<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yalcintas-erdemir-oyak-ekosistemi-icinde-stratejik-bir-guctur-81525</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 15:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yalçıntaş: Erdemir, OYAK ekosistemi içinde stratejik bir güçtür</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Entegre yassı çelik üreticisi Erdemir, 61. işletme yıl dönümünü kutluyor.</p>
<p>Ülke ekonomisine, sanayisine ve istihdamına güçlü katkılar sunan Erdemir'in, köklü geçmişini gelecekte öne çıkacak sürdürülebilirlik vizyonuyla buluşturduğu bildirildi.</p>
<p>Erdemir'in 61. işletme yıl dönümünde düzenlenen hizmet ödülleri töreninde, 15 ve 20. hizmet yılını tamamlayan çalışanlara ödülleri takdim edildi.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, OYAK'ın Maden Metalürji Şirketleri bünyesinde faaliyet gösteren Erdemir, yaklaşık 4 milyon ton ham çelik ve 5 milyon ton nihai mamul üretim kapasitesi, güçlü AR-GE altyapısı ve ürün çeşitliliği ile küresel ölçekte rekabet gücünü artırıyor.</p>
<p>Erdemir bağlı kuruluşlarıyla birlikte Dünya Çelik Birliği'nin 2025 ham çelik üretimi verilerine göre dünyada 52'nci, AB'ye üye ülkelerin üreticileri arasında ise 4. sırada yer alıyor ve yaklaşık 13 bin kişiye doğrudan istihdam sağlıyor.</p>
<p>Üretim portföyünde 2026 itibarıyla yer alan yassı çelik kalite sayısını 619'a yükselten Erdemir, yüksek katma değerli üretimiyle öne çıkıyor. Özellikle son yıllarda savunma sanayinin yerlileşmesine sağladığı katkılarla Türkiye'nin stratejik öneme sahip şirketleri arasında yer alıyor.</p>
<p>OYAK Genel Müdürü ve Erdemir-İsdemir Yönetim Kurulu Başkanı Murat Yalçıntaş, Erdemir'in Türkiye sanayisindeki stratejik rolüne değinerek, OYAK'ın Türkiye ve üyeleri için değer üretme sorumluluğunun en güçlü temsilcilerinden olan Erdemir'in gelecek inşa eden bir kurum olduğunu belirtti.</p>
<p>Yalçıntaş, sanayinin çarklarının kesintisiz dönmesinin, dışa bağımlılığın azaltılması ve rekabet gücünün sürdürülebilir şekilde artırılmasında Erdemir'in imzası olduğunu vurgulayarak, "İnsanı, bilgiyi ve teknolojiyi merkeze alan entegre sanayi yaklaşımımızın taşıyıcısı olan Erdemir, OYAK ekosistemi içinde stratejik bir güçtür." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türkiye'nin kalkınma hamlelerinde Erdemir'in önemli bir rol üstlendiğinin altını çizen Yalçıntaş, savaşların yaşandığı, belirsizliklerin arttığı, tedarik zincirinin kırıldığı bir ortamda sanayinin sürdürülebilirliği açısından da Erdemir'in stratejik rolüne dikkati çekti.</p>
<p>Yalçıntaş, yerlileşmenin giderek önem kazandığı günümüzde Erdemir'in yüksek katma değerli ve sürekli çelik tedarikiyle başta savunma sanayisi olmak üzere Türkiye için kritik öneme sahip sektörlerde tedarik zincirindeki kırılma riskini ortadan kaldırarak ve dışa bağımlılığı azaltarak, yerli sanayi üretiminin sürekliliğini sağladığını kaydetti.</p>
<p>Türk donanması envanterindeki en büyük gemi olması planlanan Milli Uçak Gemisi (MUGEM) ve Türk savunma sanayisinin en dikkati çekici adımlarından biri olan Altay Tankı Projesi'nde Erdemir'in kritik bir rol üstlendiğini hatırlatan Yalçıntaş, "Erdemir, ülkemiz için bir güven unsurudur." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>"Yerel paydaşlarımızla birlikte güçlü işbirlikleri kurmaya devam edeceğiz"</strong></p>
<p>Erdemir Genel Müdürü Şaban Yazıcı da Erdemir'in, Türkiye'nin çehresini değiştiren bir yatırım olduğuna dikkati çekti.</p>
<p>Erdemir'in sanayi sistemi kuran bir aktör olduğunu vurgulayan Yazıcı, şirketin Türkiye'de ağır sanayi yatırımlarının önünü açtığını, yerli üretim kapasitesinin gelişmesine ivme kazandırdığını, nitelikli mühendislik kültürünün gelişmesine katkı sunduğunu belirtti.</p>
<p>Teknolojik, mühendislik ve insan kaynağı birikimi ile Erdemir'in bugün çelik sektörü için bir okul olduğunu belirten Yazıcı, "Türkiye Sanayi hafızasında kalıcı bir kurumdur." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Şirketin geçmişte olduğu gibi bugün de geleceğin ihtiyaçları için çalıştığına işaret eden Yazıcı, Erdemir'de bugün 600'ün üzerinde çelik kalitesi üretildiğini ifade etti.</p>
<p>Yazıcı, çelik sektöründe ilk ve en donanımlı AR-GE alt yapısına sahip şirket olan Erdemir'in niş ve katma değerli ürünlerin üretimi için çalışmaya devam edeceğini belirtti.</p>
<p>Erdemir'in kurulduğu bölgeye de önemli katkılar sağladığına da dikkati çeken Yazıcı, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Erdemir bulunduğu bölgede ekonomik ve sosyal hayatın temel taşıdır. Bölgesel istihdamın bir kısmını doğrudan veya dolaylı olarak sağlıyoruz. Yan sanayi ve hizmet sektörlerinin gelişmesine katkı sunuyoruz. Karadeniz Ereğlisi'nin 'sanayi kenti' kimliğinin oluşmasında öncü rol alıyoruz, yerel paydaşlarımızla birlikte güçlü işbirlikleri kurmaya devam edeceğiz."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yalcintas-erdemir-oyak-ekosistemi-icinde-stratejik-bir-guctur-81525</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/5/1280x720/77-1781872900.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Erdemir&#039;in 61. işletme yıl dönümü dolayısıyla açıklama yapan OYAK Genel Müdürü ve Erdemir-İsdemir Yönetim Kurulu Başkanı Murat Yalçıntaş, &quot;İnsanı, bilgiyi ve teknolojiyi merkeze alan entegre sanayi yaklaşımımızın taşıyıcısı olan Erdemir, OYAK ekosistemi içinde stratejik bir güçtür.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/avdagic-milli-egemenlik-artik-dijital-egemenlikten-geciyor-81524</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 15:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avdagiç: Milli egemenlik artık dijital egemenlikten geçiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, Türkiye'nin de Anthropic ve OpenAI gibi kendi modellerini geliştirmesinin önemine vurgu yaparak, aksi takdirde yeni modellere ayrıcalıklı erişim için Avrupa Birliğinin (AB) ABD ile mevcut dönemde yürüttüğü "güvenilir ortak" anlaşmalarının Türkiye için de tek seçenek haline gelebileceğini anlattı.</p>
<p>Türkiye'nin yapay zeka alanında küresel aktörlere rakip çıkarabileceğini savunma sanayisindeki İHA başarısıyla örnekleyen Avdagiç, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın açıkladığı Türkiye Yapay Zeka Eylem Planı'nın önemine dikkati çekerek, şöyle devam etti:</p>
<p>"Rekabetin anahtarı artık 'yapay zeka altyapıları, çip teknolojileri, veri işleme kapasitesi ve ileri teknoloji girişimleri' olarak öne çıkıyor. Milli egemenlik artık dijital egemenlikten geçiyor. Hedefimiz Türkiye'den de Anthropic ve OpenAI gibi aktörlere rakipler çıkarmak olmalı. Savunma sanayisindeki İHA'larda yakaladığımız küresel başarı, bunu da başarabileceğimizin en büyük delilidir. Türkiye, İHA gibi yüksek teknolojili ürünlerde dünyanın en büyük ihracatçılarından biri olmayı nasıl başardıysa, yapay zeka alanında da bunu başaracaktır. Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın açıkladığı Türkiye Yapay Zeka Eylem Planı önemli bir başlangıçtır."</p>
<p><strong>"En dikkati çekici vurgulardan biri 'Micro is Macro' yaklaşımı"</strong></p>
<p>İTO Başkanı Avdagiç, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın İstanbul'u yapay zeka alanında Türkiye'nin uluslararası vitrini ve yatırım diplomasisinin merkezi haline getirme, 10 bin ileri düzey yapay zeka uzmanı ve 100 bin yapay zeka uygulama profesyoneli yetiştirme hedeflerine ulaşılması için gerekli desteği vereceklerini vurguladı.</p>
<p>Avdagiç, yapay zeka teknolojisine erişimin bir silah olarak kullanılmaya hazırlandığına dikkati çekerek, 2026 görünümünde öne çıkan en dikkati çekici vurgulardan birinin özellikle teknoloji ve yapay zeka yatırımları için kullanılan "Micro is Macro (Mikro Makrodur)" yaklaşımı olduğunu bildirdi.</p>
<p>Şirket düzeyindeki mikro bir eylem ve yatırımın bile artık tüm ekonomiyi, piyasayı veya genel sistemi yani makroyu doğrudan belirleyebildiğini belirten Avdagiç, şöyle konuştu:</p>
<p>"Buna göre yapay zeka yatırımları artık yalnızca teknoloji şirketlerinin konusu değil, enerji talebini, kredi piyasalarını, kamu altyapı yatırımlarını ve küresel sermaye akımlarını etkileyen makro bir dinamik haline geldi. Yapay zeka teknolojisine erişimi bir silah olarak kullanmaya hazır ülke ve bloklar beklemeye başladı. Şurası açık ki dünyada yeni nesil savaş uçağı programları gibi yeni yapay zeka modelleri de bundan sonra sadece yakın müttefiklere açık olacak. Türkiye'nin geliştireceği yapay zeka modelleri ve konseptleri de bu sebeple büyük önem taşıyor. Ticaret savaşları kadar önemli yeni bir mücadele alanı da yapay zeka savaşları olacak."</p>
<p>Avdagiç, Anthropic'in Mythos modelini kritik siber güvenlik açıklarını tespit edebilen bir sistem olarak tanıttığını, bu ayın başında erişimi seçilmiş Avrupa kurum ve şirketlerine genişlettiğini ancak hemen ardından ABD yönetiminin yasağıyla karşılaştığını anlatarak, "ABD'de Trump yönetiminin en yeni yapay zeka modelleri Mythos ve Fable'a yabancı ülkelerden erişimi yasaklaması, yapay zekanın güvenlikten ekonomik güce kadar belirleyici olacağını açıkça ortaya koyuyor. Sadece Claude'un iki yeni modeli değil, OpenAI'ın GPT-5.5 modeli de benzer derecede gelişmiş olarak değerlendiriliyor. OpenAI, şu anda AB'nin siber güvenlik ajansı ENISA ve NATO'ya erişim izni verme sürecinde." dedi.</p>
<p><strong>800 bin üyenin iş süreçlerine yapay zeka entegrasyonu</strong></p>
<p>Şekib Avdagiç, ABD yönetiminin Anthropic'in en yeni yapay zeka modelleri Mythos ve Fable'a yabancı ülkelerden erişimini yasaklamasının yapay zeka savaşlarının önemli bir aşamasını temsil ettiğini dile getirdi.</p>
<p>Savaş uçağı programları gibi yeni yapay zeka modellerinin de gelecek yıllarda sadece en yakın müttefiklere açık olacağını vurgulayan Avdagiç, "Biz de ya Anthropic ve OpenAI gibi kendi modellerimizi geliştireceğiz, ki en doğrusu budur, ya da AB'nin ABD ile şu günlerde pazarlığını yaptığı 'güvenilir işbirliği' anlaşmaları bir zorunluluk olacak." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>İTO olarak 2018'den bu yana yürüttükleri dijitalleşme hamlesini yeni bir aşamaya taşıdıklarına işaret eden Avdagiç, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"2018'den bu yana sürdürdüğümüz dijitalleşme hamlesini, 2026'da yapay zekayı 800 bin üyemizin iş süreçlerine entegre ederek yeni bir aşamaya taşıyoruz. 'Dijitalleşme ve Yapay Zeka: Veriden Değer Üretmek' temalı etkinliklerimizle bu sürece katkı sunarken; SoftITO, Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi (BTM) ve Teknopark İstanbul'dan oluşan teknoloji ekosistemimizle girişimcilikten inovasyona, eğitimden ticarileşmeye kadar yapay zekâ odaklı dönüşüme öncülük etmeyi sürdüreceğiz."</p>
<p><strong>"Teknoloji egemenliği artık milli güvenlik meselesi"</strong></p>
<p>Avdagiç, yapay zeka gibi kritik teknolojilerde bağımlılığı azaltmanın milli güvenlik tanımının içine girdiğini belirterek, ABD'li teknoloji şirketlerine olan bağımlılığı azaltmanın ve teknoloji egemenliğini artırmanın milli güvenlik tanımının içine çoktan girdiğini söyledi.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıkladığı programın yapay zeka gibi kritik teknolojilerde bir şirkete veya üçüncü ülkelere bağımlı olmamak için önem taşıdığına dikkati çeken Avdagiç sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>"Türkiye'nin önündeki yeni büyüme hikayesi teknoloji girişimciliği, yapay zeka yatırımları, yüksek katma değerli üretim ve küresel markalar üzerinden şekillenecek. Unutmayalım ki, bugün dünyada unicorn sayılarıyla, teknoloji ihracatıyla ve girişim sermayesi hacimleriyle öne çıkan ülkelerin ortak noktası, güçlü girişimcilik kültürü ve sürdürülebilir yatırım ekosistemleridir. Biz de bunu, sizlerle birlikte hayata geçirirsek, ülkemizi çok daha güçlü bir konuma taşımış olacağız. Bu değişimde ancak ve ancak 'veriyi yönetenler, teknolojiyi geliştirenler ve yapay zekayı ekonomik güce dönüştürenler' oyun kurucu aktörler olacaklar."</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/avdagic-milli-egemenlik-artik-dijital-egemenlikten-geciyor-81524</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/4/1280x720/avdagic-1781872415.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhurbaşkanı Erdoğan&#039;ın açıkladığı Türkiye Yapay Zeka Eylem Planı&#039;nın önemli bir başlangıç olduğu söyleyen İTO Başkanı Avdagiç, &quot;Rekabetin anahtarı artık &#039;yapay zeka altyapıları, çip teknolojileri, veri işleme kapasitesi ve ileri teknoloji girişimleri&#039; olarak öne çıkıyor. Milli egemenlik artık dijital egemenlikten geçiyor. Hedefimiz Türkiye&#039;den de Anthropic ve OpenAI gibi aktörlere rakipler çıkarmak olmalı. Savunma sanayisindeki İHA&#039;larda yakaladığımız küresel başarı, bunu da başarabileceğimizin en büyük delilidir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kocaeli/kocaeli-sanayisinde-kapasite-kullanimi-haziranda-yuzde-706-oldu-81522</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 15:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kocaeli sanayisinde kapasite kullanımı haziranda yüzde 70,6 oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu, sanayi kapasite anketiyle oluşturulan “Kapasite Kullanım Oranı” ve “Kocaeli Sanayi Endeksi” ile TCMB İmalat Sanayi Kapasite Kullanım Oranı haziran verileri hakkında değerlendirme yaptı.</p>
<p>Zeytinoğlu, “Haziran ayında Kocaeli imalat sanayi kapasite kullanım oranı yüzde 70,6 olarak gerçekleşti. TCMB tarafından açıklanan Türkiye geneli kapasite kullanım oranı ise sınırlı artışla 74,5 oldu. Kapasite kullanımındaki sınırlı artışta haziran ayı ihracatındaki toparlanmanın ve savunma sanayindeki üretim ivmesinin etkilerini görüyoruz. Haziran ayında, Kocaeli ve Türkiye geneli için metal sektöründe ortalama kapasitenin üzerinde artış, kimya sektöründe ise ortalama kapasite kaybının paralel seyrettiğini görüyoruz. Makine sektöründe ise Türkiye genelinde kapasite kaybı gözlemlenirken Kocaeli’de artış oldu. Haziran ayında, geçen aya göre Kocaeli’de kimya ve otomotiv sektörlerinde, Türkiye genelinde ise kimyasal imalat sektörü kapasite kullanımında düşüş olduğunu görüyoruz. Kocaeli sanayi kapasite anketine göre, Kapasite kullanımındaki kaybın nedenleri arasında tüm sektörlerde talep yetersizliği ve finansman zorlukları olmakla birlikte kimya sektörü için hammadde/ekipman zorluklarının devam ettiğini görüyoruz” dedi.</p>
<p> Zeytinoğlu, “Kocaeli sanayi endeksi haziran sonuçlarına göre, haziran ayı endeks skoru 92,4 olarak gerçekleşti. Alt kırılımlarda ise makine sektöründe 95,8, metal sektöründe 93,3, otomotiv sektöründe 89 ve kimya sektöründe 83,7 oldu. Makine ve metal sektörünün genel endeks değerinin üzerinde olması bu sektörde olumlu beklentinin devam ettiğine işaret ediyor. Sektörlerdeki firmaların, beklentilerini yansıtan endeks değerlerinin 100’ün altında seyretmesi sektörlerin geleceğe ilişkin temkinli duruşunu yansıtıyor” ifadelerini kullandı.,</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kocaeli/kocaeli-sanayisinde-kapasite-kullanimi-haziranda-yuzde-706-oldu-81522</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/2/1280x720/kocaeli-sanayisinde-kapasite-kullanimi-haziranda-yuzde-706-oldu-1781871581.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu, haziran ayında Kocaeli imalat sanayi kapasite kullanım oranının yüzde 70,6 olarak gerçekleştiğini açıkladı. Kapasite kullanımındaki sınırlı artışta ihracattaki toparlanma ve savunma sanayindeki üretim ivmesinin etkili olduğunu belirten Zeytinoğlu, sanayi endeksinin 92,4 seviyesinde kaldığını ve sektörlerin geleceğe ilişkin temkinli beklentilerini koruduğunu söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/net-uyp-nisanda-eksi-4023-milyar-dolar-81516</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 13:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Net UYP nisanda eksi 402,3 milyar dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Nisan 2026 dönemine ait Uluslararası Yatırım Pozisyonu (UYP) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye'nin net Uluslararası Yatırım Pozisyonu, nisan ayı itibarıyla eksi 402,3 milyar dolar olarak tespit edildi.</p>
<p>Nisan ayı itibarıyla Türkiye'nin yurt dışı varlıkları, bir önceki aya göre yüzde 2,8 artışla 406 milyar dolar, yükümlülükleri ise yüzde 4,1 yükselişle 808,3 milyar dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Rezerv varlıklar, 14,7 milyar dolar artarak 165,5 milyar dolar oldu. Varlık kalemleri bir önceki aya göre incelendiğinde, doğrudan yatırımlar kalemi yüzde 0,8 artışla 79,3 milyar dolara çıkarken, diğer yatırımlar kalemi yüzde 2,8 azalarak 151 milyar dolara geriledi.</p>
<p>Bankaların yabancı para efektif ve mevduat varlıkları, yüzde 9,6 azalışla 47,6 milyar dolara indi.</p>
<p>Portföy yatırımları alt kalemlerinden hisse senetleri ve yatırım fonu payları nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 19,3 artarak 51,7 milyar dolar oldu.</p>
<p>Yükümlülükler alt kalemleri bir önceki aya göre incelendiğinde, doğrudan yatırımlar kalemi yüzde 6,2 artışla 247,1 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Portföy yatırımları kalemi yüzde 8,3 artarak 154,1 milyar dolara, diğer yatırımlar kalemi yüzde 1,5 yükselişle 407,1 milyar dolara çıktı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/net-uyp-nisanda-eksi-4023-milyar-dolar-81516</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/9/1280x720/dolar-dollar-1777267603.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası verilerine göre mart ayında eksi 360,8 milyar dolar olan Türkiye&#039;nin net Uluslararası Yatırım Pozisyonu nisanda eksi 402,3 milyar dolar olarak kaydedildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kartli-odemeler-yillik-yuzde-32-artti-81512</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 11:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kartlı ödemeler yıllık yüzde 32 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankalararası Kart Merkezi (BKM), Mayıs 2026'ya ait verileri paylaştı. </p>
<p>Buna göre, mayıs ayı itibarıyla Türkiye'de kredi kartı sayısı 149 milyon, banka kartı 216,6 milyon, ön ödemeli kart sayısı 99,1 milyon oldu. Geçen yılın aynı dönemine göre kredi kartı sayısında yüzde 11, banka kartlarında yüzde 2 artış yaşanırken, ön ödemeli kart sayısı yüzde 3 geriledi. Toplam kart sayısı ise yüzde 3 artarak 464,7 milyona ulaştı.</p>
<p>Kredi kartları, banka kartları ve ön ödemeli kartlarla mayısta yapılan toplam ödeme tutarı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 32 artarak 2 trilyon 633,6 milyar lira oldu. Bu ödemelerin 2 trilyon 212,9 milyar lirası kredi kartları, 412,8 milyar lirası banka kartları, 7,9 milyar lirası ise ön ödemeli kartlarla yapıldı.</p>
<p>Aynı dönemde ödeme tutarı ise kredi kartlarında yüzde 30, banka kartlarında yüzde 50 artarken, ön ödemeli kartlarda yüzde 59 geriledi.</p>
<p>Kartlarla yapılan ödeme sayısı yüzde 7 artarak 1,9 milyara yükseldi. Bunun 1 milyar 114,3 milyonunu kredi kartları, 775,5 milyonunu banka kartları, 34,5 milyonunu ise ön ödemeli kartlar oluşturdu.</p>
<p>Ödeme adetlerinde büyüme oranı geçen yılın aynı dönemine göre kredi kartlarında yüzde 9, banka kartlarında yüzde 12 artarken, ön ödemeli kartlarla yapılan ödeme adetleri ise yüzde 55 düştü.</p>
<p><strong>İnternetten kartlı ödemeler 740,4 milyar liraya ulaştı</strong></p>
<p>Geçen ay internetten yapılan kartlı ödeme tutarı yıllık bazda yüzde 19 artarak 740,4 milyar liraya ulaştı. İnternetten yapılan kartlı ödemelerin toplam içindeki payı yüzde 28 oldu.</p>
<p>Aynı dönemde internetten kartlı ödeme adedi ise yüzde 2 artarak 254,6 milyona yükseldi. İnternetten yapılan kartlı ödemelerin toplam içindeki payı yüzde 14 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Kartlarla yapılan temassız ödeme sayısı yüzde 8 artarak 1 milyar 298,1 milyon oldu. Temassız ödeme tutarı ise aynı dönemde yüzde 50 artarak 961,8 milyar liraya yükseldi. Mayıs ayında mağaza içi yapılan her 5 kartlı ödemeden 4'ü temassız gerçekleşti.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kartli-odemeler-yillik-yuzde-32-artti-81512</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/3/1280x720/kartli-vergi-odeme-limiti-5-milyon-liraya-yukseltildi-1741261384.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BKM&#039;nin mayıs verilerine göre, kredi kartları, banka kartları ve ön ödemeli kartlarla yapılan toplam ödeme tutarı geçen yıla kıyasla yüzde 32 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/reel-kesim-guveni-102ye-yukseldi-81511</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 11:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Reel kesim güveni 102&#039;ye yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), haziran ayına ait İktisadi Yönelim İstatistikleri ve Reel Kesim Güven Endeksi (RKGE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, İktisadi Yönelim Anketi sonuçları, imalat sanayisinde faaliyet gösteren 1975 iş yerinin yanıtlarının ağırlıklandırılıp toplulaştırılmasıyla elde edildi.</p>
<p>Mevsimsellikten arındırılmış RKGE, haziranda 1 puan artarak 102 seviyesine yükseldi.</p>
<p>Endeksi oluşturan anket sorularına ait yayılma endeksleri incelendiğinde, gelecek üç aydaki üretim hacmi, sabit sermaye yatırım harcaması, son üç aydaki toplam sipariş miktarı, mevcut toplam sipariş miktarı ve genel gidişata ilişkin değerlendirmeler endeksi artış yönünde etkilerken, mevcut mamul mal stoku, gelecek üç aydaki toplam istihdam ve gelecek üç aydaki ihracat sipariş miktarına ilişkin değerlendirmeler endeksi azalış yönünde etkiledi.</p>
<p>Mevsimsellikten arındırılmamış RKGE ise haziranda bir önceki aya göre 0,2 puan artarak 103,5 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Son üç aya yönelik değerlendirmelerde, üretim hacminde artış bildirenler lehine olan seyrin bir önceki aya göre zayıfladığı, iç piyasa sipariş miktarında azalış bildirenler lehine olan seyrin güçlendiği, ihracat sipariş miktarında artış bildirenler lehine olan seyrin güçlendiği görüldü.</p>
<p>Mevcut toplam siparişlerin mevsim normallerinin altında olduğu yönündeki değerlendirmelerin bir önceki aya göre zayıfladığı, mevcut mamul mal stokları seviyesinin mevsim normallerinin üstünde olduğunu bildirenler lehine olan seyrin bir önceki aya göre güçlendiği gözlendi.</p>
<p><strong>ÜFE beklentisi yüzde 31,5'e geriledi</strong></p>
<p>Gelecek üç aya yönelik değerlendirmelerde, üretim hacmi ve iç piyasa sipariş miktarında artış bekleyenler lehine olan seyir bir önceki aya göre güçlenirken, ihracat sipariş miktarında artış bekleyenler lehine olan seyir ise zayıfladı.</p>
<p>Diğer taraftan gelecek üç aydaki istihdama ilişkin artış yönlü beklentilerin bir önceki aya göre zayıfladığı, gelecek on iki aydaki sabit sermaye yatırım harcamasına ilişkin artış yönlü beklentilerin ise bir önceki aya göre güçlendiği gözlendi.</p>
<p>Ortalama birim maliyetlerde, son üç ayda artış olduğunu bildirenler ile gelecek üç ayda artış olacağını bekleyenler lehine olan seyir ve gelecek üç aydaki satış fiyatına ilişkin artış yönlü beklentiler zayıfladı. Gelecek on iki aylık dönem sonu itibarıyla yıllık ÜFE beklentisi bir önceki aya göre 0,1 puan azalarak yüzde 31,5 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>İçinde bulunduğu sanayi dalındaki genel gidişat konusunda, bir önceki aya kıyasla daha kötümser olduğunu belirtenler lehine olan seyrin zayıfladığı görüldü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/reel-kesim-guveni-102ye-yukseldi-81511</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/reel-kesim-guven-kadin-calisan-is-yeri.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haziran verilerine göre mevsimsellikten arındırılmış Reel Kesim Güven Endeksi 1 puan artışla 102&#039;ye çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kapasite-kullanimi-haziranda-sinirli-artti-81509</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 11:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kapasite kullanımı haziranda sınırlı arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Haziran 2026'ya ait imalat sanayi kapasite kullanım oranı verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, haziranda imalat sanayisinde faaliyet gösteren 1975 iş yerinin İktisadi Yönelim Anketi'ne verdiği yanıtlar değerlendirilerek sonuçlar oluşturuldu.</p>
<p>İmalat sanayisi genelinde mevsimsel etkilerden arındırılmış kapasite kullanım oranı, önceki aya göre 0,2 puan artarak yüzde 74,3 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Mevsimsel etkilerden arındırılmamış kapasite kullanım oranı ise mayısta yüzde 74,2 seviyesindeyken, haziranda 0,3 puan artışla yüzde 74,5'e çıktı.</p>
<p>Türkiye'de 2025 ve 2026 yıllarında aylar itibarıyla kapasite kullanım oranları (yüzde) şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Aylar/Yıl</td>
<td> </td>
<td>2025</td>
<td>2026</td>
</tr>
<tr>
<td>Ocak</td>
<td> </td>
<td>74,6</td>
<td>74,1</td>
</tr>
<tr>
<td>Şubat</td>
<td> </td>
<td>74,5</td>
<td>73,5</td>
</tr>
<tr>
<td>Mart</td>
<td> </td>
<td>74,4</td>
<td>73,3</td>
</tr>
<tr>
<td>Nisan</td>
<td> </td>
<td>74,3</td>
<td>73,8</td>
</tr>
<tr>
<td>Mayıs</td>
<td> </td>
<td>75,0</td>
<td>74,2</td>
</tr>
<tr>
<td>Haziran</td>
<td> </td>
<td>74,6</td>
<td>74,5</td>
</tr>
<tr>
<td>Temmuz</td>
<td> </td>
<td>74,2</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Ağustos</td>
<td> </td>
<td>73,5</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Eylül</td>
<td> </td>
<td>74,0</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Ekim</td>
<td> </td>
<td>74,2</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Kasım</td>
<td> </td>
<td>74,4</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Aralık</td>
<td> </td>
<td>74,4</td>
<td> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kapasite-kullanimi-haziranda-sinirli-artti-81509</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/1/1280x720/sanayi-fabrika-1772706619.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haziran verilerine göre, imalat sanayisi genelinde mevsimsel etkilerden arındırılmamış kapasite kullanım oranı, aylık 0,3 puan artışla yüzde 74,5&#039;e çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/arcelik-beko-europeun-tamamini-satin-aliyor-81507</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 11:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Arçelik, Beko Europe&#039;un tamamını satın alıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Arçelik'in, Whirlpool Grubu ile bir dizi stratejik işlem konusunda anlaşmaya vardığı duyurdu.</p>
<p>Anlaşmaya varılan işlemlerin tamamlanmasıyla Beko B.V., Beko Europe sermayesini temsil eden payların tamamını satın alacak ve Beko Europe, Beko B.V.'nin yüzde 100 bağlı ortaklığı haline gelecek.</p>
<p>Açıklamaya göre, bu adım, Arçelik'in Avrupa'daki uzun vadeli büyüme stratejisini desteklerken, Beko Europe'un tek pay sahibi yapısıyla faaliyet göstermesine olanak sağlayacak.</p>
<p>İşlemlerin tamamlanmasının ardından Beko B.V. aracılığıyla Arçelik, Beko Europe bünyesindeki Avrupa üretim, satış ve pazarlama faaliyetlerinin tamamına sahip olacak.</p>
<p>Bu tam sahiplik yapısının, şirketin daha yalın bir organizasyonla hareket etmesine ve karar alma süreçlerini daha etkin şekilde yönetmesine olanak sağlayacağı belirtildi.</p>
<p>Anlaşmaya göre, taraflar arasındaki ticari iş birliği ve marka lisans sözleşmesi ise yürürlükte kalmaya devam edecek. Beko Europe, yürürlükteki anlaşmalar kapsamında Avrupa'da Whirlpool markalı ürünlerin üretim ve pazarlamasını sürdürmeye devam edecek.</p>
<p>Ayrıca Arçelik, 2022'de Whirlpool'un Rusya operasyonlarını satın alması kapsamındaki uzun vadeli ödeme yükümlülüklerinin taraflarca anlaşılan bedel karşılığında sona erdirilmesine yönelik de bir sözleşme imzaladı. Bu işlemin tamamlanmasıyla satın alımdan kaynaklanan mevcut ve gelecekte ortaya çıkabilecek tüm ödeme yükümlülükleri sona erecek.</p>
<p>Öte yandan, Whirlpool EMEA Holdings LLC, Arçelik sermayesinin yüzde 2,9'unu temsil eden geri alınan paylarını devralacak. Bu işlemin, Arçelik'in ortaklık yapısında kontrol değişikliğine yol açmayacağı gibi yönetim yapısında da herhangi bir değişikliğe neden olmayacağı ifade edildi.</p>
<p>Açıklamaya göre, bu işlemlerle Arçelik, Beko Europe'un tam sahipliğini elde ederek Avrupa operasyonlarında daha sade bir yönetim yapısı ve daha hızlı karar alma süreçleri sağlayacak, üretim, satış ve pazarlama faaliyetlerinde daha güçlü bir uyum oluşturarak uzun vadeli büyüme hedeflerini destekleyecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/arcelik-beko-europeun-tamamini-satin-aliyor-81507</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/8/1280x720/arcelik-1776772000.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Arçelik, Whirlpool Grubu ile yapılan anlaşma kapsamında Beko Europe&#039;un paylarının tamamını satın alacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tarimsal-girdi-fiyatlari-aylik-yuzde-561-artti-81505</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 11:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarımsal girdi fiyatları aylık yüzde 5,61 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Nisan 2026'ya ait tarımsal girdi fiyat endeksi (Tarım-GFE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre endeks, nisanda bir önceki aya kıyasla yüzde 5,61, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 17,49, Nisan 2025'e göre yüzde 38,97 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 33,79 yükseldi.</p>
<p>Ana gruplarda bir önceki aya göre tarımda kullanılan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 6,19, tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 1,95 artış kaydedildi.</p>
<p>Geçen yılın aynı ayına göre tarımda kullanılan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 41,21, tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 25,8 yükseliş görüldü.</p>
<p><strong>Alt gruplar</strong></p>
<p>Yıllık Tarım-GFE'ye göre 9 alt grup daha düşük, 2 alt grup daha yüksek değişim gösterdi.</p>
<p>Nisanda yıllık bazda artışın az olduğu alt gruplar, yüzde 21,64 ile tarımsal ilaçlar, yüzde 24,04 ile makine bakım masrafları oldu. Yıllık artışın yüksek olduğu alt gruplar ise yüzde 62,77 ile gübre ve toprak geliştiriciler, yüzde 48,44 ile enerji ve yağlayıcılar olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Aylık Tarım-GFE'ye göre 9 alt grup daha düşük ve 2 alt grup daha yüksek değişim sergiledi.</p>
<p>Nisanda bir önceki aya göre en az artış gösteren alt grup yüzde 1,08 ile veteriner harcamaları, yüzde 1,62 diğer mal ve hizmetler olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Buna karşılık, aylık artışın yüksek olduğu alt gruplar, yüzde 12,54 ile enerji ve yağlayıcılar, yüzde 11,51 gübre ve toprak geliştiriciler olarak hesaplandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tarimsal-girdi-fiyatlari-aylik-yuzde-561-artti-81505</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/3/1280x720/tarimsal-sulama-1773724185.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in nisan verilerine göre, tarımsal girdi fiyat endeksi, aylık bazda yüzde 5,61, yıllık bazda yüzde 38,97 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/uberden-turkiyeye-500-milyon-dolarlik-yatirim-taahhudu-81502</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 10:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uber&#039;den Türkiye&#039;ye 500 milyon dolarlık yatırım taahhüdü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Rekabet Kurulunun, Uber Technologies Inc. tarafından Getir AŞ'nin bazı hizmet kollarının devralma işlemine taahhütler çerçevesinde izin verdiği bildirildi.</p>
<p>Kurumun internet sitesinden yapılan açıklamaya göre, Uber Technologies Inc. tarafından Getir Perakende Lojistik AŞ'ye ait çevrim içi yemek siparişi ve teslimatı hizmetleri iş kolu ile çevrim içi hızlı tüketim malları siparişi ve teslimatı hizmetleri işinin tek kontrolünün devralınmasına Uber Technologies Inc. tarafından sunulan taahhüt paketi çerçevesinde onay verildi.</p>
<p>Söz konusu taahhütler kapsamında, Uber Technologies Inc. tarafından Türkiye'ye 500 milyon dolarlık yatırım yapılmasına yönelik sunulan taahhüdün, yüksek nitelikli istihdamı desteklemesi, yerel mühendislik kabiliyetlerini güçlendirmesi ve Türkiye'nin dijital altyapısı ve teknoloji altyapısının gelişimine olumlu katkı sağlaması bekleniyor.</p>
<p>Gerekçeli karar daha sonra Kurumun internet sitesinde yayımlanacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/uberden-turkiyeye-500-milyon-dolarlik-yatirim-taahhudu-81502</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/2/1280x720/uber-1781856022.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rekabet Kurulu Uber&#039;in Getir&#039;in bazı faaliyetlerini devralmasına onayladı. Bu kapsamda Uber&#039;in Türkiye&#039;ye 500 milyon dolarlık yatırım taahhüdünde bulunduğu bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/mayista-kurulan-sirket-sayisi-azaldi-81500</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 10:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mayısta kurulan şirket sayısı azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği(TOBB) 2026 yılı Mayıs ayına ilişin kurulan ve kapanan şirket istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Veriler ticari hayatın açılan şirket sayısı yönünden kötü, kapanan şirket sayısı yönünden daha iyi olduğunu gösterdi. Mayısta kurulan şirket sayısı yüzde 12.8 azalarak 7 bin 644’e, inerken kooperatif sayısı yüzde 47.1 azalarak 101’e, gerçek kişi ticari işletme sayısı ise yüzde 17.8 azalarak 1154’e indi.</p>
<p>Aynı dönemde kapanan şirket sayısı yüzde 29.1’lik azalışla 2 bin 72’ye gerilerken, kooperatif sayısı yüzde 20.3 azalarak 59’a, gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 35.6 azalarak 655’e geriledi.</p>
<p>Ocak-mayıs döneminde ise kurulan şirket sayısı yüzde 5.8 artarak 47 bin 423’e yükselirken, kapanan şirket sayısı yüzde 8.3 azalarak 10 bin 191’e indi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/mayista-kurulan-sirket-sayisi-azaldi-81500</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/sirket-ofis.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mayıs ayında kurulan şirket sayısı gecen yılın aynı dönemine göre yüzde 12.8 azalarak 7 bin 644’e, kapanan şirket sayısı da yüzde 29.1 azalarak 2 bin 72’ye geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nato-bulusmasindan-ne-cikar-deprem-mi-devrim-mi-81497</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 10:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> NATO buluşmasından ne çıkar; deprem mi, devrim mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ankara, <a href="https://www.nato.int/en/news-and-events/articles/news/2025/08/20/turkiye-to-host-2026-nato-summit-in-ankara?utm_source=chatgpt.com">7-8 Temmuz’da</a> NATO liderlerini ağırlayacak. Mekân, Beştepe Cumhurbaşkanlığı Külliyesi. Masada 32 müttefik ülke liderleri, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, davetliler, güvenlik heyetleri, diplomatik ekipler, basın ordusu olacak. ABD Başkanı Donald Trump’ın katılımının Washington tarafından teyit edilmesi, Ankara’daki zirveye ayrı bir gerilim, ayrı bir merak ve ayrı bir sahne değeri katıyor.</p>
<p>Türkiye daha önce de NATO zirvesine ev sahipliği yaptı. 2004 İstanbul Zirvesi hafızalarımızda. 2026 Ankara buluşması, yaygın sınıflandırmayla NATO’nun 36. Liderler Zirvesi; Türkiye’nin ev sahipliğinde yapılan ikinci büyük NATO zirvesi olacak.</p>
<p><strong>Bu zirveden ne çıkar?</strong></p>
<p>“…Ne deprem çıkar ne de devrim. Zaten NATO’nun doğası buna elvermez. Zirveler, büyük kurumların yön duygusunu tazelediği toplantılar, anlık mucize üretmezler…” Yorum eski diplomat, Nato uzmanı, jeostratejist Hasan Aygün’e ait. Aygün, 22 yıl Dışişleri Bakanlığı’nda görev yaptı. Lizbon ve Napoli’deki NATO karargâhlarında siyasi başdanışmanlık ve uluslararası siyasi ilişkiler direktörlüğünde ve ayrıca Kosova, Bosna-Hersek ve Akdeniz operasyonlarında bulundu. Bosna ve Dağlık Karabağ barış süreçlerinde Türkiye’yi temsil etti.</p>
<p><strong>Söyleşimizde yanıtlarını bulacağınız soru kümesi:</strong></p>
<ul>
<li>Ankara Zirvesi gerçekten ne kadar önemli?</li>
<li>Türkiye’nin “vazgeçilmezlik” anlatısı dışarıdan nasıl görünüyor?</li>
<li>Houston’da kurulan Doğu Akdeniz enerji hattı ne söylüyor?</li>
<li>NATO komuta merkezlerindeki sessiz değişim Türkiye’yi nereye koyuyor?</li>
<li>Yapay zekâ, veri merkezleri ve dijital bağımlılık artık savunma meselesi mi?</li>
<li>Yeni nesil savaş pahalı orduları nasıl zorluyor?</li>
<li>Rusya tehdidi hâlâ eski yerinde mi?</li>
<li>ABD, İngiltere ve Türkiye arasında küçük bir güvenlik hattı okunabilir mi?</li>
<li>Avrupa ordusu değil de Avrupa orduları mı doğuyor?</li>
</ul>
<p>Bu yazı uzun bir söyleşiden önemli gördüğüm alıntılar. Bütüncül bakış için sizi <a href="https://www.youtube.com/watch?v=vtnadVrt6yo">youtube</a> ve <a href="https://open.spotify.com/episode/40qKkLfYczxGZQHEl6YpAp">spotify</a>’a davet etmek isterim. İlgili ve benzer konularda tartışmalar için <a href="https://www.yaprakozer.com/">yaprakozer.com</a>.</p>
<p><strong>Gerçekten; NATO bizsiz yapamaz mı?</strong></p>
<p>Türkiye’de NATO kolay konuşulan, zor anlaşılan bir konu. Kimi zaman bütün kötülüklerin kaynağı gibi gösteriliyor. Kimi zaman Türkiye’nin Batı içindeki en sağlam dayanağı gibi anlatılıyor. NATO bir savunma örgütü. Kararlar oy birliğiyle alınıyor. NATO çatısı altında bir üyenin açıkça aleyhine resmi karar çıkması, yapının mantığına aykırı.</p>
<p>Diğer yandan, “kullanışlı” cümleler havada uçuşuyor. “NATO bize karşı.” “NATO bizsiz yapamaz.” “Türkiye kilit ülke.” “Türkiye Batı’nın kalesi.”</p>
<p>Aygün, NATO’nun anlamının ülkeden ülkeye değiştiğini söyledi; “Estonya için NATO başka; Lüksemburg için başka. Rusya sınırına yakın yaşayan bir toplumun güvenlik hafızası ile Avrupa’nın ortasında yaşayan bir ülkenin güvenlik duygusu aynı değil. Türkiye’nin NATO algısı da kendi tarihinden, askeri kapasitesinden, Batı ile kurduğu inişli çıkışlı ilişkiden besleniyor.”</p>
<p><strong>Şeytan ayrıntıların neresinde dolaşıyor?</strong></p>
<p>Zirve, şüphesiz Türkiye açısından görünürlük yaratacak. Başkan Trump’ın gelişi gündemi büyütecek. Buna karşılık, Türkiye’nin bütün sorunlarını çözmeyecek. Ankara’yı dünyanın merkezine taşımayacak.</p>
<p>Klişedir ama geçerlidir; şeytan ayrıntılarda… Yan konular ve sorunlar bu süreçte çözülecek ya da üzerinde görüş alışverişi yapılarak gelişecek. Zirve buzdağının üstü. Hikayenin önemli kısımları öncesinde ve sonrasında yaşanacak. Medyaya ilk etapta yansıyacak kısım ise verilmek istenen bütüncül mesaj olacak.</p>
<p>Bazı başlıklara birlikte bakıp değerlendirelim;</p>
<p><strong>Houston’da Ne Oldu?</strong></p>
<p>Ankara Zirvesi öncesi dikkat edilmesi gereken gelişmelerden biri Houston’da yaşandı. ABD, Yunanistan, Kıbrıs Cumhuriyeti ve İsrail’in katılımıyla <a href="https://www.energy.gov/articles/united-states-cyprus-greece-israel-and-rice-university-establish-eastern-mediterranean?utm_source=chatgpt.com">Rice Universitesi</a> üzerinden Eastern Mediterranean Energy Center kuruldu. Kâğıt üzerinde enerji, araştırma, altyapı, inovasyon ve bölgesel iş birliği merkezi diyor, Türkiye’nin içinde olmadığı bir Doğu Akdeniz oluşumu.</p>
<p>Türkiye, uzun süredir kendini enerji geçiş ülkesi, Doğu ile Batı arasında hat, Avrupa’nın enerji güvenliği için vazgeçilmez coğrafya olarak anlatıyor. Bu anlatının gerçek payı var. Coğrafya yerinde duruyor. Boru hatları, limanlar, Boğazlar, piyasa büyüklüğü, askeri kapasite yerinde duruyor.</p>
<p>Ve fakat; Houston’daki merkez dikkatle okunmayı hak ediyor. Aygün’ün en keskin uyarısı Türkiye Ankara’da NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yaparken, Doğu Akdeniz’de Türkiye’siz bir enerji ve güvenlik hattının ekonomik, stratejik boyutu var. Kritik altyapı güvenliği, siber koruma, deniz yetki alanları, askeri tatbikatlar ve diplomatik tanınma zinciriyle birlikte ilerliyor.</p>
<p><strong>Komuta merkezlerinde değişim ne demek? </strong></p>
<p>Bir başka kritik konu da komuta merkezlerindeki yapılanma. NATO’nun komuta yapısındaki değişim, ittifakın yeni tehdit algısına göre kendini yeniden yerleştirmesi olarak okunmalı. NATO’nun iki stratejik karargâhından biri Belçika/Mons’taki SHAPE; operasyonlardan sorumlu en üst askeri komuta merkezi. Diğeri ise ABD/Norfolk’ta bulunan Allied Command Transformation; NATO’nun gelecekteki kuvvet yapısı, ihtiyaçları ve eğitiminden sorumlu dönüşüm komutanlığı. Norfolk’un İngiltere’ye taşınması ya da ağırlığının Avrupa’ya kayması, Avrupa’nın daha fazla sorumluluk üstlenmesi yönünde sembolik bir işaret olarak değerlendiriliyor. Operasyonel düzeyde ise Napoli ve Brunssum öne çıkıyor: Napoli Afrika ve Ortadoğu hattına; Brunssum ise Afganistan sonrası dönemde Rusya, Kuzey Avrupa ve Doğu Avrupa güvenlik mimarisine dönük çalışmalarıyla anılıyor. Doğu Avrupa’daki kaygıları yatıştırmak için Polonya’ya kısmi kaydırmalar ve kuvvet konuşlandırmaları yapılması da bu nedenle askeri olduğu kadar siyasi mesaj niteliği taşıyor.</p>
<p>Türkiye’de ise temel NATO karargâhı İzmir’deki Kara Kuvvetleri Komutanlığı. Ankara’da küçük ölçekli işlevsel bir yapı olan terörizm ve asimetrik savaşla mücadele merkezi, Adana, Malatya ve Kürecik gibi unsurlar NATO’nun temel karargâh yapısından çok, Türkiye ile NATO arasındaki anlaşmalar çerçevesinde kullanılan tesisler olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>Türkiye açısından tablo nüanslı. Avrupa otonom bir yapıya doğru ilerliyor. İngiltere, ABD ayrışıyor. Türkiye ABD’ye bağlanıyor. Bu ayrışma neye işaret ediyor? Yeni mimariden anlıyoruz ki, savunma düzeni eski cephe ülkesinin çevresinde kurulmuş tek eksenli bir dünya değil artık…</p>
<p><strong>Rusya tehdidi buharlaşırsa, bize ne olacak?</strong></p>
<p>Aygün’ün aktardığına göre NATO’nun en üst askeri komutanı olan SACEUR- Supreme Allied Commander Europe-Berlin’de yaptığı değerlendirmede Rusya’nın bugün NATO ile doğrudan bir çatışma arayışında görünmediğini söyledi. Aygün’ün ifadesiyle eldeki istihbarat raporları ve Rus birliklerinin hareketleri, Moskova’nın NATO ile savaşmak istemediğine işaret ediyor. Rusya hâlen Ukrayna savaşına saplanmış durumda; asker temininde zorlanıyor, drone ve yüksek teknoloji karşısındaki açıkları görülüyor. Aygün, mevcut dönemde Rusya’nın NATO’ya yakın vadede doğrudan tehdit oluşturma kapasitesinin sınırlı olduğunu; Ukrayna savaşını bitirse hatta kazansa bile üç, beş, belki yedi yıl toparlanmaya ihtiyaç duyacağını belirtti.</p>
<p>Türkiye’nin NATO’daki yeri uzun süre Rusya tehdidi üzerinden anlatıldı. Biz sınır ülkesiydik. Adeta cephenin kendisi!... “Avrupa’nın ileri karakolu” deniyordu. Bu söylem hâlâ kullanılıyor. Fakat Rusya tehdidi aynı biçimde okunmuyor.</p>
<p><strong>Veri merkezi neden dijital bağımlılık?</strong></p>
<p>Yapay zekâ savaş planlamasından istihbarata, dezenformasyondan hedef tespitine, siber saldırıdan kritik altyapı korumasına kadar her alanı kesiyor. Veri merkezleri egemenlik meselesine dönüşüyor. Aygün söyleşide enteresan bir saptama yaptı, “…yalnız düşmanlardan değil, dostlardan da korunmaya çalışıyoruz.” İfade ettiği ortam, NATO üyeleri birbirlerinin teknoloji şirketlerine, veri toplama kapasitesine, Pentagon veya Washington ile kurduğu ilişkilere kuşkuyla bakabileceğini mi gösteriyor?</p>
<p>Yorumum şu ki, Ankara NATO Zirvesi öncesi hayli rol çalan G7 Zirvesi’nde yapay zekanın liderler düzeyinde ele alınması, NATO gündemiyle doğrudan bağlantılı okunmalı. G7’de Anthropic, OpenAI, Google DeepMind gibi şirketlerin liderlerle aynı masaya oturması; Amerikan yapay zeka modellerine erişimin “güvenilir ortaklar” çerçevesinde tartışılması ve çocukların çevrim içi güvenliğinin bile güvenlik mimarisinin parçası haline gelmesi, savunmanın sınırlarının değiştiğini gösteriyor. Ankara’daki NATO buluşmasını okurken yapay zekayı ayrı bir teknoloji parantezi değil, ittifakın yeni bağımlılık, egemenlik ve güvenlik testi olarak görmek gerek.</p>
<p><strong>Arılar fillere mi saldırıyor?</strong></p>
<p>Ukrayna, Karabağ, İran ve Doğu Akdeniz, savaşın yapılış gerekçeleri, ihtiyaç ve maliyet mantığının değiştiğini gösteriyor. Askeri taraftan bakacak olursak; uçak gemileri, tanklar, savaş uçakları ve füze sistemleri dünyanın en ciddi güç sembolleri olmayı sürdürüyor. Bununla birlikte küçük, ucuz, çoğalabilir, yönlendirilebilir sistemler gündemde ve savaş alanlarında. Ukrayna’da, İran’da etkinlikleri gözümüzün önünde test edildi. Aygün’ün kullandığı benzetmeyle ifade etmem gerekirse; “Arı ordusu file saldırdı”.</p>
<p>Artık biliyoruz ki, hızlı, insansız, düşük maliyetli askeri araçlar Türkiye için gerçek bir avantaj. Savunma sanayimiz bu rotada gelişiyor. Bu yaklaşım tek başına stratejik garanti olabilir mi? Kapasite kadar adaptasyon, savunma sanayi kadar veri, yazılım, üretim hızı, elektronik harp ve saha öğrenmesi önemli.</p>
<p>Riskin, magazinin, siyasetin, ticaretin ve jeostratejinin bol olacağı bir zirve olacağı kesin. Bize ne kadar dokunacağını bekleyip göreceğiz. Çoklu eskende sallanan  konuları; “Biz ne kadar önemliyiz?” sorusuna boğmak “fazla kolay ve konforlu” bir yaklaşım. Gündemi okumaya devam.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nato-bulusmasindan-ne-cikar-deprem-mi-devrim-mi-81497</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ NATO buluşmasından ne çıkar; deprem mi, devrim mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/solar-cam-ithalatina-sorusturma-81504</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Solar cam&#039; ithalatına soruşturma</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Tebliğle yerli üretici Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları AŞ tarafından yapılan ve Düzce Cam Sanayi ve Ticaret AŞ, Europen Endüstri İnşaat Sanayi Ticaret AŞ, Çağdaş Cam Sanayi ve Ticaret AŞ, Okandan Cam Sanayi ve Ticaret AŞ, Salt Cam Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti, Camplaza Solar Cam Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. tarafından desteklenen başvuruya istinaden Çin, Malezya ve Vietnam menşeli "solar cam" ürünlerine yönelik damping soruşturması açılmasına ilişkin usul ve esaslar belirlendi.</p>
<p>Yapılan inceleme sonucu, damping soruşturması açılabilmesi için yeterli bilgi, belge ve delillerin bulunduğu anlaşıldığından, İthalatta Haksız Rekabeti Değerlendirme Kurulunun kararı ile üç ülke menşeli solar cam ürününe yönelik damping soruşturması açılması kararlaştırıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/solar-cam-ithalatina-sorusturma-81504</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan tebliğe göre, Çin, Malezya ve Vietnam menşeli &quot;solar cam&quot; ürünlerine yönelik damping soruşturması açılmasına karar verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/iso-500de-bursali-sirket-sayisi-25ten-31e-yukseldi-81481</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 09:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> İSO 500’de Bursalı şirket sayısı 25’ten 31’e yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) açıkladığı 2025 yılı “Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu” araştırması, Bursa sanayisinin son bir yılda önemli bir büyüme kaydettiğini ortaya koydu.</p>
<p>2024 yılı araştırmasında Bursa Ticaret ve Sanayi Odası ile ilçe odalarına kayıtlı 25 firma İSO 500 listesinde yer alırken, 2025 yılında bu sayı 31’e yükseldi. Böylece Bursa, listeye en fazla şirket sokan sanayi merkezlerinden biri olmayı sürdürdü. Firma sayısındaki artışın yanında üretim gücünde de dikkat çekici bir büyüme yaşandı. 2024 yılında listede yer alan Bursalı şirketlerin toplam üretimden satışları yaklaşık 305,7 milyar TL seviyesindeyken, 2025 yılında bu rakam 485,9 milyar TL’ye ulaştı. Buna göre Bursa’nın İSO 500 kapsamındaki üretimden satışları bir yılda yaklaşık 180 milyar TL artarken, büyüme oranı yüzde 59’a yaklaştı.</p>
<h2>İlk 50’deki şirket sayısı korundu</h2>
<p>Bursa, her iki yılda da ilk 50 içerisinde üç güçlü sanayi kuruluşuyla temsil edildi. Ancak sıralamalarda önemli değişimler yaşandı. 2024 yılında ilk üç sırayı Bosch Sanayi ve Ticaret, SÜTAŞ ve Oyak Renault alırken, 2025’te Togg’un yükselişi dikkat çekti. Togg 28’inci sıraya yerleşerek Bursa’nın en büyük sanayi kuruluşu olurken, Bosch 35’inci, SÜTAŞ ise 46’ncı sırada yer aldı. Bu tablo, Bursa sanayisinde geleneksel otomotiv üretiminin yanında elektrikli araç ve yeni teknoloji yatırımlarının da üst sıralara çıkmaya başladığını gösterdi. 2024 yılında Bursa’dan ilk 100’de üç şirket yer alırken, 2025 yılında bu sayı 5’e yükseldi. Togg, Oyak Horse ve Siro Silk Road’un ilk 100’e girmesi, Bursa’nın elektrikli araç ve enerji depolama teknolojilerindeki yatırımlarının artık sanayi sıralamalarına da yansımaya başladığını ortaya koydu. Özellikle Siro ve Togg’un kısa sürede üst sıralara yükselmesi, Bursa’nın yalnızca üretim üssü değil aynı zamanda yeni nesil mobilite merkezi olma yolunda ilerlediğine işaret etti.</p>
<h2>Listeye yeni şirketler damga vurdu</h2>
<p>2025 araştırmasında Bursa’dan altı şirketin listeye girmesi dikkat çekti. Oyak Horse Makine Ekipmanları, Eker Süt Ürünleri, Feka Otomotiv Mamulleri, T.K.G. Otomotiv, Yazaki Wiring Technologies Türkiye ve Maysan Mando Otomotiv Parçaları’nın listeye dahil olması Bursa’nın sanayi tabanının genişlediğini gösterdi. Yeni girişlerin önemli bölümünün otomotiv ve otomotiv tedarik sanayisinden gelmesi ise sektörün kent ekonomisindeki belirleyici rolünü koruduğunu ortaya koydu. </p>
<p>İki yılın verileri birlikte değerlendirildiğinde Bursa’nın sanayi yapısında önemli bir değişim yaşandığı görülüyor. 2024 yılında daha çok geleneksel otomotiv ve yan sanayi şirketlerinin ağırlıkta olduğu listede, 2025 yılında elektrikli araç, batarya teknolojileri ve ileri mühendislik alanlarında faaliyet gösteren şirketler öne çıktı. Karsan, Siro Silk Road, Astemo Bursa, Bosch Rexroth ve Coşkunöz Metal Form gibi şirketlerin sıralamalardaki yükselişi de katma değeri yüksek üretime yönelik dönüşümün somut göstergeleri arasında yer aldı.</p>
<h2>Bursa’nın İSO 500’deki ilk 10 şirketi</h2>
<p>1. TOGG – 28. sıra<br />2. Bosch Sanayi ve Ticaret – 35. sıra<br />3. SÜTAŞ – 46. sıra<br />4. Oyak Horse Makine Ekipmanları – 86. sıra<br />5. Siro Silk Road – 90. sıra<br />6. Beyçelik Gestamp – 124. sıra<br />7. Asil Çelik – 129. sıra<br />8. Coşkunöz Metal Form – 146. sıra<br />9. Pro Yem – 152. sıra<br />10. Eker Süt Ürünleri – 157. sıra</p>
<h2><br /><strong>İSO 500’de Bursa’nın sektörel görünümü</strong></h2>
<p>* Taşıt araçları sanayi: 11 firma<br />* Gıda sanayi: 6 firma<br />* Elektrik makineleri ve ekipmanları: 4 firma<br />* Demir-çelik ana metal sanayi: 2 firma<br />* Kimya, tekstil, içecek, enerji ve diğer sektörler: 8 firma</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/iso-500de-bursali-sirket-sayisi-25ten-31e-yukseldi-81481</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/1/1280x720/iso-500de-bursali-sirket-sayisi-25ten-31e-yukseldi-1781850736.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İSO 500 araştırmasında Bursa’nın temsil gücü 2025 yılında belirgin şekilde yükseldi. Bir önceki yıl 25 şirketle listede yer alan Bursa, 2025’te 31 firmaya ulaşırken, üretimden satışlar da yaklaşık 306 milyar TL’den 486 milyar TL’ye çıkarak yüzde 59’a yakın artış gösterdi. Yeni girişler ve elektrikli mobilite yatırımları Bursa sanayisinin dönüşümünü hızlandırdı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/etil-asetat-ithalatina-sorusturma-81501</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Etil asetat ithalatına soruşturma</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığının hazırladığı "İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ", Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Tebliğle, yerli üretici Adokim Kimya Sanayi ve Ticaret AŞ'nin başvurusuna istinaden söz konusu ürüne yönelik damping soruşturmasına ilişkin usul ve esaslar belirlendi.</p>
<p>Buna göre yapılan inceleme sonucu soruşturmaya ilişkin yeterli bilgi, belge ve delillerin bulunduğu anlaşıldığından Çin menşeli "etil asetat" ithalatına yönelik damping soruşturması açılmasına karar verildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/etil-asetat-ithalatina-sorusturma-81501</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çin menşeli &quot;etil asetat&quot; ithalatına yönelik damping soruşturması açıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/teknoloji/tesab-raporu-turkiyenin-veri-merkezi-olmak-icin-firsati-var-81498</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TESAB raporu: Türkiye’nin veri merkezi olmak için fırsatı var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye Elektrik Sanayi Birliği (TESAB) tarafından hazırlanan Veri Merkezleri: Küresel Gelişmeler ve Türkiye’nin Rotası başlıklı raporda, veri merkezlerinin yalnızca bir teknoloji yatırımı olmadığı, enerji, sanayi ve sayısal dönüşüm politikalarının kesişiminde bulunan stratejik bir alan olduğu yorumu yapıldı. Türkiye’nin bu alanda yatırım çekmesinin mümkün göründüğü belirtilen raporda, yüksek yoğunluklu yapay zeka uygulamalarına uygun altyapının geliştirilmesi, yenilenebilir enerji kullanımının yaygınlaştırılması ve uluslararası yatırımcı için uygun bir ekosistem oluşturulması önerileri yer aldı. Raporda, veri merkezlerinin tükettiği elektriğin 2020'de 269 TWh seviyesinden, 2024'te 416 TWh seviyesine yükseldiği, mevcut eğilimle 2030'da 945-1000 TWh'a ulaşabileceği belirtildi. </p>
<p>Raporun önsözünü yazan EÜAŞ Genel Müdürü ve TESAB Başkanı Zafer Benli veri merkezlerinin sayısallaşmanın ötesinde enerji güvenliği, teknolojik bağımsızlık ve küresel rekabet gücü açısından da ana unsurlardan biri haline geldiğini vurguladı. Stratejik bir fırsat alanı doğduğunu belirten Benli ülkelerin veri işleme kapasitesinin kalkınma yarışı açısından belirleyici unsurlardan biri olduğunu savundu.</p>
<p><strong>100 MW'lık bir veri merkezi, 350 bin konut kadar elektrik tüketiyor</strong></p>
<p>Raporda, Türkiye’nin 2023 yılı verilerine göre veri merkezi kurulu gücünün 250 MW seviyesinde olduğu, 2028’e kadar düşük senaryoda 500 MW seviyesine kadar çıkabileceği kaydedildi. Bu seviye, yine raporda belirtilen 100 MW kurulu güçteki bir veri merkezinin yıllık 2,5 MW elektrik tüketen bir konut dikkate alındığında, 350 bin konutun tükettiği elektriğe karşılık geldiğine dikkat çekildi.</p>
<p>Türkiye Ulusal Veri Merkezi Strateji Belgesi hazırlanması önerilen raporda Türkiye elektrik planlaması açısından yapılan değerlendirme ve önerilerde, ÇED benzeri bir “Enerji Etki Değerlendirmesi” sisteminin kurulması önerildi. Ayrıca, yüzde 56’sı Marmara olmak üzere, veri merkezlerinin Marmara, Ege ve İç Anadolu (Ankara) civarında yoğunlaştığına dikkat çekildi. Bu nedenle bölgesel bir enerji tüketim planlaması gerektiği belirtildi. Bunun yanında, veri merkezlerine elektriğin yüzde 50’sinin yenilenebilir kaynaklı olması zorunluluğu, batarya ve hidrojen depolama zorunluluğu, atık ısının değerlendirilmesi, yeni veri merkezi yatırımlarının enerji üretimi ile depolanması ile birlikte kamu-özel ortaklığıyla yapılması politikaları önerildi.</p>
<p>Raporda, veri merkezlerine yönelik yenilenebilir kaynaklar ve depolama imkanları da incelendi. Hali hazırda, veri merkezlerinin kesintisiz ve kaliteli elektriğe bağımlılığı dikkate alınarak, yenilenebilir enerjinin bunu tam olarak sağlayamadığı, batarya ve hidrojen depolamasının ise şimdilik tam olarak ihtiyaca çözüm oluşturmadığı kaydedildi. Bu nedenle, batarya ve hidrojen depolama önerilmekle birlikte, mevcut görünümde, fosil kaynaklar ya da nükleer güç gibi kaynaklara dayalı elektriğe ihtiyacın sürdüğüne işaret edildi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/teknoloji/tesab-raporu-turkiyenin-veri-merkezi-olmak-icin-firsati-var-81498</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/9/1280x720/yapay-zeka-1752043151.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TESAB&#039;ın hazırladığı &#039;Veri Merkezleri&#039; raporunda Türkiye’nin bu alanda yatırım çekmesinin mümkün göründüğü belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/demiryolu-baglanti-hatlari-icin-yap-islet-devret-modeli-hazirlaniyor-81470</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 08:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Demir yolu bağlantı hatları için yap-işlet-devret modeli hazırlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından hazırlanan İltisak Hatlarının Projelendirilmesi, Yapımı ve İşletilmesinde Uygulanacak Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik taslağı ile uzun süredir gündemde olan üretim ve ticaret-lojistik merkezlerinin demiryolu ve karayollarına demiryolu iltisak (bağlantı) hatlarıyla bağlanması projesinde kamu-özel ortaklığı modelinin de kullanılabilmesi öngörüldü. Buna göre, mülkiyeti kamuda olmak üzere, yap-işlet-devret modeliyle demiryolu bağlantısı, yükleme boşaltma ve tesisler üstlenici eliyle yapılıp işletilebilecek. </p>
<h2>Önem derecesine göre belirlenecek </h2>
<p>Başvurular Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğü’ne yapılacak. Genel müdürlük, iltisak hatlarının planlarını hazırlayacak ya da hazırlatacak. Milli Savunma gerekçesiyle iletilenler ile Sanayi ve Teknoloji, Tarım Orman ve Ticaret Bakanlığı tarafından, OSB, teknoloji geliştirme, endüstri bölgesi, serbest bölge gerekçeli olarak iletilen başvurular önem derecesi yüksek statüde, ayrı bir değerlendirmeye tabi tutulacak. İltisak hatlarında TCDD yanında özel demiryolu işletmesi yapılabilecek. Yük ve konteyner ile liman bağlantılı talepler ise “çok yüksek önem dereceli” olarak değerlendirilecek.</p>
<p>Yönetmelik taslağı, karayolu bağlantısı sağlama açısından da düzenlemeler içeriyor. İltisak hakları böylece sadece demiryolu ve limanlar ile bağlantı değil, karayolu bağlantısına da sahip olmak üzere tasarlanabilecek. Halen TCDD’nin çok sayıda iltisak hattı projesi, yatırım programında bulunuyor. Bu tür yatırımlar artık yap-işlet-devret modeliyle özel sektöre de yaptırılabilecek. Yönetmelik taslağında, talep halinde mevcut hatların da yönetmelik kapsamına alınmasına imkan verilmesi düzenleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/demiryolu-baglanti-hatlari-icin-yap-islet-devret-modeli-hazirlaniyor-81470</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/demiryolu-lokomotif.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Demir yollarının mülkiyeti kamuda olmak üzere yükleme boşaltma ve tesisler üstleniciye yaptırılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hazir-giyimde-asil-tehlike-cin-degil-banglades-fas-ve-tunus-81469</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 08:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazır giyimde asıl tehlike Çin değil; Bangladeş, Fas ve Tunus</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Türk hazır giyim sektörü yıllardır küresel rekabette en büyük rakibi olarak Çin’i gösterse de Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği'nin (TGSD) hazırladığı “Dünya Hazır Giyim Ticaret Akımı 2025” raporu, tehdit haritasının değiştiğini ortaya koydu. Rapora göre dünya hazır giyim ticaretinde Çin'in hakimiyeti sürse de pazar payı geriliyor. Türkiye açısından asıl risk ise Avrupa pazarında Türkiye ile aynı müşteri kitlesine oynayan Bangladeş, Fas ve Tunus'tan geliyor. TGSD'nin analizine göre Türkiye, Avrupa Birliği dışı hazır giyim tedarikçileri arasında yüzde 9,1 pay ile üçüncü sırada yer alırken, Çin yüzde 30,9 ve Bangladeş yüzde 19,3 paya sahip. Ancak rapor, Çin ve Bangladeş’in daha çok yüksek hacimli ve düşük maliyetli segmentlerde faaliyet gösterdiğini, Türkiye'nin ise asıl rekabeti Avrupa'ya yakınlık avantajını kullanan Fas ve Tunus ile yaşadığını vurguluyor. Fas ve Tunus'un AB dışı ithalattaki payı henüz yüzde 5 seviyesinde olsa da son yıllarda hızlı büyüme göstermeleri dikkat çekiyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a34d1759c0df-1781846389.png" alt="" width="700" height="309" /></p>
<h2>Yakın üretim modelini paylaşıyor </h2>
<p>Raporda yer alan değerlendirmeye göre Fas ve Tunus, Avrupa markalarına kısa teslim süreleri sunarak Türkiye'nin en önemli rekabet avantajlarından biri olan “yakın üretim” modelini paylaşmaya başladı. Bangladeş ise Avrupa pazarına sağladığı gümrük avantajları ve düşük maliyetli üretim gücüyle temel ürün kategorilerinde Türkiye'nin payını baskılıyor. Bu nedenle sektörün Çin ile fiyat savaşına girmek yerine hız, kalite, izlenebilirlik ve katma değer alanlarında konumlanması gerektiği belirtiliyor.</p>
<h2>Avrupa bağımlılığı dezavantaj </h2>
<p>Raporun dikkat çektiği bir diğer konu ise Türkiye'nin aşırı Avrupa bağımlılığı... Küresel hazır giyim ticaretinde yaklaşık 600 milyar Euro’luk talebin yarısı Avrupa ekseninde bulunurken Türkiye'nin gücü de bu bölgede yoğunlaşıyor. Buna karşılık dünyanın en büyük hazır giyim ithalatçısı konumundaki ABD pazarında Türkiye'nin varlığı oldukça sınırlı kalıyor. ABD'nin 97,9 milyar dolarlık hazır giyim ithalatına karşın Türkiye'nin payı yüzde 1,24 seviyesinde bulunuyor. TGSD, Türkiye'nin özellikle Almanya, Hollanda ve İspanya gibi yüksek hacimli Avrupa pazarlarında payını artırmaya odaklanması gerektiğini savunuyor. Rapora göre Almanya tek başına 22,7 milyar Euro’luk AB dışı hazır giyim ithalatı gerçekleştirirken Hollanda da Avrupa’ya açılan önemli bir dağıtım merkezi konumunda bulunuyor.</p>
<h2>İngiltere, yeni fırsat olabilir </h2>
<p>İngiltere ise Brexit sonrasında Türkiye için büyütülmesi gereken stratejik pazarlardan biri olarak öne çıkıyor. TGSD'nin analizine göre Brexit sonrasında değişen tedarik zincirleri, İngiltere'yi Türkiye için en önemli büyüme alanlarından biri haline getirdi. İngiltere'nin yıllık hazır giyim ithalatı 24 milyar dolar seviyesinde bulunurken, Türkiye 1,6 milyar dolarlık ihracat ve yüzde 6,7 payla dördüncü sırada yer alıyor. Pazarda Çin 6,4 milyar dolar, Bangladeş 4,8 milyar dolar ve Pakistan 1,7 milyar dolarlık ihracatla Türkiye'nin önünde bulunuyor. Rapora göre Brexit'in yarattığı lojistik ve tedarik boşlukları, İngiliz markalarını Avrupa Birliği dışındaki güvenilir tedarikçilere yönlendiriyor. Türkiye'nin kısa teslim süresi, esnek üretim yapısı ve coğrafi yakınlığı sayesinde İngiltere'de mevcut payını artırabilecek ülkelerin başında geldiği belirtiliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">3 ÜLKE SEKTÖR AÇISINDAN KRİTİK RAKİP</span></h2>
<p>TGSD'nin raporuna göre Türkiye'nin yakın üretim avantajını paylaşan Fas ve Tunus ile Avrupa Birliği pazarına gümrüksüz erişim sağlayan Bangladeş, sektör açısından daha kritik rakipler konumunda. Fas ve Tunus, Akdeniz'e yakınlıkları sayesinde hızlı teslimat avantajı sunarken, düşük işçilik maliyetleriyle pazar paylarını büyütüyor. Bangladeş ise AB pazarında yüzde 19,3 paya ulaşarak Türkiye'nin iki katından fazla hacme sahip bulunuyor ve gümrüksüz giriş avantajıyla temel ürün gruplarında Türkiye'yi zorlamaya devam ediyor. TGSD, Türkiye'nin bu rekabete fiyat indirerek değil; kumaştan hazır giyime uzanan dikey entegrasyon gücü, sürdürülebilirlik düzenlemelerine uyum ve orta-üst segment üretim kalitesiyle karşılık vermesi gerektiğini vurguluyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hazir-giyimde-asil-tehlike-cin-degil-banglades-fas-ve-tunus-81469</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/9/1280x720/hazir-giyim-sektoru-avrupadan-umdugunu-bulamadi-rotayi-amerikaya-ceviriyor-1760010288.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ “Dünya Hazır Giyim Ticaret Akımı 2025” raporunda, sektörde Çin&#039;in hakimiyeti sürse de pazar payının gerilediği, Türkiye açısından asıl riskin ise Avrupa pazarında Türkiye ile aynı müşteri kitlesine sahip Bangladeş, Fas ve Tunus&#039;un olduğu vurgulandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2026-yili-mali-tatilinde-sosyal-guvenlik-uygulamalari-81467</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2026 yılı mali tatilinde sosyal güvenlik uygulamaları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>5604 sayılı Mali Tatil İhdas Edilmesi Hakkında Kanun’un 1’inci maddesi uyarınca <strong>01.07.2026-20.07.2026 dönemi mali tatildir. </strong></p>
<p>5604 sayılı Mali Tatil İhdas Edilmesi Hakkında Kanun’un 2’nci maddesinde de mali tatil kapsamında çalışma hayatı ve sosyal güvenlik mevzuatı ile ilgili beyan bildirim ve ödemelerle ilgili hususlar açıklanmıştır.</p>
<p>Yasal düzenleme gereği,</p>
<p>- Son günü mali tatile (01-20 Temmuz) rastlayan kapsamdaki kanuni ve idari süreler, <strong>mali tatilin son gününü izleyen tarihten itibaren yedi gün uzamaktadır.</strong></p>
<p>- Mali tatilin sona erdiği günü izleyen beş gün (21-25 Temmuz) içinde biten kanuni ve idari süreler ise, <strong>tatilin son gününü izleyen tarihten itibaren beşinci günün mesai saati bitiminde sona ermektedir.</strong></p>
<p>Buna göre, 5604 sayılı Mali Tatil İhdas Edilmesi Hakkında Kanun uyarınca, 2026 yılı mali tatilinde sosyal güvenlik ile ilgili kapsama giren beyan, bildirim ve yükümlülükler aşağıda belirtilen tarihlerde yerine getirilmesi halinde yasal süresi içinde yapılmış sayılacaktır.</p>
<table width="100%">
<tbody>
<tr>
<td colspan="4" width="100%">
<p><strong>2026 Yılı Mali Tatilinde</strong></p>
<p><strong>Sosyal Güvenlik Uygulamaları</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="37%">
<p><strong>Beyan/Bildirim/Yükümlülük</strong></p>
</td>
<td width="16%">
<p><strong>İlgili Mevzuat</strong></p>
</td>
<td width="24%">
<p><strong>Son Günün</strong></p>
<p><strong>Mali Tatil <br />Günlerine <br /></strong>(01-20 Temmuz Arasına) <br /><strong>Rastlaması Halinde <br /><br /></strong></p>
</td>
<td width="21%">
<p><strong>Son Günün <br />Mali Tatilden <br />Sonraki 5 Güne <br /></strong>(21-25 Temmuz Arasına) <br /><strong>Rastlaması Halinde <br /><br /></strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="37%">
<p>İşyeri Bildirgesi</p>
</td>
<td width="16%">
<p>5510/11. md</p>
</td>
<td width="24%">
<p>27.07.2026</p>
</td>
<td width="21%">
<p>27.07.2026</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="37%">
<p>Sigortalı İşe Giriş Bildirgesi</p>
</td>
<td width="16%">
<p>5510/8. md</p>
</td>
<td width="24%">
<p>27.07.2026</p>
</td>
<td width="21%">
<p>27.07.2026</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="37%">
<p>Sigortalı İşten Ayrılı§ Bildirgesi</p>
</td>
<td width="16%">
<p>5510/9. md</p>
</td>
<td width="24%">
<p>27.07.2026</p>
</td>
<td width="21%">
<p>27.07.2026</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="37%">
<p>2026 Haziran Ayı</p>
<p>Muhtasar Prim ve Hizmet Beyannamesi</p>
</td>
<td width="16%">
<p>SSİY/Ek-5. md</p>
</td>
<td width="24%">
<p>Haziran ayı MPHB’nin verilme süresinin son günü mali tatile (01-20 Temmuz) rastlamadığından, ancak normal süresi Pazar gününe rastladığından</p>
<p>(27.07.2026 Pazartesi)</p>
<p>yerine getirilecektir.</p>
</td>
<td width="21%">
<p>Haziran ayı MPHB’nin <br />verilme süresinin son <br />günü 21-25 Temmuz’a <br />rastlamadığından, ancak normal süresi Pazar gününe rastladığından</p>
<p>(27.07.2026 Pazartesi)</p>
<p>yerine getirilecektir.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="37%">
<p>2026 Haziran Ayı Primlerinin Ödenmesi</p>
</td>
<td width="16%">
<p>5510/88. md</p>
</td>
<td width="24%">
<p>Haziran ayı primlerinin <br />ödeme süresinin son günü <br />mali tatile (1-20 Temmuz)<br />rastlamadığından, <br />normal süresi olan takip eden ayın son günü</p>
<p>(31.07.2026 Cuma)</p>
<p>yerine getirilecektir.</p>
</td>
<td width="21%">
<p>Haziran ayı primlerinin <br />ödeme süresinin son günü <br />21-25 Temmuz’a <br />rastlamadığından, normal süresi olan takip eden ayın son günü</p>
<p>(31.07.2026 Cuma)</p>
<p>yerine getirilecektir.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="37%">
<p>İdari Para Cezasına İtiraz ve Ödeme</p>
</td>
<td width="16%">
<p>5510/102. md</p>
</td>
<td width="24%">
<p>27.07.2026</p>
</td>
<td width="21%">
<p>27.07.2026</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="37%">
<p>SGK'nın Resen Hesapladığı Prim Borcuna İtiraz</p>
</td>
<td width="16%">
<p>SSİY/113. md</p>
</td>
<td width="24%">
<p>27.07.2026</p>
</td>
<td width="21%">
<p>27.07.2026</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="37%">
<p>Asgari İsçilik Uygulamasından Kaynaklanan Borcun Kabulüne Dair Taahhütname</p>
</td>
<td width="16%">
<p>SSİY/112. md</p>
</td>
<td width="24%">
<p>27.07.2026</p>
</td>
<td width="21%">
<p>27.07.2026</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="37%">
<p>Asgari İsçilik Tespit Komisyonunca Belirlenen Orana İtiraz</p>
</td>
<td width="16%">
<p>Asgari İsçilik <br />Tespit <br />Komisyonunun <br />Çalışma Usul ve <br />Esasları Hakkında <br />Yönetmelik/ 17. <br />Md</p>
</td>
<td width="24%">
<p>27.07.2026</p>
</td>
<td width="21%">
<p>27.07.2026</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="37%">
<p>Prim Borçlarının Ertelenmesi Talebi</p>
</td>
<td width="16%">
<p>5510/91. md</p>
</td>
<td width="24%">
<p>27.07.2026</p>
</td>
<td width="21%">
<p>27.07.2026</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="37%">
<p>Denetim Elemanlarına İşyeri Kayıt ve Belgelerin İbraz Edilmesi</p>
</td>
<td width="16%">
<p>SSİY/107. md</p>
</td>
<td width="24%">
<p>27.07.2026</p>
</td>
<td width="21%">
<p>27.07.2026</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Sosyal güvenlik mevzuatına yönelik denetim ve kontrol işlemleri </strong></p>
<p>Mali tatilin uygulandığı <strong>1-20 Temmuz 2026</strong> tarihleri arasında SGK müfettiş ve denetmenleri tarafından sosyal güvenlik mevzuatının uygulanmasına yönelik denetim, kontrol, tespit, tarama yapılabilecek, yine işyeri kayıt ve belgelerinin ibraz edilmesine yönelik tebligat gönderilebilecektir.</p>
<p>Ancak, kayıt ve belgelerin ibraz edilmesi için verilen sürenin;</p>
<p>- Son gününün mali tatile (01-20 Temmuz) rastlaması halinde, istenilen kayıt ve belgelerin <strong>en geç 27.07.2026 Pazartesi (dahil) tarihine kadar,</strong></p>
<p>- Son günün 21-25 Temmuz arasındaki bir güne rastlaması halinde ise,<strong> 25.07.2026 Cumartesi gününe rastladığından, en geç 27.07.2026 Pazartesi (dahil) tarihine kadar,</strong></p>
<p>ibraz edilmesi halinde yasal süresi içinde ibraz edilmiş sayılacak ve idari para cezası uygulanmayacaktır.</p>
<p><strong>Mali tatil kapsamına girmeyen iş ve işlemler</strong></p>
<p>İş hukuku ve sosyal güvenlik mevzuatı ile ilgili aşağıda belirtilen iş ve işlemler mali tatil kapsamına girmemektedir.</p>
<p>- 5510 sayılı Kanuna tabi işverenlerin ve 4-b (Bağ-Kur) kapsamındaki sigortalıların <strong>6183 sayılı Kanun ve çeşitli tarihlerde çıkarılmış olan</strong> <strong>yeniden yapılandırma kanunlarından kaynaklanan ödeme ve diğer yükümlülükleri, </strong></p>
<p><strong>- İş kazası ve meslek hastalığı olaylarının Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirimi,</strong></p>
<p><strong>- İş kazası, meslek hastalığı, hastalık ve analık hallerinde işverenlerce düzenlenmesi gereken vizite kâğıdı,</strong></p>
<p><strong>- E-bildirge uygulaması kapsamında işverenlerce internet ortamında Sosyal Güvenlik Kurumuna gönderilen sigortalı hesap fişi,</strong></p>
<p><strong>- Sigortalıların istirahatli oldukları sürede işyerinde çalışmadığına dair işverenlerce internet ortamında yapılması gereken çalışmazlık bildirimi,</strong></p>
<p>- 4857 sayılı İş Kanunu tabi işverenlerin <strong>toplu işçi çıkarma ile ilgili olarak yapmaları gereken bildirim, </strong></p>
<p><strong>- 5510, 6356, 4447, 4857, 6183 sayılı Kanunlar gereğince ilgili kurumlarca gönderilecek tebligatlar ile sigortalılar veya işverenler tarafından açılacak davalarda dava açma süreleri,</strong></p>
<p>Dolayısıyla, yukarıda belirtilen iş ve işlemlerin mali tatil olup olmadığı üzerinde durulmaksızın ilgili kanunlarda belirtilen süreler içinde yerine getirilmesi gerekmektedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2026-yili-mali-tatilinde-sosyal-guvenlik-uygulamalari-81467</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2026 yılı mali tatilinde sosyal güvenlik uygulamaları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/muradiye-osb-uzunburun-genisleme-alaninda-ilk-fabrikanin-temeli-atiliyor-81506</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Muradiye OSB Uzunburun Genişleme Alanı’nda ilk fabrikanın temeli atılıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/MANİSA</strong></p>
<p>Muradiye Organize Sanayi Bölgesi Uzunburun Genişleme Alanı’nda yatırım süreci hız kazanıyor. Bölgede yürütülen 1. etap tahsis çalışmalarında doluluk yüzde 80 seviyesine ulaşılırken, ilk sanayi tesisinin inşaatı Temmuz ayında başlıyor. Çevreci üretim anlayışıyla hayata geçirilecek fabrikanın temelleri temmuz ayının ilk haftasında atılacak.</p>
<p>Muradiye OSB’nin üretim, istihdam ve sürdürülebilir kalkınma hedefleri doğrultusunda planlanan Uzunburun Genişleme Alanı, yatırımcıların yoğun ilgisini görmeye devam ediyor. Birinci etapta yer alan sanayi parsellerinin büyük bölümünün tahsis edilmesiyle birlikte bölgede somut yatırım süreci de başlamış oldu. İlk fabrikanın temelinin atılması, Uzunburun’un üretime geçiş sürecinde önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://img.ekonomim.com/rcman/Cw850h572q95gc/storage/files/images/2026/06/19/whatsapp-image-2026-06-19-at-10-s4mx.jpg" alt="Muradiye OSB Uzunburun Genişleme Alanı’nda ilk fabrikanın temeli atılıyor - Resim : 1" width="850" height="572" data-lightbox="true" /></p>
<h2>1. Etap Tahsislerinde Yüzde 80’e Ulaşıldı</h2>
<p>Uzunburun Genişleme Alanı, uzun vadeli üretim ve istihdam hedefleriyle dikkat çekiyor. Bölgede 200’den fazla firmanın faaliyet göstermesi ve 12 binin üzerinde kişiye istihdam sağlanması planlanıyor. Bugüne kadar 400 bin metrekarenin üzerinde sanayi alanının tahsisi gerçekleştirilirken, kalan alanlar için de yatırımcı görüşmeleri devam ediyor.</p>
<p>Büyük ölçekli sanayi yatırımlarının yanı sıra, küçük ve orta ölçekli işletmelerin ihtiyaçlarına yönelik küçük sanayi sitesi projeleri üzerinde de çalışmalar sürdürülüyor. Uzunburun’un farklı ölçeklerdeki yatırımcılara sunduğu imkanlarla Manisa’nın sanayi altyapısını güçlendiren ve bölgesel kalkınmayı destekleyen önemli bir üretim merkezi haline gelmesi hedefleniyor.</p>
<h2>Osman Kıvırcık: “Tahsisler Hızla Tamamlanıyor”</h2>
<p><img src="https://img.ekonomim.com/rcman/Cw842h1264q95gc/storage/files/images/2026/06/19/baskan-zn5z.jpg" alt="Muradiye OSB Uzunburun Genişleme Alanı’nda ilk fabrikanın temeli atılıyor - Resim : 2" width="842" height="1264" data-lightbox="true" /></p>
<p>Muradiye OSB Yönetim Kurulu Başkanı Osman Kıvırcık, Uzunburun Genişleme Alanı’nda yatırım sürecinin planlandığı şekilde ilerlediğini belirterek, “Uzunburun Genişleme Alanı’nda birinci etap tahsislerimizin yaklaşık yüzde 80’ini tamamlamış durumdayız. Yatırımcılarımızın gösterdiği yoğun ilgi bizleri memnun ediyor. Temmuz ayında ilk fabrikanın temelini atarak bölgede üretim sürecinin başlangıcına tanıklık edeceğiz. Uzunburun’u sürdürülebilir üretim anlayışını merkeze alan, çevreye duyarlı ve yüksek katma değerli yatırımların yer aldığı örnek bir sanayi ekosistemi olarak planlıyoruz. İlk yatırımların hayata geçmesiyle birlikte bölgenin üretim ve istihdam kapasitesi hızla artacaktır” değerlendirmelerinde bulundu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/muradiye-osb-uzunburun-genisleme-alaninda-ilk-fabrikanin-temeli-atiliyor-81506</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/6/1280x720/muradiye-osb-uzunburun-genisleme-alaninda-ilk-fabrikanin-temeli-atiliyor-1781856418.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Birinci etapta yer alan sanayi parsellerinin büyük bölümünün tahsis edilmesiyle birlikte Muradiye Organize Sanayi Bölgesi Uzunburun Genişleme Alanı’nda somut yatırım süreci de başlamış oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/vakifbank-yonetimi-ispartada-toplandi-81503</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vakıfbank yönetimi Isparta’da toplandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Vakıfbank Yönetim Kurulu Isparta’da toplandı.</p>
<p>Vakıfbank Genel Müdürü Osman Arslan ve Yönetim Kurulu üyeleri, Isparta Barida Oteli’nde düzenlenen toplantıda, Isparta ekonomisi ve sorunları da ele alındı. Toplantıya Isparta Ticaret ve Sanayi Odası (ITSO) Başkanı Metin Çelik de katıldı.</p>
<p>ITSO Başkanı Çelik, bölge iş dünyasının finansman konusundaki beklenti ve taleplerini Vakıfbank yönetim kurulu üyelerine iletti. Toplantıda, reel sektörün finansmana erişimi, KOBİ’lerin desteklenmesi, kadın ve genç girişimcilerin güçlendirilmesi ile bölgesel kalkınmaya katkı sağlayacak yeni finansman modellerinin ele alındığı öğrenildi.</p>
<p>Toplantıda ayrıca, Vakıfbank’ın sunduğu kredi olanakları ve finansman programları ile Isparta ekonomisinin öncelikli sektörlerine yönelik destekler de görüşüldü.</p>
<p>ITSO Başkanı Metin Çelik, Vakıfbank yönetim kurulu üyeleri ve Genel Müdürü Osman Arslan ile özellikle KGF ve anlaşmalı bankalar iş birliğiyle hayata geçirilen TOBB Nefes Kredisi kapsamında Isparta’daki işletmelerin finansman ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik ek kaynak talebinde bulunduklarını söyledi. Çelik, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Isparta’da üretim, ihracat, tarım, sanayi, hizmet ve ticaret alanlarında faaliyet gösteren binlerce işletmenin temsilcisiyiz. Üyelerimizin en önemli beklentisi uygun maliyetli finansmana erişim sağlanmasıdır. Yatırımın, üretimin ve istihdamın sürdürülebilirliği için finansman kaynaklarının artırılması büyük önem taşımaktadır.’’</p>
<p>ITSO Başkan Çelik, Vakıfbank Genel Müdürü Osman Arslan’a, Isparta iş dünyasının finansmana erişiminin kolaylaştırılması amacıyla KOBİ’lere yönelik özel kredi paketleri, kadın ve genç girişimcilerin desteklenmesi, gül, kozmetik ve tıbbi aromatik bitkiler sektörü ile elma ve tarıma dayalı sanayi yatırımlarına uygun finansman sağlanması, yenilenebilir enerji ve GES projelerinin desteklenmesi, ihracatçılara yönelik avantajlı bankacılık çözümleri geliştirilmesi ve ITSO ile Vakıfbank arasında üyelere özel finansman olanaklarını içeren geniş bir dosya verdi.</p>
<p>Vakıfbank Genel Müdürü Osman Arslan, Isparta’nın ek kaynak taleplerini olumlu karşılandıklarını belirterek, Isparta’ya özel ilave finansman desteği sağlayacaklarını söyledi.</p>
<p>Arslan, ITSO’nun önemli projelerinden biri olan TOKA Evi Projesi’ne de destek vereceklerini belirterek, şehrin ekonomik ve kültürel değerlerine katkı sunan projelerin yanında olacaklarını ifade etti. Arslan, ‘’Kadın ve genç girişimcilere yönelik özel kredi paketleri ve avantajlı finansman olanakları sunuyoruz. Girişimciliğin desteklenmesi, yeni yatırımların teşvik edilmesi ve istihdamın artırılmasına yönelik projeleri öncelikli olarak değerlendirmekteyiz’’ dedi.</p>
<p>Vakıfbank Genel Müdürü Osman Arslan ve Vakıfbank Yönetim Kurulu üyeleri, Isparta Valisi Abdullah Erim, Isparta Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen ve Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yılmaz Çatal’ı ayrı ayrı makamlarında ziyaret etti. Ziyaretlerde kurumlar arası işbirlikleri, bölgenin ekonomik, sosyal ve akademik gelişimine katkı sağlayabilecek konularla ilgili fikir alışverişinde bulunuldu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/vakifbank-yonetimi-ispartada-toplandi-81503</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/3/1280x720/vakifbank-yonetimi-ispartada-toplandi-1781856320.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vakıfbank Yönetim Kurulu toplantısı Isparta’da yapıldı. Toplantıda KGF desteklerinde Isparta’nın ek kaynak talebinin olumlu karşılandığı belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fed-enflasyonla-mucadelede-sahinlesti-81473</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fed, enflasyonla mücadelede şahinleşti!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a34d54cd6b6d-1781847372.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>ABD Merkez Bankası (Fed), Başkan Kevin Warsh yönetimindeki ilk toplantısında politika faizini yüzde 3,50-3,75 aralığında sabit bırakırken, karar metni ve güncellenen projeksiyonlar para politikasında belirgin bir şahinleşmeye işaret etti. Özellikle “fiyat istikrarı sağlanacaktır” ifadesinin öne çıkarılması, Fed’in enflasyonla mücadelede taviz vermeyeceği mesajı olarak yorumlandı.</p>
<p>Güncellenen “dot plot” (noktasal grafik) üyelerin bu yıl izleyeceği faiz patikasında ciddi bir ayrışma olduğunu ortaya koydu. 18 üyeden dokuzu yıl sonuna kadar en az bir faiz artırımı beklerken, sekiz üye faizlerin değişmeyeceğini öngördü. Sadece bir üye faiz indirimi beklentisini korudu. Medyan beklenti ise bu yıl 25 baz puanlık tek bir faiz artışına işaret etti.</p>
<p>Piyasalar da bu değişimi hızla fiyatladı. Faiz vadeli işlemlerinde bu yıl için beklenen toplam sıkılaşma 32 baz puana yükselirken, uzun vadeli ABD tahvil faizleri yeniden yüzde 4,45 seviyesine çıktı. Dolar küresel para birimleri karşısında değer kazanırken, riskli varlıklarda satış baskısı görüldü.</p>
<h2>Enerji fiyatlarındaki düşüş Fed’in elini rahatlatabilir</h2>
<p>Fed’in şahin mesajlarına rağmen analistler, petrol fiyatlarındaki sert geri çekilmenin enflasyon baskısını azaltabileceğine dikkat çekiyor. Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına yönelik diplomatik gelişmeler sonrasında enerji fiyatlarında yaşanan düşüşün, haziran enflasyonuna aşağı yönlü katkı sağlaması bekleniyor. Benzin fiyatlarının gerilemesi, ulaştırma maliyetlerindeki gevşeme ve zayıflayan tüketici talebiyle birlikte çekirdek enflasyon üzerindeki baskının da kademeli olarak azalacağı öngörülüyor. Bu nedenle birçok ekonomist, Fed’in piyasaların fiyatladığı kadar agresif davranmak yerine uzun süreli bir bekleme dönemini tercih edebileceğini değerlendiriyor.</p>
<h2>Altın, Fed ile düşen petrol fiyatları arasında sıkıştı</h2>
<p>Fed’in faiz artırımı ihtimalini güçlendiren şahin mesajları ilk etapta altın üzerinde sert satış baskısı oluştururken, jeopolitik cephede gelen haberler kayıpların önemli bölümünü telafi etti. ABD Başkanı Donald Trump’ın İran ile geçici bir anlaşmaya vararak Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına yönelik adım atması enerji fiyatlarını aşağı çekerken, güvenli liman talebini de sınırladı. Buna karşın ons altın yeniden 4.300 doların üzerine çıkarak toparlandı.</p>
<p>Analistler, kısa vadede altının iki zıt güç arasında yön arayacağını belirtiyor. Bir tarafta Fed’in daha uzun süre yüksek faiz uygulama ihtimali altın üzerinde baskı oluştururken, diğer tarafta jeopolitik riskler ve küresel belirsizlikler güvenli liman talebini canlı tutuyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">KEVİN WARSH İLE ‘SADE DİL’ DÖNEMİ</span></h2>
<p>Fed Başkanlığı görevindeki ilk toplantısında Kevin Warsh, yalnızca faiz kararıyla değil yönetim anlayışıyla da dikkat çekti.</p>
<p>■ Kendi faiz projeksiyonunu açıklamayarak geleneksel "dot plot” uygulamasına mesafesini gösterdi. Fed’in iletişim dilini sadeleştirdi; karar metni yaklaşık 130 kelimeye indirildi.</p>
<p>■ Enflasyonla mücadelede “fiyat istikrarı” vurgusunu toplantının merkezine yerleştirdi.</p>
<p>■ İletişim, bilanço yönetimi, yapay zekâ, veri kalitesi ve para politikası süreçlerini incelemek üzere beş çalışma grubu kurulacağını açıkladı.</p>
<p>■ Warsh’ın ilk toplantısı, Fed’in önümüzdeki dönemde hem iletişim tarzında hem de politika yaklaşımında daha sade ancak daha kararlı bir çizgi izleyeceğinin sinyalini verdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fed-enflasyonla-mucadelede-sahinlesti-81473</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/7/3/1280x720/kevin-warsh-1781847488.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD Merkez Bankası’nın yeni Başkanı Kevin Warsh liderliğinde gerçekleştirilen ilk toplantı, piyasalara güçlü bir “enflasyonla mücadele” mesajı verdi. Faizler sabit tutulurken, üyelerin yarısı bu yıl en az bir faiz artırımı bekliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ford-otosan-yeni-nesil-otomotiv-girisimleri-icin-fon-sirketi-kurdu-81464</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ford Otosan, yeni nesil otomotiv girişimleri için fon şirketi kurdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye otomotiv sanayii, 2025’te 41,5 milyar dolarlık ihracat yaptı ve bu rakam cumhuriyet tarihinin sektörel ihracat rekoruydu. Bu rakamın 15,8 milyar dolarlık kısmı oto yan sanayi ürünlerinden geldi. Türkiye’de üretilmiş (yerlilik oranı yüzde 55-70) araçların yüzde 70’ini ihraç ettik. Bir yılda ihraç edilen otomobil ve hafif ticari araç sayısı ise 1 milyon 57 bin adetti. Toplam araç üretim kapasitemiz 2,2 milyon adetin üzerinde ve bu verilerle Türkiye, dünyanın en büyük 12’nci, Avrupa’nın en büyük 5’inci üreticisi konumunda. Geçen yıl iç pazarda 1 milyon 368 bin 400 adet otomobil ve hafif ticari araç satıldı ve bu da rekordu. 2026 Ocak-Mayıs döneminde üretim ve iç pazarda daralma yaşansa da Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre ihracat, yüzde 2’lik artışla 16,6 milyar dolar oldu. Son dönemde sektörün rekabet gücü geriliyor, kaygılar artıyor. Aman nazar değmesin… Şimdi bu kadar rakam hatırlatmasını neden yaptım?</p>
<p>Önceki gün, Ford Otosan’ın iştiraklerinden Gembox Teknoloji Girişimleri A.Ş. ile Maxis Girişim Sermayesi Portföy Yönetimi AŞ’nin ortaklaşa kurdukları ‘Future of Mobility Girişim Sermayesi Yatırım Fonu’nun (Future Mobility GSYF) tanıtım toplantısına katıldım. Tabii ki birincil hedef Ford Otosan’ın küresel rekabet gücünü artırmak ama bu fonun destekleyeceği girişimler gelişip büyüdükçe otomotiv sanayimizin tamamına hizmet verebilecek işler ortaya çıkaracak. Fonun oaklanacağı öncelikli yatırım alanları, “Mobilite teknolojileri ve otomotiv, Endüstri 4.0, Sürdürülebilirlik, Müşteri deneyimi, Veri, yapay zekâ ve bağlantılı servisler, Enerji yönetimi, Şarj çözümleri, Batarya ve üretim teknolojileri” şeklinde sıralandı.</p>
<p>Ford Otosan Genel Müdürü Güven Özyurt, “A Türkiye’nin, Avrupa ile birlikte geliştiren, üreten ve Avrupa müşterisinin ihtiyaçlarına esnek yanıt veren bir ekosistem oyuncusu olarak konumlanması, stratejik bir zorunluluk. Üretimden mühendisliğe, tedarik zincirinden müşteri deneyimine, ihracattan teknoloji geliştirmeye uzanan çok geniş bir sanayi ekosisteminin içindeyiz. 2019 yılında hayata geçirdiğimiz kurumsal girişim sermayesi şirketimiz Driventure, bugüne kadar çok önemli yatırımlara imza attı. Bu deneyimi şimdi daha geniş bir ekosistemin hizmetine açıyoruz. OEM’lerin, tedarikçilerin, stratejik yatırımcıların, teknoloji şirketlerinin ve girişimlerin içinde yer alabileceği kurumsal, güvenilir ve etkisi yüksek bir platform oluşturmayı hedefl iyoruz. Future of Mobility GSYF’nin öncelikli amacı, sektörün tüm paydaşlarını aynı ortak hedef etrafında buluşturan bir platform yaratmak. Paydaşlarımızla beraber bu fonu büyütmek istiyoruz” dedi.</p>
<p>Gembox Teknoloji Girişimleri Genel Müdürü İlknur İlkyaz Gül ise fon ile sürdürülebilir mobilite için yeni nesil teknolojiler ve çözümler geliştiren girişimlere yatırım yapacaklarını vurguladı ve girişimlerin sanayiyle, gerçek saha ihtiyaçlarıyla, veriyle, müşteriyle ve ölçeklenme imkânlarıyla buluşturmayı amaçladıklarını anlattı. Maxis Girişim Sermayesi Portföy Yönetimi A.Ş Genel Müdürü Özgür Temel de “İk aşamada 50 milyon dolarlık büyüklük planladık. Türkiye merkezli mobilite teknoloji girişimlerine yatırım hedefliyoruz.”</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a34cbdd17fec-1781844957.png" alt="" width="590" height="542" />
<figcaption><strong>Soldan sağa: Güven Özyurt, İlknur İlkyaz Gül, Özgür Temel</strong></figcaption>
</figure>
<p>Ford Otosan, günümüzde komple bir aracı, motoru da dahil, tüm süreçleriyle tasarlamak, geliştirmek ve test etmek için gerekli tüm birikim, yetenek ve altyapıya sahip ve Ford Avrupa’nın en büyük ticari araç üretim merkezi konumunda. 25 binden fazla kişiye istihdam sağlıyor, 2 binden fazla Ar-Ge mühendisi çalıştırıyor. Eskişehir Fabrikası, araç, dizel motor ve güç aktarma organlarını aynı merkezde üretebilen tek fabrika. 13 yıldır otomotiv sektörünün ve son 9 yıldır da Türkiye’nin ihracat şampiyonu. Ford Otosan’ın ‘her bir birimlik’ üretimin Türkiye üretimine çarpan etkisi 3, GSYH’ya etkisi 1’e 6,5 ve istihdama etkisi 1’e 14. Bunlar çok büyük etki ve çarpan etkisi…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>KAYNAKLARI AKILLICA KULLANMAK…</strong></span></p>
<p>Future of Mobility GSYF’nin hedefleri Vehbi Bey’in yöneticilerine yazdığı bir mektuptaki cümleleriyle de çok örtüşüyor: “İnsanımızın yeteneklerinden, gücünden ve yaratıcılığından azami fayda sağlamak; verimliliklerini artırmak, gelişmelerine imkân tanımak, iş birliği ve dayanışmanın yeşerdiği bir çalışma ortamı yaratmak, Koç Topluluğu’nun kuşaklar boyu devamlılığını sağlamak için seçtiğimiz yoldur... Küçük ve büyük tasarrufların birleşmesini teşvik etmek üzere, sermayenin hakkı olan kârı hissedarlara sağlamak; çalışanlarımızın ve toplumun ekonomik ve sosyal gelişmesine yardımcı olmak üzere, faaliyetlerden kaynak yaratmak ve tüm kaynakların akılcı kullanımını sağlayarak savurganlığa ödün vermemek, ana ilkelerimizdendir.” </p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>2-3 BİN OTOMOBİL SATILAN ÜLKEDE FABRİKA KURULUR MU?</strong></span></p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a34cbf1f1466-1781844977.png" alt="" width="660" height="333" /></strong></span>Bu konuşmaları dinledikten sonra Koç Topluluğunun kurucusu merhum Vehbi Koç’un, bir zamanlar tamamı ithal olan ve yıllık ortalama 2-3 bin adet otomobil satılan Türkiye’de ‘bir an önce yerli oto üretme çabası’ geldi. İçimden “Bu fonu Vehbi Bey’in yerli oto üretme aşkına çok yakıştı” dedim. Düşünün; “Vehbi Bey’in ilk şirketlerinden biri 1928’de Ford Motor Company temsilciliğini (acenteliğini) alıyor. 1954’te Ford ile Türkiye’de otomobil üretmek için ilk görüşmelere başlıyor ama nafile… Ford yönetimini, yılda 2-3 bin otomobil satılan bir pazarda üretim yatırımına ikna etmek çok zor ama Vehbi Bey yılmıyor, ısrarını sürdürüyor. 1956’da, merhum Başbakan Adnan Menderes’ten Henry Ford II’ye hitaben tavsiye mektubu alıyor. Müdürleri Bernar Nahum ve Kenan İnal ile birlikte ABD’ye gidiyor, görüşüyor. Sonuç; 1959’da Otosan’ı kurarak üretime başlıyor. Otosan, şimdiki Akasya AVM’nin yerinde yıllarca üretim yaptı. D-100 Karayolu kenarındaki o fabrika herkesin çalışmak istediği bir efsaneydi ve bulunduğu yer yıllarca ‘otosan durağı’ olarak adlandırıldı. Koç Holding 2 yıl sonra Ford ile işbirliğinin başlamasının 100’üncü yılını kutlayacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ford-otosan-yeni-nesil-otomotiv-girisimleri-icin-fon-sirketi-kurdu-81464</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/8/1280x720/her-5-forddan-1i-bizden-1744559755.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ford Otosan, yeni nesil otomotiv girişimleri için fon şirketi kurdu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/beyaz-ette-fahis-fiyata-ceza-var-ama-fail-yok-81463</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Beyaz ette fahiş fiyata ceza var ama &#039;fail&#039; yok!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, üç gün önce yaptığı açıklamayla İstanbul’da beyaz ette fahiş fiyat uygulayan marketlere toplam 10 milyon 114 bin 595 lira idari para cezası kesildiğini duyurdu. Kulağa büyük, caydırıcı bir rakam gibi geliyor değil mi? Vatandaşın bütçesini düşünen, fırsatçılara göz açtırmayan bir devlet refleksi izliyoruz sanki. Ancak madalyonun arkasında ise koskoca bir şeffaflık krizi var: Fahiş fiyat uygulayan, vatandaşı yaz başında tavuk eti üzerinden soyan o marketler hangileri? İsimleri nerede?</p>
<p>Bakanlığın resmi dil arkasına sığındığı metinde ne yazık ki tek bir marka, tek bir isim yok. Konuyu kurcalayıp Bakanlık Basın Müşaviri Mesut Özcan’a ulaştığımda aldığım yanıt ise trajikomik: “Haklısınız ama biz hep böyle açıklama yapıyoruz.” Kendisine market isimlerinin verilmesi durumunda tüketicinin ciddi bir tepkisi olacağını söyleyince de aldığım yanıt “Haklısınız. Bakan beye arz edeceğim” oldu. Ardından Ticaret Bakanlığı’ndan aldığım bilgide de denetimin nasıl yapıldığını ve nelere dikkat edildiği anlatılıyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a34cac05f177-1781844672.jpg" alt="" width="700" height="467" />
<figcaption><strong>Vatandaş beyaz ette fahiş fi yat uygulayan marketlerin adlarını "Ser verip, sır vermeme politikası" nedeniyle yine öğrenemedi.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Yok efendim geriye dönük üç aylık faturalar istenirmiş, yok yedi günlük savunma süreleri varmış ama ceza kesilenlerin isimlerini yine öğrenemedim. “Ser verip sır vermeme politikası” sıkı uygulanıyor. Denetimin bürokrasisini değil, bizi kimin kazıkladığını bilmek istediğimizi bir türlü anlayamadılar.</p>
<p>Burada açıkça ihlal edilen, bizzat tüketicinin en temel hakları. Evrensel tüketici haklarının başında “bilgi edinme” ve “ekonomik çıkarların korunması” gelir. Devlet, fahiş fiyat uygulayan firmaların adını saklayarak tüketiciyi değil, hukuku çiğneyen o marketleri korumuş oluyor. Oysa 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un ruhu şeffaflıktan beslenir. Vatandaş, bütçesine göz diken markayı bilme hakkına sahiptir.</p>
<p>İsimleri açıklamazsanız bu düzen böyle sürer gider. En büyük, en etkili ceza devletin kestiği para cezası değil, halkın bilinçli uygulayacağı boykottur. Eğer o marketlerin adları çarşaf çarşaf ilan edilseydi, en azından tüketicinin bir bölümü o dükkanların kapısından adımını atmazdı. Şeffaflık olmadan yürütülen hiçbir denetim fahiş fiyatı bitiremez; sadece usulsüzlüğe resmi bir kılıf hazırlar. Ceza miktarını başarı gibi sunmayı bırakın; millete kendisini en çok kimin kazıkladığını açıklayın ki bu soygun artık son bulsun.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/beyaz-ette-fahis-fiyata-ceza-var-ama-fail-yok-81463</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Beyaz ette fahiş fiyata ceza var ama &#039;fail&#039; yok! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kalici-barisa-dogru-giderken-merkez-bankalarinin-karar-haftasi-81460</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kalıcı barışa doğru giderken merkez bankalarının karar haftası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İran Savaşı'nın sonlandığını söylemek için henüz erken, ancak barış sürecinde olduğumuzu da rahatlıkla söyleyebiliriz. Nisan ayından bu yana zımnen de olsa yürürlükte olan bir ateşkes varken, şimdi artık üzerinde müzakere edilmiş bir çerçeve var.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz haftadan bu haftaya uzanan, uzun bir merkez bankaları haftasındayız.</p>
<p>Geçtiğimiz haftayı içeride TCMB’nin, dışarıda Avrupa Merkez Bankası’nın (AMB) kararlarıyla kapatırken, bu haftanın en önemli gündemi Japon Merkez Bankası (BoJ) ile yeni başkan yönetiminde ilk sınavına çıkan ve gelecek projeksiyonlarını gördüğümüz ABD Merkez Bankası’nın (Fed) faiz kararları oldu.</p>
<p><strong>Fakat her şeyin çok hızlı değiştiği küresel belirsizlik ortamında, bir hafta içinde bambaşka bir noktaya evrildik.</strong></p>
<p>28 Şubat 2026'da ABD-İsrail'in İran'a yönelik saldırılarıyla başlayan ‘savaş’ artık sonlanma noktasına geldi. </p>
<p><strong>Yaklaşık beş haftalık çatışmanın ardından, ABD ve İran 7-8 Nisan'da İsrail'i de kapsayan geçici bir ateşkes anlaşmasına varmışlardı; </strong>ancak bu anlaşma zaman zaman alevlense de bir türlü kalıcı bir anlaşmaya dönüştürülemedi. Taraflar arasındaki ilişki hep kırılgan bir safhada seyretti.</p>
<p><strong>Fakat son dönemdeki en önemli gelişme, 14 Haziran'da arabulucuların çatışmayı 60 gün içinde resmen sona erdirmeyi amaçlayan ve 19 Haziran'da imzalanması planlanan bir mutabakat zaptı açıklaması oldu, sanırım. </strong>Çok büyük olasılıkla 19 Haziran 2026 Cuma günü İsviçre’de bir barış anlaşmasının imzalandığını göreceğiz.</p>
<p><strong>Çok kırılgan bir zemin üzerinde </strong><strong>hareket edildiği unutulmamalı</strong></p>
<p>İran Savaşı'nın sonlandığını söylemek için henüz erken, ancak barış sürecinde olduğumuzu da rahatlıkla söyleyebiliriz. Nisan ayından bu yana zımnen de olsa yürürlükte olan bir ateşkes varken, şimdi artık üzerinde müzakere edilmiş bir çerçeve var. 14 Haziran tarihli bir mutabakat zaptı ve 19 Haziran için belirlenmiş bir imza tarihi mevcut. <strong>Üstelik bunlar söylem düzeyinde kalmayıp barışa yönelik gerçek ve somut adımlar. </strong></p>
<p>Fakat yine de ihtiyatlı olmakta fayda var. Çok kırılgan bir zemin üzerinde hareket edildiğini unutmamak gerekiyor. Çatışmanın kesin olarak sona ermesinden ziyade, imzadan sonra şartların kesinleştirilmesi için 60 günlük bir süre belirlendi. "<strong>Bir barış süreci devam ediyor"</strong> demek doğru, ancak mutabakat zaptı gerçekten imzalanıp yürürlüğe girene kadar <strong>"savaş sona erdi" </strong>veya <strong>"barış sağlandı"</strong> demek için henüz erken.</p>
<p>Geçtiğimiz hafta Barış Kararı gelmeden önce Avrupa Merkez Bankası (AMB) 11 Haziran 2026 tarihinde; İran savaşı nedeniyle artan enflasyonist baskıların etkisiyle faizlerde 2023 sonrası ilk kez faiz artışı kararı aldı.</p>
<p>AMB; enflasyonun orta vadede yüzde 2 hedefinde istikrar kazanmasını sağlamak amacıyla 0,25 puanlık bir faiz artışı gerçekleştirdi. Bu kararın temelinde, bankanın Orta Doğu'daki savaşın enflasyon baskısı yarattığı ve faiz oranlarını artırma kararının şokun nasıl gelişebileceğine ve Euro Bölgesi'nin orta vadeli görünümünü nasıl etkileyebileceğine ilişkin temel senaryoların değerlendirilmesi yer alıyor.</p>
<p>AMB, yaptığı açıklamada, savaşın neden olduğu belirsizliği yönetmek için iyi bir konumda bulunduklarını belirterek durumu yakından izleyeceklerini ve uygun para politikası duruşunu belirlemek için veriye dayalı, toplantıdan toplantıya değişen bir yaklaşım izleyeceklerini söyledi. <strong>Banka ayrıca belirli bir faiz oranına önceden bağlı kalmadığının da altını çizdi.</strong></p>
<p>Başkan Lagarde’ın basın toplantısı yine ders niteliğindeydi.  </p>
<p>Lagarde “<strong>Bizim işimiz fiyat istikrarı. Bizim işimiz, hepinizin aşina olduğu ve mümkün olduğunca şeffaf olmaya çalıştığımız tepki fonksiyonunu dikkatlice takip etmek, böylece tahmin edilebilir olmak.</strong> Ve açıkçası, elimizdeki rakamlar, enflasyon görünümü, enflasyonun yukarı yönlü riski, tüm senaryolara karşı kararın sağlamlığı ve her koşulda geçerliliğini koruması göz önüne alındığında, bir de bunlara ek olarak revize edilmiş 2026 büyüme tahminimizin Mart ayına göre %0,1 puan düşüşle %0,8, 2027 yılında %1,2 ve 2028’de de %1,5 olması gerçeğini de eklersek, <strong>büyümenin olmadığı veya önemli bir tehdit altında olduğu bir ortamda değiliz.</strong> Yapısal reformlarla, ticarete engel teşkil etmeyen bir Avrupa pazarını teşvik ederek, tasarruf ve yatırım birliği kurarak ve benzeri yollarla çok daha fazlası yapılabilir” dedi.</p>
<p><strong>Bu hafta salı günü (16.06.2026) Japonya Merkez Bankası’nın (BoJ) faiz oranlarını artırdığını gördük. Önceden iletişimi yapıldığı için sürpriz olmayan faiz artışının en önemli yanı 31 yıl sonra Japonya’da faizlerin yüzde 1 seviyesinde olması. </strong>Karar 7’ye karşı 1 oy ile alındı.</p>
<p>BoJ açıklamasında; Japonya ekonomisinin Orta Doğu'daki durumun etkisiyle kısmen zayıflıklar göstermesine rağmen orta derecede toparlandığı belirtildi. Yüksek ham petrol fiyatlarının ekonomik aktivite üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturmasına karşılık, ekonominin genel olarak yüksek kurumsal kâr seviyeleri ile istihdam ve gelir durumundaki iyileşme gibi faktörler tarafından desteklendiğine dikkat çekildi. Bu bağlamda, Japonya ekonomisinin genel olarak yavaşlamış olsa da ılımlı bir şekilde büyümeye devam etmesini bekleyen temel senaryo ile uyumlu olarak geliştiği vurgulandı. <strong>Ancak, ham petrol fiyatlarındaki artıştan kaynaklanan fiyat geçişlerinin, işletmeler arası işlemlerde nispeten hızlı bir şekilde ilerlemekte olduğu, bu durumun geniş bir yelpazede ürünlerde tüketici fiyatlarında artışa yol açabileceği riski dikkate alındığında, orta ve uzun vadeli enflasyon beklentilerinin de yükselmeye devam ettiği gerçeği de ortadayken, temel TÜFE enflasyonunun %2'lik fiyat istikrarı hedefinin üzerinde bir seviyeye doğru yukarı yönlü sapma riski bulunması gerekçesi ile bu faiz artışına gidildiği belirtildi.</strong></p>
<p><strong>Fed’in metni sade ve </strong><strong>şahin olarak algılandı</strong></p>
<p>Çarşamba günü ise Fed’in yeni Başkanı Kevin Warsh, başkan sıfatıyla ilk defa basının karşısına geçti. Politika metninde en somut ve ölçülebilir fark metnin uzunluğu oldu. Politika metni, son toplantılardaki 300'ün üzerindeki rakamlardan yaklaşık 130 kelimeye düşmüş. Bu da yaklaşık yüzde 60'lık bir azalma anlamına gelmekte. Bu yapısıyla Fed’in politika metni sade ama şahin bir metin olarak algılandı.  Metindeki kısalma aslında daha derin bir değişimin belirtisi gibi gözüküyor. Fed, ileriye dönük yönlendirmeyi tamamen bırakmak üzere. Diğer bir ifadeyle 2008 krizi öncesi yapısına geri dönüyor sanki Fed. <strong>Bunların yanında, ‘verimlilik’ kavramı Ağustos 2021’den bu yana ilk kez metne girdi.</strong></p>
<p>Projeksiyonlar kısmında; Faiz tavanının 2026, 2027 ve 2028 için yukarı yönlü güncellendiğini gördük. 2026 yılında en az bir faiz artırımı artık Fed’in resmi olarak gündeminde. Fed 2026 yıl sonu enflasyon tahmini 2,7’den 3,6’a keskin bir şekilde artırırken, 2027 enflasyonu tahmini 0,1 puan artırılmış.</p>
<p>Basın toplantısında Başkan Warsh’ın; “<strong>Fed'in görevi, ikinci tur fiyat etkilerinin oluşmamasını sağlamak</strong>” söylemi aslında geçtiğimiz haftadan bu haftaya sarkan merkez bankalarının ana endişesi olarak gözüküyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kalici-barisa-dogru-giderken-merkez-bankalarinin-karar-haftasi-81460</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/0/1280x720/47-1781847775.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kalıcı barışa doğru giderken merkez bankalarının karar haftası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hakikat-rejimleri-rekabeti-optimizasyonu-81459</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hakikat rejimleri rekabeti optimizasyonu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hakikat rejimlerinin tarihsel serüveni, aslında insanlığın Dünya’yı “nasıl anlattığı” kadar <strong>“nasıl satın aldığı, nasıl yönlendirildiği ve nasıl inandığı”</strong> meselesinin de tarihidir.</p>
<ol start="19">
<li>yüzyılda Poe’nun karanlık zihinsel labirentleri ve Dickinson’ın yoğun içsel sessizliği, bireyin hakikati kendi bilinç alanında kurduğu bir dönemi temsil etmiştir.</li>
<li>yüzyılda Wilde’ın toplumsal maskeleri ve Neruda’nın politik şiirleri, kitle toplumunun yükselişiyle hakikatin artık bireyden çok toplum ve ideoloji tarafından üretildiği bir çağın kapısını açmıştır.</li>
</ol>
<p>Türkiye’de ise bu dönüşüm, geç Osmanlı’dan Cumhuriyet’e, oradan da 1980 sonrası neoliberal medya düzenine uzanan çizgide, önce devlet anlatısı, sonra kitle medyası ve ardından dijital dikkat ekonomisi üzerinden usul usul, katman katman ilerlemiştir. Günümüz Türkiye’sinde <strong>“hakikat haritası rejimi”</strong> daha çok <strong>edebiyat, şiir ve gazetecilik üçgeninde</strong> oluşmaktadır.</p>
<p><strong>Veri ifşası / veri sızıntısı temelli hakikat rejimi dediğimizde; Snowden ve Manning’in belge temelli yüksek güvenilirliği, Assange’ın belge atıflı tartışmalı güvenilirliği, Edmonds’un veri sızıntısı temelli “thread-ifşası”nın muğlaklığı hibrit hakikat rejimi başlığı açılabilmesi ihtimallerine örnekler oluşturmaktadır. Bu örnekler; küresel ifşa kültürünün yerel siyasal-ekonomik belirsizliklerin kesişiminde yeni bir “güven anlatısı krizi”ne işaret etmektedir.</strong></p>
<p><strong>Türkiye’de devlet anlatısının güçlü olması, ifşa kültürünün gazeteciliğe özgülenmiş olması, edebiyatın birey ve toplum ekseninde gelişmesi nedeniyle hibrit hakikat rejiminin Türkiye’de henüz Dünya’daki kadar etkin olmadığını söylemek mümkündür.</strong></p>
<p>Psikolojik hakikat rejimi yani Poe hattı, insan zihninin içsel çöküşlerini, korku ve bilinç kırılmalarını merkeze alır; burada gerçeklik dış dünyada değil, zihnin kendi üretiminde oluşur. Varoluşsal hakikat rejimi yani Dickinson hattında, az sözle çok anlam üretir; yoğunluk, hakikatin kendisi haline gelir. Sosyal hakikat rejimi yani Wilde hattında, toplumun ikiyüzlülüğünü ve kimlik performanslarını görünür kılarak maskelerin çatışması haline getirir.  Politik hakikat rejimi yani Neruda hattı, tarih ve güç ilişkilerini merkez alır; hakikat, iktidarın ve halkın geriliminden doğar.</p>
<p>Bu rejimler karşılaştırıldığında ortaya çıkan temel ayrım şudur: Batı edebiyat geleneğinde hakikat daha çok birey, toplum ve estetik ekseninde gelişirken, Türkiye örneğinde bu yapı daha çok devlet, medya ve kriz ekonomisi ekseninde yoğunlaşmıştır.</p>
<p>Hakikat rejiminin yerli temsilcileri Oğuz Atay, Nazım Hikmet, Aziz Nesin, Edip Cansever ve Uğur Mumcu ile yabancı temsilciler arasındaki fark, yalnızca üslup değil, aynı zamanda hakikatin dolaşım hızıdır. <strong>Türkiye’de hakikat; çoğu zaman gecikmeli, çatışmalı ve kurumsal, sosyal, kültürel filtrelerden geçmiş bir form almıştır. Kadim Anadolu kültürünün tüm duyguları, tüm verileri, tüm analizleri “demlenme” sürecine tabi tutması, doğal ve kendiliğinden zorunlu kılan bir süreçtir.</strong> Batı’da ise; edebi ve düşünsel alan daha erken soyutlama üretmiştir.</p>
<p>Eğer bu yazarlar bugün sosyal medya çağında yaşıyor olsalardı, Poe TikTok’un karanlık psikoloji estetiğine, Dickinson Instagram’ın minimalist yoğunluk kültürüne, Wilde influencer kimlik performanslarına, Neruda viral politik klip ve meme ekosistemine dönüşürdü. Yani hakikat artık metin değil, format olurdu; derinlik değil, hız; süreklilik değil, viral kırılma belirleyici hale gelirdi.</p>
<p>Yapay zekâ ise; hakikat rejimlerini radikalleştirerek, hakikati yalnızca dağıtan değil, yeniden üreten bir simülasyon motoruna dönüştürmektedir.</p>
<p>Artık psikolojik, estetik, sosyal, politik ve kurumsal hakikatler yalnızca dolaşımda değil, aynı zamanda sürekli yeniden yazılabilir durumdadır.</p>
<p>Yapay zeka hakikat değil, duygusal reaksiyon optimizasyonu yapmaktadır. Estetiğin değil algoritma tarafından paketlenmiş duygu dönüşümü gerçekleştirilmektedir. Gerçek benlik değil, optimize edilmiş sosyal benlik örnekleri oluşmaktadır. Büyük politik anlatılar değil, mikro-ideolojik parçacıklar ortalığa saçılmaktadır ve kurumsal hakikat artık rekabet eden anlatılardan biri haline gelmiştir.</p>
<p>Hakikat artık “orijinal kaynak” üretimi değil, <strong>“yapay zeka tarafından yeniden yazılmış versiyonların sürekli rekabeti”</strong> haline gelmiştir. <strong>Algoritmalar tarafından tek bir dikkat akışına dönüştürülen ve içerik ekonomisi içinde sürekli birbirine çevrilen formatlara indirgenmiştir. </strong></p>
<p><strong>Bu dönüşümün ekonomik sonucu açıktır.</strong></p>
<p>Bilgi asimetrisi azalmak yerine biçim değiştirmekte, piyasa, gerçek veriye değil, üretilmiş anlatıların hızına duyarlı hale gelmektedir.</p>
<p>Türkiye’de hakikat rejimlerinin ekonomiyle kesişimi özellikle <strong>döviz kuru dalgalanmaları, enflasyon verileri ve Merkez Bankası kararları</strong> üzerinden gözlemlenmektedir. Türkiye gibi volatil ekonomilerde bu durum, kısa vadeli beklenti dalgalanmalarını artırırken uzun vadede güven ekonomisini aşındırma potansiyeli taşımaktadır.</p>
<p>Örneğin, 2021–2023 döneminde döviz kurlarına ilişkin farklı medya anlatıları, piyasalarda kısa vadeli beklenti dalgalanmalarını artırmış; aynı dönemde Borsa İstanbul’da bankacılık hisseleri, açıklanan resmi verilerden çok <strong>“anlatıların hızına” duyarlı hale</strong> gelmiştir. Benzer şekilde, kripto para piyasasında sosyal medya kaynaklı içerikler, yatırımcı davranışlarını yönlendirmiş ve klasik bilgi asimetrisi yerine <strong>“format rekabeti” üzerinden fiyat oynaklığı</strong> yaratmıştır.</p>
<p><strong>Küresel ölçekte ise; ekonomik değer giderek üretimden değil, “anlatı üretim kapasitesinden” türemeye başlamıştır.</strong></p>
<p>Böylece klasik hakikat rejimleri henüz tamamen çözülmemekle birlikte; yalnızca yapay zekâ tarafından sürekli yeniden üretilen bir simülasyon katmanının içine çekilmeye başlamıştır.</p>
<p>En kritik dönüşüm de; hakikati keşfedilen bir şey değil, optimize edilen bir süreç haline getirilmesidir.</p>
<p>Hakikat optimizasyon sürecini en iyi planlayanlar, hakikat rekabetini kazanacaklardır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hakikat-rejimleri-rekabeti-optimizasyonu-81459</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hakikat rejimleri rekabeti optimizasyonu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elon-musk-dahi-mi-soytari-mi-hukmumu-acikliyorum-81458</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elon Musk dâhi mi, soytarı mı? Hükmümü açıklıyorum</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Şu an dünyaya internet hizmeti veren uyduların çoğu SpaceX’e ait. Yörüngeye sınırsız sayıda uydu atılamadığı için bu önemli bir unsur. Dahası bu uyduları uygun maliyetle atabilecek teknoloji de sadece SpaceX’te. Geliştirdikleri Starship ile hâlâ birbirini yiyen ABD ve Rusya’nın yönetemediği uluslararası uzay istasyonunun ikmal işlerini de yakında alacaklar.</strong></p>
<p>Son beş yıldır “Elon Musk dahi mi, soytarı mı?” başlıklı yazılar yazıyorum. Geçen hafta,  SpaceX’in rekor halka arzından sonra bu konuda nihai hükmümü verdim; Elon Musk asrımızın en büyük dâhilerinden biri. Dehası sadece yeniden kullanılabilir roketler gibi teknolojileri uygulamaya koymasından gelmiyor. Elon, aynı zamanda jeoekonomik trendleri, devlet-şirket ilişkilerini ve siyasetin seyrini –muhtemelen içgüdüsel olarak- emsali olan diğer iş insanlarından çok daha iyi okuyor. Teknik becerisi, sosyal trendleri okuma kabiliyeti ve tükenmek bilmeyen icra hevesiyle birleşince, Elon Musk dünyanın ilk dolar trilyoneri oldu.</p>
<p><strong>Elon Musk düşündüğümüzden </strong><strong>çok daha büyük oynuyormuş</strong></p>
<p>2021’de yazmıştım: Elon Musk, Tesla ve SpaceX’teki iş modellerini, kamu desteklerinin yöneleceği alanları iyi kestirip de kurmuştu. Tesla’da yeşil teknolojiler ve elektrikli araçlara verilen destekler, SpaceX’te ise uzay faaliyetlerinin icrasının NASA yerine kamu fonlarıyla özel şirketlere taşınmasını önceden öngörebilmişti. SpaceX yıllardan beri savunma sanayiine egemen olan maliyet + kâr marjı fiyatlama sistemini değiştirip Amerikan devletini yalnızca fiyat üzerinden alım yapmaya ikna etti. Böylece inovasyonun önü açıldı;  zira kısıt olmazsa inovasyon olmaz. Maliyetleri düşürmek isteyen SpaceX, yeniden kullanılabilen roketleri geliştirdi. Bu sayede uzay faaliyetlerinin verimliliği görülmemiş bir biçimde arttı. Maliyetlerin düşmesiyle SpaceX, alçak yörüngeleri Starlink uydularıyla doldurup tüm dünyaya (Türkiye hariç!) internet hizmeti vermeye başladı. Örneğin, Çinli Spacesail şirketi aynı işi yapmaya çalışsa da yeniden kullanılabilir roket teknolojisinde çok geride olduğu için bunu henüz başaramıyor.</p>
<p>2022’den itibaren Elon Musk’ın -o zaman benim de tam olarak izah edemediğim- değişik adımları gelmeye başladı. Önce Twitter’ı, o zamanın parasıyla iyi paraya, 44 milyar dolara satın aldı. Bunun üzerime, Twitter’ın Elon’ın birçok ülkede kamuyla ilişkilerde denge gerektiren diğer işlerinin başına bela olacağını söylemiştim. Bu konuda da kısmen haklı çıktım. 2024’te Brezilya, seçim sürecinde Twitter (yeni adıyla X) ile çatışınca, SpaceX’in Starlink lisansını iptal etti.</p>
<p>Ancak anladık ki Elon Musk düşündüğümüzden çok daha büyük oynuyormuş. Bunun en güzel örneklerinden birini ABD’de 2024 yılındaki başkanlık seçimlerinde gördük. X’in artık ayrımcı ve kutuplaştırıcı söylemleri eskisi gibi bastırmayan yeni algoritması, Donald Trump’ın seçilmesinin önünü açan faktörlerden biri oldu. Elon Musk, Trump yönetimine katıldı. Bir ipte iki cambaz oynayamayacağı için bu iki ismin ilişkisi de pek uzun ömürlü olmadı ve yolları ayrıldı. Ama Elon ile Donald Trump’ın yakınlaşması, Silikon Vadisi’ndeki yeni sağ düşüncenin Trump yönetimi üzerinde ciddi nüfuz sağlamasına yardımcı oldu.</p>
<p>Elon dünya siyasetine yön vermeyi başardı ama doğru düzgün para kazanmayan X de elinde kalmıştı. Tam da bu sırada Silikon Vadisi’nde büyük dil modeli balonu şişmeye başladı. Bu modelleri yapan OpenAI ve Antrophic rekor değerlemelerle yatırım alıyordu. Elon, OpenAI 2015’te kurulduğunda zaten ilk yatırımlarından biriydi. Çok iyi bildiği bu iş için en iyi veri kaynağının X’te olduğunu fark etti. Önce insanlığın en büyük yazışma kayıtlarından biri olan X’in arşivini, başkaca yapay zekâ botlarının işlemesini önlemek için gerekli tedbirleri aldı. Sonra, Grok diye temelde X verisiyle eğitilmiş büyük bir dil modeli geliştirdi. Ardından önce X ile xAI’yı birleştirdi ve sonrasında xAI’yı SpaceX’in içine sokup geçtiğimiz hafta ikisini birlikte halka arz etti. Bu arada, ChatGPT’yi geliştirip 2022’de kullanıma açan OpenAI’ın halka arzının henüz gerçekleşmediğini de not edelim.</p>
<p><strong>SpaceX’in egemenlik </strong><strong>iddiasına yatırım yapılıyor</strong></p>
<p>SpaceX’in borsadaki değeri şu an 2,5 trilyon doların üzerinde. Yatırımcılar SpaceX’e neden bu kadar değer atfediyor? Şu an dünyaya internet hizmeti veren uyduların çoğu SpaceX’e ait. Yörüngeye sınırsız sayıda uydu atılamadığı için bu önemli bir unsur. Dahası bu uyduları uygun maliyetle atabilecek teknoloji de sadece SpaceX’te. Geliştirdikleri Starship ile hâlâ birbirini yiyen ABD ve Rusya’nın yönetemediği uluslararası uzay istasyonunun ikmal işlerini de yakında alacaklar. ABD’nin birkaç önemli yapay zekâ büyük dil modeli arasında yer alan ve X sayesinde insanlığın en canlı metinlerinden beslenen Grok da SpaceX’e ait. Elon “uzayda kurulacak veri merkezleri” gibi makyaj unsurlarıyla da yapay zekâ-uzay kesişimindeki bu hikâyeyi kuvvetlendirdi. Ancak esas espri, hiçbir devletin egemen olmadığı iki yerde SpaceX’in önceden bulunması. Bunların birincisi uzay, ikincisi ise yapay zekâ alemi. SpaceX’e yatırım yapanlar, şirketin bilançosuna değil; egemenlik kurma iddiasında olduğu bu alemlere yatırım yapıyor.</p>
<p>Hollanda devleti 1602’de Hollanda Doğu Hindistan Şirketi’ne Hint Okyanusu’nu kolonileştirmek için münhasır lisans vermişti. Bu şirket aynı zamanda tarihte kurulan ilk anonim şirketti. Doğu Hindistan Şirketi, uzun bir dönem bu coğrafyaya hükmetti ve ortaklarının inanılmaz ölçüde zenginleşmesini sağladı. Bugün SpaceX’in kolonileştirdiği yerlerde köleleştirilecek insanlar yaşamıyor. Ancak egemenlik açısından konumunu Hollanda Doğu Hindistan Şirketi’ne benzetebiliriz. Elon Musk’ın dehası, teknolojiden önce devletin hangi fonksiyonlarının özel şirket mimarisine taşınacağını görmesidir. Bu sayede Afrika’dan çıkıp ABD’ye göç eden bir adam, tarihin ilk dolar trilyoneri oldu. Türkiye gibi orta güçler “kendi Elon Musk’ımızı çıkaralım” romantizmine kapılmak yerine, hangi Elon Musk’larla ittifak mimarileri kuracağını düşünse fena olmaz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elon-musk-dahi-mi-soytari-mi-hukmumu-acikliyorum-81458</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elon Musk dâhi mi, soytarı mı? Hükmümü açıklıyorum ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fedin-yeni-baskani-ve-kuresel-etkileri-81457</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fed’in yeni başkanı ve küresel etkileri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu haftanın en önemli ekonomi gündemi, para politikası açısından Amerikan Merkez Bankası (Fed) tarafından açıklanan faiz kararıydı. Beklendiği üzere Fed, politika faizini yüzde 3,50-3,75 aralığında sabit tuttu.</p>
<p>Ancak piyasaların asıl odaklandığı konu Fed'in yeni Başkanı Kevin Warsh'ın ilk Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC) toplantısının ardından vereceği mesajlardı.</p>
<p>Warsh, göreve geldikten sonraki ilk toplantıda yaptığı açıklamalarla yalnızca para politikasına yaklaşımını değil, Fed'in karar alma ve iletişim mekanizmasını da önemli ölçüde değiştireceğinin sinyallerini verdi. Bunun ilk yansımasını ise önceki metinlerden oldukça farklılaşan yeni basın açıklamasında gördük.</p>
<p>Özellikle Fed'in yıllardır uyguladığı ileriye dönük sözlü yönlendirme yaklaşımına karşı olduğunu açıkça ortaya koyması, piyasalarda dikkatle takip edilen en önemli gelişmelerden biri oldu. Nitekim Fed üyelerinin ekonomik görünüm ve faiz beklentilerini ortaya koyduğu noktasal tahminler içerisinde ekonomik projeksiyon paylaşmayan tek üye de yine Warsh oldu.</p>
<p><strong>Merkez Bankaları Neden Sözlü Yönlendirme Yapar?</strong></p>
<p>Peki, merkez bankaları neden sözlü yönlendirme yapar ve Warsh neden bu yaklaşımı değiştirmek istiyor?</p>
<p>Merkez bankacılığında sözlü yönlendirmenin temel amacı, piyasalardaki belirsizliği azaltmak ve finansal oynaklığı mümkün olduğunca sınırlamaktır. Böylece merkez bankaları, faiz oranlarını değiştirmeden de ekonomik beklentileri etkileyebilir ve para politikasının etkinliğini artırabilir.</p>
<p>Modern merkez bankacılığında iletişim, en az faiz kararları kadar önemli bir politika aracına dönüşmüştür. Merkez bankası başkanlarının kullandığı ifadeler, konuşmalarındaki tonlama, basın toplantılarındaki vurgu ve hatta bazen beden dili bile yatırımcılar tarafından dikkatle analiz edilir.</p>
<p>Bu nedenle merkez bankası başkanlarının kamuoyu ile etkili iletişim kurabilmesi, para politikasının başarısında kritik bir rol oynar.</p>
<p><strong>Greenspan Döneminden Bugüne</strong></p>
<p>Bu durumun en dikkat çekici örneklerinden biri, 1987 ile 2006 yılları arasında Fed Başkanlığı yapan Alan Greenspan döneminde yaşanmıştı. Greenspan'ın yapacağı konuşmalar öncesinde finansal piyasalarda adeta bir tahmin yarışması başlar, hatta bazı yatırımcılar o gün taktığı kravatın rengine bakarak konuşmasının "güvercin" mi yoksa "şahin" mi olacağını tahmin etmeye çalışırlardı.</p>
<p>Elbette bu örnek işin biraz uç noktasını temsil ediyor. Ancak burada önemli olan nokta, merkez bankalarının yönlendirmeleri sayesinde piyasalarda aşırı tepkilerin önüne geçilebilmesidir.</p>
<p>Aksi halde yatırımcılar her ekonomik veriyi veya her jeopolitik gelişmeyi farklı şekillerde yorumlayabilir; bu da tahvil faizlerinden döviz kurlarına kadar birçok finansal göstergede sert dalgalanmalara yol açabilir.</p>
<p>İşte bu nedenle Fed'in yıllardır yayımladığı noktasal tahmin grafikleri, yalnızca gelecekteki faiz kararlarına ilişkin değil, aynı zamanda kurul üyelerinin ekonomik görünümü nasıl değerlendirdiğine ilişkin de önemli ipuçları sunuyor.</p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a34cf1148b52-1781845777.png" alt="" width="319" height="245" /></strong><strong>Fed Daha Opak Bir Döneme Mi Giriyor?</strong></p>
<p>Ancak yeni dönemde Fed'in bu şeffaflık anlayışından kısmen uzaklaşabileceğine ilişkin sinyaller alıyoruz. Warsh, basın toplantısında Fed yönetiminde beş öncelikli alan belirlediğini açıkladı:</p>
<ul>
<li>Fed iletişimi</li>
<li>Fed'in bilanço politikası</li>
<li>Veri kaynaklarının kullanımı ve güvenilirliği</li>
<li>Dönüşüm çağında verimlilik ve istihdam</li>
<li>Fed'in enflasyon çerçevesi</li>
</ul>
<p>Bu başlıklar arasında en kritik olanı hiç kuşkusuz Fed iletişimi.</p>
<p><strong>Küresel Merkez Bankacılığı İçin Bir Dönüm Noktası</strong></p>
<p>Fed, dünyadaki birçok merkez bankası için referans kurum niteliğindedir. Özellikle 2008 Küresel Finans Krizi sonrasında merkez bankalarının şeffaflık düzeyleri belirgin biçimde artırılmış, iletişim politikaları para politikasının ayrılmaz bir parçası haline gelmişti.</p>
<p>Fed'in bu alanda geri adım atması ise diğer merkez bankalarının da benzer uygulamalara yönelmesine yol açabilir. Bu nedenle iletişim politikasında yaşanacak değişiklikler yalnızca teknik bir tercih olarak değerlendirilmemeli. Aslında bu tercih, merkez bankacılığının geleceğine ilişkin daha geniş bir tartışmanın da başlangıcını oluşturuyor.</p>
<p>İletişim kanallarının azaltılması piyasa güveni açısından da bazı riskleri barındırıyor. Çünkü merkez bankalarının bağımsızlığı kadar öngörülebilirliği de finansal istikrarın temel unsurlarından biridir. Ayrıca, Fed'in piyasalarla kurduğu iletişim biçimi yalnızca Amerikan finansal piyasalarını değil, küresel sermaye akımlarını da doğrudan etkiliyor. Dünyanın rezerv para birimini ihraç eden merkez bankasının verdiği her mesaj, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki faiz oranlarından döviz kurlarına kadar geniş bir alanı etkileyebiliyor.</p>
<p><strong>Enflasyon Hedefi Tartışması</strong></p>
<p>Warsh'ın açıkladığı beşinci öncelik alanı olan Fed'in enflasyon çerçevesi ise piyasalarda ayrı bir tartışma yarattı. İlk etapta yatırımcılar Fed'in uzun yıllardır koruduğu yüzde 2'lik enflasyon hedefinin değiştirilip değiştirilmeyeceğini sorgulamaya başladı.</p>
<p>Warsh basın toplantısında bu endişeleri gidermeye çalışarak Fed'in mevcut yüzde 2 enflasyon hedefini değiştirmeyi planlamadığını açık şekilde ifade etti. Ancak piyasaların aklındaki soru işaretleri tamamen ortadan kalkmış değil. Nitekim son yıllarda yüksek kamu borcu, kalıcı bütçe açıkları, ticaret savaşları ve jeopolitik riskler nedeniyle bazı ekonomistler yüzde 2'lik hedefin artık gerçekçi olmadığını savunuyor.</p>
<p><strong>Trump'ın Beklentisi ve Warsh'ın Zorlu Dengesi</strong></p>
<p>Bunun temel nedeni siyasi baskılar…</p>
<p>Bilindiği üzere Başkan Donald Trump uzun süredir daha düşük faiz oranlarını savunuyor ve Fed'in büyümeyi desteklemek amacıyla daha hızlı faiz indirimlerine gitmesini istiyor.</p>
<p>Ancak mevcut ekonomik koşullar Warsh'ın işini oldukça zorlaştırıyor. Amerikan ekonomisinde istihdam piyasası hâlâ güçlü görünümünü korurken, yüksek enerji fiyatları da enflasyon risklerini canlı tutuyor. Özellikle Orta Doğu kaynaklı jeopolitik gelişmeler nedeniyle petrol fiyatlarının yüksek seyretmesi, Fed'in faiz indirimleri konusunda temkinli davranmasını gerektiriyor.</p>
<p>Bu nedenle Warsh'ın atacağı her adım yalnızca ekonomik veriler açısından değil, aynı zamanda Fed'in bağımsızlığı açısından da yakından izlenecek. Eğer piyasalar Fed'in siyasi baskılar doğrultusunda hareket ettiği kanaatine varırsa, enflasyon beklentilerinde bozulma yaşanabilir.</p>
<p><strong>Dünyayı Bekleyen Risk</strong></p>
<p>Amerika'da enflasyon beklentilerinin bozulması yalnızca ABD ekonomisini ilgilendiren bir gelişme değildir.</p>
<p>Doların küresel rezerv para olması nedeniyle ABD tahvil faizlerinde yaşanacak yükseliş, dünya genelindeki borçlanma maliyetlerini de artıracaktır. Risk primlerinin yükselmesi özellikle gelişmekte olan ülkeler açısından daha pahalı dış finansman anlamına gelir.</p>
<p>Türkiye gibi dış finansman ihtiyacı bulunan ekonomiler açısından bu süreç daha yüksek borçlanma maliyetleri, daha oynak sermaye akımları ve daha kırılgan finansal koşullar yaratabilir.</p>
<p>Bu nedenle Fed'de yaşanan değişim yalnızca yeni bir başkanın göreve başlaması olarak görülmemelidir. Asıl mesele, küresel merkez bankacılığının son yirmi yılda inşa ettiği şeffaflık ve iletişim anlayışının yeni dönemde nasıl şekilleneceğidir.</p>
<p>Önümüzdeki aylarda piyasalar yalnızca Fed'in faiz kararlarını değil, Fed'in bundan sonra nasıl konuşacağını da en az faiz kararları kadar dikkatle takip edecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fedin-yeni-baskani-ve-kuresel-etkileri-81457</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/7/1280x720/warsh-1781845799.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fed’in yeni başkanı ve küresel etkileri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tasarruflarimiz-neden-dusuk-81456</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tasarruflarımız neden düşük?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İzninizle bu yazıya son derece sıkıcı birkaç klişe cümleyle başlayalım. Sürdürülebilir büyüme istiyorsanız, tasarruf etmelisiniz. Enflasyonu düşürmek istiyorsanız, tasarruf etmelisiniz. Kamu maliyesini güçlendirmek, bütçe disiplinini artırmak istiyorsanız, tasarruf etmelisiniz. Cari işlemler açığını düşürmek istiyorsanız, tasarruf etmelisiniz. Reel faizi düşürmek, kredi arzını artırmak istiyorsanız tasarruf etmelisiniz. Ekonomide herhangi “iyi” bir şey istiyorsanız, tasarruf etmelisiniz.</p>
<p>Türkiye’de mevduat gibi finansal büyüklükleri içeren istatistikler ve harcamalar yöntemiyle milli gelir istatistikleri gibi dolaylı bilgi sağlayan veriler dışında doğrudan tasarruf eğilimini ölçen istatistikler çok az. Bunlar da genel nitelikli istatistikler. Örneğin sadece İstanbulluların, esnafın yada üniversite öğrencilerinin tasarruf eğilimlerini bilmiyoruz. Kimin hangi tasarruf aracını tercih ettiğini, hangi kesimin risk algısının yüksek olduğunu vs bilmiyoruz. Bu yüzden bu konuda yapılan her çalışma değerli.   </p>
<p>ING Türkiye her üç ayda bir tasarruf eğilimleri araştırması yapıyor. Oldukça detaylı veriler içeren çalışmanın 2026 yılı ilk çeyrek sonuçları açıklandı. Çalışmada çok dikkat çekici bulgular var. Bugün bunlara bakarak tasarruf davranışı ile ilgili bir iki ipucu yakalamaya çalışalım.</p>
<p><strong>Türkiye’nin yarısının tasarrufu yok:</strong> Araştırmaya göre Türkiye’de tasarrufu olanların oranı yüzde 51. Zaten düşük olan bu oran ayrıca geriliyor da. Mesela bir yıl önce, yani 2025’in ilk çeyreğinde tasarrufu olanların oranı yüzde 54’müş. Demek ki son bir yılda örneklemin yüzde 3’ü tasarrufunu kaybetmiş. Tasarruf edememenin en önemli nedenleri tahmin edebileceğiniz gibi yeterli gelirin olmaması veya zorunlu harcamaların yüksek olması. Zaten o da yeterli gelir olmaması anlamına geliyor. Aslında tasarruf etmeme nedenlerini detaylı incelediğinizde verilen tüm yanıtların “yeterli gelirim yok” başlığı altında toplanabileceğinizi fark ediyorsunuz.</p>
<p><strong>Kadınlar daha çok tasarruf ediyor:</strong> Araştırmanın ilgi çekici bulgularından birisi kadınların daha çok tasarruf etmesi. Cinsiyetler arasında fırsat ve hak eşitliğini sağlamak elbette ki en önemli ahlaki amaçlarımızdan birisi olmalı ama aynı zamanda görüyoruz ki, daha çok kadının çalışması, daha çok parayı kadınların kontrol etmesi, ekonominin her alanında kadın varlığının güçlenmesi, tasarrufları da artıracak, ekonomiyi de bu yönden ayrıca güçlendirecek.</p>
<p><strong>Tasarrufların neredeyse yarısı yok hükmünde:</strong> Türkiye’de tasarruf edenler bu tasarruflarını ortalama 2,1 adet tasarruf aracında değerlendiriyormuş. Yani tasarrufunuzun bir kısmını vadeli mevduat yaparken, bir kısmıyla da altın almak gibi. Bu yüzden araştırmadaki tasarruf tercihlerini topladığınızda yüzde 210 çıkıyor. Bunu alıştığımız üzere yüzde 100 üzerinden yeniden dağıtırsak, şunu görüyoruz: Tasarrufların yüzde 40’ı çeşitli yastık altı araçlarda. Ayrıca yüzde 7’si de ev ya da araba gibi araçlarda.</p>
<p>Bu tasarruflar kullanışsız. Neden mi? Çünkü yastık altı tasarruflar elbette tasarruftur ama finansal sisteme girmediği için en başta saydığımız faydalardan hiçbirini gerçekleştiremez. Ekonomiyi büyütmez, enflasyonu veya reel faizi düşürmez. Belki cari işlemler açığını küçültebilir ama eğer yastık altı tasarruflar altın gibi ithal edilen mallara dayanıyorsa, o da gerçekleşmez. Diğer bir konu ev yada araba gibi yüksek miktarlı malları alanların bunu tasarruf olarak tanımlaması. Vatandaş hem kullanım değeri olan hem de yeniden satış değeri olan ev ve araba gibi malları aldığında “tasarruf ettim” diye düşünebiliyor ama aslında bunlar tasarruf değil. Öyle olsaydı ev alana “tasarruf etti” derken, evini satana “da tüketim yaptı” dememiz gerekirdi ve iki ifade de yanlış olurdu zaten.</p>
<p>Dolayısıyla yastık altı (yani finansal sistem dışı) tasarruflarla gerçekte tasarruf olmayan araçları çıkardığımızda, tasarruf tercihlerinin yaklaşık yarısının ekonomik açıdan işe yaramadığını görüyoruz.  </p>
<p>Sonuç olarak araştırma bize diyor ki, Türkiye’de gelir düşük, dolayısıyla tasarruf imkanları sınırlı, mevcut tasarrufların yaklaşık yarısı ekonomik açıdan işe yaramaz durumda. Kalanların içinde de yine altın ve döviz cinsi tasarruflar oldukça yüksek. Yani para politikasından daha az etkileniyor. Bu bulguların her biri için “neden” diye sormamız gerekiyor. Neden tasarruf ederken TL araçları çok tercih etmiyoruz? Neden tasarruflarımızın yarısını finansal sisteme sokmuyoruz? Neden pek çok insanın geliri tasarrufa izin vermiyor?</p>
<p>Son olarak da şunu söylemek lazım. Bu az ve dağınık tasarruf temelini çok etkin bir şekilde kullanmamız, bunları en doğru yatırımlara yönlendirmemiz, tasarrufları teşvik etmemiz lazım. Bunu yapabiliyor muyuz? Enflasyonla etkin bir şekilde mücadeleye başladığımız an, işte bunları yapabildiğimiz an olacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tasarruflarimiz-neden-dusuk-81456</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tasarruflarımız neden düşük? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zugurdun-cenesini-yoran-zenginin-degil-aslinda-devletin-parasi-81455</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Züğürdün çenesini yoran; zenginin değil aslında devletin parası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Devletin, kamu yararı gözeterek desteklediği şirket ve/ya sektörlerde aldığı risk ölçüsüz bir risk değildir. Nitekim Tesla’nın ya da SpaceX’in ülke ekonomisine getirdiği hareketlilik ile kıyasladığımızda, Solyndra’da batan para, devede kulak (bile sayılmaz).</strong></p>
<p>Elon Musk tarafından kurulan SpaceX’in halka arzı, sadece finansal değil iktisadi olarak da ilginç bir vaka. Nasıl yorumlanacağı ise kişiden kişiye değişebiliyor. Elon Musk’a baktığınızda sinemada Robert Downey, Jr’ın hayat verdiği çılgın milyarder Tony Stark’ı mı görüyorsunuz? ABD’deki teknolojik gelişimi, evlerinin garajında iş kuran zeki ve maceraperest bir grup genç girişimcinin cesaretine mi bağlıyorsunuz? Eğer öyleyse yazının kalanında ayrışacağız demektir. Çünkü maalesef mevzu o kadar romantik değil.</p>
<p><strong>SpaceX’te iflasın eşiğinden </strong><strong>NASA’nın ihalesiyle kurtuluşa...</strong></p>
<p>SpaceX’e benim penceremden bakarsanız, ilk yıllarında ABD hükümetinden 500 milyon dolar doğrudan destek alan bir şirket görürsünüz. Biraz daha yaklaşırsanız, başarısız roket yapım denemelerinin ardından iflasın eşiğine gelmişken, NASA’dan aldığı ihale ile kurtulduğu çarpar gözünüze. Aynı pencereden, Elon Musk’ın diğer şirketi Tesla’nın da ABD Enerji Bakanlığı’ndan 2010’da 465 milyon dolar destek aldığı<strong><sup>1</sup></strong> ve Musk’ın yararlandığı kamu desteklerinin toplamının 38 milyar dolar olduğu da görülüyor<strong><sup>2</sup></strong>. Vay arkadaş!</p>
<p><strong>Musk’ın bazı şeyleri doğru </strong><strong>yaptığını kabul etmek gerekli</strong></p>
<p>Elbette devletten kredi alan her şirket başarılı olmuyor. Örneğin ABD Enerji Bakanlığı, Tesla’yla benzer zamanlarda (09/2009), Kaliforniya’daki bir güneş paneli üreticisi olan Solyndra’ya da 535 milyon dolar kredi vermişti. Onun hikâyesi maalesef 2011’de iflasla sonuçlandı. Yani bu hikâyede Musk’ın bazı şeyleri doğru yaptığını kabul etmek ve başarısını teslim etmek gerekli. Ama bu durum kamunun payını görmeye engel olmamalı.</p>
<p>Bu arada Elon Musk bu yaklaşımı çok net reddediyor. Hükümetin, bazı rakiplerini daha fazla desteklediğini ve bugüne kadar hükümetten aldığı desteğin, şirketlerinin toplam değerinin %2’sinin altında olduğunu söylüyor. Buna polemik mi diyeyim manipülasyon mu, bilemedim. İş modeli oluştuktan sonra gelecek nakit akımlarını indirgeyip toplayarak elde ettiğimiz şirket değeri başka bir şeydir, iş modeli bile kesinleşmemişken en başta verilen yatırım desteği başka. İkisini kıyaslayamazsınız. Hele de bir şirketin ayakta kalıp kalmayacağı belli değilken verilen hibe, tam iflas edecekken sadece mali durumunu değil itibarını da kurtaran kamu ihalesi, öyle sadece topla-böl ile hesaplanacak bir katkı değildir. “Can suyu” nedir bilir misiniz Elon Bey? (Fazla samimiyete gerek yok.) Can suyu hayat verir. Bu şirketlere hayat veren kamu kaynağıdır. Finansal okuryazarlığımızı geçtim, bari aklımızla dalga geçmeyiniz.</p>
<p>Geleyim lafın özüne. Devletin, kamu yararı gözeterek desteklediği şirket ve/ya sektörlerde aldığı risk ölçüsüz bir risk değildir. Nitekim Tesla’nın ya da SpaceX’in ülke ekonomisine getirdiği hareketlilik ile kıyasladığımızda, Solyndra’da batan para, devede kulak (bile sayılmaz). Üstelik bu şirketler vergi de ödüyor (bazen). İstihdam yaratıyor; büyümeyi, ticareti destekliyor. Yani aldıklarını hiç geri vermiyor değiller.</p>
<p>Fakat şirket destekleme meselesi ‘sanayi politikası’ ile düzenlenirken, şirketlerin aldıklarını topluma geri vermesi rastlantılara kalıyor. 16 Haziran itibariyla, SpaceX hisselerinin fiyatındaki artışın ve onun tetiklediği piyasa yükselişinin, dünyanın en zengin 500 kişisinin servetine 336 milyar dolar eklediği hesaplanıyor<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a>. Hissenin fiyatındaki %20’lik yükseliş, Elon Musk’ın şahsî servetini 164 milyar dolar artırmış. Destekleyen kamu ama zenginleşen bireyler. Verilen desteğin kaynağı herkesin vergisi ama hisseyi alabilen sadece belli bir kesim. Desteğin miktarı hesaplanırken 15 yıl önceki rakam sabit olarak alınıyor ama zenginleşme her gün piyasa değeri ile artıyor. Ne güzel matematik!</p>
<p>Sanayi politikası hiçbir zaman sadece sanayi politikası değildir muhteremler. Dönüşümü ve bölüşümü konuşmadan sanayi politikası yapılamaz. SpaceX manşetleri süslerken ve zenginin parası züğürdün çenesini yorarken, o paranın kimin parası olduğunu hatırlamak için güzel bir gün.</p>
<p><sup>1</sup> https://www.energy.gov/edf/tesla</p>
<p><sup>2</sup> https://www.congress.gov/119/meeting/house/117956/documents/HMKP-119-JU00-20250226-SD003.pdf</p>
<p> </p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Bloomberg Billionaires Index Shows Wealthiest Add $336 Billion in One Day - Bloomberg</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zugurdun-cenesini-yoran-zenginin-degil-aslinda-devletin-parasi-81455</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/elon-musk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Züğürdün çenesini yoran; zenginin değil aslında devletin parası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ureterek-hayatta-kalabilme-donemindeyiz-81454</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üreterek hayatta kalabilme dönemindeyiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye iyi yönetilse, kamudaki kleptokratlar çalmasa, çırpmasa, kamu israfına son verebilse; dünyanın 70 alanda üretim üssü olma kabiliyetini koruyabilecek, üst gelir grubuna çıkabilecek.</strong></p>
<p>Bundan 26 yıl önce Türkiye, <strong>balo</strong> havasındaydı. <strong>Ürettiğinden fazlasını</strong> tüketiyor, ithalatı patlatıyordu. <strong>Kazandığından fazlasını</strong> harcıyordu, borcu şişiriyordu. <strong>Devlet malı denizdi</strong>; yemeyen domuzdu. Kamu kaynaklarını <strong>çalıyor</strong>, çırpıyorduk. Bu <strong>kleptokrasi</strong> neticesinde <strong>sıfırı tükettik</strong> ve <strong>balo aniden bitiverdi</strong>.</p>
<p>Bizler, <strong>domuzluktan vazgeçtiğimiz için</strong> düzelmeyi seçmedik; <strong>deniz bitti de balo sona ermiş oldu</strong>. Ardından <strong>Cumhuriyet tarihinin en büyük krizini</strong> yaşadık. <strong>Devleti dolandırmayı</strong> bıraktık, <strong>üretmeye yöneldik</strong>, borç para ile <strong>konfordan vazgeçtik</strong>. Balonun ağır faturası için <strong>evdeki gümüşleri</strong> sattık.</p>
<p><strong>SORUN DIŞ GÜÇLER DEĞİL, İÇ GÜÇLER</strong></p>
<p>Bugün, <strong>durum daha da ağır</strong> bir fırtına bulutu taşıyor ekonominin ufuklarına… Öncelikle <strong>küresel</strong> sorunlar, durgunluk, <strong>Trump </strong>belası, <strong>enerji</strong> krizi, <strong>Ukrayna-Rusya</strong> savaşı, <strong>AB</strong>’nin resesyonu yetmezmiş gibi <strong>rekor enflasyonumuz</strong>, faiz takıntımız, zar zor tuttuğumuz<strong> kur</strong> ve yaklaşan <strong>seçim ekonomisi</strong>…</p>
<p>Dış güçler tamam da <strong>iç güçlere </strong>bakıyorum; <strong>konforun çürüttüğü</strong> toplumda <strong>üretimden vazgeçer</strong> olduk. <strong>Dış güçler ve güçlükleri</strong> yazdım ama <strong>iç güçler ve güçlükler</strong>; üretmeyenlerimiz, <strong>kaytarıcılarımız</strong>, kleptokratlarımız, <strong>konfor tuzaklarımız, </strong>zombi şirketlerimiz…</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Üreterek hayatta kalmaya dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Üreterek hayatta kalmak ne demek?</em></strong></p>
<p>Rantın (<strong>yan gelip kazanmanın</strong>) zorlaştığı, <strong>ekip-biçmeden doyulamayacağı</strong>, ter dökmeden tok karnına yatağa girilmeyeceği <strong>gayretler bütünü</strong> demektir. <strong>17,5 milyon</strong> çalışmadan kamu kaynağı kemiriyor.</p>
<p><strong><em>Üretmezsek ne olur, başımıza ne gelir?</em></strong></p>
<p>Çok basit, <strong>ağalıktan marabalığa</strong> düşersin. Dış kaynak ile konfor içinde harcama lüksün biter. Lira basadur ancak <strong>dolar basamacağına göre</strong> zorunlu ithal girdilerini karşılayamazsın, çürür gidersin.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>DERT BİR DEĞİL Kİ AĞLAYASIN, DELİ BİR DEĞİL Kİ BAĞLAYASIN</strong></p>
<p><strong>Ekonomi gazetesi</strong> olarak tüm Anadolu’yu dolaşıyor ve <strong>üreten</strong>, <strong>çalışan</strong> kesimlerin olağanüstü gayretlerini okurlarımıza aktarıyoruz. Şikâyetleri; <strong>kımıl zararlısı gibi</strong> kamu zararlılarının bu üretim süreçlerini zorlaştırması, <strong>finans damarlarını koparması</strong>, kaynak kemirgeni yandaşların varlığı…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ÜRETİM LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Üretim</strong>: Hammaddeyi işleyip insan ihtiyaçlarını karşılayacak hale uygun mal, hizmete dönüştürme</p>
<p><strong>Tüketim</strong>: Üretilen mal ve hizmetlerin ihtiyacı karşılamak için satın alınması, harcanması süreci</p>
<p><strong>Rantiye</strong>: Üretimde yer almadan, gayrimenkul, faiz, hisse senedi, tahvilden gelir elde edenler</p>
<p><strong>Zombi şirket</strong>: Canlıların kaynaklarından semirip değer üretmeyen yandaş ekonomi çeteleri</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ureterek-hayatta-kalabilme-donemindeyiz-81454</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/imalat-sanayii.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üreterek hayatta kalabilme dönemindeyiz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-81451</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasalar haftayı nasıl kapatacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="BIST100’de Yeni Rekor Yakın Mı? Piyasalar Haftayı Nasıl Kapatacak? | Ekonomi Masası | 19 Haziran" src="https://www.youtube.com/embed/7Oy2waPmFMw" width="700" height="570" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-81451</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/7/1280x720/seref-oguz-berfin-1773294621.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zenginlige-bakin-zenginlige-avrupada-en-pahali-otomobil-turkiyede-satiliyor-81453</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zenginliğe bakın zenginliğe! Avrupa’da en pahalı otomobil Türkiye’de satılıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’nin bazı ürünleri Avrupa’nın en zengin ülkelerinden biriymiş gibi çok yüksek fiyatla sattığını tabii ki ne ben söylüyorum, ne de Türkiye İstatistik Kurumu. Bunu bizzat Avrupa İstatistik Ofisi-Eurostat söylüyor.</p>
<p>Eurostat’ın resmi verilerine göre Avrupa’da otomobilin en pahalı satıldığı ülke Türkiye. Yine Avrupa’da bilgi ve iletişim ekipmanlarının en pahalı satıldığı ikinci ülke de Türkiye.</p>
<p>En pahalı otomobil… Bu iki türlü yorumlanabilir.</p>
<p>Ya en lüks ve dolayısıyla en pahalı otomobiller Türkiye’de satılıyordur…</p>
<p>Ya da öyle en lüks olmamakla birlikte otomobil Avrupa’da en pahalı Türkiye’de satılıyordur.</p>
<p>Galiba ikincisi. Türkiye’de otomobil hâlâ bir lüks ve hani bir kendine, bir devlete otomobil alıyormuşçasına öylesine vergi ödemek gerekiyor ki, otomobil fiyatında Avrupa’ya neredeyse fark atılacak hale gelindi.</p>
<p>Avrupa İstatistik Ofisi-Eurostat her yıl Avrupa’daki ülkelerin fiyat düzeyini çıkarıyor. 27 Avrupa Birliği üyesi ülkenin fiyat ortalaması 100 kabul ediliyor ve ona göre her bir ülke için fiyat düzeyi hesaplanıyor.</p>
<h2>Türkiye otomobilde ilk sırada</h2>
<p>Avrupa Birliği ortalamasında 100 olan genel fiyat düzeyi, Türkiye’de 60. Yani AB’de 100 euroya alınabilenleri Türkiye’de 60 euroya almak mümkün.</p>
<p>Ancak bazı kalemler var ki, biraz önce aktardığım otomobil gibi, Türkiye Avrupa’nın çok gelişmiş ülkelerinden bile önde.</p>
<p>AB ortalamasında 100 olan kişisel ulaşım araçlarının, bir başka ifadeyle otomobilin fiyatı, Türkiye’de tam 156.</p>
<p>Avrupa’nın en pahalı ülkesi İzlanda ve bu ülkenin genel fiyat düzeyi 174. Türkiye’nin neredeyse üç katı düzeyinde. Ama İzlanda’da otomobil fiyatı Türkiye’den çok düşük. Türkiye’de 156 olan otomobil fiyatı İzlanda’da 136.</p>
<p>Hani şu bize bakıp bakıp iç geçiren Almanya var ya… Zengin olmadıkları(!) otomobili 102’den almalarından belli.</p>
<p>Türkiye’de 156 olan fiyat, orada 102. Türkiye’yi nasıl kıskanmasınlar değil mi!</p>
<h2>Diğer harcama kalemleri</h2>
<p>Türkiye tüm teknolojik ürünlerin fiyatında Avrupa ile boy ölçüşüyor.</p>
<p>Otomobilden sonra bir başka örnek de bilgi ve iletişim ekipmanları. Avrupa bu kalemdeki ürünlere ortalama 100 euro verirken, Türkiye’de söz konusu ürünler 118 euroya satılıyor.</p>
<p>Bilgi ve iletişim ekipmanlarında Türkiye’den pahalı olan tek bir ülke var; o da biraz önce vurguladığım gibi Avrupa’nın en pahalı ülkesi olan İzlanda. Bu ülkede söz konusu ekipmanların fiyat düzeyi 137.</p>
<p>Bilgi ve iletişim ekipmanlarında Türkiye’deki fiyat düzeyinin 2024’te 67 olduğuna ve bir yılda yüzde 76 arttığına da dikkatinizi çekmek isterim.</p>
<h2>Genel fiyat düzeyindeki artış</h2>
<p>Eurostat verilerine göre Türkiye’nin fiyat düzeyinde son yıllarda belirgin bir artış yaşanıyor.</p>
<p>Örneğin 2020 yılındaki düzey 38’di. Beş yılda yaşanan artış yüzde 58’i buldu.</p>
<p>Kişisel ulaşım araçlarında, yani otomobilde beş yılda kaydedilen artış yüzde 75.</p>
<p>Yine beş yıllık dönemde, yani 2021-2025 döneminde giyimde yüzde 88, lokanta ve otellerde yüzde 96’lık artış yaşandı.</p>
<h2>Hem zenginler, hem az harcıyorlar</h2>
<p>Şimdi Avrupa’da 100 olan ortalama fiyatın Türkiye’de 60 düzeyinde bulunmasına bakarak Türkiye’nin hâlâ ucuz bir ülke olduğu sonucunu çıkarmak ne kadar doğru?</p>
<p>İki detaya dikkat etmek gerekir.</p>
<p>Birincisi; Türkiye’nin fiyat düzeyi artış eğiliminde. Yani Türkiye her yıl daha pahalı bir ülke haline geliyor.</p>
<p>İkincisi ise Avrupa’daki gelir düzeyi ile Türkiye’deki düzey arasındaki devasa fark. Kaldı ki bazı kalemlerde, örneğin otomobilde, örneğin bilgi iletişim ekipmanlarında Türkiye Avrupa ortalamasından daha pahalı bir ülke. Türk halkının, özellikle de dar gelirlinin harcamasında çok büyük bir yer tutan gıdada Avrupa’ya giderek yaklaşıldığı da gözlerden kaçmamalı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a34c5f7cfa6a-1781843447.png" alt="" width="531" height="265" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zenginlige-bakin-zenginlige-avrupada-en-pahali-otomobil-turkiyede-satiliyor-81453</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/otomobil.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zenginliğe bakın zenginliğe! Avrupa’da en pahalı otomobil Türkiye’de satılıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/birlesik-kralliktaki-en-buyuk-kagit-fabrikasinda-yatirim-2-milyar-pounda-yaklasiyor-81452</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 07:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Birleşik Krallık’taki en büyük kağıt fabrikasında yatırım 2 milyar pounda yaklaşıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>COVID-19 </strong>pandemisinin dünyayı sardığı günlerde Eren Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Ahmet Eren, </strong>yönetim ekibini topladı, düşündüklerini, aklından geçen planı paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Ambalaj kağıdı üretiminde ülkemizde geriden gelip bir numaraya oturduk. Ancak, hammaddemiz olan atık kağıdın önemli bölümünü İngiltere’den alıyoruz. Önümüzdeki dönem için Birleşik Krallık’ta bir fabrika kurmamız daha doğru olacak.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a34c4de698be-1781843166.jpg" alt="" width="518" height="532" /></strong>Bu düşüncesini kabul ettirmek için şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Hammaddenin kaynağında üretim yapmak bize avantaj sağlar…</strong></p>
<p>Eren Holding çatısı altındaki Modern Karton yönetimi, <strong>Ahmet Eren </strong>ve Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Hamdullah Eren </strong>liderliğinde araştırma ve görüşmeleri yoğunlaştırdı. Derken Galler’de gazete kağıdı üreten bir tesis bulundu. Bu tesis konusunda şu plan oluştu:</p>
<p>-          <strong>1000 dönüm üzerinde olan bu gazete kağıdı fabrikasını alalım. Onun ÇED izinleriyle yola devam edip önce karton, yani ambalaj kağıdı üretiriz. Ardından temizlik kağıdı üretimine de geçeriz.</strong></p>
<p>Eren Holding, Galler’deki eski gazete kağıdı fabrikasını alıp <strong>“Shotton Mill” </strong>projesi için harekete geçti, yatırım bedeli belirlendi:</p>
<p>-          <strong>Karton ambalaj ve temizlik kağıdı üretimi için 1 milyar sterlinlik (pound) yatırım yapmamız gerekiyor.</strong></p>
<p>Eren Holding’in Birleşik Krallık’taki yatırım öyküsünü 2024 yılı Kasım ayında <strong>Hakan Güldağ </strong>ve <strong>Mustafa Kemal Çolak</strong>’la İstanbul’daki ofisinde <strong>Ahmet Eren</strong>’den dinlemiştik:</p>
<p>-          <strong>Bizim yatırım Birleşik Krallık’ın en büyük kağıt fabrikası olacak. Yatırım 1 milyar poundu aşacak gibi görünüyor. Tesiste atık kağıttan önce ambalaj kağıdı, daha sonraki adımda da temizlik kağıdı üretilecek.</strong></p>
<p>Türkiye’deki karton ve kağıt üretim tesislerinin İstanbul, Çorlu, Eskişehir, Manisa, Kayseri, Gebze, Bursa ve Sakarya’da olduğunu anımsatmıştı:</p>
<p>-          <strong>Galler’deki yatırım kararımız Birleşik Krallık’ta büyük ses getirdi. Çevreci, örnek bir yatırım olarak ülkedeki medyanın da dikkatini çekti, büyük haber oldu. Hükümet de yakın ilgi gösterdi.</strong></p>
<p>Kale Grubu’nun Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) gerçekleşen <strong>“İbrahim Bodur Sosyal Girişimcilik Programı 10. Yıl Töreni”</strong>nde Kale Grubu Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su <strong>Zeynep Bodur Okyay </strong>ve <strong>Ahmet Eren</strong>’le sohbet ederken Birleşik Krallık’taki yatırımın son durumunu merak ettim. <strong>Ahmet Eren </strong>anlattı:</p>
<p>-          <strong>Yatırım süresi planlarımızı biraz aşıyor. Bu yılın sonlarında yatırım tamamlanır. 2027’de üretime başlarız diye öngörüyoruz.</strong></p>
<p>Yatırımın büyüklüğünü önceki sohbetlerimizden anımsasam da bilgi tazelemek açısından yeniden sordum, yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Yatırım 2 milyar pounda yaklaşacak. Aslında ilk planlarımıza göre 1.5 milyar dolara tamamlanacak gibi görünüyordu. Maliyetler arttı, yatırım bedelini yukarı doğru çekti.</strong></p>
<p><strong>Ahmet Eren</strong>’le sohbet sonrası 2021 yılı Mart ayındaki sohbetten yazdığım notlara da baktım. O notlarda da Türkiye’de yeni veya ek yatırımlarının listesi yer alıyordu:</p>
<ul>
<li><strong>Mersin’deki çimento fabrikamızda 250-300 milyon dolarlık yatırımla kapasiteyi iki katına çıkarıyoruz.</strong></li>
<li><strong>İstanbul Hadımköy’deki karton ambalaj tesislerimize 100 milyon dolarlık yatırım için düğmeye bastık.</strong></li>
<li><strong>Çorlu’da 110 milyon dolarlık yatırımla temizlik kağıdı üretimine giriyoruz.</strong></li>
<li><strong>Çorlu’da 50 milyon dolara nişasta fabrikası kuruyoruz.</strong></li>
<li><strong>Zonguldak Çatalağzı’ndaki enerji santralımızın yanına 600 milyon dolarlık yatırımla yeni kağıt fabrikası kuruyoruz.</strong></li>
</ul>
<p>Yani, Eren Holding 2 milyar pounda yaklaşan harcamayla Birleşik Krallık’ın en büyük kağıt fabrikasını kurarken, Türkiye’deki yatırımlarını da sürdürüyor…</p>
<h2>Üniversite öğrencisine 7 bin lira burs veriyoruz</h2>
<p><strong>EREN </strong>Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Ahmet Eren, </strong>zaman zaman kendisinin de destek verdiği Malatya Eğitim Vakfı’nın (MEV) öğrenci başına verdiği burs miktarını sordu, Başkan Yardımcısı olarak yanıtladım:</p>
<p>-          <strong>2 binin üzerinde öğrenciye ayda 2 bin 250 lira verebiliyoruz.</strong></p>
<p><strong>Ahmet Eren, </strong>hem aile olarak kurdukları Eren Vakfı hem de başında bulunduğu Bitlis Eğitim ve Tanıtma Vakfı (BETAV) adına kendi burs miktarlarını paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Biz iki vakıfta da üniversite öğrencilerine ayda 7 bin lira burs veriyoruz.</strong></p>
<p>Bunun üzerine MEV’in burs miktarının düşüklüğünün nedenini anlatmaya çalıştım:</p>
<p>-          <strong>Belki 2 bin değil de 1000 öğrenciye burs verilse o vakit 4 bin 500 liraya çıkarmak mümkün. Malum bursların ana kaynağı bağışlar. Orada artış oldukça burs miktarı ve yararlanabilen öğrenci sayısını artırmak mümkün olabiliyor.</strong></p>
<p><strong>Ahmet Eren, </strong>gönlünden geçeni ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Aslında öğrenci başına artık en az 10 bin lira verebilmeliyiz.</strong></p>
<p><strong>Ahmet Eren</strong>’le bursları konuşurken Kasım 2024’te yaptığımız sohbete döndüm. O sohbette memleketi Bitlis’te yaptırıp devlete bağışladıkları üniversitenin maliyetini sorduğumda şu yanıtı almıştım:</p>
<p>-          <strong>Üniversiteye harcadığımız kaynak 100 milyon doları bulmuştur.</strong></p>
<p>Eğitime dönük bağışlarından bazı örnekler sıralamıştı:</p>
<ul>
<li><strong>Malazgirt’te (Muş) iki okul yaptırdık.</strong></li>
<li><strong>Yayladağı’nda (Hatay) bir okul yaptırdık.</strong></li>
<li><strong>Bitlis’teki Eren Koleji, üniversite başarısıyla öne çıkıyor.</strong></li>
</ul>
<p>Devlete bağışladıkları okulların bakım-onarımlarına hep devam ettiklerini anlatmıştı:</p>
<p>-          <strong>Tuvalette bir musluk dahi kırılsa eksiği biz gideriyoruz.</strong></p>
<p>Bitlis’te devlete bağışlamak üzere yaptırdıkları hastane hakkında da bilgi vermişti:</p>
<p>-          <strong>Hastane 110 milyon dolara mal olacak. Kompleks kapsamında 84 tane doktor lojmanı da yaptırıyoruz.</strong><strong> </strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">600 milyon dolara Miami’de ABD’nin 7’inci yüksek binasını yapıyor</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a34c464cb453-1781843044.png" alt="" width="700" height="385" /></span><strong>TÜRK </strong>Sanayici ve İş İnsanları Derneği’nin (TÜSİAD) Yüksek İstişare Konseyi vesilesiyle önceki akşam Başkan <strong>Ozan Diren </strong>ve YİK Başkanı <strong>Ömer Aras</strong>’ın ev sahipliğinde gerçekleşen buluşmada Okan Holding Yönetim Kurulu Başkanı, Okan Üniversitesi Kurucusu <strong>Bekir Okan, </strong>Okan Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı <strong>Işıl Okan Gülen </strong>ve Mütevelli Heyeti Üyesi <strong>Can Özkan Okan</strong>’la karşılaştım.</p>
<p><strong>Bekir Okan</strong>’a Miami’deki inşaat projesini sordum:</p>
<p>-          <strong>Miami’deki Okan Tower projesi ne durumda?</strong></p>
<p>Kat sayısıyla yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Şu anda 54’üncü kattayız. 73 katlı planlandı. Bittiğinde ABD’nin 7’nci en yüksek binası olacak.</strong></p>
<p>Projenin maliyetini merak ettim, aktardı:</p>
<p>-          <strong>600 milyon dolarlık yatırım yapıyoruz. Miami’ye her gittiğimde, </strong>“Burada bir gayrimenkul projesi geliştirmemiz lazım” <strong>diyordum. Nitekim önce 20 milyon dolara arsayı aldık. Sonra da adım adım projeyi geliştirdik.</strong></p>
<p>Projenin 2027’de tamamlanacağını belirtti:</p>
<p>-          <strong>330 metre yüksekliği ile Miami’nin simge binaları arasına girecek.</strong></p>
<p>Projenin <strong>“karma” </strong>olduğunu bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Projemizde 11 katlı otopark, 316 odalı Hilton Oteli, 4 katlı ofis bloğu yer alıyor. Ayrıca rezidans bölümünde 400 ayrı birim bulunuyor.</strong></p>
<p>Sohbet sonrasında Okan Holding’in sitesine baktım, sayfanın tepesinde <strong>“Okan Tower Miami”</strong>nin tanıtımının yer aldığı dikkatimi çekti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Okan Üniversitesi’nden 5 bin 800 öğrenci mezun oldu</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a34c43f35ef9-1781843007.png" alt="" width="469" height="439" /></span><strong>OKAN </strong>Üniversitesi Kurucusu <strong>Bekir Okan</strong>’a Okan Üniversitesi’ni sordum, kızı <strong>Işıl Okan Gülen</strong>’e döndü:</p>
<p>-          <strong>Üniversitemizde Mütevelli Heyeti Başkanımız artık Işıl Hanım. Başkanlığı kendisine devrettim.</strong></p>
<p><strong>Işıl Okan Gülen, </strong>13 Haziran 2026’da gerçekleşen mezuniyet töreninden verileri aktardı:</p>
<p>-          <strong>2025-2026 döneminde üniversitemizden 5 bin 800 öğrencimiz diplomasını aldı.</strong></p>
<p><strong>Bekir Okan </strong>sürdürdü:</p>
<p>-          <strong>Kuruluşumuzdan buyana Okan Üniversitesi’nden mezun olanların sayısı 70 bine yaklaştı.</strong></p>
<p>Üniversitenin öğrenci sayısını merak ettim, <strong>Işıl Okan Gülen </strong>yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Öğrenci sayımız 20 binin üzerinde bulunuyor.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/birlesik-kralliktaki-en-buyuk-kagit-fabrikasinda-yatirim-2-milyar-pounda-yaklasiyor-81452</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/ahmet-eren.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Birleşik Krallık’taki en büyük kağıt fabrikasında yatırım 2 milyar pounda yaklaşıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazine-10-yildan-uzun-vadeli-ihraca-cikabilir-81450</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 07:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazine 10 yıldan uzun vadeli ihraca çıkabilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı bu yıl 4 ihraçla uluslararası piyasalardan 7.9 milyar dolar borçlandı. ABD ve İran'ın savaşı sonlandıracak ön anlaşmayı imzalamasının ardından TL varlıkların güçlenmesi Hazine’nin yeniden bir ihaleye çıkma ihtimalini arttırdı. Türkiye’nin 5 yıllık iflas risk primi CDS 217 puana kadar gerilerken dün hafif yükseldi, gösterge tahvil faizleri düştü, ABD 10 yıl vadeli tahvil ile Türkiye 10 yıl vadeli tahvil arasındaki fark ocak ayı seviyelerine indi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a34c2fb60991-1781842683.png" alt="" width="303" height="302" />28 Şubat’ta başlayan savaş TL varlıklara olumsuz etki yaptı. Mart sonunda 311 baz puanın üzerine gelen CDS 236 baz puana gerilediğinde Hazine ve Maliye Bakanlığı yılın üçüncü yurtdışı tahvil ihracına çıktı ve dolar cinsi 5 yıl vadeli 2 milyar dolar borçlandı. Yatırımcıya getirisi yüzde 6,4 olan ihracın spreadi UST+250,3 baz puan olarak belirlendi. Ocakta dolar cinsi 7 yıl ve 12 yıl vadeli 3.5 milyar dolar borçlanan Hazine, şubatta ise Euro cinsi 8 yıl vadeli 2 milyar dolar tahvil ihracını tamamladı. Böylece 2026 yılında uluslararası sermaye piyasalarından sağlanan toplam finansman tutarı yaklaşık 7.9 milyar dolara ulaştı. Yılbaşında Hazine bu yıl 11 milyar dolar borçlanma hedefi açıkladı, 3.1 milyar dolar daha borçlanma kaldı.</p>
<h2>CDS’te savaş dönemine göre gerileme </h2>
<p>CDS'in marttaki zirve seviyesinden neredeyse 100 baz puan kadar gerilemesi piyasayı hareketlendirdi. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın dış borç ödeme takvimine göre haziranda 2 milyar 673 milyon doları ana para 172 milyon doları faiz olmak üzere 2 milyar 845 milyon dolarlık ödemesi bulunuyor. Bu yılın en yüklü itfası olarak ise ekimdeki 3 milyar 566 milyon dolar öne çıkıyor. Piyasa uzmanları hem CDS'teki gerilemenin yanı sıra gösterge tahvil faizlerindeki savaş dönemine göre düşüşü Hazine için şartları daha olumlu hale getirdiğini belirtti.</p>
<p>Türkiye’nin 10 yıl vadeli gösterge tahvil faizi savaş döneminde yönünü yukarıya çevirirken mayıs ortasındaki yüzde 36,41 seviyesinden dün itibariyle yüzde 33,26'ya indi. Yine 2 yıl vadeli gösterge tahvil faizi de yüzde 44,65'e kadar çıkarken savaşta dün yüzde 41,37'yi gördü. 5 yıl vadeli gösterge tahvil faizi de yüzde 40,58'den yüzde 37,39'a indi. ABD 10 yıl vadeli gösterge tahvil faizi ile Türkiye’nin 10 yıl vadeli gösterge tahvil faizi farkı da böylece ocak ayı seviyelerine geriledi. Bu durum da Hazine’nin yeni bir ihracı çıkmasını avantajlı hale getiren göstergelerden biri.</p>
<h2>İç borçlanmadan da aktarılacak </h2>
<p>Öte yandan Hazine’nin açıkladığı borç geri ödeme projeksiyonlarına göre Ocak 2026 ile Aralık 2026 arasında öngörülen dış borç geri ödemesi yaklaşık 20.4 milyar dolar seviyesinde. Hazine’nin hedef ise 11 milyar dolarda. Yılın ikinci yarısında ise 10 milyar 767 milyon dolarlık bir itfası kaldı Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın. Dış borçlanmada kalan 3.1 milyar doları geçen bu itfa için iç borçlanmanın bir bölümünün dış borç geri ödemelerine aktarılmasının gerekeceğini vurguladı. Hazine’nin üç aylık projeksiyonuna göre ihaleleri tamamlanan haziran ayı dahil temmuz ve ağustosta 1.85 trilyon lira iç borçlanma hedefl iyor. İç borç ödemeleri ise bu üç ayda 1.77 trilyon lira seviyesinde. En yüklü iç borç itfası ise 616.3 milyar lira ile temmuz ayında gerçekleştirilecek.</p>
<p>Bu yılın başında 7 yıl ve 12 yıl vadeli olarak çıkılan uluslararası tahvil ihracını örnek gösteren uzmanlar Hazine’nin bu olumlu havada 10 yıldan uzun vadeli bir ihraca çıkma olasılığını çok güçlü buluyor. Öte yandan bu yılki 4 ihracın hiçbiri sukuk olarak gerçekleştirilmedi. Uzmanların verdiği bilgiye göre Hazine önce uluslararası piyasalarda bir sukuk ihracına da çıkabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/hazine-10-yildan-uzun-vadeli-ihraca-cikabilir-81450</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/8/1280x720/dolar-dollar-1778823964.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savaşı bitirecek ön anlaşmanın imzalanması Türkiye’nin 5 yıllık iflas risk priminde gevşeme yarattı, en son nisanda uluslararası piyasalara çıkan Hazine’nin de elini güçlendirdi. Uzmanlar Hazine’nin bu ay içinde 10 yıldan daha uzun vadeli bir dış borçlanmaya çıkabileceğine dikkat çekiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yeni-hikaye-verimlilik-ve-teknoloji-olmali-81449</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 07:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Yeni hikaye verimlilik ve teknoloji olmalı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN/YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi (YİK) 2026 yılının ilk toplantısını yüksek bir katılım ile gerçekleştirdi. Toplantının açılışında konuşan TÜSİAD YİK Başkanı Ömer Aras, dünyanın artık yalnızca ekonomik dalgalanmalarla değil, aynı anda jeopolitik, enerji ve teknoloji kaynaklı üç büyük dönüşümle karşı karşıya olduğunu söyledi. Aras, Türkiye’nin bu yeni dönemde sahip olduğu stratejik avantajları değerlendirebilmesi için üretim kapasitesini teknoloji, enerji dönüşümü ve insan kaynağıyla bütünleştirmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Konuşmasında son dönemde yaşanan küresel gelişmelerin şirketlerin tüm hesaplarını altüst ettiğine dikkat çeken Aras, yılbaşında birçok şirketin 2026 bütçelerini hazırlarken enflasyon, faiz ve enerji fiyatlarına ilişkin benzer varsayımlar kullandığını ancak birkaç hafta içinde yaşanan jeopolitik gelişmeler nedeniyle bütün dengelerin değiştiğini söyledi. Aras, “Yaşadığımız olaylar neticesinde gördük ki artık ekonomik hesaplarla jeopolitik gelişmeler birbirinden ayrı düşünülemiyor. Bütün yatırım kararları yalnız ekonomik bölgelere bakılarak alınmıyor. Enerji güvenliği, tedarik güvenliği teknoloji erişimi ve jeopolitik risklerle birlikte düşünülüyor. Çünkü yaşadığımız dünya artık daha kırılgan, daha parçalı, daha belirsiz bir dünya. Önemli bir gerçeği kabul etmek zorundayız. Bugün yaşadığımız belirsizlik ve çatışma ortamı geçici bir parantez değildir” diye konuştu.</p>
<h2>“Belirsizlik dönemi kalıcı hale geliyor”</h2>
<p>İran’a yönelik saldırılar ve ardından Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının enerji maliyetlerini yükselttiğini, navlun ve sigorta giderlerini artırdığını belirten Aras, artık yatırım kararlarının yalnızca ekonomik göstergelerle değil enerji güvenliği, tedarik güvenliği ve jeopolitik risklerle birlikte değerlendirildiğini ifade etti. Dünyanın yeni bir denge arayışı içinde olduğunu belirten Aras, Rusya-Ukrayna savaşı, Orta Doğu’daki çatışmalar, ABD-Çin rekabeti ve Tayvan gerilimi gibi gelişmelerin geçici krizler değil, uzun süre devam edecek yapısal dönüşümlerin işaretleri olduğunu söyledi. Önümüzdeki dönemde küresel ekonomide dalgalanma ve kırılganlıkların süreceğini kaydeden Aras, şirketlerin ve ülkelerin dayanıklılık kapasitesinin her zamankinden daha önemli hale geldiğini vurguladı.</p>
<h2>“Dünyanın üretim merkezi ile askeri gücü ayrıştı”</h2>
<p>Konuşmasında dikkat çekici bir analiz de yapan Aras, son 25 yılda küresel üretim merkezinin Batı’dan Doğu’ya kaydığını söyledi. Çin’in küresel üretimdeki payının 2000 yılında yüzde 6 seviyesindeyken bugün yüzde 27’ye yükseldiğini belirten Aras, buna karşılık ABD’nin üretimdeki payının yüzde 25’ten yüzde 17’ye gerilediğini ancak finans ve askeri güçte üstünlüğünü koruduğunu ifade etti. 2030’da Çin’in payı yüzde 45’e çıkarken ABD’nin payının yüzde 45’e çıkacağını anlatan Aras, “Modern tarihte ilk kez dünyanın üretim merkezi ile askeri ve finansal merkezi farklı yerlerde bulunuyor” dedi. Bu ayrışmanın küresel ekonomide önemli bir fay hattı yarattığını söyleyen Aras, kritik minerallerden yarı iletkenlere kadar birçok stratejik alanda yaşanan rekabetin temelinde de bu dönüşümün bulunduğunu kaydetti.</p>
<h2>“Yeşil enerji artık rekabet gücü meselesi”</h2>
<p>Enerji dönüşümünün küresel belirsizliklerin ikinci büyük kaynağı olduğunu belirten Aras, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gelişmelerin dünyanın halen petrol ve doğalgaza bağımlı olduğunu gösterdiğini söyledi. Buna karşın güneş ve rüzgar enerjisinin birçok bölgede fosil yakıtlardan daha ucuz hale geldiğine dikkat çeken Aras, yeşil enerjinin artık sadece çevresel bir konu değil, aynı zamanda rekabet gücü ve ulusal güvenlik meselesi olduğunu ifade etti. Aras, yeni enerji sisteminin teknolojik altyapısında Çin’in önemli bir ağırlık kazandığını, bunun da küresel güç dengelerini yeniden şekillendirdiğini söyledi.</p>
<h2>Yapay zeka yarışında üç kritik unsur</h2>
<p>Teknolojik dönüşümün üçüncü büyük kırılma alanı olduğunu belirten Aras, yapay zeka yarışında çip, enerji ve verinin stratejik önem taşıdığını söyledi. Yapay zekanın yalnızca ekonomik değil aynı zamanda jeopolitik bir mücadele alanına dönüştüğünü ifade eden Aras, ABD, Çin ve Avrupa Birliği arasındaki teknoloji rekabetinin önümüzdeki dönemde daha da sertleşeceğini dile getirdi. Konuşmasının Türkiye açısından en dikkat çekici bölümünde Aras, 2026’nın ikinci yarısında Türkiye’nin iki önemli uluslararası organizasyona ev sahipliği yapacağını hatırlattı. Temmuz ayında gerçekleştirilecek NATO Zirvesi ile kasım ayında yapılacak COP31 İklim Zirvesi toplantılarının Türkiye açısından stratejik önem taşıdığını vurgulayan Aras, bu zirvelerin ülkenin jeopolitik ve ekonomik ağırlığını küresel ölçekte görünür kılacağını söyledi. NATO Zirvesi’nin güvenlik, enerji ve teknoloji eksenli yeni dünya düzenini temsil ettiğini belirten Aras, Türkiye’nin Karadeniz, Orta Doğu, enerji koridorları ve lojistik hatlar üzerindeki konumu nedeniyle ittifakın en kritik ülkelerinden biri haline geldiğini ifade etti. COP31’in ise Türkiye’nin enerji dönüşümü, sürdürülebilir finansman ve yeşil kalkınma vizyonunu dünyaya anlatması açısından önemli bir fırsat olduğunu belirten Aras, “Bu fırsatı iyi değerlendirmeliyiz” dedi.</p>
<h2>Türkiye’nin yeni hikayesi verimlilik ve teknoloji olmalı</h2>
<p>Türkiye’nin güçlü yanlarının coğrafi konumu, üretim kapasitesi ve ekonomik çeşitliliği olduğunu vurgulayan Aras, özellikle ekonomik çeşitliliğinin çok büyük bir başlangıç avantajı olduğunu ifade etti. Bununa beraber Aras, yalnızca ekonomik büyümenin yetmediğini söylerken, “Nasıl büyüdüğümüz, büyümenin kalkınma yaratıp yaratmadığı da çok önemli. Burada çok önemli bir noktayı özellikle vurgulamak istiyorum. Ekonomik başarı yalnızca kaynak meselesi değildir. Aynı zamanda yön meselesidir” dedi. Bu noktada Aras, Türkiye’nin yeni kalkınma hikayesinin daha yüksek verimlilik, daha yüksek katma değer, daha güçlü teknoloji kapasitesi ve nitelikli insan kaynağı üzerine kurulması gerektiğini söyledi. Gençlerin eğitimine yatırım yapılmasının, çalışanların yetkinliklerinin artırılmasının ve kadınların ekonomik hayata daha güçlü katılımının kritik önem taşıdığını belirten Aras, Türkiye’nin hangi sektörlerde derinleşeceğine ve hangi teknolojilere odaklanacağına ilişkin uzun vadeli bir yön duygusuna ihtiyaç duyduğunu ifade etti. Yeni dönemde başarının ortak akıl, uzun vadeli bakış ve güçlü koordinasyon gerektirdiğine işaret eden Aras, “Türkiye yeni dönemin üretim, enerji ve teknoloji mimarisinde sağlam bir yer edinmelidir. Önemli olan jeopolitik ağırlığımızı güçlü ekonomiye, kalıcı refaha çevirebilmektir. Bu sorumluluk yalnızca kamu değil, yalnızca özel sektörün değil, hepimizin ortak sorumluluğudur” diye konuştu.</p>
<h2>En öneli stratejik hedef Gümrük Birliği ve Made in Europe</h2>
<p>Aras’ın konuşmasında öne çıkan bir diğer başlık ise Avrupa Birliği ile ilişkiler oldu. Türkiye’nin ekonomik açıdan en önemli stratejik hedeflerinden birinin Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği’nin güncellenmesi olduğunu söyleyen Aras, Türkiye’nin Avrupa’nın yeni üretim mimarisinin dışında değil içinde yer alması gerektiğini bu nedenle Made in Europe yaklaşımının da bir parçası olunması gerektiğini vurguladı. Avrupa’nın enerji dönüşümü, dijitalleşme, savunma ve stratejik üretim alanlarında yeniden yapılanma sürecinden geçtiğini belirten Aras, Türkiye’nin coğrafi konumu ve sanayi kapasitesiyle Avrupa’nın en önemli üretim ortaklarından biri olabilecek potansiyele sahip olduğunu söyledi. Konuşmasının sonunda Aras, dünyanın yeniden şekillendiği bu dönemde yalnızca mevcut durumu korumaya çalışan ülkelerin geride kalacağını belirterek, “Belirsizliği doğru okuyan, kurumlarını güçlendiren, teknolojiye yatırım yapan ve ekonomik dayanıklılık yaratabilen ülkeler kazanacak. Türkiye yeni dönemin üretim, enerji ve teknoloji mimarisinde sağlam bir yer edinmeli. Önemli olan jeopolitik ağırlığımızı güçlü ekonomiye ve kalıcı refaha dönüştürebilmektir” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ozan Diren: Kurallı piyasa düzeni güçlendirilmeli</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a34c1fd8e764-1781842429.jpg" alt="" width="700" height="413" /></span>TÜSİAD YİK Toplantısı’nın açılışında konuşan TÜSİAD Başkanı Ozan Diren, Türkiye’nin önemli fırsatlara sahip olduğunu söylerken, bu fırsatların kalıcı başarıya dönüşmesi için enflasyonla mücadelenin kararlılıkla sürdürülmesi, üretim ve ihracat kapasitesinin korunması, sanayi dönüşümünün hızlandırılması, AB ile entegrasyonun derinleştirilmesi ve kurallı piyasa düzeninin güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. İş dünyasının son yıllarda salgından bölgesel savaşlara, enerji fiyatlarındaki dalgalanmalardan finansmana erişim zorluklarına kadar birçok sınamadan geçtiğini hatırlatan Diren, Türk şirketlerinin bu süreçlerde hızlı uyum sağlama, alternatif pazarlar yaratma, üretimi sürdürme ve ihracat bağlantılarını koruma becerisi gösterdiğini söyledi. Ancak yeni dönemde çevikliğin tek başına yeterli olmayacağını belirten Diren, “Çevikliği stratejiyle, dayanıklılığı verimlilikle, üretim gücünü teknoloji ve sürdürülebilirlikle birleştirmemiz gerekiyor” dedi.</p>
<p><strong>"Dezenflasyon sürecinden taviz verilmemeli"</strong></p>
<p>Diren’in konuşmasında enflasyonla mücadele de öne çıkan başlıklar arasında yer aldı. Haziran 2023’te başlayan programla enflasyonun yüzde 70’lerden yüzde 30’lar seviyesine gerilediğini belirten Diren, dezenflasyon sürecinden taviz verilmemesi gerektiğini söyledi. Para politikasındaki kararlılık, maliye politikasındaki uyum ve beklenti yönetiminin fiyat istikrarı açısından belirleyici olacağını ifade eden Diren, kalıcı fiyat istikrarı için verimlilik artışı ve yapısal dönüşüm gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Diren, ihracatta 2025 yılında sınırlı artış yaşandığını, 2026’nın ilk 5 ayında ise bir ivme yakalandığını söyledi. Buna karşın dış ticaret açığının genişlediği, savunma sanayindeki güçlü büyümenin imalat sanayinin geneline yayılmadığı bir dönemden geçildiğini dile getiren Diren, bu nedenle dezenflasyon yönetiminin üretim, ihracat ve sanayi dönüşümünü destekleyen tamamlayıcı araçlarla güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Türkiye’nin önümüzdeki 5, 10 ve 15 yılda hangi alanlarda rekabet edeceğini, hangi teknolojileri ve ihracat pazarlarını önceleyeceğini ortak akılla tarif etmesi gerektiğini söyleyen Diren, seçici, şeffaf, veriye dayalı ve performans odaklı bir sanayi dönüşümü yaklaşımına ihtiyaç olduğunu belirtti. Konuşmasında yeni rekabet gücü tanımına da dikkat çeken Diren, rekabetin artık yalnızca üretim ölçeği, maliyet ve coğrafyadan doğmadığını; veri, teknoloji, yapay zekâ, temiz enerji, beceri dönüşümü ve verimlilikten beslendiğini söyledi. Sanayi ürününün de artık yalnızca fiziksel bir ürün olmadığını belirten Diren, yazılım, veri, hizmet, tasarım, marka, finansman ve ekosistemle birlikte değer kazandığını ifade etti.</p>
<p><strong>"AB ile entegrasyon derinleştirilmeli"</strong></p>
<p>Diren, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile entegrasyonunun da yeni dönemde özel önem taşıdığını belirterek, Gümrük Birliği’nin modernizasyonunun AB tarafında teknik veya siyasi ön koşullara bağlanmadan başlatılması gerektiğini söyledi. Bunun yalnızca ticareti artıracak bir düzenleme değil, Türkiye ile AB arasındaki ekonomik entegrasyonu yeni dönemin ihtiyaçlarına uyarlayacak kilit bir adım olduğunu ifade etti. Diren, konuşmasının sonunda Türkiye’nin güçlü sanayi altyapısı, girişimcilik kültürü, genç nüfusu, coğrafi konumu ve Avrupa ile entegrasyonu sayesinde önemli fırsatlara sahip olduğunu belirtti. Bu fırsatların kalıcı başarıya dönüşmesi için enflasyonla mücadelenin kararlılıkla sürdürülmesi, üretim ve ihracat kapasitesinin korunması, sanayi dönüşümünün hızlandırılması, AB ile entegrasyonun derinleştirilmesi ve kurallı piyasa düzeninin güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Diren, “Bugünü yönetirken yarını kuran, krizlere dayanıklı, dönüşüme hazır, dünyayla entegre, daha yüksek katma değer üreten ve insana daha fazla gelecek umudu veren bir Türkiye için birlikte çalışmalıyız” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yeni-hikaye-verimlilik-ve-teknoloji-olmali-81449</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/9/1280x720/omer-aras-1781842447.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜSİAD&#039;ın yoğun katılımla gerçekleştirilen Yüksek İstişare Konseyi toplantısında konuşan YİK Başkanı Ömer Aras, Türkiye’nin güçlü yanlarının coğrafi konumu, üretimi ve ekonomik çeşitliliği olduğunu kaydetti. Aras, yeni kalkınma hikayesinin daha yüksek verimlilik, daha yüksek katma değer, daha güçlü teknoloji üzerine kurulması gerektiğini söyledi. TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ozan Diren de Türkiye’nin elindeki fırsatların kalıcı başarıya dönüşmesi için enflasyonla mücadelenin kararlılıkla sürdürülmesi, üretim ve ihracat kapasitesinin korunması, sanayi dönüşümünün hızlandırılması, AB ile entegrasyonun derinleştirilmesi ve kurallı piyasa düzeninin güçlendirilmesi gerektiğine işaret etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bitliste-ilave-organize-sanayi-bolgesi-kuruluyor-81508</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bitlis&#039;te ilave organize sanayi bölgesi kuruluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bitlis'in Güroymak ilçesinde 128 hektar alana kurulacak ilave organize sanayi bölgesinde (OSB) sondaj ve zemin etüt çalışmaları yapılıyor.</p>
<p>Aşağıkolbaşı köyü yakınlarında 120 parselden oluşacak ilave OSB'de yaklaşık 100 fabrikanın yer alması planlanıyor.</p>
<p>Bitlis Valisi Ahmet Karakaya, kentte istihdama ve ekonomiye katkı sunacak OSB'de yapılan çalışmaları inceledi, görevlilerden bilgi aldı.</p>
<p>Karakaya, basın mensuplarına, Bitlis'in her alanda olduğu gibi sanayileşmede de ciddi mesafe aldığını söyledi.</p>
<p>İl genelinde 70 civarındaki fabrikada 12 bine yakın kişinin istihdam edildiğini kaydeden Karakaya, şöyle konuştu:</p>
<p>"Bunun önemli ayaklarından biri olan OSB'mizde 55 firma hizmet vermektedir. Orada neredeyse yerimiz kalmadı. OSB'nin geliştirilmesine ihtiyaç olduğu için ilave organize sanayi bölgesi projemizi hayata geçiriyoruz. İlgili bakanlıklarla prosedürleri tamamladık. 128 hektar olan bu alan mevcut OSB'mizin iki kat büyüklüğünde. 120 parselde kurulacak çok sayıda fabrikanın önümüzdeki dönemde faaliyete geçmesi için çalışmalarımız devam ediyor."</p>
<p>İlave OSB'nin, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının 2027 yılı yatırım programına dahil edildiğini ve 660 milyon liranın tahsis edildiğini anlatan Karakaya, fabrika binaları ve diğer donatı alanlarının yerleşimi konularında imar çalışmasının hızla tamamlanacağını ifade etti.</p>
<p>Altyapı projesi tamamlandığında ön tahsisleri yapacaklarını dile getiren Karakaya, şöyle devam etti:</p>
<p>"Gelecek yıldan itibaren ilave OSB'de yeni fabrikaların yükseldiğini, istihdama ve ekonomiye katkı sağladığını göreceğiz. Buraya 100 civarında fabrikanın sığabileceği parseller planlandı. Küçük işletmeler için 5 dönümlük, daha büyük işletmeler için 30 dönüme kadar alanlar olacak. İlimize hayırlı olsun."</p>
<p>Karakaya'ya, vali yardımcıları Onur Aykaç ile Alay Yazıcı, İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Adem Aydoğdu, İl Tarım ve Orman Müdürü Ramazan Çolak, Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürü Levent Şeker eşlik etti.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bitliste-ilave-organize-sanayi-bolgesi-kuruluyor-81508</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/8/1280x720/bitlis-1781858298.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bitlis Valisi Ahmet Karakaya, &quot;128 hektar olan bu alan mevcut OSB&#039;mizin iki kat büyüklüğünde. 120 parselde kurulacak çok sayıda fabrikanın önümüzdeki dönemde faaliyete geçmesi için çalışmalarımız devam ediyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tribunde-olamayanlarin-sesi-sahaya-ulasti-81474</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tribünde olamayanların sesi sahaya ulaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Teknoloji, hayatı kolaylaştırdığı kadar insanları birbirine yakınlaştırmakta da önemli bir rol üstleniyor. Spor bunun en güçlü örneklerinden biri.</p>
<p>Türkiye Kadın Voleybol Milli Takımlar Ana Sponsoru ve Sultanlar Ligi İsim Sponsoru Vodafone, 2026 Voleybol Milletler Ligi’nin Ankara etabında teknoloji ile taraftar deneyimini buluşturdu. Ancak bu kez öne çıkan yalnızca daha hızlı bağlantı ya da gelişmiş veri paylaşımı olmadı. Vodafone, kilometrelerce uzaktaki taraftarların sesini ve heyecanını milli takımın yanına taşıdı.</p>
<p>Türkiye-Belçika karşılaşması öncesinde hayata geçirilen “Vodafone 5G Türkiye Tribünü” projesi, bunun somut örneklerinden biri oldu. Farklı şehirlerde bulunan 41 voleybolseverin görüntüleri ve sesleri, 5G destekli hologram teknolojisi aracılığıyla salona taşındı. İstiklal Marşı okunurken tribünlerin arkasında beliren hologram taraftarlar, salondaki binlerce kişiyle birlikte aynı anda marşa eşlik etti. Ortaya çıkan görüntü, teknolojinin yalnızca ekranlar ve cihazlardan ibaret olmadığını; doğru kullanıldığında duygusal bağları da güçlendirebildiğini gösterdi…</p>
<p><strong>Sporda yeni bir deneyim </strong></p>
<p>Dijital dönüşüm, uzun süredir spor endüstrisinin de gündeminde. Bugün dünyanın önde gelen spor organizasyonları, taraftarlara yalnızca maç izleme deneyimi sunmanın ötesine geçmeye çalışıyor. Gerçek zamanlı veri paylaşımı, artırılmış gerçeklik uygulamaları, yapay zekâ destekli analizler ve yeni nesil bağlantı teknolojileri bu dönüşümün temel araçları arasında yer alıyor. Vodafone’un Ankara etabında sunduğu uygulamalar da bu dönüşümün bir parçası olarak öne çıkıyor. Karşılaşmalar sırasında servis hızı, smaç hızı ve smaç yüksekliği gibi performans verileri anlık olarak izleyicilerle paylaşılırken, “canlı dahil-hariç” kararlarında da 5G teknolojisinin eşzamanlı bağlantı kapasitesinden yararlanılıyor. Böylece hem hakem kararlarının desteklenmesi hem de seyir deneyiminin zenginleştirilmesi hedefleniyor.</p>
<p>Ancak belki de en dikkat çekici nokta, teknolojinin bu kez yalnızca performans analizi için değil, taraftar katılımını artırmak için kullanılması.</p>
<p>Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Meltem Bakiler Şahin’in de vurguladığı gibi, milli takım maçlarından önce İstiklal Marşı’nın okunduğu anlar birlik duygusunun en yoğun hissedildiği anlar arasında yer alıyor. Bu nedenle geliştirilen hologram tribün uygulaması, teknik bir gösteriden çok daha fazlasını ifade ediyor. Ankara’da olmayan taraftarlar da o anın parçası olabiliyor; sesleri, görüntüleri ve heyecanları sahaya taşınabiliyor.</p>
<p>Aslında bu yaklaşım, dijitalleşmenin geleceğine dair önemli bir ipucu veriyor. Önümüzdeki dönemde teknoloji yalnızca daha fazla kişiyi bağlamayacak, aynı zamanda fiziksel mesafeleri ortadan kaldırarak ortak deneyimler yaratacak.</p>
<p>Bakiler Şahin şu yorumları yapıyor: “A Milli Kadın Voleybol Takımımız hepimizin gururu ve kalbimiz maçlarında onlarla birlikte çarpıyor. Özellikle İstiklal Marşı’mızın okunduğu ve tüm oyuncuların sahada birlikte oldukları o an, maçların başlamasından önce birlik ve beraberliğin en çok hissedildiği an. İşte tam da bu anda teknolojiyi de kullanarak milli takımımıza tüm Türkiye olarak yanlarında olduğumuzu hissettirmek ve bu anı unutulmaz kılmak istedik. Teknolojinin gücüyle deneyimi yeniden tanımlayan bu projeyle, ülke genelindeki heyecanı tek bir noktada buluşturduk. Vodafone olarak, kadın voleybolunun yanında gururla durmayı sürdüreceğiz.” </p>
<p><strong>Taraftar merkezde</strong></p>
<p>Vodafone’un Ankara etabındaki çalışmaları yalnızca hologram tribünle sınırlı değil. Maç aralarında gerçekleştirilen taraftar kamera uygulamalarıyla izleyicilerin görüntüleri cep telefonları üzerinden salon ekranlarına yansıtılıyor. Katılımcılara milli takım forması gibi sürpriz hediyeler veriliyor.</p>
<p>Şirket, turnuva başlamadan önce Ankara’daki mağazalarında düzenlediği etkinliklerle de yaklaşık 6 bin voleybolsevere bilet, forma ve çeşitli hediyeler ulaştırdı. Bütün bu çalışmaların ortak noktası ise taraftarı yalnızca izleyici olmaktan çıkarıp deneyimin aktif bir parçası haline getirmesi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tribunde-olamayanlarin-sesi-sahaya-ulasti-81474</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/7/4/1280x720/3466-1781848175.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tribünde olamayanların sesi sahaya ulaştı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/19-firma-ic-pazar-sinirini-asti-yuzde-86-ihracata-ulasan-var-81471</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 19 firma iç pazar sınırını aştı, yüzde 86 ihracata ulaşan var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İhracat, dönem kârı ve satış büyümesi birlikte güçlenen şirketler yatırımcısına daha fazla güven veriyor. Borsada her üç kriteri de karşılayıp %10’un üzerinde büyümeyi başaran 19 şirket, iç pazarın daraldığı günlerde %86’yı aşan ihracat oranlarıyla yatırımcıların ilgisini çekiyor.</strong></p>
<p>Bir şirketin çift haneli ihracat geliri oranına sahip olması kimi yatırımcının o şirketin yurt içindeki daralmadan etkilenmeyeceği düşüncesine götürebilir. Şüphesiz Coca-Cola İçecek veya Yeo Teknoloji gibi şirketlerin ihracat oranlarını %50’nin üzerine taşıması önemli bir döviz girdisi elde etmelerine olanak verir. Ancak asıl mesele, elde edilen döviz gelirinin ne kadarının kalıcı bir kârlılığa dönüştüğüdür. Rakamların büyüsüne kapılmadan gelir ve kârın sürekliliğini araştıranlar, sanal yükselişlerin ötesinde reel kazançlara ulaşma imkanı bulur.</p>
<h2>İhracat oranı yüksek olanlar</h2>
<p>Yeo Teknoloji, üç aylık dönemde toplam gelirin %86’sını yurt dışından sağlarken bu yönüyle listedeki diğer şirketlerin önünde yer aldı. İlk çeyrekte gelirini %86 büyüten Yeo, dönem sonu kârını da %195 artışla 195 milyon TL’ye çıkardı. Henüz ilk yarı dolmadan yıllık gelirinin %71,5’ine denk gelen yeni iş bağlantıları kurması kârın büyüme olasılığını destekliyor.</p>
<p>Coca Cola İçecek toplam gelirinin %60,98’ini yurt dışı satışlarından temin ediyor. Üç aylık dönemde gelirini %11, esas faaliyet kârını %84 büyüten firma, dönem sonu net kârını %214 artışla 5,2 milyar TL’ye çıkardı. Mayısta hisse başına net 1,22 TL temettü veren hisse, mayısta test ettiği en yüksek 87,90 TL’nin ardından gelen satışlarla birlikte geriledi.</p>
<h2>Satışları en fazla büyüyen</h2>
<p>Listeye girmeyi başaran Odine Teknoloji’nin toplam satışları içindeki ihracat oranı %15,02 olsa da net satışlarını %173,63 oranında büyüttü. Toplam gelirindeki yüksek artış dönem sonu kârlılığına da olumlu yönde yansıdı. Net kârını %97 artışla 24,6 milyon TL’ye çıkaran şirkete ait hissenin fiyatı özellikle geçtiğimiz şubattan itibaren ivmesini artırarak yükselişini sürdürüyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a34d4b0e94de-1781847216.png" alt="" width="999" height="526" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP’E SOR</span></h2>
<p><strong>GRAM ALTIN MI, KÜLÇE ALTIN MI?</strong></p>
<p><strong>Gram altın</strong>; bütçe dostu, yüksek likidite, esnek satış, düzenli birikim, fiziksel dolaşım. Yüksek makas, taşıma riski, disiplin kaybı, muhafaza zorluğu.</p>
<p><strong>Külçe altın</strong>; maliyet avantajı, düşük makas, sermaye yoğunluğu, zorunlu disiplin, güven. Bölünememe, yüksek bütçe, güvenlik riski, likidite engeli.</p>
<p><strong>Yeni anlaşmalar ciroyu desteklerken güvenli ve sağlam nakit akışı sağlayacak</strong></p>
<p>Yeni alınan işler Orge Enerji’nin 2026 cirosunu ne kadar büyütecek? ● Uğur Kaya</p>
<p>Uğur; Orge Enerji, Mandarin Oriental projesinde 286 milyon TL, Bursa Hafif Raylı Sistem projesinde ise 940 bin dolarlık ek sözleşme imzaladı. Yapılan işlerin 2026 cirosuna katkısı proje takvimlerine göre değişkenlik gösteriyor. Mandarin projesi Eylül 2026’da biteceğinden, 286 milyon TL’lik gelirin tamamı bu yılın bilançosuna girecek. Bursa projesinin teslimi 2027’ye uzanıyor. İlk çeyrekte satışlarını %23 artırarak 1,25 milyar TL’ye taşıyan ve kârını %138 büyüten şirket için bu imzalar, yılın geri kalanında ciroyu destekleyecek nakit akışı olacak.</p>
<p><strong>Özbekistan şirketiyle potansiyel arayışı içerisinde. Kısa vadeli gelir beklenmemeli</strong></p>
<p>Odaş’ın Özbekistan’daki iş birliği kısa vadede gelire dönüşür mü? ● Suat Bozkurt</p>
<p>Suat; Odaş, iştiraki Suda Maden aracılığıyla geçtiğimiz mayıs ayında Özbekistan kamu şirketi UzTMK ile stratejik metaller alanında potansiyel arayışı ve ortak tesis yatırımlarını değerlendirmek üzere iş birliği protokolü imzaladı. Şirketin açıklamasından sürecin henüz potansiyel tespiti ve değerlendirme aşamasında olduğu anlaşılıyor. Madencilik projelerinde tesis kurmak ve üretime geçmek yıllar alabilmekte. Bu sebeple, atılan imzanın bilançoya kısa vadede ciro veya nakit katkısı yapması beklenmemeli. Uzun vadeli olarak değerlendirilmeli.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>BV1 fonu son bir yılda %65 yükselişle endeksin performansının üzerine çıktı</strong></p>
<p>BV Portföy idaresindeki Birinci Hisse Senedi (TL) Fonu (BV1), Nisan 2025’ten bu yana işlem görüyor. Ekimde gerçekleştirdiği yükselişiyle geçtiğimiz şubatta en yüksek 1,67 TL’ye kadar çıktı. Sonrasında yataya dönerken son günlerde tekrar zirvesine yönelmiş durumda. Fonun büyüklüğünde de dalgalı bir seyir öne çıkıyor. Haziranın ilk yarısında 91 milyon TL nakit çıkarken büyüklüğü 94,81 milyon TL seviyesinde duruyor. BV1’in yatırımcı sayısı 614 kişi düzeyinde. Temel stratejisi, portföyünü borsada işlem gören hisse senetlerinde değerlendirmek üzerine kurulu. Fonun %96,88’i hisse senedi ve %3,12’si yatırım fonlarından oluşuyor. Aldığı hisseler arasında ilk beşte GLRMK, VAKBN, THYAO, KCHOL ve GLCVY öne çıkıyor. Son bir yılda %65,19 getiri sağarken aynı sürede BIST 100 Endeksi’nin %54,24 çıkışını geçti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Tiryaki Agro Gıda, piyasadan %55,72 bileşik faizle 130 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Tiryaki Agro Gıda, 16.06.2026 tarihinde finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 130.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %47,50, bileşik faizi %55,72 olarak belirlendi. 114 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 09.10.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %14,84 düzeyinde. 17 Haziran itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. Tiryaki’nin verdiği %47,50 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 7,51 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFTRYKE2613 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a34d48715f2c-1781847175.png" alt="" width="985" height="242" /></strong><strong>RAİNBOW</strong></p>
<p><strong>Yozgat’taki tarlayı üzerindeki GES ile birlikte işletme sermayesi için satıyor</strong></p>
<p>Rainbow Polikarbonat, Yozgat Yerköy’de bulunan tarlası ve üzerinde kurulu 3 MWe kapasiteli GES’in satışı için anlaşmaya vardı. Satış KDV dahil 125 milyon TL’ye gerçekleşirken, elde edilen yaklaşık 7,6 milyon TL, işletme sermayesi olarak kullanılacak. Şirket, duran varlık portföyündeki tesisi nakde çevirerek finansman ihtiyacını karşılayacak. Faaliyet süreçlerinde oluşan finansman ihtiyaçları özkaynaklarla çözülmesi operasyonel esneklik sağlaması açısından tercih edilebilmekte. Bankalardan yüksek maliyetli kredi kullanımına kıyasla, daha avantajlı olmakta.</p>
<p><strong>SANİFOAM ENDÜSTRİ</strong></p>
<p><strong>Hendek OSB’deki fabrika alanını genişletiyor. İlave arsa tahsisi kabul edildi</strong></p>
<p>Sanifoam Endüstri, Hendek’teki 23 bin metrekarelik mevcut fabrika arazisini genişletmek amacıyla başvurduğu 5.193 metrekarelik ilave arsa tahsisinin OSB tarafından onaylandığını duyurdu. Ödemelerin 10,1 milyon TL’si peşin, kalanı altı ay taksitle yapılacak. İşlem sonrası toplam arsa büyüklüğü 28 bin metrekareyi aşacak. Şirket, ilerleyen dönemde mevcut fabrikaya ilave olarak yapmayı planladığı 7 bin metrekarelik inşaat yatırımı için fiziksel alanı hazır hale getirmiş oldu. Kapasitesini artırmak isteyen firmaların aynı alan içinde büyümeleri avantaj sağlayabilecek.</p>
<p><strong>BALSU GIDA</strong></p>
<p><strong>Şili’de yürüttüğü üretim tesisinin ilk fazını tamamlayarak sevkiyata başladı</strong></p>
<p>Balsu Gıda, Şili’de yürüttüğü üretim tesisi yatırımının ilk fazının tamamlandığını, üretimin ve ihracat sevkiyatlarının başladığını duyurdu. İleri işleme entegre tesisini kapsayan ikinci fazda da inşaatın sürdüğü ve üretim ekipmanlarının sahaya ulaştığı bildirilirken, tesisinin tamamının 2026 yılının üçüncü çeyreğinde devreye alınmasının planlandığı açıklandı. Şirket, girişimiyle farklı hasat dönemlerinden faydalanarak yıl boyunca kesintisiz fındık tedariki sağlama ve Amerika ile Asya-Pasifik pazarlarına coğrafi yakınlık kurma yönünde önemli bir adım atmış oldu.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Akiş GYO’da son bir aydır kâr satışları fiyatı baskılıyor. Fonlar satış tarafında</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a34d46a68adf-1781847146.png" alt="" width="294" height="219" /></strong>Akiş GYO’da fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %2,6 ile toplamda 1,57 milyon lot azalarak 58,39 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 35’den 38’e çıktı. TI2 fonu 3,05 milyon lot ile en fazla satışı yaparken, GO9 fonu 1,53 milyon lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Akiş GYO için bugüne kadar 2 aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan kurum bulunmuyor. En yüksek hedef öneriyi İş Yatırım 14,03 TL ile verdi. Yıl içinde en düşük öneri 12 TL ile Gedik Yatırım’dan geldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/19-firma-ic-pazar-sinirini-asti-yuzde-86-ihracata-ulasan-var-81471</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 19 firma iç pazar sınırını aştı yüzde 86 ihracata ulaşan var ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cini-universitelerinden-okumak-tsinghuanin-koridorlarindan-81466</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çin’i üniversitelerinden okumak: Tsinghua’nın koridorlarından</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a34d72e779b9-1781847854.png" alt="" width="287" height="126" /></p>
<p>Pekin, Şanghay, Shenzhen, Hangzhou, Guangzhou... Beş şehir, toplam yaklaşık 100 milyon insan. Bu beş şehri not aldım çünkü Çin’in startup ekosisteminin gelişmesi için gereken kritik nüfus havuzunu barındırıyormuş. Daha önce Şanghay ve Dalian’da konuşmacı olarak konferanslara katılmıştım, en son 2019’da Wuzhen’deki Dünya İnternet Konferansı’na konuşmacı olarak katılmıştım. O 1.300 yıllık “su şehrinde” kulislerde herkes aynı şeyi konuşuyordu: Xi Jinping’in Alibaba kurucusu Jack Ma’yı istemediğini, bırakması gerektiğini. Nitekim Jack Ma kısa süre sonra Alibaba’nın başından ayrıldı. Çin’in devlet-teknoloji ilişkisinin ne kadar keskin olabileceğinin çarpıcı bir örneği oldu. Bu son ziyaretim ise Pekin merkezliydi ama bu beş şehrin oluşturduğu ağ, Çin’in teknoloji ve girişimcilik altyapısını anlamanın anahtarı (Hong Kong’u da eklersek altı).</p>
<p>Çin’in bugününü okumak istiyorsak yalnızca fabrikalara, limanlara ya da borsa verilerine değil, üniversitelerine bir bakalım. Dünyanın en büyük yükseköğretim sistemine ev sahipliği yapan bu ülkede, 3.100’den fazla üniversite ve 48 milyonu aşkın öğrenciyle karşı karşıyasınız. Yıllık 13 milyondan fazla gencin girdiği Gaokao sınavı, belki de gezegenin en büyük meritokratik yarışı. Bizdeki YKS. Ben bu yarışın zirvesindeki kuruma, Tsinghua Üniversitesi’ne misafir öğretim üyesi olarak davet edildim.</p>
<p>Üniversitenin kapısına geldiğimde herkes kart basarak giriş yapıyordu; ben de pasaportumu uzattım, numaramı girdiler ama izin vermediler. Beni havalimanından alan doktora öğrencisine yazdım, başvuruyu yaptığını söyledi, ama parti sekreterliği onayı gerekiyormuş. Yurt dışında elini kolunu sallayarak girdiğimiz üniversiteler aklıma geldi; burada kampüse girmek bile bir prosedür. Ama düşününce bizde de öyle, üniversiteleri halka açamadık daha.</p>
<p>Üniversite yönetim sistemine baktım: rektör merkezi devlet sistemi tarafından atanıyor, Parti Sekreteri ise ÇKP’nin örgütlenme mekanizması tarafından belirleniyor. Batılı anlamda bağımsız bir mütevelli heyeti bulunmuyor. Çin üniversiteleri “ikili liderlik” modeliyle yönetiliyor; teoride rektör akademik ve idari işlerden sorumlu, Parti Sekreteri ise siyasi yönelim ve parti çalışmalarını denetliyor. Yani Parti Sekreteri, mütevelli heyeti başkanı + ideoloji şefi + insan kaynakları direktörünün birleşimi gibi. Ancak iki yapı arasında önemli bir personel örtüşmesi var. Akademik araştırmalara göre Eğitim Bakanlığı’na bağlı üniversitelerin yaklaşık yüzde 91’inde rektör aynı zamanda Parti Sekreter Yardımcısı olarak görev yapıyor. Bu nedenle üniversite yönetiminde akademik ve siyasi otorite arasındaki sınırlar Batı üniversitelerine kıyasla çok daha geçirgen. Öte yandan Vahşi Batı’nın “liberal” üniversiteleri de şu aralar bağımsızlıklarını korumakta zorlanıyor; federal fonların kesilmesi, araştırma hibelerinin siyasi kriterlere bağlanması derken, kontrol mekanizması farklı ama baskı tanıdık. Hangisi uzun ömürlü olacak göreceğiz.</p>
<p><strong>Ayaklanma tazminatlarıyla kurulan üniversite</strong></p>
<p>Tsinghua için “Çin’in MIT”si deniliyor. Üniversitenin kapısından girdiğinizde ilk fark ettiğiniz şey, kampüsün devasa ölçeği ve sessiz bir ciddiyetle çalışan binlerce öğrenci. 1911’de Boxer Ayaklanması tazminatlarıyla kurulan bu üniversite, başlangıçta ABD’ye gidecek öğrenciler için bir hazırlık okulu olarak başlamış. Aklıma da mezun olduğum ODTÜ’nün kuruluşu geldi.  Tsinghua’nın etkisi bu arada Çin sınırlarını da aşmış. Kuruluş hikâyesi, yarı-sömürge bir ülkenin üniversite kurma mücadelesinin özeti.  Çindeki politik çalkantılar ana karadan ayrılan Tsinghua akademisyenlerini Tayvan’da National Tsing Hua University’yi kurmaya; Singapur’da ise yerel Çin diasporası 1955’te Nanyang Üniversitesi’ni (Güneydoğu Asya’nın ilk Çince üniversitesi) Tsinghua, Fudan ve Peking’in bölgedeki eşdeğeri olarak inşa etmeye itmiş. Bugün Nanyang Teknoloji Üniversitesi (NTU), dünya sıralamalarında ilk 15’te.</p>
<p>Tsinghua, bugün Çin’deki en yüksek üniversite bütçesiyle dünya sıralamalarında sürekli olarak ilk 10’u zorluyor.  Yapay zekâ alanında dünyanın en güçlü üniversitelerinden biri olarak kabul ediliyor. Çin’deki açık ara en prestijli üniversite. Danışma kurulunun başkanı Apple CEO’su Tim Cook; üyeleri arasında NVIDIA CEO’su Jensen Huang (yeni girdi), Elon Musk, Satya Nadella, Mark Zuckerberg, Michael Dell, Jamie Dimon ve Larry Fink var; tek bir Çin üniversitesinin danışma kurulunda Amerikan iş dünyasının zirvesi toplanmış. Kampüsün girişinde dev harflerle yazılı gayri resmi sloganı konuştuğum her öğrencinin mottosu olmuş: “Yapmak konuşmaktan iyidir.”</p>
<p>Yapanlara bir örnek. Yang Zhilin, 1992’de Guangdong eyaletinin küçük bir şehri Shantou’da doğmuş. Lisede tek satır kod yazmamış; ama bilişim olimpiyatı hazırlık programına seçilmiş, Guangdong eyalet birincisi olmuş ve Tsinghua’ya garantili kabul kazanmış. Gaokao’dan 667 almış. Sistem onu Termal Enerji Mühendisliği’ne yerleştirmiş. İkinci yılında Bilgisayar Bilimleri’ne geçmiş, 2015’te bölüm birincisi olarak mezun olmuş. Tsinghua’da bir yandan Prof. Tang Jie’nin (daha sonra bir başka Çinli yapay zekâ devi Zhipu’yu kuracak) danışmanlığında araştırma yaparken, bir yandan da üç arkadaşıyla Splay adında bir rock grubu kurmuş. Amerika’da Carnegie Mellon’da doktorasını dört yılda bitirmiş; bu sürede modern yapay zekânın temel taşlarından Transformer-XL ve XLNet makalelerinin ortak yazarı olmuş, Facebook AI Research ve Google Brain’de çalışmış. Sonra Kasım 2022’de ChatGPT çıkınca Mart 2023’te Pekin’de, Tsinghua’dan iki sınıf arkadaşı ve rock grubunun üyeleri ile Moonshot AI’ı kurmuş. Şirketin adı Yang’ın en sevdiği albüm olan Pink Floyd’un Ayın Karanlık Yüzü albümünden ve şirket albümün 50. yıl dönümünde kurulmuş. 60 milyon doları hızlıca toplamış, üç ayda 40 kişilik ekibi kurmuş. Bu ekip Temmuz 2025’te 1 trilyon parametreli açık kaynak Kimi K2 modelini yayınladı. Kodlama testlerinde GPT-4 ve Claude’u geçti. Şubat 2026’da Moonshot AI, 10 milyar dolar değerlemeye ulaşan en hızlı Çinli şirket oldu: ByteDance’ın (TikTok) dört, Pinduoduo’nun (Temu) üç yılda vardığı yere iki yılda geldi. Shantou’lu, lisede kod yazmayı bilmeyen bir çocuk, bugün OpenAI, Google ve Anthropic’in ürettiği her şeyle kafa kafaya rekabet eden açık kaynak modelin arkasındaki isim. İnsan sermayesinin Çin ve ABD döngüsünü görüyorsunuz.</p>
<p>Ama Tsinghua sadece yapanların değil, düşünenlerin de yurdu. Bugün birçok kişi Tsinghua Üniversitesi Profesörü Wang Hui’yi yaşayan en büyük Çinli düşünürlerden biri olarak görüyor. Wang Hui modern Çin’i sadece açıklamıyor; Çin üzerinden moderniteyi, kapitalizmi ve küresel düzeni yeniden düşünmeye zorluyor. Kitabı “The Rise of Modern Chinese Thought”, Çin’in son 2.000 yıllık düşünsel dönüşümünü ele alıyor: Konfüçyüsçülüğü donuk bir doktrin değil sürekli kendini eleştiren canlı bir gelenek olarak okuyor; Çin’in kendi aydınlanmasını batıdan bağımsız bir çizgide izliyor; “Doğu despotizmi” ve “geç modernleşen ulus-devlet” kalıplarının ikisini de reddediyor; modernite öncesi Çin düşüncesinin eşitlik ve eleştiriyi zaten içerdiğini gösteriyor ve batı-merkezci modernite anlatısını kökünden sorguluyor. Tsinghua Üniversitesi’nde bir taraftan MIT’den yeni dönmüş Prof. Benben Jiang ile birlikte yapay zekâ ve batarya teknolojileri üzerine ortak proje çalışmalarımızı başlatırken, diğer taraftan kendisiyle tanışma fırsatı buldum. Kurduğu sosyal bilimler enstitüsüne Prof. Huricihan İslamoğlu’nun tanıştırmasıyla davet edildim; bana kitabını imzaladı, Girişimci Kapital kitabımı imzalayıp İTÜ tişörtüyle birlikte hediye ettim. Bu arada Prof. İslamoğlu’nun Tsinghua’da verdiği Osmanlı Tarihi dersi hâlâ üniversitenin web sayfasında.</p>
<p>Tsinghua’da Wang’ın enstitütüsünde Prof. Cui Zhiyuan’ın davetiyle katıldığım en çarpıcı oturumlardan biri, Fransız iktisatçı misafir Prof. Cédric Durand’ın yapay zekâ, aşırı sermaye birikimi ve teknofeodalizm üzerine yaptığı tartışmaydı. Durand’ın temel argümanı şuydu: Yapay zekâ üretimi giderek toplumsallaşıyor (veri, emek, davranış kalıpları, kolektif bilgi hep birlikte bu sistemi besliyor) ama kontrol birkaç platformda yoğunlaşıyor. Durand, bunu “regresif toplumsallaşma” olarak adlandırıyor. Bu yapı emeği sisteme daha fazla entegre ederken bireyin ajansını daraltıyor, bilgiyi niteliksizleştiriyor (“de-skill”) ve devlet ile dijital tekeller (Big Tech) arasında yeni bir kontrol mimarisi üretiyor. Yapay zekâ konusunda en korumacı bölge AB ve AB’den bir profesörün bu tartışmayı yürütmesi tabii ki anlamlı oldu. Şikago Üniversitesi doktoralı Zhiyuan’dan sonra tartışma da bana da söz geldi: bu merkezileşme kalıcı bir son durum mu, yoksa geçici bir faz mı? diye sordum. Elektronikteki sinyal işleme ile örnekleyerek... GPU’lar ve altyapı standartlaştıkça, yapay zekâ algoritmaları metalaştıkça (commoditize), bugünkü platform tekellerinin sürdürülebilirliği tartışmalı. Benim tezim, regresif toplumsallaşmanın karşısında “ilerici liberalizm” ihtimaliydi: yapay zekânın emek yükünü azaltması, yaratıcı kapasiteyi özgürleştirmesi ve bilgiye erişimi demokratikleştirmesi. Yani hangisi: Tekno-feodalizm mi, yaratıcı özgürleşme mi?</p>
<p>Tsinghua’nın bu tartışmaya ev sahipliği yapması tesadüf değil. Bir tarafta yapay zekâ araştırma ve üretiminde dünyanın en verimli kurumlarından biri, diğer tarafta yapay zekânın topluma ne getireceğini sorgulayan eleştirel tartışmaların merkezi; ikisi de aynı kampüste, aynı anda. Çin, yapay zekâyı hem üreten hem de etkilerini en yakından yaşayan ülkelerden biri. Rakamlar da bunu teyit ediyor: yapay zekânın en prestijli konferanslarından ICLR 2026’da kabul edilen 5.000’den fazla makale arasında Tsinghua 332 makaleyle dünyada birinci sırada yer aldı. Çin kurumları toplam makalelerin yaklaşık yüzde 44’ünü üreterek ABD’yi geçti; Hong Kong’un yüzde 7,7’lik payını da eklediğinizde Çin’in katkısı yarıyı aşıyor. Avrupa’nın katkısı ise İngiltere dahil yüzde 5 civarında kaldı. Asıl ise Tsinghua ve Pekin Üniversiteleri (Çin’in Harvardı!) merkezi hükümetin üniversitelere ayırdığı payın aslan ötesi payını alıyor.  2021-2025 döneminde bu rakam 181 milyar yuan (yaklaşık 25 milyar dolar) ve Tsinghua’nın bütçesi 4 milyar doların üstünde. Bugün Tsinghua, Pekin Üniversitesi ile birlikte Çin’in araştırma çıktısında açık ara önde gidiyor; Nature Index ve CWTS Leiden gibi sıralamalarda ikisi sürekli ilk ikide. Eşitlik üzerine kurulu bir ideolojiden böyle sübjektivite beklemezsiniz değil mi? Gelecekte benzetme tersine döner mi ve MIT için “Amerika’nın Tsinghua’sı” denir mi bilemiyorum. Daha iddialı bir hayal bizim için olmalı: “Çin’in İTÜ’sü veya ODTÜ’sü!” Ama işte Çin pragmatizmi: hayal kurarken bile stratejiyi ihmal etmiyor.</p>
<p><strong>Çin’de üniversite diplomalı nüfus 240 milyonu aşmış</strong></p>
<p>Çin’in yükseköğretim stratejisi, 2015’te başlayan “Çifte Birinci Sınıf” (Double First-Class) girişiminin sonuçları. Bu strateji 147 seçkin üniversite, dünya standartlarında araştırma ve eğitim için devasa kaynaklar ile destekleniyor. Hedefleri açık, 21. yüzyılın ortasına kadar bir grup dünya çapında üniversite yetiştirmek. Sonuçlar da geliyor; QS Asya Sıralamasında 146’dan fazla Çin üniversitesi yer alıyor ve Asya ilk 10’unda yedisi Çinli. Çin’de 2024’te yükseköğretime katılım oranı yüzde 60,8’e ulaşmış; üniversite diplomalı nüfus 240 milyonu aşmış. Karşılaştırma için söyleyeyim: bu rakam Almanya, Fransa, İngiltere ve İtalya’nın toplam nüfusundan fazla.</p>
<p>Ama asıl çarpıcı olan Gaokao. Sınav 1977’de başkan Deng Xiaoping’in kararıyla yeniden başlatıldı; Mao’nun Kültür Devrimi’nde 1966’da kaldırılmıştı. 11 yıl boyunca üniversiteye giriş sınavla değil “işçi-köylü-asker öğrenci” sistemiyle, yani siyasi önerilerle yapıldı. Sınavı tekrar koymak, Deng’in “Reform ve Açılım” politikasının ilk adımlarından biriymiş: Mao’nun kapalı ekonomisini piyasaya açan, üniversiteleri meritokratik temele geri döndüren bir hamle olmuş. Daha önce “Gaokao vs. YKS: Aynı Sınav, Farklı Sonuç” yazımda ele almıştım. Sınav bu sene 7-8 Haziran’da. Spor, bağış, ebeveynlerden gelen miras kabul ya da ekstra-küriküler aktivite yok; daha da ötesi çeşitlilik, eşitlik, kapsayıcılık (DEI) kotası da yok. Tek kriter sınav puanı. Saf meritokrasi. Türkiye’de YKS’yi yalnızca üniversiteye girişte kullanıyoruz ve sonra unutuyoruz; Çin’de ise Gaokao puanı hayat boyu peşinizi bırakmıyor: iş başvurularında, terfilerde, hatta sosyal statüde belirleyici olmaya devam ediyor. Bir yandan adaletli, öte yandan acımasız bir sistem. Peki ya Türkiye’de de özel ve kamu kuruluşları çalışanlarının YKS sonuçlarından bir ortalama yetkinlik indeksi çıkarsaydık, kurumun skorunun zaman içinde yükseliyor olmasını beklemez miydik? Zorunluluktan ziyade korelasyon önemli: sınavı yalnızca üniversite kapısında bırakmak yerine, kariyer boyunca bir referans noktası olarak kullanmak... Çin modelinin bize öğretebileceği en somut şeylerden biri belki de bu. Eşitlik ve sübjektivitenin dansı…</p>
<p>Peki bu eğitim ve insan sermayesi makinesi gerçekten fark yaratıyor mu? İnsan nüfusu açısından zengin iki ülkeye bakarsak cevap çarpıcı. Çin zenginleşti, Hindistan zenginleşemedi. David Oks’un isabetle gösterdiği gibi, ayrışma noktası 1978’deki ekonomik reformlar ya da 1991’deki Hindistan liberalizasyonu değil, 1950’ler. Çin, Mao döneminde ekonomik olarak felaketler yaşadı ama toplumsal modernizasyonu gerçekleştirmiş: toprak reformu geleneksel güç yapılarını çözmüş, kitlesel okuryazarlık kampanyaları ve sağlık hamleleri insan sermayesini dönüştürmüş, kadınlar iş gücüne katılmış. Hindistan’da ise bağımsızlık sonrası geleneksel toplumsal düzen büyük ölçüde ayakta kalmış; kast sistemi, aile içi otorite yapıları ve kadınların dışlanması reform yasalarına rağmen pratikte sürmüş. Çin 1980’de ekonomisini dünyaya açtığında yüz milyonlarca eğitimli, sağlıklı ve disiplinli işçiye sahip; Hindistan 1990’larda liberalleştiğinde bu havuz henüz yok.</p>
<p>Yeterli insan havuzunuz yok ise. Singapur’un meşhur başbakanı Lee Kuan Yew 2010’da Xi Jinping’e söylediği “Çin 1,3 milyar kişilik bir yetenek havuzundan yararlanabilir, ama ABD 7 milyar kişilik bir yetenek havuzundan yararlanıp onları etnik Han milliyetçiliğinin yapamayacağı şekilde yaratıcılığı besleyen çoğulcu bir kültürde bir araya getirebilir.” sözü önemli. Yani insan sermayesi meselesi sadece nicelik değil, nitelik ve çeşitlilik meselesi de. Çin kendi 1,3 milyarını eğitip seferber ederek Hindistan’dan ayrıştı; ama dünyanın 7 milyarını çekip harmanlayan bir ekosisteme karşı etnik homojenlik, Lee’nin deyimiyle, yapısal bir tavan oluşturuyor.</p>
<p>Çin’in yeni Eğitim Master Planı (2024-2035) bu sistemi yenilemeyi, araştırma üniversitelerini güçlendirmeyi ve uluslararası iş birliklerini derinleştirmeyi hedefliyor. Belki bizim ortak proje kabulümüz de bunun bir parçası. Özellikle yapay zekâ, yarı iletkenler, yeşil enerji ve biyoteknoloji alanlarında akademik programların yüzde 20’sinden fazlası son iki yılda yeniden yapılandırılmış. Mark Leonard’ın What Does China Think? kitabında betimlediği gibi, Çin artık batının çizdiği haritada yol almıyor, kendi haritasını çiziyor.</p>
<p>Kampüsten sokağa: gündelik Çin ise daha da renkli. Pekin’e THY’nin iyi bir uçuşuyla vardım. Havalimanı bizim İGA gibi, belki daha küçük, belki daha büyük ama daha iyi değil. Doktora öğrencisi kendi toplu taşıma ile gelmiş ama hemen bir DiDi (oranın Uber’i) çağırdı. Şehre giderken sağlı sollu yeşil ağaçlarla çevrili geniş bir otobandan geçtik. Akşamüstü harika bir bahar havasında üniversiteye doğru yürüyüşe çıktım. İlk fark ettiğim şey sessizlik: araçlar elektrikli, motosikletler elektrikli, tek ses bisiklet zili ya da nadiren de olsa bir araba kornası.</p>
<p>Pekin, Çin’in diğer şehirlerine kıyasla çok daha güvenlikçi bir yer olduğunu söylediler ve ertesi gün örneğin otelde öğlen on ikide iki polis kapıyı çaldı: niye geldiniz, ne yapıyorsunuz? Tabii dilden anlaşamadık, tekrar doktora öğrencisini aradım. Üniversiteye kadar ulaştılar, ziyaret nedenimi teyid ettiler. Başkentin nabzı anladığım kadarıyla böyle atıyor.</p>
<p>Tiananmen Meydanı’na girmek için mesela önceden WeChat üzerinden başvuru yapıyorsunuz, en az dört beş güvenlik noktasından geçiyorsunuz. Bayrak çekme ve indirme seremonilerini izlemek bir gelenek olmuş. Ben de indirmeye katıldım. Bu güvenlik, meydanda korunacak bir şey olduğundan değil meydanın “fırtına” yaratma potansiyelinden. Örneğin, Wang Hui meşhur 1989 siyasi fırtınasında Tiananmen Meydanı’ndaymış; protestolara katıldığı için Shaanxi’ye zorunlu “yeniden eğitim”e gönderilmiş. Protestoların bastırılmasını emreden de Deng Xiaoping, aynı ekonomik açılımı başlatan kişi. Siyasi liberalleşmeye izin vermeden ekonomik liberalleşme; bu “Çin modeli”nin temeli gibi: piyasaya evet, demokrasiye hayır. Çin’de o olayda orada olmak, her iki taraf açısından da CV’ye yazılacak bir şey gibi geldi.</p>
<p>Gündelik gözlemler de güzel bir Çin resmi çizdi. İlk şaşkınlık tuvaletlerde başladı: tertemiz, teknolojik, çoğu Dyson el kurutma makineleriyle donatılmış, Çin malı değil. Türkiye’de AVM’lerde bile bulamayacağınız hijyen standardı, burada bir tren istasyonunda karşınıza çıkıyor ya da sokak arası seyyar tuvaletlerde. Asansörlerde Hitachi, Schneider, gene Çin malı değil; taşıma yemek ambalajlarında hem çeşitlilik hem estetik bir titizlik var; kâğıt kahve kapları bile tasarım ödülü alabilecek düzeyde, her kafede farklı farklı…</p>
<p>Telefondaki anlık çevirileri kullanarak hayatın akışında ilerliyorsunuz. Çince yazıya bakan bir Çinli bile bazen duraksıyor, tahmin ediyor; resmen olasılık var dilde. Bu, 50.000’den fazla karakter içeren devasa bir yazı sisteminin doğal sonucu olabilir.</p>
<p>Yemek kültürü sınır tanımıyor. Türk mutfağında “yenmez” dediğimiz hemen her şey burada bir tabağa dönüşmüş. Kısıtlama işaret etmek zor; deniz ürünlerinden böceklere, sokak tezgâhlarından Michelin restoranlarına uzanan bir yelpaze. Aynı yemeği tekrar yeme şansınızın olmadığı bir mutfak derinliği. Zaten Çinlilerde sürekli menülerin değişmesini bekliyormuş, olasılık orada da devam ediyor. Onun için Amerikalı hızlı yemek şirketlerinin tutturamadığını söylüyorlar. Ama KFJ logosunun varyasyonlarıyla birden fazla lokal restoran gördüm. Irk olarak da Çin, beyazdan siyaha her tonu barındırıyor; tekil bir “Çinli” tipolojisi yok, göz hariç. Batılıların “sarı ırk” tabiri yanlış bir gözlüktü; belki o gözlükle baktıkları için Çin’in yükselişini bu kadar geç fark ettiler.</p>
<p>Sincan da bu çeşitliliğin bir yanı, ister istemez konu geliyor. Wang Hui’ye akşam yemeğinde Çin ile Osmanlı’nın bir ilişkisi olmuş mu diye sordum, bir sınır paylaşmamışlar. Olmuş, hem de gerileme döneminde: Sultan Abdülhamid, 1901’de Boxer Ayaklanması sırasında Çinli Müslümanları yatıştırmak için Pekin’e dokuz kişilik bir “Nasihat Heyeti” göndermiş; 1908’de Pekin Hamidiye Üniversitesi’ni kurmuş.</p>
<p>GPS öncesi Çin’in Big Ben’i sayılan Saat Kulesi Meydanı’ndayken Ercan Saatçi’nin “Özledim” şarkısının Çince versiyonunu dinledim; Çin’den aldıkları sanıp klibi ve Çelik’i Instagram’da etiketledim, ama sonradan bir yemekte Çinli bir arkadaşla araştırınca anladık ki Uygur şarkıcı Erkin Abdulla “Loulan Güzeli” adıyla derlemiş. Kendine “İpek Yolu’nun sanatçısı” diyen Abdulla, şarkının adını Sincan’da İpek Yolu güzergâhında bulunan 3.800 yıllık, olağanüstü iyi korunmuş bir kadın mumyasından almış.</p>
<p>Dünkü Çin’i anlamak için yasak şiire, eski metinlere bakmamız gerekir, ya da Wang Hui’nin son 2.000 yılı anlattığı kitabına. Bugünkü Çin’i anlamak için ise WeChat’e. Ödeme, iletişim, sosyal medya, ulaşım, resmi işlemler... Her şey tek bir uygulamada. WeChat olmadan Çin’de yaşamak, cüzdansız ve telefonsuz sokağa çıkmak gibi. Bu arada Eduroam ağıyla kampüslere bağlanmak mümkün ama dijital duvar (Great Firewall) her yerde hissediliyor; Google, Twitter, WhatsApp yok.</p>
<p>Qing Hanedanı’nın yapay Kunming gölü üzerine kurulmuş 2.900 dönümlük (dörtte üçü göl) Yazlık Sarayı’nı gezerken kolayı bir robotun ellerinden satın aldım, dükkânın tek çalışanıydı. Tsinghua ve Pekin Üniversitesi’nden çıkan Galbot şirketinin robotları işe alınmaya başlanmış bile. Ama bu şirketin tenis oynayan robotuyla tanışamadım. Bir dahaki sefere.</p>
<p>Ben Pekin’den kalkarken Trump Pekin’e iniyordu; Amerikan teknoloji devlerinin CEO’ları yanında, Tsinghua bu devlere yabancı değil. ABD’nin yaptırımlarla yarattığı teknolojik vakum, Çin’i kendi çiplerini, kendi yapay zekâ modellerini ve kendi platform ekosistemini kurmaya zorladı. Chan Kim ve Mauborgne’nin stratejik çerçevesiyle söylersek: kırmızı denizde rekabet etmek yerine kendi mavi denizini yaratıyorlar. Şimdi aynı ABD ama o vakumu doldurmak için geri geliyor!</p>
<p>Yasak Şehir’i gezerken aklıma da Bertolucci’nin Son İmparator filmi geldi; dönüş uçağında THY’nin eğlence sisteminde olsa keşke diye düşündüm. Ama yoktu.  Pekin’den İstanbul’a indiğimde bagaj bekleme alanı o kadar boştu ki yanlış yerde mi bekliyorum diye düşündüm, neredeyse tek bendim. Geri kalanlar sanki bağlantılı uçuyordu. THY’ye bravo diyelim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cini-universitelerinden-okumak-tsinghuanin-koridorlarindan-81466</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çin’i üniversitelerinden okumak: Tsinghua’nın koridorlarından ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yasadigimiz-filmlerin-muzigi-mi-muzigin-filmleri-mi-81465</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yaşadığımız filmlerin müziği mi, müziğin filmleri mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçtiğimiz akşam 54. İstanbul Müzik Festivali kapsamında Atatürk Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası'nın <em>“Morricone-Sinemanın Sesi”</em> konserindeydim.</p>
<p>Konserden çıkarken aklımda yalnızca müzikler yoktu. Bir soru vardı: Bazı filmleri unutulmaz yapan şey gerçekten görüntüler mi, yoksa onları hafızamıza kazıyan müzikler mi? Sinema tarihine baktığımızda çoğu zaman yönetmenleri, oyuncuları, sahneleri ve replikleri hatırlarız. Oysa yıllar sonra bir melodiyi duyduğumuzda gözümüzün önüne gelen şey çoğu zaman filmin kendisidir.</p>
<p>Bir obua sesi... Bir ıslık... Bir koro... Bir gitar cümlesi... Ve bir anda onlarca yıl öncesine gideriz. Bir çölün ortasında geçen düello... New York'un sisli sokakları... Bir misyonerin Amazon ormanlarında taşıdığı umut... Ya da eski bir sinema salonunda büyüyen bir çocuğun hikâyesi...</p>
<p><strong>Bir melodinin hatırlattıkları</strong></p>
<p>İşte <strong>Ennio Morricone'</strong>nin büyük gücü burada yatıyor. O, film müziği bestelemedi. Hafızaya müzik besteledi. 1961 yılında başlayan ve yarım yüzyılı aşan üretim hayatı boyunca beş yüzden fazla film için müzik yazdı. Yüzü aşkın konser eseri besteledi. Ama onu diğer bestecilerden ayıran şey sayılar değil; müziğin sinema içindeki rolünü değiştirmiş olmasıydı.</p>
<p>Morricone'den önce film müziği çoğu zaman sahnenin duygusunu destekleyen bir unsurdu. Morricone ile birlikte müzik, anlatının kahramanlarından birine, bazen başrol oyuncusundan daha baskın bir karaktere dönüştü. Bazen filmin önüne geçti, bazen de filmin hafızada kalmasının temel nedeni oldu. Ve işte tam bu noktada, başlangıçtaki sorumuzun cevabı da şekillenmeye başlıyor: Kimi zaman filmler müzikleri yaşatır, kimi zaman da müzikler filmleri ölümsüz kılar.</p>
<p>Bugün <em>"İyi, Kötü ve Çirkin"</em>i düşündüğümüzde, gözümüzün önüne sahnelerden önce o vahşi batı ezgisi gelir. <em>"Bir Zamanlar Amerika"</em>da <strong>Edda Dell'Orso</strong>’nun o hüzünlü sopranosu, <em>"Cennet Sineması"</em>nda çocukluğumuza dokunan o piyano cümlesi filmin önüne geçer. Peki ya <strong>De Niro</strong>’nun aynalarla dans ettiği o meşhur sahne ya da <em>"The Untouchables"</em>da tren istasyonundaki o gerilim dolu an? Morricone olmasaydı, bu sahneler bu kadar ikonik olabilir miydi? <em>"The Mission"</em> da öyledir... Çünkü Morricone'nin müzikleri filmlere sadece eşlik etmez; onların ruhuna yerleşir. Ve en nihayetinde, bizim hayatlarımızın içine sızar.</p>
<p><strong>Filmlerin ötesinde bir hafıza</strong></p>
<p>Konser boyunca salona baktım. Farklı yaşlardan insanlar vardı. Kimileri Sergio Leone'nin westernleriyle büyümüş kuşaktandı. Kimileri <strong>Giuseppe Tornatore</strong> filmleriyle tanışmıştı Morricone'yle. Kimileri onu <strong>Quentin Tarantino</strong> sayesinde keşfetmişti. Kimileri ise yalnızca birkaç ünlü melodisini biliyordu. Ama aynı müzikler herkesin zihninde farklı kapılar açıyordu.</p>
<p>Bu da kültürün en güçlü taraflarından birini gösteriyor: Aynı eser, her insanda başka bir hikâyeye dönüşebiliyor. Bir sanat eserinin gerçek başarısı da belki burada başlıyor. Çünkü sanatın etkisi yalnızca üretildiği dönemde ölçülmez. Aradan geçen yıllara rağmen insanlarda karşılık bulabiliyorsa kalıcı hale gelir.</p>
<p>Morricone'nin müziği tam da bunu yapıyor. O akşam salondaki insanların önemli bir bölümü, bu eserlerin bestelenmesinden onlarca yıl sonra doğmuştu. Ama müzikler hâlâ canlıydı. Hâlâ heyecan yaratıyordu. Hâlâ duygulara dokunuyordu. Hatta yanımdaki genç bir dinleyici, konser arasında <em>"Hiçbir filmini tam izlemedim ama bu melodiler sanki benim çocukluğumdan geliyor" </em>dedi. İşte Morricone'nin asıl sihri buydu belki de zamana değil, doğrudan insan ruhuna seslenmek.</p>
<p><strong>Hız çağında kalıcı olan</strong></p>
<p>Bu durum bana başka bir şeyi düşündürdü. Bugün kültür dünyasında en çok konuşulan konulardan biri hız. Daha çok içerik, daha çok platform, daha çok film, daha çok dizi, daha çok tüketim... Her gün binlerce yeni içerik üretiliyor ancak aynı hızla unutuluyorlar da. Bir hafta önce izlediğimiz dizinin ayrıntılarını, bir ay önce dinlediğimiz şarkının adını hatırlamıyoruz. Çağımızın temel sorunu içerik eksikliği değil, derinlik ve kalıcılık eksikliği. Morricone'nin eserleri ise bize kalıcılığın nicelikle değil, ruhsal bir iz bırakabilmekle ilgili olduğunu hatırlatıyor.</p>
<p>Teknoloji değişebilir, dağıtım kanalları değişebilir, izleme alışkanlıkları değişebilir... Ama insan ruhuna dokunan eserler yaşamaya devam ediyor. Belki de bu nedenle Morricone yalnızca bir besteci değil; 20. yüzyılın ve 21. yüzyılın ortak duygusal hafızasının kurucularından biri. Onun müziklerinde yalnızca sinema yok. Yalnızlık var, özlem var, kayıp var, umut var, direniş var, aşk var... İnsanlık hâllerinin hemen hepsi var. Bu yüzden de farklı kültürlerden, farklı dillerden ve farklı kuşaklardan insanlar aynı melodilerde buluşabiliyor.</p>
<p><strong>Aynı konser, farklı yolculuklar</strong></p>
<p>Konserin programı da bu geniş evreni yansıtıyordu. Sergio Leone filmlerinin epik dünyasından <em>"The Mission"</em>ın ruhani atmosferine, toplumsal duyarlılık taşıyan İtalyan sinemasından Hollywood yapımlarına ve doğrudan konser salonları için yazılmış eserlere uzanan çok katmanlı bir seçkiydi bu.</p>
<p>Philadelphia Oda Orkestrası ile Krakov Sinfonietta’nın onursal şefi, Prima La Musica’nın sanat direktörü ve Gent Film Festivali Dünya Film Müzikleri Akademisi’nin müzik direktörü olan <strong>Dirk Brossé</strong> yönetimindeki Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası, Morricone'nin o alışılmadık enstrüman harmanını ve bu çok boyutlu dünyasını sahneye başarıyla taşıdı. Ancak gecenin asıl etkisi teknik başarıdan çok daha farklı bir yerdeydi.</p>
<p>Salondan çıkan insanların yüzlerine baktığınızda bunu görmek mümkündü. Herkes aynı konseri dinlemişti ama herkes başka bir yolculuktan dönüyordu. Kimisi gençliğine gitmişti, kimisi sevdiği bir filme, kimisi yıllardır izlemediği bir sahneye, kimisi de çoktan kaybettiği bir döneme... İyi sanatın yaptığı tam da budur zaten; bizi olduğumuz yerden alır ve başka bir zamana taşır.</p>
<p>Konser sonunda gelen uzun alkışlar yalnızca başarılı bir orkestraya ya da bir dönemin sinemasına değildi. Belki biraz da giderek hızlanan bir dünyada hâlâ kalıcı eserlerin mümkün olduğuna duyulan özlemeydi.</p>
<p>O gece Atatürk Kültür Merkezi'nden ayrılırken şunu düşündüm: Bugün pek çok sanatçı gündemi yakalamaya çalışıyor, Morricone ise zamanı yakalamış. Bu yüzden eserleri yalnızca geçmişin değil, bugünün ve yarının da parçası olmaya devam ediyor.</p>
<p>Bazı besteciler müzik yazar, bazıları filmlere müzik yazar. Ennio Morricone ise zamanı aşan hatıraların müziğini yazmış. Ve belki de asıl mesele, filmlerin mi müzikleri yoksa müziklerin mi filmleri yaşattığı değil; ikisinin de bizim hayatlarımıza sızdığı ve onları sonsuzlaştırdığı gerçeğidir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yasadigimiz-filmlerin-muzigi-mi-muzigin-filmleri-mi-81465</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/5/1280x720/3566-1781845171.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yaşadığımız filmlerin müziği mi, müziğin filmleri mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-saglik-inovasyonunda-bolgesel-guc-olabilir-mi-81462</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye sağlık inovasyonunda bölgesel güç olabilir mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünyanın önemli teknoloji fuarlarından biri olan Vivatech Paris teknolojide değişimin genel bir gözlemini yapmak için güzel bir platform. Bu yıl fuar 10. Yılını kutluyor. Fuarı gezerken, Türkiye’de pek çok fuar yapılıyor ancak, bölgesel teknoloji AI başta olmak üzere yeni bir buluşma noktası oluşturmanın da önemli olabileceğini düşündüm. Zira fuarda, teknoloji şirketlerinin yanı sıra dikkat çeken önemli konulardan biri ülkelerin stantlarının fazlalıydı. Ülkeler bütünsel halde artık teknoloji rekabeti içinde ve bu rekabet  büyük şirket iş birlikleri, devletler ve en önemlisi startuplar arasında gerçekleşiyor. Evet herkes startup’larla teknolojide ‘yıkıcı’ dönüşümün peşinde. Türkiye de Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi’nin öncülüğünde ‘Invest In Türkiye’ standında 27 startup ile katılmıştı. Sağlık alanında da Sanofi Türkiye kendi PharmUp Startup programı kapsamında 6 startup’ı dünya vitrinine taşıyordu. Türkiye’den başka başka kuruluşlar da  startuplarını getirmişti… Özellikle ülkeler, kurumlar açısından bir ‘startup rekabeti’ nin de yaşandığını söyleyebiliriz. Büyüme onlardan geliyor, yıkıcı değişimler onların geliştirdiklerinden geliyor, verimlilik onlardan geliyor. Şimdi çoğunun temelin de AI – Yapay Zeka tabanı var.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a34ca0bc92f9-1781844491.JPG" alt="" width="700" height="571" /><strong>PharmUp örnek platform oldu</strong></p>
<p>Dünya genelinde ilaç inovasyonunun dinamikleri hızla değişiyor. 2016-2018 yılları arasında FDA tarafından onaylanan yeni ilaç ruhsatlarının %65’inin start-up’lara ait olması, inovasyonun artık büyük ilaç şirketleri ile girişimlerin iş birliğinden doğduğunu kanıtlıyor. Bu vizyonu Türkiye’de hayata geçiren Sanofi, 66 yıllık yerel tecrübesini PharmUp Girişimcilik Programı ve genişleyen çok paydaşlı platformuyla birleştirerek Türkiye’yi sağlık teknolojilerinde bölgesel bir merkez haline getirmeyi hedefliyor.</p>
<p><strong>Bugüne kadar 336 girişim başvurdu</strong></p>
<p>2019 yılında hayata geçirilen PharmUp, sağlık hizmetlerine yenilikçi çözümler sunan girişimcileri desteklemek amacıyla kuruldu. Bugüne kadar 336 girişimcinin başvurduğu programda 29 girişim destek alırken, bu mezunların %86’sının ürünlerini ticarileştirmeyi başarması programın etkinliğini gözler önüne seriyor. Endeavor iş birliğiyle yürütülen bu süreçte girişimciler; akıllı sağlık cihazlarından teletıpa, dijital dönüşümden sağlıklı yaşam çözümlerine kadar geniş bir yelpazede mentorluk ve eğitim desteği alıyor.</p>
<p>Programın en önemli çıktılarından biri de girişimlerin küresel arenaya açılmasıdır. Mezunlar, her yıl Paris’te düzenlenen dünyanın en prestijli teknoloji fuarlarından VivaTech’e katılma ve projelerini uluslararası yatırımcılara sunma fırsatı buluyor. Örneğin, 2026 yılı VivaTech kafilesinde yer alan Traick, yapay zeka ile tiroid nodüllerindeki malignite riskini analiz ederken; MediSense AI, erken evre kanser tespiti üzerine odaklanıyor. Diğer girişimler olan Octobio moleküler diyagnostik, Ancorax dental simülasyon, Diltigo dil terapisi ve DermaAI cilt sağlığı alanlarında Türkiye’nin teknolojik yetkinliğini temsil ediyor.</p>
<p><strong>Paris’te Sanofi ve Yatırım Ofisi Oturumu</strong></p>
<p>Avrupa’nın en büyük teknoloji ve girişimcilik etkinliklerinden biri olan VivaTech 2026, bu yıl Türkiye’nin sağlık teknolojileri alanındaki küresel iddiasını ortaya koyduğu stratejik bir oturum gerçekleşti. Sanofi, Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi iş birliğiyle Paris VivaTech 2026’da düzenlediği özel oturumda, Türkiye’nin sağlık teknolojileri, klinik araştırmalar, aşı, yapay zekâ ve girişimcilik alanlarında bölgesel bir inovasyon merkezi olma potansiyelini gündeme taşıdı. 17 Haziran’da Paris’te gerçekleştirilen bu özel oturuma T.C. Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı A. Burak Dağlıoğlu ve Sanofi Avrasya Bölge Başkanı Cem Öztürk de yer aldı. Toplantıda, Türkiye’nin sağlık ekosisteminde nasıl bir bölgesel güç haline gelebileceği konuşuldu.</p>
<p><strong>Stratejik Bir Yatırım Destinasyonu: Türkiye</strong></p>
<p>Türkiye, güçlü sağlık altyapısı, nitelikli insan kaynağı ve gelişen Ar-Ge kapasitesi ile uluslararası yatırımcılar için stratejik bir merkez olma potansiyeline sahip. Oturumda, Türkiye’nin klinik araştırmalardan dijital sağlığa, biyoteknolojiden yapay zekâ destekli çözümlere kadar uzanan geniş yetkinlikleri ele alındı. Özellikle Türkiye’nin E-nabız uygulaması ve sisteminin benzerinin pek bulunmadığı ve bunun sağlık verilerinin değerlendirilmesi açısından önemli potansiyel sunduğu vurgulandı.</p>
<p>T.C. Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı A. Burak Dağlıoğlu, bu dönüşümün önemini şu sözlerle vurguladı:</p>
<p>“Sağlık sektörünün geleceği; bilim, veri ve yapay zekânın kesişiminde şekilleniyor. Türkiye, güçlü sağlık sistemi, dijital altyapısı, araştırma kapasitesi ve yetenek havuzuyla bu dönüşümün önemli aktörlerinden biri olma potansiyeline sahip. Bugün klinik araştırmalardan biyoteknolojiye, dijital sağlıktan yapay zekâ uygulamalarına kadar birçok alanda uluslararası yatırımcılar ve teknoloji şirketleri için önemli fırsatlar sunuyoruz. Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi olarak amacımız, Türkiye’nin sağlık inovasyonu alanındaki küresel entegrasyonunu güçlendirmek ve ülkemizi yüksek katma değerli yatırımlar için tercih edilen bir destinasyon haline getirmek. Sanofi’nin Türkiye’ye duyduğu güven ve uzun yıllara dayanan katkıları da bu potansiyelin en somut göstergelerinden biri.”</p>
<p><strong>Yapay Zekâ ve Veri: Ar-Ge’nin Yeni Motoru</strong></p>
<p>Sağlık sektörü; kronik hastalıklar, yaşlanan nüfus ve sağlık çalışanı açığı gibi küresel baskılar altında köklü bir dönüşüm yaşıyor. Bu noktada yapay zekâ, ilaç keşfinden üretim süreçlerine kadar her aşamada hızı ve doğruluğu artırıyor. Sanofi bünyesinde bugün, küçük molekül keşif çalışmalarının yaklaşık yüzde 70’i yapay zekâ destekli platformlar üzerinden yürütülüyor. Sanofi Avrasya Bölge Başkanı Cem Öztürk, teknolojinin sunduğu bu imkanları şöyle özetledi:</p>
<p>“Karmaşık klinik verileri analiz ederek potansiyel ilaç adaylarının daha erken belirlenmesini, molekül tasarımının optimize edilmesini, yan etkilerin öngörülmesini ve klinik araştırmalar için doğru hasta popülasyonlarının daha isabetli seçilmesini mümkün kılıyor. Dijital ikiz teknolojileriyle birlikte artık gerçek hastaların dijital modelleri üzerinden tedavi etkileri simüle edilebiliyor; daha güvenli ve daha verimli araştırma süreçleri tasarlanabiliyor.”</p>
<p>Ancak Öztürk, başarının sadece teknolojide değil, bu teknolojiyi doğru veri ve insan kaynağıyla buluşturmakta yattığını belirtti. Türkiye’nin gelişmiş dijital sağlık altyapısı, yapay zekâ destekli çözümler için kritik bir veri potansiyeli sunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-saglik-inovasyonunda-bolgesel-guc-olabilir-mi-81462</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/2/1280x720/54-1781844516.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye sağlık inovasyonunda bölgesel güç olabilir mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iki-ornek-influencer-izmirli-bir-kedi-ve-kas-antik-tiyatrodaki-dunya-kupasi-81461</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İki örnek influencer: İzmirli bir kedi ve Kaş Antik Tiyatro’daki Dünya Kupası </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Son yıllarda dijital medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte değişen medya tüketimi, pazarlama iletişiminde “influencer” teriminin ön plana çıkmasına neden oldu. Sosyal mecrada takipçisi çok olan içerik üreticileri tüketici tercihlerinde etkili olmaya başlayınca, reklam dünyası  da bütçelerini gazete ve televizyonlar yerine  ünlü kullanıcılara yönlendirdiler. Ancak, kısa bir süre içinde şirketler  internet ünlülerinin bir kısmının  paylaştıklarının  kendi markalarının hedeflerine ve değerlerine uymadığını fark ettiler. Pek çok başarısız iş ortaya çıktı. Harcanan bütçelerin bir kısmı da boşa gitti. </p>
<p>Bu deneyimler sonrasında, kurumlar influncer’larla çalışırlarken daha titiz ve seçici davranmaya başladılar. Ancak, hala gidecek çok yol alınacak çok ders var.  </p>
<p>Sosyal medyada başarı için öncelikle doğallık, samimiyet ve şaşırtıcılık  gerekiyor. Bu bağlamda geçen hafta Türkiye’d  iki harika “influencer” vakası yaşandı.  </p>
<p>Bu influencerlardan birincisi  İzmir’deki bir sarman kedi, diğeri ise bir antik tiyatrodaki dev ekrandı. Her iki konu da  hem  ülkemizde hem de dünyada  bir anda viral bir biçimde  yayıldı .. Televizyonlar, gazeteler, haber kanalları ve sosyal  medya kullanıcıları bu içerikleri paylaşmak için adeta yarıştılar. Türkiye para ödemeden sempatiklik, gençlik ve dinamiklik çağrıştıran iki influencer iletişimi yapmış oldu. Oluşan dalga,  “Made in Turkiye” markası için gerçek anlamda pozitif etki yarattı.</p>
<p><strong>Aktör turuncu kedi</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a34c8ea33c4c-1781844202.png" alt="" width="700" height="436" /></strong>10 Haziran 2026'da İzmir Bornova Açıkhava Tiyatrosu'nda sahnelenen <em>Romeo ve Juliet</em> balesinin finalinde, Romeo'nun öldüğü sahnede turuncu bir sokak kedisi sahneye çıktı. Kuyruğunu sallayarak yerde yatan “ölü Romeo'nun yanına uzanıp,   saçlarıyla oynamaya başladı.  Hatta bazı görüntülerde oyuncunun kafasını ısırmaya bile kalktı.  Durumun tüm absürdlüğüne rağmen Romeo rolündeki Brezilyalı dansçı Pedro Seara hiç kıpırdamadı. Sahnede Shakespeare ve Prokofyev'in müziği, Juliet rolündeki Rus balerin Tatyana Borger’ın kusursuz disiplini sürerken küçük afacan oyununa devam etti.Muhtemelen dünyada ilk kez, Shakespeare’in Romeo Juliet trajedisinin finaline  komik bir unsur dahil oldu.  </p>
<p>Reuters çekilen  görüntüyü dünya ajanslarına servis edince olay birkaç saat içinde ABD, İngiltere, Hindistan, Yunanistan ve Latin Amerika medyasına yayıldı.Kedicik milyonlarca dolarlık reklam kampanyalarının başaramayacağı bir görünürlük yakaladı.  </p>
<p>Özetle, Shakespeare’in yazmadığı ama turuncu kedinin yarattığı son perde,  Türkiye algısının içine sanatı, kültürü ve gülümsemeyi kattı. Türkiye’nin yeni kültür elçisi bir turuncu kedi oldu.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>6 bin kişi Antik Tiyatro ve civarında millilerimizi izledi</strong></p>
<p>Antalya’nın Kaş ilçesindeki Antik tiyatroda yayınlanan Dünya Kupası maçı  da geçen hafta sosyal medyada büyük yankı uyandırdı.Yaklaşık 6 bin kişi Türkiye milli takımın maçını birlikte izledi. Tiyatroda yer bulamayanlar civardaki tepelerde oturdular. Görüntüler hızla viral bir biçimde yayıldı. Böylece, Kaş ve Türkiye için harika bir doğal reklam imkanı doğdu. </p>
<p>Kaş uzun yıllardır tarihi mirasını öne çıkararak kültür ve sanat etkinlerine imza atıyor. Beş senedir düzenlenen Kaş Kısa Film Festivali ise yerli ve yabancı sanatçılara ev sahipliği yapıyor. 15 kişilik gönüllü bir ekibin büyük bir çabayla organize ettiği Festivalin gündüz gösterimleri ve etkinlikleri yeni açılan Kaş Atatürk Kültür Merkezi'nde, akşam gösterimleri ise 4000 kişilik kapasiteye sahip 2000 yıllık Antiphellos Antik Tiyatrosu'nda yapılıyor.</p>
<p>Geçen hafta, Festival Direktörü Seren Topaloğlu’nu arayıp, maç gösterimi fikrinin geri planını sordum.Topaloğlu,  Dünya Kupası maçları heyecanı başlamadan 2 ay önce maç tarihleri yayınlandığında ilk maçın Festival tarihlerine  denk geldiğini fark ettiğini söyledi.14 Haziran akşamı tiyatrodaki son etkinlik bitince, maç yayını yapılabilir miyiz diye düşünmüş hemen. Bu doğrultuda,   Antalya İl Kültür ve Turizm'den, dolayısıyla T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan, festival için tahsis alırken,  ücretsiz maç gösterimi için de izin almış. </p>
<p style="text-align: center;"><strong><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a34f22e07098-1781854766.jpg" alt="" width="720" height="480" /></strong></p>
<p>Seren Topaloğlu sürecin devamını şu cümlelerle anlattı: </p>
<p><em>“Halka, eşe dosta bunu anlattığımda kimse pek heyecanlanmıyordu açıkçası.  Herkes o saatte kim kalkıp gidecek dediği için ben belki 100 kişi gelir biz bize izleriz keyifli etkinlik olur diyordum. Sonra konu Twitter'a düştü, ondan sonra ipin ucu koptu. Ben yine de Twitter tayfasını bir etkileşim balonu olarak gördüğüm için kaale almadım ama daha kalabalık geçeceğini anlayıp Kaymakam Bey'le 6 hafta boyunca çok ciddi bir çalışma yaptık. Ambulansından zabıtasına, emniyetinden, çanak anteninden, ücretsiz dağıtılacak simitine, çayına kadar çok detaylı bir çalışma yaptık. Tüm birimlere talimat verildi. Tiyatro, son gösterimler 23:30'da bittikten sonra hızla şehir dışından gelenlerle dolmaya başladı. Elimizde saat saat fotoğraf ve videoları var. 02:00'ye doğru ortam epey kalabalıklaşıyor, 03:00'te protokole ayırdığımız alan da elimizden gidiyor, 04:00'te Antik Tiyatro full. Ben 05:30'da sahaya vardığımda kimse daha fazla içeri giremediği için Kaş meydanına geri dönüyorlardı. Tahminimize göre  o gün 6000 kişi maçı izledi. .Tiyatroya sığamayanlar arkadaki tepeye ve ağaçlara çıktı</em>”</p>
<p><strong>Kaş gönüllüleri örnek çalışmalara imza atıyorlar </strong></p>
<p>Kaş Kısa Film Festivali  5 yıldır düzenleniyor.  Festivalin 4 yarışma kategorisi var: Bu yıl, Ulusal, uluslararası, ulusal yeni bakışlar (2001 ve sonrası doğumlu sinemacılar), uluslararası su altı kısa film yarışmaları başlığı altında 27 film yarıştı. Yüzde 50’si uluslararası filmlerden oluşan Toplam 683 film başvurusu oldu. </p>
<p>Her sene olduğu gibi bu yıl da festivalden bir gün önce gönüllüler Antiphellos Antik Tiyatrosu ve çevresini temizlediler.  Kısa film yarışmasının yanı sıra birçok uzun ve kısa metraj filmin özel gösterimi, etkinlikler ve  paneller düzenledi. Bu seneki açılış filmi Manevi Değer’in (Sentimental Value)  yapımcısı Atilla Yücer de jüride yer aldı. </p>
<p>Açılışa 2500 kişi katıldı. Diğer günlerde de benzer bir katılım oldu. Festival her sene olduğu gibi 20-21 Haziran'da İstanbul’da  Kadıköy Sineması'nda devam edecek.</p>
<p>Festival Direktörü Seren Topaloğlu, Antalya Valiliğinin desteğinin önemine dikkat çekerek, teşekkürlerini şu cümleleri dile getiriyor: </p>
<p><em>“Mavi Akdeniz İnsiyatifi'nden haberdar mısınız bilmiyorum ama su altına çok önem veren bir festival olarak Antalya Valiliğinin  yardımlarıyla bu insiyatife bir platform ve görünürlük sağladık. Sayın Antalya Valimiz Hulusi Şahin Festivalimize üçüncü kez bizzat katıldı. Onun desteği  bizim için büyük bir onur. Biz gönüllülerin motivasyonunu artırıyor ve Kaş için daha büyük bir coşkuyla hizmet etmeye çalışıyoruz</em>.” </p>
<p><strong>Sürdürülebilir su haritası: SuCo</strong></p>
<p>Seren Topaloğlu, sohbetimizde  Kaş’teki  içilebilir su kaynalarının haritasını çıkardıklarından da söz etti. Bu örnek çalışmayı da onun cümleleriyle aktarmayı diliyorum. </p>
<p><em>“Bu fikre 3 sene boyunca destekçi aradım bulamadım sonunda geçen sene SuCo oldu, artık onlarla yola devam ediyoruz. Konu şu: Kaş'ta kamuya açık 30'a yakın musluk tespit ettim, ancak sadece Kaş meydanındaki ünlü "Soğuk Çeşme" aktifti. Belediyemiz kısa sürede bu çeşmeleri daha işler hale getirdi. Daha sonra  cihazlarla hepsininin tek tek su kalitelerini ölçtük. Çalışmalar sonucunda hem  su kalitesi yüksek hem de konumu iyi olan 15'e yakın çeşme tespit ettik. Daha sonra tanıtım başladık. Kaş halkını ve ziyaretçileri bu noktalara  yönlendirmeye başladık. Dileyen  herkese Suco mataraları dağıttık. Kaş’taki  esnafımızda projeye  destek oldu.  Matarayla gelenlere ücretsiz su doldurma imkanı sağladılar. Bir sene içinde fikrimiz dalga dalga yayıldı ve  yayılmaya devam ediyor.” </em></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iki-ornek-influencer-izmirli-bir-kedi-ve-kas-antik-tiyatrodaki-dunya-kupasi-81461</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İki örnek influencer: İzmirli bir kedi ve Kaş Antik Tiyatro’daki Dünya Kupası  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/chpde-gokhan-gunaydin-hakkindaki-tedbir-karari-kaldirildi-8-vekilinin-tedbir-karari-suruyor-81468</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> CHP’de Gökhan Günaydın hakkındaki tedbir kararı kaldırıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>CHP’de mutlak butlan kararıyla göreve gelen yönetim tarafından tedbirli olarak kesin çıkarma cezası uygulanmak üzere Yüksek Disiplin Kurulu’na (YDK) sevk edilen 9 milletvekilinden 8’i hakkında tedbir kararının devamına 3’e karşı 10 oyla karar verildi. İstanbul Milletvekili Gökhan Günaydın hakkındaki tedbir kararı ise YDK tarafından kaldırıldı. Dün yapılan YDK toplantısı sonrası açıklama yapan YDK üyesi Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül, kararın tüzüğe aykırı olduğunu belirterek siyasi partiler kanunu kapsamında itiraz edeceklerini açıkladı. CHP Genel Merkezi'nde açıklamalarda bulunan Bülbül, tedbire yönelik itiraz dosyalarında Günaydın hakkında oy birliğiyle tedbirin kaldırılması kararı verildiğini belirtti. Kararların 6-7- 8 Eylül 2024 tarihindeki olağanüstü kurultayda kabul edilen tüzüğe göre alınması gerektiğini belirten Bülbül, yetkisiz bir MYK tarafından YDK'ye gönderilen dosyaların yok hükmünde olduğunu belirti. Tedbirin kaldırılması gerekirken devamına karar verilmesinin tüzük hükümlerine aykırı olduğunu, karara siyasi partiler kanunu gereğince itiraz edeceklerini kaydetti.</p>
<p><strong>“Bir an önce evvel bu saçmalıkların bitmesi dileğimdir” </strong></p>
<p>CHP İstanbul Milletvekili Gökhan Günaydın, hakkındaki tedbir kararına yaptığı itirazın CHP Yüksek Disiplin Kurulunca (YDK) kabul edilmesine ilişkin, “Bu partiden benim ihraç edilmeye kalkışılmam kalbimin derinliklerinde bir sızı oluşturdu. Diğer arkadaşlarımız için de bir an evvel bu saçmalıkların bitmesi dileğimdir” değerlendirmesi yaptı. Kararın ardından Mecliste gazetecilere açıklamalarda bulunan Günaydın, tedbirli olarak kesin ihraç talebiyle YDK’ye sevk edilen 9 milletvekili için ortak metinle itiraz yaptıklarını söyledi. Kendisi hakkında ‘kurultayda para dağıtırken görüldüğü’ iddiasıyla işlem yapıldığını anlatan Günaydın, iddiayı gündeme getirenler hakkında suç duyurusunda bulunduğunu söyledi. CHP Grup Başkanvekilliği görevine geri dönmesi beklenen Günaydın'ın TBMM'deki odasından ve resmi internet sitesinde yer alan unvanı ihraç kararının ardından kaldırılmıştı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/chpde-gokhan-gunaydin-hakkindaki-tedbir-karari-kaldirildi-8-vekilinin-tedbir-karari-suruyor-81468</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/8/1280x720/gokhan-gunaydin-1781846126.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CHP’de Gökhan Günaydın hakkındaki tedbir kararı kaldırıldı, 8 vekilinin tedbir kararı sürüyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/otomotiv/fenese-otomotivden-kuresel-buyume-hamlesi-81484</guid>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fenese Otomotiv’den küresel büyüme hamlesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Türk otomotiv yan sanayisinin önemli üreticilerinden Fenese Otomotiv'in, üretim gücünü ihracata dönüştürecek yeni yatırımlarla küresel pazarlardaki varlığını büyüttüğü bildirildi.</p>
<p>Şirketten verilen bilgiye göre, sac ve plastik parça üretimi, kalıp imalatı ve kontrol fikstürü tasarımı alanlarında faaliyet gösteren şirket, Bursa’daki 5 ayrı üretim tesisini entegre bir yapıda birleştirerek hem verimliliğini hem de uluslararası rekabet gücünü artırdı.</p>
<p>Fenese Otomotiv Genel Müdürü Rıfat Gülseven, 2027 yılı sonuna kadar 8 Milyon Euro’luk yatırım gerçekleştirmeyi planladıklarını belirterek, bu yatırımların temel amacının ihracat kapasitesini ve küresel müşteri portföyünü büyütmek olduğunu söyledi.</p>
<h2>“Fas yatırımıyla yeni pazarlara açılacak”</h2>
<p>Kuzey Afrika ve deniz aşırı pazarlarda daha etkin bir oyuncu olmayı hedeflediklerini belirten Gülseven, Fas’ta kurulması planlanan 25 bin metrekarelik üretim tesisi için fizibilite çalışmalarını tamamladıklarını açıkladı. Fas yatırımının yalnızca üretim değil, lojistik ve ihracat açısından da stratejik önem taşıdığına dikkat çeken Gülseven, “Avrupa, Kuzey Afrika ve Amerika pazarlarına daha hızlı erişim sağlamak amacıyla Fas’ta üretim üssü kurmayı hedefliyoruz. Amacımız önümüzdeki iki yıl içinde bu yatırımı hayata geçirmek” dedi. Bursa’nın küresel markası olma yolunda ilerleyen şirket, Ar-Ge merkezi ve sürdürülebilir üretim alanlarında da iyileştirmeler yapmaya devam ediyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a34e39b408d1-1781851035.jpg" alt="" width="571" height="448" /></p>
<h2>“İhracat oranı yüzde 50’ye çıkacak”</h2>
<p>Bugüne kadar 10’dan fazla ülkeye ihracat gerçekleştiren Fenese Otomotiv, Fas, Romanya ve Meksika başta olmak üzere birçok pazardaki faaliyetlerini genişletirken, Güney Amerika için de yeni ticari temaslarını sürdürüyor. Şirket açısından önemli bir dönüm noktasına geldiklerini belirten Genel Müdür Gülseven, küresel ölçekte faaliyet gösteren büyük bir otomotiv üreticisiyle yürüttükleri görüşmelerin son aşamaya geldiğini söyledi. “Bu iş birliğiyle ihracat oranımızı mevcut yüzde 30 seviyesinden ilk etapta yüzde 50’ye yükseltmeyi hedefliyoruz” diyen Gülseven, şirketin artık doğrudan OEM (Orijinal Ekipman Üreticisi) firmalara üretim yapmaya başlayacağını kaydetti.</p>
<h2>“Katma değerli üretim ihracatı destekliyor”</h2>
<p>Fenese Otomotiv, son dönemde transfer pres, kataforez ve toz boya tesislerine yaptığı yatırımlarla üretim kabiliyetini artırırken, Ar-Ge çalışmalarını da katma değerli ürün geliştirme üzerine yoğunlaştırıyor. Yüksek teknoloji ve sürdürülebilir ürün çeşitliliğinin ihracattaki başarı için kritik hale geldiğini vurgulayan Gülseven, küresel pazarlarda rekabet avantajını korumanın yolunun inovasyon ve verimli üretimden geçtiğini söyledi. Sektördeki sorunlara da değinen Gülseven, “Sanayideki işçilik maliyetleri düşük kur baskısı nedeniyle oldukça arttı. Bununla birlikte işletme maliyetleri de her geçen gün yükseliyor. Süreci karlılıktan feragat ederek sübvanse etmeye çalışıyoruz. Sürdürülebilir bir üretim anlayışı ile çalışmaya devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a34e3ac04088-1781851052.jpg" alt="" width="571" height="279" /></p>
<h2>“Elektrikli araçlar ihracatın yeni fırsat alanı”</h2>
<p>Elektrikli araç dönüşümünün otomotiv tedarik sanayinde yeni fırsatlar oluşturduğunu belirten Gülseven, üretimlerinin yaklaşık yüzde 5’inin elektrikli araç projelerine yönelik olduğunu ifade etti. “Elektrikli araçlara yönelik yeni nesil parçalar geliştiriyoruz. 2026 yılı itibarıyla bu alandaki üretim hacmimizi artıracağız. Elektrikli araç ekosistemine yatırım yapan şirketlerin küresel pazarlarda daha güçlü konuma geleceğine inanıyoruz” dedi.</p>
<h2>“Rekabet için maliyet dengesi şart”</h2>
<p>İhracatçı sanayicilerin karşı karşıya kaldığı maliyet baskılarına da değinen Rıfat Gülseven, artan işçilik ve işletme giderlerinin rekabet gücünü olumsuz etkilediğini söyledi. Çin ve Hindistan gibi ülkelerin küresel pazarlarda daha agresif hale geldiğine dikkat çeken Gülseven, “Türk sanayisinin sahip olduğu kalite ve mühendislik gücünü koruyabilmesi için üretim maliyetlerinin rekabetçi seviyelerde tutulması gerekiyor. Buna rağmen yatırımlarımızı sürdürüyor ve ihracat odaklı büyüme stratejimizden vazgeçmiyoruz” ifadelerini kullandı. Fenese Otomotiv, entegre üretim modeli, yeni yatırımları ve küresel büyüme hedefleriyle Türk otomotiv yan sanayisinin ihracat yolculuğunda öne çıkan şirketlerden biri olarak dikkat çekiyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/otomotiv/fenese-otomotivden-kuresel-buyume-hamlesi-81484</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/4/1280x720/fenese-otomotivden-kuresel-buyume-hamlesi-1781851079.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Otomotiv yan sanayinde ihracat odaklı büyümesini sürdüren Fenese Otomotiv, 8 Milyon euroluk yatırım programıyla üretim kapasitesini artırırken, iki yıl içinde Fas’ta üretim tesisi kurmayı hedefliyor. Şirket, yeni OEM anlaşmalarıyla ihracat payını yüzde 30’dan yüzde 50’ye çıkarmayı planlıyor. Fenese Otomotiv Genel Müdürü Rıfat Gülseven, amaçlarının yeni yatırım hamleleriyle küresel bir marka olmak olduğunu belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kahramanmarasin-edebiyat-isigi-galata-kulesine-yansidi-81495</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 23:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kahramanmaraş’ın &#039;edebiyat&#039; ışığı Galata Kulesi’ne yansıdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ali ESKALEN/KAHRAMANMARAŞ</strong></p>
<p>Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi, şehrin UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı'na "Edebiyat Şehri" olarak kabul edilmesini İstanbul'da düzenlediği özel bir etkinlikle kutladı.</p>
<p>Türkiye'nin en önemli tarihî simgelerinden Galata Kulesi, Kahramanmaraş'ın edebiyat mirasını ve UNESCO Edebiyat Şehri kimliğini yansıtan görsel gösteriye ev sahipliği yaptı. Galata Kulesi'nin tarihi dokusu Kahramanmaraş'ın kültürel değerlerini anlatan özel görsellerle buluştu. UNESCO Edebiyat Şehri ünvanını simgeleyen içerikler, şehrin köklü edebiyat geleneğini ve kültürel birikimini etkileyici bir görsel şölen eşliğinde ziyaretçilere aktardı.</p>
<p><strong>Tarihi Yapıda Anlamlı Tanıtım</strong></p>
<p>İstanbul'un en yoğun ziyaret edilen noktalarından biri olan Galata Kulesi'nde gerçekleştirilen etkinlik, yerli ve yabancı ziyaretçilerden büyük ilgi gördü.  UNESCO tarafından tescillenen Edebiyat Şehri ünvanı Türkiye'nin en önemli simge yapılarından birinde geniş kitlelere tanıtıldı. Galata Kulesi'ne yansıtılan görseller, Kahramanmaraş'ın kültürel hafızasını ve edebiyat alanındaki güçlü mirasını İstanbul'un kalbinde görünür kıldı.</p>
<p><strong>“Galata Kulesi’nde Tanıtıma Başladık”</strong></p>
<p>Gerçekleştirilen etkinlik hakkında konuşan Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, “UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağın’da Kahramanmaraş, Türkiye’nin ilk ve tek Edebiyat şehri ünvanını kazandı. İçerisinde bulunduğumuz lansman çok farklı. Bu şehir, edebiyat şehri olma ünvanı ile beraber dünyanın bu anlamda işlerine imza atmış Manchester, Barcelona gibi şehirlerle aynı şekilde ve aynı ünvana sahibiz. Yedi Güzel Adam’ı içerisinde barındırmış, daha birçok yazarı ve edebiyatçıyı içerisinde barındırmış bir şehir olarak bu şana sahibiz. Bizim amacımız bunu en nitelikli şekilde tüm dünyaya ve ülkemize duyuracağız, anlatacağız. Cuma günü saat 11.00’da Atatürk Kültür Merkezi’nde tüm ülkemize bu fikrimizi tanıtmış olacağız. UNESCO, artık Edebiyat Şehri olma yönümüzü uluslararası alanda tescilledi. Bu tanıtımı da Türkiye’nin en önemli şehri olan İstanbul’daki Galata Kulesi’nden başladık. Görev süremiz içerisinde bu mirası ileriye taşımak için gayret göstereceğiz” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kahramanmarasin-edebiyat-isigi-galata-kulesine-yansidi-81495</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/9/5/1280x720/kahramanmarasin-edebiyat-isigi-galata-kulesine-yansidi-1781853539.PNG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kültür ve Turizm Bakanlığı himayelerinde Kahramanmaraş’ın UNESCO Edebiyat Şehri ünvanı İstanbul&#039;un simgelerinden Galata Kulesi&#039;nde özel yansı gösterisi ile milyonların beğenisine sunuldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkezin-rezervleri-73-milyar-dolar-azaldi-81439</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 16:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez&#039;in rezervleri 7,3 milyar dolar azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, 12 Haziran itibarıyla Merkez Bankası brüt döviz rezervleri 1 milyar 130 milyon dolar azalışla 53 milyar 124 milyon dolara indi. Brüt döviz rezervleri, 5 Haziran'da 54 milyar 254 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu.</p>
<p>Bu dönemde altın rezervleri ise 6 milyar 213 milyon dolar düşüşle 105 milyar 170 milyon dolardan 98 milyar 957 milyon dolara geriledi.</p>
<p>Böylece Merkez Bankasının toplam rezervleri 12 Haziran haftasında bir önceki haftaya göre 7 milyar 343 milyon dolar azalışla 159 milyar 424 milyon dolardan 152 milyar 81 milyon dolara geriledi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkezin-rezervleri-73-milyar-dolar-azaldi-81439</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/3/1280x720/dolar-dollar-1770612910.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankasının toplam rezervleri, geçen hafta 7 milyar 343 milyon dolar azalışla 152 milyar 81 milyon dolara geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabanci-hisse-satti-tahvil-aldi-81437</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 16:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı hisse sattı, tahvil aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), "Haftalık Menkul Kıymet İstatistikleri"ni paylaştı. </p>
<p>Buna göre, yurt dışında yerleşik kişiler, geçen hafta 117,8 milyon dolarlık hisse senedi satarken 428,8 milyon dolarlık Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) ve 2,2 milyon dolarlık Genel Yönetim Dışındaki Sektör İhraçları (ÖST) aldı.</p>
<p>Yurt dışında yerleşik kişilerin hisse senedi stoku, 12 Haziran haftasında 40 milyar 632,5 milyon dolardan 40 milyar 801,1 milyon dolara yükseldi.</p>
<p>Aynı dönemde yurt dışında yerleşik kişilerin DİBS stoku 14 milyar 238,9 milyon dolardan 14 milyar 589,5 milyon dolara çıkarken ÖST stoku 1 milyar 272,5 milyon dolardan 1 milyar 269,4 milyon dolara geriledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabanci-hisse-satti-tahvil-aldi-81437</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/3/1280x720/dolar-dollar-1768292317.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası verilerine göre, yurt dışında yerleşik kişiler, geçen hafta 117,8 milyon dolarlık hisse senedi satarken 428,8 milyon dolarlık DİBS aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ppk-ozeti-enflasyonun-ana-egilimindeki-dusus-haziran-ayinda-da-surdu-81436</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 16:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> PPK özeti: Enflasyonun ana eğilimindeki düşüş haziran ayında da sürdü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu'nun  11 Haziran'daki toplantısına ilişkin özet yayımlandı.</p>
<p>Özette, "Jeopolitik gelişmeler eşliğindeki belirsizlikler neticesinde enerji fiyatlarında oynaklık ve yüksek seyir sürmektedir. Enerji arzı, tedarik zincirleri ve taşıma maliyetlerine ilişkin belirsizliklerin süresi ve boyutu enerji fiyatlarının gelecekteki seyri açısından belirleyici olmaya devam edecektir." değerlendirmesinde bulunuldu.</p>
<p>Jeopolitik gelişmelerin etkisiyle başta Orta Doğu ve Afrika ülkeleri olmak üzere birçok ekonomide 2026 yılı için büyüme öngörülerinin aşağı yönde güncellenmeye devam ettiği belirtilen özette, 2027 yılında baz etkilerinin de devreye girmesiyle büyüme oranlarının toparlanmasının beklendiği bildirildi.</p>
<p>Özette, "Bu çerçevede, küresel ölçekte zayıf ve kırılgan görünümün devam edeceği, Türkiye'nin dış ticaret ortaklarının ihracat paylarıyla ağırlıklandırılan küresel büyüme endeksinin yıllık bazda bir önceki PPK dönemine göre 2026 yılı için bir miktar aşağı, 2027 yılı için ise bir miktar yukarı yönde revize edilerek sırasıyla yüzde 1,7 ve yüzde 2,5 artacağı tahmin edilmektedir." ifadesi kullanıldı.</p>
<p>Emtia fiyatlarındaki yükselişin küresel enflasyon üzerindeki riskleri artırdığı, merkez bankalarının bu riskleri gözetmeye devam ederken, gelişmelerin büyüme ve istihdam üzerindeki olumsuz etkilerini de dikkate aldığı belirtildi.</p>
<p>Özette, şu değerlendirmelere yer verildi:</p>
<p>"Politika faizi fiyatlamaları, gelişmiş ülkelerde faiz artırım yönündeki beklentilerin güçlendiğine işaret etmektedir. Jeopolitik gelişmelerin neden olduğu arz şokunun ne kadar kalıcı olacağı ve enflasyon beklentilerini ne ölçüde bozacağı küresel para politikalarının seyri açısından önem taşımaktadır. Son dönemde, artan belirsizlik ve risk iştahındaki dalgalanmalara bağlı olarak gelişmekte olan ülke hisse senedi piyasalarına yönelen sermaye akımlarında oynak bir seyir gözlenirken, portföy hareketleri üzerindeki aşağı yönlü riskler canlılığını korumaktadır."</p>
<p>Özette, harcama yöntemiyle incelendiğinde, özel tüketim ve toplam yatırımların yıllık büyümeye pozitif katkısının bir önceki çeyreğe kıyasla bir miktar gerilediği bildirildi.</p>
<p>Çeyreklik bazda ise özel tüketim büyümeye oldukça sınırlı bir katkı verirken toplam yatırımların katkısının negatif olduğuna işaret edilen özette, "Mal ve hizmetlerin hem ihracatında hem de ithalatında düşüş gerçekleşirken, net ihracatın çeyreklik büyümeye negatif katkısı azalarak devam etmiştir. Özetle, ilk çeyreğe ait veriler iktisadi faaliyetin yavaşlamaya devam ettiğini göstermiştir." ifadesi kullanıldı.</p>
<p>Özette, mayıs ayında mevsimsellikten arındırılmış olarak ihracat ve ithalatın artış kaydettiği belirtildi.</p>
<p>İhracattaki aylık artışın çalışma günü sayısında Kurban Bayramı ve bununla bağlantılı idari izin kaynaklı azalışa ve savaşın devam eden etkilerine rağmen güçlü olduğu belirtilen özette, ihracatta son dönemde gözlenen görece güçlü görünümde, jeopolitik gelişmelerin ve artan lojistik maliyetlerinin talebi arızi olarak Türkiye'ye kaydırmasının da rol oynadığının değerlendirildiği ifade edildi.</p>
<p>Özette, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Bu gelişmeler doğrultusunda, 12 aylık birikimli dış ticaret açığı bir önceki aya göre gerilemiştir. Mayıs ayında altın ithalatı bir miktar azalmış, 12 aylık birikimli altın ithalatı 21,1 milyar dolar olmuştur. Mevcut veriler ışığında, 12 aylık birikimli cari açığın nisan ve mayıs aylarında azalacağı öngörülmektedir. Yakın dönemde gerçekleşen jeopolitik gelişmelerin cari açık üzerindeki olumsuz etkilerinin yılın ikinci yarısında sürebileceği, söz konusu etkilerin boyutunun ise gelişmelerin süresine ve şiddetine göre farklılaşacağı değerlendirilmektedir. Nisan-mayıs döneminde mevsimsellikten arındırılmış tüketim malı ithalatı bir önceki çeyreğe göre sınırlı olarak gerilemiştir. Mayıs ayına ilişkin geçici dış ticaret verileri ile haziran ayı için yüksek frekanslı öncü veriler beraber değerlendirildiğinde, üç aylık ortalama eğilimler, ihracatta ve ithalatta artışa, dış ticaret açığında ise yılın ilk çeyreğine kıyasla sınırlı bir gerilemeye işaret etmektedir."</p>
<p><strong>"Yıllık enflasyon hizmet, temel mal ve gıda gruplarında arttı"</strong></p>
<p>Özette tüketici fiyatlarının mayıs ayında yüzde 1,71 arttığı, yıllık enflasyonun 0,24 puan yükselişle yüzde 32,61 seviyesinde gerçekleştiği belirtildi.</p>
<p>Mayıs ayında tüketici fiyatlarının seyrinde ulaştırma hizmetleri, giyim ve işlenmiş gıda fiyatlarının öne çıktığı bildirilerek, bu doğrultuda yıllık enflasyonun hizmet, temel mal ve gıda gruplarında artarken diğer ana gruplarda gerilediği bilgisi verildi.</p>
<p>Özette, "B endeksinin (işlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içecekler ve tütün ile altın hariç TÜFE) yıllık değişim oranı 0,79 puan artışla yüzde 31,30’a yükselirken C endeksinin (enerji, gıda ve alkolsüz içecekler, alkollü içecekler ile tütün ürünleri ve altın hariç TÜFE) yıllık değişim oranı 0,61 puan artışla yüzde 30,44 olmuştur." denildi.</p>
<p>Enerji, gıda ve alkolsüz içecekler ile alkol-tütün-altın gruplarının yıllık tüketici enflasyonuna katkıları bir önceki aya kıyasla sırasıyla 0,29, 0,12 ve 0,03 puan azalırken hizmet ve temel mallar gruplarının katkılarının sırasıyla 0,40 ve 0,28 puan arttığı ifade edilen özette, şu değerlendirmelere yer verildi:</p>
<p>"Mevsimsellikten arındırılmış verilerle, tüketici fiyatlarının aylık artışı bir önceki aya kıyasla zayıflamıştır. Mevsimsel etkilerden arındırıldığında bir önceki aya benzer seyrettiği izlenen aylık hizmet enflasyonunda, ulaştırma hizmetleri fiyatları öne çıkmıştır. Akaryakıt fiyatlarındaki gelişmelerin yansımalarıyla son üç aylık dönemde ulaştırma hizmetlerinde kaydedilen birikimli fiyat artışı yüzde 18,9’a ulaşmıştır. Temel mal enflasyonunda giyim ve ayakkabı alt grubundaki yükselişin etkisi hissedilirken diğer alt gruplarda aylık enflasyon nispeten ılımlı seyretmiştir. Gıda fiyatlarında mayıs ayında gözlenen düşüşte sebze ürünleri öncülüğünde işlenmemiş gıda alt grubu etkili olmuştur. Sebze fiyatları olumsuz arz koşullarının etkisiyle yılın ilk aylarında ulaşmış olduğu yüksek seviyelerden gerilemeye başlamıştır. Diğer taraftan işlenmiş gıdada aylık enflasyon bir önceki aya kıyasla yavaşlasa da süt ve süt ürünleri öncülüğünde yüksek seyretmeye devam etmiştir. Mayıs ayında enerji fiyatları sınırlı oranda düşmüş, bu gelişmede uluslararası petrol fiyatlarındaki gerilemenin etkisiyle akaryakıt fiyatları belirleyici olmuştur."</p>
<p>Özette, yılın ilk aylarındaki yükselişinin ardından enerji fiyatlarının da etkisiyle nisan ayında artan enflasyonun ana eğiliminin, mayıs ayında bir miktar gerilediği aktarıldı.</p>
<p>Mevsimsellikten arındırılmış aylık enflasyonun B ve C endeksinde bir önceki aya kıyasla düşüş gösterdiği kaydedilen özette, fiyat artışlarının B endeksini oluşturan gruplardan hizmette görece yatay seyrederken temel mallar ve işlenmiş gıdada zayıfladığı bildirildi.</p>
<p>Özette, TCMB bünyesinde takip edilen göstergelerin bir bütün olarak değerlendirildiğinde, enflasyonun ana eğiliminin, yaşanan jeopolitik şokun etkisiyle nisanda kaydettiği artışın ardından mayısta gerilediğinin gözlendiği belirtildi.</p>
<p>Göstergelerin üç aylık ortalamalar bazında ise belirgin bir değişim göstermediği bilgisi paylaşılan özette, şu ifadeler yer aldı:</p>
<p>"Mayıs ayı itibarıyla üç aylık ortalamalar bazında mevsim etkilerinden arındırılmış enflasyon bir önceki aya kıyasla hizmet sektöründe sınırlı oranda gerilerken temel mallarda bir miktar yükselmiştir. Hizmet sektöründe hakim olan fiyatlama davranışı önemli bir atalete ve şokların enflasyon üzerindeki etkilerinin uzun bir zamana yayılmasına neden olmakta ve hizmet enflasyonu mallara göre yüksek seyretmektedir. Mayıs ayı itibarıyla yıllık bazda mal enflasyonu yüzde 28, hizmet enflasyonu ise yüzde 41 civarında seyretmektedir. Alt gruplar bazında incelendiğinde, yıllık enflasyon ulaştırmada daha belirgin olmak üzere ulaştırma ve haberleşme gruplarında yükselirken, lokanta ve otel grubunda yataya yakın seyretmiş, kira ve diğer hizmetlerde ise gerilemiştir. Mayıs ayında ulaştırma hizmetlerinde fiyat artışı akaryakıt fiyat gelişmelerinin yansımasına ek olarak bayramın etkisiyle yüzde 5,61 oranı ile güçlü seyrini korumuştur. Bu grupta, hava yolu ile yolcu taşımacılığı fiyatları yüzde 15,22’lik artış ile öne çıkmaya devam etmiş, şehirler arası otobüs fiyatlarında yüzde 5,46’lık artış görülmüştür. Bu dönemde, haberleşme hizmetlerinde aylık enflasyon yüzde 1,69 ile görece yatay seyretse de yıllık enflasyonundaki yükseliş eğilimi sürmüştür. Diğer taraftan, kira grubunda aylık fiyat artışı yüzde 2,15 olurken yıllık enflasyon 1,39 puan azalışla yüzde 49,77’ye gerilemiştir. Mayıs ayında, lokanta-otel enflasyonu yüzde 1,87 ile önceki aya kıyasla yavaşlarken, diğer hizmetlerde aylık fiyat artışı yüzde 1,14 ile görece ılımlı seyretmiştir."</p>
<p><strong>"Mayıs ayında ara malı fiyatları yüzde 2,94 oranında arttı"</strong></p>
<p>Özette, yurt içi üretici fiyatlarının mayıs ayında yüzde 2,75 arttığı, yıllık üretici enflasyonunun 0,34 puan yükselerek yüzde 28,93 olduğu bilgisi verildi.</p>
<p>Üretici fiyatları üzerinde küresel emtia fiyatlarındaki artışların etkilerinin gözlenmeye devam ettiğine değinilen özette, bu dönemde enerji fiyatlarının yaşanan küresel şokun etkisiyle yüzde 6,60 ile yüksek bir oranda artmayı sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Özette, böylelikle son üç aylık dönemde yurt içi enerji üretici fiyatlarındaki birikimli artışın yüzde 17'ye ulaştığı ifade edilerek, "Mayıs ayında ara malı fiyatları yüzde 2,94 oranında artarken sermaye malları ile dayanıklı ve dayanıksız tüketim mallarında fiyat artışları görece daha düşük olmuştur. Sektörel bazda incelendiğinde ise doğal gaz, ham petrol, kauçuk-plastik, kimyasal ürünler gibi jeopolitik gelişmelerin etkilerinin belirgin olduğu alt gruplarda fiyat artışları yüksek seyretmiştir. Eşel mobil mekanizması tüketici fiyat artışlarını sınırlarken vergi dışı derlenen üretici fiyatlarının küresel gelişmelerden daha fazla etkilendiği not edilmelidir." denildi.</p>
<p>Özette, mayısta uluslararası emtia fiyatlarının hız kesmekle birlikte yükselmeye devam ettiği aktarılarak, bu dönemde ham petrol fiyatları gerilerken endüstriyel metal ve tarımsal emtia fiyatlarında artışın sürdüğü belirtildi.</p>
<p>Haziran ayının ilk 10 günü itibarıyla ise metallerdeki artış eğilimine karşın, enerji ve tarımsal emtialarda yaşanan düşüşlerin etkisiyle emtia ana endeksinin gerileme kaydettiği aktarılan özette, mart ve nisan aylarında jeopolitik gelişmelerin etkisiyle belirgin şekilde yükselen Brent ham petrol fiyatlarının izleyen dönemde gerilediği ifade edildi.</p>
<p>Özette, mayıs ayında ortalama 107,5 dolar seviyesinde olan Brent ham petrol fiyatlarının haziran ayının ilk 10 günü itibarıyla ortalama 97,9 dolara gerilediği bildirildi.</p>
<p>Ham petrol fiyatlarındaki yüksek oynaklığın ise sürdüğüne işaret edilen özette, şu değerlendirmelere yer verildi:</p>
<p>"TTF doğal gaz fiyatları mart ayında Brent ham petrole benzer biçimde önemli bir artış kaydettikten sonra nisan ayında bir miktar gerilemiş, mayıs ayından itibaren ise tekrar artış kaydetmiştir. Altın fiyatlarında düşüş eğilimi sürmektedir. Şubat-nisan döneminde artış gösteren FAO gıda fiyatları endeksi, mayıs ayında yağ ve süt ürünleri fiyatları öncülüğünde sınırlı bir oranda gerilemiştir. Son dönem yaşanan jeopolitik gelişmelere ilişkin belirsizlikler başta enerji ve ham madde akışında kesintilere neden olarak, üretim maliyetlerini artırmakta ve küresel ölçekte enflasyonist baskı oluşturma riski taşımaktadır."</p>
<p>Özette, bu görünüm altında, Küresel Arz Zinciri Baskı Endeksinin kademeli yükselişini sürdürerek arz yönlü baskıların güçlendiğine işaret ettiği bildirildi.</p>
<p>Yaşanan jeopolitik gelişmelerle Hürmüz Boğazı kaynaklı risklerin varlığını koruduğu ve küresel navlun maliyetlerinin olumsuz seyrettiği belirtilen özette, küresel ve Çin'e yönelik konteyner endekslerinde mart ayından itibaren kaydedilen yükselişlerin haziran ayının ilk 10 günü itibarıyla korunduğu, kuru yük endekslerinde mart ayından bu yana devam eden artışların bu dönemde yerini kısmi bir gerilemeye bıraktığı kaydedildi.</p>
<p>Özette, "Öte yandan, döviz kuru sepeti haziran ayının ilk on günü itibarıyla ılımlı seyrini sürdürerek, maliyet baskılarını kısmen sınırlamıştır. Mevsimsel etkilerden arındırılmış imalat sanayi PMI verileri mayıs ayında girdi ve fiyat endekslerinde zayıflama gösterirken teslim sürelerinde de kısmi bir düzelmeye işaret etmiştir. TCMB saha gözlemleri de jeopolitik gelişmelerin tedarik süreçleri üzerindeki olumsuz etkisinin sınırlı kaldığını ima etmektedir." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>Mayıs ayında piyasa katılımcılarının enflasyon beklentilerinde yükseliş gözlendiğine değinilen özette, Piyasa Katılımcıları Anketi sonuçlarına göre, 2026 yıl sonu enflasyon beklentisinin 1,4 puan yükselerek yüzde 28,9 seviyesinde, 2027 yıl sonu enflasyon beklentisinin 1,0 puan artışla yüzde 21,1 düzeyinde gerçekleştiği bilgisi paylaşıldı.</p>
<p>Özette, 12 ay sonrasına ilişkin enflasyon beklentisinin 0,4 puanlık yukarı yönlü güncellemeyle yüzde 23,8'e yükseldiği belirtilirken 24 ay sonrasına ilişkin enflasyon beklentisinin 0,4 puan artışla yüzde 18,4 ölçüldüğü aktarıldı.</p>
<p>5 yıl sonrasına ilişkin enflasyon beklentisinin yüzde 11,9 düzeyinde yatay seyrettiği belirtilen özette, şu değerlendirmelerde bulunuldu:</p>
<p>"Reel sektör beklentilerine bakıldığında, firmaların on iki ay sonrasına ilişkin yıllık enflasyon beklentisi, mayıs ayında 0,6 puan azalarak yüzde 33,1 seviyesinde ölçülmüştür. Aynı dönemde hane halkının on iki ay sonrasına ilişkin enflasyon beklentisi ise 2,1 puan düşüşle yüzde 49,5 seviyesine gerilemiştir. Enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışları dezenflasyon süreci açısından risk unsuru olmaya devam etmektedir. Öncü veriler, enflasyonun ana eğilimindeki düşüşün haziran ayında da sürdüğüne işaret etmektedir. Göstergeler mevsimsel etkilerden arındırıldığında, aylık hizmet enflasyonunun yavaşlayacağını, temel mallar enflasyonunun ise görece yatay bir seyir izleyeceğini ima etmektedir.</p>
<p>İşlenmemiş gıda fiyatlarında sebze fiyatları kaynaklı düşüş gözlenirken, işlenmiş gıda fiyatlarının artış oranında yavaşlama öngörülmektedir. Haziran ayında yurt içi enerji fiyatlarının görece yatay bir seyir izleyeceği tahmin edilmektedir. Söz konusu gelişmede, elektrik ve doğal gaz fiyatlarındaki artışa karşın, uluslararası Brent petrol fiyatlarındaki gerilemeye istinaden akaryakıt fiyatlarındaki düşüş etkili olmaktadır. Hizmet grubunda, yakın dönemde yüksek artışlar kaydeden ulaştırma hizmetlerinin akaryakıt fiyatlarındaki son dönem gerilemeler ve ortadan kalkan bayram kaynaklı etkiler ile birlikte haziran ayında ılımlı seyredeceği, kiralarda ise yavaşlama eğiliminin süreceği öngörülmektedir. Temel mal grubunda, son iki ayda yeni sezona geçişin kuvvetli etkilerinin izlendiği giyim ve ayakkabı tarafında indirim sezonuna geçiş ayı olan haziranda fiyatların düşük bir artış göstermesi öngörülmektedir. Dayanıklı tüketim mallarında aylık enflasyonun ılımlı seyretmesi beklenmektedir. Jeopolitik gelişmelerin maliyet kanalı, iktisadi faaliyet ve beklenti kanalı üzerinden enflasyon görünümüne etkileri yakından takip edilmektedir."</p>
<p><strong>"Para politikası kararları ihtiyatlı bir yaklaşımla alınmaktadır"</strong></p>
<p>Özette, PPK'nin son toplantısında politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 37’de, Merkez Bankası gecelik vadede borç verme faiz oranının yüzde 40’ta, gecelik vadede borçlanma faiz oranının da yüzde 35,5’te sabit tutulduğu anımsatılarak, fiyat istikrarı sağlanana kadar sürdürülecek sıkı para politikası duruşunun talep, kur ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyon sürecini güçlendireceği vurgulandı.</p>
<p>Kurulun politika faizine ilişkin atılacak adımları, enflasyon gerçekleşmelerini, ana eğilimini ve beklentilerini göz önünde bulundurarak ara hedeflerle uyumlu biçimde dezenflasyonun gerektirdiği sıkılığı sağlayacak şekilde belirleyeceğinin altı çizilen özette, şu ifadeler yer aldı:</p>
<p>"Para politikası kararları enflasyon görünümü odaklı, toplantı bazlı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla alınmaktadır. Enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma olması durumunda para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır. Kurul enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşunu vurgulamıştır.</p>
<p>Kredi ve mevduat piyasalarında öngörülenin dışında gelişmeler olması halinde parasal aktarım mekanizması ilave makroihtiyati adımlarla desteklenecektir. Likidite koşulları yakından izlenmeye ve likidite yönetimi araçları etkili şekilde kullanılmaya devam edilecektir. Kurul, politika kararlarını enflasyonu orta vadede yüzde 5 hedefine ulaştıracak parasal ve finansal koşulları sağlayacak şekilde belirleyecektir. Kurul, kararlarını öngörülebilir, veri odaklı ve şeffaf bir çerçevede alacaktır."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ppk-ozeti-enflasyonun-ana-egilimindeki-dusus-haziran-ayinda-da-surdu-81436</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/merkez-bankasi-tcmb.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası PPK özetinde, &quot;Politika faizi fiyatlamaları, gelişmiş ülkelerde faiz artırım yönündeki beklentilerin güçlendiğine işaret etmektedir.&quot; denildi. Metinde, &quot;Öncü veriler, enflasyonun ana eğilimindeki düşüşün haziran ayında da sürdüğüne işaret etmektedir. Göstergeler mevsimsel etkilerden arındırıldığında, aylık hizmet enflasyonunun yavaşlayacağını, temel mallar enflasyonunun ise görece yatay bir seyir izleyeceğini ima etmektedir.&quot; ifadeleri kullanıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-mevduati-31-trilyon-lirayi-asti-81434</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 16:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılık mevduatı 31 trilyon lirayı aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre bankacılık sektörünün toplam mevduatı, 12 Haziran ile biten haftada yüzde 0,19 ve 57 milyar 513 milyon 113 bin lira artışla 30 trilyon 972 milyar 186 milyon 399 bin liradan 31 trilyon 29 milyar 699 milyon 511 bin liraya yükseldi.</p>
<p>Aynı dönemde bankalardaki Türk lirası cinsi mevduat yüzde 0,95 artarak 16 trilyon 937 milyar 289 milyon 74 bin lira, yabancı para (YP) cinsinden mevduat yüzde 1,50 azalarak 10 trilyon 211 milyar 615 milyon 882 bin lira oldu.</p>
<p>Bankalarda bulunan toplam YP mevduatı geçen hafta 262 milyar 88 milyon dolar düzeyinde gerçekleşirken bu tutarın 222 milyar 7 milyon doları yurt içinde yerleşik kişilerin hesaplarında toplandı.</p>
<p>Yurt içi yerleşiklerin toplam YP mevduatında parite etkisinden arındırılmış veriler dikkate alındığında, 12 Haziran itibarıyla 266 milyon dolarlık artış görüldü.</p>
<p><strong>Yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri arttı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri, geçen hafta yüzde 1,41 artışla 6 trilyon 529 milyar 259 milyon 645 bin liraya çıktı.</p>
<p>Söz konusu kredilerin 792 milyar 667 milyon 222 bin lirası konut, 43 milyar 215 milyon 654 bin lirası taşıt, 2 trilyon 486 milyar 271 milyon 540 bin lirası ihtiyaç kredileri, 3 trilyon 207 milyar 105 milyon 229 bin lirası ise bireysel kredi kartlarından oluştu.</p>
<p>Bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi de 12 Haziran ile biten haftada 187 milyar 960 milyon 833 bin lira artarak 25 trilyon 385 milyar 673 milyon 644 bin liradan 25 trilyon 573 milyar 634 milyon 477 bin liraya yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-mevduati-31-trilyon-lirayi-asti-81434</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/1/1280x720/kkm-gecen-hafta-327-milyar-lira-azaldi-1741265838.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haftalık verilerine göre bankacılık sektörünün toplam mevduatı, 57,5 milyar lira artarak 31 trilyon lirayı aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/coca-cola-buzdolabi-kapasitesinin-yuzde-35ini-rakiplere-kullandiracak-81433</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 16:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Coca-Cola, soğutucu kapasitesinin yüzde 35&#039;ini rakiplere kullandıracak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Rekabet Kurumu, Coca-Cola Satış ve Dağıtım AŞ hakkında yürütülen soruşturmanın sonuçlandığını duyurdu. </p>
<p>Kurumun internet sitesinden yapılan açıklamada, şirket hakkında Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un ilgili maddeleri kapsamında yürütülen soruşturmanın sonlandırıldığı belirtilerek, soruşturmanın, münhasırlık ve indirim yoluyla rakipleri dışlama yönündeki endişeler karşısında şirketin sunduğu taahhütler doğrultusunda sonuçlandığı ifade edildi.</p>
<p>Açıklamada, 2021'de alınan taahhüt kararı kapsamında uygulanan soğutucu erişim kuralının kapsamının genişletildiğine işaret edilerek, "Buna göre, geleneksel kanal ile yerinde tüketim kanalındaki satış noktalarında bulunan şirket soğutucularının yüzde 35'i rakip ürünlerin erişimine açılacak. Satış noktasının kendisine ait ve tüketicilerin doğrudan erişebileceği alkolsüz ticari içecek kullanımına özgülenmiş bir soğutucusunun bulunması, söz konusu kuralın uygulanmasına engel teşkil etmeyecek. Soğutucu erişim kuralının uygulanmasına ilişkin satış noktalarına ilave bilgilendirmeler yapılacak. Bu kapsamda detaylı bilgilendirme metinleri hazırlanarak paylaşılacak ve soğutucular üzerine yerleştirilecek QR kodlar aracılığıyla ilgili bilgilere erişim sağlanacak." değerlendirmesinde bulunuldu.</p>
<p>Soğutucu içi konumlandırma ve planogramın (yerleşim planı) değiştiği bilgisi verilen açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Bu kurala istinaden kullanıma tabi yüzde 35'lik alan soğutucu içerisinde dikey olarak seperatör ile bölünecek. Bu bölüm rakip ürünlere tahsis edilecek. Seperatör yardımı ile ayrılan dikey alanın her bir rafında, ilgili alanın rakip ürünlere tahsis edildiğini ve şirket ürünlerinin yerleştirilmemesi gerektiğini belirten etiketlere yer verilecek. Birden fazla şirket soğutucusu bulunan satış noktalarında yüzde 35'lik erişim oranı her bir soğutucu bazında ayrı ayrı hesaplanacak."</p>
<p><strong>Takip amacıyla ölçüm raporları hazırlanabilecek</strong></p>
<p>Şirketin soğutucu erişim kuralının uygulamadaki etkisini göstermek ve takibini temin etmek amacıyla bağımsız bir üçüncü taraf aracılığıyla hazırlanacak ölçüm raporlarının talep üzerine Kuruma sunulmasına karar verildiğine işaret edilen açıklamada, şu ifadeler kullanıldı:</p>
<p>"Satış noktalarının da kurala uymasını temin etmek üzere şirket veya bayi satış temsilcilerinin satış noktalarını ziyaretleri esnasında soğutucu erişim kuralının tam olarak uygulanmadığının tespiti durumunda, satış noktası ilk tespitte uyarılacak. Takip eden ziyaretlerde aynı durumun devam ettiğinin görülmesi halinde de satış noktasının siparişleri her bir uyumsuzluk tespitinde yüzde 10 olmak üzere kademeli azaltılacak. Satış noktalarının rakip ürünlere tahsis edilen alana hangi ürünleri yerleştirdikleri bakımından bir takip yapılmayacak. Şirket soğutucularının cam yüzeylerinde, soğutucu erişim kuralı kapsamında erişime açılan bölümdeki rakip ürünlerin görünürlüğünü engelleyecek veya kısıtlayacak nitelikte etiket, kaplama veya benzeri materyal bulundurulmayacak. Ayrıca, rakip teşebbüsler soğutucu erişim kuralı kapsamında erişime açılan bölümde yer alan ürünleri için soğutucu içerisinde kendi fiyat etiketlerini serbestçe kullanabilecek."</p>
<p>Açıklamada, soğutucu tedarik modelinin yeniden yapılandırıldığına dikkati çekilerek, soğutucu temini için satış noktalarından beklenen asgari yıllık koli alım adedine dayalı soğutucu verimliliği uygulamasına ve bu verimlilik koşulunun sağlanamaması nedeniyle bayilere tamamlama faturası kesilmesine son verildiği bildirildi.</p>
<p>Hedef ve prim uygulamaları ile yatırım desteklerinde değişikliğe gidildiği vurgulanan açıklamada, indirim ve destek politikalarında yeni kuralların belirlendiği belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, söz konusu taahhütlerin 3 yıl sonra Rekabet Kurulunca yeniden gözden geçirileceği bildirildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/coca-cola-buzdolabi-kapasitesinin-yuzde-35ini-rakiplere-kullandiracak-81433</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/coca-cola-icecek.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Coca-Cola hakkında açılan rekabet soruşturmasının taahhütlerin kabul edilmesiyle sonuçlandığı bildirildi. Açıklamada, &quot;Geleneksel kanal ile yerinde tüketim kanalındaki satış noktalarında bulunan şirket soğutucularının yüzde 35&#039;i rakip ürünlerin erişimine açılacak.&quot; denildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kkm-280-milyon-liranin-altina-geriledi-81432</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 16:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> KKM 280 milyon liranın altına geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) haftalık bültenini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi, 12 Haziran itibarıyla 186 milyar 932 milyon lira artarak 26 trilyon 54 milyar 213 milyon liradan 26 trilyon 241 milyar 145 milyon liraya çıktı.</p>
<p>Bankacılık sektöründe toplam mevduat ise bankalar arası dahil geçen hafta 75 milyar 377 milyon lira artarak 29 trilyon 633 milyar 774 milyon liradan 29 trilyon 709 milyar 151 milyon liraya yükseldi.</p>
<p>Tüketici kredilerinin tutarı, bu dönemde 41 milyar 828 milyon lira artarak 3 trilyon 329 milyar 638 milyon liraya yükseldi. Söz konusu tutarın 793 milyar 418 milyon lirası konut, 43 milyar 806 milyon lirası taşıt ve 2 trilyon 492 milyar 413 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu.</p>
<p>Bu dönemde taksitli ticari kredilerin tutarı, 28 milyar 46 milyon lira artarak 4 trilyon 82 milyar 710 milyon lira oldu. Bankaların bireysel kredi kartı alacakları ise yüzde 1,6 artışla 3 trilyon 207 milyar 352 milyon lira düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p>Bireysel kredi kartı alacaklarının 1 trilyon 183 milyar 931 milyon lirasını taksitli, 2 trilyon 23 milyar 421 milyon lirasını taksitsiz borçlar oluşturdu.</p>
<p><strong>Yasal öz kaynaklar arttı</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe takipteki alacaklar, 12 Haziran itibarıyla önceki haftaya göre 9 milyar 389 milyon lira artışla 747 milyar 913 milyon liraya çıktı. Takipteki alacakların 439 milyar 290 milyon lirasına özel karşılık ayrıldı.</p>
<p>Aynı dönemde bankacılık sisteminin yasal öz kaynakları, 1 milyar 19 milyon lira artarak 5 trilyon 679 milyar 658 milyon liraya yükseldi.</p>
<p>Kur korumalı Türk lirası mevduat ve katılma hesapları (KKM) bakiyesi ise geçen hafta 31 milyon lira azalarak 279,8 milyon liraya düştü.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kkm-280-milyon-liranin-altina-geriledi-81432</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/02/kkmde-dusus-hizlandi-doviz-mevduati-sert-geriledi-8uz7_headline.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BDDK&#039;nin haftalık verilerine göre KKM, 31 milyon lira azalışla 279,8 milyon liraya indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yapi-krediden-700-milyon-dolarlik-kaynak-81422</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 14:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapı Kredi&#039;den 700 milyon dolarlık kaynak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapı Kredi'nin, 700 milyon dolar tutarında Diversified Payment Rights (DPR) işlemi gerçekleştirdiği duyuruldu.</p>
<p>Açıklamaya göre, Yapı Kredi, 10 ile 12 yıl vadeler arasında havale akımlarına dayalı gelecekteki nakit akışları (future flow) ve hazine işlemlerini içeren fonlama yapısını hayata geçirdi.</p>
<p>İşlemin, uluslararası piyasalarda Yapı Kredi'ye duyulan güçlü güveni ve bankanın uzun vadeli, çeşitlendirilmiş fonlama stratejisindeki istikrarlı yaklaşımını bir kez daha ortaya koyduğu belirtildi.</p>
<p>Yapı Kredi Üst Yöneticisi (CEO) Gökhan Erün, güçlü risk yönetimi yaklaşımı ve etkin likidite yönetimi sayesinde uluslararası piyasalarda istikrarlı şekilde kaynak yaratmaya devam ettiklerini belirtti.</p>
<p>Uzun vadeli ve çeşitlendirilmiş fonlama stratejileri doğrultusunda hayata geçen 700 milyon dolarlık DPR işleminin Yapı Kredi'ye duyulan güçlü güvenin somut bir yansıması olduğunu aktaran Erün, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu sayede bankamızın uzun vadeli büyüme hedeflerini desteklerken, aynı zamanda Türkiye ekonomisine de katkı sağlamaya devam ediyoruz. Önümüzdeki dönemde de finansman kaynaklarımızı çeşitlendirmeye, uluslararası yatırımcılarla ilişkilerimizi derinleştirmeye ve sürdürülebilir büyüme stratejimiz doğrultusunda ülkemiz ekonomisine katkı sağlamaya kararlılıkla devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yapi-krediden-700-milyon-dolarlik-kaynak-81422</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/7/1280x720/gokhan-erun-1762532626.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapı Kredi CEO Gökhan Erün, &quot;Uzun vadeli ve çeşitlendirilmiş fonlama stratejimiz doğrultusunda hayata geçirdiğimiz 700 milyon dolarlık DPR işlemi, uluslararası piyasalarda Yapı Kredi&#039;ye duyulan güçlü güvenin somut bir yansıması oldu.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/iibnin-5-aylik-ihracati-53-milyar-dolar-81430</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İİB&#039;nin 5 aylık ihracatı 5,3 milyar dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul İhracatçı Birliklerinin (İİB) ocak-mayıs dönemindeki ihracatının 2025'in aynı dönemine göre yüzde 3,3 artışla 5 milyar 342 milyon dolara yükseldiği açıklandı.</p>
<p>Bu dönemde 190 ülkeye dış satım yapan İİB'nin ülke ihracatındaki payının yüzde 5,5 olduğu bildirildi.</p>
<p>En yüksek ihracat 355 milyon dolarla ABD'ye yapıldı. Bu ülkeye en fazla şeker ve şekerli mamuller ile kağıt ve karton ürünleri satıldı. ABD'yi Norveç, Birleşik Krallık, Almanya ve Irak izledi.</p>
<p>İİB tarafından yapılan ihracatta Norveç'te "gemi", Birleşik Krallık'ta "kağıt ve karton ürünleri" ile "gemi", Almanya'da "fındık ve mamulleri" ile "kağıt ve karton ürünleri", Irak'ta ise "ağaç ve orman ürünleri" ile "hayvansal mamuller" öne çıktı.</p>
<p>Ülke grupları baz alındığında en fazla ihracat yüzde 2,8 artış ve 1 milyar 363 milyon dolarla Avrupa Birliği (AB) ülkelerine yapıldı.</p>
<p><strong>En yüksek ihracat mobilya ve orman ürünlerinden</strong></p>
<p>Yılın ilk beş ayında İİB bünyesinde bulunan birlikler arasında en yüksek ihracatı 1 milyar 479 milyon dolarla İstanbul Mobilya, Kağıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği gerçekleştirdi.</p>
<p>Onu, 1 milyar 442 milyon dolarla İstanbul Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İHBİR), yaklaşık 1,3 milyar dolarla Gemi, Yat ve Hizmetleri İhracatçıları Birliği (GYHİB), 452 milyon dolarla İstanbul Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği (İSHİB), 398 milyon dolarla İstanbul Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İFMİB) izledi.</p>
<p>İstanbul Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği 234 milyon dolar, İstanbul Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (KUMİB) ise 123 milyon dolar ihracat yaptı.</p>
<p><strong>"Yılın ilk yarısını ihracat artışıyla kapatmayı öngörmekteyiz"</strong></p>
<p>İİB Koordinatör Başkanı Erkan Özkan, ilk 5 ayda ihracatlarını bölgedeki gerilimlere ve resmi tatillere rağmen yüzde 3,3 artırdıklarını belirterek, "Yılın ilk yarısını ihracat artışıyla kapatmayı öngörmekteyiz. İİB'nin her zaman katma değerli ve sürdürülebilir ihracat hedefi oldu. Birliğimizin amacı, sektörlerimizin, ülkemizin ve sanayicimizin dünyada bıraktığı etkiyi ve ortaya koyduğu katma değeri artırmak." ifadelerini kullandı.</p>
<p>İİB için geçen ayın oldukça yoğun geçtiğini kaydeden Özkan, mayısta düzenledikleri organizasyonlara ve milli katılım gerçekleştirdikleri uluslararası fuarlara ilişkin bilgiler verdi.</p>
<p>Özkan, gemi, yat ve hizmetleri sektöründe başarılı ihracatçıların ödüllendirildiğini kaydederek, İstanbul Mobilya, Kağıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliğince yürütülen CartonBridge Türkiye Uluslararası Rekabetçiliğin Geliştirilmesi (UR-GE) Projesi kapsamında eğitimler düzenlendiğini anlattı.</p>
<p>İHBİR tarafından "Teorik ve Uygulamalı Raf Ömrü ve Hızlandırılmış Raf Ömrü Analizleri" eğitimi gerçekleştirildiğini anımsatan Özkan, İİB tarafından ise "İhracatta Risk Yönetimi, Ödeme, Lojistik ve Hukuki Güvenceler" konusunda çevrim içi eğitim düzenlediğini bildirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/iibnin-5-aylik-ihracati-53-milyar-dolar-81430</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/2/1280x720/erkan-ozkan-1771926590.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul İhracatçı Birliklerinin ihracatı yılın ilk 5 ayında yıllık bazda yüzde 3,3 artarak 5,3 milyar dolara çıktı. İİB Koordinatör Başkanı Erkan Özkan, &quot;Yılın ilk yarısını ihracat artışıyla kapatmayı öngörmekteyiz. İİB&#039;nin her zaman katma değerli ve sürdürülebilir ihracat hedefi oldu. Birliğimizin amacı, sektörlerimizin, ülkemizin ve sanayicimizin dünyada bıraktığı etkiyi ve ortaya koyduğu katma değeri artırmak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kisa-vadeli-dis-borc-1716-milyar-dolara-cikti-81408</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 12:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kısa vadeli dış borç 171,6 milyar dolara çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Nisan 2026'ya ait Kısa vadeli dış borç (KVDB) istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, KVDB stoku bu dönemde bir önceki aya göre yüzde 3 artarak 171,6 milyar dolara yükseldi.</p>
<p>Orijinal vadesine bakılmaksızın vadesine 1 yıl veya daha az kalmış borçları gösteren kalan vadeye göre KVDB stoku, 242 milyar dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Bankalar kaynaklı KVDB stoku, bir önceki aya göre yüzde 5,8 artarak 75,5 milyar dolar oldu.</p>
<p>Yurt içi bankaların yurt dışından kullandıkları kısa vadeli kredi ve menkul kıymet yükümlülükleri, bir önceki aya göre yüzde 4,1 artışla 8,7 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Yurt dışı yerleşik bankaların yurt içindeki mevduatı yüzde 6,7 yükselişle 18,6 milyar dolara çıktı.</p>
<p>Banka hariç yurt dışı yerleşiklerin döviz tevdiat hesabı yüzde 1,9 artarak 22,2 milyar dolara, TL cinsinden mevduatlar yüzde 9,2 artışla 26 milyar dolara, diğer sektörler kaynaklı KVDB stoku, yüzde 2,8 artarak 71,4 milyar dolara yükseldi.</p>
<p>Dış ticaret işlemlerinden kaynaklanan ticari kredi yükümlülükleri, yüzde 1,3 artışla 64,4 milyar dolar olurken, nakit kredi kaynaklı yükümlülükler yüzde 19,6 artarak 7 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>KVDB stoku içerisinde doları ve avronun payı azalırken, Türk lirası ve diğer döviz cinslerinin payında artış oldu.</p>
<p>Buna göre, stokun yüzde 34,8’ini dolar, yüzde 26,7’sini avro, yüzde 24,5’ini Türk lirası ve yüzde 14'ünü diğer döviz cinsleri oluşturdu.</p>
<p>Kalan vadeye göre KVDB stokunda, mevduat yükümlülükleri 66,8 milyar dolara, kredi ve menkul kıymet yükümlülükleri 74,9 milyar dolara yükseldi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kisa-vadeli-dis-borc-1716-milyar-dolara-cikti-81408</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/7/1280x720/dolar-dollar-1776399941.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın nisan verilerine göre, kısa vadeli dış borç stoku, aylık bazda yüzde 3 artışla 171,6 milyar dolara yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/konut-satislari-yillik-yuzde-312-azaldi-81407</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 12:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Konut satışları yıllık yüzde 31,2 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Mayıs 2026'ya ait konut ve iş yeri satış istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye genelinde satılan ilk el konut sayısı, mayısta geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 27,9 azalarak 30 bin 196'ya geriledi. İkinci el konut sayısı aynı dönemde yüzde 32,7 azalışla 63 bin 137 oldu. Böylece, geçen ay satılan toplam konut sayısı 2025'in aynı ayına göre, yüzde 31,2 düşüle 93 bin 333 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Toplam konut satışları içinde ilk el konut satışlarının payı yüzde 32,4, ikinci el olanların payı yüzde 67,6 oldu.</p>
<p>Türkiye genelinde ipotekli konut satışları, mayısta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2,8 azalarak 19 bin 754 olarak hesaplandı.</p>
<p>Diğer konut satışları ise mayısta yıllık bazda yüzde 36,2 azalışla 73 bin 579 olarak gerçekleşti. Toplam konut satışları içinde ipotekli satışların payı yüzde 21,2, diğer satışların payı yüzde 78,8 oldu.</p>
<p>Takvim etkilerinden arındırılmış serilerde, mayısta 2025'in aynı ayına göre ilk el konut satışları yüzde 3,6, ikinci el konut satışları yüzde 11,3 azaldı.</p>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış serilerde de bir önceki aya göre ilk el konut satışları yüzde 3,4, ikinci el konut satışları yüzde 0,5 düşüş gösterdi.</p>
<p><strong>Yabancılara 1387 konut satıldı</strong></p>
<p>Yabancılara yapılan konut satışları, mayısta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 27 azalarak 1387 oldu. Mayısta toplam konut satışları içinde yabancılara yapılan konut satışının payı yüzde 1,5 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Geçen ay ülke uyruklarına göre en fazla konut satışı 268 ile Rusya, 125 ile İran ve 88 ile Ukrayna vatandaşlarına yapıldı.</p>
<p><strong>Ocak-mayıs dönemi</strong></p>
<p>Bu yılın ocak-mayıs döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla ilk el konut satış sayısı yüzde 3,4 azalarak 178 bin 81'e geriledi. İkinci el konut satış sayısı aynı dönemde yüzde 7,9 düşüşle 391 bin 456 oldu. Böylece söz konusu dönemde satılan toplam konut sayısı, 2025'in aynı dönemine göre yüzde 6,6 azalışla 569 bin 537 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>İpotekli konut satışı, ocak-mayıs döneminde yüzde 25,8 artışla 116 bin 801'e çıktı. Bu yılın 5 aylık döneminde diğer konut satışları, yüzde 12,4 azalışla 452 bin 736'ya geriledi.</p>
<p>Aynı dönemde yabancılara yapılan konut satışları, geçen yılın ocak-mayıs dönemine göre yüzde 15,1 azalarak 7 bin 68 oldu.</p>
<p><strong>İlk el iş yeri satışları yüzde 24,8, ikinci el yüzde 33,1 azaldı</strong></p>
<p>Türkiye genelinde ilk el iş yeri satış sayısı mayısta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 24,8 azalarak 3 bin 255 oldu. İkinci el iş yeri satışları ise yıllık bazda yüzde 33,1 azalarak 8 bin 179'a geriledi.</p>
<p>Böylece geçen ay satılan toplam iş yeri sayısı, 2025'in aynı ayına göre yüzde 30,9 azalışla 11 bin 434 olarak hesaplandı.</p>
<p>Ülke genelinde ipotekli iş yeri satışları, mayısta geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 22,9 artarak 536 olurken diğer iş yeri satışları ise yüzde 32,4 azalarak 10 bin 898 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre, mayısta geçen yılın aynı ayına göre ilk el iş yeri satışları yüzde 0,4, ikinci el iş yeri satışları yüzde 12,9 azalış gösterdi.</p>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış serilerde ise bir önceki aya göre ilk el iş yeri satışları yüzde 2,8, ikinci el iş yeri satışları yüzde 6,2 azaldı.</p>
<p><strong>Ocak-mayıs dönemi</strong></p>
<p>Türkiye'de ocak-mayıs döneminde ilk el iş yeri satış sayısı yıllık bazda yüzde 6,6 azalarak 18 bin 768, ikinci el iş yeri satışları da yüzde 10,9 gerileyerek 50 bin 195 oldu.</p>
<p>Böylece yılın 5 ayında satılan toplam iş yeri sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 9,7 azalışla 68 bin 963 olarak hesaplandı.</p>
<p>Ocak-mayıs döneminde ipotekli iş yeri satışı yüzde 62,6 artışla 3 bin 260'a çıktı. Aynı dönemde diğer iş yeri satışları ise yüzde 11,7 azalışla 65 bin 703'e geriledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/konut-satislari-yillik-yuzde-312-azaldi-81407</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/9/1280x720/konut-1766377672.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mayıs verilerine göre, ülke genelinde satılan konut sayısı, yıllık bazda yüzde 31,2 azalışla 93 bin 333&#039;e geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ibrahim-burkay-btsonun-projeleriyle-bursa-yeni-ekosisteme-en-hazir-sehir-81400</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 12:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> İbrahim Burkay: BTSO’nun projeleriyle Bursa yeni ekosisteme en hazır şehir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, DOSAB’da farklı sektörlerde üretim yapan firmaları ziyaret ederek, iş dünyasının görüş, beklenti ve önerilerini dinledi.</p>
<p>BTSO Meclis Başkanı Ali Uğur, yönetim kurulu ve meclis divanı üyelerinin de katıldığı ziyaretlerde, üretimden ihracata, yeni nesil yatırımlardan yapay zekâya kadar Bursa iş dünyasının gelecek vizyonu ele alındı. Firma ziyaretlerinin ardından DOSAB Sosyal Tesisleri’nde bölge sanayicilerinin ve iş dünyası temsilcilerinin yoğun katılımıyla düzenlenen programda önemli mesajlar verildi.  BTSO Yönetim Kurulu Başkanı Burkay, Bursa’nın üretim gücünü geleceğin teknolojileriyle daha ileriye taşıma hedefinde birlik ve beraberliğin belirleyici olduğunu söyledi. Bursa’nın Türkiye ekonomisindeki güçlü konumunu koruması için üretim, teknoloji, ihracat ve nitelikli insan kaynağı alanlarında attığı adımların önemine değinen İbrahim Burkay, 2013 yılından bu yana BTSO’nun ortaya koyduğu projelerin Bursa iş dünyasının ortak iradesiyle hayata geçtiğini kaydetti. Başkan Burkay, BTSO’nun BUTEKOM, MESYEB, GUHEM, Model Fabrika, KFA Fuarcılık, EVM ve TEKNOSAB gibi merkezlerle firmaların küresel rekabet gücünü artırmaya odaklandığını kaydetti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a33b51e3cfaf-1781773598.jpeg" alt="" width="738" height="432" /></p>
<h2><strong>“Bu şehir için dertlenmek gerekiyor”</strong></h2>
<p>Bursa iş dünyasının üretirken aynı zamanda şehrin ve ülkenin geleceğine katkı sağladığını belirten Burkay, sivil toplum kuruluşlarında ortaya konan çabanın büyük bir bilgi birikimi ve tecrübenin sonucu olduğunu söyledi. Burkay, “Bu salonda bu şehrin meseleleriyle dertlenen, ülkesinin geleceğine katkı sunmak isteyen kıymetli insanlar var. Bizim bir araya gelişimizin temelinde değer üretme iradesi bulunuyor. Kazançlarımızla devletimize karşı sorumluluklarımızı yerine getirirken, elde ettiğimiz tecrübeyi de şehrimizin hizmetine sunuyoruz. Sivil toplum çalışmalarını, bu bilgi birikiminin zekâtı olarak görüyorum. Bursa’nın geleceğine omuz veren bu birlikteliği çok kıymetli buluyorum.” dedi.</p>
<h2><strong>“DOSAB’da anlattığımız hayalleri birer birer hayata geçirdik”</strong></h2>
<p>Başkan Burkay, BTSO olarak yola çıktıkları ilk dönemde DOSAB’da Bursa sanayisi için önemli hedefleri paylaştıklarını hatırlattı. 2013 yılında ortaya koydukları 16 projenin tamamını hayata geçirdiklerini belirten Burkay, bu projelerin sayısını 60’ın üzerine çıkartarak Bursa iş dünyasının hizmetine sunduklarını ifade etti. Başarıların temelinde menfaat değil, örnek birlikteliğin ve dayanışmanın bulunduğuna işaret eden İbrahim Burkay, “Biz bu yolculuğa çıkarken Bursa için büyük hedefler ve hayaller ortaya koyduk. DOSAB’da sanayicilerimize Türkiye’nin en önemli üretim merkezlerinden birini oluşturma irademizi anlattık. Uzay, havacılık, mükemmeliyet merkezleri, MESYEB, BUTEKOM ve farklı alanlardaki projelerimizi o gün paylaşmıştık. Aradan geçen süreçte bu projeleri tek tek hayata geçirdik. Hatta bu 16 projenin üzerine onlarca yeni çalışmayı daha ekledik. Bunu mümkün kılan şey, birlik ve beraberliğimiz oldu. DOSAB ve DOSABSİAD’a hem mevcut çalışmalarımıza destekleri hem de Bursa için ortaya koyduğumuz 2030 vizyonumuza olan inançları için teşekkür ediyorum. Birlikte çok daha büyük başarılara imza atacağımıza inanıyorum.” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a33b544c4ba5-1781773636.jpeg" alt="" width="654" height="436" /></p>
<h2><strong>“Bursa vizyonunu kaybetmemeli”</strong></h2>
<p>BTSO Yönetim kurulu Başkanı İbrahim Burkay, şehirlerin geleceğe bilim, teknoloji ve doğru iş modelleriyle hazırlanacağını belirterek, “Bu şehir, geçmişte ortaya konan doğru kararlarla Türkiye’nin üretim başkentlerinden biri haline geldi. 1961 yılında ilk organize sanayi bölgesi kurulduğunda o gün bu yatırımlara öncülük eden büyüklerimiz belki bugünkü tabloyu tam olarak öngöremedi ama doğru bir iş yaptıklarını biliyorlardı. Bugün bizim de aynı cesarete ve vizyona ihtiyacımız var. Dünyayı iyi okuyarak, bilimin merkezinde duran projeler geliştirmek durumundayız. BUTEKOM ve mükemmeliyet merkezleri bu anlayışın en güçlü örnekleri arasında yer alıyor. Bursa bu vizyonu korursa gelecekte çok daha güçlü bir konuma ulaşacaktır” ifadelerini kullandı.</p>
<h2><strong>“Yeni nesil alanlarda oyunun içinde yer almalıyız”</strong></h2>
<p>Yeni dönemde yapay zekâ, veri merkezleri, otomasyon, girişimcilik ve dijital dönüşümün firmalar için belirleyici hale geldiğini söyleyen Başkan Burkay, iş dünyasının bu alanlarda daha etkin rol alması gerektiğini belirtti. BTSO liderliğinde yeni nesil yatırımlar ve fon modelleriyle Bursa firmalarını geleceğin ekonomisine hazırlamayı amaçladıklarını ifade eden Burkay, şirketlerin teknoloji ve dijital yetkinliklerini güçlendirmesi gerektiğini vurguladı. İbrahim Burkay, “Kendi işlerimize sahip çıkarken başımızı kaldırıp dünyada neler olduğunu da görmek zorundayız. Yeni nesil alanlarda, girişimcilikte, yapay zekâda, veri merkezlerinde ve dijital dönüşümde oyunun içinde yer almalıyız. Bugün birçok genç girişimci, büyük şirketlerin sahip olduğu yeni değer alanları oluşturuyor. Bursa olarak bizler bu ekosistemin dışında kalamayız. Model Fabrika’dan mükemmeliyet merkezlerine kadar bütün çalışmalarımızı bu dönüşüme göre şekillendiriyoruz. Yeni dönemde maliyetleri düşüren, kapasiteyi artıran ve şirketlere organizasyon kabiliyeti kazandıran sistemler öne çıkacak. Bu süreçte farkındalık sahibi olmak ve aksiyon almak çok önemli.” dedi. Başkan Burkay, Bursa’nın güçlü üretim altyapısı, yetişmiş insan kaynağı ve BTSO öncülüğünde hayata geçirilen projelerle dünyada yaşanan yeni ekosisteme en hazır şehirlerden biri olduğunu söyledi. </p>
<p>DOSAB Başkanı Levent Eski, BTSO’da İbrahim Burkay başkanlığında hayata geçirilen projelerin Bursa için önemli kazanımlar sağladığını belirterek, bu yatırımların sürdürülebilir şekilde geliştirilmesinin şehre ve topluma daha fazla katkı sunacağını söyledi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ibrahim-burkay-btsonun-projeleriyle-bursa-yeni-ekosisteme-en-hazir-sehir-81400</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/0/1280x720/ibrahim-burkay-btsonun-projeleriyle-bursa-yeni-ekosisteme-en-hazir-sehir-1781773667.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi’nde (DOSAB) faaliyet gösteren firmaların yoğun katılımıyla düzenlenen programda konuştu. Başkan Burkay, 2013 yılından bu yana Bursa iş dünyasının desteğiyle 60’ın üzerinde makro projeyi hayata geçirdiklerini belirterek, “Projelerimiz, tüm Türkiye’ye örnek oldu. Odamızın liderliğindeki projelerle Bursa’mız bugün dünyadaki yeni ekosisteme en hazır şehir” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/garanti-bbva-leasingden-ebrd-ile-50-milyon-euroluk-finansman-anlasmasi-81431</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Garanti BBVA Leasing&#039;den EBRD ile 50 milyon euroluk finansman anlaşması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Garanti BBVA Leasing'in, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ile finansman anlaşması imzaladığı bildirildi.</p>
<p>Bankadan yapılan açıklamaya göre, EBRD, yeşil, kaynak verimli ve iklim değişikliğine dayanıklı teknolojilere erişimi artırarak işletmelerin dayanıklılığını güçlendirmek amacıyla Garanti BBVA Leasing'e 50 milyon euro tutarında finansman sağladı.</p>
<p>Finansman paketinin 47 milyon euroluk bölümü EBRD tarafından karşılanırken, 3 milyon euroluk kısmı da Taiwan ICDF tarafından sağlanıyor.</p>
<p>Kaynağı, yeşil yatırımların önündeki maliyet engellerinin azaltılmasına ve ihtiyaç duyulan alanlarda uzun vadeli sürdürülebilir yatırımların desteklenmesine katkı sunacağı belirtildi.</p>
<p>Türkiye Yeşil Ekonomi Finansman Programı III (GEFF III) kapsamında sağlanan finansmanın, işletmelerin enerji tüketimini azaltan, emisyonları düşüren ve iklimle ekonomi kaynaklı şoklar karşısında operasyonel sürekliliği güçlendiren yatırımları hayata geçirmelerine destek olacağı ifade edildi.</p>
<p>Garanti BBVA Leasing'in, depremden etkilenen bölgelerde de operasyonel ağının bulunduğu belirtilen açıklamanın devamında, "Finansmanın en az yüzde 30'u, Şubat 2023'te gerçekleşen depremlerden en fazla etkilenen bölgelerde bulunan yeşil yatırımlara ayrılacak. Böylece bölgedeki işletmelerin daha dayanıklı, verimli ve sürdürülebilir şekilde yeniden yapılanmalarına katkı sağlanacak. Program kapsamında Garanti BBVA Leasing, toplumsal cinsiyet odağında çeşitli uygulama ve eğitim programları da hayata geçirecek." denildi.</p>
<p>Çalışmalar sayesinde finansman yararlanıcılarının yeşil dönüşüm alanındaki yetkinliklerinin geliştirilmesi, teknik kapasitelerinin artırılması ve yeni teknolojilere erişimlerinin desteklenmesi hedefleniyor.</p>
<p><strong>"Sürdürülebilirlik, stratejik öncelikleri ve iş modellerinin ayrılmaz parçası"</strong></p>
<p>Garanti BBVA Leasing Genel Müdürü Orhan Veli Çaycı, sürdürülebilirliğin, stratejik öncelikleri ve iş modellerinin ayrılmaz parçası olduğunu belirterek, sürdürülebilir finansman çözümlerini reel ekonomiye ulaştırmada ve müşterilerin dönüşüm yolculuklarını desteklemede önemli rol üstlendiklerini belirtti.</p>
<p>EBRD ile uzun yıllara dayanan işbirliklerini GEFF III programı kapsamında daha da güçlendirmekten büyük memnuniyet duyduklarını vurgulayan Çaycı, "Yeşil ve kaynak verimliliği sağlayan teknolojilere yönelik yatırımları destekleyecek bu finansman sayesinde işletmelerin düşük karbonlu ekonomiye geçiş süreçlerine katkı sunarken, gelecekte karşılaşabilecekleri zorluklara karşı dayanıklılıklarını da artıracağız. Bu finansmanın depremden etkilenen bölgelerin yeniden kalkınması ve sürdürülebilir gelişimine katkı sağlayacak olmasını ayrıca son derece değerli buluyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Çaycı, Türkiye'nin yeşil dönüşümünü ve sürdürülebilir büyümesini desteklemeye kararlılıkla devam edeceklerini vurguladı.</p>
<p>EBRD Türkiye Başkan Vekili Oksana Yavorskaya da projenin, Garanti BBVA Leasing ile sürdürdükleri güçlü işbirliğinin önemli göstergesi olduğuna işaret etti.</p>
<p>Yeşil finansmanı depremden etkilenen bölgelere yönelik desteklerle bir araya getirerek işletmelerin daha sürdürülebilir şekilde yeniden yapılanmalarına katkı sağladıklarını ve iklim dostu teknolojilere erişimi artırdıklarını kaydeden Yavorskaya, "Bu finansman sayesinde Türkiye genelindeki şirketler daha temiz ve dayanıklı bir geleceğe yatırım yapma imkanı bulacak." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/garanti-bbva-leasingden-ebrd-ile-50-milyon-euroluk-finansman-anlasmasi-81431</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/0/1280x720/euro-1771307753.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EBRD ile imzalanan finansman anlaşması hakkında açıklama yapan Garanti BBVA Leasing Genel Müdürü Orhan Veli Çaycı, &quot;Yeşil ve kaynak verimliliği sağlayan teknolojilere yönelik yatırımları destekleyecek bu finansman sayesinde işletmelerin düşük karbonlu ekonomiye geçiş süreçlerine katkı sunarken, gelecekte karşılaşabilecekleri zorluklara karşı dayanıklılıklarını da artıracağız.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/vakifbanktan-200-milyon-euroluk-swap-islemi-81420</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> VakıfBank&#039;tan 200 milyon euroluk swap işlemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>VakıfBank'ın, kalkınma odaklı değer bankacılığı vizyonu doğrultusunda, üretim, ihracat, istihdam, teknoloji gibi Türkiye'nin stratejik yatırımlarını destekleyen projelere uzun vadeli finansman çözümlerini sunmayı sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Banka, 1915 Çanakkale Köprüsü ve Otoyolu Kınalı-Malkara Kesimi proje finansmanı kapsamında 200 milyon euro tutarında ilk sürdürülebilirlik bağlantılı uzun vadeli faiz swap (IRS) işlemini hayata geçirdiğini duyurdu.</p>
<p>Açıklamaya göre, sadece bugünün ihtiyaçlarına değil, Türkiye'nin gelecekteki büyüme potansiyeline katkı sağlayacak alanlara odaklanan banka, kaynaklarını Türkiye'ye katma değer sağlayan yatırımlara yönlendirmeye ve reel sektörün sürdürülebilir büyümesini destekleyen yenilikçi finansman çözümleri geliştirmeye devam ediyor.</p>
<p>Bankanın 200 milyon euro tutarında ve yaklaşık 10 yıl vadeli söz konusu işleminin, altyapı yatırımlarında risk yönetimi ile sürdürülebilir finansman yaklaşımını bir araya getirirken, sürdürülebilirlik kriterlerinin türev ürünlere entegrasyonu açısından da öncü uygulama niteliği taşıdığı bildirildi.</p>
<p>Bankanın, sürdürülebilir finansmanı yalnızca kaynak sağlayan yapı olarak değil, risk yönetiminden finansman modellerine kadar tüm süreçlere entegre edilen stratejik yaklaşım olarak değerlendirdiği vurgulandı. </p>
<p>Açıklamaya göre, gerçekleştirilen işlemle proje finansmanına ilişkin faiz riskinin daha etkin yönetilmesi sağlanırken, çevresel ve sosyal performans kriterlerini risk yönetimi süreçlerine entegre eden yenilikçi yapı oluşturuldu.</p>
<p>Açıklamada, "Çevresel ve sosyal performans kriterlerine dayalı model, altyapı yatırımlarında sürdürülebilir finansman uygulamalarının farklı alanlarda kullanımına ilişkin örnek niteliği taşırken, sürdürülebilirlik kriterlerinin türev ürünlere entegrasyonu açısından da öne çıkıyor." denildi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/vakifbanktan-200-milyon-euroluk-swap-islemi-81420</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/vakifbank.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ VakıfBank, 1915 Çanakkale Köprüsü ve Otoyolu Kınalı-Malkara Kesimi proje finansmanı kapsamında 200 milyon euro tutarında sürdürülebilirlik bağlantılı swap işlemini hayata geçirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/cimento-sektorunden-ilk-5-ayda-551-milyon-dolarlik-ihracat-81423</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 11:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çimento sektöründen ilk 5 ayda 551 milyon dolarlık ihracat</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>"Çimento Sektör Toplantısı" TİM Dış Ticaret Kompleksi'nde gerçekleştirildi.</p>
<p>Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri İhracatçıları Birliği (ÇCSİB) üyesi firmaların temsilcilerinin katıldığı toplantıda, 2025'te 100 milyon tona yakın üretime ve 1,3 milyar dolar ihracata imza atarak küresel liderliğini koruyan çimento sektörünün güncel sorunlarının, yeşil dönüşüm stratejilerinin ve sektörün küresel pazarlardaki rekabet koşullarının değerlendirildiği bildirildi.</p>
<p>ÇCSİB Başkanı Ender Şahin, buradaki konuşmasında, jeopolitik krizlere rağmen sektörel istikrarın devam ettiğini belirterek, çimentonun başta inşaat, altyapı, konut ve ağır sanayi olmak üzere girdi sağladığı tüm alanlarda zamanlama hatasını kabul etmeyen, doğrudan proje takvimini ve üretimin sürekliliğini belirleyen stratejik bir ürün olduğunu kaydetti.</p>
<p>Şahin, söz konusu sektörlerin ihtiyaç duyduğu çimentonun zamanında tedarik edilememesinin, devasa yatırımların durması anlamına geldiğine dikkati çekerek, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Bu stratejik gerçek göz önüne alındığında, Hürmüz Boğazı'nın kapatılması gibi küresel ticareti felç eden majör krizlerin ortasında Türk çimento sektörünün esnek lojistik kabiliyeti ve proaktif rota yönetimiyle taahhütlerini eksiksiz ve zamanında yerine getirebilmesinin değeri daha net anlaşılıyor. Herkes, en zorlu kriz anlarında bile Türkiye'nin ne kadar dayanıklı ve güvenilir bir ortak olduğunu bir kez daha açıkça görmüştür. Tüm dünyada yankı uyandıran bu güvenin ve katma değerli üretim stratejimizin bir sonucu olarak Ocak-Mayıs 2026'da ihracatımız miktar bazında 9 milyon ton, değer bazında ise 551 milyon dolar olarak gerçekleşti. Küresel lojistik daralmalara rağmen, kriz yönetimindeki başarımız sektörümüzün gücünün en somut göstergesi oldu."</p>
<p>İhracatçının finansal alanda göğüslemek zorunda kaldığı zorluklara da değinen Şahin, döviz kurunun serbest piyasa koşullarında dengelenmesinin Türkiye'nin küresel pazar payını koruması adına stratejik bir zorunluluk olduğuna işaret etti.</p>
<p><strong>Türkiye'nin uzak coğrafyalarda da yer aldığı vurgusu</strong></p>
<p>Şahin, sektörün yeni dönemde en büyük vizyonunun karbonsuzlaşma olduğunu belirterek, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'nın (SKDM) ihracatçı işletmeler için riskler oluşturacağını, yeşil dönüşümün Türkiye'nin ihracat gücünü koruması için bir zorunluluk olduğunu ifade etti.</p>
<p>Türk çimentosunun küresel ölçekteki en büyük gücünün coğrafi sınırları aşması olduğunu kaydeden Şahin, ülkenin çimento ihracatı anlamında sadece yakın coğrafyasına bağımlı olmadığını bildirdi.</p>
<p>Şahin, artan deniz taşımacılığı maliyetlerinin, uzak coğrafyalardaki kalıcılığı doğrudan etkilediğini ifade ederek, "Eximbank kredi ve sigorta limitlerine erişimin kolaylaştırılması ve uygun maliyetli işletme sermayesi finansman imkanlarının artırılmasının, Türkiye'nin en stratejik pazarlardaki bayrak gücünü ve milyarlarca dolarlık ihracat gelirini koruyacak adımlar olduğuna inanıyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Türkiye'nin ABD'ye çimento ihracatında ilk sıraya yerleşmesi nedeniyle, bu ülkede yerleşik çimento üreticilerinin son dönemde anti-damping konusunda lobi çalışmalarına başladığını ifade eden Şahin, şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye, ABD pazarını kazanmak üzere uzun yıllar sürdürülen çalışmalar neticesinde bölgede güven duyulan, önemli bir aktör haline geldi. Arz güvenliği açısından büyük önem taşıyan Türkiye gibi önemli bir tedarikçiye karşı böyle bir anti-damping soruşturması ihtimali, Türkiye açısından ciddi bir prestij kaybına sebep olacaktır. Bu durumdan, ABD'deki çimento ithalatçısı firmalar da rahatsız. Konuyla ilgili Türkiye'nin de lobi çalışmalarını acil ve kesintisiz olarak sürdürmesi gerekir."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/cimento-sektorunden-ilk-5-ayda-551-milyon-dolarlik-ihracat-81423</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/cimento-insaat.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ÇCSİB Başkanı Ender Şahin, çimento sektörünün yılın ilk 5 ayında 551 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdiğini açıkladı. Şahin, &quot;Hürmüz Boğazı&#039;nın kapatılması gibi küresel ticareti felç eden majör krizlerin ortasında Türk çimento sektörünün esnek lojistik kabiliyeti ve proaktif rota yönetimiyle taahhütlerini eksiksiz ve zamanında yerine getirebilmesinin değeri daha net anlaşılıyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sisecamdan-25-milyon-euroluk-yeni-kaplamali-cam-hatti-81406</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şişecam&#039;dan 25 milyon euroluk yeni kaplamalı cam hattı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Şişecam, kaplamalı camlarda artan talebi karşılamaya yönelik yeni hattını Mersin ilinin Tarsus ilçesinde devreye aldığını duyurdu.</p>
<p>Yyıllık 7 milyon metrekare üretim kapasitesine sahip kaplamalı cam hattı yatırımıyla Şişecam, katma değerli ürün payını artırmayı ve rekabet gücünü desteklemeyi hedefliyor.</p>
<p>Son 6 ay içinde Tarsus'ta yıllık brüt 432 bin ton kapasiteli düz cam ve yıllık 47 milyon metrekare kapasiteli enerji camı hatlarını devreye alan şirket, aynı tesiste yıllık 7 milyon metrekare üretim kapasitesine sahip yeni kaplamalı cam hattı yatırımını da tamamladı.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre, toplam 25 milyon euro yatırım ile kurulan yeni hat, Şişecam'ın katma değerli ürün portföyünü genişletirken, global pazarlardaki rekabet gücünü de ileriye taşıyacak önemli bir adım olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Yeni hat ile üretilecek ürünler yalnızca iç pazara değil, Orta Doğu - Kuzey Afrika, Doğu Avrupa ve Güney Asya başta olmak üzere geniş bir coğrafyaya ihraç edilecek.</p>
<p>Şişecam stratejik bir konumda yer alan bu üretim kompleksi ile düz cam üretiminde katma değerli ürünlerin payını artırmayı, tedarik zinciri esnekliğini güçlendirmeyi ve operasyonel verimliliğini daha da ileri taşımayı hedefliyor.</p>
<p>Şişecam'ın, 2026 yılı başından bu yana kaplamalı cam yatırımlarını küresel ölçekte hızlandırdığı bildirildi.</p>
<p>Buna göre Bulgaristan'daki düz cam tesisinde yıllık 6 milyon metrekare kapasiteli yeni hattını ocak ayında tamamlayan şirket, şubat ayında ise İtalya'nın San Giorgio di Nogaro tesisinde yeni hattını devreye aldı.</p>
<p>Tarsus yatırımının da faaliyete geçmesiyle birlikte Şişecam'ın dünya genelindeki kaplamalı cam hattı sayısı 7'ye, toplam kaplamalı cam üretim kapasitesi ise 48,1 milyon metrekareye ulaştı.</p>
<p>Şişecam Genel Müdürü Can Yücel, kaplamalı cam alanındaki yatırımlarına hız kesmeden devam ettiklerini belirtti.</p>
<p>Bulgaristan ve İtalya'daki yatırımlarının ardından Tarsus hattını da devreye almaktan büyük memnuniyet duyduklarını aktaran Yücel, "Kaplamalı cam yatırımlarımız, Türkiye'deki lider konumumuzu güçlendirirken, küresel rekabet gücümüzü de pekiştiriyor. Katma değerli ürünlerin üretimimiz içindeki payını artırmaya yönelik bu adımlar, sürdürülebilir kârlılık ve operasyonel verimlilik hedeflerimize doğrudan katkı sağlıyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yücel ayrıca, yatırımın orta ve uzun vadede şirketin karlılığına ve nakit yaratma kapasitesine olumlu katkı sağlamasının beklendiğini vurguladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sisecamdan-25-milyon-euroluk-yeni-kaplamali-cam-hatti-81406</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/7/1280x720/can-yucel-1762671566.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şişecam, yeni kaplamalı cam hattını Mersin&#039;de devreye aldı. Şişecam Genel Müdürü Can Yücel, &quot;Kaplamalı cam yatırımlarımız, Türkiye&#039;deki lider konumumuzu güçlendirirken, küresel rekabet gücümüzü de pekiştiriyor. Katma değerli ürünlerin üretimimiz içindeki payını artırmaya yönelik bu adımlar, sürdürülebilir kârlılık ve operasyonel verimlilik hedeflerimize doğrudan katkı sağlıyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/saglam-odemeye-faaliyet-izni-81405</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sağlam Ödeme&#039;ye faaliyet izni</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB), Resmi Gazete'de yayımlanan kararına göre, Sağlam Ödeme ve Elektronik Para Hizmetleri AŞ için Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanun'un 14'üncü, 15'inci, 18'inci ve 19'uncu maddeleri kapsamında değerlendirme yapıldı.</p>
<p>Sağlam Ödeme ve Elektronik Para Hizmetleri AŞ'ye ödeme hizmetleri ve elektronik para ihraç hizmetini sunmak üzere elektronik para kuruluşu olarak faaliyet izni verilmesine karar verildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/saglam-odemeye-faaliyet-izni-81405</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/tcmb-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası, Sağlam Ödeme ve Elektronik Para Hizmetleri AŞ&#039;ye faaliyet izni verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gumruksuz-satis-yapan-magazalar-icin-duzenleme-81404</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gümrüksüz satış yapan mağazalar için düzenleme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan Gümrüksüz Satış Mağazaları Yönetmeliği'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre ön izin başvurusu uygun bulunan ve mağaza/depo açma izni başvurusunda bulunacak kişilerin, ön izin başvurusu sırasında sundukları dışında vereceği belgelerde düzenlemeye gidildi.</p>
<p>Bu kapsamda, sermaye ve kurumlar vergisi şartının karşılandığını gösteren belgeler ile yeminli mali müşavir veya serbest muhasebeci mali müşavir raporu talep edilecek.</p>
<p>Parfüm ve kozmetik numunelerinin, antrepo stok kayıtlarından ve antrepo beyannamelerinden düşümünün yapılabilmesi için söz konusu numunelerin boş şişelerinin birer aylık dönemler itibarıyla aylık satış listesi gereken süre içinde gümrük müdürlüğüne ibraz edilmesi gerekecek. Boş şişesi gümrük idaresine ibraz edilmeyen her parfüm numunesi ve kozmetik ürün için gümrük vergileri tahsil edilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gumruksuz-satis-yapan-magazalar-icin-duzenleme-81404</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gümrüksüz satış mağazaları ile depolarının açılmasına, işleyişine ve buralarda yapılacak eşya satışıyla ilgili usul ve esaslarda yapılan düzenleme Resmi Gazete&#039;de yayımlandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/istanbulda-9-jeotermal-kaynak-icin-ihale-81403</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İstanbul&#039;da 9 jeotermal kaynak için ihale</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığının ihale ilanı Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, İstanbul'un Eyüpsultan, Maltepe, Sarıyer, Arnavutköy, Beykoz, Çatalca ve Şile ilçelerindeki 9 alan, açık teklif usulüyle ihale edilecek.</p>
<p>Sahaların ihaleleri 30 Haziran Salı günü 10.00-11.20 saatlerinde Valilik Ek Hizmet Binası'nda yapılacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/istanbulda-9-jeotermal-kaynak-icin-ihale-81403</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/resmi-gazete-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul&#039;da 9 jeotermal kaynak ve mineralli su arama ruhsatlı saha için ihale yapılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sumer-holdinge-ait-9-tasinmaz-satilacak-81397</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sümer Holding&#039;e ait 9 taşınmaz satılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığının (ÖİB) taşınmaz satışına ilişkin ilanı Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre Amasya'nın merkez ilçesinde 1, Ankara'nın Gölbaşı ilçesinde 3, Balıkesir'in Savaştepe ilçesinde 1, Elazığ'ın merkez ilçesinde 1, Kastamonu'nun Tosya ilçesinde 1, Kilis'in merkez ilçesinde 2 taşınmazın satışı yapılacak.</p>
<p>Bu taşınmazlar için ihale şartnamesi bedeli 5 bin lira olarak belirlendi. Geçici teminat bedeli ise 100 bin lira ile 500 bin lira arasında değişiyor.</p>
<p>Son teklif verme tarihi söz konusu taşınmazlar için 22 Temmuz olarak belirlendi.</p>
<p>İhaleler, birden fazla teklif sahibinden kapalı zarfla teklif almak ve görüşmeler yapmak suretiyle "pazarlık" usulüyle gerçekleştirilecek. Ardından pazarlık görüşmelerine devam edilen teklif sahiplerinin katılımıyla yapılacak açık artırma suretiyle sonuçlandırılacak.</p>
<p>İhalelere ilişkin belgelerin Sümer Holding'in Ankara'daki adresine son teklif verme tarihinde saat 17.00'ye kadar elden teslim edilmesi gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sumer-holdinge-ait-9-tasinmaz-satilacak-81397</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/4/1280x720/is-yerlerinde-psikolojik-tacizin-onlenmesi-ile-ilgili-genelge-resmi-gazetede-1741267840.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özelleştirme İdaresi Başkanlığı Sümer Holding&#039;e ait 6 ilde bulunan 9 taşınmazı satış yöntemiyle özelleştirecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiyeden-urun-tedarik-etmek-isteyen-baeli-firmalar-ile-gso-uyesi-firmalar-bir-araya-geldi-81417</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> BAE’li firmalar ile GSO üyesi firmalar bir araya geldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Sanayi Odası’nda (GSO) Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Ticaret ve Yatırım Fırsatları Forumu ve İkili İş Görüşmeleri (B2B) programı gerçekleştirildi.</p>
<p>Birleşik Arap Emirlikleri pazarı, ticaret ve yatırım fırsatları ile iki ülke arasındaki iş birliği imkanlarının ele alındığı programın açılış toplantısına, Birleşik Arap Emirlikleri Ankara Büyükelçisi Saeed Thani Hareb Al Dhaheri, GSO Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi, GSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Başar Küçükparmak, GSO Yönetim Kurulu Üyesi Melike Yüksel, GSO Genel Sekreteri Yusuf İzzettin İymen, BAE Ankara Büyükelçi Yardımcısı Dr. Moza Alhosani, BAE İstanbul Başkonsolosu Saeed Saqer Al Muhairi ve beraberlerindeki BAE iş dünyası temsilcileri ile Gaziantepli firma yetkilileri katıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a33cab434225-1781779124.jpeg" alt="" width="700" height="473" /></p>
<p><strong>“BAE ile ilişkiler önemli ölçüde gelişti”</strong></p>
<p>Programın açılış konuşmasını yapan GSO Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi, özellikle son yıllarda Türkiye ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ilişkilerin önemli ölçüde geliştiğini ifade ederek, bunu Gaziantep’ten yapılacak ikili iş birlikleri ile daha da üst seviyeye taşımak istediklerini söyledi. Gaziantep’in, tedarik zinciri açısından tüm ihtiyaçlara cevap verebilecek üretim gücüne ve köklü bir ticaret kültürüne sahip olduğunu da vurgulayan Ünverdi, şunları dile getirdi: “Gaziantep Sanayi Odası olarak bizler de şehrimiz ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki dostluk ve ticari bağlarımızı güçlendirmeyi hedefliyoruz. Yapılacak iki tarafın katılımlarıyla yapılacak ikili iş görüşmelerinin bu sürece çok önemli katkılarının olacağına yürekten inanıyorum. Gaziantep bu anlamda bölgesinin en güçlü sanayi, ihracat ve ticaret kentlerinden biri olarak bu sürece katkı sunmaya hazırdır. Tarımsal sanayi ve hububat ürünleri, gıda sanayi ve ambalaj, halı ve tekstil ürünleri ile hammaddeleri, kimya ve plastik ürünleri, makine ve ekipmanları, inşaat malzemeleri, medikal dayalı üretimler ile ayakkabı ve terlik sektörü en yüksek üretim ve ihracat kapasitesine sahip olduğumuz alanların başında gelmektedir.”</p>
<p>Ünverdi, Birleşik Arap Emirlikleri Ankara Büyükelçisi Saeed Thani Hareb Al Dhaheri, Büyükelçi Yardımcısı Sayın Dr. Moza Alhosani, BAE İstanbul Başkonsolosu Saeed Saqer Al Muhairi ve beraberlerindeki BAE iş dünyası temsilcilerine katılımlarından dolayı teşekkür ederek iş birliği sürecinin devam etmesi temennisinde bulundu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a33cad1d543c-1781779153.jpeg" alt="" width="700" height="467" /></p>
<p><strong>“İşbirliğinin geliştirimesi her iki taraf için de büyük fırsatlar sunacaktır”</strong></p>
<p>Birleşik Arap Emirlikleri Ankara Büyükelçisi Saeed Thani Hareb Al Dhaheri de toplantıda yaptığı açılış konuşmasında, Türkiye ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ekonomik ve ticari iş birliğinin daha da geliştirilmesinin her iki taraf için de büyük fırsatlar sunduğunu ifade etti. BAE’nin yatırım dostu yapısına ve küresel ticaret ağındaki stratejik konumuna dikkat çeken Al Dhaheri, özellikle lojistik, enerji, sanayi ve teknoloji alanlarında geniş yatırım imkânlarının bulunduğunu vurguladı. Türkiye’nin üretim gücü ile Birleşik Arap Emirlikleri’nin finansal ve ticari kapasitesinin birleşmesinin, karşılıklı kazanım sağlayacak güçlü bir ortaklık oluşturduğunu dile getirdi. Gaziantep’in sanayi ve ihracat potansiyelinin bölge için önemli bir değer taşıdığını ifade eden Al Dhaheri, iki ülke iş dünyası arasındaki temasların artırılmasının ve B2B görüşmeler gibi organizasyonların sürdürülebilir ticari ilişkilerin gelişmesine katkı sağladığını belirtti. Al Dhaheri, konuşmasının sonunda organizasyona ev sahipliği yapan Gaziantep Sanayi Odası’na teşekkür ederek, forumun iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin güçlenmesine önemli katkılar sunacağına inandığını ifade etti.</p>
<p>Açılış konuşmalarının ardından Birleşik Arap Emirlikleri’nin ekonomik yapısı, yatırım ortamı, öncelikli sektörleri ve Türkiye ile geliştirilmesi hedeflenen ticaret ve iş birliği alanlarına ilişkin bir sunum gerçekleştirildi. Sunumda ayrıca iki ülke arasındaki mevcut ekonomik ilişkilerin güçlendirilmesine yönelik fırsatlar ve ortak yatırım potansiyelleri ele alındı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a33cade91ecf-1781779166.jpeg" alt="" width="700" height="525" /></p>
<p><strong>BAE’li firmalar ile GSO üyesi firmalar bir araya geldi</strong></p>
<p>Programın devamında, Gaziantep’ten ürün tedarik etmek isteyen BAE firmaları ile GSO üyesi firmalar arasında ikili iş görüşmeleri (B2B) gerçekleştirildi. Yapılan görüşmelerde, sektör bazlı ihtiyaçlar, karşılıklı tedarik imkanları ve potansiyel yatırım alanları görüşüldü. Görüşmelerin, yeni ticari bağlantıların kurulmasına ve mevcut ilişkilerin güçlendirilmesine önemli katkı sağlaması bekleniyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiyeden-urun-tedarik-etmek-isteyen-baeli-firmalar-ile-gso-uyesi-firmalar-bir-araya-geldi-81417</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/1/7/1280x720/turkiyeden-urun-tedarik-etmek-isteyen-baeli-firmalar-ile-gso-uyesi-firmalar-bir-araya-geldi-1781779196.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’den ürün tedarik etmek isteyen BAE’li firmalar ile Gaziantep Sanayi Odası üyesi firmalar bir araya geldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/gumruk-uzlasma-komisyonlarinin-yetki-sinirlarina-duzenleme-81402</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gümrük uzlaşma komisyonlarının yetki sınırlarına düzenleme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan "Gümrük Uzlaşma Yönetmeliği'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik" Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.​​​​​​​</p>
<p>Buna göre düzenleme kapsamına giren başvurularda, konusu 7 milyon liraya kadar olanlar için gümrük ve dış ticaret bölge müdürlüğü uzlaşma komisyonları, 7 milyon lirayı aşanlarda ise merkezi uzlaşma komisyonları yetkili kılındı.</p>
<p>Bugüne kadar sınır 3 milyon lira olarak uygulanıyordu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/gumruk-uzlasma-komisyonlarinin-yetki-sinirlarina-duzenleme-81402</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/7/1280x720/resmi-gazete-1746862710.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan değişikliğe göre, Gümrük Uzlaşma Yönetmeliği kapsamındaki başvurularda, konusu 7 milyon liraya kadar olanlar için gümrük ve dış ticaret bölge müdürlüğü uzlaşma komisyonları, bu miktarı aşanlarda merkezi uzlaşma komisyonları yetkili olacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aysem-sargin-sorun-yetenek-degil-algi-81378</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 08:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ayşem Sargın: Sorun yetenek değil, algı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FERZAN ÇAKIR/İSTANBUL</strong></p>
<p>Kadınlar küresel havacılık sektöründeki iş gücünün yaklaşık yüzde 42’sini oluşturuyor. Ancak IATA verileri, pilotluk söz konusu olduğunda kadınların hâlâ sektörün en az temsil edilen gruplarından biri olduğunu ortaya koyuyor. Dünyadaki pilotların yalnızca yüzde 6’sı kadınlardan oluşurken, üst düzey yönetim pozisyonlarında da kadın oranı yaklaşık üçte bir seviyesinde kalıyor. Boeing Türkiye’nin ilk Türk ve kadın Genel Müdürü Ayşem Sargın’a göre ise bu tablonun temel nedeni yetenek eksikliği değil, algılar.</p>
<p>İstanbul'da düzenlenen Küresel Kadınlar Zirvesi’nde (Global Summit of Women), iş dünyasında kadınların karşılaştığı zorlukları, cam tavanları ve yavaş da olsa yaşanan dönüşümü Boeing’in Türkiye’deki ilk Türk ve ilk kadın Genel Müdürü Ayşem Sargın ile konuştuk. Havacılıkta kadın görünürlüğünü artırmak amacıyla kurulan GökyüzündeyİZ Havacılıkta Kadın Platformunun öncülerinden olan Ayşem Sargın, cam tavanların tamamen ortadan kalkmadığını ancak kadınların artık birçok sektörde görünürlük kazandığını söylüyor. Ona göre temel sorun yetenek eksikliği değil, algı.</p>
<h2>Bankacılıktan havacılığa uzanan yol</h2>
<p>Ayşem Sargın’ın kariyeri Türk Eximbank’ta başladı. Daha sonra Amerikan Büyükelçiliği’nde Türkiye-ABD yatırım ve ticaret ilişkileri üzerine çalıştı. Ardından enerji, petrol-gaz, savunma ve sanayi gibi erkek egemen sektörlerde görev aldı. BP ve GE deneyimlerinin ardından Boeing’in yönetimine geçti. Bugün geriye dönüp baktığında kariyerini şekillendiren en önemli unsurun yaptığı işe duyduğu bağlılık olduğunu düşünüyor.</p>
<p>“Biz kadınların yaptığımız işte en iyisi olarak her alanda güveni tesis ederek ve ilişkileri doğru yöneterek, kendimizi cinsiyet ayrımının ötesinde konumlandırma hedefimiz olmalı” diyen Sargın, kariyerinde karşısına çıkan fırsatları değerlendirirken konfor alanından çıkmanın önemini vurguluyor ve hiçbir zaman “Farklı sektörlerde başarabilir miyim?” sorusunun onu durdurmadığını anlatıyor. Enerjiden savunmaya, ulaştırmadan havacılığa kadar uzanan kariyer yolculuğunda ortak noktanın güven inşa etmek olduğunu vurgulayan Sargın, “Şirketlerle devletler arasında, farklı iş kültürleri arasında ve gelenekselle dönüşüm arasında köprü olduğumu düşünüyorum. Ülkenizi tanıyor, kurumların ve tarafların beklentilerini iyi anlıyorsanız kazan-kazan iş birliği alanlarını ortaya çıkarabiliyorsunuz” ifadelerini kullanıyor.</p>
<h2>“Havacılıkta kadınlar olmaz” algısı sürüyor</h2>
<p>Sargın’a göre havacılık sektöründeki en büyük engel ayrımcılık değil; yıllardır süregelen algılar. Son yıllarda Türkiye'de mühendislik fakültelerinden mezun olan kadınların sayısında önemli artış yaşansa da bunun üst düzey yönetime aynı ölçüde yansımadı görülüyor. Ancak Sargın, tabloya karamsar yaklaşmıyor. Boeing'in İstanbul'daki mühendislik merkezinde kadın mühendis oranının yüzde 40'a ulaştığını belirten Sargın, bunun şirket içinde özel olarak zorlanan bir hedef değil, doğal bir sonuç olduğunu söylüyor.</p>
<p>"Ben pozitif ayrımcılık yaklaşımını benimsemek istemiyorum. Çünkü bir kadının yalnızca kadın olduğu için o göreve getirildiğinin varsayılmasını ve bunun üzerinden liyakatinin sorgulanmasını doğru bulmuyorum. Kadın mühendislerimiz bu işlere hak ederek geliyorlar, başarılı oluyorlar ve görevlerini çok iyi yapıyorlar” diyor. Sargın’a göre asıl problem, havacılığın hâlâ birçok genç kadın tarafından kendilerine uzak görülen bir sektör olması. “Havacılık alanında global olarak da kadınlar bu alanda olmaz algısı var. Sorun biraz burada başlıyor” değerlendirmesinde bulunuyor.</p>
<h2>“Cam tavanlar var ama ilerleme de var”</h2>
<p>Kadın liderlik denildiğinde en sık kullanılan kavramlardan biri olan cam tavan konusunda ise Ayşem Sargın oldukça gerçekçi. “Cam tavanlar var, buna katılıyorum” diyen Sargın, çözümün yalnızca kurumsal politikalarla değil, bireysel başarı hikâyeleriyle de mümkün olduğunu düşünüyor. Kadınların yaptıkları işi en iyi şekilde yapmasının sonraki kuşakların önünü açacağını vurgulayan Sargın, bunun kurumlar içinde algıları değiştirdiğini belirtiyor. “Bir kadın o görevi çok iyi yaptığında, aynı pozisyon için daha sonra yeniden kadın adayların değerlendirilmesi kolaylaşıyor. Çünkü insanlar ‘Daha önce de bir kadın yaptı ve çok başarılı oldu’ diyebiliyor” diyor.</p>
<p>Ancak bunun tek başına yeterli olmadığını düşünüyor. Kadınların birbirlerine mentorluk yapmasının ve deneyimlerini paylaşmasının kritik olduğunu vurgulayan Sargın, “Kadınların birbirine el verme sorumluluğu var. Koçluk, mentorluk, deneyim paylaşımı... Bunların hepsini yapmamız gerekiyor” görüşünü dile getiriyor.</p>
<h2>“Belki erkekler bir birim çaba harcıyor, biz beş”</h2>
<p>35 yıllık iş hayatına baktığında ilerleme gördüğünü söyleyen Sargın, buna rağmen kadınların hâlâ kendilerini daha fazla kanıtlamak zorunda kaldığını düşünüyor. “Belki bir erkek bir birim çaba harcıyorsa biz beş birim harcıyoruz. Kendimizi kanıtlamak zorunda kalıyoruz. Aynı sorgulamaya çoğu zaman erkek adaylar maruz kalmıyor” diyor. Buna rağmen kadınların enerjilerini yalnızca karşılaştıkları engellere değil, kendi gelişimlerine yönlendirmeleri gerektiğini savunuyor. “Kitleler halinde cam tavanı kaldırıyoruz diye bir şey yok. Hepimiz kendi alanımızda hedefimizi belirleyip ona doğru ilerlemek zorundayız” değerlendirmesini yapıyor.</p>
<h2>“Geleceğin liderlik anlayışı kadınlara avantaj sağlayacak”</h2>
<p>Son dönemde çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık programlarının sorgulanması ve bazı şirketlerin bu alanda geri adım atması da zirvede tartışılan konular arasındaydı. Sargın, kısa vadeli geri dönüşlerin yaşanabileceğini kabul etmekle birlikte uzun vadede kadın liderliğinin güçleneceğini düşünüyor. Bunun nedenini ise değişen liderlik anlayışında görüyor. “Yıllarca kadınların daha fazla vurguladığı empatiyi, iş birliğini, sosyal etkiyi konuştuk. Şimdi yeni nesil tam da bu başlıklara odaklanıyor. Bu nedenle kadın liderliğinin önümüzdeki dönemde daha da önem kazanacağına inanıyorum” diyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Gökyüzündeyiz Havacılıkta Kadın Platformu genç kadınlara ulaşmaya çalışıyor</span></h2>
<p>■ “Havacılıkta kadınlar olmaz” algısını değiştirmek amacıyla 2026 yılında Boeing’in öncülüğünde ve Türk havacılık sektörünün önde gelen şirketlerinin katılımıyla GökyüzündeyİZ Havacılıkta Kadın Platformu kuruldu. Platform aracılığıyla üniversite öğrencileriyle bir araya geldiklerini anlatan Sargın, genç kadınlara havacılıkta yalnızca pilotluk değil çok farklı kariyer yolları bulunduğunu göstermeye çalıştıklarını söylüyor. “Öğrencilere diyoruz ki; mühendislikte olabilirsiniz, tedarik zincirinde olabilirsiniz, üretimde olabilirsiniz, yönetici olabilirsiniz. Havacılıkta her alan size açık. Türkiye’de de dünyada da büyüyen bir sektör. Önce bunun farkına varılması gerekiyor” diye vurguluyor. Sargın’a göre görünürlük arttıkça kadınların sektöre ilgisi de artıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aysem-sargin-sorun-yetenek-degil-algi-81378</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/8/1280x720/aysem-sargin-1781762495.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Boeing Türkiye’nin ilk Türk ve ilk kadın Genel Müdürü Ayşem Sargın’a göre havacılıkta kadınların önündeki en büyük engel yetenek eksikliği değil, hâlâ değişmekte zorlanan algılar. “Havacılıkta kadınlar olmaz” kalıbını kırmak için görünürlüğün, rol modellerin ve kadınlar arası dayanışmanın kritik olduğunu vurgulayan Sargın, geleceğin liderlik anlayışında empati, iş birliği ve sosyal etkinin kadınlara yeni bir alan açacağını söylüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-celik-sektorunun-gelecegi-karbonsuzlasma-hizina-bagli-81376</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 08:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye çelik sektörünün geleceği karbonsuzlaşma hızına bağlı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünyada çelik sektörü, 2030 karbonsuzlaşma hedeflerine yaklaşılırken kritik bir dönemece girmiş durumda. Bir yanda altyapıdan otomotive, enerjiden inşaata kadar hemen her sektörün vazgeçilmez girdisi olan çelik var. Diğer yanda ise bu üretimin giderek daha fazla görünür hale gelen karbon faturası. Bugün demir-çelik sektörü, küresel CO2 emisyonlarının yaklaşık yüzde 11’inden sorumlu. Sektördeki sera gazı emisyonlarının yüzde 88’i ise kömür bazlı üretimden kaynaklanıyor. Global Energy Monitor’ün bu yıl altıncısını yayımladığı çelik sektörü raporu, dönüşüm hızının Paris Anlaşması hedefleriyle uyumlu olmadığını ortaya koyuyor. Fosil yakıta dayalı yatırımların sektörde hâlâ güçlü biçimde devam etmesi, net sıfır hedefleri açısından en büyük risklerden biri olarak öne çıkıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a33887e2265e-1781762174.png" alt="" width="333" height="327" /></p>
<p><strong>Türkiye’de emisyonların % 65’i üç entegre tesisten geliyor</strong></p>
<p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3388a552809-1781762213.png" alt="" width="148" height="211" /></strong>Türkiye açısından tablo daha dikkat çekici. İstanbul Politikalar Merkezi Araştırmacısı Dursun Baş’ın aktardığı verilere göre, Türkiye’de ham çelik üreten 40’tan fazla tesis 2021 yılında yaklaşık 40 milyon ton sera gazı saldı. Bu miktar, ülkenin toplam sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 10’una karşılık geliyor. Türkiye’nin çelik üretiminde hurdaya dayalı elektrik ark ocaklı tesislerin payı yüksek. Ham çeliğin yaklaşık yüzde 70’i bu tesislerde üretiliyor. Bu yönüyle Türkiye, kömür bazlı yüksek fırın üretiminin daha baskın olduğu birçok ülkeye göre daha avantajlı görünüyor. Ancak bu avantaj tek başına yeterli değil. Çünkü elektrik ark ocaklarında kullanılan elektriğin önemli bölümü hâlâ ithal kömüre dayalı kaynaklardan geliyor. Daha kritik sorun ise demir cevherinden üretim yapan üç entegre tesisin emisyon yoğunluğu. Baş’a göre Türkiye’de çelik sektöründeki sera gazı salımlarının yüzde 65’i yalnızca bu üç entegre tesisten kaynaklanıyor. Buna rağmen bu tesislerde henüz somut ve ölçekli bir dönüşüm yatırımı görülmüyor. Çelik sektörünün karbonsuzlaşmasında yalnızca teknoloji seçimi değil, kapasite yönetimi de belirleyici olacak. Türkiye’nin işletmedeki ham çelik üretim kapasitesi 60 milyon tonun üzerinde. 2025 yılında üretim 38 milyon ton olarak kaydedilirken, en yüksek seviye 40 milyon tonla 2021’de görüldü. Dursun Baş, kapasite fazlası olan ürün gruplarında dahi yeni yatırımların ve kapasite artışlarının sürdüğüne dikkat çekiyor. Baş, “Verimlilik yatırımları yapılsa bile çelik üretimindeki artış, sektörde sera gazlarını sınırlayan bağlayıcı bir mevzuat olmadığı için kirlilik ve emisyon faturasını kabartmaya devam edebilir” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>En erişilebilir yol: verimlilik, yenilenebilir enerji ve üretim planlaması</strong></p>
<p>Çelik sektörünün dönüşümü için uzun vadede yeşil hidrojen, doğrudan indirgenmiş demir ve düşük emisyonlu birincil çelik üretimi gibi teknolojiler öne çıkıyor. Ancak kısa vadede Türkiye için daha erişilebilir azaltım alanları da bulunuyor.</p>
<p>Baş’a göre malzeme ve enerji verimliliği, metalurjik optimizasyon, dijitalleşme, yenilenebilir enerjiye geçiş ve iyi mühendislik uygulamalarıyla ciddi bir emisyon azaltım potansiyeli yaratılabilir. Elektrik ark ocaklarında yenilenebilir enerji kullanımının artırılması ve üretim kapasitesinin planlanması, kısa vadeli azaltım için en uygulanabilir adımlar arasında yer alıyor. Ancak bu potansiyelin 2030’a kadar hayata geçirilebilmesi için gönüllü adımlar yeterli değil. Baş, bağlayıcı bir düzenleyici çerçeveye, etkin denetim mekanizmalarına ve güçlü bir kamusal iradeye ihtiyaç olduğunu vurguluyor.</p>
<p><strong>2030-2035 için bağlayıcı hedef şart</strong></p>
<p>İstanbul Politikalar Merkezi’nin “Türkiye Çelik Sektörünün Karbonsuzlaşması Politika ve Aktör Analizi” raporu, sektörün geleceği için temel yol haritasını ortaya koyuyor. Rapora göre Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefi önemli olmakla birlikte, çelik gibi karbon yoğun sektörlerde dönüşümün çok daha yakın vadeli hedeflerle desteklenmesi gerekiyor. Dursun Baş’a göre gerçek dönüşüm için 2053’e ertelenmiş hedefler yerine 2030- 2035 yılları için sektörel ve bağlayıcı hedefler konmalı. Sera gazı ve endüstriyel kirleticiler için kamuya açık bir izin, bilgi ve denetim sistemi kurulmalı. Çelik sektörü özelinde üretim planlaması yapılmalı. Çünkü çeliğin geleceği artık yalnızca ne kadar üretildiğiyle değil, nasıl üretildiğiyle belirlenecek. Türkiye’nin rekabet gücü de iklim hedefleri de bu soruya verilecek yanıtın hızına bağlı olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-celik-sektorunun-gelecegi-karbonsuzlasma-hizina-bagli-81376</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye çelik sektörünün geleceği karbonsuzlaşma hızına bağlı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/vadeli-kontrati-varken-yipe-giren-ilk-hisse-kontrolmatik-81373</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 08:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vadeli kontratı varken YİP’e giren ilk hisse Kontrolmatik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Borsa İstanbul tarihinde yaşanmamış yaşanıyor. Pandemi döneminde halka arz olan ve ‘uzay projeleri’ ile büyük umutlar beslenen Kontrolmatik hisseleri yakın izleme pazarına atıldı. Böylece borsa tarihinde ilk kez vadeli kontratı işlem gören ve BİST30 endeksinde olan bir şirket hissesi yakın izleme pazarına girerken vadeli kontratları da haziran sonrası artık işlemden kaldırılacak. Tüm bu gelişmeler yaşanırken şirket hisseleri dalgalı bir seyir izledi nisandaki bu yılki zirvesinden kaybı ise yüzde 57’ye dayandı.</p>
<p>Kontrolmatik ilk halka arz olduğunda piyasada oldukça ses getirdi. Kontrolmatik Yönetim Kurulu Başkanı Sami Aslanhan sık sık hem medyada hem de piyasa oyuncularıyla bir araya gelerek vizyonlarını ve geleceğe yönelik planlarını açıkladı ve büyük ilgi gördü. SpaceX ile görüştüklerini uydu projeleri yapacaklarını söylemeleriyle yatırımcının da hisseye talebi oldukça arttı. Şirket hisseleri performanslarıyla BİST30’da yer aldı, kurumsal yönetim endeksine girdi. Ancak bugün gelinen noktada yüksek borçluluk, ödenemeyen tahviller, endekslerden atılan bir şirketle karşı karşıya kalındı. Geçmiş iki yılda teknolojik ve sanayi yatırımları yaptıklarını dile getiren hatta 2024 yıllık bilanço öncesi 10 kata kadar dolar bazlı büyüme sağladıklarını söyleyen Aslanhan, borçluluk oranlarını da yatırımlardan kaynaklandığını söyledi.</p>
<h2>ORTAKLARIN SATIŞLARI SÜREKLİ DEVAM ETTİ </h2>
<p>Halka arz edildiğinde şirket içindeki payı yüzde 40 oranında olan Aslanhan dönem dönem yaptığı satışlarla Kontrolmatik’teki payını da azalttı. Yakından bakalım. Kontrolmatik paylarında patron satışı 2022 yılında dikkat çekici şekilde başladı. Kamuyu Aydınlatma Platformu’na yapılan açıklamalara göre yerli ve yabancı kurumsal yatırımcılara yapılan satışlarla 2022 sonunda Aslanhan’ın payları yüzde 29,09’a indi. Aynı şekilde halka arz öncesinde şirket hisselerinin yüzde 50’sine sahip olan Ömer Ünsalan’ın payları da bu seviyeye geriledi, satışlar beraber açıklandı. 2023 sonunda da gerçekleşen satışlarla Ünsalan'ın payı yüzde 28,29'a, Aslanhan'ın payı da yüzde 28,34'e indi.</p>
<p>2024 sonunda da Ünsalan'ın şirketteki payı yüzde 25,08'e gerilerken yılsonu yapılan satışın geliri şirketin teknoloji odaklı yatırımlarına özkaynak ve finansman sağlanması amacıyla sıfır faizle Kontrolmatik'e borç olarak verildi. Aslanhan'ın da payı yüzde 24,99'a indi son satış geliri aynı şekilde Kontrolmatik'e aktarıldı. 2025 sonuna gelindiğinde Ünsalan'ın payı yüzde 10,06'ya, Aslanhan'ın payı da yüzde 10,02'ye geriledi.</p>
<h2>YÖNETİM KURULUNDA İSTİFALAR </h2>
<p>2026 yılı oldukça karışık başladı Kontrolmatik için. KAP'a yapılan özel durum açıklamaları da bu durumu ortaya koyuyor. Yılın ilk günlerinde genel müdür Alper Çelebi istifa ederken vekaleten genel müdürlüğe şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Vekili Ömer Ünsalan atandı. 22 Ocak açıklaması yönetim kurulu üyesi Murat Tanrıöver'in istifasını duyururken boşalan üyeliğe Ethem Umut Beytorun atandı. Beytorun sadece 19 Şubat'a kadar şirkette kaldı ve Tera Portföy'e genel müdür atanması nedeniyle Kontrolmatik yönetim kurulu üyeliğinden istifa etti. Beytorun'dan boşalan üyeliği ilk genel kurulun onayına sunulmak üzere Cebrail Taşkın'ın atanmasına karar verildi. 2 Nisan'da ise bağımsız yönetim kurulu üyesi Bikem Kanık kendi isteğiyle istifa etti. Daha 19 Şubat'ta yönetim kurulu üyesi atanan Taşkın ise Tera Yatırım Teknoloji Holding tarafından yapılan bildirim çerçevesinde, yeni kurumsal temsil yapısı uygulaması nedeniyle 2 Nisan’da tüm görevlerinden istifa etti. Tera Yatırım Teknoloji tüzel kişi yönetim kurulu üyesi olarak Kontrolmatik’e atandı. Temsilcisi ise yine Cebrail Taşkın oldu. 20 Mayıs'ta ilk olağan genel kurulda seçilmek üzere Erkan Baki Erdal ile Harun Nedim Alpa'nın bağımsız yönetim kurulu üyeliği için SPK'ya başvuru yapıldı. Genel kurul ise yeterli çoğunluk sağlanamadığı için gerçekleştirilemedi, 7 Temmuz’da yapılması bekleniyor.</p>
<h2>BANKALARA YAPILANDIRMA BAŞVURUSU </h2>
<p>15 ve 28 Nisan'da ortaklar Aslanhan ve Ünsalan'dan pay satışı bildirimleri geldi. Bu satışların geliri de şirketin kısa vadeli işletme sermayesinin güçlendirilmesi ve projelerin finansmanında özkaynak desteği sağlanması amacıyla kullanılmak üzere Kontrolmatik'e sıfır faizle borç olarak verildi. Haziran 2025'te ihraç edilen tahvillerin ödemeleri ise Mart 2026'ya kadar gerçekleştirilebildi. Ancak 15 Mayıs'ta yapılan açıklama şirkette sıkıntıları daha da gün yüzüne çıkardı. İki tahvilin kupon ödemesinin mevcut finansal koşullar nedeniyle vadesinde gerçekleştirilemediği belirtildiği gibi iki bankaya da finansal yeniden yapılandırma için başvurulduğu açıklandı. 15 Mayıs KAP açıklamasında Kontrolmatik için Halkbank'a şirketin iştiraki Pomega Enerji için de Vakıfbank'a finansal yeniden yapılandırma çerçeve anlaşması için başvurulduğu belirtildi.</p>
<h2>KREDİ NOTU TEMERRÜT SEVİYESİNDE </h2>
<p>18 Mayıs'ta kredi derecelendirme kuruluşu JCR Avrasya'dan değerlendirme geldi. Aslında JCR Avrasya Nisan’da yaptığı açıklamada kredi notunda indirim yapmış ve kuruluş değerlendirmesinde finansal yapısında ve ödeme performansında gözlemlenen bozulma doğrultusunda kredi notunun BB seviyesinden B- seviyesine görünümün ise durağandan negatife revize edildiğini duyurmuştu. Tahvillerin ödenememesi sonrası ise şirketin B- görünümü negatif olan notunu prD’ye indirdi ve negatifte tuttu. Bu not temerrüt seviyesi oluyor ve kurumun verdiği en düşük not. </p>
<h2>VADELİ KONTRATLARINDA İŞLEMLER SONA ERECEK </h2>
<p>4 Haziran'da yine tahvil kupon ödemesinin yapılamadığı KAP'ta duyurulan şirketin hisselerine ilişkin de Borsa İstanbul'dan adımlar atılmaya başladı. Borsa İstanbul kupon ödemesi yapılmayan iki borçlanma aracını borçlanma araçları piyasası gözaltı pazarına alırken 12 Haziran’da şirket hisseleri BIST Kurumsal Yönetim Endeksi'nden çıkarıldı. Son olarak da VİOP’ta kontratları işlem gören BİST30 endeksine dahil Yıldız Pazar şirketi Kontrolmatik Yakın İzleme Pazarı'na alındı. Vadeli kontratları ise artık açılmayacak daha önce açıklanan mayıs ve haziran kontratları temmuz sonuna kadar işlem görecek.</p>
<p>Temmuz 2024'te yüzde 100 bedelsiz sermaye artırımı yapan şirket 2025 sonunda ise yüzde 100 bedelli sermaye artırımı yaptı. Bu bedelli sermaye artırımından elde edilen gelirin 84.6 ile 84.8 milyon liraları Aslanhan ve Ünsalan'ın borçlarına mahsup edilirken 200.2 milyon lirası işletme sermayesi güçlendirilmesine, 300.3 milyon lirası da kısa vadeli finansal borç ödemesine aktarıldı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">YENİDEN BEDELLİ ARTIRIM BAŞVURUSU</span></h2>
<p>Şirket önceki gün güncel durum bilgilendirmesi yaptı. Açıklamada şirketin faaliyetlerini sürdürdüğü finansal ve operasyonel zorluklara rağmen sürekliliğin sağlanması için çalışıldığı belirtildi. SPK nezdinde bedelli sermaye artırım süreci başlattıklarını açıklayan Kontrolmatik bu artırım gerçekleşirse şirketin özkaynak yapısının güçlendirilmesi, likidite imkanlarının artırılması ve yükümlülüklerinin karşılanmasına katkı sağlaması hedeflendiğini belirtti. Şirket yönetiminin finansal yükümlülüklerin azaltılması ve nakit akışının desteklenmesi amacıyla çeşitli alternatifleri değerlendirdiği savunulan açıklamada “Bu kapsamda ihtiyaç duyulması halinde şirket aktifinde bulunan bazı varlıkların satışına ilişkin seçenekler de değerlendirilmekte olup, alınacak kararlar şirket ve pay sahiplerinin menfaatleri gözetilerek yürütülecektir” denildi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ÇALIŞAN ÜCRETLERİ ÖDEMELERİNDE SIKINTI</span></h2>
<p>Genel kurulun ise 7 Temmuz’da yapılmasının planlandığı kaydedildi. Genel kurul yapılamadığı için şirket temsil ve yetkilendirme süreçlerinden kaynaklanan bazı operasyonel ve bankacılık işlemlerinde gecikmeler yaşanabildiği ileri sürülen açıklamada “Bu kapsamda şirketimiz bazı finansal işlemleri gerçekleştirmekte geçici zorluklarla karşılaşmaktadır. Söz konusu durumun genel kurul sürecinin tamamlanmasını müteakip çözüme kavuşması beklenmektedir. Yetkilendirme işlemlerine ilişkin gecikmeler ve nakit akışında yaşanan geçici sıkışıklık nedeniyle çalışan ücretlerinin bir kısmında gecikmeler meydana gelmiştir. Şirket yönetimi çalışanların ücret ve özlük haklarına ilişkin yükümlülüklerin yerine getirilmesini öncelikli konular arasında değerlendirmekte olup geciken ödemelerin giderilmesine yönelik çalışmalarını sürdürmektedir” denildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/vadeli-kontrati-varken-yipe-giren-ilk-hisse-kontrolmatik-81373</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/3/1280x720/kontrolmatik-1781761533.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kontrolmatik şirketi uzaya çıkacakken hisseleri yakın izleme pazarına girdi. 2020’den bu yana süren borsa macerasında şirket tahvil ödemelerini yapamadı, genel kurulunu toplayamadı, ortakları hisse sattı ve gelinen noktada bankalarla yeniden yapılandırma masasına otururken kredi notu çöp seviyesine indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/alternatif-yakitta-metanol-ve-etanol-devri-81371</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 08:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Alternatif yakıtta metanol ve etanol devri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a33828c2f764-1781760652.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>ABD ile İran arasında varılan anlaşma petrol piyasalarında tansiyonu düşürse de sektör temsilcileri normalleşmenin zaman alacağı görüşünde. Hürmüz Boğazı'nın kapanma riski, enerji güvenliğinin yalnızca petrol arzına bağlı olmasının yarattığı kırılganlığı yeniden ortaya koydu. Yaşanan süreç, denizcilik sektöründe metanol, etanol ve LNG gibi alternatif yakıtların ekonomik ve stratejik önemini artırırken, şirketler tek yakıtlı dönemin sonuna yaklaşıldığını değerlendiriyor. Sektör uzmanlarına göre fiyatların düşmesi tek başına piyasanın normale döndüğü anlamına gelmiyor.</p>
<p>Krizin en önemli sonuçlarından biri ise alternatif yakıtlara yönelik ilginin hızlanması oldu. Özellikle metanol, etanol ve LNG, sadece karbon emisyonlarını azaltan çevreci seçenekler olarak değil, aynı zamanda enerji arzını çeşitlendiren stratejik yakıtlar olarak görülmeye başlandı.</p>
<p>Dünyanın en büyük denizcilik şirketlerinden Maersk, bu yıl yüzde 100 etanol kullanan ilk ticari seferlerini tamamladı. Şirket, etanolü metanolün tamamlayıcısı olarak değerlendirirken, mevcut metanol motorlarında büyük teknik değişiklik gerektirmemesi önemli avantaj sağlıyor.</p>
<p> Brezilyalı madencilik devi Vale de hem etanol hem metanol hem de geleneksel yakıtla çalışabilecek yeni nesil gemiler sipariş etti. Singapur merkezli X-Press Feeders ise etanol-metanol karışımı yakıt denemelerini sürdürüyor.</p>
<p>Uzmanlara göre alternatif yakıt yatırımlarını hızlandıran tek unsur karbon düzenlemeleri değil. Jeopolitik krizlerin yarattığı arz riski de şirketleri farklı yakıt seçeneklerine yöneltiyor.</p>
<h2>Etanol maliyet avantajı sunuyor </h2>
<p>Etanolün öne çıkmasının en önemli nedenlerinden biri küresel üretim kapasitesi. ABD ve Brezilya'nın mısır üretimindeki artış sayesinde etanol arzı güçlü seyrederken, fiyatı da yeşil metanole göre daha rekabetçi durumda bulunuyor. Sektör verilerine göre etanolün enerji yoğunluğu metanolden yaklaşık yüzde 35 daha yüksek. Ton başına yaklaşık 700-800 dolar seviyesinde işlem gören etanol, bugün düşük kükürtlü deniz yakıtlarıyla benzer maliyet sunarken yeşil metanolden belirgin şekilde ucuz kalıyor.</p>
<h2>LNG’nin ve metanolün rekabet gücü arttı </h2>
<p>Petrol fiyatlarının yükseldiği dönemlerde LNG ve metanol gibi alternatiflerin rekabet gücü daha da artıyor. Kurulu altyapının genişlemesiyle birlikte alternatif yakıtların önümüzdeki birkaç yıl içinde denizcilik sektöründe çok daha büyük pay alması bekleniyor.</p>
<p>Uzmanlar, Hürmüz krizinin enerji piyasasına verdiği en önemli mesajın açık olduğunu vurguluyor: Geleceğin rekabeti yalnızca en ucuz yakıtı değil, en güvenli ve en sürdürülebilir yakıtı bulabilen şirketler arasında yaşanacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">PETROL PİYASASI ‘DÜŞÜK TALEP BOL ARZ’ DÖNEMİNE GİRİYOR</span></h2>
<p>Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), 2026 yılı için talep tahminini bir kez daha düşürerek, tüketimdeki büyük düşüşlerin, başlangıçta ABD-İran savaşından en çok etkilenen sektörlerin ve bölgelerin ötesine yayıldığını belirtti. 2027 için ilk tahmini ise küresel çapta geniş bir petrol fazlası öngörüyor. </p>
<p>- Uluslararası Enerji Ajansı ( IEA), Petrol Piyasası Raporu'nda, 2026 yılı için talep tahminini Mayıs ayındaki raporundaki 104 milyon varil/gün rakamına kıyasla 103,3 milyon varil/gün olarak belirledi. </p>
<p>- Bu 2025 yılına göre 3,9 milyon varil/ günlük bir düşüş anlamına geliyor. </p>
<p>- Ön verilere göre, ikinci çeyrekteki talep, yüksek fiyatlar ve ürün tedarikindeki aksamalar nedeniyle bir önceki yıla göre 5 milyon varil/gün daha düşük olacak. </p>
<p>- Ajans, 2027'de talebin "nispeten mütevazı" bir şekilde 105,3 milyon varil/güne yükseleceğini öngörüyor. </p>
<p>- Ancak 2027'de Orta Doğu Körfezi üretiminin toparlanması ve OPEC+'ın üretim hedeflerini yükseltmesiyle arzda 8 milyon varil/günlük bir artışla 110,3 milyon varil/güne ulaşacağını tahmin ediyor. Bu arz ve talep tahminleri, 2027'de geniş bir petrol fazlası olacağını gösteriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/alternatif-yakitta-metanol-ve-etanol-devri-81371</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/5/1280x720/petrol-hurmuz-bogazi-1768283690.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Alternatif yakıtta metanol ve etanol devri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/mikro-ihracatin-yildizi-romanya-oldu-satislar-ikiye-paket-sayisi-uce-katlandi-81370</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 08:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mikro ihracatın yıldızı Romanya oldu, satışlar ikiye, paket sayısı üçe katlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türk şirketlerinin son yıllarda Avrupa’da büyümek için kullandığı en önemli kanallardan biri olan mikro ihracatta yeni bir yıldız doğuyor. Ticaret Bakanlığı’nın “Basitleştirilmiş Gümrük Beyannamesi Kapsamında İhracat Rotaları 2025” raporuna göre Türkiye'nin mikro ihracat hacmi, son 10 yılda yaklaşık 15 kat büyürken, Romanya, son dönemde Türk e-ihracatçılar için en hızlı büyüyen pazarlardan biri haline geldi. Avrupa Birliği üyesi olması, Türkiye’ye coğrafi yakınlığı, hızla büyüyen tüketici pazarı ve gelişen e-ticaret altyapısı sayesinde Romanya, Türk firmalarının sınır ötesi satışlarında öne çıkan ülkelerden biri oldu. Rapora göre Romanya’ya yönelik mikro ihracat hacmi 2024 yılında 108 milyon dolar seviyesindeyken 2025 yılında 234 milyon dolara ulaştı. Böylece yalnızca bir yıl içinde ihracat hacmi yüzde 117 büyüdü.</p>
<h2>Paket sayısında patlama var!</h2>
<p>Büyümenin asıl dikkat çekici tarafı gönderi sayılarında görüldü. 2024 yılında Romanya’ya yaklaşık 5,1 milyon taşıma senedi kapsamında ürün gönderilirken, bu sayı 2025 yılında 14,8 milyona yükseldi. Başka bir ifadeyle Romanya’ya gönderilen mikro ihracat paketlerinin sayısı yaklaşık üç kat arttı. Bu veri, Türk firmalarının Romanya’da yalnızca daha fazla satış yapmadığını, aynı zamanda çok daha geniş bir tüketici kitlesine ulaşmaya başladığını gösteriyor. Özellikle sınır ötesi pazaryerlerinin yaygınlaşması, teslimat sürelerinin kısalması ve Türk markalarının Avrupa’da görünürlüğünün artması bu büyümeyi destekleyen unsurlar arasında yer alıyor.</p>
<h2>Ürün başına gelir azaldı </h2>
<p>Ancak rapor, büyümenin önemli bir maliyetini de ortaya koyuyor. Paket sayısı ihracat değerinden daha hızlı arttığı için ürün başına elde edilen gelirde düşüş yaşandı. 2024 yılında taşıma senedi başına ortalama ihracat değeri yaklaşık 21 dolar seviyesindeyken, 2025 yılında bu rakam 15,8 dolara geriledi. Böylece birim gelir yaklaşık yüzde 25 düştü. Bu durum, Romanya pazarında yoğun bir fiyat rekabetinin yaşandığını ve şirketlerin pazar payı kazanmak için daha düşük fiyatlı ürünlere yöneldiğini gösteriyor.</p>
<h2>Ayakkabı ve giyim fiyatı geriledi </h2>
<p>Ürün grupları incelendiğinde fiyat baskısının özellikle ayakkabı ve temel giyim kategorilerinde yoğunlaştığı görülüyor. Rapora göre ayakkabı grubunda taşıma senedi başına ortalama değer 28,3 dolardan 20,8 dolara düştü. Kazak ve süveter grubunda ortalama değer 17,7 dolardan 13,7 dolara geriledi. Tişört ve iç giyim grubunda ise ortalama değer 14,1 dolardan 10,6 dolara indi. Bu tablo, Romanya’daki büyümenin büyük ölçüde fiyat odaklı ürünlerden kaynaklandığını ortaya koyuyor.</p>
<h2>Kadın giyimi pozitif ayrıştı </h2>
<p>Raporda dikkat çeken bir diğer unsur ise kadın giyim ürünleri oldu. Mikro ihracatta en yüksek hacimli ürün gruplarından biri olan kadın dış giyim ürünlerinde ortalama değer düşmek yerine yükseldi. Kadın dış giyim kategorisinde taşıma senedi başına ortalama ihracat değeri 17,22 dolardan 17,40 dolara çıktı. Bu durum, Türk moda markalarının ve katma değerli ürünlerin Romanya pazarında fiyatlama gücünü koruyabildiğini gösteriyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3381f6cef44-1781760502.png" alt="" width="635" height="189" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">AVRUPA'DA EN DÜŞÜK İADE YOĞUNLUĞUNA SAHİP ÜLKE</span></h2>
<p>Romanya’yı diğer Avrupa pazarlarından ayıran en önemli özelliklerden birisi iade performansı oldu. Raporda yer alan ülke analizine göre yüksek ihracat hacmine rağmen Romanya, mikro ihracatta en düşük iade yoğunluğuna sahip ülkeler arasında bulunuyor. Bu durum özellikle hazır giyim ve ayakkabı gibi iadelerin yüksek olduğu sektörler açısından önemli bir avantaj sağlıyor. Çünkü sınır ötesi e-ticarette iade maliyetleri çoğu zaman satış maliyetleri kadar kritik hale gelebiliyor. Türk e-ihracatçılarının uzun yıllardır ağırlıklı olarak Almanya, Fransa, İngiltere ve Hollanda gibi pazarlara odaklandığı düşünüldüğünde Romanya’nın yükselişi dikkat çekici bir değişime işaret ediyor. Yaklaşık 19 milyonluk nüfusu, artan satın alma gücü, gelişen lojistik altyapısı ve AB üyeliği sayesinde Romanya, Türk firmaları için yalnızca bir satış noktası değil aynı zamanda Doğu Avrupa’ya açılan bir kapı haline geliyor. Öte yandan başta Trendyol olmak üzere ürk markalarının büyük yatırımlar yaptığı, depo kurduğu ve bölgesel üs olarak gördüğü Romanya’nın artık yalnızca alternatif bir pazar değil, Türk mikro ihracatının en hızlı büyüyen merkezlerinden biri olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/mikro-ihracatin-yildizi-romanya-oldu-satislar-ikiye-paket-sayisi-uce-katlandi-81370</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/7/1280x720/ihracat-ithalat-1778239788.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Romanya’ya yapılan mikro ihracat geçen yıl yüzde 117 artarak 108 milyon dolardan 234 milyon dolara çıktı, gönderi sayısı yaklaşık üç katına yükseldi. Bu büyüme ürün başına gelirlerde düşüşü de beraberinde getirirken taşıma senedi başına ortalama ihracat değeri 21 dolardan 15,8 dolara geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ette-fiyat-artislarinin-temel-nedeni-uretim-maliyetleri-81369</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 08:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Ette fiyat artışlarının temel nedeni üretim maliyetleri&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>Beyaz ve kırmızı et fiyatlarında yaşanan fahiş artışlar, sektördeki rekabet ihlalleri ile 13 firmaya yönelik yürütülen operasyonlar İYİ Parti'nin verdiği önergeyle Meclis gündemine taşındı. Fiyat artışlarının temel nedeninin üretim maliyetlerinden kaynaklandığına dikkat çeken muhalefet partileri, şirketlere yönelik operasyonların sektöre zarar vereceğini belirterek kayyum uygulamasını eleştirdi. Muhalefetten sonbahar ayları ile birlikte fiyatların yeniden yükselebileceği uyarısı da geldi. İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez, Ramazan ayından önce Ticaret Bakanlığı’nın beyaz et ihracatını yasakladığını ve ‘fiyatları artırmayın’ diye şirketlere yazılar gönderildiğini belirterek, “Bu yazıyı gönderirken üreticilerin girdi maliyetleri hakkında hiçbir fikirleri yoktu, beyaz etin saklama maliyeti yüksek olduğu için, hepsi de planlanmış üretim olduğu için çaresizce sektör bu baskıya boyun eğdi; bir kısmı ihracat piyasasını kaybetti ve fiyatlar Ramazan ayında yükselmedi, çok da haklı olarak daha sonra fiyatlar yükselmeye başladı” diye konuştu.</p>
<p><strong>"Oturup sektör temsilcileri konuşulsa bunlar olmazdı" </strong></p>
<p>Fiyat artışlarının üretim maliyetlerindeki artıştan kaynaklandığını ifade eden Çömez, “Polis zoruyla fiyatları kontrol etmeye çalışacağınıza, oturup sektör temsilcileriyle konuşulsa; girdi maliyetleriniz ne kadar arttı, problemleriniz nelerdir, sektörü ayakta tutabilmek ve vatandaşa ucuz protein kaynağı temin edebilmek için neler yapmamız lazım diye tartışabilselerdi bu problem olmayacaktı. Bir süre daha fiyatlar düşük gidecek, belki üç, dört ay, belki sonbahara kadar ama bu sopayla fiyatları düşürme anlayışınız ters tepecek ve göreceksiniz sonbahardan sonra beyaz et fiyatlarının önüne geçemeyeceksiniz. Çünkü yemin yüzde 70'i, yüzde 80'i ithal, enerjinin bir o kadarı ithal, veteriner ilaçları ithal…” diye konuştu.</p>
<p><strong>ESK yüzde 84.2’lik zam yaptı </strong></p>
<p>Kırmızı et fiyatlarına dikkat çeken Çömez, canlı hayvan ithalatını yapan Et ve Süt Kurumu’nun 2025 yılında kilo başına canlı hayvana 228 lira olarak verdiği fiyatı geçtiğimiz günlerde 420 lira olarak açıkladığı belirtti. Çömez, “Et ve Süt Kurumu yurt dışından ithal edilen hayvanlara yüzde 84,2'lik bir zam yapmış. Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar fahiş bir zam yok. Peki, ESK'ye kayyum atamayacak mısınız, onların üzerine gitmeyecek misiniz?” diye sordu.</p>
<p>CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, kayyum uygulamasını eleştirerek, “Yurttaşlarımız tabii ki ucuz et yesinler, rekabet olsun, fiyatlar artmasın, fiyat akışına müdahale edilmesin, bunlar çok doğru işler ama hepimiz biliyoruz ki, bütün bunlar ceza yargısının konusu değil. Sonuçta, bununla ilgili oluşturulmuş kurullar var, kurumlar var. O kurumlar öncelikle bu işlerle ilgili hâle gelirler, sonra, eğer konusu ceza yargısını gerektiren bir şey varsa, ceza yargısı devreye girer ama burada, doğrudan doğruya ceza yargısının devreye girdiği bir olayı görüyoruz” dedi.</p>
<p>AK Parti Malatya Milletvekili Bülent Tüfenkci ise eleştirilere yanıt verirken ilgili bakanlıkların ve Rekabet Kurumunun koordinasyon içinde çalıştığını, girdi maliyetlerinin düşürülmesi için hükümetin ciddi destekler verdiğini belirterek, “İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının başlattığı soruşturma özellikle tüketiciler tarafından da olumlu karşılanmaktadır” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ette-fiyat-artislarinin-temel-nedeni-uretim-maliyetleri-81369</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/9/1280x720/tbmm-meclis-1781760262.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Muhalefet partileri, beyaz et sektöründe yaşanan sıkıntıları meclise taşıdı. Fiyat artışlarının temel nedeninin üretim maliyetlerinden kaynaklandığına vurgu yapan muhalefet partileri, şirketlere yönelik operasyonların sektöre zarar vereceğini belirterek kayyum uygulamasını eleştirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hayirli-isler-81367</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hayırlı işler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu aralar müşteri deneyimi ile ilgili olarak günde beş vakit toplantı yapılıyor. Güzel ve doğru şeyler anlatılıyor, konunun farklı boyutları önümüze seriliyor. Bunları yapanlara çok teşekkür etmek lazım. Ancak önemli bir noktayı atladığımızı düşünüyorum. Biz eskiden çevremizdeki esnafa “hayırlı işler” derdik. Bizim hayatımızı sürdürmemiz için gereken şeyleri satın aldığımız esnafla aramızda bir sevgi bağı vardı. Şimdi girdiğimiz dükkanlarda kasa dışında bir noktada kimseyle karşılaşmıyoruz. Asgari ücretle çalışan insanlarla, ürünlerin fiyatı dışında kimsenin fazla bir sohbeti de kalmadı.</p>
<p>Bu yazının yazıldığı 17 Haziran 2026 sabahı, birazdan hazırlanıp 40 önce kapısından girdiğim İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik Fakültesi’nde açılacak yapay zekâ laboratuarını görmeye gideceğim. Orada yapay zekânın teknolojisi dışında insan hikâyesi bulup bulamayacağımı merak ediyorum. Gelen davette Aksoy Holding ve İstanbul Teknik Üniversitesi iş birliğiyle hayata geçirilen Erdal Aksoy Endüstriyel Robotik ve Yapay Zekâ Laboratuarı’nın açılışını sizlerle paylaşmaktan memnuniyet duyarız.” yazıyordu. Unuttuğumuz “hayırlı işler” ifadesi, bu cümleyi okuyunca aklıma geldi. Aksoy Holding Kurucu Başkanı Erdal Aksoy’un adının yanında “İTÜ Y. Elektrik Elektronik Mühendisi-1966 Yılı Mezunu” yazıyor. Aksoy Holding “hayırlı işler” denilmesi gereken bir iş yapmış; buradaki izlenimlerimi daha sonraki bir yazımda aktaracağım ancak yedi yıl okuduğum fakültenin ve babamın DNA’sının bana aktardığı matematik zekâsını kullanmadan bile ben üniversiteye girmeden 20 sene daha geriye gitmemiz gerektiğini görebiliyorum. Y. yani yüksek mühendis ifadesi ise altı yıllık bir öğrenim süresine işaret ediyor. Yani 80 yıldan önce başlamış bir hayatın bugüne yansımasını görmeye gidiyor olacağım. Bu, kendimi yazmakla sorumlu kıldığım bu yazıyı baştan savmak anlamına gelmiyor ama teknolojiden çok insana odaklı bazı şeyler aktarmak istiyorum.</p>
<p><strong>Engin Alan’ın kitabı</strong></p>
<p>Robosme CEO’su Engin Alan ile yanılmıyorsam geçen yıl tanıştık. Bir basın kahvaltısı buluşmasının ardından bana ve diğer basın mensuplarına kitabını imzaladı. Buraya kadar olan hikâyeyi yapay zekâya sorarak öğrenebilirsiniz: “Yapay zeka tabanlı müşteri ilişkileri yönetimi (AI-CRM) platformu Robosme'nin kurucu CEO’su <strong>Engin Alan</strong>’dır. Aynı zamanda Binovist’in kurucu ortağı olan Engin Alan, <em>Yapay Zeka Çağında Dijitalleşme ve CRM</em> kitabının yazarıdır.” yanıtını almak için “Robosme CEO” yazmanız yeterli.</p>
<p>Benim için iki hikâyeyi birleştiren nokta, benim düşüncelerimin Alan’ın yazdıklarına götürmesi oldu. Düşünce akışımda iki hikâye birkaç noktada temas ediyor. Önce konunun teknik boyutu ile ilgili olarak Alan’ın, kitabın giriş bölümünde CRM’in ne olduğunu anlattığı kısmı alıntılamak istiyorum. Alan’ın hedefi CRM’in ne olduğunu derli toplu bir biçimde anlatmak ancak metin müşteri ilişkileri yönetimini sözcük sözcük açıklarken bana ihtiyaç duyduğum veriyi sağlıyor. Şöyle yazıyor Alan:</p>
<p><strong>“Müşteri Nedir?</strong></p>
<p>Müşteri, yalnızca bir ürün veya hizmetin talepçisi değildir, ötesinde değer zincirinin temel taşı, işletmelerin varlık sebebidir.</p>
<p>Müşteriyi tanımlarken, onu bir ihtiyaçlar bütününün ötesinde, bir varlık olarak ele almalıyız. Her müşteri, bir markayla kurduğu etkileşimde kendi hikâyesini inşa eder, işletmeye kimliğini kazandırır. Bu bakış açısıyla müşteri, işletmeler için hem bir “ayna” hem de bir “merkez” işlevi görür; onun beklentileri, duyguları ve davranışları, işletmelerin dönüşümünü ve stratejik yönünü belirler. Belki de müşteriyi anlamak, işletmelerin kendilerini anlamaya yönelik ilk adımıdır.</p>
<p><strong>İlişki nedir?</strong></p>
<p>İlişki, iki taraf arasında kurulan geçici bir bağlantı olarak görülebilir, ancak her etkileşimde yeniden inşa edilen dinamik bir bağ olarak görmek daha doğrudur. Felsefi açıdan, ilişki bir “karşılaşma”dır ve her karşılaşma, tarafları dönüştürme potansiyeline sahiptir. Bir müşteri ile işletme arasındaki ilişki de bu dönüşüm sürecinden bağımsız düşünülemez. İlişki, yalnızca satış veya satın almayı değil, duygusal bir bağ kurmayı, güven inşa etmeyi ve iki taraf arasında bir anlam yaratmayı kapsar. Öyle ki, her etkileşim tarafların yeniden tanımlandığı bir “yaratım anı”dır. İşte bu yüzden, ilişki yalnızca var olmakla kalmaz, her etkileşimde yeniden doğar.</p>
<p><strong>Yönetim Nedir?</strong></p>
<p>Yönetim, bir süreci kontrol altında tutma, düzenleme çabası mıdır, yoksa karmaşıklık içinde düzen yaratma sanatı mı? Felsefi bir bakış açısıyla yönetim, bir sistemin karmaşıklığını anlamaya ve onu yönlendirmeye çalışmaktır. Yönetim, yalnızca bir süreci “kontrol” etmek değil, değişen koşullara uyum sağlamak ve geleceğe yönelik adımlar atmaktır.</p>
<p>Müşteri ilişkileri yönetiminde de yönetim, statik bir eylem değil, sürekli bir “hareket”tir; müşteri talepleri, pazar dinamikleri ve işletme hedefleri arasında dengeli bir yolculuk yapma sanatıdır. Bu açıdan yönetim, bir yön tayini değil, bir “yoldaşlık”tır; müşteriyi anlayarak, ona uyum sağlayarak ortak bir yolculuğa çıkma becerisidir.</p>
<p>Şimdi bu kavramları birleştirdiğimizde ihtiyaçları karşılıklı olarak karşılanan, bunun için sürekli ve dinamik bir etkileşimde olan ve yine karşılıklı olarak birbirlerini yönlendiren, hareketleriyle değişimlerde uyumlanma çabasına giren “müşteri” ve “tedarikçi” CRM için önemli iki paydaştır diyebiliriz.</p>
<p>Müşteriler, markaların ve hizmetlerin temel yapı taşları olarak kabul edilir. CRM, yani “Customer Relationship Management” (Müşteri İllşkileri Yönetimi), işte bu müşteri odaklı düşüncenin en kapsamlı stratejilerinden biridir.* CRM, müşterilerle daha uzun vadeli, anlamlı ve sadık ilişkiler kurmak için geliştirilmiş bir sistemdir. Amacı, yalnızca müşteri kazanmak değil, aynı zamanda mevcut müşterilerin bağlılığını sürdürmek ve müşteri deneyimini sürekli iyileştirmektir.”</p>
<p>Ülkelerin vatandaşlarını vatanlarının hem hissedarı, hem üreticisi hem de müşterisi olarak ele alırsak, bu metin bize vatanımızla ilişkimizi nasıl yönetmemiz gerektiği hakkında da muazzam bir içgörü sağlıyor. İşin yapay zekâ boyutu ile bağlantı ise, benim kitabı aylarca sonra okumaya başlamama neden olan yoğunluğu aşmayı sağlayacak zamanı yapay zekâ ile elde edebilecek olmamdan kaynaklanıyor. Ancak asıl hikâye kitabın önsözünde yatıyor yani Alan’ın kendi hikâyesi, anlattıklarından daha büyük önem taşıyor. Benim hikâyemde ise, tam bu noktada önce patisini uzatarak başlayan sabah ilişkimizde klavyeye ve elime vurmaya başlayan kedimiz Külhan’a rutin uygulamamızda olduğu gibi pencereyi açma gereği yer alıyor. Benim işimin olması, Külhan için rutininden taviz vermesini gerektiren bir durum yaratmıyor. Bu farzı yerine getirdikten sonra Alan’ın hikâyesine dönüyorum.</p>
<p><strong>Alan’ın hayatının akışı</strong></p>
<p>Alan, kitabının önsözünde kendi süreci ile ilgil olarak şunları yazıyor:</p>
<p>“Profesyonel iş yaşamıma atıldığım 2006’da, genç bir yazılımcı olarak gittiğim iş görüşmesinde bana ERP alanında yazılımcı olmam teklif edildi. Bunun arkasındaki asıl neden, lise yıllarımı hem bir ticaret meslek lisesinde geçirmem hem de aynı zamanda bir muhasebe ofisinde çalışmamdı. ERP danışmanının başarısını doğrudan etkileyen faktörlerden biri işletme ve fonksiyonlarını bilmektir. Bunun ötesine geçip, muhasebe ve finans gibi alanları, tedarik zinciri yönetimini öğrenirseniz büyük avantaja sahip olursunuz. Maliyet muhasebesi dahil tüm süreçlere hâkim bir genç olmam, görüşmeyi yaptığım yöneticinin gözünden kaçmadı.</p>
<p>Benim muhasebeyle olan geçmişim ise yöneticinin bakış açısından çok daha farklı bir deneyimdi. Ortaokul son sınıfta babamın bilgisayar kursuna göndermek için ön koşul o|arak istediği şey, muhasebe kursuna katılmamdı. Çok iyi an|amama rağmen sertifika almamak için sınavda bilinçli olarak başarısız olmayı denedim. Soruları belirli bir puanın sınırında kalacak şekilde cevapladıysam da eğitmenimiz henüz 14 yaşında olmamdan dolayı babam ve harcadığı para için üzülmüş olsa gerek, geçer not verip benim muhasebeci sertifikası almamı sağladı, Lise hayatım boyunca harçlık kazanmak üzere çalıştığım muhasebe ofisinde tek düzen hesap planı, yevmiye defteri işlemleri, vergi hesabı ve nakit akışını öğrendim. Elbette evrakları dosyalara yerleştirmek, dönemi geçen klasörleri arşive taşımak, vergi dairelerinde memurlarla uğraşmak ve tahsilat için müşteri peşinde koşmak çok hoş değildi. Bu süreç beni muhasebeden soğuttu ve ERP ile zihnimde oluşan kötü örüntü, aldığım iş teklifini şiddetle reddetmemi, CRM dünyasına merhaba dememi sağladı.</p>
<p>Bugün geriye dönüp baktığımda o günkü deneyimlerin bana kattıklarını çok iyi anlıyorum ve o yaşlarıma, işverenime, müşterilerime teşekkür ediyorum. Sadece ERP için değil, ilişkisel olarak CRM için de pek çok şeyi hayatıma katmışım. Bugün, takvimler 2024’ün sonlarına yaklaşırken, neredeyse yirmi yıllık CRM tecrübesine sahibim. Bu zaman içinde ülkemizin iyi bilinen üç farklı üniversitesinde CRM dersleri verdim, yüz kadar şirketle proje gerçekleştirdim. Ancak ne öğrencilerime ne de müşterilerime CRM’in ne olduğunu, iyi bir projeyi nasıl yapılandıracaklarını anlatan ve bunu teknik bir dille yapmayan bir kitaba rastgeldim.</p>
<p>Önemli olduğunu vurgulamak istediğim bir diğer husus, önce Amerika ve sonrasında Avrupa pazar|arında hayat bulan CRM felsefesi ve uygulamaları günümüzde çok ciddi bir teknolojik dönüşüme uğramış ve dünya geneline yayılmıştır. Her ne kadar son elli yılın mevzusu gibi gözükse de alışveriş bir dengedir ve satın alan ile karşılığını veren taraf olarak tedarikçi ve müşteri ilişkisi insanlık tarihine yakındır, dolayısıyla müşteriyi mutlu etme çatısı altında pek çok CRM yaklaşımı yüzyıllardır farklı sektörlerde uygulanmıştır. Endüstriyel üretimden hizmet sektörüne, tarımdan eğitime pek çok tarihi örneği okudum ve deneyimledim.</p>
<p>Geçmiş deneyimlerimden ve araştırmalarımdan faydalanarak kaleme aldığım bu kitap gerek akademik çalışma yapan öğrencilere, gerek CRM projesi için adım atmış şirketlere ve danışmanlara fayda sağlamak için yazıldı. Kitabın içeriğinde CRM ile ilgili kısa bir tarihçe ve dijital dönüşüm kavramlarına dair açıklamalar da bulunuyor. Teknik olarak herhangi bir CRM uygulamasına referans vermediğim kitabımda, CRM projeleri için nelerin yapılması veya yapılmaması gerekliliğini bilgi ve tecrübemle aktarmaya çalıştım. Sektörel uyarlamalara dair ipuçlarını da sıraladığım bir bölümle dikey çözüm oluşturmak isteyenlere ışık tutmak istedim.</p>
<p>Son olarak vurgulamak istediğim önemli bir husus daha var. Her ne kadar kitapta CRM temasıyla ilerlemiş olsam da, insana ve insanların yönettiği projelere, şirketlere dair pek çok tavsiyem var. Dolayısıyla kitabımın tüm profesyoneller ve işletmeler için bir referans kaynağı olduğunu, gerek CRM gerek diğer yazılım projelerine ve hatta bazı yaşamsal sorun|ara farklı bir bakış katacağına eminim.”</p>
<p>İddialı bir ifade ama yaşananlara bakılırsa bu iddianın altı boş değil. Son dönemde aklımın içinden sürekli “Her insanın kendi gerçekliği olabilir ama hakikat bir tanedir” diye bir ifade geçiyor. Bunu nerede duyduğumu ya da okuduğumu bilmiyorum ve ne acıdır ki yapay zekâdan alabileceğim bir yardım da yok. Ancak bunu kendi gerçekliğim olarak kabul ettiğimde, bugünkü yazımda bunları yazmam gerektiği sonucuna vardım. Keşke Aksoy’un hikâyesini de bilip burada aktarabilseydim ama şu an için bu bilgiye sahip değilim.</p>
<p><strong>Benim müşteri bilgim</strong></p>
<p>Üzerinden kaç yıl geçtiğini hatırlamamakla birlikte yaklaşık 30 yıl önce olduğunu tahmin ettiğim bir çevirim bana bu konuda net bir bakış açsısı sağlıyor. Yapay zekâ bana geçmişimi şu şekilde hatırlatıyor.</p>
<p>“Varlık Yayınları'ndan çıkan <strong>80/20 İlkesi</strong>, Richard Koch tarafından kaleme alınmış ve Pareto İlkesi'ni (80/20 kuralı) iş dünyasına ve kişisel yaşama uygulayan temel bir eserdir. Sonuçların %80'inin eylemlerin sadece %20'sinden kaynaklandığını vurgular.</p>
<p><strong>Kitabın Künye Bilgileri</strong></p>
<ul>
<li><strong>Yazar:</strong> Richard Koch</li>
<li><strong>Yayınevi:</strong> Varlık Yayınları</li>
<li><strong>Çevirmen:</strong> Kerem Özdemir</li>
<li><strong>Sayfa Sayısı:</strong> 296</li>
</ul>
<p><strong>Pareto İlkesi'nin Temeli</strong></p>
<p>İtalyan iktisatçı Vilfredo Pareto tarafından ortaya atılan ve sonradan geliştirilen bu ilke temel olarak şunları savunur.</p>
<ul>
<li><strong>Sebep-Sonuç Dengesizliği:</strong> Çabalarımızın (girdilerin) küçük bir kısmı, elde ettiğimiz sonuçların büyük bir kısmını oluşturur.</li>
<li><strong>Örnekleme:</strong> Örneğin; işletmelerde kârın %80'i müşterilerin %20'sinden gelir.</li>
<li><strong>Odaklanma:</strong> En çok etkiyi yaratan kritik %20'lik kısma odaklanarak zamanı ve kaynakları verimli kullanmayı hedefler.”</li>
</ul>
<p>Bu kitabı çevirdikten yıllar sonra 57/77 ilkesini keşfettim. Bunu da yapay zekâ yardımıyla size aktarmak isterim. 57’inci alayı biliyorsunuz; kendini feda ederek Çanakkale Savaşı’nı kazanmamızın temelini oluşturan alay.</p>
<p>“Çanakkale Cephesi'nde 77. Alay (ve 72. Alay), çoğunlukla Arap kökenli askerlerden ve bölgeden toplanan redif birliklerinden oluşturulmuştu. Arıburnu ve Seddülbahir gibi kritik cephelerde görev alan bu birlikler, cephenin zorlu şartlarında ve bazı muharebelerde dağınık veya başarısız durumlara düşerek tarihi kayıtlara geçmişlerdir.</p>
<p><strong>Tarihi Kaynaklardaki Yeri:</strong></p>
<ul>
<li><strong>Birlik Yapısı:</strong> Alayın tamamı olmamakla birlikte önemli bir kısmı Suriyeli ve bölge halkı Araplardan oluşuyordu.</li>
<li><strong>Savaş Performansı:</strong> Cephedeki bazı kaynaklarda (örneğin Fahrettin Altay'ın hatıralarında), bu birliklerin şiddetli düşman taarruzları karşısında tutunamayarak geri çekildiği veya dağıldığı belirtilir.</li>
<li><strong>Belgelerdeki Vaka:</strong> Alay'a bağlı bazı taburlar ve bölükler (örneğin Azmakdere-Ece Limanı çevresinde) kısıtlı kuvvetlerle örtme ve tutma görevlerini icra etmeye çalışmıştır. Ancak alayın genel performansı askerî tarihçiler ve araştırmacılarca sıkça tartışılan, zaman zaman ciddi eleştirilere maruz kalan bir konu olmuştur.”</li>
</ul>
<p>Hayat aslında bu iki gücün kendi içindeki çelişkisi etrafında şekilleniyor. Orhan Veli yıllar sonra başka bir alanda buradaki hakikati</p>
<p>“Neler yapmadık bu vatan için!<br />Kimimiz öldük;<br />Kimimiz nutuk söyledik.”</p>
<p>dizeleriyle ortaya koymuş.</p>
<p>Bugün size farklı gerçeklikleri aktarmak istedim. Şimdi yeni gerçeklere uzanmak için okuluma gitmem gerekiyor. Müsadenizle.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hayirli-isler-81367</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hayırlı işler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sanayiyi-guclendirmeden-rekabetciligi-geri-kazanamayiz-81365</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Sanayiyi güçlendirmeden rekabetçiliği geri kazanamayız&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ</strong></p>
<p>Küresel ticaret yalnızca ürünlerin değil, üretim merkezlerinin de yeniden şekillendiği bir sürece girdi. ABD'den Avrupa'ya, Asya'dan Afrika'ya kadar birçok ülke üretim kapasitesini korumaya, sanayisini güçlendirmeye ve tedarik zincirlerini çeşitlendirmeye çalışıyor. "China Plus One", "Near-shoring" ve "Re-shoring" gibi kavramlar artık yalnızca akademik tartışmaların değil, ekonomi politikalarının merkezinde yer alıyor.</p>
<p>Türkiye ise bu dönüşümün tam ortasında bulunuyor. Coğrafi konumu, üretim tecrübesi ve sanayi altyapısıyla yeni dönemin önemli oyuncularından biri olabilecek potansiyele sahip. Ancak son yıllarda artan maliyetler, finansmana erişimde yaşanan zorluklar ve rekabet gücündeki aşınma ihracat performansını baskılıyor.</p>
<p>Ev ve mutfak eşyaları sektörü de bu dönüşümü yakından hisseden alanlardan biri. Türkiye'nin en güçlü ihracatçı sektörlerinden biri olan züccaciye sektörü, bir yandan küresel talepteki değişimleri takip ederken diğer yandan yükselen maliyetlerle mücadele ediyor. Züccaciyeciler Derneği (ZÜCDER) Başkanı Burak Önder'e göre, Türkiye'nin önünde önemli fırsatlar bulunuyor ancak bu fırsatların değerlendirilebilmesi için üretim ekosisteminin güçlendirilmesi gerekiyor.</p>
<p>Burak Önder, şunları anlattı:</p>
<p><strong>Sanayici rekabet gücünü neden kaybediyor?</strong></p>
<p>Bugün hâlâ Türkiye'ye ciddi bir ilgi var. Ancak bunu Türkiye'nin eski rekabetçi gücünü koruduğu şeklinde yorumlamak doğru olmaz. Son birkaç yıldır rekabetçilikten uzaklaşıyoruz. Bunun tek nedeni kur değil. Kur önemli ama hikâyenin tamamını anlatmıyor.</p>
<p>2022'den bu yana işçilik maliyetlerinde çok ciddi artış yaşandı. İşçiliğin cirodan aldığı pay yüzde 15'lerden yüzde 30-35 seviyelerine çıktı. Küresel rekabet içinde yer almak isteyen bir sanayi için bu çok yüksek bir oran. Fiyatlama gücümüzü doğrudan etkiliyor. Uluslararası pazarlarda fiyat tutturmak her geçen gün daha zor hale geliyor.</p>
<p>Bunun yanında sanayide dijital dönüşümü yeterince hızlı gerçekleştiremediğimizi de görüyoruz. Rekabetçilik artık yalnızca maliyetle açıklanamaz. Verimlilik, otomasyon ve teknoloji yatırımları da belirleyici hale geldi. Dünyada üretim yapan şirketler daha az iş gücüyle daha fazla katma değer üretmeye çalışırken bizim de bu dönüşümü hızlandırmamız gerekiyor. Bugün birçok sektörde yaşanan sorun aslında talep eksikliğinden çok rekabetçilik sorunu. Müşteri var ama fiyat tutturamıyorsunuz. Talep var ama siparişi başka ülke alıyor. Bu ayrımı doğru yapmak gerekiyor.</p>
<p><strong>Talep var ama ihracat aynı oranda büyümüyor</strong></p>
<p>İhracat iklim endeksi iki yıldır pozitif bölgede seyrediyor. Bu bize ana pazarlarımızdaki talebin tamamen kaybolmadığını gösteriyor. Buna rağmen ihracatımız aynı ölçüde büyüyemiyorsa burada dönüp rekabet gücüne bakmamız gerekiyor.</p>
<p>Aslında dünya üretim tarafında yeni bir döneme giriyor. Şirketler artık bütün üretimlerini tek bir ülkeye bağımlı hale getirmek istemiyor. "China Plus One" yaklaşımı bunun sonucu. Çin'in yanına ikinci ve üçüncü üretim merkezleri aranıyor. Bugün gelişmiş ülkeler de gelişmekte olan ülkeler de aynı şeyi yapıyor; tarımını ve sanayisini koruyor. Re-shoring, Near-shoring ve Friend-shoring kavramlarının tamamı bu anlayışın ürünü. Amerika üretimi geri çağırıyor. Avrupa yakın coğrafyadan tedariki artırmaya çalışıyor. Herkes sanayisini daha güçlü hale getirmenin yollarını arıyor.</p>
<p>Türkiye bu dönüşümde avantajlı ülkelerden biri. Avrupa ile Asya arasında güçlü bir üretim merkezi. Genç nüfusu, sanayi tecrübesi ve üretim kabiliyetiyle önemli fırsatlara sahip. Ancak bu avantajlarımızı destekleyecek politikalar geliştiremezsek fırsatlar başka ülkelere gider. Bugün Mısır'dan Fas'a, Romanya'dan Bulgaristan'a kadar birçok ülke yatırım çekmek için özel politikalar uyguluyor. Sanayiciye arsa veriyor, finansman sağlıyor, yatırım ortamını kolaylaştırıyor. Dünyanın her yerinde yatırım çekme yarışı yaşanıyor.</p>
<p><strong>Ev ve mutfak ihtiyaçları tamamen ortadan </strong><strong>kalkmaz, bu nedenle daha dayanıklıyız</strong></p>
<p>Bizim sektörümüz diğer bazı sektörlere göre farklı bir yapıya sahip. Sonuçta insanlar yaşamaya devam ettiği sürece evinde tencere kullanacak, bardak kullanacak, saklama kabı kullanacak. Biz yaşamı tamamlayan ürünler üretiyoruz. Bu nedenle krizlerden genellikle daha geç etkileniyoruz. Bir otomobil ya da beyaz eşya alımını erteleyebilirsiniz ama temel ev ve mutfak ihtiyaçları tamamen ortadan kalkmaz. Bu da sektörümüzü görece daha dayanıklı kılıyor.</p>
<p>Ancak buna rağmen bugün biz de ihracatta çift haneli daralmalar görüyoruz. Özellikle Ortadoğu pazarında son dönemde belirgin bir yavaşlama yaşanıyor. Bunun arkasında hem bölgesel gelişmeler hem de artan rekabet baskısı bulunuyor.</p>
<p><strong>İlk ihtiyaç finansman, ikinci adım sanayide dönüşüm</strong></p>
<p>Bugün önümüzdeki öncelikleri sıralamam gerekirse ilk sıraya finansmana erişimi koyarım. Kamunun kaynakları sınırlı olabilir ancak mevcut kaynakların üretime yönlendirilmesi gerekiyor. Sanayicinin uygun maliyetli finansmana erişebilmesi lazım. Çünkü finansman üretimin nefes borusudur. Finansmana ulaşamayan bir işletmenin yatırım yapması, kapasitesini büyütmesi ya da yeni pazarlara açılması kolay değildir.</p>
<p>Finansmandan sonra en önemli başlık sanayide dönüşümdür. Türkiye daha fazla otomasyon, daha fazla dijitalleşme ve daha fazla verimlilik üretmek zorunda. Bugün işçilik maliyetlerinin ciro içindeki payı sürekli artıyorsa bunun çözümü ücretleri baskılamak değil, verimliliği artırmaktır. Liman masrafları, konteyner maliyetleri ve yerel operasyon giderleri birçok rakip ülkeye göre yüksek seviyelerde. Bu durum rekabetçiliğimizi olumsuz etkiliyor.</p>
<p>Türkiye'nin hava taşımacılığında elde ettiği başarıyı deniz taşımacılığında da göstermesi gerekiyor. Güçlü lojistik altyapısı artık rekabet gücünün ayrılmaz bir parçası haline geldi. Ürün kadar onu doğru maliyetle ve doğru zamanda ulaştırabilmek de önem taşıyor.</p>
<p><strong>Sanayi arsalarının yatırım aracı olmaktan çıkarılması gerekiyor</strong></p>
<p>Bir diğer önemli sorun ise sanayi arsaları. Üretim yapacak yatırımcı yüksek arsa maliyetleriyle karşılaşıyor. Avrupa'da çok daha erişilebilir seviyelerde olan sanayi arazileri Türkiye'de ciddi bir maliyet unsuruna dönüşmüş durumda. Bugün birçok sanayici üretime, teknolojiye ve otomasyona ayırması gereken kaynağı arsa ve bina maliyetlerine harcamak zorunda kalıyor. Bu da yatırımların niteliğini olumsuz etkiliyor.</p>
<p>Sanayi arsalarının yatırım aracı olmaktan çıkarılması gerekiyor. Üretim yapmayacak kişilerin sanayi arazilerini spekülatif amaçlarla kullanmasının önüne geçilmeli. Sanayi alanları üretim için var olmalı.</p>
<p><strong>Türkiye'nin geleceği sanayisini, üretim </strong><strong>kültürünü koruyabilmesine bağlı</strong></p>
<p>Sanayi yalnızca ekonomik bir faaliyet değildir. Aynı zamanda bir kültürdür. Eğer üretim kültürünü koruyamazsak, yeni kuşakları üretime yönlendiremezsek uzun vadede çok daha büyük sorunlarla karşılaşırız. Eskiden aileler çocuklarının tarımla uğraşmasını istemezdi. Şimdi benzer bir risk sanayi için oluşuyor. Üretimin giderek zorlaştığı bir ortamda sanayiciler çocuklarının bu işi sürdürmesini istememeye başlayabilir. Bu çok önemli bir kırılma noktası olur. Çünkü sanayicilik nesilden nesile aktarılan bir birikimdir. Üretim kültürü kaybolursa onu yeniden inşa etmek çok uzun yıllar alır.</p>
<p>Bugün dünyanın yeniden keşfettiği şey üretimin gücü. Herkes kaybettiği sanayi kapasitesini geri kazanmanın peşinde. Türkiye'nin de geleceği sanayisini, üretim kültürünü ve rekabet gücünü koruyabilmesine bağlıdır.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Yol haritasında 7 kritik adım</strong></span></p>
<p>ZÜCDER Başkanı Burak Önder'e göre Türkiye'nin yeniden güçlü bir üretim ve ihracat merkezi haline gelmesi için şu başlıklara odaklanması gerekiyor:</p>
<p><strong>1- FİNANSMANA ERİŞİM:</strong> Üretimin sürdürülebilirliği için ilk şartın finansman olduğunu belirten Önder, mevcut kaynakların öncelikle üretime yönlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.</p>
<p><strong>2- SANAYİDE DÖNÜŞÜM:</strong> Dijitalleşme, otomasyon ve verimlilik yatırımları hızlandırılmalı. İşçilik maliyetlerinin yükseldiği bir ortamda rekabet gücünün korunmasının yolu teknoloji yatırımlarından geçiyor.</p>
<p><strong>3- LOJİSTİK GÜCÜNÜN ARTIRILMASI:</strong> Liman, konteyner ve yerel lojistik maliyetleri ihracatçının rekabetçiliğini olumsuz etkiliyor. Türkiye'nin deniz taşımacılığı ve lojistik altyapısında yeni yatırımlara ihtiyacı var.</p>
<p><strong>4- SANAYİ ARSALARINDA RANTIN ÖNLENMESİ</strong>: Üretim yapmayacak kişi ve kurumların sanayi arazilerini yatırım aracına dönüştürmesinin önüne geçilmeli. Sanayi arsaları sanayici için erişilebilir hale getirilmeli.</p>
<p><strong>5- ÜRETİM ODAKLI TEŞVİKLER: </strong>Dünya yeniden sanayiye yatırım yaparken Türkiye'nin de üretim, ihracat ve teknoloji yatırımlarını destekleyen politikaları güçlendirmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>6- REKABET İÇİNDE İŞ BİRLİĞİ: </strong>UR-GE projeleri, kümelenme çalışmaları ve ortak ihracat modelleri yaygınlaştırılmalı. Önder'e göre ‘rekaberlik’ olarak tanımlanan rekabet içinde iş birliği kültürü de ihracatın büyümesi açısından kritik önem taşıyor.</p>
<p><strong>7- SANAYİ KÜLTÜRÜNÜN KORUNMASI:</strong> Türkiye'nin uzun vadeli refahı üretim kültürünün yeni nesillere aktarılmasına bağlı. Sanayicinin üretimden kopmaması ve genç kuşakların üretime yönelmesi için uygun koşullar oluşturulmalı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Dünya yeniden sanayiye dönüyor</strong></span></p>
<p>Dünyada son dönemde "Re-shoring", "Near-shoring" ve "Friend-shoring" olarak tanımlanan yeni yaklaşımlar, üretimin yalnızca maliyet değil güvenlik ve sürdürülebilirlik perspektifiyle de değerlendirildiğini gösteriyor. Şirketler artık tüm üretimlerini tek bir ülkeye bağımlı hale getirmek yerine alternatif tedarik merkezleri oluşturmayı tercih ediyor.</p>
<p>Burak Önder'e göre bu dönüşüm Türkiye için önemli fırsatlar sunuyor. Stratejik konumu, üretim tecrübesi ve güçlü sanayi altyapısıyla Türkiye'nin yeni dönemin kazananlarından biri olabileceğini belirten Önder, bunun için rekabet gücünü yeniden artıracak adımların hızla atılması gerektiğini ifade ediyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>PORTRE</strong></span></p>
<p><strong>Üretim, ihracat ve sektör </strong><strong>örgütlenmesinde aktif rol alıyor</strong></p>
<p>Züccaciyeciler Derneği (ZÜCDER) Başkanı Burak Önder, ev ve mutfak eşyaları sektöründe üretim, ihracat ve kurumsal yapılanma alanlarında yürüttüğü çalışmalarla öne çıkan isimler arasında yer alıyor. Önder, sektörün uluslararası pazarlardaki rekabet gücünün artırılması ve üretim kapasitesinin sürdürülebilir şekilde geliştirilmesi hedefiyle çeşitli projelerde görev alıyor.</p>
<p>1982 yılında İstanbul’da doğan Burak Önder, İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde İşletme Yöneticiliği yüksek lisansını tamamladı. İş hayatına, plastik ev ve mutfak eşyaları üretimi yapan Qlux Ideas Mutfak Eşyaları Sanayi ve Ticaret A.Ş.’de ihracat müdürü olarak başladı. Daha sonra aynı şirkette genel koordinatörlük görevini üstlenen Önder, halihazırda şirketin genel müdürlüğünü yürütüyor. Sektörel örgütlenme tarafında da aktif görevler üstlenen Önder; EVSİD Kurucu Başkanlığı, İKMİB Yönetim Kurulu Üyeliği, TİM Yurt Dışı Projelerden Sorumlu Başkan Danışmanlığı ve Genç TİM Başkan Vekilliği görevlerinde bulundu. 9 Nisan 2025 tarihinde ZÜCDER Başkanlığına seçilen Önder, görevini sürdürüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sanayiyi-guclendirmeden-rekabetciligi-geri-kazanamayiz-81365</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/5/1280x720/burak-onder-1781759076.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ZÜCDER Başkanı Burak Önder&#039;e göre, Türkiye&#039;nin ihracatta yaşadığı temel sorun talep eksikliği değil, rekabet gücündeki aşınma. Önder, dünyada üretimin yeniden değer kazandığı bir dönemde Türkiye&#039;nin de sanayiyi merkeze alan yeni bir büyüme hikayesi yazması gerektiğine dikkat çekiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tegvden-sanliurfada-yaza-merhaba-senligi-81419</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TEGV’den Şanlıurfa’da ‘Yaza Merhaba’ şenliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ŞANLIURFA</strong></p>
<p>Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV) Şanlıurfa Sevgi Erdoğan Gönül Eğitim Parkı, ChildGen sponsorluğunda "Yaza Merhaba Şenliği" düzenlendi.</p>
<p>Şenlik kapsamında kurulan şişme oyun parkurları, yaratıcı atölyeler ve çeşitli eğlence etkinlikleriyle çocuklar hem eğlendi hem de sosyal becerilerini geliştirme fırsatı buldu.</p>
<p>TEGV, “Bir Çocuk Değişir, Türkiye Gelişir” vizyonuyla çocukları nitelikli eğitim desteğiyle buluşturdu. Gün boyunca devam eden etkinliklerde çocuklar oyun, sanat ve üretim temelli atölyelerde bir araya gelerek yaz tatiline neşe dolu bir başlangıç yaptı. Çocukların güvenli, kapsayıcı ve eğitici bir ortamda keyifli vakit geçirmelerini amaçlayan şenlik, çocuklar ve gönüllüler tarafından da büyük ilgi gördü.</p>
<p><strong>“Her çocuğun eşit fırsatlarla büyümeyi hak ettiğine inanıyoruz”</strong></p>
<p>ChildGen Kurucusu ve CEO'su Buse Öngen, etkinliğe ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: "ChildGen olarak oyunun ve yaratıcılığın her çocuğun en temel gelişim alanlarından biri olduğuna inanıyoruz. Özellikle dezavantajlı bölgelerde yaşayan çocukların hayal kurabilecekleri, kendilerini özgürce ifade edebilecekleri alanlar yaratmayı çok kıymetli buluyoruz. Bu etkinlikte amacımız yalnızca eğlenceli bir deneyim sunmak değil; çocukların üretmenin, paylaşmanın ve birlikte öğrenmenin mutluluğunu hissetmelerine katkı sağlamak. Her çocuğun eşit fırsatlarla büyümeyi hak ettiğine inanıyor, TEGV gibi değerli kurumlarla yürüttüğümüz sosyal fayda projelerini en önemli sorumluluklarımızdan biri olarak görüyoruz."</p>
<p><strong>“Çocuklarımızın yüzlerindeki mutluluğa ortak olan tüm paydaşlarımıza teşekkür ediyoruz”</strong></p>
<p>TEGV Şanlıurfa Sevgi Erdoğan Gönül Eğitim Parkı Yöneticisi Ezgi Hamzaoğulları ise iş birliğinin çocuklar üzerindeki olumlu etkisine dikkat çekerek şunları ifade etti: "TEGV olarak çocuklarımızın yalnızca akademik gelişimlerini değil sosyal, duygusal ve yaratıcı yönlerini de destekleyen öğrenme ortamları sunmaya önem veriyoruz. ChildGen'in değerli desteğiyle gerçekleştirdiğimiz Yaza Merhaba Şenliği, çocuklarımızın birlikte eğlenebildiği, üretebildiği ve yeni deneyimler kazanabildiği çok özel bir buluşma oldu. Özellikle fırsat eşitliğinin güçlendirilmesine katkı sunan bu tür iş birlikleri, çocuklarımızın potansiyellerini keşfetmeleri ve kendilerine güven duyan bireyler olarak yetişmeleri açısından büyük önem taşıyor. Çocuklarımızın yüzlerindeki mutluluğa ortak olan ve bu güzel etkinliğin hayata geçmesine katkı sağlayan tüm paydaşlarımıza teşekkür ediyoruz."</p>
<p>Çocukların gelişimini destekleyen sosyal sorumluluk projelerine devam etmeyi hedefleyen ChildGen ve TEGV, gelecekte de benzer etkinliklerle daha fazla çocuğa ulaşmayı amaçlıyor.</p>
<p><strong>TEGV’de yaz etkinlik dönemi başlıyor</strong></p>
<p>Verilen bilgiye göre, Yaza Merhaba Şenliği'nin yanı sıra TEGV’in geleneksel hale gelen yaz etkinlikleri de 30 Haziran’da başlıyor. İlköğretim çağındaki tüm çocuklara açık ve ücretsiz olarak gerçekleştirilecek etkinlikler, 31 Temmuz’a kadar devam edecek. “Yaz Evde Değil TEGV’de Geçer” sloganıyla düzenlenen etkinliklerde çocuklar oyun, sanat, bilim ve yaşam becerileri alanlarında eğlenirken öğrenme fırsatı bulacak. Fiziksel etkinlik noktalarının yanı sıra TEGV Akademi de etkileşimli ve oyun temelli içerikleriyle çocuklara bulundukları her yerden ücretsiz öğrenme imkânı sunacak. TEGV yaz etkinlikleri, çocukların yalnızca yeni bilgiler edinmelerini değil aynı zamanda zamanı etkin kullanma, grup çalışması, iletişim kurma, eleştirel ve yaratıcı düşünme gibi yaşam becerilerini geliştirmelerini de amaçlıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tegvden-sanliurfada-yaza-merhaba-senligi-81419</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/1/9/1280x720/tegvden-sanliurfada-yaza-merhaba-senligi-1781780047.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı Şanlıurfa Sevgi Erdoğan Gönül Eğitim Parkı, &quot;Yaza Merhaba Şenliği&quot; düzenledi. TEGV Şanlıurfa Sevgi Erdoğan Gönül Eğitim Parkı Yöneticisi Ezgi Hamzaoğulları, &quot;ChildGen&#039;in değerli desteğiyle gerçekleştirdiğimiz Yaza Merhaba Şenliği, çocuklarımızın birlikte eğlenebildiği, üretebildiği ve yeni deneyimler kazanabildiği çok özel bir buluşma oldu.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/27-sirket-favokunu-katlarken-biri-2-gunde-alacagini-tahsil-ediyor-81375</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 27 şirket FAVÖK’ünü katlarken biri 2 günde alacağını tahsil ediyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sıkı para politikasının piyasayı zorladığı ortamda, FAVÖK büyümesi %3.498’e kadar çıkan 27 şirket dikkat çekiyor. İlk sırada %3.497’lik artışla Cosmos Yatırım Holding’in yer aldığı tablo, kârlı kalmak kadar o kârı hızla nakde çevirmenin de önemli olduğunu hatırlatıyor.</strong></p>
<p>Bilançolarda %500’leri aşan operasyonel büyümeler görüldüğünde o şirketin nakit zengini olduğu sonucuna varılabilir. Şüphesiz Cosmos Yatırım Holding veya %797 büyüyen Say Yenilenebilir Enerji’nin faaliyet kârlarını katlaması ilgi çekicidir. Fakat, sadece FAVÖK’teki artışa bakıp şirketin zenginleştiğini sanmak yanıltıcı olur. Finansmana erişimin tıkandığı süreçte paranın bilançoda alacak olarak kalması en büyük sorundur. Ebebek’in 2,03 günlük tahsil süresi operasyonel çevikliği işaret ederken, tahsil süresi 130 günü aşan Koroplast, parayı müşterisinde bekleterek eritiyor. Enflasyonist ortamda kârlılık kadar tahsil süresinin ne kadar hızlı işlediği de sorgulanmalı.</p>
<h2>FAVÖK’ü hızlı büyüyenler</h2>
<p>Sıralamanın en başında yer alan Cosmos Yatırım Holding, ilk çeyrete gelirini %4 artırırken esas faaliyetlerinden 11,67 milyon TL zarar yazdı. Oluşan zararda 34,8 milyon TL şüpheli alacak karşılığı ayırmasının etkisi bulunuyor. FAVÖK’ü %3.497 artışla 25,7 milyon TL olan Cosmos’un dönem sonu zararı ise 11,8 milyon TL seviyesinde. İkinci sırada yer alan Say Yenilenebilir Enerji, üç aylık dönemde gelirini %68 büyütürken, esas faaliyet kârını %91 artırdı. FAVÖK’ünü %797’lik artış ile 106,3 milyon TL’ye çıkaran firma, dönem sonunda zarardan kâra dönmeyi başardı. 16,2 milyon TL net kâr elde eden şirkete ait hissenin fiyatı ise Ekim 2023’te ulaştığı 144,20 TL’nin gerisinde.</p>
<h2>Tahsilatı hızlı yapıyor</h2>
<p>Ebebek, perakende ticaretiyle doğrudan son tüketiciye hitap ediyor. Bu da tahsili 2,03 gün gibi kısa bir zaman dilimine indirmesini sağlamakta. Şirket ilk çeyrekte gelirini %23 büyütürken esas faaliyetlerden 84,5 milyon TL zarar yazdı. Parasal pozisyon kazancı dönem sonunda bilançoyu 70,6 milyon TL kâra döndürdü.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a338770387e2-1781761904.png" alt="" width="999" height="527" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>LİKİDİTE Mİ, LİKİT SIKIŞIKLIĞI MI?</strong></p>
<p><strong>Likidite</strong>; hızlı manevra, rahatlık, pazarlık gücü, operasyonel devamlılık. Enflasyon riski, fırsat maliyeti, atıl sermaye, tüketim eğilimi, düşük getiri.</p>
<p><strong>Likidite sıkışıklığı</strong>; disiplin, fırsat avcılığı, finansal ayıklanma, verimlilik mecburiyeti. Nakit ve kredi sorunu, varlık tahribatı, stres, büyüme freni.</p>
<p><strong>Sabiha Gökçen Havalimanı’na yapılacak servisin üç ortaklı olması geliri sınırlayacak</strong></p>
<p>Platform Turizm Sabiha Gökçen hattı ile gelirlerini ne kadar artırabilir? ● Birol Işık</p>
<p>Birol, Platform Turizm, Sabiha Gökçen Havalimanı ile Sakarya arasında yolcu taşımak için iki şirketle ortak girişim kurdu. Firma, ilk çeyrekte satışlarını 2,5 milyar TL’ye taşırken dönem sonu net kârı %99 eriyerek 1,2 milyon TL’ye düştü. Yeni proje üçlü bir ortaklık olduğundan elde edilecek gelir oranlar farklı olma ihtimali bulunsa da ister istemez üçe bölünecek. Bu itibarla ciro hacminde etki sınırlı kalacaktır. Bununla birlikte düzenli yolcu trafiği, şirketin daralan kâr marjlarını toparlaması açısından kasaya düzenli nakit girişi olumlu görülmeli.</p>
<p><strong>Mayıs ayındaki iki açılışla mağaza sayısı 133’e çıktı. Geliri artsa da kârda düşüş var</strong></p>
<p>Mopaş’ın yeni mağaza açılışları kârlılığını destekleyecek boyutta mı? ● Orhan Yücel</p>
<p>Orhan; Mopaş, mayıs ayında Tuzla’da 1.350 ve Darıca’da 2.050 metrekarelik iki yeni mağazasıyla birlikte şube sayısını 133’e yükseltti. Firma, girişimleriyle perakende ağını genişletmeye devam ediyor. Bu tür yeni mağaza açılışları, pazardaki erişimini ve toplam satış hasılatını büyütmeye olanak verir nitelikte. Üç aylık finansal tablolara bakıldığında ise cironun %8 artışla satışları desteklediği söylenebilir. Ancak büyüme kârlılık oranlarına henüz olumlu yansımış değil. Şirketin brüt kârı %4, esas faaliyet kârı %61, net dönem kârı ise %29 geriledi.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>BTJ fonu düşük risk ve algoritmalarla son altı ayda ancak %16 getiri sağladı</strong></p>
<p>Atlas Portföy’ün yönettiği İstatistiksel Arbitraj Hisse Senedi Serbest Fon (BTJ), Ağustos 2025’ten bu yana işlem görüyor. Fon, istikrarlı bir yükseliş kaydetse de zayıf bir ivmeye sahip olduğunu not etmek gerekiyor. Büyüklüğü şimdilerde 18,7 milyon TL seviyesinde bulunuyor. Ocaktan bu yana yatırımcı sayısı düzenli olarak azalarak haziranda sayı 58 kişiye geriledi. Bununla birlikte son ay 78,4 bin TL gibi cüzi de olsa nakit girişi söz konusu. BTJ’nin temel stratejisi, fiyat uyuşmazlıkları ve arbitraj fırsatlarını değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyünün %95,12’si hisseden ve %8,26’sı vadeli işlem teminatlarından oluşuyor. Borsada düşük risk arayan yatırımcıya hitap ediyor. Henüz bir yılını doldurmayan fon, son altı ayda %16,2 kazandırırken, endeksin aynı süredeki %26,5 çıkışının gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Alnus Yatırım, piyasadan TLREF + %4,75 faizle 631 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Alnus Yatırım, nitelikli yatırımcılara yönelik 16.06.2026 vade başlangıç tarihli finansman bonosu ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 631.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%4,75 olarak belirlendi. 182 gün vadeli bono, 3 ayda bir ve 2 kupon ödemeli olacak. Bononun vade tarihi 15.12.2026 olarak açıklandı. 16 Haziran itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %39,99 seviyesinde bulunuyor. Alnus Yatırım’ın verdiği %4,75 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFSRMDA2629 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a33873a5fe59-1781761850.png" alt="" width="984" height="244" /><strong>MHR GAYRİMENKUL</strong></p>
<p><strong>Çekmeköy projesinde revizyona gitti. Paylaşım oranı şirket lehine değiştirildi</strong></p>
<p>MHR Gayrimenkul, Çekmeköy Reşadiye’de geliştirmeyi planladığı villa projesi kapsamında maliyet artışlarını minimize etmek amacıyla yeni kararlar aldı. Önceki müteahhitlik teklifl erinin yüksek çıkması nedeniyle yeni firmalarla görüşeceğini belirtirken, arsa sahibi ile yaptığı anlaşmanın revize edildiğini açıkladı. Yeni protokole göre projeden elde edilecek bağımsız bölümlerin paylaşım oranı şirket lehine artırılarak %52,09 seviyesine çıkarıldı. Projenin ekonomik fizibilitesini güçlendirecek şekilde maliyet avantajı sağlanırken kârlılığını destekleyecek.</p>
<p><strong>GİRİŞİM ELEKTRİK</strong></p>
<p><strong>Bosna Hersek’te 26,9 milyon euroya GES, trafo merkezi ve iletim hattı kuracak</strong></p>
<p>Girişim Elektrik, Bosna-Hersek devlet elektrik kurumu EPBiH tarafından açılan ve Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası fonuyla desteklenen GES, trafo merkezi ve iletim hattı inşası ihalesini kazandı. Gračanica bölgesinde yapılacak projenin bedeli KDV hariç 26,87 milyon euro olarak belirlendi. Firma, yurt dışı müteahhitlik pazarındaki etkinliğini uluslararası kurumların finanse ettiği büyük ölçekli projeyle bir adım daha ileriye taşımış oldu. Enerji altyapı sektöründe Avrupa pazarlarında çok yönlü taahhüt işleri üstlenmek yüksek kaliteli döviz geliri sağlama olanağı veriyor.</p>
<p><strong>FORTE BİLGİ İLETİŞİM</strong></p>
<p><strong>İştiraki üzerinden Havelsan’dan 2,7 milyon dolarlık iş aldı. Gelirini büyütüyor</strong></p>
<p>Forte Bilgi İletişim’in bağlı ortaklığı MilSOFT Yazılım ile Havelsan arasında Komuta Kontrol faaliyet alanı kapsamında bir sözleşme imzalandı. Anlaşmanın toplam bedeli kdv hariç 2,7 milyon dolar olduğu belirtildi. Şirket, savunma sanayisi ve yazılım ekosistemindeki stratejik iş birliğine bir sipariş daha ekleyerek konumunu güçlendiriyor. Tutar yıllık gelirinin %4,66 seviyesinde. Bilişim ve savunma teknolojilerinde faaliyet gösteren firmalar için Havelsan gibi sektör büyükleriyle çalışmak güvenilir bir gelir imkanı sağlarken uzun vadeli nakit akışı olanağı tanıyor.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>İş Yatırım nisanın ikinci yarısından bu yana sürekli gerilerken fonlar satıyor</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3387213a4eb-1781761825.png" alt="" width="297" height="244" /></strong></p>
<p>İş Yatırım’da fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %5 ile toplamda 1,1 milyon lot azalarak 20,82 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 57’den 56’ya geriledi. GHS fonu 938,3 bin lot ile en fazla satışı yaparken, GSP fonu 492,97 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. İş Yatırım için bugüne kadar 3 aracı kurum öneride bulunurken 1 kurum model portföyüne aldı. En yüksek hedef öneriyi Oyak Yatırım 71,40 TL ile verdi. Yıl içinde en düşük öneri 63,17 TL ile Marbaş Yatırım’dan geldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/27-sirket-favokunu-katlarken-biri-2-gunde-alacagini-tahsil-ediyor-81375</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 27 şirket FAVÖK’ünü katlarken biri 2 günde alacağını tahsil ediyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kurumlarin-transit-ticaret-gelirlerine-vergi-indirimi-81364</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kurumların transit ticaret gelirlerine vergi indirimi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ekonomi gazetesinin 21 Mayıs 2026 tarihli sayısında yayınlanan <strong>“Komisyon Görüşmeleri Sonrası Yeni Kanun Teklifinin Getirecekleri” </strong>başlıklı yazımızda yer verilen ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmekte olan Kanun Teklifi kabul edilerek 7582 Sayılı Kanun olarak 4 Haziran 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.</p>
<p>Bilindiği üzere; <strong>Kurumlar Vergisi Kanunu’</strong>nun <strong>10. </strong>maddesi hükmü uyarınca, kurumlar vergisi matrahının tespitinde; kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde ayrıca gösterilmek şartıyla, kurum kazancından sırasıyla maddede belirtilen indirimler yapılmaktadır.</p>
<p>7582 sayılı Kanunla Kurumlar Vergisi Kanununun <strong>10’</strong>uncu maddesinin <strong>birinci</strong> fıkrasının <strong>(i)</strong> bendinde yapılan düzenleme ile <strong>kurumların;</strong></p>
<p>- <strong>Yurt dışından satın aldıkları</strong> malları Türkiye’ye getirmeksizin <strong>yurt dışında satmalarından</strong> veya</p>
<p>- <strong>Yurt dışında gerçekleşen mal alım satımlarına aracılık etmelerinden</strong></p>
<p>elde ettikleri <strong>kazançların</strong> <strong>%95</strong>’inin kurum kazancından <strong>indirilebileceği;</strong></p>
<p> - Ayrıca, 4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanunu kapsamında kurulan <strong>endüstri bölgelerinden</strong>, yabancı yatırım yoğunluğuna göre <strong>Cumhurbaşkanınca uygun bulunanlarda</strong> <strong>faaliyet gösteren kurumlar</strong> ile 22/6/2022 tarihli ve 7412 sayılı İstanbul Finans Merkezi Kanunu hükümlerine göre <strong>katılımcı belgesi</strong> alarak <strong>İstanbul Finans Merkezi Bölgesinde faaliyette bulunan</strong> kurumlar bakımından bu oranın <strong>%100</strong> olarak uygulanacağı</p>
<p>hüküm altına alınmıştır.</p>
<p>Henüz Resmi Gazetede yayınlanmamakla birlikte, anılan madde hükmünün uygulanma <strong>usul</strong> ve <strong>esasları</strong>na ilişkin olarak hazırlanan ve <strong>“Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No: 1)’de Değişiklik Yapılmasına Dair 26 Seri Nolu Tebliğ”</strong> de Gelir İdaresi Başkanlığının internet sitesinde duyurulmuştur.</p>
<p>Anılan düzenlemeler uyarınca, uygulama şöyle olacaktır:</p>
<ul>
<li><strong>İndirimden Faydalanma Şartları</strong></li>
</ul>
<p>Kurumların söz konusu <strong>indirimden yararlanabilmeleri için;</strong></p>
<p>- Kazancın, <strong>yurt dışından satın alınan malların</strong> Türkiye’ye getirilmeksizin <strong>yurt dışında satılmasından</strong> veya <strong>yurt dışında gerçekleşen mal alım satımlarına aracılık edilmesinden</strong> elde edilmesi,</p>
<p>- Aracılık faaliyetine ilişkin <strong>malların satıcısı </strong>ve<strong> alıcısının Türkiye’de bulunmaması</strong>,</p>
<p>- <strong>Kazancın</strong>, elde edildiği hesap dönemine ilişkin yıllık kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar <strong>Türkiye’ye transfer edilmiş olması</strong>,</p>
<p>- <strong>İstanbul Finans Merkezi Bölgesinde</strong> faaliyette bulunan kurumların 7412 sayılı Kanun kapsamında <strong>katılımcı belgesine sahip olmaları,</strong></p>
<p>- <strong>Endüstri bölgelerinde</strong> faaliyette bulunan kurumlar için bölgenin yabancı yatırım yoğunluğuna göre Cumhurbaşkanınca uygun bulunmuş <strong>endüstri bölgesi olması</strong></p>
<p><strong>gerekmektedir.</strong></p>
<p>Türkiye’ye getirilen malların satışından elde edilen kazançlar dolayısıyla ise, bu indirimden yararlanılmayacaktır.</p>
<p> Yurt dışından satın alınan malların Türkiye’ye getirilmeksizin yurt dışında satılmasından veya yurt dışında gerçekleşen mal alım satımlarına aracılık edilmesinden sağlanan kazançların elde edildiği dönemde kurum kazancına dâhil edilmesi zorunlu olup, bu kazançların kurumlar vergisi beyannamesinin verilme süresinin sonuna kadar Türkiye’ye transfer edilmeyen kısmı için indirimden yararlanılmayacaktır. Türkiye’ye bu süre içinde transfer edilmeyen kazançlar, daha sonraki yıllarda Türkiye’ye transfer edilse dahi anılan indirimden faydalanılamayacaktır. </p>
<ul>
<li><strong>İndirim Tutarının Tespiti</strong></li>
</ul>
<p>İndirim kapsamında kabul edilen faaliyetlerden elde edilen hasılattan bu faaliyetler nedeniyle yüklenilen gider ve maliyet unsurlarının düşülmesi sonucu bulunan kazanç hesaplamaya konu olacak ve  </p>
<p>-  4737 sayılı Kanun kapsamında uygun bulunan endüstri bölgelerinde ve İstanbul Finans Merkezi Bölgesinde faaliyet gösteren kurumlar bakımından <strong>%100’ü</strong>,</p>
<p>- Bu bölgeler dışındaki kurumlar bakımından ise <strong>%95’i</strong></p>
<p>kurumlar vergisi beyannamesinin <strong>“Kazancın Bulunması Halinde İndirilecek İstisna ve İndirimler”</strong> bölümünde gösterilmek suretiyle indirim konusu yapılabilecektir.</p>
<p>Diğer indirim ve istisnalar ile geçmiş yıl zararları nedeniyle <strong>indirim konusu yapılamayan tutar izleyen dönemlere devredilemeyecektir</strong>. Faaliyet sonucunun zararlı olması halinde ise indirim söz konusu olmayacaktır.</p>
<ul>
<li><strong>Kazançların Kayıtlarda İzlenmesi </strong></li>
</ul>
<p>İndirime konu kazanç ile buna bağlı olarak kurumlar vergisi matrahının tespiti açısından, indirim kapsamında bulunan ve bulunmayan <strong>hasılat, maliyet</strong> ve <strong>gider</strong> unsurlarının <strong>ayrı ayrı</strong> <strong>izlenmesi </strong>ve indirim kapsamında olan faaliyetlere hasılat, maliyet ve gider unsurlarının diğer faaliyetlerle ilişkilendirilmemesi ve kayıtların da bu ayrımı sağlayacak şekilde tutulması gerekmektedir.</p>
<ul>
<li><strong>Esas Faaliyet Konusu Dışındaki Gelirler </strong></li>
</ul>
<p>Söz konusu indirimden yararlanan şirketlerin indirime konu faaliyetleri dışındaki diğer gelirleri (kasadaki nakitlerin değerlendirilmesi sonucu oluşan faiz gelirleri, dövizlerin değerlemesinden kaynaklanan kur farkları ve iktisadi kıymetlerin elden çıkarılmasından doğan gelirler gibi) ile olağan dışı gelirlerinin indirim kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir.</p>
<ul>
<li><strong>İndirimin Uygulanmaya Başlanma Dönemi</strong></li>
</ul>
<p>7582 sayılı Kanunla Kurumlar Vergisi Kanununun <strong>10</strong> uncu maddesinin <strong>birinci</strong> fıkrasının <strong>(i)</strong> bendinde yapılan düzenleme <strong>1/7/2026 tarihinden itibaren verilmesi gereken beyannamelerden başlamak</strong> ve <strong>1/1/2026 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemine</strong> (özel hesap dönemi tayin edilen kurumlar için 1/1/2026 tarihinden itibaren başlayan hesap dönemine<strong>) ait kurum kazançları</strong> için geçerli olmak üzere Kanunun yayınlandığı 4 Haziran 2026 tarihinde yürürlüğe girmiştir.</p>
<p>Dolayısıyla, <strong>anılan indirimler</strong> kurumların <strong>1/1/20206 tarihinden itibaren (</strong>özel hesap dönemi tayin edilen kurumlar için 1/1/2026 tarihinden itibaren başlayan hesap dönemine ilişkin)<strong> bu kapsamdaki kazançları</strong> için geçerli olup, <strong>1/7/2026 tarihinden itibaren verilmesi gereken geçici vergi beyannamelerinden itibaren uygulanabilecektir. </strong>Geçici Vergi Beyannameleri döneminde kazancın Türkiye’ye getirilmiş olması şart olmayıp, anılan kazancın ilgili dönem yıllık kurum beyannamelerinin verilmesi gereken tarihe kadar Türkiye’ye transfer edilmiş olması yeterlidir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kurumlarin-transit-ticaret-gelirlerine-vergi-indirimi-81364</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kurumların transit ticaret gelirlerine vergi indirimi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekanin-is-dunyasindaki-stratejik-etkisi-donusumun-anahtari-81363</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekânın iş dünyasındaki stratejik etkisi: Dönüşümün anahtarı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapay zekâ (YZ), günümüz iş dünyasının en dönüştürücü güçlerinden biri haline geldi.</p>
<p>Rutin görevlerin otomasyonundan stratejik karar alma süreçlerine, müşteri deneyiminden tedarik zinciri optimizasyonuna kadar geniş bir yelpazede köklü değişiklikler yaratıyor.</p>
<p>2025-2026 raporlarına göre YZ’yi stratejik olarak benimseyen şirketler verimlilikte önemli artışlar, maliyet düşüşleri ve rekabet avantajı elde ediyor.</p>
<p>PwC, McKinsey ve Deloitte gibi kurumların araştırmaları, YZ’nin sadece bir teknoloji aracı olmadığını, aynı zamanda yeni iş modelleri ve rekabet stratejilerinin temelini oluşturduğunu gösteriyor.</p>
<p>Açık kaynaklardan yararlandığım yazımda ( Kaynaklar: McKinsey State of AI, PwC AI Predictions, Deloitte State of AI in the Enterprise ve sektör raporları temel alınmıştır.) YZ’nin iş dünyasındaki stratejik etkilerini detaylı olarak ele alacağız: Operasyonel dönüşüm, karar alma mekanizmaları, sektör bazlı uygulamalar, rekabet avantajı, karşılaşılan zorluklar ve gelecek perspektifi.</p>
<ol>
<li><strong> Operasyonel Verimlilik ve Otomasyon</strong></li>
</ol>
<p>YZ’nin en belirgin stratejik etkisi, operasyonel süreçlerdeki devrimdir.</p>
<p> Rutin ve tekrar eden görevler (veri girişi, fatura işleme, kalite kontrol gibi) otomasyonla hızlanır, hata oranı minimize edilir.</p>
<p>Verimlilik Artışı: PwC’nin araştırmasına göre, YZ’ye maruz kalan sektörlerde iş verimi neredeyse 5 kat artabiliyor.</p>
<p>CEO’ların %84’ü YZ’nin çalışan verimliliğini artıracağını öngörüyor.</p>
<p>Maliyet Düşüşü: Otomasyon sayesinde operasyonel maliyetler azalırken, kaynaklar daha stratejik alanlara kaydırılıyor.</p>
<p>AI Ajanları: 2026 itibarıyla görev odaklı AI ajanlarının kurumsal uygulamalarda yaygınlaşması bekleniyor.</p>
<p>Bu ajanlar, karmaşık iş akışlarını bağımsız yöneterek insan ekiplerini yaratıcı ve yüksek katma değerli işlere yönlendiriyor.</p>
<p>Sonuç: Şirketler daha yalın, çevik ve ölçeklenebilir yapılara kavuşuyor.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Karar alma süreçlerinde devrim</strong></li>
</ol>
<p>YZ, büyük veri setlerini gerçek zamanlı analiz ederek öngörüsel içgörüler sunar.</p>
<p>Bu, stratejik kararları hızlandırır ve kalitesini yükseltir.</p>
<p><strong>Tahmin ve risk yönetimi</strong>: Pazar trendleri, talep tahmini ve risk analizi YZ ile daha doğru hale gelir.</p>
<p><strong>Veri odaklı strateji:</strong> McKinsey’ye göre, YZ kullanan şirketlerin %64’ü inovasyonda ilerleme kaydediyor. Yüksek performans gösterenler (high performers), YZ’yi sadece verimlilik için değil, büyüme ve inovasyon için de kullanıyor.</p>
<p><strong>Gerçek zamanlı kararlar</strong>: Dinamik piyasa koşullarında YZ destekli sistemler, anlık uyum sağlar.</p>
<p><strong>Stratejik etki</strong>: Karar alma döngüleri kısalır, rekabet üstünlüğü artar.</p>
<p>Yöneticiler “içgüdü”den ziyade veri destekli strateji geliştirir.</p>
<ol start="3">
<li><strong> müşteri deneyimi ve kişiselleştirme</strong></li>
</ol>
<p>YZ, hiper-kişiselleştirme çağını başlatmıştır.</p>
<p>Müşteri davranışlarını analiz ederek bireysel deneyimler sunmak, sadakati ve satışları artırır.</p>
<p><strong>Örnekler:</strong> E-ticarette öneri sistemleri, finansal hizmetlerde kişiselleştirilmiş danışmanlık, sağlıkta hasta odaklı çözümler.</p>
<p><strong>2026 trendi</strong>: Kişiselleştirme, rekabet avantajından temel beklentiye dönüşmüştür.</p>
<p>AI destekli müşteri hizmetleri (chatbot’lar, sanal asistanlar) 22 kata varan artış gösteriyor.</p>
<p><strong>Stratejik değer</strong>: Müşteri merkezli iş modelleri güçlenir, yeni gelir akımları oluşur.</p>
<ol start="4">
<li><strong> Sektörel dönüşümler ve örnekler</strong></li>
</ol>
<p>YZ’nin etkisi sektöre göre değişir, ancak stratejik sektörlerde (finans, sağlık, üretim, perakende, tarım) dönüştürücüdür:</p>
<p><strong>Üretim ve Tedarik Zinciri:</strong> Tahmin modelleri ile stok optimizasyonu, öngörücü bakım ile arıza önleme.</p>
<p><strong>Finans:</strong> Dolandırıcılık tespiti, algoritmik trading, risk değerlendirmesi.</p>
<p><strong>Sağlık:</strong> Teşhis desteği, ilaç keşfi, hasta yönetimi.</p>
<p><strong>Perakende</strong>: Talep tahmini, dinamik fiyatlandırma.</p>
<p><strong>Tarım ve diğerleri</strong>: Verim artırıcı dronlar, sensör analizi.</p>
<p>Türkiye ve küresel raporlar, 22 ana sektörde verimlilik, kalite ve müşteri deneyimi kazanımlarını vurgular.</p>
<ol start="5">
<li><strong> Rekabet stratejisi ve iş modeli yeniliği</strong></li>
</ol>
<p>YZ, klasik rekabet avantajlarını (ölçek, maliyet) yeniden tanımlar:</p>
<p><strong>Hız ve Çeviklik</strong>: Küçük şirketler bile AI ajanları sayesinde büyük rakiplerle rekabet edebilir.</p>
<p><strong>Yeni İş Modelleri:</strong> YZ tabanlı platformlar, abonelik hizmetleri veya veri odaklı ürünler yaratır.</p>
<p><strong>Sürdürülebilirlik:</strong> AI, kaynak optimizasyonu ve çevre dostu operasyonlarla sürdürülebilirlik hedeflerini destekler.</p>
<p>McKinsey ve PwC raporları, üst düzey performans gösteren şirketlerin iş akışlarını yeniden tasarladığını ve YZ’yi kurumsal DNA’larına entegre ettiğini belirtiyor.</p>
<ol start="6">
<li><strong> Karşılaşılan zorluklar ve riskler</strong></li>
</ol>
<p>YZ’nin stratejik benimsenmesi kolay değildir:</p>
<p><strong>Veri ve altyapı:</strong> Kaliteli veri eksikliği, entegrasyon sorunları.</p>
<p><strong>Yetkinlik ve iş gücü</strong>: Beceri açığı; çalışanların yeniden eğitilmesi gerekir.</p>
<p>Bazı roller dönüşür veya azalırken yenileri doğar.</p>
<p><strong>Etik ve regülasyon:</strong> Gizlilik, bias (önyargı), şeffaflık ve yasal uyum kritik.</p>
<p>Yatırım Getirisi (ROI): Birçok şirket pilot aşamasında kalıyor; ölçeklendirme zor.</p>
<p><strong>Güvenlik:</strong> Siber tehditler ve AI güvenliği yeni önlemler gerektirir.</p>
<p>Başarılı şirketler, üst yönetimden başlayan bütüncül strateji, yönetişim çerçevesi ve değişim yönetimi ile bu zorlukları aşar.</p>
<ol start="7">
<li><strong> Gelecek perspektifi (2026 ve ötesi)</strong></li>
</ol>
<p>2026, YZ’nin “deneme”den “kurumsal ölçeklendirme”ye geçtiği yıl olarak görülüyor:</p>
<p>Kurumsal stratejiler üst yönetimden aşağı inecek.</p>
<p>AI ajanları günlük operasyonların parçası olacak.</p>
<p>Sürdürülebilirlik ve inovasyon odaklı YZ entegrasyonu artacak.</p>
<p>Küresel ekonomi için trilyonlarca dolarlık katkı potansiyeli var.</p>
<p>Şirketler YZ’yi “temel altyapı” olarak görmeli; stratejiyi sürekli güncellemeli ve etik çerçeveyi güçlendirmeli.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Yapay zekâ, iş dünyasını yeniden şekillendirerek stratejik bir zorunluluk haline gelmiştir.</p>
<p>Verimlilik, inovasyon ve rekabet avantajı sağlayan bu teknolojiyi benimseyenler geleceğin kazananı olacak.</p>
<p>Ancak başarı, sadece teknoloji yatırımıyla değil; vizyoner liderlik, insan odaklı dönüşüm ve sorumlu kullanım ile mümkün.</p>
<p><strong>Türk iş dünyası için fırsatlar büyük</strong>:</p>
<p>Dijital dönüşüm hızını artırarak küresel rekabette öne çıkmak mümkün.</p>
<p>Şirketler, YZ stratejilerini iş hedefleriyle uyumlu hale getirerek, çalışanlarını geliştirerek ve etik ilkeleri ön planda tutarak bu dönüşümden en yüksek değeri elde edebilir. Güncel gelişmeler için profesyonel danışmanlık önerilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekanin-is-dunyasindaki-stratejik-etkisi-donusumun-anahtari-81363</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekânın iş dünyasındaki stratejik etkisi: Dönüşümün anahtarı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergi-incelemeleri-ve-pismanlik-81362</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 07:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vergi incelemeleri ve pişmanlık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir vergi türünde belli bir dönemi incelenmekte olan mükelleflerin, inceleme türü vergiye ilişkin olarak incelenenden farklı vergilendirme dönemleri için pişmanlıkla beyanda bulunabileceklerini düşünüyorum.</strong></p>
<p>Vergi Usul Kanunu’nun 371. maddesinde düzenlenen pişmanlık müessesesi, iştirak halinde işlenenler de dahil mükellefler (veya vergi sorumluları) hakkında vergi ziyaı cezası kesilmesini, kaçakçılık suçlarının kovuşturulmasını, bu suçları işleyenler hakkında cezaya hükmolunmasını önleyen bir vergi ceza hukuku müessesesidir. Müessesenin amacı, vergi uyuşmazlıklarının baştan ortadan kaldırılması veya barışçıl çözüm yolları içerisinde giderilmesini sağlamak olduğu kadar vergi idaresinin ıttılaı dışında kalan hadiseleri öncelikle öğrenmesini ve hazinenin kaybının giderilmesini de sağlamaktır.  </p>
<p><strong>Pişmanlık müessesesinin şartları ve kapsamı</strong></p>
<p>Anılan maddeye göre; “beyana dayanan vergilerde vergi ziyaı cezasını gerektiren fiilleri işleyen mükelleflerle bunların işlenişine iştirak eden diğer kişilerin kanuna aykırı hareketlerini ilgili makamlara kendiliğinden dilekçe ile haber vermesi hâlinde haklarında vergi ziyaı cezası kesilmez”. Ancak bu hükmün uygulanması aşağıdaki koşullara bağlı kılınmıştır.</p>
<p>1- Mükellefin keyfiyeti haber verdiği tarihten önce bir muhbir tarafından haber verilen husus hakkında ihbarda bulunulmamış olması,</p>
<p>2- Haber verme dilekçesinin mükellef nezdinde haber verilen olayın ilgili olduğu vergi türüne ilişkin bir vergi incelemesine başlandığı veya olayın ve ilgili olduğu vergi türünün takdir komisyonuna intikal ettirildiği günden evvel verilmiş olması,</p>
<p>3- Hiç verilmemiş veya eksik yahut yanlış verilmiş vergi beyannamelerinin mükellefin haber verme dilekçesinin verildiği tarihten itibaren, onbeş gün içinde verilmesi veya tamamlanması yahutdüzeltilmesi,</p>
<p>4- Mükellefçe haber verilen ve ödeme süresi geçmiş bulunan vergilerin, ödemenin geciktiği her ay ve kesri için, gecikme zammı oranında bir zamla birlikte haber verme tarihinden başlayarak onbeş gün içinde ödenmesi.</p>
<p>Pişmanlık müessesesinin sadece beyana dayalı vergilerde uygulanabilirliği nedeniyle emlâk vergisi, motorlu taşıtlar vergisi gibi vergilerde uygulanması mümkün değildir.</p>
<p>2008 yılında yeniden düzenlenen bu müessesede bugüne kadar yapılan tek değişiklik, yukarıda 2 no.lu koşul olarak belirttiğimiz koşulu karşılayan bentte 7338 sayılı (14.10.2021) Kanun ile yapılmıştır. Bu değişiklikten önce her hangi bir vergi incelemesine başlanılmasından sonra, bütün konuların vergi idaresinin ıttılaına girdiği görüşü ile pişmanlık talepleri kabul edilmemekteydi. Ancak 7338 sayılı Kanunla “<em>haber verilen olayın ilgili olduğu vergi türüne ilişkin bir vergi incelemesine başlandığı” </em>şeklinde ibare değişikliği yapılmıştır. Bu değişiklik sonucunda vergi incelemesine alınan mükelleflerin sadece vergi incelemesine alındığı vergi türünde incelemeye başlanılmasından sonra pişmanlık talebinde bulunamayacakları, inceleme kapsamı dışında kalan vergi türlerinde ise pişmanlık talebinde bulunabilecekleri kabul olunmuştur.</p>
<p><strong>Vergi incelemesi dönemi </strong><strong>pişmanlık hakkını sınırlar mı?</strong></p>
<p>İncelemenin pişmanlık uygulamasına etkisi inceleme konusu vergi türü itibariyle açıklığa kavuşmuş olmakla birlikte bu defa dönem sorunu ortaya çıkmıştır. Sorunu “incelemenin, vergi türü itibariyle pişmanlık uygulamasına engel olmasının yanı sıra inceleme dönemi dışında da pişmanlığa engel olup olmadığı” şeklinde ortaya koyabiliriz.</p>
<p>Bu soruna “Vergi İncelemelerinde Uyulacak Usul Ve Esaslar Hakkında Yönetmelik” hükümlerinden hareketle yaklaşarak bir çözüme ulaşmak mümkündür. Yönetmeliğin tam incelemeyi tanımlayan 3. maddesinde tam incelemenin ancak belli bir vergilendirme dönemi” için yapılabileceği, 6. maddesinde “Vergi incelemesinin, sadece inceleme görev yazısında belirtilen konu ve döneme ilişkin olarak yapılacağı”, 11. maddesinde “incelemeye başlama bildiriminde inceleme dönemimin de belirtileceği”, 19. maddesinde “inceleme raporlarının her bir vergilendirme dönemi için ayrı ayrı düzenleneceği” hükme bağlanmıştır. Yönetmeliğin bu düzenlemelerine göre incelemelerde dönem esası geçerlidir. Bu nedenle incelemenin incelenen dönemle ilgili sonuç doğurmasının asıl olması gerekir. İncelemelerin sonuç ve etkilerinin incelenen dönem dışına taşmaması asıldır.</p>
<p>Aktardığım düşüncelerle bir vergi türünde belli bir dönemi incelenmekte olan mükelleflerin, inceleme türü vergiye ilişkin olarak incelenenden farklı vergilendirme dönemleri için pişmanlıkla beyanda bulunabileceklerini düşünüyorum. Ancak uygulamada gördüğüm bu konuda vergi dairelerinin söz konusu pişmanlık taleplerini değerlendirmekte tereddüt ettiği veya beyanı kabul etse dahi sonradan ceza tarh ederek tebliğ yönüne gittiği şeklinde. Bu nedenle uygulama birliğini sağlamak adına bir görüş açıklaması yapılması, pek çok ihtilafı ortadan kaldıracak nitelikte olacaktır. Daha önce de bu sorunu gündeme getirdimse de maalesef ilgilenen olmadı. Ben de bir daha yazayım dedim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergi-incelemeleri-ve-pismanlik-81362</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vergi incelemeleri ve pişmanlık ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/amerikan-borsasinda-opsiyonlar-ile-risk-yonetimi-2-81361</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Amerikan borsasında opsiyonlar ile risk yönetimi (2)</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kullanım fiyatlarının çok yüksek veya çok düşük olduğu noktalarda alım opsiyonu aşırı içsel değerli veya aşırı içsel değersizdir. Bu nedenle piyasa volatilite miktarı da en yüksek seviyesindedir.  Opsiyonun başa baş olduğu nokta piyasa volatilite miktarının en düşük olduğu noktadır. Benzer yaklaşım satım opsiyonları için de geçerlidir.</strong></p>
<p>Opsiyon ürününe yönelik olarak gerekli temel kavramları, opsiyon primine etki eden parametreleri ve dayanak varlık fiyat hareketinin opsiyon fiyatına etkileri gibi kritik unsurları içeren teknik bilgileri geçtiğimiz haftaki yazım içerisinde sizlere aktarmıştım. Bu hafta sizlerle yaygın olarak kullanılan bir kaç opsiyon stratejisi ile birlikte ABD borsası üzerinden güncel bir kaç opsiyon fiyatlamasını paylaşacağım.</p>
<p><strong>Opsiyon stratejileriyle farklı piyasa </strong><strong>senaryolarına pozisyon almak</strong></p>
<p><strong>Boğa yayılma (bull spread) stratejisi: </strong>Boğa yayılma (bull spread) stratejisi, ilgili dayanak varlık fiyatında bir artış beklentisini içermektedir. Düşük fiyattan 1 Alım (call) opsiyonu alınarak daha yüksek fiyattan başka 1 Alım (call) opsiyonun satılmasıyla bu strateji oluşturulabilir.</p>
<p>Örneğin yıl sonuna kadar Microsoft hissesinin (MSFT) mevcut 400 dolarlık fiyatından 500 dolara kadar yükseleceği beklentisini taşıdığımızı düşünelim. Bu durumda 20 Kasım tarihine 500 dolar kullanım fiyatından 1 alım (call) opsiyonu satımı ile 400 dolar kullanım fiyatından 1 alım (Call) opsiyonu alım stratejisini uygulayabiliriz. Opsiyon alımına 39.70 dolar prim ödemesi yaparken, opsiyon satımından 11.22 dolar prim tahsili yapmak suretiyle toplamda 28.48 dolar prim ödemesi yapmaktayız.</p>
<p>Microsoft hisse opsiyonu stratejimizin başa baş fiyatı 428.48 dolar olurken vade sonuna kadar spot fiyatın 500 dolara yükselmesi durumunda pozisyon kârımız 7.152 dolar çıkmaktadır. Netice 2 adet opsiyon pozisyonu (200 hisse karşılığı) net maliyet 2.848 dolar olurken maksimum kâr miktarı 7.152 dolar ile sınırlı olmaktadır.</p>
<p>Bu tür bir strateji, volatiliteye dair bir beklentiden çok fiyat seviyesine ait bir yükseliş beklentisine sahip yatırımcılar tarafından uygulanmaktadır. Düşük kullanım fiyatından alınan alım (call) opsiyonun maliyeti yüksek kullanım fiyatlı alım (call) opsiyonun satılması ile bir miktar azaltılmaktadır.</p>
<p><strong>Ayı ayılma (Bull Spread) Stratejisi: </strong>Ayı (bear) spread stratejisi, ilgili dayanak varlık fiyatında bir düşüş beklentisini içermektedir. Düşük fiyattan 1 satım (put) opsiyon satılarak daha yüksek fiyattan başka 1 satım (put) opsiyonun alınmasıyla bu strateji oluşturulabilir.</p>
<p>Örneğin yaz sonuna kadar Chevron hissesinin (CVX) mevcut 180 dolarlık fiyatından 150 dolara kadar düşeceği beklentisini taşıdığımızı düşünelim. Bu durumda 18 Eylül tarihine 150 dolar kullanım fiyatından satım (put) opsiyonu satımı ile 180 dolar kullanım fiyatından satım (put) opsiyonu alım stratejisini uygulayabiliriz. Opsiyon alımına 9.40 dolar prim ödemesi yaparken, opsiyon satımından 1.27 dolar prim tahsili yapmak suretiyle toplamda 8.13 dolar prim ödemesi yapmaktayız.</p>
<p>Chevron hisse opsiyonu stratejimizin başa baş fiyatı 171.87 dolar olurken vade sonuna kadar spot fiyatın 150 dolara düşmesi durumunda pozisyon kârımız 2.187 dolar şeklindedir. Neticede 2 adet opsiyon pozisyonu (200 hisse karşılığı) net maliyet 813 dolar olurken maksimum kâr miktarı 2.187 dolar ile sınırlı olmaktadır. Pozisyon stratejisi yatırımının geri dönüş miktarı (ROI) %269 olmaktadır.</p>
<p><strong>Kelebek (butterfly) stratejisi:</strong> Dayanak varlığın fiyatında olası sert bir hareket yerine dar bir bantta yatay kalmasını hedefleyen sınırlı riskli bir işlem stratejisidir. Stratejinin temeli Boğa Yayılma (Bull Spread) ve Ayı Yayılma (Bear Spread) stratejilerinin aynı anda izlenmesiyle oluşturulur.</p>
<p>Kelebek stratejisi dayanak varlıktaki mevcut volatilitenin beklenen volatiliteden daha düşük olduğu durumlarda yapılabilir. Alınan uzun opsiyon pozisyonları sayesinde zarar riski sınırlanmış olur. Kelebek stratejisinde Boğa Yayılma ve Ayı Yayılma stratejilerinden farklı olarak dayanak varlık fiyatına dair herhangi bir yön beklentisi yoktur.</p>
<p>Yatırımcı, fiyatın ne çok yükseleceğini ne de çok düşeceğini, aksine orta noktadaki kullanım fiyatı seviyesine yakın bir yerde kalacağını öngörmektedir. Yatırımın hem maksimum riski (genellikle ödenen primle sınırlıdır) hem de maksimum kazancı pozisyon hazırlanırken en baştan bellidir.</p>
<p>Örneğin yine Microsoft hissesinde 1 adet 400 dolar başa baş fiyattan (ATM) 21 Ağustos vadeli alım (call) opsiyonu satın aldığımızı, 2 adet 410 dolardan 21 Ağustos vadeli alım (call) opsiyonu sattığımızı ve 1 adet 415 dolardan 21 Ağustos vadeli alım (call) opsiyonu satın aldığımızı farz edelim.</p>
<p>Bu şekilde oluşturduğumuz kelebek stratejisinde 400 dolar alım opsiyonu satın almak için 26 dolar prim ödemesi yaparken, 2 adet 410 dolar kullanım fiyatlı alım opsiyonu satımından 21.50 dolar prim tahsili elde edilirken, 415 dolar kullanım fiyatlı alım opsiyonu satın alımına 19.32 dolar prim ödemesi yapmaktayız. Neticede stratejinin başa baş dayanak varlık spot fiyatı 402.32 dolar olurken pozisyonun net toplam maliyeti 232 dolar ve işlemdeki maksimum kâr miktarımız spot hisse fiyatının 410 dolara yükselmesi durumunda 768 dolar şeklinde olmaktadır.</p>
<p><strong>Volatilite ve kullanım fiyatı </strong><strong>opsiyon primini nasıl etkiliyor?</strong></p>
<p>Birçok başka strateji ile çeşitlendirilebilecek diğer örnekleri göz önüne aldığımızda opsiyon stratejileri ile piyasalardaki tüm fiyat riskimizi yönetebiliriz.</p>
<p>Ancak temel prensipleri tekrar hatırlatmak gerekirse dayanak varlık volatilitesi arttıkça, dayanak varlık fiyatlarını opsiyonu içsel değerli yapacak seviyeye getirme ihtimali artacağından dalgalanmanın artması sonucu opsiyon primi, opsiyonun alım veya satım opsiyonu olduğu fark etmeksizin artar, azalması sonucunda ise opsiyon primi azalır.</p>
<p>İçsel değeri çok yüksek olan veya aşırı içsel değersiz opsiyonların piyasa volatilitesi (implied) başa baş opsiyonların piyasa volatilitesinden belirgin ölçüde yüksektir. Kullanım fiyatlarının çok yüksek veya çok düşük olduğu noktalarda alım opsiyonu aşırı içsel değerli veya aşırı içsel değersizdir. Bu nedenle piyasa volatilite miktarı da en yüksek seviyesindedir.  Opsiyonun başa baş olduğu nokta piyasa volatilite miktarının en düşük olduğu noktadır. Benzer yaklaşım satım opsiyonları için de geçerlidir.</p>
<p>Piyasalarda genellikle volatilite kümelenmesi (clustering) durumu söz konusudur.  Piyasalarda gerçekleşen bir yüksek volatilite durumunu yüksek volatilite hareketi tekrar takip etmektedir.</p>
<p>Normal volatilite koşullarına geri dönüş için bir volatilite erime süresi geçmektedir. Döviz piyasaları stokastik volatilite ortamına uygun hareket sergilemektedir. Faiz piyasaları faiz düzeylerine dayalı bir volatilite döngüsü içerisinde bulunmaktadır. Hisse senetlerinde kısa vadede ani sıçramalar ve uzun zaman içerisinde volatilite dağılması durumları söz konusudur.</p>
<p>Genel olarak 2 haftalık bu yazı dizisini kısaca şu şekilde özetleyebilirim. İlgilendiğiniz finansal piyasadaki genel pozisyonumuz nedir? Korunma yönlü mü işlemleri daha çok tercih ediyoruz? Yoksa spekülatif yönde pozisyonları mı taşımaktan hoşlanıyoruz? Ya da tamamen mutlak getiri odaklı bir pozisyon taşıma amacınız mı daha ağır basıyor?</p>
<p>Opsiyon işlemlerine girmeden önceki genel piyasa beklentiniz nedir? Dayanak varlık spot fiyatındaki ileriye dönük fiyat beklentiniz yukarı-aşağı-yatay şekilde nasıl şekillenmektedir? Aynı şekilde dayanak varlık fiyat volatilitesi ile ilgili olarak geleceğe dönük beklentiniz ne şekildedir? Bu durumun yukarı-aşağı-yatay bir volatilite hareketinin gerçekleşmesi gibi düşünebiliriz. Piyasa zamanlaması kavramını da pozisyona girmeden önce ilgili teknik indikatörlerden incelemek yerinde bir karar olacaktır. Son olarak da kişisel risk iştahınızı tam olarak biliyor musunuz? Tek yönde alım veya satım ya da ortak çeşitli opsiyon stratejisi kombinasyonları oluşturmak şeklinde kendinizi çok iyi tanımanız gerekmektedir.</p>
<p>Son olarak burada vermiş olduğum gerçek piyasa fiyatlamalarına dayanan örnekler herhangi bir yatırım tavsiyesi niteliği taşımamaktadır. Sadece konuyu desteklemek üzere seçilmiş olan rassal hisselerdir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/amerikan-borsasinda-opsiyonlar-ile-risk-yonetimi-2-81361</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Amerikan borsasında opsiyonlar ile risk yönetimi (2) ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cari-acik-dusuyor-ama-sorun-cozuldu-mu-81360</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cari açık düşüyor ama sorun çözüldü mü?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Küresel tedarik zincirlerinde yaşanabilecek yeni kırılmaların Türkiye’yi yeniden güvenilir üretim ve lojistik merkezi haline getirme potansiyeli de bulunuyor. Ancak asıl mesele ihracatın niteliğinde yatıyor. Türkiye’nin cari açık sorununu kalıcı biçimde çözebilmesi için yüksek katma değerli üretim ve ihracat kapasitesini artırması gerekiyor.</strong></p>
<p>Türkiye ekonomisinin en hassas göstergelerinden biri olan cari işlemler dengesi, son yıllarda yeniden iyileşme sinyalleri veriyor.  Cari açığın milli gelire oranı geçen yıl yüzde 1,9 düzeyinde gerçekleşti. Bu tarihsel ortalamamalarımızın çok altında bir orandı.</p>
<p>Merkez Bankası’nın açıkladığı verilere göre Nisan 2026’da cari işlemler hesabı 5,7 milyar dolar açık verdi. İlk bakışta yüksek görünen bu rakama rağmen yıllıklandırılmış cari açık 37 milyar dolara gerileyerek Eylül 2025’ten bu yana ilk kez düşüş kaydetti. Yılın ilk çeyreği itibarıyla cari açık milli gelir oranı ise yüzde 2,4 seviyesinde bulunuyor. Geçen yıla göre bir artış var ama artmış haliyle bile hâlâ Türkiye’nin tarihsel ortalamalarının altında.</p>
<p>Bu tablo doğal olarak “Türkiye’nin kronik cari açık sorunu gerçekten çözülüyor mu?” sorusunu akla getiriyor.</p>
<p>Bu soruya kesin bir yanıt vermek için henüz erken. Çünkü cari açıktaki iyileşmenin ne kadarının yapısal dönüşümden ne kadarının ekonomideki yavaşlamadan kaynaklandığını ayırt etmek kolay değil. Yapısal dönüşüm oldu mu, olduysa ne ölçüde oldu? Bundan da emin değiliz ama Türkiye ekonomisinin geçmiş tecrübesi bu konuda bize bazı ipuçları veriyor.</p>
<p><strong>Cari açık ve büyüme arasındaki tarihsel ilişki</strong></p>
<p>Bu konuda son 10 yılda yapılan analizler Türkiye’nin büyüme modeli ile cari açık arasındaki ilişkiye dikkat çeker. Bu analizlere göre Türkiye uzun yıllardır büyümek için dış tasarruflara ihtiyaç duyuyor; iç tasarruflar yatırımları finanse etmeye yetmiyor. Bu nedenle ekonomi büyüdüğünde cari açık artıyor, cari açığın daraldığı dönemler ise çoğu zaman ekonomik durgunluk ya da kriz yıllarına denk geliyor. 1994, 1999, 2001 ve 2019 bunun en belirgin örnekleri.</p>
<p>Bugün de benzer bir durumla karşı karşıya olup olmadığımızı dikkatle izlemek gerekiyor. Çünkü son iki yıldır uygulanan sıkı para politikası iç talebi belirgin şekilde yavaşlattı. Tüketim ve yatırım harcamalarındaki frenleme ithalat talebini de aşağı çekiyor. Cari açıktaki gerilemenin bir bölümü bu nedenle ortaya çıkıyor olabilir. Eğer iyileşme büyük ölçüde talep daralmasından kaynaklanıyorsa, bunun kalıcı bir başarı hikayesi olarak görülmesi mümkün değil.</p>
<p><strong>İhracatta yüksek teknolojinin </strong><strong>payı artıyor mu?</strong></p>
<p>Öte yandan yapısal tarafta da bazı olumlu işaretler bulunuyor. Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın da sık sık vurguladığı gibi Türkiye’nin ihracat pazarlarını çeşitlendirmesi, ürün yelpazesini genişletmesi ve teknolojik kapasitesini artırması dış denge açısından önemli avantajlar sağlıyor. Küresel tedarik zincirlerinde yaşanabilecek yeni kırılmaların Türkiye’yi yeniden güvenilir üretim ve lojistik merkezi haline getirme potansiyeli de bulunuyor.</p>
<p>Ancak asıl mesele ihracatın niteliğinde yatıyor. Türkiye’nin cari açık sorununu kalıcı biçimde çözebilmesi için yüksek katma değerli üretim ve ihracat kapasitesini artırması gerekiyor. Geçmişteki birçok yazıda da altını çizdiğimiz yapısal problem hâlâ büyük ölçüde geçerliliğini koruyor. Yani, Türkiye yüksek ve orta-yüksek teknolojili ürünleri ithal ederken, daha düşük teknoloji yoğunluklu ürünleri ihraç ediyor. Başka bir ifadeyle pahada ağır ürünleri satın alıyor, pahada görece hafif ürünleri satıyor.</p>
<p>Bu nedenle bu hafta açıklanan sanayi üretim verileri ayrıca dikkat çekiciydi. TÜİK verilerine göre imalat sanayii üretimi nisan ayında yıllık yüzde 6,8, aylık bazda ise yüzde 4,4 arttı. Daha da önemlisi bu büyümenin lokomotifi orta-yüksek ve yüksek teknolojili sektörler oldu. Yüksek teknolojili ürünlerde üretim yıllık yüzde 36,8 artarken, orta-yüksek teknolojili ürünlerdeki artış yüzde 15,6’ya ulaştı.</p>
<p><strong>İHA ve SİHA etkisi</strong></p>
<p>Ancak burada da verileri dikkatle okumak gerekiyor. Gazetemiz yazarı Alaattin Aktaş’ın önceki günkü değerlendirmesine göre söz konusu performansın önemli bölümü “diğer ulaşım araçları imalatı” kaleminden kaynaklanıyor. Alaattin, bu grubun ağırlıklı olarak İHA ve SİHA üretimini içerdiğini belirtiyor. Nitekim bu kalemde üretim geçen yılın aynı ayına göre yüzde 92’nin üzerinde arttı ve imalat sanayindeki büyümeye tek başına 2,8 puan katkı yaptı.</p>
<p>Bu durum iki farklı gerçeği aynı anda ortaya koyuyor. Birincisi, Türkiye savunma sanayii ve ileri teknoloji alanlarında önemli bir üretim kapasitesi oluşturmaya başladı. Bu kapasite ihracatın teknoloji içeriğini yükseltme potansiyeli taşıyor. İkincisi ise teknolojik dönüşümün henüz ekonominin geneline yayılmış bir karakter kazanmamış olması. Sanayi üretimindeki güçlü görünümün önemli kısmı birkaç sektörün performansından kaynaklanıyor.</p>
<p>Özetle, cari açık tarihsel ortalamaların altında seyrediyor ve bu olumlu bir gelişme. Ancak bunun kalıcı bir yapısal dönüşümün sonucu mu, yoksa ekonomideki yavaşlamanın geçici bir yansıması mı olduğu henüz netleşmiş değil. Bu sorunun cevabını önümüzdeki dönemde ihracatın teknoloji düzeyi, sanayi üretiminin sektörel yaygınlığı ve büyüme hızının seyri verecek. Türkiye’nin gerçek başarısı, sadece düşük büyüme dönemlerinde değil, güçlü büyürken de ödemeler dengesinde düşük cari açık verebildiği gün başlayacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cari-acik-dusuyor-ama-sorun-cozuldu-mu-81360</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cari açık düşüyor ama sorun çözüldü mü? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cin-korkusu-81359</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çin korkusu!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Fransa Strateji ve Yüksek Planlama Komisyonu  raporunda Çin’in çoğu yüksek teknolojili sektörde artık hem teknoloji hem de maliyet avantajına sahip olduğu özellikle vurgulanıyor. Raporda bir de ‘özlü söz’ var: “Avrupa düşük kaliteyi daha çok paraya üretiyor.” Bu avantaj sadece üçüncü ülkelerde satılan mallar için geçerli değil; aynı zamanda iç pazar için de söz konusu.</strong></p>
<p>Şubat 2026’da Fransa Strateji ve Yüksek Planlama Komisyonu üç yazarlı bir rapor yayımladı: ‘Avrupa Sanayisi Çin’in Devasa Gücüyle Karşı Karşıya’. Çok kabaca özetlemek gerekirse, Avrupa sanayisi açısından durumun giderek vahimleştiğini gösteriyor rapor. Raporun girişinden (yapay zeka tercümesinden yararlanarak) alıntı yapıyorum:</p>
<p>“Avrupa sanayisi eşi benzeri görülmemiş bir şokla karşı karşıya. Sadece birkaç yıl içinde, Çin’in sanayideki yükselişi sektörel bir olgu olmaktan çıkıp, Avrupa üretim tabanına yönelik sistemik bir tehdit haline geldi. Otomotiv, bataryalar, endüstriyel ekipman, kimyasallar: Avrupa sanayisinin tarihsel kaleleri artık doğrudan hedef alınıyor.<br />Strateji ve Planlama Yüksek Komisyonu, çığır açan bir analizde, bu değişimin boyutunu ilk kez belgeleyerek, sektör sektör ve ülke ülke, Avrupa'nın hem ihracat hem de iç pazarlarda Çin rekabetine maruz kalma derecesini ölçüyor. Bu değerlendirme, Avrupa'nın yanıtında bir paradigma değişikliğine duyulan ihtiyacı vurguluyor.”</p>
<p>Çin’in çoğu yüksek teknolojili sektörde artık hem teknoloji hem de maliyet avantajına sahip olduğu özellikle vurgulanıyor. Raporda bir de ‘özlü söz’ var: “Avrupa düşük kaliteyi daha çok paraya üretiyor.” Bu avantaj sadece üçüncü ülkelerde satılan mallar (ihracat) için geçerli değil; aynı zamanda iç pazar için de söz konusu. Rapor özellikle Almanya’nın derinden etkileneceğini gösteriyor. Çalışmaya göre Almanya’nın ihracatının üçte biri, yerli üretiminin ise üçte ikisi tehdit altında. Fransa’nın ihracatının da üçte birinin aynı sorunla karşı karşıya olduğu vurgulanıyor. Rapor bu değerlere ulaşırken hem gelişmiş yöntemler kullanıyor hem de Avrupa sanayicileriyle yapılan birebir görüşmelerden yararlanıyor.</p>
<p>Raporda yakın geçmişten çarpıcı bir de örnek var: Tüm dünyada güneş panellerinin yaklaşık yüzde 40’ı 1990’lı yılların başlarından 2010’a kadar Avrupa’da üretilirken, şimdi bu oran yüzde 5’in altında. Dönüşüm 2010’dan 2025’e kadar geçen on beş yılda yavaş yavaş olmuyor, çok hızlı gerçekleşiyor. Rapora göre bu ani dönüşüm bu sektörde 2010-2011’de gerçekleşmiş. Otomobil ihracatı ile makine ve teçhizat ihracatından da çarpıcı gelişmelere yer veriliyor. Şu aşamalara dikkat çekiyor rapor: Çin devletinin desteği ile çok hızlı bir kapasite artışı -küresel kapasite artışı; büyük bir fiyat baskısı- Avrupalı üreticilerin (karşı savunma mekanizmaları geliştirmelerine fırsat kalmadan) marjinalleşmeleri...</p>
<p>Bu büyük soruna karşı aşamalı bir çözüm planı uygulanmasının işe yaramayacağının altı çiziliyor. Sanayisizleşmenin şiddetlenmemesi için Avrupa’nın karşısında iki seçenek olduğu belirtiliyor: Birincisi, Çin ürünlerine karşı yüzde 30 gümrük vergisi uygulaması öneriliyor. İkincisi ise Euro’nun önemli ölçüde değersizleştirilmesi. Önerilen çözümler ne kadar yaraya merhem olur bilmiyorum ama durumun vahametini oldukça güzel gösteriyorlar. Aynı kurumun internet sayfasında yakınlarda çıkan bir çalışmanın başlığı da dikkat çekici: ‘Çin’in 15. Beş Yıllık Kalkınma Planı: Pekin Hızlanıyor, Peki ya Biz?’</p>
<p> Not: İlk rapora şu bağlantıdan ulaşabilirsiniz: https://www.strategie-plan.gouv.fr/en/publications/chinese-steamroller-quantifying-systemic-threat-europes-industrial-base.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cin-korkusu-81359</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çin korkusu! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zeytinde-rekor-uretime-hazir-misiniz-81358</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zeytinde rekor üretime hazır mısınız?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TÜİK’in açıkladığı ilk tahmin tutarsa zeytin üretiminde yeni bir rekor gerçekleşecek. Zeytinde üretim bir yıl yüksek olduğunda ertesi yıl daha düşük olur. Bu durum üretimin çok olduğu yıl “var yılı”, üretimin az olduğu yıl ise “yok yılı” olarak adlandırılıyor. 2026, zeytinde var yılı. Dolayısıyla yüksek bir üretim bekleniyor.</strong></p>
<p>Tarımda birçok üründe üretim artışı bekleniyor. Türkiye İstatistik Kurumu(TÜİK) tarafından açıklanan 2026 yılı Bitkisel Üretim 1. Tahmini, 2025 yılı üretim verileri ile karşılaştırıldığında genel olarak birçok üründe yüksek artış olacağı görülüyor. Karşılaştırma 2025 yılı ile yapıldığında bu artış daha da dikkat çekiyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a337984b0345-1781758340.jpeg" alt="" width="700" height="471" />
<figcaption><strong>Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği’nde önceki gün düzenlenen basın toplantısında sektörün genel durumu ve bu yılki rekolteyle ilgili değerlendirmeler yapıldı.</strong></figcaption>
</figure>
<p>2025 yılında yaşanan zirai don, kuraklık ve benzeri iklim olayları nedeniyle üretimde ciddi düşüş oluş ve tarım sektörü yüzde 8,8 oranında küçülmüştü. İklim bakımından 2025 yılına göre çok daha olumlu koşulların olduğu, yağışların arttığı, kuraklık riskinin olmadığı 2026 yılında üretimin artması doğal.</p>
<p><strong>Zeytinde beklenen üretim </strong><strong>artışı yüzde 55,7</strong></p>
<p>Üretimin en çok artacağı ürünlerden birisi de zeytin. TÜİK’in açıkladığı ilk tahmin tutarsa zeytin üretiminde yeni bir rekor gerçekleşecek. Zeytinde üretim bir yıl yüksek olduğunda ertesi yıl daha düşük olur. Bu durum üretimin çok olduğu yıl “var yılı”, üretimin az olduğu yıl ise “yok yılı” olarak adlandırılıyor. 2026, zeytinde var yılı. Dolayısıyla yüksek bir üretim bekleniyor.</p>
<p>Geçen yıl 2 milyon 450 bin ton olan zeytin üretiminin 2026’da yüzde 55,7 oranında artışla 3 milyon 814 bin tona ulaşması tahmin ediliyor. Bundan önceki en yüksek üretim 2024 yılındaki 3 milyon 750 bin tonluk üretimdi. Son 5 yılın en düşük üretimi ise 2023 yılında 1 milyon 520 bin ton olarak gerçekleşti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a33799be6c54-1781758363.png" alt="" width="656" height="230" /></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3379ae01b07-1781758382.png" alt="" width="194" height="247" />TÜİK’in açıkladığı elbette ilk tahmin. Temmuz ve Ağustos ayını geçirmeden zeytinde net bir tahmin ve veri ortaya koymak doğru değil. Ancak, sahaya bakıldığında üretimin yüksek olacağı anlaşılıyor. Türkiye’nin zeytin üretimindeki bu yükselişi nasıl değerlendireceği üzerinde çalışılması, konuşulması gerekir.</p>
<p><strong>Zeytinde hedefler tuttu, </strong><strong>arz fazlası ne olacak?</strong></p>
<p>Zaman zaman hatırlatıyorum, Mehdi Eker’in tarım bakanlığı döneminde, 2009 yılında zeytincilikte 5 yıllık bir strateji belirlendi. Bu stratejiye göre; Türkiye, 5 yıl içinde yani 2014 yılına kadar zeytin dikim alanını 1 milyon hektara, zeytin ağacı sayısını 180 milyona, sofralık zeytin üretimini 650 bin tona, yağlık zeytin üretimini 2,5 - 3 milyon tona, zeytinyağı üretimini 750 bin tona, kişi başına zeytinyağı tüketimini 5 litreye çıkaracaktı.</p>
<p>Bu veriler sonucunda, Türkiye, sofralık zeytinde dünyada birinci, zeytinyağında İspanya’dan sonra dünyanın 2. büyük üreticisi olacaktı. Belirlenen bu hedeflere 5 yılda değil ama 2024 yılında büyük oranda ulaşıldı. Zeytin ağacı sayısı 204 milyonun üzerinde. Toplam zeytin üretimi 2024 yılında 3,7 milyon ton oldu. Kişi başına zeytinyağı tüketimi 5 litre yerine hâlâ 2 litre civarında. En önemlisi zeytinyağında İspanya’dan sonra ikinci ülke olma hedefi gerçekleşti.</p>
<p><strong>Uyarılar dikkate </strong><strong>alınmadı, üretici endişeli</strong></p>
<p>Bu hedefler gerçekleşti, ancak artan zeytin ve zeytinyağının nasıl değerlendirileceği konusunda planlama yapılmadığı için üretim artınca üretici “ürünümü satamam, fiyat düşer” endişesi yaşıyor. Üretim artışının faturası üreticiye kesiliyor.</p>
<p>Tarım Bakanlığı<strong>, </strong>2009 yılında bu hedefleri açıklarken o zaman da defalarca yazmış ve uyarmıştık; “Türkiye, 750 bin ton yağı nasıl pazarlayacak, kime satacak? Bunun da bugünden planlanması, buna göre önlemler alınması gerekiyor.” dedik. Bu uyarılar dikkate alınmadı, planlama yapılmadığı gibi son birkaç yılda varilli ve dökme yağ ihracatına defalarca yasak getirildi. Uygulanan yasaklarla Türkiye, mevcut pazarlarını ve pazarda prestij kaybetti.</p>
<p><strong>İhracatçılardan önemli uyarılar</strong></p>
<p>Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği’nde önceki gün düzenlenen basın toplantısında sektörün genel durumu ve bu yılki rekolteyle ilgili bazı değerlendirmeler yapıldı. Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Başkanı Emre Uygun, nisan ayında göreve başlayan yeni yönetim kurulu ile düzenlediği basın toplantısında özetle şu bilgileri verdi:</p>
<p><strong>1-</strong> Zeytin ve zeytinyağı; sıfır ithal girdi bağımlılığıyla ülkemize net döviz kazandıran, ekonomimizin en stratejik can damarlarından biridir. Yakın geçmişte hayata geçirilen doğru tarım uygulamaları ve üreticilerimizin yoğun emeği sayesinde Türkiye’nin zeytinlik sahaları genişlemiş; ülkemiz sofralık zeytinde birinci, zeytinyağında ise ikinci sıraya yükselerek küresel ölçekte devasa bir güce ulaşmıştır. ,</p>
<p><strong>2-</strong> Ancak bu büyük üretim gücüne rağmen, ihracat politikalarımızda ve uluslararası pazarlarda karşılaştığımız tablo; maliyet baskıları, kur politikaları ve idari kararlar açısından dikkatle, öngörüyle ve özeleştiriyle değerlendirmemiz gereken yapısal bir süreçten geçmektedir.</p>
<p><strong>İhracatta yüzde 62 düşüş var</strong></p>
<p><strong>3-</strong> İhracatımız 31 Mayıs 2026 sonu itibarıyla 260 milyon dolar seviyesinde gerçekleşmiştir. Geçtiğimiz sezonun aynı dönemiyle kıyasladığımızda, küresel fiyatlardaki gerileme ve iç piyasaya yönelik idari tedbirlerin birikimli etkisiyle toplam ihracat gelirlerimizde yaklaşık yüzde 34 oranında bir düşüş yaşandığını görüyoruz. Bu süreçte sofralık zeytin ihracatımız 172,5 milyon dolarla güçlü seyrini korurken, zeytinyağı ihracatımız değer bazında yüzde 62’lik bir düşüşle 69 milyon dolara gerileyerek hem miktar hem de değer bazında ciddi bir daralma ile karşı karşıya kalmıştır. Katma değerli ve ambalajlı ihracat elbette her zaman nihai hedefimizdir; ancak küresel rakiplerimizle rekabet edebilmemiz için dökme ve ambalajlı ürün dengesini yasaklarla değil, serbest piyasa koşullarının işlediği öngörülebilir politikalarla yönetmek zorunda olduğumuz bu rakamlarla bir kez daha açıkça ortaya çıkmıştır.</p>
<p><strong>4-</strong> Türkiye, zeytin ve zeytinyağında tarihinin en büyük rekoltelerinden birine hazırlanıyor. Sahadan ve üretim bölgelerinden aldığımız ilk veriler, önümüzdeki sezonda tarihin en güçlü ve en yüksek rekoltelerinden birine şahitlik edeceğimizi net bir şekilde ortaya koymaktadır. Ağaçlarımızdaki verimlilik ve doğa, bizlere muazzam bir ürün bolluğunun müjdesini vermektedir.</p>
<p><strong>Üretim doğru yönetilmezse fiyat krizi yaşanır</strong></p>
<p><strong>5-</strong> Bu ürün bolluğu, doğru politikalarla yönetilmediği takdirde üretici için bir fiyat krizine, ihracatçı için ise stok yüküne dönüşebilir. Bu devasa rekolteyi katma değere dönüştürebilmemiz için dökme, varilli veya ambalajlı ayrımı yapılmaksızın tüm ihracat kanallarının açık kalması sektörümüzün geleceği için çok önemlidir. İhracatçının önünü görebilmesi ve uluslararası alıcılarla uzun vadeli büyük tonajlı kontratlar imzalayabilmesi için bu güvence hayati önemdedir.</p>
<p><strong>Destekler acilen artırılmalı</strong></p>
<p><strong>6-</strong> Bolluk döneminde iç piyasada üretici fiyatlarının maliyetlerin altına düşmesini engelleyecek, aynı zamanda dış pazarlarda rekabetçi fiyatlarla agresif bir pazarlama yapmamızı sağlayacak esnek mekanizmalar devreye alınmalıdır. Bununla birlikte, tarlada zorlu şartlar altında üretim yapan çiftçimizin korunması adına zeytin ve zeytinyağına yönelik üretici desteklerinin acilen artırılması da bu sürecin en kritik parçasını oluşturmaktadır.</p>
<p><strong>7-</strong> Çok güçlü bir rekolteye doğru ilerlerken, göğüslemek zorunda kaldığımız maliyet artışlarını da göz ardı edemeyiz. Enerji, işçilik, sulama, hasat, ambalaj, lojistik ve finansman giderlerindeki durdurulamaz yükseliş; üreticilerimiz, sanayicilerimiz ve ihracatçılarımız üzerinde ağır bir maliyet baskısı oluşturmaktadır. Bu maliyet artışlarının döviz kuru gelişmeleriyle dengelenemediği dönemlerde, ihracatçılarımızın uluslararası pazarlarda rekabetçi fiyat sunabilmesi imkânsız hale gelmektedir.</p>
<p><strong>Finansman sorununa çözüm üretilmeli</strong></p>
<p><strong>8-</strong> Özellikle önümüzdeki büyük rekolteyi dünyaya pazarlarken rakiplerimizle fiyat savaşına girebilmemiz için öngörülebilir bir kur politikası şarttır. İhracatçının mevcut pazarlarını koruyabilmesi ve yeni rekolteye pazar bulabilmesi için maliyet-kur dengesinin sektörün ihtiyaçları gözetilerek acilen yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir. Üyelerimizden ve sahadan bizlere ulaşan en acil, en yoğun talep finansmana erişimin kolaylaştırılması yönündedir. Üretim ve ihracat süreçlerinde yüksek maliyetlerle karşı karşıya kalan firmalarımızın finansman yükünü hafifletecek, rekabet güçlerini korumalarını sağlayacak destek mekanizmalarının güçlendirilmesi ve döviz dönüşüm desteği gibi can suyu olan uygulamaların artarak devam etmesi en temel beklentimizdir. İhracatçımıza nefes aldıracak bu enstrümanların esnetilmesi ve sektörel ihtiyaçlara göre optimize edilmesi, hem üretim gücümüzün korunmasına hem de ülkemizin döviz arzına çok güçlü bir katkı sağlayacaktır.</p>
<p><strong>Rekolte tespitinde İspanya modeli uygulanmalı</strong></p>
<p><strong>9-</strong> Tarımda tahminlerle değil, verilerle yönetilen bir döneme geçmek zorundayız. Elimizdeki verilerin güvenilirliğini her zamankinden daha kritik hale getirmektedir. Eksik veya hatalı rekolte verileri, sektörümüz açısından telafisi güç zararlar doğurabilecek yanlış politikaların temelini oluşturmaktadır. Sektörün önünü görebilmesi için saha sayımlarının ve rekolte tahminlerinin hata payını en aza indirecek bilimsel yöntemlerle güncellenmesi gerekmektedir. 25 Mart’ta düzenlediğimiz sektör çalıştayımızda, dünyanın en büyük üreticisi olan İspanya’dan Tarım Bakanlığı uzmanlarını ağırlamış ve ülkelerindeki bilimsel rekolte tahmin yöntemleri ile zeytinyağı takip sistemlerini yakından incelemiştik. Hedefimiz, orada gördüğümüz veriye dayalı vizyonu ülkemize kazandırmak ve yaklaşan bu büyük üretim dalgasını geleneksel tahminler yerine teknolojinin ışığında, kesin verilerle yönetebilmektir.</p>
<p><strong>10-</strong> Zeytinyağında dijital takip sistemi, sektörümüz için bir tercih değil zorunluluktur. Bu amaçla, Bornova Zeytincilik Araştırma Enstitüsü ile geçtiğimiz günlerde bir araya gelerek ilk önemli adımı attık. Enstitümüz ile gerçekleştirdiğimiz çok verimli istişare sürecinde, tıpkı İspanya’daki örnekte olduğu gibi tarladan sıkım tesisine, depolardan ambalaja kadar uzanan tüm süreci şeffaf bir şekilde izleyebileceğimiz entegre bir Çevrimiçi Zeytinyağı Üretim Takip Sistemi’nin kurgulanması üzerine fikir alışverişinde bulunduk.</p>
<p><strong>AB kotası en az 60 bin ton olmalı</strong></p>
<p><strong>11-</strong> Küresel arenada rekabet gücümüzü kalıcı kılmak adına, devletimizden ve ilgili bakanlıklarımızdan beklentilerimizi ve sektörümüzü geleceğe taşıyacak stratejik adımları bir kez daha vurgulamak istiyoruz. Avrupa Birliği(AB) kotaları konusunda AB,Kuzey Afrika’daki rakip üretici ülkelere on binlerce tonluk gümrüksüz giriş avantajı sağlarken, ülkemize yıllık yalnızca sembolik 100 tonluk bir kota uygulamaktadır. Bu açık negatif ayrımcılığın ortadan kaldırılması için, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi süreçlerinde bu kotanın en az 60 bin tona çıkarılması yönünde devlet düzeyinde kararlı bir ticaret diplomasisi yürütülmelidir. Dünyanın ikinci büyük üreticisine 100 ton kota, ticaretin ruhuna da gerçeklerine de uygun değildir.</p>
<p><strong>12-</strong> Bununla birlikte gübre, mazot, sulama ve hasat gibi temel girdi maliyetleri karşısında üreticilerimiz zorlanmaktadır.  Zeytin ve zeytinyağında uygulanan prim sistemlerinin günümüz ekonomik koşullarına uygun şekilde güncellenmesi ve dünya standartlarında kaliteli üretimi teşvik edecek seviyeye çıkarılması şarttır.</p>
<p><strong>13-</strong> Firmalarımızın rekabet gücünü koruyabilmesi için, 2022 yılında kaldırılan ihracat sübvansiyonlarının yeni bir destek yöntemi ile acilen yeniden devreye alınmasını hayati önemde görüyoruz.</p>
<p><strong>Hedef 1 milyar dolar ihracat</strong></p>
<p><strong>14- </strong>Temel hedefimiz; Türkiye’nin güçlü üretim kapasitesini daha yüksek katma değerli, markalı ve ambalajlı ihracata dönüştürerek sektör ihracatımızı yeniden 1 milyar dolar seviyelerine ve üzerine çıkarmaktır. Önümüzdeki büyük rekolte dönemi, bu hedefe ulaşmamız için bize tarihi bir fırsat sunmaktadır. Politika yapım süreçlerinde öngörülebilirliğin artırılması, yasaklar yerine veri temelli kararların alınması durumunda Türk zeytin ve zeytinyağı sektörü dünya liginde kalıcı ve hak ettiği konuma ulaşacaktır.</p>
<p>Özetle, tahminler tutarsa zeytin ve zeytinyağında tarihi bir rekor üretim olabilir. Artan üretimin doğru değerlendirilmesi için zaman yitirilmeden gerekli önlemler alınmalı. Artan maliyet karşısında üreticiye zarar ettirmeyecek, para kazandıracak bir fiyat ve alım politikası uygulanmalı. 2024 yılı itibariyle kaldırılan fark ödemesi, prim sistemi etkin bir şekilde uygulanmalı. İhracattaki kaybı telafi edecek, Türkiye’nin rekabet gücünü artıracak bir dış ticaret politikası uygulanmalı. Zeytinyağı tüketiminin artması için tüketiciyi koruyacak önlemlerin alınması gerekir. Bu yıl devlete çok iş düşecek. Devlet bu görevi yapmazsa herkes bundan zarar görecektir.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zeytinde-rekor-uretime-hazir-misiniz-81358</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/6/1280x720/sofralik-zeytin-ihracatinda-255-milyon-dolarlik-tarihi-rekor-1759650798.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zeytinde rekor üretime hazır mısınız? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/reel-sektorde-guven-ne-durumda-81357</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Reel sektörde güven ne durumda?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Reel Kesim Güven Endeksi 2007 senesinden beri yayınlanmakta. En yüksek değerine de o sene ulaşmış! Ondan beri de iktisadi konjonktüre göre dalgalanan bir şekilde, ancak temelde düşük bir düzeyde seyrediyor.</strong></p>
<p>Geçen hafta Türkiye’de tasarruf sahiplerinin güven duygusunun düşüklüğünün kurumsal sebeplerini, ve ekonomik kalkınmaya etkilerini ele almaya çalıştım. Sonucu çok kısa özetlersem: İktidarlar yeteri ölçüde katma değer üretemedikçe birikim sahiplerinin tasarruflarına el atmaya (ve yurtdışından borçlanma yoluyla kaynak sağlamaya) yönelmişler. Bu durum da birikim sahiplerinin güven duygusunu zedeleyerek tasarruflarını sistem dışına taşımaya yöneltmiş. DTH’ların serbest bırakılması da bu kaçışı bir ölçüde önlemek için neredeyse bir zorunluluk olarak ortaya çıkmış.</p>
<p><strong>Tasarrufların sistem dışına </strong><strong>taşınma ihtiyacı belirdi</strong></p>
<p>Birikimlere el konulması bazen bilinçli olarak yapılırken, bazen de (ör: enflasyon) kötü iktisadi yönetimin kaçınılmaz sonucu olarak ortaya çıktı. (Enflasyon esasen sadece birikimi olanları değil, tüm halkı etkilediği için, esasen İktidarların istemeyeceği bir gelişmedir. Ancak, Türkiye’de enflasyondan çıkış yolu olarak kurumsal reformlar yapmaktansa hep palyatif tedbirler tercih edildi. Eskiden en basitinden maaşlar  enflasyon oranında artırılarak uzun vadede çözümsüz bir “öteleme” politikası izlenirdi, bugün ise döviz kurunu sabit tutarak TL’yi aşırı değerleştiren gene tek başına çıkışı olmayan bir politika izleniyor.) Ancak, her durumda tasarruf sahipleri açısından bir güven erozyonu ve tasarruflarını koruma güdüsüyle sistem dışına taşıma ihtiyacı belirdi.</p>
<p>Sonuçta da Türkiye milli tasarrufların TL dışına ve/veya yurtdışına kaçmasını engellemek için hep ödememesi gereken bir yüksek risk primi ödemek zorunda kalmış, bu durum da ister istemez ekonomik performans ve gelişmeyi sub-optimal bir düzeyde tutmuştur.</p>
<p>Güven konusunu tasarruf sahipleri açısından ele almıştım. Tabi bir de olayın yatırımcılar ve müteşebbislerden oluşan bir özel sektör tarafı var. Eğer birikim sahiplerinin güven duygusu düşük ise genel olarak reel sektörün güven duygusunun da yüksek olmasını bekleyemeyiz doğal olarak. Bu durum da neticede fiili yatırım kararlarına yansır.</p>
<p>Türkiye’de bu konuda bakabileceğimiz aylık olarak yayınlanan başlıca 2 veri var: Reel Kesim Güven Endeksi ve TCMB Yatırım Eğilimi Anketi. Reel Kesim Güven Endeksi (RKGE) 2007 senesinden beri yayınlanmakta. En yüksek değerine de o sene ulaşmış! Ondan beri de iktisadi konjonktüre göre dalgalanan bir şekilde, ancak temelde düşük bir düzeyde seyrediyor. 2007 ortalaması 111.6 olan bu endeksin, sonraki 20 sene ortalaması 103.0 olmuş. (Son Mayıs 2026 değeri ise 101.0.) Tabi ki bu değer iktisadi aktivitenin daha canlı olduğu dönemlerde yükseliyor. Ancak, ortalama değerin 20 senedir belirgin bir şekilde düşük kalması reel kesim güveninin orta vadede arzu edilen seviyeye bir türlü çıkarılamadığını gösteriyor. </p>
<p>İkinci veri olan Yatırım Eğilimi Anketi ise işverenlerin 12 ay içerisinde yatırım harcamalarını “artacak, aynı kalacak, azalacak” şeklinde cevaplamasından oluşuyor. Benzer bir şekilde, 2007’de işverenlerin %35,7’si bu soruya “artacak” şeklinde cevap verirken, 2025’te bu ortalama sadece %21,2 olmuş. Son Mayıs 2026 rakamı ise %22,6.</p>
<p><strong>Yatırım iştahını belirleyen </strong><strong>tek kriter güven değil</strong></p>
<p>TÜİK 2011’den sonra RKGE’ye tüketici, hizmet, perakende ticaret ve inşaat güven endekslerini ekleyerek bir Ekonomik Güven Endeksi de yayınlıyor. Bu endeksin tüketici güveni dışında kalan alt endekslerinin grafiğine baktığımızda da hepsinde 2011’den 2024 ortasına kadar belirgin bir gerileme görüyoruz. O tarihten sonra ise gerilemeye devam eden inşaat sektörü haricinde diğer alt endekslerde dalgalı bir seyir var. Ancak hepsi de 2011 değerlerinin çok altında seyrediyor.</p>
<p>Tabii ki, Türkiye bir açık ekonomi ve yatırım iştahını belirleyen tek kriter güven değil. Hele bugünlerde AB ilişkileri ve bu bağlamda Gümrük Birliği ve “Made in EU” konuları, yeni ticaret yollarının şekillenmesi, Batı-Çin ilişkileri, çevremizdeki jeopolitik gelişmeler gibi pek çok dışsal faktör de belirleyici olacak. Ancak biz de kendi ev ödevimizi yaparak yatırım ortamını ve iştahını en yüksek düzeyde tutmak zorundayız. Bunu sağlayacak en önemli 2 kriter enflasyonun kalıcı bir şekilde düşürülerek ekonominin “normalize” olması ve yatırım ortamının iyileştirilmesi. Maalesef ki, bu noktalarda terakki değil, tedenni olduğu algısı her gün güçleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/reel-sektorde-guven-ne-durumda-81357</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Reel sektörde güven ne durumda? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekadaki-gelismeleri-kavramsal-gecisler-odagindan-degerlendirelim-81356</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâdaki gelişmeleri &#039;kavramsal geçişler&#039; odağından değerlendirelim</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yarı iletken teknolojinin kol gücü uzantısı olmanın ötesine geçerek zihin gücünün uzantısı olması yaşam tarzlarımızı ve yaşam biçimlerimizi değiştiriyor. Bu değişim, doğrusal büyümenin ötesine geçen katlanarak büyüme yaratabiliyor; insanlık tarihinde ilk kez yüzleştiğimiz yeni durum yaşanan büyük dönüşümün çekirdek gücünü oluşturuyor.</strong></p>
<p>Siddharta Mukherjee, “Teknoloji tarihi genelde ürünler üzerinden yazılır: Tekerlek, mikroskop, uçak, internet. Aynı tarihe kavramsal geçişler üzerinden bakmak daha aydınlatıcı olabilir. “Tekerlek, doğrusal hareketten dairesel harekete geçiş; mikroskop, normal boyutlardan mikro boyutlara geçiş; uçak, karadan hareketten havadan harekete geçiş; internet, fiziksel bağlantılardan sanal bağlantılara geçiş” tanımlamasını yapar. Yapay zekâ alanındaki gelişmeleri de kavramsal geçişler odağından bakarak değerlendirmeliyiz.</p>
<p>Gözleyebildiğimiz kadarıyla yarı iletken teknoloji 57 yıldır yedi kavramsal geçişin biriken etkisiyle ilerliyor:  </p>
<p><strong>1-</strong> Kol gücünün zihin gücüne,</p>
<p><strong>2-</strong> Doğrusal büyümeden katlanarak büyümeye,</p>
<p><strong>3-</strong> Sınırlı kullanım alanından her alana yayılmaya,</p>
<p><strong>4-</strong> Organik beyin kapasitesinden inorganik beyin kapasitesine,</p>
<p><strong>5-</strong> Veri üretim hızını aşan işleme kapasitesine,</p>
<p><strong>6-</strong> İnsanın performansını artırmaya ve insanınyerini almaya,</p>
<p><strong>7-</strong> Süreçleri uçtan uca kaydetmeye odaklı geçişler yaşanıyor.</p>
<p><strong>Kol gücünden zihin gücüne</strong></p>
<p>Teknoloji, insanların çıplak güçleriyle yapamadıklarını akıllarını kullanarak buldukları araç-gereç ve metotlarla yapabilmesidir. Yarı iletken teknoloji de gözleme, izleme, ölçme, sayma, görselleştirme, malumat, bilgi, anlama ve anlamlandırma alanlarını derinden etkiliyor. Geçişler, insanların işlerindeki konumlarını köklü bir dönüşüme doğru sürüklüyor. Bilginin temel üretim girdisi olması, insanlığın yarısını oluşturan kadınların iş yaşamına girmesini büyüme ve gelişmenin gerek şartı haline getiriyor. Eğitim-öğretim, iş bulma ve kariyer geliştirme, ömür boyu öğrenme ile işi güven altına alma süreçleri yeni kapsam ve içerik gerektiriyor.   </p>
<p>Zihin gücü, evrende sonsuz büyük oluşumları anlamamıza yardımcı oluyor. Uzayın derinliklerinde yeni galaksiler keşfediliyor, kozmik ve canlılar dünyasında var oluşun iç dinamikleri derinliğine kavranıyor.  Sonsuz büyük ile sonsuz küçük olana erişebilme potansiyelinin değerlendirilmesi kozmik evrene ve canlılar dünyasına bakışımızı değiştiriyor.</p>
<p>Gözleme, izleme, ölçme, sayma, görselleştirme, malumat ve bilgi erişimi artıyor, anlama ve anlamlandırmanın yol ve yöntemleri değişiyor.</p>
<p>Yazının ilerleyen bölümlerinde değinilen otomasyon ve otonom uygulamaları işle insan arasındaki iletişim ve etkileşimi kaçınılmaz biçimde değiştiriyor.</p>
<p>İnsanlığın temel amacı olan maddi ve kültürel zenginlik üreterek yaşamı kolaylaştırmanın ilke, kural, yasa, yol ve yöntemlerini yeniden tanımlamak gerekiyor.</p>
<p>Yarı iletken teknolojinin kol gücü uzantısı olmanın ötesine geçerek zihin gücünün uzantısı olması yaşam tarzlarımızı ve yaşam biçimlerimizi değiştiriyor. Bu değişim, doğrusal büyümenin ötesine geçen katlanarak büyüme yaratabiliyor; insanlık tarihinde ilk kez yüzleştiğimiz yeni durum yaşanan büyük dönüşümün çekirdek gücünü oluşturuyor.</p>
<p><strong>Katlanarak büyüme...</strong></p>
<p>Yarıiletken teknolojinin önemli kavramsal geçişlerinden biri de değişmeleri alışık olduğumuz doğrusal büyüme ekseninden çıkarmış olması. Yarı iletken teknolojinin katlanarak büyümeye geçişi bağlantı, iletişim, rekabet ve iş birlikleri ağlarının yeniden örülmesini gerektiriyor.  Ulaşılabilirlik ve erişilebilirliğin fiziki yapılanmaları kadar zihinsel kapasitelerini de değiştiriyor,</p>
<p>Bir başka boyut,  teknolojinin katlanarak büyüme etkisinin çok kısa zamanda geniş kitlelere erişmesinin önünü açması. Çok değişik platformlarda satıcıların, alıcıların, sahiplerin ve diğer aktörlerin konumlanmaları yeni teknik ve sosyal beceri ihtiyaçları yaratıyor.</p>
<p>Yarı iletken teknolojinin taklit, kullanma, geliştirme konusunda daha önceki teknolojilere göre erişilebilirliğinin kolay olması da önemli. Bu kavramsal geçiş, katlanarak büyüme bağlamında ele alındığında, uzun dönemli stratejilere sahip olan toplumlar için teknolojik dönüşüme uyum daha hızlı ve etkili olabiliyor.</p>
<p>Katlanarak büyüme bir başka kavramsal geçişle de pekişiyor: Sınırlı alanda uygulanan teknolojinin, hiç kimsenin vazgeçemeyeceği temel meta haline gelmesi. Başka bir anlatımla, sınırlı alanda kullanımın, üretim örgütlenmesinin bütün alanlarına yayılması, ‘<em>genel teknolojiye dönüşmesi</em>” çok hızlı ilerliyor.</p>
<p><strong>Sınırlı uygulamadan genel teknolojiye...</strong></p>
<p>Yarı iletken teknolojinin yarattığı bir başka kavramsal geçiş, iş süreçlerini uçtan uca gözleme, izleme, analiz etme, kaydetme, geribildirimlerle sorgulama olanakları yaratması.  Uçtan-uca gözleme ve kaydetme, iş sürecini hızlandırırken, işgücü kalitesinde köklü değişmeleri de beraberinde getiriyor. İş sahibi olmak kadar, işi korumak için de sürekli kendine yatırım yapmak gerekiyor. İşgücünün teknik becerisi kadar sosyal becerileri de önem kazanıyor.</p>
<p>Yarı iletken teknolojinin genel teknolojiye dönüşmesi, piyasadan çekilen işler kadar yeni işlerin de kaynağı. Bu kavramsal geçişin izleri bizleri yaşam biçimi ve yaşam tarzlarındaki değişmelere kadar götürüyor. Ayrıca, uluslararası rekabet, jeopolitik ilişkiler, dünya düzeni de gelişmelerden ciddi biçimde etkileniyor.</p>
<p>Yarı iletken teknolojinin yarattığı önemli geçişlerden bir başkası da organik beyin kapasitesini aşan inorganik beyine  -makine öğrenimine- geçişte gözleniyor.</p>
<p><strong>İnorganik beyin kapasitesine…</strong></p>
<p>Canlı beyninin, özellikle insan beyninin kapasitesini küçümsemek yanlış olur ama inorganik beynin, makinelerin; veriyi üretme, saklama, kümeleme, ehlileştirme ve değerlendirme kapasitesi yaratması bütün yaşamı derinden etkileyecek bir geçiş. Büyük verinin üretilme hızının, yapay zekânın modellerinin yarattığı işleme kapasitelerinin aşmış olması yeni, ama güçlü bir geçiş sürecini gündemimize yerleştiriyor.</p>
<p>Veri üretimi, veri depolaması, verilerin ehlileştirilerek işlenebilir hale getirilmesi, makine öğrenimi sayesinde umulmadık yaygınlık ve derinliğe erişiyor.</p>
<p>Veri üretimi hızı yakın zamana kadar veri işleme hızından daha öndeydi. Yapay zekâ modelleri ilk kez işleme kapasitesinin, veri hızının önüne geçmesini sağladı. Karşılaştığımız yeni durum, yapay zekânın olumlu ve olumsuz etkilerini büyütme potansiyeline sahip. Gelişmeyi değişik açılardan değerlendirilme ihtiyacını önemsemeliyiz.</p>
<p><strong>İşleme kapasitesi…</strong></p>
<p>Yarı iletken teknolojinin kavramsal geçişleri arasında, veri üretme hızının işleme hızının gerisinde kalması, otomasyon ve otonom uygulamalarda yeni bir aşamaya işaret ediyor. Eğer veri üretimi ve kayıt sistemi büyük sayılar yasasını işler kılacaksa,  belirsizliği azaltan yeni bir aşamaya geçilebilir.</p>
<p>Teknoloji tarihi kanıtlıyor ki her yeni teknolojik aşama ve yeni teknolojilerin kendi içlerindeki geçişlerin hızlanması eşitsizlik yaratabiliyor. Temel amaç olan maddi ve kültürel zenginlikler üreterek insan yaşamını kolaylaştırma ilkesi zedelenebiliyor. Yapay zekâ bağlamında sorgulamalar, yarı iletken teknolojinin  “<em>insanın performansını artırması kadar, yerini alma eğilimini”</em>  güçlendiriyor.</p>
<p><strong>İnsanın yerini alma...</strong></p>
<p>Veri işleme kapasitesinin veri üretim kapasitesini aşması, otonom uygulamaların önünü açacağı beklentisini yükseltiyor. Bu geçiş, teknolojinin insanın yerini alması anlamına geliyor. İnsanların işsiz ya da düşük gelirli olmaları, temel içgüdülerden biri olan “ <em>nesli sürdürmeyi</em>” arka plana itebiliyor. Gelecekle ilgili kuşkuya düşme, azalan ve yaşlanan nüfus olgusuyla birlikte önemli bir sorunu gündemin ilk sıralarına yerleştiriyor.</p>
<p>İnsanların yaşamı  “<em>anlamlandırma ve değer katma</em>” konusunda umutsuzluğa kapılması, tamiri imkansız bir hayata yol açabilir.</p>
<p>Sonsuz büyükle sonsuz küçüğe erişimin kozmik ve canlı dünyasının bütün mekanizmalarını kontrol edebilecek bir düzeye erişirse, makineler ve algoritmalar insanın yerini alırsa, yaşamı neyin anlamlı kılacağını sorgulamak gerekir. Her şeyin kayıt altına alınması büyük sayılar yasasını geçerli kılabilir; ama o zaman bilim araç olma özelliğini yitirir mi?</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Süreçleri uçtan uca kaydetme...</strong></span></p>
<p>Fizikçi Carl Sagan’ın uyarısını anımsayalım: Eğer her şey sabit olsa, hiçbir şey değişmeseydi, bilime ihtiyaç olmazdı. Eğer, her şey tam bir kaos olsa, hiçbir şeyi anlamak mümkün olmasa yine bilim olamazdı. Bilim, çaba gösterildiğinde yaşadığımız evreni kavrayabilmemizin aracı.</p>
<p>Eğer yarı iletken teknolojinin geliştirdiği yapay zekâ yaşamın bütün süreçlerini kaydedebilecekse bunun sonu insanlık için nereye varabilir?</p>
<p>Teknolojiyi ürün üzerinden değil, kavramsal geçişler bağlamıyla analiz edersek yaratabileceği sonuçları öngörebilir ve önlem alabiliriz.</p>
<p>Bu yazı kapsamında anlatılan geçişleri sorgulamalıyız. Sorgulamalıyız ki insanlık olarak bindiğimiz dalı kesmeden geleceği inşa edebilelim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zekadaki-gelismeleri-kavramsal-gecisler-odagindan-degerlendirelim-81356</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/6/1280x720/67-1781760983.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâdaki gelişmeleri &#039;kavramsal geçişler&#039; odağından değerlendirelim ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gelecek-korlugu-tahminiyle-temenniyi-karistirma-81355</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gelecek körlüğü tahminiyle temenniyi karıştırma</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Batı dillerinde “hatır, gönül, vefa” kelimeleri yoktur zira o sosyolojilerde bunların karşılığı yoktur. Bizde plan, vizyon yoktur. Kervan yolda düzülür, gözümüzle düşünür, önce ateş edilir, sonra nişan alınır.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: İnsan, <strong>gelecek</strong> körüdür. Ama onu <strong>merak etmekten</strong> vazgeçmez. Ülkede günde <strong>2 milyon kahve falı</strong>, geleceğe dair bir işaret umuduyla açılır... <strong>Yarın, hiç kimseye vaat edilmemiştir</strong>. Yarını tahmin etmenin en garanti yolu, onu <strong>inşa</strong> etmekten geçer... Bunun da kendi içinde riskleri vardır.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Yarını merak edenin en büyük yanılgısı (<strong>Parmenides yanılgısı</strong>) gelecek körlüğüdür. Zira insan, yarını tahmin ederken; <strong>bugünü geleceğe uzatır.</strong> Yarını <strong>bugünün tekrarı</strong> ya da <strong>doğrusal devamı</strong> sanır. Yanılgı, <strong>kırılmaları</strong> görememesidir. Zira her gün yeni bir başlangıçtır ve belirsizliklerle doludur.</p>
<p><strong>TÜRKİYE “UÇACAK” DEDİK AMA KANAT GEREKTİĞİNİ UNUTTUK</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Ülke için “<strong>10 yıl içinde uçacak</strong>” tahmini, yüzlerce fırsatın (siyasi, ekonomik, çevre, şartlar, savaş, yenileşim, doğal kaynak vs.) oluşturacağı <strong>kırılmaya göre</strong> şekilleniyordu.  Ancak 15 yıl öncesi <strong>anlı şanlı tahmin modelleri</strong> ve uzmanlarca yarın öngörülerine bakıp<strong>, gelecek körlüğünü</strong> kavrayabiliriz.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Cumhuriyet’in 100’üncü yılında <strong>2 trilyon  $</strong> milli gelir, <strong>500 milyar $</strong> ihracat, turist başına <strong>1000 $</strong> gelir, Ar-Ge’ye %3 pay, savunmada  <strong>25 milyar $</strong> ve bu liste uzar gider. <strong>Enflasyon mu</strong>?  Yüzde <strong>5</strong> tabii ki… İşsizlik; varla yok arası <strong>%5</strong>. Tahmini temenniye dönüştüren <strong>yöntemsizliktir,</strong> bize plan gerekir.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Gelecek körlüğüne dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Tahminlerin tutmamasının nedeni nedir?</em></strong></p>
<p>Aslında her gelecekçinin (<strong>futurist</strong>) tutmayacak bir tahmini vardır. Bırakın falcılık tekniklerini, 2026 bütçesini planlayanları dahi çuvallamasına, “<strong>öngörülemeyen gelişmeler</strong>” yol açar ve açıyor da…</p>
<p><strong><em>Kulvar atlatacak fırsatları nasıl yakalarız?</em></strong></p>
<p><strong>Fırsatlar gelirken ve önü kesilerek yakalanır</strong>. Fakat fırsat görülemez ardından koşulursa yakalanamaz. <strong>Sözde değil özde yapısal reform</strong> yapmaz, hukuktan verimliliğe <strong>ahlak inşa edemezseniz</strong>, asla olmaz.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>TAHTINI YAPARSIN DA BAHTINI YAPAMAZSIN</strong></p>
<p>Tahtın; öngördüğün, tahminindir; bahtın ise hayatın sana sunduğu… <strong>Tahminler kataloğu</strong> olmanın ötesinde geleceği tasarlayan <strong>beş yıllık kalkınma planlarımız</strong> vardı; DPT’miz vardı. Bunları işlevsiz kıldık ve şimdi enflasyonun pençesinde, orta gelir tuzağında debelenip duruyoruz. Ah şu plansızlığımız…</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>GELECEK KÖRLÜĞÜ LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Tahmin</strong>: Mevcut verilere, deneyim ve sezgilere dayanarak gelecekteki durumu kestirme</p>
<p><strong>Temenni</strong>: Bir şeyin gerçeklemesini dileme, arzu etme, eylemsiz gelecek rüyaları görme</p>
<p><strong>Parmenides körlüğü</strong>: Yarını tahmin ederken bugünü değiştirmeden geleceğe uzatma yanılgıs</p>
<p><strong>Gelecek planları</strong>: Yarın ulaşılmak İstenen hedefi belirleyip ona uygun stratejik adımlar tasarımı</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gelecek-korlugu-tahminiyle-temenniyi-karistirma-81355</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gelecek körlüğü tahminiyle temenniyi karıştırma ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cambaz-ip-ustunde-is-birlikcilerinin-eli-vatandasin-cebinde-81354</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cambaz ip üstünde, iş birlikçilerinin eli vatandaşın cebinde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ankara’ya bir gün madenciler akın ediyor, haklarını alabilmek için… Bir gün öğretmenler… Ama hiçbiri Ankara’nın umurunda değil. Çünkü Ankara başka bir dünyada yaşıyor… Genellikle öyleydi de, şimdi o umursamazlık had safhada.</p>
<p>Ankara eylemleri bastırma merkezi!</p>
<p>Ankara aynı zamanda söylem merkezi!</p>
<p>Başkent’te konuşulur, konuşulur; siyasi vaatler havada uçuşur, ekonomi şaha kaldırılır, enflasyonun vatandaşı ezmesi şöyle dursun, vatandaş enflasyonu ezer geçer!</p>
<p>Ama bu söylemler yetmezse birileri çıkar ya da çıkartılır, onlar da muhalefete muhalefet görevini inanılmaz bir şevkle yerine getirir.</p>
<p>Bu arada madenci yerlerde sürüklenmiş, üç kuruş maaşa bile dünden razı öğretmen hakkını alabilmek için itilip kakılmayı göze almış, kimin umurunda.</p>
<p>Yıllarca çalışmış ve şimdi emekli maaşıyla geçinmeye çalışanlar mı; gözlerinde bıkkınlık, ne yapacağını bilememe haliyle ip üstündeki cambazı izlemeye devam eder.</p>
<p>Ankara’nın üstünden geçen ipin üstünde o kadar çok cambaz vardır ki, tüm televizyonlar kameralarını bu cambazlara çevirmiştir ama kafalar havada olunca ve bu hünerler nasıl sergileniyor diye dikkatler ip üstüne verilince ceplerden bir türlü çıkmayan o el hiç fark edilmez.</p>
<h2>Hâlâ aynı masal</h2>
<p>Bir çocuğa aynı masalı anlatın, üç beş kez dinledi mi sıkılır. Ama bizde vatandaşın büyük bir kısmının ne yazık ki sıkılmadan dinlediği, anlatanın da <strong>“Madem dinliyorlar yenisine ne gerek var”</strong> diye düşündüğü bir masal var:</p>
<p><strong>“Biiiiz, vatandaşımızı enflasyona ezdirmedik.”</strong></p>
<p>Bir kere bu söz,<strong> “Enflasyona karşı başarılı olamadık”</strong> itirafıdır da onunla pek ilgilenilmez. Geniş kitleler “Sahi bu enflasyon niye var” diye düşünmez. Düşünen ve tüm dünyadaki gelişmeleri izleyenler(!) de <strong>“Ama enflasyon tüm dünyanın sorunu”</strong> diye ahkâm keser.</p>
<p>Şimdi… Vatandaşın enflasyona ezdirilmediği iddia ediliyor ya. Ben de aksini iddia ediyorum; hatta iddia etmekle kalmıyor, TÜİK’in pek de itibar edilmeyen enflasyon oranlarıyla bile bunu kanıtlıyorum.</p>
<p>Bu verileri, bu hesaplamayı doğru bulmayanlara da hodri meydan diyorum…</p>
<h2>TÜİK enflasyonuna göre bile…</h2>
<p>Bakın çalışanlar enflasyona nasıl ezdiriliyor; tane tane gidelim.</p>
<p>Önce şunu belirteyim; burada kastettiğim kamu çalışanları. Özel sektörde durum çok daha vahim olabiliyor. Çünkü kamuda çalışanlar altı ayda bir enflasyon farkını kesin olarak alıyor; özel sektörde bunun garantisi de yok.</p>
<p>Diyelim bu yılın ocak ayındaki maaş 10 bin lira. İlk altı ay boyunca bu maaş ödeniyor. Haziran enflasyonu ne olur, bilmiyorum; o yüzden de haziran-aralık dönemi için her ay geçen yılki enflasyonun gerçekleşeceğini varsaydım.</p>
<p>Buna göre hazirandaki artışla birlikte ilk altı aydaki enflasyon, o da TÜİK’in TÜFE’sindeki artış yüzde 18,2 olacak. Böylece ilk altı ayda 10 bin lira olan maaş ikinci altı ayda 11 bin 819 liraya çıkacak. Yılın toplamındaki maaş ne kadar; 130 bin 917 lira.</p>
<h2>Ya enflasyona göre ödenseydi…</h2>
<p>Ocak ayı… Maaş 10 bin lira ama o ay yüzde 4,8 enflasyon yaşandı. Yani maaş enflasyon kadar artsaydı, yani çalışan enflasyona ezdirilmeseydi 10 bin değil 10 bin 484 lira ödenmesi gerekiyordu.</p>
<p>Çalışan enflasyona daha ilk aydan ezdirildi.</p>
<p>Tabloda aylık maaşların ne olduğunu, enflasyona göre ne olması gerektiğini ve aradaki farkı görüyorsunuz.</p>
<p>Yıla 10 bin lira maaşla başlayanın yıllık kaybı 12 bin 822 lira.</p>
<p>En düşük emekli maaşı olan 20 bin lira. Buna göre bir yıldaki kayıp 25 bin 644 lira.</p>
<p>Bu hesaplama tabii yalnızca en düşük maaş alanları ve emeklileri ilgilendirmiyor. Ortalama emekli maaşı daha yüksek. Kamuda halen çalışmakta olanların maaşları da. Dolayısıyla enflasyondan kaynaklanan bu kayıp çok daha yüksek tutarlara ulaşıyor. Herkes 10 bin lira örneğinden yola çıkarak kendi hesabını yapabilir.</p>
<p>Haziran-aralık dönemindeki aylık enflasyonun geçen yılın üstüne çıkması durumunda tutarın daha da büyüyeceği, aksi durumda küçüleceği de ortada.</p>
<p>Bu verilerin ışığında şimdi bir kez daha soralım:</p>
<p><strong>“Çalışanlar enflasyona ezdiriliyor mu, ezdirilmiyor mu?”</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3377d0b4e3a-1781757904.png" alt="" width="658" height="419" /></strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cambaz-ip-ustunde-is-birlikcilerinin-eli-vatandasin-cebinde-81354</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/4/1280x720/para-tl-1781763305.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cambaz ip üstünde iş birlikçilerinin eli vatandaşın cebinde ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/faturayi-goren-musterinin-keyfi-kaciyor-ciro-var-ama-karsizlik-sancisi-cekiyoruz-81353</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Faturayı gören müşterinin keyfi kaçıyor, ciro var ama kârsızlık sancısı çekiyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İSTANBUL </strong>Frankie’nin kurucusu <strong>Kaya Demirer, </strong>2012 yılında Nişantaşı’nda Sofa Otel’in terasında açtığı restoranının geçen yıl taşındığı Galataport’ta yeni dönem mönüsünün hazırlıkları sırasında taşınmanın nasıl gündeme geldiğini düşündü:</p>
<p>-          <strong>AKM’nin üstündeki restoranın yatırımcısı Doğuş Holding’le orada marka ve konsept yaratıcılığını temel alan işbirliğimiz sırasında Frankie’yi de Galataport’a taşıma fikri gündeme gelmişti.</strong></p>
<p><strong>Kaya Demirer, </strong>Frankie’yi Galataport’a Doğuş Grubu’nun yatırım işbirliği ile taşırken yer seçimi üzerinde çalıştı:</p>
<p>-          <strong>Dev kruvaziyer gemileri limana yanaştığında Galataport’taki mekanların büyük bölümünün manzarası kapanıyor. Frankie’yi kruvaziyer gemilerinin önünü kapatmayacağı bir noktada açmak en doğrusu olur.</strong></p>
<p>Yeri belirlerken Galataport’u yapıp işleten Doğuş Grubu’yla işbirliği avantajını arkasına aldı, kruvaziyer gemilerinin manzarasını kapatmadığı bir noktayı seçti:</p>
<p>-          <strong>Doğuş grubuyla işbirliğimiz başta Frankie olmak üzere restoran markamızı yeri ve zamanı geldiğinde yurt dışına açma planını da kapsıyor.</strong></p>
<p><strong>Kaya Demirer, </strong>Nişantaşı’ndan ayrılırken konseptte de değişikliklere gitti:</p>
<p>-          <strong>Sofa Otel’in terasındaki mekanımızda canlı müzik vardı. Galataport’ta canlı müzik yok. DJ ile sonradan hareketlenen bir mekan kurguladık. Menüyü de farklılaştırdık.</strong></p>
<p>Galataport’ta da terası da içine alan mekan seçiminin etkisini irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Yaz akşamları bütün Galataport’u en son toparlayan bir yere dönüşüyor. Yani, başka yerde yemek yiyenler de terastaki barımızda geceyi noktalamayı istiyor.</strong></p>
<p><strong>Kaya Demirer</strong>’in davetiyle Frankie’nin yeni dönem mönüsünün tanıtıldığı buluşmaya bir grup meslektaşımla katıldım. <strong>Demirer, </strong>şef <strong>Hakan Çabuk</strong>’u tanıtıp, Galataport’a geçerken mutfağı nasıl kurguladıklarını anlattı:</p>
<p>-          <strong>Mutfağımızda Akdeniz ürünleri Asya’nın pişirme teknikleri, baharatlar ve saklama teknikleriyle sunuluyor. Mutfağımızdaki Akdeniz-Asya buluşmasının patentini de aldık. Ama yüzde 100 Akdeniz’i veya yüzde 100 Asya’yı yansıtan tabaklarımız da var.</strong></p>
<p><strong>Demirer</strong>’e Galataport’tan memnun olup olmadıklarını sorduk, şöyle yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Ekonomik koşullara paralel bir şekilde olabildiğimiz kadar memnunuz. Buradaki fark, bir cebimiz kiralayan, </strong><strong>bir </strong><strong>cebimiz de kiracı. Daha iyi olacağımızı düşündüğümüz ama </strong>“Çok şükür bugünleri de gördük” <strong>dediğimiz bir dönemden geçiyoruz.</strong></p>
<p>Frankie’yi başka yerde açmayı düşünüp düşünmediklerini merak ettik, paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de kısa vadede bir başka yerde Frankie’yi açmayı düşünmüyoruz. Ancak, yatırımcımızla ortak karar alırsak yurt dışında yatırım neden olmasın? Bir Türk markasını yurt dışın</strong><strong>a</strong><strong> götürmüş oluruz.</strong></p>
<p><strong>Kaya Demirer</strong>’e Turizm Restoran Yatırımcıları ve Gastronomi İşletmecileri Derneği (TURYİD) Yönetim Kurulu Başkanı şapkasıyla sektörün genel durumunu sordum, yanıtı şöyle oldu:</p>
<p>-          <strong>Misafir restorana giriyor, siparişini veriyor. Yemeğini yiyor. Keyifli vakit geçiriyor. Hesabı istediğinde faturayı görünce rengi değişiyor, </strong>“Yediğim yemeğin, içtiklerimin bedeli bu kadar olamaz” <strong>diyor, keyfi kaçıyor.</strong></p>
<p>Duruma işletmeci penceresinde baktı:</p>
<p>-          <strong>Faturayı görünce keyfi kaçan müşteri haklı. Ancak, işletmeciler olarak da bakıyoruz, ciro var, kârlılık söz konusu olamıyor. Kısacası ciro var, kâr yok. Çünkü, bizim giderlerde de çok ciddi artış söz konusu.</strong></p>
<p>Son 1-2 yılda İstanbul, Bodrum, İzmir’deki önde gelen restoranların fiyatı, İspanya, İtalya, İngiltere, Almanya gibi ülkelerdeki benzerlerinden pahalı hale geldi.</p>
<p>TURYİD Başkanı <strong>Kaya Demirer </strong>bu durumu, <strong>“Faturayı gören misafirin keyfi kaçıyor” </strong>sözleriyle açıklıyor…</p>
<p>Enflasyon hissedilir düzeyde düşmedikçe müşteri, <strong>“İstanbul’daki restoranlar Avrupa ülkelerinden bile pahalı” </strong>demeyi sürdürecek, restoran işletmecileri de, <strong>“ciro var, kâr yok” </strong>yakınmasıyla yanıt verecek gibi duruyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘Dinamik fiyatlama’ hareketliliği bütün haftaya yayabilir</span></h2>
<p><strong>TURİZM </strong>Restoran Yatırımcıları ve Gastronomi İşletmecileri Derneği (TURYİD) Yönetim Kurulu Başkanı olan <strong>Kaya Demirer</strong>’e Frankie’deki doluluk-hareketlilik durumunu sorunca, bütün sektör için düşündükleri formül üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Uçaklarda, otellerde olduğu gibi bizim de sektör olarak </strong>“dinamik fiyatlama”<strong>ya geçmemizde yarar var. TURYİD olarak bu konu üzerinde çalışıyoruz.</strong></p>
<p>TURYİD üyesi restoranların hafta sonları ve akşamları daha yoğun olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Hafta içi ve gündüz saatlerinde </strong>“dinamik fiyatlama” <strong>ile hareketliliği artırabilir miyiz, ona bakıyoruz. Uçaklarda ve otellerde bu formül gayet iyi çalışıyor.</strong></p>
<p><strong>“Dinamik fiyatlama”</strong>nın devreye girmesi halinde algıyı iyi yönetmek gerektiğini kaydetti:</p>
<p>-          “Dinamik fiyatlama”<strong>da işlerin yoğunluğunun düşük olduğu hafta içi günlerde farklı teklifler sunmamız lazım misafirlerimize. Tabi, oluşan fiyat farkını da iyi anlatmamız gerekiyor.</strong></p>
<p>Düşündükleri <strong>“dinamik fiyatlama”</strong>yı şöyle anlattı:</p>
<p>-          <strong>Fast food gibi mekanlarda tamamen fiyat odaklı bir müşteri kitlesi söz konusu. Lüks restoranlarda </strong>“dinamik fiyatlama”<strong>yı indirim gibi düşünmemek lazım. Belki aynı fiyata </strong>“daha yüksek değer” <strong>olarak görülen sunum ve hizmet devreye girebilir.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Markanın isim hakkı ve yönetimi Demirer’de</span></h2>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a3376ef19f4f-1781757679.jpg" alt="" width="500" height="554" />
<figcaption><strong>Çetin Kolukısaoğlu</strong></figcaption>
</figure>
<p><strong>DOĞUŞ </strong>Grubu Hospitality &amp; Retail Deneyim Direktörü <strong>Çetin Kolukısaoğlu, </strong>Galataport Frankie’deki buluşmada, <strong>Kaya Demirer</strong>’le grubun işbirliği üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Frankie markasının isim hakları ve yönetimi Kaya Bey’de. Biz onun markasıyla Galataport’ta yatırım yapmış olduk. Kaya Bey, aynı zamanda Yönetim Kurulu Başkanımızın (Ferit Şahenk) hospitality alanında danışmanlığını da yapıyor.</strong></p>
<p>Galataport’a taşınma sürecindeki değişime işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Frankie, Galataport’a taşınırken konsept ve mönü değişimini Kaya Bey yönetti.</strong></p>
<p><strong>Çetin Kolukısaoğlu, </strong>Doğuş Grubu’nun çatısı altında otomotiv ve inşaatın ilk sıralarda yer aldığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Turizm, ağırlama ve perakende de Doğuş Grubu’nda önemli bir pay alıyor. Bunun içinde benim yönettiğim alanlar arasında Volkswagen Arena, Parkorman, restoranlar, lüks perakende bulunuyor.</strong></p>
<p><strong>Koluk</strong><strong>ı</strong><strong>saoğlu, </strong>sayıları 300 civarında olan restoranlardan Günaydın markası üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Günaydın Köfte-Döner’lerin üç farklı tipi var. Birinde döner, lahmacun yer alıyor. Kebapçı modeli var. Ayrıca et restoranı var. Günaydın Köfte-Döner yanılmıyorsam</strong><strong>,</strong><strong> 50 dolayında restoranı var. Büyük restoranları 20-30 tane.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Aslan Balığı mönüye girsin, denizler kurtulsun</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a337709237c6-1781757705.png" alt="" width="641" height="228" /></span><strong>KAYA Demirer, </strong>Galataport’a taşınmaları sonrası Frankie’nin mönüsüne <strong>“Aslan Balığı Ceviche”</strong>nin girdiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Aslan Balığı’nı mönümüze biraz da sosyal sorumluluk olarak aldık.</strong></p>
<p>Denizlerin Aslan Balığı’ndan temizlenmesi gerektiğini, bu yönde de bir mücadelenin sürdüğünü vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Biz restoranlarımızda Aslan Balığı’nı mönülere koyarsak, balıkçılar da daha fazla avlamaya yönelir. Böylece mücadelenin kapsamı da alanı da genişler.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">O konser ‘demek ki İstanbul riskli değil’ dedirtti</span></h2>
<p><strong>FRANKIE</strong>’nin kurucusu ve TURYİD’in Başkanı <strong>Kaya Demirer, </strong>İstanbul’da gerçekleşen <strong>Kanye West </strong>konserine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>O konseri 118 bin kişi izledi. Konseri izlemeye yurt dışından da çok gelen oldu. Hiçbir sorun yaşanmadı.</strong></p>
<p><strong>Kanye West </strong>konserinin İstanbul’un dünyadaki algısına olumlu yönde önemli katkısı olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>ABD ve İsrail’in İran’a saldırısıyla patlayan savaş, ülkemizi yakından bilmeyen yabancı turistlerde olumsuz algı yarattı. İstanbul’a gelmeyi bile riskli görenler oldu.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Kanye West konserinin 118 bin seyirciyle gerçekleşmesi, </strong>“Demek ki İstanbul riskli değil” <strong>dedirtti.</strong></p>
<p><strong> </strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/faturayi-goren-musterinin-keyfi-kaciyor-ciro-var-ama-karsizlik-sancisi-cekiyoruz-81353</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/3/1280x720/kaya-demirer-1781757665.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Faturayı gören müşterinin keyfi kaçıyor, ciro var ama kârsızlık sancısı çekiyoruz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-81351</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasa Fed Başkanı Warsh’un açıklamalarını nasıl fiyatladı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Fed Pas Geçti! Piyasa Warsh’un Açıklamalarını Nasıl Fiyatladı? | Ekonomi Masası | 18 HAZİRAN" src="https://www.youtube.com/embed/0Lhj4CFiyf8" width="700" height="570" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-81351</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/1/1280x720/guldag-cipa-1781757268.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/finansman-maliyeti-devleri-frenliyor-81350</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 07:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Finansman maliyeti devleri frenliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN - YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından 1968 yılından bu yana açıklanan ve ‘Türk sanayisinin en kapsamlı röntgeni’ kabul edilen İSO-Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu Araştırması’nın 2025 yılı sonuçları açıklandı. İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan tarafından açıklanan araştırmanın sonuçları, sanayi devlerinin üretimden satışlarda son 3 yılda reel olarak yaşanan daralmanın ardından bu yıl kısmi de olsa toparlanmaya başladığını, ancak finansman giderlerindeki yükün toparlanmayı baskıladığını ortaya koydu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a33732d86443-1781756717.jpg" alt="" width="800" height="312" />Araştırma sonuçlarına göre, üretimden satışlarda (net) en büyük ilk üç kuruluş 2023 ve 2024’te olduğu gibi bu yıl da değişmedi. TÜPRAŞ, 2025 yılında elde ettiği 698,7 milyar TL’lik üretimden satış tutarı ile birinci olurken; Ford Otomotiv 538,2 milyar TL’lik üretimden satışı ile ikinci; 327,8 milyar TL’lik üretimden satış tutarıyla da Star Rafineri üçüncü sırada yer aldı. İlk 10’daki en dikkat çekici gelişme 2025’te ilk kez 2 savunma sanayi şirketinin listeye girmesi oldu. TUSAŞ ilk 10’a yedinci sıradan girerken, Aselsan dokuzuncu sırada kendine yer buldu.</p>
<h2>İlk 50’nin payı yüzde 48,6</h2>
<p>Türk sanayisi küreselde tarife savaşları ve jeopolitik gerilim, içeride de sıkı para politikası ve yavaşlayan dezenflasyonun etkisi altında 2025 yılını geçirirken, söz konusu koşullar İSO 500 göstergelerinde de etkili oldu. 2025 yılında İSO 500’ün üretimden satışları yüzde 28 artışla 8 trilyon 688 milyar liradan 11 trilyon 118 milyar liraya yükseldi. 2025’te yüzde 25,4 olan yıllık ortalama Yurt İçi ÜFE enflasyonu baz alındığında ise üretimden satışların reel olarak yüzde 2,1 oranında arttığı görüldü. Böylece 2022’te yüzde 4,2; 2023’te yüzde 5,2 ve 2024’te yüzde 3,4 olan reel düşüş, 2025 yılında ılımlı bir pozitif büyümeye dönüştü. Bununla beraber söz konusu sınırlı reel artış, satışlardaki zayıf performansın devam ettiğine işaret etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a337270c5ced-1781756528.png" alt="" width="800" height="333" /></p>
<p>Araştırmada, üretimden satışların 50’lik gruplara göre dağılımına bakıldığında, İSO 500 içinde ölçek yapısının genel olarak korunduğu görülüyor. İlk 10 şirketin İSO 500’deki ağırlığı, geçen yıllara göre 0,4 puan gerileyerek yüzde 24,4 olarak gerçekleşti. İlk 50 kuruluşun payı da 2025 yılında ılımlı bir gerileme göstererek yüzde 48,6 olarak hesaplandı. Buna rağmen, uzun yıllardır olduğu gibi İSO 500’ün yarısına yakınını oluşturmaya devam etti. Dolayısıyla bu tablo, büyük ölçekli üretimin sanayi içindeki belirleyici ağırlığını da bir kez daha ortaya koymuş oldu.</p>
<h2>İhracatta Türkiye genelini solladı</h2>
<p>Türkiye ihracatının yüzde 4,4; sanayi malları ihracatının da yüzde 4,5 arttığı 2025 yılında İSO 500’ün ihracatı çok daha yüksek bir ivme gösterdi. Zorlu küresel rekabet koşullarına rağmen, devlerin ihracatı 2024 yılındaki yüzde 1,5’lik ılımlı artışın ardından, 2025 yılında yüzde 8,4 oranında büyüyerek 104,7 milyar dolara çıktı. İSO 500’ün Türkiye sanayi ihracatı içindeki payına bakıldığında da sonuçlar, İlk 500’ün lokomotif rolünü bir kez daha tescilledi. Buna göre, 2025 yılında Türkiye ihracatının yüzde 38,3’ü, sanayi ihracatının ise yüzde 39,7’si İSO 500 şirketleri tarafından yapıldı. Bu oranlar bir önceki yıl sırasıyla yüzde 36,9 ve yüzde 38,3 olarak gerçekleşmişti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a33725a2f231-1781756506.png" alt="" width="646" height="348" /></p>
<h2>Kârlılıkta güçlü artış var, ama…</h2>
<p>Araştırmada yakından takip edilen göstergelerin başında karlılık geliyor. Bu noktada 2024’teki zayıf tablonun aksine, 2025 yılında karlılık rasyolarında güçlü nominal artışlar dikkat çekiyor. Buna göre, İSO 500’ün faaliyet karı 2025’te yüzde 57,1 oranında artarak 641 milyar liradan 1 trilyon liraya yükseldi. Buna paralel olarak faaliyet karlılığı oranı da yüzde 6,2’den yüzde 7,7’ye çıktı. Ancak bu oran, 2015-2024 ortalaması olan yüzde 10,4’ün oldukça altında kaldı.</p>
<p>2025’te İSO 500’ün vergi öncesi kar ve zarar toplamı yüzde 64,7 artışla 267 milyar liradan 441 milyar liraya ulaştı. Vergi öncesi dönem kar ve zarar toplamının net satışlara oranı ise yüzde 2,6’dan yüzde 3,4’e yükseldi. Ancak bu oranın da son on yılın ortalaması olan yüzde 6,8’in oldukça altında gerçekleştiği görülüyor. Yanı sıra faiz, amortisman ve vergi öncesi kar ve zarar toplamı da (FAVÖK) yüzde 37,5 ile daha sınırlı bir artış göstererek 1 trilyon 137 milyar liradan 1 trilyon 811 milyar liraya yükseldi. Bu artış, FAVÖK karlılığı oranını yüzde 12,8’den yüzde 13,9’a çıkararak, 2015-2024 ortalaması olan yüzde 14’e yakınsadı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a337238d3ec8-1781756472.png" alt="" width="332" height="614" /></p>
<h2>Zarar edenlerde rekor yinelendi</h2>
<p>Kârlılık rasyolarında yaşanan güçlü nominal iyileşmelere rağmen, zarar eden kuruluş sayısı değişmedi. Vergi öncesi dönem kârı/zararı büyüklüğüne göre zarar eden firma sayısı, 2001 krizi sonrası rekor seviyeye ulaştığı 2024 düzeyini koruyarak 152’de kaldı. Faiz, amortisman ve vergi öncesi kâr/zarar göstergesinde ise zarar eden firma sayısı yalnızca 1 adet azalarak 18’e geriledi. Finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı, 2024’te büyük bir sıçramayla yüzde 96,6’ya kadar yükseldikten sonra 2025’te yüzde 84,9’a geriledi. Bu oran, İSO 500’ün uzun yıllardır düzelmeyen en kritik göstergelerinden biri olmayı sürdürüyor.</p>
<h2>Toplam borçlar, aktif toplamı ve özkaynaklardan hızlı arttı</h2>
<p>İSO 500’ün kârlılık bileşenlerine bakıldığında, 2024’te 35 milyar lira civarında olan net kambiyo zararı, 2025’te yaklaşık 172 milyar liraya yükseldi. Böylece bir önceki yıl net satışlara oranla yüzde 0,3 seviyesinde olan kambiyo net zararı, 2025’te 1 puan artarak yüzde 1,3’e çıktı. Kambiyo zararı dışındaki üretim faaliyeti dışı gelir ve giderlerden elde edilen net kâr ise 2025’te geçen yıla göre yüzde 43 oranında artarak 484 milyar liraya yükseldi.</p>
<p>Araştırmanın bilanço göstergelerine mercek tutulduğunda, 2 yıl uygulandıktan sonra enflasyon muhasebesinin uygulanmadığı 2025’te, aktif toplamı ve özkaynaklardaki artışlar enflasyonun altında kalırken toplam borçlar daha hızlı büyüdü. Aktif tarafında dönen varlıklar yüzde 31,5; duran varlıklar ise yüzde 16,2 oranında artış gösteri. Aktif toplamındaki artış yüzde 23 oldu. Pasif tarafında ise özkaynaklar yüzde 15,8 artarken, toplam borçlardaki artış yüzde 30,8 ile daha yüksek oldu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a3371edaceae-1781756397.png" alt="" width="649" height="706" /></p>
<h2>Çalışan başına maaş ve ücretlerde reel artış %5,9</h2>
<p>İstihdamdaki gelişmelere yönelik olarak, araştırmada şu ifadeler kullanıldı:</p>
<p>“Türkiye'de 2025 yılında toplam istihdam 54 bin kişi azalırken, sanayi sektöründeki istihdam kaybı 169 bin ile çok daha yüksek gerçekleşmiştir. 2025 yılında İSO 500'ün istihdamı sanayinin geneli ile aynı oranda, yüzde 2,5 (20.568 kişi) gerileyerek 803.677 kişiye inmiştir. İstihdamdaki gerileme, hem özel (yüzde 2,1; 16.200 kişi) hem kamu kuruluşları (yüzde 9,6; 4.368 kişi) için geçerli olmuştur. 2025 yılında İSO 500'de ödenen brüt maaş ve ücretler (tam istihkak olarak) yüzde 39,3 oranında artarak 1,1 trilyon TL olmuştur. Ödenen maaş ve ücretlerindeki artış, yüzde 2,5'lik istihdam düşüşü ile değerlendirildiğinde, çalışan başına ödenen maaş ve ücretlerdeki artış yüzde 42,9'a çıkmaktadır. Söz konusu oran yıllık ortalama TÜFE enflasyonundan (yüzde 34,9) arındırıldığında çalışan başına ödenen maaş ve ücretler 2025 yılında reel olarak yüzde 5,9 oranında artmıştır."</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a337184911ad-1781756292.png" alt="" width="994" height="247" /></p>
<h2>2025’te belirgin bir şekilde sektörel ayrışma yaşandı</h2>
<p>İstanbul Sanayi Odası’nın açıkladığı İSO 500 araştırmasının sonuçlarını değerlendiren Bahçıvan, geride bıraktığımız yıl sanayide belirgin sektörel ayrışmaların öne çıktığını söyledi. Bahçıvan, “Özellikle emek-yoğun geleneksel sektörlerimiz önemli ölçüde zorlanırken, savunma sanayii başta olmak üzere teknoloji yoğun sektörlerde güçlü üretim artışlarının yaşandığını gözlemlemekteyiz” dedi.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a33719eab5a0-1781756318.png" alt="" width="318" height="327" /> <img src="/storage/uploads/0/0/0/6a3371a5ae179-1781756325.png" alt="" width="331" height="342" /> <img src="/storage/uploads/0/0/0/6a3371bf72638-1781756351.png" alt="" width="321" height="341" /></p>
<p>Son iki yıldır yüksek seyreden faiz ve finansman maliyetlerinin üretimden yatırıma, istihdamdan rekabet gücüne kadar sanayinin tüm alanlarını olumsuz etkilediğini ifade eden Bahçıvan, Türkiye’nin en büyük sanayi kuruluşlarının dahi bu yük altında faaliyetlerini sürdürmekte zorlandığını belirtti. Bahçıvan, küçük ve orta ölçekli işletmelerin karşı karşıya kaldığı tablonun ise çok daha ağır olduğunu söyledi. Dirençli enflasyon ve yüksek faiz ortamının 2026 yılında da devam edeceğine işaret eden Bahçıvan, özellikle ihracat kredileri dahil olmak üzere finansmana erişimi zorlaştıran uygulamaların yeniden değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti. Bahçıvan, kamu bankalarının genel müdürleriyle yapılacak toplantıda kredi maliyetleri ve finansmana erişim sorunlarının ayrıntılı biçimde ele alınacağını açıkladı.</p>
<h2>İhracat ve AR-GE’de olumlu tablo</h2>
<p>Zorlu koşullara rağmen İSO 500 verilerinin sanayinin dayanıklılığına da işaret ettiğini söyleyen Bahçıvan, şirketlerin ihracatının yüzde 8,4 artışla 104,7 milyar dolara yükseldiğini belirtti. Bu sonucun Türk sanayisinin küresel pazarlardaki güçlü konumunu koruduğunu gösterdiğini ifade etti. Araştırmada AR-GE harcaması yapan firma sayısının ve toplam AR-GE harcamalarının artmasının yenilikçilik kapasitesindeki gelişimi ortaya koyduğunu vurgulayan Bahçıvan, yüksek teknoloji yoğunluklu sektörlerin üretimden aldığı payın yüzde 7,6’ya yükselmesinin de geleceğe yönelik umutları artırdığını söyledi.</p>
<h2>Halka açık şirket sayısı arttı</h2>
<p>İSO 500 içinde halka açık kuruluş sayısının 91’e yükseldiğine dikkat çeken Bahçıvan, bunun sermayenin tabana yayılması ve şirketlerin nitelikli finansmana erişimi açısından önemli bir gelişme olduğunu dile getirdi. İstihdam verilerinin sanayide farklı bir dönüşüme işaret ettiğini belirtilen Bahçıvan, çalışan sayısındaki sınırlı gerilemenin artık rekabet gücünün yalnızca çalışan sayısıyla değil, nitelikli insan kaynağıyla ölçüldüğünü gösterdiğini söyledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yurtdışı borçlanma eğilimi artıyor</span></h2>
<p>Toplantıda basın mensuplarının sorularını da yanıtlayan İSO Başkanı Bahçıvan, İSO 500 araştırmasında en çarpıcı verinin hangisi olduğu yönündeki soruya, “En önemli mutabakat noktası finansmandaki yüksek gider payı. Geçen sene 96 olan değer bu dönem 80 civarına olan ve ortalaması da 85’e yakın olan bir finansman ortalaması tüm sanayi kuruluşlarının yakındıkları en önemli konu. Birinci önceliğimiz bu” dedi.</p>
<p>Gıda sanayiindeki firma sayısının artışının nedenine yönelik soruya ise Bahçıvan, “Halkın tüketimini en rahat gerçekleştirebileceği yer gıdaya dönük harcamalar oluyor. Bu konuda da Türkiye’de gıda firmaları kendilerini geliştirecek yeni ürün ve ihracat çalışmaları içindeler. Sadece enflasyondan kaynaklanan bir gelişme olarak görmüyorum. Halkın tüketimindeki gıda payının özellikle de zorlu dönemlerde gıdanın toplam tüketimindeki payının artmasının payı var” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kurda bir düzeltme olması ihtiyacı olup olmadığı yönündeki soruya ise Bahçıvan, “Konsolidede kambiyo yüzde 90.9'luk bir değişim varken kamyon zararlarında da yüzde 108.9'luk bir değişim var. İkisinin toplam paçalı -171. Geçen yıla göre yüzde 0.3'ten 1.8'e bir yükselme var. Onun için çok rahatsız edici bir tablo yok. Burada bazı firmalarımızın taşıdığı döviz yüklerinin oluşturmuş olduğu bir paçaldan da kaynaklanıyor olabilir. Ama bir gerçek var şirketlerimizin giderek yurtdışı kaynaklı borçlara yöneldiğini görüyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İSO 500’de öne çıkanlar</span></h2>
<p>■ İSO 500’ün üretimden satışları yüzde 28 artışla 8 trilyon 688 milyar liradan 11 trilyon 118 milyar liraya yükseldi.<br />■ İSO 500’ün ihracatı 2025 yılında yüzde 8,4 oranında büyüyerek 104,7 milyar dolara çıktı.<br />■ İSO 500’ün Türkiye sanayi ihracatı içindeki payı 2025 yılında 1,4 puan artışla yüzde 39,7’ye yükseldi.<br />■ İSO 500’ün faaliyet karı 2025’te yüzde 57,1 oranında artarak 641 milyar liradan 1 trilyon liraya yükseldi.<br />■ Faaliyet karlılığı oranı yüzde 6,2’den yüzde 7,7’ye çıktı. Ancak bu oran, 2015-2024 ortalaması olan yüzde 10,4’ün oldukça altında kaldı.<br />■ 2025’te İSO 500’ün vergi öncesi kar ve zarar toplamı yüzde 64,7 artışla 267 milyar liradan 441 milyar liraya yükseldi. Vergi öncesi dönem kar ve zarar toplamının net satışlara oranı ise yüzde 2,6’dan yüzde 3,4’e ılımlı bir artış gösterdi.<br />■ 2025 yılında İSO 500 şirketlerinin devreden KDV tutarı yüzde 42,1 oranında artarak 120 milyar liranın üzerine çıktı.<br />■ İSO 500’de 2025 yılında yaratılan katma değer içinde en yüksek pay yüzde 33 ile düşük ve orta-düşük teknoloji yoğunluklu sektörlerden geldi.<br />■ 2024 yılına göre düşük teknolojili sektörlerin payı 1,6 puan azalırken, orta-düşük teknolojili sektörlerin payı aynı oranda arttı. Orta-yüksek teknolojili sanayiler grubunun payı ise 0,3 puan gerileyerek yüzde 26,4’e düştü.<br />■ 2023 ve 2024 yıllarında 265 ile aynı seviyede kalan Ar-Ge harcaması yapan kuruluş sayısı, 2025 yılında 8 adet artarak 273’e yükseldi ve 2018’den sonraki en yüksek seviyesine ulaştı.<br />■ 2025 yılında İSO 500’ün AR-GE harcamaları, yüzde 31,4 artarak 79,7 milyar TL’ye yükseldi. AR-GE harcamalarının üretimden satışlara oranı da yüzde 0,72 ile bugüne kadar ölçülen en yüksek düzeyine ulaştı.<br />■ 2025 yılında İSO 500 istihdamı yüzde 2,5 düşüşle 804 bin kişiye geriledi. Aynı yılda tam istihkak olarak ödenen brüt maaş ve ücretlerin yüzde 39,3 ile 1,1 trilyon liraya yükseldi. Çalışan başına ödenen maaş ve ücretlerdeki artış yüzde 42,9’a çıktı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yurtdışı borçlanmadan korkmamak lazım</span></h2>
<p>■ Döviz açık pozisyonu üzerindeki artışının risk unsuru oluşturup oluşturmadığı yönündeki soruyu yanıtlayan Bahçıvan, “Firmalarımızın iç piyasadaki kaynak bulma noktasındaki kısıtlar, yurtdışından kaynak bulma ihtiyacını artırıyor. Yurtdışına dönük borçlanmada ivme artışımız var. Türkiye yurtdışından borç alabilen bir ülke konumuna döndü. Son 2-3 yıldır oluşan kredibilite böyle bir fırsatı Türk sanayicisine verdi. Bundan çok korkmamak lazım” diye konuştu. Önümüzdeki dönem iflas dalgasının büyük şirketlere sıçramasının beklenip beklenmediğine yönelik ise İSO Başkanı Bahçıvan, çok kritik rakamlara ulaşmasa da zor durumda olan firmaların sayısının arttığını belirterek, “Sanayi sektörünün farklı bir finansman anlayışı ile değerlendirilmesi gerekiyor” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Devlerin 3'te 2'si düşük ve orta-düşük teknolojili</span></h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a33711beeb51-1781756187.png" alt="" width="800" height="309" />Araştırmada teknoloji yoğunluklarına göre katma değer dağılımına bakıldığında, burada sanayinin nitelikli ve teknoloji odaklı dönüşüm ihtiyacı bir kez daha gözler önüne seriliyor. Buna göre, 2024 yılında yaratılan katma değer içerisinde düşük ve yüksek teknoloji yoğunluklu sektörlerin payı artarken, orta-düşük ve orta-yüksek teknolojili sektörlerin payları gerilemişti. 2025 yılında ise düşük teknoloji yoğunluklu sektörlerin payı 1,6 puan azalırken, orta-düşük teknolojinin payı ise 1,6 puan artış göstermiştir. Böylece 2024'te sırasıyla yüzde 34,6 ve yüzde 31,4 olan bu iki grubun payı 2025 yılında yüzde 33 olarak birbirine eşitlendi.</p>
<p>Orta-yüksek ve yüksek teknoloji yoğunluklu sektörlerin paylarında ise değişim görece sınırlı oldu. Orta-yüksek teknolojili sektörlerin payı 0,3 puan düşüşle yüzde 26,4'e gerileyerek son 5 yılın en düşük seviyesinde gerçekleşirken, yüksek teknolojinin payı ise kademeli artış eğilimini sürdürerek yüzde 7,4'ten yüzde 7,6'ya çıktı. Veri geçmişine göre, yüksek teknoloji yoğunluklu sektörlerin payı ilk kez 2018 yılında hissedilir bir artış göstererek yüzde 5'in üzerine çıkmış, 2019'da yüzde 6,9'a kadar ulaştıktan sonra üst üste iki yıl kısmi düşüşle 2021'de yüzde 6,1'e gerilemişti. Takip eden dört yıl boyunca artış eğilimi gösteren oran, 2025 yılında şimdiye kadar ölçülen en yüksek düzeye ulaştı. 2025 yılı itibarıyla 473 imalat sanayi firmasından 179'u düşük, 136'sı orta-düşük, 138'i orta-yüksek ve 20'si yüksek teknoloji yoğunluklu sektörlerde faaliyet gösteriyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ar-Ge harcamalarının yüzde 72’si 3 sektörden</span></h2>
<p>2025 yılında İSO 500'ün Ar-Ge harcamaları, anket verilerine göre 79,7 milyar TL olarak gerçekleşirken, bir önceki yıla göre yüzde 31,4 oranında artış gösterdi. Böylece Ar-Ge harcamalarının üretimden satışlara oranı çok sınırlı bir artışla yüzde 0,7'den yüzde 0,72'ye yükselerek ve 2015'ten bu yana en yüksek düzeye ulaştı. Ar-Ge harcamalarındaki artış yıllık ortalama Yİ-ÜFE enflasyonu baz alındığında yüzde 4,8'lik reel artışa işaret ediyor. 2025'te en yüksek Ar-Ge harcaması gerçekleştiren ilk üç sektör değişmeyerek sırasıyla motorlu kara taşıtları (39,1 milyar TL), elektrikli teçhizat imalatı (9,7 milyar TL) ve bilgisayar-elektronik (8,6 milyar TL) oldu. İSO 500'ün toplam Ar-Ge harcamalarının yüzde 72,1'ini bu üç sektördeki kuruluşlar yaptı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/finansman-maliyeti-devleri-frenliyor-81350</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/9/1280x720/sanayi-1776403586.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İSO 500’ün üretimden satışları, 3 yıl üst üste gerçekleşen reel daralmanın ardından 2025’te yüzde 2,1 ile sınırlı büyüdü. 2024 yılında karlılık göstergelerindeki zayıf performansın ardından geçen yıl nominal güçlü iyileşmeler yaşansa da, faaliyet karının yüzde 84,9’unu finansman giderine kaptıran devlerde toparlanma zayıf kaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/2-sirketin-sermaye-artirimina-onay-81396</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2 şirketin sermaye artırımına onay</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), haftalık bültenini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, Kurul, Ostim Endüstriyel Yatırımlar ve İşletme AŞ'nin 206 milyon 500 bin liralık, BMS Birleşik Metal Sanayi ve Ticaret AŞ'nin 150 milyon liralık bedelsiz sermaye artırım talebini onayladı.</p>
<p>Ulusal Faktoring AŞ'nin 300 milyon liralık, İstanbul Faktoring AŞ'nin 300 milyon liralık, Quick Finansman AŞ'nin 270 milyon liralık, Deniz Eko Enerji ve Geri Dönüşüm AŞ'nin 1 milyar liralık, Turkcell İletişim Hizmetleri AŞ'nin 15 milyar liralık, Ata Yatırım Menkul Kıymetler AŞ'nin 450 milyon liralık, Midas Menkul Değerler AŞ'nin 1 milyar 450 milyon liralık, Bulls Yatırım Menkul Değerler AŞ'nin 5 milyar 450 milyon liralık ve Deniz Finansal Kiralama AŞ'nin 50 milyon avroluk borçlanma aracı ihraç başvurusuna izin verildi.</p>
<p>SPK, Pasha Yatırım Bankası AŞ Vaden Otomotiv Varlık Finansmanı Fonu'nun 10 milyar liralık, DK Yıldız Varlık Kiralama AŞ'nin 250 milyon liralık ve DK Varlık Kiralama AŞ'nin 9 milyar 500 milyon liralık kira sertifikası ve VİDMK ihracı başvurusunu onayladı.</p>
<p><strong>Yeni faaliyet izinleri ve suç duyuruları</strong></p>
<p>Kurul, Katılım Emeklilik ve Hayat AŞ’nin Katılım Emeklilik ve Hayat AŞ Katılım Karma Emeklilik Yatırım Fonu’nun kuruluşuna izin verilmesi ve fon paylarının Kurul kaydına alınması talebinin olumlu karşılanmasına karar verdi.</p>
<p>Ayrıca, "BtcTurk Portföy Yönetimi AŞ Para Piyasası Şemsiye Fonu", "HSBC Portföy Yönetimi AŞ Katılım Şemsiye Fonu" ve "Meksa Portföy Yönetimi AŞ Para Piyasası Şemsiye Fonu"nun kurulmasına izin verildi.</p>
<p>SPK, farklı şirketlerde yapılan incelemeler sonucunda 2 şahsa toplamda 20 milyon 46 bin 138 lira, 6 tüzel kişiye ise toplamda 39 milyon 559 bin lira para cezası uygulandı.</p>
<p>Mega Polietilen Köpük Sanayi ve Ticaret AŞ’nin (Şirket) hesap ve işlemlerinin 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ve ilgili mevzuat kapsamında incelenmesi sonucunda 6 kişiye farklı nedenlerden dolayı suç duyurusunda bulunuldu. Aynı mevzuat çerçevesinde 5 internet sitesinin içerik sağlayıcıları, 4 şirketin yetkilileri ve 2 kişinin adına kayıtlı 2 telefon numarası hakkında farklı eylemler nedeniyle suç duyurusunda bulunma kararı alındı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/2-sirketin-sermaye-artirimina-onay-81396</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/spk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK, Ostim Endüstriyel Yatırımlar ve İşletme AŞ&#039;nin ile BMS Birleşik Metal&#039;in bedelsiz sermaye artırım talebini onayladı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enver-gecgel-turizmin-arkasindaki-sir-81372</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enver Geçgel Turizm&#039;in arkasındaki sır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Havalimanı’ndan dönüşte önümdeki otobüsün yan tarafındaki şirket ismi dikkatimi çekti: Enver Geçgel Turizm. Aklımdan “Adında Geçgel sözcüğü olan bir şirketin otobüsüne binilir mi?” diye geçirmekle birlikte eve dönünce bir araştırma yapmaktan da kendimi alamadım. Sordum soruşturdum, merakımı giderdim.</p>
<p>Kafamdaki soruların cevabını buluncaya kadar ilk başta kelime oyunu yapıp "Acaba bu otobüsler hep geç mi kalıyor?" diye hafifçe gülümsediğimi de itiraf edeyim. Ancak işin aslı tamamen farklıymış. Meğer "Geçgel", öz Türkçe kökenli bir kelimeymiş. Sözlük anlamı öyle gecikmeyle falan ilgili değil; aksine toplumda "makbul, sözü geçen, nüfuzlu ve kabul gören" kişi demekmiş. 1934'teki Soyadı Kanunu döneminde, Güneydoğu Anadolu’nun özellikle de Şanlıurfa'nın köklü aileleri, toplumdaki ağırlıklarını ve sözü geçen yapılarını vurgulamak için bu tarz güçlü Türkçe soyadlarını seçmişler.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a338450a7e18-1781761104.png" alt="" width="431" height="280" />
<figcaption>Direksiyondayken fotoğraf çekemediğim için şirketin web sitesi imdadıma yetişti</figcaption>
</figure>
<p>Şimdi gelelim Enver Geçgel Turizm’in öyküsüne. Karayollarında yıllardır gördüğümüz "Astor Turizm" bir anda "Enver Geçgel Turizm" oluvermiş. Neden? İşte burası tam bir ticari strateji hikayesi. Aslında bu şirketin temellerini 2009’da Şanlıurfa Suruçlu Geçgel ailesinden iki büyük kardeş Feridun Geçgel ve Enver Geçgel atmış. Geçgel kardeşler hisseleri Borsa İstanbul’da işlem gören milyarlarca dolar değerindeki transformatör üreticisi Astor Enerji'nin de sahipleri. Kardeşler, 2016’da ana işleri olan trafo ve enerji sektörüne tamamen yoğunlaşmak için otobüs işini başka bir şirkete devredip turizmden çekilmişler. Ancak ilerleyen süreçte ortaklık yapıları değişip, eski şirket de faaliyetini sonlandırınca, Enver Geçgel bu sektörel mirasa ve tecrübeye yeniden sahip çıkmak istemiş.</p>
<p>Böylece, 25 Nisan 2025’te büyük bir lansmanla, geçmişin yolculuk kültürünü kendi adıyla, yani "Enver Geçgel Turizm" olarak sıfırdan ve yepyeni bir vizyonla sektöre geri kazandırmış. Yani isim değişikliği alelade bir tabeladan ibaret değil; doğrudan kurucusunun ve arkasındaki dev enerji ailesinin kendi imzasını yollara taşıma kararıymış. Ön yargıyla yaklaştığım o isim, meğer sıfırdan zirveye tırnaklarıyla kazıyarak gelmiş bir başarı öyküsünün somut haliymiş. Merakımı uyandıran bir tabela, bana yine hayatın göründüğünden çok daha derin olduğunu bir kez daha öğretti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enver-gecgel-turizmin-arkasindaki-sir-81372</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enver Geçgel Turizm&#039;in arkasındaki sır ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bu-fincan-sanat-yolunda-basarili-bir-sanat-odakli-sosyal-etki-modeli-yaratti-81366</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Bu Fincan Sanat Yolunda&#039; başarılı bir  Sanat Odaklı sosyal etki modeli yarattı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanat çağlar boyunca bireyler ve genelde toplum üzerinde belirleyici bir güç oldu. Mağara duvarlarındaki resimlerden, yapay zeka algoritmalarıyla yapılan çalışmalara kadar, insanlığın ürettiği her çalışma ortak hafızamızın bir parçası oldu. Aristoteles, sanatın görevinin şeylerin iç anlamını göstermek olduğunu,  Nietzche,  hayatı yaşanabilir kıldığını, Adorno günlük yaşama anlam kattığını, Kant ise sanatın özgür düşünme yeteneğini geliştirdiğini savundular. </p>
<p>İstanbul Modern de filozofların dediği gibi bizleri sanatlar buluşturarak yıllardır ülkemize renk, farklı bakış açıları ve düşünme biçimleri sunuyor, hayatımızı güzelleştiriyor. İki yıldır, kapsama alanını daha da genişleterek, İstanbul dışındaki etkinliklerle sekiz farklı kentteki genç sanatçılara ulaşıyor. Onların yeteneklerini besleyen,  hayallerini ateşleyen çalışmalar yapıyor. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a337d1f9b2a1-1781759263.jpeg" alt="" width="700" height="468" /><strong>İki yılda 8 ilde 200 genç sanatçıya ulaşan program </strong></p>
<p>Geçen hafta İstanbul Modern’in  Nescafé Gold ve Migros işbirliğiyle gerçekleştirdiği   “Bu Fincan Sanat Yolunda” programının ayrıntılarını, sanatçıların ve eğitmenlerin deneyimlerini dinledik. Nestlé Türkiye İçecekler İş Birimi Genel Müdürü Umut Tavaşoğlu ve İstanbul Modern Eğitim ve Sosyal Projeler Direktörü Neslihan Varol verdiği bilgiye göre, program 2025’te Nevşehir, Mardin, Trabzon ve Van’da başladı.  2026 yılı programı kapsamında Adana, Diyarbakır, Artvin ve Kars rotasındaki çalışmalar tamamladı. 25-35 yaş arası güzel sanatlar mezunlarına açık olan ve ücretsiz olarak yürütülen program kapsamında toplamda 200 katılımcı yüz yüze ve çevrim içi buluşmalarla üretim süreçlerini geliştirerek İstanbul Modern’den katılım belgesi almaya hak kazandı.</p>
<p> Nescafé olarak, gençleri her zaman odağa aldıklarını ve ihtiyaçlarına yanıt vermeyi önemsediklerini vurgulayan Nestlé Türkiye İçecekler İş Birimi Genel Müdürü Umut Tavaşoğlu projenin amacının, genç sanatçıların potansiyellerini ortaya koyabilecekleri gelişim alanları yaratmak olduğunu. İki yıl sonra gelinen noktada projenin, görünürlüğün ötesine geçen, öğrenmeyi, üretimi ve dayanışmayı destekleyen güçlü bir sosyal etki modeli haline geldiğini görmekten büyük mutluluk duyduklarını ifade etti.</p>
<p><strong>Hedef: ”Sanat eğitimini farklı şehirlerde erişilebilir kılmak”</strong></p>
<p>İstanbul Modern Eğitim ve Sosyal Projeler Direktörü Neslihan Varol ise projenin eğitim misyonuna ve sürdürülebilir yapısına değindi. Varol Programın, doğrudan sanat alanına katkı sağlamayı amaçlayan bir eğitim projesi olduğunu ve  sanat eğitimini yalnızca merkezde değil, farklı şehirlerde de erişilebilir kılmayı hedeflediklerini vurgulayan Varol, misyonlarını şu cümlelerle ifade etti:</p>
<p><em>“Genç sanatçıların üretim süreçlerini desteklerken çağdaş sanat tarihine ve kuramlarına dair birikimlerini güçlendirmeyi; üretime ilişkin yol ve yöntemleri paylaşarak sanatsal ifade becerilerini geliştirmeyi amaçlıyor. Türkiye’nin farklı üniversitelerinden ve çeşitli sanat disiplinlerinden mezun gençlerin üretim pratiklerini ve çalışmalarını paylaşabilecekleri bir zemin sunuyor. Aynı zamanda farklı şehirlerde profesyonel sanat üretimi yapmanın imkânlarını ve fırsatlarını görünür kılıyor. İki yıl boyunca elde ettiğimiz olumlu sonuçlar, projenin sürekliliği konusundaki motivasyonumuzu artırıyor. Yeni dönemde de bu etkiyi daha da genişletmeyi hedefliyoru</em>z”</p>
<p><strong>8 şehirde sanat atölyeleri. Çevrimiçi dersler…</strong></p>
<p>Peki “Bu Fincan Sanat Yolunda”  projesi kapsamında neler yapıldı?</p>
<p>İstanbul Modern Eğitim ve Sosyal Projeler Direktörü Neslihan Varol’un verdiği bilgiye göre, </p>
<p>Projenin hayata geçirildiği ilk yıl olan 2025’te; Nevşehir'de Prof. Dr. Necla Rüzgâr ile “İnsan Etkisi”, Trabzon’da Prof. Dr. Alper Maral ile “Ses ve Kültür”, Mardin'de Sabire Susuz ile “Otantik Özne” ve Van'da Doç. Dr. Ali Asgar Çakmakcı ile “Doğa ve Sanat” başlıklarıyla atölyeler gerçekleşti.</p>
<p>2026'da ise rota Adana, Diyarbakır, Artvin ve Kars illerine uzandı. Bu dönemde Adana’da Neriman Polat ile “Bellek ve Kolektif Hafıza”, Diyarbakır'da Seçkin Pirim ile “Yeni Form Arayışları”, Artvin’de Ahmet Elhan ile “Nesneler ve Gölgeler” ve Kars’ta Bager Akbay ile “Kavramsal Sanat, Portfolyo ve Yapay Zekâ Destekli Araştırma” başlıkları etrafında şekillenen atölyeler başarıyla tamamlandı.</p>
<p>Yüz yüze gerçekleştirilen atölyelerin yanı sıra çevrimiçi dersler de uygulandı. Doç. Dr. Seda Yavuz ve Doç. Dr. Ebru Nalan Sülün tarafından yürütülen, modern ve çağdaş sanatı kronolojik bir perspektifle ele alan Sanat Tarihi Seminer Programı ile Doç. Dr. Fırat Arapoğlu tarafından yürütülen kuramsal çözümlemeye dayalı Panel Programı, proje kapsamında yıl boyunca devam etti.</p>
<p>Migros mağazalarında yer alan özel tasarım Nescafé Gold paketleriyle de desteklenen proje, sanat eğitimini ve üretimini daha geniş kitlelere ulaştırma hedefiyle önümüzdeki dönem çalışmalarını şekillendirmeyi sürdürecek.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bu-fincan-sanat-yolunda-basarili-bir-sanat-odakli-sosyal-etki-modeli-yaratti-81366</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/6/1280x720/74-1781759250.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Bu Fincan Sanat Yolunda&#039; başarılı bir  Sanat Odaklı sosyal etki modeli yarattı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/canakkalenin-bag-rotasi-ekonomiye-ve-turizme-katki-saglayacak-81391</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çanakkale’nin bağ rotası ekonomiye ve turizme katkı sağlayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA SULTAN AZİZOĞLU/İSTANBUL</strong></p>
<p>Çanakkale’nin tarih, kültür, gastronomi ve bağcılık mirasını aynı rotada buluşturan Troia Bağ Yolu Projesi’nin bu yıl ikincisi düzenlenen tanıtım lansmanı, 11 Haziran 2026 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirildi. Bölgenin turizm potansiyelini artırmayı hedefleyen proje, ziyaretçilere Çanakkale’nin binlerce yıllık tarihi ile doğal güzelliklerini ve köklü bağcılık geleneğini bir arada deneyimleme fırsatı sunuyor.</p>
<p>Sektör temsilcileri, üreticiler, turizm profesyonelleri ve davetlilerin katıldığı lansmanda, Troia Bağ Yolu’nun bölgesel kalkınmaya sağlayacağı katkılar ve gastronomi turizmi açısından taşıdığı potansiyel ele alındı. Etkinliğe Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odası’nı temsilen Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Murat Aydoğdu, Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Çelik ve Meclis Üyesi Esra Talay katıldı.</p>
<p>Lansmanda konuşan Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Murat Aydoğdu, Troia Bağ Yolu’nun yalnızca bir turizm rotası değil, aynı zamanda bölgenin üretim, kültür ve gastronomi değerlerini bütüncül bir hikaye etrafında birleştiren stratejik bir destinasyon çalışması olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>‘Troia Bağ Yolu projesi Çanakkale’nin cazibesini arttıracak’</strong></p>
<p>Aydoğdu, “Troia Bağ Yolu sayesinde bölgemizin bağcılık geleneği, yerel ürünleri ve gastronomik zenginlikleri daha geniş kitlelere ulaşma imkanı bulacak. Projenin, üreticilerimizin ve turizm paydaşlarımızın uluslararası ölçekte görünürlüğünü artıracağına inanıyoruz” dedi.</p>
<p>Deneyim odaklı turizm anlayışının dünya genelinde giderek önem kazandığını vurgulayan Aydoğdu, bağ rotaları ve gastronomi temelli projelerin destinasyonların rekabet gücünü yükselttiğine dikkat çekti. Troia Bağ Yolu’nun ziyaretçilerin bölgede daha uzun süre konaklamasına katkı sağlayacağını ifade eden Aydoğdu, bunun yerel ekonomiyi güçlendireceğini ve kırsal alanlarda yeni ekonomik fırsatlar oluşturacağını belirtti.</p>
<p>Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odası olarak üretim ile turizmi buluşturan ve yerel kalkınmayı destekleyen projelerin yanında olmaya devam edeceklerini kaydeden Aydoğdu, “Kentimizin marka değerini yükselten bu değerli oluşumun hayata geçirilmesinde emeği geçen tüm paydaşları kutluyor, Troia Bağ Yolu’nun bölgemize ve ülke turizmine hayırlı olmasını diliyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Çanakkale’nin tarihsel mirasını, bağcılık kültürünü ve gastronomi değerlerini turizm ekseninde bir araya getiren Troia Bağ Yolu Projesi’nin, önümüzdeki dönemde bölgeyi yerli ve yabancı turistler açısından önemli bir cazibe merkezi haline getirmesi hedefleniyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/canakkalenin-bag-rotasi-ekonomiye-ve-turizme-katki-saglayacak-81391</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/9/1/1280x720/canakkalenin-bag-rotasi-ekonomiye-ve-turizme-katki-saglayacak-1781767690.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Troia Bağ Yolu Projesi’nin lansmanında konuşan Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Murat Aydoğdu, Troia Bağ Yolu’nun yalnızca bir turizm rotası değil, aynı zamanda bölgenin üretim, kültür ve gastronomi değerlerini bütüncül bir hikaye etrafında birleştiren stratejik bir destinasyon çalışması olduğunu söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/chpde-sali-sakin-gecti-carsamba-gunu-yeniden-hareketlendi-81368</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> CHP’de salı sakin geçti, çarşamba günü yeniden hareketlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Mutlak butlan kararının ardından, Kemal Kılıçdaroğlu geçen hafta partisinin MYK’sını topladı. MYK’da 9 milletvekilinin tedbirli ihraçları istendi. İhraçların parti tüzüğüne aykırı olduğu tartışmaları devam ederken, dün sabah saatlerinde kulisler ihraç edilen 9 milletvekilinin parti üyelikleri Yargıtay tarafından silindiği haberleriyle hareketlendi. CHP Ankara Milletvekili Umut Akdoğan sosyal medya hesabı üzerinde yaptığı paylaşımda, e-Devlet üzerinden CHP üyeliğinin silindiği fark etti. Akdoğan, “Bu ne acele. YDK’ya usulsüz bir sevk var. Savunma hakkımız var. Mahkemeye itiraz hakkımız var. Biz CHP üyesiyiz” sözleri ile itirazını dile getirdi. Üyeliklerin silinmesinin ardından 138 olan CHP milletvekili sayısı 129’a düştü.</p>
<p><strong>Kurultay imzaları teslim edildi, 74 il başkanından kurultay çağrısı yapıldı </strong></p>
<p>Ardından karşı hamle Özgür Özel tarafından geldi. Daha önce açıklandığı üzere dün CHP'de olağanüstü kurultay talebiyle toplanan 833 delegenin imzası, CHP Genel Merkezi'ne teslim edildi. CHP İl Başkanları adına açıklama yapan CHP Eskişehir İl Başkanı Talat Yalaz, “olağanüstü kurultay” çağrısında bulunarak, “Belirlediğimiz makul süre 10 gündür. 10 gün içinde kurultay kararı verilmezse, gereken başvurularda bulunacağız” dedi. İmzaların teslim edilmesinin ardından TBMM’de basın toplantısı düzenleyen Grup Başkanvekili Murat Emir, "mutlak butlan" kararı ve olağanüstü kurultay talebine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Emir, parti tüzüğünün amir hükümlerini hatırlatarak, "Salt çoğunluktan bir fazla kurultay delegesi eğer 'kurultay yapılsın' diye usulüne uygun olarak başvuruda bulunmuşsa artık genel başkanın elinde bir seçenekli durum söz konusu değildir, 45 gün içerisinde kurultayı toplamak zorundadır" dedi.</p>
<p><strong>Parti Meclisi dışında hiçbir organ milletvekillerini disipline sevk edemez </strong></p>
<p>9 milletvekilinin üyeliğinin Yargıtay tarafın düşürülmesini “olağan olmayan” bir durum olarak değerlendiren Murat Emir, “Milletvekillerini disipline sevk edecek organ Parti Meclisidir. Başka hiçbir organ milletvekillerini disipline sevk edemez. 'Yok, biz ederiz MYK marifetiyle', edemezsiniz. Usul şudur: Parti Meclisi'ne gidecek, Parti Meclisi'nde karar verilecek Yüksek Disiplin Kurulu'na gitsin diye. Karar verici Yüksek Disiplin Kurulu'dur. Yüksek Disiplin Kurulu dosyayı açacak, süresi içerisinde çağrıda bulunacak, süresi içerisinde ifadesini alacak kişinin ve buna göre karar verecek. Türkiye'de Yargıtay neyse partide de Yüksek Disiplin Kurulu budur” diye konuştu. Bu arada Özgür Özel, kurultay talebinin genel merkeze iletilmesinin ardından 74 il başkanıyla Ankara’da bir otelde bir araya geldi. Özel, bundan sonra atılacak adımlarla ilgili yol haritasını il başkanlarıyla istişare etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/chpde-sali-sakin-gecti-carsamba-gunu-yeniden-hareketlendi-81368</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/8/1280x720/67-1781759836.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CHP’de salı sakin geçti, çarşamba günü yeniden hareketlendi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dunyanin-buyuk-zincir-marketleri-yas-meyve-sebze-icin-izmire-gelecek-81349</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünyanın büyük zincir marketleri yaş meyve sebze için İzmir’e gelecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Meyve, Sebze, Ambalaj, Depolama, Lojistik &amp; Yeni Teknolojiler Fuarı’nı (Interfresh Eurasia) düzenleyen ANTEXPO AŞ Genel Müdürü Murat Özer, yaş meyve sebze sektörünün Türkiye’de tek fuarı olan Interfresh Eurasia’nın 8-10 Eylül tarihleri arasında İzmir’de gerçekleştirileceğini bildirdi.</p>
<p>Bu yıl fuarın, sektörün inovasyon, sürdürülebilirlik ve küresel ticaretin buluşma noktası olacağını belirten Özer, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Türkiye'nin üretim kapasitesi ve stratejik konumuyla küresel taze ürün ticaretinde üstlendiği belirleyici rol, 2018'den bu yana düzenlenen Interfresh Eurasia Fuarı 2026'da yeni teknolojileri, girişimleri, sürdürülebilir üretimi ve küresel alıcı bağlantılarını tek çatı altında buluşturan güçlü bir uluslararası platforma dönüştürüyor. Eş zamanlı düzenlenen Interfood Eurasia Fuarı ise, dondurulmuş, kurutulmuş, konserve ve meyve suları üretici ve ihraççılarını dünya pazarı ile buluşturacak.’’</p>
<p><strong>Hedef 100 ülke</strong></p>
<p>Geçen yıl 71 ülkeden alıcıların fuara katıldığını vurgulayan Özer, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Başta Avrupa, Orta Doğu, Kuzey Afrika, Orta Asya ve Balkanlar olmak üzere geniş bir uluslararası kitleyi hedefliyoruz. 2025'te 71 ülkeden profesyoneli ağırladık, 2026 hedefimiz 100'den fazla ülke hedefledik. Uluslararası alım heyetleri ile Dünyanın sayılı büyük Zzncir marketleri olan Dole, Sainsbury's, Asda, X5, Vkusvill, Magnit, Samokat ve Azbuka Vkusa, Gomez,  Maxi, Mercator, Konzum, Plodine ve Bingo, Lidl,  Edeka, Rewe ve Auchan gibi süpermarket zincirleri başta olmak üzere, Avrupa’daki etnik market zincirleri, hallerdeki toptancılar, ithalatçılar, Türk üretici ve ihracatçılarla doğrudan buluşacak.’’</p>
<p>Özellikle Avrupa'ya ihracat yapan üreticilerin, sürdürülebilirliğin artık bir tercih değil zorunluluk olduğunun farkında olduğunu vurgulayan Murat Özer, ‘’Üretici ve ihracatçılar geri dönüştürülebilir malzemeler, hafifletilmiş ambalaj ve tedarikçilerle uzun vadeli ortaklıklar yoluyla maliyetleri dengelemeye çalışıyorlar. Sürdürülebilir ambalaj; ürün kalitesi, raf ömrü, lojistik verimlilik ve marka algısı açısından da stratejik bir öncelik hâline geldi’’ dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dunyanin-buyuk-zincir-marketleri-yas-meyve-sebze-icin-izmire-gelecek-81349</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/meyve-sebze.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Başta Avrupa olmak üzere Rusya ve Orta Doğu bölgelerinin en büyük zincir marketleri temsilcileri, İzmir’de düzenlenecek Meyve, Sebze, Ambalaj, Depolama, Lojistik &amp; Yeni Teknolojiler Fuarı’nda ihracatçılarla buluşacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtoda-macaristan-ulke-gunu-gerceklestirildi-81442</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GTO’da Macaristan Ülke Günü gerçekleştirildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Avrupa İşletmeler Ağı Projesi kapsamında GTO ve HEPA Türkiye (Macaristan İhracatı Teşvik Ajansı) iş birliğinde, Macaristan Ankara Büyükelçiliğinin katkılarıyla düzenlenen “Macaristan Ülke Günü” toplantısı; GTO Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Yıldırım, Macaristan Ankara Büyükelçiliği Ticaret Ataşesi Mate Szabados, HEPA Türkiye Genel Müdürü Yalçın Orhon, HEPA Türkiye Ülke Müdürü Emre Cihad Sönmez ve GTO üyelerinin katılımıyla gerçekleştirildi.</p>
<p>Macaristan pazarı, ülkenin ticari ve yatırım olanakları ile Gaziantep iş dünyası açısından değerlendirilebilecek iş birliği fırsatlarının ele alındığı toplantıda; Macaristan’da yatırım imkânları, ülke ekonomisi, sektör bazlı fırsatlar ve iki ülke arasındaki ticaretin geliştirilmesine yönelik başlıklar değerlendirildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a33fd5510c9f-1781792085.JPG" alt="" width="700" /></p>
<p><strong>“Gaziantep, Türkiye’nin dünyaya açılan en dinamik şehirlerinden biridir”</strong></p>
<p>Programın açılışında konuşan GTO Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Yıldırım, Türkiye ile Macaristan arasındaki ilişkinin yalnızca ticari bağlardan ibaret olmadığını belirterek iki ülkenin tarihi, kültürel ve stratejik açıdan güçlü bir dostluğa sahip olduğunu söyledi. Gaziantep’in üretim gücü, ihracat kapasitesi ve girişimcilik ruhuyla Türkiye’nin dünyaya açılan en dinamik şehirlerinden biri olduğunu vurgulayan Yıldırım, “Bugün rotamızı Avrupa’nın tam merkezinde; lojistik gücüyle, güçlü sanayisiyle ve inovasyon potansiyeliyle öne çıkan Macaristan’a çeviriyoruz. Türk dünyası ile Avrupa arasında önemli bir köprü olan Macaristan, bizim için sadece bir pazar değil; stratejik bir yol arkadaşıdır” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a33fd6f2ba5c-1781792111.JPG" alt="" width="700" height="459" /></p>
<p><strong>“Avrupa pazarında birlikte büyümeye hazırız”</strong></p>
<p>Ticareti yalnızca rakamlardan ibaret görmediklerini, kalıcı başarının ortak yatırımlar, teknoloji transferi ve güvene dayalı iş birlikleriyle mümkün olduğunu ifade eden Yıldırım, şöyle devam etti: “Gerçek başarı; ortak yatırımlarda, teknoloji transferinde ve kazan-kazan ilkesiyle inşa edilen güven ilişkilerinde saklıdır. Otomotiv yan sanayisinden gıdaya, tekstilden kimyaya ve dijital dönüşüme kadar pek çok alanda Macar dostlarımızla ortaklıklar kurmaya, Avrupa pazarında birlikte büyümeye hazırız. Bugün atacağımız adımların, yarın küresel ticaretteki yerimizi çok daha güçlü kılacağına inanıyorum.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a33fd838a355-1781792131.JPG" alt="" width="700" height="443" /></p>
<p><strong>“Türkiye ve Macaristan arasında ticari köprü görevi üstleniyoruz”</strong></p>
<p>HEPA Türkiye Genel Müdürü Yalçın Orhon da HEPA Türkiye’nin faaliyetleri hakkında bilgi vererek,  Türkiye ve Macaristan arasında ticari köprü görevi üstlendiklerini söyledi. HEPA Türkiye’nin firmalar arasında doğru eşleşmeler yapılması, yeni pazar fırsatlarının değerlendirilmesi ve uzun vadeli ticari ortaklıkların kurulması amacıyla faaliyet gösterdiğini belirten Orhon, “Macaristan İhracatı Teşvik Ajansı’nın Türkiye ve Yunanistan’dan sorumlu resmi ofisi olarak, ülkelerimiz arasında karşılıklı ticaretin gelişmesine katkı sağlamayı hedefliyoruz. Pazar araştırmalarından firma eşleştirmelerine, tedarikçi bağlantılarından fuar ve tanıtım faaliyetlerine kadar birçok alanda iş dünyasına destek oluyoruz” dedi. Gaziantep’in üretim ve ihracat kapasitesiyle önemli bir potansiyel taşıdığını ifade eden Orhon, Macaristan Ülke Günü’nün Gaziantepli firmalar için yeni ticari temaslara ve kalıcı iş birliklerine kapı aralayacağını belirtti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a33fd975e3af-1781792151.JPG" alt="" width="700" /></p>
<p><strong>“Türkiye-Macaristan ilişkileri iş dünyası için güçlü bir temel oluşturuyor”</strong></p>
<p>Macaristan Ankara Büyükelçiliği Ticaret Ataşesi Mate Szabados ise konuşmasında, toplantının Gaziantep gibi üretim ve ihracat gücüyle öne çıkan bir şehirde düzenlenmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek GTO’ya ve HEPA Türkiye’ye teşekkür etti. Türkiye ile Macaristan’ın yüzyılı aşkın diplomatik ilişkilere sahip olduğunu hatırlatan Szabados, iki ülke ilişkilerinin Aralık 2023’te geliştirilmiş stratejik ortaklık seviyesine yükseltildiğini belirtti. Bu siyasi güven ortamının iş dünyası arasındaki iş birlikleri için de sağlam bir zemin oluşturduğunu söyleyen Szabados, “Bir ekonomik ortaklığı değerli kılan yalnızca düzenlenen toplantılar ya da imzalanan belgeler değildir. Asıl önemli olan şirketlerin birbirini bulması, değer zincirlerinin ve tedarik zincirlerinin derinleşmesi, bilginin iki yönde akması ve yatırımların her iki tarafta da kök salabilmesidir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Szabados, Türkiye ile Macaristan arasındaki ikili ticaret hacminin 5 milyar doları aştığını belirterek ilişkilerin sanayi temelli, sürdürülebilir ve birbirini tamamlayan bir yapıya sahip olduğunu söyledi. Macaristan’ın yalnızca hedef pazar olarak değil, Avrupa’nın geniş ekonomilerine ulaşmak için lojistik ve stratejik bir merkez olarak da değerlendirilebileceğini kaydeden Szabados, ülkede yatırım yapan Türk şirketlerinin bu potansiyelin en somut örnekleri arasında yer aldığını ifade etti.</p>
<p><strong>Macaristan’daki ticari ve yatırım fırsatları anlatıldı</strong></p>
<p>Açılış konuşmalarının ardından Macaristan Ankara Büyükelçiliği Ticaret Ataşesi Mate Szabados tarafından “Macaristan’da Yatırım Olanakları” başlıklı sunum gerçekleştirildi. Sunumda Macaristan ekonomisi, yatırım ortamı, sanayi altyapısı, lojistik avantajları ve yabancı yatırımcılara sunulan imkânlar hakkında katılımcılara bilgi verildi. Program kapsamında HEPA Türkiye Ülke Müdürü Emre Cihad Sönmez de “Macaristan Ülke Tanıtımı ve Ticari Olanaklar” başlıklı sunumuyla Macaristan pazarının genel yapısı, iki ülke arasındaki ticari ilişkiler, sektör bazlı fırsatlar ve Gaziantepli firmalar açısından değerlendirilebilecek iş birliği alanlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtoda-macaristan-ulke-gunu-gerceklestirildi-81442</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/2/1280x720/gtoda-macaristan-ulke-gunu-gerceklestirildi-1781792204.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Ticaret Odası (GTO), üyelerinin küresel pazarlara erişimini güçlendirmek ve yeni iş birliği fırsatları oluşturmak amacıyla düzenlediği “Ülke Günleri” etkinliklerine Macaristan Ülke Günü ile devam etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/antepsan-turkiyenin-sanayi-devleri-arasinda-yukselisini-surduruyor-81412</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antepsan İSO 500&#039;de 83 sıra yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep’in önde gelen sanayi kuruluşlarından Antepsan Kuruyemiş, İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından açıklanan 2025 yılı “Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu” araştırmasında önceki yıla göre 83 sıra birden yükseldi. Şirket, Türkiye genelinde 334’üncü, Gaziantep'te ise 17’nci sıraya yerleşti.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, Türkiye sanayisinin en kapsamlı ve prestijli araştırmalarından biri olarak kabul edilen İSO 500 listesinde elde edilen bu yükseliş, Antepsan’ın üretim gücünü, yatırım vizyonunu ve sürdürülebilir büyüme stratejisini bir kez daha ortaya koydu.</p>
<p>Açıklamanın devamında, "Kurulduğu günden bu yana kalite odaklı üretim anlayışıyla faaliyetlerini sürdüren Antepsan, gerçekleştirdiği yatırımlar, ihracat odaklı büyüme politikası ve yenilikçi yaklaşımıyla sektördeki konumunu her geçen yıl daha da güçlendiriyor. Ar-Ge çalışmalarına verdiği önemle dikkat çeken firma, geliştirdiği yeni ürünler ve modern üretim teknolojileriyle hem yurt içi hem de uluslararası pazarlarda büyümesini sürdürüyor. Üretimden paketlemeye kadar tüm süreçlerinde kalite ve sürdürülebilirliği ön planda tutan Antepsan, bölge ekonomisine sağladığı katkı ve oluşturduğu istihdamla da öne çıkıyor." denildi. </p>
<p>Antepsan Yönetim Kurulu Başkanı Murat Bakır, İSO 500 listesinde elde edilen yükselişin şirketin uzun yıllara dayanan istikrarlı büyüme politikası ve üretim odaklı yaklaşımının bir göstergesi olduğunu söyledi. Bakır, “Kurulduğumuz günden bu yana kaliteyi, güveni ve sürdürülebilir büyümeyi temel ilke olarak benimsedik. Gerçekleştirdiğimiz yatırımlar ve geliştirdiğimiz projeler sayesinde hem üretim kapasitemizi hem de ihracat gücümüzü artırıyoruz. Gaziantep’in ve ülkemizin değerlerini dünya pazarlarında daha güçlü şekilde temsil etmek için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Önümüzdeki dönemde de üretime, istihdama ve katma değer oluşturan yatırımlara öncelik vermeye devam edeceğiz” dedi.</p>
<p>Türkiye’nin köklü gıda markalarından biri olma hedefi doğrultusunda ilerleyen Antepsan, elde ettiği başarılarla hem Gaziantep’in hem de Türkiye’nin sanayi ve ihracat gücüne katkı sağlamayı sürdürüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/antepsan-turkiyenin-sanayi-devleri-arasinda-yukselisini-surduruyor-81412</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/1/2/1280x720/antepsan-turkiyenin-sanayi-devleri-arasinda-yukselisini-surduruyor-1781777142.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antepsan Kuruyemiş, “Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu” araştırmasında geçen yıla göre 83 sıra yükselerek Türkiye genelinde 334’üncü sıraya, Gaziantep sıralamasında ise 17’nci sıraya yerleşti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/marmarabirlikten-kahvalti-pazarina-yeni-hamle-81409</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Marmarabirlik&#039;ten kahvaltı pazarına yeni hamle</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Marmarabirlik, ürün portföyünü genişletme stratejisi kapsamında geliştirdiği Zeytinyağlı Kakaolu Fındık Kreması'nı tüketicilerle buluşturdu.</p>
<p>Birlikten yapılan açıklamaya göre ürün, Türkiye genelindeki yerel zincir marketlerde satışa sunuldu. Ürünün ilk ihracatı da Almanya, Avusturya, İsviçre ve İngiltere'ye gerçekleştirildi.</p>
<p>Marmarabirlik Yönetim Kurulu Başkanı Ali Yıldız, yeni ürünün kurumun 72 yıllık üretim tecrübesi ve kalite anlayışının bir sonucu olduğunu belirterek, değişen tüketici beklentilerine uygun katma değerli ürünler geliştirmenin artık bir tercih değil zorunluluk haline geldiğini söyledi. Marmarabirlik'in gücünü üretici ortaklarından, kurumsal hafızasından ve zeytincilik kültüründen aldığını ifade eden Yıldız, “Amiral gemimiz olan siyah zeytinin değerini korurken marka gücümüzü yeni kategorilere taşımayı hedefliyoruz. Zeytinyağlı Kakaolu Fındık Kreması da bu anlayışın yeni temsilcilerinden biri” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a33bd920c58a-1781775762.jpg" alt="" width="599" height="399" /></p>
<h2>Kahvaltı kategorisinde büyüme hedefi</h2>
<p>Marmarabirlik'in zeytin, zeytinyağı, zeytin ezmesi ve soslu zeytin ürünleriyle kahvaltı sofralarında güçlü bir konuma sahip olduğunu vurgulayan Yıldız, yeni ürünün bu bütüncül stratejinin önemli bir halkası olduğunu kaydetti. Yıldız, “Hedefimiz tüketicinin kahvaltı sofrasında ihtiyaç duyduğu her kategoride Marmarabirlik kalitesini sunabilmek. Zeytinyağlı Kakaolu Fındık Kreması, kahvaltı kategorisindeki büyüme vizyonumuzun önemli adımlarından biridir” diye konuştu. Ürünün geliştirilme sürecinde tüketici beklentilerinin detaylı şekilde analiz edildiğini belirten Ali Yıldız, özellikle ailelerin ve ebeveynlerin hassasiyetlerini dikkate aldıklarını söyledi. Trans yağ, palm yağı ve koruyucu içermeyen formülasyonun yanı sıra yüksek fındık oranı ve zeytinyağı içeren reçeteyle farklılaştıklarını ifade eden Yıldız, ürünün temiz içerik anlayışıyla güçlü lezzeti bir araya getirdiğini dile getirdi. Geçtiğimiz ay Türkiye genelindeki bayilere tanıtılan ürünün lansman sürecinde olumlu geri dönüşler aldığını belirten Yıldız, kısa sürede yerel zincir marketlerde raflara çıktığını söyledi. Ürünün önümüzdeki dönemde ulusal market zincirlerinde de tüketiciyle buluşturulması hedefleniyor.</p>
<h2>İlk ihracat dört ülkeye</h2>
<p>Yeni ürünün yurt dışı pazarlara açılmaya başladığını açıklayan Yıldız, ilk ihracatın Almanya, Avusturya, İsviçre ve İngiltere'ye yapıldığını belirtti. Öncelikli hedeflerinin yurt dışındaki etnik pazarlarda güçlü bir konum elde etmek olduğunu kaydeden Yıldız, ardından Avrupa başta olmak üzere uluslararası pazarlarda büyümeyi amaçladıklarını söyledi. Yıldız, Marmarabirlik'in üretici gücünü ve marka değerini yeni ürün kategorilerine taşıyarak büyümesini sürdüreceğini sözlerine ekledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/marmarabirlikten-kahvalti-pazarina-yeni-hamle-81409</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/9/1280x720/marmarabirlikten-kahvalti-pazarina-yeni-hamle-1781775790.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Marmarabirlik, zeytinyağı ile zenginleştirilmiş kakaolu fındık kremasını piyasaya sundu. Ürün Türkiye genelinde raflardaki yerini alırken, ilk ihracat Almanya, Avusturya, İsviçre ve İngiltere&#039;ye gerçekleştirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/salihliden-4-firma-turkiyenin-500-buyuk-sanayi-kurulusu-listesinde-yer-aldi-81399</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Salihli’den 4 firma İSO 500 listesinde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/MANİSA</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası’nın açıkladığı “Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu” listesinde merkezleri Salihli’de bulunan Vergo Enerji Sistemleri ile Lider Petfood’un yanı sıra Salihli’de faaliyet gösterip, merkezleri başka illerde olan Ofis Yem Gıda ve Sanko Enerji yer aldı.</p>
<p>Salihli Ticaret ve Sanayi Odası’na kayıtlı olan enerji ekipmanları tedarikçisi Vergo Enerji Sistemleri, İSO’nun listesinde 344. sıradan girdi. Salihli Organize Sanayi Bölgesi’nde 3 yıl önce faaliyete geçen Vergo Enerji, bir önceki sene 262. sırada yer almıştı. Evcil hayvan maması üreticisi Lider Petfood ise listeye 453. sıradan girdi. Salihli Organize Sanayi Bölgesi’nde üretim yapan Lider Petfood bir önceki yıl 473 olan sırasından 20 basamak yukarılara tırmanarak iyi bir performans sergilemiş oldu.</p>
<p>Merkezi Ankara’da olup Ankara Sanayi Odası’na kayıtlı ve Salihli’de şubesi bulunan Ofis Yem Gıda Sanayi ve Tic. A.Ş. şirketi ise 500 dev arasına 284. sıradan girdi. Merkezi Gaziantep’te olup Salihli’de şubesi bulunan Sanko Enerji Sanayi ve Tic. A.Ş. ise sıralamaya 335. olarak katılım sağladı. </p>
<p>İstanbul Sanayi Odası tarafından açıklanan “Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu”  listesinde 4 firma ile temsil edilmenin gururunu yaşadıklarını belirten Salihli Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Yüksel, sanayi alanındaki performansı artan Salihli’nin ekonomisinin her geçen yıl giderek daha da güçlendiğini kaydetti. Yüksel, gelişmelerle ilgili şu değerlendirmeyi yaptı: “2025 yılı verileri analiz edilerek yapılan sıralamada odamızın üyesi olan firma sayısı 2, başka bir Oda’ya kayıtlı olup Salihli’de faaliyet gösteren 2 şube ile birlikte devler listesinde 4 firma ile temsil edilmemiz sevindirici. Bir önceki yıl da yine aynı firmalar 500 büyük sanayi kuruluşu listesinde yer alıyordu. Bunlardan 3’ünün bu yıl listede daha da ön sıralara tırmanmış olduğunu görüyoruz. Firmalarımızın gösterdiği performans bizi mutlu ediyor.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a33b188dbd79-1781772680.JPG" alt="" width="700" height="496" /></p>
<p>Salihli OSB’nin ikinci etabında yeni fabrikaların yükselmeye devam ettiğini ve ikinci kısmın yüzde 100 doluluğa ulaşması halinde sanayinin ilçe ekonomisindeki ağırlığını daha da hissettireceğine dikkat çeken Yüksel, “Salihli OSB’nin bu başarıda büyük bir payı olduğu kuşkusuzdur. Başarılı performans gösteren sanayi kuruluşlarımızın yöneticilerini ve çalışanlarını gönülden tebrik ederiz” şeklinde görüşlerini dile getirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/salihliden-4-firma-turkiyenin-500-buyuk-sanayi-kurulusu-listesinde-yer-aldi-81399</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/9/9/1280x720/salihliden-4-firma-turkiyenin-500-buyuk-sanayi-kurulusu-listesinde-yer-aldi-1781772662.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul Sanayi Odası, geleneksel olarak her yıl yaptığı gibi, Türkiye genelindeki firmaları 2025 yılındaki performanslarına göre değerlendirdi. Salihli’de faaliyet gösteren 4 firma, 500 şirket arasına girmeyi başardı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/pine-bay-turkiye-konaklama-sektorunun-ilk-efqm-5-yildiz-yetkinlik-belgesini-aldi-81395</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pine Bay, konaklama sektörünün ilk EFQM 5 Yıldız Yetkinlik Belgesi’ni aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Göçtur bünyesinde faaliyet gösteren Pine Bay Hotels &amp; Resorts, Türkiye konaklama sektörünün ilk "EFQM 5 Yıldız Yetkinlik Belgesi" almaya hak kazandı.</p>
<p>EFQM Tanıma ve Ödül Programı dış değerlendirme süreci, Avrupa Kalite Yönetimi Vakfı (EFQM) ulusal iş birliği ortağı Türkiye Kalite Derneği’nin (KalDer) yönetiminde gerçekleşti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://img.ekonomim.com/rcman/Cw850h567q95gc/storage/files/images/2026/06/18/pinebay2-n3tz.jpg" alt="Pine Bay, Türkiye konaklama sektörünün ilk EFQM 5 Yıldız Yetkinlik Belgesi’ni aldı - Resim : 1" width="700" height="467" data-lightbox="true" /></p>
<p>Göçtur’un ilk yatırımı ve amiral gemisi Pine Bay Hotels &amp; Resorts, EFQM Tanıma ve Ödül Programı dış değerlendirme süreci sonrasında, Türkiye konaklama sektöründe "EFQM 5 Yıldız Yetkinlik Belgesi" almaya hak kazanan ilk kuruluş oldu. Pine Bay Hotels &amp; Resorts, ayrıca Ege Bölgesi Üstün Performans Ödülü’nün de sahibi oldu.</p>
<p>Avrupa Kalite Yönetimi Vakfı’nın (EFQM) ulusal iş birliği ortağı Türkiye Kalite Derneği (KalDer) yönetiminde gerçekleşen EFQM Tanıma ve Ödül Programı, kuruluşları değişimi yönetme ve performansı artırma konusunda destekleyen, dünya çapında tanınan bir yönetim çerçevesi oluşturuyor.</p>
<p>Pine Bay Hotels &amp; Resorts, Kuşadası’nda kendine ait koyunda, aile konsepti ve mavi bayraklı özel plajıyla 30 yılı aşkın süredir hizmet veriyor.</p>
<h2>Türkiye konaklama sektöründe bir ilk</h2>
<p>Türkiye konaklama sektörünün ilk "EFQM 5 Yıldız Yetkinlik Belgesi"ni almaya hak kazanan Pine Bay Hotels &amp; Resorts’un başarısı, ülkemiz turizminde kalite yönetimi ve kurumsal mükemmellik başlıklarının daha görünür hale gelmesine de katkı sunuyor.</p>
<p>Göçtur Otellerden Sorumlu İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Rena Çukurova, EFQM Tanıma ve Ödül Programının ve değerlendirme sürecinin kurum için taşıdığı anlamı şöyle değerlendirdi: “Almaya hak kazandığımız EFQM 5 Yıldız Yetkinlik Belgesi ile sektörümüzde bir ilki başarmanın gururunu yaşıyoruz. Başvurumuzu yaptığımız Ege Bölgesi’nde, Ege Bölgesi Üstün Performans Ödülü kazanmış olmak ayrı bir gurur. Bu başarı, turizmde rekabet gücünün yalnızca tesis yatırımı, lokasyon ya da hizmet çeşitliliğiyle değil; ölçülebilir yönetim kalitesi, sürekli iyileştirme disiplini ve sürdürülebilir performans anlayışıyla da güçlendiğini ortaya koyuyor. Paydaşların bakış açısını da merkeze alan değerlendirme sürecinde, otelimizde görev yapan çalışma arkadaşlarımızın da görüşlerine başvuruldu. Bu başarı, uzun süredir üzerinde çalıştığımız kalite, kurumsallaşma ve sürdürülebilir gelişim yaklaşımının somut bir göstergesi. EFQM, güçlü yanlarımızı ve gelişim alanlarımızı uluslararası kabul görmüş bir model üzerinden değerlendirmemizi sağladı. Ulusal Kalite Hareketi katılımcısı olarak, değerlendirmeden aldığımız geri bildirimlerle gelişim yolculuğumuzu aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Bu başarıyı birlikte inşa ettiğimiz tüm çalışanlarımıza, paydaşlarımıza ve tüm misafirlerimize, titiz değerlendirme süreci için KalDer Yönetimine ve EFQM değerlendiricilerine teşekkür ediyoruz.”</p>
<p>Pine Bay Hotels &amp; Resorts’un almış olduğu ödül ve EFQM dış değerlendirme sonucu, KalDer İzmir Şubesi tarafından 26’ncısı düzenlenen Mükemmelliği Arayış Sempozyumu’nda açıklandı. EFQM dış değerlendirme süreci başvurusunu Ege Bölgesi’nden yapan Pine Bay Hotels &amp; Resorts, Pine Bay Hotels &amp; Resorts, Ege Bölgesi Üstün Performans Ödülü’ne layık görülürken, Türkiye’de konaklama sektöründe bir ilki gerçekleştirerek EFQM 5 Yıldız Yetkinlik Belgesi’nin de sahibi oldu.</p>
<h2>3 ana alanda, 7 değerlendirme kriteri</h2>
<p>Avrupa Kalite Yönetimi Vakfı (European Foundation for Quality Management) tarafından sanayi temsilcileri ve akademisyenlerin desteği ile geliştirilen EFQM Modeli, ilk uygulanmaya başladığı 1991 yılından bu yana dünya çapında tanınan bir yönetim çerçevesi oluşturuyor. Kuruluşların iyileştirme ve yenileşim kültürü geliştirmeleri için rehber oluşturan EFQM Modeli, değişimi yönetme ve performans iyileştirmesi alanlarında destek sağlıyor. EFQM Modeli stratejik niteliği, operasyonel performans ve sonuç odaklılığıyla birlikte ele alıyor; mevcut çalışma biçimleri, zorluklara ve sorunlara verilen yanıtlar da dikkate alınarak katılımcı kuruluşların geleceğe ilişkin amaçlarının tutarlılığı ve uyumunu irdelemek için ideal bir çerçeve sunuyor. Süreç; Yön, Uygulama ve Sonuçlar olmak üzere 3 ana alanda, 7 değerlendirme kriteri içeriyor.</p>
<p>Değerlendirme sonucu, Pine Bay Hotels &amp; Resorts için sürekli gelişim yolculuğunda yönetim kalitesi ve kurumsal olgunluk alanında yeni bir referans noktası oluşturuyor. Değerlendirme sonucunda elde edilen geri bildirimler, Pine Bay Hotels &amp; Resorts’un gelecek dönem gelişim yol haritasına da yön verecek.</p>
<h2>Başarı yolculuğunda S.A.D.E. bir yaklaşım</h2>
<p>Göçtur’un kurum kültürünü oluşturan S.A.D.E. yaklaşımı da Pine Bay Hotels &amp; Resorts’un başarı yolculuğunun önemli dayanaklarından biri olarak konumlanıyor. Sanat, Aile, Doğa ve Eğitim başlıklarından oluşan S.A.D.E., grubun hizmet anlayışını, çalışanlarla kurduğu ilişkiyi, çevreye bakışını ve öğrenme kültürünü tanımlayan bir çerçeve olarak kullanılıyor.</p>
<p>Rena Çukurova, SADE yaklaşımı ile EFQM başarısı arasındaki ilişkiyi şu sözlerle anlattı: “Göçtur kurum kültürünün bileşenlerini Sanat, Aile, Doğa ve Eğitim (S.A.D.E.) oluşturuyor. Bu bizim için kurum içinde kullanılan bir kavramdan öte, iş yapış biçimimizi tarif eden bir kültür çerçevesi. Sanat, hayata ve mekâna değer katma biçimimizi; Aile, aidiyet ve süreklilik anlayışımızı; Doğa, içinde bulunduğumuz çevreye karşı sorumluluğumuzu; Eğitim ise sürekli gelişim ve öğrenme irademizi temsil ediyor. EFQM değerlendirmesinden başarıyla geçmek, bu değerleri daha sistematik ve ölçülebilir bir yönetim yaklaşımıyla buluşturduğumuzu göstermesi açısından bizim için çok kıymetli.”</p>
<p>Kurum, değerlendirme süreci çıktılarını kalite yönetimi, operasyonel verimlilik, çalışan deneyimi, sürdürülebilirlik ve misafir memnuniyeti alanlarında sürekli gelişim kapsamında kullanmayı hedefliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/pine-bay-turkiye-konaklama-sektorunun-ilk-efqm-5-yildiz-yetkinlik-belgesini-aldi-81395</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/9/5/1280x720/pine-bay-turkiye-konaklama-sektorunun-ilk-efqm-5-yildiz-yetkinlik-belgesini-aldi-1781771213.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pine Bay Hotels &amp; Resorts, Türkiye konaklama sektöründe &quot;EFQM 5 Yıldız Yetkinlik Belgesi&quot; almaya hak kazanan ilk kuruluş oldu. Göçtur Otellerden Sorumlu İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Rena Çukurova, &quot;Bu başarı, turizmde rekabet gücünün yalnızca tesis yatırımı, lokasyon ya da hizmet çeşitliliğiyle değil; ölçülebilir yönetim kalitesi, sürekli iyileştirme disiplini ve sürdürülebilir performans anlayışıyla da güçlendiğini ortaya koyuyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ege-tat-firin-sosyal-sorumluluk-projelerine-hiz-verdi-81393</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ege Tat Fırın sosyal sorumluluk projelerine hız verdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Geçen yıl devreye aldığı üretim tesisinin ardından 2 yeni şube daha açarak sayıyı 16'ya yükseltip büyümesini sürdüren Ege Tat Fırın'ın, gelecek dönem fiziki büyüme yanında sosyal sorumluluk projelerine de hız vereceği belirtildi.</p>
<p>Bir yandan ilk yurtdışı şubesini açmak için çalışmalarına devam eden marka, bünyesinde kurduğu Egetat Akademi’de düzenlediği eğitim programlarıyla da hizmet kalitesini, verimliliğini ve insan kaynağı gücünü artırıyor.</p>
<p>Geleceğe dair hedeflerini ve yol haritalarını Türkiye ve dünyadaki ekonomik gelişmeleri de analiz ederek çizdiklerini belirten Ege Tat Fırın Yönetim Kurulu Başkanı Selahattin Söğüt, “Büyüme planlarımızla ilgili araştırmalarımız neticesinde kararlar alıyor ve netleştiriyoruz. Bu yıl itibariyle  ise franchisinge ağırlık vererek yeni şubeler için görüşmelerimiz sürüyor. Uygun zemin bulduğumuzda gereken büyüme adımlarını atıyoruz. Nitekim bu yıl 2 yeni şube açarak şube sayımızı 16’ya yükselttik” diye konuştu.</p>
<p>Ekonomik konjonktüre ve önlerine çıkan fırsatlara göre şube sayısını artıracaklarını ama bu yıl asıl konsantrasyonlarını sosyal sorumluluk projelerine yönlendirdiklerini dile getiren Söğüt, “Bu topraklardan doğan bir marka olarak müşterilerimiz yanında çevre ve toplum için de değer oluşturmayı ilke edindik. Bu kapsamda çeşitli projeler hayata geçirdik. Okullar, kadın sığınma evleri, yetiştirme yurtları, spor kulüpleri gibi kuruluşlara yaptığımız yardımlar yanında, kaymakamlıklar ve yerel yönetimlerin yönlendirmesiyle dezavantajlı kesimlere yönelik destekler sunuyoruz” dedi.</p>
<p>Bünyelerindeki Egetat Akademi ile hem üretime, pazarlamaya, satışa dair mesleki eğitimler, hem de akademik ve kişisel gelişim eğitimleri verdiklerini vurgulayan Söğüt, “Bu kapsamda 9 Eylül Üniversitesi ve Katip Çelebi Üniversitesi başta olmak üzere bir çok profesyonel eğitim ve danışmalık şirketleriyle protokol ve anlaşmalar yaptık. Her hafta düzenli olarak eğitimler düzenliyoruz. Böylece kendi personelimizi yetiştiriyor, geliştiriyor, eğitiyor ve büyüyoruz. Hem yönetici pozisyonları hem de işe yeni başlayacak olanlar için düzenli olarak eğitimlerimiz var. Burada eğitim alan arkadaşlarımız başka şirketlere geçseler bile, biz bunu mesleğimizin gelişimine sunulmuş bir katkı olarak görüyoruz” dedi.</p>
<h2>“Yurtdışına açılma hedefimiz devam ediyor”</h2>
<p>Şu an ikisi franchising olmak üzere 16 şubelerinin bulunduğunu belirten Selahattin Söğüt, “75’i Menemen’deki imalat tesisimizde olmak üzere 250 kişiye istihdam sağlıyoruz. Yurtdışında şube açma hedefi doğrultusunda çalışmalarımız devam ediyor. Bu kapsamda yurtdışı merkezli bir fon ile görüşüyoruz. İlk yurtdışı şubelerimizi de bu fon ile belirleyeceğimiz ülkelerde açacağız. Dubai ya da Almanya olması büyük bir olasılık. Şu an bütün şubelerimiz İzmir’de. İmalathanemize 3 saatlik mesafeyi aşmayan Balıkesir, Aydın, Manisa gibi illerde yeni şubeler açabiliriz. Zincir bir işletme olmamıza rağmen şimdiye kadar klasik günlük taze üretim geleneğimizi bozmadık, bozmayı da düşünmüyoruz. Uzun vadeli hedefimiz bölgesel üretim tesisleri kurmak. Ülke geneline bu şekilde yayılmayı planlıyoruz. Bölgesel teşviklerin daha yüksek olduğu Manisa radarımızda. Ekonomik ortam uygun olduğunda adımlarımızı atacağız” dedi.</p>
<h2>Fikri Altay Spor Kulübü’nden Ege Tat Fırın’a plaket</h2>
<p> <img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://img.ekonomim.com/rcman/Cw850h1134q95gc/storage/files/images/2026/06/18/whatsapp-image-2026-06-18-at-10-vlxr.jpg" alt="Ege Tat Fırın sosyal sorumluluk projelerine hız verdi - Resim : 1" width="500" height="667" data-lightbox="true" /></p>
<p>Fikri Altay Spor Kulübü yöneticileri Ege Tat Fırın Yönetim Kurulu Başkanı Selahattin Söğüt’ü ziyaret ederek, kulübe verdiği desteklerden dolayı teşekkür plaketi sundular. Plaket töreninde eğitim ve spor büyük önem verdiklerini anlatan Selahattin Söğüt, “Özellikle imkanları kısıtlı olan çocuklar ve gençleri spora yönlendirmeye çalışıyoruz. Bu kapsamda işletmemizin doğduğu yer olan Şemikler’deki Fikri Altay Spor Kulübü ile Karşıyaka Spor Kulübü’nün basketbol takımına destek veriyoruz. Spor ya da çalışma hayatına kazandırdığımız her bireyi toplum için birer kazanım olarak görüyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Fikri Altay Spor Kulübü Başkanı ve Ekonomi Gazetesi Ege Bölge Temsilcisi Yaşar Kuş da amatör kulüplerin finansal açıdan zor durumda olduğu bu dönemde, Ege Tat Fırın’ın sağladığı desteğin kulüp için adeta can suyu olduğunu vurguladı. Fikri Altay Spor Kulübü olarak 350 kişilik bir sporcu havuzuna sahip olduklarını anlatan Kuş, “Misyonumuz bu öğrencilerin sadece spor yapmaları değil aynı zamanda verdiğimiz eğitimle topluma ve ülkeye yararlı bir birey olmaları. Bu da Ege Tat Fırın’ın misyonları arasında yer alan kurumsal sosyal sorumluluk ilkesi ile örtüşüyor” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ege-tat-firin-sosyal-sorumluluk-projelerine-hiz-verdi-81393</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/9/3/1280x720/34663-1781771259.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Tat Fırın Yönetim Kurulu Başkanı Selahattin Söğüt, bu yıl sosyal sorumluluk projelerine yoğunlaşacaklarını belirterek, “Bu topraklardan doğan bir marka olarak müşterilerimiz yanında çevre ve toplum için de değer oluşturmayı ilke edindik. Bu kapsamda çeşitli projeler hayata geçirdik. Okullar, kadın sığınma evleri, yetiştirme yurtları, spor kulüpleri gibi kuruluşlara yaptığımız yardımlar yanında, kaymakamlıklar ve yerel yönetimlerin yönlendirmesiyle dezavantajlı kesimlere yönelik destekler sunuyoruz.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atsoya-kadin-baskan-adayi-81387</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hatice Öz ATSO Başkan adayı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası’nda (ATSO) Ekim ayında yapılması planlanan seçimler nedeniyle başkan adayları ortaya çıkmaya başladı.</p>
<p>Bu yıl 11 milyar lira ciro hedefleyen Lokman Grup yönetim kurulu Başkanı ve ATSO Yönetim Kurulu üyesi Hatice Öz ve Reşat Güney başkan adayı olduklarını açıkladılar.</p>
<p>ATSO Yönetim Kurulu üyesi Hatice Öz, yaptığı yazılı açıklamada, ATSO Başkanlığına aday olduğunu ve seçimlerde oy pusulasının Turuncu olacağını bildirdi. Adaylığını sosyal medyadan da paylaşan Öz, ‘’Geleceğe umutla bakan, değişimi ve gelişimi birlikte inşa eden bir anlayışla ATSO’nun yarınlarını hep birlikte şekillendireceğiz’’ dedi.</p>
<p>Antalya merkezli sağlık, ilaç, teknoloji, tarım ve sağlık turizmi alanlarında entegre 8 şirketten oluşan Lokman Grup Yönetim Kurulu Başkanı Hatice Öz, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’2025 yılında yüzde 50 büyüme ile 8 milyar lira ciroya ulaşan, 2026 yılında yurt içi ve yurt dışında genişleyen operasyonlarla 11 milyar TL ciro hedefliyoruz. Antalya, girişimciliği, üretimi, ticareti ve enerjisiyle Türkiye’nin en güçlü şehirlerinden biri. ATSO’yu geleceğe daha güçlü taşımak, üyelerimizin sesini daha güçlü duyurmak ve ATSO’yu yeniden şehrimizin ekonomik dönüşümüne yön veren bir kurum haline getirmek amacıyla, ATSO Başkanlığı’na aday oldum.”</p>
<p>Açıklamasında şeffaflığı esas alacaklarını vurgulayan Öz, ‘’Bu bir kişinin değil, birlikte üretmeye inananların yolculuğu. Şeffaflığı esas alan, ortak akılla hareket eden, gençlerin ve kadınların daha fazla söz sahibi olduğu, her sektörün kendisini temsil edilmiş hissettiği bir ATSO için yola çıktım’’ dedi.</p>
<p>Antalya’nın güneşin, üretimin, enerjinin ve umudun şehri olduğuna dikkati çeken Hatice Öz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Biz de bu enerjiyi temsil eden, Antalya’nın rengi Turuncu Liste ile yola çıkıyoruz. Geleceğe umutla bakan, değişimi ve gelişimi birlikte inşa eden bir anlayışla ATSO’nun yarınlarını hep birlikte şekillendireceğiz. Antalya’nın potansiyeline inanıyoruz. Üyelerimizin gücüne inanıyoruz. Birlikte başaracağımıza inanıyoruz. Çünkü ATSO hepimizin. Hep birlikte daha güçlü bir ATSO, daha güçlü bir Antalya için… Hayırlı olsun.”</p>
<p><strong>Reşat Güney de aday</strong></p>
<p>ATSO Yönetim Kurulu üyesi Hatice Öz gibi Reşat Güney de ikinci kez ATSO’ya başkan adayı olduğunu açıkladı. ATSO’nun, kentin lokomotifi olması gerektiğini belirten Güney, önümüzdeki günlerde ATSO projelerini kamuoyu ile paylaşacağını bildirdi.</p>
<p>ATSO’nun, kentte kamuoyu oluşturabilecek ve ekonominin de lokomotifi olması gerektiğini vurgulayan Güney, ‘’ATSO üyeleri arasında yönetimde değişim talepleri var. 2026 bütçesi 787 milyon lira olan ATSO, yılın ilk yarısında üyelerine yönelik somut bir iş yapmadı. Akdeniz Üniversitesi Hastanesi için bağışlanan 50 milyon lirayı olumlu buluyoruz. Demek ki bu para istenildiği zaman kullanılabiliyormuş’’ dedi.</p>
<p>KGF Kredilerinin de sanayicilerin yarasına merhem olamayacağını öne süren Reşat Güney, ‘’KGF kredisi olarak 100 milyar lira dağıtılacak. Bunu 81 ile paylaştırdığınızda 1 milyon 300 bin Lira düşüyor. 10 banka KGF kredisi veriyor. Her kentte şube başına 4 kişiye KGF verilmiş olacak’’ diye konuştu.</p>
<p>Geçen dönem Yüksek Seçim Kurulu kararıyla başkanlığı elinden alınan Davut Çetin ile deniz kazasında yaşamını kaybeden Ali Bahar’ın kardeşi Berkay Bahar’ın da önümüzdeki günlerde adaylıklarını açıklaması bekleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atsoya-kadin-baskan-adayi-81387</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/7/1280x720/atsoya-kadin-baskan-adayi-1781766081.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Lokman Grup yönetim kurulu Başkanı ve ATSO Yönetim Kurulu üyesi Hatice Öz, ATSO için başkan adaylığını duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fed-faizi-sabit-tuttu-81386</guid>
            <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fed faizi sabit tuttu, Warsh&#039;tan &#039;kararlılık&#039; vurgusu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ABD Merkez Bankası (Fed), politika faizini beklentiler doğrultusunda yüzde 3,5-3,75 aralığında sabit tuttu.</p>
<p>Fed'den yapılan açıklamada, politika faizinin sabit tutulması kararının oybirliğiyle alındığı belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, Federal Açık Piyasa Komitesi'nin (FOMC) bankanın hedeflerini desteklemek amacıyla federal fon oranı için hedef aralığı yüzde 3,5-3,75 seviyesinde tutmaya karar verdiği bildirildi.</p>
<p>Fed'in açıklamasında, Komite'nin ayrıca bankacılık sisteminde yeterli rezerv bulundurulması politikasını yeniden teyit ettiği aktarıldı.</p>
<p>Ekonomik faaliyetin kısmen Orta Doğu'daki çatışmadan kaynaklanan yüksek belirsizliğe rağmen sağlam bir hızda büyümeye devam ettiği belirtilen açıklamada, verimlilik artışı ve sermaye yatırımlarının güçlü seyrettiği kaydedildi.</p>
<p>Açıklamada, istihdam artışının iş gücüyle uyumlu bir şekilde devam ettiği, işsizlik oranında sınırlı değişim görüldüğü belirtildi.</p>
<p>Enflasyonun enerji dahil bazı sektörlerde fiyat artışlarına yol açan arz şoklarının da etkisiyle bankanın yüzde 2 hedefinin üzerinde kalmayı sürdürdüğüne işaret edilen açıklamada, Komite'nin fiyat istikrarını sağlamaya kararlı olduğu vurgulandı.</p>
<p>Öte yandan, Kevin Warsh başkanlığında gerçekleştirilen ilk FOMC toplantısının ardından yayımlanan karar metninin önceki açıklamalara kıyasla belirgin şekilde kısaltıldığı dikkati çekti. Metinden, gelecekteki faiz indirimlerine yönelik eğilime işaret eden ifadelerin çıkarıldığı görüldü.</p>
<p><strong>Üst üste dördüncü toplantıda politika faizi değişmedi</strong></p>
<p>Fed, geçen yılın ilk beş toplantısında politika faizini sabit tutarken, eylül, ekim ve aralık aylarında toplam 75 baz puan indirime gitmişti.</p>
<p>Banka, geçen yıl art arda üç faiz indirimi yapmasının ardından bu yılın ilk üç toplantısında da politika faizini sabit tutmuştu.</p>
<p>Son kararla birlikte, Fed'in yeni Başkanı Warsh'un görevdeki ilk toplantısında politika faizinde değişikliğe gidilmemiş oldu.</p>
<p><strong>Fed, tahminlerini de açıkladı</strong></p>
<p>Fed, federal fon oranına ilişkin yıl sonu tahminini mart ayında öngördüğü yüzde 3,4'ten yüzde 3,8'e yükseltti.</p>
<p>Banka, federal fon oranına ilişkin 2027 tahminini yüzde 3,1'den yüzde 3,6'ya ve 2028 tahminini yüzde 3,1'den yüzde 3,4'e yükseltti. Fed uzun dönem ortalama faiz beklentisini ise yüzde 3,1 olarak korudu.</p>
<p>Söz konusu tahminler, Fed'in 2026'da faiz artışı yapılabileceğinin sinyalini verdi.</p>
<p>FOMC üyelerinin gelecekteki faiz beklentilerini gösteren nokta grafiği de 18 yetkiliden 9'unun bu yıl en az bir faiz artırımı öngördüğünü ortaya koydu.</p>
<p><strong>Enflasyon tahmini bu yıl için yükseltildi</strong></p>
<p>Bankanın enflasyon tahminleri ise bu yıl için yüzde 2,7'den yüzde 3,6'ya, 2027 için yüzde 2,2'den yüzde 2,3'e çıkarılırken, 2028 için yüzde 2'de sabit bırakıldı.</p>
<p>Değişken enerji ve gıda fiyatlarını içermeyen çekirdek enflasyona ilişkin tahminler de bu yıl için yüzde 2,7'den yüzde 3,3'e, 2027 için yüzde 2,2'den yüzde 2,5'e ve 2028 için yüzde 2'den yüzde 2,1'e revize edildi.</p>
<p><strong>Bu yılki büyüme tahmininde aşağı yönlü revizyon</strong></p>
<p>ABD ekonomisine ilişkin büyüme tahmini, bu yıl için yüzde 2,4'ten yüzde 2,2'ye düşürüldü. Büyüme tahmini 2027 için yüzde 2,3'te bırakılırken, 2028 için yüzde 2,1'den yüzde 2,2'ye yükseltildi.</p>
<p>İşsizlik oranına ilişkin tahminler bu yıl için yüzde 4,4'ten yüzde 4,3'e düşürülürken, 2027 için yüzde 4,3 ve 2028 için yüzde 4,2 olarak korundu.</p>
<p><strong>Warsh, fiyat istikrarını sağlama kararlılığını vurguladı</strong></p>
<p>Fed Başkanı Kevin Warsh, başkanlık görevini devralmasının ardından düzenlenen ilk FOMC toplantısı sonrası basın toplantısı düzenledi.</p>
<p>Fed'in politika faizini beklentiler doğrultusunda yüzde 3,5-3,75 aralığında tutmasının ardından açıklamalarda bulunan Warsh, bankanın fiyat istikrarı ve maksimum istihdam hedeflerine işaret ederek son toplantıda alınan kararların bu doğrultuda şekillendiğini söyledi.</p>
<p>Warsh, enflasyonun Fed'in yüzde 2'lik enflasyon hedefinin oldukça üzerinde seyrettiğini ve bu durumun 5 yıldan fazla bir süredir devam ettiğinin farkında olduklarını belirtti.</p>
<p>"Bu Komite fiyat istikrarını sağlayacak" diyen Warsh, Komite'nin bu konuda "net ve hemfikir" olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>Politika metnindeki sadeleşmeye dikkati çekti</strong></p>
<p>Warsh, toplantının ardından yayımlanan politika metninde yapılan değişikliklere işaret ederek, metnin daha kısa ve daha sade olduğunu, bazı eski ifadelerin çıkarıldığını aktardı.</p>
<p>Fed Başkanı Warsh, "Açıklama, elimizden geldiğince değerlendirdiğimiz kadarıyla sadece olguları ortaya koyuyor. Ayrıca, mevcut politika konjonktürüne pek uygun olmadığı konusunda hemfikir olduğumuz ileriye dönük yönlendirme (forward guidance) de bu açıklamada yer almıyor." dedi.</p>
<p>Bankanın toplantının ardından yayımladığı ekonomik projeksiyonlara da değinen Warsh, Komite üyelerinin tahminlerini sunmaya devam ettiğini ancak kendisinin mevcut yapısıyla projeksiyonlara dair uzun süredir benimsediği görüşler doğrultusunda bir tahmin sunmaktan kaçındığını dile getirdi.</p>
<p><strong>Para politikasının işleyişine yönelik 5 çalışma grubu oluşturulacağını duyurdu</strong></p>
<p>Warsh, para politikasının yürütülmesinde merkezi öneme sahip 5 alanda çalışma grubu oluşturulacağını belirterek, Fed'in iletişim faaliyetleri, bilanço politikası, mevcut veri kaynaklarının kullanımı, dönüşüm çağında verimlilik ve istihdam ile Fed'in enflasyon çerçevelerinin bu alanlar olduğunu aktardı.</p>
<p>Bu çalışma grupları için ekonomi camiasının içinden ve dışından isimlerin bir araya getirileceğini belirten Warsh, bu ekiplerin Fed çalışanları tarafından destekleneceğini kaydetti.</p>
<p>Warsh, çalışma gruplarının amaçlarının mevcut uygulamaları sorgulamak, alternatifleri değerlendirmek ve politika yapıcılara öneriler sunmak olduğunu anlattı.</p>
<p>Çalışma gruplarının gelecek birkaç hafta içinde faaliyetlerine başlayacağını belirten Warsh, çalışmalarının büyük bölümünün yıl sonuna kadar tamamlanmasının beklendiğini kaydetti.</p>
<p><strong>"Fiyat istikrarı hedefimizi gerçekleştirme kapasitesine sahibiz"</strong></p>
<p>Basın mensuplarının sorularını da yanıtlayan Warsh, Fed'in enflasyon tahminleri ve bu süreçte ne kadar sabırlı olunabileceği ile hangi koşullarda faiz artırımı gibi ek adımların gündeme gelebileceğine ilişkin bir soru üzerine, "Fiyat istikrarı hedefimizi gerçekleştirme kapasitesine ve kararlılığına sahibiz, tam olarak yapacağımız şey de budur." dedi.</p>
<p>Enflasyon hedefini tutturma konusundaki kararlılık ve kapasite yeniden tesis edilene kadar yüzde 2 hedefini gözden geçirmek için bir neden görmediğini vurgulayan Warsh, konunun buna ilişkin çalışma grubunun kapsamı dışında kalacağını anlattı.</p>
<p>Warsh, FOMC üyelerinin nokta grafiğine tahminlerini "tepesinde silgi olan kalemlerle" işaretlediklerini belirterek, "Tahminlerini sunarken büyük bir kararlılık görmedim. Aksine, bence sahip olmamız gereken türden bir alçakgönüllülük hakimdi." dedi.</p>
<p><strong>"Masada tek bir öneri vardı"</strong></p>
<p>Fed'in iletişim stratejisine yönelik soruya cevaben Warsh, basın toplantılarının faydalı bir yöntem olabileceğini söyledi.</p>
<p>Warsh, "Bence yeni ve ilginç şeyler ortaya çıkaracağız, bugün bazı değişiklikler yaptık. Daha fazla değişikliğin olmasını bekliyorum ve bunların bazıları bir basın bülteni yayınlamaya değer olabilir." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Veri kaynaklarına dair oluşturulacak çalışma grubu hakkındaki soru üzerine Warsh, kullanılan verilerin çoğunun eski yöntemlere dayandığını, yeni analitik yöntemler kullanılarak resmi istatistiklerin güncel standartlara nasıl taşınabileceği konusunda önerilere açık olduğunu belirtti.</p>
<p>Warsh, finansal piyasa fiyatlarının muhtemelen merkez bankacılarına yol gösteren en önemli bilgi kaynağı olduğuna işaret ederek, ancak finansal piyasaların verilere tepki vermek yerine Fed'in söylediklerini yansıtması durumunda bunun daha az verimli hale geleceğini söyledi.</p>
<p>Toplantıda gelecekte bir faiz indirimi yapılması konusunun gündeme gelip gelmediğine yönelik soruya ilişkin Warsh, masada tek bir öneri olduğunu ve başka herhangi bir öneri üzerine tartışma yapılmadığını anlattı.</p>
<p>Warsh, çalışma gruplarında karar alma yetkisini başkalarına devretmediklerini, onlardan tavsiye gelebileceğini ancak nihai kararın kendilerine ait olacağını dile getirdi.</p>
<p><strong>"Finansal piyasaların sindirmesi gereken büyük bir değişim var"</strong></p>
<p>Son 30 veya 60 dakika içinde piyasalarda görülen tepkilere dair yorum yapmayacağını kaydeden Warsh, "Piyasalara sunduğumuz şey, merkez bankası adına yeni bir dönem ve taze bir bakış açısıdır. Bu, finansal piyasaların sindirmesi gereken büyük bir değişim. Piyasaların ilk birkaç dakikada ya da hatta birkaç gün boyunca nasıl tepki vereceğiyle ilgilenmiyorum. Bence en önemli husus, finansal piyasaların ve en az onlar kadar önemli olan hane halkları ile işletmelerin, merkez bankasının fiyat istikrarını sağlayacağını bilmeleridir." şeklinde konuştu.</p>
<p>Warsh, doğrudan Fed'in faaliyetleriyle ilgili olmayan fiyatlar üzerinde bir etki yaratamayacaklarını ancak petrol, dana eti, yumurta veya süt gibi ürünlerin fiyatlarındaki değişimlerin ekonominin geneline yayılmasını ve ikincil ya da üçüncül etkiler doğurmasını önlemek gibi bir görevleri olduğunu ifade etti.</p>
<p>FOMC'nin yapay zeka ve verimlilik konularını da ele aldığını söyleyen Warsh, yapay zekanın hem büyük fırsatlar hem de riskler barındırdığını, her iki konuyu da son derece ciddiye aldığını dile getirdi.</p>
<p>Warsh, faiz artırımına yönelik soruya, "Bu masanın etrafındaki 19 kişiden hiçbiri tarafından dile getirilmedi. Altı hafta sonra tekrar toplanacağız. Konuyu yeniden ele alacağız." yanıtını verdi.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fed-faizi-sabit-tuttu-81386</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/1/1280x720/kevin-warsh-1778745323.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fed, politika faizini yüzde 3,5-3,75 aralığında sabit tuttu. Başkan Warsh karar hakkında, &quot;Fiyat istikrarı hedefimizi gerçekleştirme kapasitesine ve kararlılığına sahibiz, tam olarak yapacağımız şey de budur.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/abddeki-halkbank-davasi-kapandi-81340</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 18:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> ABD&#039;deki Halkbank davası kapandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Halkbank, ABD'de mahkemenin ceza davasının düşürülmesini onaylamasıyla, banka hakkında 9 yıldır devam eden hukuki sürecin tamamen sona erdiğini duyurdu.</p>
<p>Halkbank'ın açıklamasında, ABD Güney New York Bölge Mahkemesi'nin ABD Adalet Bakanlığı Güney New York Bölge Savcılığı ile Halkbank'ın ceza davasının düşürülmesi için yaptığı müşterek başvuruyu onayladığı bildirildi.</p>
<p>Mahkemenin başvuruyu onaylamasıyla 9 yıldır devam eden ceza davası sona ermiş oldu.</p>
<p>Halkbank'tan Kamuyu Aydınlatma Platformu'na (KAP) yapılan açıklamada da şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Bankamız hakkında ABD'de yıllardır devam eden ceza davası kesin ve nihai olarak kapanmıştır. Kararın Bankamıza, yatırımcılarımıza, müşterilerimize ve çalışanlarımıza hayırlı olmasını dileriz. Ülkemiz ekonomisine 88 yıldır hizmet sunan Bankamız, faaliyetlerini geçmişte olduğu gibi bugün ve gelecekte de tüm ulusal ve uluslararası düzenlemelere uygun, güçlü, güvenilir ve kesintisiz bir şekilde sürdürecek olup hem bankacılık sektörünün hem de ülke ekonomisinin büyümesine katkı sağlamaya devam edecektir."</p>
<p><strong>"Hukuki süreç herhangi bir yaptırım olmadan tamamlandı"</strong></p>
<p>Halkbank Genel Müdürü Recep Süleyman Özdil konuya ilişkin yaptığı açıklamada, "Bu uzun ve zorlu dava sürecinde bize destek olan ve her zaman yanımızda duran başta devletimiz ve milletimiz olmak üzere herkese şükranlarımı sunuyorum." ifadesini kullandı.</p>
<p>Hukuki sürecin Banka açısından herhangi bir adli veya idari yaptırım olmadan tamamlandığını belirten Özdil, "Titizlikle yürüttüğümüz sürecin olumlu şekilde tamamlanması, ulusal ve uluslararası finansal düzenlemeler doğrultusunda oluşturduğumuz hassas uyum politikalarımızı, şeffaflık ve güven esaslı bütünleşik yaklaşımımızı bir kez daha teyit etmiştir. Bu karar, faaliyetlerimize daha öngörülebilir ve daha yüksek bir motivasyonla odaklanmamıza imkan sağlayacaktır." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Özdil, gelecek dönemde Bankanın uluslararası piyasalardaki konumunun daha da güçleneceğini vurgulayarak, şöyle devam etti:</p>
<p>"Bu gelişmenin, yurt dışı kaynak temin imkanlarımızı artırmasını, muhabir bankalarla mevcut ilişkilerimizi daha ileriye taşımasını ve uluslararası finans kuruluşlarıyla iş birliklerimizi derinleştirmesini bekliyoruz. Yeni dönemde, uluslararası yatırımcılar ile finans çevrelerinin Bankamıza yönelik güveninin istikrarlı şekilde artacağını ve yatırımcıların Bankamız ürünlerine olan ilgisinin güçleneceğini öngörüyoruz. Artan güven ve uluslararası işbirlikleri finansman kaynaklarımızı çeşitlendirecek, kaynak maliyetlerimizi yönetmede manevra alanı oluşturacak ve büyüme hedeflerimize önemli katkı verecektir. Böylece uluslararası piyasalardan sağlayacağımız kaynakları daha etkin şekilde reel sektörün hizmetine sunabilecek, üretimin, yatırımın, istihdamın ve ihracatın finansmanına verdiğimiz desteği daha da artırabileceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/abddeki-halkbank-davasi-kapandi-81340</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/0/2/1280x720/halk-katilim-bankasi-as-halkbank-1749032373.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD&#039;deki Halkbank ceza davasının nihai olarak kapandığı bildirildi. Halkbank Genel Müdürü Recep Süleyman Özdil, &quot;Bu gelişmenin, yurt dışı kaynak temin imkanlarımızı artırmasını, muhabir bankalarla mevcut ilişkilerimizi daha ileriye taşımasını ve uluslararası finans kuruluşlarıyla iş birliklerimizi derinleştirmesini bekliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sifir-kilometre-arac-satislari-mayista-yuzde-20-azaldi-81338</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 17:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sıfır kilometre araç satışları mayısta yüzde 20 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Quick Finans, SmartIQ iş birliğiyle hazırladığı 2. El Oto Raporu'nun mayıs ayına ait verilerini açıkladı. </p>
<p>Buna göre, Türkiye'de sıfır otomobil ve hafif ticari araç satışları, 2026 Mayıs'ta 2025 Mayıs'a göre yüzde 22,55 daralma ile 83 bin 442 adet gerçekleşerek, geçen aya göre de yüzde 20'ye geriledi.</p>
<p>Bu yıl Ocak-Mayıs döneminde ise geçen yılın aynı dönemine göre, yüzde 7,40 daralarak 453 bin 138 adet olarak gerçekleşti. Distribütörlerin agresif fiyatlı kampanyaları mevduat faizlerinin cazibesinin yanında, savaş ve altının düşüşü ile ortaya çıkan olumsuz servet etkilerini aşmada yetersiz kaldı.</p>
<p>İkinci el 15 yaş ve 350 bin kilometre sınırına kadar olan otomobil satışlarında ise uzun tatil günlerine rağmen bayram etkisi ile sıfır kilometre otomobile göre nispeten talep canlı kaldı ve önceki aya göre yüzde 3 arttı.</p>
<p>Geçen yıl mayısa göre yüzde 10 daralmanın ise bayramlar dolayısıyla gerçekleşen 6 eksik iş gününden kaynaklandığı düşünülürken, sıfır kilometre otodaki daralmaya karşın, ikinci el otomobilde trendde ucuz araçlara yönelim ile reel fiyatlamadaki gerileme etkili oldu.</p>
<p>İkinci El Otomobil pazarında martta başlayan toparlanma eğilimi mayısta da devam etti. Nisan ayında 334 bin 154 adet olarak gerçekleşen satışlar, mayısta 344 bin 158 adede ulaşarak aylık bazda yaklaşık yüzde 3 oranında artış gösterdi.</p>
<p>Ancak aylık bazdaki bu olumlu görünüme rağmen pazar, geçen yılın aynı dönemine göre daha düşük seviyelerde seyretmeye devam ediyor. Mayısta gerçekleşen satışlar, 2025'in aynı ayında kaydedilen 383 bin 614 adetlik seviyenin yaklaşık yüzde 10 altında kaldı.</p>
<p>Mayısta ikinci el otomobil pazarında stokta kalma süreleri yükselmeye devam etti. Pazar ortalaması 45 günden 48 güne çıkarken, binek araçlarda süre 45 günden 48 güne, ticari araçlarda ise 44 günden 45 güne ulaştı.</p>
<p>Satış adetlerinde gözlenen toparlanmaya rağmen stok devir hızındaki yavaşlama, talebin henüz stokları daha hızlı eritecek seviyeye ulaşmadığını gösteriyor.</p>
<p>İkinci el hafif ticari araç pazarında mayısta satışlar adetleri yükselişini sürdürdü. Nisanda 47 bin 398 adet seviyesinde gerçekleşen satışlar, mayısta 49 bin 310 adede ulaşarak aylık bazda yaklaşık yüzde 4 artış kaydetti. Böylece yılın ilk aylarında görülen dalgalı görünümün ardında pazarda ikinci ay üst üste büyüme gerçekleşmiş oldu.</p>
<p>Buna karşın hafif ticari araç pazarı, geçen yılın aynı döneminin gerisinde kalmaya devam ediyor. Mayısta gerçekleşen satışlar, 2025'in aynı ayındaki 60 bin 324 adetlik seviyenin yüzde 18 altında kaldı.</p>
<p>Mayısta 15 yaş üstü araç pazarında satış adedi ve fiyatı önceki aya yakın seviyelerde gerçekleşti. Nisanda 129 bin 451 adet olan satışlar, mayısta 129 bin 223 adet olarak kaydedildi. Ortalama fiyatlar ise 414 bin lira seviyesinde yatay seyrini sürdürdü.</p>
<p>Öte yandan stokta kalma süresi 50 günden 51 güne yükseldi. Satış hacmindeki durağan görünüm ve stok süresindeki artış, segmentte talebin istikrarlı olmakla birlikte araçların stoktan çıkış hızında belirgin bir iyileşme yaşanmadığını gösteriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sifir-kilometre-arac-satislari-mayista-yuzde-20-azaldi-81338</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/06/otomobil.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Quick Finans&#039;ın mayıs ayı raporuna göre, sıfır kilometre otomobil ve hafif ticari araç satışları, geçen yıla kıyasla yüzde 22,55 daralırken, aylık bazda da yüzde 20 geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kadooglu-holdingin-iso-500de-yukselisi-suruyor-81346</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 17:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kadooğlu Holding’in İSO 500’de yükselişi sürüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Kadooğlu Yağ'ın, küresel ve bölgesel tüm ekonomik zorluklara rağmen üretim, ihracat ve istihdam odaklı büyümesini sürdürdüğü bildirildi.</p>
<p>Şirket, İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından açıklanan "Türkiye'nin En Büyük 500 Sanayi Kuruluşu 2025" listesinde 178. sırada yer aldı.</p>
<p>Şirket açıklamasında göre, İSO 500 verilerinde elde edilen rekor yükseliş, şirketin istikrarlı gelişimini bir kez daha gözler önüne serdi.</p>
<p><strong>"Krizleri aşma konusunda büyük bir deneyime sahibiz"</strong></p>
<p>Kadooğlu Yağ Yönetim Kurulu Üyesi Azime Kadooğlu Akbulut, dünya genelinde ve Türkiye’nin yakın coğrafyasında yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen ülke kalkınmasına destek vermeye devam ettiklerini belirtti.</p>
<p>Küresel ölçekteki ekonomik sorunları aşmanın yolunun çalışmaktan ve üretmekten geçtiğini vurgulayan Akbulut, şunları söyledi:  “Global dünyada yaşanan sorunlar elbette dünya ticaretini de yakından etkilemektedir. Ancak bizler, krizleri aşma konusunda gerçekten büyük deneyimler kazandık. Bu süreçte üretimimize ara vermeden, dünya pazarlarındaki yerimizi koruyarak yeni pazarlara yöneldik. İSO 500 sıralamasındaki bu gurur verici yerimiz büyük bir emeğin, çabanın ve özverinin sonucudur. Başarıda payı olan tüm mesai arkadaşlarımız başta olmak üzere, bizlere güvenen yurt içi ve yurt dışındaki tüketicilerimize teşekkür ederim.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kadooglu-holdingin-iso-500de-yukselisi-suruyor-81346</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/6/1280x720/kadooglu-holdingin-iso-500de-yukselisi-suruyor-1781721494.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kadooğlu Yağ, İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından açıklanan &quot;Türkiye&#039;nin En Büyük 500 Sanayi Kuruluşu 2025&quot; sıralamasında 178. sıraya yükseldi. Şirket, Gaziantep il genelindeki sıralamada ise iki basamak birden atlayarak 7. sıradaki yerini aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sanko-holding-dort-sirketi-ile-iso-500-listesinde-81345</guid>
            <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 17:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanko Holding, dört şirketi ile İSO 500 Listesi’nde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından şirketlerin üretimden net satışları baz alınarak her yıl geleneksel olarak gerçekleştirilen "Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu" araştırmasının sonuçları açıklandı.</p>
<p>Temelleri 1904 yılında atılan ve günümüzde tekstil, enerji, ambalaj ile çimento-yapı başta olmak üzere birçok stratejik sektörde küresel ölçekte faaliyet gösteren SANKO Holding, bu yıl da dört şirketiyle listede yer aldı. </p>
<p>2025 yılı net satış verilerine dayalı araştırma sonuçlarına göre, SANKO Holding çatısı altında üretim yapan ÇİMKO Çimento ve Beton Sanayi Ticaret 101’inci, SANKO Tekstil İşletmeleri Sanayi ve Ticaret 250’nci, Süper Film Ambalaj 295’inci ve SANKO Enerji ise 335’inci sıraya yerleşti. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a32e6f184916-1781720817.jpg" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p>Şirketten yapılan açıklamada, "SANKO Holding şirketleri, üretim kapasiteleri ve satış performanslarıyla listede dikkat çekici başarılara imza attı. Yatırımlarına hız kesmeden devam eden Süper Film Ambalaj, sergilediği yüksek performansla listede 2024 yılı sonuçlarına göre 11 sıra yükselerek 295’inci sıraya yerleşti ve konumunu güçlendirdi. Yenilenebilir enerji yatırımlarıyla dikkat çeken SANKO Enerji ise 2025 yılında, geçen yılın sonuçlarına göre listede 2 basamak yükselerek 335’inci sıraya yerleşti. Yüzyılı aşkın geçmişiyle Türkiye’nin sanayileşme yolculuğuna liderlik eden SANKO Holding, dört büyük lokomotif şirketiyle İSO 500 listesinde yer alarak ülke ekonomisine sağladığı katma değeri bir kez daha tescillemiş oldu. Grup, her yıl düzenli olarak yer aldığı bu prestijli listedeki kalıcı başarısını; Ar-Ge yatırımları, sürdürülebilir üretim modelleri, yüksek istihdam gücü ve küresel pazarlardaki etkin ihracat stratejileriyle pekiştiriyor." denildi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sanko-holding-dort-sirketi-ile-iso-500-listesinde-81345</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/4/5/1280x720/sanko-holding-dort-sirketi-ile-iso-500-listesinde-1781720840.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SANKO Holding, İstanbul Sanayi Odası tarafından açıklanan “Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu” listesinde bu yıl da dört şirketiyle yer alarak üretimdeki liderliğini korudu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
