu-pamuk-rekoltesi-tahminini-dusurdu-1767687353.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uluslararası Pamuk Birliği (ICA) 2026 Zirvesi, “Cotton’s Next Chapter-Pamuğun Yeni Dönemi&quot; temasıyla İstanbul’da dün başladı. Etkinlikte, pamuk sektörünün gündemi ile Türkiye ve dünya ekonomisindeki gelişmeler ele alındı. Ayrıca Türk tekstil sektörünün rekabet gücü ve Avrupa tedarik zincirindeki rolü de gündeme taşındı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/fon-sorusturmasinda-84-kisi-tutuklandi-27-supheli-hakkinda-arama-karari-cikarildi-89731</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 08:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Fon soruşturmasında 84 kişi tutuklandı, 27 şüpheli hakkında arama kararı çıkarıldı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu, AK Parti Samsun Milletvekili Mehmet Muş Başkanlığı’nda Fon Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonlarına İlişkin Düzenlemeleri İçeren Kanun Teklifini görüşmek üzere toplandı.</p>
<p>Komisyonda teklifin ilk imza sahiplerinden AK Parti Samsun Milletvekili Ersan Aksu, şu anda fon piyasalarında 2 bini aşkın yatırım fonu bulunduğunu belirterek SPK tarafından tasfiyesine karar verilen fon sayısının 131 olduğunu söyledi. Aksu, fon soruşturmaları kapsamında, bugüne kadar 84 kişinin tutuklandığını, 282 kişi hakkında işlem yapıldığını, 27 şüpheli hakkında arama kararı çıkarıldığını belirtti. Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı İlhan Hatipoğlu da "29 farklı ülkeden 48 ayrı talepte bulunuldu. 278 kişiye ilişkin hesaplar ve mal varlıklarına ilişkin talepte bulunuldu. Başsavclılıklarla iletişim sağlandı" açıklamasını yaptı.</p>
<h2>Teklifler ne getiriyor? </h2>
<p>Teklifin 1 ve 2. Maddeleri ile; kanunun uygulanmasındaki tanımları, 3'üncü maddeyle tasfiyenin SPK'nin gözetim ve denetiminde görevli kuruluşlar eliyle yürütülmesi düzenleniyor. Böylece, 455.578 bireysel fon pay sahibini korumak adına borsa fiyatının gerçek ekonomik değeri yansıtmadığı veya olan satışın tasfiyeyi gereksiz biçimde geciktireceği, fiyatı daha da düşürerek yatırımcı zararını büyüteceği durumlarda kurul geri alım, hâkim ortağı satma hakkı, toptan satış gibi esnek ve kontrollü satış yöntemlerine karar verebilecek.</p>
<h2>Kimler, nasıl etkilenecek? </h2>
<p>Tasfiye yalnızca varlıklarının süratle satılması şeklinde değil, yatırımcılar bakımından mümkün olan en yüksek ekonomik değerin ve aynı zamanda borsa işlemlerinin sıhhatinin korunmasını hedefleyen kontrollü bir süreç olarak planlanıyor. Sermaye Piyasası Kanunu'nun madde 104 piyasa bozucu eylemler, madde 106 bilgi suistimali ve madde 107 piyasa dolandırıcılığı suçlarına ilişkin fiilleri işlediği belirlenen kişi ve kurumlar bu özel tasfiye ve geri kazanımlardan yararlanamayacak.</p>
<p>Teklifle; net yatırım tutarı, yatırımcının fona kağıt üzerinde biçilen sanal değeri üzerinden değil, fona fiilen koyduğu nakit giriş ve çıkışlar üzerinden hesaplanacağı düzenleniyor. Fonların tasfiyesinde para çıkışları da "İlk Giren İlk Çıkar" yöntemine uygun bir sırayla gerçekleştirilecek. Net yatırım tutarı 1 milyon liranın altında olan yatırımcılara tutarın tamamı ödenebilecek, mevcut nakdin yetersiz olması hâlinde ise net yatırım tutarı en düşük olan yani en küçük yatırımcılardan başlanarak ödemeler gerçekleştirilecek. Bu sayede yapılan değerlendirme ve analizlere göre 350 bin civarında fon pay sahibinin nihai pay sahipliği korunarak net yatırım tutarlarının ödemesinin gerçekleşeceği öngörülüyor. . Teklifin 4'üncü maddesiyle haksız ve fahiş kazanç elde edenler için bir isteğe bağlı iade mekanizması getiriliyor. Gerçeğe aykırı değerler üzerinden olağan dışı kazanç sağlayıp fondan çıkanlar olağan emsal getiriyi aşan kısmı isteğe bağlı iade hesabına iade edebileceklerdir ancak bu isteğe bağlı iade asla bir af veya ibra, cezasızlık mekanizması sayılmayacak.</p>
<h2>İsteğe bağlı iade yapanların durumu </h2>
<p>Teklifin 5'inci maddesiyle; mevzuata aykırı ve şeklen uygun görünse de gerçek bir ekonomik amacı olmayan repo, ters repo, karşılıksız kredi ve muvazaalı işlemlerle ilişkili taraflara veya üçüncü kişilere aktarılan para, sermaye piyasası aracı mal, hak ve alacakların şahsi sorumluluk kapsamında takip edilmesi öngörülüyor. Teklifin 6'ncı maddesiyle adli makamlarca ceza soruşturmaları kapsamında el konulan veya müsadere edilen gayrimenkuller, araçlar, likit mal varlığı değerleri, hazineye gelir kaydedilmeksizin yatırımcıların fon pay sahipliği haklarının karşılanması amacıyla doğrudan ilgili fona veya TMSF nezdinde açılan özel geri kazanım hesabına aktarılması düzenleniyor. TMSF bu mal varlıklarına kayyım olarak atanacak, dava sonucunu beklemeksizin satış yapabilecek ve elde edilen nakit geri kazanım hesaplarına aktarılarak izlenip dava sonunda fon pay sahiplerine tevzi edilecek.</p>
<p>Teklifin 7'nci maddesiyle tasfiye, takip ve hukuki süreçlerin doğurabileceği yoğun iş yükü ile spesifik uzmanlık ihtiyacını göz önünde bulundurarak finansal operasyonların ve dava süreçlerinin hızlıca ve eksiksiz sonuçlandırılabilmesi için SPK ile yatırımcı tazmin merkezine dışarıdan avukatlık, muhasebe ve yazılım geliştirme hizmetleri temin edebilme yetkinliğinin sağlanması amaçlanıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/fon-sorusturmasinda-84-kisi-tutuklandi-27-supheli-hakkinda-arama-karari-cikarildi-89731</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/1/1280x720/ersan-aksu-1792042244.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu&#039;nda konuşan AK Parti Samsun Milletvekili Ersan Aksu, fon piyasalarında 2 binden fazla yatırım fonu bulunduğunu belirterek SPK tarafından tasfiyesine karar verilen fon sayısının 131 olduğunu söyledi. Aksu, fon soruşturmaları kapsamında, bugüne kadar 84 kişinin tutuklandığını, 282 kişi hakkında işlem yapıldığını, 27 şüpheli hakkında arama kararı çıkarıldığını dile getirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fon-krizinde-odeme-zincirleri-de-gerildi-89730</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 08:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon krizinde ödeme zincirleri de gerildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Sermaye piyasalarında yaşanan fon krizi, reel sektörün ödeme zincirini de tehdit etmeye başladı.</p>
<p>EKONOMİ’ye konuşan sektör temsilcileri, nakit akışındaki sıkışmanın ticaret çarklarını yavaşlattığına işaret ederken, bazı şirketlerin vadesi gelen borçlarını ertelemek için fonda yaşanan gelişmeleri ‘kalkan’ olarak kullanmaya başladığını öne sürdü.</p>
<h2>Ticari güveni zedeliyor </h2>
<p>Piyasadaki alacak-borç dengesinde yaşanan bozulmayı değerlendiren iş dünyası kaynakları, bazı şirketlerin vadesi dolan tedarikçi ödemelerini ve zaman zaman çalışan maaşlarını ertelemek için “Paramız fonda bağlı kaldı” ya da “Fon çalkantısı nedeniyle nakit sıkışıklığı yaşıyoruz” argümanına sığındığını belirtiyor. Yanı sıra bazı firmaların, çalışan maaşlarını ödeme noktasında yine aynı gerekçeyi öne sürerek erteleme yoluna gittiği de gelen bilgiler arasında.</p>
<p>Sektör temsilcileri, söz konusu tablonun ne kadarının doğrudan fon mağduriyetinden, ne kadarının ise piyasada vadeleri birkaç ay daha ötelemeye dönük yaklaşımlardan kaynaklandığını ayırt etmenin zorlaştığını kaydediyor. Ancak piyasa aktörleri, gerekçeden bağımsız olarak bu durumun ticari güven iklimini zedelediği görüşünde birleşiyor.</p>
<p>Tabloyu ‘sistemik bir krizden’ ziyade piyasa etiğindeki bozulma riski olarak tanımlayan kaynaklar, önümüzdeki dönemin en kritik göstergesinin karşılıksız çek ve protestolu senet oranları olacağına dikkat çekiyor. Şu an çok büyük bir tehlike arz etmemekle beraber, vadelerin suni gerekçelerle uzatılmasının, tedarik zinciri boyunca bir domino etkisi yaratarak reel sektörün genel yapısını olumsuz etkilemesinden de endişe edildiği belirtiliyor. </p>
<h2>Bankalar teminatlar için beklemede </h2>
<p>Öte yandan, fon krizinin etkisiyle hisse senetlerinde yaşanan değer kayıpları sanayici üzerindeki finansman baskısını artırmaya devam ediyor. EKONOMİ gazetesinin daha önce de gündeme getirdiği üzere, sahip oldukları şirket hisselerini veya fon portföylerini teminat göstererek kredi kullanan şirketler, piyasadaki sert fiyat hareketleri nedeniyle teminat açığı riskiyle yüz yüze kaldı. Sektör temsilcilerinin aktardıklarına göre, varlık değerlerinde gerileme ve teminat erimesi yaşanmasına karşın bankalar henüz sert teminat tamamlama çağrıları yapıp piyasayı zora sokacak veya şirketleri acil varlık satışına zorlayacak adımlardan kaçınıyor. Bankacılık kesiminin, parasal sıkılaşmanın ve finansmana erişim zorluklarının sürdüğü bu hassas dönemde pozisyonlarını koruyarak piyasadaki gelişmeleri "bekler-gör" yaklaşımıyla izlemeyi tercih ettiği dile getiriliyor. İş dünyası kaynakları da teminat tarafında oluşan bu riskli tablonun derinleşmeden yönetilmesi için finansal kesim ile reel sektör arasındaki diyalog kanalının açık tutulması gerektiğine dikkat çekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fon-krizinde-odeme-zincirleri-de-gerildi-89730</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/0/1280x720/lira-para-tl-1766502481.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İş dünyası kaynakları, bazı şirketlerin vadesi dolan tedarikçi ödemelerini ve zaman zaman çalışan maaşlarını ertelemek için “Paramız fonda bağlı kaldı” ya da “Fon çalkantısı nedeniyle nakit sıkışıklığı yaşıyoruz” argümanına sığındığını belirtiyor. Bazı firmaların çalışan maaşlarını ödemede aynı gerekçelerle ertelediği ifade ediliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-yolsuzlugu-icin-tbmmde-bir-arastirma-komisyonu-kurulmali-89729</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 08:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Fon yolsuzluğu için TBMM&#039;de bir araştırma komisyonu kurulmalı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yatırım fonları ile ilgili gelişmeler muhalefet partilerinin gündeminden düşmüyor. Muhalefet TBMM Genel Kurulu’nda, Meclis’te bir araştırma komisyonu kurulması yönünde önerge vermeye devam ederken, bir yandan da fon listesinin açıklanması konusunda ısrarlarına devam ediyorlar. DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan: “Listeyi açıklayın, kim kimmiş herkes öğrensin” çağrısında bulundu. Babacan, “Fon yolsuzluğundan Cumhurbaşkanı’nın haberi varsa da vahim, yoksa da vahim. Sayın Erdoğan, 100 açgözlü hırsızı ele vermemek için size 2023’te oy veren 28 milyon insanın hayallerini mi yıkacaksınız” dedi.</p>
<p>DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan Yeni Yol Grubu’nun TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Babacan, fon yolsuzluğu konusunda açıklamalar yapan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Adalet Bakanı Akın Gürlek ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekci’ye, her hafta bir araya geldikleri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı bu konuda haberdar edip etmediklerini sordu. Babacan şöyle dedi:</p>
<p>“Eğer Cumhurbaşkanı’nın bu meselelerden haberi olmadıysa o zaman durum daha da vahim. Sermaye piyasalarında asrın dolandırıcılığı oluyor ama ülkenin başındaki insanın bu kadar büyük bir olaydan haberi olmuyor, haber edilmiyor. Evetse de haberi varsa da vahim. Sorunun cevabı hayır, haberi yoksa da vahim. Bu nasıl bir devlet yönetimidir Allah aşkına? Şu listeyi açıklayın artık. Kim kimmiş herkes bir öğrensin. Bu arınmayı yapmadan bu kadar büyük yolsuzluğun dosyasını kapatamazsınız. Eğer bu fon dolandırıcılığı açığa çıksın, gerçekten suçu olan hesap versin, kirli olan, temiz olan ayıklansın istiyorsanız bunun şu andaki şartlardaki yolu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir araştırma komisyonu kurulmasıdır. Bundan kaçmayın.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-yolsuzlugu-icin-tbmmde-bir-arastirma-komisyonu-kurulmali-89729</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/ali-babacan.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Fon yolsuzluğu için TBMM&#039;de bir araştırma komisyonu kurulmalı&#039; ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-artik-bir-teknoloji-yatirimi-degil-is-yapis-biciminin-bir-parcasi-89728</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ artık bir teknoloji yatırımı değil, iş yapış biçiminin bir parçası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Teknoloji dünyasında yaşanan hızlı dönüşüm, şirketlerin dijitalleşmeye bakışını da yeniden şekillendiriyor. Yazılım çözümlerinden veri yönetimine, otomasyondan yapay zekâ destekli sistemlere kadar pek çok alanda kurumların ihtiyaçları değişirken, teknoloji artık yalnızca operasyonları destekleyen bir araç değil, doğrudan iş modellerini dönüştüren stratejik bir güç haline geliyor. Bugün yapay zekâyı yalnızca geleceğin teknolojisi olarak konuştuğumuz dönemi geride bıraktık. Artık kurumların günlük operasyonlarında, karar mekanizmalarında, müşteri deneyiminde ve çalışan verimliliğinde doğrudan karşılığı olan bir teknolojiden söz ediyoruz. Asıl mesele yapay zekâyı kullanmak değil; onu doğru süreçte, doğru veriyle ve gerçek bir ihtiyaca cevap verecek şekilde konumlandırmak. Kurumların önümüzdeki dönemdeki rekabet gücünü; yapay zekayı ne kadar kullandıkları değil, iş süreçlerine ne kadar doğru entegre ettikleri belirleyecek.</p>
<p><strong>Kurumlara özel yapay zekâ dönemi</strong></p>
<p>Kurumlar mevcut sistemlerini tamamen değiştirmek yerine, öncelikle iş süreçlerini ve yapay zekânın nerelerde fayda sağlayabileceğini belirlemeli. Her kurumun verisi, işleyişi ve ihtiyaçları birbirinden farklı… Bu nedenle, herkese aynı yapay zekâ çözümünü sunmak doğru olmaz. Nerede zaman kaybediliyor, hangi işler tekrar tekrar yapılıyor, hangi veriler karar alma süreçlerinde yeterince değerlendirilemiyor, çalışanların iş yükü nerelerde artıyor? Bütün bunları analiz yapılmalı. Ardından teknoloji ve yapay zekâyı devreye alarak bu sorunlara çözüm üretmeye çalışılmalı.</p>
<p><strong>“İnsan ile teknolojinin birlikte çalıştığı modeller öne çıkacak”</strong></p>
<p>Yapay zekâyı çalışanların yerini alacak bir teknoloji olarak değil, insanların işlerini daha iyi yapmalarını sağlayan bir çalışma arkadaşı olarak görüyoruz. Önümüzdeki dönemde, kurumlarda insan ve yapay zekânın birlikte çalıştığı modellerin daha fazla öne çıkacağını düşünüyoruz. Bence yapay zekânın en önemli faydalarından birisi, insanların sürekli tekrarladığı işlerden kurtulup; analiz, yaratıcılık ve karar verme gibi daha fazla değer üreten alanlara zaman ayırabilmesidir. Biz geleceği, insanın olmadığı sistemlerde değil, insanın teknolojiyle birlikte çalışarak daha güçlü sonuçlar elde ettiği bir dünyada görüyoruz.</p>
<p><strong>Türkiye için önemli bir fırsat</strong></p>
<p>Türkiye’nin, yazılım alanında yetişmiş insan kaynağı ve güçlü bir teknoloji ekosistemi var. Bu nedenle, yapay zekâ dönüşümünde, önemli bir potansiyele sahip olduğumuzu düşünüyorum. Burada önemli olan, yerli teknoloji şirketlerinin sadece mevcut teknolojileri kullanması değil, kendi yazılımlarını ve çözümlerini de geliştirebilmesidir. Yapay zekâ çok hızlı gelişiyor ve bence bu dönüşüm henüz başlangıç aşamasında. Ülkemiz için burada önemli bir fırsat var. Kendi yazılımını ve teknolojisini geliştiren, kurumların gerçek ihtiyaçlarına çözüm üretebilen şirketler, hem Türkiye’de, hem de dünya pazarlarında önemli bir yere sahip olacak. Teknoloji üretmek, yalnızca bugünün ihtiyaçlarını karşılamak anlamına gelmiyor.  Önümüzdeki birkaç yıl içinde, kurumların nasıl çalışacağını, hangi teknolojilere ihtiyaç duyacağını ve ne tür sorunlarla karşılaşabileceğini bugünden öngörmek gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-artik-bir-teknoloji-yatirimi-degil-is-yapis-biciminin-bir-parcasi-89728</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ artık bir teknoloji yatırımı değil, iş yapış biçiminin bir parçası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/securitas-ve-insani-cevrimin-icine-sokmak-89727</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 08:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Securitas ve insanı çevrimin içine sokmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Son zamanlarda yapay zekâyı ele alırken çarpıcı bir soru ile karşılaşıyorum. İnsanı nereye koyacağız ya da insan çevrimin içinde yer alacak mı? Bunun İngilizcesi daha havalı: “What do you think about human in the loop?”</p>
<p>Bu sorunun yanıtını verebilmek için Barcelona’da birçok eser bırakmış olan Antonio Gaudi’nin eserlerinden Güell Bahçesi’ne bir bakmak gerekiyor. Burada düşünürken konsantre olmayı kolaylaştırması için eğimden faydalanan Gaudi, bölümü taşıyan kolonlardan birinin üzerine bir kadın yerleştirmiş; daha doğrusu kolon kadın şeklini barındırıyor. Kafasındaki sepet ya da leğen ile net bir insan görünümünde olan bu kadının, Gaudi’nin çamaşırlarını yıkayan kişi olduğu ve Gaudi’nin de minnetini ifade etmek için kendisini bu heykel ya da daha doğrusu yapının bir parçası haline getirdiği anlatılıyor. Gaudi’nin bu şekilde insanın çevrimin içine kattığını düşünebiliriz.</p>
<p>Ancak burada önemli bir soru var. Gaudi’nin kendisi insan olarak zaten bu çevrimin içinde değil mi? Biz insan derken hep bu tür insanları unutuyoruz ve çamaşırcı kadını çevrimin içindeki tek insan gibi düşünüyoruz.</p>
<p>Aynı durum, insanlı güvenlik hizmetleri sunan Securitas için de geçerli. Şirketin içindeki insanlar olarak hep güvenlik görevlilerini ele alıyoruz ancak şirketi yönetenler de insanlar ve ben de bu kategoride yer alıyorum. Yapay zekâ çağında Securitas gibi bir yapının deneyimi, hem uç bilişim ile benzerliği hem de bunu insanla yapması nedeniyle aydınlatıcı olabilir. Ancak bu aynı zamanda insanların yönettiği bir sistem olarak ele alındığında daha fazlasını sağlıyor.</p>
<p>Vizyon 100 zirvesi için Türkiye’ye gelen Securitas Avrupa Başkanı Henrik Zetterberg ile bu vizyon doğrultusunda bir şeyler öğrenmek için bir araya geldim. “Neden burada bulunuyorsunuz?” şeklindeki ilk sorum Zetterberg’i şaşırttığı için açıklama yapmak zorunda kaldım.</p>
<p><strong>Kerem Özdemir: </strong>Neden burada olduğunuzu merak ediyorum çünkü sizin yaptığınız işle uç bilişim (edge computing) arasında güçlü bir benzerlik var. Her ikisinde de uçtaki birimlerin zeki olması gerekiyor ama bunların merkezde analiz edilmesi iş sonuçları açısından büyük fayda sağlıyor. Bunu teknoloji ile yapmak daha kolay olurdu ama insan gibi dinamik bir unsurun uçta yer alıyor olması daha güçlü bir deneyim ve birikim sağlıyor. Ancak benim açımdan aynısını sağlayacak olan, sizin neden burada olduğunuzu anlamak?</p>
<p><strong>Henrik Zetterberg:</strong> Elbette temel amaç bu konferansta yer almak. Hem yeni şeyler öğrenmek hem de –biliyorsunuz- yarın sahnede bir sunum yapacağım. Ayrıca buradaki Türk operasyonumuzu da ziyaret etmek için geldim; yani her ikisini de gerçekleştiriyorum.</p>
<p><strong>- Vizyon 100’den bahsettiğimize göre Türkiye ile ilgili vizyonunuzu anlatır mısınız?</strong></p>
<p>Türkiye özelinde konuşacak olursam; Securitas Türkiye’de gördüklerim gerçekten mükemmeldi. Biliyorsunuz, bu yıl 20. yıllarını kutluyorlar ve sektördeki öncü şirketlerden biri konumundalar. Avrupa genelinde 120 bin çalışanımız var ve bunların 20 bini burada, Türkiye'de bulunuyor. Toplamda ise 344 bin kişilik bir kadroya sahibiz. Türkiye, insan ve teknolojiyi mükemmel bir şekilde harmanlayarak her zaman ön saflarda yer aldığı için, küresel ölçekte de önde gelen şirketlerimizden biri olarak görülüyor.</p>
<p><strong>- Burada “mükemmel” dediğinizde ortamın nasıl değiştiğini sormam gerekiyor çünkü mesele sadece mükemmel olmak değil, yeni koşullara uyum sağlamak. Burada tedarik zinciri, eşyanın interneti (IoT) ve diğer pek çok şeyden bahsediliyor; dolayısıyla güvenlik anlayışının da değişmesi gerekiyor. </strong></p>
<p><strong>- </strong>Kesinlikle. Türkiye'de sahip olduğumuz ve diğer bölgelerde de geliştirmekte olduğumuz şey şu: Hem insan odaklı güvenlik hem de teknoloji alanında uzmanlığımız var. Murat [Securitas Türkiye Ülke Başkanı Murat Kösereisoğlu] ve ekibinin görevi de -sizin de belirttiğiniz gibi- müşterinin ihtiyaçları doğrultusunda ilerlememizi sağlamak adına bu iki unsuru birleştirmek. Bu süreç yıllar önce oldukça basit bir kombinasyonla başlamıştı ancak gelinen noktada durum epey ileri bir seviyeye ulaştı. İşin içine yapay zekânın da girmesiyle birlikte kapsam giderek genişliyor ve derinleşiyor. Evet, çoğu insan bundan bahsediyor. Böylece yeni senaryolar oluşturmak çok daha kolay hale geliyor; insanların aklına bile gelmeyen şeyler gerçeğe dönüşebiliyor ya da çoktan dönüşmüş durumda.</p>
<p><strong>- İşinizdeki dönüşüm ve sizin buna nasıl uyum sağladığınız sorusu ile devam edersek, sizin kişisel olarak buna bakışınız nasıl?</strong></p>
<p>- Bence bu açıdan ilginç bir iş yapıyoruz; çünkü veri üreten çok sayıda insanımız ve veri sağlayan pek çok sensör ile kameramız var. İşin ilginç yanı, bunların hepsi müşterinin sahasında bulunuyor. Yani elimizde merkezi bir üretim tesisi yok; sistemler doğrudan müşterinin bünyesinde yer alıyor ve müşteriler de kendi verilerine sahip. Eskiden, buradan anlamlı sonuçlar çıkarmak oldukça karmaşık bir süreçti. Ancak şimdi, geliştirilen modern araçlarla bu üç unsuru birleştirerek sadece geçmişe dayalı tepkiler vermekle kalmıyor, aynı zamanda geleceğe uyum sağlamaya ve hizmet sunma biçimimizde giderek daha çevik hale gelmeye başlıyoruz. Dolayısıyla, her türden işletme için yapay zekâ söz konusu olduğunda, benim dünyamda fırsatların tam merkezinde yer aldığımızı düşünüyorum. Kişisel verilerin korunması konusuna gelince; her zaman kurallara uyarız, hatta kuralların gerektirdiğinin de ötesine geçeriz. Yani iyi bir şirket olmaya gayret ediyoruz. Yapay zeka konusuna gelince; henüz nereye evrileceğini tam olarak göremedik, bu yüzden bu teknolojiye büyük saygı duyuyorum.</p>
<p><strong>- Pekiyi, düzenlemeler ile fırsatlar arasındaki denge nasıl? Çünkü toplantılarda sürekli yapay zekânın etik olması gerektiği, bizi yok edeceği, bize zarar vereceği ve robotların da benzer şeyler yapacağı konuşuluyordu.</strong></p>
<p>- Bunların bizi yok edeceğini düşünmüyorum; aksine ondan fayda sağlayacağımıza inanıyorum, ancak bunu etik bir şekilde yapmamız gerekiyor. Elimizde güvenlik görevlilerimizin raporları, kameralarımızdan elde edilen görüntüler ve halka açık kaynaklar ile sosyal medyadan derlenen bazı harici istihbarat bilgileri bulunuyor. Dolayısıyla işimiz, eğilimleri görebilmek adına bu verileri bir araya getirip çapraz analizler yapmaya çalışmaktan ibaret. Yakın zamanda Almanya'daydım. Sosyal medyada bir şeylerin olabileceğine dair bazı işaretler fark ettik ve buna dayanarak sunduğumuz hizmetleri kısmen uyarlayabildik.</p>
<p><strong>İş sürekliliği ve sürdürülebilirlik büyük resmi nasıl değiştiriyor?</strong></p>
<p> Tedarik zincirinin sürdürülebilirliği, işin sürdürülebilirliği ve benzeri şeyler yani işleyişin kesintiye uğramaması da hedeflediğimiz şeyler arasında. Bir bakıma hedeflediğimiz şey de bu. Bence yapmamız gereken şey, ortama ve müşterilerimize uyum sağlamak; bu gerçekten önemli bir husus.</p>
<p><strong>- Farklı ülkelerde bu işi yapmanın zorlukları var mı?</strong></p>
<p>Güvenlik konuları genellikle ulusal düzeyde ele alınır; dolayısıyla işin içine sınır ötesi faaliyetler girdiğinde durum daha karmaşık bir hal alır. Burada bir diğer önemli noktaya daha değinmek gerek. İhracat, uluslararası ilişkiler ve farklı ülkelerde iş yapmaktan sıkça bahsediyoruz; bu süreçte düzenlemeler başlıca engellerden biri, farklı ülkelerdeki farklı iş modelleri ise bir diğer zorluk.</p>
<p><strong>- Pekiyi, küresel bir şirket olarak kendi faaliyet alanınızda bu durumu nasıl ele alıyorsunuz? </strong></p>
<p>Her bir ülkede bu konularla ilgilenen yetkin liderlerimiz var. Ancak bizim için asıl önemli olan, güvenlik konusunda yüksek standartların korunmasıdır. Çünkü çalışanlarınıza iyi davranmalı, yüksek güvenlik standartlarına sahip olmalı ve tüm çalışanlarımıza gereken saygıyı göstermelisiniz. Bu nedenle, faaliyet gösterdiğimiz ülkelerin sağlam güvenlik mevzuatlarına sahip olmasını destekliyoruz.</p>
<p><strong>- İnsan kaynakları işinizin doğası gereği merkezde yer alıyor. İnsan kaynağı devir hızının (turnover) yüksekliğiyle nasıl mücadele etmeyi düşünüyorsunuz? </strong></p>
<p>- Öncelikle, çalışan devir hızımızın ülkeden ülkeye büyük farklılıklar gösterdiğini belirtmeliyim. Yani her yerde yüksek olduğunu söylemek doğru olmaz. Türkiye'deki sektör genelinde durum böyle olsa da, elbette bu oranın yüksek olduğu belirli ülkeler de mevcut. Gördüğümüz temel husus şu: Elbette bunu tetikleyen ülkeye özgü bazı unsurlar var; ancak bir diğer önemli nokta da liderlerin insanlarla kurduğu yakınlık. Yapay zekâ ile bu sürece bir nebze katkı sağlayabilirsiniz belki ama insan ilişkisinin yerini asla tutamaz.</p>
<p><strong>Buradaki vizyona sizin sektörünüz açısından nasıl bir katkı sunuyorsunuz?</strong></p>
<p>İki noktaya odaklanıyorum. Birincisi; elimizdeki insan kaynağı, müşterilerle birlikte ürettiğimiz veriler ve harici veriler aracılığıyla insanların daha güvende olmasını sağlamak adına nasıl iş birliği yapabileceğimiz. Mülklerinin daha güvenli hale getirilmesi ve işletmelerin en iyi bildikleri işe odaklanabilmeleri... Bu birincisi. İkincisi ise, Türkiye'de gözlemlediğimiz yerel girişimcilik ruhunun nasıl ölçeklenebileceği ve diğer ülkelerdeki başarılı uygulamaların Türkiye'ye nasıl uyarlanabileceği üzerine konuşmak. Yani mesele, küresel ölçekte büyümek için yerel yetenek ve zekâdan yararlanmak. Temel konular bunlar.</p>
<p><strong>- Son olarak, Türkiye hakkında da biraz soru sormak istiyorum; burada gördüğünüz fırsatlar ve riskler nelerdir? Bu ülkeyi nasıl değerlendiriyorsunuz? </strong></p>
<p>Sadece tanıdığım insanlara atıfta bulunabilirim ama girişimcilik ve inovasyonun ölçeklenmesi durumunda çok büyük etki yaratabileceğini söyleyebilirim. Girişimcilik ve bunun ortaya çıkardığı inovasyon şirketimizde bize büyük fayda sağlıyor. Burada ve İstanbul’da konuştuğum şirketlerin yöneticileri, verinin ve verinin analitiğinin önemini vurguladılar. Murat’ın bu konuda çok iyi şeyler yaptığını biliyorum. İşin bir diğer boyutu da, tüm şirketlerimizin veya ülkelerimizin kendi bilgilerini bu harici verilerle birleştirebilmeleri adına bunları onların kullanımına sunmaktır; bu sayede daha çevik olabilir ve gelecekteki ihtiyaçlara uyum sağlayabiliriz. İşte şu anda büyük yatırımlar yaptığımız alan da tam olarak bu. </p>
<p><strong>Drivee işbirliği, yeni bir alan açıyor</strong></p>
<p>Büyük resmi algılamak için bunların üzerine Securitas Türkiye’nin yakın zamanda İTÜ Arı Teknokent’ten çıkan girişim Drivee ile işbirliğini eklemek gerekiyor. Drivee’nin donanımı Securitas Türkiye için yeni bir alan açarken Securitas Türkiye de bir Türk startup’ına iş hacmi yaratarak katkıda bulunacak. Bunun sigorta şirketlerinin prim belirlemesine hizmet eden bir araca dönüşmesi çin gereken regülasyonun geliştirilmesi ise, ülkeye fayda sağlama açısından atılması gereken bir diğer adımı oluşturuyor. Bu girizgâhı yaptıktan sonra Gemini’dan size konuyu aktarmasını istiyorum. Bunu derhal yapıyor:</p>
<p>Securitas Türkiye ve Drivee (Drivee Teknoloji), sürücü, araç ve yük güvenliğini yapay zekâ destekli kaza algılama teknolojileriyle bir araya getiren stratejik bir iş birliği gerçekleştirmiştir.</p>
<p>Bu iş birliği, klasik araç takip sistemlerinin ötesine geçerek kaza ve risk yönetimi alanında bütünsel bir güvenlik ekosistemi sunmaktadır.</p>
<p><strong>İş birliğinin öne çıkan detayları</strong></p>
<p>- 7/24 Alarm İzleme ve Anında Müdahale: Drivee’nin araç içine entegre edilen akıllı sensörleri ve gelişmiş algoritmaları sayesinde, kaza gerçekleştiği anda durum (aracın devrilmesi, alttan veya yandan darbe alması vb.) anında tespit edilir. Oluşan alarm sinyali Securitas Alarm İzleme Merkezi'ne iletilir.</p>
<p>- Sürücüyle Doğrudan Çift Yönlü İletişim: Kaza algılandığında, sürücünün telefonla arama yapmasına ya da panik butonuna basmasına gerek kalmadan Securitas operatörleri yaklaşık 30 saniye içinde araç içi sistem üzerinden doğrudan sürücüyle sesli iletişim kurar. Durum doğrulanarak ambulans, emniyet veya yol yardım ekipleri olay yerine sevk edilir.</p>
<p>- Proaktif ve Kaza Önleyici Analiz: Drivee'nin sunduğu risk analiz algoritmaları, sürücülerin sürüş davranış biçimlerini inceler. Kaza riski yüksek görülen sürücüler önceden belirlenerek güvenli sürüş eğitimlerine yönlendirilir; böylece kaza henüz gerçekleşmeden önleyici tedbirler alınır.</p>
<p>- Kurumsal Filo ve Saha Güvenliği: İş birliği öncelikli olarak kurumsal filolar, saha ekipleri, lojistik araçları ve dağıtım ağlarına yönelik çözümler sunar. Araç içi güvenliğin yanı sıra kablosuz sensörler aracılığıyla soğuk zincir (taze gıda, ilaç vb.) ve taşınan yükün takibi de araçtan depoya kadar uçtan uca sağlanabilmektedir.</p>
<p><strong>Temel hedef ve avantajlar</strong></p>
<p>- Hayat Kurtarma Sürati: Kaza sonrası "altın dakikalar" olarak adlandırılan ilk anlarda acil müdahale ekiplerinin hızla bilgilendirilmesi.</p>
<ol>
<li>Kapsamlı Güvenlik: Ev ve iş yerlerindeki Securitas güvenlik ekosisteminin yollara ve hareket halindeki saha personeline taşınması.</li>
<li>Maliyet ve Risk Yönetimi: Şirket filolarında kaza oranlarını, operasyonel kayıpları ve iş sağlığı-güvenliği (İSG) risklerini en aza indirmek.</li>
</ol>
<p>Burada sayılanların büyüme alanları olduğu kolayca anlaşılıyor. Takipte kalıp sonuçlar ortaya çıktıkça bunlara göre yeni adımlar atmak gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/securitas-ve-insani-cevrimin-icine-sokmak-89727</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Securitas ve insanı çevrimin içine sokmak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sektor-daralmasini-surdururken-karini-yuzde-197-oraninda-buyuttu-89738</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sektör daralmasını sürdürürken kârını yüzde 197 oranında büyüttü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yılbaşından bu yana otomotiv sektöründe yer alan 8 şirketten yedisi yatırımcısına kaybettirdi. Daralmaya devam eden sektörde, eylülde pazar %24,3 küçüldü ve dokuz aylık dönemde araç üretimi %6 geriledi. Tofaş Oto yılbaşından bu yana yatırımcısına kazandıran tek şirket oldu.</strong></p>
<p>Borsada işlem gören otomotiv şirketlerinden yedisi yılbaşından bu yana yatırımcısına kaybettirdi. Satışların üst üste 8 aydır küçüldüğü bir süreçte, kazandıran tek şirket Tofaş Oto oldu. Koç grubuna bağlı şirketler piyasa büyüklükleriyle ilk dördü kapatırken, Ford Otosan 254,9 milyar TL büyüklükle listedeki şirketlerin en tepesinde yer aldı. Tümosan 6,2 milyar TL ile hem piyasa değeri en düşük firma konumunda hem de yılbaşından bu yana en fazla eriyen olarak öne çıkıyor. Pazarda yaşanan %13,3 oranındaki kümülatif daralma şirketlerin bilançolarını zorluyor.</p>
<h2>Sektörde tek kazandıran</h2>
<p>Otomotiv sektöründe pazar daralırken Tofaş Oto’nun fiyatı, yılbaşından bu yana %12,73 yükselerek yatırımcısına kazandıran tek hisse konumunda bulunuyor. Haziranda en yüksek 358,25 TL’yi test ettikten sonra gerileyen fiyat, ağustostan bu yana taban oluşturmaya çalışıyor. İlk yarıda satışlarını %61 artıran firma, dönem sonu kârını %197 büyüttü.</p>
<h2>Zorluklara rağmen büyüyor</h2>
<p>Pazarda daralmanın faturasını en ağır ödeyen Tümosan, yılbaşından bu yana %46,31 değer kaybederek listenin en sonunda yer aldı. Nisan 2024’te en yüksek 204 TL’yi test eden hisse, sonrasında sürekli geriledi. Geçtiğimiz şubatta ise artan ivmeyle düşüşünü sürdürdü. Yılın ilk yarısında satışları %22 geriledi ve dönem sonunu 2,26 milyar TL zararla kapattı.</p>
<h2>İskontolu çarpanın yükü</h2>
<p>Yıl içinde %11,46 kayıp yaşayan Doğuş Otomotiv, 0,42 PD/DD çarpanıyla defter değerinin altında fiyatlanan üç şirketten biri konumunda. Araç satışlarındaki gerilemenin etkisiyle ilk yarı geliri %18 azaldı. Dönem sonunda kârı %35 gerileyerek 2,35 milyar TL’ye inen Doğuş Otomotiv, mevcut piyasa koşullarında finansal borçlarını %4 azaltarak 33,74 milyar TL’ye indirdi.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad06defca9c0-1792044527.png" alt="" width="999" height="550" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>MALİYET DÜŞÜRME Mİ, KOL KESME Mİ?</strong></p>
<p><strong>Maliyet düşürme;</strong> ucuzluk fırsatı, psikolojik direnç, kâr potansiyeli, alttan alım. Sermaye yutulması, risk birikimi, duygusal körlük, katlanan zarar.</p>
<p><strong>Kol kesme;</strong> sermaye koruması, manevra gücü, psikolojik rahatlama, trende uyum. Kesinleşen zarar, dipte teslimiyet, pişmanlık baskısı, vizyon kaybı.</p>
<p><strong>İptal edilen ihale beklentiye dahil edilmediği için hedefte değişikliğe yol açmadı</strong></p>
<p>Bulgaristan ihalesinin iptali Kıraç Galvaniz'i olumsuz etkiledi mi? ● Ahmet Şener</p>
<p>Ahmet; Kıraç Galvaniz'in teklif verdiği Bulgaristan'daki otoyol ihalesi, geçtiğimiz temmuzda ilgili kurum tarafından yenilenmek üzere iptal edildi. Arada geçen yaklaşık üç aylık zaman diliminde ihale yeniden açılmadı. Şirket yıl sonu ciro hedefi olarak 8 milyar TL açıklamış bulunuyor. Teklif verilen ihale hedefe dahil edilmediği için öngörünün bozulması söz konusu değil. İlk yarıda satışlarını %160 artırarak 3,49 milyar TL'ye çıkaran Kıraç Galvaniz'in, Bulgaristan'da 10 milyon euroluk bakım sözleşmesi imzalaması ise geliri büyütecek bir gelişme.</p>
<p><strong>Devreye giren GES, fabrikasındaki elektrik harcamasının %16'sını karşılayacak</strong></p>
<p>Besler Gıda'nın Afyon GES yatırımı maliyetleri ne kadar düşürecek? ● Mustafa Rüzgar</p>
<p>Mustafa, Besler Gıda, Emirdağ'daki fabrikasında 3.354 kWp kurulu güce sahip güneş enerjisi santrali yatırımını tamamlayarak temmuzda üretime başladı. Devreye alınan tesis, fabrikanın yıllık elektrik tüketiminin %16'sını karşılayacak. Bu itibarla belirgin bir maliyet avantajı sağlanması beklenmemeli. Şirket, yıl sonunda enflasyondan arındırılmış ciro büyümesini %3 düzeyinde öngörüyor. Enflasyon beklentisi ise %30 düzeyinde. İlk yarıda düzeltilmiş verilerle gelirini %8 büyüten şirketin, hedefe ulaşma ihtimalinin uzak olmadığı söylenebilir.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>KIA fonu mutlak getiri hedefiyle geride kalan bir yılda yüzde 28 kazandırdı</strong></p>
<p>Trive Portföy'ün yönetimindeki Mutlak Getiri Hedefli Değişken Fon (KIA), ocaktan bu yana yatayda dalgalı seyir izliyor. Fonun büyüklüğü ise düşen bir eğilim sergiliyor. Mayısta en yüksek 18,2 milyon TL'ye çıksa da şimdilerde 4,81 milyon TL seviyesinde bulunuyor. Ağustosta 9,86 milyon TL para çıkışının yaşandığı fona ekimde 43 bin TL nakit girişi gözlendi. Kademeli olarak azalan yatırımcı sayısı şimdilerde 301 seviyesinde. Temel stratejisi, fon varlıklarını TL bazında mevduat üzeri mutlak getiri sağlamak üzerine kurulu. Portföyün %62,19'u ters repo, %25,85'i vadeli işlem nakit teminatları ve %9,24'ü hisse senedinden oluşuyor. Volatiliteyi göze alıp mutlak kazanç arayan yatırımcıya hitap ediyor. Yıllık bazda %27,98 getiri sağlayan KIA, aynı sürede %14,27 yükselen BIST 100 Endeksinin üzerinde bulunuyor.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Karel Elektronik, piyasadan %47,75 bileşik faizle 205 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Karel Elektronik, 12.10.2026 tarihinde finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 205.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %41, bileşik faizi %47,75 olarak belirlendi. 91 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 12.01.2027 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %10,22 düzeyinde. 13 Ekim itibarıyla TLREF %36,84 seviyesinde bulunuyor. Buna göre Karel Elektronik'in verdiği %41 basit faiz, TLREF'in yaklaşık 4,16 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFKREL12714 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU </span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad06db88f19d-1792044472.png" alt="" width="961" height="242" /><strong>LİLA KAĞIT</strong></p>
<p><strong>İhtiyacı olan elektriği üretmek için kuracağı Ergene RES-II projesine onay aldı</strong></p>
<p>Lila Kağıt, halka arz geliriyle planladığı yenilenebilir enerji yatırımları kapsamında Ergene Rüzgar Enerji Santrali (RES-II) projesi için ilgili kurumdan olumlu teknik onayı aldı. Tekirdağ'da kurulacak olan 6,5 MW kapasiteli santral, tesislerin enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla inşa edilecek. Açıklamada TEİAŞ bağlantı görüşü sürecinin devam ettiği belirtildi. Enerji maliyetlerini düşürmeyi hedefleyen yatırım, firmanın uzun vadeli işletme giderlerini azaltarak faaliyet kâr marjlarını daha yukarı taşıyacak. Şirket yılın ilk yarısında satış ve kârını düşürdü.</p>
<p><strong>EKİM TURİZM</strong></p>
<p><strong>Büyüme hedefi çerçevesinde 394 yeni araç aldı. Toplam araç sayısı 814'e yükseldi</strong></p>
<p>Ekim Turizm, operasyonel filo kiralama büyüme hedefi doğrultusunda geçtiğimiz 13 Temmuz - 30 Eylül tarihleri arasında 853 milyon TL yatırımla 394 yeni aracı filosuna kattı. Alınan araçlardan kiralama süresi boyunca toplam 1 milyar TL gelir elde edilmesi hedefleniyor. Son alımlarla birlikte firma, halka arzdan elde ettiği net gelirin %49'una denk gelen 1,92 milyar TL'yi kullanarak toplam 814 araç satın aldı. Bu araçlardan beklediği kontrat geliri 2,37 milyar TL olarak öngörülüyor. Şirket, altı aylık dönemde gelirini %5 düşürürken dönem sonunda 11 milyon TL ile zarardan kâra döndü.</p>
<p><strong>ÇELİK HALAT</strong></p>
<p><strong>Büyük ortak elindeki hisselerin bir kısmını satsa da yönetim kontrolü değişmedi</strong></p>
<p>Çelik Halat'ın ana ortağı Aslan Lena Yatırım, sahip olduğu borsada işlem görmeyen 13,6 milyon adet hisseyi borsa dışında, pay başına 22 TL bedelle sattı. İşlemin toplam büyüklüğü 299,2 milyon TL düzeyinde gerçekleşirken Aslan Lena'nın şirket sermayesindeki payı %50,43'ten %46,90'a geriledi. Satışın büyük kısmı ilişkili taraf olan gerçek kişilere yapıldı, küçük bir bölümü ise dış yatırımcılara yönelik oldu. Gerçekleşen hisse devrine rağmen, birlikte hareket eden ortakların yönetim ağırlığı değişmedi ve Çelik Halat'ın nihai yönetim kontrolünde herhangi bir kayıp oluşmadı.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Atakey Gıda hazirandan bu yana düşüşüyle öne çıkarken fonlar paylarını azaltıyor</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad06d999c877-1792044441.png" alt="" width="298" height="237" />Atakey Gıda'da fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %2,05 ile toplamda 155,9 bin lot azalarak 7,46 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 11'den 8'e geriledi. MAS fonu 55,1 bin lot ile en fazla satışı yaparken, alıcı tarafta yer alan kurum gözlenmedi. Atakey Gıda hakkında bugüne kadar bir aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan olmadı. Nisanda tavsiyede bulunan İş Yatırım 69,05 TL ile "Tut" önerisi verdi. Hedef fiyata göre hissenin %104 potansiyeli söz konusu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sektor-daralmasini-surdururken-karini-yuzde-197-oraninda-buyuttu-89738</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sektör daralmasını sürdürürken kârını yüzde 197 oranında büyüttü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bacacidan-zade-vitale-1-milyar-liralik-yatirim-89737</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bacacı&#039;dan Zade Vital’e 1 milyar liralık yatırım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BARIŞ SEDEF</strong></p>
<p>Takviye edici gıda sektörünün önde gelen şirketlerinden Zade Vital, 2025 yılında Bacacı Yatırım Holding’in bünyesine geçerek üretim kapasitesini yüzde 45 artırdı. Yeni ürün geliştirme çalışmalarını da sürdüren marka, ihracatta yeni pazarlara odaklanıyor.</p>
<p>Bacacı Yatırım Holding Pazarlama İcra Kurulu Üyesi Pelin Erkıralp, satın alma sonrasındaki önceliklerinden birinin üretim altyapısını güçlendirmek olduğunu belirterek, “Markayı; içinde bulunduğu pazarın yönü, ürün portföyü ve tüketici ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirmek üzere çalışıyoruz. Bünyemize katılmasının ardından ilk aşamada üretim kapasitesine yönelik yaklaşık 1 milyar TL’lik yatırım yapıldı ve bunun sonucunda kapasitede yüzde 45 artış sağlandı” dedi.</p>
<h2>Üretim artışı sonrası gelen 2 kat büyüme </h2>
<p>Yılın ilk 7 ayında satış adetlerini yüzde 93, cirolarını ise yüzde 105 artırdıklarını belirten Erkıralp, “Yaptığımız yatırımlarla hem kapasite artışı sağladık hem de satışlarımızı önemli ölçüde artırdık. Bunlar yılın ilk 7 ayına ait rakamlar. Yılın tamamında çok daha güçlü bir performans ortaya koymayı planlıyoruz. Yıl sonu itibarıyla ciroda yaklaşık yüzde 150 oranında büyümeyi hedefliyoruz” diye konuştu. Yatırımların süreceğini vurgulayan Erkıralp, “Özellikle ihracatta farklı pazar arayışlarımız var. Her ülkenin standartları ve mevzuatı farklı. Dolayısıyla ürün ve pazar geliştirme çalışmalarımızı bu gerekliliklere göre şekillendiriyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Zade Vital’in bugün 20 ülkeye ihracat yaptığını belirten Erkıralp, orta vadede bu sayıyı 35’e çıkarmayı hedeflediklerini söyledi. Erkıralp, “Bunun arkasında stratejik bir yaklaşım var. Yeni ülkelerin pazar büyüklüklerini, tüketici ihtiyaçlarını ve yasal altyapılarını inceliyoruz. 20 ülkeden 35 ülkeye çıkmak yalnızca ihracat yapılan ülke sayısını artırmak anlamına gelmiyor. Bu pazarlarda markamızı doğru konumlandırmaya, yenilikçi ürünleri tüketiciyle buluşturmaya ve portföyümüzü yerel ihtiyaçlara göre şekillendirerek Zade Vital’i güçlü ve güvenilir bir marka olarak kalıcı hale getirmeye odaklanıyoruz” değerlendirmesinde bulundu. Erkıralp, Zade Vital’in bugün ABD’den Avrupa’ya ve Uzak Doğu’ya uzanan geniş bir coğrafyada bulunduğunu belirtti.</p>
<h2>"Ürün geliştirmede tüketici ihtiyaçları öne çıkıyor" </h2>
<p>Ürün geliştirme ve Ar-Ge çalışmalarını tüketici ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirdiklerini vurgulayan Erkıralp, “Portföyümüzü 8 ana kategori altında yapılandırıyoruz. Sağlıklı yağlar, vitamin ve mineraller, güzellik ve kolajen ürünleri, kadın sağlığı destekleri, magnezyum ve enzim destekleri, sağlıklı yaş alma, çocuk ürünleri ve zihinsel performans destekleri odaklandığımız alanlar arasında yer alıyor” diye konuştu. Erkıralp, bağışıklık, enerji metabolizması, kadın sağlığı ve güzellik ile sağlıklı yaş alma alanlarında önemli büyüme potansiyeli gördüklerini, yeni ürün geliştirme çalışmalarının da bu doğrultuda ilerlediğini kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bacacidan-zade-vitale-1-milyar-liralik-yatirim-89737</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/7/1280x720/pelin-erkiralp-1792044219.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bacacı Yatırım Holding Pazarlama İcra Kurulu Üyesi Pelin Erkıralp, “Markayı; içinde bulunduğu pazarın yönü, ürün portföyü ve tüketici ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirmek üzere çalışıyoruz. Bünyemize katılmasının ardından ilk aşamada üretim kapasitesine yönelik yaklaşık 1 milyar TL’lik yatırım yapıldı ve bunun sonucunda kapasitede yüzde 45 artış sağlandı” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kayisisi-gibi-cep-telefonu-ve-helikopteriyle-de-meshur-olacak-89736</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kayısısı gibi ‘cep telefonu ve helikopteriyle’ de meşhur olacak!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’nin sosyal, kültürel ve inanç ikliminin ‘koza illerinden’ Malatya, 6 Şubat 2023’teki depremlerde Hatay’dan sonra en fazla hasar gören ilimiz olmuştu. Malatya’daki yıkım gündüz olduğu için vefat sayısı görece daha az olsa da yıkım çok boyutluydu. Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er ile İstanbul’da buluştuk. Başkan Er, Malatya’nın Aselsan’ın cep telefonu fabrikası için seçilen il olduğunu hatırlatarak, yakında bir de helikopter yatırımı bilgisinin resmen paylaşılabileceğini söyledi. Er, “6 Şubat depremlerinin ardından ilimizi adeta yeniden inşa ettik. Ulaşımından altyapısına, sanayisinden sosyal yaşamına kadar kapsamlı bir dönüşüm sürecinden geçiyoruz. Bakanlık koordinasyonunda TOKİ ve Emlak Konut tarafından 124 bin bağımsız bölümün yapımı tamamlandı. Malatya’nın 50 yıllık konut problemi çözülmüş oldu. Konteynerlerde 12 bin vatandaşımız var ki onların normal konutlara yerleşimi 2-3 aya kadar bitecek. Başlangıçta konteyner nüfusumuz 120 bindi. Malatya’da 76 rezerv alan belirledik ve sadece altyapı için 35 milyar lira harcadık” dedi. Şehrin içme suyu ve kanalizasyon altyapısının yenilenmekte olduğunu Yeşilyurt ve Battalgazi’de 750 km'lik yeni altyapı hattı planlandığını belirten Er, Beylerderesi 2. Viyadük ve Kuzey Günel Kuşak Yollarının da ikinci etaplarının başladığını bunların da 3,7 milyar liralık yatırım anlamına geldiğini söyledi. Er, Çöşnük-İstasyon-Maşti-İkizce güzergahında tramvay ve yer üstü metro projeleri planladıklarını, Çavuşoğlu Sanayi Sitesini de Altaş Kışlasına taşıyacaklarını vurguladı.</p>
<p>Malatya’da tarih ve gastronomi turizminin gelişmesi için altyapı ve etkinlik yatırımlarının da arttığını söyleyen Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er, “İlimizde 3 tane 5 yıldızlı otelimiz vardı şimdi 3 tane daha yapılıyor. Aslantepe kazı alanında Milattan Önce 9 bin yıl öncesine kadar giden yer yüzendeki ‘ilk devlet merkezinin’ ortaya çıkmasıyla ilimiz ayrıca önem kazandı ve turizmde ciddi hızlanmaya neden olabilir. Levent Vadisi ve dünyanın en büyük kanyonlarından biri olarak öne çıkıyor. Nemrut’a ulaşım ise bizim ilimizden çok daha kolay ve hızlı. Malatya Gastronomi Merkezimizi kurduk. Bu konuda da çok iddialı olduğumuzu yakın gelecekte göreceksiniz. Gastronomi turizmi gelişecek. 2027’de Aslantepe ile Nemrut arasında ‘Motokros Yarışı’ da başlatacağız, mesafe yaklaşık 90 km. İnönü Üniversitemiz de tıptaki başarıları ile sağlık turizminde güçlü bir potansiyel oluşturdu bu konuda da çalışmalarımız var” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad06b5a18b1f-1792043866.png" alt="" width="545" height="635" /><strong>“Gökbey kararı çok yakında açıklanır” </strong></p>
<p>Geçen sezon Kayısı üretiminin çok bereketli olduğunu da vurgulayan Sami Er, Malatya’nın sanayisindeki genel tabloyu da şöyle özetledi:</p>
<p>“İlimizde şu anda 2 tane Organize Sanayi Bölgesi (OSB) bulunuyor. Biri 1 milyon metrekare biri de 800 bin metrekarelik 2 tane OSB de yeni kuruluyor. Mevcut fabrikalarımızın nemli bir kısmı tekstil ve hazır giyim sektöründeydi. Onların bir kısmı üretim yapamıyor. Şimdi oralarda farklı üretimler için çalışmalarımız sürüyor, bazı görüşmeler yapıyoruz. 6. Bölge teşvikleri kapsamındayız. Biliyorsunuz ki savunma sanayimizin ana şirketlerinden Aselsan’ın 2027’de piyasaya çıkaracağı yerli ve milli cep telefonunun Malatya’da üretilmesi için karar alındı ve açıklandı. Bir süredir de başka bir dev yatırım ve üretim için görüşmeler sürüyor. Daha önce de söylediğimiz gibi TUSAŞ da yerli ve milli helikopterimiz Gökbey için Malatya’da yatırım yapabilir. Bu konuda ‘görüşmeler devam ediyor’ demiştik. Henüz resmen açıklanmadı ama ben söyleyebilirim. İnşallah bu yöndeki karar da çok yakında açıklanacak” dedi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>“Feyzullah Kıyıklık’ın rahle-i tedrisinde 10 yılım geçti”</strong></span></p>
<p>Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er, önceden Malatya’da İl özel İdaresi ve TOKİ bünyesinde uzun yıllar hizmeti olduğunu hatırlatarak, “Bu nedenle ilimizin neresinde ne var, kurumlar arasında hızlı koordinasyon nasıl sağlanır, sorunlar nasıl çabuk çözülür uygulamada çok önemli tecrübemiz vardı. Yaklaşık 10 yıl kadar da İstanbul’da belediyeciliğimizin duayeni Eski Bağcılar Belediye Başkanı Feyzullah Kıyıklık’ın dahle-i tedrisinde (bilgisi, görgüsü, terbiyesi ve rehberliği altında) belediyecilik yapmıştık. Kendisi bizi çok iyi yetiştirdi. Hem İstanbul’daki belediyecilik tecrübelerimiz hem de Malatya’da daha önceki görevlerim sayesinde göreve seçildikten sonra çok hızlı hareket edebildik. Deprem sonrası en hızlı toparlanan illerden biri olduk” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kayisisi-gibi-cep-telefonu-ve-helikopteriyle-de-meshur-olacak-89736</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayısısı gibi ‘cep telefonu ve helikopteriyle’ de meşhur olacak! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sermaye-kaybi-borca-batik-olma-sartlarinda-iyilestirme-duzenlemesinde-sure-uzatimi-89725</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sermaye kaybı - Borca batık olma şartlarında iyileştirme düzenlemesinde süre uzatımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Şirketlerin sermaye kaybı ve borca batıklık hesaplamalarında bazı kur farkı zararları ile belirli dönemlere ait giderlerin dikkate alınmamasına imkân tanıyan geçici düzenlemenin süresi 1 Ocak 2028’e kadar uzatıldı. Düzenleme, şirketlerin mali durumlarının değerlendirilmesinde belirli kalemler için sağlanan kolaylığın bir yıl daha devam etmesini sağlayacak.</strong></p>
<p>Türk Ticaret Kanunu’nun 376’ncı maddesi kapsamında yapılan sermaye kaybı ve borca batıklık hesaplamalarında dikkate alınmayan kalemlere ilişkin daha önce yapılmış olan geçici düzenlemenin uygulama süresi uzatılmıştır.</p>
<p>Bilindiği üzere; 6102 sayılı <strong>Türk Ticaret Kanunu</strong>’nun anonim şirketlerle ilgili <strong>Yönetim Kurulu’</strong>na ilişkin düzenlemeleri arasında, <strong>“Görevler ve yetkiler”</strong> başlığı altında yer alan <strong>376.</strong> maddesinde; <strong>“sermayenin kaybı, borca batık olma durumu”</strong> ve bu durumda yönetim kurulunun yapması gerekenler açıklanmıştır. Anılan madde hükmünün uygulamasına ilişkin <strong>usul</strong> ve <strong>esaslar</strong>ı belirleyen ve Ticaret Bakanlığı’nca hazırlanan <strong>tebliğ</strong> de 15 Eylül 2018 Cumartesi günkü Resmi Gazete’de yayımlanmıştı. Daha sonra, yaşanan pandemi ve krizin etkisiyle şirketlerin mali tablolarında yaşanan olumsuzluklar dikkate alınarak, Ticaret Bakanlığı tarafından, anılan tebliğde değişiklik yapan ve şirketlerin mali tablolarındaki bozulmalar nedeniyle sermaye kayıpları ve/veya borca batık sayılma durumlarını önleyici ve belirli zarar ve giderlerin dikkate alınmamasına imkân tanıyan düzenlemeler içeren <strong>tebliğ</strong> de 26 Aralık 2020 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıştı. </p>
<p>Anılan düzenlemelerin uygulanma süreleri <strong>1.1.2027 tarihine kadar geçerli iken</strong>, 10 Ekim 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 376’ncı Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ ile bu süre <strong>1.1.2028 tarihine kadar uzatıldı.</strong></p>
<p>Konuya ilişkin olarak, aşağıda açıklamaları yapılan anılan düzenlemeler <strong>anonim şirketler</strong> için geçerli olduğu kadar <strong>limited</strong> ve <strong>sermayesi paylara bölünmüş komandit</strong> şirketler için de geçerlidir. Dolayısıyla, aşağıda yapılan açıklamalarda geçen <strong>“yönetim organı”</strong> ifadesi anonim şirketlerde <strong>yönetim kurulu</strong>nu, limited şirketlerde <strong>müdür</strong> veya <strong>müdürler kurulu</strong>nu, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde <strong>yöneticiyi</strong> veya <strong>yöneticileri </strong>ifade etmektedir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>1- Sermayenin kaybı</strong></p>
<p><strong>i) Son yıllık bilanço</strong>dan, <strong>sermaye</strong> ile <strong>kanuni yedek akçeler</strong> toplamının <strong>en az</strong> <strong>yarısı</strong>nın zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı <em>(ki bu; zararın, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının yarısına eşit veya bu tutardan çok ve üçte ikisinden az olması halidir) </em>anlaşılırsa<em>,</em> yönetim organı, genel kurulu hemen toplantıya çağırır ve şirketin mali durumundaki kötüleşmeyi ortadan kaldırmak veya en azından etkilerini hafifletmek amacıyla, uygun gördüğü sermayenin tamamlanması, sermaye artırımı, bazı üretim birimlerinin veya bölümlerinin kapatılması ya da küçültülmesi, iştiraklerin satışı, pazarlama sisteminin değiştirilmesi gibi iyileştirici önlemleri alternatifli ve karşılaştırmalı olarak aynı genel kurula sunar ve açıklar.</p>
<p>Genel kurul, sunulan iyileştirici önlemleri aynen kabul edebileceği gibi değiştirerek de kabul edebilir ya da sunulan önlemler dışında başka bir önlemin uygulanmasına karar verebilir.</p>
<p><strong>ii) Son yıllık bilanço</strong>ya göre, <strong>sermaye</strong> ile <strong>kanuni yedek akçeler</strong> toplamının <strong>üçte ikisi</strong>nin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı <em>(ki bu; zararın, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisine eşit veya bu tutardan çok olması halidir)</em> anlaşıldığı takdirde, yönetim organı genel kurulu derhâl toplantıya çağırır.</p>
<p>Toplantıya çağrılan genel kurul;</p>
<p>a) <strong>Sermayenin kalan tutarı ile yetinilmesine</strong> ve Kanunun 473 ilâ 475’inci maddelerine göre <strong>sermaye azaltımı</strong> yapılmasına <em>(ki bu durumda, sermaye ve kanuni yedek akçeler toplamının en az yarısının özvarlık içerisinde korunması şartıyla, sermaye asgari sermaye tutarına kadar indirilebilir)</em>,</p>
<p>b) Sermayenin <strong>tamamlanmasına</strong>,</p>
<p>c) Sermayenin <strong>artırılmasına</strong>,</p>
<p>karar verebilir.</p>
<p><strong>Sermayenin kalan tutarı ile yetinilmesi</strong>ne ve <strong>sermaye azaltımı</strong>na karar verildiği takdirde,  yapılacak sermaye azaltımında yönetim organı, alacaklıları çağırmaktan ve bunların haklarının ödenmesinden veya teminat altına alınmasından vazgeçebilir.</p>
<p><strong>Sermayenin tamamlanması</strong>, bilânço açıklarının ortakların tamamı veya bazı ortaklar tarafından kapatılmasıdır. Kanuni yedek akçelerin yitirilen kısımlarının tamamlanmasına gerek yoktur. Sermayenin tamamlanmasına karar verilmesi halinde her ortak zarar sebebiyle karşılıksız kalan tutarı kapatacak miktarda parayı vermekle yükümlüdür. Her ortak, payı oranında tamamlamaya katılabilir ve <strong>verdiğini geri alamaz</strong>. Bu yükümlülük, sermaye konulması veya borç verilmesi niteliğinde olmayıp karşılıksızdır. Ayrıca <strong>yapılan ödemeler</strong>, <strong>gelecekte yapılacak sermaye artırımına mahsuben bir avans olarak nitelendirilmez.</strong></p>
<p>Sermayenin tamamlanmasında, anonim ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler bakımından kanunun 421’inci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi, limited şirketler bakımından ise 603 ve devamı maddeleri uygulanır. Sermayenin tamamlanamaması, bazı ortakların kendi istekleriyle tamamlama yapmasına engel oluşturmaz. Başka bir deyişle; bazı ortaklar tamamlama paylarını ödemezlerse, başka bir ortak onun payını ödeyebilir.</p>
<p>Bilanço zararlarının kapatılması için getirilen yükümlülükler uyarınca yapılan bu ödemeler “Öz Kaynaklar” içerisinde <strong>Sermaye Tamamlama Fonu</strong> hesabında toplanır ve takip edilir. Sermaye tamamlama fonu yalnızca <strong>zararların mahsup edilmesi</strong> suretiyle kullanılabilir.</p>
<p>Halka açık anonim şirketler için sermaye piyasası mevzuatı hükümleri saklı kalmak kaydıyla, Genel Kurul tarafından <strong>sermaye artırımı</strong>na karar verilmesi halinde;</p>
<p>- Sermayenin zarar sonucu ortaya çıkan kayıp kadar azaltılması ile birlikte eş zamanlı olarak istenilen tutarda artırımına karar verilebilir ki bu durumda,<strong> anonim şirketlerde</strong> <strong>artırılan sermayenin en az dörtte birinin tescilden önce, gerisinin de şirketin tescilini izleyen yirmi dört ay içinde ödenmesi</strong> şarttır. <em>(<strong>L</strong></em><strong><em>imited</em></strong><em> <strong>şirketlerde ise</strong> artırılan nakit sermaye taahhüdünün şirketin tescilini izleyen yirmi dört ay içinde ödenmesi gerekir.) </em></p>
<p>- Sermayenin zarar sonucu ortaya çıkan kayıp kadar azaltılması yoluna gidilmeden sermaye artırımına karar verilebilir ki bu durumda, <strong>tescil edilecek sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az yarısının özvarlık içerisinde korunmasını sağlayacak tutarın</strong> sermaye artırımının tescilinden önce ödenmesi zorunludur.</p>
<p>- <strong>Bedelleri tamamen ödenmek suretiyle</strong>, sermayenin istenilen düzeyde artırılmasına ve daha sonra azaltılmasına karar verilebilir. Bu şekilde gerçekleştirilecek işlemler sonucunda, tescil edilecek sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az yarısının özvarlık içinde korunması zorunludur.</p>
<p>Sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kalması halinde genel kurulun, yukarıda belirtilen tedbirlerden birine karar vermemesi halinde şirket kendiliğinden sona erer. Bu şekilde sona eren şirketin <strong>tasfiye</strong> işlemleri, Kanunun 536 ncı ve devamı maddelerine göre yürütülür.</p>
<p><strong>1- Sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının tamamının karşılıksız kalması-borca batık olma durumu:</strong></p>
<p><strong>Borca batık olma</strong> durumu, <strong>şirketin aktiflerinin borçlarını karşılayamaması</strong> halidir.</p>
<p>Borca batık durumda olmanın işaretleri, yıllık ve ara dönem finansal tablolardan, denetime tabi şirketlerde denetim raporlarından, erken teşhis komitesinin raporlarından, yönetim organının belirlemelerinden ortaya çıkabilir.</p>
<p>Şirketin borca batık durumda bulunduğu şüphesini uyandıran işaretler varsa, yönetim organı, <strong>aktiflerin</strong> hem <strong>işletmenin devamlılığı esası</strong>na göre hem de <strong>muhtemel satış fiyatları üzerinden</strong> bir <strong>ara bilanço</strong> çıkartır. Yönetin organı, çıkarılan ara bilânço üzerinden aktiflerin şirket alacaklarını karşılamaya yetmediğine karar vermesi ve yukarıda, sermayenin üçte ikisinin yitirilmesiyle ilgili bölümde belirtilen tedbirleri almaması halinde, şirketin <strong>iflası için</strong> şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesine başvurur.</p>
<p>Türk Ticaret Kanunu’nun 377. maddesinde <strong>“Konkordato”</strong> başlığı altında yer alan düzenlemede; yönetim kurulu veya herhangi bir alacaklının, 376’ncı maddenin üçüncü fıkrası uyarınca yapacağı iflâs talebiyle birlikte veya bu kapsamda yapılan iflâs yargılaması sırasında 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 285’inci ve devamı maddeleri uyarınca <strong>konkordato</strong> da talep edebilecekleri hüküm altına alınmıştır.</p>
<p><strong>2- Esas alınacak finansal tablolar:</strong></p>
<p>Şirketlerin sermaye kaybı veya borca batık olma durumları, Kanunun 88 inci maddesine göre hazırlanacak finansal tablolar esas alınarak belirlenir. Başka bir deyişle; <strong>bağımsız denetim kapsamında olan şirketlerde</strong>, bu kapsamda, <strong>Türkiye Muhasebe Standartlarına göre hazırlanmış mali tablolar</strong>, <strong>bağımsız denetim kapsamında olmayan şirketlerde ise</strong>, <strong>Vergi Kanunları ve Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği düzenlemelerine göre hazırlanmış mali tablolar</strong> esas alınır. Finansal tabloların düzenlenmesinde ihtiyari olarak Türkiye Muhasebe Standartlarının uygulanmasının tercih edilmesi halinde, bahsi geçen durum bu şekilde hazırlanan finansal tablolar üzerinden değerlendirilir.</p>
<p><strong>3- Sermaye kaybı veya borca batıklık hesaplamalarında kur farklarının ve bazı giderlerin durumu:</strong></p>
<p>Bilindiği üzere, 2018 yılında Ülkemizde yaşanan krizin etkisiyle döviz kurlarında yaşanan ani ve yüksek orandaki artışlar dövizle borçlanmış şirketlerde gerek vergi kanunlarındaki düzenlemeler gerekse bağımsız denetim kapsamında esas alınan muhasebe standartları uyarınca kur farkı nedeniyle önemli zararlar ortaya çıkarmıştı. Bu durumda, sermayede önemli kayıplar ya da borca batık olma söz konusu olabilecekti. Bu soruna çözüm amacıyla, Anılan ilk Tebliğde geçici bir düzenleme yapılmış ve <strong>1/1/2023 tarihine kadar</strong>, Kanunun 376 ncı maddesi kapsamında sermaye kaybı veya borca batık olma durumuna ilişkin yapılan hesaplamalarda, <strong>henüz ifa edilmemiş yabancı para cinsi yükümlülüklerden doğan kur farkı zararları</strong>nın dikkate alınmayabileceği belirtilmişti. Bu kapsamda örneğin; yabancı para ile alınan kredilerin henüz ödenmemiş kısımlarına ilişkin yapılan değerleme sonucu kayıtlara alınmış kur farkları, sermaye kaybının ya da borca batıklığın hesabında dikkate alınmayacak, sadece ödenmiş kısımlara ilişkin kur farkları dikkate alınabilecektir.</p>
<p>İlk Tebliğin anılan maddesine 26 Aralık 2020 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan İkinci Tebliğ ile <strong>2020</strong> ve <strong>2021</strong> yıllarında tahakkuk eden</p>
<p><strong>- kiralamalar</strong>dan kaynaklanan giderler,</p>
<p><strong>- amortismanlar </strong></p>
<p>ve</p>
<p><strong>- personel giderleri</strong>nin</p>
<p><strong>toplamının yarısı</strong>nın dikkate alınmayabileceği ifadeleri eklenmişti. Dolayısıyla, 2020 ve 2021 yıllarında yukarıda sayılan her 3 giderlere ilişkin <strong>toplam tutarın yarısı</strong> kanunun 376’ncı maddesi kapsamında sermaye kaybı veya borca batık olma durumuna ilişkin yapılan hesaplamalarda dikkate alınmayabilecekti.</p>
<p>Bu düzenlemeler, <strong>1.1.2028 tarihine kadar</strong> da geçerli olduğundan, <strong>o zamana kadar hazırlanacak mali tablolarda da “Sermaye Kaybı” veya “Borca Batıklık” hesaplamalarında da dikkate alınacaktır. </strong></p>
<p>Dolayısıyla<strong>, 1.1.2028 tarihine kadar hazırlanacak mali tablolarda</strong></p>
<p>- henüz ifa edilmemiş yabancı para cinsinden doğan kur farklarının tamamı</p>
<p>ile</p>
<p><strong>- 2020</strong> ve <strong>2021</strong> yıllarındaki kira giderlerinin, amortismanların ve personel giderlerinin <strong>yarıları</strong></p>
<p>Kanunun 376’ncı maddesi kapsamında <strong>sermaye kaybı</strong> veya <strong>borca batık olma</strong> durumuna ilişkin yapılan hesaplamalarda <strong>dikkate alınmayabilecektir.</strong></p>
<p>Öte yandan,  anılan tutarların söz konusu hesaplamalarda dikkate alınmayacak olması, defter kayıtlarına alınmayacağı ve hazırlanan mali tablolarda gösterilmeyeceği anlamına gelmemektedir. Anılan tutarların tamamı vergi kanunlarına göre tutulmakta olan defterlerde kayda alınacak ve mali tablolarda gösterilecektir. Keza, anılan tutarlar Türkiye Muhasebe Standartları’na göre hazırlanan finansal tablolarda da yer alacaktır. <strong>Dolayısıyla,</strong> yukarıda açıklanan, sermaye kaybı veya borca batıklık kapsamında hazırlanacak finansal tablolarda bir değişiklik yapılmayacak, <strong>ancak</strong> yapılacak hesaplamalara ilişkin olarak, bu durum, bilgi mahiyetinde <strong>dipnotlarda gösterilecektir.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sermaye-kaybi-borca-batik-olma-sartlarinda-iyilestirme-duzenlemesinde-sure-uzatimi-89725</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sermaye kaybı - Borca batık olma şartlarında iyileştirme düzenlemesinde süre uzatımı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ankaradan-turkiyeye-teknoloji-refaha-nasil-donusur-89724</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ankara’dan Türkiye’ye: Teknoloji refaha nasıl dönüşür?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p style="text-align: center;"><strong>TÜRKİYE ÜRETİYOR, PEKİ NEYİ BİRİKTİRİYOR? (3)</strong></p>
<p><strong>AYŞEGÜL ÇELİK - Ankara Sanayi Odası Genel Sekreter Danışmanı</strong></p>
<p>Ankara’nın görünmeyen sermayesi yalnız fabrikaları değil, kentte biriken bilgi ve insan kaynağı. Türkiye’de yapılan Ar-Ge harcamalarının yüzde 27,8’i, Ar-Ge personelinin yüzde 19,2’si Ankara’da. Savunma-havacılık şirketleri, üniversiteler, teknoparklar, mühendislik ve yazılım firmaları ile geniş bir KOBİ tabanı aynı üretim coğrafyasında buluşuyor.</p>
<p>Bu tablo Ankara’yı Türkiye için ilginç bir laboratuvar haline getiriyor. Çünkü yüksek teknolojiye sahip olmakla onu daha geniş bir refah artışına dönüştürmek aynı şey değil. Burada belirleyici olan, kaç mühendis ya da kaç teknoloji firması bulunduğundan çok, biriken bilgi ve yeteneğin üretimde hangi işlevlere dönüştüğü. Mühendisler verilen teknik şartnameyi mi uyguluyor, yoksa ürünü mü tasarlıyor? Bilgi birkaç büyük şirkette mi kalıyor, yoksa küçük üreticinin yaptığı işi de değiştiriyor mu?</p>
<p>Kalkınmanın asıl eşiği de burada: Bilgi ve yeteneğin daha yüksek katma değerli üretime, daha nitelikli işlere ve daha geniş bir üretici tabanına dönüşebilmesi.</p>
<p><strong>Fabrikanın görünmeyen yarısı</strong></p>
<p>Modern üretimde değer artık yalnız fabrika binasında ve makine parkında oluşmuyor. Bir makinenin metal gövdesi kadar onu yöneten yazılım, sensör ve veri de önemli. Otomotivde montaj kadar batarya ve gömülü yazılım; makinede kontrol sistemleri ve otomasyon; sağlık teknolojilerinde yazılım, test ve sertifikasyon ürünün değerini belirliyor.</p>
<p>Bu yüzden “sanayi mi, hizmet mi?” ayrımı giderek daha az açıklayıcı. Tasarım, mühendislik, yazılım, test, veri ve sertifikasyon gibi kritik işlevlerin önemli bir bölümü fiziksel üretim hattının dışında gerçekleşiyor. Bir mühendislik şirketi KOBİ’nin ürün geliştirmesine yardım ediyor, bir yazılım firması üretim hattındaki fireyi azaltıyor, bir test merkezi doğrulama altyapısı sağlıyorsa bunlar sanayiden kopuk faaliyetler değil, üretimin katma değerini yükselten işlevler.</p>
<p>Türkiye açısından soru, fabrikanın bu “görünmeyen yarısını” ne ölçüde geliştirebildiğimiz. Hizmet ihracatının yapısı bu açıdan bir işaret veriyor. 2025’te 124,9 milyar dolara ulaşan hizmet ihracatında seyahat ile taşımacılık ve lojistik ağırlığını korurken, telekomünikasyon, bilgisayar ve bilgi hizmetleri 6,7 milyar dolar düzeyinde kaldı. Dolayısıyla mesele yalnız hizmet ihracatını büyütmek değil, üretimi doğrudan besleyen bilgi yoğun hizmetleri de derinleştirmek.</p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad05d97ab099-1792040343.png" alt="" width="328" height="352" /></strong></p>
<p>Avrupa Komisyonu’nun Temmuz 2026’da yayımladığı İnovasyon Karnesi aynı açığı istihdam yapısında da gösteriyor. 2023–2025 ortalamasında yüksek ve orta-yüksek teknolojili imalatın istihdamdaki ağırlığı Türkiye’de yüzde 21,7 iken AB’de yüzde 38,6. Bilgi yoğun hizmetlerde ise oranlar sırasıyla yüzde 19,5 ve yüzde 28,5. Türkiye’nin açığı böylece yalnız yüksek teknolojili ürün üretiminde değil, o üretimi mümkün kılan bilgi yoğun işlevlerde de ortaya çıkıyor. Asıl mesele, bu bilgi ve yetkinliğin üretici firmaların yaptığı işe nasıl gireceği.</p>
<p><strong>Küçük firma nasıl yukarı çıkar?</strong></p>
<p>Bir KOBİ önce ürününü ortaya çıkarıyor ve ilk müşterisini buluyor. Ardından kalite, test, yazılım, tasarım ve mühendislik ihtiyacı doğuyor. Büyüdükçe finansmana, profesyonel yönetime ve yeni pazarlara ihtiyaç duyuyor. Sonraki eşik ise yalnız verilen işi yapan bir tedarikçi olmaktan çıkıp daha fazla sorumluluk üstlenebilmek.</p>
<p>Bu süreç, girişimcilikten ticarileşmeye, oradan yetkinliğe, ölçeğe ve tedarik zincirinde yükselmeye uzanan bir gelişim hattı oluşturuyor. Firma büyürken yalnız cirosu değil, yaptığı işin niteliği de değişiyorsa daha yüksek verimlilik, daha nitelikli istihdam ve daha güçlü gelir yaratma kapasitesi ortaya çıkıyor.</p>
<p>Dün verilen çizime göre parça üreten bir KOBİ bugün tasarıma katılıyor, yarın test sorumluluğu alıyor ve daha sonra kendi ürününü geliştiriyorsa, artık yalnız daha büyük bir firma değil, değer zincirinde daha yukarıda duran bir firma haline geliyor.</p>
<p><strong>Dünyada küçük firmalar nasıl yukarı taşınıyor?</strong></p>
<p>Çin’in “Little Giant” politikası bu açıdan dikkat çekici. Bu firmalar belirli büyüklüğün üzerindeki sanayi KOBİ’lerinin yalnızca yüzde 3,5’ini oluşturmasına rağmen faaliyet gelirlerinin yüzde 9,6’sını, toplam kârın ise yüzde 13,7’sini yaratıyor. Çin’in 2026’da yürürlüğe giren sistemi, teknoloji ve yenilik odaklı KOBİ’lerden uzmanlaşmış işletmelere ve “Little Giant” düzeyine uzanan kademeli bir yapı kuruyor; finansman, Ar-Ge, fikri mülkiyet ve pazar destekleri de firmanın gelişim aşamasına göre farklılaşıyor.</p>
<p>Güney Kore aynı hedefe farklı bir kanaldan yaklaşıyor. İleri teknolojiyi doğrudan üretim sürecine ve küçük üreticiye taşımaya odaklanıyor. 2026 programında 30 otonom fabrika, 400 yapay zekâ uzmanlaşmış akıllı fabrika ve 20 büyük firma–KOBİ işbirliği projesi olmak üzere yaklaşık 450 proje destekleniyor. Program ayrıca KOBİ’lerin üretimde yapay zekâ kullanımını planlamasına ve uygulamasına yönelik uzman danışmanlık desteği içeriyor.</p>
<p>İki örneğin ortak noktası, küçük firmaların yalnız daha fazla üretmesinin değil, zaman içinde daha karmaşık ve daha yüksek katma değerli işler yapabilir hale gelmesinin hedeflenmesi.</p>
<p><strong>Peki Ankara?</strong></p>
<p>Ankara’da bu dönüşüm için gerekli parçaların çoğu zaten var. Bir tarafta savunma-havacılık ana yüklenicileri, üniversiteler ve teknoparklar, diğer tarafta OSTİM, İvedik, Sincan ve farklı üretim alanlarında çalışan geniş bir KOBİ tabanı bulunuyor.</p>
<p>Eksik olan, bu parçaların aynı kentte bulunmasından çok birbirine nasıl bağlandığı. Bir talaşlı imalat firması beş yıl sonra hâlâ yalnız verilen parçayı üretiyorsa siparişi büyümüş olabilir, fakat yaptığı iş değişmemiştir. Buna karşılık tasarıma katılıyor, test sorumluluğu üstleniyor veya savunmada kazandığı beceriyi başka sektörlere taşıyabiliyorsa teknoloji birikimi daha geniş bir üretim kapasitesine dönüşmeye başlamış demektir.</p>
<p>Çin ve Güney Kore örneklerinin Ankara açısından önemi de burada. Amaç yalnız KOBİ’yi büyütmek değil, zaman içinde daha karmaşık işleri yapabilir hale getirmek. Bunun için kamu alımı, ana firma–tedarikçi ilişkileri, finansman ve teknoloji altyapısı güçlü araçlar olabilir. Ancak aracın varlığı kadar, firmayı nasıl bir gelişim yoluna soktuğu da önemli.</p>
<p><strong>Kamu desteği tek başına yetmez</strong></p>
<p>Kamu alımı firmaya ilk müşteri ve ölçek sağlayabilir. Ancak bu ilişkinin kalıcı bir gelişim kapasitesine dönüşmesi, firmanın zaman içinde yeni müşterilere, yeni pazarlara ve daha yüksek yetkinliklere ulaşabilmesine bağlıdır. Kamu ya da tek bir ana yüklenici uzun süre tek müşteri haline gelirse, başlangıçta firmayı büyüten ilişki zamanla bağımlılığa dönüşebilir.</p>
<p>Güney Kaliforniya bunun öğretici bir örneği. Soğuk Savaş boyunca savunma talebi bölgeyi önemli bir havacılık merkezine dönüştürdü. Ancak 1990’larda savunma bütçeleri daralınca sektördeki istihdam sert biçimde geriledi. Bölgenin daha sonra uydu sistemleri, özel uzay şirketleri ve sivil teknolojilere yönelmesi şu dersi verdi: Kamu ilk pazarı yaratabilir, ama kalıcı kalkınma kazanılan yetkinliğin yeni müşterilere ve yeni sektörlere taşınabilmesine bağlıdır.</p>
<p>Ankara açısından benzer bir risk var. Nitelikli insan kaynağı birkaç büyük yapıda yoğunlaşırken küçük firmalar mühendislik ve yazılım yetkinliklerine erişmekte zorlanabilir. KOBİ’nin siparişi artabilir, ancak yaptığı iş aynı kalabilir. Böyle bir durumda üretim hacmi büyürken yaratılan değerin önemli bir bölümü değer zincirinin üst kademelerinde yoğunlaşır.</p>
<p>Bu nedenle başarı, kamu desteğinin firmayı ne kadar büyüttüğünden çok, kazandığı yetkinliği yeni ürünlere, müşterilere ve pazarlara taşıyabilmesinde aranmalı. Bu nedenle başarı, kamu desteğinin firmayı ne kadar büyüttüğünden çok, kazandığı yetkinliği yeni ürünlere, müşterilere ve pazarlara taşıyabilmesinde aranmalı.</p>
<p><strong>Kalkınmayı biraz da böyle ölçmek</strong></p>
<p>Her KOBİ’nin kendi laboratuvarı ya da yazılım ekibi olması gerekmiyor. Ama ortak test merkezlerine, üniversitelere, mühendislik şirketlerine ve teknoparklarda biriken bilgiye erişebilmesi gerekiyor.</p>
<p>Dünün sanayi altyapısı yol, enerji ve organize sanayi bölgesiydi. Bugün buna test, tasarım, yazılım, veri ve mühendislik hizmetlerini de eklemek gerekiyor. Türkiye’nin kalkınma meselesi yalnız daha fazla üretmek değil. Daha fazla firmanın daha karmaşık ürünler üretebilmesi, daha fazla insanın daha nitelikli işlerde çalışabilmesi ve üretimde yaratılan değerin daha geniş kesimlere yayılabilmesi gerekiyor.</p>
<p>Üç yazının sonunda vardığım yer de burası: Türkiye’nin ne kadar ürettiği kadar, üretimin ne kadar bilgi ve yetkinlik biriktirdiği ve bunun ne tür işler yarattığı önemli.</p>
<p>Ankara bunun için hazır bir başarı modeli değil. Ancak ileri teknoloji kapasitesi, güçlü insan kaynağı ve geniş KOBİ tabanının aynı kentte buluşması, Ankara’yı Türkiye açısından son derece öğretici bir kalkınma laboratuvarı haline getiriyor.</p>
<p><strong>Sanayi politikasının asıl başarı ölçüsü de burada ortaya çıkıyor: daha yüksek teknoloji ve verimliliğin daha nitelikli işlere, daha yüksek gelire ve daha geniş kesimlere yayılan bir refah artışına dönüşmesi.</strong></p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Yazıda kamu alımlarının sanayi ve teknoloji politikasındaki rolüne ilişkin değerlendirmelerde OECD ve Dünya Bankası’nın güncel sanayi politikası çalışmaları ile kamu alımları literatüründen yararlanılmıştır.</p>
<p><strong>- China State Council / Ministry of Industry and Information Technology, “Little Giant” SMEs, 2025–2026: </strong>“Little Giant” firmalar belirli büyüklüğün üzerindeki sanayi KOBİ’lerinin yüzde 3,5’ini oluşturmasına rağmen faaliyet gelirlerinin yüzde 9,6’sını ve toplam kârın yüzde 13,7’sini yaratmaktadır. Çin’in 2026’da yürürlüğe giren güncel KOBİ geliştirme sistemi, teknoloji ve yenilik odaklı işletmelerden uzmanlaşmış KOBİ’lere ve “Little Giant” firmalara uzanan kademeli bir yapı kurmakta; desteklerin firmanın gelişim aşaması ve ihtiyacına göre farklılaştırılmasını öngörmektedir.</p>
<p><strong>- Republic of Korea, Ministry of SMEs and Startups, 2026 Smart Manufacturing Innovation Support Program: </strong>Program kapsamında 30 otonom fabrika, 400 yapay zekâ uzmanlaşmış akıllı fabrika ve 20 büyük firma–KOBİ işbirliği projesi olmak üzere yaklaşık 450 proje desteklenmektedir. Program ayrıca KOBİ’lerin üretim süreçlerinde yapay zekâ kullanımını planlamasına ve uygulamasına yönelik uzman danışmanlık desteği ile teknoloji sağlayıcılarının geliştirilmesine yönelik araçlar içermektedir.</p>
<p><strong>- OECD, <em>Public Procurement for Innovation: Good Practices and Strategies</em>, 2017:</strong> Kamu alımlarının yenilikçi ürün ve hizmetler için önemli bir talep alanı oluşturabileceği, stratejik biçimde kullanıldığında yenilikçiliği ve verimliliği destekleyebileceği belirtilmektedir. Yazıda kamu alımının yenilikçi firmaya ilk pazar, referans ve ölçek kazanma imkânı sağlayabileceğine ilişkin değerlendirme bu çerçeveye dayanmaktadır.</p>
<p><strong>- OECD, <em>Public Procurement, Trade and Industrial Policies: Supporting National Priorities</em>, 2026:</strong> Kamu alımları, yalnız idari bir satın alma faaliyeti değil, piyasaları şekillendirebilen, yenilikçiliği destekleyebilen ve stratejik sektörlerde yerli kapasitenin gelişmesine katkı sağlayabilen bir sanayi politikası aracı olarak ele alınmaktadır. Raporda aynı zamanda bu araçların rekabeti bozucu veya gereksiz ticaret engelleri yaratmayacak biçimde tasarlanması gerektiği vurgulanmaktadır.</p>
<p><strong>- World Bank, <em>Industrial Policy for Development: Approaches in the 21st Century</em>, 2026:</strong> Raporda kamu alımları sanayi politikasının talep yönlü araçlarından biri olarak değerlendirilmektedir. Dünya Bankası’nın rapora ilişkin sunumunda kamu alımlarının firmaların yetkinliklerini geliştirmesine, kalite sunabildiğini göstermesine, verimlilik ve istihdam artışına katkı sağlayabileceğine ilişkin ampirik bulgular aktarılmaktadır. Bununla birlikte kamu siparişlerinin ölçek yaratacak büyüklükte olması, mali alan ve uygulama kapasitesi gibi koşulların sonuçlar üzerinde belirleyici olduğu belirtilmektedir.</p>
<p><strong>Not:</strong> Yazıda kamu alımının “ilk müşteri”, “referans”, “ölçek” ve “öğrenme” kanallarını birlikte ele alan çerçeve ile Ankara açısından yapılan değerlendirmeler yazarın yukarıdaki literatürden hareketle geliştirdiği analitik yorumdur. Benzer biçimde, ileri teknoloji ve verimlilik artışının daha nitelikli işlere, daha yüksek gelire ve daha geniş kesimlere yayılan refah artışına dönüşmesini sanayi politikasının başarı ölçüsü olarak tanımlayan sonuç cümlesi doğrudan tek bir kaynaktan alınmış bir bulgu değil, yazının genel argümanının sonucudur.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ankaradan-turkiyeye-teknoloji-refaha-nasil-donusur-89724</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/4/1280x720/636-1792040392.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara’dan Türkiye’ye: Teknoloji refaha nasıl dönüşür? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/erken-uyari-varsa-hisseler-nasil-sisirildi-89723</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Erken uyarı varsa hisseler nasıl şişirildi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Fon krizi, borsadaki olağan dışı hareketlerin sadece hisse yatırımcısını değil, o hisseleri taşıyan fon ortaklarını da vurduğunu acı şekilde kanıtladı. 130'dan fazla fonun tasfiyesi ve binlerce yatırımcının uğradığı kayıp, denetim mekanizmalarının etkinliğini ciddi biçimde tartışmaya açtı. Bu ağır fatura, bireysel zararların ötesine geçerek Borsa İstanbul’da işlem hacimlerinin çökmesine, derin bir likidite daralmasına ve en önemlisi güven zemininin sarsılmasına yol açtı. Peki, resmi otoritelerin elinde erken uyarı sistemleri varken bu karanlık tablo nasıl ortaya çıkabildi?</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad05bfaa4dce-1792039930.png" alt="" width="445" height="385" />Borsa İstanbul’un gözetim sistemleri fiyatı, hacmi ve emir akışını izliyor; SPK ise piyasa bozucu eylemleri cezalandırma yetkisine sahip. Ancak mevcut pratik net bir gerçeği yüzümüze vuruyor: Erken uyarı, suçu anında engelleyen bir kalkan değil, sadece şüpheli hareketleri raporlayan bir fenerdir. Elbette her sert yükseliş manipülasyon olmadığı gibi, her şüpheli hareket de doğrudan suç değildir. Buradaki temel sorun sistemin alarm vermesi değil; alarm çaldıktan sonra çarkların ne kadar hızlı ve cesur dönebildiği. </p>
<p><strong>Asıl mesele fiyatın uçuşunu izlemek değil </strong></p>
<p>Dünya genelinde modern gözetim sistemleri, yapay zeka destekli algoritmalarla sadece fiyatı değil; emir davranışlarını ve gizli hesap bağlantılarını anında analiz ediyor. Asıl mesele fiyatın uçuşunu izlemek değil, o yükselişin ardındaki tezgahı anında deşifre edebilmek. İşte tam bu noktada sormak gerekiyor: Olağan dışı hareketler ne zaman fark edildi? Şüpheli işlemler ne zaman mercek altına alındı? Hepsinden önemlisi, suni fiyat artışları ile bu hisseleri yutan fonların büyüme hızları arasındaki tehlikeli ilişki zamanında neden masaya yatırılmadı?</p>
<p>Çünkü bir hisse yapay olarak şişirildiğinde, fonun pay değeri de katlanıyor ve yatırımcı bunu gerçek bir başarı sanıp parasını oraya bağlıyor. Balon patladığında ise fatura tabana yayılıyor, kitlesel bir mağduriyet doğuyor. Ekonomi yönetiminin şimdilerde yeni yasa hazırlıkları yapması ve "Risk Takip Sistemi"ni gündeme getirmesi, yapısal zafiyetin zımnen itirafı. Kuşkusuz kurallar kağıt üzerinde ne kadar ağır olursa olsun, geçmişin kayıplarını telafiye yetmiyor. Yatırımcı somut sonuç bekler. Güvenilir piyasa; kuralların proaktif, tavizsiz ve istisnasız herkes için işletildiği piyasadır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/erken-uyari-varsa-hisseler-nasil-sisirildi-89723</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Erken uyarı varsa hisseler nasıl şişirildi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkish-carbon-market-dialogue-2026-etkinliginden-89722</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Turkish Carbon Market Dialogue 2026&#039; etkinliğinden…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’de Emisyon Ticaret Sistemi’nin hayata geçirilmesi ve Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, sanayiden finansa kadar birçok alanda yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Turkish Carbon Market Dialogue 2026’da ele alınan başlıklar, karbon fiyatlandırmasının yalnızca çevresel bir yükümlülük değil, üretim ve yatırım kararlarını şekillendiren stratejik bir ekonomik araç olduğunu ortaya koyuyor.</strong></p>
<p>Geçen hafta içinde izleyici olarak katıldığım önemli bir etkinlikten derlediğim bilgileri paylaşmak istiyorum. İklim değişikliğiyle mücadele, günümüzde yalnızca çevre politikalarının değil, aynı zamanda sanayi stratejilerinin, uluslararası ticaretin, finansman modellerinin ve ülkelerin rekabet gücünün de temel belirleyicilerinden biri hâline gelmiştir.</p>
<p>Karbon emisyonlarının ölçülmesi, fiyatlandırılması ve azaltılmasına yönelik mekanizmalar, ekonomik kararların merkezine yerleşmektedir.</p>
<p>Bu gelişmeler ışığında, 7 Ekim 2026 tarihinde İstanbul’da, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İklim Değişikliği Başkanlığı’nın himaye ve desteğiyle, Uluslararası Emisyon Ticareti Birliği (IETA) ve GAIA Climate tarafından düzenlenen Turkish Carbon Market Dialogue 2026, Türkiye’nin karbon piyasalarındaki yeni dönemini değerlendirmek açısından önemli bir buluşma olmuştur.</p>
<p>Kamu kurumlarını, sanayi kuruluşlarını, finans sektörünü ve uluslararası kuruluşları bir araya getiren etkinlikte; küresel karbon piyasalarının geleceği, Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi (ETS), Avrupa Birliği Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), karbon tarımı ve yeşil sanayinin finansmanı ele alınmıştır.</p>
<p>Etkinliğin asıl önemi, karbon piyasalarının yalnızca çevresel bir yükümlülük olarak değil, Türkiye’nin üretim yapısını, yatırım tercihlerini ve uluslararası rekabet gücünü dönüştürebilecek bir ekonomik araç olarak değerlendirilmesinde yatmaktadır.</p>
<ol>
<li><strong>Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi</strong>: Düzenlemeden uygulamaya geçiş</li>
</ol>
<p>Etkinliğin öne çıkan başlıklarından biri, Türkiye’de Emisyon Ticaret Sistemi’nin hayata geçirilmesi ve işlerlik kazanmasıdır. Emisyon Ticaret Sistemi, belirli sektörlerdeki sera gazı emisyonlarına bir sınır getirilmesi ve işletmelerin emisyon izinleri veya tahsisatları üzerinden yükümlülüklerini yerine getirmesi esasına dayanır. Emisyonlarını azaltan işletmeler avantaj elde edebilirken, dönüşümünü geciktiren işletmeler artan maliyetlerle karşılaşabilir. <strong>Türkiye açısından ETS’nin önemi üç temel noktada değerlendirilebilir. </strong></p>
<p><strong>- Birincisi,</strong> karbonun ekonomik maliyetinin görünür hâle gelmesidir. Bugüne kadar birçok işletme üretim maliyetlerini hesaplayarak karar verirken karbon emisyonlarının ekonomik etkisini yeterince dikkate almamıştır. Karbon fiyatlandırması, bu maliyeti işletmelerin yatırım ve üretim kararlarına dâhil edecektir.</p>
<p><strong>- İkincisi,</strong> düşük karbonlu üretime geçişin hızlanmasıdır. Enerji verimliliği, yenilenebilir enerji kullanımı, elektrifikasyon, atıkların değerlendirilmesi ve daha temiz üretim teknolojileri işletmeler açısından daha önemli yatırım alanları hâline gelecektir.</p>
<p><strong>- Üçüncüsü</strong>, yeni bir piyasa ve finansman altyapısının oluşmasıdır. Karbon fiyatlarının öngörülebilirliği, şirketlerin uzun vadeli yatırım kararlarını ve finans kuruluşlarının kredi değerlendirmelerini etkileyebilir. Bununla birlikte ETS’nin başarısı, yalnızca mevzuatın hazırlanmasına bağlı değildir. Emisyonların doğru ölçülmesi, raporlanması ve bağımsız biçimde doğrulanması; tahsisat kurallarının açık olması; piyasa gözetiminin etkin yürütülmesi ve işletmelerin sisteme uyum sağlayabilecek teknik kapasiteye sahip olması gerekir. Özellikle KOBİ’lerin bu süreçte desteklenmesi, sistemin ekonomik ve toplumsal açıdan dengeli işlemesi bakımından kritik önemdedir.</p>
<p><strong>2) Avrupa Birliği SKDM: Türk sanayisi için rekabet sınavı</strong></p>
<p>Turkish Carbon Market Dialogue 2026’nın diğer önemli gündem maddesi, Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizmasıdır.</p>
<p>SKDM, Avrupa Birliği’ne ithal edilen belirli ürünlerin üretimi sırasında ortaya çıkan gömülü karbon emisyonlarını dikkate alarak karbon maliyetlerinin sınır ötesinde de ele alınmasını amaçlamaktadır. Mekanizma özellikle çimento, demir-çelik, alüminyum, gübre, elektrik ve hidrojen gibi kapsama alınan ürünler bakımından önem taşımaktadır.</p>
<p>Türkiye’nin Avrupa Birliği ile güçlü ticari ilişkileri dikkate alındığında, bu düzenleme ihracatçı sanayinin geleceği açısından stratejik bir konudur.</p>
<p>Türk işletmeleri açısından mesele artık yalnızca ürün kalitesi, fiyatı ve teslim süresi değildir.</p>
<p>Ürünün hangi enerji kaynaklarıyla üretildiği, ne kadar emisyona neden olduğu ve bu verilerin hangi yöntemlerle doğrulandığı da önem kazanmaktadır. Bu nedenle SKDM, Türkiye sanayisi açısından hem risk hem de dönüşüm fırsatı oluşturmaktadır.</p>
<p>Dönüşümünü geciktiren işletmeler, karbon maliyetleri ve veri eksiklikleri nedeniyle rekabet baskısıyla karşılaşabilir. Buna karşılık enerji verimliliğini artıran, yenilenebilir enerji kullanan ve emisyonlarını güvenilir biçimde belgeleyen şirketler uluslararası pazarlarda avantaj elde edebilir.</p>
<p><strong>- Etkinliğin genel değerlendirmesi</strong>: Diyalogdan somut sonuçlara</p>
<p>Turkish Carbon Market Dialogue 2026’nın temel katkısı, karbon piyasalarını farklı kurumların ve sektörlerin ortak gündemine taşımasıdır.</p>
<p>Kamu otoritelerinin düzenleyici yaklaşımı, sanayinin uygulama ihtiyaçları, finans sektörünün kaynak tahsisi ve uluslararası kuruluşların deneyimi aynı tartışma zemini içinde ele alınmıştır.</p>
<p>Bu yaklaşım, karbon piyasalarının yalnızca çevre mevzuatına ilişkin teknik bir konu olmadığını göstermektedir.</p>
<p>Karbon fiyatlandırması; enerji politikası, dış ticaret, sanayi yatırımları, finansal risk yönetimi ve kırsal kalkınmayla birlikte değerlendirilmesi gereken çok boyutlu bir dönüşüm alanıdır.</p>
<p>Bununla birlikte bir etkinliğin başarısını yalnızca katılımcı profili veya ele alınan konu çeşitliliği üzerinden ölçmek yeterli değildir.</p>
<p>Asıl ölçüt, tartışmaların hangi somut politika önerilerine, yatırım kararlarına ve kurumsal iş birliklerine dönüştüğüdür.</p>
<p><strong>Sonuç: Karbon piyasası, Türkiye için bir maliyet değil dönüşüm meselesidir</strong></p>
<p>Turkish Carbon Market Dialogue 2026, Türkiye’nin karbon piyasalarında yeni bir döneme girerken karşı karşıya bulunduğu fırsatları ve sorumlulukları birlikte değerlendirme açısından önemli bir platform olmuştur.</p>
<p>Emisyon Ticaret Sistemi’nin geliştirilmesi, Avrupa Birliği’nin karbon düzenlemelerine uyum, yeşil sanayinin finansmanı ve karbon tarımı gibi konular, Türkiye’nin gelecekteki üretim ve yatırım yapısını etkileyecek başlıca alanlar arasındadır.</p>
<p>Bu süreçte başarı, karbon maliyetlerini yönetmekle sınırlı değildir.</p>
<p>Asıl hedef, daha verimli üretim yapan, enerji kaynaklarını çeşitlendiren, teknoloji kapasitesini geliştiren ve uluslararası pazarlarda çevresel performansını kanıtlayabilen bir ekonomi oluşturmaktır.</p>
<p>Sonuç olarak Turkish Carbon Market Dialogue 2026’nın önemi, karbon piyasalarının geleceğini tartışmanın ötesinde, bu piyasaların Türkiye ekonomisi için nasıl değer yaratabileceği sorusunu gündeme taşımasında yatmaktadır.</p>
<p>Türkiye’nin karbon piyasasındaki başarısı, kuracağı sistemin büyüklüğünden çok; emisyonları ne ölçüde azalttığına, sanayinin rekabet gücünü nasıl geliştirdiğine ve yeşil dönüşümün ekonomik kazanımlarını ne kadar geniş bir kesime yayabildiğine bağlı olacaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkish-carbon-market-dialogue-2026-etkinliginden-89722</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Turkish Carbon Market Dialogue 2026&#039; etkinliğinden… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/suudi-arabistani-kim-kurtaracak-89721</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Suudi Arabistan’ı kim kurtaracak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABD Başkanı Donald Trump’ın Türkiye’nin Yemen’de Husilere karşı olası bir askeri müdahaleye katılabileceğine ilişkin açıklaması, Ankara’nın Suudi Arabistan’la savunma iş birliğini ve bölgesel dengelerdeki rolünü yeniden tartışmaya açtı. Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın kapsamı henüz netleşmezken Türkiye, Suudi Arabistan’a destek ile doğrudan bölgesel savaşın tarafı olma arasında kritik bir tercih yapmak zorunda kalabilir.</strong></p>
<p>Suudi Arabistan’ın güvenliği bugün üç ayrı cephede sınanıyor:</p>
<p>Husilerin askeri kapasitesi, İran’la bölgesel rekabet ve ülke içindeki siyasi düzenin dayanıklılığı. Peki, Suudi Arabistan'ı tüm bu sıkışmışlık içinden kim çekip çıkaracak?</p>
<p>ABD mi, Türkiye mi, Pakistan mı?</p>
<p>Yoksa bütün bu aktörlerin askeri desteği bile Riyad’ın güvenliğini sağlamaya yetmeyecek mi?</p>
<p><strong>Trump'ın kritik açıklaması</strong></p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump’ın önceki gün yaptığı açıklama, bu soruları yeniden gündeme taşıdı. Yemen’de Husilere karşı olası bir askeri müdahaleye Türkiye’nin de katılmasını isteyebileceğini söyleyen Trump, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la ilişkisini bir kez daha övdü ve “Harika bir arkadaşlığımız var. Kendisine çok saygı duyuyorum. Başkan Erdoğan, kendisinden istediğimi yapacaktır” dedi.</p>
<p>Bu sözler Washington'un Suudi Arabistan’ın güvenliğini sağlama yükünü paylaşacak aktörler arayışına Türkiye'yi de dahil etmeyi planladığının işareti.</p>
<p>AK Parti hükümeti de hâlihazırda Suudi Arabistan'a destek olunacağını bizzat Dışişleri Bakanı Fidan'ın ağzından açıklamış durumda.</p>
<p><strong>Trump'ın hesabı; maliyeti başkalarına yüklemek...</strong></p>
<p>Kasım ayındaki ABD ara seçimleri yaklaşırken, İran’la savaşın Amerikan kamuoyunda yarattığı maliyet ve siyasi baskı, Trump yönetiminin Suudi Arabistan meselesinde doğrudan dahil olması ihtimalini azaltır nitelikte. Amerikan iç kamuoyunda İran meselesine ilişkin bakış o kadar sıkıntılı ki, Trump'ın, İran/Yemen savaşlarının sorumluluğunu yönetim içindeki isimlere yükleyerek siyasi maliyeti azaltma arayışına girdiği, Savunma Bakanı Pete Hegseth’in ara seçimlerin ardından görevden alınabileceğine ilişkin haberler Amerikan basınında yayınlanmaya başladı bile. Sadece bu haberler bile, Washington’ın askeri hamleleri kadar bunların iç politikadaki sonuçlarını da hesapladığını gösteriyor.</p>
<p>Trump açısından Suudi meselesine Türkiye’nin olası katkısı bu nedenle önemli; Ankara, NATO üyeliğinin yanı sıra askeri kapasitesi, savunma sanayisi ve bölgesel ilişkileriyle Suudi Arabistan’a destek verebilecek bir aktör.</p>
<p><strong>Mekke anlaşmasının akıbeti...</strong></p>
<p>ABD'nin Türkiye'yi de Yemen denklemine doğrudan dahil etme çabasındaki eksik ise Ankara’nın Riyad’la imzaladığı Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın kurumsal altyapısı henüz tamamlanmış olması.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, 12 Ekim’de yaptığı açıklamada anlaşmanın yakında TBMM’ye getirileceğini söyledi. Erdoğan, kolektif savunma ve bölgesel iş birliğini kalıcı, kurumsal bir çerçeveye oturtmak için çalışmaların sürdüğünü belirtti. Ancak antlaşma metni hala TBMM'ye sunulmadı, dolayısıyla tam olarak ne içerdiği kamuoyu açısından hala bir "sır".</p>
<p>Üstelik Erdoğan'ın son ifadesindeki detaylar, Mekke Antlaşması’nın akıbeti konusunda önemli bir ayrıma da işaret eder nitelikte;</p>
<p>Antlaşmanın kurumsal altyapısının hazırlanması ile Türkiye’nin başka bir ülkeye asker göndermesine ilişkin somut karar aynı şey değil. Türkiye’nin Suudi Arabistan’a hava savunma sistemleri, insansız hava araçları, elektronik harp kapasitesi, eğitim ve bakım desteği sağlaması ile Yemen’de Husilere karşı doğrudan askeri harekâta katılması arasında ciddi fark bulunuyor.</p>
<p>Nitekim Dışişleri Bakanı Fidan'ın da Türkiye’nin başka bir ülkenin toprağına asker göndererek orada saldırı düzenlemeyeceğini söylemiş olması önemli. Bu ifade, Ankara’nın savunma desteği ile doğrudan savaşan taraf olma arasında bir çizgi çekmeye çalıştığını düşündürüyor.</p>
<p>İşte Mekke İttifakı’nın gerçek sınavı da burada başlıyor;</p>
<p>Antlaşmanın tarafların savunma kapasitelerini güçlendiren bir iş birliği mekanizması mı olacağı, yoksa Türkiye’yi giderek genişleyen bir bölgesel savaşın içine çeken bir askeri çerçeveye mi dönüşeceği yönünde Ankara'nın bakışı ve duruşu hala netleşmiş değil.</p>
<p><strong>Muhammed bin Salman iktidarda kalabilecek mi?</strong></p>
<p>Üstelik Mekke Antlaşması'nın çerçevesi çizilirken hesap edilmesi gereken başka bir unsur daha var; Suudi Arabistan'daki mevcut rejiminin kalıcı olup olamayacağı.</p>
<p>Husilerin saldırıları, havalimanlarını, hava sahasını ve enerji altyapısını hedef alarak Riyad üzerinde hem askeri hem ekonomik baskı oluşturuyor, ülkenin ihracat kapasitesini, ticaret dengesinin vuruyor. Saldırılar, savunma harcamalarının yükselmesine neden olurken, petrol gelirlerine dayanan ekonomik model üzerinde ilave baskılar yaratıyor. Bu da Suudi Arabistan'ın iç siyasetindeki hâlihazırda var olan kırılganlıkları besliyor.</p>
<p>Suudi Veliah Prensi Muhammed bin Selman’ın (MBS) iktidarı merkezileştiren politikaları ülkedeki geleneksel dini çevrelerle, kabilelerle ve kraliyet ailesinin farklı kesimleriyle ilişkilerini zaten gergin hale getirmişti. MBS'nin gücü ilk ele geçirdiğinde "Ritz-Carlton operasyonları" ile bazı iş insanları ve prenslerin gözaltına alınması, mal varlıklarına el konulması ve eski güç odaklarının etkisizleştirilmesi, yönetimin kontrolünü artırırken biriken hoşnutsuzluklara da zemin hazırlamıştı.</p>
<p>Nitekim buradaki temel soru, bu hoşnutsuzluğun Husi saldırılarının ekonomik ve siyasi etkisiyle birleşip, rejimi tehdit edecek ölçüde örgütlenip örgütlenemeyeceği üzerinde düğümleniyor. Rejimin kendi güvenlik aygıtı içindeki hoşnutsuzlukları yönetememesi, dışarıdan gelen tehditlerden çok daha ağır sonuçlar doğurabilir. Devleti korumakla görevli kurumların sadakati yalnızca silahlarla, maaşlarla veya emir-komuta zinciriyle sağlanamaz. Bu sadakat, aynı zamanda siyasi düzenin kabul görmesine ve iktidarın kaynakları nasıl dağıttığına bağlıdır ki, bu da MBS'nin politikalarıyla yerle bir edilmiş durumda.</p>
<p><strong>İran'ın perde arkasındaki arayışları</strong></p>
<p>Suudi yönetiminin karşı karşıya olduğu risklere ilişkin en dikkat çekici iddialardan biri de İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun, Umman gibi ülkelerde Suudi kabile temsilcileriyle temas kurduğuna ilişkin haberlerde yatıyor. Bu iddialara göre görüşmelerde petrol gelirlerinin daha adil dağıtılması, kabilelerin eski haklarının geri verilmesi ve yönetim modelinin tek bir ailenin egemenliğine dayanmayacak biçimde değiştirilmesi gibi başlıklar ele alınıyor.</p>
<p>İddiaların doğru olması durumunda ortaya çıkacak tablo, Tahran'ın Husiler üzerinden Suudi Arabistan’a askeri baskı uygulamakla yetinmeyip ülkenin içindeki muhalif unsurlarla da ilişki kurmaya çalıştığını gösterir. Bu da, Riyad’ın karşısındaki tehdidin çok katmanlı hale gelmesi olarak okunabilir.</p>
<p><strong>Türkiye ve İsrail “aynı safta” mı savaşacak?</strong></p>
<p>Bölgesel denklemi daha da karmaşık hale getiren gelişme ise İsrail’in de Yemen’deki çatışmaya dahil olma eğilimine ilişkin haberler;</p>
<p>İsrail basınında Başbakanı Netanyahu’nun Suudi Arabistan’a ve Muhammed bin Selman’a destek önerdiğine ilişkin haberler çıkmaya başladı. Geçen ay da Almanya'da Suudi Arabistan'ın da dahil olduğu bir grup Arap ülkesinin İsrailli temsilcilerle bir yuvarlak masa etrafında buluştuğu haberleri yayınlanmış ve bu haberler yalanlanmamıştı.</p>
<p>Türkiye ikili anlaşmalar ve Mekke antlaşması üzerinde Suudi Arabistan’la savunma iş birliğini geliştirirken, İsrail’in de Yemen’de askeri rol üstlenmesi olasılığı da giderek artıyor. Ankara ile Tel Aviv arasındaki siyasi gerilim sürerken, iki ülkenin aynı çatışma sahasında fiilen benzer bir askeri hedef doğrultusunda hareket etmesi ihtimalinin artık masada olduğu açık.</p>
<p><strong>İsrail'in hesabı; Suudileri İbrahim Antlaşmaları’na çekmek...</strong></p>
<p>İsrail'in Yemen meselesine dahil olmak konusundaki asıl stratejik hesabı, Riyad’ı İbrahim Antlaşmaları’na dahil ederek İsrail ile Körfez arasındaki ilişkileri yeni bir güvenlik mimarisi içinde birleştirmek olduğu açık.</p>
<p>İsrail’in 2020’de Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn’le başlattığı normalleşme sürecinin Suudi Arabistan’ı da kapsaması, Orta Doğu’daki güç dengelerini değiştirebilecek bir gelişme olur. Riyad’ın İsrail’le diplomatik ilişkiler kurması, İran’a karşı bölgesel iş birliğini güçlendirebileceği gibi, Washington’ın Körfez’deki güvenlik mimarisini İsrail’le daha fazla bütünleştirme hedefini de destekler.</p>
<p>Böyle bir noktada Mekke Antlaşması'nın "nereye koyulacağı" ya da "akıbetinin ne olabileceği" de şimdiden düşünülmesi gereken sorular arasında yer alıyor.</p>
<p>Kısacası Suudi Arabistan'a ve fiili lideri MBS'ye ne ölçüde destek verileceği Ankara açısından adeta bir "çıkmaz sokak" gibi;</p>
<p>Eğer verilecek askeri destek yeterli olmazsa, İsrail'in devreye girmesi ve Mekke Antlaşması'nın "kadükolması" ihtimali var.</p>
<p>Türkiye'nin Suudi Arabistan'ı Mehmetçikle koruma ihtimali ise, zaten fon skandalı ve bitmeyen ekonomik krizle kamuoyunda giderek güç kaybetmekte olan AK Parti hükümetini iç politikada ciddi sınamalarla karşı karşıya bırakabilir.</p>
<p>Ankara açısından üçüncü seçenek Suudilere sınırlı destek verilmesi ve İsrail'in devreye girmesine göz yumulması olabilir; Bu durumda ise, AK Parti'nin Suudi Arabistan'da "İsrail'le nasıl aynı safta olunduğunu" kamuoyuna anlatması gerekecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/suudi-arabistani-kim-kurtaracak-89721</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/1/1280x720/56-1792039729.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Suudi Arabistan’ı kim kurtaracak? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-dolandiriciliginin-piyasalara-ve-ekonomiye-etkileri-89720</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon dolandırıcılığının piyasalara ve ekonomiye etkileri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Fon skandalının ardından yatırımcı güveninin yeniden tesis edilmesi, sermaye piyasalarının geleceği açısından kritik önem taşıyor. Tasfiye sürecinin uzaması ve para piyasası fonlarından çıkışların sürmesi, şirket tahvillerine talebi daraltabilir, halka arzları geciktirebilir ve servet kaybı üzerinden ekonomik büyüme üzerinde baskı yaratabilir.</strong></p>
<p>17 Eylül’de kamuoyunun öğrendiği fon dolandırıcılığı hadisesinin içeriğinin geçen 1 ay neticesinde yatırım fonlarının ilk kuruluş tarihleri olan 2021 tarihine kadar uzanan bir zaman dilimine yayılmış nitelikli organize bir iş olduğu ortaya çıkmış oldu. Az sayıda kişinin herkesin hayatları boyunca bir arada göremeyecekleri milyonlarca, milyarlarca parayı çok sayıdaki yatırımcının tasarruflarını zimmetlerine geçirmek suretiyle bilinçli ortak bir eyleme imza attıklarını görüyoruz.</p>
<p>Geçtiğimiz haftaki yazımda olayların uzunca bir zaman dilimine yayılması esnasında sorumlu ilgili kamu kurum yetkililerinin mevcut düzenlemelere dayanarak zamanında tedbir almamalarının getirdiği etkinsizlikleri açıklamıştım. Olaydan direkt olarak etkilenen <strong>455 bin</strong> fonzedenin <strong>%88’inin</strong> portföy büyüklüğünün <strong>%1 milyon TL’nin altında</strong>, <strong>%9’unun</strong> portföy büyüklüğünün <strong>1-5 milyon TL arasında</strong>, <strong>%2’sinin</strong> portföy büyüklüğünün <strong>5-25 Milyon TL</strong> arasında ve <strong>binde 5’inin</strong> portföy büyüklüğünün <strong>25 milyon TL</strong>’nin üzerinde olduğunu öğrendik.</p>
<p>Bu veriler ışığında fon koordinasyon kurulu, TBMM’ye getirilen yeni kanun teklifinde SPK’nın tasfiye kararı aldığı fonlarda yatırımcılara ilk etapta <strong>maksimum 1 milyon TL’ye</strong> kadar bir ara ödeme yapılacağı kararına imza attı. <strong>Yatırımcılara ön ödeme şeklinde yapılacak olan avans miktarı yatırımcının portföyündeki net yatırım tutarını aşamayacaktır.</strong> Ayrıca belirlenen net yatırım tutarı herhangi bir alacak garantisi de vermemekte sadece yatırımcılara yapılacak olan üst sınır ödeme miktarını ifade etmektedir.</p>
<p>Otorite tarafından belirlenen 1 milyon TL sınırının doğru olmadığını, burada önemli olanın yatırımcıların tasfiye süreci öncesinde TEFAS üzerinden emir iletiminde bulunarak “<strong>PBLK</strong>” pay blokajı yani <strong>takas kesinliği</strong> hakkına sahip olan yatırımcılara yönelik öncelikli ödeme durumunun belirlenmesi gerektiğini önceki yazımda açıklamıştım. Ayrıca yatırımcıların en düşük fon risk yatırımına sahip olan para piyasası fonlarındaki yatırımlarının %100’e yakın miktarının (tasfiyeye konu ilgili fon varlıkları ilk etapta yeterli ise tamamı değil ise, tasfiye süresince kalan bakiyesi şeklinde ödenmelidir.) öncelikli olarak herhangi bir sınırlamaya tabi olmadan ödenmesi gerektiğini mevzuat gereğince kati bir durum arz ettiğini açıklamıştım.</p>
<p>Yaşanan fon olayının piyasalara olan etkisini para piyasası fonlarından geçen sürede yaklaşık <strong>600 milyar TL (12 milyar dolar)</strong> çıkış şeklinde ve karşılığında çok büyük bir ölçüde bankalarda TL mevduat yatırımına yöneliş ile ve az bir düzeyde de döviz mevduatına kayış durumu yaşandığını gözlemledik.</p>
<p>Tasfiyeye konu olan yatırım fonlarında mağdur olanlar haricinde BİST piyasasında hisse senedi yatırımları bulunan <strong>6.7 milyon</strong> civarındaki yatırımcılar da <strong>BİST.100</strong> endeksinin son 1 ay içerisinde <strong>%15 gerilemesi </strong>ve BİST.100 harici <strong>XTUMY</strong> endeksinin <strong>%38 </strong>düzeyinde düşüşü neticesinde yatırımlarından Ekim itibarıyla <strong>5.3 trilyon TL’nin</strong> üzerinde toplam portföy kaybı yaşamıştır. Tasfiyeye konu olan fonların içerisinde yer alan likiditesi düşük, fiili dolaşım oranı sahipliğinin büyük ölçüde bu fonların varlıklarında yer alan hisse senetlerinde son 1 aylık değer kayıp miktarlarının <strong>%87</strong> düzeyine kadar ulaştığını görmekteyiz.</p>
<p>Yatırım fonu piyasasında tasarrufları bulunan <strong>6 milyona</strong> yakın miktardaki yatırımcıların özellikle hisse senedi yoğun ve endeks bazlı fonların portföy değerlerinde borsadaki hisselerde yaşanan hızlı değer kaybı sebebi ile hem yatırımcı sayısında hem de portföy değerlerinde düşüş gerçekleşmiştir.</p>
<p>Bireysel emeklilik yatırımları içerisinde yurtiçi endeks ve hisse senedi yoğun emeklilik fonlarına yatırım yapmış olan bir kaç milyon yatırımcının da emeklilik portföylerinde varlık dağılım tercihlerine bağlı olarak kısa vadede portföylerinde gerilemeler yaşanmaktadır.</p>
<p><strong>Para piyasası fonlarından geçtiğimiz 5 haftada yaşanan yüklü çıkış hamlesi sermaye piyasası üzerinden kısa vadeli özel sektör tahvili ve şirket finansman bonosu ihraçlarına yönelik talep daralması durumunu beraberinde getirecektir.</strong> Para piyasası fonları bu alandaki ihraçlara önemli ölçüde yatırımlarda bulunmaktaydı. Bu nedenle önümüzdeki süreçte şirketlerin banka harici refinansman ihtiyaçlarını sermaye piyasası yerine tekrar bankalar üzerinden karşılamak durumunda kalmaları beklenen bir gelişme olacaktır.</p>
<p>Fon piyasasında yaşananlardan olumsuz yönde etkilenebilecek bir diğer alan da <strong>şirket halka arzlarındaki gecikmeler</strong> olacaktır. <strong>2023 yılında 54 adet</strong> şirket halka arz edilirken, <strong>2024 yılında 34 adet</strong> şirket halka açılmıştı. <strong>2025 yılında 18 adet</strong> şirket 45 milyar TL toplam büyüklük üzerinden borsaya açılmıştı. <strong>2026 yılında ise, 28 adet</strong> şirketin halka arzından 63 Milyar TL büyüklüğünde bir piyasa oluşmuştu.</p>
<p>6 aylık fon tasfiye sürecinin tamamlanmasına kadar bu piyasada halka arz döneminin kapalı kalacağını tahmin ediyorum. Sürecin en kısa süre içerisinde şeffaf ve en adil bir şekilde yatırımcıların mağduriyetlerinin basiretli biçimde giderilmesi durumunda 2027 yılında ancak yolumuza yeni piyasa normali üzerinden devam edebileceğiz.</p>
<p>2027-2029 dönemini içeren Orta Vadeli Program’a (OVP) göre Türkiye’nin <strong>2026 yılsonu GSYH</strong> tahmini büyüklüğü <strong>85.346 milyar TL</strong> şeklinde belirlenmiştir. GSYH büyümesinin <strong>%3.3</strong> olarak tahmin edilmiş olmasına karşılık 2026 yılının 2. Çeyrek döneminde yaşanan büyüme düşüşünün 2026 yılının 3. çeyreğinde belirgin bir daralmaya doğru evrildiğini tahmin etmek mümkündür.</p>
<p>En son açıklanan Ağustos ayına ilişkin sanayi üretimi aylık değişim mevsimsellikten arındırılmış <strong>eksi %1</strong> düzeyinde olurken, imalat sanayisindeki daralma <strong>eksi %1,6</strong> düzeyinde gerçekleşmiştir. İlgili verinin orta vadeli momentumunda da negatif görünüm devam etmektedir. Takvim etkisinden arındırılmış yıllık değişimler sanayi üretimi eksi %1.9 iken imalat sanayisi eksi %2.5 düzeyinde oldukça problemli bir görünüm sergilemektedir.</p>
<p>Makroekonomi tarafında iç talepte yaşanan soğumayı perakende satışlar ve yüksek frekanslı haftalık kredi kartı harcama verilerinden izlemek mümkündür. Dış talep koşullarında kısa vadede belirgin bir toparlanma emarelerinin gözlenmediğini dikkate aldığımızda <strong>2026 büyümesinin %2,3 seviyesine yakın</strong> bir yerlerde gerçekleşmesi söz konusu olabilir.</p>
<p><strong>2026 yılı</strong> <strong>1. Çeyreğinde nihai tüketim harcamaları %4,8</strong> artış gösterirken, <strong>2026 yılı</strong> <strong>2. çeyreğinde nihai tüketim harcamaları %3.5</strong> düzeyinde artış kaydetmiştir. Fon olayı sebebiyle piyasalarda yaşanan servet etkisi kaynaklı gelen negatif şok özel tüketim harcamalarının yılın geri kalanında daha da aşağıya çekerek büyümeyi aşağı yönde baskılayacaktır. <strong>2026 yılı ilk yarısında özel tüketim harcamaları ile GSYH arasındaki büyüme elastikiyeti %1,52-%1,92 arasındadır.</strong></p>
<p>TCMB, iç talep koşullarındaki muhtemel geri çekilme trendinin yılın geri kalan aylarında da aynen devam edeceğini göz önüne alarak <strong>22 Ekim tarihinde %37 seviyesindeki gösterge faizini 100 baz puan indirme fırsatını geri çevirmeyecektir</strong>. Bu ihtimali devre dışında bırakacak tek gelişme hâlihazırda 100 dolar üzerinde yer alan brent tipi petrol fiyatı ile jeo-ekonomik dış piyasa koşullarının (ABD tahvilleri başta olmak üzere yurtdışı gelişmiş ülke tahvil faizlerindeki yükseliş trendi) daha da olumsuz yönde ilerlemesi olacaktır.</p>
<p>ABD Merkez Bankası FED’in Aralık ayında tekrar faiz artırım beklentisi piyasalarda büyük ölçüde fiyatlanmakta iken TCMB’nin faiz indirimi için 10 Aralık toplantısına kadar bekleyeceğini düşünmüyorum. Zira o tarihe kadar Kasım ayındaki ABD Senato ve Temsilciler Meclisi seçimleri sebebiyle uluslararası piyasa koşullarının daha da olumsuz yönde bir seyir seyretme ihtimali bulunmaktadır.</p>
<p>Son 1 ay içerisinde içeride yaşadıklarımızdan sonra sağlık hariç kaybedilen paralar bir şekilde adil bir süreç işletilecek olursa yerine elbette ki konacaktır. Ancak piyasalarda kaybedilen güvenin tekrar geri kazanılması epeyce bir zaman alacaktır. Toplumsal ahlak seviyesinde yaratılan kalıcı hasarların ne kadar bir sürede geri yerine konulacağını ise tahmin etmek pek mümkün değildir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-dolandiriciliginin-piyasalara-ve-ekonomiye-etkileri-89720</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/2/1280x720/piyasa-finans-1771392343.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon dolandırıcılığının piyasalara ve ekonomiye etkileri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/made-in-eu-mu-made-with-eu-mu-89719</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Made in EU mu, Made with EU mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Avrupa Birliği’nin sanayiyi güçlendirmek ve üretimi kıtada tutmak amacıyla gündeme getirdiği “Made in Europe” yaklaşımı, Türkiye’nin Avrupa üretim zincirlerindeki konumunu tartışmaya açıyor. Gümrük Birliği’nin sağladığı gümrüksüz ticaretin rekabet avantajlarını korumaya yetmeyebileceğine dikkat çekilirken, Türkiye’nin yeni sanayi düzeninin dışında kalmasının iki taraf için de kayıp yaratabileceği vurgulanıyor.</strong></p>
<p>Avrupa’nın öncelikleri değişiyor, sanayi politikası yeniden yazılıyor. Değişmeyen ise Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ekonomik ilişkinin geleceğine dair belirsizlik.</p>
<p>Geçen yıl bu zamanlarda Brüksel’de Türkiye-AB İş Zirvesi için bulunduğumuzda, “Gümrük Birliği’nin yenilenmesi stratejik bir meseledir” demiştik. Bir yıl sonra yine aynı noktadayız.  Bu belirsizliğe şimdi bir de “Made in Europe” tartışması eklendi.</p>
<p>Avrupa Komisyonunun 4 Mart 2026’da açıkladığı Sanayi Hızlandırma Yasası önerisi, üretimi Avrupa’da tutmayı, yatırımları artırmayı, teknolojik kapasiteyi korumayı ve kritik tedariklerde dışa bağımlılığı azaltmayı amaçlıyor. Çin karşısında rekabet gücünü yeniden kazanmak isteyen Avrupa açısından bu hedefler anlaşılabilir. Ancak Avrupa üretimine öncelik verilirken Türkiye’nin nerede duracağı sorusu ortaya çıkıyor.</p>
<p>Çünkü Türkiye, Avrupa’nın sıradan bir ticaret ortağı değil. Yaklaşık 30 yıldır yürürlükte olan Gümrük Birliği sayesinde sanayi üretimi ve tedarik zincirleri iç içe geçmiş durumda. Otomotivden makineye, metalden tekstile kadar pek çok sektörde Türkiye, Avrupa üretim sisteminin bir parçası... Avrupa’nın üretimi kıtaya çekme politikası Türkiye’yi bu sistemin dışında bırakacak biçimde uygulanırsa, amaçlananın tersine sonuçlar doğurabilir.</p>
<p><strong>Gümrüksüz ticaret yetmiyor</strong></p>
<p>Türkiye “Made in Europe” kapsamına alınmasa da Gümrük Birliği ertesi gün sona ermeyecek. Ancak Türk ürünlerinin Avrupa’ya gümrüksüz girmesi, Avrupa’da üretilen mallara tanınan teşviklerden ve düzenleyici avantajlardan yararlanabilecekleri anlamına gelmiyor.</p>
<p>Avrupa’da üretilen bir otomobile daha yüksek satın alma teşviki verilmesi, yerel bileşen kullanan üreticilerin desteklenmesi veya Türk tedarikçilerin düşük karbonlu üretim teşviklerinin dışında tutulması, gümrük vergisi uygulanmadan da rekabet koşullarını değiştirebilir. Avrupalı üreticiler zamanla tedarikçilerini değiştirebilir, yeni yatırımlarını başka ülkelere yönlendirebilir. Bugünün sipariş kaybı, yarının üretim ve istihdam kaybına dönüşebilir.</p>
<p>Avrupa Üniversitesi Enstitüsü bünyesindeki Robert Schuman İleri Araştırmalar Merkezi için hazırladığı raporda Sinan Ülgen de bu riske dikkat çekiyor. Gümrük Birliği, Türkiye ile AB arasında sıradan bir serbest ticaret anlaşmasından farklı, özel bir hukuki ilişki oluşturuyor. Gümrüksüz ticaretin sürmesi tek başına yeterli değil; pazarda rekabet edebilme imkânlarının da korunması gerekiyor.</p>
<p>Raporda, 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı’nın özellikle 5. ve 66. maddeleri çerçevesinde önemli hukuki argümanlar bulunduğu belirtiliyor. Avrupa’nın sanayi politikasını güçlendirme hedefi, mevcut yükümlülükleri kendiliğinden ortadan kaldırmıyor. Öte yandan her yerel üretim teşviki de otomatik olarak hukuka aykırı sayılamaz. Arz güvenliği ve çevre koruması gibi gerekçelerin somut verilere dayanması, önlemlerin orantılı olması gerekiyor.</p>
<p>Türkiye’nin yalnızca siyasi itirazla yetinmemesi bu nedenle önemli... Nihai ürünlerin yanı sıra bileşenlerin, ara mallarının ve teşvik mekanizmalarının nasıl değerlendirileceği açıklığa kavuşturulmalı. Diplomatik müzakere, hukuki hazırlık ve Avrupalı sanayi ortaklarıyla iş birliği birlikte yürütülmeli.</p>
<p>Brüksel’deki zirvede Ticaret Bakanı Ömer Bolat da otomotiv sektörünün Türkiye-AB entegrasyonunun en güçlü örneklerinden biri olduğunu vurguladı. Türkiye’nin 62 milyar dolarlık otomotiv ticaretinin Türkiye-AB toplam ticaretinin yaklaşık yüzde 26’sını oluşturduğunu hatırlatan Bolat, Avrupalı ortaklarına sağduyu çağrısı yaptı. Türkiye-AB otomotiv ticaretine ilişkin kararların sağduyu çerçevesinde alınması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Koç Holding CEO’su Levent Çakıroğlu’nun mesajı da benzer yöndeydi.</p>
<p>Avrupa’nın küresel rekabet gücünü artırma ve stratejik bağımlılıklarını azaltma hedeflerini paylaştıklarını belirten Çakıroğlu, onlarca yıllık iş birliğiyle oluşan entegre üretim ve tedarik zincirlerinin korunmasının önemine dikkat çekti. Önerisi, “Made in EU” yerine “Made with EU” yaklaşımının benimsenmesi. Yani Avrupa’nın sanayi geleceğinin yalnızca AB sınırları içinde değil, Türkiye gibi Avrupa sanayisiyle bütünleşmiş güvenilir ortaklarla birlikte şekillendirilmesi. Türkiye’de üretilen bileşenlerin ve nihai ürünlerin AB’nin kamu alımları ve destek mekanizmaları kapsamında tanınması da bu talebin önemli bir parçası.</p>
<p>Bu iki açıklamanın ortak mesajı açık: Avrupa’nın sanayi kapasitesini güçlendirmesi ile Türkiye’yle ekonomik bütünleşmesini sürdürmesi birbirine alternatif olmak zorunda değil. Mevcut üretim ve tedarik zincirlerini korumak, Avrupa’nın rekabet gücü ve tedarik güvenliği açısından da önem taşıyor.</p>
<p><strong>Avrupa’nın Türkiye’ye ihtiyacı var</strong></p>
<p>Üstelik konu sadece ticaret hukuku değil. Avrupa düşük büyüme, yüksek kamu borcu, enerji güvenliği ve savunma kapasitesi sorunlarıyla uğraşıyor. Rusya tehdidi karşısında güvenliğini güçlendirmek, savunma sanayisini büyütmek ve stratejik bağımlılıklarını azaltmak istiyor. NATO içindeki belirsizlikler de Avrupa’nın kendi savunma kapasitesini geliştirme arayışını hızlandırıyor.</p>
<p>Türkiye bu tabloda yalnızca büyük bir pazar değil; sanayi altyapısı, üretim esnekliği, lojistik konumu, enerji bağlantıları ve savunma sanayisiyle önemli bir ortak olabilir. Avrupa’nın ihtiyacı, bütün üretimi kendi sınırları içine kapatmak değil, güvenilir ortaklarla daha dayanıklı bir ekonomik ve stratejik alan oluşturmak olmalı. Türkiye’yi dışarıda bırakan bir yaklaşım, Avrupa’nın kendi rekabet gücünü de zayıflatabilir.</p>
<p>DEİK Başkanı Nail Olpak’ın zirve öncesinde vurguladığı gibi, Türkiye-AB ilişkisini yalnızca ticaret hacmi üzerinden değerlendirmek yeterli değil. Rekabet gücü, yatırım, teknoloji, enerji ve tedarik zincirlerinin dayanıklılığı da bu ilişkinin temel unsurları. DEİK/Türkiye-Avrupa İş Konseyleri Koordinatör Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ’ın daha güçlü entegrasyonun küresel ölçekte yeni bir güç merkezi yaratabileceği yönündeki değerlendirmesi de bu açıdan anlamlı.</p>
<p>Elbette Türkiye’nin de sorumlulukları var. Hukuk devleti, öngörülebilir ekonomi politikaları ve Avrupa standartlarına uyum, ekonomik ortaklığın güvenilirliğini güçlendirecek unsurlar.</p>
<p><strong>Gümrük Birliği teferruat mı olacak?</strong></p>
<p>Türkiye “Made in Europe” dışında kalırsa her şeyin sona ereceğini söylemek abartı olur. Ancak Avrupa’nın teşvikleri, satın alma tercihleri ve yeni sanayi kuralları Türk üreticileri dezavantajlı duruma düşürürse, Gümrük Birliği’nin sağladığı avantajlar zamanla aşınabilir. Anlaşmanın güncellenmesini istemek de tek başına yeterli olmayabilir; korunması gereken ekonomik bütünleşmenin kendisi zarar görebilir.</p>
<p>Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ile “Made in Europe” kapsamına girme meselesini birbirinin alternatifi olarak görmek de yanlış. Biri ekonomik ilişkinin kurallarını çağın ihtiyaçlarına uyarlamak, diğeri bu ilişkinin Avrupa’nın yeni sanayi düzeninde karşılığını güvence altına almak demek.</p>
<p>Brüksel’deki zirvenin önemi burada... Geçen yıl dile getirdiğimiz stratejik mesele artık daha acil. Avrupa Türkiye’yi üretim, teknoloji ve güvenlik ortağı olarak görürse iki taraf da kazanabilir. Türkiye’yi dışarıda bırakırsa yalnızca Türk sanayisi kaybetmez; Avrupa da yakınındaki güçlü bir üretim ortağının kapasitesinden yeterince yararlanamaz.</p>
<p>Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ertelenebilir, ancak Avrupa’nın yeni üretim düzeni kurulurken Türkiye’nin nerede duracağı sorusu ertelenemez. Çünkü mesele artık yalnızca malların sınırdan nasıl geçeceği değil, geleceğin üretiminin nerede ve kimlerle yapılacağıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/made-in-eu-mu-made-with-eu-mu-89719</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Made in EU mu, Made with EU mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasalar-derinligine-kavranmazsa-etkin-kaynak-tahsisi-yapilamaz-89718</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasalar derinliğine kavranmazsa &#039;etkin kaynak tahsisi&#039; yapılamaz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Piyasaları savunmayı ya da onlara karşı çıkmayı bir inanç meselesine dönüştürmek yerine, piyasa mekanizmalarını doğru anlamak ve planlamayla dengelemek gerekiyor. Uzmanlaşma, uluslararası ticaret ve rant dağılımına dikkat çeken yazı, sürdürülebilir kalkınma için akılcı planlamanın önemini vurguluyor.</strong></p>
<p>Piyasalar var olan, kendini yeniden üreterek varlığını sürdüren mekanizmalardır. Bu mekanizmadan yana olmayı ya da karşı durmayı fetiş haline getirmenin kimseye yararı yok. Yeni dünya düzeninde doğru bir konumlanma yapacaksak, <em>piyasaları ve planı</em> derinliğine kavramalı, halkımızın binlerce yıllık deneyimine kulak vermeliyiz: “<em>A<strong>kıllı çoban iki ineği birden sağar!</strong>”</em></p>
<p>Önceki haftada yazımızın başlığında “<strong><em>Plan ve piyasa ‘tapınmak’ için değil ‘yararlanmak’ içindi</em></strong>r” varsayımı yer alıyordu. Başlıkta yer alan varsayımı Halil İnalcık’ın piyasayı iki bileşenle tanımlamasına dayanıyordu: Bileşenlerden biri, evrimin üreteme, değişim, ayıklama, yalıtım ve işbirlikleri süreciydi; bu sürecin “<em>vahşi ayıklama</em>” olarak tanımlayabiliriz. Diğeri, insan aklının dirlik, düzen ve yaşam zenginliği için ürettiği “<em>değerler sisteminden</em>” türeyen planlama. Planlamayı, bardağın dolu yanından baktığımızda “<em>vahşi ayıklamanın ehlileştirilmesi</em>” olarak değerlendirebiliriz. Piyasaların <em>“hakça işlemler</em>” kadar “<em>sömürü</em>” üretebileceğini biliyoruz, o nedenle aklın türettiği ilke, kural, kuram, model ve metotları kullanarak “<em>öngörme ve önlem alma disiplininden </em>ödün vermeden <em>planlama süreçlerini</em> i<em>şleterek</em>” piyasaların boşluklarını doldurabildiğini savunuyoruz.</p>
<p>“<em>Piyasa disiplini</em>” yaşamın doğal gerçekliğidir. Piyasaların vahşi ayıklanmasının sömürücü etkilerini en aza indirmenin bilinen en etkin yolu plan disiplinini kararlıkla sürdürmedir. Piyasaların en azından “<em>uzmanlık geliştirme”, “uluslararası ticaret oluşumu”, “rant tahsili”, “bilgi işleme”, “ gelir dağılımı”, “fiyat aracılığıyla ölçme", "farklı formlarda olma”, “dağıtım ve üretim”</em> ve benzeri işlevlerini ve işleyiş mekanizmalarını kavramadan etkin kaynak tahsisi ve kalkınan mümkün olamayacağını kavramalıyız.</p>
<p><strong>Uzmanlık alanlarına odaklanmalıyız</strong></p>
<p>Piyasalar, yerleşik düzene geçen, ürettiği üründe kendi ihtiyacından fazlasını, ihtiyacı olan ve üretemediği diğer ürünlerle takas etmesiyle toplumsal yaşamın araçlarından biri olarak var oldu. Takasın yapıldığı mekânlara da “<em>pazar yeri</em>” dendi. İlk yerleşim alanlarında konumları uygun olanların büyümesi, orada toplanan insanların korunmasını gerektirdi: Setler, kaleler inşa edildi. Büyüyen ve kalabalıklaşan yerleşim alanlarında alış-veriş, değişik-tokuş alanları yaşamın bir parçası oldu.</p>
<p> Toprağı işleme yanında, tarımsal fazlayı değerlendirmek için depolama ve taşıma sistemleri geliştirildi. Ekim ve dikim alanında kullanılan araç-gereçlerin, işlerini yapabilmek için ehlileştirilen hayvanların korunması için mekânlar oluşturdu. Ahşap işleyen ya da metal araç-gereç yapan <strong>uzmanlık alanları</strong> ortaya çıktı. İhtiyaçlar çeşitlendikçe uzmanlık alanları gelişti: Alanların birbiriyle bağlantı, iletişim, rekabet ve işbirlikleri topluluk yaşamlarında giderek derinleşti. Piyasaların oluşması ve uzmanlık alanlarının çoğalması gelişmeleri hızlandıran etkenlerden biriydi. Bugün de değişim ve dönüşümlerin yarattığı yeni araç-gereç ve metotlar piyasaları dönüştürüyor; yeni uzmanlık alanları, yeni iş bölümleri ve yeni iş olanakları oluşuyor.</p>
<p>Piyasa var olan, varlığını geliştirip değişmelere uyum gösteren bir mekanizmadır; bu mekanizmadan yana olmayı ya da karşı durmayı fetiş haline getirmenin kimseye yararı yoktur. Akıl disiplini piyasaların yararlarını en çoğa çıkaran, olumsuz etkilerini de en aza indirebilen yol ve yöntemleri geliştirmek için vardır. Kaliteli yönetim, araçların olumlu ve olumsuz yönlerini dengeleyerek toplum için en iyiyi üretebilmenin yollarını açmaktır. Halkımızın binlerce yılık akıl biriminde dendiği gibi, “A<strong>kıllı çoban iki ineği birden sağabilendir!” </strong></p>
<p>Piyasada olup bitenleri gözleyen, izleyen, sayısallaştıran, görselleştiren, anlayan ve anlamlandıran akıl disiplinidir. Kaliteli yönetim, karşılaştığımız sorunları tanıma, tanımlama, planlama, gidişatın yönünü ve hızını belirleme ve olumlu sonuçlara taşıyabilme becerisidir. Kaliteli yönetim, oluşan uzmanlık alanlarında derinleşmeyi gerektir. Uzmanlığın ulaştığı net bilgi, kaynak tahsisinde etkin koordinasyon ve odaklanmanın önünü açarak verimliliği yükseltir.</p>
<p><strong>Sanayisizleşme </strong>eğiliminin hızını kesmek, ülkemizin üretim ve ihracat gücünü artırmak gibi bir kaygımız varsa, değişim ve dönüşümlerin yarattığı yeni uzmanlık ihtiyaçlarını kavramalı; iş süreçleri ve işgücü profillerini gelişmeler uyumu hızlandıracak biçimde yönlendirmeliyiz.</p>
<p>Piyasa mekanizmalarının işleyiş dinamiklerini kavramadan, o dinamiklerin bileşenlerinden biri olan gerekli uzmanlıkları geliştirmeden sağlıklı bir gelecek inşa edemeyiz. Uzmanlık alanlarını geliştirmeden, toplum için en iyiyi yaratacak temel girdilerden biri olan <em>“faydalı bilgiyi</em>” gerektiği kadar çoğaltamayız. Piyasanın yarattığı ve geliştirdiği “<em>uluslararası ticarette hak ettiğimiz yeri</em>” alamayız.</p>
<p><strong>Uluslararası ticareti kavramalıyız</strong></p>
<p>İnsan doğasında “<em>macera tutkusu</em>” vardır. Macera peşinde olanlar, yakın ve uzak yerleri görme sevdasına kapılanlar, korkudan sığınacak yer arayanlar, hayvanlarını otlatacak yaylar ve kışlaklar peşinde koşan göçebeler, zenginlik düşleri kuranlar bulundukları yerlerden başka yerlere seyahat ederek dünyayı keşfe koyuldu.</p>
<p>Kendi alanlarının dışına çıkanlar; daha önce yaşadıkları ya da dolaştıkları yerlerdeki ürünler ile gezdikleri yerlerdeki ürünlerin farklılıklarını gözledi. Geri dönüp ülkelerindeki ürün fazlasını ihtiyacı olan yerlere götürerek daha fazla gelir elde etti ya da kendi ülkesinde olmayan ürünler getirerek kazançlarını artırdı. Ürünler arttıkça, değiş-tokuş, alış-veriş uluslararası alanlara açıldı, <em>“yerel ticaret uluslararası ticarete</em>” de evrildi.</p>
<p>Uluslararası ticaret zamanla mal değiş-tokuşu, alış-verişi yanında bilginin, teknolojinin, kurumların da taşınmasının yollarını açtı. Piyasaların bilgi üretimi ve akışlarını sağlayan işlevleri çeşitlendi, yaygınlaştı ve derinleşti. Teknolojik gelişmeler akışları hızlandırdı. Akışların hızlanması “<em>faydalı bilginin özünü oluşturan öğrenme ve uyum süreçlerini</em>” yaygınlaştırdı ve hızlandırdı.</p>
<p>Günümüzde iletişim olanakları alabildiğine gelişti; piyasanın alt birimleri olan platformlar sadece bulundukları yakın çevrenin sınırlarını aşarak küresel ölçekte etkili araçlar haline geldi.</p>
<p>İçinden geçtiğimiz dönemin piyasalarının yarattığı “<em>uluslararası ticaret yapılanmasını, işlevleri ve kültürü” </em>kavramadan kendi topluluklarımız ve toplumumuzun yararını koruma ve geliştirmemiz çok zor.</p>
<p>Piyasa mekanizmasının uluslararası ticarette hem güç-odaklı doğal işleyişi, hem de akıl disiplinin üretti planlarla piyasa boşluklarını doldurmanın gerek ve yeter şartlarını bilmeden etkin bir kalkınma yaratamaz; piyasanın temel işlevlerinden biri olan “<em>rant tahsili</em>” işleyişini derinliğine bilmeden, eşitsizlik ve adaletsizliği makul düzeylerde tutamayız.</p>
<p><strong>Rant tahsilini dikkatten kaçırılmamalıyız</strong></p>
<p>İlk şehirlerin kuruluşundan bugüne piyasanın temel işlevlerinden biri de <em>“rant tahsili</em>”dir.</p>
<p>Avcı-toplayıcı atalarımız tohumu toprağa atıp, geçimini yerleşik düzende yaşamaya başladığında rant tahsili de başladı. Topraklarda üretim düzenini koruma görevini üstlenen egemen güçler, kendi ihtiyaçlarını, beslediği askerlerin giderlerini, ihtisaslaşan alanlarda çalışanların ihtiyaçlarını karşılamak için ürünlere el koymaya başladı. El konan ürünler belli alanlarda depolandı, zaman içinde o ürünlerin bir bölümü satılarak değere dönüştürüldü. Yöneticilerin, askerlerin, kentte uzmanlaşarak belli işleri yapan zenaatkerlerin ihtiyaçları arttıkça, ürünlere el koyma biçimlerinde de değişiklikler oldu.</p>
<p>İlk kentlerden başlayarak bugünün çok büyük kentlerine uzanan ihtiyaç duyulaın ürünlerin sağlanmasında “<em>ürün fazlasını bir araya getiren ve yeniden dağıtan mekanizmaları</em>” oluştu. Bugün de piyasalar sömürücü kurumlar aracılığıyla transfer ödemelerinden rant tahsil ediyor. Rant, üretime katkı yapmadan, sadece transferlerle kazanç sağlamaktır; dizginlenmemiş bir piyasada eşitsizlik yaratır. Bir başka etkisi, <em>“israfa</em>” açık olması; kaynakları büyüme hedeflerinden saptırması ve büyümeyi yavaşlatmasıdır. Egemen güçlerin kamu mallarını ve bütçelerini kendi çevrelerine yönlendirmesi de rant tahsili yoluyla gelir eşitsizliğini artırır. Topluluk ve toplumlardan sağlanan kaynaklarla yapılan yollar, köprüler, limanlar, havaalanları gibi “<em>fiziki sermaye stokunu</em>” özelleştirme adı altında ucuz bedellerle yakın çevrelere aktarma da önemli bir rant alanıdır. Piyasanın rant dağıtımındaki boşluklarını plan disipliniyle doldurmadan etkili bir kalkınma yaratılabilir mi?</p>
<p>Bizim algılarımıza göre yaratılamaz. O zaman sözü burada bitirmeden piyasaların işleyişinde önemli bulduğumuz diğer bileşenleri üzerine düşündüklerimizi bir sonraki yazıda paylaşmayı sürdürelim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasalar-derinligine-kavranmazsa-etkin-kaynak-tahsisi-yapilamaz-89718</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Piyasalar derinliğine kavranmazsa &#039;etkin kaynak tahsisi&#039; yapılamaz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/urkmeyelim-ama-dikkatli-olalim-89717</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ürkmeyelim ama dikkatli olalım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ağustos ödemeler dengesi verisi salı günü açıklandı. Son 12 aylık gelişmelere odaklanarak dikkatimi çeken noktaları grafikler eşliğinde belirtmek istiyorum. Cari işlemler dengesinde 2024’ün Ekim ayından bu yana bozulma eğilimi var; cari açık giderek artıyor. Bu dönemin başında 9,7 milyar dolar olan açık Ağustos 2026’da 42,1 milyar dolara yükseldi (Grafik 1).</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad0591e3de64-1792039198.png" alt="" width="665" height="724" />Peki, bu bozulmanın nedeni enerji ve altın fiyatlarındaki gelişmelere bağlı olabilir mi? Elbette bu dönemde enerji ve altın fiyatları tek yönde hareket etmedi. Ama bir de altın ve enerji ithalatını dışarıda tutarak cari işlemler dengesine bakmakta yarar var. Altın ve enerji hariç tutulduğunda cari denge fazla veriyor. Ama biz eğilimle ilgiliyiz. Aynı dönemde altın ve enerji hariç cari fazla giderek düşüyor; cari açıkla benzer bir eğilim sergiliyor (Grafik 2).</p>
<p>Tamam, cari denge bozuluyor ama bu bozulmanın bizi ne derece ürküteceğini değerlendirmek için cari dengenin GSYH’ye oranındaki gelişmeye göz atmakta yarar var. Yeni Orta Vadeli Program’da 2026 için tahmin edilen GSYH 1821 milyar dolar. Bu durumda yılı, şu andaki 42,1 milyar dolar açıkla kapatsak, cari açık GSYH’nin yüzde 2,3’üne karşılık gelecek. OVP’nin kur hesabının tutacağını ama büyüme öngörüsü olan yüzde 3,3’ün yüzde 2,5 olarak gerçekleşeceğini düşünelim. Cari açığın GSYH’ye oranı yine aynı düzeyde kalıyor. Hadi, bu oran açısından işi biraz daha kötüleştirelim; cari açığın yılın sonunda 46 milyar dolar olacağını kabul edelim. Bu durumda oran yüzde 2,5 oluyor. 46 değil de 50 milyar dolar açık olursa, oran yüzde 2,8’e yükseliyor. Son iki yıla kıyasla yüksek bu oranlar. Ama son 45 ya da 25 yılda gözlenen oranlar dikkate alındığında, ürkütücü ölçüde yüksek değiller.</p>
<p>‘Ürkütücü değil’ yargısı, sadece cari dengenin GSYH’ye oranı dikkate alındığında geçerli. İki noktaya daha dikkat çekmekte yarar var. Birincisi, cari dengedeki (hem de altın ve enerji hariç cari dengedeki) bozulma ekonomi yavaşlarken gerçekleşmekte. Ürkmesek bile bir miktar kaşımızın kalkmasında yarar var. İkincisi, küresel finans piyasalarında olumsuz bir gelişme yaşanıyor. Özellikle ABD uzun vadeli Hazine tahvil faizlerinin giderek yükseliyor olması pek sevimli değil. Fransa, İngiltere, Almanya ve Japonya için de benzer bir durum söz konusu.</p>
<p>Sonuç: Ürkmek gerekmiyor ama dikkatli olmakta yarar var. Özellikle net sermaye girişlerini çıkışa çevirecek gelişmelere yol açmaktan kaçınmak gerekiyor. Açık ki, yol açma/açmama ağırlıklı olarak ekonomi politikası dışında kalan uygulamalarla ilişkili.        </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/urkmeyelim-ama-dikkatli-olalim-89717</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ürkmeyelim ama dikkatli olalım ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/meger-ortalik-uzman-doluymus-89716</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Meğer ortalık uzman doluymuş</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong> Şu anda gündemde nadir toprak elementleri var diye bizim herşeyologlar anında devreye girdi. Meğer her tarafımız nadir toprak elementiyle doluymuş da dünya bizi kıskanmaktan yorulmuş.</strong></p>
<p>Yaşlı başlı amca doktora gitmiş... -<strong>Hayrola şikâyetiniz nedir</strong>? -Cinsel gücüm hemen hiç kalmadı doktor... -<strong>Kaç yaşındasınız</strong>? -Seksen... -<strong>E bu yaşta böyle olur gayet normal</strong>... -Ama doktor benden büyük arkadaşlarım haftada 2 kez eşiyle birlikte olduğunu söylüyor. –<strong>Eee sen de söyle o halde</strong>…</p>
<p>Ne zaman <strong>yeni bir kaynak</strong> bulunur, bizdeki bazı çevreler, anında ekranlarda, sütunlarda beliriverir; “<strong>bizdeki stoklar şu kadar yıl yeter</strong>” veya “<strong>Türkiye zaten bu kaynaklarda dünya birincisi, en azından dünya ikincisi</strong>” diye. Oysa ortada ne bir araştırma ne de herhangi <strong>ciddiye alınacak rapor</strong> vardır.</p>
<p><strong>İŞLER TERS GİTTİĞİNDE ABARTI KOROSU SAHNE ALIYOR</strong></p>
<p>Hatırlıyorum; <strong>Kaya gazı</strong> ABD’de gündeme geldiğinde, benzer olguyu yaşamıştık. <strong>Houston</strong>’a gitmiş ve bu alanın uzmanlarından günlerce <strong>brifing</strong> almıştım. Bunları yazınca bir anda ortalığı, <strong>onlarca kaya gazı uzmanı</strong> prof benzeri uzman(<strong>!</strong>) çıkıverdi; “<strong>Efendim zaten bizde 50 yıl yetecek kaya gazı rezervi var</strong>.”</p>
<p>Şimdi gündemde <strong>nadir toprak elementleri</strong> var. Bunların arzındaki <strong>%10’luk kesinti bile 150 milyar $’lık küresel ekonomi kaybına</strong> yol açabilirmiş. Ancak bizdeki “<strong>abartı korosu</strong>” şimdiden plağı koydu bile; “<em>Türkiye gibi kaynak zengini ülkelere fırsat çıktı</em>.” Oysa ülkemiz <strong>fakir madenler zengini </strong>bir ülke…</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Nadir elementlere dair.</strong></span></p>
<p><strong><em>Nedir bu nadir toprak elementleri?</em></strong></p>
<p><strong>Lantan</strong>, seryum, <strong>praseodim</strong>, neodimyum, <strong>prometyum</strong>, samaryum, <strong>İtriyum</strong>, evropiyum, <strong>gadolinyum</strong>, terbiyum, <strong>disprosyum</strong>, holmiyum, <strong>erbium</strong>, tulyum, <strong>iterbiyum</strong> ve lütesyum <strong>nadir toprak elementleri</strong>…</p>
<p><strong><em>Ne işe yarar bu elementler?</em></strong></p>
<p>Nadir toprak elementleri günümüzde <strong>hibrid</strong> arabalarını, <strong>elektrikli</strong> taşıt araçlarını, <strong>rüzgâr</strong> türbinlerini, <strong>güneş</strong> enerjisi panellerini, <strong>MR</strong> makinelerini ve birçok <strong>temiz enerji</strong> teknolojisini hayata geçirebiliyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>AHALİYE VER GAZI BEKLET AYAZI</strong></p>
<p>Bir ara sosyal medyada “<strong>açın vanaları, pencereleri, doğal gaz bulduk</strong>” nidaları atan birileri vardı. <strong>Karadeniz’de doğalgaz</strong> bulduğumuzun müjdesi paylaşıldığı günün akşamında, <strong>%30 zam</strong> gelmişti. Bir de “<strong>toryum, bor madenlerimizle dünyayı sarsacağız</strong>” abartıları vardı. <strong>Alkışla olmuyor</strong> bu gibi şeyler.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ABARTI LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Mübalağa</strong>: Abartı. Gerçeğe dayanır ama abartılmıştır. Dürüst insanın yalanıdır</p>
<p><strong>Palavra</strong>: Mübalağadan farkı, gerçekle bağı olmamasıdır ve en yaygın abartı türüdür</p>
<p><strong>Dezenformasyon</strong>: Enformasyonu çarptırma, kirletme, algıları manipüle etme</p>
<p><strong>Seçim vaadi</strong>: İktidarın her seçim öncesi tutmayacağı sözler vermesi, seçim ekonomisi</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/meger-ortalik-uzman-doluymus-89716</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/0/1280x720/kritik-madenler-icin-kuresel-bir-anlasma-mumkun-mu-1752673917.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Meğer ortalık uzman doluymuş ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/canli-ekonomi-masasi-89714</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasa neyi fiyatlıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="İçeride Fon Gündemi, Dışarıda ABD Enflasyonu! Piyasanın Neyi Fiyatlıyor? | Ekonomi Masası | 15 Ekim" src="https://www.youtube.com/embed/500573rhdGo" width="1030" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/haber/canli-ekonomi-masasi-89714</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/1/5/1280x720/munyar-1787203670.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-vurgununda-suclanmayan-tek-kesim-var-89715</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon vurgununda suçlanmayan tek kesim var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Fon vurgununun ortaya çıkmasından bu yana bir ay geçti. Ödeme takvimine ilişkin hazırlıklar sürüyor, yeni bir yasal düzenleme üzerinde çalışılıyor. Kimler parasını ne zaman alabilecek, hâlâ netleşmiş değil. Hatta anaparanın eksiksiz ödenip ödenemeyeceği bile belli değil.</p>
<p>Belli olan, kesin olan tam bir karmaşa hali.</p>
<p>Ama başka belli olanlar da var, en azından şimdiye kadarki süreçte…</p>
<p>Öyle anlaşılıyor ki bu fon vurgununun yaşanmasında kamudan kimsenin, bir tek kişinin bile sorumluluğu yok. Zaten suçlanmayan tek kesim var, o da bu süreçte etkisi olabilecek kamu görevlileri.</p>
<p>Savcılığın eski SPK Başkanı ile ilgili soruşturma izni başvurusuna da Maliye Bakanlığı’ndan henüz bir yanıt gelmedi, başka bir isimle ilgili de herhangi bir adım atılmadı. <strong>(Bu yazı kaleme alındıktan çok sonra dün akşam saatlerinde eski SPK Başkanı hakkında soruşturma izni verildi.)</strong></p>
<p>Çalan suçlu, çaldıran mağdur; o kadar.</p>
<p>Bu kadar paranın çalınmakta olduğunu, en azından bu yönde girişimler bulunduğunu fark edip zamanında önlem almayanlar için yapılan bir işlem yok.</p>
<h2>Her şey biliniyordu </h2>
<p>Bu hırsızlığı, yani usulsüzlüğü fark eden SPK’nın bizzat kendisi, en azından bunu dile getiren SPK. (18 Eylül 2026 tarihli açıklama.)</p>
<p>Yalnızca SPK mı, bunu dile getiren Maliye Bakanı Mehmet Şimşek. (4 Kasım 2025 tarihli konuşma.)</p>
<p>Finansal İstikrar Komitesi’nin 2 Aralık 2025 tarihli toplantısı ve konunun burada ele alınması, o toplantıda SPK’ya görev verilmesi ve SPK’nın ertesi gün konuyla ilgili bir çalışma grubu oluşturması.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Zamanında önlem alınsaydı…</span></h2>
<p>Bir tek fona bakalım. Bu vurgunun en büyük fonu durumundaki Tera’nın TLY’sinde SPK’nın soruna neşter vurmak üzere çalışma grubu oluşturduğu gün olan 3 Aralık 2025’te yaklaşık 48 bin yatırımcı var, fonun birim fiyatı 2.604 lira, fonun toplam büyüklüğü ise 43,8 milyar lira.</p>
<p>Bu yılın eylülüne gelindiğinde fonda artık 111 bin yatırımcı bulunuyor, birim fiyat 9 bin lirayı aşmış, fon büyüklüğü de 269 milyar liraya dayanmış.</p>
<p>Aralık 2025’te önlem alınsa ve <strong>“Dur bakalım”</strong> denilseydi, <strong>ki denilebilirdi, en azından denilmesi gerekirdi, çünkü öncesinde bir takım tuhaflıklar olduğu biliniyordu,</strong> aradan geçen sürede bu fona, yalnızca bu fona 63 bin yeni yatırımcının daha girmesi önlenir, fon büyüklüğünün de 206 milyar lira artmasının önüne geçilebilirdi.</p>
<p><strong>Görülmemiş olabilir mi? </strong></p>
<p>Fonlarda kaç yatırımcı olduğu, birim fiyatın nereden nereye çıktığı, toplam büyüklüğün düzeyi gün gün görülebildiği halde kamuda bir tek kişi bunlara bakmadı mı, baktı da görmedi mi, gördü de görmezden mi geldi?</p>
<p><strong>“Manipülatif işlemlere izin verilmeyecektir”</strong> diyerek bu tür işlemlerin varlığını bir anlamda kabul eden, etmese bile en azından olabileceğini dile getiren bizzat Maliye Bakanı Şimşek…</p>
<p>Bazı fonların bünyesindeki hisse senetlerinde ekonomik gerçeklikten uzak hareketler olduğunu belirleyen SPK.</p>
<p>Bu konuyu gündemine alan Finansal İstikrar Komitesi.</p>
<p>Yani herkes her şeyin farkında. Ama aradan aylar geçmiş, çalışılmış da çalışılmış ve olan olmuş.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“Ben yanarsam herkes yanar”cılar!</span></h2>
<p>Fon vurgunuyla ilgili olarak şimdiye kadar iki konu üstünde duruldu. </p>
<p>Bunlardan biri bu vurgundan iktidar içinde kimlerin çıkar sağladığı ve fona para kaptıran tasarruf sahibinin zararının nasıl giderileceği.</p>
<p>Bunların ilkine, yani konunun siyasi boyutuna çok daha fazla ağırlık verildi. Bu fon vurgunundan iktidar içinde kimler çıkar sağlamıştı, bu konu üstünde duruldu. Bir isim kesin olarak çıktı ortaya zaten; Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi. Aslında onlar da fon değil, fon bünyesindeki bir hisse senedinde işlem yapmıştı. Hisse senedi alıp satmak suç değildi, çok kâr etmek de suç değildi, öyleyse Kaya ailesi elde ettiği kazancı niye iade etti? Gerekçe <strong>“vicdani rahatsızlık”</strong> olarak dile getirildi. İnsanın vicdanını rahatlatmak için <strong>“bileğinin hakkıyla kazandığı”</strong> 2 milyar lirayı iade etmesi de ilginç doğrusu!</p>
<p>Günlerdir bu konu üstünde duruldu, hâlâ da duruluyor ve başka isimler de gündeme geliyor.</p>
<p>Bu vurgundan kimlerin çıkar sağladığı kadar, bu çıkarın elde edilmesine bir anlamda göz yumanların da varsa ortaya çıkarılmasına odaklanmak gerekmez mi?</p>
<p><strong>“Bu vurgun nasıl oldu”</strong> sorusu ikinci planda kaldı gibi.</p>
<p>Ama o soru pek açıklığa kavuşacak gibi görünmüyor.</p>
<p>Çünkü o zaman ortaya <strong>“Ben yanarsam herkes yanar”cılar</strong> çıkabilir!</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Finans dâhileri!</span></h2>
<p>Fon vurgununun baş aktörleri içeride. İyi de herkes şunu çok iyi biliyor ki bu vurgun, portföy yönetim şirketlerinin başında bulunan ya da o şirketlerde yönetici konumda olan kişilerin tek başlarına gerçekleştiremeyecekleri kadar büyük. Bir destek gerek. İşte önemli olan da o desteğin kim ya da kimler tarafından sağlandığı. Bu konuda şimdiye kadar atılmış hiçbir adım yok. Sanki her şey kendiliğinden oldu, kamuda kimse bu sorunun varlığından haberdar değildi gibi bir hava hakim. Oysa sorunun varlığından haberdar olunduğu bizzat kamu tarafından itiraf ediliyor. </p>
<p>Şu an tutuklu olan portföy yönetim şirketlerinin yöneticileri ceza alır mı ya da nasıl bir ceza alır zaman içinde göreceğiz. Peki bu vurgunun ortaya çıkmasında ihmali olanlar?</p>
<p>Eğer “Kimsenin ihmali yok ki” deniliyorsa, denilebiliyorsa bunun bir anlamı şudur:</p>
<p>“Demek ki bu vurgunu gerçekleştirenler adeta birer finans dâhisi ve büyük bir meziyet sahibiymiş!”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fon-vurgununda-suclanmayan-tek-kesim-var-89715</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/musavir-memur-muhasebeci-hesap.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fon vurgununda suçlanmayan tek kesim var ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/made-in-euda-turkiyeyi-destekleyen-cok-sayida-avrupali-parlamenter-var-89713</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Made in EU’da Türkiye’yi destekleyen çok sayıda Avrupalı parlamenter var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DIŞ </strong>Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK)/Türkiye-Avrupa İş Konseyleri’nin <strong>“European Business Summit” (EBS) </strong>işbirliği ile Brüksel’de (Belçika) düzenlediği <strong>“II. EU-Türkiye Business Summit”</strong>e katılan Ticaret Bakanı Prof. <strong>Ömer Bolat</strong>’la Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve <strong>“Made in EU” </strong>ile ilgili son durum üzerine konuştuk.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad055203d418-1792038176.jpg" alt="" width="700" height="479" />Prof. <strong>Ömer Bolat, </strong>Avrupa Birliği’nin (AB) <strong>“Sanayi Hızlandırma Yasası” </strong>kapsamındaki <strong>“Made in EU” </strong>düzenlemesinin Türk otomotiv sektörü, elektrikli araç üretimi ve gelecekteki yatırımlar açısından ciddi engeller oluşturabileceğini belirtti:</p>
<p>- <strong>Türkiye’nin Avrupa üretim zinciri dışında bırakılmaması için yoğun diplomasi yürütüyoruz. İlk taslaklarda tamamen dışındaydık. Geldiğimiz nokta kötü değil, ümit verici.</strong></p>
<p>Türkiye ile AB arasındaki 30 yıllık Gümrük Birliği’nin özellikle otomotiv sektöründe güçlü bir üretim ve tedarik entegrasyonu oluşturduğunu vurguladı:</p>
<p>- <strong>Avrupa’nın yeni sanayi politikalarının bu yapıyı koruyacak şekilde düzenlenmesi gerekiyor.</strong></p>
<p>Prof. <strong>Bolat, </strong>2025 yılı Aralık ayına döndü:</p>
<p>- <strong>AB’nin </strong>“Sanayi Hızlandırma Yasası”<strong>nın ilk taslaklarında Türkiye, üye olmayan ülkelerle birlikte kapsam dışında bırakılmıştı. Yürüttüğümüz girişimlerin ardından 4 Mart 2026 tarihli Avrupa Komisyonu teklifinde Gümrük Birliği ve STA anlaşmaları dikkate alındı.</strong></p>
<p><strong>“Made in EU”</strong> konusunda Türk otomotiv sektörüne ilişkin bazı sınırlayıcı hükümlerin devam ettiğinin altını çizdi:</p>
<p>- <strong>Bu düzenlemelerin değiştirilmesi için AB kurumları ve Avrupa’daki sektör temsilcileri ile görüşmelerimiz sürüyor. Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyi, yasaya ilişkin süreçleri tamamlamış değil.</strong></p>
<p>Türkiye’nin otomotiv sektöründeki konumunun korunması için küresel üreticileri de diplomasi trafiğine dahil ettiklerini kaydetti:</p>
<p>- <strong>Stellantis’in üst düzey yöneticileri ve Toyota Avrupa Başkanı ile görüştük. Ford’un küresel ve Avrupa yönetimiyle de görüşeceğiz. Türkiye’de üretim yapan şirketlerin desteğini almaya çalışıyoruz.</strong></p>
<p>Bu yıl Brüksel’e 5 seyahat gerçekleştirdiğini aktardı:</p>
<p>- <strong>Avrupa Komisyonu’nun Sanayi Stratejisinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Stephane Sejourne ile iki hafta önce kapsamlı bir görüşmemiz oldu. Türkiye’nin taleplerini, otomotiv sektörümüze olası etkilerini ayrıntılarıyla anlattık.</strong></p>
<p>Yasa tasarısıyla ilgili Avrupa Parlamentosu’na 5 bin 900 değişiklik önergesi sunulduğuna dikkat çekti:</p>
<p>- <strong>Bu önergeler arasında yasanın kapsamının değiştirilmesini içerenler de var. Türkiye’nin </strong>“Made in EU” <strong>kapsamına tüm yönleriyle dahil edilmesini destekleyen çok sayıda Avrupalı parlamenter var.</strong></p>
<p>Türkiye ile AB arasındaki yıllık ticaret hacminin 233 milyar dolara ulaştığını irdeledi:</p>
<p>- <strong>Son 5 yılda AB ile ticaret hacmimiz 1 trilyon doları aştı. Gümrük Birliği, 30 yılda karşılıklı ticaretimiz 11 kat arttı.</strong></p>
<p><strong> </strong>Otomotivin AB ile entegrasyonun temel sektörlerinden biri olduğu üzerinde durdu:</p>
<p>- <strong>Yeni düzenlemelerin mevcut üretim, yatırım ve tedarik ilişkilerini olumsuz etkilememesi gerekiyor. Biz bu yönde temaslarımızı sürdürüyor ve ilerleme kaydediyoruz.</strong></p>
<p>Tam üyelik konusunda siyasi tavır öne çıkıyor, AB organları ve üye ülkelerden bazıları engel üstüne engel çıkarıyor.</p>
<p>Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve <strong>“Made in EU”</strong> konusunda da siyasi tavır alınmasının AB ülkelerine ne yararı var?</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Avrupa’da 9 ayda  26 milyon yolcu, yarım milyon ton kargo taşıdık</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad0553245513-1792038194.png" alt="" width="411" height="290" /></span><strong>TÜRK </strong>Hava Yolları (THY) Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. <strong>Murat Şeker, </strong>Brüksel’deki <strong>“Türkiye-AB İş Zirvesi”</strong>nde küresel ticaret ve ekonomik istikrarın zorlu dönemden geçtiğini anımsattı:</p>
<p>- <strong>Dünya genelindeki krizlere rağmen Türkiye ile AB ilişkilerinde hayata geçirilmesi bekleyen çok büyük bir potansiyel bulunuyor.</strong></p>
<p>Prof. <strong>Şeker, </strong>Türkiye’nin Doğu ile Batı, Kuzey ile Güney arasında güvenli bir köprü oluşturduğunu belirtti:</p>
<p>- <strong>THY olarak bu stratejik coğrafi konum avantajını en iyi şekilde kullanıyor, 133 ülke ve 358 destinasyonla dünyanın en çok ülkesine uçan hava yolu şirketi konumumuzu koruyoruz.</strong></p>
<p>THY’nin 568 uçaklık filosuyla network taşıyıcılar arasında uluslararası yolcu kapasitesinde Avrupa’da birinci, küresel ölçekte de üçüncü sırada olduğunu vurguladı:</p>
<p>- <strong>THY, yeni büyüme pazarları arayan Avrupalı, Asyalı, Orta Doğulu ve Afrikalı yolcular ile kurumsal müşteriler için mükemmel bir ortaktır.</strong></p>
<p>THY’nin Avrupa’da 126 destinasyona ulaştığını kaydetti:</p>
<p>- <strong>THY ve Alman Lufthansa Grubu, SunExpress’te 37 yıldır başarılı ortaklığı sürdürüyor.</strong></p>
<p>Geçen yıl THY ve iştiraki Ajet’in Avrupa destinasyonlarına 8 milyon turist taşıdığının altını çizdi:</p>
<p>- <strong>Geçen yıl Avrupa varışlı yolcularımızın yaptığı harcamaların 10 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor.</strong></p>
<p>Havalimanları, konaklama sektörü ve yan sanayilere sağlanan katkılar düşünüldüğünde Avrupa ekonomisine sundukları değerin çok daha büyük olduğunu irdeledi:</p>
<p>- <strong>Bu yılın ilk 9 ayında Avrupa operasyonlarımızda yeni bir rekora imza atarak 26 milyon yolcu taşıdık. Kıtaya yarım milyon ton kargo ulaştırdık. Bu rakamlar, olumsuz siyasi konjonktüre rağmen Avrupa’daki istikrarlı büyümemizin kanıtıdır.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘Made in EU’da AB’yi ikna etmek için gece gündüz çalışıyoruz</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad05549a4346-1792038217.png" alt="" width="500" height="458" /></span><strong>TÜRKİYE’</strong>nin Avrupa Birliği (AB) Daimi Temsilcisi Büyükelçi <strong>Yaprak Balkan, </strong>Türkiye ile AB’nin birbirine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğunu belirtti:</p>
<p>- <strong>Türkiye’nin Gümrük Birliği aracılığıyla Avrupa sanayisiyle kurduğu bütünleşmenin </strong>“Sanayi Hızlandırıcı Yasa Önerisi” <strong>kapsamında korunması gerekiyor.</strong></p>
<p>Son dönemlerde çalışmalarının büyük kısmının kamu alımlarında ve desteklerinde Avrupa’da üretilen ürünlere öncelik verilmesini öngören <strong>“Made in Europe” </strong>yaklaşımına odaklandıklarını bildirdi:</p>
<p>- <strong>AB ülkelerini olgulara ve bilimsel verilere dayanan argümanlarla ikna etmek için gece gündüz çalışıyoruz.</strong></p>
<p>Avrupa kıtasının savaş, enerji tedarikindeki kesintiler, öngörülemeyen gümrük tarifeleri ve devlet destekli aşırı sanayi kapasitesi gibi sorunlarla karşı karşıya olduğuna dikkat çekti:</p>
<p>- <strong>AB’nin daha dayanıklı bir sanayi altyapısı oluşturma ve karbonsuzlaşması hızlandırma hedefini destekliyoruz. Ancak, bu doğrultuda ilerlerken her iki tarafı da çok daha rekabetçi hale getiren değer zincirlerini zayıflatmamaya dikkat etmeliyiz.</strong></p>
<p><strong>Balkan, </strong>Gümrük Birliği’ni tesis eden 1/95 sayılı Ortaklık Konsey Kararı’na işaret etti:</p>
<p>- <strong>Karar sanayi mallarında gümrük vergilerinin ve tarife dışı engellerin kaldırılmasını öngörüyor.  </strong> “Sanayi Hızlandırıcı Yasa” <strong>önerisi endişe ettiğimiz yönde şekillenirse mevcut taahhütlere aykırı sonuçlar doğurabilir. En önemli argüman budur.</strong></p>
<p><strong>Balkan, </strong>üçüncü ülke ürünlerinin Türkiye üzerinden AB’ye gireceği yönündeki iddiaları <strong>“şehir efsanesi” </strong>olarak niteledi:</p>
<p>- <strong>Türkiye, geçerli kuralları aşmaya çalışan üçüncü ülke üretimi için </strong>“arka kapı” <strong>haline gelmez. Türk sanayisi de haksız rekabet ve aşırı kapasite nedeniyle ciddi baskılarla karşı karşıya bulunuyor. Her iki pazarda da adil rekabeti koruyacak koordineli yaklaşıma ihtiyaç var.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Gümrük Birliği’nin güncellenmesine güçlü destek veriyoruz</span></h2>
<p><strong>AVRUPA </strong>Birliği Ticaret ve Ekonomik Güvenlik Komiseri <strong>Maros Sefcovic, </strong>Ticaret Bakanı Prof. <strong>Ömer Bolat </strong>ile birlikte yaptıkları basın toplantısında Türkiye’nin AB’nin 5’inci büyük ticaret olduğunun altını çizdi:</p>
<p>- <strong>2025 yılında hem mal hem de hizmet ticaretinde rekor kırıldı. AB ülkeleri Türkiye’ye yönelen doğrudan yabancı yatırımların yarısından fazlasını sağlıyor. Avrupa ve Türk şirketlerinin tedarik zincirleri birçok sektörde iç içe geçmiş bulunuyor.</strong></p>
<p><strong>Sevcovic, </strong>Türk ve Avrupalı iş dünyası temsilcileriyle yaptıkları görüşmelerde Gümrük Birliği’nin modernizasyonuna güçlü destek verdiklerini bildirdi:</p>
<p>- <strong>Özellikle yeşil ve dijital dönüşümde işbirliği artırılmalı. Görüşmelerimizde ticaretin önündeki teknik <br />engellerin kaldırılması konusunda ilerleme sağlandı.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye’deki otomotiv üretiminin yüzde 75’ini Avrupalı şirketler yapıyor</span></h2>
<p><strong>TİCARET </strong>Bakanı Prof. <strong>Ömer Bolat, </strong>Türkiye ile AB arasındaki ekonomik entegrasyonun en güçlü örneğinin otomotiv sektörü olduğunu verilerle ortaya koydu:</p>
<p>▶ <strong>Avrupalı şirketler, Türk otomotiv endüstrisine son 55 yılda 21 milyar Euro yatırım yaptı.</strong></p>
<p>▶ <strong>Türkiye’deki otomotiv üretiminin yüzde 75’ini Avrupalı şirketlerin iştirakleri gerçekleştiriyor.</strong></p>
<p>▶ <strong>Türkiye’nin ithal otomobil pazarında AB menşeli araçların payı yüzde 73.</strong></p>
<p>▶ <strong>İkili ticarette otomotiv sektörünün payı yüzde 26.</strong></p>
<p>▶ <strong>Otomobil, ticari araç, parça ve komponent üretiminde karşılıklı bağımlılık yüksek.</strong></p>
<p>Koç Holding CEO’su <strong>Levent Çakıroğlu </strong>da Bakan <strong>Bolat</strong>’ın aktardıklarını perçinleyen bilgiler paylaştı:</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad0558c71fd4-1792038284.jpg" alt="" width="600" height="456" />▶ <strong>Türkiye’de 1.4 milyon araç üretiliyor. Yüzde 70’ini aşkın bölümü Avrupalı ortakların olduğu şirketler tarafından gerçekleştiriliyor.</strong></p>
<p>▶ <strong>Türkiye, geçen yıl AB ülkelerinden 800 bin araç ithal etti.</strong></p>
<p>▶ <strong>Türkiye ile Avrupa ülkeleri arasındaki otomotiv ticareti 54 milyar Euro’yu buluyor.</strong></p>
<p>▶ <strong>Bunun 26 milyar Euro’sunu bizim ihracatımız oluşturuyor.</strong></p>
<p>▶ <strong>Avrupa’dan otomotiv ithalatımız da 28 milyar Euro.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/made-in-euda-turkiyeyi-destekleyen-cok-sayida-avrupali-parlamenter-var-89713</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/3/1280x720/omer-bolat-1791970248.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘Made in EU’da Türkiye’yi destekleyen çok sayıda Avrupalı parlamenter var ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/kapali-fonlar-kendi-havasinda-89712</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kapalı fonlar kendi havasında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Yaşanan kriz yatırımcıları fonlardan uzaklaştırsa da TEFAS’a kapalı yani nitelikli yatırımcı şartı gerektiren serbest fonlar toparlanma eğilimine girdi. EKONOMİ’nin hesaplamalarına göre serbest fonlara 1 Ekim’den bu yana 15.1 milyar liralık net giriş yaşanırken bu kapsamdaki üç fona 10 yatırımcının 119.5 milyar lira net giriş dikkat çekti. Aynı dönemde TEFAS'a açık fonlarda ise 114.4 milyar liralık çıkış yaşandı. Serbest fonlar içinde nitelikli yatırımcı şartı aranmayan ancak TEFAS’a açık veya kapalı olsa da tüm yatırımcıların yararlanabildiği para piyasası fonlarında ise 35.5 milyar liralık net nakit çıkışı görüldü. Yaşanan toparlanma riskli ama 10 milyon üzeri varlığı olanların katılabildiği fonların yeniden ilgi görmeye başladığını da ortaya koyuyor.</p>
<h2>Özel fonlarda yatırımcı sınırı yok</h2>
<p>Serbest fonları sadece nitelikli yatırımcılar alabiliyor. Ve bu nitelikli yatırımcı şartı 18 Aralık 2025’te 1 milyon liradan 10 milyon liraya çıkarıldı. 1 milyon lira TL’deki değer kaybı ve yüksek enflasyon nedeniyle oldukça düşük kalmış piyasa tarafından da sık sık eleştirilmişti. 2026 boyunca serbest yatırım fonlarından alabilmek için finansal varlıkların toplamı tutarının 10 milyon TL olması gerekiyor. Bunun yanı sıra sadece 10 milyon liralık varlığı olanlar değil serbest yatırımcılar, bankalar, aracı kurumlar, yatırım fonları ve portföy yönetim şirketleri gibi profesyonel müşteri olarak kabul edilen kurumlar da serbest fon müşterisi olabiliyor. Yani özel serbest fonlarda yatırımcı sayısı sınırı yok. Özel ibaresi ise belirlenmiş kişi veya kuruluşlara tahsis edilen fonlar için kullanılıyor. Serbest fonlar özel olsun olmasın yüzde 17,5 stopaja tabi. </p>
<p>TEFAS verilerine göre serbest fonların yılbaşından bu yana ortalama getirisi yüzde 11,08 seviyesinde. Ancak özel serbest fonlarda bu durum değişiyor. Tasfiye sürecine giren serbest fonlar dışarda bırakıldığında TEFAS’a kapalı serbest fonlar içinde bir özel serbest fon tek bir yatırımcısıyla yılbaşından bu yana yüzde 469.642 getirisiyle dikkat çekiyor. Bu fonun portföyünün yüzde 52,69'u vadeli işlemler nakit teminatları, yüzde 39,71 oranında hisse senedi, yüzde 7,6 oranında ise TL mevduat yer alıyor. Bu yılki getiride zirvede olsa da ekim başından itibaren bu fonda nakit giriş çıkışı görülmüyor.</p>
<h2>Üçünün de portföyü ters repoda</h2>
<p>TEFAS'a kapalı özel veya değil serbest fonlara ekim ayı başından bu yana net nakit girişi 15.1 milyar lira seviyesinde. Üç fon ise yüklü girişle dikkat çekiyor, fonların ortak özelliği üçünün de portföyünün yüzde 100’ünün ters repoda olması. Bu fonlardan ilki özel serbest fon. 1 Ekim'den bu yana 46.29 milyar lira net nakit girişi gerçekleşen özel fonun yatırımcı sayısı da 9'dan 12'ye yükseldi. Özel fonun toplam değeri de 51.41 milyar lira. Yılbaşından bu yana özel fonun getirisi yüzde 15,75 seviyesinde bulunuyor. İkinci sırada özel olmayan bir serbest fon var. Bu fona 1 Ekim'den bu yana 44.49 milyar lira girdi. Yatırımcı sayısı da 85'den 90'a yükseldi. Yılbaşından bugüne yüzde 33,37 getiri sağlayan serbest fonun toplam değeri de 51.67 milyar lira. Üçüncü sırada en yüklü nakit girişi alan özel bir serbest fon. 28.76 milyar lira 1 Ekim'den bu yana net nakit girişi sağlayan özel serbest fonun yatırımcı sayısı bu dönem 6'dan 8'e yükseldi. Fonun toplam büyüklüğü 33.04 milyar lira ve yılbaşından bu yana getirisi yüzde 34,96 seviyesinde. Bu fonun portföyünün de yüzde 100'ü ters repoda.</p>
<p>Özel fonlar arasında bir diğer dikkat çekici işlem ise tek bir yatırımcıya sahip bir özel fona 1 Ekim'den bu yana 995.8 milyon liralık giriş gerçekleşmesi. Bu fonun toplam büyüklüğü 65.15 milyar lira, yılbaşından buyana getirisi ise yüzde 25,78 seviyesinde. Portföyün yüzde 57,57'si mevduat, yüzde 13,54'ü hisse senedi, yüzde 8,73'üyatırım fonlarında, yüzde 4,68'i kıymetli maden kamu kira sertifikalarında, yüzde 4,46'sı ise kıymetli maden cinsinden borsa yatırım fonlarında bulunuyor.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Serbest veya özel fonların %22'sinde tek yatırımcı var</span></h2>
<p>Yatırımcı sayısı 1 olan 242 özel fon bulunuyor. 2 yatırımcıya sahip özel fon fonlar ise 73 adet. 3 yatırımcıya sahip 48 özel fon varken, 41 özel fonun 4 yatırımcısı, 17 özel fonun 5 yatırımcısı, 11 özel fonun 6 yatırımcısı, 5 özel fonun 6 yatırımcısı, yine 5 özel fonun 8 yatırımcısı, 6 özel fonun 9 yatırımcısı var. Tasfiye sürecinde olanlar dahil 1095 serbest veya özel fonun yüzde 22'sinden fazlasının sadece tek yatırımcısı bulunuyor. Bu özel fonlar kuruluş için genellikle 900 milyon lira ile 1.3 milyar liraya varan başlangıç varlığı arıyor. Özel fonlar yatırımcısını veya fon portföyünü kamuya açıklamak zorunda değil. Katılımcı bilgileri sadece Sermaye Piyasası Kurulu ile paylaşılıyor. Öte yandan TEFAS'a kapalı fonlar arasında para piyasası fonlarında çıkış sürüyor. Net nakit çıkışının bir miktarı yatırım fonu kriziyle ilgili olsa da çok düşük yatırımcı çıkışına karşın yüksek nakit çıkışı yabancının da stopaj getirilmesi sonrası para piyasası fonlarından ayrıldığını gösteriyor. Özellikle iki büyük bankanın para piyasası fonundan 1 Ekim'den bu yana yaşanan 42 milyar liraya varan net nakit çıkışının çoğunluğunun yabancı yatırımcıdan kaynaklandığı belirtiliyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/kapali-fonlar-kendi-havasinda-89712</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/6/5/1280x720/lira-para-1778213523.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TEFAS’a kapalı serbest fonlar bu ay başından itibaren net nakit girişiyle dikkat çekiyor. Sadece nitelikli yatırımcıların veya profesyonel müşterilerin girebildiği serbest fonlardaki 15.1 milyar liralık girişe karşılık TEFAS’a açık yatırım fonlarından aynı dönemde 114.4 milyar lira net çıkış yaşandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/doviz-donusum-desteginin-adi-kaldi-89711</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Döviz dönüşüm desteğinin adı kaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) yurtdışından elde ettikleri döviz gelirlerini Türk Lirası’na dönüştüren firmalara sunduğu yüzde 3’lük destek mekanizmasında yaptığı son mevzuat değişikliğine, ihracatçı cephesinden tepkiler sürüyor. EKONOMİ’ye konuşan sektör kaynakları, kağıt üzerinde yüzde 3 olarak korunan teşvik oranının, destek kapsamında satılabilecek döviz tutarına getirilen sınırlamalar nedeniyle reel sektördeki karşılığının sembolik düzeylere gerilediğini ileri sürüyor.</p>
<p>Edinilen bilgilere göre, yeni düzenlemeyle firmaların destek kapsamında yıllık olarak satabilecekleri döviz tutarı, işçilik maliyeti + faaliyet kârı hesaplamasıyla elde edilen katma değer tutarıyla sınırlandırıldı. Bu durum sahadaki pratik hesaplamalara ise şöyle yansıyor: Ortalama bir sanayi şirketinde cironun yaklaşık yüzde 20’sini işçilik, yüzde 5’ini ise kâr oluşturduğu varsayıldığında, şirketin toplam katma değer oranı yüzde 25 seviyesinde kalıyor. Sektör temsilcileri, kârsız çalışan veya işçilik payı düşük olan sektörlerde ise bu desteğin toplam ciroya oranının binde 2 ile binde 3 seviyelerine kadar eriyebileceğini öngörüyor.</p>
<p>Düzenlemeyle getirilen firma başına 100 milyon TL’lik yıllık destek tavanı ve katsayı kısıtlamaları, otomotiv ve beyaz eşya gibi ana ihracatçı sektörlerin dev oyuncularının alabileceği desteği ihracat hacimlerinin çok altında sınırlıyor. Sektör kaynakları, ekonomi yönetiminin “Desteği KOBİ’lere yaydık” yönündeki yaklaşımına karşın, karmaşık katma değer hesaplamaları ve bürokratik şartlar nedeniyle KOBİ’lerin de imkandan efektif olarak yararlanamadığını belirtiyor.</p>
<h2>Ankara’da önemli görüşme </h2>
<p>Ortaya çıkan bu tablo üzerine, Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mustafa Gültepe ve bazı ihracatçı birliklerin başkanları 12 Ekim Pazartesi günü Ankara’da TCMB Başkanı Fatih Karahan ile bir araya geldi. Edinilen bilgiye göre, yaş sebze meyveden tekstile, demir-çelikten gemi inşaya kadar pek çok ana sektör temsilcisinin yer aldığı görüşmede, söz konusu kısıtlamalar ve ihracatçının finansman kısıtları masaya yatırıldı. Toplantıya katılan birlik başkanları Merkez Bankası yönetiminin ‘desteği tabana yayma’ hedefini ilkesel olarak olumlu bulduklarını belirtirken, uygulanan yöntemin mevcut makroekonomik koşullarda ağır bir reçete oluşturduğunu dile getiriyor. Yeni düzenleme ile konulan ilkesel çıtalar ve hedeflerin doğru fakat zamanlamasının yanlış olduğunu savunan ihracatçılar, “Bu şartlar iki yıl önce doğruydu ancak şu an fırtınanın ortasındayız. Fırtına büyürken bize sağlanan şemsiyenin boyutu küçültüldü” değerlendirmesini yaparken, Karahan’dan matematiksel reçetenin revize edilmesini talep ettiklerini söyledi.</p>
<h2>Karahan’dan yapıcı yaklaşım </h2>
<p>Görüşmede öne çıkan bir diğer kritik başlık ise yüzde 10’luk döviz pozisyonu sınırı için getirilen serbest muhasebeci mali müşavir (SMMM)/yeminli mali müşavir (YMM) raporu zorunluluğu oldu. Zira, yeni mevzuatla döviz almama taahhüdü yerine ‘yüzde 10 döviz pozisyonu sınırı’ getirilmiş, firmaların bu yüzde 10 sınırını aşmadığını ispat etmek için SMMM ya da YMM onaylı ‘döviz pozisyonu bildirim formu’ düzenletmesi şart koşulmuştu. Düzenlenen bu formun belge tarihinden itibaren yalnızca 15 gün süreyle geçerli olduğu da mevzuatta yer almıştı. İhracatçılar toplantıda, her 15 günde bir rapor alma zorunluluğunun her bir rapor için en az 50 bin TL, firmalara ise ayda 100 bin TL’nin üzerinde ek maliyet çıkardığını dile getirdi.</p>
<p>Edinilen bilgiye göre TCMB Başkanı Fatih Karahan, ihracatçıların sunduğu hesaplamaları ve sektörel şikayetleri not alırken, toplantıda ihracatçılar tarafından iletilen tüm başlıkların TCMB bünyesinde yapıcı bir yaklaşımla değerlendirileceğini ifade ettiği öğrenildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/doviz-donusum-desteginin-adi-kaldi-89711</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/liman-ihracat-ithalat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Döviz dönüşüm desteğinde desteğe konu edilebilecek döviz tutarının ‘katma değer’ şartına bağlanması, fiili teşviki binde 7,5’e kadar düşürdü. Dev ihracatçılar 100 milyon TL’lik tavan nedeniyle sistem dışı kalırken, KOBİ’ler de karmaşık bürokrasiye takıldı. TCMB Başkanı Fatih Karahan ile görüşen ihracatçılar, “İlke doğru ama fırtına büyürken şemsiye küçültüldü. Reçete revize edilmeli” uyarısında bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kitaplari-yeniden-hayata-kazandirmak-surdurulebilirlik-vizyonumuzla-butunlesiyor-89770</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;kitapları yeniden hayata kazandırmak, sürdürülebilirlik vizyonumuzla bütünleşiyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><em>Eksim Holding, 40’ıncı yılını “Kitaba Vefa: Cilt Sanatı ve Restorasyon Sergisi” ile kutlarken kitapların korunmasına ve gelecek kuşaklara aktarılmasına dikkat çekiyor. Yaklaşık 50 bin ciltlik kütüphane, bine yakın eserin onarıldığı mücellithane ve yıllara yayılan emek, kültürel mirasa duyulan sorumluluğu somutlaştırıyor.</em></p>
<p><em><strong>Kitapların onarılarak nesillere aktarılması, günümüzde sürdürülebilirlik kavramı olarak tarif edilen temel gündemin çok ön planda olmayan ancak anlamı büyük gayretleri arasında yer alıyor. Tıpkı bir arkeoloğun toprağın altında binlerce yaşındaki bir kültürel mirası gün yüzüne çıkarması, bir tarihi binanın aslına uygun restore edilerek hizmetlerini devam ettirmesine olanak yaratılması gibi kitaba gösterilen bu saygının da yarattığı etki çok büyük. Bu meseleyi uzun süredir iş gündeminde tutan Eksim Holding, 40’ıncı kuruluş yıldönümü münasebetiyle önemli bir etkinliğe imza attı yakın zamanda. Kuruluş, 40’ıncı yılını ‘Kitaba Vefa: Cilt Sanatı ve Restorasyon Sergisi’ ile kutladı. 50 binin üzerindeki kitap varlığından seçtiği 40 kitabın sergilendiği çalışmada, aynı zamanda 10 yıldan bu yana uzman isimlerle birlikte sürdürülen mücellithane hizmeti ile sağlığına kavuşturulmayı bekleyen kitaplar da sergilendi. Eksim Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ebubekir Tivnikli, “Yaklaşık 10 yıllık birikimin ardından bine yakın eserin onarımını gerçekleştirmiş durumdayız ve çalışmalarımız devam ediyor. Bundan sonraki süreçte de mücellithanemizdeki restorasyon çalışmalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz” diyor.</strong></em></p>
<p><em><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad09ea4cc656-1792056996.png" alt="" width="700" height="408" /></strong></em></p>
<p>Eksim Holding, 20’nin üzerinde iştiraki, 10 bin çalışanıyla yenilenebilir enerji, elektrik dağıtım ve gıda başta olmak üzere farklı alanlarda faaliyet gösteriyor. <strong>Abdullah Tivnikli</strong> ile <strong>İsmail Fahreddin Tivnikli</strong>’nin önderliğinde 1986 yılında kuruldu. Yani içinde bulunduğumuz yıl, kuruluşlarının üzerinden 40 yıl geçti.</p>
<p>Bugün ikinci kuşağın yönetiminde faaliyetlerini sürdüren Eksim Holding, 40’ıncı kuruluş yılında özel bir projeye imza attı. Kuruluş, 40’ıncı yılını <em>‘Kitaba Vefa: Cilt Sanatı ve Restorasyon Sergisi’</em> ile kutladı. 50 bin eserin toplandığı geçmişi on yıllara dayanan bir sürecin anlamlı bir evresini oluşturdu söz konusu sergi, geçmişe saygı, geleceğe miras bir anlayışın eseri olarak ortaya kondu. Kurucu adını taşıyan <strong>Abdullah Tivnikli İSAR Vakfı</strong> İSAR Vakfı bünyesinde yaklaşık 10 yıl önce bir mücellithanenin kurulması, edebî eserlere duyulan saygının önemli göstergesi kabul edildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad09ecc5ff32-1792057036.png" alt="" width="700" height="380" />Eksim Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Ebubekir Tivnikli,</strong> KİTAP Yayın Yönetmeni, EKONOMİ gazetesi Kültür-Sanat Editörü <strong>Faruk Şüyün</strong> ile birlikte hazırladığımız sorularımıza şu yanıtları verdi:</p>
<p><strong>Eksim Holding’in 40. yılını <em>“Kitaba Vefa: Cilt Sanatı ve Restorasyon Sergisi”</em>  ile kutlama fikri nasıl doğdu? Kurumunuzun kırk yıllık hikâyesiyle bir kitabı onarıp geleceğe taşıma çabası nerede buluşuyor?</strong></p>
<p>Eksim Holding olarak 1986’da başlayan yolculuğumuzda bu sene 40. yılımızı geride bırakıyoruz. Faaliyet alanlarımızda gerçekleştirdiğimiz yatırımların ve üretimlerin yanında toplumsal faydayı, çevreye, kültür ve sanat mirasımıza sahip çıkmayı da önemli bir sorumluluğumuz olarak görüyoruz.</p>
<p>Kurucumuzun adını taşıyan Abdullah Tivnikli İSAR Vakfı bünyesinde yıllar içinde 50 bin ciltlik bir kütüphane oluşturduk. Yaklaşık 10 yıl önce de bu merkezde bir mücellithane kurma gereği doğdu, çünkü kütüphanemize kazandırdığımız eserlerin bir kısmı restore edilme ihtiyacı olan kitaplardı. Bu süre zarfında bine yakın eserin restorasyon çalışmalarını tamamladık. Bugüne geldiğimizde ise restore edilmiş geniş bir koleksiyona ulaşmış olduk.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad09eda60115-1792057050.png" alt="" width="700" height="473" />Buradan hareketle grubumuzun 40. yılını sadece bir kutlama ile değil, üzerinde uzun yıllardır emek verdiğimiz ve sürdürmeye devam edeceğimiz cilt sanatı ve restorasyon çalışmalarını daha geniş kitlelerle buluşturmak için bir vesile olarak düşündük. Bu kıymetli eserleri korumak kadar onlara yeniden hayat kazandıran cilt sanatının farkındalığını artırmayı da bir değer olarak görüyoruz. Sergimizde bu birikimden seçtiğimiz 40 eserin yanı sıra onarılmayı bekleyen kitaplara da yer vererek yapılan işin önemini ve devam eden ihtiyacı göstermeyi amaçladık. Eksim’in 40 yıllık yolculuğu ile bir kitabın onarılarak geleceğe taşınma çabası bir anlamda sürdürülebilirlikte buluşuyor da diyebiliriz. Biz bu çalışmalarla yalnızca geçmişten kalan eserleri muhafaza etmiyor, aynı zamanda onların daha uzun yıllar yaşamasına ve gelecek kuşaklarla buluşmasına katkı sağlıyoruz.</p>
<p><strong>Türkiye’de esin oluşturacak cinsten farklı grupların veya şirketlerin yürüttüğü benzeri bir çalışma veya böylesi kapsamlı bir çalışma ortaya kondu mu?</strong></p>
<p>Ülkemizde pek çok kurum, kültürel mirasımızın korunmasına çok değerli katkılar sunuyor. Koleksiyonlar oluşturuyor, müzeler kuruyor, sergiler ve yayınlar aracılığıyla bu birikimi toplumla paylaşıyorlar. Şirketlerimizin kültürel mirasımızın farklı alanlarına sunduğu katkılar da son derece kıymetli.</p>
<p>Biz de <em>Kitaba Vefa</em>’dan önce Abdullah Tivnikli İSAR Vakfı bünyesinde daha küçük çaplı <em>İki Kapak Bir Hazine</em> isimli bir sergi gerçekleştirmiştik. Dolayısıyla son gerçekleştirdiğimiz çalışma, daha önce yaptığımız çalışmaların ve yıllar içinde oluşan birikimin devamı niteliğinde.</p>
<p>Bununla birlikte, kitap sanatlarının ve özellikle cilt sanatının korunması, araştırılması ve gelecek kuşaklara aktarılması amacıyla vakfımız bünyesinde kurduğumuz mücellithane, bu alanda önemli bir misyon üstleniyor. Mücellithanemizde yürütülen çalışmalar yalnızca mevcut eserlerin korunmasını değil, aynı zamanda geleneksel cilt sanatının bilgi ve uygulama birikiminin yaşatılmasını da hedefliyor. <em>Kitaba Vefa</em> sergimiz de bu çalışmalarımızın sürekliliğinin bir neticesi olarak toplumun daha geniş kesimlerinden büyük bir ilgi gördü.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad09ef02ea61-1792057072.png" alt="" width="900" height="272" /><strong>Serginin adındaki “vefa” sizin için ne ifade ediyor? Bir kitaba vefa gösterdiğimizde onun yazarına, onu üreten ustalara ve geçmişteki okurlarına karşı nasıl bir sorumluluk üstleniyoruz?</strong></p>
<p>Biz bu sergiye özellikle <em>“Kitaba Vefa”</em> ismini verdik. Çünkü kitabın yalnızca kâğıt ve mürekkepten ibaret olmadığına inanıyoruz. Kitap bizler için ilmi, hafızayı ve emaneti temsil ediyor. Bizlere düşen de geçmişten devraldığımız bu emaneti koruyarak gelecek nesillere ulaştırmak. Bir kitaba bu gözle baktığınızda, onun bugün elimize ulaşmasını sağlayan insanları da düşünüyorsunuz. Müellifi yıllarını vermiş, müstensih satır satır yazmış, mücellit cildini büyük bir emek ve ustalıkla hazırlamış. Ardından birileri o kitabı okumuş, korumuş ve kendisinden sonraki nesle bırakmış. Bugün elimize ulaşan her kitabın arkasında, kuşaktan kuşağa aktarılan büyük bir emek, özen ve gayret var.</p>
<p>Bu nedenle bir eseri korumak, yalnızca fiziksel varlığını muhafaza etmek anlamına gelmiyor. Onu korurken yazarın sözüne, ustasının işçiliğine, geçmişteki okurlarının bıraktığı izlere de özen göstermek gerekiyor. Biz de bütün bu birikimin kıymetini bilerek eserlerin ömrüne katkıda bulunmayı kendimize bir vazife edindik. Yıllar sonra o kitabı eline alacak bir insanın onu okuyabilmesi, anlayabilmesi ve ondan istifade edebîlmesi için bugün üzerimize düşeni yapmak istiyoruz. Bizim için vefa da tam olarak burada anlam kazanıyor. Amacımız geçmişten aldığımız emaneti, ona gösterdiğimiz özenle geleceğe taşıyabilmek.</p>
<p><strong>Sizin kitaplarla ilişkiniz nasıl başladı? Çocukluğunuzdan bugüne taşıdığınız bir kitap, bir kütüphane hatırası ya da kitaplara yaklaşımınızı şekillendiren biri var mı?</strong></p>
<p>Kitaplarla ilişkim aslında çocukluğumdan bu yana devam ediyor. Özellikle iş dünyasında başarılı olmuş insanların hayatlarını araştırmaya ve onların tecrübelerinden öğrenmeye her zaman ilgi duydum. Bu anlamda otobiyografilerden ve biyografilerden çok istifade ettim. İnsanların hayat hikâyelerini, karşılaştıkları zorlukları ve başarıya giden yollarını okumak benim için her zaman önemli bir öğrenme kaynağı oldu.</p>
<p>Ayrıca kitaplara olan ilgimin zaman içerisinde daha da derinleşmesinde bir diğer etken ise vakfımız bünyesinde geliştirdiğimiz kütüphane oldu. Kütüphanenin sahip olduğu zengin koleksiyon ve burada bulunan eserlerle yakından temas etmek, kitabın yalnızca okunan bir metin olmanın ötesinde, geçmişten bugüne taşınan önemli bir kültürel miras olduğunu daha yakından görmemi sağladı. Kitapların korunması, araştırılması ve gelecek nesillere aktarılması gerektiğine dair düşüncem de bu ortamda daha da güçlendi.</p>
<p>Diğer yandan kitapla geçirdiğim zamanın hâlen yeterli olmadığını düşünüyorum. Okumaya daha fazla zaman ayırmam gerektiğine, kendimizi sürekli yenilemenin en değerli yollarından birinin de okumak olduğuna inanıyorum.</p>
<p><strong>Vakfınız bünyesindeki İSAR Araştırma ve Eğitim Merkezi'ndeki birikim nasıl oluştu; kitapları toplama ve koruma çabası hangi aşamada bir restorasyon çalışmasına dönüştü?</strong></p>
<p>Kütüphanemizin birikimi yıllar içinde hem satın almalarla hem de bağışlarla oluştu. Ellerindeki kitapların korunmasını ve ilimle meşgul olan insanların istifadesine sunulmasını arzu eden pek çok kişi, eserlerini vakfımız bünyesinde bulunan kütüphaneye emanet etti. Her bağışla birlikte kütüphanemiz büyürken bu eserlerin tasnifi, kayda alınması ve korunması konusunda üstlendiğimiz sorumluluk da büyüdü.</p>
<p>Koleksiyonumuzda Müteferrika Matbaası’ndan ve taş baskı matbu eserlerden çeşitli kitapların yanı sıra el yazması nadir eserler de bulunuyor. Bu eserler, yalnızca içerikleriyle değil, yazma kültüründen matbaa kültürüne geçişin izlerini taşımaları bakımından da önemli birer kaynak niteliğinde.</p>
<p>Kütüphaneye gelen kitapların bir kısmında yılların getirdiği yıpranmalar vardı. Cildi dağılmış, sayfaları kopmuş veya kâğıdı zarar görmüş eserlerin yeniden kullanılabilmesi uzmanlık gerektiren bir müdahaleye bağlıydı. Bu ihtiyaca düzenli olarak cevap verebilmek için 2017 yılında mücellithanemizi kurduk. Merhum <strong>İslam Seçen</strong>’in talebesi mücellit <strong>Muharrem Kalenci</strong>’nin emeği ve öğrencilerinin desteğiyle bugüne kadar bine yakın eserin restorasyonunu tamamladık.</p>
<p>Bu çalışmalar belirli bir sıra ve özen içinde yürütülüyor. Kütüphaneye kazandırılan kitaplar önce kataloğa kaydediliyor. Onarım ihtiyacı bulunanların mevcut durumu fotoğraflanıyor, hasarları tespit ediliyor. Eserin ilmî değeri ve hasarının derecesi gözetilerek restorasyon önceliği belirleniyor. Ardından kâğıdından dikişine, şirazesinden cildine kadar ihtiyaç duyduğu işlemler uygulanıyor. Bazen tek bir kitabın onarımı aylar sürüyor. Yaklaşık 50 bin ciltlik bu kütüphaneyi korumak, böyle sabırlı ve sürekli bir çalışma gerektiriyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad09f072df1e-1792057095.png" alt="" width="700" height="455" /></p>
<p><strong>Kitaplar için <em>“şifa bekleyen eserler”</em> ifadesini kullanıyorsunuz. Bir kitabın yeniden hayata döndüğüne tanıklık etmek nasıl bir duygu? Sizi en çok etkileyen eserin mücellithaneye gelişinden onarımının tamamlanmasına kadar uzanan hikâyesini anlatır mısınız?</strong></p>
<p>Nadir eserler ilgi alanım olduğu için, geçmişten günümüze ulaşan kıymetli eserleri araştırmaya, keşfetmeye ve yeniden hayata kazandırılmalarına vesile olmaya gayret ediyorum. Bu çalışmalar sırasında karşılaştığım, zaman içerisinde yıpranmış veya çeşitli nedenlerle zarar görmüş pek çok eseri onarılmak üzere mücellithanemize teslim ettik. Bir eserin ilk teslim edildiği andan onarımının tamamlanmasına kadar geçen sürece tanıklık etmek benim için ayrı bir mutluluk ve heyecan kaynağı. Başlangıçta yorgun ve hasarlı hâliyle gelen bir kitabın, ustaların emeğiyle yeniden okunabilir ve kullanılabilir hâle gelmesini görmek tarif edilemez bir mutluluk.</p>
<p><em>“Şifa bekleyen eserler”</em> ifadesi de aslında bu hâli çok güzel anlatıyor. Ustasının elinde aylar süren titiz bir çalışmanın ardından aynı kitabın yeniden okunabildiğini görmek insana büyük bir ferahlık veriyor. Çünkü karşınızdaki yalnızca onarılmış bir kitap değil, onu yazan, çoğaltan, ciltleyen ve yıllar boyunca koruyarak bugüne ulaştıran insanların emeğinin bir devamı. Bir kitabın onarılmasıyla aslında onun kullanım ömrünü uzatıyor, daha uzun yıllar korunmasını ve farklı nesiller tarafından okunmaya devam etmesini sağlıyoruz. Bu açıdan baktığımızda restorasyon çalışmalarımız, kitapların sürdürülebilirliğine ve gelecek nesillere ulaşmasına da katkı sağlıyor. Bu büyük emek ve aktarım zincirinin bir parçası olabilmek, geçmişten bugüne ulaşan bir emaneti geleceğe taşıyabilmek ve bu sürece küçük de olsa bir katkıda bulunabilmek, benim için bu çalışmanın en anlamlı taraflarından biri.</p>
<p><strong>Sergilenen 40 eseri seçerken hangi ölçütleri gözettiniz? Farklı dönemlerden ve coğrafyalardan gelen bu kitaplar, bir araya geldiklerinde nasıl bir hikâye anlatıyor?</strong></p>
<p>Seçkiyi oluştururken, kütüphanemizdeki birikimin çeşitliliğini ve kitap sanatlarının inceliklerini birlikte yansıtmasına özen gösterdik. Eserlerin düşünce ve kültür tarihindeki yeri kadar ciltleri, yazıları, süslemeleri ve geçirdikleri onarımlar da seçimimizde önemli ölçütler oldu. Bunun yanında sergide yalnızca kitapları değil, cilt sanatının tarihini, kullanılan malzemeleri ve farklı cilt yapım tekniklerini de ele alan bölümlere yer verdik. Sergimizde tasavvuftan tarihe, edebîyattan hukuka, tıptan dil çalışmalarına uzanan geniş bir yelpazede eserleri bir araya getirdik. İstanbul’un sosyal ve eğlence hayatına dair eserlerden dinî metinlere kadar uzanan bu seçkiyle, kitap kültürümüzün ve medeniyet birikimimizin farklı yönlerini aynı çatı altında göstermeyi amaçladık. Böylece ziyaretçilerin yalnızca eserleri değil, onları ortaya çıkaran kültürel dünyayı da görmelerini istedik.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad09f158c178-1792057109.png" alt="" width="700" height="455" /></p>
<p>Sergideki 40 eser aynı zamanda bilginin farklı dönemlerde ve coğrafyalarda nasıl üretildiğini, aktarıldığını ve yeniden yorumlandığını gösteriyor. Bağdat’tan Endülüs’e uzanan ilim merkezlerinde oluşan birikimin sonraki yüzyıllarda farklı coğrafyalarda okunarak ve geliştirilerek devam ettiğini bu eserler üzerinden takip edebîliyoruz. <strong>İbn Haldun</strong>’un <em>Mukaddime</em>’si ile <strong>Şeyh Galib</strong>’in <em>Divan</em>’ı gibi eserler, bu fikrî ve edebî mirasın farklı yönlerini ortaya koyuyor. Bu kitapları yan yana gördüğümüzde, aslında yüzyıllar boyunca kuşaktan kuşağa aktarılan ve farklı coğrafyalarda zenginleşen ortak bir kültürel mirasın izlerini görüyoruz.</p>
<p><strong>Seçkide Fususü’l-Hikem, Şeyh Galib’in Divan’ı, Mârifetnâme, Muhammediye ve Mukaddime gibi eserler yer alıyordu. Sizin kişisel olarak yakınlık duyduğunuz eser hangisi; bu yakınlık nereden geliyor?</strong></p>
<p>Sergideki eserlerin her birinin farklı bir hikâyesi vardır. Ancak benim için kütüphanemizde bulunan yaklaşık 200 yıllık <em>Mârifetnâme</em> nüshasının ayrı bir yeri var. Aile köklerimizin Erzurum’a uzanması ve <strong>İbrahim Hakkı</strong> Hazretleri ile olan münasebeti, bu esere duyduğum yakınlığı daha da anlamlı kılıyor. İnsana ve dünyaya duyulan merakı bu eserin hemen her yerinde görmek mümkün.</p>
<p><em>Mârifetnâme</em>’de yer alan <em>“Hak şerleri hayr eyler / Zannetme ki gayr eyler / Mevlâ görelim neyler / Neylerse güzel eyler”</em> mısralarını sıkça hatırlarım. İş hayatında da her şey her zaman istediğiniz gibi gitmiyor. O gün olumsuz olarak gördüğünüz bir gelişmenin ilerleyen zamanlarda başka bir kapı açtığını görebiliyorsunuz. Bu sözler bana öncelikle elimden gelen gayreti göstermeyi ama sonucu değerlendirirken acele etmemeyi hatırlatıyor.</p>
<p>Eserde astronomi, insan anatomisi ve dönemin astroloji anlayışı gibi pek çok konu da yer alıyor. Her açtığınızda farklı bir konuyla karşılaşmanız, <em>Mârifetnâme</em>’yi benim için ayrıca ilgi çekici kılıyor. Bugün bu nüshanın sergide ziyaretçilerle buluşması, bir kitabın yazıldığı dönemi ve onu koruyarak sonraki kuşaklara aktaran insanların hikâyesini de taşıdığını gösteriyor. Bu yönüyle <em>Mârifetnâme,</em> sergimizin <em>“Kitaba Vefa”</em> fikrini benim için en güzel şekilde somutlaştıran eserlerden biri oldu.</p>
<p><strong>Mücellit Muharrem Kalenci’nin çalışmalarını izlerken sizi en çok şaşırtan ayrıntı ne oldu? Bir kitabın onarımı için harcanan zaman ve gösterilen özen, kitaba bakışınızı nasıl değiştirdi?</strong></p>
<p>Bir kitabın geçmişine ve taşıdığı izlere zarar vermeden, onun asli dokusunu koruyarak onarılması bizim için en önemli hassasiyetlerden biriydi. Bu nedenle her eserin kendi hikâyesine uygun bir anlayışla ele alınmasına büyük önem verdik.</p>
<p>Muharrem Bey’i vakfımız bünyesindeki mücellithane aracılığıyla uzun zamandır tanıyor, çalışmalarını yakından takip ediyorum. Bu nedenle mesleğine gösterdiği özeni ve bir kitaba dokunurken taşıdığı hassasiyeti biliyorum. Yine de her eserin karşısında yeniden başlayan heyecanı hepimizi hâlâ etkiliyor. Önce kitabın geçirdiği dönemleri, uğradığı müdahaleleri ve taşıdığı hasarı inceliyor, ardından hangi işlemin yapılacağına, hatta kimi zaman nereye dokunulmaması gerektiğine karar veriyor. Çünkü Muharrem Bey’den öğrendiğimiz üzere restorasyon, eseri bütünüyle yenileme çabası taşımıyor; kitabın aslını, yaşını ve üzerinde biriken izleri koruyarak ömrünü uzatmayı amaçlıyor.</p>
<p><strong>Bir kitabın cildi, kâğıdı, kenar notları ve eski onarımları da geçmişine dair izler taşıyor. Bu çalışmalar sırasında, bir eseri onarmakla onun yaşanmışlığını korumak arasındaki denge hakkında neler öğrendiniz?</strong></p>
<p>Bu çalışmalar bize bir eserin içinden geçtiği bütün zamanlara ait olduğunu öğretti. Cildi, kâğıdı, temellük kayıtları, sayfa kenarlarına düşülen notlar, mühürler ve eski onarımlar kitabın kimler tarafından okunduğunu, nasıl korunduğunu ve hangi ilim çevrelerinde dolaştığını gösteriyor. Bazen küçük bir derkenar, eserin okunma biçimine veya intikal ettiği çevreye dair metnin kendisi kadar kıymetli bir bilgi taşıyabiliyor. Bütün bu izleri korumak, kitabın kuşaklar boyunca nasıl okunduğuna ve yaşatıldığına dair bilgiyi de muhafaza etmek anlamına geliyor.</p>
<p><strong>Sergide restore edilmiş kitaplarla birlikte onarılmayı bekleyen eserleri de gösteriyordunuz. Ziyaretçinin bu iki hâli bir arada görmesiyle neyi fark etmesini istiyordunuz?</strong></p>
<p>Kültürel mirasın kendiliğinden ayakta kalmadığını göstermek istedik. Bir tarafta zamanın ve kullanımın izlerini taşıyan, sayfaları dağılmış, cildi çözülmüş eserler, diğer tarafta ise ehil ellerde onarılarak şifa bulan kitaplar bulunuyor. Aralarındaki mesafe ancak bilgi, sabır ve uzun süren bir emekle aşılabiliyor. Ziyaretçilerin öncelikle bu emeği ve bir kitabın geleceğinin zamanında gösterilecek özene bağlı olduğunu fark etmesini arzu ettik.</p>
<p>Aslında biz çoğu zaman yalnızca içinde bulunduğumuz zamanı görüyor, kendi ömrümüzü esas alıyoruz. Oysa bir kitabın üzerinde, onu yazan, çoğaltan, ciltleyen ve yıllar boyunca elinden geçiren pek çok insanın ve yaşadığı dönemin izleri bulunuyor. Kitap da bütün bu izleri taşıyarak kendi ömrünü sürdürüyor. Bizim ömrümüz sınırlı; kitapların ömrü ise doğru bir şekilde korunduklarında bizden çok daha uzun olabiliyor. Bu nedenle bir kitabı onarmak onun taşıdığı zamanın ve yaşanmışlıkların geleceğe ulaşmasını sağlamak anlamına da geliyor.</p>
<p>Şifa bekleyen eserler aynı zamanda önümüzde duran sorumluluğun büyüklüğünü de hatırlatıyor. Kütüphanelerimizde korunmayı bekleyen her kitap, geçmişten bize ulaşmış fakat geleceğe intikali henüz güvence altına alınmamış bir emanet. Restore edilen eserler ise doğru müdahaleyle bu mirasın yeniden ilim ve kültür hayatına kazandırılabileceğini gösteriyor.</p>
<p><strong>Korunan eserlerin yeniden okunması ve araştırılması da önemli. Araştırmacılar ve okurlar kütüphanenizden nasıl yararlanabiliyor? Restore edilen kitaplardan hareketle ortaya çıkan, sizi heyecanlandıran bir çalışma ya da keşif oldu mu?</strong></p>
<p>Bir kitabı korumanın nihai anlamı, onu yeniden ilim ve düşünce hayatına dâhil etmektir. Muhafaza ettiğimiz bir eserin araştırmacılar tarafından okunması, incelenmesi, tartışılması ve yeni çalışmalara kaynaklık etmesiyle bu çaba gerçek karşılığını buluyor. Bu nedenle koruma ile araştırmayı birbirini tamamlayan iki sorumluluk olarak görüyoruz. Vakfımız bünyesindeki İSAR Kütüphanesi, İslami ilimler ve Osmanlı araştırmalarının yanı sıra tarih, edebîyat, felsefe ve sosyal bilimlerin farklı alanlarında çalışan araştırmacılara hizmet veriyor. Kataloğumuz çevrimiçi olarak taranabiliyor, okuma salonları, dijital tarama ve kaynak danışmanlığı gibi imkânlar sunuluyor. İSAR öğrencileri ve mezunlarının yanı sıra dışarıdan gelen akademisyenler de belirlenen şartlar çerçevesinde koleksiyondan yararlanabiliyor. Nadir eserler ise korunma koşulları gözetilerek araştırmacıların istifadesine sunuluyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad09f39d3be1-1792057145.png" alt="" width="700" height="482" /></p>
<p>Restorasyon çalışmaları kapsamında ise rahmetli aile büyüğümüz <strong>Tivnikli Hacı Faruk Efendi</strong>’ye ait üç yüz cildi aşkın koleksiyonun da benim için ayrı bir yeri var. Üç yıla yayılan ilk aşamada 33 eserin restorasyonu gerçekleştirildi. Koleksiyonda fıkıh, hadis ve tefsirin yanı sıra tarih, iktisat, felsefe, coğrafya ve dil alanlarından eserlerin; Arapça ve Farsçanın yanı sıra Fransızca kitapların da bulunması, bir ilim insanının ufkunun ne kadar geniş olabildiğini gösteriyor. Kitaplar birlikte incelendiğinde, sahibinin hangi meselelerle ilgilendiğini ve klasik birikimle yaşadığı çağ arasında nasıl bir bağ kurduğunu daha iyi anlayabiliyoruz.</p>
<p>Bu süreçte nadir eserlerin kataloglanması sırasında Şeyh Galib’in <em>Divan</em>’ına ait, şimdiye kadar kütüphanelerde bulunmayan bir nüshayı fark etmemiz de bizi ayrıca heyecanlandırdı. Bu nüsha literatüre İSAR nüshası olarak kaydedildi. Böylesine kıymetli bir keşfin ardından, eserin onarımını Muharrem Hocamıza bıraktık. Bütün bu çalışmalar bize şunu gösteriyor: Bir kitabı yeniden okunabilir, araştırılabilir ve anlaşılabilir hâle getirdiğinizde, onun taşıdığı bilgi ve tecrübeyi de yeniden dolaşıma sokmuş oluyorsunuz. Özellikle kişisel kütüphanelerin korunması, tek tek eserleri kurtarmanın ötesinde, bir dönemin zihniyetini, ilim anlayışını ve entelektüel dünyasını yeniden okuyabilmemize imkân sağlıyor.</p>
<p><strong>Özel sektörün kültürel mirasın korunmasına verdiği desteğin kalıcı olması sizce nasıl sağlanabilir?</strong></p>
<p>Bizim bu konuya çok net bir bakışımız var. Kültürel mirasımızı korumaya yönelik çalışmaların kalıcı hâle gelmesinin vakıf anlayışıyla mümkün olduğuna inanıyoruz. Tarihimize baktığımızda da ecdadımızın bu sorumluluğu büyük ölçüde vakıflar çatısı altında yürüttüğünü görüyoruz. Diğer taraftan vakıfları kurmak yetmiyor, onları yaşatmak ve çalışmalarını desteklemek için de istikrarlı bir gelirinin olması önem taşıyor. Bizim Abdullah Tivnikli İSAR Vakfı'mızda desteğimizin kalıcı olmasını sağlayan en önemli unsur da bu noktada ortaya çıkıyor. Vakfımız aynı zamanda şirketimizin de hissedarı durumda. Kurduğumuz bu güçlü yapı tüm vakıf çalışmalarımızın istikrarını ve gelişmesini destekliyor. Böylece çalışmalarımız yalnızca dönemsel desteklerle değil, uzun vadeli ve kalıcı bir anlayışla ilerliyor.</p>
<p>Özellikle kültürel miras alanında yaptığımız çalışmalarda sonuç almak zaman ve sabır gerektiriyor. Bazen tek bir eserin onarımı aylar sürüyor, bir ustanın yetişmesi ise yıllara yayılan bir eğitim ve tecrübe istiyor. Biz yıllardır sürdürdüğümüz çalışmalarımızı ilk defa bu sergi vesilesiyle daha geniş bir kitleyle paylaşma imkânı bulduk.</p>
<p>Dolayısıyla bizim için bu çalışma, yalnızca iletişim amacıyla ortaya konmuş, kısa süreli ve gelip geçici bir proje olmanın çok ötesinde. Asıl kıymetin yıllar içerisinde korunan eserlerde, yetişen ustalarda ve bu eserlerden gelecekte yararlanacak araştırmacılarda ortaya çıkacağına inandığımız bir vefa çalışması.  g</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kitaplari-yeniden-hayata-kazandirmak-surdurulebilirlik-vizyonumuzla-butunlesiyor-89770</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/0/1280x720/ebubekir-tivnikli-1792057226.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eksim Holding, 40’ıncı yılını “Kitaba Vefa: Cilt Sanatı ve Restorasyon Sergisi” ile kutlarken kitapların korunmasına ve gelecek kuşaklara aktarılmasına dikkat çekiyor. Yaklaşık 50 bin ciltlik kütüphane, bine yakın eserin onarıldığı mücellithane ve yıllara yayılan emek, kültürel mirasa duyulan sorumluluğu somutlaştırıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hangi-liberal-demokrasi-kitabini-neden-okumaliyiz-89771</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> hangi liberal demokrasi kitabını neden okumalıyız?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yeni bir dünya düzeni kurulurken kavramları sorgulamak, faydalı bilgiyi çoğaltmak ve eleştirel düşünceyi canlı tutmak neden önemli? “Hangi Liberal Demokrasi”, bu soruların izinde, geleceğin kuruluşuna katkı sunmak isteyen okuru düşünmeye ve çözüm aramaya çağırıyor.</p>
<p>H<em>angi Liberal Demokrasi</em> kitabından birkaç alıntı yaparak vermek istediği mesajı tam, doğru ve bütünsel olarak anlatmak mümkün değil. Toplumun geleceğini inşa etme konusunda söz söyleyen, yazı yazan ya da kahve sohbetlerinde ahkâm kesen iseniz; anlattıklarınızın yararlı olması konusunda çok küçük bir kaygı taşıyorsanız, kitabın derinliklerinde dolaşmak size çok şey kazandıracaktır.</p>
<p>Bütün kitapları özenle okurum, ama bazı kitaplara daha çok özen gösterdiğimi paylaşmamda bir sakınca yoktur sanırım.</p>
<p><strong>Daron Acemoğlu</strong>’nun <em>“Hangi Liberal Demokrasi”</em> kitabını işini ciddiye alan bir öğrencinin sınava hazırlanması gibi okudum. Önce kitabı ele alınamayacak biçimde hırpaladım; satır altlarını çizdim, kenarlara notlar aldım, defterime faydalı bilgi çoğaltılmasına katkı yapmak için alıntı yapılması gereken genellemelerin başlıklarını ve kitaptaki sayfalarını not ettim.</p>
<p>Kitabın Türkçesi elime geçmeden önce <em>The Economist</em>’teki Acemoğlu eleştirisi dikkatimi çekti. Dergiye hiç yakışmayacak özensizlikle kaleme alınmış bir yazıydı; Acemoğlu’nun kuramlarının şaşırtıcı biçimde ikna edici olmadığını içki masası söyleşilerine dayandırıyordu. Adını vererek bir tek eleştiri kaynağından söz ediyordu; o kaynak da dergiyi onaylamayan bir açıklama yaptı.</p>
<p>Acemoğlu kendini savunacak deneyim ve birikimi olan, küremizin az sayıdaki kapasiteli entelektüellerinden biri. Benim yapacağım değerlendirmeler çok cılız kalabilir; okuyucunun alıcı ruhunda yer edinmeyebilir. Yine de ilgililere bir mektup yazarak nerede durduğumu belgelemek istedim.</p>
<p>Mektubumda, <em>The Economist</em>’in çok yakın zamanda yapay zekâdan da destek alarak haber ve yorumlarında nerede, nasıl yanıldığını araştıran; kendini sorgulayan çıkışının oturmuş kurumsal kimliğinin yansıması olduğunu söyledim. Bir de, bilimsel bilgi, teknik bilgi ve toplumsal bilginin bu kadar hızla dönüştüğü bir dönemde, <strong>Darwin</strong>’in evrim kuramını bir yana bırakırsanız, geçerliliğini koruyan, ikna ediciliğini sürdüren kaç kuramın kaldığını sordum. Yanıt veren olur mu bilemiyorum; kişisel arşivimde böyle bir belgenin yer almasını önemsiyorum, gelecekte merak edenler olursa yerimi bilsinler istiyorum.</p>
<p>Daron Acemoğlu’nun <em>Hangi Liberal Demokrasi</em> kitabında sorguladığı sorunlara, ürettiği çözümlere karbon kopya katılırsak, ilk itirazın kendisinden geleceğini düşünüyorum. Bize, insanların tornadan çıkmış türdeş eşyalar olmadıklarını; değişik ortamların ve farklı kültürlerin biçimlendirdiği zihni algılamalarının olmasının doğal olacağını; yazdıklarına sorgusuz tam onay verme yerine, eksiğini tamlayan, yanlış olduğunu düşündüğünüz değerlendirmeleri gerekçeleriyle açıklayan eleştirel yaklaşımların düşünceyi çoğaltmadaki katkılarını anımsatacaktır.</p>
<p><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad0a0651e2df-1792057445.png" alt="" width="341" height="442" />Acemoğlu’nun kitabını okurken <strong>İsmet İnönü</strong>’nün bizim kuşağın zihninde perçinlenen sözünü bir kez daha anımsadım:</p>
<p><em>“Yeni bir dünya kurulur; Türkiye de o dünyadaki yerini alır!”</em></p>
<p>Acemoğlu’nun çalışmasının özenle okunmasını söylerken, yazdığı bütün düşüncelere sorgusuz katıldığımı, katılmak gerektiğini söylemek istemiyorum; böyle bir söylemi kökünden yanlış bulurum. Tam tersine kitabın eleştirel bir yaklaşımla okunmasını, hepimizin gözü önünde çözülen bir eski düzenin yerine örülmesi gereken yeni dünya düzenine karınca kararınca katkı yapma gayretini değerli bulurum.</p>
<p>Benim kitabın okunmasının neden önemli olduğuna ilişkin düşüncelerimi okurlarla paylaşmak istememin birkaç gerekçem var:</p>
<p>Birincisi, insan doğası gereği, kariyerinin doruklarına ulaşanlarda bir gevşeme, verimliliklerinde bir gerileme gözlenebilir. Nobel Ekonomi Ödülü almış bir entelektüel; kariyerinin bu üst noktasının ötesinde bir hedef belirlemede zorlanabilir. Oysa Acemoğlu, bu son kitabı gibi özenle okuduğumuz diğer kitaplarını aşan, kurulmakta olan yeni dünya düzeninde ne yapmamızın gerektiğini sorgulayan iddialı bir çabanın peşine düşmüş. Nasıl ki <strong>Ayşe Zarakol</strong> <em>“Batı’dan Önce”</em> kitabında bir dünya düzeni kuruluşunun ilke, kural ve mekanizmalarını Batı kibir ve üstünlük inancının ötesine taşıyarak Cengiz İmparatorluğu’nun, Çin hanlarının, Babür’ün, Timur’un, Safevi’nin ve Osmanlı’nın da payını bütün insanlığa anımsatmışsa, Acemoğlu da insanların kurdukları düzenlerin <em>“yaşam için en iyiyi üretme”</em> konusunda sapabileceğini, aklımızı kullanarak ilke, kural ve yasalar tasarlayabileceğimizi; kurumlar geliştirmemiz gerektiğini, model ve metotlar geliştirerek bir çıkış yolu bulabileceğimizi bütün dünyaya haykırmaktadır. Dayandığı temel kavramlardan biri olan <em>“deneyimlerini”</em> yaşama değer katacak yol ve yöntem bulabilmek için kullanmaktadır. Entelektüel dünyanın doruklarındaki bir insanın zamana kıyarak, iddiası olan bir eseri bize sunması, kitabı özenle okumanın gerekçelerinden biri olmalı.</p>
<p>İkincisi insan doğasıyla ilgili. Biz insanlar karşılaştığımız olay ya da olgulara önce bir <em>“ad”</em> koyarız. Adlardan <em>“kavramlar ve terimler”</em> geliştiririz. Kavram ve terimleri kullanarak <em>“düşünceler”</em> üretir; ne üreteceğimizi, nasıl üreteceğimizi, nasıl paylaşacağımızı, dirlik ve düzeni nasıl koruyacağımızı, geleceğimizi nasıl güven altına alabileceğimizi tasarlar; tanımlar, projelendirir, uygular ve sonuçlarını sorgulayarak ilerleriz. Acemoğlu’nun kitabını okurken, ilk anda bileşen ve bağlamını bilmediğim, hem kitabın derinliklerinde dolaşırken zihnimde netleştirebildiğim, hem de sözlüklerden yapay zekâya kadar sorarak anlamaya çalıştığım çok sayıda kavram saptadım: Kolektif faydalı bilginin üretilmesi ve benzeri kavramlarda olduğu gibi. Eğer sonsuz büyüğün ve sonsuz küçüğün sırlarına hızla yaklaşan, bilimsel, teknik ve sosyal bilgiyi insanlık tarihinde görülmemiş bir hızda çoğaltan; bulunduğumuz an öncesinde geçerli olan değerleri çözen, hiç tanık olmadığımız ölçekte dönüşümlere yol açan bir dünyada, var olmak ve varlığımızı korumak istiyorsak <em>Hangi Liberal Demokrasi</em> kitabının bize söyleyebildiği çok sözü var.</p>
<p>Üçüncüsü ve benim bakış açıma göre kitabın en önemli yanı, insanlık birikiminin defalarca kanıtladığı bir gerçeklik: Bilim ve teknikteki gelişmelerin yarattığı üretim alanları, ekosistemler, sistemlerin sistemleri değişir, ama sorun çözmenin omurgası değişmez: Sorgulama merakını diri tutuyorsan, akıl yürütme disiplinini koruyorsan, bilinmezlerle yüzleşme özgüveni gösteriyorsan<em> “çare tükenmeyecek”</em>; ya bir yol bulunacak ya da yeni bir yol açılabilecektir. Acemoğlu yeni kitabında tam bu konuda insanlığı yüreklendiriyor. Temel amacın, maddi ve kültürel zenginlik üreterek yaşamı renklendirme, çiçeklendirme, zenginleştirme ve kolaylaştırma olduğunu belirtiyor. Diyor ki, işçi sınıfını korumazsanız, orta sınıfın yok olmasını önlemezseniz, ürettiğiniz mal ve hizmeti alacak gelir dengesini kuramazsanız kuracağınız yeni dünya düzeninin hiçbir anlamı olmayacaktır. Gelin el birliği ile geçmişi özgürce sorgulayalım, faydalı kolektif bilgiyi çoğaltalım; sömürücü etkilerini en aza indirelim ve yaşanabilir yeni bir düzeni kuralım.</p>
<p><em>Hangi Liberal Demokrasi</em> kitabından birkaç alıntı yaparak vermek istediği mesajı tam, doğru ve bütünsel olarak anlatmak mümkün değil. Toplumun geleceğini inşa etme konusunda söz söyleyen, yazı yazan ya da kahve sohbetlerinde ahkâm kesen iseniz; anlattıklarınızın yararlı olması konusunda çok küçük bir kaygı taşıyorsanız, kitabın derinliklerinde dolaşmak size çok şey kazandıracaktır. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hangi-liberal-demokrasi-kitabini-neden-okumaliyiz-89771</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/2/1280x720/kitap-book-1767962224.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ hangi liberal demokrasi kitabını neden okumalıyız? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/umut-tarlalarini-surmeye-devam-89772</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> umut tarlalarını sürmeye devam…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz İoanna Kuçuradi’yle bir kitap hazırlarken başlayan sohbetlerimizden bana, her karşılaşmada yeniden düşündüren sorular, insanın değerini gözetme sorumluluğu ve umuttan vazgeçmeyen bir çalışma disiplini kaldı. Şimdi onun ardından yazarken, yıllar önce söylediği sözleri yeniden duyuyorum: “İnatla umutluyum. Bu bir yaşam biçimi…”</p>
<p>Bazı insanları tanıdıktan sonra, söyledikleri hiç beklemediğiniz bir anda yeniden gelir aklınıza. Bir kitap okurken, bir haberi anlamaya çalışırken, sözcüklerin kolayca birbirine karıştırıldığı bir konuşmayı dinlerken… <em>“Bunu ondan duymuştum”</em> dersiniz. Sonra durur, üzerinde yeniden düşünürsünüz. <strong>İoanna Kuçuradi,</strong> benim hayatımda böyle bir yere sahipti. Şimdi onun ardından yazarken, birlikte geçirdiğimiz saatleri, sade kahveler eşliğinde uzayan sohbetlerimizi ve o sohbetlerden sonra zihnimde çalışmaya devam eden soruları anımsıyorum.</p>
<p>2016 yılında İstanbul TÜYAP Kitap Fuarı’nın Onur Yazarı seçildiğinde kendisi için hazırladığım kitabın adı <em>İnatla ve Umutla İnsan ve Değerleri Peşinde İoanna Kuçuradi</em>’ydi. Bugün bu adı yeniden düşünüyorum. Kitabın hazırlanışını, Hoca’yı tanımaya çalışırken duyduğum heyecanı, sorularımı oluştururken yaşadığım kaygıyı düşünüyorum. Bir insanın yaptıklarıyla söyledikleri arasındaki bağı yakından görme olanağı bulmuştum. Aradan geçen yıllarda, o buluşmalarda öğrendiklerimin ne kadarının benimle kaldığını fark ettim.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad0a0ed9fcde-1792057581.png" alt="" width="600" height="724" />Hoca’nın yıllardır söylediği sözler hiç aklımdan çıkmıyor: <em>“İnatla umutluyum. Bu bir yaşam biçimi…”</em> Onun ardından yazacağım yazının da bu sözlerin çevresinde gelişmesini istiyorum. Çünkü kendisini tanıdığım süre boyunca umudun, onun gündelik hayatında nasıl bir karşılığı olduğunu gördüm. Çalışıyor, anlatıyor, soruları dinliyor, kavramları açıklıyor, yeniden çalışıyordu. İstediği sonucu hemen alamamak, yaptığının değerine duyduğu inancı ortadan kaldırmıyordu.</p>
<p><strong>ilk buluşmanın heyecanı</strong></p>
<p>Kitap Fuarı’nın o yılki Onur Yazarı’nın İoanna Kuçuradi olduğunu öğrendiğimde kendimi çok şanslı hissetmiştim. <em>“Kuçuradi mi? Harika! Demek nihayet felsefenin kraliçesi ile tanışacağım”</em> gibi bir şeyler mırıldandığımı anımsıyorum. Ardından endişeler de üşüşmeye başlamıştı beynime. Bu kadar yoğun üreten biri bana ne kadar zaman ayırabilirdi? Ona layık bir kitap hazırlayabilir miydim? Çalışmalarını biliyordum, ama bu yeterli olacak mıydı? Çok çalışmalı, çok okumalıydım…</p>
<p>Telefonla ilk aradığımda sesimdeki ürkekliği muhakkak fark etmişti, ama hiç belli etmedi; anlattıklarımı dinledi. Sonra kitabın içeriğini konuşmak üzere beni Maltepe Üniversitesi İnsan Hakları Merkezi’ndeki ofisine çağırdı. Yazın en sıcak günlerinden birinde kapıdan içeri girerken kendimi epey hazırlıklı hissediyordum. Araştırmış, evdeki kitapları karıştırmış, kendimce donanımımı artırmıştım. Yine de karşılaşmanın heyecanı başkaydı.</p>
<p>İşte fotoğraflardan tanıdığım Hacettepe Üniversitesi’nin en güzel hocası, felsefenin kraliçesi, bu kez Maltepe Üniversitesi’nde masasının başında tam karşımdaydı. Benim ilgi alanım edebiyatın ustaları, dostlarım <strong>Özdemir İnce</strong> ve <strong>Ülker İnce</strong>’nin, <strong>Bilge Karasu</strong>’nun, <strong>Güngör Dilmen</strong>’in, <strong>Metin Altıok</strong>’un, <strong>Akşit Göktürk</strong>’ün vefakâr dostu gülümseyerek bakıyordu.</p>
<p>Sade kahvelerimizi içerek başladığımız sohbet, üç dört buluşmaya uzadı. Yalnızca konuşuyor, konuşuyorduk. Anlattıklarından ipuçları yakalamaya çalışıyor; karşımdaki bu örnek insanın net söylemlerinin ufkuma getirdiği açılımlardan keyif alıyordum. O günlerde yazdığım bir cümle, duygumu hâlâ olduğu gibi anlatıyor:</p>
<p><em>“İş bitmeden mesainin sona ermediği bir dünya ile karşılaşmayı o kadar özlemiştim ki…”</em></p>
<p>Bu arada bana kendisiyle ilgili kaynaklar da öneriyordu. Sahaflar Çarşısı’ndaki ünlü Elif Kitabevi’nin sahibi, değerli felsefe tarihçisi sevgili <strong>Arslan Kaynardağ</strong>’ın kendisiyle yaptığı söyleşi, <strong>Oktay Yalın</strong>’ın hazırladığı belgesel film, armağan kitaplar… Okudukça, izledikçe, dinledikçe Kuçuradi’yi daha fazla tanımanın, öğrenmenin tadı artıyordu. Bir sonraki buluşmaya, önceki konuşmanın açtığı sorularla gidiyordum.</p>
<p><strong>dinlemek ve düşünmek</strong></p>
<p>Kitap kafamda şekillendikçe ona anlatmaya, sorularımdan örnekler sunmaya başladım. Dinliyordu. Fark etmiştim ki önerdiklerime bir yorum yapmıyorsa bu, sanki onayladığı anlamına geliyordu. İstemediği ya da beğenmediği bir konuda ise itirazını gayet net iletiyordu. Ne şanslıydım ki kitaptaki sorulardan yalnızca birine <em>“koymayalım”</em> dedi; 41’ini yanıtlayarak bana yayımlama olanağı tanıdı.</p>
<p>Kitap, yaşam öyküsü şeklinde gelişti. Mümkün olduğunca kronolojiyi takip etmeye çalıştım. O bir felsefeci, bir feylesof olduğundan bol bol felsefe de yer aldı; insan ve değerleri de insan hakları da… Her yanıtı beni düşündürdü, her sorum hata yapmama kaygısı taşıdı. Söylediklerini doğru anlamak, okura doğru aktarabilmek istiyordum.</p>
<p><strong>Sıtkı M. Erinç,</strong> onu anlattığı bir yazıda, çağdaş insanı sorgulamalarının doğru bir okuyucu ve dinleyici için paha biçilmez değerine dikkat çekiyordu. Ben de o yaz aylarında kavramaya, anlamaya, üzerinde düşünmeye çalışmıştım. Sohbetlerimizin, okuduğum kitaplarının çok faydasını gördüm. Üstelik ondan farkına vararak edindiklerimin yanında, fark etmeden de çok şey öğrendiğimi sonraları anlayacaktım. İlgisiz görünen bir anda aklıma gelen bir söz, bir düşünce, beni yeniden o masaya götürecekti.</p>
<p>Bugün de götürüyor. Bir sözcüğü kullanırken neyi kastettiğimizi gerçekten bilip bilmediğimizi, bir yargıya hangi bilgiyle vardığımızı, karşımızdaki insanı neye göre değerlendirdiğimizi düşünürken Hoca’nın sesini hatırlıyorum. Onu dinlemiş olmanın insanda bıraktığı iz, zaman içinde böyle belirginleşiyor.</p>
<p><strong>felsefe hayatın içinde</strong></p>
<p>2016’daki İstanbul Kitap Fuarı’nın ana teması *“Felsefe ve İnsan”dı. Türkiye Felsefe Kurumu ile TÜYAP’ın farklı yaş gruplarına yönelik hazırladığı etkinlikler arasında çocukların eğitim hakkı, farklılıklar, eleştirel okuma ve düşünme üzerine çalışabilecekleri atölyeler de bulunuyordu. Kitaplarla buluşmaya gelen çocukların sorularla da buluşması, o yılın temasına ayrı bir anlam kazandırıyordu.</p>
<p>Felsefe günlük yaşamda çok işimize yarar. Varlık, bilgi, ahlak, adalet, güzellik, bilinç ve insanın yerine ilişkin sorularla uğraşırken kendi hayatımıza da bakarız. Bir davranışı değerlendirirken, bir haksızlığı görmeye çalışırken, doğru bildiğimiz bir düşünceyi sorgularken bu sorulara ihtiyaç duyarız. Hoca’nın anlattıklarında, felsefenin hayatımızla kurduğu bu bağı hep hissederdim.</p>
<p>Söyleşilerimizde, <em>“Ben yıllardır öğrencilerime insan haklarını hukuk olarak değil etik olarak okutmaya çalışıyorum. İnsan hakları etik ilkelerdir”</em> diyordu. Bu sözlerin üzerinde durmak gerekiyor. İnsan hakları hakkında konuşurken insanın değerini ne kadar gözetiyoruz? Bildiğimizi söylediğimiz ilkeler, bir başkasıyla ilişkimizde nasıl karşılık buluyor? Hoca’yı okurken insan bu soruları kendisine de yöneltmek zorunda kalıyor.</p>
<p>2024 Dünya Felsefe Günü nedeniyle yayımladığı mesajda, etik ve insan hakları üzerine ders verirken ya da çocuklarla ve büyüklerle konuşurken sık sık duyduğu bir cümleyi aktarıyordu: <em>“Ben bunu hiç düşünmemiştim.”</em> Söyledikleri başlangıçta yadırganabiliyordu. Ama kişiler kendi adlarına düşündüklerinde, anlatılanı kendi gözleriyle gördüklerinde sevinç duyuyor; bir süre sonra <em>“Benim hayatım değişti”</em> diyerek memnuniyetlerini dile getiriyorlardı.</p>
<p>Bir düşüncenin insanın hayatında açabileceği yere ilişkin bundan daha yalın bir anlatım olabilir mi? Hoca anlatıyor, asla <em>“şöyle yapın”</em> demiyor, kararı bizlere bırakıyordu. Dinlediğimizin üzerinde düşünmek, gördüğümüzün gereğini yerine getirmek bize düşüyordu.</p>
<p><strong>hak ile çıkar arasındaki fark</strong></p>
<p>O mesajında özellikle <em>“hak”</em> ile <em>“çıkar”</em> arasındaki ayrıma dikkat çekmişti. Sık sık birlikte kullandığımız bu kavramların farkını yeterince göremeyişimizin sonuçlarını anlatıyordu. <em>“Oysa bir şey birisinin hakkıysa çıkarı olamaz, çıkarı ise hakkı olamaz”</em> diyordu.</p>
<p><strong>Sokrates</strong>’in hak tanımından hareketle, hakkın kime aitse ona muhakkak verilmesi gereken bir şey olduğunu belirtiyor; bunu bir borcun geri verilmesiyle açıklıyordu. Çıkarı ise şöyle tanımlıyordu: <em>“‘Çıkar’ ise, kimin çıkarıysa, onun hak ettiğinden daha fazlası, başkasından/başkalarından eksilen daha fazlasıdır. Çıkar kavramı çatışmayı içerir. Çıkarlar çatışır.”</em></p>
<p>Bu sözleri yeniden okurken <em>“başkasından eksilen”</em> ifadesinde duruyorum. Kendi hayatımızı, taleplerimizi, kararlarımızı değerlendirirken ne kadar sık düşünüyoruz bunu? Kendimiz için istediğimizin bir başkasının hayatındaki karşılığını görüyor muyuz? Hak dediğimiz şeyin gerçekten hak olup olmadığını sorguluyor muyuz?</p>
<p>Hoca, dünyamızda barış isteyenlerin bu farkı görmesi ve bunun etik gerekleri üzerinde düşünmesi dileğiyle bitiriyordu mesajını. Şimdi ardından yazarken, bu dileği de yeniden okura ulaştırmak istiyorum. Onu anmanın içinde, dikkatle seçtiği kavramlara dönmek, söylediklerinin gündelik hayatımızdaki karşılığını aramak da bulunmalı.</p>
<p><strong>inatla umutlu olmak</strong></p>
<p>2024’te Aydın Doğan Ödülü’nün sahibi olduğunda, bir sohbet yemeğinde buluşmuştuk. Ömrünü felsefeye ve insan haklarına adamış İoanna Hoca, umuda ilişkin sözlerini o buluşmada da tekrarladı. Bütün konuklar hemfikirdik: Evet, umuttan asla vazgeçmemeliydik.</p>
<p>Durmadan çalıştığı bu yolculukta yaptıklarından istediği sonucu alamayınca üzülmediğini, böyle bir durum karşısında <em>“demek ki şu anda o kadar olabiliyor”</em> dediğini anlatıyordu. İstediği sonucu alabileceği umudunu hep taşıyordu. Bu yaklaşımını düşündüğümde, kendisiyle kitap hazırlarken tanık olduğum sabır geliyor aklıma. Anlatmanın, dinlemenin, üzerinde çalışmanın zamanını esirgemeyen sabır…</p>
<p>Hazırladığım kitapta ödüller hakkındaki düşüncesini de sormuştum. <em>“Birisine şu veya bu nedenle ödül vermek, ‘senin yaptıklarını görüyoruz’ demektir. Bir çeşit tanıma ve teşekkürdür ödüller” </em>demişti. Hiçbirine aday olmadığını, yaptıklarının önemini görenlerin kendisini önerdiğini, kararları genellikle bir sürpriz olarak öğrendiğini anlatmıştı.</p>
<p>O yemekten, umut tarlalarını hep sürmek gerektiği duygusuyla ayrılmıştım. O sene verim alınamasa da… Kitap için çalışmalarımız sırasında da bu duygu hiç eksik olmamıştı. Sonuca ulaşmanın gecikmesi, gösterilen özenin ve verilen emeğin kıymetini azaltmıyordu. Hoca’nın yaşam biçimi dediği umudun, bu süreklilikle çok yakın bir ilişkisi vardı.</p>
<p><strong>bir kitabın sayfalarında yeniden buluşmak</strong></p>
<p>Onun için hazırladığım kitabın girişinde, kendisini tanıdığım, sohbet edebilme olanağı bulduğum için duyduğum mutluluğu anlatmıştım. Okurların da kitabı bitirdiklerinde bu duygularımı paylaşacaklarına, İoanna Kuçuradi’nin çağdaşı olmaktan benim gibi gurur duyacaklarına inandığımı yazmıştım.</p>
<p>Bugün aynı satırlara kaybının üzüntüsüyle dönüyorum. Karşı karşıya oturduğumuz masayı, gülümseyerek dinleyişini, bir konudaki itirazını açıkça söyleyişini anımsıyorum. Hazırlık yaparken duyduğum kaygıyı da sohbet ilerledikçe öğrenmenin getirdiği sevinci de… İnsanın hayatında böyle karşılaşmaların bulunması büyük bir şans. O şansın değeri, yıllar geçtikçe daha iyi anlaşılıyor.</p>
<p>Hocam, iyi ki sizi tanıdım. Dinleme fırsatı buldum, kitaplarınızı okudum, sizin için bir kitap hazırladım. Şimdi sayfalarına yeniden dönerken sorularımı, yanıtlarınızı ve o yaz aylarını yeniden hatırlıyorum. Söylediklerinizin üzerinde düşünmeye devam ediyorum.</p>
<p>Kitaplarınız okurlarını bekliyor. Bir sayfayı çeviren, bir cümlenizde durup <em>“Ben bunu hiç düşünmemiştim” </em>diyen insanlarla yolculuğunuz sürecek. Bize de düşünmek, anlamaya çalışmak ve öğrendiklerimizin sorumluluğunu taşımak düşüyor. Sizden kalan o sözleri unutmadan, umut tarlalarını sürmeye devam edeceğiz. O sene verim alınamasa da…  </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/umut-tarlalarini-surmeye-devam-89772</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/2/1280x720/ioanna-kucuradi-1792057639.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ umut tarlalarını sürmeye devam… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantep-hizmet-ihracatinda-ataga-hazirlaniyor-89780</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gaziantep, hizmet ihracatında atağa hazırlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri (GAİB) ev sahipliğinde düzenlenen toplantıda, kentin güçlü ekonomik altyapısının hizmet ihracatına daha fazla katkı sağlaması, firmaların devlet desteklerinden etkin şekilde yararlanması ve yeni ihracat fırsatlarının değerlendirilmesi konuları görüşüldü. Toplantıya Ticaret Bakanlığı Uluslararası Hizmet Ticareti Genel Müdürü Tarık Sönmez, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Gaziantep Vali Yardımcısı Bülent Uygur, GAİB Koordinatör Başkanı Mete Akcan, Güneydoğu Anadolu Halı İhracatçıları Birliği Başkanı Zeynal Abidin Kaplan ile Ticaret Bakanlığı temsilcileri başta olmak üzere hizmet sektöründe faaliyet gösteren kamu ve özel sektör kuruluşlarının temsilcileri katıldı.</p>
<p><strong>“Hizmet ihracatındaki potansiyelimizi harekete geçirmek istiyoruz”</strong></p>
<p>Toplantıda sağlık, eğitim, bilişim, turizm ve lojistik başta olmak üzere hizmet sektörlerine yönelik devlet destekleri ve yeni fırsatlar ele alındı. GAİB Koordinatör Başkanı Mete Akcan, açılış konuşmasında Gaziantep’in hizmet ihracatında önemli bir potansiyele sahip olduğunu belirterek, bu alandaki fırsatların değerlendirilmesi ve firmaların devlet desteklerinden daha etkin yararlanması için çalışmalarını sürdürdüklerini ifade etti. Gaziantep’in bu alandaki fırsatları daha etkin değerlendirmesi gerektiğine dikkat çeken Akcan, “Bölgemiz ve Gaziantep’imiz, binlerce mal ihracatçısına ev sahipliği yapıyor. Mal ihracatında sahip olduğumuz bu gücü hizmet ihracatına da taşımak istiyoruz. Farklı sektörlerde önemli bir potansiyele sahibiz. Bugünkü buluşmamızın amacı, devletimizin hizmet ihracatına yönelik sunduğu destekleri firmalarımıza tanıtmak. Bu doğrultuda Ticaret Bakanlığımızın kıymetli temsilcilerini firmalarımızla bir araya getirdik. Hedefimiz, mevcut birikimimizi ve sektörel avantajlarımızı daha etkin değerlendirerek hizmet ihracatımızı artırmak ve firmalarımızın uluslararası pazarlardaki etkinliğini güçlendirmek” dedi.</p>
<p><strong>“Gaziantep’in gücünü hizmet ihracatına da yansıtmalıyız”</strong></p>
<p>Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, hizmet ihracatının geliştirilmesinde veriye dayalı politikaların, bilgi üretiminin ve kurumlar arası iş birliğinin önemine dikkat çekti. Gaziantep’in sanayi, sağlık, eğitim, gastronomi ve lojistik alanlarındaki güçlü altyapısının hizmet ihracatı açısından önemli avantajlar sunduğunu belirten Şahin, bu potansiyelin uluslararası pazarlarda daha görünür hâle getirilmesi gerektiğini ifade etti. Şahin, konuşmasında şu değerlendirmelerde bulundu: “Kıymet verdiğimiz bir toplantıdayız. Gaziantep’in üretim ve ihracat alanında ortaya koyduğu başarıyı hizmet ihracatında da ileriye taşımak istiyoruz. Veriler, önümüzdeki dönemde hangi alanlara odaklanmamız gerektiğini gösteren önemli bir rehberdir. Hizmet ihracatına yönelik desteklerden yararlanan firmalar arasında Gaziantep’in payını artırmak, hep birlikte ulaşmamız gereken hedeflerden biridir. Bunun için bilgiye, Ar-Ge’ye ve beşerî sermayeye önem vermeli, veriler ışığında hareket etmeliyiz. Bu yüzyıl veri yüzyılıdır. Geleceği doğru analizler, güçlü iş birlikleri ve yenilikçi yaklaşımlarla planlamalıyız. Gaziantep’in sahip olduğu potansiyeli hizmet ihracatında da başarıya dönüştüreceğine inanıyorum.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad0b2d3f2815-1792062163.jpeg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p><strong>“Gaziantep’in hizmet ihracatında önemli avantajları var”</strong></p>
<p>Gaziantep Vali Yardımcısı Bülent Uygur, kentin yıllık yaklaşık 10 milyar dolarlık ihracatıyla Türkiye’nin önde gelen ihracat merkezlerinden biri olduğunu belirterek, hizmet ihracatının mevcut ekonomik gücü destekleyecek önemli bir alan olduğunu vurguladı. Dünya genelinde hizmet ticaretinin giderek daha fazla önem kazandığına işaret eden Uygur, Gaziantep’in sağlık, eğitim, gastronomi ve lojistik alanlarındaki birikiminin uluslararası pazarlara açılmak için önemli fırsatlar sunduğunu ifade etti. Uygur, “Gaziantep’te yaklaşık 40 bin sağlık çalışanımız, 30’un üzerinde hastanemiz ve dört üniversitemiz bulunuyor. Gastronomi alanındaki uluslararası kimliğimiz ve lojistik altyapımız da kentimize önemli avantajlar sağlıyor. Bu birikimi hizmet ihracatına daha fazla yansıtmak, kentimizin ekonomik çeşitliliğini güçlendirmek açısından büyük önem taşıyor. Bakanlıklarımızın hizmet ihracatına yönelik sunduğu destekler, firmalarımız için önemli fırsatlar barındırıyor. İş dünyamızın bu destekler hakkında bilgilendirilmesi ve desteklerden daha etkin yararlanması için kamu kurumlarımızla birlikte çalışmayı sürdüreceğiz. Bu toplantının Gaziantep’in hizmet ihracatı hedeflerine katkı sağlayacağına inanıyor, emeği geçenlere teşekkür ediyorum” dedi.</p>
<p><strong>“Türkiye, hizmet ticaretinde küresel ölçekte güçlü bir konumda”</strong></p>
<p>Ticaret Bakanlığı Uluslararası Hizmet Ticareti Genel Müdürü Tarık Sönmez, toplantıda Türkiye’nin dış ticaret görünümü, hizmet ihracatının genel ihracat içindeki yeri ve sektöre yönelik devlet destekleri hakkında bilgi verdi. Hizmet sektörünün ekonomik büyüme, döviz kazandırıcı faaliyetler ve uluslararası rekabet açısından önemli bir yere sahip olduğunu belirten Sönmez, Türkiye’nin hizmet ticaretinde elde ettiği başarıların cari dengenin desteklenmesine önemli katkı sunduğunu ifade etti. Türkiye’nin hizmet ticaretine ilişkin verileri paylaşan Sönmez, “Gaziantep’in sanayi alanındaki kapasitesini ve ihracat gücünü biliyoruz. Hizmet sektörü de ülkemizin uluslararası rekabet gücü açısından büyük önem taşıyor. Dünya genelinde ekonomik gelişmişliğin önemli göstergelerinden biri olan hizmet ticaretinde Türkiye, güçlü bir konumda bulunuyor. 2025 yılında 124,9 milyar dolarlık hizmet ihracatına karşılık 61,9 milyar dolarlık ithalat gerçekleştirdik. Böylece 63 milyar dolarlık hizmet ticareti fazlası vererek cari dengenin iyileştirilmesine önemli katkı sağladık. Türkiye, dünyada hizmet ticareti fazlası veren altıncı ülke konumunda yer alıyor” dedi.</p>
<p>Ticaret Bakanlığı olarak yurt dışından ülkemize döviz kazandıran hizmet sektörlerinin uluslararası pazarlardaki etkinliğini artırmayı hedefliyoruz. Firmalarımızın ihracat süreçlerini kolaylaştırmak, maliyetlerini azaltmak ve rekabet güçlerini yükseltmek amacıyla önemli destekler sunuyoruz. Gaziantep ve bölgemizdeki firmalarımızın bu desteklerden daha fazla yararlanmasını önemsiyoruz. Bakanlık olarak firmalarımızın hizmet ihracatını geliştirmelerine katkı sunmaya ve iş dünyamızla yakın iş birliği içinde çalışmaya hazırız” dedi.</p>
<p><strong>Hizmet sektörüne yönelik destekler anlatıldı</strong></p>
<p>Toplantıda Ticaret Bakanlığı Uluslararası Hizmet Ticareti Genel Müdürlüğü Daire Başkanı Alev Aktaş, “Hizmet Sektöründe Yeni Destek Mimarisi” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. Sunumda hizmet ihracatına yönelik güncel destek mekanizmaları, başvuru süreçleri ve firmaların uluslararası pazarlarda rekabet güçlerini artırmaya yönelik imkânlar hakkında bilgi verildi. Sunumun ardından sektör temsilcileri, hizmet ihracatına ilişkin değerlendirmelerini, karşılaştıkları süreçlere yönelik görüşlerini ve çözüm önerilerini Bakanlık yetkilileriyle paylaştı.</p>
<p>Gaziantep’in sağlık, eğitim, bilişim, turizm, gastronomi ve lojistik başta olmak üzere farklı hizmet alanlarındaki potansiyelini uluslararası pazarlara taşımak, firmaların devlet desteklerinden daha etkin yararlanmasını sağlamak ve hizmet ihracatını artırmak amacıyla düzenlenen toplantı, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantep-hizmet-ihracatinda-ataga-hazirlaniyor-89780</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/8/0/1280x720/gaziantep-hizmet-ihracatinda-ataga-hazirlaniyor-1792062182.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep’in hizmet ihracatındaki potansiyeli, öncelikli sektörleri ve gelecek dönem hedefleri, “Gaziantep Hizmet İhracatı Buluşması”nda ele alındı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/7-bin-yil-oncesine-ne-kadar-uzagiz-ne-kadar-yakiniz-89773</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 7 bin yıl öncesine ne kadar uzağız ne kadar yakınız?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Samsun’un Bafra ilçesinde nesiller boyu süren bir arkeolojik kazı var. İlk çalışmanın Prof. Dr. <strong>Bahadır Alkın</strong> ve ekibi tarafından 1940’lı yıllarda başlatıldığı İkiztepe Höyüğü’nde bayrağı, Prof. Dr. <strong>Önder Bilgin</strong> ve ekibi 1981 yılında devraldı. 2021’den bu yana da İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. <strong>Aslıhan Beyazıt</strong> başkanlığındaki ekibin yürüttüğü kazılarda Anadolu’nun sayısız medeniyetlerinden birinin izi sürülüyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad0a1dce8108-1792057820.png" alt="" width="650" height="797" />İkiztepe’nin ilk sakinlerinin bilinen geçmişi günümüzden 7 bin yıl öncesine kadar uzanıyor. Eti Bakır’ın, <em>“Yerin Altındaki Bütün Cevherleri Çıkarıyoruz” </em>projesi kapsamında dört yıldır destek sunduğu kazılardan elde edilen eserlerden öğreniyoruz ki İkiztepe’de binlerce yıl önce maden ve dokuma alanında ilerlemiş bir medeniyet kurulmuş, kafa travmalarının ameliyat edildiği ortamlar oluşturulmuş, ahşap malzemeden, günümüz tasarımına çok yakın evlerde yaşanmış, cenazeler dönemine aykırı, bugüne uygun pozisyonlama ile defnedilmiş. Kabrin başına tıpkı günümüzde de vazgeçemediğimiz mezarlık objesi olan su kapları konmuş. Mezarlarımızı ziyaret ettiğimizde yanımızda taşıdığımız, kabirde yatanın başucundaki kapta da bulunan su, binlerce yıl öncesinin de acı azaltma ritüeli olarak düşünülmüş. Düşünebiliyor musunuz, bugün dahi geçerli olan dokuma tezgâhındaki çalışma sistemi, aynen o günlerde de kullanılmış. Veya tersinden ifade edersek, milattan öncesinin dokuma sistematiği, bugün dahi Anadolu’nun herhangi bir evinde aynı şekilde kurulan tezgâhlarda hizmet vermeye devam ediyor. Madencilikteki ergitme kapları, kalaylama o günlerin de uğraşlarından olmuş. Seramik sahasındaki bulgular yeni. Bu alanda da önemli benzerliklerin olduğu, buluntuların izinden gidenler tarafından ifade ediliyor.</p>
<p>İkiztepe’den çıkarılan eserlerin sergilendiği Bafra Müzesi’ni ve iki yıl önce yenilenip Karadeniz’in en büyük, Türkiye’nin beşinci büyük müzesine dönüştürülen Samsun Arkeoloji Müzesi’ni gezdiğimizde görüyoruz ki bir bitkinin cilde sürülen yağının kabı da hançer ve deriden kılıfı da günümüz malzemelerine o kadar çok benzerlik gösteriyor ki.</p>
<p>Anadolu’nun geçmişine ışık tutan İkiztepe Höyüğü, bakır işlemeciliğinin tarihten akan örneklerini sunuyor. Tekstil dokumacılığının en erken örneklerinin görüldüğü kazılarda, bakır alaşımlı silahlar, günlük kullanım eşyaları ve süs objeleri gün yüzüne çıkarılmış.</p>
<p>İkiztepe halkının, yarattığı medeniyetin ürünü dokumaları, bakır külçeleri, seramik kapları, bölgesinin dışına da çıkardığına, Karadeniz’in öte yakalarına, Trakya’ya, doğuda Erzurum, Van bölgelerine gönderdiğine inanıyor arkeologlar. Yerine de para değil tabii, bölgede olmayan, ihtiyaç duydukları ürünleri getiriyorlar. Yani ilk ihracatın da merkezlerinden aynı zamanda İkiztepe.</p>
<p>Bafra Müzesi’nde olduğu gibi Samsun Arkeoloji Müzesi’nde de eserlerin büyük çoğunluğunda İkiztepe’nin izleri var. Bu açıdan her iki müzeyi geçen yıl gezen 120 bin ziyaretçinin çok şanslı olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>İkiztepe, Karadeniz’e özgü ahşap mimariden tekstil dokumacılığının ilk uğraşlarına, metal kullanımından dikiş atılmış kemik buluntularına kadar geniş bir yelpazede Anadolu medeniyetlerini tarif eden sembol bir merkez. Eti Bakır’ın <em>“Yerin Altındaki Bütün Cevherleri Çıkarıyoruz”</em> temalı destek projesi kıymetli. İkiztepe’nin izinden gidenlerin, bölgede tekstilden madenciliğe, mimariye, seramiğe, hatta ihracata uzanacak farklı alanlarda da yeni kıymetler yaratabileceğine inanıyorum.</p>
<p>Değer ortaya koymaya, ortak akıl ve iş birliğiyle geçmişin gün yüzüne çıkarılmasına emek verenlerin arkeolojik araştırma merkezi talebiyle devam edilemez mi?   g</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>üretken yazar <em>güvenal, üçüncü kitabı</em>na imza attı</strong></span></p>
<p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad0a1ee49429-1792057838.png" alt="" width="250" height="321" /></strong><strong>HİLMİ</strong><strong> Güvenal</strong>, birden fazla uğraş alanında başarı çıtasına dokunan, mahareti yüksek insanlar arasındadır. İş yaşamında yüksek performans gösterdiği birden fazla alan var. Hem profesyonel yönetici hem girişimci hem de yatırımcı olarak tarif ediliyor kendisi. Yüksek anlatı gücü en büyük özelliklerinden. Bu yeteneğini, yazı ve söz üstatlığında ayrı ayrı gösteriyor Hilmi Güvenal. İyi kürsü insanı, hatip olmasının yanı sıra yazar kimliği ile de okuru ile buluşuyor. Köşe yazarlığı dışında, son 3 yılda 3 kitapta imzası var.</p>
<p>İlk kitabı Yol Yakınken: Etkin Yöneticinin El Kitabı 2023 yılında yayımlandı. Geçen yıl piyasaya çıkardığı, KİTAP dergimizin değerli jüri üyelerinin takdiriyle İş Yönetimi Ödülü’nü kazandığı ikinci kitabı Kuartet: Belirsizlik Çağında Etkin Karar Alma Sanatı’nın üzerinden çok geçmeden, geride bıraktığımız haziran ayında bu kez Zamanın Tortusu – Nesiller Ötesi Kurumlarda Değişim Yönetimi adlı eserini okuyucularının beğenisine sundu.</p>
<p>Bizim alışık olduğumuz, artık dünyanın en güçlü devletlerinin dahi kaçamadığı krizler, kitabın işlediği temel konu başlıklarından. Kriz yönetiminin yanı sıra yine tüm dünyanın gündeminde yer alan dönüşüm, Hilmi Güvenal’ın kaleminden yorumlanıyor, yol haritası ortaya konuyor. Kendisini iyi profesyonel yönetici yapan sesini yükseltmeden etrafına otoritesini hissettirme becerisinden, girişimciliğine yön veren sezgisel yeteneklerden, yatırımcılığına katkı sunan riskleri ölçebilme maharetinden çokça yararlanıyor, Remzi Kitabevi’nden çıkan son kitabında yazar Hilmi Güvenal.</p>
<p> </p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong><em>az bile yazdım</em></strong></span></p>
<p><strong><em><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad0a205b848d-1792057861.png" alt="" width="275" height="353" /></em></strong>HER dönemin ayrı bir ruhu olduğuna inananlardanım. Sizin favoriniz hangisi bilmem mümkün değil ancak ben, 1970’li yılları apayrı bir yere koyarım. Belki de çocukluğumla birlikte varlığımı ilk hatırladığım zaman dilimi olmasındandır. O dönemlerin toplumsal duyarlılığına da şahitlik ettim, eğrisiyle doğrusuyla. 70’li yıllardaki kültürel yapıya olan hayranlığım ise hâlen devam ediyor.</p>
<p>Bu konuda zihnimde birikenlerin bir başka yazının konusu olduğu notunu düşüp, o tarihleri yaşayan bir yazı emekçisinin yeni kitabından bahsetmek isterim. <strong>Alpaslan Şefkatli</strong>’nin deneme yazılarından seçkileri derlediği, “Az Bile Yazdım” adıyla yayımlanan kitabı, bir düşün insanından yansıyanları aktarıyor okuruna. Artikel Akademi ve Karadeniz Kitap çalışması olan 110 sayfalık kitap, ön sözünden son satırına kadar 70’li yıllara da götürüyor okurunu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/7-bin-yil-oncesine-ne-kadar-uzagiz-ne-kadar-yakiniz-89773</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/3/1280x720/677-1792057811.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 7 bin yıl öncesine ne kadar uzağız ne kadar yakınız? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yatirim-fonlari-teklifi-komisyondan-gecti-89752</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yatırım fonları teklifi komisyondan geçti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda kabul edildi.</p>
<p>Teklifle Sermaye Piyasası Kanunu'nun ilgili hükmü uyarınca, Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) 17 Eylül 2026 tarihli kararları ile tasfiyesine karar verilen yatırım fonlarından bu düzenlemenin yayımı tarihinde tasfiyesi tamamlanmamış olanların adil, şeffaf ve etkin şekilde tasfiyesine, bu fonların malvarlığından hukuka aykırı olarak çıkarılan değerlerin geri kazanılmasına, fon kayıp ve zararının sorumlulardan tahsiline ve geri kazanılan değerlerin fon pay sahibine ödenmesine ilişkin usul ve esasların düzenlenmesi amaçlanıyor.</p>
<p>Teklifin hükümleri, belirtilenler dışındaki diğer yatırım fonları bakımından genel veya sürekli bir tasfiye ve sorumluluk rejimi oluşturmayacak.</p>
<p>Öte yandan, düzenleme kapsamındaki bazı tanımlar ve kısaltmalar da hüküm altına alınıyor.</p>
<p>Düzenlemenin, "Tasfiyenin yürütülmesine ilişkin genel esaslar ve fon pay sahipliğinin belirlenmesi" başlıklı hükmüne göre, fonların tasfiyesi SPK'nın gözetim ve denetiminde, tasfiye ile görevli kuruluşlar tarafından yürütülecek. Kurul, tasfiye sürecinin aşamalarını, fon varlıklarının tespitini ve nakde çevrilmesini, değerleme esaslarını, fon pay sahipliğinin belirlenme şeklini, ara ve nihai ödemeyi, dağıtım sırasını ve tasfiyeye ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye yetkili olacak.</p>
<p>Tasfiye ile görevli kuruluşlar, yatırımcı menfaatini, ilgili varlığın piyasa koşullarını ve fon portföy yapılarını, fon varlıklarının korunmasını ve fon pay sahiplerinin ortak menfaatini gözeterek mümkün olan en yüksek ekonomik değerin elde edilmesi amacıyla gerekli özeni gösterecek. Borsada oluşan fiyatın ilgili varlığın gerçek değerini yansıtmadığının veya tasfiyeyi geciktireceğinin Kurulca belirlendiği hallerde, tasfiye işlemlerinde geri alım, hakim ortağa satma hakkı, toptan satış ve özel işlem bildirimi yöntemleri ile geçici olarak farklı bir fiyat marjı uygulanmasına ve sermaye piyasası mevzuatı ile Borsa mevzuatında yer alan diğer yöntemlerin kullanılmasına Kurulca karar verilebilecek. Kurul, tasfiye ile görevli kuruluşların talebi üzerine ilgili varlıkların Borsa dışında satışına onay verebilecek. Bu kapsamda yapılacak satış işlemleri bakımından, Kurulun yatırım fonlarına ilişkin düzenlemelerinde yer alan kısıtlamalar uygulanmayacak. Borsada veya Borsa dışında yapılacak satış yoluyla varlıkları satın alacak yatırımcıların bu işleme konu olan varlıkları belirli bir süre Borsada satamayacağına ve bu varlıkların Borsada satılması sonucunu doğuracak şekilde herhangi bir işlemde bulunamayacağına Kurulca karar verilebilecek.</p>
<p>Tasfiye sürecinde tahsil edilen tutarlar, fonun yönetim ve tasfiyesi için yapılan zorunlu giderler düşüldükten sonra tasfiye malvarlığına dahil edilecek. Tasfiyenin tamamlanmasından sonra tahsil edilen tutarlar ise mükerrer ödemeye yol açmayacak şekilde geri kazanım hesabına aktarılacak.</p>
<p>Merkezi Kayıt Kuruluşu AŞ (MKK), Takasbank, Borsa İstanbul AŞ (Borsa), Türkiye Bankalar Birliği, tasfiye ile görevli kuruluşlar, portföy yönetim şirketleri, portföy saklama kuruluşları ile diğer sermaye piyasası kurumları ve kamu kurum ve kuruluşları, bu düzenlemenin uygulanması için gerekli bilgi ve belgeleri Kurula, Yatırımcı Tazmin Merkezine (YTM) ve/veya Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna (TMSF) talepleri üzerine gecikmeksizin vermekle yükümlü olacak. Bu kurum ve kuruluşlar özel mevzuatlarında yer alan gizlilik ve sır saklamaya ilişkin hükümlere dayanarak bilgi vermekten imtina edemeyecek.</p>
<p>Fon pay sahipliği, tasfiye ile görevli kuruluşlar tarafından MKK kayıtları ile mutabakat sağlanmak suretiyle fon ve hesap bazında tespit edilecek.</p>
<p>Sermaye Piyasası Kanunu'nun "piyasa bozucu eylemler", "bilgi suistimali", "piyasa dolandırıcılığı" başlıklı hükümlerinde düzenlenen fiillerin, Kurulun 17 Eylül 2026 tarihli kararlarıyla tasfiyesine karar verilen fonlar tarafından işlenmesi veya bu fonlarla birlikte hareket edilmesi ya da fonların iştirakiyle işlenmesi halinde bu fiilleri işlediği veya bu fonlarla birlikte hareket ettiği Kurulca tespit edilen kişi ve kurumlara, Kurulun sözü edilen tarihli kararları uyarınca tasfiyesine karar verilen fonların tasfiye ve geri kazanım hesabından ödeme yapılmayacak.</p>
<p><strong>"Net yatırım tutarı, ara ödeme ve nihai ödeme"</strong></p>
<p>Teklifin "Net yatırım tutarı, ara ödeme ve nihai ödeme" başlıklı hükmüne göre, fon malvarlığının nakde çevrilmesi sonucunda elde edilen dağıtılabilir nakdin, tasfiye kararından bir önceki gün sonu itibarıyla geçerli fon birim pay fiyatı ile ödemeye esas katılma payı adetleri üzerinden hesaplanan toplam tutarı karşılamaya yeterli olmaması halinde, Sermaye Piyasası Kanunu'nun "piyasa bozucu eylemler", "bilgi suistimali", "piyasa dolandırıcılığı" başlıklı hükümlerinde düzenlenen fiillere yönelik hüküm saklı kalmak kaydıyla, tasfiye bakiyesinden yapılacak ödemelerde dikkate alınacak fon pay sahibinin net yatırım tutarı, fona, fon pay sahibi tarafından fiilen yapılan her bir nakit girişinin ve çıkışının tasfiye tarihine kadar Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan tüketici fiyat endeksi ile yurt içi üretici fiyat endeksindeki değişim oranlarının aritmetik ortalaması kıstelyevm usulü uygulanarak bulunacak giriş ve çıkış tutarlarından, giriş tutarının çıkış tutarından fazla olması durumunda, fondan fon pay sahibine yapılan her bir nakit çıkışının tutarının ilk giren ilk çıkar esası ile düşülmesi suretiyle MKK tarafından hesaplanacak.</p>
<p>Fon pay sahiplerinin tasfiye bakiyesinden alacakları ödemelerden mahsup edilmek üzere, ilgili hüküm uyarınca hesaplanan net yatırım tutarının endeksleme uygulanmaksızın bulunan kısmını geçmemek kaydıyla, Kurulca belirlenen fonlarda, net yatırım tutarı 1 milyon Türk lirasının altında olan yatırımcılar için bu tutarda, 1 milyon Türk lirası ve üzerinde olan yatırımcılar için ise en fazla 1 milyon Türk lirası ara ödeme yapılabilecek. Fon pay sahiplerine yapılacak ara ödeme tutarı, para piyasası niteliğindeki fonlar hariç olmak üzere, ara ödeme tutarının hesaplandığı tarihten bir önceki gün sonu itibarıyla hesaplanan, ilgili fon pay sahibinin hesabında bulunan fon katılma paylarının toplam değerini aşamayacak. Fonun önceki gün sonu fiyatı, ihtiyaç duyulan bilgiler tasfiye ile görevli kuruluşlardan temin edilerek, ilgili güne dair yapılan değerleme ile Takasbank tarafından hesaplanan fiyat olacak.</p>
<p>Dağıtılabilir nakdin düzenlemeye göre hesaplanan net yatırım tutarlarının ve/veya düzenlemeye göre hesaplanan ara ödeme tutarlarının tamamını karşılamaya yetmemesi halinde Kurul, mevcut nakitten mümkün olan en fazla sayıda fon pay sahibinin tam yararlanması amacıyla, net yatırım tutarı en düşük olan fon pay sahibinden başlanmak suretiyle ödeme yapılmasına ve/veya tüm fon pay sahipleri bakımından uygulanacak asgari bir ara ödeme tutarı belirlenerek bu tutara kadar ödeme yapılmasına karar vermeye yetkili olacak. Bu kapsamda yapılacak ödemelerde hiçbir fon pay sahibine net yatırım tutarını, ödeme tutarının hesaplandığı tarihten ve/veya tasfiye tarihinden önceki gün sonu itibarıyla hesaplanmış hak ve alacak tutarlarını veya düzenlemede öngörülen 1 milyon Türk lirası tutarındaki ara ödeme tavanını aşan ödeme yapılamayacak. Ara ödeme karşılığı herhangi bir katılma payı iade işlemi yapılamayacak. Söz konusu katılma payları nihai tasfiye ödemeleri sırasında iade edilecek.</p>
<p>Kurulun 17 Eylül 2026 tarihli kararlarıyla tasfiyesine karar verilen fonlarda, tasfiye tarihine kadar katılma paylarını fona iade etmek suretiyle ödeme almış olan kişilerin, girişlerinin tasfiye tarihine kadar Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan tüketici fiyat endeksi ile yurt içi üretici fiyat endeksindeki değişim oranlarının aritmetik ortalaması kıstelyevm usulü uygulanarak bulunacak miktarı aşan tutarda elde ettikleri getiri, Kurulca ilan edilen hesaplara isteğe bağlı olarak iade edilebilecek. Bu fonların malvarlığında yer alan ve Kurulca Sermaye Piyasası Kanunu'nun ilgili maddelerine konu edilen paylardan kazanç elde eden kişilerce, söz konusu paylardan elde edilen getirinin, payın elde tutulduğu dönemde alım maliyetinin tasfiye tarihine kadar Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan tüketici fiyat endeksi ile yurt içi üretici fiyat endeksindeki değişim oranlarının aritmetik ortalaması kıstelyevm usulü uygulanarak bulunacak tutarı aşan kısmı, Kurulca ilan edilen genel hisse iade hesabına isteğe bağlı olarak iade edilebilecek. Hüküm kapsamında, hesaplama döneminin, iade edilecek tutarın belirlenmesinde kullanılacak yöntem ile hükmün uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esasların belirlenmesine Kurul yetkili olacak.</p>
<p>Nihai ödemede, fon pay sahibine tasfiye malvarlığından, geri kazanım hesabından veya diğer hukuki yollardan daha önce yapılan ödemeler mahsup edilecek.</p>
<p>Teklifte, "Fon malvarlığından mevzuata aykırı çıkarılan değerler ve şahsi sorumluluk" başlıklı hükümle fon malvarlığından hukuka aykırı çıkarılan değerlerin kapsamı ve bu nedenle doğan zarara veya kayba yönelik sorumluluk düzenleniyor.</p>
<p>Buna göre, fon malvarlığından mevzuata aykırı olarak veya mevzuata şeklen uygun olsa dahi fonun menfaatine uygun gerçek bir ekonomik amacı bulunmaksızın, karşılıksız veya muvazaalı işlemlerle kredi, borç, avans, teminat, devir, temlik, alım, satım, repo, ters repo veya benzeri işlem ve sözleşmeler yoluyla ilişkili taraflar, hakim ortaklar, yöneticiler, bunların doğrudan veya dolaylı kontrol ettikleri kişiler yahut diğer üçüncü kişiler lehine çıkarılan veya aktarılan para, sermaye piyasası aracı, mal, hak ve alacaklar ile bunların yerine geçen veya değerlendirilmesi suretiyle elde edilen değerler fon malvarlığından hukuka aykırı çıkarılmış değer addedilerek fon zarara veya kayba uğratılmış sayılacak. Zarar veya kayıptan öncelikle fonun kurucusu ve/veya yöneticisi olan portföy yönetim şirketi sorumlu olacak. Bu tutarın portföy yönetim şirketinden tamamen veya kısmen tahsil edilememesi veya edilemeyeceğinin açıkça belli olması halinde, fonun zarara veya kayba uğratılmasında sorumluluğu Kurulca belirlenen gerçek ve tüzel kişiler ile bu kişilerle birlikte hareket ettiği tespit edilenler, şahsen sorumlu olacak.</p>
<p>Bu hüküm kapsamındaki kişilerin görevlerinden ayrılmış olmaları, görev yaptıkları veya yönetim ya da kontrolü ellerinde bulundurdukları dönemde gerçekleştirilen işlem ve kararlardan doğan sorumluluklarını ortadan kaldırmayacak.</p>
<p>Düzenlemenin "Elkonulan ve müsadere edilen malvarlığı değerleri ve geri kazanım hesabı" başlıklı hükmü kapsamında bulunmayan durumlar bakımından Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), tasfiye işlemleri ile denetim ve inceleme sonuçlarını dikkate alarak her bir fon bakımından zarar veya kayıp tutarını, zarar veya kayıpta sorumluluğu bulunan gerçek ve tüzel kişileri ve sorumlu oldukları tutarları belirleyerek Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna (TMSF) bildirecek.</p>
<p>SPK'nin bildirimi üzerine sorumluların malvarlığından geri kazanım sağlanması amacıyla, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun kapsamında TMSF tarafından tahsil ve takip işlemleri başlatılacak. TMSF, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ve Bankacılık Kanunu'nun ilgili hükümlerini uygulama yetkisine haiz olacak. Bu hüküm kapsamında açılacak davalarla ilgili olarak İstanbul idare mahkemeleri yetkili olacak.</p>
<p><strong>Elkonulan ve müsadere edilen mallar</strong></p>
<p>Teklifle, ceza soruşturması ve kovuşturması kapsamında elkonulan veya müsadere edilen malvarlığı değerlerinin, fonla hukuki ve ekonomik bağlantısı bulunduğu ölçüde geri kazanım sistemine dahil edilmesi sağlanacak.</p>
<p>"Elkonulan ve müsadere edilen malvarlığı değerleri ve geri kazanım hesabı" başlıklı hükme göre, bu düzenleme kapsamındaki fonlarla bağlantılı fiiller nedeniyle yürütülen soruşturmalar kapsamında CMK'nin ilgili hükümleri uyarınca elkoyma kararı verilebilecek. Elkonulan malvarlığı değerleri arasında, fona doğrudan iadesi hukuken mümkün olan para ve sermaye piyasası araçları bulunması halinde bunlar, CMK'nin ilgili hükümleri uyarınca ilgili fona veya geri kazanım hesabına cumhuriyet savcısı, hakim veya mahkemece iade edilecek. Bu düzenleme kapsamında SPK'nin yaptığı suç duyurularına dayanak raporlar, CMK'nin ilgili hükümlerince düzenlenen suçtan elde edilen değere ilişkin rapor sayılacak.</p>
<p>Doğrudan fona devredilemeyen ve sorumlulara ait gayrimenkul gibi diğer malvarlığı değerleri bakımından TMSF'nin kayyum olarak atanabilmesine ve Bankacılık Kanunu'nda tanınan yetkileri kullanarak bu değerleri dava sonucu beklenmeksizin satmasına veya tasfiye etmesine imkan sağlanıyor.</p>
<p>Yargılama sonucunda müsaderesine karar verilen ve suçtan zarar gören fonun malvarlığından çıktığı veya fon zararının karşılığı olduğu mahkemece belirlenen değerlerin, Hazine'ye gelir kaydedilmeksizin ilgili yatırım fonuna, tasfiyenin tamamlanmış olması halinde ise geri kazanım hesabına aktarılmasına mahkemece karar verilecek.</p>
<p>Bu düzenleme kapsamında tahsil ve/veya iade edilen tutarlar ile suçla bağlantılı malvarlığı değerlerinden ilgili fona veya fon pay sahiplerine aktarılmasına karar verilen tutarlar, TMSF nezdinde her bir fon için ayrı alt hesaplarda geri kazanım hesabı olarak izlenecek. Bu tutarlar TMSF'nin kendi malvarlığından ayrı olacak.</p>
<p>Geri kazanım hesabında bulunan tutarlar yalnızca ilgili fonun tasfiyesi ve fon pay sahiplerine yapılacak ödemeler için kullanılabilecek, başka bir amaçla kullanılamayacak, teminat gösterilemeyecek ve kamu alacakları için olsa dahi haczedilemeyecek, üzerlerine ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz konulamayacak.</p>
<p>Geri kazanım hesabında biriken tutarlar, yapılan zorunlu masraflar düşüldükten sonra TMSF tarafından tasfiye ile görevli kuruluşa, tasfiyenin tamamlanmış olması halinde ise SPK tarafından bildirilen fon pay sahiplerine ödenmek üzere Yatırımcı Tazmin Merkezi'ne (YTM) aktarılacak. Ödemeler YTM tarafından katılma payı sahipliği oranında yapılacak. Nihai dağıtım hariç olmak üzere, dağıtım sonucunda bir fon pay sahibine yapılacak ödemenin, ödeme yöntemine ilişkin işlem ve aktarım maliyetleri dikkate alınarak SPK tarafından belirlenecek asgari ödeme tutarının altında kalması halinde, bu tutar fon pay sahibi adına izlenecek ve sonraki dağıtımlarda hak kazanılan tutarlara eklenecek, birikmiş tutarın asgari ödeme tutarına ulaşması halinde fon pay sahibine ödeme yapılacak.</p>
<p>Geri kazanım hesabına gelen veya aktarılan bir tutarın birden fazla fon ile bağlantılı olması durumunda fonlar arasında dağıtımına ilişkin usul ve esaslar fon türleri, likidite yeterlik oranı, fon katılma payı sahipliği yapısı, yatırımcının korunması, ilgili fonlardaki tasfiye oranı ve benzeri kıstaslar dikkate alınarak SPK tarafından belirlenecek.</p>
<p>Teklifle, düzenlemenin uygulanmasında gerekli görülen durumlarda, koşulları Kurul Karar Organı tarafından belirlenmek üzere, bu kanunun uygulanmasından doğan işler, açılacak dava ve takipler için SPK ve YTM tarafından dışarıdan avukatlık hizmeti ile muhasebe ve yazılım geliştirme hizmetleri temin edilebilecek.</p>
<p>Düzenlemenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar SPK tarafından, TMSF'nin görev alanına giren hususlarda TMSF'nin görüşü alınarak belirlenecek.</p>
<p>Düzenlemede hüküm bulunmayan hallerde Sermaye Piyasası Kanunu, CMK, Bankacılık Kanunu ve ilgili diğer mevzuatın bu düzenlemeye aykırı olmayan hükümleri uygulanacak.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yatirim-fonlari-teklifi-komisyondan-gecti-89752</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/2/1280x720/komisyon-1792051570.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Komisyonda kabul edilen kanun teklifiyle, fonların tasfiyesi SPK&#039;nın gözetim ve denetiminde tasfiye ile görevli kuruluşlar tarafından yürütülecek. Kurulca belirlenen fonlarda, ilgili fonun tasfiye malvarlığından, net yatırım tutarı 1 milyon Türk lirasının altında olan yatırımcılar için bu tutarda, 1 milyon Türk lirası ve üzerinde olan yatırımcılar için ise en fazla 1 milyon Türk lirası ara ödeme yapılabilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iktisatci-omer-faruk-colak-anisina-konferans-duzenlendi-89751</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İktisatçı Ömer Faruk Çolak anısına konferans düzenlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>EKONOMİ Gazetesi yazarlarından 25 Ekim 2025’te hayatını kaybeden saygın iktisatçılardan Prof. Dr. Ömer Faruk Çolak anısına kurucusu olduğu Efil Yayınevi İktisat ve Toplum Dergisi tarafından organize edilen bir anma toplantısı gerçekleştirildi. Bu kapsamda düzenlenen panelde, saygın iktisatçılar Türkiye’nin hem ekonomide hem de siyasette analiz yanında, artık alternatif politikalar önermesi gereken bir döneme girildiğini vurguladı. Toplantının açılışında konuşan Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Asaf Savaş Akat, Ömer Faruk Çolak’ın girişimleriyle, iktisadın hem uygulayıcılara, hem halka hem de öğrencilere-genç akademisyenlere daha doğrudan anlatılması, özellikle uygulamaya yönelik politika önerilerinin ortaya çıkması için çalıştıklarını hatırlattı. Prof. Akat, “Eğer iktisatçılar konuşmazsa söylem, banka iktisatçılarına, finansal uzmanlara, gazete köşelerine kalıyor. Böyle olunca ekonomi kur ve faiz olarak algılanıyor. Aslında bu normal çünkü onların işi bu. Hep eleştiri ya da analiz, tespit iyidir, gereklidir ancak ‘siz ne yapacaksınız’ sorusu da önemli. Bu da iktisatçıların iktisat politikası önermesi gereken bir yönü işaret ediyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>Erken sanayisizleşme, teknoloji baskısı ve çevre</strong></p>
<p>“Ekonomik Dönüşümün Boyutları: Politikalar, Teknoloji ve Toplum” başlıklı ilk panelde konuşan Başkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Burçhan Sakarya, erken sanayisizleşmenin Türkiye için de tartışılabilir durumda olduğunu belirterek, incelenmesi gereken konunun, sadece sanayisizleşme değil, kurulan hizmet sektörü şirketlerinin niteliği de olduğunu kaydetti. Sakarya, Türkiye’de ‘erken sanayisizleşme’ olgusu yerine “durağan sanayisizleşme’ olgusunun görüldüğü yönündeki görüşlerin altını çizdi. ODTÜ Öğretim Üyesi Erkan Erdil de Türkiye’nin araştırma-geliştirme faaliyetlerinde sıçrama görülse de bunun uygulamaya dönüşmesi ve tasarım yönünden sonuç doğurmadığını, özellikle tasarım kısmının zayıf kaldığını belirtti. Erdil, kamu ve özel sektöre yönelik girişim sermayesi ekosisteminin geliştirilmesi, teknoloji geliştirme bölgeleri ile teknoloji transfer ofislerinin ticari çalışma yapmak zorunda kalmaktan çıkarılması, yüksek katma değerli ürünlere odaklanılması, kamu alımlarının destek olarak kullanılmasını önerdi.</p>
<p>Ege Üniversitesi Öğretim Üyesi Funda Barbaros da yeşil dönüşümün iktisadi yönden hem gelecekte gezegen sorunlarının çözümü, hem de eşitsizliklerin giderilmesi yönünden ağırlık kazandığını belirtti. Barbaros, iklim sorunlarının en fazla fakir ülkeleri etkilemesi bir yana, eşitsizliği sadece ekonomik değil, yaşam koşulları, hatta hayatı sürdürme açısından eşitsizlik yarattığını vurguladı.</p>
<p>Hamad Bin Khalifa Üniversitesi öğretim üyesi Ahmet Faruk Aysan da konuşmasında, ABD’nin teknoloji konusunda bilinçli bir koruma politikası uyguladığını belirterek, özellikle yapay zeka ve bağlı teknolojilerde, çip teknolojisinde Çin veya başka ülkelerin başat olmasını engellemek için yoğun çaba harcadığını belirtti. Aysan, yapay zekanın geniş bir alanda dönüşüm yaratacağını, şu aşamada dönüşümün tam ortasında olunduğu için olabilecekler konusunda kestirim yapmakta zorlanıldığını belirtti.</p>
<p>Oturum Başkanlığını Bilgi Üniversitesi’nden Asaf Savaş Akat’ın yaptığı Anayasal Düzen, Kalkınma ve Eşitsizlik başlıklı oturuma da Marmara Üniversitesi’nden Fatma Doğruel, Bilkent Üniversitesinden Ece Göztepe, Koç Üniversitesinden Bertil Emrah Oder ve Sabancı Üniversitesi’nden Alpay Filiztekin katıldı. Konuşmacılar, hukuk üstünlüğü ve güvencesi, hukuken öngörülebilirlik, herkes için adil şekilde işleyen anayasal ve yasal ortamın ekonominin gelişmesi için en önemli unsurlardan olduğunu vurguladılar.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iktisatci-omer-faruk-colak-anisina-konferans-duzenlendi-89751</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/1/1280x720/5656-1792051137.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Geçen yıl yaşamını yitiren İktisatçı Ömer Faruk Çolak anısına düzenlenen konferansta Türkiye’nin hem ekonomide hem de siyasette artık alternatif politikalar önermesi gereken bir döneme girildiğini vurgulandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ozer-matli-mazbatasini-aldi-btsoda-yeni-donem-resmen-basladi-89749</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özer Matlı mazbatasını aldı, BTSO’da yeni dönem resmen başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Yönetim Kurulu Başkanlığına seçilen Özer Matlı, 14 Ekim’de Bursa Adliyesi’nde düzenlenen törenle mazbatasını aldı. Nilüfer 1. İlçe Seçim Kurulu Başkanı Dr. Alaattin Karakaya’dan mazbatasını teslim alan Matlı, böylece BTSO’da yeni dönemi resmen başlattı. Özer Matlı başkanlığındaki BTSO Yönetim Kurulu, yarın saat 10.30’da oda hizmet binasında düzenlenecek törenle görevi devralacak.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad07fe462b59-1792049124.jfif" alt="" width="653" height="361" /></p>
<p>Mazbata töreninin ardından BTSO Meclis Başkanı Erol Dağlıoğlu ve yönetim kurulu üyeleriyle birlikte Bursa Valisi Erol Ayyıldız’ı ziyaret eden Matlı, yeni dönemin ilk resmi ziyaretini gerçekleştirdi.</p>
<p>Gıda, tekstil, makine, otomotiv, ambalaj, enerji ve deri gibi Bursa ekonomisinin önde gelen sektörlerinden temsilcilerin yer aldığı yeni yönetimde Safa Yaşar Çelik, Abidin Şakir Özen, Sinan Topuk, Murat Çağlar, Osman Güler, Seyfullah Baylan, Savaş Keskin, Mehmet Zahit Yanar, Zeki Eker ve Elif Özhan bulunuyor. Elif Özhan, uzun bir aranın ardından BTSO Yönetim Kurulu'nda görev alan kadın üye oldu. Özer Matlı başkanlığındaki yönetimde Osman Güler ile Sinan Topuk Başkan Yardımcılığı görevlerini üslendi. Safa Yaşar Çelik de Yönetim Kurulu Sayman Üyesi oldu. </p>
<h2><strong>“Şeffaf ve katılımcı bir yönetim anlayışıyla çalışacağız”</strong></h2>
<p>Mazbatasını almasının ardından sosyal medya hesabından açıklama yapan BTSO Başkanı Özer Matlı, yeni dönemde üyelerin sorunlarına çözüm üreten bir yönetim anlayışı benimseyeceklerini vurguladı. Matlı, “Yeni dönemde üyelerimizin sesini daha güçlü duyuran, sorunlarına çözüm üreten, şeffaf ve katılımcı bir yönetim anlayışıyla Bursa’mız için hep birlikte çalışacağız. Bizlere güvenen ve destek veren tüm üyelerimize şükranlarımı sunuyorum. Bursa’mıza ve iş dünyamıza hayırlı olsun” ifadelerini kullandı.</p>
<h2><strong>Oda ve borsa yönetimlerinde deneyimli</strong></h2>
<p>1968 yılında Karacabey’de doğan Özer Matlı, Bursa Ticaret Lisesi’nden mezun oldu. İş hayatına aile şirketinde başlayan Matlı, 1988 yılında kurulan Matlı Yem Sanayi ve Ticaret AŞ’nin kurucu ortakları arasında yer aldı. 1995 yılında babası Ömer Matlı’nın vefatının ardından şirketin yönetim kurulu başkanlığını üstlendi.</p>
<p>Matlı Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı olan Özer Matlı, Karacabey Ticaret ve Sanayi Odası’nda çeşitli görevlerde bulundu. 2013 yılında Bursa Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanlığına seçilen Matlı, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) bünyesindeki kurul ve komisyonlarda da görev aldı. Kredi Garanti Fonu Yönetim Kurulu Üyeliği yapan Matlı, 2018 yılında TOBB Yönetim Kurulu üyeliğine seçildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ozer-matli-mazbatasini-aldi-btsoda-yeni-donem-resmen-basladi-89749</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/9/1280x720/ozer-matli-mazbatasini-aldi-btsoda-yeni-donem-resmen-basladi-1792049159.jfif" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nda 13 yıllık İbrahim Burkay döneminin ardından başkanlığa seçilen Özer Matlı, mazbatasını alarak resmen göreve başladı. Devir teslim töreni yarın saat 10:30’da oda binasında yapılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yildirimda-kentsel-donusum-yeni-projelerle-genisliyor-89741</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yıldırım’da kentsel dönüşüm yeni projelerle genişliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Bursa’nın yoğun ve eski yapı stokuna sahip ilçelerinden Yıldırım’da kentsel dönüşüm çalışmaları yeni projelerle sürüyor. Yıldırım Belediyesi, Davutkadı Mahallesi’nde iki etap halinde yürüttüğü kentsel dönüşüm projesinin ikinci etabının temelini attı. İlk etapta konutların teslim aşamasına gelindiği projede, toplam 282 bağımsız bölümün yıkımı tamamlandı. Belediye, Davutkadı’nın yanı sıra Yediselviler ve Sıracevizler mahallelerini kapsayan planlama çalışmalarıyla dönüşümü daha geniş bir alana yaymayı hedefliyor. Projenin tamamlanma aşamasına gelen ilk etabında, yıkılan 86 bağımsız bölümün yerine 81 daire ve bir dükkân inşa edildi. Temeli atılan ikinci etapta ise 196 bağımsız bölümün yerine 148 daire ve 6 dükkân yapılacak. Yaklaşık 20 bin metrekare inşaat alanına sahip ikinci etabın tamamlanmasıyla bölgede toplam 7 blokta 229 konut ve 7 ticari birim yer alacak. Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, ilk etapta konut teslimlerine kasım ayında başlamayı hedeflediklerini belirterek, “Bizim için asıl önemli olan rakamlar değil. Asıl önemli olan, burada yaşayacak insanlarımızın güvenli, sağlıklı ve nitelikli yapılara kavuşmasıdır. Bir şehri dönüştürmek, sadece binaları dönüştürmek değildir. İnsanların hayatını, yaşam kalitesini ve geleceğe olan güvenini değiştirmektir” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad074f2b41be-1792046322.jpeg" alt="" width="578" height="385" /></p>
<h2>Yeni planlamalar gündemde</h2>
<p>Kentsel dönüşüm çalışmalarını farklı mahallelere yaydıklarını belirten Başkan Yılmaz, Yediselviler Mahallesi’nde yaklaşık 3,4 hektarlık alanı kapsayan 18. Madde İmar Uygulaması çalışmalarının başlatıldığını duyurdu. Yaklaşık 190 yapının bulunduğu bölgede yeni bir planlama yürütüldüğünü aktaran Yılmaz, çalışma kapsamında 4 bin metrekare park alanı, bin metrekare belediye hizmet alanı ve toplam 19 bin metrekarelik konut alanından oluşan üç imar adası oluşturulacağını söyledi. Davutkadı ve Sıracevizler mahallelerini kapsayan daha geniş ölçekli planlama çalışmalarına da değinen Yılmaz, bölgedeki ulaşım, yeşil alan ve sosyal altyapı olanaklarını geliştireceklerini ifade etti. Yeni planlamayla mevcut imar planında yaklaşık 9 bin metrekare olan yeşil alanın 24 bin metrekareye, sosyal ve teknik altyapı alanlarının ise 11 bin metrekareden 41 bin metrekareye çıkarılacağını açıklayan Yılmaz, şöyle konuştu: “Buradaki hedefimiz; ulaşımı güçlendirmek, sosyal ve teknik altyapıyı geliştirmek, birbirine bağlı ve süreklilik gösteren bir açık ve yeşil alan sistemi oluşturmak. Biz Davutkadı’nın sadece bugününü değil, yarınını da planlıyoruz. Hedefimiz günü kurtarmak değil, Yıldırım’ın geleceğini inşa etmek.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yildirimda-kentsel-donusum-yeni-projelerle-genisliyor-89741</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/1/1280x720/yildirimda-kentsel-donusum-yeni-projelerle-genisliyor-1792046497.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yıldırım Belediyesi, Davutkadı Kentsel Dönüşüm Projesi’nin ikinci etabının temelini atarken, Yediselviler ile Davutkadı-Sıracevizler bölgesini kapsayan yeni planlama çalışmalarını da hızlandırdı. Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, dönüşümün yalnızca güvenli konut üretmekle sınırlı olmadığını belirterek, yeşil alanları ve sosyal donatılarıyla bütüncül bir şehircilik anlayışını benimsediklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/basarili-bir-kurum-kulturu-yaratmak-icin-dinlemek-ve-paydaslarla-birlikte-donusmek-gerekiyor-89726</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Başarılı bir kurum kültürü yaratmak için dinlemek ve paydaşlarla birlikte dönüşmek gerekiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hayatın her alanında olduğu gibi, iş dünyasında da başarının yolu etkin iletişimden geçiyor. Etkin iletişim İngilizcede “Engagement” sözcüğüyle tanımlanıyor. Bireylerin birbirine güvendiği, kendi yetkinlikleri doğrultusunda kuruma katkıda bulunabildiği, düşüncelerini rahatlıkla ifade edebildiği ortamlar verimliliği ve sadakati artırıyor. Dünyanın en büyük kişisel bakım şirketlerinden L’Oréal, kurumsal iletişim anlayışını geleneksel modellerin ötesine taşıyarak, unvandaki ve stratejideki “Engagement/Etkileşim” boyutunu; yalnızca bilgi aktaran değil, tüm paydaşlarıyla karşılıklı güvene dayalı anlamlı bağlar kuran ve kolektif eylemi harekete geçiren bir güç olarak konumlandırıyor.</p>
<p>L’Oréal Türkiye Kurumsal İlişkiler ve Etkileşim Direktörü &amp; Ülke Sürdürülebilirlik Lideri İrem Karaoda Tanrıkulu yaklaşımlarını şu cümlelerle özetliyor: “<em>‘Etkileşim’ kavramı, L’Oréal olarak bizim iş yapış felsefemizi yansıtıyor. Biz artık sadece mesaj ileten bir konumda değiliz; dinleyen, birlikte öğrenen, toplumsal fayda için paydaşlarını bir araya getiren ve içeride çalışma arkadaşlarımızın sesini güçlendiren bir etkileşim köprüsüyüz. Amacımız; güvene dayalı, sürdürülebilir ve gerçek bir etki yaratan ortak bir gelecek inşa etmek</em>.”</p>
<p>İrem Karaoda Tanrıkulu L’Oréal’in <em>“Dünyayı Harekete Geçiren Güzelliği Yaratmak” mottosu doğrultusunda </em>“Ortak Anlam ve Güven” inşa edebilmek için üç temel eksene odaklandığına dikkat çekiyor. </p>
<p>İlk eksende Toplumsal Etki ve Ortak Fayda Hareketi bulunuyor. Varoluş amacı doğrultusunda; sürdürülebilirlik, kapsayıcılık, çeşitlilik ve kadınların güçlendirilmesi gibi alanlardaki taahhütler tek taraflı birer kurumsal proje olmanın ötesine geçiyor. Sivil toplum kuruluşları, kamu paydaşları, akademi ve kanaat önderleriyle birlikte ortak bir sosyal fayda ve eylem hareketine dönüşüyor.</p>
<p>İkinci eksen Çok Paydaşlı Samimi Diyalog kurulması hedefini içeriyor: Medya, tüketiciler ve iş ortaklarıyla kurulan ilişkilerde şeffaflığı ve karşılıklı dinlemeyi merkeze alarak; sektörün geleceğine yön veren konularda açık bir diyalog ve işbirliği platformu sunuluyor.</p>
<p>Üçüncü eksen Çalışan Bağlılığı ve İç Kültürel Dönüşüm Konuları yer alıyor. L’Oréal’in küresel dönüşüm program ve inisiyatiflerin de temelini oluşturan bu yaklaşım; kurum içinde psikolojik güvenliği, açık geri bildirimi ve ortak sahiplenmeyi pekiştirerek çalışanların şirketin vizyonunu birlikte inşa etmesini sağlıyor. Çalışan etkileşimi; çalışanların şirketin önceliklerini anlamasını, görüşlerini paylaşmasını ve kurum kültürüyle bağ kurmasını destekleyen iletişim ve katılım çalışmalarını kapsıyor: çalışanların görüşlerini dinlemeye yönelik anketler, buluşmalar ve geri bildirim kanallarına çok önem veriliyor. Bu doğrultuda, İnsan Kaynakları Departmanı öncülüğünde hayata geçen bir “Çalışan Meclisi” oluşturulmuş. Bu meclis kurumsal yapının daha demokratik hale gelmesini, çalışanların geri bildirimlerinin çok daha sistemli ve sağlıklı olmasını sağlıyor.</p>
<p><strong>Kadınlara güç veren projeler</strong></p>
<p>L’Oréal Türkiye kadınlara yönelik çok kapsamlı sosyal sorumluluk çalışmalarına imza atıyor. L’Oréal Türkiye Kurumsal İlişkiler ve Etkileşim Direktörü &amp; Ülke Sürdürülebilirlik Lideri İrem Karaoda Tanrıkulu beş farklı projeyle “<em>Bilim Kadınları İçin (FWIS) Programı; L’Oréal Türkiye 50+ Tekno Kadın Guru Programı; L’Oréal, Kadınların Güçlendirilmesi Fonu; L’Oréal Paris – Stand Up ve Kérastase – Power Talks” kadınlara destek olmak için çalıştıklarını ifade ediyor: </em></p>
<p><strong>Bilim kadınları için (FWIS) Programı</strong></p>
<p>L’Oréal Türkiye ve UNESCO Türkiye Millî Komisyonu işbirliğiyle kesintisiz 24 yıldır yürütülüyor. Proje, “Dünyanın bilime, bilimin ise kadınlara ihtiyacı var” yaklaşımı doğrultusunda, bilimde cinsiyet eşitliğini güçlendirmek ve kadınların bilime katkılarını görünür kılmak amacını taşıyor. Programa 40 yaş altı, “Yaşam ve Çevre Bilimleri” ile “Fiziki Bilimler” alanlarında çalışan bilim kadınları başvurabiliyor. Değerlendirmeler doğrultusunda bilim kadınlarının çalışmalarına destek sağlanıyor. Türkiye, programın global ölçekte en aktif beş ülkesinden biri konumunda. Program kapsamında bugüne kadar desteklenen bilim kadını sayısı 132’ye ulaştı.100’den fazlası akademik çalışmalarını profesör veya doçent olarak sürdürüyor. 2023 yılında Toplum Gönüllüleri Vakfı işbirliğiyle hayata geçen projede, geçmiş yıllarda ödül alan bilim kadınları fen bilimlerinde eğitim gören kız öğrencilere mentorluk yaptı ve burs desteği sağlandı. 2025’te programın 23 yıllık birikimi ilk kez kitaplaştırılarak kalıcı hale getirildi. </p>
<p><strong>L’Oréal Türkiye 50+ Tekno Kadın Guru Programı</strong></p>
<p>L'Oréal Türkiye'nin "Herkes için güçlendiren güzellik" vizyonuyla hayata geçirdiği ve SistersLab Bilim ve Teknolojide Kadın Derneği iş birliğiyle gerçekleştirilen "L'Oréal Türkiye 50+ Tekno Kadın Guru Programı", 50 yaş ve üzeri kadınların dijital dünyadaki "Ben yapabilir miyim?" algısını kırarak STEM alanlarında güçlenmesini ve sosyal hayattaki özgüvenlerinin artırılmasını amaçlıyor.</p>
<p> “L’Oréal Türkiye 50+ Tekno Kadın Guru Programı” ile Sisterslab - Bilim ve Teknolojide Kadın Derneği’nin uzmanlığını, L'Oréal Türkiye çalışanlarının gönüllü mentörlüğüyle bir araya getiren bütüncül öğrenme modeliyle 50 yaş üstü kadınların; gerçek potansiyellerine ulaşmalarını, istihdamın aktif bir parçası olmalarını ve nesiller arası sinerjiyle güçlenmelerini destekliyor.</p>
<p>Programın ilk yılında kırsal ve afet bölgelerinde yaşayan kadınların başvurularının önceliklendirildiği ‘L'Oréal Türkiye 50+ Tekno Kadın Guru Programı’nda, 12 farklı başlıkta eğitimler düzenlendi. İlk yılında hedefini %250 aşarak 3.000’den fazla kadının katıldığı program kapsamında, İstanbul İzmir ve Ankara sırasıyla en yüksek katılımı sağlayan iller olurken Adana, Kahramanmaraş, Hatay, Gaziantep, Malatya ve Elazığ gibi afet bölgelerinde yaşayan kadınlar da eğitimlere yoğun ilgi göstererek aktif şekilde dahil oldu. </p>
<p>Programın ikinci yılında ise yapay zekâ başta olmak üzere güncel dijital ve sosyal beceriler kazandırmayı amaçlayan 24 farklı başlıkta kapsamlı eğitimler düzenlendi. Bu yıl 5.000’in üzerinde 50 yaş üstü kadın katıldı.</p>
<p><strong>L’Oréal, Kadınların Güçlendirilmesi Fonu</strong></p>
<p>L’Oréal, 2020 yılında pandemi döneminde artan sosyal acil durumlara yanıt vermek amacıyla hayata geçirdiği Kadınların Güçlendirilmesi Fonu’na 2026-2030 dönemi için 50 milyon Euro ek kaynak ayırdı. Fon aracılığıyla 2030 yılına kadar 5 milyon kadının refahını, güçlenmesini ve dayanıklılığını artırmak hedefleniyor. </p>
<p>Kuurluş, kırılgan durumdaki kadınların ve kız çocuklarının yaşamlarını desteklemek amacıyla çalışmalarını ekonomik güçlenme, eğitim, şiddetle mücadele ve cinsel ve üreme sağlığı hizmetlerine erişim olmak üzere dört temel alanda sürdürüyor. Fon, 2020’den bu yana dünya genelinde 500’den fazla dernekle iş birliği içinde 6 milyondan fazla kadına destek sağladı. </p>
<p>Türkiye’den KAMER Vakfı ve İmece İnisiyatifi Derneği de fonun geçtiğimiz dönemki faydalanıcıları arasında yer aldı. KAMER Vakfı, dezavantajlı ve mülteci kadınların sosyal ve ekonomik olarak güçlendirilmesine yönelik projesiyle; İmece İnisiyatifi Derneği ise “Solar Age” ve “Basmane’de Okula Dönüş” projeleriyle fondan destek aldı. L’Oréal Türkiye, KAMER ve İmece iş birlikleri aracılığıyla 33 binden fazla kadına doğrudan ulaştı. </p>
<p><strong>L’Oréal Paris – Stand Up</strong></p>
<p>2021 yılından bu yana kamusal alanlarda güvenliği ve özgürlüğü savunan L’Oréal Paris, sokak tacizi konusunda farkındalık yaratmayı amaçladığı L’Oréal Paris- Stand Up Projesi ile sokak tacizine karşı dünya genelinde 1,6 milyon, Türkiye’de ise 155 bin kişiye “5D” güvenli müdahale eğitimi verdi.</p>
<p><strong>Kérastase – Power Talks</strong></p>
<p>Kérastase tarafından KAGİDER iş birliğiyle 2022 yılında hayata geçirildi. Genç kadınların özgüvenlerini artırmalarını, kariyer yolculuklarında ihtiyaç duydukları becerileri geliştirmelerini ve ilham veren ağlara erişmelerini destekleyen hızlı mentörlük modeli. Bu projeyle kadınların kariyer yolculuklarında karşılaştıkları özgüven açığını kapatmayı ve liderlik becerilerini desteklemeyi amaçlayarak Türkiye’de 159 menti ve 123 mentörün katılımıyla sağlanan 636 saatlik mentörlük desteği sonucunda katılımcıların özgüveninde yüzde 82 oranında bir artış elde ediyor.2026’da Flash Mentorluk modeliyle yenilenen programın yaklaşık 300 genç kadına ulaşması hedefleniyor. Yeni dönemde de genç kadınların iş hayatında kendi yollarını daha cesur şekilde çizmelerine destek olmak ve deneyim paylaşımını güçlendirmek hedefleniyor.</p>
<p><strong>L’Oréal Professionnel – Kadın Profesyoneller</strong></p>
<p>Ülkemizdeki 80 bin kadın kuaförünün yalnızca yüzde 5’i kadınlardan oluşuyor. L’Oréal Professionnel markası altında, kuaförlük sektöründe çalışan kadın sayısını artırmak, bu alanda kariyer yapmak isteyen genç kadınlara ilham vermek amacıyla “Kadın Profesyoneller” projesi gerçekleştirildi. Projede eğitim ekibimizden ve sektörde uzmanlaşmış kadın profesyonellerden teknik eğitim alarak katılımcılar sertifika sahibi oluyorlar. 2025’te 56 kadına sertifika vererek profesyonel kuaförlüğe ilk adımlarını atmalarını sağlandı. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/basarili-bir-kurum-kulturu-yaratmak-icin-dinlemek-ve-paydaslarla-birlikte-donusmek-gerekiyor-89726</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/6/1280x720/irem-karaoda-1792040703.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Başarılı bir kurum kültürü yaratmak için dinlemek ve paydaşlarla birlikte dönüşmek gerekiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/the-bodrum-cup-38-yilinda-bodrum-gemisi-temasiyla-yelken-aciyor-89784</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> The Bodrum Cup, 38. yılında &#039;Bodrum Gemisi&#039; temasıyla yelken açıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BODRUM</strong></p>
<p>The Bodrum Cup, önümüzdeki hafta 38. kez düzenlenecek. Bodrum'dan başlayıp Knidos ve Ortakent üzerinden Yalıkavak'a ulaşacak beş etaplık rotada, farklı kategorilerde yarışan tekneler hem kendi sınıflarında dereceye girmek hem de büyük kupanın sahibi olmak için mücadele edecek.</p>
<p>OPET’in ana sponsorluğunda yapılacak etkinliğin teması Bodrum Gemisi olarak belirlendi. 19-24 Ekim tarihleri arasında Bodrum Merkez’de kurulacak olan Yarış Merkezi, yarışların takip edilebildiği ve yetişkinlerle gençler için etkinliklerin düzenlendiği, resim sergilerinin gerçekleştiği buluşma noktası olarak hizmet verecek. Merkez hafta boyunca tüm ziyaretçilere açık olacak.</p>
<p>Türkiye’nin tek yelkenli okul gemisi olan Bodrum Gemisi’nin, kapsamlı bakım ve yenileme çalışmalarının ardından yenilenmiş haliyle bu yıl da The Bodrum Cup'ta yarışması planlanıyor. Bakım ve onarım süreci proje müdürlüğü görevinde ise tekne mimarı Aslı Felah bulunuyor. The Bodrum Cup'ın içinden doğan gemi, Bodrum ve Karya Bölgesi Kültür Sanat ve Tanıtma Vakfı’nın (BOSAV) en önemli projeleri arasında yer alıyor.</p>
<p>Bugün 25 yaşında olan geminin uzun yıllar denizlerde kalmasını sağlayacak sürdürülebilir bir yapı kurmak ve yeni işlevlerini geliştirmek için, IMEAK Deniz Ticaret Odası'nın ve Ağanlar Tersanesi’nin ana desteğiyle süren kapsamlı bakım ve yenileme çalışmaları Ağanlar Tersanesi’nde devam ediyor.</p>
<h3>"Bu yıl Bodrum Gemisi ön planda  olacak"</h3>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad0be2319f8c-1792065059.jpeg" alt="" width="724" height="1086" /></p>
<p>The Bodrum Cup’ın artık geniş kitlelerin bildiği, takip ettiği ve parçası olmak istediği bir organizasyon haline geldiğini ifade eden The Bodrum Cup Organizasyon Komitesi Başkanı ve BOSAV Başkanı Süleyman Uysal, “Yıllar içinde Bodrum'un denizcilik kültürünü anlatan güçlü bir sese dönüştük, kentin tanıtımına ve turizmine katkı sağladık. Bu sorumlulukla gittiğimiz rotaları her yıl özenle seçiyoruz. Bu yıl hem farklı kategorilerde yarışacak tekneler hem de The Bodrum Cup'ın içinden doğan Bodrum Gemisi ön planda olacak" dedi.</p>
<p>The Bodrum Cup Kurucusu ve Onursal Başkanı Erman Aras ise organizasyonun 38 yıldır büyüyerek yoluna devam etmesinin, Bodrum'un bu yarışa nasıl sahip çıktığını gösterdiğine dikkat çekerek, Bodrum halkının katkısıyla inşa edilen Bodrum Okul Gemisi’nin yenilenmiş haliyle denizlere geri dönmesinin ilçe için çok önemli olduğunu ifade etti.</p>
<h3>“Bodrum çok köklü bir denizcilik kültürüne sahip”</h3>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad0be3bba0bc-1792065083.jpeg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p>The Bodrum Cup’ın 38 yıllık yolculuğu, Bodrum’un denizle kurduğu köklü ve derin ilişkinin en güçlü göstergelerinden biri olduğunu vurgulayan Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı ve Kıyı Belediyeler Birliği Başkanı Ahmet Aras: “Bu kent, kendi teknesini yapan, denizden öğrenen ve biriktirdiği bilgiyi paylaşarak çoğaltan güçlü bir kültüre sahip. Bodrum Gemisi’nin bu yıl organizasyonun odağında yer almasını da bu nedenle son derece anlamlı buluyorum. Bir okul gemisi, gençlere yelken kullanmanın yanında sorumluluk almayı, birlikte hareket etmeyi ve doğanın gücüne saygı duymayı da öğretir. The Bodrum Cup’ın denizcilik emeğini görünür kılan, kentimizin üretim gücünü destekleyen ve denizlerimizi koruma bilincini büyüten bir buluşma olarak güçlenerek yoluna devam etmesini diliyorum” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p>Bodrum Belediye Başkanı Tamer Mandalinci de ilçenin kimliğinde denizciliğin çok önemli bir yere sahip olduğunu anlatark, “The Bodrum Cup da 38 yıldır bu kültürü yaşatan, Bodrum’un değerlerini ulusal ve uluslararası alanda tanıtan, farklı kuşaklardan insanları aynı mavilikte buluşturan çok kıymetli bir organizasyon. Bu organizasyonun içinden doğan Bodrum Gemisi ise yalnızca bir okul gemisi değil; Bodrum’un denizcilik mirasını geleceğe taşıyan önemli bir değerimiz olarak özellikle gençlerimizin denizcilik kültürünü tanıması ve bu mirasla bağ kurması açısından büyük önem taşıyor” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Bodrum Gemisi’ne verdikleri sponsorlukla geleceğin denizcilerinin yetişmesine katkı sunduklarını ifade eden İMEAK Deniz Ticaret Odası Bodrum Şubesi Başkanı Orhan Dinç, Bodrum Gemisi’nin geleceğin denizcileri için bir eğitim ve deneyim alanı olduğunu belirtirken, İMEAK Deniz Ticaret Odası Bodrum Şubesi Başkan Yardımcısı Mahir Top, The Bodrum Cup’ın ahşabın, denizin ve kuşakların birlikte yazdığı 38 yıllık bir hikaye olduğunu vurguladı.</p>
<p>Ağanlar Shipyard &amp; Marina CEO’su ve Bodrum Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Erdem Ağan da The Bodrum Cup’ın Bodrum’un köklü denizcilik kültürünü, ustalığını ve geleneklerini yaşatan çok değerli bir organizasyon olduğunu vurgulayarak, “Türkiye’nin ilk yelkenli okul gemisi Bodrum Gemisi’nin Ağanlar Tersanesi’nde devam eden kapsamlı bakım ve yenileme sürecinde, projenin ana destekçisi olmaktan büyük gurur duyuyoruz. Çünkü Bodrum Gemisi’nin yeniden denizlerle buluşması, yalnızca bir geminin yenilenmesi değil, Bodrum’un denizcilik hafızasının geleceğe taşınması anlamına geliyor” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p>Organizasyona 8 yıldır ana sponsor olarak destek verdiklerini hatırlatan OPET Sürdürülebilirlik ve Kurumsal İletişim Lideri Gül Altan Yeltik, “The Bodrum Cup, 38 yıllık köklü geçmişiyle denizcilik kültürümüzü yaşatırken Bodrum’un eşsiz doğal ve kültürel zenginliklerini uluslararası arenaya taşıyor. Biz de OPET olarak sürdürülebilirlik ve toplumsal fayda odağındaki yaklaşımımızla bu değerlerin daha geniş kitlelere ulaşmasını ve gelecek nesillere aktarılmasını önemsiyoruz. Sekiz yıldır devam eden yol arkadaşlığımızın her geçen yıl güçlenmesi, spora ve ülkemizin geleceğine duyduğumuz inancın da bir yansıması” dedi.</p>
<p> </p>
<h3>50’nin üzerinde kuruluş destekliyor</h3>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad0be56152c4-1792065110.jpeg" alt="" width="700" height="467" /></p>
<p>Ana sponsorun OPET olduğu The Bodrum Cup’a platin sponsor olarak Anadolu Sigorta, Four Seasons Hotels İstanbul, Ruins Luxury Resort, SumOne ve Yalıkavak Marina; silver sponsor olarak Arvento, Bakar Sigorta Aracılık Hizmetleri, Blueway, Era Outdoor ve Eskiceshme Otel katkı sunuyor.</p>
<p>Bodrum Gemisi 25. Yıl Yenileme Projesi’ne İMEAK Deniz Ticaret Odası, Muğla Büyükşehir Belediyesi, Bodrum Belediyesi, Ağanlar, Anadolu Sigorta, International, Victron Energy, Aqua Yachting, EMA Endüstri, Duratek, Alphamare, Marina Deniz Araçları, Velenamast, Erkab Kablo, IBC Yachting, Artı, Admiral Marine Equipment, AK-YA Denizcilik ve Su Ürünleri, Data, Tekno Marin, Levent Yılankaya Denizcilik ve Arıtma Sistemleri, Gemtac, Yılmaz Metal, Düzgit ve İnter Orman Ürünleri destek veriyor. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, T.C. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, T.C. Gençlik ve Spor Bakanlığı, T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı, Muğla Valiliği, Muğla Büyükşehir Belediyesi, Muğla Büyükşehir Belediyesi MUTTAŞ, Bodrum Belediyesi, Bodrum Belediye AŞ, Bodrum Kaymakamlığı, Milas Kaymakamlığı, Milas Belediyesi, Sahil Güvenlik, Bodrum Deniz Kurtarma, Bodrum Ticaret Odası, İMEAK Deniz Ticaret Odası, Bodrum Otelciler Derneği, Bodrum Denizciler Derneği, Türkiye Seyahat Acentaları Birliği, Era Bodrum Sailing Club, TYBA Yachting ve Türkiye Yelken Federasyonu organizasyona resmî destekçi olarak katkı sunuyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/the-bodrum-cup-38-yilinda-bodrum-gemisi-temasiyla-yelken-aciyor-89784</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/8/4/1280x720/the-bodrum-cup-38-yilinda-bodrum-gemisi-temasiyla-yelken-aciyor-1792065133.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bodrum Gemisi temasıyla bu yıl 38’incisi gerçekleştirilecek olan The Bodrum Cup, denizdeki mücadelenin yanında Bodrum&#039;da 6 gün boyunca sanatı, sporu, tarihi ve kültürü bir araya getiren etkinliklerle devam edecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/united-global-ro-ro-tasima-kapasitesini-yuzde-22-artirdi-89777</guid>
            <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> United Global Ro-Ro, taşıma kapasitesini yüzde 22 artırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>AD Ports Group bünyesindeki Noatum Maritime ile Erkport’un ortak girişimi United Global Ro-Ro (UGR), filosuna iki yeni Pure Car and Truck Carrier (PCTC) tipi gemi ekledi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, UGR Aqaba ve UGR Safaga isimli gemilerin filoya katılmasıyla şirketin sefer başına toplam taşıma kapasitesi 36 bin 393 CEU’dan 44 bin 461 CEU’ya yükseldi. Yeni gemilerle araç taşıma kapasitesini yaklaşık yüzde 22 artıran şirket, yılda 100 binden fazla ek araç taşıma imkanına ulaşırken yıllık kapasitesini de 700 binin üzerine çıkardı.</p>
<p>Açıklamada, "Yeni gemiler, binek ve hafif ticari araçların yanı sıra otobüs, treyler, iş makineleri, motosiklet ve proje yüklerinin taşınmasına da imkan sağlıyor. Mobil vinçler, vinçli kamyonlar ve güç transformatörleri gibi ağır yükleri taşıyabilen gemiler, şirketin otomotiv lojistiğinin yanı sıra proje ve ağır yük taşımacılığındaki kapasitesini de güçlendiriyor. Düşük kükürt emisyonu düzenlemelerine uyumlu gemiler, şirketin çevresel performansını geliştirmeye yönelik filo yatırımlarını da destekliyor.</p>
<p>Avrupa, Akdeniz, Basra Körfezi, Kuzey Afrika, Uzak Doğu ve Güney Asya’yı kapsayan bir ağda faaliyet gösteren UGR, 20’den fazla ülkede 30 limana hizmet veriyor. Uzak Doğu’dan Avrupa ve Orta Doğu’ya araç taşımacılığı yapan şirket, Avrupa ve Türkiye’de üretilen araçları da Orta Doğu pazarlarına ulaştırıyor. Filoda PCTC, Container/Roll-on Roll-off (CON-RO), Pure Car Carrier (PCC) ve Roll-on/Roll-off (Ro-Ro) tipi gemiler bulunuyor." denildi.</p>
<h2>“Operasyonel yetkinliğimizi güçlendiriyoruz”</h2>
<p>UGR CEO’su Tolga Emrah Gezgin, yeni gemilerin şirketin taşıma kapasitesini artırmanın yanı sıra farklı yük kategorilerindeki operasyonel esnekliğini de geliştireceğini söyledi. Avrupa, Akdeniz, Basra Körfezi, Kuzey Afrika, Uzak Doğu ve Güney Asya’yı kapsayan ağlarıyla geniş bir pazara hizmet verdiklerini belirten Gezgin, “UGR Aqaba ve UGR Safaga’nın filomuza katılması, filomuzun gelişiminde önemli bir adımı daha temsil ediyor. Bu gemiler, taşıma kapasitemizi artırmanın ötesinde otomotiv, ağır yük ve proje yükü taşımacılığında değişen lojistik ihtiyaçlara yanıt verme konusunda bize daha fazla esneklik sağlıyor” dedi.</p>
<p>Filo yatırımlarını sürdüreceklerini kaydeden Gezgin, yıl sonuna kadar yeni gemilerin filoya katılmasının planlandığını, 2027’de yapılacak ilavelerle de filo büyüklüğünü ve toplam taşıma kapasitesini artırmayı hedeflediklerini ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/united-global-ro-ro-tasima-kapasitesini-yuzde-22-artirdi-89777</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/7/1280x720/united-global-ro-ro-tasima-kapasitesini-yuzde-22-artirdi-1792060445.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ United Global Ro-Ro, filosuna kattığı iki yeni gemiyle sefer başına taşıma kapasitesini 44 bin 461 CEU’ya çıkarırken yıllık araç taşıma kapasitesini 700 binin üzerine taşıdı. Şirket, yıl sonu ve 2027’de filoya yeni gemiler eklemeyi planlıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/avrupaya-giden-tirlar-2-ortadoguya-gidenler-20-gun-onceden-donmuyor-89710</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 22:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracatçılar rota değişikliği istiyor: Zonguldak&#039;tan RO-RO seferleri yapılsın</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Rusya ile Ukrayna savaşı ile Hürmüz Boğazı ile Orta Doğu’da yaşanan siyasi gerginlikler ve savaş, Türkiye’nin ihracatını sıkıntıya sokmaya başladı.</p>
<p>Rusya’ya TIR gidişlerinde büyük sıkıntı yaşanıyor. Moskova’ya giden bir TIR maliyetinin 13 bin Dolara ulaştığı bildirildi.</p>
<p>Merkezi Antalya’da bulunan Usta Export Zirai ürünler A.Ş Yönetim Kurulu üyesi Ferda Tekin, üzüm, nar, armut, ayva, limon, mandalina ve sebze hasadı ile birlikte aynı zamanda ihracatının da başladığını belirtti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ad072e845097-1792045800.jpg" alt="" width="600" height="522" />Avrupa’ya geçiş kapısı olan Kapıkule’nin Bulgaristan tarafında gümrük kapısında tadilat nedeniyle, TIR’ların Türkiye çıkışında 24 saat, dönüşte de 48 saat beklemede kaldığını ifade eden Tekin, ‘’Orta Doğu pazarımızda bu yıl ihracatta artış var. Ancak, Orta Doğu’ya giden TIR’larımız da 20 günden önce dönmüyor. Bugün 1 TIR’ın Moskova nakliyesi 13 bin USD’ye çıkmış durumda. Rusya ile güvenli geçiş koridoru ve Bulgaristan ile kapı bekleme süresi konuları mutlaka görüşülmeli ve çözülmeli. Ürünlerin dalında kalmaması için satılması lazım. Bunun içinde nakliye konusunda desteğe ihtiyaç var’’ dedi.</p>
<p><strong>Zonguldak- Romanya RO-RO seferleri başlatılmalı</strong></p>
<p>Ferda Tekin, Avrupa ve Rusya pazarlarında sorun yaşanmaması için kısa vadede öncelikli olarak Karadeniz hattında ‘Güvenli Geçiş Koridoru’ oluşturulmasını, Bulgaristan’dan da yaş meyve sebze TIR’larına ‘Geçiş üstünlüğü’ talebinde bulunulmasını istedi. Tekin, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Uzun vadede de mutlaka frigorifik demir yolu taşımacılığı sağlanmalı ve sürekli gündemde tutulmalı. Avrupa’ya geçiş için alternatif olarak Zonguldak Limanı ile Romanya’nın Köstence Limanı arasında düzenli RO-RO seferleri yapılması için çalışılmalar başlatılmalı. Böylece, Bulgaristan geçişine alternatif yaratılmalı.’’ diye konuştu.</p>
<p><strong>Avrupa’ya Geçiş Belgesinde sıkıntı</strong></p>
<p>Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) tarafından üyelerine yapılan açıklamada, Macaristan Transit Geçiş Belgeleriyle ilgili girişimlerin sürdüğü bildirildi. Açıklamada, şöyle denildi:</p>
<p>‘’Geçiş Belgesi Otomasyon Sistemi (GEBOS) verilerine göre, Macaristan transit geçiş belgeleri 13.10.2026 tarihi itibarıyla 613 adet kalmıştır. Belgelerin 14.10.2026 tarihinde tükeneceği öngörülmektedir. Diğer taraftan, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımızca Macar makamları nezdinde ilave geçiş belgesi temini hususunda girişimleri devam etmektedir. Üyelerimize önemle duyurulur.’’</p>
<p>İhracatçılardan edinilen bilgilere göre, Kapıkule Sınır Kapısı’nda Macaristan dozvala belgelerinin tükenmek üzere olduğu, şu anda sınır kapısında yalnızca bin adet dozvala kaldığı, mevcut belgelerin en geç  (14 Ekim 2026) tarihine kadar tükenmesinin beklendiğine dikkat çekildi.</p>
<p>Belgelerin tükenmesi durumunda TIR’ların Sırbistan–Hırvatistan güzergâhını kullanmak zorunda kalacağı, bu nedenle de teslimat sürelerinde gecikmeler yaşanabileceği vurgulandı.</p>
<p><strong>10 bin adet belge alındı</strong></p>
<p>Batı Akdeniz İhracatçılar Birliği (BAİB) Başkanı Mehmet Ali Can da, Bulgaristan sınır tarafında tadilat yapıldığı için TIR geçişlerinde bekleme sürelerinin uzadığını söyledi. Can, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Bulgaristan’ın Türkiye giriş kapısı yıllardır sıkıntı yaratıyordu. Tadilata başladılar.  Bulgaristan tarafı, Türkiye’nin TIR akışını karşılayamıyordu. Analiz için bekleniyordu. Şu anda tadilat nedeniyle gıda frigolu araçların bekleme süresi 6-7 saatten 24 saat ve üzerine çıktı.  Kuru yüklü TIR’ların bekleme süresi ise 72 saati buluyor. Öte yandan, Macaristan Transit Geçiş Belgeleri kotaları hakkında Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile yapılan görüşmelerde ilave 10 bin adet belgenin geçen hafta alındığı ve belgelerin teslim edilmesinin beklendiği bilgisi alındı.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/avrupaya-giden-tirlar-2-ortadoguya-gidenler-20-gun-onceden-donmuyor-89710</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/8/1280x720/lojistik-tasimacilik-1775020096.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yaş meyve sebze ihracatı başlarken, Bulgaristan tarafından Gümrük kapılarında tadilat yapılması, Avrupa’ya Macaristan üzerinden tır geçiş belgelerinde sıkıntı yaşanması ile araçların geri dönüşlerinin 2-20 gün arasında sürmesinin Türkiye ihracatını olumsuz etkilediği belirtildi. İhracatçılar, Bulgaristan Gümrük kapısına alternatif, Zonguldak-Romanya limanları arasında RO-RO seferleri yapılmasını istiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/burdur-tso-baskani-semerci-burdurun-gelismesi-ve-uretimin-guclenmesi-icin-calisacagiz-89709</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 22:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Burdur TSO Başkanı Semerci: Burdur’un gelişmesi ve üretimin güçlenmesi için çalışacağız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/BURDUR</strong></p>
<p>Burdur Ticaret ve Sanayi Odası (BUTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Semerci ve yeni yönetim kuruluna kutlama ziyaretleri devam ediyor.</p>
<p>Belediye başkanları, siyasi parti il ve ilçe başkanları, STK temsilcileri ve Burdur iş dünyası temsilcileri BUTSO Başkanı Ömer Semerci’yi ziyaret etti.</p>
<p>Ziyaretlerde, Burdur’un ekonomik kalkınması, yeni yatırım alanları, sanayi ve ticaretin gelişimi, tarımsal üretim ve kurumsal iş birliği konuları ile kentin ekonomik ve sosyal gelişimine yönelik beklentiler ile yeni dönem hedefler, yatırım fırsatları, ticaret ve sanayi hayatının gelişimi, yöresel marka ve ürünlerin yeni pazarlara ulaştırılması ile OSB’lerin faaliyetleri değerlendirildi.</p>
<p>TOBB’a bağlı oda borsalarda en genç başkan unvanını alan BUTSO Başkanı Ömer Semerci, konuşmalarında, yeni dönemin temel yaklaşımının ortak akıl, iş birliği ve kentin ekonomik potansiyelini harekete geçirmek olduğunu söyledi.</p>
<p>Seçim sürecini geride bıraktıklarını belirten Semerci, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Artık Burdur’umuzun ticaretini, sanayisini ve üretim gücünü daha ileriye taşıma vakti. Belediye başkanlarımızdan idari yöneticilerimize, siyasi partilerimizden köy muhtarlarımıza, esnafımızdan sanayicilerimize, sivil toplum kuruluşlarımızdan akademisyenlerimize, gençlerimizden KOBİ’lerimize, üreticilerimizden öğrencilerimize kadar ticaret hayatının tüm sosyoekonomik kesimleriyle ortak akıl anlayışı içerisinde hareket edeceğiz. Burdur’un gelişmesi, üretimin güçlenmesi, yeni yatırımların hayata geçirilmesi ve şehrimizin refah seviyesinin yükselmesi için tüm paydaşlarımızla birlikte çalışacağız. Kapımız, Burdur için taş üstüne taş koymak isteyen herkese sonuna kadar açıktır.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/burdur-tso-baskani-semerci-burdurun-gelismesi-ve-uretimin-guclenmesi-icin-calisacagiz-89709</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/9/1280x720/burdur-tso-baskani-semerci-burdurun-gelismesi-ve-uretimin-guclenmesi-icin-calisacagiz-1792005314.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Burdur Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Ömer Semerci, ‘’Burdur’un gelişmesi, üretimin güçlenmesi, yeni yatırımların hayata geçirilmesi ve şehrimizin refah seviyesinin yükselmesi için tüm paydaşlarımızla birlikte çalışacağız’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/burdur-belediyesinden-universite-ogrencilerine-3-bin-lira-ulasim-destegi-89708</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 22:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Burdur&#039;da üniversite öğrencilerine ulaşım desteği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/BURDUR</strong></p>
<p>Burdur Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz yaptığı açıklamada, 31 Aralık 2026 tarihine kadar ikametgâhını Burdur’a aldıran üniversite öğrencilerine 3’er bin lira ulaşım desteği sağlayacaklarını bildirdi.</p>
<p>Üniversite öğrencilerine 10 yıldır bu desteği verdiklerini anımsatan Başkan Ercengiz, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Belediye olarak yaklaşık 10 yıldır bu desteği veriyoruz. Geçen yıl üniversite öğrencilerine 2 bin lira destek vermiştik. İkametini 31 Aralık’a kadar Burdur’a taşıyan öğrenciye toplu taşımada kullanılan kent kartına yılda bir kez olmak üzere bu yıl için 3 bin TL Ocak ayının ilk haftasında yüklenecek. Şu anda özel halk otobüsü toplu taşımaya bir biniş öğrenci için 40 TL. Verdiğimiz destek, bir öğrencinin yıllık toplu taşıma kullanımının yaklaşık üçte birine karşılık geliyor. Karınca kararınca öğrenciye bu şekilde bir destek vermiş oluyoruz.’’</p>
<p>Burdur Özel Halk Otobüslerinden yararlanan öğrencilere, ikametgâhlarını Burdur’a almaları halinde 3 bin TL’yi kent kartlarına yükleyeceklerini belirten Ercengiz, ‘’Bu yıl da öğrencilerimizin ulaşım giderlerine katkı sağlamak amacıyla desteğimizi kişi başı 3 bin TL’ye çıkardık. 31 Aralık 2026 tarihine kadar ikametgâhlarını Burdur’da belgeleyen öğrencilerimiz, kent kartı yükleme noktalarından bu destekten yararlanabilecekler. Ayrıca Özel Halk Otobüsleri Kooperatifi de her binişte 2 TL indirim uygulayarak öğrencilerimize ek kolaylık sağlayacak’’ dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/burdur-belediyesinden-universite-ogrencilerine-3-bin-lira-ulasim-destegi-89708</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/8/1280x720/burdur-belediyesinden-universite-ogrencilerine-3-bin-lira-ulasim-destegi-1792005134.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Burdur Belediyesinin, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi’nde öğrenim gören ve ikametlerini Burdur’a taşıyan öğrencilere 3 bin lira ulaşım desteği vereceği bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/candir-antalyanin-uretim-gucune-katki-sunmaya-devam-edecegiz-89707</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 22:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çandır: Antalya’nın üretim gücüne katkı sunmaya devam edeceğiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret Borsası’nda (ATB) seçim süreci tamamlanarak yeni dönem ilk meclis toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıda Antalya Ticaret Borsası Meclis Başkanı seçimleri de gerçekleştirildi. Yapılan seçim sonucu Meclis Başkanlığı’na Erdoğan Ekinci yeniden başkan seçildi.</p>
<p>Meclis Başkan Yardımcılıkları görevine de Abdullah İnan ve Murat Köseoğlu seçilirken, Veli Karasu da katip üyelik görevine getirildi. </p>
<p>ATB Meclis Başkanı Erdoğan Ekinci, yeniden bu göreve getirilmekten dolayı meclis üyelerine teşekkür etti. Ekinci, ‘’Yeni dönemde de birlik ve beraberlik içinde, üyelerimiz, sektörümüz ve Antalya’mız için çalışmaya devam edeceğiz. Meclis Divanımızla birlikte toplantılarımızın düzenli ve verimli şekilde yürütülmesi için gayret göstereceğiz’’ dedi.</p>
<p>Yeniden seçilen ATB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Çandır da, öncelikle seçimlere katılarak iradesini ortaya koyan tüm üyelere teşekkür etti. Görev alan tüm meclis üyelerini ve meslek komitesi üyelerini de kutlayan Ali Çandır, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Antalya Ticaret Borsası, yüz yılı aşan geçmişiyle güçlü bir kurum kültürüne sahip, üyeleri, sektörü ve Antalya için çalışan, görüş ve önerileriyle katkı sunan köklü bir kurum oldu. Bugüne kadar olduğu gibi üyelerimizin sorunlarını takip etmeye, sektörümüzün ihtiyaçlarını doğru şekilde ortaya koymaya ve Antalya’nın üretim gücüne katkı sunmaya devam edeceğiz. Çalışma anlayışımız bugüne kadar net oldu. Sahadan gelen sorunları doğru tespit etmek, verilerle ortaya koymak, çözüm önerileri geliştirmek ve ilgili kurumlar nezdinde sonuna kadar takip etmek. Göreve geldiğimiz ilk günden itibaren kurumumuza ve kamuoyuna duyduğumuz sorumluluk gereği hiç kimsenin gölgesine girmedik, kimseye de gölge etmedik.’’</p>
<p>Üyelerinin sorunları ve hakları uğruna, sektörün ve Antalya’nın geleceğini gözeterek çalışmalarını var güçle sürdürdüklerini belirten Çandır, ‘’Bu çalışmalar kapsamında hiçbir kişisel çıkar ya da gelecek peşinde olmadık. Hepimiz, kurumsal sorumlulukla birlikte hareket etmenin ve ortak akıl üretmenin etkili sonuçlarını elde etmeye odaklandık. Yeni dönemde de bu anlayışımız değişmeyecek’’ dedi.</p>
<p>Meslek Komitelerinin ATB için çok önemli olduğunu vurgulayan Çandır, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Özellikle meslek komitelerimizin katkısını çok önemsiyoruz. Komitelerimiz, Borsamızın sahayla en güçlü bağını kurduğu, sektörün gündemini doğrudan gördüğü ve çalışmalarımızın şekillendiği yapılardır. Meslek komiteleri borsamızın mutfağıdır. Bu nedenle sektörünüzde yaşanan sorunları, üyelerimizin beklentilerini ve çözüm önerilerinizi komitelerimizde açıkça ortaya koymanızı; proje fikirlerinizi paylaşmanızı ve gündeme taşıdığınız konuların takipçisi olmanızı bekliyoruz.‘’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/candir-antalyanin-uretim-gucune-katki-sunmaya-devam-edecegiz-89707</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/7/1280x720/candir-antalyanin-uretim-gucune-katki-sunmaya-devam-edecegiz-1792004998.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, ‘’Göreve geldiğimiz ilk günden itibaren kurumumuza ve kamuoyuna duyduğumuz sorumluluk gereği hiç kimsenin gölgesine girmedik, kimseye de gölge etmedik. Antalya’nın üretim gücüne katkı sunmaya devam edeceğiz’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
